Page 1

MEHMET ALTAY KÖYMEN

ALP ARSLAN ZAMANI SELÇUKLU ASKERÎ TEŞKİLÂTI

A n k ara U n iv . D- T . G . Fak ültesi T a r ih A raştırm aları D ergisi C ilt V ., S a y ı 8 - 9 d a n ayn b asım

19 6 7

ANK A

R A

Ü N İ V E R S İ T E S Î

B A S I M E V İ

.

1 9 7 0


ALP ARSLAN ZAMANI SELÇUKLU ASKERÎ TEŞKİLÂTI* M ehm et A ltay K Ö YM EN G İR İŞ D aha “ A l p A r s l a n ve Zamanı'''' adlı Idtabımızm başında B ü y ü k S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ’nun yapısından bahsederken, devletin T ü rk 1er ve I r a n l ı l a r o lm a k üzere, başhca iki etnik unsura dayandığını, mülkî teşkilât kadrolarım umumiyetle İ r a n l ı l a r ’ın, askerî teşldlât kadrolarmı ise hemen hemen müshasıran T ü r k l e r ’in işgal ettiklerini belirtm iştik ^ İ r a n l ı l a r ’ın hangi kadroları işgâl ettiklerini ve devlet hayatındaki rollerini, A lp A r s la n zamanında hükümet ve eyâlet teşkilâtını bahis mevzuu eder­ ken, yine aynı kitabım ızda belirtmeye çalıştık. Şimdi de aynı hükûmdaizamanında, T ü r k l e r ’in başlıca rolü oynadıkları askerî teşkilâtı ye mesele­ lerini ele alacağız. Adı geçen eserimizde hükümet ve eyâlet teşkilâtına dâir vcrdiğiıniz bilgi ile askerî teşldlât’m mülkî teşkilât aleyhine nasıl geliştiğini göstermiştik^. E sasın da mülkî tcşkUât kadrolarını işgâl eden İ r a n l ı l a r ’la, askerî teşkilât kadrolarını işgâl eden T ü r k le r arasında, bütün S e lç u k lu tarihi boyunea, -b âzan b aştak i T ü r k hüküm darı ile mülkî teşkilâtın başı olan î r a n l ı * Bit yazının hazırlanm asında yardım larını esirgemeyen Dr. ISmel E sin ile Prof. Dr. Adnan S. E rz i’ye sonsuz teşekkürlerim i ve minnetlierimi arz ederim. 1 26 A ğustos 1971 de 900. yıldönümünü id râ k edeceğimiz M a l a z g i r t

M eydan

M u h a r e b e s i ’nin büyült kahram anı için hazırladığım ız bu büyük esere bakm ız. 2 Meselâ bk. M e h m e t A lt a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve z a m a n ı ; ^ Ş a h n e l i k ” . B a ­ şında kılıç ehlinden bir T ü rk ’ün bulunduğu bu mücssesenin, başında kalem ehlinden bir tranhm n bulunduğu amîdlik aleyhine olarak n asıl ehemmiyet kazandığını gösterdik. Bildiğim ize göre, S e lç u k lu devri askerî teşkilâtına dair henüz ciddî bir araştırm a yapılm a­ m ıştır. İlk defa biz bu yazım ızla yeni kaynaklara dayanarak ağırlık merkezini A lp A r s la n ve zamanı teşkil eden m üstakil bir araştırm a denemesine giriştik. H albuki b aşk a-T ü rk olan veya olm ayan-islâm devletlerinin askerî teşkilâtına dılir m uhtelif zam anlarda m üstakil araştırm alar yayınlanm ıştır. Bv.nlardar. görebildiklerimizi sıralıyoruz; 1) M. F . G h a z i, RemarpeT^ıîTFîvrmSTŞte^^^^^

de l’In stitut des Bellcs


2

M ehm et a lt a y

köym en

veziri de içine a lan - gizli Veya açık, dâimi bir nüfuz miicadcIesi olagelmiştir. . Ayrıca görüleceği gil)i, bu mücadelenin akisleri, ın eşh u rİraıılı vezîr N iz â m ü ''l-m ü lk ’ün eserinde de yer almıştır. B u nüfuz mücadelesi, S e lç u k lu D e v l e t i ’jıin esas itibariyle askeri mâhiyeti hâiz bir siyasî teşekkül olması vasfını gölgeleyemez. Gerçekten, devlette herşeyin orduya dayandığı tereddüdsüz söylenebilir. Ordu herşeyde merkezdir. H üküm dar da herşeyden önce bir başkum andandır. E sas vazifesi, ordusunun başında akınlar ve savaşlar yapm aktır. Ordu hakkındaki bu telâkki, gelip geçmiş bütün T ü r k devletlerinde hâkimdi. Bu sayede T ü r k le r A navatan’da olduğu kadar, A navatan dışında d a büyük im paratorluklar kurmuşlai'dır. B ilhassa A navatan dışında kurul­ muş devletlerdeki şartlar, orduya daha d a ehemmiyet vermeyi icap ettiriyor­ du. Yabancı soydan kavim ler ve milletler üzerinde ince bir tab aka teşidl eden T ü r k le r , hâkimiyetlerini devam ettirebilmek için her bakımdan (disip-Un, teçhizat, v.s.) mükemmel bir orduya sahip olmak zorunda idiler. İdare ve teşkilâtçılıktaki dehâları ile böyle bir ordu m eydana getirmeğe m uvaffak oldukları için de T ü r k l e r tarih boyunca çok büyük devletler ve im parator­ luklar kurmuşlardır. T ü r k le r , devlet kurm a ve idarede olduğu gibi, ordu teşkili, tanzimi, sevk ve idaresinde de, uzun tarihlerinin derinliklerinden gelen tecrübeye ve ananeye sahiptiler. B u itibarla onların hâkim oldukları kavimlerden birşey alm aya pek ilıtiyaçları yoktu. Aksine, b aşk a kavim ler ve siyasî teşekküller T ü r k l e r ’e karşı daha tesirli mücadele edebilmek için, onların askerî teşki­ lâtım ve stratejisini kabule mecbur oluyorlardı ^ Lem -es Avabes, Tunis

(1960).

2) N. F ıies, D a Hceı-eswesen der Araber zur Zeit der Omayyaden, 1921. .3) W. Hoerenbach, Zur Heeresvervvaltuug der Abbasiden, D er Islaın^ X X I X s. 257 4) X V III 5)

(1950),

vdd. C. E . Bosvvortlı, M ilitary Organisation ııtider thc B ay id s o f Porsia and Iiatj, Oriens, - X I X (1967), s. 143 vdd. C. E . Bosworth, Ghazuavid m ilitary Organization^ Der İslam , X X X V I (1960), s. 37

vdd. 6) M. A. R . Gibb, The Arınies of Saladin, Studies ou the Civilization of İslam , ed. S. J . SlıawW. R . PoUc, London, 1962, s. 74 vdd. 7) D. Ayalon, Studies on thc S tn ıctre of the Mamluk Army, B . S. O, A. S-, X V - X V I (1953-4) s. 443 vdd. 1 Bu hususta fikir edinmek için m eselâ bk. E . D a r k o , L e role des p e a p l e s n u m a d e s c a v a l i e r s d a n s la t r a n s f o r m a t i o n dc V e m p i r e r o m a i n , Byzaution, X V I II (1946-413), s. 85-97.


A L P A H SL A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R İ TE.ŞICİLATI

3

Hiç şüphe yok ki, cesaret, disiplin, ve mahrumiyete taham m ül gibi v a ­ sıflar bulunm adıkça, yalnız teşkilât ve strateji, ne kadar mükemmel olursa olsun, netice istihsalinde pek mühim rol oynayam az. B u vasıflar T ü r k le r ’de olduğu k adar başk a pek az millette vardır. İşte bu vasıfları dolayısiyle T ü r k l e r tarih boyunca çok defa üstün düşm an kuvvetlerini mağlup etmişler ve yabancı kavim ler üzerinde hâkim iyet kurmuşlardır. T ü r k le r , savaşlarda kullandıkları silâhları kendileri imâl ederlerdi. T ü r k l e r ’in ok ve y ay im âlâtm da olduğu gibi, demircilikteki maharetleri de malûmdur. Onlar bu hususta destanlar ve efsaneler m eydana getirmiş­ lerdir. Böylece sav aşta en mühim rolü oynayan ok ve y ay ile kılıç, mızrak v.s. silâhları T ü r k l e r kendileri im âl ediyorlardı. T ü r k le r , en iyi silâh imâl eden bir millet olduğu k adar imâl ettikleri silâhları en iyi kullanan bir milletti de. B u hususta aşağıda ayrıca malû­ m at vereceğiz. T ü r k le r , İslâm medeniyeti dairesine girerek, büyük bir imparatorluk kurduktan, zam anla yerleşik halka dayanan bir im paratorluk haline geldik­ ten ve bunun neticesi olarak S e lç u k lu hânedam ndan bir hükümdarın hâ­ kim iyeti altında mülkî teşkilât kadrolarını İ r a n l ı l a r ’a bırakm ak suretiyle devlet idaresini yabancı bir etnik unsurla paylaştıktan sonra da, saydığı­ mız bu vasıflarını devam ettirmişlerdir. Meselâ, bahis konusu ettiğimiz za­ m anda b aşta bulunan hükümdarın imparatorluğun kurulmasından itibaren aradan epey bir zam an geçmesine rağmen kendisini hâkim olduğu ülkeleri silâh kuvvetiyle fetheden bir yabancı sayması, hâkimiyetini devam ettire­ cek tedbirleri alm ası, bu arada devletinin bekasını tehdit eden tehlikelerin, ordunun bozulm ası ile başgöstereceği kanaatine sahip olması ^ ileri sürdüğü­ müz m ülâhazalar bakımından dikkate şayandır. B ü y ü k S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ’nun A lp A r s la n zam anında da millî karakterini, esas itibariyle m uhafaza ettiği hususuna gelince, bunu askerî sahada olduğu kadar siyasî sahada da müşahade etm ek daim a müm­ kündür. Hüküm darından en küçük neferine kadar hâkim zümre B ü y ü k S e l ç u k l u İ m p a r a t o r l u ğ u ’nım bir T ü r k devleti olduğu kanaatinde bu­ lundukları gibi, bu devlete hizmet eden ve mülki teşkilât kadrolarını işgal eyleyen İ r a n l ı l a r da bir T ü r k devletinin emrinde vazife gördükleri kana1 Bk. N i z â m ü ’ l-m ü lfc, S i y â s e t - n â m c , nşr. D a r k e , s. 204; nşr. H a lh â lî, s. 117.


4

M E H M lîT A I.T A Y K Ö Y M E N

atindeydiler Diğer taraftajı, T ü r kİ er de kendi meziyetlerini biliyorlar ve başka kavimlere üstünlüklerini şuurlu olarak idrak ediyorlardı. Siyasî ve askerî üstünlüğü ellerinde tutan T ü r k le r , bu üstünlüğü İç­ tim aî h ay atta da devam ettiriyorlardı. Zira onlar, aynı zam anda en yüksek İçtimaî tab akay ı teşkil ediyorlardı Oplarm en yüksek içtim ai tab ak ay ı teşkil etmeleri, sadece siyasî ve as korî nüfuzlarından ileri gelm iyordu; görüleceği gibi, başında bulundukları devletin kendilerine sağladığı m addî ve manevî imkânlar bunu büyük çapta kolaylaştırıyordu. Ayrıca belirtildiği üzere, saray teşkilâtı kadrolarını işgal edenler, hemen hemen münhasıran kılıç ehlinden, yani askerî sınıftandı, T ü r k ’tü. Sarayda hükümdarın şahsına en küçük hizmetlerde bulunanlar saray dışında büyük askerî m akam ları işgâl ediyorlardı. Zaten, sarayın âdeta orduya eleman, yetiştiren bir okul olduğu görülmektedir. Saray g u l â m l a r h ve hâcihler'i, yalnız muvalckat vazifelerle değil, orduda yüksek kum anda mevkilerindeki daimi vazifeleriyle de devlet hayatında büyük roller oynuyorlardı İ r a n l ı l a r ’ın nüfuz sahası olan hüküm et teşldlâtında bile T ü r k l e r ’in rolleri malûmdur. T ü r k le r , bu teşkilâtta çalışan büyük küçük devlet adamlarınm başlıca kuvvet kaynağıydılar. E yâlet teşkilâtm m başında bulunan mül­ kî ei’kânm hizmetlerinde de, kalem ehlinden fazla kılıç ehlinden g u lâ m l a r \ n , yani, T ü r k l e r ’in, bulunduğu malûmdur. Diğer taraftan , eyâlet teş­ kilâtının git-gide askerî mâhiyet aldığını ayrıca gördük: Bâzen mülkî m a­ kamların yerine askerî m akam lar alıyor, bâzan d a askerî m akam lar mülkî makamları gölgede bırakacak derecede nüfuz ve ehemmiyet kazanıyordu'*. Göçebe T ü r k m e n le r , görünüşe göre, tam am iyle farklı bir statüye tâbi idiler. Bilindiği gibi, T ü r k m e n kabileleri devlet hizmetinde bulunsunlar veya bulunmasınlar, başlarındaki irsî başbuğlarıyla, tam am iyle kışla hayatı sürüyorlardı. K adınlar ve çocuklar bile asker hayatı yaşarlardı. Statüleri de, normal eyâlet statüsünden farklıydı ve devlet göçebe T ü r k m c n le r üzerine 1 Meselâ bfc. S ı b t İ b n e l- C e v z î, Mir’âtü ’z-Zaman, nşr. Ali Sevim, A nkara, 1968, s. 117; S c l ç u k l u l a r ’ın Irak ‘ a m îd ’i R e î s ü ’ l - Î r a k a y n , A bbasî veziri î b n C e h îr ’i H a l i f e ’ye şikâyet ediyor ve onu “ T ü r k d e v l e t i ” ni “ A r a b d e v l e t i ” haline getirmekle suçlayor. 2 B u hususta meselâ bk. I I . R i t t e r , D a s M e e r d er S ee le , Leiden, 1955, s. 106-107. 3 B k . M e h m e t A lt a y K ö y m e n , A l p A r s l a n Z a m a n ı S e l ç u k l u S a r a y T e ş k i l â ­ tı vc H a y a t ı , Tarih Araştırm aları D ergisi, IV /6 -7 (1966), s. 27 vdd. 4 B k . M e h m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “'Eyâlet Teşkilâtı’’ 'hahsi.


A LP A R SL A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R İ T E Ş K İL A T I

hususi selâhiyetlere sahip

S

ş a h n e l e r tayin ed erdik

Göçehe T ü r k m e n kabilelerinin daha büyük roller oynadıkları ıtcZar’rn da a y n bir statüsü vardı. “ S â l â r ’ ’ ünvanına sahip liderlerin idaresinde olan «cZ ar’da savaşanlara g a z i denirdi. Devlet ucZar’dan vergi veya h a r a ç alm ak şöyle dursun, uçlarca m alî yardım da bulunur, g a z i le r '’e ve s â l â r ’ larına m aaş bağlardı. Bazen bütün bir şehrin uc im tiyazından faydalandığı veya kendisini uc saydığı için uc imtiyazından faydalanm ak gayesiyle dev­ let nezdinde teşebbüste bulunduğu olurdu^. Umumiyetle kategorilerine göre statülere sahip olan, —im paratorluğa tâbi— devletlere gelince, bilhassa birinci kategoriden devletlerin, gerek devlet teşkilâtları, gerekse askeri teşldlâtları B ü y ü k S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ’nun küçük çapta bir nümûnesiydi. Her v a s a l hüküm dar savaş esnasında yardım cı kuvvetlerle metbû Sultan’ın yanında yer alm ak zorunda i d i \ S e lç u k lu D evleti’nin askerî yapıya sâhip olmasının tabiî neticesi olarak, orduyu ellerîîıde tutan, haşmet ve debdebe içinde yaşayan T ü r k l e r ’in, ken­ di soylarından S e l ç u k l u hanedanına sadakatla hizmet edecekleri kendili­ ğinden anlaşılır. Gerçekten, mülkî teşkilâtın başında bulunan vozîrin, fırsat zuhur edince, yalnız baştaki S e lç u k lu S u l t a n ı ’nı değil, bütün S e lç u k lu hanedanını devletin başından uzaklaştırm ayı ve yerine' başk a bir hanedanı geçirmeyi düşündüğü oluyordu F ak at, T ü r k le r , S e lç u k lu hanedanının yerine başk a bir hanedanı geçirmeye hiçbir zaman teşebbüs etmemişlerdir. Bununla })eraber, onların büyük Selçuklu hükümdarının yerine aynı hânedandan başk a birini hüküm­ dar yapm ağa teşebbüs ettikleri veya hüküm dar yaptıkları oluyordu. A lp A r s la n , böyle bir ordu hareketi neticesinde tah ta çıkmıştı. Nitekim, aynı T ü r k ordusu, A lp A r s l a n ’a karşı kardeşi —K ir m a n S e lç u k lu hüküm ­ darı— K a v u r d ’u tercih etmeye başlam ıştı. Öyle anlaşılıyor ki, A lp A r s l a n ’ın takip ettiği umum i siyaseti, Türklük bakım ından tatm in edici bulm ayan ordu kum andanları kenar bölgede hâkim olduğu için İran medeniyeti­ 1 B u hususta fildr edinmek için m eselâ bk. M e h m e t A l t a y K ö y m en . B ü y ü k S e l ç u k ­ lu İ m p a r a t o r l u ğ u T a r i h i , Ankara, 1954, s. 400 vdd. 2 B u hususta Lk. aşağı, s. 35. 3 B u hususta fik ir edinmek için bk. M e h m e t A l t a y K .ö y m e n , S e l ç u k l u D e v r i T ü r k T a r i h i , Anlcara, 1963, s. 97 -<rdd. 4 S u l t a n T u ğ r u l B e y , kardeşi İ b r a h i m Y i n a l ’m isyanı dolayisiyle ılıiişkül duru­ m a düştüğü zam an, vezîri A m îd ü ’ l- m ü lk K ü n d ü r î , bir ara üvey oğlu E n û ş e r v â n ’ı onun yerine S e lç u k lu tah tın a geçirmeğe teşebbüs etm işti (bk. S ı b t , s. 33).


6

M EH M ET A L T A Y K O Y M E N

nin tesiri altında pek kalm ayan ve T ü r k geleneklerine daha bağh olan K a v u r d ’n tah ta geçirmeye teşebbüs etmişlerdir. Ancak, A lp A r s la n , zam a­ nında aldığı tedbirlerle bu hareketi önlemeye m uvaffak olmuştur. A lp A rsla n ’ın ölümü ve oğlu M e lik şa h ’m meşrû veliaht olarak yerine im parator­ luk tahtına geçmesi üzerine, ordudaki K a v u r d taraftarlığının nasıl büyük bir sarsıntıya sebep olduğunu ayrıca gördüğümüz için burada tekrar etmiyeceğiz Görülüyor ki, T ü r k ordusu. B ü y ü k S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ’nun, zamanla bir T ü r k devleti olm aktan çıkarak, bir î r a n devleti haline gelmesini istememekte; tem sil ettikleri T ü r k medeniyetinin hâkim olduk­ ları ülkelerdeki İ r a n medeniyetine mağlup olmasına taham m ül edememek­ tedir. Esasen, devlet teşldlâtında İ r a n ’h nüfuzu, ister artsın ister azalsın, T ü r k l e r ’in büyük çoğunlukta bulundukları saraydaki, ve umumiyetle or­ dudaki hayatları, yerli İ r a n ve A r a p kavimlerinin hayatından tam am iyle farklıydı: Devletin resmî dili F arsça olm akla beraber, sarayda ve orduda kendi aralarm da tam am iyle T ü r k ç e konuşan T ü r k le r , kendi âdet ve anenelerini de titizlikle m uhafaza ediyorlardı. K ıyafetleri bile I r a n l ı l a r ’ın ve A r a p l a r ’ıjı kıyafetlerinden farklıydı. T ü r k le r , müslüman olmalarına rağ­ men, görünüşe göre, Orta A sya’daki kıyafetlerini aynen m uhafaza ediyorlar­ dı. Bilindiği üzere, M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s i esnasında B i z a n s lI ­ la r safında savaşan U z la r ve P c ç e n e k le r , soydaşlarıyla çarpıştıklarını konuşmalarından olduğu kadar, kıyafetlerinden de anlam ışlar ve ancak bun­ dan sonra B i z a n s ordusunu kitleler halinde terk ederek, S e l ç u k l u l a r tarafına geçmişlerdi T ü r k le r , İçtimaî hayatın her cephesinde T ü r k l ü k ’lerini m.uhafaza ediyorlar ve Orta A sya’daki yaşayışlarım devam ettiriyorlardı: Onlar, sevinç­ li anlarında T ü r k ç e şarkılar söylüyorlar ve kendi âdetlerince oyun oynu­ yorlardı. T u ğ r u l B e y ’in, H a l i f e ’nin kızıyla evlenmesi münasebetiyle, hüküm dar b aşta olmak üzere, bütün ordu mensupları sevinçlerini böyle açı­ ğa vurmuşlardı H ülâsa, T ü r k le r , telâkkileriyle, düşünceleriyle ve zevk­ leriyle kendi öz hayatlarını yaşıyorlardı. 1 B k . M e h m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Alp Arslan'ın Selçuklu İmparatorluğu Tahtına Çıkması". 2 Bic. M e h m e t A lt a y K ö y m e n , a y n . e s e r : “ Alp Arslan'ın Batı Siyaseti” . 3 Bk. S ıb t , s. 99.

Büyük


A LI’ A K SL A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E U Î T E Ş K İL Â T I

7

T ü r k l c r ’iıı kendi içlerine kapanık millî hayatları içtim âi lıay atad a inkisar etmiyordu. Kendi içinde bir bütün olan T ü r k ordusu mensupları arasındaki ihtilâflar, o rd u A:acfı’larının ve dâd-bey^lcTİn başkanlık ettik­ leri mahkemelerde görülüyordu. Mülkî teşkilât mensnplarmın üıavajılanndan farklı unvanlara sahip olmaları, onların devlet teşkilâtında vazifeli olan ve­ y a olmayan İ r a n l ı l a r ’dan ayrı nasıl im tiyazlı bir sınıf teşkil ettiklerini gös­ terir ve tabloyu tam am lar. T ü r k ordusunuıı bir hususiyeti de, mensuplarının kendilerini askerlik vazifesine vermeleri ve buna dâimi meslek haline getirmiş bulunmalarıdır. T ü r k ordusu mensupları hazerde, eğlence dışında, vakitlerini talimlerle ve m anevralarla geçirirlerdik B u sebeple hüküm darlar, im paratorluk ordtısundaki savaşçılar arasında bir tane zanaatkâr’ın bile bulunm am asıyla iftihar ederlerdi. Giriş mahiyetini hâiz bu umumi m ülâhazalardan som a askerî leşkilâtı türlü cepheleriyle ele alalım. ORDUYU T E ŞK İL ED EN U NSU RLAR Ordunun başlıca şu üç kısandan m eydana geldiği söylenebilir: 1.) İnsan, 2) Teşkilât, 3) Teçhizat. I İN SA N U N SU R U Orduyu m eydana getiren bu üç unsurdan en ehemmiyotlisi, şüp­ hesiz, insan unsurudur. Zira bir ordu ne kadar mükemmel teşkilâta, no kadar modern teçhizata sahip olursa olsun, nihâî zafer ancak ve ancak insanla te­ min edilir. Niteldm, yeterli teçhizata ve teşldlâta sahip olmayan orduların, bâzan sırf bu insan unsuru sayesinde zafer kazandıkları malıımdur. Biz do önce insan unsurundan bahsedeceğiz. Kuruluş esnasında başlıca rolü oynayan T ü r k m e n lc r ’in, Büyük Sel­ çuklu İm paratorluğu’nun kuruluşundan sonra yavaş yavaş ordudan tasfiye edilerek, onların yerlerini g u l â m sistemine göre yetişm iş T ü r k l e r ’in alm a­ y a başladıklarını görmüştük^. T ü r k olsun veya olmasın, bütün devletlerin 1 B k . Aşağı. 2 G u lâ m s i s t e m i ’ne dâir bk. D . S o a r d e l ve C .E . B o s w o r t lı, Ghulâm, Eİ^.


8

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

ordularında T ü r k l e r büyük ölçüde istihdam edildikleriiçin, S e lç u k lu ordu­ sunda hür T ü r k m e n 1er’in yerini guZâm (feö/e) T ü r k l e r ’in almasını, B ü y ü k S e lç u k lu devletinin tekâm ül ederek, klâsik Mr T ü r k - is l â m im parator­ luğu haline gelmesinin tab iî neticesi saym ak gerekir. Aradaki fark, meselâ T ü r k olmayan devletlerde ordunun muhtelif ırklara mensup g u l â m la r ’dan meydana gelmesine m ukabil, S e lç u k lu ordusunun hemen hemen tam am iyle g u l â m T ü r k l e r ’den teşkil edilmesidir. Görülüyor ki, A lp A r s l a n zam a­ nında, B ü y ü k S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ordusu, hemen hemen tam a­ miyle T ü r k l e r ’den m eydana geliyordu. Ancak, bu T ü r k l e r ’in bir kısmını irsi başbuğların kum andası altında bulunan hür T ü r k m e n i er, diğer bir kısmım d a g u l â m sistemine göre yetişm iş T ü r k le r teşkil ediyordu. B ab ası K a v u r d ’a karşı savaşm ak için A lp A r s l a n ’dan yardım temin eden İ s h a k ’ın emrinde binlerce T ü r k ve T ü r k m e n askeri vardı (106970/462)^. T ü r k kelimesinin b aşta geçmesinden anlaşılıyor ki, biri g u l â m , diğeri hür T ü r k m e n olmak üzere, A lp A r s l a n tarafından İ s h a k ’ın emri­ ne verilen ve başlıca iki unsuru ihtiva eden orduda g u l â m T ü r k l e r ’in sayısı daha fazladır. B i z a n s İ m p a r a t o r u ile savaşm ak üzere H a le b ’ten İ r a n ’a döndüğü sırada, M e r v a n o ğ u l la n D e v le t i merkezlerinden M e y y â f â r ık în ’e uğ­ rayan A lp A r s la n ordusunun, bu çevreyi yağm alam ası bahis mevzuu edilir­ ken, başlıca O ğ u z la r ’dan ve g u l â m l a r ’ dajı m eydana geldiği açıkça ifade edilmektedir^. Burada O ğ u z la r ’m b aşta geçmesinden, A lp A r s l a n or­ dusunda bu unsurun fazla bulunduğu neticesi çıkarılamaz. Y ağm alar esna­ sında önce O ğ u z la r ’ın, sonra da g u l â m l a r h n adlarının verilmesinden, olsa olsa O ğu z la rh n yağm alara daha önce başladıkları neticesi çıkarılabilir. Saltanatının sonlarına ait verdiğimiz bu misâle dayanarak, A lp A r s la n zamanında orduda g u l â m T ü r k l e r ’in T ü r k m e n le r ’e nisbetle çoğunluk­ ta bulundukları söylenebilir. Bununla beraber, M e lik ş a h zamanında T ü rk m e n le r’in ordudan tam am iyle tasfiye edildilderi anlaşılm aktadır: Eserini M e lik ş a h ’nı saltanatının sonlarına doğru yazan S e lç u k lu veziri N iz âm ü ’ l- m ü lk ’ün, T ü r k m e n çocuklarının yeniden hizmete alınarak, saray­ da g u l â m sistemine göre yetiştirilmesini teklif etmesi, bunu açıkça göster­ mektedir^. Diğer taraftan , aynı S e lç u k lu vezirinin, im paratorluk ordu­ sunun, muhtelif etnik unsurlardan m eydana gelmesi tezini savunm ası da, 1 Bk.

S ıb t , s. 141,

2 B k.

S ıb t , s. 143.

3 Bk. S i y â s e t - n â m e , Molla Çelebi, 77a-b; ııer. D a r k e , s. 130 (28. fasıl).


A LP A R SL A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R İ T E Ş K İL A T I

9

askerî teşkilât kadrolarım tam am iyle T ü r k î e r ’in işgal ettiklerine delil ola­ rak alın abilir \ Savaş halinde, T ü r k olmayan vasal hüküm darların, tamamiyle T ü rk le r ’den m eydana geldiğini gördüğümüz im paratorluk ordusuna, vasallık statüleri gereğince, yardım cı kuvA^etlcrle katılacakları malûmdur. Bâzan mü­ him roller oynayan bu yabancı kuvvetleri esas S e lç u k lu ordusu içinde m ütalâa etmeye imkân yoktur. Onun için, bu. kuvvetleri ayrıca bahis konusu edeceğiz. Şimdi S e lç u k lu ordusu içinde büyük rol oynayan g u l â ı n T ü r k l e r i ele alalım. Bunun için de önce g u lâ m sistemi üzerindo duralım, A . Gulâm Sistemi Önce g u l â m l a r h n nasıl tedârik edildiği meselesini ele alalım. Selçuklu devrinde ordu için nasıl g u l â m tedârik edildiği hakkında kaynaldardu fazla bilgi yoktur^. Biz bilhassa A lp A r s la n zamanına dâir bâzı m isâller vermek­ le yetineceğiz. Görünüşe göre, S e l ç u k l u l a r , mülkî teşkilât kadroları için olduğu, gibi, askerî teşkilât kadroları için de, yerine geçtikleri devletlerin eleman­ larından geniş çapta faydalanm ışlardır. D a h a B ü y ü k S e lç u k lu Im p a r a t o r l u ğ u ’nun kurulmasından önce, G a z n e lile r D e v le t i ordusunda hizmet e d e îi-^ u iâ m ’lıktan yetişm iş— T ü r k kum andanların, şüphesiz, emir­ leri altındaki yine T ü r k g u l â m l a r '‘la S e l ç u k l u hizmetine geçtiklerini ve devletin kurulmasından sonrada büyük nüfuz kazandıklarını biliyoruz B u hususta B ü v e y h o ğ u l la r ı D e v le t i zam anına ait daha müşahhas m i­ sâllere sahibiz: B u devlet zamanında kum andanlık i i s f e h s â l â r i y y e ) m a­ kam ına yükselm iş olan ve İ b n u ’ ş - Ş a r â b î diye tanınan F â h i r B a y - T e k in b. A b d u lla h , T u ğ r u l B e y zamanında S e lç u k lu Devleti hizmetine gir­ m işti (Ölümü: 1056/448)“^. T u ğ r u l B e y , A lp A r s la n , M e lik ş a h A^e h attâ B e r k i y a r u k zam an­ larında, büyük roller oynayan S a 'd u ’ d - d e v le G û h e r â y în , başlangıçta 1 B k . S i y â s e l - n â m e , Molla Çelebi, 76a; nşr. D a r k e , s. .128 (24. fasıl). 2 İslâm ’d a G u lâ m lık lıalcinnda toplu bilgi alm ak için şimdilik bk. D . S o ıırc le l, Ghulâm (I-T h e C a li f a t e ) , E Î ^ î r a n ’ da, bu arad a S e lç u k lu devrinde g u lâ m lık için ise bk. C .E . B o s w o r t h , Ghulâm (.Il-P e rsia ), E İ*. 3 B k . M e h m e t A l t a y IC ö ym en , B ü y ü k S elç.u khı İ m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r ı ı l u ş r ı I I I , D T C F D ergisi, X V I /3 - 4, s. 56-57. 4 İ b n ü ’ l - F u v a t î , M e c m a ’ n U - â d â h f i M u ’ c a m i ’ l- E lkıîb , I V s .

8.


