Issuu on Google+

I<ARL MARX •

ii<İNCİ CİLT

D YAYlNlARI


KAPÄ°TAL IKINCI ClLT

KARL MARX


ALTINCI BASKI ANKARA 2 0 0 6


KAPlTAL

EKONOMİ POLİTİGİN ELEŞTİRİSİ 1K1NC1 CİLT

SERMAYEN İ N DOLAŞlM S ÜRE Cl KARL MARX YAYINA HAZlRLAYAN

FRlEDRlCH ENGELS ÇEVtREN

ALAATTİN BİLGİ


KarlMan'ı n

Das Kapital, Kritik der politischen Ökonomie, band 2

( 1867-1883118851> adlı yapıtını, Alaattin Bilgi İngil izcesi nden

(Capital, A Cricital ofPolitical Economy, vol. 2

Progress Publishers, Moscow 1974 ) dilimize çevirdi ve kitap, Kapital, Ekonomi Politiğin Eleştirisi, İkinci Ci lt, adı ile, Sol Yayınlan tarafı ndan, Ekim 2006 (Birinci Baskı: Ağustos 1976; İkinci Baskı: Haziran 1979; Üçüncü Baskı: Kasım 1992; Dördüncü Baskı: Ekim 1997; Beşinci Baskı: Mart2003J tarihinde, Ankara'da Kuban Matbaacı/ık'ta bastırıldı. ISBN 975-7399-12-4 <Takımı ISBN 975-7399-13-2 <2. Ciltl


İ Çİ N D E K l L E R

9

ll 2H

Sol Yayınları'nın Notu Önsöz, Friedrich Engels Ikinci Baskıya Önsöz, Friedrich Engels

IKINCI KITAP

SERMAYENİN DOLAŞlM SÜRECl 31

B İ RİNCİ KlSlM

SERMAYE NİN BAŞKALAŞIMI VE BUNLARIN DEVRELERI :n

33 34 41

44 5.1

BlRlNCl B ÖL ÜM - Para-Sennaye Devresi I. Birinci Aşama. P-M İkinci Aşama. Üretken Sennayenin İşievi II. Ü çüncü Aşama. M"-P" III. IV. Bir Tüm Olarak Dolaşım

75 79 81

lKlNCl B ÖLÜ M - Ü retken Sermayenin Devresi I. Basit Yeniden- Ü retim II. Birikim ve Genişlemiş Ölçekte Yeniden- Ü retim III. Paranın Birikimi IV. Yedek Fon

ffi

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - Meta-Sennaye Devresi

!li

DÖ RDÜNCÜ B ÖLÜM - Devrenin Üç Fonnülü

ffi

64

113

BEŞlNCl B ÖL ÜM - Dolaşım Zamanı

liD liD liD 124

ALTINCI B ÖL ÜM- Dolaşım Maliyeti I. Gerçek Dolaşım Maliyetleri 1. Satınalma ve Satış Zamanı 2. Defter Tutma

126

� 1.27

3.

II.

1.

132

136

III.

Para

Depolama Maliyetleri 2.

Genel Olarak lkmalin Oluşumu Tam Deyimiyle Meta-lkmal

Taşıma Maliyetleri

lKlNCl KlSlM

SERMAYENİN DEVRl 140 140

YEDlNCI B ÖLÜM - Devir Zamanı ve Devir Sayısı


144 144 154

SEKİZINCI BÖLÜM -Sabit Sermaye ve Döner Sermaye I. Biçim Ayrılıkları Il. Sabit Sermayenin Kısımları, Yerine Konması, Onarımı ve Bi­ rikimi

167

DOKUZUNCU B ÖLÜ M -Yatınlan Sermayenin Toplam Devri. Devir Çev­ rimleri

173

ONUNCU BÖLÜM - Sabit ve Döner Sermaye Teorileıi. Fizyokratlar ve Adam Smith

196

ONBIRINCİ BÖLÜ M -Sabit ve Döner Sermaye Teoıileri. Ricardo

:ni

ONİKİNCI B ÖLÜ M - Çalışma Dönemi

217

üN ÜÇÜNCÜ B ÖLÜ M -Ü retim Zamanı

226

ONOÖRDÜNCÜ B ÖLÜM - Dolaşım Zamanı

234

ONBEŞINCI B ÖLÜ M - Devir Zamanının Yatırılan Sermayenin Büyüklü­ ğü Üzerindeki Etkisi

242 245 249

Z53

258 265 265 'Zn 281 287

292 309

I. Il. lll. IV. V.

Çalışma Dönemi, Dolaşım Dönemine Eşittir Çalışma Dönemi, Dolaşım Döneminden Daha Büyüktür Çalışma Dönemi, Dolaşım Döneminden Daha Küçüktür Sonuçlar Fiyattaki Degişiklig'in Etkisi

ONALTlNCI B ÖLÜM - Degişen-Sermayenin Devri I. Yıllık Artı-Değer Oranı II. Bireysel Degişen-Sermayenin Devri Toplumsal Açıdan Degişen-Sermayenin Devri Il I. ONYEDlNCl B ÖLÜ M -Artı-Değerin Dolaşımı I. Basit Yeniden- Ü retim Il. Birikim ve Genişlemiş Ölçekte Yeniden- Ü retim ÜÇ ÜNCÜ KlSlM

TOPLAM TOPLUMSAL SERMAYENİN YENlDEN-ÜRETİMİ VE DOLAŞIMI 314

314 314 317

ONSEKlZINCl BÖLÜM - G i r i ş Inceleme Konusu I. Il. Para-Sermayenin Rolü

321 321

ONDOKUZUNCU B ÖLÜM - Konunun Daha Önceki Serimieri I. Fizyokratlar Adam Smith ll.

324 324 330 333

1.

2.

337

3. 4.

343

5.

Smith 'in Genel Görüş Açısı Adam Smith, Değişim-Değerini d+a ya Ayrıştırıyor Sermayenin Değişmeyen Kısmı Adam Smith 'te Sermaye ve Gelir

Özet


347 350 350 353 356 359 367 376

379 382 386 3B9 399 403 4f1l 414 414 415 418 4'Z1 435 437 437 441 445 446 449 453 457 462 464

III.

Daha Sonraki iktisatçılar

YlRMlNCl B ÖLÜ M - Basit Yeniden-Ü retim I. Sorunun Konuluşu Toplumsal Yeniden-Ü retimin İki Kesimi II. İki Kesim Arasında Dej!'işim. lıd+oı Karşısında lls III. Kesim II İçerisinde Değişim. Yaşam Gereksinmeleri ve IV. Lüks Mallar V. Para Dolaşımı Yoluyla Dej!'işimin Gerçekleştirilmesi VI. Kesim I'in Değişmeyen-Sermayesi VII. Her İki Kesimdeki Değişen-Sermaye ve Artı-Değer VIII Her İki Kesimdeki Değişmeyen-Sermaye IX. Adam Smith, Storch ve Ramsay·a Toplu Bakış X. Sermaye ve Gelir: Değişen-Sermaye ve Ücretler Sabit Sermayenin Yerine Konması XI. 1.

2.

XII. XIII.

Para Biçiminde Değerin Aşınan ve Yıpranan Kısmının Yerine Konması Sabit Sermayenin Ayni Olarak Yerine Konması Birinci Durum tkinci Durum Sonuçlar

3. Para Malzemesinin Yeniden- Ü retimi Destutt de Tracy'nin Yeniden-Ü retim Teorisi

YlRMlBlRlNCl B ÖLÜ M - Birikim ve Genişletilmiş Yeniden- Ü retim I. Kesim I'de Birikim 1. Yığmanın Oluş u m u 2. Ek Değişmeyen-Sermaye 3. Ek Değişen-Sermaye II. Kesim II"de Birikim III. Birikimin Şematik Sunumu 1. Birinci Ornek 2. tkinci O rnek 3. Birikimde lls'nin Yerine Konması Tamamlayıcı Düşünceler IV.

DİZİN LER 4ô1

400 471 471 473 473 473 474 485 486 487 487

Adlar Dizini Kaynaklar Dizini I. Yazarlar II. Anonim Yapıtlar Gazete ve Dergiler Il I. Parlamento Raporları ve Ö teki Resmi Yayınlar IV. Konu Dizini Öteki Dillerdeki Sözcük, Terim ve Deyimler Ağırlık, Uzunluk, Alan, Sığa ve Para Ölçüleri Kısaltmalar Simgeler


SUL YAYINLARfNIN NOTU

Kapitalin ikinci cildi, Karl Marx'ın ölümünden son­ ra, Friedrich E ngels tarafından hazırlanmış ve son biçimine sokulm uştur. Yapıtın ilk Almanca baskısı 1885'te yayınlanmış ve 1893 ikinci Almanca baskısı da aynı şekilde Engels tarafından yayına hazırlan­ mıştır. Türkçeye, Engels tarafından düzenlenen bas­ kısını esas alan ve elyazmaları ile kontrol edilerek hazırlanan İngilizce baskısından <Capital, Vol u m e I I , Progress Publishers, Moscow 1974 ) çevrilmiştir.

İngilizce çeviride yer yer karşılaşılan güçlüklerio gi­ derilmesinde, Alm anca <Das Kapital, Zweiter Band, -Karl Marx-Friedrich E ngels, Werke, Band 24-, Di­ etz Verlag, Berlin 1975) ve Fransızca <Le Capital, Liv­ re Deuxieme, Tome I, II, Editions Sociales, Paris 1974) baskılarından yararlanılmıştır. Engels'in "Ön­ söz"de özel olarak belirttiği teknik güçlüklerin, kusursuz olarak sunulmasına özen gösterilmiştir. "Dizinler" bölümünde yer alan ''Kısaltmalar" ve "Ağırlık, Uzunluk, Alan, Sığa ve Para Ölçüleri", Al­ manca baskıdan alınmış, "Öteki Dillerdeki Sözcük, Terim ve Deyim ler" Almanca baskıdan esinlenerek Sol Yayınları tarafından düzenlenmiş, "Simgeler" Sol Yayınları tarafından konmuştur. Öteki dizinler, çeviriye esas alınan İngilizce baskıya göre hazırlanmıştır.


ÖNSÖZ

KAPITAL'İN ikinci cildini hasılabilecek duruma getirmek ve bu­ nu, bir yandan birbiriyle bağıntılı ve elden geldiğince tam bir yapıt haline gelecek, öte yandan da, editörünün değil, tamamıyla yazan­ nın yapıtını temsil edecek biçimde yapmak kolay bir görev değildi. Üzerinde çalışılmış bulunan eldeki metinlerin çoğunlukla parça parça bulunması bu görevi daha da güçleştiriyordu. Olsa olsa tek bir elyazması (n° IV) baştan sona düzeltilmiş ve hasıma hazır hale getirilmişti. Ama büyük bir kısmı, daha sonraki düzeltme ile, büs­ bütün işe yaramaz hale gelmişti. Ö z olarak büyük bir bölümü bütü­ nüyle işlendiği halde, malzemenin çoğu anlatım bakımından son biçimini almamıştı. Dil, Marx'ın özet çıkartırken kullandığı dildi: çoğu kez İ ngilizce ve Fransızca teknik terimierin ya da İ ngilizce tüm tümeelerin ve hatta sayfalann serpiştirildiği alaylı kaba deyim­ leri ve tümcecikleri içeren konuşma diliyle dolu özensiz bir üslup. Düşünceler, yazarın kafasında geliştiği gibi kağıda dökülmüş. Te­ zin bazı kısımları tam olarak incelenmiş, aynı önemdeki diğerleri­ ne yalnızca değinilmiş. Ö rnekler bakımından olgulara dayanan malzeme toplanmış sayılabilir, ama pek az düzenlenmiş, daha da az işlenmiş. Bölüm sonlarında, yazarın bir sonraki bölüme geçme telaşı içerisinde çoğu kez, burada konunun daha fazla geliştirilme­ sinin tamamlanmadan bırakıldığı belirtilerek, yalnızca birkaç ko­ puk türnce bulunmakta. Ve son olarak, bazan yazarın kendisinin bill


çözmeyi başaramadığı ünlü elyazısı. Ben, ancak Marx'ın kendisinin değiştirebileccği yerlerde üslubu değiştirerek, ve ancak yapılmasında mutlak zorunluluk bulunan ve üstelik de, anlamın hiç kuşkuya yer vermeyecek kadar açık olduğu yerlerde, araya açıklayıcı türnceler ya da bağlayıcı ifadeler katarak, bu elyazmalannı elden geldiğince harfi harfine tekrar ortaya koy­ makla yetindim. Yorumlanmasında en ufak kuşkuya yer veren tümcclerin, sözcüğü sözcüğüne aktarılması yeğlendi . Yeni bir biçi­ me soktuğum ya da sözcükler ekiediğim yerler, basılı olarak ancak on sayfa kadar tutar ve yalnızca biçimle ilgilidir. Marx'ın, ikinci ci lt için bıraktığı elyazması-malzemenin yalnız­ ca sayımı bile, büyük iktisadi buluşlarını, bunları bastırmadan önce en ince noktalarına kadar geliştirmede gösterdiği eşi bulunmaz öze­ ni ve sıkı özeleştiriyi tanıtlamaktadır. Bu özeleştiri, konunun sunu­ şunu, öz olarak olduğu kadar biçim olarak da, ardı arkası gelmeyen bir incelemenin sonucu durmadan genişleyen ufkuna uyarlaması­ na pek seyrek izin vermiştir. Sözü edilen malzeme şunları içermek­ tedir: Birincisi, 186 1 Ağustosu ile 1863 Haziranı arasında yazılan 23 defterde 1 .472 quarto* sayfayı içeren Zur Kritik der Politischen Oeko­ nomie** başlıklı bir elyazması. Bu, ilk kısmı 1859'da Berlin'de çıkan aynı başlığı taşıyan bir yapıtın devamıdır. Bu, 1-220. sayfalarda (Def­ ter 1-Vl ve gene 1. 159-1.472. sayfalarda ( Defter XIX-XXIII>, Kapi­ talin birinci cildinde incelenen konular arasından, paranın serma­ yeye dönüşmesinden sonuna kadar olan konuları ele almaktadır ve bunun eldeki ilk taslağıdır. 973- 1 . 158. sayfalar ( Defter XVI-XVIII J, sermaye ve kan, kar oranını, tüccar sermayesini ve para­ sermayeyi, yani daha sonra, üçüncü cilt için elyazmasında geliştiri­ len konulan ele almaktadır. İkinci ciltte ele alınan temalar ile, da­ ha sonra üçüncü ciltte ele alınaniann pek çoğu henüz ayn ayrı dü­ zenlenmemiştir. Bunlar, geçerken, daha doğrusu, elyazmasının esas gövdesini oluşturan kesimde, yani "Artı-Değer Teorileri" baş­ lıklı 220-972. sayfalarda (Defter VI-XV) ele alınmışlardır. Bu kesim, ekonomi politiğin esasının ve özünün, artı-değer teorisinin ayrıntılı bir eleştirel tarihini içermektedir ve buna paralel olarak, kendisin­ den öncekilere karşı polemiklerde, ikinci ve üçüncü ciltler için el­ yazmalannda ayrı ayn ve kendi mantıki bağıntıları içerisinde ince­ lenen noktaların çoğunu geliştirmektedir. İkinci ve üçüncü cildin kapsadığı pek çok sayıda pasajı dışarda bırakarak bu elyazmasının eleştirel kısmını Kapitalin dördüncü cildi olarak yayınlamayı dü­ şünüyorum. *** Değerli olmakla birlikte bu elyazmasından, bu ikinIc

,,, Çi ft-yaprak dosya kıiğıdı.-ç. ''''' Bundan böyle Zur Kritik diye anılacaktır. - Ed. '''"' Ö l ü m , Engels'in, Arti-Değer Teoriler,-n i , Kapitalin dördüncü cildi olarak yayınlamasına engel old u. 1905-lO'da Kautsky, yapıtın, aslından bazı keyfi sapma­ ları, yer değiştirnıelcri, atlamaları içeren Almanca bir baskısını çıkardı. Arti­ Değer Teoriler,-n in ilk aslına uygun baskısı Sovyet Komünist Partisi Merkez Ko12


ci ci ldin baskısında pek az yararlanılahil irdi. Kronolojik olarak bunu izleyen elyazması, üçüncü cilde ait olan­ dır. Bunun, hiç değilse büyük bir kısmı 1864 ve 1865'te yazılmıştır. Ancak bu elyazmasının, temel kısımlarının tamamlanmasından sonradır ki, Marx, 1867'de yayı nlanan birinci cildi geliştirmeye gi­ rişmiştir. Şimdi, üçüncü cildin bu elyazmasını hasıma hazırlamak­ la uğraşmaktayım. Bunu izleyen döneme -birinci cildin yayınından sonra- ikinci cilt için, Marx'ın kendisinin I-IV şeklinde numaraladığı, dört çift­ yapraklı bir elyazması derlernesi tekabül etmektedir. Tahminen 1865 ya da 1867'de yazılan elyazması I ( 150 sayfa ), şimdiki Il. cildin, ilk ayrı ama biraz dağınık olarak geliştirilmiş biçimidir. Burada da yararlanacak bir şey yoktu. Elyazması III, kısmen, çoğu ikinci cil­ din birinci kısmı ile ilgi li Marx'ın özetlerini içeren defterlerine yapı­ lan iletmelerin ve bu defterlerden yapılan alıntıların bir derlernesi olup, kısmen de, belli noktaların işlenmesi, özellikle Adam Smith'in, sabit ve döner sermaye ile karın kaynağı konusundaki önermelerinin bir eleştirisidir; ayrıca, üçüncü cilde ait bulunan, ar­ tı-değer oranının kar oranı ile bağıntısının bir serimidir. İkinci ve üçüncü ciltler için işlenmiş metinler, daha sonraki düzeltmelerle geçersiz hale gelirierken ve bunların büyük bir kısmı atılmak duru­ munda kalırken, bu iletmelerden de derlenebilecek pek az yeni bir şey vardı. Elyazması IV, ikinci cildin birinci kısmı ile, ikinci kısmın ilk bö­ lümlerinin baskıya hazır bir geliştirmesidir ve gerekli olan yerlerde yararlanılmıştır. Bu elyazması, Elyazması Il'den daha önce yazıldı­ ğı anlaşıldığı halde, biçim olarak daha fazla tamamlanmış olduğu için, bu kitabın buna uygun düşen kısımlarında yararlı biçimde kul­ lamlabilmiştir. Elyazması Il'den birkaç eklenti yapmak yeterliydi. Elyazması II, ikinci cildin bir dereceye kadar tamamlanmış tek biçi­ midir ve 1870'ten itibaren yazılmaya başlanmıştır. Birazdan sözünü edeceğim son hasıma ilişkin notlar, açıkça şunu söyler: "Metnin ikinci geliştirilmiş biçimi esas alınmalıdır." Esas olarak Marx'ın sağlık durumunun iyi olmaması nedeniyle 1870'ten sonra, araya bir başka aralık daha girmişti. Marx, bu za­ manını, alışageirliği gibi, tarımbilim, Amerika'da ve özel likle Rus­ ya'da kırsal ilişkiler, para piyasası ve bankacılık ve, ensonu, jeoloji ve fizyoloji gibi doğa bilimlerini incelemekle geçirdi. Bu döneme ilişmitesi Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından 1954-61 yıll arında Rusça olarak yayınlandı. Çevirideki birkaç zorunlu düzeltme ve kitabın yardımcı malzemeleri­ ne eklemeler ilE' bu yapıt, Marx ve Engels Toplu Ylıpı tla rı' nın <Moskova, 1962-641 ikinci Rusça baskısının 26. cildinin iiç kı smını oluşturmaktadır. 1956-62'de, 19546 1 Ru�ça baskısı esas alınarak Almanca bir baskı Demokratik Alman Cum huriye­ ti'nde yayınlıındı. Artı-Değer Teorilerinin, Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde, Marx, Engels Werke'nin 26. cildi olarak üç kitap ha linde, yeni bir baskısı üzerinde çalışmalar yapıl m ıştır. Moskova'daki Progress Publi shers, kitabın tamamının !n­ gi l i zce bir baskısını yayın lamış bul unmaktadır. -Ed.

13


kin metin aktannalarını içeren pek çok not defterinde, bunlardan ayrı olarak matematik çalışmaları da dikkati çekecek ölçüde yera­ lır. 1877 yılı başında, esas çalışmasını tekrar ele alabilecek kadar iyi­ leşmişti. Başlangıcı Elyazması V (56 çift-yaprak) olan, ikinci cildin yeni bir geliştirmesinin temeli olma amacını taşıyan ve yukarda sö­ zü edilen 1877 Martının sonuna kadar uzanan dört elyazmasından iletmeler ve notlar vardır. Bu, ilk dört bölümü içermektedir ve he­ nüz pek az işlenmiştir. Temel noktalar dipnotlarda ele alınmıştır. Malzeme, ayıklanmaktan çok biraraya getirilmiştir, ama bu, birinci kısmın en önemli kesiminin sonuncu ve tam serimidir. Bundan, baskıya hazır bir elyazması hazırlamak için ilk giri­ şim, yalnızca 17 quarto sayfayı, yani birinci bölümün büyük bir kıs­ mını kapsayan Elyazması VI'da ( 1877 Ekiminden sonra ve 1878 Temmuzundan önce) yapılmıştır. İ kinci ve son bir girişim, yalnız 7 çift-yapraklı sayfayı tutan Elyazması VI'da, "2 Temmuz 1878"de ya­ pılmıştı. Bu sıralarda öyle görünüyor ki, Marx, sağlık durumunda esaslı bir değişiklik olmadığı takdirde, ikinci ve üçüncü ciltlerin işlemesi­ ni kendisi için tatmin edici bir şekilde hiçbir zaman bitiremeyeceği­ ni anlamıştı. Gerçekten de, elyazmaları, V-VIII, kötüleşen sağlık durumuna karşı yoğun bir savaşımın izlerini sık sık açığa vurmak­ tadır. Birinci kısmın en zor parçası Elyazması V üzerinde yeniden çalışılmıştı. Birinci kısmın geriye kalanı ile, onyedinci bölüm dışın­ da ikinci kısmın tamamı büyük teorik güçlükler çıkarmamıştır. Ama toplumsal sermayenin yeniden-üretimi ve dolaşımı ile ilgili üçüncü kısım, ona pek çok değişiklik gerektiriyor gibi görünmüştü; çünkü, Elyazması II, ilkin yeniden-üretimi, buna aracılık eden para dolaşımını hesaba katmaksızın ele almış ve sonra aynı sorunu, pa­ ra dolaşımını hesaba katarak tekrar incelemişti. Bunun ayıklanma­ sı ve bu kısmın tamamının, yazarın genişlemiş ufkuna uygun düşe­ cek biçimde yeniden kurulması gerekiyordu. Elyazması VIII, yal­ nız 70 quarto sayfayı içeren bir defter, işte böyle meydana gelmiş ol­ du. Ne var ki, Marx'ın bu kadarcık bir alana sıkıştırmayı başardığı çok sayıda konu, bu elyazması ile, Elyazması II'den katılan parça­ lar dışta bırakıldıktan sonra basılmış şekildeki üçüncü kısım ile karşılaştırıldığında açıkça görülmektedir. Bu elyazması da, gene, konunun sırf bir hazırlık niteliğinde ele alınmasıdır ve esas amacı, Elyazması II'ye üzerinde yeni olarak söylenecek bir şey bulunmayan ve dikkate alınmamış olan noktala­ ra oranla daha yeni olarak kazanılmış bulunan bakış açılarını sağ­ lamlaştırmak ve geliştirmektir. Üçüncü kısım ile azçok ilişkili bulu­ nan, ikinci kısmın onyedinci bölümünün önemli bir kesimi bir kez daha yeniden yazılmış ve genişletilmiştir. Mantık sıralanışı sık sık kesintiye uğramakta, özellikle sonuçta, konunun ele alınmasında yer yer boşluklar bulun maktadır ve çok bölük pörçüktür. Ne var ki, bu konuda Marx'ın söylemek istediği şey, burada, şu ya da bu biçim14


de söylenmiştir. İşte, Marx'ın ölümünden kısa bir süre önce kızı Eleanor'a belirt­ tiği gibi, ortaya "bir şey çıkartmam" beklenen ikinci cilde ait malze­ me bu. Bu görevi ben, en dar anlamında yorumladım. Mümkün olan her yerde, işimi, yalnız, eldeki değişik metinler arasından bir seçme ile sınırladım. Çalışmamı, daima, daha öncekiler ile karşı­ laştırarak, mevcut en son düzeltilmiş elyazmasına dayandırdım. Yalnız birinci ve üçüncü kısımlar bazı gerçek güçlükler, yani sırf teknik nitelikte olmasının ötesinde güçlükler gösterdi ve bunlar ger­ çekten de oldukça fazlaydı. Bunlan, yalnız ve yalnız, yazann anlayı­ şı içerisinde çözmeye çalıştım. Metindeki alıntıları, bunlar olgulan doğrulamak için aktarıl­ mış olduklannda ya da Smith'ten alınan pasajlarda olduğu gibi, ko­ nuya derinlemesine girmek isteyen herkesin özgün metni elde ede­ bileceği durumdaysa çevirdim. Bu, yalnız, onuneo bölümde olanak­ sızdı, çünkü burada eleştirilen, İngilizce metnin kendisiydi. Birinci ciltten yapılan alıntılarda sayfalar, Marx hayatta iken son çıkan ikinci baskıya göre gösterilmiştir. Uçüncü cilt için, Zur Kritik'in elyazması biçimindeki ilk işlen­ mesi , Elyazması lll'ün yukarda sözü edilen kısımlan, çeşitli not defterlerine serpiştirilmiş, rasgele birkaç kısa not dışında yalnız şu malzemeler bulunmaktadır: Aşağı yukarı ikinci cildin Elyazması II kadar tam bir biçimde yazılmış bulunan ve yukarda değinilen 1864-65 tarihli çift-yapraklı elyazması; ayrıca 1875 tarihli bir defter: konuyu matematik olarak (denklemler halinde) ele alan Artı-Değer Oranının Kar Oranıyla Bağıntısı. Bu cildin basıma hazırlanması hızla ilerlemekte. Şimdiye değin görebildiğim kadarıyla, birkaç ama çok önemli kesim dışında, bu, esas olarak teknik güçlükler göstere­ cektir.

Marx'a karşı önce ancak şurada burada fısıltı halinde, daha sonraları, ölümünden sonra ise, Alman Kürsü ve Devlet Sosyalistle­ ri ve onların yardakçılan tarafından, tanıtlanmış bir olgu olarak ilan edilen bir suçlamayı çürütmek için burayı uygun bir yer olarak görüyorum. Marx'ın Rodbertus'un yapıtından çalıntı yaptığı öne sürülüyor. Bir başka yerde bu konuda hemen söylenınesi gerekeni zaten söyledim' ama şimdiye değin kesin bir kanıt öne sürme olana­ ğını bulamadım . Bildiğim kadarıyla b u suçlama, i l k kez, R . Meyer'in Emancipati­ onskampf des vierten Standesinde (s.43) yapılmıştı: "Marx'ın, eleş­ tirisinin büyük bir kısmını, bu yayınlardan deriemiş olduğu tamtlaı Karl Marx'ın Das Elerıd der Philosophie. Aııtwort au( Proudhon's Philosop­ hie des Elends, adlı yapıtının önsözünde. Deutsch von F. Bernstein und K. Kautsky, Stuttgart 1885.1K. Marx, Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınları, Ankara 1979, s. 7-25.1

15


nabi/ir"- Rodbertus'un otuzların son yarısına ait yapıtları kastedi­ liyor. Daha başka kanıt öne sürülene kadar, bu sava ait "bütün kanı­ tın"', bunun böyle olduğu konusunda Rodbertus'un, Herr Meyer'e güvence vermesinden ibaret bulunduğunu pekala varsayabilirim. 1879'da Rodbertus bizzat sahnede görünüyor ve yapıtı Zur Er­ kenntniss unsrer st<ıatwirtschaflichen Zustande, 1842, ile ilgili ola­ rak J. Zeller'e şunları yazıyor (Zeitschrift für die gesamte Staatswis­ senschaft, Tubingen 1879, s.219J:* "Göreceksiniz ki, bu" (urda geliştirilen düşünce çizgisi ), "benim adımı an maksızın Marx tarafından . . . pek güzel kulla nılmıştır." Rodbertus'un yapıtlarının. ölümünden sonraki yayıncısı Th. Kozak, bu imayı, daha fazla merasime gerek görmeksizin yineliyor. (Das Kapital von Rodbertus, Berlin 1884, Einleitung, s. XV. ) Son olarak, R. Meyer tarafından 188 l'de yayınlanan Eriefe und Sozialpolitische Auf.'iiitze von D. Rodbertus-Jagetzowda, Rodbertus, düpedüz şöyle diyor: "Bugün, hiç adım anılmaksızın, Schaffie ve Marx tarafı ndan soyu/muş olduğumu görüyorum." <Mektup no 60, s. 134 . ) Ve bir başka yerde Rodbertus'un iddiası daha kesin bir biçim almakta: " Üçüncü toplumsal mektubumda ben, özünde Marx'la ay­ nı biçimde, ama daha kısa ve daha açık biçimde, kapitalistin artı­ değerinin kaynağının ne olduğunu göstermiş bulunuyorum ." ! Mek­ tup no 48, s. l l l. ) Marx, hiçbir zaman b u çalıntı suçlamaları konusunda herhan­ gi birşey işitmemişti. Emancipationskampfın Marx'a ait nüshasın­ da, yalnız Enternasyoı:ıal ile ilgili kısım kesi lip açılmıştı. Geri kalan sayfalar onun ölümünden sonra tarafıından kesilene kadar açı lma­ mış durumdaydı. Tu bingen Zeitschritı' e hiç bakmamıştı. R. Me­ yer'e yazmış olduğu Eriefe vb. aynı şekilde, onun için meçhul kal­ mıştı ve ben de "soygun" ile ilgili bu pasajdan, Dr. Meyer'in bizzat kendisi lütfedip de 1884'tc dikkatimi çekene kadar habersizdim. Bu­ nunla birlikte, Marx'ın 48 nolu mektuptan haberi vardı. Dr. Meyer, bunun aslını, Marx'ın en küçük kızına sunma inceliğini göstermiş­ ti . Kendisine yöneltilen eleştirilerin Rodbertus'ta aranması konu­ sundaki gizemli fısıltıl arın bazıları Marx'ın kulağına ulaştığında, bizzat Rodbertus tarafından ileri sürülen iddialar konusunda enso­ nu ilk elden bilgi edindiğini söyleyerek bana bu mektubu gösterdi; eğer Rodbertus'un bütün iddiası bu idiyse, Marx'ın buna hiçbir iti­ razı yoktu ve Rodbcrtus'un kendi açıklamasının daha kısa ve açık olduğunu kabul ederek bunun zevkini çıkarmasına pekala gözyu­ mabilirdi. Gerçekte Marx, Rodbertus'un bu mektubu ile konuyu ka­ panmış saydı. Bunu rahatlıkla yapabilirdi, çünkü, kendi Ekonomi Politiğin Eleştirisinin yalnız anahatlan bakımından deği l , daha önem li ay'' RodbPrtus IH7fi'te iildü. Engels'in sözünü ettiA-i Zeller'e mektubu 1H79'dıı ya­ yııılıınd ı . -Ed.

ır;


nntılan ile de tamamlanmış olduğu 1859 dolayianna kadar, Rod­ bertus'un yazınsal faaliyetleri konusunda en ufak bir bilgisi olmadı­ ğını ben kesinlikle biliyorum. Marx, ekonomi incelernelerine, büyük İ ngiliz ve Fransızlardan yola çıkarak, 1843'te Paris'te başladı. Al­ man iktisatçılarından yalnız Rau ve List'i biliyordu ve daha fazlası­ nı da bilrnek istemiyordu. Ne Marx, ne de ben, Berlin temsilcisi ola­ rak yaptığı konuşmalan ve bakan olarak faaliyetlerini, 1848'de, Ne­ ue Rheinische Zeitungda* eleştirrnek zorunda kalana kadar, Rod­ bertus'un varlığı konusunda tek sözcük duymuş degildik. Her ikimiz de o kadar cahildik ki, böyle birdenbire bakan olan bu Rodber­ tus'un kim olduğunu Ren milletvekilierine sormak zorunda kal­ rnıştık. Ne var ki, bu milletvekilleri de, bize, Rodbertus'un iktisadi yazıları konusunda hiçbir şey söyleyememişlerdi. Öte yandan, Marx'ın o sırada, "kapitalistin artı-değerinin" yalnız nereden degil nasıl meydana geldiğini Rodbertus'un yardımı olmaksızın da pekala bildigini, ona ait Felsefenin Sefaleti, 1847,** ile, aynı yıl Biiik­ sel'de verdigi ve 1849'da Neue Rheinische Zeitung'un 264-69. sayıla­ nnda yayınlanan ücretli emek ve sermaye konusundaki konferans­ lan da tanıtlamaktadır.*** Ancak 1859'da Lassaile'ın aracılığıyla­ dır ki, Marx, Rodbertus adında bir iktisatçının varlığından haber­ dar oldu ve bunun üzerine, British Museum'da "'üçüncü toplumsal mektubu" aradı. Gerçek durum işte böyleydi. Ve şimdi Marx'ın Rodbertus'u "soy­ makla" suçlandığı şeyin içeriğinin ne olduğuna bir gözatalım. Rod­ bertus diyor ki: " Üçüncü toplumsal mektubumda ben, Marx'la aynı biçimde, ama daha kısa ve açıkça, kapitalistin artı-değerinin kayna­ ğının ne olduğunu göstermiştim." Demek ki, sorunun özü bu: artı­ değer teorisi. Ve, Marx'ta, Rodbertus'un, kendi malı diye iddia ede­ bileceği başka ne olabileceğini söylemek gerçekten güç olurdu. Böy­ lece Rodbertus, burada, artı-değer teorisinin gerçek yaratıcısının kendisi olduğunu ve Marx'ın bunu kendisinden çalmış olduğunu ilan ediyor. Bakalım üçüncü toplumsal mektup, artı-değerin kökeni konu­ sunda ne diyor? Yalnızca şunu: Toprak rantı ile kan biraraya koyan kendisine ait "rant" terimi, bir metaın değerine bir "değer katılma­ sından'' doğrnayıp, "ücretlerden bir değer indirirninden doğmakta­ dır; bir başka deyişle, çünkü ücretler, ürünün değerinin ancak bir kısmını temsil eder", ve eğer emek yeter derecede üretken ise, ücret* Neue Rheinische Zeitung. Organ der Demokratie. - Marx'ın yöneticiliği al­ tında 1 Haziran 1848'den 19 Mayıs 1849"a kadar Köln'de yayınlanan günlük bir ga­ zete. Çıkaranlar arasında Friedrich Engels, Wilhelm WolfT, Georg Wecrth, Ferdi­ nand WolfT, Ernst Bronke, Ferdinand Freiligrath ve Heinrich Bürgers bulunmak­ taydı . Gazetenin yayını Marx ve ötekilerin Prusya hükümeti tarafından cezalandı­ rılması yüzünden son buldu. -Ed. *''' Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınlan, Ankara 1979. -Ed. '''** Karl Marx, Ücretli Emek ve Sermaye- Ücret, Fiyat ve Kar, Sol Yayınları, Ankara 1992. -Ed. 17


!erin, "bu değerden, sermayenin yerine konması (! J ve ra nt için ye­ ter miktarda kalması amacıyla, emeğin ürününün, doğal değişim­ değerine eşit olması"* gerekmez. Ne var ki, bize, burada, bir ürünün "sermayenin yerine konması" için, dolayısıyla, hammaddelerin, araç ve gereçlerin aşınma ve yıpranmasının yerine konması için geriye hiçbir şey bırakmayan bir ürünün ""doğal değişim-değerinin'' ne tür şey olduğu konusunda hiç bilgi verilmiyor. Rodbertus'un bu görkemli buluşunun Marx üzerinde ne gibi bir izienim yarattığını söyleyebilecek durumda olmamız bizim için bü­ yük bir talih. Zur Kri tik'i n elyazmasında, defter X, s.445 ve devamın­ da şunu buluyoruz: "Konu-Dışı. Herr Rodbertus. Yeni Bir Toprak Rantı Teorisi." Bu, Marx'ın, üçüncü toplumsal mektuba baktığı biri­ cik görüş açısıdır. Rodbertusçu artı-değer teorisi genellikle şu alaycı ifade ile bir yana itiliyor: "Bay Rodbertus, önce toprak mülkiyeti ile sermaye mülkiyetinin birbirinden ayrılmamış bulunduğu bir ülke­ deki durumu tahlil ediyor ve sonra da rantın (bununla o tüm artı­ değeri kastediyor), yalnızca ödenmeyen emeğe ya da içerisinde bu emeğin ifade edildiği ürünlerin niceliğine eşit olduğu şeklindeki önemli sonuca ulaşıyor."** Kapitalist insan, birkaç yüzyıldır artı-değer üretmekte ve yavaş yavaş bu artı-değerin kökeni üzerinde kafa yorma noktasına ulaş­ mış bulunmaktadır. lik öne sürülen görüş, doğrudan doğruya ticari uygulamadan gelişmiştir: artı-değer, ürünün değerine yapılan bir ekten doıtar. Bu düşünce merkantilistler arasında geçerliydi. Ama James Steuart, daha o zaman, bu durumda, birinin kazanacağı şeyi bir başkasının zorunlu olarak kaybedeceğini kavramıştı. Ne var ki, nu görüş , gene de, özellikle sosyalistler arasında olmak üzere, uzun süre devam etti. Ama klasik bilimden Adam Smith tarafından sü­ rülüp atıldı. Wealth of Nations ( " Ulusların Zenginliği" ı, c .I, Bölüm VI'da şöyle diyor: "Belli kimselerin elinde sermaye (stock) birikir birik­ mez, bunlardan bazıları, bunu, doğal olarak gayretli kimseleri işe koşmakta kullanacaklar ve bunların işlerini ya da bunların emekle­ rinin maddelere ka ttığı şeyi satmak suretiyle bir kar elde etmek için bu insanlara malzemeler ve geçim araçları sağlayacaklardır. . . . İş­ çilerin maddelere kattığı değer, demek ki, bu durumda, iki kısma aynşır; bunlardan birisi işçilerin ücretlerini karşılar, diğeri, bunla­ rın işvereninin, tüm malzeme stoku ve yatırmış olduğu ücretler üzerinden elde ettiği karlarını karşılar."*** Ve biraz ileride şöyle di* Rodbertus-Jagetzow, Karl, Sozia/e Briefe an von Kirchmnnn, Dritter Brief: Widerlegung der Ricardoschen Lehre von der Grundrente und Begründung einer neuen Rententheorie, Berlin 185 1, s. 87. -Ed. ** K. Marx, Theorien über den Mehrwert ( Vierter Band des Kııpita/s), 2. Teil, Berlin 1959, s. 7-8. -Ed. *** A . Smith, An Inquiry in to the Nature and Ca u ses of the Wealth of Na tions, London 1R43, Vol. I, s. 131·32. -Ed. 18


yor: "Herhangi bir ülkenin toprağının hepsi özel mülkiyet haline ge­ lir gelmez, toprak sahipleri, diğer bütün insanlar gibi, ekmedikleri şeyi biçmeyi pek severler ve toprağın doğal ürünü için bile bir rant talep ederler. . . ."' Emekçi "'kendi emeğinin derlediği ya da ürettiği şe­ yin bir kısmını toprak sahibine vermek zorundadır. Bu kısım ya da aynı şey demek olan bu kısmın fiyatı toprak rantmı oluşturur."* Marx, bu pasaj üzerinde, yukanda sözü edilen elyazması Zur Kritik, ete., s.253'te şu yorumda bulunur: "Böylece Adam Smith artı-değeri -yani, artı-emeği, ödenmiş emeğin, ücretler şeklinde eşdeğerini almış olan emeğin üzerinde, harcanmış ve meta içerisinde gerçekleştirilmiş emeğin fazlasını­ genel kategori olarak anlıyor ve, dar anlamı ile kar ve toprak rantı, bu genel kategorinin yalnızca dallan oluyor. "** Adam Smith aynca şöyle diyor (c. I , Böl VIII): "Toprak özel mül­ kiyet haline gelir gelmez, toprak sahibi, emekçinin, topraktan yetiş­ tirdiği ya da derlediği ürünün hemen hemen tümünden bir pay ta­ lep eder. Onun rantı, toprakta kullamlan emeğin ürününden ilk in­ dirimi oluşturur. Toprağı işleyen kimse, hasadı kaldırana dek ken­ disini geçindirecek araçlara pek ender olarak sahiptir. Geçimi, genel olarak, kendisini çalıştıran ve onun emeğinin ürününde pay sahibi olmadıkça ya da kendisine ait sermayesi (stock) bir kar ile birlikte yerine konulmadıkça bu emekçiyi çalıştırmakta bir çıkan bulunmayan bir patronun, bir çiftçinin stokundan avans olarak sağlanmıştır. Bu kar, toprakta kullanılan emeğin ürününden ikin ­ ci bir indirimdir. Hemen hemen öteki bütün emek ürünleri de, ben­ zer kar indirimine uğrarlar. Bütün zanaat ve manüfaktürlerde, iş­ çilerin büyük bir kısmı, kendilerine iş malzemelerini ve bu iş ta­ mamlanana kadar ücretlerini ve bakımlarını avans verecek bir pat­ ronun gereksinmesi içerisindedirler. O, bunların emeklerinin ürününü, ya da bu emeğin, üzerinde çalıştığı malzerneye kattığı de­ ğeri paylaşır; ve bu pay onun kannı oluşturur. "*** Marx'ın yorumu ( E lyazması, s.256): "Bu nedenle, Adam Smith, burada, açık bir dille, sermaye üzerindeki rant ve kan, salt işçinin ürününden ya da, onun tarafından malzerneye eklenen emek mik­ tarına eşit olan, ürünün değerinden indirimler olarak tanımlıyor. Bu indiri m , ne var ki, Adam Smith'in kendisinin de daha önce açık­ ladığı gibi, emeğin ancak, işçinin, yalnız kendi ücretlerini ödeyen ya da yalnız ücretleri için bir eşdeğer sağlayan emek niceliğinin üze­ rinde, malzerneye ekiediği kısmından, yani artı-ernekten, emeğinin ödenmeyen kısmından ibaret olabilir."**** Demek ki, Adam Smith bile, "kapitalistin artı-değerinin kayna* ibid. . s. 134. -Ed. '''* Karl Maı·x, Theories of Su rp/us- Value !Volume IV of Capital), Moscow 1963. Kısım I, s. 80-81. -Ed. *** A. Smith, An lnquiry in to the Nature and Causes of the Wealth of Nations, London 1843, Vol. I, s. 172-73. -Ed.

19


ğını" ve üstelik toprak sahibininkinin kaynağını da biliyor. Marx, bunu, daha 186l'de kabul etmiş durumda, oysa Rodbertus ve devlet sosyalizminin ilkyaz sağanağı altında yerden mantar gibi biten sü­ rü halindeki hayranları bütün bunları unutmuş görünüyorlar. "Ne var ki," diye devam ediyor Marx, "o [Adam Smith], artı­ değeri, kar ve rantta büründüğü özgül biçimlerden farklı olarak, kendine özgü bir kategori olarak ayırdetmiyor. Bu, onun inceleme­ sindeki pek çok yanılgı ve yetersizliğin kaynağı olduğu gibi, Ricar­ do'nun yapıtında daha da fazladır."* Bu ifade Rodbertus'a tıpatıp uyar. Onun "rantı", yalnızca toprak rantı ile karın bir toplamıdır. Baştanbaşa hatalı bir toprak rantı teo­ risi kuruyor ve karı, aynen kendisinden öncekilerde bulduğu gibi hiç incelemeksizin kabul ediyor. Marx'ın artı-değeri, tersine, üretim aracı sahipleri tarafından herhangi bir eşdeğer verilmeksizin elde edilen değerler toplamının genel biçimini temsil eder ve bu biçim, ilk kez Marx'ın bulduğu çok özel yasalar uyarınca birbirinden farklı, kar ve toprak rantma dö­ nüşmüş biçimlerine ayrılır. Bu yasalar üzerinde üçüncü ciltte du­ rulacaktır. Orada, genellikle artı-değerin anlaşılmasından, onun kara ve toprak rantma dönüşmesinin anlaşılmasına, bir başka de­ yişle, artı-değerin kapitalist sınıf içerisinde dağılımı konusundaki yasaların aniaşılmasına ulaşmak için pek çok ara halkaların ge­ rekli olduğunu göreceğiz. Ricardo, Adam Smith'ten epeyce ötelere gidiyor. Artı-değer an­ layışını, Adam Smith'te tohum hal inde bulunan ama uygulamaya gelince genellikle unutulan yeni bir değer teorisine dayandırmakta­ dir. Bu değer teorisi, daha sonraki bütün iktisat biliminin çıkış nok­ tası halini almıştır. Metalann değerinin bunlarda nesneleşen emek niceliği ile belirlenmesinden, o, emek tarafından hammaddelere ek­ lenen değer miktarının , emekçiler ile kapitalistler arasındaki dağı­ lımını ve bu değerin ücretler ile kara fyani, burada artı-değerel bö­ lünmesini çıkartıyor. Bu iki kısmın oranları ne olursa olsun, meta­ lann değerinin aynı kaldığını gösteriyor ve bu yasanın pek az istis­ nalan olduğunu kabul ediyor. Hatta o, ücretler ile ( kar biçiminde alınan) artı-değerin karşılıklı bağıntıları konusunda, çok genel de­ yimlerle ifade edilmekle birlikte, birkaç temel yasa koyuyor <Marx, Das Kapital, Buch I, Kap. XV, A),** ve toprak rantının, bazı koşullar altında oluşmayan kann üzerindeki bir fazlalık olduğunu gösteri­ yor. Bu noktaların hiçbirisinde Rodbertus, Ricardo'dan öteye geçemi­ yor. Rikardocu teorinin, bu okulun yıkılmasına neden olan iç çeliş**** K. Marx, Theories of Surp/us-Value !Vol. IV of C11pita/), Moscow 1963, Kı s ı m I, s. 83. -Ed. * ibid., s. 81. -Ed. ** K. Marx, Kapital, Birinci Cilt, Onyedinci Bölüm, Birinci Kesim, Sol Yayınla­ n, Ankara 1986.


kilerine ya tamamen yabancı kalıyor ya da bunlar, onu ekonomik çö­ zümler bulmaya itecek yerde, yalnızca, ütopik taleplerde bulunmak gibi yanlış bir yola sokuyor (onun, Zur Erkenntnis, etc .'sı, s. 130). Ne var ki , rikardocu değer ve artı-değer teorisi, sosyalist amaç­ lar için kullanılmak üzere Rodbertus'un Zur Erkenntnisini bekle­ mek zorunda değildi. Birinci cildin 609. sayfasında (Das Kapital, 2. baskı ),* The Source and Remedy of the National Difflculties, ALetter to Lord John Russell, London 182 1 , başlıklı bir kitapçıktan alınmış şu aktarmayı buluyoruz: "Artı-ürünün ya da sermayenin sahiple­ ri." Yalnız, "artı-ürün ya da sermaye" ifadesi nedeniyle bile olsa önemi dikkate alınması gereken ve Marx'ın unutulup gitmekten kurtardığı bu 40 sayfalık kitapçıkta aşağıdaki sözleri okuyoruz: " . . . Kapitaliste düşebilecek her şeyi" (kapitalist açısından) "o an­ cak işçinin artı-emeği nden alabilir; çünkü işçi yaşamak zorunda­ dır." (s.23 . ) Ama, işçinin nasıl yaşadığı ve dolayısıyla, kapitalist ta­ rafından elkonulan artı-emeğin ne kadar olacağı çok göreli şeyler­ dir. " . . . eğer sermaye miktar olarak artarken değer olarak azalmaz­ sa, kapitalistler, işçilerden, yaşamlan için gerekli olanın ötesindeki emeğin her saatinin ürününü kopartıp alacaklar . . . ve kapitalist, en sonunda, işçiye, 'artık ekmek yemeyeceksin ... çünkü pancar ve pa­ tatesle yaşamını sürdürmen olanağı var' diyebilir. Ve biz bu nokta­ ya gelmiş bulunuyoruz!" ( s.23-24. ) "Eğer işçi ekmek yerine patates ile beslenecek hale getirilebilirse, emeğinden daha fazla şey kopartı­ labileceği tartışmasız doğrudur; yani ekmek ile beslendiği zaman, kendisi ile ailesinin geçimi için, pazartesi ve salının emeğini alıkoy­ mak zorunda kalacaktır, patateste ise yalnız pazartesinin yansına gereksinme duyacaktır; ve pazartesinin geriye kalan yansı ile salı­ nın tamamı, ya devletin ya da kapitalistin hizmeti için hazır bulu­ nacaktır." ( s.26. ı "İster rant, ister para üzerinden faiz ya da ister ti­ caret kan niteliğinde olsun kapitalistlere ödenen faizin, başkalan­ nın emeğinden ödendiği kabul edilmiştir." (s.23 . ) Burada, tıpkı Rod­ bertus'ta olduğu gibi aynı "rant" düşüncesini görüyoruz, yalnız "rant" yerine "faiz" kullanılıyor. Marx şu yorumda bulunuyor (elyazması Zur Kritik, s.852): "Bu pek az bilinen -'akıllara durgunluk veren ayakkabı tamircisi'** MacCulloch kendisinden sözettirmeye başladığı sırada yayınla­ nan- kitapçık, Ricardo'ya kıyasla önemli bir gelişmeyi temsil eder. Artı-değeri ya da Ricardo'nun diliyle 'karı' (çoğu kez de artı-ürünü) ya da faizi, kitapçığın yazannın da adlandırdığı gibi, doğrudan doğ­ ruya artı-emek, işçinin emek-gücünün değerini yerine koyduğu, ya­ ni işçinin, kendi ücretlerinin bir eşdeğerini üreten emek miktannın ''' ibid. . s. 604. -Ed. ''''' 1826'da Edinburgh'da ya yın lanan Some Illustrations of Mr. M' Culloch's Principles of Politicnl Economy ııdlı kitapçığın yazarı tarafından MacCulloch'a ve­ ri len ta k ma ad; yazarın adı; M. Mullion d i ye gösteri l miştir; John Wi lson'un tak ma adı. -Ed.

21


üzerinde bedava olarak harcadığı emek olarak adlandınyor. Değeri emeğe indirgemek, bir artı-ürün tarafından temsil edilen artı­ değeri, artı-emeğe indirgemekten daha önemli değildi. Bu daha ön­ ce Adam Smith tarafından ifade edilmiştir ve Ricardo'nun tahlilin­ de temel bir etmeni oluşturmaktadır. Ne var ki, onlar bunun mutlak biçimi içerisinde ne böyle olduğunu söylüyorlardı, ne de bunu her­ hangi bir yerde saptıyorlardı. "* Aynca, elyazmasının 859. sayfasın­ da şunları okuyoruz: "Üstelik yazar, iktisadi kategorilerin, kendisi­ ne ulaştığı biçimiyle, tutsağıdır. Tıpkı, artı-değer ile kann kanştınl­ masının Ricardo'yu tatsız çelişkilere götürmesi gibi, bu yazar da, artı-değere, 'sermayenin faizi' adını takınakla daha iyi bir sonuca ulaşmış olmuyor. Gerçekten de, bütün artı-değeri, artı-emeğe indir­ geyen ilk kişi olarak, Ricardo'yu geride bırakmaktadır. Üstelik artı­ değere 'sermayenin faizi' derken, aynı zamanda, bu deyim ile, rant, para üzerinden faiz ve işletme karı gibi özel biçimlerinden ayrı ola­ rak, artı-emeğin genel biçimini kastettiğini vurguluyor. Ve gene de, bu özel biçimlerden birisinin adını, faizi, genel biçim için ad olarak seçiyor. Ve bu, onun iktisadi argoya düşmesine yetmiştir."** Bu son pasaj Rodbertus'a kalıp gibi oturuyor. O da, kendisine ulaştığı biçimiyle, iktisat kategorilerinin bir tutsağıdır. O da, gene, dönüşmüş alt biçimlerinden birisinin adını, rantı, artı-değere uygu­ luyor, ve böylece onu iyice belirsizleştiriyor. Bu iki yanılgının sonucu iktisadi argoya düşmesi, Ricardo'ya kıyasla ileriliğini eleştirel bi­ çimde sürdürmemesi ve bunun yerine, onun bitmemiş teorisini da­ ha kabuğundan bile kurtulmadan, her zaman olduğu gibi getirmek­ t.e çok geç kaldığı bir ütopya için temel olarak kullanma yaniışına düşmesidir. Kitapçık 1821'de yayınlanmıştı ve Rodbertus'un 1842 ta­ rihli "rant"'ını bütünüyle önceden sezinlemiş bulunuyordu. Bizim kitapçık, yirmilerde, rikardocu değer ve artı-değer teorisi­ ni, proletaryanın çıkarına, kapitalist üretime karşı çıkartan ve bur­ juvazi ile onun kendi silahlarıyla savaşan bütün bir yazının en uç karakolundan başka bir şey değildir. Owen'ın tüm komünizmi, eko­ nomik sorunlarda polemiğe giriştiği kadarıyla Ricardo'ya dayanı­ yordu. Ondan başka, Marx'ın daha 1847'de Proudhon'a karşı ( Misere de la philosophie, s. 49)*** bazılannın sözünü ettiği, Ed­ monds, Thompson, Hodgskin, vb., vb. "ve dört sayfa daha ve benzen"' gibi daha epeyce yazar vardı. Bu yazı bolluğu arasından, ben, gelişi­ güzel şunlan seçiyorum : William Thompson, An lnquiry into the Principles of the Distribution of Wealth, Most Conducive to Human Happiness, yeni bir baskı, London 1850. 1822'de yazılan bu yapıt ilk kez 1824'te yayınlandı. Burada da gene, üretici olmayan sınıflar ta­ rafından elkonulan servet, her yerde, işçinin ürününden bir indi* K. Marx, Tht>Orien über den Mehrwerth ( Vierter B and des Kapitalsl. 3 . Teil, Berlin 1962, s. 236-37. -Ed. *"' ibid. , s. 252-53. -Ed. *** Karl Marx. Felsefenin Sefaleti. Sol Yayın l an . Ankara 1979, s. 73. -Ed. 22


rim olarak tanımlanmakta ve oldukça ağır sözcükler kullanılmak­ tadır. Yazar diyor ki: "Toplum denilen şeyin devamlı çabası, üret­ ken emekçiyi, kendi emeğinin ürününün elden geldiğince küçük bir kısmı karşılığında çalıştırmak için kandırmak, aldatmak, korkut­ mak ve zorlamak olmuştur." (s.28. ) "Emeğinin mutlak ürünü bütü­ nüyle ona niçin verilmesin?" (s.32.) "Kapitalistler tarafından üret­ ken emekçilerden, rant ya da kar adı altında kopartılıp alınan bu miktar bedelin, toprağın ya da öteki nesnelerin kullanımı karşılığı olduğu iddia ediliyor . . . . Onun üretken güçlerinin üzerinde ve onun aracılığı ile elde edilebileceği bütün fiziki malzemeler, çıkarlan ona karşıt bulunan kimselerin ellerinde bulunduğuna ve bunları her­ hangi bir biçimde kullanması için onların rızası zorunlu bir koşul olduğuna göre, o daima, kendi emeğinin meyvelerinin, çabalarının karşılığı olarak ona vermeyi uygun görecekleri kısmı için bu kapita­ listlerin merhametlerine sığınmış ya da sığınmak zorunda kalmış olmayacak mıdır?" (s. l25. ) " ... İster kar, ister vergi ya da hırsızlık densin, e/konulan ürünlerin miktan ile orantılı olarak, vb .. " (s. 126. ) Bu satırları biraz da küçümseme duygusuyla yazdığı mı itiraf et­ mem gerekir. İ ngiltere'de yirmiterin ve otuzların anti-kapitalist ya­ zının ın, Marx'ın Felsefenin Sefaletihde bile ona doğrudan değindi­ ği ve örneğin 1821 tarihli kitapçıkta olduğu gibi, Kapitali n birinci cildinde Ravenstone'den, Hodgskin'den, vb. tekrar tekrar aktarma­ lar yaptığı halde, Almanya'da bütünüyle bilinmemesi olgusu üze­ rinde fazla durmak istemiyorum. Ne var ki, bu resmi ekonomi poli­ tikteki korkunç yozlaşmayı öylesine tanıtlıyor ki, yalnız Rodber­ tus'un eteğine umutsuzlukla sarılan, "gerçekten hiçbir şey öğren­ memiş" Literatus vulgaris'in* deği l , "bilgeliği ile övünen", resmen ve törenle atanmış profesörü** bile, Marx'ı, Adam Smith ve Ricar­ do'da dahi bulunabilecek şeyleri Rodbertus'tan aşırmakla ciddi cid­ di suçlayacak kadar kendi klasik ekonomi politiğini unuttuğunu gösteriyor. İyi ama, Marx'ın, artı-değer üzerine söylediklerinde yeni olan nedir? Rodbertus da dahil kendinden önce gelen bütün sosyalist ikti­ satçıların teorileri herhangi bir etki yaratmaksızın yokolup gittiği halde, nasıl oluyor da, Marx'ın artı-değer teorisi, bütün uygar ülke­ lerde bulutsuz gökyüzünden düşen bir yıldırım gibi bir etki yaratı­ yordu? Kimya tarihi bunu açıklayan bir örnek veriyor: Geçen yüzyılın sonuna kadar filojistik teorinin hala egemen ol­ duğunu biliyoruz. Bu teoriye göre, yanmanın aslında şundan ibaret olduğu varsayılıyordu: varolduğu kabul edilen bir töz, filojiston adın­ da mutlak yanıcı bir madde, yanan cisimden ayrılıyordu. Bazı olay­ larda epeyce zorlanması gerekmekle birlikte bu teori , kimyasal olay'1' '1"1

Engels, R. Meyer'i aıııştı rıyor. -Ed. Engels, Alman vülger iktisatçı A. Wagner'i anıştı rıyor. -Ed. Z3


ların çoğunu açıklamaya yetiyordu. Ne var ki, 1774'te Priestley'in el­ de ettiği bir tür hava "öylesine saf ya da filojistondan annınıştı ki, normal hava buna göre çok karışık görünüyordu. " O, buna, "filojis­ tik olmaktan çıkarılmış hava" adını verdi. Ondan kısa bir süre son­ ra Scheele, l sveç'te aynı türden bir hava elde etti ve bunun atmosfer­ de varlığını gösterdi. Ayrıca o, bu tür havanın, kendi içerisinde ya da normal hava içerisinde bir cisim yandığı zaman yokolduğunu gördü ve bu yüzden ona, "ateş-hava" adını verdi. "Bu olgulardan şu sonuca ulaştı ki, filojiston ile atmosferin öğelerinden birisinin bir­ leşmesinden (yani, yanmadan) doğan bileşim, tüpten kaçan ateş ya da sıcaklıktan başka bir şey değildi."2 Priestley ile Scheele, ellerinin altındaki şeyin ne olduğunu bil­ meksizin oksijen üretmiş oluyorlardı. Bunlar, "kendilerine ulaştı­ ğı biçimiyle" filojistik "kategorilerin tutsağı olarak kalıyorlardı". Bütün filojistik görüşleri altüst edecek ve kimyada devrim yarata­ cak bir öğe, onların elinde kısır ve meyvesiz kalıyordu. Ama Priest­ ley hemen bu buluşunu Paris'teki Lavoisier'ye bildirdi ve o da bu buluş aracılığı ile bütün filojistik kimyayı tahlil ederek, bu yeni tür . havanın yeni bir kimyasal öğe olduğu ve yanmanın, filojistonun yanmakta olan cisimden ayrılmasından değil, bu yeni öğenin o ci­ simle birleşmesinden ileri geldiği sonucuna ulaştı. Böylece, filojis­ tik biçim içerisinde başaşağı duran bütün kimyayı ilk kez ayaklan üzerine yerleştiren o oldu. Ve o, daha sonra iddia ettiği gibi, oksije­ ni, diğer ikisi ile aynı zamanda ve onlardan bağımsız olarak üret­ miş olmamakla birlikte, onu yalnızca ne ürettiklerini bilmeksizin ür�tmiş bulunan ötekiler karşısında oksijenin gerçek bulucusu­ dur. Marx'ın artı-değer teorisi konusunda kendisinden öncekiler karşısındaki durumu, Lavoisier'nin, Priestley ve Scheele karşısın­ daki durumu ile aynıdır. Ürünlerin değerinin şimdi bizim artı­ değer diye adlandırdığımız kısmının varlığı, Marx'tan çok önce saptanmıştı. Ayrıca, azçok bir kesinlikle bunun neden ibaret bu­ lunduğu, yani bu artı-değere elkoyan tarafından karşılığında hiç­ bir eşdeğer ödenmeyen emeğin ürününden ibaret olduğu da ortaya konmuştu. Ama, kimse daha ötesine gitmemişti. Bazıları -klasik burjuva iktisatçıları- olsa olsa, emeğin ürününün, emekçi ile üretim araçlarının sahibi arasında neye göre bölüşüldüğünü araştırmışlardı. Ötekiler -sosyalistler- ise, bu bölünmeyi adalet­ siz bulmuşlar ve bu adaletsizliği ortadan kaldırmanın ütopik yol­ larını araştırmışlardı. Bunların hepsi de, kendilerine devredildiği biçimiyle iktisadi kategorilerin tutsağı olarak kalmışlardı. Marx, burada sahnede belirdi. Ve bütün kendisinden önce ge­ lenlere tamamen karşıt bir görüşü benimsedi. Onların çözüm diye ı Roscoe-Schorlemmer, A usführliches Lehrbuch der Chemie, Braunschweig 1877, I, s. 13 ve 18.

