Issuu on Google+

dünyaya sundugu dü$ünceler, ölümünden bir yüzyll

oplum bilimleriyle ugra$an ya da siyasetle ilgilenen

esin yakmdan tammas1 gereken en canh ve etkili ce aklmlanndan biri olmaya devam ediyor. Bunlar

~

kapah bir sistem olu$turmuyorlar. Zaman i<;inde evrildiler, evrilmeye devam edecekler.

önerdigi bakl$ a<;1s1 ve kuramlar XX. yüzyll boyunca

lendi ve

zenginle~ti. Degi~en toplum~al ve ~iya~al

ra bagh olarak i<;sel bir farkhla$ma ya$ad1. Marksist

l1

dü$ün kadar ele$tirisi de geli$ti.

ARKSlST

DüSÜNCE

SözLüGü

ist Dü$ünce Sözlügü bütün bu geli$imleri dikkate Marksist dü$üncenin olu;;masma katklda bulunan

.erin ve okuliarm incelenmesine yarayan kapsamh ve

:l bir k1lavuz olarak haz1rland1. Bu eseri olu;;turan

· okunduk<;a, Marksist dü;;ünün daha <;ok söyleyecek sözü oldugu daha iyi görülecektir.

Yaym Yönetmeni: Tom Bottomare


Marksist

Dü~ünce

Sözlügtt·

A Dictionary of Marxist Thought GÖZDEN GE<:=lRlLMl~ VE GENl~LETlLMl~ YENl BASIM

A Dictionary of Marxist Thought © 1983, 1991 Basil Blackwell Ltd. Oxford Türkc;e c;eviri 1991 tarihli 2. bask1dan yapllm1~t1r. lleti~im Yaymlan 208 • Sözlük Dizisi 1 ISBN 975-4 70-959-9 © 1993 lleti~im Yaymc1hk A. $. l. BASKI 1993, lstanbul (2000 adet) 2. BASKI 2001, lstanbul (500 adet) 3. BASKI 2002, lstanbul (500 adet) 4. BASKI 2005, lstanbul (1000 adet)

Mustafa Bayka Ahmet Insel KAPAK Utku Lomlu KAPAK FILMt Diacan Grafik DIZGI Hasan Deniz UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTI Sezar Atrnaca-Metin Pmar MONTA] Sahin Eyilmez BASKI ve CILT Sena Ofset EDITOR

YAYIN DANI$MANI

lleti~im

Yaymlan

Binbirdirek Meydam Sokak llet~im Han No. 7 Cagaloglu 34122 lstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr

YAYIN YÖNETMENl

Tom Bottomare YAZIM KURULU

Laurence Harris V. G. Kiernan Ralph Miliband TÜRKC::E C::EVlRlYl DERLEYEN

Mete Tun<;ay

~


önsöz

Giri~

Eski ve yeni madde yazarlanna, rnetinleri kalerne ahrken gösterdikleri özenden ve gözden ge\'irrne önerilerimizi olumlu kar~llarnalanndan ötürü te~ekkür ederiz. Ya)'lmCl Blackwell'in uzrnanlarma da, bu yapltl etkin!ikle örgütleyi~leri ve degerli tavsiyeleri i\'in ~ükran bor\'luyuz. Sözlügün planlarnasmm etken a~arnalannda, Leszek Kolakowski'nin de yardlrnlanndan cok yararland1k. llk bas1rndan bu yana, baz1 rnadde yazarlanrnlZ öldü. <;:ah~marnlZdaki büyük katkllanndan, kimi dururnlarda rnevcut rnaddeleri esash bir bi\'irnde düzeltrni~ olrnalanndan ve hazlrlad1klan yeni rnaddelerden dolay1, onlan sayg1yla amyoruz: Tarnara Deutscher, Stanley Diarnond, Moses Finley, Eleanor Burke Leacock, Geo!Irey Ostergaard, Eugene Schulkind.

Marx'm dünyaya sundugu fikirler, ölümünden yüz y1l sonra, toplurnbilirnleriyle ugra~an ya da siyasetle ilgilenen herkesin yakmdan tamrnas1 gereken en canh ve etkili \'agda~ dü~ünce ak1rnlanndan biri haline geldi. Arna bu fikirlerin tarnarnlanm1~ ve kapanrn1~ bir sistem özelligi ta~1rnad1g1 ve bugün de evrilmekte oldugu, bu yüz)'ll boyunca bir\'ok \'e~itlenrneler gösterdigi de e~it öl\'üde a\'lktlr. Bu degi~irn, sadece yeni ara~llrrna alanlarma yay1lma suretiyle degil, aym zamanda (bir yandan ele~tirel degerlendirmelere ve yeni dü~ünce ak1rnlanna, bir yandan da degi~en toplurnsal ve siyasal ko~ullara yamt olarak) i\'sel bir farkhla~rna ile de ortaya <;:1kt1. Sözlügürnüzün ilk bas1rnmdan beri ge\'en süre i~inde, Marksist dü~üncelere, bu yüzy1hn ba~langlcm­ daki büyük \'alkanulardan bu yana hi<;:bir dörremde görülrneyen öl<;:ülerde farkh yorumlar getirilrni~ ve kar~l konulrnu~LUr. Yeni bas1mda, bir<;:ok rnadde ekleyerek ya da eski rnaddelerde degi~iklikler yaparak bu olu~umlan a\'Iklamaya <;:ah~nk. Yazarlanm1z Marksist tarih kurarnm1, kapitalizmin sava~ sonras1 geli~irni­ ni, sosyalist ülkelerin bogu~tuklan sorunlan, özellikle de ekonomik planlama ve piyasa sosyalizmi gibi \'eki~rneli konulan yeniden degerlendirdiler. Onun i<;:indir ki, bu yeni bas1rn \'e~itli yorurn ve ele~tirileri göz önünde tutarak, Marksizmin ternel kuramlannm ve Marx'm zamanmdan beri Marksist dü~ünü~ün olu~masma katkida bulunan bireylerin ve okuliarm daha da kapsamh ve güncel bir kllavuzu olmaktadu. Bu sözlük, gerek üniversitedeki <;:ah~mala­ n s1rasmda Marksist kavrarnlarla kar~Jla~acak ögrenci ve ögreticilerin ve gerekse \'ag1m1z dünyas1 kururnlanmn ve eylern tarzlannm bi\'imlenrnesinde önernli bir rol oynam1~ olan ve hälä da oynarnaya devam eden bir kurarn ve doktrin hakkmda bilgilenmek isteyen <;:ok sa)'ldaki genel okuyucunun kullamrn1 i<;:in haz1rlanrni~Ur. Maddeler, konulann niteliginin elverdigi öl<;:üde, uzman-olmayan okuyucunun da kolayca yararlanabilecegi bir ~ekilde sunulmu~tur. Fakat baz1 dururnlarda, özellikle de iktisat ve felsefede teknik terimler kacmllrnaz olrnakta ve bir rniktar önbilgi gerekrnektedir. Her rnadde kendi i<;:inde bir bütün olmakla birlikte, belirli bir kavrarnin, sorunun ya da yorumun tarn olarak anla~Ilabilmesi i<;:in ba~ka maddelere de ba~vurulrnas1 gerektiginde, bunlar metinde büyük harllerle belirtilrni~tir. Bu yeni bas1mda, baz1 önemli Marksist metinlere·ayn rnaddeler aynld1. Cildin sonunda, okuyucunun özgül bir konu ya da bireye yap1lan bütün göndermeleri izleyebilecegi genel bir dizin de var. Her rnaddeden sonra, o konuda daha geni~ bilgi edinmek i<;:in sahk verilen kaynaklar gösterilmi~ ve gerek bunlann gerekse rnadde i<;:inde deginilenlerin tarn künyeleri genel bibliyografyada gösterilmi~tir. Ayn bir bölümde de, Marx ve Engels'in (\'ogucasl ba~hklannm k1salnlml~ bi\'irnleriyle amld1gi) rnetinde ge<;:en bütün yazllannm kaynak<;:as1 sunulmaktad1r. Burada, teker teker yapnlann tarn künyelerini verdikten ba~ ka, toplu bas1mlanna ili~kin bilgileri de belirttik.

Derleyenler

Tom Bottomore'un Türkc;e bas1m ic;in

sunu~

notu

Türkiye'de Marksizrn, genellikle Marksizm-Leninizrnle s1mrh kalm1~ ve Marksizrnin diger bi\'imlerine a\'1k olrnam1~llr. Onun icindir ki, bu sözlük Marksist dü~ünü~ün \'agda~ dü~ünce a\'1smdan Marksizm-Leninizrne oranla daha ge\'erli türlerini tamtrnakla bir katk1 yapacakllr. Geni~letilrni~ yeni bas1rn, son olaylara ili~kin her türlü konuda Marksist bilgiler i\'eriyor.

IB.

Tom Bottomore, V. G. Kieman, Laurence Harns, Ralph Miliband

NOT: Her rnaddenin sonuna, yazanmn ve Türk<;:eye <;:evireninin adlannm ba~ harlleri konulrnu~ ve buntarm kimlikleri ayn Iisteier halinde gösterilmi~tir. Kaynak<;:ada s1ralanan Marx ve Engels'in yapnlanndan Türkcesi yay1mlanml~ olanlan aynca belirtrneye \'ah~uk. l99l'de ya)'lmlanan gözden ge\'irilrni~ lngilizce bas1mdan sonra dünyadaki geli~meler uyannca lleti~im Ya)'lnevi, bu metinde güncelle~tirrne amac1yla baZl degi~iklikler yapml~tlr. Mete Tun{ay

4

5


Madde Yazarlar1

David Coates DC University of Leeds !an Cummins IC Monash University

Hamza Alavi HA University of Manchester

Basil Davidson BD Centre of West African Studies, University of Birmingham

Andrew Arato AA New School for Social Research, New Yorh

R. W Davies RWD University of Birmingham

Christopher]. Artbur CA Brighton

Meghnad Desai MD London School of Economics

Micheie Barrett MB City University, London

Tarnara Deutscher TD

Lee Baxandall LB Oshhosh, Wisconsin

Pat Devine PD University of Manchester Stanley Diamond SD

Ted Benton TB University of Essex

Elizabeth Dore ED Portsmouth Polytechnic

Henry Bernstein HB Institute for Development Policy and Management, University of Manchester

Gary A. Dymski GD University of California, Riverside

Roy Bhaskar RB Linacre College, Oxford

Roy Edgley RE Brighton

Michael Billig MBi University of Loughborough

Ferenc Feber FF New School for Social Research, New Yorh

Tom Bottemore TBB Professor Emeritus, University of Sussex Chris Bramall CB Sidney Sussex College, Cambridge W BrusWB St Antony~ College, Oxford Peter Burke PB Emmanuel College, Cambridge T. ]. Byres JB School of Oriental and African Studies, University of London Julius CarlebachJC Hochschule jar Jüdisches Studien, Heidelberg Terrell Carver TC University of Bristol

6

Zsuzsa Ferge ZF Institute of Sociology and Social Policy, Eötvos Lorand University, Budapest !ring Fetscher IF University of Frankfurt Ben Fine BF Birhbech College, University of London

Israel Getzler IG Hebrew University of]erusalem

Monty johnstone MJ London

Paolo Giussani PG Milan

Eugene Kamenka EK Australian National University

Patrick Geode PGo Thames Polytechnic, London

Naomi Katz NK San Francisco State University

David Greenberg DG New Yorh University

Crist6bal Kay CK Institute of Social Studies, The Hague

G. C. Harcourt GH ]esus College, Cambridge

Harvey J. Kaye HK University of Wisconsin-Green Bay

Neil Harding NH University College of Swansea

janos Kelemen JK Accademia d'Ungheria, Rome

Laurence Harris LH School of Oriental and African Studies University of London

David Kemnitzer DK San Francisco State University

David Harvey DWH St Peter~ College, Oxford

V G. Kiernan VGK Professor Emeritus, University of Edinburgh

Andras Hegedüs AH Budapest

Gavin Kitching GK University of New South Wales

David Held DH Open University

Philip L. Kohl PLK Wellesley College, Massachussetts

Björn Hettne BH Peace and Development Research Institute, University of Gothenburg

Tadeusz Kowalik TK Polish Academy of Science, Warsaw

R. H. Hilton RHH University of Birmingham

David Lane DL Emmanuel College, Cambridge

Susan Himmelweit SH Open University

Jorge LarrainJL University of Birmingham

Robert] . Holton RJH Flinders University of South Australia

Eleanor Burke Leacock EBL

Moses Finley MIF

Richard Hyman RH University of Warwich

Alain Lipietz AL Centre d'ftudes Prospectives d'fconomie Mathematique Appliquees a la Planification, Paris

Milton Fisk MF Indiana University

Russelljacoby RJ Los Angeles

Steven Lukes SL European University Institute, Florence

Duncan Foley DF Barnard College, Columbia University

Jeremy jennings.]RJ University College of Swansea

Frank McHugh FMc Christian Social Ethics Research Unit, St]ohn's Seminary, Guildford

Norman Geras NG University of Manchester

Bob Jessop BJ University of Lancaster

Stuart Macintyre SMc University of Melbourne

7


David McLellan DM University of Kent

Stuart R. Schram SRS Fairbank Center for East Asian Research, Harvard University

Ernest Mandel EM Vrije Universiteit Brussel

Eugene Schulkind EWS

Mihailo Markovic MM University of Belgrade

Anwar Shaikh AS New School for Social Research, New York

Istvan Meszaros IM London

William H. Shaw WHS Tennessee State University

Ralph Miliband RM London and Graduate School, City University of New York

Roger Sirnon R5 Richmond, Surrey

Sirnon Mohun SM Queen Mary and Westfield College, University of London Geoffrey Nowell-Smith GN London

Gareth Stedman Jones GSJ King's College, Cambridge Paul Sweezy PS New York

Prabhat Patnaik PP ]awaharlal Nehru University, New Delhi Brian Pearce BP New Bamet, Herts. Gajo Petrovic GP University of Zagreb Tony Pinkney TP University of Lancaster

(evirenler

ZA Zehra Aksu BA

Ban~

Aybay

ÜA Ümit Altug (A (agatay Anadol TB Taciser Beige AB Aksu Bora CB Cengiz Bozkurt

tc

lrfan Cüre

AC: Ahmet (igdem

John G. Taylor JGT South Bank Polytechnic, London

MC: Metin (ulhaoglu

Richard Taylor RT University of College of Swansea

AD Ali Dogan

G. Ostergaard GO William Outhwaite WO University of Sussex

Türk~eye

Jan Toporowski JT South Bank Polytechnic, London

ZD Zülfü Dicleli

AE Abdullah Ersoy OE Oktay Etiman

AG Ahmet Gürata ~K

Sahin Kahveci

UK Uygur

Kocaba~oglu

LK Levent Köker MK Mehmet Kü<;:ük EN Ethem Nayum HN Halil Nal<;:aoglu ÖO Özlem Onaran MÖ Meral Özbek YÖ Ye~im Özben NS Nail Sathgan AS Asuman Suner s~

Sina Sener

MT Mete Tun<;:ay

TG Tanse! Güney

Bryan S. TurnerBST University of Essex Immanuel Wallerstein IW State University of New York, Binghamton John WeeksjW Centre for Development Studies, School of Griental and African Studies, University of London

Katalin Radics KR Institute of Linguistics, Hungarian Academy of Siences

Janet WolffJWo University of Leeds

John RexJR University ofWarwick

Stephen Yeo SY Ruskin College, Oxford

Julian RobertsJRo Architectural Association School of Architecture

Robert M. Young RMY London

George Ross GR Harvard University Anne Showstack Sassoon ASS Kingston Polytechnic, Surrey

8

9


ada

a Adalet (lng. ve Fr. Justice, Alm. Justiz) Son zamanlara gelinceye kadar, adalet ilkelerinin Marksist dü~ünce ic;indeki yeri hakkmda, pek az ac;1k ya da aynnnh kurarnsal irdeleme vard1. Gelenekte, ~ogu aym kaiemden t;Ikmac;atl~an iki tutuma rastlamak olagand1. Bir yanda, adaletle ilgili kaygüann sosyalizmden yana ve kapitalizme kar~1 herhangi bir gec;erligi olmadigl yolunda, ac;Ikc;a ve bazen hatta co~kuyla dile getirilen bir tavu; öte yandaysa, Marksist toplurnsal ele~tirinin uygulanmasmda farkma vanlmadan ve ölc;ülüp bic;ilmeden tekrar tekrar, adaletle ilgili savlara yaygm olarak ba~vurulmas1 . l970'lerin ilk Yillanndan bu yana ise, felsefeciler arasmda dagltlCl adalet kavramma yogun bir ilgi gösterilmesi, Marx'm fikirlerinin tarti~Ü­ masi üzerinde de izlerini b1rakmaya ba~lam1~ ve kendi ic;inde geleneksel olarak c;an~an tutumlara göre kutupla~an , hayli zengin bir yorurnsal yazm'm ortaya pkmasma yol ac;m1~tlr. Dagltlcl adalet ilkeleri, bir toplumun ya da herhangi bir ba~ka toplulugun ic;inde yararlann ve yüklerin uygun bir bic;imde bölü~ülmesiyle ilgilidir. Peki, Marx kapitalizmi bu gibi ilkelerin 1~1gmda m1 suc;lam~tlr?

Birc;oklan bu soruya, hayu demektedir. Onlarm kamtlan ~unlardu: 1- Kapital'de ücret ili~­ kisinin e~deger degerlerin bir degi~imi (ücretin emek gücü kar~1hg1) oldugu üstündeki 1sran; 2Gotha Programmm Ele~tirisi'nde "ädil dag1hm" ya da "hakh pay" kavramlanna yapüan sosyalist göndermelerin polemik üslübuyla ele~tirilmesi; 3- hak ve adalet ölc;ütlerinin özgül üretim tarzlanna ic;sel, dolayisiyla da tarihsel ac;1dan göreceli oldugu görü~ü; 4- ahläk1 genelde ideolojik olarak, bag1mh, degi~en bir üstyapmm bir parc;asi diye nitelendirmesi. Böyle dü~ünenler, ~unlan da eklemektedir-

ler: 5- Marx'1 adalet kayglSlyla davranm1~ göstermek, gerc;ekte amacmm daha temel ve devrimci olmasma, üretim ve mülkiyet ili~kilerini dönü~türmeyi öngörmesine kar~1hk, ona sanki dagltlm alamnda -gelir farkhla~tlrmas1, ücret düzeyleri ve benzerleri gibi- düzeltimlerle ilgilenm~c;esine dar bir anlay1~ yüklemektir; 6böyle bir yaki~tlrma, aym zamanda, Marx'm kapitalizmi ala~ag1 edecek gerc;ek tarihsel güc;leri tamlama c;abasm1 da bozarak, ona kendisinin idealistc;e diyecegi bir ahläki aydmlanma tasanSl mal etmektir; 7- esasen bir yarg1 ilkesi olarak adalet, Marx'm devlet ve hukuk gibi yargiSal arac;lann bulunmayacagm1 dü~ündügü komünist bir toplumda gec;erli olamazd1; ve onun komünizm dü~üncesi, adalet normlanm zorunlu küan (k1thk ve c;at1~ma gibi) ko~ullan di~lamak­ ta, onlann yerine, adaletin ötesinde olan ("herkese gereksinimine göre") bir ba~ka dagltlm ölc;ütü öngörmektedir. Nihayet, bu yoruma göre, Marx kapitalizmi mahküm etm~se, bunu adaletten ba~ka degerlere, ba~hca da özgürlük ve kendini gerc;ekle~tirmeye dayanarak yapm1~tu. Öteki yorumcular, Marx'm kapitalizmi adalete aykm diye ele~tirdigine inanmaktadular. Onlann da kamtlan ~öyledir: 1- Marx'm ücret ili~­ kisini e~degerlerin bir deg~imi olarak anlatmaSI, dola~1m alamyla s1mrh kalmakta, sadece gec;ici olmaktad1r ve ardmdan, bu ili~kiyi gerc;ekte bir sömürme ili~kisi olarak gösterdigi üretim süreci nitelendirmesi gelmektedir; oysa bu, hic; de sahici bir degi~im degil, kapitalirr kar~1hg1 ödenmemi~ amk emegi kendine mal etmesidir; 2- ahläkc;1 ele~tirilere kar~1 polemige girmi~ olmakla birlikte, kendisi de sömürüyü yanh~ ya da haks1z olarak nitelendirmi~, "haydutluk" ve "husiZhk"tan söz etmi~tir; 3- Gotha Programmzn Elqtirisi'nde gereksinime göre dag1t1m ilkesini, 11


ada

emege göre dagltlm ilkesinden, dolayl.Slyla da kapitalizmin dagltlm normlarmdan daha yüksek saymakla, Marx üstü örtük olarak, tarih-üstü, görecelik-di~I ahlak düzeni ayra<;:lanm -bir <;:e~it daglt!ct adalet öl<;:ü tleri hiyerar~isini- benimsemi~tir; ve 4- onun bilinen ahläk<;:a görecelige dair önermeleri, aslmda bir ahlak ger<;:ek<;:iligini göstermektedir; bu gibi tarihsel olarak a~­ km etik yarg1larda bulunulabilecegini yadsimaktan <;:ok, hak<;:ahgm "daha yüksek" öl<;:ütlerine eri~mek i<;:in gerekli maddi ko~ullan belirtmektedir. Bu yorumcular ~unlan da eklemektedirler: 5daglt!mla ilgilenmek, özünde düzeltimei bir tuturn degildir; <;:ünkü geni~ olarak anla~1hrsa, dagmm üretim kaynaklannm sahipligi de dahil olmak üzere, tüm toplumsal iyilik ve kötülüklerin en genel bölü~ümünü kapsar; bu ise ger<;:ekten devrimci bir tutumdur. 6- Ayn1 ~ekilde, Marx ahläk<;:I ele~tirinin kendi ba~ma yeterli olmadtgmt dü~ünmekle birlikte, degi~imin gizil etmenleri üstüne yapt1g1 tarihi materyalist <;:özümlemenin tamarnla)'lCl bir par<;:asi olarak (ahlak<;:I kaygtla. rm da) onun dü~ünü~ünde bir yeri vard1r. 7Adalet ilkelerini yarg1sal diye simflandirmak fazla dar olur; bunlar her türlü zorlama aracmdan baguns1z olarak, toplumsal yarar ve yüklerin payla~llmasm1 degerlendirmek ve belirlemek i<;:in düpedüz etik ilkeler diye de dü~ünülebilir. 8- "Herkese gereksinimlerine göre", Marx buna ancak devletin zorlayici ara<;:lannm ortadan kalkmasmdan sonra eri~ilebilecegini dü~ünmü~ olsa da, böyle bir ilkedir, bir daglt!ci adalet normudur, amac1 herkese kendisini geli~tirmek i<;:in e~it bir hak tammaktir. 9- Kar~lt yorumda, son kertede onun adalet ve özgürlük görü~leri arasmda yap!lan aynm keyfidir; Marx bazen ger<;:ekten de, etik ele~tiriyi kü<;:ümsemi~ ve ahlak normlanm, tarihsel olarak smuh ya da göreceli diye göstermi~ olmakla birlikte, onun eri~mek istedigi hedefler arasmda özgürlük ve diger degerlerin yamsua adalet de yer almaktad1r. Bir öl<;:üde, kendisi bir ahlak felsefeeisi olmadigi, hatta ahlak<;:I <;:özümleme ve savunulan görmeye bile katlanamadtgt i<;:in; bir öl<;:üde de, ücret ili~kisinin dogasm1 a<;:Iklamakta "diyalektik" <;:eli~kilerle oynad1g1 i<;:in, Marx'm bu alandaki bütün fikirlerini birbirleriyle tutarh k!lma olanagr yoktur. Dola)'lSiyla, bu anla~mazhgm <;:özülmesi, bizim bir miktar zihinsel yeniden12

ado

yaptmcthk <;:abas1 göstermemizi, onun <;:e~itli görü~lerinden en iyi bi<;:imde bir sonu<;: <;:Ikarsamaya <;:ah~mamlZI gerektiriyor. Böyle kendi i<;:inde en uyumlu bir yeniden-kurgulama, geni~ öl<;:üde, Marx'm kapitalizmi adaletsiz buldugunu söyleyenlere hak verdirmektedir. Tersine görü~ün kamtlan da belki biraz anlamhdtr; ama kar~lt yoruma yöneltilen sorulara doyurucu yamtlar verilememi~tir. Bir kere, Marx'm onu (ahlak<;:a) yanh~ bir ~ey diye görmüyorsa, sömürüyü ni<;:in "haydutluk" olarak nitelendirdiginin inandmc1 bir a<;:tklamast yoktur. lkineisi, onun kapitalizmin adaletsizliklerine degil de özgürlüksüzlüklere kar~I <;:Iktlgi saVl, ortaya aldatici bir alma~Ik sürmektedir; özgürlügün daglttm! ile ilgilendigi i<;:in Marx'm bu konuda yapt1g1 ele~tiri, düpedüz bir adaletsizlik ele~tirisidir. Ü<;:üncüsü Marx'm kendisinin baz1 dedikleriyle anlam1 bulanm1~ olmakla birlikte, "herkese gereksinimlerine göre" ilkesi, hem ahläk<;:I bir e~itlik ilkesi ve hem de -Komünist bolluk kavramm1 herhangi bir ger<;:ek<;:i bi<;:imde anlarsak- dagiUct adaletin normudur. Öte yandan Marx'm adalet terimleriyle ele~ti­ ri yapma)'l a<;:Ik<;:a reddetmesi, bu degeri dar bir kavram diy~ anlamasmm sonucu olarak a<;:Iklanabilir: bu anla)'l~, adaleti belirli bir toplumsal düzene i<;:sel olan ba~at normlarla, üstelik dagitlmi da -tüketim mallannm daglt!mi olarak- en sm1rh anlammda kapsayan normlarla özde~Ie~­ tirmektedir. Fakat bu iki kavramsal özde~le~tir­ me hi<;: de zorunlu degildir. Onlann tammladtklanndan daha geni~ dagit!CI adalet anla)'l~lan da vard1r. Kapitalizmde yarar ve yüklerin en genel dagltlmmt, tarihsel a<;:Idan a~km birtak1m öl<;:ütlerle apa<;:tk kmanas1 saydtgma göre, biz de Marx'm -kendi benimsediginden daha geni~ bir adalet anlayi~I uyarmca- kapitalizmi gayri adil bulduguna hükmetmek zorundaytz. Onun yapngt ele~tiri üstü örtük olarak bir toplumsal adaletsizlik ele~tirisidir (Bkz. AHLAK; ETlK). NG/MT Okuma Metinleri Arneson, Richard]. 1981: "What's Wrang with Exploitation?" Brenkert, George G. 1983: Marx~ Ethics of Freedom.

Buchanan, Allen E. 1982: Mar:x and]ustice: The Radical Critique of Liberalism.

Cohen, G.A. 1983: Review of Kar! Mar:x by Allen 'W. Wood. Cohen, Marshall, Nagel, Thomas and Scanlon, Thomas, der. 1980: Mar:x,]ustice, and History . Geras, Norman 1985: "The Controversy About Marx andjustice." Lukes, Steven 1985: Marxism and Morality. Nielsen, K. ve Patten, S.C., (der.) 1981: "Marx and Morality." Ryan, Cheyney C. 1980: "Soeialist Justice and the Right to the Labour Product. "" Wood, Allen W 1981: Kar! Marx. Young, Gary 1978: "Justice and Capitalist Production: Marx and Bourgeois Ideology."

Adler, Max (d.15 Ocak 1873, Viyana; ö.28 Haziran 1937, Viyana) Viyana Üniversitesi'nde hukuk ögrenimi yaptp avukat oldu. Ancak zamanmm <;:ogunu felsefe ve toplumbihm incelemelerine, daha sonralan ise okuld~1 ve üniversite kurslannda ders vermeye ve Avusturya Sosyal Demokrat Partisi'ndeki faaliyetlere a)'lrdi. 1903'de Kar] Renner ve Rudolf Hilferding ile birlikte bir i~<;:i okulu, 1904'de Hilferding ile Marx Studien'i kurdu. I. Dünya Sava~1 dörreminden itibaren ASDP sol kanadmda yer ald1, i~<;:i konseyleri hareketini destekledi. 1927'de ya)'lmlanmaya b~layan (Alman Sosyal Demokrat Partisi so! kanadmm dergisi) Der Klassenkampfa ilk sayiSmdan itibaren yazilanyla katklda bulundu. Bilim felsefesindeki Yeni-Kant<;:l dü~üncelerden ve Ernst Mach'm pozitivizminden olduk<;:a etkilenerek, bir toplumbilimsel teori olarak Marksizmin epistemolojik temellerini kurmaya giri~mesi, Avusturya Marksizmine yaptlgt ba~hca katk1du. Fakat ba~­ ka konularda da bir<;:ok yaziSI vard1r. Devrim, I. Dünya Sav~1 sonrasmda i~<;:i sm1h i<;:indeki degi~meler, aydmlar, hukuk ve devlet (Kelsen'in "saf hukuk teorisi"nin ele~tirisi) üzerine ilgin<;: incelemeler yaytmladt (Bkz. AVUSTURYA MARKSlZMl). TBB!lC Okuma Metinleri Adler, Max 1904: Kausaliutt und Teleologie im Streite um die Wissenschaft.

-

1914: "Der soziologische Sinn der Lehre von Karl Marx." - 1922: Die Staatsauffassung des Marxismus.

Ein Beitrag zur Unterscheidung von soziologischer und juristischer Methode. - 1930, 32 (1964): Soziologie des Marxismus,

eilt 1 ve 2. Bourdet, Yvon 1967: Max Adler'in Democratie et conseils ouvriers adh kitabma yazdtgi giri~. Heintel, Peter 1967: System und Ideologie. Der Austromar:xismus im Spiegel der Philosophie MaxAdlers .

Adorno, Theodor (d. ll Eylüll903, Frankfurt; ö. 6 Agustos 1969, Visp, lsvi<;:re) Ortaokuldan itibaren felsefe ve müzikle ilgilenmeyi sürdürdü. Husserl üzerine bir <;:al~­ mayla 1924'de doktorastm verdikten sonra, Alban Berg ve Eduard Steuermann'la Viyana'da kompozisyon ve piyano <;:ah~u. 1931'de Viyana Üniversitesi'nde felsefe okutmaya ba~lad1. Ancak Nasyonal Sosyalizmin geli~iyle Avusturya')'l terkederek lngiltere'ye gitti. Dört )'II sonra ABD'ye giderek Toplumsal Ar~tmnalar Enstitüsü'ne kan!dt (Bkz. FRANKFURT OKULU). 1953'de Enstitüyle birlikte Frankfurt'a döndü. Bir profesörlük alarak Enstitünün müdürlerinden biri oldu. Fraukurt okulunun en ünlü temsilcilerinden biri say1hr ama, <;:ah~masi bir<;:ok bak1mdan özgündür. <;agda~ toplum üzerine görü~lerinden bir kismt ilk bak1~ta tuhaf görünür. Bürokrasi, idare ve teknokrasinin örümcek .ag1 gibi ku~attlgt bir dünyada ya~adtgtmlZI ileri sürdü. Birey; ge<;:mi~e ait bir ~eydir. Yogunla~m1~ sermaye, planlama ve kitle kültürü ki~isel özgürlükleri tahrip etmi~tir. Ele~tirel dü~ünme yetenegi ölmü~-gitm~tir. Toplum ve bilindilik "bütünüyle ~eyle~mi~" , yani dogal nesnelerin niteliklerine sahip -verili konumlara ve degi~­ mez bi<;:imlere sahip- gibi görünmektedir (Bkz. SEYLESME). Adorno'nun dü~üncesinin bi<;:imini i<;:erigine feda ederek onu tümüyle kavramak olanakstzdtr. "KI~ktrttcl formülasyonlar", "~a~Irt!Cl abartmalar" ve "dramatik vurgulamalar"la Adorno ideolojilerin temellerini ytkmayt ve toplumsal dünyanm bir kez daha görülebilir hale gelecegi ko~mllan yaratmayt umuyordu. Yazarken deneme ve aforizma bi<;:imlerine geni~ öl<;:üde ba~­ vurmast (bu en iyi Minima Moralia'da görülmektedir), kapah dü~ünce sistemleri olarak gördüklerinin (örnegin Hegelei idealizm veya ortodoks Marksizm) temellerini ytkmak ve 13


afr

ado toplumun tepkisiz bir olumlamasm1 önlemek kaygislnl dogrudan yansltlr. Adorno'nun dü~üncelerini sunu~ tarz1, okuyucunun yalmzca dü~ünmesini degil, bu dü~ünceleri özgün olarak yeniden kurmak ic;in ele~tirel bir c;aba göstermesini de ister. Adorno bag1ms1Z ele~tiri yapma ve köklü toplumsal degi~meyi benimseme yeteneklerini desteklemek ve yaratmak istiyordu. Adorno'nun ilgi alam ~a~utiCI geni~liktedir. Simdi (1970) standart bir bas1m1 yapllmakta olan toplu yapltlan 23 büyük eilt tutmaktadu. Felsefe, toplumbilim, psikoloji ve kültürel ele~­ tiri ic;erisinde ve bunlann smulanm a~a'n yaZilan ic;ennektedir. Ürünleri arasmda ~unlar saYJlabilir: Tüm felsefi temel ilkelerin ki~kirtlCI bir ele~tirisi ve özgün bir maddeci ve diyalektik yakla~1mm geli~tirilmesi (1966), arac;sal aklm köken ve dogasmm analizi (Max Horkheimer'le birlikte, 1947), estetik felsefesi (1970), Schönberg ve Mahler gibi k~iliklerin analizini (1949) ve c;agda~ eglence sanayiine il~kin tartl~malan da (1964) ic;eren birc;ok özgün kültür incelemeleri. DH!lC Okuma Metinleri Adorno, Theodor (1949) [1973]: Philosophy of Modern Music. - 1951 (1974): Minima Moralia. - 1955 (1967): Prisms. - 1955 (1967, 1968): "Sociology and Pyschology". - 1964 (1975): "Culture lndustry Reconsidered." - 1966 (1973): Negative Dialectics. - 1970: Gesammelte Schriften, 23 eilt. Adorno, Theodor ve Horkheimer, Max 1947 (1972): Dialectic of Englightenment. Adorno, Theodor ve d. 1950: The Authoritarian Personality. Buck-Morss; Susan 1977: The Origin ofNegative Dialectics. Habermas, Jürgen 1971: Philosophisch-politische Profile. Rose, Gillian 1978: The Melancholy Science.

Afrika' da Marksizm (!ng. Marxism in Africa, Fr. Marxisme en Afrique, Alm. Marxismus in Afrika) 14

Afrika' da Marksizm'in c;e~itli anlamlan ve uygulamalan olmu~sa da, bunlann hic;biri Afrika tarihinin seyrini, Marksizm 1920'lerde ilk kez knaya geldiginden beri ciddi bic;imde etkilemem~tir; yine de, farkh etkileri olan üc; tür Marksizm'in Afrika'da iz buakng1 söylenebilir: Tarihsel analiz veya sosyoloji olarak Marksizm; Moskova kaynakh bir komplo olarak Marksizm; ulus-devlet kalkmmas1 ic;in bir k1lavuz olarak Marksizm. Bunlann birincisi, s1mf yap1s1 kavram ve metodolojisini, buna uygun analizi getirerek, 1950'lerden beri, esin kaynag1 olmadigi sosyo-politik dü~ünce okullannda bile derin ve kapsamh etkiler yaratmi~tir; muhtemden bu etki devam edecektir. Moskova kaynakh bir komplo olarak Marksizm, yakla~1k 1925 ile 1939 YJllan arasmda verimsiz bir dönem gec;irmi~tir. Komintern, Ban Avrupa komünist partileri aracihgiyla, sömürge kar~ltl ajitasyon ve eylem ic;in Afrika' da örgütler kurmu~, hedefler belirlemi~ veya bunlar ic;in c;aba harcami~Ur. Bu ac;1dan en önemli parti, sömürgelerde sesini duyurabilecek aguhk ve potansiyele sahip tek Bau Avrupah örgüt olan FranslZ Komünist Partisi'ydi. Komintern ic;in profesyonel olarak c;ah~an Afrikah saYJSl c;ok azdl. Komintern'in Afrika'daki c;ah~malan hakkmda ~u anda (1990) pek fazla bilgi bulunmamaktadu. Elimizdeki c;ok s1mrh bilgiler de, esas olarak sömürge yönetiminin polis ar~ivlerine (Örnegin, Paris, Section Outre-Mer des Archives Nationales'teki Services de Liaison avec Les Originaux des Territoires d'Outre-Mer - 'Slotfom' serisi ve Londra, Public Record Office) dayanmaktadu, bunlar da kullamlabilecek veri olarak resmi görevlilerin ku~kulanm yansltmaktadu. Marksist proje, genel olarak, gerek Komintern döneminde gerekse sonrasmda, devrimin 'proletarya'nm eylemiyle ba~lamas1 gerektigi, dolaYJsiyla o s1rada Afrika' da degil, ancak Avrupa'da gerc;ekle~ebilecegi, dolaYJSiyla Afrika'da radikal degi~im ic;in Avrupa'da radikal degi~i­ min beklenmesi gerektigi doktrinirrden zarar görmü~tür. Sömürgeci Avrupa ülkelerinin komünist partileri, ancak 1950'lerde, Afrika'da gerc;ek devrimci projelerin ortaya c;1kmas1 ic;in gerekli ko~ullann hazulanmasmda sömürgecilik kar~ltl milliyetc;iligin önceligini kabul etmi~­ tir. Sahra'mn güneyinde, Güney Afrika'da (l92l'de) ve Sudan'da (l944'te) komünist par-

tiler kurulmu~, ba~ka ülkelerde de bir, iki parti kunna hazuhg1 yap!lm~ (örnegin, 1954'te Angola'da), ama kentli i~c;i s1mfmm olu~maya b~­ ladigl Güney Afrika'da bile komünist partinirr etkinligi, Komintern siyasetindeki zikzaklar, ic; bölünmeler ve resmi bask1lar yüzünden c;ok SImrh kalm1~, hatta büsbütün yok olmu~tur. Sahra'nm kuzeyinde ise, (örnegin Cezayir'de) komünist partiler, Frans1z Komünist Partisi'nin ta~ra örgütü olmaktan öteye gec;ememi~, dolaYJsiyla etkili olamami~tir. Ulus-devlet kalkmmas1 ic;in bir kllavuz olarak Marksizm ise, 1940'lardan sonra daha fazla yaygmhk kazanm1~, uygulamaya konmaya c;ah~Ilm~, sosyalist yeniden i~aya yönelik bir dizi bölgesel programla ic; ic;e gec;mi~tir. Batl'nm kapitalizm yoluyla sömürge sonras1 kalkmma projesirre kar~I bir alternatif olarak görülen bu uygulama, Bau'nm projesinin; tutarh bir ~ekilde hayata gec;irilmeye c;ah~Ildigi Gana ve Tanzanya gibi yeni bagimsizhk kazanm1~ ülkelerde bile kapsamh bir yap1sal degi~im getiremedigi giderek daha net olarak ortaya c;Iknkc;a, prestij ve deger kazanmi~tu. Ama bu sosyalist projeler, gerek ic;erdikleri birc;ok kusur, gerekse mevcut dünya düzeninin, özellikle k1talar aras1 ticaret hadleri ac;ISlndan yaratng1 oluJnsuz ko~ullar yüzünden, ya hayal kmkhg1 doguran sonuc;lar üretmi~. ya da bütünüyle ba~ariSlZ olmu~tur. Ba~ka durumlarda, Marksist türde programlann titizlikle ve kararhhkla uygulanmaya c;ah~Ildigi ülkelerde ise, projeler, SSCB veya diger komünist ülkelerin otoriter ve kau merkeziyetc;i pratikleri model · almarak hazirlandigi ic;in büyük ho~nutsuzluk yaratrru~tu. Ornegin, Mozambik ve Angola'da 1975'ten sonra bu durum ~iddetle y~anm1~, kabul edilen Sovyet modeli kirSal kesimlerin zaranna hlZh kentsel ve endüstriyel geni~leme öngördügü ic;in, kirSal alanlarda Pretoria rejiminin organize ettigi c;eteler ag1rhk kazanm1~, ya da knsal kooperatiflerin ko~ullann elvermedigi ~e­ kilde h1zla kurulmas1 sorunlar yaratml$tlr. Sovyet modelinin k1smi bir ba~ans1 1976 sonrasmda k1sa bir süre Etyopya'da görülmü~, en azmdan 1974'e dek süren yan feodal üretim ili~kile­ rini veya toprak agahgm1 ortadan kaldtran bir toprak reformu yap1lrnt~tn; ama 1976 sonrasmda Etyopya yönetiminin kau diktatörlük uygulamalan ve Amhara olmayan topluluklarm et-

nik otonomilerini tammamast yüzünden Herlerne bogulmu~tur. 1980'lerin ba~lanna gelindiginde, Sovyet tarzt bütün bu programlar tümüyle gözden dü~mü~tü. Bu ba~ariSlZhklara ve sonuc;suz giri~imlere, hatta kimi zaman Kongo Halk Cumhuriyeti'nin (eski Frans1z sÖmürgesi Orta Kongo) 'sosyalizm'i ya da Kenya ve Senegal'in 'Afrika Sosyalizmi' gibi düpedüz sac;mahk düzeyine dönü~en uygulamalara kar~Ihk, bir sosyoloji olarak Marksizm, Afrika'nm birc;ok yerinde önemli bir etki yaratmaYl sürdünnektedir. 'Bau'nm 'Soguk Sava~' c;arpttmalan veya 'Dogu'nun -gerek Sovyetler'in gerekse <;:in'in- doktriner katthklan yüzünden c;ogu zaman yanh~ degerlendirilse de, bu son derece önemli bir faktör olmu~tur. Söz konusu c;arpltmalara ve Ortodoks kanhklara ragmen, bu ba~an, Marx'm analizini (o analize dayand1g1 ileri süren modelleri degil) sömürge sonras1 dönemin ihtiyac;larma göre gel~tinneye c;ah~an c;e~itli Afrikah siyaset dü~ünürlerinin teori ve pratigiyle saglanmt~tlr. Kimileri son derece önemli olan bu az saYJdaki dü~ünür ic;inde en kayda deger olanlan, sömürgecilige kar~I yogun mücadele sürec;lerinde yer alanlardtr. En ba~ta Gine-Cape Verclean devrimcisi Amikar Cabral't (1924-1973) ve mücadele arkada~lanndan bazllanm belirtmek gerekir. 1980'\erde 'Kapitalist c;özüm' giderek artan bir yoksulla~mayla kar~I kar~1ya kahp 'Sosyalist c;özüm' de düpedüz iflas edince derinle~en ideolojik bo~lukta, Marx'm mirasmt geli~tirmeye c;al~an Afrikah dü~ünürler ~u görü~ü ortaya atmi~ttr: Sömürge döneminin yaratng1 yapiSal felaketlerin üstesinden gelinmesi ve demokratik geli~me ic;in zemin haz1rlanmasi, ancak fiili iktidann, kendi ko~ullanm anlayabilecek, öz geli~­ me ve otonom inisiyatif yöntemleriyle bu ko~ul­ lan degi~terebilecek knsal ve kentsel yerel kitlelere kapsamh bir düzeyde devredilmesiyle mümkün olur. Söz konusu dü~ünürlere göre, egemen smtf sanayile~mi~ dünyada kalacakt1r: Bu d1~sal tahakküme yerli halklann geni~ c;ogunlugu adma ba~anh bir ~ekilde meydan okudugu ölc;üde, c;özüm Afrika'da bir s1mf ittifak1 süreci olmahdtr. Böylece hlZla geni~leyen bir kitlenin bugünkü dünyanm gerc;ekliklerini kavramasl saglanacak ve bu gerc;ekliklere tepki gösteren kitleler birle~erek kendi otonomilerini ortaya koyrnanm arac;lanm bulacakur. Bu baglam15


ail

afr da Afrika' da Marksist tarn~malar canh bir ~ekil­ de sürmektedir. BD!TG Okuma Metinleri Allen, Chris 1989: Benin. Cabral, Amikar 1980: Unity and Struggle: Selected Writings . Rudebeck, Lars 1983: 'On the Class Basis of the National-Liberation Movement of GuineaBissau'. Simons, H. J. ve Simons, R. E. 1969: Class and Colour in South Africa 1850-1950. Szentes, Tamas 1973: The Political Economy of Underdevelopment. Ahläk (Ing. Morals, Fr. Morale, Alm. Moral) Marksizmin ahläka ili~kin görü~ü paradoksaldlr. Bir yandan ahläkm ideolojinin bir bi~imi oldugu, herhangi bir verili ahläkm üretim ili~kile­ ri. ve gü~lerinin geli~mesinin belirli bir a~amasm­ da dogdugu, belirli bir üretim tarZl ve belirli Slmf ~1karlanyla bagmnh oldugu, ebedi ahläki dogrular olmad1g1, ahläk bi<;:iminin kendisinin ve özgürlük, adalet gibi genel ülkülerin "uzla~­ maz smli kar~lthklan tümüyle ortadan kalkmadan tamamen kaybolmayacagl" (Komünist Manifeste), Marksizmin bütün ahläki degerlendirmelere kar~1 oldugu, Marksist kapitalizm ve ekonorni politik ele~tirisinin ahläki degil bilirnsel oldugu iddia edilir. Öte yandan Marksist yazllar belirtik veya örtük ahläki yargllarla doludur. Ekonomik ve Felseft Elyazmalan ve Alman Ideolojisi'nde yabanclla~ma tarn~malannda kölelige (servility) nefretini ifade ettigi ilk yazllanndan, Kapital'de fabrika ko~ullan ve e~itsizliklere yönelik ~iddetli saldmlara kadar a~1ktn ki, Marx öfke, nefret ve daha iyi bir dünya i~in yak1c1 bir arzuyla tutu~mu~tur. Aym yarg1, Engels ve sonraki Marksist dü~ünürlerin ~ogu i~in ge~erlidir. Ger~ekte Marksizmi benimseyen ~ogu insanm, en azmdan kapitalist ülkelerde, esas olarak ahläki nedenlerle Marksist oldugu ileri sürülebilir. Bu paradoks Marksist metinlere ba~vurarak bolca örneklenebilir. Marx'm Proudhon ve ba~­ kalannm adalet kavramma ba~vurmasml kü~ümsemeyle kar~llamas1, Gotha Programmm Ele~tirisi'nde ahläki sözcükler kullamlmasm1 reddetmesinin yams1ra, kapitalizmin i~~iler üzerindeki engelleyici ve yabancll~tmc1 etkile16

rini keskin bir dille betimlemesini, birle~mi~ üreticilerin "kendi insani dogalanna en elveri~li ve yara~u ko~ullarda" (Kapital, Ill. eilt, 48. bölüm) ~ah~1p ya~ayacaklan bir komünizm imgesini s1k~a a~1ga vurmasm1 gözönüne alahm. Engels'in ahläki dogmalan reddetmesi ve "ahläk her zarnarr sm1fsal ahläk olagelmi~tir" görü~ü­ nün yanlSlra ahläki ilerlemeye ve "gelecegin proleter ahläk1"na (Anti-Dühring, I. KlSlm, IX. Bölüm) inanClm dü~ünelim. Kautsky, Luxemburg ve Lenin'in "etik sosyalizm"e saldmlannm yamsua kapitalizmin hastahklanm su~lamalan­ m , sosyalizm ve komünizm görülerini ele alahm. Tro~ki'nin tüm ahläkm s1mf ideolojisi ve "sm1fsal aldatmaca mekanizmalanmn" par~as1 oldugu görü~ü ile "proletaryanm özgürle~tirici ahläk1"m kabul etmesini kar~lla~nrahm. Marksist teori i~erisindeki ~e~itli sapkm geienekler (Almanya ve Avusturya'nm Kant~1hgm etkisindeki Marksistleri ve "etik sosyalistleri", varolu~~ulugun etkisindeki -hepsinden önce Fransa'daki- Marksistler, Dogu Avrupa'daki, özellikle Polonya ve Yugoslavya'daki muhalif Marksistler) bu paradoksun uzagmda kalml~­ lardlr. Bu tür sapmalar, ister kategorik zorunluluklar, varolu~sal baghhklar, isterse hümanist yorumlar ve ilkeler bi<;:iminde olsun, Marksizmin anti-ahläki ögesini reddeder veya önemsemezken, ahläki ögesini kucaklamaktad1rlar. Paradoksu ~özmeye iki bi~imde · ba~lamak olanakhdu. Birincisi, Marx ve Marksistlerin kendilerinin ahläki bir bakl!? a~lSllll b1rakm1~ veya a~m1~ olduklanna yanh~ bi~imde inanarak ahläk konusunda kafalanmn kafl!?lk oldugu veya kendilerini kandud1klan varsaytmlyla. Muhakkak ki, Marksizmdeki pozitivist, bilimci öge bu se~e­ negi gü~lendirmektedir. Fakat önerilen ikinci varsaytm daha derirre iner. Bu, Almanca "Recht" terimiyle nitelenen haklar, yükümlülükler, adalet, vb. ile ilgili alan ile en iyi Marx'm "insani özgürle~me" (Bkz. ÖZGÜRLESME) dedigi ~eyle ele ge~irilen insani yeteneklerin ger~ekle~tiril­ mesi ve bu ger~ekle~tirmenin önündeki engellerden kurtulmayla ilgili alan arasmda bir aynm ~izgisi ~ekmeyi gerektirir. Birinci anlamdaki ahläkm, uzl~maz kar~1thklanm ve ikilemlerini hem yanh~ tammlad1g1 hem de ~özümünü gös~ terdigi s1mfh toplumdan dogan ko~ullar -her ~eyden önce knhk ve ~at1~an ~1karlar- kendisinin ortaya ~1kmasma neden oldugu i~in, Mark-

sist bir bak1~ a~1smdan aslmda ideolojik oldugu ileri sürülebilir. Bu anlamdaki ahläk konusunda Marksizm dine bakl!?lllln tamamen benzeri bir görü~ savunur: Böylesi kuruntulan terketme ~agns1, bu kuruntulan gerekli kllan ko~ullan terketme ~agns1d1r. Knhk ve s1mf ~an~mas1m ortadan kaldmn, Recht ahläk1 sönüp gidecektir. Özgürle~me ahläkt bir Recht ahläkm1 gerekli kllan ko~ullann ortadan kaldmlmasmt ister. Bu varsaytmlann iki anlama gelecegi (1- Marx kapitalizmin adaletsiz oldugu görü~ünü reddeder görünmektedir; 2- Marksizm gel~m~ bir haklar teorisinden rnahrumdur) , birka~ yeni yazarca belirtilmektedir. Daha genel olarak, denilebilir ki Marksizm gel~m~ bir ahläki zorunluluklar teorisine degil, kendi ereklerini elde etme ug~mda hangi ara~lann caiz olduguna ili~kin esilendirici bir ahläki görü~e sahiptir. Ku~kusuz, bir erekler teorisine ve Lenin'den beri, bir taktik ve stratejik ara~ tarn~malan yaztmna sahiptir, ama bir-iki istisna d~mda bu sorunun ahläki bir bak~ a~tsm­ dan tart1~1hnasma her zarnarr kar~1 durmu~tur.

sutc Okuma Metinleri Buchanan, Allen E. 1982: Marx and]ustice: The Political Critique of Liberalism. Cohen, Marshall; Nagel, Thomas ve Scanlon, Thomas (der.), 1980: Marx,]ustice andHistory. Kamenka, Eugene 1969: Marxism and Ethics. Kautsky, Karl1906 (1918) : Ethics and the Materialist Conception of History . "Marx and Morality" 1981 : Canadian]oumal of Philosophy 7'nin eki. Merleau-Ponty, Maurice 1969: Humanism and Terror. Plamenatz,john 1975: Kar! Marxs Philosophy of Man. Rubel, Maximilieu 1948: Pages choisies pour une ethique socialiste. Stojanovic, Svetozar 1973: Between Ideals and Reality. Trotsky, Leon; Dewey, john ve Novack, George 1969: Their Morals and Ours: Marxist versus Liberal Views on Morality. Wood, Allen W. 1981: Kar! Marx. Aile (Ing. Family, Fr. Familie, Alm. Familie) Ailenin Marksist analizinde Engels'in Ailenin Kokeni hälä üstünlügünü sütdürmektedir. En-

gel~ burjuva ailesinin kan-koca arasmdaki maddi e~itsizlik temelinde yükseldigini, kadmm yalmzca beslenme ve bannma kar~thgmda mülkiyetin aktanmt i~in me~ru värisler dogurdugunu ileri sürdü . (:tkara dayah burjuva evliligi ile kan-kocamn ücretli emek i~erisinde sömürülme e~itligi elde ettigi proletarya arasmda serpilmesine izin verilen "ger~ek einsei a~kt" kar~lla~n­ rarak, burjuva evlilik ili~kisini fuhu~un bir bi~i­ mi olarak tammladt. Bu analiz her baktmdan el~tiriye ugraml~tlr, ama ailenin biricik materyalist a~1klamas1 olmaya devam etmektedir ve farkh s1mflara özgü farkh aile bi~imlerini a~tklama giri~imlerinde büyük bir degeri vardrr. Fakat L.H.Morgan'm pek güvenilemeyecek evrimci antropolojisine dayanan Engels'in degerlendirmesi, proleter ailede erkeklerin a~ikär egemenligini "tortusal" sayarak önemsemez; evdeki ~bölümünü, ~ocuk baktml ve ev i~lerinin yantstra ücretli emekten olu~an bir "~ift vardiya" üstlenen kadmlara bindirilen yükleri gözönüne almaz. Bu tür ele~tirilere kar~m Engels'in gözlemlerinin temel noktalan, Molyneux'nun (1981) belirttigi gibi, Marksist-Leninist gelenekte resmi aile politikasmm temel ilkelerini olu~turmakta­ dtr. SSCB bu politikalann bir modeli olarak ahnabilir. Kadmlann üretim faaliyetine ~ekilmesi üzerine yapllan vurgu, ~ocuk baktmmt kolayla~nran toplurnsal önlemler ve "emek~i ana"yt yücelten bir resmi ideolojiyle birle~tirilmekte­ dir. Lenin'in kendisi ev i~inin toplumsalla~tml­ masmt ileri sürdü, ama fernirrist ele~tirilerin (Bkz. FEMINIZM) i~aret ettikleri gibi, bu toplumsalla~tlrma hi~bir zarnarr erkeklerin evdeki günlük i~lerin yapllmasma katllmast olarak anla~tlmadt. Bu baktmdan kocalann ev i~leri ve ~ocuk bak1mm1 kanlanyla e~it bi~imde payla~­ malan hükmünü getiren Küba Aile Yasast, ailenin sosyalist yeniden formülasyonunda biricik geli~meyi temsil etmektedir. Marx'm kendisi Engels'in ortaya koydugunun d~mda ayn bir analizi geli~tirmemi~tir. Ger~ekte kamtlar onun dogalct, ele~tirel olmayan bir aile görü~üne sahip oldugunu dü~ün­ dürtmektedir. Varsaytmlanm a~tk~a savunmakstzm, Marx ücret ve ücretli emegin yeniden üretimini tartl~trken, örnegin, i~~ilerin erkek olduklanm, kadmlar ve ~ocuklarm yalmzca onlann yerini alma ve ucuz rekabet tehdidi yaratan 17


ail

akr

bir kaynak olduklanm ima etme egilimindedir. Bir bütün olarak Marksist dü~ünce i<;:inde aile can s1klc1 bir konum i~gal eder. Komünist Manifesto "ailenin kaldmlmas1"m ister. Fakat bu tür ~agnlar, bmjuva ailesinin proleter, sosyalist bir aile lehine kaldmlmas1 ~eklinde uzaktaki daha zayli bir projeye dönü~mek egiliminde olmu~tur. Böyle bir "sosyalist aile" heteroseksüel varsayllan bir monogamiye dayanmak egilirninde olmakta ve daha genel radikal dü~ünce i~indeki aile ele~­ tirilerinin ~ok gerisinde kalmaktad1r. Aileye ili~­ kin Marksist dü~ünce bundan dolaYJ, ütopyan sosyalist, liberter, anar~ist ve feminist konumlanndan kesinlikle daha az ele~tirel olmu~tur. Marksist aile analizi 20. yüzYJlda FRANKFURT OKULU tarafmdan ailenin karakterinin bütün görünümlerinin özel olmasma kar~m, toplumsal bir kurum ve ideoloji oldugunun tanmmasJyla daha ileri bir noktaya gelmi~tir. 1950 ve 1960'Iardaki tartl~malar, ailenin deviet~e "teslim mi ahnd1g1" yoksa "~ökü~" halinde mi oidugu ~eklinde, yamtl lafazanhga dayanan bir <;e~it bilmeceye dönü~mü~tür. Son iamanlardaki analizler, birineisi farkh aiJe bi<;imierinin tarihsel yorumu olmak üzere iki aianda yogunla~ml~tlr. Bir<;ok Marksist tarih~i bugün Ban' da egemen olan aile bi<;iminin bir Slmf oiarak 19. yüzyll burjuvazisine özgü oidugunu kabui etmekte ve bunu, kabulü tarihsel olarak s1mf, etnik grup,. vb. göre degi~iklik gösteren aile bi~imlerinin daha aynntlh olarak saptanmasma götürmektedir. lkinei bir önemli <;aha, ailenin yorumunda, her ne kadar Marksizm i<;erisinde tartl~mah bir yakl~1m oiarak kalsa da, psikanalize yaslanmaktad1r. Ailenin tammlanmas1 sorunu, ailenin analizinde kar~lla~llan soruniann hi~ de en önernsizi degildir. Terimin tarihsel oiarak iki farkh aniam1 -1- akrabahk düzenlemeleri ve 2- ev halkmm örgütlenmesi- birlikte oturan akraba kavram1 i<;inde kayna~ml~tlr. Fakat kabul edilmelidir ki, ailenin ideoiojik yankllam~1 bu bi<;imsel tammm <;ok ötesine yaYJhr. MB/tc Okuma Metinleri Barren, Micheie ve Mclntosh, Mary 1991: The Antisocial Family.

Davidoff, Leonore ve Hall, Catherine 1986: Family Fortunes: Men and Warnen of the English 18

Middle Class, 1780-1850.

Molyneux, Maxine 1981: "Socialist Soeieties Old and New: Progress towards Women's Emaneipation".

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (Ing. The Origin of the Family, Private Property and the State, Fr. Les origines de !'Etat, de Ia famille et de Ia proprü~te privee, Alm. Der Ursprung der Familie, Des Privateigentums und Des States) Somadan temel Marksist kaynaklar arasmda bir klasik ve kadmiann özgürle~tirilmesi i<;in izIenecek sosyalist politikaiann bir kllavuzu haline gelecek olan Köken' in garip bir olu~um öyküsü vard1r. Marx, Lewis Henry Morgan'm özel müikiyetin ortaya <;lkl~lyla tek-e~li aile bi~imi arasmda bir ili~ki bulundugunu tart1~t1g1 Eskil Toplum'unu (Ancient Society, 1877) okumu~ ve geni~ öl~üde notlam1~t1. Marx'm öiümünden sonra, Engels uzunca bir süre Morgan'm kitablnm bir nüshasm1 buiamamasma kar~m, bu notIan yaYJmlamak i~in i~Iemeye karar vermi~tir. Metnin yazllmas1, 1884 Martmdan MaYJsma kadar ü<; aydan k1sa bir zaman alm1~t1. Morgan'a yeniden bakmca görüyoruz ki, Engels onun ham antropolojik verilerini kullanmakla kalmaml~, <;agda~ kapitalizmin evlilik ve aile uyguiamalan konusunda, kendi tarih tezinin ana <;izgiIerini de Eskil Toplum'dan aim1~t1r. Bu savm en önemli noktas1, eski insan topIumlannm ana-soycu oidukiand1r; <;ünkü teke~li evlilikten önce, soydan-geli~ ana <;izgisiyle belirienmek zorundayd1. Ancak (hayvanlann evcille~tirilmesiyle ba~Iayan) özel müikiyetin ve ona bagh olarak da "miras" sorununun geli~me­ siyiedir ki, daha karma~1k baba-soycu akrabahk sistemi i<;in bir gerek~e ortaya <;1kmaya ba~la­ ml~tlr. Eski topiumiann kabile ve grup eviiliklerinden <;ok farkh olan <;agda~ tek-e~li eviilik, bu süreein bir sonucudur. Engels mülkiyeti, kadlnm kocasma ekonomik bag1mhhgmm bir tür fahi~elik niteligi ta~1d1gt burjuva evliligiyie, kadmm da kocanm da ücretle <;ah~malan oigusunu yansltan i~<;i s1mfmm e~itlik<;i evliligi arasmdaki aynhgm anahtan oiarak görmü~tü . Bu kitabm yaYJmlanmasmdan beri ge<;en yüz küsur yll boyunca yer alan toplumsal degi~me­ ler, ana tezin <;ogunu ge<;ersiz k1lm1~tlr. Simdi, proleter ailede erkek egemenligi daha yaygm

oiarak kabui edilmektedir; feministler orta-s1mf kadmian erkeklere bag1mhhktan geni~ öl<;üde kurtarm1~lard1r; artlk her stmftan <;iftier i<;in bo~anma oianag1 vard1r ve devietin rolü, eviilik hukuku araclhg1yla müikiyeti korumaktan daha karm~1k haie gelmi~tir. Sonu~ oiarak, Engels'in · devlet, s1mf temelli evlilikier ve kadmiarm boyun egmeleri hakkmdaki a<;tkiamaian, bugün sosyoiojik a<;1dan ~üphelidir. Üstelik, ele~tir­ menier bu kuramm antropolojik temelleri üstüne <;e~itli olgusai ve yöntemsel itiraziarda buIunmu~Iardlr.

Yine de Ailenin ... Kökeni, Marksist dü~ünü~te <;ok büyük bir etki yaratml~tlr. Lenin'in "<;agda~ sosyaiizmin temel yapnianndan biri; her cümiesi güvenle kabul edilebilir" diye abarnyia onayIad1g1 bu kitap, sosyalist rejimlerde kadmlan aiIe i<;inde kaimaktan kurtanp onlan üretiei <;ah~­ manm kamusal aiamna sokmakla özgürle~tir­ mek i<;in kullamlan temel kaynak olmu~tur. Metin hi<; ku~kusuz yanl~lar i<;ermekle ve su götürür olmakla birlikte, klasik Marksizmin "kadm sorunu"yia ilgilendigi ender noktalardan biri olarak, <;agda~ feministlerin hayli ilgisini <;ekmeye devam etmektedir. MB/MT Okuma Metinieri Engels, Friedrich 1884 (1985): The Origin of the Family, Private Property and the State, MicheIe Barrett'in (<;e~itli <;agda~ tartl~ma ve ele~ti­ rilere göndermeler i<;eren) sunu~uyia. L. Krader (der.) 1972: The Ethnological Notebooks of Kar! Marx (Marx'm özgün notlanyla). Morgan, Lewis Henry 1877 (1974): Ancient Society: Researches in the Lines of Human Progress from Savagery through Barbarism to Civilization.

Akrabahk (Ing. Kinship, Fr. Parente, Alm. Verwandschaft) Antropoioglar "akrabahk sistemierini" incelerken topiurnsal k~ileri smtflanduma sistemieri, toplumsai gruplara katllma, einsiyet rolleri, kaynakiann denetimi ve transferi, ikamet ve ev ili~kilerinin dinamikieri, evlilik ve miras kuraiIan ve einsei simgecilik gibi olduk<;a farkh meseleleri dü~ünürler. Oysa Marksistiere göre bu bir~ok mesele ancak akrabahk sistemierinin i<;erisinde i~gördügü ve par<;as1 oidugu üretim tarz-

!an baglammda ve sadece dinamik bir tarihsel <;er<;eve i<;inde anla~llabilir. Bu bak1~ a<;lSlndan akrabahk önemli bir inceieme konusudur. <;::ünkü baz1 kapitalizm-öncesi toplumiann merkezi kurumian ve dinamikieri üzerinde ve geni~ topIumsai geli~me süre<;Ieri ile günlük ya~amm bütün toplumlarda ekiemlenmesi üzerinde odakla~tr. Vurgulamak gerekir ki her iki bak1~ a<;Jsmdan da inceleme konusu, biyolojinin olgulanm örgütlerken (yeniden üretim) onlardan ayn oimaya devam eden bir toplumsal sistem, yani insanlarm grupiara kültürel olarak kanhm1d1r. Akrabahk bütün üretim tarzlarmda belli bir düzeyde i~lev görür. Marksist bir akrabahk analizinin b~hca sorunu, akrabahgm yap1sal rolünü hem de ideolojik yeniden üretimin canahn bir ögesi olarak rolünü vurgularken gruplann yaptsal kurulu~u ile <;e~itli üretim tarzlan arasmdaki ili~kileri aYJrt etmektir. Bu baglamda egemenlik ili~kileri hem akraba grubu i<;erisinde hem de bir bütün olarak toplum i<;inde merkezi bir yer tu tar. Devlet-öncesi toplumlar, kendi aralanndaki ili~kiler ("siyaset") aym zamanda "akrabahk" ili~kileri de olan, yap1sai olarak e~deger grupiardan olu~maktad1r. Esas olarak e~itlik<;i olan (toplaYJCl-avcl) grup toplumlan ile üretim ve tüketimin tipik temeli olan potansiyel olarak rakip alt-birimier halinde insanlan örgütleyen modern st~ndartlara göre e~itlik<;i soy toplumlan arasmda özsel bir aynm yapllmahd1r. Günümüz grup sistemleri marjinai, smuh kaynakiara sahip oianlarda meydana gelmekte ve bu toplumlann akrabahk sistemleri, altgrup üyeliginin, grup i<;i i~birliginin ve böylesi <;evreierde hayatta kalmak i<;in zoruniu kaynaklara böigesei ortakia~a giri~in esneklik s1mrlanm ifade eden bir özelliktir. Bu toplumlann e~itlik<;i dogasl, iki eins arasmdaki ili~kileri de kapsar. Kadmiann üretici rolü ve ki~isei özerklikleri tanmmakta ve oiduk<;a deger verilmektedir (Bkz. lLKEL KOMÜNlZM). Bunun aksine, soy toplumlardaki akrabahk <;ogu kez rekabet halindeki, birle~ik (corporate) toplurnsai gruplar arasmdaki smulan <;izer. Bu akrabahk bi<;imleri, soyun (anayanh, babayanh veya ikiyanh) kaynakiara s1mrh gi~i -yanh~ oiarak bir müikiyet bi<;imi diye gösterilen, ama ger<;ekte proprement dit mülkiyetin [asll olarak müikiyet denen ~eyin­ <;::1 önceli olan bir ili~kiyi tammlayan bir ifade 19


akr

akr bi~imi

olarak i~gördügü tanmc1 veya ~oban toplumlarda meydana gelmektedir. Bu toplumlarda rekabet daha gen~ bir bütünün kendi aralannda evlenen alt-gruplan olan soylar arasmda belirtik olarak meydana gelmekte ve soy i~indeki statüler ve sualam~ta daha ileri boyutlarda ifade edilmektedir (Rey, 1975). Bu sistemler, toplumsal hiyerar~i ve s1mfsal aynmlann kökenlerini i~erisinde, özellikle de soylar aras1 ve i~i S1ralanmanm kesi~me ~izgilerinde buldugumuz i~in önemlidir. Aynca erkek egemenliginin toplumsal-yap1sal kökenlerini en iyi yerle~tirebilecegi­ miz nokta hem ana-yerli ikametten dayt-yerli ve baba-yerli ikamete ge~i~i hem de evlilik ve mülkiyet aktanm1 arasmdaki baglannlann ortaya ~1k1~1m i~eren bu sistemlerdir. Marksist fernirrist yazmdaki yeni tartl~ma, kadm ve erkekler arasmdaki bu statü farkhla~masm1 uygun bi~imde daha geni~ toplumsal-ekonomik baglamma yerle~tirmektedir. Soy i~i ve aras1 s1ralanma üzerine (bkz. Gough 1971, veReich 1945; yap1sal erkek egemenliginin ortaya ~1k1~1 üzerine bkz. Engels, Ailenin Kökeni, Leacock [der.] 1972, ve Reiter, [der.], 1975, özellikle Gough ve Sacks'm yapt1g1 se~meler) . Her ne kadar soyun önemli oldugu-karma üretim tarzh devletlerin smulanm1~ bir ögesi olarak korunsa da, devletli toplumlarda öteki yarg1sal ve örgütsel ilkeler, akrabahg1 grup veya soy toplumlannda i~gal ettigi merkezi yerden uzakla~nnr. Böylesi baglamlarda, tabi kümm1~ akrabahk sistemi ge~im ve günlük hayatm üretim ve örgütlenmesindeki pratik i~levlerinden ~ogunu sürdürmekle birlikte, politik özerkligini oldugu kadar arnk üzerindeki denetimini de yitirir. Bu toplumlarda milliyet~ilik akrabahga dayah kimliklerle ~atl~ma halindedir ve arnk ~1ka­ nmmm gerekleri birle~ik halk gruplannm i~le­ yi~iyle ~at1~1r. Dahas1, devletli toplumda erkek egemenligi daha kapsamh ve kan bir kururnsal bi~im ahr ve ulusal alan bir erkek egemenlik alam haline gelir. Bu gerihm ve ~eli~kiler, yönetici se~kinler akrabahk ideolojisini devletin me~ruiyetinin temelleri ve art1g1 mülk edinmenin bir ifadesine dönü~türürken s1mrh bir anlamda ideolojik olarak özernsenebilir, ama genel egilim. soyun ve soya dayah tarzm bütünlügünün a~mmas1 yönündedir. Ban Afrika Dahomey Kralhg1 bu dinamigin i~leyi~ine ömektir (Katz ve Kemitzer, 1979). Bu, akrabahk sisteminin ~20

levlerini derece derece devlet ve pazarlarla üzerine ahp, onu gittik~e daha kü~ük birimlere par~alayan egemen merkantil-bireyselci devlet i~inde akrabahga dayah örgütlenmelerin özümsenmesini aynnnh olarak belgeleyen tarihsel kayttlann bulundugu feodal Avrupa'nm geli~i­ minde daha da a~1khkla görülür. Bu yalmzca ailenin kü~ülmesine degil, daha ~ok, devletle kar~1 kar~1ya geien hukuki birimin, üretim, tüketim ve kar~tl1kh yard1mla~ma birimlerinin büyüklük ve bile~imine ili~kin bir meseledir. Tanrnsal-sonras1 kapitalist ve sosyalist devlette proleterle~me süreci, akraba grubu i~leyi~i­ nin birl~ik yönlerinin elimine edilmesini tamamlar. Gittik~e artan bi~imde insanlar devletle bireyler olarak kar~1 kar~1ya gelirler; emegin toplumsalla~masma ki~isel (ailesel) hayatm özelle~mesi e~lik eder. Böylece üretici emek akrabahk ili~kilerinden aynhr. Aile birimi teoride tüketim ve toplumsal yeniden üretim birimi olarak kalmaya devam etmekle birlikte, etki ve hacim bak1mmdan daha da kü~ülür. En son zamanlarda iki ki~iye ve hatta bir ki~iye dü~er. Özgül olarak kapitalizmde aile, zenginligin toplurnsal üretimi ile özel birikimi arasmdaki sistemin ~eli~kisi i~ine yerl~mi~ hale gelmektedir. Olduk~a kapsamh bir yazm ~ekirdek ailenin sorunsallanm dile getirmektedir (Bkz. AlLE; FEMlNlZM). Burada tarn~üacak ü~ mesele daha vard1r. Birincisi sömürgeciligin geleneksel, akrabahga dayah veya henüz ilkel bir devlete sahip toplumlar üzerindeki etkisiyle ilgilidir. Her ne kadar olduk~a degi~ik bi~imleri olsa da sömürge sistemi her yerde toplurnsal yeniden üretimin yükünü, sistemin daha alt sm1flanmn ge~imini arttk üretim alanmm ilgisi d1~mda tutmaya ~ah~1r. Sonu~ta k1smi proleterle~menin kendi ge~im temelleri üzerindeki dag1t1c1 etkileriyle ba~ etmek i~in halk, sömürge-öncesi üretim tarzmm özelliklerine bagh olarak, kendi toplumsal örgütlenmelerini ~e~itli bi~imlerde yani komünle~tirilmi~ köyler (bkz. Marx'm Zasuli~'e 8 Mart 1881 tarihli mektubu ve Rus Köy Komünü üzerine mektubun taslaklan. MarxEngels Archiv, eilt. I i~inde); kapalt birle~ik topluluklar (Wolf 1957) ve stratejik olarak ko~ulla­ ra uyan kadmlarm olu~turdugu "kurgusal akrabahg1" i~eren birbirleriyle ili~kili gruplar (bkz. Brown ve Rubbo, Reiter der. 1975 i~inde) bi~i-

minde yeniden düzenler. Bu süre~lerde akrabahk ideolojisi, bu yeni toplurnsal düzenlemelere geleneksel komünal bi~imlerin me~ruiyetini a~1layan egretilemedir. Akrabahga dayah ili~ki­ ler agmm benzeri, kapitalist-emperyalist merkezin kent yoksullan arasmda varolmaktad1r. Bu fenomenin en a~1k örneklerinden biri, "akrabahk" agmm (~ogu kez "kurgusal akrabahk"da dahil), Stack'm (1974) Amerikah Zenci Kadmlann bir toplulugunda gözlemledigi gibi, özenle geni~letilmesidir. Bu kadmlann ko~ullara uyarlanan stratejileri, akrabahk baglannm s1mrlanmasm1 degil, kar~1hkh akrabahk ili~kisinin, Stack'm belirttigi gibi, burjuva kültürün kendi b~ma ba~an kazanma ahläkma kar~1 durmalan olgusuna kar~m hayatta kalmak i~in ~ok önemli ve b~anh da olan ~ok daha gen~ ~izgiler boyunca geni~letilmesini ama~lar. Bu hayatta kalma stratejileri ekonomik i~bir­ ligi bi~imlerine bagh olmakla birlikte, akraba grup üyelerinin kapitalist toplurnsal düzene bir alt sm1f olarak daha da bütünle~tirilmelerine gösterdigi direni~e de dayamr. Bunun aksine orta s1mf, burjuva toplumuna tamamen kanlarak sivil toplumun gereklerini akraba grubu yap1s1 i~inde birle~tiren bir ~ekirdek aile bi~imini tarihsel olarak geli~tirmi~tir. <;:ekirdek aile örgütlenmesinin son zamanlarda zaytflamas1 kar~1smda, orta s1mf bireyselci, pazara dayah sözle~­ meli ili~kiler kahbm1 özelle~mi~ "ki~isel" hayat i~inde daha ~ok geli~tirmektedir. Nitekim "akraba-olrnayan"a kar~1 akrabahga dayah bir egretilemeyi ve onunla birlikte kar~1hkh yard1mla~­ ma ve ili~kinin kutsal istemler alamm geni~let­ mekten ~ok, orta s1mf aile grubunu kurtarma ~abasmda bir pazar ahläkm1 kullanmaktad1r. "Müzakere etme", "arabuluculuk", "rol oynarna" ve "mukavele" gibi bir dil ve stratejilerle ifade edilen bu egilimin sonucu, akrabahkla baglantth geni~ yükümlülükler ve istemlerin i~erisinde uygulanabilir oldugu il~kiler alamm keskin bir bi<;imde -ebeveyn ve ~ocuk ~ifti ve daha nadir olarak da karde~ grubuyla- smulamakttr. Öteki geleneksel akrabahk ili~kileri, Rapp'm (1978) öne sürdügü gibi duygusal bir destegi i~erebilmekle birlikte, kaynaklann payla~1lmas1 konusunda hi~bir yükümlülük ta~1ma­ yan "dostluk" kategorisi i~inde sm1flandmlrnaktadu. Bu il~kiler soyut ve pratik "destek" aynhg1yla böylece bireyselle~mekte ve zaytfla-

rnaktad1r. Dahas1 bu ili~kiler s1mrlanabilir ve ye. ni ~ekirdek aile gibi bireysel "maliyet/fayda" analizine baghd1r. Sonunda bu ili~kileri yönetmek ve sürdürmek i~in tarn bir profesyoneller toplulugunun özenle haZ1rlanmas1 bu geli~irnsel süreci tamamlar. "Akrabahk" olarak yorumlanan ~ey, toplumsal düzenin dolaystz yeniden üretimini olu~turan pratikler tak1m1d1r. En temel devlet-öncesi toplumsal formasyonlarda, akrabahk, toplumun kurumsal ve ideolojik özünde yatmaktad1r. Tanmsal devletin görünmesiyle birlikte akrabahgm ideoloji olarak rolü ile hem pragmatik "gündelik hayat"taki hem de egemenlige de facto direni~teki rolü arasma i~leyi~te bir ~atlak girmektedir. Kapitalizmin bütünle~mesiyle, akrabahk sonunda dogrudan dogruya egemenligin dili i~inde eklemlenm~ hale gelir. NK ve DSKIIC Okuma Metinleri Gough, Kathleen 1971 : "Nuer Kinship: A Re- · examination". Beidelman (der.), The Translation of Culture: Essays in Honor of E.E.EvansPritchard i~inde. - 1975: "The Origin of the Familiy" Reiter (der.). Toward anAnthropology ofWomen i~in­ de. Katz, N. ve Kemnitzer, D.S. 1979: "Mode orProduction and Process of Domination: The Classical Kingdom of Dahomey". Leons ve Rothstein (der.), New Direction in Political Economy: An Approach from Anthropology. Leacock, E.B. 1972: "lntroduction" to Engels, The Origin of the Family i~inde Rapp, R. 1978: "Family and dass in Contemporary America: Notes toward an Understauding of Ideology. " Reich, W. 1945: The Sexual Revolution. Reiter, R. (der.) 1975: Toward an Anthoropology ofWomen. Rey, P-P. 1975: "The Lineage Mode of Production". Stack, C. 1974: All Our Kin. Terray E. 1975: "Classes and Class-conciousness in the Abron Kingdom of Gyarnan" . M.Bloch (der.) Marxist Analyses and Social Anthropology i~inde . Wolf, E.R. 1957: "Closed Corporate Communities in Mesoamerica and Centraljava". 21


alt

alm

il l :1

I

Alman ideolojisi (Ing. German Ideology, Fr. Ideologie allemande, Alm. Die deutsche Ideologie) Marx'la Engels bu oylumlu yazma)'l, l84546'da Brüksel'de kaleme alrru~lardu. Tasarlaillklan altb~hk: "Temsilcileri Feuerbach, B.Bauer ve Stimer'e göre (:agd~ Alman Felsefesinin ve ~e~it­ li peygamberlerine göre Alman Sosyalizminin Ele~tirisi" idi. Bu sözlerin de belirttigi üzere, yap1t daha ziyade polemik amar;hyd1. Ama aym zamanda, bununla TARlHSEL MATERYAUZM'in temel dü~üncelerini de halka anlatmak isterni~lerdi. Kitab1 basacak bir yaymc1 bulama)'lnca, Marx'm daha sonra (l859'da) dedigi gibi, "müsvetteleri farelerin ele~tirici kemirmelerine terketmi~ " lerdi. Ger~ekte, o zaman söyledigi üzere, bu yap1tm eregi, ge~m~teki GEN(: HEGELClLER hareketiyle il~kilerini sona erdirme nedenlerini göstererek kendi konumlanm ar;1khga kavu~turmaku. Arnk bunu yapabiliyorlard1; ~ünkü ilk kez ortakla~a olarak "büyük fikir"e -tarihin materyalist anla)'l~1'na- ula~m1~lar ve bütün ideolojileri bu ar;1dan ele~tirebilecek duruma gelmi~ler­ di. Bütün Hegel-sonras1 egilimlerin -ister ahläk~1 (Grün) ister bireysel anar~ist (Stirner) olsun, ist er idealist (Bauer) ister sosyalist materyalist (FEUERBACH) nitelik ta~1sm- aym yanh~1 yapuklanna, kendi görü~lerinin de, genel olarak ideolojinin de ya~amm maddi ko~ullanndan kaynakland1gm1 göremeyerek, fikirler sava~m1 gereginden ~ok önemsediklerine inamyorlardt. Fikirler özgül toplumsal sistemlerin topragmdan ~1kard1. Eger "egemen s1mfm fikirleri her ~agda egemen fikirler oluyor"sa, onlan yüzeysel degerleriyle ele alan tarih~iler de, böylelikle "~a­ gm yamlsamas1"m payl~1yorlar demektir. Bu yapma, toplumsal ya~amm maddi temelinin üretilmesi ve yeniden-üretilmesi ba~ka her ~eyi etkiler denilmektedir. Buysa ~u demektir: "üretici gü~lerin toplam1, bireylerin -toplumsal olarak yaraulm1~- dogayla ve birbirleriyle ili~ki­ leri... Her ku~aga öncellerinden devredilir... ve onun ya~am ko~ullanm r;izer." Bunun i~in , "insanlar ko~ullan yaratnklan gibi, ko~ullar da insanlan yaraur." Bu da bizi, Komünizmin kendisi hakkmda yeni bir görü~e götürür: (Komünizm) ebedi ve ezeli bir hakikat, "ger~ekligin kendisini ona göre ayarlayacag1 bir ideal" degil, tarihin hareketi ir;inde yaraulm1~ öncüllerin, ~eylerin ~imdiki durumunu ortadan kald1racak 22

gerr;ek bir hareket'i doguran sonucudur. (Marx'm o zamanlar üretim ili~kileri i~in kulland1g1 deyimle) "kar~1hkh ili~ki bi~imleri" arasmda, en ~ok lSBOLÜMÜ üstünde durulmaktadu; bu yap1ttaki tart1~ma, hem Adam Smith'in hem de Fourier'nin etkisi altmdad1r; ve Komünist döneminde i~bölümüne son verilecegi hakkmdaki ünlü öndeyide bulunmaktadu. Engels'de sonralan (l886-88'de) bu yaptt i~in, sadece "bizim iktisat tarihi bilgimizin o zamanlar ne denli eksik oldugunu" gösteriyor yarg1sma kar~m ; özellikle ilk bölümü (Feuerbach) "materyalist dünya görü~ü"nün dile getirilmesi bak1mmdan onsuz olunmaz bir kaynak olu~tur­ maktadu. (Ne yaz1k ki, bu bölüm en az "son bi~imi verilmi~" oldugu i~in, eski bas1mlannda malzemesi yeniden s1raya konulmu~tur. lngilizce Set;me Eserleri'nin V'inci cildindeki metin, özgün yazmaya olabildigince yakla~tmlandtr.) Birinci bölümün l920'lerdeki ilk yaytmmdan ve tamammm l932'de ya)'lmlanmasmdan beri, bu yap1t lDEOLOJl üstüne Marksist tart1~malarda gönderme yaptlan önemli bir kaynak olmu~tur. CJA!MT Okuina Metinleri Arthur, C.]. 1986: "Marx and Engels: The German Ideology," G. Vesey, der. Philosophers Ancient and Modern.

Althusser, Louis (d.16 Ekim 1918, Birmandreis, Cezayir; ö.23 Ekim 1990, Paris) Marx'm yap1tma ili~kin görü~leri k1sa sürede geni~ etkiler yaratan Franstz komünisti ve filozofu. Marx It;in ve Kapital'i Okumak adh yap1tlanyla uluslararas1 bir izleyici kitlesi kazandt. Althusser'in görü~ü, o s1rada Marx'm ilk yaz1lanndan esinlenen Marx tarn~malanndaki hümanist ve Hegelei temalara bir meydan okuma olarak ortaya ~1ktl ve yeni bir Marksist felsefe kavra)'l~1 ortaya getirdi. Althusser, aralanndaki yüzeysel benzerlikler ne olursa olsun, Marx'm ilk yaZtlanyla olgun yap1tlannm kökten . farkh iki dü~ünce tarzm1 yans1tt1gm1 ileri sürerek, bir~oklannca bu ilk yaztlara yak1~tmlan üstün konumlan ~ürütme­ ye r;ah~u . Bu iki dü~ünce tarzmm sorunsallan (yani belirli kavramlann her birinin anlamm1, ortaya konan sorulan, ana önermeleri ve ihmalleri belirleyen teorik ~er~eve veya sistemleri) te-

melden farkhyd1: Gen~ Marx'ta insani yabanc1la~ma ve kendini ger~ekle~tirmenin ideolojik dram1, Hegel'deki dünya tinine benzer bi~imde insanhgm pek fazla a~1hp ya)'llmam1~ yazg1smm yazan; olgun Marx'ta ise bir bilim, tarihsel materyalizm, toplumsal formasyonlann teorisi ve tarihi; bunun yap1sal a~1klamasmm kavramlan: üretim ili~kileri ve gü~leri, ekonomi tarafmdan belirlenim, üstyap1, devlet ve ideoloji. lki dü~ünce sistemi (i~erisinde kendi ideolojik öntarihinden yeni bir bilimin dogdugu) epistemolojik bir kopu{la birbirinden aynlm1~lard1. Althusser'e göre bu kopu~. Marx'm söyleminde -söyledikleri ve söylemedikleriyle- yapttmm altta yatan sorunsalmm belirtilerini a)'lrt edebilecek bir okumayla ar;1ga ~1kanlm1~t1r. Marx'm dü~üncesinin bu dönemle~tirilme­ sinde kullamlan kavramlar -sorunsal ve epistemolojik kopu~. sözde bir semptomatik okuma dü~üncesi- Marx tarafmdan ba~laulan devrimci yeni felsefeye ait nosyonlar olarak Althusser'ce önerilmi~lerdir. Bu diyalektik materyalizm felsefesi, tarihsel materyalizm biliminin temelinde örtük (bu nedenle gel~tirme ve eklemlenmeye gerek gösterse de) olarak vard1 ve ilk kertede epistemoloji, bir bilgi veya bilim teorisiydi. Onun ba~ hedefi, ampirizm, yani bilen öznenin ger~ek nesneyle kar~tla~ugm1 ve soyutlamayla onun özünü a~1ga ~1kartttgm1 savunan; dü~ün­ cenin ger~eklikle dogrudan kar~1la~t1g1, öznenin nesneyi dolaytmstz gördügü ~eklindeki bu varsay1mdan kalkarak bilginin dogruluguna d1~sal güvenceler arayan bir bilme görü~üydü . Bilginin görme olarak kavram~ma, diyalektik materyalizm üretim olarak, teorik pratik olarak bilgi kavray1~1yla kar~1 ~1kar. Bundan dola)'l onun teorik pratik teorisi oldugu söylenebilir (Bkz. BlLGl KURAMI). Bu pratik, Althusser'e göre, tamamen dü~ün­ ce ir;erisinde ger~ekle~mektedir. Amac1 ger~ek nesneyi bilmek olmakla birlikte, hi~bir zaman ger~ek nesnenin kendisiyle yüzyüze gelmeksizin, Genellikler I, II, IIl olarak adland1rd1klanyla ilgili olarak bir teorik nesne üzerinde etkide bulunur. Genellikler s1ras1yla: Dü~ünce ve soyutlamalardan olu~an teorik bir hammadde; bunlan etkileyen kavramsal üretim ara~lan (daha önce sözü edilen sorunsal) ; ve bu sürecin ürünü, dönü~türülmü~ bir teorik birim, bilgi. Her bilim kendi ürünlerinin ge~erliligini denetleyecek i~-

sei kamtlama tarzlarma sahip oldugu i~in, teorik pratik, bilginin ger;erliliginin d1~sal güvencelerini gereksinmez. Teori d1~1 zorunluluklar, toplum veya sm1f ~1karlanyla degil bilginin i~ gerekleriyle yönetilen, toplumsal tarihin olaylanndan ayn kendi geli~im seyri i~inde bir yol izleyen, bu nedenle üstyapmm bir par~as1 degil özerk olan teorik veya bilimsel pratik, hem ideolojik pratikten hem de politik ve ekonomik pratiklerden aynd1r. Bununla birlikte bunlann tümü ayn1 derecede pratikler, üretim tipleridir. Her biri kendi hammaddesi, üretim ara~lan, üretim süre~ ve ürünüyle ortak bir bi~imsel yap1)'l payla~1rlar. Dünyanm varolu~ tarz1 i~te budur. B~ta epistemoloji olmak üzere, diyalektik materyalizm kendi ontolojisini, varhgm sonul dogas1 ve bile~enlerinin teorisini de i~erir. Althusser ger~ekligin indirgenemez bi~imde karma~1k ve ~ok yönlü oldugu, ~ok yönlü bir nedensellige bagh oldugu, bir sözcükle üst belirlenmi~ oldugu; bilimsel, Marksist toplumsal bütün kavrammm bu nedenle, karm~1khg1 yalntzca görünü~te kalan Hegelei toplumsal bütün kavram1yla kan~tmlmamas1 gerektigini 1srarla belirtmi~tir. Hegel'e göre bir tarihsel ~agm farkh özellikleri -ekonomisi, yönetim bi~imi, sanat ve dini- kendisi dünya tininin geli~iminde sadece bir evre olan tek bir özün ifadeleridirler. Birbirini izleyen her bütün ifade edici olarak kavranmca," tarihin ar;1klanmas1 onu tek bir ana kaynaga bagla)'lp basitle~tiren indirgemeci bir a~1klamac1 haline gelir. Nitekim Marksizm bile üstyap1 ögelerini ekonomik temelin kapsamh belirleyiciliginin pasif etkilerinden ba~ka bir ~ey olarak görmeyen EKONOMlZM ve özel hatas1, bütün pratikleri genel bir tarihsel zaman i~eri­ sinde özümleyerek bilgiyi görecele~tiren, bilimin özerkligini ortadan kalduan ve Marksizmin kendisini nesnel bir bilim olarak degil, ~agda~ dünyanm, proletaryanm s1mf bilinci veya bak1~ a~1smm kendini ifadesi olarak ele almak olan TARlHSlClLlK gibi sapmalar i~inde bozulmu~­ tur. Oysa dogru anlay1~, bir toplumsal formasyonun hi~bir özü veya merkezi olmad1g1du. Bu nedenle merkezsizle~mi~ oldugu söylenebilir. Bir toplumsal formasyon, birbirinden farkh pratik ve yap1lann olu~turdugu bir hiyerar~idir. Bu pratik ve yaptlar i~inde, ekonomik olanlar nedensel olarak birincil nitelik ta~1r, ama digerleri de görece özerktir, kendi özgül etkinlikleri ve bir

23


alt öl~üde bagimsiZ tarihleri vard1r. Bazi ko~ullarda bunlar b~at bir rol bile oynayabilirler. Ekonomik düzey sadece son kertede belirleyicidir. Marksist politika i~in y~arnsal olan toplumun tüm karma~Ikhg1 i~inde kavranmas1 ve her tarihsel konjonktürün analiz edilmesi: bunun tümünü, Althusser, toplurnsal formasyonu egemenlik ili~kisi i(inde bir yap1 diye adlanduarak özetlemi~tir. Althusser'ce yap1sa\ olarak nitelenen onun nedenselligi tarihsel geli~meye yön verir (Bkz. YAPISALCILIK). lnsanlar, merkezsizle~mi~ ve devindirici hi~bir öznesi olmayan bu sürecin yaraticilan veya özneleri degil, toplumsal formasyonun yap1lan ve ili~kilerinin destekleyicileri, ürünleridirler. Althusser'e göre Marx evrensel bir insan özü veya dogasi dü~ün­ cesini reddetmi~tir. Buna uygun olarak da teorik bir anti-hümanizmi benirnsemi~tir. Althusser'in yap1t1 olumlu-olumsuz gü~lü tepkiler dogurdu. Sogukkanh bir degerlendirme, daha öl~ülü olacaknr. Bazen abartmah, gösteri~li bir retorikle ifade edilmi~ olsalar da Althusser'in söylediklerinden baz!lan, özellikle onlan söyledigi suada, önemlidir. Marx'm yaz!lannda 184S'den itibaren yeni bir teori ortaya ~I­ kar ve tarihin materyalist kavraYJ~I olan bu teori hem kavra~ hem politik olarak Marx'm önceki ~ah~malanndan üstündür. Anti-indirgemeci bir bi~imde bunu vurgulamak; bilimin görece özerkligi, Marx'm kendisinin de nesnel bilimsel bilginin olanakh olduguna inand1g1-ki Marx bilirnsel bilgi toplamma katkida bulunmaYJ ama~ edinmesiyle buna tartJ~masiZ bir bi~imde inamyordu- üzerinde durmak, bütün bunlar övgüye degerdir. Ama sorunsal ve ilgili kavramlann pek yararh sonu~lan da olmami~tlr. Teorik sa~mahg1 bir yana, ömegin, Marx'm insan dogasma ili~kin tüm kavramlan reddettigi iddiasi metinlerle de desteklenemez. Ayn1 ~ey; Althusser'in gen~ ve olgun Marx'a göre komünist toplumun bile ideolojisi -ger~egin dogru veya yanh~ hayali tasanmi- olacag1 yolundaki iddiasi i~in ge~erlidir. Marx komünizmde üyeleri i~in saydam bir topturn dü~ünmektedir (Bkz. FETlSlZM). Ku~ku­ suz Althusser bu veya ba~ka bir konuda Marx'la hemfikir olmak zorunda degildir. Fakat Marx'm kendisinde varolamn tarn tersini okumu~ gibi yapmak, karanhkphgm bir bi~imidir. Althusserci sistem, üstelik materyalist bilim üzerine onca vurgu yapmasma kar~m, idealiz-

24

amp min özelliklerinden bir ~ogunu gösterir. Marksizmin geli~en bir teori olarak ~agda~ s1mf mücadeleleri tarihiyle olan ili~kisini zaYJflatu. Bilgiyi bütünüyle döngüsel, kendi kendini ge~erli k!lan kavrarnsal bir alan i~erisine kapatu. Ger~eklikte verili olana dogrudan giri~i kapanlan teorinin onunla daha gizemli bir yoldan baglannsma izin verilir. Onun gizi, en azmdan toplurnsal ger~eklikle ilgili olarak, teorinin ve öteki -nihayetinde üretim tarzlan olarak- toplumsal pratiklerin payla~tlgi tek bir ortak öz'den ba~­ ka bir ~ey olmamasJdir. Maddi üretimle kurulan analoji, Althusser'in teorik bilginin ko~ullanna ili~kin önemli noktalara i~aret etmesini olanakh kilmaktadir. Fakat toplumsal ger~ekligin bütün düzeylerinin aslmda planlanm1~ oldugu yargisi, degeri ku~kulu bir metafizik yaratmi~tiT. Ömegin, politika söz konusu oldugunda, bu, kar~I­ l~nnlabilir hi~bir ayrmnh kar~Ila~t1rmaya veya öngörüye imkan vermeyen salt bir iddiadu. Bu zaYJfliklann baz!lanm k1smen gidermek i~in Althusser sonradan yeni bir felsefe tammi sundu. Fakat bu hi~ de ileri bir ad1m olmad1. Kusurlan ne olursa olsun, ilk tammi bir öze ve berrakhga sahipti. Yenisi ise bo~ bir tammdu. Önceden teorik pratigin teorisi olan felsefenin ~im­ di hi~bir nesnesi olmadigi söylenmektedir: Felsefe, hi~ de bir teori degildir, ama politikaya teorik müdahale yaparak teori rolü oynar; politika (sm1f mücadelesi) degildir, ama teoriye politik müdahale yaparak politika rolü oynar. Bir b~ka deyi~le felsefenin kendisi hi~bir ~ey degildir, ama ayn1 zamanda pratik olarak her ~eydir. Sonu~ olarak söylenmesi gereken ~udur: Karma~Ik, somut tarihsel analizin temelleri olarak ileri sürdügü dü~ünceler, bizzat Althusser'in elinde bu rolü oynamakta ~ok k1s1r kalmi~tiT. Bunun böyle oldugunun bir göstergesi Althusser'in temel bir sorun olarak gördügü Stalinizm konusunda söz etmeye deger hi~bir ~eyinin olmamasJdir: Bir yanda bahane veya mazur gösterme kokan, kamtlanmami~ ve imah bildirimler, öte yanda ekonomizm -ve ayr1ca hümanizm- terimleri i~inde onu ~a~1lacak bi~imde önernsizle~tiren bir Stalinizm a~JklamasL NG!lC Okuma Metinleri Althusser, Louis 1965 (1969): For Marx. - 1971: Lenin and Philosophy and other Essays.

- 1976: Essays in Self-Criticism. Althusser, Louis ve Balibar, Etienne 1970: Reading "Capital". Anderson, Perry; 1980: Arguments Within Eng-

ce aldatJci görü~ünü yakalayan günlük deneyime göre yarg1lamrsa, bilimsel hakikat her zaman paradokstur" "(Deger, Fiyat ve Kar, VI. Klsim). Ampirizm dünyaYI birbiriyle baglantlSIZ lish Marxism. görünü~ler kolleksiyonu olarak görür; bu tür - 1976: Essays in Self-Criticism. görünü~lerce saglanan verileri etkin bi~imde örCallinicos, Alex, 1976: Althussers Marxism. gütlemek ve ele~tirel olarak yeniden örgütleElliot, Gregory 1987: Althusser: The Detour of mekte teorinin rolünü önernsemez ve onlan doTheory. guran as!l ili~kilerin dü~üncede yeniden sunulGeras, Norman 1972: "Althusser's Marxism: An masi ~abas1 olarak teorinin i~levini te~his edeAccount and Assessment". mez. Yasalar, kendilerinin dogurdugu olaylara Gerratana, Valentino 1977: "Althusser and Staontolojik olarak indirgenemez ve normal olarak linism". onlarla e~evreli olmayan yap!lann egilimleridir. Glucksmann, Andre 1972: "A Ventriloquist Onlann bilgisi, toplumsal, tarihsel bir ürün olaStructuralism". rak etkin bi~imde üretilir. Nitekim olgulann Thompson, E.P. 1978: The Poverty ofTheory. ampirist ~eyle~tirilmesine ve ~eylerin ki~ilendi­ rilmesine kar~1 Marx, (ge~i~li) bilgi süreci ile Ampirizm (T. Görgücülük, Deneycilik lng. (ge~i~siz) nesnelerin ger~ekligi arasmdaki bir Empiricism, Fr. Empirisme, Alm. Empirismus) ayr1ma bagh kahr. Marksist gelenek ampirizme, hi~ degilse adJHem diyalektik materyalist gelenek hem de na, genellikle dü~manca bir tutum alml~tlr. AnBat1 Marksist gelenegi, ampirizme kar~1 polecak bu dü~manhgm kesin amac1 ya da nedeni mik yürütmü~tür. Fakat birinci gelenegin "ölhi~bir zaman a~1k olmami~tu. Bu bir öl~üde, ~ünmeci" (refleksiyonist) bilgi teorisi nedeniyle Marx'm daha önceki idealizm ele~tirisiyle karözneyi fiilen bilginin nesnesine indirgeyerek ge~Jthk i~indeki (ve ger~ekte bu ele~tirinin kis~i~li boyutu önemsemedigi ve "nesnel ampimen bir sonucu olarak) ampirizm ele~tirisinin rizm"in bir i~ dü~ünme (kontemplatif) bi~imine bir felsefi ögretinin veya sistemin ele~tirisi olageri döndügü ileri sürülebilir. Ban Marksizminrak hi~bir zaman sistematik bi~imde eklemlende ise anti-ampirist polemik genellikle, otantik dirilmemesi, daha ~ok bayag1 iktisat ele~tirisi­ Marksizmin esas1 olarak kabul edilen kavramlanin varhk bi~imini almas1 olgusundan kaynakn . -yani bütünlük (Lukacs), yap1 (Althusser) lamr. Marx ve Engels epistemolojilerinde olmaveya belirimli degi~me (Marcuse)- hem DlYAyan anti-ampirist ögeler i~in, her ne kadar birbiLEKTlK MATERYALlZM hem de burjuva dürinden farkh yollar izleseler de DlYALEKTIK'e ~üncesi kar~1smda destekleme giri~iminin bir ba~vurarak bu eksikligi felsefi düzeyde sonrapar~as1 olarak i~lev gördü. Fakat bu gelenek dan gidermeye ~ah~nlar. hem Marx'm ilk rasyonalizm ele~tirisine hem de Hi~bir zaman ampirizmi onaylamamakla birMarx'm olgun bilimsel yapnmm muazzam amlikte, gen~ Marx ve Engels, özellikle 1844pirik altyaplSlna yukandan bakarak apriorizm 47'deki yapnlarmda aYJrt edici niteligi ampirist dogrultusunda s1k s1k yön degi~tirmi~tir. Bu baolan baz1 temalan benimsediler: Apriorizmi ve kimdan gen~ Marx'm Hege! ele~tirisindeki dogu~tan geien dü~ünceler ögretisini a~Ik~a (özellikle Hegel'in Devlet Felsefesinin Ele~tiri­ reddettiler; bilgiyi ba~ka bir ~eye indirgenemez si'ndeki) yolu izleyerek, ~u da ileri sürülebilir: (hatta yalmzca) ampirik bilgi olarak kavrad1lar; Ge~i~siz boyutu fiilen bilmezden gelerek, geledogruca soyutlamaYI kü~ümsemek ve Baconc1 nek, nesneyi bilginin öznesiyle z1mnen özde~­ bir tümevanmc1hga yönelmek egiliminde oldule~tiren "nesnel idealizm"in bir bi~imine egilim lar. Fakat Kapital I zamanmda, Marx'm "bilimgöstermektedir. sel ger~ek~ilik" olarak bilinen ~eye metodolojik Marx'm yap1t1 anti-ampirist olmakta birlikte, baghhg1 tamamen bi~imlenir. "Bayag1 iktisat", anti-ampirik degildi. Bu ayr1ma uyulursa Markder Marx, "onlan düzenleyen ve a~1klayan yasasizm kapah bir dü~ünce sistemi olmaktan ~ok, ya kar~I her yerde d1~ görünü~lere saplamp kaampirik olarak sonu a~Ik, tarihsel olarak geli~­ hr" Oll. K!slm, ll. Bölüm); oysa "~eylerin sademi~ ve pratik olarak yönlendirilmi~ bir ara~nr25


ana

amp 1981) ve G.A.Cehen'in (1978) yazd1kland1r. Her iki dü~ünür de tarihi materyalizmi, üretim gü~lerindeki degi~imlerin nas1l bütün öteki teplumsal ili~kilerdeki degi~melerin kaynag1 eldugunu gösteren bir kuram diye yerumlam1~lar­ du. Her ikisi de, Marx'm kurammm özünü elu~­ Okuma Metinleri turan bu tarih kurammm, ancak saVI dikkatle Aderne, T. 1966 (1973): Negative Dialectics. ve dar bir bi~imde tammlamp mant1g1 da tutarDella Velpe, G. 1950 (1980): Logic as a Positive h elarak uygulamnca, a~1klama gücü ta~1d1gm1 Science. ileri sürmü~lerdir. Cehen'e göre, Marksist bir ~özümleme, üretimin teplumsal ili~kileri ya da "üstyap1" (Bkz. TEMEL VE ÜSTYAPI) düzeyinAnalitik (<;özümleyici) Marksizm (Ing. deki görüngü (fenemen)leri, ancak bunlarm yaAnalytical Marxism, Fr. Marxisme analytique, p1sal elarak üretim gü~leriyle bagda~abilir (yani Alm. Analytischer Marxismus) enlara fonksiyonel) eldugunu göstererek a~1kla­ Teplum hakkmdaki Marksist önermeleri yeyabilir. Weed i~inse, Marksist bir kuram üretici niden dü~ünmek i~in, ~agda~ felsefe ve teplumgü~lerin üretim ili~kileri üstüne smulamalar gesal bilim önermelerinden yararlanan kuramsal tirdigini kabul etmek zerundadu. Marksist kuyakla~1mlara verilen bir ad. Althusser'inki gibi rama bu i~levselci yakla~1mlarda, bireylerin davkuramlara kar~lt elarak, analitik Marksizm, ram~ ve güdülerinin hi~bir rolü yektur. Marksizmin kendine özgü yöntemiyle tamm1980'lerde, ~agda~ analitik yakla~1mlara duland1gm1 yadsu. Bu görü~ü tutanlann ba~ ilgisi, yulan ilgi, birtak1m Marksist teplumsal bilimciönemli Marksist savlann, Marksist-elmay;.n bilerin nee-klasik iktisatta geni~ öl~üde kullamlan limadamlannm gel~tirdigi metedeleji ve me-eyun kuram1, eptimizasyen kuram1 ve genel delleri de i~eren ~agd~ metedeleji ve medelledenge kuram1 gibi- matematiksel yöntemlerin rin kesin dillerinde de ge~erli elup elmad1klanMarksizmin kenulanna uygulamalanna yel a~­ m belirlemektir. Bu terim bazen daha dar elam~tu. Gene! elarak bu yöntemler, bireysel a~1k­ rak, belirli birtak1m analitik Marksizm yaklalamalara dayamr: herhangi bir teplumsal görün~1mlanm -özellikle de G.A.Cehen ve Jehn Regüyü a~1klamak, belli ama~lann pe~inden ke~an emer'inkileri- anlanr. bireylerin özgürce, e görüngüyü üretecek biYukanda tammlanan geni~ anlam1yla analitik ~imlerde hareket etmeyi se~eceklerini gösterMarksizm yeni bir ~ey degildir. Bunun kökleri, mektir. Jen Elster (1985), bireyselci bir bak~ .3öhm-Bawerk ile HILFERDING'in, emek degera~lSlndan Marksist metedeleji üstüne en kapleri ve üretim fiyatlannm mannksal tutarhhg1 samh ara~nrmayt yapm1~t1r. Bireysel hareketleüstüne yapnklan tartl~madadu. Sraffa'nm bu rin yapllarla smuh eldugunu kabul eden i~lev­ senma ~izgisel cebir uygulamas1 da, bir kileselci yakla~1mm tersine, Elster bireyselci a~1kla­ metre ta~1 elmu~tur. Sraffa'nm medeli daha senmada, ertakla~a hareketin üstüste teplanan bira, Merishima ve ba~kalan tarafmdan iktisadm reysel eylemler elarak yerumlanmas1 gerektigigenel denge medeli kullamlarak genelle~tiril­ ni ileri sürmektedir. DelaylSlyla, bireysel varhkmi~tir. Bu yazarlar, emek deger kurammm ~egu birimleri elarak s1mflann kendileri, teplumsal dengelerde ge~erli elmamasma kar~1hk, "Terne! a~1klamada önemsizdirler (Elster 1985, 1986). Marx~1 Teerem"in ge~erli eldugunu bulmu~lar­ Bu anlayt~m i~erdigi bir ba~ka senu~ da, diyadu. Bu teerem ise, ancak ve ancak art1k deger lektik kavrammm (Hegelci yerumunun tersieram pezitif elursa kärlann da pezitif elabilecene), ancak belli bir amac1 ger~ekle~tirmek istegini kamtlamaktad1r. yen bireylerin bir ba~ka senuca eri~melerine yel 1970'lerde baz1 felsefeciler, tarihi materyaa~an teplumsal bir kurulu~ hatas1 elarak tutarh lizm kuram1m analitik felsefenin sentaks1yla yebir bi~imde tammlanabilecegidir. niden ifade ederek Marksizmi bir felsefl seru~­ Marksizmin öze ili~kin önermelerini bireyturma kenusu halinde canlandud1klannda, selci bir metedeleji ile yeniden yerumlayan en analitik Marksizm de taze bir hlZ kazanm1~t1r. kl~kut1c1 yapltlar, jehn Reemer'inkilerdir Özellikle kayda deger elanlar, Weed'un (1972,

ma gelenegi haline gelme fusatm1 bir kez daha yakalayabilir (Bkz. BlLGl KURAMI; MATERYALlZM; GER(:EK(:lLlK). RB!lC

26

(1982, 1988). Reemer, Marksist savlann ger"genel" nitelikte saytlacaklarsa, Walras~1 bir genel dengei~inde ge~erli elmalan gerektigi üstünde 1srar etmi~tir. Walras~1 denge, etmenlerin tarn bir bilgilenmeyle, hi~bir bi~imde zerlanmad1klan yeglemeler yapabilmeleri, bütün i~lemlerin maliyetsiz ve sunu [arz] her zaman isteme [talebe] e~it gelecek bi~imde önceden e~­ güdülmü~ elmalan nedeniyle, piyasa tahsislerinin yetkinlikle ~ah~t1g1 yapay bir kurgudur. Reemer bu dengenin, iktisat kurammda Marx'm esas ilgisi elan kapitalizmi en saf bi~imiyle temsil ettigi savmdadu. Reemer, Walrasp bir denge i~inde farkh ba~­ langw üretim varhklanyla etkile~meye giri~ince, birtak1m "Marksist" beklentilerin degdugunu özgüllükle Terne! Marx~1 Teerem degrulanarak, sömürünün ve s1mflann ertaya ~1kt1gm1 kamtlam1~t1r. Bu kurgu düzeninde, etmenlerin bütün davram~lan, bu etmenlerin b~langwtaki varhklannm durumu veri almd1kta ~1karlanm azamile~tirmeye ~ah~malanndan kaynaklanmaktad1r. Bundan ba~ka, zenginler ister bir emek pazanndan yeksullan kiralasmlar, ister varhklanm bir kredi piyasasma yanrsmlar, bu Marx~1 senu~lar degrulanmaktadu. Fakat, üretim varhklannm sahipligindeki farkhhklann (differental ownership of productive assets - DOPA) elmad1g1 ve bütün etmenlerin eptimum nektalarda bulu~tugu durumlarda, bu Marx~1 beklentiler görülmez. Reemer önceleri (1982), Marx~1 kuram1-kimin neye sahip eldugu veya kimin kim i~in ~ah~t1g1 incelenerek de ertaya kenabilecek- temel bir teplumsal e~itsizlikle ilgili eldugu yarglSlna varID1~tl. Oysa daha senra (1988), Marksizmin ~ö­ zümleyici ilgisinin merkezinde sömürünün degil, üretim varhklanmn sahipligindeki farkhhklarm (DOPA'nm) eldugunu ileri sürmü~tür. Eger bütün etmenler en<;ek gelir saglamaya ~a­ h~mazlarsa, Reemer'e göre sua-d1~1 bir aynkhk durumu ertaya <;1kar: zengin bir etmen yeksul bir etmenin varhklanyla <;ah~mak üzere "kira"lanabilir. Bu durumda Marksist sömürü (kimin kimi kiralad1gl) teplumsal adaletsizlik i<;in yamlt1c1 bir öl~üt elur; ancak üreiim varhklannm sahipligindeki farkhhklan kullanan bir <;özümleme, yeksullann dünya nimetlerinden yeksun kald1klan yelundaki degru etik senuca ~ekten

ula~abilir.

Reemer bu senu<;lardan birtak1m vargllar <;1-

karm1~t1r. Birincisi, s1mflar etmenlerin eptimuma eri~me se<;imlerinin basit bir ürünüdür. Buna sermaye-sömürü <;ak1~ma ilkesi denir; baz1 etmenler emek gücü satarak (satm alarak) eptimuma eri~irler; bu etmenler art1k emegin aktanm1 a~1smdan sömürülen (sömüren)lerdir. lkincisi, sömürünün varhg1 sermaye ile emek arasmda hi<;bir degrudan ili~ki gerektirmez: sömürü bir ekenemi i~indeki etmenlerin özgül ili~kilerinin degil, bir bütün elarak ekeneminin bir niteligidir. Ü~üncüsü, sömürü elsa elsa gereksiz hatta etik bak1mdan yam!tlCidu; Marksist kuramm temel ilgisi sömürü degil, üretim varhklannm sahipligindeki farkhhklar (DOPA) elmahd1r. Nihayet, bu senu<;lar seyut bir Walras<;1 denge kurgusunda ge<;erli elduklan i<;in "genel"dirler- yani bütün Marksist iktisadm geli~­ mesine bunlar .lnlavuzluk etmelidir. Reemer'in vargllan da, bireyselciligin akllc1 se<;me medellerine dayanan senu<;lannm tüm yap1s1 da tartl~maya a<;1kt1r. Analitik Marksistlerin hem yöntemlerine hem öze ili~kin savlarma kar~1-kamtlar geli~tirilmi~tir. Gerek Weed (1981) ve gerek Lebewitz (1988), Marksist bir ar~tmna yapmanm arac1 elarak metedelejik bireyciligin ne denli uygun eldugunu sergulam1~lard1r. Lebewitz i<;in Marksist kuram, bireylerin i<;inde hareket ettikleri yapllann, delaytS1yla da e yapllann tarihsel ve diger belirleyici. lerine epistemelejik bir öncelik tanmmas1 anlayt~mdan aynlamaz. Weed da diyalektik kavramm1 merkeze alarak buna benzer bir metedelejik ele~tiri yapm1~tu. Weed'a göre Marx'm görü~ü, teplumun ger~ek öl<;üsünün enun öz degasm1 kapsayan basit bir öngörüden ibaret elmakla, Hegelei diya\ektigin bi~imine ,girmektedir. Woed'un metedolojik ele~tirisi, Roemer'in üretim varhYlannm sahipligindeki farkhhklar (DOPA) kavrammm ölümsüzl]lgü saVInm ele~tirisi­ ne vanyor: ona göre materyalist bir bak1~ olarak, Marksizm kapitali.Zmin ahläki bir ele~tirisi­ ne yer veremez; kapitalizmin i<;indeki elay ve ideelejilerin ekenemik yap1 tarafmdan önceden belirlenmi~ elarak anl~llmas1 gerekir. Ba~ka Marksist toplumsal bilimciler de Marksist konulara bireyciligi ve <;agda~ <;özümleme ara<;lanm i~eren modeller uygulam1~, fakat Roemer'inkilerden ~ok farkh sonu<;lara varm1~­ lardu. Roemer'in ~ah~masma önemli bir alma~1k, Bowles ile Gintis'in (1990) "itirazh degi-

27


ana ~im" yakla~Im1du. Bu yazarlar Walrasc;1 dengenin kapitalist ekonominin en saf bic;imini temsil etmedigini, c;ünkü kapital ist emek piyasalannm "eksikii» oldugunu ileri sürmektedirler. Yani bir ücret kar~1hgmda emek gücünün degi~ilmesi, gerc;ekte harcanacak emek tutanm güvencelememektedir; gerc;ekten, emekc;i daha az, kapitalist ise daha c;ok harcanmasm1 yegleyecektir. Böylece, kapitalist ile i~c;i arasmdaki degi~imin kökünde c;an~ma vard1r; onun ic;in de, bu bir "itirazh deg~im"dir. Bu itirazh degi~im, piyasa ili~kileriyle uzla~tmlmaz; siyasal iktidar gibi piyasa-dl~l yollarla c;özüme kavu~turulur. Bowles ile Gintis'in modeli, kapitalist ekonominin c;at~maCI bir modeli ic;in davram~sal bir temel olu~turmak üzere, özel bilgilenme kuram1yla optimuma eri~tirme tekniklerini birle~tirmekte­ dir. Bu model, sonuc;lara ula~makta c;agda~ neoklasik iktisat arac;lanndan yararland1g1 ic;in, apac;1k analitik Marksizm alanma girer. Ama aym zamanda Roemer'in modeliyle taban tabana zlt dü~er: Walrasc;1 genel dengenin kapitalist ekonomiyi anlatmak ic;in faydah bir nitelendirme oldugunu da reddeder; emek piyasasml ve emek sürecini Marksist kuramm özü sayar ve baz1 etmenlerin (i~c;ilerin) kararlanm özgür degil, zorlanm1~ diye görür. Özetlenecek olursa, c;agda~ analitik Marksizm c;ah~malan, Marksizmin ne oldugu ve neyi savlad1gi konusunda, felsefeci ve toplumsal bilimciler arasmdaki anla~mazhklan derinle~tir­ mi~tir. Yöntembilim alanmda bile, baz1 analitik Marksistler Marksist kuramm kendine özgü bir yöntemi oldugunu yads1rlarken, ba~kalanysa Marksizmin kendi yöntemiyle tammland1gm1 ileri sürmü~lerdir. Bu c;an~malan irdeleyen bir denernder derlemesini Ware ile Neilsen (1989) yapm1~lardu; Ware'in giri~ yaz1smda kapsamh bir kaynakc;a da vard1r. GD/MT

Okuma Metinleri Bowles, Samuel ve Gintis, Herbert 1990: "Contested Exchange: New Microfoundations for the Political Economy of Capitalism." Cohen, G.A. 1978: Marxs Theory of History: A Defence. Elster, Jon 1985: Making Sense of Marx. - 1986: "Three Challenges to Class".John Roemer, Analytical Marxism. 28

ana Labowitz, Michael 1988: "Is 'Analytical Marxism' Marxism?" Roemer, john 1982: A General Theory Exploitation and Class. -Der. 1986: Analytical Marxism. - 1988: Free to Lose. Ware, Robert ve Neilsen, Kai, (der.) 1989: "Analyzing Marxism". Wood, Allen 1972: "The Marxian Critique of justice". - 1981: Kar! Marx. Anar~izm (lng. Anarchism, Fr. Anarchisme, Alm. Anarchismus) Siyasal otorite ilkesini reddeden ve böyle bir otorite olmaksiZm toplumsal düzenin mümkün ve arzulamr oldugunu savunan ögreti ve hareket. Merkezi olumsuzluk itisi, modern devleti olu~turan esas unsur!ardn: Smu kavramma e~­ lik eden bölgesellik; smulan ic;indeki bütün insanlar ve mülk üzerinde yetkili olmayt ic;eren egemenlik; hem ic;eriye hem dt~anya kar~1 egemenligi sürdürmeye c;al~an ba~hca fiziksel zor arac;lan tekeli; öteki bütün hukuk ve göreneklerden üstün oldugunu ileri süren pozitif hukuk sistemi; siyasal toplulugun en üst derecesi olarak ulus dü~üncesi. Anar~izmin olumlu itisi ise, "dogal toplum"un, yani bireylerin ve özgürce olu~mu~ gruplann meydana getirdigi kendi kendine düzenleyen toplumun savunulmastdtr. Anar~izm liberal dü~ünsel ilkelere -en belirgini devlet ve toplum arasmdaki aynma- dayanmakla birlikte, ögretinin her kahba giren degi~­ ken karakteri, anar~ist dü~ünce ic;inde yer alan farkh okuliarm ac;tkc;a ayut edilmesini güc;l~tir­ mektedir. Fakat bireysel anar~izm ile sosyalist anar~izm arasmda önemli bir aynm c;izilebilir. Birincisi bireysel özgürlügü, bireyin egemenligini, özel mülkiyet veya sahipligin önemini ve bütün tekellerin adaletsizligini vurgular. Bu ~mya vardmlm1~ bir liberalizm olarak görülebilir. "Anarko-kapitalizm" bu okulun c;agda~ bir c;e~itlemesidir (bkz. Pennock ve Chapman 1978, 12-14. bölümler). Sosyalist anar~izm ise bireysel anar~izmin tersine, toplumsal ~itsizligin b~hca kaynag1 olarak devletin yams1ra özel mülkiyeti de reddeder. Herkesin maksimum bireysel özgürlügünün zorunlu bir ko~ulu olarak toplumsal e~itligi görüp bunda tsrar etmesi nedeniyle, bu ak1mm ideali "topluluk ic;inde bi-

reysellik" olarak nitelenebilir. Bu liberalizm ile suikast ve burjuvazi üzerirrde terör eylemlerini sosyalizmin kayna~masm1, özgürlükc;ü (liberberrimsedi. Hareketirr sonunda bastmlmas1, ter) sosyalizmi temsil eder. ba~ka anar~istleri SENDIKALIZM ile ili~kili bir Anar~izmin ilk sistematik ac;Iklamasl, baZI altematif strateji geli~tirmeye yöneltti. Dü~ün­ dü~ünceleri Owenc1 kooperatif sosyalistlerini celeri, proletaryarrm burjuvaziye kar~1 mücadeetkilemi~ olabilecek William Godwin (1756lesinde devrimci arac;lar haline getirmek ve ko1836) tarafmdan yapllmt~tlr. Bununla birlikte, münlerden daha ziyade serrdikalan sosyalist bir daha geni~ bir sosyalist hareketin sürekli c;an~sa düzenin temel birimleri yapmakt1. Devrimirr, i~­ da tamamlaytcl bir parc;as1 olarak klasik anarc;ilerin üretim, dagmm ve degi~im arac;lanm ele ~izm astl olarak PROUDHON'un yardimla~maCI gec;irip devleti kaldtracak Gerrel Grev bic;imini ve federalist dü~üncelerinderr esirrlerrmi~tir. alacag1 öngörülmekteydi. Anar~izm, i~c;i ve sosProudhon esas olarak kooperatifc;i bir sosyalizm yalist hareketleri üzerindeki en büyük etkisini yakl~tmm1 benimsedi. Fakat sermaye iktidan 1895-1920 döneminde sendikalizm araCihgtyla ile devlet iktidanrrm e~anlamh oldugurru ve gösterdi. Bu etki lspanya'da daha uzurr süre deproletaryamn devlet iktidanm kullarrarak kenvam etti. lsparrya lc; Sava~1 (1936-39) suasmda, dini kurtaramayacagmt 1srarla savundu. BAKUarrarkoserrdikalistler kendi devrim görü~lerini NIN tarafmdan bu son dü~üncelerin etkin bir gerc;ekle~tirmeyi derrediler. Serrdikalizmin c;öpropagandas1 yaptldt. Onun önderliginde anarkü~ünden itibarerr anar~istlerirr sosyalist hare~izm, 1860'lann sonunda Marksist sosyalizme ketler üzerinde c;ok smuh bir etkisi olmu~tur. uluslararast düzeyde en ciddi rakip haline geldi. Fakat 1960'lanrr Yerri Sol hareketlerirrde anarFakat Proudhon'dan farkh olarak, Bakunin kol~ist dü~ürrce ve egilimler (her zarnarr anar~izm lektivizmin bir bic;imine yönelerek kapitalist ve olarak kabul edilmeseler de) kayda deger bir toprak mülkiyetirrirr devrimci ve ~iddet yoluyla canlanma gösterdi. Günümüzde ise, Htristiyarr kamula~tmlmasmt savundu. Bakunin'in ardth anar~izm gelerregine ba~vuran, ama M.K.GandPeter Kropotkirr (1842-1921) toplumsal evrimhi'nirr (1869-1948) popüler hale getirdigi ~idde­ de bir etken olarak kar~1hkh yardtmm önemini te dayarrmayan dogrudarr eylem tekrriklerirrden vurgulad1. Anar~ist komünizm teorisini geli~ti­ daha fazla esirrlerren anarkopasifizm, Batt'daki rerr Kropotkin'di. Bu teoriye göre "her ~ey herban~ hareketleri ic;erisinde önemli bir egilimdir. kese aittir" ve dagmm yaln!Zca ihtiyaca göredir. Max Stimer (1805-56), Proudhon ve Baku"Devlet: tarihsel rolü" adh denemcsinde arrar~ist­ nin tarafmdan ifade edilerr bireysel ve sosyalist lerin bete noire'mm (kara hayvan'mm) derinleanar~izmler, Marx ve Engels'in gerri~ ele~tirileri­ mesine bir analizini gerc;ekle;;tirmi~tir. ni hak edecek kadar önemli say!lmt~lardt (bkz. Bakunin'in stratejisi ezilen smtflann -sanayi Thomas, 1980). Marx ve Engels gerrelde anari~c;ileri kadar köylülerin de- kendiligirrden ~izmi bir küc;ük burjuva fenomeni, Bakunin örayaklarrmalanm ve bu yaygm ayaklanmalann neginde smtf degi~tirm~ aydmlara ve LUMseyri ic;irrde devletin kaldmlarak, yerine böigePENPROLETARYA'ya özgü maceracthk ve devsei, ulusal ve uluslararas1 düzeyde federal olarak rimci läfazanhkla birle~err bir fenomen olarak birle~mi~ özerk komürrlerirr gec;irilecegini öngördüler. Sosyalist hareket ic;inde modas1 gec;görmekteydi. Bakunin'in "devletin cesur ve mi~ "sekter" bir egilim olarak, anar~izm gen~ ac;1ksözlü bir olumsuzlanmast" olarak selamlaölc;ekli kapitalizmirr ve burjuvazirrirr c;tkarlanm digl 1871 PARIS KOMÜNÜ bu anar~ist devrim koruyarr merkezi devletin geli~mesirre kar~1 kümodelirre yakla~ml~tl . Komürrün -Engels'e göre c;ük burjuvazirrirr protestosurru yarrsttmaktaydt. merkezile~tirme ve otorite yoklugurrun ve zorProtesto herharrgi bir gerc;ek devletirr degil, "solaytcl otoritesini yeterince serbest bic;imde kulyut bir Devletirr, dogrudarr dogruya devletirr, lanmamasmm sonucurrda- ezilmesini izleyerr hic;bir yerde varolmayarr bir Devletin" (The Allidörremde hem Marksizmin hem de reformizmin ance of Sodalist Democracy and the International devlet sosyalizmine egilim gösteren c;~itleri geWarking Mens Association, 1873, s.Il) reddi bic;ili~ti. Baz1 anar~istler o zaman halk ayaklanmalamirri aldt. Daha da örremlisi, arrar~izm i~c;i smtnm te~vik etmeyi amac;layan "eylem yoluyla fmm kurtulu~ mücadelesinde temel olarr ~eyi, propaganda" taktigini, yani politik örrderlere siyasal iktidanrr fethirre -derhal ytkllmasma de29


,..i'

ana gil- önderlik eden bag1ms1Z bir i~~i s1mh partisiyle yürütülecek politik eylemi reddetti. Engels'in a~1klad1g1 gibi: "Komünistler i~in devletin kaldmlmas1, sadece s1mflann kaydmlmaslnm zorunlu bir sonucu olarak anlamhdu. Slmflarm kaybolmas1yla bir s1mfm öteki s1mflan basnrmak amac1yla örgütlenmi~ iktidara olan ihtiyaCl da otomatik olarak kaybolacaknr" (Marx, Engels, Lenin, 1972, s.27). Bu tür ele~tirilerle y1kllmayan anar~izm Marksist teorinin, özellikle de Marksist pratigin ele~tirisinin önemli bir kaynag1 olmaya devam etmektedir. Marksistler ve anar~ist komünistlerin nihai hedef (s1mfs1Z, devletsiz bir toplum) konusunda anla~t1klan, fakat bu sona ula~nra­ cak ara~ konusunda farkhla~nklan ~eklindeki, genelde kabul gören anla~ yetersiz görünmektedir. Daha derinlemesine bak1ld1gmda, anla~­ mazhk devletin dogas1, toplum ve sermaye ile ili~kisi ve bir yabancll~ma bit;:imi olarak politikamn nasll a~1labilecegi konusundad1r. GNO/lC Okuma Metinleri Apter, David ve Joll, James (der.) 1971: Anarchism Today. Corder, Alan B. 1988: Marx: A Radical Critique. Guerin, Daniel1970: Anarchism. Kropotkin, P.A. 1970: Selected Writings on Anarchism and Revolution. Marx, Engels, Lenin 1972: Anarchism and Anarcho-Syndicalism. Pennock, J.R. ve Chapman, J.W. (der.) 1978: Anarchism. Thomas, Paul 1980: Kar! Marx and the Anarchists. Woodcock, George 1963: Anarchism.

Annales (Y1Ihklar) Okulu (lng. Annales School, Fr. Ecole des Annales, Alm. Annales Schule). Bir Marksist dü~ünce sözlügü'nde Annales okulu ni~in yer almah? Bu okulun büyük isimlerinden (Lucien Febvre, Mare Bloch, Fernand Braudel) hi~biri kendisini Marksist saymaml~­ nr. Bir~ok Marksist de Annales okulunu antiMarksist diye karalam1~t1r. Yine de, böyle bir sözlükte bu maddenin bulunmas1 uygun görünüyor. <::ünkü Marx'm evinin bir~ok odas1 oldugu gibi, Annales geleneginin de bir~ok odas1 30

ano vardu ve aralannda önemli i~i~e ge~i~ ve ~akl~­ ma noktalan bulunmaktadu. Marksist dü~ünü~ 1840'lara degin izlenebildigi gibi, Annales gelenegi de 1900 dolaylanndaki Henri Beer ve onun Revue de synthese historique dergisirre kadar geri götürülebilir. Bir kere o zamanlar, Marksist dü~ünce akademik dünyaya hemen hemen hi~bir bi~imde girememi~ti; tek ge~erlilik alam, kendisine Marksist diyen hareket, daha dogrusu hareketlerdi. Annales okuluysa, tersine, her ~eyden ~ok akademik dünyada ve elbette özellikle Fransa'da yükselen bir fikir at1hm1yd1. Bu iki ak1m kesi~mediler; aralanndan birine bagh olan ka~ ki~inin ötekini okudugu ya da tamd1g1 ise meraka deger. Yine de belirli kilit sorunlar kar~1smda birbirine paralel yollar izlediler. Her ikisi de ~u görü~ü payla~1yorlard1: Siyasal gü~lerin gözle görünen hareketlerinin gerisinde, daha derin, uzunerimli ekonomik ve toplumsal gü~ler vard1r ve bunlann ~özümlenmeye elveri~li olan i~leyi~ bi~imlerinin ara~tmlmas1, akllc1 eylemde bulunmak i~in zorunludur. Her ikisi de bütüncül (holistic) bir bilgi kuramma baghydllar; hem ampirist, idiografik bir bilgi yakla~1mma, hem de tarih-üstü evrenselle~tirici bir kural-koyma ama~­ h (nomothetic) yakl~1ma kar~1ydllar. Bu anlamda, ikisi de bir "orta yol"u savunuyorlard1. Ve her ikisi de bir anlamda, ~agda~ dünyanm fikri yerle~ik-yap1s1 kar~1smda isyanc1 olduklanm hissediyorlard1. ll. Dünya Sava~1'na kadar, bunlar geceleyin birbirinin yanmdan ge~en gemiler gibi seyrederlerken, sava~m hemen ertesinde, ilk kez dogrudan dogruya kar~lt ak1mlara dönü~tüler ve paradokslu bir bi~imde birbirlerine yakla~maya itildiler. Herkesin taraf se~mek zorunda kald1g1 Soguk Sava~'m ilk dönemlerinde, SSCB'de de Ban'da da komünist tarih~iler Annalesci tarihyazlmma a~1k~a saldlrd1lar. (Bu dogal olarak özellikle hem Annales okulunun hem de komünist partilerinin gü~lü oldugu Fransa ve ltalya i~in dogrudur. lngiliz komünist tarih~ilerinin farkh tepkileri i~in ise, Hobsbawn l978'e baklmz.) Öte yandan Annales tarih~ileri daha sakmgandllar. Fernand Braudel, Annales'in Marksizmi "kendisinden uzak görmedigi"ni söylemi~­ ti(1978). Frans1z aydmlannm Soguk Sava~'m gerekliliklerine kapllmamak i~in direnmeleri nedeniyle, Annales dengeli bir görü~te 1srar edi-

yordu (bu karma~1k sürecin incelenmesi i~in, bkz. Wallerstein 1982). 1968'den sonra, Soguk Sava~'m daha az etkin oldugu dönemde, iki okul yeniden birbirinden uzakla~1r gibi göründü. Bir yanda, Marksizm belirli bir dogmatik yorumla daha az özde~le~ir olmu~tu. Bin ~e~it Marksizm ~agma girmi~tik ve bunlann bir~ogu Annales tarih~ilerinin yapnlanndan büyük öküde yararlamyorlard1. Öte yandan, Annales tarih~ilerinin bir~ogu "post-Marksist" bir tarz1 benimsemekteydiler. Bu da, iktisat tarihinden bir yüz ~evirmeyi ya da önemini azimsamayt ve zihniyetler ya da sunulu~ bi~im­ leri üzerinde yenilenen bir vurguyu getiriyordu (bu son egilim ise, antropoloji ve siyasal kültürle ilgilenenler arasmda sembolik alana benzer bir dönü~le eklemlenmekteydi). Ampirik bir anlamda, Marksistlerden bir~ogunun yazd1klan gitgide daha "dünya-~aph" olurken, Annales'in "ü~üncü ku~ag1" denilenlerden bir~oklannm yaz1lanysa gitgide daha "yerel"le~mekteydi. Entellektüel yeniden-dü~ünü~ün bugünkü h1Z1 göz önüne almusa, bu durum öykünün sonu olmayabilir. Eger, önümüzdeki onytllarda "Marksizm" ve "Annalesci tarih-yaz1m1" tanmabilir dü~ünce ak1mlan olmaya devam ederlerse, ge~mi~lerine bakarak, bunlann izleyecekleri yollann yeniden birbirlerine yakla~masm1 bekleyebiliriz. IW/MT Okuma Metinleri Braudel, Fernand 1978: "En guise de conclusion".

Hobsbawn, Eric 1978: "Comments". Wallerstein, l. 1982: "Fernand Braudel, Historian, homme de Ia conjuncture".

Anonim ~irket (lng. Joint-stock company, Fr. Societe anonyme, Alm. Aktiengesellschaft) Anonim ~irket, kabaca 19. yüzytlm ortasmdan ba~layarak geli~mi~, gittik~e artan öl~üde aile firmalannm yerini alm1~t1r. Günümüzde neredeyse bütün büyük ~aph firmalar, kamu kesiminin d1~mda, bu hukuki bi~ime sahiptir. Anonim ~irketin genelle~mesi, kapitalist üretim tarzmm iki temel egilimine uygun dü~er. Bir yanda büyük miktarda her para rezervi ("tasarruflar"), kendini para-sermayeye dönü~türme egilimini, yani toplurnsal olarak üretilmi~ top-

lam aruk degerin genel bölü~ümüne kanlma özlemini ta~1r. Anonim ~irketin ortaya ~~kl~mdan önce bunu yapmanm tek yolu bu tasarruflan (ba~ta bankalar) mali kurumlara yat1rma.kt1. Oysa bu tür mevduatlar, genellikle ancak olduk~a dü~ük, ortalama kann c;ok altmda, bir faiz haddi elde eder. Anonim ~irket sayesinde, kapitalist bir firmanm hisse senetlerini edinen herkes, sermayesi i<;in, özellikle bu sermayenin uzun dönemli deger art1~1 gözönünde tutuldugunda, bankaya yaurmaktan biraz daha yüksek bir getiri haddi umabilir. Öte yanda SERMAYENlN MERKEZ1LESMES1 VE YOCUNlASMASl'nm artmas1 yönündeki egilim, gittikc;e büyüyen sermaye miktarlanna tasarruf eden, gittikc;e geni~leyen firmalarm su yüzüne <;1k1~m1 ic;erir. Bu nedenle bunlar, kuruculannmkini a~an bir sermaye edinme ihtiyac1 duyar. Anonim ~irketin ortaya pkl~1yla, bag1mSIZ i~lerini yitiren ve belirli bir miktarda parasal tasarruf sahibi olan sermayeciler, "edilgin" bir bic;imde olsa da, cari kapitalist i~ hayatma katllmaya devam edebilirler. Büyükc;e firmalann hisse senetlerini edinmi~ler­ se gelirleri (belirli bir anlamda da iktisadi kaderleri), o firmalann ba~an ya da ba~ans1zhgma bagh kalmaya devam eder. Ne var ki para-sermaye sahibi, belli bir ~irke­ tin hisse senetlerini sann almakla, sermayenin merkezile~mesi sürecinin kurbam haline gelir. Para-sermayesini ~irketi fiilen yönetenlere ( c;e~itli kapitalist ülkelerin, ünvan ve i~levlerde birc;ok farkhhg1 olanakh kllan kural ve göreneklerirre göre, müdürler, yönetim kurullan vb.) terk etmekle, o para-sermayeye serbestc;e tasarruf etme hakklm yitirmi~ olur. Nitekim birc;ok ülkenin hukuku, hatta düpedüz ticaret yasas1 ya da iflas yasas1, hissedarm, ~irketin varhklannm, kendisinin o ~irketc;e ihrac; edilmi~ toplam hisse senetleri ic;indeki paytyla orannh bir parc;as1 üzerinde hak sahibi olamayacagm1 hükme baglaml~tlr. Hisse senetleri sahipligi, sahibirre yaln!Zca cari gelirin orantll1 bir parc;asm1 dag1t!l·nz~ karlar (temettü) bic;iminde alma hakkm1 verir. Sirketi fiilen yönetenler, genellikle, giri~im kannm ve (hisse senetlerine, tahvillere ve banka kredisi türünden öteki borc;lara ödenen) faizin toplam1 olarak görebilecegimiz toplam kann ne yap1p yap1p daha büyük bir bölümünü ele ge<;irirler. Kurul toplannlanna kauld1klan i<;in ("hakk-1 huzur", Frans!Zca ve Almancada tanti31


ano

ano

emes denilen) özel ödenekler alabilirler. Kendi oylanyla kendilerine yüksek müdür ya da yönetici maa~lan, emekli ayhklan, gider hesabt indirimleri, bedava hizmetler (arabalar, malikäneler, yatlar, tatiller, hastane faturalan vb.) saglayabilirler. Bu daha yüksek pay, özellikle hisse senetlerinin ilk ihraCl strasmda önem kazamr; Hilferding (1910), bu aynrnsal giri~im kazancma kurucu kan admt vermi~tir. Anonim ~irketin genelle~mesiyle birlikte sermayenin artan oranda ikilenmesi olayt ortaya <;Ikar. Bir yandan "reel" bir fiziksel sermaye vardu: binalar, makineler ve öteki te<;hizat, hammadde stoklan, meta stoklan, bankalara yatmhp cari ücret ödemelerinde kullamlan para vb. Öbür yanda kirahk kasalara yatmlmt~ ya da özel kasalarda saklanmt~, zaman zaman menkul degerler piyasasmda gözüken hisse senetleri ve tahviller vardtr. Marx, bu ikinci sermaye bi<;imine hayali sermaye admt verir: <;:ünkü bu sermaye "ikilenme"sinin reel varhklann toplam degerinde ya da halen üretilmekte olan toplam degerde veya halen üretilmekte ve (yeniden) bölü~ülmekte olan toplam artlk degerde herhangi bir artl~a tekabül etmedigi a<;tkttr. Bu hayali: sermayenin degeri, uzun dönemli bir temel üzerinde "reel varhklar"m degeri <;evresinde sahmrsa da zaman zaman bu degerden belirgin bi<;imde farkhla~abilir; böylece, reel varhklann degerinin önemli öl<;üde altma dü~tügünde örnegin ele ge~irme teklijlerini (fiyatlanm) spekülatörler a<;tsmdan kärh duruma getirebilir. Daha genel olarak, anonim ~irketin geni~lemesi ve menkul degerler piyasasznzn ortaya <;tkt~t, ba~langwta yalmz devlet bon;lan ve 17. yüzyllda Ban Avrupa'da ba~ gösteren <;e~itli Dogu Hindistau kumpanyalan gibi birka<; özel maceraCl firmamn ya da 18. yüzytl Fransa'smda Law'un spekülatif sergüze~tlerinin üstünde yapllan spekülasyona büyük bir htz katar. Menkul degerler piyasasmdaki spekülasyon, sznai ~evrimin ini~ pkt~lanm belirlemez. Belli bir hisse senedinin, belli bir anda, menkul degerler borsasmdaki fiyatlan, firmanm umulan kazan<;lanna (daha dogrusu dagmlan kazan<;lara, yani temettülere) ve cari faiz haddine baghdtr. Ancak bu bekleyi~ler hi<;bir zaman kesin olmadtgt, ilerd~ki geli~meler bunlan <;ok kez yanh~ <;tkardtgt i<;in her <;e~itten etkenler (firmanm ticari durumuyla ilgili söylentiler, firmanm ~inin esas bö32

lümünün i<;inde yürütüldügü belli bir sanayi dalmm, belli bir ülkenin, hatta daha geni~ bir cografi alanm ticari durumuyla ilgili bilgiler, firma~m ileri gelen müdürlerinin ki~isel mali durumlan, hatta saghklanyla ilgili söylentiler vb.), belli bir hisse senedinin menkul degerler piyasasmdaki stralamasmt hemen etkileyebilir. Asllstz söylentilere degil de ger<;ek bilgilere sahip i<;erideki ("insider")ler, ellerinde bir sürü para (ya da banka kredisi) bulunduran büyük <;aph spekülatörler, ahp satma ya da satlp alma yoluyla tath kärlar elde etmek amactyla bu sualamalan etkilemeye <;ah~abilirler. A<;tkttr ki, bütün bu spekülasyonlar, bir bütün olarak burjuva stmft arasmda bölü~ülmek üzere elde bulunan toplam arnk deger miktanm asla dogrudan dogruya artlrmaz. Ama <;e~itli sermayeci gruplan arasmda bölü~ül­ me bi<;imini önemli öl<;üde degi~tirebilecegi gibi, hi<; degilse ktsa dönemde, efektif (üretken) sermaye birikim haddini bile etkileyebilirler. Örnegin bir firma "reel varhklar"mt gen~letmek ister, bunlan satm almak i<;in ek nakit ihtiyact duyar, bu geni~lemeyi finanse etmek i<;in yeni hisse senetleri ihra<; etmeye <;itlt~tr, ancak bu ihra<; <;ökkün bir hisse senetleri piyasasma toslarsa söz konusu hisse senetleri ihract ba~anstzhkla sonu<;lanabilir, "reel varhk" geni~lemesi ger<;ekle~­ mez, dolaytstyla geni~leyen maddi üretim ve geni~leyen deger üretimi süreci sekteye ugrayabilir ya da gerileyebilir. Anonim ~irketlerin kuruculan ya da "i<;eriden bilgi"ye dayanan spekülatörler tarafmdan <;evrilen dolaplann baztst düpedüz soygunculuga yakla~tr. <;:ok saytda sermayecinin kendi i<;lerinden kü<;ük bir grup<;a soyulmast demek oldugundan burjuva toplumu, bu soyguna büyüklü kü<;üklü sermayecilerin ~<;ileri ya da kü<;ük burjuvaziyi soyduklan, sistemin temelinde yatan <;e~itli süre<;lerden daha ciddi gözle bakar. 0 yüzden genellikle bu tür ciddi yolsuzluk olaylanndan sonra kapitalist ülkeler, en vahim rezaletleri zorla~tumak i<;in, gerek anonim ~ir­ ketlerin, gerekse menkul degerler borsasmm i~­ lemlerini daha stkt denetleyecek yasalar ge<;irir. Gene de bir<;ok kapitalist ülkede, "halk"m borsa spekülatörlerince yolunmast yaygmhgmt sürdüren bir olaydtr. Son elli yll boyunca anonim ~irketin genelle~mesi, büyük kapitalist firmalann müdürler, yönetim kurullan vb. eliyle yönetilmesi, <;agd~

kapitalizmin yeniden yorumlanmasma yol a<;Buna göre mülkiyet sahiplerince yönetilen "eski kapitalizm"in tersine <;agda~ kapitalizm, müdürler, yönetim kurullan vb. tarafmdan yönetilmekteydi. Berle ve Means (1933) ,James Burnham (1943) ve Galbraith'in (1967) yapttlan bu yorumun ba~hca i~aret ta~landtr. Bu yeni yorumlarda bir dogruluk payt bulundugu a<;tktu. Kapital liTte Marx'm kendisi, bu yazarlardan onytllarca önce, bi<;imsel ("<;tplak") sermaye mülkiyeti ile sermayeye eylemli olarak tasarruf etme kapasitesi arasmdaki kopuklugun büyümesine, "edilgin" sermayeciler ile "i~lev gören" sermayeciler (fungierende Kapitalisten), yani firmalan fiilen yönetip i~leten giri~imciler arasmdaki bu farka dikkati <;ekmi~ti. Ba~h ba~t­ na sermayenin aynlmaz bir par<;ast olan bu aynmt anonim ~irketin genelle~mesinin büyük öl<;üde arnrmt~ oldugu ku~kusuzdur. 0 halde ger<;ek anl~mazhk, ba~ka bir konuya, "yöneticiler"in, <;tkarlan sermayenin hukuki sahipler;.ninkilerden ayn ve farkh, yeni bir toplumsal stmf mt olu~turduklanna, yoksa bunlar arasmda ne gibi bir <;tkar ve davram~ farkhhgt olursa olsun bunun aym toplumsal smifzn, burjuvazinin, i~erisindeki i~levsel bir Jarklrlrk mt olduguna ili~kindir. Bu sorunlara iki düzeyde cevap verilebilir. Genel toplumsal <;tkar düzeyinde yöneticiler ile hissedarlann, ister büyük ister kü<;ük olsunlar, bir ve ortak <;tkanmn i~<;ilerden artlk degerin azamisini stzdtrmak, kärlan ve "kendi" firmalannm sermaye birikimini azamile~tirmek oldugu, a<;tk olsa gerektir. Bu, rekabetin tun<; yasasmm, yani kelimenin (Marx'm "<;ok saytda sermaye" dedigi) salt hukuki degil, iktisadi anlamtyla özel mülkiyetin varhgmm otomatik bir sonucudur. Ancak bütün dünyada tek bir firmadan fazlast kalmasayd1, bu kural anlammt yitirirdi. Böyle bir ~ey söz konusu olmadtgt sürece, kendilerine üst kademe yöneticileri denilenler ile genel olarak büyük sermayeciler arasmda temel bir iktisadi davram~ farkhhgt aytrt edilemez. Ne de olsa kä~ nn ve sermaye büyümesinin (sermaye birikiminin) azamile~tirilmesi b~mdan beri kapitalizmin ve kapitalist smtfm temel bir karakteristigidir, yöneticilerin miza<; tepkisi degil. Ki~isel toplurnsal <;tkarlar düzeyinde üst kademe yöneticileri kesinlikle mülkiyetsiz degillerdir. Gelirlerinin alabildigine yüksek olu~u ve özel ayncahkmt~tlr.

lardan (i<;erlden bilgi, hisse senedi alma haklan vb.) yararlanabilmeleri, onlara büyük ~apta özel sermaye biriktirme olanagmt da verir. Yönettikleri toplam sermayenin ku~kusuz <;ok kü<;ük bir bölümüdür bu. Ama mutlak rakamlar olarak önemlidir, hatta <;ok büyük boyutlara ula~abilir ve onlan dogruca öteki özel sermaye sahipleriyle aym toplumsal smtfm i<;ine yerle~tirir; hepsinin temel <;tkan, kapitalist smtfm tümü adma, aruk degerin stzdmlmasmm ve genel olarak özel mülkiyetin savunulmasmda birle~ir. Nihayet, üst düzey yöneticilerinin artan gücü sonunda büyük ~irketlerin <;ogunlugunu fiilen denetleyen kilit mali: gruplann ("tekelciler") ipin ucunu ka<;trdtgt varsaytmt, en hafif deyimle, ku~kuludur. Denetim teknikleri farkhla~mt~ ya da degi~mi~ olabilir. Kimi mali gruplarm gücü azahrken ba~kalannmki artmt~ olabilir (örnegin ABD' de Rockefelledar kar~tsmda Morganlar). Htzh kapitalist geni~leme dönemlerinde üst düzeyde kimi "yeni" baronlar dogmu~ olabilir (örnegin ABD'de ll. Dünya Sava~t'ndan sonra Teksas petrol <;tkarlan). Ama mülkiyetsiz yöneticilerin milyar dolarhk ~irketleri milyarder hissedadann <;tkarlanna aykm olarak yönettik·lerinin kamtlanna pek rastlanmt~ degildir. Öyleyse, bu tartl~maya katilanlann üzerinde tsrarh olduklan degi~meden geriye kalan, kapitalist stmf i(inde esas <;tkarlan cari kärlann temettü bi<;iminde dagltllmasmda yatanlar ile kann büyük bölümünün büyüme i<;in ~irket i<;inde kalmasmt isteyenler arasmda ger<;ek bir <;tkar bölünmesi oldugudur. Ama bu, iki degi~ik toplumsal smtf arasmda degil, rantiyeler ile eylemli sermayeciler (giri~imciler) arasmdaki bir <;tkar aynhgtdtr. Ne de olsa cari ki~isel geliriniz zaten <;ok yüksekse, gelirinizi olabildigince arttrmaya fazla can atmazstmz. <;:ünkü bu, olsa olsa vergi yükümlülügünüzü artmr, geliriniz de harcamr gider. Rantiyeler harcar, yöneticiler cari i~lemle­ ri yönetir, büyük tekelciler ise, birikim konusundaki kilit mali kararlan (firmanm geni~letil­ mesi, ürün farkhla~tlrmast, birle~meler vb.) ahrlar. Bunlann <;ogu kez sermayenin "yalntzca" yüzde 5 ya da lO'una (10, 20, 30 milyann yüzde 5 ya da lO'una yani) sahip olmalan, kapitalist stmf i<;indeki bu i~levsel i~bölümünün kesinlikle tersini kamtlamaz. Anonim ~irketlerin -genel hissedadar toplanttlanna kar~m- <;ok saytda sermayeciyi, ger<;ekten <;ok büyük ve <;ok 33


ant

ano zengin olan birkac; sermayeci yaranna, sermayelerine serbestc;e tasarruf etme kapasitesinden yoksun b1rakmanm bir aracmdan b~ka bir ~ey olmad1gmi gösterir yalmzca. (Bkz. BURJUVAZl; FlNANS KAPITAL) . EMINS Okuma Metinleri Berle, A. A. ve Means, G. C. 1933: The Modem Corporation and Private Property .