10

M JÎH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

H û z i s t a n ’lı bir kadıiun g u l â m \ j ^ \ . D alıa sonra son B ü v e y la o ğ u lla r ı hüküm darı E b û K â l i c â r b. S u l t â n i ’ d - d e v l e ’ye intikal etti. T u ğ r u l B e y , ayrıca anlatıldığı üzere, B a ğ d a d ’da geldiği zaman efen­ disi tarafından oğlu E b û N a s r ’a devredildiği anlaşılan G û b .e r â y în de, yeni efendisiyle B a ğ d a d ’da bulunuyordu, S e lç u k lu hüküm darı T u ğ r u l B e y l)u B ü v e y h l i prensi tevkif edip bir kalede haps edince, efendisinden ayrılm ayan G û b e r â y î n onunla birlikte gönüllü hapis hayatı yaşadı. E b û Nasr ölüncc, genç G û n e r â y în ’i A lp A r s l a n ’ın hizmetine geçmiş görü­ yoruz ^ Ordu kum andanı olarak büyük hizmetler gören G û h e r â y în ’in A lp A r s la n zamanında son vazifesi B a ğ d a d Ş a h n e ’l i ğ i d i r ^ . B ir kale kumandalımın hücumuna uğrayan A lp A r s l a n ’ı kurtarm ak için ortaya atılan G û h a r â y în yaralanm ışsa da efendisini de yaralanm aktan kurtaram am ıştı^. Görülüyor ki, o B ü v e y h o ğ u l l a r l hüküm darlarına gösterdiği sad akat ve bağlılığı, S e lç u k lu hüküm darına daha da fazla göstermiştir. Verilen bilgiden anlaşıhyor ki, G û l â m l a r bâzan hususî şahıstan hüküm­ dara, ayni devlet içinde bir hüküm dardan diğer bir hüküm dara, bir devlet yıkılınca başk a bir devletin hüküm darına geçmektedirler. F ak a t görünüşe göre, asıl el değiştirme, aynı devlet içinde olm aktadır: Ölen hükümdarın g u l â m l a r \ ve guZâ/n’hktan yetişm e h â c ib ve e n ıı;’leri, çok defa yeni tah ta geçen hükümdarın hizmetine giriyorlardı. Meselâ T u ğ r u l B e y za­ manında kaynaklarda adları geçen belli-başlı I I h â c ib ve kum andandan dördüne A lp A r s la n zamanında da rastlıyoruz "^. Bunlardan bazıları Me1 H ay atı hakkında İjk. İ b n ü ’ l- C e v z î, I X , s. 114-115; I b n ü ’ l - E s î r , nşr. T o r ııb e ig ;, X , s. 201; nşr. B u la k , X , s. 110. 2 B k . M e h m e t A l t a y K ö y ıtıe n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ ŞafcrifiZiJc” . 3 B k . İ b n ü ’ l- C e v z î, ayn. yer; Î b n ü ’ l - E s î r , ayn. yerler. Meseleyi A lp A r s l a u ’m öldürülmesi m ünasebetiyle tekrar ele alacağız, 4 B u onbir h â c ib vc e m îr , kaynaklarda geçiş sıralaruıa göre şunlardır: 1 - S â v - T e k iiı . Adı ilk defa 450 (1058-59) yılında geçen (bk. S ı b t , s, 27.) hu cınîr bâzan “ h â d u re a ’ Z -lıâ şş” (bk. S ı b t . , s. 118), bâzan da “ h â c ib ” ünvam yla geçeri 2 - B â r - T e k i u : A dı ilk defa ve son defa olarak yine 450 (1058-59) yılında “ h â c ib ” üuvaıuyla geçev. (bk. S ı b t , 3. 28). 3 - Y â r u h - T e k iiı : Adı B â r - T e k i n ile birlikte aynı tarihte yine “ h â c ib ” ünvam ile geçmektedir (bk. S ı b t , aynı yer). 4 - H u m â r - T a ş : adı ilk ve son defa olarak 450 (1058-59) yılında “ h â c i b ” ünvam ile geçer (bk. S ıb t , aynı yer). 5 - I J n m â r - T e k i n Tuğrulî (bâzan “ Tuğrâî” lâkabı ile de geçer; falcat T u ğ r u l’ a mensup g u lâ ın mânHsma gelen T u ğ r u l î şeklini tercih ettik); Adı k ay naklarda m uhtelif vesilelerle geçer (meselâ bk, S ı b t , s, 64, 75, 81, 82, 85, 86, 89); fa k at ünvam geçmez;. L âk abına bakarak


A LP ARSLAW ZAM ANI SELÇ U IC LU A S K E R Î T E Ş K İL Â T I

11

lik şa h . zam anında <la İm paratorluğa hizmet etm işlerdir*. Şimdiye kadar başka devletlerden veya aynı devlet dâhilinden nasü g u l â m temin edildiğini göstermiş olduk. Gerek b aşka yıkılan devletlerden S e l ç u k l u D evleti’jıe, gerekse S e lç u k lu D evleti içinde seleften halefe geçen g u l a m l a r , görüldüğü üzere, umumiyetle, yetişm iş ve orduda muayyen bir rütbeye erişmiş kimselerdir. Söylemeye hacet yok ki, bu yetişmiş gu lâm Zar’jn maiyetlerinde -m ikd arlan kuvvet derecelerine göre değişen- ayrıca yetişm ekte olan T ü r k g u l â m l a r vardı. Öyle anlaşılıyor ki, seleften kalan g u l â m la r halef zamanında orduda ayrı bir birlik teşkil ediyorlar ve galiba hükümdarın esas g u l â m birliklerine; nazaran üvey muamelesine tâbi tutuluyorlardı. Meselâ A lp A r s la n zamanın­ da T u ğ r u l B e y zam anm dan kalm a askerî birlikler, U r f a muhasarasında erzaklarının verilmesi geciktiği için, savaştan kaçındılar. A lp A r s la n bu se­ beple U r f a kuşatm asını kaldırıp, S u r i y e ’ye doğru yoluna devam etmek S â v - T e k i n gibi T u ğ r u l B c y ’in h a s g u lâ m ı olduğuna lıükm edilebilir. 6 - G ü m ü ş - T e k in : Adı ilk defa 451 (1059) yılında geçer (bk. S ıb l., s. 76). D aha sonvu adına A lp A r s la n ’m meşhur kum andanlarından G û h e r â y în ile biı-Ükte M e lik ş a h zam a­ nında d a rasthyoruz (bk. S ı b t , s. 245). Şu halde o A lp A r s la n zam anında da orduda hizmet etm iştir. 7 - E r d e m : Adı ilk defa 451 (1059) yılında “ lıâ d im ” ünvaniylc geçer (bk. S ıb t , s. 67). D aha T u ğ r u l B e y zam anında hâcib'Uğe yükselir (bk. S ı h t , s. 97). S ü l o y m u n , T u ğ n ı l B e y ’in veliahdı olarak gösterildiği sırada, A lp A r s la n taraftarlığını açığa vuı-maktan gekiıım eyen E r d e m ’ in, A lp A r s la n zamimında ne roller oynadığım gördük (bk. M e h m e t A lt a y IC öym eıı, A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Alp Arslan’m Tahta Çık ışı'. A yrıca bk. S ıb t , s. IİÜ,

111. 8 - İ n a n c - îl : Adı, k aynakta İ n a n ç - b e y okunacak şekilde de geçer. B e y ünvam m ta ­ şıyan g u lâ m ’ a tesadü f edemediğimizden, İ n a n c - î l çekilinde okum ayı tercih ettik. 9- E e r r u h ; Adı ilk ve son defa olarak 453 (1061) yılında “ h â d im ü ’ l-h il.şş” üııvumyle geçer (bk. Sıbt, s. 78). 10- P o r s u k ; Adı ilk defa 455 (1063) yılında, yani T u ğ r u l B c y ’in ölümü arifesinde “ hâc ib ” ünvanıyle geçer (bk. S ı b t , s. 97). B u kum andanın daha sonra M e l i k ş a h zaınaıunda hizm et ettiğini gördüğüm üz (bk. İ b r a h im K a f e s o ğ l u , M e l i k ş a h z a m a n ı n d a B ü y ü k S e l ç u k l u İ m p a r a t o r l u ğ u , s. 50, 75, 91, 102, 105, 159) P o r s u k ile aynı şahıs olduğu kab ul edilirse, bu takdirde o A lp A r s la n zam anında d a çalışm ış demektir. 1 1- A y - T e k in ; A dı, ilk ve son defa olarak 455 (1063) yıhnda T u ğ r u l B e y ’e isyan edeu E n û ş e r v â n ’ı takibe.m em ur edilmesi münasebetiyle geçer (bk. S ı b t , s. 100). Onun taşıdığı ünvan verilmezse de, ordu sevk ve idare ettiğine göre bir hüküm verm ek gerekirse, en az “ hâc ib ” ünvam na sahip olduğu söylenebilir. 1 Meselâ G û h e r â y în ’iu dört hüküm dara ( T u ğ r u l B e y , A lp A r s la n , M e lik ş a h , B e r k y a r u k ) hizmet ettiğini yukarda görmüştük. Saydığım ız 11 kum andandan en az ikisinin ( S â v - T e k i n ile G ü m ü ş - T e k in ’ in) M e l i k ş a h

zam anında da hizm et ettiğini hiliyonız

(bk. S ı b t , s. 228), G ü ın ü ş - T e k iıı için bk. Sıbt, s. 245.


12

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

zorunda kaldı (Ocak 1071) ^ Bundan anlaşılıyor ki, tah ta geçtiğinden iti­ baren aradan 9 yıl geçmesine rağm en, A lp A r s la n ordusunda selefi T u ğ ­ r u l B e y zamanından kalm a askerler mühim roller oynuyorlardı. îşte bu se­ beple, görünüşo göre, her hüküm dar, b aşk a devletlerden ve hüküm darlar­ dan miras kalan yetişm iş veya yarı yetişm iş g u l â m l a r yerine, istediği şe­ kilde yetiştireceği acemi g u l â m l a r tedârikine daha fazla ehemmiyet veri­ yordu. Yine görünüşe göre, bu şekilde tedârik edilen g u l â m l a r , orduda çoğunluğu teşkil ediyordu. ( T u ğ r u l B e y ’in yetiştirdiği gulâmlar^m. me­ suliyet m akam larına geçişlerini biraz aşağıda bahis konusu edeceğiz.) Mese­ lâ yukarıda adı geçen G ü m ü ş - T e k in , Sultan A lp A r s l a n ’a, yaptığı se­ ferlerden elde ettiği esirlerden 2.000 k adar güzel erkek ve Icız takdim etm iş­ ti^. A lp A r s l a n ’ın kendisi de E r m e n i s t a n ve H a z e r seferinde 50.000 den fazla m e m lû k elde etm işti^, H â r ez m valisi olup, A m îd - i H o r a s a n lâ k a bıyla meşhur olan M u h a m m e d b in M a n sû r , ayrıca görüldüğü üzere, 100 T ü r k guZâm satın alarak, S u l t a n A lp A r s l a n ’a hediye e t m i ş t i S a v a ş t a esir alınanlardan T ü r k olanların, g u l â m sistfemine göre yetiştirm ek üzere, seçildikleri muhakkaktır. Görülüyor ki, gerek kum andanların, gerelcse bizzat hükümdarın seferlerde elde ettikleri esirler, g u l â m tedârildnde mühim bir kaynak teşkil ediyordu. Zaten, görüldüğü üzere, kime olursa olsun, T ü r k g u l â m takdim i en m akbul hediye sayılıyordu^. Böylece A lp A r s la n tarafm dan, belki de daha H o r a s a n ’da tedârik edilen şahsına bağlı g u l â m la r ’ın, tah ta çıkışından itibaren aradan 3-4ı yıl geçtikten sonra orduda rol alm aya başladıkları görülmektedir. (Halbuki saltanatının başlangıcında, meselâ tah ta çıkışında T u ğ r u l B e y zamanın­ dan kalan hâdimler'^m. ve hâcib ler'’ia daha fazla rol oynadıklarını yukarı­ da görmüştük). K a v u r d ’a karşı yapılan seferde öncü kuvvetleri kum an­ danları olarak tavzif edilen h â c ib A l t u n t a ş ile h â c ib Ç a v lı’mn adları kaynakta ilk defe A lp A r s la n zam anında geçmektedir®. Şüphesiz başka klimandan adları da vermek mümkündür.

s.

1 Bic. S ı b t , s. 144. 2 Bk. M a t t lıie n d ’ E d e s s e , tere. M .E. D u la ıx r ic r , P aris, 1858, s. 159; 136. 3 Bk. S ıb t, s. 117, ; İ L ı ı u ’ l- A d îm , nşr. A. Sevim s. 220; tere. 239. 4 B k. S a d r ü ’ d - d în H ü s e y n î, A h b â r , s. 33; tere. s. 23.

Tüı-k. tere,

5 T u ğ r n i B e y , h i l a t giydirilm esini m üteakip, H a l i f e ’ye, at ÜTierine bindirilmiş lalıçlı vc kemerli 50 T ü r k g u lâ n iı hediye etm işti (bk İ b n ü ’ l- C e v z î, V II I , s. 183; S ı b t , s. 26). Biz-ans İm paratoru, Mısır F âtim î hüküm darı M u s t a n s ı r b i ’ l l â k ’ a T ürk G u l â m l a r ve C â riyp,lor hediye etm işti ( t b n u ’ z - Z ü b e y r , K i t a b u ' t - T u h e f v e ’ z - Z a h â ir , s. 76. 6 B k . S ı b t , s. 134.


A LP A R SL A N ZAMANI S E L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş K İL Â T I

13

G u l â m tedârikificle diğer bir mühim kaynak ta, pazarlan esir idi. Gö­ rünüşe göre, her mühim şehirde esir pazarları v a r d ıN i t e k i m , İN iz â m ü ’ lm ü lk de, eserinde devletten, büyült m aaşlar alan ileri gelen kumandanlar(m a‘rûfân)ın, hüküm darın gözüne girmek için -şüphesiz esir pazarlarm dang u l â m l a r satın almalarını ve bunları iyi teçhiz etmelerini tavsiye etmtiktodir^. S e lç u k lu vezirinin bu ifadesinden de anlaşılıyor ki, g u l â m l a r , l)iiyiik ölçüde satın alınm ak suretiyle tedârik ediliyordu. “ K a r a g u l â m ’’’ adı verildikleri anlaşılan acemi g u l â m l a r ’ı n \

S e l­

ç u k lu ordusunda savaşçı asker olarak yetiştirilm esi meseleshıe gclince, bu husustaki bilgimiz daha da azdır, N i z â m ü ’ l- m ü lk ’ün, eserinde, S â m â n o ğ u l l a n D e v le t i zam anm da g u l â m l a r ’ın nasıl yetiştirildiğine dair uzun uzun bilgi vermesinden anlaşılıyor ki'^, S e lç u k lu devrinde böyle m unta­ zam bir yetiştirm e sistemi yoktu. Görünüşe göro, S e lç u k lu devrinde gulânı’la.r sahipleri tarafından yetiştiriliyorlardı. Bu durum a göre, saray, aynı zam anda en büyük g u l â m yetiştirme merkeziydi, bir mektep idi. Nitekim, S e lç u k lu veziri N i z â m ü ’ l- m ü lk devletin, kuralm asında başlıca rolü oy­ nadıkları halde, kurulduktan sonra nimetlerinden faydalanam ıyan ve dev­ lete küskün olan göçebe T ü r k m e n le r i S e l ç u k l u hanedanına yaklaştır­ m ak için tek çâre olarak kabile reisi çoculdarmm alınıp g u l â m sistemine göre yetiştirlim esini tavsiye ederken^, yetiştirm e yeri olarak şüphesiz sarayı kasdediyordu. Yine N i z â m ü ’ l- m ü lk , bu münasebetle, g u l â m l a r ’m. sa ­ rayda nasıl yetiştirildikleri haldcında da bilgi vermektedir: G u l â m sıfatıy­ la daim a Sultan’ m katında bulunacak olan T ü r k m e n çocukları, bilhassa at üzerinde silâh kullanm ayı, bir de S u l t a n ’a hizmet âdabını öğreneceklerdir. T ü r k m e n çocuklarına hususî yetiştirm e sistemi tatb ik edildiği düşünülemiyeceğiııe göre, bütün saray g u l â m l a r i ’nm böyle yetiştirildiği tereddüt1 B k . B ru n .sc lx w ig , ‘ A b d . Eİ^. GziZdm so,tan almanın t i r ilim olduğn ve iyi Lir Gıdâm’lu, vasıfları lıaldcında l)k. Kcylcâvus, K abus-ıiâm e nşr. R. Levy, s. 64 vdd. 2 B k . S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 156; nşr. H a lh â lî, s. 88 (33. fasıl). 3 B k . H . A .R . G ib b . The A r m i e s o f S a l a d i n , Studies on tlıe Civilization of İslam , s. 76, 77 ve not 32. 4 B k . S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 133-4; nşr. H a lh lî, s. 74- 5 (28. fasıl). Bildiğim ize göre, N i z â m ü ’ l- m ü lk ’ün S â m â n o ğ n i l a r ı D e v l e t i ’ndeki g u lâ m yetiştirm e sistem i hak ­ kında verdiği bilgi, ilk defa W . B a r t h o l d tarafından esaslı şekilde laıllanılmıştu- (bk. T ı n k n s ta n doton to the M o n g o l I n v a s i o n , s. 227). 5 B k . S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 131; nşr. bk. 'W. B a r t h o l d , Ad. geç. eser, s. 309.

H a lh â lî,

s. 73

(26. fasıl); .lyrıca


14

M EH M ET A L T A Y ICÖYMEN

SÜZ İleri sürülebilir ^. Muhtelif şeldilerde tedârik edilerek, sa,raya alınan acemi g u l â m l a r ı kimlerin yetiştirdiği meselesine gelince, bu hususta, dolaylı da olsa, az-çok bilgiye sahibiz: G u l â m l a r h yetiştirm ek üzere hususî öğretmen { m u a l l i m ) 1er tayin ediliyordu^. Görünüşe göre, yetiştirilen g u l â m l a r daha önce sa­ raydaki rollerinden bahsettiğimiz h â c ib l e r ’m- emirlerine veriliyorlardı: H atırlanacağı üzere, T u ğ r u l B e y ’ijı veziri A m îd ü ’ l- m ü lk K ü u d ü r î, A lp A r s la n tarafından saltanatının başlangıcında azl edildiği zaman, gul â m l a r ı, S u l t a n ’ın emri ile, h â c ib l e r arasında taksim edilmişti^. Böylece askerî, İdarî eğitime ve öğretime tâb i tutulan bir g u l â m kaç yûd a orduda kum andanlık mevkiine gelebiliyordu ? K um andan kelimesi ile sarayda ve orduda ilk hatırı sayılır rütbe olan h â c i b ' l i ğ i ve daha yuk a­ rısını, yani emirliği kasdetLigimizi söylemeğe hacet yoktur. T u ğ r u l B e y ’in -yuk arıd a bahis mevzuu ettiğimiz— h â c i b l e r i bu hususta bize fikir verebilir. Gördüğümüz gibi, bu h â c ib le r , T u ğ r u l B e y ’in saltanatınııı sonlarına doğ­ ru, yani 1058-60 yıllarında devlet ve ordu hayatında rol oynam aya b aşla­ mışlardır. Bu h â c ib le r ^ n T u ğ r u l B e y tah ta çıkınca (1040) tedârik edildilderi kabul edilirse, şu halde onların ilk mesuliyet m akam larm a gelebil­ meleri için 18 veya 20 yıl süren bir eğitim, öğretim ve derece derece terfi devı-esi geçirdikleri söylenebilir. Zaten bu, N izâm -ü ’ l- m ü lk ’ün, S â m â n o ğ u ll a r ı devrinde bir g u l â n ı ’ın. 35 yaşına gelmedikçe, emirliğe yükseltilmediğine dâir verdiği bilgiye de uym aktadır A lp A r s la n zamanında S e lç u k lu ordusunda ne kadar g u l â m bulun­ duğu, başka bir ifade ile İm paratorluk ordusunun, kaçta kaçını g u l â m l a r teşkil ettiği meselesini ayrıca ele alacağız. Buna hazırlılc olmak üzere, şimdi, hiç olmazsa kimlerin ne k adar g u l â m ’a sahip olduklarını bahis mevzuu edelim. 1 Mamafih, küçük g u lâ m la r ( v ış â k â n .-ı lıu r d ) lu h.er zaman, sarayd a batındm lm adıkları, hükümdarın, sefer sebebiyle veya b aşk a sebebleıie saraydan uzak kaldığı zam anlarda, tıpkı hazineler, silâhhanelcr ve câriycler (duhterân-ı saray) gibi emniyet altına alındıkları an­ laşılıyor. M e lik ş a h bu m aksadla Ş a h - d i z kalesini in şa ettirm işti (bk. R e ş î d ü ’ d -d în , Cam V ü t ' t e v â r i h , I I /5 : Zikrî Tarih-i A li Selçuk, nşr. A . A t e ş , s. 70; R â v e n d î , R â h a t u s S u d û r , nşr. M. i k b â l , Lahore, 1921, s. 156). 2 Bk. R e ş î d ü ’ d -d în , aynı ye r; R â v e n d î , aynı yer. M e lik ş a h zamanında meşhur bâtm î A h ın ed b. A b d a l- M e lik , küçük g u l â m l a r ’ m öğretmeniydi. 3 Jîk. M e h m e t A lt a y IC ö y m e n ; A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Vezirlik” . 4 Bk. S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 134; nşr. I J a l h â l î , s, 75.


A L P A R SL A N 2A M A N I S E L Ç U K L U AStCERÎ T E Ş K İL Â T I

15

Şiıudiyc kadar verdiğimiz bilgidejı, yalnız hükûındarru değil, sivil veya asker, bütün devlet erkâm nm -m iktarları rütbe ve derecelerine, billıassa )nâli im kânlarm a göre değişen-şahıslarm a bağh ^ulamlar''a. salıip oldukları au' laşılm ıştır sanm z. Orıce saray g u l â m l a r ı ' j a ele alalım. A lp A r s l a jı’m no k adar g u iâ m ’ı vard ı?B izajıs İınparatoruntın doğuya doğru ilerlediğim öğrenen S u l t a n A lp A r s la n , S u r iy e ’den acele ile dönerken, bütün ordusu dağdmış ve emrinde sadece 4.000 g u l â m k alm ıştı*. B u g u l â m l a r '’ın S u lt a n ’m h a s s a kıtasını teşkil ettilderi anlaşılıyor. H akikat ta saray g u l â v ıl a r ı'’mı\ bu m iktarm çok üstünde bulunduğu muhakkaktır. Y u s u f H â r c z m î’nin S u lt a n A lp A r s l a n ’ı yaraladığı sırada, hüküm­ darın katında 2.000’e yakın g u l â m bulunuyordu^. Vezîr N iz â ın ü ’ l- m ü lk ’ün binlerce g u l â r n ’a. sahip olduğunu görm üştük I r a k $a/i7ie’liğine tayin edilen S a ' d ü ’ d - d e v le G ü h e r â y în , B a ğ d a d ’a emrinde âdeta bir g u l â m ordusu bulunduğu halde g e lm iş tiG e r ç e k te n , ik tâ sahibi kumandanlar, ayrıca görüleceği üzere, iktâ'laıı nisbetinde emirlerinde g u l â m lataları bulundurm ağa mecbur idiler. Seferberlik ilân edildiği zaman, bu kum andan­ lar emirlerindeki g u l â m kıtaları ile im paratorluk ordusuna katılıyorlardı. Görünüşe göre, ordunun mühim bir kısmını bu şekilde m eydana gelen gu/dm kıtaları teşkil ediyordu. Seferberlik esnasında İm paratorluk ordusu için­ deki m iktarları ve ehemmiyetleri ne olursa olsun, g u l â m l a r ' m hazerde oy­ nadıkları rol, görünüşe göre, çok daha mühimdi. K ü n d ü r î ’nin sâhip olduğu 300 gulâın'ın, N i z â m ü U - m ü l k 'ü n sahip olduğu 1000 den fazla g u lâ m h n devlet emniyeti için tehlikeli sayılm ası bunu göstermektedir^. S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ’nun başlangıcında hükümdarlajrın hassa g u l â m l a r ’ı sayısı d a pek o kadar fazla değildi: B e s â s î r î ’yi 1 Bk. t b u i i ’ l- C e v z î, V III, s. 260. Sâmân. oğulları hüküm darı N a si', Çiu elçisinin gelişi m ünaseLeliyle şehir k apışm a 40 h â c ib dikm işti. H er Lâeib’in emrinde 1.00 Türk g ı ı l â m ’ı var­ dı ( İ b ıı Z u b e y r , K itâb u ’z-Zahâir, s. 145 - 6). Alp Arslan ordusundaki bütün gulâm sayısımn bundan az olduğu, şiiphesiz, düşünülemez.

M c l i k ş a lı ’m gulâm sayısı için bk. î . K a-

£ e s o ğ 1 u ad. geç. eser., s. 158 2 R â v e n d î , R â h a i u ’ s - S u d û r , s. 121. 3 B k. M eh m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Vezirlik’’ ’ ; S a d r ü ’ dd în H ü s e y n î ’yc göre, N i z â m ü ’ l- m ü lk ’ün 20.000 gulâm ı vardı (bk. A h b â r , s. 67; tere., s. 46). B u rakam ın m übalâğalı olduğu m uhakkaktır. 4 B k . M e h m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r z l a n ve Z a m a n ı : ^‘ Şahnelih". Sultan S au c a r ’ıu has gulâm ’ larm dan C e v h e r, kum andanlık mevJdine geldiği zaman, emrinde 30.000 g u l â ı n \ olmuştu (B u n d â r î, s. 273; tere. s. 246). 5 Bk, Ayn. yer. Görüldüğü üzere, K ü ı ı d ü r î ’nin g u l â m l a r ı h â c i h l e r arasında taksiuı edilmişti. N iz â m ü ’ I - m ü lk ise, sahip olduğu g u la m la r ı n devletin emrinde olduğunu temiu ötmek sm’otiylc S ı ı l t a n ’ın rızasını kazanabilm işti.


16

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

takip ettikten sonra M n su rd a n B a ğ d a d ’a dönen T u ğ ı n l B e y ’in önünde takriben 500 g u l â m yürüyordu k Öyle anlaşılıyor İd, hazerde herhangi bir devlet adamının elinde 300 veya daha fazla gulâmhxx bulunm ası ehemmi­ yetli bir kuvvet sayılıyordu. Bum ın sebebini g u l â m l a r’m hukuki durum ­ larında aram ak yanlış olmaz sanırız: G u l â m l a r , emirlerinde bulunduldarı sivil veya asker devlet adam larının şahıslarına bağlı ücretli köleleridirler: efendilerinin üstünde ve ötesinde b aşk a bir otoriteyi pek tanım am aktadırlar ve efendilerinin verdikleri em irleri-hattâ hazan hüküm dara karşı bile olsa-körü körüne yerine getirmek zorundadırlar. Görülüyor ki, gu lâ ıri’ı efendisine bağlıyan b ağ, devlete ve hüküm dara bağlayan bağdan çok daha kuvvetlidir. G u lâ m la r h n efendilerine karşı olan sadakatlei'inin derecesi hakkında y u ­ karıda m isâller verdiğimiz için burada tekrar etmiyeeeğiz. Saray g u l â m l a r ı ile diğer devlet erkânının g u l â m l a r ı arasında, hu­ kukî statü bakım ından olm asa bile, fiilî bakım dan büyük fark vardır. Saray gulâm ları arasına girmek çok daha im tiyazlı bir duruma yükselmek demekti. Nitekim herhangi şekilde yararlık gösteren g u l â m l a r '’m s a r a y gıılâm la r ı arasına alındığı malûm dur. M e se lâ M a l a z g i r t M e y d a n M u h are b e s i ’nde B iz a n s İm paratorunu esir eden g u l â m , ta ltif edilerek, h a s s a g u l â m i t ğ ı ’rva. yükseltilm işti^. Zaten büyük kum andanların d a s a r a y gul â m l a r ı arasından yetiştiğini biliyoruz. Görülüyor ki, g u l â m l a r sahip değiştirebilmektedir. Bu, sahibinin rıza­ sı veya satılığa çıkarm ası şeklinde olabileceği gibi, hükümdarın talebi üzeri­ ne, veya göi'düğümüz tarzda taltifiyle hizmetine alm ası şeklinde de olabilirdi. G u lâ m , sahibi tarafından satılabilir veya b aşk a birine hediye edile­ bilirdi; F ak a t görünüşe göre, ona kötü muamele edemezdi. B u takdirde m M/ttesii*” müdahalede bulunabilirdi ^ Galiba bu müdahale, köle haksız muameleye maruz kaldığı takdirde yapılm aktadır. Y oksa, salûbinin köle­ sini cezalandırmak hakkına sahip olduğu m uhakkakdir. A lp A r s l a n ’ın, kendisine geç iltihak eden A y t e k in S ü le y m â n î’yi kılıcı ile nasıl ildye b iç­ tiğini görmüştük'^. 1 Bic. I b n ü ’ l- C c v z î, VITI, s. 181; S ıb t , s. 25. 2 131c. M e h m e t A l t a y K ö y m e n, A l p A

t

s l a n ve Z a

m

a n ı,: ^‘Malazgirt

Meydan MuharabesV'. •î B k. R . B r u n s c ln v ig , ‘ Ahd, E P ; ayn ca bk. A . M ez, R a n a i s s a n c c

des

Islam s,

Heidelbcrg, 1922^ s. 162. 4 Bk. M e h m e t A l t a y K ö y m c n , A l p A r s l a n Z a m a n ı l â t ı vc H a y a t ı , Tarih Araştırm aları Dergisi, lV/r>-7, s. 7-8.

Selçuklu S a r a y T e şk i­


A LP A K SL A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A SICEKI T E Ş K İ L İ T I

17

Görünüşe göre, hükümdar bilhassa genç g u l â m l a r '’a gerekli ihtimamı gösteriyor, h attâ hastalananları hastahanede tedavi ettiriyordu N iz â m ü ’ l- m ü lk ’e göre, bendeler ve hizm etkârlar iyi hizmetlerinin m ükâfatlarım görmeli ve ta ltif edilmelidirler. Buna mukabil, sebepsiz yero ve kasten kusur işleyenler de, kabahatleri ölçüsünde cezalandmlmahdırLır ki, bendelerin hizmette gayretleri artsın. Cezalandırılan kabahatlilerin kor­ kulan artar ve devlet işleri de yoluna girer C ezalandm laeaklanndan korkan g u l â m l a r h n , izlerini kayıp ettirecek şekilde kaçtıkları anlaşılıyor; K avun çaldıkları için M e lik şa h tarafından cezalandırılacaklarından korkan üç g u l â m ordugâhtan kaçmışlardı. H ü­ küm dar, onların hareketlerinden başlarındaki hâcib''i mesul tu tm u ştu k K açan g n l â m l a r \ n , yakalandıkları takdirde sahiplerine iade edildikleri m uhakkaktır Esirlerde olduğu gibi g u l â m l a r ' d s da kime ait olduklarını belirten alâmetlerin bulunup bvdunmadığmı bilmiyoruz. Malûm olduğu üzere, esirlerin ve kölelerin kulaklarında kime ait olduklarını gösteren -üzerinde sahibinin ismi y azd ı- halkalar bulunurdu Şimdi de orduda veya umumiyetle askerî teşkilâtta kum andanlık mev­ kiine yükselen gulâmların hukuki statülerinde bir değişiklik olup olmadığı meselesini ele alalım,: Görünüşe göre, “ B ü y ü k l e r ' grubuna giren saray teşkilâtı mcnsu])ları için artık “ hende'‘' veya “ ç a k i r ” kelimeleri pek kullanılmıyordu, lîu kelimeler daha ziyade “ s a r a y küçükleri'''' için kullanılıyordu Bununla beraber, terfi ederek, büyülder gurubuna dâhil olan g u l â m l a r h n hususi bir törenle azad edildiklerine dâir de hiçbir bilgiye sahip değiliz. Aksine, me­ selâ hâcibler''irı hükümdar tarafından “ gulâm'''’ muamelesine tâb i tutul­ duklarını, tıpkı g u l â m gibi satıldığını veya başk a birine köle olarak devr 1 B k. Î b n ü ’ l- C e v z î, I X , s. 155-6: Saltan atı esnasında daim a babası M e lik ş a lı’ı ve dedesi A lp A r s la n ’ı örnek alan M e h m e d T a p a r , genç g ı ı l â m l a r ı hastahanede tedavi e t­ tiriyordu. 2 B k. S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 166 n şr.; H a lh â lî, s. 93 (37. fasıl). 3 B k . Yukarı. i B ir asır önce, yani X . asırda kaçan kölelerin iade mecburiyetine dair bk. A . M ez, Bcn a i s s a n c e des I s l a m s , s. 162. 5 B k. N e s e v î, S i y r e t , nşr. H oudas, s. 17-18; nşr. M in o v i, s. 28; Frans. tere. s. 31-32. Gürcistan kralı B o k r a t , A lp A r s la n ’ın kölesi olduğunu göslerm ek üzere, kulağına at nalı eklinde bendelik halkası takm ıştı ( H n m d u llâ lı K a z v in î, nşr. A n d u lh ü s e y in N e v â î, Tahran, s. 432). 6 B k. N i z â m ü ’ l-m ü llc, S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 155; nşr. J J a l l j â l î , s. )it); Saray büyükleri için daha ziyade “ H a v . î ş ş ” kelimesi kullanılıyor.


18

M EH M ET A LT A Y ICÖYMEN

edildiğini biliyorruz ^ Nitekim S u l l a n hâcib'm e “ guZcîm” diye hitap edi­ yordu E şy a gibi alınıp satılan g u l â m l a r '’m fiyatlarına gelince, bu, zaman ve şartlara göre değişiyordu: Bir savaştan bol m iktarda esir elde edilince fiatlar düşüyordu^. Normal zam anlarda köle fiatları, fizik yapıları, görünüşleri ve bir san ata sahip olup olm ayışlarına göre değişiyordu Bizi burada daha ziyade acemi g u l â m l a r ' m fiatları ilgilendirmektedir: Görünüşe göre, böyle bir g d lâ m h n fiatı umumiyetle 100 dinar idi^ ki, bununla aşağı yukarı iyi bir at satın alınabilirdi. 1 B k . Î b n ü ’ l- C e v z î, I X , s. 70; Sıbt, X I I , 77a; X V I II 228a (485 yıh hâdiseleri): M elik ş a h ordusuna mensup üç gulâın bir köylünün kavunlarını zorla elinden almışlardı. Köylünün şikâyeti üzerine, S u l t a n M c lik ş a h meseleyi tahkik ettirince k avu nlaı bir h â c ib ’iıı emrin­ deki g u lâ m la r ’ ın çadırında bulundu. F a k a t m aruz kalacakları m uameleyi bilen g u la m la r kaçm ışlardı. S u l t a n köylüye, onların yerine babasının ve kendisinin kölesi olan başlarm daki h â c i b ’i köle olarak sdmasım, eğer onu terk ederse öldüreceğini söyledi. H â c ib köylüye 300 dinar ödemek suretiyle kendisini satın aldı. K öylü durumu S u l t a n ’ a arzetti, o da İcabtıl etti* 2 B k M e h m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Vezirlik". ( S ı b t , s. 125). S u l t a n A lp A r s la n , K u t a l m ı ş ’a ait bir T ü r k m e n için şefaatte bulunmak ciu-etini gös­ teren bir h â c ib ’ine “ g u lâ ın ” diye hitab etm işti. .S T u ğ r u l B e y ’in ölümü arifesinde (1062) B i z a n s ’la bir savaş esnasında K u z e y S u ­ r iy e ’de R u m cariye fia tı, 5 dinara düşm üştü. G u lâ m ’dan hiç balısedilmediğine bak ıh ısa, i'iatı daha da düşm üştü. Bk. S ı b t , Türk ve Islâm E serleri M üzesi, N o: 2134, X I , 22Ia. (Bu bilgi A li S e v im , neşrinde yoktur). Nitekim M c lik ş a h zam anında A r t u k B e y ve T ü rk m e n l e r ’iııin M e r v a n o ğ u ll a r ı ile mücadeleleri esnasında bir g u lâ m fia tı 1-2 dinara kadar düş­ m üştü (bk. S ıbt, s. 277). 4 İslâm ’da köle başlıca üç gruba ayrılıyordu, ve fiatlar d a ona göre değişiyordu: 1-H iç bir san atı olm ayan bir kölenin değeri: 100 dinar; 2-D eve gütm eyi bilen bir kölenin değeri: 200 dinar; 3-O k ve y ay yapm asını veya ok atm asını bilen kölenin değeri: 400 dinar (bk. C o r c i Z eyd â n , M c d c n i y e t - i t s l â m i y e T a r i h i , tere. Z e k i M a g a m iz , IV, s. 81-86). Umumiyetle köle fiatları 100 dinarla 1.000 dinar arasında değişiyordu (bk. ayn. eser. s. 305). 5 Bk. C o rc i Z e y d â n , IV , s. 81-86. 500 dinar değerinde olan bir g u lâ m ’m, bazı kötü huylarından dolayı 30 dinara satıldığı oluyordu (bk. Y â k u t , Irşâd , nşr. D .S . M a r g o lio u t h , Londoıı, 1926, V II, s. 69-70) (IX . Asrın ikinci yansı). Ayrıca bk. S a d r ü ’ d - d în H ü s e y n î, A h b â r , s. 67; tere. s. 46: Şikâyet üzerine huzuruna çağırıp sorguya çeken Sultan M e lik ş a h ’ a vezîr N i z â m ü ’ l- m ü lk , ihtiyar oLai). kendisini artırm a ile satışa çıkarılsa hiç kimsenin 10 dinardan fazla kıym et vermiyeceğini, genç olan S u l t a n ’ın d a ancak 100 dinar edeceğini söyler. B ir h â c ib ’in değerinin 300 dinar olduğu anlaşılıyor: K öylünün kavunlarım zorla alan g u lâ m la r kaçtıkları için, hüküm ­ dar onların başındaki h â c i b ’i köylüye tesUm etm işti. H â c ib kendisini 300 dinara satın aldı (bk. biraz yukarı). B ilhassa hüküm darların, hoşlarına giden g u l â m ’lan, hakiki değerlerüıin çok üstünde bir fiatla satın aldıkları anlaşılıyor. Meselâ S u l t a n S a n c a r , bir sarraf’ın, kölesi olan S u n k u r ’ u 1200 Rüknî dinar’a satın alm ıştı ( B u n d â r î , s. 271; tere. s. 244).