24


baktıklan şeye, o, yalnızca bir sorun diye baktı. O, ele almak zorun­ da olduğu şeyin, ne filojistik olmaktan çıkarılmış hava, ne de ateş­ hava olmadığını, yalnızca oksijen olduğunu görmüştü -yani so­ run, yalnızca bir ekonomik olguyu ortaya koymak ya da bu olgu ile sonsuz adalet ve gerçek ahlak arasındaki çatışmayı göstermek de­ ği l, tüm iktisadı kökünden değiştirecek olan ve kullanmasını bilen için bütün kapitalist üretimi anlamada bir anahtar sağlayan bir olguyu açıklamaktı. Çıkış noktası olarak bu olgu ile, tıpkı Lavoisi­ er'nin oksijenden başl ayarak, hazır bulduğu filojistik kimyanın kategorilerini incelemesi gibi, o da hazır bulduğu bütün iktisat ka­ tegorilerini inceledi. Artı-değerin ne olduğunu anlamak için, Marx'ın, değerin ne olduğunu ortaya çıkarması gerekiyordu. Her­ şeyden önce rikardocu değer teorisini eleştİrmesi gerekiyordu. Böylece, emeğin değer üreten özelliğini tahlil etti ve değeri üreten emeğin ne olduğunu, ve bunu niçin ve nasıl yaptığını ilk o saptadı. Değerin bu tür donmuş emekten başka bir şey olmadığını buldu ve bu, Rodbertus'un son nefesini verene kadar hiç kavramadığı bir noktaydı . Ardından Marx, metalann para ile bağıntısını inceledi ve metalann özünde bulunan değer sayesinde, metalann ve meta­ değişiminin nasıl ve niçin meta ve para karşıtlığını yaratmak zo­ runda bulunduğunu sergiledi. Onun bu temele dayanan para teo­ risi ilk tam kapsamlı teoridir ve her yerde, zımnen kabul edilmiş­ tir. Paranın sermayeye dönüşümünü tahlil etti ve bu dönüşümün, emek-gücünün alırnma ve satımına dayandığını gösterdi. Emek­ gücünü, değer-üretme özelliğini emeğin yerine koymak suretiyle, rikardocu okulun yıkılmasına yolaçan güçlüklerden birisini, yani sermaye ile emeğin karşılıklı değişimini, değerin emek tarafından belidendiği yolundaki rikardocu yasa ile uyumlu hale getirilmesi olanaksızlığını bir darbeyle çözümlemiş oldu. Değişmeyen­ sermaye ile değişen-sermaye arasındaki ayrımı ortaya koyarak, artı-değerin oluşum sürecinde izlediği gerçek yolu en küçük ay­ rıntılarına kadar izieyebildi ve böylece onu açıklayabildi ve kendi­ sinden önceki iktisatçıların hiçbirisinin ulaşamadığı bir şeyi ba­ şarmı ş oldu. Bunların sonucu, sermayenin kendi içerisinde, ne Rodbertus'un ve ne de burj uva iktisatçılannın ne işe yarayacağı konusunda en küçük bir fikre sahip bulunmadıkları, ama ikinci ciltte çarpıcı biçimde yeniden tanıtlandığı, üçüncü ciltte daha da tanıUanacağı gibi, en karmaşık iktisadi sorunların çözümüne anahtar sağlayan bir ayrımı koydu. Artı-değer tahlilini daha da öteye götürdü ve onun iki biçimini, mutlak ve nispi artı-değeri bul­ du. Ve bunların, kapitalist üretimin tarihsel gelişmesinde, farklı , ve her seferinde belirleyici bir rol oynadıklarını gösterdi. Bu artı­ değer temeli üzerinde elimizdeki ilk rasyonel ücret teorisini geliş­ tirdi ve ilk kez, kapitalist birikimin tarihinin anahatlarını ve tarih­ sel eğilimin bir serimini düzenledi . Ya Rodbertus? Bütün bunları okuduktan sonra, -her zamanki 2!5


gibi yan tutan bir iktisatçı olarak- o, buna, "topluma bir saldın"* gözüyle bakıyor ve artı-değerin nereden geliştiğini kendisinin da­ ha kısa ve açık olarak koymuş olduğunu görüyor ve ensonu bütün bunların gerçekten de "sermayenin bugünkü biçimi", yani "ser­ maye kavramı" için, yani Bay Rodbertus'un sermaye konusundaki ütopik düşüncesi için değil de, tarihsel olarak varolan sermaye için geçerli olduğunu ilan ediyor. Tıpkı , yaşamının sonuna kadar filojistona sıkı sıkıya bağlı kalıp oksijen ile en ufak bir bağlantı kurmayan koca Priestley gibi. Ne var ki, Priestley, oksijeni fiilen ilk üreten insan olduğu halde, Rodbertus, artı-değerinde ya da da­ ha doğrusu "rant"ında yalnızca bilinen bir şeyi yeniden keşfetmiş oldu ve Marx, Lavoisier'den farklı olarak, artı-değerin varlığı olgu­ sunu ilk kendisinin keşfettiği gibi bir iddiada bulunmaya da tenez­ zül etmedi. Rodbertus'un gösterdiği öteki iktisadi başanlar da aşağı yukarı aynı düzeyde. Artı-değeri işleyip bir ütopya haline getirmesi, Felse­ fenin Sefaletl nde Marx tarafından farkında olmadan zaten eleşti­ riimiş durumdadır. Yapıtın Almanca baskısına yazdığım o önsözde söylemiş olduklanmdan başka ne denilebilir ki.** Rodbertus'un, ti­ cari bunalımlan, işçi sınıfının düşük tüketiminin sonuçları olarak açıklaması, Sismondi'de, Nouveaux Principes de J'Economie Politi­ que, Kitap IV, Bölüm IV'te zaten bulunabilir.3 Ne var ki, Sisman­ di'nin aklındaki daima dünya pazarıydı, oysa Rodbertus'un ufku Prusya sınırlarının ötesine geçmiyor. Ücretlerin, sermayeden mi yoksa gelirden mi çıkarıldığı konusundaki spekülasyonlan skolasti­ ğin alanına girer ve Kapitalin bu ikinci cildinin üçüncü kısmında kesinlikle çözüme bağlanmıştır. Onun kendine ait rant teorisi, salt kendisine ait bir mal olarak kalmıştır ve Marx'ın onu eleştiren el­ yazması yayınlanana dek*** yerinde rahatça uyuyabilir. Son olarak, eski Prnsya toprak sahiplerinin sermayenin baskısından kurtanl­ ması için önerileri de gene bütünüyle ütopiktir; çünkü bunlar, bu konu ile ilgili olarak ortaya çıkan biricik pratik soruna yan çizmek­ tedir, yani: Nasıl oluyor da eski Prusyalı toprak junkerleri, yılda, di­ yelim 20.000 mark gelire sahip olup, hiç borca girmeksizin, yılda, di­ yelim 30.000 mark harcayabiliyorlar? Rikardocu okul, aşağı yukarı 1830 yılında, artı-değer kayasına 3 "Böylece servetin az sayıda mülk sahiplerinin ellerinde toplanması, içpazarı gitgide daha fazla daraltır ve sanayi, kendisini büyük devrimierin tehdit ettiği yer­ lerde" <yani, bunun hemen ardından anlatılan 1 8 1 7 bunalımında ! "mal larıhı el­ den çıkartmak için, dış pazarlar aramaya giderek daha çok zorlanır." Nouveaux Principes, 1819 basımı, I, s. 336. . * K. Rodbertus-Jagetzow, Briefe und sozialpolitische Auf<ıiitze. Heraus gege­ ben von Dr. R. Meyer, Berlin 1881, Bd. 1, s. l l l . -Ed. ** Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınları, Ankara 1979. -Ed. *'''* Burada, daha sonra, Theorien iiber den Mehrwert başlı� ile yayınlanan el­ yazmasına işaret ediliyor. Bkz: K. Marx, Tlıeorien iiber den Mehrwert < Vierter Band des Kapitals!, 2. Tcil, Berlin 1959, s. 7- 151. -Ed.


bindirdi. Ve bu okulun çözümleyemediği şey, onun izleyicileri vül­ ger iktisat içinde daha da çözümlenemez birşey olarak kaldı. Bu okulun başansızlığına yol açan, şu iki noktaydı : 1. Emek, değerin ölçüsüdür. Ne var ki, canlı emek, sermaye ile değişiminde, karşılığında değişiimiş bulunduğu maddeleşmiş emekten daha düşük bir değere sahiptir. Ücretler, belirli bir nicelik­ teki canlı emeğin değeri, daima, bu aynı nicelikteki canlı emeğin do­ ğurduğu ya da bu niceliğin içerisinde somutlaştığı ürünün değerin­ den daha azdır. Bu biçimde konulduğunda, sorun, gerçekten de çö­ zümlenemez durumdadır. Sorun, Marx tarafından tam ve doğru bi­ çimde formüle edilmiş, böylece de karşılığı verilmiştir. Bir değere sahip olan şey emek değildir. Değer yaratan bir faaliyet olarak, o, yerçekiminin herhangi bir özel ağırlığa, ısının herhangi bir özel sı­ caklığa, elektriğin herhangi özel bir akım kuvvetine sahip olmasın­ dan daha fazla herhangi özel bir değere sahip olamaz. Meta olarak alınıp satılan şey, emek değil, emek-gücüdür. Emek-gücü, bir meta haline gelir gelmez, onun değeri, toplumsal bir ürün olarak bu me­ tarla somutlaşan emek tarafından belirlenir. Bu değer, bu metaın üretim ve yeniden-üretimi için, toplumsal olarak gerekli emeğe eşit­ tir. Şu halde, emek-gücünün, bu biçimde tanımlanan değeri esası üzerinden alınıp satılması, hiçbir şekilde değerin iktisadi yasası ile çelişmez. 2. Rikardocu değer yasasına göre, eşit nicel ikteki canlı emeğe eşit ödeme yapan iki sermaye, öteki koşullar eşit olmak kaydıyla, eşit zaman dönemlerinde, eşit değerde metalar ve aynı şekilde eşit nicelikte artı-değer ya da kar üretirler. Ama, eğer bunlar, eşit olma­ yan nicelikle canlı emek çalıştırırlarsa, eşit artı-değerler ya da ri­ kardocuların dediği gibi eşit karlar üretemezler. Oysa aslında bu­ nun tersi olur. Gerçekte, eşit sermayeler tarafından çalıştırılan can­ lı emek ne kadar fazla ya da az olursa olsun, eşit zamanlarda, eşit ortalama kar üretirler. Bu nedenle burada değer yasasında Ricar­ do'nun kendisinin de farkına vardığı, ama okulunun da bağdaştıra­ madığı bir çelişki bulunmaktadır. Rodbertus da, aynı şekilde çelişki­ yi kaydetmekten başka bir şey yapmamıştır. Ama bu çelişkiyi çöz­ mek yerine, o, bunu, ütopyasının çıkış noktalarından birisi yapmış­ tır. (Zur Erkenntnis, s. 1 3 1 . ) Marx, bu çelişkiyi, daha Zur Kriti}{ i n elyazmasında çözümlemiştir. * Kapitalin planına göre bu çözüm, üçüncü ciltte verilecektir. ** Bu, yayınlanana kadar aylar geçecektir. Şu halde, Rodbertus'ta, Marx'ın gizli kaynağını ve ondan üstün bir öncüyü keşfettiklerini iddia eden iktisatçılar için, şimdi, Rodber­ tus'un iktisadının neleri başarabileceğini gösterme fırsatı çıkmış oluyor. Eğer, bunlar, eşit ortalama bir kar oranının, yalnızca değer '1' K. Marx, Theorien über den Mehrwert C Vierter Band des Kapita/s), 2. Teil, Berlin 1959. -Ed. "" Karl Marx, Kapital, Ü çüncü Cilt, Birinci Kısım ve I kinci Kısım, Sol Yayınla­ n , Ankam 1990, s. 3 1 - 1H7. -Ed.

Z1


yasasını ihlal etmeksizin değil, bu yasaya dayanarak ne şekilde ger­ çekleşebilecegini ve gerçekleşmesi gerektigini gösterebilirlerse, ben bu konuyu onlarla daha da tartışmaya hazırım. Ama bu arada ace­ le etseler iyi olur. Bu ikinci cildin parlak incelemeleri ve şimdiye de­ ğin neredeyse hiç elatılmamış alanlardaki yepyeni sonuçları, Marx'ın kapitalist bir temele dayanan toplumsal yeniden-üretim sürecinin tahlilinin sonal sonuçlarını geliştiren üçüncü cildin içe­ rigine yalnızca bir giriştir. Bu üçüncü cilt çıktığı zaman, Rodbertus denilen iktisatçının adı pek az anılır hale gelecektir. Kapitalin ikinci ve üçüncü ciltleri, Marx'ın tekrar tekrar belirt­ tigi gibi, eşine adanacaktı. FRI EDRICH ENGELS

Londra, Marx'ın dogum günü. 5 M ayıs 1885.

l lKlNCl BASKIYA ÖNSÖZF Bu ikinci baskı, esas olarak, birincinin sadık bir kopyasıdır. Diz­ gi yanlışları düzeltilmiş, birkaç üslup kusuru giderilmiş, yalnızca yinelemeleri içeren bazı kısa paragraflar çıkartılmıştır. Hiç beklenmeyen güçlükler gösteren üçüncü cilt, elyazması ola­ rak hemen hemen bitmek üzeredir. Eğer sağlığım elverirse, bu son­ baharda baskıya hazır hale gelecektir. FRIEDRlCH ENGELS

Londra, 15 Temmuz 1893.

Aşağıda, kolaylık sağlamak üzere, pasajların alındıklan elyazmalan­ nı < II-VIII) gösteren kısa bir liste verilmiştir. BlRlNCl KlSlM s. 35-36. Elyazması II'den; s.36-47, Elyazması VII'den; s.47-51, Elyaz­ ması VI'dan; s.51- 127, Elyazması V'ten; s.127- 131, kitaplardan alıntılar arasında bulunan not; s. 132'den [Birinci Kısmın] sonuna kadar Elyazma­ sı IV'ten; ayrıca şunlar metne katılmıştır: s. 140- 142, Elyazması VIII'den pasaj; s. 144-155 ve 151- 153, Elyazması II'den notlar. l KlNCl KlSlM s. 164- 174, Elyazması IV'ün sonudur. Buradan, bu kısmın sonuna ka* Başlık yayıncı tarafından konmuştur. -Ed.


dar, s.l74-370, hepsi de Elyazması II'den. ÜÇÜNCÜ KlSlM Bölüm 18: (s.37 1-379>, Elyazması ll'den. Bölüm 19: I ve Il (s.380-4 1 1 ), Elyazması VIII'den; III (s.4 12-4 14), Elyaz­ ması l l'den . Bölüm 20: I (s.4 15-4 18), Elyazması II'den; yalnız son paragraf (s.4 18>, Elyazması VIII'den. II (s.4 19-421 ), esas olarak Elyazması II'den. III, IV, V (s.422-446 ), Elyazması VIII'den. VI, VII, VIII, IX (s.446-462 >, Elyazması II'den; XIII (s.508-5 1 7 ), Elyazması II'den. Bölüm 21: (s.518-553J, tümüyle El­ yazması VIII'den.


lKlNCl KlTAP

SERMAYENİN DOLAŞlM SÜRECl


Bİ R İ NC I KlSlM

SERMAYENIN BAŞKALAŞIMI VE BUNLARIN DEVRELERI

Bİ R İ NC İ BÖ LÜ M

PARA-SERMAYE DEVRESt

SERMAYENlN dairesel hareketi ! üç aşamada yeralır ve birinci ciltteki sunuma göre aşağıdaki dizileri oluşturur. Birinci aşama: Kapitalist, meta ve emek pazannda alıcı olarak ortaya çıkar; parası metalara dönüşür, ya da P-M dolaşımından geçer. Ikinci aşama: Satın alınan metalann kapitalist tarafından üret­ ken tüketimi. Burada, o, kapitalist meta üreticisi olarak hareket eder; sermayesi üretim sürecinden geçer. Sonuç, üretimine giren öğelerden daha fazla değer taşıyan bir metadır. Üçüncü aşama: Kapitalist, pazara satıcı olarak geri döner; me­ taları paraya dönüşür, ya da bunlar M-P dolaşımı hareketinden geçer. Bu duruma göre para-sermayenin dolaşım formülü şöyledir: P-M . . . R* . . . M '-P '; burada noktalar, dolaşım sürecinin kesintiye uğradığını, M' ve P ' ise, M ve P'nin, artı-değer ile artmış bulundu­ ğunu belirtiyor. ı *

Elyazması I I 'den. -F.E. R = Ü retken sermaye. -ç.

33


Birinci ve üçüncü aşamalar, birinci ciltte, yalnızca, ikinci aşa­ manın, yani sermayenin üretim sürecinin anlaşılması için gerekti­ ği ölçüde ele alınmıştı. Bu nedenle, sermayenin farklı aşamaların­ da aldığı ve dolaşımının yinelenmesi sırasında bazan büründüğü bazan sıyrıldığı çeşitli biçimler incelenmemişti. Oysa şimdi bu bi­ çimler incelememizin doğrudan doğruya konusudur. Bu biçimleri saf halleri içerisinde kavramak için, her şeyden ön­ ce, bu biçimlerin değişmesi ve oluşması ile ilgisi bulunmayan bütün etmenlerin bir yana bırakılması gerekir. İşte bunun için burada metaların yalnız değerleri üzerinden satıldıkları değil, aynı zaman­ da bunun daima aynı koşullar altında yeraldığı kabul edilmiştir. Aynı şekilde, dolaşım hareketi sırasında ortaya çıkabilecek değer değişiklikleri de dikkate alınmamıştır. I. BİRİNCİ AŞAMA. P-M2

P-M, bir para tutannın bir meta tutarına çevrilmesini temsil ediyor; alıcı parasını metalara, satıcılar metalarını paraya çeviri­ yor. Metalann bu genel dolaşım hareketini aynı zamanda bireysel bir sermayenin bağımsız dolaşımında işlevsel bakımdan belirli bir kesit haline getiren şey, esas olarak, hareketin biçimi değil onun maddi içeriği, yani para ile yer değiştiren metaların özgül kullanım niteliğidir. Bu metalar bir yandan üretim araçlandır, öte yandan, kendilerine özgü nitelikleri, imal edilecek özel türden mallara doğal olarak uymak zorunda bulunan metaların üretiminde kullanılan ernek-gücü, malzeme ve personel gibi etmenlerdir. Eğer biz, emek­ gücüne E, üretim araçlarına ÜA dersek, satın alınacak metaların toplamı M, E + ÜA'ya eşit olur, ya da kısacası M< f, A olur. Bu neden­ le, özü bakımından düşünüldüğünde . .P-M, P-M<f,A formülü ile temsil edilir. Yani P-M, P-E ile P-UA'nın bileşiminden ibarettir. Para miktarı, P, iki kısma ayrılmıştır; bunlardan biri emek­ gücünü, diğeri üretim araçlarını satın almaktadır. Bu iki dizi satı­ nalma, birbirinden tamamıyla farklı pazarlara aittir; birisi gerçek anlamıyla meta pazarına, diğeri ise emek pazarına. P'nin kendilerine dönüştüğü metaların nitel bakımdan böylece bölünmeleri dışında, P-M< fıA formülü, ayrıca çok karakteristik bir nice] ilişkiyi de temsil eder. Bildiğimiz gibi, emek-gücünün değeri ya da fiyatı, onu bir meta olarak satışa arzeden sahibine ücret şeklinde, yani artı-emeği içe­ ren emek miktannın fiyatı olarak ödenir. Sözgelişi, eğer emek­ gücünün günlük değeri beş saatlik emeğin üç şilin değerindeki ürününe eşit ise, bu miktar, alıcı ile satıcı arasındaki sözleşmede, diyelim on saatlik emeğin fiyatı ya da ücreti olarak yeralır. Eğer böy­ le bir sözleşme örneğin 50 işçi ile yapılmış ise, bunlar, alıcı için gün­ de toplam 500 saat çalışacaklar demektir; bu zamanın yarısı ya da 2

Temmuz 1873 tarihi i l e başlayan Elyazması VII'nin başlangıcı . -F.E. 34


herbiri 10 saatlik 25 işgününe eşit 250 saati, yalnızca artı-emeği tem­ sil eder. Satın alınacak üretim aracı miktar ve hacminin, bu emek kitlesinin kullanımına yeterli olması gerekir. . Demek oluyor ki, P-M< 5 A formülü, yalnızca belli bir miktar pa­ ranın, diyelim 422 sterlinin, buna tekabül eden miktarda üretim aracı ve emek-gücü ile değişiirliği şeklinde bir nitel ilişkiyi belirt­ mekle kalmıyor, aynı zamanda E , yani paranın emek-gücü için har­ canan kısmı ile, UA, yani paranın üretim araçları için harcanan kısmı arasındaki nicel bir ilişkiyi de belirtmiş oluyor. Bu ilişki baş­ langıçta fazla emek miktarı ile, belli sayıda emekçinin harcadığı ar­ tı-emek miktarı ile belirlenir. Eğer örneğin bir iplik fabrikasında 50 emekçinin haftalık ücreti 50 sterlin tutuyorsa, eğer haftalık 3.000 saatlik bir emeğin 1 .500 saati artı-emek ipliğe dönüşen değer ise, bu 3 .000 saatteki üretim araçla­ rının değeri için 372 sterlin harcanması gerekir. Çeşitli sanayi kollarında ek emek kullanılmak suretiyle, üretim araçları biçiminde ne kadar ek değere gereksinme duyulacağını bu­ rada ele almanın yeri yoktur. Önemli olan nokta, paranın üretim araçları için harcanan kısmının -P-ÜA ile satın alınan üretim araçlarının- mutlaka yeterli miktarda olması , yani başlangıçta ona göre hesaplanmış olması , uygun oranda saptanmış bulunması­ dır. Başka bir deyişle, üretim araçları miktarının, kendisini ürüne dönüştürecek emek miktarını emıneye yetecek kadar olması gere­ kir. Eğer eldeki üretim aracı yeterli değilse, satın alanın tasarru­ fundaki emek fazlası kullanılmayacak ve emek üzerindeki tasarruf hakkı boşa gidecektir. Yok eğer, üretim aracı miktarı elde bulunan emekten fazla ise, bunlar, emek ile doymuş hale getirilemeyecek, ürüne dönüştürülemeyecektir. P-M< 5 A tamamlanır tamamlanmaz, alıcının tasarrufunda ba­ zı yararlı nesnelerin üretimi için gerekli üretim araçları ile emek­ gücünden daha fazlası bulunur. Emek-gücünü akıcı hale getirmek­ te daha büyük olanağa ya da bu emek-gücünün değerinin yerine ko­ nulması için gerekli olandan daha büyük bir emek miktarına sa­ hiptir; aynı zamanda, bu miktardaki emeğin gerçekleşmesi ya da maddeleşmesi için gerekli üretim araçlarına da sahiptir. Bir başka deyişle, onun tasarrufu altında, şimdi , üretimin öğelerinden daha büyük değerde nesnelerin üretimini gerçekleştirecek etmenler, yani artı-değeri içeren bir meta kitlesinin üretimi için gerekli etmenler vardır. Para şeklinde yatırdığı değer, şimdi, (metalar halinde) artı­ değer yaratan bir değer olarak maddi bir biçime bürünmüştür. Kı­ sacası, değer, burada, değer ve artı-değer yaratma gücüne sahip üretken sermaye durumunda ya da biçiminde bir varlık halindedir. Bu biçimdeki sermayeye biz R diyelim. Şimdi R'nin değeri, E + ÜA'ya eşittir ve bu da E ve ÜA ile değişi­ len P'ye eşittir. P, R'nin aynı sermaye-değerindedir, ancak farklı bir varoluş biçimine sahiptir; o, para durumunda ya da biçiminde ser35


maye-değerdir, yani para-sermayedir. P-M< � A ya da genel biçimiyle P-M, bir miktar meta satın alın­ ması, genel meta dolaşımındaki bu hareket, demek ki, aynı zaman­ da -sermayenin bağımsız dolaşımında bir aşama olarak- serma­ ye-değerin kendi para-biçiminden, üretken biçimine dönüşmesi olu­ yor. Daha kısacası, para-sermayenin, üretken sermayeye dönüşme­ si oluyor. Burada irdelediğimiz dolaşım diyagramında para, sermaye-değerin ilk taşıyıcısı olarak görünüyor ve para sermaye, bu nedenle, sermayenin yatırıldığı biçimi temsil ediyor. Para-sermaye biçimindeki sermaye, para işlevini görebi lecek bir durumdadır, ve bu durumuyla, evrensel satınalma ve evrensel öde­ me aracı işlevlerini yerine getirir. ( Son sözü edilen ödemede, emek­ gücü, ilkönce satın alındığı halde, karşılığı, faal duruma geçirilme­ den ödenmez. Üretim araçlarının pazarda hazır bulunmaması, ön­ ceden sipariş edilme zorunda kalınması ölçüsünde, P-ÜA biçimin­ deki para, aynı şekilde ödeme aracı olarak iş görür. ) Bu olanak, pa­ ra-sermayenin sermaye oluşundan değil, para oluşundan ileri ge­ lir. Öte yandan, para biçimindeki sermaye-değer, para işlevleri dı­ şında herhangi bir işlevi yerine getiremez. Para işlevini sermaye­ nin işlevine çeviren şey, bunların sermaye hareketinde oynadığı be­ lirli roldür, ve bu nedenle, aynı zamanda, bu işlevierin iş gördükleri aşama ile sermaye dolaşımının diğer aşamalan arasındaki iç ba­ ğıntıdır. Örneğin burada ele aldığımız durumda para, biraraya gel­ diklerinde üretken sermayenin maddi biçimini temsil eden metala­ ra. dönüşmüştür, ve bu biçim, zaten gizil ve potansiyel olarak kapita­ list üretim sürecinin sonucunu içerir. P-M< t;r A ifadesinde, para-sermaye işlevini yerine getiren para­ nın bir kısmı, bu dolaşım hareketini tamamlamak suretiyle serma­ ye niteliğini yitirdiği, ama para özelliğini koruduğu bir işlevi üstlen­ miş olur. Para-sermaye P'nin dolaşımı, P-ÜA ve P-E'ye, yani üre­ tim araçları satın alınması ve emek-gücü satın alınmasına bölün­ müştür. Bu sözü edilen sürecin kendisini inceleyelim. P-E, emek­ gücünün kapitalist tarafından satın alınmasıdır. Bu, aynı zaman­ da, emek-gücünün -ücret biçimi kabul edildiğine göre, biz, buna, burada emeğin diyebiliriz- sahibi bulunan emekçi tarafından satıl­ rnasıdır. Burada alıcı için P-M ( =P-E > ne ise, diğer bütün satınal­ malarda olduğu gibi, E-P ( =M-P ı satıcı ( emekçi> için odur. Onun emek-gücünü satmasıdır. Bu, dolaşımın ilk aşaması, ya da metaın ilk başkalaşırnıdır. < B uch I, Kap. III, 2a.)* Bu, emek satıcısı için, metaının para-biçime dönüşmesidir. Emekçi, böylece elde ettiği pa­ rayı gereksinmelerini giderrnek için, tüketim nesneleri için, gerekli metalara yavaş yavaş harcar. Bu yüzden emekçinin metaının dola­ şımının bütünü, E-P-M olarak . ortaya çıkar; yani önce E-P * Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, Birinci Kısım, Ikinci Kesim, Sol Yayınları, Ankara 1986, s. 1 19-129. -Ed.


( =M-P) ve sonra P-M şeklinde, metalann basit dolaşımı genel bi­ çimi içerisinde, M-P-M olarak kendini gösterir. Bu durumda pa­ ra yalnızca geçici bir dolaşım aracı, bir metaın bir diğeri ile değişi­ minde ancak bir araçtır. P-E, para-sermayenin üretken sermayeye dönüşmesinde ka­ rakteristik bir andır, çünkü o, para biçiminde yatınlan değerin ser­ mayeye, artı-değer üreten bir değere gerçekten dönüşmesi için te­ mel koşuldur. P-ÜA yalnız P-E sürecinde satın alınan emek mik­ tarının gerçekleştirilmesi amacı bakımından gereklidir; bu konu bu görüş açısından birinci cildin ikinci kısmında, "Paranın Sermayeye Dönüşümü" başlığı altında tartışılmıştı. Bu noktada aynı konuyu başka bir açıdan da gözden geçirmemiz gerekiyor; özellikle, serma­ yenin kendisini ortaya koyduğu biçim olarak para-sermaye yönün­ den incelememiz gerekiyor. P-E'ye, genellikle, kapitalist üretim tarzının ayırdedici özelliği olarak bakılır. Ne var ki, emek-gücü fiyatını, ücretleri yerine koy­ mak için gerekli ol anın üzerinde bir emek miktarının verilmesini öngören bir satınalma sözleşmesini temsil eden emek-gücü satın alınması ; şu halde yatırılan değerin sermayeleştirilmesi ya da aynı şey demek olan artı-değer üretimi için temel koşul artı-değerin ve­ rilmesi, hiç de yukarda gösterilen nedenden ötürü değildir. Tersine, biçimi nedeniyle ona bu gözle bakılır, çünkü ücret biçimindeki para, emek satın almaktadır ve bu durum, para sisteminin ayırdedici özelliğidir. Bu, ayırdedici özellik olarak alınan biçimdeki mantıksızlık da değildir. Tersine, bu mantıksızlık dikkate alınmamaktadır. Martık­ sızlık şu olguda yatmaktadır ki, değer yaratan bir öğe olarak eme­ ğin kendisi herhangi bir değere sahip olmadığı gibi, bu yüzden de, herhangi belirli miktarda emek, fiyatında, yani eşdeğeri olan belirli nicelikte parada ifadesini bulan bir değere de sahip bulunmamakta­ dır. Ama biz, ücretlerin , kılık değiştirmiş biçimlerden başka bir şey olmadıklarını biliyoruz; sözgelişi bir günlük emek-gücünün fıyat}, bu emek-gücünün bir günde akıcı hale getirdiği emeğin fiyatı ola­ rak kendini gösterdiği bir biçimdir. Bu emek-gücünün diyelim altı saatlik ernekle ürettiği değer, emek-gücünün oniki saatlik faaliyeti ya da işler halde olmasının değeri olarak böylece ifade edilmiştir. P-E'ye, para sistemi denilen şeyin ayırdedici özelliği, bu siste­ min alameti farikası ol arak bakılır; çünkü emek, burada, sahibine ait bir meta, para da alıcı -şu halde para ilişkisi (yani insan faali­ yeti nin satılması ve satın alınması ) nedeniyle- olarak görülür. Ne var ki para, P henüz para-sermayeye dönüşmeden, ekonomik siste­ min genel niteliğinde herhangi bir değişiklik olmadan, hizmet deni­ len şeylerin satın al ıcısı olarak çok önceden ortaya çıkar. Ne tür bir metaya dönüştüğü para için hiç farketmez. O, yalnız fiyatları ile de olsa belli bir miktarda parayı düşünsel olarak temsil ettiklerini gösteren , paraya dönüşmeleri olasılığını taşıyan ve para 37


ile yer değiştirmedikçe sahipleri için kullanım-değerlerine dönüşe­ bilecekleri biçime bürünmeyen bütün metaların evrensel eşdeğeri­ dir. Emek-gücü bir kez, sahibine ait bir meta olarak pazara gelince, ve satışı emek karşılığı ödeme biçimini alarak ücret şekline bürü­ nünce, alımı ile satımı artık herhangi bir metadan daha şaşırtıcı de­ ğildir. Burada karakteristik olan şey, emek-gücü metaının satın alı­ nabilir oluşu değil, emek-gücünün bir meta olarak ortaya çıkışıdır. P-M< �I\' yani para-sermayenin üretken sermayeye dönüşmesi yoluyla, kapıtalist, üretimin nesnel ve kişisel etmenlerini, bunlar metalardan oluştuğuna göre, biraraya getirmiş olur. Eğer para ilk kez üretken sermayeye dönüştürülmüş ise, ya da sahibi için ilk kez para-sermaye işlevini görüyorsa, kapitalistin işe, emek-gücünü sa­ tın almadan önce binalar, makineler, vb. gibi üretim araçlan satın almakla başlaması gerekir. Çünkü emek-gücünü dilediği gibi hare­ kete geçirmek durumunda kalır kalmaz, bunu emek-gücü olarak kullanabilmesi için üretim araçlarına sahip olmak zorundadır. Durumun kapitalistçe sergilenmesi böyledir. Emekçi açısından ise şöyledir: Satılana ve üretim araçlan ile ilişki içine girene dek kendi emek-gücünün üretken biçimde uygu­ lanması olanaksızdır. Satışından önce emek-gücü, bu yüzden, üre­ tim araçlarından, yani uygulanmasının maddi koşullarından ayrı olarak vardır. Bu ayrılık halinde emek-gücü, ne sahibi için kulla­ nım-değeri üretiminde doğrudan doğruya, ne de yaşamını sürdüre­ bilmek için onun satışı ile meta üretiminde kullanılamaz. Ama sa­ tışı sonucu üretim araçları ile ilişki içine sokulduğu andan başlaya­ ra�, tıpkı üretim araçları gibi, alıcının üretken sermayesinin bir kısmını oluşturur. P-E hareketinde para sahibi ile emek-gücü sahibinin yalnızca alıcı ve satıcı ilişkisi içerisine girdikleri, birbirlerinin karşısına, pa­ ra sahibi ve meta sahibi olarak çıktıklan doğrudur. Bu bakımdan bunlar salt bir para ilişkisi içerisine girerler. Ama aynı zamanda alıcı, daha başlangıçta, emek-gücünün sahibi tarafından üretken bir biçimde harcanımı için maddi koşullar olan üretim araçlarının sahibi sıfatıyla da ortaya çıkar. Bir başka deyişle, bu üretim araçları, bir başkasının malı olm ası nedeniyle emek-gücü sahibi ile karşıtlık halindedir. Öte yandan, emeğini satan kimse, bir başkasının emek­ gücüne fıyat biçen ve gerçekten üretken sermaye olabilmesi için bu emek-gücünü sermayesiyle bütünleştirmek zorunda olan bir alıcı ile yüzyüze gelir. Bu nedenle kapitalist ile ücretli-emekçi arasındaki sınıf ilişkisi, P-E hareketinde (emekçi yönünden E-P hareketinde) yüzyüze geldikleri anda başlamış demektir. Bu, bir alım-satım, bir para ilişkisidir, ama alıcının kapitalist, satıcının ücretli-emekçi ol­ duğu kabul edilen bir alım-satımdır. Ve bu ilişkisi, emek-gücünün gerçekleşmesi için gerekli koşullardan, yani geçim araçları ile üre­ tim araçlarının bir başkasının malı olarak emek-gücü sahibinden ayrılmış olması olgusundan doğar. 38


Biz, burada, bu ayrılmanın kökeni ile ilgilenmiyoruz. P-E hare­ keti başlar başlamaz bu ayrılık varolur. Bizi burada ilgilendiren şey şudur: Eğer P-E , burada, para-sermayenin ya da sermayenin varo­ luş biçimi olarak paranın bir işlevi olarak ortaya çıkıyorsa, bu, salt paranın burada, yararlı bir insan faaliyeti ya da hizmeti için ödeme aracı rolünü yüklenmesinden ileri gelmez; şu halde, bu, hiçbir za­ man paranın ödeme aracı işlevi sonucu doğmuş değildir. Paranın bu şekilde harcanabilmesinin tek nedeni, emek-gücünün kendisini, kendi üretim araçlarından ( emek-gücünün kendisinin üretim ara­ cı olarak geçim araçları da buna dahildir) ayrılmış durumda bul­ ması ve bu ayrılığın ancak emek-gücünün üretim araçları sahibine satılmasıyla üstesinden gelinebilmesidir; işte bunun için, emek­ gücünün faaliyeti -ki bu hiçbir zaman kendi fiyatının yeniden­ üretimi için gerekli-emek miktan ile sınırlı değildir-, aynı şekilde, onu satın alanı ilgilendirir. Üretim süreci sırasındaki sermaye iliş­ kisi, yalnızca bu ilişkinin dolaşım hareketinin, alıcı ile satıcının karşı karşıya geldikleri farklı temel ekonomik koşulların, bunların sınıf ilişkilerinin doğasında varolmasından doğar. Bu ilişkiyi yara­ tan, niteliği nedeniyle para değildir; daha çok, salt para-işlevinin sermaye-işlevine dönüşmesine yolaçan bu ilişkinin varlığıdır. Para-sermaye ( şimdilik biz, burada, karşımıza çıktığı özel işlevi­ nin sınırları içerisinde yalnız bu sermaye ile ilgileniyoruz ) kavra­ mında iki yanlış, ya birbirlerine paralel ya da kesişerek giderler. Önce, sermaye-değerin, para-sermaye niteliği içerisinde yerine ge­ tirdiği işlevler -ki, o bu işlevleri salt para biçiminde olması nede­ niyle yerine getirebilir- yanlışlıkla onun sermaye niteliğine bağla­ mr; oysa bunlar yalnızca sermaye-değerin para biçimine, para ola­ rak göründüğü biçime bağlıdırlar. Sonra, bunun tersine, para­ işlevinin onu aynı zamanda sermaye-işlevi haline getiren özgül içe­ riği, paranın niteliğine (para burada sermaye ile karıştınlıyor) bağ­ lanır; oysa para-işlevi, burada, P-E hareketinin belirttiği türden, ve salt meta dolaşımında ve buna tekabül eden para dolaşımında hiç bulunmayan toplumsal koşullan öngörür. Köle alım-satımı, şeklen aynı zamanda bir meta alım-satımıdır. Ama kölelik olmaksızın, para bu işlevi yerine getiremez. Eğer köle­ lik varsa, işte o zaman köle alırnma para yatırılabilir. Buna karşılık, sırf paranın varlığı köleliği olanaklı kılamaz. Bir insanın kendi emek-gücünü ( kendi emeğinin satışı biçimin­ de ya da ücret biçiminde) satmasının tek başına bir olgu oluşturma­ yıp, meta üretimi için toplumsal kesin bir koşul olabilmesi, ve bu ne­ denle para-sermayenin, toplumsal boyutta, yukarda tartışması yapı­ lan P-M< 5A işlevini yerine getirebilmesi için, üretim araçlan ile emek-gücü arasında başlangıçta bulunan bağın çözüldüğü tarihsel sürecin varlığı kabul edilir; bu süreç sonucudur ki , büyük halk yığı­ nı, üretim araçlarından yoksun emekçiler, bu üretim araçlarına sa­ hip bulunan emekçi-olmayanlar ile yüzyüze gelmişlerdir. Bu du-


rumda, üretim araçları ile emek-gücü arasındaki bağın biçiminin, çözülmeden önce, emekçinin kendisi de bir üretim aracı olarak di­ ğer üretim araçlarına dahil bulunma biçiminde, ya da kendisi bun­ lara sahip olmak biçiminde olmasının bir önemi yoktur. P-M<5, ilişkisinin ardında yatan şey dağıhmdır, bu dağılım, tü­ ketim nesnel erinin dağılımı gibi alışılagelen anlamda olmayıp, üre­ tim öğelerinin kendisinin dağılı mıdır; üretimin maddi etmenleri­ nin yoğunlaşması bir yanda, emek-gücünün bir başına öte yanda ol­ masıdır. Üretim araçları, üretken sermayenin bu maddi kısmı, bu ne­ denle P-E hareketi, evrensel, toplumsal bir hareket halini almadan önce emekçinin karşısına bu haliyle, yani sermaye olarak çıkmak zorundadır. Kapitalist üretimin bir kez yerleştikten sonra daha sonraki ge­ lişmelerinde yalnız bu aynlığı yeniden yaratmakla kalmayıp bunun boyutlarını, egemen toplumsal koşul halini alıncaya kadar gitgide genişlettiğini daha önce görmüştü k.* Bununla birlikte, bu sorunun başka bir yanı daha vardır. Sermayenin doğup gelişmesi ve üretimi denetimi altına alabilmesi için, ticaretin gelişmesinde belli bir aşa­ maya ulaşılması kabul edilir. Bu nedenle bu, aynı zamanda meta dolaşımına ve dolayısıyla meta üretimine de uygulanır; çünkü, satış için, yani meta olarak üretilmedikçe hiçbir nesne meta olarak dola­ şıma giremez. Ne var ki, kapitalist üretim bunun temeli görevini yüklenene dek meta üretimi, üretimin normal ve egemen tipi haline gelemez. Sözde köylülerin kurtuluş hareketinin sonucu, tanmı serflerin zorunlu emeğin yerine ücretli-emekçilerin yardımı ile yürütmek zo­ runda kalan Rus toprak sah�_pleri iki şeyden yakınıyorlar: Birincisi, para-sermaye kıtlığından. Orneğin, daha ürün satılmadan önce, tam da ilk koşul olan nakit para kıtlığı varken oldukça çok büyük meblağlann ücretli-emekçilere ödenmesi gerektiğini söylüyor-lardı . Üretimin kapitalist biçimde yürütülebilmesinden önce, özellikle üc­ retlerin ödenmesi için sermayenin para şeklinde daima hazır olma­ sı gerekir. Ama toprak sahipleri umudu kesmemeliydiler. İnsan beklemeyi bilmeliydi; zamanı gelince sanayi kapitalisti emri altında yalnız kendisine ait parayı değil, l'argent des autres'u** da bulacak­ tı.

İkinci yakınma daha da ilginçtir. Bu yakınma, insanın elinde parası olsa bile her zaman yeter sayıda emekçi bulunmaması yo­ lundaydı. Nedeni şuydu ki, Rus çiftlik-emekçileri, köy topluluklann­ da toprağın ortak mülkiyeti yüzünden, üretim araçlanndan tama­ men ayrılmamışlar ve dolayısıyla, sözcüğün tam anlamıyla henüz "serbest ücretli-emekçi "' olamamışlardı. Ama bu ücretli-emekçinin toplumsal ölçekte varlığı, P-M için, paranın metaya ççevrilmesi, " Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, Yedinci Kısım, -Ed.

** Başkalarının parası. -ç.

40


para-sermayenin üretken sermayeye dönüştürülebilmesi için bir si­ ne qua non' dur. * Bu nedenle, şurası apaçıktır ki, para-sermayenin dolaşım for­ mülü P-M . . R . . . M '-P', ancak daha önceden gelişmiş bulunan kapitalist üretim temeli üzerinde sermaye dolaşımının doğal biçi­ midir; çünkü bu, toplumsal ölçekte bir ücretli-emekçiler sınıfının varlığını öngörür. Kapitalist üretimin, yalnız meta ve artı-değer ya­ ratmakla kalmayıp, aynı zamanda gitgide artan ölçüde bir ücretli­ emekçiler sınıfını yeniden-ürettiğini, ve doğrudan üreticilerin bü­ yük çoğunluğunu bu sınıfa kattığını görmüş bulunuyoruz. Bunun gerçekleştirilmesinin ilk koşulu, devamlı bir ücretli-emekçiler sını­ fının varlığı olduğu için, P-M . . . R . . . M '-P ', üretken sermaye biçi­ minde bir sermayeyi , yani üretken sermaye dolaşımı biçimini öngö­ rür. .

I I . lKlNCl AŞAMA ÜRETKEN SERMAYENlN lŞLEVl

Bizim burada incelediğimiz sermaye dolaşımı, P-M dolaşımı hareketiyle, paranın metalara dönüşmesiyle, yani satınalınayla başlar. Dolaşımın, bu nedenle, karşıt bir başkalaşım ile, M-P ile, metaların paraya dönüşmesiyle, yani satışla tamamlanması gere­ kir. Ama P-M< Ö A hareketinin doğrudan sonucu, para biçiminde yatırılan sermaye-değer dolaşımının kesintiye uğramasıdır. Para­ sermayenin üretken sermayeye dönüşmesiyle sermaye-değer, artık dolaşıma devam edemeyeceği, tüketime, yani üretken tüketime gir­ mek zorunda olduğu maddi bir biçim kazanmıştır. Emek-gücünün, emeğin kullanımı, ancak emek-süreci içerisinde maddileşebilir. Kapitalist, emekçiyi kölesi olmadığı ve emek-gücünün belli bir süre için kullanma hakkı dışında bir şey satın almadığı için bir meta gibi tekrar satamaz. Öte yandan, kapitalist, bu emek-gücünü onun yar­ dımıyla meta yaratmak için üretim aracından yararlanma dışında kullanamaz. Demek ki, birinci aşamanın sonucu, ikinci aşamaya, sermayenin üretkenlik aşamasına giriştir. Bu hareket, P-M< Ö A R formülü ile temsil edilmiştir ve nokta­ lar sermaye dolaşımının kesintiye uğradığını belirtmektedir, oysa dairesel hareketi devam etmektedir, çünkü metaların dolaşım ala­ nından üretim alanına geçmektedir. llk aşama, para-sermayenin üretken sermayeye dönüşmesi, bu nedenle, ikinci aşamanın, üret­ ken sermayenin işler hale gelmesinin salt bir habercisi ve başlangıç anıdır. P-M< t� A bu hareketi yapan bireyin emrinde herhangi bir kulla­ ' nım-biçiminde değerlerin bulunduğunu değil , aynı zamanda, bun­ lara para biçiminde sahip olduğunu, yani onun para sahibi olduğu­ nu da öngörür. Ne var ki, bu hareket, salt bir para elden çıkarma ..•

"' Zoru n l u neden, ya da olmazsa ol ma z. -ç.

41


hareketinden ibaret olduğu için, bireyin para sahibi olarak kalabil­ mesi ancak parayı elden çıkarma hareketinin aynı zamanda para­ nın dönüşü anlamını taşımasındandır. Ama para ancak metaların satışı yoluyla dönebilir. Böylece yukardaki hareket onun bir meta üreticisi olmasını varsayar. P-E . Ücretli-emekçi, yalnızca kendi emek-gücünü satarak ya­ şar. Emek-gücünün korunması -emekçinin kendi-kendini muha­ fazası- günlük tüketimi gerektirir. Böyle olunca, E-P-M ya da M-P-M hareketlerini, kendi-kendisini koruması amacıyla gerekli satınalmaları yineleyebilmesi için, tüketimi için ödemelerin olduk­ ça kısa aralıklar ile devamlı yinelenmesi gerekir. Bu nedenle kapi­ talistin daima ücretli-emekçinin karşısında bir para-kapitalist nite­ liği ile çıkması ve sermayesinin para-sermaye olması zorunluluğu vardır. Öte yandan, ücretli-emekçilerin, bu doğrudan üreticiler kit­ lesinin, E-P-M hareketini yerine getirebilmesi için, bunları dai­ ma gerekli geçim araçlarını satın alınabilecek biçimde, yani meta­ lar şeklinde karşılarında bulmaları gerekir. Bu durum, meta biçi­ mindeki ürünlerin dolaşımında ve aynı zamanda üretilen metala­ rın hacminde yüksek derecede bir gelişmeyi gerekli kılar. Ücretli­ emek aracılığı ile üretim evrensel hale gelince, meta üretimi, genel üretim biçimi olmak durumundadır. Bu üretim biçimi bir kez genel durum alınca, gittikçe artan toplumsal bir işbölümünü birlikte geti­ rir; yani belli bir kapitalist tarafından üretilen nesnelerde gitgide artan bir farklılaşma olur ve birbirini tamamlayan üretim süreçleri bağımsız süreçler halinde bölünürler. P-ÜA, bu nedenle, P-E ile aynı. ölçüde gelişir; yani, üretim araçları üretimi meta üretiminden, bu üretim araçlarının mülkiyeti kime ait ise o ölçüde ayrılmış olur­ lar. Ve üretim araçları artık her meta üreticisi karşısında, kendisi­ nin üretmediği , ama kendi özel üretim süreci için satın aldığı meta­ lar olarak bulunurlar. Bunlar, bağı msız olarak çalıştınlan ve onun üretim alanından tamamen ayrılmış bulunan üretim kollarından gelirler ve bu nedenle de onun kendi dalına satın alınması gerekli metalar olarak girerler. Meta üretiminin maddi koşulları, diğer meta üreticilerinin ürünleri olarak tıpkı metalar gibi gitgide artan ölçüde onun karşısına çıkarlar. Ve kapitalistin, aynı ölçüde, para­ kapitalist rolünü benimsernesi gerekir; bir başka deyişle, sermayesi­ nin, para-sermaye işlevlerini yüklenmesini gerektiren boyutlar bü­ yümüştür. Öte yandan, kapitalist üretimin temel koşulunu doğuran aynı koşullar, bir ücretli-işçiler sınıfının varlığı, her türlü meta üretimi­ nin, kapitalist meta üretimine geçişini kolaylaştınr. Kapitalist üre­ tim geliştikçe, çoğunluğu üreticilerin gereksinmelerini karşılamak için kurulmuş bulunan ve ancak ürün fazlasını metaya dönüştü­ ren diğer bütün eski üretim biçimleri üzerinde ayıncı, bölücü bir et­ ki yapar. Kapitalist üretim, başlangıçta, görünüşte üretim biçimini etkilemeksizin, ürünlerin satışını ana amaç haline getirir. Örne42


ğin, kapitalist dünya ticaretinin, Çin, Hindistan, Arap, vb. gibi ulus­ lar üzerindeki ilk etkisi böyle olmuştu. Ama, sonraları, kök saldığı her yerde kapitalist üretim, ya üreticilerin kendi çalışmalan ya da yalnızca ürün fazlasının meta olarak satılması üzerine dayanan her çeşitten meta üreti mini yok eder. Kapitalist üretim, önce meta üretimini genelleştirir, sonra da yavaş yavaş bütün meta üretimini, kapitalist meta üretimine dönüştürür.:ı Üretimin toplumsal biçimi ne olursa olsun, emekçiler ile üretim araçları daima onun etmenleri olarak kalırlar. Ama birbirlerinden ayrılmalan halinde bu etmenlerden birisi ancak potansiyel olarak bulunabilir. Çünkü üretimin devamı için bunların birleşmeleri zo­ runludur. Bu birleşmenin gerçekleştirildiği özgül biçim, toplum ya­ pısının farklı ekonomik devirlerini birbirinden ayırır. Şimdiki du­ rumda, serbest işçinin üretim araçlanndan ayrılması, verilmiş bu­ lunan çıkış noktasıdır, ve biz, nasıl ve hangi koşullar altında bu iki öğenin kapitalistin elinde birleştiğini, yani sermayesinin üretken varlık biçimi olarak birleştiğini görmüş bulunuyoruz. Metalann ki­ şisel ve maddi yaratıcılan böylece biraraya getiriirlikten sonra giriş­ tikleri fiili süreç, üretim sürecinin kendisi, bu nedenle sermayenin bir işlevi oluyor; niteliği ve özü, bu yapıtın birinci cildinde ayrıntıla­ rıyla tahlil edilen kapitalist üretim süreci oluyor. Meta üretimi ile uğraşan her girişim, aynı zamanda, bir emek-gücü sömürme giri­ şimi haline geliyor. Ne var ki, yalnız kapitalist meta üretimi, çağ açıcı bir sömürü biçimi halini alıyor ve tarihsel gelişim seyri içeri­ sinde, emek-sürecinin örgütlenmesi ve teknikteki büyük gelişmeler yoluyla toplumun tüm ekonomik yapısını bütün eski çağlan gölgede bırakacak şekilde kökünden değiştiriyor. Yatınlan sermaye-değerin varlık biçimleri olduklanna göre, üretim araçları ve emek-gücü, değer ve dolayısıyla artı-değer üret­ me süreci sırasında büründükleri farklı roller nedeniyle, değişme­ yen ve değişen-sermaye halinde birbirlerinden ayrılırlar. Üretken sermayenin farklı öğeleri olarak bunlar, ayrıca, kapitalistin mülki­ yetİndeki üretim araçları, üretim süreci dışında bile kendi sermaye­ si olarak kaldığı halde, emek-gücünün yalnız bu süreç içerisinde bi­ reysel sermayenin varlık şeklini alması olgusu ile de birbirlerinden farklıdırlar. Emek-gücü yalnızca satıcısının, ücretli-emekçinin elinde bir meta olduğu halde, ancak alıcısının, onun geçici bir süre için kullanma hakkını satın alanın elinde sermaye halini alır. Üre­ tim araçları, emek-gücü, yani üretken sermayenin bu kişisel varlık biçimi kendilerinde somutlaşana kadar, üretken sermayenin mad­ di biçimleri ya da üretken sermaye halini alamazlar. Insanın emek-gücü, niteliği gereği, üretim araçlarından daha fazla serma­ ye değildir. Bunlar bu belirli toplumsal niteliği, ancak belli tarih içe­ risinde gelişmiş koşull ar altında kazanırlar; tıpkı, ancak, bu gibi ko­ şullar altında para niteliğinin değerli madenler ya da para:l EJyazması VII'nin sonu . Elyazması VI"nın başlangıcı. -F. E. 43


ssermayenin para üzerine damgalanması gibi . Üretken sermaye, işlevlerini yerine getirirken, daha yüksek de­ ğerde bir ürünler kitlesine dönüştürülmek amacı ile kendisini oluş­ turan kısımları tüketir. Emek-gücü, salt onun organlarından birisi gibi hareket ettiği için, üründeki artı-emeğin üretken sermayeyi oluşturan öğelerin değerinin üzerinde yarattığı değer fazlalığı da, gene sermayenin bir meyvesidir. Emek-gücünün artı-emek kısmı , sermaye hesabına harcanan bedava emektir; böyle olduğu için de kapitaliste artı-değer, kendisine hiçbir eşdeğer ödemeye malolma­ yan bir değer oluşturur. Bu nedenle ürün, yalnız bir meta olmayıp, artı-değer ile yüklü bir metadır. Metaın değeri R + a ya eşittir; yani metaın üretiminde tüketilen üretken sermaye R ile, onun yarattığı artı-değer a'nın toplamına eşittir. Bu metaın 10.000 libre iplik oldu­ ğunu ve bu miktar ipliğin yapımında tüketilen üretim araçlarının değerinin 372 sterlin, emek-gücünün değerinin ise 50 sterlin oldu­ ğunu kabul edelim. Eğirme süreci sırasında, iplikçiler, ipliğe, emek­ leriyle tüketilen 372 sterlin değerinde üretim aracını katmışlardır ve aynı zamanda harcadıklan emek-gücü ile orantılı olarak, diye­ lim 128 sterlin miktannda yeni değer yaratmışlardır. Böylece 10.000 li bre iplik 500 sterlinlik bir değeri temsil etmektedir. '

III. ÜÇÜNCÜ AŞAMA. M '-P'

Metalar, artı-değer yaratmış bulunan sermaye-değerin doğrudan doğruya üretim sürecinin kendisinden doğan- bir işlev­ se! varlık biçimi olarak meta-sermaye halini alırlar. Meta üretimi, eğer bütün toplumda kapitalist biçimde yürütülüyorsa, bütün meta­ lar, ister demir cevheri, ister Brüksel dantelası, sülfirik asit ya da puro olsun, daha başlangıçta meta-sermayenin öğeleri olurlar. Bir yığın meta arasında hangilerinin nitelikleri gereği sermaye sınıfı­ na girecekleri, hangilerinin ise sıradan meta hizmetini görecekleri sorunu, skolastik ekonomi politiğin durup dururken icat ettiği se­ vimli dertlerden biridir. Meta biçimindeki sermaye, meta işlevini yerine getirmek zorun­ dadır. Sermayeyi oluşturan mallar özellikle pazar için üretilmişler­ dir ve satılmak, paraya dönüşmek, yani M-P sürecinden geçmek zorundadırlar. Diyelim, kapitaliste ait meta, 10.000 libre pamuk ipliği olsun. Eğer eğirme sürecinde tüketilen üretim araçlarının değeri 372 ster­ lin ise ve 128 sterlinlik yeni değer yaratılmış ise, ipliğin 500 sterlin­ lik bir değeri vardır ve bu aynı miktardaki fiyatı nda ifadesini bul­ muştur. Gene diyelim ki, bu fiyat, M-P satışı ile gerçekleşmiş ol­ sun . Peki bu basit meta dolaşım hareketini aynı zamanda bir ser­ maye-işlevi haline getiren şey nedir? Bu dalaşımda hiçbir değişiklik olmamakta, ne metaın kullanım niteliğinde -çünkü alıcının eline o gene bir kullanım nesnesi olarak geçmektedir- ne de değerinde 44


bir değişiklik olmaktadır; çünkü bu değer, büyüklükte değil, yalnız­ ca biçimde bir değişme geçirmiştir. O, başlangıçta iplik biçiminde vardı, şimdi ise para biçiminde vardır. Böylece, ilk aşama P-M ile son aşama M-P arasında esaslı bir ayrım olduğu apaçıktır. Orada, yatırılan para, para-sermaye görevini yerine getirmektedir, çünkü, dolaşım aracılığı ile, özgül bir kullanım-değeri nde metalara dönüş­ müştür. Burada ise metalar, sermaye niteliklerini, dolaşımiarına başlamadan önce, üretim sürecindeki hazır biçimiyle kendileriyle birlikte getirdikleri ölçüde ancak sermaye olarak hizmet edebilirler. Eğirme süreci sırasında iplikçiler, 128 sterlin değerinde iplik yarat­ mışlardır. Bu miktarın, diyelim 50 sterlini, kapitalist için yalnızca emek-gücüne yatırdığı paranın eşdeğerini temsil eder, buna karşı­ lık 78 sterlini -emek-gücünü sömürme derecesi yüzde 156 olduğu zaman- artı-değeri oluşturur. 10.000 libre ipliğin değeri, bu neden­ le, önce, tüketilen üretken sermaye R değerini içerir; bunun değiş­ meyen kısmı 372 sterlin, değişen kısmı 50 sterlin olup toplamı 422 sterlin, 8.440 libre ipliğe eşittir. Şimdi, üretken sermaye R'nin değe­ ri, onu oluşturan öğelerin değeri M'ye eşittir ve bunlar P-M aşa­ masında kapitalistin karşısına satıcıların ellerindeki metalar ola­ rak çıkmışlardır. İkinci olarak, ipliğin değeri, ayrıca 78 sterlinlik bir artı-değeri içermektedir ve bu 1.560 libre ipliğe eşittir. 10.000 libre ipliğin değeri­ nin ifadesi olarak M, demek ki, M artı �M'dir ya da M artı M'deki bir artıştır ( bu artış 78 sterline eşittir ) ve biz, buna, m diyeceğiz, çünkü bu, şimdi, ilk M değer gibi aynı meta biçiminde vardır. 10.000 libre ipliğin 500 sterline eşit olan değeri, bu nedenle M + m = M ' ile temsil edilir. 10.000 libre ipliğin değer ifadesi M'yi M' haline getiren şey, ipliğin değerinin mutlak büyüklüğü < 500 sterlin ) deği ldir; çün­ kü bu, diğer bir miktar metaın değer ifadesi olan herhangi bir M'de olduğu gibi, kendinde somutlaşan emek miktarı ile belirlenir. Bu, onun nispi değer-büyüklüğü, üretiminde tüketilen sermaye R'ye kı­ yasla değer-büyüklüğüdür. O, bu değer ile birlikte bir de üretken ser­ mayenin sağladığı artı-değeri içerir. Onun değeri daha büyüktür ve sermaye-değerinin bu artı-değer m kadar fazlasıdır. 10.000 libre ip­ lik, bu artı-değer ile genişlemiş, zenginleşmiş sermaye-değerin taşı­ yıcısıdır ve böyle olması, kapitalist üretim sürecinin ürünü olma­ sından ileri gelmektedir. M ' bir değer-bağıntı ifade eder; üretilen metaların değerinin, bunların üreti mi için harcanan sermayenin değerine olan bağıntısını ifade eder. Bir başka deyişle, bu metaın de­ ğerinin, sermaye-değer ile artı-değerden oluştuğu olgusunu ifade eder. 10.000 Iibre iplik, üretken sermaye R'nin dönüşmüş bir biçimi olması nedeniyledir ki, meta-sermaye M ''nü temsil eder; demek olu­ yor ki, başlangıçta ancak bu bireysel sermayenin dolaşımında bulu­ nan ya da yalnızca sermayesinin yardımı ile iplik üreten kapitalist için varolan bir ilişki içerisinde M ''nü temsil etmektedir. Değer taşı­ yıcısı niteliği içerisinde 10.000 libre ipliği meta-sermayeye çeviren 45


şey, deyim yerindeyse bir dış ilişki değil, yalnızca bir iç ilişkidir. İp­ lik, doğuştan taşıdığı kapitalist damgayı, değerinin mutlak büyük­ lüğünde değil nispi büyüklüğünde, yani kendi değer büyüklüğü­ nün, metaya dönüşmeden önce kendisinde somutlaşan üretken ser­ mayenin taşıdığı değerle kıyaslanınası ile açığa vurur. Öyleyse eğer bu 10.000 libre iplik, değeri olan 500 sterline satılırsa, bu dolaşım ha­ reketi kendi başına düşünüldüğünde M-P ile özdeştir, yani değiş­ meyen bir değerin, meta biçiminden para biçimine salt bir dönüşü­ müdür. Ama, bireysel bir sermayenin dolaşımında özel bir aşama olarak aynı hareket, bir metada somutlaşan 422 sterlinlik bir serma­ ye-değer ile, gene aynı metada somutlaşan 78 sterlinlik bir artı­ değerin gerçekleşmesidir. Yani bu, M '-P' hareketini temsil eder, meta-serm ayenin, meta-biçiminden para-biçime dönüşmesidir.4 M ''nün işlevi artık bütün metaların işlevidir; yani kendini para­ ya dönüştürmek, satılmak, M-P dolaşım aşamasından geçmektir. Şimdi genişlemiş bulunan sermaye, meta-sermaye biçiminde kaldı­ ğı , pazarda hareketsiz durduğu sürece üretim süreci de hareketsiz durumdadır. Meta-sermaye, ne ürün yaratıcısı, ne de değer yaratı­ cısı olarak hareket etmektedir. Belli bir sermaye-değer, çok farklı de­ recelerde ürün ve değer yaratıcısı olarak hizmet eder ve yeniden­ üretimin boyutları, bu sermayenin, meta-biçimden sıyrılarak para­ biçime bürünmesinin özel hızına ya da satışının süratine bağlı ola­ rak büyüyecek ya da daralacaktır. Belli bir sermayenin etkinlik de­ recesinin üretkenlik sürecinin olanaklarına bağlı bulunduğu ve bu­ nun da bir ölçüde kendi değer büyüklüğünden bağımsız olduğu bi­ rinci ciltte gösterilmişti. * Burada ise, dolaşım sürecinin, sermaye­ nin değer büyüklüğünden bağımsız yeni güçleri harekete geçirdiği ve onun etkinlik derecesini, genişlemesini ve daralmasını belirledi­ ği görülüyor. Metalar kitlesi M ' genişlemiş sermayenin taşıyıcısı olarak ayrı­ ca bütünüyle M '-P ' başkalaşımından geçmek zorundadır. Satılan miktar burada başlıca belirleyicidir. Tek bir meta, burada yalnızca toplam kitlenin tamamlayıcı kısmı sayılır. 10.000 libre iplikte 500 sterlinlik değer mevcuttur. Eğer kapitalist ancak 7.440 libreyi değeri olan 372 sterline satınayı başarmış ise, yalnız değişmeyen­ sermayesinin değerini, harcanan üretim araçlarının değerini yeri­ ne koymuş olur. Eğer 8.440 libre satarsa yalnızca yatınlan toplam sermaye-değeri elde eder. Biraz artı-değer gerçekleştirmek için da­ ha fazla satması, 78 sterlinlik ( 1 .560 librelik ipliği n) tüm artı-değeri gerçekleştirmek için ise 10.000 librenin hepsini satması gerekir. Pa­ ra olarak 500 sterlinde, yalnızca sattığı metaın eşdeğerini almış olur. Dolaşım içerisinde bu alışverişi, yalnızca M-P'dir. Eğer emekçilerine ücret olarak 50 sterlin yerine 64 sterlin öderse, artıElyazması Vl"nın sonu . Elyazması V"in başlangıcı. - F. E. ''' Bkz: Karl Marx, Kapital, Bi rinci Ci lt, Yedinci Kısım, Yirmidördüncü Böl üm, Dördüncü Kesim, s. 615-625. -ç. 4

46


değeri , 78 yerine ancak 64 sterlin olur ve sömürü derecesi yüzde 156 yerine yalnızca yüzde 100 olacaktır. Ama ipliğin değeri değişmeye­ cektir; yalnız değeri oluşturan kısımlar arasındaki bağıntı farklı olacaktır. Dolaşım hareketi M-P, gene, 10.000 libre ipliğin, değeri olan 500 sterline satışını temsil edecektir. M ', M + m 'ye (ya da 422 artı 78 sterline) eşittir. M, üretken ser­ maye R'nin değerine eşittir ve bu da P'nin değerine, P-M hareke­ tinde yatırılan paraya, örneğimizde 422 sterlin tutan üretim öğeleri­ nin satın alınması için harcanan paraya eşittir. Eğer metalar kitle­ si değeri üzerinden satılmış ise M 422 sterline, m 78 sterline, 1.560 libre ipliğin artı-ürün değerine eşittir. Eğer biz m 'yi para olarak ifa­ de ederek p dersek, M ·_p· = (M + m HP + p) ve böylece P-M . . . R ... M '-P' dolaşımı genişlemiş biçimiyle P-M< � 11 ... R ... ( M + m H P + p) ile temsil edilir. lik aşamada kapitalist, tüketim mallarını, gerçek anlamda me­ ta pazarı ile emek pazarından alır. Üçüncü aşamada tekrar metala­ n geri sürer ama yalnız tek bir pazara, gerçek anlamda meta paza­ rına. Ne var ki, onun pazardan metalan aracılığı ile, ilk kez oraya sürdüğünden daha büyük bir değeri geriye almasının nedeni, yal­ nızca pazardan ilk kez çektiğinden daha fazla bir meta-değeri oraya geri sürmesinden ileri gelir. Pazara, o, P değerini sürer ve oradan eşdeğeri M'yi çeker; tekrar oraya M + m 'yi sürer ve onun eşdeğeri P + p'yi çeker. P, örneğimizde, 8.440 libre ipliğin değerine eşitti. Ama o, pazara 10.000 libre sürer ve dolayıs�yla oradan çektiğinden daha büyük bir değeri tekrar sürmüş olur. Ote yandan, pazara bu çoğalmış değeri sürmesinin tek nedeni , üretim sürecinde emek-gücünü sömürerek (ürünün, artı-ürün diye ifade edilen bir kısmı olarak ) artı-değer ya­ ratmış olmasıdır. İşte bu sürecin ürünleri olmalan nedeniyledir ki, metalar kitlesi, meta-sermaye, genişlemiş sermaye-değer taşıyıcısı halini alırlar. M '-P ' hareketi ile hem yatırılmış sermaye-değer ve hem de artı-değer gerçekleştirilmiş olur. Her ikisinin de gerçekleş­ mesi, bir dizi satışlada ya da M '-P' ile ifade edilen tüm metalar kit­ lesinin toptan satışı ile aynı anda olmuştur. Ne var ki, aynı M '-P' dolaşım hareketi, sermaye-değer için ayndır, artı-değer için ayrıdır, çünkü bunlardan herbirisi için dolaşımlarının farklı bir aşamasını, dolaşım alanında geçirmek zorunda oldukları bir dizi başkalaşımın farklı bir kesimini ifade eder. Artı-değer, m, ancak üretim süreci sı­ rasında dünyaya gelmiştir. Meta pazarında, ilk kez, metalar biçi­ minde ortaya çıkmıştır. Bu onun ilk dolaşım biçimidir; m-p hare­ keti ilk dolaşım hareketi ya da karşıt dolaşım hareketi , yani tersine başkalaşım p-m ile tanımlanacak olan ilk başkalaşımıdır.5 Aynı M '-P ' dolaşım hareketinde sermaye-değer M'nin yaptığı r, Sermaye-değer ile artı-değeri ne kadar ayırırsak ayıralım bu doğrudur. 10.000 librc iplik 1.560 libre iplik ya da 78 sterlinlik artı-değer içerir; aynı şekilde bir libre ya da bir şiiinlik iplik 2.496 ons iplik ya da l .R72 penilik artı-değer içerir.

