Page 1

A

G

r

a

m

s

c

i

y s

’ ri

i

O

L

n

K ü l l e r i

Türkçesi: ñekin Tek soy

I

N

I


Pier Paolo Pasolini' nin en önemli şiiri sayılan, dinle ideolojiyi, destansı bir lirizmle bağdaştırmayı başardığı ve Viareggio ö d ü lü 'n ü kazanmış, Gramsci'nin Külleri (1957); faşizm in yıllarca zindanlarda çürüttüğü, büyük düşünür Antonio Gramsci’f e adanmıştır.


NİSAN YAYINLARI 43

KAPAK

N İ L C Ü N ÖN EŞ HAZIRLIK

BOYUT GRAFİK BASIM

KENT BASIMEVİ EKİM 1993 COPYRIGHT ©

PUSULA PRODUCTIONS 5. G A Z E T E C İ L E R S İ T E S İ A 9 / 1 L E V E N T 8 0 6 3 0 İ S T A N B U L T E L : (21 2) 2 6 9 47 1 0 - 2 69 58 4 0 F A X : 2 69 72 50

TC H M Û 7 Ç _ 7 4 Q < ; _ 3 Q _ 1


G ra ms ci ’n i n Külleri

Türkçesi: Rekin Teksoy


Gramsci'nin Külleri

r M ayısın değil bu kirli hava, karanlık yabancı bahçeyi daha da karartıp, kör pırıltılarla ışıtan... Tevere'nin girintilerini, Lazio’nun tepelerini büyük bir yarı çem ber gibi perdeleyen açık sarı dam ların üstündeki köpüklü gökyüzü... Yazgılarım ız gibi sevgisiz bir ölüm indiriyor, güz m avisi eski duvarların üstüne.

^

D ünyanın boğuntusunu taşıyor içinde, bir de, yaşam ı yenilem ek için tüketilen içtenlikli yoğun çabanın yıkıntılar içinde yittiği on yılın bitim ini; sessizlik kısır ve nem li... Yanılgı yaşam dem ekti daha, yaşam a en azından coşku ekleyen o İtalya m ayısında gençtin sen,

5


.ıklın havalarda, sağlığın babalarım ızm kinden h.ıha değil, alçakgönüllü abilerdibozuk, çelim siz ellerinle çizm eye başlam ıştın, bu sessizliği aydınlatan ülküyü (bizim için değildi: ölünce, biz de ölm üştük seninle nem li bahçede.) G örüyorsun,değil m i? bu yabancı sürgün elde, yalnızca dinlenebiliyorsun. Çevreni soylu bir sıkıntı sarıyor. Ve Testaccio işliklerinden boğuk çekiç sesleri geliyor, gün batım m da yum uşayarak: yoksul sundurm aların altında üstü açık sac, d em ir yığınları arasında türkü m ırıldanan b ir işçi kapatırken gününü, yağm ur d iniyor etrafta.

D iki dünya arasında, katılm adığım ız bir uzlaşm a. A rtık seçim lerin, özverilerin... sesi, yaşam ı boğan kandırm acayı ölüm de sürdüren, soylu ve acılı bahçenin sesi. M ezar taşlarının


d in dışı yazıları, laik insanlann bu kara, basık, gösterişli taşlarda süren yazgılarını açığa vuruyor. D oyum suz tutkular yine tutuşturuyor sessizce, güçlü uluslardan m ilyarderlerin kem iklerini; kulam paraların, prenslerin şakaları uğulduyor, yok olm am ışlar sanki, hâlâ dürüstlükten yoksun küllenm iş bedenleri dinlenirken çanaklarda. Ö lüm sessizliği burada, insan kalm ış insanların yurttaşlık sessizliği, parkın sıkıntısında gizlice değişen bir sıkıntının tanığı: ve duyarsız kent kondularla kiliseler arasına sürerken burayı, inançsız dindarlığında yitiriyor görkem ini. Isırganı, sebzesi bol toprak, bu çelim siz selvileri veriyor, bir de solu k şim şirleri çevrelerden duvarlardan inen nem i, akşam , nem i yum uşatıp, yalın bir yosun kokusunda sürdürüyor... alacakaranlığın m orunun bir nane, ya da çürüm üş ot ürpertisiyle


sığındığı kokusuz, seyrek otlarda, sessiz gecenin çırpıntısı başlıyor günün hüznü içinde. İklim i sert, tarihi yum u şak m ı yum uşak, içine bir başka toprağın sızdığı bu du varlar arasındaki toprağın; bir başka nem i anım satan bu nem in; ve yankıları -gökyüzünde yitm iş gölleri, fosfor saçan bilardo m asaları