A LP Â R SLA N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R İ T E Ş K İL A T I

İ9

Konumuz bakım ından asıl üzerinde durulacak nokta, g u lâm la r ^ m sahiplerine k aça mal olduklarıdır. N i z â m ü ’ l- m ü lk ’e göre, ordu, “ i k t â e h li’’’ ve “ m a a ş ehli"'' olmak üzere başlıca iki kısımdan m eydana geliyordu. Yine ona göre, g u l â m l a r , daha doğrusu e m i r l i k rütbesine erişmemiş olan g u l â m l a r , m aaş ehlini teşkil ediyorlardı ^ Em irlik rütbesine erişmiş g u l â m ­ lar ayrıca görüleceği üzere, m aaş yerine i k t â alıyorlardı. A lp A r s la n zamanında A n a d o lu ’nun fethinde rol oynadığım gördü­ ğümüz İ b n H a n adlı bir T ü r k m e n beyi’nin, H a le b sahibi A t iy y e ile vardığı bir anlaşm aya göre, maiyetindeki 500 O ğ u z ’a g u l â m olarak, ayda 11.000 dinar ödeyecektik Y ıld a bunlara ödenen para, 132.000 dinar tutacak demektir. H albuki M e lik ş a h zamanında sahip olduğu 1.000 den fazla g u ­ lâm , bütün teçhizatı ile vezir N iz â m ü ’ l- m ü lk ’e 200.000 dinara mal olu­ yordu. B u m iktara m aaşları d a dahil idi'^. M e lik ş a h zamanında orduya m aaş olarak yılda 600.000 dinardan fazla bir meblâğ veriliyordu Diğer taraftan , 300.000 dinar ile bir ordu teçhiz edilebiliyordu Fevkelâde zaman­ larda, orduyu kazanm ak uğruna verilen paralar, bilhassa cülûslarda ordunun aldığı cülus bahşişi, yıllık m aaşı da geçiyordu: M e lik ş a h tahta çıktığı zaman ordunun m aaşı 700.000 dinar a r t ı r ı l m ı ş t ı T u ğ r u l B e y ’in ölümü üzerine S ü le y m a n ’ı S e lç u k lu tahtına çıkaran vezîr A m îd ü ’ l- m ü lk K ü n d ü r î, orduya 700.000 dinar nakit ile 200.000 dinar değerinde muhtelif cinsten 16.000 elbise ve silâh dağıtmıştı®. A lp A r s la n , gördüğümüz şekilde tah ta çıkmca aynı vezir ordudan 500.000 dinarı geri almıştı 1 B k . S i y â s e t - n â m e , Nşr. Darke, s. 126; nşr. H a lh ,â lî, a. 71. 2 B k . N iz â ı n ü ’ l- m u lk , S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 132; nşr. H a lh â lî; s. 74. 3 B k. S ıb t . s. 122. T ürk kum andanı B e c k e m ’ in 936/324 yıhnda 5.OÜ0 kişilik ordusuna yılda m aaş olaralc ödediği p ara, 800.000 dinar idi (bk. W . H o e n e r b a c h , Z ı ır H e ere sverıv a liı ı n g der A b b â s i d e n , D er İslam , X X I X , s. 284; î b n M is k e v e y h ’c istinaden). 4 Bk. İ b n ü ’ i- C c v z î, I X , s. 6; S ıb t , s. 225. G u lâ n ı k ıtası teşkil ve teçhizinin her de­ virde aşağı-yukarı aynı m asrafa m al olduğu anlaşıhyor. Meselâ B c y b a r s ’ın M ıs ır halkından 1.200.000 dirhem (aşağı-yııkarı 100.000 dinar) tah sil ederek, bu p ara ile 1.000 kişilik bir M em ­ lû k ordusu toplayıp teçhiz ettiğini biliyoruz, (bk. S . F . S a d e q u e , B e y b a r s I o f E g y p t , s. 22. 5 B k . S a d r ü ’ d - d în H ü s e y n î, A h b â r , s. 67; tere. s. 46. B ü v e y h O ğ u lla r ı hülcümdarlarm dan Müşrifü’d-devle zam anında E trâ k ’ın m aaşlarının yıllık tu tarı 600.000 dinar idi (İbnü’l-Esîr, nşr. Tornberg., X , s. 125). Buna m ukabil, T ürk kum andanı B e c k e m ’inSOOOkişilik ordusuna takrien yüz yıl önce (936), yılda 800.000 dinar ödüyordu (W. Hoenerbach, Z u r Hr.er e s v e r w a l t u n g der A bbâsiden, D e r I s l â m , X X I X , s. 284). 6 S a d r ü ’ d - d în H ü s e y n î, aynı yerler. 7 B k. İ b n ü ’ l- C e v z î, V III, s. 277; ayrıca bk. B e y b a r s M a n s û r î, Züh de , Feyzııllah, N o: 1459, I91b. 8 B k . S ı b t , s. 109. 9 B k. S ı b t , s. 112.


20

M EH M ET A LT A Y K Ö Y M E N

Orduj'^a muta<î m aaşları dışında ödenen paralar, bunlardan da iJıaret değildi. Ordu, sefer esnasında herlıangi bir yere konduğu zam an, v asal hü­ küm dar muayyen bir rniktar ayak bastı parası (ik â m â t) öderdi. Meselâ A lp A r s la n , M e y y â f â r k î n M e r v a n o ğ u l la r ı hüküm darı N a s r ’a ordu(cund) su için 100.000 dinar yükledi*. Bütün bunlara, savaşlarda elde edi­ len g a n i m e t hissesi de ilâve edilmek lâzımdır. Meselâ M a l â z g i r t M ey ­ d a n S a v a ş ı ’ndan sonra askerlerin eline, ganim et hissesi olarak, r ı t ı ll a r ca ^ altun ve gümüş geçmişti Bütün bunlar göz önünde tutulunca, ordunun büyük bir kısmını teşkil eden g u l â m l a ı h n eline m aaşları dışında ne kadar büyük paralar geçtiği kolaylıkla tahmin edilebilir. Gwîttm’lıktan yetişm e kum andanların, öldülderi zaman ne kadar m uaz­ zam servetler bıraktıklarını aşağıda göreceğiz, Şimdi burada ele almamız gereken mesele, mülkî teşkilât kadrolarına memur seçilirken asalet ve diy a­ net gibi vasıfların, orduya alınan g u id m îo r ’d a da aranıp aranmadığını t a ­ yin ve tesbit etmektir. Filhakika, mülkî teşkilât kadrolarına alınacak olan memurlarda bu iki vasfın bulunm asında titizlikle ısrar eden N i z â m ü ’ lm ü lk , devletin başında bulunan S e lç u k lu hanedanmdan, orduya alınacak en basit gulâm 'a . kadar T ü r k l e r ’de böyle vasıfların aranm asından hiç bahs etmez. A caba devleti elinde tutan T ü r k l e r için asalet en tabiî v asıf mı sa­ yılıyordu? Y oksa, hukukî statüsünü belirttiğimiz g u t â m ia r ’da asalet vasfmm aranm asına lüzum görülmüyor mu id i? Biz, hükümdarından en basit g u l â m ’a. k adar bütm ı T ü r k l e r ’in bizatihi asil sayıldıkları kanaatindeyiz. Zira, orduyu teşkil eden T ü r k g u l â m l a r ’m, hukukî statüleri dolayisiyle, kendilerinde herhangi bir şekilde aşağılılc duygusuna rastlam am aktayız. Aksine, bütün T ü r k g u l â m l a r , kendilerini bütün diğer kavimlerden üs­ tün sayıyorlardı; B a ğ d a d şa /ın c ’iiğine tayin edilen S a ’ d ü ’ d - d e v le Gûh e r â y în ’in H alife’ye bile nasıl kafa tuttuğunu, adalete dayanan şiddediyle halkı nasıl korkuttuğunu ayrıca belirtmiştik"^. Aynı hali saraydan geçici veya sürekli vazifelerle gönderilen g u l â m l a r 'm tavır ve hareketle­ rinde de müşahede etm ekteyiz. Nitekim, N i z â m ü ’ l-m ü lk , eserinde, hü­ kümdar tarafından muhtelif vazifelerle saraydan gönderilen g u l â m l a ı ’m zulümlerini önlemek için türlü tedbirler tavsiye etmektedir Bu 1ınsusta çok dikkate değer hâdiselere rastlam aktayız. Görünüşe göre, T u ğ ­ 1 Bic. S ı b t , s. 144. 2 3 <t 5

R ıtl Bk. T5k. B k.

için Lk. W . H in z , M e sse ıtn d G e w ic h te , Leiden, 1955, a. 27 vcid. t b ı ı ü ’ I-E z r a fc , T a r i h u ’ l - F â r i / c î , uşr. A. ''Avaz, K ahire, 1959, s. 190. M e h m e t A l t a y K ö y m e ıı, A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Şahnelih''. Sj3'âspt-7i(î?>ı(>, nşi'. D a t k e , s. 93; nşr. H a l h â l î , s. 52-53.


A LP A R SI.A N ZAMANI S E L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş K İL A T I

21

r u l B e y zam anında şöyle bir vaka geçer: N i ş â p û r ’da yeni evli İ r a n ’lı bir âilenin evinde kalan bir T ü r k ( g u l â m j , güzel geline göz Icoyar. Kocasım evden uzaklaştırabilm ek için, ondan atını sulam ağa götürmesini ister. T ü r k , karısını bırakıp gitmek istemiyen İ r a n ’lı kocayı döver. İ r a n ’Iı nihayet k a­ rısını T ü rk ’ün atını sulam aya gönderir. Gelin yolda Jıükûmdara rastlar. H üküm dar yeni bir gelinin at sulam aya gitmesini garip bulur ve atı niçin sulam aya götürdüğünü geline sorar. K adın, zulmü sayesinde bu işi yaj^tığmı söyleyince, hüküm dar hayret eder ve sebebini sorar. Hâdiseyi gelinin ağzın­ dan öğrenen S e lç u k lu hüküm darı ordu mensuplarının halkın evinde k al­ malarım y asak eder ve şehrin civarında herkesin, ev yapm asını em reder'. B a ğ d a d ’da bir şarkıcı kadm m , elinde bir ud olduğu, halde, bir T ü r k ’­ ün evinden çıktığım gören meşhur vaiz Ebû S a ‘d B ak k al, udu onun elinden alarak kırar. T ü r k ’ün, nezdine dönen şarkıcı kadın onu şikâyet eder. B u ­ nun üzerine T ü r k , gu lâm lar^ m ı vâizin evine gönderir. Vâiz korkusundan kaçar. Ayrıca görüldüğü üzere, bu yüzden B a ğ d a d ’d a büyük karışıklıklar çıkar. Ş a h n e S a ’ d u ’ d - d e v ic G û h e r â y în , bu karışıklığı güçlükle b a s­ tırır Mülkî teşkilâtta umumiyetle irsiyet prensibi hâkim bulunduğu halde, askerî teşkilâtta bu prensibin pek yürüm ediği görülmektedir. S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u ’nun yıkılışına doğru atabeylerdin, babadan oğula geçen sülâleler kurm alarına kadar g u l â m sistem i’nden yetişen T ü r k kum andan­ ların oğullarının da kum andan olduklarına dâir hiç l>ir misâle sahip değiliz. H attâ g u l â m sistem i’ne göre yetişm iş kum andanların evlât sahibi bulun­ dukları bile şüphelidir. Nitekim, S â v - T e k i n ’in gençliğinde kendi kendisini hadım etmiş bulunduğunu biliyoruz^. Acaba bütün g u l â m l a r daha genç yaşlarında iken harlım mı ediliyorlardı? B u hususta şimdilik k a ti bir şey şö y le y e m iy e c c ğ iz .Z ate n bütün İ s lâ m ve S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u tari­ hini dikkate alarak bu meseleyi halletmeye çalışmak, konumuzun çerçeve­ sini çok aşar. 1 B k . R e ş îc lü ’ d -d îıı, T a r i h - i G a z a n H a n , nşr. K . J a h ı ı , s. 399. 2 B k. S ı b t , M i r â t n ’ z - z a m a n ,

T ürk ve İslâm Eserleri Müzesi, N o; 2135, X I I , 6a-l).

Genellikle B ağ d ad ’ta sosyal h ayat, özellikle T ü r k l e r ’in h ayatı, burada S e lç u k lu idaresi v.s. hakım lanndan çok müljim olan bu kısım A li Sev im , tarafından metne alınm am ıştır. Ayrıca bk. î b n R c c e b , T a b a k û t u ' l - H a n â b i l e , I, nşr. H. L aoust-S. D ahan, D am as, 1951, s. 133. 3 B k . C .E . B o s w o r t h , g h u l â m , EÎ^ ( S a d r i i ’ d - d în I l i i s e y n î ’ye istinaden: s. 30-1). 4 M am afih H u m â r - T e k in ’in S a b â v e adlı bir oğlu bulunduğunu bildiğimizden (bk. İ b n i i ’ l - E s î r , nşr. T o r n b e r g , X , s. 235; nşr. B u la k , s. 127) bunu um um i bir prensip olarak kabul etmemek gerekiyor.


22

M EH M ET A LT A Y K Ö Y M EN

G u l a m l a r , devletin ve hükümdarın dayandığı başlıca kuvvetlerdi. Bu itibarla Iiazerde ve seferde onların oynadıkları roller pek büyüktü. Gul â m l a r \ n savaşlarda oynadıkları rolleri ayrıca göreceğiz. Şimdi burada gulâmlarhTi Iiazerde ne gibi işlerde kullanıldılcları hakkında biraz bilgi vere­ lim. G u l â m l a r h n saray teşkilâtında vc eyâlet teşkilâtında ne gibi m akam ­ ları işgal ettiklerini ayrıca uzun uzun bahis konusu etm iştik ’ . G u l â m l a r , saray teşkilâtı dışında geçici veya sürekli olarak ne gibi vazifelerde kullanı­ lıyordu? Hükümdarın en güvendiği ve itim at ettiği unsur olan g u l â m l a r pek çeşitli vazifelerde kullanılıyorlardı. Daha doğrusu, onların görmedikleri iş hemen hemen yoktu. B u cihet ayrıca görüldüğü üzere N iz â m ü ’ l- m ü lk tarafından da belirtilmektedir. Onun bildirdiğine göre, saraydan çoğunun ellerinde f e r m a n tev k i bulunmadığı halde, birçok g u l â m l a r gönderil­ mektedir, Bunlardan bazıları halka baskı yapıyorlar ve paralar alıyorlardı. G u l â m l a r mâli portesi 200 dinar olan bir ihtilâf (husûmet) için 500 dinar ücret alıyorlar. Bu yüzden halk fakir düşm ektedir. N i z â m ü ’ l-m ü lk , m ü­ him bir iş zuhur etmedikçe g u l â m l a r h n dışarı gönderilmemelerini, gönderil­ dikleri takdirde de ellerine yapacakları iş için m utlaka ferm an verilmesini, ayrıca ihtilâfın mahiyetinin ve gu lâm la r^ m halledecekleri ihtilâf için ne k adar para alacaklarının belirtilmesini istem ektedir. N i z â m ü ’ l- m ü lk ’ün verdiği bu bilgiyi naklettiği hâdiselerle kendisi ve diğer kaynaklar teyid et inektedir. Meselâ dayısı A b d u - r - R a h ın â n ’m, sarayına ve servetine kon­ m ak için, putperestlikle itham ettiği H e r a t ’lı zengin bir dânişm end’i huzu­ runa bir g u lâ m göndererek getirtmesi için, S u l t a n A lp A r s la n , veziri N i z â m ü ’l- m ü lk ’e emir verm işti ’ . Aynı S e l ç u k l u S u lt a n ı, rakipleri tarafından küfürle itham edilen meşhur din adam ı A b d u ll a h E n s â r ı ’yi huzuruna getirtm ek için birkaç g u l â m g ö n d e r m i ş t i A y r ıc a görüldüğü üzere, S u lt a n A lp A r s la n M erv’e sürgün ettiği eski veziri A m îd ü ’ ln ıü lk K ü n d ü r î’yi öldürtmek üzere bii' g u l â m göndermişti. Bu g u l â m , kendisine verilen para ile emrin icrasını yapılan a f talebi neticesine kadar, tehir etmişse de, gönderilen b aşka iki m, S u l t a ’nın emrini yerine getir­ mişti^. Hazerde muayyen bir vazife ile gönderilen g u l â m l a r '’a. dâir ba^;ka 1 Bk. M e h m e t A l t a y K ö y m cn ^ l â t ı ve H a y a t ı , s. 27-40. 2 Bk. Aynı yer.

A lp A r s la n Z a m a n ı Selçu klu S a r a y T e şk i­

3 S i y â s e t - n â m e ^ lişr. D ark e ^ s. 169-70; nşv. H a lh â lî, s. 95-6: Bilindiği gibi, A lp A r s la n meselenin m ahiyetini ortaya çıkardığı için g u lâ m göndermeğe lüzum kalm am ıştı. 4 B k. î b n R e c e b , ad. geç. eser, s. 70-1. 5 Bk. M e h m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Vezirlik".


ALV A H SLA N ZAMANI S E L Ç U K L U A S K E R Î TJEŞK İLÂ TI

23

misâller de zikretmek, şüphesiz ki, mümkündür. Bu hususta fikir edinmeğe yettiği için başka misâl vermeğe lüzum görülmemiştir. G u lâm lar '’m.^ orduda en itim ada şayan unsur olmaları itihariyla, sefer esnasm da kullanılışlarm a dâir de birkaç misâl verelim: A lp A r s la n B iz a n s im paratoru ile savaşm ak üzere yola çıkarken, m aiyetindeki /ı t t c iiie r ’den birinin, S a n d u k ’un kum andası altm da gulâ m l a r 'd a n mürekkep bir askerî birlik göndermişti. Bu g u l â m birliği 10.000 kişilik bir B iz a n s kuvvetini yenm iştik M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s i’nde esir edilen B i z a n s İmjsaratoru, varılan anlaşm a gereğince, memleketine iade edilirken, S u l t a n ’m emri ile iki h â c ib kum andasında 100 g u l â m ona S i v a s ’a kadar refakat etm işti ^ A lp A r s l a n ’ı yaralayarak, ölümüne sebep olan B e r z u m kalesi ICütv â T i Y u s u f H â r e z m î’yi S u l t a n ’ın huzuruna ild g u l â m getirmişti^. Yalnız hüküm dar değil, bâzan vezîr de muayyen m aksatla g u l â m l a r gönderebiliyordu. Ayrıca görüldüğü üzere, vezîr N i z â m ü ’ l- m ü lk , kıskan­ dığı H â r e z m v a lisi-A m îd -i H o r a s a n lâkabıyla m e şh u r-M u h am m ed b . M a n su r’un nüfuzunu kırm ak için, onu dîvân’a borçlu göstermiş, hudem ve liaşem sahibi bir emîri, herhalde bu borcu tahsil için H â r e z m ’c göndermişti. H â r e z m valisi gelen g u l â m l a r h C e y h u n nehrine attm m ş, onların yerine 100 T ü r k g u l â m satın almış, kemerlerine 100 er dinar koya­ rak, S u lt a n A lp A r s l a n ’a hediye etm iştik Verdiğimiz bu m isâller g u l â m la r h ıı hazerde ve seferde (daha ziyade savaş dışında) oynadıkları roller hakkında bir fikir vermiştir sanırız.

B . Gulâınhktan Yetişen Ümerâ Böylece g u l â m l a r ’‘n\ tedârik ediliş ve yetiştiriliş tarzları, statüleri, rol­ leri, maliyetleri hakkında bilgi verdikten sonra, şimdi de guZ âm ’lıktaıı y e­ tişm iş, sarayda veya orduda muayyen bir rütbeye ve dereceye ulaşm ış as­ kerî erkânı ele alalım. 1 Bfc. S ı b t , s. 148. 2 B k . S ı b t , s. 151. 3 B k. İ b n ü ’ l- C e v z î, V III, s. 276; S ı b t , s. 165. 4 Bk. S a d r i i ’ d - d în H ü s e y n î, A h b â r , s. 33; tere. s. 23.


24

M EH M ET A LT A Y ICÖYMEN

GuZâm’lıktan yetişerek, askerî teşkilâtta veya askerî teşkilâtla bera­ ber devlet teşkilât ve hayatında t o I oynayan ordu mensuplanmıı g u l â r n ’hktan itibaren geçen hayatları hakkında hemen hemen hiçbir bilgimiz yok­ tur. Bununla beraber, bunlardan bazıları askerî teşkilâtta rol oynayan bü ­ yük sevk ve idare adam ı oldukları zaman d a, ilk ulaştıkları rütbelerdeki ünvanlarını muhafaza etmişler, hu ünvanları kayatlarm m sonlarına kadar âdeta esas adları olarak, daha doğrusu adları ile birlikte, taşım ışlardır. Mesfilâ T u ğ r u l B e y ’in g u l â j n l a r ’mdan olup, daha bu hükümdar zamanında olduğu kadar A lp A r s la n ve M e lik ş a h zamanlarında da büyük roller oynadığım gördüğümüz S â v - T e k i n , kaynaklarda T u ğ r u l B e y zamanın­ da “ h â d i m ü ’ l - h â ş ş ” ^ ve “ s e r h e n g '’ ^, M e lik şa h zamanında ise bâzan ^‘ s e r h e n g ’\ bâzan da h â d b ünvaıııyla geçer ( S e r heng S â v - T e k i n elJ;ıâcih)^. Buna mukabil, aynı S â v - T e k in bir kaynağım ızda A lp A r s la n zamanından itibaren e m ir ünvanıyla zikredilir'^. Verilen bu bilgiden S â v T e k in ’in derece derece ne rütbeleri aldığını tesbit etm ek mümkün oluyor: H a s H â d i m olarak saraya intisab eden S â v - T e k i n , daha T u ğ r u l B e y za­ manında serheng'h ^e, A lp A r s la n zamanında h â c iF \ig e , daha sonra e m ır’liğe yükselmişse de, M e lik ş a h zamanında se r h e n g ve bâzan da hâcib olarak zikredilmekte devam etm iştir. Böylece, bir emırin menşeini tes­ pit etmeye çalışırken, aynı zam anda guZâ/n’lıktan itibaren hangi rütbelerflen geçerek, emirlik mevkiine yükseldiğini tesbit etmiş olduk. T u ğ r u l B e y zamanında, B e s â s î r î ’ye karşı, daha sonra S ü le y m a n ’­ ın veliaht gösterilmesi karşısında, da T u ğ r u l B e y aleyhine ve A lp A rsla n , lehine rol oynadığını gördüğümüz E r d e m , bu hüküm dar zam anında ilk defa A lp A r s l a n zam anında ise “ (ıâ c i6 ” ®, unvanıyla geçer, Tabiatiyle, emirlik rütbesini kazandığı zam an da h â c ib ünvaniyle zikredil­ mekte devam eder. H u m â r - T a ş \ B a y - T e k i n , Y â ru h -T e k in ® ve P o r ­ 1 Bk. S ı b t , s. 96. T u ğ r u l B e y zam anında rol oynayan g u l â m l a r ’dan olan F e r r u h da kaynakta “ h â s s Ijâclim ” ünvaniyle geçer. Adına A lp A r s la n ve M e lik ş a h zam ajılannda da rastladığım ız için daha sonra aldığı ünvanları tesbit edemiyoruz (bk. S ı b t , Sv 'Î8). 2 B k. B u n d â r î , nşr, H o n t s m a , s. T8; tere. s. 17. 3 Bk. S ı b t ; .s. 228. 4 Bk. S a d r ü ’ d - d în H ü s e y n î, A h b â r , s. 30, 35, 44, 56 (A lp A r s la n Zam anı); 57, 58, 61, 63 ( M e lik ş a h zamanı). 5 B k . S ı b t , s. 67, 97. 6 S ı b t , s, 11.1. 7 B k. S ı b t , s. 28. Ayrıca bk. B u n d â r î , nşr. adiyle). 8 Bk.

S ı b t , s. 28, 64.

T h . H o u t s r m a s. 76 (sadece Hum ar-Taş


A LP A R SLA N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş ItİL A T I

25

suk^ gibi diğer bazı kum andalılar ise, sadece h âcih ünvanmı taşırlar. Yaljıız G ü m ü ş - T e k in , sarayd a salıip olduğu Cândâr^lık üııvam yla zikredi­ lir^. Meselâ H alife’mn M e lik ş a h ’a olarak verdiği tâc, g e r d a n lık [tavk), iki b i le z ik ve iki k ılıç ağır geldiği için c â n d â r G ü m ü ş - T e k in sağından, G û lie r â y în solundan S u l t a n ’m eteğini tutup kaldırdılar D aha sonra G ü m ü ş - T e k in ’i B e r k i y a r u k ’un a ta b e y 'i olarak görüyoruz. K aynaklar A t a b e y G ü m ü ş - T e k in ’in, B e r k i y a r ı ı k tah ta geçtikten son­ ra büyük nüfuz sahibi olduğunu kaydederler Buna mukabil, yine k ay ­ naklarda, H u m â r - T e k in , T u ğ r u l î^ ; G ü m ü ş - T e k i n de A m îd î nisbetiyle geçerler. Bundan anlaşılıyor ki, bazı g u l â m la r kum andanlık rütbe ve derecesini ihraz ettikten sonra da, ilk defa kimin g u lâ ıri’ı olmuş­ larsa, ona mensubiyetlerini gösteren ad lan m uhafaza etmişlerdir. Görünüşe göre, yarı yetişmiş veya tam yetişm iş olarak başka devletten, intikal eden g u l â m J a r doğrudan doğruya S e lç u k lu hüküm darları nereli­ ne a c e m i g u l â m olarak gelip, yetişenler gibi, herhangi bir ünvan taşım ı­ yorlardı. Meselâ 4 hüküm dar zamanında büyük roller oynadığını gördüğü­ müz S a ’ d ü ’ d - d e v le G û h e r â y în , yukarıda saydığım ız S e lç u k lu sarayın­ dan yetişm e g u l â m la r gibi ismiyle beraber zikredilen herhangi bir lâlcab veya unvana m âlik değildi, B a g d a d Ş a h n e l i ğ i ’ne tayin edilinceye kadar onun ilk rütbesini gösteren bir ünvana fahip olduğunu bilmiyoruz. Görünüşe göre, yeni bir hüküm darın emrine giren yetişm iş veya yarı yetişm iş bir g u lâ ın , bâzan eski efendisine nisbetini m uhafaza ediyordu. Meselâ yukarıda gör­ düğümüz A y t e k in S ü le y m a n î, gibi. A y t e k in , A lp A r s l a n ’m hizme­ tine girdiği halde S ü le y m a n ’ın g u l â m ’ı olduğunu gösteren bir ismi taşı­ m akta devam etti. Yukarıdan beri verdiğimiz bilgi, guZ am ’lıktan yetişm e kum andanla­ rın bazı özellikleri, bu atad a hangi m akam lardan geçerek emirliğe; kadar 1 B k. S ı b t , s. 97. 2 B k . S ı b t , s. Î6 (sadece 75

G ü m ü ş - T e k iu )) ;

ayrıca bk, S a d r i i ’ d - d îu H ü s e y n î, s.

( G ü m ü ş - T e k in e l- C â n d â r ) . 3 B k . S ı b t , s. 245; Ayrıca bk. S a d r ü ’ d -rlîn H ü s e y n î, s. 75. 4 Bk. B u n d â r î , s. 83, 84. 5 Bk. S ı b t , s, 64, 7.5, Bl, 82, 84, 85, 86, 89; ayrıca bk. B ı ın d â r î , s, 18, 21. Gcıck S ı b t ’-

111 bazı sayfalarında, gerekse B u n d â r î ’de T u ğ r â î ünvaniyle geçerse do, Tuğrulî olarak kabnl

ettik. 6 B k . B u n d â r î , s. 18. Buım n hangi ‘ a m îd ’in g u lâ m ı olduğunu tesp it edemediğiniisî gibi, yu k arıd a adı geçen C â n d â r G ü m ü ş - T e k in ile aynı şalus obıp olmadığuu da bilmiyoruz.


26

MIİHMIÎT A L T A Y K Ö Y M EN

yükseldikleri lıakkıntfii fikir vermiştir sanırız. Şimdi de ^ u /â m ’lıktaıı yetiş­ me kumandalıların liazerde ve seferde devlet hayatında ve orduda oynadık­ ları rolleri bahis konusu edelim. Gtılâm kumanda,nlarm, hazerde ve seferde oynadılcları roller, şüphesiz, yetişmemiş veya y a n yetişm iş g u l â m l a r ’m oynadıklarını gördüğümüz rol­ lerle mukayese kaBul etmiyecek kadar büyüktür. G u l â m kumandanların T u ğ r u l B e y zam anında oynadıkları roller halikında, A lp A r s ia n zamanı hâdiselerinin anlaşılmasını kolaylaştıracak nisbette, gerektiği yerde gerek­ tiği kadar, bilgi verdiğimiz için burada daha fazla bilgi vermiyeceğiz. Gf^/â/n’lıktan yetişm e hâcibler'’m. esas vazifeleri olan saray hizmet­ leri ve savaşlar dışında kullandıkları yerler pek çeşitlidir. Bu hususta birkaç m isâl verelim: T u ğ r u l B e y zamanında da adı geçmiş olan lıâ c ih P o r s u k \ S u l­ ta n tarafından v a s a l hüküm darlar dan H e z â r e s b nezdiııe H û z i s t a n ’a gönderilmişti. Kendisine havale edilen iş, H e z â r e s b ’in vasal hükümdar olarak taahhüt ettiği yıllık meblâğı ( zz-mâ?ı) ondan tahsil etmek; H e z â r e s b ’ ­ in hapiste tuttuğu S a d a k a b . M a n s u r ’u kurtarm ak, bir de, A lp A r s la n tarafından elinden alınıp B ü v e y h o ğ u l l a r ı ’ndan emir E b û A li b. E b î IC â lic â r ’a tevcih edilen B a s r a ’dan çılımasım temin etmek idi Bu t a ­ lebi er yerine getirilmediği takdirde S u l t a n ’ın H e z â r e s b ’e karşı bizzat sefere çıkacağı müeyyide olarak bildûiliyordu. Buna rağmen, H e z â r e s b sadecc S a d a k a ’nıp, serbest bırakılm asm ı kabul etmiş, ne yıllık haracı ver­ miş, ne de B a s r a ’yı hüküm darın tevcih ettiği E b û A li’ye teslim etmiştir. Bilindiği gibi, bu son iki mesele sürüp gitmiştir. Verilen hu m alûm attan, P o r s u k ’a verilen vazifelerin, normal elçilik sınırlarım aşan bir iş olduğu görülmektedir. Zira, kendisine meselâ yıllık ver­ giyi alıp getirme işi tevcih edilm iştir. Bununla beraber, ona, bu meseleleri kuvvet kullanm ak suretiyle halletmek selâhiyeti de verilmemiştir. Buna göre bir hüküm verm ek icap ederse, P o r s u k ’un S u lt a n A lp A r s la n t a ­ rafından fevkelâde selâhiyetli bir komiser olarak gönderildiği söylenebilir. 1 P o r s u k , kay nak ta bu hâdise miinassebetiyle önce “ h â d im ” , daha sonra da “ lıâ c ih ” iiııvauı ile geçmektedir. B k . S ı b t , s. 119. 2 B k . S ıb t , aynı yer. K ay n a k ta önce P o r s u k ’a havale edilen vazifenin, sadece vasal hüküm dar olarak taahhüd ettiği m eblâğı alm ak ve S a d a k a b . M a u s u t ’un. hapisten kurtul­ masını temin etmek olduğu l)ildirildiği halde, sonradan Lir H û z i s t a u meselesi ortaya çıkmış, H e z â r e s l) buuu bir prestij meselesi saydığı için halli en güç bir mesele halini almıştır.