Burnham, James 1943: TheManagerial Revolution.

Galbraith, J. K. 1967: The New Industrial State. Hilferding, Rudolf 1910 (1981): Finance Capital. Mandel, E. 1975: Late Capitalism. Scott, John 1979: Corporations, Classes and Capitalism.

Antik Toplum (T. Eskil toplum, Ing. Ancient society, Fr. Societe antique, Alm. Antike Gesellschaft) Tarihin dönemlere aynlmasmm ve birbirini izleyen dönemlerin ac;Iklanmasmm genel tarihsel geli~im teorisinin bir parc;as1 oldugu gerekc;esiyle, Marksizm tarihin geleneksel dönemle~­ tirilmesine bütünüyle yeni bir boyut getirmi~tir (Bkz. GELlSME EVRELERl). Marksistlerin antik dünya'dan c;ok antik toplum'dan söz etmeyi yeglemeleri, bu nedenle hic; de önemsiz olmayan bir sözel simgedir. Bunun klasik ifadesi, Marx'm Ekonomi Politigin Elqtirisi'ne önsözünde (1859) görünmektedir: "lnsanlar sürdürmekte olduklan toplumsal üretimde kac;m!lmaz ve kendi iradelerinden bagimSIZ belli ili~kilere girerler. Bu üretim ili~kileri, onlann maddi üretim güc;lerinin belli bir geli~im a~amasma uygun dü~erler ... Geli~iminin belli bir a~amasmda maddi üretim güc;leri, o zamana kadar ic;inde i~ledikleri mevcut üretim ili~kileriyle ya da -aym ~eyin hukuki bir ifadesinden ba~ka bir ~ey olmayan- mülkiyet ili~kileriyle c;an~maya ba~larlar... 0 zaman toplumsal devrim dönemi gelir.. . Geni~ hatlanyla, toplumun ekonomik formasyonunun ilerlemesindeki birc;ok c;aga kar~Ihk olarak Asyatik, antik, feodal ve modern burjuva üretim tarzlanm gösterebiliriz."

34

Marx'm tarihsel c;aglar listesi "en sad1k izleyicilerince tekrar tekrar gözden gec;irilmi~" (Hobsbawm, 1964, s.19) olabilir, fakat bir yüzyildir basitle~tirilmi~, "bayag1" bir versiyonu gerc;ekte hemen hemen kutsal bir yasa haline gelmi~tir. Asyatik toplum kayboldu; yerini simföncesi bir lLKEL KOMÜNlZM c;ag1 ald1. "llerleme" sözcügü tekyönlü bir c;izgisel evrime, c;agJarm kronolojik olarak birbirtni izlemesine anfta bulunuyor say!ld1. "Toplumsal devrim", bir sistemin eski sistem ic;erisindeki sömürülen bir s1mf tarafmdan devrilmesi olarak harfi harfine anla~Ild1. Ele~tiri ve onun devam1 Kapital'in yazim hazirhgmda 1857-58 yillan boyunca doldurdugu bir )'lgm defterde, gerek basit dogmayi, gerekse onun daha sonraki birc;ok yorumcu ve ac;Imla)'ICISim tedirgin edecek bic;imde dönemle~tirmesinin merkezi noktalanm zayiflatmi~ti. Grundrisse der Kritik der politischen Ökonomie (Ekonomi Politik Elqtirisinin Temelleri) ba~hgm1 ta~Iyan

bu yap1t, Marx'm kendisinin belirttigi gibi ya)'lmlanmak ic;in degil, bir c;e~it yüksek sesle dü~ünmek ic;in kaleme almmi~ti. Sonunda Moskova'da yayimlandi (1939-41) , ama 1952 ve 1953'de Berlin'de ya)'lmlanmcaya kadar neredeyse hic; farkma vanlmad1. Burada Martin Nicolaus tarafmdan yap1lan mükemmel lngilizce c;eviriye (1973) ba~vurulmakla birlikte, Marx'm "Kapitalist Üretimi Önceleyen Bic;imler" ba~hgm1 koydugunu ve dogrudan antik toplumla ilgili bir bölümün (s.471-514) 1964'ten beri lngilizce ayn bir kitap olarak bas1m1 da mevcuttur. Grundrisse'nin bu bölümünden -her ne kadar yüksek bir soyutlama düzeyinde ve c;ogu kez eliptik bic;imde yaz!lm1~ olsa da- ögrenmekteyiz ki, Marx Germanik, antik ve Slavonik mülkiyet ve üretim bic;imlerini ilkel komünizmden c;Iki~ta Asyatik bic;imin alternatifleri olarak nitelemi~tir; hem kölecilik hem de serflik "toplulukta bulunan mülkiyetin ve topluluk ic;indeki emegin zorunlu ve mannksal bir sonucu olmakla birlikte, temel degil, her zaman ikincil ve türev" (s.496) olmu~tur. Buradan, c;e~itli bic;imlerin tekc;izgili bir evrim ic;inde tarihsel olarak birbirini izlememi~ ve özellikle de Asyatik toplumun kendi y1k1mmm tohumlanm kendi ic;erisinde yaratmami~ oldugu sonucu <;:1kar. 1859'dan so:1ra Marx ve Engels'in (ve onlarm dogrudan ard1llannm) daha sonra yasa haline

geien daha basit tekc;izgili bir evrtme yolu ac;arak Grundrisse'nin daha karma~Ik ~emasm1 terketmi~ görünmelerinin nedenini ac;Iklamak, bu k1sa denemenin alam d~mda kalmaktad1r. Bununla birlikte ~u kadanm belirtebiliriz ki, onlann kapitalizm-öncesi formasyonlara ilgisi, tarthsel geli~im teortsiyle ilgili ugra~lanna bagh idi ve her ~eyin önüne gec;en ugra~lannm, kapitalist toplumun analizi ve anla~Ilmasmm gerektirdigi yogun ara~tumay1 ya da inceltilmi~ aynmlan gerektirmiyordu. Hobsbawm'm (1964) belirttigi gibi, Marx'm kendisi "kapitalizmin önko~ullanm ac;Iklayacak kadannm d1~mda kapitalizm-öncesi sistemlerin ic; dinamigini", "köleci ekonominin gerc;ek ekonomik c;eli~kilerini", "antikitede serflikten c;ok, neden köleciligin geli~tigini" ya da antik tarzm yerine feodalizmin nic;in ve nas!l gec;tigini tarn~mad1. Daha yakm zamanlardaki büyük teorisyenler, örnegin Lenin, Gramsei ya da Althusser de, aym nedenlerle tarn~mad!lar. Enerjilerini ya c;agda~ dünya ve politikas1 ya da en genel, soyut bic;imleri ic;inde teori, felsefe (ya da Lukacs örneginde oldugu gibi ikisi birlikte) ald1. Son )'lllarda Hindess ve Hirst (1975) gibi bir-iki istisna ;se, yetersiz antik toplum bilgisiyle iflas etti. Sonunda Marksist literatürdeki bu ac;Igi kapatmak, kendi yöntemlerini kendileri bulmalan gereken Marksist antikite tarihc;ilerine kald1. Yazann analizinden ayn olarak, Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in konuya ili~kin dü~üncelerini ögrenmek ic;in, en güvenilir k1lavuz olmaya devam eden Welskopf'un (1957) Grundrisse sonras1 ilk kapsamh ara~nrmasmdan daha geriye gitmek gerekmez. Sorunlann büyüklügü ve karm~Ikh­ gi abarulamaz. Antikite (Yunan-Roma) dünyasi Roma lmparatorlugu altmda politik bir birlik haline geldi. lS 2. yüz)'ll b~lannda muhtemden 60.000.000 nüfusun bannd1g1 1.750.000 milkarelik arazisiyle en geni~ smulanna ula~ngmda, bu imparatorluk, Bat1 Asya')'l, MISlr'dan Fas'a kadar bütün Kuzey Afrika')'! ve kuzey bölgeleri d1~mda Avrupa'mn (lngiltere dahil) büyük bölümünü kaps1yordu. Bu muazzam büyüklükteki arazinin s1mr bölgelertndeki marjinal alanlan d1~ta tutarsak, merkezin kesin denetimi ya da vergiler, harac;lar ve (sav~ ve fetih dönemleri sirasmda) yagma yoluyla sistematik sömürü tartl~ma götürmez bir olgudur. Fakat, öte yandan da imparatorluk, onbinlerce ltalyan'm eyaletlere

göc; etmesine; merkezi Roma yönetimine hizmet eden ve Roma yurtta~hgm1, hatta senatörlük ünvamm bile kazanan yerel sec;kinlerin ortaya c;Ikmasma; özellikle kuzey s1mrlannda ve Ban Avrupa'da daha önceden hic; tammad1klan YunanRoma stilinde kentler kurulmasma ya da alabildigine uzak mesafelerden yap!lan geni~ mal aktanmma kar~m kendi aralanndaki temel farkhhklan koruyan heterojen toplumlann bir mozaiki idi. Bir b~ka deyi~le, modern emperyalizmde oldugu gibi, imparatorluk c;apmda bir bagimhhk sistemine dogru bir hareket yoktu. Böyle bir geli~me ne olanakh ne de gerekliydi. Romah yönetici s1mfm eyaletleri sömürme tarzi, fethedip birle~tirdikleri bölgeler ic;erisindeki toplumsal üretim ili~kileri veya mülkiyet rejimine temelden bir müdahaleyi ya da dönü~türmeyi gerektirmiyordu. Bu nedenle ister aym isterse farkh tarzlar olarak dü~ünülsünler, bir antik veya bir köleci üretim tarzm1 tammlama c;abalannm görünü~te ba~a c;Ikilmaz güc;lüklerle kar~Ila~m1~ olmasi ~a~ut!CI degildir. Vurguyu ÜRETlM TARZI'ndan, "ic;lerinden birinin egemenligi altmda örgütlenen üretim tarzlannm somut bir bile~imi" (Anderson, 1974, s.22) olarak tammlanan TOPLUMSAL FORMASYON'a kayd1rmak önemli bir ileri ad1m olmu~tur. Bu vurgu degi~ikligi, yine Anderson'dan almt! yaparsak, "verili bir tarihsel ve toplumsal bütün ic;erisindeki olas1 üretim tarzlannm c;oklugu ve heterojenligi" gerc;egini kaydetmek bak1mmdan gerekliydi. Bu, Romahlar ltalyasi'nda özellikle toprak köleliginin önceden görülmemi~ bir büyüklük ve önem kazand1g1 yüz)'lllarda topraga sahip özgür bir KÖYLÜLÜK'ün say1ca önemli olmaya devam etmi~ olmasmm c;Ikardigi güc;lügü ortadan kaldmr. Fakat antik dünyanm ba~ka dönemlert ve yerleriyle ilgili yine de ciddi sorunlar bulunmaktadir. Ömegin lÖ 5. ve 4. yüzy1l Klasik Yunanistan'I yaln!Zca kültürel bak1mdan bir "bütl\n" olu~tu­ ruyordu. Atina gibi köleci üretim tarzmm egemen oldugu kent-devletlerin yams1ra, örnegin helotlanyla Sparta gibi ya da smudaki Teselya ve Aetolia veya Myrta ve Makedonya gibi "geri" büyük bölgelerde köleci üretim tarzmm ac;1kc;a egemen olmad1gi birc;ok (belki de c;ogunlugu olu~turan) kent-devletleri vard1. Öyleyse hangi aniamda Yunan'a bir toplumsal formasyon denebilir?

35


o

<mt

ant Büyük lskender'm Pers lmparatorlugu'nu fethinden sonra saldugan bir Yunan-Makedonyah yönetici stmf MlSlr'dan Baktria'ya kadar yeni fethedilen dogu bölgelerinde Yunan tarzt bir kent uygarhgt kurmakla birlikte, alttaki köylü nüfus eski Yunanh (veya Romah) anlamda ne özgür ne de ahmr-sattlu köleydi. Ve karakteristik politik yap1, kent devleti ·degil, mutlak monar~iydi. Marksist tarihc;:iler ~imdi geleneksel olarak Hellenistik diye bilinen bu dönemi ge<;mi~te önemsememi~lerdir. Fakat daha gec;:enlerde yaytmlanan büyük bir inceleme (Kreissing, 1982), Hellenistik dünyanm as!l Yunan parc;:ast antik tarza uygun dü~erken, bu dünyanm dogudaki en önemli bölgelerinin bir Asyatik toplumsal formasyon olarak smtflandmlmast gerektigini göstermi~tir. Yine bir kültürel "bütün"le, köleci üretim tarzmm sözcügün zaytf anlammda yani Romalt yönetici smtfm zenginligini (eyaletlerin sömürülmesinden ayn olarak) dogrudan dogruya ltalya ve Sicilya'daki köle emeginden c;:tkarmayt sürdürmesi anlammda egemen oldugu Roma lmparatorlugu ic;:inde bölgenin bütünü birle~tirilinceye kadar zaytf kalan bir kültürel "bütün"le ilgileniyoruz. Dahas1, imparatorlarm c;:ogunu lspanya, Galya, Kuzey Afrika veya Suriye'nin c;:tkardtgt 15 2. yüzy!l b~lanna dogru yönetici sm1f cografi olarak farkhla~ttkc;:a, bu stmfm köleci üretim tarZl sömürüsüne dayanmaSl da giderek dogru olmaktan <;tkmt~tu. Yamtlanmam1~ sorular, konsensüs yoklugunu ve Marksist tarih yaztmmm belirsizliklerini yansltmaktadtr. Muhtemddir ki, hi<; kimse toprakta özel mülkiyet ve belli bir ölc;:üde meta üretiminin antik toplumun kurulmasmm zorunlu ko~ulu oldugunda ya da kent-devletin (yurtta~­ lar toplulugunun) onun uygun politik bi<;imi oldugunda anla~amayacakur. Tartl~ma konusu olmaya devam eden en temel sorulann ötesinde, iki önemli soru var. Birincisi, (en iyi bu baglamda tarti~J!an) KÖLELlK'in dogas1 ve rolüdür. lkincisi, bin ytldan daha fazla süren antik toplum tarihinin (daha iyi anla~J!mas1 ic;:in KAPlTALlZMlN DÖNEMLENDlRlLMESl ile benzer bi<;imde) dönemlere aynlmas1d1r. Bütün gü<;lükleri alabildigine basite alarak bir kenara koyan a~m tekyönlü <;izgisel bir görü~, daha ge<;enlerde, temel Marksist kategorilerin Prokrustesvari eksantrik bir tammtyla uzun uzadtya savunuldu (de Ste Croix, 1981). Bir ba~ka a~m U<; 36

örnek, Marksistlerin antikite kategorisini •'da Gama c;:agmdan sonra Afrika" dt~mda artlk gec;:erliligi olmadtgt ic;:in tümüyle terketmeleri gerektigi karanyla kendini göstermektedir (Hindess ve Hirst, 1977, s.41). A~m uc;:lardan pek destek saglanamaz; gü<;lüklerden sakmmak, onlan c;:özmek degildir. Belki de en ciddi gü<;lük ic;:erisinde, yeni üretim ili~­ kilerinin dogdugu ve sonunda ba~at hale geldigi diyalektik sürecin ara~tmlmasmdan kaynaklamr. Bunahm sözcügü düzenli bic;:imde tekrarlanmaktadtr, ama onun özgül karakteristikleri ya da tarihi konusunda bile hic;:bir anla$ma yoktur. Güc;:lükler, Roma lmparatorlugu ve antik toplumdan feodalizme gec;:i~ (Bkz. FEODAL TOPLUM) konusunda c;:ok a~m hale gelmektedir. llkin, zaten görmü~ oldugumuz gibi, köleci üretim tarz1 o zaman sadece kendine özgü bir anlamda egemen olmu~tu. lkinci olarak, imparatorlugun bat! ve dogu parc;:alan farkh bic;:imde geli~ti: Sadece batlda feodalizm sonunda antik toplumsal formasyonun yerini ald1. Hi<; kimse artlk, antik toplumun devrimle ytk!ldtgt bic;:imindeki dogma dt~mda temeli olmayan bir görü~e inanmamaktadtr (Staerman ve Heinen, Heinen 1980 ic;:inde). Fakat ban-dogu bölünmesinin ac;:tklanmasl gerekir. Bu, tek bir politik sistem altmda biraraya getirilen Asyatik ve antik formasyonlar arasmdaki aynmda ve Germanik tarzm Ban lmparatorluguna giri~inde aranmahdtr (Anderson, 1974). Üc;:üncüsü Marksist, ve Marksist-olmayan tarihc;:ilerin muhtemden aln yüzytlhk bir "gec;:i~ dönemi" btrakarak feodalizmin eskiden dü~ünüldü­ günden c;:ok daha ge<; tarihli olmas1 gerektiginde büyük ölc;:üde anla~t!klanm gözönüne alarak, muhakkak ki "imperial-esclavagiste"den (Favory 1981~ daha iyi bir ~ey olan bir "gec;:-antik toplumsal ve ekonomik formasyon" (Giardina 1982) bulmam1z gerektigi önerisine ciddi önem verilmelidir. Antik toplumun dönemlere aynlmast sorusunun bütünü, antik toplum degerlendirmesinin kendisi ic;:in temel imalan olan, yamtlanmaml~ bir soru haiirre gelmi~tir. MI FliC Okuma Metinleri Anderson, P. 1974: Passages from Antiquity to Feudalism.

lstituto Gramsei 1978 i<;in der. Capogrossi, L. ve d., Analisi marxista e societä antiche.

de Ste. Croix, G.E.M. 1981: The Class Struggle in the Ancient Greek World.

Favory, E 1981: "Validite des concepts marxistes pour une theorie des societes de l'Antiquite: Le modele imperial romain". Giardina, A. 1981: "Lavoro e storia soci.ale: antagonismi e alleanze dall' ellenismo al tardoantico". Heinen, H., (der.), 1980: Die Geschichte des Altertums im Spiegel der sowjetischen Forschung. Hindess, B. ve Hirst, P.Q. 1975: Pre-Capitalist Modes of Production.

-1977: Mode ofProduction and Social Formation. An Auto-critique.

Hobsbawm, E. 1964: Introduction to Marx, PreCapitalist Economic Formations. Kreissig, H. 1982: Geschichte des Hellenismus. Welskopf, E. C. 1957: Die Produktionsverhältnisse im alten Orient und in der griechisch-römischen Antike.

Antropoloji (lng. Anthropology, Fr. ve Alm. Anthropologie) Marx ve Engels'in antropolujiye ilgisi, aslmda L. H. Morgan'm Eskil (Antik) Toplum'unun (1877) yaytmlanmastyla dogdu. 1879-1882 ylllannda Marx, Morgan'm yapHmm yamstra ilk toplumlar üzerine Maine, Lubbock, Kovalevsky ve ba~ka uzmanlann yapttlanndan hol miktarda notlar ald1 (bkz. Krader 1972; Harstick 1977). Engels'in Ailenin Kökeni, kendisinin önsözde belirttigi gibi, "bir anlamda bir vasiyetin yerine getirilmesi" yani Marx'm kendine ama<; edindigi, fakat yürütrr\.e olanag1 bulamad1g1 Morgan'm ara~nrmalanm materyalist tarih kavrayt~l l~tgm­ da degerlendirme görevinin yerine getirilmesiydi. Bu bak1~ ac;:tsmdan, Marx ve Engels "o zarnarr etnologlarca geli~tirilen genel evrimci Herlerne ögretisine" (Krader, a.g.e., s.2) kar~1 c;:tkt!lar. Buna kar~ahk, Engels'in (a .g.e.) emek üretkenliginin, özel mülkiyet ve degi~imin geli~mesi; akrabahk gruplarma dayanan eski toplumun dag!lmast ve smtflann, smtflar mücadelesi ve devletin ortaya <;1kmas1 olarak özetledigi bir sürec;: üzerinde, insan toplumlannm daha a~ag1 a~a­ malardan daha yukan a~amalara dogru geli~me­ sinin özgül "ampirik olarak gözlemlenebilir mekanizmalan" üzerinde yogunla~nlar. Fakat Marx ve Engels'in bu incelemeleri, sistematik bir Marksist ara~tlrmaya yol ac;:madt ve

20. yüzy!lm ilk birkac;: on ytlmda Boas (18581942), Malinowski (1884-1942) ve Radcliffe Brown (1881-1951) tarafmdan modern antropoloji yaranldtgmda, bunun üzerindeki Marksist etki hesaba kattlmayacak kadar azd1. 0 dönemde ilk toplumlann incelenmesine ba~hca Marksist katkt bir arkeolog olan Gordon Childe'dan geldi (Bkz. ARKEOLOJl VE PREHlSTORYA) . Antropolojinin durumunu gözden ge<;iren büyük bir yaplt (Kroeber 1953), Marksizme sadece geli~igüzel (ve hatah) göndermeleri ic;:ermektedir. Firth (1972), "antropologlann genel yapnlannm Marx'm toplumun dinamigi üzerine dü~üncelerinden en az düzeyde yararlanma dt~mda Marksizmin tümünü keyif!e bir tarafa att!klanm" (s.6) ve Durkheim'den kaynaklanan gelenekten pek c;:ok etkilendiklerini belirtmektedir. Ama son ytl!arda durum tamamen degi~mektedir ve yine Firth'ün sözleriyle "toplumsal antropologlar radikal degi~me ko~ullanndaki toplumlarla kar~tla~nkc;:a (Marksizmin ilgi konulanna daha yakm) yeni tartl~ma konulan ortaya <;tkmaktadu" (s.7). Gerc;:ekte 1960'larm ba~mdan bu yana, ba~h­ ca iki bic;:ime bürünen Marksist antropolojide önemli bir geli~me vardtr (genel bir bilgilenme ic;:in bkz. Copan ve Seddon 1978). Kuzey Amerika'da toplumlan daha a~agt ve daha yukan olma durumlarma göre "ilkel" ve "uygar" olarak aytrmayt reddeden, antropolojiyi "dogal" insa·mn ara~tmlmas1 olarak kavrayan ve antropologlara "kendi uygarhklanm amanstzca ele~tirme" (Diamond 1972) rolünü veren radikal bir "diyalektik antropoloji" ortaya c;:tkmt~tlr. Bu perspektiften Marksizm, ilkin Marx'm ilk yaztlannda (özellikle Ekonomik ve Felsefi Elyazma!an) formüle edilen ve Rousseau'nun modern uygarhk ele~tirisiyle yakmdan ili~kili bir "felsefi antropoloji"dir. Diamond (a.g.e.) daha da ileri giderek Marx ve Engels'in 1870'lerden itibaren toplumun ilkel ve erken bic;:imleriyle gittikc;:e daha c;:ok ugra~malannm "kapitalist topluma kar~1 büyüyen nefret ve a~agt!ama"nm (aktaran Hobsbawm 1964, s.50) ktsmen bir ifadesi oldugunu, fakat 19. yüzy!l ilerleme görü~üne baghhklannm "onlan ilkel kültürün gerc;:ek ko~ulla­ nm daha fazla ara~tlrmaktan ahkoydugunu" ileri sürmektedir (Diamond a.g.e., s.419). Nitekim Engels Ailenin Kökeni'nde "Htristiyan-olmayan eski toplumun sade ahläki büyüklügüne" aras1-

37


ant

ra atlflar yaparken zorunlu (ve genellikle ilerici) bir geli~im süreci olarak gördügü ~eyi ac;:1klamaktad1r. Benzer bir anlayt~la Marx "insanm .. her zaman üretimin amac1 olarak göründügü" klasik antikite toplumlanm övmü~ ve "bu nedenle, antikitenin c;:ocuksu dünyasmm bir yönüyle daha yüce görünürken ...modern dünyanm ... alc;:ak ve bayag1 oldugunu" (Grundrisse, s.487 -8) gözlemlemi~tir. Bu radikal antropoloji ic;:indeki birbiriyle ili~­ kili iki tema ~unlard1r: 1- Antropolojiye sömürge yöneticilerinin egitimine önemli bir katk1 yap1yor diye bak1ld1J1;1 c;:agda en ac;:1k hale gelen geleneksel antropoloji ile emperyalizm arasmdaki tarihsel ili~kinin sürekli bir ele~tirisi ; 2- Günümüz ilkel toplumlannm incelenmesini ihmal edip bunun yerine "be~ ~amah evrimci ve ilerlemeci belirlenimcilik teorisi"ni desteklemek ic;:in (arkeoloji ve prehistoryanm verilerini kullanarak) "erken" toplumlar üzerine yogunla~t1J1;1 iddia edilen Sovyet etnolojisine ele~tirel bir bak1~ (Diamond, der. 1979, s.S-10; fakat aym yaplt ic;:inde Sovyet yakl~1mmm anahatlanm c;:izen ~u yaz1ya da bakmiZ Bromley, "Problems of Primitive Society in Soviet Ethnology", s.201-l3). Yeni Marksist antropolojinin ikinci ana bic;:imi, dü~ünceleri kiSmen Levi-Strauss'un yap1salc1 antropolojisi, klsmen de Althusser'in yöntembilimsel yazilan tarafmdan bic;:imlendirilen Frans1z yap1salc1lanmn antropolojisi derin ve yaygm bir etkiye sahiptir (lngiliz Antropolojisi üzerindeki etkisi ic;:in bkz. Bloch 1975) (Bkz. YAPISALCILIK). Bu dü~ünce ak1mmm önde geIen yazarlan -Godelier, Meillassoux ve Terray"ilkel üretim tarzlannm" genel üretim tarzlan teorisinin bir parc;:as1 olarak teorik bir analizini gerc;:ekle~tirmek ic;:in tarihsel materyalizmin ilkel toplumlarla ilgili kavramlanna ba~vurmak­ tadular. Bu analizin ana sorunu ilkel toplumlarda akrabahgm rolünü (üretim tarz1 ic;:indeki yerini) belirlemektir. Burada ortaya baZl farkh görü~ler c;:1km1~t1r ( Copans ve Seddon, a.g.e., s.368). GodeHer (1966, s.93-5) akrabahk ili~kileri­ nin üretim ili~kileri olarak i~ledigini, fakat aym zamanda politik ve ideolojik ili~kiler olarak da i~lev gördügünü, öyle ki akrabahgm hem terhel hem de üstyap1 oldugunu ileri sürer. Daha sonraki bir yap1tmda (1973, s.35) "günümüz toplumsal bilimlerindeki ba~ sorun" olarak belirli bir toplumsal etkenin (örnegin akrabahk) nic;:in 38

II

ari ba~at hale geldigi ve nic;:in öteki bütün toplumsal ili~kileri "bütünle~tirme" i~levini üstlendigi sorusunu ortaya koyar. Fakat Terray (1969) , akrabahk ili~kilerine üretim ili~kilerinin bir "ifadesi" olarak bakan Meillassoux'nun yaptl/1;1 gibi, akrabahk ili~kilerinin verili bir temel üzerinde i~leyen bir üc;:lü belirlenimin (Althusser'in terminolojisine göre "üstbelirlenim") ürünü oldugunu ileri sürerek (s.l43) daha indirgemeci bir yakla~1m1 benimser. Bu tür analizin öteki ara~tlrma alanlan üzerinde de etkisi olmu~tur. Örnegin, Godelier (1973, IV. KlSlm) Levi-Strauss'un mitlerin manugma ili~kin analizlerinin ideolojik üstyap1lar teorisine yaptl/1;1 katk1y1 inceler ve And Daglan'ndaki kabile topluluklannm lnkalarca fethinin üretim ili~kilerinde meydana getirdigi degi~ikliklerin ideolojik sonuc;:lannm bir yorumunu yapar. Daha genel olarak da Marksist mit ve ritüel incelemelerine yönelik ilgide yeniden bir canlanma vard1r. Kabile toplumlarmm ve akrabahk ili~kilerinin ilkel üretim tarzlan perspektifinden incelenmesi, kapitalizm-öncesi üretim tarzlan ve evrimci ard1lhk sorunu (özellikle ASYA TOPLUMU konusunda; Bkz. Godeher 1966), köylü toplumlar (Meillassoux 1960) ve "azgeli~me"nin yürürlükteki sorunlan (Taylor 1979) konusunda daha geni~ bir ilgiye yol ac;:m1~tlr.

Sonunda yap1salCI yakla~1m önemli yöntembilimsel sorular ortaya c;:1karm1~t1r. Godelier (1973, l. Bölüm) i~levselci, yap1salc! yöntem ile Marksist yöntem arasmda bir aynm yapttktan sonra 1- yap1salc!hg1 ampirizmi (toplumsal yap1 ile görünür toplumsal ili~kileri kan~t1rmas1), nedensellik sorunlanm d1~talayan kar~Il1kh i~­ levsel bag1mhhk kavram1 (her bir i~levin "özgül etkililigi") ve "c;:eli~kiler"in varhg1m önemsemeyen denge kavrayt~1 nedeniyle ve 2- Levi-Strauss'un yap15alcihgm1 da "rastlantlsal olaylann yalmzca birbirini izlemesi" bic;:iminde bir tarih kavrayt~1 (s.47) nedeniyle ele~tirir. Buna kar~1hk, yüzeydeki toplumsal ili~kiler kahbmm altmdaki gerc;:ek (ama sakh) yapilann varhgm1 da tamyan Marksist yap1salc1hk, ilaveten "toplumsal yap1lan ve degi~melerini düzenleyen yasaya ili~kin tezi" (a.g.e.) ileri sürer. Yeni Marksist antropolojinin bu iki türü birbirinden tamamen farkhd1r. Birincisi, antropolojiyi ba~hca amac1 modern uygarhg1 ele~tirmek

olan bir hümanist felsefe olarak kavrayarak antropolojiye tümüyle yeni bir yönelim verir. Bu bak1mdan Frankfurt okulunca uygulanan kültürel ele~tiriyle apac;:1k yakmhklan vard1r. Fakat ele~tirisinin materyalini hälä antropolojinin geleneksel inceleme alanmdan saglamaktad1r ve Diamond'a (1972, s.424) göre onun ileri sürdügü özgül iddia "ilkel komünal toplumlara ili~­ kin dü~üncemiz, sosyalizm anlayt~Imizm ilk örnegidir (archetype)" bic;:imindedir. lkinci dü~ün­ ce akimi, temel kavramlanm (yap1la~m1~ bir bütün olarak kavranan) üretim tarz1 ve toplumsalekonomik formasyon kavramlannm olu~turdu­ gu yeni bir teorik ~ema yaparak antropolojiyi bir bilim olarak yeniden kurmaktadu. Bu bic;:im ic;:inde antropolojinin sosyolojiyle (sosyoloji bir teorik bilim olarak da ele almacak kadar) s1k1 bir yakmh/1;1 vard1r ve gerc;:ekte, sürekli öteki toplum tipleri incelemesiyle birlikte ilkel ve erken toplumlann sosyolojisi olarak görülebilir. Bu nedenle günümüz Marksist antropolojisi, Marksist dü~ünce ic;:indeki "hümanistler" ile "bilimciler" arasmdaki bölünmeyi özlü bü;imde sergiler. TBB!lC Okuma Metinleri Bloch, Maurice 1975: MarxistAnalysesand Social Anthropology. Copans,Jean ve Seddon, David 1978: "Marxism and Anthropology: A Preliminary Survey" David Seddon'un derledigi Relations of Production: Marxist Approaches to Economic Anthropology ic;:inde. Diamond, Stanley 1972: "Anthropology in Question" Deli Hymes (der.) Reinventing Anthropology ic;:inde. -der. 1979: Toward a Marxist Anthropology. Firth, Raymond 1972: The Sceptical Anthropologist: Social Anthropology and Marxist Views on Society . Godelier, Maurice 1966 (1972): Rationality and Irrationality in Economics. - 1973 (1977) : Perspectives in Marxist Anthropology. Harstick, Hans-Peter (der.) 1977: Kar! Marx über Formen vorkapitalischer Produktion. Krader, Lawrence, (der.), 1972: The Ethnological Notebooks of Karl Marx. Meillassoux, Claude 1960 (1978): "The Eco-

nomy' in Agricultural Self-Sustaining Societies: A Preliminary Analysis". David Seddon (der.) Relations of Production ic;:inde .. - 1964: Anthropologie economique des Gouro de Cöte d'Ivoire: de l'economie d'autosubsistance ci l'agriculture commerciale. Terray, Emmanuel 1969 (1972) : Marxism and "Primitive Societies" .

Aristokrasi (lng. Aristocracy, Fr. Aristocratie Alm. Aristokratie) Marx HAKIM SINIF, onun öteki simflarla c;:au~mas1 ve HEGEMONYASm1 sürdürme tarzlanna ili~kin teorisini ilk ortaya koydugundan beri, birc;:ok tarihc;:i antik Yunanistan ve Roma (Finley 1973) ve sanayi öncesi Avrupa'mn eski rejimlerinden (Kula 1962) 19. yüzy1lm sanayi toplumlanna (Hobsbawm 1968) kadar gec;:mi~teki belirli toplumlann analizinde bu teoriden yararlanm1~lard1r. Japonya tarihi de bu terimlerle incelenmi~tir (Honjo 1935). Bu yakla~1mm degeri, daha analitik bir toplumsal tarihi te~vik etmek ve toplumsal gruplann ekonomik, toplumsal ve politik davram~lan arasmdaki ili~kiyi göstermek olmu~tur. Aristokrasiler üzerine c;:ah~an, Marksist-olmayan (Stone 1965) veya dahas1 anti-Marksist (Hexter 1961) tarihc;:iler üzerinde bu yakla~1mm (Pareto, Veblen, Weber ve ba~kalannmkiyle birle~ik halde) etkisini görmek mümkündür. Fakat analiz sorunlarla kar~Ila~maktad1r. Tarihc;:iler belirli toplumlan (lö l. yüzytlda Roma, 15 13. yüzytlda Floransa, 17. ve 18. yüzyillarda Fransa vb.) "feodal" bir aristokrasinin c;:ökü~ü ve yeni bir c;:ag1 temsil eden bir burjuvazinin yükseli~inin örnekleri olarak ele alarak ba~ladilar. Bunlar ve ba~ka örneklerde bu iki grubu yatmmlanna ya da ideolojilerine göre herhangi bir noktada aytrt etmenin -olanaks1z degilse- güc;: oldugu daha sonra ortaya c;:Iktl. Bu nedenle Sovyet tarihc;:i Boris Por~nev 17. yüzy1lda Frans1z burjuvazisinin "feodalle~mesi"nden söz ederken, Hobsbawn (1971) 19. yüzytllngiliz aristokrasisinin "kna standartlarma göre hemen hemen bir burjuvazi" oldugunu yazd1. Bu tür bir güc;:lükten c;:Iki~ yolunu, 16. yüzyil Strasbourg'unun patrisyenlerini "biri rantiye öteki ticari iki fraksiyondan olu~an karma~Ik bir toplumsal s1mf' olarak betimleyen ve oniann pra39


ark

ari tikte nas!l bütünle~tiklerini inceleyen Brady ( 1978) göstermektedir. Marx'm SINIF kavrammdaki gizil belirsizlikler de görünür hale gelmi~tir. Sanayi-öncesi toplumlardaki gruplan tammlamak ic;in s1mf teriminin kullamlmasma güc;lü bir saldm, o c;agm "tabaka" (etat) sözcügünü yegleyen Frans1z tarihc;i Roland Mousnier (1973) tarafmdan yap!lml~tlr. Bu tür ele~tiriye en etkili yamtlar, o c;agm kavrammm degerini benimsemekle birlikte analizin "tabaka" ve "sm1f' kategorilerini birlikte (Ossowski 1957) kullanmas1 gerektigini ileri süren tarihr;:iler ve toplumbilimcilerden gelmi~tir. PB!lC Okuma Metinleri Bottomore, Tom 1966: Elitesand Society . Brady, Tom 1978: Ruling Class, Regime andReformation in Strasbourg. Finley, Moses 1973: The Ancient Economy . Hexter,].H. 1961 : "A New Framewerk for Social History". Reappraisals in History ü;inde. Hobsbawm, Eric 1968: Industry and Empire. Honio, Eijiro 1935 (1965): The Social and Economic History ofJapan . Kula, Witold 1962: Economic Theory of the Feudal System. Mousnier, Roland 1969 (1973): Social Hierarchies. Stone, Lawrence 1965: The Crisis of the Aristocracy.

Arkeoloji ve Prehistorya (T. Kaz1bilim ve Tarih-öncesi, lng. Archaeology and prehistory, Fr. Archeologie et prehistoire, Alm. Archaelogie and Vorgeschichte) Marx'm emek süreci ve kullamm degerlerinin üretimine ili~kin ünlü analizi arkeolojik materyalin önemini vurgular (Kapital, Ill. KlSlm, l. Kesim): "Nesli tükenmi~ hayvan türlerinin belirlenmesinde fosille~mi~ iskeletlerin nas!l bir önemi varsa, toplumun yok olmu~ ekonomik bic;imlerinin ara~tmlmasmda eskiden kullamlm1~ i~ aletlerinin kalmnlan da aym öneme sahiptir. Farkh ekonomik c;aglan aytrt etmemizi olanakh k1lan, yap1lm1~ (mamul) maddeler degil, onlann nas!l ve hangi aletlerle yap1lm1~

40

oldukland1r. 1~ aletleri insan emeginin sadece ula~ng1 belli bir geli~me derecesini vennekle kalmazlar, aym zamanda bu emegin hangi toplurnsal ko~ullar altmda harcand1gmm da göstergesidirler." Stalin tarafmdan Diyalehtik ve Tarihsel Materyalizm'e aktanlan bu pasaj, tarihsel inateryalizmin Sovyetler Birligi'ndeki arkeolojik ara~tlr­ malara uygulanmasma derinlemesine nüfuz etmi~ (Artsikhovskii 1973) ve Bat1 Arkeolojisinde Gordon Childe'm (1947, s.70-71; 1951, s.18, 26-27) yeni ufuklar ac;an prehistorik sentezleri ir;:inde birle~tirilmi~tir. Fakat ilginc; olan ~udur ki, Marx ve Engels'in arkeoloji ve prehistorya bilgisi zay1ft1, magaralarda bulunan ta~tan yapllml~ aletler (Marx, a.g.e.) ve Yakmdogu'nun kurak bölgelerinde yap!lan kaz1larda Asyatik toplumlarda sulama sistemlerinin önemini belgeleyen buluntular ortaya r;:Jkanld1gma ili~kin genel bilgilerin ötesinde c;ok az ~ey biliyorlard1 (Engels'ten Marx'a, 6 Haziran 1853; Bkz. ASYA TOPLUMU). Marx, lskandinavlann arkeolojik ara~tlrmalarda öncü olduklannm farkmdayd1 (Marx'tan Engels'e 14Mart 1868) ve prehistorik kqiflerin ve Paleolitik <;:ag gibi yeni tammlanan dönemlerin Morgan'ca ileri sürülen toplumsal evrim a~amalanyla tutarhhk gösterecek bir tarzda yorumlanabilecegini kavram1~t1 (Kar~!la~tln­ mz, Marx'm bibliyografik notlan, Krader 1972 ic;inde, s.425) . · Bununla birlikte, Marksist gelenek ic;erisinde, ilkel halklara ili~kin etnolojik degerlendirmeler, Yunan ve Roma'nm antik tarihi, ilkel toplumu ve devletin kökenini anlamanm ba~hca kaynaklan olmayt 20. yüzy1lda da sürdürmü~­ lerdir. Örnegin Plehanov'un Materyalist Tarih Anlay1~1 adh denemesinde arkeolojik ke~iflere ili~kin göndermeler neredeyse yoktur ve (oldugu kadanyla da-<;:) sadece bütün halklann benzer toplumsal geli~me a~amalanndan ger;:tigi bic;imindeki tekc;izgili evrimci görü~ü desteklemek ir;:in kullamlmaktad1rlar (Bkz. GELISME EVRELERl). Plehanov ~öyle der: '"ilkel adam'a ili~kin dü~üncelerimiz yalmzca varsay1mlardan ibarettir". <;:ünkü "bugün yeryüzünde y~ayan insanlar.. . insanm salt hayvansal bir ya~am sürdürmeye son verdigi andan bu yana zaten oldukc;a uzun bir yol katetmi~ durumda ... bulunurlar." Böyle bir ifade arkeolojik verilerin top-

lumun daha önceki bic;imlerinin anla~1lmasma esas itibariyle olanak vermediklerini ima eder ve bir yüzytl önce yazllm1~ Johnson'un ~u sözünü c;agn~tmr: Prehistorya "yarars1z bir ~ey hakkmda tümüyle tahminlerden ibaret"tir. Toplumsal evrim, ku~kusuz, ilk Marksist yaZllann, özellikle Engels'in Ailenin Köheni'nin önemli bir konusunu olu~turur. Fakat titiz bir okuma göstermektedir ki tarih öncesi neredeyse tamamen etnografik ve tarihsel incelemelerden hareketle incelenmektedir (Engels'in Komiinist Manifesto'nun 1888 lngilizce bas1mmdaki ba~lang~c; cümlesini "Bugüne kadar varolan toplumlann yaz1h tarihi..." olarak degi~tirdigi notu). Arkeolojik kanltl bir kenara bnakmay1, Evans'm Girit Adas1'ndaki Tune; Devri saraylanm ac;1ga <;1kannas1 gibi büyük arkeolojik ke~ifle­ rin ancak yüzytlm bitiminden sonra yap1lm1~ oldugu gerekc;esiyle ac;1klamak dogru ve yeterli degildir. Marx ve Engels'in saghgmda hiyeroglif ve c;ivi yazlSl c;özülmü~, MlSlr ve Mezopotamya siteleri kaz1lml~tl. Fakat eski arkeolojinin pratigi ve yaplSlna ili~kin toplumbilirnsel nedenlerden ötürü, onlann dikkatini r;:ekmedi. Arkeolojik kahnt1lann incelenmesi, o günün klasik egitiminin bir parc;asm1 olu~turmuyordu ve 19. yüzytl arkeologlan da tarihsel materyalizmin kuruculannm ilgilendigi toplumsal evrim sorunlanyla esasmda ilgilenmemekteydiler. Yakm Dogu'daki r;:ah~malar büyük ölc;üde Kutsal Kitap'm tarihsel dogrulugunu kamtlamak arzusundan esinlenirken, Avrupa'da arkeolojik ara~­ nrmalann önemli bir dürtüsü , milliyetc;iligin büyümesiydi (Kristiansen 1981, s.21) . lnsanm evrimine ilgi Darwin'ce uyanlm1~t1. Fakat G. de Mortillet gibi ilk Paleolitik dönemi ara~t1ran arkeologlar, dogal bilimler, özellikle de jeoloji egitimi görmü~lerdi ve prehistoryanm, yeryüzünün tarihini belirten c;aglarla kar~lla~nnlabilir birbirini izleyen bir dizi r;:ag halinde toplumsal degil, dogal sürer;: olarak sergilenecegini umuyorlardL Arkeolojinin aristokrat s1mf üyelerinin ilgisini c;eken remantik bir c;ekiciligi vard1 (örnegin, Daniel1976, s.ll3) ve Antik <;:ag kalmnlanna kentsel alanlarda degil, k1rda ya~ayan insanlarca girilebiHr ve ke~fedilebilirdi. Bu nedenledir ki, Godelier'nin (1978) Marx'm toplumsal-ekonomik formasyonlann a~amalannm görünürdeki kanhgma ili~kin hayali ac;lklamasJnm ahsine, arkeolojik pratik ile ilk dönem

Marksist ptaksis arasmdaki geni~ ac;1khk, sonraki arkeolojik ke~iflerin saglad1g1 bilginin Engels'in s1mfl1 toplumun ortaya <;1k1~ma ili~kin tart1~masm1 önemli ölr;:üde farkhla~nrm1~ olacagl ya da Asya Tipi Üretim Tarzmm dogas1 ve evrenselligi üzerine ilk tart1~malan degi~tirmi~ oldugu görü~ünü ku~kulu k1lar. Arkeoloji ilk kez Rus Devrimi'nden sonra Sovyetler Birligi'nde Marksist gelerrege sokuldu. Lenin 1919'da sonradan ülkenirr yol gösterici arkeolojik ara~tlrma kurumu haline geien Maddi Kültür Tarihi Akademisi'ni kurdurdu ve 20'li ylllann sonundaki Moskova'da V. Artsikhovskii ve Leningrad'da V. I. Ravdonikas gibi genr;: arkeologlar, toplumun erken bir;:imlerini tarihse:l materyalizmin ilkelerine dayanarak ac;1klamak olanag1 ve geregi üzerinde 1srar ederek tarihsel materyalizmin ilkelerini arkeolojik verilere sistematik bir;:imde uygulamaya ba~lad1lar (Masson 1980). Otuzlu ylllarda P.P.Efimenko gibi Sovyet arkeologlan Üc; Devirli (Ta~, Tune; ve Demir Devri) sistemi terketti ve tarih-öncesi toplumlan klan-öncesi (dorodovoe ob~~estvo), kanda~ (rodovoe) ve s1mfl1 formasyonlar bic;iminde s1mflad!lar. Bu ~ema sonradan Childe (1951, s.39) tarafmdan ele~tirilmi~ti, 50'lerin ba~mda da Sovyet arkeologlannca bir a~amalar teorisinin dogmatik bic;imi ic;inde reddedildi (Klejn 1977, s.l2-14) . <;:in Halk Cumhuriyeti'nde, <;:in'in kölecilikten feodal topluma ne zaman gec;tigine ili~kin sorularda bir uzla~ma olmamasma kar~m , böylesi a~amalar hälä önemlidir ve ana ara~nrma konulandu (Chang 1980, s.501) . <;:in'de kesinlikle bilimsel kayg1larla formüle edilen arkeolojik ara~nrma projeleri, kamusal veya koruyucu arkeolojik programlarla kJyaslandlgmda görece azd1r. En önemli ara~tlrma enstitüsü olan <;:in Toplumsal Bilimler Akademisi'ne (<;:TBA) bagh Arkeoloji Enstitüsü Sovyet modelirre göre 1950'de kuruldu. llginc; bic;imde Paleolitik arkeoloji ayn tutulmu~tu. Bugün ise <;:in Bilimler Akademisi'ne (<;:BA) bagh Omurgahlar Paleontoloji ve Paleoantropoloji Enstitüsü'nün bir ara~tlrma bölümünü olu~tur­ maktad!r. Ban arkeolojisi Marksist gelenek d1~mda geli~meye devam etti. Tarih öncesinin ulusalCI ve hatta 1rkc;l yorumlan, 20'lerin ba~mda Avrupa'da yürütülen c;ah~malann önemlice bir bölümünü niteliyordu ve I. Dünya Sava~1 öncesi ya41


111

ark

..,llt

'"I

i[',

art

bauet ülkelerde yaptlan önemli kaztlann <;og;tl , güzel sanat yapttlanm ele ge<;irmekle ilgilenen özel kaynaklar ve müzelerce finanse ediliyordu. Örnegin Yakm Dogu'daki en büyük kentsel yerle~im alanlann'n merkezlerindeki büyük kamu yapt!an -tapuiflklar ve saraylar- neredeyse özellikle kazthyor ve böylesi amtlan desteklemi~ ve yapmt~ toplumsal altyapt üzerine pek az bilgi saglamyordu. Bütün bir toplumun nastl i~ledigi­ ni anlamak amactyla yürütülen yerle~im kahbt incelemeleri veya farkh yerle~im tiplerinin -köyler, kaleler, özel üretim yerleri, vb.- dagthm analizleri, bu tür yöntemler Sovyet Orta Asya'da S.P.Tolstov tarafmdan kullamldtktan yakla~tk elli yt! sonra, 1950'lerin ba~mda G.Willey tarafmdan bir arkeolojik i~lem olarak Batt arkeolojisine sokuldu. Avustralyah-lngiliz prehistoryact V.Gordon Childe (1892-1957), Batt'daki, Marksist kavramlarla arkeolojik materyali bütünle~tirmeye giri~en en önemli bilimadamtydt. Childe, arkeolojik verilerin trk<;t istismanna kar~l gü<;lü bir mücadele yürüttü ve toplum bi<;imleri ile teknolojik yenilikleri kar~t!tkh ili~kilendirmeye <;ah~tt . Üretim gü<;lerinde meydana geien teknolojik geli~melerin veya ilerlemelerin otomatik olarak toplumsal degi~meye neden olmadtklanm kavradt ve arkeolojik belgelerin -eksiklerine kar~m- toplumsal evrimi belgelendirmenin ba~­ hca kaynagmt olu~turdugunu, etnografyadan <;tkanlan genel ilkeler veya analojilere dayah spekülasyonlardan daha iyi oldugunu dogru bir bi<;imde sezdi: "lnsanm insanhk öncesinden <;tkt~mdan beri, insani ihtiya<;lar degi~mez ve dogu~tan verili degildir. Ba~ka ~eyler kadar insani ihtiya<;lar da geli~mi~ ve degi~ik­ lige ugramt~tlr. Sürecin ba~ka yanlarmm geli~imi gibi insani ihtiyac;lann evrimi de kar~t!a~tnmah ve tarihsel bir yöntemle incelenmelidir... Bundan dolayt, herhangi bir teknik alet veya sürecin evrim hiyerar~isindeki yeri herhangi bir genel ilkeden manttksal olarak üretilmemeli, arkeolojik verilerden anla~t!­ mahdn. Teknolojik öl<;ütün politik veya etik öl<;üt kar~tsmdaki biricik üstünlügü, arkeolojik kayttlarda tanmabilirliginin daha olast olmastdtr." (1951, s.21) 42

Bu ampirik egilime kar~m Childe, toplumun tarihöncesi dönü~ümlerini genellikle kabul edilen terimlerle -neolitik ve kent devrimleri- hayal gücüne dayanarak anlatmt~tlr. Bununla birlikte, yaztlan yalmzca teknoloji üzerinde odaklanmt~ olmalanndan ötürü degil, toplumun bir düzeyden bir ba~ka düzeye evrilmesi veya geli~mesi­ nin süre<;lerini a<;tklamaktan daha <;ok tarih-öncesi birbirinden ayn a~amalar tammlamaya olan betimleyici vurgusundan ötürü ele~tirilebilirler. Maalesef soyut ~amalann statik tammma gösterilen bu ilgi, bazt ülkelerde, özellikle de Latin Amerika'da kendini a<;tk<;a Marksist olarak tammlayan arkeolojik ara~ttrmalarda egemenligini hälä sürdürmektedir (Sert bir ele~tiri i<;in kar~t!a~tmn : Lorenzo 1981, s.204). Batt arkeolojisi büyük öl<;üde Marksist gelenekten ayn olarak geli~mi~ olmakla birlikte, ast! olarak Childe'm sentezleri dolaytstyla aktanlan tarihöncesine ili~kin ke~ifler, 20. yüzyt!m ikinci yansmda Marksistlerin toplumsal evrim tartl~­ malanm gü<;lü bi<;imde etkilemi~tir. Örnegin, toplumsal geli~im a~amalarma ili~kin tartl~ma­ lar (örnek: Marksism Today 1962), geleneksel olarak kabul gören toplumsal-ekonomik formasyonlar strasmt degi~iklige ugratan veya degi~tiren arkeolojik c;ah~malara stk<;a ba~vurmu~ ve ilkel komünizm kavrammt inceltmi~tir. Tarihöncesine ili~kin ke~ifler, tarihsel materyalizmin kuruculannca dü~ünülmemi~ yönleri a<;arak insanhgm varolu~ süresini büyük öl<;üde geni~letmi~lerdir. Childe't izleyerek, Avrupa, tarihinin büyük bölümü boyunca Yakm Dogu'nun barbarlanyla yakm ili~ki i<;inde varolmu~ ve antik Yakm Dogu'ya özgü duragan ve mutlak hükümet bi<;imleriyle bagh olmadtgmdan bu ili~­ kiden yararlanmt~ olarak görülmekteydi (Hobsbawm, a.g.e. s.254). Belki daha da önemlisi, Marksistler stmfl1 toplumun ilkin tarihöncesi zamanlarda ortaya <;tkttgmm farkma varmt~lar, bir ba~ka deyi~le Komünist Manifesto'nun ba~­ langt<; cümlesini ikinci bir düzeltmeye zorlayan bir kavrayt~a ula~mt~lardtr. Kanda~hga dayah toplumun <;özülmesi, toplumsal e~itsizligin ba~­ langtct ve devletin kökeni, bütün bunlar ~imdi arkeolojik verilere ba~vurarak ele almmast gereken sorunlardn. Aym zamanda, evrimci dü~üncenin Ban Antropolojisinde (Bkz. ANTROPOLOjl) yeniden canlanmas1 ve kültürel fenomenlerin madde-

ci!ekolojik a<;tklam~mm yeniden gözönünde bulundurulmast, arkeolojiyi gü<;lü bi<;imde etkiledi. Amerika Birle~ik Devletleri'nde Taylor gibi arkeologlar, "ilk insanlann meydana getirdigi sanat yapttlannm arkasmdaki Yerlileri ke~fetmeye " (yani kalmttlann bir zamanlar bi<;imlendigi "baglam"m toplumunu dü~üncede yeniden kurmaya) kalkt~ttlar ve 1960'larda "yeni arkeoloji" küme veya ~eflik gibi toplumsal-politik bütünün a~amalanm tamyacak arkeolojik ölc;ütler formüle etmeye <;ah~ttlar. Bu geli~melerden etkilenen baz1 arkeologlar, özellikle R.McC. Adams (1966) , farkh bölgelerdeki evrim snasmt kar~t­ la~tmnakla ilgilenmeye ba~ladt ve Marksist geierrege borc;lu olduklanm örtük<;e tamdt. Fakat büyük <;ogunlug;u Marksizmden habersiz kaldtlar ve arkeolojik ar~tmnanm nihai hedefleri konusunda her ne kadar daha bir pozitivist ve inceltilmi~ bir bilim görü~üne dayansalar da, 1920'lerin sonunda Sovyet arkeologlannca savunulanlara c;ok benzeyen sonuc;lara bag1mstz olarak ula~ttlar (Masson 1980, s.20; Klejn 1977, s.l3) . Toplumun eski bi<;imlerinin dü~üncede yeniden kurulmas1 ve bunlann kendilerini nast! geli~tirip degi~tirdiklerinin a<;tklanmasl, c;agda~ arkeolojik ara~ttrmalara herneu hemen evrensel olarak yol gösteren hedeflerdir. Kronemetrik tarih saptama tekniklerinin geli~tirilmesi, eski yapttlarm kaynaklarmm belirlenmesinde fizikselkimyasal analizlerin geni~-öl<;üde kullamlmast, ge<;mi~in ge<;im faaliyetlerini dogrudan belgelendiren bitkisel ve hayvansal materyallerin standart haline getirilmesi gibi arkeolojik yöntemlerdeki yeni geli~meler, Childe'm hi<;bir zaman kavramadtgt bir bi<;imde bu hedeflerin ger<;ekle~tirilmesini olanakh ktldt. Bugün A.Gilman (1981) gibi bazt Bat1h arkeologlar, verilerinin yorumlanmasmda Marksist kavramlan yarattct bi<;imde kullanmakta, fakat <;ogunluk toplumsal <;atl~mayt en aza indiren ve insanhgm öntarihini belirli bir c;evresel ortama uyarlanmanm bir bi<;imi veya dogal tarihin yalmzca bir geni~lemesi olarak ele alan materyalist degi~im a<;tklamalan sunmaktadnlar. Marx'm ilk aletlere ili~kin tarn~masmda örtük<;e bulunan ge<;mi~ toplumsal bi<;imleri dü~üncede yeniden kurma olanagt veya arkeolojik optimizm, <;agda~ arkeologlarca kökeni her ne kadar nadiren ·anla~tlsa da, genellikle kabul edilmektedir. Ge<;mi~ toplumsal formasyonlar ve bunlarm üretim ili~kile-

rini vurgulayan bir güvenilir prehistorya sentezi, yazt!mayt beklemektedir. PLKIIC Okuma Metinleri Adams, R.McC. 1966: Evolution of Urban Society.

Chang, KC. 1980: "Archaeology". L.A.Orleans (der.) Science in Contemporary China i<;inde. Childe, V.G. 1947: History. - 1951 : Social Evolution . Gilman, A. 1981: "The Development of Social Stratification in Bronze Age Europe". Godelier, M. 1978: "The Concept of the 'Asiatic Mode of Production' and Marxist Models of Social Evolution" . David Seddon (der.) Relation of Produclion: Marxist Approaches to Economic Anthropology i<;inde. Green, S. 1981 : Prehistorian: A Biography of V.Gordon Childe.

Klejn, L.S. 1977: "A Panorama of Theoretical Archaeology". Kristiansen, K 1981 : "A Social History of Danish Archaeology (1805-1975), G.Daniel (der.) Towards a History of Archaeology, i<;inde. Lorenzo, j.L. 1981 : "Archaeology South of the Rio Grande". Trigger,. B.G. 1980: Gordon Childe: Revolutions in Archaeology.

Artlk Deger (Ing. Surplus value, Fr. Plus-value, Alm. Mehrwert) Arnk deger stzdtrma SÖMÜRÜ'nün kapitalizmdeki özgül ger<;ekle~me bi<;imi, artlgm KAR bi<;imine büründügü, sömürünün ise i~<;i stmftnm, ücret olarak aldtgmdan daha fazlasma sattlabilen bir net ürün üretmesinin sonucu oldugu kapitalist üretim tarzmm differentia specifica'stdtr. Böylece kär ile ücret amk ve gerekli emegin sermayece istihdam edildiginde aldtgt özgül bi<;imler olmaktadtr. Ancak hem kär hem de ücret, ancak arttk deger kavrammm canahct bir önem ta~tdtgt, tarihi olarak özgül bir dizi dolaytmmdan ge<;erek PARA, do!aytstyla da emegin nesnelle~mi~ birer bi<;imi olur. Kapitalist üretim META üretiminin bir bi<;imi, daha dogrusu onun en genelle~mi~ bi<;imidir. Buna uygun olarak ürünler, fiyat bi<;iminde, yani para miktarlan olarak ölc;ülüp gerc;ekle~en 43


art art birer deger olarak sat!lmak üzere üretilir (Bkz. DECER VE FlYAT) . Ürün, ürünün degeri ile üretim sürecine kaulan sermayenin degeri arasmdaki farktan aruk deger elde eden sermayeciye aittir. Sermayenin degerinin iki pan;as1 vardtr: üretim arac;lanna: harcanm1~ degere tekabül eden ve üretim süreci strasmda yalmzca ürüne aktanlan degi~mez sermaye; ve kendilerine, satuklan ~eyin, EMEK GÜCÜ'nün, degeri ödenen i~c;ileri istihdam etmekte kullamlan degi~ir sermaye. Degi~ir sermayeye öyle denmesi niceliginin üretim sürecinin ba~mdan sonuna dek degi~mesinden ötürüdür; ba~lang~c;ta EMEK GÜCÜNÜN DECERI olan ~ey sonunda o emek gücünün eylem i<;inde ürettigi deger olur. Aruk deger bu ikisi arasmdaki farkur, i~c;i tarafmdan üretilip sermayeci tarafmdan mübadelede e~ degeri verilmeksizin mülk edinilen degerdir. Burada hakstz bir mübadele söz konusu degildir; gene de sermayeci, kar~thgt ödenmeyen aruk emegin sonuc;lanm mülk edinmeyi becerir. Bunu mümkün kllan, emek gücünün deger yaratmak gibi benzersiz bir özelligi bulunan bir meta olu~udur. Bu nedenle emek gücü kapitalist üretimin özsel harctdtr. Üretim arac;lan üretim sürecinde kullamhp bitirilir (tüketilir); bunlann kullamm degerleri, üretim sürecinde gerc;ekle~ip ürün ic;inde yeni bir bic;imle tekrar ortaya c;tkar. Üretim arac;lannm degeri yalmzca ürünün degerine aktanhr. Emek gücü de üretim süreci ic;inde tüketilir; ama emek gücünün tüketimi emegin kendisidir. Emegin ikiz karakteristikleri hem yararh hem de meta üretimi ic;inde SOYUT EMEK olmastdtr; dolayl.Slyla emek gücünün kullamm degerinin de ikili bir karakteri vardtr: Emek gücü, hem kullamm degerleri yaratabilme (yararh emek) kullamm degerine, hem de deger yaratabilme (soyut emek) kullamm degerine sahiptir. Sermayeciyi ilgilendiren, bu ikincisidir. <;:ünkü emek gücü tüketilirken üretilen deger yeni degerdir ve ancak bu yeni degerin, emek güc;lerinin degerinden daha c;ok olacag1 beklentisiyledir ki i~c;iler istihdam edilirler. l~c;i smtfl, kendi emek güc;lerinden ba~ka hic;bir ~eyi olmayanlardan olu~ur. l~c;iler, üretim arac;larma ba~ka türlü eri~emedikleri ve ya~amak ic;in bir ~ey satmalan gerektigi ic;in emek güc;lerini satmak zorunda kahrlar ve emek gücünün deger yaratma

özelliginden kendileri yararlanamazlar. Böylece i~c;iler, emek güc;lerini degeri üzerinden satuklan ic;in, emek piyasasmdaki e~itsiz mübadele dola)'lstyla degil, kendilerini sömürünün fiilen gerc;ekle~tigi yer olan kapitalist üretim sürecine girmek zorunda btrakan stmf konumlan yüzünden sömürülürler. Her bir bireysel ücretli emek sözle~mesinin, ba~ka herhangi bir serbest mübadele sözle~mesi gibi, taraflann hic;birine dayaulmast söz konusu degilse de i~­ c;iler, gec;inmek ic;in ba~ka c;tkar yollan olmadtgmdan, emek güc;lerini hic; satmamakta özgür degillerdir. Öyleyse bu özgürlük, bireysel ücret sözle~­ mesi düzeyinde gerc;ek olsa da, gerc;eklikte Marx'm i~c;inin ikili özgürlügü dedigi ~eydir: emek gücünü satma özgürlügü ya da ac;hktan ölme özgürlügü . Marx'm aruk deger tahlili ile klasik ekonomi politigin ilk yazarlannmki arasmda önemli bir fark vardtr. Bu yazarlar, özellikle Ricardo, aruk degerin ortaya c;tkt~ml i~c;i ile sermayeci arasmdaki ernekle ücret mübadelesinin hakstzhgmda görme egilimindeydiler. l~c;iler, emeklerini degerinin altmda satmaya zorlamyorlar, böylece aruk, mübadele ic;inde doguyordu. Oysa Marx'm emek ile emek gücü arasmda yapt1g1 aynm, hakslZ mübadele söz konusu degilken, emek gücünün degeri üzerinden sauhp arugm üretim ic;erisinde dogabilecegini göstermesini saglad1. Böylece o, kapitalist sömürünün, önceki bütün üretim tarzlannda oldugu gibi, üretim sürecinde ortaya c;tktlgmt; adil mübadele oranlannm kurulu~unun sömürünün sonu demek olmadtgmt; ve sömürenler ile sömürülenlerin konumlarmm üretim arac;lanna ula~ma olanagtyla tammlanan birer smtf konumu oldugunu (yoksa bireysel gelirlerin neo-klasik iktisadm sonradan iddia edecegi gibi mübadele sözle~meleri üzerindeki bireysel pazarhgm sonucu olmadtglm) göstermi~ oluyordu. Degerler birer nicelik oldugu ic;in aruk deger miktarlan da birer niceliktir. Bir i~c;inin ürettigi arttk deger miktan kendisinin ürettigi deger ile kendi emek gücünün degeri arasmdaki farkur. Bunlardan ilkini tikel i~c;inin kaulmt~ oldugu EMEK SÜRECl'nin ko~ullan ile o sürecin ürününün piyasas1 belirler.

lkincisi ise, bireysel emek sürecinin dt~mda, emek piyasasmdaki ko~ullar ve i~c;inin tüketmek zorunda oldugu mallarm degeriyle belirlenir. Qeger yasast (Bkz. REKABET), farkh sanayilerdeki i~c;iler tarafmdan üretilen degerin aym olmasm1, emek piyasasmdaki rekabet ise, hic; degilse vas!fstz emek ic;in emek gücü degerinin tek bic;imliligini saglama egilimi gösterir. Dola)'lstyla ekonomi c;apmda ortak bir arttk deger haddinden söz edebiliriz ki (bazen sömürü haddi denilen) aruk deger haddi, burada üretilen aruk miktan

mlv= harcanan degi~ir sermaye oram bic;iminde tammlanmt~tJr. Vastfll emek vastfslZ emegin elde edilen ekstra ücretle orantth deger üreten bir kau olarak görülürse aruk deger haddi vastflt emek ic;in de sabit olur. (Bunun akla uygun bir varsa)'lm olup olmadtgl konusunun irdelenmesi ic;in, bkz. Roncaglia 1974; Rowthorn 1980; Tortajada 1977.) I~c;inin ürettigi deger bu ~ekilde parc;alara aynlabildigine göre i~c;inin o degeri yaratuken harcadtgt zaman da aym ~ekilde parc;alara aynlabilir. Dola)'lstyla ~ günü ic;in benzer bir bölme i~­ lemi yaptp onu iki parc;aya aytrabiliriz: i~c;inin ücret olarak aldtgmm e~ degerini ürettigi süre olan gerekli emek ve i~c;inin yalmzca sermayeci i<;in üretim yapug1 süre olan aruk emek. 0 halde tamm geregi bu iki parc;a öyle bölünmü~tür ki: arttk deger haddi, Aruk Emek mlv=-----Gerekli Emek i~c;inin

c;ah~ara.k

sermayeci ic;in gec;irdigi saatler

i~c;inin ki~isel tüketimi ic;in c;ah~arak gec;irdigi saatler

Kapitalist üretimin tarihi, sermayenin arttk deger haddini arttrma c;abalan, i~c;i smtfmm da arnk deger haddindeki artt~lara kar~1 direnme c;abalan üzerindeki mücadelenin tarihi olarak

görülebilir. Bu, esas olarak iki ~ekilde gerc;ekle~­ mi~tir. llki mutlak arnk degerin s!Zdmlmastdtr ve gerekli emek miktanm degi~tirmeksizin her bir i~c;i tarafmdan üretilen toplam degerin artlnlmastm i~in ic;ine katar. Bu, i~ gününün ya yogunla~tmlarak ya da yaygmla~tmlarak uzaulmast yoluyla yapthr. Ne var ki her iki yol, i~c;i stmfmm örgütlü direni~iyle kar~lia~makla kalmaz, (bireysel sermayecilerin degilse bile) bir bütün olarak sermayenin muhtac; oldugu stmfm saghgt a~m uzun c;al~ma saatleri, a~m yüksek bir emek yo~nlugu ve yetersiz ücretler nedeniyle bozuldukc;a fiziksel smtrlara da ula~u. Nitekim 1847'de Britanya'da i~c;i sm1f1 örgütlerinin, haytrsever sermayecilerin ve küc;ük sermaye kar~tsmda büyük, kahct sermayenin c;tkarlannm On Saat Yasas!'m gec;irme ugruna birle~ti­ gini görmekteyiz (Kapital I, böl. 10, özellikle kesim 6). Mutlak arttk deger stzdtrmanm smmna ula~tldtgmda, her bir i~c;i tarafmdan üretilmekte olan toplam degeri arurmanm alternatifi aym niceligi sermaye ic;in daha uygun oranlarda bölmek, yani aym i~ günü uzunlugunu ahp onu sermayece mülk edinilecek aruk emegin elde daha c;ok kalmasmt saglayacak bic;imde yeniden bölü~türmektir. Bu, gerekli emek-zamanm azaltllmasmt, yani emek gücü degerinin dü~mesini gerektirir. Bu, göreli arttk degerin s!Zdmlmastdtr ve iki ~ekilde yapliabilir. Ya i~c;inin tükettigi kullamm degerleri miktanm ya da aym miktardaki kullamm degerlerini üretmek ic;in toplumsal olarak gerekli emek-zamam azaltmak gerekir. Birinci yöntem, mutlak aruk deger stzdtrmanm kar~lla~tJgt smtrlann aymyla kar~lla~tr: i~c;i smtfmm direni~i ve fiziksel durumunun kötüle~mesi. lkinci yöntem kapitalizmin bugüne kadarki en dinamik üretim tarzt haline gelmesini, üretim yöntemlerini durmadan degi~tirip . teknolojik iyile~tirmeler getirmesini saglayan yöntemdir. <;:ünkü tikel mallarm üretiminde toplurnsal olarak gerekli emek-zaman, ancak teknik degi~me yoluyla azalttlabilir. Makineler bic;imindeki ölü emegin canh emegin yerini aldtgt yeni üretim yöntemlerinin sonucu olan üretkenlik art1~1, üretilmekte olan bireysel mallarm degerini dü~ürür. Bu durum degerleri emek gücü degerine yanstyan mallan -yani i~c;i­ leiin tüketiminin bir parc;asmt olu~turan mallan- kapsamma aldtgmda emek gücü degeri aza-

44

45


art hr ve i~ gününün daha büyük bir oram, arnk emege aynlabilir. Göreli arnk deger stzdtrma, i~<;iler tarafmdan tüketilen mallar üreten herhangi bir kesimdeki üretkenlik arn~mm sagladtgt yararlann bütün serrnayeler arasmda payla~t!masmm sonucudur. Bu payla~ma rakipierirr yeni teknikleri benimsemesi ve ürünün degerinin dü~mesiyle birlikte yenilik<;i sermayecinin ekstra kärlannm yava~ yav~ yok oldugu DOLASIM ve kapitalist rekabet sürecinin vargiStdtr. Yenilik ücret mallan üreten bir sanayide idiyse bunun sagladJgt yarar, emek gücü degerinin dü~mesi bi<;iminde bütün sermayeler arasmda payla~t!acaknr; en sonunda i~<;ilerin tüketim mallanmn üretimini besleyen üretim ara<;lanmn üretiminde olduysa bunun etkisi de benzer ~ekilde kendini duyuracak, <;ünkü ücret mallannm degeri benzer ~ekil­ de azalacaknr. Buna kar~1hk yenilik yalmz kapitalist tüketim i<;in üretim yapan ya da yalmz böyle bir kesimde kullamhm üretim ara<;lan üreten bir sanayide olmu~sa nihai sonu<; arnk deger haddinin degi~memesi, yalmz baz1 lüks mallarm fiyatmm dü~mesi olacaknr. Demek ki göreli artlk degerin stzdmlmasJ, kendi kärlanm arnrmak i<;in kendi bireysel maliyetlerini dü~ürmeyi ama<;layan sermayeciler a<;tsmdan bilin<;li bir süre<; olarak gen;ekle~mez. Rekabet, rakipleri kar~lSlnda elde ettikleri ilk yaran ellerirrden ka<;trrnalanm, ortaya <;tkacak herhangi bir kazancm bütün serrnayelere yayt!masJm saglar. Niluli sonucun göreli arnk degerin slZdmlmast olup olmadtgt -yani ürünün emek gücü degeri üzerinde herhangi bir etkisi olabilecek <;e~itten olup olmadtgl-, bireysel yenilik<;i sermayeciyi ilgilendirmez. Onu klSltlayan da, her türlü bireysel üstünlügünü sonunda elinden alan da, her iki durumda rekabet gü<;leridir. Kapitalist ekonomilerin geli~me tarihinin büyük bölümü, mutlak ve göreli arnk deger stzd!rma süre<;leri a<;tsmdan incelenebilir (ömegin bkz. Fine ve Harris 1979, böl. 7; Himmelweit 1979). Bunlardan birincisinin kapitalist geli~me­ nin görece erken dönemleri i<;in karakteristik olmasma kar~m her ikisi elele gider; o arada teknik degi~me, göreli arttk deger stzdtrrna, yeni bir mutlak arnk deger stzduma dürtüsünün temelini olu~turur (Bkz. EMEK SÜRECl). Bir<;ok süre<; de, hem göreli hem de mutlak arnk deger siZdtrmanm bir kan~1m1 olarak tahlil edilebilir; öme46

asy gin evli kadmlann ücretli istihdama giri~leri, bunlann aldtklan dü~ük ücretler emek gücü i<;in daha dü~ük bir bireysel degeri temsil ettigi i<;in, göreli arnk deger stzdmlmasmt mümkün ktldtgt gibi ailenin bütününün harcad1g1 deger yaratan emek artarken bunlann YENIDEN ÜRETlM maliyetlerinde, dolaylSly!a kar~1hgm1 serrnayenin ödedigi gerekli emek miktannda buna denk dü~ecek bir yükselme olmadtgmdan aym zamanda mutlak arttk deger stzdtrmanm temelini olu~tur­ mu~tur (ömegin bkz. Beechey 1978). SHINS Okuma Metinleri Beechey, V. 1977: "Some Notes on Fernale Wage Labour in Capitalist Production". Fine, B. ve Harris, L. 1979: Rereading "Capital". Himmelweit, S. 1979: "Growth and Reproduction". F. Green ve P. Nore (der.) Issues in Political Economy i<;inde. Roncaglia, A. 1974: "The Reduction of Camplex to Simple Labour". Rowthorn, R. 1980: Capitalism, Conflict and Inflation: Essays in Political Economy. Tortajada, R. 1977: "A Note on the Reduction of Camplex Labour to Simple Labour".

Art1k Deger ve Kär ( Ing., Fr. ve Alm. Profit) Sermayeci, EMEK GÜCÜ ve üretim ara<;lan sann almak i<;in PARA öndeler; i~<;iler üretim ara<;lannm yardtmty!a yeni bir META ürettikten sonra sermayecinin üretilen metayt öndelemi~ oldugundan daha <;ok para kar~!ltgmda satmas1 olagand1r. Marx, bu hareketi P-M-P' (Para-Meta-Para) diyagramtyla dile getirmi~tir; buradaki P', metalann san~tyla ger<;ekle~en para, P'yi, öndelenen parayt, a~maktadtr. Öderren ve elde edilen fiyatlar degerlere e~itse bu ek para arnk degerdir. Art1k deger, bu görüngüsel bi<;imiyle, gayri safi kär denilen geleneksel muhasebe kategorisine tekabül eder; satl~ häs!latmm sanlau mallarm dolaystz maliyetlerini a~an bölümüdür. Marx, (bireysel sermayeler degil ama) serrnayenin bütünü a<;tsmdan, her bir metamn fiyan degerine e~it olmasa bile, deger terimleriyle tammlanmt~ toplam arnk degerin fiyatlar einsirrden tammlanm1~ toplam kära e~it oldugunu öne sürer. Bu e~itligin Marx'm öteki belitleriyle e~ zamanh olarak ge<;erli olup olamayacag1, ÜRETlM FlYATI VE DÖNÜSÜM SORUNU teorisi baglammda uyu~mazhk konusudur.

Emek-deger teorisi, kapitalist üretim sisteminde arnk degerin kaynagmm i~<;ilerin kar~Ill­ gt ödenmeyen emegi oldugunu a<;1ga <;tkanr. Ortalama olarak bir i~<;i, günde (ya da saatte veya herhangi bir emek-zaman biriminde) belli bir parasal DECER üretir; ama aldtgl ücret o degerin ancak bir kesrinin e~degeridir. Böylece i~<;i­ ye i~ gününün ancak bir par<;asmm e~ degeri ödenmekte, i~ gününün öbür, kar~1hg1 ödenmeyen par<;asmda üretilen deger ise arnk deger olmaktadu. Ücret bi<;imi, i~c;:iye her saat i<;in ödeme yapthyormu~ gibi göstererek bu olguyu karartJr. Ama emek-deger teorisi a<;tsmdan emegin bir bölümü, i~<;i e~ degerini almadan harcanmt~­ nr, do!aytstyla kar~thgt ödenmemi~tir. Kapitalist bir üretim sisteminde i~<;ilerin SÖMÜRÜ'sü, kapitalist toplumun ne töresine ne de yasalanna ters dü~er; bunlar, i~<;iyi bir metamn, emek gücünün, sahibi olarak görür ve piyasadaki mübadelede bu metanm tarn degerini saglayabildigi sürece koruma altmda oldugunu kabul ederler. Ne var ki i~<;ilere emek gücünün tarn degeri ödendigi zarnarr bile bu deger, ürettikleri degere eri~mez; öyle ki toplumsal a<;tdan bakt!dtgmda i~<;ilerin emeginin bir parc;:ast, kapitalist stmf<;a arttk deger bi<;iminde mülk edinilmi~ olur. Ücretler, i~<;iler tarafmdan kendilerini yeniden üretmek i<;in harcamr. Ücretin e~degeri oldugu emek-zaman, i~<;ilerin yeniden üretimi i<;in ihtiya<; duyulan metalan üretmek i<;in gerekli emek-zaman olarak görülebilir. Aile ve harre halkt emegi ya da meta dt~I üretim tarzlannda harcanan emek gibi, meta ili~kileriyle dolaylandmlmakstzm emegin toplumsal yeniden üretimine yaptlmt~ katktlardan soyutlayacak olursak derne~ik ücret, üreticilerin kendilerini yeniden üretmek i<;in gerekli emege, arnk deger de toplumun arttk emegine tekabül eder. TopIumsal YENIDEN ÜRETlM perspektifinden bakmca arnk degeri kapitalist toplumda arnk emegin aldtgt özgül bi<;im olarak görürüz. Böylece arnk degerin kapitalist smtf<;a mülk edinilmesi arnk emegin mülk edinili~inin tikel bir tarzt olur; kapitalist toplum, öteki stmfh toplumlar gibi toplumun arnk emeginin tikel birstmf<;a mülk edinilmesine dayahdtr. Geli~me yetenegi gösteren bütün toplumlar bir artlk üretir, dolaytstyla arttk emek harcarlar; bütün smtfh toplumlarda arnk emek, belirli bir sömürü mekanizmast yoluyla bir stmfc;:a mülk edinilir: ka-

pitalist toplumda sömürünün özgül bi<;imi ücretli emegin sömürülmesi yoluyla arnk degerin mülk edinilmesidir. Sermayeci, arnk degerin belirli bir par<;asmt rant bic;:iminde toprak sahiplerine btrakmak zorunda kahr (Bkz. TOPRAK MÜLKlYETI VE RANT). Toplam artik degerden aldtgt paym geriye kalan par<;ast sermayeciye kär olarak görünür. Bu känn kendisi de ktsmen ba~kalanna harcamr. Sermayeci, üretimi gözetim ve inzibat altmda tutma ve metayt pazarlama i~ini yapan üretici olmayan emege (Bkz. ÜRETKEN OLAN VE ÜRETKEN OLMAYAN EMEK) ödeme yapmak zorundadtr. Serrnayeci üretimi finanse etmek ic;:in para ödün<; almt~sa arttk degerin belirli bir par<;ast faiz olarak ödün<;<;üye ödenmek zorundadtr (Bkz. MAlt SERMAYE VE FAlZ). Bu ödemeierden sonra sermayecinin cebinde kalam Marx giri~im kan olarak adlandmr. Kärla ilgili geleneksel muhasebe öl<;ütlerini kullamrken öl<;ünün arttk deger aktmmm tarn olarak hangi par<;asmt kapsadtgmt ke~fetmek gereklidir. Marx (Kapital III, böl. 1-4, 21-24), tahlilinin büyük bölümünde ranttan ve kärm faiz, ticari kär ve ba~kalan bi<;imindeki daha öte farkhl~masmdan soyutladtgt i<;in, " kär" terimini kullamrken olagan olarak arttk degerin tümünü kasteder. Burjuva iktisadi teorilerinde, yatmlan sermayenin ortalama kär haddi, "normal kär" ya da "faiz" veya "sermaye hizmetlerinin faktör maliyeti" olarak görülür; "kär" ya da "iktisadi kär" terimi ise, tekel ya da yenilikten ileri geien olagandt~I kärlar ic;:in sakh tutulur. Bu anlamdaki normal kär artlk degerin par<;astdtr. DF/NS

Asya Toplumu (Ing. Asiatic society, Fr. Societe asiatique, Alm. Asiatische Gesellschaft) Asya toplumlannm analizi, 19. yüzyt!da Marx ve Engels'in teorik ve ampirik ugra~lan­ nm merkezi olmamakla birlikte, "Asyatik topturn" veya daha teknik bir terimle söylersek Asya Üretim Tarzt (bundan sonra AÜT) sonradan Marksizm i<;inde büyük kavramsal ve politik önem kazandt. AÜT üzerine tartt~malar sadece Marksist kavramlann Avrupa baglamt dt~mda ge<;erli olup olmadtgma il~kin degil, fakat stmfh toplum, devrimci degi~me ve dünya tarihinin maddeci a<;tklamalannm karakterine ili~kin de sorular dogurdu. "Asyatik toplum" kavrammm 47


asy tarn~mah konumu, keskin bir ikilem i<;:inde gösterilebilir. Eger Asyatik toplumun toplumsal-ekonomik özgüllügü benimsenirse, geleneksel tarihsel ge~i~ler (köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist) listesinin (ereksel) varsaytmlanndan sakmllabilir. Fakat AÜT'ün gec;:erliligini kabul ederken Marksistler, Ban'nm Dogu tarihi üzerindeki ayncahkh konumunu onaylayabilirler de. Batmm dinamik ve ilerici karakteri o zaman duragan ve gerileyen Dogu ile yalmzca kar!?ltla~tmhr ve Marksist kategorileri geleneksel "Dogu Despotizmi" kavramlanndan ayut etmek güc;: olur. Böylece Asyatik toplumun keyfi, despotik ve durgun oldugu inanCl-dt~ardan müdahale, ne kadar talihsiz olursa olsun maclern ki i~ degi~menin zorunlu bir ko~uludur- sömürgeciligin hakh k1lmmasJ haline gelir. Marx ve Engels lngiliz dt~ politikasmt gazeteci olarak ele~tirmelerinin sonucunda 1853'de Asyatik toplum analiziyle ilgilenmeye ba~ladJ­ lar. New York Daily Tribune'deki makalelerinde James Mill (History of British India , 1821), Franc;:ois Bemier (Voyages contenant la description des etats du Grand Mogol, 1670) ve Richardjones'den (An Essay on the Distribution of Wealth and the Sources of Taxation, 1831) etkilendiler. Bu kaynaklara dayanarak Marx ve Engels, Asyatik toplumda, özellikle de toprakta özel mülkiyet yoklugunun toplumsal durgunlugun temel nedeni oldugunu ileri sürdüler. Hanedan mücadeleleri ve askeri fetihler nedeniyle Asyatik toplumun politik örgütlenmesinde meydana geien periyodik degi!?iklikler, toprak sahipligi ve tanmsal faaliyetler gerc;:ek toprak sahibi olarak devletin elinde bulundugu ic;:in ekonomik örgütlenmede radikal degi~iklikler meydana getirmemi!?ti. Asyatik toplumun statik dogas1, tanm ve el zanaatlanm birle~tirerek ekonomik baktmdan kendi kendine yeten antik köy toplulugunun ic;: tutarhhgma da baghydt. Cografya ve iklim ko~ullan nedeniyle bu topluluklar, geni~ c;:aph sulama faaliyetlerini koordine etmek ve geli~tirmek ic;:in merkezi yönetsel bir aygltl gerektiren sulamaya bag1mhydtlar. Bu nedenle despotizm ve durgunluk, kamu i~lerinde devletin ba~at rolü ve köy toplulugunun kendi kendine yeterligi ve yahtllml~hgJy!a ac;:tklamyordu. Asyatik toplumun bu ilk taslag1 Marx ve Engels tarafmdan olgun yapttlannda AÜT'ün daha karma!?lk bir görünü~ünü verecek bic;:imde de-

48

asy gi~tirilmi~ ve geni~letilmi~tir. Grundrisse'de Marx, Ban ve Dogu'nun kent tarihindeki canahCl bir farkhhgt belirtir. Feodalizmde politik olarak bagtms1z kentlerin degi~im degerleri üretiminin geli~im yerleri olarak bir burjuva smth ve sanayi kapitalizminin geli~mesindeki önemi gözönüne almdtgmda, Dogu kenti devlet tarafmdan keyfi olarak kurulmu!? ve tanma ve k1ra bagtmh olmaya devam etmi~ti . Toplumun ekonomik yaptsma zorla sokulmu~ yalmzca "soylulara özgü bir kamp" idi. Marx burada devlet tarafmdan temsil edilen toplumsal birligin gerc;:ek temeli olan kendi kendine yeten, otar~ik köylerin komünal toprak sahipligi üzerine özel vurgu yapar. AÜT böylece ilke olarak Asya dt!?mda gerc;:ekle~ebilen komünal mülk edinmenin bir bic;:imi olarak kavramyordu. Komünal mülk edinmenin bir türünün örnegi olarak AÜT'e ili~kin benzer bir yakla!?Jffi, Marx'm Dogu despotizmi ve toplumsal degi~mezligin temeli olarak Asyatik köyün kendi kendine yeterligine ve el zanaatlan ve tanmm birligine yeniden döndügü Kapital'de görünmektedir. Kapital'de Asyatik duraganhgm temel özelligini, "Asyatik toplumlann degi~mezliginin s1rn"m tammlayan ~ey, köy düzeyindeki üretimin basitligidir. Bu topluluklann arnk ürünü, vergi bic;:iminde devletc;:e mülk edinilmekteydi. Bu temeldedir ki, rant ve vergi c;:akt~tyordu.

Asyatik Toplumun temel karakteristigine -özel mülkiyet yoklugu, sulama i~lerinde devletin egemenligi, köylerin kendi kendine yeterligi, el zanaatlan ve tanmm birligi, üretim yöntemlerinin basitligi- ili!?kin önemli tartl~malar varolmakla birlikte, bu farkh özelliklerin düzeyi, Ban tipi geli~meye göre Asyatik toplumun duraganhgmt ortaya koyacak ve Avrupa feodalizmi ic;:inde kapitalist geli~meye neden olan etkenleri. olumsuzundan hareketle belirleyecekti. ·Dogucu perspektif ic;:inde Asyatik toplum, a~m geli~mi~ bir devlet aygJtJ ve azgel~mi~ bir "sivil toplum"un örnegi iken, Avrupa'da aksinin oldugu savunulmaktadtr. Bir burjuva s1mfmm dogu~uyla yakmdan ili~kili toplumsal kurumlar -serbest pazar, özel mülkiyet, lonca kurumu ve burjuva hukuku Asyatik toplumda yoktu. <::ünkü merkezile~mi~ devlet, sivil topluma egemendi. Özel mülkiyetin yoklugu, toplumsal degi~­ menin ajanlan olarak toplumsal s1mflann gel~i-

mini olanaksJZ!a~tmyordu. Köy düzeyinde, köyün bütün säkinlerine "genel kölelik" ko~ullan ic;:inde sömürülen bir s1mf olarak bakmak olas1 olmakla birlikte, Asyatik toplum ic;:erisinde egemen s1mh nitelemek güc;:tür. Marx ve Engels'in stmf ili~kisinin ilkel bir bic;:imi olarak bakng1 kast sistemi, c;::in, Türkiye ve lran'm analizine ac;:1kc;:a uygun dü~memekteydi. Toplumsal degi~­ menin ic;:sel mekanizmalannm yoklugu söz konusu olunca, Marx'm Hindistan analizinin imalanndan biri, ne kadar istemeyerek de olsa, Ingiliz emperyalizminin AÜT'üh c;:özülmesini ilerleten ba~hca d1~sal güc;: haline gelmi!? olmas1ydt. New York Daily Tribune'deki makalelerinde Marx ve Engels, toprakta özel mülkiyeti getiren lngilizlerin duragan AÜT'ü ytkarak Hint toplumunu devrimcile!?tirdiklerini ileri sürdüler. Demiryolu sistemi, özgür basm, modern ordu ve modernle!?mi!? haberle~me bic;:imleri, Hindistan'da toplumsal geli!?menin kurumsal c;:erc;:evesini saglayacakn. Bu makalelere dayamlarak Marx'm Ingiliz emperyalizmine ili~kin degerlendinnesinin, emperyalizm bic;:imleri ne kadar yaygm olursa modernle!?menin sonuc;:lan da o kadar derin olur önermesine yol ac;:t1g1 iddia edilmi!?tir (Avineri 1969). Asyatik özgüllük eninde sonunda, örtülü bic;:imde de olsa, emperyal yaytlmanm hakh gösterilmesini saglamaktadJr. AÜT güc;:lü ideolojik imalara sahip oldugu ic;:indir ki Marksistler c;:ogu kez bu özel kavramm ortadan kaldullmasmt savunmu~lard1r. AÜT kavrammm, ytk1lmalar, yeniden dirilmeler ve yeniden cilalanmalardan olu~an uzun bir tarihi vardtr. Marx Ekonomi Politigin El~tirisine Katkl'mn Önsözünde (l859).AÜT'ü "toplumun ekonomik geli~mesinde ilerlemeyi gösteren c;:aglar"dan biri olarak ele ahrken, Engels Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nde (1884) buna deginmemi~tir. Kavramm önemi, Rusya'daki devrimci mücadeleler baglammdaki Marksist tart1~mada yeniden amrnsandt. Farkh politik stratejiler, Rusya toplumunun feodal, kapitalist veya Asyatik karakterde olduguna ili~­ kin farkh görü~lerle baglannhydt. Marx ve Engels ilkin c;::arhk Rusyas1'na 1853'de "yan-Asyatik" diye atJfta bulunmu~lardt. Engels Anti-Dühring'de (1877) Dogu despotizminin temeli olarak Rus komününün yahnlm1~ olmas1 nosyonunu geli~tirdi. 1877-1882 döneminde Marx, Otet;:estvenniye Zapitski yaz1 kuruluna, Zasulic;: ve

Engels'e Rus toplum yap1s1 ve devrim olas1hgt üzerine görü~lerini anahatlanyla anlatan birc;:ok mektup yazd1. Tarn~llan konu,Rus komününün sosyalizme temel saglaytp saglayamayacag1 ya da politik geli~me üzerinde toplurnsal bir fren rolü oynaytp oynamad1gt idi. Marx ve Engels, kapitalist üretim ili~kilerinin k1ra derinlemesine nüfuz etmemi!? oldugu yerlerde. Rus komününün sosyalizme bir temel saglayabilecegini ileri sürdüler. Aynca, Rusya'daki bir devrimin Avrupa'daki ig:i smth devrimleriyle c;:akt~mas1 gerektigini savundular. "Yan-Asyatik" bir toplum olarak Rusya sorunu, devrimci stratejiye ili~kin tartl!?malarda büyük bir rol oynamaya devam etti. Plehanov, popülistlerin Rusya tarihine ili!?kin ütopyac1 görü!?lerini reddederek, komünü Rus mutlakiyetc;:iliginin temeli olarak gördü ve topragm ulusalla!?tmlmast önerilerine AÜT'ün ve Dogu despotizminin bir restorasyonu diye sald1rdt. Asyatik toplum üzerine bu tarn~malar, c;:okyönlü perspektiflere kar!?1 tekyönlü c;:izgisel bir belirlenimci tarih görü~ü sorununa baghydt. AÜT'ün gec;:erliligi, tarihsel a~amalann zorunlu yasalara uygun olarak birbirini izledikleri mekanik bir evrimci ~emaya Marksizmin bagh olmad1gm1 ima ettigi ic;:in c;:okyönlü yakla~tmlar ac;:1smdan c;:ok önemliydi. Tekc;:izgili ~ema -ilkel komünizm, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplum- 1931 Leningrad Konferans1 Asya toplumlannm analizinde AÜT'e yer vermeyi reddettikten sonra egemen hale geldi. Karar, Stalin'in mekanik bir bic;:imdeki tek c;:izgili perspektife baghhg1yla onaylandt. AÜT'ü reddetmek, sonuc;: olarak Asya toplumlannm kölecilik veya feodalizm kategorileri altmda toplanmas1 demekti. Wittfögel'in Griental Despotism (Dogu Despotizmi) adh yap1t1 sava~-sonras1 dönemde Asyatik toplum tartJ~malanm canland1rdt. Wittfogel, sulama i~lerinin merkezi yönetiminin c;::in'in toplumsal yap1s1 üzerindeki etkileriyle ampirik olarak ilgileniyordu. Wittfogel'in Wirtschaft und Gesellschaft Chinas'da sulamaya dayah ekonomi incelemesinin teorik esin kaynagt, Weber'in "patrimonyal bürokrasi" kavrammm <::in tarihine uygulamas1ydt. Wittfogel'e göre AÜT kavram1 iki temel sorun c;:tkarmaktadtr. Birincisi, insan ile doga arasmdaki ili~ki sorununun bütününe i~aret eder. Sulama i~lerinin kamunun elinde oldugu toplumsal formasyon49


I

\

avr

asy lann "kültürel cografyas1"na ili~kin incelemesi, insan gruplanm dogaya baglayan üretken emegin temel süre~lerini ele almaktayd1. lkincisi, egemen s1mfm üretim ara~lanna sahip olmadlgi, fakat bürokratik bir s1mf olarak devlet aygittm ve ekonomiyi denetledigi bir toplumun olanakh olup olmad1gl sorusunu ortaya koyar. Wittfogel ·daha sonra Griental Despotism'i "kar~Ila~tlrmah bir bütüncül iktidar incelemesi" olarak 1957'de yay1mladL Bu incelemenin polemiksei dürtüsü, komünist önderligin, özel mülkiyet sahipligi olmakslZln yönetim ara~lanm denetleyen bir yönetici s1mf dü~üncesinin <;:arhk Rusyas1 ile Stalinist Rusya arasmda bir politik iktidar sürekliligine i~aret etmi~ olmas1 nedeniyle AÜT kavramm1 193l'den sonra bastlrdigl bi~imindeki bir sav olu~turmaktad1r. Geleneksel bürokrasinin yerini parti memurlan aldlgi i~in Asyatik despotizm ya~attlmaktaydL Stalinsizle~tirme süreci, 1960'larda AÜT'e ilginin yeniden canlanmasma katk1 yaptl. Althusser'in "yap1sale1" Marksizminin etkisi altmda üretim tarzlan analizi, tarihsel maddeciligin bilirnsel konumunu yeniden vurgulamanm bir par~as1 haline geldi. <;:e~itli üretim tarzlan i~eri­ sindeki birikim yasalanna ili~kin kesin formülasyonlar, geleneksel toplumbilimin modemle~­ me ve gel~me teorilerine kar~1 dakik bir Marksist altematif vaat ediyordu. AÜT'e gösterilen ilgi, ~evre ekonomilerine kapitalist yayllmanm etkilerini kavrarnak arnae1yla bag1mhhk (Bkz. BACIMLILIK KURAMI) e~itsiz geli~me ve azgeli~­ me (Bkz. AZGELlSME VE GELlSME) kavramlanm üreten Marksizm i~indeki daha genel bir egilimin bir özelligiydi. AÜT ~ogu kez tek~izgili geli~im a~amalan teorilerine bir altematif olarak yararh görülüyordu. Dahas1, kölecilik ve feodalizme bir altematif olarak Asyatik toplum dü~üncesinin, Dogu toplumlarmm özgüllügünü tamyan belirli özellikleri vardu. Bu sözde teorik avantajlanna kar~m Asyatik toplum ve AÜT kavraml sorunlu bir kavram olmaya devam eder. Feodal üretim tarzmm Asya ve Afrika'ya uygulanmasl, bu bölgelerdeki toplumlann ampirik karm~1khgm1 ve ~e~itliligini bu kavram i~inde birl~tirmenin ~ok keyfi ve müphem oldugu gerek~esiyle s1k~a ele~tirilmektedir. Pratikte "Asyatik toplum" kavram1, aym öl~üde müphem ve kararslZ oldugunu göstermi~tir. Wittfogel'de, örnegin, geli~me örgütlenme bak1mmdan a~m

so

farkhhklar sergileyen toplumlann bir bölümü -<;:arhk Rusyas1, Sunglar hanedam zamanmdaki <;:in, Memlüklar M1sm, Müslüman lspanya, Iran, Hawaii vb.- tek bir "hidrolik toplum" kavraml altmda toplanmaktad1r. Benzer bir bi~imde Marx "Asyatik toplum" terimini sadece <;:in ve Hindistan'l degil, lspanya, Grtadogu, Cava ve Colombus öncesi Amerika'y1 tammlamak i~in kullanm1~tl. AÜT kavram1, kapitalistüretim ili~­ kilerinin bulunmadigl komünal sahiplige ve kendi kendine yeterli köylere dayah hemen hemen bütün toplumlan tammlamak i~in geli~igü­ zel kullamlmaktad1r. AÜT'ün belirli toplumlara uygulanmasma sayislZ ampirik itirazlar olmaslmn yams1ra, teorik sorunlar bak1mmdan da ele~­ tirilip ~ürütülmektedir. Ömegin, kendi kendine yeterli özerk köylerin, köy ekonomisine müdahale zorunda olan merkezile~mi~ bir devlete nasü uygun dü~tügünü anlamak gü~tür. Aynca, Asyatik toplumun toplurnsal karakteristikleri, üretim ili~kilerinden ~ok, geni~ öl~ekli sulamayla baglannh tamamen teknolojik etkenlerce meydana getirilmi~ görünmektedir. Asyatik toplum teorisi, üretici gü~leri (üretim-<;:) ili~kile­ rin(in-<;:) belirledigini savunan tarihsel materyalizmle uyu~mayan teknolojik belirlenimcilige ili~kin varsay1mlan gerektirmektedir. Son olarak da Asyatik toplumda devletin kökenlerinin a~Ik­ lanmasl, saJ!SlZ sorunlan gündeme getirir. S1mf mücadelelerinin yoklugu halinde, devlet, fetihlerin sonucu olarak ya da kamu i~leriyle ilgili i~­ levlerine göre a~1klanmak zorundadu. "Asyatik toplum" sorunu, ger~ekte bu teknik konulann ima ettiklerinden ~ok daha derindir. AÜT'ün Marksizm i~inde, teorik i~levi Asyatik toplumu analiz etmek degil, kar~Ila~tlrmah bir ~er~eve i~erisinde Avrupa'da kapitalizmin dogu~unu a~1klamak gibi olurnsuz bir önemi vard1r. Bu nedenle, Asyatik toplum Avrupa'mn dinamizmi saJ!lan bir dizi ögenin eksikligiyle tammlamr: orta s1mfm olmayi~l, kentin bulunmaYl~l, özel mülkiyet ve burjuva kurumlann olmaYl~l. "Asyatik toplum" bu yüzdendir ki, izleri Hegel, Montesquieu ve Hobbes'dan ge~erek Yunan siyaset felsefesine kadar ge~mi~e uzanan Gryantalist (Dogucu) sorunsalm Marksizm i~e­ risindeki bir görünümüdür. Avrupa mutlakiyet~iligine ili~kin tartl~malarda i~lenmi~ keyfi yönetim üzerine geleneksel söylemlerin dilini Marksizm ~ogu kez farkma varmakslZm miras

alm1~t1r. Bundan ötürü "Asyatik toplum", Ban felsefesi i~erisinde olaganüstü olmakla birlikte, sonu ölümcül bir canlanma saglayan Gryantalist gelenegin merkezi bir ögesi olarak görülmelidir (Bkz. KAPITAL1ST GLMAYAN ÜRETlM TARZLARI; TGPRAK MÜLKlYETl VE RANT; GELlSME EVRELERl) . BST/NS

Gkuma Metinleri Avineri, Shlomo 1968: Kar! Marx on Colonialism and Modemization. B.:üley, Anne M. ve Llobera,Joseph R. 1981: The Asiatic Mode of Production. Hindess, Barry ve Hirst, Paul Q. 1975: Pre-Capitalist Modes of Production. Krader, Lawrence 1975: The Asiatic Mode of Pro·duction . Mandel, Ernest 1977: The Formation of the Economic Thought of Kar! Marx . Melotti, Umberto 1972 (1977) : Marx and the Third World. G'Leary, B. 1989: The Asiatic Mode of Production. Said, Edward W 1978: Grientalism. Sofri, Gianni 1969: li modo di produzione asiatico: storia di una contraversia marxista. Turner, Bryan S. 1978: Marx and the End of Grientalism. Wittfogel, Karl A. 1957: Griental Despotism: A Comparative Study ofTotal Power. A~lrl Oretim (Ing. Gver production, Fr. Surproduction, Alm. Überproduktion) <;:e~itli bireysel sermayelerin, sanayilerin, kesimlerin ~1kt1lannm tümünü satmakta zorlukla kar~Üa~tlgl, genelle~erek toplam ~1ktmm toplam talebi a~masma yol a~an durum. Kapitalist rekabetin planslZ karakteri kar~1smda, ~1ktmm talebe denk oldugu ve sermayecilerin planlannm ger~ekle~tigi bir denge durumunun bütün dallarda hüküm sürebilmesi ancak bir rastlantl ya da teorik idealle~tirme sonucudur. A~m üretim ile bunahmlar arasmda yalnlZca bir birlikte degi~me ili~kisi vardu; ama bunahmlann nedeni olup olmad1gl tartl~ma konusudur. Klasik ve neo-klasik ekonomi politigin dayand1g1 Say Yasasi, uzun süreli a~m üretimin olabilirligini yadsu ve ekonominin, kär haddindeki e~itsizlikle­ rin yol göstericiligi altmda, faaliyetler arasmdaki sermaye hareketi aracihgiyla kendi kendini

uyarlayabilecegini öne sürer. A~m üretim kuramcüan, bunahmm tek bir faaliyette talehe göre a~m üretimle ba~lay1p sonradan öteki kesimlere yaJ!ldigmi, o arada dengenin yeniden kurulmasi yerine birikimli bir dengesizlige neden oldugunu öne sürerler. Marx'm geni~leyen yeniden üretim ~emalan (Bkz. YENIDEN ÜRETIM SEMASI), Tugan-Baranovsky tarafmdan egilip bükülerek iki kesimin ~1kt1klanndaki bir orantlslZhgm genel bir a~m üretime yol a~t1g1 örnekler üretilmi~tir. Semanm bu ~ekilde egilip bükülmesi, hälä kullamlagelen bir yöntem olmasma kar~m. bunahmm ba~lang1~taki nedenini bireysel ya da ortakl~a sermayeci davram~I a~Ismdan a~Iklamakta ba~anh olamamakta, dolaJ!Siyla anla~mazhk konusu olmaya devam etmektedir. MDINS Gkuma Metinleri Sweezy, Paul 1942 (1970): The Theory of Capitalist Development, böl. x.

Avrupa Komünizmi (Ing. Eurocommunism, Fr. Eurocommunisme, Alm. Eurocommunismus) Sava~-sonras1 uzun süren ekonomik boom'un bir sonucu olarak ileri kapitalizmin toplurnsal yapiSmda ortaya ~1kan dramatik degi~ikliklerle birlikte, Sovyet Partisi'nin (SBKP) 1956'daki XX.Kongresi ve onu ~evreleyen olaylara (Macaristan ve öteki sosyalist toplumlardaki ayaklanmalar, <;:in-Sovyet aynhg1, uluslararas1 politikada detente'm yükseli~i) tepki olarak kapitalist demokrasilerdeki bir~ok Komünist partisince -ltalya, lspanya ve Fransa'nm kitle partileri ve daha kü~ük bir~ok parti- 1970'lerde ba~lanlan stratejik ve teorik degi~me hareketi. 1970'lere gelindiginde Avrupa'nm büyük Komünist partileri, politik ba~annm bundan böyle i~~i s1mfmm ötesinde yeni ögelere, özellikle "yeni orta s1mfa" hitap etme ve öteki politik gü~lerle uygulanabilir ittifaklar kurma yeteneklerine bagh oldugunun farkmdayd1lar. Ü~üncü Enternasyonal'in ilk döneminden kaynaklanan politika ve yöntemlere baghhk büyük öl~üde zaJlflami~ken, De-Bol~evizasyon Avrokomünizmin özüydü. Avrokomünist partilere göre "sosyalizme giden yol" ban~~~. demokratik ve esas olarak ulusal toplum i~erisinde mevcut hammaddelerden in~a edilmi~ olmahyd1. 51


avu avr m üzerine PCI 198l'de Sovyet Devriminin ilerici enerjisinin tüketilmi~ oldugunu ilan ederek SBKP ile dramatik bi~imde ili~kisini kesti. Bundan sonra bir terza via -sosyalizme giden üc;üncü, Avrokomünist bir yol- zorunluydu. lspanya Partisi, yeni lspanya demokrasisinin ilk yillannda hem sec;imlerde hem de (l~c;i Komisyonlan araCihg1yla) sendikalarda ba!ianh olamadi. Bunun yerine yeni bir Sosyal Demokrat parti, PCE'nin göz diktigi ve Avrokomünist stratejinin kazanmaYI amac;ladigi kaynaklann c;ogunu h1zla toplad1. KISmen bunun sonucu olarak, 1980'in ba~lannda PCE bölgeci ve fraksiyonel hizip tarn~malannm i~ine dü~tü. Genel Sekreter Santiaga Carillo'nun parti ic;i ya!iamm demokratikle~mesine izin vermekteki isteksizligi ba~hca anla~mazhk konulanndan biriydi. (:ökü~ ve marjinall~me kapmlmaz görünmekteydi. Frans1z Partisi bir ba~ka yol izledi, PCE gibi PCF de parti ic;i ya~am1 degi~tirmeksizin stratejik görünü~ünü degi~tirerek "yukardan" Avrokomünistle~mi~ti. Bu nedenle Union de la Gauche (Sol Birlik)'in sec;imlerde Sosyalistler ic;in c;ok yararh oldugu ortaya c;1kmca, PCF önderligi 1977'den sonra birdenbire tarn bir yön degi~ik­ ligini kararla!inrd1. Sosyalistlerin gücünün daha fazla büyümesini engellemek amac1yla daha önceki kimlik bic;imlerinin -ouvrierisme, anti-sosyal demokrat sekterlik, Sovyet yanda!ih&I- yeniden ileri sürülmesi lehinde Avrupa Komünizmi terkedildi. Sürec; i~inde parti ic;indeki Avrokomünist yanhs1 güc;ler silindi. 1981'de Fransa cumhurba~kanhg1 se~imleri, Avrupa Komünizminden bu geriye c;ekili~in PCF'nin gerilemesini durdurmaktan c;ok hiZlandumi~ olabilecegini gösterdi. Fakat Mitterand'm /Sosyalistlerin zaferinin ardmdan PCF ko~ullann zorlamas1 ve bakanhk görevleri almak arzusuyla stratejisini yeniden deg~tirerek Sol Birlige dönmek zorunda kald1. Ama tarn bir Avrupa Komünizmi tavrma geri dönmeyi, özellikle belirgin bir Sovyet yanhsi uluslararas1 tutum sürdürürken istemiye istemiye ger~ekle~tirdi. 1970'lerde solun ba~ans1 ic;in geleneksel kornünizm ile sosyal dernokrasinin e~it ölc;üde umut vermeyen yollan arasmda yer alan makul yeni bir yörünge olarak selamlanan Avrupa Komünizmi, 1980'lerde ciddi zayiflik gösterdi. BaZI durumlarda -PCE ve PCF- degi~iklik c;ok gec; gerc;ekle~ti ve bu degi~iklik c;eki~meli politik

gen~le~m~

Marksist dü~üncenin bu farkh tarzda ele ahmp i~lenmesi, 1907'de Der Kampf adh yeni bir teorik derginirr kurulmas1yla desteklendi. Bu dergi k1sa bir süre sonra Avrupa'nm öncü Marksist dergisi olan Kautsky'nin Die Neue Zeit'ma rakip hale geldi. Avusturya Marksistiert ayn1 zamanda i~~ilerin egitimini geli~tirme faaliyetleOkuma Metinleri rinde ve hiZla geli~mekte olan Avusturya Sosyal Carrillo, Santiaga 1977: Eurocommunism and the Demokrat Partisi (ASDP) önderliginde de etkinState. diler. Claudin, Fernando 1979: Eurocommunism and Avusturya Marksizminin kavramsal ve teorik Socialism. temellerinin asil i~leyicisi, Marksizmi "bir topHobsbawm, Eric (der.) 1977: The Italian Road to lumsal bilgi sistemi... toplurnsal ya~amm ve nedensel geli~irninin yasalannm bilimi" olarak Socialism, Giorgio Napolitano ile söyle~i. Lange, Peterve Maurizio, Vannicelli. 1981: Eukavrayan Adler idi (Adler 1925, s.l36). Adler ilk önernli yapitmda (1904) nedensellik ve rocommunism: A Casebook. Mandel, Ernest 1978: From Stalinism to Euroereksellik arasmdaki ili~kiyi dikkatli bir bi~im­ de ~özürnledi ve bu yapitmda daha sonraki yacommunism. zilannda oldugu gibi, toplumsal ya~amdaki neMarchais, Georges 1973: Le Defi democratique. Parti Communiste Franc;ais (PCF) 1976: Le Sodensel ili~kinin "mekanik" degil, bilinc; dolayimh oldugunda 1srar ederek nedensellik bi~im­ cialisme pour Ia France. Poulantzas, Nicos 1978: State, Power, Socialism. lerinin farkhhgm1 vurgulad1. Bu dü~ünce, Adler'in "ekonomik fenornenlerin kendisi bile hic;Ross, George 1982: Workers and Communists in bir zarnarr materyalist anlamda 'rnaddi' degil, France. kesinlikle 'zihinsel' karakterdedir" iddiasmda Avusturya Marksizmi (lng. Austro Mar- bulundugu ideolojiye ili~kin bir tarn~rnada (1930, s.ll8), güc;lü bir bic;imde ifade edildi. xism, Fr. Austro - Marxisme, Alm. AustomarxisAdler "toplurnsalla!iiDI~ insanhk" veya "toplummus) sal birle~rne (association)" kavramm1 Marx'm 19. yüzYilm sonundan 1934'e kadar, özelliktopluni teorisinin temel kavrarn1 olarak görle de I. Dünya Sava~1'na öngelen dörremde Viyana'da geli~en ve en ünlü üyelerini Max Adler, . mekte ve bu kavram1 Kantc;1 bir tarzda "a~km olarak verili bir bilgi kategorisi" (1925) olarak, Otto Bauer, Rudolf Hilferding ve Karl Renner'in yani ampirik bir bilimin önko~ulu olan deneolu~turdugu bir Marksist dü~ünce okuluna veyimden türetilrn~ olarak degil, aklm verdigi bir rilen ad. Bu yüzyilm ba!ilangicmda Viyana dükavram olarak ele almaktaydi. Adler, bu kavia~ünsel ve kültürel ya~ammdaki yarat1c1 kabanmm formülasyonunun Marx'1 gerc;ek bir top~m dagm1k etkilerini bir kenara buakirSak, Balumbiliminin kurucusu yapngm1 iddia etmekuer'in belirttigi gibi (1927), bu okul üzerinde derin etkisi olan ba~hca etmenler: felsefede güc;teydi. Adler'in Marksizmi bir toplumbilirn sistemi lü bir Yeni-Kantc;1hk ve pozitivizm akirni, topolarak anlaYI~I, Avusturya okulunun türnünü lurnsal bilimlerde yeni teorik yönelirnlerin ortaesblendiren ve c;ah~malanm yönlendiren düya c;Ikmasi (ba!ihcalanndan biri rnarjinalist ikti~ünce c;er~evesini saglad1. Bu, Hilferding'in iktisat) ve c;okuluslu Habsburg lmparatorlugu'ndasadi analizlerinde c;ok ac;1k sec;ik görülmektedir. ki özgül toplumsal sorunlarla hesapla!imak geHilferding marjinalist iktisat teorisi üzerine reksinimiydi. ele~tirel incelemesinde (1904), Marx'm deger Yeni bir dü~ünce okulunun ortaya c;Iki~Imn teorisinin bir" toplum" ve "toplurnsal ili~kiler" ilk ac;1k belirtisi, editörlügünü Adler ve HilferkavraYI~ma dayand1g1 ve bir bütün olarak ding'in yapt1g1 ve düzensiz olarak 1923'e kadar Marksist teorinin kalk1~ noktasmm "birey degil yaYimlanan ve ilk Avusturya Marksist yapitlann toplum" oldugu ve "ekonomik fenornenlerin önemlilerinin tümünün ic;erisinde yer ald1gi toplumsal belirleyiciligini a~1ga c;Ikarmayi Marx-Studien'in 1904'de kurulmasiydi.

bir sosyal demokrat hareketin bic;imde i~gal etrnesini önlemek i~in c;ok yetersizdi. ltalyan örneginde Avrupa Kornünizrni daha c;ok benirnsenm~ti ama ba~an hälä kazamlmi~ degildir. GRIIC alam

Sosyalizmin kendisi demokratik ve yine ülkenin toplurnsal gel~me manng1yla uyumlu olmahydL Sovyet kurarnsal kahplanna -özellikle tek partili "proletarya diktatörlügü"ne- ba!ivurma ve daha genel olarak da Sovyet modelini kopya edilmesi d1~talamyordu. <;ogu hallerde "De-Stalinizasyon" ve parti i~i ya~amm demokratikle~ti­ rilmesi de önerilmekteydi. Bu geli~meler uluslararasi komünist hareket üzerindeki Sovyet hegemonyasmdan vazgec;ilmesini de ic;eriyordu. ltalyan Komünist Partisi (PCI) 1973'de "tarihsel uzla~ma" stratejisini ac;Ikladiktan sonra Avrupa Komünizminin (terimin kendisini ilk kullanan bir ltalyan gazeteciydi) ilk uygulaylClsi oldu. PCI etkin bir demokratik reformlar progranu etrafmda yönetimdeki H1ristiyan Demokratlarla yapilacak bir ittifaki sosyalizme dogru gidi~inin ba!ilangici olarak dü~ünüyordu (Hobsbawm 1977). Franeo yönetimi altmda on yillar süren bir gizlilikten c;1karken lspanya Partisi (PCE) o zaman yeni ve geli~mi~ bir lspanya de11iOkrasisinin kurulmasma komünistlerin sad1k bic;imde kanlmasmi ic;eren benzer bir yakla~Iml tercih etti (Carrillo 1977). Demokratik reformlar ic;eren bir Ortak Program etrafmda Sosyalistlerle ittifak halinde iktidara gelme c;abasma angaje olan FransiZ Partisi (PCF), Sovyet modelirre ve PROLETARYA DlKTATÖRLÜCÜ'ne baghhktan vazgec;tigi 1976'daki XXII. Kongresinde benzer bir dogrultuda hareket etti (Marchais 1973 ve PCF 1976). Bu üc; partinirr farkh Avrokomünist yakla!iimlan, onlann 1976'da Dogu Berlin komünist partiler Konferans1'nda Sovyetlerin uluslararasi komünist hareketi Sovyet yanhs1 bir ~iz­ gi etrafmda yeniden merkezile~tirme hedeflerini bo~a c;1kartmalanna yol ac;t1. Avrupa Komünizminin ilk umutlan 1980'lerde kmlmi~tl. ltalya'da PCI, 1976'daki büyük sec;im ba~anlan c;ogunluk blokuna (hükümete degilse de) gir~ten sonra parlamentodaki destegine kar~1hk H1ristiyan Demokratlardan c;ok az yarar saglad1. 1980'de politik bir a~maz ve ekonomik bunahmm etkileriyle yüzyüze gelindiginde sec;men ve kitle -özellikle sendikalar- gücü zaYiflamaya ba!ilami~tl. "Tarihsel uzla~ma" ltalyan Sosyalist Partisi (PSI) ile bir strateji olarak "Solun Birligi"nin yeniden canlandmlmasina izin vermi~ olsa da, PCI yine de kendi Avrokomünist yolunda ISrar etti. Nitekim Polonya'da Solidamösc'u Yikmak ic;in sikiyönetim ila-

ba~anh

53

52


avu ve Toplumsal l~levleri) adh yapltmda, varolan amac;ladtgt" tezini savunarak bireyci "psikolojik yasal normlar sistemini kendisine kalkt~ noktaekonomi-politik okulu"na kar~1 c;tkmt~tlr. FiSl olarak alan Renner, toplumdaki degi~ikliklere nanz Kapital'in (1910) önsözünde Hilferding, ve özellikle de toplumun ekonomik yaplSlndaki "herhangi bir (Marksist) ara~tlrmamn -politika degi~ikliklere yamt olarak aym nonnlann i~lev­ meselelerinde bile- biricik amac1, nedensel ili~­ lerini nasll degi~tirdigini göstermeye c;ah~1r. Fakilerin ke~fidir" iddiasmda bulunan Adler'in yakat sonuc; bölümünde, bir hukuk toplumbilimipttma özellikle atlfta bulunuyordu. Hilfernin ana sorunlan olarak, yasal normlann kendiding'in Finanz Kapital'deki amac1, para kredi ve lerinin nasll degi~tikleri ve böylesi degi~iklikle­ anonim ~irketlerin büyümesi; bankaiarm gittikrin temel nedenlerine ili~kin biraz daha kapc;e artan etkisi; ve tekelci karteHer ve tröstler samh sorular ortaya koyar. Yazllanmn ba~ka ekonomisinde egemen bir konuma yükselmesiyerlerinde oldugu gibi, burada da Renner'in, ni c;özümleyerek, gerc;ekte, kapitalist geli~imin toplumsal ili~kilerin sürdürülmesi veya degi~ik­ en yeni a~amasmdaki nedensel etkenleri ac;tga lige ugratllmasmda hukuka etkin bir rol yüklec;tkarmaktl. Kitabm son bölümünde, bu degi~ik­ digi ve ona ekonomik ko~ullann yalmzca bir liklerden hareketle geli~imin emperyalist bir yanstmast olarak bakmadtgt ac;tktlr. Bu görü~ü­ a~amasmm gerekliligini c;tkarsadt ve Lenin'le ve ne uygun olarak, Marx'm Grundrisse'nin giri~in­ Buharin'in sonraki incelemelerine temel olu~tu­ deki hukuk üzerine yorumlannm bazllanm akran bir emperyalizm teorisinin ana hatlanm ortanr. Adler, hukuku kapah bir normlar sistemi taya koydu (Bkz. SÖMÜRGEClLlK; EMPERYAolarak ele alan Kelsen'in "saf hukuk teorisi"ni LlZM VE DÜNYA PAZARI). ele~tirisinde (1922), Marksist bir hukuk topToplumbilimsel bir teori olarak kavranan lumbiliminin genel ilkelerinin formüle edilmeMarksizmin önemi, Bauer ve Renner'in ulusalsine de katktda bulunur. Analizi normatif ögelehk üzerine incelemelerinde de görülebilir. Barin mannksal olarak kar~thkh bagthhgmt gösuer'in klasik yapltl Die Nationälitatenfrage und termekle smuhdtr ve ne hukukun ahläkl temedie Sozialdemokratie (1907, Ulusalhk Sorunu ve linin ne de hukukun ic;inde yer aldtgt toplumsal Sosyal-Demokrasi), ulus ve ulusalhk'm teorik ko~ullann ara~tullmasm1 ic;erir. lncelemesi bove tarihsel bir analizini yapmak üzere yola c;tkar yunca Adler, toplumbilimsel bir hukuk teorisi ve Bauer, burada ~u sonuca ula~1r: "Bana göre, ile bic;imsel bir hukuk teorisi arasmdaki farklatarih, artlk uluslar mücadelesini yansltmaz; bun biraz aynntlh olarak incelemi~tir. nun yerine, ulusun kendisi, tarihsel mücadeleAvusturya Marksistleri, yukarda belirtilenlerlerin yanstmast olarak görünmektedir. <;:ünkü den ba~ka, oldukc;a ilgi uyanduacak türden ba~­ ulus, sadece ulusal karakterle, bireyin ulusalhka birc;ok toplumbilimsel incelemeler yaYlmlagtyla belirtilmektedir. Bireyin ulusalhgt ise, biremt~lardu. ö'rnegin, onlar, "müdahaleci devyin, toplumun tarihince, emek ko~ullan ve teklet"in ekonomiye giderek daha c;ok kan~masm1 niklerince belirleniminin sadece bir yönüdür." sistemli olarak inceleyecek ilk Marksistler araRenner dikkatini daha c;ok, Habsburg lmparasmda yer ahyordu. "Marksizmin Sorunlan" üzetorlugu'ndaki (halkm destegini saglamak ic;in rine bir yazt dizisinde (1916) Renner, "özel ekososyalist hareketle yan~an ulusal hareketlerin nominin, en küc;ük hücresine kadar devletc;e etortaya c;tkmasma neden olan) ulusal topluluklakilenmesini; birkac; fabrikanm ulusalla~tmlma­ nn yasal ve anayasal sorunlanm incelemeye smt degil, bütün özel sektörün kastth ve bilinc;verdi. Zamamn ko~ullannda ilginc; olan, lmpali düzenlemeyle denetim altma almmastm" beratorlugun sosyalist bir yönetim altmda, sonunlirttikten sonra, ~öyle devam eder: "Devlet iktida gelecegin dünya toplulugunun sosyalist ördan ve ekonomi birbiriyle kayna~maya ba~lar... gütlenmesine bir örnek saglayabilecek bir "uluulusal ekonomi, devlet iktidannm bir arac1 olasal topluluklar devleti"ne dönü~türülmesi dürak; devlet iktidan da ulusal ekonomiyi güc;len~üncesini geli~tirdi (bkz. Renner 1899, 1902). dirmenin bir araCl olarak anla~thr... l~te, emperFakat Renner en c;ok, Marksist bir hukuk yalizm c;ag1 budur". Benzer bir bic;imde, 1915 ve toplumbilimine öncü nitelikteki katklSlyla ta1924 arasmda yaytmlanan makalelerde Hilfernmmaktadu. The Institutions of Private Law and ding, Finanz Kapital'deki analizini temel alarak, their Social Functions (Özel Hukuk Kurumlan 54

;i\

avu ic;erisinde devletin, herkesin c;tkanna olmak üzere toplumun bilinc;li ve akllc1 planlaylCl bir nitelik almaya ba~lam1~ olarak göründügü bir ÖRGÜTLÜ KAPlTAUZM teorisi geli~tirdi. Örgütlü kapitalizmde, geli~imin her iki dogrultuda da olabilmesi ic;in ko~ullar vardtr: Eger i~c;i smtfl, devlet iktidanm ele gec;irmeye yetenekliyse, sosyalizm ve toplumsal ya~amm akÜCl kollektif düzenlenmesinin gerc;ekle~mesi dogrultusunda; kapitalist tekeller politik egemenliklerini sürdürürlerse, korporatif bir devlet dogrultusunda. lkinci olasthk, ltalya ve Almanya'da fa~izm bic;iminde gerc;ekle~ti ve Bauer (1936), fa~ist hareketlerin ortaya c;tktp zafer kazanabildigi toplumsal ko~ullann en sistemli Marksist degerlendirmelerinden birini gerc;ekle~tirdi (Bkz. FASlZM). Hilferding'in kendisi de sonraki yaztlannda ve özellikle yanm kalm1~ yap1t1 Das historische Problem (1941, Tarihsel Sorun)'da devlete ve her~eyden önce de modern ulusal devlete, toplumun bic;imlendirilmesinde bagtmslZ bir rol verecek ölc;üde tarihsel materyalizmi köklü bir revizyondan gec;irdi. 20. yüzytlda "devletin toplumla ili~kisinde, ekonominin devletin bask1 gücüne bagtmhhgmm yol ac;t1g1 derin bir degi~iklik oldu. Devlet, bu bagtmhhk süreci gerc;ekle~tigi ölc;üde totaliter bir devlet haline gelir" görü~ünü özellikle ileri sürmektedir (Bkz. TOTAUTERUK). Avusturya Marksistleri, 20. yüzyll kapitalist toplumlannda degi~en stmf yap1s1 ve bunun politik uzantllan konusu üzerinde de c;okc;a durmu~lardu (Bkz. SINIF). Almanya'da i~c;i stmfl hareketinin yenilgisi ve ytktml ko~ullannda kaleme almm1~ "i~c;i stmfmm ba~kala~tmt" üzerine önemli bir denemede (1933) Adler, proletaryanm asll gövdesini olu~turan üretim sürecindeki i~c;iler, i~sizlerden olu~an onun ikinci tabakas1 yedek sanayi ordusu (Bkz. YEDEK lSGÜCÜ ORDUSU) ve bu ikisinin altmda da lumpenproletarya olmak üzere, "zaten Marx'm yapttmdaki proletarya kavram1 belli bir farkhla~ma gösterir" dedikten sonra iddiasmt ~öyle sürdürür: Kapitalizmin geli~imi, proletaryanm smtf yaptsmda öylesine degi~iklikler üretmi~tir ki, bu yeni bir fenomeni temsil eder ve "tek bir stmftan söz edebilmemiz ku~kuludur." Adler'e göre, bu yeni proletarya ic;inde, hem vastfh i~c;ileri hem de büro c;ah~anlanm ic;eren ~c;i aristokrasisininki; örgütlü ku ve kent i~c;ilerininki ve sürekli veya

uzun dönem i~siz olanlarmki olmak üzere, c;ogu kez c;an~mah üc; temel politik yönelimin dogmasma yol ac;an birkac; farkh tabaka vardtr. Adler iddiasmt daha da ileri götürerek, i~c;ilerin an~ gövdesi arasmda bile, örgütlerin geli~iminin, kararlann almmasmda aktif bir rol oynayan maa~­ h büro c;ah~anlan ve temsilcilerin büyüyen tabakast ile büyük ölc;üde pasif üyeler arasmda kac;tmlmaz bir i~bölümü ürettigini söyler. Fa~ist hareketler kar~tsmda i~c;i stmfmm zaYlfhgt, toplumsal-ekonomik ko~ullann ve politik tavulann bu farkhla~mas1 yüzündendir, sonucuna vanr. Renner, II. Dünya Sava~t'ndan sonra yazarken (özellikle bkz. ölümünden sonra yaYlmlanan Wandlungen der modernen Gesellschaft, 1953; <;:agda~ Toplumda Degi~me), i~ sözle~me­ leri "bir ücretli emek ili~kisi yaratmayan" maa~­ h c;ah~anlann olu~turdugu ve kendisinin "hizmet stmfl" olarak adlandtrdtgt yeni toplumsal tabakanm -kamu memurlan ve özel sektör c;ah~anlan- büyümesi üzerine dikkatini yogunla~­ tlrml~ttr. l~c;i smtfmm yamba~mda ortaya c;tkan bu yeni stmf, ~c;i smtflyla temas hnlinde olan noktalannda onunla kan~1p birle~meye egilimlidir. Renner, aynca "sendikal mücadele, i~c;i stmfmm geni~ kesimleri ic;in memurlannkine benzeyen yasal bir statü kazandtrmt~tlr" (s. 214) diye ekler. Birc;ok Marksistirr "toplumdaki smtfsal olu~umun gerc;ek incelemesine, her ~eyden c;ok da smtflann sürekli yeniden yaptla~malan­ na" yüzeysel ve dikkatsiz bir yakla~tm gösterdiklerine haytflanarak, sözlerine ~u iddia ile son verir: "Marx'm Kapital'inde göründügü (ve bilimsel olarak görünmek zorunda oldugu) bic;imiyle bir i~c;i smtfl arnk yoktur" (a.g.e.). Daha eski bir tarihte ve farkh bir ac;tdan Bauer de, Rus ve Alman devrimlerinde i~c;i ve köylülerin durumu ve aralanndaki ili~kiler üzerine kar~Lla~nrmah incelemesinde ve Avusturya devrimi üzerine yaptlgt aynntlh analizde (1923) stmflann incelenmesi konusuna önemli bir katk1 yapmt~tlr. <;:e~itli yaztlannda (özellikle bkz. Bauer 1936), SSCB'de proletarya diktatörlügü, c;ok güc;lü bir bürokrasinin diktatörlügüne dönü~tü­ rülürken yeni bir egemen smtfm ortaya c;tk1~m1 da inceledi. I. Dünya Sava~t'ndan sonra Avusturya Marksizmi okulu, Marksist-Leninist ortodokslugun, özellikle Stalinizm döneminde, uluslararas1 egemen bir konum kazanmastyla belli ölc;ülerde et55


avu

ayd

kisini yitirdi. Daha sonra, Avusturya fa~izminin 1934'te zafer kazanmas1yla da büyük ölc;üde ortadan kaldmld1. Fakat gec;tigimiz on yt!da Avusturya Marks~mine gösterilen ilgide önemli bir eanlanma ortaya c;1kt1. Simdi yeniden -her ne kadar "pozitivist" yönelimi, kendisini, toplumsal bilimlerde eanlanan pozitivizm ele~tirisi kapsamma soksa da- hem bir Marksist toplumbilimin c;erc;evesi olarak, hem de ileri kapitalist ülkelerdeki önemli yap1 ve degi~me sorunlanm gerc;:ekten ara~nrmanm bir c;:erc;evesi olarak tart~limaktadu.

TBBIIC Okuma Metinleri Bauer, Otto 1927 (1978): "Was ist Austro-Marxismus?" Bottomare ve Goode (der.) AustroMarxism ic;:inde. Bottomore, Tom ve Goode, Patrick (der.) 1978: Austro-Marxism. Heintel, Peter 1967: System und Ideologie. Kolakowski, Leszek 1978: Main Currents of Marxism, eilt li, bölüm XII. Leser, Norbert, 1968: Zwischen Reformismus und Bolschewismus. Der Austromarxismus als Theorie und Praxis. Mosetic, Gerald 1987: Die Gesellschaftstheorie des Austromarxismus.

Ayd1nlar (lng. lntelleetuals, Fr. lntelleetuels, Alm. lntelligenzllntellektuelle) Marksizm, aydmlann tarihte oynad1klan rol ve sosyalist aydmlar ile sosyalist hareketler arasmdaki ili~ki üzerinde durmu~tur. Aydmlann tarihte oynad1klan rolle ili~kili olarak Marx ve Engels aydmlan tutueu ve ilerici diye kesin bic;:imde ikiye bölünmü~ olarak görmektedirler. Saytea daha c;ok olan tutw:u aydmlar, herhangi bir toplumea kendi etrafma örülen bir inanc;lar kozas1 olan lDEOLOJI anlayt~lan nedeniyle aslmda egemen Sllllfm c;1karlanna baghyd1lar. Bu yamlsamalarla (ideoloji-<;:) ugra~mak, i~bölü­ münün geni~lemesi ve zihinsel faaliyetin fiziksel faaliyetten soyut, gerc;:ek olmayan dü~üneeye vanneaya aynlmas1 ile bu konuda yetenek kazanml~ insanlann i~iydi (Alman ldeolojisi l. KlSlm, 1a ve 1b bölümleri; Engels'in Mehring'e 14 Temmuz 1893 tarihli mektubu). Dar bir alanda uzmanla~manm, kol i~c;:ileri kadar akademik c;ah~ma yapanlan da engelledigini dü~ünüyorlard1 56

(Venable 1946, s.54, 129). Bunun aksine Engels, Rönesans benzeri c;:aglarm dü~ünürlerini, gerc;:ek ya~amm eanhhg1 ic;:inde dinc; ve etkin bic;:imde dola~an dü~ünee­ leri nedeniyle övüyordu (Doganm Diyalektigi, Giri~ Bölümü). Engels ve Marx, bu tür insanlann, yeni ve geli~mekte olan smlflann veya topl}lrnsal ak1mlann itkilerini ifade edip aydmlattiklanm dü~ünüyorlardl. Marx'm Frans1z materyalizmi üzerine övgü dolu bir denemesinde (Kutsal Aile, VI. Bölüm, 3. kesim) kendisini tüm metafizigin ytklelsl olarak öne t;:Ikardigl Bayle gibi insanlar, Franstz burjuvazisinin monar~i ve aristokrasiye kar~1 c;ok gecikmi~ meydan okumasml haztrlayan sözeüleri veya bagla~Iklan olarak nitelenebiliyordu. Marx ve Engels, benzer bir tarzda, kendilerini de yeni smai i~c;:i smlfmm yanma koyuyorlard1. Fakat bu neredeyse tümüyle bilisiz kitleyle ili~kiler, aydmlann daha öneeki herhangi bir hareketle ili~kisinin ayn1s1 olamazd1. Bu ili~kinin ne olabileeegi veya olmaSl gerektigi üzerine, Marx ve Engels'in ikisi de kesin bir ifadede bulunmadllar. Bu konudaki güc;:lüklerden biri, o zamanm Almanya'smda sosyalizmle amatör olarak ugra~an veya kan~an orta s1mfa mensup kendini begenmi~, yan-bilisiz bilginler hakkmda ba~mdan itibaren hic;: de iyi dü~ünmüyorlard1. Kömünist Manifesto'da "Alman" veya "Gerc;:ek" Sosyalizmle alay ederek (3. bölüm), bu laf ebelerini Frans1z dü~üneele­ rini anlamstz soyutlamalara, hayal ürünü icraatlara c;:evirmekle suc;:ladliar. Engels'in Dühring'e kar~l kapsamh polemigi, Marx ve Engels'in bu türden sözde entellektüelizme duyduklan bütün ho~nutsuzlugu ve emek hareketine bunun slZlp yanh~ yola yöneltmesi tehlikesine ili~kin kayglianm ac;:1ga vurur (Kar~1la~nr: Marx ve Engels'in Bebe! ve b~kalanna Eylül 1879 tarihli mektuplan). Marx ve Engels, zaman zaman, i~c;:i s1mfmm sosyalizme giden yolu kendisinin bulaeagm1 umut ettiler. Fakat bunun olabileeegini gösteren c;ok az belirti vard1 veJoseph DlETZGEN gibi proleter dü~ünürler c;:ok az t;:1k1yordu. Basit trade-unioneuluk d1~mdaki dü~üneelerin i~c;:i s1mfma aneak d1~ardan gelebileeegi, Lenin'e apac;1k bir ~ey olarak görünmekteydi. Plehanov'un belirttigi gibi, Marksistler, devrimci i~c;:i­ lere aydmlar olarak hizmet etmekten gurur duymahyd1. Bununla birlikte Lenin, özellikle

Rusya'daki aydmlar tabakas1 hakkmda karmaduygular ta~1yordu. Onlann kusurlan üzerine yazd1g1 ~iddetli ve alaye1 ele~tiriler, Marx'm egitim görmü~ Almanlan ele~tirisini andmyordu. Lenin'e göre bunlar iradesiz, ~ap~al, ikireikli ki~ilerdi. Bol~evik aydmlann bile 1905 yenilgisinden sonra bozguneuluga kapllmalan ve bir k1smmm bo~ hayallere s1gmmalanm gördükten sonra Lenin'in yergileri daha da ~iddetlendi. Gorki'ye bunlann saflan terketmeleri ve yerlerine i~c;ilerin gelmesini sevinc;le kar~lladigml anlatabiliyordu. Fakat aradan pek bir zaman gec;:meden arkada~lanna, kendisinin "ahmak sendikalistlerin yapng1 gibi", aydmlan kap1 d1~an etmek arzusunda olmadigmi ve onlarm emek hareketi ic;:in nas1l vazgec;ilmez olduklannm tamamiyle bilincinde oldugunu anlatmaya c;:ah~Iyor­ du (7 ve l3 Subat 1908 tarihli mektuplar). Gerc;ekte 191 7'den önee önder konumdaki 169 Bol~evikten 79'u yüksek ögrenim görmü~tü . Suadan Bol~evik üyelerin ise sadeee yüzde 15'i üniversiteye gitmi~ti (Liebman 1973, s.100). Profesyonel bir dinleyici kitlesine sosyalizm üzerine konferans veren Kautsky, bunlann ic;:inden yeterinee saytda insamn görü~ünü degi~ti­ reeegini umut ediyordu. Sosyalizmin aydm ve sanatc;llarm c;:ah~malanna sadeee daha fazla kamu korumas1 degil, daha büyük özgürlük de getireeegini, bu alanda hükümet denetimi kurmak ic;:in yap1laeak herhangi bir giri~imin aptalca olaeagm1, yolgösterici ilkenin "Maddi üretimde komünizm, entellektüel üretimde anar~izm" olmasl gerektigini, onlan ikna edip kazanmak ic;:in anlatmaya c;:ah~1yordu (1902, s.178-9, 183). Bol~evik devrimiyle birlikte, bu konuda, elbetteki Rusya'nm geriligi nedeniyle elveri~siz ko~ullarda, pratik bir ölc;üt ortaya c;:1kn. Lenin (1920), yeniden bic;imlendirilmeleri ve egitilmeleri gereken eski aydmlann -bu, i~c;:i sm1h ic;:in de aynen gec;:erliydi- her alanda c;:ah~tml­ malannm bir zorunluluk oldugunu belirtti (Sol Komünizm, Bir <;:ocukluk Hastaltg1, Ingilizce Toplu Yap1tlan, XXXI. eilt, s.1l3). Teknik aydmlann özel bir önemi vard1. Stalinist yöntemlerle htzh sanayile~me, rejimi bunlarla c;:an~maya sokarken, aydmlann öteki kesimleri de s1k1 bir denetim altma almmi~lardL Egitim görmü~ insanlann saytsl yine de oldukc;:a azd1 ve ba~lang~c;:ta olabildiginee ~c;i s1mh saflarmdan kaydedilen yeni bir egitim görmü~ler toplulugu yeti~tirili~~k

yordu. Bunlar bag1mstz dü~ünmekten c;ok, baghhk ve verimlilik dü~üneesiyle egitiliyordu. Benzer güc;lüklerle daha sonra <;:in'de de kar~l­ la~lldL Bu güc;lükler, ülkenin hälä c;:ok geri olmasl ve Kültür Devrimi suasmda aydmlardan tümüyle vazgec;meye ve ilkel bir komünizme dönmeye hazu görünmesiyle bunlan kolayla~n­ raeak herhangi bir ~ey yapllmad1g1 ic;:in daha da agula~m1~t1.