.

ya da züm rütler gibi yeşil çayırlarla, İngiliz orm anlarının çevrelediği enlem leri boylam ları bildik: "And O ye Fountains..."- dinsel yakarıların.

m K ırm ızı bir bez, direnişçilerin boyunlarına sardıkları gibi, ve çanağın yanında, kül rengi toprakta b ir başka kırm ızı iki sardunya. Burada sürgündesin, katolik olm ayan o katı inceliğinle, bu yabancı ölüler arasına düşülm üş kaydın: G ram sci'n in külleri... U m utla kuşku arasında varıyorum m ezarının başına, rastlantı sonucu geldiğim bu çor^k serada,


yeryüzünde özgür insanlar arasında kalan ruhunun karşısına. (Başka bir şey m i yoksa, daha coşkulu belki, daha alçakgönüllü, yeniyetm elik, cinsellik, ölüm arasında esrik bir ortam yaşam a...) Tutkunun hiç durulm adığı bu yörede -burada m ezarların sessizliğinde- nerede yanıldığını- am a nasıl da haklı olduğunu d u yum suyorum kaygılı yazgım ız içinde- öldürüldüğün günlerde kalem e alm akla son yazılarını. İğrençliği de büyüklüğü de yüzyılların ötesine uzanan bir m ülke bağlı bu ölüler eskil egem enliğin tohum larının yok olm adığının tanıkları: ve -aşağı m ahalledengizliden gizliye yükselen boğuk, keskin, ısrarlı çekiç sesleri sonunun geldiğinin habercileri. İşte buradayım ben de... yoksul, üstüm de vitrinlerin kaba ışığında yoksulların gözlerini kam aştıran giysilerle, bilinm edik sokakların, tram vay koltuklarının beni güne yabancılaştıran

9


kirinden arınm ışım : böyle avarelikler git gide azalıyor yaşam kavgası içinde; ve sevecek olursam dünyayı, çıkarsız, öfkeli, şehvetli bir sevgiyle seviyorum , tıpkı vaktiyle şaşkın yeniyetm eliğim de, burjuva hastalığı burjuva benliğim i sardığında ondan nefret ettiğim gibi: ve şim di -seninle- bölünen dünya, iktidarı elinde tutan bölüm ün kininin, neredeyse gizem li nefretinin hedefi değil m i? Senin tu tadığınla olm asa bile dayanıyorum yine de, seçim yapm ıyorum çünkü. Savaş ertesinin yıkım ında, bir şey istem eden yaşıyorum : loş utancında bilincim in -tepeden bakan, um arsız bayağılığından tiksindiğim - bu dünyayı severek...

IV K endim le çelişm enin, seninle b irlik te ' ve sana karşı olm anın utancı; seninle birlikte aydınlıkta, içim in gecesinde sana karşı; babam a ihanet ettim -düşüncede, bir eylem gölgesinde- am a biliyorum içgüdülerin, coşku veren güzelliğinin sıcaklığı 10


ile bağlıyım ona; senden eski proleter b ir yaşam a kapılıp, bin yıllık savaşım ı yerine sevincini din bildim kendim e: doğasını, bilincinin yerine; insanın eylem de yitip giden . başlangıç gücü, şiir gibi bir ışık, bir özlem esrikliği veriyor ona: daha fazlasını söyleyem em , ne desem doğru olur, içten olm az, soyut sevgi olur hüzünlü sevgi yerine... Yoksullar içinde bir yoksul, bağlandım tıp k ı onlar gibi utanç verici um utlara,

yaşam ak için savaşıyorum onlar gibi her gün. Ama kısm eti kapalı içler acısı konum um da: burjuva ürünlerinin en coşkulusuna en kusursuzuna sahibim . Am a benim tarihe sahip olm am gibi tarih de bana sahip; aydınlatıyor beni, am a ışık neye yarar ki?


