Page 1

Louis Bonaparte'1n 18 Brumaire'i

Çeviren: Erkin Özalp


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i


Yazılama Yayıııevi:

27

Marksist Kitapbk Dizisi:

3

Louis Bonaparte'ın 18 Bnımaire'i Karl Marx Almanca'dan Çeviren Er kin Özalp

Kapak Tasanmı Gökçe Erbil 1 Heval Deniz Çakıcıoğlu

Birinci Baskı Mayıs 2009 © Yazılama Yayınevi ISBN

978-605-5892-ı8-0

Baskı Kayhan Matbaacılık Güven San. Sitesi C Blok No: 244 Topkapı-İSTANBUL (0212 576 Ol 46 1 0212 612 31 85)

İrtibat Yazılama Yayınevi Hizmetleri Ltd. Şti. Osman Ağa Malı. Kırtasiyeci Sok. Banu Han. No:22/2 Kadıköy-İSTANBUL o 216 338 52 59 www .yazilama.com

yazilama@yazilama.com


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i Karl Marx

�zılama


Çeviri için temel alınan metin:

-Der achtzehnte Brıımaire des Loııis Bomı pm·te Karl Marx-Fıiedridı Engels, Werke, Bam! 8, Dietz Verlag, Berlin, DDR, 1960, s. 1 1 1-207 http:/ /www.ııılwerkP.de/ıııe/ıııe08/me08_1 1 I .htm

Karşılaştırma için başvurulan Almanca metinler:

-Der achtzehnte Brumaire des Louis Napoleon Karl Marx-Friedrich Engels, Werke, Band 8, Dietz Verlag, Berlin, DDR, 1972, s. 1 15-207 http:/ /www.internationalesozialisten.de /Buecher1 Klassiker/Der%20ach­ tzelınte%20Brumaire%20des%20Louis%20Bonaparte.pdf (Almanca baskı editörünün notları asıl olarak bu kaynaktan alınmıştır.)

-Der achtzehn te Brumaire des Louis Bonaparte Karl Marx, Werke von Marx und Engels http://www.kalle-der-rote.de/ Der_achtzehnte_Brumaire.pdf

Karşılaştırma için başvurulan İngilizce metinler:

-The Eigh teenth Brumaire of Louis B onaparte Karl Marx, Marx/Engels Internet Arehive (MIA) http:/ 1 www.marxists.org 1are hive 1 ıııarx/works/ 1852/ 18t h-brumaire/in­ dex.htm (Ingilizce baskı editörünün notları asıl olarak bu kaynaktan almmıştır.)

- The Class Struggles in France: From the February Revolution to the Paris Commune Karl Marx, Resistance Books, Chippendale, Sydney, 2003

Karşılaştırma için başvurulan Fransızca metin: -

Le 18 brumaire de L. Bonaparte

Karl Marx, Arehive Internet des Marxistes http://www.marxists.org/francais/ıııarx/works/1851/12/brum.htm

Karşılaştırma için başvurulan Türkçe metin:

- Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i Karl Marx, çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, Ankara, Ekim 2007, 4 . Baskı


İçindekiler Sunuş

................................................................ .................................

7

[F. Engels'in 1885'teki üçüncü baskı için yazdığı 1 Önsöz ........... 9 [K. Marx'ın 1869'daki ikinci baskı için yazdığı) Önsöz

..............

ll

I. Bölüm ........................................................................................... 15 II. Bölüm ......................................................................................... 27 III. Bölüın ........................................................................................ 41 IV. Bölünı ........................................................................................ 59 V. Bölüm ......................................................................................... 71 VI. Bölüm ........................................................................................ 91 VII. Bölüm ..................................................................................... 113 Notlar............................................................................................. 129 Marx okumaya yeni başlayanlar için.......................................... 133 Sözlük çe ve dizin .......................................................................... 139


Sunu ş Fransa'da, ı848 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen devrimle başlayan İkinci Cumhuriyet dönemi, Cumhurbaşkanı Louis Bonaparte'ın 2 Aralık ı851'deki darbesiyle son bulmuştu. Napoleon Bonaparte'ın (1. Napoleon) yeğeni olan Louis Bonaparte, tam bir yıl sonra, 2 Aralık ı852'de, impara­ torluğunu ilan edecek ve III. Napoleon adını alacaktı. Marx, Aralık ı85ı ile Mart ı852 arasında yazdığı Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i adlı çalışmasında, ı848 Şubat Devrimi ile Bonaparte'ın darbe­ si arasındaki dönemi inceliyor. Kitabın adında, Napoleon Bonaparte'ın yine bir darbeyle diktatörlüğünü ilan ettiği günün (9 Kasım ı 799) , ı 789 Fransız Devrimi'nin ardından benimsenen Fransız Devrimci Takvimine göre "Brumaire" ayının ı8. günü olmasına göndenne yapılıyor.

18 Brumaire, ilk olarak, ı852 yılının Mayıs ayında, ABD'nin New York kentinde, Marx'ın mücadele arkadaşı joseph Weyuemeyer'in çı­ kardığı Die Revolution (Devrim) dergisinin ilk sayısı olarak yayımlandı. Weydemeyer, bir hata yaparak, çalışmanın başlığını, "Louis Napoleon'un ı8 Brumaire'i" şeklinde değiştirmişti. Weydemeyer'in matbaaya gereken ödemeyi yapamaması nedeniyle bu ilk baskının büyük bir bölümü teslim alınamamış ve Avrupa'ya az sayıda kopyası ulaşmıştı. Karl Marx, ı869 yılında Almanya'nın Hamburg kentinde çıkan ikinci baskı öncesinde kitapta çeşitli d üzeiLmeler yaptı ve bunlara ilişkin açıkla­ nıalarının da yer aldığı bir önsöz yazdı. Kitabın Friedrich Engels tarafından hazırlanan üçüncü baskısı, onun yazdığı önsözle birlikte, ı885'te yayımlandı. ı 869 baskısını temel alan Engels de metinde bazı değişiklikler yaptı. 7


Sunuş

Bu çeviri için kullanılan kaynakta, 18 Brumaire'in 1869 baskısı temel alınırken, 1885 baskısında yapılan biçimsel değişikliklerin bazıları be­ nimseniyor. Yine bu çeviri için başvurulan Fransızca kaynakta, Marx'ın 1 869 baskısında çıkardığı bazı cümle ve paragraflar da yer alıyor. Bunları, Fransızcadan çevrilmiş olarak, "Notlar" bölümünde bulabilirsiniz. Söz konusu notların numaraları, ana metinde, <açılı parantez işaretleri için­ de> gösterildi. Kitabın sonunda, Marx'ın çalışmalarına ve Fransa'nın tarihine çok aşi­ na olmayanların özellikle ilk sayfaları okurken yaşayabilecekleri zorluk­ ları azaltma umuduyla, çok kısa bir giriş yazısına yer verildi. Bu çeviride, okumayı kolaylaştımıak için, açıklayıcı notlar sayfa altla­ rına yerleştirildi. Ayrıca, dipnot sayısını sınırlı tutma amacıyla, kişiler, kavramlar ve tarihsel olaylar hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı, "söz­ lükçe ve dizin" bölümünde verildi. Yine okumayı kolaylaştırmak için, başta Fransızca ifadelerin Türkçe karşılıkları olmak üzere bazı açıklamalar [köşeli parantez işaretleri için­ de] sunuldu. Metinde bulunan tüm köşeli parantezler çevirmen tarafın­ dan k..ınmuştur. Almanca baskı editörüne ait az sayıda not, (çengelli pa­ rantez işaretleri içindel gösterildi. Son olarak, Marx, Fransızca sözcüklerdeki aksan işaretlerini (e, e, ô gibi sesli harflerin üzerindeki işaretler) , sık geçen bazı isimlerde (Napoleon, Orleans gibi) , çoğu zaman kullanmıyor. Metinde ve dipnotlarda Marx'ın tercihleri dikkate alındı. "Sözlükçe ve dizin" bölümündeki tüm Fransızca sözcüklerde aksan işaretleri de bulu nuyor.

Erkin Özalp Nisan 2009


[Friedrich Engels'in 1885'teki üçüncü baskı için yazdığı]

Ön söz tık baskısından otuz üç yıl sonra "On Sekiz Brumaire"in yeni bir baskı­ sının gerekli hale gelmesi, bu kitapçığın bugün de değerinden hiçbir şey yitirmediğini kanıtlıyor. Gerçekten de dahice bir çalışmaydı. Tüm siyaset dünyasını bulutsuz gökyüzünden d üşen bir yıldırım gibi şaşırtan olayın hemen ardından, bazılarının ahlaki öfke çığlıklarıyla lanetlediği, başkalarının devrimden kurtuluş ve hatalarından dolayı devrimin cezalandırılması olarak benim­ sediği, ama herkesi yalnızca hayrete dü şüren ve hiç kimsenin aniayama­ dığı bu olayın hemen ardından, Marx, Fransız tarihinin Şubat günleri sonrasındaki tüm akışını iç bağlantılarıyla birlikte ortaya koyan, 2 Aralık mucizesini bu bağlantıların doğal ve kaçınılmaz bir sonucuna indirgeyen, kısa ve özlü bir sununıla ortaya çıktı ve bunu yaparken, darbenin kahra­ manını fazlasıyla hak ettiği şekilde aşağılamak dışında bir yola başvur­ ması bile gerekmedi. Ve resim o denli ustalıkla çizilmişti ki, o günden sonra yapılan tüm yeni açıklamalar, yalnızca, resmin gerçeği ne kadar doğru bir şekilde yansıttığının yeni kanıtlarını sundu. Günün canlı tarihi hakkındaki bu olağanüstü kavrayış, olayların, gerçekleştikleri anda bu denli açık şekilde anlaşılması, gerçekten de benzersizdir. Ama bunun için, Marx'ın Fransız tarihi hakkındaki derin bilgisine de gerek vardı. Fransa, tarihsel sınıf mücadelelerinin, başka her yeri geride bırakacak şekilde, her seferinde sonuca kadar götürülmüş olduğu, dola­ yısıyla, sınıf mücadelelerinin çerçevesini oluşturan ve bu mücadelelerin sonuçlarının biriktiği değişen siyasal biçimlerin de en keskin sınır çizgi-

9


[frie drich Enge ls'in 1 885'teki üçüncü baskı için yazdığı) Önsöz

lerini taşıdığı ülkedir. Ortaçağda feodalizmin merkezi, Rönesanstan bu yana toplumsal katmaniaşmaya dayalı birleşik monarşinin örnek ülkesi olan Fransa, Büyük Devrimde feodalizmi yerle bir etti ve başka hiçbir Avrupa ülkesinde olmadığı kadar klasik bir biçimde, burjuvazinin saf ege­ menliğini kurdu. Yükselme çabası içindeki proletaryanın egemen burju­ vaziye karşı yürüttüğü mücadele de, burada, başka hiçbir yerde bilinme­ yen, keskin bir biçimle ortaya çıktı. Marx'ın geçmişteki Fransız tarihini özel bir ilgiyle incelemekle kalmayıp, güncel tarihi de bütün ayrıntılarıyla izlemesinin, gelecekte kullanmak üzere malzeme toplamasının ve dolayı­ sıyla olayların onu hiçbir zaman şaşırtmamasının nedeni buydu. Ama bunlara eklenmesi gereken bir başka olgu daha vardı. Tarihin bü­ yük hareket yasasını ilk olarak tam da Marx keşfetmişti; bu yasaya göre, ister siyasal, ister dinsel, ister felsefi, isterse başka bir ideolojik alanda yaşansınlar, tüm tarihsel mücadeleler, gerçekte yalnızca, toplumsal sı­ nıfların mücadelelerinin az ya da çok belirgin ifadeleridir ve bu sınıfiann varlığını ve dolayısıyla aynı zamanda çarpışmalarını belirleyen de, iktisa­ di d urumlarının gelişme derecesi, üretim tarzları ve bunların belirlediği değişim ilişkileridir. Enerjinin dönüşümü yasası doğa bilimi için ne ka­ dar önemliyse tarih için o kadar önemli olan bu yasa, burada da, Marx'a, İkinci Fransız Cumhuriyetinin tarihini anlamanın anahtarını vennişti. Bu çalışmasında, yasasını, söz konusu tarih üzerinden sınava tabi tuttu ve otuz üç yıl sonra bile, bu sınavın parlak bir başarıyla sonuçlandığını söy­ leme zorunluluğumuz sürüyor.

Friedrich Engels

10


[Karl Marx'ın 1869'daki ikinci baskı için yazdığı]

Ön söz Erken ölen arkadaşım foseph Weydemeyer,1 1 Ocak 1 852'den itibaren New York'ta haftalık bir siyasal dergi çıkamıak istemişti. Benden, aynı dergi için, coup d etat nın [hükümet darbesinin) tarihini göndemıemi '

'

talep etmişti. Bu nedenle, Şubat ortasına kadar ona her hafta şu başlı­ ğı taşıyan makaleler yazdım: "Louis Bonaparte'ın On Sekiz Brumaire'i". Bu arada Weydemeyer'in başlangıçtaki planı başarısızlığa uğradı. Buna karşın, 1852 ilkbaharında, "Die Revolu tion" [ Devrim) adlı aylık bir dergi çıkardı ve bu derginin ilk sayısı benim "On Sekiz Brumaire"imden oluş­ tu. O dönemde bu derginin birkaç yüz kopyası Almanya'ya girebildi, ama gerçek kitapçtiara ulaşamadılar. Dergiyi dağıtmasını önerdiğim aşırı ra­ dikal geçinen bir Alınan kitapçısı, "döneme" bu kadar "ters düşen bir isteği", gerçekten dürüst bir korkuyla karşıladı. Bu açıklamalardan, önünüzdeki metnin gelişmelerin dolaysız baskısı altında ortaya çıktığı ve tarihsel malzemesinin Şubat ayının (1852) ötesi­ ne uzanmadığı sonucu çıkıyor. Bugün yeniden yayımlanması, kısmen ki­ tapçı talebinin, kısmen de Almanya'daki arkadaşlarımın ısrarının ürünü. Benimkiyle yaklaşık olarak aynı zamanda aynı konuyu işlemiş olan çalışmalardan yalnızca ikisi dikkate değer: Victor Hugo'nun "Napoleon

le petit"i [Küçük Napoleon] ile Proudhon'un "Coup d'etat"sı. Victor Hugo, darbenin sorumlu yayımcısına yönelik acı ve nükteli sövgülerle yetiniyor. O ııun çalışmasında, olayın kendisi, bulutsuz gök1 1\nı('ıikan 1�· Savaşı su·asında St. Louis biilgi'Sinin ask('ri komutanı- Karl Marx'ın notu.

11


[Karl Marx'ın 1 869'daki ikinci baskı için yazdı9ı] Önsöz

yüzünden düşen bir yıldırım gibi görünüyor. Bu olayda, yalnızca. tek bir bireyin şiddet eylemini görüyor. Ona dünya tarihinde eşi benzeri bulun­ mayan bir kişisel girişimcilik gücü atfederek, bu bireyi küçültmek yerine büyüttüğünü fark etmiyor. Proudhon ise, darbeyi, öncesindeki tarihsel gelişmenin bir sonucu olarak sunmaya çalışıyor. Ama darbe hakkında­ ki tarihsel yorumu, o farkına varmasa bile, darbe kahramanının tarihsel bir savunmasına dönüşüyor. Böylece, bizim "nesnel" tarih yazıcılarımızın hatasına düşüyor. Bense, Fransa'daki sınıf m ücadelesinin, sıradan ve gü­ lünç bir kişiliğin kahraman rolünü oynamasını mün.kün kılan koşulları ve ilişkileri nasıl yarattığını gösteriyorum. Önünüzdeki metin üzerinde yeniden çalışılması, onu özgün renginden yoksun bırakmakanlamınagelirdi. Dolayısıyla, baskı hatalarını düzeltmek­ le ve bugün anlaşılırlıklarını yitirmiş olan imaları çıkarınakla yetindim . Çalışmamın, "Ama imparator pelerini sonunda Louis Bonaparte'ın omuzlarına düştüğünde, Napoleon'un Vendôme Sütunu'nun tepesindeki tunçtan heykeli devrilecek" şeklindeki kapanış cümlesinde söylenen şey, daha şimdiden gerçekleşmiş durumda. 2 AJbay Charras, 1815 seteri hakkındaki çalışmasıyla, Napoleon kültüne yönelik saldırıyı başlatmıştı. Fransız yazım, o günden beri ve özellikle de son yıllarda, Napoleon efsanesini, tarih araştırması, eleştiri, taşlama ve fıkra silahlarıyla sona erdirdi. Geleneksel halk inancından bu şiddetli ko­ puş, bu muazzam zihinsel devrim, Fransa'nın dışında fazla fark edilmedi ve çok daha az anlaşıldı. Son olarak, kitabımın, bugün özellikle Alnıanya'daki okullarda yaygın olarak kullanılan Sezarizm teriminin bir kenara bırakılınasına katkıda bu­ lunacağını umuyorum. Bu yüzeysel tarihsel benzetmede, en önemli nok­ ta, yani eski Roma'da sınıf mücadelesinin yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığın kendi içinde, özgür zenginler ile özgür yoksullar arasında gerçekleştiği ve bu mücadele sırasında, halkın büyük üretici kitlesinin, yani kölele­ rin, mücadele edenler için hareketsiz bir zemin oluştunuaktan başka bir şey yapmadığı unutuluyor. Sismondi'nin anlamlı sözü unutuluyor: Roma proletaryası, toplumun sırtından geçiniyordu, oysa modern toplum, pro2 Hkz. 138. sayfa- çev.

12


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

letaryanın sırtından geçiniyor. Antik dönemdeki sınıf mücadelesi ile mo­ dern sınıf mücadelesinin maddi, iktisadi koşullan bu ölçüde kesin bir şekilde farklılaşırken, bunların siyasal ürünleri arasındaki ortaklıklar da, Canterbury başpiskoposu ile Yüksek Rahip SamueP arasındaki ortaklık­ lardan daha fazla olamaz.

Londra,

23

KarlMarx Haziran 1869

3 "Canll'rbury başpiskoposu", Valikan'a bağlı olmayan Ingiliz KiliS('Si'nin en üst kadl'meıkki din adamı; Samud, lncii'P g örı>, MÖ HXXJ civarlannda kurulan !srail Krdllığı"nın ilk iki kralını

atamış olan JX'ygambl'r; Marx, bu kitabında, "YükS('k Rahip Samud" (Hohenpriester Samuel) ifadPsini bir ymiP, Valikan'daki iktidannı Louis Bonaııart<•"ın ı!Nıtegiy iPymiden kazanan Paııa IX. Pius"u kastedl'rek kullanıyor; imııaratorluk özll'mi içindeki Bonaııarte, ııaııanın kendisine yarılırncı olacağını düşünmüştü- çev.


I Hegel, bir yerlerde, dünya tarihindeki tüm büyük olguların ve kişi­ lerin, bir anlamda, iki kez ortaya çıktığını söyler. Şunu eklemeyi unut­ muş: birinde trajedi, diğerinde komedi olarak. Danton için Caussidiere, Robespierre için Louis Blanc, 1793-1795'in Mon tagne'ı için 1848-1851'in

Mon tagne'ı, amca için yeğen.� Ve On Sekiz Brumaire'in ikinci baskısının yapılmasının koşullarında da aynı karikatür! İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yapar; ama onu özgür iradeleriyle değil, kendi seçtikleri koşullar altında değil, dolaysız olarak önlerinde buldukları, verili, geçmişten devrolan koşullar altında yaparlar. Tüm öl­ müş kuşakların geleneği, yaşayanların beyinlerine bir kabus gibi çöker. Ve tam da şeyleri ve kendilerini dönüştürmekle, henüz ortada bulunma­ yan bir şeyi yaratmakla uğraşır göründüklerinde, tam da böylesi devrim­ ci bunalım çağlarında, korku içinde geçmişin ruhlarını yardıma çağırır, dünya tarihinin yeni sahnesini eski oldukları için saygı duyulan giysilerle ve devralınan bir dille oynamak üzere, onların adlarını, savaş sloganları­ nı ve kostümlerini ödünç alırlar. Luther işte bu şekilde kendisini Havari Pavlus olarak maskeledi, 1789-1814 Devrimi dönüşümlü olarak Roma Cumhuriyeti ve Roma İmparatorluğu kılıkiarına büründü, 1 848 Devrimi ise, bazen 1 789'un, bazen de 1793-1 795'in devrimci geleneklerinin gülünç taklitlerini yapmanın ötesine geçemedi. Yeni bir dili öğrenmenin başlan­ gıç aşamasındaki kişi de, onu sürekli anadiline çevirir; ama yeni dilin ruhunu içselleştimıesi ve o dilde serbestçe üretimde bulunması, ancak, '1

Naıxıleon Bonaparte ilt' yeğPni Louis Bonaparte"ıan söz P<liliyor- çev.


1. Bölüm

o dili kullanırken eskisini hatıriamadığı ve ataları na ait d ili unuttuğu anda mümkün hale gelir. Dünya tarihine ait ölülerin yardıma çağrıldığı örneklere bakıldığında, çarpıcı bir farklılık kendisini hemen gösterir. Eski Fransız Devriminin par­ tileri ve kitlesi gibi, bu devrimin kahramanları olan Camille Desmoulins, Danton, Robespierre, Saint-just ve Napoleon da, kendi dönemlerinin görevlerini, yani modern burjuva toplumunu zincirlerinden kurtarma ve onu kurma işini, Roma kostümlerinin içinde ve Roma deyimleriyle yaptılar. lik anılanlar, feodal zemini parçaladı ve onun üzerinde yetişmiş olan feodal kafaları kesti. Sonuncusu, Fransa'nın içinde, serbest rekabe­ tin gelişmesini, parsellere bölünen toprağın kullanılmasını, ulusun zin­ cirlerinden kurtanimış sınai üretim gücünden yararlanılmasını ilk kez mümkün hale getiren koşulları yarattı ve Avrupa kıtasında Fransa'daki burjuva toplumuna uygun, çağdaş bir ortam sağlamak için gerekli ol­ duğu ölçüde, Fransa sınırlarının dışındaki her yerde feodal oluşumları ortadan kaldırdı. Yeni toplumsal oluşum bir kez kurulduğunda, tufan ön­ cesi döneme ait devler ve onlarla birlikte yeniden canlanan Roma, yani Brütüs'ler, Gracchus'lar, Publicola'lar, tribünler, senatörler ve Sezar'ın kendisi ortadan kayboldu . Yalın gerçekliğiyle burjuva toplumu, gerçek çevirmenlerini ve sözcülerini Say'lerle, Cousin'lerle, Royer-Collard'larla, Benjamin Constant'larla ve Guizot'larla yarattı; gerçek komutanları yazı masasının arkasında oturuyordu ve et kafalı XVIII. Louis bu toplumun siyasi lideriydi. Burjuva toplumu, servet üretimiyle ve barışçıl rekabetle o denli meşguldü ki, beşiğini Roma döneminin hayaletlerinin korumuş olmasını artık anlayamıyordu. Ama burjuva toplumu kahramanlıktan uzak olsa bile, onu bu dünyaya getirmek için kahramanlığa, özveriye, terö.re, iç savaşa ve dış savaşa gereksinim duyulmuştu. Ve bu toplumun gladyatörleri, mücadelelerinin içeriğinin burjuvaziye özgü sınırlılığını kendilerinden saklamak ve tutkularını büyük bir tarihsel trajedi düzeyi­ ne yükseltmek için gereksinim duydukları idealleri ve sanat biçimlerini, kendini kandırma araçlarını, Roma Cumhuriyetinin klasik katı gelenekle­ rinde bulmuştu. Bir yüzyıl öncesinde de, bir başka gelişmişlik aşamasın­ da, Cromwell ile İngiliz halkı, benzer şekilde, kendi burjuva devrimleri için Tevrat'ın dilini, tutkularını ve yanılsamalarını ödünç almıştı. Gerçek

16


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

amaca ulaşıldığında, İngiliz toplumunun burjuva dönüşümü tamamlandı­ ğında, Locke, Habakkuk'un ayağını kaydırmış ve onun yerine geçmişti. Dolayısıyla, söz konusu devrimlerde, öliilerin canlandırılması, eski mü­ cadelelerin parodisini yapmaya değil, yeni mücadeleleri yüceltmeye; ger­ çek yaşamda verili görevi yerine getirmekten kaçınmaya değil, bu görevi hayal dünyasında abartmaya; devrimin hayaletini yeniden dolaştırmaya değil onun ruhunu yeniden bulmaya yaramıştı. 1848-1851 döneminde, yaşlı Bailly'nin kılığına giren republicain en gunts jaunes [sarı eldivenli cumhuriyetçi] Marrast'dan, bayağı ve itici yüz çizgilerini Napoleon'un demirden ölü maskesinin altında gizleyen maceracıya kadar, yalnızca eski devrimin hayaleti dolaştı. Bir devrim sa­ yesinde artan bir hareket gücü kazandığına inanan bütün bir halk, ken­ disini birdenbire ölü bir çağa geri götürülmüş bulur ve bu geriye dönüş konusunda herhangi bir kuşkunun kalmaması için, uzun süre önce antik döneme ilişkin akademik çalışmaların konusu haline gelmiş olan eski tarihler. eski takvim, eski isimler ve eski fermanlar ile uzun süre önce ölmüş göriinen eski hizmetkarlar yeniden ortaya çıkar. Ulus, kendisini, eski firavunlar döneminde yaşadığına inanan ve her gün, Etiyopya'daki altın madenierinde yapmak zorunda olduğu zorlu işlerden yakınan Bedlam'daki [Bedlam Akıl Hastanesi'ndekil İngiliz deli gibi hisseder; bu deli, yeraltındaki bu hapishaneye kapatılmıştı; tepesinde etrafı zar zor aydınlatan bir lamba, arkasında uzun kırbacıyla köle gözcüsü bulunuyor­ du ve çıkışlarda, ortak bir dile sahip olmadıklarından, madenierde zorla çalıştırılanları da birbirlerini de anlamayan barbar paralı askerlerin ya­ rattığı kargaşa vardı. İngiliz deli, "Ve yaşlı firavunlara altın kazandırmak için, benden, özgür doğmuş bir Britanyalıdan, tüm bunlara katlanmam bekleniyor" diye iç çeker. Fransız ulusu, "Bonaparte ailesinin borçlan­ nın ödenmesi için" diye iç çeker. İngiliz, henüz aklı başındayken, altın üretme saplantısından kurtulamamıştı. Fransızlar da, 10 Aralık seçimi­ nin5 kanıtladığı üzere, devrim yaptıkları süre boyunca, Napoleon'a ilişkin anılarından kurtulamadı. Devrimin tehlikeleri karşısında Mısır'daki bol5l.ouis Honapart<·, 10 Aralık 1848'de cumhurbaşkanı S4:'Çilmişl.i- çev.

17


1. Bölüm

luk günlerinin özlemini çekiyorlardı6 ve bunun yanıtı 2 Aralık 1851 oldu. Ellerinde artık yalnızca eski Napoleon'un karikatürü değil, ama aynı za­ manda, on dokuzuncu yüzyılın ortasında olması gereken biçimiyle kari­ katürize edilen eski Napoleon'un kendisi var. On dokuzuncu yüzyılın toplumsal devrimi, şiirini geçmişten değil, yal­ nızca gelecekten çıkarabilir. Geçmiş hakkındaki tüm boş inançlardan sıyrılmadan, kendisini başlatamaz. Eski devrimler, kendi içeriklerini bas­ tırmak için, dünya tarihine ilişkin a nılara gereksinim duyuyordu. On do­ kuzuncu yüzyılın devrimi, kendi öz içeriğine ulaşmak için, ölülere kendi ölülerini gömdürmek7 zorunda. Orada söz içeriği aşıyordu, burada içerik sözü aşıyor. Şubat Devrimi, eski toplumun bir baskını, bir sürpriziydi ve halk, bu beklenmedik ani saldırıyı, yeni çağı başlatan, dünya tarihi açısından önemli bir eylem olarak ilan etti. 2 Aralık'ta Şubat Devrimi bir hilebaz tarafından el çabukluğuyla ortadan kaldırılır ve devriimiş görünen şey artık monarşi değil, yüzlerce yıldır yürütülen mücadelelerle ondan ko­ parılan liberal ödünlerdir. Görünüşe göre, toplumun kendisi için yeni bir içerik fethetmesi yerine, yalnızca, devlet, en eski biçimine, kılıcın ve rahip cübbesinin utanmazlık ölçüsünde basit egemenliğine dönmüştür. Aralık 185l'in coup de tete'i [düşüncesizce eylemi] , Şubat 1848'in coııp

de m a in 'ine [ani saldırısına] bu şekilde karşılık verir. Çabuk parlayan çabuk söner. Diğer yandan, aradaki dönem boşa gitmedi. Eğer olağan, deyim yerindeyse okul programiarına uygun bir gelişim çizgisi izlensey­ di, Şubat Devriminin yüzeydeki bir sarsıntı olmanın ötesine geçebilmesi için, Fransız toplumunun 1848-1851 yıllarında devrimciliği nedeniyle hız­ landırıcı olan bir yöntemle aldığı derslerin ve kazandığı deneyimlerin, bu devrimi öncelernesi gerekirdi. Toplum şu anda başlangıç noktasının geG

Sirlı nach ıle11 FleiS<·htiipfen llegyptens zuriickselınen: Bin:· bir �·<•virisiyle, "Mısır'ııı <'1 lt'ncer<'lt·rini özlmU'k". lncil'e gün•, Musa, lsraillil<'ri, köle olarak ı,<ılıştınklıklan Mısır'ılan kurtanııak için çölılt•n g<•çiıirkm, ya�ılıklan zorluklar karşısında yılgınlığa ılü:şen bazı lsraillikr, çölıl<' açlıktan ölnıektens<' Mısır'ıla küll' olarak ama bolluk için<ll' iilnwnin ılaha iyi olıluğunu savunarak isyan ı•tnıi�li Ç<'V. 7 Indi'<' gün'. kı, babasının cenazr�ini günııııek için izin istl'y<'n yeni bir müridiıw, "'Bl' ni izi<' V<' bırak ölülPr kı·ndi ölülerini güınsüniPr'' ılt•mis çev ·

·

18

.


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

risine düşmüş göriinüyor; gerçekte ise, öncelikle, devrimci çıkış noktası­ nı, yani modern devrimin ciddiyet kazanmasını sağlayacak olan durumu, ilişkileri ve koşulları yaratması gerekiyor. Burjuva devrimleri, örneğin on sekizinci yüzyılda yapılanlar, daha hızlı bir şekilde başarıdan başanya koşar; bunların dramatik etkileri birbirle­ riyle yarışır; insanlar ve şeyler, üzerlerine pırlanta takılmış gibi görünür; gündelik ruh hali, kendinden geçmişliktir; ama bu devrimler kısa ömür­ lüdür, tepe noktalarına hızla ulaşırlar ve toplum, devrimin zorlama ve fır­ tına8 döneminin sonuçlarını salim katayla benimserneyi öğrenene kadar, uzun bir akşamdan kalmalık dönemi yaşar. Buna karşın, proleter dev­ rimleri, örneğin on dokuzuncu yüzyılda yapılanlar, sürekli olarak kendi kendilerini eleştirir; sürekli olarak kendi akışlarını kesintiye uğratır; onu yeniden başlatmak üzere görünürde tamamlanmış olana geri döner; ilk girişimlerinin her türden eksiklikleriyle, zayıtlıklarıyla ve zavallılıklarıyla acımasızca alay eder; düşmanını, yalnızca, topraktan yeni güçler kaza­ nabilmesi ve kendi karşısına çok daha devleşmiş biçimde dikilebilmesi için yere sermiş görünür; sürekli olarak, kendi öz amaçlarının belirsiz devasalığı karşısında yeniden korkuya kapılarak geri çekilir; her türden geri dönüşü olanaksız kılacak durumun yaratılmasına ve koşulların ken­ disinin şu şekilde bağırmasına kadar: Hic Rlıodus, lıic salta! Gül burada, burada dans !:'t!9

" Marx'ın "Dnıng· und Sıurrnıx·ricxle" diye andığı "Stumı und Drang" (Fırtına ve Zorlama) D<inemi

(1767-1785), J\lınan

Nlı•biyatınıla Aydınlanma Thinemi ilı- Klasik Dönem arasındaki

ıliinemin adı- çev.

9

Dogrusu "llic Rhıxlus, hic saltus" (Rodos burnsı, bur.ula atla) biçiminde• olan

VI.'

E1.op

masallanndan biıinılt• (Rıxlos adasında kim&' nin yapanıayacağı kadar uzun bir atlayış yaptığını iddia t•ılf'll kişiye' söylellf'n söz olarak) gf'Ç!'n iCadmin Ti..irk�·('(leki oradaysa arşuı burada" deyimi. Ancak Marx, bu ifadeyi, lfegel'in

m

iyi karşılığı, "llalep

Hukuk Felsefesinin Temelleri

(C;rımdlinieıı der Plıilmophie des Redıts) adlı kitabının önsöziindcn aktanrkm, "atla" anlamına gelm "saltus" sözı.iiği..i yPrine "dans Pt" anlamına gclm "salta" sözci..iği..i ni..i kullanıyor. I Iegcl, söz konusu önsözılt•, deyimi Yunanca ve Latince olar.ık aklardıktan sonra. bu deyiınin, "bir.ız ılPgiştiıilerek", "IIier isı diı• Rose, hi<'r tanzp" ("Gi..il burada, burada dans !'!"ya da daha ser�t bir �"('Viıiyle "I Iadi artık, ı•lindm gdmi yap") şek'inıle ifadt• eılill'bilt•L1'gini yazmıştı· Ç<'V.

19


1. Bölüm

Bunun dışında, makul sayılabilecek her gözlemci, Fransa'daki geliş­ melerin akışını adım adım izlememiş olsa bile, devrimin daha önce du­ yulmamış bir rezalete doğru yol aldığını hissetmiş olmalıydı. Demokrat bayların, Mayıs 1852'nin ikinci {Pazari gününün10 kerametleri nedeniyle birbirlerini kutlamak için başvurdukları kibirli havlamaları duymak yeter­ liydi. lsa'nın yeniden ortaya çıkarak bin yıllık imparatorluğu başlataeağı günün binyılcıların (Chiliasten) kafalarında bir saplantıya, bir dogmaya dönüşmüş olması örneğinde olduğu gibi, Mayıs 1852'nin ikinci {Pazari günü, demokratların kafalarında, bir saplantıya, bir dogmaya dönüşmüş­ tü. Zayıflık, her zaman olduğu gibi, mucize inancına sığınmıştı, hayalin­ de onu sihirle yok ettiğinde düşmanını yendiğine inanıyordu ve hem önünde duran geleceği eylemsiz bir şekilde göklere çıkarması, hem de tasadamış olmasına karşın henüz hayata geçirmek istemediği eylemler nedeniyle, bugünü anlama yeteneğini tümüyle yitirmişti. Kanıtlanmış ye­ teneksizliklerini karşılıklı olarak birbirleri hakkındaki üzüntülerini dile getirerek ve topluca bir araya gelerek yalanlamaya çalışan kahraman­ lar, bağlarını sıkılaştımuştı, defne taçlarını peşin peşin cebe indirmişti ve iddiasız ruh hallerinin tüm sessizliği içinde iktidar kadrolarını da her ihtimale karşı belirlemiş oldukları in partibus [infidelium - inançsıziarın topraklarında (ki)] cumhuriyetlerini borsada iskontolu olarak satınakla meşguldüler. 2 Aralık onları bulutsuz gökyüzünden düşen bir yıldırım gibi çarptı ve belki de, korku dolu sıkıntı dönemlerinde iç korkularının en yüksek sesle bağıranlar tarafından hastınlmasına seve seve izin veren halklar, kaz gıdaklamalarının Capitol'ü kurtarabildiği dönemin 1 1 geçmiş­ te kaldığına kendilerini inandırmış olacak. Anayasa, Ulusal Meclis, hanedancı partiler, mavi ve kızıl cumhuriyet­ çiler, Afrika kahramanları, meclis kürsüsünden çıkan gök gürlemeleri, günlük gazetelerdeki şimşekler, tüm literatür, siyasal isimler ve düşün­ sel şöhretler, yurttaşlık yasası ve ceza hukuku, liberte, egalite, fraternite 10

Cumhurbaşkanlığı Sl'\iminin yasaıla öngiiıülen olağan taıihi- çev.

1 1 Söylmcelere göre, Roma kmlinıleki surlarla çevrili Capitol Tepesi'nık, jüpiter ve ]uno gibi Roma tannlannın tapınaklan bulunuyordu; MÖ 3� yılınıla Galyalılar Roma'ya salıhrdığında, Juno tapınağınıla bulunan kaziann gıılaklaması, tepNleki askPrleıin uyanmasını kur1arrn alanııı sağlamıştı- Çt'V.

20

vı•

kPnlİ


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

[özgürlük. eşitlik, kardeşlik] ve Mayıs 1852'nin ikinci {Pazar) günü - her şey, düşmanlarının bile büyücülükle itharn etmediği bir adamın büyü sö­ züyle, bir hayal dizisi gibi dağılıp gitti. Göründüğü kadarıyla, genel oy hakkının bir anlığına hayatta kalması, bütün dünyanın gözleri önünde kendi elleriyle vasiyetini yazıp halk adına şunu açıklaması içindi: "Var olan her şey yok olmayı hak eder." ı 2 Fransızların yaptığı gibi, uluslarının gafil avlandığını söylemek yetmez. Bir ulusun ve bir kadının, karşıianna çıkan ilk maceracının ırzlarına ge­ çebildiği tedbirsizlik anları bağışlanmaz. Bu türden ifadeler, bilmecenin çözülmesini değil, yalnızca bir başka şekilde formüle edilmesini sağlar. 36 milyonluk bir ulusun üç kibar dolandırıcı tarafından nasıl gafil avia­ nabildiği ve hiç direnmeden teslim alınabildiği, açıklanması gereken bir şey olarak kalır. Fransız Devriminin 24 Şubat 1848'den Aralık 1851'e kadar geçtiği aşa­ maları genel hatlarıyla özetleyelim. Üç ana dönemin karıştırılması mümkün değil: Şubat dönemi; 4 Mayıs 1848'dan 28 Mayıs 1849'a kadar: Cumhuriyetin kuruluş dönemi ya da

Kurucu Ulusal Meclis dönemi; 28 Mayıs 1849'dan 2 Aralık 1851'e kadar: Anayasal cumhuriyet dönemi ya da Ulusal Yasama Medisi dönemi. 24 Şubat'tan ya da Louis-Philippe'in devrilmesinden Kurucu Meclisin toplandığı 4 Mayıs 1848'e kadar süren birinci dönem, yani asıl Şubat dö­ nemi, devrimin öndeyişi olarak anılabilir. Bu dönemin karakteri, hazırlık­ sız bir şekilde ortaya çıkardığı hükümetin geçici olduğunu açıklamasıyla resmen dışa vuruldu ve bu dönemde teşvik edilen, denenen ve dile geti­ rilen her şey, hükümet gibi, yalnızca geçici olduğunu duyurdu. Hiç kimse ve hiçbir şey, kendisi için, var olma ve gerçek eylemde bulunma hakkını talep etme cesaretini gösteremedi. Devrimi hazırlamış ya da belirlemiş olan tüm unsurlar, yani hanedancı muhalefet, cumhuriyetçi burjuvazi, de­ mokratik cumhuriyetçi küçük burjuvazi ve sosyal demokrat işçiler, Şubat

hükümetinde geçici olarak yer aldı. Başka türlü olamazdı. Şubat günleri, başlangıçta, mülk sahibi sınıfın ,

12 Goethe'nin fııııst adlı çalışmasının birinci bölümünde, Mephistopheles, "oluşan her şey yok olmayı hak edt>r" ifadesini kullanır; 2 Aı-.ılık 1851 darbesi, 20-21 Aı-.ılık'ta yapılan halkoylamasında, yaklaşık 6!ı0 bin oya karşı yaklaşık 7 milyon 500 bin oyla onaylanmıştı- çev.

21


1. Bölüm

içindeki siyasal ayrıcalıklara sahip çevreyi genişletecek ve mali aristok­ rasinin tek başına egemenliğine son verecek bir seçim refonnunu amaç­ lıyordu. Ama gerçek çatışma patlak verdiğinde, halk barikatların üzerine çıktığında, Ulusal Muhafız pasif kaldığında, ordu ciddi bir direnç sergi­ lemediğinde ve kraliyet ailesinin üyeleri kaçtığında, cumhuriyet, kaçınıl­ maz bir sonuç gibi göründü. Tarafların her biri onu kendince anlamlan­ dırdı. Cumhuriyeti elindeki silahlarla kazanan proletarya, üzerine kendi damgasını vurdu ve onu sosyal cumhuriyet olarak ilan etti. Böylece mo­ dern devrimin içeriğine iş.:-ıret edildi; eldeki malzerneyle, kitlenin ulaşmış olduğu eğitim aşamasıyla, bu içerik, verili koşullar ve ilişkiler altında, hemen ve dolaysız olarak hayata geçirilebilecek olan her şeyle en sıra dışı karşıtlık ilişkisi içinde bulunuyordu. Öte yandan, Şubat Devrimine katkıda bulunan tüm diğer unsurların hak iddiaları, hükümette elde et­ tikleri aslan payı aracılığıyla onaylandı. Bu nedenle, havada uçuşan söz­ lerle gerçekteki belirsizlik ve beceriksizliğin, daha coşku dolu yenilenme çabalarıyla eski rutinin daha köklü egemenliğinin, tüm toplumun daha gözlegörülür uyumuyla bu toplumun unsurlarının daha derin yabancılaş­ masının daha renkli bir karışırnma başka hiçbir dönemde rastlamıyoruz. Paris proletaryası, hala, önünde açılmış bulunan büyük gelişme olanak­ larına mest olmuş şekilde bakar ve toplumsal sorunlar hakkında ciddi tartışmalar yürütürken, eski toplumun güçleri kendi aralarında gruplaş­ mıştı, bir araya gelmişti, düşünüp taşınmıştı ve Temmuz Monarşisinin bariyerleri yıkıldıktan sonra hep birlikte siyaset sahnesine akın eden ulus kitlesinde, yani köylülerde ve küçük burjuvalarda beklenmedik bir dayanak bulmuştu. 4 Mayıs 1848 ile Mayıs 1849 arasındaki ikinci dönem, anayasa hazır­ lama, burjuva cıımhuriyetini kurma dönemidir. Şubat günlerinin he­ men ardından, cumhuriyetçilerin hanedancı muhalefeti ve sosyalistlerin cumhuriyetçileri şaşırtmasının yanı sıra. Paris de tüm Fransa'yı şaşırttı. Ulusun seçiminin ürünü olan ve 4 Mayıs 1848'de toplanan Ulusal Meclis, ulusu temsil ediyordu. Meclis, Şubat günlerinin uygunsuz isteklerine yö­ nelik canlı bir protestoydu ve devı-imin sonuçlarını burjuvazinin ölçütleri­ ne uyacak şekilde geriletmesi bekleniyordu. Bu ulusal meclisin karakte­ rini hemen anlayan Paris proletaryası, toplanmasından kısa bir süre son-

22


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

ra, 15 Mayıs'ta, varlığını zor yoluyla yadsıyarak onu ortadan kaldırmak, onu dağıtmak, ulusun tepki veren ruhunun proJetaryayı tehdit etmesine aracılık eden organik biçimi yeniden parçalarına ayırmak için boş yere girişimde bulundu. Bilindiği üzere, 15 Mayıs'ın, Blanqui ile yoldaşlarını, yani proleter partisinin gerçek önderlerini, ele aldığımız tüm dönem bo­ yunca kamusal sahneden uzak tutmaktan başka hiçbir sonucu olmadı. Louis-Philippe'in burjuva monarşisinin yerine yalnızca burjuva cum­ huriyeti geçebilir; yani, kralın adı altında burjuvazinin sınırlı bir bölümü egemen olduysa, şimdi, halk adına, burjuvazinin bütünü egemen olacak­ tır. Paris proletaryasının talepleri, kurtulunması gereken ütopik saçma­ lıklardır. Paris proletaryası, Kurucu Ulusal Meclisin bu açıklamasına, Avrupa'nın iç savaşlar tarihinin en büyük olayı olan Haziran ayaklanma­

sıyla karşılık verdi. Burjuva cumhuriyeti kazandı. Onun tarafında, mali aristokrasi, sanayi burjuvazisi, orta katmanlar, küçük burjuvalar, ordu, Gezici Muhafız olarak örgütlenmiş lumpen proletarya, düşünce uzman­ ları, din adamları ve kır nüfusu vardı. Paris proletaryasının tarafında ise kendisinden başka kimse yoktu. Zaferden sonra 3.000'den fazla isyancı katledildi, 15.000 isyancı yargısız olarak sürü ldü. Proletarya, bu yenilgiy­ le, devrimci sahnenin arkasına geçti. Hareket ne zaman yeni bir başlan­ gıç yapmış gibi görünse, yeniden ön plana çıkma girişiminde bulunuyor; ama kullandığı güç her seferinde azalıyor ve sürekli daha sınırlı sonuçlar elde ediyor. Kendi üzerindeki toplum katmanlarından biri devrimci bir kaynaşma sürecine girer girmez onunla ilişki kuruyor ve farklı partile­ rinin art arda yaşadığı yenilgilerin tümünü paylaşıyor. Ama bu artçı dar­ beler, toplumun tüm yüzeyine dağılmaları ölçüsünde, giderek daha fazla zayıflıyor. Meclisteki ve basındaki daha önemli önderleri sırayla mahke­ melerin gazabına uğrarken, proletaryanın tepesine giderek daha kuşkulu tipler geliyor. Proletarya, kısmen, halk bankaları (Tauschbanken) ve işçi

birlikleri gibi doktrinci deney/ere, yani, eski dünyayı, bu dünyaya ait bü­ yük birleşik araçlarla dönüştürmekten vazgeçmesine yol açan bir harekete atılıyor; kurtuluşunu, daha çok, toplumun arkasında, bireysel yollarla, kendi sınırlı var oluş koşullarının içinde gerçekleştirmeye çalışıyor ve bu nedenle de kaçınılmaz ohırak başarısızlığa uğruyor. Göründüğü kadarıy­ la, Haziran'da mücadele ettiği tüm sınıflar kendi yanında yere serilene 23


ı. Bölüm

kadar, ne kendindeki devrimci büyüklüğü yeniden keşfedebilecek ne de yeni kurulan bağlantılardan yeni bir enerji kazanabilecek Ama en azın­ dan, dünya tarihine geçen büyük mücadelenin onuruyla yenilmiş durum­ da; Haziran depreminin karşısında yalnızca Fransa değil tüm Avrupa titri­ yor; buna karşın, daha üst sınıfların izleyen yenilgileri o kadar ucuza satın alınıyor ki, bunların birer olaya dönüşebilmesi için bile, kazanan partinin utanmazca abartmalara başvurması gerekiyor ve yenilen partinin prole­ ter partisinden uzaklığı ölçüsünde bu yenilgiler daha da bayağılaşıyor. Haziran isyancılarının yenilgisinin, üzerinde burjuva cumhuriyetinin kurulabileceği, inşa edilebileceği z emini hazırlamış, düzlemiş olduğu doğrudur; ama bu yenilgi aynı zamanda, Avrupa'nın gündeminde "ya cumhuriyet ya da monarşi"den başka sorunların bulunduğunu göster­ mişti. Burjuva cumhuriyetinin burada bir sınıfın diğer sınıflar üzerindeki sınırlandırılmamış despotizmi anlamına geldiğini ortaya çıkarmıştı. Daha eski dönemlerde uygarlaşmış, daha gelişkin sınıf oluşumlarına, modern üretim koşullarına ve yüzlerce yıllık bir çalışma sonucunda tüm gelenek­ sel düşüncelerden arınmış bir düşünsel bilince sahip ülkelerde, cumhu­

riyetin, genel olarak, burjuva toplumunun tutucu yaşam biçimi anlamına değil, yalnızca siyasal dönüşüm biçimi anlamına geldiğini kanıtlamıştı; ilki, örneğin, sınıfların şimdiden var olmakla birlikte henüz sabitlenme­ diği ve bunun yerine sürekli bir akış içinde unsurlarını değiştirdikleri ve birbirlerine devrettikleri, modern üretim araçlarının durağan bir nüfus fazlasıyla bir arada bulunmaktan çok, göreli kafa ve kol kıtlığını telafi ettiği, ve son olarak, önünde ele geçireceği yeni bir dünya bulunan ateşli ve genç maddi üretim hareketinin, eski ruhlar dünyasını ortadan kaldır­ maya ne zamanının ne de fırsatının bulunduğu Kuzey Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde geçerlidir. Haziran Günleri sırasında, tüm sınıf ve partiler, anarşinin, sosya­ lizmin, komünizmin partisi olarak gördükleri proleter sınıfa karşı,

Düzen Partisi'nde birleşmişti. Toplumu, "toplum düşmanla rı "ndan "kurtarmış"lardı. Eski toplumun replikleri olan "mülkiyet, aile, din, düzen"i ordularının içinde parola olarak dağıttılar ve karşı devrimci haçlı24


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

!ara şöyle seslendiler: "Bu işaretle zafer kazanacaksın!" 1 3 Bu andan itiba­ ren, bu işaret altında Haziran isyancıianna karşı bir araya gelmiş olan çok sayıdaki partiden herhangi biri, devrimci mücadele al �nına kendi sınıf çıkarlarıyla çıkma girişiminde bulunur bulunmaz, aynı sesieniş karşısın­ da yenilgiye uğrar: "Mülkiyet, aile, din, düzen." Egemen çevre ne zaman daralsa, ne zaman daha geniş çıkariara karşı daha dar çıkarlar savunul­ sa, toplum bir kez daha kurtanimış olur. Burjuva mali reformuna ilişkin en basit, liberalizme özgü en sıradan, cumhuriyetçiliğe özgü en fom1el, demokrasiyle ilgili en yüzeysel talepler aynı anda hem "topluma yönelik saldırı" olarak cezalandırılır hem de "sosyalizm" diye damgalanır. Ve son olarak, "din ve düzen"in yüksek rahipleri bile üç ayaklı iskemlelerinden14 tekmelerle kovulur, gecenin bir yarısında yataklarından kaldırılır, cezaevi nakil araçlarına tıkılır, ya zindana atılır ya da sürgüne gönderilir; din, mül­ kiyet, aile ve düzen adına, tapınakları yerle bir edilir, ağızları mühürlenir, kalemleri kırılır, yasaları yırtılır. Düzen tanatiği burjuvalar sarhoş asker güruhları tarafından halkonlarında vurulur, kutsal aile ocaklan kirletilir, evleri vakit geçirmek için bombalanır - mülkiyet, aile, din ve düzen adına. Sonunda, burjuva toplumunun ifrazatı, düzenin kutsal falanksını 1 5 oluştu­ rur ve kahraman Krapülinski, ı6 "toplumun kurtarıcısı" olarak Tuileries'e [Tuileries Sarayı'na] taşınır.

1 3 Kilise tarihçisi Caesarea1ı Eu&·bius'a göre, Roma Imparatoru I. Konstantin, 312 yılındak i bir savaşın öncesinde, gökyüzünde, "X" Vt' "P" harflffinin üst üste yazılmasıyla oluşturulan Hıristiyanlık simgesini (l.abarum) ve "bu işar('tlf' zafer kazanacaksın" yazısını (aslında, Uıtinct'ye "in hoc signo vinces" !bu işaretle zafer kazanacaksıni diye a ktanlan Yunanca "r.v roimıı viKa" !bununla zafer kazanacaksıni yazısını) görür Vt' gl'ct' r üyasına girt'n lsa'nın bu işareti dü�anlanna karşı kullanması gerektiğini açıklaması üzerine, Labarum'u ordusunun simgesi haline getirir-Çf'V.

1 4 Pythiastiihlen: Yunanistan'ın güneyindeki Delfi'de bulunan Apolion Tapınagı'nda kahinlik yapan rahibt'lerinin oturduğu üç ayaklı iskt•mleler- çev. 1 5 Eski Yunanistan'da, mıır.ıklı Vf' kalkanlı askt'rlerin omuz omuza durarak oluşturıluklan savaş düzeni· çev.

16 Alman şairi Heinrich Heine'nin "Zwt'i Ritter" (Iki Şövalye) adb şiirinde geçen Crapülinski adı, Fransızca "crapult'" (alçak) SÖ7.cüğünden gf'liyor; Marx burada l.nuis Bonaparte'ı kaslPdiyor -Çt'V.