47


ve onun için M-P dolaşım hareketini oluşturan dalaşımda -M bu­ rada R'ye, yani ilk yatırılan P'ye eşittir- durum farklıdır. Sermaye­ değer, ilk dolaşım hareketini, P, para-sermaye biçiminde açmıştır ve M-P hareketi ile aynı biçime dönmektedir. Bu nedenle, iki karşıt dolaşım aşamasından, önce P-M sonra M-P aşamasından geç­ miştir ve kendini dairesel hareketine yeni baştan başlayabileceği bi­ çimde bir kez daha bulmuştur. Artı-değer için, meta-biçime, para­ biçime ilk dönüşümü oluşturan şey, sermaye-değer için kendi dönü­ şünü, ya da ilk para-biçime tekrar dönüşümü oluşturur. P-M< [', A hareketi ile para-sermaye, eşdeğer bir metalar kitlesi­ ne, E ve ÜA'ya dönüşm üştür. Bu metalar artık meta işlevini, satıla­ cak nesneler olma işlevini yerine getirmezler. Bunların değerleri şimdi artık onları satın alan kapitalistin elindedir ve onun üretken sermayesi R'nin değerini temsil eder. Ve, R'nin işlevi içerisinde, üretken tüketim ile, üretim araçlarından maddeten farklı bir tür rnetaya, değeri yalnız korunmuş olmakla kalmayan 422 sterlinden 500 sterline artan ipliğe dönüşmüş olur. Bu gerçek, başkalaşım ara­ cılığı ile, ilk aşamada P-M hareketinde pazardan alınan metalann yerini farklı özde ve değerde metalar almıştır ve bunlar, artık, meta işlevini yerine getirmek, paraya dönüşrnek ve satılrnak durumun­ dadırlar. Üretim süreci, bu nedenle, bu noktaya kadar yalnızca ilk evresi, P-M hareketi tamamlanan sermaye-değerin dolaşım süre­ cinin kesintiye uğraması gibi görünür. M, ikinci ve tamamlayıcı M-P evresinden, öz ve değer olarak değişiklikten sonra geçmiş olur. Ama kendi başına ele alındığında sermaye-değeri ilgilendirdi­ ği �adarıyla, üretim sürecinde, yalnızca kullanım-biçiminde bir de­ ğişiklik olmuştur. Eskiden 422 sterlin değerinde E ve ÜA biçimin­ deyken, şimdi, 422 sterlin değerinde ya da 8.440 libre iplik biçiminde vardır. Dernek ki , biz, artı-değerden ayn olarak, sermaye-değerin yal nızca iki dolaşım evresini düşünürsek, onun, 1 o P-M ve 2° M-P aşamalanndan geçtiğini ve ikinci M'nin ilk M ile aynı değerde oldu­ ğu halde farklı bir kullanırn-biçimine sahip bulunduğunu görürüz. Şu halde, burada metaın iki kez ve karşıt yönlerde yer değiştirme­ sinden ötürü -paradan rnetaya ve metadan paraya dönüşmesi­ para biçiminde yatırılan değerin kendi para biçimine dönüşmesini, yani tekrar paraya çevrilmesini gerekli kılan bir dolaşım biçimin­ den, P-M-P evresinden geçer. İkinci ve son başkalaşımı, para olarak yatırılan sermaye­ değerin para-biçime dönüşünü oluşturan aynı M "-P " dolaşım hare­ keti, artı-değer için -meta-sermaye ile birlikte doğan ve onun para­ biçime dönüşmesi ile birlikte gerçekleşen artı-değer için- ilk başka­ laşımı, meta-biçimden para-biçime dönüşmesini, M-P, ilk dolaşım evresini temsil eder. Buna göre, burada, bizim yapmamız gereken iki tür gözlem var­ dır. Önce, sermaye-değerin ilk para-biçime son olarak dönüşmesi, meta-sermayenin bir işlevidir. Sonra, bu işlev, artı-değerin kendi ilk 48


meta-biçimden, para-biçime ilk dönüşümünü içerir. Demek ki, pa­ ra-biçim burada çifte bir rol oynamaktadır. Bir yandan, başlangıçta para olarak yatınlan değerin geri döndüğü bir biçim oluyor; yani süreci başlatan değerin biçimine bir dönüş oluyor. Öte yandan ise, başlangıçta dolaşıma meta-biçimde giren bir değerin ilk dönüşmüş biçimi oluyor. Eğer meta-sermayeyi oluşturan metalar, varsaydığı­ mız gibi, değerleri üzerinden satıhrsa, M artı m eşdeğeri olan P artı p'ye dönüşür. Gerçekleşmiş olan meta-sermaye, şimdi kapitalistin elinde şu biçimde bulunur: P artı p 1 422 sterlin artı 78 sterlin = 500 sterlin). Sermaye-değer ile artı-değer, şimdi para biçiminde, evren­ sel eşdeğer biçiminde vardır. Sürecin sonunda sermaye-değer, böylece, sürece girdiği biçimi tekrar alır ve para-sermaye olarak şimdi artık yeni bir süreci açabi­ lir ve bu süreçten geçebilir. Bu sürecin başlangıç ve son biçimleri para-sermaye P biçimlerinde olduğu için, biz, bu biçimde dolaşım sürecine, para-sermayenin dolaşımı diyoruz. Sürecin sonunde de­ ğişmiş bulunan, biçim değil, yalnızca yatınlan değerin büyüklüğü­ dür. P artı p, belli büyüklükte bir para miktarından, örneğimizde 500 sterlinden başka bir şey değildir. Ama, gerçekleşmiş meta-sermaye olarak sermayenin dolaşımı sonucu bu para miktarı, sermaye­ değer ile artı-değeri içerir. Ve bu değerler, artık, iplikte olduğu gibi ayrılmaz biçimde birleşmiş durumda olmayıp yanyana durmakta­ dırlar. Satışlan her ikisine de bağımsız bir para-biçim vermiştir; bu paranın 2 I I/ 2 so'si 422 sterlinlik sermaye-değeri temsil eder ve :19/ 2 so'si 78 sterlinlik artı-değeri oluşturur. Meta-sermayenin gerçekleşme­ siyle meydana gelen bu ayrılmanın şimdi değineceğimiz yalnızca biçimsel bir içeriği yoktur. Sermayenin yeniden-üretimi sürecinde, p'nin bütünüyle ya da kısmen P ile birleşmesine ya da ona hiç katıl­ mamasına, yani yatırılmış bulunan sermaye-değerin bir parçası olarak işlevine devam edip etmemesine bağlı olarak bu ayrılık önemli hale gelir. Hem p ve hem de P, birbirlerinden tamamen fark­ lı dolaşım süreçlerinden geçebilirler. Sermaye P ''nde ilk biçimi olan P'ye, para-biçimine dönmüştür ve bu biçim içerisinde sermaye olarak maddeleşmiştir. Her şeyden önce bir nicelik farkı vardır. P iken 422 sterlin idi, şimdi P' olarak 500 sterlindir. Bu fark, hareketi yalnız üç nokta ile belirtilen dolaşımın nicel bakımından farklı uçları P . . . P' ile ifade edilmiştir P'>P, ve P '-P = a, artı-değerdir. Bu dairesel P . . . P' hare­ ketinin sonucu olarak, şimdi yalnızca P ' kalmıştır; oluşum süreci­ nin kendi içerisinde yokolup gittiği bir üründür. P', şimdi ona varlık kazandıran hareketten bağımsız, kendi başına vardır. Hareket yoko­ lup gitmiştir, onun yerine şimdi P ' vardır. Ama P ile p'nin toplamı olan P', yani yatırılan 422 sterlinlik ser­ maye ile bundaki 78 sterlinlik artışın topl amı olan 500 sterlin, aynı zamanda bir nitel bağintıyı da temsil eder; oysa bu nitel bağıntı an49


cak bir ve aynı miktann parçalan arasındaki bir bağıntı olduğu için nicel bir bağıntıdır. Şimdi ilk biçimi içerisinde (422 sterlin) bir kez daha bulunan yatınlan sermaye P, gerçekleşmiş sermaye olarak vardır. Yalnız kendini eski durumuyla korumakla kalmamış, aynı zamanda p gibi (78 sterlin) bir biçim içerisinde farklılaşarak kendi­ ni sermaye olarak gerçekleştirmiştir; onunla olan bağıntısı, kendin­ deki bir artış, kendinin bir meyvesi, kendinin doğurduğu bir çoğal­ ma ile olan ilişki gibidir. Değer yaratmış olan bir değer olarak ger­ çekleşmiş olduğu için, sermaye olarak gerçekleşmiştir. p · bir ser­ maye bağıntı olarak vardır. P, artık salt para olarak görünmemekte, kendini genişleten bir değer olarak ifade edilen, yani kendi kendini genişletme, sahip olduğundan daha yüksek bir değer doğurma özel­ liğini taşıyan para-sermaye rolünü açıkça oynamaktadır. P, yarat­ mış olduğu, nedeni olduğu için kendisinin sonucu olan, kendi eseri P ''nün öteki kısmı ile bağıntısından dolayı sermaye halini almıştır. Böylece P', sermaye bağintısı ifade eden, kendi içerisinde farklılaş­ mış, işlevsel (kavramsal) yönden ayrılmış bir değerler toplamı ola­ rak ortaya çıkar. Ama bu, kendisinin sonucu olduğu süreç hiç işe karışmaksızın yalnızca bir sonuç olarak ifade edilmiştir. Bu durumuyla değerin kısımlan, farklı malların, somut nesne­ lerin, yani çeşitli kullanım biçimleri ve dolayısıyla farklı metalann -değerin salt kısımlan olarak onlarla birlikte ortaya çıkmayan bir fark- değerleri dışında birbirlerinden nitelikçe farklı değillerdir. Parada, metalar arasındaki bütün farklar yokolur, çünkü para hep­ sinde ortak eşdeğer biçimidir. 500 sterlin tutannda bir para miktan, yalnızca herbiri ı sterlin olan tekdüze öğelerden oluşmuştur. Köke­ nindeki ara bağlar bu para miktannın yalın varlığında silinip yo­ kolduğu ve sermayeyi oluşturan farklı kısımlar arasındaki özgül farkiann bütün izleri üretim sürecinde kaybolup gittiği için, şimdi, yalnız yatırılmış sermaye, 422 sterline eşit ana paranın kavramsal biçimi ile, 78 sterlinlik fazla değer arasında bir fark vardır. P' diye­ lim 1 10 sterline eşit olsun ve bunun ıoo sterlini ana sermaye P'ye, 10 sterlini de artı-değer a'ya eşit olsun. 1 10 sterlinlik tutan oluşturan bu iki kısım arasında mutlak bir türdeşlik olup kavramsal hiçbir ayrım bulunmaz. Bu tutarın herhangi bir ı o sterlini daima ı 10 ster­ linlik toplam tutann 1/ ı ı'ini oluşturur ve bu miktar yatınlan ıoo sterlinlik sermayenin ıf ıo'u olabileceği gibi, onun üzerindeki ıo ster­ lin de olabilir. Ana para ile fazla tutar, sermaye ile artı-tutar, bu ne­ denle, toplam tutann kesirli parçalan olarak ifade edilebilir. Örne­ ğimizde ı o; ı ı ana parayı , yani sermayeyi, ı; ı ı artı tutarı oluşturur. Bu yüzden de, gerçekleşen sermaye, para ifadesi içinde sürecin so­ nunda, sermaye bağıntısının irrasyonel bir ifadesi olarak görülür. Aslında bu, M ' ( M artı m) ifadesine de uygulanır. Ama arada şu fark vardır: M ve m'nin yalnızca aynı türdeş metalar kitlesinin orantılı değer kısımları olan M ', doğrudan ürünü olduğu, kendi kö-


keni R'yi gösteri r, oysa doğrudan dolaşımdan çıkanlan bir biçim olan P ''nde R ile olan dolaysız bağıntı kaybolmuştur. P''nde bulunan, ana para ile artan meblağ arasındaki irrasyo­ nel fark, P . . . P' hareketinin sonucunu ifade etmesi yönünden, para­ sermaye olarak tekrar aktif olarak işlemeye başlayıp da genişlemiş sanayi sermayesinin para ifadesi olarak sabit olmaktan çıkar çık­ maz ortadan kalkar. Para-sermayenin dolaşımı hiçbir zaman P' ile başlayamaz (oysa şimdi P', P'nin görevini yerine geti rmektedir). An­ cak P ile başlayabilir; yani hiçbir zaman sermaye bağıntının bir ifa­ desi olarak başlayamaz, yalnızca sermaye-değerin bir yatınlma bi­ çimi olarak başlayabilir. 500 sterlin, tekrar a üretmek için sermaye olarak bir defa daha yatınlır yatınlmaz, bir geriye dönüş noktası de­ ğil, bir çıkış noktası oluşturur. 422 sterlinlik sermaye yerine şimdi 500 sterlinlik bir sermaye yatınlmıştır. Bu, öncekinden daha fazla para daha fazla sermaye-değerdir, ama onu oluşturan iki kısım arasındaki bağıntı kaybolmuştur. Gerçekten de, 422 sterlin yerine 500 sterlinlik bir tutar, sermaye olarak başlangıçta hizmet edebilir­ di. P' olarak ortaya çıkmak para-sermayenin aktif bir işlevi değil­ dir; P' olarak ortaya çıkmak daha çok M ''nün bir işlevidir. Basit me­ ta dolaşımında bile, önce Mı-P sonra P-M2'de para P, ikinci hare­ ket P-M2'ye kadar aktif olarak kendini göstermez. P biçiminde or­ taya çıkışı yalnızca ilk h areketin sonucudur, ve bu nedenle ancak o zaman M'nin dönüşmüş biçimi olarak görülür. Gerçekte, P ''nde bu­ lunan sermaye bağıntısı, parçalanndan birisi sermaye-değerin, di­ ğeri bu değer artışı, sürekli yinelenen P . . . P' dolaşımıyla P ''nün, bi­ risi sermaye dolaşımı, diğeri artı-değer dolaşımı olmak üzere iki do­ laşıma ayniması ölçüsünde işlevsel bir önem kazanır. Dolayısıyla bu iki kısım, yalnız nicelikçe değil, aynı zamanda nitelikçe de P'nin p'den farklı işlevlerini yerine getirirler. Ama tek başına alındığında P . . . P' kapitalistin tükettiği şeyi içermeyip yalnızca sermayenin ken­ dini genişletmesini ve, durmadan yenilenen para-sermaye yatırım­ lannın dönemsel büyümesi biçiminde kendini gösteren birikimi içe­ rir. P' eşittir P artı p, sermayenin irrasyonel biçimi olmakla birlikte, aynı zamanda bu, yalnızca, gerçekleşmiş biçimi içerisinde, para üretmiş olan para biçimi içerisinde para-sermayedir. Ama bu, pa­ ra-sermayenin ilk aşamadaki, P-M< EıA hareketindeki işlevlerden farklıdır. Bu ilk aşamada P, para olarak dolaşır. Para-sermaye işlev­ lerini yüklenmesinin nedeni, ancak bu para durumundayken para­ işlevini yerine getirebilmesi, kendisini R'nin öğelerine, karşısında metalar olarak duran E ve ÜA'ya çevirebilmesidir. Bu dolaşım hare­ ketinde ancak para olarak işlev yapmaktadır. Ne var ki, bu hareket, sermaye-değerin süreç içerisindeki ilk aşaması olduğu için, satın alınmış bulunan E ve ÜA metalannın özgül kullanım biçimleri ne­ deniyle, aynı zamanda para-sermayenin bir işlevidir. Buna karşılık, 51


sermaye-değer P ile, P'nin doğurduğu artı-değer p'den oluşan P', kendisini genişleten sermaye-değerin ifadesi olup, sermayenin tüm dolaşımının amacı, sonucu ve işlevidir. Bu sonucu gerçekleşmiş pa­ ra-sermaye olarak para biçiminde ifade etmesi olgusu, sermayenin para-biçimde, para-sermaye olmasından değil, tam tersine, onun para-sermaye biçiminde olmasından, sermayenin süreci bu biçim içerisinde başlatmasından, para-biçimde yatırılmış olmasından ile­ ri gelir. Bunun tekrar para-biçime çevrilmesi , gördüğümüz gibi, pa­ ra-sermayenin değil meta-sermayenin M ' bir işlevidir. P ile P' ara­ sındaki farka gelince, bu (pl yalnızca m'nin para-biçimi, M'deki ar­ tıştır. P''nün P artı p'den oluşmasının tek nedeni M ''nün M artı m 'den oluşmasıdır. Bu nedenle, M ''ndeki bu fark, ve sermaye-değer ile onun doğurduğu artı-değer arasındaki bağıntı, her ikisi de P ''ne, yani değerin her iki kısmının da bağımsız olarak yüzyüze geldikleri ve bunun için de ayn ve farklı görevlerde kullanılabilecekleri bir pa­ ra miktanna dönüşmeden önce vardır ve bu ifade edilmiştir. P' yalnızca M ''nün gerçekleşmesinin bir sonucudur. P''nün ve M ''nün her ikisi de kendisini genişleten sermaye-değerin yalnızca farklı biçimleridir; birisi meta-biçim, diğeri para-biçimdir. Her iki­ sinde de ortak olan şey, kendilerini genişleten sermaye-değer olma­ landır. Bu bağıntı, yalnızca bir para miktannın ya da bir meta­ değerin iki kısmı arasındaki bağıntının irrasyonel biçimi olarak ifa­ de edildiği halde, sermaye-değer, burada, artı-değer ile, ve sermaye­ değerin aracılığı ile elde edilen ve ondan farklı olan ürün ile birara­ da l;ıulunduğu için her ikisi de maddeleşmiş sermayedir. Sermaye­ nin, kendi ürettiği artı-değer ile bağintısı ve karşıtlığı içerisinde, do­ layısıyla kendini genişleten değerin ifadeleri olarak P' ile M ' aynı­ dırlar ve aynı şeyi yalnızca farklı biçimler içerisinde ifade ederler. Bunlar para-sermaye ve meta-sermaye olarak deği l, para ve meta olarak birbirlerinden farklılaşırlar. Kendini genişleten değeri, ser­ maye olarak hareket eden sermayeyi temsil ettikleri sürece, bunlar ancak sermaye-değerin değer doğurduğu biricik işlev olan üretken sermaye işlevinin sonucunu ifade ederler. İkisinde de ortak olan şey, her ikisinin de, para-sermayenin de meta-sermayenin de, ser­ mayenin varlık biçimleri olmalarıdır. Birisi para-biçimde, diğeri meta-biçimde sermayedir. Bu duruma göre bunları birbirlerinden ayıran kendilerine özgü işlevler, para işlevi ile meta işlevi arasında­ ki farklardan başka bir şey olamaz. Kapitalist üretim sürecinin do­ laysız ürünü olan meta-sermaye kökeninin izlerini taşıdığı için da­ ha rasyoneldir ve daha kolay anlaşılır; oysa para-sermayede bu sü­ recin bütün izleri silinmiştir, tıpkı genellikle metalann bütün özel kullanım-biçimlerinin parada kaybolup gitmesi gibi. Bu nedenle P', ancak, bizzat meta-sermaye olarak iş gördüğü, ürünün dönüşmüş biçimi olmak yerine üretken sürecin doğrudan bir ürünü olduğu zaman, yani para malzemesinin kendisinin üretiminde kendi aca­ yip biçimini kaybeder. Örneğin altın üretiminde formül, P-M< �A •••


R ... P' <P artı p) olacaktır; burada P' meta ürün olarak görünür, çün­ kü R, para-sermaye ilk P'de, altının üretim öğeleri için yatınlandan daha fazla altın sağlar. Bu durumda, P ... P' <P artı p) ifadesinin ir­ rasyonel niteliği ortadan kalkar. Burada, bir para miktannın bir kısmı, aynı para miktannın diğer bir kısmının anası olarak ortaya çıkar. IV. BİR TÜM OLARAK DOLAŞlM

Pazardan satın alınan E ve ÜA metalarının, üretken sermaye­ nin maddi ve değer öğeleri olarak tüketildiği ilk evresi , P-M< � A so­ nunda, dolaşım sürecinin R tarafından kesintiye uğratıldığını gör­ müş bulunuyoruz. Bu tüketimin ürünü, öz ve değer bakımından de­ ğişmiş yeni bir meta, M ''dür. Kesintiye uğramış dolaşım süreci P­ M'nin, M-P ile tamamlanması gerekir. Ama bu ikinci ve tamam­ layıcı dolaşım evresinin taşıyıcısı, ilk M'den öz ve değer olarak fark­ h bir meta olan M ''dür. Dolaşım dizisi, demek ki, ı o P-M ı ; 2° M' z­ P' olarak görülür: burada, birinci meta Mı'in ikinci evresinde yeri­ ni, daha büyük değerde ve farklı kullanım-biçiminde diğer bir meta M 2 almıştır ve bu, üretken sermaye R'nin varlık biçimleri olan M'nin öğelerinden M ''nün üretimi, R'nin işlev yapmasının neden olduğu kesinti sırasında olmuştur. Bununla birlikte, sermayenin karşımıza çıktığı ilk görünüş biçimi ( Buch I, Kap. IV, 1 ),* yani P­ M-P' (açılmış olarak: 1° P-M; 2° M ı-P '), aynı metaı iki kez göster­ mektedir. Her iki seferde de paranın birinci evrede dönüştüğü, ikin­ ci evrede ise daha fazla paraya çevrildiği ayrı metadır. Bu esaslı far­ ka karşın her iki dotaşımda şu kadarı ortaktır: ilk evrelerinde para metalara dönüşmüştür, ikincisinde metalar paraya; ilk evrede har­ canan para ikincisinde geri dönmüştür. Bir yandan, her ikisinde de paranın çıkış noktasına geri akışı ortaktır, öte yandan da, geri dö­ nen paranın yatınlan paraya göre fazla oluşu. Bu yönden P-M-P' genel formülü, P-M ... M '-P ' formülünü içerir. Ayrıca, her seferinde, aynı anda varolan değerlerin eşit büyük­ lükteki mi ktarları, dolaşıma dahil iki başkalaşım da, P-M ve M '­ P''nde karşı karşıya gelirler ve birbirlerinin yerini alırlar. Değer de­ ğişikliği, R'nin başkalaşımına, üretim sürecine özgüdür; böylece, o, dolaşımın yalnızca biçimsel başkalaşımına göre, gerçek bir serma­ ye başkalaşımı olarak ortaya çıkar. Şimdi de, toplam hareketi, P-M . . . R . . . M '-P"nü ya da onun da­ ha açılmış biçimini, P-M< GA'" R . . . M' ( M + m )-P' (P + p) formülü­ nü gözden geçirelim. Sermaye, burada, birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bir dizi dönüşümden, sürecin tümü kadar evreyi ya da aşa­ mayı oluşturan bir dizi başkalaşımdan geçen bir değer olarak görü­ lür. Bu evrelerin ikisi dolaşım alanına, birisi üretim alanına aittir. Bu evrelerin herbirinde sermaye-değerin farklı bir biçimi ve buna * Kapital, Birinci Cilt, Dördüncü Böl üm. -Ed.


tekabül eden farklı ve özel bir işlevi vardır. Bu hareket içerisinde ya­ tırılan değer, yalnız kendisini korumakla kalmaz, büyür, büyüklük olarak artar. Sonuçta, tamamlayan aşamada, tüm sürecin başlan­ gıcındaki aynı biçime döner. Tümüyle bu süreç, bu nedenle, devreler halinde hareket eden bir süreç oluşturur. Sermaye-değerin, dolaşımının çeşitli aşamalarında büründüğü iki biçim, para-sermaye ve meta -sermayedir. Üretim aşamasına ilişkin biçim ise üretken sermayedir. Toplam devresi sırasında bu biçimlere bürünen, bunlardan sıyrılan ve herbirinde o özel biçime ait işlevleri yerine getiren sermaye , sanayi sermayesidir; sanayi, bu­ rada, kapitalist temele göre yürütülen bütün sanayi kollarını kapsa­ yan bir anlamda kullanılmıştır. Para-sermaye, meta-sermaye ve üretken sermaye, bu nedenle, işlevleri, birbirinden ayrılmış aynı bi­ çimde bağımsız sanayi kollarının içeriğini oluşturan bağımsız ser­ maye türlerini ifade etmezler. Burada, onlar, yalnızca, sanayi ser­ mayesinin birbiri ardına her üçüne de büründüğü özel işlevsel bi­ çimleri belirtirler. Sermaye, devresini normal olarak, ancak, çeşitli evreleri kesinti­ siz birbirine geçtiği sürece belirlemiş olur. Eğer sermaye, ilk P-M evresinde kalırsa, para-sermaye, para-yığmanın katı biçimini alır; eğer üretim evresinde durursa, üretim araçları bir yanda işleme­ den öylece yatar, öte yanda da emek-gücü kullamlmadan kalır; yok eğer sermaye, son evresi M '-P''nden öteye geçmezse, satılmamış metalar yığın halinde birikir ve dolaşımın akışı tıkamr. Bununla birlikte, devrenin bizzat sermayenin çeşitli evrelerinde belll bir süre sabit kalmasını zorunlu kılması eşyanın niteliği gere­ ğidir. Sanayi sermayesi her evresinde belli bir biçime bağlanmıştır: para-sermaye, üretken sermaye, meta-sermaye. Her özel biçime te­ kabül eden işlevi yerine getirmeksizin, yeni bir dönüşüm evresine girebileceği biçimi alamaz. Bunu açıklığa kavuşturmak için, biz, ör­ neğimizde, üretim aşamasında yaratılan meta miktarının serma­ ye-değerinin, başlangıçta para biçiminde yatınlan değerler toplamı­ na eşit olduğunu kabul ettik; ya da başka bir deyişle, para biçiminde yatırılan tüm sermaye-değerin bir aşamadan bir sonrakine olduğu gibi geçtiğini varsaydık. Ama daha önce de gördüğümüz gibi < Buch I, Kap. VI )* değişmeyen-sermayenin bir kısmı, gerçek anlamıyla emek araçları ( örneğin makineler), aynı üretim sürecini şu ya da bu ölçüde yineleyerek devamlı yeniden hizmet halindedirler, yani değerlerini parça parça ürüne aktarırlar. Bu durumun, sermaye­ nin dairesel hareketini ne ölçüde deği_ştirdiği daha sonra görülecek­ tir. Şimdilik şu kadarıyla yetinelim: Orneğimizde, 422 sterlin tuta­ nndaki üretken sermaye değeri yalnız fabrika binalarının, makine­ lerin vb. ortalama yıpranma ve aşınmasını içeriyordu; yani yalnızca bunların, 10.600 libre pamuğun 60 saatlik bir haftalık eğirmenin ürününü temsil eden 10.000 libre ipliğe dönüşmesinde ipliğe aktar� Kapital. Birinci Ci lt. Sekizinci Bölüm. -Ed.

54


dıkları değeri içeriyordu. Yatınlmış bulunan 372 sterlinlik değişme­ yen-sermayenin dönüştürüldüğü üretim araçları, emek araçları, binalar, makineler, vb. , sanki bunlar pazardan haftalık bir ücret üzerinden kiralanmış gibi sayılıyordu. Ama bu, sorunun özünü hiç­ bir biçimde değiştirmez. Yapacağımız tek şey, bu sürede satın alı­ nan ve tüketilen emek araçlannın tüm değerini ipliğe aktarmak için bir haftada üretilen iplik miktarını, yani 10.000 libre ipliği, şu kadar yıldaki hafta sayısı ile çarprnaktan ibarettir. Bu duruma göre şurası açıktır ki , yatırılan para-sermayenin önce bu araçlara dö­ nüşmesi, yani üretken sermaye R olarak iş görebilmesi için önce P-M evresinden geçmesi gerekiyor. Gene örneğimizden şurası da belli oluyor ki, üretim süreci sırasında iplikte somutlaşan 422 ster­ linlik sermaye-değer, bu duruma gelene kadar 10.000 libre ipliğin değerinin bir parçası olamaz ve M '-P' dolaşım evresine giremez. Yani eğiTi lmeden önce satılamaz. Genel formüJde R'nin ürünü, üretken sermayenin öğelerinden farklı maddi bir şey, üretim sürecinden ayn bir varlığa ve üretim öğelerinden farklı bir kullanım-biçimine sahip bir nesne olarak gö­ rünür. Üretken sürecin sonucunun bir nesne biçimine büründüğü zaman, ürünün bir kısmı, yinelenen üretime onun öğelerinden biri­ si olarak yeniden girse bile durum daima böyledir. Sözgelişi tahıl kendi üretimi için tohum olarak işgörür, ama ürün yalnızca tahıl­ dan ibarettir ve emek-gücü, aletler, gübre gibi ilgili öğelerden farklı bir biçime sahiptir. Ama bazı öyle bağımsız sanayi kollan vardır ki, üretken sürecin ürünü, yeni bir maddi ürün, bir meta değildir. Bun­ lar arasında, mal ve yolcu taşınmasıyla ilgili olanlar olsun, salt ile­ tişim, mektup, telgraf, vb. ile ilgili iletimler olsun, yalnızca ulaştır­ ma sanayii ekonomik bakımdan önemlidir. A. Çuprov6 bu konuda şöyle diyor: "Fabrikatör önce nesneleri üretebilir ve sonra tüketicileri arar [ürünü, son biçimini alınca üre­ tim sürecinin dışına çıkar ve ondan ayrılmış bir meta olarak dolaşı­ ma girer]. Üretim ve tüketim böylece zaman ve yer bakımından ayn iki hareket gibi görünür. Herhangi yeni bir ürün yaratmayan, yal­ nızca insan ve nesne taşıyan ulaştırma sanayiinde bu iki hareket çakışma halindedir; hizmetleri [yer değiştirme] üretildiği anda tü­ ketilir. Bu nedenle demiryollarının hizmetlerini satahileceği alan, yollannın her iki yanında en çok 50 verst (53 kilometre) uzanabilir." İnsan ya da eşya taşınmış olsun, sonuç bunların bulunduklan yerdeki değişikliktir. Sözgelişi iplik, şimdi, üretildiği Ingiltere yeri­ ne Hindistan'da olabilir. Bununla birlikte, ulaştırma sanayiinin sattığı şey, yer değiştir­ medir. Yararlı etki, ulaştırma süreci ile, yani ulaştırma sanayiinin üretken süreci ile sımsıkı bağlıdır. Insan ve eşya, ulaştırma araçla­ rıyla birlikte yolculuk ederler ve bu yolculuk, bu hareket, bu araçlar 6 A. Çuprov, Jeleznodarojnoe Hazaistva C '' Demiryolları Ekonomisi"), Moskova 1875, s. 69 ve 70. 55


ile gerçekleştirilen üretim sürecini oluşturur. Bu yararlı etki, ancak bu üretim süreci sırasında tüketilebilir. Bu süreçten ayrı, yararlılık olarak bir varlığa sahip değildir, bir ticaret malı gibi işlev yapmayan bir kullanım-şeyi üretilmiş olana kadar bir meta olarak dolaşmaz. Ama bu yararlı etkinin değişim-değeri, herhangi bir meta gibi, ken­ disinde tüketilen üretim öğelerinin (emek-gücü ile üretim aracı ) de­ ğeri ve ulaştırma işinde çalıştırılan emekçilerin artı-emeğinin ya­ rattığı artı-değerin toplamı ile belirlenir. Bu yararlı etki de, diğer metalar gibi aynı tüketim ilişkilerine tabidir. Eğer bireysel olarak tüketilirse, değeri, tüketimi sırasında ortadan kaybolur; yok eğer, ta­ şınan metaların üretim inde kendisi de bir aşama oluşturacak bi­ çimde üretken biçimde tüketilirse, onun değeri de, ek bir değer gibi metaya geçmiş olur. Öyleyse ulaştırma sanayii için formül şöyle ola­ caktır, P-M< fıA ... R-P'; çünkü, karşılığı ödenen ve tüketilen şey, üretim sürecinden ayrı ve ondan farklı bir şey olmayıp bu sürecin kendisidir. Şu halde bu formülün biçimi, hemen hemen, değerli madenierin üretimi ile aynıdır; aradaki tek fark, bu örnekte P''nün, üretim sürecinde üretilen ve süreçten dışarı çıkan altın ya da gü­ müşün maddi biçimlerini değil, bu süreç sırasında yaratılan yarar­ lı etkinin değiştirilmiş biçimini temsil etmesidir. Sanayi sermayesi, artı-değerin ya da artı-ürünün yalnızca ele geçirildiği değil, aynı zamanda yaratılması sermayenin bir işlevi olan, sermayenin biricik varlık biçimidir. Bu nedenle, onda, üreti­ min, kapitalist niteliği bir zorunluluktur. Varlığı, kapitalistler ile ücretli-emekçiler arasındaki uzlaşmaz sınıf karşıtlığını gösterir. Toplumsal üretimin denetimini ele geçirdiği ölçüde, emek­ sürecinin teknik ve toplumsal örgütlenmesi kökten değişir ve bun­ larla birlikte toplumun ekonomik tarihsel tipi de değişikliğe uğrar. Toplumsal üretim koşulları arasında, sanayi sermayesinden önce görülen ve geçmişe karışan ya da cançekişmektc olan diğer serma­ ye türleri, yalnız ona tabi olmakla ve işleyiş biçimleri ona uyacak bi­ çimde değişmekle kalmayıp ancak ona dayanarak hareket etmekte ve bu temelle birlikte yaşayıp ölmekte, ayakta durmakta ya da çök­ mektedir. Belli iş kollannda para-sermaye ile meta-sermaye, sanayi sermayesiyle yanyana işlevlerini yaptıkları sürece, dolaşım alanın­ da sanayi sermayesinin bazan büründüğü bazan sıyrıldığı farklı iş­ levsel şekillerin varlık biçimlerinden başka bir şey değillerdir; top­ lumsal işbölümü nedeniyle bu biçimler bağımsız bir varlık kazan­ mışlar ve tek yanlı olarak gelişmişlerdir. P . . . P' devresi bir yandan metaların genel dolaşımı ile içiçe _ge­ çer, ondan çıkar, tekrar ona geri döner ve onun bir parçasıdır. Ote yandan, bireysel kapitalist için sermaye-değerin bağımsız bir hare­ ketini oluşturur; kendisine ait bu hareket kısmen genel meta dolaşı­ mı içerisinde, kısmen de bu dolaşım dışında yeralır, ama daima ba­ ğımsız niteliğini korur. Birincisi, iki evresi sermaye hareketinin ev­ releri olarak P-M ve M '-P ', dolaşım alanında yeraldığı için, belirli 56


işlevsel niteliklere sahiptir. P-M'de M, emek-gücü ve üretim araç­ ları olarak maddi yönden belirlenmiştir; M '-P''ndc, sermaye­ değer, artı-değer ile birlikte gerçekleşmiştir. İkincisi, R, üretim sü­ reci , üretken tüketimi kapsadığı için. Üçüncüsü, paranın, çıkış nok­ tasına dönüşü P . . . P ' hareketini kendi başına tam bir devre haline getirdiği için. Demek ki, her bireysel sermaye iki yarım dolaşımında, P-M ve M '-P''nde, bir yandan genel meta dolaşımının -bu dolaşımda pa­ ra ya da meta olarak ister bir iş görsün, isterse hareketsiz kalsın­ bir etmenidir ve böylece, metalar aleminde yeralan genel başkala­ şım zincirinde bir halka oluşturur. Öte yandan, genel dolaşım içeri­ sinde kendi bağımsız devresini çizer; bu dolaşımda, üretim alanı ge­ çici bir aşama oluşturur ve bu sermaye, çıkış noktasına, oradan çık­ tığı aynı biçimde döner. Üretim süreci içerisinde kendi gerçek baş­ kalaşımını da içeren kendi devresi içerisinde aynı zamanda değer büyüklüğünü de değiştirir. Çıkış noktasına yalnızca para-değer ola­ rak değil, genişlemiş, artmış para-değer olarak döner. Son olarak, daha sonra inceleyeceğimiz öteki biçimlerin yanısı­ ra sermayenin dairesel yolunun özel bir biçimi olarak P-M . . . R . . . M '-P ' hareketini gözden geçirelim. B u hareketin ş u özellikler ile bir ayrıcalık gösterdiğini göreceğiz. ı . Para-biçim içerisinde sanayi sermayesi , para-sermaye olarak, kendi toplam sürecinde, çıkış ve dönüş noktalarını oluşturduğu için, para-sermaye devresi olarak ortaya çıkar. Formülün kendisi şu olguyu ifade eder ki , para, burada para olarak genişlememiş yal­ nızca yatınlmıştır, yani sermayenin salt para-biçimi, para­ sermayedir. Ayrıca şunu da ifade eder ki, bu hareketin belirleyici amacı kullanım-değeri değil , değişim-değeridir. Salt, değerin para­ biçimi, değerin göründüğü bağımsız ve maddi biçim olduğu için, başlangıç ve son noktaları gerçek olan para P . . . P' dolaşım biçimi, kapitalist üretimin zorunlu amacını apaçık gösterir: para yapmak. Üretim süreci salt kaçınılmaz bir ara halka, para yapma uğruna katlanılan zorunlu bir bela gibi ortaya çıkar. Kapitalist üretim tarzı­ na bağlı bütün uluslar, kendilerini işte bunun için zaman zaman üretim sürecini işe karıştırmaksızın para yapmak için hummalı bir çabanın pençesine kaptınrlar. 2. Üretim aşaması, R'nin işlevi, bu dolaşımda, dolaşımın iki aşaması, P-M ... M '-P ' evresinde bir kesintiyi temsil eder ve bu da sırası gelince, basit dolaşımda, P-M-P', yalnızca geçici bir halkayı temsil eder. Üretim süreci, bir devre çizen süreç biçiminde, biçimsel ve açıkça kapitalist üretim biçiminde olduğu gibi, salt bir yatınlan değeri genişletme, yani üretimin amacındaki gibi salt bir zenginleş­ me aracı olarak görülür. 3. Evreler dizisi P-M ile açıldığına göre, dolaşımın ikinci halka­ sı M '-P''dür. Bir başka deyişle, çıkış noktası P, kendini genişletecek olan para-sermayedir; son nokta, P', kendini genişleten para57


sermaye P artı p'dir ve burada P, kendi dölü olan p ile birlikte ger­ çekleşen sermaye sayılır. Bu, P devresini diğer iki R ve M ' devrele­ rinden ayırır ve bunu iki biçimde yapar. Bir yandan, iki uçtaki para­ biçimle. Ve para, değerin varlığının bağımsız ve maddi biçimi olup, metaların kullanım-değerinin bütün izlerinin yokolduğu bağımsız değer-biçim içerisinde ürünün değeridir. Öte yandan, R . . . R biçimi, mutlaka R ... R' (R artı r) haline gelmez ve M' . . . M' biçiminde, iki uç arasında herhangi bir değer farkı görünmez. Bu nedenle P-P' for­ mülünün özelliklerinden biri, sermaye-değerin çıkış, genişlemiş sermaye-değerin dönüş noktası olmaları, böylece, sermaye-değer ya­ tırmanın araç, genişlemiş sermaye-değerin ise bütün bu işlemlerin amacı olarak ortaya çıkması; öteki de, bu bağıntının, para-biçimde, bağımsız değer-biçimde, dolayısıyla, para doğuran para, para­ sermaye içerisinde ifade edilmesidir. Değerin artı-değer doğurması, sürecin yalnızca başlangıcı ve sonu olarak ifade edilmemekte, göz­ kamaştırıcı para-biçimi ile apaçık ortada durmaktadır. 4. P-M'nin tamamlayıcı ve son evresi M '-P''nün sonucu ola­ rak gerçekleşen para-sermaye P ', ilk devresine başladığı aynı biçi­ me kesenkes sahip olduğuna göre, son devreden çıkar çıkmaz, art­ mış (birikmiş) para-sermaye P = P + p olarak tekrar aynı devreye başlar. Devrenin yinelenmesinde p'nin dolaşımının P'ninkinden ayrıldığı P ... P ' biçiminde, hiç ifade edilmemiştir. Kendi, bir-defalık biçimi içerisinde biçimsel olarak düşünülürse para-sermaye devre­ si bu yüzden, yalnızca kendini genişletme ve birikim. sürecini ifade ed.er. Tüketim, burada P-M< t A ile yalnızca üretken tüketim olarak ifade edilmiştir ve bu bireysel sermaye devresinde içeriten yalnız bu tüketimdir. Emekçi yönünden P-E, E-P ya da M-P'dir. Işte bu­ nun için, emekçinin bireysel tüketimini oluşturan dolaşımın ilk ev­ residir, yani: E-P-M (geçim araçları). Ikinci evre, P-M, artık bi­ reysel sermaye devresi içine düşmemekte, ama onun tarafından başlatılmakta ve öne sürülmektedir, çünkü emekçi, her şeyden önce yaşamak zorundadır ve dolayısıyla kapitalistin sömürebileceği bir malzeme olarak pazarda daima bulunabilmesi için bireysel tüketim ile yaşamını sürdürmesi gerekir. Ne var ki, bu tüketimin kendisi, burada, yalnızca emek-gücünün sermaye tarafından üretken tüke­ timi için bir koşul olarak kabul edilmiştir; yani ancak emekçinin bi­ reysel tüketim yoluyla emek-gücü olarak kendisini sürdürmesi ve yeniden-üretmesi ölçüsünde kabul edilmiştir. Bununla birlikte, ÜA, sermaye devresine giren gerçek anlamda metalar, yalnızca üretken tüketimin besinleridir. E-P hareketi, emekçinin bireysel tüketimi­ ni, yaşaması için gerekli maddelerin ete ve kana dönüşmesini sağ­ lar. Kapitalistin kendisinin de orada olması, bir kapitalist işlevini yerine getirebilmesi için onun da yemesi ve tüketmesi gerektiği doğ­ rudur. Bu amaçla, o da ancak emekçi kadar tüketmek durumunda­ dır ve bu dolaşım süreci ancak bu kadarını öngörmektedir. Ama bu bile biçimsel olarak ifade edilmemiştir, çünkü formül P' ile sona er58


mektedir; yani şimdi çoğalmış bulunan para-sermayenin işlevine yeniden başlayabileceği bir sonuçla sona ermektedir. M '-P ' doğrudan M ''nün satışını içerir; ama M '-P', bir kısmıy­ la bir satış, P-M, diğer kısmıyla bir satınalmadır, ve son tahlilde bir meta, satın alınan nesnenin niteliğine göre ister bireysel ister üretken olsun tüketim sürecine girmek için ( ara satışlan konu-dışı bırakırsak) yalnızca kullanım-değeri için satın alınmış oluyor. Ama bu tüketim, ürünü M' olan bireysel sermaye devresine girmez. Bu ürün, salt bir satış metaı olduğu için devrenin dışına çıkmıştır. M ', açıkça, üreticiden başka kimseler tarafından tüketilrnek için ay­ rılmıştır. İşte bunun için ( P-M . . R . . . M '-P ' formülüne dayanan) merkantil sistemin bazı yandaşları, bireysel kapitalistlerin ancak emekçi kadar tüketirnde bulunmaları, kapitalist ulusların kendi metalarının tüketimini ve genellikle tüketim sürecini daha az akıllı uluslara bırakmaları ve üretken tüketimi yaşamlarının başlıca amacı haline getirmeleri gerektiği konusunda uzun vaızlar ver­ mektedirler. Bu vaızlar, insanın aklına, kilise babalannın biçim ve öz olarak bunlara benzeyen sofuca öğütlerini getiriyor. .

Sermayenin devreler içerisindeki hareketi, demek oluyor ki, do­ laşım ve üretimin birliğidir ve her ikisini de içerir. Her iki P-M ve M '-P ' evreleri de dolaşımın hareketleri olduğu için, sermaye dola­ şımı, genel meta dolaşımının bir parçasıdır. Ama bunlar, işlevsel yönden, yalnız dolaşım alanı ile değil, aynı zamanda, üretim alanı ile de ilgili bulunan sermaye dolaşımının belli kesitleri, aşamalan olduklan için, sermaye, genel meta dolaşımı içerisinde kendi devre­ sinden de geçer. Genel meta dolaşımı, ilk aşamada sermayeye, son­ radan üretken sermaye işlevini yerine getirebileceği biçimi alma­ sında araç olarak hizmet eder; ikinci aşamada, sermayenin kendi devresini yenileyemeyeceği meta-işlevinden sıyrılmasına hizmet eder; aynı zamanda, sermayeye, kendi devresini, kendisine eklen­ miş bulunan artı-değerin dolaşımından ayırma olanağını sağlar. Para-sermayenin yaptığı devre, bu nedenle tamamıyla tek yanlı, ve bu durumuyla sanayi sermayesi devresinin dolaşımının görül­ düğü en çarpıcı ve tipik biçimidir; bu sermayenin amacı ve itici gü­ cü -değerin kendi-kendisini genişletmesi, para yapmak ve biri­ kim- böylece apaçık ortaya çıkmaktadır. ( Pahalıya satmak için sa­ tın almak. ) lık devrenin P-M olması olgusu, ayrıca, üretken ser­ mayenin öğelerinin, meta-pazanndan geldiğini ve genellikle kapitalist üretim sürecinin dolaşım ve ticarete dayandığını da orta­ ya koyar. Para-sermaye devresi, salt bir meta üretimi değildir, onun kendisi de yalnız dolaşım ile olanaklıdır ve bu dolaşımı öngörür. Bu, yalnızca dolaşıma ait P biçiminin, yatınlan sermaye-değerin, ilk ve saf biçim olarak görünmesi olgusundan da açıkça anlaşılır, oysa di5B


ğer iki devre biçiminde durum böyle değildir. Para-sermaye devresi daima sanayi sermayesinin genel ifadesi olarak kal ır, çünkü her zaman yatınlan değerin kendisini genişlet­ mesini içerir. R . R'de, sermayenin para ifadesi yalnızca üretim öğelerinin fiyatı, dolayısıyla, hesap parası biçiminde ifade edilen ve muhasebede bu biçim içerisinde sabit kalan bir değer olarak görü­ l ür. Yeni işlemeye başlayan bir sermaye, para biçiminde ilk kez yatı­ nldıktan sonra, bir sanayi kolundan diğerine geçerken ya da sanayi sermayesi iş alanından alınırken, aynı biçim içerisinde geri çekildi­ ği zaman P . . P', sanayi sermayesi devresinin özel bir biçimi halini alır. Bu, ilk kez para biçiminde yatınlan artı-değerin sermaye ola­ rak iş görmesini içerdiği gibi, artı-değer ilk çıktığı iş kolundan baş­ ka bir yerde işlev yaptığı zaman daha açık hale gelir. P . . P' bir ser­ mayenin ilk devresi olabileceği gibi son devresi de olabilir; ona, top­ lam toplumsal sermaye biçimi olarak da bakılabilir; o, para biçimin­ de yeni biriktirilmiş bir sermaye olarak, ya da bir sanayi kolundan diğerine aktanlmak amacıyla tümüyle paraya dönüştürülen eski sermaye olarak, yeni yatınlmış bir sermaye biçimidir. Bütün devrelerde daima bulunan bir biçim olan para-sermaye, bu devreyi, salt sermayenin artı-değer üreten kısmı, yani değişen­ sermaye için yerine getirir. Ücretin yatınmının normal biçimi para olarak ödemedir; emekçi günügününe geçindiği için bu işin daha kısa aralıklarla yenilenmesi gerekir. Bu durumda, emekçinin kar­ şısına kapitalistin para-kapitalist ve sermayenin de para-sermaye olarak çıkması gerekir. Bu durumda, üretim araçlarının satın alın­ ması ve üretilen metaların satılmasında olduğu gibi doğrudan ya da dolaylı bir hesap bakiyesi bırakmak sözkonusu olamaz (böylece, para-sermayenin büyük kısmı fiilen yalnızca metalar biçiminde sa­ yılır, para, yalnızca hesap parası biçiminde, ve ensonu nakit para, yalnızca hesap bakiyeleri içinde bulunur). Öte yandan, değişen, ser­ mayeden doğan artı-değerin bir kısmı kapitalistin perakende alışve­ rişi ile ilgili kişisel tüketimi için harcanır, ve bunun izlediği yol ne denli dairesel olursa olsun, bu kısım, daima, nakit olarak, artı­ değerin para-biçiminde harcanmış olur. Artı-değerin bu kısmının çok ya da az olmasının bir önemi yoktur. Değişen sermaye daima ücretiere yatınlan ( P-El para-sermaye olarak ve p, kapitalistin bi­ reysel tüketiminin masrafını karşılamak üzere harcanan artı­ değer olarak yeniden ortaya çıkar. Dolayısıyla, yatınlan değişen ser­ maye-değer P ve bundaki artış p, bu biçim içerisinde harcanmak üzere para biçiminde elde tutulmak zorundadır. P' = P + p sonucu ile P-M . . . R ... M '-P' formülü, yatınlan ve kendini genişleten değerin, onun eşdeğeri para biçiminde bulunma­ sı yüzünden biçim olarak aldatıcı ve nitelikçe hayalidir. Ağırlık, de­ ğerin kendini genişletmesi üzerine değil, bu sürecin para -biçimi üzerine, sonuçta dolaşımdan para-biçimde ilk yatınlandan daha . .

.