V

Birey dem iyorum , n e de tensel, duygusal tutkular olgusu... kusurları başka, işlediği günahın adı, alınyazısı başka... D oğm adan öncenin sıra sıra kusurlarıyla, bir de nesnel günahla yoğurulu ham uru! O nu etli kem ikli kılan iç eylem leri, dış eylem leri yaşam daki dinlerin hiçbirinden bağım sız değil, o din ler ki, ışığı kandırm ak, kandırm acayı ışıtm ak için koyulm uş birer ölüm ipoteği. V erona’ya g öm ü lm ek olsa da ölüsünün yazgısı, katoliklik yoluyla onlarla savaşım ı: yüreğini yönlendiren tu tku lar cizvit; daha derinde, kutsal kitap kurnazlıkları var bilincinde ve alaycı, özgürlükçü bir coşku... ve bir kaba ışık, taşra kökenli bir beğeninin iğrençlikleri arasında... O torite ile A narşinin hayvansı b ir tem elde silindikleri en u fak ayrın tılar bir de... Erdem in kirlisine, günahın esrikliğine 12


t

sığınıp, saplantılı bir saflığın utancını! yaşıyor ben: içim de yürek delen yoğun bir unutuştan oluşan b ir yaşam duygusu, yaşam a yan çizerek yaşıyorum bense... A h, söz etm eden rüzgârın serin ürpertisinde nasıl da anlıyorum , Rom a'nm sessizliğinde, yorgunluktan bel verm iş selviler arasında, yanıbaşında, m ezar taşında Shelley yazılı ruhu... N asıl da anlıyorum duygular burgacını, (kuzeyli bu soylu gezginin yüreğindeki grek) düşlem ini, onu Tiren denizinin kör m avisinde yutan; serüvenin tensel sevincini, güzellikle çocukluktan oluşan: Yılgın İtalya ise, sanki dev bir ağustosböceğinin k am ın d a gibi, kıyılarını sergilem ede,

;

Lazio'nun düzensiz/puslu çam dizileri arasında, sarıya çalan roka çiçeği tarlalarında, dökülen giysiler içinde, organı kalkm ış Lazio'lu b ir yeniyetm e uyuya kalm ış bir G oethe düşünde... G üzelim kaynak sularının hüzünlü M arem m a'sm da,

13


bir çobanın bilm eden gençliğini aşıladığı keçi yollarına cevizlerin gölgesi düşm ede. V ersilia’nm m is kokulu kurak kıvrım ları birbirine dolanm ış deniz çıkm azlarına indiriyor d uru m erm er yataklarını, ve C inquale'de karanlık, pem be ü stü ne cam m avisi alev alev A pu ana’larda dağınık, baştan başa işlenm iş bayram sevincinde kırların oya gibi eğim lerini... Sanki kokulu bir ürkünün altüst ettiği çakıl, döküntü serpili, nem li, dim dik R iviera'da, güneş göz alıcı kılm ak için denizin yağlarını rüzgârla yarışm ada... Ve çevrede sevin ç hom urtuları, cinsellikle ışığın sonu gelm eyen vurm alı çalgısının: İtalya alışık olm alı titrem iyor hiç, yaşarken ölm üş gibi, y üzlerce lim anın küçük, kirli kum sallarında, devedikeni tarlaları boyunca, kıyı halkı içinden esm er yüzleri terli gençler, sım sıcak haykırıyorlar

14


dostlarının adını... Y eryüzünde olm anın um utsuz tutkusundan vazgeç m i diyeceksin bana, ey süssüz ölü?

VI G idiyorum , hüzünlü de olsa, biz yaşayanlar için usulca inip, kül rengi gölgesiyle yöreyi saran akşam# bırakıyorum seni. A kşam , işleyip büyütüyor her yeri. Ç evreyi boşaltıyor ve ötelerde öfkeli bir yaşam ı besliyor, boğuk tram vay sesleri, taşralı insan çığlıkları oluştururken cılız, dağınık bir dinleti. Ve görüyorsun değil mi arabalarında, varoluşun yalancı, kavrayıcı bağışının tüketildiği dökülen evlerinde bağıran, gülen uzaktaki bu canlılar için yaşam yalnızca bir ürperti; toplu b ir bedensel gösteri; yokluğunu duyum suyorsun değil m i gerçek dinin; yaşam değil, 15