25


II Gelişmelere geri dönelim. Kurucu Ulusal Meclisin Haziran Günleri sonrasındaki tarihi, üç renk­ li cumhuriyetçiler, saf cumhuriyetçiler, siyasal cumhuriyetçiler, biçimci cumhu riyetçiler vb. isimlerle tanınan cumhuriyetçi burjuva hizbinin ege­

menliğinin ve dağılmasının tarihidir. Bu hizip, Louis-Philippe'in burjuva monarşisi döneminde, resmi cum­ huriyetçi muhalefeti oluşturuyorrlu ve dolayısıyla o dönemin siyasal dün­ yasının kabul gören bir parçasıydı. Meclislerde temsilcileri ve basında önemli bir etki alanı vardı. Paris'teki [yayın ] organı National, kendi tar­ zıyla, journal des Debats kadar saygın kabul ediliyordu. Anayasal monar­ şi içindeki bu.. konumlanışı karakterine uygundu. Büyük ortak çıkarlar tarafından bir arada tutulan ve üretimin özel koşulları tarafından sınır­ landırılan burjuva hiziplerinden biri değildi. Cumhuriyetçi düşüncelere sahip burjuvalardan, yazarlardan, avukatlardan, devlet yöneticilerinden ve memurlardan oluşan bir klikti ve bu unsurların etkisi, ülkedeki Louis­ Philippe'e yönelik kişisel antipatilere, eski cumhuriyetin anılarına, be­ lirli sayıdaki hayaleinin cumhuriyet inancına, ama her şeyden önce de, Viyana Anlaşmalarına ve İngiltere ile kurulan ittifaka yönelik nefretinden dolayı sürekli diri kalan Fransız m illiyetçiliğine yaslanıyordu. National, Louis-Philippe dönemindeki yandaşlarının büyük bir bölümünü, bu örtü­ lü emperyalizme borçluydu; bu nedenle, sonradan, cumhuriyet dönemin­ de, Louis Bonaparte tarafından temsil edilen emperyalizm, National'in karşısına yıkıcı bir rakip olarak çıkabilmişti. Geri kalan tüm burjuva muhalefetinin yaptığı gibi National de mali aristokrasiyle mücadele et-

27


ll. Bölüm

mişti. Bütçeye karşı yürütülen ve Fransa'da mali aristokrasiye yönelik mücadeleyle tam olarak örtüşen polemik, çok ucuz bir popülerlik ve pü­ riten Icading articles [başyazılar] için, kullanılmaması düşünülemeyecek kadar bol miktarda malzeme sağlamıştı. National'in, ulusal ekonomiyle ilgili kaygılardan çok ulusal kaygılarla bile olsa Fransız korumacı güm­ rük sistemini kölece savunması nedeniyle sanayi burjuvazisi, komünizmi ve sosyalizmi kindarlıkla suçlaması nedeniyle de burjuvazinin bütünü, ona minnettardı. National partisi, bunların dışında, saf cumhuriyetçiydi, yani, burjuva egemenliğinin monarşik bir biçimi yerine cumhuriyetçi bir biçimini ve her şeyden önce bu egemenlikte aslan payını istiyordu. Bu dönüşümün koşulları hakkında hiçbir netliğe sahip değildi. Buna karşın onun açısından apaçık olan ve Louis-Philippe'in son dönemlerindeki re­ form şölenlerinde ı 7 kamuoyuna ilan edilen şey, demokratik küçük bur­ juvalar ve özellikle devrimci proletarya tarafından sevilmediğiydi. Bu saf cumhuriyetçiler, tam da saf cumhuriyetçilerden beklenebileceği üzere, Şubat Devrimi patlak verdiğinde ve en tanınmış temsilcilerine Geçici Hükümette bir yer ayırdığında, ilk aşamada Orleans düşesinin naipliğiy­ le tatmin olmaya hazır durumdaydı. Doğal olarak, başlangıçtan itibaren, burjuvazinin ve Kurucu Meclis çoğunluğunun güvenine sahiptiler. Geçici Hükümetin sosyalist unsurları, Kurucu Meclis toplandığında oluşturulan Yürütme Kurulundan hemen dışiandı ve National partisi, Haziran ayak­ lanmasının patlak vermesini, Yürütme Kurulunu da görevden almak ve böylece en yakın rakiplerinden, yani küçük burjuva ya da demokratik cumhuriyetçilerden (Ledru-Rollin vb.) kurtulmak için kullandı. Burjuva cumhuriyetçi partinin generali, Haziran savaşına komuta etmiş olan Cavaignac, bir tür diktatörlük yetkisiyle Yürütme Kurulunun yerine geçti. National'in eski genel yayın yönetmeni Marrast, Kurucu Ulusal Meclisin daimi başkanı oldu ve hem bakanlıklar hem de tüm diğer önem­ li makamlar saf cumhuriyetçilerin eline düştü. Kendisini uzun süredir Temmuz Monarşisinin meşru mirasçısı olarak gören cumhuriyetçi burjuva hizbi, böylece, kendisini ideallerinin de öteı7 1848 Şubat Devriınİ öncesinde, muhalif güçk-r, siyasal toplantı w göstf•rileıin yasaklanması n!'deniyle, siyasal i�wikli bir "Şölenlı•r Kampanyası" (Campagne Jes Banquets) düzenlemişti

·Ç!'V.

28


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

sinde bulmuştu; ama iktidara, Louis-Philippe döneminde hayalini kurdu­ ğu gibi burjuvazinin tahta karşı liberal bir başkaidırısıyla değil, proletar­ yanın sermayeye karşı gerçekleştirdiği ve top merrnilerinden çıkan mis­ ketlerle bastırılan bir isyanla gelmişti. Gözünde en devrimci olay olarak canland ırdığı şey, gerçekte, en karşı devrimci olay biçimini aldı. Meyve, kucağına düştü; ama yaşam ağacından değil, bilgi ağacından .18

Burjuva cumhuriyetçilerinin tek başlarına egemenlik/eri, yalnızca, 24 Haziran 1848'den 10 Aralık 1848'e kadar sürdü. Bu egemenliğin özeti, cumhuriyetçi bir anayasan ın hazırlanması ve Paris'teki sıkıyönetimdir. Yeni anayasa, temelde yalnızca 1830 anayasal sözleşmesinin cumhu­ riyetçileştirilmiş baskısıydı . Temmuz Monarşisi tarafından, burjuvazinin bile büyük bir bölümünü siyasal iktidarın dışında bırakacak kadar dar tutulan [mülkiyete dayalı ] oy verme hakkının, burjuva cumhuriyetinin varlığıyla bağdaşması mümkün değildi. Şubat Devrimi, bu [sınırlı ] oy verme hakkının yerine hemen tek dereceli genel oy hakkını ilan etmişti. Burjuva cumhuriyetçileri bu olayı hiç yaşanmamış kılamazdı. Seçim böl­ gesinde altı ay oturmuş olmayı şart koşan bir sınırlandırıcı d üzenlemeyle yetinmek zorunda kaldılar. Devlet yönetiminin, belediyelerin, yargının, ordunun vb. eski örgütlenmeleri olduğu gibi kaldı ya da anayasanın bun­ ları değiştirdiği yerlerde, değişiklik, içerikle değil içindekiler tablosuyla, şeylerle değil isimlerle ilgili oldu. 1848'in özgürlüklerinin zorunlu genelkurmayı, yani kişi özgürlüğü, basın, konuşma, örgütlenme, toplanma, eğitim ve din özgürlüğü vb., bunları ihlal edilemez kılan bir anayasal üniforma kazandı. Yani bu öz­ gürlüklerin her biri Fransız citoyen'inin [yurttaşının] mutlak hakkı ola­ rak ilan edilir; ama her seferinde, bu hakların, yalnızca, "başkalarının eşit hakları ve kam u güvenliği" tarafından ya da bireysel özgürlüklerin kendi aralarındaki ve bu özgürlüklerle kamu güvenliği arasındaki uyumu sağlayacak olan "yasalar" tarafından sınırlandırılmadıkları ölçüde sınır­ sız olduklarına ilişkin kenar notlarıyla. Örneğin: "Yurttaşlar, örgütlenme, barışçıl ve silahsız biçimde toplanma, dilekçe toplama ve görüşlerini ba18lncil'l' göre, Adem ile Havva, cennet bahçPsindeki "bilgi ağacı"nın yasak meyvesini yemeleri nc<lt>niyl<' L'l"zalandu·ılarak, aynı bahçt>de bulunan VP ölümsüzlük sağlayan "ya'?'ım ağacı"dan yar.ırlanamaınalan i�·in bu bahçeden kovulur- çt>v.

29


ll. Bölüm

sın aracılığıyla ve diğer yollarla ifade etme hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanım ında, başkalarının eşit hakları ve kamu güvenliği dışında lıiçl1ir sınır söz konusu değildir." (Fransız Anayasasının Il. Bölümü, 8. madde.) - "Eğitim serbesttir. Eğitim özgürlüğü, yasalarla belirlenmiş koşullar ve devletin üst denetimi altında kullanılacaktır." (Aynı yer, 9. madde.) - "Her yurttaşın konutu, yasalarda belirtilen biçimler dışında, dokunulmazdır."

(Il. Bölüm, 3. madde.) Vb. vb. - Bu nedenle, anayasa, sürekli olarak, ge­ lecekte çıkarılacak, bu kenar notlarını yürürlüğe sokacak ve söz konusu sınırsız özgürlüklerin kullanımını, bunların birbirleriyle de kamu güven­ liğiyle de çelişmemelerini sağlayacak şekilde düzenieyecek olan organik yasalara 19 gönderme yapar. Sonrasında, bu organik yasalar düzen dostları tarafından hazırlandı ve söz konusu özgürlüklerin tümü, burjuvazinin on­ ları kullanırken diğer sınıfların eşit hakları tarafından engellenmemesini sağlayacak şekilde düzenlendi. " Başkalarının" bu özgürlüklerden tümüy­ le yoksun bırakıldığı ya da bunların kullanımına her biri bir polis tuzağı olan koşullar altında izin verilen yerlerde ise, bu söylenenler, her zaman, anayasanın öngördüğü üzere, yalnızca "kamu güvenliği", yani burjuvazi­ nin güvenliği için yapıldı. Bu nedenle, sonuçta, her iki taraf, yani hem söz konusu özgürlüklerin her birini kaldıran düzen dostları hem de bunların tümünü talep etmiş olan demokratlar, tümüyle haklı olarak, anayasayı dayanak gösterir. Çünkü, anayasanın her bir paragrafı, kendi antitezini, kendi lordlar karnarası ile avam kamarasını, yani genel söz düzeyinde özgürlüğü, kenar notunda özgürlüğün ortadan kaldırılmasını içerir. Dolayısıyla, özgürlüğün adına saygı gösterilip, yalnızca onun gerçekte uygulanması -kuşkusuz yasal yollarla- engellendiği sürece, onun sıradan varlığına ne kadar öldürücü darbeler vurulmuş olursa olsun, özgürlüğün anayasal varlığı, zarar görmeden, dokunulmamış şekilde kaldı. Ancak, bu denli ustalıklı bir biçimde ihlal edilemez kılınan bu anayasa, Aşil gibi, bir noktasından, topuğundan değil ama kafasından, ya da daha doğrusu bölündüğü iki kafadan yaralanabilecek durumdaydı: Bir tarafta

Yasama Meclisi, diğer tarafta cumhurbaşkanı. Anayasaya şöyle bir göz atıldığında, yalnızca, cumhurbaşkanı ile Yasama Meclisi arasındaki ilişkil!ı

Anayasada üngöriilen VP diğPr yasalanlan üstün sayılan yasalar· çPv.

30


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

nin tarif edildiği paragrafiarın mutlak, pozitif, çelişkisiz ve yanlış yorum­ lanamaz olduğu görülecektir. Çünkü burada, burjuva cumhuriyetçileri­ nin kendilerini korumaları söz konusuydu. Anayasanın 45-70. maddeleri, Ulusal Meclisin cumhurbaşkanını anayasaya uygun olarak görevden ala­ bileceği, ama cumhurbaşkanının Ulusal Meclisi yalnızca anayasayı ihlal ederek, yalnızca anayasayı ortadan kaldırarak görevden alabileceği şe­ kilde kaleme alınmış durumda. Dolayısıyla, anayasa, burada, zor yoluyla yok edilmesini gerektirir. Anayasa, güçler ayrılığını 1830 Sözleşmesi gibi kutsamakla kalmamış, ama onu katlanılmaz bir çelişki düzeyine ulaştır­ mıştı. Guizot'nun yasama gücü ile yürütme gücü arasındaki parlamenter kavga için kullandığı deyimle anayasal güçler oyunu, 1848 Anayasasıyla sürekli bir şekilde en yüksek risk alınarak oynanır. Bir tarafta, tüm ya­ sama yetkilerini elinde toplayan, savaş, barış ve ticaret anlaşmaları hak­ kındaki son kararları veren, af çıkarma yetkisine tek başına sahip olan ve sürekliliği sayesinde kesintisiz bir şekilde sahnenin ön planında kalan bir ulusal meclisi, denetlenemez, dağıtılamaz ve bölünemez bir ulusal mecli­ si oluşturan, genel oyla seçilmiş ve yeniden seçilebilecek 750 halk temsil­ cisi. Diğer tarafta, krallık iktidarının tüm özelliklerini taşıyan, bakanlarını ulusal meclisten bağımsız olarak atama ve görevden alma yetkisine sa­ hip, yürütme gücünün tüm araçlarını elinde tutan, tüm görevleri paylaştı­ ran, yani, Fransa'daki 500 bin devlet memuru ile her kademeden subay­ lara bağımlı olan en az 1,5 milyon insanın geçimieri üzerinde belirleyici etkisi bulunan cumhurbaşkanı. Tüm silahlı güçler onun arkasında. Tek tek suçluları affetme, Ulusal Muhafızları açığa alma, yurttaşlar tarafından seçilen genel konseyleri, kanton konseylerini ve belediye konseylerini Danıştay'ın [ Conseil d' E tat] onayıyla görevden alma ayrıcalığından yarar­ lanıyor. Yabancı ülkelerle yapılacak tüm anlaşmalarla ilgili girişimde bu­ lunma ve bunları yönetme yetkileri ona verilmiş durumda. Meclis sürekli olarak sahnenin üzerinde oynar ve kamuoyunun eleştirilerine maruz ka­ lırken, o, Elize tarlalarında gizli bir yaşam sürüyor20 ve bu sırada, gözle20 El.i.ze larlalaıı, Yunan milolojisine giire, iilen kahraınanlaıın ve t'nlmıli insanlaıın ruhlannın gittiği yPrdi. lkinci Cunıhuriyl'l diinmıinin cumhurbaşkanlığı konutu, Paris'teki Chamı ıs-Elysi'f'S

1 Elize T arlalani CaddPSi'nin yakınınıla bulunan Eliz<> Sarayı'ydı (Palııis d.- l'fiysee) - �"f'v.

31


ll. Bölüm

rinin önünde duran ve kalbine işleyen 45. anayasa maddesi, ona her gün şöyle sesleniyor: "Frere, il faut mourir!" [ Kardeş, ölmek zorundayız!)2 1 lktidarın, seçilmenden sonraki dördüncü yılın güzel Mayıs ayının ikinci Pazar günü son bulacak! O zaman görkem son bulacak, parça ikinci bir kez çalınmayacak ve borçların varsa, güzel Mayıs ayının ikinci Pazartesi günü [Paris'teki borçlular hapishanesil Clichy'yi boylamak istemiyorsan, onları anayasa tarafından sana ayrılan 600.000 frankla zamanında öde­ meye bak! - Anayasa, fiili iktidarı bu şekilde cumhurbaşkanına verirken, Ulusal Meclisin de manevi iktidarını güvence altına almaya çalışır. Yasa paragraflarıyla manevi bir iktidar yaratmanın mümkün olmaması bir yana, anayasa, cumhurbaşkanını tek dereceli oy hakkı aracılığıyla tüm Fransızlara seçtirerek, burada kendi kendisini yeniden yürürlükten kal­ dırır. Fransa'nın, Ulusal Meclisin 750 üyesine bölünen oyları, burada, ter­ sine, tek bir bireyde toplanır. Tek tek her bir halk temsilcisi yalnızca şu ya da bu partiyi, şu ya da bu kenti, şu ya da bu köprü başını, hatta belki de, konu üzerinde de adam üzerinde çok fazla durmadan herhangi bir yedi yüz ellinci kişiyi seçme gerekliliğini temsil ederken, o ulusun seçtiğidir ve onun seçilmesi eylemi, egemen halkın her dört yılda bir kez oynadığı büyük kozdur. Seçilen Ulusal Meclis, ulusla metafizik bir ilişki içindey­ ken, seçilen cumhurbaşkanı, kişisel bir ilişki içindedir. Ulusal Meclis, tek tek temsilcileriyle, ulusal ruhun çok yönlülüğünü gösterse bile, ulusal ruh cumhurbaşkanında cisimleşir. Cumhurbaşkanı, meclis karşısında bir tür tanrısal hakka sahiptir; o, halkın lütfuyla cumhurbaşkanıdır. Deniz tanrıçası Tetis, Aşil'e, gençliğinin baharında öleceğini önceden haber vermişti. Aşil gibi bir zayıf noktaya sahip olan anayasa, yine Aşil gibi, erken ölmek zorunda olduğunu biliyordu. Anayasa hazırlayan saf cumhuriyetçilerin, yasa koyucular olarak büyük sanat eserlerini tamam­ lamaya yaklaşmaları ölçüsünde, kralcıların, Bonaparte'çılann, demok­ ratların, komünistlerin küstahlığının ve kendi itibarsızlıklarının günden güne nasıl arttığını görmeleri için, Tetis'in denizden ayrılarak onlara bu sırrı vennesi gerekmiyordu; icleal cumhuriyetierinin bulutlu gökyüzün21 Katı kurallara sahip bir Hıristiyan tarikatı olan TrapJX' tarik<ıtının rahip!Prinin k(•ndi ;ıral<ınndaki sdamlama sözü Çt'V. ·

32


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

den sıradan dünyaya bir göz atmaları yetiyordu. Yazgılarını, tüm anayasa değişikliği önerilerinin birbirlerini izleyen üç toplantıda tartışılmasını, bu toplantılar arasında en az birer aylık araların bulunmasını, değişiklik için en az %'lük oy oranına ulaşılmasını ve ayrıca en az 500 meclis üyesinin oy kullanmasını şart koşan ı ı 1. anayasa maddesi aracılığıyla, anayasal bir kurnazlıkla alt etmeye çalıştılar. Bu yolla, yalnızca, henüz parlamenter çoğunluğa ve iktidar gücünün tüm araçlarına sahip oldukları bu sıralarda zayıf elleri:ıden her gün biraz daha fazla kayan bir iktidarı, kehanette bu­ lunurcasına gözlerinde canlandırdıkları üzere parlamenter azınlık duru­ muna düştüklerinde de korumaya yönelik etkisiz bir girişimde bulunmuş oldular. Anayasa, son olarak, önceki paragrafiardan birinde "uyanık" ve "yurt­ sever" insanları, özel olarak icat etmiş olduğu Yüce Divanın (ha ute cour) hassas ve titiz ilgisine emanet ettikten sonra, aşırı d uygusal bir paragraf­ ta, kendisini, "tüm Fransız halkının ve tek tek Fransızların uyanıklık ve yurtseverliğine" emanet etmişti. 2 Aralık ı85l'de bir kafa tarafından devriirnek yerine yalnızca bir şap­ kanın dokunuşuyla düşen ı848 Anayasası işte buydu; kuşkusuz, söz ko­ nusu şapka, üç köşeli bir Napoleon şapkasıydı. Meclisteki burjuva cumhuriyetçileri bu anayasayı kılı kırk yararak incelemekle, tartışmakla ve oylamakla meşgulken, meclisin dışında, Cavaignac, Paris'teki sıkıyönetimi sürdürüyordu. Paris'teki sıkıyö­ netim, cumhuriyetçi doğum sancıları sırasında, anayasanın ebesiydi. Dolayısıyla, sonrasında anayasanın varlığına süngülerle son verilmesi nedeniyle, bu anayasanın kendisinin de, daha ana rahmindeyken ve üs­ tüne üstlük halkın üzerine çevrilmiş süngülerle korunmak ve süngüler yardımıyla dünyaya getirilmek zorunda kaldığı unutulmamalı. "Saygın cumhuriyetçilerin" ataları, simgeleri olan üç renkli bayrağa Avrupa turu­ nu yaptırmıştı. Onlar da, kendi payla rına, tüm kıtada yolunu kendi başına bulan, ama her seferinde yenilenen bir aşkla Fransa'ya geri dönerek şu ana kadar bu ülkPdeki illerin yarısında yurttaşlığa kabul edilen bir buluş yaptılar: Sıkıyönetim. Fransız devriminin akışı içinde birbirlerini izleyen her bir bunalım döneminde belirli aralıklarla kullanılan mükemmel bir buluş. Ama Fransız toplumunun beynini sıkıştırmak ve onu susturmak

33


ll. Bölüm

için belirli aralıklarla bu toplumun tepesine yerleştirilen kışla ve açık ordugah; belirli aralıklarla yargıçlık ve yöneticilik, vasilik ve denetçilik, polislik ve gece bekçiliği yapmalarına izin verilen kılıç ve misket tüfeği ; belirli aralıklarla toplumun en yüce bilgeliği ve toplumun başöğretmeni oldukları duyurulan bıyık ve asker ceketi - kışla ve açık ordugah, kılıç ve misket tüfeği, bıyık ve asker ceketi, sonunda, kendi rejimlerini en yüksek rejim ilan ederek ve burjuva toplumunu kendisini yönetme derdinden tümüyle uzaklaştırarak toplumu kesin olarak kurtarmalarının daha iyi olacağı düşüncesine ulaşmak zorunda değil miydi? Yalnızca belirli aralık­ larla gündeme gelen sıkıyönetim ve burjuvazinin şu ya da bu kesiminin emriyle gerçekleştirilen geçici toplum kurtarma faaliyetleri, onlara bir miktar ölü ve yaralı ile burjuvaların bazı dostça yüz buruşturmaları dı­ şında elle tutulur pek az kazanç sağlarken, daha yüksek hizmetleri için kendilerine daha fazla nakit ödeme yapılmasını da bekleyebilecek olma­ ları ölçüsünde, kışla ile açık ordugahın, kılıç ile misket tüfeğinin, bıyık ile asker ceketinin bu düşüneeye ulaşması daha kaçınılmaz hale geliyordu. Ordunun, sonunda bir kere de kendi çıkarları doğrultusunda ve kendine çıkar sağlamak için sıkıyönetim oynaması ve aynı zamanda burjuvaların para keselerini kuşatması gerekmiyor muydu? Ayrıca , geçerken belir­ telim, Cavaignac'ın emri altında 15.000 isyancının yargılanmadan sürül­ mesine yardım eden askeri komisyon başkanı Albay Bern a rd'ın şu anda yine Paris'te görev yapmakta olan askeri komisyonların başında olduğu unutulmamalı. Saygın, saf cumhuriyetçiler, Paris'teki sıkıyönetimle 2 Aralık 1851'in pretoryenlerini22 yetiştirecek olan fideliği kurmuş olmalarına karşın, ulusal iktidarı ellerinde bulundurdukları bu dönemde, Louis-Philippe döneminde yaptıkları gibi ulusal duyguyu abartmak yerine, yabancı ül­ kelere dalkavukluk ettikleri ve İtalya'yı özgürleştirmek yerine bu ülke­ nin Avusturyalılar ve Napolililer tarafından yeniden fethedilmesine izin verdikleri için övgüyü hak ediyor. Louis Bonaparte'ın 10 Aralık 1848'de cumhurbaşkanlığına seçilmesi, Cavaignac'ın ve Kurucu Meclisin dikta22 Pretoryen muhafizlnr: Eski Roma Imparatorluğu'nda imparntorun muhafı.zlan; zamanla siyasal bir güç haline geiPrek imparntor seçimlerinıle rol oynamış ve bazı imparatorlan öldürmüştenli- çev.

34


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

törlüğünü sonlandırdı. Anayasanın 44. maddesinde şu söylenir: "Fransız Cumhuriyetinin cumhurbaşkanı, Fransız yurttaşı olma niteliğini hiçbir zaman yitim1emiş olmalıdır." Fransız Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı L. N. Bonaparte, Fransız yurttaşı olma niteliğini yitirmenin ötesinde, İngiltere'de özel polis memuru olmanın ötesinde, yurttaşlığa sonradan kabul edilmiş bir lsviçreliydi. 23 10 Aralık seçiminin anlamını bir başka yerde açıkladım.24 Burada bu konuya dönmeyeceğim. Burada, söz konusu seçimin, Şubat Devriminin masraflarını karşılamak zorunda kalan köylülerin ulusun geri kalan sınıf­ Iarına yönelik bir tepkisi, kırın kente yönelik bir tepkisi olduğunu belirt­ mek yeterli. Bu seçim, National cumhuriyetçilerinin şan da maaş zammı da kazandırmadığı orduda, Bonaparte'ı monarşiye götürecek köprü ola­ rak destekleyen büyük burjuvalar arasında ve onu Cavaignac'ın cezası olarak destekleyen proleterler ve küçük burjuvalar arasında büyük kabul gördü. tleride, köylülerin Fransız devrimiyle ilişkisini daha yakından in­ celeme fırsatını bulacağım. 20 Aralık 1848'den Kurucu Meclisin dağıldığı Mayıs 1849'a kadar süren dönem, burjuva cumhuriyetçilerinin düşüşünün tarihini kapsar. Burjuvazi için bir cumhuriyet kurmalarının, devrimci proJetaryayı saha dışına sürmelerinin ve demokratik küçük burjuvaziyi geçici olarak sus­ turmalarının ardından, bu cumhuriyeti haklı olarak kendi mülkü sayıp ona el koyan burjuvazinin çoğunluğu tarafından kenara itilirler. Ama bu burjuva çoğunluğu kralcıydı. Bunların bir bölümü, yani büyük top­ rak sahipleri, Restorasyon döneminde egemen olmuştu ve bu nedenle

meşrutiyetçiydi. Diğer bölüm, yani mali aristokrasi ve büyük sanayici­ ler, Temmuz Monarşisi döneminde egemen olmuştu ve bu nedenle 23

lngilteiT''ye göç ettiği dönemde, ÇartistlPrin 1 O Nisan 1848 tarihli gösterisinin dagıtılması

sırasında düZPnli polis güçlerine yardım eden özel polis gücüne (special constabulary: sivillenlen oluşan bir yedekpolisgücü) gönüllü olarak katılan Louis Bonaparte. 1832 yılında da Thurgau kantonunda lsviÇIT' yurttaş ı olmuştu - lııgiliıce baskı editörü nün notlan

Werke, Banıl 7, Karl Marx-FriPdrich Engels, Dietz Verlag, Berlin, DDR, 1960, s. 4445; Fransa'da Sınıf Miicadeleleri 1848-1850, Karl Marx, çev: Erkin Özalp, Yazılama Yayınevi, 24

Istan bul, Ocak 2009,s. 50-52.

35


ll. Bölüm

Orleans'cıydı. Ordunun, üniversitenin, kilisenin, Barreau'nun [baronun ) , akademinin v e basının yüksek rütbeli temsilcileri, farklı oranlada bile olsa, bu iki taraftan birinde yer alıyordu. Bourbon adını ya da Orleans adını değil, sermaye adını taşıyan buradaki burjuva cumhuriyetinde,

birlikte egemen olabildikleri devlet biçimini bulmuşlardı. Daha Haziran ayaklanması döneminde "Düzen Partisi"nde birleşmiştiler. Şimdi ilk ola­ rak, Ulusal Meclis koltuklarını hala elinde tutan burjuva cumhuriyetçileri kliğini ortadan kaldırmak gerekiyordu. Bu saf cumhuriyetçiler, geçmişte halka karşı fiziksel gücü ne ölçüde vahşi bir şekilde kötüye kullandılar­ sa, şimdi de, yürütme gücüne ve kralcılara karşı cumhuriyetçiliklerini ve yasa koyma haklarını savunmaları söz konusu olduğunda, aynı ölçüde korkakça, süklüm püklüm, yılgınlık içinde, çökmüş biçimde, mücadele gücünden yoksun şekilde geri çekildiler. Burada, dağılmalarının u tanıla­ sı tarihini aniatmarn gerekmiyor. Bu bir düşüş değil yok oluştu. Tarihleri nihai olarak son buldu ve izleyen dönemde, hem meclis içinde hem de meclis dışında, yalnızca anılar biçiminde ortaya çıkarlar; ne zaman cum­ huriyetin yalnızca adı yeniden tartışma konusu haline gelse ve devrimci çatışma ne zaman en düşük düzeye inme tehlikesiyle karşı karşıya kalsa, bu anılar yeniden canlanıyormuş gibi görünür. Geçerken, partiye adını veren gazetenin, yani National'in, izleyen dönemde sosyalizme döndü­ ğünü not edeyim. Bu dönemi kapatmadan önce, geriye dönerek, 20 Aralık 1848'den Kurucu Meclisin sahneden çekilmesine kadar evlilik ilişkisi yaşamış olmalarına karşın, biri 2 Aralık 1851'de diğeri tarafından yok edilen iki güce yeniden bakmak zorundayız. Bir taraftaki Louis Bonaparte ile diğer taraftaki koalisyon halindeki kralcıların partisini, Düzen Partisi'ni, büyük burjuvaziyi kastediyoruz. Bonaparte, cumhurbaşkanlığı görevine başlar başlamaz, başına Odilon Barrot'yu, dikkat edin, parlamenter burjuvazi­ nin en liberal hizbinin eski önderini getirdiği bir Düzen Partisi hükümeti kurdu. Bay Barrot, sonunda, hayali 1830'dan beri kendisini izleyen hü­ kümete girmiş ve dahası bu hükümetin başkanlığını ele geçirmişti; ama Louis-Philippe döneminde düşlediği gibi parlamenter muhalefetin en ileri lideri olarak değil, bir parlamentoyu öldürme göreviyle ve tüm baş düşmanlarının, Cizvitlerin ve meşrutiyetçilerin müttefiki olarak. Sonunda

36


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

gelini eve götürdü; ama ancak, ona fahişelik yaptırılmasının ardından. Bonaparte ise, görünürde kendisini tümüyle gizlemişti. Söz konusu parti onun adına hareket ediyordu. Bakanlar kurulunun daha ilk toplantısında Roma seferine karar verildi; varılan anlaşmaya göre, bu sefer, Ulusal Meclise haber vermeden düzen­ lenecekti ve gerek,li kaynaklar meclisten sahte beyanlada koparılacaktı. Böylece, Ulusal Meclisi dolandırmaya ve devrimci Roma Cumhuriyetine karşı dışarıdaki mutlakiyetçi güçlerle gizli bir komplo kurmaya başlandı. Bonaparte da, kralcı Yasama Meclisine ve onun anayasal cumhuriyetine yönelik 2 Aralık darbesini aynı biçimde ve aynı manevraları kullanarak hazırladı. 20 Aralık 1848'de Bonaparte'ın hükümetini oluşturan partinin, 2 Aralık 185l'de de, Ulusal Yasama Meclisinin çoğunluğunu oluşturdu­ ğunu unutmayalım. Kurucu Meclis, Ağustos'ta, kendisini ancak, anayasayı tamamlayacak olan tüm organik yasaların üzerinde çalışıp bunları yürürlüğe soktuktan sonra dağıtmaya karar vermişti. Düzen Partisi, 6 Ocak 1849'da, meclisin, temsilci Rateau aracılığıyla, kendisine, organik yasaları bir yana bırakma­ yı ve bunun yerine kendi feshine karar vermeyi önermesini sağladı. Bu anda, yalnızca başında Bay Odilon Barrot'nun bulunduğu hükümet değil, Ulusal Meclisin tüm kralcı üyeleri, meclise, buyurgan bir dille, feshinin kredi üretimi için, düzenin sağlamlaştırılması için, belirsiz ara döneme bir son vermek için ve kararlı bir durum yaratmak için zorunlu olduğunu, yeni hükümetin verimini düşürdüğünü ve varlığını yalnızca kinciliği ne­ deniyle uzatmaya çalıştığını, ülkenin ondan bıktığını söyledi. Bonaparte, yasama gücüne yönelik tüm bu hakaretleri not etti, bunları ezberledi ve 2 Aralık 1851'de parlamentodaki kralcılara onlardan öğrendiğini kanıtladı. Kralcılara karşı onların repliklerini yineledi. Barrot hükümeti ile Düzen Partisi daha da ileri gittiler. Tüm Fransa'da

Ulusal Meclise yönelik dilekçelerin toplanmasını sağladılar; bu dilekçeler­ de, son derece kibar bir üslupla, meclisten, yok olup gitmesi isteniyordu . Böylece, halkın anayasal olarak örgütlenmiş ifadesi olan Ulusal Meclise karşı, halkın örgütsüz yığınlarını cepheye sürdüler. Bonaparte'a, parla­ menter meclisiere karşı halka başvurmayı öğrettiler. Sonunda, 29 Ocak 1849'da, Kurucu Meclisin kendi feshi hakkında karar vereceği gün gel-

37


ll lli\lıırrı

ı ı ı i :-;; t i . 1 J l ı ı s a l

M ı ·d i s t oplantı binasını askeri işgal altında buldu; Düzen olan ve hem Ulusal Muhafızın hem de düzenli bir­ ,

1 '; ı ı t b i ' ı ı i ı ı g-ı·ıwrali

l i ldniıı l ıa :-;; k oı ıı ı ı t a ıılığını

elinde bulunduran Changarnier, gündemde bir

s;ıva:-;; varıı ı ı ��·asına

Paris'te büyük bir askeri geçit töreni düzenledi ve

koa l i syon ha l i n deki

kralcılar, Kurucu Meclise, tehditkar bir üslupla, söz

d i ı ı l ı · ı ı ıt·zst• ,RÜÇ �·ok k ı sa U lusal

kullanılacağını açıkladı. Meclis söz dinledi ve yalnızca

bir yaşam süresi için pazarlık yaptı . 29 Ocak'ın, cumhuriyetçi

Meclise karşı Bonaparte ve kralcılar tarafından gerçekleştirilme­

si clı�ıııda, 2 Aralık 1851 coup d'etat'sından [hükümet darbesinden] ne farkı vardı? Bu beyler, Bonaparte'ın, birliklerin bir bölümüne Tuileries [Sarayı] önünde, kendi huzurunda geçit töreni yaptırmak amacıyla 29 Ocak 1 849'u kullandığım ve Caligula'yı25 hatırlatmak için, tam da askeri gücün parlamenter güce karşı herkesin gözü önünde seferber edilmesi­ nin bu ilk örneğinin üzerine atladığını fark etmedi ya da fark etmek iste­ medi. Gerçekten de yalnızca kendi Changarnier'lerini görüyorlardı. Düzen Partisi'nin, Kurucu Meclisin yaşam süresini zorla kısaltınaya yö­ nelmesinde daha fazla rol oynayan bir neden, öğretim yasası ve din işleri yasası gibi, organik, anayasayı tamamlayacak olan yasalardı. Koalisyon halindeki kralcılar için her şeyden önemli olan, bu yasaları, güvensizleş­ miş olan cumhuriyetçilerin hazırlamasına izin vermemek ve onları kendi başlarına hazırlamaktı. Ancak, anayasada öngörülen bu yasalar arasında, cumhuriyetin başkanının sorumluluğu hakkındaki bir yasa da bulunu­ yordu. 1851 yılında, Yasama Meclisi tam da bu tür bir yasayı düzenle­ mekle meşgulken, Bonaparte, 2 Aralık darbesiyle, bu darbenin önünü kesti. Koalisyon halindeki kralcılar, 1851'deki parlamenter kış seferi sı­ rasında, Sorumluluk Yasasını, güvensizleşmiş, kin dolu bir cumhuriyetçi meclis tarafından düzenlenmiş şekilde önlerinde hazır bulmak için neler vermezdi ki! Kurucu Meclisin 29 Ocak 1849'da son silahını kendi elleriyle kırma­ sından sonra, Barrot hükümeti ile d üzen dostları onu ölümüne kadar 25 Pn•toryen muhafızlar (bkz. 22. dipnot) yardumyla MS 37 yılıncia Roma imparatoru olan, başa geçtiği nd!' pretory!'n muhafıziara birgPÇit töreni yaptı:rarak onlara hitap eden, iktidannın başlangıı; dön!'minde drstl'kleıini almak için başta pr!'tory!'n muhafızlarolmak üzere askerlere l'k iidl'ml' yapan Gaius Julius Carsar Augustus Gnmanicus çev. ·

38


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

kovaladı, meclisi aşağılayabilecek olan hiçbir şeyi eksik bırakmadılar ve kendinden umudunu yitiren meclisin zayıflığından yararlanarak, onu, kamuoyundaki saygınlığının son kalıntılarına mal olan yasaları çı­ karmaya zorladılar. Kendi Napoleon'a özgü sabit fikriyle26 meşgul olan Bonaparte, parlamenter gücün bu şekilde aşağılanmasını herkesin gözü önünde kullanabilecek kadar küstahtı. Nitekim, Ulusal Meclis 8 Mayıs 1849'da Civitavecchia'nın Oudinot tarafından işgal edilmesi nedeniyle hü­ kümet hakkında bir güvensizlik oyu verip Roma seferinin sözde amacına geri döndürülmesini emrettiğinde, Bonaparte, aynı akşam Moniteur'de Oudinot'ya yazdığı bir mektubu yayımladı; bu mektupta, Oudinot'nun kahramaniıkiarını kutluyorve daha o sırada, bürokrat parlamenterlerden tümüyle farklı olarak, ordunun cömert koruyucusu gibi davranıyordu . Kralcılar buna güldü. Onu yalnızca kendi d upe'ları [budalaları] olarak görüyorlardı. Sonunda, Kurucu Meclis Başkanı Marrast bir an Ulusal Meclisin güvenliğinin tehlikeye düştüğüne inanıp anayasaya dayanarak bir albay ile ona bağlı alayı göreve çağırdığında, ilgili albay bunu reddet­ ti, disiplini gerekçe gösterdi ve Marrast'yı Changarnier'ye yönlendirdi; Changarnier ise,

bayonettes intelligentes'dan [düşünen süngülerden]

hoşlanmadığını belirterek onu alaycı bir şekilde geri çevirdi. Kasım 185l'de, koalisyon halindeki kralcılar, Napoleon'a karşı nihai savaşı baş­ latmak istediklerinde, kötü ün sahibi Quaestorlar Tasarısıyla,27 askeri birliklerin doğrudan doğruya Ulusal Meclis başkanı tarafından göreve çağrılması ilkesini kabul ettimıeye çalıştılar. Yasa önergesini, general­ lerinden biri, Le Flô imzalamıştı. Changarnier'nin önerge lehine oy ver­ mesi ve Thiers'in eski Kurucu Meclisin uzak görüşlülüğüne saygısını 26 Louis Bonapartf•'ın lngiltl're'de yazıp l839'da Paris ve Brüksel'de yayıınladıl'!ı Des Idees Napoleonienrıes (Napoleon 'a Özgii Fikirler) adlı kitaba ironik bir göndı•mıt• yapılıyor-Ingilizce

baskı editörünün notu

27 Quaestor'lar, eski Roma'da, Senato'daki en düşük düzeyli memurlardı (maliyeciler, arşivcil!'r). Burada, Fmnsız tnusal Meclisimlt>ki, ekonomi ve maliyenin yanı sım meclisin korunmasından ve güvmliginden sorumlu komisyondan söz ediliyor. Krakı qııaestor'lar, yani Ll' Flô, Bazt> ve Panat, askeri biriikiere emir verme yt>tkis ini açık şekilde mt>clist• dl'vrt'!len bir önergl' s urunuştu. Önergl', sert tartışmalann ardından, 17 Kasım 185l 'de reddedilmişti. Montagrıe, en büyük tl'hlikl' olarak kralcılan gördül'!ü için, oylamada Bonaparte'çılan desteklemişti- Almanca baskı editörünün notu.

39


ll. Bölüm

göstermesi boşunaydı. Changarnier Marrast'ya nasıl cevap verdiyse, Savaş Bakanı Saint-Arnaud da ona öyle cevap verdi; üstelik, Montugne'ın alkışiarı arasında!

Düzen Partisi'nin kendisi, henüz Ulusal Meclis değil, yalnızca hükü­ met olduğu dönemde, purlumenter rejime işte bu şekilde damga vurmuş­ tu. Ve 2 Aralık 1851 bu rejimi Fransa'dan uzaklaştınrken çığlık atıyor! Ona iyi yolculuklar diliyoruz.


III Ulusal Yasama Meclisi 28 Mayıs 1849'da toplandı. 2 Aralık 185l'de dağıtıldı. Bu dönem, anayasal ya da parlamenter cumhuriyetin yaşam süresini kapsar. <1 > Birinci Fransız Devriminde anayasacıların iktidarını ]irondenlerin ik­ tidarı ve ]irondenlerin iktidarını J akobenlerin iktidarı izler. Bu partilerin her biri, daha ileri olanına yaslanır. Devrimi, onu artık izleyemeyeceği ve önüne hiç geçemeyeceği noktaya ulaştım ulaştırmaz, arkasında du­ ran daha cesur müttefik tarafından kenara itilir ve giyotine gönderilir. Böylece devrim yükselen bir çizgi üzerinde hareket eder. 1848 Devriminde tersi olur. Proleter partisi, küçük burjuva-demokratik partinin eklentisi olarak görünür. 16 Nisan'da, 15 Mayıs'ta ve Haziran Günlerinde onun ihanetiyle karşılaşır ve yalnız bırakılır. Demokratik par­ ti ise burjuva cumhuriyetçilerinin omuzlarına yaslanır. Burjuva cumhuri­ yetçileri, yere sağlam bastıklarına inanır inanmaz, yapışkan yoldaşlarını başlarından savıp kendilerini D üzen Partisi'nin omuzlarına yaslar. Düzen Partisi omuzlarını geri çeker, burjuva cumhuriyetçilerinin paldır küldür düşmesine yol açar ve kendisini silahlı gücün omuzlarına atar. Henüz onun omuzlarında oturduğunu düşünmeye devam ederken, güzel bir sa­ bah, omuzların süngülere dönüşmüş olduğunu fark eder. Her bir parti, arkasında olup ileriye itenlere çifte atarken, önünde olup geriye itenle­ re yaslanır. Dolayısıyla, bu komik duruş nedeniyle dengesini yitirmesi ve kaçınılmaz olarak yüzünü buruşturduktan sonra tuhaf taklalar atarak düşmesi şaşırtıcı değildir. Böylece devrim alçalan bir çizgi üzerinde hare­ ket eder. Daha son Şubat barikatı kaldınlmamışken ve devrimin ilk resmi

41


lll. Bölüm

makamı oluşturulmamışken, bu gerileme hareketinin içindedir. Üzerinde durduğumuz dönem, göze batan çelişkilerin en renkli ka­ rışımını içerir: Herkesin gözü önünde anayasaya karşı komplo kuran anayasacılar; anayasacı olduklarını kendileri ifade eden devrimciler; her şeye gücünün yetmesini isteyen ve parlamenter niteliğini hep koruyan bir Ulusal Meclis; sabretmeyi meslek belleyen ve bugünkü yenilgileri­ ni gelecekteki zaferler hakkında kehanetlerde bulunarak karşılayan bir

Montagne; cumhuriyetin patres conscripti'si [seçilmiş yaşlıları) 28 olan ve mevcut durum nedeniyle, bağlı bulundukları düşman hanedanları yurt­ dışında ve nefret ettikleri cumhuriyeti Fransa'da tutmak zorunda kalan kralcılar; gücünü tam da zayıflığında ve saygınlığını kendisinin yol açtığı aşağılanmasında bulan bir yürütme gücü; iki monarşinin,_ Restorasyon ile Temmuz Monarşisinin tek bir imparatorluk etiketiyle birleştirilmiş rezilliğinden başka bir şey olmayan bir cumhuriyet - ilk şartı ayrılık olan ittifaklar, ilk kuralı kimsenin kazanmaması olan mücadeleler; huzur adı­ na, kaba ve içeriksiz çalkantı; devrim adına, en görkemli huzur vaazları; gerçekliği olmayan tutkular, tutkusuz gerçeklikler; kahramanlıkları bu­ lunmayan kahramanlar, olaysız tarih; tek itici gücü takvimmiş gibi gö­ rünen, aynı gerginlik ve rahatlamaların sürekli yinelenmesi nedeniyle yorgun düşüren gelişim; kendilerini belirli aralıklarla doruğa çıkarırken, yalnızca, ortadan kalkmayı başaramadan, kendilerini köreitmeyi ve düş- . meyi amaçlıyormuş gibi görünen karşıtlıklar; iddialı bir şekilde sergile­ nen çabalar ve kıyamet tehlikesi hakkındaki burjuvaca korku, ve aynı zamanda, laisser-aller'leriyle [aldırışsızlıklarıyla] mahşer gününden çok Fronde zamanlarını29 hatırlatan dünya kurtarıcılarının en bayağı entrika­ ları çevirmesi ve saray komedileri oynaması - Fransa'nın resmi kolektif dehasının, tek bir bireyin şeytanca aptallığıyla yerle bir edilmesi; ulusun kolektif iradesinin, ne zaman genel oy hakkı aracılığıyla konuşsa, kendi­ ne uygun ifadeyi, sonunda onu bir deniz korsanının başına buyrukluğun28 Eski 29

Roma'da Senato üyekri · çev.

Fronde (sözcük anlamıyla "sapan"), Fransa'nın iç karışıklıklar yaşadığı 1Jir dönemin (1648-

165..1) adıydı. Bu döm·mde, mutlakiyetçi rejimt' karşı önce burjuvalann ve ardından soylulann öncülügünde iki ayn başkaldın gt'rÇt'kleştirilıli; bunlann başarısızlıiD, nıutlakiyetçi rejimin güçlenmesine yol açtı - çev.

42


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

da bulana kadar, kitlelerin çıkarlarının ezeli düşmanlarında -. raması. Her şeyin karanlık olduğu bir tarih kesiti varsa, o da budur. İnsanlar ve olay­ lar, tersine çevrilmiş Schlemihl'ler30 olarak, bedenlerini yitirmiş gölgeler olarak görünür. Devrim, kendi taşıyıcılarını felce uğratır ve hırs dolu bir zorbalığı yalnızca düşmaniarına kazandırır. Karşı devrimciler tarafından sürekli çağrılıp dualada kovulan "kızıl hayalet", sonunda ortaya çıktığın­ da, kafasında anarşist Frigya şapkasıyla3ı değil, düzenin üniformasıyla,

kırmızı panto/onla görünür. Şunu görmüştük Bonaparte'ın 20 Aralık 1848'de, yani gökyüzüne çık­ tığı gün kurduğu hükümet, meşrutiyetçiler ile Orleans'cıların koalisyonu olan Düzen Partisi'nin bir hükümetiydi. Bu Barrot-Falloux hükümeti, yaşam süresini az çok zorla kısalttığı cumhuriyetçi Kurucu Meclisin kışı geçirmesini sağiarnıştı ve hala iktidardaydı. İttifak halindeki kralcıların generali Changarnier, Birinci Tümen ile Paris Ulusal Muhafızının baş­ komutanlığını kendisinde birleştirmeyi sürdürüyordu. Son olarak, genel seçimler, Düzen Partisi'ne Ulusal Meclisteki büyük çoğunluğu sağlamış­ tı. Louis-Philippe'in milletvekilleri ve soyluları burada meşrutiyetçiler­ den oluşan bir kutsal bölükle karşılaştı; ulusun çok sayıdaki oy pusula­ sı, meşrutiyetçiler için, siyaset sahnesine giriş kartlarına dönüşmüştü. Bonaparte'çı halk temsilcileri, bağımsız bir parlamento partisi kuramaya­ cak kadar azdı. Yalnızca, Düzen Partisi'nin mauvaise queue'sü [baş bela­ sı eklentileri] gibi görünüyorlardı. Dolayısıyla, Düzen Partisi, hükümet gücünün, ordunun ve yasama organının, kısacası tüm devlet iktidarının sahibiydi; iktidarını halkın iradesi gibi gösteren genel seçimler ve karşı devrimin tüm kıtadaki eş zamanlı zaferi sayesinde, manevi açıdan da güç kazanmıştı. Daha önce hiçbir parti, kampanyasını daha büyük olanaklarla ve daha elverişli desteklerle başlatmamıştı. 30

Adt-lbert von Chamisso'nun "PPter Schlemihl'in Garip Öyküsü"

(Peter Schlemihls

adlı öyküsünün kahramanı. SchlPmihl, gölgesini şcytana sattıktan sonra, tanıdıklan tar.ıfından dışlanır - çev.

wımdersame Geschichıe)

3ı 18. yüzyıldan itibaren farklı ülkelerde özgürlügü ve özgürlük mücadPlesini simge]pyen kırmızı renkl� yumuşak ve koni biçimli Frigya şapkası, 1789 Fransız i)('vrimi'nin c]p simgPIPıim]pn biriydi - Çt'V.

43


lll. Bölüm

Kazaya uğramış saf cumhuriyetçi/er, Ulusal Yasama Meclisinde kendilerini yaklaşık 50 kişiye düşmüş, Afrika generalleri Cavaignac, Lamoriciere ve Bedeau'nün yönetimindeki bir klik olarak buldu. Ama bü­ yük muhalefet partisi �Mon tagne" tarafından oluşturuldu. Sosyal demok­

rat parti kendisine bu parlamenter vaftiz adını vermişti. Ulusal Meclisteki 750 oyun 200'den fazlasına sahipti ve dolayısıyla, en azından, tek tek ele alındıklarında Düzen Partisi'nin üç hizbinden herhangi biri kadar güçlüy­ dü. Kralcı koalisyon toplamı karşısındaki göreli küçüklüğü, özel koşul­ lar tarafından dengelenmiş görünüyordu. İllerdeki seçimler, kır nüfusu içinde anlamlı bir taraftar kitlesi kazandığını göstermekle kalmamıştı. Paris'in neredeyse tüm temsilcileri onun saflarında yer alıyordu; ordu, üç astsubayı seçerek, demokrasiye inandığını ilan etmişti ve Mon tagne'ın lideri Ledru-Rollin'e, parlamenter soyluluk unvanı, Düzen Partisi'nin tüm temsilcilerinden farklı olarak, oylarını onda birleştiren beş il tarafından verilmişti. Dolayısıyla, Montagne, 28 Mayıs 1849'da, kralcıların kendi aralarında ve toplu olarak Düzen Partisi ile Bonaparte arasında çıkması kaçınılmaz olan çatışmalar sırasında başanya ulaşmak için gereken tüm unsurlara sahip görünüyordu. On dört gün sonra, onur dahil her şeyi yitirmişti. Parlamento tarihini izlemeye devam etmeden önce, önümüzde duran dönemin genel karakteri hakkındaki alışılagelmiş yanılgılardan kaçın­ mak için, bazı notların düşülmesi gerekiyor. Demokratların yaklaşımıyla bakıldığında, Ulusal Yasama Meclisi döneminde söz konusu olan şey, Kurucu Meclis döneminde de olduğu gibi, cumhuriyetçiler ile kralcılar arasındaki basit mücadeleydi. Ama hareketin kendisini tek bir hatırlatı­ cı sözcükle özetlerler: "Gericilik"; yani, tüm kedilerin gri olduğu ve de­ mokratların, gece bekçilerine yakışacak basmakalıp sözlerini tekdüze bir şekilde yinelemelerine izin veren gece. Ve gerçekten de, Düzen Partisi, ilk bakışta, kendi taht iddiacılarını tahta çıkarmak ve karşı tarafın taht iddiacısının önünü kesrnek için birbirlerine karşı entrika çevirmekle kal­ mayan, aynı zamanda, "cumhuriyet" e yönelik ortak nefretleriyle ve ortak saldırılarıyla birlik oluşturan farklı kralcı hiziplerin bir yumağı gibi görü­ nür. Montagne ise, bu kralcı komplo karşısında, "cumhuriyet"in temsil-

44


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

cisi olarak görünür. Düzen Partisi, sürekli olarak, basını, dernekleri vb. tam Prnsya'da olduğu kadar hedef alan ve Prusya'da olduğu gibi bürok­ rasinin, jandarmanın ve savcıların kaba polisiye m üdahaleleriyle hayata geçirilen bir "gericilik"le meşgul görünür. Montagne ise, yine, sürekli olarak, halk partisi diye anılan her partinin yaklaşık bir buçuk yüzyıldan beri yapmış olduğu gibi, söz konusu saldırılara karşı koymakla ve böyle­ ce "öncesiz ve sonrasız insan haklarını" savunmakla meşguldür. Ancak, durumun ve partilerin daha yakından incelenmesi halinde, sınıf m ücade­ lesinin ve bu dönemin kendine özgü çehresinin üzerini örten bu yüzeysel görüntü ortadan kalkar. Meşrutiyetçiler ve Orleans'cılar, söylenmiş olduğu üzere, Düzen Partisi'nin iki büyük hizbini oluşturuyordu. Bu hizipleri kendi taht iddia­ cılarına bağlı ve karşılıklı olarak birbirlerinden ayrı tutan, yalnızca, zam­ bak ile üç renkli bayrak,32 Bourbon hanedam ile Orleans hanedanı, kral­ cılığın farklı renkleri miydi; her şey, kralcılığın inanç ilanından mı ibaret­ ti? Bourbon'lar döneminde, kendi din adamlarıyla ve uşaklarıyla birlikte

büyük toprak mülkiyeti hüküm sürüyordu; Orleans'lar döneminde ise, maiyetindeki avukatlar, profesörler ve dalkavuk hatiplerle birlikte yük­ sek finans kesimi, büyük sanayi ve büyük ticaret, yani sermaye. Meşruti krallık, yalnızca, toprak beylerinin soydan gelen egemenliklerinin siya­ si ifadesiydi; benzer şekilde, Temmuz Monarşisi de, yalnızca, sonradan görme burjuvaların zorla ele geçirilmiş egemenliklerinin siyasal ifadesiy­ di. Dolayısıyla, bu hizipleri birbirlerinden ayrı tutan, sözde ilkeler değil, maddi varlık koşulları, mülkiyetin iki farklı türü, kent ile kır arasındaki eski karşıtlık, sermaye ile toprak mülkiyeti arasındaki rekabetti. Aynı zamanda eski anıların, kişisel düşmanlıkların, korkuların ve umutların, önyargıların ve yanılsamaların, sempati ve antipati duygularının, kana­ atlerin, iman şart ve ilkelerinin de onları hanedanların birine ya da diğe­ rine bağladığını kim inkar eder? Farklı mülkiyet biçimlerinin, toplumsal var oluş koşullarının üzerinde, farklı ve özel olarak biçimlendirilmiş du32 Zambak, Bourbon ham'<lanının arnıasında bulunan bir simge'Ycli; 1794 yılıncia kabul C'<lilen

üç renkli (mavi, beyaz, kınn ızı) Fransız bayrağı, Bourbon hanC'<lanının hüküm sürelüğü 181� 1830 cliinemimle yerini lx·yaz bayrağ'd bıraktıktan sonra, 1830 Temmuz Devriminin ardımlan kral olan Louis-Philippt• tarafinelan yeni(kn ulusal bayrak ilan edilmişti- çev.