.


fazla değer çekilmesi olgusu üzerinde; şu halde, kapitaliste ait altın ve gümüş kitlesinin çoğalması üzerine verilmiştir. Sözde para sistemi, salt dolaşım içerisinde yeralan ve bu yüzden de P-M ve M-P' hareketlerini, M'nin ikinci harekette değerinin üzerinde satılması nedeniyle, dola­ şımdan, satışı ile oraya sürülenden daha fazla çektiği biçiminde açık­ layabilen bir hareketin, P-M-P ' irrasyonel biçiminin bir ifadesidir. Buna karşılık, özel bir biçim olarak sabit P-M . . . R ... M '-P' formülü, yalnız metalann dolaşımı değil, aynı zamanda, üretimi de gerekli bir öğe olarak görülen daha üst düzeyde gelişmiş merkantil sistemin temelini oluşturur. P-M ... R ... M ·_p · formülünün hayali niteliği ve buna uygun düşen hayali yorumu, bu biçimin akıcı ve durmadan yenilenen bir biçim olarak değil de, bir defaya özgü değişmeyen bir biçim diye kabul edildiği; şu halde, devre biçimlerinden bir tanesi diye değil de devrenin biricik biçimi diye düşünüldüğü zaman sözkonusudur. Ne var ki, bu biçimin kendisi, diğer biçimlerin varlığına işaret eder. Birincisi, bu, tüm devre, üretim sürecinin kapitalist niteliği üzerine dayanır ve bu nedenle bu süreci, kendine temel olarak oluşturduğu özgül toplumsal koşullarla birlikte ele alır. P-M = P-M< t;'"; ama P-E, ücret­ li-emekçinin ve dolayısıyla üretim araçlarının, üretken sermayenin bir kısmı olarak varlığını varsayar. Bu nedenle, emek ve kendini genişletme sürecini, üretim sürecini, sermayenin bir işlevi olarak varsayar. İkincisi, eğer P . . . p· yinelenirse, para-biçime dönüş, tıpkı ilk aşa­ madaki para-biçim gibi gitgide silik.leşir. R'ye yer açmak için P-M ortadan kaybolur. Durmadan yinelenen para biçiminde yatırım ve bunun gene para biçiminde sürekli geri dönmesi, devrede, ancak bir an süren ha­ reketler olarak görülür. Üçüncüsü, P-M . . . R . . . M '-P'. P-M . . . R . . . M '-P '. P-M . . . R . . . vb. -

Devrenin ikinci yinelenmesi ile başlayarak R . . . M '-P'. P-M . . . R, P'nin ikinci devresi tamamlanmadan önce ortaya çıkan ve böylece daha sonraki bütün devreler R ... M·-P-M ... R biçimi altında düşünülebilen ve ilk devrenin ilk evresi olan P-M, sürekli yinelenen üretken sermaye devresi için salt bir geçiş hazırlığıdır. Bu, para-sermaye biçiminde ilk kez yatınlan sanayi sermayesi için gerçekten böyledir. Öte yandan, R'nin ikinci devresi tamamlanmadan önce, ilk devre, meta-sermaye devresi, M '-P'. P-M . . . R ... M ' (kısaltılmışı M' . . . M ' ) zaten tamamlanmış olur. Demek oluyor k i , ilk biçim zaten diğer ikisini de içermektedir ve para-biçim, böylece, salt bir değer ifadesi olmayıp, değerin eşdeğer biçimdeki, yani para olarak ifadesi olduğu için ortadan kalkmaktadır. Ensonu, eğer biz, ilk kez P-M . . . R . . . M '-P' devresini belirleyen 61


yeni yatınlmış bir bireysel sennayeyi ele alırsak, burada, P-M hazırlık evresi, bu bireysel sennayenin geçtiği ilk üretim sürecinin öncüsüdür. Dolayısıyla, bu P-M evresi öngörülmemiş, ama daha çok, üretim sü­ recinin gerektirdiği ya da zorunlu kıldığı bir şeydir. Ne var ki bu, yalnız bu bireysel sennayeye uygulanır. Kapitalist üretim tarzının ve dolayısıyla kapitalist üretimin belirlediği toplumsal koşullann varlığının kabul edildiği durumlarda, sanayi sennayesinin genel devre biçimi para­ sennayenin devresidir. Bu nedenle kapitalist üretim süreci, yeni yatınlmış sanayi sermayesinin ilk para-sennaye devresinde olmasa bile onun dışında bir önkoşul olarak varsayılır. Bu üretim sürecinin devamlı varlığı, durmadan yenilenen R . . . R devresini öngörür. lik aşama P-M< fı" 'da bile bu önkoşul bir rol oynar, çünkü bir yandan ücretli-emekçiler sınıfının bulunmasını varsaydığı gibi, öte yandan da üretim araçlanm satın alan için ilk aşama olan P-M, bu araçlan satan için M '-P''dür; dolayısıyla M' meta-sennayeyi öngörür ve böylece bizzat metalar kapitalist üretimin sonuçlan ve bu nedenle de üretken sennayenin işlevleri olarak kabul edilir.


lKlNCl B Ö L ÜM

ÜRETKEN SERMAYE NİN DEVRESİ

ÜRETKEN sennaye devresinin genel fonnülü R . . . M'-P '-M . . . R 'dir. B u formül, üretken sennayenin işlemesinin devresel yenilen­ mesini, yani yeniden-üretimini ya da değerin kendisini genişletmesi­ ni amaçlayan yeniden-üretim süreci olarak bu sermayenin üretim sürecini; artı-değerin yalnız üretimini değil, devresel yeniden­ üretimini; sanayi sermayesinin işlevini üretken biçimi içerisinde ve bu işlevi bir kez değil devresel yinelenmesi biçiminde, ve böylece ye­ nilenmenin çıkış noktası tarafından saptandığını belirler. M ''nün bir bölümü (bazı durumlarda, sanayi sennayesinin çeşitli yatınm kolla­ rında) meta biçiminde çıktığı aynı emek-sürecine, doğrudan üretim aracı olarak tekrar girebilir. Bu, yalnızca bu bölümün değerini, ger­ çek paraya ya da itibari paraya dönüşrnekten kurtarır, yoksa meta ancak hesap parası olarak bağımsız bir ifade kazanır. Değerin bu kısmı dolaşıma girmez. Böylece, dolaşım sürecine girmeyen değerler üretim sürecine girerler. Kapitalistin, M ''nün artı-ürünün parçası bi­ çiminde ayni olarak tükettiği kısmı için de aynı şey geçerlidir. Ne var ki, kapitalist üretim için bunun pek önemi yoktur. Bu, olsa olsa an­ cak tanmda dikkate alınmaya değer.

63


Bu biçim içerisinde iki şey derhal göze çarpar. Birincisi, ilk P . . p · biçiminde, üretim süreci, R'nin işlevi, para­ sennaye dolaşımını kesintiye uğrattığı ve iki evre, P-M ve M '-P ' evreleri arasında yalnızca bir aracı rolü oynadığı halde, burada sana­ yi sermayesinin tüm dolaşım süreci, dolaşım evresi içerisindeki bü­ tün hareketi yalnız bir kesinti oluşturur ve dolayısıyla, ilk uç olarak devreyi açan üretken sermaye ile aynı biçimin diğer ucu olarak onu kapayan ve bu hareketi ile aynı biçim içerisinde onu yeniden başla­ tan üretken sennaye arasında yalnızca bağlayıcı bir halkadır. Asıl dolaşım, yalnızca yenilenmelerle devamlı hale getirilen devresel ye­ niden-üretimi sağlayan bir araç gibi görünür. İkincisi, dolaşımın tamamı, para-sennaye devresinde olduğunun tam tersine bir biçim içerisinde kendini gösterir. Orada, değerin be­ lirlenmesinden ayn, P-M-P < P-M. M-P) biçimindeydi; burada gene değerin belirlenmesinden ayn, M-P-M <M-P. P-M) biçi­ mindedir, yani basit meta dolaşımı biçiminde. .

I. BASİT YENlDEN-ÜRETİM

Önce, R . . . R'nin iki ucu arasında dolaşım alanında yeralan M '­ P '-M sürecini gözden geçirelim. Bu dolaşımın çıkış noktası meta-sennayedir: M '=M + m = R + m. Meta-sennayenin işlevi M '-P ' (bunun içerdiği gerçekleşen sermaye­ değer R'ye eşittir ve o da şimdi, M ''nü oluşturan M kısmı ile, aynı miktar metaın bir kısmı olarak varolan, m değerine sahip artı-değer biçiminde bulunurl devrenin ilk biçimi içerisinde incelenmişti. Ama orada bu işlev, kesintiye uğratılan dolaşımın ikinci evresini ve tüm devrenin tamamlayıcı evresini oluşturuyordu. Burada, devrenin ikin­ ci, dolaşımın ise ilk evresini oluşturur. lik devre p· ile sona erer ve hem· p · hem de ilk P ikinci devreyi tekrar para-sermaye biçiminde açabilecekleri için, başlangıçta, P ile P''nün içerdiği p'nin (artı­ değerin) yollanna birlikte devam edip etmediklerini ya da ayrı ayn yollar izleyip izlemediklerini dikkate almak gereksizdi. Eğer biz, ilk devreyi yenilenen yolu içerisinde izlemeye devam etmiş olsaydık, bu, o zaman gerekli hale getirdi . Ama bu noktanın, üretken sermaye dev­ resinde kararlaştınlması gerekir, çünkü, bunun daha ilk devresinin belirlenmesi ona bağlı olduğu gibi, M '-P', burada, P-M ile tamam­ lanması gerekli dolaşımın birinci evresi olarak görünmektedir. For­ mütün yalnızca basit yeniden-üretimi, ya da genişlemiş boyutlarda yeniden-üretimi temsil etmesi bu karara bağlıdır. Devrenin niteliği, alınan karara göre değişir. Öyleyse, önce, üretken sennayenin basit yeniden-üretimini göz­ den geçirelim ve birinci bölümde olduğu gibi koşullann sabit kaldığı­ nı ve metaların değerleri üzerinden alınıp satıldığını kabul edelim. Bu varsayıma göre artı-değerin tamamı kapitalistin bireysel tüketi64


mine girer. Meta-sermaye M "'n ün paraya dönüşmesi gerçekleşir ger­ çekleşmez, paranın sermaye-değeri temsil eden kısmı, sanayi serma­ yesinin devresinde dolaşmaya devam eder; diğer kısmı, paraya dönü­ · şen artı-değer, genel meta dolaşımına girer ve kapitalistten çıkan, ama bireysel sermayesinin dolaşımı dışında yeralan bir para dolaşı­ mı oluşturur. Örneğimizde, elimizde 500 sterlin değerinde 10.000 libre iplik olarak meta-sermaye M · vardır; bunun 422 sterlini üretken sermaye değerini temsil eder ve 8.440 libre ipliğin para-biçimi olarak M ' ile başlayan sermaye dolaşımına devam eder, oysa meta-ürün fazlalığı 1.560 libre ipliğin para-biçimi 78 sterlinlik artı-değer bu dolaşımı ter­ keder ve genel meta dolaşımı içerisinde ayn bir yol izler.

p-m, kapitalistin, kendi aziz varlığı ya da ailesi için, metalara ya da kişisel hizmetlere harcamalannı, para aracılığıyla yaptığı bir dizi satınalmalan temsil eder. Bu satınalmalar çeşitli zamanlarda parça parça yapılır. Bu yüzden para, günlük tüketime aynlmış geçici bir yedek ya da para-yığına halinde bulunur, çünkü dolaşımı kesinti­ ye uğramış para, para-yığına biçimine bürünmüştür. Paranın geçici para-yığına biçmini de kapsayan dolaşım araçlığı işlevi, para-biçim P ' içerisinde sermaye dolaşımına girmez. Bu para, yatınlmamış, har­ canmıştır. Yatınlan toplam sermayenin daima bütünüyle bir evreden diğe­ rine geçtiğini varsaymıştık; şimdi burada da gene R'nin ürettiği me­ talann üretken sermaye R'nin toplam değerini, yani 422 sterlin ile, üretim sürecinde yaratılan 78 sterlinlik artı-değeri temsil ettiğini varsayıyoruz. Bir tek metaı ele alan örneğimizde artı-değer, 1.560 libre iplikte bulunmaktadır; eğer bir libre ipliğe göre hesaplarsak 2.496 ons iplik biçiminde bulunacaktır. Ama eğer, meta, sözgelişi, ay­ nı değerdeki öğelerden oluşan 500 sterlin değerinde bir makine ol­ saydı, bu makinenin değerinin bir kısmı, 78 sterlini, artı-değer ola­ caktı, ama bu 78 sterlin ancak makinede bir bütün olarak buluna­ caktı. Bu makine, kınlıp parçalanmaksızın, kullamm-değeri ile bir­ likte değeri de yokedilmeksizin, sermaye-değer ve artı-değer olarak aynlamaz. Bu nedenle, bu iki değer öğesi, 10.000 librelik bir metaın birbirinden aynlabilir, bağımsız öğelerini temsil eden şu kadar libre iplik gibi bir M ' metaının bağımsız öğeleri olarak değil de, bir metaın ancak zihnen tasarianabilen öğeleri olarak temsil edilebilir. Ilk du­ rumda p'nin kendi ayn dolaşımına girebilmesi için, toplam metaın, meta-sermayenin, makinenin bütünüyle satılması gerekir. Öte yan­ dan, kapitalist, 8.440 libreyi sattığı zaman, geriye kalan 1 .560 libre65


nin satışı, m ( 1.560 libre iplik) - p (78 sterlin)-m (tüketim mallan) biçimdeki artı-değerin büsbütün ayn bir dolaşımını temsil eder. Ama 10.000 libre ipliğin, ürünün her bireysel bölümünün değer öğeleri, ürünün kısımlan tarafından olduğu kadar toplam ürün tarafından da temsil edilebilir. Tıpkı 10.000 libre iplik; değişmeyen-sermaye (d), 372 sterlin değerinde 7.440 libre iplik; değişen-sermaye ( v), 50 ster­ lin değerinde 1.000 libre iplik; ve artı-değer ( a), yani 78 sterlin değe­ rinde 1.560 libre iplik diye bölünebileceği gibi , her libre iplik de, 8.928 peni değerinde 1 1 .906 onsa eşit d'ye; 1.200 peni değerinde 1.600 ons ipliğe eşit v'ye; ve 1 .872 peni değerinde 2.496 ons ipliğe eşit a'ya bölünebilir. Kapitalist, aynca, 10.000 libre ipliğin çeşitli kısımla­ nnı birbiri ardına satarak bunlarda bulunan artı-değer öğelerini ar­ darda tüketebilir ve böylece, aynı zamanda, d artı v miktarlannı da ardarda gerçekleştirmiş olur. Ama son tahlilde bu işlev de, gene 10.000 librenin tümünün satışı gibidir ve bu nedenle de d ve v'nin de­ ğerinin yerini 8.440 librenin satışı alacaktır. (Buch I, Kap. VII, 2.)* Her nasıl olursa olsun, M '-P' ile, M ''nde bulunan hem sermaye­ değer ve hem de artı-değer, aynlabilir bir varlık, farklı para miktan varlığı kazanırlar. Her iki durumda da, P ve p, gerçekte, başlangıçta M ''nde yalnızca metaın fiyatı olarak özel ve hayali bir ifadeye sahip bulunan değerin dönüşmüş bir biçimidir. m-�m, basit meta dolaşımını temsil eder; ilk evresi m-p, me­ ta-sermayenin dolaşımında, M '-P''nde, yani sermayenin devresinde bulunur; tamamlayıcı evre �m ise tersine, genel meta dolaşımında ayn bir hareket olarak bu devrenin dışına düşer. Sermaye-değer ve artı-değerin, M ve m'nin dolaşımı M ''nün P ''ne dönüşmesinden sonra aynlır. Şu halde: Birincisi, meta, sermaye, M '-P ' = M '-(P+p) ile gerçekleşirken, M '-P' dolaşımında henüz birlikte bulunan ve aynı miktarda meta tarafından yürütülen sermaye-değer ile artı-değerin hareketi aynia­ bilir duruma gelir ve bundan böyle her ikisi de ayn para miktarlan olarak bağımsız biçimlere sahip olurlar. Ikincisi, bu aynlma olunca, p, kapitalistin geliri olarak harcandı­ ğı halde, sermaye-değerin işlevsel biçimi olan P, devrenin belirlediği yoluna devam eder, ilk hareket M '-P', daha sonraki P-M ve �m hareketleriyle bağıntılı olarak iki farklı dolaşım, M-P-M ve rn­ �m biçiminde gösterilebilir; bu dizilerin her ikisi de, genel biçimle­ ri yönünden olağan meta dolaşımına aittir. Yeri gelmişken şunu da belirtelim, metalann sürekliliği ve bölü­ nemezliği durumunda değer öğelerini zihnen ayırmak, bir uygulama sorunudur. Sözgelişi, Londra'da genellikle krediyle yürütülen inşaat işlerinde müteahhit, avansları, inşaatın belli aşarnalanna göre alır. Bu aşamadan hiçbiri tam bir ev değil, yalnızca gelecekte tamamlana­ cak bir evin halen yapılmış bulunan gerçek kısımlandır; dolayısıyla " Kııpital,

Birinci Cilt, Dokuzuncu Bölüm, İkinci Kesim. -Ed. 66


bu gerçekliğe karşın tam bir evin düşüncedeki parçalandır, ama ge­ ne de yeni bir avans verilmesi için güven verecek derecede gerçektir. (Bu konuda, aşağıda onikinci bölüme bakınız. )* Üçüncüsü, M ve P'de birlikte devam etmekte olan sermaye-değer ve artı-değerin hareketi, yalnızca kısmen aynlır ( artı-değerin gelir olarak harcanmayan bir bölümü) ya da hiç aynlmazsa, sermaye­ değerin bizzat kendi devresi içerisinde, daha bu devre tamamlanma­ dan, bir değişme olur. Örneğimizde, üretken sermayenin değeri 422 sterline eşitti . Eğer bu sermaye diyelim 480 ya da 500 sterlin olarak, P-M hareketine devam ederse, devresinin sonraki aşamalanna, ilk değerine göre 58 ya da 78 sterlin bir artışla devam etmiş olur. Bu, aynı zamanda, değerinin bileşiminde bir değişme ile birlikte de olabi­ lir. M '-P ', dolaşımın ikinci ve I. devrenin (P . . . P') son aşaması, bi­ zim devremizde ikinci, meta dolaşımında ilk aşamadır. Dolaşımla il­ gisi yönünden, bunun, P'-M ' ile tamamlanması gerekir. Yalnız onun ardında bulunan kendini genişletme süreci M '-P' değil (bu durumda R'nin işlevi olan ilk aşama), onun sonucu M ' metaı da za­ ten gerçekleştirilmiştir. Demek oluyor ki, hem sermayenin kendisini genişletme süreci ve hem de genişlemiş bulunan sermaye-değeri tem­ sil eden metalann gerçekleşmesi M '-P ''nde tamamlanmış oluyor. Ve böylece basit yeniden-üretimi, yani p-m'nin P-M'den tama­ men aynldığını belirtmiş olduk. Her iki dolaşımda, hem m-p-m ve hem de M-P-M, genel biçimlerini ilgilendirdiği ölçüde meta dolaşı­ rnma dahil olduklan için (ve bu nedenle, dolaşımların uçlannda her­ hangi bir değer farkı göstermezler), kapitalist üretim sürecini tıpkı vülger ekonominin yaptığı gibi, şu ya da bu biçimde tüketilrnek üzere salt bir meta ya da kullanım-değeri üretimi olarak anlamak ve gene vülger ekonominin yanılarak söylediği gibi, kapitalistin bunlan yal­ nızca yerlerine farklı kullanım-değerleri almak ya da bu kullanım­ değerleriyle değişrnek için ürettiğini söylemek çok kolaydır. M ', daha başlangıçtan beri meta-sermaye olarak hareket eder ve sürecin baştan sona amacı olan zenginleşme (artı-değer üretme), ka­ pitalistin artı-değeri (ve böylece sermayesi) arttıkça tüketiminin de artmasını hiçbir biçimde dıştalamayacağı gibi, tam tersine, bunu ke­ sinlikle kapsar. Gerçekten de, kapitalistin gelir dolaşımında, üretilen meta m (ya da üretilen meta M ''nün düşünsel olarak ona tekabül eden parçası), ancak önce onun paraya sonra da paradan özel tüketime hizmet eden diğer metalara dönüşmesine yarar. Ama bu noktada, şu küçük duru­ mu da görmezlikten gelmemeliyiz: başlangıçta meta-sermaye M ''nün bir kısmı olarak sahneye çıktığı için, m, kapitaliste hiçbir şeye malol­ mayan bir meta-değer, artı-emeğin bir nesnelleşmesidir. Bu m, varlı­ ğı gereği , süreç içindeki sermaye-değerin devresine bağlıdır ve eğer * Bkz:

s.

213-2 14. -Ed. 67


bu devre durguntaşır ya da başka bir biçimde bozulmaya başlarsa, yalnız m'nin tüketimi kısıtlanmakla ya da büsbütün dunnakla kal­ maz, m'nin yerini alacak metalar dizisi düzeni de bozulmuş olur. M '-P' başansızlıkla sona erdiği ya da M ''nün ancak bir kısmı satı­ labildiği zaman, gene aynı şey olur. Kapitalist gelir dolaşımını temsil eden m-p-m'nin sermaye do­ laşımına ancak m'nin M "nün değerinin, meta-sermayenin işlevsel bi­ çimi içerisindeki sermayenin, bir parçası olduğu sürece girdiğini gör­ müş bulunuyoruz; ama p-m hareketi içerisinde bağımsızlık kazanır kazanmaz, böylece bütün bir m-p-m biçimi boyunca bu gelirin do­ laşımı, kapitalistin yatırdığı sennayeden kaynaklandığı halde, bu sennayenin hareketine girmez. Sennayenin varlığı kapitalistin varlı­ ğını öngördüğü ve kapitalistin varlığı da artı-değeri tüketmesi koşu­ luna bağlı olduğu ölçüde, bu dolaşım, yatırılan sennaye hareketi ile bağlı haldedir. Genel dolaşım içerisinde, M', diyelim iplik, yalnızca bir meta ola­ rak işlev yapar; sennaye dolaşımında bir öğe olarak, sennaye­ değerin sırasıyla bir bürünüp bir sıynldığı bir biçim olan meta­ sermaye işlevini yerine getirir. lpliğin tüccara satılmasından sonra, ürünü olduğu sennayenin dairesel hareketinin dışına çıkar, ama bir meta olarak gene de genel dolaşım alanındaki hareketine devam eder. Bir ve aynı meta kitlesi, iplikçiye ait sennayenin bağımsız dev­ resinde bir evre olmaktan çıktığı halde, dolaşıma devam eder. De­ mek ki, kapitalist tarafından dolaşıma sokulan meta kitlesinin ger­ çek belirleyici başkalaşımı, M-P, bunlann tüketim alanına nihai ge­ çişi, biı meta kitlesinin, kapitalistin meta-sennayesi olarak işlev yap­ tığı başkalaşımdan zaman ve yer olarak tamamen ayn olabilir. Sennaye dolaşımında tamamlanmış bulunan aynı başkalaşım, genel dolaşım alanında henüz tamamlanması gereken bir şey olarak bulu­ nur. Bu ipliğin bir diğer sanayi sennayesinin devresine ginnesi, bu durumu zerre kadar değiştirmez. Sermaye olarak pazara sürülmeyip bireysel tüketime giren değerlerin dolaşımı ne kadar devreden oluşu­ yorsa, genel dolaşım da, toplumsal sennayenin çeşitli bağımsız kı­ sımlannın, yani bireysel sermayeler toplamının içiçe geçmiş o kadar devresinden oluşur. Genel dolaşımın bir kısmını oluşturan bir sennaye devresi ile ba­ ğımsız bir devredeki halkalan oluşturan bir devre arasındaki bağın­ tı, P artı p'ye eşit olan P''nün dolaşımını incelerken daha aynntılı olarak gösterilmiştir. Para-sennaye olarak P, sennayenin devresin­ deki hareketine devam eder; gelir olarak harcanmış (p-m) bulunan p genel dolaşıma girer, ama sermaye devresinden hemen çıkıp gider. Yalnızca ek para-sennaye işlevini yerine getiren kısımdır ki, senna­ ye devresine girer. m-p-m'de para, yalnız sikke olarak hizmet eder; bu dolaşımın amacı, kapitalistin bireysel tüketimidir. Sermaye devresine girmeyen bu dolaşımı -üretilen değerin gelir olarak tüke68


tilen kısmının dolaşımını- sermayenin karakteristik devresi diye göstermek, vülger iktisadın tipik budalahğıdır. İkinci evrede, P-M, R'ye eşit olan sermaye-değer P (bu noktada, sanayi sermayesi devresini başlatan üretken sermaye değeri ), artı­ değerden kurtulmuştur ve bu nedenle de para-sermaye devresinin ilk aşamasındaki P-M, aynı değer büyüklüğüne sahip olarak gene vardır. Yer değiştirmiş olduğu halde, meta-sermayenin şimdi dönüş­ müş bulunduğu para-sermayenin işlevi gene aynıdır: yani ÜA ile E'ye, üretim araçlan ile emek gücüne dönüşmesi. Meta-sermayenin işlevini yerine getirmesinde, M '-P''nde, ser­ maye-değer, m-p ile birlikte M-P evresinden geçmiştir ve şimdi ta­ ma mlayıcı P-M< frA evresine girmektedir. Bu nedenle de, dolaşı­ mın tamamı M-P-M< ÖA 'dır. Birincisi: Para-sermaye P, sermaye-değerin yatınldığı ilk biçim olarak Biçim l'de (P ... P' devresinde) ortaya çıkmıştı; burada, daha başlangıçta, meta-sermayenin, ilk dolaşım evresi M '-P''nde kendisi­ ni dönüştürdüğü para miktannın bir kısmı olarak, dolayısıyla, daha başlangıçta, üretken sermaye R'nin, metalann satışı yoluyla para­ biçime dönüşmesi olarak görülür. Para-sermaye, burada, daha baş­ langıçta, sermaye-değerin ne ilk, ne de son olan biçimi olarak vardır, çünkü, M-P evresini tamamlayan P-M evresi, yeniden ancak para­ biçimden çıkarak gerçekleştirilebilir. Demek oluyor ki, P-M'nin ay­ nı zamanda P-E olan kısmı, şimdi artık, emek-gücü satın alınması için salt bir para yatınmı olarak değil, emek-gücünün yarattığı me­ ta-değerinin bir kısmını oluşturan 50 sterlin değerinde aynı 1.000 libre ipliğin üretilmesi için para biçiminde yapılan bir yatınm olarak da ortaya çıkıyor. Burada emekçiye verilen para, kendi ürettiği me­ ta-değerin bir kısmının dönüşmüş eşdeğer biçiminden başka bir şey değildir. Ve başka nedenle olmasa bile salt bu nedenle, P-M hareke­ ti, P-E anlamına geldiği sürece hiçbir zaman para biçiminde bir me­ tam kullanım-biçiminde bir meta ile değişilmesi demek değildir, bu hareket, genel meta dolaşımından bağımsız başka öğeleri de içerir. P ', kendisi, R'nin bir önceki işlevinin, üretim sürecinin bir ürünü olan M ''nün dönüşmüş bir biçimi olarak ortaya çıkar. Toplam para P', bu nedenle, geçmiş emeğin para-ifadesidir. Örneğimizde 500 ster­ lin değerindeki 10.000 libre iplik, eğirme sürecinin ürünüdür. Bu miktardan 7.440 libre iplik, yatınlmış bulunan 372 sterlin değerinde değişmeyen-sermaye dye; 1 .000 libre iplik, yatınlmış bulunan 50 sterlin değerinde değişen-sermaye v'ye eşittir ve 1.560 libre iplik ise 77 sterlin değerinde artı-değer a'yı temsil eder. Eğer P''nden yalnız 422 sterlinlik başlangıç sermayesi tekrar yatınlacak olsa, diğer ko­ şullar aynı kalmak kaydıyla, işçiye bunu izleyen haftada P-E ola­ rak, o hafta üretilen ipl iğin yalnızca bir kısmı ( 1.000 libre ipliğin pa­ ra-değeri ) ödenir. M-P'nin bir sonucu olarak, para, daima geçmiş emeğin ifadesidir. Eğer tamamlayıcı P-M hareketi , hemen meta­ pazarında yeralırsa, yani pazardaki metalar karşılığında P verilirse, 69


bu gene geçmiş emeğin bir biçimden (paradan) bir başka biçime (me­ talara) dönüşmesidir. Ne var ki, P-M zaman bakımından M-P'den farklıdır. Bunlar nadiren aynı zamanda yeralabilir, sözgelişi P-M hareketini yapan kapitalist ile, bu hareketin kendisi için M-P anla­ mına geldiği kapitalistin, metalannı karşılıklı olarak sevketmeleri halinde, P, yalnızca bakiyeyi ödemek için kullanılır. M-P hareketi ile P-M hareketi arasındaki zaman farkı biraz uzun olabilir. M-P hareketinin sonucu olan P, geçmiş emeği temsil ettiği halde, P-M hareketinde, henüz pazarda bulunmayan ama gelecekte pazara sürü­ lecek olan metalann dönüşmüş biçimini temsil edebilir, çünkü M ye­ niden üretilene kadar P-M hareketinin yapılmasına gerek yoktur. P, aynı şekilde, para-ifadesi olduğu M ile aynı zamanda üretilen me­ talann karşılığı olabilir. Örneğin, P-M değişiminde (üretim araçlan satın alınmasında) kömür, henüz ocaktan çıkartılmadan satın alın­ mış olabilir. p, para birikimi olarak sayıldığı ve gelir olarak harcan­ madığı sürece, ancak gelecek yıl üretilecek olan pamuğun karşılığı olabilir. Aynı şey, kapitalistin gelirinin harcanması, p-m, için de ge­ çerlidir. Bu, aynca, ücretler için de, E eşittir 50 sterlin için de geçer­ lidir. Bu para, emekçinin geçmiş emeğinin yalnızca para-biçimi olma­ yıp, aynı zamanda, daha henüz gerçekleşmiş ya da gelecekte gerçek­ leşmesi gereken emek için yapılmış bir ödemedir. Emekçi, ücretleri ile, ancak gelecek hafta yapılacak olan bir ceket satın alabilir. Bu, özellikle, bozulmasını önlemek için, neredeyse üretilir üretilmez tü­ ketilmesi gerekli olan çok sayıda zorunlu tüketim maddeleri için ge­ çerlidir. Böylece, emekçi, ücret olarak kendisine ödenen para ile, ken­ di gelecekteki emeğinin ya da diğer emekçilerin gelecekteki emekle­ rinin dönüşmüş biçimini almış olur. Kapitalist, emekçiye geçmiş emeğinin bir kısmını vermekle, onun gelecekteki emeği için bir bono vermiş olur. Emekçinin geçmiş emeğini karşılayacak olan ama henüz varolmayan mallan oluşturan, emekçinin o andaki ya da gelecekteki emeğidir. Bu durumda, para-yığına düşüncesi bütünüyle ortadan kalkar.* İkincisi, M-P-M< tA dolaşımında aynı para iki kez yer değişti­ rir; kapitalist, parayı önce satıcı olarak alır ve alıcı olarak elden çı­ kartır; metaların para-biçime dönüşümü, yalnızca onun bu para­ biçiminden meta-biçimine tekrar dönüşümü amacına hizmet eder; sermayenin para-biçimi , para-sermaye olarak varlığı , bu yüzden, bu harekette ancak geçici bir evredir; ya da, hareketin akıcılığı ölçüsün­ de para-sermaye, satınalma aracı olarak hizmet ettiği zaman yalnız­ ca bir dolaşım aracı olarak ortaya çıkar; kapitalistler birbirlerinden satın almada bulunduklan ve bu nedenle de yalnızca hesaplannı karşılıklı olarak kapatmak durumunda olduklan zaman, tam anla­ mıyla ödeme aracı olarak iş görür. Üçüncüsü, para-sermayenin işlevi, ister salt dolaşım aracı olsun, *

Marx, burada, e/yazmasına şu notu koymuştur. "Ne var ki, bütün bunlar

İkinci Cildin son kısmına aittir -Ed. ...

70


isterse ödeme aracı, yalnızca M'nin yerini E ve ÜA'nın almasını sağ­ lamaktır; yani ipliğin, üretken sermayenin sonucunu temsil eden rnetaın yerini (gelir olarak kullanılacak artı-değer düşüldükten son­ ra) onun üretim öğelerinin almasıdır; bir başka deyişle, sermaye­ değerin, meta biçiminden, bu rnetayı oluşturan öğelere tekrar dönüş­ rnesidir. Son tahlilde, para-sermayenin işlevi, yalnızca meta­ sermayenin üretken sermayeye tekrar dönüşmesine yardırncı olmak­ tır. Devrenin nonnal biçimde tamamlanabilmesi için, M ''nün değeri üzerinden ve bütünüyle satılması gerekir. Aynca, M-P-M salt bir metaın yerini diğerinin almasını içermekle kalmaz, aynı kalan de­ ğer-bağıntılannın yerinin alınmasını da içerir. Biz bunun burada böyle olduğunu varsayıyoruz. Ne var ki, aslında üretim araçlarının değerleri değişiklik gösterir. Kapitalist üretimi niteleyen emeğin üretkenliğindeki sürekli değişiklik nedeniyle olsa bile, değer­ bağıntılannın sürekli olarak değişmesi zaten salt bu üretim tarzına özgü bir şeydir. Üretim öğelerinin değerlerindeki bu değişme daha sonra ele alınacaktır,* biz, burada, buna yalnızca değinmiş oluyoruz. Üretim öğelerinin meta-ürünlere, R'nin M ''ne dönüşmesi üretim ala­ nında olduğu halde M ''nün R'ye tekrar dönüşümü, dolaşım alanında olur. Bu, metalann basit bir başkalaşımı ile olur, ama bütünüyle ba­ kıldığında, içeriği, yeniden üretim sürecinde bir evredir. Bir senna­ ye dolaşımı şekli olarak M-P-M, işlevsel olarak belirlenmiş bir madde değişimini içerir. M-P-M aynca, M' meta-miktannın üre­ tim öğelerine eşit olmasını ve bu öğelerin birbirleriyle başlangıçtaki değer-bağıntılannı korumalannı gerektirir. lşte bunun için, metala­ nn yalnız kendi değerleri üzerinden satın alındıklan değil, aynı za­ manda, dairesel hareketleri sırasında herhangi bir değer değişikliği­ ne uğramadıklan da varsayılmıştır. Aksi takdirde, bu süreç, nonnal biçimde devam edemez. P . . . P' hareketinde, P, tekrar eski durumunu almak üzere elden çıkartılan sermaye-değerin ilk biçimini temsil eder. R . . . M '-P'-M . . . R dolaşımında, P, yalnızca süreçte bürünülen ve bu süreç sona er­ meden terkedilen bir biçimi temsil eder. Para-biçim, burada, yalnız­ ca sermaye-değerin geçici bağımsız bir biçimi olarak ortaya çıkar. M ' biçimindeki sermayenin para-biçime bürünrnekteki acelesi, bu biçimden P' biçimine dönüşrnek üzere kurtulmak içindir; daha bu kılığa büründüğü anda kendisini yeniden üretken sermayeye dönüş­ türmek ister. Para kılığında kaldığı sürece, sermaye olarak görev yapamaz ve bunun için de değeri genişlemez. Sermaye atıl kalır. P, burada, bir dolaşım aracı olarak hizmet eder, ama sermayenin bir dolaşım aracı olarak.** Sermaye-değerin para-biçiminin kendi dev­ resinin ilk biçiminde ( para-sennaye biçiminde) sahip olduğu bağım­ sız görünüş, bu ikinci biçimde kaybolur ve bu, Biçim I'in bir eleştiri* **

Bkz: Onbeşinci Bölüm. V. -Ed. Mnrx, burnda, elynzmnsına şu notu koym uştur: ""Tooke'a karşı."" -Ed. 71


si olup, onu salt bir özel biçime indirger. Eğer ikinci başkalaşım, P­ M, herhangi bir engel ile karşılaşırsa -sözgelişi, pazarda üretim aracı yoksa- devre, yeniden-üretim sürecinin akışı, tıpkı sermaye­ nin meta-sennaye biçiminde tutulduğu zamanki kadar kesintiye uğ­ rar. Ama arada şu fark vardır: metalann geçici biçiminden daha uzun süre para-biçiminde kalabilir. Para-sermaye, işlevlerini yerine getirmemekle, para olmaktan çıkmaz, ama meta-sermaye, işlevini yapmakta çok fazla gecikirse, bir meta, ya da genellikle kullanım­ değeri olmaktan çıkar. Ayrıca, para-biçimde iken, başlangıçtaki üretken sennaye biçimi yerine başka bir biçime girebilir, ama M ' bi­ çiminde tutulduğu sürece yerinden hiç oynamaz. M '-P '-M yalnız M ' için ve onun biçimi uyannca dolaşım hare­ ketlerini içerir ve bu hareketler onun yeniden-üretiminin evreleri­ dir; ama M ''nün kendisini dönüştürdüğü M'nin gerçekten yeniden­ üretimi, M '-P'-M dolaşımı için gereklidir. Ne var ki, bu, M ' tara­ fından temsil edilen bireysel sermayenin yeniden-üretimi sürecinin dışında bulunan yeniden-üretim süreciyle koşullanmıştır. Biçim I'de P-M< BA hareketi, yalnızca para-sermayenin üretken sermayeye ilk dönüşümünü hazırlar; Biçim Il'de, bu hareket, meta­ sermayenin üretken sermayeye tekrar dönüşümünü hazırlar; yani sanayi sennayesi yatırımı aynı kaldığı sürece, meta-sermayenin, kendilerinden çıktığı aynı üretim öğelerine tekrar dönüşmesi de­ mektir. Dolayısıyla, hem bunda ve hem de Biçim I'de bu hareket, üretim sürecinin hazırlayıcı bir evresi, ona bir dönüş, onun bir yeni­ lenmesi olarak görülür; yani yeniden-üretim sürecinin bir habercisi ve aynı zamanda değerin kendisini genişletme sürecinin bir yinelen­ mesidir. Şurasını bir kez daha belirtmek gerekir ki, P-E basit bir meta değişimi olmayıp, artı-değer üretimine hizmet edecek bir metaın, E'nin satın ahnmasıdır, tıpkı P-ÜA'nın yalnızca, bu amaca ulaş­ mak için maddeten vazgeçilmez bir işlem olması gibi. P-M< 5A hareketinin tamamlanması ile P, üretken sennaye R'ye çevrilmiştir ve devre yeni baştan başlar. Bu nedenle R . . . M '-P-M . . . R hareketinin genişlemiş biçimi şu­ dur:

R

...

{

M +

m

\-! !-\

p +

P

\ - M<�A J

...

R

-m

Para-sennayenin üretken sermayeye dönüşümü, meta üretimi için meta satın alınmasıdır. Tüketimin kendisi ancak üretken tüke­ tim olduğu sürece sermaye devresine dahildir; bunun sonucu, böyle­ ce tüketilen metalar aracılığı ile üretilen artı-değerdir. Ve bu, üre­ timden çok farklı olduğu gibi, üreticinin varlığını amaç edinen meta 72


üretiminden bile farklıdır. Artı-değer üretimine bu derece bağlı bulu­ nan metaın yerine bir başka metaın konması, sırf para aracılığı ile yapılan basit ürün değişiminden tamamen farklı bir konudur. Ama iktisatçılar, bunu, aşırı-üretimin olanaksızlığına kanıt diye almakta­ dır. E ve ÜA'ya dönüştürülmüş bulunan P'nin üretken tüketiminden başka devre, emekçi açısından, E-P anlamına gelen ve M-P'ye eşit olan birinci terim P-E'yi içerir. Emekçi açısından dolaşımda, tüketi­ mini de içine alan E-P-M, yalnızca birinci terim, P-E'nin sonucu olarak sermaye devresinin içine girer. İkinci hareket P-M, bireysel sermayenin dolaşımından çıktığı halde bu dolaşımın içerisine gir­ mez. Ama, emekçi-sınıfının devamlı varlığı, kapitalist sınıf için ge­ rekli olduğu gibi, gene bu nedenle, emekçinin tüketimi P-M ile ola­ naklı hale getirilmiştir. M '-P ' hareketinin sermaye-değerin devresine devam etmesi ve artı-değerin kapitalist tarafından tüketilmesi için öngördüğü tek ko­ şul, M ''nün paraya dönüştürülmüş, satılmış bulunmasıdır. M ', kuş­ kusuz, bu nesnenin bir kullanım-değeri ve dolayısıyla, üretken ya da bireysel herhangi türden bir tüketim için uygun olması nedeniyle sa­ tın alınmıştır. Ama, eğer M ', diyelim ipliği satın almış bulunan tüc­ cann elinde dolaşıma devam ederse, bu, başlangıçta ipliği üreten ve tüccara satan bireysel sermayenin devrinin sürekliliğine hiçbir etki­ de bulunmaz. Bütün süreç devam eder ve onunla birlikte kapitalistin bireysel tüketimi ve bunun zorunlu kıldığı, emekçinin bireysel tüke­ timi de devam eder. Bu, bunalımiann irdelenmesinde önemli bir nok­ tadır. Çünkü, M ' satılır satılmaz, paraya çevrilir çevrilmez, iş süreci­ nin ve böylece yeniden üretkenlik sürecinin gerçek etmenleri haline yeniden çevrilebilir. M ''nün sonal tüketici ya da tekrar satmak üze­ re bir tüccar tarafından satın alınmış olması, durumu etkilemez. Kapitalist üretimin kitle halinde yarattığı metalar miktarı, üreti­ min boyutlanna ve bu üretimi devamlı genişletme gereksinmesine bağlıdır, yoksa önceden belirlenen arz talep alanına, karşılanması zorunlu gereksinmelere değil. Kitlesel üretimin, öteki sanayi kapi­ talistleri dışında, toptancılardan başka doğrudan alıcısı olamaz. Belli sınırlar içerisinde, yeniden-üretim süreci, bu sürecin dışına çı­ kartılan metalar, bireysel ya da üretken tüketime gerçekten girme­ seler bile, bu süreç aynı ya da artmış boyutlarda yeralabilir. Meta­ lann tüketimi, bu metaların doğmuş bulunduklan sermaye devresi­ ne dahil değildir. Örneğin, iplik satılır satılmaz, bu satılan ipliğin daha sonra ne olacağı hiç hesaba katılmaksızın, ipliğin temsil ettiği sermaye-değerin devresi yeniden başlayabilir. Ürün satıldığı süre­ ce, kapitalist üretici açısından her şey yolunda demektir. Özdeşleş­ miş olduğu sermaye-değerin devresi kesintiye uğramamıştır. Ve eğer bu süreç genişlerse -bu, üretim araçlannın artan üretken tü­ ketimini içerir- sermayenin bu yeniden-üretiminin yanısıra, emek73


çilerin bireysel tüketimi (yani talep) artabilir, çünkü bu süreci üret­ ken tüketim başlatmış ve devam ettirmiştir. Böylece, artı-değer üretimi ve onunla birlikte kapitalistin bireysel tüketimi artabilir, yeniden-üretim süreci tümüyle gelişme halinde olabilir, ama meta­ lann büyük bir kısmı tüketime yalnızca görünüşte girmişlerdir, oy­ sa gerçekte, bayilerio elinde hala satılmamış halde durmakta, hala pazarda beklemekte olabilirler. Meta akımını meta akımı izleyebi­ lir, ama en sonunda daha önceki akımiann tüketim tarafından yal­ nızca görünüşte emiimiş olduğunun farkına vanlır. Meta­ sermayeler, pazarda yer kapmak için birbirleriyle rekabet ederler, gecikenler, satsa bile, ucuza satarlar. Ödeme zamanı geldiği halde, daha önceki akımlar hala elden çıkanlmamıştır. Bu metalan elle­ rinde bulunduranlar ya iflas ettiklerini ilan etmek, ya da yükümlü­ lüklerini karşılamak için, bunları ne pahasına olursa olsun satmak zorunda kalırlar. Bu satışın fiili talep durumu ile en küçük bir iliş­ kisi yoktur. Bu, yalnızca ödeme talebi ile, metalan paraya dönüş­ türme ivedi zorunluluğu ile ilişkilidir. Ardından bir bunalım patlak verir. Bu, yalnız, tüketici talebindeki, bireysel tüketim talebindeki doğrudan azalmayla değil, sermayenin sermayeyle değişilmesinde­ ki, sermayenin yeniden üretkenlik sürecindeki azalmayla da görü­ lür duruma gelir. Eğer P'nin para-sermaye, sermaye-değer işlevini yerine getirmek üzere dönüştüğü ÜA ve E metalannın üretken sennayeye tekrar dö­ nüşmeleri kaçınılmaz ise, eğer bu metalar farklı koşullarla satın alı­ nacak ya da bedelleri buna göre ödenecekse, ve böylece P-M ardar­ .da bir dizi satınalmalan ve ödemeleri temsil ediyorsa, P'nin bir kısmı P-M hareketini yaptığı halde, diğer bir kısmı para biçiminde kal­ makta devam eder ve bu sürecin kendi koşullannın belirleyebileceği bir zamana dek, eşzamanlı ya da ardarda gelen P-M hareketlerini yerine getirme görevini yapmaz. Bu kısım, harekete geçmek, zamanı gelince işlevini yerine getirmek üzere, yalnızca geçici bir süre için do­ laşımdan ahkonulur. Demek ki, bu birikme, sırası gelince, dolaşım amacıyla ve dolaşımı tarafından belirlenen bir işlevdir. Satınalma ve ödeme fonu olarak varlığı, hareketindeki duraklama, dolaşımdaki bu kesintili durum, paranın, para-sermaye olarak işlevlerinden birisini yaptığı bir durum oluşturacaktır. Para-sermaye olarak; çünkü bu du­ rumda, geçici bir süre için hareketsiz kalan paranın kendisi, para­ sermaye P'nin ( P '-p = P) bir kısmı; R'ye, devreyi başlatan üretken sermayenin değerine eşit olan meta-sermaye değerinin bu kısmıdır. Öte yandan, dolaşımdan çekilen bütün paralar para-yığma biçimini taşır. Para-yığma biçimindeki para, demek ki, burada, para­ sermayenin bir işlevi halini alıyor, tıpkı P-M hareketinde paranın ödeme ve satınalma aracı olma işlevinin, para-sermayenin bir işlevi haline gelmesi gibi. Bu böyledir, çünkü sermaye-değer, burada, para biçiminde vardır, çünkü para-hali, burada sanayi sermayesinin ken­ disini, kendi aşamalanndan birisinde bulduğu ve devre içerisindeki 74


iç bağıntılann öngördüğü bir durumdur. Aynı zamanda, burada şu­ rası da bir kez daha tanıtlanmış oluyor ki, sanayi sermayesi devresi içerisindeki para-sermaye, paranın işlevlerinden başka bir işlevi ye­ rine getirmiyor ve bu para-işlevleri, salt bu devrenin diğer aşamalan ile olan iç bağıntılan nedeniyle sermaye-işievlerin özelliklerini ka­ zanmış oluyor. P ''nün, p'nin P'ye bağintısı olarak, bir sermaye bağintısı olarak gösterilmesi, doğrudan doğruya para-sermayenin değil, meta­ sermaye M ''nün bir işlevidir ve m ile M'nin bağintısı olarak M' de yalnızca üretim sürecinin, bu süreçte yeralan sermaye-değerin ken­ disini genişletmesinin sonucunu ifade eder. Eğer dolaşım sürecinin sürekliliği engellerle karşılaşır ve pazar koşullan, vb. gibi dış etkenler nedeniyle, P, P-M işlevini geçici ola­ rak kesrnek zorunda kalırsa ve bu nedenle uzun ya da kısa bir süre para-biçimde kalırsa, elimizde gene para-yığına biçiminde para bu­ lunmuş olur, ve bu durum, bir de, basit meta dolaşımında, M-P'den P-M'ye geçiş, dış koşullar tarafından kesintiye uğratılırsa ortaya çı­ kar. Bu istek-dışı bir para-yığına oluşumudur. Bu durumda para, dinlenme haline bırakılmış gizil para-sermaye biçimine sahiptir. Ama biz bu noktayı şimdilik daha fazla irdelemeyeceğiz. Her ne d urumda olursa olsun, para-sermayenin para halinde du­ rup kalması, uygun olsun olmasın, isteyerek ya da istemeyerek ol­ sun, işlevleri uyannca ya da bunun tersine bulunsun, hareketin ke­ sintiye uğramasının bir sonucu olarak ortaya çıkmış oluyor. Il. BİRli<lM VE GENİŞLEMİŞ ÖLÇEKTE YENİDEN-ÜRETİM

Üretken sürecin ulaşacağı genişliğin boyutlan keyfi olmayıp tek­ noloji tarafından belidendiği için, gerçekleşen artı-değer her ne ka­ dar sermayeleştirilmeye aynlmış ise de, birbirini izleyen birkaç dev­ re sonucu çoğu kez ek sermaye olarak etkili bir işlev yapmaya ya da işlev yapmakta olan sermaye-değer devresine girmeye yetecek bü­ yüklüğe ulaşır (ve zaten bu büyüklüğe ulaşana kadar da birikmesi gerekir). Artı-değer böylece bir para-yığına biçiminde katılaşır ve bu biçim içerisinde potansiyel para-sermayeyi oluşturur: potansiyel ol­ masının nedeni, para-biçimde kalmaya devam ettiği sürece sermaye olarak hareket edememesidir.68 Para-yığınanın oluşumu, burada, ka­ pitalist birikim sürecine dahil, ama onunla birlikte olduğu halde te­ melden ondan farklı bir etmen gibi gözükmektedir; çünkü, yeniden­ üretim sürecinin kendisi, gizil para-sermayenin oluşumu ile genişleno " Gizil' terimi, şimdi hemen hemen eneıjinin dönüşümü teorisine yerini bıra· kan fizikteki gizil ısı düşüncesinden aktanlmıştır. Bu yüzden Marx, üçüncü bölüm­ de (daha sonraki bir gözden geçirmedel potansiyel eneıji düşüncesinden aldığı bir başka terimi, "potansiyel" terimini, ya da D'Alembert'in özde hızlarını anıştıran "öz· de sermaye" terimini kullanmaktadır. -F.E.

75


miş olmaz. Tersine, burada gizil para-sermayenin oluşma nedeni, ka­ pitalist üreticinin üretiminin ölçeğini doğrudan doğruya genişleteme­ mesidir. Eğer üretici, artı-ürününü, dolaşıma yeni altın ya da gümüş süren bir altın ya da gümüş üreticisine, ya da aynı şey demek olan, dış ülkelerden, ulusal artı-ürünün bir kısmı karşılığında ek altın ya da gümüş ithal eden bir tüccara satmış olsa, gene bu gizil para­ sermayesi, ulusal altın ve gümüş yığınada bir artış oluşturur. Diğer bütün durumlarda, sözgelişi, satın alıcının elinde dolaşım aracı olan 78 sterlin, ancak kapitalistin elinde para-yığına biçimine bürünür. Demek oluyor ki, bütün bunlar, yalnızca, ulusal altın ya da gümüş yığınadaki farklı bir dağılımdır. Eğer kapitalistimizin alışverişinde para, ödeme aracı olarak hiz­ met ediyorsa (metalann bedelinin satın alan tarafından uzun ya da kısa vadelerle ödenmesi gerekiyorsa) sermayeleşmeye aynlan artı­ ürün, paraya dönüşmeyip, alacaklının alacağına, satın alanın mülki­ yetine geçmiş bulunan ya da geçmesini umduğu bir eşdeğerin tasar­ ruf hakkına dönüşmüş oluyor. Bu artı-ürün, diğer bireysel sanayi sermayelerinin devresine girmekle birlikte, bu devrenin yeniden üretken sürecine faiz getiren tahvillere vb. yatınlan paradan daha fazla girmez. Kapitalist üretimin tüm niteliği, yatınlmış bulunan sermaye­ değerin kendisini genişletmesi ile belirlenir; yani, önce, elden geldi­ ğince fazla artı-değer üretimiyle: sonra (bkz: Buch I, Kap. XXII)* ser­ maye üretimiyle, böylece de artı-değerin sermayeye dönüşmesiyle be­

lirlenir. Durmadan daha fazla artı-değer üretmesinin -dolayısıyla, kişisel amaç olarak kapitalistin zenginleşmesinin- aracı olarak gö­ İülen ve kapitalist üretimin genel eğiliminde bulunan birikim ya da geniş ölçekli üretim, ne var ki, sonralan, birinci ciltte gösterildiği gi­ bi, gelişmesi gereği, her bireysel kapitalist için bir zorunluluk halini alıyor. Sermayesindeki devamlı büyüme, bu sermayenin korunması­ nın koşulu haline geliyor. Ama burada daha önce işlenen bir konuya yeniden d��nmemize gerek yok. Biz, önce, bütün artı-değerin gelir olarak harcandığını varsaya­ rak basit yeniden-üretimi inceledik. Gerçekte, normal koşullar altın­ da artı-değerin bir kısmının daima gelir olarak harcanması, diğer kısmının ise sermayeleştirilmesi gerekir. Belli bir dönemde üretilen şu miktardaki artı-değerin tümüyle tüketilmiş olması, ya da serma­ yeleştirilmesi pek önemli değildir. Ortalama olarak -genel formül ancak ortalama hareketi temsil edebilir- her iki durumda da görü­ lür. Ama formülü karmaşık hale getirmernek için artı-değerin bütü­ nüyle biriktirildiğini kabul etmek daha yerinde olur. R . M '-P'­ M '< 5A . . . R' formülü üretken sermayeyi temsil eder; bu sermaye, ge­ nişletilmiş ölçekte daha büyük bir değerle yeniden-üretilmiş ve art­ mış üretken sermaye olarak ikinci devresine başlamış, ya da aynı .

" Kapital. Birinci Cilt, Yirmidördüncü Bölüm. -Ed.

76

.


şey demek olan, ilk devresini yenilemiştir. Bu ikinci devre başlar başlamaz, biz, R'yi, gene başlangıç noktası olarak görürüz; ancak bu R, ilk R'den daha büyük bir üretken sermayedir. Dolayısıyla, eğer P . . . P' formülünde, ikinci devre P ' ile başlıyorsa, bu P' P olarak, yani yatınlmış bulunan belli büyüklükte bir para-sermaye işlevini yerine getirir. Ve bu, ilk dairesel hareketi başlatan daha büyük bir para­ sermayedir; ama bu değer, yatınlmış para-sermaye işlevini yüklendi­ ği andan başlayarak, artı-değerin sermayeleştirilmesi yoluyla kendi­ sinde meydana gelen genişlemeler artık sözkonusu olmaktan çıkar. Devresine para-sermaye biçiminde başlayan bu köken yokolur. Bu, aynca, yeni bir devrenin çıkış noktası olarak işlev yapmaya başlar başlamaz R' için de geçerlidir. Eğer R . . . R' hareketini, P ... P' ile, ya da ilk devre ile karşılaştı­ nrsak, bunlann hiç de aynı özelliği taşımadıklannı görürüz. P ... P', yalıtık bir devre olarak tek başına ele alındığında, P'nin, para­ sermayenin, (ya da, devresinde para-sermaye olarak bulunan sanayi sermayesinin) yalnızca, para doğuran para, değer doğuran değer ol­ duğunu, bir başka deyişle, artı-değer ürettiğini ifade eder. Ama R devresinde, artı-değer üretme süreci, ilk aşamanın, üretim sürecinin bitiminde zaten tamamlanmış bulunuyor, ikinci aşamadan, M '-P ' hareketinden (dolaşımın ilk aşamasından) geçtikten sonra, sermaye­ değer artı artı-değer, ilk devresinde son uç olarak görülen gerçekleş­ miş para-sermaye, M ' biçiminde zaten vardır. Artı-değerin üretilmiş bulunması, ilk ele alınan P . . . P formülü içinde (bkz: genişletilmiş for­ mül, s. 47)* m-�m ile gösterilmektedir, ki bu, ikinci aşamada, ser­ maye dolaşımının dışına düşmekte ve artı-değerin gelir olarak dola­ şımını temsil etmektedir. Hareketin tamamının P . . . P ile temsil edil­ diği, dolayısıyla da iki uç arasında değer bakımından bir fark bulun­ madığı bu biçimde, yatınlan değerin kendisini genişletmesi, artı­ değer üretimi, P . . . P''nde son aşama ve devrede de ikinci aşama ola­ rak görünen M '-P' hareketinin R ... R dolaşımında ilk aşama olarak hizmet etmesi dışında, bu yüzden P . . . P'nde olduğu gibi temsil olu­ nur. R ... R' hareketinde R ', artı-değerin üretildiğini değil, üretilen ar­ tı-değerin sermayeleştirildiğini, dolayısıyla sermayenin biriktiğini ve bu nedenle, R'nin tersine R''nün, sermaye-değerin hareketi yüzün­ den, ilk sermaye-değer ile birikmiş bulunan sermaye-değeri içerdiği­ ni belirtir. P . . . P''nün basitçe kapanışı olan P' ve bütün bu devrelerde orta­ ya çıktığı haliyle M ', kendi başianna alındığında, hareketi değil ha­ reketin sonucunu ifade ederler: metalar ya da para biçiminde gerçek­ leşen sermaye-değerin kendisini genişletmesini ve böylece P artı p ya da M artı m biçiminde sermaye-değeri, sermaye-değerin kendi ürünü artı-değere bağıntısı olarak ifade ederler. Bunlar bu sonucu kendisi* Bkz:

s.