günlük didişm e dışında tutku bilm eyen bir hayvan sürüsünün gizli orgazm ı, -belki yaşam dan bile sevinçlisağ kalabilm e çabası: içten içe çürüm eyi bayram a dönüştüren, içten içe bir coşku. D üşünce anlam ını yitirdikçe -tarihin bu boşluğunda, yaşam ın sustuğu bu uğultulu aradaher şeyi süsleyip kirli bir ateşle tutuşturan, göz alıcı, yakıcı, neredeyse İskenderiyeli bir ten düşkünlüğü daha da çıkıyor öne, bir şeyler çökerken yeryüzünde, dünya yarı karanlığa sürükleniyor, alanlar boşalıyor, işlikler kararıyor. Işıklar yandı şim diden, Z abaglia sokağını, Franklin sokağını, çirkin tepeyle Tevere kıyıları ve ırm ağın ötesinde M onteverde'nin gökyüzünde toplayıp dengelediği seçilm eyen kara görüntü arasındaki bahtsız Testaccio'yu baştan başa donatm ak için. Kıvılcım lar saçarak yitip giden, sanki hüzünlü bir deniz gibi donuk ışık dizileri... N eredeyse yem ek vakti;

76


kapılarında işçi salkım ları, m ahallenin tek tük otobüsleri ışıldıyor ve ağ ır ağ ır gidiyor askerler birlikte, yapışkan m olozlar, kurum uş çöp yığınları arasında gölgelere sığınıp bu kışkırtıcı pislikte öfkeyle bekleşen küçük orospuların yuvalandığı tepeye; ve az ötede tepenin eteğine sürülü küçük evlerde, ya da d ü nyalar gibi binaların orta yerinde, paçavra hafifliğinde çocu klar oynuyor, artık soğuk olm ayan ilkyaz esintisinde; ıslık çalıyor kaldırım larda, gençliğin boşverm işliğinde yanan yeniyetm eler, bir R om a m ayısının günbatım ı şenliğinde; büyük bir gürültüyle iniyor garajların d em ir kepenkleri, sevinçle, karanlık rahata eriştirirken akşam ı ve Testaccio alanının çınarları altında, fırtına kalıntısı gibi esen rüzgâr yum uşacık, m ezbahanın yaşlı duvarlarını, atıklarını yalayıp, kokm uş kanlara bulaşsa, her yere pislik, yoksulluk kokusu saçsa da.

17


Yaşam bir uğultu ve içinde yiten bu insanlar bile bile yitiriyorlar onu, yürekleri yaşam dolu: işte yoksullar tadını çıkartıyor akşam ın: ve güçsüzlerde, güçsüzler için doğu yor yine güçlü efsane... Ama ben, ancak tarih içinde yaşam a bilincinde yüreğim le, artık arç tutkular ü retebilir m iyim tarihim izin bittiğini bilince?

1954

Gramsci San Paolo ile Testaccio arasındaki Ingiliz me­ zarlığında (Roma'da), Shelley'nin mezarının az ötesinde küçük bir mezara gömülüdür. Mezar taşında Cinera Gramsci (Gramsci'nin Külleri) yazısı ile doğum ve ölüm tarihleri vardır (PPP).

18


Bir Papa'ya

Sen ölm eden birkaç gün önce, ölüm gözüne sen yaşta birini kestirdi, yirm isinde sen öğrenciydin o işçi, sen soylu varlıklı, o halktan biri: am a aynı günler ikinizin de üstünden ışırdı gençleştirm ek için yaşlı Rom a'yı. Ölüsünü gördüm , Z ucchetto garibin teki. İçkili d olaşırken gece pazar yerinde San Paolo'dan gelen tram vayın altında kalıp çınarlar arasında, raylarda sürüklendi bir süre: saatlerce tekerlerin altında bekledi: çevrede üç beş m eraklı toplandı sessizce bakm ak için: gelip geçen azdı, saat geçti. Sen var olduğun için var olan insanlardan biri, bıçkınlar gibi göğsü bağrı açık yaşlı bir em niyetçi fazla yaklaşanlara bağırıyordu: "A çılın!" diye. Derken hastaneden cankurtaran geldi, ölüyü yüklendi, insanlar dağıldı, giysi yırtıklan kaldı bir iki yerde, ve az ötede, gececi kahvenin, onu iyi tanıyan sahibi kadın, yeni gelen birine Zucchetto tram vay altında kaldı, can verdi, dedi. Birkaç gün sonra da sen tükendin: Zucchetto senin kilisenin büyük insan sürüsündendi, 19