45


lll. Bölüm

yarlılıkların, yanılsamaların, düşünme tarzlarının ve yaşam görüşlerinin bütün bir üstyapısı yükselir. Sınıfın bütünü, bunları, kendi maddi temel­ lerine ve bunlara karşılık gelen toplumsal ilişkilere dayanarak yaratır ve biçimlendirir. Bunları gelenek ve eğitimle edinen tekil birey, eylemleri­ nin gerçek belirleyici nedenlerini ve çıkış noktasını oluşturduklarını dü­ şünebilir. Orleans'cı ve meşrutiyetçi hiziplerin her biri, kendisine ve di­ ğerine, onları birbirinden ayıran şeyin iki ayrı hanedana bağlılıkları oldu­ ğu masalını anlatmaya çalıştığında, gerçeklik, daha sonra, iki hanedanın birleşmesini asıl yasaklayan şeyin çıkar farklılaşmaları olduğunu kanıtlı­ yordu. Ve özel yaşamda, bir insanın kendisi hakkında düşündükleri ve söyledikleriyle gerçekte ne olduğu ve ne yaptığı birbirlerinden nasıl ayırt ediliyorsa, tarihsel mücadelelerde de, partilerin sözlerini ve hayallerini gerçek yapılarından ve gerçek çıkarlarından, düşüncelerini gerçeklikle­ rinden daha fazla ayırt etmek zorunludur. Orleans'cılar ile meşrutiyetçi­ ler, cumhuriyette, kendilerini aynı isteklerle yan yana bulmuştu. Her iki taraf da diğerine karşı kendi hanedanının geri getirilmesini istiyorduysa, bunun tek anlamı, burjuvaziyi bölen iki büyük çıkarın (toprak mülkiyeti ve sermaye) her birinin, kendi üstünlüğünü ve diğerinin bağlılığını geri getirmeye çalışmasıydı. Burjuvazinin iki çıkarından söz ediyoruz, çünkü büyük toprak mülkiyeti, feodal kırıtkanlığına ve soy gururuna rağmen, modern toplumun gelişimiyle tam olarak burjuvalaşmıştı. Benzer şekil­ de, İngiltere'deki Tory'ler de [muhafazakarlari, uzun bir süre boyunca, krallığa, kiliseye ve eski İngiliz anayasasının güzelliklerine hayran olduk­ larını düşündü; tehlike günü gelip de, onlardan, yalnızca toprak ran tma hayran oldukları itirafını koparana kadar... Koalisyon halindeki kralcılar, birbirlerine yönelik entrikalarını basın­ da, Ems'de, Claremont'da,33 parlamento dışında çeviriyordu. Kulisierin arkasında eski Orleans'cı ve meşrutiyetçi üniformalarını yeniden giyiyor ve yine eski turnuvalarını sürdürüyorlardı. Ama herkesin gözü önündey33 Fransa'nın meşrutiye1ı;i taht iddiacısı Chambord Kontu (sonradan V. Henri), )Aimanya'nın)

Ems kentindevP aynca 18501i yıllarda Ven('(lik'te kalmıştı. I .ondra yakınlanndaki Clan·mont'da,

Şubat DPvriminin anlından Ingiltere'ye kao;on l.ouis-Philippe yaşıyordu - Almanca baskı

cditörünün notu.

46


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

ken, temel ve devletle ilgili eylemlerinde,34 parlamentonun büyük par­ tisi olarak, kendi hanedanlarını yalnızca saygı jestleriyle geçiştiriyor ve monarşinin geri getirilmesini in infinitum [sonsuza] erteliyorlardı. Asıl işlerini Düzen Partisi olarak, yani siyasal değil toplumsal bir isim altında, maceracı prensesierin şövalyeleri olarak değil burjuva dünya düzeninin temsilcileri olarak, cumhuriyetçilerin karşısındaki kralcılar olarak değil tüm diğer sınıfların karşısındaki burjuva sınıfı olarak yürütüyorlardı. Ve Düzen Partisi olarak, toplumun diğer sınıfları üzerinde, Restorasyon ya da Temmuz Monarşisi dönemlerindekine göre çok daha sınırsız ve katı bir egemenliğe sahip oldular; böylesi bir egemenlik zaten yalnızca parla­ menter cumhuriyet biçimi altında kurulabilirdi, çünkü Fransız burjuva­ zisinin iki büyük bölümü, ancak bu biçim altında birleşebilir, sınıflarının ayrıcalıklı bir kesiminin rejimi yerine, kendi sınıflarının egemenliğini, an­ cak bu biçim altında gündeme sokabilirlerdi. Eğer buna rağmen, Düzen Partisi olarak aynı zamanda cumhuriyete hakaret edip ve ona yönelik nefretlerini dile getirdilerse, bunun tek nedeni kralcı anılan değildi. Cumhuriyetin, siyasal egemenliklerini tamamiasa bile, aynı zamanda egemenliklerinin toplumsal temelinin altını oyduğunu, onlara içgüdüle­ ri öğretmişti; çünkü, boyunduruk altına alınmış sınıfların karşısına artık dolaysız biçimde, tacın perdeleyiciliği olmadan, kendi aralarında ve kral­ lıkla yürüttükleri ikincil mücadelelerle ulusun ilgisini yönlendiremeden çıkmak ve o sınıflarla bu koşullar altında mücadele etmek zorundaydılar. Kendi öz sınıf egemenliklerinin saf koşullarından çekinmelerine ve aynı egemenliğin geçmişteki tamamlanmamış, daha az gelişmiş ve tam da bu Marx, farklı anlamlar banndıran Haupt- und Staatsaktion ("temel ve gösterişli eylemler", "önemli t'ylemler ve devlet eylemleri") ifadesini kullanılıyor. Ilk anlamı, on yedinci yüzyılda ve on sekizinci yüzyılın ilk yarısında, Almanya'yı dolaşan tiyatro kumpanyalan tarafından oynanan oyunlarla ilgili. Biçimden yoksun tarihsel trajediler olan bu oyunlar, hem gösterişliydi hem de aynı zamanda niteliksiz ve kaba espriler banndınyordu. Ikinci olarak, bu ifade, önemli siyasal olaylan anlatıyor olabilir. Alman tarih bilimindeki "nesnel tarih yazıcılığı" olarak bilinen bir aknn tarafından bu anlamda kullanılıyordu. J..eopold Ranke, bu akımın önde gelen tPmsilcilerimlen biriydi. Haupt- und Staatsaktion'u tarih yazıcılığının en önemli konusu olarak görüyordu Ingilizce baskı editörünün notu. Bu çeviriıle ilk anlam temel alındı. Terimdeki "Sıaatsaktion" (devlet eylemi) sözcüğü, söz konusu oyunların "gösterişli" kısımlarının çoğu ıanian tarihsel-siyasal bir içeriğe sahip olmasıyla ilgiliydi. Bu nedenle, "temel ve devletle ilgili eylemler" ifadesi tercih edildi - çev. 34

47


lll. Bölüm

nedenle daha az tehlikeli biçimlerine özlem d uymalarına yol açan şey, zayıflık duygusuydu. Buna karşın, koalisyon halindeki kralcılar, kendi karşılarındaki taht iddiacısıyla ya da Bonaparte'la ne zaman çatışmaya girseler, ne zaman parlamenter mutlak iktidarlarının yürütme gücü tara­ fından tehdit edildiğini düşünseler, yani ne zaman egemenliklerinin siya­ sal ismini göstermek zorunda kalsalar, kralcı/ar olarak değil, cumhuri­

yetçiler olarak boy gösterirler; kendilerini en az ayıran şeyin cumhuriyet olduğu konusunda Ulusal Meclisi uyaran Orleans'cı Thiers'den, 2 Aralık 1851'de, üç renkli atkısını boynuna sarıp, X. bölgenin (arrondissement) belediye binasının önünde toplanmış olan halka, cumhuriyet adına ve halkın koruyucusu olarak nutuk atan meşrutiyetçi Berryer'ye kadar... Kuşkusuz, Berryer, alaycı bir yankıyla karşılaşır: V . Henri! V . Henri! Koalisyon halindeki burjuvaziye karşı, küçük burjuvalar ile işçiler arasındaki bir koalisyon, sosyal demokrat diye anılan parti kurulmuştu. Küçük burjuvalar, 1848 Haziran Günlerinin ardından yeterince ödüllen­ dirilmediklerini, maddi çıkarlarının tehlikeye düştüğünü ve bu çıkarla­ rı geçerli kılmalarını sağlayacak olan demokratik güveneelerin karşı devrim tarafından tartışmaya açıldığını görüyordu. Bu yüzden işçilere yaklaştılar. Diğer taraftan , burjuva cumhuriyetçilerinin diktatörlüğü sı­ rasında kenara itilmiş olan parlamenter temsilcileri Montagne, Kurucu Meclisinin yaşamının ikinci yarısında, Bonaparte'la ve kralcı bakanlada mücadelesi sayesinde, yitirmiş olduğu popülerliği yeniden kazanmıştı. Sosyalist önderlerle bir ittifak kurmuştu. Şubat 1849'da uzlaşma şölen­ leri düzenlenmişti. Bir ortak program taslağı hazırlanmış, ortak seçim komiteleri kurulmuş ve ortak adaylar çıkarılmıştı. Proletaryanın toplum­ sal taleplerinden devrimci uçları koparılmış ve bu taleplere demokratik bir yön verilmiş, küçük burjuvazinin demokratik istekleri saf siyasal biçimlerinden arındırılmış ve bu isteklerin toplurucu uçları öne çıkarıl­ mıştı. Sosyal demokrasi bu şekilde ortaya çıktı. Bu bileşimin ürünü olan yeni Mon tagne, işçi sınıfından bazı figüranlar ve bazı sekter sosyalist­ ler dışında, eski Mon tagne ile aynı unsurları içeriyordu; yalnızca, sayıca daha güçlüydü. Ama gelişim süreci içinde, temsil ettiği sınıfla birlikte değişmişti. Sosyal demokrasinin kendine özgü karakterini özetleyen şey, demokratik-cumhuriyetçi kurumların, iki ucu, yani hem sermayeyi

48


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

hem de ücretli emeği ortadan kaldırmanın araçları olarak değil, bunlar arasındaki karşıtlığı zayıftatmanın ve uyuma dönüştümlenin araçları ola­ rak istenmesiydi. Bu amaca ulaşmak için alınması önerilen önlemler ne kadar çeşitli olursa olsun, bu amaç az ya da çok devrimci düşüncelerle ne kadar süslenirse süslensin, içerik aynı kalır. Bu içerik, toplumun de­ mokratik yolla değişimi, ama küçük burjuvazinin sınırları içinde kalan bir değişimdir. Yalnız, küçük burjuvazinin, ilkesel olarak, bencilce bir sınıf çıkarını kabul ettirmek istediği şeklindeki sığ düşüneeye kapılmamak gerekiyor. Küçük burjuvazi, tersine, kendi kurtuluşunun özel koşulları­ nın genel koşullar olduğuna ve modern toplumun kurtarılınasının ve sınıf mücadelesinin önlenmesinin yalnızca bu koşullar altında mümkün oldu­ ğuna inanır. Tüm demokrat temsilcilerin aslen shopkeeper [ dükkancı] ol­ dukları ya da onlara hayranlık duydukları da düşünülmemeli. Eğitimleri ve bireysel durumları açısından, d ükkancılarla aralarında dağlar kadar fark bulunabilir. Onları küçük burjuvanın temsilcileri yapan, küçük bur­ juvanın yaşamda ötesine geçemediği sınırları kafalarında aşamamaları, bu nedenle de maddi çıkarların ve toplumsal durumun küçük burjuva­ ları pratikte ulaştırdığı sorun ve çözümlerin aynılarına teori tarafından ulaştırılmaları. Zaten, bir sınıfın siyasal ve yazınsal temsilcileri ile temsil ettikleri sınıf arasındaki ilişki budur. Yukarıdaki tartışmadan sonra açık hale gelen şu ki, Montagne, cum­ huriyet ve sözde insan hakları için sürekli olarak Düzen Partisi'yle mü­ cadele ediyorsa, nihai amacı, ne cumhuriyet ne de insan hakları; onun durumu, silahlarından yoksun bırakılmak istenen ve kendi silahlarını elinde tutmak için savunmaya geçip savaş alanına çıkan bir ordununkin­ den farksız. Düzen Partisi, Ulusal Meclisin toplanmasının hemen ardından

Montagne'ı kışkırttı. Bir yıl önce devrimci proletaryadan kurtulma zorun­ luluğunu kavramış olan burjuvazi, şimdi de demokrat küçük burjuvaların hakkından gelme zorunluluğunu hissediyordu. Ama hasmının durumu farklıydı. Proleter partisinin gücü sokakta, küçük burjuva partisinin gücü ise Ulusal Meclisin içindeydi. Dolayısıyla, zamanın ve fırsatların bu gücü sağlarulaştırmasına izin vermeden, Montagne'ı Ulusal Meclisten sokağa çekmek ve parlamenter gücünü kendisinin kırdırmasını sağlamak gere-

49


lll. Bölüm

kiyordu. Mon tagne, tuzağın üzerine balıklama atladı. Roma'nın Fransız birlikleri tarafından topa tutulması, onun önüne atılan yemdi. Bu eylem, anayasanın, Fransız Cumhuriyetinin savaş güçlerini bir başka halkın özgürlüklerine karşı kullanmasını yasaklayan V. maddesine aykırıydı. Ayrıca, 54. madde de yürütme gücünün Ulusal Meclis onayı olmadan savaş ilan etmesini yasaklıyorrlu ve Kurucu Meclis 8 Mayıs ta­ rihli kararıyla Roma seferini kınamıştı. Ledru-Rollin bu gerekçelerle ı ı Haziran ı849'da Bonaparte ve bakanları hakkında bir suçlama önergesi verdi. Thiers'in ağır sataşmaları nedeniyle heyecana kapıldığından, ana­ yasayı her tür araçla, hatta elde silah savunacağı tehdidini savurma nokta­ sına kadar geldi. Montagne tek bir vücut gibi ayağa kalktı ve bu silah başı etme çağrısını yineledi. Ulusal Meclis ı2 Haziran'da suçlama önergesini reddetti ve Montagne parlamentoyu terk etti. ı3 Haziran'daki olaylar bi­ liniyor: Mon tagne'ın bir bölümünün Bonaparte ile bakanlarını "anayasa dışı" ilan eden bildirisi; demokrat Ulusal Muhafıziarın sokak gösterisi ve Changarnier'nin birlikleriyle karşılaştıklarında silahsız olan bu muhafız­ Iarın çi! yavrusu gibi dağılmaları vb., vb. Montagne'ın bir bölümü yurtdışı­ na kaçtı, bir başka bölümü Bourges'daki yüksek mahkemeye gönderildi ve bir meclis yönetmeliği geri kalanları Ulusal Meclis başkanının öğret­ mence gözetimine tabi kıldı. Paris'te yine sıkıyönetim ilan edildi ve kentin Ulusal Muhafızının demokrat kesimi dağıtıldı. Böylece Montagne'ın par­ lamentodaki ve küçük burjuvaların Paris'teki güçleri kırıldı. ı3 Haziran'ın kanlı bir işçi ayaklanmasının işaretini vermiş olduğu Lyon'da da, yakın çevresindeki beş ille birlikte sıkıyönetim ilan edildi ve bu illerdeki sıkıyönetim şu ana dek sürdü. Mon tagne'ın çoğunluğu, bildirisini imzalamayı kabul etmeyerek, öncü­ sünü ortada bırakmıştı. Manifestoyu (Pronunziamento) yayımlama cesa­ retini yalnızca iki gazete gösterirken, basın ortadan kaybolmuştu. Küçük burjuvalar, Ulusal Muhafıziarın kenarda kalmaları ya da ortaya çıktıkları yerlerde barikatların kurulmasını engellemeleri yoluyla, temsilcilerine ihanet etmişti. Temsilciler küçük burjuvaları aldatmıştı, çünkü orduda­ ki sözde yandaşlar hiçbir yerde kendilerini göstem1emişti. Son olarak, demokratik parti, proletaryadan güç desteği alacak yerde ona kendi za­ yıflığını bulaştırmıştı ve demokratların tüm büyük eylemleri için alışılmış

50


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

olduğu üzere, önderler "halk"larını kaçmakla, halk da önderlerini aldat­ macılıkla suçlayabilmenin mutluluğuna sahipti. Daha önce pek az eylem, M ontagne'ın gündemdeki kampanyasından daha büyük gürültüyle ilan edilmiş, pek az olay, demokrasinin önüne geçilemez zaferi olarak daha kesin şekilde ve daha uzun bir süre önce­ sinden tantanayla duyurulmuştu. Kesin olan şu: Demokratlar, sesleriyle Eriha'nın surlarını yıkmış olan borazanlara inanır.35 Ve ne zaman zorba­ lığın surlarıyla karşı karşıya kalsalar, mucizeyi taklit etmeye çalışırlar.

Montagne, eğer parlamentoda zafer kazanmak istiyorduysa, silah başı­ na çağırmamalıydı. Eğer parlamentoda silah başına çağırdıysa, sokakta parlamenter tarzda hareket etmemeliydi. Eğer gerçekten de barışçıl bir gösteri amaçlandıysa, o zaman buna askeri bir karşılığın verileceğini öngöm1emek ahmakçaydı. Eğer gerçek bir mücadelenin yaşanacağı görülüyorduysa, o zaman bu mücadelede kullanılması gereken silah­ ların bırakılması orijinal bir tutumdu. Ama küçük burjuvalar ile onların demokratik temsilcilerinin devrimci tehditleri, düşmana gözdağı verme girişimlerinden başka bir şey değildir. Ve bir çıkmaz yola girdiklerinde, tehditlerini hayata geçirmek zorunda kalmalarına yetecek ölçüde kendi­ lerini rezil ettiklerinde, dile getirdikleri tehditler, her şeyden çok amaca uygun araçlardan uzak durarak ve yenilgiye bahaneler arayarak, farklı yorumlara açık biçimde hayata geçirilir. Kavganın habercisi olan gürül­ tülü uvertür, onun başlayacağı an gelir gelmez korkakça bir homurtunun içinde kaybolur, oyuncular kendilerini au serieux [ciddiye] almayı bırakır ve hareket, iğne hatırılan hava dolu bir balon gibi yere serilir. Hiçbir parti elindeki araçları demokratik partiden daha fazla abartmaz ve hiçbiri durum hakkında kendisini daha düşüncesizce kandırmaz. Ordunun bir bölümü ona oy verdiğinden, Mon tagne, ordunun kendisi için ayaklanacağından da emindi. Peki, hangi vesileyle? Askerler açısın­ dan, devrimcilerin, Fransız askerlerine karşı Roma askerlerinin tarafını tutmasından başka hiçbir anlama gelmeyen bir vesileyle. Diğer yandan, Haziran 1848'in anıları o kadar tazeydi ki, proJetaryada Ulusal Muhafıza 35 Eski Ahit'P göre, Musa'dan �ınra lsraillikrin başına !{!'<;"<'n Yl'ŞU, Ratı Şeria'da bulunan Eriha kmtini kuşattığımla, bu kmtin surlan borazan Sl'skıiyk yıkılınıştı ÇPV. ·

51


lll. Bölüm

yönelik derin bir nefretin ve gizli derneklerin liderlerinde demokrat lider­ Iere yönelik ciddi bir güvensizliğin bulunmaması mümkün değildi. Bu farklılıkların giderilmesi, tehlikeye düşen büyük ortak çıkarların varlığını gerektiriyordu. Anayasanın soyut bir paragrafının ihlali, bu tür bir çıkarı ortaya çıkaramazdı. Anayasa, bizzat demokratlar tarafından doğrulandığı üzere, daha önce defalarca ihlal edilmemiş miydi? En popüler gazeteler anayasayı karşı devrimci bir komplo olarak damgalamamış mıydı? Ama demokrat, küçük burjuvazi yi, yani içinde iki sınıfın çıkarlarının birbirleri­ ni aynı anda körelttikleri bir geçiş sınıjim temsil ettiğinden, genel olarak sınıf karşıtlığının üzerine çıkmış olduğunu düşünür. Demokratlar, kar­ şılarında ayrıcalıklı bir sınıfın durduğunu kabul eder; ama onlar, ulusun tüm geri kalan çevreleriyle birlikte halkı oluşturur. O nların temsil ettiği şey halkın hakkıdır; onları ilgilendiren şey halkın çıkandır. Dolayısıyla, gündemde bir mücadele olduğunda, farklı sınıfların çıkarlarını ve konum­ larını incelemeleri gerekmez. Ellerindeki araçları uzun uzadıya ölçüp biç­ meleri gerekmez. Halkın tüm bitmez tükenmez kaynaklarıyla ezenlerin üzerine çullanması için tek yapmaları gereken, bunun işaretini vermektir. Eğer uygulamada, çıkarlarının ilgi çekici bulunmadığı ve güçlerinin ikti­ darsız olduğu açığa çıkarsa, ya bölün mez halkı çeşitli düşman kamplara ayıran uğursuz saftatacılar buna yol açmıştır, ya ordu kendisi için en iyi­ sinin demokrasinin saf amaçları olduğunu kavrayamayacak kadar cana­ variaşmış ve körleşmiştir, ya uygulamadaki bir ayrıntı yüzünden her şey berbat olmuştur, ya da öngörülmemiş bir tesadüf oyunu bu seferlik boz­ muştur. Her durumda, demokrat, en utanç verici yenilgiden, başlangıçta ne kadar masumsa o kadar lekesiz bir şekilde, zafer kazanmak zorunda olduğu yönündeki yeniden kazanılmış inançla çıkar; onun ve partisinin, eski bakış açılanndan vazgeçmeleri değil, tersine, koşulların, ona uygun hale gelecek şekilde olgunlaşması gerekmektedir. Dolayısıyla, tırpanlanmış, direnci kırılmış ve yeni meclis yönetmeliğiy­ le küçük düşürülmüş olan M ontagne'ın çok acınası bir durumda olduğu düşünülmemeli. 13 Haziran, liderlerini ortadan kaldırmış olsa bile, diğer taraftan düşük yetenekiilere yer açtı ve bu yeni konumları onların gurur­ larını okşadı. Parlamentodaki güçsüzlükleri su götürmez hale geldiyse, bu sayede artık eylemlerini ahlaki öfke patlamalarıyla ve gürültülü ko-

52


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

nuşmalarla sınırlandırma hakkına da sahiptiler. Düzen Partisi, devrimin son resmi temsilcileri olarak onlarda anarşinin tüm terörünün cisimleş­ miş halini görüyormuş gibi yapıyorduysa, onlar da gerçekte aynı ölçüde ezik ve uslu olabiliyordu. Ama 13 Haziran hakkında kendilerini şu derin ifadeyle avutuyorlardı: Hele bir genel oy hakkına dokunınaya cesaret edilsin! O zaman, kim olduğumuzu gösteririz. Nous verrons [göreceğiz ] . Yurtdışına kaçan Montagnard'lar söz konusu olduğunda, burada, Ledru-Rollin'in, tepesinde bulunduğu güçlü partiyi iki haftadan bile kısa bir süre içinde geri dönüşsüz şekilde yıkıma uğratmayı başardığı için, bu sefer de in partibus [injldelium: inançsıziarın topraklarında] bir Fransız hükümeti kurma çağrısıyla karşılaştığını; devrimin d üzeyinin düşmesi ve resmi Fransa'nın resmi büyüklerinin cüceleşmesi ölçüsünde, uzaktaki, ey­ lem zemininden uzaklaşmış imgesinin büyümüş göründüğünü; 1852'nin cumhuriyetçi talibi olabildiğini, Ulahlara [ Walachen, Efiaklılari ve başka halkiara yönelik periyodik genelgeler çıkararak kıtanın zorbalarını ken­ rlisinin ve müttefiklerinin yapacaklarıyla tehdit ettiğini belirtmek yeterli olacaktır. Proudhon, bu beylere, "Vous n 'etes que des blagueurs" [ Sizler yalnızca birer palavracısınız] diye seslendiğinde, tümüyle haksız mıydı? Düzen Partisi 13 Haziran'da Mon tagne'ın gücünü kırmakla kalmamış, Ulusal Meclisin çoğunluk kararların ın anayasa karşısındaki üstünlüğünü kabul ettirmişti. Ve cumhuriyetten şunu anlıyordu: burjuvazinin, monarşi döneminde olduğu gibi yürütme gücünün veto yetkisiyle ya da meclisin dağıtılabilirliğiyle sınırlanmaksızın, parlamenter biçimler altında hüküm sürmesi. Bu, Thiers'in adlandırmasıyla parlamenter cumhuriyetti. Ama burjuvazi, 13 Haziran'da parlamento binası içindeki mutlak iktidarını gü­ vence altına alırken, parlamentonun en popüler kesimini dışarı atarak, onu yürütme gücü ve halk karşısında iyileştirilemez bir zayıflığa mahkum etmedi mi? Çok sayıda temsileiyi doğrudan doğruya savcılara teslim ede­ rek, kendi parlamenter dokunulmazlığını kaldırdı. M ontagne'ı tabi kıldığı onur kırıcı yönetmelik, tek tek halkın temsilcilerini ne kadar alçaltıyorsa, cumhuriyetin başkanını o kadar yükseltiyor. Anayasayı korumaya yöne­ lik ayaklanmayı anarşik, toplumun yıkımını amaçlayan bir eylem olarak damgalayarak, yürütme gücünün ona karşı anayasayı ihlal etmesi duru­ munda ayaklanma çağrısında bulunmayı kendisine yasakladı. Ve tarihin

53


lll. Bölüm

ironisi şu ki, Düzen Partisi, Bonaparte'ın emriyle Roma'yı topa tutan ve böylece 13 Haziran'daki anayasal ayaklanmanın dolaysız vesilesini sunan generali, yani Oudino t'yu, 2 Aralık 1851'de, yalvarırcasına ve sonuçsuz bir şekilde, Bonaparte'a karşı anayasanın generali olarak halka sunmak zorunda kalır. Ve 13 Haziran'ın bir başka kahramanı olan Vieyra, yüksek finans çevrelerine bağlı bir Ulusal Muhafız güruhunun başında demok­ rasi yanlısı gazetelerin bürolarında uyguladığı şiddet nedeniyle Ulusal Meclis kürsüsünden övgü alan Vieyra, Bonaparte'ın komplosuna katıldı ve Ulusal Meclisin, son saatinde, Ulusal Muhafızdan gelebilecek her tür korumadan yoksun bırakılmasında önemli bir rol oynadı. 13 Haziran'ın bir başka anlamı daha vardı. Montagne'ın zorladığı şey, Bonaparte'ın zanlı durumuna getirilmesiydi. Dolayısıyla, yenilgisi, doğ­ rudan doğruya Bonaparte'ın bir galibiyeti, demokrat düşmaniarına kar­ şı kişisel zaferiydi. Zaferi mücadele ederek kazanan, Düzen Partisi'ydi; Bonaparte'ın tek yapması gereken, bunu kendi hanesine yazmaktı. Bunu yaptı. 14 Haziran'da Paris'in duvarlarına asılan bir duyuruda, cumhurbaş­ kanı, keşişlere özgü inzivasından sanki kendi çabası olmadan, isteksiz­ ce, yalnızca olayların zorlamasıyla çıkmış gibi, değeri anlaşılmamış bir erdem [timsali] olarak, karşıtlarının iftiralarından yakınır ve görünürde kendi kişiliğini düzenin davasıylaözdeşleştirirken, aslında, düzenin dava­ sını kendi kişiliğiyle özdeşleştirir. Ayrıca, Ulusal Meclis sonradan Roma seferini onaylamış olsa bile, bu konudaki girişim Bonaparte'tan gelmiş­ ti. Yüksek Rahip Samuel'i Vatikan'a yeniden yerleştirdikten sonra, Kral Davut olarak Tuileries'e [Tuileries Sarayı'na] taşınınayı umabilirdi.36 Din adamlarını kazanmıştı. 13 Haziran ayaklanması, görmüş olduğumuz üzere, kendisini barışçıl bir sokak gösterisi olarak sınırlamıştı. Dolayısıyla, ona karşı askeri bir za­ fer kazanmak mümkün değildi. Buna karşın, Düzen Partisi, kahramanları ve olayları açısından yoksul olan bu dönemde, bu kansız savaşı ikinci bir Dünyevi iktidannı yeniden kazanmasına yardımcı olduğu !Pa pal IX Pius'un elimlen Fransız tacını almayı uman Louis Napoleon'un planianna ironik bir göndermede bulunuluyor. Inci!'e göre, Davut, Samuel peygambertarafından, lbrani krab Saufün yerine kralyapılmıştı (1 Samuel 16:13) - Ingilizce baskı editörünün notu. 36

54


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

Austerlitz'e37 dönüştürdü. Kürsü ve basın, anarşinin aczini gösteren halk yığınlarının karşısındaki orduyu düzenin gücü olarak ve Changamier'yi "toplumun siperi" olarak övdü. Bu, sonrasında Changamier'nin kendisi­ nin de inandığı bir aldatmacaydı. Ama el altından, kuşkulu görünen bir­ likler Paris'ten uzaklaştırıldı, seçimlerde en demokrasi yanlısı tercihleri yapan alaylar Fransa'dan Cezayir'e sürüldü, huzursuzluk yaratan asker­ ler mahkum birliklerine gönderildi ve son olarak, sistemli f>ir şekilde, basının kışladan ve kışianın burjuva toplumundan yalıtilması sağlandı. Böylece, Fransız Ulusal Muhafız tarihinin belirleyici dönüm noktası­ na ulaşmış olduk. 1830'da, Restorasyonun devrilmesine karar vermişti. Louis-Philippe döneminde, Ulusal Muhafızın ordu birliklerinin tarafında durduğu tüm ayaklanmalar başarısızlığa uğradı. 1848'in Şubat günle­ rinde ayaklanma karşısında pasif ve Louis-Philippe karşısında kuşkulu bir tutum aldığında, Louis-Philippe kendisini yenilmiş saydı ve yenildL Böylece devrimin Ulusal muhafız olmadan ve ordunun Ulusal Muhafıza

karşı zafer kazanamayacağı inancı kök saldı. Bu, ordunun, burjuvazinin mutlak iktidarı hakkındaki boş inancıydı. Tüm Ulusal Muhafızın düzenli birliklerle birlikte ayaklanmayı hastırdığı 1848 Haziran Günleri, söz ko­ nusu boş inancı sağlamlaştırmıştı. Bonaparte'ın iktidara gelmesinden sonra, Ulusal Muhafızın konumu, komutanlığının anayasaya aykırı bir şekilde Birinci Tümen komutanlığı ile birlikte Changamier'de birleştiril­ mesi yoluyla belirli ölçülerde zayıfladı. Burada nasıl Ulusal Muhafızın komutanlığı ordu başkomutanının bir sıfatı olarak görünüyorduysa, Ulusal Muhafızın kendisi de artık yalnız­ ca düzenli birliklerin bir eklentisi olarak görünüyordu. Sonunda, 13 Haziran'da, gücü kırıldı: yalnızca, o günden bu yana düzenli aralıklarla Fransa'nın her köşesinde yinelenen ve geriye onun yalnızca enkazını bı­ rakan kısmi dağıtma fiili aracılığıyla değil. 13 Haziran gösterisi her şey­ den önce demokrat Ulusal Muhafıziarın bir gösterisiydi. Orduya karşı silahlarını olmasa bile üniformalarını gösterdiler; ama tılsım tam da bu üniformadaydı. Ordu, bu üniformanın he�hangi bir yünlü kumaş parça37 Napoleon Bonaparte (1. Napoleon), 2 Aralık 1805'teki Austt>rlitz Savaşı'nda, Rusya ile 1\vusturya onlulanna karşı büyük bir zafer kazanmıştı · çev.

55


lll. Bölüm

sından başka bir şey olmadığına ikna oldu. Sihir kayboldu. 1848 Haziran Günlerinde burjuvazi ile küçük burjuvazi, Ulusal Muhafız olarak, proJetar­ yaya karşı orduyla birleşmişti; 13 Haziran 1849'da, burjuvazi, küçük bur­ juva Ulusal Muhafızın ordu tarafından dağıtılınasına izin verdi; 2 Aralık 1851'de burjuvazinin kendi Ulusal Muhafızı ortadan kalkmış durumdaydı ve Bonaparte, sonradan, Ulusal Muhafızı dağıtan kararnarneyi imzaladı­ ğında, yalnızca, bu olguyu kayıtlara geçirmiş oldu. B urjuvazi böylece or­ duya karşı kullanabileceği son silahını kendisi kırmıştı; ama, küçük bur­ juvazinin artık bir vasal olarak arkasında değil, bir isyancı olarak önünde durduğu andan itibaren, onu kırmak zorundaydı; benzer şekilde, genel olarak m utlakiyetçilik karşısındaki tüm savunma araçlarını, kendisi mut­ laklaşır m utlaklaşmaz, kendi elleriyle yok etmek zorunda kalmıştı. Bu sırada, Düzen Partisi, iktidarın yeniden ele geçirilmesini, cumhu­ riyete ve anayasaya yönelik hakaretlerle, kendi önderlerinin yaptıkları da dahil olmak üzere geleceğin, anın ve geçmişin tüm devrimlerini la­ netleyerek ve basını susturan, örgütlenme hakkını ortadan kaldıran, sı­ kıyönetimi organik bir kurum olarak düzenleyen yasalarla kutluyordu; sanki, iktidar, 1848 yılında, yalnızca, 1849'da tüm kısıtlarından kurtulmuş olarak yeniden bulunmak üzere yitirilmişti. Ardından, Ulusal Meclis, top­ lanmayacağı dönem için bir daimi komisyon atadıktan sonra, oturumia­ rına Ağustos ortasından Ekim ortasına kadar ara verdi. Bu tatil sırasında meşrutiyetçiler Ems'le, Orleans'cılar Claremont'la, Bonaparte bir prens gibi turlara çıkarak ve il meclisleri de anayasanın gözden geçirilmesine ilişkin görüşmelerle entrika çevirdi: Ulusal Meclisin periyodik tatillerin­ de düzenli olarak yinelenen ve üzerlerinde yalnızca gerçek birer olaya dönüştüklerinde duracağım hadiseler. Burada ek olarak belirtilmesi ge­ reken tek konu, Düzen Partisi kamuoyuna rezil olacak şekilde kralcı un­ surlarına ayrılır ve bunların birbirleriyle çelişen restorasyon arzularının peşinden giderken, Ulusal Meclisin, görece uzun aralar boyunca sahne­ den kaybolarak ve cumhuriyetin tepesinde, acınası bile olsa, yalnızca bir simanın, Louis Bonaparte simasının görünmesine izin vererek, akılsızca hareket etmiş olduğu. Ne zaman bu tatil dönemlerinde parlamentonun kafa karıştırıcı gürültüsü kesilse ve gövdesi ulusun içinde dağılsa, bu cumhuriyetin gerçek biçimini tamamlamak için gereken tek bir şeyin

56


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

kaldığı açıkça görülüyordu: Parlamen tonun tatilinin sürekli kılınması ve

cumhuriyetin liberte, egalite, fraternite [ özgürlük, eşitlik, kardeşlik) şek­ lindeki ibaresinin yerine muğlaklık barındırmayan şu sözlerin konması: Piyade, süvari, topçu!


IV Ulusal Meclis Ekim 1849'un ortalarında yeniden toplandı. Bonaparte, 1 Kasım'da, Barrot-Falloux hükümetinin görevden alındığını ve yeni bir hükümetin kurulduğunu bildirdiği bir mesajla meclisi şaşırttı. Uşaklar bile hiçbir zaman Bonaparte'ın bakaniarına uygun gördüğü biçimde apar topar kovulmamıştı. Ulusal Meclisi hedef alan tekmeleri, geçici olarak, Barrot ve ortakları yedi. Barrot hükümeti, görmüş olduğumuz üzere, meşrutiyetçiler ile Orleans'cılardan oluşan bir Düzen Partisi hükümetiydi. Bonaparte, cum­ huriyetçi Kurucu Meclisi dağıtmak, Roma seferini gerçekleştirmek ve demokratik partiyi parçalamak için bu hükümete gereksinim duymuştu. Görünürde kendisini bu hükümetin arkasında gizlemiş, iktidar gücünü Düzen Partisi'nin ellerine teslim etmiş ve Louis-Philippe döneminde ga­ zetelerin sorumlu yazıişleri müdürlerinin taktığı ılımlı karakter maskesi­ ni, ho m m e de paille [göstermelik yönetici) maskesini takmıştı. Şimdiyse, altında yüz hatlarını saklayabileceği hafif bir perdeden, kendisine ait bir çehreyi göstermesini engelleyen demirden bir örtüye dönüşmüş olan bir maskeyi fırlatıp attı. Düzen Partisi adına cumhuriyetçi Ulusal Meclisi zorla dağıtmak için Barrot hükümetini atamıştı; kendi adının Düzen Partisi'nin Ulusal Meclisinden bağımsızlığını ilan etmek için onu görevden aldı. Bu görevden almanın ikna edici bahaneleri de yok değildi. Barrot hükümeti, cumhuriyetin başkanının Ulusal Meclisin yanındaki bir güç olarak görünmesini sağlayacak nezaketi bile sergilemedi. Daha önce Kurucu Meclise karşı kamuoyuna d uyurduğu bir mektupta Oudinot'yu Roma Cumhuriyetine yönelik saldırı nedeniyle övmüş olan Napoleon,

59


IV. Bölüm

Ulusal Meclis tatildeyken de, Edgar Ney'e yazılmış, papanın otoriter tav­ rını onaylamıyor göründüğü bir mektubu kamuoyuna duyurdu. Ulusal Meclis Roma seferinin bütçesinin oylanmasına geçtiğinde, Victor Hugo, sözde liberalliği uyarınca, bu mektubu gündeme getirdi. Düzen Partisi, Bonaparte'ın fikirlerinin herhangi bir ağırlığının bulunabileceği fikrini, aşağılayıcı inançsızlık çığlıklarıyla bastırdı. Bakanların hiçbiri onun için mücadeleye girmedi. Barrot, bir başka vesileyle, bildik içi boş dokunak­ lılığıyla (Pathos), konuşmacı kürsüsünden, kendi ifadesine göre cum­ hurbaşkanının en yakın çevresinde çevrilen "iğrenç entrikalar" hakkında öfke dolu sözler sarf etti. Sonunda, hükümet, Orleans düşesi için Ulusal Meclisten bir dul maaşı elde ederken, devlet başkanlığı bütçesinin ar­ tırılmasına yönelik tüm önerileri reddetti. Ve Bonaparte'tın kişiliğinde imparatorluk iddiacısı ile düşkün maceracı o kadar büyük bir içtenlikle kaynaşıyordu ki, imparatorluğu geri getirmekle etmekle görevlendirildi­ ği yönündeki bir büyük fikir, her zaman, Fransız halkının onun borçlarını ödemekle görevlendirildiği yönündeki bir başkasıyla tamamlanıyordu. Barrot-Falloux hükümeti, Bonaparte'ın kurduğu ilk ve son parlamen­ ter h ükümet oldu. Bu nedenle, aynı hükümetin görevden alınması, belir­ leyici bir dönüm noktasıdır. Düzen Partisi, onunla birlikte, parlamenter rejimin korunması açısından vazgeçilmez bir mevkiyi, yürütme gücünün tutarnağını bir daha hiçbir zaman ele geçirememek üzere yitirdi. Fransa gibi, yüıiitme gücünün yarım milyondan fazla bireyden oluşan bir me­ mur ordusunu yönettiği, yani devasa bir çıkarlar ve geçimler yığınını sü­ rekli olarak en mutlak bağımlılık içinde tuttuğu; devletin, en kapsamlı yaşam belirtilerinden en önemsiz kıpırtılarına, en genel var oluş biçimle­ rinden bireylerin özel yaşamiarına kadar burjuva toplumunu kıskaca aldı­ ğı, kontrol ettiği, düzenlediği, gözetim altında tuttuğu ve vesayet altında tuttuğu; bu asalak gövdenin, en olağanüstü merkezileşme aracılığıyla, karşılığını ancak toplumun gerçek gövdesinin çaresiz bağımlılığında ve dağınık biçimsizliğinde bu Iabilen bir her yerde olma, her şeyi bilme, hızlı hareket etme ve esneklik gösterme kapasitesi kazandığı bir ülkede, işte böylesi bir ülkede, Ulusal Meclisin, bakanlık koltuklarını kaybettiğinde, eğer bununla eş zamanlı olarak devlet idaresini basitleştirmiyor, memur­ lar ordusunu mümkün olduğu ölçüde küçültmüyor ve son olarak burjuva

60


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

toplumunun ve kamuoyunun kendilerine ait ve devlet iktidarından ba­ ğımsız organlarını yaratmalarma izin vermiyorsa, her tür gerçek etkisini yitireceği hemen anlaşılır. Ama Fransız burjuvazisinin maddi çıkarı, tam da bu geniş ve çok kollu devlet mekanizmasının korunmasına en sıkı şekilde bağlıdır. Kendi fazla n üfusunu buraya yerleştirir ve kar, faiz, kira ve serbest meslek ücreti biçimlerinde cebe indiremediklerini devlet ma­ aşları biçiminde tamamlar. Diğer yandan, kamuoyuna karşı kesintisiz bir savaş yürütmek ve toplumun bağımsız hareket organlarını tümüyle ke­ sip atmayı başaramadığı yerlerde güvensizlik içinde bunları sakatlamak, felee uğratmak zorunda olduğu bir sırada, burjuvazi, siyasal çıkarı tara­ fından, baskıyı, yani devlet iktidarının araçlarını ve personelini günden güne artırmaya zorlanıyord u. Fransız burjuvazisi, işte bu şekilde, sınıfsal konumu gereği, bir yandan her tür parlamenter gücün ve dolayısıyla aynı zamanda kendi parlamenter gücünün yaşam koşullarını ortadan kaldır­ mak, diğer yandan da ona düşmanca yaklaşan yürütme gücünü karşı ko­ nulmaz kılmak zorundaydı. Yeni hükümet,

d'Hautpoul

hükümeti

adını

taşıyordu.

General

d'Hautpoul'ün bir başbakanlık makamı elde ettiği anlamında değil. Aksine, Bonaparte, Barrot ile birlikte bu makamı da ortadan kaldırdı; söz konusu makam, cumhuriyetin başkanını, anayasal bir krallığa, ama taht­ sız ve taçsız, asasız ve kılıçsız, sorumluluksuz olmayan, en yüksek devlet rütbesini süre sınırlaması olmadan elinde tutamayan ve en kötüsü devlet başkanlığı bütçesi bulunmayan bir anayasal kralın hukuki hiçliğine mah­ kum etmişti. Hautpoul hükümetindeki parlamentoda ün sahibi tek kişi, yüksek finans çevrelerinin adı en kötüye çıkmış unsurlarından biri olan Yahudi Fould'du. Onun eline maliye bakanlığı düştü. Paris borsasının fiyat listelerine bakılırsa, 1 Kasım 1849'dan itibaren, Fransız hisse senet­ lerinin, Bonaparte'ın durumundaki iyileşme ve kötüleşmelere paralel ola­ rak yükselip alçaldığı görülür. Bonaparte bu şekilde borsada yandaşlarını bulurken, aynı zamanda, Carlier'yi Paris'in polis müdürlüğüne atayarak polisi de ele geçirdi. Ne var k i , bakan değişikliklerinin sonuçları, ancak gelişmelerin akışı içinde kendilerini gösterebildi. tık aşamada, Bonaparte, yalnızca, daha da çarpıcı bir şekilde geri püskürtülmek üzere, ileriye doğru bir adım

61


IV. Bölüm

atmıştı. Sert mesajını Ulusal Meclise yönelik en yaltakçı itaat açıklaması izledi. Bakanlar, ne zaman Bonaparte'ın kişisel tuhaftıklarını utana sıkıla yasa tasarıları olarak gündeme getirmeyi deneme cesaretini sergileseler, başarısızlıkla sonuçlanacaklarına önceden ikna oldukları garip görevleri, istemeden ve konumları nedeniyle zorunda kaldıkları için yerine getiri­ yormuş gibi görünüyorlardı. Bonaparte ne zaman bakanlarının arkasın­ dan kendi niyetleri hakkında gevezelik etse ve "idees napoleo niennes iyle "

[ Napoleon'a özgü fıkirleriyle)38 oynasa, kendi bakanları onu onaylama­ dıklarını meclis kürsüsünden ilan ediyordu. Sanki, onun gasp arzuları, yalnızca, uğradığı zarariara sevinen düşmanlarının gülüşmeleri kesil­ mesin diye açığa çıkıyordu. Bütün dünyanın bir ahmak gibi gösterdiği, değeri aniaşılmayan bir dahi gibi davranıyordu. Başka hiçbir dönemde, tüm sınıfların aşağılamasına bu dönemdeki kadar çok maruz kalmadı. Burjuvazi, başka hiçbir dönemde daha mutlak bir şekilde hüküm sürme­ di, egemenliğinin işaretlerini hiç bu kadar böbürlenerek sergilemedi. Burada, meclisin yasama faaliyetlerinin tarihini yazınam gerekmiyor; iki yasa, bu dönemdeki yasama faaliyetlerini özetliyor: şarap vergisini yeniden yürürlüğe sokan yasa ve inançsızlıg ı kaldıran öğretim yasası.39 Fransızların şarap içmesi zorlaştınldıysa, onlara armağan edilen gerçek yaşam suyu�0 miktarı aynı ölçüde artırıldı. Burjuvazi, şarap vergisi hak­ kındaki yasayla nefret edilen eski Fransız vergi sistemini dokunulmaz ilan ettiyse, öğretim yasasıyla da, kitlelerin, vergi sistemini katlanılır kı311

Bkz. 26. dipnot - çev.

39 Kurucu Ulusal Meclisin karanna göre, şarap vergisinin 1 Ocak 1850'd!"n itibaren kaldınlması

gerekiyordu. Bu tarihten on gün önce, 20 Aralık 1849'da, Yasama Meclisi tarafından ymiden yürürlüğP sokuldu. Bu önlt•ınin siyasal anlamıyla ilgili olarak, bakınız, Karl Marx,

Die Klassenkiimpfe in Frankreich 1848 bis 1 850, Baml 7, MEW, s. 8()..86 [ Karl Marx, Fransa'ıkı Sınıf Miicadeleleri 1848- 1850, çev: Erkin Özalp, Yazılama Yayım•vi, Ocak 2009, Istanbul, s. 94-101 ] 13 Aralık tarihli bir geçici yasayla, valilere, altı aylığına, "düşiinı:e ve ögretim hiçimleriyle makı:ımlnnna lnyık olmadıkkırını gösteren" ht'l' okul öğretmenini keyfi bir şekilde görevden alma yetkisi verildi. Falloux'ya ait öğretim yasası 15 Mart'ta çıkanldı; yasa, tılusal eğitim sistemini ruhhan sınıfına teslim ediyordu - Almanca baskı t•ditörünün notu.

�o lçenlert' ölümsüzlük sağladığına

inanılan ya:şam suyu (abıhayat); Indi'de de anılır ve lsa'nın ya:şam suyu taışıyıcısı olduğu söylenir - çev.

62


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

lan eski ruh hallerine sahip olmasını sağlamaya çalıştı. Orleans'cıların, Voltaire'ciliğin ve seçmeci (eklektischen) felsefenin eski havarileri olan li­ beral burjuvaların, Fransız ruhunun yönetimini, atalarından devraldıkları bir düşmanlıkla baktıkları Cizvitlere emanet ettiklerini görmek şaşırtıcı. Ama Orleans'cılar ile meşrutiyetçiler, taht iddiacıları açısından ayrışsalar bile, birleşik egemenliklerinin, iki dönemin baskı araçlarının birleştiril­ mesini gerektirdiğini, Temmuz Monarşisinin boyunduruk altına alma araçlarının Restorasyonun boyunduruk altına alma araçlarıyla tamamlan­ mak ve güçlendirilmek zorunda olduğunu kavrıyorlardı. Tüm umutları boşa çıkan, bir yandan tahıl fiyatlarının düşüklüğü diğer yandan artan vergi yükü ve ipotek borçlan nedeniyle her zamankinden faz­ la ezilen köylüler, illerde hareketlenıneye başladı. Onlara, din adamlarının öğretmenleri hedef alan bir sürek avıyla, valilerin belediye başkanlarını hedef alan bir sürek avıyla ve tümünü hedef alan bir casusluk sistemiyle karşılık verildi. Paris'te ve büyük kentlerde, gericiliğin kendisi, çağının yüz hatlarını taşır ve yere serrnekten çok meydan okur. Taşrada ise ba­ yağı, sıradan, dar görüşlü, can sıkıcı, eziyet verici, tek sözcükle jandam1a olur. Din adamları rejimi tarafından kutsanan üç yıllık jandarma rejiminin olgunlaşmamış kitleleri yıldırmasının kaçınılmazlığı anlaşılır bir şeydir. Düzen Partisi'nin Ulusal Meclis kürsüsünden aşağıdaki azınlığa karşı sergilediği heyecanın ve yapılan konuşmaların miktarı ne olursa olsun, söylenenler, "fa, ja, ne in, nein!"dan [ Evet, evet, hayır, hayır! ] başka hiç­ bir sözcük kullanmaması gereken Hıristiyanınkiler gibi tek heceli kalı­ yordu. Basında olduğu gibi meclis kürsüsünde de tek heceli sözcükler. Çözümü önceden bilinen bir bilmece kadar sıkıcı. Konu ister dilekçe verme hakkı olsun isterse şarap vergisi, ister basın özgürlüğü isterse serbest ticaret, ister kulüpler isterse belediye yasası, ister bireysel öz­ gürlüğün korunması isterse devlet bütçesinin düzenlenmesi, parola hep geri döner, tema hep aynı kalır, hüküm hep hazırda bulunur ve hiç de­ ğişmez: "Sosyalizm!" Burjuva liberalizminin bile sosyalist olduğu, burju­ va aydınlanmasının sosyalist olduğu, burjuva mali reformunun sosyalist olduğu ilan edilir. Bir kanalın zaten bulunduğu bir yerde demiryolu inşa etmek sosyalistçeydi ve kılıçla saidınianın kendisini sopayla savunması sosyalistçeydi.

63


IV. Bölüm

Bu, yalnızca bir konuşma biçimi, moda ya da parti taktiği değildi. B urjuvazi, feodalizme karşı imal ettiği tüm silahların kendisine döndü­ ğü, ürettiği tüm eğitim araçlarının kendi uygarlığına karşı ayaklandığı, yarattığı tüm tanrıların kendisini ter k ettiği konularında doğru kavrayışa sahipti. Tüm sözde burjuva özgürlüklerinin ve ilerleme organlarının, ken­ di sınıf egemenliğinin aynı anda hem toplumsal temeline hem de siyasal zirvesine saldırdıklarını ve bunları tehdit ettiklerini, yani artık "sosyalist" olduklarını anlıyordu. Bu tehdit ve bu saldırılarda, haklı olarak, sosyaliz­ min sırrını buluyordu; sosyalizmin anlam ve eğilimini, sözde sosyalizmin kendisi hakkındaki değerlendirmeleriyle karşılaştırıldığında, daha doğ­ ru değerlendiriyordu; ister insanlığın acıları konusunda içli bir şekilde sızlananı, ister Hıristiyanlara özgü bir şekilde bin yıllık imparatorluğu4 1 ve evrensel kardeş sevgisini müjdeleyeni, ister akıl, eğitim ve özgürlük hakkında hümanistçe zırvalayanı, isterse doktrinci bir şekilde tüm sınıf­ ların uzlaşmasını ve refahını sağlayacak bir sistemi tasarlayanı olsun, sözde sosyalizm de, bu nedenle, burjuvazinin kendisini ona neden katı bir şekilde kapattığını anlayamıyordu. Ama burjuvazinin kavrayamadığı şey, sonuçta, genel malıkurniyet kararı çerçevesinde, kendi parlamenter

rejiminin ve genel olarak siyasal egemenliğinin de sosyalist sayılmasının zorunlu olduğuydu. Burjuva sınıfının egemenliği tam olarak örgütlenme­ dikçe, bu egemenlik saf siyasal ifadesini kazanmadıkça, diğer sınıfların karşıtlığı da saf haliyle ortaya çıkamaz ve ortaya çıktığı yerde, devlet ik­ tidarına karşı yürütülen her mücadeleyi sermayeye karşı yürütülen bir mücadeleye dönüştüren tehlikeli yola giremezdi. Burjuvazi, toplumun canlılığının ürünü olan her tür harekette "huzur"a yönelik bir tehdit gö­ rürken, huzursuzluk rejimini, yani kendi rejimi olan ve bir sözcüsünün ifadesiyle mücadele içinde ve mücadele sayesinde yaşayan parlamenter

rejimi toplumun tepesinde tutmayı nasıl isteyebilirdi? Parlamenter reji­ min gıdası tartışmayken, tartışmayı nasıl yasaklayabilir? Her bir çıkar, her bir toplumsal kurum burada genel düşüncelere dönüştürülür ve dü­ şünceler olarak tartışılır; herhangi bir çıkar, belirli bir kurum, kendisini düşünce üstü tutmayı ve imanın bir şartı olarak kabul ettirmeyi nasıl ba4 1 lsa'nın yeryüzüne dönmesinin arılından kunılacağına inanılan impanıtorluk · çev. 64


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

şarabilir? Konuşmacıların kürsüdeki mücadelesi, basındaki mücadeleye yol açar; parlamentodaki tartışma kulübü, kaçınılmaz olarak, salonlarda­ ki ve meyhanelerdeki tartışma kulüpleriyle tamamlanır; sürekli olarak kamuoyuna başvuran temsilciler, kamuoyuna, gerçek düşüncesini di­ lekçelerle söyleme hakkını verir. Parlamenter rejim her şeyi çoğunluk­ ların kararına bırakır; parlamento dışındaki büyük çoğunlukların karar vermek istememesi nasıl mümkün olabilir? Devletin zirvesinde keman çalarsanız, aşağıdakilerin dans etmesinden başka ne beklenebilir? Dolayısıyla, burjuvazi, geçmişte �liberal" diye övdüklerini şimdi "sosya­ list" diye kötülerken, kendi öz çıkannın, kendi kendini yönetme tehlike­ sinden kurtulmayı emrettiğini; ülkede huzuru sağlamak için her şeyden önce kendi burjuva parlamentosunun susturulmasının, kendi toplumsal iktidarının eksiksiz bir şekilde korunması için kendi siyasal iktidarının parçalanmasının zorunlu olduğunu; tek tek burjuvaların, diğer sınıflan sömürmeye ve mülkiyetten, aileden, dinden ve düzenden sorunsuz bir şekilde yararlanmaya, yalnızca, diğer sınıflar gibi kendi sınıflannın da aynı siyasal hiçliğe mahkum edilmesi koşuluyla devam edebilecekleri­ ni; cüzdanını kurtarması için, tacın ondan alınmasının ve onu koruyacak olan kılıcın aynı zamanda Demokles'in kılıcı olarak kendi kafasının üzeri­ ne asılmasının zorunlu olduğunu itiraf ediyor. Burjuvazinin genel çıkarları söz konusu olduğunda Ulusal Meclis o denli verimsizdi ki, örneğin, Paris-Avignon demiryolu hakkındaki 1850 kışında başlayan görüşmeler, 2 Aralık 1851'de hala sonuçlanma aşaması­ na gelmemişti. Baskı yapmadığı, tepki göstermediği yerlerde, iyileştirile­ meyecek bir kısırlık sorunu yaşıyordu. Bonaparte'ın hükümeti kısmen Düzen Partisi'nin ruhuyla yasalar ko­ nusunda inisiyatif alır ve kısmen de bunların uygulama ve yönetiminde sertliğini daha da abartırken, diğer yandan, Bonaparte, çocukça öneri­ lerle halkın sevgisini kazanmaya, Ulusal Meclise yönelik karşıtlığını be­ lirtmeye ve Fransız halkına, ondan saklanan hazineleri açması yalnızca günün koşulları tarafından geçici olarak engellenen gizli bir planın bu­ lunduğunu ima etmeye çalışıyordu. Astsubay maaşlarına günde dört ku-

65


IV. Bölüm

ruşluk12 bir zam yapma kararının alınması önerisi bu türden bir öneriydi. İşçiler için kefilsiz kredi açan bir banka önerisi de öyle. Kitleleri kandır­ mak için, bağışlanan ve borç olarak verilen paraları elde etme beklenti­ sinden yararlanmayı umuyordu. Bağışlama ve borç verme: hem seçkin hem de sıradan lumpen proletaryanın maliye bilimi bunlarla sınırlıdır. Bonaparte'ın harekete geçimıeyi bildiği yaylar bunlarla sınırlıydı. Daha önce hiçbir taht iddiacısı yığınlann bayağılığı üzerine bundan daha baya­ ğıca spekülasyon yapmamıştı. Ulusal Meclis, kendi sırtından halkın sevgisini kazanmaya yönelik bu apaçık girişimlere, borçların kamçıladığı ve kazanılmış hiçbir ünün tu­ tamadığı bu maceracının umutsuz bir darbe girişiminde bulunması teh­ likesinin giderek artmasına tekrar tekrar öfkeleniyordu. Düzen Partisi ile cumhurbaşkanı arasındaki uyumsuzluk, beklenmedik bir olay cum­ hurbaşkanını pişmanlık içinde onun koliarına geri attığında, tehlikeli bir nitelik kazanmıştı. 10 Mart 1850 ara seçimlerini kastediyoruz. Bu seçim­ ler, 13 Haziran'dan sonra hapis ya da sürgün yoluyla boşaltılan temsil­ ci koltuklarını yeniden doldurmak için yapılmıştı. Paris, yalnızca sosyal demokrat adayları seçmişti. Hatta, oyların çoğunu bir Haziran 1848 is­ yancısında, de Flotte'ta birleştirmişti. Proletaryayla ittifak halindeki Paris küçük burjuvazisi, 13 Haziran 1849'daki yenilgisinin öcünü bu şekilde almıştı. Tehlike anında savaş alanından kaybolan küçük burjuvazi, bunu yalnızca daha uygun bir fırsat çıktığında daha çok sayıda savaşçı güç­ le ve daha cesur bir mücadele parolasıyla geri dönmek için yapmış gibi görünüyordu. Bir başka olgu, görünürde, bu seçim zaferinin tehlikesini artınyord u. Ordu, Paris'te, Bonaparte'ın bir bakanı olan La Hitte'e kar­ şı Haziran isyancısına ve illerde de büyük ölçüde Montagnard'lara oy vermişti; Mon tagnard'lar, illerde de, Paris'teki kadar kesin bir şekilde olmasa bile, rakipleri karşısındaki üstünlüklerini korumuştu. Bonaparte, birdenbire yeniden devrimle karşı karşıya geldiğini düşün­ dü. 29 Ocak 1849'da olduğu gibi, 13 Haziran 1849'da olduğu gibi, 10 Mart 1850'de de Düzen Partisi'nin arkasında kayboldu. Başını eğdi, korkakça özür diledi, parlamento çoğunluğunun emriyle istenen her tür hükümeti 4 2 Soıı: O döm•mcl<' Fransa'daki m düşük d('ğ<'rli (5 st'ntlik) madeni para - çev.