72. -Ed. 77


ni genişleten sermaye-değerin çeşitli dolaşım biçimleri olarak ifade ederler. Ama, ne M ' ne de P' biçiminde, kendi başına meydana gelen sermaye genişlemesi, para-sermayenin ya da meta-sermayenin bir iş­ levidir. Özel, farklılaşmış biçimler, sanayi sermayesinin özel işlevle­ rine tekabül eden varlık biçimleri olarak, para-sermaye, ancak para­ işlevlerini, meta-sermaye ise ancak meta-işlevlerini yerine getirebi­ lir, aralanndaki fark, yalnızca para ile meta arasındaki fark gibidir. Bunun gibi, üretken sermaye biçimindeki sanayi sermayesi, ancak, ürün yaratan diğer herhangi bir emek-sürecinin içerdiği aynı öğeleri içerebilir: bir yandan emeğin nesnel koşullannı (üretim araçlannı ), öte yandan emek-gücünün üretken biçimde (amaca uygun biçimde) işlev yapmasını içerirler. Tıpkı sanayi sermayesinin üretim alanın­ da, ancak genellikle üretim sürecinin, dolayısıyla kapitalist olmayan üretim sürecinin de gereklerini karşılayan bir bileşim içerisinde va­ rolabileceği gibi, dolaşım alanında da ancak buna tekabül eden iki bi­ çimde bulunabilir, yani meta ve para biçimlerinde. Ama üretim öğe­ lerinin bütünüyle başlangıçta kendilerini üretken sermaye olarak or­ taya koyrnalan, emek-gücünün başkalanna ait ernek-gücü olması ve kapitalistin tıpkı üretim araçlannı bu metalann sahiplerinden satın alması gibi emek-gücünü de gene sahiplerinden satın alması olgu­ sundan ileri gelir; işte gene bunun için, üretim sürecinin kendisi, sa­ nayi sermayesinin üretken bir işlevi, para ve metalar aynı sanayi sermayesinin dolaşım biçimleri ve böylece de bunlann işlevleri, üret­ ken sermayenin işlevlerini ortaya koyan ya da bu işlevlerinden çıkan dolaşımın işlevleri olarak görünürler. Burada, para işlevi ve meta iş­ levi aynı zamanda para-sermaye ve meta-sermayenin işlevleridir, ve bunun da tek nedeni, sanayi sermayesinin, devrenin farklı aşamala­ nnda yerine getirmek zorunda olduğu işievlerin biçimleri olarak bunlann birbirlerine bağlı olrnalandır. Bu yüzden, paraya para, rne­ taya meta niteliğini veren belli özellik ve işlevleri, bunlann sermaye olma niteliğinden çıkannaya çalışmak yanlış olduğu gibi, tersine, üretken sermayenin özelliklerini de üretim araçlan içindeki varoluş biçiminden çıkarmaya çalışmak da yanlıştır. P' ya da M ', P artı p ya da M artı m olarak, yani sermaye-değer ile bu değerin doğurduğu artı-değer arasındaki bağıntı olarak sabit hale gelir gelmez, bu bağıntının her iki biçimde de, yani birinci du­ rumda para-biçimde, ikinci dururnda meta-biçimde ifade edilmesi, dururnda en küçük bir değişiklik yapmaz. Dolayısıyla bu bağıntının kökeni, para olarak parada ya da meta olarak rnetada içkin olarak bulunan herhangi bir özellikte ya da işievde değildir. Her iki dururn­ da da, sermayeye özgü nitelik, yani değer doğuran değer olma niteli­ ği, yalnızca bir sonuç olarak ifade edilmiştir. M ', daima R'nin işlevi­ nin ürünüdür ve P' de daima yalnızca sanayi sermayesinin devrinde değişmiş bulunan M ''nün biçimidir. Bu nedenle, gerçekleşmiş para­ sermaye kendi özel para-sermaye işlevini tekrar yüklenir yüklen­ rnez, P' = P artı p denkleminin içerdiği sermaye bağıntısını ifade et78


rnekten çıkar. P . . . P' hareketi tamamlanıp da P' devreye yeniden başlayınca, P ''nde bulunan artı-değerin tamamı sermayeleşse bile, artı P' değil, P sayılır. Bizim örneğimizde ikinci devre, birinci devre­ deki 422 sterlin yerine, 500 sterlinlik para-sermaye ile başlar. Devre­ yi açan para-sermaye, öncekinden 78 sterlin fazladır. Her devre diğe­ riyle karşılaştınldığında bu fark vardır, ama her belli devre için böy­ le bir karşılaştırma yapılmamıştır. 78 sterlini daha önce artı-değer olarak bulunan para-sermaye biçiminde yatınlan 500 sterlin, şimdi, başka bir kapitalistin devreyi ilk defa başlataeağı 500 sterlinden ayrı bir rol oynamaz. Üretken sermaye devresinde de aynı şey olur. Art­ mış bulunan R', yeni başlayan R gibi hareket eder, tıpkı R'nin R ... R basit dolaşımında yaptığı gibi. P'-M '< fıA aşamasında artan bü�klük, E ' ya da ÜA ' ile değil, yalnızca M' ile belirtilmiştir. M, E ile UA'nın toplamı olduğuna göre, M ', kendisinde bulunan E ile ÜA toplamının başlangıçtaki R'den da­ ha büyük olduğunu yeterince gösterir. Ayrıca, E' ve ÜA' terimleri yanlış olurdu, çünkü biz biliyoruz ki, sermaye büyümesi kendi değer yapısında bir değişiklik getirir ve bu değişiklik ilerledikçe ÜA'nın de­ ğeri artar, ama E'nin değeri, daima nispi ve çoğu zaman da mutlak olarak azalır. III. PARANIN BlRlKlMl

Paraya dönüşmüş artı-değer p'nin süreçteki sermaye-değere der­ hal eklenerek şimdi P' büyüklüğüne ulaşmış bulunan P sermayesi ile birlikte devreye girip girmemesi, p'nin kendi varlığının dışındaki koşullara bağlıdır. Eğer p birincisi ile yanyana yürüyecek olan ikinci bir bağımsız işte para-sermaye olarak iş görecekse, bunun için gerek­ li asgari büyüklükte olmadıkça, bu amaç için kullanılamayacağı açıktır. Yok eğer, ilk girişimin genişletilmesi amacıyla kullanılması düşünülüyorsa, R'nin maddi etmenleri arasındaki bağıntı ile bunla­ rın değer bağıntıları, aynı şekilde, p'nin asgari bir büyüklükte olma­ sını gerektirir. Bu işte kullanılan bütün üretim araçlannın arasında yalnız nitel değil, bir de belli bir nicel bağıntı da vardır ve bunlar ni­ celikçe orantılıdırlar. Bu maddi bağıntılar ile birlikte, üretken ser­ mayeye giren ilgili etmenlerin değer bağıntıları, p'nin ek üretim araçlarına ve emek-gücüne ya da üretken sermayeye bir ek olarak yalnız üretim araçlarına dönüşebilmesi için sahip olması gerekli as­ gari büyüklüğü belirlerler. Demek oluyor ki, bir iplik fabrikası sahi­ bi, işindeki genişlemenin gerektireceği ek pamuk ve ücret giderleri dışında, yeter sayıda tarama ve germe tezgahı satın almaksızın iğle­ rinin sayısını artıramaz. Bunu yapabilmesi için artı-değerin önemli bir miktara (genellikle her yeni iğ için 1 sterlin hesap edilir) ulaşma­ sı gerekir. Eğer p bu asgari büyüklüğe ulaşamamışsa, sermaye dola­ şımının, ardarda üretilen p miktannın P ile ve dolayısıyla P'-M '< fıA ile birlikte işlev yapabileceği büyüklüğe ulaşmasına kadar yinelen79


mesi gerekir. Salt aynntılardaki bir değişiklik, sözgelişi, daha üret­ ken hale getirmek için eğirme makinesinde yapılan bir değişiklik bi­ le, eğirilecek malzeme, daha fazla hükme makinesi vb. gibi ek harca­ malara gereksinme gösterir. Bu arada p birikmiş olur ve bu birikim kendi işlevi olmayıp yinelenen R . R hareketinin sonucudur. Onun kendi işlevi, yinelenen artı-değer yaratma devrelerinden, yani dışar­ dan yeterli bir artış alıp da kendi işlevi için gerekli asgari büyüklüğe sahip olana kadar para durumunda kalmaya devam etmektir; ancak bu asgari büyüklüğe ulaştıktan sonradır ki, para-sermaye olarak bizim ele aldığımız durumda, işlev yapmakta olan para-sermaye P'nin birikmiş kısmı olarak- P'nin işlevi içerisine gerçekten girebi­ lir. Ama bu arada birikıneye devam eder, ve, oluşum süreci, büyüme süreci içerisindeki bir para-yığına biçiminde varlığını sürdürür. De­ mek oluyor ki, paranın birikimi, yığılması, burada, gerçek birikime, sanayi sermayesinin boyutlanndaki genişlemeye geçici bir süre eşlik eden bir süreç olarak görülüyor. Geçicidir, çünkü, para-yığına, para­ yığına koşullan içerisinde kaldığı sürece sermaye işlevini yapmaz, artı-değer yaratma sürecine katılmaz, yalnızca aynı kasaya yığılan ve hiçbir şey yapmadan miktan çoğalan bir para topluluğu olarak kalır. Para-yığına biçimi, yalnızca, dulaşımda olmayan para, dolaşımı kesintiye uğratılan ve bu yüzden de para-biçim içerisinde sabit hale getirilen para biçimi demektir. Para-yığına sürecine gelince, bu, bü­ tün meta üretiminde yaygın bir biçim olup, bu üretimin gelişmemiş, kapitalist-öncesi biçimlerinde kendi başına bir amaç olarak ortaya çı­ kar. Ama şu ele alınan durumda para-yığına, bir para-sermaye biçi­ mi olarak ve para-yığınanın oluşumu, para, burada, gizil para­ sennaye olarak sayıldığı için ve sayıldığı sürece, sermaye birikimine geçici bir zaman için eşlik eden bir süreç olarak görülüyor; çünkü, para-yığınanın oluşumu, para-biçimdeki artı-değerin kendini içeri­ sinde bulduğu para-yığma olma durumu, sermayenin belirlediği ve artı-değerin gerçekten işlev yapan sermayeye dönüşmesi için gerekli devrenin dışında geçen, işlevsel yönden belirlenmiş bir hazırlık aşa­ masıdır. Bu tanımı gereği o, gizil para-sermayedir. Bu nedenle de, sürece girmeden önce ulaşması gerekli büyüklük, her ayn durumda, üretken sermayeilin değer bileşimince belirlenir. Ama para-yığına durumunda kaldığı sürece para-sermaye işlevlerini henüz yerine ge­ tirmez, yalnızca atıl para-sermaye d urumundadır; bundan önceki du­ rumda olduğu gibi, işlevi kesintiye uğratılan para-sermaye değil, he­ nüz bu işlevi yerine getiremeyecek durumda olan para-sermaye ha­ lindedir. Biz, burada fiili bir para-yığınanın ilk gerçek biçimi içerisindeki para birikimini irdeliyoruz. Bu, aynca, M ''nü satmış bulunan kapita­ listin borçlulardan alacağı bakiye para biçiminde de olabilir. Bu gizil para-sermayenin varolabilecegi başka biçimlere gelince, faiz getiren banka mevduatı, ya da her türden esham, tahvil gibi para-doğuran. .

BO


para halindeki biçimler içinde olsalar bile, bunlar, buraya ait değil­ lerdir. Bu gibi durumlarda, para biçiminde gerçekleşen artı-değer, onu doğuran sanayi sermayesinin belirlediği devre dışında özel ser­ maye-işlevlerini yerine getirirler, bu işlevierin başlangıçta bu devre ile hiçbir ilgileri olmamakla birlikte, daha sonra, sanayi sermayesi­ nin işlevlerinden farklı ve burada henüz üzerinde durolmayan ser­ maye-işlevlerini öngörürler. IV. YEDEK FON

Yukanda tartışmasını yaptığımız, artı-değerin varoluş biçimi ola­ rak para-yığına, para birikimi için bir fon, sermaye birikiminin geçici olarak büründüğü bir para-biçim ve bu ölçüde de bu birikimin bir ko­ şuludur. Bununla birlikte, bu birikim fonu, ikincil nitelikte özel hiz­ metleri de yerine getirebilir, yani bu süreç R . . . R' biçimini almaksı­ zın, dolayısıyla kapitalist yeniden-üretimde bir genişleme olmaksı­ zın, devre içindeki sermaye hareketine katılabilir. Eğer M '-P' süreci normal süresinin ötesine uzatıhrsa, bu ne­ denle de meta-sermayenin para-biçime dönüşmesi olağan sürenin ötesinde geciktirilirse, ya da eğer sözgelişi, bu dönüşümün tamam­ lanmasından sonra, para-sermayenin dönüşrnek zorunda olduğu üre­ tim araçlannın fiyatı, devrenin başlangıcındaki düzeyin üzerine yük­ selirse, birikim fonu olarak işgören yığılı-para, para-sermaye ya da onun bir kısmı yerine kullanılabilir. Demek ki, para-birikim fonu, devredeki düzensizlikleri dengelemek için yedek fon olarak hizmet edebilir. Bu durumuyla yedek fon, R .. . R devresinde tartışılan satınalma ya da ödeme aracı fonundan farklıdır. Bu araçlar, işlev yapan para­ sermayenin bir kısmıdır ( dolayısıyla da, genellikle süreçten geçen sermaye-değerin bir kısmının varoluş biçimleridir). Ve bu para­ sermayenin kısımlan işlevlerini farklı zamanlarda ve ardarda yerine getirirler. Sürekli olan üretim sürecinde yedek para-sermaye her za­ man oluşur, çünkü bir gün para gelir ve sonraki bir tarihe kadar öde­ me yapma zorunluluğu yoktur, bir başka gün ise çok miktarda mal satıldığı halde, büyük miktarda mal satın alınma zorunluluğu ancak daha sonraki bir tarihte sözkonusu olacaktır. Bu aralıklarda, dola­ şan sermayenin bir kısmı sürekli olarak para biçimindedir. Yedek fon, buna karşılık, halen işlevlerini yerine getirmekte olan sermaye­ nin, daha doğrusu para-sermayenin kısımlanndan birisi değildir. Bu, daha çok, birikiminin başlangıç aşamasındaki sermayenin, faal sermayeye henüz dönüşmemiş artı-değerin bir kısmıdır. Geri kalam­ na gelince, mali bir darboğazda bulunan kapitalistin elindeki para­ mn hangi özel işlevlerde bulunduğu konusunda kafasım yormayaca­ ğı açıktır. O, yalnızca sermayesini dolaşımda tutmak amacıyla elin­ deki para neyse onu kullanır. Sözgelişi, bizim örneğimizde, P 422 sterline, P' 500 sterlinc eşittir. Eğer 422 sterlinlik sermayenin bir Bl


kısmı, satınalma ve ödeme aracı fonu, yedek akçe olarak aynlmış ise, diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla, bütünüyle devreye ginnesi ve üstelik bu amaca yetmesi gerekir. Oysa yedek fon, 78 sterlinlik artı­ değerin bir kısmıdır. 422 sterlinlik sennayenin dairesel hareketine, ancak bu devre değişen koşullar altında yeraldığı ölçüde girebilir; çünkü o, birikim fonunun bir kısmıdır ve yeniden-üretimin ölçeğinde herhangi bir genişleme olmaksızın ortaya çıkar. Para-birikim fonu, gizil para-sennayenin varlığını, yani paranın para-sennayeye dönüşmesini ifade eder. Aşağıdaki formül, üretken sennaye devresinin genel fonnülüdür. Fonnül, basit yeniden-üretim ile gitgide artan ölçekteki yeniden­ üretimi bileştirir: ı

R ... M '-P'.

2

P-M< �A

•••

R(R')

Eğer R, R'ye eşit ise, 2 numaradaki P, P ' eksi p'ye eşittir; eğer R, R''ne eşit ise 2'deki P, P ' eksi p'<ien büyüktür; yani p bütünüyle ya da kısmen para-sennayeye dönüşmüştür. Üretken sennaye devresi, klasik ekonomi politiğin sanayi senna­ yesinin dairesel hareketini incelediği biçimdir.


ÜÇÜNCÜ B ÖLÜM

META-SERMAYE DEVRESİ

META-SERMAYE devresinin genel formülü şudur: M '-P'-M . . . R . . . M '. M' yalnız ürün olarak değil, aynı zamanda, daha önceki iki dev­ renin öncülü olarak da ortaya çıkar, çünkü üretim araçlannın hiç değilse bir kısmı devrelerini belirleyen öteki bireysel sermayelerin bizzat meta-ürünü olmalan ölçüsünde bir sermaye için P-M ne ise, bir diğeri için M '-P' odur. Bizim örneğimizde, sözgelişi kömür, ma­ kineler, vb. , kömür ocağı sahibinin, kapitalist makine imalatçısının, vb. , meta-sermayesini temsil eder. Aynca biz, birinci bölüm, IV'te, yalnız R . . . R devresinin değil, M' . . . M ' devresinin de, bu ikinci pa­ ra-sermaye devresi tamamlanmadan önce, daha P . . . P' devresinin ilk yinelenmesinde varsayıldığını göstermiştik. Yeniden-üretim eğer genişlemiş ölçekte yapılıyorsa, son M ', baş­ langıcındaki M ''nden büyüktür ve bunun için de burada M " olarak gösterilmesi gerekir. Üçüncü biçim ile ilk iki biçim arasındaki fark şudur: Birincisi, bu durumda toplam dolaşım, iki karşıt evresiyle birlik­ te devreyi açtığı halde, Biçim I'de dolaşım, üretim süreci tarafından kesintiye uğratılır ve Biçim II'de dolaşımın tamamı iki karşılıklı ta-

83


mamlayıcı evresiyle birlikte, salt yeniden-üretim sürecini etkileyen bir araç olarak görülür ve bu nedenle R . . . R arasında bir ara hare­ ket oluşturur. P . . . P' halinde dolaşım biçimi P-M . . . M '-P ' = P­ M-P'dir. R . . . R durumunda ise, ters çevrilmiş M '-P ' biçimine sa­ hiptir. P-M = M-P-M. M '-M ' durumunda da gene bu son biçime sahiptir. Ikincisi, I. ve II. devreler yinelendiği zaman, p· ve R ' bitim nok­ taları yenilenen devreterin çıkış noktalarını oluştursalar bile, p· ile R''nün içinde oluştuklan biçim yokolur. P '=P artı p ve R '=R artı r, yeni sürece P ve R olarak başlarlar. Ama Biçim III'te, devre aynı öl­ çekte yenilense bile, çıkış noktası M'nin, aşağıdaki nedenle, M ' ola­ rak gösterilmesi gerekir. Biçim l'de P', bu durumuyla yeni bir devre­ yi açar açmaz, para-sermaye P, artı-değer üretmek üzere para­ biçimde yatınlan sermaye-değer olarak işlev görür. lik devre sıra­ sında gerçekleşen birikirole çoğal mış bulunan yatınlmış para­ sermayenin büyüklüğü artmıştır. Ne var ki , yatırılan para­ sermayenin büyüklüğü, ister 422 sterlin, ister 500 sterlin olsun, bu, onun basit sermaye-değer olarak ortaya çıkışı olgusunu değiştirmez. P', artık bir sermaye ilişkisi gibi, kendisini genişleten sermaye ya da artı-değere gebe sermaye olarak bulunmaz. Gerçekte o, kendisini an­ cak süreç sırasında genişletecektir. Aynı şey R . . . R' için de doğru­ dur; R ' durmadan, artı-değer üretecek sermaye-değer olarak iş gör­ mek ve devreyi yenilernek zorundadır. Meta-sermaye devresi, tersine, salt sermaye-değer ile değil, me­ ta-biçiminde çoğalmış sermaye-değer ile başlar. Böylece, daha baş­ langıçta, yalnız metalar biçiminde varolan sermaye-değer devresini değil, artı-değeri de içerir. Dolayısıyla, eğer basit yeniden-üretim bu biçim içerisinde yeralırsa, bitim noktasındaki M ', büyüklük olarak çıkış noktasındaki M ''ne eşittir. Yok eğer, artı-değerin bir kısmı ser­ maye devresine girerse, devrenin sonunda M ' yerine M " , genişlemiş bir M' görülür, ama bunu izleyen devre bir kez daha M' ile başlar. Bu, yalnızca daha önceki devredekinden daha büyük bir M ''dür ve daha fazla birikmiş sermaye-değeri içerir. Böylece yeni devresine, nispeten daha büyük yeni yaratıl mış artı-değer ile başlar. Her du­ rumda, M', devreyi her zaman sermaye-değer ile artı-değerin topla­ mına eşit bir meta-sermaye olarak başlatır. M ', bireysel sanayi sermayesinin devresindeki M gibi, bu serma­ yenin bir biçimi olarak değil, başka bir sanayi sermayesinin bir biçi­ mi olarak görülür; bu, üretim araçlannın bu ikinci sermayenin ürü­ nü olması ölçüsünde böyledir. Birinci sermayenin P-M (yani P­ ÜA) hareketi, bu ikinci sermaye için M '-R''dür. P-M< fiA dairesel hareketinde, E ve ÜA satıcılarının ellerindeki metalar olarak özdeş bağıntılar taşırlar; bir yanda emek-güçlerini satan işçiler, öte yanda, üretim araçlarını satan bu araçların sahip­ leri. Parası, burada para-sermaye olarak iş gören satın alıcı için, E ve ÜA, bunları satın alana kadar, salt meta olma işlevini görürler; 84


yani bunlar, onun, para biçimindeki sermayesi karşısında bulunduk­ ları sürece başkalanna ait metalardır. ÜA ile E, burada, yalnızca şu bakımdan ayrılırlar ki, ÜA satıcısının elinde, eğer sennayesinin me­ ta-biçimi ise, M ', yani sermaye olabilir, oysa E, emekçi için her za­ man metadan başka bir şey değildir ve ancak alıcısının elinde, R'nin kısımlanndan birisi olarak, sermaye haline gelir. Bu nedenle, M ', bir devreyi hiçbir zaman salt M olarak, serma­ ye-değerin salt meta-biçimi olarak açamaz. Meta-sermaye olarak da­ ima iki yönlüdür. Kullanım-değeri açısından bu, dolaşım alanından gelen metalar olarak, bu ürünün yaratılmasında yalnızca etmenler olarak işlev yapmış bulunan E ve ÜA öğelerini taşıyan R'nin işlevi­ nin ürünüdür, bu durumda ipliktir. İkincisi, değer açısından, serma­ ye-değer R ile, R'nin işlevi sonucu ortaya çıkan artı-değer a'nın top­ lamıdır. Ancak M ''nün kendisinin belirlediği devre içindedir ki, M eşittir R, ve gene eşittir sermaye-değer, M ''nün içinde artı-değerin bulun­ duğu kısmı, artı-değerin içine yerleştiği artı-üründen ayırabilir ve ayınnak zorundadır. Bu iki şeyin, iplikte olduğu gibi fiilen aynlabi­ lir olması, ya da makinede olduğu gibi ayniamaması önemli değil­ dir. M ', P''ne dönüştürülür dönüştürülmez, bunlar daima ayrılabilir duruma gelirler. Eğer bütün meta-ürün, bizim 10.000 libre iplikte olduğu gibi ba­ ğımsız türdeş kısmi ürünlere aynlabilirse ve, bu nedenle, eğer M '­ P' hareketi bir dizi satışla temsil edilebilirse, meta biçimindeki ser­ maye-değer, M işlevini görebilir ve artı-değer, ve böylece M ' bütü­ nüyle gerçekleşmeden önce, M ''nden aynlabilir. 500 sterlin değerinde 10.000 libre ipliğin, 422 sterline eşit 8.440 libresinin değeri, sermaye-değer eksi artı-değere eşittir. Eğer kapita­ list önce 8.440 libre ipliği 422 sterline satarsa, bu 8.440 libre iplik, M'yi, meta-biçimde sermaye-değeri temsil eder. M ''nün yanısıra bu­ lunan ve 78 sterlinlik artı-değere eşit olan 1.560 libre iplik, yani ar­ tı-ürün, bir süre dolaşıma girmez. Kapitalist, artı-ürünün M-p--m dolaşımı bitmeden önce, M-P-M< tA hareketini tamamlayabilir. Yok eğer, önce 372 sterlin değerinde 7.440 libre ipliği, sonra da 50 sterlin değerinde 1 . 000 libre ipliği satarsa, M'nin ilk kısmı ile üretim araçlarını (değişmeyen-sermaye d), ikinci kısmı ile emek­ gücünü, değişen-sermayeyi ( v) yerine koyabilir, ve daha sonra da ön­ ceki gibi yoluna devam eder. Ama eğer böyle birbirini izleyen satışlar gerçekleşir ve devrenin koşulları elverirse, kapitalist M ''nü, d + v + a biçiminde bölmek yeri­ ne, M ''nün kesirli paı·çalarında olduğu gibi bir bölünme de yapabilir. Örneğin, M ''nün ( 500 sterlin değerinde 10.000 libre ipliğin) bir kısmı olarak değişmt-yen-scrmayeyi temsil eden 372 sterline eşit 7.440 libre iplik, yalnızca bu değişmeyen-sermayenin, yani bu mik­ tar ipliğin üretiminde tüketilen üretim araçlarının değerinin yerini alan 276,768 sterlin değerinde 5.535,360 libre ipliğe; yalnızca deği85


şen-sermayenin yerini alan 37,200 sterlin değerinde 744 libre ipliğe; ve artı-ürün olduğu için artı-değerin taşıyıcısı olan 58,032 sterlin de­ ğerinde 1. 160,640 libre ipliğe aynlabilir. Dolayısıyla kapitalist, 7.440 libre ipliği satmakla, 6.279,360 libre ipliğin 3 13,968 sterlin fi­ yatına satışıyla bu 7.440 libre ipliğin içerdiği sermaye-değeri yerine koyar ve, 1 . 160,640 libre iplik ya da 58,032 sterlin tutanndaki artı­ ürünün değerini, geliri olarak harcayabilir. Aynı şekilde, değişen sermaye-değere eşit 50 sterlin değerinde diğer bir 1 .000 libre ipliği aynı yolla ayırabilir ve şu şekilde satabi­ lir: 1.000 libre ipliğin içerdiği değişmeyen sermaye-değere eşit 37,200 sterlin değerinde 744 libre iplik; yukanda sözü edilen deği­ şen sermaye-değere eşit 5,000 sterlin değerinde 100 libre iplik; yani, 1 .000 libre ipliğin içerdiği sermaye-değerin yerini alacak 42,200 . sterlin değerinde 844 libre iplik satalıilir ve ensonu, bu miktar ipli­ ğin içerdiği artı-ürünü temsil eden 7,800 sterlin değerinde 156 libre iplik de bu haliyle tüketilebilir. Son olarak, geriye kalan 78 sterlin değerinde 1 .560 libre ipliği satmayı başarabilmesi koşuluyla, öyle bir biçimde ayırabilir ki, 58,032 sterlin değerinde 1 . 160,640 libre ipliğin satışı, 1 .560 libre ip­ liğin içerdiği üretim araçlannın değerini, 7,800 sterlin değerinde 156 libre iplik değişen sermaye-değerin ve bunlann toplamı olan 65,832 sterline eşit 1.3 16,640 libre iplik toplam sermaye-değeri yeri­ ne koyar; ensonu, 12, 168 sterline eşit 243,360 libre artı-ürün ise, ge­ lir olarak harcanılmak üzere geriye kalmış olur. lpliğin içerdiği bütün öğeler d v, ve a- birbirini tamamlayan .aynı kısırnlara aynlabildiği gibi, 1 şilin ya da 12 peni değerinde be­ her libre iplik de gene bu öğelere aynlabilir. -

,

d = 0,744

libre iplik

V=

0,100

libre iplik

1 ,200 peni

a = 0,156

libre iplik

1,872 peni

libre iplik

12 peni

d+v+a = 1

8,928 peni

Biz eğer yukardaki üç ayn satışın sonucunu toplarsak, 10.000 libre ipliğin tamamının bir defada satışı ile alınan sonucun aynını elde ederiz. Değişmeyen-sermaye: lık satışta . .. . . 5.535,360 libre iplik İkinci satışta . . .. . 744,000 libre iplik Üçüncü satışta . . . .. 1 . 1 60,640 libre iplik .......

Toplam

..

..

......

..

.

.

..

.

.

..

. . . . . . . . .. . 7.440 ..

..

...

..

.

.

libre iplik

86

276,768i 37,200i 58,032i

372

E


Degişen-sermaye: lik satışta ... . ...... ........ . 744,000 libre iplik İkinci satışta . . . . .. . . . . .... 100,000 libre iplik Üçüncü satışta ....... . ... . 156,000 libre iplik .

.

.

Toplam ................. . . .....

1.000

=

37,200!:

=

5,000!:

=

7,800!:

Jibre iplik

=

50

lik satışta .. . ............. 1. 160,640 li bre iplik

=

58,032!:

E

Artı-değer:

İkinci satışta .... . .... . ... 156,000 libre iplik .

.

.

=

7,800!:

Üçüncü satışta ... . ........ 243,360 libre iplik

=

12, 168!:

Toplam . . .. .. .. ... .... . . . . ..

=

78

1.560

libre iplik

Genel toplam:

Değişmeyen-sermaye ............ 7.440 libre iplik Değişen-sermaye ... . .... . .. . ...... 1 .000 libre iplik

=

372!:

=

50!:

Artı-değer .......... . . ... . ... . ...... . . . 1.560 libre iplik

=

78i:

Toplam ................................ 10.000 libre iplik

=

500 �

M '-P' kendi başına burada yalnızca ıo.OOO libre ipligin satışını ifade etmektedir. Bu ıO.OOO libre iplik, diğer bütün iplikler gibi bir metadır. Satın alanı ilgilendiren şey, ı librenin ı şilin ya da ıo.OOO librenin 500 sterlin olan fiyatıdır. Eğer pazarlık sırasında, ipligin değer-bileşimine kadar iniyorsa, bunu, salt ipliğin libresinin ı şilin­ den de ucuza satılabilecegini ve satıcının bu pazarlıktan gene de karlı çıkacağını tanıtlamak gibi sinsice bir amaçla yapar. Ama satın aldığı miktar alıcının gereksinmelerine bağlıdır. Sözgelişi, eğer o bir dokuma fabrikasının sahibi ise, bu miktar, ipliği satın aldığı iplikçi­ nin sermaye bileşimine degil, işletmesinde işlev yapan kendi serma­ yesinin bileşmesine bağlıdır. M ''nün bir yandan, kendi üretiminde tüketilen sermayenin (ya da bu sermayenin çeşitli tamamlayıcı öğe­ lerinin) yerine konması için gerekli kısma, öte yandan ise artı­ değerin harcanmasına ya da sermaye birikimi için kullanılmasına hizmet eden artı-ürüne bölünmesi oranı, ancak, ıo.OOO librelik iplik meta-biçime sahip sermayenin devresinde vardır. Bu oranlann, sa­ tışla hiçbir ilişkisi yoktur. Ömegimizde, aynca, M ''nün değeri üze­ rinden satıldığı varsayılınıştı ve böylece tek sorun, onun meta­ biçimden para-biçime dönüşmesiydi. Uretken sermayenin yerine ko­ nulacağı bu bireysel sermayenin devresindeki işlevsel biçim, satışta, fiyat ile değer arasında, eğer varsa, ne ölçüde tutarsızlık bulunduğu M ' bakımından hiç kuşkusuz kesin bir önem taşır. Ama bu, bizi, bu­ rada, salt biçim farklılıklannın incelenmesinde ilgilendirmiyor. Biçim l'de, ya da P . . . P''nde, üretim süreci, sermaye dolaşımının birbirini tamamlayan ve karşılıklı olarak karşıt iki evresi arasında­ ki yan yolda araya giriyor. Tamamlayıcı M '-P' evresi başlamadan önce, o, geçmişe kanşıyor. Sermaye olarak yatınlan para, önce üre87


tim öğelerine dönüşüyor ve bunlardan meta-ürüne, bu meta-ürün de tekrar paraya. Bu, para biçiminde sonuçlanan tam ve bütün bir iş devri, herkesin her şey için kullanabileceği bir şeydir. Yeni bir baş­ langıç bu yüzden yalnızca bir olasılıktır. P .. R . . . P', ya işten çekilen bireysel bir sermayenin işlevini tamamlayan son devresidir, ya da işlevine başlamakta olan yeni bir sermayenin ilk devresidir. Genel hareket, burada, P . . . P', paradan daha fazla paraya giden bir hare­ kettir. Biçim II'de, R . M '-P '-M . . . R(R '), bütün dolaşım süreci ilk R'yi izler ve ikinci R'den önce olur; ama Biçim I'e karşıt bir düzen içerisinde cereyan eder. İlk R, üretken sermayedir ve işlevi, daha sonraki dolaşım sürecinin önkoşulu olan üretken süreçtir. Buna kar­ şılık dolaşımı sona erdiren R ise, üretken süreç değildir; o, yalnızca sanayi sermayesinin üretken sermaye biçimindeki yenilenmiş varlık biçimidir. Ve bu, sermaye-değerin, dolaşımın son evresi sırasında E artı ÜA'ya, yani biraraya gelerek üretken sermayenin varlık biçimi­ ni oluşturan öznel ve nesnel etmeniere dönüşmesinin bir sonucu gi­ bidir, R ya da R' biçiminde olsun, sermaye, en sonunda bir kez daha üretken sermaye olarak yeni baştan iş görmek, üretken süreci tek­ rar başlatmak zorunda olduğu bir biçim içerisinde bulunur. R ... R hareketinin genel biçimi, yeniden-üretim biçimidir ve P .. P''nün tersine, değerin kendisini genişletmesini sürecin amacı olarak gös­ termez. Bu nedenle bu biçim, klasik ekonomi politiğin, üretim süre­ cinin kesin kapitalist biçimini görmezlikten gelmesini ve üretimi, bu sürecin amacı gibi göstermesini çok kolaylaştınr; yani buna göre, el­ den geldiğince fazla meta, elden geldiğince ucuza üretilmeli ve ürün çok değişik türde diğer ürünlerle kısmen üretimin yenilenmesi (P­ M), kısmen de tüketim (p-m) için değişilmelidir. Böyle olunca, para ile para-sermayenin özelliklerini görmezlikten gelme olanağı vardır, çünkü P ile p burada salt geçici dolaşım aracı gibi görünmektedir. Tüm süreç basit ve doğal görünmektedir; yani yüzeysel akılcılığın doğallığına sahiptir. Aynı şekilde, meta-sermayedeki kar bazan unu­ tulmakta ve bu tür sermaye, üretim süreci bütünüyle ele alınıp tar­ tışıldığı zaman yalnızca bir meta olarak sayılmaktadır. Ne var ki, değeri oluşturan kısımlar sözkonusu olur olmaz, meta-sermaye, me­ ta-sermaye olarak ortaya çıkmaktadır. Birikim de, hiç kuşkusuz ay­ nen üretim gibi sunulmaktadır. Biçim III'te, M '-P'-M ... R . . M ', dolaşım sürecinin iki evresi devreyi açıyor ve bunu, Biçim Il'de, R ... R'de olduğu gibi aynı düzen içerisinde yapıyor; ardından, Biçim !'deki gibi, üretken süreç işlevi ile R izliyor; devre, üretim sürecinin sonucu M' ile kapanıyor. Tıpkı II'de devrenin, üretken sermayenin salt yenilenmiş varlığı R ile ka­ panması gibi, burada da devre, meta-sermayenin yenilenmiş varlığı M' ile kapanmaktadır. Tıpkı Biçim II'de sermayenin son R biçimi içerisinde, süreci tekrar üretim süreci olarak başlatmak zorunda ol­ ması gibi, burada da, sanayi sermayesinin meta-sermaye biçiminde .

. .

.

.

88


tekrar ortaya çıkması üzerine devrenin yeniden M '-P' dolaşımı ev­ resi ile açılması gerekir. Devrenin her iki biçimi de, P' ile, yani tek­ rar paraya dönüşmüş ve kendisini genişletmiş sermaye-değer ile ka­ panmadıkları için tamamlanmamıştır. Bunun için her ikisinin de devam etmesi ve yeniden-üretimi içermeleri gerekir. Biçim lll'ün toplam devresi M' . . . M ''dür. Üçüncü biçim ilk ikisinden şu olgu ile ayrılır ki, yalnız bu devre­ de kendisini genişletmiş sermaye-değer -ilk sermaye-değer, hala artı-değer üretmek zorunda olan sermaye-değer değil- kendi kendi­ sini genişletmede çıkış noktası olarak görülür. M ', burada bir ser­ maye-bağıntısı olarak çıkış noktasıdır ve böyle bir bağıntının, ser­ maye-değer devresi ilc birlikte ilk evredeki artı-değeri de içerdiği ve artı-değer her devrede olmasa bile hiç değilse ortalama olarak kıs­ men gelir biçiminde harcanarak m-p-m dolaşımından geçmek ve kısmen de sermaye birikiminde bir öğe işlevini yerine getirmek zo­ runda olduğu için, devrenin tamamı üzerinde belirleyici bir etkisi vardır. M ' ... M ' biçiminde, tüm meta-ürünün tüketimi, bizzat sermaye devresinin izlediği normal yolun bir koşulu olarak kabul edilmişti. Emekçinin bireysel tüketimi ile artı-ürünün biriken kısmının birey­ sel tüketimi, toplam bireysel tüketimi oluşturur. Böylece, bunun ta­ mamının -hem bireysel ve hem de üretken tüketimi- M ' devresine onun bir koşulu olarak girer. Üretken tüketim (aslında bu, emekçi­ nin bireysel tüketimini de içerir, çünkü emek-gücü, belli sınırlar içe­ risinde, emekçinin bireysel tüketiminin devamlı bir ürünüdür) her bireysel sermaye tarafından sürdürülür. Bireysel tüketim, bireysel kapitalistin varlığı için gerekli olan kısmın dışında, burada yalnızca toplumsal bir hareket olarak kabul edilmekle birlikte, hiç de birey­ sel kapitalistin bir hareketi gibi sayılmamıştır. Biçim I ve II'de toplam hareket, yatırılan sermaye-değerin bir hareketi olarak ortaya çıkar. Biçim III'te, toplam meta-ürün biçi­ mindeki kendini genişletmiş sermaye, çıkış noktasını oluşturur ve hareket eden sermaye, meta-sermaye biçimine sahiptir. Bunun pa­ raya dönüşmesi tamamlanmadan önce, bu hareket, sermayenin ve gelirin hareketleri biçiminde kollara ayrılamaz. Hem toplam top­ lumsal ürünün ve hem de her bireysel meta-sermaye ürünün, bir yandan bireysel tüketim fonuna, öte yandan yeniden-üretim fonuna özel dağılımı, sermaye devresinin bu biçimi içerisinde bulunur. P ... P' hareketinde, yenilenen devreye giren p'nin hacmine bağlı olarak, devredeki olası genişleme içerilmiştir. R . . . R hareketinde yeni devre, aynı ya da belki de daha küçük bir değer olan R ile başlayabilir ve böyle olduğu halde genişlemiş öl­ çekte bir yeniden-üretimi temsil edebilir; sözgelişi, emeğin üretken­ liğindeki artış nedeniyle bazı meta öğelerinin ucuziadığı zaman ol­ duğu gibi. Tersi de doğrudur; değer olarak artan üretken bir serma­ ye, bunun tersi bir durumda, maddi olarak daralmış ölçekte yeni89


den-üretimi temsil edebilir; örneğin, üretim ög"elerinin pahalılaştıg-ı zamanlarda olduğu gibi. Aynı şey, M " . . . M " için de geçerlidir. M " . . . M " hareketinde, metalar biçimindeki sermaye üretimin ön­ koşuludur. Bu devre içerisinde, ikinci M'de de, bir önkoşul olarak tekrar ortaya çıkar. Eg"er bu M henüz üretilmemiş ya da yeniden­ üretilmemiş ise devre tıkanmıştır. Bu M, büyük kısmıyla, bir başka sanayi sermayesinin M "'sü olarak yeniden üretilrnek zorundadır. Bu devrede M ", çıkış, geçiş ve hareketin son noktası olarak vardır; şu halde daima oradadır. Yeniden-üretim sürecinin devamlı koşuludur. M " . . . M ", Biçim I ve II'den dig-er bir özelliğiyle de farklıdır. Üç devrede de ortak olan şey, sermayenin dairesel yoluna başladıg-ı bi­ çimde bu yolu bitirmesidir; böylece, devreyi yeniden başlattıg-ı za­ man kendisini başlangıçtaki biçimi içerisinde bulur. P, R ya da M " başlangıç biçimi, daima (Biçim lll'te artı-deg"erle genişlemiş) serma­ ye-değerin yatınlmış olduğu biçimidir, bir başka deyişle, devre yö­ nünden onun özgün biçimidir. Devreyi sona erdiren P", R ya da M " biçimi ise daima, ilk biçim olmayıp, devre içerisinde daha önce bulu­ nan değişmiş işlevsel bir biçimdir. Demek ki, l'de P ", M ''nün değişmiş biçimidir; II'de son R, P'nin değişmiş bir biçimidir (ve bu dönüşüm I ve Il'de, basit bir meta dola­ şım hareketi ile, meta ile paranın konumunda biçimsel bir değişme meydana gelmiştir); lll'te M ", üretken sermaye R'nin değişmiş biçi­ midir. Ama burada, III'te, dönüşüm, her şeyden önce, yalnızca ser­ mayenin işlevsel biçimini değil, aynı zamanda deg-erinin büyüklüğü­ nü de ilgilendirir; sonra, bu dönüşüm dairesel süreçle ilgili konum­ daki salt bir biçimsel değişikliğin sonucu olmayıp, üretim sürecinde­ ki üretken sermayeyi oluşturan metalann kullanım-biçimi ile değerlerinin uğradığı gerçek bir değişimin sonucudur. Devrenin ilk ucundaki P, R ya da M ", bunlara tekabül eden I, II ya da lll'ün öncülleridir. Son uçta tekrar ortaya çıkan biçim, bizzat devrenin geçirdiği bir dizi başkalaşım tarafından öngörülmüştür ve dolayısıyla meydana getirilmiştir. Bireysel bir sanayi sermayesinin devresinde bitim noktası olarak M ", ürünü olduğu aynı sanayi ser­ mayesinin yalnızca dolaşım yapmayan R biçimini öngörür. I'in bitim noktası olarak, ve M " (M"-P") hareketinin tersine çevrilmiş biçimi olarak P ", P'nin alıcının elinde P . . . P' devresinin dışında varolması­ nı ve ancak M "'nün satışı ile devreye girmesini ve kendi son biçimini almasını öngörür. Demek ki, Il'deki son R, E ile ÜA (M)'nin devre­ nin dışında varolmasını ve buraya, P-M aracılığı ile kendi uç birimi olarak katılmasını öngörür. Ama bu son uç dışında, bireysel para­ sermaye devresi, genellikle para-sermayenin varlığını öngörmediği gibi, bireysel üretken sermayenin devresi de üretken sermayenin varlığını öngörmez. I'de P, ilk para-sermaye olabilir; Il'de ise, tarih­ sel sahnede boy gösteren ilk üretken sermaye olabilir. Ama III'te, M iki kez devrenin dışında öngörülmüştür.

90


M'

/ M - f P - M< fiA -P' \ m - \ p -m

...

R

...

M'

lık kez M '-P '-M< 5A deVresinde. Bu M, ÜA'dan ibaret olduğuna göre, satıcının elinde metadııo; kapitalist üretim sürecinin bir ürünü olduğuna göre, kendisi meta-sermayedir, hatta böyle olmasa bile, tüccann elinde meta-sermaye olarak görünür. Ikinci kez, satın alı­ nabilmesi için aynı şekilde meta olarak elde bulunması gereken m­ p-m hareketindeki ikinci m'de. Her ne olursa olsun, ister meta­ sermaye olsunlar, ister olmasınlar. E ile ÜA en az M' kadar meta­ dırlar ve birbirlerine karşı meta bağintısı içerisindedirler. m-p-m hareketindeki ikinci m için de aynı şey geçerlidir. Şu halde, M ' M'ye (E artı ÜA) eşit olması nedeniyle, kendi üretimi için gerekli öğeler olarak metalara sahiptir ve dolaşım içerisinde aynı metalar tarafın­ dan yerine konulmak zorundadır. Aynı şeklide, m-p-m'de ikinci m'nin yerini dolaşımdaki benzer metalann alması gerekir. Kapitalist üretim tarzının egemen biçim olması halinde, satıcı­ nın elindeki bütün metalann, aynca meta-sermaye olması gerekir. Ve bunlar, tüccann elinde de böyle olmaya devam ederler ya da ön­ ceden degillerse bu hale gelirler. Ya da bunlann -ithal edilen nes­ neler gibi- ilk meta-sermayenin yerini alan metalar olması ve böy­ lece bu tür sermayeye yalnızca başka bir varlık biçimi kazandırma­ lan gerekir. R'nin varlık biçimleri olarak üretken sermaye R'yi oluşturan E ve ÜA meta-öğeleri, alındıklan çeşitli meta-pazarlanndaki aynı biçi­ me sahip değillerdir. Bunlar, şimdi biraraya gelmişler ve üretken sermayenin işlevlerini yerine getirebilecek biçimde bileşmişlerdir. M'nin, bizzat devrenin içerisinde yalnız bu Biçim III'te, M'nin öncülü olarak görülmesinin nedeni, meta-biçimindeki sermayenin onun çıkış noktası olmasıdır. Devre M "'nün (artı-değerin katılmasıy­ la artmış olup olmamasına bakılmaksızın, sermaye-değer olarak iş gördüğü sürece) kendi üretim öğeleri olan metalara dönüşmesi ile açılır. Ne var ki, bu dönüşüm tüm dolaşım sürecini, M-P-M (E ar­ tı ÜA'ya eşit) kapsar ve onun sonucudur. M burada her iki uçta bu­ lunur ama, M biçimini P-M aracılığı ile dışardan, meta-pazanndan alan ikinci uç, devrenin son ucu olmayıp, yalnızca dolaşım sürecini kapsayan ilk iki aşamadır. Sonucu, daha sonra kendi işlevi üretim sürecini yerine getirecek olan R'dir. Işte ancak M ''nün devrenin bi­ tim noktasında ve çıkış noktasındaki aynı M ' biçimi içerisinde görül­ mesi, dolaşım sürecinin bir sonucu değil de bu sürecin sonucudur. Buna karşılık, P . . . P' ve R . . . R'den son P' ve R uçlan dolaşım süre­ cinin doğnıdan sonuçlandır. Bu nedenle, burada, ancak sonunda, bir kez P', diğer bir kez R'nin başkalannın ellerinde olmalan öngö91


rülmüştür. Devre, uçlar arasında olduğu sürece, ne bir durumda, P, ne de diğerinde R-P'nin bir diğer kimsenin parası ve R'nin, bir baş­ ka sermayenin üretim süreci olması- bu devrelerin öncüileri olarak görülmezler. M ' ... M ', tersine, başkalarının elinde başka kimselerin metaları olarak M'nin l E artı ÜA'ya eşit ) varlığını öngörür; bu meta­ lar, başlangıçtaki dolaşım süreci tarafından devreye çekilerek üret­ ken sermayeye çevrilmişler ve bunlann işlevlerinin sonucu olarak M · bir kez daha devreyi sona erdiren biçime girer. Ne var ki, bu M ' ... M ', kendi dolaşım alanı içerisinde, M biçi­ minde lE artı ÜA'ya eşit) diğer sanayi sermayesinin varlığını öngör­ mesi -ve ÜA'nın diğer çeşitli sermayeleri , bizim örneğimizde diye­ lim kömürü, yağı, vb. içermesi- nedeniyle, yalnız devrenin genel bi­ çimi, yani tek başına her sanayi sermayesinin l ilk yatırıldığı zaman dışında ) incelenebileceği toplumsal bir biçim olarak ve dolayısıyla salt bütün bireysel sanayi sermayelerinde ortak bir biçim gibi kabul edilmesini bağıra bağıra istemekle kalmaz, aynı zamanda, bireysel sermayeler toplamının, dolayısıyla kapitalist sınıfın toplam serma­ yelerinin hareket biçimi -bu harekette her bireysel sanayi sermaye­ si, diğer hareketlerle içiçe geçmiş ve bunlar tarafından gerekli kılın­ mış kısmi bir hareket olarak görünür- olarak da kabul edilmesini ister. Örneğin, eğer biz, belli bir ülkede üretilen yıllık metalar topla­ mına bakar ve bütün bireysel girişimlerdeki üretken sermayenin ye­ rini alan kısım ile, çeşitli sınıflann bireysel tüketimlerine giren di­ ğer kısmın hareketini incelersek, M ' . . . M ''nü, toplumsal sermaye ile, onun ürettiği artı-değerin ya da artı-ürünün bir hareket biçimi olarak dikkate almış oluruz. Toplumsal sermayenin, bireysel serma­ yelerin (eğer hükümetler, madenlerde, demiryollannda, vb., üretken ücretli-emek kullanıyor ve sanayi kapitalisti işlevini yerine getiri­ yorsa anonim sermaye ya da devlet sermayesi dahil) toplamına eşit olması ve toplumsal sermayenin toplam hareketinin bireysel serma­ yelerin hareketlerinin cebirsel toplamına eşit olması olgusu hiçbir zaman, tek bir bireysel sermayenin hareketi biçimindeki bu hareke­ tin, toplumsal sermayenin toplam hareketinin bir kısmı gibi düşü­ nülmesinden, yani diğer kısımlannın hareketleriyle bağlantısı içeri­ sinde ele alınmasından ayrı bir olayı göstermesi olasılığını ortadan kaldırmaz; bu hareket, aynı zamanda, böyle bir incelemenin sonucu olmak yerine, ayn ve bireysel bir sermayenin devresini incelediği­ miz zaman çözümlendiğini varsaymak zorunda kaldığımız sorunlan da çözümlemiş olur. M ' ... M ' devresi, ilk yatınlan sermaye-değerin, hareketi açan ucun ancak bir kısmını oluşturduğu, hareketin başlangıcından beri kendisini sanayi sermayesinin toplam hareketi, yani ürünün, üret­ ken sermayeyi yerine koyan kısmının hareketi ile artı-ürünü oluştu­ ran ve ortalama olarak kısmen gelir biçiminde harcanan, kısmen de birikim öğesi olarak kullanılan kısmının hareketi olarak kendisini açığa vuran biricik devredir. Bu devrede, artı-değerin gelir olarak 92


harcanması yeraldığı gibi, bireysel tüketim de gene bu ölçüde yeral­ mıştır. Bireysel tüketim, ayrıca, çıkış noktası M, meta, yani bir ya­ rarlılık biçiminde varolduğu için bu devre onu da içerir; ama kapita­ list yöntemlerle üretilen her nesne, kullanım biçimi, ister üretken, ister bireysel tüketime, ister her ikisine de girsin, bir meta­ sermayedir. P ... P', yalnız değer yanını, tüm sürecin amacı olarak yatınlan sermaye-değerin kendisini genişletmesini gösterir; R ... R (R'J aynı, ya da artan ( birikimleJ büyüklükte üretken sermaye ile bir yeniden-üretim süreci olarak, sermayenin üretim sürecini gösterir. Devrenin daha ilk ucunda kendisini bir kapitalist meta üretim biçi­ mi olarak açığa vuran M ' . . . M ', başlangıcından beri, üretken ve bi­ reysel tüketimi içerir; buradaki üretken tüketim ile değerin kendisi­ ni genişletmesi yalnız hareketinin bir kolu olarak ortaya çıkar. En­ sonu, M ', bir daha herhangi bir üretim sürecine giremeyecek bir kul­ lanım-biçiminde de varolabileceği için, M ''nün, ürünün kısımlarıyla ifade edilen çeşitli değer öğeleri, M ' ... M ''nün toplam toplumsal ser­ mayenin hareket biçimi ya da bireysel bir sanayi sermayesinin ba­ ğımt·ıı z hareketi olarak kabul edilmesine bağlı olarak farklı bir yer tutması gerekir. Devredeki bütün bu özellikler bizi, herhangi bir salt bireysel sermayenin yalıtılmış bir devresi olarak onun sınırları­ nın ötesine götürür. M ' ... M ' formülünde, meta-sermaye hareketi, yani kapitalistçe yaratılan toplam ürünün hareketi yalnızca bireysel sermayenin ba­ ğımsız hareketinin öncülü olarak değil, onun bir gereği olarak da or­ taya çıkar. İşte bunun için, bu formül ve formülün özellikleri kavra­ nırsa, M '-P' ve P-M başkalaşımlarının bir yandan sermaye baş­ kalaşımında işlevsel bakımdan belirlenmiş kesimler, öte yandan da genel meta dolaşımındaki halkalar olduğunu belirtmekle yetinmek artık yeterli olmaz. Bundan böyle, bir bireysel sermayenin, diğer bi­ reysel sermayelerle ve toplam ürünün bireysel tüketime ayrılan kıs­ mıyla başkalaşımlarındaki içiçe oluşun da aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel bir sanayi sermayesinin devresini çözümler­ ken işte bu nedenle biz incelemelerimizi başlıca ilk iki biçime dayan­ dırıyoruz. M' ... M ' devresi, sözgelişi, hesapların üründen ürüne yapıldığı tarımda, tek bir bireysel sermayenin biçimi olarak görünür. Formül II'de ekim, Formül lll'te hasat çıkış noktasıdır; ya da, fizyokratların diliyle, Formül II a vances, Formül III reprises ile başlar. Sermaye­ değer hareketi III'te, başlangıçta genel ürün kitlesinin hareketinin yalnızca bir kısmı olarak görünür, oysa I ve Il'de, M ''nün hareketi, yalıtılmış bir sermayenin hareketinde yalnızca bir evreyi oluşturur. Formül III'te, pazardaki metalar, üretim ve yeniden-üretim sü­ recinin sürekli bir önkoşuludur. Dolayısıyla, eğer dikkatler yalnız bu formül üzerinde toplanırsa, üretim sürecinin bütün öğeleri, meta do­ laşımından çıkıyormuş ve yalnızca metalardan oluşuyormuş gibi gö­ rünür. Bu tek yanlı anlayış, üretim sürecinin meta öğelerinden ba93


ğımsız diğer öğelerini görmezlikten gelir. M ' ... M "nde çıkış noktası, toplam ürün (toplam değer) olduğu için, (eğer dış ticaret dikkate alınmazsa) genişletilmiş ölçekte yeni­ den-üretim, üretkenlik sabit kalmak kaydıyla, ancak sermayeleştiri­ lecek artı-ürün kısmı, ek üretken sermayenin maddi öğelerini içerdi­ ği zaman yeralabilir; bu nedenle, eğer bir yıllık ürün, gelecek yılın ürünü için bir temel olacaksa, ya da eğer bu bir yıl içerisinde basit yeniden-üretim süreci ile aynı zamanda yeralabilirse, artı-ürün der­ hal ek sermaye işlevlerini yerine getirebilecek biçimde üretilmiş olur. Artan üretkenlik sermayenin tözünü artırabilir ama değerini artıramaz; ama böylece, bu değerin kendisini genişletmesi için ek malzemeyi yaratmış olur. M ' . . . M', Quesnay'nin Tablea u economiq ue inin temelidir, ve P . . . P''ne karşılık (merkantil sistemden artakalan bu yalıtılmış ve ka­ tı biçim yerine) R . . . R'yi değil de, bu biçimi seçmesi, kendi payına büyük ve doğru bir seçimi gösterir. '


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

DEVRENIN ÜÇ FORMÜLÜ

"TOPLAM dolaşım süreci" için Td kullanılarak, şu üç formül aşa­ ğıdaki biçimde konulabilir:

I. P-M . . . R . . . M '-P' Il. R ... Td . . . R

III. Td . . . R(M').

Her üç biçimi de birleştirirsek, sürecin bütün önkoşullan, kendi sonucu, kendisi tarafından ortaya konulan bir önkoşul olarak ortaya çıkar. Her öğe, bir çıkış, bir geçiş ve dönüş noktası olarak görülür. Toplam süreç, kendisini, üretim ve dolaşım süreçlerinin bir birliği biçiminde ortaya koyar. Üretim süreci, dolaşım sürecinin, dolaşım süreci üretim sürecinin aracısı olur. Her üç devrede ortak olan şey, değerin kendisini genişletmesinin belirleyici amaç, itici güç olmasıdır. Formül l'de, bu, kendi biçimi içerisinde ifade edilmiştir. Formül II, R ile, artı-değer yaratma süre­ cinin kendisi ile başlar. lll'te devre, kendisini genişletmiş değer ile başlar ve hareket aynı ölçeklerde yinelense bile, kendisini genişlet­ miş yeni değer ile sona erer.

95


M-P, alıcı için P-M, ve P-M, satıcı için M-P olduğuna göre, sermaye dolaşımı yalnızca metalann olağan başkalaşımını gösterir ve dolaşımındaki para kitlesi konusunda bununla ilgili olarak geliş­ tirilen yasalar (Buch I, Kap. III, 2 )* burada geçerlidir. Bununla bir­ likte, eğer biz, sorunun bu biçimsel yanına takılıp kalmaz da, çeşitli bireysel sermayeterin başkalaşımları arasındaki fiili ilişkiyi dikkate alırsak, bir başka deyişle, bireysel sermaye dolaşımlan arasındaki ilişkiyi, toplam toplumsal sermayenin yeniden-üretim sürecinin kıs­ mi hareketleri olarak incelersek, para ve metaların salt biçim deği­ şikliği bu ilişkiyi açıklayamaz. Devamlı dönen bir dairede her nokta aynı zamanda bir çıkış ve bir dönüş noktasıdır. Eğer dönüşü kesintiye uğratırsak, her çıkış noktası bir dönüş noktası olmaz. Böylece, gördük ki, her bireysel devre yalnız diğerlerini öngörmekle Umplicitel kalmaz, aynı zaman­ da, bir biçim içerisindeki devrenin yinelenmesi diğer biçimler içeri­ sindeki devrenin işlemesini de kapsar. Bütün fark, böylece, yalnızca biçimsel bir fark, ya da yalnız gözlemci için varolan salt öznel bir ay­ rım gibi görünür. Bu devrelerden herbirisi, çeşitli bireysel sanayi sermayelerinin yaptıkları özel bir hareket biçimi olarak düşünüldüğü için, bu fark, daima, yalnızca bireysel bir fark olarak vardır. Ama gerçekte, her bi­ reysel sanayi sermayesi, her üç devrede de aynı anda bulunur. Bu üç devre, sermayenin üç biçiminin büründüğü bu yeniden-üretim bi­ çimleri, sürekli yanyana gerçekleşirler. Örneğin, şimdi meta­ sermaye işlevini yerine getiren sermaye-değerin bir kısmı, para­ şermayeye dönüşür, ama aynı zamanda da, diğer bir kısmı üretim sürecinden ayrılır ve yeni bir meta-sermaye olarak dolaşıma girer. M' . . . M ' devre biçimi, böylece sürekli belirlenmiş olur; diğer iki bi­ çim için de aynı şey geçerlidir. Sermayenin her biçim ve aşama içeri­ sinde yeniden-üretimi, tıpkı bu biçimlerin başkalaşımı ve ardarda üç aşamadan geçişi gibi süreklidir. Demek oluyor ki, tüm devre, aslın­ da bu üç biçimin bir birliğidir. Tahlillerimizde biz, sermaye-değerin, bütünüyle, ya para­ sermaye, üretken sermaye, ya da meta-sermaye olarak hareket etti­ ğini varsaymıştık. Örneğin, şu 422 sterlin, önce elimizde tümüyle para-se.rmaye olarak bulunuyordu, sonra bunu bütünüyle üretken sermayeye ve ensonu meta-sermayeye, ( 78 sterlin değerinde artı­ değeri de içeren) 500 sterlin değerinde ipliğe çevirdik. Buradaki çe­ şitli aşamalar, yalnızca bir o kadar kesinti demektir. Bu 422 sterlin para-biçimini koruduğu sürece, yani P-M (E artı ÜAl satınalma iş­ lemi yapılana kadar, tüm sermaye, yalnız para-sermaye olarak vardır ve bu işlevi yerine getirir. Üretken sermayeye dönüşür dönüş­ mez, ne para-sermaye, ne de meta-sermaye işlevlerini yerine getirir. İki dolaşım aşamasından birisinde P ya da M ' olarak işlemeye baş* Kapital, Birinci Cilt, Üçüncü Bölüm, İ kinci Kesim. -Ed. 96


lar başlamaz, tıpkı öte yandan tüm üretim sürecinin kesintiye uğra­ ması gibi, bütün dolaşım süreci de kesintiye uğrar. Dolayısıyla R . . . R devresi, dolaşım süreci tamamlanana kadar, yalnız üretken ser­ mayenin devresel yenilenmesini değil, aynı zamanda, işlevinin, üre­ tim sürecinde kesintiye uğramasını temsil eder. Sürekli olarak, iler­ leyeceği yerde, üretim, sıçramalarla yeralacak ve dolaşım sürecinin iki aşamasının hızlı ya da yavaş geçmesine bağlı olarak ancak ras­ lansal dönemlerde yenilenecektir. Bu durum, sözgelişi, yalnızca özel müşteriler için çalışan ve üretim süreci yeni bir sipariş alana kadar kesintiye uğrayan Çinli bir zanaatçıya uygulanabilir. Bu, aslında, hareket halindeki sermayenin tek tek her kısmı için doğrudur ve sermayenin bütün kısımlan ardarda bu hareketten ge­ çerler. Diyelim, 10.000 libre iplik, bir iplikçinin haftalık ürünüdür. Bu 10.000 libre iplik, bütünüyle, üretim alanından çıkar ve dolaşım alanına girer; içerdiği sermaye-değerin hepsinin para-sermayeye dö­ nüşmesi gerekir ve bu değer, para-sermaye şeklini sürdürdüğü süre­ ce, yeni baştan üretim sürecine giremez. Önce dolaşıma girerek tek­ rar üretken sermaye öğelerine, E artı ÜA'ya dönüşmesi gerekir. Devre belirleyen sermaye süreci, devamlı kesinti demektir; bir aşa­ madan çıkıp bir sonraki aşamaya girmek, bir biçimden sıynlıp bir diğerine bürünmek demektir. Bu aşarnalann herbiri daha sonrakini öngörmekle kalmaz, aynı zamanda onu dıştalar da. Ama süreklilik, kapitalist üretimin, daima mutlak olarak ulaşı­ labilir olmamakla birlikte, teknik temelinin zorunlu kıldığı karakte­ ristik işaretidir. Öyleyse, şimdi, gerçekte ne oluyor onu görelim. Ör­ neğin, 10.000 libre iplik meta-sermaye olarak pazara çıkıyor, paraya (ödeme ya da satınalma aracı, ya da yalnızca hesap parası olmasına bakılmaksızın ), yeni pamuğa, kömüre, vb., dönüşüyor, üretim süre­ cinde ipliğin yerini alıyor ve, böylece, para-biçimden, meta-biçimden tekrar üretken sermayeye çevrilmiş olarak işlev yapmaya başlıyor. Bu 10.000 libre iplik paraya dönüştüğü sırada, onu izleyen 10.000 libre iplik devresinin i kinci aşamasından geçiyor ve paradan tekrar üretken sermaye öğelerine çevrilmiş oluyor. Sermayenin bütün kı­ sımlan ardarda devrelerini çiziyorlar ve aynı anda farklı aşamalar­ da bulunuyorlar. Durmadan kendi yörüngesinde ilerleyen sanayi sermayesi, böylece, aynı anda bütün aşamalannda ve bu aşamalara tekabül eden çeşitli işlevsel biçimlerde bulunuyor. Hareket halinde­ ki bir bütün olarak sanayi sermayesi bu devreden geçmiş bulunduğu sırada, sanayi sermayesinin ilk kez meta-sermayeden paraya çevri­ len kısmı M ' ... M' devresine başlıyor. Bir el para yatırıyor, diğer el bu parayı alıyor. Bir yerde P . . . P' devresinin açılması, diğer bir yer­ de paranın geri dönmesi ile çakışıyor. Aynı şey üretken sermaye için de geçerlidir. Sanayi sermayesinin devamlılığı içerisindeki fiili devresi, bu ne­ denle, yalnız dolaşım ve üretim süreçlerinin bir birliği değil, aynı za­ manda, her üç devresinin de bir birliğidir. Sermayenin bütün farklı 97


kısımlarının, devrenin birbirini izleyen aşamalarında yoluna devam edebilmesi, bir evreden diğerine, bir işlevsel biçiminden ötekine ge­ çebilmesi, bütün bu kısımların tamamı olan sanayi sermayesinin çe­ şitli evre ve işlevlerde aynı anda bulunabilmesi ve böylece, aynı za­ manda, her üç devreyi de çizebilmesi ancak böyle bir birlik ile müm­ kündür. Bu kısımların ardıllığı ( das Nacheinander) burada, birara­ da varolmalan (das Nebeneinander) ile, yani sermayenin bölünmesi ile düzenlenir. Birbirine bağlı bölümler halinde çalışan bir fabrika sisteminde ürün, daima oluşma sürecinin çeşitli aşamalarındadır ve durmadan bir üretim evresinden diğerine geçer. Bireysel sanayi ser­ mayesi, kapitalistin olanaklanna bağlı olarak belli bir büyüklüğe sa­ hip olduğu ve her sanayi kolu için belli bir asgari büyüklükte olması gerektiği için, buradan, bu sermayenin bölünmesinin belirli oranla­ ra göre yeralması gerektiği sonucu çıkar. Eldeki sermayenin büyük­ lüğü, üretim sürecinin boyutlarını belirler ve bu da, gene eğer işlev­ lerini üretim süreci ile paralel şekilde yerine getiriyorlarsa, meta­ sermaye ile para-sermayenin boyutlarını belirler. Bununla birlikte, üretimin devamını sağlayan bu iki sermayenin birarada varlığının tek nedeni, sermayenin, farklı aşamalannda ardarda geçen kısımla­ nnın hareketidir. Birarada varolmanın kendisi, yalnızca bu ardıllı­ ğın sonucudur. Sözgelişi eğer M '-P', sermayenin bir kısmı açısın­ dan durgunlaşırsa, eğer meta satılamazsa, bu kısmın devresi kesin­ tiye uğrar ve buna ait üretim araçlan yerine konulamaz; ardından gelen ve üretim sürecinden M ' biçiminde çıkan kısımlar, işlevlerin­ deki değişikliğin kendilerinden önce gelenler tarafından tıkandığım görürler. Eğer bu bir süre devam ederse, üretim kısıtlamr ve süreç bütünüyle duraklar. Ardarda gelen her durgunluk birarada varoluşa bir düzensizlik getirir ve bir aşamadaki her durgunluk, yalnız ser­ mayenin durgunlaşan kısmının devresinde değil, toplam bireysel sermayenin tüm devresinde de azçok bir durgunluğa yolaçar. Sürecin bir sonra kendisini göstereceği biçim, evrelerin ardarda dizilmesidir; böylece, sermayenin yeni bir evreye geçişi, bir başka­ sından ayrılmasıyla zorunlu hale getirilir. Her ayn devre, bu neden­ le, çıkış ve dönüş noktası olarak sermayenin işlevsel biçimlerinden birisine sahiptir. Öte yandan, toplam süreç, aslında, üç devrenin bir­ liğidir ve bu devreler, sürecin sürekliliği içerisinde kendisini ifade ettiği farklı biçimlerdir. Toplam devre, sermayenin her işlevsel biçi­ mine kendisini onun özgül devresi gibi ortaya koyar ve bu devrelerin herbiri toplam sürecin sürekliliğinin bir koşuludur. Her işlevsel biçi­ me ait devir, diğerlerine bağımlıdır. Bu, toplam üretim sürecinin, özellikle toplumsal sermayenin zorunlu bir önkoşuludur, ve aynı za­ manda bir yeniden-üretim süreci ve böylece onun öğelerinin herbiri­ sinin devresidir. Sermayenin çeşitli kesirli kısımları, çeşitli aşama­ lardan ve işlevsel biçimlerden ardarda geçerler. Bu sayede işlevsel biçim sermayenin farklı bir kısmı her zaman içerisinde ifadesini bul­ duğu halde, ötekilerle birlikte kendi devresinden aynı anda geçer. 98