A LP A K SL A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş K İL Â T I

27

T ah ta geçme formalitelerinin tamamlanm asını temin etmek m aksadıy­ la B a ğ d a d ’a gönderilen m utad elçilik heyetinde A y t e k in adlı bir hâcU)’in de bulunduğunu ayrıca görm ü ştük’ . Bu m aksatla ya,pıla,n toplantıda h â d b ayağa kalkarak, S u lt a n tarafından H a l i f e ’ye ve vezirine hitaben yazılmış iki mektubu, vezire takdim etm işti Önce “ hâdim '’\ sonra da ‘‘ h â d b ^ ' unvanıyla geçtiğini yukarda bahis konusu ettiğimiz E r d e m , S e lç u k lu tarihinde, belki de ilk dela, taht mese­ lelerine karışan bir kum andandı; T u ğ r u l B e y B a ğ d a d ’a son gelişinde h asta bulunuyordu. H astalığı haberi orduyu karıştırdı. B u S e lç u k lu hü­ küm darı, h asta olmasına rağmen, indiği “ d â r ü ’ l-memleke''<i<i bir t a h t ’a oturtuldu. Ordu ileri gelenleri huzuruna alındı. S u lt a n , onlara öldüğü ta k ­ dirde yerine S ü le y m a n ’ı geçirmelerini, vezîr A m îd ü ’ l- m ü lk ’ün fikrinden ayrılm am alarını vasiyet etti ve onu övdü. H â d b E r d e m m üstesna, bütün ordu ileri gelenleri S u l t a n ’ın A^asiyetini kabul ettiler. H â e ib E r d e m , Sult a n ’a itiraz ederek, şunları şöyledi: “ Senden sonra hiç kimseye hizmet (itâ^at) etmem. Kardeşin D â v u d ’un oğlu A lp A r s l a n ’a giderim” dedi, ve derhal T u ğ r u l B e y ’i terkederek, H o r a s a n ’a doğru yola çık tık Onu H o ­ r a s a n ’dan gelen A lp A r s l a n ordusunun öncü kuvvetleri kum andanı ola­ rak görüyoruz'^. Böyleee g u iâ m ’hktan yetişmiş bir kum andanın, devletin kaderini ilgilendiren pek mühim bir meselede, hizmet ettiği hükümdarm kararına karşı fikir ve kanaatlarm ı ifade etmekle kalm ayıp, onu tevkedorcJt, hüküm darlığa daha lâyık bulduğu A lp A r s l a n ’ın hizmetine girdiğini ve onu S e lç u k lu İ m p a r a t o r l u ğ u tahtına geçirmek için b üüin gücüylc ça,lıştığını görmekteyiz. E r d e m ’in A lp A r s l a n ’ı tercih etmesindeki sebep­ ler kaynaklarda zikredilmemektedir. Bunda A lp A r s l a n ’ı tah ta daha lâyık bulm asm m başlıca âmil olduğu ileri sürülebilir. Bu takd üd e E r d e m , k ar­ şımıza devlet ınenfaatlarını herşeyin üstünde tutan bir T ü r k kumandanı olarak çıkm aktadır. A lp A r s la n zamanında hâdhle,r'‘in öncü kuvvetleri kum andanları olarak oynadıkları rolleri yukarıda kısmen bahis konusu etmiştik. Burada 1 B k. M e h m e t

A l t a y K ö y m eU j

A lp A r s la n Z a m a n ı Selçu klu S a r a y T e şk i­

l â t ı ve H a y a t ı , s. 30. 2 B k . S ı b t , s. 113. 3 Bk. S ı b t , s. 97. Gorüuiişe goıe,

E i'd e iıı,

K a z v i j ı ’dcıı öte gitııiüiuiş ve Lunıdii ken­

disine katıldığı anlaşılan E m ir E r b a s g a i ı ile birlikte A lp A rslan . adına lıutbe okutmuşlar, yani onu hüküm dar olarak ilân etmişlerdir (bk. B u n d iir î, s. 28). 4 B k . S ı b t , s. 111.


28

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

da hâcibler^in asli vazifelerine uygun olarak, seferde oynadıklan rollere dâir de bir m isâl verelim. K ir m a n S e l ç u k l u l a r ı hüküm darı K a v u r d ’a karşı gönderilen Selçıtk lıi ordusunun öncü kuvvetleri arasında A lt u n - T a ş ve Ç a v lı adlı iki hâcih^in adı verilm ektedir’ . Açık olarak zikrcdilmemesino rağm en, bun­ ların öncü kuvvetleri kum andanları oldukları anlaşılıyor. G u l â m kum andanların rolleri her zaman m üsbet olmamıştır. G u l â n ı’lıktan yetişm iş kum andanların, S e l ç u k l u soyım dan olan b aşk a birini, on­ ları zaferden zafere koştnran A lp A r s l a n gibi bir hüküm dara tercih, ettik­ leri olmuştur: B u S e l ç u k l u hükümdarının bir K ir m a n seferinde K ir m a n S e lç u k lu D e v le t ’inin Payitah tı ve bu ülkenin en büyük şehri olan B erd e s î r ’i m uhasara ettiği bir sırada, K a v u r d bir taraftan A lp A r s l a n ’a, kendisini affetm esi için m ektuplar gönderirken, bir taraftan da onun kum an­ danları ile mektuplaşıyordu. K a v u r d onlara vaadlerde bulunmuş, neticede A lp A r s l a n ’a karşı aralarında bir ittifak m eydana gelmişti. Bunu K a v u r d ’nn. adam larından birinin ihbarı ile öğrenen S u l t a n A lp A r s la n , meseleyi tahkik ettirdi. İhbarın doğruluğu m eydana çıktı. K a v u r d ’la iş birliği y a ­ panlar öldürüldü. Daha sonra işin öldürülenlerle bitmediğini, ordu çoğun­ luğunun K a v u r d ’a mütemayil olduğunu Öğrenen A lp A r s la n , bu defa K ir m a n ’ı terkederek, Ş i r a z ’a, oradan da payitahtı İ s f a h a n ’a döndü (Ekim 1069) ^ H üküm dara toplu şekilde karşı koymanın mâna ve mâhiyeti üzerinde ayrıca durduğumuz için bu rada tekrar etmiyeceğiz. Biz ordunun rolünü belirtmek için bu hâdiseyi bahis konusu ettik. Anlaşıldığına göre, K a v u r d ’­ la ittifak eden ordu m ensupları arasında tanınmış kum andanlar bulunm a­ m akta idi. Zira komplocular arasında tanınmış kum andanlar bulunmuş ol­ saydı, kaynaklar m utlaka, birkaçınrn olsun, adlarm ı verirlerdi. Ordunun memnuniyetsizliği ve K a v u r d taraftarlığı, görüldüğü üzere, M e lik ş a h ’ın tah ta çıkışı sırasında daha açık olarak belirmiş ve devleti uğraştıran baş mesele halini almıştır Komplocular arasında, ister tanmmış kum andanlar bulunsun, ister bulunmasın, b aşta bulunan hükümdarın toplu ve teşkilâtlı bir m ukavem et hareketi ile karşı karşıya kaldığı dikkati çekmektedir. 1 B k . S ı b t , s. 124. 2 B k . S ı b t , s. 139. 3 B u İmsnstıı bilgi alm ak için bk. M eh m e t A l t a y K ö y m e n , T a r i h i , s. 69 vcid.

S elçu klu D evri Türk


A LP A R Sr,A N ZAM ANI S E L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş K İL A T I

29

Böylece g u /â m ’lıktan yetişm iş ü m e râ ’nm, hazerde ve seferdik müsbet veya menfi, münferit veya toplu olarak oynadıkları roller hakkında l>ilgi verdikten sonra, şimdi de eliemmiyetleri ve umum î hiyerarşideki yerleri luıkkında fikir Aşermeye çalışalım. Önce bir g u lâ m h n ( T ü r k ’ün) idealinin e m ir li k olduğunu h atırlata­ lım ^ Nitekim, bir mülkî teşkilât mensubunun ( İ r a n ’lının) idealinin de ‘a m îd l ik

(sivil vâlilik) olduğunu görmüştük.

Görünüşe göre, kum andası altında 500 atlı bulunan bir cmîr, her devir­ de haşm etli bir kum andan sayılıyordu^. K ald ı ki, A lp A r s la n zamanında yukarıda adı geçen G û h e r â y în ’in kum andası altında ordular (cüyû^ı) bu­ lunduğunu biliyoruz^. Bu kum andan, M e lik şa h zam anında nüfuzu ile beraber serveti de artm ış, hiçbir h â d im 'in nail olamıyacağı k adar nüfuz, mevki ve kudret elde etm işti ö y le görünüyor ki, S e l ç u k l u devrinde gziZcm’lıktaıı yetişm iş büyük kum andanlar, umumî protokolda hiç olmazsa üçüncü kategoriden olan, vasal hüküm darlardan önce geliyorlardı: H asta olduğu halde, son defa şiddtrli bir kış esnasında B a ğ d a d ’a gelen T u ğ r u l B e y ile beraber kimlerin g e l­ diği sayılırken, h â c ib P o r s u k ’un adı v e z i r A m îd ü ’ i- m iilk K ü n d i i r î’den sonra, fak at A li 1>. E b î K â l i e â r , H e z â r e s b ve B e d r b . M ü h e lh il gibi üçüncü kategoriden (hükümdarları yabancı soydan) v a s a l hükümdarlaı-dan önce geçmektedir^. Görülüyor ki, P o r s u k umumî devlet protokolunda, hüküm dar v« vezirden sonra, üçüncü yeri işgal etmektedir. Görünüşe göre, resmî bir vazifesi bulunm adığı halde M e lik ş a h zam a­ nında B a ğ d a d ’a gelen meşhur S â v - T e k i n (kaynakta S e r h e n g S â v T e k in ) i H a l i f e ’nin veziri karşıladı. A yııca H alife onu kabul etti. S â v T ek in . H a l i f e ’nin h i l a f ı n a ve ihsanına nâil oldu (Nisan 1084/Zülhicec 476) H a l i f e ’nin bâzan S u lt a n ’la beraber ordu kum andanlarını d a kabul ettiği oluyordu. M e lik şa h zamanında vuku bulan pek dilckate şaya,n bir 1 B k . N i z â m ii ’ l- m ü lk , S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 178; nşr. H a lljâ k î , s. 100. 2 B k . N iz â m ü ’ l-M ü lk , S i y â s e t - n â m e , nşr. D a r k e , s. 69; nşr. I J a l h â l î , s. 40: Mnt iis îr a devrinde ait b ir hikâyede nüfuzlu bir T ü r k emirinrlen bahsedilirken “ 500 atlı” f h ti y l) sahibi olduğa söyleniyor. 3 B k . İ b n Ü ’ l- C e v z î, I X , s, 115. 4 B k. ayıı. eser, s. H 6 . Ayrıca bk. yukarı. 5 B k . S ı b t , s. 97. 6 B k . B u n d â r î , nşr. H o n t s m a , s. 77-78; tevc. s. 79.


30

M EH M ET AL'İ'AY ICÖYMEN

kabul resmine şahit oluyoruz: H a l if e M u k le d î ve S u l t a n M e lik ş a h talrtlarm a otururlarken, vezîr N i z â n ıü ’ l- m ü lk H a l if e ’nin önünde, elle­ rini kavuşturm uş olarak, ay akta duruyor \ kum andanları teker teker ha­ lifelik tahtının eşiğine getiriyor, F a r s ç a olarak, “ Bu, E m îr ü l- M ü m in îıı’ dir” . Sonra Halil'e’yc de, tabiî Arapça olarak, “ Bu, filan oğlu filan hâdirn kuldur; vilâyeti şudur; askeri şu kadardır” diyordu^. Şüphesiz takdim edi­ len kum andan yer öpüp, huzurda kendisine ayrılan mahalle çekiliyordu. Böylece H a l i f e ’ye 40 kum andan takdim edilmişti^. Esasında S u lt a n ’lann B a ğ d a d ’ı ziyaretleri esnasında, bu şehre ancak ü m e r â , h ü cc âb ve lıavâsshTii girmek müsaadesine sahip oldukları anla­ şılıyor: M e lik şa h , S u r iy e S e lç u k lu hüküm darı T u t u ş ile A n a d o lu S e lç u k lu hüküm darı S ü le y m a n Ş ah arasında baş gösteren ve sonucunun öldürülmesiyle neticelenen mücadeleyi, gördüğümüz şekilde hallederek, B a ğ d a d ’a döndüğü zaman, ordusundan yalnız yukarıda sayılanlara B a ğ ­ d a d ’a girmek m üsaadesi verilmişti Tıpkı iki m üstakil hükümdarın karşılaşm ası esnasında olduğu gibi, iki kuınaııdanm karşılaşm ası esnasında da maiyetleri atlarından iniyorlar, ken­ dileri de kucaklaşıyorlardı: Fetret devri esnasında M u su l vâlisi G ü r b o ğ a ’nın ölümü üzerine, onun tavsiyesi ile M u su l valiliğine geçen S u n g u r c a , G ü r b o ğ a ’ya niyâbeten H ıs n K ey f a valiliğini yapan M u sa T ü r k m â n î’yi karşıladı. İki kum andan birbirine yaklaşınca iki tarafın maiyeti atların­ dan indiler. Diğer taraftan , iki kum andan da, galiba atlarm ın üzerinde, birbirleriyle kucaklaştılar Büyük kum andanlara m aaş yerine umumiyetle i k t â ’lar verildiği m a­ lûmdur. Y ukarıda H a life ’y«> takdim edilen 40 emîr’in 40 vilâyeti i k t â olarak ellerinde tuttuklarım görmüştük. Bazan bir emîr’e bir veya birkaç eyâletin birden i k t â edildiği oluyordu. F e t r e t devrinde B e r k iy a r u k , e m ir Ü n e r ’e önce F a r s vilâyetini, sonra da I r a k vilâyetini i k t â etmişti. İ k t â’lann ıu yıllık geliri 1.000.000 dinarı a ş ı y o r d u S u l t a n M eh m ed T a p a r 1 Bic. S ı b t , s. 244. 2 Bk. İ b n ü ’ l- C e v z î, I X , s. 35. B u n d â r î , nşr. H o u t s m a , s. 80; tere, s. 82. S ı b t , (s. 244-45) takdim, töreninde sadece kum andanlarıu adlaruua ve asker sayısının bildirildiğin­ den bahseLmektedir. 3 Bk. S ı b t , ayn. yer. I b u ü ’ l- C e v z î (bk. ayn. yer) ve B u u d â r î (bk. nyn. yei), takdim edilen kum andan sayısi7nn 40 dan fazla olduğunu bildiriyorlar. 4 Bk. S ı b t , s. 242. 5 B k . İ b n ü ’ l- E s î r , nşr. T o r n b e r g , X , s. 235-6; nşr. B u la k , s. I27-B. f) Bk. İ L n ü ’ J- C e v x j, I X , s. 110.


A LP A R SLA N ZAMANI SELÇ U IC LU A S K E R Î T E Ş K İL A T I

31

zam am ııda A z e r b e y c a ıı eyâleti e m îr A h m e d il’e i k t â edilmişti. İ ic t â ’uıiii ydlık gelir tu tan 400.000 dinar idi. Bu meblağa mukabil o imparatorluk or­ dusu için 5.000 athyı teçhiz ediyorduk Görünüşe göre, A lp A r s la n zamanında bu kadar büyük ülkeler, Itumandanlara iktâ olarak verilmiyordu, yani onlara daha küçük arazi ])atçalan i k t â ediliyordu. İk tâ yerine, devlet hâzinesinden m aaş alaır kum andanlara gelince, bu hususta görüldüğü şekilde, N iz â m ü ’ l- m ü lk ’ün, kendilerine bol m aaş veril­ diğini, buna m ukabil hükümdarm gözüne girebilmek için müxnkün olduğu kadar fazla m iktarda gulâm satın alm aları gerektiğini beyan etmesindcjı başka elimizde sarih bir bilgi yoktur Mamafih bu hususta A lp A r s la n zamanına âit olmak üzere dikkate şayan bir misâle sahibiz: 1067 yıhnda Ş i r v a n Ş a h , tarafm dan sıkıştm lan A r i s t a k i s adlı bir E r m e n i kumandanı, S u lt a n ’ın eliyle müslüinan ol­ m ak üzere 200 Idşiiik m aiyetiyle onun nezdine gitmek istediğini söyler. Böylece A lp A r s l a n ’ın huzuruna getirilen ve S e lç u k lu hizmetine giren bu Ermeni kum andam na m aaş olarak yılda 20.000 dinar tayin edilir^. S e l ç u k ­ lu devleti hizmetine giren bir Ermeni kum andanına tahsis edilen yılda 20.000 dinar, Mp Arslan zamanında bir Türk emîr’iııe verilen yıllık tah ­ sisat için en alt kademe sayılabilir. Zira, bir Ermeni kum andanına bu k adar meblağ tayin edildikten sonra, bir Türk kum andanına çok daha faz­ la m aaş tayin edileceği aşikârdır İster devletten m aaş alsın; isterse m aaş yerine iktâ alsm, bütün kunıandanlarnı, —m ikdarları rütbe ve derecelerine gÖre değişen— emirlerinde şahıslarma bağlı ücretli Türk gulâmlar bulundurmak mecburiyetinde olduklarını görmüş­ tük. Bunun dışında yine her kumandanın maiyetinde miktarları yine rütbe ve derecelerine göre değişen İ r a n ’lı sivil memurlar bulundurdukları da malûm­ dur. Kum andanların seçtikleri sivil memurların aranan vasıfları taşım am a­ ları halinde, hükümdarın nasd müdahale ettiğini, h attâ en gözde kuman1 Bk. İ b n Ü ’ l-G e v z î, I X , s. 185; ayrıca bk. î b n ü ’ l- A d îm , B u ğ y c , I I , 167a. 2 Bk. Yuluirı. 3 B k . Baı- H e b r a e u s , Th e C h r o n o g r a h y , Ingl. tere. E.AAV. B u d g c , Loudon, 1932, s. 218. K orkularından m üsliim an olan bu E i ’in e ııile r , sonradan mcmleketlevbıe ka(,ynışhiT vc tekrar lurıstiyan olmuşlardır. 4 B u m iktarın ne ifade ettiğini daha iyi anlayabilm ek için,

S u lta n S a n c a r

zamanın­

da, H a l i f e ’ye, 50.000; vezir’ine de 10.000 dinarlık gelir sağlayan i k t â l a r verildiğini hatır­ lam ak kâfidir (bk. İ b n ü ’ l'C e v z î , I X , s. 206).


32

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

danlanndan E r d e m ’in R â f i z i bir t r a n ’lıyı hizmetine almasından dol&yı A lp A r s l a p ’jn onunla aylarca nasıl dargın kaldığını aynca belirtmiştik ^ Aldıkları maaşların veya i k t â gelirlerinin bâzan yaşadıkları lüks hayatın masraflarını karşılam adığı, bâzı kumandanların, bâzı zam anlarda hususi şahıslardan borç alm ?larindan anlaşılıyor; Ş a f i î riiesâsından A b d u r r a h m an İf^fehânî, û m e r â ’ya hazan 50.000 dinarı aşan borç para veriyordu^. Ü m erâ’mn, hususi şahıslardan borç almasının istisnaî bir hal olduğu anlaşılıyor. Zira bazı kum andanlarm , öldükleri zaman, muazzam servetler bıraktıklarını biliyoraz. Meselâ yukarıda servet deddebesinden bahset­ tiğimiz G û h e r â y î n’ den b aşka, daha ilk Selçuklu hükümdarı T u ğ r u l B e y zamanından itibaren ordu teşkilâtında ve dışında büyük roller oynadığını gördüğümüz S e r h e n g S â v - T e k i n öldüğü zaman (K asım 1084 /Cemaziülcvvel 477), nakit olarak 2.000.000 dinar’ dan başka, 9.000 katı Rûm ipeğinden olmak üzere, 15.000 elbise, 5.000 at, 1.000 deve, 30.000 koyun bırakm ıştı. Buna “ arazi, esliha, em tia” dahil değildi Görünüşe göre, bu kadar büyük bir servete, hüküm darlar m üstesna, hiç bir devlet adam ı sahip olamamıştır. Yukarıdan beri verdiğimiz bilgi, gulâmâlıktan yetişmiş ümerâ’mn, gerek askerî teşkilâtta, gerekse umumiyetle devlet hayat ve teşkilâtında oynadıkları rollere d â’r bir fikir vermiştir sanırız.

C. Türkmen Üm erâsı Selçuklu im paratorluğu’nun Türkmenler’e karşı siyasetini aja ’iea bahis mevzuu ettik. B urada T ü r k m e n ü m era’sının, daimi Selçuklu ordusunu teşkil edip etmediklerini, teşkil etmişlerse ne nisbette teşkil ettiklerini tesbite çalışacağız. T u ğ r u l B e y , A n a s ı-o ğ 1 u ile B o ğ a adlı iki T ü r k m e n reisine D i y a r b a k ı r ve çevresini i k t â etti. F ak at O ğu z şeflerini ordu teşkilâtına al­ ma ve kendilerine m üstakil vazife verme başarılı olmadı: Bu iki O ğu z şefi­ nin D i y a r b a k ı r ’ı fethedecek yerde, bu şehir surları altında birbirlerini öldürmeleri üzerine T u ğ r u l B e y , görünüşe göre, irsî kabile reislerine 1 B k. M e h m e t A l t a y I C ö y m e n , A l p A r s l a n ve. Z a m a n ı : “• E y â l e t T e ş k i l â t ı ' 2 ]3k. İ b n ü ’ l-C ev K Î, I X . s. 59. 3 B k . S ı b t , s. 228-9. 4 Bk. J h n ü ' l - E z r a k , T a r i h i V l - F â r i h i ^ s. 160.


A LP A R SL A N ZÂM ANI SELÇ U İC LU A S K E R İ T E Ş K İL A T I

33

devlet teşkilâtında m üstaldl vazife vermekten v azgeçtik Böylece T ü r k ­ men reisleri, ya prenslerin veya g u lâ m ’lılî,tan yetişme kum andanlarm em­ rinde vazifelendiriliyorlardı. T u ğ ru l Bey lik ş a lı zamanına m en reislerinden ları g u lâ m ’lıktan selâ o, A fş in ve

zam anm da ortaya konan Lu prensip, görünüşe göre, Mekadar değişmemiştir. Filhakika A lp A r s l a n ’ın T ü r k ­ A n a d o lu ’nun fethinde yararlanm ak istediği zaman, on­ yetişm iş kum andanlarm emrine verdiğini biliyoruz. Me­ A h m e d Ş a h adlı T ü r k m e n beylerini Doğu ve Güney

Doğu Anadolu’nun fethine memur ettiği G ü m ü ş - T e k in ’in emrine verm iş­ ti. B u iş birliği bir müddet b aşarı sağlam ış ve birçok fetihler yapılm ışsa da, sonunda, galiba ganim et taksim i esnasında, G ü m ü ş - T e k in ’Ie A f ş in ’in arası açıldı. G ü m ü ş - T e k in ’i öldüren A fş in , S u l t a n ’ın gazabından korka­ rak, batıya doğru kaçtı Ayrıca görüldüğü üzere, tek başına A n a d o lu ’da birçok fetihler yapan A fş in , daha sonra S u lt a n tarafından affedilerek tek­ rar hizmete alındı^. A fş in daha sonra S u l t a n A lp A r s l a n ’a isyan eden eniştesi K u r t ç u (E r b a s k a n )n u n takibine memur edilmişti. Görülüyor İd, A lp A r s la n zam anm da, emirlerinde kabileler bulunan T ü r k m e n ü m e r â ’sına karşı belirli bir siyaset mevcut idi; Onlar, daha ziyade b atı sm ırlarm da kullanılıyorlardı. B u itibarla, irsi T ü r k m e n b ey­ lerini artık, seferberlik ilân edildiği zaman, hükümdarın kum andası altında sefere katılan m aaşlı ve i k t â sahibi ümerâ gibi dâim i ordu kadrosunda te­ lâkki etmeye pek imkân yoktur. Bununla beraber, bâzan emrindeki kabilelerle b atı u c ’larında bilhas­ sa Bizans’a karşı başarılı savaşlar vermiş olan bir T ü r k m e n beyinin, S u l­ t a n ’a katıldığı oluyordu: İsmine bakılınca gu lâTn’hhtan yetişm iş bir ku­ m andan gibi görünen T u ğ - T e k i n ”*, buna m isâl olarkk verilebilir. R û m 1 Bfc. M e h m e t A l t a y K ö y m e n , S e l ç u k l u D e v r i T ü r k T a r i h i , s. 161. 2 B k . M e h m e t A l t a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : ‘‘'Büyük Selçuklu tmparatorluğu'nun Batı Siyâseti" bahsi. 3 B k . M e h m e t A l t a y K ö y m e n , S e l ç u k l u D e v r i T ü r k T a r i h i , s. 259-60. 4 Î b n ü ’ l - E s î r ’in. (bk. nşr. T o r n b e r g , X , s. 25; nşr. B u l a k , X ,s . 14), ism i T u ğ - D e k in olan “ Türkm en üm erâsından bir emîr” in aşireti ve cihâd için kendisine katılan kalabalık bir halk (kitlesi) ile M e r e n d ’de S u l t a n nezdine geldiğinden açıkça bahsetm esine m ukabil, Sadrii’ d-dîn H üseynî’nin verdiği bilgi onun Türkm en beyi olduğundan şüphe ettirecek m âhiyet­ tedir (bk. A h b â r , s. 35; T ürk, tere. s. 24). Gerçekten, bu son kaynak. S u lt a n , R û m yolunda iken, etrafında T ü r k m e n l e r ’in toplanm ış bulunduğu T u ğ - T e k in adh bir em îr’ın hizmetirifi iltica ettiğini, orduya bu memleketlerde doğru yolları gösterm eyi üzerine aldığım bildirmektedir. Görülüyor ki, burada T u ğ - T e k in ’in T ü r k m e n kabile reislerinden olduğuna dâir açık bir


34

M EH M ET A L T A Y ICÖYMEN

g a z a s ı için yola çıkmış olan ve A z e r b c y c a ji ’dakı M e re n d şehrini lıareket üssü yapau A lp A r s l a n ’a, bu T ü r k m e n beyi de kendiliğinden katıl­ mış, B i z a n s ’ın ve G ü r c i s t a n ’ın içinde bulunduğu şartları S u l t a n ’a an ­ latm ış, onu buralara bilhassa G ü r c i s t a n ’a sefere teşvik etm iş, çok iyi ta­ nıdığı bu ülkelere sefer yaptığı takdirde, doğru yollan göstermeyi üzerine alm ağa hazır olduğunu bildirmişti. Görülüyor ki, R û m g a z a s ı ’na çıkmağa zaten karar vermiş olan S u l­ ta n , ayrıca görüleceği üzere, hareket üssü olarak seçtiği M e re n d ’de —T u ğ T e k in ’in telkiniyle önce G ü r c i s t a n ’a sefer yapm ağa karar verince de—N ahc i v â n ’da toplanmaları için, i k t â sahibi kum andanlara ve v a s a l hüküm dar­ lara, emirlerindelci kuvvetlerle im paratorluk ordusuna katılm alarını em ret­ tiği halde, görünüşe göre, emrindeki kabilelerle katılm alarını T ü r k m e n beylerine bildirmemiştir. Buna rağm en, bunlardan biri olan T u ğ - T e k in , S u l t a n ’a kendiliğiııden hizmetini arz eylemiş ve A lp A r s la n da kabul etm iştir. Halbuki, T u ğ - T e k in , c m îr ünvam na sahipti, yani S e lç u k lu ordu teşkilâtına mensuptu. Görülüyor ki, A lp A r s la n daha saltanatının başlangıcında, T ü rk m e n beylerine ordusunu teşkil eden insan unsuru olarak fazla ehemmiyet ver­ miyordu. Bu sebeple de seferberlik ilânı ederken onları çağırmıyordu.

D . V asal Devlet Kuvvetleri Görünüşe göre, vasal hüküm darların, vasallık şartları gereğince, savaş esnasında vermeyi taahhüt ettikleri kuvvetler, S e l ç u k l u ordusunu teşidl eden insan unsuru olmak bakımından çok daha fazla yekûn tutuyorlardı. A lp A r s la n yukarıda bahis konusu edilen ilk g a z a teşebbüsünde önce M e re n d ’i, sonra da T u ğ - T e k in ’in telldniyle G ü r c i s t a n ’a sefer y ap ­ m ağa karar verince, N a h c iv â n ’ı hareket üssü yapm ıştı. Bilhassa N a h c iv â n ’da S u l t a n ’ın emrinde “ müZû/e” ve “ s a y ı s ı z a s k e r l e r ” Ç a s â k i r ) toplanmıştı. O, asker toplam a işi bitince de G ü r c i s t a n ’a doğru yola çık­ mıştı ^ Bu ifadeden anlaşılıyor ki, A lp A r s la n g a z a ’y a çıktığmı v a s a l hüküm darlara ve i k t â sahibi kum andanlara bildirmiş, v a s a l hükümdark ay ıt yoktur. Türhmenler'in, değil gulâinlıktan yetişm e kum andanlarıu, Arap üm erâ ve mülûk’uuun bile hizmetlerine ücretli asker olarak girdikleri m alûm dur. M am afih İ b ı ı ü l ’ l - E s î r ’in saTİh k ay rılan karşısında, T u ğ - T e k i n ’i, ismine rağmen, gulâm lıktan yetişm iş biı- emir say­ m ağa easaret edemedik. 1 Bk. t b i i ü ’ l - E s î r , nşT. T o r u b e r g , X., s. 25; uşr. B u l a k , s. 14.


A LP A K SL A N ZAM ANI SİELÇ U K LU A S K E R İ T E Ş K İL A T I

35

1ar vasalhk şartları gereğince taahhüt ettikleri kuvvetlerle; i k t â saliibi ku­ m andanlar da i k t â ’ları nisbetinde emirlerinde bulundurdukları kıtalarla im paratorluk ordusuna katılm ışlardır. “ M ü l û k ” kelimesinin önce geçme­ sinden, vasal hüküm darların verdikleri kuvvetler yekûnunun, i k t â sa­ hibi, kum andanların kuvvetleri yekûnunden fazla olduğuna hükmedilebilir. G u /â m ’lıktan yetişm iş ü m e r â ’nın, protokoda vasal hüküm darlardan üs­ tün olduğunu gördüğümüzden \ burada “ m ü l û k ” kelimesinin önce gec,;mesini b aşka türlü anlam aya pek im kân yoktur. K a ld ı ki, biraz aşağıda gö­ rüleceği gibi, “ a sâ fc ir ” kelimesine i k t â sahibi ü m e r â ’nın kuvvetlerinden başka, bâzı şehir ve bölgelerin kuvvetleri de dâhildi.

E . Şehir ve Bölge Kuvvetleri, Gönüllüler Seferberlik esnasında S e lç u k lu ordusu, yukarıdan beri anlattığımız şekilde, hassa ordusu’ndan, vasal devlet kuvvetleri’nden i k t â sahipleri olan Türk ü m e r â ’smın verdikleri kuvvetlerden ibaret değildi. Bu üç kaynaktan başk a, sav aş sahasına yakın bazı şehir ve bölgelerin de, m iktarları büyük­ lüklerine ve küçüklüklerine göre değişen, askerî kıtalar verdikleri anlaşılı­ yor. S u lt a n A lp A r s la n , yukarıda izah edildiği şekilde, N a h c iv â n ’ı ha­ reket üssü yaparak, ordusunun toplanm asını beklediği sırada, kendisine ]Hoy ve S e lm a s ^ , şehirleri ahâlisinin ita a t vecibesini yerine getirm edik­ leri, memleketlerinde S e lç u k lu hâkimiyetine karşı m üdafaaya giriştildcri söylendi. Bunun üzerine S u lt a n , onlarm nezdine ‘^A m îd-i H o r a s a n ’ı gön­ derdi. Amîd onları itaa,ta davet eyledi. K arşı koym aları haluıde yine onları tabiî S u l t a n adına tehdit etti. Bunun üzerine, bu iki şahir halkı, ita,at et­ tiler ve S u l t a n ’m “ Iıizb” i ve ‘‘ c u n d ” u oldular^. B urada “ hizb'” ve “ c u n d ” kelimelerinin aynı m anada, yani bir nevi m uvakkat asker m anasında kul­ lanıldıkları şüphesizdir. K ay n ak ta bu m alûm attan sonra, yulca.rıda anlatıl­ dığı şeldide “ m ü lû k ” ve asâldr’in toplandığından bahsediliyor. K ayn ak ta açıkça ifade edilmemesine rağmen, bu “asâldr” kelimesi içinde H o y ve S e l­ m a s şehirlerinin sırf bu sefere mahsus olmak üzere, verdilderi şehir kuvvet1 B k. yukarı. 2 U r m iy e ’den K uzeye giden ana yol üzerinde ve U r m iy e gölünün K uzcy-batı köşe­ sinden aynı mesafede bulunan bu şehir haldauda bk. L c S t r a n g c , Th e L a n d s o f the E n s tcr n C a l i p h a t e , s. 166. 3 Bk. İ b n ü ’ l - E s î r , ayn. yerler.


36

MEHM ET A L T A Y KÖYM EN

leri de dâhildi. Zaten, bu hususu, kaynağın ifadesinden de çıkarmak mümkün­ dür: S ıılta n , v a s a l hükümdarlarla

i k t â sahibi ü m erâ’ya sefere katılma­

ları için emir verirken, savaş bölgesinde bulunan bütün şehirlere de, mahallî şehir kuvvetleri ile birlikte katılmalarını fermanlarla bildirmiştir. Bu şehirler­ den sadece H o y ve S elm a s davete icabet etmedikleri gibi, S u lt a n ’ın itaatından

çıkmışlardır.

S e lç u k lu

hükümdarının bu

iki

şehre gönderdiği

A m îd - i H o r a s a n , H o y ve S e lm a s sâkinlerinin itaatim temin etmiş, on­ lar da

S e lç u k lu

ordusuna kuvvet göndermişlerdir.

Seferberlik esnasında orduya katılan şehir ve bölge askerleri, ayrıca görüleceği gibi, orduda geldiîderi şehrin veya bölgenin adını taşıyorlardı: B iz a n s İmparatoru ile savaşmak için alalacele S u r iy e ’ den dönerken, S el­ ç u k lu ordusundaki Irak, v.s. askerlerinin dağıldığından ve S u lîa n ’m 4.000 kişilik g u l â m kıtası ile kaldığından bahsedilmesi buna misâl olarak verile­ bilir. Seferberlik esnasında ordunun savaşan insan unsuru, sadece bu üç kay­ naktan. beslenmemektedir. Bilhassa, ahâlisi müslüman olmayan ülkelere karşı yapılan savaşlara, savaş sahasına yakın şehir ve bölgelerden çok sayıda gönüllülerin katıldıkları malûmdur Gönüllülerin esas gayeleri, sevap kazanmaktan ziyade, şüphesiz, g a n î me t elde etmektir;

M a la z g ir t M e y d a n

S a v a ş ı’ndan sonra S e lç u k lu

askerleri aralarında g a n i m e t olarak “ r ın /Z a r ” ca ^ altun ve gümüş taksim etmişlerdi. Bundan başka A h la t ve M a la z g ir t ahâlisi de savaştan sonra o kadar çok ganimet elde etmişlerdi ki, aradan bir asra yakın zaman geçtiği halde, bu iki şehir ahâlisi, bu yüzden hâlâ müreffeh bir halde bulunuyorlar­ dı^. Bunların çoğunun

savaşa katılan

gönüllüler oldukları muhakkaktır.