66


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

atayabileceğini bildirdi, hatta, Orleans'cı ve meşrutiyetçi parti liderlerine, yani Thiers'lere, Berryer'lere, Broglie'lere, Mole'lere, kısacası, anıldıkları isimle hisar muhafızlarına,·13 devlet idaresini kendi ellerine almaları için yalvardı. Düzen Partisi, geri getirilemeyecek olan bu andan yararlanmayı başaramad ı. Sunulan iktidarı yürekli bir şekilde üzerine almak bir yana, Bonaparte'ı, 1 Kasım'da görevden alınan hükümeti yeniden işbaşma ge­ tirmeye bile zorlamadı; onu bağışiayarak aşağılamakla ve d'Hautpoul hü­ kümetine Baroche'u katınakla yetindi. Bu Baroche, kamu savcısı olarak, Bourges Yüksek Mahkemesi huzurunda, bir seferinde 15 Mayıs devrim­ cilerine karşı, bir diğer seferinde 13 Haziran'ın demokratianna karşı, her iki seferinde de Ulusal Meclisin varlığına son verme girişimi gerekçesiyle esip gürlemişti. Sonrasında, Bonaparte'ın hiçbir bakanı Ulusal Meclisin itibarının azaltılmasına ondan daha fazla katkıda bulunmadı ve 2 Aralık 1851'in ardından onu yeniden Senatonun iyi bir yere sahip ve yüksek maaşlı başkan yardımcısı olarak görüyoruz. Bonaparte'ın son yudumuna kadar içmesi için, devrimcilerin çorbasına tükürmüştü. Sosyal demokrat parti ise, yalnızca, kendi zaferini yeniden tartışmaya açmanın ve sivriliklerini gidermenin bahanelerini arıyormuş gibi gö­ rünüyordu. Paris'in yeni seçilen temsilcilerinden biri olan Vidal, aynı zamanda Strasbourg'da da seçilmişti. Paris'teki seçimi reddederek Strasbourg'dakini kabul etmeye ikna edildi. Yani, demokratik parti, se­ çim alanındaki zaferine kesin bir nitelik kazandırmak ve bu yolla Düzen Partisi'ni söz konusu zaferi parlamentoda hemen inkar etmeye zorlamak yerine, böylece halkın coşkulu olduğu ve orduda elverişli bir atmosfe­ rin bulunduğu bir anda düşmanı mücadeleye zorlamak yerine, Mart ve Nisan ayları boyunca, Paris'i yeni bir seçim kampanyasıyla yordu, halkın canlanmış tutkularının tekrar tekrar sahnelenen bu geçici oylama oyu43 l Mayıs l850'<le içişleri bakanı tarafındanyeni seçim yasası taslağını hazırlama göı eviyle atanan ve Yasama Meclisi üyesi 17 Orleans'cı ve meşrutiyetçi<len oluşan komisyondan söz ediliyor. Komisyon üyelerine takılan "hisar muhafızlan" adı Victor Hugo'nun aynı adlı

tarihse·! oyunundan ]Les Burgraves] ödünç alınmıştı ve bununla, oyun karakterleri olan hisar muhafızianniil dayanaksız iktidar i<l<lialan ile gerici özlemleri ima ediliyordu. Ortaçağ Almanyası'nda geçen oyunda Burggraff, bir Burg'un (kent) ya <la bölgeninimparator tarafınılan atanan yönPticisiydi - lngilizcl' baskı editörünün notu.

67


IV. Bölüm

nu içinde yıpranmasına, devrimci enerjinin anayasal başartlarla doyuma u laşmasına, küçük entrikalarla, içi boş nutuklarla ve göz boyamaya yöne­ lik hareketlenmelerle buharlaşmasına, burjuvazinin kendisini toplaması­ na ve önlemlerini almasına, son olarak da, Mart seçimlerinin anlamının, izleyen Nisan seçiminde, Eugene Sue'nün seçilmesiyle, zayıflatıcı bir duygusal yorum bulmasına izin verdi. Tek sözcükle, 10 Mart'a 1 Nisan şakası yaptı. Parlamento çoğunluğu hasmının zayıflığını kavradı. Parlamentonun on yedi hisar muhafızı, saldırının yönetimi ve sorumluluğu Bonaparte tarafından onlara bırakıldığından, yeni bir seçim yasası hazırladı; yasa­ nın sunulması görevi, bu onurun kendisine bahşedilmesini isteyen Bay Faucher'ye bırakıldı. Faucher, genel oy hakkını kaldıran, seçmenler için seçim bölgesinde üç yıl oturmuş olma koşulunu getiren, son olarak işçi­ leri seçim bölgesinde oturduklarını kanıtlamak konusunda işverenlerinin vereceği belgelere bağımlı kılan yasayı 8 Mayıs'ta sundu. Demokratlar, anayasal seçim mücadelesi sırasında ne kadar devrimci bir şekilde heyecaniandılar ve köpürdülerse, söz konusu seçim zaferinin ciddiyetinin elde silah kanıtlanması gereken şimdi de, aynı ölçüde ana­ yasal bir şekilde, düzen, görkemli sükunet (calme majestueux), yasalara bağlılık, yani kendisini yasa olarak dayatan karşı devrimin iradesine körü körüne boyun eğme vaazları veriyorlardı. Dağ [Montagne] , tartışmalar sırasında, Düzen Partisi'nin devrimci ateşliliğinin karşısına hukuk ze­ minini savunan dürüst adamın soğukkanlılığını çıkararak ve bu partiyi devrimci bir tarzda hareket ettiği şeklindeki korkunç suçlamayla yere se­ rerek, onu utandırdı. Yeni seçilen milletvekilleri bile, terbiyeli ve ölçülü davranarak, anarşist diye azarlanmalarının ve seçilmelerinin devrimin za­ feri olarak gösterilmesinin ne kadar büyük bir yanlışlık olduğunu kanıt­ lamaya çalıştı. Yeni seçim yasası 31 Mayıs'ta meclisten geçti. Montagne, meclis başkanının cebine gizlice bir itiraz metni sokmakla yetindi. Seçim yasasını, devrimci basını tümüyle yok eden yeni bir basın yasası izledi. Kaderini hak etmişti. Bu tutanın ardından, devrimin en ileri karakolları olarak geriye iki burjuva basın organı, National ile La Presse kaldı. Demokrat liderlerin, Mart ve Nisan aylarında Paris halkını bir sözde mücadeleye sokmak için, 8 Mayıs sonrasında da halkı gerçek bir müca-

68


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

deleden uzak tutmak için her şeyi yaptıklarını görmüş olduk. Aynca, 1850 yılının en parlak sınai ve ticari gönenç yıllarından biri olduğunu, dolayı­ sıyla Paris proletaryasının eksiksiz şekilde istihdam edildiğini unutma­ malıyız. Tek başına 31 Mayıs 1850 tarihli seçim yasası bile, proletaryanın siyasi iktidara katılımını tümüyle dışladı. Onu mücadele alanının kendi­ sinden bile kopard ı. İşçileri, Şubat Devriminden önce bulundukları parya konumuna geri attı. Böylesi bir olay karşısında demokratların kendilerini yönetmesine izin verebilerek ve geçici bir rahatlık nedeniyle sınıfları­ nın devrimci çıkarını unutabilerek, kazanan bir güç olmanın onurundan vazgeçtiler, kaderlerine boyun eğdiler, Haziran 1848 yenilgisinin onları yıllarca sürecek bir dönem için mücadele etme yeteneğinden yoksun bı­ raktığını ve tarihsel sürecin bir süreliğine yine kendi kafalarının üzerinde akmak zorunda olduğunu kanıtladılar. 13 Haziran'da "Hele bir genel oy hakkına dokunulsun!" diye haykırmış olan küçük burjuva demokrasisi ise, şimdi, maruz kaldığı karşı devrimci darbenin darbe olmadığı ve 3 1 Mayıs yasasının yasa olmadığı düşüncesiyle kendisini avutuyordu. Mayıs 1852'nin ikinci ! Pazar) günü, her bir Fransız, oy verme yerinde, bir elin­ de oy pusulası ve diğerinde kılıçla görülecektir. Küçük burjuva demokra­ sisi, kendisini bu kehanetle tatmin etti. Son olarak, ordu, 29 Mayıs 1849 seçimleri için olduğu gibi Mart ve Nisan 1850 seçimleri için de üstleri tarafından cezalandırıldı. Ama bu kez kararlı bir şekilde şunu söyledi: "Devrim bizi üçüncü kez kandıramayacak." 31 Mayıs 1850 yasası, burjuvazinin coup d 'etut'sıydı [hükümet darbe­ siydi ] . O güne kadar devrime karşı kazandığı zaferierin tümü geçici bir nitelik taşımıştı. Bunlar, mevcut Ulusal Meclis sahneden çekilir çekilmez tartışmaya açılmıştı. Yeni bir genel seçimin getireceği tesadüfiere bağım­ lıydılar ve 1848'den beri, seçimlerin tarihi, burjuvazinin fiili egemenliği ne kadar gelişiyorsa, halk yığınları üzerindeki manevi egemenliğinin de aynı ölçüde kaybolduğunu çürütülemez şekilde kanıtlıyordu. Genel oy hakkı 10 Mart'ta doğrudan doğruya burjuvazinin egemenliğine karşı olduğunu ilan etti; burjuvazi, genel oy hakkını yasadışı ilan ederek karşılık verdi. Dolayısıyla, 31 Mayıs yasası, sınıf mücadelesinin gereklerinden biriydi. Diğer yandan, anayasa, cumhuriyet başkanının seçiminin geçerli olabil­ mesi için, en az iki milyon oy almasını talep ediyordu. Cumhurbaşkanlığı

69


IV. Bölüm

adaylarının hiçbiri bu kadar oy alamazsa, Ulusal Meclis, en fazla oyu alan üç aday arasından cumhurbaşkanını seçecekti. Kurucu Meclisin bu ya­ sayı çıkardığı dönemde, seçmen kütüklerine yazılan kişilerin sayısı on milyondu. Yani, Kurucu Meclis açısından, seçme hakkına sahip olanla­ rın beşte biri, cumhurbaşkanlığı seçimini geçerli kılmaya yetiyordu. 31 Mayıs yasası en az üç milyon oyu seçmen kütüklerinden sildi, böylece seçme hakkına sahip olanların sayısını yedi milyona indirdi ve buna rağ­ men cumhurbaşkanlığı seçimi için en az iki milyon oy alma yasal zorunlu­ luğunu korudu. Dolayısıyla, yasal alt sınırı, oy verme hakkına sahip olan­ ların beşte birinden neredeyse üçte birine yükseltti, yani, cumhurbaşka­ nı seçimini halkın elinden kaçırıp Ulusal Meclisin eline teslim etmek için her şeyi yaptı. Böylece, Düzen Partisi, 31 Mayıs yasası sayesinde Ulusal Meclis ve cumhuriyet başkanı seçimlerini toplumun yerleşik kesimine bırakarak, iktidarını iki kat sağlamlaştırmış görünüyordu.


V Devrimci bunalımın geride bırakılmasının ve genel oy hakkının kaldı­ rılmasının hemen ardından, Ulusal Meclis ile Bonaparte arasındaki mü­ cadele yeniden başladı. Anayasa, Bonaparte'ın maaşını 600.000 frank olarak belirlemişti. Bonaparte, göreve başlamasının üzerinden henüz yarım yıl bile geçme­ mişken, bu miktarı iki katına çıkarmayı başardı. Odilon Barrot, temsilcilik masrafları diye anılan kalem için, Kurucu Ulusal Meclisten yılda 600.000 franklık bir ek ödenek koparmıştı. Bonaparte, 13 Haziran'dan sonra ben­ zer taleplerin dile getirilmesini sağlamış, ama bu kez Barrot'dan karşılık bulamamıştı. Şimdi, 31 Mayıs'ın ardından, elverişli andan hemen yarar­ landı ve bakanlarının Ulusal Mecliste üç milyonluk bir devlet başkanlığı bütçesi için başvuruda bulunmasını sağladı. Maceraların peşinden koştu­ ğu uzun bir serseri hayatı, ona, kendi burjuvalarından zorla para kopara­ bileceği zayıflık anlarını hissetmesini sağlayacak en gelişkin duyargaları bağışlamıştı. Kurallara uygun şekilde chan tage [şantaj] yapıyordu. Ulusal Meclis, halk egemenliğine, onun yardımıyla ve onun bilgisi dahilinde teca­ vüz etmişti. Kesenin ağzını açmaması ve yılda üç milyon karşılığında ses­ siz kalmasını sağlamaması durumunda, suçunu halk mahkemesine ihbar etme tehdidinde bulundu. Meclis, üç milyon Fransız ı oy hakkından yoksun bırakmıştı. Bonaparte, dolaşımdan çıkarılan her bir Fransız için dolaşım da bulunan bir frank, tam ı tarnma üç milyon frank istedi. O, yani altı milyonun seçtiği kişi, sonradan elinden çalındığını iddia ettiği oylar için tazminat ta­ lep etti. Ulusal Meclis Komisyonu bu sırnaşığı geri çevirdi. Bonaparte'çı basın tehditler savurdu. Ulusal Meclis, ulusun kitlesiyle bağlarını ilkesel

71


V. Bölüm

ve kesin olarak kopardığı bir anda, cumhuıiyetin başkanıyla bağlarını ko­ parabilir miydi? Meclis, yıllık devlet başkanlığı bütçesini reddetmekle bir­ likte, 2.160.000 franklık ve tek seferlik bir ek ödeneği onayladı. Böylece, hem parayı verip hem de aynı zamanda kızgınlığıyla bunu istemeden ver­ diğini göstererek, iki zayıflığı nedeniyle birden kendisini suçlu durumuna düşürdü. Bonaparte'ın bu paraya neden gereksinim duyduğunu daha son­ ra göreceğiz. Oyunun sonunda oynanan, genel oy hakkının kaldırılmasını izleyen ve Bonaparte'ın Mart ve Nisan bunalımı sırasındaki alçakgönüllü tutumunun yerine gaspçı parlamentoya yönelik meydan okuyucu bir arsız­ lığı koyduğu bu sinir bozucu piyesten sonra, Ulusal Meclis, toplantılarına üç aylığına, ll Ağustos'tan l l Kasım'a kadar ara verdi. Arkada, kendi yeri­ ne, içinde hiçbir Bonaparte'çının bulunmadığı, ama bazı ılımlı cumhuriyet­ çilerin bulunduğu 28 üyeli bir daimi komisyon bıraktı. 1849 yılının daimi komisyonunda yalnızca Düzen Partisi'nin adamları ile Bonaparte'çılar var­ dı. Ama o dönemde, Düzen Partisi, sürekli olarak, devrime karşı olduğunu açıklıyordu. Bu sefer, parlamenter cumhuriyet, sürekli olarak, cumhur­ başkanına karşı olduğunu açıklıyordu. 31 Mayıs yasasından sonra Düzen Partisi'nin karşısında yalnızca bu rakip kalmıştı. Ulusal Meclis Kasım 1850'de yeniden toplandığında, o zamana kadar cumhurbaşkanıyla giriştiği önemsiz çatışmalar yerine, büyük ve amans ız bir savaşın, iki güç arasındaki bir ölüm kalım savaşının yaşanınası kaçı­ nılmaz hale gelmiş görünüyordu. 1849 yılında olduğu gibi bu yılın parlamento tatili sırasında da Düzen Partisi tekil hiziplerine ayrılmış ve bunların her biri, Louis-Philippe'in ölümüyle yeni besin kaynaklan bulan kendi restorasyon entrikalarıyla meşgul olmuştu. Hatta, meşrutiyetçilerin kralı V. Henri, Paris'te bulunan ve daimi komisyon üyelerinin de koltuk sahibi olduğu resmi bir hükümet atamıştı. Dolayısıyla, Bonaparte, kendi açısından, Fransız illerine turlar düzenleme ve kendi restorasyon planlarını, varlığıyla mutlu ettiği kentin eğilimine göre, bazen daha örtülü bazen daha açık şekillerde dile getir­ me ve kendisi için oy isteme hakiarına sahipti. Büyük resmi "Moniteur" ile Bonaparte'ın küçük özel Moniteur'lerinin doğal olarak zafer alayları diye kutlamak zorunda oldukları yürüyüşler sırasında, Bonaparte'a hep

10 Aralık Derneği'ne bağlı kişiler eşlik ediyordu. Bu dernek 1849'da kuruldu. Paris'in lunıpen proletaryası, bir hayır derneği kurma bahane-

72


Louis Bonaparte'ın 1 B Brumaire'i

siyle, her biri Bonaparte'çı bir ajan tarafından yönetilen ve tepelerinde Bonaparte'çı bir generalin bulunduğu gizli birimlerde örgütlendi. Neyle geçindikleri ve kökenieri belli olmayan, yıkıma uğramış row?s [zevk düş­ künleri] ile burjuvazinin bozuk ve maceracı unsurlarının yanında, serse­ riler, terhis edilmiş askerler, serbest bırakılmış hükümlüler, firar etmiş kürek mahkumları, dolandırıcılar, şarlatanlar, Lazzaroni,H yankesiciler, üçkağıtçılar, kumarbaz lar, M aquereaus [pezevenkler ], genelev sahipleri, hamallar, yazar bozuntuları, laternacılar, paçavracılar, bileyiciler, tence­ re tamircileri, dilenciler, kısacası, Fransızların la boheme [yarını düşün­ meden yaşayanlar] diye andığı, belirsiz, dağınık, oradan oraya savrulan yığının tümü; Bonaparte, 10 Aralık Derneği'nin ana gövdesini kendisiy­ le akraba olan bu unsurlada oluşturdu. "Hayır derneği" - tüm üyelerin, Bonaparte gibi, çalışan ulusun sırtından kendilerine iyilik etme gerek­ sinimi duymaları ölçüsünde. Kendisini lumpen proletaryanın liderliğine atay an, peşinde olduğu kişisel çıkarları yığınsal biçimde yalnızca burada yeniden bulan, tüm sınıfların bu ifrazatında, süprüntüsünde, döküntüsün­ de kayıtsız şartsız yaslanabileceği tek sınıfı gören bu Bonaparte, gerçek Bonaparte'tır, Bonaparte sans phrase'dir [yalın Bonaparte'tır] . Yaşlı ve kurnaz roue [zevk düşkün ü ] , halkların tarihsel yaşamını ve onların temel ve devletle ilgili eylemlerini,45 en kaba anlamıyla komedi olarak, büyük kostümlerin, sözlerin ve pozların yalnızca bayağı reziliikieri maskelerne­ ye yaradığı bir maskeli balo olarak kavrar. Onun gerçekleştirdiği ve eği­ tilmiş bir İsviçre akbabasının Napoleon kartalım oynadığı Strasbourg se­ teri böyledir. Boulogne baskını için bazı Londralı uşakları Fransız ünifor­ masının içine sokmuştu.16 Onlar da orduyu temsil eder. Kendi 10 Aralık 14

!talya'da iŞ<,·i sınıfının dışınadüşmüş kişih'r için kullanılan aşağılayıcı lakaıı çt'v. ·

15 Bkz. :-14. ((ipnot - çev.

16 Louis I3onaparte'ın Temmuz Monarşisi clönPmindP askt'ri isyanlar arncılığıyla hükümet darbesi gerçt'klPştimıP giri�inılPrindPn söz ediliyor. 30 Ekinı 1836'da, bazı Bonaparte yanlısı subaylann yarılınııyla, Strasbourg Kışiası'ndaki iki topçu alayını harekete gPçirrnPyi başardı. Ama daha birkaç saat içinelP isyancılar silahlanndan annclınlclı. Louis I3onaparte tutuklandı VI' Anwrika'ya sürülclü. 6 Ağustos 1840'da, Frnnsa'cla BonapartP'çılığın bdirli ölçülerılP canlanmasından yararlanarak, konıplocu bir kliklP birliktP I Fransa'nın Atiantik Okyanusu kıyısınclaki k{'IItil Boulognp'a çıktı VI' oradaki kışlada bulunan askerlPri isyana kışkırlmaya çalıştı. Bu girişim elP tanı bir liyaskoyla sonuçlandı. Louis Bonaparte ömür boyu hapis Ct'zasına mahkum edildi, anıa 1841i'da l ngilt!'rP'ye ka�·b - Alınanca baskı t'!litörünün notu.

73


V. Bölüm

Derneği'nde, asianı oynayan Klaus Zettel�7 gibi halkı oynamaları gereken 10.000 serseri topladı. Tam da burjuvazinin en eksiksiz komediyi oynadı­

ğı, ama bunu dünyadaki en ciddi biçimde, Fransız tiyatro normlarının en ayrıntı sayılacak kurallarını bile ihlal etmeden ve kendi temel ve devletle ilgili eylemlerinin törenselliği karşısında yarı aldanmış yarı ikna olmuş şekilde yaptığı bir anda, komediyi yalnızca bir komedi olarak gören ma­ ceracı kazanacaktı. Artık dünya tarihini bir komedi olarak görmek yerine kendi komedisini dünya tarihi sayan bu ciddi soytarı, ancak, tören ha­ vası içindeki hasmının üstesinden geldikten, kendi imparatorluk rolünü ciddiye almaya ve Napoleon maskesiyle gerçek Napoleon'u oynadığını düşünmeye başladıktan sonra, kendi dünya görüşünün kurbanı olur. Sosyalist işçiler için ulusal atölyeler"8 ne idiyse, burjuva cumhuriyetçileri için Gardes mobiles [Gezici Muhafızlari ne idiyse, Bonaparte için de, ona özgü bir yandaş güç olan 10 Aralık Derneği oydu. Yolculukları sırasında, bu derneğin trenlere doldurulan birimleri, onun için bir izleyici kitlesi doğaçlaması yapmak, halkın heyecanını temsil etmek, vive l'Empereur (yaşasın imparator) diye ulumak, kuşkusuz polis koruması altında cum­ huriyetçilere sataşmak ve onları sopalamak zorundaydı. Bonaparte'ın Paris'e dönüş yolculukları sırasında, öncü güç olmaları, karşı gösterileri engellemeleri ya da bunları dağıtmaları gerekiyordu. 10 Aralık Derneği ona aitti; onun eseriydi; onun, kendisine en fazla ait olan fikriydi. Bunun dışında kendisine mal ettiği ne varsa, bunları ona koşulların gücü teslim 47 Shakespearf''in Bir Yaz Gecesi Riiyası (ll Miclsıımmer Night's Vream) adlı oyunundaki

Nick Bottom karakterinin, oyun mf'tninin Almanca çevirisindeki adı - çev. ınusal atölyPler, 1848 Şubat Dı>vriıninin hemen ardından, Fransız Gı'Çici Hükümetinin bir kar.ınıamesiylf' kurulmuştu. Bu atölyl'lf'rin amaa, bir yanılan l.nuis Blanc'ın emeğin örgütimmesi ile ilgili düşüncelerini işçilerin gözünden düşürmek, diğer yanılan da ulusal atölyelerıle askeri bir şekilde örgütlenen işçileri devrimci proletaryaya karşı kullanmaklı. lşı;i sınıfını bölmeye yönelik bu provokasyon planı başarısızhğa uğrnılığınılan ve ulusal atölyderıle çalışan işçiler arasında devrimci �ilimler giderek güçlenıliğinılen, burjuva hükümf'li, ulusal atölyelerin ortadan kalılınlmasına yönelik bir dizi önlem aldı (bu atölyeler!' istihdam edilen işçilerin sayısının azaltılması, taşradaki kamu işlerine gönılerilmeleri vb.). Bu provokasyonlar Paris ıırolı·t!"'"leri ar.ısında büyük bir öfkeye yol açtı ve Paris'teki Haıir.ın ayaklanmasının başlamasının nedenlerinden biri oldu. Ayaklanmanın bastınlınasının arıtından Cavaignac hükümeti 3 Temmuz 1848'de ulusal atölyelerin dağıtılmasına ilişkin bir kanınıarni'yi kabul etti - Alnıanca baskı editörünün notu. 48

74


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

eder ve bunun dışında yaptığı ne varsa, bunları ya koşullar onun için ya­ par ya da o, başkalarının eylemlerini kopyalamakla yetinir; ama yurttaş­ ların karşısına düzenin, dinin, ailenin, ailenin, mülkiyetin resmi ifadele­ riyle çıkan, arkasında Schufterle'ler ile Spiegelberg'lerin19 gizli derneği, Düzensizlik, Fuhuş ve Hırsızlık Derneği bulunan kişi, tam da özgün ya­ zar olarak Bonaparte'ın kendisidir; 10 Aralık Derneği'nin tarihi de, onun kendi tarihidir. lstisnai durumlarda, Düzen Partisi'ne bağlı halk temsil­ cilerinin, Aralıkçıların sopalarına maruz kaldığı da olmuştu. Dahası var. Ulusal Mecliste görevlendirilen, güvenliğin gözetiminden sorumlu polis komiseri Yon, Allais adlı birinin ifadesine dayanarak, Daimi Komisyona, Aralıkçıların bir biriminin General Changarnier ile Ulusal Meclis Başkanı Dupin'in öldürülmesine karar verdiği ve bu eylemleri yapacak olan kişi­ leri de belirlemiş olduğu bilgisini aktardı. Bay Dupin'in ne kadar kork­ tuğunu anlamak mümkün. 10 Aralık Derneği hakkında bir parlamento enquete'si [soruşturması] açılması, yani Bonaparte'ın gizli dünyasının kutsallığına dokunulması kaçınılmaz görünüyordu. Bonaparte, Ulusal Meclisin toplanmasından hemen önce, derneğini her olasılığa karşı ka­ pattı; kuşkusuz, yalnızca kağıt üzerinde; polis müdürü Carlier, 1851'in so­ nunda bile, ayrıntılı bir muhtırayla, Aralıkçıların gerçekten dağıtılınasını ona kabul ettirmek için boş yere çabalıyordu. 10 Aralık Derneği, Bonaparte'ın resmi orduyu bir 10 Aralık Derneği'ne dönü ştürmeyi başarmasına dek, onun özel ordusu olarak kalacaktı. Bonaparte bu konudaki ilk girişimini Ulusal Meclisin tatile girmesinden hemen sonra, tam da ondan koparılan parayla gerçekleştirdi. Bir kaderci olarak, insanın ve özellikle de askerin karşı koyamayacağı belirli üstün güçlerin bulunduğu inancıyla yaşıyordu. Bu güçler arasında ilk sırada puro ile şampanyayı, soğuk tavuk eti ile sarırusaklı sosisi sayar. Bu ne­ denle ilk olarak Elysee'nin [ Elysee Sarayı'nın] salonlarında subayları ve astsubayları puro ve şampanyayla, soğuk tavuk eti ve sarırusaklı sosisle ağırladı. Bu manevrayı 3 Ekim'de St. Maur geçit töreninde asker yığınla­ rıyla ve 10 Ekim'de daha da büyük bir ölçekle Satory'deki ordu gösteri49 Schufterle ile Spiegelherg: I Friedrichl Schillerin Haydutkır (Die Riiulıer) adlı oyunundaki, her tür ahlaki dayanaktan yoksun kalmış lursızve katil karakt('rleri -Almanca baskı t'<litörünün notu.

75


V. Bölüm

sinde tekrarlar. Amca, İskender'in Asya seferlerini, yeğen, Bacchus'un50 aynı topraklardaki fetih seferlerini hatırlıyordu. Kuşkusuz, İskender bir yarı tanrıydı, ama Bacchus bir tanrıydı ve dahası 10 Aralık Derneği'nin koruyucu tanrısıydı. Daimi Komisyon, 3 Ekim'deki geçit töreninin ardından Savaş Bakanı d'Hautpoul'ü huzuruna çağırdı. Bakan, söz konusu disiplinsizliklerin yinelenmeyeceği sözünü verdi. Bonaparte'ın 10 Ekim'de d'Hautpoul'ün sözünü nasıl tuttuğu biliniyor. Her iki geçit törenine de Paris ordusunun başkomutanı olarak Changarnier komuta etmişti. Aynı zamanda Daimi Komisyon üyesi, Ulusal Muhafız komutanı, 29 Ocak ve 13 Haziran'ın "kurtarıcı"sı, "toplumun siperi", Düzen Partisi'nin cumhurbaşkanlığı makamı için adayı, iki monarşinin Monk5ı adayı Changarnier, o zamana kadar savaş bakanına bağlı olduğunu hiçbir zaman kabul etmemiş, sü­ rekli olarak cumhuriyet anayasasıyla açıkça alay etmiş, farklı şekillerde yorumlanabilecek kibarlıktaki bir koruyuculukla Bonaparte'ı izlemişti. Şimdi, savaş bakanına karşı disiplin ve Bonaparte'a karşı anayasa için çaba harcıyordu. 10 Ekim'de süvarilerin bir bölümü "Vive Napoleon!

Vivent les saucissons" [Yaşasın Napoleon! Yaşasın sosisler!] haykırışiarı­ nı d uyururken, Changarnier, en azından arkadaşı Neumayer'in koroutası altında yürüyüş yapan piyadelerin çok soğuk bir sessizliği korumalarını sağladı. Savaş bakanı, Bonaparte'ın kışkırtmasıyla, General Neumayer'i, 14. ve 15. tümenierin komutanlığına atama bahanesiyle Paris'teki göre­ vinden aldı. Neumayer bu yer değişikliğini reddetti ve bu nedenle isti­ fa etmek zorunda kaldı. Changarnier ise, 2 Kasım'da, askerlerin silah altındayken herhangi bir siyasal slogan atmasını ve gösteri yapmasını yasaklayan bir özel emir yayımladı. Elysee'ci gazeteler Changarnier'ye, Düzen Partisi'nin gazeteleri Bonaparte'a saldırdı; Daimi Komisyon arka arkaya gizli oturumlar düzenledi ve bu oturumlarda anavatanın tehlikede olduğun un ilan edilmesi tekrar tekrar talep edildi; ordu, biri Bonaparte'ın mekanı olan Elysee'de, diğeri Changarnier'in mekanı olan Tuileries'de 50 Yunan mitolajisint• görı•, daha çok Dionysos adıyla bilinen şarap tannsı Bacchus, 1 Iindistan sefeıi sırasında karşısınaçıkan ordulan büyük·yerek kendi safına kazanmıştı - çev.

sı lngilterP'dp Stuart hanedanının 1660 yılında ymiden başa geçmPsine katkıda bulunan Gmernl Mo nk · çev.

76


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

bulunan iki düşman genelkurmay altında iki düşman kampa bölünmüş gibi görünüyordu. Sanki, savaş işaretinin verilmesi için gereken tek şey, Ulusal Meclisin toplanmasıydı. Fransız halkı, Bonaparte ile Changarnier arasındaki sürtüşmeleri, bunları aşağıdaki sözlerle tarif eden İngiliz ga­ zeteci gibi değerlendiriyordu: "Fransa'nın siyasal hizmetçileri devrimin kızgın lavlannı eski sü­ pürgelerle temizliyor ve işlerini yaparken birbirleriyle atışıyor." Bu arada, Bonaparte, Savaş Bakanı d'Hautpoul'ü görevden almak, onu apar topar Cezayir'e göndermek ve yerine General Schramm'ı savaş ba­ kanlığına atamak konusunda acele ediyordu. 12 Kasım'da Ulusal Meclise ayrıntılada dolup taşan, buram buram düzen kokan, barış isteyen, anaya­ saya boyun eğen, anın questions briılan tes'ı [yakıcı sorunları] dışındaki her şeyden söz eden, Amerikan tarzına uygun geniş kapsamlı bir mesaj gönderdi. Anayasanın açık hükümlerine göre orduya emir verme yetki­ sine yalnızca cumhurbaşkanının sahip olduğunu sanki geçerken söyleyi­ vermişti. Mesaj, şu fazlasıyla iddialı sözlerle son buluyordu: "Fransa bıtgiin başka her şeyde, önce h uzur istiyor . . . Yalnızca bir yemine bağlı biri olarak, bıı yeminin benim için çizmiş olduğu dar sırıırlarırı içinde kalacağım

. . Kendi payıma, halk tarafından .

seçilmiş ve gücünü yalnızca ona borçlu biri olarak, her zaman onun yasal olarak ifade edilen iradesine boytın eğeceğim. Eğer bu olurumda anayasanın gözden geçirilınesine karar verirseniz, bu durumda kuru nı bir meclis, yürütme gücünün konumunu dü­ zenleyecektir. Eğer böyle yapmazsanız, bu durumda halk 1H52'de kararını törenle ilan edecektir. Ama geleceğin çözümleri ne olur­ sa olsun, gelin, hırsların, sürprizierin ya da şiddetin biiyiik bir ulusun kaderini hiçbir zaman belirlememesi için bir anlaşmaya varalım . . . Benim ilgimi en fazla çeken şey, Fransa'yı 1852'de ki­ min yöneleceğini bilmek değil, bana ayrılan zamanı, ara dönemin çalkantısız ve kesintisiz bir şekilde geride kalnıasıııı sağlayacak şekilde kullanmak. Size kalbimi içienlikle açtım; siz de açıklığıma kendi güveninizle, benim iyi niyeıli çabalarıma iş birliğinizle karşı­ lık vereceksiniz ve gerisini Tanrı tamamlayacak."

77


V. Bölüm

Burjuvazinin saygın, ikiyüzlüce ılımlılaştırılmış, saflık ölçüsünde bas­ makalıp dili, en derin anlamını, 10 Aralık Derneği'nin otokratı ve St. Maur ile Satory'nin piknik kahramanı olan kişinin ağzından duyuruyor. Düzen Partisi'nin hisar muhafızları, bu kalbini açma fiilinin hak ettiği güven hakkında bir an bile yanılgıya düşmedi. Yeminiere karınları çok­ tandır toktu, içlerinde siyasal amaçlarla yalan yere yemin etmenin usta­ ları olan deneyimli kişiler vardı, ordu hakkındaki bölüm dikkatlerinden kaçmamıştı. Mesajın, en son çıkarılan yasaları uzun uzun sıralarken, en önemli yasa olan seçim yasasını kasıtlı bir sessizlikle atladığını ve asıl önemlisi, anayasanın gözden geçirilmemesi durumunda, 1852 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimini halkın kararına bıraktığını öfkeyle fark et­ tiler. Seçim yasası, Düzen Partisi'nin ayağındaki, hareket etmesini en­ gelleyen ve saldırıya geçmesini tümüyle olanaksız hale getiren kurşun gülleydi! Ayrıca, Bonaparte, 10 Aralık Derneği'ni resmen dağıtarak ve Savaş Bakanı d'Hautpoul'ü görevden alarak, günah keçilerini anavatanın sunağında kendi elleriyle kurban etmişti. Beklenen çarpışmanın sivri­ liklerini gidermişti. Son olarak, Düzen Partisi'nin kendisi, kr ·ku içinde, yürütme gücüyle girilebilecek her tür belirleyici çatışmayı önlemeye, zayıflatmaya, örtbas etmeye çalışıyordu. Devrime karşı elde edilen zafer­ leri yitirme korkusuyla, bu zaferierin meyvelerini rakiplerinin toplaması­ na izin veriyord u. "Fransa başka her şeyden önce huzur istiyor." Düzen Partisi Şubat'tan beri devrime böyle seslenmişti, Bonaparte'ın mesajı Düzen Partisi'ne böyle seslenmişti. "Fransa her şeyden önce huzur is­ tiyor." Bonaparte iktidarı gasp etmeye yönelik eylemler yapmıştı, ama Düzen Partisi bu eylemler hakkında olay çıkardığında ve bunları kurun­ tulu bir şekilde yorumladığında "huzursuzluk" çıkarmış oluyordu. Kimse onlardan söz etmediğinde, Satory'nin sosisleri bir fare kadar sessizdi. "Fransa her şeyden önce huzur istiyor." Dolayısıyla, Bonaparte, diledik­ lerini yapmak konusunda rahat bırakılmak istiyordu ve D üzen Partisi, iki korku nedeniyle birden, hem devrimci huzursuzluğu yeniden davet etme korkusuyla hem de kendi sınıfının gözünde, yani burjuvazinin gözünde kışkırtıcı durumuna düşme korkusuyla felee uğramıştı. Fransa başka her şeyden önce huzur istediğinden, Düzen Partisi, Bonaparte'ın mesajında "barış" demesinin ardından, "savaş" cevabını vermeye cesaret edemedi.

78


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

Ulusal Meclisin açılışında büyük skandal sahneleriyle karşılaşılacağına kendisini inandıran halkın beklentileri boşa çıkarıldı. Daimi Komisyonun Ekim olayları hakkındaki tutanaklarının sunulmasını isteyen muhalif mil­ letvekilleri çoğunluğun oylarıyla yenilgiye uğratıldı. Tahrik edici olabile­ cek her tür tartışmadan ilkesel olarak kaçıldı. Ulusal Meclisin 1850 yılı­ nın Kasım ve Ekim ayları boyunca yaptığı çalışmalar ilgi çekici olmadı. Sonunda, Aralık ayının sonlarına doğru, parlamentonun bazı yetkile­ riyle ilgili gerilla savaşı başladı. Burjuvazinin genel oy hakkını kaldırarak sınıf mücadelesine bir dönem için son vermesinden bu yana, hareket, iki gücün yetkileriyle ilgili bayağı didişmeler düzeyine düşmüştü. Halkın temsilcilerinden biri olan Mauguin'e karşı, borçlarından dola­ yı bir mahkeme kararı elde edilmişti. Adalet Bakanı Rouher, mahkeme başkanının başvurusu üzerine, suçlu için hemen bir tutuklama emrinin çıkarılması gerektiğini açıkladı. Yani, Mauguin borçlular hapishanesine atıldı. Ulusal Meclis, bu saldırıyı öğrendiğinde küplere bindi. Hemen serbest bırakılınasını emretmekle kalmadı, aynı akşam, kendi greffier'si [yazmanı] tarafından Clichy'den [Clichy'deki borçlular hapishanesin­ clen i zorla çıkarılmasını da sağladı. Bununla birlikte, özel mülkiyetin kut­ sallığına inandığını göstermek için ve zorda kalındığında sıkıntı yaratan Mon tagna rd'ların kapatılacağı bir yer açma art düşüncesiyle, öncesinde kendisinden izin alınması koşuluyla halk temsilcilerin borçları nedeniyle hapsedilebileceğini açıkladı. Cumhurbaşkanının da borçları nedeniyle hapse atılabileceğini karara bağlamayı unuttu. Kendi bedeninin uzuvları­ nı saran son dokunulmazlık görüntüsünü de ortadan kaldırdı. Polis komiseri Yon'un, Alais adlı birinin ifadesine dayanarak, Aralıkçıların bir birimini, Du pin ve Changarnier'ye yönelik cinayet planla­ rı nedeniyle ihbar etmiş olduğu hatırlanacaktır. Bununla bağlantılı olarak, quaestor'lar,52 daha ilk toplantıda, maaşları Ulusal Meclisin özel bütçe­ sinden ödenecek ve polis müdüründen tümüyle bağımsız bir parlamento polis gücünün kurulmasını önermişti. İçişleri Bakanı Baroche, kendi yetki alanına yönelik bu saldırıyı protesto etmişti. Bunun üzerine, meclisin po­ lis komiserinin maaşının meclis bütçesinden ödenmesini ve bu komiserin

52 Bkz. 27. dipnot - �-pv_ 79


V. Bölüm

quaestor'lar tarafından görevlendirilerek görevden alınmasını, ama önce­ sinde içişleri bakanı ile anlaşmaya varılmış olmasını öngören sefil bir uz­ laşmaya varıldı. Bu arada Alais hükümet tarafından mahkemeye verildi ve burada, ifadesini bir aldatmaca olarak göstermek ve kamu savcısının ağ­ zından Dupin'i, Changamier'yi, Yon'u ve bir bütün olarak Ulusal Meclisi komik duruma düşürmek kolay oldu. Bunun üzerine, Bakan Baroche, 29 Aralık'ta Dupin'e yazdığı bir mektupta, Yon'un görevden alınmasını ta­ lep eder. Ulusal Meclis Bürosu, Yon'u yerinde tutmaya karar verir; ama Maugin olayındaki kendi zorbalığından korkan ve yürütme gücüne bir tokat atmaya kalktığın da, karşılığında ondan iki tokat yemeye alışkın olan Ulusal Meclis bu karan onaylamaz. Görev aşkının ödülü olarak Yon'u gö­ revden alır ve gündüzleri uygulamak üzere geceleri karar almak yerine günd üzieri karar alıp geceleri uygulayan bir insana53 karşı vazgeçilmez olan bir meclis yetkisinden kendisini yoksun bırakır. Ulusal Meclisin, Kasım ve Aralık ayları boyunca, büyük ve çarpıcı fırsatlar çıktığında yürütme gücüyle mücadeleden nasıl kaçındığını, bu mücadeleyi nasıl durdurduğunu gördük. Şimdi, en küçük vesilelerle bile mücadeleyegirmekzorunda kaldığını görüyoruz. Mauguin olayında, halk temsilcilerinin borçları nedeniyle hapse atılmasını ilkesel açıdan onayla­ mıştı; ama bu ilkeyi yalnızca kendi hoşuna gitmeyen temsilcilere karşı kullandıı-ma hakkını koruyor ve bu rezil ayrıcalık için adalet bakanıyla çekişiyor. Sözde cinayet planını, 10 Aralık Derneği hakkında bir enquete [soruşturma] açılmasına karar vermek ve Bonaparte'ı, gerçek kişiliğiyle, yani Paris luınpen proletaryasının lideri olarak, Fransa ve Avrupa önünde geri dönüş s üz şekilde rezil etmek için kullanmak yerine, çarpışmayı öyle bir noktaya düşürüyor ki, artık yalnızca, onunla içişleri bakanı arasında, bir polis komiserinin görevlendirilmesinin ve görevden alınmasının ki­ min yetki alanına girdiği tartışması yapılıyor. Böylece, Düzen Partisi' nin, tüm bu dönem boyunca, güvenilmez duruşu nedeniyle, yürütme gücüy­ le mücadelesini bayağı yetki kavgalarına, zorluk çıkarmalara, sözcük oyunlarına, sınır anlaşmazlıkianna indirgeyip parçalamak ve en yavan s:ı ı_ouis Honaparte"ın 185l'ddd hükümt'l darbesinin ilk i:şarPii

gen' verilmi�ti �Tv. -

80

1 Aralık'ı 2 Aralık'a bağlayan


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

biçim sorunlarını faaliyetinin içeriği haline getirmek zorunda kaldığını görüyoruz. llkesel bir anlam taşıdığı, yürütme gücünün kendisini ger­ çekten rezil ettiği ve Ulusal Meclisin davasının ulusal bir davaya dönüşe­ ceği anlarda, çarpışmaya girme cesaretini göstermez. Bunu yaptığında, ulus için bir yürüme emri çıkarmış olurdu; ama başka her şeyden çok ulusun harekete geçmesinden korkuyordu. Bu nedenle, bu tür durum­ larda Mon tagne'ın önergelerini reddeder ve gündem maddelerine ge­ çer. Kavga konusunun büyük ölçekli hali böylece bir yana bıraktidıktan sonra, yürütme gücü, sakin bir şekilde, aynı kavgayı küçük ve önemsiz vesilelerle yeniden başlatabileceği, kavganın bir anlamda artık yalnızca parlamentonun dar çıkarlarını temsil edeceği anı bekler. O zaman Düzen Partisi'nin bastırılan öfkesi patlar, o zaman kulisierin perdesini indirir, o zaman cumhurbaşkanını ihbar eder, o zaman cumhuriyetin tehlikede olduğunu ilan eder, ama yine o zaman, bu partinin heyecanı (Pathos) saçma görünür ve mücadelenin vesilesi, ya ikiyüzlüce bir bahane olarak görülür ya da mücadeleyi haklı çıkarmaktan büsbütün uzak bulunur. Parlamentodaki fırtına bir bardak sudaki fırtınaya, mücadele entrikaya, çarpışma skandala dönüşür. Ulusal Meclis kamusal özgürlüklere ne ka­ dar hayransa, kendileri de parlamento yetkilerine o kadar hayran olan devrimci sınıflar meclisin aşağılanmasını oh çekerek karşılarken, par­ lamento dışındaki burjuvazi, parlamentodaki burjuvazinin nasıl olup da zamanını bu denli bayağı didişmelerle harcayabildiğini ve cumhurbaşka­ nıyla bu denli sefil bir rekabete girerek huzuru bozabiidiğini anlayamaz. Bütün dünyanın meydan savaşları bek!Pdiği anda barış yapan ve bütün dünyanın barış yapıldığına inandığı anda saldırıya geçen bir strateji kafa­ sını karıştırır. 20 Aralık'ta Pascal Duprat içişleri bakanı hakkında külçe altın pi­ yangosuyla ilgili olarak gensoru önergesi verdi. Bu piyango bir "Elize kızı"ydı;51 Bonaparte onu sadık izleyicileriyle birlikte dünyaya getirmişti ve Fransız yasalarının hayır amaçlı çekilişler dışındaki tüm piyangoları yasaklamasına karşın polis müdürü Carlier bu piyangoyu kendi resmi r>� "Elir�· kı7.ı'' (l(ıdıl!'r aus Elisiunı), Friedrich Schilkr'in "N<'Ş<'Y!' Ü vı.,>ii" (An diP Frı·uc!P) adlı şüriııck nC'şPyi sinıgc·liyor. Burada, 1 ııuis Bonapartc•'ın oturcluı:;'l ı cumhurbaşkanlığı konutunun Chaıııps Elysı'·!''ık bulunmasına giinıkrınP yapılıyor- çc•v.