Ban Avrupa'da bu sorun üzerine Gramsei c;ok kafa yormu~tur. Grarnsci, -idealist felsefenin tümünde yans1yan gerc;ek olmayan bir kopuklukla- kendisini ayn bir s1mf veya topluluk diye gören bir ülkenin "geleneksel aydmlar"I ile her sm1fm (köylülük haric;) kendi saflanndan "organik olarak" yeti~tirdigi dü~ünee adamlan arasmda bir aynm yap1yordu (1957, s.ll8-20). Her ne kadar aydm tamm1 yönetici ve örgütleyici bütün katmanlan ic;:ereeek kadar geni~ olsa da i~c;i s1mfmdan gelme daha c;:ok aydm görmeyi umuyordu. Simdiki zamanda gerekli olan aydmlar, diye yaz1yordu, sadeee laf eden degil toplumun pratik kurueusu olanlardir. "Orta aydmlar tabakas1" arasmda yüksek bir ~sizlik oramnm, modern ya~amm olagan bir özelligi oldugunu belirtiyordu (1957, s.122-3). l~c;i s1mfmm sosyalizmin ta~IyleiSI olduguna inanem zaytflamasi, Bat1'da aydmlara daha da büyük ag1rhk verilmesine yol ac;n. l~c;i s1mfma inanCim yitiren hic;bir Marksist, Amerika' da, i~­ c;i s1mfmm ba~aramay1p terkettigi ilerici görevin gerc;ekle~tiricisi konumuna aydmlan yükselten Wright Mills kadar ileri gidememi~ti. Fakat Ban Marksizmi dü~üneelerin tarihe etkisine ve bu nedenle de bunlarla en c;:ok ilgilenen erkek ve kadmlara giderek daha c;ok dikkat göstermektedir. Böyleee, eger sosyalizmin bir geleeegi olaeaksa, insanlarm mai~et dertleriyle ilgilenmek kadar bilgi ve sanat1 da kendi yanma kazanmahdu dü~üneesinin kabulü doruguna ula~maktadir. VGK!lC Okuma Metinleri Davidson, Alastair 1977: Antonio Gramsci: Towards an Intellectual Biography. Gandy, G. Ross 1979: Marx and History. From Primitive Society to the Communist Future. Grarnsci, Antonio (1957): "The Modem Prince" and Other writings. 57


ayd Kautsky, Kar! 1902 (1916) : The Social Revolution. 1906 (1918) : Ethics and the Materialist Conception of History. Lenin, V.I. ve Gorky, M. 1973: Letters, Reminiscences, Articles. Liebrnan, Marcel 1973 (1975): Leninism under Lenin. Plekhanov, G.V. 1908-10 (1973): Materialismus Militans . Seliger, Martin 1977: The Marxist Conception of Ideology. Venable, Vernon 1946: Human Nature: the Marxian View. Wright Mills, C. 1962: The Marxists . Azalan Kär Oran1 (lng. Falling rate of pro fit, Fr. Taux de profit decroissant, Alm. Fall der Profitrate) Azalan kär oram yasas1, Marx'm serrnaye birikirninin uzun dönernli ritirnlerini doguran ternel gü<;:lerle ilgili tahlilinin sonuc;:lanm dile getirir: Uzun hiZlandmlrni~ büyürne dönernlerine kar~ahk bunlan zorunlu olarak izleyen yava~ büyürne dönernleri ve en sonunda yaygm iktisadi stkmnlar. 1930'lann Büyük <;:öküntü'sü bu tür dönernlerden birisiydi ve kirni Marksistiere göre kapitalist dünya, bir kez daha u<;:ururnun kenanndadtr. Belirtrnek gerekir ki bu <;:e~it genelle~rni~ iktisadi bunahrn (Bkz. EKONOMlK BUNALIMLAR), konjonktür dalgalanrnalan gibi daha ktsa dönernli <;:evrirnsel dalgalanrnalar ya da kötü hasatlar, parasal bozulrnalar vb. gibi özgül olaylann yol a<;:tlgt ktsrni bunahrnlardan tarnarnen farkhdu. Konjonktür dalgalanrnalan ve ktsrni bunahrnlar, daha sornut etkenlerle a<;:tklamr; bunlann ritirnleri, uzun dönernli ritrnin üzerine, deyirn yerindeyse, bindirilrni~tir (Mandel1975). Ternelde yatan ko~ullar olgunla~t1gmda bunlann genel bir bunahrn1 ba~latabilecegi ger<;:egi, olsa olsa ilk önce ternelde yatan hareketlerin kendilerini tahlil etrnenin önernini vurgular. Kapitalist faaliyetin itici gücü kär istegidir; bu istek, her bir bireysel serrnayeciyi iki cephede sava~ verrneye zorlar: Ernek sürecinde, arnk deger üretirni ugrunda ernege kar~1; ve dolamrn sürecinde, arnk degerin kär bi<;:irninde ger<;:ekle~rnesi ugrunda öteki serrnayecilere kar~1. Ernekle olan kar~Jtla~rnada rnakinele~rne, arnk 58

aza deger üretirnini artlrrnanm häkirn bi<;:irni olarak ortaya <;:Ikar; öteki serrnayecilerle olan kar~Itla~­ rnada ise rekabetin belli ba~h silah1 olarak ortaya <;:Ikan, birim üretim maliyetlerinin (birim maliyet fiyatlannm) dü~ürülrnesidir. Özet olarak Marx, daha ileri üretim yöntemlerinin, kapasite kullamrn1 normal düzeydeyken birirn üretirn rnaliyetlerinin daha dü~ük oldugu daha büyük, daha serrnaye yogun tesisleri i~in i<;:ine katttgmt öne sürer. Birirn <;:Iktl ba~ma daha büyük rniktarlarda sabit serrnaye öl<;:ek ekonornileri ger<;:ekle~tirrnenin ba~hca aractdtr. Daha geni~ <;:aph tesisler belli saYJda i~<;:inin daha <;:ok rniktarda harnrnaddeyi i~leyip o oranda daha <;:ok ürün elde etmesine olanak verdiginden ernek birirni ba~ma gerek hammaddeler, gerekse <;:tktl birlikte artma egilimi gösterir. Birim <;:Iktl ba~ma artan sabit serrnaye miktan, aynt zarnanda <;:Ikn ba~ma arnortisrnan giderleri ile yardirnci rnadde rnaliyetlerinin (elektrik, yaktt vb.) artrnasm1 i<;:erir. Böylece daha ileri yönternler söz konusu oldugunda kapitalizasyonun (birirn <;:tktt ba~ma öndelenen serrnayenin) yükseli~i , emek dt~l birirn rnaliyetlerin (birirn degi~mez sermaye c'nin) yükselrnesini; üretkenligin yükseli~i ise, birirn ernek rnaliyetlerinin (birim degi~ir sermaye v'nin) dü~rnesini i<;:erir. Sonu<;: olarak birim üretirn rnaliyeti c bkz. v'nin azalmast, dolaytstyla ikinci etkinin birincisini fazlastyla ödünlemesi gerekir. Belli teknik ko~ullar altmda, varolan bilgi ve teknolojinin stmrlanna ula~Ildik<;:a , birirn <;:Iktl ba~ma yatmrndaki yeni artt~lann birim üretirn rnaliyetlerinde neden oldugu azah~lar gittik<;:e kü<;:ülür. Bunun en dü~ük maliyetli yönternler i<;:in daha dü~ük ge<;:i~ kär oranlanm, dolayisiyla (Oki~io Teorerni'nden ötürü) azalan bir genel kär oramm i<;:erdigini gösterebiliriz. Yukardaki kahbm, daha ileri yöntemlerin, bir egilirn olarak, daha dü~ük kär oram pahasma daha dü~ük bir birim üretirn rnaliyeti ger<;:ekle~­ tirrnesini i<;:erdigini göstermek mümkündür. Rekabet, gene de sermayecileri bu yöntemleri benirnserneye zorlar; <;:ünkü birirn maliyetleri daha dü~ük olan sermayeci fiyatlanm dü~ürüp rakipleri aleyhine geni~leyebilir - böylece daha dü~ük olan kär orantnt daha geni~ bir piyasa payryla ödünleyebilir. Marx'm belirttigi gibi, "her bir bireysel serrnayeci, piyasadan olabildigince büyük bir pay ele ge<;:irrneye ve rakiplerinin yerini

alrnaya <;:abalar..." (Arttk Deger Kuramlan, kts. II, böl. XVII) . Marksist kategoriler a<;:tsmdan yukandaki sürecin, hem reel ücretler hem de i~ gününün uzunluk ve yogunlugu sabit olsa bile, serrnayenin organik bile~iminin arnk deger oranmdan daha htzh artrnasmt i<;:erdigini, dolaylSly!a ernek<;:ilerin herhangi bir anhrnmdan bagtmsiZ olarak genel kär oranmm azaldtgmt göstermek rnümkündür (Shaikh 1978, 1980) . Marx, zH yönde <;:e~itli etkilerin kär oramnm azah~mt yava~lattJgmt, hatta ge<;:ici olarak bu azah~I tersine <;:evirdigini belirtir. Daha yüksek sörnürü yogunlugu, daha dü~ük ücretler, daha ucuz degi~mez sermaye, göreli olarak dü~ük organik bile~irnli sanayilerin büyürnesi, ucuz ücret mallan ya da üretim ara<;:lannm ithali ve serrnayenin emek ile dogal kaynaklann ucuz oldugu böigeiere gö<;:ü, hep sömürü oramm artuarak ve/ya da sermayenin organik bile~irnini dü~üre­ rek kär oramm artuma yönünde etkili olur. Ama tarn da bu kar~1 egilirnler dar smtrlar i<;:erisinde etkili oldugu i<;:in kär haddindeki uzun dönemli dü~ü~ hakim egilim olarak ortaya <;:tkar. Azalan kär oram, kär kütlesi üzerindeki etkisi dolaYJstyla genelle~mi~ bir bunahma yol a<;:ar. Önceden yatmlrnt~ sermaye baktrnmdan kär oranmdaki her türlü azalrna, kär kütlesini kü<;:ültür; öte yandan birikirn, öndelenmi~ sermaye stokunu, dolaYJstyla yeni sermayenin kär oram artJ oldugu sürece kär kütlesini geni~letir. Bu nedenle toplam kär kütlesinin hareketi bu iki etkinin göreli gü<;:lerine baghdtr. Arna azalan bir kär oram birikim hevesini giderek ktrar; birikirn yava~laYJnca da olumsuz etki olumlu etkiyi geride btrakrnaya ve bir noktada toplarn kär kütlesi durgunla~maya ba~lar. Özgül bi<;:imi elbette somut kurumsal ve tarihi etkenlerce ko~ullandi­ nlrnt~ olsa da bunahm i~te bu evrede ba~lar. Strast gelrni~ken ~unu da belirtrnek gerekir ki yukardaki süre<;:, kär kütlesinde, önce htzlanan, sonra yava~layan, durgunla~an, en sonunda da bunahm suasmda <;:öken bir "uzun dalga"YI i<;:erir. DolaYJstyla kapitalist birikirnde uzun dalgalar görüngüleri, Mandel (1975)'de oldugu gibi (diyelim) yükselen-ve-azalan bir kär oranmm tersine kär oranmdaki uzun dönemli bir azalrnayla a<;:tklanabilir. Bu teoriye kar~t <;:tkanlar, genellikle, burjuva

iktisadmm "tarn rekabet" kavrarnmm böyle bir süreci rnannki olarak dt~ladtgmt ve her halükärda arnpirik kamdann teoriyi desteklemedigini öne sürerler. Neo-klasik iktisat teorisi ve/ya da bu kimselerin yaslandtgt veriler bir kez ele~tirel ~e­ kilde incelenince her iki dururnda <;:tkanlan sonu<;:lann hi<;:birinin ge<;:erliligini koruyamayacagtm göstermek kolaydu. (Shaikh 1978, 1980; Perlo 1966; Gordon 1971. Perlo Marksist, Gordon ise Ortodoks bir iktisat<;:tdu; her ikisi, sermaye stokunun kestirilrnesinde kullamlan geleneksel yönternin bu stoku önernli öl<;:üde dü~ük gösterdigi, bunun ise kär oranmm önernli öl<;:üde yüksek gösterilrnesini i<;:erdigi sonucuna vanrlar) . Ceteris paribus, ücretlerin yükselrnesi ve <;:ah~rna ko~ullannm iyile~tirilrnesi, kädan dolaystzca dü~ürdügü gibi makinele~rneyi de htzlanduu; böylece kär oranmm azalrnas1 yönündeki yerle~ik egilirni iki kat yogunl~tmr. Bununla birlikte, Marx'm vurguladtgi gibi, sisternin reforrnu üzerinde odakla~an bu ve ba~­ ka rnücadeleler, kärhhktan, sermaye akt~kanh­ gmdan ve (dünya <;:apmda) rekabetten kaynaklanan dar smular i<;:erisinde etkili olur ve bu yüzden kapitalist birikirnin ternel dinarnikleriyle ktsith kahr. Benzer bir sav, devlet rnüdahalesinin stmrlan i<;:in de ileri sürülebilir. Her bunahrn, görece zaytf serrnayelerin tahribini ve ernege yönelik saldmlann yogunla~tml­ rnasmt birlikte getirir. Bunlar sisternin "dogal" toparlanrna rnekanizrnalandtr. Birbirini izleyen her toparlanrna ise, daha <;:ok yogunla~rna ve rnerkezile~rneyle ve uzun dönernli kär ve büyürne oranlarmm genellikle dü~rnesiyle sonu<;:lamr. Öyle ki, <;:eli~kilerin zamanla kötüle~rnesine kar~m, i~(iler sistemin kendisini devirmeye yetecek bir smif bilincine ve örgütlülüge ula~madlk(a nihaf bunaltm diye bir ~ey olamaz (Cohen 1978, s.201-4), (Bkz. MARKSlZMlN ELESTlRlClLERl; EKONOMlK BUNALIMLAR.) . AS/NS Okurna Metinleri Gordon, R. 1971: "A Rare Event". Mandel, E. 1972 (1975): Late Capitalism. Perlo, V. 1966: "Capital Output Ratios in Manufacturing". Shaikh, A. 1978: "Political Econorny and Capitalisrn. Notes on Dobb's Theory of Crisis". 59


azg

aza -

1980: "Marxian Competition versus Perfeet Competition". - 1982: "Neo-Ricardian Economics: A Wealth of Algebra, A Poverty of Theory" . Azgeli~me

ve Geli~me (Ing. Underdevelopment and development, Fr. Sous developpement et developpement, Alm. Unterentwicklung und Entwicklung) SÖMÜRGECIUK ve EMPERYAUZM üzerine erken Marksist tartl~malarda, bin;ok ögelerinin bulunmasma ragmen, Azgeli~mi~lik Kurami ilk olarak 1950'lerde sömürge-sonrasi toplumlarda (Bkz. SÖMÜRGE VE SÖMÜRGE-SONRASI TOPLUMLAR) ekonomik geli~me sorunlanna Keynesci ve neo-klasik yakla~Imlann bir ele~ti­ risi olarak ortaya c;:IktL Belli ba~h kavramlan, Paul Baran tarafmdan formüle edilmi~ olup, önemli ölc;:üde Celso Furtade ve Andre Gunder Frank gibi yazarlarca daha sonra geni~letilmi~­ tir. Kuram, ekonomik artlk deger ve kapitalist ekonomik sistem ic;:indeki bu arnk degerin, üretilmesi ve ele gec;:irilmesi anlayt~I üzerinde temellendirilmi~tir. Baran (1973) ekonomik artlk degeri "toplumun ~imdiki fiili ürünleri ile onun fiili ~imdiki tüketimi arasmdaki fark" olarak tammlar. Artlk deger ya üretimi arttlrmak ic;:in verimli olacak ~ekilde yatmhr, spekülasyon ic;:in kullamhr, onu üreten ekonominin di~ma yatlnhr veya tasarruf edilir. Baran, endüstriyel kapitalist ekonomilerin paradoksal bic;:imde sürekli artan bir artlk deger ürettiklerini, bu suada da bu artlk degerin ele gec;:irilmesi ic;:in gerekli olan tüketim ve yatmm kanallanm saglamakta ba~a­ nsiZhga ugradiklanm savunur. Bu etkili talep yoklugunun birkac;: politik ve ekonomik mekanizma sayesinde kar~llandigi söylenir: Savunma üretimi, devlet harcamalan, planh eskitme, teknolojik yenilik ve (en önemlisi) sömürge ve sömürge-sonrasi t~plumlann egemenligi sayesinde, tüketim ve yatmm kanallan saglayarak, fazla üretimin potansiyel olarak zararh etkilerinin önleni~i. Bu yolla üretilen ekonomik artlk degerin yabanci ~letmeler ve yerel sec;:kinler tarafmdan yerli halkm zaranna olacak ~ekilde, ele gec;:irilmesine yarayan özel bir geli~me modeli, endüstrile~mi~ ekonomilerce, sömürge-sonrasi toplumlara benimsetilir. Endüstrile~mi~ ekonomilerin sorunu ekonomik arnk degerin a~HI üretimiyken, sömürge-sonrasi toplumlann te60

mel sorunu kendi ekonomik geli~meleri ic;:in gerekli artik degere eri~im imkamnm yoklugudur. Baran, sömürge-sonrasi toplumlarda geli~me­ nin c;:ogunlukla endüstrile~mi~ ekonomiler ve yerli sec;:kin tabaka ic;:in meta üreten ve i~leyen sektörlerh~ smuh kaldigmi, öte yandan bu sektörlerde üretilen artlk deger yerli ekonomiye yatmlmadigi ic;:in ic;: tüketime temel e,mtia üreten sektörlerin (üretken ve üretken-olmayan) faaliyetlerini durdurdugunu ileri sürer. Kisacasi, sorun geli~menin olmayt~I degil, yerli ekonominin azgeli~mi~ligidir; onun geli~me potansiyelinin yatmma aktanlabilecek bir artlk degerin ele gec;:irilmesi nedeniyle kurutulmasidH. Baran, arnk degerin, ~imdiki tipik saytlan kullammiyla potansiyel olarak, yani yerel ekonominin varolan artik deger kullammmm bozucu gereksinimleriyle simrlanrunlmadan kullammmi kar~I kar~I­ ya koyar. Simdiki ve gelecekteki yerli halk ihtiyac;:lanna dayanarak, Baran artlk degerin "akÜci bir bic;:imde tahsis edildigi" varsayimmi öne sürer. Bu tahsis: 1- potansiyel arnk degerin, yabanci ve yerli kapitalisder ve toprak sahiplerinin kamula~tmlmasi yoluyla seferber edili~i, ve a~m tüketim ve yurt d~ma sermaye kayiplan sonucu varolan gelir üzerindeki ac;:Iklann giderilmesi; 2- üretken-olmayan emegin yeniden tahsisi; 3- yerli endüstriye bagimh yerli tanmm, arnk degerin yeni bir seferber edil~iyle planh geli~mesi üzerine temellendirilir. Baran, varolan artlk deger kullammi modelinin yerli ekonominin gereksinimlerine dayah olan planh akllci bir artlk deger tahsisine dogru deg~mesi ile nasü endüstrile~mi~ toplumlarm yeniden üretim gereksinimleri tarafmdan benimsetilen, azgeli~me modelinin üstesinden gelinebilecegini ve yerel gel~menin olu~acagmi göstermeye c;:ah~Ir. Baran'm dü~ünceleri, artlk degerin ele gec;:irilmesi ve kullamlmasi kavramlanm "metropol" ve "uydu" ekonomileri üzerine temellendirilmi~ bir dünya ekonomisi modeli ile birle~tiren Frank tarafmdan genelle~tirilmi~tir. lhracata yönelik bir kapitalist geli~im tarzmm benimsetilmesi sonucu olu~an artlk degerlerin aktanmi yoluyla, endüstri metropolleri azgeli~mi~ uydulan egemenlikleri altma sokarlar. Bu metropol-uydu modeli, azgeli~mi~ ülkelerin birbirleriyle ve kendi ic;:lerindeki ili~kilerine de uygulanabilecek bir gec;:erlige sahiptir. Frank ic;:in, azgeli~mi~ligin azalnlmasi, ancak endüstri-

yel kapitalist ekonomilerin zorunlu ya da gönüllü geri c;:ekilmesi dönemlerinde gerc;:ekle~ebi­ lir. Azgeli~mi~lik her zaman öncelikle endüstriyel kapitalizmin yerel ekonomilere sokulu~u­ nun sonucudur: "Bu nedenle, kapitalist yapidan kopmadikc;:a veya dünya kapitalist sistemi bir bütün olarak c;:özülmedikc;:e, kapitalist uydu ülkeler, bölgeler, yöreler ve sektöder azgel~mi~li­ ge mahkümdudar" (Frank 1969). Azgeli~mi~lik Kurami'nm ana ilkesi, endüstriyel kapitalist ekonomilerin yeniden üretim gereksiniminin yerel ekonominin potansiyel büyümesini kisitlayan sektörel olarak e~itsiz bir gel~meyi benimsetiyor oldugu görü~ü, hem BACIMLILIK KURAMI, hem de Samir Amin ve lmmanuel Wallerstein tarafmdan ac;:Iklanan c;:evresel kapitalist ve dünya sistemleri kuramlan tarafmdan payla~llu. Marksist kuram ve siyaset tarti~malan ic;:inde de bunun öncüleri bulunur; Marx ve Engels'in Rus mir'i üzerine yazilanndan, Lenin'in Narodnizm ele~tirisine, Hindistarr üzerine olan yogun tartl~malara ve lll. Enternasyonal'deki koloni sorununa kadar. Marksist ele~tirilerin ba~hcalan ~u ~ekilde özetlenebilir: 1- Azgeli~m~lik Kurami endüstriyel kapitalist geli~mede sömürge ve sömürge-sonrasi ekonomilerin etkisini, hatah bir ~ekilde, a~m vurgulamaktadir. Brenner (1977), söz gelimi, bu ekonomiler tarafmdan saglanan pazar ve yatlnm kanallannm kapitalist birikim ve endüstrile~mede ne kadar az bir öneme sahip oldugunu kamtlar. Bu ele~tiriler, Marksist kuramm sonuc;:ta kapitalist bir ekonomide tüketi~i, dagltlmi ve dola~Imi belidemek ic;:in ileri sürdügü yetersiz tüketimcilik görü~ünün üretim yapiSI ic;:inde tuttugu yerden c;:ok, dagltlm bic;:imleri üzerindeki yerini vurgulayarak, yetersizligini öne sürer. 2- Asya, Afrika ve Latin Amerika azgeli~mi~ ekonomilerine özgü genel bir kapitalist geli~me bic;:imi yoktur. Genellikle yorumsamah olarak, endüstrile~mi~ ekonomilede benzerlikleri, payla~llan özelliklerinden daha canahci olan ekonomileri kapsamasmdan ba~ka, Azgeli~mi~lik Kurami, azgeli~mi~ ülkelerdeki ulusal kapitalist endüstrile~menin saglam bic;:imlerinin özellikle l970'lerin ba~langicmdan itibaren ortaya c;:Iki~I­ m ac;:Iklamaktaki yetersizligi nedeniyle reddedilmi~tir. Bazi azgel~m~ ekonomilerde hem en-

düstri hem.tanmda ic;: tüketim ic;:in üretim yapan sektödere imalat endüstrisinin ve makine üretiminin sokulmasmm, kesintisiz kapitalist geli~­ menin, endüstriyel kapitalist ülkelerin ve komprador sec;:kinlerin yerle~ik c;:Ikarlanmn ihtiyac;:lanna cevap veren az sayidaki sektöde zorunlu olarak simdanmi~ oldugu sonucunu c;:ürüttügü iddia edilmektedir. 3- Azgeli~mi~lik Kurami yerel ve ihracata-yönelik diye adlandmlan sektöder arasmda yanh~ bir engel kurar: Birincisinin geli~imi zorunlu olarak ikincisinin gel~im potansiyelini kurutmaz gerc;:ekte, onun geli~iminin itici gücü olabilir. Bu, sermaye birikimleri, yerli endüstrilere, tanmsal farkhl~maya, bir i<; pazar yaratllmasma, bu pazar ic;:in endüstrilerin geli~mesine yatmlarak b~anhr. Warren (1980) gibi bu noktalan vurgulayan yazarlar ic;:in ba~vuru dayanagi, Rus Narodnik görü~ünün Lenin tarafmdan yapÜmi~ ele~tirisidir (1899) . Bu, kapitalist olan ve kapitalist-olmayan üretimlerin bir bile~imi ile aytrt edilebilen ve endüstriyel kapitalist ekonomilerin yeniden üretim gereksinimleri ile egemenlik kurulan bir ülkede kapitalizmin b~anh bir ic;: pazan geli~tinnekte yetersiz kalacagi görü~üdür. 4- Azgel~mi~lik yakla~Immm gec;:erligini kabul etmek, azgeli~mi~ ekonomilerin c;:agda~ ve tarihsel boyutlannm tahlilini ciddi ~ekilde kisHlayan daha az önemli bazi varsaytmlara sahip c;:Ikmayt gerektirir: Söyle ki; feodal üretim bic;:imleri Afrika, Asya ve Latin Amerika ekonomilerine kapitalist giri~in degi~ik a~amalarmdan önce gelmi~tir; bu ekonomilerin birc;:ogu Batl Avrupa'da olana benzer bir feodalizmden kapitalizme gec;:i~i ya~amaktadir ve endüstriyel kapitalist etki Ban Avrupa'nm izledigine benzer bir endüstrile~me yolunu bulmu~tur: Kapitalizm pazarda emtianm satl~I yoluyla kär elde etme olarak tammlanabilir ki, böylece bu özellikleri sergileyen kapitalist olan ve kapitalist-olmayan üretim bic;:imlerinin azgeli~mi~ ekonomilerde birarada olu~unu bu ülkelerin süregide,I bir özelligi olarak tammakta ba~ansiz olunmu~tur; kapitalist-olmayan ekonomilere endüstrile~tiri­ ci ve endüstriyel kapitalist giri~in degi~ik a~a­ malan her ~eyi kucaklayan bir a~m üretim etkisinde toplanmi~tlr - pazar ve yatmm kanallan arama; artik deger ve arnk degerin emilmesi görü~lerinin kullamlmasi, siyasal, kültürel ve sosyal olgulann, özerk geli~imleri olmayan, arnk 61


Ul

bag

azg degerin gen;:ekle~tirilmesi i~in engel veya ara~ olarak tahlil edildigi ekonomik indirgemecilige yol a~ar; ulus devletler üzerine temel ekonomik birimler olarak bir odaklanma, ulusal geli~meyi belirleyebilen dünya ekonomisinin uluslai:aras1 boyutlannm gözden ka~mlmasma sebep olur. Bu son ele~tiriler, üretiminin sahipliginin ve denetimi ulusalhk ötesi ve ~okuluslu bi~imleri­ ni ve uluslararas1 olarak koordine edilen endüstri ve banka sermayelerinin hareketinin ulus devletler üzerindeki tesirini ve bir dünya ekonomik düzeyinde kär oranlannm e~itlenmesini vurgulamaktadtr. JGT/BA

Brenner, Robert 1977: "The origins of capitalist development: a critique of neo-Smithian Marxism", New Left Review, 104. Frank, Andre Gunder 1969: Capitalism and Un-

Okuma Metinleri Baran, Paul 1957: The Political Economy of

Warren, Bill1980: Imperialisme: Pioneer of Capi-

derdevelopment in Latin America.

Furtado, Celso 1971: Development and Underdevelopment.

Laclau, Erneste 1971: "Feudalism and Capitalism in Latin America". Lenin, V. I. 1899: (1960): The Development of Capitalism in Russia.

Roxborough, lan 1979: Theories of Underdevelopment.

Taylor, john G. 1979: From Modemisation to Modes of Production.

Growth.

:,I

II

i

talism.

Bag1mhhk Kurami (lng. Dependency Theory, Fr. Theorie de Dependance, Alm. Dependenz Theorie) Yoksul ülke ve bölgelerin azgeli~mi~ligini, zengin ülkelerdeki kapitalist geli~menin bir ürünü olarak a~1klayan bir dü~ünce okulu. Bu yakla~1m, özellikle 1960'h ve 70'li ytllarda Latin Amerika yazmmda ortaya ~1kt1 (Bkz. LATIN AMERIKA'DA MARKSIZM). Akademik bir okul olarak gerilemekte olmasma kar~m, benzer görü~ler radikal halk hareketlerini bilgilendirmeye devam etmektedir. Bag1mhhk kuram1 ü~ ana görü~ü payla~an ~e­ ~itli varyantlara sahip geni~ bir yakla~1md1r. Bu ü~ ana görü~ten birincisi; Avrupa, Kuzey Amerika ve ba~ka yerlerdeki kapitalist büyüme süreci Latin Amerika, Afrika ve Asya'daki ülkeleri yoksull~ttrml~tlr ve devam eden büyüme bu ülkelerde daha da ~ok yoksulluk yaratmaktad1r. Ba~ka bir deyimle, azgeli~mi~lik (Bkz. AZGELlSME VE GELlSME) devam eden bir sürecin ürünü olarak yarat1lmaktad1r; gerikalm1~hgm ya da arayt kapatmamanm i~sel bir ko~ulu degildir. lkincisi; bu "azgeli~mi~ligin geli~mesi" süreci, kapitalizmin global ekonomik ili~kileri, tarihsel olarak Avrupa ve Amerika Birle~ik Devletleri'nin hakimiyetinde olan "dünya pazan" araCihg1yla i~lemektedir. Ü~üncüsü; global ekonomik ili~kiler kesin mekänsal bir yap1ya sahiptir, ~ünkü ~evre (azgeli~mi~ ülkeler) metropoliten merkez (geli~mi~ kapitalist ülkeler) tarafmdan sömürülmektedir. Metropol-~evre ya da merkez-~evre kavram1, ülke i~i ekonomik ili~ki­ ler yap1sm1 tammlamak i~in de kullamlmaktadlr: zengin kent merkezleri ~evre olarak k1rsal ~eperi sömüren metropollerdir. Bu ortak konumlar i~indeki farkhhk ve nüanslar k1smen bag1mhhk okulunun farkh kay-

naklarmdan gelmektedir. Baz1 yapltlar Marksist bir gelenekten ~1km1~tu, baztlan ise ulusal ekonomik geli~meyi saglama mücadelesini yansltan bir Latin Amerika yap1saklhgmdan kaynaklanml~tlr. Marx ve Engels'in SÖMÜRGECILIK ve "Asya tipi" gibi (Bkz. ASYA TOPLUMU) "kapitalizm öncesi üretim tarzlan" üzerine yaz1lan baz1 Marksistleri, Latin Amerika, Asya ve Afrika ülkelerinin k1smen Kuzey Amerika ve Avrupa'nmkini yansnan kapitalist geli~me yollanm izleyecekleri inancma yöneltmi~tir. Eski sosyal yaptlan )'lkt1g1 i~in sömürgecilik burada bir hlzlandmcl olarak görülebilirdi. Geli~meyi evrimci, lineer [dogrusal] ilerlemeci olarak alan bu görü~e klasik Marksizm i~inde, kapitalizmin yeniden üretim ve birikimini global bir sömürü sistemi olarak gören Luxemburg ve sistemi süper sömürülü emperyalizm olarak anlayan Leriin (Bkz. EMPERYALlZM VE DÜNYA PAZARI) tarafmdan kar~1 ~1ktld1. Emperyalist global sisteme ili~kin böylesi Marksist görü!?ler bag1mhhk kuramma h1z verdi (özellikle Cardosa'nm yaztlannda), ama Latin Amerika bag1mhhk teorisinin özel bir yam, Baran ve Sweezy'nin TEKELCI KAPITALIZM kuramlannda geli~tirilen ortodoks olmayan art1k kavramma ~ok ~ey bor~lu olan SÖMÜRÜ tammlamasldlr. Bag1mhhk kurammm öteki kaynagml olu!?turan Latin Amerika yaplsalcihgl, Latin Amerika ülkelerinin lkinci Dünya Szva!?l sonrasmda izledikleri geli~me ve ticaret stratejilerinin kuramsal bir rasyonalizasyonuydu. Bu ülkelerin ihracat pazarlannm, önce 1930'lann global depresyonu sonra sava~ s1rasmda dünya ticaretinde meydana geien kopukluklar yüzünden daha da dramatikle~en zaytfhgl, i~ pazara yönelik "ithal ikamesi" sanayilerinin gel~tiril­ mesiyle dünya pazanna olan bag1mhhg1 azaltma 63

62


bag politikasma yol ar;m1~t1. Bu bag1mhhktan kurtulma denemeleri, bir geli~me stratejisi olarak popülist politik hareketlere baghyd1 ve Rau! Prebisch'in yönetimindeki Latin Amerika Ekonomik Komisyonu'nca bir bütünsellige kav:u~­ turuldu. Sunkel, Paz ve Pinto'nun yazllan bu gelenege ~ok yakmd1r. Ingilizce konu~ulan dünyada en iyi tanman bag1mhhk kuramc1s1, dos Santos ve Marini gibi daha özerk bir dependencia teorik gelenegi olu~turmayt denemi~ olan Andre Gunder Frank'tu. Frank'm ~ah~mas1, aynca, Wallerstein'm global kapitalizmin DÜNYA SISTEMI teorisi ile güdü paralellere sahiptir. Bag1mhhk kuram1 üzerine taru~malann merkezinde, sömürünün uluslararas1 planmda nas1l gewekle~tigi sorusu vardu. Frank'm yazllan, sömürünün merkez ile ~evre arasmdaki ticaret araC1hg1yla ger~ekle~tigi merkezi görü~ünü tipikle~tirir. Ba21lan, ESDECER OLMAYAN DECISIM kavram1yla bu görü~ü teorik olarak temellendirmeye r;ah~m1~ ve Ür;üncü Dünya ülkelerinin d1~ ticaret hadlerinin ampirik olarak uzun erimde kötüle~me egilimi göstermesinin, ticaret arac1hg1yla böyle bir sömürünün göstergesi oldugunu öne sürmü~lerdir. Bu fikirler, kärlann sistematik bir "adil olmayan" ticaret araC1hg1yla metropoliere transfer edildigi, bu kaybm Ü~üncü Dünya ekonomilerinin kötüle~­ mesine yol ar;ug1 ve bu ülkelerin kendi birikimlerini engelledigi ve ithal ikamesi stratejilerinin bu ülkeleri dünya pazannm d1~ma r;1kararak ba~anya ula~abilecegi görü~ünü hakh r;1kanr gibi görünüyordu. Ama e~itsiz degi~im ve kötüle~en d1~ ticaret hadleri kavramlan gerek teorik, gerekse ampirik temelde ele~tirilere hedef oldu. Marksist bir perspektiften bu kavramlar üzerine taru~ma, Frank gibi bag1mhhk kuramcllannca kullamlan sömürü kavrammm ve bunun da ötesinde kuramm varsayd1g1 sm1f ili~kileri kavramlannm daha temel bir ele~tirisinin bir parr;as1yd1. E~itsiz degi~im fikri, sömürüyü degi~im alamna yerle~tirmekte ve en basit bir;iminde, Ür;üncü Dünya pahah sann almak ve ucuza satmak zorunda oldugu ir;in sömürülmektedir gibi bir görü~le ifade edilebilmektedir. Degi~ime dayah bu görü~e yönelik ba~hca Marksist ele~tiri, Marx'm kapitalizm teorisinin sömürüyü üretim sürecine yerle~tirdigidir. Üretimi kontra! eden ve ücretli i~r;i r;ah~nran kapitalist s1mfm sömürüsü, ticaret arac1hg1yla sö64

bak mürü kavrammdan r;ok uzaknr ve aradaki bu fark, Brenner'in bag1mhhk kuramma yönelttigi ikna edici ele~tiriye temel olmu~tur. Aym farkm bir ba~ka boyutu, Marksizmde, sömürü ARTIK DECER kavram1yla ar;1klamrken, bag1mhhk kurammda elde edilen kärlann bir ölr;üde farkh bir kategori olan "aruk" ile alglianmas1du. Marksist ve bag1mhhk kuramCllannm arasmdaki bu farkhhklar, onlann sosyal yap1, tarih ve devlet gibi daha geni~ olgulan kavramadaki farkhhklanndan kaynaklanmaktadu. Bag1mhhk kuramCl!annm bir ülkenin (ya da bölgenin) bir ba~kas1 tarafmdan sömürülmesine vurgu yapmasl, Marksistlerin bir s1mfm bir ba~kas1 tarafmdan sömürülmesine yapttklan vurguyla r;eli~­ mektedir. Birr;ok bag1ms1zhk kuramClsmm analizlerinde, özellikle ulusal burjuvazinin rolüne ili~kin ele~tirel analizlerinde sm1f yap1sma ve r;au~masma önemli bir yer vermesine ragmen, okul, sm1f ili~kileri yerine merkez-r;evre ili~kile­ rine öncelik vermesi nedeniyle ele~tirilmi~tir. Okulun s1mf analizine yönelik Marksist ele~tiri­ ler, üretim tarzlannm analizine dayah alternatif bir konumdan yaplim1~tu. Laclau'nun klasik ele~tirisi, kapitalizm ile öteki üretim tarzlan arasmdaki r;att~mayt, bütün r;eli~kili sonur;lanyla birlikte, tarihin Ür;üncü Dünya'daki motoru ve devletin bir belirleyicisi olarak görür; bu, her ~eyi kapsayan bir dünya kapitalizmi ir;inde bag1mhhk kuramCllannm merkez-r;evre ili~kileri analizinin kar~1sma t;1kanlm1~ bir görü~tür. Bu tür tartl~malar bag1mhhk kuramc1lannm yazliannda degi~ikliklere yol ar;u, öte yandan tarihsel degi~iklikler durumu zay1flatt1. Yeni Sanayile~mi~ Ülkeler'in yükseli~i, dünya pazanyla bütünle~menin kar;mlimaz olarak görece ya da mutlak kötüle~meye yol ar;mad1gm1 ve Warren'in Marksist klasiklere yakla~1mmm da öne sürdügü gibi, kapitalizmin gür;lü sanayi ileri karakollan yaratabilecegini gösterdi. Aynca, finans ve yard1m kurumlannm pazar ve ticarete yönelik politikalannm 1980'lerdeki hegemonyasl, bag1mhhk kuramma önemli bir temel saglayan devlet kurum ve stratejilerini etkili bir ~e­ kilde ortadan kaldud1. Sonur; olarak, bag1mhhk kuram1 art1k ayn, canh bir okul olarak mevcut degildir, ama bu durum, onun önemini kür;ümsememize neden olmamahd1r. Afrika (Amin, Rodney) ve Karaipier (Beck-

ford, Girvan) kadar Latin Amerika' da da bu kuramm fikirleri antiemperyalist politikalar ve geli~me stratejileri üzerinde gür;lü bir etkide bulundu. 1970'lerdeki Manley yönetimindeki Jamaica ile Nyerere yönetimindeki Tanzanya'nm stratejileri ve UNCTAD'm yeni Uluslararas1 Ekonomik Düzen'i, bu etkinin gür;lü örnekleridir ve dependencia fikirlerinin kimi unsurlarmm genel politik tartt~maya dahil oldugundan ve etkilerini burada sürdüreceginden ku~ku olmamahdu. BH/ZD Okuma Metinleri Amin, Samir 1974: "Accumulation on a World Scale." Blomström, Magnus ve Hettne, Björn 1984: "Development Theory in Transition. The Dependency Debate and Beyond: Third World Responses." Brenner, Robert 1977: "The Origins of Capitalist Development: A Critique of Neo- Smithian Marxism" . Cardoso, Fernando H. ve Faletto, E. 1969: "Dependency and Development in Latin America."

Frank, Andre Gunder 1966: "The Development of Underdevelopment". - 1967: Capitalism and Underdevelopment in Latin America: Historical Studies of Chile and Brazil. Laclau, Ernesto 1971: "Feudalism and Capitalism in Latin America". Larrain, Jorge 1989: "Theories of Development." Rodney, Walter 1972: Haw Europe Underdeveloped Africa.

Bakunin, Mikhail (d. 30 Mayts 1814, Premukhino; ö. 16 Ocak 1876, Berne) Toprak sahibi bir Rus aristokratmm oglu olan Bakunin, uluslararas1 bir devrimci hareket olan ANARSIZM'in kurucusu ve I. Enternasyonal'de Marx'm b~hca hasm1 idi. Bir Genr; Hegelci olarak Bakunin, diyalektik sürer;te olumsuz'un önemini vurgulam1~t1: "Y1kma tutkusu, yarat1c1 bir tutkudur ayn1 zamanda!" (Dolgoff 1971, s.57). Bir toplurnsal devrimci olmasmda Wilhelm Weitling ve PROUPHON'un dü~ünce­ leri etkili olmu~tur. Fakat devrimciliginin ilk ytllannda liberter [özgürlükr;ü] dü~ünceleri,

esas olarak, Slav halklannm Rusya, Almanya ve Avusturya'da otokratik yöneticilere kar~1 mücadelelerinde birlikte kararla~urd1klan bir hareketin desteklenmesi bir;iminde ifade ediliyordu. 1848-49 ytllannda birkar; ayaklanmada oynad1g1 rol sayesinde tarn bir devrimci olarak ün kazandl. Dresden ayaklanmasmm ba~arlSlzhkla sonur;lanmasmdan sonra yakaland1 ve yedi ytl hapse mahküm oldu. Daha sonra Sibirya'ya sürüldü ve 186l'de oradan kar;t1. 1863 Polonya ayaklanmasmm b~arlSlzhgmdan sonra, devletr;i ülkülerine kar~1 oldugu ulusal kurtulu~ hareketlerinin devrimci bir potansiyeli olduguna inanmamaya b~lad1. Ondan sonra da toplurnsal devrimi uluslararas1 bir ölr;ekte ilerletmenin yollanm arad1. Kendine özgü anar~ist dü~ünce­ leri, aralannda 1868'de I. Enternasyonal'e kanlma ba~vurusunda bulunan yan gizli UluslararaSl Sosyalist Demokrasi Bagla~mas1 da bulunan r;e~itli örgütlerde geli~ti. USDB'nin ba~vurusu reddedildi. Fakat Bagla~ma kendini dag1tt1gm1 ar;1klad1ktan sonra Cenevre ~ubesi Enternasyonal'e kabul edildi. Enternasyonal'in bölümlerinde (seksiyonlannda) Bakunin'in dü~ünceleri, özellikle Ispanya ve Güney Italya ile klsmen de Fransa ve Isvir;re'de giderek artan bir destek buldu. Bunu, 1872 Hague (Lahey) Kongresinde doruk noktasma ula~an ~iddetli bir hizip mücadelesi izledi. Marx'm r;abas1yla Bakunin, politikalan Enternasyonal'inkine kar~1 olan ve onu parr;alamayt amar;layan uluslararas1 gizli bir örgüt olarak Bagla~ma'nm sürdürüldügü gerekr;esiyle Entemasyonal'den anld1. Enternasyonal Gene! Konseyi'nin Londra'dan New York'a ta~mmasl karannm e~lik ettigi bu kovma olayt, Enternasyonal'i ikiye böldü ve izleyen be~ yli ir;inde her iki parr;as1 da dagll1p gitti. Tartl~malar s1rasmda birbirine rakip devrimci teoriler olarak Marksizm ve Anar~izm arasmdaki farkhhklar belirgin bir bir;im ald1. Bu farkhhklar arasmda Entemasyonal'in nasli örgütlenmesi gerektigine ili~kin birbiriyle r;an~an görü~ler de vard1. Marx, hareketin merkezile~mesini savunurken, Bakunin özerk bölümlerden olu~an federal bir yap1 üzerinde 1srar ediyordu. Bunun d1~mda iki ideolojik farkhhk daha belirtilebilir: 1Marx, bmjuva devletin ytk1lmas1 gerektigine inanmakla birlikte, onun yerine proletaryanm, almacak toplumsall~urma önlernlerinin bir sonucu olarak sm1flar ortadan kalkarken, En65


1 ~1 1 II,

IIII

111111.

I'

r ,II [,

I

bat

bak gels'in sözleriyle "sönecek" olan kendi devletini kurmas1 gerektigine inamyordu. Bakunin ise, bunun aksine, devletin ve devletin ü;erdigi otorite ilkesinin toplumsal devrim s1rasmda ortadan kaldmlmas1 gerektigini ileri sürüyordu. Herhangi bir PROLETARYA DlKTATÖRLÜCÜ, diye kehanette bulunuyordu, proletarya üzerinde bir diktatörlük haline gelecek ve yeni, daha güc;:lü ve kötü bir s1mf yönetimi sistemiyle sonuc;:lanacaknr. 2- Marx, proletaryamn ancak, mülk sahibi Slmflarca kurulan bütün partilere kar~1 ayn bir politik PARTl olarak kendisini örgütleyerek bir Slmf olarak davranabilecegine; sm1fm geli~imi ic;:in elveri~li olanaklar elde etmek ic;:in parlamenter arenada yürütülecek eylem de ic;:inde o~mak üzere proletaryanm politik eyleminin gerekliligine inamyordu. Buna kar~1hk, istisnaslZ bütün siyasal partilerin "mutlakiyetc;:iligin türleri" olduklan bic;:imindeki Proudhon'un inanc1m payl~an Bakunin, Marksist anlamdaki politik eyleme kar~1 c;:1k1yordu. Devrimcilerin, bazen gizli de olsa örgütlenmeleri gerektigine inanmakla birlikte, devrimcilerin görevinin esas olarak, ezilen Slmflann -kent i~c;:ileri kadar köylüler ve öteki marjinal gruplann- varolan düzeni kendi dogrudan eylemleriyle y1kmalan ic;:in ayaklandmlmas1 ve cesaretlendirilmesi oldugunu dü~ünüyordu . Düzenin y1kmtllan üzerinde halk "a~ag1dan yukanya dogru i~c;:ilerin özgür demekleri veya federasyonlannca ilkin sendikalannda, sonra komünler, bölgeler, uluslar ve nihayet büyük bir uluslararas1 ve evrensel federasyon ic;:inde olu~­ turillan .... gelecegin toplumsal örgütlenmesini" (Lehning 1973, s.206) kuracakn. "Bakunin'in Devletc;:ilik ve Anar~i'sinin Ele~­ tiri Taslag1"nda (1874-5) Marx, görü~lerini ~öy­ le tekrarhyordu: Ba~ka s1mflar varoldugu sürece proletarya "zorlaytcl önlemler, yani hükümet önlemleri uygulamahdu." Bakunin, diyordu Marx, "toplumsal devrimden hic;:bir ~ey anlamaz. Bunun hakkmda bütün bildigi politik laflardlr. Bakunin ic;:in toplumsal devrimin ekonomik öngerekleri yoktur... Bakunin'in toplumsal devriminin temeli, ekonomik ko~ullar degil, iradedir." GNO!lC Okuma Metinleri Carr, E.H. 1937: Michael Bakunin. Dolgoff, Sam (der.) Bakunin on Anarchy. 66

Lehning Arthur (der.)1973: Michael Bakunin: Selected Writings . Marx, Engels, Lenin 1972: Anarchism and Anarcho-Syndicalism.

Bankalar bkz. Finans Kapital; Mali Sermaye ve Faiz Bat1 Marksizmi (Ing. Western Marxism, Fr. Marxisme occidentale, Alm. Westlicher Marxismus) 1920'lerde Orta ve Ban Avrupa'da ortaya <;1kan felsefi ve politik bir Marksizm, Rus Devrimi'nin kazammlanm yasalar bic;:iminde sisteml~tiren SOVYET MARKSlZMl'ne meydan okudu. Somadan "Ban Marksizmi" olarak adlandlnlan bu ak1m, Marksizmin ekonomi politik ve devlet üzerindeki vurgusunu kültür, felsefe ve sanat üzerine kayd1rd1. <;:e~itli birey ve aklmlann gev~ek bir derlemesinden daha fazla bir ~ey olmayan Ban Marksizmi ic;:inde ltalya'da Gramsci, Orta Avrupa'da Lukacs ve Korsch da yer almaktaydl. Ote yandan 1930'lardan itibaren FRANKFURT OKULU bu dü~ünce tarzmm sürdürülmesinde önemli bir rol oynam1~t1r. Il.Dünya Sava~1'ndan sonra Goldmann ile Les Temps Modemes (Sartre, Merleau-Ponty) ve Arguments (Lefebvre) c;:evreleri bir Frans1z Ban Marksizmi olu~turdular (bkz. Kelly 1982). Lukacs, Gramsei ve Frankfurt okulunun etkisi altmda, özellikle Almanya, ltalya ve Amerika Birle~ik Devletleri'nde Bat1 Marksizminin yeni ku~aklan ortaya c;:1kn. Ku~kusuz Ban Avrupa'da daha geni~ bir anlamda, Marx'm teorisinin Sovyet versiyonunu reddeden etkili birc;:ok b~ka Marksist dü~ünce bic;:im.i de vard1. AVUSTURYA MARKSlZMl ve "Hollanda" Marksizmi (PANNEKOEK) de bunlar arasmdayd1. Rus Devrimi Leninizme ve Sovyet Marksizmine muazzam bir prestij saglaml~tl. Bu yüzden ilk Bat1 Marksistleri, kendilerinin Leninist bir c;:erc;:evede i~ gördüklerini ileri sürüyor ve buna inamyorlard1. Lukacs ve Korsch, 1923'de temel metinleri Tarih ve Smif Bilinci ile Marksizm ve Felsefe'yi yaytmlad1klannda, Komünist Partisinin sad1k teorisyenleriydiler. Fakat Ill. Enternasyonal Marksistleri onlann yap1tlanna dü~­ manca yamt verdiler. Alman Komünist Partisi sonunda Korsch'u partiden atarken, Lukacs daha önceki görü~lerinden uzakla~ug1 bir dizi

" özele~tiriler" gerc;:ekle~tirdi. Bununla birlikte, bir bütün olarak Ban Marksizmi ile geleneksel Leninizm arasmdaki ili~kinin tümü, ate~li tarn~malara neden olmaya devam etmektedir. Gramsci, Lukacs ve Sartre da ic;:inde olmak üzere birc;:ok Ban Marksistinin komünist partisiyle il~kisi , karma~1k ve dolambac;:h yollar gösterir. Ran Marksizmi felsefi bir bic;:ime bürünmü~­ tür, ama politika felsefe yapmaktan aynlmaz. Zaten Ban Marksizminin dogurdugu muhalefet de, yalnlZca metafizik farkhhklardan kaynaklanmaz. Felsefi yönelimi, Leninizmle c;:an~an siyasal örgütlenme ilkeleri ima ediyor ve bazen da ac;:1kc;:a ifade ediyordu. KONSEYLER ve öteki i~ yönetimine katllma bic;:imleri, Bau Marksistlerini öncü partiden daha c;:ok cezbediyordu. Teorileri ve ilkeleri, belirli bir tarihsel olgunun sonuc;:lanyla, yani 20. yüzytlda Ban Avrupa devrimlerinin ayn1 tarz yenilgisiyle de damgalanml~U ve Bau Marksizmi, k1smen de bu yenilgiler üzerine felsefi bir dü~ünceye dalma olarak görülebilir. Bau Marksistleri, kültür, sm1f bilinci ve öznellik kategorilerine özel dikkat göstererek Marx'1 yeniden okudular. Marksizmi gel~im yasalanm formüle eden materyalist bir teori olarak tasarlayan Kautsky'den Buharin ve Stalin'e kadar bütün geleneksel Marksist otoritelerle kesinlikle kopu~tular. Marx'm yaz1lannda yer alan "nesnel" yapllann -emperyalizm veya birikimanalizleri, "öznel" yapllann -meta feti~izmi, yabanclla~ma veya ideoloji- analizlerinden daha az c;:ekiyordu onlan. · Marksizmin bir bilim olarak konumu, Bau Marksistlerine sürekli güc;:lükler c;:1karm~nr. li. Enternasyonal ve Sovyet Marksizminin temel metinleri, Marksizmi evrensel bir tarih ve doga bilimi olarak savunmaktad1r. Bau Marksistlerine göre, bu tammlar pozitivizmle, bir toplumsal teorinin bir doga bilimine indirgenmesiyle c;:ok yakmdan ilgiliydi. Pozitivist yakla~1m ise, saf dogaya yabanc1 olan öznellik ve s1mf bilinci gibi ele~tirel kategorileri zaytflat1yordu. Hem Lukacs (1925) hem de Gramsei (1929-35), Buharin'in Tarihsel Materyalizm adh yap1nm benzer nedenlerle, yani Marksizmi bilimsel bir toplumbilime indirgedigi ic;:in ele~tirdiler. Tüm Ban Marksistleri, Marksizmin bir kültür ve bilinc;: teorisi gerektirdiginde anla~1yorlard1 ·ve bu boyutlan vurgulamak üzere Marksizmi toplumsal ve

tarihsel gerc;:ekc;:ilikle s1mrladllar. Onlann gözünde Marksizm, genel bir bilim degil, bir toplum teorisiydi. Marksizmi, pozitivizm ve kaba materyalizmden kurtarmaya c;:ah~ 1rken Bau Marksistleri, Marx'm yalnlZca geli~mi~ bir ekonomi politik teo. isi sunmad1gm1 ileri sürdüler. Marksizm, aslmda bir ele~tiriydi. Lukacs en ütopyac1 formülasyonlannda -ki birc;:ok Bau Marksisti ütopyac1 bir itilime sahipti- Marksizmi, ekonomi politigin ortadan kaldmlmasma veya ekonominin egemenliginden kurtulmaya adanm1~ (bir sistem) olarak görüyordu. Ekonomi politik kategorilerinin kendisi, Marksizmin y1kmaya c;:ah~ug1 bir ekonomik egemenligi ifade ediyorlard1. Korsch, Marx'm belli ba~h tüm yap1tlannm " ele~tiri" altba~hgm1 ta~1d1gm1 ammsanyorJu. Toplumsal geli~imin yeni yasalannm ke~fiyle Marksizm bitmiyordu. Ele~tiri, burjuva bilinci ve kültürüyle dü~ünsel bir c;:arp1~may1 da gerektiriyordu. Bayag1 Marksistler yanh~ bir bic;:imde, Marksizmin felsefenin ölümü demek olduguna inamyorlard1. Fakat Bat1 Marksistlerine göre Marksizm, felsefenin hakikatlerini, onlann gerc;:eklige devrimci dönü~ümlerine kadar koruyordu. Felsefenin temel rolünü Marx, Ban Marksistlerinin c;:ok sevdikleri bir metinde ("Hegel'in Hukuh Felsefesinin Ele~tirisine Katkr. Giri~") ana hatlanyla ortaya koyuyordu. Burada Marx, kurtulu~un yüregi proletaryad1r, ama kafas1 da felsefedir görü~ünü ileri sürüyordu. Her ikisi de temel nitelikteydi: "Felsefe, proletarya ortadan kalkmaclau kendini gerc;:ekle~tiremez; proletarya da felsefe gerc;:ekle~meden kendini ortadan kalduamaz." Marx'm Hegel, Gene; Hegelciler ve Feuerbach'la hesapla~ng1 erken dönem yazllan, Marksizmin felsefi özünü ac;:1ga vururlar ve daha sonraki yazllarmda bask1 altma almm1~ bir ütopyac1 ve özgürlükc;:ü (liberter) ruh ta~ular. Bu anlamdadu ki, Bat1 Marksizmi, genc;: Marx'a dönü~le hemen hemen e~anlamhdu. Gene; Marx'm metinleri, Marksizmin felsefe kar~ltl bir materyalizm olarak yaygm bir bic;:imde sunulmasmm bir dogrulamasm1 veriyordu. Marksizm materyalistti, Marx'm tümüyle bu konu etrafmda dörren Feuerbach el~tirisinden anla~llacagl üzere, ac;:1ktu ki, Marx basit veya pasif bir materyalizmi savunmuyordu. Feuerbach, Alman idealizminin felsefi hakikatlerini kendi bak~mda bütünle~tirememi~ti, dü~ünce ve fel67


bat sefenin ele~tirel rolünü kavramsalla~nramadtgt i<;in de onun materyalizmini mistisizm kaplamt~n . Marx, felsefeyi pek savunmadt. Onun üstüne basa basa tekrarladtgt ~ey, meselenin yalmzca dünyayt anlamak degil, dönü~türmek olduguydu. Ama felsefi <;abayt da onayhyordu. Bir yüzytl sonra Adorno, Olumsuz Diyalektik'inin ilk cümlesinde Marx'm Feuerbach ele~tirisinin felsefeyi hakh ktldtgmt ima ediyordu: "Zamamm doldurmu~ gibi gözüken felsefe ya~amaya devam etmektedir. <;:ünkü onu ger<;ekle~tirecek an ka<;mt~nr" .

Ban Marksizminin sözcük dagarctgt ve kavramlan, Hegel'inkiyle uyum (rezonans) halindeydi ve Ban Marksizminin neredeyse istisnastz bütün dü~ünürleri Alman idealizminin egitiminden ge<;mi~lerdi. Marksizmin Hegelei kaynaklanna dönü~, Lukacs'm Gent; Hegel'i, Kojeve'in Hegel'i Okumaya Giri~'i ve Marcuse'nin Akd ve Devrim'i gibi yap1tlan üreterek Ban Marksizmi geleneginin tümüne damgasmt bastyordu. Gen;:ekte, Ban Marksizmi sadece Hegelei gelenegin sag kaldtgt veya yeniden kuruldugu yerlerde ortaya <;tkn. Orta Avrupa'da Wilhelm Dilthey Hegelei incelemeleri canlandudt. ltalya'da Betrando Spaventa, Giovanni Gentile ve Benedetto Croce'nin Hegeleiligi, Gramsei'yi besledi. Franstz Batt Marksizminin dogu~undan önce de Kojeve, Jean Hyppolite ve Jean Wahl Hegel'i Franstz kamuoyuna tamttt!ar. Kendisinin aytrt edici Hegelei tonu, hurada ilgilendigimiz anlamdaki Ban Marksizmini, Ban Avrupa Marksizminin Yeni-Kant<;thga ba~vuran Avusturya Marksizmi ve Marksizmi Hegelei kavramlardan temizlemeye <;ah~an Althusser'in yaptsalct Marksi7mi gibi" öteki bi<;imlerinden uzakla~­ nrdt. Marksizmin Hegelei köklerine dönü~ ho~ göründüyse, bu Engels'in ve dogamn diyalektiginin degerlendirilmesiyle ilgili daha tarn~mah alanlara girmi~ olmasmdandu. Ortodoks Marksistiere göre tarihsel materyalizmin kuruculan Marx ve Engels'di ve onlann katktlanm birbirinden aytrmak bo~ bir <;abaydt. Marx'm ölümünden sonra Engels, Marksizmin resmi: türlerinden biri olarak yaygmhk kazanan bir dizi yap!t yaytmlamt~tl ve bu yapttlarda diyalektigin yalntzca hem doga hem de toplumda ge<;erli "hareketin genel yasalannm bilimi" oldugunu ileri sürüyordu (Anti-Dühring, 13. bölüm). Bu

68

bat ilke, DlYALEKTlK'i evrensel ve bilimsel bir yasa olarak saptadtgt il;:in ortodoks Marksizme uygun dü~üyordu. Fakat Ban Marksistleri buna kar~t <;tktyorlardt ve Lukacs, Tarih ve Stmf Bilinci'nde Engels'i, Marx't tahrif etmekle ele~tiriyor­ du. Diyalektigin dogayt kapsayacak bi<;imde geni~letilmesi, tarihe özgü boyutlan -öznellik ve bilin<;- gölgelemekteydi. "Diyalektigin en önemli belirleyieileri- özne ve nesnenin kar~l­ hkh etkile~imi, teori ve pratigin birligi, tarihsel degi~meler. .. doga bilgimizden hareketle mevcut degildir". Lukacs, Engels'i Marx't yanh~ anlamakla su<;layan en ünlü ele~tirmendi, ama ilk degildi. Birka<; ltalyan Hegeleisi (Croce ve Gentile) ve Franstz sosyalisti ( Charles Andler ve Sore!) Lukacs'dan önce aym su<;lamayt yapmt~tl. Bununla birlikte, Ban Marksistleri i<;in Engels'in kendisi -her ne kadar bu <;abuk alevlenen bir mesele olmaya devam etse de- onun me~rula~­ tudtgt doganm diyalektigi kadar büyük bir sorun degildi. Sovyet Marksizmi kendini bir doga diyalektigine baglamt~n; Ban Marksizmi ise onu bir kenara atmt~tl. Onlara göre fiziksel ve kimyasal meseleler diyalektik degildi ve üstelik doganm diyalektigi dikkatleri Marksizmin kendi alanmdan, yani toplumun kültürel ve tarihsel yaptsmdan ba~ka yere kaydmyordu. Ban Marksistleri, toplumsal hilinein olu~umu ve bozulmast sorununa kar~thk olmak üzere Marksist gelenekten se<;ip <;tkarabildikleri her kavramt kullandt!ar. Ger<;ekte, onlann projesi, burjuva kültürün dü~ünsel ve maddi: gü<;leriyle hesapla~makn. Bu kültürün basit mistifikasyon diye üstesinden gelinemeyecek bir canhhga ve ger<;eklige sahip olduguna inamyorlardt. Daha geleneksel Marksist temel-ideolojik üstyapt ~e­ malannm terkedilmesi gerektiginde (Bkz. TEMEL VE ÜSTYAPI) hemfikirdiler; <;ünkü böylesi ~emalar ne hakikati ne de egemen kültürün inat<;l niteligini gözetiyordu. Burjuva kültürünü a<;tklamak ve ytkmak i<;in, kendi yapttlannm (Lukacs 1923; Guterman ve Lefebvre 1936; Gabe\1975) b~hklannda düzenli olarak görünen yanh~ bilin<;, ~eyle~me ve kültürel hegemonya kavramlanm yeniden ke~if veya icat ettiler. Bu yönelimden bazt sonu<;lar <;tktyordu. Birineisi, Gramsci'den Marcuse'ye kadar tüm Ban Marksistleri, aydmlan temel bir rol oynayacak konuma yükseltiyorlardt. Aydmlar, yönetici smtfm hizmetkarlanndan daha fazla bir ~eydiler. Mark-

sizmin kendisinin dü~ünsel bir inamluhga ve aydmlann destegine ihtiyact vardt ve bu nedenle burjuva kültürüyle aynt düzeyde kalmak zorundaydt. Ban Marksistleri, edebiyat, müzik ve sanatt da kapsayan bir<;ok kültürel incelemeler yapnlar. Aynca popüler kitle ve ticari: kültürü giderek daha <;ok incelemek zorunda kaldtlar. <;:ünkü onlara göre burjuva toplumunu emek süreei kadar -belki daha da fazlastyla- kitle kültürü olu~turmu~tu . Bunlann baztlan, özeilikle Frankfurt okulu benzer nedenlerle psikoanalitik teoriye (Bkz. PSlKANALlZ) yönelmi~lerdi. Bu teori, burjuva kültürünün sadece keskin agZl olmakla kalmtyor, bireyin kültürü nastl edindiginin aydmlanlmast umudunu da veriyordu. Bat! Marksizminin felsefi: ve teorik formülasyonlan, LENINIZM'e meydan okuyan politik formülasyonlarla birle~ti. Öznellik, bilin<; ve öz etkinlik gibi felsefe kavramlan, Ban Marksistlerinin temel görü~lerinin politik ifadelerini öncü partiden daha dogru yansltlr gözüken i~<;i veya fabrika konseyleri gibi politik örgütlere dayanak olu~turabilirdi . Bu tür örgütler, Yugoslav filozof ve toplumbilimcilerinden olu~an Praxis grubunun Marksizmiyle yakmdan ili~kili bir sürekli ilgi ve savunmanm konusu haiirre geldiler. Bu daha politik alanda Ban Marksizminin, 1920'lerde Leninizmi ugra~tuan büyük sapkmhkla, yani "sol" komünizmle de kesi~me noktalan vardt. Ele~tirmenler bir öl<;üde hakh olarak, Ban Marksizmini düzenli bi<;imde "soleuluk"la su<;ladtlar. Fakat "so!" komünistler benzer politik ilkeleri, her ne kadar daha az felsefi bir tarzda olsa da, ku~kusuz ki daha gü<;lü bi<;imde ifade ettiler. Onlar da burjuva kültürünün etkisine ili~kin aym kaygtyla yola <;tkmt~lar ve Leninizmin kültürel egemenlik ger<;ekligiyle hesapla~a­ madtgt sonucuna varmt~lardt. Bu zaytfltk, burjuvazi ve burjuva kültürünün politik olarak gü<;lü olmadtgt Rusya'da Leninizmin kökleriyle ilgiliydi. Bu yüzden politik bir bi<;im olarak Leninizm, yaygm ve sözde demokratik kültürel egemenlikle <;arpt~mak i<;in tasarlanmamt~n. Bu ilkeler temelinde "so]" komünistler, kurtulu~ i<;in uygun proleter ara<; olarak i~<;i ve fabrika konseylerini savunuyorlardt. Hiyerar~ik örgütlenme proletaryayt zaten felee ugratan kültürel baghhgt katlayarak <;ogalttlgt i<;in, kültürel kurtulu~ yukandan yönetilemezdi. Oysa özerk i~<;i smtfl gruplan i<;inde kurtulu~un öznel ve nesne]

anlan birbirlerine yakla~trlardt. Hoilanda okulu (Pannekoek, Gorter) ve muhtemden Luxemburg'un da i<;inde yer aldtgt "so!" komünistler, bu meselede Lukacs, Korsch ve öteki Ban Marksistlerine yakmdtlar. Ele~tirmenler, Ban Marksizminin ekonomi politigi görmezlikten gelerek ve materyalizmden aynlarak klasik Marksizmi terkettiklerini ileri sürmektedirler. Aynca Ban Marksistlerinin metinlerinde, idealizmi ve parti y~ammm stradan ger<;eklerinden uzakhgt ke~fetmektedirler. Ama unutulmamahdu ki, Marx da <;ogu kez günlük politikadan uzak bulunuyordu. Üstelik, bir<;ok Ban Marksistini sürgünde ya~amaya zorIayan i~<;i smtft hareketinin Stalincile~tirilmesi ve fa~izm, dogmatik olmayan Marksistlerce yürütülecek bir pratik politikayt hic;: de kolayla~n­ nct etkenler degildi. Sonu<;ta ne olursa olsun Ban Marksistleri, <;ogu kez ba~kalannca ihmal edilen alanlarda herkesi zorlayan bir edebiyat yaratnlar ve bu edebiyat, bazen ktstrla~tmct olarak su<;lanan klasik gelenegin zaytfltklannca kt~kmtlmt~tl .

R]!IC

Okuma Metinleri Adorno, Theodor 1966 (1973): Negative Dialectics.

Anderson, Perry 1976: Considerations an Western Mar:xism.

Arato, Andrew ve Breines, Paul 1979: The Young Lukdcs and the Origins of Western Mar:xism .

Gabel, Joseph 1975: False Consciousness: An Essay an Reification.

Gramsci, A. 1929-35 (1971) : "Critical Notes on an Attempt at Popular Sociology". Selections from the Prison Notebooks i<;inde. Guterman, Norman ve Lefebvre, Henri 1936: La Conscience mystifiee.

Jacoby, Russeii 1981: Dialectic of Defeat: Cantours of Western Mar:xism.

Keily, Michael1982: Modern French Mar:xism . Korsch, Kar! 1923 (1970): Mar:xism and Philosophy.

Lukacs, G. 1923 (1971): History and Class Consciousness.

-

1925 (1966): "Technological and Social Relations."

69


bau Bauer, Otto (d.S Eylül 1881, Viyana; ö.4 Temmuz 1938, Paris) Viyana Üniversitesi'nde feisefe, hukuk ve ekonomi politik egitimi gördü. 1904'de ekonomik bunahmlarm Marksist teorisi üzerine bir makalesini Die Neue Zeit' da yaytmlanmak üzere Karl Kautsky'ye gönderdi. 0 tarihten sonra da bu derginirr düzenli bir yazan oldu. Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (ASDP) önderi Viktor Adler, Bauer'den ulusal topluluklar ve ulusculuk sorunu üzerine bir inceleme yazmasm1 istedi. 1907'de yaytmlanan bu inceieme, konuya ili~kin klasik bir Marksist yaplt haline geidi. Aym ytl ASDP'nin parlamento sekreteri olan Bauer, Adolf Braun ve Karl Renner'le birlikte partinin teorik orgam Der Kampft kurdu ve ba~ editörü oldu. Avusturya-Macaristan lmparatorlugu'nun <;ökü~ünden sonra, ktsa bir süre (1918-19) Dt~i~leri Bakanhgt yapn. 1919'da Avusturya'da (Macaristan örnegine göre) Bo~e­ vik tarzda bir devrim dü~üncesine ~iddetle kar~1 <;1kt1 ve ertesi ytl "yava~ devrim" ve "savunmaCl ~iddet" görü~lerini geli~tirdi. Bu baglamda, Avusturya devrimi üzerine kapsamh bir inceieme ve Rusya devrimi üzerine baz1 analizler yaytmladl (bunlann en önemlileri Frans1zca bir <;eviride derlenmi~tir, bkz. Bourdet 1968). Daha sonraki yaZllan arasmda fa~izm üzerine önemli bir inceieme (1938) ve I. Dünya Sava~t'ndan sonra kapitalist ekonominin rasyonelle~tirilme­ si üzerine bir analizi (1931) vard1r. 1934 Ayaklanmasl'ndan sonra Avusturya'yt terketmek zorunda kalan Bauer, önce Brno ( (:ekoslovakya) sonra da Paris'te ya~adt (Bkz. AVUSTURYA MARKSIZMI). TBBIIC Okuma Metinleri Bauer, Otto 1907: Die Nationalitätenfrage und die Sozialdemokratie. - 1923 (1970): Die Osterreichische Revolution. - 1931: Kapitalismus und Sozialismus nach dem Weltkrieg, eilt I, Rationalisierung oder Fehlrationalisierung? - 1936 (1978): "Fascism". Bottomare ve Goode (der.) Austro-Marxism i<;inde. - 1968: Otto Bauer et la revolution, (der.) Yvon Bourdet. Braunthal, Julius 1961: Otto Bauer: Eine Auswahl aus seinem Lebenswerk.

70

bel Bayag1 iktisat (Ing. Vulgar economics, Fr. Economie vulgaire, Alm. Vulgäre Ökonomie) Marx tarafmdan Ricardo-sonrast ekonomi bilimini karakterize etmek i<;in se<;ilen, ho~nut­ suzluk belirten bir adlanduma sözcük, o zamandan beri Marksist yazarlarca hem Ricardosonrasl klasik iktisat<;llan, hem de neo-klasik iktisat<;llan kapsayan bir <;anta ifade olarak kullamlmaktadlT. Bayag1 iktisat, özellikle talep ve arz gibi yüzeysel olgular üzerinde yogunla~lp yap1sal deger ili~kilerini görmezden geien <;ah~­ malara, hem de kayttslZ bir bilimsei tutumla ekonomik ili~kilerin analizine ilgisiz olan ve özellikle meta ili~kilerini belirleyen s1mf ili~ki­ lerini 'inceiemeye korkan analizlere gönderme yapan bir nitelemedir. Sonuncu özellik, bayagt iktisad1 hakhla~tmc1 kllar; yani, burjuvazinin <;tkarlanm, bilimsei tarafstzhk pahasma savunmak ve akllsalla~nrmakla daha ilgilidir. Marx'm bayag1 iktisadm tammm1 verdigi locus classicus, Kapital fin 2. Almanca basktsma yazd1g1 önsözdür. Almanya'daki ;ktisadm azgeli~mi~ligini gösterirken, Marx, lngiltere'deki ekonomi politigin bilimsei ve bayag1 a~amala­ nyla geli~imini, smtf mücadelesinin geli~imine baglayarak dönemselle~tirir. "Burjuva ufkunun sm1rlan i<;inde" kalan ekonomi politik, kapitalizmi "toplumsal üretimin evriminin ge<;ici bir . tarihsel safhas1 olarak" görmek yerine "mutlak ve son bi<;imi" olarak algllar. Böyle bir durumda ekonomi politik, ancak s1mf mücadeiesi örtük ya da az rastlamr oldugu sürece bir bilim olabilir. Böylece eger modern endüstri <;ocukluk <;agmdaysa ve eger sermaye/emek mücadelesi örnegin burjuvazinin feodalizme kar~1 mücadelesi gibi, diger mücadelelere täbiyse, o zarnarr bilimsel ugra~ hälä mümkündür. Ricardo (Bkz. RlCARDO VE MARX) lngiliz ekonomi politiginin son büyük temsilcisi olarak betimlenir, <;ünkü onun <;ah~masmda stmf <;1karlan <;atl~mast merkezi konumdad1r. 1820 ve 1830 arasmdaki dönem, Marx'a göre, Ricardo'nun kurammm yaygmla~nnlmas1 ve geli~tirilmesini ve Ricardo kurammm burjuva yorumlanna kar~l önyargtslZ polemikleri i<;eren bilimsei etkinligin son on yth olmu~tur. Marx burada Ricardocu sosyalistler okulundan ve Ekonomi Politik Kulübü'ndeki Ricardo kuram1 üzerine olan ilk saldmlardan söz eder. 1830 yth belirleyici aymmm <;izildigi ylldu. 0 zamana

kadar, burjuvazi, Marx'a göre, Fransa'da ve lngiltere'de politik iktidara häkim olmu~ ve bir kez iktidara gelince de, eski feodal düzene kar~1 mücadeiesinde ekonomi politige eie~tirei bir silah olarak gerek duyrnaz olmu~tur. S1mf mücadelesi de ~imdi art1k daha a<;1k bir bi<;im almt~tlr. "Bilimsel burjuva iktisadmm yas <;anlan <;alml~tlr. Bundan böyle mesele, bu teoremin mi yoksa o teoremin mi dogru oldugu degildir; sermaye i<;in faydah m1, zararh m1, uygun mu, degil mi, politik olarak tehlikeli mi, degil mi oldugudur". Bu bir yana, ekunomi politik Bugday Yasalan'na kar~1 mücadeiede eie~tirei bir silah olarak kullamlml$tlr. Bugday Yasalan'nm geri <;ekilmesiyle, bayag1 iktisat arta kalan kudretini de yitirmi~tir. Marx'm dönemselle~tirilmesi sonraki Marksist ekcnomi politik tarih<;ileri tarafmdan da kabul edilmi~ (örnegin Rubin 1979), fakat eie~ti­ rei olarak inceienmemi~tir. Burjuvazinin iktidan ele ge<;irdigi zarnarr olarak kesin bir tarihin, 1830'un verilmesi sorunun bir yamdtr. Aynca 1820'lerde bilimsei ekonomi politigin olanakhhgl i<;in belirleyici bir etken olarak amlan modern endüstrinin <;ocukluk dörreminirr o on yll i<;inde sona erdigini söylemek de sorgulanabilir. · Adland1rmanm ve dönemselle~tirmenin ele~ti­ rel olmayan bir bi<;imde kabulünün Marksistlerin sonraki (vulgar) iktisat<;llan aynmlamada hataya dü~meierine yol a<;t1g1 da söylenebilir. MD/BA Okuma Metinleri Blaug, Mark 1958: Ricardian Economics. Rubin, l.l. 1979: A History of Economic Thought. Belirlenimcilik (Ing. Determinism, Fr. Determinisme, Alm. Determinismus) Genellikle ~öyle anla~tlan bir tezdir: Olan her ~ey i<;in öyle ko~ullar vardtr ki bunlar veri iken ba~ka bir ~ey olamazdt. Nitekim Newton fiziginin olaganüstü b~ansmdan etkilenen de Laplace, verili bir anda evrenin tüm mekanik durumunun bilgisi verili ise, hi<;bir ~eyin "belirsiz olamayacag1 ve ge<;mi~ gibi geiecegin de gözler (imiz) önünde bulunacag1"m ileri sürdü (1814[1951], s.4) . Hume (1739-40 [1965]) ve Mill tarafmdan ifade edilen etkili feisefi bi<;imi i<;inde belirlenimcilik, kural belirlenimciligi olarak görünür. Yani her X olayt i<;in belli bir ta-

mmlar dizisi altmda birle~tirilecek Yl.. .......... .Yn gibi bir olaylar dizisi vard1r. Fakat i<;erisinde belirlenimci sonu<;lann ger<;ekten olanakh bulundugu ko~ullara ili~kin yeni bilim felsefesindeki görü~ (ki metafizik bir tez olarak belirlenimciligin akla uygun geli~i bundan kaynaklamr), deneysel olarak olu~turulan veya dogal olarak meydana geien baz1 özel ko~ullar dt~mda, yasalarm, e~i bulunmayan degi~mez sonu<;lan zorunlu ktlmaktan <;ok sm1rlar koydugunu; genelde, yasalann, olaylann degi~mez konjonksiyonlan olmaktan <;ok mekanizmalann egilimleri olarak analiz edilmeleri gerektigini; bu yüzden de yasams1 baglant1 veya nomik (kuralsal) ili~ki­ nin ne olumsal ne de fiili, fakat zorunlu ve ger<;ek oldugunu öngörür (Bhasker 1979). Bu bak1~ a<;1smdan bilimin belirlenimciligi önceden varsayacagl tek anlayt~, her yerde belirlenimcilik (Humecu ve Laplacec1 olmayan) anla~1, yani ger<;ek nedenlerin her yerdeligi ve bu yüzden de o halde, genellikle anla~1ld1g1 bi<;imiyle "belirlenimcilik", hem bir olaytn meydana geimesine tarihsel olarak neden olundugu i<;in, olaya neden olunmadan önce de meydana gelmesi ka<;tmlmazdl ("belirleme" ve "önbelirleme"nin kan~tmlmasl) bi<;imindeki hatah varsaytma, hem de bön bir aktüalist yasalar ontolojisine dayamyor olarak görülebilir. Belirlenimcilik üzerine Marksist bir <;er<;evede süren tartl~ma, belirli ya da tarihi bile kararla~tmlml~ gelecekteki sonu<;lann (ko~ullann, durumlann, olaylann, vb). a) ka<;lmlmaz, b) önceden haber verilebilir, c) insanlar ne yaparsa yapsm meydana geiecegi anlammda yazgth olup olmadtklan sorusu etrafmda dönmektedir. Ka<;tmlmazhk (a) konusunda Marx ve Marksizm iki dogrultuya <;ekilmektedir. Marx, kär oranmm dü~mesi , kar~1 etkilere bagh egilimler gibi kapitalist ekonominin yasalanm bi<;imsei olarak belirtmekte ve tarihsei sonu<;lar üzerinde etkili olan nedenlerin veya belirlemelerin <;oklugunu a<;lk<;a teslim etmektedir. "Ba~hca karakteristikleri aynt olan bir ekonomik temei "saytslZ dt~sal ko~ul, iklimsel ve cografi etkiler, d1~ardan tarihsei etkiler vb. nedenleriyle sonsuz degi~meier ve dereceienmeler gösterebilir. (Kapital III., bölüm 47, kesim 2). Marx, ayn1 zamanda se<;mecilikten de (eklektisizm) sakmmak istemektedir: "Bütün toplum bi<;imlerinde belirli bir üretim ve ili~ki­ leri, öteki bütün üretim ve ili~kilerinin SlTa ve 71


bel

iilll

t'""

I,

I~

etkilerini belirler. Bu, ü;erisinde bütün öteki renklerin bastmld1g1 ve onlarm özgül tonlanm biraz degi~tiren genel bir aydmlatmad1r. Bu, i~e­ risinde bulunan her ~eyin özgül ag1rhgm1 belirten özel bir esirdir" (Grundrisse, Giri~). Engels'in Bloch'a yazd1g1 ünlü mektubunda (21 Eylül 1890) gerilim, a~1k~a görülmektedir: "Ekonomik durum temeldir, ama üst yapmm ~e~itli ögeleri de ... olaylann gidi~i üzerinde kendi etkilerini gösterirler ... ve bir~ok durumda olaylann bi~imini belirlemekte ag1r basarlar. Sonsuz rastlantllar arasmda ekonomik hareketin sonunda zorunlu olarak kendisini dayatng1 bir kar~ll1kh etkile~im vard1r." Althusser önemli denemesi "C::eli~ki ve Üstbelirlenim"de (1956 [1969]), Freud'dan ödün~ almm1~ "üstbelirlenim" kavram1yla hem tek~ilikten -ister ekonomik indirgemeci (örnegin, Kautsky, Buharin) isterse tarihsel özcü (örnegin, Lukacs, Gramsci) türden olsun- hem de ~ogulculuktan sakmma arzulanm kar~nlamaya ~ah~arak, üstyapmm görece özerk düzeylerinden hangisinin konjonktürel veya devresel olarak egemen oldugunu belirleyen ~eyin ekonomi oldugunu ileri sürmektedir. (Marx'a bakm1z: "Birinde politikanm [antik dünya] ötekinde Katolikligin [Orta~aglar] ba~­ rolü oynamasm1 a~1klayan, onlann ge~imlerini saglama tamd1r." Kapital I, bölüm 1, kesim 4). En soyut düzeyde Marx, hem tarihsel materyalizm i~erisinde hem de tarihsel materyalizm ile ~e~itli yard1mc1 veya alternatif de olan a~lk­ laytcl ~emalar arasmda bütünleyici (asimetrik olarak yaplla~m1~) bir ~ogulculuga baglanm1~ görünmektedir. Fakat ikinci kategori i~erisinde, tarihsel materyalizm i~inde tammlanmayan bir belirlemenin (örnegin, iklim) ger~ekte bag1ms1z bir neden olarak rol oynad1g1 bir durumu, etkililigi, tarihsel materyalizmce tammlanan tarihsel süre~ dolay1mma bagh bir durumdan aytrmak önemli olabilir. Ne olursa olsun, insanhk tarihi i~erisindeki olaylann ~ok yönlü nedenlerinin karma~1khg1 ve ayn türdenligi veri ise, Marksizm, (a) anlammda (ka~m1lmaz) belirlenimci bir teori olarak ancak en inamlmaz bi~imde yorumlanmaktad1r. Yüzeyden baklld1gmda hi~ degilse tarih, nedenlerin ~ok yönlülügü kadar ~ogulluguyla da nitelenir görünmektedir. Bu bak1mdan Marx'm Ekonomi Politigin Elqtirisi'ne önsözü ve Kapital Tin ilk bas1mma önsözünde "sanayi bak1mdan 72

ben daha geli~mi~ bir ülke, daha azgeli~mi~ olana ancak onun gelecekteki suretini gösterir" diyerek tek ~izgili bir tarih görü~ü ileri sürmesiyle; Mihailovsky'ye yazd1g1 mektupta (Kas1m 1877) kendisinin ortaya koydugu "Bat! Avrupa'da kapitalizmin dogu~unun tarihsel taslag1"m "i~inde bulundugu ko~ullar ne olursa olsun her halkm izlemesi mukadder bir genel yolun tarihsel-felsefi teorisine" ~evirenleri yüksek sesle su~lar­ ken ve Grundrisse'nin bir~ok pasajmda ortaya koydugu ~ok c;izgili bir tarih görü~ü arasmda a~1k bir gerihm vard1r. (b) ~1kkma (önceden haber verilebilir olma) dönersek, burada sadece ~unu belirtmeliyiz: Ac;1kc;a retorik süslemeleri olan bir-iki istisnas1 d1~mda Marx'm tüm kehanetleri ko~ulludur ve ceteris paribus (e~it degerdeki diger) ko~ullann i~leyi~ine baghd1r. Bu yüzden de Popper'deki anlammda bir tarihsici degildir Marx (Bkz. TARlHSlClLlK). (c) ~Jkk1yla ilgili olarak, Marx'm kaderci olmadJgJ ac;1kc;a görülebilir. Ona göre, gelecek ne olacaksa, erkekler ve kadmlar her ne yaparlarsa o yüzden ya da hic; degilse o sayede, ama onlara kar~m degil, olacaktu. Bunun d1~mdaki her görü~ tarihsel sürecin kaba bir ~eyle~tirilmesi ve Marx'm defalarca ileri sürdügü "insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar" görü~ünün kar~l­ tl olacakt1r. Öte yandan, Marx bir kaderci degilse bile, Gramsei (1910-20 [1977]), yine de 1917'yi "Kar! Marx'm Kapital'ine kar~1 bir devrim" olarak nitelemeyi hälä uygun görüyordu. Habermas (1971) ve Wellmer (1981) tarafmdan ifade edilen bir ele~tiri c;izgisi, Kapital'in I. cildinin ikinci bas1mma sonsözde kendi yöntemini "insanlar ister inansmlar ister inanmasmlar, ister onun bilincinde olsunlar isterse olmasmlar, ~eylerin varolan düzeninin gerekliligini ve bunun kac;1mlmaz olarak gec;ecegi bir ba~ka düzenin gerekliliginin (kamtlanmas1)" olarak tammlayan bir ele~tirmenin sözlerini Marx'm onaylayarak aktarmasm1 kendi bilirnsel pratiginin nesnelci bir yanh~ anlammm belirtisi olarak görmektedir. Belirlenimcilik genel meselesinin "özgür istem" meselesiyle ic;ic;e gec;mesi gibi, gereklilik meselesi de özgürlük meselesiyle kan~maktadu. Kapital'in III. cildindeki (bölüm 48) ilginc; bir pasajda Marx iki özgürlük kavramm1 birlikte önermektedir. Birincisi, gerekli emegin akJlcl

düzenlenmesi ve en aza indirilmesi, ikincisi ise "insan enerjisinin kendi ic;inde tarn olarak geli~­ mesi"dir. Marx'm böyle özgür yarat1c1 eylemi komünizmde toplurnsal bic;imleri (dolaytmlar) ve tarihsel ko~ullarca tümüyle kJsltlanmamJ~o~ullanmaml~ olarak kavray1p kavramadJgl ac;1k degildir. Fakat durum ne olursa olsun Engels Anti-Dühring'de (l. k1s1m, 11. bölüm) "Özgürlük dogal yasalardan bagJrnsJZhk dü~ü degil, bu yasalann bilgisi ve bunun belli hedefIere varmak ic;in kullamlmasm1 saglayan olanaktan ibarettir" diyerek oldukc;a farkh tonda genel bir metafizik özgürlük teorisi geli~tirmek­ tedir. Engels bu kavramm kaynagm1 Hegel'e atfetmekle birlikte, öyle görünmektedir ki Engels'in özdeyi~i hem kendisi hem de ortodoks Marksistlerce genellikle Spinozac1 veya Hegelei anlammdan daha c;:ok Baconc1 ve pozitivist anlamlannda ~öyle anla~1lmaktadu: Doga, ancak biz ona itaat edersek bize itaat eder ve bilgi güc;:tür. Eger Engels'in bu yorumu dogru ise, dogal ve toplumsal durumlar arasmda ac;1k bir farkhhk sürer ki, toplumsal bilimlerde bilgi veya eylem, tammlanan gerekliliklere d1~saldJr. Öte yandan, bu, dogalc1 bic;imde tammlanan toplumsal sürec;ten eylemin (agency) öylesine ac;1k bir kovulmasJyd1 ki, II. Enternasyonal'in pozitivist (Bkz. POZlTlVlZM) evrimciliginin ve lll. Enternasyonal'in tarihsel olarak hakh t;lkanlmasmm (veya a~m istenc;:c;iliginin) i~areti haline geldi. "Tarihte Bireyin Rolü" adh ünlü denemesinde (1908) Plehanov, bireylerin olaylann "genel c;izgisi"ni degi~tiremeyecegini, fakat "olaylann bireysel özelliklerini ve tikel sonuc;lanndan bazilanm degi~tirebilecegini" tamyarak, belirlenimcilige inanem yüksek bir politik eylem düzeyine uygun dü~tügünü göstermeye c;ah~t1 (s.169). Adler ve Avusturya Marksistleri insan eyleminin (agency) istenc;c;:i olmayan bir toplumsal bic;:imler kavrayt~1yla kasnh bir degerlendirmesi olarak erekc;ilik ile nedenselligi ~e~itli bic;imlerde uzla~t1rmaya c;ah~uken, BAT! MARKSlZMl'nin genel itilimi kar~l-belirlenimci oldugu kadar kar~J-dogalc1 ve kar~J-nedenselci olmu~tur. Bu egilim, bir yandan tarihsel materyalizm ic;inde düzenli olarak tammlanan güc;lerin bag1mh olduklan dolaytmm c;ok yönlü düzeni ve düzeyleri üzerinde 1srar ederken, aym zamanda tarihin anla~ilabilmesini bireylerin özgürce sec;ilmi~ tasanlarma dayand1rmak isteyen

Sartre'm c;abasmda belki de doruguna ula~ml~­ tlr. Fichte'de oldugu gibi Sartre'da da a~Jklan­ masl gereken özgürlük (veya kurtulu~ olanag1) degil, belirlenimdir (Bkz. DlYALEKTlK; BlREY; BlLGl KURAMI; MATERYALlZM; GERC::EKC::lLlK; BlLlM). RB!lC Okuma Metinleri Adler, Max 1904 (1978): "Causality and Teleology", Bottomare ve Goode (der.) AustroMarxism ic;inde. Althusser, Louis 1965 (1969): "Contradiction and Overdetermination", For Marx ic;inde. Bhaskar, Roy 1979: The Possibility of Naturalism. Cohen, G.A. 1978: Kar! Marxs Theory of History. Giddens, A. 1981: A Contemporary Critique of Historical Materialism. Plekhanov, G. 1908 (1969): "On the Role of the Individual in History." Fundamental Problems of Marxism ic;:inde. Sartre,Jean-Paul1963: The Problem ofMethod. Timpanaro, S. 1975 (1976): "Engels and Free Will". On Materialism ic;:inde. Wellmer, A. 1988: "Critique of Marx's Positivism", Bottomare (der.) Interpretations of Marx ic;inde. Williarns, R. 1976: "Determinism".

Benjamin, Walter (d. 15 Temmuz 1892, Berlin; ö.27 Eylül1940, Port Bou, lspanya) Benjamin, Marksist gelenek ic;:erisindeki belki de en önemli kültür teorisyenidir. Saghgmda pek tanmmayan Benjamin, II. Dünya Sava~l'ndan sonra c;ok etkili bir konuma ula~n. Fakat, yapltlmn ic;:erimleri, onu hemen hemen gizemli yeteneklerle donanm1~ öteki dünyaya ait ve daha c;ok da trajik bir sima olarak görenlerle, onu duygusalhktan uzak kan Marksist dü~ün­ celeri nedeniyle takdir edenler arasmda bir tarn~ma konusu olmaya devam etmektedir. · Benjamin ilk yapltmda, teolojiye yogun bir ilgi gÖstermektedir. Goethe'nin Gönül Yakmitklan adh romam üzerine yazd1g1 ilk önemli makalesi, kendisinin oldukc;:a püriten etkiyle 20. yüzyll kültür teorisinin töred1~1 [amoralistik] simgeciligine kar~1 hesapla~ma giri~imiydi. Bu, "Alman Trajik Dramasmm Kökeni" adh doktora te-

73


ben

,Ir

I

zinde, 17. yüzytl Lutherci dramasma kar~1 görünen dü~ünsel ya~amm politika-d1~1 "stoac1hg1nm" geni~ bir ele~tirisi haline geldi. Benjamin otuz ü<; ya~mdayken tamamlanan bu yaplt, ürettigi en kapsamh teorik metindi. Fakat, kendisinin de söyledigi gibi, bu aym zamanda "Alman edebiyanyla ugra~ma döneminin sonu" idi. Benjamin, 1920'lerin ortalanndan itibaren hemen hemen yalmzca Marksist bir KÜLTÜR anlayt~mm ortaya koydugu sorunlarla ve bu perspektiften ancak ikincil bir rol oynayabilecek olan akademik edebiyat tarihinin klasik yasalan ile ugra~n. Bu degi~ikligin d1~sal etkenlerinden biri de, Benjamin'in yap1tm1 sundugu Frankfurt Üniversitesi'nin onu reddetmesi ve dolayts1yla da üniversitede meslek ya~amm1 sürdürme umutlannm kmlm~ olmas1yd1. 1925 ile 1933 arasmda Benjamin, as1l olarak gazetelerin sanat-edebiyat sayfalanna yaz1 yazarak ya~amm1 sürdürdü. Bu arada Brecht ve zamanm öteki sol-kanat aydmlanyla yakm ili~ki­ ye girdi. Komünist Partisi'ne kanlmamaya karar vermi~ olmasma kar~m. 1926/7 k1~mda Moskova'ya yapng1 ziyaret, yeni Sovyet devletinin kültürel ya~amma ilgisini peki~tirip derinle~tirdi. Bu ilgi, o s1rada canh ve polemik tarzmda kaleme ald1g1 makalelerde (esas olarak ele~tirilerde) kendisini yanslttl. Nazilerin iktidan ele ge<;irmeleri Benjamin'i Berlin'i terketmek zorunda buakn ve gazetecilikten saglad1g1 ge<;iminden büyük öl<;üde mahrum etti. Ama Frankfurt Toplumsal Ara~nrmalar Enstitüsü'nden ücret alabiliyordu ve bu, öteki ufak tefek gelirlerle birlikte, Paris'te yaztlanm yeniden yazmaya b~lama­ sma olanak saghyordu. Bu ytllarda Enstitü'nün dergisinde bir<;ok önemli teorik yaztlar yaytmladl. Bunlardan "Frans1z Yazarlannm Varolan Toplumsal Durumu" adm1 ta~1yan ilk yaz1, Benjamin'in kendisi gibi burjuva aydmlannm kat1kS1Z bir kültürel avant-garde [öncü] konumdan örgütlü politik ugra~a geli~lerini <;özümlüyordu. Enstitü i<;in yapt1g1 öteki <;ah~malann büyük <;ogunlugu "Arcades" karma~as1 denilen 19. yüzytl Frans1z ideolojilerinin kendisince tasarlanan tarihi ile ilgiliydi. Bu, "sanat"m, kendisini <;evreleyen teknoloji ve toplumsal s1mftan aynlamazhg1 anlayt~1m aydmlatan ünlü "Mekanik Yeniden Üretim <;:agmda Sanat <;:ah~mas1"m da kaps1yordu. Benjamin'in burada ve Eduard Fuchs üzerine makalesinde geli~tirdigi Technik teorisi, 74

ber dü~üncelerin ve kültürün bagnns1z bir tarihi olmad1g1 ~eklindeki Marksist tutuma ili~kin anlaY1~m1 kavramak bak1mmdan temel olu~turmak­ tad1r. Kendi saghgmda yalmzca birisi, "Baudelaire'deki Baz1 Motifler Üzerine" adh olam yaytmlanan Baudelaire üzerine yazd1g1 iki makale, Benjamin'in s1mf, teknoloji ve kültür anlayt~m1, fa~izmin ve genel olarak gerici ideolojinin daha geni~ bir ele~tirisi <;er<;evesine oturtmaktad1r. Benjamin, bu son derece önemli son dönem yaztlannda Freud ve Ludwig Klages'in fa~ist antropolojisi üzerinde ag1rhkla durmu~tur. Buraya kadar Benjamin'in kendisinin yaytmlanmak üzere hazulad1g1 <;ah~malardan -onun dü~ünce geli~iminin olduk<;a tutarh bir tablosunu veren <;ah~malardan- söz ettik. Ne var ki ölümünden sonra kendisinin kolayca i<;erisine almabilecegi daha a<;1k se<;ik Marksist, Brecht<;i konumdan onu ay1rmak i<;in olaganüstü zorlamalar olmu~tur. Benjamin'in Adomo ve Gershorn Scholem gibi arkada~lan, "Alman Trajik Dramasmm Kökeni"nin belirsizliginden yararlanarak ve astl olarak ilk ytllannda kaleme ald1g1 yay1mlanmam1~ yaz1lanm kullanarak, onu, politikas1 her zaman ütopyac1 bir mesihcilige boyun egen bir gizli kabalac1 olarak göstermeye <;ah~nlar. Ku~kusuz ki, önemli <;agda~ yaytnlar kar~lSlnda, bu yorumun desteklenmesi pek gü<;tür. Bununla birlikte, Benjamin'in "Tarih Felsefesi Üzerine Tezler" adm1 ta~1yan son par<;as1, Marksist bir anlay1~ bak1mdan ciddi zorluklar ortaya koymaktadu. 1939 Nazi-Sovyet Pakt1'nm sars1c1 ~okundan sonra yaz1lm1~ oldugu i<;in, örgütlü politik ugra~ hakkmda tamamen kötümserdir ve dü~ünsel faaliyeti sihirli bir am olarak, devrimi de zamanm ütopyac1 bir duraklamas1 olarak dü~ünmektedir. Fakat Benjamin'in <;ah~­ malanndaki tutars1zhklann hi<;biri, olgun döneminin önemli metinlerinde yerle~tirdigi Marksist kültür <;özümlemesinin temel ilkelerinin degerinden hi<;bir ~ey kaybettirmez. JR!lC

Okuma Metinleri Benjamin, Walter 1972: Gesammelte Schriften. - 1973: Illuminations. -1977: Origin ofGennan Tragic Drama. - 1977: Understanding Brecht. - 1979: One-Way Street and Other Writings . Roberts, Julian 1982: Walter Benjamin.

Scholem, Gershorn 1982: Walter Benjamin. History of a Friendship. Wolin, Richard 1982: Walter Benjamin: An Aesthetic of Redemption.

Bernal, John Desmond (d.10 Mayts 1901, Nenagh, Co. Tipperary,lrlanda; ö.15 Eylüll971, Londra) Arkada~lan ve hayranlan kendisini, bilgisinin gen~ligi ve dogal, toplumsal fenomenlere ili~kin i<;görüsünün derinligi ve geni~ligi nedeniyle, "bilge" olarak adlandmrlardl. Bir arkada~1 onun i<;in "dipsiz bir kuyu" demi~ti. Özellikle lngiltere ve SSCB'de ortodoks Marksizmdeki bilim kavray1~ma etkisi önemli olan 1930'lanri "klZll bilimadamlan"nm ku~kusuz en önde geleniydi. Bemal, bir bilimadam1 olarak, moleküler biyolojinin temellerinin ortaya konmasma yard1m eden X 1~1m kristalografisi üzerine önemli bir <;ah~ma yaptl. Katalizör rolü oynad1g1 <;ah~malan, kendi bulu~lan kadar önemliydi. Dorothy Hodgkin ve Max Perutz adh iki ögrencisi, Nobel Ödülüne laytk görüldüler. Bemal FRS (Kraliyet Demegi üyesi) ve Londra Birkbeck Koleji profesörü oldu. Hem (daha sonra nazik<;e Lenin olarak degi~tirilen) Stalin Ödülü hem de ABD Palmiyeli Özgürlük Madalyas1 (Medal of Freedom with Palm) kazand1. Belirli bir sorun üzerinde en kapsamh bilimsel ba~an­ lara yol a<;acak kadar uzun boylu ve derinlemesine yogunla~masma neden olan <;ok geni~ bir hayal gücü vard1. 1(arma~1k sorunlann <;özümüne yakla~1m1, li. Dünya Sav~1 <;abalannm bilirnsel yönüne katkllannda, özellikle de tarihteki en büyük deniz <;1karmas1 olan D-Day (Fransa'ya asker <;1karma günü)'nün planlamasmdaki Bii"le~ik Operasyonlarda kendine uygun bir <;1k1~ yolu bulmu~tu. Bemal, 1920'lerin ba~mda Cambridge'deyken komünist oldu. Bilimadamlan arasmda Marksist dü~üncelerin propagandasmm yapllmasmda aktifbir rol ald1. 1931'de Londra'da yap1lan Uluslararas1 Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresinde Sovyet Delegasyonunun yer almasmdan büyük öl<;üde etkilendi. Orada Buharin ve ba~kalan bilimin, kendi kendine yeten bir nitelikte oldugu bi<;imindeki geleneksel inan<;larm aksine, üretimin geli~imiyle ili~kili olarak görülmesi gerektigini olduk<;a güzel bir bi<;imde ileri sürdüler. Bemal, bilimin ekonomik geli~imi

s1k1ca yans1tt1g1, belkidaha da önemlisi toplumsal politikanm yol göstericisi olmas1 gerektigi görü~ünün en co~kulu ve büyüleyici ternsilcisiydi. Bir<;ok deneme ve kitap yazan Bemal'm en önemli iki yap1t1, konularmda ortodoks Marksizmin simgesi haline geien ve öyle de devam eden Bilimin Toplumsall~levi (1939) ve Tarihte Bilim (l954)'dir. "Bemalizm" ~u anlama da gelmeye ba~lam1~tu: Kapitalist ve öteki sosyalistolmayan toplumsal-ekonomik formasyonlann neden oldugu <;arp1khklar kaldmlabilirse, toplum, bilirnsel ak11c!hgm zorunlu k1ld1g1 <;izgide yönetilebilir. Bilim, ilerlemenin motoru oldugu kadar komünizme giden yolu aydmlatan bir fenerdir. Sosyalist ülkelerde, Bemal'e göre, "bilim köklü bir dönü~üm" ge<;irmektedir. Öyle bir "dönü~üm ki, bilimi tüm hall a a<;maktad1r... (ve bu) meydana geldigi ülkelerde muazzam bir yeni gü<; kazand1rmaktad1r." (1954, s.900-901). Bemal'm görü~leri hem lngiltere'de hem de SSCB'de etkiliydi ve daha sonra da öyle olmaya devam etti. Fakat Bemal, Soguk Sava~ ve Sovyetlerin LYSENKOCULUK skandahyla kar~1 kar~1ya kald1. Sovyet ilerleme inodeline baghhg1yla Stalinizmi ve bilimsel ara~nrmalardaki korkun<; ytk1m1, özellikle de kendi alam olan biyolojideki y1klm1 uzl~nrmakta gü<;lük <;ekti. Sovyet devletinin bilirnsel ara~tlrmaya mükemmel bir destek saglad1gm1 savunduktan sonra, giderek ona kar~lt bir tutum almaya ba~lad1. Hem kapitalist ülkelerde hem de sosyalist adm1 ta~1yan ülkelerde bilirnsel ve teknolojik ak1lc!hgm rolünü tart1~mah gören, bilimin toplumsal ili~kilerini ba~ka kavrayt~ yollan <;1kmaya b~la­ ytnca, ortodoks komünizme kar~1 kamu önünde hi<;bir ~ey söylemeyen Bemal'in lngiltere'de etkisi gittik<;e daha da azald1. Bemal, lngiliz Demeginde bilimin toplumsal ili~kileri konusunu yerle~tirmekte önemli bir rol oynad1. Pugwash Konferanslannda da etkiliydi. Fakat 1949'da, Soguk Sav~·a ili~kin nedenlerden ötürü lngiliz Demegi Konseyi'nden <;1kanld1. Bilimsel sendikac1hgm geli~tirilmesinde de aktif bir rol oynayan Bemal'in lngiliz Bilimde Toplurnsal Sorumluluk Demegi'nin kurulmasmdaki etkisi de önemliydi. Bemal, 20. yüzytl Marksizmi i<;erisindeki bilimi tart1~mas1z ilerici bir gü<; olarak ele alan yakla~1mda önde geien bir rol oynad1. Fakat bir<;ok Marksist sonradan, uzmanlann rolü ve on75


bil

ber !arm ara~tlrmalanmn meyveleri konusunda <;ok daha ku~kucu oldular. Son zamanlara kadar Marksistler, bilimi görece sorunsuz olarak ele almaya genellikle devam ettiler. Fakat Bernalizm ve Marksist ortodoksluk ele~tirmenleri, politik ve degerlendirmeye ili~kin sorunlar dl~­ talamr veya sadece örtük buaklhrsa, bilimin kendisinin toplumsal örgütlenme sorunlanna uygulanmasmm ancak sorular yaratacagm1 gitgide daha fazla ileri sürmektedirler. Toplumsal degerler, öncelikler ve sorumluluklara ili~kin sorunlar, genel kültür alanmda kendi ko~ullan i<;inde ortaya konmah ve uzmanlar kuruluna veya onlann himayesine devredilmemelidir. RMY/IC Okuma Metinleri Bemal, J.D. 1939 (1967) : The Social Function of Science.

- 1954 (1969) : Science in History. Bukharin, Nikolai ve d. 1931 (1971) : Science al the Crossroads. Goldsmith, Maurice 1980: Sage: A Life of ].D. Bemal.

Goldsmith, Maurice ve Mackay, A.L. 1966: The Science of Science.

Hodgkin, Dorothy 1980: "J.D. Bemal". Rosenhead,Jonathan ve d. 1982: "Science at the Crossroads: Looking Back on 50 years of Radical Science". Wersky, Gary 1978: The Visible College. Young, Robert M. 1980: "The Relevance of Bernal's Questions".

Bernstein, Eduard (d.6 Ocak 1850, Berhn; ö. 18 Arahk 1932, Berlin) Yahudi bir makinistin oglu olan Eduard Bernstein, 1866'dan 1878'e kadar blr bankada <;ah~n. 187l'de Alman Sosyal Demokrat l~<;i Partisi'ne (Eisenach<;llar) kanld1 ve her ikisiyle de 1880'de tam~ng1 Marx'm ve daha <;ok da Engels'in etkisi altmßa Marksist oldu. Bernstein, Bismark'm anti-sosyalist yasas1 altmda illegal yay1mlanan partinirr orgam Der Socialdemokrat'm önce Zürih'te sonra da 1880'den Almanya'ya geri döndügü 1901 yllma kadar ya~ad1g1 Londra'da editörlügünü yaptl. Londra'da kendisini edebi vasisi yapan Engels'in yakm arkada~1 oldu. Aym zamanda Fabianlarla da ili~kiye ge<;erek onlann etkisi altma girdi. 76

1896'dan 1898'e kadar Die Neue Zeit'da bir dizi makale yaYlmlayan Bernstein, Marksizm i<;inde modas1 ge<;mi~. dogmatik, bilimsel olmayan veya muglak gördügü ögeleri gözden ge<;irmeye <;ah~1rken, Marksizmin asll özünü reddettigini de yalanhyordu. 1899'da dü~üncelerini klasik revizyonizmin ana yapltl olan Die Voraussetzungen des Sozialismus'da en kapsamh bi<;imde ortaya koydu. Orada, i~<;i s1mfmm sefaletinin artmas1 (Verelendung) teorisi kadar smai yogunla~manm artmas1 ve ekonomik bunahmlann daha keskinle~mesine ili~kin Marksist öngörüleri tartl~ll. "Sermayenin sömürücü egilimlerine kar~1.. . toplumsal tepki", "ekonomik ya~amm daha <;ok bölümünü kendi etkisi altma <;ekmekte" idi. I~<;i s1mfmm "katastrofik <;ökü~e" kar~1 "sürekli ilerleme"sini savunan bir perspektifi ortaya koydu. Politik iktidann i~<;i s1mfmca fethi, "devleti demokrasi dogrultusunda" ad1m ad1m "dönü~türecek olan" i~<;i s1mfmm politik ve ekonomik haklannm geni~lemesini gerektirirdi. Zora dayanan DEVRIM ve PROLETARYA DlKTATÖRLÜ(;Ü'nü reddeden Bernstein, sosyal demokrasinin "~imdi ger<;ekte oldugu gibi, yani demokratik, sosyalizan bir reform partisi olarak görünmesini" istiyordu. "Hareket, diyordu, benim i<;in her ~ey, 'sosyalizmin nihai hedefi' denen ~ey ise hi<;bir ~eydir. " Birbirini izleyen Parti kongreleri Bernstein'm görü~lerini mahküm etmesine kar~m. Bernstein, 1902'den 1906'ya, 19l2'den 1918'e ve 1920'den 1928'e kadar Reichstag'da Alman sosyal demokrasisinin bir temsilcisiydi. Daha sonraki yazllannda ve konferanslannda Marksist görü~lere yönelttigi ele~tirileri geni~letti ve etik gerek<;elerle sosyalizmi savunmamn <;er<;evesi olarak ileri sürdügü Yeni Kant<;l tutumlan benimsedi. I. Dünya Sava~1 s1rasmda bir ban~ görü~mesi <;agnsmda bulundu ve 1915'de sava~ kredileri aleyhinde oy kulland1. Sosyal Demokrat Parti'yi terkettikten sonra, daha solcu olan Bag1ms1Z Sosyalist Parti'ye (USPD) 1917'de kanld1. Sava~­ tan sonra yeniden Sosyal Demokrat Parti'ye giren Bernstein, 1920-21'de parti programmm hazulanmasmda görev ald1. 1970'lerin sonlanndan itibaren Bernstein'm yeniden degerlendirilmesine yönelik <;ah~malar yaplld1 ve bu <;ah~malar Almanya'daki Sosyal Demokrat <;evrelerle s1mrh kalmad1. 1989'dan beri önde gelen Sovyet ideologlanndan baz1lan,

Bernstein'm degerini a<;lk<;a dile getirdiler; <;agda~ kapitalist toplumlarda sosyalist yap1 ve ili~­ kilerin geli~mekte oldugunu iddia ettiler (Yuri Krasin ve Oleg Bogomolov), aynca "Eduard Bernstein'm vaktiyle kesinlikle reddettigimiz 'Nihai ama<; hi<;bir ~eydir; hareket ise her ~ey' fikrini arnk kabul etmek" gerektigini belirttiler (Oleg Bogolomov) . Aynca Bkz. REVlZYONlZM, SOSYAL DEMOKRASl) . MJ/ICITG

Okuma Metinleri Bernstein, Eduard 1899 (1961): Die Voraussetzungen des Sozialismus und die Aufgaben der Sozialdemokratie. - 1895 (1980): Cromwell and Communism. Socialism and Democracy in the Great English Revolution. Cole, G.D.H. 1956: A History of Socialist Thought eilt. III.

Colletti, Lucio 1968 (1972): "Bernstein and the Marxism of the Second International". From Rousseau to Lenin i<;inde. Gay, Peter 1952: The Dilemma of Democratic Socialism: Eduard Bemstein's Challenge to Marx.

Kautsky, Kar! 1899: Bernstein und das sozialdemokratizche Programm. Eine Antikritik.

Luxemburg, Rosa 1899 (1970): Reform or Revolution.

Sweezy; Paul M. 1946: The Theory of Capitalist Development.

Tudor, H. and Tudor, Y. M. (der.) 1988: Marxism and Social Democracy. The Revisionist Debate 1896-1898.

Bilgi Kurami (Ing. Theory of knowledge/ Epistemology, Fr. Epistemologie, Alm. Erkenntnistheorie) Marksist dü~ünce i<;inde pozitivizm ve Hegelcilik, toplumsal bilim ve tarih felsefesi, bilimsel Marksizm ve ele~tirel (veya hümanist ya da tarihselci) Marksizm, materyalizm ve diyalektik, vb. arasmdaki gerilimlerin, Marx'm kendi yazllanndaki muglakhk ve <;eli~kili egilimlerden kaynakland1g1 bilinen bir gen;ektir. Buna kar~m, Marx'm yapnmdan kalkarak, Marksizm i<;erisindeki dikotomileri a~an ve k1smen a<;lklayan bilgi kuram1 (a) il;inde ve (b) üzerine perspektifler dü~ünmek olanakhd1r.

(a) . Marx'da iki epistemolojik tema agu basmaktadlr: (A) nesnelligin; bilgileri kar~1smda dogal bi<;imlerin bag1ms1Z ger<;ekliginin, toplumsal bi<;imlerin ise görece bag1ms1Z ger<;ekliginin (yani, ontolojik ya da "ge<;i~siz " boyut i<;inde ger<;ek<;ilik) vurgulanmas1; (B) bilme sürecinde <;ah~manm veya emegin rolünün; dolaylSlyla da emek ürününün yani bilginin tarihsel karaktere indirgenemez bi<;imde toplumsal karakterinin (yani, dar bi<;imde epistemolojik veya "ge<;i~li" boyut i<;inde "kllgiclhk") vurgulanmasl. (A) doganm pratik degi~imi ve toplumsal ya~amm kurulu~u ile tutarhhk gösterir. Marx, (B)'yi ama<;h insan eylemi veya PRAXIS dolammlna bagh olarak anlar. Bir öznenin üretimi ve bir toplumsal sürecin yeniden üretimi veya dönü~türülmesi anlamlannda nesnelle~tirme, hem (A)'daki gibi d1~salhk anlammda nesnellikten, hem de belirli toplumlarda emegin tarihsel baklmdan özgül, yani yabanc1la~m1~ bic;:imlerinden aYlrt edilmelidir- böylece "nesnel"in ve türevlerinin Marx'da dört anlam1 vard1r. Birbiriyle ili~kili bu iki tema -nesnellik ve emek- ampirizm ve idealizmin, ku~kuculuk ve dogmatizmin, a~m dogalc1hk ve kar~l-dogalc!hgm benzer bi<;imde epistemolojik olarak birbirlerinin yerini almasm1 gerektirir. Marx ilk yazllannda felsefeden biyografik Ausgang'mm [<;lkl~lmn) ve bag1ms1Z toplumsaltarihsel bilime giri~inin araCI olan ve yeni biliminin konusunun anahtanm veren, gü<;lü ve zaman zaman parlak bir idealizm ele~tirisi yapml~tlr. Fakat buna benzer bir ampirizm ele~tiri­ sine hi<;bir zaman giri~medi. Marx'm kar~I-am­ pirizmi, sadece, dagm1k birka<; felsefi taslagm yams1ra, Kapital'de örtük bulunan bilimsel ger<;ek<;ilige pratik, teorile~tirilmemi~ yöntembilimsel baghhgmda bulunmaktadu. Bu tehlikeli dengesizligin bir sonucu, Marksist epistemoloji i<;erisinde ger<;ek<;i kutbun kllg1c1 (pratik<;i) kutba göre entellektüel bak1mdan görece az geli~mesi ve inceltilmi~ bir idealizm ( (A)'Yl d1~ta buakan kaba bir (B) ile kaba bir materyalizm (B)'yi d1~ta buakan kaba bir (A) ) arasmda gidip gelen bir egilim olmaktadu. Marx'm gü<;lü bir önselcilik (apriorizm) ele~­ tirisiyle bütünle~en idealizm ele~tirisi, ikili bir bareketten olu~ur: Birinci, Feuerbacht;t momentte, dü~ünceler, ölümlü somutla~m1~ beyinlerin ürünleri olarak ele almmaktadu. Ikinci, artlk 77


bil

bil Marxp momentte ise somutla~mi~ beyinler, top-

I :I'

111

I,

lumsal ili~kilerin tarihsel olarak geli~en birlikteliklerinin ürünleri olarak kavramr. Birinci moment, Hegel'in özne-yüklem evirtimlerinin (inversions), yani varhgm bilen'e indirgenmesinin ("epistemik aldatma") ele~tirisi ile felsefeyi toplumsal ya~amdan ay1rmasmm ("kurgusal aldanma") ele~Ürisini i!;erir. lkinci kar~t-bireyselci momentte, degi~mez bir insan dogasma ili~kin Feuerbachc;I hümanist veya özselci sorunsahn yerini tarihsel olarak geli~en bir toplumsalhga ili~kin bir sorunsal ahr: "lnsani öz, her bir bireyde dogu~tan varolanm soyutlamasi degildir. Kendi gerc;ekligi i!;inde o, toplumsal ili~kilerin birlikteligidir" (Feuerbach Ozerine Tezler, 6.Tez). "Her bir bireyin verili bir ~ey olarak kar~Il~t!gi üretici güc;ler, sermaye ve toplumsal ili~­ ki bic;imlerinin toplami, .. "insamn özü'nün gerc;ek temelidir" (Alman Ideolojisi, eilt I, Kisim I, bölüm 7). Marx aym zamanda "tarih, kendi amac;lan pe~inde ko~an irrsaniarm eylemlerinden ba~ka hic;bir ~ey degildir" (Kutsal Aile, bölüm VI, kisim 2) dü~üncesi üzerinde 1srarla durmak da istiyordu. Bu nedenle, Marx, toplumsal sürecin insani praxis ic;inde ve aracthgtyla yeniden üretimi ve dönü~türülmesi; buna kar~Ihk, o sürec; tarafmdan ko~ullandmlan ve olanakh kthnan praxis kavraYJ~ma dogru yoluna devam eder: "lnsanlar kendi tarihlerini kendileri yapar, ama tarn da istedikleri gibi ve kendilerince sec;ilmi~ ko~ullar altmda degil, gec;mi~ten geien, verili, dogrudan dogruya kar~Ila~nklan ko~ullar altmda yaparlar" (18 Brumaire, bölüm 1). Marx, komünizmde erkek ve kadmlann tarihi istedikleri gibi yapacaklanm, sürecin praxise dökülecegini mi varsaymt~t!? Kamdar belirsizdir (Bkz. BELlRLENlMClllK). Bununla birlikte, Kapital'in konusu, insani praxis degil, kapitalist üretim tarzmm yap!lan, ili~kileri, c;eli~ki­ leri ve egilimleridir: "Bireyler burada ancak, ekonomik kategorilerin k~il~tirilmeleri, belirli s1mf ili~kileri ve c;tkarlannm ta~IYJCilan (Träger) olduklan kadanyla ele almmaktadtrlar" (Kapital I, Önsöz). Marx hic;bir zaman, maddi nesnelerin bilgilerinden bagtmsiZ varolduklan dü~üncesinden, yani materyal nesne gen;ek~iligi'nden ku~kuya kaptlmadi. Fakat Marx'm bilimsel dü~üncenin nesnelerinin, dogurduklan görüngüsel bic;imlere, görünümlere veya olaylara varhkbilimsel ola78

rak indirgenemeyen, normal olarak da onlarla ili~kili olmayan ve belki de onlara kar~It gerc;ek yap1lar, mekanizmalar veya ili~kiler olduklan dü~üncesine, yani bilimsel ger~ek~ilige baglanmasi ise, ancak ad1m ad1m, düz bir c;izgi izlemeksizin ve görece gec; oldu (Bkz. GER<;:EK<;:lLlK). Ne var ki, 1860'lann ortalanndan itibaren bilimsel gerc;ekc;i motifler degi~mez bir nakarat olu~turur. "Seylerin d1~ görünü~leri ile özleri dogrudan c;aki~saydt, tüm bilim gereksiz olurdu" (Kapital III, bölüm 48). "Seylerin ancak aldat!CI görünü~lerini yakalayan günlük deneyimle yarg!lamrsa, bilimsel hakikat her zarnarr bir paradokstur" (Deger, Fiyat ve Kar, bölüm, VI). Marx, kapitalist ekonomik ya~amm temeldeki gerc;ek ili~kilerinin, nedensel yap!lannm ve dogu~ mekanizmalannm bayag1 iktisat kar~Ismda bilimsel; klasik ekonomi politik kar~ISlnda ise kategorik olarak upuygun (feti~le~tirilmemi~, tarihselle~tirilm~) bir ac;tklamasmi vermek iddiasmdadtr. Marx'm yöntemi gerc;ekte üc; özelligi bir bütün halinde kapsar: (a) generik bir bilimsel ger~ek~ilik;

(b) belli bir alana özgül, smtrlandmlele~tirel) dogalcthk; ve (c) belirli bir konuya özgü diyalektik materyalizm. Marx'm

mt? bir (veya

(a)'daki ugr~I, herhangi bir bilimadammmki gibi, ele aldtgi görüngülerin uyumlu, tutarh, makul ve ampirik olarak temellenen bir ac;tklamasidir. (b)'deki dogalc!hgt, dogalbilimsel ara~tu­ madan farkh olarak, toplumbilimsel ar~tlrma­ nm bir dizi aYJrt edici özelligiyle nitelenmektedir. Bunlann en önemlisi, toplumsal bic;imlerin praxis kavram ve yer-zaman bagtmhhgt; ekonomi politik ele~tirisinin, tammladtgi sürecin bir parc;as1 oldugu dü~üncesinin gerektirdigi tarihsel yanstyabilirlik (rejlexibility); ve ne deneysel olarak kurulmu~ ne de dogal olarak meydana gelmi~ kapah sistemlerin, teorinin ampirik denetimine uygun olmadtklan (dogrulama ve yanh~lamanm kehanetväri olmayan ac;tklaYJCl ölc;ütlerine güvenme gerekliligi) gerc;egidir. (Bu bak1mdan Marx'm Kapital fin önsözünde, ba~­ vurdugu "soyutlama gücü", ne "mikroskop"lann ve "kimyasal belirtec;"lerin yerine bir vekil saglar, ne de Marx'm gerc;ek ampirik pratigini hakh c;tkanr). (c)'de, Marx'm ac;Iklamalannm özgül karakteri öyle bir ~eydir ki, bu ac;tklamalar, onlara göre diyalektik olarak ~eli?kili oldugu ac;tklanan bir ara~tlrma nesnesinin a~tklaytct elqtirisi bic;imini ahrlar. Marx'm bilimsel ele~ti-

risi, hem 1- kavramsal ve kavramsfllla~tmlmi~ kendilikleri (ekonomik teoriler ve kategoriler; görüngüsel bic;imler) hem de 2- onlan gerektiren veya b~ka türlü ac;tklayan nesneleri (yapil~mi~ ili~kilerin sistemleri) ele ahr. Birinci düzeyde, kendilikler, yanh~ basitle~tirici (örnegin, ücret bic;imi), feti~le~mi$ (örnegin, deger bic;imi) veya ba~ka türlü kusurlu olarak gösterilmektedirler. lkinci düzeyde, Marx'm ac;tklamalan, böylesi kendilikleri doguran nesnelerin ceteris paribus [öteki ko~ullar e~it olmak üzere] olumsuz bir degerlendirmesini ve bunlann pratik dönü~türülmesine bir karar vermeyi mannksal olarak ic;erir. Marx'm kapitalizmin ve onun gizemle~mi~ görünü~ bic;imlerinin yap1sal olarak kurucu ögesi diye nitelendirdigi kullamm-degeri ile deger arasmda oldugu gibi bütün sisterni etkileyen belirli diyalektik c;eli~kiler, Marx'm teorisine göre, c;e~itli tarihsel c;el~kile;e yol ac;ar ki, bunlar, bu teoriye göre, hem kapitalizmin örgütlenme ilkesini egilimsel olarak bozar hern de kendi yerini "toplumsalla~mi~ insanhgm, birle~­ mi~ üreticilerin, baz1 kör güc;ler tarafmdan yönetilme gibi doga tarafmdan yönetilmesi yerine, dogayla ili~kilerini aktlc!l olarak düzenleyecekleri ve onu kendi bilinc;li denetimleri altma (alacaklan)" (Kapital III, bölüm 48) bir toplumun almasmm arac; ve motiflerini saglarlar. Marx'a göre idealizm, felsefenin tipik bir hatastysa; ampirizm de sagduyunun endemik bir kusurudur. Marx, hem kavramsal (veya dinsel) bütünlükleriyle bic;imler, dü~ünceler veya kavramlann idealist varhkbilimine, hem de verili atomistik olgulann ve bunlarm deg~mez birle~­ melerinin (conjunctions) ampirist varhkbilimine, yapila~mi~, farkhla~mi~ ve gel~mekte olan ve varoldugumuz verili olduguna göre bizim 1 ic;in olanakh bir bilgi nesnesi olarak kavranan ,gerc;ek dünyadan yana bir tutum alarak kar~I c;tkmaktadtr. Nitekim Feuerbach Ozerine Tezler'de Marx'm eski "derin dü~ünmeci materyalizm" ele~tirisinin özü, gerc;ekligi toplumsall~­ tlrmamasi, tarihselle~tirmemesi ve bu nedenle de "bilimselligi" desteklememesi, olsa olsa te~­ vik etmesidir. Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan'nm son parc;asmda ve ba~ka yerlerde, dorugunu Hege! Felsefesinin olu~turdugu klasik Alman idealizmine Marx'm yönelttigi ele~tirinin özü ise, bilimin kat kat düzenlenmesini bozmaSI (destratify) ve gerc;ekligi de tarihsel olmaktan

c;tkarmasi (dehistoricize) ve bu nedenle de "tarihselligi" desteklememesi, olsa olsa te~vik etmesidir. Böylece Marx'm yeni tarih biliminin ikiz epistemik motiflerine ula~Iyoruz: Yeni bilimin (bir bilim olarak) generik bic;imini belirten materyalizm ve onun (bir tarih bilimi olarak) özgül ic;erigini belirten diyalektik. Fakat ister diyalektik maddecilik ic;inde kayn~sm isterse Ban Marksizminde birbirinden aynlsm, felsefi Marksizm diyalektiginin asi! olarak idealist bir kahba dökülü kalmaya devam etmesi ve materyalizminin ise temel olarak ampirist bir bic;im ic;inde ifade edilmi~ olmas1, Marx'm arkasmdaki felsefi Marksizmin epistemolojik geri kalmasinm bir göstergesidir. Marx (ve Engels) genellikle dogrnatizmi idealizm ve aktlc!hkla, ku~kuculugu da ampirizmle birle~tirirler. Alman Ideolojisi'nde her ikisini de [dogmatizm ve ampirizm-<;:] kesinlikle reddederler. Öncülerinin "keyfi dogmalar" degil, "tamamen ampirik bir tarzda" dogruluklan kamtlanabilir öncüller olduklanm söylerler (Alman Ideolojisi, eilt I, kiSim I A). Ayn1 zamanda, "insanlann, yerc;ekimi dü~üncesine sahip olduklan ic;in suda bogulduklan dü~üncesi"nde olan "yeni devrimci filozof' türünü de hicvederler (a.g. e., Önsöz). Böylece bir yandan (gec;i~li boyutta) Marksizm dü~üncesini ampirik olarak sonuca baglanmami~ bir ara~tlrma program1 olarak b~­ lanrlar, öte yandan (gec;i~siz boyutta) olguüstü (transfactually) etkin yap1lann nesnel bir varhkbilimine baghhklanm belgelerler. (b). Marx'm epistemoloji üzerine tavn da birbiriyle ili~kili iki tema etrafmda döner: bilimsellik konusunda (A)'nm, bilme sürecinin tarihselligi konusunda ise (B)'nin vurgulanmas1 (Ku~­ kusuz, yeni tarih biliminin temalan, bilgi kurammi etkilemi~tir). Bir yandan Marx kendisini, bir bilimin kurulu~una giri~mi~ olarak, öyle ki baz1 epistemolojik önermelere (örnegin, bilimi ideolojiden veya diyelim ki sanattan aYJran ölc;ütlere) görünü~te baglanmi~ olarak gösterir; öte yandan da kendi bilimi de ic;inde olmak üzere tüm bilimleri, tarihsel ko~ullarm ürünü (ve o ko~ullar ic;inde potansiyel bir nedensel etmen) olarak kavrar ve bu nedenle de onlann tarihsel olarak ac;tklanma olanagma baglanmasi gerekir. (A) ve (B), bilme sürecinin iki yamm ("özünlü!intrinsic ve "dt~mh"/e.xtrinsic yanlanm) meydana getirir: (B) olmaksiZm (A) bilimcilige, bi79


bil limin toplumsal-tarihsel alandan <;lkanlmasma (dislocation) ve bunun sonucu olarak tarihsel dü~ünümselligin (reflexivity) yokluguna götürür. (A) olmakslZln (B) ise, tarihselcilige, bilimin, tarihsel sürecin bir ifadesine indirgenmesi ve bunun sonucu olarak yargtsal bir görecilikle sonu<;lamr. Bu iki yan, tarihsel olarak özgül epistemolojilerin a<;tklaylCl bir ele~tirisi tasansmda birle~irler. Fakat Marx'm felsefeden bilime ge<;i~inin kendine özgü niteligi öyle bir ~eydi ki, bilimsel ger<;ekciliginde oldugu gibi, özünlü (intrinsic) boyuta baghhgmm dogas1 teorize edilmemi~ olarak kaldt. Ger<;ekte Marx, felsefenin ger<;ekl~mesini proletarya i<;inde ve onun arac1hgtyla dü~ündügü bir ilk evreden ge<;erek, bilimin felsefenin yerini a~ag1 yukan tamamen almt~ göründügü ikinci pozitivistik bir evrede birden bire durarak görü~lerini a<;tkhkla dile getirdi: "Ger<;ek<;ilik tammlandtgt zaman, felsefe, bagtmstz: (a.b .(.) bir bilgi dah olarak varolu~ ortammt yitirir. Nihayetinde onun yerini, ancak, insanlarm tarihsel geli~iminin gözleminden dogan en genel sonu<;larm, soyutlamalann özeti alabilir "(Alman ldeolojisi, ci: t I, klSlm I A). FELSEFE'nin bu soyut-özet kavram~1, ge<; dönem Engels'den ruhsat almt~ ve ll. Enternasyonal'in ortodokslugu haline gelmi~tir. Ne var ki, Engels'in teorisi ve pratigi arasmda a<;tk bir <;eli~ki vardu: Pratigi, TARlHSEL MATERYALlZM 'e baglanmt~ yard1mct bir i~<;inin pratigidir - ki, bu, Marx'm a<;tk<;a onayladtgl Locke<;u bir i~levdir. Dahas1 toplumsal ko~ullar (felsefi) "bilgi sorunu"na degil fakat (pratik, tarihsel) bir sorun olarak bilgiye neden oldugu sürece Marksizmin epistemolojik müdahalelerden ve dolaylSlyla epistemolojik konumlardan nastl vazge<;ebilecegini anlamak gü<;tür. Bununla birlikte, eger Marx'm pratiginde örtük ü<;üncü bir konum varsa, bu, i<;erisinde felsefenin (ve daha <;ok da epistemolojinin) bilime ve öteki toplumsal pratiklere bagtmh yani yaderkli (heteronomous) olarak pratik-bili~sel bir birlikteligin bir ugragt olarak kavrandtgt bir konumdur. Böyle olunca da, onun, hem eski Hegelei "Alman profesörlerine özgü kavramlan birbirine birle~tirme yöntemi"yle, hem de (dogalet) bir bilimden daha ziyade kendisinin üstünlük sagladtgt bir alan olarak nitelenen bir felsefe olarak Lukacs<;t-Gramscici Marksizm görü~üyle bir ortakhgt olmayacakn.

bil

Ge<; dönem Engels'inin <;ok geni~ etkili felsefi müdahalesinin temel karakteristikleri ~unlar­ dt: (l) pozitivistik bir felsefe görü~ü ile el~tiri­ öncesi bir bilimler metafiziginin birle~mesi; (2) indirgemeci olmayan (dogruculemergenist) bir kozmoloji ile tek<;i (süre<;sel!processual) bir varhk diyalektiginin zorlama bir sentezi; (3) i<;erisinde dü~üncenin ger<;ekligi ayna gibi yansltan veya kopyasm1 <;tkaran olarak kavrand1g1 yanstmact bir epistemoloji ile birlikte i~gören bir evrensel diyalektik varhkbiliminin kabulü; (4) özneleiligin ~iddetli bir ele~tirisi ve ku~kuculugun pratik <;ürütülmesinin vurgulanmastyla baglannh dogal zorunluluk üzerine bir vurgulama. Bir doga diyalektigi ile yanstma teorisinin birle~me­ si, (Dietzgen'i izleyerek) Plehanov'un "diyalektik materyalizm" adtm verdigi ortodoks felsefi Marksizmin kalite i~areti haline gelirken, AntiDühring Il. Entemasyonal Marksizmine kesin etki yaptt. Ne yaztk ki, Engels'in nedensel ili~ki­ nin olumsalhgt ele~tirisi, bu ili~kinin edimselligi (actuality) (Hume ve Hegel'ce payla~tlan bir anlayt~) ele~tirisiyle ya da toplumsal ya~amda dogal zorunluluklar dolaytmma insani praxislerle birlikte e~it öl<;üde dikkat göstermekle tamamlanmadt. Üstelik bilim tarihindeki belirli olaylara ili~kin büyük i<;görüsüne - örnegin, Kapital'in ll. cildine yazdtgt harikulade (adeta Kuhneu sonrast!) önsöze kar~m. Engels'in yanstmaCihgmm sonucu, ge<;i~li boyutun güdükle~­ tirilmesi ve derin dü~ünmeci materyalizme bir geri dönü~ olmu~tur. Nitekim kendisini Kautsky, Mehring, Plehanov ve Labriola'nm yapltlannda gösteren ll. Enternasyonal'in ana ak1m1, pozitivist ve daha <;ok da belirlenimci bir evrimcilige (Kautsky'de Marx<;thktan ·<;ok Darwind oldugu ileri sürülebilecek bir evrimcilige) kucak a<;tt; Marx'm yapttlm geli~tirmek veya geni~letmekten <;ok <;ogunlukla onu sistemle~tir­ mekle ugra~tl. Bunun sonucu, bir paradoks olarak, Engels'in kendilerine saldumak i<;in yola <;tkt1g1 Haeckel, Dühring ve digerlerinin dogaüstücü tek<;iliginden -"mekanik" ve "indirgemeci" maddeciliklerinden- <;ok da farkh olmayan bir Weltanschauung oldu. Paradoks olarak diyoruz, <;ünkü Engels'in müdahalesinin ana temast maddecilik ise, bu müdahalenin a<;tk amact da Marksizmin bir bilim olarak özgül özerkligini belirtmek ve savunmak idi. Lenin'in her ikisi de Engels'in nesnelei ve po-

zitivist dü~ünce bi<;imini ktsmen düzelten aytrt kusuz, Marx'm Kapital'de deger teorisi a<;tklaedici iki katktsl, felsefi müdahalelerin pratik ve masmm yaratt1g1 gü<;lükler ve en önemli ilk ya<;tkar gözeten niteligi üzerinde 1srar etmesi ve pHlarm ge<; yaytmlanmastdu. Bu durum ~imdi bilimin böyle günlük müdahalelerden görece degi~mi~tir. Frankfurt okulunun <;ah~masma ve özerkligine ili~kin daha a<;tk-se<;ik bir kavrayt~­ Goldman'm generik yaptsalethgmt te~vik eden tlr. Lenin'in felsefi dü~üncesi iki evreden ge<;ve hemen hemen Engels'inki kadar etkili bir mi~tir: Materyalizm ve Ampirio-Kritisizm, MachMarx't yorumlama öl<;ütleri saglayan Lukacs <;! dü~üncelerin Bol~evik <;evrelerde (ömegin (1923) tarafmdan a<;tklanan Hegelei MarksizmBogdanov tarafmdan) yaytlmasma kar~1 koyde, Korsch(l923) ve Gramsci'de (1971), Enmak i<;in tasarlanm1~ yanstmact bir polemik gels<;i gelenegin ana vurgulan <;arptcl bir bi<;imiken, Felsefe Defterleri'nde Engels'in materyade tersine <;evrilmi~tir. lizm ile idealizm arasmdaki kutupsal kar~tthgt, Bunlarm bilgi kuramlannm ba~hca özelliklediyalektik ve diyalektik-olmayan dü~ünce arari ~unlardu: 1- Kendine yeterli veya özerk bir smdaki kar~tthga göre giderek ikinci strada yer felsefe veya toplumsal teori olarak Marksizm lealmt~tu. Sovyetler Birligi'nde l920'lerde diyahine bir toplumsal bilim olarak Marksizmin lektik materyalizmin diyalektik yamm vurgulareddedilmesi ve kendine ait kapsamh bir bütünyan Deborin gibi kimseler ile materyalist ögelele~tirici (totaliz:ing) görü~ a<;tsmm yamsua, birini vurgulayan Buharin gibi kimseler arasmda li~sel emek sürecinin i<;sel boyutunun <;ökü~ü­ ktsa ömürlü olsa da canh bir tartl~ma vardt. Ninü i<;eren; Marksizmi i~<;i smtfmm teorik ifadetekim Engels'in epistemolojik mirasmm Bernssi olarak, dogal bilimi de bir burjuva ideolojisi tein tarafmdan her ikisi de reddedilen, Lenin taolarak niteleyen tarihsicilik; 2- Eilimin ge<;~siz rafmdan ise farkh zamanlarda vurgulanan iki teboyutunun <;ökü~üne veya fiilen nötralize edilrimi -"diyalektik" ve "materyalizm"-, Stalin'in mesine ve buna kar~thk geien bir epistemolojik yönetimi altmda "Diamat" olarak yasala~tml­ idealizm ve yargtsal göreeilige götüren, dünyamadan önce Sovyet felsefesi i<;erisinde Deborin nm pratik kurulu~u dü~üncesine dayah kar~lve mekanistler arasmdaki bir i<; mücadele ola- . nesneleilik ve kar~t-yanstmaCihk; 3- Il. Enterrak maddile~tirildi ve Ball Marksizmi i<;erisinde nasyonal'in pozitivist bilimciliginde bastmlan birbirine kar~H aktmlar haline geldi. Marksizmin öznel ve ele~tirel yanlannm yeniAdler ve Avusturya Marksistlerinin dü~ünce­ den ele almmast (Lukacs örneginde görülen, sinde, Marksist epistemoloji utanga<; bir ele~ti­ Marx'm teorisinin özsel bir par<;asmm FETlrel bi<;imde Kant<;l terimlerle iki anlama gelmeSlZM ögretisinin yeniden ke~fedilmesi dahil). ye ba~ladt: Newton gibi, Marx'm Kant<;l bir soMarksizm bu durumda bir nesnenin bilgisi runun, yani toplumsalla~ma nastl olanakh ololmaktan <;ok temel olarak bir öznenin ifadesimaktadtr? sorusunun formülasyonunu olanakh dir; "proletaryanm devrimci hareketinin teorik ktlmast; ve dogrudan dogruya da, uzay, zaman ifadesi" (Korsch 1923, s.42). Dahas1 Marksizm ve kategorilerini tamamen Kant'ta varolduklan sadece kendine yeterli -Gramsci'nin belirttigi bi<;imde deneme olanag1 ko~ulunun toplumsalgibi "topyekün ve bütünleyici bir dünya görü~ü hk olmas1. Adler'e göre, Marx'm teorisi, nesnesi kurmak i<;in gerekli tüm ögeleri" (1971, s.462) -toplumsalla~ml~ insanhk- yan-dogal yasalara, i<;eren- degil, kesinlikle ve sadece bu kendine yani i~leyi~lerinde ama<;h ve deger-yönelimli inyeterlilikle aytrt edilmektedir. Nitekim Lukacs'a sani eyleme bagtmh yasalara bagh olan, ampirik göre, "Marksizm ile burjuva dü~üncesi arasmolarak denetlenmi~ bir ele~tiri olarak anla~tlma­ daki kesin farkhhg1 olu~turan ekonomik devinhdtr. diricilerin önceligi degil, bütüne ili~kin görü~ Buraya kadar söz konusu edilen dü~ünürle­ a<;lSldtr (Daha sonraki yapltl Toplumsal Varltgm rin hi<;biri, Marksizmin öncelikle bir bilim olVarltkbilimi'nde tekrarlanan bir tutum) .. .Bütüdugundan ku~ku duytnadt (Kar~. örnegin, Bunün, kendi par<;alan üzerindeki tarn kapsamh harin'in Tarihsel Maddecilik'i) . Aym zamanda da üstünlügü, Marx'm Hegel'den aldtgt yöntemin Marksizm i<;erisindeki otantik olarak diyalektik özüdür (1923, s.27). Bu bak1~ a<;tsmdan, dogal veya Hegelei ögeler üzerinde, yok denilmezse bilimin kendisi, <;e~itli ktsmi alanlara aynlm1~ de, pek az bir vurgu vardt. Bunun nedeni, ku~ve anlamh hi<;bir BÜTÜNLÜK ile baglant1s1 ol-

80 81


bil bil mayan kankslZ olgulardan bir dünya yaratarak, burjuvazinin pan;:a par~a. ~eyle~mi~ görü~ünü ifade eder. Böylece Lukacs, bilim ile bilimin pozitivistik yanh~ yorumunu birbirine kan~nran ve diyalektik dü~ünceyi analitik dü~üncenin tamamen kar~Jsma koyan Marksizm i~erisindeki hayli eski bir gelenegiresmen ba~lanr. Lukacs'a göre, proletarya tarihin özde~likle hem öznesi hem de nesnesidir (identical subjectobject) ve tarih de (Lukacs~t ~evrede) bu olgunun ger~ekle~mesidir. Tarihsel materyalizm ise, kapitalist toplumun kendi bilgisinden, yani kapitalist toplumun bagh oldugu meta olarak kendi durumunun farkma vardtk~a. bilineine vardtk~a onu dönü~türmeye zaten ba~layan proletaryanm (~evre üzerinde) verilmi~ bilin~liligin­ den ba~ka bir ~ey degildir. Meta feti~izmi üzerine Kapital I, bölüm 1, kesim 4, "kapitalist toplumurr bilgisi olarak görülen tarihsel materyalizmin bütününü, ve proletaryamn kendi-bilgisinin bütününü kendi i~erisinde i~ermektedir" (a.g.e., s.l70). Lukacs'm epistemolojisi akt!Cl, varhkbilimi ise idealisttir. Daha özel olarak ise onun bütünlük'ü, her ugrak veya par~a bütünü örtük~e i~erdigi i~in (Althusser'in belirttigi gibi) "dt~a vurumcu" ve ~imdi ancak önceledigi (kazamlmi~ özde~ligin) gelecek(i) ile ili~kili olarak kavranabilir oldugu i~in erekseldir. Hem (süreei öne ~Ikaran) Engels~i varhkbilimde hem de (bütünlük'ü öne ~Ikaran) Lukacs~t varhkbilimde eksik olan ve Marx'm varhkbiliminde bulunan ~ey ise, yap1d1r. Gramsei'ye göre kendi i~inde ger~eklik dü~üncesi dinsel bir tortudur. Seylerin nesnelligi, ki~ilerin evrensel kar~Iltkh öznelligine göre, yani tarihte asimptotik olarak yakla~an, fakat ancak sonunda komünizmde pratik olarak saglandtktan sonra ger~ekle~en bir bili~sel oyda~ma olarak yeniden tammlanmaktadtr. Gramsei ~öy­ le der: "Praxis teorisine göre, insanhk tarihin atomistik teoriyle a~tklanmadtgi, fakat dururnun bunun tersi oldugu, yani tüm öteki bilimsel varsaytmlar ve görü~ler gibi atom teorisinin de üstyapmm bir par~ast oldugu a~tknr" (1971, s.465). Bu ikili bir ~ökü~ülgerilemeyi banndmr: ge~~siz boyutun ge~i~li boyuta ve i~sel boyutun dt~sal boyuta [feda edilmesi-<;:]. llk bak1~ta Gramsci'nin sözü, Marx'm Proudhon'a kar~I alayct sözünü ammsatu. Proudhon, sahiden oldugu üzere "ger~ek idealist" gibi "kan dola~tmt,

Harvey'in teorisinin bir sonucu olmahdtr"a ku~­ kusuz inanmaktadu: (Felsefenin Sefaleti, bölüm 2, kesim 3). Gramsei'nin olduk~a hakh olarak üzerinde Jsrar etmek istedigi bilgimizin tarihselligi (aym bi~imde, bilgi nesnelerinin farkh tarihselligi), onun nesnelerinin (ve bunlann tarihselliginin) ba~kahgt dü~üncesini ~ürütmez, fakat ger~ekte bu dü~ünceye baghdu. Lukacs, Gramsei ve Korsch, hepsi de Engels~i bir tarzdaki · herhangi bir doga diyalektigini reddederler. Fakat Lukacs, bunu ikiei, romantik bir kar~t-doga!Clhk lehine yaparken, Gramsei ve Korsch bunu tarihselle~mi~ bir insan bi~imei (antropomorfik) tek~ilik lehine yaparlar. Lukacs, orjinal özne ile yabanctla~mi~ nesnenin yeniden birle~me süreei olarak kavranan diyalektigin, yalnlZca toplumsal dünyaya uygulanacagmt ileri sürerken; Gramsei ve Korsch, dogamn, bizim bildigimiz ~ekliyle, insanhk tarihinin bir par~ast oldugunu ve bu nedenle diyalektik nitelik ta~Jdtgmt savunmaktadtrlar. Gramsei'nin kazamlm1~ (varhk-bilen) özde~lik teorisinde, ge~i~sizlik tümüyle kaybolmu~ken, Lukacs'm teorisinde özde~lik, henüz kazamlmasJ gereken tarihin sonucudur ve ge~i~sizlik iki bi~imde (i) insani kurtulu~un diyalektigiyle bütünleyiei bir ili~ki i~inde kavranmayan, epistemik olarak devinimsiz bir doga olarak, (ii) proletaryanm kendi-bilineini kazanmadan önce insanhk tarihindeki yabanc!la~ma alam olarak sürmektedir. Horkheimer, Adomo, Marcuse ve (ikinei bir ku~aktan olan) Habermas ve arkada~lannm "ele~tirel teorisi"nin ba~hca epistemolojik temalan ~unlardtr: 1- Lukacs~J Marksizmin mutlak tarihseleiliginin biraz degi~iklige ugranlmasJ ve teorinin görece özerkligi üzerine yenilenmi~ bir vurgulama; 2- Marx ve Marksizmdeki emek kavrarrumn bir el~tirisi; 3- nesnelcilik ve bilimcilik ele~tirisinin önemle vurgulanmas1. 1-'e proletaryanm rolünün tedriei olarak merkezi konumdan ~tkanlmasJ e~lik eder ve sonunda tarihsel olarak temellenmi~ bir kurtulu~ etmeninin kaybolmastyla sonu~lamr. Öyle de devrimei teori, Gen~ Hegelcileri ammsatu bir bi~imde (bir smtfm ifadesinden ~ok) bireylere atfedilen bir özellik olarak görülmekte ve Fichteei bir "Sollen" veya "-meli, mah" olarak normatif düzeye yerle~tirilmektedir. Marcuse'nin "ele~tirel toplum teorisi, ~imdi ile gelecek arasmdaki a~tkhga köprü olabilecek hi~bir kavra-

ma sahip degildir, hi~bir gelecege dayanmakstnesnelligin deneyüstü statüsüne sahipse, o, kuzm ve hi~bir ba~an göstermeksizin olumsuz ran öznenin tarihsel zemini olamaz. Ya da tersikalmaktadtr" (1964, s.257) diye etkili bi~imde ne, eger doga, öznelligin tarihsel zemini ise, o ifade ettigi bunun sonucu olan teori ve pratik halde o, yalnlZca bir kurulmu~ nesnellik olaarasmdaki aynhk, tümüyle olumsuz , romantik maz-doga, kendinde (ve olumsal olarak, bizim ve diyalektik-dt~l olan kapitalizm, bilim, teknoi~in olanakh bir nesne) olmahdu. Bu, nesnelliloji ve analitik dü~ünce kavrayt~lanyla birlikte, gin öznellige indirgenemezligini vurgularken tarihsiei Marksizmdeki gibi epistemolojinin Adomo'nun ~ok iyi degerlendirmi~ göründügü ger~ek hazinesi olarak kavranan kendi toplum bir noktadtr. Ger~ekte Adomo (1966), Marx~I teorisini, Marx'mkinden uzaklarda bir yere ko- . epistemolojiyi de i~eren llk Felsefe'nin kar~thk­ yan bir kötümserlik ve yargtsalhgm önemini beh olarak birbirine indirgenemez kar~It ~iftlerin­ lirtir. Aym nedenle, bu, Marx'm kendi iyimser den birini digerine (ömegin, Engels~i MarkaktlCJhgt ve Promethus~ulugunun vs. karanhksizmde hilinein varhga Lukacs~t Marksizmde de ta btrakngt sorunlan aydmlatmaya izin verir. varhgm bilince) indirgemeye degi~mez bir egi2- Ele~tirel teorinin özgürle~tiriei aktl ile kalim göstermek ~eklindeki endemik kusurunu nkstz teknik veya ara~sal aktl arasmda ortaya tecrit eder ve dü~ünceyi önceden varsaytlmami~ koydugu, Horkheimer'm "Geleneksel ve Ele~tirel olmayan bir temele dayandtrmak yolundaki Teori"sinden (1937) Habermas'm Bilgi ve Insan herhangi bir giri~ime kar~I ~Ikarak, tüm ele~tiri­ I!gileri'ne (1971) kadar görülen temel karwhk, nin i~kinligini savunur. gittik~e Marx'tan uzakla~maya ba~lamJ~tlr. EuSunlarm ~ah~masm1 birlikte ele ahp degernun nedeni Marx'm, emegi ve salt insam sölendirmek uygun olacaknr: 1- E.Fromm, H.Lemürmenin bir nesnesi olarak doga kavramm1 febvre, R.Garaudy, A.Heller ve E.P.Thompson öne ~tkarmastdtr. Nitekim Marcuse (1955), özgibi Hümanist Marksistler; 2- Sartre ve Merlegürle~mi~ bir toplumu, ne gerekli emegin akilCJ au-Ponty gibi Varolu~~u Marksistler; 3- L.Koladüzenlenmesi ne de yaratlCJ ~ah~mayla, aksine kowsky, A.Schaff ve K.Kosik gibi Dogu Avrupa~ah~manm kendisinin duygusal libidonal faalih Revizyonistler; ve 4- G. Petrovic, M. Markoyet i~inde yüceltilmesiyle karakterize olan bir vic, S. Stojanovic ve arkada~lannm olu~turdugu toplum olarak kavrar. Habermas'a göre, Marx Yugoslav Praxis grubu. Farkh olu~umlanna ve üretim ili~kileri ve gü~leri arasmda yapngt ayugra~lanna kar~m bunlann hepsi de, Stalinist nmda emek ve etkile~im arasmda bir farkhhgt dörremde kaybolan ve yeniden ortaya ~tki~mi tamr, ama kendi pratigini pozitivist bir tarzda a~tkttr kidaha ~ok Ekonomik ve Felseff Elyazmayanh~ yorumlar, dolaytstyla insan türünün kenlan'na (ve biraz da, ömegin A. Kojeve ve ]. di kendini bi~imlendinnesini ~al~maya indirHyppolite tarafmdan önerilen Hegel'in Görünger. Fakat Marx'm, emegi sadece teknik bir eygübilim'inin yeni hümanist bir bi~imde okunlem olarak degil, her zaman tarihsel olarak özmasma) bordu olan bir vurgulamayt, "otantik gül bir toplum i~erisinde ve aracthgtyla meydaMarksist dü~üncenin merkezi" (Praxis, I, s.64) na geien bir eylem olarak anladtgt; pozitivist bir olarak insanm ve insani praksisin yeniden vuremek görü~ünü, yani teknik bir eylem olarak gulanmasmi payla~trlar. Özellikle belirtrneye emek görü~ünü, daha genel olarak da dogal bideger iki nokta var: Birineisi, insan dogas1 ve ihlim, yani tümdengelimli-nomolojik modelirr tiya~lannm, tarihsel olarak dolaytmh olmasma temsil ettigi görü~ü yanh~hkla ve ele~tirmeksi­ kar~m. smtrstz olarak bi~imlendirilebilir (mallezin kabul edenirr Marx degil Habermas oldugu able) olmadtklan varsaytlmaktadtr. lkineisi, ileri sürülebilir. odak noktasma, ampirik olarak verili oldugu bi3- Habermas'm kankstz bir dogal süreein so~imiyle degil, normatif bir ideal olarak insanlar nucu olarak bir insan türü kavrayt~l ile insani -yabanctla~mi~ olmaktan ~tkm1~, bütünle~tiren, eylem i~inde ve onun tarafmdan kurulan bir kendi kendini geli~tiren, özgürce yaratlcJ ve ger~eklik -doga da i~inde olmak üzere- kavrauyumlu bir bi~imde birbirine baglanm1~ insanyt~mt birle~tirme ~abast, herhangi bir deneyüslar- konmaktadu. .Birineisi, Marx'tan Feuertü pragmatizmin antinomisini sergiler. <;:ünkü bach'a tarn~maslZ bir ktsmi geri dönü~ün i~are­ bu, ~u ikileme yol a~ar: Eger doga kurulmu~ bir tini vennektedir. Bu yazarlar arasmda Sartre'm

82 83


bil

bil

~I

oeuvre'ü [yapttl], tarihin anla~Ilabilirligini bireysel insani praxislerin anla~tlabilirligine dayandumakta en ileri giden ve devamh bir ~abadu. Fakat daha önce de belirttigimiz gibi, Sartre'm kalkt~ noktas1, hedefini manuksal olarak dt~ta­ lar: Eger ger~ek dönü;;üm olanakh olacaksa, o halde toplumsal ili;;kilerin belirli bir konteksti, özgül bir birlikteligi, b~mdan itibaren bireyin durumunun yaptsmda in~a edilmi~ olmahdtr. Aksi takdirde birey a~tklanamaz bir e;;sizlige, ko~ullann ("k!thk"tan "pratik-devinimsizlik"e kadar) soyut, tarihsel olmayan genelligine ve dairesel diyalektige sahiptir. Lukacs'dan Sartre'a kadar genel olarak kar;;tdogakl Ban Marksizmi, hem varhkbilimsel yaptya hem de ampirik dogrulamaya pek az ilgi göstermi;;tir. Bu egilimler, Althusser ve öteki (Godelier gibi) yaptsakl Marksistlerin bilimsel akllcthgt i~inde ve Della Volpe ve Colletti'nin bilimsel ampirizmi ve Yeni-Kant~thgt i~erisinde ayn ayn düzeltilmektedir. Althusser'in Marx lt;in ve (E.Balibar'la birlikte yazdtgt) Kapital'i Okumak kitaplannda 1- yeni bir kar~t-ampirist ve kar~Harihsici toplumsal bütünlük kavrayt;;t; 2- dt~mh boyutun ~ökü~üne e~lik eden bir epistemoloji ele~tirisinin temelleri ("teorisisizm"); ve 3- bilim felsefecisi G.Bachelard ve meta-psikolojist]. Lacan'dan etkilenen ve i~eri­ sinde ge~i~siz boyutun fiilen nötralize edildigi, gizil bir idealizmle sonu~lanan bir bilimsel aktklhk bi~imi, kesinlikle formüle edilmi~ olarak bulunur. 1- Althusser, üstbelirlenmi~, merkezsiz karma~tk, önceden verili bütün, egemenlik ili~kisi i~inde yaplla;;mt~ olarak sundugu kendi toplumsal bütünlük görü~ünde, bir yandan yap1 ve karma~tkhk, öte yandan indirgenemez toplumsalhk dü;;üncelerini yeniden ileri sürmektedir. Ampirizmin tersine, toplumsal bütünlük, bir bütün ve yaplla~mt~tu ve onun nedensellik bi~imi Newtoncu (mekanist) degildir. Tarihsicilige ve holizmin te.-sine, o, bir "özsel kesim"den kolayca etkilenen veya türde~ bir zamansalhkla!ge~icilikle karakterize olan bir "betimleyici bütünlük" degil, karma~1k ve üstbelirlenmi;;liktir; nedensellik bi~imi de Leibnizci (betimleyici) degildir. ldealizmin tersine, toplumsal bütünlük, önceden verilidir. Hümanizme kar~1 ise, onun ögeleri, bireyler degil, yapllar ve ili!?kilerdir. Bireyler ise bu yap1 ve ili!?kilerin yalmzca ta84

!?lYlCllan veya görevlileridir. Fakat Althusser sosyolojik se~mecilige kar~l, bütünün egemenlik ili~kisi i~inde yaplla~m1;; oldugunda 1srar et. mek isterken, kendisinin olumlu yaptsal nedensellik kavram1 hi~bir zaman a~1k~a telaffuz edilmi!? (articulated) degildir. 2- Felsefenin bilime ya da bilimin felsefeye herhangi bir indirgenmesine kar~l olmasma kar!?lll, bilimselligin öl~ütlerinin tart~ma konusu bilimin tamamen i~sel oldugunu savunurken Althusser, (kendisininki de i~inde olmak ilzere) felsefeye herhangi bir kesin rol tammaz; özel olarak da, bilim ve ideoloji arasmda herhangi bir ayi-1m öl~ütü ya da sözde bilimin pratiginin ele!?tirisi olasthgt iptal edilmi~ görünmektedir. Bilimlerin epistemolojik özerkligine tarihsel özerklikleri e~lik eder ve epistemolojik özerklik tarihsel özerkligi destekler. Eilimin tarihsel süre~ten ~1kanlmas1, tarihsel süre~ i~erisinde ideolojinin (aldatmaca veya yanh!? bilin~ olarak kavranan) ka~m1lmazhgm1 öngerektirir ve i~e­ rir ki bu Marx'mkinden farkh bir görü!?tür. 3- Althusser, ger~ek ve dü~ünce arasmdaki fark üzerinde 1srar etmesine kar!?m, birincisi (ger~ek) onun sisteminde yalmzca yan-Kant~l smtrlaytcl bir kavram olarak i~ görür. Öyle ki ge~i~siz boyutu, "söylem teorisi"nde oldugu gibi, tamamen bir yana atarak kolayca bir idealizme dü~er. Marx'm ger~ek habercisi olarak Hegel'i degil Spinoza'yt görmesi gibi, Althusser'in bilim paradigmasmm matematik olmas1, yani kavramlann anlam ve referans1 ile verilerin teori-bagtmhhgt ve teori-belirlenimi arasmdaki aynmm kararttlabildigi, apa~1k önsel bir disiplini bilim paradigmas1 olarak almas1 da anlamhdtr. Ktsacast, Althusser, praxis ve insani kurtulu!? olanagm1 elden ~1karmak pahasma yaptyt almasmda oldugu gibi, deneyi elden ~1karmak pahasma teoriyi elde tutmaya egilimlidir. Marksizm i~erisindeki Hegelei ak1m1 en kankstz bi~imiyle dile getiren Lukacs ise, pozitivist temalan en kesin bi~imiyle dile getiren de Della Volpe'dir. Della Volpe'nin Pozitif Bir Bilim Olarak Manttk adh önemli yapttmm amac1, tarihsel materyalizmi, somut ampirik-yönelimli ara!?tlrmanm bir aleti olarak geri getirmek ve Marksizmi, materyalist bir sosyoloji veya "ahläki Galilecilik" olarak yeniden ileri sürmektedir. Della Volpe, Plato'nun Parmenides ele~tirisin­ den Kant'm Leibnitz ele~tirisine kadar uzanan

önsel aklm maddeci ele~tirileri <;izgisinin tarihsel dorugu olarak Marx'm Hegel ele~tirisini gösterir. Orada, Marx, "belirimsiz soyutlamalar"a sahip Hegelei diyalektigin soyut-somut-soyut (A-C-A) devresinin yerine, "belirimli akllctl soyutlamalar"a sahip materyalist epistemolojinin somut-soyut-somut (C-A-C veya daha dogrusu C-A-C') devresini koyarak, böylece "hipostastan (töz, kendilik) hipoteze, önsel bildirimlerden deneysel kestirimlere" (1980, s.198) bir ge~i~i ger~ekle!?tirir. "Adma laytk herhangi bir bilgi, bilimdir" (1978, s.200) ve bilim, Grundrisse'nin Giri~inde Marx'm i~ledigi söylenen ve Della Volpe'nin yorumuyla, Mill,Jevons ve Popper'in bilinen varsaytmsal-tümdengelimci yöntemiyle aym ~ey demeye gelen bu ~emaya her zaman uyar. Burada, Della Volpe tarzmda bir yeniden kurma ile ilgili dört tür soruna i!?aret edilebilir. 1Bunun, dogal bilime oldugu kadar toplumsal bilime ve felsefeye de aynen uygulanacagt varsaytlmaktadtr. Sonu~; a!?m dogalc1 bir toplumsal bilim a~1klamas1 ve disiplinler i~erisinde ve boyunca tek~i ve sürekli olan ve Marx'm kendi geli!?iminin dogrusal ve sürekli oldugu görü~üne dayanak olu~turan bir bilim anlayt!?ma stktca bagh pozitivist-proleptik bir felsefe kavrayt~l olmaktadtr. 2- C-A-C, bir~ok teorik ideolojilerde de e!?it bi~imde i!?leyen kankstz bi~imsel bir i!?lemdir. 3- Della Volpe, teorik öncelleri tarihsel nedenlerden hi~bir zaman a~1k~a farkhla;;tumaz: Yapltmm a~1k pozitivizmine, gizli bir tarihseleilik destek olur. 4- Daha önemlisi de CA-C' modelinin tammmda ~ok önemli belirsizlikler vardtr. "C", kavramsalla;;tmlmt!? bir soruna veya bir somut nesneye mi at1ft~ bulunur? Yani, devre, bilisizlikten veya varhktan bilgiye bir ge~i!?i mi tammlamaktadu? Eger her ikisini de yaptyorsa, o halde bunun sonucu olan ampirik ger~ek~ilik, ge~i!?li ve ge~i;;siz boyutlan birle;;tirerek, ger~ekligin kat kat düzenlenmesini bozar ve bilgiyi tarihsel olmaktan ~1kanr. "C", deneyüstücü ger~ek~ilik ve Marx'ta oldugu gibi ger~ek bir ;;eye mi, yoksa deney üstücü idealizm ve pragmatizmde oldugu gibi yalntzca dü~üncel (ideal) bir ;;eye mi atlfta bulunur? Nihayet, " C' ", (i) sunu;;, (ii) smama veya (iii) uygulamaya m1 attfta bulunur? (i) ve (ii) arasmdaki aynm, Marx'm sunu!? ve ara;;nrma düzeni arasmdaki aynmtdu. (ii) ve (iii) arasmdaki aynm ise, te-

orik faaliyet ile uygulamah faaliyetin mannklan arasmdaki aynmdtr.(i) ve (iii) arasmdaki aynm da, Kapital'de i~lenen kapitalist üretimin öngereklerinin hiyerar;;isi ile Marx'm 18 Brumaire ve Fransa'da 1~ Sava;;'ta onaya koydugu belirli tarihsel konjonktürlerin analiz bi~imi ( Grundrisse'nin Giri~indeki "bir ~ok belirlemelerin sentezi") arasmdaki aynmdtr. Della Volpeci okulun en tamnm1~ üyesi, Colletti, herhangi bir diyalektigin, materyalizmi dt;;taladtgmt ileri sürerek, Della Volpe'nin klSlth, kankstz epistemolojik diyalektigini bile reddeder ve Della Volpe'nin a;;m dogakl bi~imde Marx't yeniden kurmasmt, ~eyle;;me ve yabanctla;;ma temalanm ihmal ettigi i~in ele;;tirir. Ne var ki Colletti, bu temalan, kendisinin kat kat olmayan ampirik ger~ek~i varhkbilimi ve varhktan ba~ka olarak Yeni-Kant~l dü;;ünce kavrayt~l ile uzla;;tumakta büyük güdükle kar~Ila;;tr. Sonunda, Marksizmin olumlu ve ele;;tirel boyutlan arasmda bir aynhga karar vermi;; ve dolay!Styla da bilimsel ele;;tiri kavrammt terk etmi;; görünür. Habermas ve Althusser'in yapltmda oldugu gibi Colletti'nin yapttmda da (Bu ü~ü, belki de Marksist epistemoloji konusunda son dönemlerin en etkili yazarlandtr), hakikat olarak dü;;ünce ile konumlanmt;; olarak dü;;ünce arasmda; kendinde ;;ey olarak nesnellik ile bir öznenin nesnelle;;tirilmesi olarak nesnellik arasmda; ve dogal bir varhk olarak insan ile tüm türlerin türü (evrenin, kendinde'nin bilincine döndügü nokta) olarak insan arasmda kapsamh bir ikicilik vardtr. Colletti'nin yaplt! ltalya'da (örnegin, Timpanara tarafmdan) materyalizmin varhkbilimsel yanlanm ihmal ettigi i~in ele;;tirilirken, hem Althusserci hem de Della Volpeci egilimler, genellikle, bilginin ve Marksizmin bilimsel ger~ek~i tarzda yeniden kurulmasmda duyarh görünmektedir. Ne var ki bilgi kuramt ile Marksizm arasmda her zaman belirli bir gerilim varolacaktlr. (:ünkü bir yanda, Marksizinden ba;;ka bilimler vardtr, bu nedenle herhangi bir upuygun epistemoloji kendi i~sel smtrlan i~inde Marksizmin ~ok ötesine uzanacaknr. Öte yandan, bilim, toplumsal pratigin hi~ de tek bi~imi degildir, bu nedenle Marksizmin ~ok daha geni!? bir alam vardu. Bu nedenledir ki, epistemoloji ile ciddi olarak ugr~Ildtk~a ve Marksizm safdt!?l ettigi bir etkene kendisini teslim ettik~e, Marksist epistemoloji kavram1 i~erisinde birinin 85


bil

bil

veya ötekinin bastmlmas1 yönünde bir egilim her zarnarr olacaktu: RB!lC Okuma Metinleri Adler, M. 1904-27 (1978): Selection on "The Theory and Method of Marxism". Adorno, T. 1966 (1973): Negative Dialectics. Althusser, L. 1965 (1969): For Marx. Anderson, P. 1976: Considerations on Western Marxism.