Mamafih, savaştan sonra bir şeyler elde edebilmek için, kaynaklarda “ evt â j ” ve “ a y y â r ' " adlan ile geçen çapulcu takımının, orduyu yakından ta­ kip ettilîjerini unutmamak lâzımdır. Gönüllülerle bu çapulcu gurubu ordu sayısını artırmakla beraber, onların savaşın neticesi üzerinde öteki üç unsur (h a ss a o r d u s u , v a s a l d e v l e t kuvvetleri ve i k t â askerleri) kadar

tesir

ettikleri, şüphesiz, söylenemez. ], Bâüan, savaş sahasınJan rehber vazifeshıi görmek üzere, asker toplandığı oluyordu. Meselâ, Rûm gazası’na niyet eden M elik şah veziri Nizâmü’l - mülk’ c “ Rûm vilâyeti” nden asker toplaması için 50.000 dinar vermişti (F a lır -i M ü d eb b ir, 90b). 2 R ıtl için, bk. W . H in z, M e s s e u. Geıvichte, s. 27. civ. X Bk. İbn ü M -E zrak , s. 190.


ALİ’ A B S L A N ZA M A N I SELÇUKLTJ A S K E R Î T E Ş K İI. T t

37

Ordunun gayri mulıaTİp insan unsurunu ayrıca bahis mcvTiııu edecağimiz için, bu meseleden burada bahsctmiyeceğiz. Yukarıdan beri verdiğimiz bilgi, ordunun insan unsuru, bu unsuvuıı devlet ve ordu teşkilâtındaki yerini ve takribi miktarmı göstermiştir sanırız. II T EŞK i L

AT

Ordu teşkilâtı, ayrıca bahis mevzuu edilecek olan savaş tarzı ile şüp­ hesiz, yakından ilgilidir. Zira teşkilâtın, savaş tarzına göre tan?:im edileceği gayet tabiîdir. Eski bir tarihi olan T ü r k le r ’in, diğer milletlerden farklı bir savaş sis­ temleri vardık S e lç u k lu devrinde, bütün orta ve

yakın doğuda başlıca

iki savaş sisteminin, “ T ü r k ” ve “ Sâsânî” savaş tarzının hâkim olduğu an­ laşılıyor. Türk sistemine

“ cen/c”

(birlik-bölük-gurub)

savaş

tarzı

adı

verilmektedir. Sâsânî sistemi için belli bir ad verilmemekte ve “ sağ c c n a h ” [ m e y m e n e ) , “ m e r k e z ” [kalh'j, “ s o l c e n a h ” { m e y s e r e) ve “ a r t ” { s â ka )

diye sayılmak suretiyle izah edilmektedir^. Cörüleceği

üzere, S e lç u k lu -

la,r kendi sistemleri ile beraber Sâsânî sistemini de gittikçe daha fazla tat­ bik etmeye başlamışlardır Her bakımdan S e lç u k lu la r ’ı örnek alan E y y û b îlo r zamanı ordu teşkilâtından öğrendiğimize göre, her bölük, 70 kişi ile 100 ve 200 kişi arasında değişiyor ve O ğ u z “ t u l b ” { hi rl i ky - a adını a lıy o r d u N it e k im

bu sistemi,

ordu bir yerde çadır kurduğu zaman da müşahade etmekteyiz. Meselâ, A lp A r s la n , ordusu H a le b civarında konakladığı zaman, çadırlar onar onar gurublar halinde kurulmuştu^. Şu halde, her gurub bir O ğu z birliğini veya bölüğünü meydana getiriyordu. Görülüyor ki, T ü r k savaş sistemine göre, 1 Meselâ bk. E . D a rk o, L e r o l e des p e u p l e s N o m a d e s C a v a l i e r a

dans

la T r a n -

s f o r m a t i o n de l ' E m p i r o R o m a n , Byzantion, X V III (146-48), s. 35-97.

2 Bk. F a h r-i M ü d eb b ir, A d â b u ' l - M ü l û k , ve ş - Ş e c â 'a ,

Brit, Mus.

(Rien,

C.P.

M. 487-8). 97b. öteki ntislıası için bk. tndia office, Ethe, 2767. 3 A lp A rslan , daha K u ta lm ış ile yaptığı-tahta çıkmasını sağlayan-ilk savaşta, Sâsâuî sistemini tatbik etmişti (bk. S a d r ü ’ d -d în H ü se y n î, A h b â r , s. 31). 4 Bk. H .A .B .. G ibb , T h e A r m i e s o f S a l a d i n , S t a d i e s o n thc C i c i l i z a t i o n

of

jfsZam, s. 76. M o ğ o lla r

S,

devrinde de 50 atlı bir birlik (unit)

teşkil ediyordu

(bk.

.Tagchid C. R . Bavvden, Soıno N o t e s on the H o r s e - P o l i c y , C.A.J. X , s. 250. Aynca bk. N. Elissc-f, Nar ad-dîıı, Damas, 1967, s, 723-4., 5 Bk, İ b n ü ’ l'A d îm , B u ğ y e . i u ' t - T a l e b , arapça metin, s. 215; Türk. tere. s. 232.


38

M E H M E T A L T A Y ICÖYMEN

çadırlar veya o t a k la r (mangalar) bir araya gelerek birlikleri; birlikler veya bölükler de bir araya gelerek orduları veya tümenleri meydaua getiriyorlar­ dı. Bildiğimize göre, T ü r k savaş tarzının tabiî neticesi olarak, ordu veya tümen ile bölük veya birlik arasında başka kademeler yoktu. Bu hal şüphe­ siz, kumanda mevkiinde bulunan subay ve generallerin de fazla kademelere ve rütbelere ayrılmasını önlüyordu. Kaynaklarda orduda daha fazla büyük ümerâ’ dan bahsedilmesi, bunlanu dışında diğer rütbe sahiplerinden ve ka­ demelerden pek fazla bahsedilmemesi, şüphesiz, sadece kaynaklardaki bilgi kifayetsizliği ile izah edilemez. S e lç u k lu ordusu birçok ihtisas birliklerine ayrılıyordu. Bununla bera­ ber, orduyu esas itibariyle muharip ve gayri muharip sınıflar olmak üzere başlıca iki guruba ayırmak icab eder. Önce birinci gurubu ele alalım.

A . Ordunun Muharip Kısm ı Ordunun muharip sınıfı atlı ve yaya olmak üzere, birbirinden farklı başlıca iki unsurdan meydana geliyordu. Yine savaş sisteminin tabiî neti­ cesi olarak, atlı unsur yayadan çok daha fazla idi: S u lta n T u ğ r u l B e y ’in öldüğü şayiası üzerine, H o r a s a n ’dan harekete geçen A lp A r s la n ’m or­ dusu 20.000 atlı ve 10.000 yayadan ibaretti^. Görüleceği üzere, savaşlarda ordunun atlı unsuru yaya unsurundan çok daha fazla rol oynuyordu. Görünüşe göre, orduyu teşldl eden atlı kısım, " a s k e r {cemi: " a s â k i r ) , yaya kısım ise c u n d [cemi: ec?ıâd ve cu n ıld jad ın ı alıyorlardı^. A lp

A rş­

la A’ın yukarıda zikredilen teşebbüsünde a s k e r ’i n i v e cund^uau topladığın­ dan bahscdilmesiııden hemen sonra atlı ve yaya

kelimeleri geçmektedir

Mamafih bazaiı “ c u n d ’ ’ kelimesinin, bütün orduyu gösterdiği aBİaşılıyor: M e y y â f â r ık în A r s la n ’ın

M e r v a n o ğ u lla n hükümdarı N a sr, buraya gelen

cıtred’una, bu

S e lç u k lu

A lp

hükümdarı tarafmdan taleb edilen

100.000 dinar ö d e m i ş t i K u t a l m ı ş ’m ayak talamı ( e v b â ş ) m d a n

çeldrge

kadar çok “ c û n û d ’ '’ topladığından bahsedilmektedir ^ 1 Bk. S ıbt, s. 101-2. le

2 Bk. H .A .R . G ibb, ad. geç. eser, s. 83-B4; ayıı. müellif, T h e D a m a s c u s C r u s a d e r s , 33. vdd.

C h r o n ic -

o f the

3 Bic. S ıb t, ayn. yer. 4 Bk. S ıb t, s. 144. Bu paı-a, d â im i ordu kadrosunda buhmraadıkları için devletten veya ilctâ sahipleriııdeu maaş almayan yayalar (ecnâd) için mi talep edilmişti? Bu hususta keshı bir şey söyleyemiycceğiz. 5 Bk. S a d rü ’ d -d în H ü sey n î, A h h â r , s. 30; teı-c, s. 21 (yanlış).


AL P A R S L A N ZA M A N I SE LÇ U K LU A S K E R Î T E Ş K İL Â T I

39

Kaynaklarda A lp A r s la ıı ordusunun atlı lusmı içijı Lâzan “ haşetıi’\ “ l ı a v â ş î ’ '’ ve “ huyûl”

kelimeleri geçmektedir ^ “H a ş a m ' '

ve " / l o v â ş ı ”

kelimelerinin, hassa ordusunu; “ h u y û V ' kelimesinin ise, i k t â askerleri ve vasal

hükümdarlarm yardımcı kuvvetlerini gösterdiği anlaşılıyor.

Ordunun muharip kısmı, birçok ihtisas sııuflarmı ihtiva ediyordu: Başta gelen ihtisas sınıfı, galiba, öncü birliği idi. S e lç u k lu la r daha ba,ylangıçtan itibaı-en öncü harekâtına büyük ehemmiyet veriyorlardı. Görüleceği gibi, bu sahada ihtisas kazanan bir kumandan, çok, defa süreldi şekilde öncü kuv­ vetleri kumandanlığı vazifesini görüyordu. Kumandan böyle olunca, emrin­ deki kuvvetlerin de bu maksatla hususi şekilde yetiştirildilderi kendiliğin­ den anlaşılır. Görünüşe göre, ordu mensupları, kullandıkları silâhlara ve savaşta gör­ dükleri vazifelere göre de, ihtisas sınıflanna ayrılıyorlardı. O k ç u la r f t ı r endâzân),

m ız r a k ç ıla r

haratekîni-dârân

ve

( harbe-dârân),

debûs'dârân),

g ü r z c ü le r

n a c a k ç ıla r

f gürz-dârân,

(nâcah-dârânj,

hattâ k ı l ı ç ç ı l a r ( ş i m ş î r - d â r â n ) , m a n c ın ık ç ıla r ( m a n c ı n ı k - d â r â n ) , a r r â d e c ile r ( a r r â d e ' d â r â n ) , s a p a n c ıla r

( m e k â l ı ) ' ^ v.s.

ları silâhlara göre ihtisaslaşmaya misâl olarak verilebilir

kullandık­

Söylemeye hacet

yok ki, bu tasnif her sınıfın kullandığı başlıca silâha göre yapılmıştır. Yoksa, her askerî sımf savaş esnasında gerektiği zaman yanında bulundurduğu baş­ ka silâhları da kullanabilirdi. Meselâ k a lk a n , h a n ç e r , b ı ç a k gibi silâhlar hemen her sınıftan askerin daima yanında bulundurduğu savaş v.'?,sıtaJ.arıydı. N e f t ç il e r n e k k â b la r * ’,

( n e f t - c n d â z â n ) k e m e n d c ile r

lâ ğ ım c ıla r ,

m e şa le ç ile r

b o r a z a n la r ® da daha ziyade savaşta yaptıkları

(kemend-endâzân) ^

b a y r a k d a r l a r , kösciilcr, vazifelere göre ihtisaslaş­

maya misâl olarak verilebilir. Kuşatma esnasında kale surlarına tırmanan1 Bk. t b n ii’ l-C e v z î, V l l l j s. 330 (M elilcşah 7.am;ım) 2 Bk. S a d rii’ d -d în

H ü se y n î, A h b â r , s. 40.

3 Bu hususta bk. F a h r -i M.üdthhİT:, A d â b u ’ l - M ü l û h ve ' ş - Ş e c â ‘ â, 95a-y5b (24. bâb); 97b (25. bâb). 4 Bk. S a d rü ’ d-dÎTi H ü sey n î, A h b â r , s. 39, 40; ayrıca bk. F u lıt-i M üd ebbir, A d â b u ' l - M ü l û k , 95b. 5 Bk.

F a lır-i M üdebbir^ ayn. yer.

6 Bk. İ b n ü ’ I-E sîr, nşr. T o rn b e rg , X , s. 26; ıışr. B ulak, X , s. 14. 7 Bk. S a d r ü ’ d -d în H ü sey n î, s. 32. 8 Bk. F a h r -i M ü d eb b ir, 95a. Kösler için ayrıca bk. S a d rü ’ d -d îu H ü seyn î, A h ­ bâr. s. 50.


40

M E H M E T A I.T A Y K Ö Y M E N

1ar ^ da bu ihtisaslaşmaya dâhil edilebilir. Bu ihtisas guruplarının, hangi savaşlarda, ne dereceye kadar rol oynadıklarını ayrıca göreceğiz.

B. Ordunun Gayri Muharip Kısmi Gayri muhârip terimiyle, sefere iştirak edip te, savaşa katılmıyaııİarı kasdediyoruz. Bütün devlet teşkilâtı, sefere çıkan hükümdarla beraber bu­ lunduğuna göre

ordunun gayri muharip kısımının kimleri ihtiva edeceği

kendiliğinden anlaşılır. Gerçekten, h a r e m ; h a z in e , silâh, at, koyun, sığır, deve^ ot ve umumiyetle ağırlığın başında bulunan silâhlı insanlarla, ordu kâtipleri, d â n iş m e n d le r , n e d im le r , müneccimler, m u t h â h - ı h â ş ş men­ supları, ordu pazarında bulunanlar, ordunnn başlıca gayri muharip kısmını teşkil ediyordu

Tahmin edilebileceği gibi, bu saydıklarımızdan bir kısmı

(nedimler, müneccimler, m u t b â h - ı h â ş ş mensupları) savaş esnasında hühümdarın yanı başında bulunmalarına rağmen, gayri muharip kısma dâhil­ dir. Buna mukabil, köprü inşa edenler, silâh imâl edenler ve diğer bazı yar­ dımcı unsurlar da gayri muharip kısma ithal edilebilir. Mamafih, görüleceği gibi, bâzan savaş esnasında da köprü inşa edildiği için

köprücüler aynı za­

manda muharip sımftan sayılabilirler,

C. Rütbe ve Dereceler Ordu birliklerine ve sınıflatma dâir yukarıdan beri verdiğimiz bilginin, bu birlikleri ve sınıfları sevk ve idare eden kumandanların rütbe ve derece­ lerini tayin etmemizi kolaylaştıracağı meydandadır. Bu izahattan anlaşılı­ yor Id, S e lç u k lu ordusunda, bünyesi icabı, rütbe ve derece sayısı pek fazla değildi ve meselâ şimdi olduğu gibi, yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay, v.s. gibi, gittikçe yükselen rütbe ve derece adları pek yoktu. Gerçekten, galiba, tıpkı S â m â n o ğ u lla r ı devrinde olduğu gibi, S e lç u k lu devrinde de, rüt­ beler aşağıdan yultanya doğru şöyle sıralanıyordu: O ta k b a ş ı, veya v is â k

1 Bk. I b n ü ’ l-E s îr , nşr. T o ın b e r g , X , s. 26; nşr. B u la k , X , a. 15 2 Bk. M ehm et A lta y K ö y m e n , A l p A r s l a n Z a m a n ı k i l â t ı ve H a y a t ı , s. 51.

Selçuklu

Saray Teş­

3 Bk. F a h r -i M ü d eb b ir, A d â b u ’ l - M ü , l û k , 95b. 4 Meselâ bk. î b n ü ’ i-E sîr , nşr. T o rn b erg , X , s. 26; nşr. Bnlak^ X , s. 15.


'V\.

ALI’ AK SL A N ZA M A N I SE L Ç U K L tI A S K E R Î 'J'EŞKİİjÂTI

b a ş ı, lıa y i B aşı veya s e r -h a y i, h â c ilj ^ ve nihayet e m î r ^ .O t a k

ve b a ­

şı gibi kelimelerin Türkçe oluşu, bu rütbelerin hangi menşeden olduğıımı açıkça göstermektedir. Bu saydığımız rütbelerdeki kumandanlar kaçar kişinin başıydılar ? 0 ta k b a ş ı’ların ve h a y i b a ş ı’ların kaçar kişiye kumanda ettiklerine dâir kati bilgi yoktur. Fakat, o t a k b a ş ı terkibinden aıılaşıldığma göre, bu rüt­ bede olan bir subay, bir çadır dolusu askerin, yani 8-10 kişinin, aşağı yukarı bugünkü bir manganın başı idi ve orduda ilk rütbeyi teşkil ediyordu. Ç a ğrı B e y zamamnda h â c ib ’in kumandası altında ise, umumiyetle 50 g u lâ m bulunuyordu^. Öyle görünüyor ki, bu durum A lp A r s la n zamanında değiş­ memiştir. Zira, anlaşma yapıldıktan sonra serbest bırakılarak, momlckolino doğru gönderilen B iz a n s

İm p a ra toru

R om anus

D iy o g e n e s ’in

m u­

hafazasına 2 h â c ib ’in kumandası altında 100 g u lâ m ’ın memur edilmiş olduğunu gördük'^. Şu halde h a y i b a ş ı, 50 kişi ile 10 kişi arasındaki bir kuvvetin kumandanı idi. Bu miktar 20 kişi de, 25 kişi de olabilir. ^ la y l b a ş ı’lar, subay olarak orduda gördükleri vazifeler dışında başka vazifelerde de kullanılıyorlardı. Meselâ bir h a y i b a ş ı, H â r e z m ’dcn vezîr N iz â m ü ’ l-m ü lk ’ün nezdine, elinde S u lt a n A lp

A r s la n ’m bir mektubu

bulunduğu halde, geldi. S u lta n bu mektubunda H â r e z m ’ de yaptığı fetih­ leri anlatıyordu götüren bir

Görülüyor ki, h a y i b a ş ı burada karşımıza f e t ih - n â m e

u la k vazifesi ile çıkmaktadır.

E m î r’lere gelince, btv hususta kati bir rakam vermek imkânından mah­ rumuz, Bununla beraber, emîr’lerin kumandası altındaki kuvvetlerin, daima birbirinden farklı olduğu, vezîr N iz â m ü ’ l- m ü lk ’ün, M e lik şa h

zamanın­

da, her emîr’ i halife’ ye takdim ettikçe, her defasında emrindeki asker sayısını da tekrar etmesinden anlaşılıyor 1 Bk. F . K ö p rü lü , istinaden).

t.A.

En büyük i k t â ’a sahip

H â c i h mad: (N iz â m ü ’ l-M ü lk ’ün

2 Emîv kelimesi yerine, kaynaklarda hazan “ s â l â r ”

olduğunu görSi yâ s-c ln âm e' nm e:

veya “ s i p c h s â l â r '"

kelimelcTİ

de geçer. 3 Bk. T a r i h ~ i S î s t â n , s. 379 (Ç ağ rı B ey zamanı). 4 B k. M e h m e t A l t a y K ö y m e u , A l p A r s l a n vc Z a m a n ı ; Siyâseti” .

5 Bk.

SıLt, s. 131.

6 Bk. yutan: “ G u l â m h k t a n Y e t i ş m i ş Ü m e r â ' ’ , s. 29 vd.

^''Alp Arslan'm

Bttiı


42

M.IÎHMET A L T A Y K Ö Y M E N

düğümiiü üiuîr Ü ııe r’ûı en az 10.000 kişilik bir kuvvetin kumandam olduğu söylen ebiliri Bu rakamı, 400.000 dinai’lık yıllık geliri olan

A z e r b e y c a n ’-

m iktâ edilmesine mukabil, 5.000 atlıyı teçhiz eden emîr A lım e d îl’i ile mu­ kayese ederek bulduk^- Şu ha,lde büyük ü m e r â ’nm emrinde en çok 5.000 ile 10.000 arasında değişen bir askerî kuvvet bulunuyor demektir. Rütbe ve dereceleri itibariyle Halife’y® takdim edilmeye lâyık görülen ü m e r â sayısmm

40 kadar olduğunu yukarıda görmüştük. Diğer taraftan

M e lik ş a lı zamanında büyük S e lç u k lu İ m p a r a t o r lu ğ u ordu mevcudu­ nun 400 .000 kişiyi bulduğu da malûmdur

Buna göre, bir büyük emîrin

kumandası altmda en az 4.000 Idşim’n, en çok 10.000 kişinin bulunması ge­ rekeceği kendiliğinden anlaşılmaktadır. Küçük emirlerin, daha az sayıda birliklere kumanda ettilderi muhak­ kaktır. Nitekim 500 kişiye kumanda eden emirlerin bulunduğunu yukarıda gördük. Yukarıda saydığımız muharip sınıfların ve hattâ gayri muharip sınıf­ ların her birinin başında bir emîrin bulunduğu anlaşılıyor. Zira, meşhur Muh a m m e d b . M a n su r N e s e v î’nin, H o r a s a n ‘ a m id ’ liğine tayin edilme­ den

önce,

m eş al e ç ile r

( e ş h â b i i H - m e ş a il)

emirliğinde

bulunduğunu

biliyoruz Orduda S e r h e n g ( ç a v u ş ) rütbesine sahip bu,- subay gurubu daha var­ dır

Görülüyor ki, s e r h e n g ’ler, sarayda ve orduda olan vazifeleri dışında,

ordu kademelerinde emirlerinde muay 3 ren miktarda asker bulunan subaylık vazifesine de sahiptirler. Fakat s e r h e n g ’lerin rütbe ve derece itibariyle saydığımız ordu kademelerinin neresinde bulunduğu hususunda kati bir neticeye varmak ı>ck mümkün görünmüyor. S e r h e n g ’lerin, rütbe ve derece itibariyle o t a k b a ş ı’lardan ve

b a ş ı’lardan üstün olduldarı muhakkak­

tır. Zira, b ü y ü k s e r h e n g (ser/ıe?ıg-i h u z u r g )

Unvanına sâhip

subaylar

büyük sipah-sâlârlar ( s i p a h - s â l â r â n - ı b u z u r g ) dan sonra geçmektedir.® Fakat s e r h e n g ’ler h â e ib ’lerden üstün müdür? Emirlerinde ne kadar asker vardır? Bu suallere şimdilik kati olarak cevap verecek durumda değiliz. 1 Bk. Yukarı, s, 30. 2 Bk. Yukau, s. 31.. 3 Bk. N izâ m ü ’ l'M ü lk , S i y a s e t - n â m o , nşr. D arke, s. 209 nşr. H ü llıâlî, s. 122. Görü­ nüşe göre A lp A rsla n zaırKimnda ordvı

miktarı bunun yansı kadardı

metin, s. 22i; tere. s. 241. 4 Bk. S a d rü ’ d 'd în H ü se y n î, A h b â r , s, 32; tere. s. 22. 5 Bk. F a lır -i M ü d eb b ir, A d â h a ' l - M ü l û k , 9Sb. 6 Bk. F alır-i M ü d e b b ir, ayn. yer.

(bk-lbııü’l Adîm,


A LP A R SL A N ZA M A N I SE LÇ U K LU A S K E K Î T E Ş K İL Â T I

43

Ç a v u şla r , ordudaki subaylık vazifeleri dışında umumiyetle iııziLat işleri ile meşgul oluyorlardı: Görüldüğü üzere, kumandanlarından E rdem d­ in hizmetine aldığı hir b â t ın î'y i bizzat sorguya çeken A lp A r s la n , ç a v u ş la r ’a

emir vererek,

sille-tokat huzurundan attırmıştı\

S u r iy e S e lç u k lu D e v l e t i hükümdarı T u tu ş ile A n a d o lu S e lç u k ­ lu Devleti hükümdarı S ü le y m a n

Şah arasındaki mücadeleye müdahale

etmek üzere, T e k r it ’ten M u s u l’a hareket eden S u lt a n M e lik ş a h ’m huzumna bir bedevi gelerek, g u lâ m ’larından birinin mızrağını aldığını söyledi. S u lta n meselenin tahkikini ç a v u ş lu k makamı ( ş â v u ş i y y e ) na havale etti.

Ç a v u ş la r g u lâ m ’ı ve mızrağı getirdiler.

S u lt a n

g u lâ m ’ın clirtin

kesilmesini emretti^. Bu misâlleri daha da çoğaltmak mümkündür.

III T E Ç H İZ A T Teçhizat, ordu mensuplarının savaş yapmalarını sağlayan vasıtalardır. Bu vasıtalar, teşkilâtla birlikte orduyu savaşa hazır hale getirir. Bu üç un­ sur (insan, teşkilât ve teçhizat) ahenkli bir şekilde bir araya getirilebildiği ölçüde ordunun savaşta ba,şarı kazanma şansı artar. Canlı-cansız bütün

vasıtalar, askerin

teçhizatını

teşkil

cderelr. Şu.

halde ordunun her türlü silâh ve zırhlı-zırhsız giyim eşyasını ayrı; at, katır, deve, fil gibi canlı vasıtalarım da ayrı ele almak icap eder. Önce silâhlan ele alalım. A . Ordunun Silâhları Ordu teşkilâtı ile savaş tarzı arasında olduğu gibi, orduda kullanılan silâhlarla tatbik edilen savaş sistemi arasında da, şüphesiz, sıkı bir bağ vardı; başka bir deyimle, silâhlar, savaş sistemine ve nevine göre imâl ediliyordu. Ayrıca görüleceği üzere, sürat ve uzaktan savaş, T ü r k savaş sisteminin esasını teşkil ediyordu

Bu taktik, daha ziyade meydan savaşları için tat­

bik ediliyordtı. Şehir ve kale muhasarası için, savaşın karakteri icabı başka 1 Bk. N izâ m ü ’ I'M ü lk , S i y â s e t - n â m e , uşr. Dai-ke, s. 204; nşr. H a llıâ lî, s.

117.

? Bk. Sıbt, s. 239.

3 T ü rk savaş sistemi epey araştjvma konusu olmuştur. Son defa Lk. R .C . Smailj C cusading İVarfare^ Cambridgc, 1967, s. 78 vıld. Müellif giriş kısıuıuda bu salıada yapılmış araştırmaları tenkîdî bir şekilde gössden geçiı-rnekte ve kıymetlendirmektedir (bk. s. I -lö ).


44

M EH M ET A I /r A Y

KÖYMICN

silâhların da imâl edilip kullamiması gerekeceği tabiîdir. Şu halde, silâhları savaş tarzı ve nevine göre başlıca iki kısma ayırmak mümkündür. 1)

H afif

silâhlar,

2) Ağır silâhlar. Biz önce hafif silâhlan ele alalım.

1— H a f i f Silâhlar

S e lç u k lu

ordusunda başlıca şu h afif silâhlar kullan lıyordu: O k vo

y a y , k a lk a n , m ız ra k , k ılıç , g ü r z * , s a p a n

n a ca k \ b ıça k

Görülüyor ki, bu silâhlar, umumiyetle her devirde, her kavim ve millet tarafından kullanılan silâhlardı. Orjinallik, Türk silâhlarınm imâlinde ve kullanılmasındadır. Türk silâhlarının daha hafif, yani taşınmasının vo kul­ lanılmasının daha kolay olması bir üstünlük teşkil ettiği

gibi,

kullanıl­

malarında T ü r k le r ’in gösterdikleri maharet de ayrı bir üstünlük sebebi teşkil ediyordu. Meselâ T ü r k yayları daha hafifti^. T ü r k kalkanları daha hafif ve daha küçüktü ®, Türk mızrakları daha h afif ve daha kısa idi Bütün bu silâMarm

savaşlaîda, yani meydaıı, pusu gece bas­

kını gerilla ve nihayet muhasara savaşlarında oynadıkları rolleri ayrıca bahis konusu edeceğiz;. Burada bâzı silâhlara dâir, askeri teşkilâtı ilgilendirdiği nisbette, bilgi vermekle yetineceğiz. T ü r k okları, bir mil (takriben 1600 metre) mesafeye kadar ulaşıyordu ^ Daha 1017 ve 1018 de Ermenistan’ı ilk Selçuklu istilâsı esnasında kartal (kuşu) gibi süratli atlarıyla, beraber gerilmiş yayları, sivri çelik uçlu okları halkm dikkatini

çekmişti

Bununla beraber imparatorluğa

1 R .C . Snıail. ffrf. geç. esor, s. 77; ayrıca bk. F a h r -i

tâbi

dev-

M ü d e b b ir, A d â h n ' l - M j d û h . ,

72a vcicl; nşr. M. Şaff, s. 66 vdd. 2 S a d rü ’ d -d în H ü se y n î, A h h â r , s. 40. 3 F a h r-i M ü d e b b ir, 97b. 4 M a tlıieu d ’ E d esse, tr. E. D u la u rie r, s. 124. Bk. R .C . S m ail, ad. geç. eser, s. 77. 6 Bk. R .C . S m ail, ayn. yor. 7 Bk. R .C . S m ail, ayn. yer. R S a d rü ’ d -d în H ü se y n î, s. 68; tere. s. 46. 9 Meselâ bk. A risd a g n e s, H i s t o i r e d ’A r m c n i e , tvad. M .E . P rııd ’ Iıome, Paris, 1864, s. 72. Bn akın lıakkmda mufassal bilgi almak için bk. î. K a f e s o ğ 1u, Doğu Anadolııya îlk Selçuklu Akım, Köprülü armağanı, s. 259-274,


ALI» A R S L A N ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş K A T I

45

let ordularında S e lç u k lu oklarından daha kuvvetli okların buhıııduğu anla,şılıyor: Görüldüğü üzere, bir ara B ü y ü k S e lç u k lu İ n ıp a r a t o r l u ğ u ’na karşı isyan eden vasal hükümdarlardan F a z a v e y h , S e lç tık lu veziri N iz â m ü ’ l- m ü lk ’ün kumanda ettiği imparatorluk askerlerinin üzerine demiri delen ok yağdırdı. Bana karşılık S e lç u k lu askcA'lcri—her halde sapanlarlataşlar ve normal oklar attılar. Neticede F a z la v e y h yakalandı^. Bilindiği gibi, yay ne kadar ağır ve sert olur, bunun netieesi olarak ne kadar güç çekilirse, atılan ok o kadar uzun mesafeye ulaşır ve isabet ettiği zaman da o İcadar tesirli olur. Yalnız kılıç ehlinden, yani mesleği askerlik olanlardan değil, ilim ehlinden olanlardan da sert okları çekmekle şöhret yapmış bulunanlar vardı. X II. asrın ikinci yansında E n d ü lü s ’lü bir âlim 16 oklça ağniığmdaki bir yayı çekmişti^. Esasen tarih boyunca her hükûmdann bir silâh çeşidini en iyi şekilde kullandığı ve savaş esnasında en iyi kullandığı silâhla çarpıştığı malûmdur \ Görünüşe göre, çok mâhir nişancı olan A lp A r s la n ’ın da kullanmayı en çok sevdiği silâh ok ve yaydı. O, suçlu olarak huzuruna getirilen B orzu rn kaleni K û t v â l ’i Y u s u f H â r e z m î’yi, çadırında bile olda öldürmek istemiş, fakat hayatında ilk defa olarak oku hedefine bulmamıştı ve ayrıca görüldüğü üze­ re, altığı oku isabet ettirememesi hayatına mal olmuştu'^. Yağmur, yayın baş düşmanıydı. Kirişi ıslanan yayı kullanmak hemen hemen imkânsızdı Ok ve yay daha ziyade meydan savaşı süâhı idi. Nitekim Malâzgirt Mey­ dan Savaşın’da B iz a n s ordusuna karşı en tesirli silâh ok idi: Bizans ordu­ sundaki E r m e n i’lerin T ü rk okçularına cesaretle mukavemet ettiklerinden bahsediliyor 1 2 3 4

s a d r ü ’ d -d în H ü sey n î, s. 42; tere. s. 29. Bk. Y a k u t, Jrşâd, VII, s. 21. Bk. F a h r -i M ü d eb b ir, A d â b u ' l - M ü l û k , 79b-80a’ . Bk. M ehm et A lt a y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı :

^'’Alp Arslan’ın ölümü” .

5 Bk. B o sw o r tlı, H a rh , EF. Bu hususta G ök tü r k le r zamanına ait olmak üzere bir çok misâle sahibiz. Meselâ bk. Liu Mau-Tsai, Die Chinesischen Nachricbten zur Gesclıichte der Ost-Türken, Wiesbaden, 1958, I, s. 174-5; Yay ve okların ıslanması yüzünden Çin imparatoru ağır bir yenilgiye uğramıştı. Ayrıca bk s. 188: Yayları ve okları yağmurdan ıslanan Tükyn ordu­ su, savaş yapamadan çekilmişti. 6 B k A riadagues, s. 144. Yay ve Ok’ nn T ü r k le r ’ in günlük hayatlarında oynadığı rol de pek büyüktü. Bunu, M alım ud K â ş g â rî’nin eserinden anlamak mümkündür. Bu arada okla iddialı yarışma misâl olarak veriJebilir; TürHer ortaya bir at (bk. D i v â n , nşr, B, Atalcy, II, s. 226) veya bir kız (bk. D i v â n , II, 221) koyarak iddiali müsabakalar yapıyorlardı. Ok’ a ait başka hususlar için bk. Dîvân dizini; At’m, Ok ve yayın önemi hakkında ayrıca bk. 0. R a yy â m, Nevi'ûz-nâme, s. 39 vdd., 41, 43.