81


V. Bölüm

koruması altına almıştı. Tanesi bir franktan yedi milyon adet piyango bileti; sözümona, kazanç, Paris'in serserilerinin Kalifomiya'ya taşınması için kullanılacaktı. Bir yandan, Paris proletaryasının sosyalist hayalleri­ nin yerini altın hayaller, doktriner çalışma hakkının yerini baştan çıkarıcı büyük ikramiye umudu alacaktı. Parisli işçiler, Kaliforniya külçe altınla­ rının ışıltısına bakarken, kendi ceplerinden çekilen silik frankları doğal olarak tanıyamadı. Ama temelde, düpedüz bir dolandırıcı lık söz konusuy­ du. Paris'ten uzaklaşma zahmetine katianmadan Kaliforniya'daki altın madenierini açmak isteyen serseriler, Bonaparte'ın kendisi ile onun borç batağındaki dost meclisiydi. Ulusal Meclis tarafından verilen üç milyon çarçur edilmişti ve kasanın şu ya da bu şekilde yeniden doldurulması gerekiyordu. Bonaparte'ın sözde cites ouvriers [işçi siteleri) inşası için bir ulusal katılım kampanyası başlatıp ciddi bir tutarla listenin tepesinde gö­ zü kınesi sonuçsuz kalmıştı. Katı yürekli burjuvalar güvensiz bir şekilde Bonaparte'ın kendi payını ödemesini beklemişti ve doğal olarak böyle bir şey gerçekleşmediğinden, gökyüzündeki sosyalistşatolar üzerindeki spe­ külasyon yerle bir olmuştu. Külçe altınlar daha başarılı oldu. Bonaparte ve ortakları, yedi milyon piyango biletinin ikramiye olarak dağıtılan külçe altınlardan arta kalan bölümünü cebe atmakla yetinmedi; sahte piyango biletleri ürettiler, aynı numarayı taşıyan on, on beş, hatta yirmi piyango bileti düzenlediler; 10 Aralık Derneği'nin ruhuna uygun mali operasyon­ lar! Burada Ulusal Meclisin karşısında cumhuriyetin kurgusal başkanı değil, etten kemikten Bonaparte vardı. Burada onu anayasaya değil code pen a l'e [ ceza yasasına) aykırı davranırken suçüstü yakalayabilirdi. Eğer Duprat'nın gensoru önergesinin ardından gündem maddelerini görüş­ meye geçtiyse, bunun tek nedeni, Girardin tarafından meclisin kendisi­ ni "satisfait" [tatmin olmuş) ilan etmesi için sunulan önergenin, Düzen Parti'ne, kendi sistematik yiyiciliğini hatırlatması değildi. Burjuva, özel­ likle de şişirilerek devlet adarnma dönüştürülen burjuva, pratikteki al­ çaklığını teorik bir abartıyla tamamlar. Devlet adamı olarak, karşısında­ ki devlet iktidarı gibi, daha yüksek bir varlığa dönüşür ve onunla ancak daha yüksek, kutsanmış araçlarla mücadele edilebilir. Tam da bir bohem, soylu bir lumpen proleter olduğundan, alçak burju­ vayla karşılaştırıldığında mücadeleyi bayağı bir şekildeyürütebilme avan-

82


·

Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

tajına sahip olan Bonaparte, Ulusal Meclisin onu askeri şölenlerin, geçit törenlerinin, 10 Aralık Derneği'nin ve son olarak code penal'in kaygan ze­ mininden karşı tarafa kendi elleriyle geçirmesinin ardından, artık, görü­ nüşteki savunmadan saldırıya geçebileceği anın geldiğini gördü. Adalet bakanının, savaş bakanının, donanma bakanının, maliye bakanının arada sahnelenen ve Ulusal Meclisin öfke dolu hoşnutsuzluğunu göstermesini sağlayan küçük yenilgileri onu pek rahatsız etmemişti. Bakanların istifa ederek yürütme gücünün parlamentoya bağımlılığını kabul etmelerini engellemekle kalmadı; artık, Ulusal Meclisin tatili sırasında başladığı işi, yani askeri gücü parlamentodan koparına ve Changarnier'yi görevden

alma işini tamamlayabilirdi. Bir Elysee gazetesi, sözde, Mayıs ayında Birinci Tümene gönderilmiş, yani Changarnier'in elinden çıkmış olan ve subaylara, saflarındaki hain­ lerin bir isyan çıkarması durumunda hiçbir şekilde quartier [aman] ver­ memelerini, onları hemen vurmalarını ve Ulusal Meclisin birlikleri emri altına alması durumunda bunu reddetmelerini öğütleyen bir özel emri yayımlamıştı. 3 Ocak 1851'de bu özel emir nedeniyle kabine hakkında gensoru önergesi verildi. Kabine, konunun incelenmesi için önce üç aylık, ardından bir haftalık ve son olarak yalnızca yirmi dört saatlik bir düşünme süresi istemişti. Meclis, hemen açıklama yapılması konusunda ısrarcı olur. Changarnier ayağa kalkar ve bu özel emrin hiçbir zaman var olmadığını açıklar. Ulusal Meclisin taleplerini karşılamak için her za­ man acele edeceğini ve bir çarpışma durumunda meclisin kendisine gü­ venebileceğini ekler. Meclis, Changarnier'nin açıklamasını sözcüklerle anlatılamayacak alkışlarla karşılar ve ona bir güvenoyu verir. Kendisini bir generalin kişisel koruması altına sokarak iktidardan vazgeçer, ken­ di güçsüzlüğünü ve ordunun mutlak güç sahibi olduğunu karara bağlar; ama general, yalnızca Bonaparte'ın ona ödünç verdiği bir ayrıcalık olan gücünü yine aynı Bonaparte'a karşı meclisin emrine sunarken ve koru­ ması altındaki bu korunmaya muhtaç parlamentodan koruma beklerken , kendisini kandırır. Ama Changarnier, burjuvazinin 29 Ocak 1849'dan beri ona sağladığı gizemli güce inanır. Kendisini, diğer iki devlet gücünün yanındaki üçüncü güç sayar. Bu çağın, büyüklükleri kendi partilerinin onlardan ç ıkardığı büyük anlamlara dayanan ve koşulların onlan mucize

83


V. Bölüm

gerçekleştirmeye davet ettiği anda sıradan insanlar düzeyine düşen diğer kahramanlarının, daha doğrusu azizlerinin kaderini paylaşır. lnançsızlık, genel olarak, bu sözde kahramanların ve gerçek azizierin ölümcül d üş­ manıdır. Heyecan yoksunu esprili ve alaycı kişilere yönelik görkemli­ ahlaki öfkelerinin nedeni budur. Aynı akşam bakanlar Elysee'ye çağrılmıştı. Bonaparte, Changarnier'nin görevden alınması konusunda bastırır, beş bakan imza atmayı redde­ der, M oniteur bir hükümet bunalımının yaşandığını duyurur ve Düzen Partisi yanlısı basın, Changarnier komutasında bir parlamento ordusu­ nun kurulacağı tehdidini savurur. Anayasaya göre Düzen Partisi'nin bu adımı atma yetkisi vardı. Tek yapması gereken, Changamier'yi Ulusal Meclis başkanlığına atamak ve kendi güvenliği için istediği miktarda askeri emri altına almaktı. Changarnier henüz fiilen ordunun ve Paris Ulusal Muhafızının başındayken ve tek beklediği şey orduyla birlikte emir altına alınmasıyken, bunu çok daha tehlikesiz bir şekilde yapabilir­ di. Bonaparte'çı basın, Ulusal Meclisin birlikleri doğrudan doğruya emri altına alma hakkını tartışmaya açmaya hiç kalkışmadı; bu, verili koşullar altında hiçbir başarı vaat etmeyen bir hukuki kaygıydı. Bonaparte'ın, so­ nunda Changamier'nin görevden alınması kararının altına onay imzala­ rını atmaya hazır olduklarını açıklayan iki general (Baraguey d'Hilliers ve Saint-Jean d'Angely) bulmak için sekiz gün boyunca Paris'in her kö­ şesini taramak zorunda kaldığı göz önünde bulundurulursa, ordunun Ulusal Meclisin emrini dinlemesi olasıydı. Ama sekiz gün sonra Düzen Partisi'nden 286 oyun ayrıldığı ve Montagne'ın benzer bir önergeyi Aralık 1851'de, son karar anında bile reddettiği düşünülürse, Düzen Partisi'nin böylesi bir karar için gereken oy sayısını kendi saflarında ve parlamento­ da bulması, kuşkulu bile sayılamayacak kadar zordu. Yine de, hisar mu­ hafızları, belki o sırada bile, kendi partilerinin çoğunluğunu, bir süngü ordusunun arkasında kendini güvende hissetmeye ve firar ederek kendi kamplarına gelen bir ordunun hizmetlerini kabul etmeye dayalı bir kah­ ramanlığa sürüklerneyi başarabilirdi. Hisar muhafızı beyler, bunun yeri­ ne, 6 Ocak akşamı, devlet adamlarına özgü sözlerle ve değerlendirmeler­ le Bonaparte'ı Changarnier'nin görevden alınmasından vazgeçirmek için Elysee'ye gitti. Kimi ikna etmeye çalışırsanız, onu durumun hakimi ka-

84


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

bul edersiniz. Bu adımla kendinden emin olması sağlanan Bonaparte, 1 2 Ocak'ta, eskisinin liderleri olan Fould ile Baroche'un da içinde yer aldığı yeni bir hükümet atar. Saint-Jean d'Angely savaş bakanı olur, Moniteur Changarnier'nin görevden alınma kararnamesini yayımlar, komutanlığı, Birinci Tümeni alan Baraguey d'Hilliers ile Ulusal Muhafızı alan Perrot arasında bölünür. Toplumun siperi kovulur ve bu nedenle çatılardan tek bir kiremit düşmese bile borsadaki fiyatlar yükselir. Düzen Partisi, Changarnier'nin kişiliğinde kendisini onun emrine su­ nan orduyu geri çevirerek ve böylece orduyu geri dönüşsüz bir şekilde cumhurbaşkanına teslim ederek, burjuvazinin hükmetme işini yitirdiği­ ni açıklar. Artık parlamenter bir hükümet mevcut değildir. Ordunun ve Ulusal Muhafızın tutarnağını da yitirdikten sonra, bir taraftan da parla­ mentonun halk üzerindeki gasp edilmiş gücünü ve cumhurbaşkanı kar­ şısındaki anayasal gücünü korumak için elinde hangi güç kullanma araç­ ları kalmıştı? Hiçbiri. Elinde kalan tek olanak, yaptırım gücünden yoksun ilkelere başvurmaktı; bunları, o güne kadar, yalnızca, daha rahat harekef edebilmek için başkalarına dayatılan genel kurallar olarak yorumlamıştı. Changarnier'nin görevden alınmasıyla, askeri gücün Bonaparte'ın eline düşmesiyle, incelemekte olduğumuz dönemin, yani Düzen Partisi ile yürütme gücü arasındaki mücadele döneminin ilk bölümü kapanır. İki güç arasındaki savaş artık açıkça ilan edilmiştir ve açıkça yürütülmekte­ dir; ama Düzen Partisi'nin silahlarını ve askerlerini yitirmesinden sonra. Hükümetten yoksun, ordudan yoksun, halktan yoksun, kamuoyundan yoksun olan; 31 Mayıs tarihli kendi seçim yasasından itibaren egemen ulusun temsilcisi olmaktan çıkan; gözü, kulağı, dişi, hiçbir şeyi bulunma­ yan Ulusal Meclis, kendisini, adım adım, eylemi hükümete bırakmak ve

post festum [her şey olup bittikten sonra] öfkeli protestolarla yetinmek zorunda kalan bir eski Fransız parlamentosuna55 dönüştüıınüştü. 55 Eski Fransız parlamento/arı: Fransız Devrimi ll 7891 öncesimk Fransa'nın en yüksek yargı kwıımlan.

Ülkenin

pek çok k!'ntimle bulunuyorlardı. Bunlar arasıncia en önemlisi, kralın

buyruklannı tescil eden VI' "protPsto hakkı" na, yani ülkPnin acleUPrine ve yasalanna uymayan buyruklara itiraz PtmP hakkına sahip olan Paris parlamentosuydu. 1\ma parlamento gl'rçek bir güce sahip cleğilcli, �iinkü kralın bir toplantıya bizzat katılması, yasalann t(•scilini zorunlu kılıyonlu · J\lmanca baskı ('((itöıiinün notu.

85


V. Bölüm

Düzen Partisi yeni hükümeti bir öfke fırtınasıyla karşılar. General Bedeau, Daimi Komisyonun tatil dönemindeki ılımlılığını ve tutanaklarını açıklamaktan vazgeçerek sergilediği aşın özeni hatırlatır. Bu kez içişleri bakanının kendisi bu tutanakların açıklanması konusunda ısrarcı olur; doğal olarak, bu tutanaklarartık beklemiş su kadar tatsızlaşmıştır, hiçbir yeni olguyu ortaya çıkarmazlar ve bı kkın halk üzerinde en küçük bir etki bile yaratmazlar. Remusat'nın önerisi üzerine Ulusal Meclis bürolarına çekilir ve bir "Olağanüstü Önlemler Komitesi" atar. Bu sırada, Paris, tica­ retin büyümesi, fabrikaların çalışması, tahıl fiyatlarının düşük bir düzey­ de olması, gıda maddelerinin bolluğu, tasarruf bankalarına her gün yeni mevduat girişlerinin olması nedeniyle, gündelik düzeninden çok daha az uzaklaşır. Parlamentonun o kadar gürültülü bir şekilde d uyurduğu "ola­ ğanüstü önlemler"den, çıka çıka, 18 Ocak'ta bakanlara karşı verilen ve General Changarnier'nin adının bile anılmadığı bir güvensizlik oyu çıkar. Cumhuriyetçiler, hükümetin tüm önlemleri arasında, yalnızca, tam da C hangarnier'nin görevden alınmasını onaylıyorrlu ve Düzen Partisi, cum­ huriyetçilerin oylarını almak için, önergesini bu şekilde kaleme almak zorundaydı; oysa Düzen Partisi, aslında, kendisinin dikte etmiş olduğu diğer hükümet uygulamalarını eleştirebilecek durumda değildi. 18 Ocak'taki güvensizlik oyu, 286'ya karşı 415 oyla verildi. Yani, bu ka­ rar, ancak, kararlı meşrutiyetçiler ve Orleans'cıların saf cumhuriyetçiler­ le ve Mon tagne'la kurduğu bir koalisyon sayesinde alına bildi. Dolayısıyla, bu oylama, Düzen Partisi'nin Bonaparte'la çatışmaları sırasında yalnızca hükümeti değil, yalnızca orduyu değil, kendi başına sahip olduğu parla­ mento çoğunluğunu da yitirmiş olduğunu; arabuluculuk bağnazlığı nede­ · niyle, mücadele korkusu nedeniyle, yorgunluk nedeniyle, kan bağları bu­ lunan akrabaların devlet maaşlarıyla ilgili ailevi kaygılar nedeniyle, boşa­ lan bakanlık koltukları (Odilon Barrot) üzerindeki spekülasyon nedeniy­ le, sıradan burjuvanın kendi sınıfının toplam çıkarını şu ya da bu kişisel güdüye feda etmeye her zaman yatkın olmasını sağlayan kaba bencillik nedeniyle, bir grup milletvekilinin Düzen Partisi kampından firar ettiğini kanıtladı. Bonaparte'çı milletvekilleri, başından itibaren, yalnızca devri­ me karşı yürütülen mücadele sırasında Düzen Partisi'ne bağlıydı. Katolik partisinin lideri Montalembert, ağırlığını daha o dönemde Bonaparte'tan

86


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

yana koydu, çünkü parlamento partisinin ne kadar yaşayabileceği konu­ sunda kuşkuluydu. Son olarak, Düzen Partisi'nin önderleri olan Thiers ve Berryer, bu Orleans'cı ve bu meşrutiyetçi, kendilerini açıkça cumhuri­ yetçi ilan etmek, kalpleri kralcı olsa da kafalarını n cumhuriyetçi olduğu­ nu, bir bütün olarak burjuvazinin egemenliğinin tek mümkün biçiminin parlamenter cumhuriyet olduğunu itirafetmek zorundaydı. Böylece, par­ lamentonun gözü önünde değilken hiç yorulmadan peşlerinden koşmaya devam ettikleri restorasyon planlarını, burjuva sınıfının gözü önündey­ ken, kafasızca oldukları kadar tehlikeli birer entrika olarak damgalamak zorunda kalıyorlardı. 18 Ocak tarihli güvensizlik oyu cumhurbaşkanını değil bakanlan vur­ du. Ama Changarnier'yi hükümet değil, cumhurbaşkanı görevden almış­ tı. Düzen Partisi, Bonaparte'ın kendisini mi zanlı durumuna sokmalıydı? Restorasyon arzulan nedeniyle mi? Bunlar, yalnızca, kendi arzularının tamamlayıcısıydı. Askeri geçit törenlerindeki ve 10 Aralık Derneği'ndeki komplosu nedeniyle mi? Bu konuları uzun süre önce sıradan gündem maddelerinin altına gömmüşlerdi. 29 Ocak'ın ve 13 Haziran'ın kahrama­ nının, Mayıs 1850'de bir ayaklanma durumunda Paris'in dört bir yanını ateşe vereceği tehdidini savuran adamın görevden alınması nedeniyle mi? Mon tagne'daki müttefikleri ile Cavaignac, toplumun düşen siperini resmi bir duygudaşlık beyanıyla ayağa kaldırmaianna bile izin vennemiş­ ti. Anayasal açıdan, cumhurbaşkanının bir generali görevden alma yetki­ sinin bulunduğunu kendileri de yadsıyamıyordu. Yalnızca, Bonaparte'ın anayasal haklarını parlamenter olmayan bir biçimde kullanması nedeniy­ le bağırıp çağırıyorlardı. Onlar da parlamenter yetkilerini sürekli olarak anayasal olmayan şekilde kullanmamış ve özellikle de genel oy hakkının kaldırılması sırasında bunu yapmamış mıydı? Dolayısıyla, kesin olarak parlamenter sınırlar içinde hareket etmek zorundaydılar. Ve 1?48'derı beri kıtayı kasıp kavurmuş olan özgün hastalığı, yakalananları hayali bir dünyaya sıkıca bağlayan ve kaba dış dünya hakkındaki tüm duyularını, tüm anılarını, tüm anlayışlarını ellerinden alan parlamenter kretenizmi [zeka özürlülüğünü) bunlara eklemek gerekiyor; parlamenter iktidarın tüm koşullarını kendi elleriyle ortadan kaldırmalarında ve diğer sınıflarla mücadeleleri sırasında ortadan kaldırmak zorunda kalmalarında, parla-

87


V. Bölüm

menter zaferlerini hii!{ı birer zafer saymalarında ve bakaniarına vurarak cumhurbaşka ıııııı vurduklarına inanmalarında bu parlamenter kreteniz­ min de payı vard ı. Tek yaptıkları, Bonaparte'a, Ulusal Meclisi ulusun gö­ zünde yeniden alçaltma fırsatını vennek olmuştu. Moniteur, 20 Ocak'ta, hükümetin toplu istifasının kabul edildiğini bildirdi. Yazılanlara göre, Bonaparte, 18 Ocak'taki oylamanın, yani Montagne ile kralcılar arasın­ daki koalisyonun meyvesinin kanıiladığı üzere parlamentodaki hiçbir partinin artık çoğunluğa sahip olmadığı gerekçesiyle ve bir çoğunluğun yeniden oluşmasını beklemek için, bir sözde geçici hükümet atamıştı; parlamentodan hiç kimsenin bulunmadığı bu hükümet, bir sürü hıç ta­ nınmamış ve tümüyle önemsiz kişiden oluşuyordu; yalnızca bir memur­ lar ve yazmanlar hükümetiydi. Düzen Partisi artık bitkin düşene kadar bu kuklalarla oynayabilirdi; yürütme gücü, artık, Ulusal Mecliste ciddi bir şekilde temsil edilmeyi zahmete değer saymıyordu. Bonaparte, ba­ kanlarının figüranlardan ibaret olması ölçüsünde, tüm yürütme gücünü daha gözle görülür şekilde kendinde topluyor, bu gücü kendi amaçları için kullanmak konusunda daha fazla serbest kalıyordu.

Montagne ile koalisyon halindeki Düzen Partisi, 10 Aralık Derneği'nin başkanının zorlamasıyla hükümetindeki memurların sunduğu cumhur­ başkanına 1. 800.000 frank bağışlanması teklifini reddederek öç aldı. Bu kez sonucu belirleyen çoğunluğun oy farkı yalnızca 102'ydi; yani, 18 Ocak'tan b u yana 27 o y daha eksilmişti; Düzen Partisi'nin çözülüşü sürü­ yordu. Düzen Partisi, aynı zamanda, Montagne ile koalisyonunun anlamı konusunda bir an olsun yanılgıya düşülmemesi için, Mon tagne'ın 189 üyesi tarafından imzalanan siyasal suçlulara yönelik genel af önergesini dikkate almayı bile küçümseyici bir tavırla reddetti. İçişleri bakanı olan Va"isse adlı birinin, huzurun yalnızca görünürde olduğunu, gizliden giz­ liye büyük bir çalkanlının hüküm sürdüğünü, gizliden gizliye her yerde faaliyet gösteren derneklerin örgütlendiğini, demokratik gazetelerin ye­ niden çıkma hazırlıkları yaptığını, illerden olumsuz raporların geldiğini, Cenevre'deki mültecilerin Lyon üzerinden tüm Güney Fransa'ya uzanan bir komployu yönettiğini, Fransa'nın bir sanayi ve ticaret bunalımının eşi­ ğinde olduğunu, Roubaix'li fabrikatörlerin çalışma sürelerini kısalttığı88


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

nı, Belle-İ le'deki56 tutukluların ayaklandığını açıklaması yetmişti; Düzen Paıiisi'nin, Ulusal Meclise çok büyük bir popülarite kazandıracağı ve Bonaparte'ı onun koliarına geri atacağı kesin olan bir önergeyi tartışma­ dan reddetmesine, yalnızca Va"isse diye birinin kızıl hayaleti çağırması bile yetmişti. Yürütme gücünün yeni huzursuzlukların çıkması olasılığıy­ la gözünü korkutmasına izin vermek yerine, bu gücü kendisine bağımlı kılmak için, sınıf mücadelesine küçük bir hareket alanı bırakması gere­ kiyordu. Ama kendisini ateşle oynama görevinin üstesinden gelebilecek durumda hissetmiyordu. Bu arada sözde geçici hükümet bitkisel yaşamını Nisan ortasına kadar sürdürdü. Bonaparte, hükümetin bileşimini sürekli yeniden değiştirerek ulusal meclisi yordu ve onunla alay etti. Bir gün, Lamartine ve Billault ile cumhuriyetçi bir hükümet kurmak ister gibi görünüyordu, bir gün, bir avanağa gereksinim duyulduğunda hiçbir zaman eksik kalmaması gereken vazgeçilmez Odilon Barrot'yla parlamenter bir hükümet, bir gün, Vatimesnil ve Benoist d'Azy ile meşrutiyetçi bir hükümet, bir gün de· Malleville ile Orleans'cı bir hükümet. Böylece Düzen Partisi'nin farklı hizipleri arasındaki gerginliği korur ve bu hiziplerin tümünü cumhuriyet­ çi bir hükümetin kurulması ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak genel oy hakkının getirilmesi olasılığı ile korkuturken, aynı zamanda, burjuvaziyi, parlamenter bir hükümet kurmaya yönelik içten çabalarının kralcı hiziple­ rin uzlaşmazlığı nedeniyle başarısızlığa uğrarlığına inandırır. Ama burju­ vazi, genel bir ticaret bunalımının yaklaşmakta ve yıkıma yol açacak ölçü­ de düşük tahıl fiyatlarının kırlarda yaptığı gibi kentlerde sosyalizme üye kazandırmakta olduğu görüntüsünün güç kazanması ölçüsünde, "güçlü iktidar" talebini daha yüksek bir sesle haykırıyor ve Fransa'nın "yönetim­ siz" bırakılınasını aynı ölçüde bağışlanamaz buluyordu. Ticaret günden güne durgunlaşıyordu, işsizierin sayısı gözle görülür şekilde artıyordu, Paris'te en azından 10.000 işçinin işi yoktu, Rouen'deki, Mühlhausen'deki, Lyon 'daki, Roubaix'deki, Tourcoing'daki, Saint-Etienne'deki, Elbeufdeki 56 Belle-İle-en-Mer:

Bret.anya'nın ı,ri.iney kıyısının kar:;;ısında [Atlas Okyanusu'nd al bulunan

fransız adası; siyasaltutuklularVI' özellikle dı· Paıiskki I H411 1 Iaziran ayaklanmasına katılanlar,

11149 ik 1 1157 yıUan arasında bu adaya giitüriilmü:;;tü. Buraya lıapsPdilenkr arasında Blanqui dı· vanlı · Alnıanca baskı Pıliliirünün notu.

89


V. Bölüm

vb. sayısız fabrikada üretim durmuştu. Bonaparte, bu koşullar altında, l l Nisan'da 1 8 Ocak hükümetini yeniden başa geçim1eye cesaret edebildi. Rouher, Fould, Baroche vb. beyler, Kurucu Meclisin, son günlerini ya­ şarken, sahte telgraf mesajları yayımladığı gerekçesiyle ve beş bakanın oyları hariç oybirliğiyle güvensizlik damgasını vurmuş olduğu Bay Leon Faucher ile takviye edildi. Yani, Ulusal Meclisin 18 Ocak'ta hükümete karşı bir zafer kazanması, üç ay boyunca Bonaparte'la mücadele etmesi, Fould ile Baroche'un l l Nisan'da püriten Faucher'yi, üçüncü bir taraf olarak, hükümeti oluşturan ittifakiarına alabilmeleri içindi. Kasım 1849'da parlamenter olmayan bir hükümetle, Ocak 1851'de

parlamento dışı bir hükümetle yetinen Bonaparte,

l l Nisan'da, her iki meclisin, Kurucu Meclisin ve Yasama Meclisinin, cumhuriyetçi ve kralcı

meclisierin güvensizlik oylarını uyumlu bir şekilde kendinde toplayan bir

parlamento karşıtı hükümet kuracak kadar güçlü hissediyordu kendini. Hükümetlerin bu silsilesi, parlamentonun kendi yaşam sıcaklığındaki (Lebenswürme) düşüşü ölçmesini sağ'layan termometreydi. Bu sıcaklık Nisan sonunda o denli düşmüştü ki, Persigny, özel bir görüşmelerinde Changarnier'yi cumhurbaşkanının kampına geçmeye çağırabilmişti. Onu ikna etmek için söylediklerine göre, Bonaparte, Ulusal Meclisin gücü­ nü tümüyle yitirdiğini düşünüyordu ve sürekli yapılması planlanan, ama rastlantılar nedeniyle yeniden ertelenen coup d eta t'dan sonra açıklana­ '

cak olan bildiri hazır durumdaydı. Changamier, bu ölüm ilanını Düzen Partisi'nin önderleriyle paylaştı; ama tahtakurusu ısırığının öldürücü ol­ duğuna kim inanır? Ve parlamento, ne kadar tükenmiş, dağılmış, kokuş­ muş olursa olsun, 10 Aralık Derneği'nin gülünç lideriyle düelloyu, bir tahtakurusuyla düellodan farklı bir şey olarak görmeyi başaramıyordu. Ama Bonaparte'ın Düzen Partisi'ne yanıtı, Agesilaus'un Kral Agis'e yanıtı gibiydi: "Sana karınca görünüyor um, ama bir gün aslan olacağım."57

57

MS 2·3. yüzyıllarda yaşadığı dü�ünült>n Yunanlı yazar Athenal'us'un Deipnosophistae (Sofistler Sofrası) adlı kitabında anlattığı öyküye gür<', Mısır Firavunu Teos, askl'rkriyle birliktt•

kmdisint' yardıma gdm Sparta Kralı ll. J\gı•silaus'la kar:?ıla:?tığında, cüssPsinin küçüklüğü nt>ıkniylt>, "Dağ, doğum sancıları \Tkiyorılu. l..ı·us korkmu:?tU. Ama dağ fare doğurdu" der. /\gpsilaus :?öyle yanıtlar: "Sana :?imdi yalnızca bir fare gibi görünüyorum, ama gün gd('Ct'k, sana bir aslan gibi görünecı•ğiııı." ll. 1\gis, Agesilaus'un üvı·y karıl<'�i ve ondan öncı•ki Sparta kralıyılı - (Ingilizce baskı Pıliliiıiinün notunılan yararlanard k) �1·v.

90


VI Montagne ve saf cumhuriyetçilerle kurulan ve Düzen Partisi'nin aske­ ri gücü elinde tutmak ve yürütme gücünün üst yönetimini yeniden ele geçirmek için boş yere çabalarken kendisini mahkum gördüğü koalis­ yon, bu partinin kendi başına sahip olduğu parlamento çoğunluğunu yi­ tirdiğini tartışmasız şekilde kanıtladı. Takvimin yalın gücü, saatin akrebi, 28 Mayıs'ta, tümüyle dağılacağının işaretini verdi. 28 Mayıs'la birlikte, Ulusal Meclisin yaşamının son yılı başladı. Artık anayasanın değiştirilme­ den mi kalac ağına yoksa revize mi edileceğine karar vermek zorundaydı. Ama anayasanın revize edilmesi, yalnızca, ya burjuvazinin egemenliği ya da küçük burjuva demokrasisi, ya demokrasi ya da proletarya anarşisi, ya parlamenter cumhuriyet ya da Bonaparte, anlamlarına değil, aynı za­ manda, ya Orleans ya da Bourbon, anlamına geliyordu! Böylece, Düzen Partisi'ni düşman hiziplere ayıran çıkar çatışmasını alevlendirmek zorun­ da olan anlaşmazlık konusu meclisin ortasına düştü. Düzen Partisi, he­ terojen toplumsal unsurların bir bileşimiydi. Revizyon sorunu, bu ürünü başlangıçtaki bileşenlerine ayrıştıran bir siyasal sıcaklık yarattı. Bonaparte'çılann revizyondaki çıkan basitti. Onlar açısından her şey­ den önemlisi, Bonaparte'ın yeniden seçilmesine ve iktidar döneminin uza­ tılınasına izin vermeyen 45. maddenin kaldırılmasıydı. Cumhuriyetçilerin konumu daha az basit görünmüyordu. Kesinlikle her tür revizyonu red­ dediyor, bunlarda cumhuriyete yönelik evrensel bir komplo görüyorlardı. Ulusal Meclisteki ayların dörtte birinden fazlasına sahip olduklarından ve anayasaya göre bir revizyon kararının hukuki açıdan geçerli olması ve bir gözden geçirme meclisinin toplantıya çağrılması için oyların dörtte

91


VI. Bölüm

üçüne gereksinim duyulduğundan, zaferden emin olmaları için tek yap­ maları gereken, oylarını saymaktı. Ve zaferden emindiler. Düzen Partisi, bu açık konumlanışlar karşısında, çözülemeyecek çeliş­ kiler içindeydi. Revizyonu reddetse, Bonaparte'a tek bir çıkış yolu (güce başvurma) bırakarak ve Mayıs 1852'nin ikinci ! Pazar) gününde, yani karar anında, Fransa'yı, cumhurbaşkanı otoritesini yitirmişken, parla­ mento uzun süredir otorite sahibi değilken ve halk otoriteyi yeniden ele geçirmeyi düşünürken, devrimci anarşiye teslim ederek, statükoya zarar verirdi. Anayasaya uygun bir revizyondan yana oy kullansa, boş yere oy vermiş olacağını ve anayasaya göre cumhuriyetçilerin vetosu nedeniyle başarısızlığa uğrayacağını biliyordu. Anayasaya aykırı bir şekilde basit oy çoğunluğunun bağlayıcı olacağını ilan etse, devrimi bastırmayı umabil­ mesinin tek yolu yürütme gücüne kayıtsız şartsız itaat etmesi olurdu ve Bonaparte'ı anayasanın, revizyonun ve kendi kendisinin efendisi kılardı. Yalnızca cumhurbaşkanının yetki süresini uzatan kısmi bir revizyon, im­ paratorluk doğrultusundaki bir gaspın yolunu açardı. Cumhuriyetin var olma süresini kısaltan bir genel revizyon, kaçınılmaz olarak hanedanlara özgü hak iddialarının çatışmasına neden olurdu, çünkü Bourbon'cu bir restorasyonun koşulları ile Orleans'cı bir restorasyonun koşulları, farklı olmanın ötesinde, karşılıklı olarak birbirlerini dışlıyordu.

Parlamenter cumhu riyet, Fransız burjuvazisinin iki kesiminin, meşruti­ yeıçiler ile Orleans'cıların, büyük toprak mülkiyeti ile sanayinin, eşit hak­ lara sahip şekilde yan yana barınabildikleri tarafsız alan olmaktan daha fazlasını ifade ediyordu. Ortak egemenliklerinin vazgeçilmez koşulu, onlara ait genel sınıf çıkarlarının aynı anda hem kendi farklı hiziplerinin hem de geri kalan tüm sınıfların hak iddiaları üzerinde üstünlük kurma­ sını sağlayan tek devlet biçimiydi. Kralcılar olarak, eski karşıtlıklarına, toprak mülkiyetinin ya da paranın üstünlüğü mücadelesine geri dönüyor­ lardı ve bu karşıtlığın en üst düzeydeki ifadeleri, onu kişileştiren ler, kral­ ların kendileri ve onların hanedanlarıydı . D üzen Paı1isi, Bourbon 'ların

geri çağrılmasına bu nedenle karşı koymuştu. Orleans'cı ve halk temsilcisi Creton, düzenli aralıklarla, 1849, 1850 ve 1851 'de, kral aileleri hakkındaki sürgün kararının kaldırılması önergesini sunmuştu. Parlamento da aynı şekilde, düzenli aralıklarla. sürgüne gön92


louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

deriimiş krallarının geri dönmek için kullanabileceği kapıları inatla kapa­ tan bir kralcılar meclisi görüntüsünü sundu. III. Richard, VI. Henry'yi, bu dünya için fazla iyi olduğunu ve gökyüzüne yakıştığını söyleyerek öldür­ müştü. Kralcılar, Fransa'yı, kendi krallarına yeniden sahip olmak için faz­ la kötü ilan etti. Koşulların zorlamasıyla cumhuriyetçi olmuşlardı ve kral­ larını Fransa'nın dışına süren halk kararını tekrar tekrar onaylıyorlardı. Anayasa revizyonu (koşullar bunun değerlendirilmesini zorunlu kılı­ yordu), cumhuriyetle birlikte iki burjuva kesiminin ortak egemenliğini de tartışma konusu haline getiriyor ve monarşi olasılığını gündeme geti­ rerek, monarşinin dönüşümlü olarak öncelikli şekilde temsil ettiği çıkar­ lar arasındaki rekabeti, bir fraksiyonun diğeri üzerinde üstünlük kurma mücadelesini yeniden ortaya çıkarıyordu. Düzen Partisi'nin diplomatla­ rı, bu mücadeleyi, iki hanedam birleştirerek, kendi deyimleriyle, kralcı partiler ile onların kral ailelerinin kaynaşmasıyla sonlandırabileceklerine inanıyordu. Ama Restorasyon ile Temmuz Monarşisinin gerçek kaynaş­ ma biçimi, Orleans'cı ve meşrutiyetçi renklerin silindiği, farklı burjuva türlerinin yalnızca burjuvazi içinde, burjuva cinsinin içinde kaybolduğu parlamenter cumhuriyetti. Oysa şimdi, Orleans'cıların meşrutiyetçi, meşrutiyetçilerin Orleans'cı olması gerekiyordu. Geçmişte karşıtlıklarını kişileştiren krallığın şimdi birliklerini cisimleştirmesi; kendilerine özgü dar çıkarların ifadesinin, ortak sınıf çıkarlarının ifadesine dönüşmesi; mo­ narşinin, yalnızca iki monarşinin kaldırılmasının, yani cumhuriyetin ya­ pabileceği ve yapmış olduğu şeyi yapması gerekiyordu. Düzen Partisi'nin doktorlarının üretmek için kafa patiattıkları felsefe taşı5" buydu. Sanki, meşruti monarşinin bir gün sanayi burjuvazisinin monarşisi olması ya da burjuva krallığının bir gün soya dayalı toprak aristokrasisinin kral­ lığı olması ihtimali varmış gibi. Sanki, taç yalnızca bir kafanın üzerine, ya büyük ya da küçük erkek kardeşin kafasına düşebilecekken, toprak mülkiyeti ile sanayi, tek b i r tacın altında kardeşleşebilirmiş gibi. Sanki, toprak mülkiyeti sanayileşmeye karar vermeden önce, sanayinin toprak mülkiyetiyle en küçük bir anlaşma şansı varmış gibi. V. Henri yarın öle­ cek olsaydı, Paris kontu, Orleans'cıların kralı olmaktan vazgeçmedikçe, r,s [ lcuz nwtalkıi altına diinü�lürdüğiin<' inanılan hayali la� - �·ı·v.

93


VI. Bölüm

V. Henri öldüğü için meşrutiyetçilerin kralı olmazdı. Bunlara karşın, re­ vizyon sorununun ön plana çıkması ölçüsünde daha fazla ses çıkaran,

Assemblee nationale ile birlikte resmi bir günlük yayın organı çıkarma­ ya başlayan,59 hatta tam şu sırada (Şubat 1852) yeniden işe koyulmuş olan kaynaşma filozofları, tüm zorluğun, iki hanedanın direncinden ve rekabetinden kaynaklandığını düşünüyordu. Louis-Philippe'in ölümün­ den itibaren başlayan Orleans ailesini V. Henri ile barıştırma girişimle­ ri, genel olarak tüm hanedancı entrikalar gibi, yalnızca Ulusal Meclisin tatilleri sırasında, perde aralarında, kulis arkasında yürütülüyorrlu ve ciddiye alınan bir iş olmaktan çok, eski boş inançlarla duygusal bir fin­ girdeşmeydi; bu girişimler, temel ve devletle ilgili eylemiere dönüştü ve bugüne kadar olduğu gibi amatör tiyatroda salınelenrnek yerine Düzen Partisi tarafından kamu sahnesine taşındı. Kuryeler Paris'ten Venedik'e, Venedik'ten Claremont'a, Claremont'tan Paris'e koşuştu: du. Chambord kontu, yayımladığı manifestoda, "ailesinin tüm üyderinin yardımıyla", kendi restorasyonunu değil, "ulusal" restorasyon u ilan eder. Orleans'cı Salvandy, V. Henri'nin ayaklarına kapanır. Meşrutiyetçi liderler Berryer, Benoist d'Azy ve Saint-Priest, Orleans hanedam üyelerini ikna etmek için Claremont'a gider, ama boşuna. Kaynaşmacılar, iki burjuva kesiminin çı­ karlarının, aile çıkarları biçiminde, iki hanedanın çıkarları biçiminde öne çıkarken, dışlayıcılıklarını yitirmedikleri gibi esneklik de kazanmadık­ larını çok geç anladı. V. Henri, Paris kontunu veliahdı olarak tanıyacak olsaydı (bu, kaynaşmanın en iyi durumda elde edebileceği tek başarıydı), Orleans hanedanı, V. Henri'nin çocuk sahibi olmamasının ona zaten sağ­ lamış bulundukları dışında hiçbir iddia kazanmaz, ama Temmuz Devrimi sayesinde elde ettiği tüm iddialan yitirirdi. Bourbon'ların eski koluyla yaklaşık yüz yıl süren bir mücadele sonucu elde ettiği özgün iddialann­ dan, tüm haklarından vazgeçmiş, tarihsel ayrıcalığını, yani modern kral­ lığın ayrıcalığını, kendi tarihsel soyağacının ayrıcalığı karşılığında elden çıkarmış olurdu. Dolayısıyla, kaynaşma, Orleans hanedanının taht iddia­ sından kendi rızasıyla vazgeçmesinden, tahtı meşrutiyetçilere bırakma59

L'Assemlılee nationale !Ulusal Meclis i: 1848 ile 1857yıllanarnsımla Paris'te çıkan nıonarşid·

nıeşrutiyPt�·i günlük Frnnsız gazptı,;i - Almanca baskı editörünün notu.

94


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

sından, Protestan devlet kilisesinden pişmanlık içinde Katolik kilisesine dönmesinden başka bir anlama gelmiyordu. Dahası, bu, onu yitirmiş ol­ duğu tahta çıkarmak bir yana, doğduğunda bulunduğu taht basamağına götüren bir dönüş olurdu. Kaynaşmayı savunmak için Claremont'a koş­ turanlar arasında yer alan Guizot, Duchatel vb. eski Orleans'cı bakanlar, aslında, Temmuz Devrimi hakkındaki vicdan azabını, burjuva krallığına ve burjuvaların krallığına dönük umutsuzluğu, anarşiye karşı son muska olarak meşrutiyetçiler hakkındaki boş inancı temsil ediyordu. Orleans ile Bourbon hanedanları arasındaki arabulucular olduklarını düşünürken, gerçekte artık yalnızca dönek Orleans'cılardı ve Joinville prensi de onları böyle insanlar olarak karşıladı. Buna karşın, Orleans'cıların diri, savaşçı bölümü, yani Thiers, Baze vb., Louis-Philippe ailesini, monarşinin her tür dolaysız restorasyonunun iki hanedanın kaynaşmasını, ama her tür kaynaşmanın da Orleans hanedanının tahttan çekilmesini gerektimıesi­ ne karşın, geçici olarak cumhuriyeti tanımanın ve gelişmelerin cumhur­ başkanlığı koltuğunun bir tahta dönüştürülmesine izin vem1esine kadar beklemenin atalarının geleneğine tümüyle uygun düşeceğine çok daha kolay ikna etti. Joinville prensinin adaylığı hakkında söylenti çıkarıldı, kamuoyunun merakı diri tutuldu ve birkaç ay sonra, revizyonun redde­ dilmesinin ardından, Eylül'de bu adaylık açıkça ilan edildi. Böylece, Orleans'cılar ile meşrutiyetçiler arasında kralcı bir kaynaşma sağlama girişimi, başarısızlığa uğramakla kalmadı, onların parlamenter

kaynaşmasını, cumhuriyetçi ortak biçimlerini bozdu ve Düzen Partisi'ni yeniden başlangıçtaki bileşenlerine ayrıştırdı; ama Claremont ile Venedik arasındaki soğukluğun artması, anlaşmalarının suya düşmesi ve Joinville çalkantısının yayılması ölçüsünde, Bonaparte'ın bakanı Faucher ile meş­ rutiyetçiler arasındaki görüşmeler de canlılık ve ciddiyet kazandı. Düzen Partisi'ndeki çözülme, bu partinin başlangıçtaki unsurlarında durmadı. İki büyük hizip de kendi içlerinde yeniden ayrıştı. Sanki, geç­ mişte, meşrutiyetçiler olsun Orleans'cılar olsun, her iki çevre içinde de mücadele edilen ve bastırılan eski nüanslar, tıpkı kurumuş haşlamlılann [tük hücreli canlılann] suyla temas ettiklerinde kendi topluluklarını ve bağımsız karşıtlıklarını oluşturmalarına yetecek kadar canlılık kazanma­ ları örneğinde olduğu gibi, yeniden serbest kalmıştı. Meşrutiyetçiler,

95


VI. Bölüm

düşlerinde, Tuileries ile Pavillon Marsan, Viiiele ile Polignac arasındaki çekişmelere geri döndü.m Orleans'cılar, Guizot, Mole, Broglie, Thiers ve Odilon Barrot arasında turnuvaların düzenlendiği altın çağı yeniden yaşadı. Düzen Partisi'nin revizyon heveslisi, ama revizyonun sınırları konusun­ da yine anlaşmazlığa düşen ve bir yandan Berryer ve Falloux'ya bağlı meşrutiyetçiler, diğer yandan La Rochejaquelein'e bağlı meşrutiyetçiler ve Mole, Broglie, Montalembert ve Odilon Barrot'ya bağlı mücadele yor­ gunu Orleans'cılardan oluşan bölümü, Bonaparte'çı milletvekilleriyle, aşağıdaki belirsiz ve sınırları geniş önerge üzerinde anlaşmaya vardı: "Aşağıda imzası bulunan milletvekilleri, ulusa egemenliğini ek­ siksiz olarak kullanma hakkım yeniden vermek amacıyla, anaya­ saımı gözden geçirilmesini teklif eder."

Ama aynı zamanda, ittifak halinde ve raportörleri Tocqueville aracı­ lığıyla, Ulusal Meclisin cumhuriyetin kaldırılmasını önerme hakkının bulunmadığını, bu hakkın yalnızca revizyon meclisine ait olduğunu açık­ ladılar. Ayrıca, anayasa yalnızca "yasal" biçimde, yani yalnızca, anaya­ sada öngörüldüğü üzere toplam oyların dörtte üçünün revizyon lehinde kullanılması durumunda gözden geçirilebilirdi. Altı gün süren fırtınalı tartışmaların ardından, revizyon, 19 Temmuz'da, öngörülebileceği üzere, reddedildi. Revizyondan yana oyların sayısı 446, karşı oyların sayısı ise 278'di. Thiers, Changarnier vb. kararlı Orleans'cılar, cumhuriyetçiler ve

Montagne ile birlikte oy kullanmıştı. Böylece, parlamento çoğunluğu anayasaya karşı olduğunu açıkladı; ama aynı anayasa, azınlıktan yana olduğunu ve onun kararının bağlayıcı olduğunu açıkladı. İyi ama, düzen Partisi, 31 Mayıs 1850'de, 13 Haziran r,ıı

Reslordsyon diinPnıin<k nw�ruliyelçikr kampındaki giirii� farklılıklan �u �l'kild!'ydi: XVIII.

Louis ik Villd!', gerici iinlmıkrin dikkatli bir �·kildı· uygulanmasında ısmn:ı oluyor, Artois koni u (lll24kn itibarm Kntl X. Chark-s) ik Polignac ise d!'vıim üneesi düz<·n•·

tanı

bir gpıi

diinü�ü savunuyordu.

'J'11ileries: Paris'lı'ki bir sardy; XVIII. l ııuis burdda oturuyordu; Pııvillon MarStın I M�n Kii�kü 1: aynı saraydaki bir bina; RPslomsyon diiıwıııind!' Anois k<ınlu bumda oluruyon lu Alnıanca baskı •�liliiriinün nolu.

96

·


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

1849'da, anayasayı parlamento çoğunluğuna tabi kılmamış mıydı? Bugüne kadarki tüm politikası, anayasa paragrafiarının parlamento ço­ ğunluğunun kararlarına tabi kılınınasma dayanmıyor muydu? Yasaların harflerine dönük Eski Ahit'e özgü boş inancı demokratlara bırakmamış ve bu yüzden demokratları cezalandırmamış mıydı? Ama bu anda, tıpkı anayasanın korunmasının Bonaparte'ın görevden alınmasından başka bir anlama gelmemesi gibi, anayasanın revize edilmesi de cumhurbaşkanı­ nın yetkisini korumasından başka bir anlama gelmiyordu. Parlamento Bonaparte'tan yana olduğunu açıklamış, ama anayasa parlamentoya kar­ şı olduğunu açıklamıştı. Dolayısıyla, Bonaparte, anayasayı yırttığında parlamentonun eğilimine uygun şekilde ve parlamentoyu dağıttığında da anayasanın eğilimine uygun şekilde hareket etti. Parlamento, anayasayı ve onunla birlikte kendi egemenliğini "çoğun­ luk dışı" ilan etmiş, aldığı kararla da, anayasayı kaldınnış ve cumhurbaş­ kanının görev süresini uzatmış ve aynı zamanda, kendisi varlığını sür­ dürdükçe, birinin ölmesinin de diğerinin yaşamasının da mümkün olma­ dığını ilan etmişti. Onu gömecek olanlar kapıda dikiliyordu. Parlamento revizyon hakkında tartışırken, Bonaparte, kararsız görünen Baraguey d'Hilliers'yi Birinci Tümen komutanlığından uzaklaştırdı ve onun yerine Lyon galibi,61 Aralık günlerinin kahramanı, daha Louis-Philippe döne­ minde Boulogne seferi vesilesiyle kendisini onun için az çok rezil eden adamlarından biri olan General Magnan'ı atadı. Düzen Partisi, revizyon hakkındaki kararıyla, egemen olmaktan da hizmet etmekten de, yaşamaktan da ölmekten de, cumhuriyete katlan­ maktan da onu devinnekten de, anayasayı korumaktan da onu bir kenara atmaktan da, cumhurbaşkanıyla işbirliği yapmaktan da onunla köprüle­ ri atmaktan da anlamadığım kanıtladı. Peki, tüm çelişkilerin çözümünü kimden bekliyordu? Takvimden, olayların akışından. Kendisine olayları yönlendirme gücünü yakıştırmaktan vazgeçti. Yani, olayları ve olaylar aracılığıyla da, halkla mücadele ederken tüm yetkileri teker teker bırakıp sonunda karşısında aciz kaldığı iktidarı, kendilerini dayatmaya zorladı. 61

Lyon1u işı;ilerin w zanaat�ılann 15 I laziran 1 849'ılaki silahlı ayaklanmasuıuı hastınlmasını Gmmıl Magııan yönPimişii - lngiluce baskı !'ditöıiinün notu.

97


VI. Bölüm

Yürütme gücünün liderinin ona yönelik mücadele planını rahatsız edil­ meden hazırlayabilmesi, iş araçlarını güçlendirebilmesi, aletlerini seçe­ bilmesi, mevzilerini sağlamlaştırabilmesi için, bu kritik anda sahneden çekilmeye ve otururnlara üç aylığına, 10 Ağustos'tan 4 Kasım'a kadar ara vermeye karar verdi. Parlamento partisinin iki büyük hizbine ayrışmasının ve bu hiziple­ rin her birinin kendi içlerinde ayrışmasının ötesinde, parlamentodaki Düzen Partisi, parlamento dışındaki Düzen Partisi'yle ayrı düşmüştü. Burjuvazinin sözcüleri ile yazarları, kürsüsü ile basını, kısacası burjuva­ zinin ideologları ile burjuvazinin kendisi, temsilciler ve temsil edilenler, birbirlerine yabancılaşmıştı ve artık birbirlerini anlamıyordu. lllerdeki meşrutiyetçiler, sınırlı ufuklarıyla ve sınırsız coşkularıyla, par­ lamentodaki önderleri Berryer ve Falloux'yu, Bonaparte'ın kampına kaç­ ınakla ve V. Henıi'yi terk etmekle suçladı. Zambak beyinleri ilk günaha inanıyor, ama diplomasiye inanmıyordu. Ticaret burjuvazisinin kendi politikacılarından kopuşu çok daha ciddi ve belirleyiciydi. Politikacılarını, onları ilkelerinden ayrılmakla suçlayan meşrutiyetçilerden farklı olarak, yararsız hale gelmiş ilkelere bağlı kal­ ınakla suçluyordu. Fould'un hükümete girmesinden bu yana, ticaret burjuvazisinin Louis­ Philippe iktidarı döneminde aslan payına sahip olan bölümünün, yani

mali aristokrasinin Bonaparte'çı olduğunu daha önce belirtmiştim. Fould, yalnızca Bonaparte'ın borsadaki çıkarını değil, aynı zamanda borsanın Bonaparte'taki çıkarını temsil ediyordu. Mali aristokrasinin konumlanı­ şını, en çarpıcı şekilde, onun Avrupa'daki yayın organı olan ve Londra'da çıkan "Economist"ten62 bir alıntı tarif ediyor. 1 Şubat 1851 tarihli sayısın­ da Paris kaynaklı şu satıriara yer veriyor: "Fraıısa'nııı her şeyden önce huzur istediği, tüm çevreler tara­ fından dile getirilmiş durumda. Bu, cumhurbaşkanının Yasama Meclisine mesajında ilan ediliyor, ulusal meclis kürsüsünden yan­ kılanıyor, gazeteler tarafından teyit ediliyor, kilise kürsülerinde 1 843 yılında haftalık bir gazete olarak çıkmaya başlayan, iktisadi liberalizmin temsilciliğini yapan, yayın hayabrıı bugün de sürılürmekte olan The Ewnomist dergisi çev.

62

·

98


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

duyuruluyor, devlet borçlanma kağıtlarının en kiiçük bir karışık­

lık olasılığı karşısındaki duyarlılıkları ve yiirütnıe giicii ne zaman zafer kazansa sergiledikleri sağlamlık tarafindan kanıtlanıyor." Economist, 29 Kasım tarihli sayısında, kendi imzasıyla şunları açıklı­ yor:

"Cumlııırbaşkanı artık Avrupa'nın tüm borsalarında düzenin bekçisi olarak kabııl ediliyar. " Yani, mali aristokrasi, Düzen Partisi'nin yürütme gücüyle parlamenter mücadelesini düzene yönelik bir taciz olarak mahkum ediyor ve cumhur­ başkanının kendi sözde temsilcilerine karşı kazandığı her zaferi düzenin bir zaferi olarak kutluyordu. Burada mali aristokra!;)inin kapsamına yal­ nızca, çıkarlarının devlet iktidarının çıkarlarıyla örtüştüğü hemen anla­ şılacak olan büyük kreditörlerin (Anleihunternehmer) ve devlet kağıdı spekülatörlerinin girdiği düşünülmemeli. Tüm modern finans faaliyetle­ ri, tüm bankacılık sektörü, devlet borçlanmasıyla tam anlamıyla iç içedir. Bunların işletme sermayelerinin bir bölümü, zorunlu olarak, hızla paraya çevrilebilen devlet borçlanma kağıtlarına yatırılır ve faiz getirmeleri sağ­ lanır. Mevduatları, kendi tasarruflarındaki ve onlar tarafından tüccarla­ ra ve sanayicilere dağıtılan sermaye, kısmen, devlet kağıtlarına yatırım yapan rantiyelerin gelirlerinden kaynaklanır. Devlet iktidarının istikrarı, tüm para piyasası ve bu para piyasasının rahipleıi için her dönemde Musa ve peygamberler anlamına geldiyse, tam da her tür tutanın eski devletle birlikte eski devlet borçlarını da sürükleyip götürme tehdidini yarattığı bugün, böyle olmaması mümkün mü?