Bhaskar, Roy 1986: Materialism and Human Emancipation.

Della Volpe, G. 1950 (1980): Logic as a Positive Science. Gnlmsci, Antonio 1929-35 (1971): Selection from the Prison Notebooks.

Habermas, jürgen 1971: Knowledge and Human Interests.

Lukacs, G. 1923 (1971): History and Class Consciousness.

Sartre, jean-Paul 1963: The Problem of Method. Stedmanjones, G. ve d. 1977: Western Marxism: A Critical Reader.

Bilim (Osm. llim, Ing. ve Fr. Science, Alm. Wissenschaft) Marksizmde bilim iki bi<;imde dü~ünülür: (A) Marksizmin oldugu veya oldugu iddia edilen bir ~ey; (B) Marksizmin a<;Iklamak (belki de degi~tirmek) i<;in yola <;Iktlgi bir ~ey. Bilim, (A)'da bir deger veya norm iken, (B)'de bir ar~­ urma ve inceleme konusudur. Birinci özünlü yam altmda, Marksizm bir epistemolojiyi (Bkz. BlLGl KURAMI) i<;erir veya öngerektirirken, ikinci d1~mh yam altmda, bir tarihsel sosyoloji olu~turur. Marksizmden ba~ka bilimler de oldugu i<;in, upuygun bir epistemoloji kendi özünlü s1mrlan i<;inde Marksizmi a~acakur. Fakat bilimden b~ka toplumsal pratikler de oldugu i<;in Marksizm geni~ bir alanda daha da kapsamh olacakur. Marksizmdeki bilim kavram1yla ili~ki­ li sorunlann bir<;ogu, bilimin bu iki yamm uzla~Urmak ve desteklemekte gösterilen ba~ansiz­ hktan kaynaklamr. Nitekim (B)'yi yitirmek pahasma (A)'YJ vurgulamak, bilimin toplumsal-tarihsel alandan <;Ikanlmasl ve sonu<;ta da bir tarihsel dü~ünmenin (reflexivity) yokluguna, yani bilimsicilige götürür. (A)'YJ gözden <;Jkarmak pahasma (B)'nin vurgulanmas1 ise, bilimin, ta86

rihsel sürecin bir ifadesine indirgenmesi ve sonu<;ta da bir yarg1sal görecilige, yani tarihsicilige götürür. Marx'da her iki yan da bulunmakt~du: Bir yandan kendisini bir bilim kurmaya giri~mi~ olarak görür ve bu nedenle bir epistemolojik konumu önceden varsayar. Öte yandan kendisininki de i<;inde olmak üzere tüm bilimlere tarihin ve tarih i<;indeki varsaYJlan nedensel bir etmenin ürünü olarak bakar. Marx, bilimi, insanm doga ve kendi yazglSl üzerindeki gücünü artlran, ilerici ve gizil ve edimsel baklmdan özgürle~tirici bir gü<; olarak görmesi anlammda, tarihsel olarak bir akdo idi. Epistemik olarak ise, modern bilimsel GER<;:EK<;:lLlK'tekine yakm bir anlamda bir ger<;ek<;i idi veya hi<; degilse öyle olmu~tu. Bu anlaYJ~ ic;inde Marx: 1- teori i~ini, toplumsal-ekonomik ya~amm apa<;Jk görüngülerini üreten, <;ogunlukla da kendiliginden görünü~ tarzlanna kar~1t olan, yapllann upuygun bir a<;1klamasmm ampirik olarak denetlenen geriye dönük bi<;imde yeniden kurulmas1 (retroduction) olarak; 2- bu tür yap1lan, ger<;ekligin kat kat düzenlenmesini ve farkhla~masm1 dogrular bi<;imde, ürettikleri görüngülere varhk-bilimsel olarak indirgenemez ve normal olarak da onlarla e~evresiz olarak; 3- bunlann dü~üncede upuygun tasarlanmasm1, incelenen görüngülerin (k1smen) pratik olarak kurucu ögelerini i<;eren, önceden varolan teori ve kavraYJ~lann ele~­ tirel dönü~türülmesine bagh olarak; 4- bilimsel bilgi sürecinin, pratik, emek gereküren bir etkinlik olarak ("gec;i~li boyut" ic;inde) tanmmasim; "ilk ba~ta oldugu gibi kafamn d1~mda" (Grundrisse, Giri~) varhgm1 sürdüren böylesi bilgi nesnelerinin baglmSlZ varhgmm ve olguüstü (transfactual) etkinliginin ("ge<;i~siz boyut" i<;inde) tanmmas1yla elele gider bir tarzda kavrar. Marx'a göre, bilginin tarihselligi ile nesnelerinin ger~ekligi arasmda hi<;bir <;eli~ki yoktur. Aksine, bunlar, bilinen nesnelerin birliginin iki yam olarak dü~ünülmelidir. Marx'm bilime bak1~mm aYJrt edici noktalan -tarihsel akllcihk ve epistemik ger<;ek<;ilik- n. ve lll. Enternasyonal'e egemen olan, fakat giderek bayag1 bir bi<;imde ifade edilir hale gelen (buna Marx'm kendisinin bol miktarda malzeme sagladigl söylenmelidir) Engels<;i Marksizm i<;inde de savunulmaktadJr. Böylece, evrimci veya mekanistik-isten<;<;i bir tarih ~emas1yla süs-

lenmi~

tarn bir Prometheus<;u teknolojik utkuculuk (triumphalism); ve tek<;i süre<;sel (processual) bir kozmolojiye göre yorumlanan (dü~ünceyi, ger<;ekligi yans1tan veya kopya eden olarak kavrayan) bir bayag1 veya yorumlay1cl (contemplative) ger<;eklik ge<;erli oldu. Hi<; degilse Engels'den bu yana, Marksizm, diyalektik kavram1m, konusunun "tarihselligi"ni belirtmek, materyalizm kavramm1 ise, yakla~Immm "bilimselligi"ni göstermek i<;in kullanm1~t1r. 01duk<;a mekanik bir bi<;imde (ve a~m dogalc! bir bi<;imde) DlYALEKTlK MATERYALlZM i<;inde birle~tirilen bu kavramlar, BATI MARKSlZMl i<;inde biri tarihsicilige ve epistemolojik idealizme egilim gösteren diyalektik (temel olarak kar~J-dogalc!) ak1m, öteki bilimcilik ve epistemolojik materyalizme egilim gösteren maddeci (öncelikle dogalc1) ak1m olmak üzere birbirine kar~It iki ak1ma bölündü. Diyalektik Bat! Marksizminin ü<; ana okulu i<;inde, yani 1- Lukacs, Korsch ve Gramsci'nin Hegelei tarihsiciligi; 2- Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Habermas'm ele~tirel teorisi; 3- Lefebvre, Sartre, Kosik, Petrovic hümanizmi i<;inde, vurgulama, suas1yla, bir aldatmaca (mystification) kaynag1 olarak bilimden, bir egemenlik etmeni olarak bilime ve insanal dünyaya yorumsama baklmmdan uygun dü~meyen (hermeneutically inappropriate) olarak bilime kadar degi~iklik göstermi~tir. 1- "Kapitalist toplumun bilimsel yöntemle uyum saglamaya haz1r olmas1 olgusunda hayli sorunlu bir ~ey vardu" (1971, s. 7) diyen Lukacs'a göre, bütünlükleri par<;a par<;a (atomize) olgulara bölen bilim, esas olarak, kapitalist topluma özgü bir hastahk olan SEYLESME 'nin bir ifadesidir. TARlHSEL MATERYALlZM ise, kendi bütünle~tirici (totalizing) yöntemiyle bilimin kar~1smda denk bir aguhk olu~turmaktad1r. Benzer temalar, Korsch ve Gramsci'de de bulunmaktad1r. 2- FRANKFURT OKULU geleneginde bilim, hi<; degilse toplumsal alanda hemen hemen dogrudan dogruya bir bastmc1 (repressive) etmen olarak görülen ara<;sal akll veya <;Ikarla ili~kili hale gelir. Ara<;sal aklm kar~ISlna konan ~ey ise, özgürle~­ tirici, ya~am1 zenginle~tiren, bast1rmaya son veren akll veya <;Ikardu. 3- Hümanistik Marksizm, aYJrt edici özelligi yorumlaYJCI veya diyalektik vb. olarak görülen ve dogal bilimlerinkine kar~lt toplumsal ara~nrma yöntemiyle az-<;ok belir-

gin bir ikilige uydurulmaktad1r.Bu ü<; okulun ortak özelligi ise: Bilimin pozitivist bir yanh~ kavram~l (Bkz. POZlTlVlZM); ve epistemik idealizm, yargJSal görecilik, pratik isten<;<;ilik ve/veya tarihsel kötümserlige götüren, ge<;i~li boyut i<;indeki insanal pratigin ge<;i~siz boyut i<;indeki olguüstü etkiligi gözden <;Ikarma pahasma vurgulanmasidJr. Öte yandan materyalist Ban Marksizminin Althusser, Della Volpe ve Colletti gibi önde gelen simalan, ya bilimi tarihsel süre<;ten <;1kanp atmaya (Althusserci "teorisisizm"de oldugu gibi) ya da tarihi, bilimselle~tirmeye ve a~m dogalc! bir bi<;imde akllclla~urmaya (Della Volpe'de oldugu gibi) egilim gösterirlerken, epistemik düzeyde de, Marx tarafmdan zaten pratik olarak a~Jlm1~ ak!lCihk (Althusser), ampirizm (Della Volpe) veya Kant<;Ihk (Colletti) gibi felsefi konumlara geri dönme egilimi vard1r. Ne var ki bu grup, Marksizmin, en azmdan Marx'm anladigi gibi, ba~ka ne olursa olsun, sadece felsefe, dünya görü~ü veya pratik sanat degil de, bir bilim olmak iddiasml tamma meziyetine sahiptir. Bilimin hem özünlü hem de d1~mh yanlannm degerinin takdir edilmesi, bilimler ve toplumsal bütünlük i<;erisinde Marksizmin bir bilim olarak özgül özerkligi ve bir pratik olarak da göreli özerkligi ile ilgili sorular ortaya getirir. Daha özel olarak, epistemik yanm tanmmas1, ideoloji ve dogaloltk'la ilgili benzer sorunlar, örnegin, toplumbilimsel söylem ve pratiklerin özel olarak da Marksist söylem ve pratigin bir yanda ideolojik, öte yanda da doga bilirrisel söylem ve pratiklerden nasll farkhla~tmld1gma ili~­ kin sorunlar, yani Marksizmin bir bilimsel ara~­ nrma program1 olarak özgül özerkligi meselesini dogurur. Tarihsel yanm tamnmas1 ise, tarihsel materyalizmin topografyas'1 i<;erisinde genelde bilimlerin, özelde de Marksizmin yerine ili~­ kin, teorik ve pratik önemini abartmanm gü<; oldugu, bir dizi sorular dogurur. Nitekim, bilimin kendisi mi yoksa yalnJZca uygulamalan m1 bir üretici gü<;tür? Eger bilim üstyapmm (Bkz. TEMEL VE ÜSTYAPI) bir par<;asl ise, onun göreli özerkligini nasll kavramak gerekir? Dogabilimi belki bir üretici gü<;, ama üstyapmm bir par<;asi olan toplumsal bilim komünizm ko~ul­ lannda ortadan kalkmaya yazgll1 midir? Bogdanov ve Gramsci'nin (ve LysenkO:nun; Bkz. 87


bil LYSENKOCULUK) inandtgt gibi proleter bir doga bilimi olabilir mi? Ya da yalmzca bir proleter toplumbilimi olabilir mi? Ya da proleter bir toplumbiliminin kendisi Hilferding'in iddia ettigi gibi, terimlerde bir <;eli~ki midir? Marksizmde ve daha genel olarak da bilimlerde, bilimsel bilginin geli~imi ile bilimsel emek süre<;lerinde i~<;i denetimi ugruna ytgmlann mücadeleleri, daha global olarak da, bunlarla insanal kurtulu~un bitmemi~ büyük projesi arasmdaki ili~ki nedir? (Bkz. BELlRLENlMClLlK; DlYALEKTlK MATERYALlZM; HAKlKAT). RB!lC Okuma Metinleri Bhaskar, Roy 1978: ARealist Theory of Science. Della Volpe, G. 1950 (1980): Logic as a Positive Science.

Habermas, jürgen 1971: Knowledge and Human Interests.

Lecourt, D. 1977: Proletarian Science? Lukacs, Georg 1923 (1971): History and Class Consciousness.

Rose, H. ve S. 1976: The Political Economy of Science.

Bilimsel ve Teknolojik Devrim (Ing. Scientific and technological revolution, Fr. revolution scientifique et technologique, Alm. Wissenschaftliche und technologische Revolution) SSCB ve Dogu Avrupa'daki toplumbilimciler tarafmdan, tarihin yeni bir evresine anfta bulunmak üzere yaygm bi<;imde kullamldtgt anla~tlan bir terim. Bu terimi kullananlar, bilimsel ve teknolojik devrimin, "verili bir toplumsal sisteme özgü toplumsal ili~kiler" (Richta 1977) baglammda görülmesi ve "nrmanan toplumsal devrimin temelini olu~turan toplumsal geli~i­ min derin süre<;leriyle baghla~Jma sokulmast" (Fedoseyev, 1977) gerektiginde tsrar ederler. Fakat ger<;ekte onlann yakla~tmt, tarihin motor gücü olarak üretici gü<;lere öncelik verirken, üretim ili~kilerini büyük öl<;üde türevsel olarak görür. Dahast, bu kavrayt~ i<;inde, bilime, kapitalizmin ürettigi <;arptkhklar bertaraf edilir edilmez, zorunlu olarak komünizme götürecek tartl~mastz ilerici bir gü<; olarak baktlmaktadu. Marx'm teknik olmaktan <;ok daha fazlasmt i<;eren -insani, ahläki, politik, ve elbirligi ve örgütlenme tarzlanm kucaklayan- zengin toplumsal 88

bir üretim tammt, yalmzi::a teknik emek gücüne indirgenmektedir. Öte yandan, bilimsel ve teknolojik devrim, kapitalist toplumlann <;eli~kilerini ve dolaytstyla devrimci toplumsal degi~im olanagmt arttmyor gibi görülmektedir. Ne var ki, bu kavramt ele~tirenler, onu, smtf mücadelesi dinamigini ihmal eden ve "insanm toplumsaltarihsel ilerleyi~inin nesnel gidi~ini" (Arab-Ogly 1971, s.379) betimlemeye <;ah~an Il. Enternasyonal'in evrimci Marksizmi ve EKONOMlZM ile yakm baglara sahip Marksist dü~ünce i<;indeki teknolojik belirlenimciligin bir ba~ka bi<;imi olarak görmektedirler (Bkz. EMEK SÜRECl). RMY!lC Okuma Metinleri Arab-Ogly, E.A. 1971: "Scientific and Technological Revolution and Social Progress". Pospelow, P.M. ve d., Development of Revolutionary Theory by the CPSU i<;inde. Clarke, Sirnon 1977: "Marxism, Sociology and Poulantzas's Theory of the State". Corrigan, Philip, Ramsay, Harvie ve Sayer, Derek 1978. Socialist Construction and Marxist Theory: Bolshevism and Its Critique.

Fedoseyev, P. 1977: "Social Significance of the Scientific and Technological Revolution". International Sociological Association, Scientific- Technological Revolution i<;inde. Richta, R. 1977: "The Scientific and Technological Revolution", y.a.g.e. Young, Robert M. 1977: "Science is Social Relations." Radical Science]ournal5 i<;inde.

Bilinemezcilik (lng. Agnosti.cism, Fr. Agnosticisme, Alm. Agnostizismus) Engels, Tannnm varolmadtgmm kamtlanmasma yönelik zahmetli <;abalan sadece ikna edici bulmamakla kalmaz, aym zamanda bir zaman kaybt olarak da görür (Anti-Dühring, ks.1, bl.4). Ona ve Marx'a göre din, toplumsal ve tarihsel bir olgu olmasmm dt~mda, bir kocakan masalmdan daha iyi bir ~ey degildir; ve konu hakkmda a<;tk bir zihniyete sahip olmak veya Tann'nm kamtlanmamt~ bir olanak oldugunu benimsemek bi<;imindeki bilenemezci tutum da onlarm ciddiye alma egiliminde olacaklan türden degildi. Refonnasyon'u "devrimci" olarak görmü~­ lerdi, <;ünkü bu hareket, yeni bir smtfm feodalizme meydan okuyu~unu temsil etmekteydi ve

aynca, uzun dönemde, eski Kilise'nin ytkth~t aydm smtflar i<;indeki dü~üncenin ~ama a~ama laikle~mesinin yolunu a<;mt~ oldugundan, din de giderek daha fazla bir Ji<;imde tamamen özel bir ilgi olarak görülecekti. Marx, 1854 tarihli "Dinsel Otoritenin <;:ökü~ü" hakkmdaki denemesinde, Reformasyon'dan itibaren, Fransa'da oldugu gibi 18. yüzytlda Protestan ülkelerde de, felsefenin kendi agtrhgmt duyunnastyla birlikte, aydmlann kendilerini bireysel olarak tüm dinsel inan<;lardan kurtarmaya ba~ladtklanm yazmt~tl. Deizm, Marx'a göre, zamanla önemsizle~mi~ dogmalardan safra atar gibi kurtulmanm uygun bir yolu olarak, hemen hemen bilinemezcilikle aymdtr. Franstz Devrimi, üst smtflan uyararak, büyük ama yüzeysel bir degi~imi, bu üst stmflarla 1848'deki kan~tk­ hklann yeniden hayata döndürdügü Kiliseler arasmda dt~a dönük bir ittifakt ortaya <;tkardt. Ancak bu ittifak arnk istikrardan yoksundu ve hükümetler kilisenin dinsel otoritesini i~lerine geldigi öl<;üde tamyorlardt. Marx, bu durumu, 1854'te patlak veren ve Osmanh Devleti'nin yanmda lngiltere ve Fransa'nm da kanldtgt Kmm Sava~t'nda Protestan ve Katolik rahiplerin kendi Huistiyan dinda~lanna kar~1 Htristiyanhga inanmayanlann zafer kazanmalan i<;in dua et'meye zorlanmt~ olmalanna i~aret ederek belirtmi~ti. Marx, ruhban kesim üzerinde politikactlann belirleyici etkisinin, bu durumun bir ürünü olarak, gelecekte daha fazla olacagm1 dü~ün­ mü~tü.

19. yüzytlm ortasmda lngiltere'de yerle~mi~ bulunan egitim gönnü~ yabanctlar, Engels'e göre, orta smtflar arasmda gördükleri dinsel ciddiyet kar~tsmda hayrete dü~mü~lerdi; ama arnk kozmopolit etkiler de i~in i<;ine giriyor ve onun terimiyle uygarla~tmct bir etki yaptyordu (Tarihsel Materyalivn). Tennyson ve Arnold gibi ~airlerin actkh vurgularla kederlendikleri inanem <;ökü~ü, ona komik geliyordu. Engels, 1892'de, bilinemezcilik arnk neredeyse lngiltere Kilisesi kadar ve Selamet Ordusu'ndan ise <;ok daha saygtdegerdi diye yazmt~tl. Bilinemezcilik, ger<;ekten de, bir Lancashire deyimi kullamlacak olursa, "utanga<;" materyalizmdi (Otopik ve Bilimsel Sosyalizm'e Giri~). Engels, bundan sonra, bilinemezciligi felsefi anlamtyla, yani maddenin ya da nedenselligin ger<;ekligi baktmmdan tarn~mayt sürdürmü~tü ve terimin

sonradan Marksistlerce anl~th~ bi<;imi <;ogunlukla buradan kaynaklanmt~tlr. Özellikle Lenin, ampiriokritisizme kar~t giri~tigi polemikte (1908), Mach'm özgün fikirleri ile onun pozitivist okulunun aslmda Engels'in bilinemezcilik olarak görüp ~iddetle saldtrdtgt Hume'dan kaynaklanan eski fikirlerden hi<; de farkh olmadtgtm ileri sürmekte olduk<;a zorlanmt~tl. Duyumlanmtzm fiziksel bir kökeni oldugunu kabul etmek, ama duyumlann fiziki evren hakkmda dogru bilgiyi bize verip vermedigi sorusunu yamtstz btrakmak, Lenin'e göre, sözcüklerle oynamaktan ba~ka bir ~ey degildir (a.g.e. ay.2, bl.2) (Bkz. FELSEFE). VGKILK Okuma Metinleri Lenin, V.I., 1908 (1962): Materialism and Empirio-C riticism.

Birey (Osm. Fert, Ing. Individual, Fr. Individu, Alm. Individuum) Artzk Deger Kuramlan'nda Marx ~öyle yazar: "Insan türünün geli~mesi, b~lang~<;ta tek tek insanlann hatta stmflann <;ogunlugunun zaranna olsa da, sonu<;ta bu <;eli~kiyi a~ar ve bireyin geli~mesi ile <;aki~tr; bireyin daha üst geli~mesi, o halde bireylerin feda edildigi bir tarihsel süre<;le elde edilir" (II, ix). Bu pasajda görüldügü gibi, Marx dünya tarihini smtfll toplumun sona ermesine kadar, insanlarm ardmda, onlann iradelerinden aynlmaz ve bagtmstz toplumsal ili~­ kiler i<;inde faaliyet gösteren (Ekonomi Politigin Elqtirisi, Önsöz), ama kapitalizmin ortadan kalkmastyla birlikte birle~mi~ üreticilerin denetimindeki bir dünyayt mümkün ktlan, topluluk i<;inde ~birligi yapan <;ok yönlü bireyselligi geli~tiren ve ki~isel özgürlügü hayata ge<;iren insani gü<;lerin a<;tga <;tkmasmm öyküsü olarak görmü~tür.

Demek ki, Marksizm bir tarih felsefesi olarak (19. yüzytldaki bir<;ok teori gibi) bireyin geli~­ mesi hakkmda bir teori önermektedir. Bir sosyal bilim olarak, bireysel niyetler, tavular ve inan<;lara dayah a<;tklamalan, bizzat bunlan a<;tklanacak konular olarak ele almay1 tercih ederek reddeder. Öte yandan, her makro teori gibi uygulamada bir mikro teoriye gerek duyar, ancak böyle bir teorinin aynnnlan üzerinde odakla~maz. Bir ideoloji teorisi olarak, bireyselci teorilerin ve 89


\i

bla bir Birikim (Ing. ve Fr. Accumulation, Alm. Akkudü~ünce tarzlannm, özellikle tarihsel baglammulation) dan kopanlm1~ soyut bireyler üzerine kurulu te"Birikti.r, birikti.r! Musa da bu, Peygamberler orilerin, aslmda bireysel dü~ünce ve eylemi de bu!" (Kapital I, 24. bölüm, 3. kesim) . Bu söza<;1klayacak olan temelde yatan toplumsal ili~ki­ leriyle Marx, tahlilinden burjuva toplumunu leri (ve hepsinin üstünde üretim ili~kilerini) yönlendiren en önemli egemen gücün ne oldugugizleyen, Robinson Crusoe'nunki gibi yapmtl nu ortaya koymaktad1r. Dinsel egretilemeye (meöyküler oldugunu ileri sürer (Ehonomi Politigin tafor] kar~m. Marx birikimi, Weber tarafmdan E!e~tirisi, Giri~). "Insan" der Marx, "dünyamn ileri sürüldügü gibi, yükselen bir Protestan tud1~mda postu sermi~ soyut bir varhk degildir." tumluluk etiginin sonucu olarak görmez. Biri("Hegel'in Hukuk Felsefesinin Ele~tirisi"; Gikim, neo-klasik burjuva iktisadmm fayda teorisiri~). Ve bir iyi toplum ve insanm ger<;ekle~me ne dayanarak öne sürdügü gibi, bireylerin bugüntasanm1 olarak da, Alman romantizmi ile belirkü tüketimden vazge<;erek gelecekteki TÜKETlM gin baglan olan bir kavram, ancak toplumsal i<;in yapnklan öznel bir tercihin tatminine yönebirlik ve doganm kollektif denetimi ko~ullann­ lik bir perhizin sonucu da degildir. Marx'a göre da ger<;ekle~ebilecek olsa da önceden belli bir birikim, bireysel kapitalistierirr öznel tercihlerinklstasa tabi olmayan, tümüyle geli~kin ve <;ok den ve dinsel inan<;lanndan ba~mslZ olarak, bizyönlü bir birey anlaYI~l önerir. zat sermayenin özünden saglanmahdlr. Görüldügü gibi Marksizm insan etkile~imi­ Bireysel kapitalistleri birikim yapmaya zorlanin mikro düzeyi hakkmda, bireysel insan ruyan gü<;, REKABET mekanizmasl arac1hg1yla i~­ hunun dogas1 hakkmda, ki~isel ili~kiler hakkmler. Sermaye kendiliginden geni~leyen bir deger da, devlet birey ili~kileri veya kamusal ve özel oldugundan, degerinin en azmdan konmmas1 ya~am ili~kisi hakkmda nispeten az ~ey söylegerekir. Rekabetten ötürü, aynca geni~letilme­ mektedir. Althusserci "yap1salo" Marksizmin dik<;e, sermayenin saf bir bi<;imde korunmas1 de vurgulad1g1 gibi, Marksizm bireyi toplumsal mümkün degildir. Kapitalist üreti.min geli~mesi­ bir ürün olarak görür. Gene de tarihsel materyanin farkh a~amalannda, rekabet mekanizmas1 lizm temelinde yer alacak bireysel insan davrafarkh bi<;imlerde i~ler. Ba~langi<;ta birikim, ürem~l ve toplumsal etkile~im teorisine gerek dutim yöntemleri aym kahrken, üretim ili~kilerinin yar, amao (Marksist hümanistlerin de anlad1g1 ücretli emek yaratmak üzere dönü~mesi yoluyla gibi) ~eyle~mi~ toplumsal üretim ili~kilerine son ortaya <;1kar. Kapitalizm öncesi toplumlardan vererek, onlan "birle~mi~ bireylerin gücüne" tamiras alman ve uyarlanan geri üretim yöntemlebi kllacak süreci anlamak ve aym zamanda rinde birikim, i~gücünün yaYllmasm1 garanti etonun i<;inde yer almaknr. Zira, "komünizmin mek, ona hammadde saglamak ve emegin deneyaratt1g1 ger<;eklik tam1 tamma herhangi bir ~e­ timinde öl<;ek ekonomilerine hrsat vermek i<;in yin bireylerden bag1ms1Z olarak varolmasml imgereklidir. MANÜFAKTÜR'de birikim, emegin, känslz klian temeldir, <;ünkü ger<;eklik bireyleelbirligi ve lSBÖLÜMÜ i<;inde uygun oranlarda rarasl ili~kinin bir ürünüdür yalmzca" (Alman istihdammm saglanmas1 i<;in gereklidir. MAKlIdeolojisi l, IV. 6). NELER VE MAKlNE ÜRETlMl'nde birikim, geSUÜA rekli sabit sermayeyi, hammaddenin yaygm kullammml ve ona bagh olan emegi saglar. Okuma Metinleri Birikim, yalnlZca üretim ile ARTlK DECER'in Lukäcs, Georg 1923 (1971) History and Class sermayeye dönü~türülmesi arasmdaki basit bir Consciousness . ili~kiden ibaret degildir. Birikim aym zamanda Lukes, Steven 1973 Individualism. bir yeniden üretim ili~kisidir. Marx sermayenin Macpherson, C.B. 1962: The Political Theory of DOLASIM'm1 Kapital'in ll. cildinde ve bir öl<;üPossessive Individualism. de de l. cildinde incelerni~tir. Yeniden üretim, Plamenatz,John 1975: Kar! Marxs Philosophy of deger ve arnk deger ili~kilerinin aym kald1g1 baman. sit bir yeniden üretim ili~kisinin ifadesi, SERTucker, D.F.B. 1980: Marxism and Individualism. MAYENlN ORGANIK BlLESlMl'nin artabilecegi veya degi~meden kalabilecegi geni~leyen öl<;ekte

bir yeniden üretimin temeli olarak ele ahnm1~tu. Her iki durumda da, ~konominin kesimleri ara- . smda deger ve KULLANIM DECERl einsirrden belirli bir oramn kurulmas1 gerekir ve bu da YENlDEN ÜRETIM SEMASI'nda incelenmi~tir. Kapital'in Ill. cildinde Marx birikimi, arnk degerin ve sermayenin DACIUM'1 (ve yeniden daglllml) a<;lSmdan <;özümler. Geli~menin ilk a~a­ malan i<;in birikimin temeli sermayenin yogunl~mas1d1r (Bkz. SERMAYENlN MERKEZlLESMESl VE YOCUNLASMASI). Daha sonraki a~a­ malarda merkezile~me, sermayenin giderek artan miktarlarda kullammmm düzenlendigi ba~at bir yöntem haline gelir. Bu geli~kin bir KREDl sistemini gerektirir. Birikimin amaCl verimlilik art~1 oldugundan, bunu saglamanm mekanizmasl kredi kullamm1d1r. Sonu<; olarak üretimde sermaye birikirni ile ·mali sistemde sermaye birikimi arasmda bir farkhla~ma yaranlm1~ olur. Bu, hayali sermayenin temelidir ve birikim, art1k deger üretiminin sürekli bir bi<;imde geni~lemesi­ nin kar~lSma <;1kan engelleri a~amad1g1 durumlarda EKONOMlK BUNAUMLAR'm artmasma yol a<;abilir. Ek olarak, sermayenin merkezile~­ mesi ve birikimin kendisinin e~itsiz bir bi<;imde seyretmesi, ekonomilerin ve toplumlann ESlTSIZ GELISIM'i ile ili~kilendirilmelidir. Buna bagh olarak birikim süreci sadece ekonomik bir·süre<; degildir, birikim aym zamanda Marksist gelenekte SÖMÜRGECILlK, EMPERYALlZM ve devletin degi~en rolleri gibi konulan da i<;eren, toplumsal ili~kilerin genel geli~imini de kapsar. Marx'a göre birikim süreci hi<;bir zaman pürüzsüz, uyumlu, basit bir geni~leme olmarru~tlr. Bazen bunahmlar ve durgunluklarla kesintiye ugrar. Fakat sermaye birikiminin önündeki engeller hi<;bir zaman mutlak degildir; ka?italizmin yeni bir geni~leme dönemine izin verecek bi<;imde ge<;ici olarak <;özümlenebilen <;eli~kilerine bagh olarak ge<;ici niteliktedirler. Marx, <;eli~kile­ rin bu tür bir yogunl~masmm tahlilini ekonomik düzeyde, AZALAN KAR ORANI egilimi yasasl ile ele alrru~t1r; Marx, karhhgm azalmasm1 tanmdaki verimliligin dü~mesine baglayan Ricardo ile pazann smuh büyüklükte olmasm1 <;ok önemli bulan Smith'den bu noktada ayr1hr. Marx, ekonomik tahlilinin önemli bir bölümünü, rnant1ksal ve ampirik <;ah~malara dayandlrarak, birikim sürecinin etkilerini ve bi<;imlerini incelemeye aymr. Üretim yöntemlerindeki ge-

li~menin farkh ~amalan arasmda aYlnm yaparak EMEK SÜRECI'nin kendisine ili~kin yasalar geli~tirir. Aym zamanda, birikimin i~<;i s1mh üzerindeki etkilerini de inceler. Makine ve makineli üretimle birlikte, öteki üretim yöntemleri rekabeti koruyabilmek i<;in, en a~m SÖMÜRÜ bi<;imlerine zorlamrlar. Makine ve makineli üretimin bizzat kendisi YEDEK lSGÜCÜ ORDUSU ve onunla birlikte Kapitalist Birikimin Genel YasaSl'm yaratlr: Yani resmen yoksull~tmld1k<;a saYllan artan yedek i~gücü ordusunun atll kesimi. Bunun aksine, i~<;i s1mh sendikalar olu~turarak birikime direnmek üzere gü<;lerini birle~tirmi~ olsa bile, makinenin tahakkümü ve kendisini hünersizle~tirmesiyle kar~1 kar~1ya kahr. Marksist gelenekte, Lenin'de de oldugu gibi, tekelin rekabetin olumsuzlanmas1 degil, yogunl~mas1 anlamma geldigini ileri sürenler tarafmdan sermaye birikiminin zorunlulugu vurgulanm1~t1r. Baz1 yazarlar, karma~1k bir bütünlük pahasma, birikim sürecinin bir ya da daha fazla yönünü vurgulamaya <;ah~m1~lard1r. Eksik-tüketimciler bir durgunluk egiliminden söz ederler ve tekeli, rekabetin ve yatmm saikinin yerini alan bir olgu olarak görürler. Buna bagh olarak, piyasa düzeyinde talep yetersizlikleri (Keynes<;i teoride oldugu gibi) ilgi odag1 haline gelir. Militarizrnin rolünü de vurgulam1~ olmasma kar~m Luxemburg'un ad1 da en <;ok bu baglamda ge<;mektedir. Baran ve Sweezy bu dü~ünce <;izgisinin en son temsilcileridir. Yeni-Ricardocu ve Sraffac1 gelenekteki digerleri, sermaye birikimini aksiyomatik olarak kabul ederek Marx'1 izlerler, ama tahlillerinde zorunluluk unsurunu birikimle birle~tirmeyi ihmal ettiklerinden bu konuyu a<;1klanmam~ olarak h1rak1rlar. Rekabet yalnlZca kar oranlanm ve ücretleri e~itlemeye yarar. Böylece ücretler, verimlilik art~l yokken artarak ve karhh~ azaltarak birikimi tehlikeye soktuklannda, birikim hlZlnm belirlenmesinde odak olarak ahmrlar. BF/AD

Blanquicilik (Ing . Blanquism, Fr. Blanquisme, Alm. Blanquismus) Büyük FranslZ devrimci Louis-Auguste Blanqui'nin (1805-81) siyasal ögretisinin esasm1 anlatlr. Babeuf ve Buonarroti'nin komplocu gelenegi i<;inde Blanqui'nin amac1, kapitalist devlet gücünün yerine kendi devrimci diktatörlügünü ge<;irecek bir isyam yürütecek olan görece kü<;ük, 91

90


bol

bla merkezile~m~, hiyerar~ik bir sec;kinler grubunu örgütlemektir. Blanqui, sm1f toplumuna ve dine uzun süreli bir bag1mhhgm, c;ogunlugu kendi gerc;ek c;1karlannm farkma varmaktan ahkoyduguna inanarak, halkm Paris'te üslenmi~ bu diktatörlük altmda uzun dönemli bir yeniden egitimden gec;meksizin genel ve e~it oy hakkma sahip olmasma kar~1 c;1km1~tlr. Nihayetinde, komünizmde bir "yönetim yoklugu" gerc;ekle~ecektir (Bernstein, 1971, s.3l2'de zikredilmektedir). Marx ve Engels Blanqui'yi cesur bir devrimci önder olarak takdir etmi~lerdi. Blanqui'nin destekleyicileriyle 185Ö'de (Ryazanov 1928) ve Marx'm Blanqui'yi I. Enternasyonal'e girmeye raz1 etmeye c;ah~t1g1 ve giri~iminde ba~anslZ oldugu Paris Komünü'nün ardmdan, 1871-72'de k1sa süreli bir ittifaka girmi~lerdir. Bununla birlikte, Marx ve Engels, "devrimci geli~me sürecini önceden" yapay bir bic;imde "ba~latmaya" c;abalayan "devrim simyae1lan"nm komplocu yakl~lmlanm reddetmi~lerdir (NRZ Revue, say1 4, 1850). Blanqui'nin aksine, Marx ve Engels, proletarya hareketini "büyük c;ogunlugun öz bilinc;lilige sahip ·bagunslZ hareketi" olarak kavraml~­ lar ve "i~c;i s1mfmm, birle~tirilmi~ eylemin ve kar~ll1kh tartl~manm sonucunda kesin olarak ortaya c;1kacak olan entellektüel geli~imine tamamen güvenmi~"lerdir (Komünist Manifesto bl. 1). Engels, Bernstein ve b~kalan, Marx'm ve Engels'in 'Komünist Birligi'ne Mesaj'lanm (Mart 1850), güc;lü bir bic;imde "Blanquici" olarak nitelendinni~lerdir. Ancak, bu mesaj, Almanya'daki devrimin bir sonraki ~amasmm küc;ük burjuva demokradann iktidara gelmesine yard1mc1 olacagm1, buna kar~ll1k Alman ~c;ilerinin, iktidan ele almadan önce, "uzun bir devrimci geli~­ me"den gec;meleri gerekecegini ileri sürüyordu. Blanqui'nin proletarya diktatörlügü terimini ilk kez ortaya att1g1 ve Marx'm bunu ondan ald1g1 yolundaki yaygm anlayt~m herhangi bir temeli bulunmamaktadu. Blanqui'nin bu terimi hic;bir zaman kullanmad1g1 sadece Dommanget (1957, s.171) ve Spitzer (1957, s.176) tarafmdan kabul edilmekle kalmam1~, Engels de, bu Marxc;1 kavramla Blanqui'nin anlad1g1 devrimci diktatörlük arasmdaki temel fark1 vurgulamakta güc;lük c;ekmi~tir. Engels, "Blanqui'nin her devrimi küc;ük bir azmhkc;a gerc;ekle~tirilmi~ bir coup de main [ani darbe) olarak kavramas1, ba~anh olmas1 halinde bir diktatörlügün kurul-

92

masm1 gerektirmektedir: Bu, elbette, devrimci s1mfm, proletaryanm degil, fakat coup'yu [darbeyi] gerc;ekle~tirmi~ olan ve önceki örgütleni~­ lerini de bir ki~inin veya bir azhgm diktatörlügü altmda gerc;ekle~tirmi~ bireylerin diktatör!ügüdür" diye yaz1yordu. (Engels, Programme of the Blanquist Commune Refugees, 1874). "Blanquicilik" suc;lamas1, Ekim 1917 devriminden önce ve sonra, Men~evikler (özellikle de Plehanov) tarafmdan Lenin'e ve Bol~evizme yöneltilmi~tir. Yakm dönemdeki baz1 yazarlar da, "Lenin'in eylem kllavuzunun temelde Tkachev (19. yüzytl ortalannm halkc;1 dü~ünürü) tarafmdan Rus terimlerine tercüme edilmi~ Jakoben Blanquicilik geleneginden türedigi"ni ileri sürmü~lerdi (Fishman 1970, s.170). Bununla birlikte Lenin, Nisan 1917'de, Blanquiciligi, "bir azmhgm destegi ile iktidan ele gec;irmeye yönelik bir c;abalama" olarak a~agllaml~tlr. "Bizim ic;in durum oldukc;a farkhd1r. Biz hälä bir azmhglZ ve bir c;ogunlugu kazanma gereksinimi ic;inde oldugumuzu biliyoruz" ("Report on the Present Situation and the Attitude towards the Provisional Government"). Bol~evikler, Ekim 1917'deki devrimde bu c;ogunluk destegini kazandlklanm ileri sürmü~lerdir. Bu iddia muhalifleri tarafmdan kar~1 iddialara muhatap olmu~­ sa da, Bol~evik devrimindeki i~c;i, köylü ve askerin kitlesel kat1hm1, belirgin bir bic;imde, Blanquici modelden köklü bir farkhhk yaratml~tlr. MJILK Okuma Metinleri Agulhon, m. ve d. 1986: Blanqui et Les blanquistes. Bernstein, Samuel1~70 (1971): Auguste Blanqui and the Art of Insurrection. Blanqui, Louis-Auguste 1977: Oeuvres completes. Vol. 1: Ecrits sur la revolution. Cole, G.D.H. 1956: A History of Socialist Thought eilt. I: The Forerunners. Dommanget, Maurice 1957: Les Idees politiques et sociales d'Auguste Blanqui. Draper, Hal1986: Kar! Marx's Theory of Revolution. Fishman, William J. 1970: The Insurrectionists. Ryazanov, David Borisovieh 1928: "Zur Frage des Verhältnisses von Marx zu Blanqui". Spitzer, Alan B. 1957: Revolutionary Theories of Louis-Auguste Blanqui.

Bloch, Ernst (d. 8 Temmuz 1885, Ludwigshafen; ö. 3 Agustos 1977, Stuttgart) Bloch da arkada~lan Lukäcs ve Benjamin gibi I. Dünya Sava~l'nm neden oldugu deh~etten etkilenerek Marksizme yöneldi. Bloch, Marksizmi uluslararas1 sava~a kar~1 bir savunma (arac1) olarak görüyordu. Zira, Bloch, uluslararas1 sava~m bütün insanhg1 girdabma alacagm1 dü~ünü­ yordu. Nazi iktidan döneminde, Bloch, ABD'de siyasal mülteci olarak bulundu. Ikinci Dünya Sava~1'ndan sonra, yeni kurulan Dogu Alman Cumhuriyeti'nde bir dayanak bulmaya c;ah~tl. Gelgelelim, ortodoks olmayan Marksizminden dolay1 bu ülkede kendisine sempati duyanlann say1s1 fazla olmad1. Bunun üzerine Dogu Almanya'dan aynlarak, ya~ammm geri kalan klsmml Tübingen'de gec;irmeye karar verdi. Dogu Almanya'dan aynh~mdan sonra, Marksizmin c;ok ötesinde etkinligi olan bir ki~i haline geldi. Bloch'un denemeci (essayistic) olan ve sistematik olmayan Marksizmi c;özümleyici olmaktan c;ok (en iyi durumda) uyandmc1 ögüt (homiletic) niteligindedir. Bloch'un Marksizminin özünde, insanm bu dünyada ve c;ag1m1zda bütün günahlanndan daima annabilecegini savunan Yahudi ögretisi ve laikle~tirilmi~ bir Mesihc;ilik yer ahr. Bloch'a göre, "günahlanndan armml~" bir dünya, bu dünyadan, temelleri baklmmdan, kac;1mlmaz olarak c;ok farkh bir dünya olacakn. Bu yüzden bir "ütopya" idi. Ancak, Hlristiyanhgin öldükten sonra yeniden dirilme eskatalogyasma baglanmakslZln da böyle bir dünya olanakhd1r. Bu konu, ilk kez Spirit of Utopia'da (1918) ortaya kondu. The Principle of Hope'ta (1959) ise aynnnh bic;imde ac;1kland1. Bloch, bu eserinde, Aristoteles'in felsefesindeki kuvvet (madde) ve eylem (zihin) ikiligini, tamamen aklm aydmlattl!!;l bir dünyada, kuvvetin zaman ic;inde gerc;ekle~mesi ac;1smdan yeniden incelemi~tir. Skolastik ögretinin, evrenin ilk nedeninin iptidai (primordial) madde oldugu yolundaki ilkesi, bu ~ekilde, bizim tarihimizde, ula~1lmas1 olanaks1z bir cennet bak1mmdan, dü~ey olmaktan c;ok yatay olarak yorumlanm1~tu. Marksizmin kendisi de bu sürecin tarih ic;inde "bic;imlenmesi"dir. Bloch, örnegin, Thomas Münzer hakkmdaki eserinde, 16. yüzytlm Anabaptist devrimini, günümüzde ancak Bol~evik devrimiyle tamamen gerc;ekle~tirilmi~ olanm bir önbic;imi olarak anlar. Bloch'a göre, tarih, bir

bak1ma Walter Benjamin'in 1940'ta kaleme aldl!!;1 "Tezler"inde de apkland1g1 gibi, günümüzdeki mücadeleleri ate~leyen "sürekli kamtlanan" "(das stetig Gemeinte) bir tarihtir. ]RIOE

Okuma Metinleri Benjamin, Walter 1940: "Theses on the Philosophy of History". Illuminations ic;inde. Bloch, Ernst 1967: Gesamtausgabe ic;inde: 1918: Geist der Utopie. (Spirit of Utopia). 1921: Thomas Münzer als Theologe der Revolution. 1959: Das Prinzip Hoffnung. 1971: On Kar! Marx. Hudson, Wayne 1982: The Marxist Philosophy of Ernst Bloch. Bol~evizm (fng. Bolshevism, Fr. Bolchevisme, Alm. Bolschewismus) Bu terim genellikle, Leninizm ile e~anlamda kullamlmakla birlikte, Marksist sosyalist devrimin pratigi ya da Marksist hareket kar~1hg1 olarak da kullamhr. Leninizm ise, sosyalist devrimin teorik ac;1dan (devrim teorisi ve prati!!;i ac;lsmdan) incelenmesidir. Bu politik ak1mm kurucusu Lenin'dir. Ancak, Bol~evizm, Stalin, Troc;ki, Mao Ze-dong gibi birc;ok Marksistin payla~­ tlklan, toplumun devrim yoluyla degi~tirilmesi yakla~1m1d1r. Bol~evizm, Rusya Sosyal Demokrat l~c;i Partisi'nin (RSDIP) Ikinci Kongresi'nde, 1903'te dogmu~tur. Lenin, "bir politik dü~ünce ak1m1 ve bir politik parti" olarak Bol~evizmin 1903'te dogdugunu kabul eder. Bu Kongrede parti tüzügünün RSDIP'e üye olmakla ilgili l. maddesi konusunda Lenin ve arkada~lan ile Martov arasmda fikir aynhg1 c;1kt1. Lenin, aktif ve politik baglanm1~hg1 olan parti üyeligini savunarak sendikalan temel alan ve mutlaka katlhmcl üyeligi gerekli görmeyen öteki sosyal-demokrat partilerin yakla~1mmdan farkhla~lyor­ du. Yeni dogmu~ olan parti, bu konuda farkh görü~ler ortaya koyan iki gruba aynld1: ("c;ogunluk" anlammdaki Rusc;a bol~intsvo kelimesinden) Bol~evikler ve ("azmhk" anlammdaki Rusc;a men?istvo kelimesinden) Men~evikler. "Bol~evik" ad1, partinin Yedinci (Nisan) Konferansma kadar kullamlmad1. Ancak bu konferanstan sonra, resmen Rusya Sosyal-Demokrat l~c;i Partisi -Bol~evik- ad1 kullamlmaya ba~lad1. Partinirr ad1 Mart 1918'de Rusya Komünist Par-

93


111

bon bol

'

tisi, Arahk 1925'te ise tekrar deg~tirilerek Bütün-Birlik Komünist Partisi -Bol~evik- olmu~­ tur. Bu ad, 1952'den sonra kullamlmad1. Bu tarihte, partinin ad1 Sovyetler Birligi Komünist Partisi oldu. Bol~eviklerin tutumunun en önemli özelligi, i~c,;i sm1hnm "öncüsü" ya da önderi olarak, Marksistpolitik parti ile politikaya etkin olarak girmekti. Parti, kendilerini tamamen "sosyalist devrim"e adam1~ aktif Marksistlerden, yani militanlardan olu~acakn. Sosyalizme sadece sempati duyanlar ise parti üyesi o\amayacaklardL Partinin görevi, burjuvazi ile devrim mücadelesinde (ve otokrasi gibi, diger bask1c1 egemen gruplarla mücadelesinde de) önderlik yapmaknr. Partinin, Marksist devrim teorisini ve devrim deneyimini kitlelere ula~nrmak gibi önemli bir rolü de vard1r. Zira, Bol~evik\ere göre, kitleler sm1f bi\incini kendiliginden benimseyemezler. Bu parti, demokratik-merkeziyetc,;ilik ilkesi temelindeki bir karar a\ma mekanizmasma sahip bir parti o\acaknr. Üyeler politikaum saptanmasma ve önderlerin sec,;imine kanhrlar. Ancak, politika bir kez saptamnca, bütün üyeler bu politikamn hayata gec,;irilmesinden sorumludur. Partide önderlige mutlak baghhk gerekir. Parti, deniyordu, proletaryanm burjuvazi ile yürüttügü devrim mücadelesinde ancak bu ~ekilde etkili bir silah olabilir. Lenin'in tasarladigi, bask1c1 <;:arhk Rusyas1'nm ko~ullanna uygun bir parti örgütü idi. Daha liberal toplumlarda y~amakta o\an Bol~evikler ise, demokratik ögeler üzerinde daha fazla duruyor ve buna özel bir önem veriyorlardl. Bundan do\ay1, Bol~evik hareketin merkezci ve demokratik unsur\an arasmda bir belirsizlik ve gerilim ortaya c,;Ikn. Bazi aktivistler, birinci tutumun uygun oldugunu dü~ünürken, ba~ka\an da ikincisine aguhk veriyor\ardl. Bol~evik partisinin Rusya'da 1917'de iktidan ele gec,;irmesinin öteki sosyalist partilerde yans1malan oldu. Komünist Enternasyonal, 1921'deki lkinci Kongresi'nde Rus partisinin üyelik ko~ullanm belirleyen 21. maddesini örnek alarak örgütlendi (bkz. Carr 1953, s.193-6). Bol~evizm, bundan sonra uluslararas1 c,;apta bir hareket haline geldi. Bo\~evizm, Sovyet Rusya'da Stalin'in iktidara yükseli~inden sonra, onun politika\an o\an, süratle sanayile~me, tek ülkede sosyalizm, merkezi bir devlet ayg1t1, tanmda kol\ektivizasyon, öteki komünist partilerin c,;Ikarlarmm Sovyet

ill

111

parnsmm c,;Ikarlannm yanmda ikinci planda ka\mas1 gibi politikalar tarafmdan belirlendi. Stalin döneminde, devlet olarak üstyap1ya (Bkz. TEMEL VE ÜSTYAPI) önemli bir rol verildi. Zira, Stalin'e göre, sosyalizmin ekonomik temelini, sosyalist dogrultuda sanayile~me yoluyla devlet kuracakn. 1936'da SSCB'nde bu hedefe ula~Ümi~ oldugu ac,;Iklandiktan sonra Stalin, üretici güc,;lerin daha da geli~mesi ile sosyalist bir üst yapmm kurulabilecegine inand1g1 ic,;in bir ekonomik sosyalizm görü~ünü benimsedi. Stalinistler, Sovyet dev\etini, (dünya) i~c,;i simhnm politik ifadesi olarak da görüyorlard1. Böylece, Bol~evizm, Stalin'in kazandud1g1 bic,;imle, sosyalizmin ekonomistik bir bak1~la in~as1 ile politikanm arac,; olarak kullamlmas1 görü~ünü birle~tirmi~ oldu. Sovyet önderleri Bol~evizmi tek bir politik hareket olarak degerlendirmekle birlikte, parti ic,;inde baz1 önemli görü~ aynhklan da mevcuttu. Bu önemli aynhk\ar IV. Enternasyonal ic,;inde Troc,;ki ve taraftarlannm politikalannda (Bkz. TRO<;:KlZM) ve Maocu teoride görülebilir. IV. Enternasyonal, parti hegemonyas1 ilkesini hararetli bir ~ekilde savunurken, üyelerin daha geni~ kanhmmm ve önderligin daha etkili denetiminin gerektigini ac,;Ikladi. Bol~evizmin Stalinist versiyonu, önderler, i~c,;i s1mh üzerinde me~ru o\mayan bir egemenlik uyguladiklan ic,;in "yozla~mi~" olarak degerlendirildi. Aynca, IV. Enternasyonal, kapitalizmin dünya c,;apmda varolan bir sistem olduguna dikkati c,;ekerek, "tek ülkede sosyalizm"in in~asmm tamamlanmasmm olanaksiZ oldugunu savunuyordu. Bol~evik hareketin önderlerinin dünya devrimi ic,;in elveri~­ li ko~ullan yaratmalan gerektigi belirtiliyordu. Rus devrimi ise, bu hedefe götürecek bir arac,; olarak görülüyordu. Maoizmin en önemli katkisi, üstyap1da, temeldekilerden bag1msiZ o\arak ortaya c,;1kan degi~iklikleri vurgulamak olmu~­ tur. Bu degi~iklikler, sosyalizmin evrimi ic,;in zorunlu degi~ikliklerdir. Maocular, Sovyet partisinin üzerinde durdugu gibi, üretici güc,;lerin gel~mesindeki degi~ikliklerden sonra toplumsal i\i~kilerdeki degi~iklikler üzerinde durmaksizm, ekonomi yüksek düzeyde bir olgunla~maya u\a~madan önce bile insanlar arasmda sosyalist i\i~ki\erin olu~turulmasmm önemine ag1rhk vermi~lerdir. Bu tür ili~kiler, kitlelerin dogrudan kanhmiyla, farkh i~c,;i tipleri arasmda ve kadro-

larla kitleler arasmdaki farkhhklann asgariye indirilmesinde kendini ac,;1ga vurmahyd1. Sosyalist toplumda kapitalist egilimlerin köklerinin kazmmasmda ve kitlelere sosyalist fikirlerin a~üanmasmda devletin ideolojik rolü de kuvvetle vurgulanmi~tlr. Bol~evizmin, Marksist kar~Hlan, Bol~evizmin ögretisine ve pratigine köklü ele~tiriler yapmi~­ \ardir. Merkezi yönetimli bir parti örgütü ve parti hegemonyas1 fikrine temelden kar~1 c,;1kan Rosa Luxemburg, bunlann i~c,;i s1mfmm devrimci etkinligini smulayacagm1 öne sürmü~tür. Ekim Devrimi'nden önce Lenin'e muhalif olan Troc,;ki de partinin i~c,;i s1mfmm yerini a\acagm1 öne sürmü~tür. Men~evikler ise Marksizmin daha evrimci bir versiyonunu benimsemi~lerdi. Men~e­ vikler Bol~eviklerin devrimci teori ve taktiklerini erkencilik olarak görüyor, devrimci degi~i­ min, sadece en ileri kapita\ist ülkelerde sendikalan temel alan bir sosyalist parti aracihgiyla gerc,;ekle~ebilecegine inamyorlard1. Bol~evik\erin yönetimindeki toplumlarda devletin egemenliginin, üretici güc,;lerin geriliginin ve kitlelerin bir sosyalist devrimi gerc,;ek\e~tirecek düzeyde bilince sahip olmamalannm sonucu o\dugu fikrindeydiler. Bu bak1~ tarzma göre, Bo\~evizm iradeci (voluntarist) ve politik bak1mdan hrsatc,;Idlr. Komünist devletlerde ve ba~ka ülkelerdeki Bol~evik partilerde, i~c,;i s1mfmm iktidan ele gec,;irmesi ve kendi iktidanm kurmas1 ic,;in tek dogru stratejinin parti hegemonyas1 oldugu yolundaki Ortodoks görü~ korundu; buna kar~1hk 1970'\erden itibaren Avrupa Komünizmi gibi politik ak1mlar bu görü~ü ele~tirdiler. Bu ele~ti­ rel yakla~Imlan, Dogu Avrupa'daki ve Sovyetler Birligi'ndeki muhalefet hareketleri benimsediler ve 1989'dan sonra komünist rejimlerin c,;ökü~üyle birlikte bir politik doktrin ve pratik olarak Bo\~evizm etkisini büyük ölc,;üde yitirdi. DSUOEJTG Okuma Metinleri Carr, E.H. 1953: The Bolshevik Revolution, 19171923, Cilt. I. Corrigan, P., Ramsay, H.R. ve Sayers, D. 1978: Socialist Construction and Marxist Theory: Bolshevism and its Critique. Harding, N. 1977 ve 1981: Lenins Political Thought, I. ve ll. Ciltler.

Knei-Paz, B. 1978: The Social and Political Thought of Leon Trotsky . Lane, D.S. 1981: Leninism: A Sociological Interpretation. Lenin, V.l. 1902 (1961): "What is tobe Done?" Lukacs, G. 1924 (1970): Lenin. Luxemburg, R. 1961: "Leninism or Marxism". The Russian Revolution and Marxism or Leninism ic,;inde. Meyer, A.G. 1957: Leninism. Stalin, ]. 1924 (1972): "Foundations of Leninism". B.Franklin (der.), The Essential Stalin ic,;inde. Bonapartizm (lng. Bonapartism, Fr. Bonapartisme, Alm. Bonapartismus) Marx ve Engels'in yazüannda bu, kapitalist toplumdaki bir rejim bic,;imini anlatu ki bu rejimde devletin yürütme gücü, tek bireyin egemenligi altmda, devletin diger kesimleri ve tüm toplum üzerinde diktatörce bir güc,; elde eder. Bundan ötürü Bonapartizm, devlet hakkmda yakm dönemde Marksist yazilarda "göreli özerklik" diye adlandmlan ~eyin (ör. Poulantzas 1973) uc,; bir ifadesini olu~turmaktadu. Bu rejim bic,;iminin Marx'm ya~ad1g1 dönemdeki esas kertesi, I. Napoleon'un yegeni ve 2 Arahk 1851'deki coup d'etat [hükümet darbesi] sonrasmda lll. Napoleon diye adlandmlan Louis Bonaparte'm kurmu~ oldugudur. Bu olay Marx'm en önemli ve parlak tarihsel yaZilanndan birine, 18 Brumaire'e esin kaynag1 olmu~tur. Engels de, kendi payma, Almanya'daki Bismarck yönetimine önemli ölc,;üde dikkatle egilmi~ ve Bismarck tarz1 rejim ile Bonapartizm arasmda birc,;ok ko~utluklar bulmu~tur.

Marx ve Engels'e göre Bonapartizm, kapitalist toplumdaki yönetici s1mfm kendi iktidanm artlk anayasal ve parlamenter yollar\a sürdüremedigi; buna kar~il1k i~c,;i s1mfmm da kendi hegemonyasmi kuramad1g1 bir durumun ürünüdür. lc,; Sava~'ta Marx, lll. Napoleon'un lkinci lmparatorlugu, Fransa-Prusya sav~mdaki yenilginin etkisiyle c,;öktükten sonra Bonapartizmin "ulusu yönetme beceri ve arac,;lanm burjuvazinin kaybettigi ve i~c,;i s1mfmm da henüz kazanmad1g1 bir zamandaki mümkün tek yönetim bic,;im"i oldugunu söylemi~tir (bl. 3). Benzer bir bic,;imde Engels, Ailenin Kökeni'nde, devletin genelde yönetici sm1fm devleti oldugunu, "ancak, istisnai ola95

il'll\ I

.1

94


bon rak, birbirleriyle sava~ halinde bulunan smlflardan her biri digerini öylesine yakm bi<;imde dengeler ki, devlet gücü, görünü~teki arac1 olarak, o an i~in, her ikisinden de belirli bir öl~üde bagimSIZ hale gelir" (bl. 9). Bu formülasyonlar Bonapartist devletin yüksek bagnnsiZhk derecesini vurgulamaktadn ancak, bu devletin diktatörce niteligi de aym öl~üde dikkate degerdir. Bonapartist devletin bagunsizhgi ve sava~an s1mflar arasmdaki "görünü~teki araCl" rolü, bu devleti, Marx'm deyi~iyle, "havada as1h" kllmamaktadlr. Yine Marx, Louis Bonaparte'm, Fransa'daki en kalabahk s1mf olan kü~ük mülkiyet sahibi köylüyü "temsil ettigi"ni söylemi~tir ki, bununla, Louis Bonaparte'm bu s1mf adma konu~tugunu ve bu s1mf tarafmdan desteklendigini söylemek istemi~ oldugu dü~ünülebilir. Ancak, yine Marx, Louis Bonaparte'm, aym zamanda toplumdaki tüm s1mflar adma konu~tugunu da söylemi~tir. Aslmda, Bonapartist devletin ger~ek görevi, burjuva toplumunun güvenligini ve istikranm güvence altma almak ve kapitalizmin hiZh geli~imini olanakh kilmaknr. Bonapartist devlet tipi hakkmdaki yazilannda Marx ve Engels, aynca devlet hakkmda önemli bir kavram1, yani devletin ger~ekte onu yürütenlerin ~1karlanm temsil etme derecesini dile getirmi~lerdir. 18 Brumaire'de Marx, "bu yürütme gücü, devasa bürokratik ve askeri örgütüyle, yanm milyonluk bir orduya ek olarak, sayllan yanm milyonu bulan memur kalabahg1yla Frans1z toplumunu bir zar gibi kaplayan ve tüm gözeneklerini nefessiz buakan bu deh~et verici asalak gövde ... "den söz etmektedir (bl. 7). Bununla birlikte, Bonapartist devlet, Marx'm 1~ Sava~'ta kabul ettigi gibi Fransa'nm tüm gözeneklerini nkamam1~tl ~ünkü, yine Marx, daha sonra, bu devletin egemenligi altmda, "siyasal kaygilardan kurtulmu~ olan burjuva toplumunun kendisinin bile beklemedigi öl~üde bir geli~meye ula~ngm1" yazm~tl (bl. 3). Ancak bu durum, özerklige benzer bir konumda bulunan Bonapartist devletin, sermayeninki kadar kendi özgün ~1karlanna da hizmet etmeye ~ah~ngm1 gözden uzakl~tnmamaktad1r. RM!LK Okuma Metinleri Draper, Hal1977: Kar! Marxs Theory of Revolution, eilt I: State and Bureaucracy. 96

buh Poulantzas, Nicos 1973: Political Power and Social Classes. Rubel, Maximilieu 1960: Kar! Marx devant le Bonapartisme.

Brecht, Bertolt (d. 10 Subat 1898, Augsburg; ö. l4 Agustos 1956, Berlin). Oyun yazan, ~air ve tiyatro kuramcisl olan Brecht, meslegine co~kulu ve özgün bir lllnetli $air (poete maudit) olarak ba~lad1. 0 snalar Amerikan havas1 ta~1yan her ~eye sevgiyle bakiyordu ("Of Poor B.B.," Baal, In the]ungle of Cities) ve aym zamanda Alman tiyatrosunu iki farkh a~mhktan kurtarmak istiyordu, bir yandan duygusalcihk, öte yandan d1~avurumculuk. Weimar Cumhuriyeti'nin i~ine dü~tügü ekonomik bunahmm Brecht üzerindeki etkisi, 1928 yllmda "bilim ~agmm tiyatrosu" kurma bi~imin­ de sonu~land1. Serinkanh, eglendirici ama didaktik metinlerin yamsua setler, oyunculuk tarz1 ve yönetmenlik, tek b~ma bireyin ~aresiz oldugu modern toplumun ikilemelerini yansnacakti (Bir elin nesi var -A Man Is a Man'in tema's1) ve yalniZca yeni dü~ünce, yeni örgütlenme ve üretkenlik bi~imleri "insan insanm elinden tutarsa" (The Baden Learning Play'in tema's1) körcesine kendi ~1kanm kovalayan kapitalizmin barbarl~tudigi insan, yeniden insanile~tirilebilecekti. Titiz bir bilgi~ ve bir ku~kucu olan Brecht, bu ahläki bak1~1, ya~amboyu inceledigi Marx'm ve bir öl~üde Lenin'in yapitlanyla besledi. St. ]oan of the Stockyards adh oyununun hazuhk ~ah~­ malan s1rasmda, Brecht Kapital'i ke~fetti. Ortak ~ah~t1g1 bir~ok arkada~mdan biri olan E. Hauptmann'a "bunun hepsini ögrenmek zorunda" oldugunu söyledi (Ekim 1926). Bundan yirmi yil sonra Komünist Manifesto'yu "burjuva ko~ullan­ mn gayri tabiiligini vurgulayacak bi~imde Lucretius'un De rerum natura adh ~ok ünlü ~iirine uyarhyordu" (Völker 1975, s.47, 134). Brecht'in Marksizmi, bir öl~üde Alman Komünist Parti'sinin bilimci iddialanyla, bir öl~ü­ de de, dostlan ve ustalan kabul ettigi, aralannda ba~hcalan Fritz Stenberg; Korsch ve Benjamin olan entellektüel yol göstericilerin etkileriyle bi~imlenmi~ti. Brecht, Adorno'nun diyalektigini yeterince plumpe (materyalist) olmad1g1 gerek~esiyle yads1yor, Frankfurt okulunun olu~turdugu grubu da, burjuva ~agmda saray aydmlan olarak hicvediyordu (Tui-Roman, Tu-

randot). Lukacs'm edebi ger~ek~ilik kuramm1 diyalektik olmadigi, okurlann hayal gücünü ve üretkenligini bask1 altmda tutugu i~in reddediyor ve Lukacs'm Moskova'dan yönlendirilen edebi-siyasi iktidanndan nefret duydugunu da a~1k~a ifade ediyordu. Brecht'in kendisinin SSCB'de etkisi yoktu. Ona yakm olan Sergei Tretyakov ya da yönetmen V. Meyerhold gibi sanat~I-dü~ünürler ortadan kaldmlm1~tl ve Brecht'in saghgmda yalmzca üc; Kuru$luk Opera sahnelenmi~ti. Hitler'in iktidara ,geldigi gün Ban'ya iltica eden Brecht, gelecekte Broadway'in ticari tiyatrolannda ün kazanmaYl umuyordu; ama ne yatmmcilara kendini sevdirdi ne de Amerikan solunu önemli sanhk maltan oldugu konusunda ikna edebildi. Santa Monica ve New York'da (1941-4 7) ge~irdigi YJllar yönteminde oportünist~e bir kayma olmasm1 te~vik ederken, eserlerinin eri~ebi­ lirligini ~ok az amrd1. Oyunlanm ve yöntemlerini ger~ekle~tirmek i~in Avrupa'ya, (kansi büyük aktris Helene Weigel tarafmdan yönetilen) Berliner Ensemble'a döndü; Berliner Ensemble'm turneleri, Fransa'da lngiltere'de, ltalya ve Polonya'da 1950'lerdeki tiyatro uygulamalanm kesin olarak belirledi. Brecht, post-kapitalist, post-sübjektivist tiyatronun Marx'1 olmaYl ama~hyordu. Uygulamalanm a~1klamak ic;in verdigi re~eteler, "epik" (daha sonra "diyalektik" adm1 almi~tir) tiyatro kavram1 oyunculukta, "yönetmenlikte, ve oyun yazmada uzakla~tirma-yabancila~tlrma yaratma teknikleri" modern estetik a~Ismdan okunmas1 zorunlu olan bilgilerdir. Ama bir pastanm iyi oldugunu anlamak i~in yenmesi gerektigine göre, Brecht'in Ana, Antrepolann Ermi$ ]an'r, Alman Onlemler, Cesaret Ana, Arturo Ui'nin Onlenemez Yükseli$i, Kajhas Tebqir Dairesi, ve Galileo Galilei adh yapnlan diyalektik nesnelligi ögreten, i~­ selte~mi~ bir üretkenlige sahip olduklan kadar, seyirciyi ~eken ve eglendiren oyunlard1r. LBffB

Okuma Metinleri Bentley, Eric 1981: The Brecht Commentaries, 1943-80. Brecht, Bertolt 1961: Plays (der.) Eric Bentley. - 1964: Brecht on Theater (der.) John Willett. - 1971: Collected Plays (der.) Ralph Manheim ve John Willett

-

1976: Poems 1913-1956 (der.) John Willett ve Ralph Manheim. Ewen, Frederic 1967: Bertolt Brecht. Fuegi,John 1972: The Essential Brecht. Munk, Erika 1972: Brecht: A Collection of Critical Pieces. Schoeps, Kar! H. 1977: Bertolt Brecht. Völker, Klaus 1975: Brecht Chronicle. Willett, John 1968: Theater of Bertolt Brecht,

Buharin, Nikolay ivanovi~ (d. 27 Eylül 1888, Moskova; ö. -idain edildi- 13 ya da 14 Mart 1938, Moskova) Anne ve babas1 ögretmen olan Buharin Bol~e­ viklere 1906'da kanld1. Moskova'da ü~üncü kez tutuklandiktan sonra, 19ll'de hapishaneden ka~arak Viyana'ya yerle~ti. Viyana'da Avusturya'daki matjinal faydaCl ekonomi akimm1 ele~ti­ rel bir tutumla inceledi (1919). 1914'te Avusturya'dan ~1kanlarak lsvi~re'ye gönderilen Buharin, Subat 1915'te Bol~eviklerin Bern'de düzenledikleri sava~ kar~lti konferansa kanld1. Bu dönemde, uluslann kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi hakkm1 savunan LENIN ile arasmda fikir aynhg1 c;Iktl. Bununla birlikte Lenin 1915'te, Buharin'in kaleme aldigi Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi adh kitaba yazd1g1 önsözde, Buharin'in i~ kapitalist rekabetin yerini giderek artan öl~üde "devlet kapitalist tröstleri" arasmdaki mücadeleye bJraktlgi ~eklindeki fikrini onaylami~tir. Buharin, 1916'da yazd1g1 makalelerinde, ge~ici bir proleter devletin gerekli oldugunu kabul etmekle birlikte, "prensip olarak devlete kar~1" oldugunu a~1khyor ve yokedilmesi (gesprengt) gereken "emperyalist soyguncu devlet"i ~iddetle ele~tiriyordu. Lenin ba~langi~­ ta itiraz etmesine kar~m, Buharin'in bu fikirlerine bir YJl sonra kendi eseri olan Devlet ve Ihtilal'de yer veriyordu. Buharin, lskandinav ülkelerinde ve ABD'de bir süre ya~ad1ktan sonra, MaYJS 1917'de, Subat Devrimi'nden sonra Moskova'ya döndü. Ekim Devrimi'nden ü~ ay önce Partinin Merkez Komitesine se~ilen Buharin, 1934 yilma kadar merkez komitesinin asil üyesi olarak kald1. 1934 ile 1937 YJllan arasmda ise aday üye idi. Arahk 1917 ile Nisan 1929 arasmda partinin günlük yaYJn orgam Pravda'nm ba~yazarhgmr yapt1. Buharin, 1918'de Almanya ile Brest-Litovsk antl~masmm imzalanmasma kar~I ~1ka-

97


buh rak bir devrimci sava~ <;agnsmda bulunan "Sol Komünistler"in önderleri arasmda yer ald1. 1920-21 ytllannda sendikalann rolü konusunda parti i<;inde yaptlan tartr~malarda, sendikalann devlet aygrtr ile birle~tirilmesini savundu. Buharin'in 1919'da Preobrajenski'yle birlikte yazdrgr Komünizm'in ABCsi ve 1920'de yazdrgr Dönü~üm Döneminin Iktisadr adh yaprtlan, daha sonra terk edecegi "Sol Komünizm" anlayt~mm izlerini ta~rr. 1921'de yaytmlanan Tarihsel Materyalizm: Bir Sosyoloji Sistemi adh kitabr, Marksizm'i sosyolojik bir ·teori olarak a<;rklamaya ve popülerle~tirmeye yönelik önemli bir giri~im­ dir. Bu kitapta, Buharin, Max Weber'in ve Stammler'in fikirlerinin ilgin<; bir ele~tirisini yapar, aynca Robert Michels'in "oligar~i" ve "kitlelerin yetersizligi" tezlerini degerlendirir. Buharin, sosyalist toplumda bu yetersizligin üstesinden gelinebilecegini belirtiyor ve yozla~ma­ nm panzehiri olarak yeni proleter yönetici smrfm kültürel düzeyinin yükseltilmesine büyük önem veriyordu. Gramsei (1977, s.419-472) ve Lukics (1972 b, s.134-142), Buhari'nin Tarihsel Materyalizm'indeki sosyolojik Marksizm anlayt~mr ele~tirmi~ler, bu kitapta diyalektik olmayan, determinist yakla~rmlar bulundugunu öne sürmü~lerdir. Lenin, Arahk 1922'de kaleme aldrgr "Vasiyet"inde, Buharin'i "bütün partinin hakh olarak gözdesi konumundaki", "<;ok degerli ve önemli bir kuramcr" diye nitelemi~tir. Ne var ki, bir öl<;üde paradoksal saytlacak bir bi<;imde ~u ilaveyi yapmr~tu. "Kuramsal görü~leri ancak büyük <;ekincelerle tarn olarak Marksist saytlabilir, <;ünkü kendisinde skolastik bir taraf var (hi<;bir zaman diyalekti11;i incelemedi, sanmm hi<;bir zaman tarn olarak da anlamadr)" (Ingilizce Toplu Eserleri XXXVI, s.595). 1921'de Sovyet Rusya i<;inde serbest ticarete izin veren Yeni Ekonomi Politikasr'nm kabul edilmesinden sonra, Buharin, fikirlerini ba~tan a~agr yeniden degerlendirmeye giri~ti . 1922'nin sonunda, "sosyalizme dogru gel~en" Rusya i<;in tedrici geli~meyi temel alan bir stratejiyi savundu. llk kez Stalin tarafmdan Arahk 1924'te a<;rklanan "tek ülkede sosyalizm" fikrini öncelemi~ ve bu kuramm önde geien savunucusu olmu~­ tur. Lenin'in 1923'te yazdrgr son makalelerinin büyük öl<;üde etkisinde kalarak, Yeni Ekonomi Politikasr'yla olu~an karma piyasa ekonomisinin uzun süre devam ettirilmesini ve bu ekono98

bur mi i<;inde sosyalist unsurlann gü<;lendirilmesini savunmu~tur. Bunun i<;in, tüketim maddeleri üreten hafif sanayiye özel önem verilerek devletin sanayi sektörünün tedrici olarak geli~tiril­ mesi, aynca gönüllülük temeline dayah köylü kooperatiflerinin te~vik edilmesi gerektigini öne sürmü~tür. Sanayi ile tanm arasmdaki geni~le­ yen ve dengeli ticaret temelinde i~<;i smrfr ile köylülügün ittifakr peki~tirilmeliydi. Buharin, 1925-1927 ytllannda Stalin'le srkr bir i~birligi yaparak, bu politikanm uygulamaya konmasr i<;in c;ah~mi~, köylülükten kaynak aktanmr yoluyla hrzh sanayile~menin saglanmasma yönelik Tro<;kist önerilere kar~I <;rkmr~tu. Preobrajenski'nin bu önerilerin dayanagr olarak ortaya attlgr "ilkel sosyalist birikim yasasr"m ~iddetle ele~­ tirmi~tir.

1928-1929'da, Stalin ani bir politika degi~ik­ ligi yaparak, köylülerden 'hara<;' almmasryla kaynak saglanacak hrzh sanayile~meyi ve sert bir kolektivizasyon programmr savununca, Buharin onunla ters dü~tü . Bu politikaya ve onun uygulanmasr i<;in getirilen "olaganüstü önlemlere" ~iddetle kar~I <;rktr, bunlann "köylülügün askeri ve feodal sömürüsü" anlamma geldigini ileri sürdü. 1929'da kamu önünde sag sapmacr olarak eli~tirilen Buharin, Pravda'nm ba~yazarh­ gmdan, 1926'dan beri önderligini yaptrgr Komünist Enternasyonal'deki <;ah~malanndan ve daha sonra da Politbüro'dan uzakla~t1nld1. Buharin, 1934 yrhndan 1937 ytlma kadar Izvestia'nm ba~yazarhgmr yapt!. 1935'te, yeni Sovyet anayasasmr hazrrlayan komisyonda önemli rol oynad1. Bu anayasa 1936'da kabul edildi. Kendisi 1937'de partiden auld1. Bir ytl sonra yargrlanarak, ü<;üncü büyük Moskova Duru~ma­ sr'nda hainlik ve casusluk yaptrgr gerekc;esiyle ölüme mahküm edildi. Nihayet, Subat 1988'de Yüksek Sovyet Mahkemesi tarafmdan, aynr duru~mada yargrlanan diger samklarla birlikte hukuki olarak hakkmdaki hüküm gec;ersiz saytldi. Be~ ay sonra Komünist Partisi itibanm iade etti ve kendisini yeniden parti üyesi ilan etti. Stalin sonrasr dönemde, özellikle Yugoslavya'dan <;::in'e dek c;e~itli sosyalist ülkelerde, Buharin, zora dayanmayan, hümanist bir sosyalizmin ve tüketici agrrhkh karma ekonominin temsilcisi saytlarak <;ok geni~ bir ilgi merkezi oldu, hakkmda olumlu degerlendirmeler yaprld1. 1988'den sonra Sovyetler Birligi'nde bir Buharin

rönesansr ya~andr, yeniden yayrmlanan eserleri yüzbinlerce satt!, biyografileri (Stephen Cohen'in öncü <;ah~masmm Rus<;a <;evirisi de dahil) bastld1. Buharin'in ya~amr ve yaprtlan üzerine makaleler yazrldr, konferanslar düzenlendi, sergiler a<;tld1. Stalin'in acrmasrzca uyguladrgr zora dayah kolektivizasyon politikasma ve a~m merkeziyet<;i, otoriter komuta ekonomisi ~ek­ lindeki Stalinist sosyalizm anlayt~ma ba~hca sosyalist alternatifi getirdigi tezi giderek daha c;ok savunuldu. Ne var ki, Bau'da oldugu gibi Sovyet tarih<;ileri arasmda da, Buharin'in, döneminin ulusal ve uluslararasr ko~ullan ic;inde ne öl<;üde ger<;ek<;i ve tutarh bir alternatif sundugu yogun bir tart~ma konusudur (Aynca Bkz. LENIN, PREOBRAJENSKl, SOVYET MARKSlZMl, STAUNIZM) . M]IOEIIG

Okuma Metinleri Bukharin, Nikolai Ivanovich (1917-18) (1972) : -

Imperialism and World Economy. 1919 (1927): Economic Theory of the Leisure Class.

-

(Preobrazhensky, E.A. ile) 1919 (1968): ABC

of Communism. - 1920 (1971) : Economics of the Transformation Period. - 1921 (1925): Historical Materialism: A System of Sociology. Coates, Ken 1978: The Case of Nikolai Bukharin. Cohen, Stephen E 1974: Bukharin and the Bolshevik Revolution: A Political Biography 18881938. Harding, Neil 1981: Lenins Political Thought,

Cilt 2, bl. 3, 5 ve Sonu<;. Heitman, Sidney 1969: Nikolai I. Bukharin. A Bibliography with annotations.

Lewin, Moshe 1975: Political Undercurrents in Sov.iet Economic Debates. From Bukharin to Modern Reformers.

Burjuvazi (T. Kentsoylu, Ing.-Fr. Bourgeoisie, Alm. Bürgertum) Engels, burjuvaziyi, "bütün geli~mi~ ülkelerde, tüm tüketim ara<;lanm ve bunlarm üretimi i<;in gerekli olan hammadde ve ara<;lann (makinelerin ve fabrikalarm) hemen tamammr mülkiyeti altmda bulunduran büyük kapitalisder srmfr" (Principles of Communism 1847) ve "mo-

dem kapitalistler, toplumsal üretimin ara<;lanmn sahipleri ve ücretli emegin i~verenleri smrf1" (Komünist Manifesto'nun 1888 lngilizce yaytmlam~ma not) olarak tammlamr~ti. Bu anlamryla ekonomik olarak egemen smrf olan ve aym zamanda devlet aygrtr ile kültürel üretimi de denetimi altmda bulunduran burjuvazi (Bkz. HAKIM SINIF), i~c;i smrfmm kar~Ismda yer ahr ve onunla <;atr~ma halindedir. Ancak, modern toplumun bu "iki büyük smrP'r arasmda, Marx'm da orta smrf olarak adlandudrg1 "ara ve gec;i~ niteligindeki tabakalar" vardu. Gec;tigimiz yüzyrlda burjuvazi hakkmda yaprlmr~ olan Marksist incelemeler, iki konu üzerinde yogunla~mr~lardu. Bunlardan biri burjuvazi ile i~<;i sm1fr arasmdaki aynlmanm derecesi (kutupla~ma) ile ve bunlar arasmdaki smrf <;atl~masmm yogunluguyla, özellikle de orta smrfa mensup olanlann saytlanndaki sürekli büyümenin ko~ullanyla ilgilenmi~tir. Bu <;ah~malar­ da, yeni orta sm1fa ve yükselen ya~am düzeyi ile siyasalliberalle~meye kayda deger bir toplumsal ve siyasal önem atfedenler (ör. Bernstein 1899, Renner 1953) ile orta smrfm "proleterle~me "si­ ni CEraverman 1974) ve siyasal mücadelenin niteliginde <;ok az bir degi~im oldugunu vurgulayanlar arasmda bir aynhk ortaya pkmr~tlr. lkinci önemli konu ise, ileri kapitalist toplumlarda burjuvazinin dogas1 ve rolü, özellikle de, bir yanda anönim ~irketlerin killesei geli~imi, diger yanda da devlet müdahalesi ile, yöneticilerin ve yüksek devlet görevlilerinin, "yöneticilik devrimi"ni savunanlann iddia ettikleri gibi, "büyük kapitalistler"in yerini ne öl<;üde aldrklandrr. Bu duruma ili~kin Marksist <;özümlemeler önemli farkhhklar göstermi~ler ve iki temel tu turn ortaya <;rkm~trr. Poulantzas (1975) burjuvaziyi, mülkiyet sahipligine ili~kin hukuksal bir kategori olarak degil de, "ekonomik sahiplik" (yani üretim arac;lannm ve ürünlerin ger<;ek ekonomik denetimi) ve "sahiplenim" (yani üretim ara<;lanm i~­ letebilme yetenegi) · ile tammlayarak i~e ba~la­ maktadrr. Bu öl<;ütlere göre yöneticiler, sermayenin i~levleri dogrultusunda gerekenleri yaptrklan i<;in, hukuksal olarak sermaye sahibi olup olmamalanna bakrlmaksrzm, burjuvaziye dahil olmaktadrrlar. Bu tür <;özümlemenin sorunlanndan biri, böyle bakrldrgmda, varolan sosyalist toplumlardaki egemen yöneticiler gru99


bür

bur bu ile parti memurlanmn da bir burjuvazi oldugunu ileri sürmenin kolayhgidir; c;ünkü, burjuvaziyi niteleyen "ekonomik sahiplik" ve "sahiplenim" oldugundan, terim herhangi bir kesin tarihsel ve sosyolojik anlamdan yoksun buakilmaktadu. Yüksek memurlar (ve daha genel olarak da devlet memurlan) söz konusu oldugunda, Poulantzas bunlan, devlet aygitiyla ili~kileri esas almarak tammlanm1~ bir kategoriye göre ele almakta, devletin, baZI memurlann i~levleri­ ni ekonomik yöneticilige dönü~türecek ölc;üde üretimdeki giderek artan rolüne pek fazla dikkat göstermemektedir. Diger Marksistler -özellikle ÖRGÜTLÜ KAPlTALlZM üzerindeki incelemeleriyle Hilferding- bu olgulan oldukc;a farkh bir bic;imde, ~irketlerin büyümesini ve devletin ekonomik faaliyetlerindeki büyük geni~lemeyi kapitalizmdeki esas degi~me ki, bu degi~me kapitalizmi sosyalizm yolunda ileri bir noktaya getirmi~tir, olarak degerlendirerek c;özümlemi~lerdir. Ancak Hilferding'in görü~ünde ekonominin bu ilerlemeci toplumsalla~ma, ancak, iktidan burjuvaziden almakla ve büyük ~irketler tarafmdan örgütlenen ve planlanan bir ekonomiyi demokratik devlet tarafmdan planlanan ve denetlenen bir ekonomiye dönü~türmekle tamamlanabilecektir. Yakm dönemlerdeki baz1 incelemeler bu kavrayi~tan köklü bic;imde aynlmi~lard1r ve Offe (1972), "toplumsal e~itsizligin yeni bic;imleri (nin) arnk ekonomik olarak tammlanmi~ s1mf ili~kilerine i~dirgeneme(yecegini)" ve "yönetici s1mfm yap1sal olarak ayncahkh c;Ikarlan bic;imindeki eski tamm c;erc;evesi'nin yerini, artlk özel <;:Ikarlan a~an nesnel bir buyruk haline gelmi~ bulunan sistem sorunlanm yönetmeyi c;özümlemek ic;in gereken yeni ölc;ütlerin almas1 gerektigini" ileri sürmü~tür. Benzer bir görü~, burjuvazinin ekonomik, toplumsal ve siyasal egemenliginden c;ok bürokratik-teknokratik egemenlik üzerinde yogunla~m1~ bulunan Frankfurt okulunun son dönem "ele~tirel kuramcllar"I tarafmdan da benimsenmi~tir. Kapitalizmin son dönemlerdeki geli~imine ili~kin c;ok farkh bir c;özümleme ise, üretim arac;lan üzerindeki hukuksal sahipligin devam eden canahc1 önemini vurgulayan Marksistler tarafmdan gerc;ekle~tirilmi~tir. Nitekim Mandel (1975), kapitalizmin c;okuluslu ~irketler ve bankalar aracihgiyla, uluslararasi merkezile~mesini 100

c;özümlemektedir. Ona göre bu geli~meyi yeni, ulus-üstü bir burjuva devlet iktidannm ortaya c;Ikmasi izleyebilir. Mandel, halihazuda AET ic;inde bic;imlenmekte olan ulus-üstü emperyalist bir devletin Ball Avrupa'daki olu~umunu da ic;ine alan, uluslararas1 sermaye ile ulusal devletler arasmdaki ili~kinin muhtemel bic;imlerini ele alarak c;özümlemesini sürdürmektedir. Bu görü~e göre, kapitalizmin 1945 sonras1 geli~imi­ nin en anlamh özelligi uluslararas1 bir burjuvazinin olu~masidu. Daha genel olarak da, büyük ~irketler, hukuksal sahiplik ile ekonomik sahiplik arasmda kismi bir aynlmamn ortaya <;:Iktig1 ancak, yine de "bic;irnsel hukuksal sahipligin, genelde ekonomik sahiplik ic;in gerekli bir ko~ul oldugu" (Wright 1978) ileri sürülmü~ veya, b~ka bir deyi~le, "sahipligin denetimden aynlma" derecesinin büyük ölc;üde abarnld1gi ve bir "mülk sahibi s1mf'm ekonomiye egemen oldugu iddia edilmi~tir (Scott 1979). TBBILK Okuma Metinleri Bottomore, Tom and Brym, Robert ]. (der.) 1989: The Capita!ist C!ass: An International Study. Mandel, Ernest 1975: Late Capita!ism. Offe, Claus 1972: "Political Authority and Class Structures: An Analysis of Late Capitalist Societies". Poulantzas, Nicos 1975: C!asses in Contemporary Capita!ism. Scott, John 1979: Corporations, C!asses and Capita!ism. Wright, Eric Olin 1978: C!ass, Crisis and the State . .

Bürokrasi (Ing. Bureaucracy, Fr. Bureaucratie, . Alm. Bürokratie) Bürokrasi sorunu Marksist dü~ünce ic;erisinde ba~langwtan beri c;ok önemli bir rol oynad1. Marx bürokrasi kuramm1 Moselle bölgesindeki knhk s1rasmda (bkz. makaleler Rheinische Zeitung, 17, 18 ve 19 Ocak 1843) devlet idaresinin kötü i~leyi~i üzerine edindigi ki~isel tecrübelerine dayandudi. Bürokrasi kavrammi iktidan elinde tutan kurumlarla onlara bag1mh k1lman toplumsal gruplann arasmda varolan bürokratik ili~kilerden c;Ikarsadi. Kararlan verme konumunda olan ki~ileri de egemenligi altmda tutan

bu ili~kiyi, Marx temel bir toplumsal ili~ki olarak adlandmr. Böylelikle Marx'a göre bürokratik bir devlt:t yönetimi, meseleleri ne kadar iyi niyetle, ne kadar derirrden insani bir yakla~Imla ele ahrsa alsm, ve ne kadar ak!lhca c;özümler ararsa arasm, kendi as!l görevini yerine getirmesi mümkün degildir, bunun yerine gündelik hayatta bürokrasi dedigimiz fenomeni yeniden üretir. Bu aygnlar kendi özel <;:Ikarlan dogrultusunda hareket ederler ve bunu genel ya da kamu <;:Ikarlanyla özde~mi~ gibi sunmaya c;ah~Ir­ lar. Böylelikle kendilerini topluma zorlarlar: Bürokraside devletin özü vard1r; toplumun manevi hayatmm özel mülkiyet olarak sahibidir. Bürokrasinin evrensel ruhu gizlilikten olu~ur, bu gizliligi ic;eride hiyerar~i yoluyla korur; d1~ gruplara kar~I ise, "kapah bir korporasyon olma niteligi" ile savunur (Marx, Hegel'in Devlet Fe!sefesinin E!e~tirisi adh yap!tmda buna deginir: 290-297. paragraflar üstüne a<;:Imlamalar.) Bürokrasiyi radikal ve özgün bir bic;imde ele~tirmelerine kar~m, Marx ve Engels'in onun gerc;ek i~levini degerlendirmeleri hic;bir ~ekilde, son bir buc;uk yüzy1lm tarihsel deneyimlerinin dogrulamami~ bulundugu önkabullerden bagimsiz degildi. Marx, hem erken dönem makalelerinde hem de sonraki yaz1lannda bürokrasi sorununu devlet idaresiyle smuh tutuyordu ve hayatm (yani, ·üretim ve tüketirnin) ancak bürokrasinin iktidanmn sona erdigi yerde ba~ladi­ gmi dü~ünüyordu. Böylelikle 18 Brumaire'de (bl. VII) Fransa'da yürütme erkini ~öyle tammlar: "Devasa bir bürokratik ve askeri örgütlenme; tabakalar incelikle belirlenmi~, sayisi yanm milyonu bulan bir memurlar sürüsü ve bunun yams1ra yanm milyonluk ordusuyla, Frans1z toplumunu cenin zan gibi sarmalayan ve bütün gözeneklerini tikayan bu korkunc; parazit madde ... " Bunun etkileri ise ~öyle oluyordu: "her ortak c;1kar toplumdan soyutlamyor ve kar~Isma hemen toplumun üyelerinin öz-etkinliginden kopanlm1~ daha yüksek bir gene! <;:Ikar konuyor ve bu, hükümet etkinliginin aman haline getiriliyordu". Marx ~u sonuca varmaktad1r: Simdiye kadar bütün devrimler "bu aygltl y1kacagma daha da yetkinle~tirdi." Gec;en yüz)'lhn yansmdan bu yana, bürokratik nitelikli yönetimler ekonomide gitgide daha büyük bir etki alam kazandtlar, özellikle de büyük sanayi kurulu~lannda. Marx ve Engels fabrikalardaki beyaz yakalt kad-

rolann devlet yönetim ayglt!ndakilerle ayn1 toplumsal ili~kilerin ta~I)'lCilan olduklanm hic;bir zaman anlamadtlar ve endüstrideki memur i~c;i­ lerin ve yöneticilerin rollerinin gitgide daha büyük önem kazanmas1 konusunu yaZilannda basit ampirik bir olguymu~ gibi ele almaya devam ettiler ("Bir orkestra ~efi üyelerinin c;algtlannm da sahibi olmak zorunda degildir" Kapital, Ill. eilt, bl. 23). Öteki büyük hatalan, kafalanndaki, gelecegin sosyalist toplumunun imgesiyle ilgiliydi. Bürokratik formasyonlann devam edebilecegini, üretim arac;lannm özel mülkiyetinin kaldinlmasmdan sonra da kendilerini yeniden üretebileceklerini hesaba katmadtlar. Hatta baz1 dü~ünceleri, Dogu Avrupa ülkelerinde devlet yönetiminin hatalanm bir hakhhk gibi göstermeleri ic;in uygun zemin yaratti; örnegin gelecegin sosyalist toplumunun "kocaman tek bir i~let­ me" gibi i~leyecegini ve otorite ilkesinin üretim alanmda kesinlikle korunmasi gerektigi konusundaki görü~leri, bunun en belirgin örnekleridir (Engels, "Otorite Üzerine"). Onlann, özgür üreticiler toplumu kavramt, bürokrasi üzerine daha önceki görü~leriyle pek tutarh bir bic;imde baglanamamt~tir.

Günümüzün c;ok c;e~itli ve plüralist Marksist bu iki yanh~m da izlerini ta~Ir, Dogu'da oldugu gibi Ban'da da bu böyledir. <::ok yüksek oranda endüstril:::;;mi~ Bau toplumlannda bürokratikle~me süreci c;ok farkh bic;imlerde devam etmi~ ve yüksek bir düzeye ula~mt~tlr. I~ kurulu~lannda yönetimin iktidan artarken devlet yönetiminin ekonomik kararlar üzerindeki etkisi de büyük ölc;üde güc;lendi. Aym zamanda sendikalann ve siyasal partilerin önderligi gitgide daha fazla bürokratikle~ti. Marksizm bu sürec;lere vaktinde müdahale edemedi ya da etkili bir bic;imde müdahale edemedi, ve böylece de degi~imin c;özümlenmesi Max Weber ve Michels ile ba;;layarak; ba~ka ekollerden sosyal bilimcilere kaldt (Bkz. MARKSIZMIN ELESTlRlClLERl). Bütün bunlann Marksizm üzerinde iki yönlü olurnsuz bir etkisi oldu. Birincisi, radikal komünist akimlarda, bürokrasiye kar~I mücadelenin önemini kavrayamayan, c;agmt doldumm~, duygusal bir anti-kapitalizm anla)'l~I varhgmt sürdürdü. Bu, Avrupa Komünizmi ak1mlan ic;in (Bkz. AVRUPA KOMÜNlZMl) c;ok önemli bir dü~üncesi,

101


! 1 1111

büt bür engel olu~turuyordu, t;ünkü Bat1'da varolan iktidar ili~kilerinin gert;ekt;i ve ele~tirel bir sosyalist yakla~Imla t;özümlenmesinin, geli~mesinin önünü nk1yordu. lkineisi revizyonist sosyalist odaklarda (yani: SOSYAL DEM OKRAS!) bu bak1~ at;Isi bürokrasi-kar~ltl ak1mlar yerine bürokrasiyanhsi ak1mlan güt;lendiriyordu. Endüstri bürokrasisinin ba~hea slogam "kauhm" oldu (ör. Ban Almanya'da Mitbestimmungsrecht) ; bu kavram, aslmda i~t;ilerin neredeyse tüm hareketleri üzerinde toptan bir denetimi öngörüyordu. Do~uda, ilkin Rusya'da, Marksizmdeki "büyük Do~u aynh~1"mn bir sonueu olarak, LENlNlZM'in ideolojik temeli üstünde yeni sosyoekonomik olu~um tipleri ortaya t;Iktl. Bunun da esas itibariyle anti-bürokratik de~il, anti-kapitalist bir niteligi vard1. ll. Dünya Sava~I'ndan sonra bu formasyonlar Orta ve Do~u Avrupa ülkelerine yay1ldL Bu ülkelerde üretim arat;lan üzerindeki özel mülkiyetin kaldmlmasi, bürokrasiyi azaltmad1, hatta hayli arttlrdi. Böylelikle, devlet yönetiminin parlamenter denetimi de, giri~imler yönetiminin kapitalist denetimi de ortadan kalkn; fakat bunlann yerine, bürokratik-olmayan yeni toplurnsal denetim bit;imleri getirilemedi. Bu devlet yönetimi modelirre 1949'dan sonra Yugoslavya'da özyönetim ideoloji ve uygulamasiyla muhalefet edildi, ama zarnarr it;erisinde bu ideoloji daha t;ok bir savunma niteligi kazandi ve böyleee gert;ek uygulamada özyönetim organlan büyük ölt;üde bit;irnsel bir i~leyi~ bit;imi kazamrken bürokratik ayglt egemen oldu. Böylelikle, hem Do~u'da hem Ban'da Marksist dü~üneede ~imdi bir rönesans yaratümasmm ba~­ hea ko~ulunun bürokrasinin etkili ve get;erli bir ele~tirisinin yapümasi oldu~u denebilir (Bkz. BONAPARTlZM; DEVLET). AHrrB-MT Okuma Metinleri Hegedüs, Andnis 1976: Socialism and Bureaucracy. Luxemburg, Rosa 1922 (1961) : The Russian Revolution. Michels, R. 1911 (1949): Political Parties. Mills, C. Wright 1951 : White Collar. Webb, Sidney ve Beatrice 1920: Industrial Democracy. Weber, Max 1921 (1947): "Bureaueraey". H.H.

Gerth ve C. Wright Mills, (der.), From Ma.x Weber it;inde.

Bütünlük (Ing. Totality, Fr. Totalite, Alm. Totalität)

Bütünlü~ü soyut, zamansiZ ve it;erisinde part;anm de~i~meyen bir bütünde belirli bir yer i~­

gal ettigi "eansiZ bir bütünlük" olarak ele alan metafizik ve formalist kavramlara kar~It olarak, diyalektik bütünlük kavrami, nesnel gert;ekli~in kapsayaeag1, fakat tarihsel olarak de~i~en dolaymi.lama ve dönü~ümleri de de~erlendiren dinamik bir kavramd1r. Lukäcs'm belirttigi gibi: "Her ~eyden önee materyalist-diyalektik bütünlük kavrami, etkile~en t;eli~kilerin somut birligidir...; ikinci olarak, gerek alt gerek üst olsun bütünlügün sistematik göreliligi söz konusudur (yani, bir bütünlük bir yandan kendisine tabi bütünlüklerin toplammdan olu~urken, di~er yandan da daha yüksek bir karma~Ikhktaki bütünlükler tarafmdan belirlenir. .. ), üt;üneü olarak, bütünlükler tarihsel olarak görelidir, yani bütünlügün bütünlük-niteligi belirli, somut bir tarihsel dönernie s1mrhdu, de~i~ir ve part;alamr." (1948, s.l2). Hegel'in felsefesinde bütünlük kavrami merkezidir. lt;sel farkhl~Imlanyla birlikte, "somut bütünlük" olarak, ilerleme ve geli~menin ba~­ langiemi olu~turmaktad1r (Hegel 1812, eilt II, s.472). Geli~menin sonueu, "bütünlük sistemi"yle, "a~Ümi~ belirlilik" formunda özgün dolaysiZh~I kapsayan "kendisiyle özde~ bütün"dür (a .g.e. s.480) . "DolayiSiyla it;erisinde bütün belirlemenin soyutlama tarafmdan atlamlan ya da tükenmi~ gözüken Olu~'un katl~IkSIZ dolays1zh~I yeterli kendi-e~itli~ini dolaYimlamayla yani dolaYimlamanm a~km­ hgiyla elde eden ldead1r. Salt Dü~ünee yöntemi sadeee kendisiyle ili~kilidir, dolaYisiyla Olu~ bit;iminde kendisiyle basit ili~kisidir. Aneak ~imdi tamamlanmi~ Olu~tur, kendini-anlayan dü~ünee, somut ve Kesif bütünlügün her yerinde olarak Olu~tur." (a.g.e. s.485). Böyleee Hegelei bütünlük kavrami hem diya-

lektik yöntemin örgütleyiei t;ekirde~i hem de hakikat ölt;ütü olmaktad1r. Souraki öge, Lenin tarafmdan bu t;en;evede Hege! övülürken kuvvetli bir ~ekilde vurgulanmi~tlr: "Gert;eklik görüngüsünün ve bunlarm (kar~Ihkh) ili~kilerinin tüm boyutlannm bütünlügü, bir ba~ka deyi~le hakikatin neden ibaret oldu~u. Bu kavramlann ( ve onlann ili~kilerinin, get;i~lerinin ve t;eli~kilerinin) nesnel dünyanm yansimalan olarak gösterildigi dü~üneelerin ( =mantl~m esas it;erigi) ili~kileri (=get;i~=t;eli~kiler). Seylerin diyalekti~i idealarm diyalekti~ini üretir ama idealarm diyalektigi ~eylerin diyalektigini degil. Hegel parlak bir ~ekilde ~eylerin diyalekti~ini (görüngüler, dünya, do~a) kavramlann diyalekti~inde kutsami~tu. " (Lenin, 1916, s.l96) . Marksist teorideki toplurnsal bütünlük kavrami yapüa~mi~ ve tarihsel olarak belirlenmi~ bir karma~Ikhknr. c;:ok boyutlu dolaYimlar ve özgül part;alan ile karma~1klannm -sözgelimi "k1smi bütünlüklerinin"- sürekli olarak de~i~en ve farkhla~an dinamik bir it;-ili~kiler kümesi ve kar~Ihkh belirlenimler yoluyla birbirlerine baglandi~I get;i~ler araeihgiyla ve bunlarda varolmaktadir. Bir eylem, ölt;ü, ba~an, yasa vb.'nin anlam1 ve s1mrlan buna göre, bütünlük yaplSlnm diyalektik bir kavraYI~a ili~kin durum istisna olmak üzere belirlenemez. Bu da zorunlu olarak verili bir toplumsal yaplSlm olu~turan t;ok boyutlu somut dolayimlann (Bkz. DOLAYIMLAMA) diyalektik bir anlaYI~ma i~aret etmektedir. Marx'm TARlHSEL MATERYALIZM kavram1, maddi ve ki~iler-arasi süret;lerin nesnel belirlenimlerden kaynaklanan bütünle~tirici bir "dünya tarihi" bak1~ at;lSlndan toplurnsal geli~meyi kuramsalla~tlrmaktadu. "Toplumsal yap1 ve devlet sürekli olarak belirli bireylerin y~am-sü­ reci d1~mda evrilmektedir" (Alman ldeolojisi, eilt, l. bölüm lA), hatta yabaneila~mi~ ve ~ey­ le~mi~ nesnellik bütünüyle onlardan ba~Irnsiz bile gözükebilir. KapsaYiei bir bak1~ at;Ismm kendisi de tarihsel-toplurnsal bir üründür. C::ünkü "insan anatomisi maYlflunun anatomisine bir anahtar te~kil etmektedir... Yüksek geli~me benze~imleri sadeee sonraki yüksek geli~me za-

ten biliniyorsa anla~Ilabilir. Burjuva ekonornisi böyleee eskil ekonomiye bir anahtar sunmaktadir vb" . (Grundrisse, Giri~). Böyleee dünya tarihi yalniZea, kapitalist geli~me ve rekabetin, bütün uygar uluslan ve bunlann tikel her üyesini isteklerinin kar~Ilanmasi it;in bütün dünyaya bag1mh kildikt;a ve ayn milletlerin öneeki do~al münhas1r konumlanm tahrip edip ilk defa "dünya tarihini üreten" ~artlannm d1~mda bütünle~tirici ba~lanti!an nesnel olarak t;Iktl~mda t;özülebilir. (Alman ldeolojisi eilt I, bölüm IB 1). Buna uygun olarak; "~eyler ~imdi öyle bir get;i~e gelmi~lerdir ki, birey sadeee kendi-etkinligini ba~ar­ mak it;in degil yalniZea gert;ek varhklanm korumak üzere üretici güt;lerin varolan bütünlügünü temellük [appropriation] etmelidir. Bu temellük ilkin, bir bütünlüge dogru geli~tirilen ve sadeee evrensel bir etkile~im it;erisinde varolan üretici güt;ler, yani temellük edileeek nesne tarafmdan belirlenir... Bu güt;lerin temellük edil~inin kendisi üretimin maddi arat;lanna kar~1hk geien bireysel kapasitelerin geli~mesinden daha fazla bir ~ey degildir. Bu nedenle, üretim ara(lannm bütünlügünün temellük edilmesi, kendine bireylerin kapasitelerinin bütünlügünün geli~mesidir. Temellük etkinligi daha ileride bu i~i gert;ekle~tiren ki~iler tarafmdan da belirlenmektedir. Günümüzün proletaryasi, artlk üretici güt;lerin bütünlügünün temellükünde ve bunun tarafmdan belirlenen kapasiteler bütünlügünün geli~mesinden ibaret olan smuh degil tam kendi etkinligini gert;ekle~tireeek konumdadu" (a.g.e., bölüm IB3) .

Son pasaji hatirlatan bir bit;imde Lukaes, "nesnenin bütünlügünün sadeee konumlayiei öznenin kendisi bir bütünlük oldugunda konumlanabileeegini" iddia etmektedir (1923, s.28) . Burjuva teorisinin "bireysel bak1~ at;ISim" ele~tirirken, "Marksizm ve burjuva bilimi arasmdaki önemli farkhhk toplumun yorumlanmasmda ekonomik motiflerin öneeligi degil, bütünlük bak1~ at;Isi" oldugunu da vurgulami~­ tlr. Bütünlük kategorisi part;alar üzerinde bütünün egemenligini belirleyen ve Marx'm He103

102


ein

büt

fi

1111

I

l:lllli

gel'den devraldtgt ve orjinal bir bic;:imde bütünüyle yeni bir temelinde dönü~türdügü yöntemin özüdür.' (a.g.e., s.27). "Bütünlük noktast" etrafmda yogunla~arak, Lukacs, en etkili IDEOLOjl ve SINIF BlUNCl teorisini ortaya koymu~tur. Sonralan bu Lukacsc;:t ilke K.Mannheim tarafmdan, "bütüncül yönlenim ve bire~ime duyulan ihtiyac;:la" birlikte "baglanllstz aydmlar"m (freisch webendens Intelligenz) konumlanmt~

sosyolojik birimliklerine c;:evrilmi~tir. Burada varsaytlan olguya bagh olarak, "entellektüeller" kendilerinde toplumsal ya~amm nüfuz ettigi bütün ilgileri toplamakta ... bir partiyle birle~tik­ lerinde bile hälä bütüncül bir yönlenim yakalamaya muktedir olmaktadtrlar" (Mannheim 1929, s.l40-3). Marx'm Kapital'i üc;:üncü ciltle birlikte bir bütün olarak kapitalist üretim süreciyle sona ermektedir. Tarn olarak degerlendirildiginde, sermayenin c;:eli~kilerini ortadan kaldtrmaya yönelen kar~lt egilimler ve yaptsal belirlenimler böylece sermayenin tarihseVtoplumsal güvenilirlik dänemini uzatuken, sermayenin kendi yaytltmt ve Marx tarafmdan ac;:tga c;:tkartt!an nihai parc;:alanmasmm yasalan ve egilimleri bütancül toplumsal sermaye ve emegin bütünlaga arasmdaki zorunlu yaptsal ili~kiler c;:erc;:evesinde gerc;:ek anlamlanm kazanmaktadtrlar. Toplumsal kar~tla~malann sonraki bir a~ama­ smda Lenin özellikle tarihsel olarak özgül ve zorunlu olarak degi~en verili toplumsal bütünlügün en etkili ~ekilde, yeterli, bilinc;:li bir kollektif öznenin, aynnuh stratejik kavrammt yürütmek ic;:in haztr olmasmt saglayan örgütlü toplumsaVsiyasal eylem formunda denetlendigi, nesnel düzenleyici ya da stratejik bir "zincir bagtyla"

104

özde~le~tirmeyle ilgilenmi~tir.

(Lenin, 1922). Sartre'daysa "bütünlük", sorunlu bir kavramdtr, c;:ünkü bu stfatla bütünsellqtirim ic;:kin olarak bireysel bir cürettir. Sonuc;: olarak, "burada bizim ilgilendigimiz ~eyin bütünlük degil bütünsellqtirim, belirli bir perspektiften pratik alam bütünle~tirmek ic;:in kendisini bütün;ellqtiren bir c;:ogunluk ve ortak eyleminin her organik praxis aracthgtyla, geli~en bir nesnele~tirim olarak her ortak bireye ac;:tklanmakta oldugunu farketmek önemlidir". (Sartre, 1960, s.492). Böyle belirlenmelerin l~tgmda, "'yapt'mn kendisi, uyarlanmt~ bir canstzhktan ba~ka bir ~ey olamaz ve "bütün" esas olarak it;selle~tirim sorunudur. <;:ünkü yapt kar~thkh bir ili~kinin bütüne ve bütünün dolaytmlamast yoluyla bir digerine olan ili~kisi ~artlannda özgül bir ili!?kidir. Geli~en bir bütünselle~tirim olarak bütün it;selle~tirilmi~ t;ogullugun birligi formunda herkeste vardu ya da hic;: kimsede yoktur" (a.g.e., s.499). IM!AQTG

Okuma Metinleri Hege!, G.WF 1812 (1929): The Science ofLogic. Lenin, V.I. 1916 (1961): Conspectus of Hegel's Science of Logic. - 1922: "Notes for a Speech on March 27". Lukacs, György 1948: "A Marxista filosofia feladataiaz ui demokraciaban". (The Tasks of Marxist Philosopy in the New Democracy). - 1923 (1971): History and Class Consciousness.

Mannheim, Kar\1929 (1936): Ideology and Utopia.

Sartre, jean-Paul 1960 (1976): Critique of Dialectical Reason.

c Cinsiyet (lng. Gender, Fr. Sexualite, Alm. Geschlecht) Modern sosyal bilimlerin ortaya atngt bic;:imde cinsiyet, yani kadm ile erkek arasindaki, doganm verdigi einsei farkhhklanndan ayn olarak, sosyal olarak bic;:imlenmi~ farkhhklann ac;:tklanmast sorununa ne Marx ne de Engels egildiler. Ne var ki bazt eserleri, cinsiyetin sosyal karakterinin ac;:tklanmasma katkt olarak görülebilir. Marx ve Engels, ve sonra gelen Marksist gelenek, bu konudan "Kadm Sorunu" olarak da söz eder. Böylece, örnek bireyin ztmnen erkek oldugu burjuva sosyal bilimi ile birlikte, Marx ic;:in de örnek proleter ztmnen bir erkek i~c;:idir. Bu bazen, örnegin, ba~ka üretim arac;:lanna sahip olmayan herkes ücret kar~thgmda emek gücünü satar varsaytmmda oldugu gibi ztmnen ifade edilir. Bu yakla~tm, ev halkmm -e~itsiz de olsa- olanaklan payla~ttgt gerc;:eginin, ve i~c;:inin kazanctyla beslenen ba!?ka üyeleri de bulunabilecegini, bunlann üretim arac;:lanna sahip bulunmadtklan halde kendi emek güc;:lerini satmak zorunda olmadtklanm gözardt eder. Marx tarafmdan i~c;:i stmfmt tammlamak ic;:in birbirinin yerini tutar bic;:imde kullamlan bu son iki nitelik, mali baktmdan bagtmh kadmm stmf konumunu bulamk buaktr. Ba~ka yerlerde ise, örnek i~c;:inin farzolunan erkekligi apac;:tkttr. Nitekim, örnegin emek gücünün degeri "sadece tek ba~ma yeti~kin i~c;:inin ya!?ammm devamt ic;:in gerekli olan emek-zamam ile degil, aym zamanda ailesinin baktmt ic;:in gerekli olan emek-zamamyla belirlenir" ve e~i ile c;:ocuklan da istihdam edildigi zaman, bu "erkegin emek gücünün degerini bütün ailesine dagltlr. Böylece, erkegin emekgücünüri degerini dü!?ürür." (Kapital I, BI. 15, aynm 3(a)). 0 hal-

de kadmlar ve c;:ocuklar kendilerini tipik erkekten farkh ktlan cinsiyetleri ve ya~lan ile proletaryanm figüranlan olarak görülüyorlar demektir. Marx, daha güc;:süz olmalanna ragmen kadmlann (ve c;:ocuklann) i~e almmalanm makinelerin sagladtgma i~aret eder; ashnda kadmlan sermayenin tercih ettigi i~c;:iler haline ucuz olmalan ve erkeklerin ücretlerini dü~ürmek ic;:in kullamlabilmeleri kadar, dogal yumu~ak ba~h­ hkian ve beceriklilikleri getirir. 0 halde bu formülasyondan, Marx'm, emek güc;:lerini satanlann c;:ogunun neden erkek oldugu kar~lt sorusunu ac;:tklamak yerine, bazt i~c;:ilerin neden kadm oldugu sorusunu ac;:tklamayt önüne koydugu anla~thyor ve kadmm i~gücü ( ve daha genel olarak toplum) ic;:indeki konumu, erkegin konumuna göre tarll~thyor. Dahast, erkek ve kadmlann kapasiteleri ve arzulanan rolleri hakkmdaki ac;:tklamalarmm ic;:inde sakh olan bazt naturalist varsaytmlan, Kralic;:e Viktorya döneminin evin ekmegini kazanan kocanm evdeki mali baktmdan bagtmh e~ ve c;:ocuklann gec;:imini saglamast idealine, Viktorya döneminin gerc;:ekliginden daha yakm dü~er. Benzer bic;:imde, kadmlann belli tür ~!erde erkeklerle birlikte c;:ah~mak üzere istihdam edilmesindeki ahläkstzhgt kmayt~mt, kadmlann c;:ah~­ ma ko~ullan kar~lSlnda duydugu ku~kusuz ic;:ten deh~et kadar, c;:agda~ burjuva ahläkma da borc;:ludur. Yine de, kapitalist sömürünün va~i ko~ul­ lan altmda olmasa da, her iki cinsten ve her ya~­ tan bireylerin i~birligi ic;:inde c;:ah~masmt insanhgm kurtulu~ kaynagt olarak gördügünü ac;:1kc;:a ifade eder. Ve hatta kapitalizmde kadmm istihdam edilmesi, daha geli~kin bir aile bic;:imi ve cinsler arasmda daha iyi ili~kiler kurulmasmm ekonomik ko~ullanm yaratllgmdan potansiyel olarak özgürle!?tiricidir (aynt yerde, aynm.9) 105


cog

ein Engels, belki de ki?isel ya?am bi~imlerindeki fark1 yans1tarak, günündeki ahläk anlaJ!?llll bir kenara itip erkek ve kadm rollerinin ne öl~üde sosyal olarak olu?tugunu kavramaya Marx'tan daha haz1r gibi görünür. Ama Engels'in Ailenin, Ozel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nin tüm aglrhgt, ü;etim ara~lannda özel mülkiyeti geli?tiren ve sonra da biyolojik olarak tammlanabilen miras~tlara aktarmak isteyenlerin neden erkekler oldugunu a~tklamak i~in kullamlan sorgulanmaml? bir einsei i?bölümüne dayamr; anahk hakkmm ala?agl edili?i ve bunun sonucunda gü~lenen tek e?lilik ile kadmm eve kapanlmast Engels i~in "kadm einsinin büyük tarihsel yenilgisi"ni olu?turdu. (Ailenin Kökeni, BI. ll, aynm 3). Engels, Marx'm kapitalist ücretli emegin potansiyel olarak kadmlan özgürle?tirici etkileri konusundaki görü?ünü, sadece sosyal üretimde erkeklerle e?it bir rol oynamalanm saglad1gt i~in degil, aym zamanda onlan ev i?lerinden özgürle?tirdigi i~in de payla?tl. Ama, "tüm kadm einsini yeniden toplumsal üretime döndürmek" özel mülkiyetin ortadan kaldmlmasma baghyd1 ve bunun i~in tipik teke?li ailenin toplumun birimi olarak ortadan kaldmlmast gerekiyordu (aym yerde, aynm. 4). Böylece hem Marx, hem Engels einsei rolleri a~1klamaya -merkeze bunu koymasalar da- ~a­ balarml? gibi görülebilirler, ama bunu yaparken her ikisi de naturalist varsaJ!mlarda bulundular. . Dahas1 görü?leri kadm mücadelesine pek az önem verdi. Onlann devrimei sm1h olan proletaryanm tipik görünümü bir erkekti ve kadmlarm kurtulu?u kapitalist ve onu izleyecek sosyalist geli?menin görece sorunsuz bir sonucu olarak görülüyordu. Bebe!, Lenin, Zetkin ve Tro~­ ki, özellikle evli kadmlann mülkiyet haklan, ?iddete maruz kalmamalan ve istediklerinde bo?anabilmeleri i~in talepler ekleyerek bu dü?üncelerden baztlannm politik i~erigini geli?tirdiler, ama einsiyet sorunlannm sm1f sorunlanna tabi oldugu aym temel Kadm Sorunu ~er~e­ vesi i~inde kaldtlar. 1960'lann sonlannda FEMINIZM'in canlanmasl einsiyet sorununa duyulan ilgiyi yeniledi. "Marksist feminizm" ba?langwta kendisini feminizmin diger türlerinden, einsiyet~i i?bölümünün maddeei, yani kapitalizmin sm1f ili?kileri anlammda bir ~er~eve i~inde a~1klanmast gerektigi konusundaki 1sranyla aJlrdl. Bu ~er~eve106

de einsiyet sorunlan daha ~ok üstyap1da irdelendi; hem erkek ve kadmlann aile i~indeki rolleri, hem de ücretli istihdamdaki aymmc1hk kapitalist üretim ili?kilerinin ideolojik yan ürünleri olarak görüldü. Ailede, EV EMECI tartl?masl, bu noktanm ötesine ge~me ve einsiyet aynmm1 maddi temelde anlatma giri?imiydi. Bu, ev i?lerindeki üretim ili?kilerini analizin i~ine sokarak, böylece kadmlann durumunu, sadece i?~i smlfmm bir bütün olarak i~inde bulundugu ili?kiler degil, kadmlann i~ine girdikleri belirli üretim ili?kileriyle de a~1klayarak yaptld1. Ama bu tartl?ma, ailenin maddi üretimin yaptldtgl bir yer oldugunu göstermesi bak1mmdan yararh olmakla birlikte yeni bir analiz geli?tirmeyi ba?aramadt ve sadece varolan Marksist kavramlardan yararland1. Ücretli istihdam i~inde (evli) kadmlar sermaye i~in, yeterli saJlda erkegin bulunmadtgl dönemlerde i?e almabilecek ve ücret düzeyini dü?ük tutmak i~in her zaman kullamlabilecek bir YEDEK lSGÜCÜ ORDUSU olarak görülüyordu. Evli kadmlar böyle bir yedek i?levi görebilirlerdi, ~ünkü aile i~indeki rolleri yüzünden tamamiyle kendi ücretlerine bagtmh degillerdi. Ama ll. Dünya Sav~1'ndan bu yana, i?gücünü olu?turan bireylerin degi~me hlZlnm yüksekligine ragmen evli kadmlann bir bütün olarak i?gücünde kalmalan ve arnk erkeklere göre daha fazla vazge~ilebilir olmamalan, istihdamda einsiyet farklannm analizinde bu belirli Marksist kavramm yararhhgma ?üphe dü?ürdü (Bruegel 1979) . Diger yakl~lmlar materyalin anlamtm, einsei ili?kileri ve/veya insamn YENIDEN ÜRETIM'ini de kapsayacak ?ekilde geni?letmeye ~ah?nlar ; kadmm ezilmi?liginin daha eskiye dayand1gm1, dolaJ!slyla kapitalist üretim bi~iminin kavramlan i~inde bütünüyle a~lklanamayacagm1 belirttiler. Mitchell (1874) kadmm ezilmi?liginin yaplsa!C1 a~tklamas1m üretme yolunda psikoanalitik ve Marksist yakla?lmlann bir sentezini ger~ekle?tirmeye ~ah?tl. <:;:ah?masmda, radikal feminist bir kavram olan ve tarihsel olarak a~lk­ lanmast gereken bir konu?a tarih d!?l indirgemeei bir unsur soktugu i~in Marksistlerin sakmdtgt, "ataerki" kavram1m kulland1. Rubin (1975), kapitalizmin bir üretim bi~imi olarak görülmesine analoji yaparak ataerkinin bir seks/einsiyet bi~imi olarak görülmesini öner-

mi?ti. Eisenstein (1979) ~agda? toplumu "Kapitalist ataerki" diye adlandtrd1, Hartmann (1979) "sermaye ile ataerkinin bir ortakhgmdan" söz etti ve böylesi iki yap1 arasmdaki ili?kilerin nasll kuramla?tmlmasl gerektigi konusunda uzun bir tartl?ma ortaya ~1kt1 (Eisenstein 1979, Sargent 1981). Bu arada Marksist feminizm kendisini Marksizmin belirli bir soruna uygulam?l olarak tammlamaktan ~ok, geleneksel Marksizmin, özellikle de einsiyet ili?kileri de dahil her ?eyin üretim bi~imi ve sm1f ili?kilerine ba?vurarak a~tklanabileceginde 1srar eden materyalizmin ele?tirisi ve geni?letilmesi olarak Lammlamaya ba?hyordu. Daha yakm zamanlarda ortaya anlan a~lkla­ malar bu fazla kapsamh a~1klamalann degeri konusunda ?üphe yaratt1. Barret (1988) kadmm ezilmi?liginin kapitalizmin i~ine gömülme süreeinin, kapitalist üretim ili?kilerinin mannksal geregi gibi herhangi bir köktenci anlamda degil, tarihsel nedenleri henüz belli olmayan sebeplere dayanan bir bi~imde görülmesi gerektigini ileri sürdü. 0 zamandan beri bir~ok Marksist feministler, özellikle daha önce Althusserei ~er~e­ vede ~ah?lp, post-yap1salc!hktan etkilenmi? olanlar, Marksizmden uzakla~t!lar; Marksizmin "teorik ev ödevi"ni yapan feministler olarak einsiyet aymmlanm ve kadmlann sömürülmesini Marksizmin i~inde anlatabilme ~abalanndan, yani kadmm ezilmesine ba?h ba?ma bir konu olarak eiddi bi~imde bakmak yerine, Marksizme einsiyeti de kapsayacak ve feminist a~tdan daha saygm olac~k ?ekilde ~eki düzen vermekten vazge~tiler. Ancak, bu ele?tiri olduk~a ge~erli olsa bile, Marksizmin einsiyet sorunu ile sürekli ilgilenmedigi anlamma gelmez; daha ~ok, Marksizmin bu sorunla ?imdiye kadar yeterli bi~imde ba?edemedigini gösterir. SH/(:A Okuma Metinleri Barrett, Micheie 1988: Womens Oppression Today: Problems in Marxist Feminism . Breugel, Irene 1979: Women as a ReserveArmy of Labour. Eisenstein, Zillah (der.) 1979: Capitalist Patriarchy and the Case for Socialist Feminism. Hartmann, Heidi 1979: "The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism: Towards a More Progressive Union" .

Mitchell, Juliet 1974: Psychoanalysis and Feminism. Rubin, Gayle 1975: The Traffic in Women Notes on the "Political Economy of Sex". Rayna Reiter, der. Toward an Anthropology of Women i~inde.

Cografya (lng. Geography, Fr. Geographie, Alm. Geopraphie!Erdkunde) Cografi bilgi, toplumsal hayatm yeniden üretiminin temelini olu?turan ko?ullann (ister dogal bir bi~imde kendiliginden olu?an ister insan eliyle olu?turulan) mekänsal dagtltmml belimlerne ya da ~özümlemeyi kapsar. Ayn1 zamanda cografya, bu tür ko?ullar ile verili bir ÜRETlM TARZI altmda ula?tlan toplumsal ya?amm niteligi arasmdaki ili?kileri de a~1klamaya ~ah?lr. Cografi bilginin i~erigini ve bi~imini toplumsal baglam belirler. Bütün toplumlar, smtflar ve toplumsal gruplar ba?kalannmkinden belirgin bir bi~imde aynlan bir "cografi bilgi"ye sahiptirler. Bu onlann kendi topraklan ve buna bagh olan kullamm degerlerinin mekänsal dagll1m1 konusunda edindikleri yararh, pratik bilgilerden olu?ur. Deneyimle edinilen bu "bilgi", bireyler ve gruplann dünyayla ge~erli ili?kiler kurabilmesini saglayan kavramsal bir aygltm par~asJ olar~k toplamr ve toplumsal olarak aktanhr. Esn.e k bir bi~imde tammlanml? bir mekän. sal-~evresel imgeler bütünü olarak yaJ!labilecegi gibi, bir toplumun bütün üyelerinin ya da ayncahkh se~kinlerinin bilgi aldtgt forme! , bir bilgi bi~imi -cografya- olarak da yaJ!labilir. Bu bilgi, doga üzerinde egemenlik kurma araJl?lllda kullamlabilecegi gibi, ba?ka sm1flar ya da insanlar üzerinde egemenlik kurmak i~in de kullamlabilir. Aynt zamanda bu, insanlan "dogal feläketler" denen ?eylerden ve i~ ve d1? basktlardan kurtarma mücadelelerinde de kullamlabilir. Formel bir bilgi bütünü olarak burjuva cografyasl, pratik zorlamalar nedeniyle ardarda bir~ok dönü?ümden ge~ti . Denizeiligin ba?lad1g1 ilk yüzytllarda elde edilen bilgilerin dogru olmasma gösterilen özen, daha sonra özel mülkiyet ve devletin toprak haklanm saglamla?tlrmak amac1yla harita biliminin geli?mesine yol a~tl. Dünya pazannm olu?masJ ise ayn1 zamanda "yeni, yararh nesnelerin" ke?fedilmesi i~in "yeryüzünün ~ok geni? bir bi~imde ara?tmlmaSl ve ke?fedilmesi" anlamma geliyordu. Böylece 107


cog

cog

)

"her iklimden her ülkeden ürünlerin evrensel degi~imi" hizlanacakn (Marx, Grundrisse, s.409). Dogal felsefe gelenegi sm1rlan ic;inde c;ah!?an cografyaCI!ardan, örnegin Alexander von Humboldt (1769-1859) ve Carl Ritter (17791859) dünyayi sömürülebilir kullamm degerleri (hem dogal hem insan eliyle yaranlmi~) ac;Ismdan ve cografi bak1mdan farkhla!?mi~ ekonomi ve toplumsal yeniden üretim bic;imleri olarak büyük bir hazine gibi görmü~ler ve bu amac;la yeryüzünün sistematik bir tasvirini yapmaya ba~lami~lardir. 19. yüzyii sonlanna gelindiginde cografya uygulamalan ve felsefesi, ticarl firSatlann ke~fedilmesi, ILKEL BlRlKIM tasanlan, emek rezervlerinin mobilizasyonu imparatorluk ve kolonyal idarenin yönetimi konularmda dogrudan bir bag1mhhk ic;inde olmanm getirdigi etkileri derinden ta~Iyordu. Dünyanm büyük emperyalist güc;lerce etki alanlanna bölünmesi, Friedrich Ratze! (1844-1904) ve Sir Halford Mackinder (1861-1947) gibi cografyaC!lann jeopolitik perspektiflere yönelmelerine yol ac;t1. Ratze! ve Mackinder, mekänm denetimini ele gec;inne mücadelesiyle yani hammaddeyi, emek tedarikini ve pazan dogrudan dogruya cografl anlamda denetim altma almak konusuyla ugra~nlar. Son yillarda ise dogal ve insani kaynaklann ve mekänsal dagiiimlann "usc;u yönetimi" ("usc;u" burada genellikle "birikim ac;ISmdan" anlammda kullamhyordu) cografyaCI!ann ba~hca ugra~ alam oldu. Burjuva cografyas1 alanmda iki güc;lü kar;;It dü~ünce belirgindir. Bunlardan birincisi, derinden materyalist bir yakla~Im olmakla birlikte bir tür c;evresel ya da mekänsal determinizme de (ekonomi, toplumsal yeniden üretim ve siyasal iktidar bic;imleri c;evresel ko~ullar ya da cografl yer tarafmdan belirlenir diyen doktrine) baghd1r. lkincisi ise idealizm dolu bir ruh ta~u ve toplumu, yeryüzünün görünümünü dönü~türmek ic;in ister Tannnm buyrugu ile ister insan bilinci ve iradesiyle olsun, c;ok etkin bir baglanma ic;inde görür. Bu iki yakla;;Im arasmdaki kar~It­ hk burjuva cografyas1 ic;erisinde hic;bir zaman giderilememi~tir. Bunlardan ikincisi her zaman c;ok güc;lü bir ideolojik ic;erik de ta;;Imi~tlr. Her ne kadar toplumsal hayatm c;e~itliliginin evrensel olarak anla~Ilmasmi saglamaYI amac;lar gibi görünse de genellikle bu c;e~itlilige ulusal köke108

ni merkez alan, dar bir ta~rah görü~ ac;Isiyla bakmay1 te~vik eder. <;ogunlukla, uksal, ulusal ya da kültürel üstünlügü yaymak ic;in bir arac; görevi görmü~tür. "Cografl" ya da "apac;1k" kader, "beyaz adamm c;ilesi" ya da burjuvazinin "uygarla~tirma misyonu" gibi dü~ünceler cografya felsefesinin ic;ine serbestc;e serpi~tirilmi~­ tir. Cografl bilgiler (ömegin haritalar) büyük bir kolayhkla korku yaratmak, haiklar arasmda dü~manhg1 ki;;kirtmak, ve böylece emperyalizmi, yeni-kolonyal egemenligi, ve ic;erdeki baskiYI (özellikle kentle~mi~ bölgelerde) hakh göstermek amaCiy!a kullamlabilir. Marx ve Engels forme! bir disiplin olarak cografyaya pek fazla ilgi ·göstermemi~lerdir, ama (ömegin Humboldt gibi) cografyacilann eserlerinden birc;ok ;;ey aldik!an gibi, kendi eserleri de cografi konular üzerine deginmelerle doludur. Örtük olarak söyledikleri, burjuva dü;;üncesindeki ikiligin a;;Ilabilecegiydi. D1~sal dünyaYI etkileyerek degi;;tirmek yoluyla kendi dogamiZI da degi;;tirebilecegimizi ve insanlar kendi tarihlerini kendileri yapsalar da, bunu kendi sec;tikleri toplumsal ve cografl ko;;ullar altmda gerc;ekle~tiremediklerini öne sürüyorlard1. Ama Marx burjuva felsefesindeki determinist akimdan kendini ay1rmak ic;in c;ok ac;1k bir c;aba gösteriyordu, bunun ic;in de genellikle c;evresel ve mekänsal farkhla~malann önemini azimsiyordu. Sonuc; olarak cografl konular oldukc;a bulamk bir bic;imde ele almm1;; oldu. Örnegin Marx, basit, tekc;izgisel bir tarihsel ilerlemeyle bir üretim tarzmdan ötekisine gec;i]eceginin anla;;Ilmasma yol ac;abilecek tarzda yaz1lar yazd1. Ama aym zamanda, bir ölc;üde, yan-kurak c;evrelerde büyük c;aph sulama projelerini in;;a etmek ve yürütmek ihtiyacmm belirledigi ASYA TOPLUMU'nda apayr1 bir üretim tarz1 oldugunu da kabul ediyordu. Daha sonra da "kapitalizmin dogu~u üzerine sundugu tarih taslagi, bütün uluslar ic;in kader tarafmdan tayin edilmi~ bir genel geli~me yolu olarak tarihselfelsefl bir teoriye dönü~türenlere" kar;;1 öfkesini belirtmi~ ve yalmzca "Ban Avrupa'da kapitalist ekonomik sistemin hangi yollan izleyerek feodal ekonomik sistemin rahminden dogdugunu "ara~nrmaya c;ah;;tigmi ileri sürmü~tür (Otec;estvenniye Zapiski'ye mektup, Kas1m 1877). Oysa Ban Avrupa bile kapitalist toplumsal ili~ki­ lerin e~itsiz geli;;mesi yüzünden yerel ko~ullara

göre, sonsuz farkhla~malar ve derecelenmeler gösteriyordu" (Kapital III. bl. 47). Marx, kapitalizmin tarihsel dinamigini, cografi perspektifleri dikkate almayan bir yakla~Jm­ la c;özümlemek isterken gerekr;:esi, cografyanm c;ok fazla bir ~ey katmad1g1 halde birc;ok kan~Ik­ hk yaratacag1 endi~esiydi. Ama pratikte, emegin fiziksel üretkenliginin c;evresel etmenlerden etkilendigini, bunun da toplumsal i;;bölümü ic;in fiziksel temeli olu;;turdugunu kabul etmek zorunda kalmi;;tlr (Kapital I. bl. 16). Emek gücünün degeri (ve ücret düzeyi) yeniden üretim maliyetlerine, dogal ve tarihsel ko~ullara göre her yerde degi;;iktir. Diferansiyel rant bile bir ölc;üde verimlilik ya da yere göre ayarlanabilir. Bu diferansiyellerin ücret ve kär oranlannda cografyadan kaynaklanan farkhhklar yaratmas1 ölc;üsünde, Marx sermayenin (para, mal, üretim etkinligi vb. olarak) hareketliliklerini ve emegi,bunu azaltmanm bir arac1 olarak görür. Bunu yaparken, cografl geni;;lemenin -kolonizasyon, d1~ ticaret, sermaye ihrac1, degerli maden külr;:elerinin emilmesi vb.- kapitalizmin tarihsel dinamigi üzerindeki etkisini de dikkate almak zorundadir. Cograf! geni;;lemenin, azalan kär oranlan dogrultusunda bir yönsemeye ters etki yapacagm1 kabul eder, ama kapitalizmin kriz yönsemesinin bu ~ekilde daimi olarak giderilebilecegini reddeder. Kapitalizmin c;eli;;kileri sadece global ölc;ege yans1m1~ olur. Ama Marx bu sürec;lerin sistematik bir analizine giri;;mez. Kriz ve dünya pazan üzerine planh bir c;ah!?maSI hic;bir zaman gerc;ekle~medi. Marx'm yorumlannm birle~tirici bir temas1 vardu. Doga, emegin öznesi olsa bile, i~ledigi­ miz cografi doganm büyük bölümü toplumsal bir üründür. Ömegin topragm üretkenlik kapasitesi ne orijinaldir ne de (Ricardo'nun savundugu gibi) yok edilemez niteliktedir. <;ünkü verimlilik kapitalin dola~1mma göre yaranlabilir ya da yok edilebilir. Mekänsal ili~kiler, burjuva c;agmda, sermaye dola~Immda paranm geridönme zamamm (Marx'm "mekänm zaman tarafmdan sona erdirilmesi dedigi ~ey") azaltmay1 hedefleyen bir ula~am ve ileti;;im endüstrisiyle etkin olarak bic;imlendirilmi;;tir. Üretici güc;lerin belirgin mekänsal bic;imleni~leri ve kapitalizmin toplumsal ili~kileri (fiziksel ve top!ull!Sa] altyapilara yatmm, KENTLESME, yörese] i~bö­ lümü vb.) tarihsel geli~menin belirgin sürec;leri

arasmda yaranhr. Kapitalizm kendi imgesine uygun bir cografl ülke yaranr, ancak ortaya c;Ikan, c;eli~kilerle dügümlenmi~, ciddi bir bic;imde c;arp1k ve bozuk bir imgedir. Kapitalizmin gelecekteki geli~me yollanm aym zamanda hem kolayla~tlran hem de hapseden c;evreler yaratii~~~ olur. Sanraki Marksist yap!tlar genellikle, Marx ve Engels'in metinlerinde her zaman varolan ince "cografi bilgi" nüanslanm degerlendirememi~­ lerdir. Lenin'in Rusya'da Kapitalizmin Geli~mesi, bu kurah bozan ömeklerin ilkleri arasmda· yer ahr. Egemen olan yakla~Im, dogaYI ve cografi ko~ullan sorunsuz bir bic;imde toplull!Sa! olarak ele almakti. Kar! Wittfogel'in (1896-) Marksist dü~ünceye cografl detenninizmi yeniden sokma giri~imi, oldukc;a yetersiz ve yanh~ olmakla birlikte, üretim tarz1 ile c;evresel ko~ullar arasmdaki ili!?kiler sorununu yeniden gündeme getirdi. Sovyetler Birligi'nde yeniden yap1lanma, planlama, endüstriyel ve bälgesei kalkmma sorunlannm pratik gerekleri de cografyanm Marksist disiplin ic;inde forme! bir disiplin olarak belirmesine katk1da bulundu. Toprakla ugra~an üretici güc;lerin geli~mesine ili!?kin neredeyse ayncahkh büyük ilgi, bu tür üretici güc;lerin somut gel~­ mesinin cografi baklmdan farkhla~mi~ toplumsal tarih ic;inde itici güc; olarak görüldügü bir c;özümlemeye baglanmi~ti. Böyle bir dü~ünce tarz1 ba~ta Pierre Georges (1909-) olmak üzere, birtaklm cografyaCI!ar tarafmdan Ban'ya aktanld1. Emperyalizm ve dünya pazannm incelenmesi (Marx'm hic; dokunmad1g1 konular) 20. yüzYilm ba~lannda Marksist dü~ünceye daha net bir mekänsal imgeler bütünü getirdi. Hilferding, Lenin, Buharin ve Luxemburg, sömürü, cografi büyüme, toprak bütünlügü c;atl!?malan ve egemenlik haklan temalanm c;ok c;arplCl bir bic;imde sennaye birikimi teorisiyle birle~tirdiler. Sonraki yazarlar mekänsal imgeleri c;ok daha güc;lü bir bic;imde izlediler. Merkezier c;evre ülkeleri sömürürler, metropoller hinterlandlan sömürürler, Birinci Dünya aCimasJz bir bic;imde Üc;üncü Dünya'y1 ezer ve sömürür, azgeli!?mi~lik di~an­ dan zorlanan bir ~eydir vb. (Bkz. AZGELlSME VE GELlSME). S1mf mücadelesi, merkeze kar~1 c;evre, kente kar~1 k1r, Birinci Dünya'ya kar~1 Üc;üncü Dünya'nm mücadelesi ic;inde c;özülmü!?tür. Bu mekänsal imgeler bütünü öylesine güc;lüdür ki, kapitalizmin göbeginde yer alan yapilann 109


cog

1111!