geceleri dolaşan, kam ını kim bilir nasıl doyu ran, kim sesiz, yersiz yurtsuz içkici garibin biri. H aberin yoktu halinden onun: haberin olm adığı gibi binlerce binlerce m esihten onun gibi. Z ucchetto'ların sevgini niçin hak etm ediklerini kendi kendim e sorm am , acım asızlık belki. Analarla çocuklar, bir başka çağın külleri, çam urları içinde yaşıyorlar rezil yerlerde. Senin öm rünü geçirdiğin yerin az ötesinde, San Pietro'nun güzelim kubbesinin berisinde G elsom ino bunlardan biri... Taş ocağının ikiye böldüğü tepenin eteğinde bir dizi yeni yapıyla bir su birikintisinin orta yerinde bir sürü izbe, ev değil dom uz ini. Bir işaretin, bir sözcüğün yeterdi buradaki evlatlarının evlerde oturm aları için, ne b ir işaret verdin, ne bir sözcük söyledin. M arx'ı bağışlam an istenm iyordu ki! Seni ondan, onun dininden ayıran dev dalgalar vardı binlerce yıllık yaşam dan yansıyan: senin d ininde yok mu acım anın yeri? Papalık ederken sen, binlerce kişi, ahırlarda bok içinde yüzdü gözlerinin önünde. Bilirsin, kötülük etm ek değil günah işlem ek: asıl günah, iyilik etm em ek. Ne iyilikler edebilirdin! H içbirini etm edin: gelm iş geçm iş en büyük günahkâr sensin. 20


Umutsuz Bir Canlılık

Tıpkı bir C odard film i gibi: tek başına, Latin N eo-kapitalizm in otoyollarında yol alan bir arabada -havaalanı dönüşü(M oravia'yı bavullarıyla baş başa bırakıp) "Alfa R om eo'sunu sürüyor" tek başına tanrısallığı ancak içli dizelerle anlatılabilir b ir güneş altında -yılın en güzel güneşitıpkı bir G odard film i gibi: bu kıpırtısız, benzersiz güneşin altında ışıyor Fium icino lim anının ağzı -kim seye belli etm eden gelen m otorlu bir tekne -yırtık pırtık yün giysili Napolili denizciler -bir trafik kazasının çevresinde üç beş kişi... -tıpkı bir G odard film i gibi- neo-kapitalizm in utanm az acım asızlığının orta yerinde duygusallık izleridireksiyonda Fiumicino yolunda,

21


ve işte şato* (ne güzel bir gizem Fransız yönetm en için, puslu, bitim siz, binlerce yıllık güneşin altındaki papanın bu hayvan azm anı, toprak kölelerinin çirkin tarlaları, dizi dizi ağaçlaı üstünde m azgallarıyla)... -diri diri ateşe atılm ış, kam yon tekerleri altında kalm ış, bir incir ağacına asılm ış bir kedi gibiyim , am a, yedi can ın dan en azından altısı geri kalm ış, kan çorbasına dönüşm üş bir yılan, yarısı yenilm iş bir yılanbalığı gibi -yum ulu gözlerin altında çökm üş yanaklar, kafaya serpili iğrenç saçlar, çocuk kolu gibi incecik kollar -geberm ek istem eyen bir kedi, Belm ondo "A lfa R om eo'sunun direksiyonunda" özsever bir kurgu m antığında zam andan kopuyor, katıyor Kendini: peş peşe geçen saatlerin sıkıntısıyla öğle sonrasının öldürücü parlaklığıyla hiçbir ilgisi olm ayan görüntülere...

T a p a n ın yazlık sarayı (Ç ev.)

22


A nlatam am ak değil ölüm , ölüm artık anlaşılam am ak. Ve papanın bu hayvan azm anı, incelikten yoksun olm ayan -uysal köleler gibi tem elde m asum toprak ağalarının tım arlarının anısıyüzyıllar boyunca binlerce öğlenin tek konuğu bu güneşin altında, bentler, genç kavaklar, karpuz tarlaları arasından yükselen papanın bu hayvan azm anı, payandaları Rom a'nın açık portakal sarısı Etrüsk, Rom a yapıları gibi çatlak papanın bu hayvan azm anı, artık anlaşılam az olm ak yolunda.