46

M EHM ET A L TA V K Ö YM E N

Ok yalnız meydan muharebelerinde değil, muhasara muharebelerinde de kullaıııhyordu: S u lta n A lp A r s la n , itaatmı-huzuruna gelerek-arz et­ mekten kaçman arap M ird â s o ğ u ll a r ı hükümdarı M a h m u d ’uıı payitahtı H a le b ’i kuşattığı zaman, oku biten S e lç u k itı ordusuna, hâzineden bir günde 80.000 ok dağıtmıştı ^ Okçuların daha önce sarfettiği oklar da

dik­

kate alındığı takdirde, muhasara muharebelerinde bile, sadece İ3İr silâh ne­ vinden ne kadar çok mermi sarfedildiği hakkında bir fikir edinmek mümkün oluyor. Görünüşe göre, savaş sırasmda bir okçunun yanında taşıdığı ok sayısı 30 ile 50 arasında değişiyordu Tıpkı ordu mensuplan gibi, ok da savaş dışında başka maksatlar için kullanılıyordu. Bunun başında okun aman verme alâmeti olarak kullanıl­ ması gelmektedir; M ü e y y c d d ’ l-m ü lk

b.

I^izân;ıü'’l- m ü lk ’ ün

T e k r it ’te

şerefine

verdiği bir Kıyafetten sonra, M u s u l’a doğru yola çıkan S u lt a n M e lik ş a h yolda bir arap kaAamiyle karşılaştı. Bu kavim S u lt a n ’ dan, E lc e z i r e ’ de bulunan S e lç u k lu ordusu mensuplarından kendilerine bir zarar gelmemesi için bir a m an (işareti) vermesini rica ettiler. S u lta n bu kavme oklar verdi Bu arap kavmi, kendilerine kimsenin taarruz etmemesi için S u lt a n ’ın ver diği bu okları obalarına dağıttılar. Buna rağmen, bir bedevi S u lt a n ’ın hu zuruna gelerek, bir g u lâ m ’ ının mızrağını aldığını bildirdi. Ayrıca görüldüğü üzere, S u lt a n meselenin tahkilcini çavuşluk makamına emretti. Ç a v u ş la r elinde bedevinin mızrağı bulunduğu halde, g u lâ m ’ı bulup getirdiler.

Sul­

ta n g u lâ m ’ın elinin kesümesini emretti; ayrıca bedeviye de, kesik eli mız­ rağın ucuna takarak, tatmin olmaları için, bedevî obalarmda dolaştırmasını emretti.

Bedevî bu

emri yerine getirdi

Ok muhabere vasıtası olarak ta kullanılıyordu: T u ğ ru l B e y ’in Mal â z g i r t ’i muhasarası esnasında, bir S e lçu k lu prensi, tatbiki

kararlaştı­

rılan T ü r k savaş plânla,rını, bağırarak veya okun ucuna iliştirdiği mektupla muhasara edilenlere bildiriyordu'^. 1 Bk. I b u ü ’ l-A d îın , B u ğ y e t u ' t - T a l e h , arapça metin, s. 209, 214-, Tüvk. tevc. s. 224, 231. 2 Meselâ

bk.

A . B o u d o t -L a m o t t c ,

C ontributoin

â l ' E ı u d e de

m u s u l m a n e , s, 13.

3 Bk. S ıbt, s. 239. 4 Kk. A.î\s.V.agvıcs, s. 9ft. liıımm K ııtıılın ış olması pek mümkündür.

V A rcherie


ALI» AK SLAN ZA M A N I SE LÇ U K LU A S K E R Î TEŞICİLATI

47

Oklarda para ve diğer kıymetli eşya gibi h a z in e ’de muhafaza ediliyor ve ihtiyaç duyulduğu zaman oradan almarak askerlere dağıtılıyordu. Y u ­ karıda görüldüğü üzere, S u lt a n

A lp

A r s la ıı’m

H a le b muhasarasmda

hazine’ den 80 .000 ok alınarak askerlere dağıtılmıştı^. Mamafüı ok ve yay m da, diğer silâhlar gibi, savaş meydanında imâl edildiği muhakkaktır. Ok ve yaya dâir naklettiğimiz bu bilgi aynı zamanda bu silâh çeşidinin T ü r k le r indinde ne kadar meşhur ve makbul

olduğunu da göstermiştir

sanırız. Maalesef diğer silâh çeşitlerine dâir kaynaklarda bu şekilde bilgilere sa­ hip değiliz. Şüphesiz, kılıç, hançer ve bıçak nevinden kesici silâhlar için de aynı sözler söylenebilir: T ü r k le r ’de ok ve yay kadar kılıç da rağbetteydi. Tıpkı ok ve yayda olduğu gibi,

T ü r k le r ’in diğer

milletlerinkinden farklı

-şahsiyetlerinin damgalarını taşıyan-kılıçları vardı Kesici silâhların daha ziyade hangi savaşlarda veya savaşların hangi safhalarında kullanıldıkları hakkında ayrıca bilgi vereceğiz. Burada bu hu­ susta bir misâl vermiş olmak için A lp A r s la n zamanında A n i’ye hücum esnasında T ü r k askerlerinin birer tane ellermde, birer tane de ağızlarında olmak

üzere üç bıçağı bulunduğunu söylemekle yetiniyoruz

Kesici silâhların, savaş dışında da kullanıldıldarı malûmdur. Meselâ lulıç bir hükümdarlık alâmeti sayılıyordu:

B ağdad

A b b a s î H a life s i,

yulcarıda bahis konusu edilen kabul resmi esnasında, S e lç u k lu hükümdarı M e lik ş a h ’ a hil’atler, taç, ve iki kolyeden başka iki de

kılıç kuşatmıştı.

Halifelik veziri, H a l if e ’nin bu ild kılıcı ona düşmanlarına karşı kuvvetli olmaları içm kuşattığını söylemişti'*. N iz â m ü ’ l- m ü lk ’ün, resmî merâsimlerde,

meselâ

elçi kabullerinde

kullanılması için hâzinede daima hazır tutulmasından bahsettiği 20 takım murassa has silâlıJar arasında kılıcın da bulunduğu muhakkaktu’ ^ Nitekim, 1 Bic. I b n ü ’ l-A d îın , ad. geç. eser, s. 214; tere. s. 231. 2 T ürk lalıç tipi lıaklcında mufassal bilgi ediıunekiçin bk. B a h a c d d in O gcl, T ü r k K ı l ı c ı n ı n M e n ş e ve Tefcâmiiiü, T.D.C.F. Dergisi, VI, s. 431 - 460. Ayrıca bk. A bd ıırrahm an Z e k i, E s - S e y f f i ’ l - ’ A l e m i ’ l - î s l â m , ICalûve. 3 Bk. M atth ieu d ’ E d esse, s. 124. Türlderin hayatında Kılıç’ıu oynadığı rol hakkında fikir edinmek için bk. M alım ud K â ş g â rî, D i v â n £>is j/ıi; Kılıç. Ayrıca bk. Ü. H a yy â ın , ad. g e ç . eser, s. 34 vdd., 36, 45, 40.

4 Bk. İ b n ü ’ l-C e v z î, IX . s. 36; B u u d â rî, nşr. H ou tsın a,

s. 81; Türk.

5 Bk. S i y â s e t - n â m e , nşr. D a rk c, s. 119; nşr. H a lh â lî, s. 67 (20, fasjl).

tere.

s. 02.


48

M EHM ET A L T A Y K ÖYM EN

ayın N iz â m ü ’ l-m ü lk , S ıılt a n ’m ınuhafazasına memur olan ve m iifre d 1er adım alan 200 kişi için 200 takım hususi silâh imâl edilmesinden bah­ sederken, bu silâhlardan 20 adet kılıç kemeri ( h a m a y i l ) m n ve kalkanın altundan ve 180 adet kılıç kemerinin ve kalkanın ise, gümüşten yapılmasını istemektedir. Buna mızvak da dâhildir ^. Görülüyor ki,

gerek

savaşlarda,

gerekse merasimlerde kılıç ve kalkan daima beraberdir. Zaten kılıç ve kal]çan birbirinden hiç ayrılmayan iki unsurdur.

2— Ağı r Silâhlar

Bundan önce bahis konusu ettiğimiz hafif silâhların, daha ziyade, mey­ dan, pusu, gece baskını ve gerilla savaşlarında kullanıldığına işaret etmiştik. Savaşta ordu tarafından kullanılan ağır silâhların da, daha ziyade surla çev­ rilmiş şehir ve kalelere karşı savaşta kullanıldığını söylemeye hacet yoktur. Bu itibarla yaptıkları işler dikkate alınarak, bu silâhlara muhasara silâh­ ları ismi de verilebilir. Göreceğimiz gibi, S e lç u k lu hükümdarları başlangıçtan itibaren m ey­ dan savaşlarında ve diğer savaşlarda

umumiyetle galip geldikleri halde, hiç

olmazsa imparatorluğun ilk zamanlarında, meselâ T u ğ r u l B e y zamanında, muhasara savaşlarında başarı sağlayamamışlardır. A lp A r s la n ’ın da sağ­ lam surlarla çevrili bâzı şehirleri alamadığını aşağıda göreceğiz. S e lç u k lu ordusunda kullanılan ağır silâhların bir listesini bile vermek güçtür^. Zira, kaynaklarda m a n c ın ık ’ın dışında ağır silâh adı pek

geç­

memektedir. Halbuki orduda muhtelif neviden mancınıktan başka, ağır ok­ lar fırlatan âletler

çar Zarjin ^ n e ft atan makinalann,

v. s. bulunduğu

muhaldcaktır. Biz burada daha fazla mancınıklar üzerinde duracağız. Göreceğimiz gibi, kale muhasaralarında başlıca rolü mancınıklar oy ­ nuyordu. Maneınıldarm muhtelif çeşitleri vardı. Önce “ m a n c ın ık ” ve “ ‘ ar1 ]3k. S iy â se t-n â m e , nşr. D arke, s. 118; nşr. ijLâllıâlî, s. 67 (19. fasıl). 2 İslâmda kullanılan ağır silâlılav, bu arada gerek

bu

silâhları

batıya tanıtmakta ve

gerekse kullanmakta T ü r k le r in rollerine dair bir fikir edinmek için şimdilik bic. K . H u uri, Z u r G e s c h ic h te M i t t e l a l t e r l ic h e n G e sc h iitz w e s e n s a ııs O r ie n ta lis c h e n Quellen, Hel­ sinki, 1941, s. 94.-192, 207-221. 3 Bu hususta meselâ bic. Ö .H a y y âm, ad. geç. eser. s. 40. I m a d u’d-d î n I s f a h a n ı , Malâzgivd savaşını yapmak üzere doğuya doğru ilerleyen Bizans ordusunun büyüklüğünü belirtirken, ,‘jOOO Çarkçı’nın ve binlctce mancmıkçı’nın bulunduğundan bahseder (bk, ad. geç. s eser, ,S3a).


A İP

A îlS L A N ZA M A N I SİELÇü K L U A S K K B Î T E Ş K İL A T I

49

r â d e ” olmak üzere iki nevi mevcut idi^. Mancınık ağır taşlar fırlatan bir âletti. Buna mukabil, nisbeten hafif taşlar atan âlete de “ a r r â d e ” adı ve­ riliyordu. Bundan başka mancınıklar, arabalar üzerinde taşınıp taşınmadıkları­ na, yani tekerlekler üzerinde hareket edip etmedilderine; her istikamete v e­ ya yalnız bir istikamete atış edip etmediklerine ve nihayet büyüklüklerine göre de nevilere ayrılıyorlardı^. Ağır mancınık ile hafif mancınık (‘ a r r â d e ) arasında ne fark olduğunu açık olarak bilmiyoruz

Görünüşe göre, bu fark yapılış tarzıyla beraber

mermi olarak kullanılan küre şeklindeki taşların büyüklüğünden veya kü­ çüklüğünden ileri geliyordu

Zaten S e lç u k lu devri kaynaklarında hemen

hemen sadece mancınık’tan bahsedildiğine bakılırsa, hiç olmazsa A lp A rsla n zamanmda orduda küçük mancınık (‘ a r r â d e ) pek kullanılmamakta idi*^ Diğer taraftan mancınık sınıfına giren ağır silâhlar arasında da yine fırlat­ tıkları taşın büyüklüğüne veya küçüklüğüne göre farklar vardı. Kaynaklar, S e lç u k lu devrinde gerek T ü r k le r ’in, gerekse savaş halinde bulundukları B iz a n s lıla r ’ın kullandıkları en ağır mancınıkları zikretmektedirler: T u ğ ­ r u l B e y uzun süren M a la z g ir t muhasarasında başarı sağlayabilmek için, 400 kişinin manevra ettirdiği büyük bir mancınık inşa ettirmişti 1 Bk. F a h i'-i M üdiebbir, A d â b u U - M i i l û k , 121b vdd. 2 Bk. F a h r -i M ü d ebbir, ayn, yer: M a n c e n î k - i r e v â n

(yürüyen

Bu man-

mancınık) ve

m a n c e n î k - i h u f t e (uyuyan-sâbit mancınık); A r r â d e - y i g e r d a n (dönen mancınık) ve M a n c e n î k ' i Y e k - r û y (tek yönlü mancınık). Bunlardan başka hususi adları olan mancınıklar da vardı. Meselâ M a n c e n î k - i '■arûs (gelin mancınkı); M a n c e n î k - i D î v (dev mancımkı), M a n ­ c e n î k - i G û r î (Gurlulara mahsus mancınık) gibi. Bunlardan M a n c e n î k - i '■Arûs ile dört tarafa atış yapılabiliyordu. Dev mancınıkı, adından da anlaşılabileceği gibi, en ağır mancınık­ lara verilen addı. G urlu mancmıkı’mn ne meziyeti olduğunu tespit etmek mümkün olmuyor. 3 Küçük mancınıklar ve attıkları taşların büyüklükleri hakkında fikir edinmek için

meselâ bak. K . H u u ri, ad. geç. eser, s. 162-3. 4 Bk. R o d in so n , ‘ Arrâ de^ E l’': Yapılıştaki fark dolayisiyle, taş fırlatış sistemi do birbirinden farklı idi. 5 A rrâ d e ’lerin insan başı büyüklüğünde

taş fırlatmasına mukabil, mancınıklar, aşağı­

da görüleceği üzere, 25-75, en büyük mancınklar ise bu zamanda 90 kilo büyüklüğünde taş fırlatabiliyordu, (bu hususta daha fazla bilgi almak için, bk. IC. H u u ri, ad. geç. eser, s. 160, 16.3). 6 Mamafih M elik şah ’’ n C âber kalesi muhasarasında yalnız ^ A r r â d e kullandığı gö­ rülmektedir (1086/479) (bk. t b n ü ’ l-C e v z î, IX , s. 28). 7 Bk. A risd a g u es, ad. gefert. eser. s. 99; M a tth ie u d ’ E desse, bu mancınıkın İm ­ p a r a to r B a sil’in H o y şehrini dövmek için vaktiyle inşa ettirdiği dev mancınık olduğunu, bnnıı T u ğ ru l B e y ’in adam göndererek, B itlis ’ten getirttiğini kaydetmektedir (bk. ad. geç.


50

M EH M ET a l t A Y

KÖYMEN

emik 60 libra (tala’iben 55 kilo) taş fırlatıyordu Görünüşe göre, A lp A rsla,ıı bütün saltanatı boyunca yaptığı muhasara savaşlarında, bundan daha büyük, hattâ bu büyüldükte mancınık kullan­ mamıştır. Halbuki M a la z g ir t M e y d a n M u h a r e b e s i’nde mağlûp ettiği B iz a n s ordusunda bundan çok daha büyük ma,ncınıldar bulunuyordu. Bun­ lardan birini 100 araba taşıyor, iplerini 1.200 adam çekiyor ve bir kantar (takriben 90 kilo) ağırlığında taş atıyordu^. A lp

A r s la n ordusunda bu

çapta veya buna yakm çapta ağır silâhların bulunduğundan kaynaklarda hiç bahsedilmeınektedir. Bundan anlaşılıyor ki, A lp

A r s la n zamanında

ağır silâhlar bakımından, B iz a n s ordusu, S e lç u k lu İmparatorluğu ordu­ sundan daha üstündür. Yulcarıda işaret edildiği üzere, T u ğ r u l B e y zamanında olduğu gibi, A lp

A r s la n zamanında da mancınıklar sefer esnasmda imâl ediliyordu:

U r fa halkı ile yaptığı anlaşma gereğince^, mancınıklarını yakan A lp A rsla n ’ın, birkaç, ay sonra H a le b muhasarasında mancınıklar kullanması bu­ nu açık olarak göstermektedir'*. Esaşnıda zamanla Türk

tipi mancınık’m

im âl edilmeğe başlandığı anlaşılıyor Mancınıkların atış menzili aşağı-yulcarı bir okun atış menzili kadardı ® ve 300 metreden başlıyor ve her halde 1600 metreye kadar çıluyordu Büyük

S e lç u k lu

İ m p a r a t o r lu ğ u

zamanmda muhasarada kulla­

nılan mancınıkların sayısına dâir hemen hemen hiçbir bilgiye sahip değiliz. eser, Fr. teı-c. s. 100 vdd; Türk. tere. s. 101). Biz, hâdiselere çağdaş bulunan A risd a g u e s’in yeddiği bilgiyi tercih ettik. Kaldy ki, aradan geçen bunca zamandan sonra mancınıkm, bilhassa ağçıç lasrnının, sağlam kalacağı şüphelidir.

,

1 Bk. A risd a gu es, ayn. yer. 2 Bk. tm ,âdu’ d -d îu İsfa h â iıî, Bundâıî, nşr. Th. Houtsma, s. 42; Türk. tere. s.,40i Bundan naklen K . H u u ri, ad. geç, eser, s. 91 ve bilhassa, s. 149. Ayrıca bk. Sıbt. s. 148. Bu son kaynak bu mancımkın 10 kantar (takriben 900 kilogram) ağu-lığında taş fırlattığından bahsetmektedir ki, mübalağalı olduğu muhakkaktır. Cl. Gahen, her hangi bir mütalâada bulunmalcsızm bu iki kaynağın verdiği bu farklı bilgiyi vermekle yctİ7imektedir (bk. L a Campagıjıe de Mantzikert, s. Beyzantion, I X (1934), s. 630).

3 Bk; Yukarı., 4 Bk. İ b n ü ’ l-A d îm , 224, 232.

B u ğya tu 't-T a leb,

arapça metin, s. 208, 215; Türk, tere., s.

5 Bk. N . E lis s c f, acü. geç. eser. s. 749; Arap, Türk, Frenk modeli. 6 Bk. M a tth ie u d ’ E desse, s. 123; Türk. tere. s. 123. Okun atış menziline dâir bk. yııkai'),,s. 46; ayrıca bak. P .K . H itti, M e m o i r s o f an A r c ı . b - S y r i a n G e n t l e m a n , s. 143: Bir ok- atmıın-dan fazla. 7 , Bk. K . H u u ri, rtrf. gof. eser, s. 165.


A L P A K SL A N Z A M A N I SE L Ç U K L U A S K E R Î T E Ş K İL A T I

Bununla beraber, ayrıca muhasara savaşlarından bahsedilirken

51

görülecıjği

üzere, bâzau bir ağır mancınık, savaşın gidişini değiştirebiliyordu. Buna göre hüküm verraek icap ederse, muhasara muharebesinde kullanılan man­ cınıkların sayısından ziyade, mancmıkın büyüklüğü rol oynuyordu*. Mancımkm muhasara silâhı olarak tesiri ve muhasara savaşında oy ­ nadığı rol hakkında ayrıca bilgi vereceğimiz için bu ciheti burada bahis ko­ nusu etmiycceğiz. Burada mancımkm bombardıman müddeti haklunda da birkaç kelime ilâve edelim: Görünüşe göre, mancınıkla gecc ve gündüz atış ediliyordu Fakat hazan taktik icabı başka silâhların kullanılması ön plâ­ na alınabiliyordu Muhasara edilenler, mancınık’ın tesirini izâle etmek, veya hiç olmazsa azaltmak için bir çok tedbirler alıyorlardı. Görünüşe göre, en tesirli tedbir yine mancınıkla şehir içinden mukabele etmekti: T u ğ r u l B e y M a lâ z g ir t muhasara ettiği sırada, bir papazın inşa ettiği mancınıklarla şehirden attığı taşlar S e lç u k lu ordusu mancmıklarmı tesirsiz hale getiriyorlardı. Selçuklu hülcûmdarı bunun üzerine, yukarıda bahis konusu edilen büyük m a n c ın ık ’ı inşa ettirmişti. Bu ağır mancınık ile fırlatılan taşlar. M a lâ z g ir t şehri sur­ larında gedik açmış, bu durum muhasara edilenler arasında ne kadar tees­ sür ve ümitsizlik yaratmışsa, S e lç u k lu ordusunda da o kadar sevinç uyan­ dırmıştı. Ayrıca görüldüğü üzere, kuşatılanlar arasından çıkan bir fedainin, n e ft şişeleri fırlatmak suretiyle, büyük mancınıkı yakması, M a lâ z g ir t’in T u ğ r u l B e y tarafından fethedilmesini önlemişti'^. Mancınıldar her zaman surları yıkmak için kullanılmıyordu. Bu mu­ hasara silâhları ile şehrin içi de bombardıman ediliyordu. S e lç u k lu devrinde böyle bir bomdardımanın yaptığı tahribatın derecesi hakkında her hangi bir misâle sahip değiliz. Bununla beraber, daha sonraki devirlere ait olmak üzere bu hususta açık fikir edinmek mümkündür: 1138 yılında S u r iy e ’de kâin Ş e y z e r ’i muhasara eden B iz a n s ordusu mancınıklarından fırlatılmış olan 25 ntl ağırlığındaki bir taş, bütün bir evi baştan aşağı tahrip etmişti 1 Muhtelif

zamanlarda Lir

muhasara savaşında kuUamlan mancmık miktarına dair

fildr edinmek için bk. K . H u u ri, ad. geç. eser, s. 164, 191-2.. 2 Bk. A risd a g u e sj s. 98: T u ğ ru l B ey, M a lâ z g irt muhasarasında gcce-güi)dü/., şüphesiz, mancınıkla hücümlarda bulunuyordu. 3 Bk. ayn, yer: Bir S e lçu k lu prensi ertesi gün tatbik edilecek savaş tarzım bir okun taktığı mektupla veya bağırarak M a lâ z g irt halkına bildiriyordu. Meselâ yarın, duvarları del­ mek için karar alındığını haber veriyordu. 4 A risd a gu esj s. 98-99; ayrıca bk. M a ttlıieiı d ’ E desse, s. 100-101; Türk. tere, s. 101-2. 5 Bk. P .K . H itti, M e m o i r s o f an A r a b - S y r i a n G e n t l e m a n , s. I't3.


52

M E H M E T AL'l’A Y

KOYMEN

Mancınıkla hücuma karşı şehri başka bir müdafaa tarzı da surların yu­ muşak bir madde ile kaplanmasıdır. Böylece sura çarpan mancınık taşının tahrip kudreti büyük ölçüde azaltılmış oluyordu

Eujıa mukabil, S e lç u k ­

lu la r da muhasara edilen şehirden atılan mancınık taşlarının tahrip etme­ mesi için,

kendi mancınıklarım tahkim

ediyorlardı^.

H a le b muhasarası esnasında A lp A r s la n ’ın atmm ayağı bir çukura girmişti. Aynı anda atının başına şehir içinden mancınıkla fırlatılan bir taş isabet etti. S u lt a n başka bir ata binerek, karargâhına döndü A lp A r s la n , saltanatı boyunca yaptığı bütün muhasara savaşlarmda mancmık kullanmıştır. Görülüyor ki, mancınık S e lç u k lu ordusunun aslî silahlarmdandır. Bununla beraber, bu S e lç u k lu S u lt a n ı’nın, bâzı ahval­ de bu ağır silâhtan mahrum kalmayı göze aldığı oluyordu: U r fa ’y ı muha­ sara eden A lp

A r s la n , 50.000 dinâr mukabilinde U r fa halkıyla anlaştı.

Sonradan aynı U r fa halkı, savaş âletlerini yakmadıkça, bu meblağı vermiyecftklerini bildirdiler. S e lç u k lu hükümdarı bunu da kabul etti. Fakat savaş âletleri kırılıp yakıldıktan sonra, Urfa’lılar vaad ettikleri parayı ver­ mediler. Bilindiği gibi, S u lta n bu durum karşısında U r fa ’yı alamadan, H a le b ’e doğru yoluna devam etmek zorunda kaldı 1

S e lç u k lu ordusunun

U r fa muhasarası esn.asTO.da “ m a n c ım k la T ve d iğ e r â le tle r '” kullandı­ ğını bildiğimizden^, harp âletleri ibaresi ile başta mancınık olmak üzert; muhasara

silâhlarının kasdedildiği muhakkaktır.

Umumiyetle ağır silâhlar, hususiyle mancınıklar devlete kaça maloluyorlardı? Biraz yukarıda naklettiğimiz hâdise bu hususta fikir edinmemize ^'^ardım etmektedir: A lp A r s la n , 50.000 dinar mukabilinde ordusunun b ü ­ tün ağır silâhlarını imha etmeyi kabul ettiğine göre, bu silâhlar imparator­ luk hâzinesine çok daha ucuza mal olmuş demektir. Zira ordudaki ağır silâh­ lar, bu meblağdan daha fazlaya mal olmuş bulunsaydı, S e lç u k lu hüküm­ darının böyle bir anlaşmaya rıza göstermiyeeeği muhakkaktı. Şu halde or­ dudaki ağır silâhlarm, hâzineye en fazla 25.000 veya 30.000 dinar’a mal ol­ duğu ileri sürülebilir. 1 Bk., K . H u ııri, ad. geç. eser, s. 161-2. 2 Bk. M atth ieu d ’ E desse, s. 100; Türk. tere. s. 101. 3 İh n ü ’ l-A d în ij ad. geç. eser, arapça metin, s. 213; Türk. tere. s. 230; ayrıca bk. tbn ü ’ l-E sîr, nşr. T o rn b e rg , X , s. 43; nşr. B ulak, X , s. 24. 4 Bk. S ıbt, 3 . 144. ,'î MiiLtkiftu d ’ E d csse, s. 165; Türk. tetc. s. 140.


A L P A R SL A N ZA M A N I SE LÇ U K LU A S K E R Î TEŞICİLÂTI

f)3

Bir mancmık kaça mal oluyordu? Bu hususta A lp A r s la n znmanı için sarih bir bilgiye saKip değiliz. Mamafih., h a ç lı devrinde 1.500 dinar’a mal olan mancmıkın*, A lp A r s la n zamanında da

aşağı-yukarı aynı meblağa mal

olduğu kabul edilebilir. Görünüşe göre, sur inşa etmek gibi, mancınılclar kurmak da istildâl te­ şebbüsüne girişme alâmeti telâkki ediliyordu: A lp A r s la n , H a le b M irdâs

o ğ u lla r ı hükümdarı M a h m u d ’u, kendisine karşı mancınıklar kur­

makla itham ediyor, v a s a l hükümdar olması hasabiyle, onun bu hareketi karşısında diğer vasal “ m ü lû k ” nezdindeki itibarının ne hâle geleceğini soruyor^. Bu hususta A lp A r s la n ’ ın ölümünden sonra

oğlu M e lik ş a h

ile amcası K ir m a n S e lç u k lu hükümdarı K a v u r d arasında geçen müca­ dele zamanına ait olmak Ü2;ere daha sarih bilgiye sahibiz: Amcası K a v u r d ’u veTîîr N iz â m ü ’ l-m ü lk vasıtasıyla öldürten M e lik ş a h , onun elinde bulu­ nan ülkeleri S e r h e n g S â v -T e k in ’ e tevcih etti. K a v u r d ’ un mancmıklan" nı ve davullarını onun idaresine verdi Yukarıdan beri verdiğimiz malûmat,

S e lç u k lu

devri ağır .silâhlan

hakkında kâfi derecede bir fikir vermiştir sanırız.

B . At Türk savaş sisteminin ihdasında, tekemmül ettirilmesinde ve tatbik edil­ mesinde baş rolü şüphesiz at oynuyordu. Şu halde T ü r k le r ’in dünya tari­ hinde oynadıkları i’ol, büyük ölçüde at sayesinde olmuştur denebilir. At, T ü r k le r ’in yalnız askerî ve siyasî tarihinde değil, medeniyet tarihinde de büyük roller oynamıştır. T ü r k le r ’in islâmdan önce yarattıkları medeniye­ te, “ a t lı g ö ç e b e

m e d e n iy e t i” adının verildiğini söylemek, bu hususta

fikir vermek için kâfidir. Başlıca at sayesindedir ki, T ü .rk lcr uçsuz-bucaksız bozkırları ve çöl­ leri kolaylıkla aşmışlar ve pek geniş sahalara yayılan büyük imparatorluklar kurabilmişlerdir. Esasında T ü r k le r ’in başarıları, insan, at, silâh (bilhassa ok ve yay) birliğine dayanır: Tarihte bu üç unsuru (insan, at ve silâh) Türkler kadar bir arada âhenkli şekilde kullanan başka bir millet gösterilemez denebilir. 1 B k. K . H u uri, ad. geç. eser, s. 1 5 8 -9 . 2 Bk.

S ıb t,

s.

145.

3 Bk. B u II d â 1 ' î, nşv. Th. Tloııtsma, s. 48-49; Türk. tere. s. 50.


54

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

Görüleceği üzere, bunlara T ü r k le r ’iıı sahip oldukları cesaret, metanet ve emre itaat gibi meziyetler de ilâve edilecek olursa, başka milletlere üstünlüklerinin âmilleri daha iyi anlaşılır. Atın, T ü r k tarihi boyunca fert ve devlet hayatında oynadığı pek çeşitli rolü burada ele almak konumuzun çerçevesini çok aşar'.

Umumiyetle S el­

ç u k lu devrinde, hususiyle A lp A r s la n zamanında atın askeri teşkilâttaki yerini belirtmek esas gayemizdir. Bu gayeye ulaşmak için, diğer milletlerin atlarından ayrı bir T ü r k at tipinin mevcut olup olmadığı, bu at tipinin, va­ sıflarının ve meziyetlerinin neler olduğunu, atın nasıl tedârik edüdiğinî ve yetiştirildiğini, seferde ve hazerde nerelerde kullanıldığım belirtmek kâfi­ dir sanırız. Önce umumiyetle T ü r k le r ’de, özellikle S e lç u k lu devrinde at hakkın­ da neler düşünüldüğünü görelim: Görünüşe göre, cemiyette daima at sevgisi telkin ediliyordu. A lp A r s ­ la n zamanını idrâk etmiş olan Ö m er H a y y â m , bir halcimin, oğluna atı sevmesini ve yayı aziz tutmasını nasihat ettiğini kaydetmektedir

Yine o

devirde, devletin hayvanlarla, bu arada tabiî atla ayakta durduğu telâkkisi hâkimdi^. Bunun gibi, büyülderin atın aziz tutulmasını söyledikleri, atı hor tutanın düşman elinde zelil olacağını ilâve ettikleri kaydedilmektedir Ö m er H a y y â m ’ın, kendinden öncekilerin ağzından naklettiğine göre, et yiyen canlıların şahı, doğan; ot yiyen hayvanların şahı, at; erimiyen cev­ herlerin şahı, yakut; nihayet eriyen cevherlerin şahı ise, altundur^. S â sâ n î hükümdarı H ü s r e v P e r v îz ’in, insanların emîr (sâ lâ r ) inin, pâdişâh; hay1 T ü rk ler’ de atın ehemmiyeti hakkmda fikir edinmek için meselâ bk. F. K öp rü lü , T ü r k E d e b i y a t ı n ı n M e n ş e i , Edebiyat Araştırmaları, s. 122 vdd. Türklerin hayatında atm

işgal ettiği yeri «nlamak için, M ahm ud K âşgâ rî’nin D i v a n u L û g â t i ' t - T ü r k ' ü n e bakmak kâfidir. Gerçekten bu kayanakta at ile ilgili pek çeşitli kelimeler ve atasözleri son derece ilgi çekicidir (bk. Dizin: At). 2 Bk. Öm er H a yy â m , N e v r û z - n â m e , nşr. M. Minovi, Tehran, 1933, s. 42. 3 Bk. Öm er H a y y â m , ad. geç. eser, s. 32-3. Ata yalmz devletin bekasmı temin eden unsur nazarile bakılmadığı, aym zamanda cihan hâkimiyetini temin eden bir vasıta gözüyle bakıldığı malûmdur. Meselâ M o ğ o lla r ’ın atın ve yayın onlara verdiği avantajla dünyâyı ele geçirdikleri telâkkisi hakkında bk. S. J a g c h id -C .R . B aw d en , S o m e N o t e s o n the H o r s e P o l i c y o f th e Y i i a n D y n a s t y , C.A.J., X , s. 246 (Y iia n -S h ih ’e istinaden). Aynı telâkkinin S e lç u k lu la r ’da da hâkim olduğu muhakkaktır. Bu hususta şimdi bk. Osm an T uran, T ü r k C i h a n H â k i m i y e t i M e f k û r e s i T a r i h i , I, İstanbul, 1969. s. 188 vdd. 4 Bk. Öm er H a y y â m , ad. geç. eser, s. 52.