!ilr 11

yorumlanmasma bile rahat<;a elverir. Bölgeler, egemen bir metropol tarafmdan -gettolar "i<;sel yeni-koloniler" olarak nitelenir- sömürülür. Kapital'in dili, baz1 yeni Marksist yapitlarda degi~­ meye ba~lar ve bunlarda bir yerdeki insanlann b~ka bir yerdeki insanlan sömürdügü konusunda tam~ma a<;an bir imgeler bütünü göze <;arpar. Ne var ki, bu Marksist gelenek i<;inde, SImf kar~nhklannm mekänsal bi<;imleni~lere dönü~tügü somut süre<;leri ele alan ya da kapitalizmin gerekleri altmda mekänsal il~kiler ve örgütlerin nasii ortaya <;Ikt1gm1 ara~tuan ömekler hemen hemen hi<; yoktur. Bu sorunlar burjuva cografyasmm radikal bir ele~tirisinin gü<;lenmeye ba~lad1g1 1960'larda taze bir gözle yeniden ele ahnd1. Formel cografya anlaYI~mi sosyalist bir perspektiften yeniden olu~turma giri~iminin baz1 özel avantajlan vardi. Geleneksel burjuva cografyas1, imparatorluk ideolojisine bagh tutucu dü~ünürlerin elindeydi. Böylelikle, farkh dogal ve toplurnsal <;evrelere yakla~Imlan olduk<;a global, sentetik ve maddeciydi. Bu nedenle ele~tiriye kolay bir hedefti ve tarihsel materyalist yakla~Imlara direnmesi gü<;tü. Buna kar~Ihk Marksist cografya felsefesinde, Elisee Reclus (1830-1905) ve Kropotkin'in (1842-1921) yerli radikal anar~ist geleneginin k1sa süren pmlt1lan d1~mda umut verici a<;Ihmlar bulmak gü<;tü. Radikal at1hm ba~lan­ gi<;ta ideolojinin ele~tirisi ve pratik cografya üzerinde yogunla~tl. Böylece cografya metinlerinde ve egitiminde görülen Irk<;Ihga, Simf<;Ihga, ulusal kökeni merkez alan yakla~Ima ve cinsiyet<;ilige kar~I sorgulamaya giri~ti. Cografyaciiara, bmjuva yönetsel bilincinin a<;Ik<;a görünmesini saglayan <;ok belirgin pozitivist konumlanndan ötürü sald1rdi. Emperyalist giri~imlerde cografyaciiann oynad1g1 rolü, sermaye birikiminin <;Ikarlan a<;Ismdan kent ve böige planlamalannda toplurnsal denetimi hedef alan tutumlanm sergiledi. Cografyanm felsefi temelini s1k1 bir ele~tiriden ge<;irerek i<;indeki gizli varsay1mlan ve s1mfsal tarafhhgt ortaya <;tkarmaya <;ah~tl. Ama ayn1 zamanda cografyanm sosyalist yeniden yapiianmaya elver~li yönlerini benirnseyip ve bmjuva cografyasmm olumlu yanlanm; Marx ve Engels'in metinlerinde gömülü olan cografyayla birle~tiren, yeniden olu~turulmu~ bir anlaYI~ yaratmak pe~indeydiler. Daha gün110

cog delik teknikler -harita <;iziminden kaynak envanteri analizlerine kadar- (Sovyet deneyiminin gösterdigi gibi) olduk<;a kullamlabilir durumda görünüyordu, ama kimsenin i<;ini rahatlatamayacak kadar da burjuva uygulamasma benziyorlardt ve toplumsal tarafs1zhklan konusundaki varsaYimlar da olduk<;a ~üpheliydi. Burjuva cografyas1 <;ok uzun bir süredir, farkh halklann kendi gereksinimleri ve özlemlerinin bir yansimasi olarak kendi fiziksel ve toplumsal <;evrelerini nasii ~ekillendirdiklerini anlamaya <;ah~I­ yordu. Bir yandan da farkh toplumsal gruplann (<;ocuklar, ya~hlar, toplumsal simflar, bazen bütün bir kültür) ne kadar farkh ve kimi zaman da birbiriyle hi<; bagda~mayan bir cografya bilgileri oldugunu ortaya koymu~tu. Artlk Marx'm d1~ dünya üzerinde "etkin olarak onu degi~tirmek­ le kendi dogamlZl da degi~tiririz" tezine dayanan daha diyalektik bir görü~ a<;ISI yaratmak <;ok kolayla~mi~tl . Buradan kalkarak cografya i<;in yeni bir gündem olu~turulabilirdi: Maddi <;evrelerin (hem fiziksel hem sosyal) belirli toplurnsal süre<;ler aracihgiyla ve ortaya <;Ikan cografya bilgisinin (kendisi de o toplumsal süre<;lere katk1da bulunan) ele~tirel bir ele almi~Iyla birlikte etkin olarak olu~turulmasi ve dönü~tü­ rülmesi. Bunun dogal sonucu olarak bir toplurnsal süre<; i<;indeki <;eli~kiler (örnegin sermaye ve emek arasmdaki z1thk temeline dayananlar gibi) ka<;tmlmaz olarak hem ger<;ek cografi mekänlarda (mekänm toplumsal örgütleni~i) hem de bizim o mekäm yorumlaYJ~ImiZda a<;Ik<;a belirir. Marksist cografya Bau'da hälä <;ocukluk <;agmdadir. Burjuva sorulanm yeniden formüle etmekle ugra~t1g1 gibi Marksist teori ve pratikte yeni perspektif!er araYI~I i<;indedir. Farkh toplumsal olu~umlar kendi imgelerini yansltan farkh maddi ve toplumsal mekänlan nasii yaraurlar sorusuna daha derin bir i<;görüyle yakla~­ maya <;ah~maktadir. Kapitalizmin dogaYI nasii topraktaki yeni üretici gü<;ler olarak dönü~tü­ rüp yaratt1gm1 ve nas1l geri döndürülemez ve genellikle zarar verici ekolojik süre<;ler b~latti­ gmi ara~tmr. Üretici gü<;lerin ve toplurnsal ili~­ kilerin mekänsal bi<;imleni~lerinin nasii yarauldigmi ve ne gibi sonu<;lar dogurdugunu, ömegin e~itsiz cografi gel~me, sermaye ve emegin cografi hareketliligi aracihgiyla dünya kapitalizminin mekänsal bütünle~mesini inceler.

Bir yerdeki insanlann ba~ka yerdeki insanlar (<;evrelerin merkezler, köylerin kentler) tarafmdan sömürülmesinin nas1l sermaye ve emek kar~nhgmm ba~at oldugu bir toplumsal formasyon ortaya pkarttlgmi a<;Iklamaya <;ah~u. Mekänsal örgütlenmenin nas1! s1mfsal ili~kilerle baglanuh oldugunu (örnegin, aynmCihk) a<;Iklamaya <;ah~Ir. Hepsinden de öte, cografyaciiar böigesei büyüme ve <;ürüme, i<;-bölgesel rekabet ve yeniden yaptlanma, i~sizligin ihrac1, enflasyon, aruk üretkenlik kapasitesi süre<;leri aracihgiyla krizlerin de cografyada a<;Ik<;a kendini gösterdigini ve emperyalistler aras1 rekabet ve sava~a dönü~ebildigini anlamaya <;ah~trlar. DWWfB

Okuma Metinleri Anuchin, V. 1977: Theoretical Problems of Geography. Gregory, D. 1978: Ideology, Science and Human Geography. Harvey, D. 1982: The Limits to Capital. Johnston, R. ). (der.) 1981 : The Dictionary of Human Geography. Kidron, M. ve Segal, R. 1981: The State of the World Atlas. Peet, R. 1977: Radical Geography. Quaini, Massimo 1974 (1982) : Geography and Marxism .

111


UI

~el

II I,

Ii[

1111

1 1i

'II' I! 111 I,

I

~eli~ki (lng. ve Fr. Contradiction, Alm. Wiederspruch) Bu kavram herhangi bir türden uyumsuzluk ya da gerilimi anlatan bir egretileme [metafor] olarak kullamlabilirse de; se~ik anlamm1, ilkin, bir tarafl tatmin etmenin ancak öteki tarafa zarar verme pahasma mümkün olabilecegi bir durumu (bir baglanma ya da zorlanma durumunu) betimledigi, bir insan eylemi (daha genel olarak söylendik~e, amaca yönelik bir eylem) örneginde kazamr. 0 halde, bir ic;:sel ~eli~ki, öyle bir ~ifte baglanma ya da kendi kendine zorlanmad1r ki, bir sistem i~inde, bir S etmeni ya da yap1s1, bir R sistem kuralma göre i~lemekten ahkonulur, ~ünkü zaten bir ba~ka R'kuralma göre i~lemektedir; yahut bir T eylem ~izgisi, ona kar~1 ~1kan, engelleyen ya da yasaklayan bir T' eylem ~izgisini türetmektedir. Bi~irnsel mant1k ~e­ li~kisi, bir tür i~sel ~eli~ki'dir, özne i~in ortaya ~1kard1g1 sonu~, aksiolojik belirsizlik'tir: "A ve non-A" eylem (ya da inan~) ~izgisini belirlenmemi~ olarak b1rak1rlar. Marksist gelenekte, diyalektik ~eli~kiler hem (a) terimleri ya da kutuplan birbirini varsayd1g1 i~in bir i~ine-alan (inclusive) kar~nhk olu~tur­ duklanndan d1~ta-b1rakan (exclusive) veya ger~ek ya da ~an~ma (Kant'm Real-repugnanz'1) hem de (b) i~inde yer ald1g1 ili~kilerin salt bi~imsel degil, anlam (ya da i~erik) bagtmh olmaS1, dolaYls1yla A:nm olumsuzluklanmas1 onun soyutlukla ortadan kaldmlmasma degil, yeni, daha yüksek ve daha kapsaYlC1 bir i~erigin türemesine yol a~ng1 i~in bi~irnsel mannk kar~nhg1 kategorilerinden aynmlanmakla nitelenirler. Engels'ten Mao Ze-dong'a kadar bütün varhkbilirnsel (ontolojik) diyalektigin ba~ özelligi olan "kar~nlann birligi" tema's1 ilk aynmla bagmnhd1r. lkinci aynmla ise, Lukacs'tan Sartre'a kadar

Marksist ili~kisel (relational) diyalektigin ba~ özelligi olan "belirleyiCi olurnsuzlama", i~rek (immanent) ele~tiri ve toptanla~nrma tema'lan · bagmt1hd1r. Her iki bak1mdan da, diyalektik ~e­ li~kiler karakteristik bir bic;imde somut say1hr. Marx'm olgunluk döneminin iktisat yazllannda ~eli~ki kavrarm, ba~ka ~eylerin yanlSlra, ~unlan da anlat1r: (a) mannksal tutarsiZhklar ya da uslamlama-i~i (intra-discursive) anormallikler; (b) uslamlama-d1~1 (extra-discursive) kar~nhklar, örnegin ge~ici ya da yan-kahCl dengeJer i~inde, sonu~lan birbirlerini götürecek bi~imde etkile~en (görece) bag1rns1Z kökenli gü~ ya da egilimlerin simgelendigi sunu ve istem [arz ve talep]; (c) tarihsel (ya da zamansal) diyalektik ~eli~kiler; ve (d) yap1sal (ya da sistematik) diyalektik ~eli~kiler. (c) türü ~el~kiler, bag1ms1z-olmayan kökenli gü~Jerle ilgilidir; bunlar öyle i~lerler ki, bir G gücü, G'nü bo~a ~1karma, iptal etme, sapnrma ya da dönü~türme egiliminde olan bir kar~1 G gücünü üretmek ya da kendisi e~zamanh olarak ya da sonradan G'nü üreten ko~ullann ürünü olmak egiliminde bulunur. Bu tür ~eli~ki örnekleri, üretim ili~kileri ile gü~leri ve sermaye ile i~­ ~i s1mfmm örgütlü sava~1m1 arasmdakilerdir. Böyle tarihsel ~eli~kiler, onlan olanakh kllan bi~imsel ko~ullan ab initio [b~mdan] saglayan KAPlTALlZM'in yap1sal ~eli~kilerinden (d) kaynaklamrlar. Marx i~in bunlann en önemlileri, emegin somut olarak yararh yönleri ve META:nm kullamm degeri ile degeri arasmdaki ~e­ li~kilerdir- bunlar göreceli ve e~deger deger bi~imleri arasmdaki aynmda hemen ortaya ~1kar ve meta ile PARA ve ücretli ernekle sermaye arasmdaki ~eli~kilerde d~sal1~1rlar. Bütün bu ~e­ li~kiler (a) terimleri varolu~sal olarak birbirlerini gerektirdiginden ger~ek i~ine-alan kar~nhk113


~el ~el

lar olu~turduklan ve (b) mistikle~tirici bir görünü~ bic;:imine sistematik ya da ic;:sel olarak ili~kin bulunduklan ic;:in "diyalektiksel"dirler. Marx'ta (c) ve (d) türü diyalektik c;:eli~kilerin her ikisi de özneye-özgül ve ampirik temellidir. Fakat (Bernstein'dan Colletti'ye degin) gerek Marksist olan ve gerek olmayan dü~ünü~te uzun bir ele~tiri dizisi vardtr; bunlar, diyalektik c;:eli~ki kavrammm (i) bic;:imsel manttk, dolaytstyla da tutarh söylemle velveya (ii) bilimsel pratik, dolaytstyla da MATERYALlZM'le bagda~­ maz oldugunu ileri sürmektedirler. Bu iddialar dogru degildir. <;:ünkü ic;:ine-alan kar~tthklar, ister varhk ic;:inde olsun (kar~. (a)'), ister varhkla dü~ünce arasmda olsun (kar~. (b)), hem tutarh olarak betimlenebilir hem de bilimsel olarak ac;:tklanabilirler. <;:eli~kiler (betimlenmelerinden farkh olarak) ancak i~lenirlerse (icra edilirlerse), o zaman c;:eli~mezlik ilkesi c;:ignenmi~ olur; ve dü~ünü~ (hipostatize edilmi~ degil de) katmanlanmt~ bir gerc;:ekligin ic;:inde saythrsa, onun feti~ist ve ba~kaca kategorik olarak mistikle~tiri­ ci karakteri herhangi bir bilimsel sac;:mahga yol ac;:maz (Bkz. BlLGl KURAMI) . RB/MT Okuma Metinleri Bhaskar, Roy 1986: Scientific Realism and Human Emancipation.

Colletti, Lucio 1975 b: "Marxism and the Dialectic". Godelier, M. 1966 (1972): "System, Structure and Contradiction in Capital". Lukacs, G. 1923 (1971) : History and Class Consciousness. ~okuluslu

$irketler (lng. Multinational Corporations, Fr. Societes Multinationales, Alm. Multinationale Konzerne) Bu terim, birden fazla ülkede i~ gören kapitalist- gi~imleri kar~tlar. Böyle geni~ bir tamm, Avrupa kolonyalizminin erken dönemindeki (17. yüzytl ba~lan) uygulanabilirse de, bu terim II. Dünya Sava~l ertesine dek kullamlmamt~tlr ve özellikle endüstriyel sermayenin uluslararastla~ttgt kapitalizmin tekelci evresinin bir fenomenini anlaur (Bkz. TEKELCl KAPlTAUZM; KAPlTALlZMlN DÖNEMLENDlRlLMESl; MALl SERMAYE). Marksist kuramsal bir perspektif, endüstriyel

sermayenin

uluslararastla~masmt,

kapitalizmin geli~mesiyle ac;:tklar. DEGER'in geni~lemesi ya da birikmesi, kapitalist üretim modelinin dogasmda vardu ve kapitalist g~li~menin erken döneminde bu geni~leme, yeni kapitalistle~mekte olan ülkeierirr ulusal smulan ic;:inde bulunan pre-kapitalist üretimin zarannaydt (Bkz. lLKEL BlRlKlM). Marx'm "imalat a~amast" olarak tammladtgt geli~menin erken döneminde, para ihract ya da üretken sermaye ic;:in uygun ko~ul­ lar yoktu. Bu, kapitalist ve pre-kapitalist alanlar arasmdaki ticareti kontrol eden TlCARl SERMAYE'nin güc;:lü oldugu dönemdi. Kapitalizmin geli~mesiyle birlikte, parasal sermayenin ihractm kolayla~tuan kredi sistemi de geli~ti (Bkz. KREDl VE HAYALl SERMAYE; SERMAYENlN MERKEZiLESMESl VE YOGUNLASMASI) . Lenin, bu konuyu ünlü kitabt Emperyaliz:m'de incelemi~tir (Bkz. EMPERYALlZM VE DÜNYA PAZARI). Üretken ya da endüstriyel sermaye i~­ gücünün mal bic;:iminde sömürülmesine dayandtgmdan, üretici sermayenin ihract (sabit üretim bic;:imleri) pre-kapitalist sosyal olu~umlann c;:ökü~ünü geri plana itm~tir. Pre-kapitalist sosc yal olu~umlann bu c;:özülmesi, Il. Dünya Sava~t'ndan sonra dünya ölc;:eginde olmaya ba~ladt (Bkz. KAPITAL1ST OLMAYAN ÜRETlM TARZLARI; KÖYLÜLÜK) . Tahmin edilebilecegi gibi, üretken sermayenin geli~mi~ kapitalist ülkeierden ihract, bu faaliyetler ihracata yönelik oldugundan ve yalmzca üretimin kapitalist sosyal ili~kilerinin geni~­ lemesiyle büyüyen ic;: pazara bagh bulunmadtgmdan; önce, dogal maddeleri i~leme faaliyetlerine yönelik yatmmlar ve plantasyonlar bic;:imini aldt (Lenin). Üretken sermayenin genel ihract (yani, imalatc;:t kesimler arasmda genel) ancak kapitalizmin arka plandaki ülkeiere yaytlmaya ba~lamastyla mümkün olmu~tur. Üretken sermayenin bu genel ihract, merkezi bir ülkede bulunan, üretim tesisleri ise dünyaya yaytlan c;:okuluslu ~irketi yarattt. <;:okuluslu ~irketler hakkmdaki yazm genellikle betimleyicidir ve özellikle BAGIMUUK KURAMI'na dayah kamdar kullanmaya yönelen bir eklektik teori dogrultusundadu. Bu yazmda, paranm ve üretken sermayenin uluslararastla~­ masmm karm~tk sürecini belgeleyen, oldukc;:a degerli c;:ah~malar vardtr. Geli~mi~ ülkeierden geli~memi~ ülkeiere teknoloji aktanmmm anali-

zi, özellikle önemlidir. Bu konuda ampirik c;:ah~­ malar, Marksistlerin arasmdaki, kapitalizmin geli~mi~ a~amada, üretim güc;:lerini dünya ölc;:eginde geli~tirmek mi, geciktirmek mi egiliminde oldugu hakkmdaki temel taru~maya ili~kin­ dir (bu konuda aynntth bilgi ic;:in Bkz. EMPERYALlZM VE DÜNYA PAZARI). Benzer bic;:imde, ~irketler arasmda para-aktanmt (aym ~irketin ~ubeleri arasmda uluslararast degi~imler) ve pazar payla~tmt anla~malan hakkmda c;:ah~malar da, emperyalizm a~amasmdaki kapitalizmin hälä sermayeler arasmda rekabet c;:eki~meleriyle mi yönlendirildigi taru~mastyla ilgilidir. Ampirik literatürdeki en temel teorik tartt~­ ma konusu, belki de, kapitalist stmfla ulusal devlet arasmdaki ili~kidir. Kapitalist rekabetle ilgili birc;:ok Marksist teorinin temelinde, kapitalist smtfla onun c;:tkarlanm uluslararast are-

nada koruyan devlet arasmdaki köprü yatmaktadu. Bazi yazarlara göre, sermayenin uluslararastla~mast, sermayelerin täbiyetinin belirsizle~me­ sine ve c;:okuluslu sermayeye egemen olanlann, ulusal devlet yaplSlnda sürdürülemeyecek kadar karma~tkla~masma neden olmaktadtr. Bu konu, digerleriyle birlikte, teorik ve ampirik c;:ah~manm uygun bir sentezinin sermayenin uluslararastla~masmm anla~tlabilmesi ic;:in tamamlanmast gerektigini ortaya koymaktadtr. JWIBA

Okuma Metinleri Lenin, V. I. 1893 (1960) : "On the So-called Market Question". Radice, H. (der.) . 1975: International Firms ond Modern Imperialism.

114 115


~I

I

". dag

1111

111111111

1~1 1 1 1

I

LI' Ii, I,

c Dag1hm (Osm. lnktsam!Taksim, T. Bölü~üm, lng. ve Fr. Distribution, Alm. Verteilug) Marx'a göre dagthm ili~kileri, J. S. Mill tarafmdan da anla~Ildtgi gibi, bir toplumdan digerine farkhhk gösterir; fakat diger yazarlann tersine Marx, bunlann ÜRETlM lLlSKlLERl'nden türedigini savunmu~tur. Demek ki, dag!ltm ili~kileri denilen ili~kiler, üretim sürecinin, tarih ic;:ersinde belirlenmi~ özgül toplumsal bic;:imlerine ... tekabül eder ve ondan dogarlar... Dagthm ili~kilerine, üretim ili~­ kileri olarak degil de, strf tarihsel ili~kiler gözüyle bakan bir görü~ ... burjuva iktisadmm, henüz eksik olmakla birlikte, ilk ve biricik ele~ti­ rel görü~üdür. (Kapitallii, bölüm 51). Marx'm ÜRETlM kurammm merkezinde bir stmhn bir diger stmf tarafmdan SÖMÜRÜ'sü bulunmaktadu. Arnk degerin bu ~ekilde c;:ekip almmas1 stmflar arasmda bir dag!ltm ili~kisi dogurur. Fakat bu, ancak üretim ili~kilerine atifta bulunularak niceliksel ve niteliksel boyutlanyla anla~Ilabilecek bir ili~kidir. Marx'm, Gotha Programmm Ele~tiri:Si'nde komünizmde dag!ltm ili~­ kilerine ili~kin olarak söyleyecegi c;:ok ~ey olmakla birlikte, bunu kapitalizm baglammda göstermeye c;:ah~ahm. Temel dag!ltm ili~kisi, her biri gelir olarak KAR ve ÜCRET ile temsil edilen SERMAYE ve emek arasmdadtr. Bundan dolaYJ, kapitalizmin dag!ltm ac;:ISmdan c;:özümlemesi, bunu, kär ve ücret arasmdaki ters ili~kide ifadesini bulan, sömürü üzerinde bir mücadele olarak görür. Fakat Marx ic;:in, kärlar, i~c;:ilerin ücret mallan üretmek ic;:in gerekli emek-zamandan daha fazla c;:ah~maya zorlanmastyla, ARTIK DEGER üretiminden c;:tkar. Kärlar ve ücretler arasmdaki dagthm ise üretim ili~kilerinden c;:tkar. Ücretler, üretimin bir önko~ulu olarak avans verilir, arttk

....

degerin DEGlSlM'deki bic;:imi olarak kärlar ise, sermaye ve emek arasmda EMEK SÜRECl ic;:in bir mücadele olan üretimin sonucudur. Bu nedenle, kapitalizmde dagütm ili~kileri esas olarak, Marksizmin Sraffa okulunda oldugu gibi, net üründen ahnacak paylar konusunda iki stmf arasmda bir mücadele olarak degil, stmflann Simetrik olarak konumlanmadtklan üretim ic;:in bir mücadelenin sonucu olarak görülmelidir. Arnk deger üretimi sermaye ve emek arasmdaki dag!ltm ili~kilerinin dogasm1 ortaya koyar. Fakat arnk degerin bölü~ülmesi gerekir. Sanayi kapitalistleri arasmda, ve sermayenin KREDl araCihgtyla hareketliligi veri iken, aruk degerin, konulan sermayeyle oranuh olarak kär ~eklinde bölü~ülme egilimi -ÜRET!M F!YATI VE DÖNÜSÜM SORUNU- vardu. Artik degere aynca, gayrimerikul ili~kilerinin önemli oldugu RANT, ve mali sermayenin c;:özümlenmesi gereken SERMAYE gibi diger bic;:imlerde de elkonur. Buna ek olarak, örnegin EMEK GÜCÜ piyasasmm ücretler ic;:in avantajh oldugu durumlarda, zaman zarnarr ücretlerin artik degerin bir bölü~ü­ münü ic;:ermesine olanak saglayan REKABET, dag!ltmm en karm~Ik ve somut hakemidir. BF/AE

Darwinizm (lng. Darwinism, Fr. Darwinisme, Alm. Darwinismus) Charles Darwin, Türlerin Kökeni (The Origin of Species) adh eserini 1859 YJlmda yaYJmladt ve bu c;:ah~masmda ula~tlgt sonuc;:lan, kahum, degi~ebilirlik, nüfus artl~l, hayatta kalma mücadelesi ve karakterlerin farkhla~mas1 ve yeterince geli~emeyen türlerin yok olmastyla sonuc;:lanan dogal ay1klanma yasalan olarak özetledi. Marx, 18 Haziran l862'de Engels'e yazdtgi mektupta, kendisinin "lngiliz toplumu hakkmdaki i~bölü117


dar

mü, rekabet, yeni pazarlann a~tlmas1, icatlar gibi degerlendirmelerini ve Malthus~u 'varolma mücadelesi' fikrini Darwin'in hayvanlar ve bitkiler dünyas1 i~in kabul etmesinden" duydugu memnuniyeti dile getirmi~tir. Marx, Darwin'in "dogal teknoloji tarihi, yani bitki ve hayvanlann organlanmn olu~umu " üzerinde yogunl~ma bi~imine ger~ek bir hayranhk duyuyor, "toplum i~indeki insanm üretici organlannm tarihi"ne daha fazla ilgi gösterilmesi gerektigini öne sürüyordu (Kapital I, 15. Bölüm). Özellikle iki alan arasmda bir analoji kurmu~tu: Darwin'in gözlemlerine göre, dogal aytklanma ~ok özgül i~lev­ leri yerine getiren bitki ve hayvan organlannda ~ok yüksek derece uzmanla~maya yol a~1yordu, Marx da modern sanayide ara~lann geli~mesin­ de benzer bir örüntü bulmu~tu: "lmalat dönemi, emegin ara~lanm, her bir i~~i türünün kendine has ve özel i~levlerine uyarlayarak basitle~tirir, geli~tirir ve ~ogalnr (Kapital I, 14. Bölüm). Dolaytsiyla, Marx, Darwin'in kurammm teleolojiye dayanmadan, kendileri de nihai sonuca göre belirlenmemi~ olan olaylardan ~1kan bir örüntü saptayabilmesine hayranhk duyuyordu. Ne var ki, Marx'm Darwin'in a~1klama bi~i­ mini begenmesi, kendisinin insan geli~mesi incelemelerinde Darwin'in dogal tarihini yeniden üretmesi sonucunu dogurmam1~t1r. Marx insanhk tarihinde özellikle önemli gördügü ge~i~ dönemlerini -hayvans1 varolu~tan insan! varolu~a , komünal mübadeleden 'özel' bireyler arasmdaki mübadeleye, meta üretiminden Kapitalizme ve kapitalizmden komünizme ge~i~leri- a~Iklar­ ken Darwin'ci 'yasa'lara ba~vurmam1~t1r. Sosyal Darwin'ciler tarihi insan biyolojisi, nüfus baskiSl, hayatta kalma mücadelesi ve türün aytklanma yoluyla evrimi ~er~evesinde 'a~1klarken' , Marx bunlan kü ~ümsemeyle kar~tlaml~tlr. Marx'm kuram1, hangi nedenler olursa olsun insanlann ÜRETIM TARZI'nda yapnklan degi~ik­ liklere temel bir önem verir. 1873'te Marx'm Darwin'e Kapital'in bir nüshasm1 gönderdigi dogrudur, ama kitab1 b~ka yazarlara da göndermi~tir ve Kapital'in herhangi bir bask1sm1 veya ~evirisini Darwin'e adamay1 dü~ündügünü gösteren hi~bir inandmc1 kamt yoktur. Bu yoldaki rivayetler, Edward Aveling'in hayatmda yer ald1gl öne sürülen birtak1m olaylardan ~Ikmi~­ tu. Büyük bir ihtimalle, Marx keskin ve etkili bir zekänm kendi toplum kuram1yla ilgilenme-

del

sini istemi~tir, ama Darwin araCihgiyla Engels'i o kadar etkileyen 'bilim'in onaytm da elde etmeye ~ah!?miyordu. Engels, Kar! Marx'm mezan ba!?mda yapt1g1 konu~mada (1883) "Darwin nas1l organik doganm geli~im yasasm1 ke~fettiyse, Marx da insanhk tarihinin geli~im yasasm1 ke~fetmi~tir" diyerek, Marx'm eseri ile Darwin'in eseri arasmda muglak bir benzerlik kurmu~tur. Ama, Engels'in Marx'a ve Darwin'e atfettigi pozitivist varsaytmlann her iki bilim adam1 i~in de ge~er­ li oldugu olduk~a ku~ku götürür. Her ikisi de, bilimi, nedensel a~Iklamalarla -bir kendiligin nitelikleri ile ~evresi arasmdaki sistematik korelasyonlarla- sm1rlamaz. Engels, ayr1ca, Marx'm yapmad1g1 bir bi~im­ de, "Maymundan Insana Ge~i!?te Emegin Rolü" (l876'da yazilml~, 1895-1896'da yaytmlanml~­ tlr) adh yap1tmda iki kuram1 birle~tirmeye ~ah~­ mi~tu. Engels'e göre, insanhk tarihinin ilk geli~iminde , dogal aytklanma fizyolojik organlar ve zihinsel yetiler üzerinde etkisini gösterirken, insan emeginin evrimi kritik bir rol oynam1~tu. Ama bunun sonucu olarak, Engels'in anlatismda, bireylerden yeni ku~aklara ögrenilmi~ davram~lann aktanmmda soydan ge~en uygunluk kuram1 yer alm1~tlr, bu kuram da bir öl~üde Darwincilik kar~Hl saytlabilir. Engels, ~ok okunan, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kokeni adh yapmnda, insanhk tarihinin daha sonraki geli~imini anlanrken a~1k~a Darwind bir teoriye ba~vunnu~tur. Engels'e göre, evlilik bi~imle­ ri, ba!?lang1~taki rastgeie einsei ili~kilerden giderek daha klSltlayici einsei ili~kilere dogru evrilmi~, sonunda modern teke~lilik ve kadmlann ezilmesi durumu ortaya ~1kmi~tlr. Dogal ayiklanma süreci akrabalar arasmda evliligin yasakland!gi klanlann yaranna i~lemi~tir. Ancak, Engels, Darwind doga tarihi ile "ekonomik ili~kilerin toplum tarihinin belirleyici temeli" oldugu (Engels'in Starkenburg'a mektubu, 25 Ocak 1894) genel kuramm1 birle~tinneyi ba~aramami~tlr. Engels, uklann, uluslann ve smiflarm aytklanmasl ve yok olmas1 da dahil, tarihsel evrime yer yer göndennelerde bulunmakla birlikte, insanhk tarihinde en uygun olan hayatta kalmasma ili~kin sosyal Darwinist bir kuram1 tutarh bir bi~imde benimsememi~tir. Tersine, genel olarak, "bütün insanhk tarihi, sm1f mücadeleleri, sömürülenler ile sömürenler, egemen s1mf

ile ezilen sm1f arasmdaki mücadelelerin tarihidir" (Komünist Manifesto'ya Önsöz, 1888) ~ek­ lindeki Marksist kurama bagh kalmi~tlr. Aslmda, insanm üretici etkinliklerindeki 'ilerleme' ve sömürülenler ile sömürenler arasmdaki mücadeleler, aytklanmanm 'en uygun' olanm hayatta kaldigl ve kendini yeniden ürettigi ~emaya pek uymamaktad1r. Gerek Darwin gerekse Marx, insanhgm ilerlemesi üzerine niteliksel yargllan, hayatta kalma veya yok olma gibi yalm ger~ek­ lerden aytrmaya ~ah~mi~tir. Ne var ki, KAUTSKY ve PANNEKOEK gibi baz1 Marksistler, sosyal Darwincilerin savunduklan hayatta kalmak ü;:in sürekli mücadele ile Marksistlerin öne sürdükleri komünizm i~in s1mf mücadelesini birle~tirme­ ye ~ah~mi~lardu. Ama, proleterlerin kapitalist toplumun ezilenleri olarak tammlandiklan bir ortamda, hayat mücadelesi ~er~evesinde devrimi savunmak son derece gü~tür. Aynca, siyasette gönüllü eylem gerekirken, devrimi dogal ka~Iml­ mazhk ~er~evesinde savunmak da ayn1 derecede zordur. Sovyet antropologlar, 1- insanhk tarihinde ekonominin belirleyiciligi ile 2- bireysel iradenirr rolünü ve 3- gruplar arasmda se~meye dayanan Darwind örüntüyü kurarnsal olarak harmanlamaya ~ah~mi~lar, ama bu ~al~malar, pek kamt bulunamayacagi i~in ister istemez spekülatif düzeyde kalmi~tlr. Darwin, inceleme konusu olan bitkilerin ve hayvanlann hayatta kalma ve ~ogalma güdüsü d1~mda iradeden yoksun olduklanm kabul ediyordu, dolaytsiyla, insan d1~mdaki canhlarla ilgili dogal tarihi ile Marx'm insan toplumuna ili~kin toplumsal kuram1 arasmda kurulacak analoji zorunlu olarak smuh kalacakt1r. Marx'a göre, ~agimiZm insanlan, ilke olarak, gerek dogal, gerekse toplumsal ~evrelerini ögrenerek komünistik hedefler olu~turabilir ve uygun toplumsal eylemlere giri~ebilir, dolayisiyla toplumsal bireyler olarak kendi geli~imleri üzerinde belirleyici etkilerde bulunabilirler. TCJOFJTG

Okuma Metinleri Ball, T. 1979: "Marx and Darwin: A Reconsideration". Carver, T. 1982: "The 'Guiding Threads' of Marx and Darwin". - 1985: 'Engels's Feminism'. Farr, ]. 1984: 'Marx and Positivism'.

Gellner, E. 1987: 'How did Mankund Acguire its Essence? or The Pale olithic October'. Kelly, Alfred 1981: The Descent of Darwin: The Popularization of Darwinism in Germany 1860-1914.

Warren, M. 1987: The Marx-Darwin Question: Implications for the Critical Aspects of Marx's Social Theory.

Oe Leon, Daniel (d. 14 Arahk 1852 Cura~ao Adas1, Venezuella; ö. 11 Mayts 1914, NewYork) Uzun bir tarihe sahip Sefardik (lspanyah) bir Yahudi cemaatinden zengin bir ailenin ~ocu­ guydu. 1866'da egitimini sürdürmek i~in Avrupa'ya gönderildi, Hildesheim'da lisede, sonra da iki ytl Leiden Üniversitesi'nde okudu. 1872'de ABD'ye gitti, 1876'da Columbia Üniversitesi hukuk ögrencisi, sonra da hukuk fakültesinde ögretim görevlisi oldu. De Leon ilk kez 1886'da tutucu akademik meslekta~larmm tersine greve . giden New York tramvay i~~ilerinin yanmda yer ald1gmda radikal dava!an benimsedi ve birka~ y1l sonra akademik kariyerine son verdi. Bu arada Henry George'un Herlerne ve Yoksulluk (1879) ve Edward Bellamy'nin Geriye Bakarak (1887) kitaplanm okuyarak radikalizmini kuvvetlendirmi~ti, ama k1sa süre i~inde bunlarm esinlendirdigi protesto hareketlerinin politikalanndan . dü~ kmkhgma ugrad1 ve sonunda Marx'1 okuyarak sosyalizme ge~ti. 1890'da Sosyalist Emek Partisi'ne kanld1, klsa sürede onun önde geien propagandacisi oldu ve 1891'de, ölünceye kadar yöneticiligini yapacag1 partinirr The People adh gazetesini ~Ikarmaya ba~lad1. De Leon, kendisinin önde geien bir Marksist dü~ünür sayt!masmi gerektirecek önemli bir toplurnsal teori yapltl yazm1~ degildir, ama ~evirileri ve saytsiZ konu~ma, makale ve bro~ürleriyle Amerikan sosyalist hareketinin ilk döneminde Marksist fikirlerin yaytlmasma önemli bir katkida bulunmu~tur. Partinirr yaytnevi i~in Marx, Engels, Kautsky, Bebe! ve ba~kalannm yap1tlanm ~evirmi~, bu yazm'm ilk kez geni~ Amerikan i~~i ~evrelerine ula~masm1 saglami~tlr. Daha ~ok güncel ekonomik ve politik konular baglammda Marksist görü~leri savunan kendi yazllannda, özellikle Marksist sosyalist dü~ünceyi , "yabanc1", Avrupah bir doktrin oldugu su~lamasmdan kurtarmak ve onun yerli, radikal demokratik Amerikan geleneginin geli~mesinin zorunlu bir ürünü

118 119


deg

del oldugunu vurgulamak i~in ~aba harcami~tlr. Ne var ki, De Leon y~ami boyunca büyük öl~üde a~agidan geien, "kendiliginden" bir hareket olarak sosyalizm fikrine bagh kalmi~ (bu a~Idan fikirleri Rosa· Luxemburg ile belli bir benzerlik i~indedir), ama aym zamanda da Sosyalist Emek Partisi'ni Marksist sosyalizm ve simf mücadelesi fikirlerini sendikal harekette yaygmla~tuacak (daha ~ok sonraki Leninist modele benzeyen) siki disiplinli bir parti olarak örgütlemek istemi~tir. Yakmlarda yaYlmlanan bir ara~nrma (Coleman 1990) De Leon'un fikir ve eylemlerinin daha sempatik bir muhasebesini verirken, Amerikan sosyalizmi tarih~ilerinin ~o­ gu, onun genel olarak sendika hareketine ve özel olarak sendikalara kar~I sekterligine son derece ele~tirel yakla~mi~tlr. Doktrin ve taktik konulanndaki her zamanki uzla~mazhgi Sosyalist Emek Partisi'nden saYlslZ kopmalara yol a~­ mi~ ve 1890'lann ba~mda ulusal örgütlenmesini yaygmla~tumasma ragmen, partinin üye saYISI ve etkisi hi~bir zaman Eugene Debs'in Amerika Sosyalist Partisi'ninkine ula~amami~tu. Amerikan sendikalanm sosyalizme kazanmada da daha ba~anh olamami~tlr. De Leon'un 1905'de Dünya Sanayi ~~~ileri'nin (IWW) kurulu~unda­ ki co~kusu, O'nu, belki de sosyalist dü~ünceye en özgül katkisi olan bir sosyalist sanayi sendikaClhgl ve ban~~I devrim teorisi (De Leon 1952) geli~tirmeye yöneltti. Ama 1907'den sonra IWW dü~ü~e ge~ti ve partinin etkisi gene azald1. Bir dü~ünür ve propagandaci olarak yeteneklerine ragmen, De Leon'un sosyalist hareket ve Amerikan Marksist dü~üncesindeki etkisi smuh kaldi ve kisa ömürlü oldu; toplumsal bilimler, tarih ya da felsefe alanlannda sonraki Mafksist ara~nrmalar onun yapltma hemen hemen hi~ at1fta bulunmami~tu. TBBIZD Okuma Metinleri Buhle, Paul1987: Marxism in the USA. Coleman, Stephen 1990: Daniel de Leon. De Leon, Daniel 1931: Industrial Unionism: Selected Editorials by Daniel De Leon. - 1952: Socialist Landmarks: Four Addresses. Peterson, Arnold 1941: Daniel de Leon: Socialist Architect. Seretan, L. G. 1979: Daniel de Leon: Tha Odyssey of an American Marxist. 120

Deger (Osm. Kiymet, Ing. ve Fr. Value, Alm. Wert) Deger kavrami, Marx'm dü~ünce sisteminin bütünlügü i~inde belki de en tartl~mah noktaYl olu~turuyor. Marksist olmayanlar, Marx'm hanesine yazllacak bazi parlak görü~ler olabilecegini kabul etseler bile, büyük mannksal hatalann kaynagi olarak gördükleri deger kavrammi mahküm etmede birle~mi~lerdir (bu konuda Böhm-Bawerk 1896 hälä klasik bir ba~vuru kaynagi durumundadir). Deger kavrami aynca Marksistler arasmda da önemli tartl~malann konusu olmu~tur. Bazi Marksistler deger'i kapitalizmin somut ekonomik olgulannm ~özümlen­ mesi ~er~evesinde ~apra~Ik bir yakla~Im saymakta, dolayisiyla da SÖMÜRÜ'ye ili~kin temel Marksist degerlendirme a~Ismdan bunu gereksiz bulmaktadular. Buna kar~Ihk diger Marksistler ayni kavramm, PAMnm, SERMAYE'nin ve kapitalizmin genel dinamiginin yeterince kavranabilmesi a~lSlndan temel bir unsur olu~­ turdugu, Marksist kapitalizm ~özümlemesinin bu kavram olmadan ~ökecegi inancmdadular. (llk gruptaki Marksistler i~in bkz. Stedman 1977; ikinci gruptakiler i~in ise bkz. Hilferding 1904, Rubin 1928, Rosdolsky 1968; aynca, her iki gruptan degerlendirmelerin, aralannda büyük farkhhklar gösteren bir örnek derlemesi i~in bkz. Steedman, Sweezy vb. 1981). Marx'a göre bir META'nm degeri, kapitalizm ko~ullannda emegin toplumsal degerinin toplumsal EMEK GÜCÜ harcam~I olarak kazandigi özel tarihsel bi~imi ifade eder. Deger, insanlar arasmda ger~ekle~en ve kapitalizmde özel bir maddi bi~ime bürünen, teknik degil toplumsal bir ili~kidir; ve bu yüzden de kapitalist bi~imin bir özelligi olarak görünür. Bu yakla~Imm ilk sonu~lanndan biri, gerek insan emeginin meta bi~iminde genelle~mesinin, gerekse de ~özüm­ leme araCl bir kavram olarak deger'in kapitalizme özgü olmasidir. lkinci sonu~. deger'in, varhgmi ancak zihinde bulabilen bir kavramdan ibaret olmaYl~I, kapitalist toplumsal ili~kilerin özel olarak deger ili~kileri bi~imine bürünmesiyle ger~ek bir varhga kavu~masidir. Sözü edilen maddi varhk bi~imi meta' du ve bu ayni zarnarrda Marx'm ~özümlemesinin b~langw noktasmi da belirler. Ekonomi politik üzerine son yazilarmdan birinde Marx, izledigi yolu ~öyle özetlemi~ti:

Benim yola ~Iktlgim temel, "kavramlar" degildir; dolayisiyla "deger kavrami" da degildir... Benim yola ~Iktlgim, emegin ürününün ~agda~ toplumda kendini ortaya koydugu en basit toplurnsal bi~im­ dir ve bu da "meta" bi~iminde ger~ekle­ ~ir. l~te, benim ~özümlemeye koyuldugum budur; öncelikle emin olunmasi gereken de, bunun büründüftü bit;imdir. Bu noktada buldugum, meta'nm, bir yandan kendi dogal bi~iminde ve kullamm degeri kapsammda deger'e sahip bir e~ya oldugu, öte yandan ise aym meta'nm, degi~im degeri'nin ta~IYlCISI olmasi ve bu a~Idan kendi adma bir degi~im degeri de olu~turmasidir. Degi~im degeri'nin daha ileri bir ~özümlemesin­ de bunun yalnlZca bir "görünü~ bi~imi", meta'da i~erilmi~ bulunan deger'in kendini ortaya koyu~undan bagimslZ bir tarz oldugunu ke~fettim ve bu deger'in ~özümlemesine bundan sonra koyuldum ("Adolph Wagner Üzerine Notlar") (Bkz. KULLANIM DECERl). Meta, DEClSlM amae1yla üretilmi~ herhangi bir ~ey oldugundan, meta'mn bir "degi~im degeri" vardir. Bu degi~im degeri de, bir türdeki kullamm degerlerinin bir ba~ka türdeki kullamm degerleri kar~Ihgmda degi~tirildigi oran ile tammlamr. Bu yüzden de metalar, hem kullamm hem de degi~im degerleridir. Ne var ki, bu yamltiCI bir a~Iklamadir. Degi~im degerleri daima zamana, yere ve ko~ullara baghdir ve bir meta'mn kendisiyle degi~tirilebilen farkh metalar kadar ayn degi~im degerleri vardir. Bu yüzden, belirli bir meta'nm kendisiyle degi~ime sokuldugu her meta, digeriyle bir yönden e~it olmahdu. Demek ki, degi~tirilebilen tüm metalan birbiriyle e~it kllan bir ~ey vard1r. Degi~im degeri olan bu e~itleyici, meta'nm kendisinden ayn~tl­ nlabilir görünü~ bi~imidir. Aynca, metalar i~in ortak öl~üt i~levi gören bu nicelik, söz konusu metalann fiziksel ya da dogal özelliklerinden de bagimslZ olmahdir; ~ünkü bunlar hep birlikte, heterojen bir bütün olu~tururlar. Degi~im süreci i~inde, türde~ olan bir ~ey di~a vurulmaktadir; ve tüm metalann sahip olduklan ortak özellik, hepsinin de emek ürünü olmalandu. Böylece degi~im süreci, meta üreten degi~ik tüm

emek türlerini türde~ hale getirir. Metalan üreten türd~ emege SOYUT EMEK adi verilir. 0 halde deger, soyut emegin nesnele~mesi ya da cisimlenmesi olarak tammlamr. Burada deger'in kendini ortaya koydugu bi~im de, meta'nm sahip oldugu degi~im degeri'dir. Dolayisiyla bir meta, bir kullamm degeri, bir de degi~im degeri degildir; bir kullamm degeri'dir ve deger'dir. Böhm-Bawerk'ten ba~layarak ele~tirmenler, Kapital'in daha ilk sayfalannda ortaya konulan bu tezi deger'in varoldugunu kamtlama yolunda Marx'm bir ~abasi olarak yorumlami~lar, gene tüm metalarca ortak olarak payla~lldigi halde Marx tarafmdan dikkate almmayan ba~ka özelliklerin de bulundugu gerek~esiyle Marx'm ~a­ basmi eksik saYllli~lardir. Söz gelimi, degi~ime tabi olan tüm mallar, kendilerine yönelik talep a~ISmdan baklldigmda göreli olarak az bulunur bir nitelige sahiptirler (eger öyle olmasaydi, bunlar degi~ime täbi olmaz, bedava dagltlhrdi); dolaYlsiyla Marx'm aradigi ortak özellik psikolojide, mallar i~in bir arz ve talep olu~turan irrsaniarm dürtülerinde yatar. (Burjuva iktisat~Ila­ nnm izledikleri yol da budur.) Bu tür bir tez, pozitivist ya da ampirist bir perspektiften bakildigmda kar~I konulrnaz bir özellik ta~Ir. Ancak aym tez, olduk~a farkh bir felsefi gelenekte yer alan Marx'm konumunu a~Iklamada ba~ansiz kahr. Marx, ortada bulunan birbirinden farkh tüm mailara ili~kin deneyimimiz a~lSlndan ortak herhangi bir (keyfi) soyut özellikten hareketle deger'in varhgmm forme! kamtim saghyor degildir. Tersine, burjuva toplumundaki insanlar arasmda varolan tipik ili~kiyi -bir metanm digeri kar~Ihgmda degi~imini- ~özümlemekte­ dir. <;ünkü ilk olarak, ekonomi politigin kategorileri, üretim ili~kilerinin belirli bir konumlam~mm zorunlu yansimasidir. Ve ikinci olarak, ancak söz konusu kategorilerin ve aldiklan bi~imlerin ele~tirel bir degerlendirmesiyledir ki burjuva ili~kilerin i~erigi geli~tirilip ortaya serilebilir. Formel, diyalektik olmayan bir ~özümle­ me, gündemde olan somut ili~kilerle özsel bir baglannya sahip olmadigi i~in Marx'm deger ~ö­ zümlemesini kavrayamayacaknr. Marx bu konuda Kugelmann'a (ll Temmuz 1868 tarihli mektup) ~u yorumunu iletiyordu: "Kitabimda 'deger' üzerine ayn bir bölüm bulunmamasma ragmen, ger~ek

121


f:lllllll

deg

deg ili~kiler

konusunda yapng1m c;:özümleme, gerc;:ek deger ili~kisinin kamnm ve tamtlanmasm1 da ic;:ermektedir. Deger kavramm1 kamtlama gerekliligi konusundaki bütün o bo~ sözler, gerek ele alman konuya, gerekse de bilimsel yönteme ili~kin tüm bir cehaletten kaynaklanmaktadir."

Soyut emegin nesnele~mesi olarak deger tammma ula~tiktan sonra Marx, bunun nasil ölc;:ülecegi konusunu ele almaktadu. Deger, söz konusu meta her ne ise, bunu üretmek ic;:in gereken ortalama soyut emegin zarnarr birimi einsirrden saptanmas1yla ölc;:ülür (Bkz. TOPLUMSAL OLARAK GEREKLl EMEK). Dolayisiyla, örnegin tüm üreticileri kapsamma alan bir üretkenlik art1~1 sonucunda söz konusu emek süresi k1sahrsa, o meta'nm degeri de dü~er. Sonuc;:ta, bir malm degeri, o malm ic;:inde nesnele~mi~ bulunan soyut emek miktanyla aym, kendisini üreten somut emegin üretkenligiyle ise ters yönde degi~ir. Görünü~ bic;:iminden bagimSIZ olarak deger'in bu k1sa ele ahm~mdan sonra Marx, degi~im degerinin nas1l olup da degerin zorunlu görünü~ bic;:imi haline geldigini göstermeye koyulur. Nisbeten yakm denebilecek zamanlara kadar Marx'm bu c;:özümlemesi büyük ölc;:üde dikkatlerden uzak kalmi~tir. Her ~ey bir yana, degeri türetmek ic;:in degi~im degerinin, sonra da degi~im degerini türetmek ic;:in kullamm degerinin kullamlmas1, teze ili~kin belirli bir döngüsellik izlenimi vermektedir. Oysa sonuc;:ta böyle bir itiraz da forme! mant1gm yakla~Immi benimseme anlamma gelmektedir; bu da, öz ile görüntü ya da ic;:erik ile bic;:im konusundaki sorulann anlam1m kavrayabilme ac;:ISlndan yeterli degildir. Rubin ayn1 konuda ~u yorumda bulunmaktadu: Öz ile bic;:im arasmdaki ili~ki sorununda Marx'm, Kant'm degil de Hegel'in konumunu sahiplendigi unutulmamahdu. Kant bic;:imi, öz ile ili~kilerinde ona di~­ sal, öz'e ancak d1~ardan gelip ili~en bir ~ey olarak görüyordu. Hegel'in felsefesi ac;:ISlndan ise öz kendi adma, bic;:imin di~ardan g~lip ili~tigi bir ~ey degildir. Tersine öz, kendi geli~imi sürecinde, kendinde potansiyel olarak zaten bannmakta olan bic;:im'e hayat verir. Bic;:im, zo'122

runlu olarak öz'ün kendisinden dogar. (1928, s.ll7). Gerc;:ekten de Marx'm ekonomi politik alanmda kendi öncüllerine, özellikle de Smith ve Ricardo'ya yönelttigi ba~hca ele~tirilerden biri, deger'in bic;:imini bo~lamalan, buna meta'nm dogasma d1~sal bir ~eymi~ gibi bakmalan ve bunlann sonucunda da deger'de ifade bulan ~e­ yin neden emek oldugunu ve deger'in ölc;:ümünün (toplumsal olarak gerekli emek süresi) neden parasal olarak ifade edildigini kavrayamamalandir. Marx'a göre bu yamlgmm nedeni, kapitalizmin en soyut, ayn1 zamanda da en evrensel bic;:imi olarak emek ürününün deger bic;:imine, kapitalist ili~kilerin bir sonucu olarak degil de toplurnsal üretimin ebedi ve dogal bir sonucu olarak bakilmasidu. Böyle bir bak1~ta deger ile onun büyüklügü belirli üretim ili~kileri c;:erc;:evesinden kopanlmakta ve c;:özümleme de diyalektik degil forme! bir nitelik almaktadu (Bkz . RICARDO VE MARX) . Ancak deger'in kendi ifadesini zorunlu olarak degi~im degerinde buldugunun gösterilmesiyledir ki deger'in parasal miktarlarla nas1l ifade edildigi, deger bic;:imi'nin para bic;:imi'ni nasil gerekli kildigi anla~Ilabilir. Bu yüzden Marx'm deger teorisi, aym zamanda bir para teorisidir de. 0 halde emek ürünleri, birer meta olarak, aym anda hem dogal, hem de deger bic;:imlerine sahiptirler. Ne var ki metalann deger bic;:imleri ancak bir meta digeri ile degi~tirildiginde ortaya c;:1kar. Deger, tek bir meta'nm dogasma ic;:kin bir ~ey degildir ve o meta'nm bir ba~kas1yla degi~i­ minden ayn olarak ele almamaz. Bunun yerine deger, emeklerinin toplumsal degeri ancak degi~im eylemi s1rasmda ortaya vurulan bagimsiZ meta üreticilerinin ic;:inde bulunduklan lSBÖLÜMÜ'nü yans1tu. Bu nedenle deger'in katiksiZ toplumsal gerc;:ekligi vard1r ve deger'in bic;:imi de yalmzca meta ile meta arasmdaki toplumsal ili~­ kide ortaya c;:Ikabilir. Marx'm deger'in basit, yahnlmi~ ve tesadüfi bic;:imi adm1 verdigi ve x kadar A malmm y kadar B mahyla degi~tirildigi durumu alahm. A mah kendi degerini B malmda ifade ettigihe göre,' bu deger göreli olarak ifade edilmi~ demektir ve burada A mah "göreli deger bic;:imi"ni almi~tlr. Buna kar~Illk B mall, A mallnm ~egerinin ifade edildigi cisimlenmedir 1 ve bu nedenle B mall "degerin e~deger bic;:i-

mi"dir. Görelive e~deger bic;:imlerin her ikisi de, her durumda, deger'in herhangi bir ifadesine aittirler ve böyle bir ifadede birbirlerini di~layi­ CI ili~ki ic;:inde olduklan ac;:1ktu. Önce deger'in göreli bic;:imini alahm. B mah, A malmm degerinin maddi cisimleni~idir. Ancak mallar cisimle~mi~ emek miktarlanndan ibaret degildirler; c;ünkü bu onlara dogal bic;:imleri d1~mda, onlardan farkh bir deger bic;:imi kazandumaz. Cisimle~mi~ emek olarak A malmm degeri, A malmm bizzat kendisinden farkh, nesnel bir varhga sahip olmalld1r. Böylece B mahnm fiziksel bic;imi, A malmm deger bic;imi olur. Deger yaratiCI emegin özgül karakterini ac;:1ga vuran, yalmzca, degi~ik türde mallar arasmdaki e~degerligin ifadesidir. <;ünkü, degi~ime täbi bütün mallarda cisimle~mi~ bütün emek türlerini genel anlamda emek ürünü olma ~eklindeki ortak özellige indirgeyen, degi~im sürecinin bizzat kendisidir. Dahas1, A malmm degeri B mahnm kullamm degeri ile ifade olundugundan, A malmm degerindeki degi~ikliklerin, göreli degerdeki degi~iklikler olarak yans1ma bulmamas1 ya da bunun tersi mümkündür (Bu potansiyel olas1hgm geli~mesi, Marx'm EKONOMIK BUNALIMLAR teorisinde merkezi önemde bir yer tutar). lkinci olarak deger'in e~deger bic;:imini ele alahm. Burada Marx e~deger bic;:imin kendi deyi~iyle üc; "özelligi"ni tammlamaya koyulur. Birincisi, kullamm degeri'nin deger'in görünüm bic;:imi halini almasidir: yani B mah A malmm degerini ifade eder; hi~bir bic;:imde kendi degerini ifade etmez. Bu durumda B malmm maddi varhg1, soyut emek'in nesnele~mesidir. Böylelikle, ikinci olarak, B mahm üreten somut emek, soyut emek'in görünüm bic;:imi halini ahr. Eunun anlam1, özel ki~ilerin özel emekleri olmasina ragmen, B mahm üreten somut emegin hemen, diger emek türleriyle özde~ hale gelmesidir. 0 halde, üc;üncü olarak, ki~isel emek dogrudan toplumsal emek bic;imini ahr. Kullamm degeri'nin deger, somut emegin soyut emek ve ki~isel emegin de toplumsal emek halini ald1g1 bu üc; özellik, Marx'm deger teorisinin kavranmasmda ya~amsal önemde bir yere sahiptir. Bir mal hem kullamm degeri hem de deger oldugu halde, bu ikili rol yalniZca o malm degeri kullamm degeri bic;:iminden bagimsiz ve ondan aynk bir görünüm elde ettiginde ortaya c;:1kar. Sözü edi-

Jen bu bagirnsiZ ifade bic;:imi, degi~im degeri'dir. Deger'in dogas1, onun degi~im degeri olarak bagimsiZ ifadesine yol ac;ar. Ve degi~im ili~kisi ic;inde A malmm dogal bic;:imi ancak bir kullamm degeri olarak anlam ta~Irken, B malmm dogal bic;imi de ancak deger bic;:imi olarak anlam ta~u. Böylelikle, kullamm degeri ile malm ic;:indeki deger arasmdaki ic;:sel kar~Hhk da di~salla~­ tmlmi~ olur. Daha sonra Marx A malmm yalniZca B mahyla degil C, D, E, vb. mallarla da degi~tirildigini gözeterek, deger'in basit bic;:iminden "bütünsel ya da geni~letilmi~ bic;im"e ilerler. Hangi malm e~deger bic;im görevini yapt1g1 önemli degildir. Bu durumda A mah, diger tüm mallarm olu~tur­ dugu bir älem ile toplurnsal ili~kisi ic;:inde ortaya c;:1kar; diger mallarm her biri de deger ic;:eren fiziksel bir nesne, genel anlamda insan emeginin gerc;:eklenmesinde özel bir bic;im olarak belirginle~ir. <;:agd~ burjuva iktisadma oldukc;a aykm dü~en sonuc; ise ~udur: Deger'in büyüklügünü belirleyen ~ey meta degi~imi degildir; metalann birbirleriyle hangi oranlarda degi~tirile­ ceklerini belirleyen, mallarm deger büyüklükleridir. Ne var ki, A malmm degerini ifade ic;:in kullamlabilecek diziler fiilen smirsizdu ve bunlar ba~ka herhangi bir malm göreli deger bic;:iminden farkhhk gösterirler. Aynca ortada saYISIZ e~deger bic;im bulundugundan, insan emegi .genel anlamda birle~ik ve tek bir ifadeye kavu~­ madan, her somut emek soyut emek görünümüne sahip olur. "Deger'in genel bic;imi"ni türetmek üzere deger'in bütünsel ya da geni~letilmi~ bic;iminin devreye sokulmas1yla bu durum kolayhkla halledilebilir. Eger A mah kendi degerini ba~ka saYISIZ malda ifade ediyorsa, o zarnarr bu mallarm tümü de kendi degerlerini A malmda ifade ediyordur. Böylece diger tüm mallarm degerlerini ifade etmek üzere tek bir mal ayn~tmhr. Bu mal, ba~ka her bir mah kendi kullamm degerinden ve diger tüm kullamm degerlerinden ayn~nra­ rak tüm mallarda ortak olan ~eyi ifade eder hale gelir. Bu mal'a "evrensel e~deger" ad1 verilir. Evrensel e~deger'in dogal bic;:imi, tüm mallann degerleri tarafmdan alman ortak bic;imidir. Marx'm "mallar äleminin toplumsal ifadesi" adm1 verdigi, tüm emegin görünür temsilidir. Kendi dogal bic;:imi diger tüm mallarm deger bic;:imi olarak i~lev gören özel mal, "deger'in para 123


deg bi~imi" ~er~evesinde

para mal olur. Bir malm degerinin, degi~im degeri dt~mda ba~ka hi~bir ifadesi yoktur ve degi~im degeri de yalmzca para olarak ifade edilebilir. Deger hi~bir zarnarr i~erdigi öz, soyut emek ya da öl~ümünü olu~tu­ ran toplurnsal olarak gerekli emek süresi einsirrden ifade edilemez. Deger'in göründügü ve görünebilecegi tek bi~im, yalmzca para mal ve onun nicel öl~ümü einsirrden olabilir. Marx'm Engels'e yazdtgt gibi (2 Nisan 1858) "Deger'in genel karakteri ile onun belirli bir maldaki maddi eisimleni~i vb. .. arasmdaki ~eli~kiden para kategorisi dogar." Deger ve para konusundaki ilk taslaklannda Marx parantez i~erisinde ~unu belirtir: "Daha sonra, bu soru bir yana btrakllmadan önce, sanki bütün bunlar kavrarnsal belirlemeler ve bu kavramlann diyalektigi ile ilgiliymi~ gibi bir görüntü yaratan idealist sunu~ tarzmt düzeltmek gerekli olacakttr. Ancak strayla gidecek olursak: ürün (ya da etkinlik) meta halini ahr; meta degi~im degeri olur; degi~im degeri de parada ifade bulur." (Grundrisse, "Para Üzerine Bölüm"). Ekonomik kategorHer insan etkinliginin yanstmalandtr ve Marx da kendi mantlksal türetmelerini aym kategorilerin tarihsel türetimiyle ko~ut dü~ürür. Burada Marx, emek ürününün meta bi~iminin geli~iminin, deger bi~iminin gel~imi ile ~akt~tlgmt vurgular ve kendi mantlksal ~özümlemesinin sonu~lanm ger~ek tarihsel geli~imin sonu~lanyla kar~tla~­ tumaktan geri durmaz. Ancak Marx Kapital fin 2.basklSlna yazdtgt Sonsöz'de ara~tlrma ~ah~­ mast ile bunun sunulu~u arasmda önemli bir fark bulundugunu vurgular. Marx'a göre " ara~­ tmna yöntemi verili malzemeyi ayrmnlanyla ele almah, degi~ik geli~me bi~imlerini ~özümlemeli ve i~ baglantllanm bulup ~tkarmahdtr. Ancak bu ~ah~madan sonradtr ki, ger~ek hareket gerektigi gibi sunulabilir. Eger bu ba~anh bi~imde ger~ekle~tirilir ve ele alman konunun ya~amt fikirlerde yanstma bulursa, bu kez önümüzde sanki a priori (önsel) bir kurulu~un durdugu görünümü ortaya ~tkabilir". Marx, deger'i ve deger bi~imi'ni sunu~unda büyük bir titizlik sergiledi. Kapital fin sayfa redaksiyonu suasmda Engels tarafmdan yapllan ele~tiriler üzerine ilk bölüm i~in bir ek kaleme ald1. Bu ek Kapital'in ikinei ve daha sonraki baskllannda ilk bölüme yedirilmi~tir. Sözünü ettigimiz bu ek, Marx'm deger'in bi~imi teorisinin en 124

deg net sunulu~udur (bkz. Marx, "Deger Bi~imi"). Sorunun konulu~unun olduk~a zorlu bir i~ oldugunu farketmekle birlikte, Marx deger bi~i­ mine ili~kin ~özümlemesinin bir yana btraktlamayacagmt dü~ünüyordu: "Konu, kitabm bütünü a~l5mdan son derece önemlidir" (Engels'e 22 Haziran 1867 tarihli mektup). Ve gene Marx'a göre bu, "önsel bir kurulu~" ,'"kavramsal belirlemeler ve bu kavramlann diyalektigiyle ilgili bir konu" degildi. Meta bi~imini deger bi~i­ mi olarak ele alan soyutlama, ger~ek bir soyutlamadu (Colletti 1972, s.76-92); ~ünkü deg~im süreei, kapitalizmde emek ürünlerinin i~inde ortak öl~üye vurulabildigi ger~ek bir süre~tir. Bu da, deger'in herhangi bir önsel belirlenmesi olamayacagt anlamma gelir. <;:ünkü üretimi toplurnsal kllan, bagrmslZ meta üreticileri arasmdaki baglannlan kuran, degi~imde ger~ekle~en deger'in herhangi bir emegin degil de yalmzca ve yalmzca söz konusu malm üretimi i~in gerekli toplumsal emegin görünü~ bi~imi olmasmt güvenceye alan, ancak degi~im süreeidir. Bir malm degeri ancak üretiminden sonra ve bir ba~ka mahn kullamm degerinde ifade olunabilir; ve geli~mi~ kapitalizmde bu kullamm degeri de, deger'in evrensel e~degeri olarak para'dtr. Marx bunu sergiledikten sonra "deger yasast"nm aynnnlandmlmasma (degerin büyüklügünün toplumsal olarak gerekli emek süresine göre belirlenmesi) giri~mektedir. Marx bu ayrmnlandtrmayt, sermaye ve onun BlRlKlM'i kategorilerini geli~tirerek ve kapitalizmin yüzeyden bir görünümü a~tsmdan deger yasastyla ~eli~tigi izlenimi veren olgulan ortaya koyarak, paranm ve para ili~kilerinin egemenligi baglammda ger~ekle~tirmektedir (Bkz. ÜRETlM FlYATI VE DÖNÜ~ÜM SORUNU; ARTIK DECER VE KAR). Ayrtca, bütün bunlara ko~ut olarak Marx paranm ve para ili~kilerinin egemenligindeki kapitalizmde, üretimin toplurnsal il~kilerinin nasll tersyüz edildigini ve bu durumun da bilin~'te nasll yanstma buldugunu ortaya ~tkara­ cak bir temel de bulmu~ olmaktadtr (Bkz. META FETl~lZMl; FETl~lZM). SMIM<;: Okuma Metinleri Böhm-Bawerk, Eugen von, 1896 (1949): Karl Marx and the Close of his System, (der.) Paul. M. Sweezy.

Colletti, Lueio 1968 (1972): From Rousseau to Lenin.

Hilferding, Rudolf 1904 (1949): Böhm-Bawerks Criticism of Marx. Rosdolsky, Roman 1968 (1977): TheMakingof Marxs "Capital".

Rubin, I. I. 1928 (1973) : Essays on Marxs Theory of Value.

Steedman, !an ve d. 1981: The Value Controversy.

Deger ve Fiyat (lng. Value and price, Fr. Value et Prix, Alm. Wert und Preis) Bir META'da nesnelle~mi~ bireysel emek süresi SOYUT EMEK olarak evrensel karakter kazanabilmesi i~in belli bir metanm nesnelle~mi~ evrensel ~ah~ma zamam bi~imini almast gerekir. Metanm genel karakteri DECER ile özel karakteri KULLANIM DECERI arasmdaki c;:eli~me, ancak kendisinin nesnelle~mesiyle ~özülebilir; DECI~IM süreei metanm degi~im degeri ile kendisini maddi olarak aymr, böylece bütün emtia kendi degerlerinin belirtildigi PARA meta, ile kar~t kar~tya kahrlar. Sonu~ olarak Marx, fiyatt, degerin para formu, metanm degerinin para metasmm (örnegin altmm) birimleriyle ifade edilmesi olarak tammlar. Öyleyse, para metast hem degerin bir öl~üsü olarak, hem fiyat standardt olarak i~lev görür. YalnlZca degerin bir öl~üsü olarak i~lev görebilirken, kendisi emegin bir ürünü ve dolaytstyla potansiyel olarak degi~ebilir degerli, sabit fiyat standardt olarak önemli oldugu a~tktlr. Öyleyse neden fiyatlar dalgalanabilir? Ya, para degeri sabit kahrken meta degerleri degi~tigi i~in; ya meta degerleri sabit kahrken para degeri degi~tigi i~in; ya da böyle degi~ikliklerin ~e~itli bile~imle­ ri nedeniyle. Ancak, bu, fiyatlann her zarnarr degerleri kesin olarak öl~tügünü varsayar ki, bu dogru degildir. Degeri öl~en TOPLUMSAL OLARAK GEREKU EMEK süresidir ve bu da, kavramsal olarak her zarnarr kesin bir ölc;:üdür. Ancak bu,yalmzca meta ile para metanm özel degi~imindeki degi~im oram olarak görülür; iki bagtmstz emtia oldugunda bu degi~im oram hem metamn degerinin büyüklügünü , hem de özel degi~im ko~ullannda daha ~ok ya da daha az miktarda paraya sanlabilecegini gösterir. Böylece, fiyat ve degerin büyüklügü birbirinden kolayhkla aynlabilir; ve Marx der ki: "Bu bir ek-

siklik degildir, tersine, bunu kanunlarmm kendilerini ancak sürekli düzensizlikler arasmda körlemesine ortalamalar olarak ifade edebildikleri bir üretim bi~imi i~in uygun bir form haiirre getirir." (Kapital, I, bl. 3) . Bir metanm fiyatl ideal degerini, para-meta ile imgesel e~itligi gösterir; fakat bu degerin görülebilmesi i~in bir degi~im gereklidir. Bu anlamda, fiyat formu hem emtianm degi~im yeteneginin, hem de böyle degi~imlerin gerekliligini gösterir, ve bu tür degi~imlerin incelenmesi, Marx'a SERMAYE kavrammm geli~me temelini saglamt~tlr. Kapital I'i degerlere ili~kin ve Kapital III'ü fiyatlara ili~kin gibi görmek bir yanh~ yorumdur; aksine, fiyat formu I. cildin ba~mda geli~tirilir. Marx daha sonra bunu, bütün sermayelerde ortak olarak bulunan nitelik a~tsmdan kapitalist üretim bi~iminin dinamigi geli~imine uygun anlamda kullanmt~tlr. Sermayelerin rekabet yoluyla ayrt~tmlmast fiyat formunun üretim fiyau ve piyasa fiyatma dogru geli~mesini gerektirir; fakat bu REKABETin ~özümlenmesi, ancak kapitalist ÜRETIM'in analizinden sonra mümkün olur; dolaytstyla bütünüyle III. ciltte incelenmi~tir (Bkz. aynca ÜRETIM FlYATI VE DÖNÜ~ÜM SORUNU; ARTIK DECER VE KAR). SM/BA Degi~im (Osm. Mübadele, lng. Exchange, Fr. Echange, .Alm. Tausch/Austausch) "Kapitalist üretim tarzmm egemen oldugu toplumlann zenginligi, 'muazzam bir meta birikimi' olarak kendini gösterir." Marx Kapital'e böyle ba~lar ve bundan, degi~imin kapitalizmdeki ilk iktisadi ili~ki bi~imi oldugu ortaya ~I­ kar. Her smtftaki tüm bireyler örnegin ÜRETlM'in tersine, degi~ime kanhrlar. Fakat degi~im bir bütün olarak SERMAYE'nin DOLA~IM'mda yalmzca bir andtr. Degi~imin önemini kavrayabilmek i~in, en görünür etkilerinin ötesine analitik olarak ge~ilmesi ve dayandtgt smtf ili~kilerinin gösterilmesi gerekir. llk a~amada degi~im kendisini basit meta dola~tmt, M1-P-M2 olarak gösterir (bakmtz Kapital I, 3. KlSlm, Bölüm 2a). Ml metalan, para P ile degi~tirilir ve bu da daha sonra farkh M2 metalan ile degi~tirilir. Buradaki güdü, M1'in kullamm degerleri seti yerine, M2'nin kullamm degerleri setirrirr ikamesidir. llke olarak, degi~im dizisinde ic;:erilen degerler farkhhk gösterir: Bir

125


dem deg

tüccann kazanc1 digerinin kayb1du. Fakat bütü'l olarak, degi!?imi yapllan toplam DECER aym kalmahd1r. Burjuva toplumu ic;:in degi~imde e!?itlik olmas1 bir ilkedir ve !?U düsturda özetlenir: Adil degi!?im hm1zhk degildir. Marx da bundan dolayt, SÖMÜRÜ'nün adil degi!?im ko!?Ullannda bile nas1l varolabilecegini gösterme görevini üstlenmi~tir. Kapital'in K1s1m l, 4. Bölüm'ündeki, P-M-P1 sermayenin genel formülünde ic;:erilen degi~im­ leri ele alahm. Burada PARA metalarla degi!?tirilmekte, böylece metalar da daha fazla para ve böylece ARTIK DECER olu!?turmaktadu. Bu ancak, sann alman metalardan birinin, kendi maliyetinden daha fazla bir deger kaynag1 olmas1 durumunda mümkündür. Burada söz konusu olan META, EMEK GÜCÜ'dür ve onun parasermaye ile degi!?tirilebilir bir bic;:imde varolmaSl, kapitalizmin sm1fsal ÜRETlM ILl~KlLE­ Rl'nin köklerine kadar uzamr. Burjuvazinin ideolojisi, degi!?im özgürlügünün, mülkiyetin ve ki!?isel c;:1kar pe!?inde ko!?manm kutsalhgm1 vurgulamaknr. Degi!?imin altmda yatan sm1f ili!?kilerini gizleyen i~te bu özellikleridir. Marx bu durumu alayCl bir bic;:imde !?öyle özetler: . S1mrlan ic;:erisinde emek gücü sat1m ve ahmmm sürüp gittigi aynld1g1mlz bu alan, aslmda, insanm dogu!?tan varolan haklannm tarn bir cenneti idi. Burada egemen olan yalmzca, Özgürlük, E!?itlik, Mülkiyet ve Bentham'du. Özgürlüktür, c;:ünkü metanm, diyelim emek gücünün hem ahc1s1 hem sat1c1sl yalmzca kendi serbest iradelerinin etkisi altmdadlrlar. Serbest taraflar ·o larak sözle~me yaparlar ve vard1klan anla~ma, ortak iradelerinin yasal ifadesinden ba!?ka bir !?ey degildir. E!?itliktir, c;:ünkü birbirleriyle basit meta sahipleri olarak ili!?ki ic;:ine girerler ve e!?degeri e!?degerle degi!?tirirler. Mülkiyettir, c;:ünkü taraflar, kendi mah olan ~eyler üzerinde tasarrufta bulunurlar. Ve Bentham'd1r, c;:ünkü her iki taraf da yalmz kendisini dü~ünür. Bunlan biraraya getiren ve ili~ki ic;:ersine sokan tek güc;:, bencillik, kazanc;: ve özel ki!?isel c;:1kard1r. Herkes yalmz kendisini dü~ünür, kirnse geri kalana kulak asmaz, ve böyle yapnklan ic;:in de, !?eylerin

önceden düzenlenmi!? uyumu geregi ya da kädiri mutlak ve takdiri ilähi ile hepsi de, herkesin mutlulugu ve yaran adlna, kendi kar!?1hkh c;:1karlan adma elbirligi ile c;:ah~1rlar. Degi!?imin üreticiler (ve üretici olmayanlar) arasmda bir ili!?kiyi ic;:erdigi ac;:1ktu. Bu yolla, degerin özü olarak SOYUT EMEK'i olu~turarak farkh emek türleri arasmda bir e~degerlik yaratu. Bu deger olu!?umu metalann KULLANIM DECERl arasmda bir ili~kidir ve böyle ifade edilir ve sonuc;:ta META FETl~lZMl olarak tammlamr. Bu, her !?eyin bir fiyan olmas1 gerektigini söyleyen, paranm degi~imdeki rolü ile uc;: noktaya vanr. Üreticiler arasmdaki sosyal ili!?kiler, !?eyler arasmdaki maddi: ili!?kilerdir ve böyle ifade edilir. Bu, kapitalist iktisadi ili!?kilere zorunlu olarak e!?lik eder. Fakat daha ileri noktalara ula~1r. "Metalann muazzam zenginligi"ne uygun olarak piyasanm ideolojisi ve etkisi o kadar güc;:lüdür ki, toplumsal ili!?kileri kendi görüntüsüne göre bic;:imlendirme egilimindedir. FAlZ saglayan sermayenin örnegin tahvil bic;:iminde ahmp sanlmas1 ya da TOPRAK MÜLKlYETl'ne konu olan !?eylerin kiralanmas1, yüzeysel bir bakl!?la ya da buna kanlan iktisadi birimler tarafmdan, uygulamada deg~imin özel durumlan olarak görülür. Marx'a göre ise bunlar tersine, artlk degere ek konulmasmm özel bic;:imleridir. Fiyatlar olarak görünen rant ve faizi dogursalar bile, dogrudan dogruya metalan ic;:ermezler. Daha genel olarak, degi!?imin etkisi iktisadi ili~kilerin ötesine, hatta piyasanm dogrudan ic;:erilmedigi ili!?kilere kadar uzamr. Örnegin evlilik c;:iftler arasmda sözle!?menin az c;:ok kapah bir bic;:imi durumuna gelir. Daha genelde, burjuva toplumunda bireylerin atomize olmas1, bireyler arasmdaki ili!?kilerin, degi!?imin bulunmad1g1 durumlarda bile özel mülkiyet ili!?kileri tarafmdan belirlenmesine neden olur. Böylece feti!?le!?IDi!? iktisadi ili!?kiler genelde toplurnsal ili!?kilere aktanlu. Bu en fazla, burjuva dü!?üncesinin kapitalist olmayan ili~kileri ücret, kär ve meta degi~iminden ba!?ka bir ~ey olarak görmesinin tasavvur edilemeyecegi ideoloji düzeyinde belirgindir. lktisadi ili!?kilerin en dogrudan olanmm degi!?im olmas1, bunun iktisadi geli!?melerin nede-

ni olarak kabul edilmesine yol ac;:ar. T1pk1 laissez-faire'in erdemlerinin degi~im özgürlügü ve uyumu olarak görülmesi gibi, EKONOMlK BUNALIMLAR da piyasa mekanizmasmm aksamaSl olarak görülür. Keynesc;:iligin, ve bunun yamsua sendikalarm ÜCRETLER i~gücü talebi ve arz1 arasmdaki uyumun saglanabilecegi düzeyin üzerine c;:1karmaya c;:ah~malannm yaratt1g1 bask1 bu kadar fazlad1r. Bazllan AZGELl~ME VE GELl~ME'de E~DECER OLMAYAN DECl~lM'i bir nedensel etken olarak görür, fakat Marx ic;:in genelde kapitalizm olgusunun degi~imde e~itlik olarak ac;:1klanmasl önemlidir. Böyle bir ~itlik klSmen kapitalizmdeki bir egilimdir, öte yandan degi!?ime zorunlu olarak e~lik eden REKABET, görünü!?leri, bunun altmda yatan gerc;:ekligin tersi bic;:iminde gösterme egilimindedir. BF/AE Okuma Metinleri Bununla ilgili okuma i<;in Bkz.

DOLA~IM.

Demokrasi (lng. Democracy, Fr. Democratie, Alm. Demokratie) Marx, ilk yaz1lanndan itibaren, dogrudan demokrasi idealirre baglanml!?tlr. Bu tür bir demokrasi hakkmdaki ilk kavrayl!?l, temsil ilkesinin Rousseaucu bir ele!?tirisiyle devletin yokolu!?u ve dolaylSlyla,"toplum dayam~ma halindeki türde~ c;:1karlardan olu!?an bir organizma oldugu ve yönetenler ile yönetilenler arasmdaki bölünmenin ortadan kaybolmaslyla birlikte 'genel c;:1kar'm 'siyasal' alan olarak aynhg1 yokolacagl" (Colletti 1975, s.45) ic;:in devletin sivil toplumdan aynh~mm sona eri~ini kapsayan hakiki demokrasi görü~ü ic;:ermektedir. Bu görü~, Marx'm, her delegeyi "her zaman kendi sec;:menleri tarafmdan görevden almabilir ve bu sec;:menlerin talimatlanyla bagh olarak" kabul etmesi bak1mmdan hayranhk duydugu Paris Komünü hakkmdaki yazllannda yeniden ortaya c;:1kmaktadu: dolayts1yla, "her üc;: ya da aln ytlda bir, yönetici s1mfm hangi üyesinin parlamenteda halk1 yanh~ temsil edecegine karar vermek yerine, evrensel oy hakk1, komünlerde örgütlenmi~ halkm hizmetinde olacaknr.. " (Fransa'da I~ Sava$, bl. lll). K1smen görü~ünün böyle olmas1 yüzünden, Marx kollektif sec;:menin veya karar almanm, a~ag1 veya yüksek düzeyde olsun, komünizmde

ne tür bic;:imler alacag1 hakkmdaki usül sorununa hic;: deginmemi!?tir. Bununla birlikte, Marx'm (genel ve e!?it oy hakk1, siyasal özgürlükler, jmkukun üstünlügü ve siyasal rekabet ile nitelenen) burjuva demokrasisi hakkmdaki görü~ü, karm~1kt1r ve c;:an~an olanaklara kar~1 duyarhdu. Burjuva demokratik cumhuriyeti hakkmda (Fransa'da Smif Sav~la­ n'nda, bl.II), Marx, bu demokrasinin anayasasmda burjuvazinin toplurnsal gücü güc;:lendirilirken bu gücün siyasal güvencesinin ise geri almd1gm1 ve yine bu gücün "her an dü~man Slmflann zaferine ve burjuva toplumunun asll temellerini sarsmalanna yard1m edici demokratik ko~ullar ic;:ine itilmektedir" diye yazm1~tlr. Engels'in bu c;:al~maya 1895'te yazd1g1 Giri~ ile, Marksizm ic;:indeki bir c;:izgi, oy sand1g1 ve parlamento yoluyla sosyalizmin sonuc;:ta elde edecegi zaferi tasavvur ederek bu sonuncu olas1hk üzerinde yogunla!?IDl~tlr. Bu fikrin önemli savunuculan arasmda, o dörremde Kautsky ve günümüzde de "Avrupa komünistleri" diye adlandlnlanlann pek c;:ogu yer almaktad1r (Bkz. AVRUPA KOMÜNlZMl). Bunun aksine, Lenin, "bir liberalirr genel olarak "demokrasi"den söz etmesinin dogal oldugunu; ama bir Marksistirr hic;:bir zaman 'hangi sm1f ic;:in' diye sormayt unutmayacagm1" belirterek (Lenin 1918 b [1965], s.235), Kautsky'nin görü!?üne ~iddetle kar~1 c;:1km~tlr. Burjuva demokrasisi, diger devlet bic;:imleri gibi, "yerle bir edilme"si ve yerine sovyetler bic;:imindeki PROLETARYA DlKTATÖRLÜCÜ'nün gec;:irilmesi gereken bir s1mf egemenligi bic;:imidir. lc;:inde bulundugumuz yüzyllda bütün Leninistler ile Troc;:kistler arasmdaki egemen bir görü~ olan bu dü~üncenin etkileri ac;:1kt1r: ayaklanmacl bir gec;:i~ siyaseti, burjuva devlet bic;:imleri arasmdaki farklara kar~1 bir duyarslZhk ve burjuva demokratik özgürlüklerin sosyalist toplumda ask1ya almmasmm sosyalist proje ile uyurnsuz olmad1g1 yolundaki bir görü~. Embriyon halinde de olsa, alm~1k bir Marksist gelenek, burjuva demokrasisi ic;:inde halk güc;:lerinin siyasal mobilizasyon ve örgütlenme yoluyla geli~imini ve hegemonik kültüre kar~1 bir kültürün olgunla~masm1, bu geli~imlerin sosyalist dönü~üm ic;:in ic;:inde bannd1rd1g1 her olanagm geni~lemesini saglayabilir nitelikte gören Grarnsci'nin dü~üncesinde bulunabilir. Bu 127

126


dem

dem tür bir görü~, digerlerinin tümünden farkh olarak, demokratik oyda~ma ve bunun sosyalizm ü;:in nasll kazamlacag1 sorunuyla hesapla~maya ba~lamaktad1r.

Sosyalizmde demokrasi sorunu hakkmda hem klasik Marksizmin hem de Marksizm-Leninizmin aynnnh olarak söyleyecegi bir ~ey bulunmamakla birlikte, Marksizm-Leninizme kar~1 olan baz1 dü~ünce okullan (ör. AVUSTURYA MARKSlZMl), bu sorunu ele~tirel bic;imde tarn~m1~lardu.

Daha yakm ·tarihlerde Dogu Avrupa'da pek c;ok dü~ünür, "gerc;ekten varolan sosyalizm"in nasll demokratikle~tirebilecegi (ya da böyle bir ~eyin mümkün olup olamayaca!?;1) sorunuyla ugra~m1~, ancak, ironiktir ki, bu tür sesler 1980'lerin sonlanna dek pek duyulmam~nr. SULK!fG Okuma Metinleri Bahro, Rudolph 1978: The Alternative in Eastem Europe.

Brus, Wlodzimierz 1972: The Marketin a Socialist Economy. 1975: Socialist Ownership and Political Systems. Colletti, Lucio 1968 (1972): From Rousseau to Lenin. - 1975: Introduction to Karl Marx: Early Writings. Hunt, Alan der. 1980: Marxism and Democracy. Hunt, Richard N. 1974: The Political Ideas of Marx and Engels. Maguire, John M. 1978: Marx5 Theory of Politics. Markovic, Mihailo 1982: Democratic Socialism: Theory and Practice. Miliband, Ralph 1977: Marxism and Politics.

-

Demokratik Merkeziyet~ilik (lng. Democratic centralism, Fr. Centralisme democratique, Alm. Demokratischer Zentralismus) . Bu terim komünist partiler tarafmdan, sahip olduklan parti ic;i örgütlerin c;ogu kez c;ok farkhhk gösteren bic;imlerini nitelendirmek ic;in kullamlm1~tlr. Aym zamanda (Sovyet Anayasas1'mn 3. maddesinde oldugu gibi) SSCB ve öteki komünist rejimlerde devlet örgütlenmesinin ilkesi olarak ilan edilmi~tir. . Marx ve Engels'de bu terim bulunmamakla 128

birlikte, 184Tde onlann kanhm1yla haz1rlanan Komünistler Birli!?;i Tüzügü, demokratik ve merkeziyetc;i unsurlan birle~tirir ve deniokratik merkeziyetc;iligin diyalektik bir sentez olu~tur­ dugunu iddia eder (bkz. Marx ve Engels, lngilizce Toplu Eserleri, 1975, c. VI, s.585-88, 63338'deki 1, ve 10. ekler). Marx ve Engels 187l72'de I. Enternasyonal'in (Bkz. ENTERNASYONALLER) yönetiminde Genel Konsey'in gücünü arurmaya ve eylemlerini merkezile~tirmeye c;ah~tllar. Ama Alman l~c;ileri Genel Birligi'nde J .B. Schweitzer'in savundugu "s1k1 örgüt"ü ele~­ tirdiler (bkz. Engels'den Marx'a, 24 Eylül1868). Schweitzer kendi yakla~1m1 ic;in "demokratik merkeziyetc;ilik" terimini kullamyordu (Der Social Demokrat, Berlin, 7 Ekim 1868. Bu kavram herhalde ilk kez burada gec;mektedir). Ya~am1nm son ylllanndaki bir dizi mektupta Engels, güc;lenen i~c;i partilerinde farkh egilimler ic;in ifade özgürlügünün zorunlulugu konusunda 1Srarh oldu. Demokratik merkeziyetc;ilik Marksist partinin örgütlenme ilkesi olarak ilk kez, Rus Sosyal Demokrat l~c;i Partisi'nin (RSDlP) gerek Bol~e­ vik, gerekse Men~evik fraksiyonlan tarafmdan ayn ayn 1905 sonundaki konferanslannda formüle edilmi~ ve bir yll sonraki birle~me kongresinde oybirligiyle kabul edilmi~tir. 1905-1907 Rus devriminde kazamlan gec;ici özgürlük havaS1 partinin arnk demokratik örgütlenme ilkelerine ba~vurabilecegi anlamma geliyordu, oysa önceki sert illegalite ko~ullannda, Lenin'in 1902'de "Ne yapmah?" da belirtti!?;i gibi, bu olanaks1zd1. Lenin, 1906'da RSDlP ic;inde, "bütün azmhklann haklan ve bütün me~ru muhalefet ic;in garantiler, her parti örgütünün özerkligi, bütün parti yetkililerinin sec;ilmesi, hesap vermesi ve geri c;agnlabilmesi gerekti!?;i gibi konular" üzerinde bir görü~ birli!?;i olmad1!?;1m sapnyordu. Lenin, bu ilkelere uyulmasm1 "parti ic;inde ideolojik mücadelenin s1k1 örgütsel birlikle", bol~eviklerin azmhkta kald1!?;1 "birlik kongresinin kararlannm herkes ic;in gec;erli olmas1yla uyum ic;inde yürümesinin güvencesi" ("Birlik Kongresi Delegelerinin Partiye <::agns1", lngilizce Toplu Eserleri X, s.314) olarak görüyordu. Lenin demokratik merkeziyetc;ili!?;i özlü bir ~ekil­ de, "tarn~ma özgürlügü, eylem birli!?;i" ("RSDlP Birlik Kongresi'ne Rapor", lngilizce Toplu Eserleri X, s.380) olarak ifade etti. Bu ylllarda Lenin,

demokratik merkeziyetc;iligin fraksiyonlann varhg1yla pekala uyum ic;inde olabilecegini dü~ünüyordu (Lenin'in Toplu Yap1tlan'nm 196070 lngilizce bask1s1, Lenin'in RSDlP'de fraksiyonlann me~ruluguna at1fta bulundugu her yerde, fraktsiya sözcü!?;ünü kas1th bir zaytf c;eviriyle section, wing, group [bölüm, kanat, grup] sözcükleriyle kar~Ilamaktadir.) Bol~evikler 1912'de, illegal parti örgütünün "likidatörleri" olarak sald1rd1klan Men~eviklerden ayn bir parti olarak örgütlendiklerinde, bu gev~ek demokratik merkeziyetc;ilik anlayt~Im da ortadan kaldud1lar. Lenin, 1914'de, "Federasyon ya da bütün "egilim" lerin e~itli!?;i ilkesi kesinlikle reddedilmelidir" diye yaz1yordu (Brüksel Konferansma Rapor, lngilizce Toplu Eserleri XX, s.518) . 1917 Subat devrimini izleyen dönemde Bol~evikler yeni legalite ko~ullannda daha geni~ bir devrimci kitle partisi haline geldiler. Parti Ekim devriminden sonraki ilk ytllarda da politikasim, farkh platformlann ac;1k tart1~Ild1g1 ve oylandi!?;I kongrelerde belirlemeye devam etti. Ama 1921'deki Onuncu Kongre'de, Sovyet Rusya'nm o s1ra ic;inde bulundugu kritik durumdan endi~eye kap!lan Lenin, partide fraksiyonlan yasadi~~ sayan bir karann ahnmas1m sagladt. Bu, parti ic;i demokratik tart1~maya son vermeyi amac;lamiyordu. Ama, art1k olu~an tek parti sistemi (Bkz. PARTl) c;erc;evesinde, bu karar Stalin'e kendi iktidanm peki~tirmede büyük bir olanak sagladt. 1920'lerin sonunda yukandan dayanlan "monolitik birlik" politik tarn~may1 ortadan kaldudt. Sovyetler Birli!?;i Komünist Partisi'nin (SBKP) 1934'deki Yedinci Kongre'sinde, kabul edilen yeni parti tüzü!?;ü, demokratik merkeziyetc;iligi, dünyadaki birc;ok komünist partisinin de kendi tüzüklerine aldiklan dört noktada tammhyordu: partideki bütün yönetim organlannm sec;ilmesi; ilgili parti organlanna periyodik olarak hesap vermeleri; s1k1 parti disipl\ni ve azmhgm c;ogunluga tabi olmas1; üst organlann kararlanmn alt organlan ve parti üyelerini mutlak olarak baglamast. Stalin'in keyfi kitlesel tasfiyeleri sahnelenmi~ kongreler ve itirazs1z sec;imler kar~Ismda bu kurallardaki demokratik unsur bir i~e yaramadt. Gorbac;ov, yalmzca Stalin döneminde degil, 1980'lere kadar, SBKP'de demokratik merkeziyetc;iligin, "parti aparatmm bütün düzeylerde

oynad1!?;1 rolü son derece büyüten" ve "iktidann kötüye kullamlmasma ve ahläki yozla~maya" yol ac;an "bürokratik merkeziyetc;ilikle büyük ölc;üde yer degi~tirdi!?;i"ni gördü (Gorbac;ov 1988, s:74-75). Temmuz 1990'daki SBKP Yirmi Sekizinci Kongresi öncesindeki tarn~malarda 1920'den bu yana ilk kez parti basmmda kar~It platformlar yay1mland1. Bunlardan biri olan Demokratik Platform demokratik merkeziyetc;ilige, kararlann ele~tirilmesinin ve yaratlCI fikirler üreten azmhklann önündeki bir engel olarak kar~1 c;Ikti. Fraksiyon özgürlügünün yeniden saglanmasmi ve SSCB'nin federal devlet yaplSlyla uyumlu federal bir parti yap1s1 talep etti. Tarn özerklik ve Litvanya eski Komünist Partisi'nin c;ogunlugunun savundugu gibi. SBKP'den aynlma talepleri, Sovyet Birlik Cumhuriyetleri komünist partilerinde artan ölc;üde dile getirilmektedir. SBKP Yirmi Sekizinci Kongresi parti tüzü!?;ünde degi~iklikler yaptl. Gorbac;ov'un önerisiyle, "demokratik merkeziyetc;ilik" teriminin "c;ogunlugun aldi!?;I karann herkesi baglamas1" ilkesiyle birlikte tüzükte kalmasma karar verildi. Ama yeni tüzük ~u eki yapt1: "Azmhk, konumunu parti toplanttlannda, konferanslannda, kongrelerinde, yürütme ve kontrol organlan toplannlannda, parti kitlesel medyasmda savunmak ve paratel raporlar haz1rlamak hakkma sahiptir." Fraksiyon olu~turmaya gene izin vermeyen tüzük ~imdi "komünistlerin tartl~ma sürecinde platformlar c;evresinde birle~me hakki"m tammaktadir. Federal bir parti yap1s1 kabul edilmemekle birlikte, birlik cumhuriyetleri komünist partileri, "SBKP"nin temel programatik ve tüzüksel ilkeleri temelinde c;ah~an "ba!?;Imstz" partiler olarak tammlamaktadu. Kongre'nin "lnsanc!l Demokratik Bir Sosyalizme Dogru" ba~hkh politik bildirgesinde, "SBKP, demokratik merkeziyetc;ili!?;in idari komuta ve kau merkeziyetc;ilik ko~ullannda ald1!?;1 bic;imi kesinlikle reddeder" denmektedir. Kongre'de olu~an bask1 sonucunda, ta5lakta yer alan "demokratik merkeziyetc;ilik ilkesinin yenilenmesi" gerekti!?;i fikri bir kenara birakildt. Kendisini "dünya c;apmdaki tek bir komünist parti" gibi gören Üc;üncü (Komünist) Enternasyonal (1919-1943), demokratik merkeziyetc;ili!?;i özellikle sert bir bic;imde uyguluyordu, 1920'deki lkinci Kongresi'nin saptad1!?;1 21 ka129


dem

bul ko~ulunun birisi "demir disiplin"di (Degras 1971, c.l, s.164, 171). Komünist Enternasyonal'in 1943'de dagllmasmdan sonra, komünist partiler demokratik merkeziyet~ilige uluslararast bir düzeyde bagh kalmaktan ~tknlar. Ne var ki, bunun her partideki uygulam~t, iktidan elinde tutan partiler ile ötekiler arasmda dogal olarak önemli farkhhklar göstermekle birlikte, Sovyetler Birligi"nin Stalinist modeli tarafmdan etkilendi. Ancak 1956'da Khru~~ov'un SBKP Yirminei Kongresi'nde, Stalin'i ele~tirmesinin etkisiyle artan saytda komünist partisi, "merkeziyet~ilige a~m bir vurgu ve demokrasiye yetersiz bir yakla~tm - bu eiddi bir hatadtr" (Komünist Parti (Büyük Britanya) 1957, s.36), saptamastyla teorik ve pratik olarak demokratik merkeziyet~iligin bu bi~imini gözden ge~irmeye ba~ladt. Gramsei demokratik merkeziyet~iligin sundugu "elastik formül"den söz etmi~ti (Gramsci, Hapishane Defterlerinden Se~meler, 1971, s.189). Pratikte demokrasi ile merkeziyet~iligin bir tür bile~imi Leninist gelenekle bagh olmayan ~ok ~e~itli kurumlarda da öngörülmü~tür. Parti disiplininin sert ya da yumu~ak bi~imlerinin istenirligi ya da uygunlugu gerek komünist, gerekse komünist olmayan örgütlerde tartt~ma yaratmt~­ tu. Robert Michels Birinei Dünya Sava~l öncesinde, modern demokratik partilerdeki "merkeziyet~ilige kar~1 adem-i merkeziyet~ilik sorunu üzerine mücadeleler büyük bilirnsel önem ta~t­ maktadu" (Michels 1959, s.199) diye yazmt~tl. Özellikle inceledigi sosyal demokrat partilerde "~m gü~lü merkezci ve oligar~ik egilimler" saptamt~tl (s.43). Stalinist Rusya gibi, demokratik se~imlere nominal baghhgm yerine pratikte Marx'm kesin olarak reddettigi (Fransa'da 1~ Sav~, bl. III) "hiyerar~ik atama"nm ge~irildigi tek parti devletlerinde böylesi egilimlerin tepe noktasma ula~malan bir rastlantt degildir. Dogu Avrupa'daki 1989 ba~kaldmlan bir~ok komünist partisinde bu sorunlar üzerine tartt~­ mamn yogunla~masma yol a~n. Admt Solun Demokratik Partisi olarak degi~tiren ltalyan Komünist Partisi'nin yamstra eski Dogu Avrupa komünist partilerinin kalmnlanndan ~tkan partilerin ~ogu da demokratik merkeziyet~ilik teorisini iflas etm~ sayarak reddetti. Ba~ka komünist partiler, tarihsel olarak lekelenenin demokratik merkeziyet~ilik degil, onun demokratik 130

dev bile~iminin

bastmlmast oldugunu öne sürerek terimi korumaktadtr. Franstz Komünist Partisi yönetiminin r;ogunlugu, parti ir;indeki e~i görülmedik bir tepkiye kar~m terimi savunmaktadtr. Demokratik merkeziyet~ilik anlay~ ve pratigi ve terimin kendisi bugün her zamankinden daha ~ok keskin bir tarn~ma konusudur (Bkz. BOLSEVlZM; LENlN; STALlNlZM). MJ!ZD Okuma Metinleri Communist Party (of Great Britain) 1957: The Report of the Commission on Inner Party Democracy (majority and minority reports.) Degras, J. (der.) 1956-65 (1971) : The Communist International1919-1943: Documents. Gorbachev, M. 1988: Report to the Nineteenth All Union Conference of the CPSU. Hunt, R. N. 1974: The Political 'Ideas of Mar.x and Engels, eilt. 1, bölüm 8. Johnstone, M. 1980: Uno strumento politico di tipo nuovo il partito leninista d'avanguardia. E. J. Hobsbawn ve d., (der.) Storia del Mar.xismo, IIJ/l ir;inde. Komintern und Revolutionäre Partei: Auswahl von Dokumenten und Materialien 1919-1943, 1986. Liebman, M. 1973 (1975): Leninism under Lenin. McNeal, Robert H. (der.) 1974: Resolutionsand Decisions of the Communist Party of the Soviet Union . Martov, Y. 0. ve Dan, F.l. 1926: Die Geschichte der russischen Sozialdemokratie. Waller, Michael 1981: Democratic Centralism: An Historical Commentary.

Deutscher, lsaac (d. 3 Nisan 1907 Chrzan6w-Cracow; ö. 19 Agustos 1967, Roma) Dini bütün bir Musevi ailenin r;ocugu olarak dünyaya geldi; bir Talmud bilgini olmast beklenirken, gen~liginde dinsel inanr;lanm bir yana btrakarak, 1927 ytlmda Var~ova'da yasadt~l Polonya Komünist Partisi'ne kanldt. 0 strada ge~erli olan ve i~~i stmft i~in fa~izmin sosyal demokrasiden daha büyük bir tehlike olmadtgmt savunan r;izgiye muhalefet ettigi i~in 1932 yllmda Parti'den anldt. Deutscher, Stalinizme kar~l Tro~kist muhalefetle ili~ki kurmu~ ve Polonya Sosyalist Partisi'ne üye olmu~tur. 1938'de IV:

Enternasyonal'in (Tror;kist) toplanmasma, etkin olabilmesi ir;in gerekli ko~ullann varolmadtgt gerekr;esiyle kar~t pkmt~, 1939'da Var~ova'dan aynlarak Londra'ya gitmi~ ve 1940'tan 1942'ye kadar Polonya ordusunda hizmet etm~tir. Daha sonra The Economist ve The Observer'daki gazeteeiligi ile kitap ve makale yazma ~ini birlikte yürütmü~ ve zaman zarnan konferanslar vermi~ ve radyo-televizyon konu~malan yapmt~tlr. 1966-1967 döneminde Cambridge Üniversitesi'nde Trevelyan Konferanslan'm ger~ekle~tir­ mi~ ve bunlar 1967 ytlmda Bitmemi~ Devrim: Rusya 1917-1967 (The Unfinished Revolution: Russia 1917-1967) adtyla yaytmlanmt~tlr. Deutscher'in ba~hca eserleri Stalin'in "sosyal biyografisi" ile Tror;ki üzerine ür; eiltlik r;ah~ma­ stdtr. Bunlar Marksist biyografi türünün belli ba~h örnekleri olmanm yamsua, edebi nitelikleri a~lSlndan da degerlidirler. Deutscher, gerek bu gerekse diger r;ah~malannda Sovyet devriminin dengeli bir degerlendirmesini ortaya koymu~tur. Stalin'in ve Stalinizmin eiddi ve tutarh bir ele~tirieisi olan Deutscher, aym zamanda Stalin tarafmdan gerr;ekle~tirilen "yukardan devrim"e yönelik su~lamalan, olumlu yanlanm da dikkate alarak ortaya koymu~tur. Deutscher'in yaztlannm ana temalanndan biri, Sovyetler Birligi'nde, 1917 Ekim'inde b~layan "bitmemi~ devrim"in zaman ir;inde vaadini gerr;ekle~­ tirecek bir ~r;i smtfmm dogmakta oldugudur. RMIUK Okuma Metinleri Deutscher, lsaac 1949 (1967): Stalin, .A Political Biography. - 1954: The Prophet Armed: Trotsky 1879-1921. - 1959: The Prophet Unarmed: Trotsky 19211929. - 1963: The Prophet Outcast: Trotsky 19291940. - 1967: The Unfinished Revolution. - 1968: The Non- ]ewish]ew. - 1969: Heretics and Renegades and Other Essays. Horowitz, David 1971: Isaac Deutscher, The Man and His Work. Syre, L. 1984: Isaac Deutscher - Marxist, Publizist, Historiker, Sein Leben und Werk 19071967.

Devlet (lng. State, Fr. Etat, Alm. Staat) Marksist dü~üncede canahct önemi bulunan bir kavramdu; r;ünkü Marksistler devleti, tüm diger kurumlann ötesinde, i~levi smtf egemenligini ve sömürüsünü sürdünnek ve savunmak olan asll kurum olarak görmektedirler. Klasik Marksist görü~, Marx ve Engels'in Komünist Manifesto'daki ünlü formülasyonlannda ifade edilm~tir: "Modern devletin yürütme gücü, bütün burjuvazinin ortak ~lerini idare eden bir kerniteden b~ka bir ~ey degildir." Bu ilk bakt~ta göründügünden daha karm~tk bir cümledir, arna r;ok özet bir ifadedir ve ~m basitle~tirmeye maruz kalmaktadtr: ancak, Marksizmin devlet konusundaki merkezi önermesini ternsil etmektedir. Marx'm kendisi, hir;bir zaman sistematik bir devlet r;özümlemesine giri~memi~tir. Ancak, doktora tezinden sonraki ilk uzun yaztst, yani Hegel'in Hukuk Felsefesi'nin Ele~tirisi (1843), büyük ölr;üde devletle ilgilidir ve bu konu ~ah~­ malarm bir r;ogunda, özellikle de tarihsel yaztlarmda, örnegin Smif Mücadeleleri (1850), 18 Brumaire (1852) ve Fransa'da 1~; Sav~ (1871) önemli bir yer i~gal etmektedir. Engels de, yaztlannm bir~ogunda, qrnegin Anti-Dühring (1878) ve Ailenin, Ozel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nde (1894) devletle uzun uzadtya ilgilenmektedir. Lenin'in en ünlü risalelerinden biri, Bol~evik Devrimi'nin ~afagmda yaztlm~ olan Devlet ve Devrim, Marksist devlet kurammm, kendisi tarafmdan li. Enternasyonal "revizyonizm"ince yozla~tmlmt~ olarak görülen ~eye kar~t yeniden ifadelendirilmesi niyetiyle yaztlmt~tlr; Marksist gelenek ir;inde yer alan ba~kalan da devletle ilgilenmi~lerdir - örnegin "Austro-Marksist" okulun Max Adler ve Otto Bauer gibi üyeleri (Bkz. AVUSTURYA MARKSlZMl) ve en özel olarak da Gramsci. Fakat, ancak 1960'lardan itibaren devlet Marksizm i~inde ba~hca ara~tuma alam haline gelmi~tir. Bu konunun görece savsaklanmt~ olmast, ktsmen 1920'lerin sonlanndan 1950'lerin sonuna kadar Stalinizm'in egemenliginin bir ürünü olarak Marksist dü~ünce­ nin genel yoksulla~masma ve aynca, devlete türevsel ve "üstyaptsal" bir rol atfeden ve devleti, egemen ekonomik stmflann basit bir hizmetkän olarak görmekte hi~bir sorun bulmayan a~m bir "ekonomist" önyargtya (Bkz. EKONOMlZM) baglanabilir. Devlet üzerine yakm dö131


dev nemlerdeki t;ah~malann t;ogu ise, aksine, devletin "göreli özerkligi"ni ve devletin toplumla ili~­ kisine dahil olan karma~tkhklan ara~nrma ve at;tklamayla ilgilenmektedir. Hege!, Hukuk Felsefesi'nde devleti toplumun genel t;tkannm cisimle~tigi, özel t;tkarlann üzerinde bir konumda bulunan ve bundan ötürü de SIVIL TOPLUM ve devlet arasmdaki bölünmenin ve bireyin kendi it;inde özel ki~i ve yurtta~ olarak part;alam~mm üstesinden gelme yetenegine sahip bir varhk olarak sunmaktadtr. Marx, bu savlan Ele?tiri'sinde, devletin, gert;ek ya~am­ da genel t;tkarm yanmda olmaytp mülkiyetin t;lkarlanm savundugunu esas alarak reddetmektedir. Elqtiri'de Marx, devletin genel t;tkan savunmaktaki bu yeteneksizliginin esas olarak siyasal bir tedavisini yani demokrasinin gert;ekle~tirilmesi fikrini geli~tirmektedir. Ancak Marx, t;ok get;meden, demokrasiden daha fazlasmm gerektigi ve "siyasal özgürle~me"nin tek ba~ma "insani özgürle~me"yi saglayamayacagt görü~üne kaymt~tlr. Bu, toplumun, temel özelligi özel mülkiyetin ortadan kaldmlmast olan, t;ok daha derinlikli bir yeniden örgütleni~ini gerektirmektedir. Devletin, üretim arat;lannm mülkiyetini ve denetimini elinde tutmast sayesinde böylece bir yönetici smtfm aract olarak düzenlenmi~ olduguna ili~kin bu görü~, Marx ve Engels it;in her zaman esas olarak kalmt~tu. Engels, yazdtgt son kitapta, devlet, "kural olarak, en güt;lü, ekonomik baktmdan egemen smtfm devletidir ki bu smtf, devlet arae1hgtyla, aym zamanda siyasal olarak da egemen smtf olmakta ve böylelikle de baskt altmdaki smtfm denetimini elinden kat;umamanm ve bu smth sömürmenin yeni arat;lanm elde etmektedir" demi~tir (Ailenin, Ozel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, bl. 9). Ancak bu, devletin, ekonomik baktmdan egemen olan stmf veya smtflardan ayn bir kurum olarak, neden ve nasll bu rolü oynadtgt sorusunu yamtslZ btrakmaktadtr ve bu soru, özellikle devlet ile ekonomik güt;ler arasmdaki mesafenin genellikle oldukt;a belirgin oldugu kapitalist toplum it;in an\amhdu. Bu sorunun cevaplandmlmasma yönelik olarak, son ylllarda iki farkh yakl~tm kullamlmt~­ tlr. Bunlardan ilki birkat; ideolojik ve siyasal etkene yaslanmaktadu: Örnegin, ekonomik bakimdan egemen olan smtf!ann devlette ve top132

dev lum it;inde uygulama yetenegine sahip olduklan baskllar ve bu smtflarla· devlet iktidanm ellerinde tutanlar arasmdaki ideolojik yakmhk. lkinci yakla~tm, devletin kapitalist toplum it;inde täbi bulundugu "yaptsal smuhhklar"t ve devlet yönetiminden sorumlu olanlann ideolojik ve siyasal yönelimlerinden bagtmslZ olarak, devlet politikalarmm sermaye birikimini ve sermayenin yeniden üretimini saglamak zorunda oldugu gert;egini vurgulamaktadu. llk yakla~tmda devlet kapitalistlerin devletidir; ikincisinde ise sermayenin. Ancak, bu iki yakla~tm birbirini dt~lamamakta, tamamlamaktadu. _ Yakla~tmlar arasmdaki farklar ne olursa olsun, ikisi de devletin kendi dt~mdaki güt; ve basktlara täbi oldugu ve bunlar tarafmdan smtrlandtgt bit;iminde ortak bir görü~e sahiptir: devlet, bu hakt~ at;llanna göre, aslmda, dinamigi ve güdüleri devlet dt~mdan saglanan bir ajan veya bir arat;nr. Bu, Marx ve Engels tarafmdan kavrandtgt bit;imiyle Marksist devlet görü~ünün t;ok büyük bir bölümünü at;tklama dt~mda buakmaktadtr. Cünkü Marx ve Engels devlete önemli ölt;üde bir özerklik derecesi atfetmi~lerdir. Bu, özellikle Marx ve Engels'in özel bir dikkat sarfettikleri bir olguda, yani Fransa'da, Louis-Napoleon Bonaparte'm 1852'deki hükümet darbesi'nden sonra ortaya t;tkan Bonapartist rejim (Bkz. BONAPARTlZM) gibi diktatörlük rejimleri söz konusu oldugunda at;tkhk kazanmaktadtr. Marx, 18 Brumaire'de, hükümet darbesinin bir sonucu olarak Fransa'nm "bir stmfm despotizminden, ancak bir bireyin despotizmi, gert;ekte otoritesi olmayan bir bireyin otoritesi altma girerek kurtulmu~" gibi göründügünü söylemi~tir. "Mücadele", diye devam etmi~tir, "tüm smtf!ann, tüfek dipt;ikleri önünde e~it ölt;üde uysal ve e~it ölt;üde güt;süz ·hir bit;imde diz üstü t;ökmeleri bit;iminde bir uzla~maya eri~mi~ gibidir" (ayr. 7). Aynca Marx, yakla~tk yirmi yll sonra Fransa'da I~ Savafta Bonapartizm'in, "ulusu yönetme aracm1 burjuvazinin yitirmi~, i~t;i stmfmm ise henüz kazanmamt~ bulundugu bir zamandaki tek mümkün hükümet bit;imiydi," (ayr.3) dem~tir. Engels de, Ailenin, Ozel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nde, "istisnai olarak", "birbirleriyle sava~ halinde bulunan stmflann birbirlerini, devlet iktidanna, görünü~teki aract olarak, o an it;in, her ikisinden de belirli bir ölt;üde bagtmslZ hale gelme olanagm1 saglayacak l:lit;imde yakmdan den-

geledigi dönemler ortaya t;tkar," diye yazmt~tlr (bl.9). 17. ve 18. yüzytlm mutlak monar~ileri ve I. Napoleon ile III. Napoleon'un rejimleri, Almanya'daki Bismarck yönetimi gibi, bu dönemlerin örnekleridir: "burada", diyor Engels, "kapitalistler ve ~t;iler birbirleriyle denge i~inde bulunmakta ve yoksull~mt~ Prusyah hJrSlZ junkerlerin yarim ugruna e~it öküde dolandmlmaktadtrlar." (bl.9) Bu formülasyonlar, sadece devletin bir "göreli özerklik"ten yararlandtgmt belirtmeye degil, ayrtca devletin kendisini tümüyle toplumdan bagtmsiZla~tudtgmt ve toplum üzerinde, devleti denetimleri altmda tutanlann uygun oldugunu dü~ündükleri bit;imde ve devletin dt~mda yer alan toplum it;indeki hit;bir güce ba~vurmakst­ zm hüküm sürdügü iddiasma da t;ok yakla~­ maktadtr. Konuyla ilgili bir ilk örnek ise, Marx ve Engels'in 18SO'Ier ile 1860'larda epeyce dikkat sarfetmi~ olduklan "Dogu Despotizmi" (Bkz. ASYA TOPLUMU) örnegidir, ancak bu daha genel bir bit;imde uygulanmaktadn. Ashnda, "Marksist devlet kuramt" devleti, kendi dt~mda­ ki güt;lere täbi bir ajan veya arat; haline dönü~­ türmekten uzakla~mt~ olarak, daha t;ok kendine özgü t;Ikarlan ve amat;lan bulunan ayn bir kurum olarak görmektedir. Aynca Marx, 18 Brumaire'de, Bonapartist devletin yürütme gücünden, bir "muazzam bürokratik ve askeri örgütlenme, kurnazca ve kapsamh bir bit;imde kurulmu~ bir devlet makinesi ve yanm milyonu bulan bir orduya eklenmi~ yanm milyonluk bir memurlar ordusu," diye söz etmekte ve sonra da bu gücü, "Franstz toplumunun bütününü zar gibi saran ve bu toplumun tüm gözeneklerini nkayan ürkütücü bir asalak gövde" (ayr.7) olarak tammlamaktadu. Böyle bir "devlet makinesi"nin kendine özgü t;tkar ve amat;lannm oldugunu kabul etmek gerekmektedir. Ancak bu, devletin egemen smtf ya da smtflarm amat; ve t;tkarlanna hizmet etmekle ilgili olarak kavranmastyla t;eli~memektedir: burada söz konusu olan, sonut;ta, devleti denetimleri altmda tutanlarla ekonomik faaliyetin ara~lan­ na sahip bulunan ve bu arat;lan denetimlerinde bulunduranlar arasmdaki ortakhk'ttr. Bu, bugünkü ileri kapitalizmin betimlenmesinde "resmi" Komünist yazarlarca kullamlan TEKELCl DEVLET KAPlTALlZMI kavrammm altmda yatngtm kabul etmenin zorunlu oldugu bir kav-

ramdtr. Bu betimleme, siyasal ve ekonomik alanlann it;it;e get;mesi'ni ifade ettigi ölt;üde ele~tiriye dayamkstzdu, t;ünkü gert;ek durum, siyasal ve ekonomik alanlann ayn kimliklerini koruduklan ve devletin önemli ölt;üde bagnnstz olarak, esasen ekonomik baktmdan egemen stmflarm yararlandtklan toplurnsal düzeni sürdürmek ve korumak i~in eylemde bulunabildigi bir ortakhk durumudur. Bu bagtmsiZhk, Komünist Manifesto'daki ba~ta almttlanmt~ olan ve devleti bu tür bir täbi konuma oturtuyormu~ gibi görünen formülasyonda da örtük olarak vardtr. Cünkü Marx ve Engels burada "bütün burjuvazinin ortak i~leri"nden söz etmektedirler: bu, belirgin bir bic;imde burjuvazinin farkh ve özel ögelerden olu~mu~ bulundugunu; ortak olanlann yanmda birt;ok ayn ve özgül t;tkarlara da sahip bulundugunu ve bu s1mfm ortak i~leri­ ni devletin yönetmesi gerektigini imä etmektedir. Devlet bunun gereklerini önemli ölc;üde bagtrnslZ olmaksiZm yapamaz. Devletin ekonomik baktmdan egemen olan smtfla ortakhgmda yer alan ba~hca i~levlerinden biri s1mf t;att~masmt düzenlemek ve toplurnsal düzenin istikranm saglamaknr. Devletin güc;lendirdigi ve korudugu smtf yönetimi "demokratik cumhuriyet"ten diktatörlüge kadar birt;ok farkh bic;imler alabilmektedir; stmf yönetiminin ald1g1 bic;im i~c;i smth baktmmdan büyük önemi hJIIunan bir konudur. Bununla birlikte, özel mülkiyet ve edinim baglammda bu, bit;imi ne olursa olsun, smtf yönetimi olmaya devam etmektedir. I. Dünya Sava~t'ndan önce Lenin, kendisinden önce Marx ve Engels gibi, Birle~ik Devletler ve lngiltere'den, c;:arhk Rusyast'mn aksine, "tarn siyasal özgürlügün varoldugu" ülkeler diye söz edecek ölt;üde farkh rejim bit;imlerini birbirinden aytrdetmi~tir ("Dünya Siyasetinde Yamct Malzemeler" [ 1908, lngilizce Toplu Eserleri XXV, s.186)). Birinci Dünya Sava~t'yla birlikte Lenin, arttk bu tür aynmlan anlamh bulmamaktaydt. Devlet ve Devrim'in Agustos 1917 tarihli önsözünde Lenin, "t;ah~an halkm giderek artan bir bit;imde tüm-erkli kapitalist ~irketlerle it;ic;e gec;en devlet tarafmdan canavarca bastmh~~ artarak canavarlaimaktadtr. lleri ülkder -bunlann ardalamm kastediyoruz- i~t;iler it;in askeri hapishaneler haline gelmektedir". Bu risalenin ic;inde Lenin, sava~la birlikte "hem In133


I.

dev

giltere, hem Amerika, askeri hiziplere ve bürokrasiye sahip bulunmamalan anlammda AngloSakson "özgürlügü"nün en büyük ve son temsilcileri, her ~eyi kendilerine täbi k!lan ve her ~eyi bask1 altma alan bürokratik-askeri kurumlarm bütün Avrupa'yt kaplayan igren", kanh batakhgma bütünüyle gömüldüler" (lngilizce Toplu Eserleri, XXV, s.383, 415-416) diye tsrar ediyordu. Bol~evik Devrimi'nin bir sonucu olarak Marksizm dünyasmda Lenin'in sözlerinin engin otoritesi gözönüne almdtgtnda, "burjuva demokrasisi" ile kapitalist yönetimin diger bic;:imleri (örnegin FASlZM) arasmdaki aynm1 güc;:lü bir bi"imde bulamkl~tumasmm, bu tür aynmlarm sonraki ytllarda Marksistler tarafmdan zararh bir bi"imde gözardt edilmesine pekälä katktda bulunmu~ olabilir. Lenin'in Devlet ve Devrim ile ba~ka yaz!lanndaki ilgisi, burjuva devletinin düzeltilebilecegi yolundaki "revizyonist" anlayt~la sava~makn: bu anlayt~ "yerle bir edilmeliydi". Bu, bizzat Marx'm 18 Brumaire'de i~aret ettigi ("bütün devrimler, bu makineyi yerle bir etmek yerine gü"lendirmi~lerdir") ve Paris Komünü strasmda da tekrarladtgt (aruk Franstz Devrimi'nin bundan sonraki giri~imi, önceden oldugu gibi, bürokratik-askeri makineyi birinin elinden ahp digerine vermek degil, bu makineyi yerle bir etmek olacaknr ki, bu kttadaki her gerc;:ek halk devriminin önko~uludur". -Kugelman'a Mektup, 12 Nisan 1871). Bundan sonra devletin yerini PROLETARYA DlKTATÖRLÜCÜ alacaktu ki, burada Lenin'in deyi~iyle, "belli kurumlar, onlardan esas baktmmdan farkh ba~ka kurumlarla büyük öl"üde yer degi~tireceklerdir... ayncahkh bir azmhga (yüksek memurlar, sürekli ordunun komutanlan) özgü kurumlann yerini "ogunlugun kendisi dogrudan dogruya bütün bu görevleri yerine getirebilir ve devlet iktidannm i~levlerinden ne kadar fazlas1 halk tarafmdan yerine getirilirse bu iktidann varhgma da o kadar az gerek duyulacaktu" (Devlet ve Devrim, lngilizce Toplu Eserleri XXV, s.419-420). Bu sözlerde, klasik Marksizmin konuyla ilgili temel önermeleri inanc;:h bir bi"imde yankilanmaktadu. Anti-Dühring'deki ünlü bir parc;:ada Engels ~öyle demi~ti: "Devletin kendisini tüm toplumun temsilcisi olarak in~a etmesini saglayan ilk eylem-üretim ara"lannm mülkiyetini toplum adma devralmak-; bu, aym zamanda, 134

dev

devletin bir devlet olarak son bagimsiZ eylemidir. Devletin toplurnsal ili~kilere kan~mas1, bir alandan digerine giderek gereksizle~mekte ve sonra da devlet kendisini c;:ürüyüp gitme sürecine sokmaktad1r; ki~ilerin hükümeti yerine ~ey­ lerin yönetimi ve üretim süre"lerinin yönlendirilmesi ge"mektedir. Devlet 'yokedilmemi~'tir. 0, (,:ürüyüp gitmektedir" (s.385. ltalikler metinde). Marx ve Engels'in yaz!larmda devlete ili~­ kin bu ve bir"ok diger gönderme, klasik Marksizmin ·ANARSlZM ile olan yakmhklanm göstermektedir: ikisi arasmdaki temel fark, en azmdan devlet söz konusu oldugunda, klasik Marksizmin devletin devrimin sabahmda ortadan kaldmlabilecegi yolundaki anar~ist anlayt~l yadsJmastdir. Klasik Marksizm ve Leninizm her zaman devletin zora b~vurucu rolünü, neredeyse diger tüm rollerini d1~layarak vurgulamt~tlr: devlet, esas olarak, egemen ve sömürücü bir s1mfm, üzerinde egemenlik kurdugu ve sömürdügü simf veya smillara kar~1 kendi gü" ve ayncahgm1 empoze etmesini ve korumasm1 saglayan kurumdur. Gramsci'nin Marksist dü~ünceye yaptlgt belli ba~h katk!lardan biri, yönetici smtfm egemenligine sadece zora dayamlarak ula~Ilma­ dtgmt, aym zamanda bu egemenligin nza ile de saglandtgt olgusunu ke~fidir. Gramsci, aynca, devletin kültürel ve ideolojik alanlar ile nzanm örgütlenmesinde önemli bir rol oynadtgmt vurgulamt~tlr (Bkz. HEGEMONYA). Hem devletin, hem de toplumdaki bir"ok kurumun i~leyi~inde yer aldtgt bu me~rula~tlrma süreci, son yirmi ytl i"inde Marksistlerin önemli öl"üde dikkatini c;:ekmi~tir. Bu baglantl ic;:inde, son ytllarda baz1 kuramcllann b~hca ilgisini olu~turmu~ bulunan · bir soru, kapitalist-demokratik rejimlerde devletin, kriz ve gerilme dönemlerinde nzay1 saglama göreviyle ne öl"üde ba~a "tkabildigidir. Bir yandan, bu rejimlerde devletin halkm "e~itli beklentilerini kar~Ilamas1 gerekmektedir. Diger yandan da, sermayenin gereklerini ve istemlerini kar~Ilamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüklerin giderek artan bir bi"imde uyu~maz hale gelmesi ile, kapitalist-demokratik rejimlerin "er"evesi i"inde ktsa yoldan c;:özümü bulunmayan bir "me~ruluk krizi"nin ortaya "tkngt ileri sürülmü~tür (Bkz. KAPITALIST TOPLUMDA BUNALIM). Sovyet devletinin kurulu~u. Marksist devlet

kuramma önemli bir kar~1 c;:Ikt~l sergilemekteydi, "ünkü burada üretim ara"lannm kamu mülkiyetine ge"irildigi ve rejimi de Marksizme baghhgmt ilan etmi~ bir toplum vard1. Bu dumm, kurulan devletin dogas1 sorusunu ortaya "tkardl. Ancak, bu soruya ili~kin herhangi bir tartl~­ ma, Stalinizm deneyimi tarafmdan gölgelenmi~ ve beklenebilecegi gibi, Stalinist devlet dü~ün­ cesi devletin fevkaläde ve kahc1 önemini vurgulamt~tl: ""ürüyüp gitmek"ten c;:ok uzak olarak devlet, sosyalizmin in~asmm ana motoru olarak ve aynca sosyalizmin ic;:te ve dt~ta varolan c;:ok saytdaki dü~mamyla ba~a "1kabilmek i"in gü"lendirilmeliydi. Stalin'in sözünü etmi~ oldugu "tepeden devrim"in, yine ona göre, "devletin inisiyatifiyle" ger"ekle~tigi söylenmi~ti. Bu devlet, yine Stalin'in iddiasma göre, i~"ile­ rin, köylülerin ve entelijensiya'nm -bir diger deyi~le bütün Sovyet nüfusunun- pkarlanm ternsil eden blr "yeni tür devlet"ti. 0, bu anlamda, artlk bir yönetici stmfm ayncahklanm "ogunlugun mahrumiyeti pahasma sürdürmeyi ama"layan bir stmf devleti degildi; o, aslmda, Khru~c;:ov zamanmda kullamlm1~ olan bir deyimle, "tüm halkm devleti"ydi. Bu sava, Sovyet rejimini ele~tiren Marksistler tarafmdan kar~1 "lktlmt~tu. Onlann Sovyet rejimi (ve tüm Sovyet tipi rejimlerdeki devlet) hakkmdaki görü~leri Sovyet tipi toplumlann dogasma ili~kin yarg!lanndan büyük öl"üde etkilenmi~tir. Bu toplumlan "stmf toplumlan" olarak gören bu ele~tiriciler aynt zamanda, buralardaki devleti de bir "yeni smtP'm devleti olarak ve bu haliyle de, kavramsal baktmdan, diger smtf toplumlarmdaki devletlerden önemli bir farkhhk ic;:inde olmadtgi bi"iminde degerlendirmi~lerdir. Diger yandan, Sovyet tipi toplumlan kapitalizmden sosyalizme "gec;:i~" evresindeki toplumlar olarak gören ve bir "yeni smtf' kavram1m reddeden ele~tiriciler ise, bu toplumlardaki devletten, iktidar ve ayncahk hus1 i~inde olan "bürokrasi"nin denetiminde bulunan ve sonuc;:ta bir i~"i devrimiyle yerinden edilecek olan "bozuk bi"imli i~c;:i devleti" diye söz etmi~lerdir (Bkz. SINIF; TRO<;:Kl). Bu tarw;ma, reel sosyalist rejimlerin -tartl~an taraflann tez ve öngörülerini hemen tümüyle dt~ta buakan bir sürec;:teytkth~tyla birlikte teorik ve güncel önemini "ok büyük ölc;:üde yitirmi~tir. Ancak yine de i~aret edilmelidir ki; tarn~mada yer alanlar arasmda,

bu toplumlarda devletin elde ettigi kapsamh iktidar konusunda herhangi bir anla~mazhk bulunmamaktadtr. Devletin ashnda parti önderlerinin denetiminde oldugu ger"egi de bunu etkilemi~tir.

Kapitalist toplumlardaki devletle ilgilenen Marksistler de, bir"ok farkh soru ve sorunla kar~1 kar~tyadtrlar: bugün, ileri kapitalist toplumlardaki devletin dogas1 ve rolü tarn olarak nedir? Bu devletin stmf niteligi kendisini nastl ac;:tga vurmaktadtr? Bu devlet, hangi öl"üye kadar täbi konumda bulunan stmflann bir ayg1t1 haline dönü~türülebilir? Gelecekteki bir sosyalist toplumda, bu devletin uygunsuz ölc;:üde iktidar kazanmas1 nastl önlenebilir ya da, Marx'm Gotha Programmm Ele~tirisi'nde ortaya koydugu gibi, bu tür bir (sosyalist) toplumda devlet "topluma üstten zorlanmt~ bir organ halinden tarnarneu topluma täbi bir organ haline" nas!l dönü~­ türülebilir? Devlet hakkmda, bu ve benzeri "özümü bulunmam1~ bir"ok soru, gelecek y!llann Marksist tartl~malannda ba~hca yeri i~gal edecektir. RMILK Okuma Metinleri Beetham, D. (der.) 1984: Marxists in Face ofFascism.

Draper, H. 1977: Kar! Marxs Theory ofRevolution, eilt l State and Bureaucracy.

Evans, P., Rueschmeyer, D. and Skocpol, T., (der.) 1985: Bringing the State Back In. Gramsci, Antonio 1929-35 (1971): Selections from the Prison Notebooks, ed. Quintin Hoare and Geoffray Nowell Smith. Jessop, B. 1982: The Capitalist State: Marxist Theoriesand Methods.

Lenin, V.I. 1917 c (1969): The State and Revolution.

McLennan, G. 1989: Marxism, Pluralism and Beyond.

Miliband, Ralph 1983: Class Power and State Power.

Parkin, E 1979: Marxism and Class Theory: A Bourgeois Critique.

Poulantzas, Nicos 1973: Political Power and Social Classes. Therborn, G. 1978: What Does the Ruling Class Do When it Rules? Tuc;ker, R.C. (der.) 1977: Stalinism. 135


dev Devrim (lng. ve Alm. Revolution, Fr. Revolution) Marx ve Engels tarafmdan ilk kez Alman Ideolojisi'nde anahatlan ortaya konulmu~ olan tarih ~emasmda baskm fikir, her biri bir ÜRETIM TARZI temeline dayanan ~aglann birbirini izlemesidir ve tarn anlam1yla bir devrim, bu tarzlardan birinden sonrakine mah~eri bir swramad1r. Devrimi ortaya ~1karacak olan da, eski kurumlarla özgürlük i~in ~abalayan yeni üretici gü~ler ve biraz daha ki~iselle~mi~ bir bi~imde eski düzen i~indeki üst ve alt s1mflar ve üst s1mf ile ona meydan okuyacak öl~üde geli!;ien yeni bir s1mf arasmdaki ~atl~malann birbirine yakla~mas1d1r ki bu, sosyalist devrim düzeyinde, eski sömürülen s1mf ile yeni egemen s1mf aym oluncaya dek sürer. Sonu~ta, Marx ve Engels, yalmzca modern Avrupa'da ge~mi~, o anki ve sonraki devrimler hakkmda ciddi bi~imde dü~ünmeye zaman bulmu~lard1r. Marx, 1843'te (defterlerinde i~aret edilmi~ oldugu gibi) lngiliz, Frans1z ve Amerikan devrimlerini inceleyerek bir ba~lan­ gw yapml~tlr. Bunlann tümü "burjuva devrimleri"ydi (ama Amerikan devrimi aym zamanda ulusald1), yeni orta s1mfm ihtirash kesimlerince yürütülmü~lerdi ve bunun altmdaki itici gü~le­ rini, yeni kapitalist üretici gü~lerin yaygmla~ma gereksiniminden alm1~lardu. <;::ok ge~meden, Marx ve Engels, Lutherci Reformasyon'u, ve bu reformasyonun ilk ve en cesaretli evresini olu~turan -ve Engels'in üzerine bir kitap yazml!;i oldugu- Almanya'daki 1524-25 Köylü Sava~1'm, eskiyi ugurlamak ve yeniyi kar!;illamak amacma yönelik bu türden tüm giri~im­ lerin en erken olanlan arasmda degerlendirme noktasma gelm~lerdi. Ancak, !;iehirliler ile köylülerin feodal egemenligi y1kmaYl ama~layan bir giri!;iimi olarak bu hareket, ancak k1smen etkili olabilmi;;ti. Bundan ~ok daha olgunla~m1~ ve ba~anh olam ise, lngiltere'deki 1640'larm ayaklanmas1yd1. Bununla birlikte, Marx ve Engels, lngiltere'deki olu~umun, yükselen burjuvazi ile burjuvala~ml~ toprak sahipleri adma ~arp1~acak yeomenler ve kentli yoksul kesimler olmasayd1, bu denli ileri gidemeyecegine inamyorlard1. Bu durum da, bütün bu tür ba!;ikaldm hareketlerinin, dalgamn ka~mllmaz geri ~ekilme noktas1 1688'deki gibi bir anla!;ima olmayacaksa,burjuvazinin kendine özgü ~1karlannm ~ok ötesindeki bir noktaya dogru uzatllmas1 gerektigini orta136

dev ya koymaktad1r ki, Marx ve Engels,bu gerekliligin genel bir kural oldugunu sonradan kabul etmi!;ilerdir (Engels, Otopik ve Bilimsel Sosyalizm'in lngilizce yay1mlam!;1ma giri!;i).Bir diger genel özellik de,öne ~1kmaxa ba!;ilayan, kitlelerden destek alma gücüne sahip yeni mülk sahibi s1mfm kendisini,eski düzene kar~l tüm Halk'm temsilcisi gibi gösterebilmesi ve hatta,o an i~in kendisini böyle alg1lamas1dlr. Bu özellik, en belirgin olarak 1789-1794 büyük burjuva devriminde görülmü!;itür. Bu tarihlerde, en devrimci partiJakobenler, k1smen kendiliginden, k1smen de kendilerinin kl!;iklrtmaSlyla harekete ge~en Paris kitlelerinin destegiyle a!;iama a!;iama Herlerne kaydetmi!;ilerdir. 1815 sonras1 ku~agm Frans1z liberallerinden bazllan tarafmdan, Frans1z devrimi önce s1mf terimleriyle yorumlanml!;i, iktidann aristokrasiden burjuvaziye ge~mesi !;leklinde degerlendirilmi!;itir. Marx ve Engels, geli~tirdikleri tarih kuramma ~ok uygun olan bu görü!;iü benimsediler. l848'de yay1mlanan Komünist Manifesto'da yer alan k1sa bir pasajda, özel ko!;iullanndan dolay1 "Almanya'daki burjuva devriminin hemen ardmdan proleter devriminin gelecegi" öngörüsünde bulunurlar. 1848-49'da,Almanya'daki radikal hareket i~inde solda yer alan Marx ve Engels,bir burjuva devrimini i~eriden görme hrsatma sahip olmu!;ilar ve sonu~ta yenilgiye varan i~leri karmakan!;ilk eden duraksama ve zaYlfllk manzaras1 kar~1smda usan~ i~ine dü~mü!;ilerdi;sonradan

Almanya'daki bu olup bitenler hakkmda bolca dü~ünüp yazacaklard1.Yakm dönem iktisat tarihi hakkmdaki incelemesi sonucunda,Marx Avrupa'daki kan!;ilkhgm 1847 ticaret bunahmmdan ve bu bunahmm dalgaland1rd1gl kitle ho!;lnutsuzlugundan kaynakland1gma ve ikinci bir burrahm dalgasmm kitleleri eyleme itmesine kadar bir daha hi~bir ayaklanma !;iansmm olmadlgma inanml!;itl. Ger~ekte, Orta ve Dogu Avrupa burjuvazisi ile onlann gerisinde bulunan i!;i~ile­ rin bu burjuvaziyle kar~1 kar~1ya gelen yönetimlerden daha sinirli olanlan, 1905'te Rusya'daki yan gönüllü olan hareket hari~, bir daha böyle bir deneme riskine girmemi~lerdir. Rusya'daki hareket, siyasal iktidan olmasa bile, burjuvaziye eski ~er~eve i~inde bir konum saglam1~ ve bu Slmh engellenmemi!;i bir smai büyümeyi yürütebilecek yeterlilige kavu~turmu~tu ki, zaten, bu

sm1f a~lSlndan bütün önemli olan ~ey de buydu. Engels ("Tarihte Zorun Rolü"nde) bunu, Almanya'yla ili~kili olarak ve Bismarck'm birligi kurma hareketini "devrimci" diye alarak Marksist ~emaya uyarlamaya ~ah~ml~tl- bu, onun ve Marx'm devrim terimini ne denli esnek bir bi~imde kulland1klanna bir örnektir; digeri, lngiliz bask1smm Hint köy yap1sm1 bozmasma Marx'm, "Asya tarihindeki" ilk "toplumsal devrim" demesidir ("The British Rule in lndia", 10 Haziran 1853). Ge~tigimiz yüzyllm ikinci yansmdaki Marksist incelemelerde gözahCl bir bi~imde geli~tirilmi!;i olmasma kar~m. "burjuva devrimi" kavram1 hakkmda saYlslZ sorun ortaya ~lkiDl!;itlr. lngiliz örneginde, sm1flar ve s1mflann temsil ettigi ekonomik sistemler arasmdaki bir ihtiläh kar~1 ~1kllamayacak bir bi~imde kamtlamak hälä mümkün degildir. Marksist veya ona yakm bir yakla!;ilmm daha yaygm olarak kabul edildigi 1789 FranSlZ devrimi bile büyük öl~ü­ de tartl~mah olmaya devam etmektedir. Yine de, Marx'm varsay1m1, her ~eyden ~ok kanunun tümüne yönelik ara~tlrmaYl güdüleyici bir etki yapml~tlr.

Bir diger devrim türü, komünist devrim, bir~oklannm zihninde varolagelmi!;itir, ancak

Marx'm her zarnarr üzerinde durmu~ oldugu gibi, bu devrimin maddi ko!;iullan ortaya ~lkma­ dan pratik bir anlam ta~1mas1 mümkün degildi. Yani, komünizm ancak yeni bir i!;i~i s1mhm, alternatif bir mülkiyet bi~imi degil de, tüm mülkiyetten kurtulmaYl temsil etmesi nedeniyle bütün s1mf bölünü~lerini silip süpürebilecek güce sahip bir s1mh ilk kez vareden kapitalizmden sonra gelebilirdi. Bu yeni i~~i s1mfmm iktidara geli!;ii, toplumsal oldugu kadar ahläki bir dönü~üm olacakt1r, ~ünkü bu iktidar ge~mi~i temizleyecek, insanhgm Augias ahmm pisliklerinden armd1racak ve insanhga taze bir ba!;ilangw yapma olanag1 verecektir (Alman Ideolojisi, ks.l, ayr.2c). Marx ve Engels'in hi~bir zarnarr terketmedikleri, erken olu~mu!;i bir diger inam~ da, büyük degi~imin orada burada garip yerlerde ortaya ~1kamayacag1, ama birlikte hareket eden sanayi uluslannm belirleyici bir miktarmm eylemi sonucu olmasmm zorunlulugudur (a.g.e ., ks.l, ayr.1a). Marx, Paris i~~ilerinin Haziran 1848'deki isyanlannm yenilgiye ugramasmdan, bunun, Yahudilerin ~ölde dola!;imalan kadar uzun süreli

bir mücadelenin sadece ba~lang1c1 oldugu sonucunu ~1karm1~tl (Smif Mücadeleleri, ayr.3)- bu, sonradan Stalin'le birlikte begenilen bir imge olmu~tur. Sonraki y1llarda Marx ve Engels, 1848'de gen~ligin tezcanhhgmm etkisinde kaldlklanm ve kapitalizmin kna boyunca ilerleyi~i­ nin sadece ilk a~amasmdayken y1k1lacagml umduklanm itiraf etmi~lerdir. lktidar, birka~ heyecanlmm, arkasmda bütün bir sm1fm enerjisini bulmayan militan bir öncünün sürpriz saldmslyla ele ge~irilemezdi (Engels, S1mf Mücadeleleri'nin 1895'teki yaYlmlam!;ima giri~). Bu dogru kabul edilmi~ ilkenin muhtemel bir istisnasm1 Engels Rusya'da görmü~tür. 1875'te belki de sava~m hlZland1rdlg1 bir Rus devriminin yakmda patlak verecegini dü~ünüyordu ("Rusya'daki Toplumsal Ko~ullar"); 1885'te bir Rus muhabirine, Rusya'da toplumu tepetaklak edecek bir komplocu gruba ili~kin Blanquist fantezinin belli bir anlammm olabilecegini, ~ünkü ~arhgm tüm yaplSlnm kararh bir hareket tarafmdan Yikllabilecek öl~üde istikrarslZ oldugunu söylemi~ti (Vera Zasulich'e mektup, 23 Nisan). Bir ba~ka yerde i~ler daha yava~ yürüyebilirdi, ama ~ogu durumda i~lerin doruk noktaSl fizik gü~ i~in bir deneme olacakt1. Marx, birka~ ülkenin, özellikle de eskiy~ uzanan siyasal gelenegiyle lngiltere'nin sonu~ta ortaya ~1kacak olan ate!;iten gömlegi giymek zorunda kalmaya.caklanm kabul etmeyi istiyordu. Ancak, <;::artizmin yenilgisinden sonra siyasal niteliklerinden annm1~ bir sendikaClhga dogru geriye ~ekilen i~~i s1mh ile ve hi~bir sosyalist "misyon"un panldamadlgllngiltere'deki geli~meler dü~ kmkhßl yaratml!;itl. Fransa'da siyasal ruh daha canhydl, ama 1848'den hemen sonra Marx, esas olarak tanmsal nitelikli bir ülkede s1mrh i~~i smlfmm köylülügün yard1m1 olmakslZm iktidara gelemeyecegini anlam1~tl ki, köylülügün giderek artan yoksulla~mas1 nedeniyle bu yard1m1 saglayacagma güveniyordu (18 Brumaire, ayr.7). Rusya'da bu, ~ok daha ka~m1lmaz olacakn. 1870'ten sonra Almanya'nm hlZla sanayile~­ mesi, bu ülkede i~~ilerin önderligi alabilecegi samsm1 ortaya ~1kard1. <;::ok ge~meden, gü~lü bir sosyalist hareket, Reichstag'ta giderek artan temsilcileriyle, olu;;maya ba~lam1~tl bile. En ~ok da Engels bu hareketin bir se~men gücü olarak büyümesinin etkisi altma girmi~ti, ~ünkü o, aym zamanda, yeni silahlann tüm hükümetleri fi137


dev ziksel gü.. bak1mmdan kuvvetlendirdii!;inin bilincinde olan bir askeri konular uzmamyd1. 3 Kas1m 1892'de Lafargue'a, sokak sava~lan ile barikatlann ge .. mi~e maloldugunu; orduyla giri~ilecek bir .. arp~madan sosyalistlerin en kötü bir durumda ..1kacaklannm belli oldugunu yaZiyor ve bu gü ..lüi!;ün henüz a..1k bir ..özümünü göremedii!;ini itiraf ediyordu. Ancak bu durum, harekete kitleleri de katarak mümkün oldugunca yaygmla~tmlmasm1 ve Almanya'da Dogu Prusya gibi ordunun komutan yeti~tirme merkezierirre dek ta~mmasm1 her ~eyden ..ok gerekli k1hyordu. Engels, Marx'm Smif Mücadeleleri adh yapltlnm 1895'teki Almanya yayimlam~ni.a yazd1i!;1 önsözde bu uyanlann alnm ..iziyordu. Engels, buna ragmen, yaYlmcJlann sansür korkusuyla metnini kesip bi.. melerine k1zrnl~tl; yaYimlanan metin, sonradan Kautsky'ye yazd1g1 bir mektubunda (l Nisan 1895) yakmd1i!;1 gibi, onu "yasalhgm ban~ ..l hürmetkän" olarak tamnyordu. Bu da, ölümünden ü .. Yil sonra, 18...,8'de, Bernstein "Revizyonist" tarn~maya yol a.. an fikirlerini (Bkz. REVlZYONlZM) ortaya attli!;mda ger.. ekle~mi~ti. Bu tartl~manm karma~Jkhi!;l i..inde Bemstein'm kendi temel inan~! olarak gördügü ~ey, kapitalizmin iddia edilen yakm gelecekteki ka .. mllmaz .. ökü~ü sadece umutlu bir dü~ün­ ceydi, ancak genel olarak anla~lldigl üzere, bu iddia, devrimin eski anlamiyla pratik bir olanak olup olmadli!;l veya arnk tümüyle anayasal yöntemlere dayanmanm gerekip gerekmedii!;ine ili~kindi.