Şiirli Ses

(Marilyn Monroe için) G eçm iş dünya ile gelecek dünyadan yalnızca güzellik kalm ıştı geriye, bir de sen çaresiz küçük kardeş, ahilerinin peşinden koşan, onlara öykünüp, onlarla gülüp ağlayan. Sen, en küçük kardeş, alçakgönülle taşıdın sırtında güzelliği ve halkın içinden gelen kızın ruhu hiç bilm edi güzel olduğunu, bilseydi, güzellik olm azdı ki. D ünya öğretti sana güzelliğini

,

ve güzelliğin dünyanın oldu. Korku salan geçm iş dünya ile korku salan gelecek t dünyadan yalnızca güzellik kalm ıştı geriye, bir de sen, uysal bir gülücük gibi sürüdün onu peşinden. U ysallık bol gözyaşı dökm eyi, kendini verm eyi, gülen gözlerle acım a dilenm eyi gerektirdi. Ve alıp götürdün güzelliğini. Yitip gitti bir altın zerresi gibi. 24


A ptal geçm iş dünya ile yabanıl gelecek dünyadan, bir güzellik kalm ıştı geriye, küçük kardeşin küçük göğüslerini, kolayca açılan küçük göbeğini vurgulam aktan utanm ayan. G üzellik bunun için vardı, senin dünyanın tatlı kızlarının... M iam i'de, Londra'da yarışm alar kazanan tacir kızlarının güzelliklerinin aynı. Yitip gitti altın bir güvercin gibi. Dünya öğretti sana güzelliğini, ve güzelliğin artık güzellik olm aktan çıktı. Ama sen çocuk olm ayı sürdürüyordun, geçm iş gibi aptal, gelecek gibi acım asız, ve seninle İktidarın sahip çıktığı güzelliğin arasında, yer aldı bugünün olanca aptallığı, acım asızlığı. G özyaşları arasında bir gülücük gibi sürüdün onu hep peşinden, edilginliğinle arsız, uysallığınla ahlaksız. Yitip gitti ak bir altın güvercin gibi. G eçm iş dünyadan arta kalan, gelecek dünyanın istediği, şim diki dünyanın sahip çıktığı güzelliğin ölüm cül bir kötülük oldu. Şim di artık abiler dönüp geriye bakıyorlar, rezil oyunlarına bir an ara veriyorlar, sağır dalgınlıklarından sıyrılıp soruyorlar kendilerine: "M arilyn, küçük M arilyn, 25


yol mu gösterdi yoksa bize?" Şim di sen, hiçbir değeri olm ayan, gülüm seyen çaresiz kız, ilk sensin, dünyanın kapılarının ötesinde ölüm yazgısına terk edilen.


"Evet ne yapıyorlar varlıklı ailelerin akıllı çocukları..."

Evet ne yapıyorlar, varlıklı ailelerin akıllı çocukları, edebiyattan resim den söz etm enin dışında, kendi aralarında? Daha alçak kökenli -daha derin tutkulu, am a daha az incelikliarkadaşlarıyla da belki. Edebiyattan resim den söz ediyorlar, aşağılık, kundakçı, her şeyi havaya uçurm aya hazırlar eskiden anlaşılm ayan yazarların kıçlarını ısıttığı kahve sandalyelerini genç kıçlarıyla ısıtm aya başlıyorlar. Ya da volta atıyorlar (kentin eski kesim inin kutsal kaldırım larını, erler ya da orospular gibi arşınlıyorlar) bozguncular, burjuva snopluğuna tutulm uşlar -olanca içtenliği, idealizm i eylem e yatkınlığıyla: Esenin'in, Sim on YVeil’in acılı gölgesi ruhlarında. D uralım biraz: ütü yanığı kokulu, gizliden gizliye sevdikleri babalarının ucuza kapattığı dolaplı, perişan apartm anlardan da gelseler terler içinde -tersine, uşakların satıcıların neredeyse göksel bir alışkanlıkla