Sermayenin sürekli degişen, sürekli yeniden üretilen bir kısmı, pa­ raya çevrilen meta-sermaye olarak bulunur; diğer bir kısmı, üretken sermayeye çevrilmiş para-sermaye; bir üçüncüsü, meta-sermayeye dönüşmüş üretken sermaye olarak bulunur. Her üç biçimin sürekli varlığı, toplam sermayenin işte bu üç evreden geçerken çizdiği devre ile ortaya çıkar. Demek oluyor ki, sermaye bir bütün olarak aynı anda ve yerde, yanyana farklı evrelerinde bulunmaktadır. Ama her kısım sürekli ve birbiri ardına bir evreden, bir işlevsel biçimden bir sonrakine geç­ mekte ve böylece bütün işlevleri sırasıyla yerine getirmektedir. Bi­ çimleri bu yüzden akıcıdır ve eşzamanlılıklan ardarda gelişleriyle meydana gelmektedir. Her biçim bir diğerini izler ve bir diğerinden önce gelir, öyle ki sermayenin bir kısmının belli bir biçime dönmesi­ ni, diğer bir kısmının bir başka biçime dönmesi zorunlu kılmıştır. Her kısım sürekli kendi devrini çizer, ama sermayenin bir başka kıs­ mı daima bu biçim içerisinde bulunur ve bu özel devirler yalnızca toplam sürecin eşzamanlı ve ardarda gelen öğelerini oluştururlar. Toplam sürecin -yukanda anlatılan kesintileri yerine- bu sürekli­ liğini sağlayan tek şey üç devrenin birliğidir. Toplam toplumsal ser­ maye daima bu sürekliliğe sahiptir ve bu sermaye süreci daima bu üç devrenin birliğini sergiler. Yeniden-üretimin sürekliliği, zaman zaman, bireysel sermayeler yönünden az çok kesintiye uğrar. Birincisi, değer kitleleri, sık sık çe­ şitli dönemlerde ve eşit olmayan oranlarda çeşitli aşamalara ve iş­ levsel biçimlere dağılır. İkincisi, bu kısımlar, üretilen metaın niteli­ ğine ve dolayısıyla sermayenin yatınldığı belirli üretim alanianna göre farklı biçimde bölünebilir. Uçüncüsü, doğal koşullar nedeniyle (tanm, ringa avcılığı, vb. gibi) ya da sözgelişi mevsimlik işler deni­ len yerlerde olduğu gibi geleneksel usuller nedeniyle, mevsimlere bağlı bulunan üretim kollannda bu süreklilik azçok kınlabilir. Sü­ reç, en düzenli ve tekdüze, fabrikalar ile madenierde devam eder. Ne var ki, çeşitli üretim dallanndaki bu farklılık, dairesel sürecin genel biçimlerinde hiçbir farka yolaçmaz. Kendisini genişleten bir değer olarak sermaye, yalnızca sınıf iliş­ kilerini değil, emeğin ücretli-emek biçimde varolmasına dayanan be­ lirli nitelikte bir toplumu da kapsar. O, bir hareket, çeşitli aşamalar­ dan geçen devre belirleyen bir süreçtir ve bu aşarnalann kendisi de, devre belirleyen sürecin üç farklı biçimini içerir. İşte bu yüzden o, duran bir şey olarak değil, ancak bir hareket olarak anlaşılabilir. Değerin bağımsız varlık kazanmasına salt bir soyutlama gözüyle ba­ kanlar, sanayi sermayesinin hareketinin in actu* bu soyutlama ol­ dugunu unutuyorlar. Değer, burada, hem kendisini sürdürdüğü ve hem de aynı zamanda genişlettiği, çoğalttığı çeşitli biçimlerden, çe­ şitli hareketlerden geçiyor. Biz, burada, her şeyden önce bu hareke*

Fiilen. -ç. 99


tin salt biçimi ile ilgilendiğimiz için, sermaye-değerin devresi sıra­ sında geçirebileceği köklü değişiklikleri dikkate almayacağız. Ama şurası açıktır ki, değerdeki bütün köklü değişikliklere karşın, kapi­ talist üretim, ancak, sermaye-değer, artı-değer yaratacak hale geti­ rildiği sürece vardır ve devam eder; yani sermaye-değer, devresini, bağımsızlık kazanan değer olarak sürdürdüğü ve bu nedenle de de­ ğerdeki köklü değişikliklerin üstesinden gelindiği ve bir ölçüde den­ gelendiği sürece vardır. Sermaye hareketleri, meta ve emek alıcısı, meta satıcısı ve üretken sermaye sahibi işlevlerini yerine getiren ve bu nedenle de devreyi kendi faaliyetleri ile teşvik eden bireysel bir sanayi kapitalistinin faaliyeti gibi görünür. Eğer toplumsal sermaye köklü değer değişikliği geçirirse, bireysel kapitalistin sermayesi, de­ ğerlerdeki bu hareketin koşullarına kendisini uyduramayacağı için buna dayanamayabilir ve başarısızlığa uğrar. Değerdeki bu gibi kök­ lü değişiklikler ne kadar şiddetli ve sık olursa, şimdi bağımsız hale gelen değerin otomatik hareketi, bireysel kapitalistin önlem ve he­ saplarına karşı, doğal bir sürecin o denli önüne geçilmez kuvvetiyle işlemeye başlar, normal üretimin izlediği yol anormal spekülasyon­ lara o denli bağımlı olur ve bireysel sermayelerin varlığını tehdit eden tehlike o denli büyük olur. Değerdeki bu dönemsel köklü deği­ şiklikler, bu nedenle, çürüttüğü kabul edilen şeyi, yani sermaye ola­ rak değerin bağımsız bir varlık kazandığını ve bunu hareketleriyle sürdürüp güçlendirdiğini doğrulamış olur. Süreçteki sermayenin bu birbirini izleyen başkalaşımlan, devre­ de ilk değer ile oluşturulan sermayenin değer büyüklüğündeki bu değişikliğin sürekli bağıntısını içerir. Eğer değerin değer-yaratma gücunün kazandığı bu bağımsızlık ve emek-gücü, P-E (emek­ gücünün satın alınması ) hareketi ile başlarsa ve emek-gücünün sö­ mürülmesi olarak üretim süreci sırasında gerçekleşirse, değerden yana bu bağımsızlık kazanma, paranın, metaların ve üretim öğeleri­ nin süreç içerisinde sermaye-değerin yalnızca birbirini izleyen bi­ çimleri olduğu devrede yeniden ortaya çıkmaz ve değerin daha önce­ ki büyüklüğü, sermayenin şimdiki değişmiş değer büyüklüğü ile karşılaştınlır. Kapitalist üretim tarzının karakteristiği olan değerin elde ettiği bağımsızlığa karşı çıkan ve onu, bazı iktisatçıların hayali olarak de­ ğerlendiren Bailey, "değer" diyor "çağdaş metalar arasında bir ilişki­ dir, çünkü ancak böylece birbirleriyle değişiirneleri mümkün olur".* Bunu, o, farklı çağların meta-değerlerinin kıyaslanmasına karşı söy­ lüyor; bu kıyaslama, her dönem için paranın değeri bir kez saptan­ dıktan sonra, aynı türden metalann üretimi için çeşitli dönemlerde emek için yapılan harcamalann kıyaslanmasından başka bir şey de"' Bkz: Bailcy, Sam ul•l, A Critica/ Dissertation on the Nature, Measures, and Causes of Value; Chiefly in Reterence to the Writings of Mr. Ricardo and His Fol/o­ ıvers By thl' A u thor of Essays on the Fonnıı tion and Publica tion of Opinions, Lon­ don 1825, s. 72. -Ed. 100


ğildir. Bu, ondaki şu genel yanlış anlayıştan ileri geliyor; o, değişim­ değerinin değere eşit, değerin biçiminin, değerin kendisi olduğunu sanıyor; dolayısıyla, meta-değerler, eğer bunlar fiilen değişim­ değerleri işlevini yerine getirmiyorlarsa, aralannda bir kıyaslama yapılamaz ve böylece birbirleriyle değişiirneleri de sözkonusu ola­ maz. Değerin, ancak kendisi ile özdeş kaldığı ve dolaşımının hiç de "çağdaş" olmamakla birlikte birbirini izleyen farklı evrelerinde ken­ disi ile kıyaslandığı sürece, sermaye-değer ya da sermaye işlevlerini yerine getirdiği olgusunu aklının ucuna bile getirmiyor. Devre formülünü an biçimi içerisinde incelemek için, metalann değerleri üzerinden satıldığını kabullenmek yeterli değildir; bunun aynca, diğer şeyler eşit olmak üzere yeraldığını varsaymak gerekir. Örneğin, üretim sürecinde meydana gelen ve herhangi bir kapitalis­ tin üretken sermayesini değerden düşüren her türlü teknik devrim­ ler dikkate alınmaksızın; aynca, üretken sermayenin değer öğelerin­ deki bir değişikliğin, mevcut meta-sermayenin değeri üzerinde yara­ tabileceği bütün tepkileri, eldeki stok üzerinde değerlendinci ya da değerden düşürücü etkileri hesaba katılmaksızın, R . . . R biçimini ele alalım. Diyelim, 10.000 libre iplik, M ', değeri olan 500 sterline satıl­ mış olsun; 422 sterline eşit 8.440 libre, M ''nde bulunan sermaye­ değeri yerine koysun. Ama eğer pamuğun, kömürün, vb. değeri art­ mışsa (biz salt fiyat dalgalanmalannı dikkate almıyoruz), bu 422 sterlin, üretken sermayenin öğelerinin bütünüyle yerine konulması için yetmeyebilir; ek para-sermaye gereklidir, para-sermaye bağlan­ mıştır. Bu fiyatlar düştüğü zaman ise bunun tersi olur. Para­ sermaye serbest kalır. Süreç yalnız değer bağıntılan sabit kaldığı zaman bütünüyle normal bir yol izler; bu kargaşalıklar devrenin yi­ nelendiği sırada birbirini dengelediği sürece sürecin yolu hemen he­ men normaldir. Ama bu kargaşalıklar büyüdükçe, sanayi kapitalis­ tinin, yeniden ayarlama döneminde bağlamak zorunda kalacağı pa­ ra-sermaye miktan da artar; her bireysel üretim sürecinin ölçeği ve onunla birlikte yatınlacak sermayenin asgari büyüklüğü, kapitalist üretim sürecinde arttığı için sanayi kapitalistinin işlevini gitgide da­ ha fazla, tek başına ya da şirket halinde iş gören büyük para­ kapitalistlerinin tekeline dönüştüren diğer koşullara ek olarak, bu­ rada, bir başka durum daha ortaya çıkmış oluyor. Burada şunu da belirtelim ki, eğer üretim öğelerinin değerinde bir değişme olursa, bir yanda P ... P' biçimi ile diğer yanda R ... R ve M ' . . . M ' arasında bir fark ortaya çıkar. Önce, para-sermaye olarak görülen, yeni yatırılmış sermaye for­ mülü P ... P''nde, hammadde, yardımcı malzemeler vb. gibi üretim araçlannın değerindeki bir düşme, belli büyüklükte bir işi başlat­ mak amacı için bu düşüşten öncesine göre daha az bir para-sermaye harcamasına yolaçacaktır, çünkü üretim sürecinin ölçeği ( üretkenlik gücünün gelişmesi aynı kalmak kaydıyla ), belli miktarda emek­ gücünün üstesinden gelebileceği üretim aracı kitlesi ile hacmine 1 01


bağlıdır; ama ne bu üretim araçlannın, ne de emek-gücünün değeri­ ne bağlı değildir (emek-gücünün değeri ancak kendini genişletmenin büyüklüğünü etkiler). Bunun tersini alalım. Eğer üretken sermaye­ nin öğelerini oluşturan metalann üretim öğelerinin değerinde bir yükselme olursa, o zaman, belli büyüklükte bir işin kurulması için daha fazla para-sermayeye gerek olacaktır. Her iki durumda da, yal­ nız yeni yatınm için gerekli para-sermaye miktan etkilenmektedir. Belli bir sanayi kolunda yeni bireysel sanayi sermayesi artışı olağan biçimde ilerlemek koşuluyla, ilk durumda para-sermaye fazlalık ha­ lini alacak, ikincisinde bağlanıp kalacaktır. R ... R ve M' . . . M ' devreleri, ancak, R ile M ''nün hareketleri ay­ nı zamanda birikim, yani ek para, p, para-sermayeye çevrildiği ölçü­ de kendilerini P . . . P' olarak gösterirler. Bunun dışında, üretken ser­ mayenin öğelerinin değerindeki değişme ile P . . . P ''nden farklı bi­ çimde etkilenirler; biz, burada, gene, değerdeki bu gibi değişiklikle­ rin, sermayenin, üretim sürecine katılan parçaları üzerindeki tepkilerini dikkate almıyoruz. Burada doğrudan etkilenen ilk harca­ ma olmayıp, birinci devresinde değil, yeniden-üretim sürecinde bu­ lunan sanayi sermayesidir; yani, M '-M< �A meta-sermayenin, me­ talardan oluşan üretim öğelerine yeniden çevrilmesidir. Değerler (ya da fiyatlar) düştüğü zaman üç durum olabilir: yeniden-üretim süreci aynı boyutlarda devam eder; bu durumda, para-sermayenin o zama­ na kadar varolan bir kısmı serbest kalır ve gerçek bir birikim (geniş­ lemiş boyutlarda üretim ) ya da p'nin (artı-değerin) böyle bir birikimi başlatan ve onunla birlikte yürüyen birikim-fonuna dönüşmesi daha . önce gerçekleşmemesine karşın, para-sermaye birikir. Ya da yeni­ den-üretim süreci, teknik boyutlann elvermesi koşuluyla, olağan du­ ruma göre daha yoğun bir ölçekte yürütülür. Ensonu, ya da daha fazla hammadde vb. stoku yapılır. Meta-sermayenin yerini alacak öğelerin değerinde bir artma ol­ duğu zaman ise bunun tersi olur. Bu durumda yeniden-üretim artık normal boyutlannda yapılmaz (örneğin, işgünü kısalır); ya da eski iş hacmini sürdürmek için ek para-sermayenin kullanılması gerekir (para-sermaye bağlanmış olur); ya da eğer varsa birikime aynlan para fonu, süreci genişletilmek yerine eski boyutlannda yeniden­ üretim sürecini sürdürmek için bütünüyle ya da kısmen kullanılır. Ek para-sermaye, eğer dışardan, para-piyasasından gelmeyip, sana­ yi kapitalistinin kendi olanaklanndan geliyorsa, bu da gene para­ sermayenin bağlanması demektir. Bununla birlikte, R . . . R ve M' ... M ''nde değişiklik yapan koşul­ lar da olabilir. Bizim iplik fabrikası sahibinin, sözgelişi, büyük bir pamuk stoku varsa (üretken sermayesinin büyük kısmı pamuk sto­ ku biçiminde ise), üretken sermayesinin bir kısmı, pamuk fiyatlann­ daki düşme nedeniyle, değerinden kaybeder; ama tersine, bu fiyat­ lar yükselirse, üretken sermayesinin bu kısmı değer kazanır. Öte yandan, eğer meta-sermaye biçiminde, örneğin pamuk ipliği biçimin102


de, büyük miktarları bağlarnışsa, meta-sermayenin bir kısmı ve do­ layısıyla devredeki genel sermayesinin bir kısmı, pamuk fiyatlann­ daki düşüş nedeniyle, değerinden kaybeder ya da, fiyatlardaki yük­ seliş nedeniyle değer kazanır. Son olarak, M '-P-M< �A sürecını alalım. Eğer M '-P, meta-sermayenin gerçekleşmesi, M'nin öğeleri­ nin değerinde bir değişmeden önce olmuşsa, sermaye, yalnızca birin­ ci dururnda belirtildiği biçimde, yani dolaşımın ikinci hareketinde, P-M< �A gerçekleştirilmiştir; yok eğer, M '-P gerçekleşmeden önce böyle bir değişiklik olmuş ise, diğer koşullar aynı kalma kaydıyla, pamuk fıyatında bir düşüş, iplik fıyatında bir düşüşe yolaçar, pa­ muk fiyatında yükseliş ise, tersine, iplik fiyatını yükseltir. Aynı üre­ tim koluna yatınlrnış bulunan çeşitli bireysel sermayeler üzerindeki etki, bunlann içinde bulunduklan koşullara bağlı olarak büyük öl­ çüde farklı olabilir. Para-sermaye, aynca, dolaşım süreci süresindeki, dolayısıyla do­ laşımın hızındaki farklılıklar nedeniyle de serbest bırakılabilir ya da bağlanabilir. Ama bu, sermayenin devrine ilişkin konuya aittir. Bu noktada biz, yalnızca, P . . . P ve diğer iki devre biçimi arasında, üret­ ken sermaye öğelerinin değerlerindeki değişmeler yönünden açık se­ çik hale gelen gerçek farklar ile ilgiliyiz. Gelişmiş ve egemen hale gelmiş bulunan kapitalist üretim biçi­ mi çağında, P-M< 5 dolaşım kesiminde, üretim araçlannı, ÜA'yı, oluşturan metalann 'büyük kısmı, bir başkasına ait meta-sermaye olarak işlev yapar. Bu nedenle satıcı açısından M '-P', meta­ sermayenin para-sermayeye dönüşmesi yeralır. Ne var ki, bu mut­ lak bir kural değildir. Tam tersine. Sanayi sermayesinin para ya da meta olarak işlev yaptığı dolaşım süreci içerisinde, para-sermaye ya da meta-sermaye biçimindeki sanayi sermayesinin devresi, toplurn­ sal üretirnin birbirinden en değişik biçimlerinin -bunlar meta üret­ tikleri sürece- meta dolaşımlan ile kesişir. Bu metaların, köleliğe dayanan bir üretimin, köylü üretiminin (Çinli, Hintli rençberler), topluluklann ( communes) üretiminin (Hollanda, Doğu Hint Adala­ n), devlet girişimlerinin (Rus tarihinde eski çağlarda toprak köleliği­ ne dayanan girişimler gibi) ya da yan-yabanıl avcı kabHelerin vb. üretiminin bir ürünü olmasının önemi yoktur -metalar ve para ola­ rak, sanayi sermayesinin kendisini gösterdiği para ve metalar ile yüzyüze gelirler ve onun devresine kaç kez giriyorsa, meta­ sermayede doğan artı-değerin -bu artı-değer gelir olarak harcan­ mak koşuluyla- devresine de o kadar girer; böylece, bunlar, meta­ sermaye dolaşımının her iki koluna da girmiş olurlar. Bunlann çık­ tıklan üretim sürecinin niteliği önemli değildir. Pazarda metalar olarak işlev yaparlar ve metalar olarak hem sanayi sermayesinin devresine ve hem de buna katılan artı-değerin dolaşırnına girerler. Pazann, sanayi sermayesinin dolaşım sürecini diğerlerinden ayırde­ decek biçimde, dünya-pazan olarak varolrnası, işte bunun için, rne­ talann kökeninin evrensel niteliğidir. Başkalarına ait metalar için 1 03


doğru olan şey, başkalarına ait para için de doğrudur. Tıpkı, meta­ sermayenin paranın karşısına ancak metalar olarak çıkması gibi, bu para da, meta-sermaye karşısında ancak para olarak işlev yapar. Para burada, dünya-parasının işlevlerini yerine getirir. Burada gene de iki noktaya değinrnek gerekir. Birincisi : P-ÜA hareketi tamamlanır tamarnlanmaz, metalar < ÜAJ meta olmaktan çıkarlar ve sanayi sermayesinin işlevsel biçimi üretken sermaye R'nin varlık biçimlerinden biri halini alırlar. Ne var ki, böylece, bunlann kökenieri kaybolur. Bundan böyle, yalnızca sanayi sermayesinin varlık biçimleri olarak bulunurlar ve onun içe­ risinde somutlaşmışlardır. Bununla birlikte bunlann yerine konul­ ması için yeniden üretilmeleri gerektiği, ve bu ölçüde, kapitalist üre­ tim tarzının, kendi gelişme aşamasının dışında kalan üretim tarzla­ rının varlığı koşuluna dayandığı gene geçerlidir. Ne var ki, bütün üretimi alabildiğine meta üretimine dönüştürmek, kapitalist üretim tarzının eği limidir. Bunu gerçekleştirecek ana güç, tam da, bütün üretimin, kapitalist dolaşım sürecine katılmasıdır. Ve gelişmiş meta üretiminin kendisi, kapitalist meta üretimidir. Sanayi sermayesinin işe karışması, her yerde bu dönüşümü teşvik eder, bununla birlikte, bütün doğrudan üreticilerin ücretli-emekçiler haline dönüşmesini de teşvik eder. İkincisi: Sanayi sermayesinin dolaşım sürecine giren metalar (değişen-sermayenin, emekçilere ödeme yapıldıktan sonra, emek­ güçlerini yeniden-üretmek amacıyla dönüştüğü zorunlu tüketim maddeleri dahil ), kökenieri ile kendilerini vareden üretken sürecin toplumsal biçimi ne olursa olsun, meta-sermaye biçimine, meta­ toptancısı ya da tüccar sermayesi biçimine girmiş bul un an sanayi sermayesi ile yüzyüze gelirler. Ve tüccar sermayesi, niteliği gereği, her türlü üretim tarzına ait metalan kapsar. Kapitalist üretim tarzı, yalnız geniş boyutlu üretimi öngörmekle kalmaz, aynı zamanda ve zorunlu olarak, geniş ölçekte satışlan, ya­ ni bireysel tüketicilere değil tüccarlara satışlan öngörür. Eğer bu tü­ keticinin kendisi üretken bir tüketici, dolayısıyla bir sanayi kapita­ listi ise; yani bir üretim kolunun sanayi sermayesi, sanayinin diğer bir koluna bazı üretim araçlannı sağlıyorsa, bir sanayi kapitalisti tarafından diğer birçok sanayi kapitalistine (sipariş, vb. şekillerdel doğrudan satış yapıyor demektir. Bu bakımdan her sanayi kapitalis­ ti doğrudan bir satıcı ve kendi kendisinin tüccan olduğu gibi, bir tüccara satış yaptığı zaman da gene kendisinin tüccandır. Tüccar sermayesinin bir işlevi olarak meta alışverişinde bulun­ mak, kapitalist üretirnin bir öncülüdür ve bu üretimin gelişmesiyle birlikte, o da gitgide gelişir. Bu nedenle, kapitalist dolaşım sürecinin özel yanlannı gösterrnek için biz bazan onun varlığını peşinen kabul ederiz; ama bu sürecin genel tahlilinde, tüccan işe kanştırrnaksızın doğrudan satış yapıldığını varsayanz, çünkü onun işe kanşrnası, ha­ reketin çeşitli yönlerinin aniaşılmasını zorlaştınr. 1 04


Konuyu biraz da safça ortaya koyan Sismondi'ye bakalım : "Ticaret, ilk bakışta hareketini anlatmış bulunduğumuz serma­ yenin bir kısmı gibi görünmeyen oldukça büyük bir sermaye kulla­ nır. Kumaş tüccannın depolannda biriken kumaşiann değeri, önce, yıllık üründen, zenginin, çalıştırmak için ücret olarak yoksula verdi­ ği kısma tamamen yabancıymış gibi görünür. Ne var ki, bu sermaye, sözünü ettiğimiz diğerinin yalnızca yerini almıştır. Servetin gelişme­ sini açıkça anlamak amacıyla, onun yaratılmasıyla başladık ve onu tüketimine kadar izledik. Kumaş fabrikatörünün kullandığı serma­ ye, örneğin bize daima aynı göründü; ve bu, tüketicinin geliri ile de­ ğişildiği zaman yalnız iki kısma ayrıldı, bunlardan birisi kar biçi­ minde fabrikatörün geliri olarak hizmet etti, diğeri ise yeni kumaşı yaptığı zamana ait ücret biçiminde işçilerin geliri olarak hizmet etti. "Ama çok geçmeden, bu sermayenin farklı kısımlannın birbirle­ rinin yerini doldurmalan halinde bunun herkesin çıkanna olacağı görüldü; fabrikatör ile tüketici arasındaki dolaşımın tamamı için eğer 100.000 ecus yeterli ise bunun fabrikatör ile toptancı ve pera­ kendeci tüccar arasında eşit biçimde bölüşülmesi gerekir. Böylece fabrikatör, sermayesinin üçte-biriyle, eskiden sermayesinin tama­ mıyla yaptığı kadar iş yapmış olur, çünkü imalat işi tamamlanır ta­ mamlanmaz, tüketiciden çok, malını alacak bir tüccan hazır bulur. Öte yandan toptaneının sermayesi de perakendeciye göre çok daha önce yerine konmuş olur. ... Ücretler için yatınlan miktarlar ile so­ nal tüketici tarafından ödenen satınalma fiyatı arasındaki fark, bu sermayelerin kan olarak düşünülür. Aralannda görev bölümü yap­ tıkları andan itibaren, bu kar, fabrikatör, tüccar ve perakendeci ara­ sında bölüşülmüştür ve, bir yerine üç kişi ve bir yerine üç kısım ser­ maye gerektirdiği halde yapılan iş aynıdır." ( Nouveaux principes, I, s 139 ve 140.) "Hepsi de [tüccarlar] üretime doğrudan katılmışlardır; amacı tü­ ketim olduğu için, üretilen şey tüketiciye ulaştınlmadan üretime ta­ mamlanmış gözüyle bakılamaz." (lbid. , s. 137.) Devrenin genel biçimlerinin tartışılmasında ve genellikle bütün ikinci ciltte, simgesel para, bazı devletlerde özel kullanımlar için ya­ pılmış salt değer alametleri ve henüz gelişmemiş kredi-para dışında, biz, parayı, madeni-para anlamında aldık. Bu, ilkin, tarihsel bir sı­ radır; kredi-para, kapitalist üretimin ilk dönemi boyunca ya çok kü­ çük rol oynar ya da hiç rol oynamaz. Sonra, böyle bir sıralamanın ge­ rekliliği teorik bakımdan şu olgu ile de tanıUanmıştır ki, kredi­ paranın dolaşımı ile ilgili olarak Tooke ile diğerlerinin o zamana ka­ dar yaptıklan eleştirel nitelikteki bütün yorumlar, onları, tekrar tekrar, dolaşımda yalnız madeni-para bulunsaydı, acaba durum ne olurdu? sorusunu sorma zorunda bırakmıştır. Ama şurasını da unut­ mamak gerekir ki, madeni-para satınalma aracı olarak hizmet ede- . bileceği gibi, ödeme aracı olarak da hizmet edebilir. Kolaylık olsun diye biz bu ikinci ciltte, genellikle onu birinci işlevsel biçimi içerisin.

1 05


de ele alıyoruz. Sanayi sermayesinin, kendi bireysel devresinin yalnızca bir kıs­ mı olan dolaşım süreci, genel meta dolaşımı içerisinde ancak bir dizi hareket olması ölçüsünde, daha önce ortaya konulan genel yasalarla (Buch I, Kap. III)* belirlenir. Paranın dolaşım hızı ne kadar büyük olursa, her bireysel sermaye, kendi meta ya da para başkalaşımlan dizisinden o kadar çabuk geçer ve belli bir para kitlesiyle, diyelim 500 sterlinle, ardarda dolaşıma başlayan sanayi sermayelerinin (ya da meta-sermayeler biçiminde bireysel sermayelerin) sayıları o ka­ dar fazla olur. Para ne denli bir ödeme aracı olarak işlev yaparsa, denkleştirilmesi gereken şey de -örneğin bir miktar meta­ sermayenin yerine onun üretim aracının konması- o denli yalnızca hesap bakiyeleridir, ve ödemelerin yapılması gereken vade, örneğin ücretierin ödenmesinde olduğu gibi, ne denli kısa olursa, belirli bir sermaye-değer kitlesinin dolaşımı için gerekli olan para da o denli az olur. Öte yandan, dolaşımın hızı ve bütün öteki koşullann aynı kaldığı varsayıldığında, para-sermaye olarak dolaşımda bulunması gereken para miktan, metalann fiyatlannın toplamı (fiyatlar ile me­ talar hacminin çarpımı) ile, ya da metalann miktan ve değeri sabit ise, bizzat paranın kendi değeriyle belirlenir. Ne var ki, genel meta dolaşım yasalan, ancak, sermaye dolaşım sürecinin bir dizi basit dolaşım hareketlerinden oluşması halinde ge­ çerlidir; eğer, sermaye dolaşım süreci, bireysel sanayi sermayelerine ait devrenin işlevsel yönden belirlenmiş kesimlerinden oluşuyorsa, bu yasalar uygulanamaz. Bunu açıklığa kavuşturmak için, dolaşım sürecini, aşağıdaki iki biçimde görüldüğü gibi, kesintisiz iç bağıntılan içerisinde incelemek en iyi yoldur:

ll.

R

, f MP _- f P -M< 5A .. . M \\

.

R

(R ' )

..

m-

p -m

lll.

Genellikle bir dizi dolaşım hareketi olan dolaşım süreci (M-P­ M ya da P-M-P biçiminde olsun), yalnızca iki karşıt meta başka­ laşım dizisini temsil eder ve bunlardan herbiri, sırasıyla, meta ile karşı karşıya gelen başkasına ait meta ya da başkasına ait paranın * Kapital, Birinci Cilt Ü çüncü Bölüm. -Ed.

106


ters yönde başkalaşımını ifade eder. Meta sahibi yönünden M-P olan hareket, satın alan yönünden P-M demektir; metaın M-P ile birinci başkalaşımı, P biçiminde görünen metaın ikinci başkalaşımıdır; P-M için bunun tersi geçerli� dir. Bir aşamadaki herhangi bir metaın diğer bir aşamada başka bir metaın başkalaşımı ile içiçe geçmesi üzerine gösterilen şeyler, kapi­ talistin, meta alıcısı ve satıcısı olarak işlev yapmadığı ve sermayesi­ nin bu bakımdan, bir başkasının metalan karşısında para biçimin­ de, bir başkasına ait paralar karşısında ise meta biçiminde işlev yaptığı için, sermaye dolaşımı için de geçerlidir. Ama bu içiçe geçme, sermayelerin başkalaşımlanndaki içiçe geçişle özdeşleştirilmemeli­ dir. Her şeyden önce, P-M (ÜA), gördüğümüz gibi, farklı bireysel sermayelerin başkalaşımlanndaki içiçe oluşu temsil edebilir. Örne­ ğin, iplik fabrikasının sahibinin meta-sermayesi iplik, kısmen kö­ mür tarafından yerine konulmuştur. Para biçiminde bulunan serma­ yesinin bir kısmı, metalar biçimine çevrilmiştir, oysa kömür üretici­ si kapitalistin sermayesi meta biçimindedir ve bu yüzden de para bi­ çimine çevrilmiştir; ayn dolaşım hareketi bu durumda (farklı üretim kollannda) iki sanayi sermayesinin karşıt başkalaşımlannı, dolayı­ sıyla, bu sermayelerin başkalaşım dizilerinde bir içiçe geçmeyi tem­ sil eder. Ama gördüğümüz gibi P'nin dönüştüğü ÜA'nın dar anlamda meta-sermaye olmasına, yani sanayi sermayesinin işlevsel biçimin­ de bulunmasına, kapitalist tarafından üretilmiş olmasına gerek yok­ tur. Bu, daima bir yanda P-M, öte yanda M-P biçimindedir, ama her zaman sermayelerin başkalaşımlannın içiçeliği sözkonusu değil­ dir. Aynca, P-E, emek-gücü satın alınması hiçbir zaman sermaye­ lerio başkalaşımlannın içiçe geçmesi değildir, çünkü, emek­ gücü,emekçinin metaı olduğu halde, kapitaliste satılana kadar ser­ maye halini almaz. Öte yandan, M '-P' sürecinde P ''nün dönüşmüş meta-sermayeyi temsil etmesi gerekmez; bu, meta emek-gücünün (ücretler) ya da bağımsız emekçinin, kölenin, toprak kölesinin, top­ luluğun ürününün para olarak gerçekleşmesi olabilir. Sonra, bireysel bir sermayenin dolaşım süreci içerisinde meyda­ na gelen her başkalaşımın işlevsel bakımdan belirleyici bir rolü yeri­ ne getirmesi için, dünya piyasasındaki bütün üretimin kapitalistçe yürütüldüğünü varsaymak kaydıyla, bu başkalaşımın diğer bir ser­ mayenin devresinde buna tekabül eden karşıt bir başkalaşımı mut­ laka temsil etmesi hiç de gerekmez. Örneğin R .. . R devresinde M ''nü paraya çeviren P', alıcı için, artı-değerinin (meta eğer bir tü­ ketim nesnesi ise) ancak para olarak gerçekleşmesi olabilir; ya da � --M '< fiA dolaşımında (ki, birikmiş sermaye zaten dahildir), P', UA'nıri satıcısı bakımından, sermayesinin dolaşımına ancak yatırdı­ ğı sermayenin yerini almak için girebilir, ya da gelir harcamasına saptınldığı için hiç de yeniden girmeyebilir. Demek oluyor ki, bireysel sermayelerin yalnızca bağımsız olarak 107


işlev yapan kısımlarını oluşturduğu toplam toplumsal sermayeyi oluşturan çeşitli kısımlann dolaşım sürecinde -gerek sermaye ve gerek artı-değer bakımından- karşılıklı olarak birbirlerinin yerini alma biçimi, dolaşım sürecindeki başkalaşımların basit içiçe geçişle­ rinden -sermaye dolaşım hareketlerinin metalann diğer bütün do­ laşımları ile ortak içiçe geçişlerinden- anlaşılamaz. Bu ayn bir araştırma yöntemini gerektirir. Şimdiye değin, daha yakından ince­ lendiğinde, her türlü meta dolaşımında ortak olan başkalaşımların içiçe geçişinden alınan belirsiz fikirlerden başka bir şey içermediği görülen sözlerle yetinilmiştir.

Sanayi sermayesi devrelerindeki hareketin ve dolayısıyla da ka­ pitalist üretimin en belirgin özelliklerinden birisi şu olgudur: bir yandan, üretken sermayeyi oluşturan öğeler meta pazanndan alınır, ve bunlar sürekli olarak oradan yenilenmek, metalar olarak satın alınmak zorundadır; öte yandan da, emek-sürecinin ürünü meta ola­ rak ondan çıkar ve meta olarak yeniden sürekli satılmak zorunda­ dır. Sözgelişi, lskoçya düzlüklerindeki modern bir çiftçi ile, Kıta Av­ rupası'ndaki eski moda küçük bir köylüyü karşılaştınnız. llki bütün ürününü satar ve bu yüzden de, gerekli bütün öğeleri, tohumluğunu bile pazardan yerine kor; ikincisi, ürünün daha büyük bir kısmını doğrudan doğruya kendisi tüketir, elden geldiğince az satar ve satın alır, kullandığı araçları, giysileri, vb., elden geldiğince kendisi ya­ par. Doğal ekonomi, para-ekonomisi ve kredi-ekonomisi, bu nedenle, toplumsal üretimde, hareketin üç karakteristik ekonomi biçimi ola­ rak birbirlerinin karşısına konulmuştur. Önce, bu üç biçim, gelişmenin eşdeğer evrelerini temsil etmez. Kredi-ekonomisi denilen biçim yalnızca para-ekonomisinin bir biçi­ midir, çünkü her iki terim de, üreticilerin kendi aralanndaki deği­ şim işlevlerini ya da biçimlerini ifade eder. Gelişmiş kapitalist üre­ timde, para-ekonomisi, yalnızca kredi-ekonomisinin bir temeli ola­ rak ortaya çıkar. Para-ekonomisi ile kredi-ekonomisi, demek ki, ka­ pitalist üretimin gelişme sürecinde ancak farklı aşamalara tekabül eder, ama bunlar hiçbir zaman, doğal ekonomi karşısında bağımsız değişim biçimleri değildir. Aynı gerekçe ile, doğal ekonominin birbi­ rinden çok farklı biçimlerini bu iki ekonomi biçiminin karşısına eş­ değer olarak çıkarmak da mümkündür. İkincisi, bu iki kategorinin, para-ekonomisi ile kredi­ ekonomisinin ayırdedici özelliği olarak üzerinde durulan nokta, eko­ nomi, yani üretim sürecinin kendisi olmayıp, üretimi yürüten çeşitli kimseler ya da üreticiler arasındaki -bu ekonomiye tekabül eden­ değişim biçimi olduğuna göre, aynı şey ilk kategoriye de uygulanabi­ lir. Şu halde, doğal ekonomi yerine, değişim ekonomisi denilebilir. 108


Peru'daki İnka devleti gibi tamamıyla tecrit edilmiş bir doğal ekono­ mi, bu kategorilerin hiçbirisine sokulamaz. Üçüncüsü, para-ekonomisi, bütün meta üretiminde ortaktır ve ürün, toplumsal üretimin çok çeşitli organizmalarında meta olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla, bu durumda, kapitalist üretimi belirleyen şey ancak, ürünün, bir ticaret nesnesi, bir meta olarak üretilmesinin genişliği, ve böylece, ürünü oluşturan öğelerin tekrar ticaret nesnesi olarak, meta olarak, çıkmış bulunduğu ekonomiye girmesinin ölçüsü olacaktır. Gerçekte de kapitalist üretim, genel üretim biçimi olarak, meta üretimidir. Ne var ki, böyle olmasının ve bu üretim sürecinin geliş­ mesi sırasında gitgide daha fazla bu hale gelmesinin tek nedeni, emeğin burada bizzat meta olarak ortaya çıkması, emekçinin emeği­ ni, yani kendi emek-gücünün işlevini satması ve bizim varsayımımı­ za göre bunu, yeniden-üretim maliyetiyle belirlenen değeri üzerin­ den satmasıdır. Emeğin, ücretli-emek haline gelmesi ölçüsünde, üre­ tici de sanayi kapitalisti halini alır. Bu nedenle, kapitalist üretim (ve dolayısıyla da meta üretimi), doğrudan tanmsal üretim yapan kimse, ücretli-emekçi halini alana kadar, tam boyutlarına ulaşamaz. Kapitalist ile ücretli-emekçi ilişkisinde para bağıntısı, yani alıcı ile satıcı arasındaki ilişki, üretime özgü bir ilişki halini alır. Ama bu ilişkinin temeli, değişimin tarzında değil, üretimin toplumsal niteli­ ğindedir. Değişim tarzı, üretimin toplumsal niteliğinden çıkar. Ne var ki, karanlık işler çeviren herkesin, üretim tarzının niteliğinde buna tekabül eden değişim tarzının temelini değil de bunun tersini görmesi, buıjuva görüş ufku ile tam bir uyuşma halindedir.7

Kapitalist, dolaşıma, para biçiminde, çektiğinden daha az değer­ de para sürer, çünkü dolaşımdan metalar biçiminde çektiği değer­ den daha fazlasını gene metalar biçiminde dolaşıma sürer. Yalnızca kişileşmiş bir sermaye olarak, bir sanayi kapitalisti olarak işlev yap­ tığı için, arz ettiği meta-değer daima meta-değer talebinden büyük­ tür. Arz ve talebi bu bakımdan birbirini karşılamış olsaydı, bu, ser­ mayesinin hiç artı-değer üretmemiş olduğu, üretken sermaye olarak işlev yapmadığı, meta-sermayeye çevrilen üretken sermayenin artı­ değer ile büyümediği anlamına gelirdi; aynca, sermayesi, üretim sü­ reci sırasında, emek-gücünden, meta biçiminde herhangi bir artı­ değer çekmemiş, sermaye olarak hiçbir işlev yapmamış olurdu. Ka­ pitalist, gerçekten "satın aldığından daha pahalı satmak" zorunda­ dır, ama bunu başarmasının tek nedeni, kapitalist üretim sürecinin ona, satın aldığı daha ucuz metaı -daha az değer içerdiği için daha 7 Elyazınası V'in sonu. Bölümü n sonuna kadar bundan sonra gelenler çeşitli ki­ taplardan yapılan alıntılar arasında 1877 ya da 1878 tarihli bir defterde bulunan bir nottur. -F. E.

1 09


ucuz- daha büyük değerde, dolayısıyla, daha pahalı bir metaya çe­ virme olanağını sağlamasıdır. Daha pahalıya satmasının nedeni, metaını değerinin üzerinde satması değil, elindeki metaın, üretimi­ ne giren öğelerin içerdiğinden daha fazla değer içermesidir. Kapitalistin arzı ile talebi arasındaki fark ne kadar büyük ise, yani arz ettiği meta-değerin, talep ettiği meta-değere göre fazlalığı ne kadar büyük olursa, kapitalistin sermayesinin değerini genişlet­ me oranı da o kadar büyük olur. Amacı, arzı ile talebini denkleştir­ rnek değil , bunlar arasındaki eşitsizliği, arzı ile talebi arasındaki fazlahğıru olabildiğince artırmaktır. Tek kapitalist için geçerli olan şey, kapitalist sınıf için de geçerli­ dir. Kapitalistin salt sanayi sermayesinin temsilcisi olması ölçüsün­ de, talebi, yalnızca üretim aracı ve emek-gücüyle sınırlıdır. Değer açısından UA talebi, yatırdığı sermayeden küçüktür; sermayesinden daha küçük değerde üretim aracı satın alır ve bu nedenle bu değer sağladığı meta-sermaye değerinden de daha küçüktür. Emek-gücü talebine gelince, bu, değer açısından, değişen­ sermayesinin toplam sermayesine oranı ile belirlenir, yani, d : S'ye eşittir. Kapitalist üretimde bu talep, bu yüzden, üretim araçlanna olan talebinden nispeten daha az büyür. ÜA satınalmalan düzenli şekilde E satınalmalannın üzerine yükselir. İ şçi, genellikle ücretini tüketim maddelerine ve büyük bir kısmı­ nı zorunlu tüketim maddelerine çevirdiği için, kapitalistin emek­ gücü talebi, dolaylı olarak aynı zamanda, işçi sınıfı için temel tüke­ tim ne!melerine olan taleptir. Ama bu talep dye eşittir ve bir zerre bile fazla değildir (eğer emekçi ücretlerinin bir kısmını tasarruf ederse -biz burada haliyle bütün kredi ilişkilerini konu-dışı tutuyo­ ruz- ücretlerinin bu kısmını para-yığını haline çevirir ve bu ölçüde de, bir müşteri olarak, bir alıcı olarak hareket etmemiş olur). Kapi­ talistin talebinin üst sının S, s + r!ye eşittir, ama arzı s + d + a'dır. Dolayısıyla, eğer meta-sermayesinin bileşimi 80.+20d+20. ise, talebi 80.+20d'ye eşittir ve böylece değer açısından düşünülürse, arzından beşte-bir küçüktür. Ürettiği artı-değer kitlesinin yüzdesi (kar oranı ) n e kadar büyük olursa, arz ettiği miktara oranla talebi o kadar kü­ çülür. Üretimdeki gelişmeyle birlikte, kapitalistin emek-gücüne ve dolaylı olarak zorunlu tüketim maddelerine olan talebi, üretim araç­ Ianna olan talebine kıyasla azalmakla birlikte, ÜA'ya olan talebinin daima sermayesinden daha küçük olduğunu da unutmamak gerekir. Üretim araçlanna olan talebinin, bu nedenle, aynı değerde sermaye ile çalışan ve eşit koşullar altında kendisine bu üretim araçlannı sağlayan kapitalistin meta-sermayesinden değer olarak daima daha küçük olması gerekir. Bu üretim araçlannı tek bir kapitalistin değil, birçok kapitalistin sağlaması, durumu değiştirmez. Sermayesi 1.000 sterlin ve bunun değişmeyen kısmı 800 sterlin olsa, bütün bu kapi­ talistlerden yaptığı talep 800 sterline eşit olur. Kar oranının aynı ol1 10


duğu varsayılırsa (bunlardan herbirine beher 1 .000 sterlinden ne pay düşeceğine ve herbirine ait payın toplam sermayenin hangi kıs­ mını temsil edebileceğine bakılmaksızın) hep birlikte, bunlar, beher 1 . 000 sterlin için 1 .200 sterlin değerinde üretim aracı sağlarlar. Do­ layısıyla, değer olarak ölçüldüğünde, kendi toplam talebi ancak ken­ di arzının yalnızca beşte-dördü kadar olduğu halde, talebi onların arzının yalnızca üçte-ikisini kapsar. Sırası gelmişken belirtelim, devir sorunu, bizim için hala araştı­ nlması gereken birşey olarak durmaktadır. Kapitalistin, diyelim, 5.000 sterlinlik toplam sermayesinin 4.000 sterlini sabit, 1.000 ster­ lini döner sermaye olsun; bu 1 .000 sterlin de, yukarda varsayıldığı gibi, 800. artı 200d'den oluşsun. Kapitalistin toplam sermayesinin yılda bir kez devretmesi için döner sermayesinin beş kez devretmesi gerekir. Bu durumda onun meta ürünü 6.000 sterline eşittir, yani yatırdığı sermayeden 1 .000 sterlin fazladır ve yukardaki gibi aynı artı-değer oranındadır: 5.000 S : l.OOOa = lOOı ••dı : 20.. Bu devir, demek ki, kapitalistin toplam talebinin, toplam arzına olan oranında hiçbir değişiklik yapmamaktadır. l lki, ikincisinden beşte-bir daha küçük kalmaktadır. Sabit sermayesinin 10 yılda yenilendiğini varsayalım. Böylece kapitalist her yıl sermayesinin onda-birini, yani 400 sterlini amor­ tisman fonuna ayıracak ve elinde yalnızca 3.600 sterli n değerinde sabit sermaye ile bir de para olarak 400 sterlin bulunacaktır. Eğer onarımlar gerekiyor ve ortalamayı aşmıyorsa, bunlar yalnızca sonra­ dan yatırılan sermayeyi temsil eder. Biz bu soruna aynen, onanm giderlerini daha önceden, yatınm sermayesinin değerini hesaplar­ ken yıllık meta-ürüne girdiği ölçüde dikkate almış, ve böylece onda­ bir oranındaki amortisman fonu ödemesinin kapsamına alınmış gibi bakabiliriz. (Eğer onarım gereksinmesi ortalamanın altında ise o ka­ dar karlıdır, yukardaki gibiyse tersinedir. Ama bu, aynı sanayi ko­ lunda iş yapan kapitalist sınıfın tamamı için birbirini telafi eder. ) Her ne olursa olsun, yıllık talebi, yatırdığı ilk sermaye değere eşit, 5.000 sterlin olarak kaldığı halde (toplam sermayesinin yılda bir kez devredildiği varsayılarak), bu talep, sermayesinin döner kısmı bakı­ mından arttığı halde sabit kısmı bakımından düzenli olarak azalır. Şimdi yeniden-üretime gelmiş bulunuyoruz. Kapitalistin, artı­ değerin, p'nin tamamını tükettiğini ve yalnızca sermayesi S'yi baş­ langıçtaki büyüklüğü ile üretken sermayeye tekrar çevirdiğini var­ sayalım. Bu durumda, kapitalistin talebi, değer olarak arzına eşit olur; ama bu, sermayesinin hareketi açısından değildir. Kapitalist olarak o, arzının (değer olarak) yalnızca beşte-dördü kadar bir talep­ te bulunur. Beşte-birini , kapitalistlik işlevi içerisinde değil, özel ge­ reksinmeleri ya da zevkleri için, kapitalist olmayan bir kimse gibi tüketir. Buna göre, yaptığı hesabın yüzde olarak ifadesi şöyledir: lll


Kapitalist olarak talebi Ehlikeyf bir insan olarak talebi Toplam talebi

100, 20,

120.

arzı 120 arzı arzı

120

Bu varsayım , kapitalist üretimin mevcut olmadığını varsaymak­ la ve bu nedenle sınai kapitalistin kendisinin varlığını kabul etme­ mekle aynı şeydir. Çünkü itici güç olarak zenginleşmenin değil, kişi­ sel tüketimin geçerli olduğunu varsaymak bile kapitalizmin kökün­ den yokolduğunu kabul etmek demektir. Aynca böyle bir varsayım teknik yönden de olanaksızdır. Kapi­ talist, yalnızca, fiyat dalgalanmalannın etkisini azaltmak ve kendi­ sine uygun satınalma ve satma koşullannı bekleme olanağını sağla­ mak için bir yedek sermaye oluşturmak durumunda değil, aynı za­ manda, üretimini genişletmek, teknik gelişmeleri üretim örgütüne uygulamak için de sermaye biriktirmek zorundadır. Sermaye biriktirmek için, önce, dolaşımından elde ettiği artı­ değerin bir kısmını para-biçimde dolaşımdan çekmek ve eski işini genişletmek ya da yeni bir iş kolu açmasına yetecek miktara ulaşa­ na kadar bunu istif etmek zorundadır. Bu, para-yığına oluşumu de­ vam ettiği sürece, kapitalistin talebini artırmaz. Para hareketsiz ha­ le getirilmiştir. Arz ettiği metalar için meta piyasasından bunlann para eşdeğeri olarak herhangi bir eşdeğer meta çekmez. Kredi burada sözkonusu edilmemiştir. Kredi, örneğin, kapitalis­ tin bir bankada faiz getiren cari hesapta biriktirdiği parayı kapsar.


BEŞlNCİ BÖ L ÜM

DOLAŞlM ZAMANlll

SERMA YENlN üretim alanındaki hareketi ile dolaşım alanında­ ki iki evresinin bir dizi zaman dönemleri içerisinde yeraldığını gör­ müş bulunuyoruz. Üretim alanındaki seyahat süresi onun üretim zamanı, dolaşım alanındaki kalış süresi ise onun dolaşım zamanıdır. Demek oluyor ki, devresini çizdiği toplam zaman, üretim zamanı ile dola�ım zamanının toplamına eşit oluyor. Uretim zamanı, doğal olarak, emek-süreci dönemini kapsıyor, ama bu, onun kapsamına girmiyor. Şurası her şeyden önce unutul­ mamalıdır ki, değişmeyen-sermayenin bir kısmı, makineler, binalar, vb. gibi emek araçları biçiminde bulunur ve eskiyene kadar sürekli yinelenen aynı emek-sürecine hizmet ederler. Emek-sürecinin sözge­ lişi geceleri, devresel kesintileri, bu emek araçlannın işlevlerini ke­ sintiye uğratır, ama üretimin yapıldığı yerde kalmalarını kesintiye uğratmaz. lşlev yaptıklan zaman olduğu kadar yapmadıkları zaman da, bu araçlar, bu iş yerine aittirler. Ote yandan, kapitalist, pazar­ dan yapılan günlük ikmallerdeki aksamalara bağlı kalmadan üre­ tim sürecini önceden belirlenen ölçülerde, daha uzun ya da kısa sü­ relerde sürdürebilmek için belirli bir hammadde ve yardımcı malzeH

Elyazması fV'ün başlangıcı. -F. E. 1 13


me stokunu hazır bulundurmak zorundadır. Bu hammadde vb. sto­ ku, ancak yavaş yavaş üretken olarak tüketilir. Bunun için, bunla­ nn üretim zamanı9 ile, işlevlerini yerine getinne zamanı arasında bir fark vardır. Üretim araçlannın üretim zamanı, bu nedenle, ge­ nellikle şunlan kapsar, 1 o üretim aracı olarak işlev yaptıklan ve böylece üretken sürece hizmet ettikleri zaman; 2° üretim sürecinde­ ki duraklamalar ve böylece sürece katılan üretim araçlannın işlevle­ rinin kesintiye uğramalan; 3° sürecin öngereksinmeleri olarak hazır vaziyette elde bulundurduklan ve üretken sennayeyi temsil ettikleri halde üretim sürecine henüz girmedikleri zaman. Buraya kadar gözönünde tutulan farklar, her durumda, üretken sermayenin üretim alanında kaldığı süre ile üretim sürecinde kaldı­ ğı süre arasındaki zamandır. Ama bizzat üretim süreci, emek­ sürecindeki ve dolayısıyla emek-zamanındaki kesintilerden sorumlu olabilir ve bu aralıklar sırasında, emek konusu, insan emeğinin da­ ha fazla müdahalesi olmaksızın fiziki süreçlerin faaliyetine terkedi­ lir. Üretim süreci ve üretim araçlannın faaliyeti, bu durumda, emek-süreci ve dolayısıyla üretim araçlannın, emek aletleri olarak işlev yapmalan kesintiye uğradığı halde devam eder. Bu, örneğin, tarlaya ekilmiş bulunan tohuma, mahzende mayalanmakta olan şa­ raba, dericilik gibi malzemenin bir süre için kimyasal süreçlerin faa­ liyetine bırakıldığı birçok fabrikadaki emek-malzemesine uygulanır. Üretim zamanı burada emek-zamanından daha uzundur. İ kisi ara­ sındaki fark, üretim zamanının emek-zamanına göre fazlalığından ibarettir. Bu fazlalık, daima, üretken sermayenin, bizzat üretim sü­ recinde işlev yapmaksızın üretim alanında gizil olarak var olmasın­ dan ya da, emek-sürecinde yeralmaksızın üretken süreçte işlev yap­ masından ileri gelir. Üretken sürecin bir gereği olarak, sözgelişi bir iplik fabrikasında pamuk, kömür, vb. gibi elaltında hazır bulundurulan bu gizil üret­ ken sermayenin bu parçası, ne bir ürün ne de bir değer yaratıcısı olarak iş görür. Sermayenin bu boşu boşuna duruşu, üretim süreci­ nin kesintisiz akışı için esas olmakla birlikte, bu, boş duran bir ser­ mayedir. Bu üretken ikmalin (gizil sermayenin) depolanması için ge­ rekli binalar, aygıtlar, vb., üretken sürecin koşuludur, ve bu nedenle yatınlmış bulunan üretken sermayeyi oluşturan parçalan teşkil ederler. Bunlar, işlevlerini, hazırlık aşamasında, üretken kısımların saklayıcılan olarak yerine getirirler. Bu aşamada emek-süreçleri ge­ rekli olmalan ölçüsünde, hammadde, vb., maliyetlerini artınrlar ama gene de üretken emektirler ve artı-değer üretirler, çünkü, bu emeğin bir kısmının, diğer bütün ücretli emekler gibi karşılığı öden­ memiştir. Üretim sürecinin tamamının nonnal kesintileri, üretken sermayenin işlev yapmadığı aralıklar, ne değer, ne de artı-değer ya!l Ü retim zamanı, burada aktif anlamda kullanılmıştır: Ü retim araçl annın üre­ tim zamanı, bu durumda, bunlann üretimi için gerekli zaman olmayıp, bunlann, belli bir metaın üretim sürecinde yeraldıklan zaman oluyor.