Rusya'da, 1905'ten önce hi..bir anayasal hak bulunmuyordu ve sonra da bu tür haklar pek olmaml~tl. Lenin, bütün gücünü devrimi haznlama ve sonra da yürütme gücüne sahip bir partinin olu~turulmasma vermi~ti; eskilere benzemeyen önceden planlanm1~ bir devrim fikrini en u .. noktasma dek götürüyordu. Partisi ..ok kü ..üktü ve esas olarak kendilii!;inden geli~mi~ olan 1905 ayaklanmasmda herhangi bir güce sahip olacak kadar deneyimli degildi ki, 1905 ayaklanmas1 da, en iyi olas1hkla geni~ bir tanm reformu ile birlikte yürüyen burjuva-demokratik s1mrlann ötesine ge..emezdi. Ancak, bu hareketin ba~arlSlzhi!;l, npk1 1848-49'da Almanya'da oldugu gibi, gü ..süz Rus burjuvazisinin karars1zhgm1 ortaya koYIUU~tu. DolaYisiyla da, burjuva devriminin burjuva i..in veya hatta bur138

dev juvaziye ragmen, i~ ..i s1mh ve partisinin önderlii!;indeki kitleler tarafmdan ger.. ekle~tirilmesi gibi bir paradoks ortaya ..1kt1. Bu dü~ünü~ün bir sonraki adlrnl da, Marx ve Engels'in 18481850'de kulland1klan daha genel bir kavram olan "sürekli devrim"e yönelmek oldu. Bu kavram, Rus sosyalistleri arasmda yogun tartl~ma­ lara konu oldu ve özellikle Tro .. ki tarafmdan benirnsenip savunuldu. Avrupa, yöneticilerinin komutas1yla 1914'te silaha sanld1i!;mda Lenin, Enternasyonal'in sava~m devrim demek oldugunu öngörme aptalhi!;l i..inde bulundugu su ..lamasma kar~1 koYIUaya .. ah~1yordu. Enternasyonal hi ..bir zaman böyle bir güvence vermemi~ti diye yaz1yordu: her devrimci durum bir devrime yol a..maz ki, devrim de kendiliginden olu~maz ("lkinci Enternasyonal'in <;::ökü~ü.". lngilizce Toplu Eserleri XXI, s.213-2l4). Devrim, ancak kitlelerin ayaklanmaya haZir olmalan ve buna ek olarak da üst s1mflann eski düzen altmda i~leri yürütme gücünden yoksun olmalan halinde ortaya ..1kar; bunlar, s1mflann ve partilerin iradelerinden bai!;lrnSlZ nesnel ko~ullardn. Mart 1916'da, sava~ dönemindeki bir diger polemikte Lenin, sosyalist devrimin tek bir hamle olarak dü~ünüleme­ yecegini bildirmi~tir: sosyalist devrim tüm cephelerde yogunla~an bir mücadeleler dizisi olacaknr. (lngilizce Toplu Eserleri, XXII, s.143). Lenin, Rusya'da sosyalizmin henüz iktidara gelemeyecek denli gü ..süz oldugunu öne sürdükten k1sa bir süre sonra, 1917 ba~lannda ..arm devrilmesinin ardmdan sürgünden döndüi!;ü Slrada, sava~m her ~eyi dei!;i~tirdii!;i fikrini ortaya attl; burjuva ge..ici hükümetinin taVIrlanm degerlendirerek, bir an önce bu yönetimin yikllabilecegini ve yikllmasl gerektigini savundu. Tro.. ki, tarihinde (1932-3, ek 2) hi ..bir devrimin o devrimi yapanlann niyetleriyle örtü~me­ sinin mümkün olmadli!;lm, ama Ekim Devrimi'nde bu örtü~menin öncekilerden ..ok daha tarn olarak ger.. ekle~tii!;ini yazm1~t1. Tro.. ki ve Lenin, Ekim Devrimi'nin Avrupa'ya yay1lan bir ayaklanma i.. in bir i~aret olacagma inamyorlardJ; Marx ve Engels gibi onlara göre de sonucun belirlenecegi yer uluslararasl alandl. Ancak dogu ve batl birbirinden ..ok uzakn ve ba~ka yerlerdeki sosyalistler, kavga ortasmda terkedilmi~­ lik duygusu i..inde bJrakllrnl~ olan Bol~eviklerin izinden gitme konusunda pek istekli degillerdi.

<;::ok ge.. meden, Ekim Devrimi'nin ger..ek bir sosyalist devrim olup olmadli!;l tarn~masma ili~­ kin olarak, bir yanda Lenin'in, dii!;er yanda ise Kautsky'nin yer aldii!;l ihtiläf patlak verdi. Lenin, kendisini ele~tirenleri, Marksizmi terkedip reformcu olmakla su ..ladJ. Kautsky de Bol~evik­ leri, Marx'm her devrim-sonras1 ge .. i~ i..in bir zorunluluk olarak gördügü PROLETARYA DlKTATORLÜCÜ taklidi altmda terörle iktidarda kalmakla itham etti. Marx ve Engels'in terörizm hakkmdaki görü~leri, proletarya diktatörlügünden ayn olarak, Engels'in Marx'a yazd1g1 4 Eylül 1870 tarihli mektupta, 1793 Terörü'nün insanlann kendilerinin deh~et i.. ine dü~ürüldügü, kendi güvenlerini beslemek bak1mmdan hi .. bir yaran olmayan zalimliklerin i~lendigi bir rejim bi ..iminde degerlendirilmesiyle ilgili olarak belirtilmi~tir.

lzleyen birka.. YII i..inde, Avrupa'nm ba~ka yerlerinde ..1kan ayaklanmalann tümü fiyaskoyla sonu ..landl. Tro.. ki sürgündeyken teorisini savunmu~. özellikle Sürekli Devrim adh yapnmda daha da derinl~tirmi~ti. Vurguladii!;l temel nokta devrimin uluslararasJ niteligiydi. Sosyalist devrim ulusal s1mrlar i..inde tamamlanamazd1. Devrim, arnk yeni bir anlamda da 'sürekli' olmak zorundayd1, bütün dünya sosyalist oluncaya dek sürecekti - bu, bir ele~tirmenin i~aret ettigi üzere, tarihteki bütün süreksizlikleri göz ardi eden bir görü~tü (Claudin 1975, s.78). Devrim üzerine hapishanede kafa yoran Gramsei ise, sürekli devrimin 'jakoben/48'ci formülü" dedigi yakla~1m hakkmda tarn tersi sonu .. lar .. 1karml~tlr. Böyle bir yakla~1mm, ancak devletin henüz tarn anlamiyla geli~medigi, toplumun düzeninin kökle~medigi, ak1~kan oldugu dönemlerde savunulabilecegini belirtir; 1848'den, özellikle 1870-1871'den beri parlamenter yönetimin, sendikaCJhgm, partilerin, bürokrasilerin gel~imiyle siyaset dönü~üme ugram~nr (1971, s.179, 220, 243). 19. yüzYilda ltalya'da meydana gelmi~ olan olaylara dayah bir aynm ortaya koYIUu~tu. Bu aynm, Mazzini'ninki gibi aktif ba~kaldmlar ile savunuculugunu Cavour'un yaptli!;l, yönteminin ise sakin bir haznhk oldugu, insanlarm zihinlerinde degi~tirilmi~ bir toplurnsal gü..ler kompozisyonunu olu~turan "kü..ük degi~iklikler" yoluyla ortaya ..1kan "pasif devrim" arasmdayd1. Gramsci, her ikisinin de ltalya i..in belki de gerekli oldugu ve Avrupa'nm

geri kalan bölümünün 1848'den sonra pasif devrim bi..imine dogru yöneldigi tahmininde bulunmu~tu. Gramsci, burjuva-qemokratik veya burjuva-milli devrimi hakkmda yaz1yordu; 1918'den ve daha bilin..li olarak 1945'ten sonra, Avrupa sosyalizminin benzer bir kaYIUa ya~adJ­ i!;l söylenebilir. Ban'da, devrim amacma sanlmak sonu .. ta toplumun topyekün dönü~türül­ mesine inanmak anlamma gelm~ti ve bunun kar~1smda eski toplumu kü .. ük reform par.. alanyla düzeltmek dü~üncesi bulunuyordu. SSCB'de, aym yöne dogru bir gidi~ görülmekteydi; 1960'larm ba~mda Sovyet kuram1, büyük bir bölümünde sosyalizmin kurulmu~ oldugu bir dünyanm b~ka yerlerinde sosyalizm ban~ ..l a~amalardan ge ..erek iktidara gelebilecegi görü~ünü benimsemeye haZ1rd1. Bu tez, sosyalist kampm liderligi i..in Moskova ile yan~ma i..indeki Maoizmin (Bkz. MAO ZE-DONG) kan ve hrtma dolu öi!;retilerinin baskJsl altmda ve bir kez daha mücadelenin uluslararasl niteligini vurgulayarak uygun bulunuyordu. Daha yakm Yillarda Pekin a~m devrimci tavrm1 terketti. Ancak, Lenin'in sömürge ülkelerindeki devrimci hareketleri Avrupa'dakileri gü .. lendiren hareketler olarak gördügü 1914'ten önceki Yillardan itibaren, silahh ayaklanma Avrupa'dan .. lkrn1~, Ü..üncü Dünya'ya girmi~ti. Asya ve latin Amerika'nm büyük bir bölümündeki yabanc1 destekli sagc1 askeri yönetimin ba~ka herhangi bir alternatife izin vermiyor gibi göründüi!;ü Ü.. üncü Dünya'da bu, hararetli bir sorun olmay1 sürdürmektedir. Sosyalizm ve ulusalhk veya köylü duygusu, ..ogu kez i..i..e ge.. mi~tir, ama bir..ok bölgede yönverici ..izgi Marksizm veya Marksizmin uyarlanm1~ bir bi.. imidir (Bkz, MlLLlYET<;::lUK; SAVAS). VGKILKffG Okuma Metinleri Bricianer, Serge 1978: Pannekoek and the Workers' Councils. Blackburn, Robin (der.) 1978: Revolution and Class Stuggle: A Reader in Mar.xist Politics. Gramsci, Antonio 1929-35 (1971): Selections from the Prison Notebooks. Hobsbawm, E.]. 1973: Revolutionaries . Kautsky, Karl1902: The Social Revolution. Lenin, VJ. 1918b (1965): The Proletarian Revolution and the Renegade Kautsky. 139


dev dil

Marek, Franz 1966: Philosophy ofWorld Revolution. Trotsky, Leon 1932-33 (1967): History of the Russian Revolution. Woddis,]. 1972: New Theories of Revolution.

Dietzgen, Josef (d. 9 Arahk 1828, Blankenburg, Köln; ö. 15 Nisan 1888, Chicago.) Marx ve Engels'in övgüsünü kazanan Dietzgen büyük öl<;:üde kendi kendini egitmi~ bir dü~ünürdü; izleyicileri ona en azmdan Marksizmi tamamlayan bir "anlaYI~ bilimi"ni dile getirdigi i<;:in itibar ettiler. Dietzgen babasmm tabakhanesinde <;:ah~ma­ ya ba~lamadan önce s1mrh bir egitim gördü. Bo~ zamanlannda okudugu kitaplann arasmda Komünist Manifesto vard1. 1848 olaylannm neden oldugu baskiCl tepkiler yüzünden birka<;: )'llllglna ABD'ye gitti, ve 1859'da yine buraya dönerek Amerikan I<; Sava~1'nm patlak vermesine kadar Alabama'ya yerle~ti. 1864'te Rus hükümetinin St. Petersburg'da i~lettigi bir tabakhanenin yöneticisi oldu ve ilk eseri olan "Bir I~<;:inin Anlatlmiyla, Insan Beyninin I~le~ Bi<;:imi"ni burada yazd1. Ren bölgesine dönünce sosyal demokrat yaymlara yazllar yazd1. Enternasyonal'in Lahey Kongresine kanld1 ve Alman Meclisine (Reichstag) adayhgm1 koydu. Ömrünün son )'lllanm, en önemli eseri olan "Felsefenin Olumlu Sonucu"nu tamamladigi ABD'de ge<;:irdi. Duyusal deneylere dayah tümevanmsal bir yönteme ihtiya<;: oldugunu 1srarla savunan Dietzgen spekülatif dü~ünce tarzmm ate~li bir kar~myd1. Insanhgm geleneksel dinlerden ve akh maddeden, olguyu degerden kopararak metafizik sistemlerden kurtanlmas1 gerektigine inand1. Kendi monist felsefesinin iddias1, proletarya)'l "her ~eyin özünün her ~ey oldugu, her ~eyin tümde varoldugu, her ~eyin ili~kili, her ~e­ yin birbiriyle baglantlh, her ~eyin kar~1hkh bagimhhk i<;:inde bulundugu" birle~ik diyalektik bir sistemle donatmaktl. Son yaz1lannda epistemolojinin sorunlanndan hareket ederek, önermelerinde bilimsel olan, ama proletaryanm artan bilinci sayesinde kurtulu~ vaat eden bir sosyal demokrasi dini ortaya koydu. Dietzgen'in ilk yazllannda, onu I. Enternasyonal'in Lahey Kongresi'nde "bizim filozofumuz" bi<;:iminde takdim eden Marx'm ve Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu ki-

tabmda materyalist diyalektigin ba~h ba~ma ke~fi ile onurlanduan Engels'in a<;:1k övgülerini kazand1. Özel mektuplannda, Marx ve Engels onun forme! egitiminin yetersizlikleri konusunda daha ele~tirel oldular. Dietzgen daha sonra önemli sa)'lda uluslararasl taraftar kazand1. Ba~hca yaz1lannm Ingilizce <;:evirisini 1906'da Charles Kerr ya)'lmladl. Rus<;:a <;:evirileri de aym s1rada <;:lktl. Bunu19ll'de eserlerinin toplu olarak Almanca baSlml izledi. Lenin ampirio-kritistlere saldmrken Dietzgen'i de ele ald1, ama "kafas1 kan~1k" Dietzgen'in kozmik a~mhklan ile ateist Dietzgen'in tarn anlam1yla ger<;:ek<;:i katkllanm birbirinden a)'lrd1. Daha ate~li taraftarlan 1920'lerde Dietzgen'in Marksizmin felsefi temellerini geni~letip tamamladigl iddiasm1 destekleyince ortodoks komünistler Dietzgen'e kar~1 daha da ele~tirel bir taVIr aldllar. Bunun üzerine Dietzgen'in fikirleri i~<;:i s1mh egitiminin kö~elerine slkl~lp kald1. SMc!<;.:A Okuma Metinieri Dietzgen,]. 1906: Philosophical Essays. - 1906: The Positive Outcome of Philosophy. Macintyre, S. 1974: "joseph Dietzgen and British Werking-Class Education." -1980: A Proletarian Science: Marxism in Britain 1917-1933. Ree, J. 1984: Proletarian Philosophers: Problems in Socialist Culture in Britain, 1900-1940.

Dilbilim (lng. Linguistics, Fr. Linguistique, Alm. Linguistik) · Tek tek diller fenomenlerinin sistematik olarak betimlenmesiyle ugra~an, bu amaca uygun kavramsal sistemler ve teoriler geli~tiren bir bilim dah. Dilbilim <;:e~itli dilleri kar~1la~tmr, bu dillerde görülen benzerlikleri, farkhhklan a<;:Iklar ve dilin bi<;:imsel ve ~levsel niteliklerini a<;:Iklayan teoriler geli~tirir. Bunun yams1ra insan dilinin kökeni, toplum i<;:indeki yeri, dü~ünce ve ger<;:eklikle il~kisi vb. felsefi sorularla da ugra~1r. Marx ve Engels dil teorisinin sorunlanyla zaman zaman, ama olduk<;:a sistematik bir ~ekilde ugra~n. Marx'm dilbilimle ve dil felsefesiyle ilgili gözlemlerinin ilk dizisi, dilin özü veya dogasl sorunuyla ilgilidir. Alman ldeolojisi'nde a<;:Ikladigl toplumsal teori maddi-toplumsal etkinlik

ve dilin birligini öneren bir tez i<;:erir. Buna uygun olarak, ileti~im yalmzca dilin i~levlerinden biri degildir. Aksine, hem mant1ksal hem de fiili olarak dil insanlararas1 etkile~imi öngerektirir: "Bilin<;: gibi dil de öteki insanlarla ili~kiye ge<;:me gereksiniminden, zorunlulugundan kaynaklamr" (Alman ldeolojisi, c. I, bl. IA, 1). Bu nedenle Marksist dil teorisinin karakteristik tezi, dilin sadece olumsal veya ikincil olarak degil, özünde toplumsal bir fenomen oldugu yolundad1r. Bilin<;: ve dilin kar~1hkh olarak birbirini öngerektirdigine il~kin öncülle baglantlh bu varsa)'lm, her ~eyden önce hilinein toplumsal dogasm1 öneren tezi destekler: "Bundan ötürü bilin<;: en ba~mdan beri toplumsal bir üründür... " (a.g.e.). Toplumsal olarak belirlenme dü~üncesi Marksist dil anlayi~ml dil yetisinin dogu~tan, biyolojik belirlenimini vurgulayan teoriden a)'lran temel nokta gibi gözükmektedir. Chomsky'nin dil teorisine yöneltilen kimi Marksist ele~tirilerin temelini de bu anlaYI~ olu~turur (bkz. Ponzio 1973). Toplumsal belirlenme dü~üncesi, aym zamanda özel bir dilin mant1ksal olanakhhgma ili~kin spekülasyonlarm da dogal olarak kar~J­ smda yer alu ve bu Wittgenstein'm "Marksist kullamm1" olas1hgml gündeme getirir (bkz. Rossi-Landi 1968). Dilin toplumsal dogasma il~kin tezi, Engels dilin (bilin<;: gibi) i~ten kaynakland1gm1 ortaya atan hipotezle destekledi. Engels' den sonra dilin olu~umunu emege kadar götürmek <;:e~itli Marksist yakla~1mlann payla~­ tlgl öge oldu. Engels'in dilin olu~umuna ili~kin önerdigi hipotezi en radikal ~ekilde geli~tiren, emegin yalmzca dilin kökenini degil, yap1sal özelliklerini de apkladigl görü~ünü öne süren Lukacs't1. Lukacs'a göre i~, dilsel etkinlik dahil tüm insani etkinliklerin temel modeliydi. Marx'm bu konudaki dü~üncelerinin bir dizisi de dil, dü~ünce ve ger<;:eklik arasmdaki kar~l­ hkh ili~ki sorunuyla ilgilidir. Bu spekülasyonlara göre dil ve dü~ünce, kökenleri bak1mmdan oldugu kadar i~levleri bak1mmdan da birbirinden aynlmaz bir birlik olu~turur: Dil, dü~ünce­ nin varhk tarz1dn. Bu anla)'l~, ifade edili~ tarzmda bile, Kant sonras1 "Sprachphilosophie" ve Alman filoloji . geleneklerini (Herder, Schlegel, Bopp, Grimm karde~ler, W. v. Humboldt) sürdürür. Marx ve Engels'in önerdigi bi<;:imde dü~ünce ve dilin birligi tezi, bir anlamda dilsel görececiligin, yani dilsel yap1larm farkh dü~ünme

tarzlanm, dünya görü~lerini belirledigini öneren tezin (Sapir-Whorf hipotezi, Neo-Humboldt<;:uluk vb.) Za)'lfbir degi~kesini ortaya koymaktadJr. Bununla birlikte, genel olarak yansnma teorisinin ~u veya bu degi~kesini aynm noktasl olarak benimsemeleri ve insanm dü~ünme bi<;:imlerinin evrenselligini vurgulamalan nedeniyle Marksistlerin <;:ogu dilsel görececiligi reddeder. Böylece ortaya <;:1kan <;:eli~ki birka<;: yoldan <;:özülebilir. Insamn dü~ünme bi<;:iminin evrenselligi, dil tipolojisinin betimledigi dilsel yapllann evrenselligiyle ili~kilendirilebilir. Bu görü~ evrensellige dil bi<;:iminin bak1~ a<;:lSlndan yakla~1r. Ba~ka bir <;:özüm de, konu~manm (konu~ma edimi teorisinde görüldügü gibi) etkinlik kategorisi altmda ele almmas1 veya dilin insan hayatmm evrensel bir ko~ulu olarak emege kadar uzatllmas1 olurdu. Dil teorisiyle ilgili olarak Marx'm yapt1g1 spekülasyonlann ü<;:üncü dizisini toplumsal s1mflar ve ideolojilerin ili~kileri olu~turur. Anlamsal düzlemde yorumlanabilecek gözlemler Alman ldeolojisi'nde bir "burjuva dili" varsa)'lmm1 destekler gibi gözükmektedir. Aynca Marx "dü~ün­ celerin dilden ayn olarak varolmadJgml" belirtmekte (Grundrisse, s.163) ve "her <;:agda egemen dü~ünceler egemen sm1fm dü~ünceleri olmu~­ tur... " (Alman ldeolojisi, c. I, bl. IA, 2) demektedir. Bu gözlemler bizi, dilin kullammmm s1mf ili~kileri ve ideolojilerinin izini t~ldlgl ve yönetici s1mfm gücünün dilin kullammma kadar uzand1g1 sonucuna götürüyor. Burada olduk<;:a gü<;: bir soru ba~göstennektedir: I<;:inde banndlrdigl ideolojiler gibi dilin de üstyap1sal bir karakteri oldugu söylenebilir mi? (Bkz. TEMEL VE ÜSTYAPI; lDEOLOJl). Gene! olarak bakJldigmda, Marx'a göre dilin toplumdan (yani insan etkinliginin zorunlu kollektif dogasmdan) daha fazlasm1 öngerektirmedigini, ama somut toplumsal-ideolojik yap1larla kar~1hkh ili~kisinin dilin kullammmm özel alt-kodlan düzeyinde ortaya <;:Iktlgm1 söylemek, en olas1 yamt gibi gözüküyor. Bu kar~1hkh il~kinin ampirik boyutlan aruk toplumsal dilbilirnin alamna ginnektedir. Tarihsel kar~Ila~t1nnah dilbilim veya "modern tarihsel gramer"in Bopp, Grimm ve Diez'in <;:ah~malannda ortaya <;:1kan sonu<;:lan, Marx ve Engels izlenmesi gereken bilimsel standartlar olarak görmü~tü. Engels kar~lla~tlrmah dil tarihiyle bizzat ugra~tl. <;.:ah~malannm bulgulanm

140 141


dil

eski Alman tarihi, daha özgül olarak da Frauklar devri ve Frank dili (Engels, "Zur Urgeschichte der Deutschen" ve "Fränkisthe Zeit", Ruschirrski ve Retzlaff-Kresse 1974) üzerine kaleme ald1g1 elyazmalannda özetler. Örnegin, kabile lehr;elerinin r;ekim bir;imlerini, fonetik karakteristiklerini inceledikten sonra, ikinci Almanca ses degi~imi (uyumu) dü~üncesi temelinde Almanca lehr;elerinin simflandmlmasml ele~tirerek her lehr;eyi ya Yüksek veya Dü~ük Almanca olarak gruplandnd1 (Engels, 'Fränkische Zeit'). Böylece hem cografi ve hem de dilsel ar;1dan Frank lehr;esinin daha kesin olarak yeniden kurulmasma katk1da bulunmu~ oldu. Dilsel geli~meyi dili kullanan toplulugun tarihine uygun olarak ele almg1, mantlksal ve tarihsel yakla~Iml bagda~t1rd1g1 ölr;üde, bu elyazmalan Marksist dilbilimin temelini olu~turur. Marksizm dil teorisi r;err;evesinde 20. yüZYIlm ilk yansmda iki egilim sergiledi. Birincisi Marx'm dil ve ideoloji arasmdaki ili~ki üzerine geli~tirdigi teoriye kadar uzamr. Lukacs'm yorumuna göre Marx'm yapt1g1 analizlerin kimisi ~eyselle~menin dil üzerindeki etkilerini ar;1ga t;lkanr. Tarih ve Stmf Bilinci'nde Lukacs "tarihsel maddeci bak1~ ar;1smdan" bu temel üzerinde yürütülebilecek "filolojik bir r;ah~ma"nm olanakhhgma ~aret eder (Lukacs, 1923, s.209). Özünde 1960'lardaki ba~langtcmdan beri Marksist anlambilimin izledigi yol budur ve bu yakla~1m ba~ka konulann yanlSlra "dilsel yabanclla~ma" ile ugr~n. Sonur;ta dil teorisi "dilsel i~", "dilsel alet", "dilsel sermaye" vb. kategorilerle zenginle~tirildi (Rossi-Landi 1975). Dilin toplumsal ve ideolojik bir fenomen oldugu yolundaki tez, 1930'larda esas olarak Marr'm görü~lerinden etkilenmi~ olan Sovyet dilbilimcileri tarafmdan dilin s1mfsal bir niteligi oldugu ve bu nedenle üstyapmm bir bölümünü Jlu~turdugu ~eklinde yorumlandt. Marr'a göre, dil stmf egemenliginin bir arac1 olarak dogmu~ ve geli~iminin her evresinde smtf mücadelesi tarafmdan nedensel olarak belirlenmi~tir. Dil yaranm sürecinin birligi sayesinde bilinen tüm diller aym unsurlara indirgenebilir; diller arasmdaki farkhhklar ise, gel~me sürecinin farkh a~a­ malannda ortaya t;Ikmt~ olduklan gerr;eginden hareketle ar;tklanabilirdi. Dillerin smtfsal belirlenimi Marr ir;in farkh dillerin kabilesel, etnik veya ulusal topluluklann degil, farkh stmflann 142

din

ürünleri olmalan anlamma geliyordu. Marr'm görü~ü. dili yine sosyo-ideolojik bir fenomen olarak gören, ama dil topluluklannm smtfsal bölünmelerle örtü~medigini öne süren (r;agtmlzm dil felsefesinin chef-d'oeuvre'ünü [ba~yapltl­ m] -1973- Volosinov takma adtyla yaytmlayan) Bakhtin'in rakip görü~leri kar~lSlnda galip geldi. Bakhtin'e göre r;e~itli stmflar aym dili kullamr; buradan kalkarak smtf mücadelesinin dili belirledigini dü~ünmek yerine, stmf mücadelesinin dilin kendi ir;inde sürmekte oldugunu söylememiz gerekiyor. Kendi sözleriyle ifade edilecek olursa: "Gösterge stmf mücadelesinin bir alam haline gelir" (Volosinov 1973, s.23). Marksist dil r;al~malanm uzun süre etkileyen ikinci egilim, hem Volosinov ve hem de Marr'm dilin toplumsal dogas1 anlaYI~tyla garip bir kar~nhk ir;indedir. Bu egilim dili ikincil ~a­ retleme sistemiyle özde~le~tiren Pavlovcu tepke teorisiyle il~kilidir. Bu görü~ -diyalektik materyalizm r;err;evesinde- dil ve bili~ arasmdaki kar~thkh ili~kiyle ilgili ögretiyi ar;tmlamada, genel olarak dilbilimde oldugundan daha r;ok etkili olmu~tur. Pavlovcu dogalcthgm ve Marrizmin bir ve aym zamanda resmi olarak ögretilmesi, bilim ve ideoloji tarihinin bir paradoksu olarak durmaktadtr. Stalin'in dil üzerine kaleme aldtgt makale Marrizme bir son verdi (Stalin 1950). Temel argümam, özet olarak, temel ve üstyap1 ikiciligi ir;inde dile bir yer atfedilemeyecegi ~eklindeydi. Stalin'e göre, farkh toplumsal sistemlere hizmet edebilmesi nedeniyle dilin i~ler haldeki arar;lann örüntüsünden hareketle yorumlanmas1 gerekiyordu. Günlük dili de ir;eren kendi günlük hayat teorisi r;err;evesinde "l. i~aretleme sistemi"yle ilintili bir hipotez öneren Lukacs, Pavlov'un tepke teorisini uygulama ve geli~tirme yolunda dikkate deger bir giri~imde bulundu (Lukacs 1963, c. 2, s.ll-193). Aym zamanda dogalcthgt nedeniyle Pavlov'u ele~tirdi ve sonraki r;ah~ma­ lannda dili esas olarak toplumsal yeniden üretimin bir ögesi, toplumsal hayatm sürekliliginin bir arac1 olarak ele ald1. Marksizmin günümüz dilbilimiyle ili~kisi ar;tsmdan temel soru, "Marksist bir dilbilim"den söz etmenin mümkün olup olmadtgl, eger mümkünse, bunun ne anlama geldigi sorusudur. Marksizmin tarihi, insan dilini yorumla-

yan özgül bir Marksist yakl~tmm (elbette birkar; degi~kesiyle beraber) varoldugunu göstermektedir. Önceligi dilin toplumsal niteligine ve toplumsal ileti~ime veren bir Marksist dil felsefesi mevcuttur. Bu yakla~tm dilin yaptsal boyutlannm ar;IklanmasJ ~ini de üstlenir. Ancak, her ~eye ragmen, hir; degilse dilbiliminin günümüzde ir;inde bulundugu durum nedeniyle, modern teorik dilbilimin önde geien amar;lanndan biri olan gramatik yap1lann bilimsel bir temsili kurgusunu tasarlama sürecinde, toplumsal nitelik üzerindeki bu yogunla~ma ger;ici olarak ertelenebilir. Dilbilimsel bir teorinin Marksist bir nitelik ta~IYIP t~lmadigi sorusu, gramatik betimleme düzeyinde degil, insan dili hakkmdaki bilgimizin bir bütün olarak bilgiyle tümle~ikle~tigi düzeyde yamtlanacaktlr. KR ve]KIMK Okuma Metinleri Lukacs, György 1923 (1971): History and Class Consciousness . - 1963: Die Eigenart des Asthetischen. Ponzio, Augosto 1973: Produzione linguistica e ideologia sociale. Per una teoria mar.xista del linguaggio e della communicazione. Rossi-Landi, Ferruccio 1968: "Per un uso marxiano di Wittgenstein". - 1975: Linguistics and Economics. Ruschinski, H. ve Retzlaff-Kresse, B. (der.) 1974: Mar.x-Engels über Sprache, Stil und Übersetzung. Stalin, ].V. 1950: "Marxism in Linguistics". Volosinov, V. N. 1973: Marxism and the Philosophy of Language. Din (lng., Fr. ve Alm. Religion) Marx ve Engels, toplum hakkmda dü~ünme­ ye, Engels'in daha sonradan belirtmi~ oldugu gibi, dogrudan siyasal faaliyetin nadiren mümkün oldugu ve ilerici heveslerin toplumsal ve siyasal düzenin dayanag1 olan ortodoks dinin ele~tirisi ir;inde ifade edilmekte oldugu bir Almanya'da ba~lami~lardt (Feuerbach, aynm 1). Hegel'in tarihe evrimci yakla~Iml 18. yüzyll filozoflannm basit materyalizminin yersizligini göstermi~ti: HIRlSTIYANLIK'm ve diger tüm dinlerin sahtekarlar tarafmdan kurulmu~ düzenler oldugunu dü~ünmek yeterli degildir (Engels "Bruno Bauer ve erken Hnistiyanhk"). Marx, Hegel'in Hu-

kuk Felsefesinin Elqtirisi adh yapltlnm Giri~'in­ de, gerekli ohm, dinleri insanhk ir;in vazger;ilmez kllan insani ko~ullar ile il~kilerin bir r;özümlemesidir, diye yazmJ~tl. Din, insanm bozuk öz bilinr;liliginin bir ifadesiydi: soyut birey olarak insanm degil, toplumsal insanm veya insani kollektivitenin. Din, insan varhgmm r;arpitllmasiydi, r;ünkü toplum r;arpltllmt~tl. Marx'm en ünlü sözleriyle din kalpsiz bir dünyanm kalbiydi, ac1 r;eken kitlelerin afyonu -veya agn kesicisi- idi. lnsanlar ir;in gerr;ek mutluluga giden yol, kendilerini bu ikameyi ~iddetle arzulamak durumunda b1rakan ya~am türünden kurtarmalandn. Marx, insamn kendi özgürle~mesi, sadece istenilen bir ~ey degildir diye eklemi~ti: kendisini yetersiz ve alr;alttcl k1lan her ~eyi ortadan silerek en yüksek potansiyelini gerr;ekle~tirmek insanm görevidir de. Feuerbach Üzerine Tezler'in birinde (4'üncü tez) Marx, dinin liberal ele~tiricisinin onun dünyevi köklerini görmü~se de, dinin köklerinden sökülüp anlmasmm ancak toplumun yeniden örgütlenmesiyle mümkün oldugunu göremediginden yakmm1~tn. Engels'in daha sonraki r;ah~masmda yazm1~ oldugu gibi (Feuerbach, aynm 3), Feuerbach aslmda, dinden kurtulmaya degil, dini sadece yeniden in~a etmeye istekliydi. Feuerbach tarihi, dinlerin e~lik ettigi maddi, toplumsal degi~imler olarak degil de, dinsel döilü~ümler olarak görmü~tü. Marx ve Engels, en azmdan genr;liklerinde bu tür degi~imlerin ortaya t;Ikarabilecegi aydmlanmanm hiZI veya tamamlanm~hgi konusunda a~m iyimserdiler. Kapitalist maske altmdaki sanayile~meciligin bile, ya~amlanm bir;imlendirdigi insanlan sosyalizmden epeyce önce dinsel yamlsamalardan kurtarabilecegine inanmaya haz1rdi!ar. Alman ldeolojisi'nde, sanayinin, tüm ili~kileri ticarile~­ tirerek hem dini, hem de ahläk1 silip atmak veya onlan saydam bir yalan düzeyine dü~ürmek ir;in elinden geleni yapt1gm1 yazmi~lardi. (Bir bur;uk yüzyi! sonra, sanayinin bu yolda oldukr;a Herlerne kaydettigini söylemek mümkündür.) Marx ve Engels, dinsel inanem, gerr;eklerinden daha fazla bir tabula rasa olarak görme egiliminde olduklan ~r;i simfJ üzerinde hir;bir tutunum edinemeyecegine kesinlikle inanmi~lard1. Bu tür tüm gerr;ek olmayan ~eylerin tart1~ma yoluyla degil de, daha r;ok ya~ann ir;inde dagi!1p gidecegini dü~ünüyorlard1, ama yeni proletarya bu 143


din

yamlsamalara hi<; baglanmaml~tl veya bu yamlsamalardan kopah c;:ok zaman gec;:mi~ti. Tarihin c;:öp sepetine güvenin daha da c;:arp1c1 bir örnegi, Marx'm ilk denemderinden olan "Yahudi Sorunu"ndaki iddiada bulunmaktad1r. Buna göre, Yahudiler o günkü seyyar satlCl hayatmdan kurtanlabilirlerse, YAHUDIUK de kolayca ortadan kaybolacakur. Marx, dinsel dü~le­ rin tek i~levinin üretim sisteminin aklldl~lhkla­ rmm üstünü örtmek oldugunu ve insanlar birbirleriyle rasyonal ili~kilere· girdiklerinde ve toplurnsal bütünün rahats1Zhklanm tedavi ettiklerinde bunlann ortadan kalkacaklanm Kapital rde, daha bilinc;:li bir bic;:imde tekrarlaml~tlr. Marx din konusu üzerinde en sistematik olarak genc;:liginde dü~ünmü~; Engels ise, etkisinden kurtulmas1 hic;: de kolay olmayan bir dinsel egitim alm1~ olmasmm sonradan ortaya c;:1kan bir sonucu olarak konuya zaman zaman dönmü~tü. Engels, Almanya'daki 1524-25 Köylü Sava~1 hakkmdaki kitabmda, devrimci bir kriz anmda siyaset ve dinin nas1l etkile~im ic;:inde olduklanm enine boyuna taru~ma olanag1 bulmu~tu. Engels'e göre, 16. ve 17. yüzy1l Avrupa'smda "dinsel sava~lar" denilen sava~larda, Kilise ile sapkm mezhepler arasmdaki Ortac;:ag c;:au~malanndaki gibi, incelenmesi gereken gerc;:eklik, birbiriyle rekabet halinde bulunan maddi c;:1karlar üzerine kurulu olan s1mf mücadelesiydi. Buna kar~ll1k akademik Alman kafas1 ilähiyat taru~malanndan ba~ka hic;:bir ~eyi göremeyecek durumdayd1 ve böylelikle de gec;:mi~ dönemlere ili~kin yamlsamalan göründükleri gibi kabulleniyordu (bl.2). Engels'in bu yakla~1m1 dine kar~1 bütünüyle olumsuz gibi görünebilir, ancak bu yakl~1m, resmi kültlere kar~l giri~ilen protestoda ortaya c;:1kan aykm egilimlerin yeni ilerici toplumsal ak1mlar tarafmdan yöneltildigini görme olanag1 saglamaktad1r. Her ~eyden önce, Reform hareketinde durum böyleydi. Anti-Dühring'in son bölümünde Engels, insan varolu~una gölge dü~üren güc;:lerin kendi kaprislerini ortaya koyan bir tasanm1 olarak din konusuna geri dönmektedir. Bu güc;:ler önce, c;:e~itlenmi~ bir mitolojinin olu~umuna neden olan doga güc;:leri ve sonra da, hic;: de yabanc1 olmayan ve son zamanlara kadar gizemliligini sürdüren toplurnsal düzendir. Engels, tektannCihgm önceki tüm kutsalhklann biraraya getirildigi tek tannsm1 soyut insanhk fikrinin bir ki~iselle~me144

din

si olarak görmektedir. TektannClhgm ortaya c;:1k1~1, Feuerbach'ta (aynm 2) i~in ba~mdan itibaren ele ahmp incelenmi~tir. Engels burada, dinsel kavramlann diger kavramlardan c;:ok daha fazla maddi ya~amm üzerinde yer ald1g1, maddi ya~amdan en bütünlüklü bir bic;:imde aynldlklan, aym zamanda da c;:agda~ ya~amm dogrudan ürünleri olmaytp uzak gec;:mi~ten almma kavramlar olduklan gerc;:egiyle kar~1 kar~1ya gelmi~­ tir. Engels'in yamn, her "ideoloji"nin kendi amacm1 gerc;:ekle~tirmek -bizi gerc;:ekligin dl~­ lanmasl pahasma fikirlerle tatmin etmek- ic;:in gec;:mi~ten devralmm1~, uzun bir süre boyunca el üstünde tutulmu~ materyallerin ic;:inden geli~­ tirilmesinin zorunlu oldugu yolundad1r. Ancak, dinsel fikirlerin gec;:irdigi deg~imler, toplumsal ko~ullar ile s1mf ili~kilerindeki kaymalara kar~l­ hk olmaktadu. Dogu Avrupa'daki ilk sosyalistler, en derinlemesine bir bic;:imde Rusya'da, özel olarak hurafelerle yüklü olan türden ve her zaman da büyük ölc;:üde c;:arlann hizmetinde bulunan bir dinsellikle doldurulmu~ geni~ bir köylü nüfusuyla c;:evrelenmi~lerdi. Diger Huistiyan kültlerinin ve H1ristiyan olmayan dinlerin c;:arhk imparatorlugu ic;:indeki c;:e~itliligi durumun kan~1kla~masma yard1mc1 olmu~tur. Bütün diniere kar~1 kararh bir mücadele, ilerlemenin esas1 olarak görülüyordu. Nitekim, Plehanov en keskin materyalizmden yana ödün vermez bir taVlr alm1~ ve 18. yüzytl filozojlar'mm yazllannda, kendisinin materyalist dü~üncenin en zarif c;:ic;:ekleni~i dedigi ~eye hayranhgm1 belirtmi~ti. Plehanov, Engels'in dinin tüm olanaklanm tükettigi yolundaki eski bir sözüne tarn olarak kauhyordu (Materialismus Militans, s.l3, 20). Ancak ic;:inde bulundugu ortam, dinin henüz tarn olarak s1mf bilincini kazanmaml~ bulunan i~c;:i-s1mh tabakalan üzerinde hälä geriletici bir etki yapabilecegini görmesini kolayla~tlrml~tl. Baz1 önde geien ilericilerin 1905 devriminin ba~ans1Zhgmdan sonra, bezginlik ve dü~ kmkhgmm etkisiyle ortaya c;:1km1~ olan ve özellikle Lunac;:arski'de bir "Tann-olu~­ turma" bic;:imi alm~ bulunan bir tür mistiklige sürüklemnelerine k1Zlyordu. Bu Lenin ic;:in c;:ok daha ciddi bir sorundu. Engels, Paris Komünü'nün baz1 Blanquist üyelerinin yapmak istedikleri gibi, dini zor kullanarak ortadan kald1rmaya c;:ah~madaki ahmakhga kar~l uyanda bulunmu~tu (Blanquist Komün Mülteci-

lerinin Program1). Lenin bu uyanya kat1hyordu, ama dinsel mikroplanmamn ödlek aydmlarla Slmrh olmad1gmm ve sürekli önceden bilinmesi olanaks!Z belälarla tehditler üreten kapitalizmin kör güc;:lerince güvenleri saTSllml~ baz1 i~c;:ilerde de bulundugunun farkmdayd1. Devlet söz konusu oldugu ölc;:üde din özel bir sorun olmahd1r diye yazm1~t1 (26 Mayts 1909); bu bir sosyalist parti ic;:in gec;:erli degildir, ama bona fide [hakikaten] sosyalist olmalan halinde inananlara üyelik kap1larmm kapanlacag1 anlamma da gelmemekteydi. Tanntammazhgm parti programmda hic;:bir yeri yoktu. Dinin tutunumu ekonomik güc;:lerin i~leyi~ine dayand1gmdan i~c;:i sm1hm dine kar~1 korumak bildirilerle degil, ancak kapitalizme kar~1 mücadeleyle olabilirdi ve bu mücadele ic;:inde birlik olmak göksel sorunlara ili~kin ittifak saglamaktan c;:ok daha acildi ("l~c;:i Sm1f1 Partisi'nin Dine Kar~1 Tutumu," Ingilizce Toplu Eserleri, XV). Stalin'in, parti tüm cemaatlerin kendi imanlanm uygulamakta özgür olduklanm savunmah, ama bütün dinlerin ilerlemenin önünde bir engel olu~turdugunu da ac;:1klamahdlr yolundaki 1913 tarihli önerisi, vurgulama baklmmdan belirli bir fark göstermektedir (Marksizm ve Milli Mesele, aynm 6) . Parti Rusya'da iktidara geldiginde bu enge! daha somut bic;:imde hissedildi. Tarihsel Materyalizm adh yapnmda Buharin, hem kuramsal, hem de pratik. olarak bu konuda güc;:lü bir tavu ald1. Buharin, Marksizmin her zaman yapmaya c;:ok fazla istekli olmu~ olabilecegi gibi, dini, alternatif veya tamamlaytCl olarak insanm birey olarak ic;:inde bulundugu durumdan, ölümden oldugu kadar ya~amdan da ve eski zamanlarda parc;:alanm1~ ruhlardan korkmasmdan c;:IkarmaYl reddetti (s.172) . Buharin'in savma göre, t1pk1 bunam1~ bir yönetici s1mfm dinsel uyu~ukluk ic;:ine dü~mesinde oldugu gibi, genc;: ve devrimci bir i~c;:i sm1fmm da dünya görü~ünde materyalist olmasmm gerekliligi sadece mannksald1r (s.58). Buharin, meleksi ordunun b~komutan­ hgmda St. Mikhail'in bulundugu Ortodoks Kilisesi'nin semavi hiyerar~isini c;:ar yanhs1 bürokrasiye ko~ut bir kuruml~ma olarak alaya ahyordu (s.176) . Ancak, dine etkin bic;:imde kar~1 c;:lkllmahydl; herhangi bir ~eyin kendiliginden ölüp gitmesini beklemenin bir anlam1 yoktu (s.180). Sonunda, kac;:1mlmaz bir bic;:imde, inananlan, yeni düzene baghhklan ku~kulu ve sorumlu

makamlar ic;:in uygun olamayan bir grup olarak degerlendirme egilimi geli~ti. Marx ve Engels'in dinsel gec;:mi~e ili~kin deneme niteligindeki incelemeleri, c;:ok gec;:meden, izleyicileri tarafmdan özellikle de ilk Hlristiyanhgm tarihi alanmda Kautsky tarafmdan geli~ti­ rildi. Digerlerinin yanmda Pannekoek (1938, s.26-7), burjuvazinin ön saflara c;:1ktlg1 andaki felsefesi olan materyalizme baglam~mm k1sahgm1 c;:ok anlamh buluyordu; Frans1z Devrimi Slrasmda patlak veren kitle ayaklanmas1 bu materyalizmi ürkütüp kac;:1rd1 ve burjuvazi kitleleri yerlerinde tutmanm bir arac1 olarak yeniden dine döndü. Marksistler, bu tür bir siyaset degi~ikliginin kendi diyalektik tarih görü~leri tarafmdan ac;:lklanabilecegine inamyorlard1 ki bu Huistiyanhk gibi özel bir dinin oldugu kadar genel olarak dinin ba~langlc;:lanm da ara~tmyor­ lardl. Etigin evrimi hakkmdaki yapnmm (1906) ilk bölümünde Kautsky; Engels gibi, eski ahläki kutsalhk kültleri ic;:inde tektannCl ve ahläk olu~­ tur:ucu ak1mlann olu~umunu merak ediyordu. Tarih öncesine veya antropolojiye ili~kin bu alanda Marksizm kesin bir etki yapm1~t1r. Durkheim okulunun Marksizm ile ortak birc;:ok noktasmm oldugu, ancak Marksizmin toplumsal yap1yt verili bir olgu olarak kabul etmek yerine konuya insan ile c;:evresi arasmdaki etkile~imin geli~im süreci bak1mmdan yakla~t1g1 gözleminde. bulunulmu~tur. Aym yorumcu, iki okulun da pratikte, dinsel evrime, daha kat1 olan formülle~tirmelerinin izin verebileceginden daha fazla özerklik tamd1klanm da eklemektedir (Robertson 1972, s.l9, 21). Marx ve Engels, bunlarm yamnda, Avrupa dl~mdaki dünyaya ve H1ristiyanhktan ba~ka inane;: sistemleri hakkmda yorumlarda bulunmaya giderek artan bir ilgi duyuyorlard1. Marx, dogu tarihinin üzerine sanki bir dinler tarihi klhh gec;:irilmi~ gibidir diye yazm1~t1 (Engels'e mektup, 2 Haziran 1853). Hindistau hakkmdaki makalelerinden birinde (lO Haziran 1853) Hindistan'da lüks zenginlik ile peri~an yoksullugun birbirlerine yakmhg1, HINDUIZM'in "duygusal bolluk" ve "kendine i~kence eden c;:ilecilik" karma~asm­ da yans1m1~t1r diyerek anlamh bir noktaya i~aret etmi~tir. Marx aynca, Doga'ya c;:aresizce bag1mh olmamn doga-tannlara veya hayvanlara tapmmada ifadesini buldugunu belirtmi~tir. Marksistler, daha sonralan bu ilgiyi diger dinlerin, 145


diy

din

I

":ll\1

II I

lllllill

özellikle de lSLÄMlYET'in niteligine yönelik olarak geli~tirmi~lerdir. Avrupa dt~mdaki baZl bölgelerin,epeyce bir süredir, kendi durumlanm inceleyecek kendi Marksistleri vard1r. Hindistan'da bu Marksistler ~ogu kez eski ~aglan ve hem Brahmancthgt, hem de Budizmi incelemeye yönelmi~lerdir. Yaygm bir putkmcthgl, Kosambi'yi (1962, s.l7), ülkenin en sevilen ve yogun etkisi bulunan kutsal kitabm1, Gita'yt, "uzla~maz olanlan uzla~tmr gibi göstermekteki el ~abuklugu" ve "kaygan oportünizm" ile itham etmesine yol a~­ ml~tlr. Chattopadhyaya (1969), gü~lü materyalist bir gelenegin Hindistan'm en iyi dönemlerindeki dü~ünü~ün par~as1 oldugunu vurgulami~ ve zaman i~inde Hindistan'da her zaman bolea rastlanan hurafelerle yüklenmi~ bulunan Jainizm ile Budizm'in köken olarak tanntammaz felsefeler oldugunu yazm1~tlr. Sonraki dönemler hakkmda daha fazla Marksist ara~tuma beklenebilirdi, ama cemaatlar arasmdaki gerginlik bunu hassas bir konu haline getirmi~tir. Hintli komünistlerin 194 7'deki bölünmeden önce aym öl~üde laik fikirli Nehru gibi, dinsel husumetin büyük ytktcl gücüne nüfuz etmekte ba~ansiZ kaldtklan itiraf edilmelidir. <;:in'de, yol a~lCl Marksist tarih~i Kuo Mojo eski ~agdaki atalara tapmmayt özel mülkiyetin dogu~una, üstün bir tannsalhga tapmmay1 da göksel bir güvence gereksinimi i~inde bulunan merkezi bir siyasal otoriteye baglam1~tlr (Dirlik 1978, s.150, 156). Aslmda, dü~ünsel ya~ammm ba~­ langicmdaki Marx gibi, Marksizmin de, dinin tarihsel inceleni~inde en tahrik edici görevierirrden birini buldugu söylenebilir. VGK!LK Okuma Metinleri Bukharin, Nikolai 1921 (1925) : Historical Materialism: A System of Sociology.

Chattopadhyaya, Debiprasad 1969: Indian Atheism: A Marxist Approach.

Dirlik, Arif 1978: Revolution and History. The Origins of Marxist Historiography in China,

1919-1937. Kosambi, D.D . 1962: Myth and Reality: Studies in the Formation of Indian Culture.

Lenin, V.I. 1909 (1963): "The Attitude of the Workers' Party towards Religion" (26 May1s 1909). 146

Pannekoek, Autonie 1938 (1948): Lenin as Philosopher.

Robertson, Roland 1972: The Sociological Interpretation of Religion.

Seliger, Martin 1977: The Marxist Conception of Ideology.

Thompson, George 1941: Aeschylus andAthens. A Study in the Social Origins of Drama.

Diyalektik (lng. Dialectics, Fr. Dialectique, Alm. Dialektik)

Bu konu , Marksist dü~ünce i~inde, Marksist felsefi tartJ~mamn üzerinde durdugu iki temel sorundan, yani Marx'm Hegel'e olan borcu ile Marksizmin ne anlamda bir bilim oldugu sorunlanndan kaynaklanan, belki de en ~atl~mah konudur. Kavramm Marksist gelenek i~inde en yaygm anlamlan, (a) bir metod, en ~ok da, epistemolojik diyalektigi örnekleyen bilimsel bir metod olarak; (b) tüm ger~ekligin bir bölümüne egemen olan yasalar veya ilkeler kümesi, ontolojik diyalektik olarak; (c) tarihin hareketi, ili~kisel diyalektik olarak kullamlmasmda görülmektedir. Bu ü~ anlamm hepsi Marx'ta vardlr. Ancak bunlara ait paradigmalar, Marx'm Kapital'deki metodolojik a~Iklamalan, Engels tarafmdan Anti-Dühring'de savunulmu~ olan doga felsefesi ve gen~ Lukacs'm "Tarih ve Smif Bilinci"ndeki "Hegel"i d1~layan Hegeleiligi'dirki bu metinler, suas1yla Marksist toplumsal bilimin, diyalektik materyalizmin ve Bau Marksizminin kurucu belgeleri olarak görülebilir. Hegel'de diyalektigin iki degi~ken durumu vardu: (a) bir mant1ksal süre~ olarak ve (b) daha dar anlamda bu sürecin harekete ge~irici gücü olarak. (a) Hegel'de idealizm ilkesi, ger~ekligin kurgusal bir bi~imde (mutlak) tin olarak anla~Ilma­ SI, eski ~agdaki iki diyalektik anlayi~ml, Elea okulunun akil olarak diyalektik dü~üncesiyle lyonya okulunun süre~ olarak diyalektik dü~üncesini, aklm kendini olu~turma, kendini farkhla~urma ve kendini tikelle~tirme süreci olarak diyalektik kavram1 i~inde birle~tirmekte­ dir. Birinci dü~ünce Zenon'un paradokslanyla b~lamakta, farkh Sokrates~i, Platoncu ve Aristoteles~i diyalektiklerden ge~erek, Orta~ag tartl~malan üzerinden Kant~l ele~tiriye dek uzanmaktadu. lkincisi ise, tipik olarak, ikili bir bi~im almaktad1r: yükselen diyalektikte, daha

yüksek bir ger~ekligin (ör. Tann'mn Bi~imleri) gösterilmektedir ve alt;alan diyalektikte ise, bu daha yüksek ger~ekligin fenomenler dünyasmdaki tezahürü a~Iklanmaktad1r. Bunun ilk örnekleri eski ~ag ku~kuculugundaki maddenin a~km diyalektigi ve Plotinus ve Euriugena'dan ba~layarak süren yeni-Platoncu Htristiyan ahret bilgisindeki kutsal kendini ger~ekle~tirmenin i~kin diyalektigidir. Yükselen ve alc;alan evrelerin birle~tirilmesi, ba~lang1~taki birligin kaybolma, bölünme ve geriye dönme ya da yeniden birlik olma gibi zamansalhga benzer bir kahpla veya manuksal benzeri bir dayanu (hypostasis) ve edimselle~tirme (actualisation)kahb1yla sonuc;lamr. Elea ve lyonya c;izgilerinin birle~tiril­ mesi Hegelei Mutlak'ta sonuc;lamr - kendisini kendine yabanclla~urarak edimselle~tiren ve kendi birligini, bu yabanCila~manm kendi özgür ifadesinden veya tezahüründen ba~ka bir ~ey olmadlgmm farkma vararak yeniden olu~turan ve Hegelei Sistem'in kendi ic;inde özetlenen ve tamamlanan manuksal bir sürec; veya diyalektik. (b) Bu sürecin motoru, Hegel'in "kar~1tlan kendi birlikleri ic;inde veya olumsuzda olumluyu yakalamak" (1812-16 [ 1969], s.56) diye ifade ettigi daha dar anlamda anla~Ilan diyalektiktir. Bu, diyalektik yorumcuya, bilinc; kategorilerinin, kavramlannm veya bic;irnlerinin her birinin digerinden, daha da kapsaytcl bütünsellikleri, bir bütün olarak kategoriler, kavramlar ve bic;imler sistemin tamamlanmasm1 saglamak üzere dogu~u sürecini gözlemleme olanag1 saglayan bir yöntemdir. Hegel ic;in Rakikat bütündür ve yanh~ tekyönlülükte, tamamlanmam1~hkta ve soyutlamada yer ahr; hakikat kendinin olu~tur­ dugu c;eli~kiler tarafmdan tanmabilir ve bu c;eli~­ kilerin daha tarn, daha zengin, daha somut kavramsal bic;imler i~ine almmasiyla düzeltilebilir. Bu sürec;te ünlü koruyarak a~ma (sublation!aufhebung) ilkesi gözlenir: yani diyalektik süre~ a~Il1p kendini ortaya sererken, önceki kismi kavrayt~lardan hic;biri büsbütün kaybolup gitmez. Aslmda Hegelei diyalektik iki temel yoldan ilerlemektedir: belirli bir fikirde ac;1kc;a konulmaytp örtük bic;imde varolam ortaya t;lkararak, ya da aym fikirdeki herhangi bir zaafl, yoklugu ya da yetersizligi gidermek suretiyle ... "Yansimaci" (ya da analitik) olanm tersine diyalektik dü~ünce, kavramsal bic;imleri yalniZca belirlenmi~ farkhhklar olarak degil, kar~Il1kh

sistematik baglanyla kavrar ve her geli~meyi bir önceki ve daha az geli~mi~ evre'nin ürünü olarak görür. Geli~me, bir önceki evre'nin ta~Idlgl dogru'yu ve bu dogru'nun kar~1hgmm verilmesini temsil eder. Bu yüzden herhangi bir bi~im ile, varolu~ sürecini ya~ayan her ~ey arasmda, her durumda, bir gerilim, henüz ac;1k olmayan bir ironi ya da henüz ba~langtc; halindeki bir ~arp1C1hk sakhd1r. Marx'm Hegel diyalektigi üzerindeki dü~ün­ cesinin geli~iminde en önemli evreler ~öyle Slralanabilir: 1- Hegel diyalektiginin "mistifikasyona ugraulm1~" manugmm Hegel'in Devlet Felsefesinin Elqtirisi'nde yapllan parlak bir c;özümlemesi. Bu c;özümleme, Hegel'in idealist emek kavrammm odak almd1gl Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan'nm son yaz1smda özetlenmi~tir ; 2- hemen ardmdan gelen Kutsal Aile ve Alman Ideolojisi ile daha sonraki Felsefenin Sefaleti'nde ise Hegel ele~tirisi, kurgusale1 felsefeye yöneltilen ~iddetli bir polemiksei saldmya i~selle~tirilmi~tir; 3- Grundrisse'den ba~layarak bu kez Hegelei diyalektigin belirtik-pozitif bir yeniden degerlendirilmesine giri~ilmi~tir. Sözü edilen bu yeniden degerlendirmenin boyutlan bugün de canh bir taru~manm konusunu olu~­ turur. Bununla birlikte iki nokta ku~kunun di~mda a~1k görünmektedir: Marx Hegelei diyalektige ele~tirel yakla~Immi sürdürmü~, buna ragmen kendisinin de Hegelei olanla baglanuh bir diyalektik kullanarak c;ah~ugma inanm1~tlr. Dühring'i kastederek yazd1klan ~öyledir : "Benim geli~tirme yöntemimin Hegelei olmadtgtm o da pek iyi bilir. <;:ünkü ben bir materyalistim; Hegel ise bir idealist. Hege! diyalektigi her türden diyalektigin temel bi~imidir; ama ancak mistifikasyona ugrat1lml~ yanlanndan kurtanldlktan sonra. l~te, benim yöntemimi aytrdeden de tarn tamma budur." (Kugelmann'a mektup, 6 Mart 1868). Aynca Marx Kapital I'in 2. baskiSl i~in yazd1g1 Sonsöz'de ~öyle demektedir: "Diyalektigin onun elinde ugrad1g1 mistifikasyon, diyalektigin genel hareket bic;imlerini kapsamh olarak sunan ilk ki~inin gene Hegel olu~unu engellemez. Diyalektik, Hegel'in elinde b~1 üzerinde durmaktadu. Mistik kabugun altmdaki rasyonel c;ekirdegi bulup c;tkarmak i~in bunun ayaklan üzerine dikilmesi gerekir." Marx'm kulland1g1 iki mecaz ~ekirdek , ayaklan üzerine dikmek147


diy Marx'm, Hegelei diyalekti,~in bir bölümünün, ait oldugu bütün il;:inden ~tkanlmasmm mümkün olduguna inandtj!;l bi~iminde yorumlanabilir. Bu durumda Marx hem 1- Diyalektik yöntemin Hegel'in sisteminden eksiksiz olarak ~tkan­ hp almabilecegi yolundaki Gen~ Hegelei ve Engels~i görü~e; hern de 2- Bernstein'dan Colletti'ye kadar pozitivist dü~ünceli tüm ele~tirmen­ lerin, hi~bir ~tkanmm mümkün olmadtj!;t, Hegelei diyalektij!;in Hegelei idealizmle büsbütün uzla~ma-i~selle~me halinde oldugu yolundaki görü~lerine kar~lt bir konumda yer almaktaydt. Ne yaztk ki, Marx "Hegel'in ke~fettij!;i, ama aym zamanda da rnistifikasyona ugrattlj!;l yönternde neyin akt!c1 oldugunu iki ü~ sayfahk bir özetle ortalama insan tarafmdan anla~1hr hale getinne" arzusunu (Marx'tan Engels'e 14 Ocak 1858) hi~­ bir zarnarr ger~ekle~tiremedi. Marx'm Hegel'e borcu ne olursa olsun, 1843'ten 1873'e uzanan Hegel ele~tirilerinde ~arpici bir tutarhhk görülür. (a) Bi~imsel olarak bakildigmda Marx'm ü~ saldm hedefi vard1r: Hegel'in ters ~evinneleri, özde~lik ilkesi ve rnantJksal mistisizrni. (b) Öze il~kin olarak ise Marx'm yogunl~tlj!;I yer doj!;a'nm özerklij!;ini ve toplurnsal bi~irnlerin tarihsellij!;ini kunnada Hegel'in ba~a­ nsizhj!;Idir. (a) (1) Marx'a göre Hegel özne'nin ve yüklem'in ü~lü ters ~evrilmesinden su~Judur. Eie aldtj!;I her konu i~in Marx, Hegel'in bu konuya ili~kin konumunu bir ters ~evirme olarak dej!;erJendirir. Kendi konurnu ise, bu kez Hegel'inkinin ters ~evrilrnesidir - yani ters ~evirrnenin ters ~evrilrnesi. Böylece Marx Hegel'in rnutlak idealist ontolojisi, kurgusal-rasyonalist t.pistemolojisi ve katJ idealist sosyolojisinin kar~Isma, suastyla, tikel varhklann i~erdikleri özellikler olarak evrensellikleri, indirgenemez bi~imde deneysel olan bilgi'yi ve devletin temeli olarak da sivil toplum'u (daha sonra üretim tarzlanm) ~1kanr. Ne ki Marx'm salt Hegel'inkine kar~lt bir konurnu dogrularnakla rn1 yetindij!;i, yoksa bu konuma özgü sorunsalm kendisini de mi dönü~türdüj!;ü net degildir. Aslmda genellikle yapttj!;l, bunlardan ikincisidir: Ele~tirisi, Hegel'in "ters ~evirme"lerini oldugu kadar onun kavrarnlanm ve ili~kilerini de hedef almaktadu. Marx sonsuz zihni (yabanc!la~mi~) sonlu varhklann yamlsamah bir tasanrnt, buna kar~1hk doga'yt da bu varhklara ~km bir ger~eklik ola148

diy rak görür. Böylece Hegel'in sonsuz, ta~l~rni~ ve sonlu zihne hep birlikte i~sel olan tinsel erek~i­ liginin yerini Marx'ta, tarihsel olarak belirgiil ve geli~en insanhkla, indirgenemeyecek ~ekilde ger~ek arna gene de dej!;i~tirilebilir olan doga'nm hern kendi aralanndaki hem de i~lerinde­ ki nedensel ili~kilerin deney-denetli ara~tlrrna­ sma yönelik yöntemsel bir sahipleni~ ahr. Marx Hegel'de saptadtj!;I ü~ ters ~evirrneyi birbirinden a~Ik~a ayn~turnaz. Bununla birlikte bu ü~ünün aynkhj!;t, Marx'm ikinci ve ü~üncü ele~tiri ~izgi­ lerinde örtük bi~imde yer ahr. Bu ele~tirilerde öne ~tkanlanlar, Hegel'in, varhj!;t bilrne'ye ("epistemik yanh~hk") ve bilirni de felsefeye ("kurgusalc! yamlsarna") indirgeyi~idir. (2) Hegel'in özde~lik ilkesine (varhk ile dü~üncenin dü~üncedeki özde~lij!;i) Marx'm yönelttij!;i ele~tiri ikili bir nitelik ta~u. Feuerbach'm dönü~türmeci yönternini izleyen d1~rak ele~tiri­ sinde Marx, Hegel'de arnpirik dünyamn, dü~ün­ cenin ternellendirilrnesinin bir sonucu olarak göründüj!;ünü sergiler. Ancak i~rek ele~tirisinde, arnpirik dünyanm dü~üncenin gizli ko~ulu oldugunu savunur. Böylelikle Marx, Hegel'in, kendi etkinligini ya da genel olarak dü~ünce sürecini baj!;ImsiZ bir özne'ye (Fikir) dönü~türerek bunu deneyle alg!lanan dünyanm yaratlcisi olarak nastl sunduguna dikkat ~eker. Daha sonra da ," kurgusalet filozofun dü~üncesinin i~erij!;i­ nin, aslmda, ele~tiriden ge~rneksizin edinilen deneysel verilerden, olaylann o günkü durumundan kaynaklandtj!;tm ve bunlann gene aym yoldan ~eyle~tirilip ebedile~tirilerek dü~ünceye özürnlendij!;ini savunur. Kar~! sayfadaki ~erna, Marx'm Hegel'e kar~l ~1k1~mdaki rnantlj!;t sergilernektedir: Marx'm ~özümlernesi ~unlara i~aret etrnektedir: 1- Tutuculuk ya da kthf~thk, Sol Hegeleilerin dü~ündükleri gibi ki~isel bir zaafm ya da uzla~rnacthj!;m ürünü olrnay1p Hegelei yönterne i~­ seldir, ve 2- diyalektik~i adtrnlann diyalektik~i olrnayan, dü~ünülrnerni~ ve ~u ya da bu öl~üde kaba deneysel alg!larnalarca dürtüklenrnesi anlarnmda, Hegel'in mantJk~I teorisi, kendi edirnsel pratij!;iyle de tutarsiZdir. (3) Hegel'in "rnantJksal rnistisizrni"ne, kavrarnlann kendinde dogurganhgma ve olanak tamdtj!;l ideolojik oldu bittilere Marx'm kar~I ~tkt­ ~~. felsefenin ( ve genel olarak da fikirlerin) özerklij!;ine ya da nihai anlarnda kendine yeter-

kavramsal ger~ek~i temellendirme

ampirik dünya sonlu zihin .....___....... tasanm

sonsuz zihin------.... kavramsal olarak

de9i~tirilmi~ ger~eklik

ampirik ger~ek~i kar~1l1k

"ele~tirel olmayan

"ele~tirel olmayan

pozitivizm" (Feuerbach~l u9rak)

idealizm"

Marx'm Hegel'in Özde~lik ilkesine Yöne/ik Ele~tirisi

liligine dönük ele~tiriler üzerinde ternellenir. Ne var ki burada da Marx'm 1- Alman ldeolojisi'nde giri~ilen polerniklerin de ~agn~tlrdtj!;t gibi, sözcügün tarn anlarntyla bir tersine ~evirrne­ yi, yani felsefenin (ya da onun pozitivist ikarnesinin) bilim tarafmdan büsbütün özürnsenrnesini mi savundugu; yoksa 2- kendisinin (ve Engels'in) ya~arnmm da sergiledigi gibi ~ok yanh olarak dönü~türülmü~ bir felsefe pratij!;ini; yani felsefenin bilime ve diger toplurnsal pratiklere baj!;tmh oldugu, ama gene göreli özerk i~levler ta~tdtj!;I bir anlayt~l rn1 öngördüj!;ü, a~1k degildir. (b) Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan'nda Marx'm Hegel'e yönelttigi ele~tiri kavramsal iki bo~luk saptar: (1) doga'nm ve genel olarak varhgm, dü~ünce'ye köktenci bi~irnde dt~sal olu~u ; yani bunlarm kendi ger~eklikleriyle herhangi bir zihne ne raslannsal ne de erekselei anlarnda zorunlu ktlmrn1~ bir bag1rnhhk ta~1rnalan anlarnmda nesnellik; ve (2) nesnele~tirrne ile YABANCILASMA arasmda bir aynrn gözetilrnernesi. Insan nesnele~tirrnesinin güncel, tarihsel olarak belirlenrni~ ve yabanctla~rni~ bir tarzma ili~­ kin olasthj!;I da pe~inen dt~larni~ olrnaktadtr. Daha genel olarak, "tek ernek. .. soyut, zihinsel ernektir," diyen (Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan ü~üncü yazmm sonu) Hegel'e kar~I, Marx'da, ernek her zarnarr 1- "insanm yardtml olrnaksiZm olu~an rnaddi bir alt katmam" öngörür (Kapital I 1, bölürn 1, kesirn 2) ve 2- ernek, kar~tlanarnaz kaytpla sonlulugu ve ger~ek anlamda yenilenrneyle dogurnu birlikte i~eren, ger~ek bir dönü~ürn ge~irir. 0 haldeMarksist bir diyalektik nesnel olarak ko~ullanrn1~, rnutlak anlamda sonlu

ve gelecege dönük olarak da a~tk u~lu (yani sonsuz)'dur. Hegel'in özde~lik ilkesine Marx'm yönelttij!;i ele~tirinin ortaya ~Ikardtgi bir olasthk, Marx'daki (ve Marksizrndeki) diyalektij!;in bölünmez teklikte bir olguyu degil de ~ok saytda farkh dururnu ve konuyu kapsarnakta olu~udur. Bu dururnda da Marx'm diyalektij!;i, felsefedeki, bilimdeki ya da dünyadaki örüntü ya da süre~lere; varhga, dü~ünceye ya da bunlann ili~kisine (ontolojik, episternolojik ve ili~kisel diyalektik); gerek zarnan "i~i" gerekse zarnarr "d1~1" bi~irnde doga'ya ya da toplurna (tarihsel diyalektik kar~Ismda yaptsalet diyalektik); evrensel ya da özel, tarih-ötesi ya da ge~ici vb. ~eylere kar~thk dü~e~ bilir. Aynca bu kategorilerin her biri i~inde daha ileri düzeyde bölürnlerneler de anlarnh olabilir. Bu yüzden de episternolojik herhangi bir diyalektik, dej!;i~ken-kavramh ya da yönternsel (ele~tirel ya da sisternatik), anl.atJrnct ya da özsel (betimleyici ya da a~Irnlaytci) olabilir. lli~ki­ sel bir diyalektik ise, ontolojik bir süre~ (örnej!;in Lukacs) ya da episternolojik bir ele~tiri (örnej!;in Marcuse) olarak görülebilir. Saytlan bu diyalektik tarzlar arasmdaki ili~ki (a) hepsi i~in ortak bir kaynagm varhg1, ve (b) Marksizrn i~in­ de ta~tdtklan sisternatik baglar sayesinde kurulabilir. Bunun i~in de her birinin, (c) ortak bir özle, ~ekirdekle ya da nüveyle, hele hele (c) ta Hegel'e kadar geri götürülebilecek (degi~rnez) bir özle ili~kilendirilmesi de gerekmez. Marx kendi ~ah~rnalannda bu diyalektij!;i (ne ~ekir­ dek ne de ters ~evirme rnecazlanm gerekli ktlacak ~ekilde) bütünüyle dön~türmü~ ve!ya da 149


diy

onu degi~ik yollardan ge!i~tinni~ olsa bile, kendisinin Hegelei diyalektige gene de bon;lu kaldigml söylemek bu durumda mümkün olabilir. Marxc;1 diyalektige ili~kin en yaygm pozitif teoriler, 1- bir dünya görü~ü olarak (örnegin Engels, DlYALEKTlK MATERYALlZM, Mao); 2- bir uslamlama teorisi olarak (örnegin Della Volpe, Adorno); ve 3- bunlann hepsi arasmdaki ili~kiler baglammda (diger bir deyi~le dü~ün­ ce ile varhk, özne ile nesne, teori ile pratik vb. arasmdaki ili~kiler) in~a edilmi~lerdir (örnegin Lukacs, Marcuse) . Marx'm kendi anlay1~mda , kavramm asü vurgusunun epistemolojih nitelikte oldugundan pek az ku~ku vard1r. Marx "diyalektik olan"1, c;ogu durumda "bilimsel"yöntemle e~anlamh kullanmaktad1r. Kapital !'in 2. basklSI ic;in yazd1g1 Sonsöz'de, St. Petersburglu bir ele~tirmenin kendi yöntemine ili~kin olarak sec;kin bir pozitivist konumdan (Bkz. POZlTlVlZM) yapt1g1 tamtlm üzerinde dururken ~u yorumu yapmaktad1r: "yazar benim fiilen kullandlglm yöntemi... bunca yetkin bic;:imde anlatirken as1l anlattigi ~ey diyalektik yöntemden ba~ka nedir ki? " Gene de, dogac1 ve deneyci olmasma ragmen Marx'm yönteminin pozitivist degil de gerc;ekc;i (Bkz. GER<;EK<;ILlK) kald1gt, epistemolojik diyalektiginin ise onu aym zamanda ontolojik ve ko~ullu , ili~kisel nitelikte özel bir diyalektige bagladigt ac;Ikc;a görülmektedir. J.B.Schweitzer'e yazd1g1 bir mektupta (24 Ocak 1865) Marx "bilimsel diyalektigin gizeminin, ehonomih hategorilerin, maddi üretimin ge!i~imininde belirli bir a~amaya har~Ilth dü~en tarihsel üretim ili~kilerinin teorih ifadesi" olarak kavranmasma dayand1gm1 söylemi~tir. Marx'm diyalektigi bilirnseldir; c;ünkü bu diyalektik, dü~üncedeki c;eli~kileri ve toplumsal-ekonomik bunahmlan, kendilerini doguran c;eli~kili özsel ili~kiler baglammda ac;tklamaktad1r (ontolojik diyalektik) . Ve Marx'm diyalektigi tarihselcidir; c;ünkü bu diyalektik, bir yamyla tammlad1g1 ili~kilere ve ko~ullardaki degi~imlere yerle~tik­ ten (ili~kisel diyalektik), aym zamanda bu degi~imlerin (ko~ullanm1~ olarak) etken'i durumundadlr. Marx'm kendi deney-denetimi ara~tlrma tarztyla tümdengelimci-benzeri sunu~ yöntemi arasmda gözettigi farkhhktan hareketle, onun ele~tirel diyalektigiyle sistematik diyalektigi arasmda bir aynm da yapllabilir. Bunlardan, ay150

diy

m zamanda tarihe pratik bir müdahale anlamm1 da ta~Iyan ilki, üc;:lü bir ele~tiri bic;imini ahr. Bu üc;lü ele~tiri ekonomik ögretileri, toplumdaki unsurlann kavraYJ~lanm ve bunlara temel olan dogurgan yap1larla özsel ili~kileri kapsar. Üc;lü ele~tiri aym zamanda, ele~tiriye hedef olan c;:e~itli kategorilerin, teorilerin ve bic;imlerin tarihsel gec;erlilik ko~ullanmn ve pratik yeterliliklerinin titiz bic;imde yerli yerine oturtulduklan (tarihselle~tirilmi~) Kantc;1 bir ugrag1 da ic;:ine ahr (bu nokta ilk kez Max Adler tarafmdan vurgulanmi~tlr) . Marx'm ele~tirel diyalektigi belki de en iyi ~ekilde , deneysel anlamda ac;tk uc;lu, maddi anlamda ko~ullanm1~ ve tarihsel anlamda da s1mrlan belirlenmi~ bir diyalektik fenomenoloji olarak ele almabilir. Marx'm sistematik diyalektigi ise, Kapital'in I. cildinin ilk bölümünde meta diyalektigi olarak ba~lar ve Artth Deger Kuramlar!"nda ekonomi politigin ele~tirel bir tarihiyle doruk noktaya ula~1r. Marx ic;:in kapitalizmin tüm c;eli~kileri, önünde sonunda meta'nm sahip oldugu deger ile kullamm degeri arasmdaki temel-yaptsal c;:eli~kilerle , gene meta'nm ic;:erdigi emegin somut yararCl yönleriyle soyut toplumsal yönleri arasmdaki c;eli~kilerden türer. Temelini olu~tur­ duklan yap1sal ve tarihsel diger c;eli~kilerle (örnegin üretici güc;lerle üretim ili~kileri, üretim ve fiyatlanma sürec;leri, ücretli emek ile sermaye arasmdaki c;eli~kiler) birlikte bu c;eli~kiler 1- c;:eli~ki terimlerinin ya da kutuplannm varolP1ak ic;in birbirlerini öngerektirmeleri anlammda gerc;ek-kapsaYJCl kar~1thklard1r, ve 2- ic;sel olarak da mistifikasyon dogurucu bir görüntü bic;imine sahiptirler. Bu türden diyalehtih t;eli~hiler, tutarh bic;imde tammlanabildikleri ic;in, c;eli~­ mezlik ilkesini ihläl etmezler. Aynca, c;ekim yasasmi da ihläi etmezler; c;ünkü burada gerc;ek bir nesnenin gene aym nesne tarafmdan yaratllan gerc;ek anlamda tersine c;evrilmi~ (yanh~) temsili anlaYJ~l, hemen aym anda, Marx'm sahiplendigi türde, deneyci olmayan, katmanh bir ontoloji tarafmdan takviye olunur (Bkz. <;ELlSKl). Marx bu temel-yapisal c;eli~kileri, dogrudan üreticilerin 1- üretim arac;lanndan ve malzemelerinden, 2- birbirlerinden, ve 3- böylelikle de doga üzerindeki edimlerinin (ve doga'ya tepkilerinin) ic;inde cereyan ettigi toplurnsal ili~kiler bagmdan kopanlmalarmm tarihsel miras1 olarak görür. Kabul etmek gerekir ki burada, tari-

hi, en ba~taki ayn~mam1~ birlik, sonra bölünme ve nihayet birligin bu kez ayn~mi~ ögelerle yeniden kuruldugu bir diyalektik sürec;: olarak gören Schillerd ~emanm, degi~mi~ de olsa, basit izlerinin ötesinde nüveleri de yer almaktadir. Buradan hareketle Marx ~unlan söylemektedir: "Ac;Iklama gereküren ya da tarihsel sürecin sonucu olan ~ey, varolan ve etkin insanhgm, doga ile olan metabolik degi~iminin dogal ve inorganik ko~ullan ile olu~turdugu bir!ih ve dolaylsiyla da dogaYJ edinimi degildir. Ac;:tklama gerektiren ya da tarihsel sürecin sonucu olan ~ey, insanlann, yalmzca ücretli emegin sermaye ile ili~kilerinde tarn anlamda gerc;ekle~tigi üzere, kendi inorganik ko~ullarmdan kopanlmalandtr." (Grundrisse, "Sermaye Üstüne Bölüm", V. defter) . Marx bunu deneysel olarak kurulu bir olgu bic;iminde görmü~ olabilir. Ancak gene de, böyle bir kabulleni~i bilime yasaklamak, gereksiz bir Slmrlama anlamma gelecektir. Örnegin böyle bir görü~ kendi ba~ma dogrudan smanabilir olmasa bile, metafizik bir yol gösterici i~le­ vi görebilir; ya da deneysel uzammlara da sahip geli~tirici bir ara~tuma programmm merkezi olarak kullamlabilir. Marx'ta asi! aYJrdedici olan yan "diyalektik" am verilen tammlamalan ya da merkezden aynlmalan degildir. Asi! aYJrdedici olan, kar~lt güc;:lerin, egilimlerin ya da ilkelerin, ortakla~a sahip olduklan nedensel varhk ko~ullan baglammda anlatild1klan diyalektik at;rmlamalar ile, yetersiz teorilerin, olgulann vb. ait olduklan tarihsel ko~ullar baglammda anlatildiklan ele~tiri­ ler'dir. Örnegin Marx'm ekonomi politigi ele~ti­ risi nic;in ac;1k bir Aufhebung (koruyarak a~ma) bic;:imini ahr? Yeni bir teori, her durumda, yerine gec;meye talip oldugu teorilerce daha önce ba~anh bic;imde ac;tklanm1~ olgulann c;ogunu sahiplenmeye yönelecektir. Ancak bu olgulan teorik olarak sahiplenirken, Marx, bunlara il~­ kin tammlamalan köklü bir dönü~üme de ugratlr. Aynca, söz konusu olgulan ele~tirici-ac;lmla­ YlCl yeni bir c;erc;eveye oturturken, bunlann pratik dönü~türülme sürec;lerine de katkida bulunur. Peki Marx, kendi ele~tirel ya da sistematik diyalektiginde Hegel'in gerc;:eklik anlaYJ~ma bir ~eyler borc;lu mudur? Hegel'in ontolojisine giden kapi!an ac;:an üc;: anahtar 1- gerc;eklenmi~ idealizm, 2- tinsei tekc;ilik, ve 3- ic;sel erekc;:ilik'tir. Bunlardan 1-'incinin kar~lSlnda Marx,

maddenin ve varhgm (yabancila~ml~ bic;imleri olan) tin'e ve dü~ünceye indirgenemeyecegini ileri sürerek hem Hegelei mutlak, hem de takimci-kapsayici özde~lik anlay1~lanm reddeder. 2-'ye kar~I Althusser, ayn~ma ve karma~Ikhgm Marx ac;1smdan vazgec;ilmez önemde oldugunu hakh olarak savunmu~. Della Volpe da gene yerinde olarak, Marx'm bütünselliklerinin kurgusal degil deneysel dogrulamalara tabi oldugunu vurgulam1~tir. 3-'e gelince: Marx'm vurgusu kavramsal olan'a degil nedensel olana'd1r; gerekircilik-erekselcilik de insanal praxis'le s1mrh olup, bunun ba~ka yerlerde de ortaya t;Ikl~l halinde "rasyonel bir ac;Iklama" yoluna gidilmektedir (bkz. Marx'm Lassalle'a 16 Ocak 1861 tarihli mektubu). Hepsinden önemlisi ise ~udur: Marx ic;in, tarih bilimi'nin kurulu~unda ontolojik tabakala~ma ve olu~ indirgenemez nitelik ta~lrken, Hegel'de, öz ile varolu~'un kendi mantiksal alanlannda ele ahm~lan s1rasmda bunlarm her ikisi de edimsellik ve sonsuzluk ic;inde (dolaylSlyla da Fikir'in kendini ac;:Imladigi alanda) ayn ayn eritilmektedir. Felsefi ac;1dan anlamh bütün yönlerden bak1ldigmda Marx'm ontolojisi, Engels'in daha sonraki felsefe c;:ah~mala­ rmm hedefini olu~turan ve Marx'm genc;lik dönemi ele~tirisinde Hege! idealizminin örtük bic;:imde öngördügünü sergiledigi atomist ampirizm'den oldugu kadar, Hege! ontolojisinden de büyük farkhhk gösterir. Diyalektik kar~1smda en yaygm rastlanan üc;: konum ~öyle özetlenebilir: bunun büsbütün anlarnsiZ oldugu (örnegin Bernstein); evrensel bir uygulanabilirlik ta~1dtg1; ve kavrarnsal ve!ya da toplurnsal alanlarda gec;erli olup doga alanmda olmadigl (örnegin Lukacs). Engels büyük otoritesini ikinci, yani evrensel uygulanabilirlikc;i c;izgiden yan.a koymu~tu. Engels'e göre diyalektik "doga'nm, insan toplumunun ve dü~ünce'nin hareket ve geli~iminin genel yasalannm bilimi" idi (Anti-Dühring, I. kitap 13. bölüm). Gene Engels'e göre bu yasalar "b~hca üc; alana indirgenebilir"di (Doga'nm Diyalehtigi 'Diyalektik'): 1- Niceligin nitelige dönü~ümü ve tersi; 2- kar~1tlann birbirine nüfuzu, ve 3- inkär'm inkän. Engels'in yakl~tmmda belirsiz yanlar bulunmaktadlr. Örnegin söz konusu yasalann az c;ok önsel dogrular m1, yoksa deney üstü genellemeler mi saYJldiklan; bunlann bilirnsel pratik ac;:lsmdan vazgec;ilmezlik mi t~tdik!an yoksa yarar151


lrn diy

I'

diy

I 'J

:UII

1 1~!

h sunu~ arac;:lanndan m1 ibaret olduklan, ac;:1k degildir. Engels'in verdigi örneklerin bilinen keyfiliginin yamsua, indirgemeci türde herhangi bir materyalizme kendisi de özellikle kar~1 oldugundan, Engels'in diyalektiginin bir toplumbilimi olarak Marksizmle ili~kisi de sorgulanabilir. Eldeki kamtlar Marx'm, Engels tarafmdan yapilan müdahalenin genel sonuc;:lanyla aym fikirde oldugunu gösterse bile, Marx'm kendi ekonomi politik ele~tirisi, herhangi bir doga diyalektigini ne öngörmekte ne de ic;:ermektedir. Aynca Marx'm önseleilige yönelttigi ele~tiri de, bunlar diyalektik olsun b~ka türden olsun, sürec;:lerin gerc;:eklikteki varhgma ili~kin tezlerin deney sonras1 ve özneye özgül niteligine dolayh bic;:imde ~aret etmektedir. Bu konuda Marxc;:1, Engelsc;:i ve Hegelei konumlar ~öyle özetlenebilir:

toplumun ise, diyalektigin doga'ya uzanlmasm1 makül k1lacak öl<;üde dogaCI tarzda ele ahmp almmad1gma bagh kalacakur. Ancak, böyle bir durumda bile tek bir yamt beklenilmemelidir: doga'da diyalektik kutupsalhklar, kapsaJlCI kar~Ithklar olabilir; ama, diyalektik anla~Ilabilirlik ve ak!l olamaz. Engels'in hakhhgm1 göstermek isteyen baz!lan (örnegin P. Ruben) "kategoriler ötesi" baglann anla?IlabilirJigini savunmak i<;in 1- doga'nm insan tarafmdan epistemolojik sorgulam~mm, ve 2- insanm doga'dan tarihsel <;Ikl?lllm, SeheHingei ayniyet noktalan (ya da diyalektik özde?lik noktalan) öngerektirdigini ileri sürmü~lerdir. Ne var ki hem (ölc;:üm ya da deneydeki) epistemik türde~le~tirme ya da e?itleme, hem de (olu~umdaki) tarihsel ortaya <;Iki~, ilgili dogal kutuplann praxis-bagimslZhgi'm ön~ zorunlu do!jruluk

Hege/

evrensel 1111!

Q<e(ekliktokl dly•lektlk

<•li>klle~ ~ ~

II. I

•mpl<lk Q<e<eklik

özgül (örne!jin kapitalizme)

Bir doga diyalektigi varsay1mmm dogrudan kendisi, Lukacs'dan Sartre'a kadar pek c;:ok ele~­ tinnene kategorik olarak yanh~ görünmü~tür. Yanh~hgm ölc;:ütü de, örnegin ancak insanal alanda anlamh olan c;:eli~ki'nin ve inkär'm insanbic;:imci (ve dolaJISIYla da idealistc;:e) bir yoldan doga'nm kategorilerine kadar uzat!lmasidir. Bu ele~tirmenler toplumsal-tarihsel dünyanm bir parc;:as1 olarak doga biliminin de diyalektik olabilecegini inkär ediyor degillerdir. Buradaki as!l sorun, kendi ba~ma bir doga diyalektigini~ olup olamayacagma ili~kindir. Dogal ve toplumsal alanlar arasmda fark\hklar bulundugu ac;:Iknr. Peki, sahip olduklan genel benzerliklere göre bunlann özel farkhhklannm ta~Idigi önem daha m1 büyük, yoksa daha m1 küc;:üktür? Aslmda doga diyalektigi sorunu, genel anlamda natüralizm sorununun bir türevine iner. Sorunun c;:özümleni~ yolu da, diyalektige yeterince geni? bir ac;:1dan yakla?Ihp yakla?Ilmadigma; 152 !1!11111

Engels

Marx

gerektirir. lnsanhk\a doga arasmdaki herhangi bir diyalektik ili~ki, asimetrik olarak ic;:sel bir ili~kü.ün Hegelei olmayan .yamm edinir (toplumsal bic;:imler dogal bic;:imleri öngerektirir; ama bunun tersi dogru degildir) . Böylelikle de epistemolojik ya da ontolojik herhangi bir özde~lik, ancak ·a~km bir materyalist özde~-olma­ ma durumu ic;:inde ortaya <;Ikabilir. Engels'in müdahalesinin k1sa dönemdeki paradoksal sonucu, ll. Enternasyonal'in evrimci Marksizmi ·ic;:indeki bir egilim bic;:iminde ortaya <;Ikt1. Bu egilimin a~m dogaCihgi ve tekc;:iligi, pek c;:ok yönüyle, Engels'in bilinc;:li bir mücadele verdigi Haeckel, Dühring ve digerlerinin pozitivizmiyle k1yaslanabilir boyutlar t~Imi?tU. Ancak Engels'in Hegelei diyalektigi sahipleni~indeki (ki burada dü?ünceeilik, özde~lik ilkesi adma epistemik bir vekil olarak hareket etmekte ve sürec;:selei bir dünya görü~ü de bic;:imdeki benze?imi öne <;Ikarmaktadir) baz1 bic;:imsel so-

nuc;:lan, kendilerini zamanla ortaya koydular. Bunlar Marksist bilginin mutlakla?tmlmasi ya da dogmatik bic;:imde c;:evrilip kapatilmasi, bilimin felsefeye emdirilmesi, hatta statüko'nun (örnegin Sovyet Marksizminin uzla~tmc1 Ansicht'inde) bu kez k1hk degi~tirerek varhgm1 sürdürmesidir. Kendisi istemi d1~mda da olsa Engels tarihin dogaÜa~tmlm1~ sürecini bir "yeni mutlak" olarak nas1l kurumla~tlrmi~sa, Lukacs da, tarihin amacmm, felsefede Hegel'in bo~ yere araJlp sonunda ekonomi politik'de Marx'm buldugu o mutlak'in tarn gerc;:ekle~mesi oldugunu göstermeye giri~ti. Lukacs'a göre Marx'm buldugu mutlak, tarihin özde~ özne-nesne'si olarak proletaryanm kaderi ve rolüdür. Gerek Engels'de gerekse Lukacs'da "tarih" özden fiilen anndmlmi~tlr. Bu i~ tarihin Engels'de evrensel bir sürecin kategorileri baglammda "nesnelee" yorumlanmasiyla, Lukacs'da ise manuksal temelini olu~turdugu perdeyi kapatlci nihai ve ko~ullan­ mami~ bir öz-gerc;:eklenme eyleminin c;:ok sayidaki dolayimi ve ugrag1 olarak bu kez "öznelei" ele almi~Iyla yapilmi~tlr. Bu ilk kusurlara ragmen gerek diyalektik materyalist gerekse de Batih Marksist gelenekler, baz1 önemli diyalektikc;:iler yeti~tirmi~tir. Ball Marksizminde, Lukacs'm tarihsel öz-bilinc;: ya da özne-nesne diyalektiginin yamsua Gramsei'de teori!pratik, Marcuse'de öz/varolu~ ve Colletti'de görüntü/gerc;:eklik c;:eli~kileri öne <;Ikar. Hepsi de ~u ya da bu ölc;:üde Hegel kökenlidir. Benjamin'de diyalektik, tarihin kesintili ve katastrofik yönünü temsil eder; Bloch'da hedeflenen bir hayal dünyas1 olarak alg!lamr; Sartre'da birey'in kendi bütünleyiei etkinliginin anla~Ila­ bilirliginde yatar; Lefebvre'de ise yabancil~ma­ dan annm1~ insanm önüne koydugu hedefe i~a­ ret eder. Daha anti-Hegelci konumdaki Batlh Marksistler ( Colletti dahil) arasmda Della Volpe'nin diyalektigi temelde kan olmayan, a~m yerle~ikle~memi~ dü~ünceden ibaretken, Althusserci diyalektik bütünlerin karma~Ikhgmi, ön olu~umunu ve üstbelirlenmesini öne <;Ikanr. lki kamp arasmda dengede olan Adorno ise bir yanda tüm ele?tirinin ic;:selligini, diger yanda da özde~lik-d1~1 dü~ünceyi vurgular. Bu arada Engels'in üc;:üncü yasas1 diyalektik materyalist gelenek ic;:inde, Stalin tarafmdan kestirmeden bir kenara birakilmi~tlr. Birinei ya-

sa da Mao tarafmdan, Lenin'den bu yana giderek artan bic;:imde diyalektigin büyük yükünü t~1r hale gelen ikinci yasanm özel bir durumu olarak konumlandmlmi~tu. Elbette bu adimlann (siyasal dürtüler kadar) saglam materyalist gerekc;:eleri de vard1. Olumsuzlamanm olumsuzlanmasi, Hegel'in smtrlanmt~ varhgt c;:özüp sonsuzluga dagltma aractyd1. Buna kar~thk Godelier'nin de i~aret ettigi gibi diyalektik materyalistler kar~ttlann Marx'daki birligi ile Hegel'deki özdqligi arasmdaki farkhhklann hakktm nadiren verebilmi~lerdir. Bu gelenek ic;:inden Mao, yaptlgi potansiyel olarak verimli bir dizi aynmla kayda deger bir yere sahiptir -örnegin dü~manca olan ve olmayan c;:eli~kiler, ba~at ve tali c;:eli~kiler, belirli bir c;:eli~kinin ba~at ve tali yönleri vb. aynmlan ile- Lenin ve Troc;:ki'nin yapllklan gibi, bunlann "bile~ik ve e~itsiz" geli~imlerinin vurgulanmast ile ... Uzun ve kanna~Ik tarihi ic;:inde diyalektige ili~kin olarak, her biri Marksizmde ~u ya da bu ölc;:üde dönü~üme ugrami~ be~ temel anlaYI~ öne <;Ikmaktadtr: 1- Herakleitos'tan kalan ve bagtms!Z olmayan kökenlere sahip güc;:lerin kapsaytci kar~Ithk ya da c;:au~malanm ic;:eren diyalektik ~;eli~kiler, Marx tarafmdan kapitalizm ve onun üretim tarz1 ac;:ISmdan asal saJllmt~lardtr. 2- Sokrates'ten kalma yanh~lama ya da diyalektik tartt~ma bir yamyla stmf mücadelesi c;:erc;:evesi ic;:inde dönü~türülürken, baz1 Marksist dü~ü­ nürler tarafmdan "ideal ko~ullarda" (Gramsei'de bu komünist toplumdur; Habermas'da ise "smulanmam1~ oyda~ma [konsensus]") bir gerc;:eklik norm'u olarak i~levini korumaktadtr. 3Platon'dan kalma diyalektik aktl bir yanda aydmlanma ve de-mistifikasyondan dogan (Kant<;1 ele~tiri) kavramsal esneklik ve yeniliklerden -burada kastedilen, deneysel, mantlksal ve c;:evresel denetimlere täbi olarak bilimsel ke~if ve geli~melerde hayati rol oynayan kavramsal yeniliklerdir- öte yanda kollektif öz kurtulu~un maddi temelli ve ko~ullanmt~ pratiklerinin rasyonalitesine kadar uzanan bir dizi c;:agn~Im yaptlrmaktadtr. 4- Plotinus'dan Schiller'e uzanan, ba~langi<;taki birlik, tarihsel ayri?ma ve ayri~mi~ birlik ~emas1, bir yandan Marx'm meta bic;:imine ili~kin sistematik diyalektiginin belirttigi kesin olmayan smtrlar ya da kutuplar olarak kahrken, öte yandan da · sosyalizm ic;:in yürütülen pratik mücadelenin dürtüsü olarak i~lev görmektedir. 153


diy

5- Hegel'den geien diyalektik kavranabilirlik Marx'ta, hem toplumsal nesnelerin nedensellige hagh sunulu~unu, hem de hunlann ac;1mlay1C1 ele~tirisini, gerek tarihsel olarak özgül ve praxis-haglmh olanlar gerekse de höyle olmayanlar haglamm1 da ic;erecek ~ekilde dönü~üme ugranlml~tlr (Bkz. BELIRLENlMClLIK; BlLGl KURAMI; MANTIK). RBILK-M<;: Okuma Metinieri Althusser, L. 1965 (1969): For Marx. Bhaskar, R. 1986: Scientiftc Realism and Human E~!~ancipation.

Colletti, L. 1969 (1973): Marxism and Hegel. Della Voipe, G. 1950 (1980): Logic as a Positive Science.

Kolakowski, L. 1978: Main Currents of Marxism eilt. 1, hölüm. l. Lukacs, G. 1923 (1971): History and Class Consciousness.

Marcuse, H. 1941 (1955): Reason and Revolution. Stedman-Jones, G. 1973: "Engels and the End of Classical German Philosophy". Wood, A. W. 1981: Karl Marx.

Diyalektik Materyalizm (lng. Dialectical materialism, Fr. Materialisme dialectique, Alm. Dialektischer Materialismus) Diyalektik materyalizm, genelde, Marksizmin, tarihsel materyalizm olarak aynmlanan Marksist hilimle kar~nhk ve ili~ki ic;inde olan FELSEFE'si olarak dü~ünülmü~tür. Terim ilk kez muhtemden 1891'de Plehanov tarafmdan kullamlm1~tu. Marx'm ölümünden sonraki hu ilk ku~akta (özellikle SSCB'de yaygmla~an klsaltma hir terim olan) "Diamat", Marx ve Engels'in yapltmm yerini izleyicilerinin c;ah~mala­ n almaya ha~lad1g1 s1rada ortaya c;1km1~tlr. Marksizm de, hu gec;i~ süreci ic;inde hillurla~­ ml~tlr ki, kurucu ögelerinden hiri de diyalektik materyalizmdir (Bkz. MARKSlZMlN GELISIMI). Ilk ku~ak Marksistler, kuruculanmn iki en ünlü yapltmm, Marx'm Kapital'i ile Engels'in Anti-Dühring'inin etkisi altmda kalm1~lard1r. Bu yapnlardan ilki tarihsel materyalizmin temel ekonomi hilimini temsil ediyordu. Buna "son hic;imi"ni veren, Marksizmin felsefesini ortaya koyan ki~i ve yaplt olarak ise, Engels'in Anti154

diy

Dühring'i görülüyordu (Plehanov 1908, s.23). Diyalektik materyalizm II. Enternasyonal'de güc;lü hir etkiye sahipti ve Rus devriminin ardmdan da Komünist Parti ortodokslugu ac;lsmdan öz hir önem kazanm1~t1. Kendi anla~ll~ma göre, diyalektik materyalizm iki hurjuva felsefesinin birle~mesinden ortaya c;1km1~ hir melezdi: Bilimsel Devrim ve Aydmlanma'nm mekanik MATERYALIZM'i ile Hegel'in idealist DlYALEKTlK'i. Birineinin diyalektik ile uyu~mas1 mümkün olmayan mekanikligi ve ikincinin de materyalizmle uyu~mas1 olanakslz olan idealizmi yadsmm1~ ve hunlara "metafizik" ve "ideoloji" denilerek kar~1 c;lkllml~tu. Ortaya c;1kan sonuc;, hir "dünya görü~ü", Engels'in deyi~iyle "komünist dünya görü~ü" (Anti-Dühring, 2'nci yay1mlan~a Önsöz) anlammda hir felsefeydi: hir hütün olarak somut gerc;eklik hakkmda dogru oldugu kahul edilen ve geneHerne yapan ve tarihsel materyalizm olarak, sosyal hilim de dahil olmak üzere olgunla~­ ma yolunda ilerleyen özel hilimlerin hulgulanyla desteklenen, hir anlamda hilimsel hir tür "doga felsefesi" olarak kavranan hir kuram hütünü. Nitekim, Marx'm kuramsal c;ah~mas1 toplum hakkmda hir inceleme olurken, Engels, "dogada ... aym diyalektik yasalar (m) ... t1pk1 tarihte ... olaylan yönlendiren (yasalardaki) gihi kendi huyruklanm yürüttükleri" (Anti-Dühring, 2'nei yaytmlam~a Önsöz) sav1yla temellendirilmi~ bir "doganm diyalektigi"ni (Doganm Diyalektigi) olu~turmaktayd1. Diyalektik materyalizmin merkezi kuramlan, hu durumda, hütünüyle genel nitelikte olan ve "doga, toplum ve dü~ün­ ce"yi yöneten türden hilimsel yasalar olarak (Anti-Dühring, ks.I, hl.XIII)sunulmu~tur. Böyle hir kuramm, özellikle de Engels'in özgün katklsmm genel olarak siyasal anlam1, DOCA BILIMI'nin sahip hulundugu hilgisel otoritenin destegini tarihsel materyalizme dev~irerek ve aym zamanda da hu destege sahip c;1kan Dühring'in yap1t1 veya "toplumsal Darwinizm" gihi diger siyasal ve kültürel ak1mlan (Benton, Mepham ve Ruhen 1979 ic;inde, eilt Il, s.101) hu destekten yoksun h1rakarak, Marksizmin hilimselligini ileri sürmekti. Materyalizm ile diyalektigin hiraraya gelmesi, her ikisini de dönü~türmektedir. Geregi gihi an. la~1ld1gmda, diyalektik materyalizmin materyalizmi, geleneksel atas1 gihi indirgemeei degildir.

Bu materyalizm fikirleri, onlann nihai özde~ligi­ Bu kuram, hilimselligin hilgisel üstünlügüne sani helirterek maddeye indirgemez. Bu materyahip o!ma iddias1yla hakhla~tlnhrsa, dogal hilimlizm, diyalektik hir hic;imde, maddi olan ile idelerle önemli yerle~ik sürekliliklerinin hulunmaal olanm farkh ve gerc;ekte hirhirlerinin z1dd1 ol51 gerekir. Ancak, Engels ve diyalektik materyadugunu, ama maddi olanm temel veya öncelikli lizm tarafmdan ileri sürülenlerden ba~ka ve daoldugu hir hirlik ic;inde varolduklanm kahul etha güvenilir nitelikte süreklilikler, yani hir bümektedir. Madde, zihin olmadan da varolahilir, tün olarak gerc;eklik hakkmda c;ok genel hir kuama hunun tersi mümkün degildir ve zihin taraml meydana getiren payla~llm1~ hir ic;erik olarihsel olarak maddeden c;1km1~t1r ve ona haglmrak "komünist dünya görü~ü" de hulunahilir. hrur. Bundan da, olgunla~m1~ özel hilimlerin, teHer halükärda, diyalektik ile materyalizmin hirmelinde fizigin hulundugu, ama hic;hirinin fizige liginde, özellikle de mekanik indirgemeeiligi ve indirgenemeyecegi hir hiyerar~ik birlik olu~tur­ yalmkat nesnelciligi ile doga hilimlerinin rnaterduklan sonucu c;1kmaktadn. Yine hundan, episyalizminde sorunlu bir gerihm vard1r. Marktemoloji hak1mmdan, fizigin bize zihinden basizmde aytrdediei olan, dogal hiFmler ile topluglmSlZ nesnel gerc;ekligin bilgisini saglad1g1 somun dogal hilimi olarak tarihsel materyalizrn nucu da c;1kmaktadn. Diyalektigi olu~turan ögeüzerindeki hu vurgudur. Sonuc;ta, diyalektik nin ileri sürdügü ~ey; somut gerc;ekligin farkhla~­ materyalizm tarihsel materyalizmi EKONOmaml~ hir hirlik ic;indeki duragan hir töz degil MlZM'e, toplumun maddi temeli olarak sadece de, farkhla~m1~ ve zHlann c;eli~kisinin tarihsel ekonominin ve hatta helki de ekonominin de süreei sürekli ilerleyen, hem evrimci hem dev"en rnaddi" yönünün, üretim teknolojisinin rimei hir degi~im ic;ine soktugu ve devrimei vegerc;ek nedensel etkiye sahip hulundugu, siyasal ya kopu~ niteligindeki degi~imlerde hakiki niteve kuramsal üstyapmm yans1ma fenomenler olliksel yenilikleri doguran özellikle c;eli~kili bir dugu varsaytmma dogru zorlam1~t1r. Lenin ve hirlik oldugudur. Bu öyle hir olu~um halindeki Mao Ze-dong (ki ikisi de, "komünist dünya göyeniliktir ki, zihin diyalektigin hu materyalist hirü~ü"nün sad1k savunuculanyd1) ekonomizme c;imiyle anla~llmaktad1r. Mant1gm en temel enkar~1 direnmi~lerdir; ancak ekonomizmin ll. tellektüel düzeyinde, gerc;ekligin bu c;eli~kili doEnternasyonal, sonradan da Komünist Parti orgasl, c;eli~kili önermelerin gerc;eklik bak1mmdan todokslugundaki Marksizm anlay1~mda kar~l­ dogru oldugunu ve sonuc;ta hic;imsel mantlga, devrimei etkileri olmu~tur. bu manngm özüne ili~kin olan c;eli~kisizlik ilke. 1920'\erde ve 30'larda, Rus devriminin Stalisiyle hirlikte üstün gelen özel hir diyalektik nist zorhahga ve parti hürokrasisine dogru yozmannga gerek hulundugunu ic;erecek hic;imde la~masl süreeinde, Marksist felsefenin genel olaanla~llmaktad1r (Bkz. <;:ELISKI; MANTIK) . rak diyalektik materyalizmin egemenligi altma Dolaytslyla, diyalektik materyalizmin yasalagiri~i, SSCB d1~mda, c;ökmeye ha~lam1~ ve hir n ~unlard1r: 1- niceligin nitelige, a~amah niceikinci Marksist felsefenin, Marksist hümanizliksel degi~imlerin devrimei niteliksel degi~im­ min yolu ac;1lml~tu, hu yeni felsefenin önde geleri dogurmasma uygun olarak dönü~mesi yasaIen kuramcllan Lukacs'la Korsch'tu ve onlarm Sl; 2- somut gerc;ekligin hir kar~Hlar ve c;eli~ki­ dogal hilimlerin materyalizmini reddetmeleri ve ler hirligi oldugunu kahul eden z1tlann hirligi diyalektik konusundaki Hegelei vurgulamalan, yasas1; 3- kar~Hlann c;arp1~masmda kar~H hir ~e­ Marx'm ilk felsefi yaz1lannm yeniden ke~fedil­ yin digerini olumsuzlad1gm1 ve bunun da, karmesiyle desteklenmi~ gihiydi. Bu Hegelcile~tiri­ ~lhk olarak, olumsuzlanm1~ olan terimlerin her ei egilimler, son yirmi yll ic;inde, Althusser ve birinden hir ögeyi koruyan tarihsel geli~menin Della Volpe okullannm ~iddetli saldmlanna ugdaha yüksek hir düzeyinde olumsuzland1gm1 raml~tlr. Bu Ban Marksizmine kar~lt hir hic;imde (hazen tez, antitez ve sentezden olu~an üc;lü ~e­ SOVYET MARKSlZMl, son zamanlarda hic;imrna olarak ifade edilen hir sürec;) ileri süren sel mantlga üstün gelen özel hir diyalektik manOLUMSUZLAMA'nm olumsuzlanmas1 yasas1. nk kavram1m reddetme egilimi ortaya c;1km1~ Marx'm toplum kurammm hem materyalist, olmakla hirlikte, genelde, 'Diamat'a haghhgm1 hern de diyalektik oldugunda ve hilimsel olma sürdürmü~tür. iddiasmda hulundugunda hic;hir ku~ku yoktur. REILK 155


dog

diy Okuma Metinleri Colletti, Lucio 1969 (1973) : Marxism and Hege!. Jordan, Z.A. 1967: The Evolution of Dialectical Materialism. Lenin, V.l. 1908 (1962): Materialism and Empirio-Criticism. - 1895-1916 (1961) : Philosophical Noteboohs . Mao Tse-tung 1937 (1967): "On Contradiction". Mepham, J. ve Ruben D.-H., (der.) 1979: Issues in Marxist Philosophy. Norman, R. ve Sayers, S. 1980: Hege!, Marx and Dialectic. Plekhanov, G.V. 1908 (1969) : Fundamental Problems of Marxism . Stalin, J.V. 1938 (1973): Dialectical and Historical Materialism. B. Franhlin der. The Essential Stalin i<;:inde. Wetter, G.A. 1958: Dialectical Materialism.

Dobb, Maurice H. (d. 24 Temmuz 1900, Londra; ö. 17 Agustos 1976, Cambridge) 20. yüz)'lllngiltere'sinin en önde gelen Marksist iktisat<;lSldtr. Londra ve Cambridge'de ögrenim gördükten sonra Cambridge'deki hocahk görevine ilk kez 1924'te b~ladt ve emekliligine kadar ve emekliliginden sonra orada sürdürdügü r,:ah~malar, kapitalizmin ortaya r,:tkl~l, sosyalist planlama, deger kuram1 ve burjuva iktisadtnm tarihi gibi konularda Marksist akademik dü~ünceyi derinden etkilemi~tir. Akademik r;ah~­ malannm gücü, büyük ölr,:üde aktif bir politikaCl olmasmdan ve kurarnsal r,:al~malanm ve özellikle sosyalist planlama konusundaki r;ah~mala­ nm uygulamaya ili~kin sqrunlara yöneltmesinden kaynaklamr. Dobb, ·otobiyografik notlannda (1978) siyasal faaliyetlerinde komünist oldugunu vurgular ve 1922 )'llmdan ölümüne kadar Komünist Parti'nin bir üyesi oldugunu belirtir. Kapitalizmin Geli~imi Ozerine <;:ah~malar'mda (1946) feodal üretim'in kendi bunahmma ve r,:özülü~üne yol ar,:an 'hareket yasast'm inceledi; artan degi~im ve ticaretin dt~sal bir gür; olarak belirleyici oldugu tezini reddetti. Bu ve ilgili r;ah~­ malan b~kalannm sonraki r,:ah~malanm belirledi (Bkz. FEODALlZMDEN KAPlTALlZME GE<;:1~) . Sosyalist planlama konusunda 1928'den 1970'deki "Sosyalist Planlama: Bazt Sorunlar" adh r;ah~masma kadar olan ya)'lnlan piyasa ile plan arasmdaki ili~kilerle ve tüketim mallanyla üretim arar,:lan üretiminin dengesiyle ilgilidir. 156

Deger kuram1 ve burjuva iktisadt üzerine r;ah~­ malan )'lllarca lngiltere'deki Marksist iktisadm tek ömegi olmu~tur. Deger kuram1 konusundaki yorumu Ricardo ve Ricardo'nun Eserleri'ni ya)'lmlarken ~birligi yapngt Sraffa'mn r;ah~mala­ nndan (1970, 1973) etkilenmi~tir. UIJUK Okuma Metinleri Cambridge Journal of Economics 2.2 (Maurice Dobb Memoriallssue). Dobb, M.H. 1925: Capitalist Enterprise and Social Progress. - 1928: Wages. - 1937: Political Economy and Capitalism. - 1946: Studies in the Development of Capitalism. - 1955: On Economic Theory and Socialism. - 1965 (1978) : "Random Biographkai Notes" . Hilton, R.H. (der.) 1976: The Transition Jrom Feodalism to Capitalism. - 1969: Welfare Economics and the Economics of Socialism . - 1973: Theories oJValue and Distribution Since Adam Smith: Ideology and Economic Theory.

Doga (lng. ve Fr. Nature, Alm. Natur) Marksizm bir materyalizm oldugu ir;in, "doga" kategorisinin bir sorunsal olu~turmayacagt dü~ünülebilir; oysa, durum böyle olmaktan uzaknr. Marx'm erken dönem not defterleri, soyut materyalizmin, insamn r;ah~mas1 üstünde odaklanan bir materyalizm adma yaptlmt~ bir ele~tirisini ir;ermektedir. Doga bagtrnslZ olarak vardtr; fakat insanhk ir,:in niteliklerini ve anlammt, ancak insan emegiyle dönü~türücü bir ili~ki ir,:inde kazamr. Emek ne dogadtr, ne kültürdür; onlann matrisidir. Burrun ir,:indir ki, hir;bir Marksist (Maiksist gelenekteki Hegelei yanlan vurgulayanlan ele~tirmek ir;in stk stk kullamlan bir stfatla) "idealist" diye yaftalanmaktan ho~nut olmayacagt halde, onlann pek az1 Marksizmin dogacthgmm ele~tirel bir dogacthktan farkh bir ~ey olmastm ister. lnsanhk ir,:in doga, kendisi ir;in bir gür,: degil, bir yararlanma kaynagtdtr. Doga'nm özerk yasalanm ke~fetme r,:abalannm amact, doga)'l bir tüketim nesnesi ya da üretim arac1 olarak insan gereksinimlerine boyun egdirmektir ( Grundrisse, lngilizce r;evirisinde "Sermaye üstüne Bölüm", s.409-l0) . "\=ah~ma doga'mn, dola)'lstyla

da doga biliminin insa11la arasmdaki edimsel tariht ili~kidir (Ehonomih ve Felseft Elyazmalan. Ür,:üncü yazma) . Doga)'l tarihselle~tiren yakla~tm, Buharin'in, (erken döneminde) Luk:ks'm, Grarnsci'nin ve Frankfurt okulunun yaztlannda karakteristiktir. Bu yakla~tm, Lukacs'm ~u sözleriyle özetlenebilir: "Doga toplumsal bir kategoridir. Yani, toplumsal geli~menin herhangi bir a~amasmda her ne dogal Sa)'lhrsa, bu doga insanla nastl ili~kilenirse ili~kilensin ve onunla bagt hangi bir;imi ahrsa alsm, yani doga'mn bir,:imi, ir;erigi, kapsamt ve nesnelligi hep toplumsal olarak ko~ullanmt~nr " (1923, s.234) . Böyle olmakla birlikte, Marksist gelenekte, doga dü~üncesine insanhk tarihinin ve insan amar;lanmn aracthk etmesini en aza indirme egilimini ta~tyan hir; degilse iki ba~ka aktm daha vardtr. Bunlann ilki, Engels'ten kaynaklanan DlYALEKTIK MATERYALlZM, ll. Enternasyonal Marksizmi ir,:inde geli~tirilmi~ ve Sovyet felsefesinin resmi ortodokslugu olmu~tur. Bu yakla~l­ ma göre,doga esas itibariyle, insanlann toplumsal aracthgt terimleriyle görülmektedir; daha r;ok, Marksist anla)'l~ ve kategorHer öyle varhkbilimselle~tirilmekte (ontolojize edilmekte) dir ki, doga bilinemeyecek numenlerin insan tarafmdan yaptlmt~ bir dönü~türümü degil, Marksist kuramla dogrudan dogruya ifade edilebilecek bir ~ey olur. Doga)'l izler ve onun gerr;ek kategorilerini r;arpltmazsak, sosyalizm güvencededir. lkinci aktm, diyalektik materyalizme yakm olmakla birlikte, daha pozitivist bir yaptdadtr ve GER<;:EK<::lLIK (Realizm) diye adlandmlmast dogru olur. Bu görü~ü tutanlar, diyalektik kategorileri varhkbilirnselle~tirdiklerini yadsu ve doga'nm kategorileri ile bilginin kategorileri arasmda bir r;e~it bire bir kar~thkhhk bulundugunu ileri sürerler. Lenin, Bhaskar ve Timpanaro'nun felsefi yaztlan bu egilime girer ve doga bilimlerine ve doga bilim modeHerirre dayanan toplumsal bilimlere saygt ile niteliklenirler. Burada tarn~tlan ür,: egilimi niteliklendirmenin bir yolu, ilk grubun felsefesini doga kavramlannm hümanist bir ele~tirisine dayandtrdtgmt ve buradan hareketle, dogal, biyolojik ve be~eri bilimlerin kavram ve varsa)'lmlan üstüne sorgula)'lcl r,:özümlemeler yapttgmt söylemektir. Diyalektik materyalist grup, doga'nm ve bilirnlerin kavramlanm tek bir diyalektik yasalar setinde biti~tirmektedir. Gerr;ekr;iler ise, doga

kavramlanna fizik bilimlerin yöntem ve varsa)'lmlanyla bakmakta ve be~eri bilimleri biyolojinin bulgulan kökünden üretmektedirler. RMY/MT Okuma Metinleri Bhaskar, Roy 1978: ARealist Theory of Science. Bukharin, N. I. ve d. 1931 (1971) : Science at the Crossroads . Jay, Martin 1973: The Dialectical Imagination. Joravsky, David 1961 : Soviet Marxism and NaturalScience 1917-1932. Lukacs, Georg 1923 (1971): History and Class Consciousness . Marcuse, Herbert 1964: One-Dimensional Man . Schmidt, Alfred 1962 (1971) : The Concept of Nature in Marx. Timpanaro, S. 1976: On Materialism .

Doga Bilimi (Ing. Natural science, Fr. Seience naturelle, Alm. Naturwissenschaft) Marksizmin tarihinde doga biliminin sorunlu olu~u , bunun her zarnarr idealizme ve ütopyacthga bir ser;enek olu~turmu~ bulunmasmdandtr. Birr;ok on)'lllar boyunca, Engels'in Anti-Dühring'inden ser;me bölümlerle meydana getirilen Otopih ve Bilimsel Sosyalizm bro~ürü, en yaygm Marksist metindi. Marx'la Engels'in her ikisi de, 19. yüz)'ll dü~ünü~ünü niteliklendiren "ilerleme olarak bilim" kavramma derirrden baghydtlar ve onlann -Bernstein, Kautsky; Plehanov gibi- en etkili yorumculanndan baztlan da, Marksizmin bilirnsel karakterini vurgulamak ir;in doga bilimi örneklerinden ve benzetmelerinden, özellikle de Darwind evrim kurammdan geni~ ölr,:üde yararlanmt~lardtr. Marx'la Engels, Darwinizm üstüne ince aynmh yargtlar verirlerken; kuramsal yorumculan, insanhk ve toplum kavramlanm bilimin yöntem ve varsaytmlanna baglayan kuram olarak ona dayanmt~lardtr. Marx, kendilerinin tarih görü~lerinin doga tarihindeki temeli diye Darwinizme gönderme yapm1~ (Engels'e 19 Arabk 1860 tarihli mektubu), Engels de Marx'm mezannm ba~mda konu~urken , Marx'm insanhk tarihinin temel yasasm1 ke~fetmesini, Darwin'in organik evrim yasasm1 ke~fetmesine benzetmi~tir. Fakat her ikisi de, Darwinizmin kaynaklandtgt canh doga tasanmmdan -Malthus'un sav~tm yasasmdan ve Hobbes'un herkesin herkese kar~1 olmas1 yasasmdan- e~it ölr,:üde deh~e157


dog

111111!

I

,1

ill

1

te dü~mü~lerdir (Marx'm Engels'e 18 Haziran 1862 tarihli mektubu). Doga bilimine en saygil1 oldugu yazüannda bile, Engels maymunlarla insanlar arasma emek kavramml koymu~tur (Doga'nm Diyalektigi, bl. IX). Hem Marx, hem de özellikle Engels, matematik, biyoloji, fizik ve kimyadaki bilirnsel geli~me­ leri yakmdan izliyorlardl. Engels diyalektigi doganm yasalanyla bütünle~tirmekte Marx'tan <;ok . daha ileri gitmi~tir (Bkz. DOCANIN DlYALEKTlCl). Marx bilimle daha ziyade bir üretici gü<; ve bir i~gücünü denetleme arac1 olarak ilgileniyordu. Bu konuda ~unlan yazml~tlr: "doga bilimleri endüstri yoluyla pratikte insan ya~amma SlZffil~ ve insan y~ammda dönü~ümler yaratml~tn; insanhktan uzakla~tnmay1 dogrudan dogruya doruguna vardirdigt halde, aym zamanda insanm kurtulu~unu da haZirlami~tlr. ... doga bilimleri soyut rnateryalist -ya da daha dogrusu, idealist- yönelimini yitirecek, yabanclla~m1~ bir bi<;imde de olsa, insamn edirnsel ya~ammm temeli oldugu gibi, bir insan biliminin de temeli olacaktlr. Ya~am i<;in bir temel, bilim i<;in de bir ba~ka temel, a priori bir yaland1r" (1844 - Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan. Ü<;üncü yazma) . Marx Grundrisse'de de, endüstri ile bilimin yakm baglan oldugunu vurgulam1~ ve bunlann daha da büyümeye devam edecekleri öndeyi~inde bulunmu~tur ("Sermaye üstüne Bölüm", s.7045). Kapital I de ise, i~<;ileri denetlemek i<;in geli~­ tirilen teknolojik yeniliklerle ilgili ürkütücü bir pasajda, Ure'yi ahnnlamt~tlr; "Bu bulu~, daha önce serimlenmi~ bulunan büyük ögretiyi dogruluyor; sermaye, bilimi kendi hizmetine ko~un­ ca, emegin söz dinlemez eline her zaman uysal olmas1 ögretilecektir" (bl. 15, kesim 5). Marksizmin i<;indeki bir<;ok ak1m, onun bilim olma niteliginde 1srar eder, fakat "bilim" terimi a<;Ümca, s1k s1k me~ruluk arayt~mm bir par<;as1 olarak ona gönderme yapildigl ve <;ogunlukla, söz konusu edilenin doga bilimi olmadigl görülür (Bkz. BlLlMSEL VE TEKNOLOJlK DEVRlM) . Doga bilimi kastedildiginde, yapüan gönderme genellikle, üretim gereksinmeleri i<;in hilimsel ar~nrmanm kaynaklannad1r. Bu dumm, en iyi bi<;imde, Boris Hessen'in bilimsel devrimin o en ünlü belgesini 17. yüzytlm ekonomik sorunlanyla bagmnland1ran "Newton'm 'Principia'smm Toplumsal ve Ekonomik Kökleri" denemesinde gösterilmi~tir (Buharin, 158

dog 1931'de). Ayn1 yapltta yer alan öteki denernder de, bilimsel kuramm pratigin ba~ka ara<;larla sürdürülmesi oldugunu vurgulamaktad1rlar. Buharin, bilimin kendi kendine yeterli nitelikte oldugu fikrinin yanh~ bilin<;lilik -profesyonel bilgin'in öznel tutkulanyla bilimin nesnel toplumsal rolünün kan~tmlmas1- oldugunu ileri sürmü~tür. Eilimin üretim sürecindeki toplumsal i~levi devam etmektedir (1931, s.19-21). Grarnsci, bütün bilirnsel varsaytmlann üstyapüar qldugunu ve her türlü bilginin tarihsel olarak göreli bulundugunu iddia etmi~tir (Hapishane Defterleri, lngilizce <;evirisinde, s.446, 468) . Dolaytsiyla, bizim konumuz, kendi ba~l­ na madde degil, onun üretim i<;in toplurnsal ve tarihsel olarak nasü örgütlendigidir. Doga bilimi de buna ko~utlukla, esas olarak bir tarihsel kategori, bir insan il~kisi diye görülmelidir.... Bir anlamda ve belli bir noktaya kadar, doga'nm hrsanm haznladtgl ~eylerin önceden varolan gü<;lerin -ve maddenin önceden varolan niteliklerinin- ke~if ve icatlan degil, toplumun <;tkarlanyla ve üretim gü<;lerinin geli~mesi ve bu gel~menin daha ileriki gereksinimleriyle yakmdan il~kili "yaranlar" oldugu söylenemez mi? (a.g.e., 465-66) . Bir üretici gü<; olarak bilimin geli~mesi ve doga biliminin rolü, bilimle teknoloji arasmdaki aynmm zaytflamasma yol a<;m~nr; böylece kapitalizmin örnegin mikroelektronik, biyoteknoloji ve gittik<;e incele~en öl<;üm, gözetim ve denetim ara<;lan <;evresinde yeniden yapüanmas1, siyaseti bilimin, teknolojinin ve nbbm i<;inde sürdürme gereksiniminin daha <;ok farkma vanlmasma yol a<;ml~tlr. Genelinde "Diamat" geleneginden ortodoks Marksistler (Bkz. DlYALEKTlK MATERYAUZM) bilirnsel uygulamalan degeryansiZ ve s1mf mücadelesinin üstünde saym1~lar (Bkz. BERNAL); "ele~tirel kuramCilar"sa (Bkz. FRANKFURT OKULU) kategorileri, varsaytmlan ve doga biliminin me~rula~nnc1 rolünü, devrimci dönü~türüm sorununun yüregi yerinde görmü~lerdi. Marx'la Engels'in Alman Ideolojisi'nde söyledikleri gibi (eilt I. kesim lA), "Biz yaln12ca bir tek bilim tamyoruz - tarih bilimi." RMY/MT

Okuma Metinleri Arato, Andrew 1973-74: "Re-examining the Second International" . Bukharin, Nikolai ve d. 1931 (1971): Science at the Crossroads. Grarnsci, Antonio 1929-35 (1971) : Selections from the Prison Notebooks. jacoby; Russell197l: "Towards a Critique of Automatie Marxism: The Politics of Philosophy. From Luk:ks to the Frankfurt School" . Lichtheim, George 1961 : Marxism: An Historical and Critical Study. Radical Sciencejournal Collective 1981: "Seience, Technology; Medicine and the Sodalist Movement".

Doganm Diyalektigi (Ing . Dialectics of nature, Fr. Dialectique de la nature, Alm. Dialektik der Natur) 19. yüzyü biliminin saygmhgmm en <;arplcl kahtlanndan biri, II. Enternasyonal Marksizmi ve SOVYET MARKSlZMl üstündeki etkisiydi. Engels, Marksizm a<;Ismdan bilim ve doga üstüne bir dizi tartl~mah ve a<;IklayiCI öl<;ünmeyle, Anti-Dühring'te Dühring'in "bilimde devrim"ine saldtrml~, Doganm Diyalektigi'nde de bir<;ok notlar ve kurgulamalar kaleme almt~tlr. Bunlar, tarihi: materyalizmin belli kavramlanm doga felsefesiyle bütünleme yolunda bir giri~imdir Engels ger<;ekten, Marksizmin doga yasalanm formüle edebilecegini ve tek bir varhkbiliminin (ontoloji) hem dogay1 hem de insanhg1 kapsayabilecegini göstermek istemi~tir. Dogal ve toplumsal sürederi kavramakta kullamlabilecek <;özümleme ara<;lan, bu giri~imde diyalektik yasalara indirgenmi~tir. Engels -örnegin, "Maymundan lnsana Ge<;i~te Emegin Rolü" üstüne dü~üncelerinde- 19. yüzytlm bilimsel bulgu, kuram ve tartl~malanyla diyalektik kavramlar arasmdaki uygunlugu ara~nrmaya <;ah~ml~tlr. Bu yakla~1mm ondan sonraki yasa-koyuculan, bunu varhgm farazi: yasalanm saptayan katila~­ ffil~ bir Marksist metafizige dönü~türmü~lerdir (Bkz. MARKSlZMlN GELlSMESl) . Doga diyalektiginde özellikle, ü<; evrensel teorem vard1r: her türlü geli~menin yasas1 olarak, tez-antitezsentez ya da "olurnsuzlamanm olurnsuzlanmasi"; evrimci degi~ikliklerin nasll devrimci degi~iklikler haline geldigini a<;tklamayt ama<;layan niceligin nitelige dönü~mesi; temel bir diyalek-

tik ili~ki türü olarak kar~1tlarm SIZI~mast (interpenetration) (Bkz. DlYALEKTlK). Doga'nm diyalektigi bir bilim felsefesi olarak Bat!'da pek tutulmaml~tlr. Sovyetler·Birligi, <;:in ve Dogu Avrupa'da ise ger<;ekten <;ok ciddiye almml~tlr; fakat orada da büyüyen ve gitgide derinle~en bir gelenek olmak yerine, bir ilmihäl (kate~izm) havasmdad1r (Bkz. FELSEFE). RMY/MT Okuma Metinleri Graham, Loren R. 1973: Sdence and Philosophy in the Soviet Union . Kolakowski, Leszek 1978: Main Currents of Marxism. Cilt 2, bölüm 15. Wetter, Gustav, A. 1952: Dialectical Materialism .

Dogu Avrupa'da Marksizm (Ing. Marxism in Eastern Europe, Fr. Marxisme en Europe de l'Est, Alm. Marxismus in Osteuropa) Dogru bir bi<;imde farkhla~tmlm1~ bir konu olarak Dogu Avrupa Marksizminin tarihi, bu bölgenin Sovyet bloku i<;inde bütünle~mesiyle ba~lar. Daha önce, bugünün Dogu Avrupa ülkelerinden geien veya bu ülkelerde yerle~mi~ olan belli ba~h dü~ünürlerin (ör. Dimitrov, Varga, 1930 dolaylan ile 1945 arasmda Lukacs) <;ah~­ malan SOVYET MARKSlZMl'nin tarihine veya Merleau-Ponty'nin deyi~iyle BATI MARKSlZMl'ne (ör. Lukacs 1918-1929, Bloch) ait olmu~­ tu. Daha tartl~mah olsa da, benzer bir bi<;imde, bu kohu i<;ine sadece ortodoks olmayan yakla~tmlar girmektedir: 1945 sonras1 dönemin ortodokslugu (i<;erigi, geli~me a~amalan ve toplumsal i~levi) Sovyet Marksizminin Dogu Avrupa'daki geli~imine ili~kindir. Nihayet, Yugoslav Marksizmi, cografi: bak1mdan bu bölgede yerle~­ mi~ olmakla birlikte, zihniyet olarak, büyük bölümü itibariyle Bat1h Marksist dü~ünce bütünü i<;inde yer almaktad1r. Dogu Avrupa'da Marksizm, ilgili oldugu ülkede farkh zaman dizilerini i<;eren dört ayn a~a­ ma <;er<;evesinde <;özümlenmelidir: Dogu Almanya (GDR), Polonya, <;:ekoslovakya ve Macaristan. Bu baglamda, varolan rejimin kuram ve pratigini, kendi özgün Marksist-Leninist (oldugu varsayllan) ilkeleri temelinde düzeltme projesi anlamm1 kazanm1~ bulunan revizyonizm terimine ü<; terimin daha eklenmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki, rejimin, resmi: bi<;imlerinden 159


dog ac;:tkc;:a farkh olan ba~langtc;:taki Marxgil felsefe ve toplum !<urammm yeniden canlandmlmastnm, ki (Lukacs tarafmdan) gayet yerinde olarak Marksizmin rönesans't olarak adlandmlmt~tlr, sonuc;:lanyla ele~tirel bir bic;:imde kar~l kar~tya kalmastdu. Marx'm klasik toplum kurammm bir bic;:imini dogrudan dogruya Sovyet tipi toplumlara uygulama giri~imi, Dogu Avrupa'da Ban'ya göre daha ender olsa da, bu a~amanm manttksal bir sonucudur. lkincisi, Marx'm toplumsal felsefesinin belli ba~h bazt ögelerinin olu~­ turdugu normatif terneHer ile Marx'm siyasal iktisadt ele~tirisinin genel modeli esasmda, ama bütünüyle farkh c;:özümleyici arac;:lan kullanarak kendi toplumlan hakkmda, ele~tirel kuramlar gel~tirme projesi en iyi bic;:imde Marksizmin yeniden in~a'st (Habermas) olarak nitelendirilmi~tir. Üc;:üncü olarak, gelenekten aynlma konusunda ac;:tk bir niyete dayanan Marxc;:thk-sonrast ele~tirel bakt~ ac;:tlanmn in~asmt, yine de, bu tür bir c;:abamn, kuramm 'yeni dogmu~' ve 'yeniden in~a edilmi~' bic;:imleriyle örtük de olsa devamhhklar ic;:ermesi ölc;:üsünde, koruyarak a~­ ma (Aufhebung) anlammda Marksizmin a~tlma­ Sl olarak adlandtrmak gerekmektedir. Ac;:tkttr ki, Dogu Avrupa Marksizminin a~a­ malan arasmda revizyonizm en evrensel olamdtr. (Aym zamanda Sovyetler Birligi'nde ac;:tk sec;:ik kar~thgt bulunan da sadece revizyonizmdir.) Bununla birlikte revizyonizm, en paradokslu a~amadtr da. Revizyonizm, bir yanda, ic;:lerinde otoriter olmayanlannm dikkatlice sec;:ilmi~ oldugu kendi özgün Marksist-Leninist ilkelerine sahip totaliter yönetici partilerle kar~l kar~tyay­ dt. Diger yandan revizyonizm, aynca, Leninizm'in herhangi bir makul anla~th~ bic;:iminin ötesine gec;:en demokratik ve c;:ogulcu bir meydan okuma kaptsmt ac;:tkc;:a ternsil ediyordu. Bu ögelerin kimi zaman, W Harich gibi tek bir ki~i tarafmdan gerc;:ekten biraraya getirilerek kan~tl­ nlmast, bu kan~tmt daha az c;:eli~kili ktlmamaktadti. Revizyonizm, kuramda, dogal olarak resmi ac;:tdan izin verilen iki toplumbilimsel alanda -felsefe ve ekonomi alanlannda- yeterince iyi bir bic;:imde ortaya konmu~tu . Felsefede, Lukacs, Bloch ve onlann ögrencileri gibi dü~ünür­ ler, Harich ve onun Deutsche Zeitschrift für Philosophie'si, Polonya'daki ögrenci dergisi Pro Prostu'nun c;:evresindeki gruplar ve Macar "Petöfi <;:evresi", Marksizmi epistemoloji ve antropo160

dog lojide determinizmden ve nesnelcilikten (insan öznelligini ve ajanhgmt gözardt etmekten) etikte ise bilimcilik ve tarihsicilikten kurtarmanm yollanm aramt~lardt. Birc;:ok durumda, böylece gözden gec;:irilen kuramm sonuc;:ta, ilk önce istenildigi gibi, sadece genel refonn (polis basktstnm sona ermesi, hukuk reformu, sansürün kaldmlmast, yönetsel merkeziyetc;:iligin azalttlmast) ic;:in bir arac;: olmakla kalmaytp aynca, en azmdan bazt revizyonistlere göre, demokratikle~me (i~c;:i konseyleri, özgür sendikalar, özgür tartl~ma ve hatta yönetici parti ic;:inde c;:ogulculuk, bazen de c;:ok-partili sistemin yeniden canlanmast) ic;:in de bir arac;: olacagma inamhyordu. Bazi örneklerde (özellikle Polonya'da) böyle bir programm nihai olarak Leninizmin hic;:bir bic;:imiyle uyu~mayacagt dü~ünülürken, ba~ka yerlerde, Felsefe Defterleri'nin ve Devlet ve Devrim'in yazan (ve hatta sendika tartt~malannda­ ki) Lenin ile Materyalizm ve Ampiriokritisizm ile Ne Yapmah'nm yazan Lenin kar~tla~tmhyordu . Revizyonistlerin birc;:ogu ic;:in, Kolakowski'nin örnekledigi tutarh ve ödün vermez bir anti-Leninizm hälä gelecege ili~kindi. Ekonomide revizyonizm, en azmdan (kl5men bagtrnstz kökenleri bulunan) "piyasa sosyalizmi" fikirlerinin bütünüyle ifade edilebildigi ilk dü~ünsel baglamt dile getirmi~ti . Tümüyle ekonomik bir düzeyde, Dogu Avrupa Marksizminin bütün a~amalanm niteleyen yakla~tmlar arasmda, Marxc;:thk-sonrast olast reform modelleri hakkmdaki taru~malar da dahil olmak üzere, elbette önemli ölc;:üde bir devamhhk vardt. Merkezi planlama ile adem-i merkezile~mi~ piyasa mekanizmalannm en uygun bic;:imde birle~tirilmesi istegi, Polonya'da 0 . Lange'ye, Dogu Almanya'da, 1950'lerin ba~mda, F.Behrens ve A.Benary'ye kadar geriye gitmektedir ve ilgili kuramsal modeHer 1956'dan sonra, WBrus, M. Kalecki, 0. Sik,J. Kosta veJ. Kornai gibi iktisatc;:tlar tarafmdan zenginle~tirilmi~lerdir. Burada tammlandtgt bic;:imiyle revizyonizm baglammda bu c;:abalan niteleyen ~ey, neredeyse tümüyle iktisadi konular üzerinde odakla~mak ve sistemin yaptsal olarak düzeltilmesinin siyasal ve toplumsal önko~ullanm gözardt etmekti. Bu, hemen hemen, "Prag Bahan"ndaki <;:ek iktisadi reformculannm tutumuydu. Ba~ka yerlerde de, iktisat meslegi ile Marksizmin rönesanst arasmda c;:ok az ortak nokta bulunuyordu c;:ünkü, ge-

lenegin orijinal kaynaklanna bagh kalma istegi bu alanda her zaman dogmacthgm tamm1 olmu~tu. Diger yandan, Marksizmin yeniden in~ast programt, halihaztrda Marxgil olmayan kavramlan, siyasal iktisadm klasik ele~tirisinde bilerek atlanmt~ bir sorun alam olan sosyalist ekonomi modelleri kurmak üzere kullanmaya ba~lamt~ bulunan iktisatc;:tlar tarafmdan gereksiz görülüyordu. Sadece Marksizmin a~tlmast iktisat aianmda bir yankt yapabilirdi ama bu etki Polonya ile (Lipinski, Kowalik ve sürgünde Brus ile) ve daha az bir ölc;:üde de Macaristan'la stmrhydt. Marksizmin rönesanst ("praxis felsefesi" diye de adlandmlmt~ttr) Leninizmin genel olarak terkedilmesini ve Marksizmin orijinal kaynaklanna ve tarihsel degerlerine dönmeyi ic;:eriyordu. Bir bütün olarak bu yönelim, yönetici partilerin, toplumsal hareketleiin sükünet ic;:inde olduklan dönemlerdeki kinik ideolojik törenciligine kar~1 bir yamttl. Dü~ünsel baktmdan Dogu Avrupa Marksizminin bu a~amast Banh Yeni Sol ve Yugoslavya'daki Praxis grubuyla birc;:ok ortak noktaya sahipti. Ancak, Dogu Avrupa'da, Marksizmin rönesansmm en iyi sonuc;:lan felsefe alanma ait olmu~tu. Bu, her ~eyden önce, Gene;: Marx'a bir geri dönü~ü ve aynt zamanda siyasal iktisadm ele~tirisinde (A. Schaff, Kolakowski, Lukacs, A. Heller, G. Markus) yer alan aynt felsefi ilgilerin yeniden ke~fini de ic;:eriyordu. Gene;: Lukacs, Korsch ve Gramsci'nin yaztlannm incelenip yorumlanmast, bu baglamda, neredeyse evrenseldi. Kimi kez de, orijinal bakt~ ac;:tlan ilgili Marksist olmayan felsefi gelenekler, ör. Heidegger (Kosik), Husserl (Vajda) ve Yeni-Kantc;:thk (Heller) tarafmdan zenginle~tiriliyordu . Ancak, sadece bir tek anlamh örnekte, Modzelewski ve Kuron'un A~tk Mektup adh yapttlannda, klasik Marxgil toplum kurammm incelmi~ bir bic;:imi Sovyet tipi sistemlere uygulanmt~tl. Marksizmin rönesansmm kuramctlan aslmda bu klasik kuramt tamyorlardt, ama bir bütün olarak, stmf kurammm,toplumsal degi~imi güc;: ili~kileriyle ac;:tklayan modelin, deger kuramtnm, meta feti~izmi kavrammm ve devletin üstyapt olarak anla~tlmasmm Dogu Avrupa'daki baglamlarda uygulanabilirliginden ku~ku duyuyorlardt. Bu nedenle Marx, kendisinin kesinlikle istemedigi bir bic;:imde,bir felsefeci olarak kabul edilmi~ti. Marksizmin rönesansmdaki felse-

fi ütopyacthgm, Bo~evizmin yeni-Bo~evik bir ele~tirisini,yani varolan sistemi,ancak aym ölc;:üde otoriter bir toplurnsal düzenin savunusuna dogru bozulabilecek olan fikirlerin kaikam altmda yerinden etmeyi uman bir ele~tiriyi imä ettigini ileri sürmek (Szelenyi ve Konrad 1979) hakslZltk olsa da,toplum kuramtyla ilgili olarak praxis felsefecilerinin suskunlugu,onlann klasik kuramm en iyi bic;:imini bile mitolojiye veya öncülüge ya da her ikisine birden dönmeksizin kullanamayacaklan yolunda gizli bir inanca sahip olduklannm i~aretidir. Ve gerc;:ekten de,Kuron ve Modzelewski, Leninizme kar~t sadece i~­ c;:i smtft ve konsey demokrasisi (Bkz. KONSEYLER) mitlerini yeniden canlandtrarak kendilerini koruma altma almt~larken, Marksizmin rönesansmm son önemli kuramcl5t R. Bahro,on ytl sonra,c;:ok farkh bir baglamda yazarken, ac;:tk bir bic;:imde klasik kuram ile Leninizm arasmdaki baglan yeniden kurmu~ oluyordu. Yeni-Marksizm ile Marksizm-sonrasmm yeniden in~ast ve a~tlmast Polonya ve Macaristan'daki yeni duruma verilen iki yamtt ternsil etmektedir. Bu iki ülkenin alternatif kamusal alanlannda yaptlan siyasal programlar hakkmdaki en son taru~malar düzeyinde Marksizmsonrast kar~t konulmaz bir egemenlige sahip olmu~sa da, kuramsal üretim düzeyinde yeniMarksizmin ba~anst ku~kusuz daha c;:arptctdtr. Bu farkhhk, bir bak1ma ktsmen farkh kökenlerle ac;:tklanabilir. 1968 yth, elbette Dogu Avrupa'nm her yanmdaki (belki "Dogu Almanya" haric;:) ele~tirel aydmlar arasmda, sistemlerin tepeden yaptsal olarak düzeltilecegine ili~kin tüm yamlsamalann kesin olarak sona erdigini simgelemektedir. Sadece Prag Bahan'nm yenilgiye ugramt~ olmast degil, fakat özellikle yönetici partilerin bu olaydan c;:tkardtklan ders önemliydi. lzleyen dönemin tümünde bu partiler, siyasete veya kültüre bula~abilecek hic;:bir ekonomik veya yönetsel reformun riski altma ginnemek konusunda kesin kararh bir bic;:imde davrandtlar. Bu yeni tutum veri almdtgmda, Dogu Avrupa Marksizmi geleneginden gelenler, partidevlet ile toplum arasmdaki il~kileri önemli ölc;:üde degi~tirecek yaptsal degi~imlerin öyle veya böyle a~agtdan ba~lattlmast gerektigini farketmek durumunda btraktlmt~lardt. Bununla birlikte, bu tür bir olanagm ar~tmlmasmt saglayacak yollar ise, ilgili ülkelerin toplurnsal baglam161


dog lannm önemli öl~üde etkisi altmdayd1. Yüksek düzeyli bir baskmm az ya da ~ok i~lev gören alternatif bir kamusal alan olu~turma olanagmt engelledigi ülkelerde, hi~bir yeni siyasal söylem dili geli~tirilemezdi ki, bu da ya eski kavramlann, (Dogu Almanya'daki kahp üzere) herhangi bir heyecan duyulmakstzm da olsa kullamlmalannm devamma ya da muhalefetteki herkesin üzerinde anl~abilecegi mutlak asgari bir duruma, insan haklan diline ( <;::ekoslovakya) dogru geri ~ekilmeye yol a~ml~tu. Macaristan'm, esas olarak ekonomiyle smuh kalmt~ olan ancak görece geli~tirilmi~ bir hukuksal ~er~evenin korunmastyla da sonu~lanm1~ bulunan ~ekingen tepeden modernle~mesi baglammda, alternatif bir kamusal alanm geli~me olanagt (diger toplurnsal gü~lerle hi~bir ili~kiye sahip olmamakla birlikte) dogast itibariyle esasen kurarnsal olan bir tartl~maya yol a~mt~tlr. Nihayet, geli~mi~ bir alternatif kamusal alanm ba~langt~tan beri büyüyen bir toplurnsal hareketin gücü ve gerekleri tarafmdan belirlendigi Polonya'da tartl~ma esas olarak siyasal ve pratik olmu~tu . Macaristan'da yaptsal degi~im olanaklan, an azmdan ba~langt~ olarak, yönetsel ve ekonomik rasyonalite krizi ve bu durumla ba~ etmek üzere düzenlenmi~ tepeden modernl~tirme giri~imleri ("kriz yönetimi") tarafmdan giderek artan bi~imde etkilenmi~ olan toplumlann dinamigini ~özümleme düzeyinde ara~tmhrken, Polonya'da kuramctlar, kendi toplumsal formasyonlarmm smulanm ve bi~imlendirilebilirligini pratikte aramakta olan toplumsal hareketlerin görü~ a~lSlm benirnseme egilimi i~indeydiler ki bu, praxis felsefesine hi~ de yabann olmayan bir yakla~tmdL Macaristan'daki tartt~manm kurarnsal niteligi ve yeni-Marksist dili, aynca, etkili bir ·aydm ~evrenin, Budape~te Lukacs okulunun en azmdan 1977'ye kadar devam eden varhgmm bir fonksiyonu olmu~tu . Bu ~evrenin Batth yeni sol kesimlerle olan baglan, Marksist bir dil konu~­ mayt sürdüren daha geni~ bir uluslararas1 topluluga seslenmeyi gerektirmi~ti. "Ele~tirel Kuram"m Frankfurt ve Starnberg türlerinin Dogu Avrupa tarafmdan hayli benzeri görülmedik bir bi~imde benirnsenmesini i~eren Marksizmin yeniden in~ast program1 bu etkile~imin ürünüydü. Ba~ka yerlerde ise sadece Polonyah sosyolog Staniszkis, en genel olarak, Weber, Polanyi, 162

dog Keynes~ilik-sonrast iktisat, sistem kuram1 ve Marx'm kendisinden ~e~itli bi~imlerde türetilmi~ kavramlar etrafmda olu~turulan, ama yine de Marxgil ele~tirel kuramm örnek niteligini koruyan dinamik bir toplum kuram1 in~a etme giri~imi olarak betimlenebilecek olan benzer bir giri~ime kanlmt~tl. Bu terneHer üzerinde, Sovyet tipi toplumlardaki ekonomik yeniden üretimin yeni yaptstm (Kis, Bence-"Marc Rakovski"-Markus), yeni tabakala~ma bi~imleri (Hegedüs, Konrad, Szelenyi) , siyasal ve ideolojik kuramian (Feher, Heller) ve toplumsal hareketlerin toplurnsal sistem i~indeki yerini (Staniszkis) ~ö­ zümleme amactyla önemli ilk adtmlar da attlmt~tl. Bununla birlikte, yeni-Marksist yakl~tm­ lara göre Polonya'da yeni muhalefet siyasetinin ögelerini önceden bilmek ancak arada strada mümkün olabilm~ken (Szelenyi, Konrad, Hegedüs), daha genel olarak Marksist yakla~tmlar, yeni toplurnsal hareket i~inde ger~ekten yeni olam gözlerden saklama egilimindeydiler (Staniszkis ve farkh bir dü~ünsel temelde Bahro). Tarn da Polonya'da toplumsal bir hareketin varolan sisteme a~agtdan o ana dek benzeri görülmemi~ ökülerde yenilikler getirmekte oldugu bir zamanda yazan yeni-Marksist kuramnlar ya kapah, neredeyse degi~tirilmesi olanakstz, görüt;lÜ~te tepeden veya a~agtdan gelen reform ögelerine kar~1 dayanabilecek veya bu ögeleri kendi i~inde bütünle~tirebilecek nitelikteki bir toplurnsal yaptyt in~a etme (Rakovski, Markus, Feher, Heller, Staniszkis) ya da nihai olarak kau tarihsel materyalist öncüller esasmda, reformcu, teknokrat bir devlet sosyalizmi a~amasmm olast zaferine ili~kin yanh~ sonu~lara yol a~an toplurnsal degi~me modelleri olu~turma (Szelenyi ve Konrad) egilimindeydiler. Bu kuramsal sorunlar, Polonya'daki toplumsal hareketin kendisini bütünüyle a~tga vurdugu tarihsel baglamda, yeni-Marksizmin yerini hemenher yerde, Polonya'daki türden bir hareketin geli~me ~ansmm hi~ bulunmamasma ragmen Macaristan'da da Marksizm-sonrasma btrakmasma yol a~mt~lardL Bugün, yeni-Marksist yakla~tmlar, bütünüyle (Polonyahlann aksine) aynt zamanda Banh radikal ~evrelere de seslenmekte olan sürgündeki Macar kuramnlar tarafmdan izlenmektedir, buna kar~tltk Marksizmsonrast tutum Polonyah (Modzelewski, Michnik, Kuron vb.) ve Macar (Kis, Bence, Vajda vb.)

i~ muhalefet hareketlerinin en önemli kuramctlan arasmda egemen olmu~tur. (Ülke i~indeki yönelimin tek istisnalan muhtemden Hegedüs ve Staniszkis'tir.) Felsefi a~tdan baktldtgmda, Marksizm-sonrast, ilk kez Hegel ve gen~ Marx tarafmdan ifade edilm~ olan devlet ve sivil toplum sorununun yeniden degerlendirilmesine dayanmaktadtr. Marksizm-sonrast, bu baglamda, ku~kusuz Marksizmin rönesansma ili~kin ~ah~malarla devamhhk halindedir. Kolakowski'nin önderligini izleyen Marksizm-sonrast kuramctlar, devlet-sivil toplum ikiligine i~kin olan yabanctla~ma sorununa getirilen Marksist ~özümün, yani devlet ve toplumun demokratik birle~mesinin ka~mtl­ maz olarak otoriter oldugunu yadstma egilimindedirler. Bu kuramctlar, bunun yerine, toplum ile devlet arasmdaki kururnsal dolaytmlan (Vajda) savunma veya bu dolaytmlan -hukuksalhk, ~ogulculuk, kamusalhk- yeniden olu~turmanm arayt~l i~indedirler. Buna uygun olarak, yeni toplumsal hareket, bugüne kadar totaliter devletler tarafmdan baskt altmda tutulmu~, täbi bir konuma itilmi~ veya hatta ortadan silinmi~ bir sivil toplumun olu~turulmast veya kendisini olu~turmast olarak yorumlanabilmi~tir (Kuron). Marksizm-sonrasmm en önemli yaztlanndan baztlan (Kolakowski, Kuron, Michnik) sivil toplumu kurmanm stratejik sorunlanyla ilgilenm~lerdir ve bu halleriyle de 1980-81'in Dayam~ma hareketini hem önceden sezebilmi~ler ve hem de bu harekete katktda bulunmu~lardu. Burada, aydmlarla ~~iler arasmda Leninizmsonrast yeni ili~kiler kurmakta KOR'un ba~artsl özellikle belirtmeye deger. Bununla birlikte, Marksizm-sonrast kuramsal yakla~tmlar, bu baglamda ortaya ~1kan iki ciddi soruna neredeyse hi~ egilmemi~lerdir. Bunlardan ilki, felsefe düzeyinde Marx'm sivil toplum sorununu ~özü­ ~ünü yadstmanm, ne denli hakhl~unlmt~ olursa olsun, Marksizm-sonrast kuramctlar tarafmdan, kendilerinin sivil toplumun kapitalist bi~i­ mine getirilen Hegelei ve Marxgil ele~tiriyle olan ili~kilerini a~tkhga kavu~turmaya ender olarak yol a~m~ olmastdtr. Eger bu ele~tiri basit~e dt~lanacaksa (Kolakowski), o takdirde kuramct, tehlikeli bir bi~imde, kapitalist toplumun bir tür me~rula~nnlmasma yakmla~makta­ du. Bu ele~tiri en azmdan ktsmen de olsa kabul edilecekse (Vajda), bu takdirde de kuramct, hä-

lä sadece otoriter devletten kurtanlmt~ olmakla kalmaytp aym zamanda kapitalist toplumlarla olan tarihsel baglanndan da kurtulmu~ bir sivil toplum türü tasammm kavraml~ttrmak durumundadu. Bu sorunun bir~ok yönü, aslmda Polonya'daki 1980-81 hareketi tarafmdan yarat1c1 bir bi~imde gögüslenmi~tir, ancak burada bile kurarnsal dü~ünü~ ger~ek pratigin gerisinde kalmt~tlr. Böyle bir gerilige, yakmlarda Michnik tarafmdan, Bialoleka hapishanesinden dt~an ka~mlm~ bir metinde i~aret edilmi~tir. . lkinci bir düzeyde de, Marksizm-sonrast yakla~tmlar baktmmdan ~özülmemi~ bir sorunlar kümesi bulunmaktadu. Toplumsal hareketin bak~ a~tsmt esas alarak, ne varolan sistemin nesnel smulanm ne de sistemin kendisinin neden oldugu gü~lükleri a~tklayabilmek mümkündür ki, buntarm ikisi de, Dogu Avrupa rejimlerinin bütünüyle ytkllmasmm olanakstzhgt kar~lSlnda, sivil toplumu yeniden kurmak isteyenlerin eylem alamm belirleyici bir bi~imde etkilemektedir. Su ana kadar, Marksizm-sonrastnm ~er~evesi i~inde, bu soruna, merkezde sistemin istikranm, ~evrenin bazt bölgelerinde de istikrarstzhgt a~tklayabilecegi dü~ünülen ~e~itli Dogu Avrupa ülkeleriyle Sovyetler Birligi'ndeki farkh toplumsal bagtmstzhk geleneklerinin tarihsel olarak ar~tmlmast baktmmdan deginilmi~tir. Bu tür bir tarihsici dönü~ yeni-Marksist kuramiarm yaptsalct önyargtsmt altetmeye yardtmct olmu~sa da (Vajda 1981), toplurnsal degi~meyle olan il~kisi esasen geriye dönük kalmt~tlr. Tek ba~ma ele almdtgmda bu yakla~tm, olsa olsa, Sovyet tipi toplumlardaki bellek ve geleneklerin tahrip edilmesine kar~1 önemli bir savunma yamttdtr (Kundera). Ancak, dinamik bir toplum kuram1 baktmmdan bu yakla~tmm anlamt, sadece tarihsel ve yaptsal yöntemler birle~ti­ rilebilirse kurulabilir. Vajda gibi Marksizm-sonrast baz1 kuramctlann yaptsal ~özümlemeye ili~­ kin yakm dönemlerde yenilenmi~ ilgileri, Szelenyi gibi bazt yeni-Marksistlerin sosyalist bir sivil toplum sorununu gündeme getirmeleri gibi, buradaki tüm polemiklerin yanmda, iki yönelim arasmda önemli baglann olduguna i~aret etmektedir ki bu yönelimlerin ~ogullugu Dogu Avrupa entellektüel ya~ammm bazt kesimlerinin saghkh oldugunu göstermektedir. ANILK

163


dog Okuma Metinleri Bahro, R. 1978: The Alternative in Eastern Europe. Brus, W. 1975: Sodalist Ownership and Political Systems . Erard, Z. ve Zygier, G.M. 1978: La Pologne: une societe en dissidence. Hegedüs, A. ve d. 1974 (1976) : Die Neue Linke in Ungarn . Kolakowski, L. 1968: Toward a Marxist Humanism. - 1978: Main Currents of Marxism, eilt Ill. Konrad, G. ve Szelenyi, I. 1979: The Intellectuals on the Road to Class Power. Labedz, L. ed. 1962: Revisionism. Essays on the History of Marxist Ideas . Rakovski, M. 1978: Toward an East European Marxism. Silnitsky, F. ve d. (der.) 1979: Communism and Eastern Europe. Vajda, M. 1981: The State and Socialism.