Sanayi burjuvazisi de, düzen bağnazlığı içinde, parlamenter Düzen Partisi'nin yürütme gücüyle çekişmelerine sinirleniyordu. Thiers, Angles, Sainte-Beuve vb., Changarnier'nin görevden alınması vesilesiyle 18 Ocak'ta kullandıkları oyların ardından, tam da sanayi bölgelerindeki seçmenleri tarafından açıkça azarlandılar ve özellikle Montagne ile koalis­ yonları, düzene yönelik ağır ihanet olarak suçlandı. Görmüş olduğumuz üzere, Düzen Partisi'nin cumhurbaşkanıyla mücadelesinin ifadeleri olan

99


VI. Bölüm

gürültülü sataşmalar ve bayağı entrikalar daha iyi bir şekilde karşılan­ ınayı hak etmiyorduysa, temsilcilerinden, askeri güclin kendi parlamen­ tolarının elinden maceracı bir taht iddiacısının eline geçmesine direnç göstermeden izin vem1elerini isteyen bu burjuva partisi, kendi çıkarları doğrultusunda çevrilen bu entrikaları hiç hak etmiyordu. Kendi kamusal çıkarlarının, sınıf çıkarlarının, siyasal iktidarının korunması mücadelesi­ nin, özel işlerini bozması nedeniyle onu yalnızca rahatsız ettiğini ve sinir­ lendirdiğini kanıthyord u. Paris dışındaki kentlerin burjuva ileri gelenlerinin, yerel yöneticileri­ nin, ticaret mahkemesi yargıçlarının vb., neredeyse tümü, Bonaparte'ın turları sırasında, onu her yerde, hatta Dijon'da olduğu gibi Ulusal Meclise ve özelde Düzen Partisi'ne sakınmarlan saldırdığı zamanlarda bile, en bü­ yük yaltakçılıkla karşıladı. 1851 başında olduğu gibi işlerin yolunda gittiği dönemlerde, ticaret burjuvazisi, her tür parlamenter mücadeleye karşı, ticaretin keyfinin kaç­ maması için bağırıp çağırıyordu. Şubat 1851 sonundan bu yana olduğu gibi işler kötü gittiğinde, duraklamanın nedeni olarak parlamenter müca­ deleleri suçluyor ve işlerin yeniden açılması için bağıra çağıra bunların kesilmesini istiyordu. Revizyon tartışmalan tam da bu kötü döneme denk geld i. Burada mevcut devlet biçiminin olma ya da olmama sorunu söz konusu o!tluğundan, burjuvazi, temsilcilerinden bu işkence çektiren ara döneme son verilmesini ve aynı zamanda statükonun korunmasını iste­ rnek konusunda kendisini çok daha haklı görüyordu. Burada bir çelişki yoktu. Anı dönemin son undan, tam da bu dönemin sürmesini, bir karara vanlmasını gerektiren anın belirsiz bir geleceğe ertelenmesini anlıyordu. Statüko yalnızca iki şekilde korunabilirdi. Bonaparte'ın görev süresinin uzatılmasıyla ya da onun anayasa uygun şekilde görevden çekilmesi ve Cavaignac'ın seçilmesiyle. Burjuvazinin bir böli.imü ikinci çözümün ger­ çekleşmesini umuyor ve temsilcilerine susmalarından, yakıcı noktaya dokunmamalanndan daha iyi bir öğüt veremiyord u. Temsilcilerinin ko­ nuşmaması durumunda Bonaparte'ın hareket etmeyeceğini sanıyorlardı. Görünmemek için kafasını saklayan bir devekuşu parlamentosu istiyor­ lardı. Burjuvazinin bir başka bölümü, her şeyin eskisi gibi kalması için, bir kez cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş bulunduğundan, Bonaparte'ı

1 00


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

orada tutmak istiyordu. Kendi parlamentolarının anayasayı açıkça ihlal etmemesi ve zorluk çıkarmadan çekilmemesi onları kızdırıyordu. Ulusal Merlisin tatil döneminde, 25 Ağustos'tan itibaren toplanan il genel meclisleri, yani büyük burjuvazinin iller düzeyindeki temsilcileri, neredeyse oybirliğiyle, revizyondan yana, yani parlamentoya karşı ve Bonaparte'tan yana olduklarını ilan etti. Burjuvazi, yazınsal temsilcilerine, kendi basınına yönelik öfkesini, par­ lamenter temsilcileriyle anlaşmazlığından daha açık bir şekilde gösterdi. Burjuva gazetecilerinin, Bonaparte'ın gasp arzularına yönelik her saldırı­ sı için, basının, yürütme gücüne karşı burjuvazinin siyasal haklarını ko­ rumaya yönelik her girişimi için burjuva jürileri tarafından çok yüksek para ve utanmazca hapis cezalarının verilmesi, yalnızca Fransa'yı değil tüm Avrupa'yı şaşırtıyordu. Eğer göstermiş olduğum gibi parlamenter D üzen Partisi huzur talebiy­ le yaygaı·a kopararak kendisini hareketsizliğe mahkum ettiyse, toplumun diğer sınıfiarına karşı yürüttüğü mücadelede kendi rejiminin, parlamen­ ter rejimin tüm koşullarını kendi elleriyle yok ederek, burjuvazinin siya­ sal egemenliğini, burjuvazinin güvenlik ve varlığı açısından katlanılamaz ilan ettiyse, /lurjuvazinin parlamento dışındaki kitlesi de, güçlü ve sınır­ landırılmamış bir iktidarın koruması altında, güven içinde özel işlerinin peşine düşebilmek için, cumhurbaşkanına yaltaklanarak, parlamentoya hakaret ederek, kendi basınına kaba ve kötü davranarak, Bonaparte'ı, kendi konuşan ve yazan unsurlarını, kendi politikacı ve yazarlarını, ken­ di konuşmacı kürsüsünü ve kendi basınını ezmeye, yok etmeye çağırdı. Egemenliğin zorluklarından ve tehlikelerinden kurtulmak için, kendi si­ yasal egemenliğinden kurtulmaya can attığını açıkça ilan etti. Ve yalnızca kendi sınıflarının egemenliği için yürütülen parlamenter ve yazınsal mücadeleye bile öfkelenmiş ve bu mücadelenin önderlerine ihanet etmiş olan bu burjuvazi, şimdi, her şey olup bittikten sonra, onun için kanlı bir mücadeleye, bir ölüm kalım mücadelesine girişınediği için proJetaryayı suçlamaya kalkışıyor! Her an kendi genel sınıf çıkarını, yani siyasal çıkarını en dar ve en kirli özel çıkarlarına feda et miş ve kiistah bir şekilde temsilcilerinden de benzer bir özveri talep etmiş olan burju­ vazi, şimdi, proletaryanın ideal siyasal çıkarlarını maddi çıkarlarına feda

101


VI. Bölüm

ettiğini söyleyerek sızlanıyor. Sosyalistler tarafından yanlış yola sokulan proletarya tarafından değeri aniaşılmayan ve karar anında yalnız bırakı­ lan güzel bir insan gibi davranıyor. Ve burj uva dünyasında evrensel bir yankı buluyor. Kuşkusuz, burada düzenbaz Alman politikacılarından ve aynı kafadaki hödüklerden söz etmiyorum. Örneğin, daha önce alıntı yaptığım, 29 Kasım 1851'de, yani hükümel darbesinden dört gün önce bile Bonaparte'ı "düzenin bekçisi", Thiers ve Berryer'yi ise "anarşist" ilan etmiş ve daha 27 Aralık 1851'de, Bonaparte'ın söz konusu anarşistleri susturmasının ardından, "cahil, terbiyesiz, aptal proleter kitlelerinin, orta ve daha üst toplum kademelerinin yeteneklerine, bilgisine, disiplinine, manevi etkisine, düşünsel kaynaklarına ve ahlaki ağırlığına" ihanetleri hakkında bağırıp çağıran Economist'e gönderme yapıyorum. Aptal, cahil ve bayağı kitle, burjuva kitlesinin kendisinden başka bir şey değildi. Fransa'nın 1851 yılında bir tür küçük ticaret bunalımı yaşamış oldu­ ğu doğru. Şubat sonunda ihracat 1 850'ye göre düşüş gösterdi, Mart'ta ticaret kötüye gitti ve fabrikalar kapandı, Nisan'da sanayi bölgelerinin durumu Şubat günleri [ 1 848] sonrasında olduğu kadar umutsuz görünü­ yordu, Mayıs'ta işler henüz yeniden canlanmamıştı, Fransa Bankası'nın portföyü 28 Haziran'da bile mevduatlardaki muazzam bir artış ve senet karşılığı avanslarda benzer büyüklükte bir gerilemeyle üretimin dur­ ma noktasında olduğunu gösteriyordu ve işler kademeli olarak yeniden açılmaya ancak Ekim ortasında başladı. Fransız burjuvazisi, ticaretteki bu duraklamayı, tümüyle siyasal nedenlerle, parlamento ile yürütme gücü arasındaki mücadeleyle, yalnızca geçici olan bir devlet biçiminin güvenilmezliğiyle, Mayıs 1852'nin ikinci ! Pazari gününe ilişkin korku­ tucu beklentilerle açıklıyordu. Tüm bu olguların Paris'teki ve illerdeki bazı sanayi kollarını baskı altına aldığını inkar etmek istemiyorum. Ama her durumda, siyasal koşulların bu etkisi yalnızca yerel düzeydeydi ve önemsizdi. Ticaretteki iyileşmenin tam da siyasal durumun kötüleştiği, siyasal ufkun karardığı ve Elize'den her an bir şimşeğin çakmasının bek­ lendiği sırada, Ekim ortalarında başlamış olmasından başka bir kanıta gerek var mı? Bunun dışında, "yetenekleri, bilgisi, manevi kavrayışı ve düşünsel kaynakları" burnunun ilerisine geçmeyen Fransız burjuvazisi,

1 02


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

Londra'daki sanayi sergisinin63 açık kaldığı süre boyunca, ticaret alanın­ daki sefaletinin nedeniyle burun buruna gelebildL Fransa'da fabrikalar kapatılırken, İngiltere'de ticari iflaslar yaşanmıştı. Fransa'da sınai panik Nisan ve Mayıs'ta bir zirve noktasına ulaşırken, İngiltere'de ticari panik Nisan ve Mayıs'ta zirve noktasına ulaşmıştı. İngiliz yü n sanayisi, Fransız yün sanayisi gibi, İngiliz ipek üretimi de Fransız ipek üretimi gibi sıkıntı­ ya düşmüştü. İngiliz pamuk fabrikaları faaliyetlerini sürdürmüş olsa bile, karları 1849 ve 1850'deki kadar değildi. Aradaki fark, yalnızca, Fransa'daki bunalımın sınai, İngiltere'dekinin ticari olması; Fransa'da fabrikalar üre­ timi durdururken İngiltere'dekilerin üretimlerini artırmaları, ama bunu önceki yıllara göre daha elverişsiz koşullar altında yapmaları; Fransa'da en büyük darbeyi ihracatın, İngiltere'de ise ithalatın almasıydı. Hiç kuş­ ku yok ki Fransa'nın siyasal durumunda aranmaması gereken ortak ne­ den apaçıktı. 1849 ve 1850, en büyük maddi gönenç yılları ve niteliğini ancak 1851'de gösteren bir aşırı üretimin gerçekleştiği yıllardı. Bu aşırı üretim, 1851 yılının başında, sanayi sergisinin açılacak olması nedeniy­ le daha bir hızlandırıldı. Bunlara şu özel koşullar eklenmişti: lik olarak, 1850 ve 1851'in kötü pamuk hasadı, ardından beklenenden daha büyük bir pamuk rekoltesine ulaşılacağının kesinleşmesi, pamuk fiyatlarının önce yükselmesi, sonra birdenbire düşmesi, kısacası dalgalanması. Ham pamuk rekoltesi, en azından Fransa' da, ortalama verim düzeyinin bile al­ tına düşmüştü. Son olarak, yünlü üretimi 1848'den beri o kadar artmıştı ki, yün üretimi buna ayak uyduramamıştı ve ham yün fiyatı, yünlü ma­ mul fiyatlarına göre fazlasıyla orantısız bir şekilde yükselmişti. Böylece burada, dünya pazarı için üretim yapan üç sanayinin hammaddelerinde, bir ticari durgunluk için üç kat malzeme bulmuş olduk. Bu özel koşullar bir yana bırakıldığında, 1851 yılının gözle görülür bunalımı, aşırı üretim ile aşırı spekülasyonun, sınai çevrim sırasında, ateşli bir şekilde çevri­ min son bölümünü hızla tamamlayıp çıkış noktalarına, yani genel ticaret

bunalımına yeniden ulaşmak üzere tüm güçlerini bir araya getirmeden önce her zaman yaptıkları bir duraklamadan başka bir şey değildi. Bu tür 63 Grrut Exhi/,ition (Büyük Fuar): 1 Mayıs·15 Ekinı 1851 tarihleri arnsında açık kalan ilk uluslanırası sanayi ve ticarl't fuan - çt'V.

1 03


VI. Bölüm

ara dönemlerde, Fransa'da. kısmen İngilizlerin tam da bu dönemlerde tüm pazarlarda katlanılmaz hale gelen rekabeti nedeniyle geri çekilmeye zorlandığı. kısmen de bir lüks mallar sanayisi olarak her tür ticari durak­ lamadan öncelikli şekilde etkilendiği için, sanayinin kendisi durma nok­ tasına gelirken, İngiltere'de ticari iflaslar patlak verir. Fransa bu şekilde genel bunalımlar dışında kendi ulusal ticaret bunalımlarını da yaşar; ama bu bunalımlar, Fransa'daki yerel etkileri gölgede bırakacak ölçüde, dün­ ya pazarının genel durumu tarafından belirlenir ve bunların ürünü olur. Fransız burjuvasının önyargısıyla İngiliz burjuvasının yargısını karşılaş­ tırmak yararsız olmayacaktır. Liverpool'un en büyük şirketlerinden biri, 1851'le ilgili yıllık ticaret raporunda şunları yazıyor: "Pek az yıl, başlangıcıııda oluşan beklentilere, şu son yıldan daha fazla ters düştü; herkesin beklediği gibi büyük gönenç yılı olmak yerine, son çeyrek yüzyılın en cesaret kırıcı yıllarından biri oldu. Doğal olarak, bu söylenen, sanayici sınıflar için değil, yalnızca ti­ caretle uğraşan sınıflar için geçerli. Ve kuşkusuz, yılın başıııda, tanı tersini beklememek için de nedenler vardı; ürün stokları sı­ nırlıydı, sermaye fazlası vardı, gıda maddeleri ucuzdu, zengin bir hasadııı gerçekleşeceği kesindi; kıtada kesintiye uğramamış bir barış vardı ve içeride siyasal ya da mali sıkıntılar yaşanmıyordu: gerçekte, ticaretin kanatları hiç bu kadar serbest olmamıştı . . . Bu ohıınsuz sonuçtan kimi sorumlu tutmalı? Biz, hem ihracattaki hem de ithalattaki aşırı ticareti sorumlu tutmak gerektiğine ina­ nıyoruz. Eğer tüccarlarımız faaliyetlerini kendileri sıııırlandırmaz­ sa, üç yılda bir yaşanacak panikler dışmda hiçbir şey bizi kontrol altında tutamaz." 61 Darbeler ve genel oy hakkının getirilmesi hakkındaki söylentilerin, parlamento ile yürütme gücü arasındaki mücadelenin, Orleans'cılar ile meşrutiyetçiler arasındaki Fronde savaşının,65 Güney Fransa'daki komü­ nist komploların, Ni evre ve Cher illerindeki sözde jarquerie'lerin [köylü ayaklanmalarının ] , farklı cumhurbaşkanı adaylarının reklamlarının, ga64 lO Ül'llk li!!")() tarihli The fcorıomist dergisinden - Alnıanca baskı P<litöriinüıı notu. 65 Bkz. 29. dipnot - �·cv.

1 04


Louis Bonaparte'ın ı 8 Brumaire'i

zetelerin şarlatanca çözümlerinin, cumhuriyetçilerin anayasayı ve genel oy hakkını elde si1ah korumak istedikleri yönündeki tehditlerinin, kıya­ metin Mayıs 1852'nin ikinci ı Pazar) günü gerçekleşeceğini ilan eden in

partibus [infıdelium: inançsıziarın topraklarındaki] sığınınacı kahraman­ ların müjdelerinin, tam da bu ticari paniğin ortasında Fransız burjuvası­ nın ticaret delisi beynini nasıl işkenceye maruz bırakacağı, döndüreceği, sersemJeteceği düşünülürse, onun bu sözle anlatılamayacak, gürültülü kaynaşma, revizyon, otururnlara ara verme, anayasa, komplo, koalisyon, sığınma, gasp ve devrim karmaşası içinde çılgınca burnundan soluyarak kendi parlamenter cumhuriyetine şunları söyleyeceği anlaşılır: "Terörle

gelecek bir son, sonsuz bir terörden iyidir!" Bonaparte bu çığlığı anladı. Vade günü olan Mayıs 1852'nin ikinci ı Pazari gününü yaklaştıran her günbatımıyla birlikte yıldızların hareketinde kendi dünyevi senetlerine yönelik bir protesto gören alacaklıların kızgınlığının giderek artması sayesinde, kavrama yeteneği keskinleşmişti. Alacaklılar, gerçek birer astrolog olmuştu. Ulusal Meclis, Bonaparte'ın görev süresi­ nin anayasal yolla uzatılınası umuduna son vermişti, Joinville prensinin adaylığı kararsızlık durumunun sürdürülmesine izin vermiyordu. Eğer bugüne kadar gölgesini kendi gelişinden çok önce önüne dü­ şüren bir olay yaşandıysa, bu, Bonaparte'ın darbesiydi. Daha 29 Ocak 1849'da, seçilmesinin üzerinden henüz yaklaşık bir ay geçmişken, bu konuda Changarnier'ye tekiifte bulunmuştu. Kendi başbakanı Odilon BaıTot, darbe politikasını, 1849 yazında örtülü bir şekilde, Thiers ise 1850 kışında açıkça ele vermişti. Persigny Mayıs 1851'de Changarnier'yi bir kez daha darbeye kazanmaya çalışmış, Messager de l'Assemblee bu görüşmenin haberini yayımlamıştı. Bonaparte'çı gazeteler ne zaman bir parlamento fırtınası çıksa darbe tehdidi savuruyorrlu ve bunalım ne kadar yaklaşırsa sesleri o kadar güçlü çıkıyordu. Bonaparte'ın her gece kadınlı erkekli swell mob la [iyi giyimli hırsızlarla ve dolandırıcılarla] '

birlikte katıldığı cümbüşlerde, her seferinde, gece yarısı yaklaşıp bol miktardaki içki ikramı dilleri çözdüğünde ve hayal güçlerini ateşlediğin­ de, darbenin ertesi sabah gerçekleştirilmesi kararlaştırılıyord u. Ertesi sabahın hayaleti yeniden kovmasına kadar kılıçlar çekiliyor, kadehler şangırdıyor, milletvekilleri pencerelerden dışarı atılıyor, imparator pele-

1 05


VI. Bölüm

rini Bonaparte'ııı omuzlarına düşüyordu ve ardından, şaşkınlık içindeki Paris, ağızları pek sıkı olmayan iffetli kadınlardan ve geveze şövalye!er­ den, bir kez daha kurtulmuş olduğu tehlikeyi öğreniyordu. Eylül ve Ekim aylarında darbe söylentileri birbirlerini izledi. Aynı zamanda, gölge, ala­ calı bir Daguerrotyp [eski bir fotoğraf türü] gibi renk kazandı. Avrupa'nın günlük basın organlarının Eylül ve Ekim aylarındaki sayılarına bakılırsa, sözcüğü sözcüğüne şu tür haberler bulunacaktır: "Paris darbe söylenti­ lerinden geçilmiyor. Başkentin gece saatlerinde askerlerle doldurulaca­ ğı ve sabah, Ulusal Meclisi dağıtan, Seine ilinde sıkıyönetim ilan eden, genel oy hakkını yeniden getiren ve halka başvuran kararnarnelerin çı­ karılacağı söyleniyor. Bonaparte, bu yasadışı kararnameleri uygulayacak bakanlar arıyormuş." Bu haberleri aktaran yazılar, her seferinde, uğur­ suz "ertelendi" sözcüğüyle noktalanıyor. Darbe, her zaman Bonaparte'ın sabit fikri olmuştu. Fransız topraklanna bu fikirle geri dönmüştü. Fikir onu o kadar esir almıştı ki, Bonaparte bu fikre sürekli olarak ihanet edi­ yor, onu açığa vuruyordu. O kadar zayıftı ki, aynı sürekiilikle bu fikirden yeniden vazgeçiyordu. Darbenin gölgesi bir hayalet olarak Parisliler için o kadar tanıdık hale gelmişti ki, sonunda ete kemiğe bürünmüş şekilde ortaya çıktığında ona inanmak istemediler. Dolayısıyla, darbenin başan­ ya ulaşmasını sağlayan, ne 10 Aralık Derneği'nin liderinin sıkı bir ağızia kendisini tutması, ne de Ulusal Meclisin gafil avlanmasıydı. Darbe başa­ nya ulaştıysa, bu, Bonaparte'ın boşboğazlığına ve Ulusal Meclisin önce­ den haberdar olmasına rağmen böyle oldu; önceki gelişmelerin zorunlu, kaçınılmaz bir sonucuydu. Bonaparte 10 Ekim'de bakaniarına genel oy hakkını yeniden getirme kararını bildirdi, 16'sında istifalarını verdiler, 26'sında Paris, Thorigny hükümetinin kurulduğunu öğrendi. Eş zamanlı olarak polis müdürü Carlier'nin yerine Maupas getirildi, Birinci Tümenin komutanı Magnan en güvenilir alayları başkentte topladı. Ulusal Meclis 4 Kasım'da oturum­ larını yeniden başlattı. Artık, daha önce geçmiş olduğu dersin kısa ve özlü bir tekrarını almaktan ve gerçekten de öldükten sonra gömüldüğü­ nü kanıtlamaktan başka yapacak bir şeyi kalmamıştı. Yürütme gücüyle mücadele ederken yitirmiş olduğu ilk mevki hükü­ metti. Bu kaybını, yalnızca göstermelik bir hükümet olan Thorigny hükü-

1 06


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

metini ciddiye alarak, resmen kabul etmek zorunda kaldı. Yeni bakanlar adına kendisini sunduğunda, Daimi Komisyon, Bay Giraud'yu kahkaha­ larla karşılamıştı. Genel oy hakkının geri getirilmesi gibi güçlü önlem­ ler için bu kadar zayıf bir hükümet! Ama amaçlanan da, parlamentonun

içinden hiçbir şeyi geçim1emek, parlamentoya karşı olan her şeyi kabul ettirmekti. Ulusal Meclis, yeniden açılışının daha ilk gününde, Bonaparte'ın, genel oy hakkının geri getirilmesi ve 31 Mayıs 1850 tarihli yasanın kaldırılma­ sı taleplerini içeren mesajını aldı. Bonaparte'ın bakanları, aynı gün, bu doğrultuda bir kararname sundu. Meclis, bakanların ivedilik önergesini hemen ve yasayı da 13 Kasım'da, 348'e karşı 355 oyla reddetti. Böylece, vekillik belgesini bir kez daha yırttı, halkın özgürce seçilmiş temsilcisi olmaktan çıkıp bir sınıfın gaspçı parlamentosuna dönüştüğünü bir kez daha doğruladı, parlamenter başı ulusun gövdesine bağlayan kasları ken­ di elleriyle kesip ikiye ayırdığını bir kez daha kabul etti. Yürütme gücü, genel oy hakkının yeniden getirilmesi önergesiyle Ulusal Meclise karşı halka başvurduysa, yasama gücü de, quaestor'lar66 tasarısıyla, halka karşı orduya başvurdu. Bu quaestor'lar tasarısı, mec­ lisin askeri birlikleri dolaysız olarak emri altına alma, parlamenter bir ordu kum1a hakkını kesinleştirecekti. Bu şekilde orduyu kendisi ile halk ve kendisi ile Bonaparte arasındaki hakem olarak belirlediğinde, orduyu belirleyici devlet gücü olarak tanıdığında, diğer taraftan da, aynı güç üze­ rindeki egemenlik iddiasından çoktan vazgeçmiş olduğunu doğrulamak zorundaydı. Askeri birlikleri hemen emri altına almak yerine, onları emir altına alma hakkını tartışarak, kendi gücü hakkındaki kuşkusunu açığa vurdu. Quaestor'lar tasarısını reddederek, aczini açıkça itiraf etti. Bu tasan 108 oyun eksik kalmasıyla düştü, yani Montagne belirleyici oldu. Meclis, Huddan'ın eşeği67 durumuna düşmüştü; hangisinin daha çekici olduğuna karar vermesi gereken iki çuval ot arasında değilse bile, han­ gisinin daha ağır olduğuna karar vermesi gereken iki okkalı dayak ara66

Bkz. 'll. dipnot - çev.

67

Frnnsız din adamı ve felsefecisi ]Pan Buridan'a atf(:'(lilen düşünce deneyine göre, aynı özelliklere sahip iki ot yığınının tam ortasına konan bir eşek, hangisini seçeceğin e karar veremeyecrğinden açbktan ölecektir - Çf'V.

1 07


VI. Bölüm

sında kalmıştı. Bir tarafta Changarnier korkusu, diğer tarafta Bonaparte korkusu. Kabul etmek gerekir ki, durum hiç de destansı değildi. 18 Kasım'da, Düzen Partisi'nin sunmuş olduğu yerel seçim yasası hakkında, üç yerine bir yıllık bir oturma süresinin yerel seçimlerde oy kullanmaya yetmesini sağlamaya yönelik bir değişiklik önergesi verildi. Değişiklik tek bir oyla reddedildi; ama o bir oyun da yanlışlıkla verildiği hemen ortaya çıktı. Düzen Partisi, parlamentod::: kendi başına sahip oldu­ ğu çoğunluğu, düşman hiziplerine bölünerek çoktan yitirmişti. Şimdi de, parlamentoda artık hiçbir çoğunluğun bulunmadığını göstermişti. Ulusal Meclis, karar alma yeteneğinden yoksun duruma düşmüştü. Artık mecli­ sin atomik unsurlarını bir arada tutan bir çekim gücü kalmamıştı, meclis son nefesini vermişti, ölmüştü. Son olarak, burjuvazinin parlamento dışındaki kitlesinin, felaketten birkaç gün önce, parlamentodaki burjuvaziden koptuğunu bir kez daha resmen doğrulaması gerekiyordu. Bir parlamento kahramanı olarak, tedavisi bulunmayan parlamenter kretenizm hastalığından daha fazla etkilenen Thiers, parlamentonun ölümünden sonra Danıştay'la birlikte yeni bir parlamenter entrika çevimıiş, cumhurbaşkanını anayasanın çiz­ diği sınırlara hapsedecek bir sorumluluk yasası hazırlamıştı. Bonaparte, 15 Eylül'de Paris'in yeni kapalı pazar yerinin temeli atılırken dames des halles'i [haldeki satıcı kadınları] , balık satıcısı kadınları nasıl ikinci Masaniello68 olarak büyülediyse (kuşkusuz, balık satıcısı kadınların her birinin ağırlığı, 17 hisar muhafızının gerçek gücü kadardı), quaestor'lar tasarısının sunulmasının ardından Elysee'de ağırlanan teğmenleri nasıl coşturduysa, şimdi de, 25 Kasım'da, onun elinden Londra Sanayi Sergisi için verilen ödül madalyalarını almak üzere sirkte toplanmış olan sanayici burjuvaların akıllarını başlarından aynı şekilde aldı. Konuşmasının karak­ teristik bölümünü journal des Deb ats'tan aktarıyorum: "Bu beklenmedik başarılar karşısında, bir kez daha söyleme hak­ kına sahibim: bir yandan demagoglar tarafından diğer yandan monarşik halüsinasyonlarla sürekli olarak rahatsız edilmek yeri611 1647 yıluııla Napoli'ıle lsııanyol işgalcilı>rı• karşı gı'fçekleştirikn ayaklanmanın liılerliğini yapan balık�·ı - çev.

1 08


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

ne, kendi gt>n;ek çıkarlarının peşine düşmesine ve kurııııılarıııı reforma tabi tutmasıııa izin verilse, fransız Cumhuriyeti ne kadar büyük olurdu. (Amfıteatrın her yanından gürültülü, coşkulu ve yinelenen alkışlar.) Monarşik halüsinasyonlar her tür ilerlemeyi ve tüm önemli sanayi koliarım engelliyor. Ilerleme yerine yal­ nızca kavga. Geçmişte krallık otoritesinin ve ayrıcalıklarının en ateşli destekçileri olup, sırf genel oy hakkıııdan doğan otoriteyi zayıflatmak için bir Konvansiyonun taraftan haline gelen insanlar göıiilüyor. (Güriiltiilü ve yinelenen alkışlar.) Devrimden en fazla zarar görmüş ve ondan en fazla yakınmış olup, sırf ulusun ira­ desini zincire vurmak için yeni bir devrimin kışkırtınlığını yapan insanlar görüyoruz ... Gelecek için size huzur vaat ediyorum vb. vb. (Brava, Brava, gürültülü Brava sesleri) " Sanayi burjuvazisi 2 Aralık darbesini, parlamentonun yok edilmesi­ ni, kendi egemenliğinin yıkılışını, Bonaparte'ın diktatörlüğünü yaltakçı "bravo" sesleriyle böyle alkışlar. 25 Kasım'daki alkış gümbürtüsünün karşılığı, topların 4 Aralık'taki gümbürtüsü oldu ve en çok sayıda bomba, avuçlarını patlatırcasına en çok alkış sesini çıkaran Bay Sallandrouze'un evinde patladı. Cromwell, Uzun Parlamento'yu69 dağıtırken, bu parlamentosunun or­ tasına tek başına yürümüş, onun tarafından belirlenmiş olan süreden bir dakika bile fazla yaşamaması için saatini çıkarmış ve parlamentonun her bir üyesini eğlenceli mizahi hakaretlerle kovmuştu. Örnek aldığı kişiden daha küçük olan Napoleon, 18 Brumaire'de en azından yasama orga­ nına gitmiş ve sıkıntılı bir sesle bile olsa ona idam kararını okumuştu. Cromwell ya da Napoleon'a göre çok farklı bir yürütme gücüne sahip olan ikinci Bonaparte ise, örnek alacağı kişiyi dünya tarihinin yıllıklarında de­ ğil, 10 Aralık Derneği'nin yıllıklarında, ceza mahkemelerinin yıllıklannda aradı. Fransız Bankası'ndan 25 milyon frank çalar; General Magnan'ı bir milyona, askerleri parça başına 15 frank ve konyakla satın alır; geceleri bir hırsız gibi gizlice suç ortaklarıyla buluşur; en tehlikeli parlamento 69

Üyd<>rinin çoğunluğu istt>mPdik(P ıla�ıtılamaınasına yönelik biryasa (ıruınlılığmda,

lnı.:itiz

parlaml'lltosuna "Uzun Parlamento" adı VPıilnıişti; 1653 y ılında bu parlaııwnloyu ılağılan Olivl'r

CromwPll, }();�H65R diinPnıimlP ülkPyi "Koruyucu I..onl" sıfatıyla yönclıni>�lİ - �·ı·v.

1 09


VI. Bölüm

önderlerinin evlerinin basılmasını ve Cavaignac, Lamoriciere, Le Flô, Changarnier, ChaıTas, Thiers, Baze vb.'nin yataklarından çıkarılıp götü­ rülmelerini, Paris'in ana ineydanlarının ve parlamento binasının asker­ ler tarafından işgal edilmesini, ve sabah erkenden tüm duvarlara Ulusal Meclis ile Danıştay'ın dağıtıldığını, genel oy hakkının geri getirildiğini ve Seine ilinde sıkıyönetim ilan edildiğini d uyuran şarlatanca ilanların yapıştınlmasını sağlar. Benzer şekilde, kısa bir süre sonra, Moniteur'e, parlamentonun etkili isimlerinin kendisini çevreleyen bir devlet konseyi

(Staatskonsulta) oluşturduklarına ilişkin sahte bir belge yayımlatır. 10. bölgenin (arrondissement) belediye binasında toplanan ve asıl olarak meşrutiyetçiler ile Orleans'cılardan oluşan kalıntı parlamento

(Rumpfparlament) , yinelenen "Yaşasın cumhuriyet" sloganları arasında Bonap.ırte'ın görevden alınmasına karar verir, binanın önündeki şaşkın kalabalığa boş yere nutuk atar ve sonunda Afrika'da görev yapan keskin nişancılar eşliğinde önce Orsay Kışiası'na götürülür, sonrasında cezaevi nakil araçlarına tıkılır ve Mazas, Ham ve Vincennes hapishanelerine ta­ şınır. Düzen Partisi, Yasama Meclisi ve Şubat Devrimi böyle sona erer. Hızla sonuca bağlamadan önce, devrimin kısa şeması:

I. Birinci Dönem. 24 Şubat-4 Mart 1848. Şubat dönemi. Öndeyiş. Genel kardeşleşme dolandıncıı"ığı. Il. ikinci Dönem. Cumhuriyetin kuruluşu ve Kurucu Ulusal Meclis dönemi 1. 4 Mayıs-25 Haziran 1848. Tüm sınıfların proJetaryaya karşı mü­ cadelesi. Proletaryanın Haziran Günlerindeki yenilgisi. 2. 25 Haziran-lO Aralık 1848. Saf burjuva cumhuriyetçilerinin dik­ tatörlüğü. Anayasa taslağının hazırlanması. Paris'te sıkıyönetim ilanı. 10 Aralık'ta Bonaparte'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle burjuva diktatörlüğünün kaldırılması. 3. 20 Aralık 1848-28 Mayıs 1849. Kurucu Meclisin Bonaparte'la ve onunla birlik kuran Düzen Partisi'yle mücadelesi. Kurucu Meclisin çöküşü. Cumhuriyetçi burjuvazinin düşüşü. III. Üçüncü Dönem. Anayasal cumhuriyet ve Ulusal Yasama Meclisi dönemi. 1. 28 Mayıs 1849-13 Haziran 1849. Küçük burjuvaların burjuva1 10


Louis Bonaparte'ın ı 8 Brumaire'i

ziyle ve Bonaparte'la mücadelesi. Küçük burjuva demokrasisinin yenilgisi. 2. 13 Haziran 1849-31 Mayıs 1850. Düzen Partisi'nin parlamenter diktatörlüğü. Egemenliğini genel oy hakkını kaldırarak tamamlar ama parlamenter hükümeti kaybeder. 3. 31 Mayıs 1850-2 Aralık 1851. Parlamenter burjuvazi ile Bonaparte arasındaki mücadele. a. 31 Mayıs 1850-12 Ocak 1851. Parlamento, ordunun başko­ mutanlığını yitirir. b. 12 Ocak- l l Nisan 1851. Yönetsel gücü yeniden ele geçir­ me girişimlerinde başarısızlığa uğrar. Düzen Partisi par­ lamentoda tek başına çoğunluk oluşturma gücünü yitirir. Cumhuriyetçilerle ve Montagne'la koalisyonu. c. ll Nisan 1851-9 Ekim 185 1 . Revizyon, kaynaşma, oturumla­ ra ara verme girişimleri. Düzen Partisi tekil unsurlarına ayrı­ şır. Burjuva kitlesi ile burjuva parlamentosu ve burjuva basını arasındaki kopuş kesinleşir. d. 9 Ekim 1851-2 Aralık 185 1 . Parlamento ile yürütme gücü arasındaki açık kopuş. Ölme eylemini gerçekleştirir ve ken­ di sınıfı, ordu ve tüm diğer sınıflar tarafından yüzüstü bırakı­ lır. Parlamenter rejimin ve burjuva egemenliğinin çöküşü. Bonaparte'ın zaferi. İmparatorluğun geri getirilmesi parodisi.

ııı


VII Sosyal cumhuriyet, Şubat Devriminin eşiğinde bir söz, bir kehanet ola­ rak ortaya çıktı. 1848 Haziran Günlerinde Paris proletaryasının kanında boğuldu, ama oyunun izleyen perdelerinde bir hayalet olarak dolaşır.

Demokratik cumhuriyet, gelişini haber verdi. 13 Haziran 1849'da, kaçıp giden küçük buıjııvalarıyla birlikte buharlaşır, ama kaçarken, arkasına iki kat palavracı reklamlar fırlatır.70 Burjuvaziyle birlikte parlamenter cumhuriyet tüm sahneyi ele geçirir, tüm varlığıyla yaşamın tadını çıkarır, ama 2 Aralık 1851, koalisyon halindeki kralcıların "Yaşasın cumhuriyet!" ini!tileri arasında onu gömer. Fransız burjuvazisi, çalışan proletaryanın egemenliğine karşı şaha kalkmıştı; başında 10 Aralık Derneği'nin liderinin bulunduğu lumpen proJetaryayı iktidara getirdi. Burjuvazi, Fransa'yı aralıksız bir şekilde gelecekteki kızıl anarşi terörünün korkusu içinde tutuyordu; Bonaparte,

Boulevard Montmartre'ın [ Montmartre Bulvarı'nın] ve Boulevard des ltaliens'in [İtalyan Bulvarı'nın] kibar burjuvalarını 4 Aralık'ta konyağ;n coşturduğu düzen ordusuna pencerelerinde vurdurd uğunda, burjuvazi için bu geleceği öne çekmiş oldu. Burjuvazi kılıcı tanrılaştınnıştı; kılıç ona hükmed iyor. O, devrimci basını yok etmişti; kendi basını yok edili70 Marx, Fransa 'da SmıfMiicadelcleri J848- J 850a<llı kitabın<la, ı3 Haziran ı849'<la <lüzcnlenen "baıışçıl göst<>ıi"nin sonunu şöyle anlatıyor: "Kortejin, rııe de la Paix'nin !Banş Sokağı'mnl sonuna gd<liğinde, Changami<'r'nin bulvarlanlaki süvarileri ve av'-1 asker!Pri tarafından kesinlikle ıxırlam<>ntPr olmayan bir biçiınd<> karşılan<lığı, bir anda dört biryana dağıldığı VI' sııi ı ı 1 laziran'daki parlanwnl!'r seferberlik çağrısının gereği yPrine gelsin diye arkasında bazı Lıiız "silah başına" sPsleni:ılı-ri bıraktığı biliniyor." (Karl Marx, Fransa'da SınıfMücadeleleri 18481850, çt•v: Erkin Üzalp, Yazılama Yayınevi, Istanbul, Ocak 2<Xl9, s. 80) ı;ev. ·

113


VII. Bölüm

yor. O, halk toplantılarını polis gözetimi altına sokmuştu; onun salonları polis gözetimi altına bulunuyor. O, demokrat Ulusal Muhafızları dağıt­ n ııştı; kendi Ulusal Muhafızı dağıtılıyor. O, sıkıyönetim ilan etmişti; onun üzerinde sıkıyönetim ilan ediliyor. O, askeri komisyonların yerine jürileri koymuştu; onun jürilerinin yerine askeri komisyonlar konuyor. O, halk eğitimini din adamlarının boyunduruğu altına sokmuştu; din adamları onu kendi eğitimlerine tabi kılıyor. O, mahkeme kararı olmaksızın sür­ güne gönderiyordu; mahkeme kararı olmaksızın sürgüne gönderiliyor. O, toplumun her hareketini devlet gücüyle bastırıyordu; onun sosyetesi­ nin her hareketi devlet gücüyle bastırılıyor. O, para kesesine tutkunluğu nedeniyle kendi politikacılarına ve yazariarına isyan etmişti; politikacıları ve yazarları ortadan kaldırıldı, ama ağzının kapatılmasının ve kaleminin kırılmasının ardından para kesesi yağmalanıyor. Burjuvazi, devrime, hiç yorulmadan, Aziz Arsenius'un Hıristiyanlara seslendiği gibi seslenmişti:

"Fuge, tace, quisce! Sıvış, sessiz ol, uslu dur!" Bonaparte burjuvaziye ses­ leniyor: "Fuge, tace, quisce! Sıvış, sessiz ol, uslu dur!" Fransız burjuvazisi, Napoleon'un şu ikilemini çoktan çözmüştü: "Dans cinquante ans l'Europe sera republicaine au cosaque." [Avrupa elli yıl içinde ya cumhuriyetçi olacak ya da Kazak.] Onun çözümü, "republique cosaque"tı [Kazak cumhuriyetiyd i ] . Hiçbir Circe,71 bir sanat eseri olan burjuva cumhuriyetini kara büyüyle biçimsizleştirmedi. Bu cumhuriyet, saygınlık görüntüsünden başka hiçbir şeyini yitirmedi. Bugünkü Fransa, parlamenter cumhuriyetin içinde hazır şekilde bulunuyordu. Kabarcığın patiayıp canavarın göze çarpması için tek bir süngü darbesi yetmişti. <2> Paris proJetaryası 2 Aralık'tan sonra neden ayaklanmadı? Burjuvazinin devrilmesinin henüz yalnızca kararnamesi çıkarılmıştı; kararname uygulanmamıştı. Proletaryanın her tür ciddi ayaklanması burjuvaziyi hemen yeniden canlandırır, onu orduyla barıştırır ve işçilerin ikinci bir Haziran yenilgisi yaşamasını sağlardı. Proletarya 4 Aralık'ta, burjuva ve epicier [bakkal] tarafından, mücade­ leye girişınesi için kışkırtıldı. O günün akşamında, Ulusal Muhafızın çe71 Yunan nıitolojisinclt>, clüşnıanlannı hayvanlam dönüştüren büyücü tannça - ÇPV.

1 14


Louis Bonaparte'ın ı 8 Brumaire'i

şitli lejyonları, silahlı ve üniformalı olarak savaş alanına çıkma sözü verdi. Çünkü, burjuva ve epicier, Bonaparte'ın 2 Aralık tarihli kararnamelerin­ den birinde gizli oyu kaldırdığını ve onlara resmi kütüklerde adlarının yanına "evet" ya da "hayır" diye yazmalarını emrettiğini fark etmişti. 4 Aralık direnişi Bonaparte'ın gözünü korkuttu. O gece Paris'in tüm sokak köşelerine gizli oyun geri getirildiğini duyuran afişler astırdı. Burjuva ve

epicier, amaçlarına ulaştıklarını düşündü. Ertesi sabah ortalıkta görün­ meyenler, epicier ile burjuvaydı. Paris proletaryası, 1 Aralık'ı 2 Aralık'a bağlayan gece, Bonaparte'ın bir baskınıyla, önderlerinden, barikat liderlerinden yoksun bırakılmıştı. Subayları olmayan ve Haziran 1848 ile Haziran 1849'un ve Mayıs 1850'nin anıları nedeniyle Montagnard'ların bayrağı altında savaşmak istemeyen bir ordu olarak, Paris'in başkaldırıcılık onurunun kurtarılması işini ön­ cülerine, yani gizli derneklere bıraktı; burjuvazi, Paris'i disiplinsiz asker güruhuna (Soldateska) o kadar dirençsiz bir şekilde teslim etti ki, son­ rasında, Bonaparte, Ulusal Muhafızı şu alaycı gerekçeyle silahsızlandı­ rabildi: Silahlarının anarşistler tarafından onlara karşı kullanılacağından korkuyordul

"C'est le triomphe complet et dejlnitif du socialisme!" [Bu, sosyaliz­ min tam ve kesin zaferidir! ) Guizot, 2 Aralık'ı böyle tarif etmişti. Ama parlamenter cumhuriyetin yıkılması, kendi içinde, proleter devriminin zaferinin eınbriyosunu barındırıyorsa, onun ilk elle tutulur sonucu da,

Bonaparte'ın parlamen toya karşı, yürütme gücünün yasama gücüne karşı, söze gerek duymayan gücün sözün gücüne karşı zaferiydi. Ulus, parlamentoda, kendi genel iradesini yasa düzeyine, yani egemen sınıfın yasasını kendi genel iradesi düzeyine yükseltiyordu. Yürütme gücü kar­ şısında her tür iradesinden vazgeçer ve bir yabancının, otoritenin emrine girer. Yürütme gücü, yasama gücünün tersine, ulusun özerkliği yerine bağımlılığını (Heteronomie) ifade eder. Yani Fransa, bir sınıfın despot­ luğundan, yalnızca, bir bireyin despotluğuna, üstüne üstlük otoritesi bu­ lunmayan bir bireyin otoritesine geri düşmek için kaçmış gibi görünür. Mücadele öylesine düzlenmiş gibidir ki, dipçiğin önünde tüm sınıflar aynı güçsüzlük ve aynı sessizlik içinde diz çöker. Ama devrim titizdir. Henüz Araftaki yolculuğun u sürdürüyor. İ şini sis-

115


VII. Bölüm

teınli bir şekilde yapıyor. 2 Aralık 1851'e kadar hazırlıklarının ilk yarısını tamamlamıştı, şimdi diğer yarısını tamamlıyor. Onu yıkabilmek için, par­ lamenter gücü önce eksiksiz hale getirmişti. Şimdi, bu amaca ulaşmış olarak, tüm yıkıcı güçlerini ona yöneltmek üzere yüriitme gücünü eksik­ siz hale getiriyor, onu en saf ifadesine indirgiyor, yalıtıyor, karşısındaki tek sorun durumuna sokuyor. Ön çalışmasının ikinci yarısını da tamam­ ladığında, Avrupa oturduğu yerden fırlayacak ve sevinç çığlıkları atacak: "İyi kazmışsın, ihtiyar köstebek!"72 Devasa bürokratik ve askeri örgütlenmesiyle, kapsamlı ve yapay devlet mekanizmasıyla, yarım milyonluk ordunun yanı sıra yine yarım milyon­ luk bir memur ordusuyla bu yürütme gücü, Fransız toplumunun bede­ nini bir ağ tabaka gibi saran ve tüm gözeneklerini tıkayan bu korkunç asalak cisim, mutlak monarşi döneminde, feodal sistemin onun da yar­ dımıyla hızlanan çöküşü sırasında ortaya çıktı. Toprak sahiplerinin ve kentlerin her bir feodal ayrıcalığı, devlet iktidarının niteliklerine; feodal paye sahipleri, maaşlı memurlara ve ortaçağın çatışma halindeki mutlak iktidarlarının alacalı bulacalı örnek sözleşmesi (Mustercharte), işleri bir fabrikada olduğu gibi bölünmüş ve merkezileştirilmiş olan bir devlet iktidarının düzene bağlanmış planına dönüştü. Ulusun burjuva birliğini yaratmak için tüm yerel, bölgesel, kentsel ve kırsal özel güç odaklarını parçalama görevi bulunan Birinci Fransız Devrimi, mutlak monarşinin başlatmış olduklarını, yani hem merkezileşmeyi hem de iktidar gücünün kapsamını, niteliklerini ve hizmetçilerini geliştirmek zorunda kalmıştı. Napoleon, bu devlet mekanizmasını eksiksiz hale getirmişti. Meşru mo­ narşi ve Temmuz Monarşisi, bu mekanizmaya, daha ileri düzeydeki bir işbölümünden başka bir şey eklemedi; devlet içindeki işbölümü, burju­ va toplumu içindeki işbölümünün yeni çıkar grupları, yani devlet idaresi için yeni malzemeler yaratması ölçüsünde derin leşti. Her bir ortak çıkar toplumdan hemen sökülüp alınarak daha yüksek, genel bir çıkar olarak onun karşısına çıkarıldı; bir köy topluluğunun köprüsünden, okul bina­ sından ve ortak varlıklanndan demiryollarına, ulusal varlıklara ve Fransa 72 Shakesp<·are'in lIam/et aciiı oyununun 1. ıx·rıksiııin 5. sahıwsinck gPçPn "Iyi c!Pclin, ihtiyar kiistdx·k!" ("WeU said, old nıole'") ifadesinin ckftiştiıilnıiş bi(inıi - �-Pv.

ı 16


louis Bonaparte'ın ı 8 Brumaire'i

Üniversitesi'ne varıncaya kadar, toplumun organlarının kendi başlarına belirled ikleri şeyler onlardan koparıldı ve hükümetin faaliyetlerinin nes­ neleri haline getirildi. Son olarak, parlamenter cumhuriyet, devrime karşı yürüttüğü mücadelede, iktidar gücünün araçlarını ve merkezileşmesini baskı önlemleriyle artırmak zorunda gördü kendisini. Tüm devrimler, bu mekanizmayı kırmak yerine onu yetkinleştirdi. Dönüşümlü olarak ikti­ dar mücadelesi veren partiler, bu devasa devlet yapısının ele geçirilmesi­ ni, kazananın en önemli ganimeti saydı. Ama bürokrasi, mutlak monarşi döneminde, ilk devrim sırasında, Napoleon döneminde, yalnızca, burjuvazinin sınıfsal egemenliğini hazır­ lamanın aracıydı. Restorasyon döneminde, Louis-Philippe döneminde, parlamenter cumhuriyet döneminde, kendi iktidan için ne kadar çaba harcamış olsa da, egemen sınıfın aletiydi. Devlet, ancak ikinci Bonaparte döneminde, kendisini tam olarak ba­ ğımsızlaştırmış görünür. Devlet mekanizması burjuva toplumu karşısın­ da kendisini o denli sağlamlaştırdı ki, tepesinde, 10 Aralık Derneği'nin liderinin, yani yurtdışından kopup gelmiş olan, konyak ve sosisle satın aldığı ve sonrasında da önlerine sürekli olarak yeniden sosis atmak zo­ runda kaldığı disiplinsiz bir sarhoş askerler güruhu tarafından başa ge­ çirilen bir maceracının bulunması yetiyor. Fransa'nın göğsünü sıkıştıran ve soluğunu kesen utanç dolu umutsuzluğun, en ağır şekilde aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olma duygusunun nedeni bu. Kendisini lekelenmiş gibi hissediyor. Bununla birlikte, devlet iktidarı havada asılı durmaz. Bonaparte, bir sı­ nıfı, üstelik Fransız toplumunun en kalabalık sınıfını, küçük tarla sahibi

köylüleri73 temsil ediyor. Bourbon'lar nasıl büyük toprak mülkiyetinin hanedanıysa, Orleans'lar nasıl paranın hanedanıysa, Bonaparte'lar da köylülerin, yani Fransız halk yığınının hanedanıdır. Köylülerin seçilmiş Bonaparte'ı, burjuva parla­ mentosuna boyun eğmiş olanı değil, burjuva parlamentosunu dağıtmış olanıdır. Kentler, üç yıl boyunca, 10 Aralık seçimin anlamını çarpıtmayı

73 Parzellenlmuern: Sahibi olduklan küçük tarlalarda

- Ç!'V.

ıı7

("parsel'1C'nle) \iflçilik yapan kiiyhilı-r


VII. Bölüm

ve köylüleri imparatorluğun geri getirilmesi konusunda dolandırmayı ba­ şarabildi. 10 Aralık 1848'deki seçim, ancak 2 Aralık 1851 coup d 'etat'sıyla [hükümet darbesiyle] hayata geçirildi. Küçük tarla sahibi köylüler, üyeleri aynı durumda yaşayan, ama kendi aralarında çok yönlü ilişkilere gim1eyen devasa birkitle oluşturur. Üretim biçimleri, onları karşılıklı ilişkilere sokmak yerine birbirlerinden yalıtır. Fransız iletişim araçlarının zayıflığı ve köylülerin yoksulluğu bu yalıtıl­ mışlığı artırır. Üretim alanı olan tarla (Parzelle) , işlenmesi sırasında, iş­ bölümüne, bilimin kullanılmasına izin vermez, dolayısıyla da gelişmenin çok yönlüleşmesine, yetenekierin farklılaşmasına, toplumsal ilişkilerin zenginleşmesine fırsat tanımaz. Her bir köylü ailesi neredeyse kendine yetecek durumdadır, tükettiklerinin büyük bölümünü dolaysız olarak kendisi üretir ve böylece, geçim araçlarını, toplumla ilişki kurmaktan çok doğayla değiş tokuş yaparak elde eder. Tarla, köylü ve aile; onun yanında bir başka tarla, bir başka köylü ve bir başka aile. Bunların 50-60 tanesi bir köyü ve 50-60 köy de bir ili oluşturur. Fransız ulusunun büyük kitlesi işte böyle, aynı adlı büyüklüklerin basitçe birbirlerine eklenmesiyle, bir çu­ val patatesin bir patates çuvalı oluşturmasına benzer şekilde oluşturulur. Milyonlarca ailenin, onları yaşam biçimleri, çıkarları ve eğitimleri açısın­ dan diğer sınıflardan ayıran ve bu sınıflarla düşmanca karşı karşıya gel­ melerine yol açan iktisadi varlık koşulları altında yaşaması ölçüsünde, bir sınıf oluştururlar. Küçük tarla sahibi köylüler arasında yalnızca yerel bağ­ lantıların bulunması, çıkarlarının aynılığının aralarında hiçbir birliktelik, hiçbir ulusal bağ, hiçbir siyasal örgütlenme yaratmaması ölçüsünde, bir sınıf oluşturmazlar. Dolayısıyla, sınıf çıkarlarını, ister bir parlamentoyla isterse bir kongreyle olsun, kendi adiarına öne çıkarma yeteneğine sahip değildirler. Kendilerini temsil edemezler; temsil edilmek zorundadırlar. Temsilcileri, aynı zamanda, onların efendisi, onların üzerindeki bir oto­ rite, onları diğer sınıflardan koruyan ve onlara yukarıdan yağmur ve gü­ neş ışığı gönderen sınırsız bir iktidar gücü olarak görünmek zorundadır. Dolayısıyla, küçük tarla sahibi köylülerin siyasal etkisi, nihai ifadesini, yürütme gücünün toplumu kendisine bağımlı kılmasında bulur. Tarihsel gelenek, Fransız köylülerinde, Napoleon adlı bir adamın onlara tüm görkemi yeniden getireceği yönündeki mucize inancını ortaya çıkar-

1 18


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

dı. Ve " La reı:lıerche de la paternite e st in terdite" [baba lığın araştırılması yasaktır] diye emreden Code Napo/ean [Napoleon Yasası ] H nedeniyle Napoleon adını taşıdığı için bu adarnmış gibi yapan bir kişi vardı . Yirmi yıllık serseriliğin ve bir dizi tuhaf maceranın ardından efsane gerçekleşir ve bu adam Fransızların imparatoru olur. Yeğenin sabit fikri, Fransızların en kalabalık sınıfının sabit fikriyle örtüşmesi sayesinde hayata geçer. Bana şu itiraz yöneltilecektir: Ya Fransa'nın yarısındaki köylü ayaklan­ maları, ordunun köylülere yönelik sürek avları, köylülerin kitlesel olarak hapse atılması ve sürülmesi? Fransa'da, XIV. Louis döneminden

beri, "demagojik entrikalar

nedeniyle"75 köylülere bu şekilde zulmedilmemişti. Ama doğru anlaşılmalı. Bonaparte hanedanı, devrimci köylüyü değil tutucu köylüyü, toplumsal var oluş koşulu olan tarlanın ötesini zorlayan köylüyü değil, tersine onu sağlamlaştırmak isteyen köylüyü, kentlerle it­ tifak halinde kendi enerjisiyle eski düzeni yıkmak isteyen kır nüfusunu değil, aksine körü körüne bu eski düzenin içinde kalıp tarlalarıyla birlik­ te imparatorluk hayaleti tarafından kurtarılmak ve kayınimak isteyenleri temsil eder. Köylülerin aydınlanmasını değil boş inancını, yargısını değil önyargısını, geleceğini değil geçmişini, çağdaş Cevennes'ini değil çağ­ daş Vendee'sini temsil eder.76 Parlamenter cumhuriyetin üç yıllık sert yönetimi Fransız köylülerinin bir bölümünü Napoleon'cu yanılsamadan kurtarmış ve yalnızca yüzeysel bir şekilde bile olsa devrimcileştirmişti; ama ne zaman harekete geçse­ ler, burjuvazi tarafından zorla geri püskürtüldüler. Parlamenter cumhu­ riyet döneminde, Fransız köylülerinin modern bilinci geleneksel bilin7� 1804 tarihli Fransız Yurttaşlık Yasası · çev. 75 18201i ve 18301u yıllarda Almanya'da liberal ve milliyetçi aydınlar "demagojik entrikalar çevinlikleri" iddiasıyla baskı altına alınmıştı · çev.

76 Cevennes: Fransa'nın [güneyindeki ! Langudeuc ilimil'ki dağlık bir bölgP; 1702 ile 1705 yıUan arasında süren VP "Camisards" JgömiPklilt>r] ayaklanması olarak bilinen köylü ayaklanması burada gPrçekiP:şti. ProtPstanlarn yönt•lik zulme tepki olarak başlayan ayaklanma açık bir frodalizm karşıtlığı kazanmıştı.

Venılee: Batı Fransa'daki bir il. 1789-94 Fransız Devrimi sırasında, burada yaşayan köylülerin büyük bölümünün katıldığı kralcı bir ba:şkalclırının mPrkezi otel u. "Vemlee" adı, karşı devrimci faaliyt>Ut>ıin sinıı.wsi haline geldi Ingilizce baskı P<litörünün notu. ·

1 19


VII. Bölüm

ciyle mücadele ediyordu. Süreç, öğretmenler ile din adamları arasındaki kesintisiz bir mücadele biçimini almıştı. Burjuvazi öğretmenleri ezdi. Köylüler, ilk kez, hükümetin eylemleri karşısında bağımsız bir tavır alma çabasını gösterdi. Bunun ifadesi, belediye başkanları ile valiler arasın­ daki süreklileşmiş çatışmalardı. Burjuvazi belediye başkanlarını görev­ den aldı. Son olarak, parlamenter cumhuriyet dönemi sırasında, farklı yerelliklerdeki köylüler, kendi çocukları olan orduya karşı ayaklandı. Burjuvazi onları sıkıyönetimle ve idamlarla cezalandırdı. Ve şimdi, aynı burjuvazi, Bonaparte lehine kendisine ihanet ettiğini söylediği kitlelerin,

vile m ultitude'ün [ayaktakımının] aptallığı hakkında bağırıp çağırıyor. Köylü sınıfının imparatorlukçuluğunu zorla sağlamlaştırau kendisiydi; bu köylü dininin doğum yerlerini oluşturan koşulları kendisi korumuş­ tu. Gerçekten de, burjuvazi, tutuculuklarını korudukları sürece kitlelerin ahmaklığından, devrimcileştikleri anda da kitlelerin kavrayışından kork­ mak zorundadır.