1 14


ratır. Böylece işin geceleri de sürdürülmesi isteği doğar. ( Buch I, Kap.VII, 4.)* Üretim sürecinin kendisinde, yapılan işin niteliği gereği karşıla­ şılan kesintiler ne değer yaratır ne de artı-değer. Ama bu aralıklar ürünü geliştirir, onun yaşamının bir kısmını, geçmek zorunda oldu­ ğu bir süreci oluşturur. Aygıtiann vb. değerleri, ürüne, bunlann iş­ levlerini yaptıklan sıradaki tüm zamana orantılı olarak aktanlır; ürün, bu aşamaya, bizzat emek tarafından getirilir ve bu araçların kullanılması, pamuğun ürüne girmeyen ve gene de değerini ürüne aktaran kısmının toz haline getirilmesi kadar, üretimin bir koşulu­ dur. Binalar, makineler vb. gibi gizil sermayenin öteki kısmı, yani işlevleri ancak üretken sürecin düzenli aralıklan ile kesintiye uğra­ yan emek aletleri -üretimin kısıtlanması, bunalımlar, vb. gibi olay­ Iann neden olduğu düzensiz kesintiler bütünüyle kayıptır- ürünün yaratılmasına girrneksizin değer ekler. Sermayenin bu kısmının ürüne kattığı toplam değer onun ortalama süreğenliği ile belirlenir, sermayenin bu kısmı, hem işlevlerini yerine getirdikleri ve hem de getirmedikleri süreler içerisinde kullanım-değerlerini kaybettiği için değerini kaybeder. Ensonu, sermayenin , emek-süreci kesintiye uğradığı halde, üret­ ken sürece devam eden değişmeyen kısmının değeri, üretken süre­ cin sonucunda tekrar görünür. Bizzat emek, burada, üretim araçla­ nnı, sonucu belli bir yararlı etki ya da, kendi kullanım-değerleri bi­ çiminde bir degişiklik olan bazı doğal süreçlerden geçecekleri koşul­ lar içerisine sokrnuştur. Emek, daima, üretim araçlannın değerini, bunlan üretim araçlan olarak gerçekten uygun bir biçimde tükettiği ölçüde ürüne aktanr. Bu etkiyi yaratmak için emeğin emek aletleri aracılığı ile devamlı olarak konusuyla ilişki içerisinde bulunup bu­ lunmamasının ya da doğal süreçler sonucu, emeğin daha fazla yardı­ mına gerek kalmaksızın, üretim araçlannın istenilen değişiklikler­ den kendiliklerinden geçebilecekleri koşullan sağlayarak yalnızca bir ilk itişi vermesinin hiçbir önemi yoktur. Üretim zamanının, emek-zamanından fazlalığının nedeni ne olursa olsun -ister üretim araçlan yalnızca gizil üretken sermayeyi oluşturan ve dolayısıyla, fiili üretken sürece hala bir hazırlık aşama­ sında bulunsun, ya da, kendi işlevleri, üretim sürecinde, duraklama­ lan ile kesintiye uğratılmış olsun, ya da son olarak, üretim süreci­ nin kendisi, emek-sürecinde kesintileri zorunlu kılsın- bu durumla­ rın hiçbirinde üretim araçlan, emek soğurucusu olarak işlev yap­ mazlar. Ve emek soğurrnadıklanna göre, artı-emek de soğurrnazlar. Böylece, üretken sermayenin, üretim zamanının emek-zamanını aşan kısmında kaldığı sürece, bu duraklamalar sermayenin kendi kendini genişletmesi sürecinden ne kadar aynlamaz olursa olsun, değerinde bir genişleme olmaz. Ü retim zamanı ile emek-zamanı bir' Kapital,

Birinci Cilt, Onuncu Bölüm, Dördüncü Kesim. -Ed. 1 15


birlerini ne kadar fazla kapsarlarsa, belli bir üretken sermayenin belli bir süredeki üretkenliğinin ve kendisini genişletmesinin o ka­ dar büyük olacağı açıktır. Kapitalist üretimin, üretim zamanının emek-zamanından fazlalığını olabildiğince azaltına eğilimi işte bun­ dan ileri gelir. Bir sermayenin üretim zamanı, emek-zamanından farklı olabilir, ama üretim zamanı daima emek-zamanını kapsar ve bu fazlalık kendi başına üretim sürecinin bir koşuludur. Üretim za­ manı, öyleyse, daima, sermayenin, ya gizil ya da değerini genişlet­ meksizin kaldığı zamanları kapsamakla birlikte kullanım-değerleri ürettiği, genişlediği ve dolayısıyla üretken sermaye olarak işlev yap­ tığı zamandır. Dolaşım alanında sennaye, meta-sermaye ve para-sennaye ola­ rak bulunur. l ki dolaşım süreci, meta-biçimden para-biçime, para­ biçimden meta-biçime dönüşümünü kapsar. Metaların paraya dönü­ şümünün burada aynı zamanda, metalarda somutlaşan artı-değerin gerçekleşmesi, ve paranın metalara dönüşmesinin ise aynı zaman­ da, sermaye-değerin , üretim öğelerinin biçimine dönüşmesi ya da ye­ niden dönüşmesi durumu, bu süreçlerin, dolaşım süreçleri olarak, metalann basit başkalaşımı süreçleri olması olgusunu hiç değiştir­ mez. DOLAŞlM zamanı i le üretim zamanı karşılıklı olarak birbirleri­ ni dıştalarlar. Dolaşımı sırasında sermaye, üretken sermaye işlevi­ ni yerine getinnez ve bu nedenle de, ne meta, ne de artı-değer üre­ tir. Eğer biz, devreyi, tüm sennaye-değerin bütünüyle bir evreden diğerine geçtiği zaman olduğu gibi en yalın biçimiyle incelersek, Üretim sürecinin ve dolayısıyla sennaye-değerin kendi kendisini genişletmesinin dolaşım zamanı devam ettiği sürece kesintiye uğ­ radığını ve üretim sürecinin yenilenmesinin, dolaşım zamanının uzunluğuna bağlı olarak daha hızlı ya da daha yavaş devam ettiği­ ni açıkça görürüz. Yok eğer tersine, sermayenin çeşitli kısımlan devreden birbiri ardına geçer de, tüm sermaye-değerin devresi ken­ disini oluşturan çeşitli kısımların ardarda devreleri i le tamamla­ nırsa, bu kısımlar dolaşım alanında ne kadar uzun süre kalırlarsa, üretim alanında işlev yapan kısmın o kadar küçük olması gerektiği açıktır. Dolaşım zamanının genişlemesi ve daralmasının, bunun için, üretim zamanının daralması ya da genişlemesi üzerinde ya da belli büyüklükte bir sermayenin üretken sermaye olarak işlev yap­ masının boyutlan üzerinde olumsuz sınıriandıncı bir etkisi vardır. Bir sennayenin dolaşımındaki başkalaşımlar ideale ne kadar yak­ laşırsa, yani dolaşım zamanı sıfıra ne derece eşitse ya da sıfıra yaklaşıyorsa, sermaye o kadar fazla işlev yapar, üretkenliği ve de­ ğerini genişletmesi o kadar artar. Örneğin, eğer bir kapitalist bir siparişi, ödemenin ürününün teslimi üzerine yapılması koşuluyla yerine getirmiş ve bu ödeme kendi üretim araçları ile yapılmış ise dolaşım zamanı sıfıra yaklaşır. 1 16


Demek oluyor ki, bir sermayenin dolaşım zamanı, genel bir söy­ leyişle onun üretim zamanını ve dolayısıyla artı-değer üretme sü­ recini sınırlıyor. Ve bu süreci, o, kendi süresi ile orantılı olarak sı­ nırlar. Bu süre, sermayenin üretim zamanını, çok değişik ölçülerde artırabilir ya da azaltabilir ve dolayısıyla da sınırlandırabilir. Ne var ki, ekonomi politik yalnız görünürde olanı görür, yani dolaşım zamanının, genellikle, sermayenin artı-değer yaratma süreci üze­ rindeki etkisini görür. Bu olumsuz etkiyi, sonucu olumlu olduğu için, olumlu bir etki gibi görür. Sermayenin kendi üretim sürecin­ den ve dolayısıyla dolaşım alanından kendisine bir dere gibi akan emeğin sömürülmesinden bağımsız gizemli bir kendi kendisini ge­ nişletme kaynağına sahip bulunduğuna bir kanıt sağlıyormuş izle­ nimini verdiği için bu görünüşe daha da sıkı sıkıya sarılır. Bilimsel ekonomi politiğin bile, bu görüntüye aldandığını daha ilerde göre­ ceğiz. " Çeşitli görüngülerin bu benzerliğe renk kattığı görülecektir: 1 o Kapitalist kar hesabı yönteminde olumsuz neden olumlu bir ne­ den gibi sayı lmaktadır, çünkü yalnızca dolaşım zamanları farklı olan farklı yatınm alanlanndaki sennayelerde, daha uzun bir dola­ şım zamanı fiyatlarda bir artış yaratmaya eğilim gösterir, kısacası, karlan eşitleyen nedenlerden birisi olarak hizmet eder. 2° Dolaşım zamanı, devir zamanında yalnızca bir evredir; bununla birlikte, devir zamanı üretim ya da yeniden-üretim zamanını kapsar. Aslın­ da devir zamanından ileri gelen şey, dolaşım zamanından ileri geli­ yormuş gibi görünür. 3° Metalann değişen-sennayeye (ücretlere) çevrilmesi, bunların daha önce paraya çevrilmiş olmalarıyla gerek­ li hale getirilmiştir. Sennaye birikiminde, ek değişen-sennayeye çevrilme, bu nedenle dolaşım alanında olur ya da dolaşım zamanı sırasında olur. Dolayısıyla, böylece oluşan birikim, dolaşım zama­ nından ileri geliyormuş gibi görünür. Dolaşım alanında sennaye iki karşıt evreden geçer, M-P ve P-M; bunun sırası önemli değildir. Bu nedenle, dolaşım zamanı da aynı biçimde iki kısma ayrılır, yani: metadan paraya çevrilmesi için gerekli zaman ve paradan metalara çevrilmesi için gerekli za­ man. Metalann basit dolaşımının incelenmesinden öğrendiğimiz gibi ( Buch I, Kap. III),* M-P, yani satış, başkalaşımın en güç kıs­ mıdır ve bu yüzden de olağan koşullar altında, dolaşım zamanının daha büyük kısmını alır. Para olarak değer daima çevrilebilir bi­ çimde bulunur. Meta olarak ise bu doğrudan doğruya çevrilebilir ve dolayısıyla daima harekete hazır biçime ginneden önce, paraya dönüşmesi gerekir. Bununla birlikte, sermayenin dolaşım sürecin­ de P-M evresi, sermayenin, bilinen bir girişimdeki üretken ser­ mayenin belirli öğelerini olu ş.turan metalara dönüşmesiyle ilişki içerisine ginnek zorundadır. Uretim araçlan pazarda bulunmaya­ bilir ve önce üretilmelen y a da uzak pazarlardan satın alınmalan ' Kapital,

Birinci Cilt, Üçüncü Bölüm. -Ed. 117


gerekir ya da olağan arzlan düzensiz hale gelebilir, fiyatlan deği­ şebilir, vb., kısacası P-M biçiminin basit değişmesinde göze çarp­ mayan, ama dolaşım evresinin bu kısmında da bazan fazla bazan da daha az zamana gereksinme gösteren pek çok durumlar vardır. M-P ile P-M, yalnız zaman olarak değil, yer olarak da ayn olabi­ lir; alış pazan ile satış pazan ayn ayn yerlerde olabilir. Örneğin fabrikalar sözkonusu olduğunda alıcı ile satıcı çoğu kez başka baş­ ka kimselerdir. Meta üretiminde, dolaşım, tıpkı üretimin kendisi kadar gereklidir ve bu nedenle, dolaşım öğelerine de en az üretim öğeleri kadar gerek vardır. Yeniden-üretim süreci, sermayenin her iki işlevini de içerir, bu nedenle, ya kapitalistin kendi kişiliğinde ya da onun ücretli-emekçilerinin kişiliğinde bu işievlerin temsilci­ lerine sahip olma zorunluluğunu içerir. Ama bu, hiçbir zaman dola­ şımı yerine getiren kimselerle üretimi yerine getiren kimselerin birbirine karıştınlması için bir neden olamayacagı gibi, meta­ sermaye ile para-sermayenin işlevlerinin, üretken sermayenin iş­ levleri ile kanştınlması için de bir neden değildir. Dolaşımı yerine getirenlere, üretimi yerine getirenler ödemede bulunmak zorunda­ dır. Birbirlerine satan ve birbirlerinden satın alan kapitalistler, bu hareketleri ile ne değer ne de üiiin yaratmadıklan gibi, işlerinin hacmi gereği ya da zoruyla bu işlevleri birbirleriyle değişrnek duru­ munda kaldıklan zaman da durum hiç değişmiş olmaz. Bazı işler­ de alıcılar ve satıcılar kar üzerinden yüzde alırlar. Bu parayı tüke­ ticilerio ödediğini söylemek sorunu çözmez. Tüketiciler, ancak, üre­ timi yapan öğeler olarak, kendileri için metalar olarak bir eşdeğer üretmeleri ölçüsünde ödemede bulunabilirler, ya da bunu üretimi yapanlardan yasal bir hakka dayanarak (ortak, vb. gibi) ya da kişi­ sel hizmetleri karşılığında elde ederler. M-P ile P-M arasında, metalar ile paranın biçimlerindeki farklılıkla hiçbir ilişkileri bulunmayan, ama üretimin kapitalist ni­ teliğinden ileri gelen bir fark vardır. Aslında, M-P ve P-M hare­ ketlerinin her ikisi de, yalnızca belli değerlerin, bir biçimden bir di­ ğerine çevrilmesidir. Ama, M '-P' aynı zamanda M ''nde bulunan artı-değerin gerçekleştirilmesidir, ama P-M değildir. Dolayısıyla, satış, satınalmadan daha önemlidir. Nonnal koşullar altında P­ M, P ile ifade edilen değerin kendisini genişletmesi için gerekli bir harekettir, ama artı-değerin gerçekleşmesi değildir; artı-değerin üretiminde sonsöz değil, bir giriştir. Bir metaın varoluş biçimi, kullanım-değeri olarak varlığı, me­ ta-sermayenin dolaşımına, M '-P' hareketine belli sınırlar koyar. Kullanım-değerleri doğa tarafı ndan yok edilebilir. Bu nedenle, kul­ lanım arnaçianna bağlı olarak, belli bir sürede üretken olarak ya da bireysel biçimde tüketilmedikleri takdirde, bir başka deyişle, belli sürede satılmadıklan zaman bozulurlar ve kullanım­ değerlerini, değişim-değeri taşıyıcısı olma özelliklerini yitirirler. l çerdikleri sermaye-değer, dolayısıyla da kendilerinde oluşan artı1 18


değer yok olup gider. Kullanım-değerleri, devamlı yenilenmedikçe, yeniden-üretilmedikçe, aynı ya da başka bir yeni kullanım-değeri ile yerine konulmadıkça, durmadan kendini genişleten sermaye­ değerin taşıyıcılan olarak kalmazlar. Son biçimlerini alan metalar biçimindeki kullamm-değerlerinin satışı, şu halde bu satış ile üret­ ken ya da bireysel tüketim alanına girişleri, bunların yeniden­ üretiminin her zaman devamlı yinelenen bir koşuludur. Varlıkları­ nı yeni bir biçim içerisinde sürdürmek için, eski kullanım­ biçimlerini belli bir zaman içerisinde değişrnek zorundadırlar. De­ ğişim-değeri, kendini, ancak bu devamlı yenileme aracılığı ile sür­ dürür. Çeşitli metalann kullamm-değerleri ergeç bozulur; üretim­ leri ile tüketimleri arasındaki aralık bu yüzden nispeten uzun ya da kısa olabilir; dolayısıyla M-P dolaşım evresinde, meta-sermaye biçiminde bozulmadan uzun ya da kısa bir zaman varlıklannı sür­ dürürler, metalar biçiminde dalaşımda kısa ya da uzun zaman ka­ labilirler. Bir metaın bozulma süresinin meta-sermayenin dolaşım zamanına koyduğu sınır, dolaşım zamanının bu kısmının ya da me­ ta-sermayenin dolaşım zamanının mutlak sınırıdır. Bir meta ne kadar çabuk bozulabilirse ve bu nedenle de üretiminden sonra tü­ ketimi ve dolayısıyla satışının ne kadar erken yapılması gerekirse, üretim yerinden taşınmaya uygunluğu o kadar sınırlı, dolaşım ala­ nı o derece dar ve satılabileceği pazarlar o derece yereldir. Bu yüz­ den bir meta ne kadar çabuk bozulabilir ve meta olarak taşıdığı fi­ ziksel özellikleri nedeniyle dolaşım zamanının mutlak sınırlılığı ne derece büyükse, kapitalist üretim konusu olmaya uygunluk derece­ si o kadar azdır. Böyle bir meta, onun üretim alanına ancak yoğun nüfuslu bölgelerde ya da gelişmiş ulaştırma araçlarının uzaklıklan kısaltınası ölçüsünde girebilir. Bir nesnenin üretiminin nüfusu yo­ ğun bir bölgede, birkaç kişinin elinde toplanması, büyük bira fabri­ kalannın, süthanelerin, vb. ürünleri gibi nesneler için bile nispe­ ten geniş bir pazar yaratabilir.

1 19


ALTINCI B ÖL ÜM

DOLAŞlM MALİYET İ

1.

GERÇEK DOLAŞlM MALİYETLERI 1.

Satınalma

ve Sa tış Zamanı

Sermaye biçimlerinin metalardan paraya, paradan metalara dö­ nüşümü aynı zamanda, kapitalistin alışverişleridir, satınalma ve sa­ tış hareketleridir. Biçimlerin bu dönüşümlerinin yeraldığı zaman, kapitalist açısından öznel olarak, satınalma ve satış zamanını oluş­ turur; bu, onun, pazarda, satıcı ve alıcı işlevlerini yerine getirdiği zamandır. Tıpkı, sermayenin dolaşım zamanının, yeniden-üretim za­ manının gerekli bir kısmı olması gibi, kapitalistin alıp sattığı ve pa­ zarda dört döndüğü zaman da, kapitalist olarak, yani kişileşmiş ser­ maye olarak işlev yaptığı zamanın gerekli bir kısmıdır. Bu onun iş saatlerinin bir kısmıdır. [ Biz metalann deg-erieri üzerinden alındığı ve satıldığını varsay­ dığımız için, bu hareketler, yalnızca belli bir değerin, bir biçimden bir diğer biçime, meta-biçimden para-biçime ya da para-biçimden meta-biçime çevrilmesidir - varlık biçimindeki bir değişmedir. Eğer metalar değerleri üzerinden satılıyorsa, alıcı ile satıcının ellerindeki değerlerin büyüklüğü değişmeden kalıyor demektir. Yalnızca değe­ rin varlık biçimi değişmiştir. Metalar değerleri üzerinden satılmı­ yorsa, dönüşen değerlerin toplamı değişmeden kalır; bir yanda artı , öteki yanda eksidir. M-P ve P-M başkalaşımlan alıcılar ile satıcılar arasındaki alışverişlerdir; pazarlık ve anlaşmalannı tarnarnlayabilmeleri için 120


zamana gereksinmeleri vardır ve hele herkesin karşısındakini kan­ clırma savaşımında ve karşı karşıya gelenlerin işadamlan olduğu bu durumda zamana daha fazla gereksinme vardır; ve "Yunanlı Yunan­ lıya rasiayınca bir rekabet savaşıdır başlar".* Varlık durumunda bir değişiklik yapmak zamana ve emek-gücüne malolur ve burada amaç değer yaratmak değil, değerin bir biçimden bir başka biçime dönüş­ mesini sağlamaktır. Bu fırsattan yararlanarak, karşılıklı, bu değer­ den fazla bir pay koparına çabalan hiçbir şeyi değiştirmez. Her iki yanın şeytanca tertipleriyle artan bu emek, ancak bir yargılama sı­ rasında yapılan işin dava konusunun değerini artırması kadar değer yaratmış olur. Bu emek için durum -bu emek, dolaşımı kapsayan ya da onun kapsamına giren bütünüyle kapitalist üretim sürecinde gerekli bir öğedir- diyelim, ısı yaratmak için kullanılan bir madde­ nin yanma işinde olduğu gibidir. Yanma sürecinde zorunlu bir öğe olmakla birlikte, bu yanma işi, herhangi bir ısı yaratmaz. Sözgelişi, yakıt olarak kömür tüketmek için bunu oksijen ile birleştirmem ge­ rekir ve bu amaçla onu katı durumdan gaz haline çevirme zorunlu­ luğu vardır (çünkü, yanmanın sonucu karbonik asit gazında, kömür gaz halindedir); dolayısıyla, kömürün varlık biçiminde ya da içinde bulunduğu halde fiziksel bir değişiklik meydana getirmem gerekir. Katı bir kütle halinde birleşmiş bulunan karbon moleküllerinin ay­ nlması ve bu moleküllerin kendi ayrı atomlanna parçalanması, yeni bileşimden önce gerçekleştirilmelidir, ve böylece ısıya dönüştürülme­ yip ısıdan elde edilmiş belli miktarda bir enerji harcanmasını gerek­ tirir. Demek oluyor ki, meta sahiplerinin kapitalist olmayıp da, doğ­ rudan bağımsız üreticiler olmalan halinde, alım ve satım için harca­ dıklan zaman emek-zamanlanndan bir eksilmedir ve bu nedenle, bu gibi alışverişler (eski ve ortaçağlardal bayram günlerine bırakılırdı. Kuşkusuz, bu kapitalistlerin elinde metalann çevrilmesinin ulaştığı boyutlar, bu emeği -değer yaratmayan, ama yalnızca değe­ rin biçiminin değişmesinde bir araç niteliğinde olan bu emeği- de­ ğer üreten bir emek haline dönüştüremez. Bu cisim değiştirme muci­ zesi, bir yer değiştirme ile de gerçekleştirilemez; yani sanayi kapita­ listlerinin bu "yakma işini" , kendileri yapmak yerine ücretini öde­ dikleri yalnızca bir üçüncü kişinin işi haline getirmeleri ile de gerçekleştirilemez. Bu üçüncü kişiler emek-güçlerini kapitalistlere, kuşkusuz onlann kara gözlerine aşık olduklan için sunmayacaklar­ dır. Bir taşınmaz mal sahibinin kira toplayıcısı ya da bir bankada ulakhk eden bir kimse için, kendi emeklerinin, kiranın ya da bir başka bankaya çuvallarla taşınan altıniann değerine bir zerre bile katmaması hiç de önemli değildir. ] 10 Kendi hesabına başkalannı çalıştıran kapitalist için, alım ve sa10 - Köşeli parantez içindeki metin, Elyazması VIII'in ı;cınundaki bir nottan alın· nııştır. -F.E. " * Nathani eı Lee'nin 17. yüzyılda yazılmış, Rakip Kraliçeler ya da Büyük Isken­ der'in Ölümü adlı trajedisinden bir tümce. -Ed.

121


tım başlıca bir işlev halini alır. Birçok insanın ürününü büyük bir toplumsal ölçekte ele geçirdiğine göre, bunlan aynı ölçeklerde sat­ mak, ve sonra da bunu, paradan tekrar üretim öğelerine çevirmek zorundadır. Şimdi de daha önceki gibi, ne satınalma zamanı ve ne de satma zamanı herhangi bir değer yaratır. Tüccar sermayesinin iş­ levi bir yanılgının doğmasına yolaçar. Ama burada, buna uzun boylu girmeksizin, şu kadan daha başlangıçta apaçıktır: Eğer, yeniden­ üretimin gerekli bir öğesi olmakla birlikte kendisi üretken olmayan bir işlev, birçok kimsenin anzi bir işi iken, işbölümü ile, birkaç kişi­ nin özel işi, bir tek uğraşı haline gelirse, bu işievin niteliği değişmiş olmaz. Bir tek tüccar ( burada dikkate alınan, yalnızca metalann bi­ çim değişmesi ile ilgili bir kimse, salt bir alıcı ve satıcıdır) yaptığı iş­ le birçok üretici için, satınalma ve satma zamanını kısaltabilir. Bu gibi durumda ona, yararsız eneıji harcamalannı azaltan ya da üre­ tim zamanının serbest kalmasına yardım eden bir makine gözüyle bakılması yerinde olur.11 Konuyu yalınlaştırmak için (çünkü biz, kapitalist olarak tüccan ve tüccar sermayesini daha ileride i nceleyeceğiz) bu alım ve satım işiyle uğraşan kimseyi, emeğini satan bir insan olarak kabul edece­ ğiz. Emek-gücünü ve emek-zamanını M-P ve P-M işlemlerinde harcamaktadır. Yaşamını, tıpkı iplik ya da hap yapan bir kimse gibi bu yoldan kazanmaktadır. Gerekli bir işlevi yerine getirmektedir, çünkü yeniden-üretim sürecinin kendisi de üretken olmayan işlevle­ ri içermektedir. Tıpkı bir başka insan gibi çalışmakta, ama emeği, özünde, ne değer, ne de ürün yaratmaktadır. O bizzat üretimin fa­ ux frais'sine ait bulunmaktadır. Yararlılığı, üretken olmayan bir iş­ levi üretken bir işieve ya da üretken olmayan emeği üretken emeğe dönüştürmekten ileri gelmemektedir. Bir işievin salt bir başkasına aktanlmasıyla böyle bir dönüşüm başanlabilse bu bir mucize olur­ du. Onun yararlılığı, daha çok, toplumun emek-gücünün ve emek­ zamanının daha küçük bir kısmının bu üretken olmayan işieve bağ­ lanmasından ileri gelmektedir. Dahası da var. Daha iyi ücret alsa bile, bu durumun yarattığı farklılığa karşın, biz, onun yalnızca bir ücretli emekçi olduğunu varsayacağız. Aldığı ücret ne olursa olsun, ı ı "Ticari maliyetler gerekli olmakla birlikte, buna, fazladan bir gider gözüyle bakılması gerekir." IQuesnay, Analyse du tab/eau economique, in Daire, Physiocra­ tes, Part I, Paris 1846, s. 7 1 . ) Quesnay'ye göre, tüccarlar arasındaki rekabetten do­ ğan "kar", bu haliyle onlan "küçük bir ödül ya da kazançla yetinmeye zorlar ... ve tam anlamıyla, ilk elde satıcı ve alıcı-tüketici için bir kaybın önlenmesinden (priva­ tion de perle) başka bir şey degildir. Şimdi, ticari maliyetler üzerine bir kaybın ön­ lenmesi, taşıma maliyeti olsun ya da olmasın basit bir degişim olarak kabul edildigi takdirde, gerçek bir ürün ya da ticaret aracılığıyla servete kavuşma degildir." (s. 145-146. ) "Ticari maliyetler, eğer ara harcamalar yoksa, daima ürünleri satanlar ve bu ürünlere alıcılar tarafından ödenen fiyatiann tümünden yararlanacak olanlarca ödenir." (s. 163 . ) Mülk sahipleri ve üreticiler, ··salariants'" ( ücret ödeyicileri) , tacir­ ler, ··salaries·· ( ücret alıcılanldırlar. (s. 164, Quesnay, Dia/ogues sur le commerce et sur /es tra vaux des artisans. In Daire, Physiocrates, Part I, Paris 1846.) 122


ücretli emekçi olarak, zamanının bir kısmında karşılıksız çalışır. Günde sekiz işsaatlik ürünün değerini alabilir, ama gene de on saat iş yapar. Ne var ki, gerekli-emeğin aracılığı ile toplumsal ürünün bir kısmı kendisine aktanlmasına karşın, ancak sekiz saatlik gerekli­ emeği nasıl bir değer yaratmıyorsa, bu iki saatlik artı-emek de değer yaratmaz. Her şeyden önce, toplum açısından bakıldığında emek­ gücü, şimdi de eskiden olduğu gibi, salt dolaşım işlevinde on saat tü­ ketilmiştir. Bu emek-gücü, herhangi bir başka şey için, üretken emek için kullanılamaz. İ kincisi, bu iki saatlik artı-emek, bu işi ya­ pan birey tarafından harcandığı halde toplum bunun karşılığını öde­ mez. Toplum bundan, herhangi bir ek ürün ya da değer elde etme­ mektedir. Ama onun temsil ettiği dolaşım maliyetleri, on saatten se­ kiz saate beşte-bir oranında azalmıştır. Toplum, onun aracılığı ile gerçekleşen bu faal dolaşım zamanının beşte-biri için herhangi bir eşdeğer ödememektedir. Ama bu adamı bir kapitalist çalıştınyorsa, bu iki saatin karşılığının ödenmemesi, onun sermayesinin dolaşım maliyetini azaltır ve bu da gelirinden bir indirim oluşturur. Bu, ka­ pitalist için olumlu bir kazançtır, çünkü sermaye-değerinin kendisi­ ni genişletmesinin olumsuz sının böylece daralmıştır. Küçük bağım­ sız meta üreticileri kendilerine ait zamanın bir kısmını alım ve sa­ tım için harcadıklan sürece, bu, olsa olsa, üretken işlevlerinin ara­ sında kalan sürelerde harcadıklan zamanı ya da üretim zamanındaki bir azalmayı temsil eder. Ne türlü olursa olsun, bu amaç için tüketilen zaman, dönüşmüş değerlere bir şey katmayan dolaşım maliyetlerinden birisini oluştu­ rur. Bu, onlann meta-biçimden para-biçime dönüştürülmelerinin maliyetidir. Bir dolaşım aracı olarak hareket eden kapitalist meta üreticisini, doğrudan meta üreticisinden ayıran şey, yalnızca daha büyük çapta satınalmalarda ve satışlarda bulunması ve bu nedenle de, bir aracı olarak, bu işlevinin daha büyük boyutlara ulaşmasıdır. Ve eğer işinin hacmi, onu, kendisine ücretli-emekçi olarak hizmet edecek ve dolaşımı yerine getirecek bir kimseyi satınalmaya (kirala­ maya) zorlar ya da ona bu olanağı sağlarsa durumun niteliği böyle­ likle değişmiş olmaz. Dolaşım sürecinde (salt bir biçim değişikliği ol­ ması ölçüsünde) belli bir miktar emek-gücü ve emek-zamanı harcan­ ması gerekir. Ne var ki, bu, şimdi ek bir sermaye yatınmı için gö­ rünmektedir. Yalnız dalaşımda işlev yapan bu emek-gücünün satın alınması için değişen-sermayenin bir kısmının yatınlması gerekir. Bu sermaye yatınmı, ne ürün, ne de değer yaratır. Bu, yatınlan ser­ mayenin üretken biçimde işlev yapacağı boyutlan pro tanto azaltır. Sanki ürünün bir kısmı, geri kalan kısmını satan ve satın alan bir makineye dönüştürülmüş gibidir. Bu, makine üründe bir azalma meydana getirir. Dalaşımda harcanmış olan emek-gücünü, vb., azai­ tabildiği halde, üretken sürece katılmaz. Dolaşım maliyetlerinden yalnız bir kısmını oluşturur.

1 23


2. Defter Tutma

Fiili alım ve satımından ayn olarak, defter tutma için de emek­ zamanı harcanır ve bu, bir de, kalem, kağıt, mürekkep, masa, büro malzemesi gibi maddeleşmiş emeği içerir. Bu işlev, bunun için bir yandan emek-gücünün, öte yandan emek aletlerinin harcanmasını gerekli kılar. Bu da, gene aynı alım ve satım zamanında olduğu gibi aynı durumu yaratır. Devreleri içerisinde bir birlik, hareket halinde bir değer olarak sermaye, ister üretim alanında, ister dolaşım alanının herhangi bir evresinde olsun, ancak hesap parası biçiminde, her şeyden önce me­ ta üreticisinin, kapitalist meta üreticisinin zihninde düşünsel olarak bulunur. Bu hareket, fiyatıann belirlenmesini ya da meta fiyatlan­ nın hesaplanmasını içeren defter tutma ile saptanır ve denetlenir. Üretim hareketi ve özellikle de artı-değer üretimi hareketi -ki, bu­ rada metalar yalnızca değer taşıyıcılan, değer olarak ideal varlıklan hesap parasında kristalleşen şeylerin adlan görünümündedider­ böylece tasavvurda simgesel olarak yansır. Bireysel meta üreticisi hesabını yalnızca kafasında tuttuğu sürece (örneğin bir köylü; defter tutan kiracı çiftçi, ancak kapitalist tanmın gelişmesi ile ortaya çık­ mıştır) ya da masraflannı, alacaklannı, borç vadelerini vb., kendi üretim zamanının dışında ancak anzi olarak kaydediliyorsa, apaçık­ tır ki, bu işlev ile bu işte tüketilen kağıt, vb. gibi emek aletleri, ge­ rekli emek-zamanının ve aletlerinin ek bir tüketimini temsil eder, ama bu üretken tüketime aynlan zamandan ve gerçek üretim süre­ ciAde işlev yapan emek aletlerinden bir indirirndir, ürün ve değer yaratılmasına katılır. 12 Bu işievin niteliği, ne kapitalist meta üretici­ sinin elinde toplanması nedeniyle ulaştığı boyutlar ve ne de birçok küçük meta üreticisinin işlevi olarak ortaya çıkmak yerine tek bir kapitalistin büyük-ölçekli bir üretim süreci içerisindeki görevi ola­ rak görünmesi olgusu ile değişınediği gibi, bir ekini oluşturduğu üretken işlevlerden ayrılması ya da salt bu işle uğraşan kimselerin bağımsız işlevleri haline getirilmesi ile de değişmez. l şbölümü ile bağımsızlık varsayımı, bir işlevi, eğer aslında ürün ve değer yaratrnıyorsa, yani işlev bağımsız hale gelmezden önce, ürün ve değer yaratır duruma getirmez. Kapitalistin sermayesini ye12 Ortaçağlarda tarım konusunda defter tutmayı ancak manastırlarda görüyo­ ruz. Ama biz ta ilkel Hint topluluklannda tanm için bir sayman ayrıldığını biliyo­ ruz (Buch I, s. 343 ( Kapital, c. I, 372 1>. Bunlarda saymanlık bir topluluk memuru­ nun bağımsız ve özel görevi haline getirilmiştir. Bu işbölümü, zamandan, çabadan ve giderden tasarruf sağlamıştır, ama üretim alanında üretim ve saymanlık, bir ge­ mideki yük ve konşimento kadar iki ayrı şey olarak kalmıştır. Saymanın kişiliğin­ de, topluluğun emek-gücünün bir kısmı üretimden çekilmiştir ve bu görevi n giderle­ ri kendi emeğiyle değil, topluluk ürününden yapılan bir indirimle karşılanmıştır. Bir Hint topluluğundaki sayman için geçerli olan şey, mutatis mutandis ( gerekl i de­ ğişiklikler yapıldıktan sonra -ç. ], kapitalist bir sayman için de geçerlidir. ( Elyaz­ ması II'den . )

124


ni baştan yatırması halinde bunun bir kısmını, bir sayman tutmak vb. , ve saymanlık giderlerini karşılamak için ayırması gerekir. Yok eğer sermayesi zaten çalışıyorsa, sermayesi devamlı yeniden-üretme sürecine girmişse, ürünün bir kısmını devamlı bir biçimde paraya dönüştürmek suretiyle, saymana, büro memurlarına ve benzeri şey­ lere çevirmesi zorunludur. Sermayesinin bu kısmı üretim sürecin­ den çekilmiştir, dolaşım maliyetleri ve toplam üründen yapılan indi­ rimler arasına katılmıştır ( bu toplam ürüne, salt bu işlev için harca­ nan emek-gücünün kendisi de dahildir). Ne var ki, defter tutma maliyetleri ya da emek-zamanının üret­ ken olmayan biçimde harcanması ile, yalnızca satınalma ve satış için harcanan zaman arasında belli bir fark vardır. Bu sonuncusu, ancak, üretim sürecinin belirli bir toplumsal biçimde bulunmasın­ dan, bunun meta üretim süreci olması olgusundan ileri gelir. Süre­ cin denetimi ve zihinsel sentezi olarak defter tutma, sürecin toplum­ sal boyutlara ulaşması ve salt bireysel niteliğini yitirmesi ölçüsünde daha gerekli duruma gelir. Bu nedenle, bu, elzanaatının ve köylü ekonomisinin dağınık üretimine kıyasla kapitalist üretimde, kapita­ list üretime kıyasla kolektif üretimde daha gereklidir. Ama üretim yoğunlaştıkça defter tutma maliyetleri düşer ve bu iş, toplumsal ni­ teliğe bürünür. Biz, burada, yalnızca, biçimlerin başkalaşımından ileri gelen do­ laşım maliyetlerinin genel niteliği ile ilgileniyoruz. Bunun bütün bi­ çimlerini ayrıntılarıyla burada tartışmak gereksizdir. Ama salt bi­ çim ve değer değişmeleri alanına dahil olan, dolayısıyla üretim süre­ cinin belirli toplumsal biçiminden doğan biçimlerin ve bireysel meta üreticisi sözkonusu olduğunda yalnızca geçici ve zor farkedilebilir öğeler olan bu biçimlerin kapitalistin üretken işlevlerinin yanısıra nasıl gittiği ya da bunlarla nasıl içiçe geçtiği; bunların büyük dola­ şım maliyetleri olarak nasıl göze çarptığı, bu işlemler bağımsız hale geldiğinde ve bankaların vb. ya da bireysel girişimlerdeki kasadarla­ rın kendilerine özgü işlevleri olarak büyük ölçekte yoğunlaştığında salt giren ve çıkan paralardan görülebilir. Ama şurası da iyice akıl­ da tutulmalıdır ki, bu dolaşım maliyetlerinin niteliği, görünüşlerin­ deki değişmelerle değişmiş olmaz. 3. Para

Bir ürün, ister meta olarak yapılmış olsun ya da olmasın, daima maddi bir servet biçimi, bireysel ya da üretken tüketime özgü bir kullanım-değeridir. Meta olarak değeri, fiili kullanım-biçimi ile en küçük bir değişiklik göstermeyen fiyatında ideal ifadesini bulur. Al­ tın ve gümüş gibi belirli metaların para işlevini görmesi ve bu halle­ riyle yalnızca dolaşım sürecinde kalmalan olgusu ( para-yığına, ye­ dek fon vb. biçimlerinde bile, gizil olmakla birlikte gene de dolaşım alanında kalırlar), üretim sürecinin, meta üretim sürecinin özel top125


lumsal biçiminin katıksız bir ürünüdür. Kapitalist üretimde ürün­ ler, metalann genel biçimine büründükleri, ürünlerin büyük kitleler halinde meta olarak yaratıiclıklan ve, bu nedenle de, para biçimine girmek zorunda oldukları için, ve metalann büyük bir yığını, meta olarak işlev yapan toplumsal servetin bu kısmı devamlı bir büyüme gösterdiği için, dolaşım, ödeme, yedek fon vb. aracı biçimde işlev ya­ pan altın ve gümüş miktan da aynı şekilde artar. Para işlevini yeri­ ne getiren bu metalar, ne bireysel ve ne de üretken tüketime girer­ ler. Bunlar, salt dolaşım mekanizması olarak hizmet ettikleri bir bi­ çim içinde sabitleşen toplumsal erneği temsil ederler. Ayrıca, top­ lumsal servetin bir kısmının bu üretken olmayan biçime girmeye mahkum bulunması olgusu ve paraların aşınması, bunların devamlı yenilenmelerini ya da ürünler biçimindeki daha fazla toplumsal emeğin daha fazla altına ve gürnüşe çevrilrnesini gerektirir. Bu yeni­ lerne maliyetleri, gelişmiş kapitalist uluslarda epeyce fazladır, çün­ kü genellikle para biçiminde bağlanan servet oranı çok büyüktür. Para metalar olarak altın ve gümüş, toplum için dolaşım maliyetleri demektir ve yalnızca üretimin toplumsal biçiminden ileri gelir. Bun­ lar genellikle meta üretiminin faux frais'sidir ve bu üretimin geliş­ mesiyle, özellikle kapitalist üretimin gelişmesiyle birlikte artarlar. Toplumsal servetin , dolaşım sürecine feda edilmesi gereken kısmını temsil ederler. '� Il. DEPOLAMA MALİYETLERİ

Dalaşımda değerin salt biçim değiştirmesinden doğan dolaşım maliyetleri, ideal olarak düşünüldüğünde, metaların değerine gir­ mez. Sermayenin bu tür maliyetler olarak harcanan kısırnları, ka­ pitalisti ilgilendirdiği kadarıyla, yalnızca, üretken biçimde harca­ nan sermayeden yapılmış indirimlerdir. Şimdi gözden geçireceği­ miz dolaşım maliyetleri farklı niteliktedir. Bunlar, yalnızca dala­ şımda sürdürülmekte olan üretim süreçlerinden doğabilirler ve üretken nitelikleri, böylece, salt dolaşım biçimi ile gizlenmiş olur­ lar. Öte yandan, bunlar, toplum açısından yalnızca maliyet, yaşa­ yan ya da maddeleşmiş emeğin üretken olmayan biçimde harcan­ ması olabilirler, ama gene aynı nedenle bireysel kapitalist için üretken değer haline gelebilirler ve metalarının satış-fiyatına bir ek olabilirler. Bu durum, bu maliyetierin çeşitli üretim alanlarında farklı olmalan ve, hatta bir ve aynı üretim alanındaki farklı birey­ sel sermayeler için bile bazan farklı olması olgusundan ileri gelir. 13 "Bir ülkede dalaşımda bulunan para, o ülke sermayesinin, geriye kalan kıs­ mının üretkenliğini kolaylaştırmak ya da artırmak için, üretken amaçlardan mut­ lak olarak çekilen belli bir kısmıdır. Tıpkı, herhangi bir üretimi kolaylaştırmak için bir makine yapılmasının gerekli olması gibi, altının dolaşım aracı olarak kabul edil­ mesi için de, bu nedenle, belli bir miktar servet gereklidir."" < Economist, Vol. V. s. 520. 1

126


Metalann fiyatlarına eklenmekle, bunlar, her bireysel kapitalistin payına düşen miktara orantılı olarak bölüştürülür. Ne var ki, değer katan her emek, aynı zamanda, artı-değer de katar, ve kapitalist üretim altında daima artı-değer katacaktır, tıpkı emeğin yarattığı değerin bizzat emeğin miktanna bağlı olmasına karşılık, yarattığı artı-değerin, kapitalistin onun için yaptığı ödemenin büyüklüğüne bağlı olması gibi. Dolayısıyla metaın kullanım-değerine bir şey kat­ maksızın fiyatını yükselten ve, bu nedenle de, toplum yönünden, üretken olmayan harcamalar diye sınıflandınlan maliyetlerini yal­ nızca eşit biçimde dağıttığı için, üretken olmayan niteliklerini bir yana bırakmış olmazlar. Örneğin, sigorta şirketleri, bireysel kapita­ listlerin kayıplarını kapitalist sınıf arasında bölüştürürler. Ne var ki, bu durum, bu eşitlenmiş kayıplann, toplam toplumsal sermayeyi ilgilendirdiği kadarıyla kayıp olarak kalmalarını önlemiş olmaz. 1.

Genel Olarak lkmalin Oluşumu

Meta-sermaye biçiminde bulunuşu ya da pazarda kalışı boyun­ ca, bir başka deyişle, çıktığı üretim süreci ile girdiği tüketim süreci arasındaki ara sürede ürün, bir meta ikmali oluşturur. Pazarda bir meta ve bu nedenle de bir ikmal biçiminde iken, meta-sennaye, her iki devrede, çifte bir yetiyle ortaya çıkar: bir seferinde, devresini in­ celemekte olduğumuz süreçteki sennayenin meta-ürünü olarak; di­ ğer bir sefer de, pazarda satın alınmak ve üretken sermayeye dönüş­ türülmek üzere bulunması gerekli diğer bir sennayenin meta-ürünü olarak. Aslında bu son meta-sermaye, sipariş edilene kadar üretil­ mez. Bu durumda, üretilene kadar bir kesinti olur. Ama üretim ve yeniden-üretim sürecinin akışı, belli bir metalar kitlesinin (üretim araçlannın ) daima pazarda bulunmasını ve böylece bir ikmal oluş­ turmasını gerektirir. Üretken sermaye, aynı şekilde, emek-gücü sa­ tın alınmasını kapsar ve para-biçim burada ancak zorunlu tüketim maddelerinin değer-biçimi olup bu maddelerin büyük kısmını emek­ çinin pazarda hazır bulması zorunluluğu vardır. Biz, bunu, bu ke­ simde, daha ileride, aynntılanyla tartışacağız. Ama bu noktada şu kadarı zaten açıktır. Metaya dönüştürülmüş bulunan ve şimdi satıl­ ması, yani tekrar paraya çevrilmesi gerekli olan ve bu nedenle de o an için pazarda meta-sermaye işlevini görmekte olan süreç içindeki sermaye-değeri ilgilendirdiği kadarıyla, bu sermaye-değerin bir ik­ mal oluşturduğu durum, burada, yersiz ve gönülsüz bir kalış olarak ifade edilebilir. Satış ne kadar çabuk olursa, yeniden-üretim süreci o kadar pürüzsüz yürür. M '-P' dönüşüm biçimindeki gecikme, ser­ maye devresinde yeralması gereken gerçek madde değişimini engel­ lediği gibi, ileride üretken sermaye olarak işlev yapmasını da engel­ lemiş olur. Öte yandan, P-M bakımından, metaların pazardaki sü­ rekli varlığı, yani meta-ikmal, yeniden-üretim sürecinin akışının ve yeni ya da ek sermaye yatırımının bir koşulu olarak ortaya çıkar. 127


Meta-sermayenin pazarda meta-ikmal olarak kalması, binalan, depoları, ardiyeleri, ambarları, bir başka deyişle, değişmeyen­ sermaye harcamasını gerektirdiği gibi, bir de, metalann buralara yerleştirilmesi için emek-gücü ödemesini gerektirir. Üstelik metalar bozuludar ve hava koşullannın zararlı etkilerine maruz kalırlar. Metalan bunlara karşı korumak için, kısmen malzeme biçiminde emek aletlerine, kısmen de emek-gücüne ek sermaye yatınlması ge­ rekir. 1 4 Demek oluyor ki , sermayenin, meta-sermaye ve dolayısıyla me­ ta-ikmal biçimindeki varlığı, dolaşım maliyetleri diye sınıflandırıl­ ması gerekli maliyetierin yükselmesine yolaçmaktadır, çünkü bu maliyetler üretim alanından gelmemektedir. Bu dolaşım maliyetleri, I. başlık altında sözü edilen maliyetlerden, bir ölçüde metalann de­ ğerlerine girmeleri, yani bunların fiyatlarını artırmaları olgusuyla ayrılırlar. Her ne olursa olsun, meta-ikmalin korunması ve depolan­ ması gereksinmesine hizmet eden sermaye ile emek-gücü, dolaysız üretim sürecinden çekilmiş bulunmaktadır. Öte yandan, sermayenin bir öğesi olan emek-gücü de dahil, bu biçimde kullanılan sermayeie­ rin yerlerinin toplumsal üründen doldurolması gerekmektedir. Bu yüzden, bunların harcanmasının, üretken emek-gücünü azaltmak gibi bir etkisi olur, ve böylece belli yararlı bir etki elde edilebilmesi için daha büyük miktarda sermaye ve emek gerekir. Bunlar, üret­ ken olmayan maliyetlerdir. Bir meta-ikmal oluşumu için gereken dolaşım maliyetleri, salt mevcut değerlerin meta-biçimlerden para-biçime çevrilmesi için ge­ rekli-zaman nedeniyle ortaya çıktığı , dolayısıyla üretim sürecinin belirli toplumsal biçiminden ileri geldiği için (yani salt, ürünün bir meta olarak meydana getiriliyor olması, ve böylece paraya dönüştü­ rülme zorunluluğunda bulunması olgusu nedeniyle), bu maliyetler tamamen I. başlık altında sıralanan dolaşım maliyetlerine ait nite­ likleri taşırlar. Öte yandan, burada metalann değerinin korunması­ nın ya da artmasının tek nedeni , kullanım-değerinin, ürününün kendisinin, sermaye yatırımına malolan belirli maddi koşullar içeri­ sine konulması ve kullanım-değerleri üzerinde ek emek harcanması­ nı gerektiren işlemlere tabi tutulmasıdır. Bununla birlikte, metala­ nn değerlerinin hesaplanması, bu sürece özgü defter tutma, alım ve satım işlemleri, meta-değerlerin içinde bulunduğu kullanım14 Corbet'nin l84l"de yaptığı hesaba göre, bug"dayın dokuz aylık bir mevsim için depolanma masrafı, r,t 1h miktar kaybına, bug"dayın fiyatı üzerinden 'k3 faize, r,t 2 depo kirasına, r4 l kaldırma ve taşıma ücreti ne, 'k 1 /ı teslimata olmak üzere, top­ lam r� 7'ye ya da 50 şiiinlik beher qııarter için 3 �ilin 6 peniye ulaşmaktadır. ITh. Corbet, An /nquiry into the Causes and Modes of the Wealth of Individuals, ete., London H!4 U Liverpool'lu tüccarlan n Demiryolu komisyonu önündeki ifadelerine göre, 1865 yılında, hububat depo maliyetleri 1 net! ayda beher quarter için aşağıyu­ karı 2 peniye, ya da bir ton için 9 ya da 10 peniye ulaşmaktadır. ( Royal Commission on Railways, 1867, Evidence, s. 19. n u 3 3 U 128


değerini etkilemez. Bunların, yalnızca meta-değerin biçimi ile ilişki­ si vardır. Sözü edilen örnekte* bir ikmal oluşturulma maliyetleri (ki, bu, burada isteomeden yapılmış oluyor), yalnızca biçim değişikliğin­ deki bir gecikmeden ve bunun gerekliliğinden ileri gelmekle birlikte, gene de bu maliyetler I. başlık altında sözü edilenlerden, amaçlan­ nın değerin biçimini değiştirmek olmayıp bir ürün olarak, yararlı bir nesne olarak metada bulunan değerin korunmasıyla ayrılır; ve bu değer, ancak, ürünün, kullanım-değerinin kendisinin muhafazası ile korunmuş olur. Kullanım-değeri burada ne yükselir, ne de artar, tersine azalır. Ama bu azalma sınırlıdır ve kullanım-değeri korun­ muştur. Metaın içerdiği yatınlmış değer de burada artmamıştır; ama maddeleşmiş ve yaşayan yeni bir emek eklenmiştir. Biz şimdi burada bir de bu maliyetierin ne ölçüde, genellikle me­ ta üretiminin belirli niteliğinden ve meta üretiminin genel, mutlak biçiminden, yani kapitalist meta üretiminden ileri geldiğini; ve öte yandan da bunlann ne ölçüde, bütün toplumsal üretimde ortak bu­ lunduğunu ve kapitalist üretimde yalnızca özel bir biçime, özel bir görünüş biçimine büründüğünü incelemek zorundayız. Adam Smith, bir ikmali n oluşumunun kapitalist üretime özgü bir olay olduğu biçiminde harika bir düşünce taşıyordu. 1 5 Daha son­ raki iktisatçılar, örneğin Lalor, tersine, bunun, kapitalist üretimin gelişmesi ile gerilediğinde ısrar ediyorlar.** Hatta, Sismondi, ikma­ le, kapitalist üretimin kusurlanndan biri gözüyle bakar.*** Gerçekte ikmal üç biçim içinde bulunur: üretken sermaye biçi­ minde, bireysel tüketim fonu biçiminde ve meta-ikmal ya da meta­ sermaye biçiminde. lkmalin niceliği, her üç biçiminde de aynı za­ manda mutlak olarak artabilirse de, bir biçimdeki ikmal artarken diğer biçimdeki nispi olarak azalır. Üretimin, üreticinin gereksinmelerinin doğrudan karşılanması ve yalnızca küçük ölçüde değişim ya da satış için yapılması ve dola­ yısıyla toplumsal ürünün meta biçimine hiç bürünmemesi ya da an­ cak küçük bir ölçüde bürünmesi halinde, metalar biçimindeki ikma­ lin, yani meta-ikmalin, servetin ancak küçük ve önemsiz bir kısmını oluşturuyor olması daha başlangıçta apaçıktır. Ama burada tüketim fonu, özellikle geçim araçlan fonu nispeten geniştir. Bunun için, es­ ki moda köylü ekonomisine bir gözatmak yeterlidir. Burada ürünün büyük bir kısmı, salt sahibinin elinde kaldığı için, meta-ikmali hali­ ni almadan, doğrudan, üretim aracı ya da geçim araçlan ikmaline dönüşür. Bu ürün bir meta-ikmal biçimini almaz, ve bu yüzden ıs Ci lt II, Giriş. [A. Smith, An lnquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations. A new editions in four volumes, London 1R43, c . I I , s. 249-252. -Ed. 1 * 14. dipnotta de�nilen Corbet'nin hesaplamalan. -Ed. ** Bkz: J. Lalor, Money and Mora/s: a Book for the Times, London 1852, s. 4344. -Ed. * * '' J. C. L. Simonde de Sismondi, Etudes sut· l'economie politique, c. I, Bruxelles 1837, s. 49 vd. -Ed.

129


Adam Smith, bu üretim biçimine dayanan toplumlarda ikmal bulun­ madığını ilan eder. A. Smith, ilunalin biçimi ile ikmalin kendisini birbirine kanştırmakta ve bu toplumun şimdiye kadar günügününe yaşadığını ya da yarına allah kerim diye düşündüğüne inanmakta­ dır.16 Bu çok safça bir yanlış anlamadır. Ü retken sermaye biçiminde bir ikmal, üretim sürecine girmiş durumda ya da hiç değilse üreticinin elinde ve böylece gizil olarak zaten üretim süreci içerisinde bulunan, üretim araçları biçiminde vardır. Daha önce de görüldüğü gibi, emeğin üretkenliğindeki geliş­ me ve bu nedenle de kapitalist üretim tarzındaki gelişme ile birlikte -bu üretim tarzı, emeğin toplumsal üretkenlik gücünü, daha önceki bütün üretim biçimlerinden daha fazla geliştirir- üretim araçlan kitlesinde (binalar, makineler, vb. ) düzenli bir artış vardır ve bun­ lar, emek aletleri biçiminde ilk ve son olarak sürece girmişler ve bu­ radaki işlevlerini uzun ya da kısa sürelerle düzenli yinelemelerle ye­ rine getirmektedirler. Bu artışın, aynı zamanda, emeğin toplumsal üretkenlik gücünün gelişmesinin öncülü ve sonucu olduğu da görül­ müştü. Servetin bu biçim içerisinde yalnız mutlak değil nispi büyü­ mesi de (Karş: Buch I, Kap. XXIII, 2)* her şeyden önce kapitalist üretim biçiminin karakteristik özelliğidir. Değişmeyen sermayenin maddi varlık biçimleri, üretim araçları, ne var ki, yalnızca bu gibi emek aletlerinden ibaret olmayıp, sürecin çeşitli aşamalanndaki emek malzemeleri ile yardımcı malzemeleri de kapsar. Üretim ölçe­ ğİndeki genişleme ve elbirliği, işbölümü, makineler, vb. aracılığıyla emeğin üretkenlik gücündeki artış ile, günlük yeniden-üretim süre­ cine giren hammaddelerin, yardımcı maddelerin vb. miktarlannda da bir büyüme olur. Bu öğelerin üretim yerinde elaltında hazır bu­ lunmaları gerekir. Üretken sermaye biçiminde bulunan bu ikmalin hacmi, bu nedenle mutlak olarak artar. Sürecin devam edebilmesi için -bu ikmalin günlük ya da yalnızca sabit aralıklarla yenilene­ bilmesi olgusu dışında- üretim yerinde, daima, diyelim günlük ya 16 Adam Smith'in yanlış olarak düşündüğü gibi, bir ikmalin yalnızca ürünün bir metaya ve tüketim-ikmalin bir meta-ikmale dönüşmesine dayanması ve bu dö­ nüşümden ortaya çıkması yerine, bu biçim degişikliği tersine, üreticilerin kendi ge­ reksinmeleri için üretim yapmaktan meta üretimine geçiş döneminde üreticiler eko­ nomisinde en şiddetli bunalımiara yolaçar. Sözgelişi Hindistan'da yakın zamanlara kadar, "bolluk yıllannda karşılığında çok az şey alınabilen tahılın geniş ölçüde stok edilmesi eğilimi" görülüyordu. ("Return, Bengal and Orissa Famine. H. of C., 1867", I, s. 230-3 1, no 74.) Amerikan iç savaşı nedeniyle pamuk ve hintkenevirine vb. olan talepteki ani artış Hindistan'ın birçok kısımlannda, pirinç ekiminde ciddi bir kısıt­ lamaya, pirinç fıyatlannda yükselmelere ve üreticilerin eski pirinç stoklannı satma­ lanna yolaçtı. Buna bir de, 1864-66'dan sonra Avustralya'ya, Madagaskar'a vb.'ye yapılan eşi görülmemiş pirinç ihracını eklemek gerekir. Bu durum, yalnız Orissa bölgesinde milyonlarca insanın hayatına malolan 1866 kıtlığının şiddetini açıklar. (Loc. cit., 174, 175, 213, 2 14 ve III: "Papers relating to the Famine in Behar", s. 32, 33; bu belgelerde "eski stoklann eritilmesi" kıtlığın nedenlerinden biri olarak vur­ gulanmaktadır.) (Elyazması II'den.J "' Kııpital, Birinci Cilt, Yirmibeşinci Bölüm, Ikinci Kesim. -Ed. 130


da haftalık olarak kullanılandan daha fazla miktarda, hazır ham­ madde vb. birikimi bulunması gerekir. Sürecin devamlılığı, onun ko­ şullarının varlığını, satınalmalar günlük olarak yapılırken olası ke­ sintilerle tehlikeye atılmamasını gerektirdiği gibi, ürünün günlük ya da haftalık satılmasına ve dolayısıyla üretim öğelerine ancak dü­ zensiz bir biçimde çevrilebilmesine de bağlı bulunmamalıdır. Ama şurası da açıktır ki, üretken sermaye gizil olabilir ya da tamamen farklı oranlarda bir ikmal oluşturabilir. Örneğin bir iplik fabrikası sahibinin elinde, üç aylık ya da bir aylık bir pamuk ya da kömür ik­ mali bulundunnası gereği arasında büyük fark vardır. Açıktır ki, bu ikmal mutlak olarak artarken, nispi olarak azalabilir. Bu, hepsi de sonuçta herhangi bir kesintiye uğramasın diye, ge­ rekli hammadde miktarını sağlamakta daha büyük bir hız, düzen ve güven istemine varan çeşitli koşullara bağlıdır. Bu koşullara ne kadar az uyulursa, dolayısıyla ikmalin hızı, dü­ zeni ve güvenilir oluşu ne kadar eksik ise, üretken sermayenin gizil kısmı, o kadar büyük olmak durumundadır, yani üreticinin elinde işienmeyi bekleyen hammadde, vb. ikmali o kadar fazladır. Bu ko­ şullar, kapitalist üretimin gelişme derecesi ile, şu halde toplumsal emeğin üretkenlik gücündeki gelişme ile ters orantılıdır. Aynı şey, bu nedenle, bu biçimdeki ikmal için de geçerlidir. Bununla birlikte, burada ikmalde bir azalma olarak ortaya çı­ kan şey (örneğin Lalor'da olduğu gibi), kısmen, yalnızca meta­ sermaye biçimindeki ikmalde, yani asıl anlamda meta-ikmalde bir azalmadır; dolayısıyla bu, yalnız aynı ilonalde bir biçim değişikliği­ dir. Örneğin, bir ülkede günlük üretilen kömür miktan ve bu neden­ le kömür sanayii işleminin ölçeği ve eneıjisi büyük ise, iplikçinin, üretiminin sürekliliğini sağlamak için fazla bir kömür stoku yapma­ sına gerek yoktur. Kömür ikmalinin düzenli ve güvenli bir biçimde yenilenmesi bunu gereksiz kılmaktadır. İkincisi, bir sürecin ürünü­ nün bir başka sürece üretim aracı olarak aktarılabilme hızı, taşıma ve iletişim kolaylıklannın gelişmesine bağlıdır. Taşımanın ucuzluğu bu sorunda büyük önem taşır. Sözgelimi, taşımanın fiyatının nispe­ ten ucuz olması halinde, kömürün ocaktan iplik fabrikasına durma­ dan yenilenerek taşınması, büyük miktarda kömür stokunun uzun süre depolanmasından daha pahalı olacaktır. Buraya kadar incele­ nen bu iki durum üretim sürecinin kendisinden ileri gelir. Üçüncü olarak, kredi sisteminin gelişmesi de bu konuda etkili olur. l plikçi, pamuk, kömür, vb. ikmalinin yenilenmesi için ipliğin doğrudan satı­ şına ne denli az bağımlı olursa -kredi sistemi ne kadar fazla geliş­ mişse, bu doğrudan bağımlılık o denli küçük olacaktır-, bu ikmaller nispeten o denli küçük olabilir ve gene de belli bir ölçekteki sürekli bir iplik üretimi, ipliğin satışındaki tehlikelerden bağımsız bir üreti­ mi sağlar. Dördüncü olarak, pek çok hammadde, yarı-mamul malın, vb. üretimleri için oldukça uzun süreler gerekir. Bu, özellikle tarı­ mın sağladığı bütün hammaddeler için geçerlidir. Üretim sürecinde 131


kesinti olmaması için, eski ürünün yerini yeni ürünün almasına ola­ nak bulunmayan bütün süre için elde belli miktarda hammadde bu­ lunmas�� gerekir. Eğer bu ikmal, sanayi kapitalistinin elinde azalı­ yorsa, bu, yalnızca onun , tüccann elinde meta-ikmal biçiminde arttı­ ğını gösterir. Ulaştırmanın gelişmesi, sözgelimi Liverpool ithalat de­ polannda bulunan pamuğun Manchester'a süratle sevkedilmesine olanak sağlıyorsa, fabrikatörler ikmalierini nispeten küçük oranlar­ da ve gerektiği biçimde ve zamanda yenileyebilir. Ama bu durumda pamuk, Liverpool'lu tüccarların elinde o denli büyük miktarlarda meta-ikmal olarak kalmış olur. İ şte dolayısıyla bu, yalnızca ikmalin bu biçimindeki değişikliktir ve Lalor ile diğerlerinin görmezlikten geldikleri şey de budur. Ama eğer toplumsal sermayeyi gözönüne alacak olursanız, her iki durumda da aynı miktar ürün, ikmal biçi­ minde vardır. Diyelim ki, bir yıl süreyle tek bir ülke için gerekli mik­ tar, ulaşımdaki iyileştirmelerle azalır. Çok miktarda yelkenli ve bu­ harlı geminin Amerika ile İ ngiltere arasında sefer yapması halinde, İ ngiltere'nin pamuk ikmalini yenileme olanağı artarken, İ ngiltere'de depolanması gerekli ortalama miktar azalır. Dünya pazannın geliş­ mesi ve bunun sonucu aynı ticari maliann ikmal kaynaklannın ço­ ğalması da aynı sonucu doğurur. Bu nesneler, çeşitli ülkelerden farklı aralıklarla parça parça sağlanır.

2.