bir zenginlik çem beriyle çevreledikleri evlerden de gelselergenç edebiyatçıların yüzleri terli yaşlanm ış gibi, yaşlılar gibi benizleri uçuk, avurtları çökük; ağır yem eklere dayanam ıyorlar yünlü giysilere de; pis kokulu hastalıklara -diş, barsak- yatkınlar, aptes edem ezler: kısacası m em ur abileri, tacir am caları gibi, onlar da küçük burjuva. Sevginin s'sinden yoksun kocam an bir aile. • Bu aileye arada bir Tapılası düşer. Ama tuhaftır, ötekiler, boklular gibi, O da, (geçen yüzyılın başından, 1945-1955 arasındaki kısa ara dışında, günüm üze dek) yok edici bir Tanrıyı çağırır: onu da, toplum sal sınıfını da yok edecek. Ben de çağırıyorum arada! Bu istek bir kez kabul de edildi. Sioux eşarplı tüysüz yeniyetm eler, şakakları saçsız, m avi keçelere bürünm üş Torinolu sahte gençler, dilin kurallarını altüst edenler. M onza'da yem ek boykotu yapan öğrenciler, ancak gerçek dem okrasinin sahteyi yok edeceğinin bilinci içinde, çevreye öfkeli bakışlar savurm alarına yol açan bir anti-burjuva form ül bulm uş gibi 28


Bçandenburg K onçertolarını seven kürklü istem ezükçüler; olanca iyi niyetleriyle sperm alarını dinam it sanan sarışın anarşistler (dekor gibi yapay sokaklarda kocam an gitarlarla uyuz sürüler gibi dolaşanlar). Sınıfları işgal edip, tem elli vazgeçecek yerde, İktidar isteyen acem i üniversite öğrencileri; Zencilerin de Beyazlar gibi olduklarına karar veren (ama belki Beyazların Z enciler gibi olduklarını, atlayan) yanlarında arkadaşları gerillalar: hepsi bunların Y ok edici yeni bir Tanrının gelişini hazırlıyorlar; bilm eden kollarında gam alı haçlarını taşıyorlar: oysa gerçek hastalıklarla, sırtlarında gerçek paçavralarla, ilk onlar girecek gaz odalarına: istedikleri de bu değil m i? K endilerini, bağlı oldukları toplum sal sınıfı hem de en korkunç biçim de yok etm ek istem iyorlar m ı? Ben, deriyle, kıllarla kaplı evet, görevini yapabilen, am a bir devin ağır ve kutsal, kocam an ve orantılı, yum uşak ve güçlü sapınca, sonsuza dek aşağılanm ış küçük sapım la; ahlakçılıkla duyguculuğun derinliklerinde dolaşan, ikisiyle de savaşarak, çıkış yolu arayan ben, (özgür bir ahlak, özgür duygular asıllarının yerine: yapay bu nedenle de, burjuvazinin kuralı gereği, gülünç olm aya yönelik, 29


asıllarından daha da aşırı esinlenm elerle); kısası, hep aynı biçim de çalışan bir çarkın içindeyim . Burjuvazi uyanıktır, akla tapar: <am a vicdanı kirli olduğu için kendini cezalandırm aya, yıkm aya bakar: kendini yıkm a görevini, hem de en yoz çocuklarına verir: onlar da (bir bölüm ü kim i kez gerici, aşağılık bile olan, yararsız bir bağım sız burjuva yazar saygınlığını aptalca koruyarak, bir b ö lü m ü . sonuna kadar gidip yiterek) söz dinler, yerine getirirler bu karanlık görevi. Ve başlarlar çağırm aya söz konusu Tanrıyı. H itler gelir, Burjuvazi sevinir. Kendi elleriyle kendi işini bitirir. Suçlarını yüklediği, yarattığı Kahram anın eliyle cezasını bulur. N elerden söz ediyorlar 1968 gençleridarm adağınık saçları, uzaktan asker üniform asını çağrıştıran, benim ki gibi m utsuz organlarını örten İngiliz kökenli giysileriyle, edebiyatla resm in dışında? Ne anlam a geliyor bu da, bir kez daha vursun diye 38'dekinden daha büyük suçları için, küçük burjuvazinin karanlık dibinden, yok edici Tanrıyı çağırm aktan başka? 30


Y alnızca bizler, küçük burjuvalar biliyoruz zorba olm ayı, ve M arx'ın da ötesine geçip Bitp azann dan giyinen aşırılıktan yana bu gençler, bağırıp çağırm aktan başka ne yapıyorlar, general, m ühendis gibi, generallere m ühendislere karşı. Bir iç savaş. Birisi tükenip ölecek olsa gerçekten m ujik giysileriyle, on altısına gelm eden belki de yalnızca o olacak haklı

Ötekiler birbirlerini boğazlıyorlar.

31

Pier paolo pasolini gramsci nin külleri  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you