Coup d etat'dan [hükümet darbesinden] sonraki ayaklanmalarda, '

Fransız köylülerin bir bölümü elde silah 10 Aralık 1848'deki kendi se­ çimlerini protesto etti. 1848'den beri devam ettikleri okul onları akıllan­ dırmıştı. Ama onlar, kendilerini tarihsel ölüler diyarına adamıştı; tarih, onları sözlerine bağlı tutmuştu ve köylülerin çoğunluğu henüz o denli önyargılıydı ki, tam da en kızıl illerde, köy nüfusu açıkça Bonaparte'a oy verdi. Onlara göre, Ulusal Meclis, Bonaparte'ın yol almasını engel­ lemişti. O da şimdi, yalnızca, kırın iradesine kentler tarafından vurulan zinciri kırdı. Hatta, bazı yerlerde köylüler şu tuhaf beklentiye sahipti: Bir Napoleon'un yanında bir Konvansiyon. Birinci devrimin yarı serf köylülerini özgür toprak sahiplerine dönüş­ türmesinin ardından, Napoleon, yeni ellerine düşmüş olan Fransız top­ raklarını rahatsız edilmeden kullanmalarının ve henüz yeni olan mülkiyet arzularını tatmin etmelerinin koşullarını sağlamlaştırmış ve düzenlemiş­ ti. Ama şimdi, Fransız köylüsü, tam da tarlası nedeniyle, arazinin bölün­ mesi nedeniyle, Fransa'da Napoleon'un yerleşiklik kazandırdığı mülkiyet biçimi nedeniyle batıyor. Ne de olsa, Fransız feodal köylülerini küçük tarla sahibi köylüler ve Napoleon'u imparator yapan, maddi koşullardı. İki kuşak, kaçınılmaz sonucu üretmeye yetti: Tarımın giderek kötüleş-

1 20


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

nıesi. çiftçilerin giderek daha fazla borçlanması. On dokuzuncu yüzyı­ lın başında Fransız kır nüfusunun özgürleşmesinin ve zenginleşmesinin koşulu olan "Napoleon'a özgü" mülkiyet biçimi, bu yüzyılın akışı içinde onların köleliğinin ve kitlesel yoksulluğunun 77 yasasına dönüştü. Ve işte bu yasa, ikinci Bonaparte'ın savunması gereken idees napoleoniennes'in [Napoleon'a özgü fikirleri n] birincisidir. Yıkıma uğramalarını n nedeninin küçük tarla mülkiyetinin kendisinde değil, bunun dışındaki ikincil koşul­ ların etkisinde aranması gerektiği yanılsamasını köylülerle paylaşmayı sürdürürse, girişeceği deneyler, üretim ilişkileriyle karşı karşıya geldik­ lerinde, sabun köpükleri gibi yok olup gidecektir. Küçük tarla mülkiyetinin iktisadi gelişimi, köylülerin geri kalan toplum­ sal sınıftarla ilişkisini köklü bir şekilde değiştirdi. Napoleon döneminde, kırsal arazilerin parsellere ayrılması, serbest rekabeti ve kentlerde yeni ortaya çıkmaya başlayan büyük sanayiyi tamamlıyordu. <3> Köylü sınıfı, henüz yeni devriimiş olan toprak aristokrasisine yönelik, her yerde mev­ cut olan protestoydu. <4> Küçük tarla mülkiyetinin Fransız topraklarına saldığı kökler, feodalizmi tüm besin kaynaklarından yoksun bırakıyordu. Onun sınır direkleri, burjuvazi için, eski efendilerinin her tür ani saldırı­ sına karşı doğal bir savunma sistemi oluşturuyordu. Ama on dokuzuncu yüzyılın akışı içinde feodal tefecinin yerini kent tefecisi, aristokratik top­ rak mülkiyetinin yerini burjuva sermayesi aldı. Köylünün küçük tarlası, artık yalnızca, kapitalistin topraktan kan, faizi ve rantı çekmesini ve üc­ retini nasıl çıkaracağını bulma işini çiftçinin kendisine bırakmasını sağ­ layan bahane durumunda. Fransız toprakları üzerindeki ipotek borçları, Fransız köylülüğüne, İngiltere'nin toplam ulusal borcunun yıllık faizine eşit miktarda faiz yüklüyor. Küçük tarla sahipliği, gelişiminin kaçınılmaz sonucu olan bu sermaye köleliği içinde, Fransız ulusunun çoğunluğunu mağara insaniarına dönüştürdü. On altı milyon köylü (kadınlar ve çocuk­ lar dahil), büyük bölümü yalnızca bir, diğerleri yalnızca iki ve en tercih edilenleri üç ağızlı mağaralarda barınıyor. Beş duyu kafa için neyse, pen­ cereler de bir ev için odur. Yüzyılın başında, yeni ortaya çıkmakta olan Pauperismus: Avrupa'da sanayileşmenin Prkm clöneınkıinclP ortaya \ıkan ve yıkı<.ı toplumsal sonuçlar doğuran kitlest>l yoksulluk - �·ı'V.

77

121


VII. Bölüm

küçük tarlaların başına devleti nöbetçi diken ve onları defne yaprakla­ rıyla gübreleyen burjuva düzeni, kanlarını ve iliklerini emip sermayenin simyacı kazanına man vampire dönüştü. Code Napoleon, artık yalnızca bir icra, açık artırma ve cebri satış kanunnamesi. Fransa' da, varlıkları res­ men kabul edilen dört milyon (çocuklar vb. dahil) yoksul, serseri, suçlu ve fahişeye, açlık sınırında yaşayan, ya yalnızca kırda barınan ya da sü­ rekli olarak paçavraları ve çocuklarıyla kırdan kentlere ve kentlerden kıra kaçan beş milyon kişiyi eklemek gerekiyor. Dolayısıyla, köylülerin çıkarı artık Napoleon döneminde olduğu gibi burjuvazinin çıkarlarıyla, serma­ yeyle uyumlu değil, bunlarla karşıtlık içinde. Bu nedenle, doğal müttefik ve önderlerini, görevi burjuva düzenini yıkmak olan kent proletaryasm­

da buluyorlar. Ama ikinci Bonaparte'ın hayata geçirmesi gereken ikinci "idee napoleonienne" olan güçlü ve sınırsız iktidar, bu "maddi" düzeni zor yoluyla korumakla görevli. Bu "ordre materiel" [maddi düze n ] , aynı zamanda, Bonaparte'ın isyancı köylülere karşı çıkardığı tüm bildirilerin sloganını sağlıyor. Sermayenin ona yüklediği ipoteğin yanında, vergi de küçük tarlanın üzerine biner. Vergi, bürokrasinin, ordunun, din adamlarının ve sarayın, kısacası tüm yürütme gücü aygıtının yaşam kaynağıdır. Güçlü iktidar ile güçlü vergi aynı anlama gelir. Küçük tarla sahipliği, doğası gereği, mut­ lak güç sahibi ve sayılamayacak kadar kalabalık bir bürokrasiye zemin sunar. llişkilerin ve kişilerin düzeylerinin tüm ülke yüzeyinde eşitlenme­ sini sağlar. Dolayısıyla, en tepedeki bir merkezden bu homojen kitlenin tüm noktalarına eşit miktarda etkide bulunulmasına da izin verir. Halk kitlesi ile devlet iktidarı arasındaki aristokratik ara kademeleri yok eder. Yani, her yerde, devlet iktidarının doğrudan müdahalelerine ve onun do­ laysız organlarının devreye girmesine yol açar. Son olarak, ne kırda ne de kentlerde yer bulabilen ve bu nedenle bir tür saygın sadaka alma biçimi olarak devlet memuriyetlerine yönelen ve yeni devlet memuriyetlerinin yaratılmasına neden olan bir işsiz nüfus fazlası üretir. <5> Napoleon, zo­ runlu vergileri, süngüyle açtığı yeni pazarlarla, kıtanın yağmalanması ara­ cılığıyla, faizleriyle birlikte geri vermişti. Vergi, köylülerin sektörü için bir dikendi; bugünse, sektörlerinin elinden son kaynakları da alıyor, yok­ sulluk karşısındaki dirençsizliklerini en ileri noktaya taşıyor. Ve şeritlerle

122


louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

süslenip iyi beslenen büyük bir bürokrasi, ikinci Bonaparte'ın en fazla ho­ şuna giden "idee napoleonienne". Toplumun gerçek sınıflarının yanında, kendi rejiminin korunmasını bir geçinme sorunu olarak görecek yapay bir kast yaratmak zorunda olduğuna göre, başka türlüsü nasıl mümkün olabilirdi ki? Aynı nedenle, ilk mali işlemlerinden biri, memur maaşları­ nın eski düzeylerine yükseltilmesi ve yeni arpalıkların yaratılmasıydı. Bir başka "idee n apoleonienne", iktidar aracı olarak din adamlarının egemenliğidir. Ama eğer parsel, yeni ortaya çıktığı dönemde, toplumla uyum içinde olması, doğa güçlerine bağımlılığı ve yukarıdan onu koru­ yan otoriteye teslim olmuşluğu nedeniyle doğal olarak dindardıysa, borç­ ların yıkıma uğrattığı, toplumla ve otoriteyle anlaşmazlığa düşen, kendi sınırlarının ötesine zorlanan parsel, doğal olarak, dinsiz oluyor. Gökyüzü, özellikle de hava koşullarını sağladığı için, yeni kazanılmış olan küçük toprak parçasının çok güzel bir eklentisiydi; parselin yerine konacak şey olarak dayatıldığı anda, bir hakarete dönüşür. O zaman, din adamı, artık yalnızca, bir başka "idee napoleonienne" olan dünyevi polisin kutsal yağ sürülmüş av köpeği olarak görünür. Bir sonraki Roma seferi, Fransa'nın kendi içinde gerçekleşecek; ama Bay de Montalembert'in istediğinin tam tersi olacak.78 Son olarak, "idees napoleoniennes"in doruk noktası, ordu nun üstün­ lüğüdür. Ordu, dışarıya karşı yeni mülklerini savunarak, yeni kazanıl­ mış ulusal kimliklerini yücelterek, dünyayı yağmalayarak ve devrimci­ leştirerek kahramanlara dönüşen küçük tarla sahibi köylülerin point

d'honneur'üydü [onur sorunuyd u ] . Üniforma, onların devlet giysisiydi; savaş, onların şiiriydi; hayal dünyasında uzatılan ve yuvarlak hale getiri­ len küçük tarla, anavatandı ve yurtseverlik, mülkiyet duygusunun ideal biçimiydi. Ama bugün, mülkünü savunan Fransız köylüsünün karşısın­ daki düşmanlar, Kazaklar değil, huissiers [ icra memurları ] ve vergi tah­ sildarları. Küçük tarla, artık anavatan denen yerde değil, ipotek sicilinde bulunuyor. Ordu artık köylü gençliğinin çiçeği değil, köylü lumpen pro­ letaryasının bataklık çiçeği. Ordunun büyük bölümü remplaçarı t'lardan, 711 M(•şrutiyPtçileıin

lidPıi Montakmocrt'in 22 Mayıs 18�ıO'de Yasama MeclisimiP yaptığı

w

mill{'tvekilkıini "sosyalizmı· karşı ciılıli bir savaş açmaya" çağınhğı konuşmaya gönılcmw

yapılıyor- Ingilizce baskı !'ditöıiinüiı notu.

1 23


VII. Bölüm

yani başkasının yerine askerlik yapanlardan oluşuyor; tıpkı, ikinci Bonapaıie'ın, Napoleon'un remplaçan t'ı, yani onun yerine geçen kişi ol­ ması örneğindeki gibi. Şimdi, kahramanca eylemlerini, jandarmalık ya­ parak, köylülere yönelik sürek aviarı sırasında gerçekleştiriyor ve eğer kendi sisteminin iç çelişkileri 10 Aralık Derneği'nin liderini Fransız sını­ rının ötesine geçmeye zorlarsa, bu ordu, bazı haydutlukların ardından, övgü almak yerine dayak yiyecek. Görüldüğü üzere, tüm "idees napoleoniennes", gelişmemiş, gençliğin tazeliğini taşıyan küçük tarlanın fikirleridir ve daha uzun bir süre bo­

yunca yaşamış olan küçük tarla için bir saçn1alıktır. Bu fikirler, yalnızca,

küçük tarlanın can çekişirken gördüğü halüsinasyonlar, sözlere dönüşen sözcükler, hayaletiere dönüşen ruhlardır. Ama imparatorlukçuluk paro­ disi, Fransız ulusunun çoğunluğunu geleneğin ağırlığından kurtarmak ve devlet iktidarı ile toplum arasındaki karşıtlığı saf biçimiyle ortaya çı­ karmak için gerekliydi. Küçük tarla mülkiyetinin giderek daha fazla sar­ sı lmasıyla, onun üzerine kurulan devlet yapısı çöker. Modern toplumun gereksinim duyduğu devlet merkezileşmesi, yalnızca, feodalizme karşı biçimlendirilmiş olan askeri-bürokratik yönetim mekanizmasının yıkıntı­ ları üzerinde yükselir.

1 (I 852 yılında New York'ta yayımlanan birinci baskıda, bu parag­

raj; 1 869'da Marx tarafından çıkarılan şu satırlarla son bulur:) Devlet mekanizmasının parçalanması merkezileşmeye zarar vermeyecektir. Bürokrasi, yalnızca, karşıtı olan feodalizme bağımlılığını koruyan, dü­ şük düzeyli ve kaba bir merkezileşme biçimidir. Napoleon döneminin geri getirilmesinden umudu kesen Fransız köylüsü küçük tarlasına olan inancından uzaklaşır, bu küçük tarlanın üzerine kurulan tüm devletyapı­ sı yerle bir olur ve proleter devrimi, yokluğu bu devrimin solas unu tüm köylü uluslarının ölüm şarkısına dön üştürecek olan koroyu kazanır. } Fransız köylülerinin durumu, ikinci Bonaparte'ı, yasaları almak yerine ilan etmesi için Sina Dağı'na79 çıkaran 20 ve 21 Aralık genel seçimlerinin sırrını bize gösteriyor. <6> Açıkçası, o anda, burjuvazinin Bonaparte'ı seçmekten başka hiçbir se7!ı Mısır'daki Sina Yanmadası'nda bulunan V!' TPvrat'a gtire Musa'nın

1 24

10 Emir'i aldığı dağ · \'<'V.


Louis Bonaparte'ın 18 Brunıaire'i

çeneği yoktu. <7> Püritenler, Konstanz Ruhani Meclisi'nde110 papaların ahlaksızca yaşamalarından şikayet edip bir ahlak reformunun gerekliliği hakkında yakındıklarında, Kardinal Pierre d'Ailly onlara şöyle gürlemişti: "Katolik kilisesini artık yalnızca şeytanın kendisi kurtarabilir, ve siz me­ lekleri istiyorsunuz." Fransız burjuvazisi de coup d eta fnın ardından aynı '

şekilde haykırdı: Burjuva toplumunu artık yalnızca 10 Aralık Derneği'nin lideri kurtarabilir! Mülkiyeti artık yalnızca hırsızlık, dini yalnızca yalan yere yemin, aileyi yalnızca piçlik, düzeni yalnızca düzensizlik kurtarabilir! Bonaparte, yürütme gücünün kendisini bağımsızlaştırmış iktidarı ola­ rak, görevinin, "burjuva düzenini" korumak olduğunu hissediyor. Ama bu burjuva düzeninin sağlamlığı orta sınıfa dayanır. Bu nedenle kendisini orta sınıfın temsilcisi olarak görüyor ve bu doğrultuda kararnameler çıka­ rıyor. Buna karşın, Bonaparte'ın bir şey olması, yalnızca, bu orta katma­ nın siyasi gücünü kırmış olmasının ve her gün yeniden kırmasının ürünü. Bu nedenle, kendisini orta sınıfın siyasal ve yazınsal gücünün düşmanı olarak görüyor. Ama bu sınıfın maddi gücünü koruyarak, onun siyasal gücünü yeniden ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla, nedenin canlı tutulması, ama sonucun, kendisini gösterdiği yerde ortadan kaldırılması gerekiyor. Ama neden ile sonuç karşılıklı etkileşimleri içinde ayırt edici özellikleri­ ni yitirdiklerinden, bu söylenen, neden ile sonuç az da olsa birbirleriyle karıştınlmadan yapılamaz. Sınır çizgisini silen yeni kararnameler. Ama Bonaparte kendisini aynı zamanda burjuvaziye karşı köylülerin ve ge­ nel olarak halkın temsilcisi, burjuva toplumunun sınırları içinde halkın alt sınıflarını mutlu etmek isteyen bir temsilci olarak görüyor. "Hakiki sosyalistler"in81 devlet yönetimi hakkındaki bilgeliklerini peşinen onlar­ dan çalan yeni kararnameler. Ama Bonaparte kendisini her şeyden önce, 10 Aralık Derneği'nin lideri; kendisinin, entourage'ının [çevresini n ] , hü110

Konstanz Ruhani Meclisi (1414-1418), dinsel reform hareketlerinin yeni başladığı bir

ılönemıle, Katolik kilisesinin sarsılan konumunu ılüzeltmek için toplanmıştı. Meclis, reform han·ketirıin önderleri olan John Wyclifft• ve Jan Ilus'un öğrt>tilt>rini reılıletmişti. Katolik kilisesinin birliğini yeniden sağlamış ve kilİSt'nin başına, �ııa olduklan iddiasıyla kendi aralannda müL<ıılele eden üç ki:?inin yt>rin(' yeni bir kişiyi St\'IIIİŞti · Almanca baskı editörünün notu. 11 1

184 01ı yıllarda 1\lmanya'ıla yaygınlık kaı>.anan ve Marx ile Engels tarafınılan farklı

ı;alışmalanmla deştiıikn bir siyasal akım · c;ev.

125


VII. Bölüm

kümetinin ve ordusunun ait olduğu ve her şeyden önce kendi rahatını ve devlet hazinesinden Kaliforniya piyangosunun ikramiyelerini kazanmayı önemseyen lumpen proletaryanın temsilcisi olarak görüyor. Ve 10 Aralık Derneği'nin lideri olduğu, kararnamelerle, kararnameler olmadan ve ka­ ramamelere rağmen doğrulanıyor. Adamın bu çelişkili görevi, hükümetinin çelişkilerini, önce bir sınıfı, ardından bir başkasını, önce kazanmaya, sonra aşağılamaya yönelik ve tüm sınıfların aynı şekilde karşısına geçmesini sağlayan anlaşılmaz dene­ meleri açıklıyor; bu arada, hükümetin uygulamadaki kararsızlığı, amca­ dan uslu bir şekilde kopyalanan kararlarının buyurgan, keskin üslubuyla fazlasıyla gülünç bir karşıtlık oluşturuyor. Sanayi ve ticaret, yani orta sınıfın işleri, güçlü iktidarın altında, bir serada olacağı gibi gelişsin: Sayısız demiryolu ayrıcalığının verilmesi. Ama Bonaparte'çı lumpen proletarya zenginleşsin: Önceden bilgi sahi­ bi kılınanların borsada demiryolları ayrıcalıkları üzerinde manipülasyon yapması. Ama demiryolları için ortaya hiç sermaye konmuyor: Bankanın [ Fransa Bankası'nı n ] , demiryolu hisseleri için avans ödemekle yükümlü kılınması. Ama banka aynı zamanda kişisel olarak sömürülsün ve bunun için okşansın: Bankanın haftada bir rapor verme yükümlülüğünün kal­ dırılması. Bankanın hükümetle aslan payı anlaşması yapması. Halka iş sağlansın: Devlet binası inşa etme talimatlarının verilmesi. Ama devlet binaları halkın vergi yükümlülüklerini artırıyor. Dolayısıyla, rantiyelere saldırarak, yüzde beş faizli kağıtları yüzde dört buçuk faizli kağıtlara çe­ virerek vergilerin indirilmesi. Ama orta katmanın ağzına yine bir parmak bal çalmak zorunlu. Dolayısıyla, şarabı en detail [perakende olarak] sa­ tın alan insanlar için şarap vergisinin iki katına çıkarılması, en gros [top­ tan] içenler için bu verginin yarıya düşürülmesi. Gerçek işçi dernekle­ rinin dağıtılması, ama gelecekteki dernek mucizelerinin müjdelenmesi. Köylülere yardım edilsin: Borçlanmalarını ve mülkiyetin yoğunlaşmasını hızlandıran ipotek bankaları. Ama bu bankalar, Orleans hanedanının ka­ mulaştırılan mülklerinden para kazanmak için kullanılsın. Hiçbir kapita­ list, kararnamede yer almayan bu koşulu kabul etmez ve ipotek bankası yalnızca bir kararname olarak kalır vb. vb. Bonaparte, tüm sınıfların ataerkil velinimeti olarak görünmek istiyor. Ama hiçbirine, ötekilerden almadan veremez. Tıpkı Fronde döneminde,

1 26


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

Guise dükü hakkında, tüm mülklerini yandaşlarının ona olan yükümlü­ lüklerine dönüştürdüğü için Fransa'nın en yardımsever insanı olduğunun söylenınesi örneğinde olduğu gibi, Bonaparte da, Fransa'nın en yardım­ sever insanı olmak ve Fransa'nın tüm mülklerini, tüm işlerini, ona olan kişisel yükümlülüklere dönüştürmek istiyor. Yeniden Fransa'ya annağan etmek, daha doğrusu Fransa'yı Fransız paralarıyla yeniden satın alabil­ mek için tüm Fransa'yı çalmak i stiyor, çünkü 10 Aralık Derneği'nin lideri olarak ona ait olması gereken her şeyi satın almak zorunda. Ve tüm dev­ let kurumları, Senato, Danıştay, yasama organı, Legion d'Honneur nişa­ nı, asker madalyaları, çamaşırhaneler, devlet binaları, demiryolları, erler hariç Ulusal Muhafızın etat-major'ü [kurmayları ] , Orleans hanedanının kamulaştırılmış mülkleri, satın alma kurumlarına dönüşüyor. Ordudaki ve iktidar mekanizmasındaki tüm konumlar birer satın alma aracı olu­ yor. Ama Fransa'ya vermek için ondan alma sürecinin en önemli unsuru, bu satış işlemleri sırasında 10 Aralık Derneği'nin başkanına ve üyelerine düşen yüzdeler. Bay de Morny'nin metresi Düşes L.'nin Orleans hane­ danına ait mülkierin kamulaştırılmasını tarif etmek için yaptığı n ükte ("C'est le premier vol de l'aigle" [Bu, kartalın ilk uçuşu/hırsızlığı] 82) , daha çok karga olan bu kartalın tüm uçuşlarına uyar. O ve yandaşla­ rı birbirlerine her gün, Carthusian tarikatı üyesi ltalyanın, daha uzun yıllar boyunca yaşamasını sağlayacak olan malları kibirle sayan cimriye seslendiği gibi sesleniyorlar: "Tu fai conto sopra i beni, bisogna prima far il conto sopra gli anni."8:ı Yıllarını yanlış hesaplamamak için, daki­ kaları sayıyorlar. Sarayda, bakanlıklarda, devlet yönetiminin ve ordunun tepesinde, en olumlu ifadeyle nereden geldikleri bilinmeyen bir yığın herif (şeritli ceketleriyle tıpkı Soulouque'a bağlı yüksek rütbeliler gibi gülünç bir ağırbaşlılıkla dalkavukluk yapan gürültücü, adları kötüye çık­ mış, yağmacı bohemler) itişip kakışıyor. Ahlakçılarının Wron-Creve/,84 düşünürlerinin Granier de Cassagnac olduğu düşünüldüğünde, 10 Aralık Derneği'nin bu üst katmanını gözde canlandınnak mümkün hale gelir. 82 "Vof', uçu� ve hırsızlık anlamına gelir- Karl Marx'ın notu. 83 "Mallannı sayıyorsun, ama önce yıllannı saynıalıydın" - Karl Marx'ın notu Balzac, "Kıızen Bette"de ILa C:Cııtsine Rettel , "C<mstitııtionnef' !gazetesinin! sahibi Dr. Wron'dan PSinlencrck yarattığı Cn·vcl karakteriyle, Paris'in her tür ahlaki dcğcrılı•n yoksun gü11,rüsüıll'rini tarif l'<ll'r Karl Marx'ın notu. M

·

1 27


VII. Bölüm

Guizot, başbakan lığı döneminde bu Granier'yi küçük bir gazetede hane­ dancı muhalefete karşı kullanırken, onu şu sözle övınüştü: "C'est le roi des drôles", "maskaraların kralı o". Louis Bonaparte'ın sarayına ve güru­ lıuna bakıp Naiplik DöneminiR5 ya da XV. Louis'yi hatırlamak haksızlık olurdu. Çünkü, "Fransa geçmişte pek çok kez bir metresler hükümeti tarafından yönetilmişti, ama bir hom mes entretenus [kapatma erkekler] hükümetiyle hiç karşılaşmamıştı."86 Bu durumun çelişkili gereklerinin sürüklediği, aynı zamanda da bir hok­ kabaz gibi sürekli yeni şaşırtmacalada izleyicilerin gözlerini Napoleon'un yerine geçmiş kişi olarak kendi üzerinde tutması, yani her gün bir darbe en minia ture [minyatür darbe] yapması gereken Bonaparte, tüm burju­ va ekonomisini bir keşmekeşin içine sürüklüyor, 1848 Devrimi için do­ kunulmaz görünen her şeye dokunuyor, bazılarını devrime hoşgörülü bazılarını da devrim isteklisi kılıyor, düzen adına bile anarşi üretiyor ve tüm bunları yaparken, bir yandan da, tüm devlet mekanizmasını kutsal halesinden yoksun bırakıyor, onu kutsallığından arındınyor, aynı anda hem iğrenç hem de gülünç kılıyor. Trier'deki Kutsal Elbise kültünü,87 Napoleon'a özgü imparator pelerini kültü olarak Paris'e kopyalıyor. Ama imparator pelerini sonunda Louis Bonaparte'ın omuzlarına düştü­ ğünde, Napoleon'un Vendôme Sütunu'nun tepesindeki tunçtan heykeli devrilecek.88 85 XV. Louis henüz rPşit dt•ğilkm, OrU·ans Dükü Philippe'in 1715'tm 1723'e kadar sürm naiplik dönemi - 1\lrnanca baskı editörünün notu. 116

87

Bayan Girardin'in sözll'ıi · Karl Marx'ın notu. Marx'ın doğduğu kmt olan Trier'dc bulunan ve lsa'nın çamııha gerilirken ya da bunun

hPmm öncesinde giydiği iddiası nedPniylc Huistiyanlar tarafından "kutsal emanl't" kabul

edilen vı• düzmsiz aralıklarla hac ziyarctkrine açılan dbi&' · çev.

88 VenıJıJme Siitımıı:

"Büyük Ordu"nun 1805'teki uıferleri anısına 1 806 ile 1810 arasında

Paris'teki VendômP Meydanı'nda savaşganimeti olarak Ple geçirilen toplar kullanılarak yapılan ve üzerinde I. Naıxıleon'un heykPii bulunan sütun. Marx, "18 Brumaire"in ikinci baskısına önsözündf', bumdaki kapanış cümlesinelP söylenen şı-yin gPrÇPkiPşmiş olduğunu saptamıştı. III. Napolt.'On, 186.Ttt', I. Naıxlkon'un Naıx>leon şapkalı ve savaş giysili heykdini kaldırtmış, onun yl'rinı> tümüyk• inıpanıtorluk takılarıyla Jx>zcli bir heykclini koydunııuştu. Vmdôme Sütunu, sonunda, 16 Mayıs 187l'dı•, Paris Komünü'nün 12 Nisan tarihli kararnamPsi uyannca, "bir barbarlık anıtı, bir kaba ı,:rüç ve yanlı� şan simgesi, galip gelenin ymilmlen• yiinı·lik sürddi bir aşağılanıası" olduğu ıwrekı;ı·siyll' tahrip ftlildi vı· I. Naıxıkon'un hl'ykı•li ıle ıiPvıilıli · Almanca baskı !'ditörünlin notu.

128


Notlar (Marx'm 1 869 yılındaki ikinci baskı öncesinde çıkarmış olmasma kar­ şın, karşılaştırma için başvurulan Fransızca kaynakta yer alan cümle ve paragraflar.) < 1 > Bu dönem de üç ana döneme ayrılır: 29 Mayıs 1 849'dan 1 3 Haziran 1 849'a kadar, demokrasi i l e burjuvazi arasındaki b i r müca­ dele ve küçük burjuva ya da demokratik partinin yenilgisi; 1 3 Haziran 1 849'dan 31 Mayıs 1 850'ye kadar, burjuvazinin, yani Orleans'cılar ile meşrutiyetçiler koalisyonunun ya da düzenin parlamenter diktatörlüğü, genel oy hakkının kaldırılmasıyla taçlandırılan diktatörlük; 31 Mayıs 1 850'den 2 Aralık 1 85 1 'e kadar, burjuvazi ile Bonaparte arasındaki mü­ cadele, burjuva egemenliğinin devrilmesi, anayasal ya da parlamenter cumhuriyetin düşüşü. (s. 4 1 ) < 2 > Şubat Devriminin acil hedefi, Orleans haneda nını ve burjuvazinin

onun döneminde egemen olan kesimini devirmekti. Bu hedefe ancak 2 Aralık 1 851 'de ulaşıldı. Orleans hanedanının muazzam mülklerine, yani gücünün gerçek dayanaklarına o zaman el kondu ve Şubat Devriminden beklenen şeyler, yani 1 830'dan beri ü n leriyle Fransa'yı usandıran adam­ ların hapsedilmesi, kaçması , görevden alınması, sürgüne gönderilmesi, silahsızlandırılması, aşağı lanması, ancak 2 Ara lık darbesinin ertesinde gerçekleşti. Ama Louis-Philippe döneminde ticaret burjuvazisinin yal­ nızca bir kesimi egemendi. Bu burjuvazinin diğer kesimleri, hanedancı bir muha lefet ile cumhuriyetçi bir. m uhalefeti oluşturuyor ya da yasal l ı k denen alanın tümüyle dışında kalıyord u . Ticaret burjuvazisinin t ü m ke­ simlerini birden ilk kez iktidara getiren, parlamenter cumhuriyettir. Louis­ Philippe döneminde, ticaret burjuvazisi, toprak burjuvazisini dışlar. Bu ikisini ilk kez eşit duruma getiren, Temmuz Monarşisi ile meşru monarşiyi birleştiren ve mülkiyetin iki egemenlik dönemini tekleştiren, parlamenter cumhuriyettir. Louis-Philippe döneminde, burjuvazinin ayrıcalıklı kesimi, egemenliğini tahtın altında gizler. Parlamenter cumhuriyette, burjuvazi­ nin egemenliği, tüm unsurlarını birleştirdikten ve kendi alan ı n ı sı nıfının alanı haline getirdikten sonra, tüm çıplaklığıyla ortaya çıkt ı . Yani, devri­ min, öncelikle, burjuva egemenliğine en geniş, en genel ve en eksiksiz ifadesini kazandıracak ve böylece geri dönüş umudu kalmayacak şekil­ de y ıkılmasını mümkün kı lacak olan biçimi yaratması gerekti.

129


Notlar

Şubat'ta Orleans'cı burjuvazi, yani F ransız burjuvazisinin en canlı kesimi hakkında alınan mahkumiyet kararı ancak o zaman uyguland ı . Ancak o zaman, parlamentosuyla, barosuyla, ticaret mahkemeleriyle, taşra temsilcilikleriyle, noteriyle, üniversitesiyle, kürsüsüyle ve yargısıy­ la, basınıyla ve edebiyatıyla, yönetsel gelirleriyle, olağanüstü yargı ku­ rumlarıyla (casuel judiciaire) , memur maaşlarıyla ve devlet rantlarıyla, ruhuyla ve bedeniyle yenilgiye uğratıldı. Blanqui, burjuva muhafızlarının dağılılmasını devrimin ilk talebi olarak formüle etmişti; ve Şubat'ta sırf onun ilerlemesini engellemek için devrime el uzatan burjuva muhafızlar, Aralık'ta sahneden kayboldu. Pantheon'un kendisi, sıradan bir kiliseye dönüştü. Burjuva rejiminin nihai biçiminden önce, onun 1 8. yüzyıldaki öncülerini aziziere dönüştüren büyü de bozuldu. (s. 1 1 4) <3> Köylü sınıfın ı n da aynı şekilde kayırılmas ı , yeni burjuva toplumu­ nun çıkarınaydı. Yeni yaratılan bu s ı n ıf, burjuva rejiminin şehir kapıları­ nın ötesine evrensel uza nımı, bu rejimin ulusal ölçekte cisimleşmesiydi . . (s. 1 2 1 ) <4> Eğer kay ı rı ldıysa, bunun nedeni, feodal düzenin restorasyonuna karşı , tüm diğer sı nıfiara göre daha geniş bir saldırı zemini sunmasıydı. (s. 1 2 1 ) <5> Napoleon döneminde, kalaba lık devlet personelinin doğrudan doğruya üretken olmasını sağlayan, yalnızca, devletin topladığı vergiler aracı l ığ ıyla, yeni oluşan köylülük için, burjuvazinin henüz özel sanayisini kullanarak altından kalkamayacağı bayındırlık işlerini yapması değildi. Devlet vergisi, sonuç olarak, kent ile kır arasındaki değişimin sürmesini sağlayan bir zorlama aracıydı. Bunun yokluğunda, küçük tarla sahibi köylü, Norveç'te ve l sviçre'nin bir bölümünde olduğu gibi, kendisinden hoşnut bir hödük olarak, kentliyle bütün ilişkisini keserdi. (s. 1 22) <6> Gerçekten de, Fransız ulusu, bu uğursuz günlerde, her gün diz çöküp "Aziz genel oy hakkı, bizim için dua et!" diye yakaran demokrasi­ ye karşı ölümcül bir günah işler. Kuşkusuz, genel oy hakkına tapanlar, onlar yararına o denli büyük şeyler yapan, l l . Bonaparte'ı bir Napoleon'a,

1 30


louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

bir Saul'ü bir Aziz Pavlus'a89 ve bir Simon'u bir Aziz Petrus'a90 dönüştü­ ren olağanüstü bir güçten vazgeçmek istemez. Halkın ruhu onlara seçim sandığı aracı l ı ğıyla sesleniyor; Ezekiel peygamberin [ l slam'da Zülkifl] tanrısının kuru kemiklere seslendiği gibi: Haec a/icit dominus deus os­ sibus suis: Ecce, ego intromittan in vos spiritum et vivetis. [Tanrı , ke­ miklerine şöyle seslendi: Işte, size ruh katacağım ve yaşayacaksınız!) (s. 1 24) <7> Zorba l ı k ya da anarşi. Doğal olarak, zorbalıktan yana olduğunu bildirdi. (s. 1 25)

89 MS 3-7 yıllannd a doğmuş olabileceği düşünülen, asıl adı Saul olan, bir Yahudi olarak g-t>nçliğinde Hıristiyanlarla mücadele eden, sonrasında Hıristiyanlığı benimseyip Roma Imparatorluğu'nun topraklannda bu elini yayan Aziz Pavlus (Saint Paul)- !,"'f'V. 90 A<ııl adı Simon olan ve lsa ıar.ıfından havariliğe seçilen Aziz Petrus (Saint Peter)- çev.

131


Marx okumaya yeni başlayanlar için* Feodalizmden kapitalizme geçiş süreci, İngiliz Sanayi Devrimiyle baş­ ladı. Sanayi Devrimi, anlık bir olay değil, kimilerine göre yüz yıldan uzun süren, en yoğun dönemi 1760 ile 1830 yılları arasında yaşanan bir süreçti. Bu süreçte, tarım dışı üretimin teknik temeli değişti. Teknik ilerlemeler hız kazanır ve makine üreten makineler ortaya çıkarken, zanaatkar atöl­ yelerinin yerini büyük sanayi işletmeleri (fabrikalar) aldı. Büyük ölçekli üretimin ortaya çıkması ve gelişmesi, iki yeni sınıfın varlığını gerektiriyord u: Üretim araçlarına (makinelere, aletlere, fabrika binalarına, hammaddelere vb.) sahip sermaye sahipleri (sanayi burjuva­ zisi) ve fabrikalarda çalışacak işçiler (proletarya) . Feodalizm döneminde, temel sömürü biçimi, emekçilerin ürettiklerine zor yoluyla el konınasıydı. Emekçilerin bazıları köle olarak çalıştırılırken, bazıları da neyi nasıl üreteceklerine kendileri karar veriyor, ama ürettik­ lerinin önemli bir bölümüne el konuyordu. Dünyanın pek çok ülkesinde, köylüler, toprakla birlikte alınıp satılıyordu. Köylülerin ürettiklerinin önemli bir bölümüne el koyan ve bu arada her tür işlerini onlara yaptıran toprak sahipleri sınıfı (toprak ağaları, bey­ ler, aşiret reisleri, aristokratlar, feodal sınıO, tam da bu nedenle, teknik ilerlemelerle pek fazla ilgilenmiyordu. Yine bu dönemde, usta-kalfa,ırak düzeniyle çalışan zanaatkarlar da, yalnızca, küçük ölçekli üretimin dar sı• Karl Marx'ın Franstı'cJa SımfMiicaılcleleri 1848- 1 850 adlı kit<ıbının 2009 yılının ( ka k ayında Yazılama Yayınl'vi tar.tfından basılan Türk(!' �-pvirisinde yt•r alan aynı başlıklı metne yalnı7.ca kısa bir Pk yapılııu�lır.

1 33


Marx okumaya yeni başlayanlar için

nırları içinde, kendi ayrıcalıklarını korumaya çalışıyordu. Zanaatkarların "!onca" türü örgütlerinin amacı, teknik ilerleme sağlamak değil, kendi üretim alanlarına "izinsiz" girişleri önlemekti. Feodalizm döneminin zen­ gin ve güçlü tüccarları ise, dünyanın her yanındaki üreticilerden ucuza mal alıp yüksek fiyatlarla satabildikleri için, kendi ülkelerindeki teknik ilerlemeleri ve sınai üretimin gelişmesini çok fazla önemsemiyordu. Son olarak, tefeciler ve feodalizm döneminin sonlarına doğru ortaya çıkan bankacılar ve borsa spekülatörleri ise, üretimle ve teknikle zaten hiç il­ gili değildi. Tüm bu nedenlerle, sanayici sermaye sahiplerinin güç kazanması hiç kolay olmadı. Fabrikalarında çalışacak "özgür" işçileri bulabilmek, !onca düzenini aşmak, tüccarların egemenliğine son verebilmek için, geçmiş dönemin egemen sınıflarıyla mücadele etmeleri gerekti. Bu mü­ cadele, yani feodalizmden kapitalizme geçiş mücadelesi, İngiliz Sanayi Devriminden çok daha uzun bir tarihsel sürece yayıldı. Feodalizme karşı mücadele, yalnızca geçmişin egemen sınıfiarına karşı değil, aynı zamanda, o sınıfların egemenliğine dayanan feodal devletlere karşı yürütüldü. İmparatorluk, krallık, padişahlık, çarlık gibi yönetim bi­ çimleri, o dönemde, feodal sınıfların egemenliklerini korumalarını sağlı­ yordu. Dolayısıyla, sanayi burjuvazisi, egemen sınıf konumuna gelebil­ mek için, bu yönetim biçimlerine ve mevcut iktidariara karşı mücadele etmek, yani siyasal bir mücadele yürütmek zorundaydı. Ayrıca, feodal ülkelerin çoğunda, merkezi devlet iktidarları görece za­ yıftı ve yerel iktidar odakları (dükalıklar, kontluklar, beylikler vs.) ülke ölçeğinde bir pazarın yaratılmasına engel oluyordu. Hatta, pek çok ülke­ de, yerel gümrük d uvarları bulunuyordu. Oysa sanayi sermayesi, müm­ kün olduğu ölçüde büyük bir ulusal pazara gereksinim duyar. Bu neden­ le, sanayi burjuvazisi, devlet yönetiminde merkezileşmeyi ve buna temel oluşturmak için de ulusalcılığı (milliyetçiliği) savundu. Sanayi burjuvazisinin hedef aldığı bir diğer kesim, devletle iç içe geç­ miş, eğitim kurumlarını büyük ölçüde kontrolü altında tutan, toplumsal yaşam üzerinde belirleyici bir ağırlığa sahip olan ve bunların da yardımıy­ la büyük maddi çıkar örgütlenmeleri durumuna gelen dinsel kurumlar oldu. Burjuvazinin desteğini alan "aydınlanmacı" düşünürler, dinsel dog1 34


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

malara karşı akılcılığı ve bilimsel düşünceyi savundu. Ama sanayi burjuvazisi, feodalizm döneminin egemen sınıflarından da küçük bir toplumsal azınlık durumundaydı. Kendi iktidar mücadelesini yürütürken, toplumun başka kesimlerinin desteğine gereksinim duyu­ yordu. Bu nedenle, her tür siyasal haktan yoksun olan köylülerin, işçile­ rin ve o zamanlar işçilerden büyük bir kitle oluşturan işsizierin tepkile­ rinden yararlanmaya çalıştı. Bu kesimlerin siyasette ağırlık kazanabilme­ si için, seçme ve seçilme haklarının genişletilmesini, yani demokrasiyi savundu. Kapitalistleşme sürecine ilk giren ülke olan İngiltere'de de, sanayici sermaye sahipleri, feodal sınıfiara karşı bu tür bir mücadele yürüttü. Ama bunu yaparken, açık çatışmalara girmek, siyasal bir devrim yapmak zorunda kalmadılar. Bu ülkede, sanayi sermayesinin egemenliği adım adım, uzlaşmalarla sağlandı. İngiltere'nin bugün bile bir "kraliyet" ailesi­ ne sahip olması, bu uzlaşmacılığın bir ürünü. Fransa'da ise, aristokrasi (egemen feodal sınıO, egemenliğini sanayici sermaye sahipleriyle paylaşmak yerine, ayrıcalıklarını korumaya çalıştı. Aristokratların ve din adamlarının kontrolü altındaki devletten yeterli desteği alamayan Fransız sermaye sahipleri, siyasal iktidarı paylaşmak için daha sert bir mücadele yürütmek zorunda kaldı. "Eşitlik", "özgürlük" ve "kardeşlik" sloganlarıyla, yoksul köylüleri, işçileri ve işsizleri mevcut düzene karşı mücadeleye çağırdılar. ı 789'daki Büyük Fransız Devrimi, burjuva siyasetçileri nin önderlik ettiği bir halk ayaklanmasının ürünü oldu. Burjuvazi, kendi çıkarlarını toplumun geniş bir kesiminin çıkarla­ rı gibi gösterıneyi başarabilmiş, ezilenlerin öncülüğünü yaparak iktidarı alabilmişti. ı789 Devrimi, ülkedeki siyasal güçler dengesinin bir günde tümüyle değişmesini sağlamadı. Devrim sonrasında, düzenin ne ölçüde değiştiri­ leceği konusundaki siyasal mücadele sürdü. Başlangıçta, krallık rejimi­ nin korunması, yalnızca kralın yetkilerinin anayasayla sınıriandıniması görüşü ağır basıyordu. Buna karşın, devrimin başlangıçtaki ideallerine daha sıkı bir şekilde bağlı olan Jakobenler, yoksul halkı örgütleyerek güç kazandı ve ı792 yılında tek başlarına iktidara geldiler. ı 792 ile ı794 yıllan arasında, krallık rejimine son verildi. cumhuıiyet kuruldu, tiim yetişkin

135


Marx okumaya yeni başlayanlar için

yurttaşiara (erkeklere) seçme hakkı verildi ve feodal güçlerin etkisini tü­ müyle kırmak için sert bir mücadele yürütü ldü. 1793-1794 dönemi, bu mücadelenin sertliği nedeniyle, "Terör Dönemi" olarak da anılır. Ancak, 1789 Fransız Devrimiyle iktidara gelen burjuvazi, insanlar ara­ sında tam bir eşitlik, özgürlük ve kardeşlik istemediğini kısa bir süre için­ de gösterdi. Burjuvazinin asıl istediği, işçileri sömürme özgürlüğüydü. Sömürü üzerine kurulu bir düzende, gerçek bir eşitlik mümkün değildir. Eşitliğin ol�nadığı bir yerde de özgürlüklerin sınırlanması kaçınılmazdır. Devrimden kısa bir süre sonra, burjuvazi, kendi ideallerine ihanet etti. Burjuva devriminin en ileri temsilcileri olan Jakobenler, burjuvaziye göre fazla "eşitlikçi" oldukları için, burjuvazinin desteğiyle tasfiye edil­ di. Bunun sonuçları arasında, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik ideallerine bağlı kalan aydınların farklı arayışlara yönelmeleri de vardı . Marksizmin dayandığı ana kaynaklardan biri olan Fransız sosyalizmi, burjuvaziden kopan aydınların yarattığı bir akım oldu. Jakobenlerin tasfiye edilmesinden sonra, devrimci dönemin ürünü olan toplumsal kazanımların önemli bir bölümü ortadan kaldırıldı. 1799 yılın­ da bir hükümet darbesiyle başa geçen Napoleon Bonaparte, 1804 yılında imparatorluğunu ilan etti ve I. Napoleon adını aldı. Napoleon'un iktidar dönemine damgasını vuran, bir dönem boyunca Fransa'nın sınırlarını genişleten dış savaşlar oldu. Ama sonunda yenik düşen Napoleon, 1815 yılında iktidarını kaybetti. Napoleon'un ardından, iktidar, daha çok büyük toprak sahiplerinin çıkarlarını temsil eden Bourbon hanedanının eline geçti. 1815-1830 dö­ nemine, "Restorasyon" dönemi denir. Bu dönemde, Fransa, anayasası bulunan bir krallık rejimiydi. Bourbon hanedanının savunucuları, "meş­ rutiyetçiler" (legitimistes) diye anılır. Restorasyon döneminde iktidardan dışlanan kesimler arasında, sanayi burjuvazisinin yanı sıra, o dönemde sanayi burjuvazisinden güçlü olan mali aristokrasi (bankacılar, borsa spekülatörleri ve onlarla işbirliği ha­ lindeki diğer zengin kesimler) de bulunuyordu. Bu kesimler, 1830 yılının Temmuz ayında, yine bir halk ayaklanmasının yardımıyla, Bourbon hane­ danını devirdi. Temmuz Devrimi, daha çok mali aristokrasinin çıkarlarını temsil eden Orleans hanedanını başa geçirdi. Louis-Philippe kral oldu.

1 36


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

1830-1848 döneminin rejimi "Temmuz Monarşisi" diye anılır. 18·1R yılının Şubat ayında gerçekleşen devrimse (Şubat Devrimi), Louis-} !ıi lippe'in krallığına son verirken, Fransa'nın İkinci C umhuriyet dönemini başlattı. Bu dönem, Cumhurbaşkanı Louis Bonaparte'ın 2 Aralık 185l'dcki darbesiyle sona erdi. 1850 yılında kaleme aldığı "Fransa 'da Sınıf Mücadeleleri 1 848- 1 850" adlı çalışmasında 1848-1850 döneminin siyasal gelişmelerini incele­ yen Karl Marx, Bonaparte'ın darbesinin hemen ardından yazdığı 1 8

Brumaire'de, İkinci Cumhuriyet döneminin ilk yarısını daha genel hat­ larıyla değerlendirirken, darbeye yol açan sınıfsal ve siyasal dinamikleri çözümlüyor.

Erkin Özalp

1 37


Sözlükçe ve Dizin* 10 Aralık Derneği -- (ayrıca: Aralıkı,.ılar) - 72-76, 78-SO, 82-83, 87-88, 90, 1()(i, 109, 113, 1 17, 124-127

1 3 Hazir.m gösterisi ( 1 849) -- :><ı, 52-56, 6&Q7, 69, 71, 76, 87, 96-97, 110-111, 113 15 Mayıs 1848 meclis haslanı -- 23, 41, 67 1 789 -- bkz. Fnınsız Devriınİ (1789) 1 848 Devrimi -- bkz. Şubat Devrimi (1848) 29 Ocak 1849 - Kurucu Ulusal Meclisin kendi feshine karar vennek zonmda -

bınıkıldığı gün - 37-38, 66, 76, 83, 87, 105

Agesilaus, II. (MÖ 444-360) - Sparta knılı - 90 Agis, Il. (MÖ ?-401 ?) -- Sparta knılı - 90 Alais, Louis Pierre Constant -- Polis ajanı - 75, 79-SO Almanya -- (ayrıca: Alınan) - 7, 11-12, 19, 46-47, 67, 102, 119, 125 Amerika (Birleşik Devletleri)

-

(ayrıca: Amerikan, ABD) - 7, l l , 24, 73, 77

Angles, François Emest ( 1 807-1 861) -- Topnık sahibi. İkinci Cumhuriyet dii­ neıninde Ulusal Yasama Meclisi üyesi - 99

·

Anienius -- Aziz - 114 Assembtee naıionale (Ulusal Meclis) - 1849'daDüzen Partisi'nden yana yayın yapan bir gazete - 94

Aşil -- Yalnızca topuğundan vurulabilen savaşçı kahraman (Yunan mitolojisi) - 30, 32 Athenaeus

-

MS 2-3. yüzyıllarda yaşadığı düşünülen Yunaıılı yazar - 90

Austerlitz Savaşı ( 1 805)

--

55

Avustwya - (ayrıca: Awsturyalılar) - 34, 55 Bacchus -- Şarap taıınsı (Yunaıı mitolojisi) - 76 ·

Fransız isimkıi hakkında bilgi vPrilirkt•n Fransız olduklan bf'lirtilnwmi:ştir.