5 Bk. Öm er H a yy â m , ad. geç. eser, s. 56.


A L P ARS.LAN ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K E R İ TEŞICILATI

55

vanlann emîr (sâlâr)in in de at oHuğu yoIup.daki görüşünü nakleden aynı Ö m er H a y y â ın , efsânevî T ü r k hükümdarı E f r â s iy â b ’m da ata dâir sözlerini T ü r k ç e olarak kaydetmektedir. Efrâsiyâb’a göre, gök için ay ne ise, hükümdarlar (m ü lû k ) için de at odur ^ Yine Ö m er H a y y â m , başkalarmın fikri olarak şunları söylemektedir: “ Hiç bir hayvan şekli ( s ü r e t ) at şeldinden güzel ( n t k ü ) değildir. Zira at, bütün ot yiyen hayvanlarm şahı­ dır” 2. Eserini M e lik ş a h zamanında yazmakla beraber, A lp A r s la n zama­ nını da idrâk ettiği muhakkak olan ve ata geniş bir yer veren K â ş g a r lı M a h m u d ’un fikirleri de pek dikkate şayandır; O, kuşun gayesine kanat­ larıyla, insanın da muradına atla eriştiği mânasına gelen bir T ü r k ata sözünü naldettiği gibi

eserinin başka bir yerinde de, at halandaki şahsî düşüncesini

şöyle belirtmektedir: “ At, T ü r k ’ün kanadıdır” *^. Atın T ü r k le r ’iıı, bu arada S e lç u k lu devri T ü r k le r i’nin hayatında oynadığı rolün, bandan daha veciz ifade edilemiyeceği muhakkaktır. Naklettiğimiz bu görüşlerin, aynı zamanda Selçuklu devrinde at hak­ kında hâkim olan telâkkiyi dc aksettirdiği şüphesizdir. Bu misâlleri, gerek Ö m er H a y y â m ’a, gerek K â ş g a r lı M a h m u d ’a, gerekse diğer kaynaklara istinaden çoğaltmak mümkündür. Daha verdiği­ miz bu birkaç misâl bile, S e lç u k lu devrinde atın fert ve devlet hayatmdaki yerini belirttiği gibi, S â sâ n î telâkkisi yanında müstakil bir Türlj: at telâk­ kisinin mevcut olduğunu da göstermiştir samrız. Türk atçılığının, o zamanın belli başlı medeni milletleri arasında on­ lara müsavi bir yer işgal ettiğini tespit etmek her zaman mümkündür. 0 m er H a y y â m , ata muhtelif milletlerin ne ad verdiklerini sayarken, T ü rk le r ’i, I r a n ’lılardan ve B iz a jıs ’lılar (R û m iy â n ) dan sonra; H in t ’liler ve A r a p ’lardan önce saymaktadır Daha

S e lç u k lu devrinde yazılmış iki kaynağa istinaden yukardan

beri verdiğimiz bu bilgiden, T ü r k le r ’in köklü ve devamlı bir at telâkkisine 1 Bk. Öm er H a yy â m , ad. geç. eser, s. 52. 2 Bk. Öm er H ayyâm ., ad. geç. eser, s. 5.1. 3 Bk. D î v â n u L û g â t i 't - T ü r k , nşr. K ilis li R ifa t , I, 37; Türk. tere. B. A taJay, X, s. 34-5. 4 Bk. ./4yu. eser, njr, K ilis li R ifa t , I, s. 49; Türk. tere. B . A ta la y , I, s. 40-49; Ayrıca bk. A h m e t C aferoğ lu , T ü r k O n o m a s tiğ in d c “ A t " K ü lt ü , T.M., X , s. 205. 5 Bk. Öm er

H ayyâm ,

ad. geç. eser, s. 51. Öm er H a y y â m ’ a güre, îr a u h la r f P a r-

s i y â n ) ata, “ b â d -ı c â n " ; R û m la r, “ id rf-ı joây” ; T ü rk le r, “ g â m - z e n - i hCnn-dih” \ Hin-

d lile r, “ T a h t - ı P e r r â r ı” ; A r a p la r ( T â z i y û n ) “ h ııra k b e r - z a n î n ” adını vermişlerdir.


56

M EHAIET A L T A Y K Ö Y M E N

sahip oldukları anlaşılmaktadır. At telâkkisindelci köklülük ve devamlılık vasfı, meselâ T ü r k at tipinde de kendisini göstermektedir. T ü r k le r , savaş sistemlerinin neticesi olarak, yukarıda da izah edildiği şekilde, başka millet­ lerden farklı silâhlara sahip oldukları gibi, başka milletlerden farklı bir sa­ vaş atı tipine de sahip idiler. Bu cihet son. yapılan

araştiTmalaTİa açıkça

ortaya çılonış bulunmaktadır*.

devri kaynaklarında

Böylece

S e lç u k lu

da bâzan “ T ü r k m e n a t ı” adıyla da geçen T ü r k at tipinin^, S e lç u k lu devrinde de aynen devam ettiği görülmektedir

Daha

T ü r k atı ve atçılığı S e lç u k lu la r tarafından O r ta

umumî tabiriyle,

A s y a ’ dan

orta

ve

yakın doğuya getirilmişti T ü r k atının dikkati çeken ilk vasfı, orta ve bâzan küçük boyda olmasıdır^. Diğer vasıflarına gelince,

T ü rk

atının başı biçimli^, fakat küçüktür^.

Kulaldarı ise, dikkati çekecek derecede küçüktür edici ve canlıdır

Gözleri, son derece tesir

Adeta hücuma hazır durumdadır^'';

sık ve oldukça uzun yelelidir

göğsü ve

sağrıları

T ü r k atının kendine has eğer ve dizgin takımı*"*, altından geçen kolan sistemi vardır

Buna

ağız yum uşaktır” ,

kuvvetlidir*^. göğüsten

ve

Ayrıca kuyruk

Özengi de ilâve edilebilir

Bu vasıflara vc atın emniyetle kullanılmasını kolaylaştıran teçhizata sahip T ü r k atının asıl üstünlüğünü, sürat ve mukavemet teşkil etmekte1 Bilhassa tk . E . E sin, T h e H o r s e in T u r h ic A r t, C.A.J., X , s. 167-227 (Bu değer­ li aruştırmanm sonunda gerekli bibliyografya verilmiştir). A .v . G abain, P f e r d u n d R c i t e r im M i t t e l a l t e r l i c h e n Z e n tr a l a s i e n , C.A.J., X , s. 228 vdd. 2 b â re k 3 4 5 6 7 ö 9

Bk. E . Esin, ad. geç. eser, s. 212, 215. (Eserini S e lçu k lu devrinde yazmış olan MüZ e n g î’ye istinaden.). Bk. E. E sin, ad. geç. eser, s. 215. Bk. E. E sin, ad. geç. eser, s. 207. Bk. Bk. Bk. Bk. Bk.

E. E sin, adgeç. eser, s. 206, 209, 211, 212. A .v . G abain , ad. geç. eser, s. 229. E. E sin, ad. geç. eser, s. 207, 209. A .v . G abain, ad. geç. eser, s. 228, 229. A .v . G abain, ad, geç. eser, s. 229.

10 Bk. A .v . G abain, ad. geç. eser, s. 230. 11 Bk. A .v . G abain , ad. geç. eser, s. 229, 230. 12 Bk. A .v . G abain, ad. geç. eser, s. 229. 13 Bk. A .v . G abain , ad. gcc. eser, s. 229, 230. 14 Bk. U. Joh an sen , D e r R e i t s a t t e l b e i d en 269 vdd. 15 Bk. A .v . G abain, adı. geç. eser, s. 229. 16 Bk. A .v . G abain, ad. geç. eser, s. 235.

A l t a i s c h e n V ö lk e r n , C.A.J., X , s.


57

AL P A R S L A N ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K E R Î TEŞICİLÂ'TM

dir ^ Kaynaklarda muhtelif zamanlarda T ü r k atının sürat ve mukavemotini belirten hikâyeler nakledilir^. Bir defasında ordunun yaptığı 100 fersabJık mukavemet koşusunu orla boylu bir T ü r k m e n atı, rahatlıkla bitirdiği halde, diğer atlar yolda kalmış­ lardı. Mukavemet koşusunu tertip eden kumandan atın sahibi olan T ü r k ­ m en ’ e bu at gibi beş yedek ata sahip olduğu takdirde

bu koşuyu başa­

rıyla sona erdireceğini söylemişti T ü rk atının süratine dâir de kaynaklarda bir çok hikâyeler mevcuttur. Bunlardan birini biraz aşağıda nakledeceğiz. Bu üstün vasıflara sâhip olan T ü rk atı ve atçılığı başka kavimler üze­ rinde de tesir icra etmiştir. Meselâ, T ü r k atçılığının, A r a p atçılığının geliş­ mesinde İ r a n ve Y u n a n lıl a r ’la birlikte müessir olduğu artık tamamiylo kabul edilmektedir S e lç u k lu devrinde Türk atçılığının daha da geliştirildiği anlaşılmak­ tadır. Zira, Ö m er H a y y â m , T ü r k le r ’i bu sahada rakipsiz saymaktadır. Ona göre, daha eski devirlerde, atçılıkta, atın meziyet ve kusurlarını tanı­ makta, A c e m le r (t r a n lıla r ) bütün milletlerin başında gelmekte idi. A' r a p ’ta ve A c e m ’ deki bütün iyi atlar onların dergâhına getirilirdi. Bu gün (S e lç u k lu devrinde) hiçbir millet (atçılığı) T ü r k le r kadar bilememekte­ dirler. Çünkü, onların işleri güçleri, gece gündüz atladır ve sonra cihan da onların elindedir^. Naklettiğimiz bu bilgi,

S e lç u k lu

T ü r k le r i’nin, O rta

A s y a ’daki soydaşları gibi, ata ne kadar ehemmiyet verdiklerini bir defa daha göstermekte, atçılıkta çağdaş diğer milletlere üstünlük sebeplerini de ortaya koymaktadır. Diğer taraftan, bu bilgi, aym zamanda, S e lç u k lu devrinde ordunun ihtiyacı olan atın büyük ölçüde nasıl tedârik edildiği hususunda da bir fikir vermektedir:

Ö m er

H a y y â m ’ m verdiği bu bilgiden anlaşıldığına göre,

S e lç u k lu devrinde ayrıca izah edilen g ü z e l g ıılâ m ve c a r iy e le r

gibi,

1 Bk. E . E sin, ad. geç. eser, s. 212. 2 Meselâ bk. C âhız,

H ilâ fe t

O rd u su n u n

M e n h u b e l e r i ve T ü r h l e r i n

F a z îla t -

le r i, tere. R . Şeşen, s. 76-77, Ürken Liv atı halifelik askerlerinden hiç kimse yakalayamaz.

Bu sırada yanlarından geçen, onlar gibi düzgün kıyafetli, itibarlı olmayan, bir Türk, cjlız atı ile ürken atı yakalar ve getirip onlara teslim eder ve onların takdirini,

teşekkürlerini bekleme­

den, iyilik yaptığını göstetmeden işinin peşinden gider. 3 Bk. M ü ba rek Z e n g î, F e r e s - n â m e , Bursa. No. 2114, 72a. 4 Bk. G. D o u ille t, F t ı r û s i y y a , Eİ“; ayrıca bk. E. E sin, ad. ger. eser, s. 219-220. 5 Bk. Ö m er H a yy â m , od. geç. eser, s, 55.


58

M EH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

İyi atlar da imparatorluğun her tarafından S e lç u k lu sarayına —çok defa hediye olarak— gönderiliyorlardı. Vasal hükümdarların, valilerin, diğer dev­ let erkânının, hattâ hususi şahısların hükümdara muhtelif vesilelerle iyi at­ lar hediye etmekte hirbirleriyle adeta yarış halinde huluuduklan söylene­ bilir. Meselâ, ayrıca görüldüğü gihi, hükümdara takdim edilen hediyeler arasında at en mühim yeri işgal ediyord.u; A lp A r s la n ’m K a fk a s y a se­ ferinde vasal G e n ce hükümdarı F a z lû n , ona başta 1000 deve ve 50 at ol­ mak üzere, muhtelif hediyeler takdim etmişti

Ayrıca görüldüğü gibi, sür­

gün edilen eski vezîr A m îd ü ’ l-m ü lk K ü n d ü r ı, A lp A r s la n ’ m teveccü­ hünü tekrar kazanabilmek için ona 500 dinarla beraber atlar göndermişti Bu

misâlleri daha da

çoğaltmak

mümkündür.

Savaşlarda g a n im e t olarak ele geçen atlar da, ordu ihtiyacının karşı­ lanmasına yardım ediyordu: A lp

A r s la n , H o r a s a n ’ da daha babasının

veliahtı iken, G a z n e lile r ’e karşı yaptığı - ayrıca bahis mevzuu ettiğim izsavaşı kazanınca, G a zn e ordusu ileri gelenlerinden bin kişi ile beraber, hadsiz-hesapsız at vc silâh ele geçirmişti

Şüphesiz, bunlar, kazanılan zaferin

en mühim neticeleri idi. Yulcarıda görüldüğü şekilde İ s t a n b u l boğazma kadar ilerleyen A fş in , bil- defada 6.000 e yakın atı ganînıet olarak eline geçirmişti.

M e n b ie şeh­

rini muhasara etmekle meşgul olan B iz a n s imparatoru, bunu düyunca İs ­ t a n b u l’a dönmeğe mecbur olmuştu S e lç u k lu ordusuna at tedâriki içijı alınan böyle devamlı olmayan ted­ birler yanında dâimi tedbirlerin de yer aldığı şüpheesizdir. Meselâ, orduya devletin ve emirlerinde asker bulundurmaya mecbur olan ik tâ sahiplerinin, ve diğer devlet erkânının, ihtiyaç duydülcça piyasadan at satın aldıkları muhakkaktır. Esasında biraz yukarıda bahisınevzuu ettiğimiz Ö m er H a y y â m ’ın, at tedâriki meselesinde saraya her taraftan atlar gönderildiği şek­ lindeki ifadesini, bütünü ile hediye olarak kabul etmeye imkân yoktur. Bu ifadede, hediye olarak gönderilen atlarla beraber, iyi at yetiştiriciler tarafın­ dan devletin satın alması için gönderilen ve getirilen atların da bulundu­ ğunu kabul etmek gerekir. 1 Bk. M ehmet. A lta y Kiiyrnen, A l p A r s l a n Z a m a n ı H a y a t ı : “ Hediyeler'’, s. 84 vdd-

Selçuklu

S a ra y T e ş k i­

lâ tı ve

2 Ck. M ehm et A lta y K ü ym cıij A l p A r s l a n ve Zam anı-, “ J^eaîıli/c” . 3 Bk. I b u ii’ I-Aclîm , B u ğ y e t ü 't - T a l e b , arapça metiıij s. 218; Türk. tere. s. 2.S7 4, Bk. S ıbt. s. 1,39.


AL P A R SL A N ZA M A N I 3ELÇU1CLU A S K lilîî TJJŞKİLATE

59

Her yerde at satılan pazarlar bulunmakla beraber, cins savaş atlavınnı satıldığı muayyen merkezlerin mevcut olduğu aıdaşılmaktadır. Meselâ, H u ttelân '^, S e lç u k lu devrinde kâlâ en mükemmel T ü r k atlarmııı alınıp satıl­ dığı bölge olarak görülmektedir. S e lç u k lu devrinde geçtiği anlaşılan şu bâdise, orduya satın alınmak suretiyle at tedârikine iyi bir misâl teşkil et­ mektedir: Attan iyi anlayan H u t t e l â n ’Iı birisi, iş bulmak gayesi ile B u b â r â ’yii gelir. Bu şehrin emîr’ inden kendisine iş vermesini ister. Emir, onu atlarını görmesi için H as t a v la ( s ü t û r - g â h ve s e r - â h u r ) ya götürmelerini em­ reder. H a t t e lâ n ’lı atçı, atlan gördükten sonra, tekrar cmîrin lıuzuruna çıkarak, lıas t a v l a ’da hiç bir (iyi) at görmediğini söyler. Emîr taaccüp eder ve bu adamm ya çok basiretli, veya çok ahmak olduğunu ilori sürer. Emîr bizzat tavlaya giderek, sahip olduğu 4.000 atın getirilmesini ve ona gösteril­ mesini emreder. H ııt t e lâ n ’lı atçı emîr’ e, bu hayvanları gördüğünü, fakat içlerinde hiç bir (iyi) at göremediğini bildirir. Emir, bu atlar arasında 100 bin dirhem değerinde atm bulunduğunu, onun ise bu atların çoğunu sığırdan farksız tuttuğunu ifade eder. Atçı, bu hayvanlarla sığırlar arasında İliç bir fark bulunmadığı, yalnız sığırların boynuzlan olmasına mulfabil, bunların boynuzsuz oldukları cevabını verir. Üstelik içlerinde bir tane (iyi at) bulun­ madığına yemin eder ve tavlada hiç bir (iyi at) bulunmadığını ispata hazır olduğunu bildirir. Sonra da emîr’ den kendisine 5.000 dirhem ve 5.000 dinar vermesini, yanında da bir adamım katmasını, bu para ile Hatm alacağı alın nasıl at olacağını emir’ in göreceğini ifade eder. H u t t e lâ n ’lı at uzmanı, emîr’ in mutemet adamları ile birlikte H u tto lâ n ’a gelir. Orada kaldığı bir y ıl içinde her gün pazara gider, atlara bakai'. Nihayet bir gün pazara bir at getirilir. At uzmanı, fiyatı 100 dinardan eksik olan bu atm bedelini ödemesini yaımıda gelen emir’ in h a z în e d â r ’ma söy­ ler. H a z în e d â r , parayı öderse de, at uzmanına,, emîr’in ahırında bu atın 10 misli değerinde at bulunduğunu söylemekten kendini alamaz. At uzmanı, emîr’in de attan onun gibi anladığı cevabını verir; o H u t t e lâ n ’dan dönün­ ce de, atı üç gün dinlendirir, nallatır; sonrada, ertesi gün, eniîr’in görmesi için atı getireceğini, falcat bütün ordusunun hazır bulunması için emir ver­ mesini, g u lâ m la r ’ın bütün cins

atlara

binerek,

meydanda hazır olma­

larını rica eder. Emîr, at uzmauınm. bu dileklerini yerine getirir. Diğer taraf­ tan at uzmanı atı temizler, geni vurur, biner ve meydana gelir. Bütün ordu at uzmanının getirdiği attan dolayı hayret içinde kalırlar (beğenmezler). At 1 Bu bölge lıakkmdîi bilgi almak için bk. G. Le S tran ge, s. 438-439.


60

M KH M ET A L T A Y K Ö Y M E N

uzmaııj, emîr’in önünde attan inip, onu selâmladıktan sonra, tekrar atlanır. Emîr’in başından sarığını kaparak, atı mahmıızlaT ve meydandan dışarı sü­ rer. Ordu mensupları büyüle gayret sarfederlerse de, ona yetişemezler. Emîr re/il olur. Onu yakalamalarını emreder ve “bir dirhem taş getirene, bir dir­ hem mücevher” verm eyi vaadeder. Bütün atlılar, kendi adlatmı ve atlarının namını korumak maksadıyla onun peşine düşerler. Hiç kimse “ tozuııa” bile ulaşamaz. Takipçiler, 30 fersah peşinden koştuktan sonra geri dönerler. At uzmam, Î^Iııttelân’ a varır, oradan emîr’ e yazdığı mektupta, onu küçük düşürmek, kendisini yakalamak için her türlü gayreti göstermesi maltsadiylo öyle hareket ettiğini, yani ordusunun ortasında onu başı açık bırak­ tığını, hiç kimsenin kendisine yetişemediğini, şimdi bütün, ordusu atlarının sığır olduğunun meydana çıktığını, ne k,adar koşarsa koşsun sığırın atı yakalayamıyacağmı, eğer hizmetine lâyık ise “ a m a n fe r m a n ı” gönderinesini, böylece hizmetine geleceğini, aksi takdirde (kaptığı) sarığı ile (onun pa­ rası ile satın aldığı) atı ona geri göndereceğini, kendisinin bu ilimle her iste­ diği yerde ekmek bulabileceğini bildirir. Bu mektubu alan emîr, at uzmanına bir “ am an n â m e ” ile birlikte h iF a t gönderir

onu geri getirir.

Emîr, at uzmanına atlan için alınacak tedbirin ne olduğunu sorar. O zaman at uzmanı bu öküzleri halâ at adıyla çağırdığını söyler. A t uzmanının tavsiyesi gereğince, emîr B u h â r â şehrinde t e l lâ l la r (m ü n â d île r ) dolaş­ tırarak, hiç bir kasabın sığır vc koyun kesmemesini, her gün 100 at kesilme­ sini, parasının emîr için at satın, almak üzere, at uzmanına verilmesini emre­ der. At uzmanı 9 yıl içinde muhtelif tipte 20 at satın alır ^ Kaynakta geçtiği şekilde hemen hemen aynen naklettiğimiz bu çok dikkate değer hâdiseden, her beslenen atın, ne kadar gösterişli olursa olsun, istenilen vasıfta bulunmadığı, attan anlayan bir uzmanın iyi at tedârikindeki rolü, attan anlayan uzman bulunsa bile iyi at tedârildnin güçlüğü, iyi atın ancak H u t t e lâ n gibi muayyen bölgelerdeki pazarlardan tedârik edilebildiği, nihayet tedârik edilen iyi atın vasıfları (sürat ve mukavemet) haklanda kâfi derecede vuzuhla fikir edinmek mümkün olmaktadır. Yine bu hâdiseden, iyi vasıflı atın mutlaka gösterişli olmadığı da anlaşılmaktadır ki, bununla T ü r k at tipinin en başta gelen vasfı olan orta boyun kasdedildiği muhak­ kaktır. S e lç u k lu devrinde H u t t e lâ n

gibi, kıymetli atların satıldığı daha

başka meşhur pazarların bulunduğu muhakkaktır. Fakat bu hususta şim1 Bk. F a h r-i M ü d eb b ir, A d â b u ' l - M ü l û k , s. 65a-66a.


ALP A R S tA N

61

ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K E R İ T E Ş K İL A T I

dilik bilgimiz yoktur. H u t t e lâ n ’da Abbâsîlor için olduğu g ib i',

S e lç u k ­

lu la r için de at yetiştirildiği ileri sürülebilir Devletin, ve devlet adamlarının ihtiyaçları olan atları kendi haraların­ dan da tedârik ettikleri muhakkaktır. J3uralarda mütehassîsların nezaret y e kontrolü altında kaliteli T ü rk atı yetiştirmek için dâinıî gayret sarfedildiği tereddütsüz ileri sürülebilir. Zira, meselâ A lp A r s la n zamanında B iz a n s İmparatoru ile savaşmak üzere S u r iy e ’ den acele ile dönerken, uğranılan hayvan zayiatı esnasında olduğu gibi, K a f k a s ’lara yapılan kış seferlerinde uğranılan zayiat esnasında da, M oğ o lla r zamanında yapıldığı şekilde halk­ tan mecburi satın almalar yapıldığına dair

hiç bir malumat sahibi değiliz.

Aksine meselâ N iz â m ü ’ I -m ü lk ’ üıı., ihtiyacı için kendi otlaklarında bes­ lenen

at sürülerine

sahip

olduğunu biliyoruz

Bunun gibi, S e lç u k lu

hükümdarlarının da at ihtiyaçlarını, büyük ölçüde kendi haralarından kar­ şıladıkları emniyetle söylenebilir. Atın beslenmesine gelinee, baharda çobanların idaresinde sürüler lıalinde otlayan, türlü türlü taze otları istedikleri gibi yiyen atların beslenmesi bir problem değildir. Böyleee at kendiliğinden semizlenir. Ancak yaz başın­ da yeşil hububat veya ot verildiği zaman at özel besiye çekilir. M ü b a r e k Z e n g î, eserinde türlü türlü besi sistemleri saymaktadır. Bunlardan ilki y e­ şil arpa ile besleme sistemidir. Arpanın tanesi sütlenmeğe başlayınca, seher vaktında biçilir ve gölge bir yere konur. Geceleyin nemlenen arpa besiye; çekilen ata verilir. M ü b â r e k Z e n g î’ye göre, nem atı zinde yapar ve ciğer­ lerini sular, attan harareti alır. 25 gün müddetle geee-gündüz böyle beslenen at semizlenir. İkinci bir beslenme tarzı da, ata bahçe (bağ) otları verilmesidir. Bu da arpa gibi nemli olarak verilir ve at semizleninceye kadar devam edilir. Ba­ harda veya sonbaharda yaş otun tıpkı arpa gibi kıyılarak ata verilmesi üçün­ cü bir beslenme tarzını teşkil eder

Dördüncü bir beslenme tarzı da, ata

1 Bk. E . E sin, ad. geç. oser, s. 211. 2 G a z n e lile r D e v le t i hâkimiyeti altında bulunan

H o ra sa n ’ a bıı devletin hcT lıangi

şekilde müsaadesini almaksızın giıcn Çâği’i B e y ile T u ğ r u l B ey , H a m d û n î’ye 3 Hııttcl al.ı, 7 BuhtTu devesi ve 300 Türlcmen koyunu hediye ederek, kendilerine otlak gösteimesini istemişlerdi. Bn G a zn e li devlet adamı onlara D a n d a n a k a n çayırlıklarını tahsis etmişti (bk. İ m â d u ’ d -d în Isfa h a n ı, Patis, No. 2145,2a-h.; B u n d â rî, s. 5 T ürk . tere. s. 3. 3 Bk. S. J a g c h id -C .R . Ba-vvden, S o m e H o r s e - P o l i c y , C.A.J., X , s. 255 vdd. 4 Görüldüğü üzere, bir defasında onun 500 atı mahvolmuştu. Bu hususta hk. M ehm e t A lta y

K ö y m cn , A l p

5 Bk. M ü bâ rek

Arslajı

ve

Zam anı:

Zen gî, 73a vdd.

Vezirlik".


62

M EH M ET A L T A Y K O Y M E N

yaş yonca verilmesidir. Bu tarz, sonbalıarda tatbik edilir. Hava serin ise saman ile kanştmlarak A^erilir

Söylemeye hacet yok ki, her beslenme tar­

zının kendisine mahsus bakımı da vardır. Meselâ her beslenme tarzına göre, verilecek su ve tuz miktarı ve zamanı değiştiği gibi, atın timar edilmesi v.s. de değişir. Biz konumuzun çerçevesini aşacağı için, bu hususta bütün tefer­ ruatı nakletmedik. Esasen yukardan, beri verdiğimiz bilgi bile, S e lç u k lu devrinde at beslenme tarzı hakkmda bir fikir vermiştir sanırız. Şimdi de Selçuklu devrinde atın nasıl terbiye edilip, yetiştirildiği husu­ sunda bilgi verelim: M ü b a r e k Z e n g î, atın eğitiljnesilüzumunu şöyle belirtmektedir: Çocuk­ ları eğitim ve öği’etim (e d e b )e tâbi tutmak nasıl lüzumlu ise, atın eğitimi de o kadar lüzumludur. Böyleee atm mahareti artar, hükümdarlar (n ıü lû k ) ve büyükler (m ih t e r â n ) e lâyık duruma gelir A t tipinde ve takımında olduğu gibi, atın eğitiminde ve yetiştirilmesin­ de T ü r k le r ’e has usûllerin mevcut olduğu muhakkaktır. A t eğitiminde ve yetiştirime sinde eskiden beri devam edegelen bu özelliğin, T ü r k atımn üstün vasıflar kazanmasında büyük çapta rol oynadığı söylenebilû’. Bu hususta M ü b â r e k Z e n g î, bize çok enteresan malûmat vermektedir. Ona göre, eği­ time tâbi tutularak, muhtelif maksatlar için (k û y u ç e v g â u , m ız r a k oy u n u , koşu ve savaş için) yetiştirilecek at daha tay iken ele alınır ve işe onu daha kırda otlayan at sürüsü içinden seçerken, dikkat edilmesi gereken esasların tesbit edilmesi üe başlanır: Bunda dikkat edilecek başlıca nokta, seçilecek tay m sürüden ayrı bulunmasıdır. Eğer tay sürünün otlaması esna­ sında ayrı otlar; at sürüsü hareket halinde iken, sürünün başında, sağmda veya solunda yürürse, hele yürürken başmı yukarıda tutarsa, esas itibariyle, eğitim ve öğretim için seçilmeye elverişli demektir. Tabiî bu taym semiz ve çâlâk olması şarttu-. Zayıflıktan veya hastalıktan dolayı sürüden ayrılmış olmaması gerekir^.

Bundan sonra M ü b â r e k Z e n g î, tatbik edilen ve çok

defa atın kötü huy edinmesine sebeb olan tay öğretimini şiddetle tenkid eder. Ona göre, en iyi tay öğretimi T ü r k m c n le r ’in tatbik ettikleri usûldür. Müel­ lif, başka usûlleri "cehalet” kelimesiyle vasıflandırırken, Türkmen usûlünü “ İlmî” kelimesi ile vasıflandırmaktadır. Konumuzla doğrudan doğruya ilgisi dolayısiyle M ü b â r e k Z e n g î’nin T ü r k le r ’ e has tay öğretimine dâir verdiği bilgiyi naklediyoruz; 1 Bk. M übârek Zen g î, 74a. 2 B?c, M übârek Z en gî, 45a. 3 Bk. M übârek Zen g î, 77b-78a.


A L P ARSLA.N ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K E R Î TE ŞK İLATI.

63

T Ürkmenle,]-, bir yaşma basan tayın başına g « u vuvup, alışuıc^iya kadar yedekte taşırlar, ikinci safhada i)d küçük çuvala saman veya yaş ot doldurarak tayın iki tarafma asarlar ve Ijirkaç gün yedekte taşırlar. Üçüncü saClıada, çuvalın üstüjıe küçük bir çocuk otuırturlar. Dördüncü safhada, lıcı-haldc, çuvalın yerine eyer vurarak, üzerine yine bir çocuk bindirirler. Tay iki yaşma gelince artık her şeyi öğrenmiştir. Bu şekilde yetiştirilen tayın hiç bir kötü huy edijımediği M ü b a r e k Z e n g î tarafından önemle belirtil­ mektedir. Görünüşe göre, bu türlü eğitim beş yaşına kadar devam etıııelctedir. Bundan sonra at eğitiminde ikinci merhale başlamaktadır: T ü r k lc r , atı her gün bir “ m e y d a n ” uzunluğunda ^ yavaş yavaş koşturmaktadırlar. On­ lar bu esnada atı bir gün sağdan, diğer gün soldan, koştarduldan gibi, diz­ gini de bir defa sağ elle, bir defa da sol elle kullanarak atı döndürürler. Böylece at her tarafa kolayca dönmeğe alıştırılır. At eğitiminde üçüncü merhale, “ ç e v g â n ” ve mızrak oyunu, öğretimiy­ le başlar. Başlangıçta göz önünde tutulan nokta yavaş yavaş ve zor kullan­ madan hareket edilmesidir. Bu esnada yorulan at dinlendirilirken, b.aşka bir atla öğretime devam edilir. Dinlenen atla tekrar eğitime başlanırken, onun ilkdefakiantrenm an kadar koşturulması göz önünde bulundurulur. Ç e v g â n oyununda göz önünde bulundurulan nokta ise, atın toptan ürkmeıııesi, diğer taraftan topun da atın yüzüne ve gözüne vurmamasıdır. Topun atın başına gelinesi at için zararlıdır. Eğitim esnasında atın mızraktan ürktüğü görü­ lürse, mızraksız birkaç defa h afif h afif koşturulur, sonra da birkaç dcla y a ­ rım tırıs ve bir kaç defa da tam tırıs yaptırılır. Böylece bir kaç gün mızrak­ sız koşturulan at, bundan sonra öğreninceye kadar mızrakla koşturulur. Atın Ç e v g â n ve m ız r a k ile öğretimi tamamlanınca, su'a onu, öğrenin­ ceye kadar, geniş sulardan defalarca sıçratmaya gelir. Sonra at bir gez

bir

gezden daha alçak veya daha yüksek duvarlardan atlatılır. Bunu müteakip, dizginini bükmek suretiyle ata 10 ayaktan daha az veya daha fazla bir me­ safeden geri dönmesi Öğretilir. Bu da bittikten sonra, at yokuş yulcarı ve yokuş aşağı koşturulduğu gibi, çok taşlık yerlerde de koşmağa alıştmiu-. M ü b âr ek Z e n g î, atın dâima yumuşak yerde koşturulmaması gerektiğird, ^iira yumuşak yere alışan atın taşlılc bir sahaya gelince, koşamıyacağını belirtmek1 “ M eydan.” kelimesi at koştuımada bir “ birim”

(vâhid-i kıyâsî) olarak kııUımılmak-

tadır. Muhtelif boyda “ m e yd a n ’ lar” bulunmakla beraber, orta boyda bir meydamıı eni ve boyu 1000 arşiiı idi. Buna göre, bir rneydajıın çevresi 4.000 arşjn ve sabası ise, 1000 X lOOÜ i . 000.000 arşm-kare idi. Bu hususta bk. Anonim M u n y c t ü ' l - G u z â t , Ankara, 1967, s. 22B. 2 Bir gez, 95 cm. idi. Bk. W . H in z, î s l a m i s c h e M a s s e u. Gnıvichte, s. 62.


64

MKHM İEt A L T A Y K Ö Y M E N

tedir. Yiıae ona göre, atı bir kaç defa yalıviK başma abıım avİTisu (pâygâb.) nda bağlamabdır. Yine binip yalnız başına gece veya gündüz sürmelidir. Bil­ hassa at

abşmcaya

kadar

yanında başka

bir at

bulundurulmamalıdır.