EK

;II 1'.11'

!

II

111111

Komünist rejimlerin )'lk1lmas1 Dogu Avrupa Marksizminin i<;:inde geli~tigi ko~ullan köklü ~ekilde degi~tirdi. Bu bölümde tart1~1lan revizyonist dü~üncenin ~e~itli bi~imleri politik diktatörlüge ve onun ideolojik destegini saglayan "resmi" Marksizme yönelmi~ti, ama ~imdi bu ele~tiri hedefleri ortadan kalktlgma göre Marksist dü~üncenin farkh bir stilinin varhk nedeni de büyük öl~üde ortadan kalkm1~ olmaktad1r. Özellikle burada "post-Marksizm" olarak adlandmlan ~eye, devletten bag1ms1Z bir sivil toplumun yeniden kurulmasma yapllan vurgu arnk gerekli degildir ve Marksist dü~ünürlerin arnk, demokratik bir sosyalist sistemde sivil toplumun özgül dogas1 konusunda her yerdeki Marksistler arasmda süren daha genel tartl~ma­ ya kanlmas1 beklenmelidir. Öte yandan revizyonistlerin (Banh Marksistlerce payla~llan) özellikle PlYASA SOSYALlZMl gibi baz1 ba~ka tarn~ma konulan, baz1 Dogu Avrupa toplumlan kapitalist pazar ekonomisinin restorasyonuna yöneldigi i~in en azmdan ~imdilik daha az önemlidir. Daha genel olarak, post-Marksist dü~ünce okullannm aguhg1 yakm gelecekte devam edecege benzemektedir, ama neo-Marksizm, post-Marksizm ve öteki Marksist okullan arasmdaki entellektüel ~an~manm olas1 sonucu, Dogu Avrupa'daki yeni ekonomik ve sosyal ya164

dol pllar henüz yeni ~ekillenmekteyken, henüz belirsiz görünmektedir (Bkz. SOSYALlST TOPLUMDA BUNALIM). TBBIZD

Dogu Despotizmi bkz. Asya Toplumu Dola~1m (Osm. Tedavül, Ing. ve Fr. Circulation, Alm. Zirkulation) Marksist kuramda, ARTIK-DECER'in olu~tu­ gu ÜRETlM alam ile, metalann ahmp sanld1g1 ve finansmanm örgütlendigi DECl~lM alam arasmda kesin bir aynm yapllm1~t1r. Sermaye BlRlKlM'i s1rasmda bu iki faaliyet alam arasmda sürekli bir hareket vardu ve bu SERMAYE'nin dola~1mm1 olu~turur. "Kapitalist Üretimin Ele~tirel Bir (:özümlemesi" Kapital Ifnin konusu, "Sermayenin Dola~1m Süreci" Kapital III'ün konusudur (öte yandan Kapital III DACILIM ili~kilerini de bütünle~tirir ve altba~hg1 "Bir Bütün Olarak KapitalistÜretim Süreci"dir). Sermayenin dola~1m1 bireysel kapitalist a~l­ smdan da ele almabilir ve sanayi sermayesinin ~u devresini dogurur: P-M ... M... M1-P1. Para sermaye M'yi, yani ÜRETlM ARA(:LARI'm ve EMEK GÜCÜ'nü satm almak i~in kullamhr. Bunlar daha sonra üretim sürecini ba~latmak i~in birle~tirilir ve üretken sermaye Ü'nün ögelerini olu~turur. Bu metalann sat1~1 ya da ger~ekle~mesi, devreyi para bi~imine geri getirir, fakat bu, kän i~erecek ~ekilde niceliksel olarak P1'ye geni~lemi~tir. Devrenin ~imdi birikimi de i~erecek ~ekilde geni~lemesi mümkündür. ... Ü ... üretim devresini olu~turur ve devrenin sürmesi i~in metalann üretilmesinin yams1ra ahm1 ve satlml da gerektirdiginden, npk1 degi~im alamnm üretim alamm kesmesi gibi, bu da sermaye dol~Immda degi~im alamm keser. Bir bütün olarak sermaye i~in , dola~1m bu gibi ~ok sa)'lda sanayi devrelerini bütünle~tirir. Eunun ger~ekle~mesi masmda ~ok Sa)'lda degi~ik iktisadi dengenirr olu~mas1 gerekir. KULLANIM DECERI a~lSmdan, ekonominin ~~itli sektörlerinde üretimin ve emegin istihdammm sürmesi i~in üretim ara~lanndan ve TÜKETlM ara~lann­ dan uygun oranlarda üretilmesi ve degi~tirilmesi gerekir. Deg~im a~1smdan, kapitalistlerin ve i~~i­ lerin uygun metalardan uygun oranlarda ve gerektiginde kärla saglayabilmeleri i~in deger-fiyatlann belirlenmesi ve para ya da kredinin mevcut

olmas1 gerekir. Bmjuva iktisad1, ve bu dol~1m ili~kilerine sm1fsal a~1dan bakan Marksist gelenekten baz1 iktisat~llar bu dengelerden birini veya digerini ~özümlemelerinin merkezi olarak ahrlar ve kriz ve durgunlugun olu~masm1 bunun ~ökmesiyle a~1klarlar. Marx'm da kapitalist üretimdeki anar~iyi vurgularken, hemen hemen aym ~eyi yapt1g1 söylenebilir; fakat Marx kullammdegeri ve degi~im-degerinin diger iki dengesini birle~tiren bir ü~üncü dengenirr olu~mas1 gerektigini eklerni~tir. Bu, deger ili~kilerinin bir dengesi olarak dol~Irnd1r. Ancak bunun yapilmasiyla kapitalist üretimin ~eli~kileri dol~1m sürecinin ~özümlemesinin önüne gelebilir. Bu, Marx'm kapitalist üretimi ~özümledigi Kapital I'de ula~t1g1 sonu~lardan ~1kar. Marx, deger ili~kileri olu~urken, bunlann, makine'nin kullamlmaya ba~lanmas1yla üretkenlik art1~1m saglayarak degerleri azaltan sermaye birikimi tarafmdan dönü~türüldügünü gösterir. Dola~1m üretimden soyutlanarak ~özümlenirse, kullammdegeri, degi~im-degeri veya deger ili~kileri temelinde yalmzca EKONOMlK BUNALIM(LAR) olas1hg1 ortaya ~1kar. lktisadi ili~kilerde krizin ka~mllmazhg1, ancak sermaye dol~1mmm degi~im araC1hg1yla birikim sürecini koordine etmesinden kaynaklamr. Marx'm AZALAN KAR ORANI egilimi yasasm1 tart~1rken zihnini me~­ gul eden konu budur. Marksizmde degi~ik ekonomi politik okullan, genellikle algllamalann a~1k~a ortaya konulmamasma kar~m, dola~1m sürecinin algilanmasmdaki farkhhklardan ortaya ~1km1~t1r. Eksik-tüketim kuramlanna göre, sermayenin dola~1m1 talep düzeyi tarafmdan belirlenir ve esas olarak degi~im ili~kilerinin hareketinde yer ahr. Neo-Ricardoculara göre ise, dola~1m ücret ve kär arasmdaki ters ili~kiyi i~eren bölü~üm il~kileri tarafmdan belirlenir. FundamentaUsder ya da sermayemantigi okulu ise üretimdeki dola~1m1 belirler, fakat ~eli~kileri, bir bütün olarak dola~1mm bir sonucu olarak görmek yerine, üretim alamyla Slmrlar ve üretimin belirleyiciligini kabul eder. BF/AE Okuma Metinleri Fine, Ben 1975: Marx's "Capital" , bl. 7. - 1980: Economic Theory and Ideology, bl. 2. - ve Harris, Laurence 1979: Rereading "Capital", bl. l.

Dolay1mlama (Ing. Mediation, Fr. Mediation, Alm. Vermittlung) DlYALEKTlK'in merkezi bir kategorisi. Kelime anlam1yla bir arac1 vas1tas1yla baglantllar kurmaya gönderme yapmakta ve bu s1fatla öncelikle epistemoloji (Bkz. BlLGl KURAMI) ve genelde mantlkta yer almakta; kendisini bir taraftan dolaystz/dolayh bilgi, diger taraftan da mannksal tastm -ya da "dolayh ~Ikanm"- sorunlanna uygulamaktadtr. Böylece bilgi formtan ve ~e~itleri, kendi a~tklama ve hakhla~tmmla­ nm stmflama ve ~arta baglanmi~ ge~erlile~tirim baglamma ~evrimsel bir gönderimde degil, varhgm incelenmesinde bulmas1 gereken bi~imsel i~lemler ve belirli kurallar ~er~evesinde degerlendirilebilir. Bu da dola)'lmlama kategorisinin Marksist diyalektikte nitel olarak farkh bir anlam kazanmasmm nedenidir. Marksist diyalektik, felsefenin geleneksel herhangi bir dalmm özerkligine teslim olma)'l reddeder ve bu dallarm -dolaytstyla da dolaytmlamanm- sorunlanm ge~mi~ epistemoloji ve mannktan, özel bir anlamda da ("araCl" ya da "ara~ " bi~iminde), toplumsal varhg1 nesnel belirlenimleri, baglantllan ve karma~Ik dola)'lmlamalannm BÜTÜNLÜK'üyle birlikte, uygun bir ~ekilde incelenmesinin uyumlu part;alan olarak Aristoteles~i etikten miras almdtgi bi~imiyle degerlendirir. Böyle bir kavramm öncüleri arasmda Anstoteies önemli bir yer i~gal etmektedir. "AraCl olam amat;lamasmdan dola)'l", erdemi "bir tür · ara~" olarak tammlarken, anahtar teriminin toplumsaVinsani özgüllügü üzerinde durmu~­ tur: "Nesnedeki aract''yla, u(;: noktalann her birinden qit uzakltkta bulunan ve bütün insanlar i~;in bir ve aym olam, bize göreli olarak arad (ne t;ok fazla ne de ~ok az)yla da, bunun herkes i~;in bir ve aynz olmadtgtnz kastediyorum" (Aristoteles, 1954, s.37-38). Epistemolojide sorun kendisini bilen özne ve onun bilgisinin göndermede bulundugu dünya arasmdaki dolayimlamanm zorunlulugu, yani "hakikati, bir ba~ka deyi~le, ger~eklik ve gücü, bilen öznenin dü~ünce­ sinin bu yanhhgmt (Diesseitigkeit) kamtlama" olarak sunmu~tur (Feuerbach Üzerine Tezler, 2.tez) . Sonu~ta bilginin görevini ba~anh bir ~e­ kilde ifa etmesini güvence altma almanm yollan ve bi~imleri kadar bilgiye neyin eri~ebildigini göstermede de, bilint; ve onun nesnesinin gert;ek araeist olarak insan "pratigi" kavram1 eski165


dol

sindendaha ~ok anlam kazanmaktad1r. Böylece ~ok önceleri, Goethe, bu ba~hg1 ta~Iyan bir makalesinde "Özne ve Nesne arasmdaki Dola}'lmla}'lci olarak Deney"den söz edebildi. Vico, "felsefecilerin bütün eneijilerini, Tann'mn insanm bilmesini istedigi yegäne ~ey olan doganzn dünyasmi incelemeye harcamalan ve insanlann yaratmalanndan do!ay1 bilebildikleri uluslann dünyas1 ya da uygar dünyanm ince!enmesini yadsimalan gerekliligine duydugu hayreti" a~Iklad1 (Vico 1744, s.53) . Hegelei diyalektikte biriken bu felsefe geierrege baglandigmda, Marx "~imdiye kadar varolan bütün sosyalizmin" tek yanh dolaysizhgi ve "yalmzca kirli-Yahudi görünü~ bi~iminde belirlenm~" olarak dar pratik kavramm1 reddetti. Hegel 'in Hukuk Felsefesi'nde do!ayimlama kavrammi ortaya koyarken sergiledigi kullam~I ele~tirirken, "birbirleriyle degi~tirilebilir ~ekil­ de, kah u~ kah orta nokta rolünü oynayan kurgusal u~ noktalar" aracihgiy!a "bir tür kar~1hkh uzla~Im toplumu" betimi sunmu~tur ki, "ger~ek u~ olduklan" "olgusuna ragmen", "her u~ nokta bazen kar~Ithgm aslam, bazen de dola}'lmlamanm konforudur." (Hegel 'in Devlet Felsefesinin Ele~tirisi, Kesim B) Marx aynca, Hegel'in 'emegin özünü' kavrama ve "nesnel insam-dogru, ~ünkü ger~ek insan-kendi emeginin sonucu olarak kavramadaki" ~1gu a~ICI b~ansm1 da kabul etmektedir (Marx, Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan Ür;üncü Elyazmas1). Ayn1 ruh ir;erisinde Marx, emegi (ya da "endüstriyi") insan ve doga arasmda dolayimla}'lci, ve böylece insanm kendini-kurmasmm hayati ~art1 olarak, "kendini dolayim!ayan dogal varhgm" üretken etkinliginde özde~le~tirici olarak görmü~tür. Ancak Hege! it;in, etkinligin d~salla~tmc1 dola}'lmi "yabanci!a~mayla" ayn1 anlama gelirken, Marx üretken kendini-dola}'lmlamanm yabanCI!a~tm­ CI a}'lrtmasma sorumlu olarak, para, mübadele ve özel mülkiyetin tarihsel olarak özgül ve a~I­ labilir ikinci s1mf dola}'lmlanna parmak basmi~­ tir (Bkz. YABANCILASMA) . Benzeri ~ekilde, "mal feti~izminin s1rn", kullamm degeri üretiminin, belirli bir toplumsa! ili~kiler kümesinin gereklilikleriyle uygunluk ir;erisinde, mübadele degerinin üretimi tarafmdan dola}'lmlanmasi ve ona ikincil kilmmasi zorunlulugu tarafmdan a~Iklanmaktadir (Bkz. META FETlSlZMl). Lenin özellikle dolayimlamanm dinamik ge166

dün t;i~li i~levine dikkat ~ekmi~tir; Dolay1mlanan (vermittelt) her ~ey; ge~i~ler tarafmdan baglanmi~ b~ka bir ~eyle simrhdir... "Yalmzca kar~It­

larm birligi degil, fakat her belirlemenin, niteligin, özelligin, yanm ve durumun bir digerine ger;i~i de" (Lenin, 1914-16, s.103-222) Ayn1 zamanda Hegelei tas1mda eklemlendigi bir;imiyle mant1k ~ekillerinin pratik temelini vurgtilamaya da duyarhyd1: Hege! it;in, eylem, pratik bir mantrksal tas1m, bir mannk modelidir. Bu dogru ancak, mannk modelinin, insan pratiginde (=mutlak idealizm) ba~ka bir varhga sahip oldugu anlammda degil, tarn tersi anlammda dogru: insanm pratigi kendisini yüz milyonlarca kez tekrarlayarak, mannk modelleri tarafmdan insanm bilincinde takviye edilmektedirler. Bu yüzmilyon (kez-katlanmi~ tekrann) at;Ikt;a ve sadece degerlendirilmesi, bu modellerin bir önyargmm, belitsel (axiomatic) bir özelligin sabitligine sahip oldugunu gösterecektir. Birinci öncül: Gen;ekt;ilige ('di~sal gerr;eklik') kar~I iyi ama~ (öznel ama~) . lkinci öncül: d1~sal ara~lar (arar;), (nesnel). Ü~üncü öncül ya da sonu~: öznel ve nesnelin, öznel idealann test edilmesiyle, nesnel hakikat öl~ütünün birbirine uygunlugu (aym yerde s.217). Burada, Marksist birikimin ba~ka yerlerinde de oldugu gibi, teori ve pratigin birligi, pratik etkinlik ve onun zorunlu ara~salhgmm dolayimla}'lci mihraki tarafmdan eklemlenmektedir (Bkz. PRAXIS) . Dola}'lmlamanm diger önemli boyutlan olumsuzlama ve "somut dola}'lmlann somut bütünlükle" varolan karma~Ik ili~kilerini i~ermektedir.

IMIA<;: Okuma Metinleri Aristotle 1954: The Nicomachean Ethics. Lenin 1914~16 (1961): "Conspectus of Hegel's Science of Logic".

Lukacs, Georg 1968: "Moses Hess and the Problems of Idealist Dialectics", Political Writi ngs 1919-1929.

Vico, Giambattista 1744 (1961): The New Science.

Dönü~türme

Sorunu bkz. Deger ve Fiyat

Dünya-sistemi (!ng . World system, Fr. systeme mondial, Alm. Welt-System.) Marksist dü!?üncede daha ilk ba!?tan bir dünya-sistemi fikri hem vard1, hem de yoktu. Geriye dönüp baktigimizda Marx'm, özellikle Kapital'de, tarihsel bak1mdan yeterince somut olmayarak kendi metodolojik uyanlanm r;ignedigini söyleyebiliriz. 0 nedenle yaz!lan, ne Marx, ne de Engels tarafmdan kullamlmi~ olan (bu belirtilmelidir) bir dünya-sistemi kavram1 konusunda müphem, hatta kar~lt yorumlar ir;ermi~tir.

Kapital'deki kapitalizmin soyut tartl~mala­ nnda analizin ge~erli oldugu cografi smular belirsizdir. Ba~langw cümlesi Marx'm, "kapitalist üretim tarzmm egemen oldugu toplumlar"dan söz edecegini göstermektedir ve (19. yüzyii dü~ünürlerinin r;ogunda ortak olan) anla}'l~ bir "toplum"un smulannm normal olarak bir "devlet"inkilerle özde~ oldugudur. 0 nedenle ayn1 zamanda "toplumlar"da kapitalizmin egemen oldugu, baz!lannda olmadigi söylenmi!? olmaktadir. Ama elbette, farkh bir cografyayla ilgili ba!?ka pasajlar da vard1r. 1. cildin, 2. klSlmmm 4. bölümü s1k s1k at1fta bulunulan ~u cümleyi ir;erir: "Sermayenin modern tarihi, 16. yüz}'llda bütün dünya}'l kapsayan bir ticaret ve bütün dünyay1 kapsayan bir pazann olu!?masiyla ba!?lar." Burada da "dünya" ile kesin olarak neyin kasdedildigi ar;1k olarak somutlanmami!?tlr. Üt;üncü eilt bir dünya-sistemi konusunda baZI daha kesin saptamalar ir;erir: Marx "dünya pazannda rekabeti.. kapitalist üretimin temeli ve ya!?amsal unsuru" (lii, k1s. 1, böl. 6, kes. 2) sayar, "dünya pazanmn olu!?masi"m, "üretim ara~lanmn az sa}'lda elde yogunla!?mas1" ve "emegin kendisini toplumsal emek olarak örgütlemesi" ile birlikte "kapitalist üretimin ü~ ana olgusu"ndan birisi olarak kabul eder (lii, k1s. 3, böl. 15, kes. 14). Ve görü!?lerini belki de en kesin ~ekilde, "dünya pazan i~in üretim ve ürünün metalara, dolaylSly!a paraya dönü!?mesi, kapitalist üretimin önko!?ulu ve ko!?uludur" (III, k1s. 6, böl. 47, kes. 1) diyerek özetler. Daha önce Grundrisse'de Marx, "dünya pazan olu!?turma egilimi dogrudan sermaye kavrammm kendisinde vard1r" demi!?ti (4. Not defteri) .

Ama Kapital'de "dünya pazan"nm nas1l i!?lediginin somut bir analizi yoktur. Bu herhalde orijinal plana göre "dünya pazan ve bunahmlar" olarak betimlenen ama, hir;bir zaman yanlmami!? olan altmc1 ciltte incelenecekti. .Ne olursa olsun, bir "dünya pazan"na yap!lan ~e­ ~itli atiflar bir "kapitalist dünya-sistemi"nin varoldugu anlamma gelir mi? Bunun dogrudan bir yamn yoktur. Ama, 'Fransa'da Sznif Mücadeleleri ve 18 Brumaire'in dikkatli bir okumas1 böyle bir yoruma gene de olanak vermektedir. Marx, lngiliz ve Frans1z burjuvazisinin farkh somut politik eylemlerini tekrar tekrar onlann dünya pazanp.da oynad1g1 farkh rollerle a~Ikla­ maktadir. Fransa sanayi burjuvazisinin 184850'deki sikmnlanm a~1klarken Marx !?öyle yaziyordu: "Sanayi burjuvazisi ancak modern sanayinin bütün mülkiyet ili!?kilerini bi~im­ lendirdigi yerde egemen olabilir ve sanayi ancak dünya pazanm fethettiginde bu güce er~ebilir, ~ünkü ulusal smular onun geli!?mesi i~in yeterince geni!? degildir," (lngilizce Set;me Eserleri, II, s.203-204) Marx'm yapltlndaki bu ve .ba!?ka argümanlara ragmen, II. ve III. Enternasyonallerde kurulan Marksist partiler ulusal partiler oldu ve bütün ama~ ve hedeflerinde tamamen ulusal baglamda kalan s1mf analizlerini izlediler. Dünya pazan kavram1, bir dünya-sistemine benzer herhangi bir !?ey genel olarak olgularüstü bir !?ey olarak ele ahnd1 ve hi~bir zaman, "kapitalist üretimin ü~ ana olgusu"ndan biri olarak görülmedi. Bu, mevcut tüm farkh Marksizm versiyonlannm temsilcilerinin ~ogu i~in ge~erlidir. "Uluslararas1" boyut ihmal edilmi~ degildir. Ne de olsa, Enternasyonaller kurulmu!?tur. Ve 19. yüzyilm son ü~te birindeki sömürgeci yay!lmanm ardmdan "emperyalizm" analiz konusu oldu, elbette en dikkate deger Lenin'in analiziydi. Lenin'in emperyalizm tartl!?masi, dünya "yap!lan" ve bir dünya-sistemi konusundaki büyük dikkat ve tart~mamn bir bölümü olarak görülmelidir. Hilferding'in Finanz-Kapital'i, Rosa Luxemburg'un Sermayenin Birikimi, Kautsky'nin t;e!?itli yaz!lan ve Buharin'in, Lenin'in tamtlci bir önsöz yazd1g1 Emperyalizm ve Dünya Ekonomisi bu tartl~manm unsurlanyd1. Son yaplt kapitaliz167


dün

düz

mi en azmdan son dönemlerinde bir dünya-sistemi olarak görmeye en yakm oland1. Nasil her bireysel ~letme "ulusal" ekonominin bir pan;astysa, aym ~ekilde bu "ulusal ekonomiler"in her biri de dünya ekonomi sisteminin i~indedir" (Buharin 1917-18, böl.l, s.17). Ger~ekte Buharirr ~ekirdek-~eper analizinin bir ilk versiyonunu ortaya koymu~tu: Bugün ülkelerin yani sanayi ülkelerinin bütünü "kentler" tanmsal bölgelerin bütünü ise "ta~ra" olarak görünmektedir. Burada uluslararast i~bölü­ mü, bir bütün olarak toplumsal üretimin iki büyük dah, sanayi ile tanm arasmdaki i~bölümü ile ~akt~makta ve "genel i~bölümü" olarak ortaya ~tk­ maktadu (s.22) . Bütün bu tartl~ma, en ba~ta Sovyetler Birligi Komünist Partisi'nin "tek ülkede sosyalizm"i izlemeye karar verdigi ve sonra da Stalin-Tro~ki mücadelesi önceki yirmi yilm a~tk tartt~masmt kapatngt i~in ktsa süre sonra sona erdi. Bir üretim tarzlan ~amalar teorisinin kodla~tmlmast , politik ve entellektüel analizi, tarihsel olarak a~tklanmast gereken olgulardan ~ok veri olarak kabul edilen ulusal devletler/toplumlar/toplumsal formasyonlar ~er~evesi i~ine kö~eli bir ~ekil­ de yede~tirdi. ll. Dünya Sava~1 sonrasmdaki dünya politik geli~melerinin ger~ekligi, ABD hegemonyast, ulusötesi ~irketlerin artan rolü, "sosyalist blok"un olu~mast, (:in-Sovyet bölünmesi ve bir "Ü~üncü Dünya"nm kollektif varhgmm politik sahnede ortaya ~tkmast, bir "dünya-sistemi" olarak kapitalizm konusunun Marksist gündeme tekrar almmasmt zodad1. Paul Baran ve Samir Amin gibi kapitalizmi bu tarzda analiz etmeye ba~layan Marksistler, kendilerine kattlmayanlar tarafmdan "neo-Marksistler" olarak damgalandtlar. Tartt~manm candaman günümüzde i~dt~ faktöder aynmmdadu. Baztlan i~in devletltoplurnltoplumsal formasyon "i~in­ deki" smtf mücadelesi birincildir ve ("dünya ticareti" gibi) "dt~" faktöder ikincildir, ontolojik olarak "üretim alam"na tabi olan "dola~tm alam "nm olgulandtr. Ba~kalan i~in, kapitalizmi tarihinin ilk ba~lanndan beri devlet-üstü bir i~­ bölümü belidemekle kalmaz, bu kapitalizmin i~leme tarzmm bütünü i~in esasnr. Bu görü~e 168

göre modern devletlerin kendileri kapitalist üretim tarzmm evrim de ge~iren kurumsal bir ürünüdür. Elbette bu iki konum arasmda "uzla~mact" bir yol izlemeye ~ah~an bir~ok Marksist de vardtr. Bu temel tartl~ma; dünyanm ~e~itli bölgelerinde "feodal" bi~imler/toplumsal formasyonlar varhgmt hälä sürdürmekte midir; sosyalist ülkeler sosyalist mi, devlet-kapitalist mi, yoksa adlandtrmast zor ü~üncü bir olgu mu; arnk deger yalmzca ücretli ernekle mi elde edilebilir, yoksa emegin ba~ka bi~imleriyle de saglanabilir mi; dünya sosyalist mücadelesinin stratejik öncelikleri geli~mi~ ülkelerde mi, Ü~üncü Dünya'da mt, yoksa her ikisinde birden mi gibi, bir dizi alt tartl~ma konusuna sahiptir. Marksizm i~indeki taru~ma Marx'm yapttlannm yeni bir 'okuma'smt getirmi~tir- bugünlerde pek ~oklanmn ba~vurdugu bir yöntemdir bu. Ne var ki, günümüzdeki tartl~manm, Marx'm ~e~itli nedenlerle -bilgisizlik, kesin yargilara varamama, ihtiyat- ~özüm getirmedigi ya da en azmdan tarn bir a~tkhk saglayamadtgt konular üzerine kurulu olmast bu konudaki temel sorundur. IW/ZD/TG

Düzenleme Kurami (Ing. Regulation theory, Fr. Theorie de la regulation, Alm. Regulationstheorie) "Düzenleme kuramt" ilk olarak 1970'\erin ortalannda Michel Aglietta, Robert Boyer, Alain lipietz gibi bazt Marksist kökenli Franstz iktisat~tlar tarafmdan geli~tirildi. 0 ytllarda bu, Althusser okulunun (Bkz. ALTHUSSER, YAPISALCILIK) yaptsalct yönelimine bir tepkiydi. Bu okul, kapitalizmin otomatik, ki~ilerden bagtmstz YENlDEN ÜRETlM'i üzerinde tsrar ederken, yeni yakla~tm, kapitalizmin ~el~kili karakterini, beklentiler ile aktöderin projeleri arasmdaki ~eli~kileri ~özme gü~lüklerini ve toplumun ~e­ li~kilerini bir süre i~in ~özmek üzere bir uzla~­ ma ger~ekle~tirmesinin zorunlulugunu vurguluyordu. "Düzenleme" böylece bir toplumsal sistemin kendi ~eli~kilerine ragmen ve onlar araethgtyla kendini yeniden üretmesinin yolunu göstermektedir. Somut düzenleme tarzlan ise zaman i~inde (krizler ve sosyal mücadeleler aracthgtyla) degi~ikliklere täbidir. Bu ~ekilde kapitalizm,

ü~ ayn a~tdan analiz edilmesi gereken bir geli~­ me modelleri dizisi gösterir: 1- Sanayile~me modeli (ya da paradigmast) olarak: modelin üstünlük döneminde i~ örgütlenmesinin erimine egemen olan genel ilkeler. 2- Birikim rejimi olarak: üretim ko~ullannda­ ki ve toplumsal ürünün kullamm tiplerindeki dönü~ümlerin uzun süreli bir dönemi boyunca uyu~mayt tammlayan makroekonomik ilkeler. 3- Düzenleme tarzr olarak: Beklentilerin ve bireysel aktöderin ~eli~ik davram~lannm birikim rejiminin kollektif ilkeleri ile uyumla~tmlmast tarz1. Bu uyuml~ttrma bi~imleri kültürel ah~­ kanhklar kadar yasalar, antla~malar vb. gibi kurumsal özellikleri de kapsayabilir. Birikim rejimi o nedenle, bir sanayile~me modeline dayanan düzenleme tarzmm i~levinin makroekonomik sonucu olarak görünür. Düzenlemeciler, ilk olarak Gramsei tarafmdan önerilmi~ bir terimi kullanarak Il. Dünya Sava~1 sonrasmdaki egemen geli~me modelini "Fordizm" olarak damgaladtlar. Bunun sanayi paradigmast, i~in planlanmast ile yaptlmasmm aynlmast, sürekli mekanizasyon yoluyla rasyonelle~tirmeye ili~kin Taylorist ilkeleri kapstyordu. Taylorizm böylece emegin sermayeye e~i görülmedik öl~üde "ger~ek bagtmhhgt"m saghyordu. Ama düzenlemeciler "post-Fordist" bir modelde, i~ sürecinin ~eli~kilerinin daha pazarhk~t bir i~~i katthmtyla ~özülebile­ cegine inanmaktadu. Ne olursa olsun, Taylorizm üretkenlikte dramatik kazammlara yol a~m1~, 1930'\ann a~m-üretim krizini . getirmi~­ ti. Sonunda Il. Dünya Sava~1 sayesinde ~özüm (ücret arn~lan) zafer kazanmt~ ve a~agtdaki gibi karakterize edilen yeni bir birikim rejimine yol a~m1~t1: (a) Becerilerin kutupla~mastyla kitlesel üretim, yüksek üretkenlik art1~1, sermaye-ürün oranmm (deger degil, miktar olarak) büyümesi. (b) Ücretlilerin ger~ek gelirleri üretkenlige paralel büyüdügü i~in katma degerden sürekli pay almalan. (c) Böylece kär oranmm olduk~a istikrarh kalmast, üretim kapasitesi ve ·emek gücünün tarn istihdam1. Ba~ka bir deyimle, "Fordist uzla~ma" kitlesel üretimle kitlesel tüketim arasmdaki bir yan~­ madan ibaretti. Ama, bireysel patronlan kendi orta-erimli ~tkarlanyla uyum i~inde olan bu uz-

la~mayt kabul etmeye sonunda hangi gü~ler zodayacaktt? Az ya da ~ok a~agtdakileri kapsayan yeni düzenleme tarzmm sorunu buydu: (a) Asgari ücretin artmast i~in sosyal yasalar ve bütün patronlan ger~ek ücretlerde ulusal üretkenlikteki kazammlara paralel ytlhk artt~lar yapmak zorunda btrakan stkt bir toplu sözle~me mekanizmas1. (b) Yakla~tk bütün nüfusa, hastahk, i~sizlik, emeklilik vb. gibi, ge~ici ya da süresiz olarak ~a­ h~mastyla para kazanamama durumlannda bile tüketici statüsünü garanti eden geli~mi~ bir refah devleti. (c) Özel bankalar tarafmdan (altm stokuna göre degil) ekonominin ihtiya~lanna göre ~tka­ nlan ve merkez bankast tarafmdan düzenlenen bir tahvil arz1. Görülebilecegi gibi, "Fordizm" ulusal temelli bir geli~me modelidir. Onun "altm ~agt"m (ekonometrik ve tarihsel olarak) inceledikten sonra, düzenlemeciler, ~ökü~ünün nedenlerini incelediler. Birincisi, Taylorist paradigma kendi ~eli~­ kilerini geli~tirmi~ti. lkincisi, uluslararasila~ma düzenleme tarzmt etkisizle~tirmi~ti . Düzenlemeciler ~ah~malanm daha sonra uluslararast düzenleme, yeni modeller olu~tur­ ma denemeleri ve benzeri konulara dogru geni~lettiler. Metodolojileri, cografyactlan, sosyologlan, tarih~ileri de kapsayan dünya ~apmda geli~en bir ara~tlrmactlar dalgasmdan derleniyor ve yeni alanlara yöneliyordu. Ne var ki, bu durum bazt yanh~ anlamalara yol a~tl. llk ara~­ tlrma ku~agmm vardtgt ("Fordist durum") sonu~. ~ogu kez düzenleme yakla~tmmm metodolojisiyle kan~tmlmaktadu. Bir düzenleme tarztnm (bir geli~me modelinin istikran i~in) olmast gerektigi vurgusu, düzenleme tarzmm kapitalizmin fonksiyonel bir ihtiyact oldugu fikrine yol a~n. Aslmda, toplumsal süre~ler aym hareket i~inde yeni düzenleme tarzlan ve yeni modeller "icat ederler". Düzenlemecilerin herhangi bir sosyal uzla~manm zorunlulugunda tsrar etmeleri, onlann reformist oldugu fikrine yol a~mt~tlr. Aslmda düzenlemecilerin politik konumlan thmh sosyal demokrasiden ye~il hareketlere kadar uzanmaktadtr. Ne var ki, bir metodoloji olarak düzenleme yakla~tmt yalmzca Marksist teori ile smtrh olmayan geni~ bir uygulama alam buldu. Ger~ek­ te "düzenleme", '\:eli~ki" ve "diyalektik"in i~-

169


ede

düz tevli otdugu yerde i;;tevlidir ve bu da bu yakta;;lmm Marksizme getirdigi ba!jhca iyite~tirmedir. Ama Marksizmin dag1tma ü;inde otdugu bir durumda, bu, bir~ok düzentemecinin Marksizmden vazge~mesine ve "düzenteme" yapmasma neden otdu. AUZD

Okuma Metinleri Aglietta, Michel1976 (1979) : A Theory of Capitalist Regulation: The US Experience. Bayer, Robert 1986: La theorie de la regulation: une analyse critique. Lipietz, Atain 1983: Le monde enchante. De la valeur il la crise inflationniste. - 1985: Mirageset miracles: Problemes de l'industrialisation dans le Tiers Monde.

e Edebiyat (Ing. Literature, Fr. Litterature, Alm. Literatur) Marx ve Engels'in estetik görü;;teri daha ~ok edebiyata ili;;kin (tiyatro metinleri de dahil otmak üzere) dü;;ünceleri tarafmdan ;;ekillenmi~ ve bu dü;;üncelerin egemenligi altmda kalm1;;tl, bütün öbür sanattar ontann hemen hemen hi~ ilgisini ~ekmemi~ti. <::oguntukta mektuptannda ortaya ~1kan dü;;ünceleri, kamtan ve güncel otaytara deginmeleri edebiyat kuramma (dotaytslyta da ete;;tiri kuramma) birka~ keskin ve belirgin otarak özgün katk1yta doruk noktasma uta!jlr. Ama bu Marx~1 tematar kapsaytcl bir edebiyat kuram1 sistemi otu~turmad1g1 gibi, gelenegin "bi~im" dedigi ;;eyden ~ok "i~erik" dedigi ~e­ yi ba;;hca ~1k1;; noktas1 kabut ettigi i~in, kendi i~inde de yeterli degildir. Dahas1 sonraki Marksist ele~tirmenter, hem ya~ad1ktan dönemin ideotojik ak1mtanna buta;;m1;; otduktan, hem de Marx ve Engels'in edebiyat incelemelerinin dayandudlktan temeli bilmedikteri i~in (ilk k1sa antotoji otan ve ~e~itli yerlerde dagllm1;; yazllanm toptayan Michael Lifshitz'in derledigi kitap, EP. Schiller tarafmdan 1933 yllmda yay1mtanana degin bilinmiyordu ve yap1t 1945 öncesinde kimsenin dikkatini de ~ekmemi;;ti) heyecan uyandmCl otmakta birlikte, otduk~a tehlikeli görü;;ter öne sürdüter. Marksist bir edebiyat kurailll otu~turmak i~in otduk~a erken bir dönemde, biri Mehring (1893) öbürü Ptehanov (1912) tarafmdan otmak üzere iki dikkate deger ad1m atlld1ysa da, belirli tematann sistemli bir bi~im­ de i;;tenip geli~tiritmesi ve edebiyatm Marksist bir yöntemte incelenmesini sagtayacak bir ~atl­ mn ~atllmasma kadar Engels'in ötümünün üzerinden yanm yüzytt ge~mesi gerekiyordu. Sanraki Marksist yazartann bu atandaki yapntannm altmda yatan temel degerler, k1saca

170

gen;ehligin sunulu~u a~1smdan tammtanabilir. Bu atandaki ~özümtemelerin temelini materyalist ve diyatektik bir inceleme yöntemine dayanan Marx'm tarih teorisi otu;;turur. Buna göre, Marksist edebiyat ve ele~tiri kuram1 siyasat övgüter ya da karatamatar ;;öyte dursun, hi~bir ;;ekilde yatmzca ahläki yargllara indirgenemez. Bu perspektiften bakllmca, edebiyat incelemeleri hem etkin hem davram~~l yakta;;1mta yeniden degerlendirmelere ve karartara yol a~mak zorundadu, ama bu antama ve ~özümteme amaclyta (edebi) ger~ekligin özümsenmesinden sonra gelir. Marksistleri ilgilendiren ana tematar, s1mfsat e;;degerteridir, ger~ek~i edebiyatm yöntemi ve atg1tam~1d1r, ve edebiyat deneyiminde yabanclla;;malyabanClta;;mama soruntand1r. Sm1jsal

E~degerler

Edebiyatta ger~ekligin toptumsat sm1f a~lsm­ dan sunutu;;unda önemli ögeterin yahtltmasl, Marx'tan önce ba;;tam1;;tl; bunu ba;;tatan da, herhalde Mme de Stäel'di. Sanayi kapitatizminin yükseli~i ve ba;;hca kittesei toptumsat grup otarak köytünün yerini yoksulla~m1;; kentli protetaryanm atmas1yta edebiyat üreticiteri ve ele;;tirmenteri, toptumsat formasyontann, "sm1f' etik'inin ve politikalannm gelecegi ;;ekillendirmedeki rotünün görece istikrarslZhgmm farkma vardllar. Marx, Atmanya'da, toptumsat otaylan ve buntarm sunutu~unu tarihsel ve degi;;ken olarak kavrayan Gen~ Hegeleiter ku~agmdan biriydi. Ba!jtangwta niyeti arkada;;tan E.T. Hoffman, Heinrich Heine, ve F.Freiligrath gibi ate;;li bir fantazi ve giderek kaybotan toptumsat ete;;tirinin bir ;;airi otmaktl, ama felsefe ve toptumsat dü~ünceyte daha yogun ilgilenmeye ba;;tad1ktan sonra, siyasat gazetecilik, siyasat etkinlikterte ugra;;1p yeni yeni ye;;ermeye ba~tayan utustara171


ede ras1 i~<;i s1mh hareketinin önderi durumuna gelince bu isteginden vazgec;:ti. Proletarya}'l "gerc;:egin kendisinde dü~ünce" olarak ke~fetmesinden (l840'lann ba~lan) Marx'm dü~üncesinde s1mf en önemli kavramd1 ve Marksist edebt felsefe zorunlu olarak sosyal s1mflarm etkiledigi edebi ürünler ve algilamalardaki deger-kümelerine yöneliyordu. Aym zamanda bu temanm bir bütün olarak, belirli edebi ürünleri inceleyen c;:ok say1da ele~tirmenin i<;görüsü kadar hatalanndan da olu~tugunu görmek gerekiyordu. Elbette, edebiyatm s1mfsal ac;:1dan c;:özümlenmesi i<;in gereken anahtar kavram -s1mfsal e~de­ gerler- Marx ve Engels'in bulduklan bir ~ey degildi, bunu Mehring ile birlikte' ilk Marksist edebiyat kuramCI sa}'llan Plehanov öne sürmü~­ tü ilk kez. S1mfsal e~degerler kavrami, edebiyat yapnlarmda birc;:ok degi~ik "kar~Ihklara" da uygulanabilir; bu yelpazenin i<;inde, en c;:ok Gen<; Hegelciler'in Tendenz yazarlan dedikleri arasmda rastlandigi gibi, siyasal görü~lerin (az c;:ok s1mfsal ili~kilere baglanabilecek) a<;Ik<;a beyanmdan tutun, Marx'm daha olumlayici bir ifadeyle, Freigrath'a 29 Subat 1860 tarihli mektubunda "Partiye büyük tarihsel anlamda gönüllü yaz1lma", yani insanhgm ilerici hareketi, dedigi ~eye kadar, birc;:ok farkh yakla~Im yer ahr. Ne var ki, Marx birc;:ok yazann, ki~isel <;Ikardan (smifsal <;Ikar) gerc;:ekten evrensel edebi duygu payla~I­ mma dogru büyük swramayi gen;ekle~tirecek yetenege sahip olduklanndan ku~kuluydu; ama bu gerc;:ekle~tiginde, örnegin Balzac'm romanlannda oldugu gibi, (yazarm kendisinin monar~i ilkelerine bagh oldugunu belirtmesine kar~m) Marx ba~any1 selamlamaya hazud1. Öte yandan Marx, e~itlik, karde~lik bayragm1 kaldudigi halde kendi s1mfsal kökenleri ve konumlannm etkisinden siyrilamami~ yazarlarla ister sosyalist olsun (hatta özellikle), ister radikal olsun alay ederdi; Eugene Sue bu alandaki ilk hedeflerinden biridir. (Kutsal Aile, bl. V; bkz. Prawer 1976, bl. 4). Edebiyatta s1mf "kar~1hklan konusunu i<;eren sonraki Marksist <;özümlemeler büyük bir c;:e~itlilik gösterir; bunlar smif mücadelesini vurgulayan Buharin'in radikal hümanizminden (1929, 1965) (bkz. Solomon, 1979, s.292-300) ba~laYJ.p, yap1tlan i<;inde ifade edilen bir s1mfm 172

ede "dünya görü~ü" a<;ISmdan edebiyati inceleyen Goldmann'm "genetik yapisalcihgma" kadar uzamr. Goldmann'm yap1tlan (1955, 1964, 1980) edebiyati, onun i<;inde ifade edilen bir s1mfm "dünya görü~ü" a<;ISmdan inceliyordu. Bu tür yapnlar, Lenin'in, hikaye c;:özümlemelerine dayanan edebiyat üzerine yazd1g1 birka<; metni kat kat a~1yordu; t1pk1 bunun gibi Bol~evik edebiyat ele~tirisinde 1930'larda egemen olan, yazann simfkökeninin tavulanm ve ilgilerini bütünsel ve sürekli bir bic;:imde belirledigi görü~ünden hareket eden bütün o "bayag1" c;:özümlemeler de a~1lm1~ oluyordu. S1mf e~degerleri kavramm1 c;:arpitarak basit bir etiket bulma sürecine indirgeyen bu tür c;:özümlemelerin tipik örnegi, Sovyet ele~tirmeni V. Friche'in yazilannda bulunur: ancak son zamanlarda bu yakla~Im, Sartre'm Flaubert'in s1mfsal egitimini konu alan c;:ok kapsamh c;:ah~mas1 gibi oldukc;:a farkh bir dü~ünce baglammda, bir ölc;:üde kurtanlmi~tlr. Elbette söylemeye gerek yok ki, her ne olursa olsun edebiyat olarak ba~ansmdan ötürü kendi okurunu bulan yap1tlar, duyarh el~tirmenlerin elinde ic;:erik degerleri yönünden de ilgiye deger oluyorlar. Ger~ek~i Yöntem Marx ve Engels'in oldukc;:a somut formülasyonlan, toplumsal s1mflann betimlenmesinin anlati olanaklanna dökülmesi i<;in somut bir temel saghyordu. Burada Yeni Hegelcilerin "tipiklik" kavram1 merkezi bir rol oynuyordu. Marx ve Engels, Lassalle'm Franz von Siekingen adh tarihsel oyunu yap1landumasmm edebi yöntemi üzerine c;:ok uzun bir yorum yazmi~lardi (19 Nisan 1859'da Marx'dan Lassalle'a; 18 Ma}'IS 1859'da Engels'den Lassalle'a). Engels'in daha sonra yazd1g1 mektuplarla bu iki metirr birlikte, onlann tarihi olaylann edebiyat ve tiyatroda verili~i üzerine tezlerini daha ince noktalarda i~le­ meyi amac;:ladiklanm gösterir; ve böylece Engels, Margaret Harkness'e A City Girl adh romam konusunda (Nisan ba~lan 1888) ~unlan yaziyordu: "Eger yapabilecegim bir ele~tiri varsa, o da ~u olabilirdi, romammz yeterince gerc;:ek<;i degil. Benim dü~ünceme göre, gerc;:ekc;:ilik aynntilann dogrulugunun ötesinde, tipik karakteri tipik durumlar ic;:erisinde gösterebilmektir." Lukacs'm edebiyatta gerc;:ekc;:ilik üzerine incele-

meleri, oldukc;:a dar görü~lü de olsa, bu önermenin ba~hca ya da en önemli yorumudur. Marx<;I edebi gerc;:ekc;:ilik kavrammm ara~ti­ nlmaya ba~lamas1 da bu önermeyle ba~lami~tl, bu aym zamanda edebiyat kadar (hatta belki daha da fazla) tarih yaz1m1 i<;in de böyleydi. Marx, Hoffmann ve Balzac'm fantezi dolu masallanm övmü~tü; insan, betimleyici anlatmm sorunlardan anndmlm1~ bir "yansitma kuramma" göre i~leyen Marksistleri okursa, yukanda sözü gec;:en bu önermenin yaratacag1 sorunlann en ufak bir izine bile rastlamaz. llk Marksist yazarlar, örnegin Amerikah L.Fraina (dans ve fütürizm konulannda yazmi~ti), Brecht ve ba~kalannm l930'larda ve daha sonralan gerc;:eklik ve modernizm (bkz. Bloch ve d., 1977) konusunda in·celikle tarti~malara girdikleri konulan ilk kez ortaya atmi~lardi. Sonunda, Kafka'nm yap1tlan sorunu en kesin bi<;imiyle ortaya koymu~tu. Stalin-sonras1 dönemin daha geni~ özgürlükler ortammda Marksist edebiyat ele~tirmenleri, Fisher, Garaudy ve Fuentes gibi gerc;:ekc;:ilik "dönekleri"nin Kafka'y1 öven yazilanyla kar~Ila~­ mak durumunda kaldilar. Öte yaq.dan Sovyetlerdeki Ortodoksluk YJ.llan boyunca ve gene Sovyet yönetici partisinin yurt d1~mda egemen oldugu aydm c;:evrelerinde birc;:ok Marksist ya da Marx<;I sanat<;I sembolizm, fantezi, gerc;:eküstücülük alegori ve öznellik akimlanyla serbest<;e ilgilenip c;:e~itli denemderde bulunduklan ic;:in, bu konulan komünist editörlerin ve ele~tirmen­ lerin sunu~ bic;:imi oldukc;:a yamlticiydi. Marksist gerc;:ekc;:ilik kurammm yeterli bir tarihinin yazilmasi, ancak bunu temsil eden sinemaCI!ann, ~airlerin, romancilann, ressamlann, endüstri tasanmc1lannm ve ba~ka yarat1c1 katk1da bulunmu~ ki~ilerin yapt1klan i~ler ve <;Iki~ noktalan dogru bir bic;:imde ele almd1gmda mümkün olacaktir. Bu c;:ok büyük, ama önemli ~eyleri de ac;:1ga <;Ikaracak olan bir i~tir. Yabanctl~ma

ve Yabanctla~mama

Marx'm yabancila~ma kavrami, onun tarih kurammdaki s1mf mücadelesi temasmm altmda yatan temel bir boyuttur, aym bic;:imde bu, edebiyat kuram1 i<;in de gec;:erlidir. Edebiyat alanmda s1mf e~degerlerinin algilan~I olarak ba~layan ~ey (Ba~ka birc;:ok önemli öge arasmda) keskin görü~lü ve deneyimli ele~tirmenin edebi üründe mitik, türe-dayah velveya bic;:irnsel e~degerlere

yönelmesine yol ac;:ar, bu da toplumsal hayatta türsel-potansiyelin yitirilmesi, kan~Ikhk ve c;:eli~kiler dogurur. Böylelikle Marx, Sue'nun Paris'in Esran adh romamndaki kadm kahramanm niyet edilen genel-insanhg1 konusunda, bu kahramanm yazann dü~ünsel ve ya~antiSa! düzeydeki s1ghgm1 ele verdigini söyledi. Aynca c;:ok daha geni~ bir bic;:imde sanayi c;:agmm yaratlci imgelemin gitgide yoksulla~masma yol ac;:tigmi -mitler ve Yunanhlann estetik uyumu bir daha geri dönmeyecek- söylerken kapitalizmin egemen sosyal s1mflannm, rönesans'm yönetici c;:evrelerinin ba~ tac1 ettigi birc;:ok özelliginin ayaklar altma almmasma yol ac;:t1gm1 vurgulad1 (Grundrisse, Giri~). Marx ve Engels'in tek tek edebi yap1tlar üzerine yorumlannm bu felsefi boyutunu ele ahp derinle~tirmek mümkün olabilirdi ve sonuc;:lar, onlann izinden yürüyen baz1 Marksist yazarlarm konuyu saptiran tezlerinin önemini iyice küc;:ültecekti. <;::ünkü, Marx'm yaZilan insan hayatmm niteliginin ve insan -türünün kendinigerc;:ekle~tirme potansiyelinin c;:arpitilmasma kar~I büyük bir öfke duygusuyla doludur ve c;:ok önemli bir yer tutar, özellikle de Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan'nda. Güdüleyici ve yetkili öge, yabanciia~mama ahläki bir olanak ve pratik bir yol gösterici olarak ve onun (Morawski'nin 1974'te koydugu adla) bilinci, Marksizmi c;:agirruzm ba~ka felsefelerinden ve tarihsel teorilerinden a}'lrt eden teraziye, Marksizm lehine bir ag1rhk ve ic;:erik katar. Ampirik bir ele~tirel <;özümlemeye, ütopyabenzeri gibi dü~ünülebilecek bir boyutun uygulanmasi risklerle doludur. Kaybetme bilinci, küc;:ültme, bilgisizlik, kafa kan~Ikhgi ve varolmayanlar, olan ~eyi aynnnlandmrken ortahgi bogabilir. Ama gene de, yöntem a<;lSlndan, yabanCI!a~mt~ olan ve bunun i<;inde varoldugu mekän üzerine kavramlar düzenlenmeden, pragmatik olarak, ~öyle bir yakla~Im uygulamak mümkün degildir: elde edilebilir, ama varolmayana ba~­ vurulmadan, varolan ancak bir dereceye kadar a<;Iklanabilir. Edebiyat ve genel olarak sanatlar, böyle yapmak i<;in en ideal alanlardir. Bahro (1978) son dönemlerin ba~ka ele~tirel MarksistIert gibi "bütün sanatlann özgürl~tirici ve insancilla~tmci gücü"nü vurgulami~lir. <;::ünkü sanat<;I, yazar yabancila~ma!yabanciia~mama sorunsalmm yan-ara~tmcisidir, ve estetik (edebi) 173


ede deger, kamu alanma sunulan deger-kümeleri i<;inde en fazla elle tutulabilir olanlanndan biridir (Bkz. ESTETIK; SANAT). LB!fB Okuma Metinleri Baxandall, Lee 1968: Marxism and Aesthetics: A Selective Annotated Bib!iography. Bisztray, George 1978: Marxist Models of Literary Realism. Bullock, Chris ve Peck, David 1980: Guide to Marxist Literary Critisism. Demetz, Peter 1967: Marx, Engelsand the Poets: Origins of Marxist Literary Criticism. Eagleton, Terry 1976: Criticism and Ideology: A Study in Marxist Literary Theory. Goldmann, Lucien 1964 (1975): Towards a Sociology of the Novel. Jameson, Fredric 1971: Marxism and Form: Twentieth Century Dialectical Theories of Literature. Lukacs, Georg 1964: Realism in Our Time: Literature and the Class Struggle. Morawski, Stefan 1974: Inquiries Into the Fundamentals of Aesthetics. Prawer, S.S. 1976: Karl Marx and World Literature. Weimann, Robert 1976: Structure and Society in Literary History. Williams, Raymond 1977: Marxism and Literature.

Egitim (lng. ve Fr. Education, Alm. Erziehung) Marksist bir egitim kavrammm ögeleri, 1840'lardan ba~layarak, Marx ve Engels'in birr;ok yapmnda görülür (ör. Kapital, I. bl. 13; Alman ldeolojisi, eilt I, ks. 1; Gotha Programmm Ele~tirisi, Bö!. IV; Principles of Communism, Engels 1847). lr; bütünlügü daha yüksek bir egitim kuramt ise bu temel üzerinde in~a edilmi~tir. Bu yöndeki temel güdülerden biri, Ekim Devrimi ve bu devrimin Marksist bir egitim praxisine duydugu gereksinim tarafmdan ortaya konulmu~tur (Lenin, Krupskaya, ·BJonskij, Makarenko). Aslmda, Marksist egitim kuramt özü itibariyle bir uygulama kuram1'd1r. Bu kurama katktda bulunanlar arasmda b~hca isimler Bebel,Jaures, Zetkin, Liebknecht, Gramsci, Langevin, Walion ve Seve'dir. Bu kuram1 daha da geli~tirmek ir;in birr;ok ar~tlrmact halihaztrda r;ah~maktadtrlar. Kuramm temel bile~enleri ~öyledir: 1- Tüm 174

eis r;ocuklar ir;in sorunlu ve tek bir;imli olan özgür kamusal egitimin kültür veya bilgi tekellerini ve ayncahkh okulla~ma bir;imlerini yok etmeyi saglamast. llk formülasyonlarda bu, kurumlarda yaptlan bir egitim olmak durumundaydt. 0 tarihlerde gösterilen sebep, i~r;i smtfmm ir;inde bulundugu kötü ya~am ko~ullannm r;ocuklann bütün yönleriyle geli~melerini engellemesini önlemekti. Daha sonralan ise, toplumsal yeniden üretimde ailenin rolünü zaytflatmak, r;ocuklan daha az e~itsiz olan ko~ullarda yeti~tir­ mek, toplulugun toplumsalla~tlrma gücünü uygulanabilir ktlmak gibi ba~ka hedefler de ar;tkr;a ortaya konmu~tur. 2- Egitimin maddi üretimle birle~tirilmesi (veya, Marx'm formülasyonlanndan birine göre, ders, jimnastik ve üretken r;ah~mayt birl~tir­ me). Burada örtük olarak benimsenen hedef daha iyi bir mesleki egitim, ya da bir i~ ahläkmm yerle~tirilmesi olmaytp, kol ve kafa emegi, kavrama ile yürütme arasmdaki tarihsel ur;urumu, herkese üretim süreci hakkmda tarn bir anlayt~ saglamak yoluyla yok etmektir. Bu ilkenin kuramsal ger;erliligi yaygm bir;imde kabul edilmekle birlikte, pratikteki uygulam~l (birr;ok ktsa ömürlü veya sadece ktsmen ba~anh deneyimlerin de gösterdigi gibi) özellikle htzh bilimsel ve teknolojik degi~im ko~ullannda, birr;ok sorun t;tkarmaktadu. 3- Egitim, ki~iligin tüm yönleriyle gel~imini saglamak zorundadtr. Yeniden birle~tirilmi~ bilim ile üretim sayesinde, insan tarn anlamtyla bir üretici haline gelebilir. Bu temelde, o erkek veya kadmm tüm potansiyelleri d~a vurulur. Bundan sonra, bireyi tüketim, zevk, kültür yaratma ve kültürü ya~ama, toplumsal ya~ama kattlma, ba~kalanyla etkile~im ve kendini bütünle~tirme (kendi kendine yaratma) da dahil olmak üzere, toplumsal ya~amm tüm alanlannda etkin hale getiren bir gereksinimler evreni ortaya r;tkar. Bu hedefin gerr;ekle~tirilmesi, ba~ka ~eylerin yanmda, toplumsal i~bölümünün dönü~türülmesini gerektirir ki bu, ~u an ir;in henüz ba~langtr; evrelerini ya~ayan muazzam bir görevdir. 4- Topluluk, egitim sürecinde yeni ve kapsamh bir role sahip kt!mmaktadu. Bu, okulun grup ir;i ili~kilerini degi~tirmekte (rekabetr;ilikten i~birligine ve destege dogru bir degi~im), okul ile toplum arasmda daha ar;tk bir ili~kiyi

ir;ermekte ve ögretmen ile ögrenci arasmda kar~thkh olarak zenginle~tirici, etkin bir ikili ili~ki­ yi öngörmektedir. Yukanda ana r;izgileri verilen kuram kapah degildir. Yukandaki ilkelerin yorumuna veya bu ilkelere denk dü~en praxis'e ili~kin ikilemler vardtr. Aynca, (hem, Marksistler ir;inde, hem de Marksistler ile Marksist olmayanlar arasmda), ki~ilik kuramt, "doga-yeti~me" r;atl~mast, toplumsal yeniden üretimde okul ve egitimin rolü ve mevcut toplumsal belirlenimler ir;inde bunlarm yenilik yaratlct potansiyeli ve egitimin ir;erigi, yöntemleri ve yaptlandmh~mm göreli önemi gibi konularda sürüp gitmekte olan tartl~ma­ lar da bulunmaktadir. ZFILK Okuma Metinleri Appel, M. W 1979: ldeology and Curriculum. Bebe!, August 1879 (1886): Women and Socialism. Bourdieu, P. ve Passeron,j. C. 1977: Reproduction in Education, Society and Culture. Bowles, S. ve Gintis, H. 1976: Schooling in Capitalist America. Ferge, Zsuzsa 1979: A Society in the Making, bl. 4. Freire, Paolo 1970: Pedagogy in the Oppressed. Gramsci, Antonio 1973: I.Altemativa pedagogica. Jaures, Jean 1899: Le socialisme et l'enseignement. Langevin, Paul1950: La pensee et l'action. Lenin, V. I. 1913 (1963): "The Question of Ministry of Education Policy". - 1920 (1966): "The Tasks of the Youth Leagues". - 1920 (1966): "On Polytechnical Education Notes on Theses by Nadezhda Konstantinovna". Lindenberg, D. 1972: I:.lntemationale communiste et l'ecole de classe. Manacorda, M. A. 1966: Marx e Ia pedagogia modema.

Eisenstein (Ayzen~tayn}, Sergey (d. 22 Ocak 1898 Riga; ö. ll Subat 1948 Moskova.) 1917 Rus Devrimi suasmda mühendislik ögrenimini yanda buakarak gönüllü olarak Ktztl Ordu'ya kattldt, Ir; Sava~'ta orduda önce teknisyen sonra dekorcu, prodüktör ve aktör olarak r;al~tl. l920'de sivil ya~ama döndükten sonra

desinatör ve prodüktör olarak Birinci Proletkült l~r;iler Tiyatrosu'na kattldt. Gene! bir sanatsal mayalanma döneminde Proletkült grubu, kendisinin burjuva "yüksek sanat" bir;imleri olarak kabul ettigi ~eyleri ytkmak ve onlann yerine, sirk ya da müzikhol gibi daha proleter yönelimli "alr;ak" kitle sanatl bir;imlerinden alman unsurlar ger;irmek istiyordu. Tiyatroda Vsevolod Meyerhold ya da Lev Kule~ov ya da sinemada Petragrad Eksentrizm grubu gibi ba~ka sanatsal devrimcilerle birkar; ytl süren deney ve i~birligi Eisenstein'I l924'de, havagazt fabrikasmda ger;en bir oyunu gerr;ek bir havagaZl fabrikasmda sahneye koymaya yöneltti. Fabrikada r;ah~anlardan olu~an izleyiciler deneyi takdir etmediler ve bu ba~anstzhk Eisenstein't, tiyatronun etkili bir devrimci kültür ir;in r;ok stmrh bir arar; oldugu sonucuna götürdü. "At kar;tl ve araba sinemanm ir;ine dü~tü" diyordu. Eisenstein'm sonraki kariyeri sinemaya ve sinemayt etkili bir politik silah haline getirmeye adanmt~tlr. Sinemayt odak noktasma alarak aym zamanda kendisinin, Marksizmin temel ilkeleri olarak gördügü ~eyler üzerinde kurulu olan kapsaytci bir kültür teorisi geli~tirmeye de r;ah~­ tl. Eisenstein'm Marksizmi salt bir makyaj degildi. l923'de yazdtgt ilk teorik makalelerinden birinde, herhangi bir sanatsal etkinligin özünün, bireysel cazibelerin bir r;arpi~mast oldugunu savunmu~tu. Her birey bu r;arpt~maya, izleyicilerin dü~üncesinde bir reaksiyon zinciri ba~latan kendi r;agn~tmlar demetini kauyordu. "Cazibelerin montajt" olarak adlandtrdtgt bu yakla~tm, Marksist diyalektigin tez, antitez, sentez ~eklin­ deki temel sürer;leri konusundaki anlayi~ma dayamyordu. l920'lerde Eisenstein, sinemanm tiyatrodan bagtmsiz bir sanat bir;imi olarak me~rulugunu olu~turmaya r;ah~an bir dizi Sovyet film yaptmC!Sl arasmda yer ald1. Ötekilerin hepsi sinemada özgül kilit unsuru olarak montaja dayamrken, Eisenstein bir r;arpt~ma olarak montaj kavramtm gel~tirdi. Aym zamanda "bütün sanat r;atl~­ madtr" görü~ünde oldugu ir;in, montaja, dolaytstyla sinemaya genel olarak devrimci sanatta merkezi önem veriyordu. (:atl~ma fikri O'nu, "entellektüel sinema"da merkezi unsur olarak "entellektüel montaj" kavramma götürdü. l927'de, devrimin onuncu ytldönümünde Ekim filmiyle bunu örnekledi. Eisenstein entellektüel 175


eko

eis Ekoloji (T. <;:evrehilim, lng. Ecology, Fr. Ecologie, Alm. Ekologie) Marx ve Engels, kapitalistüretim tarzmm geni~leme egilimini sosyalizme get;i~ it;in zorunlu hir ko~ul olarak gördülerse de, gene de hu üretim tarzmm ytk1c1 ~iddetini vurgulamaktan da kat;mmad1lar. Ne var ki Marksist teori geli~tik­ t;e, hu hirinci nokta, tek yanh hir tavula gittikt;e daha fazla vurguland1 ve öyle ki sonut;ta Stalin'in sosyalizm'in kapitalizme üstünlügünü sadece onun üretici güt;lere optimal hüyüme ko~ullan saglamasmda görmesine yol at;tl. Engels, daha l~(i Smifmm Durumu adh yapltmda, endüstrinin geni~leyip yaytlmasmm dogal t;evre üzerinde yaratt1g1 korkunt; etkilerden söz ederken Marx, ~u gözlemde hulunur: "üretim sürecinin kapitalizme dönü~mesi aym zamanda üreticilerin kurharr edilmesidir" ve "kapitalist tanmda her ileri ad1m, yalnlZca i~t;inin degil topragm da soyulmasmda hir ileri ad1mdu,"; hu tür ilerleme, höylelikle, uzun vadede "hu dogurganhgm/topragm/sürekli kaynaklannm yok edilmesidir" (Kapital I hl. 13). "Kapitalist üretim höylelikle yalnlZca toplmnsal üretim sürecinin tekniklerini ve örgütlenmesini geli~tirir ve ayn1 zarnarrda refah kaynaklannm önemini azalur; toprak ve i~t;i" (a.g.e.). Kapital III (hl. 46)'de Marx, insanlann, gelecek nesillerin hayatmm ekolojik önko~ullanm korumak it;in insanlara görev dü~tügü­ nü at;lkt;a helirtir... "Daha yüksek hir sosyo-ekonomik formasyon (yani, sosyalizm) at;lsmdan yeryüzünün hireysel mülkiyeti npk1 hir insanm ha~ka bir insanm mülkiyetinde olmas1 kadar t;irkin görünecektir. Bütün hir toplum, bir ulus, ya da t;agda~ bütün toplumlar hepsi birarada ele ahnsa bile yeryüzünün mutlak sahibi degildirler. Okuma Metinleri Onlar sadece mai~et sahipleri, get;ici olarak yerAumont,Jacques 1987: Montage Eisenstein. yüzünden yararlanan ve ona yararh olmak zoChristie, Ian ve Elliott, David 1988: Eisenstein at runda olan varhklardu ve onu sonraki nesillere Ninety. daha iyi ko~ullarda devretmek zorundad1rlar." Eisenstein, Sergei 1942: The Film Sense. IF/TB - 1949: Film Form. Essays in Film Theory.

montajm, "hurjuva" sinemasmm rahatlattcl, hatta uyutucu, düz öyküsünden farkh olarak cazihelerin t;arp1~mas1 ve onlann hagh t;agn~lm­ lan arac1hg1yla izleyiciyi, kendisine sunulan argümanlan ohjektif ve manttksal hir degerlendirmeye provoke edecegini savunuyordu. Bireysel hir vah~etteki duygusal ve ahläki zorhahgm perdede hetimlenmesi, vah~etin ardmdaki politik sistemin daha geni~ hir reddiyesi olarak entellektüelle~ecekti. 0 nedenle Eisenstein'm entellektüel sinemasmm amac1 BRECHTirr yahanclla~ma teorisiyle ortak t;ok ~eye sahipti. Bu avantgard sinemanm izleyici kitlelerini harekete get;irmedeki ha~ans1Zhg1, Eisenstein'1 metodolojisini gözden get;irme ve yeniden tammlamaya yöneltti. Bat1'da get;irdigi yakla~1k üt; ylldan sonra 1932'de SSCB'ye geri döndügünde, otoriteler tarafmdan klSmen kas1th, klsmen rastlantlSal olarak yanh~ anla~llmas1 nedeniyle film yap1mc1S1 kariyerinin önünün kesildigini gördü. Zamamm artan ölt;üde Moskova Sinerna Enstitüsü'nde ders vermeye ve yaz1 yazmaya aytrmaya ha~lad1. Terne! ilkeler olarak montaj ve diyalektige dayah, özellikle müzik, resim ve heykeli kapsayan genel hir estetik teorisi geli~tirme denemeleri, Bir Montaj Teorisine Dogru ve Kayttstz Olmayan Doga'nm taslaklannda yer almaktad1r, fakat söz konusu teori ölümünde henüz tamamlanm1~ degildi. Gene de Eisenstein'ui filmleri ve teorik yazllan gelecek ku~aklara, kendisinin "in~a edilecek hina" diye adland1rd1g1 hir diyalektik nesnellik teorisinin en azmdan anahatlanm sunmaktad1r. RT/ZD

- 1968: Film Essaysand a Lecture. - 1970: Notes of a Film Director. - 1985: Immoral Memories. An Autobiography. - 1987: Nonindifferent Nature. - 1988: Selected Works, 1: Writings, 1922-34. - 1991: Selected Works, Il: Towards a Theory of Montage. Leyda, Jay ve Voynow, Zina 1982: Eisenstein at Work. 176

Okuma Metinleri Bahro, Rudolf 1980: Elemente einerneuen Politik, zum Verhältnis von Ökologie und Sozialismus. Fetscher, lring 1982: "Fortschrittsglaube und Ökologie im Denken von Marx und Engels" . Vom Wohlfahrtsstaat zur neuen Lebensqualität it;inde. Leiss, William 1972: The Domination oJNature.

Ekonomi Politik (lng. Political Economy, Fr. Economie politique, Alm. Politische Wirtschaft/Ökonomie) Kaynak dagl11m1m ve toplam ekonomik etkinligin belirlenmesini inceleyen alanm ad1 olarak, t;ogu durumda "ekonomi" ile e~anlamh hit;imde kullamlan hir deyimdir. Ekonomi politigin Marksist t;ert;evedeki daha özel anlam1 ise, ekonomik art1gm hirikimini ve dag1hmm1 ele alan haz1 yazarlann t;ah~malanndaki aguhk noktasma, hununla dogrudan haglantth olarak da fiyatlann, ücretlerin, istihdamm helirlenmesiyle ilgili sorunlara, verimlilige, ya da hirikimi geli~tirecek siyasal düzenlemelere il~kindir. Bu ise Adam Smith ve Ricardo ha~ta olmak üzere, Malthus, James-john Stuart Mill, McCulloch, Senior gihi yazarlann t;ah~malanyla haglantthdlr. Marx (ha~ta Ricardo olmak üzere Adam Smith ve Ricardo, Bkz. RlCARDO VE MARX, tarafmdan temsil edilen) hililllSel ekonomi politik ile, 1830'dan sonra geli~en vülger ekonomi politik (Bkz. BAYACI lKTlSAT) arasmda kesin hir aynm t;izgisi gözetmi~tir. Marx, h~hca yapltl olan Kapital'i, ekonomi politigin hir ele~tirisi olarak görmü~tü. Ancak daha yakm zamanlarda, Marksizme yakmhk duyan iktisatt;llar, ekonomi politik deyimini hurjuva ya da neo-klasik iktisattan ayn, radikal hir iktisat hilimini tammlamak üzere kullanrru~lardu. Aynca iktisat hiliminde, kendini gene "ekonomi politik" olarak tammlayan hir ha~ka anlayt~ ise, demokratik siyasal süret;lerle piyasa tarafmdan helirlenmi~ ekonomik ili~kiler arasmdaki etkile~imi konu ahp hunu incelemektedir. Sözünü ettigimiz hu son anlayt~a dahil t;ah~malarda piyasa (meta) ili~kilerine dayanmad1g1 takdirde siyasal süret;, piyasa ekonomisinin hir t;arp1tl11~1 olarak degerlendirilmektedir. Saytlan hütün hu t;izgiler, aynk görünseler hile, Adam Smith'in t;ah~masmda ~ekillenen ortak hir kaynaga dayamrlar; ve Smith'in t;ah~ma­ smdaki kilit öge de SlVlL TOPLUM olarak tammlanan özerk, kendi kendini yöneten ekonomi anlayt~1d1r. Adam Smith'in dehas1, sivil toplumurr siyasal alandan (devlet) soyutlanahilme olasthgmt; eger engellemezse hu toplumun kendi kendini yönetehilecek yetenekte oldugunu; tüm kat1hmcllannm kendi t;lkarlanm koruyahilecekleri, hepsi at;lsmdan azami yarar saglama potansiyeli ta~tdtgrm; ve hepsinin sonucu olarak

da sivil toplumun devletten hag1ms1Zhk elde edehilecegi hu ko~ullan yaratmanm felsefi istenirligini görehilmesindedir. Adam Smith daha sonraki t;eli~melerin ve aynlmalann kaynakland1g1 hir alam tammlam1~ da olsa, t;ah~masl kendi özgün t;ert;evesi it;inde ele almmahd1r. Tek tük haz1 erken dönem iktisatt;llara ragmen (en önde gelenleri John Locke ve Richard Cantillon'dur) ekonomi politigin kökenleri 18. yüzytl Aydmlanmas1'nda yatar. Dinsel otoritenin güt; kayhma ugramas1, toplulllSal olaylann yeni hir at;1klamas1 it;in gereksinim dogurmu~tu ve özellikle 17. yüzytlda lsaac Newton'un t;ah~malanyla geli~me gösteren doga hilimleri, hilimin yöntemlerinin kullamlmas1yla höyle hir at;lklamaya ula~manm mümkün olacagml sergilemi~ti. Toplumsal olaylann hilimini kurmaya yönelik t;ahalar arasmda hir anlayt~. Montesquieu'nun Yasalann Ruhu adh yapnmda ifade hulur. Montesquieu'nün t;ah~masl Slmflaytcl (taksonomik) hir nitelik ta~1yordu; insanal toplum düzenlemelerinin t;e~itliligini at;1klamak üzere hir "model" geli~tirirken, dinamik hir at;1klama getiremiyordu. Bir grup lskot; felsefeci, yüzytl hoyunca süren hir ögretmen-ögrenci yeti~tirme süreci it;inde, ekonomi politik olarak adlandlrd1klan hir toplulllSal hilimin kökenlerini de it;inde ta~1yan hir dizi t;ah~ma gert;ekle~tir­ diler. Fraucis Hutcheson, Adam Ferguson, David Hume, Adam Smith, John Miliar ve Lord Kames hu gruhun ha~hca üyeleriydiler. Grup kollektif olarak ve zaman it;inde giderek aynntllanan ~ekilde, insanhgm geli~me a~amalan hoyunca tarihsel ilerleyi~i fikrini i~ledi. Burada gerek tek tek her ~amanm, gerekse de hir a~ama­ dan ötekine get;i~in helirlenmesindeki kilit unsur, herhangi hir toplumda ya~amm elde edilip sürdürülme tarz1 idi. Ave1hk, dogal ya~am, tanm ve ticaret, helli ha~h dört tarz olarak tammlamyordu. Aynca toplulllSal ko~ullardaki t;e~itli­ lik de -siyasal otoritenin niteligi, "ahläk"m geli~imi, kadmm konumu, "s1mf yap1s1"- gene ya~aml koruyup sürdürmenin özgül tarzlan haglammda at;1klamyordu. Ancak hu, tek nedensellige dayah hir at;lklama degildi; üstelik tarihsel ilerlemeye ili~kin tek kaynakh, tek yönlü ya da determinist hir model de koymuyordu ortaya. Yapllan, degi~ik toplumlardaki ko~ullara ili~kin olarak gezginciler tarafmdan yapllm1~ gözlemlerin yogun hit;imde taranmas1 sonucu ortaya t;l177


eko

eko

kanlar ile, eski Yunanhlar ve Romahlardan ba~­ layarak <;e~itli uluslann tarih kaynlan (Bkz. GELlSME EVRELERl) tarafmdan desteklenen, yalm bir dü~ünsel kurgudan ibaretti. Gen;:i Adam Smith lsko<; felsefeciler arasmda en "materyalist" olam degildi (oysa ömegin John Miliar böyleydi), ama hi<; ku~kusuz en etkilisi ve ünlüsüydü. Uluslann Zenginligi'nde dört a~ama teorisi herneu ilk planda ortaya <;1kmaz; aneak gene de bu teorinin kendi i<; mant1g1, Smith'i, ticaret ile özgürlügü ili~kilendirmeye götürür. Ticaretin geli~mesiyle özgürlügün geli~­ mesi, birbirlerini kar~1hkh olarak belirlerler. Tiearet, varhkhhk i<;in kilit öge olarak görülebilirdi; ne var ki azami varhkhhk düzeyine ula~1labil­ mesi, aneak, ticaretin hi<; engeHe kar~lla~madan yürütülmesiyle güveneeye almabilirdi. 0 halde özgürlük, tiearetin büyümesi a<;lSlndan kilit önemde bir ko~uldu. Tiearet, dünya <;apmda yayllarak ve zenginligin likit (s1V1, yani bir yerden digerine ta~mabilir) bi<;imde birikimini mümkün kllarak, ticaretle ugr~anlan siyasal bask1dan bag1ms1Z konuma getirir ve böylelikle de özgürlügün geli~mesi olanaklanm artmr. Sanayi Devrimi'nin henüz <;ok erken bir a~a­ masmda <;ah~malanm ger<;ekle~tiren Adam Smith, sanayi üretiminin ta~1d1g1 ya~amsal önemi görmü~tü. Sanayi üretimindeki i~bölümü, toplam hasllada ve üretkenlikte e~i görülmedik bir arn~a olanak tamm1~t1. Eger bu artm1~ has1laYl geni~ bir pazarda satmak mümkünse o zaman böyle bir i~bölümünün yaran da ortaya <;1kaeak, elde edilen kärlar da gene kärh ba~ka etkinlikler i<;in kullamlabileeekti. Zenginligin artl~m1 ~bölümü ile pazarlann büyümesi arasmdaki etkile~ime baglayarak Smith, iktisad1 hem Fizyokratlann damgasm1 ta~1yan tanmCl bir önyarg1dan, hem de Merkantilistlerin eseri olan dar anlamda tieari bir .tek yanhhktan kurtarm1~ oluyordu. Arnk, ne yalmzea topraktan kaynaklamyordu; ne de eldeki hazinenin (degerli madenler) büyümesi ekonomik varhkhhgm tek ya da arzu edilir öl<;ütü saYllabilirdi. 0 halde zenginlik (yeniden üretilebilir) sanlabilir mallar bi<;imini almaktayd1. Bu zenginligin sahiplerinin ellerindekileri ek yatmmlarla üretken bi<;imde kullanmalan durumunda ise, toplam zenginlik daha da artaeakn. Adam Smith'in verdigi mesajm bir diger yönü, d1~ siyasal müdahale olmakslZm, bireylerin 178

kendi <;1karlanm aramada serbest b1rak1lmalan geregiyle ilgilidir. Kendi öz <;1karlan pe~indeki bireylerin, dolayh yollardan ve kendi istemlerinin de d1~mda aym zamanda kollektif <;1kan geli~tireeeklerini savunan Adam Smith, böyleee kendi kendini yöneten ve yararh bir düzen olarak sivil toplum anlaYl~m1 geli~tirdi. Bireysel rasyonalite kollektif yarara götürüyordu; beneil <;1karlann bireysel düzlemde kovalanmas1 sürecinin görüntüdeki anar~isi, sonu<;ta düzenli bir evrene yol a<;1yordu. Bu düzen bilin<;li siyasal etkinligin sonueu olarak ortaya <;1km1yor, pek <;ok bireyin etkinligi sonueunda bilin<;siz bi<;imde elde ediliyordu. Böyleee özel <;1karlar alam kamu <;1kan alanma göre özerklik kazamyor, özel olarak birey de, vatanda~'tan aynhyordu. Böyle bir durumda düzenin <;ökeeegine, ekonomik alam gözleyen bir devleÜn yoklugunda ise özel <;1karlar arasmda bir i<; sava~ <;1kaeagma ili~kin daha önee beslenen korkulann tersine, Smith, tarn tamma devletin özel alanda yer almayl~tn­ dan saglanan bir uyum, iyilik ve varhhk tablosu <;iziyordu. Böylelikle sivil toplumun özerk, iyi ve ilerlemeye yatkm oldugu ileri sürülüyordu. Zenginlik sanlabilir ve yeniden üretilebilir mallardan ibaret olduguna göre, üretimin ba~hea ögesi olarak (ve aynea i~bölümü sayesinde üretkenlik artl~mda bir kilit unsur olarak) emek de, herneu ilk planda, bu metalann degerlerinin saptanmasmda kullamlaeak öl<;üt haline geliyordu. Aneak burada emek, yalmzea degerin öl~ümünden ibaret degildi; ayn1 zamanda emek, degerin nedeni ya da kaynag1 olarak ele almmaktayd1. Peki, her tür degerin kaynag1 emek ise, emek-d1~1 gelirin iki kategorisi olarak rant ve kär nasll hakhla~tmlabilir?

Ekonomi politik üzerindeki daha sonraki <;ah~malar da -ki bu <;ah~malar toplum-bilimin büyük bölümünü kapsayaeak ~ekilde geni~ bir

öl<;ekte tammlamr- Smith'in <;ah~malanndaki bu ipu<;lanndan hareketle geli~mi~tir. Sayaeak olursak bunlar 1- tarihsel geli~imin ekonomik teorisi; 2- i~bölümü ve degi~imin yaYllmas1 arae1hg1yla ger<;ekle~en birikimin ve ekonomik büyümenin teorisi; 3- zenginligin, yalnlZea eldeki hazineden ibaret kalmay1p, asll mallan kapsayaeak ~ekilde yeniden tammlanmasma ve böyleee merkantilist politikalann ele~tirisiyle Serbest Tiearet'in savunulmasm1 eanland1ran yakla~1m;

4- Laissez-faire ve asgari düzeyde devlet etkinligi program1yla birlikte, bireysel <;1kar aram~1kollektif yarar uyumunu saglayan bireysel davram~ teorisi; ve 5- emegin, deger'in bir öl<;üsü ve bazen de kaynag1 oldugunu savunan emekdeger teorisidir. Ricardo, Smith'in <;ah~masmm daha dar anlamda ekonomik olan anlay1~lanm yukarda saYllanlardan 2, 3 ve 4 dogrultusunda yeniden ele ahp geli~tirdi; aneak bu arada Herlerne ieorisini bo~lam1~t1. Hegel ise Smith'ten, kendi devlet teorisinde kullanaeag1 Herlerne teorisi ile sivil toplum anlaYl~m1 devrald1. Marx Smiih iktisad1yla, Hegel'in Devlet Felsefesinin Ele~tirisi adh <;ah~­ mas1 s1rasmda tam~n. Sivil toplum anlaYl~mm ve bu toplumun siyasal toplumdan ayn~tmlma­ smm merkezl bir yer tuttugu <;ah~ma, budur. Hegel sivil toplumun siyasal toplumdan aynlmasmm temel nitelikte bir toplumsal bölünme nedeni oldugunu ve böylelikle de tarihsel ilerlemenin önünde bir engel olu~turdugunu ileri sürerek, yönetimin aile i<;inde devralmd1g1 Prusya monar~isini ideal devlet olarak hakhla~nrmaya <;ah~n. Hegel'in görü~üne göre beneil <;1karlar alam olarak sivil toplumla, kamu <;1kan alam olarak siyasal toplum arasmdaki bu <;elb;ki, sivil toplumun üzerinde ve d1~mda kalan -"sm1f üstü" kurulu~lar- siyasal düzenlemelerle uzla~tm­ labilirdi. Bunlar ise hak sahipligi sistemi, bürokrasi ve monar~i idi. Hegel'in teorisini ele~tiren Marx, Hegel'in ü<;lüsünün kar~1sma evrensel hak, proletarya ve demokrasi ü<;lüsünü <;1ka:rd1. Hegel'in yakla~1mmdan farkh olarak bu ü<;lü komünizmi getirerek, böylelikle de insanm kendini ger<;eklemesini saglayarak, sivil toplumdaki <;eli~kilerin yerini alabilirdi. Aneak Marx sivil toplumun özerkligini bir ba~langw verisi olarak alm1~t1. Daha sonraki ara~nrmalannda, devlet teorisinden aynlarak sivil toplumun i~leyi~ine ili~kin bir teoriye, yani ekonomi politigin ele~ti­ risine yöneldi. Nitekim ilerleme teorisi Marx'm elinde tarihsel materyalizme dönü~tü. Marx'm deger teorisi, deger'in hem öl<;üsü hem de kaynag1 olarak emegin ikili dogasmda örtük olarak yer alan <;eli~kinin daha da keskinle~mesini getirdi. Birikim teorisini benimserken Marx, i<;sel ele~tiri yöntemi arae1hg1yla, kapitalizmin i~leyi~inin iyilik<;i yönlerini sorgu masasma yatnmay1 ama<;lad1. Kapitalizmin tarihselligini -yani ta-

rihsel geli~imde kapitalizmin yalnlZea bir a~ama oldugunu- göstermek i<;in tarihsel materyalizmi, kapitalizmin emek ile sermaye arasmda kar~nhk bi<;imine büründügü bir sm1f müeadelesi teorisi ~ekillendirmek i<;in de deger teorisindeki <;eli~kiyi kulland1. Marx'm amae1, bireysel <;1kar pe~indeki etkinligin, kollektif bir rasyonaliteye ya da kamu <;1kanna yol a<;mak ~öyle dursurr yinelenen bunahmlara neden oldugunu, kapitalistierirr bu bunahmlan yenme giri~imlerinin kapitalizmin nihai <;ökü~ünü nasll haznlad1gm1 ve!ya da siyasal müeadele yoluyla elde edileeek sosyalizmin kapitalist dünyanm yerini nas1l alaeagm1 a<;1klamakn. Böyleee Marx ekonomi politigin temel kategorilerinin evrensel degil de tarihsel oldugunu gösterdigi i<;in kendi <;al~masm1 da ekonomi politigin ele~tirisi olarak adland1rd1. Kat1~1ks1Z anlamda ekonomik olan, dönem <;er<;evesinde görelilik ve ge<;icilik kazamyordu. Aneak, iktisattaki daha sonraki geli~meler Marx'm ele~tiri­ sini kasten ya da bilmeden bo~lad1. l870'lerden ba~layarak neo-klasik iktisat Adam Smith'in <;ah~masmdaki l ve 5 anlaYI~lan (özellikle de 5'i) bo~larken, bireysel davram~ teorisi ve serbest tiearet savunusunu sahiplenip bunlan kat1~1ks1Z bir iktisat bilimine uyarlad1. BlRlKlM teorisi, Sehumpeter'e kadar Marksistler d1~mda herkes tarafmdan bo~lanm1~ken Keynes-sonras1 yazarlarea yeniden eanlandmld1. lngiliz iktisat bilimi Marshall ile Pigou'nun etkisi altmda, bireysel <;1karla kamu yar:anm e~itleyen basitle~tirici yakla~1ma istisna olu~turan pek <;ok örnege i~aret ederken, ekonomik refahm devlet müdahalesiyle artmlmas1 yönünde bir görü~ olu~turdu . Sivil toplumun, ekonomideki kaynaklann tarn kullammmdaki yetkinligi bi<;iminde sunulan özerkligi, Keynes'in Say Yasas1'na (Bkz. EKSlK-TÜKETlM) yönelttigi ele~tiriden sonra yeniden tartl~mah bir konu haline geldi. Son zamanlarda laissez-faire ideolojisinin yeniden eanlam~1na tamk olunuyor. Bu ideoloji Chieago okulunun elinde, bir yanda "görünmez el"in ba~an­ siZhgm1 düzeltmek üzere belirli ekonomik etkinliklere müdahale edilmesini savunan Marshall-Pigou anlaYl~ma, öte yanda da ekonominin kendi kendini yönetebileeegi tezini ele~tiren Keynes'in görü~lerine yönelik iki ba~h bir saldtn araema dönü~mü~tür. Bu yeni klasik okul, klasik ekonomi politigin 179


eko tarihsel boyutlanm bo~laytp Smith'in tezlerine geri dönme yoluyla "ekonomi politik" ad1 üzerinde hak iddia etmektedir. Bu yeniden canlandmCI okul ic;:indeki bir egilim demokrasiyi serbest piyasanm etkin i~leyi~i önündeki engel olarak görmekte , siyasal olan'1 ekonomik olan'a tabi kllmayt, yani devleti sivil toplum imgesi baglammda bic;:imlendirmeyi savunmaktad1r. Bu durumda _ekonomi politigin bir sivil toplum teorisi olarak tammlanmasi, bugün de geni~ ölc;:üde gec;:erlidir. MDIM(: Okuma Metinleri Desai, M. 1979: Marxian Economics, s.199-2l3. Meek, R. L. 1967: "The Scottish Contribution to Marxist Sociology". Economics and Ideology ic;:inde. O'Malley,J. 1970: Editorial Introduction to Kar! Marx, Critique of Hegel's Philosophy of Right. Skinner, A. 1982: "A Scottish Contribution to Marxist Sociology?". Bradley ve Howard (der) Classical and Marxian Political economy ic;:inde.

Ekonomik Bunahmlar (Os. lktisadi buhran, Ing. Economic crises, Fr. Crises economiques, Alm. Wirtschaftskrise) Burrahm kuramlanm tarn~uken, yeniden üretimin ekonomik ve siyasal il~kilerinde geni~ bir c;:öküntüyü ic;:eren genel bunahmlar ile kapitalist tarihin düzenli bir özelligi olan klSmi bunahmlar ve ~ c;:evrimleri arasmda aynm yapmamiZ gerekir. Kapitalist üretimde bireysel kär arzusu, periyodik olarak, toplulllSal bir i~bölümünün nesrrel gerekliligi ile c;:atl~Ir. KlSmi bunahmlar ve i~ c;:evrimleri yalniZca, sistemin bu ikisirri yerriderr bütürrle~tirilmesinde kullandigl asli bir yöntemdir. Sistem saghkh oldugunda, kendisirri k1sa bir sürede yap1sal dalgalanmalardan kurtanr. Fakat sistem saghksiZla~nkc;:a, rrekahat dönemi umr, toparlanmasi zaman ahr ve uzurr bir buhran dörremirre girme olasihgi artar. Örnegirr ABD'de, 1834 ytlmdarr bugürre toplam 35 ekorromik c;:evrim ve burrahm olmasma kar~m, sadece ikisi: -1873-93 ve 1929-41 Büyük Buhranlan- gerrel bunahmlar olarak rritelendirilir. Simdi kapitalist dürryarrm kar~ISlndaki sorun, 1980'lerirr Büyük Bunahm1'nm da, bir gün bu listeye eklerrip eklerrmeyecegidir. (Mandel1972; Bums 1969).

eko Marx kapitalist sistemi tahlil ederkerr dairna onurr "hareket yasalan"na anfta bulurrur. Örnegirr, kär orammrr dü~me egiliminden gerrel bir yasa olarak söz ederkerr aym zamarrda, "genel yasarrm etkilerirri gidererr ve sona erdiren" kar~~ koyucu egilimleri ortaya koyar. Böylece ~u soru dogal olarak akla gelir: Egilim ve kar~I-egi­ limderr bir "yasa" rras1l dogar? Bu soruyu yamtlamak ic;:irr iki temel yol v~rrur. Bir olas1hk c;:e~it­ li egilimleri e~it ko~ullarda i~leyen egilimler olarak kavramla~nrmaktadir. Kapitalizm birbiriyle (:att~an bir egilimler dizisirre yol ac;:ar ve böylece belirli bir tarihsel "korrjorrktür" deki mevcut güc;lerin derrgesi, sistemirr nihai yörrürrü belirler. Bu bak1~ ac;Ismda, yap1sal reform ve devlet müdahalesinirr büyük potarrsiyele sahip olduklan görülür, c;ürrkü uygurr ko~ullarda bunlar dengeyi etkilerler ve böylece sonucu düzerrlerler. Bu gerrel bak1~ ac;lSI, ileride de görülecegi gibi, birc;:ok c;agda~ Marksist bunahm kurammm temelirri olu~turur ve örremli siyasal uzannlara sahiptir. Öte yarrdarr Marx'm konuya oldukc;:a farkh bir yakla~Imi vard1r. Orrurr ic;irr önemli olan, ba~at egilim ile ona bagh c;:e~itli kar~I koyucu egilimleri birbirirrderr aytrmaknr. (:ürrkü sonuncusu, birirrcirrin c;izdigi Simrlar ic;:irrde i~ler. Ba~at egilimler sistemin kendi öz dogasmdan kerrdiliginderr dogdugurrdan ve orra güc;lü bir devinim kazarrdirdigmdan, bagh egilimler degi~err simrlar ic;:inde i~lerler ve deyim yerindeyse belirli bir yörre kanalize olurlar. (Bu smular ic;inde, bagh egilimler, arrcak e~it ko~ullarda birbiriyle c;an~arr egilimler olarak i~leyebilirler. ) Bu üstün baki~ ac;1smdan sistemin temel dogasma dokurrmayan yap1sal reformlar ve devlet müdahalesi ve hatta s1mf mücadeleleri, s1mrh bir potansiyele sahiptirler, c;:ünkü sistemirr ic; dirramigirre bagimh hale gelerek sonuc;:lamrlar. Simdi arnk kapitalizmin tarihine iki farkh yörrtelllSel yakla~Ima tekabül ederr iki tür burrahm kurammi tammlayabiliriz: Birbiriyle c;:an~arr egilimlerirr bir bile~kesi bic;imirrdeki bir yasa kavramma dayanan, genel burrahrnlanrr ancak tarihsel olarak belirlenmi~ faktöderirr belli bir arrmda ortaya c;:Iktlgi olasthk kuramlan; ve kar~I koyucu egilimleri kendisine baglayarr bir asli b~at egilimirr ifadesi bic;imindeki bir yasa kavramma dayanan, gerrel bunahmlann dörrernsei olarak ortaya c;:1kmasmm kac;Imlmaz oldugu zo-

runluluk kuramlan (burra kar~m, elbette ki bunahmm özel bic;:imi ve zamam belli smtrlar ic;inde, tarihsel ve kuramsal faktöder tarafmdan belirlerrir.) Marksist burrahm kuramlarmm bu iki yakla~Iffil nas1l örneklerrdirdigirri görecegiz.

Olasthk Kuramlan

Burada, iki arra grup saptayabiliriz: eksik-tüketim/durgunluk kuramlan ve ücret siki~tlrma­ SI kuramlan. A. Eksik-tüketim I Durgurrluk Kuramlan Kapitalist bir toplumda net ürürrün parasal degeri, ~c;:ilere öderrerr ücretlerle kapitalistlere giderr kärlanrr toplamma e~ittir. l~c;ilere net ürürrün toplam degerinderr daha az1 öderrdigirrden, tüketimleri net ürürrü sann almaya hic;:bir zarnarr yeterli olmaz: l~c;:ilerin tüketimi bir "talep bo~lu­ gu" yaranr ve katma deger ic;:inde kärlann pay1 ücretlerirr paytna göre artttkc;a bu talep bo~lugu da büyür. Ku~kusuz kapitalisder kärlanrrm bir bölümürrü tüketirler ve bu, bo~lugun bir kismirrm doldurulmasma yarar. Arrcak, kapitalistierirr gelirlerirrirr büyük klSmi tüketime degil, tasarruflara gider ve Keynesc;:i yakl~1mda bu tasarruflar, ba~hca temeli kitlelerirr s1mrh geliri ve tüketimi olan talepten bir "siZmtl" gibi görülür. Kapitalistierirr tasarruflanrra tekabül ederr talep bo~lugurrdaki bu kisim doldurulmadigi takdirde, ürürrün bir kismi sat1lamayacak ya da err azmdarr normal fiyatmdan sanlamayacaktu; öyle ki, kärlar, kapitalistleri bütün gelirlerini harcamaya zorlayacak bic;:imde dü~ene dek bütün sistem daralacaknr; bu durumda net yatmm ve dolayisiyla büyüme olmayacakt1r. Buna dayarrarak, kapitalist bir ekonomirrin ic;:sel iktisadi marrtlgimrr orru durgunluga yönelttigi söylenir. Ku~kusuz, talep bo~lugu sadece tüketimle doldurulmaz, yatmm (tesis ve donamm) talebi ile de doldurulabilir. Bu talep arttikc;:a, herharrgi bir anda sistemdeki üretim ve istihdam düzeyi yükselir, sistem daha hiZh büyür. Böylece sorruc;ta, sistemin nihai hareketi, kapitalistierirr tasarruf plarrlannm yaratt1g1 durgunluk egilimi ile gerri~lemeye yörrelik yatmm plarrlanrrm kar~I koyucu egilimleri arasmdaki etkile~ime bagh olur. Kapitalistier tasarrufta bulurrurlar, c;ürrkü bireysel kapitalisder olarak y~amlanm sürdürebilmek ic;:in büyümeye c;:ah~mak zorurrdadirlar. Arrcak nesrrel olarraklar mevcut oldugunda yatmm yapabilirler ve bunlar Sirayla iki faktöre

baghd1r. Özellikle, gerri~ ölc;ekli ticaret ve ah~­ veri~in temeli, belli bir kapitalist ülkenirr (19.

yüzy!ldaki Britarrya ve 20. yüzytldaki ABD) hegemorryasi, onun uluslararas1 siyasal ve ekonomik istikran gerc;ekle~tirmesirre ve uygulamasirra olanak verdiginde saglarrm1~ olur. Ve gerri~ ölc;ekli yatmm ic;in gerekli enerji, belirli bir yeni ürün, yeni pazar ve yeni tekrroloji kitlesirrirr tümü biraraya geldiginde saglamr. Temel ve errerji birarada oldugunda, büyümeyi saglayacak gerri~letici faktöder gec;:erli olacaknr. Öte yandarr enerji tükerrir ve sermaye ic;:i rekabet temeli giderek zay1flatukerr bir an gelir, daraltici faktörler kendilerini yerriderr ortaya koyarlar. Ve durgunluk günlük düzen haline gelir, elbette (belki de bir dürrya sava~1 sonucu ortaya c;:Ikacak) yerri bir hegemorrya düzerri ve bulu~lardaki bir patlama birba~ka büyüme c;agm1 yeniderr ba~latmca­ ya kadar. Bunlann hir;biri, tekel gücü sorurrunurr ortaya c;:Iki~I ile temelde bir degi~iklige ugramami~­ nr. (:agda~ kapitalizmde her bir endüstride birkac; güc;lü firma egemendir ve t;Iktiyt azaltip yükselterek, geliri i~c;:ilerin ve daha küc;:ük kapitalistierirr aleyhirre, kerrdi lehlerirre yeniderr dagnabilirler. Büyük kapitalisder gelirirr daha yüksek bir oramm tasarruf ettiklerinderr, toplam tasarruflar artar; öte yarrdan büyük firmalar, fiyatlan ve kärlan yüksek tutmak ic;irr, kerrdi errdüstrilerirrdeki yatmmlan smularlar, böylelikle mevcut yatmm kaynaklanm kismi~ olurlar. Talep bo~lugurru arttirarak ve aym zamarrda yatinm hrsatlanm zaytflatarak tekeller, teorik olarak durgurrlugu gerc;:ekten kac;Imlmaz hale getirirler. Elbette ki, pratikte sava~ sonras1 kapitalizm yakm zamarrlara kadar "tarihindeki her ~e­ yi birc;:ok ac;:1darr a~arr ... uzurr süreli bir boom ya~ami~tlr." (Sweezy) ve böylece, bir kez daha, durgunlugurr olmayi~I istisnai güc;:te kar~I koyucu faktörlerle ac;Iklarrmi~ olmaktadu: sava~ sonrasi ABD hegemonyas1, yeni ürürrler ve teknolojiler ile askeri harcamalar gibi. Böyle bir c;erc;:eve ic;:irrde, geni~letici faktörleri güc;:lerrdirerr ve yörrlendiren herhangi bir ekorromik müdahalerrirr, ilke olarak durgunluk tehlikesirri giderebilecegi ac;:Iktlr. Örnegin Keynesc;i iktisat, devletin ister kendi harcamalan, ister özel harcamalan özendirrnesi araCihgiyla, toplumsal olarak arzu edilerr üretim ve istihdam düzeyirre ula~Ilabilecegini ve böylelikle son kertede,

180 181


eko kapitalist ekonominin hareket yasalanm belirledigini öne sürer (Bkz. KEYNES VE MARX) . Eksiktüketimciler bu olasthgt reddetmezler. Sadece bunun arnk uygulanabilir olmadtgmt, <;ünkü <;agd~ kapitalizmin özelliginin rekabet degil, tekel oldugunu' öne sürerler: Tekel, kapitalizmin durgunluk egilimini artmr; bu durgunluga kar~1 devlet toplam talebi canlandmct bir tepki verir; ama tekeller buna (rekabet<;i firmalann yapacag1 gibi) t;tktlyt ve istihdamt artttrmak yerine, fiyatlan yükselterek kar~thk verirler. Böylece devlet gücü ile tekel gücü arasmda ortaya t;tkan bu dügümlenme, durgunluk it;inde enflasyon yani stagflasyon üretir. (Sweezy; Harrnarr 1980, Shaikh 1978). Devletin bu mücadeleden ve uygulamadan vazge<;mesi durumunda ise, bir resesyon ya da muhtemel bir buhranla kar~tla~mz. Bu hakt~ a<;tsma göre, bir bunahmm ortaya t;tkl~l, devletin tekellerle ugra~lJlak istememesinden kaynaklanan siyasal bir olaydtr. Keynes<;i kuram, devletin kapitalist sistemi yönetecek ekonomik güce sahip oldugunu ve bu öncül bir kez kabul edildiginde, bir bunahmm hem varhgt hem de atlanlmasmm bu gücün uygulandtgt siyasal sonut;lar sorunu oldugunu iddia eder. Böylece, fiyat denetimleri, düzenlemeler ve zorlaytct bir iktisadi planlama aracthgtyla tekellerin ktsttlanmasma yönelik bir siyasal programm, enflasyonu geriletecegi, aynt zamanda artan toplumsal refah harcamalan ve hatta yükselen ücretlerden sadece i~t;ilerin degil, (talep bo~lugunun azalmastyla) bir bütün olarak kapitalist sistemin yararlanacagt sonucuna ula~thr. Sistemin t;eli~kileri böylelikle yer degi~tirebilir ve siyasal alanda t;özümlenebilir, yeter ki devletin bunu yüklenmesi it;in yeterli baskt yaptlabilsin. Sweezy, kapitalistierirr kendi kendilerine sistemi yönetmek it;in yeni teknikler bulabilecegi uyansm1 yapmasma kar~m, kendi savma ili~kin olan siyasal sonut;lan ortaya koymaktan özenle kat;mlr. (1979, Monthly Review 31. 3, s.l2-l3) . Fakat digederi bu konuda daha az ketumdurlar (Örnegin bkz. Barrington 1972 bölüm XII ve1979 s.29; Dollars and Senses'in t;e~itli saytlan, özellikle Ekim 1979 ve Temmuz-Agustos 1981 saytlan ve Gordon ve d . 1982 s.589-91). B. Ücret Stkt~tlrmast Kuramlan Ücret stkt~tumast kuramlan, genel bunahmlan kär oranmda sürüp giden bir dü~ü~e baglamaya t;ah~ular. Hareket noktasJ, reel ücretlerin 182

eko

yükseldigi ve/veya i~gücünün uzunh1gu ve yogunlugunun azaldtgt bir durumda -b~ka ~eyler e~it olunca- potansiyel kär oranmm dü~ecegi­ nin kabulüdür. Marksist terimlerle, arnk deger oranmda bir dü~ü~, ceteris paribus genel kär oranmda bir dü~ü~ yarattr. Aslmda bu, (i~günü­ nün uzunluk ve yogunluguna göre belirlenen) reel ücretlerdeki bir artl~m, kendi kendine göre kär oramm azaltacagm1 söylemekten ibarettir. Kär oram bundan bagtmstz bir bi<;imde dü~me­ ye ba~larsa, o zarnarr (belirlenmi~) reel ücretlerdeki art1~, kär oranmdaki daha önceden mevcut olan dü~ü~ü ~iddetlendirecektir. Bu, sonraki bölümde görecegimiz gibi, Marx'm tartl~ngt bir konudur. Eger kär oram aksine yükselmeye ba~­ larsa, o zarnarr ancak ger<;ek ücretlerde htzh bir arn~ kär oranmda cäri bir dü~ü~ün nedeni olabilir. Reel ücretlerde herhangi bir degi~me olmadtgmda, teknik degi~melerin kär oramm ve kärlarm ücretlere oramm yükselttigini varsayan eksik-tüketim/durgunluk kuramctlannm tipik bir bi<;imde öne sürdükleri de budur. Bu kuramm bir versiyonunda, yükselen bu kär oram, dogrudan bir yatmm art1~1m körükler; eksik-tüketim/durgunluk kurammm gert;ekten bir uzantlst olan diger bir versiyonda, yükselen kär/ücret oram ve artan tekel gücü, talep bo~lugunu ve dolaytstyla sistemin durgunluk egilimini ~iddetlendirir, fakat devlet giderme gücüne sahiptir ve böylelikle boom'u sürdürebilir. Her iki durumda, eger boom emek piyasasmm daralmasma ve i~<;ilerin ücret taleplerinin cari kär oranmda sürekli bir dü~ü~ yaratabilecek bi<;imde i~t;ilerin militanla~masma yetecek kadar uzun sürerse, sonunda burrahm ortaya <;Ikar. Ücret stkt~tlrmast kuram1, tipik bir bit;imde, bunahmlann ardmda emegin yatngma kamt olarak, verimlilikten daha htzh artan gert;ek ücretleri bulmaya <;ah~tr. Örnegin, teknik set;imi olarak adlandmlan geleneksel matematik i~lem, gert;ek ücretlerdeki arn~ kär oramnm yönünü tersine <;evirmedik<;e kär oranmm artmast anlamma gelir (Shaikh 1978, s.242-7). Bu durum, Roemer (1979), Bowles (1981) ile Armstreng ve Glyn (1980) gibi ücret stkt~nrmasmm savunuculannm bir<;ogu tarafmdan ortaya konmu~tur. Hodgson (1975, s.75-6) gibi digerleri, organik bile~im verilerinin istikrarhhgmt <;agda~ kapitalizmin bir özelligi olarak belirtmekle yetinirler. Nihayet

Kalecki (1971), devlet müdahalesinin eksik-tüni olu;;turur. Mümkün oldugunca t;ok art1k deketim egilimini bir ücret stkt~nrmastna dönü~­ ger elde etmek it;in, kapitalistierirr i~ günürrün türecegi savmm kaynagt olarak gösterilir. Geleuzunlugunu veya yogunlugunu arttrmalan ve neksel teknik set;imi literatüründe bile, verimliher ~eyirr ötesinde emek verimliligini artnrmala. lige göre artan bir gert;ek ücretin kär oranmm n gerekir. Ve diger kapitalistlerle etkin bir bit;imdü~mesi i<;in ne yet~rli ne de zorunlu oldugude rekabet edebilmek i<;in, ayn1 zamanda, birim nun gözönüne almmast gerekir. Bu, maksimum üretim maliyetlerini de dü~ürmeleri gerekir. Deücret haddinin (dikey kesi~im noktast) i~<;i bagi~meyen sennayenin artl~t her iki sorunun da {:ö~ma net ücret ifade ettigi Shaikh'in (1978a, zÜmünü olu~turur. Ktsacast, emege oranla degi~­ s.236) diyagrammda kolayhkla görülebilir. meyen sermayenin artmas1 (üretimin mekaniBurada dikkat edilmesi gereken nokta ~udur: zasyonu) emek verimliligini arttlrmanm ba~hca Bunahmlar ancak i~t;i ücretlerindeki art1~m yoludur ve t;tkttya oranla degi~meyen sermaye"a~m" hale geldiginde ortaya t;tkngma göre, bu nin artmast (üretim sermayele~mesi) da birim kuramda, hem i~t;ilere yükselen ücretler hem de üretim maliyetlerini dü~ürmenin ba~hca yolukapitalistlere artan bir kär oram saglayabilen bir dur. Bununla birlikte, degi~meyen sermayenin kapitalizm anlayt~I it;in fazlastyla imkäu bulunbüyümesirrin, aym zamanda, daha ileri üretim maktadtr. Bu hakt~ at;tsma göre, i~<;iler ve kapiyöntemlerinderr saglanan kär oramm dü~ürdügü talisder yeterince ödün verirlerse, devlet, ilke gösterilebilir (Bkz. AZALAN KAR ORANI'nda olarak, bir iyile~tirme ger<;ekle;;tirebilir ve her belirtilen kaynaklar) . Dü~ük birim maliyetleri, iki tarafm da sagduyu göstermesi durumunda daha gerri~ ve daha sermaye-yogun yöntemleri gelecekteki bunahmlan örrleyebilir. benimseyen kapitalistlere fiyatlan dü~ürme ve Gerrel olarak olasthk kuramlanrrm belirgin rakiplerinin aleyhine geni~leme ve böylece de özelligi, devlete kapitalizmirr temel hareket yadaha büyük bir pazar payt sayesirrde daha dü~ük salanm hehrlerne gücü bah~ederek sona ermelekär oranmm zaranm giderme olanagmt saglar. ridir. Savurruculanrrm taahhütleri ve beklerrtileFakat bu durum, sistemin bütünü it;in ortalama ri, kapitalizmde bile, siyasetirr sisteme kumarrda kär oramm a~agtya r;:eker. <;::e~itli faktöder bu edebildigi dü~ürrcesirre bagh hale gelir. egilime kar~1 koysa da, bunlar belirli smtrlar Eger bu öncül yanh~ ise, bu durumda en azmit;inde i~ler, öyle ki kär oranmda uzun dönemli dan öncülü ku~atan taktik ve stratejiler ciddi bir bir dü~ü~ ba;;at egilim olarak ortaya t;tkar. sorgulamaya at;tkttr. Ileride görecegimiz gibi zo· Uzun bir zarnarr dilimi it;inde kär oranmdaki rurrluluk kuramlanrrm ifade ettigi de budur. bu azalma egiliminin yatmm üzerindeki etkileri toplam potansiyel kär kitlesinde önce hiZlaZorunluluk Kuramlan nan, sorrra yava~layan ve durgunla~an bir "uzun Terne! <;agda;; zorurrluluk kuramt, Marx'm dalga" yaratu. Sonraki evrede yatmm talebi azaazalarr kär oram kuramtdtr. Daha örrceleri, (Luhr ve ät!l kapasite yaygm hale gelir, bu aradarret xemburg'urr kuram1 gibi) eksik-tüketim kuramtyatmm a<;tgt, belirli bir zarnarr it;in ücretleri venm bazt versiyorrlan bile zorurrluluk kuramlan rimlilige oranla yükseltecek bit;imde verimlilik olarak saythyorlardt. Fakat bunurr, kendi savlaartt~mt azalnr. Ba~ka bir deyi~le, hem eksik-tünrrm marrugmm yarrh~ arrla~tlmasmdarr kaynakketim hem de ücret stkt~tlrmast kärhhk bunahlandtgt gerrelde kabul edildi. Azalarr kär oram mmm etkileri olarak görünürler. Fakat bunlar kuramt, kapitalizmin rreden kat;tmlmaz olarak, genel bunahmlara neden olamazlar, t;ünkü kayav~ büyüme ve sorrut;ta burrahm dörremlerirrpitalist birikimin, kapasiteyi efektif talehe göre ce izlenerr uzun süreli htzh büyüme dörremleri ayarlayan ve ücret arn~lanm verimlilik art1~1 SIhoyurrca ilerledigirri a<;tklamaya <;ah~tr. Eksikmrlan i<;irrde tutan it;sel mekanizmalan vardtr. tüketim kurammm, birderrbire ortaya <;tkan bu(Kapital I, bölüm 25, ktstm 1; Garegnani 1978) lu~lar gibi görünü~te d~sal faktörlerle a<;tklamaHer genel burrahm gür;:süz sermayelerin topya <;ah~ttgmi Marx, potansiyel kär oranmm haretau t;ökü~ünü hiZlandmr ve emege yönelik yoketine dayanan it;sel faktörlerle a<;tklar. gun saldmlan arttmr; bu durum, merkezile~­ Bütün kapitalist faaliyetin temel yönlendirici meyi ve yogunla~mayt artnrarak ve genel kärhgücü kärdtr ve arttk deger de onun gizli temelihgt yükselterek birikimin restorasyonuna yar183


eko d1m eder. Bunlar sistemin "dogal" onanm mekanizmalandu. Fakat kär oranmdaki süregen dü~ü~ yüzünden, birbirini izleyen her uzun sahmm, genel olarak daha dü~ük uzun dönemli kär ve büyüme oranlan ile nitelendirilir; öyle ki kapitalist egemenlikli dünyada durgunluk ve dünya ölt;eginde i~sizlik sorunlan zamanla daha da kötüle~ir. Bu sorunlar yetersiz rekabet ya da yüksek ücretlerden degil, kapitalist birikimin kendisinden kaynakland1gmdan, devletin niyetinin ne kadar ilerici oldugundan bagtmstz olarak, devlet müdahalesi ile yoluna koyulamazlar. Siyaset, bunahmm kapitalist ~özümünün i~~i s1mfma yönelik bir saldmyt gerektirdigini, sosyalist ~özümünün ise sistemin kendisine bir saldmyt gerektirdigini kabul etmedigi sürece, sistemi denetleyemez, denetleyemeyecektir. Yaffe (l976)'da da ifade ettigi gibi, olas1hk kuramlannm devletin gücüne duyduklan tipik güven, tehlikeli bir yamlsama olabilir (Bkz. KAPiTAL1ST TOPLUMDA BUNALIM). AS/AD Okuma Metinleri Armstrong, P. ve Glyn A. 1980: "The Law of the Falling Rate of Profit and Oligopoly: A Comment on Shaikh." Bowles, S. 1981: "Technical Change and the Profit Rate: A Simple Proof of the Okishio Theorem". Bums, A.E 1969: The Business Cycle in a Changing World, tablo l.1,s 16-17. Garegnani, P. 1978: "Notes on Consumption, Investment and Effective Demand: A Reply to Joan Robinson." Hannan, C. 1980: "Theories of Crisis. " Hilferding, Rudolf 1910 (1981) : Finance Capital, kesim IV. Hodgson, G. 1975: Trotsky and Fatalistic Marxism. Jacoby, Russell 1975: "The Politics of Crisis Theory: Towards a Critic of Automatie Marxism II" Kalecki, M. 1943 (1971): "The PoliticalAspects of Full Employment" . Selected Essays i~inde. Mandel, E. 1972 (1975): Late Capitalism. Roemer,J.E. 1979: "Continuing Controversy on the Falling Rate of Profit: Fixed Capital and Other Issues." 184

eko Shaikh, A. 1978a: "An Introduction to the History of Crisis Theories". U.S. Capitalism in Crisis. - 1978b: "Political Economy and Capitalism." Sweezy, Paul1979-82 Montly Review dergisindeki ba~hca makaleler 31 (3,6), 32 (5), 33(5,7), 34(2). Yaffe, D. 1976: "Hodgson and Activist Reformism".

Ekonomik Planlama (lng . Economic Planning, Fr. Planification economique, Alm. Wirtschaftliche Plannung) Sosyalist teorinin 19. yüzytldaki kuruculan ekonomik planlama üzerine ~ok az ~ey söylemi~lerdi. Marx ve Engels, ütopik oldugu ic;in, gelecekteki sosyalist örgütlenmenin aynnnh bir tarn~masmdan özenle kac;mm1~lardl. Burrun yerine, Engels'in, "Toplumsal üretimin anar~isinin yerine üretimin, gerek bir bütün olarak toplumun gerekse her bireyin ihtiyac;lanyla uyum ic;inde olacak toplumsal olarak planlanm1~ bir düzenlemesini gec;irmek"e (Anti-Dühring. böl. III, 2) at1fta bulunmasmda oldugu gibi, yeri geldiginde genel ac;Iklamalar yapmakla kendilerini Slmrlaml~lardl.

Ne var ki, 20. yüzy1lm b~lannda sosyalizmin teorik ele~tirisi, üretim arac;lannm kamusal mülkiyetinin zorunlu olarak merkezi ekonomik planlamayt ic;erdigi varsaytml üzerinde geli~ti. Bu dumm, "sosyalist hesaplama tarn~mas1" diye bilinen ve 1930'\arda tepe noktasma ula~an tartl~maya yol ac;t1. Mises ve Hayek böyle bir sistemde rasyonel ekonomik hesaplamanm olanakh olmad1,!5;m1, en ba~ta da Oscar LANGE tersini savunuyordu. Tart~ma, pazarlann ve üretim arac;lan ic;in fiyatlarm olmad1,!5;1 bir durumda, kaynak dag1hmmda Pareto katsaytslmn (neoklasik iktisatc;llann refah1 degerlendinnek ic;in kulland1,!5;1 idealize edilmi~ bir yarg1 ölc;üsü) saglamp saglanamayacag1 konusundayd1. Mises bunun teorik olarak olanakh olmad1,!5;1m öne sürmü~. argümam c;ürütülünce de Hayek, teoride olanakh olsa bile pratikte bunun olamayacagm1 savunmu~tur. Genel olarak Hayek'in argümamm, etkili bir kaynak dag1hmm1 merkezi olarak yürütmek ic;in gerekli enfonnasyonu toplama ve i~lemenin olanaksiZhgma dayand1rd1,!5;1 söylenir. Etkili bir kaynak dagllnrunm pratikte ancak pazar kuvvetlerinin i~lemesinin, pazarda belirlen-

mi~ fiyatlann merkezi olmayan karar ahcllara enformasyon iletmede merkezi rolü oynamaslnm bir sonucu olabilecegini öne sürdügü kabul edilir.Lange, bu meydan okumaya kar~1 durdu ve "muhasebe fiyatlan"nm kullamlmas1yla üretim arac;lanndaki kamu mülkiyeti ile merkeziolmayan karar almanm birle~tirilebilecegini gösterdi. Bu fiyatlar pazar tarafmdan degil, bir merkezi planlama kurulu tarafmdan belirlenecek ve planlama arz ile talep e~itleninceye kadar degi~­ tirilecekti. Sonuc; neo-klasik iktisadm tarn rekabetc;i genel dengesiyle özde~ bir Pareto katsay1h genel denge olacakn. Bu yorumla Lange tarn~­ madan daha ba~anh pkn, ama son ytllarda Avusturyah ele~tinnenler, bu yorumun yanh~ oldugunu, Hayek'in kaynak dagll1mmda statik bir Pareto katsaytsl ic;in gerekli ko~ullarla ilgilenmedigini öne sürdüler. Hayek'in sorununun, pazarda belirlenmi~ fiyatlann bag1ms1z karar almalann koordinatörü rolünü oynad1,!5;1 durumda merkezi-olmayan karar ahcllann ellerindeki sürekli degi~en enfonnasyona sürekli yamt vennelerinden olu~an kaynaklann yeniden dag1hm1 süreci oldugunda 1srar ettiler. Lange'nin pazar mekanizmasm1 taklit etme ve üretim arac;lannda kamu mülkiyetine dayah bir ekonominin özel mülkiyete dayah bir ekonomi ile ayn1 etkinlik özelliklerinde bir kaynak da,!5;1hmma ula~abilecegini gösterme ~eklindeki c;özümü bütün Marksistlerce benimsenmedi. Özellikle Maurice DOBB, ekonomik planlamanm asll pazar kuvvetlerinin i~lemesinin ortaya c;Ikard1,!5;1 sonuc;lardan farkh sonuc;lar yaratng1 ic;in arzu edilir oldugunu öne sürdü. Bu ac;1dan ekonomik planlamanm özü, kar!;ahkh bag1mh kararlar arasmda, bu kararlar uygulanmadan önce bir koordinasyonu olanakh k1lmas1dlr. Bu, pazar mekanizmasmm atomistik karar ahcllannm degi~en pazar fiyatlarma ve kär olanaklanna yamt vermesinden olu~an plans1z ex post (olay sonras1) koordinasyonunun yerine, kararlann bilinc;li olarak planlanm1~ ex ante (olay öncesi) koordinasyonunu gec;irmektedir. Ekonomik faaliyette kar~1hkh bag1mhhk en c;ok büyük yatmmlarla ilgili olarak önem kazanmaktadu. Dobb, kac;1mlmaz belirsizlik ile atomize karar ahcllann rakiplerinin niyetlendi- . ,!5;i eylemler konusundaki zorunlu bilgi eksikli,!5;inden geien belirsizlik arasmdaki aynmm planlama ac;1smdan ta~1d1,!5;1 önemi vurgulad1.

Kapitalist ekonomilerde yatmm kararlan gelecekteki kärhhga ili~kin beklentiler temelinde ahmr. Gelecekteki kärhhk k1smen e~zamanh olarak giri~ilmi~ bütün projelerin birle~ik etkisine baghdu. Ne var ki, parc;alanml~, atomistik, pazara dayah karar almada, bireysel yatmm kararlan ötekilerin eylemleri ihmal edilerek ahmr. 0 nedenle de, bu kararlara temel olan beklentiler genel olarak ger~ekle~mez . Ekonomik planlama bu kar~ll1kh baglmhhgm dikkate almmasm1 saglar. Yatmm kararlan, rasyonel olmas1 ic;in, görece maliyet ve fiyatlann ~imdiki modeli degil, gelecekte beklenen modeli temelinde almmahd1r. Ötekilerin eylemleri konusundaki belirsizlik, atomize karar ahc1lan gelecek öngörülerinde bulunmaktan ahkoyar, planh bir ekonomide ise bu öngörüler tamamen olanakhd1r. Planh bir ekonomide marjinal olmayan degi~ikliklere yol ac;an büyük yatmmlar, daha kaynaklar seferber edilmeden önce birlikte planlamp koordine edilebilir. Bu ka~m1lmaz gerc;eklikler ekonomik planlama bic;imlerinin geli~mi~ kapitalist ve azgeli~­ mi~ ülkelerde zarnarr zaman benimsenmesini getirmi~tir. Bu, Il. Dünya Sav~1 suasmda lngiltere'de özellikle öne c;Ikm1~. bütün ekonomiyi sava~ c;abas1 ic;in seferber edebilmek üzere planlama getirilmi~tir. 0 s1ra kaynaklann büyük bir seferberligi ya da yeniden konumlandmlmas1 istendiginde planlamanm üstün bir dag1hm mekanizmasl oldugu genel olarak kabul edildi. Benzer argümanlar ekonomik planlamanm geli~mekte olan ülkelerde de geni~ ölc;üde benimsenmesini getirdi, ama c;e~itli nedenlerden bu daha c;ok fazla pratik sonucu olmayan masa-üstü ah~nrmalar olarak kald1. Il. Dünya Sava~1'm izleyen otuz ytl ic;inde, geli~mi~ kapitalist ulkelerin c;ogu, yeniden yap1lanmayt ve uluslararas1 rekabet gücünü desteklemek ic;in, gösterge planlamasmdan sanayi politikasma kadar birc;ok devlet müdahalesi önlemleri aldllar. 1980'lerin ve 90'lann neo-liberal meydan okumasmdan sonra bile, hälä, kaynaklann dag1hmmm yalniZca pazar kuvvetlerinin ~lemesine buakllml~ oldugu hic;bir kapitalist ülke yoktur. Ne var ki, ekonomik planlama öncelikle Sovyetler Birligi ve uzannsmda Dogu Avrupa ile ilgili olmu~tur. Sovyet merkezi planlama sistemi 1929'da Birinci Be~ Y1lhk Plan'm kabul edilmesinden sonra 1930'larda geli~tirilmi~ ve 60 ytl 185


eko sonra ortadan kaldutlmaya ba~lanm1~tlr. H1zh sanayile~me, Nazi i~galcilere kar~1 "Büyük Anayurt Sava~1" i<;:in seferberlik, sav~ sonras1 yeniden in~a ve Soguk Sav~1 sürdürme gibi birbirini izleyen hedefler bu sistemin özgül bic;imini belirlemi~tir. Sistem, hd1 ekonomik büyüme ve bölgesel geli~menin, tarn istihdamm ve dü~ük enflasyon oranlannm korunmasmm arae1yd1 ve ya~am standartlannda ve kültürel geli~mede bir ölc;üde artl~ saglanmas1yla baghyd1. Bireysel özgürlügün deh~et verici ~ekilde bask1 altma ahnmasl ve c;ignenmesi ile birlikte varoldu ve keyfi karar alma, verirnsizlik ve israf, yaygm kirlilik ve c;evre bozulmas1, sürekli knhk ve tüketicilerin tatmin eksikligi hep bu merkezi planlama sistemine baghyd1. Sovyet modeli, her i~letme ic;in baglaylCl hedefler, hammaddelerin kullammm1 ve kaynaklanm, ürünlerin miktanm ve sevkedilecekleri yerleri ic;eren Yilhk planlara dayah son derece merkezi bir idari komuta sistemiydi. Plan yapmada kullamlan ba~hca yöntem "maddi denge" yöntemiydi. Bu, ba~hca her ürün ic;in kullammm ve arz kaynaklannm planlamasm1 kapslyordu, kar~1hkh bag1mh dengeler arasmdaki ba~lang1c;taki tutars1Zhklar bir ya da birkac; tur yeniden gözden gec;irme yoluyla gideriliyordu. Plam yapmak ic;in gerekli enformasyon i~letme­ ler tarafmdan saglamyordu ve te~vik sistemi hedeflerin doldurulmas1yla bagh primierden olu~­ tugu ic;in i~letmeler kolay hedefler almak ic;in enformasyon vermeye te~vik edilmi~ oluyordu. Modelin enformasyon ve motivasyon konusunda sisternsel bir zaYlfl1ga vard1, bunlar ancak kaynaklann smuh saYlda sektörde yogunla~t1g1 öncellik planlamasmm ag1r bast1g1, öncelligi olmayan alanlar, özellikle de tüketim mallan sektörü önernsiz görüldügü sürece kontrol altmda tutulabiliyordu. 1970'lerin ortalannda ise Sovyet ekonomisi t1kanm1~tl ve ya~am standartlan ve refah arz1 kötüle~iyordu. 1985'de Gorbac;ov döneminin ba~lamas1 uzun bir reform denemeleri sürecini gündeme getirdi, ama bunun sonuc;lan henüz tamamen belirsizdir. Bu arada birc;ok Dogu Avrupa ülkesi komünist rejimi devirdi ve bic;im olarak ülkeden ülkeye farkh olsa da, belli bir ~ekilde pazar kuvvetlerine dayanan ekonomilere gec;me yoluna koyuldu. Batl'daki sosyalist teorisyenlerin görü~lerinde de paralel degi~iklikler oldu. Plan ve pazar ara186

eko smdaki tarihsel antitez büyük ölc;üde ortadan kaldmld1 ve sosyalist iktisatc;1lann savundugu ba~hca ekonomik model olarak bir tür PlYASA SOSYALlZMl ortaya c;1kt1. Ne var ki, Dogu Avrupa'nm deneyimi, özellikle Macaristan'da 1968'de getirilen Yeni Ekonomik Mekanizma deneyimi, ekonomik planlamaya ili~kin ilk Marksist görü~lere benzeyen herhangi bir ~eyin olabilirligine artan ölc;üde ku~kuyla yakla~llma­ Slm getirdi. Ba~hca argüman, i~letmelerin kaynaklan verimli bir ~ekilde kullanabilmesi ve yerel enformasyondan yararlanabilmesi ic;in tamamen özerk olmas1 gerektigidir. Ama i~letmeler ancak yatmm kararlan da dahil kararlan kendileri ahrlarsa ve ba~anh olup olmad1klanna göre yarar ya da zarar görürlerse tamamen özerk olabilirler. Bu ise bir sermaye ve emek pazanm, yatmm kararlannm koordinasyonunun ve kaynaklann yeniden dagll1mmm pazar kuvvetlerinin i~lemesiyle saglanmasm1 gerektirir. l~letmeler baz1 piyasa sosyalizmi modellerinde kamu mülkiyetindedir, bazllannda i~c;i kooperatiflerinin mülkiyetindedir; hic;bir modelde kapitalistlere ait degildir ve bu anlamda özel mülkiyet söz konusu degildir. Ama, eger tamamen özerk iseler ve ba~anlanna göre ödüllendiriliyor ya da cezalandmhyorlarsa, bir ba~ka anlamda özel mülkiyet söz konusu olmaktadu; atomistik i~letmeler tarafmdan parc;alanm1~ karar almamn varhg1, mantlken ekonomik planlama olarak dü~ünülebilecek herhangi bir ~eye engel olur. Bu modellerde mali ve parasal politikaya, sanayi politikasma ve bazen hatta gösterge planlamasma önemli bir rol verilmektedir. Ne var ki, Dobb'un ekonomik planlamamn özü olarak gördügÜ, kar~1hkh bag1mh ba~hca yatlnm kararlannm bilinc;li olarak ex ante koordinasyonu tamamen ortadan kaldmlm1~tlr. Günümüzde Marksist iktisatc;llar arasmda yalmzca bir azmhk piyasa sosyalizmini reddediyor. Bunlar, devlet mülkiyetinden de facto (fiilen) özel mülkiyete geri dönü~e degil, toplumsal mülkiyetin geli~mesine yönelen bir tür kanhmCl planlamaYl savunuyorlar. PD/ZD Okuma Metinleri Brus, Wlodzimierz ve Laski, Kazimierz 1989: From Marx to the Market: Socialism in Search of an Economic System.

Buchanan, Allen 1985: Ethics, Efficiency. and the Market. Devine, Pat 1988: Democracy and Economic Planning. The Political Economy of a Self-goveming Society. Dobb, Maurice 1955: On Economic Theory and Socialism. - 1960: An Essay on Economic Growth and Planning. - 1974: "Some Historical Reflections on Planning and the Market." C. Abramsky 1974: Essays in Honor of E. H. Carr ic;inde. Horvat, Branko 1982: The Political Economy of Socialism. Lavoie, Don 1985: Rivalry and Central Planning: The Socialist Calculation Debate Deconsidered. Nove, Alec 1983: The Economics of Feasible Socialism.

Ekonomik ve Felsefi Elyazmalart (lng. Economic and Philosophical manuscripts, Fr. Manuscrits economiques et philosophiques, Alm. Ekonomische und philosophische Manuskripten) Marx'm 1844'de Paris'te yazd1g1 elyazmalannm ilk yay1m1 (1932) ic;in Sovyet editörler bu ad1 sec;mi~lerdi. Yaplt, 1844 Elyazmalan ve Paris Elyazmalan olarak da bilinir. Bu, Marx'm, kendisinin "politik ekonominin ele~tirisi" olarak adland1rd1gl ya~am boyu süren projesinin gerc;ekten de ilk versiyonudur. Elyazmalan düzenlenmemi~ bir taslak halindedir ve büyük bir bölümü kaYiptlr. llk editörler materyali Marx'm görünürdeki planma göre yeniden düzenlemi~­ lerdir. Elyazmalannm orijinal bic;imlerine olanakh olan en yakm ilk basklSl yeni MEGA'da 0982) yer almaktad1r. <::ok say1da lngilizce c;evirisi vard1r, en iyisi herhalde hälä ilk c;eviridir. Milligan'm 1959 tarihli bu c;evirisi Toplu Eserleri III'teki c;eviriye de temel olmu~tur. Bu elyazmalan tamamlanmaml~. parc;alar halinde ve c;ok tabakah oldugu ic;in ve HEGEL ve FEUERBACH'dan almma felsefi terminolojiye yeni anlamlar yükledigi ic;in c;ok dikkatli bir okumaYl (ama buna deger) gerektirmektedir. Böylesi terimleri c;evirmede de güc;lükler vardu: özellikle Entfremdung ve Entäeusserung'un ikisi de "yabanclla~ma" ile kar~llanabilir, o nedenle c;evirmenlerin notlanna her zaman ba~vurmak gerekir.

Marx'dan kalan 50 bin sözcügün ic;ine, onun politik ekonomi okumalanm, komünizm üzerine görü~lerini ve Hegel'e yamtlanm esash yeni bir teorik c;erc;eve ic;inde ortaya koyan karma~1k ve hayali bir tamtlm tlka basa doldurulmu~tur. Birc;ok yerde Marx'm co~kulu Feuerbach kavraYl~l kendini gösterir, ama Marx'm insanhgm maddi emek araC1hg1yla kendi kendini yaratmaSl ~eklindeki temel fikrinde Feuerbach'm eylernsiz natüralizmi tamamen a~1lm~t1r. Ekonomik ve Felsefi Elyazmalan ilk yay1mland1gmda önemi Almanya'da Marcuse (1932) ve Fransa'da Lefebvre (1939) tarafmdan anla~lld1. ABD'de geni~ bir okuyucu kitlesine ilk kez Erich Fromm'un önsözünü yazd1g1 bir basklyla (1961) ul~tl. Marx'm bu yaplttaki YABANCILASMA teorisi, kapitalist topluma ili~kin ah~1lm1~ sömürü teorisini tamamlayan (ya da bazllanna onu ikame edebilecek gibi görünen) ~a~lrtlCl yeni bir perspektif olarak alglland1g1 ic;in, yap1t 1950'lerde ve 60'larda c;ok yaYlld1 ve büyük ilgi yaratn. Ama, Kapital'in (1867) bölüm ba~hklannda "yabanClla~ma" kategorisine rastlanmad1g1 ic;in, bu yapHlann ili~kisi sorunu üzerine hararetli bir tart1~ma ba~lad1. Arada bir kopu~ olan bir "genc;" ve bir "ya~h" Marx m1 söz konusuydu? Ve belki de, "felsefe" ile "bilim" arasmda bir kopu~ mu? Ve öyleyse, hangisine deger verilmeli? (bkz. Meszaros 1970, Petrovic; 1967, Althusser 1965, Mandel 1971) Marx'm Grundrisse'sinin (1857-58) yaYlmlanmasiyla (1953) "süreklilik tezi" bir ölc;üde destek kazand1. Özetle, ölümünden sonra hic;bir entellektüel olay bu elyazmalannm yay1mlanmasl kadar Marx'm anla~ll1~m1 degi~tirmi~ degildir. Elyazmalan sözde "Marksist hümanizmry ic;in en önemli referans oldu. Bugün, Marx'm lnsanhk ve Doga ile ilgili görü~leri konuyla .ilgili (ama müphem) bir miras olarak görülmektedir. CAIZD

Okuma Metinleri Arthur, C. ]. 1986: Dialectics of Labour: Marx and his Relation to Hege!. Fromm, Erich 1961: Marxs Concept of Man. Marcuse, Herbert 1932 (1983): "The Foundations of Historical Materialism". From Luther to Popper ic;inde.

187


eko

Ekonomizm (lng. Economism, Fr. Economisme, Alm. Ökonomismus) 1899 )'llmda kaleme alman baz1 yazliannda (lngilizce Toplu Eserler'in 4. cildinde yer alan "Rus Sosyal Demokrasisinde Gerlei Bir <;::izgi", "Bir Siyasal <;::izgi Ac;:tklamasmm Sanr Satlr Yorumu" ve diger makaleler) Lenin tarafmdan gel~­ tirilen ve Rus sosyal demokrasisi ic;:indeki baz1 gruplan siyasal mücadeleyi ekonomik mücadeleden a)'lrmakla ve bunlardan ikineisi üzerinde yogunla~makla ele~tiren bir kavram. Lenin bu tavr1 "Bemsteinei görü~ler" Je ili~kilendiriyordu (Bkz. BERNSTEIN). Lenin, "eger ekonomik mücadele kendi adma tarn bir mücadele olarak ahmrsa, bunun ic;:inde sosyalist olan hic;:bir ~ey bulunmayacaknr," diyordu. Daha sonraki (1901) bir yaztsmda Lenin 'ekonomizm'i sosyal demokrat hareket ic;:inde ayn bir egilim olarak tammlaml~, bu egilimin karakteristik özelliklerini de ~öyle stralamt~tl: Marksizmin, toplurnsal ya~am­ da bilinc;:li unsurun önemini küc;:ülten bir bic;:imde bayagli~nnlmast; siyasal ajitasyon ve mücadeleyi smtrlamaya yönelik bir c;:aba; "devrimeilerin güc;:lü ve merkezile~mi~ örgütünü kurma" geregini kavramada b~anstzhk. Lenin'in ana hedef olarak ekonomizmi alan 1902 tarihli bro~ü­ rü Ne Yapmah? sendikalist politikalarla sosyal demokrat politikalar arasmda bir aynm gözetmekte ve "kendiligindenligin önünde egilme"yi (burada kastedilen, ekonomik geli~menin bir sonucu olarak sosyalizme yönelik kendiliginden hareket anlayt~tdtr) reddetmektedir. 0 halde Lenin bu kavram1 en ba~ta pratik politika c;:erc;:evesinde kullanm1~tu. Aynca Lenin'in i~c;:i stmfma dt~anndan geli~kin bir sm1f bilinei t~tyacak merkeziyetc;:i ve disiplinli bir parti geregi (Bkz. LENlNlZM) konusundaki daha geni~ bir c;:erc;:eveye sahip fikirleri arasmda bu kavramm da yeri vardtr. Ancak ekonomizm kavramtnm teorik bir anlam1 da vardu; bu kavram, toplumsal ya~amm bir bütün olarak ekonomik temel tarafmdan belirleni~ini vurgulayan (ele~tiri­ cilerinin gözünde de a~m bic;:imde vurgulayan) bir Marksizm anla)'l~llll yansltmakta (Bkz. TEMEL VE ÜSTYAPI) ve genelde Marksist teorinin determinizmi üzerinde 1srar etmektedir. Gramsei (1971, bölüm li, Kesim I) kendi ekonomizm c;:özümlemelerine, bunun siyasal dt~a­ vurumlanm ele alarak b~lamaktadtr. Burada Gramsei ekonomizmi tümü de siyasal eyleme ve 188

eks

siyasal partiye bir ölc;:üde kar~lthk ifade eden sendikalizmle, Laissez-faire liberalizmiyle ve "sec;:imlere ka)'ltstzhgm" b~ka bic;:imleriyle tammlamaktadtr. Ancak daha sonra Grarnsci, ekonomizmi toplumbilimlerinde görülen özel bir teorik yönelime baglamaktadu. Bu da "tarihsel geli~imde doga yasalanna benzer nesnel yasalann bulunduguna ili~kin sarstlmaz inane;: ile t1pk1 dindeki gibi önceden belirlenmi~ bir teleolojiye duyulan imän"a ili~kindir. Son zamanlardaki tartl~malarda ekonomizm, c;:ok yetersiz de kalsa, en sert bic;:imde yaplSalct Marksistler tarafmdan (Bkz. YAPISALCILIK) temeVüstyapt modelini ve teleolojiyi reddedi~leri strasmda ele~tirilmi~tir. Komünist Entemasyonal'in fa~izme yönelik politikalanm inceleyen Poulantzas (1974) bu politikalarm emperyalizmi salt ekonomik bir olguya indirgeyen (dogrusal bir ekonomik olu~um süreei); ltalya'daki fa~izmi ülkenirr ekonomik geriligiyle ac;:tklayan; ileri düzeyde sanayile~mi~, ileri bir ekonomiye sahip Almanya'da ise fa~izmin iktidan ele gec;:irecegini özel bir ekonomizm türüne dayand1g1m ileri sürmektedir. Geldigi degi~ik anlamlarla ekonomizm ve buna yönelik ele~tiriler (ki bunlar ba~ka baglamlarda da dile getirilmi~lerdir), Marx'm tarih teorisinde ekonomik (ve teknolojik) geli~menin kesin yerine; aynca özel olarak da insan unsurunun etkinliginin dt~avurumu olarak alman ideoloji, sm1f bilinei ve siyasal eylem gibi etmenlerin (göreli) bagtrnslZ rolleri kar~tsmda ekonomik ve teknolojik geli~meye ne kadar aguhk tanmmas1 gerektigine ili~kin baz1 temel sorulan gündeme getirmektedir. TBBIM<;:: Okuma Metinieri Gramsci, Antonio, 1929-35 (1971): "Some Theoretical and Practical Aspects of Economism." Selections From the Prison Notebooks, ks. II. ic;:inde. Lenin V.l. 1902 (1961): What is tobe Done?