1 39


Sözlükçe ve dizin

Bailly, Jean-Sylvain ( 1 736-1 793) -- 1789 Fransız Devriminin baslanh'lÇ dönenıi­ nin liderleriııden, jakobenleıin iktidar döneminde idam edildi - 17 Balzac, Honore de ( 1 799-1 850) -- Yazar - 127 Baraguey d'Hilliers, Louis-Achille ( 1 795-1 878) -- Bonaparte\ı general, tkinci Cmııhuriyet dönenıiııde Kumcu Ulusal Medis ve Ulusal Yasama Medisi üyesi - 848.'>, 97

Baroche, Pierre Jules ( 1 802-1 870)

--

Kaııııı savLısı, başlangıçta Düzen Partisi

üyesi, sonradan Bonapaıie\ı - 67, 79-80, 85, 90

Banot, Hyacinthe Camille Odilon ( 1 79 1 - 1 873) -- Tenıınuz Monarşisi döne­ minde hanedaııcı muhalefetin liderliğiııi yaptı, 24 Şubat 1848'de Louis-Philippe tara­ fından yeni hükümeti kunııakla görevlendirilıııesine karşııı ayııı gün Şubat Devriıııi gerçekle�tiıildi, Aralık 1848'de Louis Bonaparte'ııı atadığı ilk hükümetin başbakaııı oldu, :·m Ekim 1849'da görevden alıııdı - 3G-38, 43, 5%1, 71, 86, 89, 96, 105

Baze, Jean Didier ( 1 800-1881) -- Hukukı,.<ı ve siyasetçi, Orleans'cı - 39, 9S, 1 10 Bedeau, Marie Alphonse ( 1 804-1 863) -- General ve siyasetçi, tkinci Cuıııhuıi­ yet dönenıinde Kurucu Ulusal Meclisin ve Ulusal Yasama Medisiııiıı başkan yar­ dımcısı - 44, 86

Benoist d'Azy, Denis ( 1 796-1880) - Meşnıliyetçi, tkinci Cumhuriyet döneniİn­ -

de Ulusal Yasaıııa Meclisinin başkan yardımcısı - 89, 94

Bemard - Albay - 34 -

Berryer, Pierre Antoine ( 1 790- 1868) -- Hukukçu, meşnıtiyetçileıin parlaıııen­ to sözciileriııden - 48, 67, 87, 94, 96, 98, 102

BiUault, Auguste Adolphe Marie ( 1 805- 1 863) - Önce Orleaııs'cı, 1849'dan sonra Bonaparte'çı, 18S4-::ı8'de iı,.işleri bakaııı - 89 Birinci Cumhuriyet -- Fraıısız Devriıniııin (1789) ardmdaıı, cmııhuıiyetiıı ilan edil­ diği 1792 yılı ile Napole<m Bonaparte'ııı inıparatorluğtuıu ilaıı ettiği 1804 yılı arasm­ daki dönem

Blanc, Louis ( 1 8 1 1 - 1 882) -- 1839'da yayıııılaııaıı Emeğin Orgütlenmesi

(L'Organisation d u travail)adlı kitabıııda işçileıin "toplumsal atölyeler"de örgiit­ lemııesini savundu, Şubat Devriminin (1848) ardıııdaıı kımılan Geçici Hükümetin

1 40


Louis Bonaparte'ın ı 8 Brumaire'i

bir üyesi ve bu hükümet tamtından işı.;ileriıı sorunlannı araştımıakla görevlendirilen Luxembourg Komisyonu'nun başkaııı oldu, 1848 yılının Haziran ayıııdaki işçi ayak­ lanmasmııı ardmdan yurtdışıııa kaçtı - 15, 74

Blanqui, wuis Auguste ( 1805- 1 88 1 ) - Yaşamı boyunca iŞ<..i suııfıııı iktidara ta­ şıyacak bir devrim yapnıak i�in mücadele etti 1827'de birsokak savaşmda yaralandı, 12 Mayıs 1839'da silahlı bir ayaklanmaya önciilük ettiği için idama malıimm edildi, sonra bu cezası ömür boyu hapse çevrildi. Şubat Devriminin (1848) ardmdan ser­ best bırakıldı, 15 Mayıs 1848'deki meclis baskınına katıldığı için 10 yıl hücre hapsiııe malıkum edildi. 1871 yılmda Paıis Komünü başkentin yönetiıniııi eliııe aldığıııda, taraftarlarının Komün'de çoğunluğu oluştunııasıııa karşm, kendisi yiııe hapisteydi - 23, 89, 130

Bonaparte, Charles Louis Napoleon ( 1 808-1873) - Napoleon Bonaparte'ııı -

yeğeni. 10 Aralık 1848'de cumhurbaşkalll seçildi, 2 Aralık 185l'de darbe yaptı ve er­ tesi yıl "III. Napoleon" adıyla iınparatorluğımu ilan etti. tkinci İmparatorluk dönemi boyııııca başta kaldı, kendisinin başlattığı 1870.1871 Fraıısa-Prusya Savaşı'nda esir düşmesiııin ardıııdan talıtıııı kaybetti

Bonaparte, Napoleon ( 1 769- 1 82 1 ) -- Fransız Devriıııi (1 789) sırasmda generdl­ di, 1799 yılmda bir hükümet darbesi yaparak başa geçti, 1804 yılmda imparatorluğu­ nu ilan ederek I. Napoleon adım aldı. Dış savaşlarla Fransa'ıım etki alanuu geııişleıti, ancaksonunda Avrupa'nııı birleşen giiçlPri tarafından yenilgiye uğratıldı, 1814 yılın­ da kısa bir süreliğine bıralana k zorunda kaldığı imparatorluğımu 1815'teki Waterloo Savaşı yenilgisinİlı ardıııdan tümüyle kaybetti ve yaşaırunııı geri kalanını sürgünde geçirdi

(ayrıca: amca) - 7, 12, 1 5-18, 39, 55, 62, 74, 109, 1 14, 1 1&124, 128, 130, 136

borsa -- 61, 85, 98-99, 126, 134, 136 Bourbon hanedam -- 1815·1830 yıllanndaki Restorasyon döneminde iktidarda olan, bu dönemde daha çok büyük toprak sahipleriniıı �ıkarlanııı temsil eden ha­ nedaıı. Bu lıaııedaııııı savıınuculan "meşnıtiyetçiler"

(legitimistes) diye aııılıyordu.

bkz. meşrutiyetçiler - 36, 45, 91-92, 94-95, 1 17, 136 Broglie, Achille Charles ( 1 785-1 870)

--

Orleans'cı, 1835-36'da başbakan, tkinci

Cumhuriyet döneıniııde Ulusal Yasaıua Meclisi üyesi - 67, 96

Brütüs, Marcus Junius (MÖ 85-42) -- Roma Cumhuriyeti'nde politikacı, Sezar suikastmda rol oynadı - Hi

141


Sözlükçe ve dizin

bunalım (iktisadi) -- (ayrıca: sanayi buııalınu, ticaret bunalınu) - AA-89, ıo2-ı04 bunalım (siya-.i)

--

l!'i :n, 71-72, 84, ıos ,

Buridan, Jean ( 1 295?- ı 358) -- Din adaııu ve feIsefeci - ıo7 burjuva cumhuriyetçileri -- Ağırlıklı olarak Le N ati anal gazelesinin çevresinde

Le National (ayrıca: saf cumhuri­ National partisi) - 27-29, 3ı ·36, 4ı, 44, 48, 74,

toplanan, "saf cıııııhuriyetçi" siyasal grup. bkz. yelçiler, N at i anal cumhuriyetçileri, 86, 9ı, 1 10

burjuva düzeni -- bkz. buıjuva toplumu burjuva toplumu -- kapitalist toplum (ayrıca: buıjuva düzeni) - ı6, 24 2S, 34, SS, 60, 1 1 6- 117, ı22, ı2S, 130 -

burjuvazi -- bkz.

saııayi buıjuvazisi

bürokrnsi -- (ayrıca: bürokratik) - 4S, 1 16-117, ı22-ı24 büyük toprak mülkiyeti - (ayrıca: büyük toprak sahipleri) - 3S, 4546, 9'2, ll 7, ı36 Caligula ( 1 2-41 ) - Roma imparatoru - 38 Carlier, Pierre ( 1 799-1 858) Bonaparte\ı - 6ı, 7S, 8ı, 106

-

ı849-ı8sı döneminde Paıis'in polis müdüıii ,

Cassagnac, Bemard Adolphe Granier de ( 1 806-1 880) - Gazeteci ve siyaset­ çi, Tenunuz Monarşisi döneminde Guizot'nun destekçisi, tkinci Cumhuriyet döne­ ıniııde

ve

sonrasında ınullakiyetçi ve Bonapart'çı - ı27-ı28

Caussidiere, Mare ( 1 808- 186 1 ) -- ı834 Lyon ayaklaııınasına katıldığı için bir ı837'ye kada.r hapiste kaldı, Şubat Devrimi (ı848) sır.ısında barikatlarda savaştı, Geçici Hükümet tarafındaıı Paris'in polis müdürlüğüne ataııdı, ıs Mayıs ı848'deki meclis baskınuıııı ardıııdaıı görevden aluıdı, Hazir.uı ı848'deki ayaklaııınaııın ardın­ daıı yıırtdışıııa kaı,.ınak zorunda kaldı - ıs

Cavaignac, Louis Eugene ( 1 802-1857) -- General, Şubat Devriminden

(ı848)

sonra Haziran ayaklaıunasınııı bastınlınasııu yönetti, Hazirnıı-Aralık döneminde baş­ bakanlık ve fiili devlet başkaıılığı yaptı, ıo Aralık ı848'deki cumhurbaşkaıılığı st\"İıni­ ni kaybetti - 28, 3:�3S, 44, 74, 87, ıoo, 1 10

Chamisso, Adelbert von ( 1 781 - 1 838) - Alınaıı şair ve botaııikçi - 43 -

142


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

Ch�er, Nicolas Anne Theooule ( 1 793-1 877) -- General, meşnıtiyet­ c,.i, Haziran ayaklanınasınm (1848) bastınlınasmda rol oynadı, 1849'da Paris Ulusal Muhafızı ile Paris'teki düzenli birlikleıin komutanı oldu, L ouis Bonaparte'ııı 2 Aralık 1851 'deki darbesi sırasmda tutuklandı ve ülke dışına süıiildü - 38-40, 43, ::ı<ı, 55, 7':r77, 7g..g(), 83-87, 90, 96, 99, 105, 108, ı 10, 1 13

Charles kralı - 96

X.

( 1 757-1 836) - 1824'ten Tenunuz Devrimine (1830) kadar Fransa

Chanas, Jean-Baptiste ( 181 0-1 865) -- Asker, 1830 Devrimine bir cumhuriyetçi olarak kabldı, Tenumız Monarşisi döneminde Afrika'da görev yaptı, Kurucu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasanıa Meclisi üyesi oldu, 2 Aralık 1851 darbesinin ardından sür­ güne gönderildi, 1858'de Waterloo Savaşı hakkııı da bir kitabı çıkn

(Histoire de la

Campagne de 1 81 5- Wa terloo) - 12, 110 Cin:e -- Diişmaıılaruu hayvaniara dönüştüren büyücü tannı,:a (Yunaıı ıııitolojisi) - 1 1 4 Cizvit -- 1534 yılmda kunılıııuş, Hııistiyaıılığı yaynıa çabalaııyla ve gizli örgütı,.iilü­ ğüyle ünlü, Avrupa'daki dinsel refonn hareketlerine düşmanca yaklaşnuş, bir dö­ nem boyunca Roma Katolik Kilisesi tarafındaıı desteklenmiş tarikatın üyesi - 36, 63

Constant, Benjamin ( 1 767-1 830) - İsviçre doğumlu Fransız yazar ve siyasetçi­ si, aııayasal monarşi yaıılısı - 16

Cousin, Victor ( 1 792- 1 867) - Filozof - 16 Creton, Nicolas Joseph ( 1 798-1864) -- Avukat, Orleans'cı - 92 Cromwell, Oliver ( 1 599-1 658) - 1653-1658 döneminde "Konıyucu Lord" sıfa­ tıyla İngiltere'nin yöneticisi - 16, 109

d'Ailly, Pierre ( 1 35 1 - 1 420)

-

Katolil{ Kilisesi kardinali - 125

Dağ - bkz. M on tagne Danton, Georges Jacques ( 1759-1 794) -- 1789 Fraıısız Devriıııiııiıı liderleriıı­ den, jakobenlerin iktidar döneminde idam edildi - 1!}.16

Davut -- Yahudi Krallığı'ıwı kunıcusu Saul'ün rakibi, ondaıı sonrnki kral (fevrat ve Lıcil) - 54

Demokles -- "Denıokles'in kılıd' deyimiyle bilinen eski Yunaıılı (söylence) - 65

1 43


Sözlük çe ve dizin

Desmoulins, Camille ( 1 760- 1 794)

--

Gazeteci ve siyasetçi, ı 789 Fransız

Devrimine katıldı, Danlon'a yakıııdı, jakobenleriıı iktidar dönemiııde idam edildi - ı6

devlet mekanizması - Gı, llG-l l7, 124, ı28 -

Die Revolution (Devrim) -- joseph Weydemeyer tarafmdaıı ABD'de c,.ıkanlan aylık Almanca dergi - 7, l l

Ducbatel, Charles Marie Tanneguy ( 1 803-1 867)

--

Orleans'cı, Tenınıuz

Monarşisi dönenıiııde ı840 yılından Şubat Devıimiııe (ı848) kadar i\işleıi bakam - 95

Dupin, Andı-e Marie ( 1 783-1 865) - Avukat, ı832-ı839 döneıniııde Tenısildler Meclisiııiıı, ı849-ı85ı dönenıiııde Ulusal Ya..'Wilııa Meclisiııiıı başkanlığıııı yaptı - 75, 79-80

Duprat, Pascal ( 1 8 1 5- 1 885) -- İkinci Cumhuriyet döneminde Kurucu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasama Meclisi üyesi, 2 Aralık ı85ı darbesinden sonra tutuklandı ve yurtdışuıa sürüldü - 8ı-82

Düzen Partisi (Parti de l'Ordre) -- İkiııci Cumhuriyet dönenıiııde meşrutiyetçi­ ler ile Orleaııs'cılann birlikte kurduğu parti. Mayıs ı849'daki Ulusal Ya..'Wilna Meclisi seçimlerinde çoğunluğu elde etti. Louis Bonaparte'uı 2 Aralık ı85ı darbesiııden sonra kapatıldı

(ayrıca: parlamento partisi) - 24, 36-38, 404ı, 43-46, 47, 49, 53-54, SG,

59-60, 63, 65-68, 70, 72, 75-76, 78, 80.8ı, 84-ıoı. ıo8, ı ı o.ı ı ı

Economist -- bkz. The Economist

Eusebius, Caesarea'lı (263?-339?) - Kilise larihçisi - 25 -

Ezekiel (İslam'da Zülkifl) - Peygamber - 1 3 1 Ezop (Aisopos) - - M Ö 6. yüzyıl civanııda ya�dığı düşünülen ve kahraıııanlan ola­ rnk hayvanlan seçen Yunanlı masalcı - ı 9

Falloux, Alfred de (181 1 - 1 886)

--

1848-1849 yıllanııda eğilim ve din bakanlığı

yaptı, diıı adaııılannuı eğitim kunnıılanndaki ağırlığmı artımıaya çalıştı - 4:1, 59-60, 62, 96, 98

Faucher, Leon ( 1803-1 854) -- İk1isatc,.ı. Orleruıs'n, 184&-ı849 yıllannda ve ı851'de ic,.i�leri bakaıılığı yaptı, ikiııd bakaıılık döneminde Bonaparte'çıydı - 68, 90, 95

Aotte, Paul-Louis de ( 1 8 ı 7-1 860) -- Blanqui'd, 1 5 Mayıs ı848'deki meclis bas­ kuııııa ve Haziran ayaklaııınasıııa katıldı, Ulusal Yasaıııa Medisi üyesi oldu, lnuis

1 44


Louis Bonaparte ·ın 1 8 Brumaire'i

Bonapartı>'ııı 2 Aralık ll'\fJ l darlıc�iııin anlımlan İtalya'da Gaıibaldi'ııiıı önderlik ettiği ba,t:;ııııı�ızlık ıııiicadelt·�iıw katıldı 1)() ·

Fould, Adıille ( 1 800- 1 RG7) -- Baııkarı, iiııce Orleaııs'rı sonra Boııaparle'(,.ı, ı84!).1&i7 yıllannda belirli aralıklar dı�ıııda ıııaliye bakaıu - Gl, 85, 90, 9l'\

Frdllstz Devrimi ( 1 789)

--

Feodal yönetimlere karşı gerçekleştirilen ilk bıııjııva

devrimi. Monarşinin yerine cıııııhııriyeti, feodalizme özgü toplwıısal katmanlaşma­ ımı yerine "yııı1taşlık" hııkııkıınıı, diıHlevlet aynııııııı getirdi, ıılıısalcılığı (milliyetçili­ ği) devletin temel ideolojisi düzeyiııe yükseltti. Etkisi Fnınsa suıırlannın çok ötesine ıızaııdı, dünya ölçeğinde bir devrimler (ve karşı devrimler) dönemini başlattı.

(ayrı­

ca: 1 789, Birinci Fraıısız Devrimi, Biiyiik Devrim) - 7, ıo, 1 frı6, 4ı, 43, 85, ı lG, ı 1!>, ı35-13()

Fronde ("sapan") dönemi -- Fraıısa'nm iç kanşıklıklar yaşadığı Hi4&Hi53 döne­ mi. Bıı dönemde, mutlakiyeiçi rejime karşı önce bıııjııvalanıı ve ardındaıı soylıılann önciilüği.inde iki ayn başkaldın gerçekleştirildi; bıınlann başansızlığı, mutlakiyeiçi rejimin güçlenmesine yol açtı - 42, ı 04, ı26

Geçici Hükümet

(Gouvernement provisoire) -- Şubat Devriminin (1848) ar­

dmdan kıırulaıı ve 24 Şubat ile 9 Mayıs arasmda ülkeyi yöneten hükümet; yerini Kurucu Ulusal Meclis tarahndaıı atanan Yüriitıne Kuruluna bıraktı

(ayrıca: Şubat

hükümeti) - 21, 28, 74

genel oy hakkı -

2 1 , 2!), 42, 53, G8-69, 71-72, 79, 87, 89, 104-107, ı09-l l l , ı2!l-ı3o

Gezici Muhafız (Gartle mobile) -- Şubat Devrimi (1848) sonrdsmda, işçi suııfma karşı kııllaııılınak üzere, lııınpen proleter gençlerden olıışaıı Gezici Mııhafız tabıır­ lan kuruldu; bıı tabıırlaı· 1849 yılıımı başmda Bonapaı1e'm kurduğu ilk hiikünıet ta­ rafındaıı dağıtıldı - 2:{, 74

Giranlin, Dclphine de ( 1 804-1 855) -- Yazar - 128 Girdniin, Emile de ( 1 806- 1 88 1 ) -- Gazeteci, yayıncı, Presse gazetesinin ku­ rucusu, Ulusal Yasaına Medisinde bir dönem

Montagne ile birlikte oy kullandı,

sonradaıı Louis Bonaparte'la ıızlaştı - 82

Girdud, Charles Joseph Barthelemy ( 1 802- 1 88 1 ) -- 185l'de eğitim bakaııı ­ ıo7

Goethe, Johaıın Wolfgang von (1 749- 1832) -- Aimaıı şairve yazar - 21

1 45


Sözlükçe ve dizin

Gracchus kanleşler -- MÖ 2. yiizyılda Roma'da topraklann yoksullara dağıtılması­ m

savunduklan i�cin soylular larafuıdaıı öldüriilen iki kardeş - 16

Guise Dükü ll. Henıy ( 1 6 1 4- 1 664)

-- 1640'tan ölümüne kadar Guise dükü -

127

Guizot, François Pierre Guillaume ( 1 787-1 874) --Tarihçi, Tenunuz Monarşisi dtineminde, 1M40.1H47 yıllannda dışişleri bakanlığı, 19 Eylül 1847 ile 23 Şubat 1848 tarihleri arasında başbakaıılık yaptı, başbakaıılık döneminde her tür refonu talebini geri çevirerek Şubat Devriminin ( 1848) patlak vennesini kolaylaştırdı, devrimden sonra siyasetten çekildi - 16, 3 1, 95-96, 1 15, 128

Habakkuk

--

halk bankası

MÖ 7. yüzyılda yaşadığı iddia edilen lbraııi peygamber - 17 --

İŞicileri çok düşiik faizli kredilerle girişimcilere dönüştümıeyi plan­

layan Proudhon, tkinci Cumhuriyet döneminde, bir halk baııkası (la Banque du Peuple) kunııa girişiminde bulmımuştu; bu girişimin arka plaııında, Proudhon'un "değişim baııkası (banque d' ec hange- T auschbank) kumıa projesi vardı - 23 hanedancı

muhalefet -- Odilon Barrol'nun liderliğini yaptığı, Tenunuz Monarşisi

döneminde Orleaııs hanedanıııııı bazı refonularla iktidarda kalmasını amaçlayan muhalefet gnıbu - 2 1-22, 128-129

Hautpoul, Alphonse Henri d' ( 1 789- 1 865)

--

General, meşrutiyetçi, sonradaıı

Bonaparte'çı, 1849-1850'de başbakan ve savaş bakaıu - 61, 67, 76-78

Haziran ayaklanması (1848) - bkz.

Haziraıı Günleri ayaklaımıası

Haziran Günleri (journees de .Iuin) ayaklanması ( 1 848) -- Şubat Devriminin (1848) ardmdan nımhuriyetin ilan edilmesini ve bazı sosyal hakiann taımıınasını sağlayan Parisli işçiler, devlet tarafından kunılaıı "ulusal atölyeler'"ııı kapatılması iizeıine, 22 Haziraıı günü sokak gtisterilerine başladı, 23 Haziran'da barikatlar ku­ nıldu ve izleyen günlerde General Cavaignac yönelimindeki askerler binlerce işçiyi tildürerek ayaklanmayı bastırdı. Çok dalıa fazla sayıda insan tutuklaııdı ve pek çoğu Cezayir'e sürüldü

(ayrıca: Haziran, Haziraıı ayaklaııması) - 23-25, 27-28, 36, 4 1 , 48,

51, 55-56, 66, 69, 74, 89, 1 10, 1 13-115

Hegel, GeoıJ! Wilhelm Friedrich ( 1 770- 1 83 1 ) -idealizıııi"nin kunıculanndaıı - 15, 19

Heine, Heinrich ( 1 797-1856) - Alıııaıı şair - 25

1 46

Almaıı filozofu, "Alınan


Louis Bonaparte'ın 1 B Brumaire'i

Henri, V., Chambord kontu ( 1 820-1883)

-- X. Charles'uı tonıııu, Bourboıı hanedam aduıa Fransa tahtı üzerinde hak iddiacısı - 46, 48, 72, 93-94, 98

Henry, VI. ( 1 42 1 - 1 4 71) -- 1422-146l'de ve 1470-71'de İngiltere kralı - 93 hisar muhafızlan

--

bkz. 43_ dipnot (s_ 67) - 67-68,78, 84, 108

Hugo, Vıctor ( 1 802-1885) -- Şair ve roıııaııcı, Şubat Devriminden (1848) sonra Kumcu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasama Meclisi üyesi, Louis Boııaparte'uı 2 Aralık 185l'deki darbesine karşı mücadele etti, Fransa'dan ayrıldı, 1870'te geri döndü - ll, 60, 67

Hus, Jan ( 1 372?- 1 4 1 5) -- Refomıcu Çek din adaım - 125 İkinci Cumhuriyet -- Şubat Devrimi (1848)ile LouisBoııaparte'm 2Aralık 1851'deki darbesi arasmdaki dönem - 7, 10, 31, 137

İngiltere - 19. yüzyılda en ileri kapitalist ülke - 27, 35, 39, 46, 73, 76, 103-104, 109, -

121, 133-135

İsa -- Hıristiyaıılanıı peygamberi - 18, 20, 25, 62, 64, 128, 131 İskender (Büyük İskender ya da III. Alexander) (MÖ 356-323) Makedonya kralı - 76

İsviçre -- 35, 130 işçi sınıfı -- Üretiın araçlarma (makiııelere, aletlere, haımnaddelere vb_) salıip obııa­ yaıı, yaşayabilmek için emek güçlerini satmak zonıııda olaniann oluşturduğu suııf

(ayrıca: işçi, işçiler, proleter, proleterler, proletarya,proleter suııl) - 10, 12, 21-24, 29, 35, 48-51, 56, 66, 6.%9, 73-74, 82, 89, 91, 97, 101-102, 1 10, 1 13-115, 122, 12G, 133-136

işçi sınıfı devrimi -- bkz. proleter devrimi İtalya -- 1848 yılıımı başlanııda İtalya'da da devriıııd harekeıleıııııeler yaşmıdı. Mart aymda, Avusturya işgalindeki Lombardiya'mıı başkenti Milaııo'da ve yine işgal altm­ daki Veııedik'te ayakıaıııııalar �ıktı. Sardiııya-Pieıııoııte Kralı Carlo Alberto, iç baskı­ lann da iiıiiııii olarak 26 Mart'ta Avusturya'ya savaş açtı. Ancak Avusturya ordusu

24-25 Teııuııuz 1848'de 1..afer kazaııdı. 15 Kasıııı'da, bu kez Roma'da ayaklaıııııalar ı,..ıktı. Papa, 25 Kasuıı'da Napoli'ye kaı,.ıııak zonıııda kaldı. Seçimlerle işbaşma gelen Kumcu Meclis, 9 Şubat 1849'da papaııuı iktid:ınna son verdi ve Roma Cumhuriyetini ilaıı etti. Fraıısa Cumhurbaşkaııı Louis Roııaparte Roma'ya bir ordu gönderdi.

1 47


Sözlükçe ve dizin

Kentin 30 Haziran IH49'da diişnwsiyle Roma Cumhıııiycli de son buldu, papa yeni­ den iktidara getirildi. Bu dönemde, Napoli Krallığı ile Sicilya Knıllığuıuı IH16 yılmda Avusturya'mn dayalmasıyla birleşmesiılİn iiıiiııü olan iki Sicilya Krallığı, Avusturya ve papa ile işbirliği yaptı ve İtalya'daki devıimci hareketlerin bastınlıııasuıda rol oy­ nadı; bkz. Roma Cumhuriyeti (1849) 34, 73 -

Jakobenler (Jacobins) -- Fransız Devriminin (1789) radikal cumhuriyetçi kanadı, 1793'te iktidara geldiler, 1794'1e düşiiriildiiler - 41, 135-136

Jirondenler (Girondins) - Fnuısız Devriminin (1789) ılıııılı cumhuriyetçi kanadı; -

1791'de ikiidam geldiler, 1793'1e yerlerini jakobenlere bıraktılar - 41

JoinviUe prensi, François-Ferdinand-Philippe-Louis-Marie ( 1 8 1 8-1 900) lnuis-Philippe"uı iiçiindi oğlu - 95, 105

d'Orleans

-

Journal des debats - 1849'da Düzen Partisi'nden yana yayııı yapan bir gazete 27, 108

Juno -- Roma taıınsı - 20 Jüpiter - Roma tannsı - 20 Komün -- bkz. Paıis Koınüııü Konstantin,

1.

(280?-337) - 306-337 döneminin Roma imparatoru, Hıristiyaıılığı

devlet dini haline getirdi, lstaıı bul' u (Konstantinopolis-Konstaııtin"uı kenti) iıııparn­ torluğunuıı başkenti yaptı - 2S

Convention nationale) - Frdnsız Devriininin (1789) ardmdaıı üyeleri seçimlerle belirlenen yasama meclisi. 20 Eyliil 1792 ile 26 Ekiııı 1795 arasmda işbaşında kaldı, dış savaşlar ve iç kanşıklıklar nede­ niyle yürütme yetkilerinin bir böliimiinii de üzerine aldı, özellikle jakobenlerin tek başıııa iktidar döneminde (179�1794) devrimin bir organı olanık \-alıştı, Frdlısa'nuı

Konvansiyon (Ulusal Konvansiyon

-

-

1793 Anayasasun kabul etti - 109, 120

köylüler -- (ayrıca: köylü, köyiii suııfı, köyliiliik) - 22, 35, 63, 104, l l 7-126, 130, 133, 135

Kurucu Ulusal Meclis (Assemblee nalianale constituante) -- Üyeleri 23 Nisan l ıwl'dt- su,ilen , 4 Mayıs 1848 ilt• 2G Nisan 1849 larihleıi ardsmda görev ya­

(ayrıca: Kunırıı Meclis, Ulusal Medis, ıııedis) - 2 1 -23, 27-28, :n-:{9, 4�'14, 4H, 50, 59, G2, 70-71, 90, 1 10 pan, Fnuısa'ııııı IH4H Anayasasun hazırlayan meclis

148


Louis Bonaparte'ın ı 8 Brumaire'i

küçük burjuva demokrasisi - /ıkz. sosyal demokrasi -

küçük burjuvazi -- Asıl olar.ık, iiretiııı araçlanna (makiııdere, aletlere, lıaııııııad­ delere vb.) sııhip olmakla birlikte ücretli emek sömiiıiisiiııde buhııııııayıp kendi emeğiyle geçinenlerden oluşaıı katman (kiiçiik dükkaıı sahipleri, zanaatçılar vb.)

(ayrıca: diikkaııcılaı·, kiiçiik l.ımjuvalar, bakkal, epicier) - 21-23, 28, 35, 48-52,

!"ı6,

66, 1 10, 1 13-115 U.

Hitte, Jean Emest ( 1 789-1 878) - GeneraL 184�1851 döneminde dışişleri -

bakaıu - 66 La Presse -- Bmjuva refonncularuıuı gazetesi 68 -

Henri-Auguste-Geo!J!es de ( 1 805-1 867) -- Meşnıtiyetçi, İkinci Cumhuriyet döneminde Kurucu Ulusal Meclis ve Ulusal Y asaına Meclisi üye­ si, Louis Boııaparte'uı 2 Anılık 1851 darbesine önce kaı·şı çıkınakla birlikte sonra onunla ıızlaştı - 96

lı Rochejaquelein,

L.amartine, Alphonse de ( 1 790-1 869) -- Şair, yazar, Şubat Devriminin (1848) aı·dındaıı kurulan Geçici Hükümette dışişleri bakaııı, 10 Aralık 1848'deki cmnhur­ başkaıılığı seçiminde oyların yaklaşık olarak binde 3'iinü aldıktan sonra siyaseti bı­ raktı - 89

I.mnoriciere, Christophe I...OOn Louis Juchault de ( 1 806-1 865) -- General, 1848'deki Haziran ayaklaııınasuu bastıranlardan, Haziraıı-Aralık 1848'de savaş ba­ kaıu - 44, 1 10

Le flô, Adolphe Emmanuel Charles ( 1 804-1887) - General, siyasetçi, Düzen Partisi üyesi, İkinci Cwnhuriyet döneminde Kurucu tnusal Meclis ve Ulusal Yasaına Medisi üyesi - 39, 1 10

Messager de l'Assemblee - Boııapaıte karşıtı günlük gazete; 2 Anılık 1851 darbesinden sonra kapatıldı - 105

Le

Le Moniteur

-

universel -- 1799-1868 yıllanııda Fraıısa'ııuı resmi gazetesi - 39, 72,

84-85, 88, 1 10 Le National

-- 1830 ile 1851 yıllan ardsmda Paris'te yaymılanan bir gazete. Ilıınlı

bmjuva mıııhuıiyetçileriniıı yayın orgaıuydı; bkz. bmjuva cımıhuriyetçileıi - 27-28, 35-3G, 68

Ledru-Rollin, Alexandre Auguste ( 1 807-1 874) -- La Reforme gazetesinin

1 49


Sözlükçe ve dizin

kurucusu, Şubat Devriminin (1848) ardından kurulan Geçici Hükümette içişleri ba­ kaııı, Mon tagne grubıuıun lideri, 13 Haziran 1849'daki "banşçıl gösteri"nin ayak­ Ianına sayılarak bastınlmasıııuı ardıııdan yurtdışına çıktı - 28, 44, 50, 53

Locke, John ( 1 632-1 704) - İngiliz filozof- 17 Louis, XIV. ( 1 638- 1 7 1 5) -- 1643-1715 yıllannııı Fransa kralı - 1 19 Louis, XV. ( 1 7 1 0- 1 774) -- 1715'ten ölümüne kadar Fransa kralı - 128 Louis, XVIII. ( 1 755-1824)

- 1814 yılıııdan ölümüne kadar (Napoleon

-

Bonaparte'ııı 1815'teki kısa süren imparatorluk dönenli dışında) Fransa kralı - 16, 96

Louis-Philippe ( 1 773-1 850) -- Orleans dükü, Tenunuz Devriminin (1830) ardın­ dan Bourbon hanedanından X. Charles'nı yerine tahta çıkanldı, Tenınıuz Monarşisi diye aıulan krallık dönenlinde (1830-1848) daha çok nıali aristokrasinin çıkarlaıını temsil etti, Şubat Devrinıiyle (1848) talıttan indirildi, İngiltere'ye kaçtı ve orada öldü - 21, 23, 27-29, 34, 36, 43, 4546, 55, 59, 72, 94-95, 97-98, 1 17, 129, 136-137

lumpen proJetalya - İşsizliği kabullenmiş ve ı,:alışmadan yaşaınanın yollanıu bul­ maya ��ışan yoksullardan oluşarı katınaıı - 23, 66, 72-73, 80, 82, 1 13, 123, 126

Luther, Martin ( 1483-1 546) -- Alınan din adanu, Protestanlığın kunıcusu - 15 lııxembourg Komisyonu -- Şubat Devriminin (1848) ardından kurulan Geçici Hükümet tarafından işçilerin sonıniamu araştımıakla görevlendirilen ve Luxembourg Sarayı'nda toplaııdığı için bu adla anılan "İş<,.iler için Hükümet Konıisyonu" (Commission du Gouvernement pour /es travailleurs)

Magnan, Bemard Pierre ( 1 791-1865) -- Mareşal, 2 Aralık 1851 darbesinin dü­ zeııleyicilerinden - 97, 106, 109

mali aristokmsİ -- Marx'nı tarwıuyla, "bankacılar, borsa krallan, demiryolu kral­ lan, kömür ve demir madenieri ile onnanlann sahipleri, toprak sahiplerinin onlarla

işbirliği yapaıı bir kesinti" (ayrıca: yüksek finans) - 22-23, 27-28, 35, 45, 54, 61, 98-99, 136

Malleville, lion ( 1 803-1 879)

-

Orleaııs'cı, İkinci Cumhuriyet döneminde

Kurucu lflusal Meclis ve lflusal Yasaına Meclisi üyesi, Aralık 1848'de içişleri bakaıu - 89

Manast,

Annand

( 1 80 1 - 1852) -- Le National gazetesinin yöneticisi, Şubat ı 50


louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

Devriminin (1848) ardından kurulan Geçici Hükümetin iiyesi, Kurucu Ulusal Meclisin başkanı. Ulusal Yasama Meclisine seçilemeyince siyaseti bıraktı - 17, 28, 3940

Masaniella (fommaso Aniello) (1622-1647) - İşgalcilere karşı ayaklanma -

başlatan Napolili balıkçı · 108

Mauguin, François ( 1 785-1854) -- 1848'e kadar hanedancı muhalefetin lider­ leriııden; İkinci Cwııhuriyet döneminde Kurucu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasama Meclisi üyesi · 79-80

Maupas, Charlemagne Emile de (1818-1888) -- Avukat, Bonaparte'çı, 2 Ar.ılık 1851 darbesinin düzenleyicilerinden - 106

Messager de l'Assembtee - bkz. Le Messager de l 'Assemblee

meşrutiyetçiler (tegitimistes) -- 1815-1830 yıliarnıdaki Restorasyon döneminde iktidarda olan Bourbon hanedamnın savunuculan, "anayasa] monarşi" taraftarlan 35-36, 43, 4546, 48, 56, 59, 6..1, 67, 72, 86-87, 89, 92-96, 98, 104, no, 123, 129, 136 Mole, Louis Mathieu, Mole kontıı ( 1781-1855) -- 1836-39'da ve 23-24 Şubat 1848'de başbakan, İkinci Cunıhuriyet döneminde Düzen Partisi'nin önemli isimle­ mıden - 67, 96

Moniteur - bkz. Le M oniteur un iversel -

Monk (ya da Monck), George ( 1 608-1 670) -- İngiltere'de 1660 yılında Stuart haııedaıımın başa geçmesine yardun eden general - 76

Montagnard -- bkz. Montagne Montagne - 1789 Fraıısız Devrimi sonrasında, 1792 yılında kurulan Fraıısız yasa­ ma meclisi Konvaıısiyon'un daha yüksek arka sıralarmda oturan Jakoben milletvekil­ leri, oluşturduklan grubu M ontagne (Dağ), kendilerini de M ontagnard (Dağlı) diye anıyordu. 1848 Devriminden sonra, 1789 Fransız Devriıniııiıı en ilerici kanadı­ m oluşturan jakobenleri örnek alan "demokratik cwnlıuriyetçiler" de kendileriııe

Montagne adını vemıişti. bkz. sosyal demokrasi (ayrıca: Dağ, Montagnard) 15, 39-40, 42, 44-45, 48-54, 68, 81, 84, 86-88, 91 , 96, 99, 107, l l l

Montalembert, Charles Forbes Rene, Montalembert kontıı (1810-1870) - Uberal Katolik yayıncı ve tarihçi. Din işleri ile devlet işleri ayrılırken, kilisenin dev­

-

let müdahalesi olıııadaıı eğitiın verebilıııesiııi savundu. Louis Bonaparte'ın 2 Ar.ılık

151


Sözlükçe ve dizin

1H51 darlX:'siııi desleklPdi - HG, !lfi, 12:1

Momy, Charles Auguste Louis Joseph, Momy konttı ( 1 8 1 1 - 1 865)

Bonaparte\ı, 2 Arabk 1H51 darbesinin clüzenleyicileriııden, 1H51-51 'de içişleri baka­ m - 127

Musa -- Yahudilerin peygmııbeıi - 1H, 51, 99, 124 Naiplik Dönemi -- XV. Louis henüz reşit değilken, Orleaııs Dükü Philippe'in 1715'ten 1723'e kadar süren naiplik dönemi - 12H

Napoleon,

1.

-- bkz. Bonaparte, Napoleon

Napoleon, lll. Napoli

-

bkz. Bonaparte, Charles Louis Naıxıleon

bkz. ltalya

--

(ayrıca: Napolililer) - 34,

108

National -- bkz. Le National

Neumayer, Maximilien-Geo!J!es-Joseph ( 1 789-1866) -- General, tkinci Cumhuriyet döneminde askerlerinin Louis Bonaparte lehine "Yaşasııı imparalor!" diye bağımıasma izin vennedi, 2 Ar.ı1ık 1851 darbesine karşı 1,.ıktı - 76

Ney, Edgard ( 1 81 2- 1 882) -- Louis Bonaparte'ııı yaveri - 60 Norveç

--

Orleans

130

Dükü

Philippe (Il.), Philippe Charles d'Orleans ( 1 674-1 723) --

1715'ten 1723'ü kadar XV. Louis'nin naibi - 128

Orleans düşesi

-

Louis-Philippe"ııı 1842'de ölen en büyük oğlu ferdinaııd­

Philippe'in eşi Helene Ltıisa Elisabeth (Helene) - 28, 60

Orleans

hanedam

-- 18:J0.1848 yıllanndaki Temmuz Monarşisi döneminde ikti­

darda olan, bu dönemde daha çok mali aıistokrasinin pkarlannı temsil eden hane­ dan - 36, 45, 91-92, 94-95, 1 17, 126·127, 129-130, 136

Orleans'cılar -- 1830.1848 yıllanndaki Temmuz Monarşisi döneminde iktidarda olaıı Orleaııs haııedanmm savunııculan - 36, 43, 4546, 48, 56, 59, 63, 67, H6-87, 89, 92-96, 104, 1 10, 129

Oudinot, Nicolas Charles Victor ( 179 1 - 1 863) -- Genernl, Orleaııs'cı, 1849'da Roma Cumhuriyeline saldıraıı Fr.uıst.Z birlikleıinin komutaıılığıııı yaptı, İkinci Cumhuriyet'le Ulusal Yasaıııa Medisi üyesi - 39, 54, 59

1 52


Louis Bonaparte 'ın 1 8 Brumaire'i

Panat - Ikinci Cııııılıuriyt>t düneminde Ulusal Ya�ııııa Medbiııiıı kralcı iiydeıiıı­ -

deıı - 39

Pantbeon -- Pari�'te bulııııan, yapıınıııa 1758'de başlamrken kilise olıııa�ı planla­ nan, 1789'da tamamlandığında 1789 Fransız Devriminin lidt-rleri tanıhııdaıı Fraıı�ız büyüklerinin anılıııa�ı i<,.in kullaııılıııasıııa karar verilen, izleyen dönemlerde zaman zaman kilise olarak kullamlan anıtsal bina - 130 papa

--

bkz. halya, bkz. Pius, lX.

Paris Komünü -- 18 Maıi (resmen 26 Mart) ile 28 Mayıs 1871 arasmda Paris"ııı yönetimini elinde tutan tarihin ilk işçi sııııfı iktidan - 128

Paris kontıı, Orh�ans, Louis Philippe Albert d' ( 1838- 1 894)

--

Louis­

Philippeln torunu - 9�91

Pavlus - MS :H yıllanııda doğmuş olabileceği düşünülen, asıl adı Saul olan, bir -

Yahudi olarcik gençliğinde HırisHyanlarla mücadele eden, soıırasıııda Hıristiyaıılığı benimseyip Roma lıııpamtorluğu'ııun topraklanııda bu dini yayaıı Aziz (ya da Havari) Pavlus (Saint Paul) - 15, 131

Perrot, Benjamin Pierre ( 1 79 1 - 1 865)

--

General, 184R'deki Haziraıı ayaklan­

masım bastıraıılardaıı - 85

Persigny, Jean Gilbert Victor, Persigny kontıı ( 1 808- 1 872)

-

Boııaparte'ı,.ı,

2 Ardlık 1851 darbe�inin düzeııleyicileıiııdeıı, 1852-51'te ve l&m3'te içişleri bakaııı - 90, 105

Petrus -- Asıl adı Simon olan ve lsa tarafından havariliğe seçileıı Aziz Petnı� (Saiııt Peter) - 131

Pius,

IX.

( 1 792-1 878)

-

1846'daıı ölümüne kadar Roma Katolik Kilisesi'nin pa­

pası. bkz. ltalya (ayrıca: papa) - 13, 54, 60

Polignac, Auguste Jules Armand Marie ( 1 780- 1 847) -- Meşnıliyetçi, 18�� 30'da l:ıaşbakaıı ve dışişleri bakaııı - 96

proJetalya - bkz. işçi sııııfı -

proleter devrimi

-

19, 1 15, 124

proleter partisi - 23-24, 41, 49 -

1 53


Sözlükçe ve dizin

Proudhon, Pierre-Joseph ( 1 809- 1 865) - İktisatçı, sosyolog, anarşizıııin ku­ -

ruculanndan. lkiııd Cumhuriyet döneminde Kurucu Ulusal Meclisi üyesi. Işçi sı­ nıfınuı dunnnun u eliizeitmek için üreticilere düşük faizlerle kredi verecek bir "halk lıankası"nuı kumlması tiiıii önerileri de vardı - 1 1-12, 53

Prusya -- 45 Publicola, Publius Valerius (MÖ ?-503) -- Roma Cwnhuriyeti'nin yan efsanevi devlet adaım - 16

Ranke, Leopold von ( 1 795-1886)

-

Alnıaıı tarihçi - 47

Rateau, Jean Pierre ( 1 800-1887) -- Hukukçu, tkinci Cwııhuriyet dönemiııde Kurucu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasaıııa Meclisi üyesi 36 -

Remusat, Charles François Marie, Remusatkontu ( 1 794-1 870) -- Orleans'cı, 1840'da içişleri bakaıu, 1871-73'te dışişleri bakaıu - 86

Restorasyon dönemi

-

Napoleon Bonaparte'ın iınparatorluk döneminin ardmdan

tahta çıkaıı Bourbon hanedaıundan XVIII. Louis'in ve onu izleyen yine aynı hanedaıı­ dan X. Charles'uı 1815-1830 yıllanndaki krallık dönemleri. Bu dönemde çıkarlan en fazla gözetilen kesim büyük toprak salıipleriydi (ayrıca: Restorasyon) - 35, 42, 47, 55, 63, 93, 96, 1 17, 136

Richard, III. ( 1452-1 485) -- 1483'ten ölümüne kadar Ingiltere kralı - 93 Robespierre, Maximilien ( 1 758- 1 794) -- Fransız Devriıııiııin ( 1789) arduıdaıı devrimin en ilerici kaııadını olıışturaıı Jakobenleriıı lideri; Jakoben iktidannın son bulnıasıııın arduıdan idaın edildi - 15·16

Roma Cumhuriyeti ( 1 849)

-

(ayrıca: Roma, Roma seferi) - 37, 39, 50-51 , 54,

59-{3(), 123

Roma Cumhuriyeti (MÖ 509-27) -- (ayrıca: Roma) - 12, 15-16 Roma İmparatorluğu (MÖ 27-MS 476/1453) -- 15, 34, 131 Roma seferi -- bkz. Roma Cumhuriyeti Rouher, Eugene ( 1 8 1 4-1884) -- 1849 ile 1852 yıllan arasında çeşitli dönemlerde adalet lıakaııı - 79, 90

Royer-CoUard, Pierre Paul ( 1 763- 1845)

1 54

-

Filozof, devlet yöneticisi, monarşi


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

yanlısı - 16 saf cumhuriyetçiler

-- bkz. burjuva cumhuriyetçileri

Saint-Amaud, Annand-Jacques Leroy de (180 1 - 1 854) -- Mareşal, savaş ba­ kanı (1851-54), 2 Ar.ı1ık 1 8S1 darbesinin düzenleyicilerinden - 40

Sainte-Beuve, Pierre Henri ( 1 8 1 9- 1 855) - Kapitalist ve toprak sahibi, tkinci Cumhuriyet döneminde Kurucu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasa ma Meclisi üyesi - 99

Saint-Jean d'Angely, Auguste Michel Etienne R�ud de ( 1 794-1 870) -- General, Bonaparte'çı, 1851'de savaş bakarn - 84-8S

Saint-Just, Louis Antoine I...eon de ( 1 767-1 794) -- 1 789 Fransız Devriininde Jakobenlerin liderlerinden. Jakoben iktidaruıa son verildikten sonra idam edildi - 16

Saint-Priest, Emmanuel Louis Marie, Saint-Priest vikontu ( 1 789-188 1 ) - - General ve diploınat, ıneşrutiyetçi, tkinci Cumhuriyet döneminde t.nusal Yasama Meclisi üyesi - 94

Sallandrouze, Otarles Jean ( 1 808- 1 867) -- Kapitalist, Bonaparte\ı, tkinci Cwnhuriyet döneminde Kurucu Ulusal Meclis üyesi - 109

Salvandy, Narcisse Achille, Salvandy kontu ( 1 795-1856) -- Orleans'cı, 183739'da ve 184548'de eğitiın bakanı - 94

Samuel -- İncil'e göre, MÖ 1000 civadannda kurulan İsrail Krallığı'nuı ilk iki kralını atamış olan peygamber- 13, 54

sanayi burjuvaıisi -- Üretiın araçlanna (ınakinelere, aletlere, fabrika binalanna, hanunaddelere vb.) salıip olan ve işçilerin karşılığı ödenınemiş emeklerinin üıiinle­ rine (artı-<l.eğere) el koyan sınıf; sanayi burjuvazisinin dışuıda, mali burjuvazi (banka salıipleri, sigorta şirketi salıipleri vb.) ve ticaret burjuvazisi de vardır (ayrıca: büyük sanayiciler, büyük sanayi, sanayi, sanayiciler) - 23, 28, 35, 45, 92-93,99, 104, 108-109, 121, 133-136

sanayi proJetaryası - bkz. işçi suııfı -

Saul -- Yalıudi Krallığı'nuı kunıcusu (fevrat ve İncil) - 54 Say, Jean-Baptiste ( 1 767- 1 832) -- überal iktisatçı - Hi

Schiller, Friedrich von (1 759- 1 805) -- Alınan şair, oyun ya7..an - 75, 81

1 55


Sözlükçe ve dizin

Schrdmm, Jean Paul Adam ( 1 789-1 884) -- General, siyasetçi, Bonapaı1e'ı,.ı, 1850-5l'de sava� bakaııı - 77 Sezar

(Julius Caesar) (MÖ 100-44) -- Roma Cımılmriyetiııin (MÖ 509-27) dik­

tatürii - llı Sezaıizm --12

Shakespeare, Wılliam ( 1 564- 1 6 1 6) -- İngiliz şair ve oyun yazan - 74, 1 16 Sismondi, Jean Charles Leonard de ( 1 773-1842) -- İsviçreli tarihçi ve iktisat­ çı, kapitalizme hünıaııistçe bir eleştireilikle yaklaşımştı - 12

sosyal cumhuriyet - 22, 113 -

sosyal demokrasi -- bkz. Mon tagne (ayrıca: sosyal demokrat, küı,iik burjuva demokrasisi, demokratik parti, küçük burjuva partisi) - 21, 41, 44, 4&49, 6(H)7, 69, 91, l l l

sosyalist devrim - - bkz. proleter devrimi Soulouque, Faustin-Elie ( 1 782-1867) - Haiti orduswıun en yüksek ıütbeli ge­ nerali olarak 1847 yılında ülkesinin devlet başkanlığına seçildi, 1849'da kendisini "I. -

Faustiıı" adıyla İnıparatar ilan etti - 127

Sue, Eugene ( 1 804-1 857)

-

Yazar, tkinci Cumhuriyet döneminde t.nusal

Yasaına Meclisi üyesi - 68

şarap vergisi - 62.Q3, 126 -

Şölenler Kampanyası (Campagne des Banquets) -- 1848 Şubat Devriınİ ön­ cesinde, muhalif güçlerin, siyasal toplantı ve gösterilerin yasaklanması nedeniyle düzenlediği siyasal içerikli kampanya - 28

Şubat Devrimi ( 1848)

-

Orleans haııedaııuıdaıı Louis-Philippe'i talıttan iııdiren,

Fraıısa'nuı tkinci Cumhuriyet dönemiıli başlatan devriın (ayrıca: 1848 Devrimi, Şubat güııleri, Şubat 1848, 24 Şubat 1848, Şubat) - 7, 9, 15, 18, 21-22, 28·29, 35, 41, 46, 55, 69, 74, 78, 102, 1 10, 1 13, 128·130, 137

Şubat hükümeti -- bkz. Geçici Hükümet Temmuz Devrimi ( 1 830) -- Bourbon haııedaııındaıı Kral X. Charles'ı düşüren, Orleaııs hanedamndaıı Louis-Piıilippe'in kral olınasmı sağlayan ve 1848 yılındaki

1 56


Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i

Şubat Devrimine kadar sUrecek olan Tcııuııuz Moııarşisi dönemini başlatan devıim (ayrıca: Teııumız günleri) - 45, !l4-!J5, 13G

Temmuz Monarşisi - Teııımuz Devrimiııiıı (18:�0) ardıııdan tahta çıkan Orleaııs -

haııedaııındaıı Loui&-Philippe'iıı 18:KH848 yıllanndaki krallık dönemi. Bu dönemde çıkarlan en fazla gözetileıı kesim mali aristokrasiydi - 22, 28-29, 35, 42, 45, 47, 6:{, 73, 93, 1 16, 129, 1:�7

Teos

-

MÖ 362-360yıllarında Mısır firavuııu - 90

Tetis -- Deniz taıınçası (Yuııaıı mitolojisi) - 32 1'he Economist -- 1843 yılında haftalık bir gazete olarak 1,-'lkmaya başlayaıı, iktisadi liberalizıııiıı temsilciliğiııi yapaıı, yayııı hayatuıı bugün de sürdtinııekte olaıı dergi 98·99, 102, 104 Teııumız Moııarşisi döneminde içişle­ ri bakaıılığı ve başbakaıılık, İkiııei Cumhuriyet döııemiııde Ulusal Yasaıııa Meclisi liyeliği yaptı. 1871'de Versailles'daki gC�,-ici htiktimetin başkaııı olarak ve Pnısya

Thiers, Louis Adolphe ( 1 797- 1 877)

--

ordusunun yardımıyla Paris Komliııti'ııtiıı ezilıııesiııi sağladı. 1871-1873 döııemiııde cumhurbaşkaıılığı yaptı - 39, 48, ::ı<ı, 53, 67, 87, 95-96, 99, 102, 105, 108, ll O

Thorigny, Pierre-François Leuillon ( 1 798- 1 869) - Boııaparte\'1, 185l'de içiş­ -

leri bakaııı - 106

tiaıret burjuvazisi -- (ayrıca: bUyük ticaret, ticaret, tüccarlar) - 45, 98-HXJ, Hl4, 126, 129 134 '

Tocqueville, Alexis de ( 1 805- l 859) -- Tarihçi ve siyasetçi, meşnıtiyetc,.i, İkinci Cumhuriyet döuemiııde Kunıcu Ulusal Meclis ve Ulusal Yasama Meclisi liyesi, Haziraıı-Ekim l849'da dışişleri bakam - 96

ulusal atölyeler -- bkz. 48. dipnot (s. 74) - 74 Ulusal Muhafız (Garde nationale) -- 1789 Fransız Devıimiııiıı ardındaıı kent­ lerde oluşturulaıı, dii7.eııli ordudan ayn ınilis güçleri. Teıııımız Devriminin (1830) ardmdan, 18.1 1 yılmda yeniden kuruldu - 22, 31, 38, 43, 50·51, 54-56, 76, 8485, 1 14115, 127

Ulusal Yasama Meclisi (Aiisembtee nationale tegislative) -- Üyeleri ll-14 Mayıs 1849'da sec,.ileıı, çalışmalanna 28 Mayıs 1849'da başlayan ve 1851 yılında Louis Boııapaı1e'm darbesiyle kapatılan meclis (ayrıca: Ulusal Meclis, Yasaına

1 57


Sözlükçe ve dizin

Meclisi, meclis, parlamento) - 20-21, 30-32, 37-44, 46,')4, 56-57, 5�63, 65-72, 75, 77, 7�94, 96-98, 100-102, 104- 1 1 1 , 1 15, 1 17, 120, 123, 130

Vai"sse, Claude-Marius ( 1 799- 1864) -- Bonaparte\ı, Ocak-Nisan 18S1'de içiş­ leri bakanı BS-89 -

Vatimesnil, Antoine François Henri Lefebvre de ( 1 789- 1 860) Meşnıtiyetçi, --

Ikinci Cumhuriyet döneminde Ulusal Yasaıua Meclisi üyesi - 89

Veron, Louis Desire ( 1 798-1 867) - Bonaparte\ı, Le Constitutionnel gaze­ tesinin sahibi - 127

Vidal, François (1812-1872) - Ütopyaa sosyalist, gazeteci, Şubat Devriminin -

(1848) ardmdan kurulan Geçici Hükümete bağlı Luxembourg Komisyonu'nun sek­ reterliğini yaptı - 67

Vieyra -- Albay, Boııaparte'çı - 54 VıDele, Jean Baptiste 5eraphin Joseph ( 1 773-1854)

-

Meşrutiyetçi, 1822-

28'de başbakan - 96 Türkiye dışmda Avrupa'mn tümünü kapsayan ve Viyana Kongresi (Eylüi 1814-Haziran 1815) tarafından hazırlanan genel anlaşmalar siste­

Vıyana Anlaşmalan

-

mi. Kongre kararlan, feodal düzenin restore edilmesine yardıma oldu, Almanya ve İtalya'daki siyasi bölümnüşlü&ü kahalaştırdı, Belçika'nuı Hollanda'ya katılmasuu ve

Polonya'mn bölünmesini onayladı ve devrimci hareketle mücadele önlemlerini be­ lirledi - 27

Vo�, François-Marie Arouet ( 1 694-1 778) -- Aydmlanmaa ve düşünce öz­ gürlüğü taraftan yazar ve filozof- 63

Weydemeyer, Joseph Arnold ( 1818- 1 866)

-

Prusya ordusınıda subaylık yaptı.

1845-46 yıllanndan itibaren Karl Marx ile Friedrich Engels"m izleyicisi oldu. 185l'de ABD'ye göç etti ve orada gazetecilik yaptı, Amerikan lç Savaşı'na katıldı, 48 yaşında koleradan öldü - 7, ll

Wyclift'e, John (1320?- 1 384) -- Refonncu İngiliz din adaını - 125 Yon - Ulusal Yasanıa Meclisinde görev yapaıı polis konıiseri - 75, 79-80 -

yüksek finans çevreleri -- bkz. mali aristokrasİ Yürütme Kurulu (Commission du pouvoir executif) -- Kunıcu Ulusal Mt..x:lis

1 58


Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'i

tarafıııdan atanaı1 ve 9 Mayıs 1848'de Ger,.ici Hükümetin yeriıü alan yürtihne orga­ nı. Haziraı1 ayaklanması sırasında, 24 Haziran 1848'de, meclisin yürütme gücünü Cavaignac'a devretmesiyle ortadaı1 kalkh 28 -

Zeus -- Yunaı1 taımsı (nıitoloji) - 90


"On dokuzuncu yüzyılın toplumsal devrimi, şiirin i geçmişten değil, yalnızca gelecekten çıkarabilir." 1789 Devriminin ardından kurulan Birinci Fransız Cumhuriyeti, devrimden sonra benimsenen yeni takvime göre "Brumaire" ayı nın 18. gününde (9 Kasım 1799'da) bir darbeyle iktidara gelen Napoleon Bonaparte'ın imparatorluğunu ilan ettiği 1804 yılında sona ermişti. Ikinci Fransız Cumhuriyeti, 1848 Şubat Devriminde işçi sınıfının tarih sahnesine ilk kez bağımsız bir güç olarak çıkması sayesinde kuruldu . Ancak, bu devrimin ardından cumhurbaşkanı seçilen Louis Bonaparte, 2 Aralık 1851 'de kendi darbesini, yani " 1 8 Brumaire"ini gerçekleştirerek, b i r y ı l sonra imparatorluğunu ilan etmesinin yolunu açtı. Marx, 1851 darbesinin hemen ardından kaleme aldığı bu kitapta, Napoleon Bonaparte'ın yeğeni Louis Bonaparte'ı n tüm zaaflarına karşın nasıl olup da sınıfsal güç dengelerinden yararlanarak imparatorluk yolunu açabildiğini incel iyor. Ama bununla kal mıyor ve Şubat 1848'de "şiirini geçmişten çıka rmaya" çalışan işçi sınıfının geleceğini tartışıyor. Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i, bu çalışmayla, ilk kez Almanca özgün metninden çevrilerek dilim ize kazandırıldı .

1 5 YTL

�ZıiAmA

mıı ı i ımı ıiı ı

9 786055 892 1 80

Marks louis bonaparte ın 18 brumire i yazılama yayınları  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you