Gece ordunun önünde veya dışında tek başına binildiği zaman, kişnerse, bu, at için büyük bir kusur sayılır. Nitekim, atın yalnız bağlanmaya, yalnız ar­ pa ve ot yemeye, yalnız yola gitmeğe alıştıniması faydalı telâkki edildiği gibi, atın mabaretinden sayılır \ M ü b a r e k Z e n g î’ye, göre, atın yalnızlığa alışması kadar, kalabalığa alışması da elıemmiyetlidir. Bunun için pazar gibi kalabalık yerlerde, demir­ cilerin, nalbantların, kab-kacak yapanların bulunduğu gürültülü yerlerde, nihayet türlü renkte eşyanın asıldığı yerlerde bir kaç gün atla dolaşmalıdir. M ü b â r e k Z e n g î, bir kimsenin, sâhibine yaklaştığı veya söz söylediği za­ man., atın durmasını da bir kusuı- saymaktadır. Bu sebeple o, süvarinin, atla dolaşırken söz söylememesini, söylediği takdirde ise, pazarda olsun, yolda olsun, atını durdurmamasını tavsiye etmektedir. M ü b â r e k Z e n g î, bunu müteakip atın muhtelif hayvanlara karşı kor­ kuya kapılmasının nasıl önlenebileceğine dâir, yine her halde T ü r k usûlü çerçevesi içinde pek, dikkate şayan bilgi vermektedir. Ona göre, önce attan fil korkusunu silmek lâzımdır. O bunun okşayarak ve sükûnetle yapılması kanaatmdadu'. A t fili gördüğü zaman korkuyorsa, onu filden

korkmayan

bir veya bir kaç atla birlikte, korku silininceye kadar, filin karşısında tutu­ lur. Fil yoksa, topraktan bir fil yapılır, üstüne tıpkı caıJı filde olduğu gibi örtü örtülür, boynuna çanlar takılır, üstüne insanlar bindirilir. Üstelik bu insanlar bağırıp çağırırlar. Eğitime tâbi tutulan at deveden ürküyorsa, bir kaç gün deve geçen yol üzerine bağlanır; gerekirse dört ayağına bukağı vurulur. Bu arada atın tor­ basına deve gübresi konur. Böylece atta deve korkusu silinir. Attan domuz korkusunu silmek için ahırda atla birlikte büyüyünceye kadar domuz bes­ lenir. M ü b â r e k Z e n g î’ye göre ahırda domuz beslemek uğurludur. Atın ayıdan ürkmesi do önlenir Yumuşak davranmak atın her hangi bir şeyden veya hayvandan kork­ mamasını temin etmek için tatbik edilen eğitimin esasını teşkil etmektedir. At ürktüğü şeyin veya hayvanın karşısında tutulur. Gerekirse, inilerek y e­ değe almır, korku silininceye kadar o şeyin veya hayvanın etrafında döndü,1 Bk. M ü bâ rek 2 Bk. MiıhâTok

Z en gî, 78a vdd. Z on gî, 791) vdd.


A L P A R S L A N ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K K B Î T K ŞK İL A T I

6f>

rülür. Bu esnada at katiyen doğülmez. Bu umumî prensip dışında, her korku hâdisesi için, korkuyu yaratan şeyin veya hayvanın nevine göre, ayrı bir metod

tatbik

edildiği

dikkati

çekmektedir.

M ü b a r e k Z e n g î’nin de belirttiği gibi, ata kazandırılan bu iyi huylar savaşta işe yarar. Böyle yetiştirilmeyen at savaşa lâyık değildir

Yalnız

unutmamak lâzımdır ki, atın savaşa hazırlanması yukarıdan beri verdiğimiz malûmatla bitmemektedir. Kaynaldarda “ r i y â z e t ” kelimesi ile ifade edi­ len ameliye de, şimdiye kadar yapılan ameliyeden daha az mühim değildir. Aşağıda verilen bilgiden de anlaşılacağı gibi, “ r i y â z e t ” , beğenilen, hiç bir kusuru olmayan semi?, bir atın, tatbik edilen muayyen bir metodla, 1- sa­ vaşa, 2- ava, 3- çevgayı oyununa alıştmlmasıdır

M ü b arek

Z e n g î’yo

göre, T ü r k le r ’e, H in t ii le r ’ e ve A r a p la r ’ a mahsus olmak üzere üç türlü “ r i y â z e t ” prensibi vardır r i y â z e t ’te de

Görülüyor ki, diğer hususlarda olduğu gibi,

T ü r k le r başta gelmektedirler.

R i y â z e t ’ e tâbi tutulan ata binilir, önce yukarıda zikredildiği şeldide bâzan kalabalık yerlerde, bâzan tenha yerlerde bâzan da korkabileceği hay­ vanların arasında dolaştırılır. Bundan sonra sıra ' ‘ m e y d a n ” da r i y â z e t ’e gelir. İlk günü at bir “ m e y d a n ” uzunluğunda, ertesi gün iki “ m e y d a n ” uzunluğuııda sakin, sâkin koşturulur. Böylece her gün koşu mesafesi arttı­ rılarak, aynı şekilde sâkin sâkin devam edilir. Bu müddetin sonunda h<^r gün hem sürat, hem de mesafe tedricen 5 fersaha (30 kilometreye) kadar arttırılır. Her gün koşudan sonra attan inilir ve at (yedekte) dolaştırılır, v ü ­ cudu soğuk suyla yıkanır, saman (kâh) ve ot verilir. Bütün bunlar yapıldıktan sonra, r i y â z e t ’te yeni bir safha başlar: R iy â z e t ’e tâbi tutulan atın yanına, ondan daha az koşan, başka bir at katılır. Böylece r i y â z e t ’e tâbi tutulan at koşuyu kazanmağa alıştırılır. Diğer ta­ raftan r i y â z e t ’e tâbi tutulan atla birlikte koşacak atın her gün başka bir renkte olmasına dikkat edilir. Böylece ona her renkten atı geçmesi gerektiği öğretilir. Bu arada arpa, yeşil ot ve saman vermek suretiyle bakımına son derece dikkat edilir'*. Görünüşe göre, atın tam olarak yetiştirilmesi burada bitmemektedir, M ü b â r e k Z e ııg î, atı arpa yemeye ve müsabakaya alıştırmadan bahseder1 Bk. M üh ârek Zen g î, 79a. 2 Bk. Anonim F c r e s n â m e , 80b. .3 Bk. Ayrı, yer. 4 Bk. M ü ba rek

Z en gî, 79h vdıl.


66

M E H M E T A L T A Y K OY BIEN

Icen, atın savaş için nasıl hazırlandığı, bu arada nasıl bir beslemeye tâbi tu ­ tulduğu luısuöunda pek dikkate şayan bilgi vermektedir^. İlk gün. at bir “ m e y d a n ” boyunca sâldn sakin koşturulur. İnildikten sonra, “ k âk-1 â b ” adi verilen koyım gübresi, bir nevi ilâç otu ve samanın bir arada kaynatılması neticesinde meydana gelen mayi yarı sıcak vaziyette atın, bütün viicuduiıa şiddetle sürülür. Ertesi gün at iki “ m e y d a n ” uzun­ luğunda aynı şekilde koşturulur. İnilince, soğuk su ile iyice yıkam r; ayrıca göğsüne bol bol su döküliü- ve dolaştırılır, biraz soğuk su içirilir. Çünkü atı liareret basmıştır. Diğer iki gün at üç “ m e y d a n ” uzaniuğu,\ıda koşturulur. Böylece koşu derece derece artırdu’. Bu esnada ata bir gün “ kâh.-1 â b ” ya­ pılır; Ertesi gün soğuk su ile yıkamr ve dolaştırılır, Dolaştırıldığı esnada ata bir “ m en ” soğuk su içirilir ve arpa gittiltçe artırılırken, saman aynı nisbetle azaltılır. B u»a iki hafta devam edilir. A.tm eşkijıi yerinde, karnı fazla çe­ kilmemiş ve Lamamiyle semiz olursa, bu rejim 20 güne çıkarılır. Son hafta at incelir ve biraz arıklaşırsa, bir kaç gün az koşturulur; buna mukabil arpa ve ot tam verilir. Buna bir hafta devam edilir. Sonra bir hafta koşturulur, bir hafta dinlendirilir. 30-40 gün meydanda koşturulan at hem şişman, hem eşkinli olur, hem de tamamiyle arpa yer; buna mukabil saman gittikçe azal­ tılır. Bu esnada at, 5 fersah sakin sakin koşturulur. Her iki veya üç günde bir bu mesafenin yarısı sâkin, yansı da şiddetli koşturulur. İnüince de ağnandırılır. Başka bir defasında da koşu bitip te attan inilince, 2 namaz ara­ sına kadar dolaştmiır ve dolaştırıldığı esnada bir “ m e n ” soğuk su içirilir. Mevsim kış ise, kar üstünde ağnandırılır; Sooara da ikindi namazı vakti sa­ man ve yeşil ot verilir. Bu, akşam namazına kadar sürer. Yatsı namazma kadar ata gem vurulur ve yatsı namazı vakti arpa verilir; mevsim kış ise temizlenmiş kuru arpa; yaz veya sonbahar ise, yaş arpa verilir. Her 5 günde bir de tuz verilir. Bir hafta sonra nar tanesi ve kuru üzüm, l>ir miktar sirke ile döğülür ve atın ağzına verilir. Eğer yerse ne alâ; şayet yemezse, geme, ağzma ve diline sürülür. (Böylece iştahı açılan at), arpa ve saman yemekten geri kalmaz. A t her hafta sabunlu soğuk su ile yıkamr ve her ay nallan sökülür ve yeniden çaktırılır. Nalın fazla ağır veya fazla h afif olmamasına, orta ağırlık­ ta bulunmasına dikkat edilir. Nallattıktan sonra aradan 3-4 gün geçmedik­ çe, ata iş yaptırılmaz. Yoksa nal çivileri tırnakları yırtar. Tırnak kuvvetli bırakılır, fakat pek kısa kesilmez. Her gün atm arkası, önü, yeleleri aoğuk su ile yıkanır. 1 Bk. M iibrııck

Zeu g î, 81u v(\ıl.


67

ALP A R S L A N DAM ANI SE LÇ U K I.Ü ASICERÎ T E Ş K İL Â T I

Atın ahırda arka ayakları bağlanır. Ön ayağını ahırda bir yere vurma­ ması için, at gece-gündüz göz altında bulımdurnlur; yoksa dizini ve bacağmı çarparak, parçalar, koşmaktan kalır. Açlıktan ve huysuzluktan da ön aya­ ğım ahıra vurduğu olur. Buna da dikkat ediliı-, M iib â re k Z e n g î’ye göre, atın arpa yemeğe alıştırılma müddeti 2 ay; koşmağa alıştırılma müddeti ise, 40 gündür Görülüyor İd, at bakımı, çocuk bakımından daha güç ve daha nâzik bir iştir. Böylece büyük bir

itina

ile

terbiye

edilen,

beslenen

ve

idmana

tâbi tutulan at, artık müsabakaya ve savaşa hazırlanmış demektir Atların

otaklarda yetiştirilmeleri veya

semizleştirilmeleri esnasında,

500 er veya daha fazla attan meydana gelen sürüler teşkil ettikleri, N izâm ü ’ l-m ü lk ’ün

Ir a k -ı

A cem

otlaldarmda mahvolduğunu

gördüğümüz

atiarınıu şayiamdan istidlal edilebiliri Şu halde, N iz â m ü ’ I-m ü llc’ün 500 attan ibaret olan bir sürüsü mahvolmuştu. Bunun gibi, sürüdeki atlara sa­ hiplerinin sembolleri olan damgalar vurulduğu

mukakkaktır

Şüphesiz,

her at sürüsünün başında bii‘ çoban bulunuyordu At ı n tedâriki olmasa bile, yetiştirilmesi ve beslenmesi, mevcudiyetini

bildiğimiz “ a lb u r-s â lâ r ” lık ( t a v l a

k u m a n d a n lığ ı)

makamının^ baş­

lıca vazifelerini teşkil ediyordu. A t kaç yaşına kadar kullanılabilirdi? Atm 5 yaşında tam binme ve kul­ lanma çağına geldiğini yukarıda görmüştük. M ü b â r e k Z e n g î’ye göre, at, en fazla 12 yaşına kadar kullanılabilirdi^. Bu yaş haddi, T ü r k atı ve iğdiş içindi. Ona göre, Arap atı, 15 yaşına kadar iş görebilirdi’ . Mamafih, at 31 1 Bk. M ü ba rek Zen gî, bâzaiı aym

bilgiyi

tekrarlayarak, anlatmağa devam edip git­

mektedir. Yukarıdan beri eserinden nakletiğimiz bilgi atm eğitimi ve beslenmesi hususunda kâfi derecede tenvir edici bulunduğundan bu konular üzerinde daha fazla durmayı uygun bul­ madık. Bk. M ü b â r e k Z e n g îj 84a. 2 Bk. M ehm et A lta y K ö y m e n , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı : “ Vezirlik’’ '. M oğ olla r zamanında da at sürülerinin 400 veya 500, bazan da 1000 attan meydana geldiğine dair bk. S. J a g c h id -C .R . B a v d e n . od. geç. eser, s. 248, 249. 3 Bk. E . Esin, ad. geç. eser, s. 195 vdd. Ayrıca bk. Mahmud Kâşgârî, nşr. K i l i s l i K i f a t , I, s. 56-7; Türk tere. B. Ataky. I, s. 56-7. 4 Meselâ bk. M ü bâ rek Zen gî, 61b; At öğretimi münasebetiyle “ ç o b a n ” kelimesi geçmektedir. 5 Meselâ bk. S a d rü ’ d -d în ’ H ü seyn î, Ahbâr, s. 32; Türk. tere. s. 22: Ayrıca görüldüğü üzere, A m îd -i H o ra sa n M uham m ed b. M ansûr N c se v î, A lıu r -s â lâ r lık makanum işgal ediyordu. Daha sonra buradan “ M cş a le ciler e m irliğ i” (emârct-i ashâb al-ıneşa’il) ne yükseltildi. 6 Bk. M übarek 7 Bk. ayn. yer.

Z en gî, 52u.


68

M EH M ET A L T A Y İCÖYMEN

yaşma kadar yaşadığı gibi, genç at kadar olmasa bile, iş görürdü. 31 yaşın­ da atların dişleri tamamiyle düşer, ot yiyemez ve iş göremez hale g e lir i Anlattığımız şekilde yetiştirilerek, koşuya, dolayisiyle savaşa hazırlan­ mış olan genç at, ne kadar koşabiliyordu? M ü b a r e k Z e n g î’y® göre hızlı bir at 15 fersah (90 kilometre) lik bir mesafeyi sabahtan kuşluk namazı (nam a z -ı p îş în ) na kadar alıyordu. Nitekim T ü r k dağ atı tipi bu mesafeyi, belki de hiç mola vermeden, kolaylıkla katediyordu

Atın koşma mesefasi,

ortalama 10 fersah (60 kilometre) idi^. Atın durmadan koşma müddeti, umumiyetle bir saatti. Yine bir at durmadan 1 fersah (6 kilometre) koşabili­ yordu"*. Yorulmuş bir ata verilen dinlenme müddeti 1 saat olarak tespit edil­ mişti Muhtelif tedlîirlerle ve vasıtalarla elde edilen ve yetiştirilen at sayısı ne kadardı?

A lp A r s la n zamanı için, kati bir rakam vermek imkânından

mahrumuz. Fakat at sayısının, ordu miktarının en az birkaç misli olacağı muhakkaktır. Zira Selçu.klu ordusundaki en basit neferin en az bir yedek atı bulunduğu malûmdur®. Kaldı ki, vezîr N iz â m ü ’ l- m ü lk ’ün, şahsına âit binlerce ata sahip bulunduğu göz önünde tutulacak olursa, bizzat A lp A r s la n ’ın ne kadar ata sahip olacağı kolaylıkla tahmin edilebilir. Bir atın beslenmesinin sahibine kaça mal olduğu hakkında hiç bir bil­ gimiz yoktur'^. At fiatlan, asıl üzerinde durulması gereken noktadır. IBu hususta sabit bir miktar vermenin imkânsızlığı meydandadır. Çünkü at fiatlan, kalitele­ rine göre, büyük ölçüde değişiyordu. Diğer taraftan, savaşlardan sonra da piyasaya bol miktarda at sürülmesi neticesinde, diğer ganimet eşyası fiatları gibi, at fiatlan da birden düşüyordu 1 Bk. ayn,. yer. 2 Bic. M ü ba rek

Normal zamanlarda orta vasıf-

Z'engî, 7la.

3 Bk. M ü ba rek Z cn g î, 70b. İyi ycûştirilmiş bir u la k (p eyk ) günde 20 fersah (120 kilometre) koşabiliyordu (bk. M übarek Z e n g î, 58a). 4 Bk. M ü ba rek Zen g î, 59a. 5 Bk. M ü bâ rek Zen g î, 58b, 59a. 6 M o ğ o lla r zamanında bir askerin 2, 3 veya 6, 7 yedek atı bulunduğn hususunda bk. S. .T agchid -C .R . B aw d en , S o m e N o t e s o n th e H o r s e - p o l i c y , C.A.J., X , s. 250. 7 A b b â s îlc r zamanında ata ne kadar para satfedildiğine dair bk, "W. H o en erb a ch , ad. geç. eser, s. 284 vd: ata her 35 gün için 4 dinar tahsisat ayrılıyordu. 8 T u ğ ru l

B ey zamanında

H a le b hükümdarı S im âl bu şehir civarında mağlup ettiği

Biznnii ordusundan o kadar çok ganimet elde etmişti ki, güzel cariye ile cins bir at 5 er dinar’ a


69

AL P A R SL A N ZA M A N I SE LÇ U K LU A S K E R Î T E Ş K İL A T I

lara sahip hir atın ] 00 dinara satın alınabildiği söylenebilir. A b b â s î 1 c r '/ama,nında iyi bir T ü r k m e n atı 100 dinar’dan. aşağı değildi: Abbasî erkânın­ dan M u h a m m e d Y a k u b , yukarıda 100 fersahlılc mesafeyi k o l u y hk h al­ dığını gördüğümüz, T ü r k m e n ’in orta boylu doru a,tını, 100 dinara satın almış, üste de bir at verm iştik Selçuklu devrinde T ü r k tipi atın daba da kıymetlendiği anlaşılıyor: M e 1 i k ş a h’m meşhur şâir M u iz z î’e hediye ettiği atın değeri 300 dinar idi

B ü y ü k S e lç u k lu İ m p a r a t o r lu ğ u ’nun sonları­

na doğru geçen bir kaç hâdise bu hususta, daha açık bir fildr vermektedir. M ü­ ba rek

Z e n g î’nin doru atı, S e lç u k lu kumandanlarından Ş e r e f ü ’ d -d în

G ir d -b â z û ^ nun atını bir müsabakada geçmişti.

S e lç u k lu kumandanı

bu atı. M ü b a r e k Z e n g î’den 200 dinar’a satın almıştı Bir at bâzan bir koyun sürüsü değerinde tutuluyordu: Yine M ü b a r e k Z e n g î’nin dört ayağı ve alnı beyaz bir doru atını, ajoıı S e lç u k lu kamandam 400 koyun vererek almıştı ^ Mamafih, attan anlayan bir kimsenin 100 veya 200 dinar’a satın aldığı bir atın 1000 dinar değerinde olabileceği dü­ şünülecek olursa

normal zamanlarda bile, sabit bir fiyat vermenin güçlüğü

kendiliğinden anlaşılır.

Yukarıda

nakledilen hâdisede

görüldüğü üzere,

10.000 dirhem değerinde at bulunabileceği gibi, 10.000 dinar kıymetinde de at vardı

Buna mukabil, 7 dinar’a da at satın alınabildiğini unutmamak lâ­

zımdır: Yukarıda görüldüğü gibi, devlet hizmetine

yeni

girdiği

sırada,

N iz â m ü ’ l-m ü lk , 7 dinara bir at satın almış, o da çok geçmeden ölmüştü Atın savaştaki rolünü, savaş sistemlerini ele aldığımız zaman bahis ko­ nusu edeceğiz. Ata dâir, konumuz çerçevesi içinde yukarıdan beri verdiğimiz bilgiye son vermeden önce, burada atın hazerde kimler tarafından,

nere­

lerde kullanıldığına dâir de bilgi verelim. satın ahnabili)'ordu (bk. S ıb t, Isl. No. 2134, X I, 221n (454 yılı hâdiseleri). A l i S e v i m neşrinde bu bilgi yoktur). Melikşalı zamanında Giiney-rloğu Anadolu’ nun M e r v a n o ğ u lla r ı D e v le t i’nin elinden alınması esnasında T ü rk m e n le r’ in elde ettikleri ganimet dolayısiyle bir iyi atla bir devenin fiatı 1 dinara kadar düşmüştü (bk. S ıb t, Isl. No. 2134, X I, 221a (A li S evim n eşrin d e bu bilgi atılmıştır). 1 Bk. M übarek Zen gı, 72a. 2 Bk. Z e b îh u lla h S afa , T a r i h - i E d e b i y â t der Iran^ II, s. 510. 3 Bu kumandan hakkında bk. B u n d â rî, s. 194, 224, 226, 242, 253, 286, 200; Türk. tevc. s. 177, 204, 206, 222, 231, 255, 257. 4 îîk. M ü ba rek Zen gî, SOb. 5 Bk. M ü ba rek

Zen gî, 51a.

6 Bk.

F a h r -i

M ü d ebbir,

7 Bk.

N a h ce v â n î,

A d â b u ’ l-M ü lû k,

T erârihıı's-S elef,

65a.

s. 269.

8 Bk. M ehm et A lta y K ö y m cn , A l p A r s l a n ve Z a m a n ı ; ‘^Vezirlik” .


70

M EHM ET ALTA Y

KÖYMEN

Cemiyet ve <3.evlet hayatında az veya çok mevki sahibi olan herkesin atı vardı: N iz â m ü ’ l- m ü lk ’ ün daha meslek hayatının başlangıcında borç alarak, 7 dinara bir at satın almış olduğunu yukarıda gördük

Mevki yükseldikçe

atın asla vazgeçilmez bir unsur haline geldiği anlaşılmaktadır: Görüldüğü üzere, vezîr A m îd ü ’ l- m ü lk K ü n d ü r î, T u ğ r u l B e y ’in yerine üvey oğlu S ü le y m a n ’ ı tahta geçirebilmek için devlet hâzineleriyle beraber, vezirlik sembolü olan d i v i t ’e varıncaya kadar ordu mensuplarına dağıttığı halde, bineceği atını muhafaza etmişti^. Selçuklu hükümdarı, saraymı ne maksatla olursa olsun terk ettiği za­ man, daima ata binerdi. Bu esnada görüldüğü üzere, etrafında yine atlı olan maiyeti ve muhafızları bulunurdu. Bilindiği gİbi, hükümdar sarayını yalnız savaş için değil, seyran için, av için, oyun için (mızrak oyunu, çevgân oyunu v.s.) \ orduyu teftiş için terkedebilirdi. Şüphesiz, Hükümdar her renk ve kalitede ata binmezdi. Hazerde olsun, seferde olsun, hükümdarın tercihan açık renk ata, bilhassa beyaz ata bin­ diğini biliyoruz ^ Bu itibarla,

A lp A r s la n ’ın, M a la z g ir t M e y d a n Mu-

h a r e b e s i’ne başlarken, beyaz elbise giyip beyaz ata binmiş olması, şüp­ hesiz, bir tesadüf eseri degüdit^. Her dcA'irde olduğu gibi, S e lç u k lu devrinde de, tabii bu arada A lp A r s la n zamanında da, gerek orduda,

gerek ordu diamda muhtelif rcnlcte

atlar kullandıyordu. At ve atçılıktan bahseden kaynaklar her renk atuı me­ ziyet ve kusurlarını, hangi renk atın savaşa veya muhtelif atçılık oyunlarına 1 Bk. M ehm et A lta y K ö y m e n , ayn. yer. 2 Bk. M e h m e t A l t a y K ö y m e n ^ î p ^ r s l o n v e Z o m a n ı . ; '■‘ Vezirlik'". 3 M em lû k lcr zamanında muhtelif atçıhk oyunları ( F u r û s i y y e ) hakkında l>k. D. A y a lo n , ( F u r ü s i y y a ) iu the M am luk S ta te, Eİ^ Aym oyunların, A lp A rsla n zamanı dâhil, S c lçn k ln devrinde de mevcut olduğu muhaldcak ise dc, bu hususta elimizde fazla hilgi yoktur. Meselâ S u ltan M elik şah ’ın B a ğ d a d ’a gelişinin üçüncü günü koşu yerine giderek, bizzat ç e v g â n oynadığım biliyoruz (bk. B u n d â rî, nşr. Th. H ou tsm aj s. 00; Türk. tere. s. 82). Ç evgân hakkında fikir edinmek için bk. M asse, Cawga«, EI^. (7eug:âre oyunu ve tekniği hakkmda bilgi almak için ayrıca bk. ICabus b. V u ş m e g ir , Kabusnâme, nşr. II. Levy, a. 54, nşr. Said Nefisi, s. 68. Ayrıca bk. Munyetu’l-Guzât, s. 217, 228-9. 4 T ü r k le r ’de açık renk (kır, boz, ak, sarı=kula) at sevgisi ve tercihi için bk. I. C iıta n tas, D i c L i e h l i n g s p f c r d e f a r b e n de r T ü r k e n , C.A.J., X , s. 157. T ü rk le r’de büyük şah­ siyetler için açık Tenk atlar tahsis edildiği hakkında bk. E. E sin, ad. geç. eser, s. 176. M oğollar’da beyaz at ve beyaz elbise için bk. I. C irta ııta s, ad. geç. eser, s. 158. 5 Bk. M ehm et A lta y K ö y m e n , A l p A r s l c t n ve Z a m a n ı ; “ Malazgirt Meydan M u ­ haberesi” ,


71

A L P A K SL A N ZA M A N I SE L Ç U K L U A S K E R Î T E ŞK İL Â T I

elverişli olduklarını uzun uzun saymaktadırlar ^ Menılûkler zama.n,mxla ol­ duğu gü>i, Miulitelif renk atlarm, günün muhtelif zaînanlavmda ya})ila». savaş­ larda kullanılıp kullamimadığı hakkında kati malûmata sahip değiliz, kat bunun eski bir T ü r k geleneği olması ve binanaleyh S e lç u k lu la r za­ manında da tatbik edilmiş bulunması pek mümkündür: Bilindiği gibi, M em ­ lû k hükümdan K a la v u n (1279-1290), oğluna hitaben yaadığı. bir ferman­ da, gece hücumlarında, yağız at ( e d h e m ) ; şafak vakti hüeumlaruıda, kızıl (a h m e r ) ve al at ( a ş k a r ) ; akşam üzeri yapılan hücumlarda kula at (a s fa r ) sabahleyin yapılan hücumlarda ise, kır at (e ş h e b ) kullamimaaim tavsiye etmektedir^.

Ayrıca

görüleceği gibi, T ü r k le r ’in, her saman olduğu f^ibi

S e lç u k lu la r zamanında da, hiç farkedilmeden, yüzlerce Idlonıctrc u/.aklardald savaş sahalarında görünüvermeleri, şüphesiz, büyük ölçüde hücum zamanına uygun renkte at kullanmalarıyla mümkün olabilir. T ü r k le r ’e has bir at tipi bulunduğu gibi, yine T ü r k le r ’ o lıas bir eyer ve dizgin takımının, bulunduğu muhakkaktır

Bu

eyer ve dizgin talammm

atın ve onu kullanan süvarinin savaştaki rolünü büyük ölçüde kolaylaştır­ dığı tereddütsüz söylenebilir. Buna hiç ihmal edilnıiyen

nallamayı

oyusı-

larda, manevralarda ve savaşlarda kuyruk bağlama âdetini ilâve edersek, T ü r k atının, her türlü hareket hazırlığı tamamlanmış olur. A lp A r s la n ’ın, M a la z g ir t M e y d a n M u h a r e b e s i’ne başlamadan önce atının kuyruğunu kendi eliyle bağladığını ayrıca görmüştük Orduda geri hizmetlerde, -^^eya ticarette, yük lıayvanları olarak kulla­ nılan atlar, gerek tip itibariyle, gerekse eyer ve dizgin takımları bakımından 1 Bıı hususta meselâ bk. Fal\r-i M ü d e b b ir, A d â b u ’ l - M ü l û k , 56b vdd. V(''. Iltıcncrbac.h, Z u r H e e r e s v e r w a U u n g dar A b b a s id e n , Dev îslâm, X X I X , s. 275 vdd. Ayrıt-.a bk. E . .Esin, ad. geç. eser, s. 175 vdd. 2 Bk. K a lk a şa u d î, Subhu^l-Aşâ, X , s. 172. Bundan ualden. llo c ıv c ıb a c h , «ıL geç. eser, s. 277. T ü r k le t’dc ve M o ğ o lla r ’ da at venklerinin önemi hakkmda bk. A . CiiCeroğlu, cıj. geç. eser, s. 208 vd. 3 Eyer’i atın karnınıu altmdan bağlayan kayı.ş1:au başka, kuyruğun alLıudan ve güğüsten bağlayan kayı.şlar için bk. A .v . G abain, ad. geç. eser, s. 229. Ayrıca hk. U. Jolıaııscn , D e r R e i t s a t t e î b e i d e n A l t a i s c h e n V ö îk e r n , C.A..T., X . s, 269-2B5. Ağzm iki yanında emniyet demiri olan dizgin sistemi için de Icezâ bk. A .v . G abain, ayrı. yer. 4 Bir yarışmaya veya »ızun yola çıkmadan önce, atın yeniden nallatıldığı anlaşılıyor. Nitekim K u tt c lâ n lı at uzmam’mn, B ulıârâ Emûi’nin .sarığını kapıp kaçmadan iincc atım nallattığını yukarda gördük. S e lçu k lu devrinde at bakımı anlayışına göre, nalsız bir at ancak bir veya 2 nıeu'/.il yol alabilirdi (bk. M ü ba rek Zen g î, 54b.) M o ğ o lla r devri için bk. S .J a g c h id 'C .R . Ba'vvdcn , S o m e N o t e s on the l l o r s o - p o l i c y , C.A.J., X , s. 24, Not: .12. 5 BIc. M e h m e t A l t a y IC ö y m e ıı, Alp Arslan ve Zamanı; “Malazgirt Meydan Muharebe.si” .


72

M EHM ET A L T A Y KÖYM EN

savaş ve binek atlarından şüphesiz farklıydılar. Y ü k taşımada kullanılan atlar, daha bü yüktüler’ . Eyer takımları da, yük taşımağa uygun idi. At hakkında verdiğimiz bu uzun bilgiye son vermeden önce, S e lç u k lu devrinde at etinin T ü r k le r tarafından yendiğini, at tedârildne dâir yukarı­ da naklettiğimi?: hâdiseye istinaden hatırlatalım. Görünüşe göre, at sahibinin asla vaz geçemiyeceği kıymetli bir varlığını licşkil etmekle kalmıyor, aynı zamanda doğrudan doğruya haysiyetini de temsil ediyordu:

V a s a l Arap hükümdarlarından

Ş e r e f ü ’ d - d e v le

M üs­

lim b , K u r e y ş ’in atı, düzenlenen iddialı bir yarışta kendi atını geçtiği za­ man, S u lt a n M e lik ş a h hayretler içinde kalarak ayağa fırlamış, fakat bu­ nu hürmet olarak kalkmış gibi göstermişti^.

C. Ordu Nakliye K olları

Orduda ve ticarî ha^'^atta yük taşıyıcısı olarak yalnız at kıdlaıulınıyordu. Görünüşe göre, A lp A r s la n zamanında bu iş için deA^e attan fazla kullamlıj^ordu: Görüldüğü üzere. Gence hükümdarı F a z lû n , A lp 1000 deveye mukabil, sadece 50 at hediye etmişti^.

A r s la n ’ a

Halbuki T u ğ r u l B e y

zamanında taşıt hayvanı olarak, öküz başta geliyordu. Bunu eşek takip edi­ yordu. At ise sonuncu olarak geçiyordu

Görünüşe göre, ticari hayatta at

baş yeri işgal ediyordu, bunu katır ve deve takip ediyordu Yukarıdan beri ordunun belli başlı üç unsurunu, yani inşam, teşkilâtı teçhizatı bahis konusu ettik. Bu üç unsur, savaş yapabilmenin maddî cephesini teşidl eder. Cesaret, metanet, emre itaat, disiplin gibi, manevî has­ letlerle desteklenmedikçe, ne kadar mükemmel olursa olsun maddî cephenin savaşta zafere ulaşmak için pek işe yaramayacağı meydandadır. Müteaddit defalar ifade ettiğimiz gibi, T ü r k le r maddî cephede olduğu gibi, manevî 1 Bu hususta meselâ bk. E . E sin, (id. geç. eser, s. 218. M oğ olla r devrinde at ordu dı­ şında araba çekmekte, değirmen taşlarım döndürmekte vc arazi sürmekte kullanılıyordu (bk. S. J a g e lıid -R .C . B aw d en , ad. geç. eser, s. 254). S e lçu k lu devrinde atın ordu dışında aynı işlerde kullamlıp kııllaiHİmadığı hakkında her lıangi bir bilgiye sahip değiliz. 2 Bk. B u n dâ rî, nşr. T h . H o u tsm a , s. 77; Türk. tere. s. 78. 3 Bk. Yukarı, s. .'S8. 4 Bk. A risda gn es, s. 108. 5 Bk. A . V . Gahaiu, Pferd U. Reitev, s. 230, 233.


ALI’

AR SLAN Z A M A N I SE L Ç U K L U A S K K R Î T E Ş K İ i A t I

73

cephede de eşsiz idiler. Görülüyor ki, savaş bir takım maddî ve rnaııcvî kuv­ vet ve hasletlerin hep birden rol oynadıkları hir sentezdir. Savaşta zafere ulaşmak için bahsettiğimiz bu maddî ve manevî kuvvet­ ler ve hasletler de kâfi değildir. Bunların iyi bit stratejinin ve taktiğin cmrİ7>de kıymetîendİTİlmeleri gerekir. Biz buna “ T ü r k s a v a ş s is t e m i” umumî adını veriyoruz;. S elçu k lu devri savaş sistemi, gelecek yazımı Kin konusunu teşkil edecektir.


ALP ARSLAN ZAMANI SELÇUKLU ASKERÎ TEŞKİLÂTI

i Çi N D K K î L E R Sayfii G İR İŞ ...............................................................................................................................

1-7

ORDU’YU TEŞKİL EDEN UNSURLAR

7-73

...........................................................

1 - İNSAN' UNSURU A - Gulâıtı

Sistemi

..................................................................................................

B - Gulâmlıktan Yetişen Ümerâ, C - Tüvkmen

Ümerâsı

7-37 9 23

.............................................................................................

D - Vasal Devlet Kuvvetleri

................................................................................

E _ Şehir ve Bölge Kuvvetleri, Gönüllüler

.....................................................

1.1 - t e ş k i l â t A - Oi'ilu’nmı Muharip Kısım

...............................................................................

34 35

37-43 i>8

B - Ordu’ ruın Gayr-i Mubaırip Kışını

'lU

C - Rütbe vo Dereceler

'10

HT - 'J'ECHİZÂT

43-73

A - Ordu’nun Silâhları

43

1 - Hâfif Silâhlar

44

2 - Ağır Silâhlar

B - At

..........................................................................................................................

C - Ordu Nakliye Kolları

53 72

Mehmet altay köymen alp arslan zamanı selçuklu askerî teşkilâtı  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you