Eksik-tüketim (lng. Underconsumption, Fr. Sousconsumation, Alm. Unterkomsumtion) Sistemin egilimleri nedeniyle tüketim maddeleri ic;:in olan talebin azalmaya ba~lamas1 ve bunun sürmesi durumudur. Kapitalist ekonomilerde stagnasyon ve a~1n tüketime olan kronik bir egilimin nedeni oldugu kadar, periyodik

krizlerin (Bkz. EKONOMIK BUNALIMLAR) de nedeni olarak ileri sürülür. Kapitalizm, tekrarlanan patlama ve gerileme (boom ve slump) ya da konjonktür dalgalanmalanna maruz kalan bir sistemdir. Bu döngüler rastlanttsal ya da zorla)'lCl ko~ullar nedeniyle olu~maz , kapitalist birikimin dinamiginin bir parc;:astdtr. Marx, Kapital fde (ktstm 7 ve özellikle "Kapitalist Birikimin Gene! Kurah" üzerine bl. 23) birikim oram, emegin emilmesi oram, emek üretkenliginin art~l ve gerc;:ek ücretlerin degi~im oram arasmdaki ili~kileri modelle~tir­ mi~tir. Bu degi~kenler, kärlann oran ve toplamtnm bulunmasm1 saglayarak gelecekteki birikim oramm belirlemeye yarar. Bu dizide birikim, kapitalin kendi kendine geni~lemesi ic;:in ana itiei güc;: olup, kapital kendi kendine geni~lemesinin bir bic;:imi olan yeniden yatmmla körüklenir. Dizideki en önemli antagonizma, eldeki emek gücü toplamtyla bunu emebilecek birikim oram arasmdadtr. Htzh birikim varolan emegi a~ar ve gerc;:ek ücret art1~ma neden olur. Kar~1 güc;:lerin yoklugunda bu kär oram ic;:in bir tehdittir. Kar~~ güc;:lerden kaslt nisbi arnk-degerde artl~ (emek üretkenliginde bir artl~la) veya mutlak arnk-degerde artl~ (daha uzun c;:ah~ma saatleri) ya da (köy tanm1, küc;:ük aile i~letmeleri, sömürgeler ya da henüz tarn kapitalistle~memi~ yabanct ülkeler gibi) kapitalist olmayan sektöderden emek akt~mda artl~tlr. Kann azalmas1 tehdidine bir kar~il1k da, emegin yerini alacak yeni metotlarla i~siz sa)'lSlnl arttlrmakttr. Bu Marx'm Kapital'deki tartl~masmm ktsa bir özetidir. Bir döngüler teorisi olarak kapitalist birikim probleminin iki boyutunu eksik btraktr: paranm, özellikle kredinin birikimi kolayla~tlr­ ma ya da yava~latmadaki rölü; ve gerc;:ekle~tir­ me sorunu, yani arnk degeri emek halinden, meta hali kullamlarak kär haline, yani paraya c;:evirebilmek ic;:in üretileni satma ihtiyan. Daha önceki ya da sonraki c;:ah~malanndan hic;:birinde kapitalist burrahm sorununu tüm boyutlanyla incelememi~ olan Marx'm degi~ik yaztlannda bu konuda dagm1k notlar vardtr. Engels'in ölümüyle I. Dünya Sava~1 arasmda gec;:en 20 ylida, Avrupah Marksistler arasmda Marx'm konuyla ilgili dagm1k yaztlanndan nasli bir krizler teorisi geli~tirilebilecegi uzun uzun tart~llmt~tlr. Bu tartt~malar sistemdeki bir c;:ökü~ten c;:ok, yeni bölgeler ve yeni sanayilerde

büyük bir kapitalist geni~lemenin oldugu bir ortamda yer almaktayd1. Zaten o stralarda da Marx'm krize bogulmu~ bir kapitalizm tamsm1 sorgulayan ve Bemstein'm ba~m1 c;:ektigi REVlZYONlZM hareketi ba~lamaktayd1. Analitik olarak, bir kriz teorisi kapitalizmin ekonomik bir c;:ökü~ olmadan da sürebilecegi ve c;:ökü~ün dt~ politik güc;lerden kaynaklanabilecegi (ör. ayaklanmaya yol ac;an bir sava~ yenilgisi) varsaytmma da dayandmlabilir (Bkz. KAPITAUST TOPLUMDA BUNALIM). 1895-1914 tartl~malannda bu iki durum aynlmamt~tl. Bir krizler teorisinin, ekonomik krizlerin nasll kapitalizmin ic;inde c;tkllgmt ac;:tklamak kadar, kapitalist sistemin c;:ökü~üne yol ac;mcaya dek artan ~iddetteki krizleri de ar;:tklamast isteniyordu. Belli krizleri r;:ok iyi ac;tklayan teoriler bu fazladan istekleri saglamtyor ve tarn~ma, Marksist literatürün en iyi örneklerini vererek sonur;:lanmadan devam ediyordu. Marksist bir burrahm teorisi geli~tirmekte kar~lia~tlan en büyük sorun, Marx'm Kapital Ifde (bl.21) gösterdigi kapitalizmde bastmlm~, krizsiz geni~leme örneginden kaynaklamyordu. Bu bölümün Marx'm genel teorisinde nasli bir i~e yarad1g1 hälä tarn~ma konusu olsa da, Geni~­ lemi~ Yeniden Üretim Semast (Bkz. YENIDEN ÜRETIM SEMASO birisi makine mallan üreten, digeriyse ücret mallan üreten iki bölmedeki dengeh büyümeye bir örnektir. Marx, iki bölmenin birbirlerinin ürünlerine olan ihtiyac;lannm, düzenli birikimi neredeyse sonsuza kadar sürdürdügünü gösterir. Tugan-Baranowsky, Luxemburg, Buharin, Lenin ve Bauer gibi Marx'1 izleyen yazarlar, bu ~ema)'l tartl~malannda basit bir arar;: olarak kullandtlar. Kapital I (bl.23)'le Kapital II (bl.2l) arasmdaki ar;:tk r;:eli~ki bu durumda sorun yaratn, ve sorunun tek nedeni revizyonist saldmlar degildi. Marx'm özel saytsal ömegi, sanki hokkabazcasma, gerr;:ekle~tirme problemini, para veya kredi problemlerini ve hatta azalan kär oram problemini söz konusu iki bölmede dengeli-orannh bir geni~leme varsayarak ortadan kaldtrmt~tl. Bu nedenle de orantlstzhk Marksist kriz teorisinde önemli bir yer ~gal etmeye ba~lad1. (ör. Hilferding Finanz Kapital, bl. IV). l~te eksik-tüketimin gerr;:ekle~tirme probleminin olas1 bir nedeni olarak öne sürülmesi böyle bir baglamda oldu. Ücret mallan ir;:in ta189


eks lep -Bölme ll'nin ~1kns1- (az Sa)'lda kapitalist retin "artanlar i~in bir delik" oldugu klasik, hatd1~mda) sadece i~~ilerden gelebilirdi, fakat arnk ta Merkantilist doktrine dayanmaktad1r. Son degerin oramm ve kärlan arttumaya ugra~an )'lllarda da, sürekli ihracat ihtiyaCl duyanjapon kapitalisder gen;:ek ücret art1~m1 da durdurmakapitalizmi analizinin bir par~as1 olmu~tur. ya ~ah~mahlard1. lstihdam1 (yedek bir i~sizler lkinci ka~1~ yolu askeri harcamalard1r. Buraordusu bulundurarak) ve ger~ek ücrederi azaldaki sav, askeri harcamalann kär hesaplanyla iltarak kapitalisder bölme ll'nin mallanm satabilgisi olmad1gmdan ger~ekle~tirme problemini me ~ansm1 kesinlikle azalttllar. l~~ilerin fakirliortadan kald1rd1j!;1 ve devletin bu silahlan satgi, kär oramm yüksek tutmak i~in gerekli olsa mak zorunda olmadlj!;ldn. Ancak devletin bu sada, arnk degeri saglama)'l zorla~nrarak sistem tm ahmlan vergi ya da bor~ yoluyla kar~Ilamas1 gerekmektedir. Tarn~Ilabilen nokta vergi ve üzerinde bir bumerang gibi etki gösterir. Eksiktüketimci dü~üncenin ana hadan bunlard1. bor~lanmanm külfetinin sabit bir kärlar toplaBu basit sava teorik oldugu kadar, pratik de mma m1 dü~ecegi yoksa eksik-tüketim sorunupek ~ok itinJ.z gelmi~tir. Önce teorik olanlara nu rahadatan devletin bu harcamalan kar~Ilaya­ bilmesini saglayan fazladan kär m1 yapm1~ olabakahm: Öncelikle kapitalisderin sanld1j!;1 sürece ürettiklerinin ne olduguna ve onlan sann alacag1d1r. Eger ge~erli olan ikinci dururnsa, o zanm kim olduguna ald1rmad1j1;1; böylece eger serman silahlanma ya da degi~im degeri yaratmamaye mallanna olan talep azalnhrsa, Bölme l'in dan i~~i kullamm1 saglayan ba~ka etkinlikler i~i yava~lanp Bölme Il'nin ~1knsm1 ancak satabiger~ekle~tirme prahlemini ~özüp eksik-tüketim lecegi bir alan b1rakabilecegi söylendi. Bu da zatehlikesini ortadan kalduacaklard1r. Devletin ten Marx'm ~emasmm ana mesaj1yd1. Fakat s1k toplam talepteki bo~lugu silahlanmaya ya da ~u­ s1k yanh~ olarak eksik-tüketimci diye adlandmkur kazmaya yap1lan harcamalarla kapatabilecelan Luxemburg, makine mallanna olan bu talep j!;ine dayah bu görü$ün en iyimser ~ekline arn~mm temelini sorgulam1~nr. Makine mallan(Marksizm i~indeki tarn~manm bir par~as1 olna olan talebin, i~~ilerin fakirlij!;i ya da insanlamamakla birlikte) klasik ekonomi politij!;in rm tüketim maddelerini eritme kapasitesinden . özellikle Say'in yasasmm ele~tirisiyle ugra~m1~ baj1;1ms1z oldugu a~1knr. Makineler üzerindeki olan Keynes'in eserlerinde rastlanu (Bkz. KEYtalebin en önemli faktörü onlan ~ah~nrarak elNES VE MARX). Ba~anh bir devlet tarafmdan de edilecek olan kär dü~üncesidir. Makineler saglanan yüksek kärlar, tarn istihdam ve artan yeni makineler ya da (ücret mallan) üretebilirger~ek ücrederin toplammdan olu~an ve 1950 ler fakat sonu~ta tüm makineler tüketim mallave 60'lardaki pek ~ok yazar tarafmdan ~izilen n üretmektedirler ve eger kärlann üzerindeki pembe tablo, son zamanlarda enflasyonun basbaskl)'l azaltmak i~in ücret mallanndaki toplam klSlyla aclla~m1~nr. Kär oramyla i~sizlij!;in yoketalep klSldanmaya kalkllsa, makine sann almak dilmesi arasmda bir ~eli~ki oldugu görülmü~ ve kärh olmaktan ~1kard1. Keynes'in görü~lerinden uzakla~Ilm1~tu. Baz1 Eksik-tüketimci sav1 tamamen olumsuzlamaMarksist yazarlar bunu teorik ~özümün Keynes tarafmdan önerilmi~ olmasma ragmen, kapitasa da etkisini hafifleten itirazdan ü~ ka~1~ yolu list devletin eksik-tüketimi ~özememesi olarak vard1r. Birincisi Luxemburg'un da dedij!;i gibi, kapitalist sektöder d1~mdaki pazarlann-ülke yorumlam1~lard1r. ekonomisi i~indeki kapitalizm öncesi tanm veÜ~üncü bir ka~1~ yolu, lüks tüketimledir. Kapitalistler ve ayn1 zamanda proleter de kapitaya sömürge olan ya da olmayan yabanc1 ülkelelist de olmayan -memurlar, ticaret ve sanayi rin pktmm bir k1smm1 emiyor olmas1 ve bu sektörlerindeki kafa i~~ileri, din adamlan, ej!;iyüzden de iki bölme'li ~emanm total ekonomiyi timciler ve serbest ~ah~an profesyoneller- tüketasvir etmiyor olu~u . Rus Narodniklerinin kapitim maddeleri i~in ba~ka bir toplam talep kaytalizmin Rusya'ya yabanc1 olmas1 ele~tirisinin naj!;ldu. Yeni maddelerin icad1 veya ayn1 ürütemelinde de kapitalizmin birikimi engellemek nün dej!;i~ik markalannm reklam ya da ürün i~in yabanCl pazarlara sürekli ihtiya~ du)'lllas1 farkhla~t1rmas1yla ~ogalnlmas1 da bu lüks tükeyatar. Lenin "'Piyasa Sorunu' denilen ~ey üstütimin bir yoludur. ne" yazlSmda Marx'm ~emasm1, eksik tüketimin Bu ü~ ka~1~ yolu degi~ik ~ekillerde ya eksikbu varyasyonunu reddetmek icin kullamr. Tica190

eme tüketime kar~1 savlar ya da problemin ve kapitaEle~tirel Kuram bkz. Frankfurt Okulu. list sistemin onun üstesinden gelme ~abalannm kamtlan olarak sunulmu~tur. Örnegin, Tehelci Emek Gücü (lng . Labour Power, Fr. Force de Sermaye'de Baran ve Sweezy lüks tüketim, a~m travail, Alm. Arbeitskraft) kamu ve özel harcama ve silahslZlanma gibi ~e­ Metalara DECER kazand1ran yararh i~ yapma ~itli öj!;eleri, artan bir·ekonomik fazlahk olduguyetisi (Bkz. META). l~~ilerin kapitalistlere ücret nu dü~ündükleri bir ~eyi emmek i~in kullamlan kar~1hj1;1 sattlklan ~ey, ernek gücüdür. Ernek güara~lar olarak biraraya getirmi~lerdir. Bu ~e~idi cü, insanlann kullamrn degerini dönü~türerek öj!;elerin ampirik önemi ise hälä tart1~llan bir rnetalara deger kazandud1!1;J. ger~ek üretici gücü konudur. Son yüz )'llm büyük k1smmda, geli~­ olan emehten ayn tutulrnahd1r. Ernegin ürünleri rni~ kapitalist ülkelerde, artan üretkenlikle herabirer meta olarak satln almabilir ve satllabilir. ber ger~ek ücretler de artml~tlr, i~sizlik oramnArna emegi, yani üretici etkinligin kendisinin ahda ise degi~iklikler görülrnesine ragrnen belirli mp satllrnas1 fikrine tarn bir anlarn vermek irnbir egilirn fark edilrnerni~tir. I!. Dünya Savakäns!Zdlr. Erneginin .ürününü satarnayan üretici, ~l'ndan sonraki dönerndeki enflasyonun su~unu ernegini belirli bir miktar paraya, yani ücrete kartalep azhgma yüklemek zor olsa da, ger~ek ta~lhk olarak, para)'l ödeyenin yönetirni altmda ve lepte art1~ saglarnak i~in kullamlan stratejiler onun pkarlan dogrultusunda sarf edecej!;ini vaat su~lanabilir. Dü~ük i~sizlik oram ve sendikalar ederek, ernek gücünü satrnak zorundadn. araclllj!;lyla i~~i s1mfmm hareketlenrnesi sonucu Ernek gücü kategorisi ARTIK DECER'in kaykär oranma yönelen tehdit, eger ücret politikanaj!;l ac;:1klamrken degerin ernek kurarnmda orslyla nötralize edilebiliyorsa, o zarnan teknik taya ~1kar. Kapitalist, rnetalan satm alrnak i~in olarak eksik üretirn tehlikesi ~ok fazla degildir. parasm1 kullamr ve daha sonra kulland1j!;1 paraFakat devletin tarn istihdarn1 sagla)'lp ayn1 zadan fazlasm1 kazanrnak i~in bu rnetalan satar. rnanda kärhhg1 dü~ürrnerneye ~ah~rnas1 duruBunun sisternatik olarak mümkün olmas1 i~in rnunda, kar~1la~1lacak politik smular epey darkullamrn1 ba~ka metalara deger katan bir metadir. Bu dururnda birikirnle ona göreceli olarak nm varolmas1 gereklidir. ortaya ~1kan ernek gücü talebinden kaynaklaEmek gücü tarn olarak böyle bir metadir ve nan ücret!kär ~eli~kisi, eksik-tüketirnci ~eli~ki­ böyle olan tek metad1r; kapitalist, emek gücünü leri ikincil konurnda b1rakarak daha önernli gösatln ahp kulland1j1;1 i~in emege el koyar, degerünse de, teorinin kapitalizrnin ~ah~rnasmm anrin kaynag1 ise emektir. Bir bütün olatak kapitala~llrnasma katkllan unutulrnarnahdn. list üretim sisteminde art1k degerin, kaynag1, MD/YÖ kapitalistlerin emek gücüne ödedikleri degerin, el koyduklan emegin metalara katng1 degerden Okuma Metinleri daha dü~ük olmas1 ger~ej!;inde aranmahd1r. Baran, P. ve Sweezy, P.M. 1966: Monopoly Capital. Arnk degerin a~1klanmasmm ba~ka yegäne Bleany, M. 1976: Underconsumption Theories: A yolu kapitalisderin metalan degerinin altmda History and Critical Analysis. satm almas1 veya üstünde satmas1 olabilir, anBrewer, A. 1980: Marxist Theories of Impericak bu tek tek artlk degerleri a~1klayabilir, bu alism. ~ekilde kazamlan degerin bir b~ka meta üretiLenin, VI. 1893a (1960):0n the So-Called cisi tarafmdan kaybedilmesi gerektij!;inden tüm "Market Question". bir üretim sistemindeki art1k degeri a~lklaya­ Luxemburg, R. 1913 (1951) : The Accumulation maz.Kapitalisderin sann almalan i~in pazarda ojCapital. "emek" gücünün ortaya ~1kmasmm tarihsel önMattick, P. 1969: Marx and Keynes. The Limits of ko~ulu "özgür" emek~i s1mfmm olu~mas1dn: the Mixed Economy. Öncelikle kendi emek gü~lerini degi~im pazarO'Connor,]. 1973: The Fiscal Crisis of the State. hklannda s1mrh zaman dilimleri i~in potansiyel Sweezy, P. 1942: The Theory of Capitalist Deveahc!lara satma hakkma yasal olarak sahip ollopment. duklan i~in "özgür"; ve aym zamanda kendi üretim ara~larma sahip olma ve kullanma konusunda "özgür". Böylelikle, emek gücünün orta191


eme ya !;1kabilmesi i!;in köleligin, serfligin ve emek gücünü belli bir kar~1hkla satma hakk1 üzerindeki tüm klSltlamalarm !;Özülmesi gereklidir. Emek gücünün ortaya !;1kabilmesi i!;in dogrudan üreticilerin üretip emeklerinin ürünlerini satamayacak ve emek gü!;lerini satarak ya~amak zorunda kalacak ~ekilde üretim ara!;larmdan aynlmalan da, gereklidir (Bkz. lLKEL BlRlKlM). Emek gücünün tarn olarak geli~mi~ kapitalist üretim ko~ullannda bir pazar metas1 olarak ortaya !;1kmasma kar~m. onu diger metalardan ayuan ve kapitalist üretim sisteminde önemli !;eli~kilerin dogmasma yol a!;an birka!; özelligi vard1r. llk olarak, pazarda satllan bir meta olmasma ragmen emek gücü diger metalar gibi üretilmez. Emek gücünün üretimi i~!;ilerin birer insan olarak biyolojik ve toplumsal YENIDEN ÜRETlM'inin bir yönüdür. Bu karma~1k yeniden üretim süreci genelde kapitalist ya da meta ili~kilerinden farkh olan toplumsal ili~kileri de i!;erir. Örnegin, !;Ok geli~mi~ kapitalist toplumlarda emek gücü ücretsiz ev i!;i emegiyle yeniden üretilir; az geli~mi~ kapitalist ülkelerde ise emek gücü genellikle hälä varhgm1 sürdüren kapitalist-olmayan üretim tarzlan arae1hg1yla yeniden üretilir. Bu süre!;lerin kendilerine has mant1klan ve ideolojileri vard1r; kapitalist ili~ki­ lerin saf manng1 kendi i!;inde ve kendiyle ilgili olarak emek gücünün yeniden üretimini garantileyemez (Bkz. EV EMECl) . lkincisi, emek gücünün kullamm degeri onun deger üretme kapasitesidir. Emek gücü diger metalardan, yani kapitalistin, onu kullanabilmek i!;in satanla, yani i~!;iyle, bütünüyle yeni bir dizi ili~kiye girmek zorunda olmas1yla aynhr. Emegin emek gücünden !;ekilmesi, meta}'! satan ve satm alan arasmda, fiyat, bu durumda ücret üzerinde yapllan olagan pazarhgm ötesinde, i~in yogunlugu ve ko~ullanna dair ilave !;el~ki noktalannm dogmasma yol a!;ar. Bu türden uzla~maz s1mf ~eli~kileri, asll olarak kapitalist üretimin toplumsal ve teknik yönlerini yaplla~­ nnr. Son olarak, emek gücünün satllmas1, i~!;iyi kendi yaratlC1 üretici gü!;lerine ve emeginin ürünü üzerindeki her türlü denetime yabanC1la~nrarak emek gücünü kapitalistirr ellerirre h1raku. Emek gücünün bir meta olarak ortaya !;1k1~mda, metanm kullamm ve degi~im degerleri arasmda bi!;imlenen !;eli~kileri, i~!;inin kendi 192

eme emegine ve onun ürününe YABANCILASMA's1 olarak yeniden olu~ur. Ricardo'nun !;ah~masma kadar katedilen ciddi mesafelere kar~m. klasik ekonomi politik, tutarh bir deger kuram1 formülle~tirirken, kimi baglamlarda ücret, kimilerinde ise emegin ürettigi deger anlamm1 ta~1yan "emek degeri" kavrammm dogasmda bulunan bulamkhg1 !;özememi~tir. Marx, emek kavramm1 emeklemek gücü !;iftine a}'lrarak bu bulamkhg1 ortadan kaldmr (Kapital I, bl. ,6 ve 19.). Bu aynm, emek gücünün ücret kar~1hgmda kapitaliste sanlmasmm, üretimi ve üründe bir degerin olu~masm1 önceledigini ve kapitalist üretimde arnk degerin !;ekilmesinin tarn düzenegini görmemizi saglar. Marx, emek ve emek gücü aynmmm ke~fini ekonomi bilimine yapng1 en önemli katk1 olarak degerlendirmi~tir (Bkz. SÖMÜRÜ; TOPLUMSAL OLARAK GEREKLl EMEK; SOYUT EMEK). DFIHN

Emek Gücünün Degeri (Ing. Value of labour power, Fr. Valeur de force de travail, Alm. Wert der Arbeitskraft). "Emek gücünün degeri, diger tüm metalarda oldugu gibi, üretimi ve sonu!; olarak özellikle bu malm yeniden üretimi i!;in gerekli olan emek zamam ile belirlenir". (Kapital I, BI. 6). Bu görünürde zararslZ ve kesinlikle tutarh cümle, özel olarak bu malm, EMEK GÜCÜ'nün degerinin nas1l belirlendigine dair, kimi Marx tarafmdan farkedilmi~. kimiyse ancak son zamanlardaki tarn~malan canland1rm~ olan bir dizi sorunu gizler. Marx, öncelikle, bir i~!;inin emek gücünün ikmali i!;in gereken kullamm degeri kümesinin asgari fiziki ge!;im olmad1gm1 fark etti. Fizik ihtiya!;lar sarf edilen emek tipine göre degi~ebilir, iklimsel ve cografik etkenler tarafmdan etkilenebilirken, tüm bu sapmalar toplumsal farkhhklann yaratngmm yanmda !;Ok önemsiz kahrlar. l~!;i s1mfmm ihtiya!;lan "bu nedenle büyük oranda ülkenirr eri~tigi medeniyet düzeyine, özellikle özgür i~!;i s1mflm olu~turagelen mevcut ko~ullara ve sonu!; olarak ah~kanhklarla beklentilere dayamr" (a.g.e.) Böylece ücretlerin en az ge!;imlik düzeyine !;1kabilmesini yalnlZca emege olan talep fazlahgma dayah olumlu ko~ullara baglayan Ricardo ve Malthus'un tersine -emek degeri, etrafmda onun pazar fiyan, yani

ücret dalgaland1gmdan dogal olarak belirlenirMarx, emek gücünün belirlenim sürecine dahil olan, emek gücü arz ve talebine göre ücretlerin etrafmda dalgaland1g1 "tarihi ve moral bir unsur" görmü~tür. Bu, Marx'm göremedigi anla~llan, ancak son zamanlardaki "evi!;i emegi taru~malanyla" (Bkz. EV EMECl) öne !;1km1~ olan bir ba~ka soruna yol a!;ar; yani emek gücünün üretimi ve yeniden üretimi i!;in gerekli emek zamamnm tümü degetinde yer almaz. <;:ünkü söz konusu emegin önemli bir bölümü meta ~eklinde tüketilmez, ama pazarda hi!;bir zarnarr degerlenmemi~ olan ve evde tüketilen kullamm degerini dogrudan dogruya üretir. Bu emek evi~leridir. Eger bu tür emek, emek gücünün degerine dahil edilseydi, sonu!;ta bunun degeri, emek gücünün ikmali i!;in gerekli olan metalann degerinden daima daha yüksek olurdu. l~!;inin ni!;in böyle bir "art1" ücreti ahyor olmas1 gerektiginin, !;Ogu böyle bir ödemenirr evkadmma aktanlacag1 görü~ünden hareket eden, !;e~itli a!;1klama giri~imleri mevcuttur (Örnegin bkz. Seccorobe 1974). Ancak bunlann tümü türde~ olmayanlan, meta üretiminin deger yasasma tabi olan ve buna tabi olmayan emegi, toplamanm imkäns1zhgmda tökezlemi~lerdir (bkz. Gardiner, Himmelweit ve Mackintosh 1974). Meta üreten ve üretmeyen emegi a}'lran smulan a~an bir degi~ toku~. ikincisini ilkinden aylTt edilemez k1lan ve her birinde söz konusu olan özgün ve farkh üretim ili~kilerinin tamnmasm1 engeller. Bu yüzden Marx'm tammmm a~ag1daki gibi dönü~­ türülmeye ihtiyac1 vard1r: "Emek gücünün degeri, diger tüm metalarda oldugu gibi, üretilmesi ve sonu!; olarak özellikle bu malm yeniden üretilmesi i!;in gerekli olan meta üreten emek zamam ile belirlenir." Dahil olan diger tüm emek bi!;imleri, gayet gerekli olsalar bile, i~!;inin meta ihtiya!;lannm kuruldugu ardyöresini bi!;imlendiren tarihi ve moral unsurun bir par!;as1 olarak degerlendirilmelidir. Elbette ki, emek gücünün belirlenmesindeki bu farkh rol yalmzca evi~leri­ ne degil, ama diger tüm meta üretmeyen gerekli emek bi!;imlerine aittir. Dola~1mdaki emek - örnegin reklämlarda- belirlenmesinde rolü olan ardyöreyi k1smen bi!;imlendirse de, emek gücünün degerine dahil degildir. Marx'm gördügü bir diger prob lern, emek gücünün iki tamamen farkh yoldan yeniden üre-

tilmesinin gerektigidir. llkin her i~!;inin kendi emek gücünün günden güne yeniden üretimine gereksinimi vard1r. lkinci olarak da, kapitalizmin varhgm1 sürdürebilmesi i!;in ölümlü olan i~!;inin yerinin ba~ka gen!; i~!;ilerce doldurulmasl gerekmektedir. Böylece emek gücünün degerine dahil olan emek zamam, yeni bir ku~agm olu~umu i!;in gerekli olan zamam da kapsamak zorundad1r; ve bu tümüyle bire bir olamaz, !;Ünkü i~!;ilerin yer degi~tirmeleri birey düzeyinde degil, aile i!;inde ger!;ekle~mektedir (Bkz. AlLE). Buradan kalkarak, emek gücünün yeniden üretildigi bir birim olan ailenin emek gücünün degerinden söz etmek daha tutarh olacaknr. Ancak bu da, ücretlerin bireysel emek gü!;lerini satan i~!;ilere ayn ayn ödendigi ücret-emek sistemi ger!;ekligiyle ili~kisini kaybetmeye ba~laya­ caknr. Ailenin emek gücü degerinin ve ücretemek sistemi ger!;ekliginin biraraya gelmesi, belki de Viktoryan burjuvazi idealindeki gibi, ancak aile tek bir ücretliden olu~tugunda mümkündür, ne var ki bu, i~!;i s1mfmm ugrunda mücadele vermesi gereken, hi!;bir zaman evrensel olmam1~ ve kesinlikle kapitalist üretimin bir par!;aSI olmayan bir idealdir ve bu nedenle bir ücret belirlenim kurammm üzerinde durmas1 i!;in hi!; de anlamh bir temel sa}'llamaz. l~!;i smifl pratigini karakterize eden aile ili~kilerindeki düzensizlik hem kapitalist i~verenler ve i~!;i Slmh hem de kadmlarla erkekler arasmda bir mücadele alam olagelmi~tir (bkz. Humphreys 1977; Barrett ve Mclntosh 1980) ve bu, yalnlZca ortalama civanndaki sapmalar sorunu olarak degerlendirilemez. Marx, "emek gücünün deger oramndaki degi~meleri belirleyen tüm etkenlerin' listesini !;1kanrken bu durumu farketmi~ görünmektedir:" " ... dogal ve tarihi geli~imi i!;inde ya~amm önde geien gereksinimlerinin miktar ve fiyat1, i~!;ile­ rin yeti~tirilme maliyetleri, kadm ve !;Ocuk emegince belirlenen k1s1m, emegin üretkenligiyle yogunluk ve yaygmhk derecesi" (Kapital I, Bl.2), ama bu metanm, emek gücünün, olagan olmayan dogasmdan kaynaklanan ve degerinin belirlenmesiyle ilgili sorunlann tarn bir !;Özümlemesine hi!;bir zarnarr kalki~mami~tlr. Emek gücü, kapitalist üretimin d1~mda, eger üretilme dogru sözcük ise, onu satanlardan ba~kalannm da dahil oldugu bir birim tarafmdan üretilmektedir. Bu nedenle emek gücü, eger meta dogru 193


eme

eme

sözcük ise, degi~irn degerinin onu üretenlerin tek arnaCl olrnarnas1, hatta bir arna~ olrnarnastyla digerlerinden aynlan · bir rnetadtr. ~~~i ve ernek gücü birbirlerinden aynlarnaz; ve eger bu serrnaye i~in bir sorunsa, bu sorun aym zarnarrda i~~i stmh ailesiyle onun ernek gücünün degerinin yeniden üretirnindeki rolünün anla~llrnas1 i~in de ge~erlidir. Vastfh ernegin vastfstz ernege dönü~türülrne­ si de bir ba~ka sorundur. Marx'a göre, vastfll ernek basit (vastfslZ) ernegin basit bir katl olarak görülrnelidir: "Ortalama basit emegin, farkh ülkelerde ve farkh kültürel dönemlerde degi~iklik gösterdigi dogrudur, ama belirli bir toplurnda bu emek verilir. Daha karma~1k emek ise, basit emegin yogunl~mt~ bir bi~imidir, daha dogrusu bir katldu. DolaylSlyla, daha kü~ük bir karma~tk emek birimi, daha büyük bir basit emege e~it saythr. Tecrübe, bu i~lemin sürekli yaplldtgmt göstermektedir" (Kapital, I. bölüm, 2. kesim). Ama bu, vastflt ernegin ürettigi degere ili~kin bir a~tklamadu. Vastfll emek gücünün degeri de, basit emeginki gibi, yeniden üretim masraflanyla belirlenir. Vastflt ernek söz konusu olunca, egitim ve yeti~tirme i~in yapllan harcamalar ve harcanan zaman da dikkate almacaktlr. Farkh vastflardaki emek gü~lerinin ürettikleri degerlerden bagtmstz m1 belirlenebilecegi -bu durumda sömürü oranlan degi~ecektir- yoksa c;e~itli vastflardaki emek gü~lerinin ortak bir öl~ü­ ye getiren ger~ek bir toplurnsal süre~ mi oldugu konusunda son ytllarda tarn~malar yaptlmt~tu (ltoh 1988, s.163; Himmelweit 1984). Burada ~1kan sorunlar, e~deger olmayan degi~irn tartl~­ masmda görülen sorunlara ~ok benzemektedir. SH!HNffG Okurna Metinleri Barret, M. ve Mclntosh, M. 1980: "The Family Wage" . Curtis, Bruce 1980: 'Capital State and the Origins of the Working-Class. Household.' Bonnie Fox (der.) Hidden in the Hause hold i~inde. de Brunhoff, S. 1978: The State, Capital and Economic Policy. · Gardiner, ]., Himmelweit S. ve Mackintosh, M. 1975: "Women's Domestic Labour." Himmelweit, Susan 1984b: 'Value Relations and Divisions within the Working Class'.

Humpreys,J. 1977: "Class Srruggle and the Persistence of the Working Class Farnily" . ltoh, Makoto 1988: The Basic Theory of Capitalism. Seccommbe, W. 1974: "The Housewife and her Labour under Capitalisrn". Emek Süreci (lng. Labour process, Fr. Processus de travail, Alm. Arbeitsprozess) Emek süreci en basit anlamtyla emegin maddele~tigi ya da KULLANIM DECERl olarak nesnele~tigi süre~tir. Emek, burada, ~ah~an ki~iyle ögeleri bilinc;li olarak ve belli bir ama~ dogrultusunda dönü~türülen dogal dünya arasmdaki bir etkile~imdir. Bu anlamda emek sürecinin ögeleri ü~e aynhr: Birincisi, arna~h üretken bir etkinlik olan i~; ikincisi, bu i~in ger~ekle~tirildi­ gi nesne(ler); ve üc;üncüsü, i~ sürecini kolayla~­ nran ara~lar. l~in ger~ekle~tirildigi nesnelere, genellikle önceki bir emek süreciyle elde edilen "hammaddeler" denir. 1~ arac;lan, hem altyaptsal, veya emek süreciyle dolayh olarak ilgili olan (kanal, yol gibi) ögeler, hem de aleder gibi emegin nesnesi üzerinde dogrudan c;ah~tJgt ögeleri kapsar. Bunlar her zaman daha önceki bir emek sürecinin ürünüdürler ve belirleyici nitelikleri hem ernegin geli~kinlik düzeyiyle hem de yapllan i~in ic;inde ger~ekle~tigi toplumsal ili~kilerle ili~kilidir. !~in nesnelerine ve i~ ara~lanna beraberce "üretim ara~lan" adt verilir. Emegin etkisiyle i~ nesnesinin dönü~türülmesi kullamm degerinin yaratllmastdu; ernegin nesnele~mesi derken aym ~eyi kastederiz . Üretim ara~lan da emek sürecinde tüketilen kullamm degerleri olduklanndan, bu süre~ bir "üretken tüketim"dir. Ve kullamm degeri bu yolla üretildigine göre, ernek sürecinin bak1~ a~tsmdan, ortaya koyulan emek "üretken emek"tir. Her tür insan toplumunda ortak olan emek süreci insan varolu~unun bir ko~uludur: Bir yanda etkin ögeler, emekleriyle insanlar, diger yanda edilgin ögeleri olu~turan dogal, canstz dünya. Ancak, emek sürecine katllanlann digerleriyle nastl bir ili~ki i~inde olduklanm görebilmek ic;in bu sürecin i~inde yer aldtgt toplurnsal ili~kileri dikkate almak gereklidir. Kapitalist emek sürecinde üretim ara~lan kapitalist tarafmdan pazarda satln almmt~tlr. Satm alman bir ba~ka ~ey de EMEK GÜCÜ'dür. Böylece kapitalist, emek gücünün ta~tyKtlanm (i~~ileri),

ernekleriyle üretirn ara~lanm tüketmelerini saglayarak emek gücü "tüketir". Bu yolla i~, kapitalistirr nezareti, yönlendirmesi ve denetimi altmda gen;:ekle~tirilir, üretilen ürünlerse ger~ek üreticilerin degil, kapitalistirr mall olur. Basit~e, emek süreci kapitalistirr satm aldtil;l ~eyler arasmdaki bir süre~tir dolaytstyla bu sürecin ürünleri de kapitaliste ait olur (Bkz. SERMAYE; KAPlTALlZM). Bu ürünler kapitalist i~in bir degi~im degeri ~tdtklan sürece kullamm degerine sahiptirler. Kapitalist emek sürecinin amact DECER'i emek gücünün degeriyle üretim sürecinde tüketilen üretim arac;lannm degerlerinin toplammt a~an metalar üretmektir. Böylece, bu üretim süreci hem kullamm degeri yaratan bir emek süreci ve hem de deger ortaya ~tkaran bir deger yaratma (valorization) sürecidir, ikincisini mümkün ktlan ~ey ise emek gücünün kullamm ve degi~im degerleri arasmdaki farkttr. Marksist ekonornide emek gücünün degerini, bu emek gücünün harcanmastyla emek sürecinde olu~an degerden aytrmak canahct önem ta~tr. lkincisi ilkini a~ma­ dtgt sürece ARTIK DECER yaratJlamaz. Dahas1, tarihsel olarak, insanlann ücret ili~kisi dt~mda üretim ara~lannm mülkiyetinden uzakla~unl­ malanndan dolayt emek gü~lerini ücret kar~thgt satmaya zorlanmalan, sermayenin emek üzerinde hakimiyetini saglaml~tu. Bu nedenle kapitalizm, zora dayah bir toplumsal ili~kidir. Emek süreci, a~tk bir amaCl ve i~erigi olan, belirli bir ürünü üretmeye yönelik nitel üretme faaliyeti ile ilgilidir. Deger yaratma süreci, aym sürecin nicel yönünü olu~turur, sürecin tüm unsurlan toplumsal olarak süreye göre degerin evrensel kar~lltgt olan birimlerle (Bkz. PARA) ökülen nesnele~mi~ emegin belirgin nicelikleri olarak kavramrlar. Türn meta üretimi süre~leri emek süreci ve deger yaratrna sürecinin birliginden olu~ur. Deger yaratma süreci bir kez belli bir noktanm ötesine ta~mdtgmda, kapitalist meta üretim tarztyla ya da emek süreciyle deger yaratma sürecinin bütünl~tigi kapitalist üretim süreciyle kar~tla~trlZ . Kapitalist üretim süreci konusundaki modern Marksist yaztlann c;ogunda, söz konusu sürec; stkc;a emek ve deger yaratma sürec;lerinin bütünlügü yerine yalnlZca kapitalist emek süreciyle özde~ tutuldugundan bazt terminolojik rnuglakhklar vardtr. Bildik Marksist kullamm

degeri ve deger sürec;leri ikiligini koruyabilmek ic;in bu iki sürec; arasmdaki aynmm korunrnas1 önemlidir. Kapitalizrndeki üretim arac;lan benzer bir ikili yöne sahiptir. Ernek süreci ac;tsmdan üretim arac;lan amac;h üretken etkinligin ara~la­ ndtr ve i~c;i emek harcama etkinliginin ürünlerde nesnele~mesi ac;tsmdan zaruri unsurlar olan üretirn arac;lanyla ontolojik bir ili~ki i~indedir. Ancak, deger yaratma süreci a~t~mdan üretim arac;lannm görevi emegi c;ekip almaktlr. l~c;i, üretken etkinligin (emek süreci) unsurlan olan üretirn arac;lanm tüketirken, aym anda, üretim ara~lan da degerin olu~abilmesi ic;in (deger yaratrna süreci) i~c;iyi tüketir. Kapitalizmde i~c;ile­ rin üretim arac;lanm kullanmalanndan ziyade, üretim arac;lan i~c;iyi kullamrlar. Kapitalistin parast bir kez üretim arac;lanna dönü~tügünde, üretim arac;lan da kapitalistin, nihai olarak kapitalist devlete ait zorlaytcl güc;lerin korumast altmda olan mülkiyet haklan tarafmdan me~ru­ la~tmlan, ba~kalanmn emekleri ve aruk emekleri üzerindeki yetkilerine dönü~ür. Nesnele~­ mi~ emek, ya da ölü ernekle, emek gücü ya da canh ernek arasmdaki ili~kinin bu ~ekilde tersine dönmesi kapitalist üretim tarzmm bir karakteristigidir ve bu burjuva ideolojisine bir yanda üretim arac;lannm degeriyle öte yanda kendi kendilerine deger kazandtran sermaye olmak üzere sahip olduklan mülklerin kan~tmlmast olarak yanstmt~tlr. Böylece, yalmzca emek bir ~eyler üretme yetenegine sahipken, üretim arac;lan üretken olarak görülmü~tür (Bu ~ekilde tersyüz olrnu~ bilin~ tipleri ic;in Bkz. FETISIZM ve META FETISlZMl). Tarn tersi degil de, üretirn arac;lannm i~c;iyi kullandtil;l ~eklindeki formülle~tirme emegin sermaye egemenligi altma girmesini vurgular. Ancak Marx, ("anhk üretim sürecinin sonuc;lan") kendi deyi~iyle, "ernegin sermayeye täbiyetinin" iki bic;imini birbirinden aytnr, bunlar kapitalizmin tarihi ve tarih öncesi olmak üzere iki tarihsel döneme kar~lltk gelir. Birinci bic;im daha önceki üretim tarzlanmn ic;inden geli~en kapitalizmde bulunabilir ve salt arttk degerin ~e­ kilme yönteminin farkhla~mastyla ilgilidir. Marx buna, emegin ~imdiye kadar sarf edildigi, üretirnin aym teknik ko~ullan (üretici güc;lerin aym geli~kinlik düzeyi) temelinde, sermayenin emege hükmettigi süreci betimlemek ic;in "emegin sermayeye bic;imsel tabiyeti" admt vermi~tir. Fe195

1 94


eme eme

emek sürecinin örgütlenmesinin zorunlu bic;imi odal kasabalann lonca üretimi ve kusal kesimolarak görülmesi egilimine yol a<;:tL Bu, teknololerdeki köylü üretiminin karakteristigi olan tüm jinin stmflanndan bag1ms1Z ve onun otoriter, hiki~isel hükmetme ve bag1mhhk ili~kileri, para yerar~ik dogasmm süregiden üretim ili~kilerinin baglantlSlyla c;özülürken farkh metalann (emek bir i~levi olarak görülmeye ba~lanmas1 demektir. ko~ullannm ve emek gücünün) sahipleri arasmBu görü~. bir ba~kastyla yakmdan baglantJhdtr: daki tek il~ki, üretim sürecinde emek ve sermaTeknolojinin, hangi üretim ili~kilerinin zamamn ye olarak kar~1la~mak üzere, alma ve satma tebelli bir noktasmda uygun oldugunu belirleyen, melindedir. "Emegin sermayeye bic;imsel tabiyedüzgün dogrusal bir geli~me süreci olarak görülti" emek sürecinin kendisini farkhla~nramadJgJ­ dügü, üretici güc;lerin geli~iminin .egemenligi alna göre arnk degerin c;ekilmesinin tek yolu i~ tmda bir tarih yorumu. Burada, stmf sava~1 degil gücünün süresini gerekli emek zamanmm öteside teknoloji tarihin itici gücü halini alml~tlr. Her ne uzatmak olabilir. Bu bak1mdan, bic;imsel tabiiki görü~ de gücünü Lenin'in Frederic W. Tayyet, Marx'm 16. yüzy1lm ortalanndan 18. yüzYJlor'a ait "bilirnsel yönetim" ilkelerini SSCB'nin lm sonlanna kadar Britanya'da varhgmt saptadtkapitalizmi yakalaYJp gec;mesinin bir arac1 olagl emek sürecinin önce basit kooperasyon (i~bir­ rak bagnna basmasmm heyecanmdan almaktaligi) ve sonra manüfaktür ile karakterize oldugu dtr. Bu anlamda Lenin 1918 YJlmda Taylorizm mutlak arnk deger üretimiyle e~le~tirilir. Ancak ic;in ~unlan söylemi~tir: makinelerin ve makine üretiminin geli~mesiyle emek sürecinin kendisi üretkenlik kazan~lan "Taylorizm, diger tüm kapitalist geli~­ pe~inde sürekli olarak dönü~tü ve devrimcile~i. meler gibi burjuva sömürüsünün incelMakineler, üretim sürecinin, emege kan bir fabtilmi~ zalimligi ile i~ esnasmdaki mekarika düzeninin dayanlmasm1 gereküren sürekli, nik hareketlerin c;özümlenmesi alanmtekdüze ve tekrara dayah görevier yükleyen etdaki beceriksizce ve gereksiz hareketlekin unsurlanna dönü~tü . Dahas1, el zanaatlan rin ortadan kaldmlmas1, dogru i~ yönyeteneklerine dayanan eski i~bölümü devre d1~1 temlerinin geli~tirilmesi, en iyi muhasekaldlk<;a, makinele~me ile zorunlu bir baglanns1 be ve denetim sisteminin kullamlmas1 olan bilimsel bilgi, kafa ve kol emegi arasmda gibi birkac; büyük bilimsel ba~anmn biyeni hiyerar~iler yaratn (Bkz. lSBÖLÜMÜ). raraya gelmesidir. Sovyet Cumhuriyeti, Marx, makineye dayah üretimin yap!ldtgl geni~ bu alandaki bilimsel ve teknolojik geli~­ ölc;ekli endüstriye "emegin sermayeye gerc;ek tameleri ne pahasma olursa olsun benimbiyeti" adm1 verir ve bunu göreli arnk deger üresemek zorundadtr. Sosyalizmi in~a etme timiyle e~le~tirir. lngiltere'de "endüstri devrimi" olas1hg1 kesinlikle bizim Sovyet gücü ve ile ba~layan emegin sermayeye gerc;ek tabiyeti Sovyet idari örgütlenmesiyle kapitalizdegerin birikimine yönelik olarak emek sürecini min bugüne uyarlanm1~ ba~anlannm durmakslZln dönü~türür ve genellikle kapitalizbirle~tirilmesindeki ba~anmlZa baghd1r. min üretim tarz1 olarak olgunla~masmm bir i~a­ ("The Immediate Tasks of the Soviel Govemment," lngilizce Bütün Eserleri reti olarak kabul edilir. Marx'm bu konudaki yaz!lanndan sonra, yakeilt XXVII, s.259)". la~lk yüzYJl ic;inde Marksistler tarafmdan buntaBöyle bir strateji sonuc;ta Sovyet emek sürecin izleyen c;ok az kapitalist üretim tarz1 c;özümlenin kapitalist benzerlerinden pek az farkh olmamesi yap!lm1~tu. Bu belki de k1smen Marx'm c;öslyla, Sovyet toplumunun sosyalist geli~iminde zümlemesinin ba~ansma baghdtr: Marx'm ölüaksakhklara yol a<;ml~tlr. Bu, geriye dönüp bakmünden sonra gerc;ekle~en fabrika üretimindeki nglmJzda, belki de, Sovyet sanayile~mesinin geli~meler, aradaki benze~imden dolay1, onun 1929'dan 1932'ye kadar daha sonralan kopy~ yazd1klanm dogrular görünmektedir. Ancak, biedilecek olan büyük ölc;ekli kapitalist teknoloJl limin üretkenlik kazanc;lanm hedefleyen itkisiithali üzerinde durmasmdan dolaYJ pek ~a~JrtJCl nin kapitalizmi, depresyona, fa~izme, dünya sadegildir; Sovyetler Birligi'nin ileri kapitalist ülv~lanna vb. ragmen, olaganüstü geli~tirmesi, kelerdeki dinamik teknolojik yeniliklere yöneMarksistler arasmda geli~m~ kapitalist teknololik ne varsa tekrarlama konusunda her zamlln jinin toplurnsal üretim ili~kileri ne olursa olsun,

Bu, tarn~mah da olsa, smtf teknoloji tarafmdan degil de, teknolojinin s1mf ili~kileri tarafmdan nastl belirlendiginin ac;1k bir ömegidir. Ban'da tarihin "teknolojist" kaVTliYJ~mm b~­ hca sonucu, özellikle 1950'lerde sosyal demokrat revizyonizmine ideolojik destek saglayan kapitalizm-sonrasJ ya da sanayi-sonrasJ sosyolojilerinin önünü ac;an, ileri kapitalist ülkelerdeki degi~en s1mf yap!lannm Marksist c;özümlemesinin duraganla~masldtr. Ancak 1960'lann sonlanm izleyen ylllarda, Marksistlerin ilgisi, Marksist kapitalizm c;özümlemesinin canlanmasmm bir par~,:asJ olarak yava~ yava~ kapitalist emek sürecinin yeniden ke~fine yönelmi~tir. Bu geli~me ic;inde, Braverman'm c;ah~masmm yaytmlanmasl (1974) ileri kapitalist ülkelerin geli~en smtf yap!lan ic;in Marksist c;özümlemeler geli~tirilmesi baktmmdan c;ok etkili ve harekete gec;irici olmu~tur. (BaZI ömekler ic;in bkz. Niehals 1980) Braverman'm c;özümlemesi, Marx'm üretimin artt~Iyla emegin deger kaybetmesinin e~zamanhhgma yapt1g1 vurguyu koruyarak kapitalizmin temel dinamigi olan sermaye birikimi etrafmda yapllanmt~tl. Üretimin artl~tyla ilgili olarak Braverman'm c;özümlemesi özellikle yönetim ve makinele~menin öneminin vurgulandigJ TEKELCI KAPlTALlZM'e dairdi. Büyük oligopol firmalann yükseli~i. devletin ekonomik etkinliklerinin geli~mesi ve degi~en pazar yap1s1 c;özümlemeyle öyle bir ~ekilde bütünle~tirilmi~ti ki, sermayenin degi~en yaptsmm i~<;:i s1mfmm yap1sm1 da degi~­ tirdigi gösteriliyordu. Braverman özel olarak YEDEK lSGÜCÜ ORDUSU'nun bile~im ve özelliklerindeki degi~imleri, cinsiyete dayah i~bölümü­ nün önemi ve hizmet sektörüyle bu sektördeki mesleklerdeki emek sürecinin degi~imi üzerinde durmaktadtr. Madalyonun öbür yüzü ise, kapitalist emek sürecinin örgütlenmesinin durmakslzm emegi ucuzlatmaya c;ah~mas1 ve üretimin yeniden örgütlenmesine yönelik sermaye giri~imi­ ni baltalayan her türlü bilgi ve yetiyi ortadan kaldJrarak emek sürecinin etkili denetiinini güvence altma almas1yla emegin, özellikle teknik yeti gereküren i~e ait olan emegin deger kaybetmesidir. Sermayenin üretimi yeniden örgütleme giri~imleri, Braverman'a göre, teknik yetilerin degersizle~tirilmesi arac1hgtyla emegin sermayeye gerc;ek tabiyetini olu~turur. Braverman'm c;ah~rnasmm ele~tirileri (Elger

sorunlan

olmu~tur.

ili~kilerinin

(1979) iyi bir kaynakc;a verir; genelde onun modern i~<;:i s1mflm "kendi i~,:in" degil de "kendinde" bir s1mf olarak c;özümleme giri~iminde ve bunun bir sonucu olarak i~~,:i smth bilinci, örgütlenmesi ve etkinliginin c;özümlemesinden kac;mmasmda odaklanma egilimindedir. Bu yakla~Jm i~~,:i s1mhm, deger yaranmmm degi~en dinamiginde yer alarak sermayenin basit bir nesnesi haline getirmektedir ve üretim noktasmdaki s1mf mücadelesi bic;imlerinin gözard1 edilmesi kapitalist emek sürecinin geli~iminin anla~!lmasmda merkezi önem ta~Jmaktadu.(Ay­ nca bkz. Rubery 1978). Dahas1, Braverman'm c;özümlemesi kapitalist denetim ve egemenligin tümüyle üretim sürecinde gerc;ekle~tiginin imaSJ olarak almabilir ki, bu, politik ili~kilerin ve kapitalist devlet kurumlannm anlam ve öneminin dikkate almmamasma yol ac;ar; eger sermaye ic;in s1mf ili~kileri üretim kapsammda stkc;a sorun yarat1yorsa, politik kurum ve sürec;lerin bu sorunlu ili~kileri sermaye lehinde güvenli hale getirdikleri görülebilir. Braverman'm ~,:ah~mas1, onun i~c;i s1mfmm edilginligine ragmen, hem de onun ötesinde (belki Amerika'nm ko~ullanmn bir sonucu olarak, ancak bkz. Aglietta 1979 bl.2) Marksistlerin ilgisini tekrar kapitalist emek sürecine yönlendirmesi ve Marksist kuramda merkezi yeri olan konulara bir odak ve bir ba~vuru noktas1 saglamas1 bak1mmdan gayet büyük bir önem ta~JmaktadJr (Bkz. BlRlKlM; SINIF BlLlNCl; SÖMÜRÜ; SANAYlLESME). SM!HN Okuma Metinleri Aglietta, Michel1979: A Theory of Capitalist Regulation. The US Experience. Berg, M. (der.) 1979: Technology and Toil in Nineteenth Century Britain. Braverman, Harry 1974: Labour and Monopoly Capital. Elger, Tony 1979: "Valorization and 'Deskilling' A Critique of Braverman". Marglin, Stephen 1974-5: "What Do Bosses Do? The Origins and Functions of Hierarchy in Capitalist Production". Aynm I. Nichols, Theo 1980: Capital and Labour: Studies in the Capitalist Labour Process. Rubery, Jill 1978: "Structured Labour Ma;kets. Workers Organization and Low Pay". 197

196


emp

eme Samuel, Raphael (der.), 1977: "The Workshop of the World: Steam Power and Hand Technology in mid-Victorian Britain".

Emperyalizm ve Dünya Pazan (lng. Imperialism and world market, Fr. Imperialisme et marche mondial, Alm. Imperialismus und Weltmarkt). Belki de, Marksist kuramm hi~bir kavram1 emperyalizm kadar üzerinde yüksddigi kuramsal temel hi~ dikkate almmadan ve son derece eklektik bir tarzda kullamlmadL Kelimenin en yaygm kullammmda, geri kalm1~ ülkelerle ileri kapitalist ülkeler arasmdaki siyasal ve ekonomik ili~kilere dar bir gönderme vardtr. Ger~ek­ ten de, 11. Dünya Sava~t'ndan beri emperyalizm kelimesi, yoksulla~tmlm1~, zaytf ülkelerin gü~lü ülkder tarafmdan bask1 altmda tutulmas1 ve "sömürülmesi"yle e~anlamh hale gelmi~tir. Lenin Kautsky'i emperyalizmi bu bi~imde tammladtgt i~in ele~tirmi~se de, emperyalizmi bu tarzda yorumlayan bir~ok yazar Lenin'i kuramsal kaynaklan olarak göstermi~tir. Emperyalizm, TEKELCl KAPlTALlZM devrinde dünya öl~egindeki BlRlKlM sürecine anf yapar, emperyalizm kuram1 da bu birikim tarafmdan yaranlan dünya öl~egindeki birikimin sorgulanmastdtr. Kuramm ü~ ögesi vardu; 1- kapitalist birikimin ~özümlenmesi 2- KAPlTALlZMlN DÖNEMLENDlRlLMESl 3- dünyanm 'ülkelere' siyasal bölünü~ü ~er~evesinde bu olgunun nerderde yer aldtgmm gösterilmesi. Birinci öge ikincisini de i~erdiginden, geriye iki ayn öge kahr. Bunlar birle~erek birbiriyle olduk~a ilintili, ama ayn ara~tnma konulan yaratlr: 1- ileri kapitalistülkder arasmdaki ili~kiler ("emperyalist" rekabet); 2- kapitalizmin kapitalist olmayan toplurnsal formasyonlar üzerindeki etkisi (üretim tarzlannm eklemlenmesi) ve 3- sermayenin kurallanna boyun egdirilen halklann bask1 altmda tutulmas1 ("Ulusal Sorun", "Bkz. ULUS). Lenin'in eseri Ortodoks Marksist emperyalizm kurammm temeli olmu~tur. Bu .korru hakkm~a en ~ok tanman ~ah~mas1 ayijl ad1 ta~tyan brö~ürdür; fakat bunun, kapitalizmin dünya öl~e­ gindeki geli~iminin tahliline Lerlin'in bir katk1s1 olarak degerlendirilmesi bir hatadtr. Lenin'in "popüler bir taslak" olarak acllandtrdtgt kuramsal temel, ondan yirmi ytl önce yazd1g1 iki uzun makalede, "Sözde 'Pazar Sorunu' Üzerine" ve 198

"Bir Ekonomik Romantizm Tammlamast"nda bulunabilir. Bu denemelerin ikisinde de Lenin'in amac1, Marksist birikim kuram1m tüketim dü~üklügü iddiactlarma kar~1 savunmak ve dolay1styla kapitalist bir dünya pazan kuram1 geli~tir­ mek, hem de kapitalizmin ilerlemeci dogasm1 göstererek ütopik sosyalizmi de~tirmektir (Bkz. PROUDHON). Lenin, emperyalizm hakkmdaki bro~üründe, olgunun ~imdi ~ok iyi tanman özelliklerinin bir dökümünü yapmaktadu: 1- metalann ihracmm yamstra 'sermaye ihraCI' büyük bir önem ta;nmaya ba~lar; 2- üretim ve dagltlm büyük tröst ve kartellerin elinde merkezile~ir; 3- banka ve sanayi sermayesi birle~ir 4- dünya, kapitalist gü~­ ler tarafmdan nüfuz alanlanna bölünür ve 5- bu bölünmenin tamamlanmas1, dünyay1 yeniden payla~mak i~in gelecekteki bir kapitalisder ara51 mücadelenin habercisi olur. Bu özelliklerin ilki, "sermaye ihran" c;:ogu zaman emperyalizm döneminin tek tammlaytCISI olarak görülmü~­ tür. Ama, Lenin'in kuramsal iki makalesinde i~aret ettigi gibi, terim muglaktu. Bu muglakhgm nedeni, meta! arm sermaye, yani sermayenin dola~1m devresi i~ersinde büründügü bi~imler­ den birisi para sermaye-üretici sermaye-meta sermaye, yeniden para sermaye olu~udur. Emperyalizmin, para ve üretici sermaye ihractyla tammlam~mm nedenlerine egilmeden önce, ihra~ kelimesinin kullammm1 gözden ge~ir­ mek gerekiyor. Emperyalizm literatürlerde sermaye hareketi terimiyle tammlanmaytp ulusal ve uluslararas1 sermaye hareketleri arasmda a~1k bir aynm1 i~eren özel bir sözcük, ihra~ ile tammlanmt~tlr. Bir smm ya da gümrügü a~mas1 sermayede herhangi bir dönü~üm yaratmadtgmdan, sermaye hareketleri i~in siyasal smulann ne anlama geldiginin a~tklanmastyla, bu analitik ayn~t1rmaya hakhhk kazandmlmahd1r. Ba~ka bir ifadeyle, soyut bir kapitalist toplumdan ülkeler bazmda dünyanm payla~1lmasm1 dikkate alan somut bir formülasyona ge~i~te neden (emperyalizm gibi) birtak1m ek terimlere gerek duyuldugu a~1klanmahdu. Burada söz konusu olan, ülke kavramma atfedilen anlamd1r. Lenin'in emperyalizm kavramm1 Kautsky'ninkinden ayuan, siyasal bölünmü~lüge gösterdigi somut yakla~1md1r. Sermaye ihrac1, Leninist formülasyonda, iktidarlan her ülkenin DEVLET'i; tarafmdan temsil edilen farkh yönetici smtflarca

payla~tlmt~ bir dünya baglammda gen;ekle~ir. Sermaye ihract, bu durumda, yönetici smtflar arasl olas1 ~eli~kileri ve devletlerin aracthk rollerini de i~in i~ine katar. Bu olast ~atl~ma, kapitalist devletler arasmda (kapitalistler-arast rekabet) dogabilecegi gibi, kapitalist bir devletle kapitalizm öncesi bir devlet ya da yönetici sm1f arasmda da meydana gelebilir; (üretim tarzlannm eklenmesi ve ulusal sorun) . Lenin, kapitalistler arasmdaki rekabete özd bir önem vererek, emperyalist dönemdeki birikimin kapitalistler aras1 bir sava~ egilimini dogurduguna ili~­ kin ~ok merkezi bir politik sonuca ula~ml~tlr. Bu ~er~evede I. Dünya Sava~t'm emperyalist bir sava~ olarak tammlam1~ ve bu tammlama, Sovyetler Birligi'nin Naziler tarafmdan i~galine kadar Komintern'in ll. Dünya Sava~1'm degerlendiri~inde sürdürülmü~tür.

Diger taraftan ise, Kautsky emperyalizmi ileri kapitalist ülkelerle gerikalm1~ ülkder (tanmsal alanlar) arasmdaki ili~kiler olarak tammlamt~ ve a~1k bir ~ekilde de, ileri kapitalist ülkelerin yönetici smtflan arasmdaki ~atl~manm emperyalist dönemde ortadan kalkma egilimine girdigini ileri sürmü~tür. Kautsky'nin kuramtmn bu iki temel ta~1 II. Dünya Sava~t'nm sonundan bu yana, emperyalizm literatürünü, özellikle de BACIMLILIK KURAMI'm tannnlar duruma gelmi~tir. Bu literatür, ABD yönetici smtfmm bütün diger kapitalist smtflan kendine bag1mh konumuna getirebilecek ölc;:üde gü~lü olduguna ili~kin ac;tk veya örtülü bir görü~le bütün vurgusunu gerikalm1~ ülkeler üzerindeki emperyalist häkimiyet üzerine yapmt~tlr. Bu emperyalizm yorumlarmm hangisinin dogru oldugu, hem ampirik hem de kuramsal bir konudur. Lenin'in geli~tirdigi bi~imiyle emperyalizm kuram1, Marx'm birikim kurammm izleyicisidir. Kapitalizm smtfll toplumun özel bir bi~imidir ve onun özgül geli~im yasalan, dolaystz üreticinin elinden artJk degerin nas!l bir tarzda ~lkanldtgmt yanslttr. Arnk degere elkonrnast üretimde ger~ekle~ir ve kapitalist topturnda EMEK GÜCÜ'nün ahm sat1m1 bunu öngörür. Emek gücünün ahm sat1m1 hem kapitalizrnin dogal temelini yans1t1r, hem de bu dogal terneli belirler. ~~~ilerin üretim ara~lanndan kopu ~unu yanstttr (Bkz. ILKEL BIRIKIM) ve bu kopu~ bir kez tamamlanmaya görsün, emek gücünün META statüsü kapitalizmin kendini ye-

niden üretecegi ~artlan da dayanr. Bu yenidenüretim, metalann dola~tml aracthgtyla ger~ek­ le~tirilmek zorundadtr; mülksüzle~tirilmi~ i~~i­ lere kendilerinin arnk üretemeyecekleri metalan alabilmeleri i~in ücret ödenmelidir; kapitalist]Pr, emek gücü ve üretim ara~lanm sann alarak üretim sürecini yeniden ba~latabilmek i~in gerekli olan para sermayeyi ellerindeki metalan satarak saglamak zorundadu. Böylelikle, kapitalist toplum kendisini sürekli tekrarlayan mübadele, üretim ve ger~eklenme döngüsü (sermaye'nin dola~1m devresi) yoluyla yeniden üretir ki, Marx sermayeyi, bu nedenle, kendini-geni~leten DECER olarak tammlamt~­ tlr. Sermaye, yeniden-üretimini para bi~iminde­ ki belirli bir miktarda degeri, emek gücü ve üretim arac;lanyla mübadele ederek ba~lanr ve bu üretim sonucunda para sermaye bi~iminde gerc;:ekle~tirilmek zorundaki geni~lemi~ degerin metalar ytgmt dogar. Bu kendini geni~letme süreci, REKABET baglammda, büyüyen bir öl~ek­ te süregider ve bu sermayenin geni~lemesi kuramtdtr. Sermayenin geni~lemesi kuram1 bütünüyle geneldir, herhangi bir uzamsal baglamdan soyutlanm1~tu. Dünyanm siyasal bölünü~ünü dikkate aldtgtm!Zda, sermayenin geni~lemesine ili~kin özel bir kurama gerek kalmamaktadtr. Marx'm Kapital'de geli~tirdigi bu kuram, kapitalizmin kendini yeniden-ürettigini yadstyarak sermayenin cografi bölgeler arasmdaki hareketine ili~kin özel bir kuramm gerekli oldugunu ileri süren tüketim-dü~üklügü savunuculannm, özellikle de Luxemburg'un analizlerine ters dü~mektedir.

Marx'm yakla~tml, sermayenin ~e~itli bi~im­ lerinin (para sermaye, meta sermaye, üretici sermaye) uluslararas1 hareketini degerlendirmek i~in kapitalizmin ac;tk~a dönemlendirilmesine yol a~ar. Belirttigimiz gibi, sermaye dogas1 geregi yaytlmandu. Kapitalist geli~menin erken a~a­ masmda toplumsal üretim il~kilerinin geli~me­ mi~ligi nedeniyle para ve üretici sermayenin hareket alam smuhd1r. Marx'm "manüfaktür a~a­ masl" dedigi dönem boyunca kapit'llist toplumsal formasyonlarda ve bunlarla kapitalizm-öncesi formasyonlar arasmda para sermayenin hareketini gü~lükle yönlendiren kapitalist kredi kurumlan nisbi olarak azgeli~mi~tir. Dahas1, kapitalist geli~menin bu erken a~amasmda dünyanm büyük bir bölümü kapitalizm öncesindedir 199


emp

~c

ve paranm rolü son derece klSlthdtr ki, kapitalist toplumsal formasyonlar dt~mdaki toplumsal ili~kiler para ve üretici sermayenin harekediligini smtrlamt~tu. Sonuc;: olarak, sermayenin bu dönemdeki uluslararast hareketliligi meta-sermaye (ticaret) ve bu ticaret gitgide ilerleyerek kapitalist üretim ic;:in bir dünya pazan yaratmt~­ tlr. Bu ticaret esnasmda kapitalist kaynakh mamul ürünler kapitalizm-öncesi toplumsal ili~ki­ lerle (Yeni Dünya köleciligi gibi) üretilen hammadde ve yiyecek ürünleriyle mübadele edilme egilimindedir. Kapitalizm-öncesi toplumsal formasyonlar ic;:in bu ticaretin sonuc;:lan, özellikle üretim tarzlannm eklenmesinin analizi ac;:tsmdan, önemli bir tartt~ma konusu olmu~ ve emperyalizm kurammda merkezi bir konum kazanmt~ttr. Bazt yazarlar, ticaretin tek ba~ma kapitalizm-öncesi toplumsal formasyonlan özünde kapitalizmin häkim oldugu yapt!ara dönü~türmeye yeterli olabildigini ileri sürerek (Sweezy ve d. 1967) , 19. yüzyt! boyunca dünyanm azgeli~mi~ bölgelerinin bu dönü~ümü ya~adtklanm iddia etmi~­ lerdir (Bkz. KAPlTALlST-OLMAYAN ÜRETIM TARZLARI). Fakat Marx, TlCARi SERMAYE'nin häkimiyeti altmdaki ticaretin tekba~ma kapitalizm-öncesi ili~kileri kallla~ttrma egiliminde oldugunu söyler. Bu tartt~ma c;:izgisi izlendiginde, dünya pazannm ba~langtc;:taki geli~iminin Lenin'in "gerikalmt~" ya da sömürge ve yan-sömürge bölgeler olarak adlandtrdtgt alanlarda kapitalizmin geli~imini engelledigi sonucuna vanhr. Böylece, manüfaktürün bu döneminde, kapitalizmin yaytlmast kapitalist ülkelerde üretim ili~kilerini dönÜ~türmü~ ve üretici güc;:leri geli~tirmi~ken ba~ka yerlerde aym dönü~üm ve geli~imi engellemi~tir. Ne var ki, 19. yüzytlm ortalanndan itibaren kapitalizm, Marx'm Modern Sanayi (Kapital, LCilt, özellikle 13.-14. bölüm) dedigi nisbi arttk deger üretiminin sermayenin merkezile~mesi ve bu merkezile~meyi mümkün ktlan kredi kurumlannm geli~imiyle birlikte tammlanan bir evteye girmi~tir. Gün gec;:tikc;:e büyük ölc;:ekte yapt!an üretim (yogunla~ma) ulusal ve uluslararast ölc;:ekte bir tekelle~me egilimi yaratarak TEKELCl KAPlTALlZM c;:agmt ba~latmt~tu. Marx'm ve daha sonra Lenin'in kuramsal formülasyonunda bu tekelle~me süreci, yogun bir rekabede birarada gerc;:ekl~mi~tir. Önceden an200

emp lattldtgt gibi, Kautsky tekelle~meyi sözcük anlamtyla, rekabetin ztttt olarak degerlendirip, kapitalisder arast mücadelenin sonuna i~aret ettigini ileri sürmü~tür. Ortada bir tavu takman Buharirr ve Preobrajenski ise tekelci kapitalizm a~a­ masmda rekabetin kapitalist ülkeler ic;:inde yok oldugunu, fakat kapitalist ülkeler arasmda devam ettigini ileri sürmü~lerdir. TEKELCl DEVLET KAPlTALlZMl terimi bu durumu tammlamak ic;:in kullamlmt~tlr. Marx ve Lenin'in degerlendirmelerini izlersek, tekelle~me ve ~iddedenmi~ rekabet birligi emperyalizm c;:agmda ortaya c;:tkar. Bu kapitalist ülkeler arasmda kapitalisder arast bir sava~ egilimi dogurur v·e ekonomik düzlemde bu c;:att~ma sermaye ihract bic;:imine bürünür. Kredi sisteminin geli~imi mali ve sanayi sermayelerinin entegrasyonunu (Bkz. FlNANS KAPITAL) mümkün kt!ar ki, p~:~ra sermayenin büyük bir ölc;:ekte ihract imkäm dogar. Emperyalist c;:ag boyunca para sermayenin ihract (önceden incelendigi gibi, üretici sermayenin de büyük ölc;:üde ileri kapitalist ülkeler arasmdaydt[dtr] ve bu, meta sermayenin hareketi ic;:in de gec;:erlidir. Bu , gerikalmt~ ülkelerde üretici güc;:lerin ve toplumsal ili~kilerin azgeli~mi~ligini de yanstttr. Emperyalizm literatüründeki tartl~malarm iki temel konusu, kapitalisder arast rekabet ve para sermayenin, özellikle de üretici sermayenin azgeli~­ mi~ böigeiere ihracmm buralarda yaratngt etkinin bu c;:agm ba~hca özelligi olup olmadtgt üzerinedir. lkinci mesele ise , Marksist bir bakt~ ac;:tsmdan, bu tür sermaye ihracmm azgeli~mi~ ülkeleri dönü~türme ve oralarda kapitalizmi geli~­ tirme egilimi ta~tytp ta~tmadtgtdtr. Eger, kapitalizmirr kerrdi yerriderr-üretimirri azgeli~mi~ ülkelerde sürdürme egilimi, üretici güc;:lerirr ilerleyen geli~imirri ve smtf mücadelesirrirr örremli bir gücü olan proletaryamrr dogu~urru beraberirrde getiriyorsa; emperyalist c;:ag kapitalizmini ilerlemeci olarak degerlerrdirmek gerekir. Emperyalizm kurammm bu rroktasmda, dünyarrm siyasal bölürrmü~lügürrü ac;:tk bir ~e­ kilde dikkate almak zorurrlu olmaktadtr. Eger, Marx'm ileri sürdügü gibi, mübadele tekba~ma kapitalizrnin geli~imirri yaratrntyorsa, o zarnarr özgür bir ücretli emek gücürrürr geli~imini errgelleyerr kapitalizm-örrcesi toplumsal formasyonlarm ytktlmast ic;:in güc;: kullarrmak gerekir ki, bu gücün kullammt devlet korrtrolünü zo-

rurrlu ktlar. Marksist dü~ürrcenirr bir okulu, Lerrin'e attfta bulunarak, ileri kapitalist ülkeierirr yörretici smtflanrrm, gerikalmt~ ülkelerin kapitalizm-öncesi yönetici smtflanyla ittifak yapma egiliminde olduklanm ve bu ittifakm, gerikalmt~ ülkeierirr yerel burjuva devrimini gerc;:ekle~­ tirmesini errgelledigirri ileri sürmü~tür (Bkz. ULUSAL BURJUVAZl). Devlet gücü olmadtgmdarr yerel burjuvazi cthz, kapitalizm de azgeli~­ mi~ kahr. Bu analizde kapitalizmirr kendisi ilerlemeci olarak degerlerrdirilmi~tir, fakat, dünyanm kapitalist yönetici smtflar blokunca emperyalist häkimiyet altmda tutulmast, bunun azgeli~mi~ dünyada geli~imirri engeller. Yerel burjuvazi emperyalist burjuvaziyle olan c;:eli~kilerirrden dolayt potarrsiyel bir arrti-emperyalist güc;: olarak görülür. Yazarlann bir ktsmt, en fazla da Mao Zedong, bundarr azgeli~mi~ ülkelerdeki devrimci mücadelenin iki a~amah olacagt sonucunu c;:tkanr ki, ilk arrti-emperyalist a~ama emperyalist sermaye ile kapitalizm-öncesi smtflann birle~ik yönetimirri devirirkerr burru sosyalist devrim a~amast izleyecektir. Mao Ze-dong'urr Yeni Demokrasi dedigi ilk a~ama proletarya, köylülük ve yerel burjuvazinin en azmdan emperyalist sermaye ile büyük c;:eli~kileri olan bazt ögelerin ittifakmt ic;:erir. Esas olarak anti-emperyalist bir mücadelenin kapitalizm-öncesi yörretici smtflann häkimiyetindeki bir ülkede gerc;:ekle~ecek sosyalist bir devrimin önko~ulu olduguna dair bu genel tez üzerirre görece bir uzla~ma vardtr. Fakat, kapitalizmin ba~at oldugu bir azgeli~mi~ ülkede emperyalizmirr rrast! tahlil edilmesi gerektigi korrusunda anla~mazhk dogmaktadtr. Baztlan, kapitalizmin ba~at hale geldigi ülkelerde bunlann ~imdiki ileri kapitalist ülkeler benzerinde yapt ve düzeyler geli~tirmesirrirr beklenecegirri ve ashnda burrurr Brezilya ve Meksika gibi ülkelerde ya~andtgmt (Warrerr 1973) ileri sürmü~tür. Bai\tmhhk kuramctlan bunurr olasthk düzeyinde bile olanakstZ oldugunu ileri sürerek reddetmi~ ve azgeli~mi~ dünyanm ba~at olarak kapitalist toplumsal formasyonlanm tammlamak ic;:in "bagtmh kapHaiist geli~me" (ya da "c;:arpltllmt~" kapitalist geli~me) terimini kullanmt~lardtr. Terim ilgi c;:ekici olsa da, genelde oldukc;:a öznel bir tarzda kullamlmt~ ve bagtmhhk kurammm "bai\tmh kapitalizm"e atfettigi özellikler genelde

~imdiki geli~mi~ kapitalist ülkelerin kapitalist dönü~ümlerinin erken a~amalanndaki özelliklerin ayntst olmu~tur. Farkh bir özellik, ~imdiki azgeli~mi~ ülkelerin kapitalist dönü~ümü kapi-

talist güc;:lerin häkimiyeti altmdaki bir c;:agm dünyasmda ya~amak zorunda kalmalandtr. Bai\tmhhk kuramctlan tahlillerini bütünüyle bu gerc;:eklik üzerinde temellendirerek azgeli~mi~ ülkelerin dinamigini, bütünüyle, sadece dt~sal häkimiyete bir kar~thk olarak görmü~ler ve emperyalizm terimini ileri kapitalistülkeierte gerikalmt~ ülkeler arasmdaki ili~kiler ic;:in oldukc;:a smtrh bir anlamla kullanmt~lardtr. Dahast, bagtmhhk kuramctlannca ileri sürülen bagtmh kapitalist geli~me, ileri kapitalist ülkeler ic;:i ve arast rekabetin ortadan kalkugt hakkmda manttksal bir önerme üzerinde temellenmi~tir. lddia edilen rekabet yoklugu, emperyalist sermayenin kendi tekelci konumlanm sürdürme arzusunun bir uzanttst olarak gerikalmt~ ülkelerde kapitalist geli~meyi smulandtrmakla ilgilenmesini saglar. Bu dogmatik tekelci kapitalizm görü~ü sorr ytllarda dikkat c;:ekici ele~tirilere ugramt~ttr (Clifton 1977; Weeks 1981). Lenin'in zamanmdan 1970'lere gelinceye kadar, IL Dünya Sava~t sonrasmdaki ampirik özlü katktlarla birlikte emperyalizm kurammm büyük ölc;:üde harrtalla~ttgmt söylemek abartt olmayacakttr. Ancak son ytllarda rresnel ko~ulla­ nn, gerikalmt~ ülkelerde kapitalizmin geli~imi­ nin etkisiyle kuramsal tartt~malar yeniden ba~­ göstermi~tir. Bu geli~me, kapitalizmin geli~imi­ ni engelleyen bir emperyalist-kapitalizm-öncesi ittifakma dayanan gerikalmt~hk analizini, en iyi halinde ktsmi bir konuma indirger. Diger kar~tt uc;:ta ise, gerikalmt~ dünyada kapitalizmin genel fakat "bagtmh" ya da "r;arpltllmt~" oldugurru ileri süren bagtmhhk görü~ü, birtaktm gerikalmt~ ülkelerdeki ar;tkr;a ba~anh kapitalist birikimi ar;tklayabilmek ic;:in kabul edilemeyecek kadar c;:ok saytda ad hoc bildirim gerektirmektedir. Sonuc;:, Marksist yazarlar arasmda saghkh bir kuramsal rahatstzhk ve tekelci kapitalizm c;:agmda birikimin dinamiginin mümkün bir ac;:tklamast olarak kapitalisder arast rekabete yenilenmi~ bir ilginin gösterilmesidir (Bkz. BACIMLILIK KURAMI; LATIN AMERlKA'DA MARKSIZM). jW/SK

201


ent emp Okuma Metinleri Brewer, A. 1~80: Marxist Theories of Imperiahsm: A Cnttcal Survey. Bukharin, Nikolai 1917-18 .(1972): Imperialism and Word Economy.

Clifton, J.A. 1977: "Competition and the Evolution of the Capitalist Mode of Production". Hilferding, Rudolf 1910 (1981): Finance Capital. Hilton, Rodney (der.) 1976: The Transition from Feudalism to Capitalism.

Kemp, T. 1967: Theories of lmperialism. Lenin, V.l. 1916 (1964): Imperialism. Warren, B. 1973: "lmperialism and Capitalist Industrialization". Weeks, john 1981: Capital and Exploitation.

Engels, Friedrich (d. 28 Kas1m 1820, Barmen; ö. 5 Agustos 1895, Londra) Westphalia, Wuppertal'de bir tekstil imalätc;lsmm büyük oglu olan Engels kat1 bir Calvinist olarak yeti~tirildi ve Gymnasium'u b1raknktan sonra Bremen'de ticari i~ler konusunda egitim gördü. Buminla birlikte okulu bitirdikten sonra radikal egilimler gösterdi. llkin 1830'lardaki Gene; Almanya hareketinin demokratik milliyetc;i yazarlanna egilim duydu, daha sonra artan bir ~ekilde Hegel'in etkisi altmda kald1. Askerlik görevini tüccarhk [aaliyetini geri btraknracak bir fusat olarak degerlendirdi ve 1841'de Berlin'e giderek Bruno Bauer c;evresindeki Gene; Hegelcilere kanld1. Orada Schelling'in Hegel'e yönelik ele~tirilerine kar~l isimsiz olarak giri~ti­ gi saldmlarla ün kazandL 1842 güzünde Engels, Manchester'de babastmn firmasmda c;ah~mak üzere lngiltere'ye gitti. Moses Hess'in etkisi altmda bir süredir zaten komünist olmu~tu ve onun "Avrupa'nm Oc;lü Yönetimi" adh yaptunm etkisiyle lngiltere'nin sosyal devrime ko~ullanml~ olduguna inamyordu. Tekstil bölgesinde iki y!l kah~1 ve Owenciler ve Chartistlerle ili~kileri onu Bauer c;evresinden uzakla~t1rd1. I~c;i SmtJmm Durumu'nda yaztya döktügü bu deneyim, "endüstri devrimi"nin yarattlgt tamamen yeni bir güc; olan i~c;i smtfmm devrimci dönü~ümün arac1 olacagt konusunda onu ikna etti. lngiltere'den aynh~1 ve kitabmt yaz1~1 arasmda Marx'la ilk ciddi görü~mesini yapt1. Bauer grubuna kar~1 ortak bir tutum benimsedikleri ve Almanya dt~mdaki i~c;i smth hareketinin önemi konusunda aym ~ekilde etki-

lendikleri ic;in durumlanm ac;tklayan ortak bir c;ah~ma (Kutsal Aile) yapmayt kararla~nrdtlar. Bu onlann ya~amboyu sürecek ortakhklanmn ba~langtci oldu. l~c;i stmft ve politikaya büyük önem vermi~ olmalanna ragmen, onlann benimsedikleri komünizm büyük ölc;üde Feuerbach'm etkisi altmdayd1. Bununla birlikte 1845 ba~lanndan itibaren, ktsmen Stirner'in Benlih ve Kendilih adh Feuerbach ele~tirisinin etkisi altmda, Marx, gerek Gene; Hegelcilere gerekse Feuerbach'a kar~I kuramsal konumunu ac;tkhga kavu~turdu. Bu kesinlikle "Marksist" tarih anlayt~mm ba~langtcl oldu. Kendi ifadesine göre, Engels'in bu sürec;teki rolü ikincildi. Ancak ekonomi politik ve lngiltere'de endüstri devrimi ile smtfbilinci arasmdaki ili~ki konusundaki c;ah~malan Marx'm genel sentezine c;ok önemli unsurlar kattl. Üstelik Engels, yeni kavramt, Alman ldeolojisi'ni ortaya koyarak tamamlanmamt~ ortak c;ah~malanna c;ok temel bir katktda bulundu. 1845 ve 1850 arasmdaki dönem c;ok yakm i~­ birligi dönemi oldu. Engels babastyla olan ili~­ kilerini kesti ve Marx'la birlikte Brüksel ve Paris'teki politik c;ah~malara kendini tarn olarak verdi. Ortak tutkulan Alman komünistlerini kendi yanlanna c;ekmek ve bir ortak devrimci proletarya platformu etrafmda ba~ka ülkelerin i~c;i stmft hareketleri arasmda uhislararast baglar kurmakn. Bu amac;la, adm1 Komünist Ligi (Birligi) olarak degi~tirdikleri Alman Adiller Ligi'ne girdiler ve 1848 devrimlerinin arifesinde bu birlik ic;in Komünist Manifesto'sunu yazd!lar. Devrim suasmda Engels Marx'la birlikte Köln'de Neue Rheinische Zeitung'da c;ah~n. Tutuklanmak tehlikesiyle kar~1 kar~tya kalmca, 1848 Eylülünde Fransa'ya gitti ancak 1849 ba~­ lannda geri döndü ve Maytstan Temmuza kadar kar~1-devrimin zaferine kar~I direnen silahh hareketin son a~amalanna kat!ld1. Askeri konulara ilgi duymast bu dönemden kalmadtr ve devrime ili~kin genel yorumunu Almanya'da Devrim ve Kar~t Devrim'de (1851-52) ortaya koyar. lsvic;re'de ve Komünist Lig'in en sonunda dagtldtgt lngiltere'de bir süre gec;irdikten sonra Engels 1850'de Manchester'de yerle~ti ve aile firmasma kanld1. Burada 1870 ytlma kadar ·kaldl. Ba~anh i~ hayatma ek olarak, sefalet c;eken Marx ailesine yardtm etti; Marx'm önde gelen siyasal ve dü~ünsel arkada~t olarak kald1 ve ortak

konumlanm pek c;ok yaymcthk faaliyetinde ortaya koydu. 1850'lerin sonlarmdan itibarendir ki, materyalist tarih anlay1~1 ile doga bilimleri (Bkz. DOGA BlLlMl) arasmda diyalektik ili~ki­ ler kurmaya artan bir ilgi duydu. Bu temalar etrafmdaki tamamlanmamt~ c;ah~mas1 nihayet 1920'lerde Moskova'da biraraya getirilmi~ ve Doga'nm Diyalehtigi ad1yla yaytmlanmt~tu. 1870'te Engels rahat bir ~ekilde emekliye aynldl ve Londra'ya ta~md1. Marx'm saghgmm giderek bozulmas1 kar~asmda, Engels ba~ta l.Enternasyonal'in son dönem c;ah~malanm yürütmek olmak üzere ortak siyasal c;ah~malanmn büyükc;e bir k1smm1 üstlenmi~tir. Bu politik stfatlad!r ki Engels, Alman Sosyal Demokratik Partisi'ndeki pozitivist aktmlara kar~I c;tkm1~ ve Marksist konumun ilk genel ac;Iklamas1 olmak üzere Anti-Dühring'i üretmi~tir. Bu c;ah~ma ve Otopih ve Bilimsel Sosyalizm'de oldugu gibi ondan yaptlan k1sa aktarmalar, 1880 ve 1914 ytllan arasmdaki yeni sosyalist aktmlar da Engels'e muazzam bir ün kazandtrml~tlr. Ailenin Köheni ve Ludwing Feuerbach gibi sonraki c;ah~malan, Il. Enternasyonal döneminde onun bir dü~ünür olarak Marx'tan da önemli konumunu peki~tir­ mi~tir. Marx'm 1883'deki ölümünden sonra, Engels zamanmm büyük bir k1smm1 Kapital'in 1885 ve 1894'deki ikinci ve üc;üncü eilt basktlanna hasretmi~tir. Fakat aym zamanda, sosyalizmin daha da geli~mesi ic;in c;ok önemli bir arac; ve Fransa ile Almanya arasmdaki ytk1c1 sava~a kar~1 bir engel olarak gördügü II. Enternasyonal'in kurulmas1 c;ah~malannda da aktif bir rol oynamt~ttr. Kanserden öldügü zaman (daha sonra Artth-Deger Kuramlan ad1yla bas1lacak olan) Kapital'in dördüncü cildi üzerindeki c;ah~­ malara henüz ba~lamt~tl. ' 1914'ten önce Engels smtrstz bir üne sahipti. 0, sosyalist hareket ic;in Marksizmin bir dünya görü~ü olarak yaytlmasmda Marx'tan da daha fazla etkili olmu~tur (Bkz. MARKSlZMlN GELlSMESl). Bununla birlikte 1914'ten ve Rus Devrimi'nden sonra konumu sarstlmt~tu. Bir yandan Sovyet Marksistleri onun yaztlanndaki apac;1k bilimciligi (scientism) "diyalektik materyalist" resmi felsefenin bir parc;as1 olarak vurgularken, Banh sosyalistler de onu pozitivizm ve revizyonizmle suc;lam1~lardu. Her iki degerlendirme c;izgisi de ciddi hatalarla yüklüdür, c;ünkü Engels pozitivizm-öncesi bir ku~aga dahildi.

Marx'm d1~mda onun güvendigi rehberleri Hegel ve Fourier olmu~tur ve onun sosyalizm yorumu bu c;erc;evede anla~Ilmahd1r. GSIUK Okuma Metinleri Carver, Terrell1981: Engels. - 1983: Marx and Engels: The Intellectual Relationship.

Henderson, W.O. 1976: The Life of Friedrich Engels.

MacLellan, David, 1977: Engels. Marcus, S. 1974: Engels, Manchester and the Warhing Class.

Stedman Jones, Gareth 1978 (1982): "Engels", Eric Hobsbawm ve d. (der.) History of Marxism, Cilt I'de.

Enternasyonalizm Clng. Intemationalism, Fr., lnternationalisme, Alm. Internationalismus). Enternasyonalizm dü~üncesi, Franstz Devrimi'yle ilan edilen "insanlann karde~ligi" fikrine (proletarya enternasyonalizmi diye) bir smtf temeli kazand1ran Marx ile Engels'in dü~ünce ve eylemine merkez olu~turmu~tur. Engels "serbest ticaretin eski, ic;güdüsel milli bencilligi ve ikiyüzlü beneil kozmopolitligi"nin kar~1sma, "emekc;i parti tarafmdan ~u anda her yerde sergilenmekte olan, milletlerin karde~ligi" ni c;tkarmt~tlr. Burjuvazinin her ülkede kendi özel c;tkarlan olmasma kar~thk, "bütün ülkelerin emekc;ilerinin bir ve aym c;1kan, bir ve aynt dü~­ mam ve bir ve aynt mücadelesi vardir" ("Landra Uluslar Senligi"). Marx ile Engels, bu ortak c;tkann sadece anhk smtf c;tkarlanm savunmak üzere smular arasmda olu~turulmu~ bir i~birli­ ginde degil; bu i~birliginin beraberinde getirecegi, "burjuva c;agmm yaratng1 sonuc;lara, dünya pazanna ve geli~kin üretim arac;lanna häkim olarak bunlan giderek geli~en insanlann denetimine sunacak olan bir toplumsal devrimde yatngml" görmü~tür. (Marx, "Hindistan'da lngiliz Egemenliginin Gelecekteki Sonuc;lan") Marx ile Engels 1847'de Komünistler Birligi'ne kanld1klarmda, Birligin eski "Bütün lnsanlar Karde~tir" ~ian, "Bütün Dünya l~c;ileri, Birle~in!"e dönü~tü. Marx ve Engels komünistleri farkh k1lamn ne oldugunu belirlerken, önce "farkh ülkelerin emekc;ilerinin milli mücadele203

202


11

ent ent lerinde, milliyetlerinden bagtmslZ olarak proletaryanm ortak ~tkarlanna i~aret ettikleri ve bunlan öne ~tkardtklan" ger~egini ortaya koymu~­ lardtr (Komünist Manifesto, aynm 2) . Aym zamanda, "proletaryanm burjuvazi ile mücadelesinin öz olarak olmasa da,bi~im olarak ~imdilik milli bir mücadele" oldugunu; elbetteki her ülkede proletaryanm öncelikle kendi burjuvazisi ile olan sorunlanm halletmek zorunda" bulundugunu belirtmi~lerdir. Marx, "entemasyonal i~­ ~i partisinin Polonya'da kurulma mücadelesi vermesinde hi~bir ~eli~ki olmadtgmt" vurgulami~tlr. ("Polonya Hakkmda". Vurgu özgün metindedir) . Marx lrlanda'nm bagtmstzhgt i~in ~a­ h~trken, bu ~abanm lngiltere'deki toplumsal devrim i~in de bir dörtlü unsuru olacagm1 dü!?Ünmü!?tür (S. Meyer ve A. Vogt'a Mektup, 9 Nisan 1870). I. Enternasyonal "farkh ülkelerdeki emek~i dernekleri arasmda merkezi ileti!?im ve i~birligi­ ni gü~lendirmek i~in " olu~turulmu~ olsa da ("Uluslararasi ~~~iler Birligi'nin Temel Kurallan, " haztrlayan Marx), Marx ile Engels böyle bir kurumu enternasyonalizm a~lSlndan daimi bir gereklilik saymamt~lardtr. 1885'de Engels, "stmfsal konuma ili~kin kimligi kavramaya dayah, basit birlik anlaYI~mm olw;turmaya ve ayakta tutmaya yettigi" ("Komünistler Birligi'nin Tarihi Hakkmda"- sonu~) I. Enternasyonal'in, uluslararast hareket i~in "bir köstek" haline geldigini yazmt~tu. Engels'in beklentileri a~m iyimserdi, fakat 1914 sava!?mm patlamastyla yükselen milliyet~ilik dalgas1 i~inde bogulacak olan II. Enternasyonal'in olu!?umu da bu sorunu ~özmedi. Lenin, 19l4'den itibaren enternasyonalizm taraftarlannm "mevcut emperyalist sava!?I i~ sava!?a dönü!?türmek" i~in ~ah~malan gerektigini ileri sürmü~tür ("Sava!? ve Rus Sosyal Demokrasisi", lngilizce Toplu Eserleri, Cilt XXI, s.34). "Ülkeyi ekonomik olarak bölmeye ya da kü~ük devlet ideallerine dayah hayaller kurdugumuzdan degil; tarn tersine, büyük devletler istedigimizden, milletler arasmda daha büyük yakmla!?- · mayt, hatta milletlerin kayna!?masmt istedigimizden dolayt; bu ise ancak ger~ek demokrasi ve ger~ek enternasyonalizm temelinde ger~ekle­ !?ebilir, (milletlerin) aynlma özgürlügü olmakstzm ise mümkün degildir" diyen Lenin, <:;:arhk Rusyast'ndaki (ve herhangi bir ba~ka yerdeki) ezilen halklann, kendi kaderlerini belirleyebil-

me haklan i~in sava~mi~tlr ("Devrimci Proletarya ve Milletlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkt", a.g.e, s.4l3-4l4. Vurgu özgün metindendir). Sava~ strasmda ve sava!? sonrasmda, "geli~­ mi!? kapitalist ülkelerdeki devrimci emek~ilerle, proletaryanm neredeyse hi~ olu~mami!? oldugu ülkelerdeki devrimci kitlelerin, yani sömürgele!?tirilmi~ Dogu ülkelerinin ezilen kitlelerinin emperyalizme kar~I birle!?mesi"ni önemle vurgulamt~tu. ("Milletlerarast Durum ve Komünist Enternasyonal'in ba~hca Görevleri Üzerine Rapar", a.g.e, eilt XXXI, s.232) . Proletarya enternasyonalizminin "öncelikle emek~ilerin herhangi bir ülkedeki mücadelesinin ~1karlannm, bu mücadelenin dünya ~apmdaki ~tkarlanna täbi kilmmastm; ikinci olarak da burjuvaziye kar~~ zafer kazanmakta olan bir milletin, milletlerarasi serrnayeyi devirmek i~in en büyük milli özverilerde bulunabilecek, bunu isteyecek durumda olmastm" gerektirdigini tsrarh belirtmi!?tir. (II. Komintern Kongresi l~in Milli ve Sömürgesel Sorunlar Üzerine Taslak Tezler, a.g.e, s.148). Lenin ve Bol~evikler, Ekim 1917'deki Rus Devrimi'nin enternasyonal bir sosyalist devrimin habercisi oldugunu umuyorlard1. Stalin yönetimi altmda ülkenin tecrit edilmesi, Lenin dönemindeki enternasyonalizmin, büyük öl~üde milli bencillik unsurlanyla ikamesine yol a~­ mi~tlr. Bu unsurlar II. Dünya Sava~t'mn bitmesinden ve tecritin kalkmasmdan soma da ortadan kalkmayarak, Sovyet hükümetinin 30 Ekim 1956 tarihli a~tklamasmda belirttigi gibi, "sosyalist devletler arasmdaki ili~kilerde e~it haklann varhgm1 ihläl eden tecavüzler ·ve yanh~hk­ lar"a meydan verdiler (Soviel News, 31 Ekim 1956). 0 zamandan beri (Küba, Vietnam, Angola gibi ülkeler i~in özellikle önemli olan) kar~I­ hkh yardtmla~ma ve "dünya sosyalist sistemini" bütünle~tirme giri~imleri, yanmda, milliyet~ili­ gin canlanmas1 ve bu devletlerin bazilan arasmda ~atl!?malar gibi geli~meler ya~anmi~tlr. Bu geli~meler i~inde, sava~lar ve askeri müdahaleler de yer almaktadu. Vietnam, Kambo~ya ve <:;:in arasmdaki sava!? ve 1968'de <:;:ekoslovakya'ya kar!?I ("kar~I devrim kar!?Ismda enternasyonalist yardtm" diye sunulan) müdahale bunlann en önemli örnekleridir. <:;:ekoslovakya'ya müdahale, Sovyetler Birligi ve öteki i!?galci dört devlet tarafmdan yakmlarda "gayri me~ru" ilan edilmi~ ve "<:;:ekoslovakya'da demokratikle~meyi kesin-

tiye ugratt1g1 ve kahct olumsuz etkiler yarattigt" kabul edilmi!?tir ( 4 Arahk 1989 tarihli a~tkla­ ma). SSCB'de ve eski 'sosyalist blok'un diger ~ok uluslu devletlerinde (aynca Yugoslavya'da) ulusal gerilimler giderek keskinle~mi~, kimi zaman ~iddetli ~ati!?malara yol a~mi~tlr. Bu tür geli~meler, Marksistler i~in ~ok ciddi sorunlar olu!?turmaktadtr, ~ünkü "bir ulus i~inde smlflar aras1 antagonizma yok olduk~a. ulusun bir b~­ ka ulusa dü~manhgt sona erecektir" ~eklindeki tez onlann geneksel tezlerindedir (Communist Manifesto, 2. bölüm). 1960'lann sonlanndan itibaren "proleter enternasyonalizmi" terimi, SBKP ve onunla baglantlh komünist partiler tarafmdan, Sovyet politika ve eylemlerinin ele!?tirisiz kabulü anlammda kullamlmaya ba~lanmi!?tlr. Bundan dolayt, Sovyet hegemonyasmt a~tk bir bi~imde ele!?tiren "Avrokomünist" partiler bu terimi giderek bir kenara itmi~lerdir. ltalyan Komünist Partisi, bu terime kar!?I "yeni enternasyonalizm" kavrammt öne sürmü~ , bu kavramla ba~ka ilerici örgütlerle kapsamh ili~kiler kurulmasmt öngörmü~tür (!KP Liderliginin Karan, 29 Arahk 1981, Berlinguer 1982, s.28) . "Evrensel insani degerler" etrafmda komünistleri, sosyalistleri, sosyal demokratlan, Ü~üncü Dünya kurtulu~ hareketlerini ve dünya kamuoyunun ~e~itli kesimlerini bir araya getiren böylesine geni~ bir enternasyonalizm nosyonu, son ytllarda Gorba~ov ve SBKP tarafmdan da savunulmu~tur. Ne var ki, Japan Komünist Partisi , bu Sovyet tutumunu, devlet diplomasisinin ~Ikarlan i~in yanh~ bir ~ekilde nükleer sava~a kar~I mücadeleyi stmf mücadelesinin kar~tsma koymakla ele!?tirmi~, Castro da anti-emperyalist mücadelenin öneminin azaltildtgi ele~tirisini yöneltmi!?tir. Tarti!?ma sürmektedir (Aynca Bkz. ENTERNASYONALLER; ULUS; MILllYET<:;:lLlK). Mj/ÖOffG Okuma Metinleri Berlinguer, Enrico 1982: After Poland: Towards a New Intemationalism.Deutscher, lsaac 1964 (1972) : Marxism in Our Time. Fuwa, Tetsuzo 1982: Stakin and Great Power Chauvinism. Gorbachev, Mikhail 1987: Perestroika, New Thinkingfor Dur Country and the World.

Johnstone, Monty ve d., 1979: 'Conflicts betiveen Socialist Countrics' . Johnstone, Monty; ve d. 1979: "Conflicts between Sodalist Countries". Klugmann, James 1970: "Lenin's Approach to the Question of Nationalism and Internationalism". Lenin, V. I. 1970: On the National Question and Proletarian lntemationalism. Miliband, Ralph 1980: "Military Intervention and Sodalist Internationalism." Enternasyonaller (lng. ve Fr. Internationals, Alm. Internationalen). Somadan I. Entemasyonal diye tanman Ulus~ lararast l!?~iler Birligi (UIB) (The International Warking Mens Association: 1864-76), 1848-49 ayaklanmalanndan sonra i!?~i hareketinin yükseldigi orta ve ball Avrupa'daki i!?~i örgütlenmelerine dayamyordu. Paris ve Londra i!?~ilerinin, 1863 Polonya ulusal ba~kaldmstyla dayam!?ma göstererek kendiliginden ~abalanyla kurulmu!? olmasma ragmen, (l864'ten 1872'ye kadar) Marx ve (l870'ten 1872'ye kadar) Engels Enternasyonal'in önderliginde anahtar ro] oynamt~­ lardtr. Marx ger~ek "gü~ler" in söz konusu oldugunu hemen farketmi~ti; fakat 1847'den 1852'ye kadar Marx'la Engels'in önderlik ettikleri uluslararast kadrolann Komünistler Ligi'ni niteliklendiren eski cesur konu~malara, yeniden dogmu~ hareketin izin vermesi zaman alacakti (Engels'e 4 Kastm 1864 tarihli mektubu). Onun i~indir ki, lngiliz sendikalannm liberal önderleriyle de, Proudhon, Mazzini ve Lasalle'in Avrupah izleyicileriyle de i!?birligi yapilmasma temel olacak bi~imde ~er~evelenmi~ bir A~t~ Konu!?mast ve Tüzük hazuladt ve bunlann kabul edilmesini saglad1. Birlik hem bireysel üyeliklere, hem de gerek yerel ulusal düzeydeki örgütlerin kattlmalanna a~1kt1. (olagan olarak) Ytlhk kongrelerinde se~ilen Gene! Konsey'inin ~ah~­ ma merkezi 1872'ye kadar Londra'dayd1. Enternasyonal'in ilk Yillannda Genel Konsey tarafmdan yaYimlanan hemen hemen bütün belgelerin taslaklanm hazulayan Marx, kendisini i~~iler arasmda htzla anla~ma saglayacak ve onlan birle!?mi!? olarak harekete getirecek noktalarla smtrlamt~tl (Kugelman'a mektup: 9 Ekim 1866). Bu noktalar grev kmcilarm getirilmesine kar~I eylemleri, lrlanda'daki mahkümla-

204 205


ent

ra eziyet edilmesine kar~1 itirazlan ve sav~ gi"ne saldmrken, aym zamanda Enternasyonal'i aleyhtan müeadeleleri ü;eriyordu. Enternasyokendisinin denetledigi gizli bir ya da bir<;:ok topnal geli~irken, Marx giderek artan sosyalist egilulugun vesayeti altma sokmaya <;:ah~tyordu. Dtlimli taleplerin benimsenmesini saglamay1 ba~andan devlet bask1s1, i<;:eriden de Bakuninci ~arm1~tlr. Böyleee 1868'de azmhktaki Proudy1pratmalar kar~tsmda, Marx ve Engels Gene! honeu muhalefete kar~m, ba~langwta kamusalKonsey'in yetkilerinin arttmlmasm1 savundular. la~nrmaya baglanmam1~ olan UlB, madenlerin, Bakunin buna kar~1, lngiltere'de esash bir desdemiryollannm, tanmsal topraklarm, ormanlatek bulmasmm yams1ra, lsvi<;:re, ltalya, lspanya ve Bel<;:ika'da da taraftarlar kazand1. nn ve ileti~im ara<;:lannm ortak mülkiyet altma 1872'deki Lahey Kongresi, 13 Avrupa ülkesi , almmasma dair bir bildiri <;:1kard1. 1871'deki PARIS KOMÜNÜ, UlB'in de tari- ' ile Avustralya ve Amerika'dan 65 delegenin kahinde bir dönüm noktas1d1r. Engels, Paris'teki nlmas1yla yap1ld1. Bu sayt, önceki kongrelerin Bahar devrimini, Enternasyonal onu yapmak hepsinin üye saytsmdan fazla idi. Gene! Koni<;:in parmagmt k1mildatmam1~ olmasma ragsey'in güeünün arttmlmas1, Bakunin ve arkadamen, Enternasyonal'in hi<;: ku~kusuz manevi <;:o~1 Guillaume'un Enternasyonal i<;:inde gizli bir eugu olarak niteler (Sorge'ye mektup: 12-17 Eyörgüt kurmaya <;:ah~makla (aynea Bakunin haklül1874). Enternasyonal'in Frans1z destek<;:ileri, kmda daha da agtr bir sahtekarhk bulgusuyla) ag1rhkh olarak da Proudhoneular bunda önemsu<;:lanarak UlB'den anlmas1 kabul edildi. Kongli bir rol oynadt!ar ve Gene! Konsey, uluslararare aym zamanda Marx Engels ve destekleyieilerinin Gene! Konsey'in New York'a ta~mmas1 yoS1 bir dayam~ma kampanyas1 örgütledi. Marx Komün'ü tutkulu bir bi<;:imde savundugu tarihi lundaki önerilerini de az bir <;:ogunlukla benimFransa'da !<;: Sava~ adh yapttl i<;:in Gene! Konsey sedi. Bu karann verilmesindeki en büyük etken, <;:ogunlugunun destegini saglad1; bu metin Gemuhtemelen, Bakunin'i yenilgiye ugratmak i<;:in i~birligi yapmak zorunda kald1klan Frans1z ne! Konsey adma bir söylev o!arak verildi. Bir Blanquist s1gmmaellann örgütü ele ge<;:irmeleyandan Komün deneyi, bir yandan da i~<;:i smtrinden endi~e etmeleriydi (Bkz. BLANQUlClfmm oy hakkmm geni~letilmesi, Marx ve EnLlK). Bu, 1876'da Philadelphia'da <;:özülen UlB gels'in siyasal eylemin etkili bi<;:imlerine duyui<;:in sonun ba~lang1etyd1. UlB kisvesini devrallan ihtiya<;: üzerinde daha fazla durmalanna da maya <;:ah~an "anti-otoriter" Enternasyonal, ba~­ yol a<;:tl. Eylül 187l'de yine Marx ve Engels'in lang1<;:ta baz1 ba~anlar göstermesine ragmen, giri~imiyle, UlB ilk kez, "l~<;:i S1mfmm bir siyasal parti olmas1"ndan yana <;:1kt1 (Bkz. PARTl). 1877'de kendini ikiye bölünmü~ buldu, 1881'de "Siyasal iktidann ele ge<;:irilmesi, proletaryanm de salt anar~istlerin ag1rhkta oldugu son kongen büyük görevidir" diye ifade edilen bu ama<;:, resini yaptl. Enternasyonal'in 1872 Lahey Kongresi'nde yeni Senraki ylllar, <;:ogunlugu az <;:ok Marksist bir madde (7a) olarak programa eklendi. olan Ulusal ~<;:i partilerinde önemli bir büyümeye tamk oldu. 1883'teki ölümüne degin Marx ve Anar~ist öneüllerden hareketle, siyasetten !!. Enternasyonal'in kuru!u~ kongresinin arifeuzak durmayt savunan Bakunin ve Enternasyosinde bile Engels, "i~e yaramaz olduklan kadar nal'deki yanda~lan bu taleplere kar~1 koydular imkanstz da olan" uluslararas1 örgütlenme giri(Bkz. ANARSlZM). Bakunin'in Uluslararas1 ~imlerine muhalefet ettiler (Laura Lafargue'a Sosyalist Demokrasi Birligi, 1868'de UlB'e girmektup: 28 Haziran 1889). Buna ragmen Enmek i<;:in ba~vurdu. Programlanm begenmemegels Enternasyonal'a s1k s1k destek vermekten sine kar~m, Marx ertesi y1l, UlB'in "her bölüm, ve yol göstermekten geri kalmadt. kendi teorik programm1 özgüree yapabilir" ilkeIl. Enternasyonal (1889-1914) Temmuz sine dayanarak, onlann Birlige kabul edilmele1889'da Paris'te toplanm1~ olan Marksistlerin rini destekledi (Doeuments of the First Internaörgütledigi bir Uluslararas1 l~<;:i Kongresi'nde fitional, eilt 3, s.273-77, 310-ll). Marx ve Bakuilen kurulmu~tu. I. Enternasyonal gibi bu da, nin taraftarlannm, Enternasyonal'de 1869-1872 esas olarak Avrupa i~<;:i hareketine dayamyordu, arasmda-daha da artan anla~mazhklan, esas olaama birinciden daha geni~ kapsamhyd1. Büyük rak UlB'in nas1l örgütlenmesi gerektigi konuöl<;:üde Alman Sosyal Demokrasisi'nin egemensundaydt. Bakunin Gene! Konsey'in "otoriterli206

ent

ligindeki bu Enternasyonal'e kanlan partiler bir kitle tabamm saglam1~lard1 veya saglama sürecinde bulunuyorlardL Bu partiler, 1904'te yirmi bir ülkede se<;:imlere kanhyorlard1 ve 6.6 milyondan fazla oylan ve 261 sandalyeleri vardt. Partilerin, 1914'te üyeleri 4 milyona ve par!amento se<;:imlerinde aldtklan oylar 20 milyona yü kselmi~ti. ll. Enternasyonal, esas olarak, parti!erin ve sendikalann gev~ek bir bi<;:imde olu~­ turduklan bir federasyondu. 1900'de, i~levi yönlendirici olmaktan <;:ok, teknik ve i~güdüeü olan bir Enternasyonal Sosyalist Büro, Brüksel'de kuruldu; tarn zamanh <;:ah~an sekreteri de Camille Huysmans'd1. Enternasyonal'e kaulau partilerin <;:ogunda, en ba~ istisna olarak lngiliz l~t;i Partisi (l908'de kabul edilmi~ti) dt~mda, Marksizm egemen ideolojiydi; ama ba~ka egilimler ve etkiler de vard1. Bunlar i<;:inde, 1893 ve 1896 kongrelerinde siyasal müeadele sorununa ili~kin olarak ugrad1klan yenilgiden sonra Enternasyonal'den r;:1kanlan anar~istler ba~ta geliyordu. Engels'in 1895'teki ölümünden sonra resmi Marksizmin karakterine en fazla katk1 yapmt~ olan iki kurame1, Kautsky ve Plehanov'du. Enternasyonal, ortak eylemler hakkmda karar vermek ve izleneeek politika sorunlanm tart1~mak i<;:in kongrelerini her iki ya da dört yt!da bir topluyordu. Ortak eylemler arasmda, 1890'dan itibaren, her 1 Mayts Günü, her ülkede <;:ah~ma saatlerinin sekiz saat olmasm1 desteklemek amaety!a gösterilerin tertiplenmesi <;:agns1 vard1. Sag, so! ve merkez egilimler arasmdaki, önee ulusal partiler i<;:inde <;:1kan müeadeleler uluslararas1 alana da yansmhyordu. 1900'deki Paris Kongresi'nde "Millerandizm" sorunu keskin bir bi<;:imde tartt~llmt~tl. Sorun, bir öneeki yll Franstz sosyalisti Millerand'm yapngt gibi, bir burjuva hükümetine kanlmanm izin verilebilir olup olmadtgtydL Nihayet, böyle bir adtmm "ge<;:ici bir süre i<;:in ... en uygun yol" olarak kabul edi!ebilir oldugunu i<;:eren, taslagtm Kautsky'nin yazdtg1 bir uzla~ma önergesi kabu! edildi. (Braunthal, 1966, eilt 1. s.272-3'ten ahnttlanmt~ tlr). Arnsterdam'da 1904'te toplanan bir sonraki kongre, bir önceki yt! Dresden'de toplanmt~ olan Alman Sosyal Demokrasi kongresinde verilen Bernstein'm revizyonist fikirlerinin mahküm' edilmesi karanna uluslararast onay ve ge-

<;:erlilik saglamaya <;:agn!mt~tl. Bu, Alman Sosyal Demokrat önderi Bebel'in kendi partisini, Franstz sosyalist önder Jaures'den geien ve partinin ögretiye ili~kin kanhgmm se<;:men destegindeki büyüme ile Kayzer'in otokratik rejimini degi~­ tirmedeki beeeriksizlik arasmdaki ürkütüeü ztthktan sorumlu oldugu su<;:lamalanna kar~t savundugu önemli ve etkileyici bir strateji tartl~­ masma yol a<;:mt~tt. Kongre, 25'e kar~t 5 oy ve l2 <;:ekimserle Dresden önergesini desteklemi~, aneak, revizyonistler, fikirlerinin yayt!mt~ oldugu Entemasyonal'de ve Alman partisindeki varhklanm sürdürmü~lerdir (Bkz. REVlZYONlZM). Bir diger önemli tarn~ma konusu, Boer Sava~~ strasmdaki 1900 tarihli Enternasyonal kongresinde herkesin mahküm etmi~ oldugu SÖMÜRGEClllK'ti. Bununla birlikte, yedi yt! sonraki Stuttgart Kongresi'nin sömürge komisyonu, "her türlü sömürge politikalanm, örnegin sosyalist bir rejim altmda uygarla~tmn bir amaea hizmet edebilecek olanlan, tüm ko~ullar altmda reddetmeme" leri gerektigini ileri sürmü~­ tü (Braunthal, a.g.e. s.318). Agu sonur;:lan olan bir tartl~madan sonra, bu görü~ l27'ye kar~t 108 oyla reddedilmi~ ve "dogalan geregi mutlaka kölelige, zorunlu <;:ah~maya ve yerli halklarm yokedili~ine yol a<;:aeak kapitalist sömürge politikalanm" mahküm eden bir önerge kabul edilmi~ti (Braunthal, a.g.e. s.319). Sava~a kar~t müeadele Enternasyonal i<;:in esas olmu~ ve kurulu~undan beri kongre önergelerinde yans1t1lmt~tl. Bu, sava~ bulutlannm Avrupa üzerinde toplanmaya ba~ladtgt bir strada, 1907'deki Stuttgart Kongresi'nde de egemendi. Orada- tartt~ma i<;:indeki ciddi farkhhklarm varhgma ragmen herkes tarafmdan kabul edilen önergede, Lenin, Luxemburg ve Martov tarafmdan sunulmu~ olan, "sava~m patlak vermesini önlemek i<;:in her türlü <;:aba"nm ortaya konulmasmt ileri sürdükten sonra, ~öyle devam eden bir ek de vardt: "Sava~m her ~eye ragmen t;tkmas1 halinde, onun h1zla sona erdirilmesi yolunda, kitleleri uyandtrmak amaety!a sav~m yaratttgt ekonomik ve siyasal krizi kullanmak ve böylelikle kapitalist sm1f egemenliginin <;:ökü~ünü htz!andtrmak i<;:in olaya müdahale etmek (i~<;:i hareketlerinin) görevidir: (Braunthal, a.g.e. s.363).Bu, sonraki iki kongrede de yeniden benimsenmi~ti . Sava~tan öneeki son kongre 207


ent olan Basel'deki 1912 kongresi ban~ i\=in hareketli bir gösteri haline gelmi~ ve -yine herkessava~m gelmesi halinde devrimci eylem \=agns1 yapm1~t1. lki y!l sonra I. Dünya Sava~1'nm patlak vermesi, "derinlere kök salm1~ milliyet\=iligi gizleyen ince bir cilä olmak" türünden sözlerin benimsendigini göstermi~Li (Deutscher 1972, s.l02) . II. Enternasyonai'in önde geien partileri kendi hükümetleri tarafmdan yürütülen sava~a destek vermi~ler ve böylelikie Enternasyonal'in · onursuz bir bi\=imde \=ökü~ü ortaya \=lkml~tl. Bu, bütün bir kapitalist yay1hm döneminin ve i~\=i hareketinin ulusai bütünle~mesinin doruga ula~masiydL

Sadece Rus, S1rp, ltaiyan, Bulgar (Tesnyak), Rumen ve Amerikan partileri ve diger partilerin i\=inde yer alan kü\=ük gruplarla birlikte Enternasyonal tarafmdan tekrar tekrar yüceltilen ilkelere sad1k kaim1~iard1. Özellikle tarafs1z ülkelerdeki partiler tarafmdan, Enternasyonal Bürosu Hollanda'ya ta~mm1~ bulunan II. Enternasyonal'i canlandmnak amanyla sava~ döneminde baz1 ba~ans1z giri~imler yapllml~tl. Bununla birlikte l919'da, Bern'deki bir konferansta, eski II. Enternasyonal'in gölgesi niteliginde olan bir bil;imi yeniden kurulmu~ (Bern Enternasyonali) ve on yedi ülkenin temsil edildigi ilk kongresini de Cenevre'de toplam1~tl. l92l'de, Alman Bagims1z Sosyal Demokrat Partisi (USPD), Avusturya Sosyal Demokradan (SPÖ) ve Ingiliz Bag1mstz ~~~i Parlisi (ILP) de dahil olmak üzere on partiden gelen so! sosyalistler Viyana'da, takma ad1 "lki Bu\=uguncu Enternasyonal" olan Sosyalist Partilerin Uluslararas1 1~\=i Birligi'ni ("Viyana Birligi") kurmak üzere toplanmi~lardt. Bu birlik kendisini bütünü kucaklayan Enternasyonai yolunda anlm~ ilk ad1m olarak görüyordu. l923'te, Hamburg'daki bir kongrede, bu birlik, yeniden canlandmlml~ II. Enternasyonel ile birle~ti. Böylelikle olu~turulan I~~i ve Sosyalist Enternasyonali 1940 YJima kadar faaliyetlerini sürdürdü . l95l'de onun yerine bugünkü Sosyalist Enternasyonal kuruldu. Merkezi Londra'da bulunan Sosyalist Enternasyonel dünyadaki belli ba~­ h sosyalist ve sosyal demokrat partilerin \=Dk Slkl bir örgütsel ili~ki olu~turmayan bir birligidir. l989'da Stockholm'de toplanan 18. Kongresi'nde Willy Brandt yeniden ba~kan se\=ilmi~, ban~ ve silahsulanmaya, \=evreyi korumaya ve Kuzey-Güney ili~kilerinin iyile~tirilmesine bü208

ent yük aguhk veren bir llkeler Bildirgesi kabul edilmi~tir. Sosyalist Enternasyonal'in tarn üyesi olan 51 partinin 23'ü Ü\=üncü Dünya ülkelerinin partileridir. Örgüt son YJllarda en h1Zl1 iler_ lemeyi bu ülkelerde göstermi~tir. Arnk Sol Demokratik Parti adm1 alan ltalyan Komünist Partisi ve Dogu Avrupa'daki eski komünist partiler de örgüte üye olma isteklerini bildirmi~lerdir. III. Enternasyonal (1919-43) II. Enternasyonal'in I. Dünya Sava~1'nm c;Ikmas1 amnda meydana geien \=ÖZülmesinin ardmdan Lenin, KaSlm l9l4'te "Oportünizmin etkisindeki II. Enternasyonal öldü ... Ya~asm III. Enternasyonal..." diye yazm1~t1 (The Position and Tasks of the Socialist International;lngilizce Toplu Eserleri eilt XXI s.40). lll. Enternasyonal, Komünist Enternasyonai veya Komintern denilen bu enternasyonai, Bol~eviklerin, Rusya'daki 1917 Ekim Devrimi'ndeki ba~anlardan sonraki giri~imleri sonucunda ve Orta Avrupa'da devrimci bir ayaklanmadan söz edildigi bir anda, l919'da Moskova'da kuruimu~tu . Ilk kongresinde konu~an Lenin, "uluslararas1 bir Sovyet Cumhuriyeti kurulu~ yolundad1r" dediginde mevcut havaYl ve beklentileri ifade ediyordu (a .g.e. Cilt XXVIll,s.477). Lenin, daha sonra, "burjuva demokrasisi yerine proletarya diktatörlügünün ve Sovyet iktidannm tanmmasm1 "lll. Enternasyonal'in temel ilkeleri' olarak tammlaml~tl (a.g.e. eilt XXXI , s.l97-8). Bir "Sosyalist Sovyet Cumhuriyetlerinin Dünya Birligi" (Degras 1971, eilt 2, s.465) lll. Enternasyonal'in tüm varolu~u boyunca, l935'ten sonra geri plana dü~se de, resmi amac1 olarak kalacakt1. Temmuz-Agustos l920'de Moskova'daki lkinci kongresinde k1rk bir ülkedeki parti ve örgütlerden delegeler ve digerlerinin yanmda Frans1z Sosyalist Partisi'nden ve kongrelerindeki bir c;ogunlugun y1l sonunda önce Komintern'e kanlma lehinde oy kullanacag1 Alman USPD'den geien ist~ari delegeler vardt. Yeni Enternasyonal'in istikrars1z Sosyal Demokrat ögeler tarafmdan sulandmlma tehdidi altmda oldugunu dikkate alan kongre, kanhm ic;in gerekli olan olaganüstü kan yirmi bir ko~ul getirdi. KanlmaYJ arzu eden tüm partiler, "i~c;i hareketinin sorumlu mevkilerinden reformculan ve merkezcileri atmak" ve ordu i\=inde sistemli propagandayt da ic;eren yasal ve illegal \=ah~maYJ birle~tirmek durumundayd!lar. Dönemi bir "keskin i\= sava~" olarak tammlaya-

rak, hem ulusal olarak parti merkezleri ve hem de uluslararas1 olarak kararlan kongreler arasmda baglayici olan Komintern yürütme orgam altmda olabilecek en yüksek merkezile~me ve "demir disiplin" isteniyordu (Degras, eilt I, s.l 66-l72). Komintern, Kurallar'mda, "ic;inde sadece beyaz derili insanlann yer aldtgt ll. Enternasyonal'in gelenekleriyle ilk ve son olarak baglan kopardtgt"m ilan etmi~ti. Komintern'in görevi tüm renklerden c;ah~an insanlan kucaklamak ve özgürle~tirmekti. lkinci Kongre, Lenin tarafmdan kaleme almmt~ olan ve ulusal ve sömürge kurtulu~ hareketlt;ri ile Sovyet Rusya ve kapitalizmie sava~an i~c;i stmft hareketleri arasmda bir anti-emperyalist ittifak geregini vurgulayan Ulusal ve Sömürge Sorunu Üzerine Tezler'i kabul etti (Degras, eilt I, s.l36-44). Lenin'in l920'da yaztlmt~ olan "Sol Komünizm-Bir <;ocuhluh Hastahg1" bro~ürü, Komintern ic;indeki "solcu" egilimierle c;arpt~manm arayt~I ic;indeydi ve pariamento sec;imlerinde ilkeli bir Komünist katthm ve gerici sendikaiar ic;inde faaliyet gösterme iddiasmt savunuyordu. Bunlar, Lenin'in, l92l'deki Ill. Komintern kongresinde, devrimci dalganm duruidugunu, Rusya dt~mda­ ki Komünist Partiler'in i~\=i smtfmm azmhgmt temsil ettigini ve esas oiarak Rus deneyimine dayamiarak bic;imlendirilmi~ önceki said1rgan devrimci taktikierin arttk Ban ic;in uygun oimad!gtm gördügünde kar~I c;tkngt yönelimierdi. Kongre, i~c;i smtfmm doiaysu gereksinimieri ic;in c;arpt~mak amactyia, i~c;i smth partilerinin uiusal ve uluslararast birligi c;agnsmt yapmt~tl. Bu c;agndan kaynakianarak, Komintern, ll. Enternasyonal ve Viyana Birligi yöneticilerinin bir konferans1 l922'de Berlin'de topiandt, fakat ania~ma saglanmasmda ba~anstz oldu. Ekim l923'te Aimanya'da umuian devrimin ba~anstzhgmdan sonra Komintern, göreli bir kapHaiist istikrar döneminin yerle~tigini farketti. Sanraki birkac; y!l ic;inde, Sovyet Partisi'ndeki ic; mücadeleler Komintern'e yanstdl. Stalin'in Tek Üikede Sosyalizm politikalanna kar~I Tro\=kist muhaiefetin giri~tigi birc;ok an c;att~madan sonra, lngiliz-Rus Sendika Birligi ve 1925-27 <;:in devriminde izlenecek strateji ve taktikier bozguna ugradt ve Troc;ki, Eyiül l927'de Komintern Yürütme Kuruiu'ndan c;tkanld1. Komintern'in l928'deki Altmet Kongresi, büyük

kismt Buharin tarafmdan kaieme ahnmt~ oian kapsamh bir programt kabul etti. Bu program, aynca, sosyal demokrasinin "sosyal fa~izm" oiarak a~agtlandtgt ve bu hareketin önderieriyie birie~ik bir c;ephe olu~turma önerilerinin reddedildigi Komintern'in üc;üncü döneminde de öncüiük etti. l93l'de Komintern yürütme kuruiu, "fa~izm ve burjuva demokrasisi arasmda ve burjuva diktatörlügünün parlamenter bic;imi ile ac;tk fa~ist bi\=irn arasmda" bir aynm c;izgisi koymaya son vermenin gerekli oidugunu kaydetti (ahntt Soboiev, l97l,s.3l3). Bu politikamn her ~eyden önce Aimanya'daki ytktct etkileri, l933'ten itibaren Komintern stratejisinin yeniden gözden gec;irilmesine yoi ac;t1. Mart l933'te, Nazi diktatörlügünün kurulmasmm ardmdan, Komintern yürütme kurulu herkese ac;tk bir bi\=irnde, kendisine bagh partilerin, Sosyai Demokrat Partiler'in merkez komitelerine fa~izme kar~I birle~mek ic;in yakmla~maianm önerdi. Bu öneri Fransa'da, Komünistler ile Sosyalistier arasmda bir eylem birligine yoi ac;t1. l935'deki yedinci ve son Komintern kongresi, altmt~ be~ parti ic;indeki Ü\= milyonu a~km Komünist (785.000'i kapitalist ülkelerde) temsilcisiyie, fa~izm daigasmt durdunnak i\=in i~\=i smtft partilerinden oiu~an bir birle~ik cephe ve bu cephenin daha kapsaytct bir Halk Cephesi'ne dogru geni~­ letilmesi yönünde gü\=iü bir öneri getirdi. YazdtgJ temel raporunda Dimitrov; se\=imin arttk proietarya diktatörlügü ile burjuva demokrasisi arasmda degil, burjuva demokrasisiyie fa~izmin temsil ettigi a\=tk terörist burjuva diktatörlügü arasmda oidugunu vurguiadt. Komintern'in yeni stratejisi Fransa ve Ispanya'daki Haik Cepheierini esinlendirmekte yardtmct oldu. Bu yeni strateji, fa~ist saiduganhgt dengelemek üzere SSCB ile Batth burjuva demokrasileri arasmda bir ban~ cephesi oiu~turulmasma yönelik Sovyet hükümetinin öneriierini oidugu kadar, lspanya Cumhuriyetinin fa~izme kar~I mücadeiesini de harekete gec;irdi. Her zaman fiiien Sovyet Komünist Partisi'nin egemenligindeki Komintern, önde geien üyelerinden baztlanmn ortadan yok oidugu ve Poionya Komünist Partisi'nin l938'deki \=ÖZüiü~ü­ ne yoi a\=an Stalin'in uyduruk su\=iamalara dayandtrdtgt tasfiyelerine tarn destegini vermi~ti. Agustos l939'daki Almanya-Sovyet saidJrrnazhk paktmdan sonra, Komintern, Banh burjuva 209


est

ent Cole, G.D.H. 1954-60: A History of Sodalist demokrasileriyle fa~ist devletler arasmdaki caThought . Cilt ll-V. nahCI farkhla~nrmaya dayanan stratejisini yeniCollins, Henry ve Abramsky, Chimen 1965: den gözden gec;irdi. 1939'dan 194l'e kadar saKar! Marx and the British Labour Movement. va~l, her iki yan ic;in de hakstz, gerici ve emperYears of the First International. yalist olarak mahküm etti. Almanlann Haziran Degras, Jane (der.) 1956-65 (1971): The Coml941'deki Sovyet saldmsmdan sonra Kominmunist International 1919-1943: Documents. tern, kaynstz destegini Sovyetler Birligi'ne ve Cilt.l-lll. onun Mihver güc;lerine kar~1 mücadele eden BaDeutscher, lsaac 1964 (1972) : "On lnternatinh müttefiklerine verdi. Komintern, büyük ölonals and lnternationalism". Marxism in Our c;üde yaygmla~m1~ Komünist hareketin ic;inde Time ic;inde. c;ah~mak zorunda oldugu farkh ko~ullann ulusDocuments of the First International. lararast bir merkezden yönlendirilmesini olaDocuments of the Fourth International. The Fornakstzla~tlrdtgmt ileri süren prezidyum önerisi mative Years, (1933-40) 1973. sonucunda Haziran l943'te dagtldt. Bu karar, Joll, James 1955 (1975) : The Second InternatiStalin'in Banh müttefiklerine ho~ görünme arona/1889-1914. zusunu da yanslttyordu (Claudin, 1972). Sobolev, A. I. ve d. 1971 : Outline History of the Resmen Komünist Enternasyonal'in bir alt orCommunist International. gam olan Komünist Gen(lik Enternasyonali'nin (1919-1943) yam sua, Komintern'in inisiyatiEstetik (lng. Aesthetics, Fr. Esthetique, Alm. fiyle "belirli özel amac;lara yönelik sempatizan Ästhetik) . kitle örgütleri" kuruldu ve bunlar Komintern'in Marx ve Engels'in yaztlannda sistematik bir etkin liderligi altmda c;ah~tl. Söz konusu örgütsanat teorisi bulunmamaktadtr. Bununla birlikler arasmda ~unlar saytlabilir: l~c;i Sendikalan te her ikisi de ya~amlan boyunca estetik ve saKlZll Enternasyonali -Profintern- (1921-1937); natla ilgilenmi~ ve son birkac; on ytl ic;inde özelEnternasyonal KlZtl Yardtm veya Enternasyonal likle Marksist estetik kuram1 olu~turmaya yöneSmtf Sava~1 Esirleri Yardtm Örgütü (l922'den lik c;ok saytdaki giri~im ic;in temel olabilecek c;elkinci Dünya Sava~t'na kadar) ; l~c;i Enternasyo~itli ktsa yorumlarda bulunmu~lardtr. Marx ve nal Yardtm Örgütü (1921-1935); Köylü EnterEngels'in sanat üzerine olan dagmtk görü~leri nasyonali -Krestintern- (1923- yakl. 1933). son ytllarda yaytmlanan kitaplarda toplanmt~ ve 1988'de Sovyet Komünist Partisi, Moskoestetik üzerine Marksist dü~üncenin geli~imini va'daki geni~ Komintern ar~ivlerini bütün düngösteren kitaplarda (Arvon 1973, Laing 1978) yadaki ara~tlrmaCilara ac;maya karar verdi. Sovgöndermelerle degerlendirilmi~tir. Bu tür yoyet tarihc;ileri arasmda Komintern tarihine ili~­ rumlarm dagmtk olma özelliklerinin daha sonkin daha ele~tirel tarn~ma ve degerlendirmeler raki yazarlann vurgu ve konumlannda bir c;e~it­ yaptlmaya ba~landt. lilige neden olmas1 dogaldtr. Bu madde, Marx ve . IV. Enternasyonal, 1938'de Troc;ki'nin giri~i­ Engels'in c;ah~malanndaki kalkt~ noktalanndan miyle, kendisini destekleyen küc;ük gruplardan baZtlanm ve bunlann c;e~itli yazarlar ic;in yol olu~an bir bic;imde, " kar~l devrimci" olarak gösterici niteliklerini ktsa olarak tammlamakla mahküm ettigi ll. ve lll. Enternasyonaller'e karba~lamaktadtr. Daha sonra, Marksist estetik ta~~ c;tkarak kuruldu. Son derece küc;ük kaldt ve rihindeki ve bu alanda son ytllardaki bazt ciddi bölünmeler ya~adt. (Bkz. TRO(:KlZM) . önemli tezleri gözden gec;irmektedir. (Aynca bkz. ENTERNASYONALlZM). MJ!LK!IG Marx ve Engels'in Yapttlannda Estetik Okuma Metinleri Braunthal, Julius 1961-71 (1966-80) : History of the International, eilt 1-lll. Claudin, Fernando 1972(1975): The Communist Movement. From Comintern to Cominform. Aynm l. 210

Marx'm, diger (yabanctla~mamt~) emekten nitelikc;e farkh olmayan yarat1c1 emek olarak sanatm dogas1 üzerine yapm1~ oldugu yorumlardan bir hümanist estetik kuram1 olu~turulmu~­ tur (Vazquez 1973). Marx, mimar ile an örneklerini kar~lla?tuarak, emegin özsel olarak insant

niteliginden söz ederken (Kapital I, bölüm 5, ktstm 1), mimann, ayncahkh bir sanatc;1 kategorisi olarak degil, yalnlZca bir insan i?c;i örnegi olarak amlmas1 anlamhdtr. Bütün yabanctla~mamt? emegin yaratlCI oldugu ve bu nedenle de öz olarak sanat emegi ile aym oldugu anlayt~l, bize, sanata tarihsel geli?imi ve diger etkinliklerden aynhgt ic;inde bakma cesaretini vermekte, sanatm gizemlile~tirici özelligini ba?an ile ortadan kaldtran bir hümanist estetik ic;in temel olu~tur­ maktadu (Bkz. YABANCII.ASMA) . Bu görü~ten zorunlu olarak c;tkan sonuc;, kapitalizm ko?ullannda sanatm, diger emek bic;imleri gibi, gittikc;e yabanCila?ml~ emek durumuna geldiginin kabul edilmesidir. Sanatm kendisi bir meta halini ahr ve sanatsal üretim ili?kileri sanatc;tyt arnk deger üreten sömürülen emekc;ilerden biri durumuna indirger. Marx'm belirttigi gibi (Arttk Deger Kuramlan, "Üretken olan ve Üretken Olmayan Emek" üzerine ·Ek, aynm I); "kapitalist üretim örnegin resim ve ~iir gibi tinsel üretimin belli alanlanna kar~Jdtr". Kapitalizm ko~ullannda sanatsal emegin dönü?ümünü ac;tklarken Marx ~öyle devam etmektedir: "Be? pounda Yitirilmi~ Cennet'i (Paradise Lost) yazm1~ olan Milton üretken olmayan bir emekc;iydi. Öte yandan yaymc1s1 ic;in seri olarak ürün veren yazar üretken emekc;idir... Yaymctsmm yönetimi altmda kitap üreten Leipzig'in edebiyat i~c;isi üretken emek(idir; onun ic;in ürün ba~m­ dan beri sermaye olarak ic;erilmi?tir ve yalmzca bu sermayeyi arttlrma amac1 ic;in varhk haline gelir. Kendi hesabma ?arktsmt satan bir ~arktct üretken olmayan bir emek(idir. Ancak bir giri~imci ile kendisine para kazandtrmak ic;in anla~­ ma yapm1~ olan aym ~arktct , sennaye ürettigi ic;in, üretken emek(idir." Kapitalizm ko?ullannda sanatsal emegin ve kültürel ürünlerin c;arplttlmasmm bu c;özümleme bic;imi, ic;inde, deger yasas1 eliyle ve kültürel ürünlerin metalar durumuna dönü~türülmesi sayesinde, kültürün ve sanatm, i~levleri siyasal suskunluk saglamak olan uzla~mac1, taklitc;i, degersiz ~eyler konumuna indirgendigi belirtilen "sanayi kültürü" nün daha sonra yap1lm1~ ele~tirilerinin (örnegin Adorno ve Horkheimer) öncülünü olu~turur. Marksist bir estetikc;;i olan

Lukacs Marx'm genel meta feti~izmi teorisinden bir sanat teorisi geli~tirdi. En büyük felsefi c;ah~­ mast olan Tarih ve StmJ Bilinci'nde Lukacs meta feti~izminin bilinc; üzerindeki etkisini c;özümleyerek kapitalizm ko~ullannda insan ya?ammm ve deneyinin ~eyle~mi~ ve parc;ah dogasm1 betimledi. Seyle~mi~ dü~ünce toplumsal ve ekonomik ili~kilerin bütünselligini kavramada ba~an­ stz kalmaktadtr. Lukacs'm geri kalan ya~ammm tümü, "bütünsellik" kavrammm merkezt bir rol oynadtgt edebiyat ve estetik üzerine olan c;ah~­ malara odaklanml?tlr. Lukacs'a göre büyük edebiyat, toplumsal bütünselligi bütün c;an~malan ile birlikte kavramak ve ortaya sermek ic;in, yüzeydeki görünü~lerin ötesine gec;meyi ba~arm1~ olan edebiyatttr. Sanatta gerc;ekc;ilik teorisi bununla ilgilidir. Lukäcs'a göre iyi bir "gerc;ekc;i" edebiyat, bütünselligi "tipik" karakteder kullanarak betimler. Bu gerc;ekc;ilik anlay1~1, Marksizmin kuruculannm yazm1~ oldugu diger yaztlardan, özellikle Engels'in kadm romanctlara 1880'lerde yazm1~ oldugu iki önemli mektuptan destek görmektedir. Bu mektuplarda Engels, yine de dogru bir siyasal c;özümleme dogurabilecek "gerc;ekc;i" bir metnin lehine, (ac;tk bir siyasal mesaj ta~tyan) "egilim edebiyat"mt (tendens roman) kesin bir bic;imde reddeder. "Yazann kanaatleri ne kadar gizli kahrsa sanat es.eri de o kadar iyi olur. Hatta sözünü ettigim gerc;ekc;ilik, yazann kanaatlerine ragmen esere stzabilir" (Margaret Harkness'e mektup, Nisan 1888, Sanat ve Edebiyat Marx ve Engels, 1971, s.ll6). Engels "yok olmaya mahküm bir smtfa sempati duyan bir lejitimist (me~ruiyetc;i, yani kralct) olmasma ragmen FranslZ toplumunun gerc;ekc;i bir tarihini en mükemmel bic;imde sunan" Balzac örnegini vererek devam eder. "Tiple?tirmeler" kullanarak, bir toplumun ve onun yaptsal (stmfsal) c;eli~kilerinin dogru bir anlat1m1 olarak gerc;ekc;ilik anlayt~l, Marksist estetikte merkezi bir konuma sahip olmu~tur. Sanat ya da edebiyatm ortaya pknklan toplum ile olan ili~kilerinin teorile~tirilmesi, daha genel olarak Marx"m Ekonomi Politigin Ele~tiri­ sine Katkt'ya yazdtgt 1859 Önsöz'ünde yapm1~ oldugu; estetigin ac;tk bir bic;imde üstyapmm bir parc;as1 olaral.(ve smtf c;eli~kisinin ic;inde ya~an­ dtgt "ideolojik bic;imler".den biri olarak amldtgt yap1-üstyap1 metaforu formülasyonuna borc;lu211


est dur. <;:agmm ideolojik anlatlmt olan sanat anlailk formülasyonu, "edebiyat ve sanat toplumsal ya~amm aynastdtr" ifadesi kendisine ait olan Plehanov'un c;:ah~masmda bulunmaktadtr (Arvon, 1973, s.12) . En kaba anlamtyla böyle bir anlayt~ ic;:in sanat, toplumsal ili~kilerin ve stmf yaptstmn otomatik olarak bu maddi özelliklerinden ortaya c;:tkmt~ olan yanstmalanndan ba~ka bir ~ey degildir. ldeoloji olarak sanatm daha karma~1k bir c;:özümlemesi yakm zamanlardaki yazarlarm c;:ah~malannda, örnegin Goldman'da bulunabilir. Son olarak Marksist estetik kuramlan ic;:inde gerc;:ekten farkh bir gelenek sanatm devrimci potansiyelini ve sanatc;:1 ic;:in baglama sorununu vurgulamaktadtr. Gerc;:ekc;:ilik üzerine yapt1g1 yorumlann ac;:tkc;:a gösterdigi gibi, Engels nesnel betimlemeye, ac;:tk bir partizanhktan daha fazla önem vermi~tir. Buna ragmen Marksistler, Marx ve Engels'in yaztlanndan radikal bir sanat teorisi c;:tkanm~lardtr. Lenin, yazann sanatlm partinin hizmetine vermesi gerektigini önermi~tir (1905[1970] s.22-7). (Bunu Lenin'in bilgisizligi ve zevksizliginin kanltl olarak kullananlar, onun sanat ve edebiyat, özellikle Tolstoy'un eserleri üzerine olan diger denemelerini ihmal etmektedirler [a.g.e. s.48-62]). "lnsanlar kendi tarihlerini yaparlar" ve bilinc;: siyasal dönü~üm­ de ya~amsal bir rol oynar bic;:imindeki Marksist dü~ünceden Mayakovski, Brecht ve Benjamin gibi estetikc;:i ve sanatc;:tlardan, Godard ve Pasolini gibi günümüzün film yaptmctlanna kadar pek c;:ok ki~i devrimci estetik pratik ic;:in bir program c;:tkarmt~tlr.

yt~tmn

Marksist Estetigin Terne! Konulan

Gerc;:ekc;:ilik kavramt,sosyalist gerc;:ekc;:iligin de dahil (ne Sovyet ne de (:in türleri, ne de Bat1 Marksizmininkiler, bkz. Laing 1978 ve Arvon 1973) c;:ok Sa)'lda Marksist estetikc;i ic;:in merkezi önemini korur. Aym zamanda g< ... <: kc;:ilik iki saldm bic;:iminin hedefi olmu~­ tur. Birincisi; klasik 19. yüzytl gerc;:ekc;:i edebiyatmm 20. yüzytl okurlan ya da seyircileri ic;:in aruk uygun olmadtgmt ve özel olarak da radikalle~tirme gücünden yoksun bulundugunu ileri süren Brecht ile Lukacs arasmdaki ilk tartl~ma­ ya kadar geri gider (Bloch 1977, bkz. Arvon 1973). Konunun, sanatln toplumun dogru, ele~tirel bir anlatlml m1, yoksa ta~tdtgl devrimci c;:e~itlemeleri

212

e~d

potansiyeli baktmmdan mt degerlendirilecegi noktasma geldigi ac;:tktlr. Bu tartl~mamn günümüzdeki izdü~ümü, sanatta, edebiyatta ve dramadaki daha geleneksel anlaum bic;:imleri (kar~tsmda) avantgarde ve forme! yenilikc;:i anlattm bic;:imleridir. lkincisi birincisinin, yapttm ic;:erigi radikal olsa da edilgin ve ele~tirisiz degerlendirmeleri cesaretlendirdigini ileri sürmektedir. Gerc;:ekc;:ilige ikinci saldm bu tart1~mayla ilgilidir. Birle~ik ve tutarh bir anlaum üzerine kurulmu~ olan geleneksel gerc;:ekc;:iligin yansltttgt ~ey­ deki gerc;:ek c;:atl~ma ve kar~nhklan gizledigini ve ternsil ettigi dünyada yapay bir birlik tasanmladtgmt savunur. Öte yandan modernist bir metin c;:atl~mayt yakalama ve metni parc;:alara aytrma, ak1~m1 kesme teknikleri ile sözü susturmaya ve gizlemeye olanak vermektedir. Bu egilim Althusser'in c;:ah~ma arkada~1 olan Pierre Macherey'in c;:ah~malanndan ve Roland Barthes ile Julia Kristeva gibi Franstz göstergebilimcilerden etkilenmi~tir. ldeoloji olarak sanat teorisi son zamanlarda özellikle Bau Marksizminde, ama aym zamanda Dogu Almanya ve Sovyet Rusya'daki c;:ah~malar­ da büyük ölc;:üde inceltildi ve degi~tirildi. Sanat hälä ideolojik önemi baktmmdan anla~tlmt~ olsa da, toplurnsal ya~amm saf bir yansltmast olarak bir yana itilmez, dola)'lmlanmt~ bir ideolojik anlat1m olarak görülür. Özelde, temsil etmenin bic;:im ve yasalan ic;:lerinde ideolojinin edebi ve sanatsal bic;:imleri altmda üretildigi merkezi sürec;: ve egilimler olarak onlara özgürlüklerini vermi~tir. Rus formalistlerinin c;:ah~malannda yeniden canlanan ilgide görüldügü gibi (Bennett, 1979) YAPISALCILIK'm ve göstergebiliminin etkisi önemli olmu~tur. Gittikc;:e daha c;:ok birbirine benzeyen sanatsal kurum ve pratikler, metinlerin üretim ve dogalannm anla~tlmast ic;:in temel olarak kabul edilmektedir. Örnegin ya)'lnctlar, sergiler, ele~tiriler vb. türünden aractlann rolleri. Ele~tiriler ~imdiye kadar yalmzca, c;:ogu sanat ya da ileti~im ile ilgili birkac;: Marksist sosyolog tarafmdan ciddiye almmt~tu. Son olarak seyircilerin ve okurlann rolü, c;:ogunlukla Grundrisse'nin giri~indeki "üretken tüketim" yorumunda destek gören yazarlar tarafmdan ktsmen bizzat sanat yapttmm olu~turucul