Tam Deyimiyle Meta-lkmal

Kapitalist üretimde ürünün genel meta biçimine büründüğünü ve üretimin boyutlannın büyümesiyle bunun daha da arttığını gör­ müş bulunuyoruz. Dolayısıyla, üretim aynı hacimde kalsa bile, daha önceki üretim biçimleri ya da daha az gelişmiş bir aşamadaki kapi­ talist üretim biçimine göre, ürünlerin çok daha büyük bir kısmı me­ talar biçiminde bulunurlar. Ve her meta -dolayısıyla, sermaye­ değerin varoluş biçimi olarak hizmet eden metalardan başka bir şey olmayan her meta-sermaye- derhal üretim alanında, üretken ya da bireysel tüketim alanına geçmedikçe, yani bu arada pazarda bekle­ medikçe, meta-ikmalin bir öğesini oluşturur. Eğer üretimin hacmi aynı kalıyorsa, meta-ikmal (yani ürünün meta-biçiminin bu yahtıl­ ması ve sabitleşmesi) kendiliğinden kapitalist üretim ile birlikte bü­ yür. Yukarda da gördüğümüz gibi bu yalnız ikmalin biçimindeki bir değişmedir, yani doğrudan üretim ya da tüketim için aynlan biçi­ miyle ikmal bir yanda azaldığı için öte yanda metalar biçimindeki ikmal artmış olur. Bu, yalnızca ikmalin toplumsal biçimindeki bir değişikliktir. Aynı zamanda bu, yalnız, meta-ikmalin, toplam top­ lumsal sermayeye oranla nispi büyüklüğünde bir artış değil, mutlak büyüklüğünde de bir artıştır ve nedeni de, toplam ürün kitlesinin kapitalist üretimin büyümesiyle birlikte büyümesidir. Kapitalist üretimdeki gelişmeyle birlikte üretimin ölçeği gitgide daha az bir biçimde, ürüne olan doğrudan taleple ve gitgide daha 132


fazla bir biçimde, bireysel kapitalistin elinde bulunan sermaye mik­ tanyla, sennayenin özünde yatan kendisini genişletme zorunluluğu ve üretim sürecinin devam etme ve genişleme gereksinmesiyle belir­ lenir. Böylece, her belirli üretim dalında, pazarda metalar biçiminde bulunan, yani alıcı peşinde koşan, ürünler kitlesinde zorunlu bir ar­ tış vardır. Meta-sennaye biçiminde kısa ya da uzun bir süre için sa­ bitleşmiş sennaye miktan büyür ve şu halde meta-ikmal de büyür. Ensonu, toplumun üyelerinin çoğunluğu, ücretli-emekçilere, üc­ retlerini haftalık olarak alan ve bunu günlük harcayan ve bu neden­ le de geçim araçlannın ikmal biçiminde kendileri için daima hazır bulundurulması gereken, günügününe yaşayan insanlar haline dö­ nüştürülür. Bu ikmalin ayn ayn öğeleri devamlı bir akış halinde olabildiği halde, ikmalin bir bütün olarak akış durumunda kalabil­ mesi için bunlann bir kısmı daima hareketsizleşmelidir. Bütün bu özelliklerin kökeni, üretimin biçiminde ve ürünün do­ laşım sürecinde geçinnek zorunda kaldığı anzi biçim değişikliğinde­ dir. Ürün-ikmalin toplumsal biçimi ne olursa olsun, bunlann depo edilmesini, korunmalannı sağlamak amacıyla binalar, gemiler, vb., için yatınm yapılması gerekir; aynca, zararlı etkilerle savaşım için de, ürünün cinsine göre, şu ya da bu ölçüde üretim aracı ve emek harcanması da gereklidir. I kmal toplumsal yönden ne denli yoğunsa, maliyetler de o denli küçüktür. Bu yatınmlar daima toplumsal eme­ ğin maddeleşmiş ya da yaşayan bir kısmını -yani kapitalist biçim­ de sennaye yatınmını- oluştururlar ve bizzat ürünün oluşmasına ginnedikleri için üründen yapılması gerekli indirimlerdir. Toplum­ sal servetin bu üretken olmayan giderleri zorunludur. Bunlar, meta­ ikmalİn bir öğesi olarak, varlıklan ister yalnızca üretimin toplumsal biçiminden, dolayısıyla meta-biçimden ve onun zorunlu biçim deği­ şikliğinden ileri gelsin, ister dolaşım sürecine ait ürün-ikmal oluştu­ ran meta-ikmal biçiminde olmadığı halde, bütün toplumlarda ortak ürün ikmallerinin ancak özel bir biçimi olarak kabul edilen meta­ ikmal olsun, toplumsal ürünün korunması için gerekli maliyetlerdir. Şimdi, bu maliyetlerin, metalann değerlerini ne ölçüde artırdığı sorulabilir. Eğer kapitalist, üretim araçlan ve emek-gücü biçiminde yatırdı­ ğı sermayeyi ürüne, satışa hazır belli miktarda metaya çevirmiş ise ve bu metalar satılmadan stok halinde kalıyorsa, bu, yalnızca yatır­ dığı sennaye-değerin bu süre içerisinde kendisini genişletme süre­ cindeki durgunluğunu göstennekle kalmaz, bu ikmalin binalarda korunması, ek emek, vb. maliyetleri, gerçek bir kayıp anlamına da gelir. Eğer en sonunda bir alıcı bulabiise bile, bu alıcı, satıcının şu sözlerine kahkahalarla gülecektir: "Mallanmı altı aydır satamadım; bu süre içerisinde bu malların saklanması yalnızca şu kadar serma­ yemin atıl kalmasına yolaçmadı, bir de bana şu kadar fazla masrafa maloldu". Alıcı, " Tant pis pour vous!"* diye karşılık verir. " l şte he133


men şuracıkta bir başka satıcı daha var ve mallan daha evvelsi gün tamamlanmış. Senin maliann hem taponlaşrnış ve belki de acımasız zaman onları azçok yıpratmış. Bu nedenle, onları, rakibinden daha ucuza satman gerekir." Bir metaın varoluş koşullarını, onun üreticisinin gerçek üretici ya da kapitalist üretici, yani fiilen ancak gerçek üreticinin temsilcisi olması hiç etkilemez. O, ürününü paraya çevirmek zorundadır. Ürü­ nünü metalar biçiminde sabit tutması nedeniyle ortaya çıkan gider­ ler, onun kişisel hesaplannın bir kısmıdır ve abcıyı hiç ilgilendir­ mez. Alıcı, onun metalannın dolaşım zamanı için para ödemez. Ka­ pitalist, mallarını, değerlerdeki fiili ya da umulan köklü bir değişik­ lik zamanlannda bilerek pazara sünnese bile, bu ek giderleri geri alıp almaması, bu değer değişikliğinin olup olmamasına, bu hesapla­ nnın isabetli ya da isabetsiz oluşuna bağlıdır. Ama bu değer değişik­ likleri, onun ek maliyetlerinin sonucu ortaya çıkmaz. Demek oluyor ki, eğer bir ikmalin oluşumu, dolaşımda bir durgunluk yaratırsa, bu yüzden meydana gelen giderler metalann değerini artırmış olmaz. Buna karşılık, dolaşım alanında kalmaksızın, sermaye şu ya da bu süre için meta-biçimde bulunmaksızın, herhangi bir ikmal sözkonu­ su olamaz; demek ki, tıpkı para rezervi oluşmadan para dolaşımı olamayacağı gibi, dolaşımda durgunluk olmadan da ikmal olamaz. Öyleyse, meta-ikmal olmaksızın da, meta dolaşımı olamaz. Kapita­ list, bu zorunluluk ile, M '-P' hareketinde yüzyüze gelmese bile, P-M hareketinde gelir; kendi meta-sermayesi ile ilgili olarak yüz­ yüze gelmese bile, kendisi için üretim araçları, emekçileri için geçim araçlan üreten diğer kapitalistler yönünden bu durumla karşı karşı­ ya kalır. Ikmalin oluşumu ister gönüllü, ister gönülsüz olsun, yani meta üreticisi ister bilerek bir ikmali hazır bulundursun ya da ürünleri, dolaşım sürecinin koşullannın yarattığı satış direnci sonucu, ikmal biçimine girmiş olsun, öyle görünüyor ki, sorunu esasta etkileyemez. Ama bu sorunun çözümlenmesi için, gönüllü ikmal oluşumunu, gö­ nülsüzünden ayıran şeyi bilmekte yarar vardır. Gönülsüz ikrnal olu­ şumu, dolaşımda, meta üreticisinin bilgisi dışında meydana gelen ve onun iradesini engelleyen bir durgunluktan ileri gelir ya da bu dur­ gunluk ile özdeştir. Peki, gönüllü ikrnal oluşumunun özelliği nedir? Her iki dururnda da satıcı, mallarını her zamankinden daha hızlı olarak elden çıkanna yollarını arar. Ürünlerini daima satışa meta olarak arzeder. Eğer bunları satıştan çekmiş olaydı bu edimsel (rvrpyna) değil, ancak potansiyel (öuvafJ.Et) bir meta-ikmal öğesi olurdu. Onun için bu dururndaki meta, tıpkı eskisi kadar değişim­ değeri taşıyıcısıdır ve ancak meta-biçimden sıyrılıp para-biçime bü­ rünerek ve büründükten sonra bu rolü oynayabilir. Belli bir süre içerisindeki talebi karşılayabilmek için, meta* V ah zavallı vah! -ç. 134


ikmalin belli bir hacimde olması gerekir. Alıcılar çevresinin sürekli genişlemesi hesaba katılır. Örneğin, bir günlük gereksinmeyi karşı­ lamak için metalann bir kısmı pazarda devamlı meta-biçimde kal­ mak zorunda olduğu halde, diğer kısmı akıcı haldedir ve paraya çev­ rilir. Açıktır ki, geri kalan kısmının akıcı olmasına karşılık, hareket­ siz kısmı sürekli azalır, tıpkı tümüyle satılana kadar ikmalin kendi büyüklüğünün azalması gibi. Metalann durgunluğu, demek ki, satıl­ malannın gerekli bir koşulu oluyor. Aynca bu hacmin, ortalama sa­ tıştan ya da ortalama talepten büyük olması da gerekir. Aksi halde, bu ortalamanın üzerindeki fazlalık karşılanamazdı. Öte yandan, sü­ rekli çekilmekte olduğu için, ikmalin sürekli yenilenmesi gerekir. Bu yenilenme, bu son durumda, üretimden, meta-ikmalinden başka hiçbir yerden gelemez. Bunun yurt dışından gelip gelmemesinin hiç­ bir önemi yoktur. Bu yenilenme, metalann yeniden-üretimi için ge­ rekli olan süreye bağlıdır. Meta-ikmal, bütün bu süre için yeterli ol­ malıdır. lık üreticinin elinde kalmayıp çeşitli depolardan, toptancı­ nın elinden perakendeciye geçmesi, yalnızca görünüşü değiştirir, işin aslını değil. Toplum açısından, sermayenin bir kısmı, her iki du­ rumda da meta-ikmal biçimini, bu metalar üretken ya da bireysel tüketime girene kadar korur. Üretici, doğrudan üretime bağlı kal­ mamak ve kendisine sürekli ve düzenli bir müşteri sağlamak için, ortalama talebe göre bir stok bulundurmaya çalışır. Üretim dönem­ lerine tekabül eden, satınalma dönemleri oluşur ve metalar, yerleri­ ni aynı türden yeni metalar alana kadar, uzun ya da kısa süreler için ikmal oluştururlar. Dolaşım sürecindeki ve dolayısıyla dolaşım sürecini de kapsayan yeniden-üretim sürecindeki değişmezlik ve sü­ reklilik, ancak bu gibi ikmallerin oluşmasıyla güvenlik altına alınır. M, hala pazarda bolunsa bile, M'nin üreticisi için M '-P' hare­ ketinin tamamlanmış olabileceğini unutmamak gerekir. Üretici, eğer kendi metalarını, bunlar sonal tüketiciye satılana kadar stokta tutmuş olsaydı, birisi metalann üreticisi, diğeri de tüccan olarak iki sermayeyi hareket halinde tutmuş olacaktı. Metaya, biz ister birey­ sel meta, ister toplumsal sermayenin tamamlayıcı bir kısmı gözüyle bakalım, ikmalin oluşum maliyetlerinin üretici ya da A'dan Z'ye ka­ dar bir dizi tüccarlar tarafından karşılanmasının meta yönünden önemi yoktur. Toplumsal üretimin belli bir düzeyinde, ya üretken ikmal (gizil üretim fonu) ya da tüketim fonu (tüketim araçlan rezervi) olarak bulunacak olan ürünün meta-biçiminden başka bir şey olmadığına göre, meta-ikrnal, bu biçimi ile daha önce mevcut değil idiyse, onun saklanması için gerekli harcamalar, yani ikmal oluşum maliyetle­ ri -bu amaç için harcanan maddeleşmiş ya da canlı emek- yalnız­ ca ya üretim ya da tüketim için toplumsal fonun sürdürülmesi ama­ cıyla yapılan harcamalardır. Bu harcamalann metalann değerinde neden olduğu artış bu maliyetleri farklı metalar üzerine pro ra ta* * Herkese düşen pay oranında. -ç. 135


dağıtır, çünkü maliyet farklı tür metalar için farklıdır. Ve ikmal olu­ şum maliyetleri, toplumsal servetin varlık koşullarından birisini oluşturduğu halde, her zamanki gibi, toplumsal servetten yapılan indirimdir. Tıpkı para rezervi oluşumunun, para dolaşımının önkoşulu ol­ ması gibi, meta-ikmal de, meta dolaşımının bir önkoşulu ve kendisi de meta dolaşımından zorunlu olarak doğan bir biçim olması ölçü­ sünde, bu görünüşteki durgunluk ancak kendisi bir hareket biçimi olduğu için ve işte ancak bu ölçüler içerisinde böyle bir durgunluk normaldir. Ne var ki, dolaşım haznesinde bekleyen metalar, hızla gelen yeni üretim dalgaianna yer bırakmayacak hale gelip de hazne­ ler aşırı dolgunluk noktasına ulaşınca, tıpkı para dolaşımı tıkandığı zaman para-yığınanın artması gibi, meta-ikmal de genişler. Bu tıka­ nıklığın sanayi kapitalistinin depolannda ya da tüccann ardiyele­ rinde olması arasında hiçbir fark yoktur. Bu durumda artık meta­ ikmal, kesintisiz satışın bir önkoşulu değil, mallan satma olanaksız­ lığının bir sonucudur. Maliyetler gene aynıdır, ama şimdi salt bir bi­ çimden, yani metalan paraya dönüştürme zorunluluğundan, bu baş­ kalaşımdan geçme güçlüğünden ileri geldiği için artık bunlar meta­ lann değerine girmez ve ancak değerin gerçekleşmesinde indirimler, değer kayıplan oluştururlar. Normal ve anormal ikmal biçimleri bi­ çim bakımından farklı olmadıkları ve her ikisi de dolaşımı tıkadığı için bu iki olay karıştırılabilir ve bizzat üretimde bulunanı da alda­ tabilir, çünkü üretici için sermayesinin dolaşım süreci devam ettiği halde, şimdi el değiştirme ve tüccara ait bulunan metalann dolaşımı tflmamen durdurulmuş olabilir. Üretim ile tüketim kabardığı za­ man, diğer şeyler eşit kalmak kaydıyla, meta-ikmal de aynı biçimde kabarır. Meta-ikmal aynı hızla yenilenir ve soğurulur, ama hacmi daha büyüktür. Böylece, dolaşımdaki durgunluğun yolaçtığı meta­ ikmalİn büyüyen hacmi, özellikle kredi sisteminin gelişmesi gerçek hareketi bir esrar perdesiyle gizlediği zaman, yanlışlıkla üretim sü­ recindeki genişlemenin bir belirtisi gibi görülebilir. İkmal oluşum maliyetleri şunları kapsar: 1 ) ürünlerin kitlesinde nicel bir azalma (örneğin, un ikmalinde olduğu gibi); 2) nitel yönden bir bozulma; 3) ikmalin korunması için gerekli maddeleşmiş ve canlı emek. III. TAŞ IMA MALİYETLERİ

Burada, ambalajlama, tasnif vb. gibi dolaşım maliyetlerinin bü­ tün ayrıntılarına girmek gereksizdir. Genel yasa şudur: yalnızca me­ taların biçim değişikliğinden ileri gelen dolaşım maliyetlerinin hepsi değerlerine ka tkıda bulunmaz. Bunlar, yalnız, değerin gerçekleşme­ si ya da bir biçimden diğerine çevrilmesi sırasında yapılan harcama­ lardır. Bu maliyetleri karşılamak için harcanan sermaye (bunun de­ netimi altında yapılan emek de dahil) kapitalist üretimin faux fra136


is'si* arasındadır. Bunların artı-üründen karşılanmalan gerekir ve bunlar, tüm kapitalist sınıfı ilgilendirdiği kadarıyla, artı-değerden ya da artı-üründen bir indirimdir; tıpkı geçim araçlannın satın alın­ ması için bir işçiye gerekli zamanın, bir zaman kaybı olması gibi. Ancak, ulaşım maliyetleri, birkaç kısa söz söylemeden geçilemeye­ cek kadar önemli bir rol oynar. Sermaye devresi içerisinde ve onun bir kısmını oluşturan meta­ lann başkalaşımında, toplumsal ernekte karşılıklı bir madde değişi­ mi yeralır. Bu karşılıklı madde değişimi, ürünlerin bulunduklan yerde bir değişikliği, bir yerden diğerine gerçek hareketlerini gerek­ tirebilir. Gene de metalann dolaşımı, bunlar fiziksel harekette bu­ lunmadan da olabilir ve metalar dolaşmaksızın ve hatta doğrudan bir ürün değişimi yapılmaksızın da ürünlerin taşınması olabilir. A'nın B'ye sattığı bir ev meta olarak dolaşımda bulunduğu halde, bir yerden diğer bir yere gitmiş olmaz. Pamuk ya da dökme demir gibi taşınabilir meta-değerler, bir düzine dolaşım sürecinden geçtikleri, spekülatörler tarafından alınıp satıldıklan halde, bir süre aynı ardi­ yede kalabilirlerY Burada gerçekten hareket eden şey mailann ken­ dileri değil, mallar üzerindeki mülkiyet hakkıdır. Öte yandan, top­ lumsal ürün, ne meta olarak dolaştığı, ne de trampa yoluyla dağıldı­ ğı halde, taşıma, İ nkalar ülkesinde önemli bir rol oynuyordu. Dolayısıyla, taşıma sanayii kapitalist üretime dayandığı zaman, dolaşım maliyetlerinin bir nedeni gibi görünürse de, bu özel görünüş biçimi durumu hiç değiştirmez. Taşımayla ürün miktan artmış olmaz. Birkaç istisna dışında, ürünlerin taşıma sırasında doğal niteliklerindeki olası değişiklikler, bilerek elde edilen yararlı sonuçlar değildir; bunlar, daha çok kaçı­ nılması olanaksız zararlardır. Ne var ki, nesnelerin kullanım­ değerleri ancak tüketimleri ile maddeleşir, ve bunların tüketimi, bu şeylerin yer değiştirmesini, dolayısıyla da taşıma sanayiinde ek bir üretim sürecini gerektirebilir. Bu sanayie yatırılmış bulunan üret­ ken sermaye, kısmen ulaştırma araçlanndan değer aktarmak, kıs­ men de ulaştırmada harcanan emek sonucu değer eklemek yoluyla, taşınan ürünlere değer katmış olur. Bu son sözü edilen değer artışı, bütün kapitalist üretimde olduğu gibi, ücretler ile artı-değerin yeri­ ne konulmasını içerir. Her üretim sürecinde -pamuğun tarandığı yerden eğirildiği ye­ re taşınması ya da kömürün ocaktan yüzeye çıkanlması gibi-, emek konusunun yer değiştirmesi ve bunun için gerekli emek araç­ lan ile emek-gücü büyük bir rol oynar. Son biçimini alan ürünlerin, sonal mallar olarak, bağımsız bir üretim yerinden uzaktaki bir diğer üretim yerine geçişi aynı olayı ortaya kor, ama daha büyük bir öl­ çekte. Ürünlerin bir üretken kuruluştan diğerine taşınmasını, bir de son biçimini almış ürünlerin üretim alanından tüketim alanına geçi17 Storch, buna, "circulation factice" ( " hayali dolaşım") diyor. ''' Beklenmedik masraf. -ç.

137


şi izler. Bu hareketleri tamamlamadan, ürün, tüketim için hazır de­ ğildir. Yukarda gösterildiği gibi, meta üretimi genel yasasına göre: emeğin üretkenliği, yarattıgJ değerle ters orantılıdır. Bu yasa, diğer­ leri için olduğu gibi taşıma sanayii için de geçerlidir. Metalann belli bir uzaklığa taşınması için gerekli ölü ve canlı emek miktan ne ka­ dar az olursa, emeğin üretkenlik gücü o kadar büyüktür ve bunun tersi de doğrudur. 18 Taşımanın metalara ekiediği değerin mutlak büyüklüğü, diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla, taşıma sanayiinin üretken gücüyle ters, taşındıklan uzaklık ile dogTu orantılıdır. Taşıma maliyetleri nedeniyle metalann fiyatıanna eklenen de­ ğer kısmı, diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla, hacmi ve agJrlıklan ile dogTu, değerleriyle ters orantılıdır. Ama bunu değiştiren pek çok etmen vardır. Taşıma, örneğin, azçok önemli koruma önlemlerini ge­ rektirir, bu nedenle maliann kolay kınlabilir, bozulabilir, patlayabi­ lir, vb. oluşuna bağlı olarak azçok emek ve emek aletleri harcaması­ nı gerektirir. Burada demiryolu krallan hayali türler icadetmekte botanikçiler ile zoologlara taş çıkartan deha örnekleri gösterirler. İn­ giliz demiryollannda eşyalann sınıflandınlması, sözgelimi ciltler doldurur ve ilke olarak, maliann çeşitli doğal özelliklerini, taşıma­ nın sayısız zorluk.lanna ve hileli ücretler almak için sıradan balıane­ lere dönüştürme genel eğilimine dayanır. "Imalatta yeralan iyileştir­ melerden ve gümrük vergisinin kaldınlmasından bu yana, eskiden kasası ı ı sterlin olan cam, şimdi yalnızca 2 sterlin; ama taşıma üc­ reti eskisinin aynı olduğu halde, kanal yoluyla taşındığında eskisin­ den daha yüksek. İmalatçılar, bana, eskiden tesisatçılann kullan­ dıklan cam ile cam avadanlıklann, Birmingham'da 50 mil içerisinde tonunun aşagJ yukan ıo şiiine taşındığını bildirdiler. Şimdi ise, kı­ nlma tehlikesine karşı alınan ücret bunun üç katıdır, ki [kınlma ha­ linde -ç.] nadiren ödenmesine nza gösterilir. . . . Kınlma nedeniyle öne sürülen taleplere şirketler daima karşı çıkmaktadırlar." 19 Üsteıs Ricardo taşıma maliyetleri aracılığı ile ürünlerin fiyatını ya da de�erini ar­ tırmasını ticaretin erdemlerinden biri sayan Say'dan alıntı yapıyor. ""Ticaret"" diye yazıyor Say, ""bize, bir metaı bulunduğıı yerde edinebilmemizi ve tüketilece� bir başka yere aktarmamızı sa�lar; böylece, bize, ilk yerlerindeki fiyatlan ile ikinci yer­ deki fiyatlan arasındaki fark kadar metaın de�erini artırma gücünü verir."' (J. B. Say, Traite d'ıkonomie politique, Troisieme edition, Paris 1 8 1 7 , c. II, s. 433. -Ed. ) Ricardo bununla ilgili olarak şöyle der: ""Do� ama, bu ek de�er ona nasıl verilir? Birincisi, üretim maliyetine taşıma harcamalannı ekleyerek; ikincisi, tüccann yap­ tığı sermaye yatınmları üzerine konan kıin ekleyerek. Bütün dig"er metalar, tüketi­ ciler tarafından satın alınmazdan önce bunlara üretimlerinde ve taşınmalan nda da­ ha fazla emek harcandığı için nasıl daha deg"erli hale geliyorlarsa, bu meta da an­ cak aynı nedenle daha deg"erlidir. Bundan, ticaretin üstünlüklerinden biri olarak sö­ zedilmelidir."" (Ricardo, Principles of Political Economy, 3. ed., London 1821, s. 309,

3 10 . )

ı9

630.

Royal Comission on Railways (""Demiryollan Kraliyet Komisyonu""), s. 3 1 , no

138


lik, taşıma maliyetleri nedeniyle bir mala eklenen değerin, bu malın değeriyle ters orantılı olması gerçeği, demiryolu krallanna, bu mal­ lara değerleriyle doğru orantılı bir vergi koymak için özel bir bahane sağlamış oluyor. Sanayiciler ile tüccarlann bu konudaki yakınmala­ n sözü edilen rapordaki ifadelerin her sayfasında bulunabilir. Kapitalist üretim tarzı, taşıma ve ulaştırma araçlanndaki geliş­ meyle olduğu kadar, taşımadaki -artan ölçekteki- yoğunlaşma ile de bireysel metalann taşıma maliyetlerini azaltmaktadır. Bu üretim tarzı, birincisi, ürünlerin çoğunluğunu metalara çevirmek, ikincisi de yerel pazariann yerine uzak pazarlan koymak suretiyle, metala­ nn taşınması için harcanan canlı ve maddeleşmiş emeğin miktannı artırmaktadır. Dolaşım, yani metalann mekan içerisinde fiili hareketi, kendisi­ ni metalann taşınmasına indirgemektedir. Taşıma sanayii, biryan­ dan üretimin bağımsız bir kolunu ve böylece de üretken sermayenin ayn bir yatınm alanını oluşturmaktadır. Öte yandan ise, onun ayın­ cı özelliği, dolaşım süreci içerisinde ve dolaşım süreci için, üretim sürecinin bir devamı olarak görünmesidir.


lKlNCl KlSlM

SERMAYENİN DEVRl

YEDlNCl B Ö LÜM

DEVI R ZAMANI VE DEVI R SAYISI

BELLl bir sermayenin tüm devir zamanının, onun dolaşım zama­ nı ile üretim zamanının toplamına eşit olduğunu görmüş bulunuyo­ ruz. Bu, sermaye-değerin belirli bir biçim içerisinde yatınldığı an­ dan, işleyen sermaye-değerin aynı biçim içerisinde geriye dönmesine kadar geçen süredir. Kapitalist üretimin itici gücü, daima, yatınlan değer aracılığı ile artı-değer yaratmaktır; yatınlan bu değerin kendi bağımsız biçimi içerisinde, yani para-biçim içerisinde ya da metalar biçiminde olma­ sının önemi yoktur, değer-biçim, yatınlan metalann fiyatında yal­ nızca ideal bir bağımsızlığa sahiptir. Her iki durumda da bu serma­ ye-değer, dairesel hareketi sırasında çeşitli varlık biçimlerinden ge­ çer. Kendisi ile olan özdeşliği kapitalistlerin defterlerinde ya da he­ sap parası biçimi içerisinde sabitleştirilmiştir. I ster P . . . P' biçimini, ister R .. . R biçimini alalım, bunun anlamı şudur: ( 1 ) yatınlmış değer, sermaye-değerin işlevini görür ve artı­ değer yaratmıştır; (2) sürecini tamamladıktan sonra, süreci başlattı­ ğı biçime tekrar dönmüştür. Yatınlmış değer P'nin kendini genişlet­ mesi ve, aynı zamanda, sermayenin bu biçime (para-biçime) tekrar dönüşü, P . . . P''nde açıkça görülmektedir. Ama aynı şey, ikinci biçim 140


içinde de olmaktadır. Çünkü, R'nin başlangıç noktası, belli bir değe­ re sahip üretim öğelerinin, metalann varlığıdır. Bu biçim, bu değe­ rin ( M ' ve P''nün) kendini genişletmesini ve ilk biçime tekrar dön­ mesini içerir, çünkü ikinci R'de yatırılmış değer gene ilk yatınldığın­ da sahip bulunduğu üretim öğeleri biçimine sahiptir. Daha önce şunu görmüştük: " Üretim, biçim olarak kapitalist ise, yeniden-üretimin biçimi de aynı olur. Kapitalist üretim biçiminde, nasıl ki, emek-süreci sermayenin kendisini genişletmesi yolunda bir araçtan başka bir şey değilse, yeniden-üretim sürecinde de, yatınl­ mış değeri, sennaye olarak, yani kendi kendini genişleten değer ola­ rak yeniden üretmenin aracından başka bir şey değildir." (Buch I, Kap XXIII, s. 588. )* Üç biçim ( 1 ) P . . . P', (Il) R . .. R, ve (III) M ' ... M ', şu farklılıklan gösterirler: biçim II'de, R ... R, sürecin yenilenmesi, yeniden-üretim süreci bir gerçek olarak ifade edildiği halde, biçim l'de yalnızca bir gizlilik olarak ifade edilir. Ama her ikisi de biçim III'ten, yatırılan sermaye-değerin -ister para ister üretimin maddi öğeleri biçiminde yatınlmış olsun- çıkış noktası ve bu nedenle de aynı zamanda dö­ nüş noktası olmasıyla aynlır. P . . . P''nde bu dönüş P '= P + p ile ifade edilir. Eğer süreç aynı ölçekte yenilenmiş ise P gene çıkış noktasıdır ve p sürece ginnez, ama yalnızca P'nin sennaye olarak kendisini ge­ nişlettiğini ve dolayısıyla artı-değer p'yi yarattığını, ama bunu süre­ ce almadığını gösterir. R ... R biçiminde, üretim öğeleri biçiminde ya­ tınlan sermaye-değer R, gene aynı şekilde çıkış noktasıdır. Bu bi­ çim, kendisine ait sermaye genişlemesini de içerir. Eğer basit yeni­ den-üretim olursa, aynı sennaye-değer, aynı süreci, aynı R biçiminde yeniler. Eğer birikim olmuşsa R' (değer büyüklüğü olarak M ''ne ve P''ne eşittir), süreci genişlemiş sermaye-değer olarak tek­ rar açar. Ama süreç, öncekinden daha büyük bir sermaye-değer ile olmakla birlikte, başlangıç biçimindeki yatınlan sermaye-değer ile tekrar başlar. Biçim III'te, tersine, sennaye-değer, sürece bir yatı­ nm olarak değil, zaten genişlemiş bir değer olarak yatınlmış bulu­ nan sermaye-değerin bir kısmından başka bir şey olmayan metalar biçimi içerisinde mevcut toplam servet olarak başlar. Bu son biçim, bireysel sermaye hareketlerinin toplam toplumsal sennaye hareket­ leriyle olan ilişkisi yönünden tartışıldığı üçüncü kısım için önemli­ dir. Ama bu, ister para, ister metalar biçiminde olsun, daima senna­ ye-değer yatınmı ile başlayan ve dönen sermaye-değerin daima yatı­ nlmış olduğu biçim içerisinde geri dönmesini gerektiren sennaye devri ile ilişkili olarak kullanılmamalıdır. I ve II devrelerinin birin­ cisi artı-değer oluşumunda esas olarak devrin etkisinin incelenme­ sinde, ve ikincisi de ürün yaratılmasındaki etkisinin incelenmesinde yararlıdır. l ktisatçılar, farklı devre biçimleri arasındaki aynınlar üzerinde * Kapital, Birinci Cilt, Yi rmiüçüncü Bölüm, 141

s.

582. -Ed.


uzunboylu durmadıklan gibi, bunları, sermayenin devri ile bağıntısı yönünden de ayrı ayrı incelememişlerdir. Bireysel kapitalistlere ege­ men olduğu ve hatta para, salt hesap parası biçiminde bile olsa çıkış noktası olarak hesaplannda kendilerine yardımcı olduğu için, ikti­ satçılar, genellikle P . . . P' biçimini gözönünde tutarlar. Başkaları, is­ ter meta, ister para biçiminde olsun, geri dönüşlerin biçimini hiç dikkate almaksızın, hasılatın elde edildiği noktaya kadar, üretim öğeleri biçimindeki yatınmlarla başlarlar. Örneğin "Ekonomik De­ vir, . . . yatınmlann yapıldığı andan hasılatın elde edildiği zamana kadar bütün üretim süreci. Tarımda, bunun başlangıcı, tohumların ekildiği ve sonu da, hasat zamanıdır." S. P. Newman, Elements of Political Economy, Andover and New York, s. 8 1 . Diğerleri ise M ' (üçüncü biçim) ile başlıyor: Th. Chalmers, On Political Economy, 2 . baskı, Glasgow 1832, s. 85 vd. adlı yapıtında şöyle diyor: "Ticaret alemi, ekonomik devir diye adlandıracağımız bir dönüş hareketi ola­ rak anlaşılabilir; burada bir dönüş, girişimle başlar ve bir dizi ticari işlemle tekrar çıkış noktasına dönmüş olur. Bunun başlangıcı, kapi­ talistin sermayesini kendisine geri getiren hasılatı elde ettiği nokta olarak alınabilir: böylece işçilerini yeniden çalıştırmaya; işçileri ara­ sında nafakalannı ya da geçimlerini sağlayabilecekleri şeyi ücret olarak dağıtmaya; bunlardan, son halini almış işleri, özellikle ticare­ tini yaptığı mallan elde etmeye; bu mallan pazara getirmeye, bura­ da, satış yapmak ve bunun sonucu, o dönemin tüm yatırımlan karşı­ lığında bir hasılat elde ederek bir dizi hareketin çizdiği yörüngeyi sonuçlandırmaya devam eder." . Herhangi bir kapitalistin bir üretim koluna yatırdığı tüm serma­ ye-değer, devresini tamamlayan ne olursa olsun, tekrar kendisini başlangıçtaki biçimi içerisinde bulur ve şimdi aynı süreci yineleyebi­ lir. Eğer değer, kendini sermaye-değer olarak devam ettirecekse ve artı-değer yaratacaksa, bunu tekrarlamalıdır. Bir bireysel devre, bir sermayenin hayatında devamlı tekrarlanan bir kesimden, böylece bir dönemden başka bir şey değildir. P ... P' döneminin sonunda ser­ maye gene para-sermaye biçimindedir ve, yeniden-üretimi ya da kendisini genişletme sürecini kapsayan bir dizi biçim değişikliğin­ den yeni baştan geçer. R ... R dönemi sonunda sermaye tekrar üre­ tim öğeleri biçimini alır ve bunlar devresini yenilemesinin önkoşul­ larıdır. Bir sermaye tarafından çizilen ve bireysel bir hareket değil de devresel bir süreç amaçlayan devreye, onun devri denir. Bu dev­ rin süresini, üretim zamanı ile dolaşım zamanının toplamı belirler. Bu toplam zaman, sermayenin devir zamanını oluşturur. Tüm ser­ maye-değerin bir devre dönemi ile bir sonraki zaman aralığını, ser­ mayenin yaşam sürecindeki devreselliği ya da bir başka deyişle, bir ve aynı sermaye-değerin yenilenme, yinelenme, kendisini genişlet­ me ya da üretim süreci zamanını ölçer. Bazı sermayelerin devir zamanını hızlandıran ya da kısaltan tek tek serüvenlerinden ayrı olarak bu zaman, farklı yatırım alanların142


da birbirinden farklıdır. Tıpkı işgününün, emek-gücünün işlevini ölçmede doğal birim ol­ ması gibi, ya da, işleyen sermayenin devirlerinin ölçülmesinde doğal birimdir. Bu birimin doğal temeli, kapitalist üretimin anayurdu olan ılımlı iklim bölgesindeki en önemli ürünlerin, yıllık ürünler olması­ dır. Eğer devir zamanının ölçü birimi olarak yılı Z ile, belli bir ser­ mayenin devir zamanını z ile ve devir sayısını n ile gösterirsek, n = Z : z olur. Örneğin, devir zamanı z üç ay ise n, 12 : 3'e, yani 4'e eşit­ tir; sermaye her yıl dört kez devredilmektedir. Eğer z = 18 ay ise n = 12 : 18 = Z/a, ya da sermaye bir yılda devrinin ancak üçte-ikisini ta­ mamlıyor demektir. Eğer devir zamanı birkaç yıl ise, bu, bir yılın katlan ile hesaplanır. Kapitalist bakış açısından sermayesinin devir zamanı, sermaye­ sini, artı-değer yaratmak ve ilk biçimi içerisinde geri almak üzere yatırması gerekli zamandır. Devrin, üretim ve kendini genişletme süreçleri üzerindeki etkisi­ ni daha yakından incelemeden önce, sermayeye dolaşım sürecinden eklenen ve devrinin biçimini etkileyen yeni iki biçimi incelememiz gerekiyor.


SEK.lZlNCl B Ö LÜM

SABIT SERMAYE VE DÖNER SERMAYE

I. BlÇlM AYRILIKLARI

Yaratılmasına katkıda bulunduğu ürünler yönünden, değişme­ yen-sermayenin bir kısmının, üretim sürecine girdiği belirli kulla­ nım-biçimini koruduğunu daha önce göımüş bulunuyoruz. (Buch I, Kap. IV. ) * Böylece, durmadan yinelenen emek-sürecinde aynı işlev­ leri uzun ya da kısa süreler için yerine getiımektedir. Bu örneğin sı­ nai binalara, makinelere vb., kısacası emek aletleri adı altında top­ ladığımız her şeye uygulanır. Değişmeyen-sermayenin bu kısmı, ürüne, kendi-değişim değeri ile birlikte kullanım-değerinden kaybet­ tiği oranda değer katar. Bu değer taşınması ya da üretim araçların­ dan yaratılmalanna yardım ettikleri ürüne bu biçimdeki değer geçi­ şi, ortalamalann hesaplanmasıyla saptanır. Üretim araçlannın, üre­ tim sürecine girdikleri andan, tamamen harcandıklan, tükenip git­ tikleri, aynı türden bir yenisiyle değişiirnek ya da yeniden üretilrnek zorunda bulunduklan ana kadarki işlevinin ortalama süresiyle ölçü­ lür. Demek oluyor ki, bu, değişmeyen-sermayenin bu kısmının, tam anlamıyla emek aletlerinin bir özelliğidir: Sermayenin bir kısmı, değişmeyen-sermaye, yani üretim araçla*

Kapital, Birinci Cilt, Sekizinci Bölüm. -Ed. 144


n biçiminde yatınlmıştır ve bu üretim araçlan, bu sürece girdikleri bağımsız kullanım-biçimlerini korurluklan süre boyunca, emek süre­ cinin etmenleri olarak işlev yaparlar. Son biçimini alan ürün ve bu nedenle de, ürüne dönüştükleri ölçüde bu ürünün yaratıcılan, üre­ tim sürecinden çıkarlar ve bir meta olarak üretim alanından dola­ şım alanına geçerler. Ama emek aletleri, üretim alanına bir kez gir­ diler mi, bu alanı bir daha terketmezler. Işlevleri onlan orada tutar. Yatınlan sermaye-değerin bir kısmı, süreçteki emek aletlerinin iş­ levlerince belirlenen bu biçim içerisinde sabit hale gelirler. Bu işie­ vin yerine getirilmesinde ve böylece emek aletlerinin yıpranıp aşın­ masıyla, bunlann değerinin bir kısmı ürüne geçtiği halde diğeri emek aletlerinde ve dolayısıyla üretim sürecinde sabit kalır. Bu bi­ çimde sabit kalan değer, emek aleti eskiyene, değeri uzun ya da kısa bir sürede sürekli yinelenen bir dizi emek-sürecinden çıkan ürünler kitlesine dağılarak yıpranana kadar durmadan azalır. Ama, bunlar emek aletleri olarak etkinliklerini sürdürdükleri ve aynı türden ye­ nileriyle değiştirilmeleri gerekınediği sürece, belli miktarda bir de­ ğişmeyen sermaye-değer bunlara sabit kalırken, başlangıçta onlarda sabit bulunan değerin diğer kısmı ürüne aktanlır ve bu yüzden me­ ta-ikmalin bir kısmı olarak dolaşıma devam eder. Bir araç ne kadar uzun ömürlü olur, ne kadar yavaş eskirse, değişmeyen sermaye­ değeri o kadar uzun zaman bu kullanım-biçimi içerisinde sabit kalır. Ama dayanıklılığı ne olursa olsun, değerini aktarma oranı daima tüm işlev yapma zamanı ile ters orantılıdır. Eğer eşit değerde iki makineden biri beş, diğeri on yılda eskiyorsa, bunlardan ilki aynı sürede ikincisinin iki katı değer aktanr. Sermaye-değerin emek aletinde sabit bulunan bu kısmı diğerleri gibi dalaşımda bulunur. Bütün sermaye-değerlerin sürekli dolaşım­ da bulunduğunu ve bu anlamda bütün sermayelerin döner sermaye olduğunu genel olarak görmüştük. Ama sermayenin şimdi incele­ mekte olduğumuz kısmının dolaşımı ayn bir özellik taşır. Herşey­ den önce bu kısım, kullanım-biçimi içerisinde dolaşmaz, dolaşan şey, yalnızca onun değeridir ve bu, derece derece, meta olarak dolaşan ürüne geçmesi oranında parça parça yeralır. I şlev yaptığı bütün sü­ re boyunca değerinin bir kısmı daima, üretilmesine yardımcı olduğu metalardan bağımsız olarak kendisinde sabit kalır. Değişmeyen­ sermayenin bu kısmına sabit sermaye biçimini veren özellik işte bu­ dur. Üretim sürecine yatırılmış sermayenin diğer bütün maddi kı­ sımlan, bunun karşıtı olarak, döner ya da akıa sennayeyi oluştu­ rur. Bazı üretim araçlan maddi olarak ürüne girmezler. Buharlı bir makinenin tükettiği kömür gibi, emek aletlerinin işlevlerini yerine getirirken tükettikleri ya da aydınlatmak için kullanılan gaz, vb. gi­ bi yalnızca işleme yardımcı malzemeler böyledirler. Ürünlerin değe­ rinin bir kısmını oluşturan, yalnızca bunların değerleridir. Ürün, kendi dolaşımı içerisinde bu üretim araçlannın değerini dolaştınr. 145


Onlann sahip oldukJan bu özellik, sabit sermaye ile ortaktır. Ama girdikleri her emek-sürecinde bütünüyle tüketilirler ve bunun için de yerlerinin her yeni emek-sürecinde aynı türden yeni üretim araç­ lannca tümüyle doldurolması gerekir. Bunlar işlevlerini yerine geti­ rirken kendi bağımsız kullanım-biçimlerini korumazlar. Bu yüzden de bunlar, işlevlerini yerine getirirken, sermaye-değerin hiçbir kıs­ mı, ne eski kullanım-biçimleri içinde, ne de maddi biçimleri içinde sabittir. Yardımcı malzemenin bu kısmı maddi olarak ürüne geçme­ yip, ürünün değerine ancak kendi değerlerine göre, bu değerin bir kısmı olarak girmeleri ve bunun getirdiği şeyler, yani bu maddelerin işlevlerinin kesenkes üretim alanıyla sınırlı olması durumu, Ram­ say gibi iktisatçılan, bunlan sabit sermaye olarak sınıflandırma ya­ nılgısına (Ramsay aynı zamanda sabit sermayeyi değişmeyen­ sermaye ile de kanştırmıştır) düşünnüştür.* Ürüne maddi olarak giren üretim araçlannın bu kısmı, yani hammaddeler vb., böylece kısmen, sonradan onun bireysel kullanım nesneleri olarak bireysel tüketime girmesini sağlayan biçimlere bü­ rünürler. Asıl anlamıyla emek aletleri denilen sabit sermayenin bu maddi araçlan, ancak üretken olarak tüketilirler, bireysel tüketime giremezler, çünkü yaratılmasına yardım ettikleri ürüne ya da kulla­ nım-değerine girmeyip, tamamen eskiyene kadar kendi bağımsız bi­ çimlerini korurl ar. Taşıma araçlan bu kuralın bir istisnasıdır. Ü ret­ ken işlevlerini yerine getirdikleri sırada yarattıklan yararlı etki, ya­ ni üretim alanında kaldıklan sırada, yer değiştirme, aynı anda, ör­ neğin, yolcunun bireysel tüketimine geçer. Yolcu bunlann kullanımı için, diğer tüketim mallannın kullanımı için yaptığı gibi örlernede bulunur. Örneğin kimya sanayiinde hammaddelerin ve yardımcı maddelerin kanştığını gördük.** Aynı şey, emek aletleri ile yardım­ cı ve hammaddeler için de doğrudur. Tarımda da, gene toprağın iyi­ leşmesi için eklenen maddeler kısmen yetiştirilen bitkilere geçer ve ürünün oluşmasına yardım eder. Öte yandan, bunlann etkisi, uzun bir döneme, diyelim dört ya da beş yıla dağıtılmış olur. Bunlann bir kısmı bu nedenle maddeten ürüne geçer ve böylece değerini ürüne aktanr, oysa diğer bir kısmı eski kullanım-biçimi içerisinde sabit ka­ lır ve değerini korur. Üretim aracı olmaya devam eder ve bunun için de sabit sermaye biçimini korur. Bir iş hayvanı olarak öküz, sabit sermayedir. Eğer kesilip yenirse, artık ne emek aleti, ne de sabit sermaye olarak işlev yapar. Üretim araçlanna yatınlan sermaye-değerin bir kısmının, sabit sermaye niteliğine sahip bulunmasını belirleyen şey, salt bu değerin kendine özgü dolaşım biçimidir. Bu belirli dolaşım biçimi, emek alet­ lerinin değerini ürüne aktardıklan ya da üretim süreci sırasında de­ ğer yaratıcısı olarak hareket ettikleri belirli biçimden doğar. Bu bi* Karl Marx, Theorien über den Mehrwert (Vierter Band des Kıı pita/s), 3 Teil , Berlin 1962, s. 323-25. -Ed. ** Kapital, Birinci Cilt, s. 197-198. -Ed.

146


çim gene, emek aletlerinin emek-sürecinde işlev yapma belirli biçi­ minden doğar. Bir emek-sürecinden ürün olarak çıkan bir kullanım-değerinin bir diğerine üretim aracı olarak girdiğini biliyoruz.* Bir ürünü sabit sermaye yapan şey, ancak onun bir üretim sürecinde emek aleti ola­ rak işlev yapmasıdır. Ama üretim sürecinden meydana geldiği anda, henüz, o , hiçbir şekilde sabit sermaye değildir. Örneğin, makine fabrikatörünün bir ürünü ya da metaı olarak bir makine, onun me­ ta-sermayesine dahildir. Onu satın alan kapitalistin elinde üretken biçimde kullanılana kadar sabit sermaye halini almaz. Diğer koşullar eşit olmak kaydıyla, sabitlik derecesi, emek aleti­ nin dayanıklılığı ile artar. Emek aletlerinde sabit bulunan sermaye­ değer ile, bu değerin yinelenen emek-süreçleri içerisinde ürüne ak­ tardığı kısmı arasındaki büyüklük farkını belirleyen şey, işte bu da­ yanıklılıktır. Bu değer ne derece ağır aktanlırsa -emek-sürecinin her yinelenmesinde emek-aracının verdiği değerin hızı ne denli ya­ vaş olursa- sabit sermaye o kadar büyük ve üretim sürecinde kulla­ nılan sermaye ile burada tüketilen sermaye arasındaki fark o kadar fazla olur. Bu fark yok olur olmaz, emek-aracı yararlılık sürecini ta­ mamlamış, kullanım-değeri ile birlikte değerini de yitirmiş olur. Bundan böyle artık bir değer taşıyıcısı değildir. Bir iş aracı, değiş­ meyen-sermaye bütün öteki maddi taşıyıcılan gibi, ürüne, ancak kullanım-değeri ile birlikte kendi değerinden de kaybetmesi ölçü­ sünde değer kattığı için, bu kullanım-değerini ne kadar yavaş kay­ bederse, o kadar uzun zaman üretim sürecinde kalacağı, değişme­ yen sermaye-değerin kendisinde sabit kalacağı dönemin de o denli uzun olacağı açıktır. Yardımcı maddeler, hammaddeler, son biçimini almamış mallar, vb. gibi tam anlamıyla bir emek aleti olmayan bir üretim aracı, eğer aktarılan değer ve dolayısıyla değerinin dolaşım biçimi bakımından emek aleti gibi hareket ediyorsa, bu da gene sabit sermayenin mad­ di bir taşıyıcısı, bir varlık biçimidir. Yukarda sözü edilen, toprağın iyileştirilmesi konusunda durum böyledir; toprağa katılan bu kim­ yasal maddelerin etkisi birkaç üretim dönemine ya da yıla dağılır. Burada değerin bir kısmı, kendi bağımsız biçimi ya da sabit sermaye biçimi içerisinde, ürünün yanısıra varolmaya devam ettiği halde, di­ ğer kısmı ürüne geçmiştir ve bunun için de onunla birlikte dolaşım­ da bulunmaktadır. Bu d urumda, ürüne giren yalnız sabit sermaye­ nin değerinin bir kısmı değil, aynı zamanda, değerin bu kısmının içinde varolduğu kullanım-değeri, tözdür de. Bu temel yanılgıdan -yani, "sabit" ve "döner sermaye" kategori­ lerini, "değişmeyen" ve "değişen-sermaye" kategorileri ile kanştır­ madan- ayrı olarak, iktisatçılann şimdiye kadar kavramiann tanı­ mında düştükleri kanşıklık her şeyden önce şu noktalara dayanır: * Aynı yapıt,

s.

197. -Ed. 147


Kişi, emek aletlerine özgü bazı maddi özellikleri, doğrudan doğ­ ruya sabit sermayenin özellikleri haline getinnektedir, örneğin, di­ yelim bir evin fiziksel hareketsizliği. Ne var ki , bu gibi durumlarda, gene aynı biçimde sabit sermaye olan diğer emek aletlerinin bunun tam karşıtı özelliğe sahip bulunduğunu tanıtlamak daima kolaydır; örneğin, diyelim bir geminin fiziksel hareketliliği. Ya da, değerin dolaşımından ileri gelen ekonomik biçimin kesin­ liği nesnel bir özellikle karıştın lmaktadır; kendiliklerinden hiçbir bi­ çimde sennaye olmayıp, daha çok, yalnızca belli toplumsal koşullar altında sennaye haline gelen nesneler, sanki kendj]jkJerinden ve ta­ şıdıklan nitelik gereği, belli bir biçim içinde, ya sabit ya da döner sermaye haline gelebilirlenniş gibi. Her emek-süreci içerisinde, üre­ tim araçlannın bu sürecin yeraldığı toplumsal koşul ne olursa olsun, emek aletlerine ve emek konularına bölündüğünü gördük ( Buch I, Kap V).* Ama bunlann her ikisi de, ancak kapitalist üretim tarzı al­ tında, bundan önceki kısımda gösterildiği gibi "üretken sermaye" ha­ line geldiklerinde, sennaye olurlar. Temeli emek-sürecinin niteliğin­ de bulunan, emek aletleri ile emek konusu arasındaki aynm böylece yeni bir biçim içerisinde yansıyor: sabit sennaye ile döner sennaye arasındaki aynm. Bir emek aleti işlevini yerine getiren bir şey, an­ cak o zaman, sabit sermaye halini alıyor. Eğer maddi özellikleri ne­ deniyle emek aletliği işlevi dışında başka işlevleri de yerine getirebi­ lirse, bu gördüğü belirli işieve bağlı olarak sabit sermaye olabilir ya da olamaz. Sığırlar iş hayvanı olarak sabit sennayelerdir; ama ke­ sim hayvanı olarak, sonunda dolaşıma bir ürün olarak katılan ham­ maddeler; yani sabit değil, döner sennayedirler. B İR üretim aracının, birbiriyle ilişkili, sürekli ve bu nedenle de bir üretim dönemi -yani bir ürünün son halini alması için gerekli tüm üretim zamanı- oluşturan yinelenen emek-süreçleri içerisinde salt uzunca bir süre yeralıyor olması, tıpkı sabit sermayenin yaptığı gibi, kapitalisti, yatınmlarını uzun ya da kısa vadeli y�pmaya zor­ lar, ama bu, onun sermayesini sabit sermaye yapmaz. Orneğin, to­ hum, sabit sermaye değil , yalnızca üretim sürecinde aşağı yukarı bir yıl kalan hammaddedir. Bütün sennayeler, üretken sermaye olarak işlev yaptıklan sürece üretim sürecinde kalırlar ve bu nedenle, mad­ di biçimleri, işlevleri ve değerlerinin dolaşım biçimleri ne olursa ol­ sun, üretken sennayenin bütün öğeleri için de durum budur. Bu ye­ ralış süresinin uzun ya da kısa oluşu -bu, sözkonusu üretim süreci­ nin türüne ya da amaçlanan yararlı etkiye bağlı bir sorundur- sa­ bit ve döner sermaye arasındaki ayrımı etkilemez. 20 Emeğin genel koşullarını içeren emek aletlerinin bir kısmı, *

Kapital, Birinci Cilt, Yedinci Bölüm. -Ed.

20 Neyin sabit, neyin döner sermaye olduğunu saptamanın güçlüğü nedeniyle

Herr Larenz Stein bu aynmın yalnızca konunun incelenmesinin kolaylaştınlması amacıyla yapıldığını sanıyor. 148


emek aleti olarak üretim sürecine girer girmez ya sınırlandınlır, ya­ ni örneğin makineler gibi üretken işlevi için hazırlanır, ya da topra­ ğın iyileştirilmesi, fabrika binalan, yüksek fınnlar, kanallar, demir­ yollan vb. gibi daha başlangıçta, taşınamaz, sınırlı biçimleri içerisin­ de üretilmiş bulunurlar. Emek aletinin içerisinde işlev yapacağı üre­ tim sürecine devamlı bağlılığı burada aynı zamanda onun fiziksel varlık biçimi yüzündendir de. Öte yandan, bir emek aleti fiziksel ola­ rak sürekli yer değiştirebilir, oradan oraya girlebilir ve gene de sü­ rekli olarak üretim sürecinde kalabilir; örneğin, bir lokomotif, bir ge­ mi, iş hayvanlan , vb. gibi . Bir durumda hareketsizlik ona sabit ser­ maye niteliğini kazandırmadığı gibi, diğer durumda hareketlilik onu bu nitelikten yoksun bırakmaz. Ama bazı emek aletlerinin bir yerde sınırlandınlması, sıkı sıkıya bir yere bağlanması olgusu, sabit ser­ mayenin bu kısmına, uluslann ekonomisinde özel bir rol yükler. Bunlar ülke dışına gönderilemez, dünya pazarında metalar olarak dolaşamazlar. Bu sabit sermaye üzerindeki sahiplik hakkı değişebi­ lir, alınıp satılabilirler ve bu ölçüde de zihinsel olarak dolaşabilirler. Bu mülkiyet hakkı, sözgelişi hisse senetleri biçiminde, dış pazarlar­ da bile dolaşabilir. Ama bu tür sabit sermayeye sahip olan kişilerde­ ki bir değişme, ulusal servetin hareketsiz ve maddi bakımdan sabit kısmının, hareketli kısmıyla ilişkisini değiştirmez.21 SABİT sermayenin bu kendine özgü dolaşımı, kendine özgü bir devirle sonucunu verir. Değerin, aşınıp yıpranmayla maddi biçimini kaybeden kısmı, ürünün değerinin bir kısmı olarak dolaşır. Ürün, kendi dolaşımı aracılığı ile kendisini metalardan paraya çevirir; do­ layısıyla aynı şey, ürünün dolaşıma soktuğu emek aletinin değer­ kısmına da uygulanır ve bu değer, bu emek aletinin, üretim sürecin­ de değer taşıyıcılığından kaybetmesi oranında, dolaşım sürecinden para biçiminde çıkar. Değeri böylece çifte bir varlık kazanır. Bir kıs­ mı üretim sürecine ait bulunan kullanım-biçimine ya da madde biçi­ mine bağlı kalır. Diğer kısmı, kendisini bu biçimden para biçimine bürünerek sıyınr. Kendi maddi biçimi içerisinde varolan emek aleti­ nin değerinin bu kısmı, işlevini yerine getirirken sürekli azaldığı halde, paraya dönüşen kısım sürekli artar ve bu, alet ensonu tüke­ nene ve tüm değeri gövdesinden aynlarak paraya çevrilene kadar sürer. Burada, üretken sermayenin bu öğesinin devrindeki özellik açıkça ortaya çıkar. Değerinin paraya dönüşmesi, bu değeri taşıyan metaın para haline gelmesine ayak uydurur. Ama bu para-biçimden tekrar bir kullanım-biçime çevrilmesi, metalann diğer üretim öğele­ rine çevrilmelerinden ayn olarak yeralır ve daha çok kendi yeniden­ üretim dönemi, yani emek aletinin eskidiği ve aynı türden bir yeni­ siyle değiştirilmesi geı·ektiği süreyle belirlenir. Eğer 10.000 sterlin değerinde bir makine, diyelim on yıllık bir dönem dayanırsa, o zaı ı Elyazması IV'ün sonu, II'nin başlangıcı. -F.E.

149


man, bu makine için başlangıçta yatınlan değerin devir süresi on yıl olur. Bu süre sona erene kadar yenilenmesi gerekmez ve bu maddi biçimi içerisinde işlev yapmaya devam eder. Bu arada değeri, sürek­ li üretilmelerine yardımcı olduğu metalann değerinin bir kısmı ola­ rak parça parça dolaşır ve böylece yavaş yavaş paraya dönüşür; bu durum, ensonu on yı lın sonuda bütünüyle para biçimine bürünene ve paradan tekrar makineye çevrilene, bir başka deyişle devrini ta­ mamlayana kadar devam eder. Bu yeniden-üretim zamanı gelene kadar, değeri, başlangıç olmak üzere bir para yedek fonu biçiminde yavaş yavaş birikir. Üretken sermayenin geri kalan öğeleri, kısmen, yardımcı ve hammadde olarak varolan değişmeyen-sermaye öğelerini, kısmen de emek-gücüne yatırılan değişen-sermaye öğelerini içerir. Emek süreci ile artı-değer üretim sürecinin tahlili (Buch I, Kap. V),* bu farklı öğelerin, ürünlerin yaratıcılan ve değerlerin yaratıcı­ lan olarak tamamen farklı hareket ettiklerini göstermişti. Değişme­ yen-sermayenin, yardımcı ve hammaddeleri kapsayan kısmının de­ ğeri -tıpkı emek aletlerini kapsayan kısmı gibi- ürünün değerinde yalnızca aktanlmış değer olarak tekrar ortaya çıktığı halde, emek­ gücü, emek-süreci aracılığı ile ürüne kendi değerinin bir eşdeğerini ekler, bir başka deyişle değerini fiilen yeniden üretir. Aynca, yar­ dımcı maddelerin bir kısmı -yakıt, aydınlatıcı gaz, vb.- ürüne maddeten ginneksizin emek-sürecinde tüketildiği halde, diğer bir kısmı ürüne maddeten girer ve onun maddi tözünü oluşturur. Ama bütün bu farklılıklar, dolaşım ve dolayısıyla devir biçimi yönünden ö"nemsizdir. Yardımcı maddeler ve hammaddeler, ürünün yaratılma­ sında bütünüyle tüketilclikleri için değerlerini tümüyle ürüne akta­ nrlar. Böylece bu değer, ürün tarafından kendi bütünlüğü içerisinde dolaşıma sokulur ve kendisini paraya, sonra da paradan tekrar me­ tam üretim öğelerine dönüştürür. Devri , sabit sermayeninki gibi ke­ sintiye uğramayıp, biçimlerinin bütün devrelerinden kesintiye uğra­ maksızın geçer, öyle ki üretken sermayenin bu öğeleri sürekli olarak aynen yinelenir. Üretken sermayenin emek-gücüne yatırılmış bulunan değişen kısmına gelince, emek-gücünün belirli bir süre için satın alındığı unutulmamalıdır. Kapitalist, emek-gücünü satın alıp da üretim sü­ recinde somutlaştırdığı anda, bu emek-gücü, sermayesinin bir kısmı­ nı, değişen kısmını oluşturur. Emek-gücü günde belli bir süre faali­ yette bulunarak ürüne tüm gün boyunca yalnız kendi değerini ekle­ mekle kalmaz, aynca bunun üzerinde bir de artı-değer katar. Biz, şimdilik bu artı-değeri ele almayacağız. Emek-gücü satın alındıktan ve işlevini diyelim bir hafta için yerine getirdikten sonra, satın alın­ ması, alışılagelen zaman aralıklan içerisinde sürekli yenilenmelidir. Emek-gücünün, işlevini yerine getirdiği sürece ürüne ekiediği ve " Kapital, Birinci Cilt, Yedinci Bölüm. -Ed. 150


urunun dolaşımı sonucu paraya dönüştürülen değerinin eşdeğeri, sürekli olarak paradan emek-gücüne çevrilmek, yani sürekli olarak kendi biçim devrelerinin tümünden geçmek zorundadır; yani sürekli üretim devresinin kesintiye uğrarnaması için bu değerin devredilme­ si gerekir. Demek oluyor ki, üretken sermayenin değerinin emek-gücüne yatınlmış bulunan kısmı, tümüyle ürüne aktanlır (biz, burada, artı­ değer sorununu daima konu-dışı tutuyoruz ) ve onunla birlikte, dola­ şım alanına ait iki başkalaşımdan geçer ve bu sürekli yenilenme ne­ deniyle daima üretim süreci içerisinde kalır. Böylece değer yaratıl­ ması sözkonusu olduğu sürece, emek-gücü ile değişmeyen­ sermayenin sabit sermayeyi oluştunnayan parçalan arasındaki iliş­ ki, bunun tersi durumda, ne denli farklı olursa olsun, sabit sermaye­ nin tersine onun değerinin bu tür devrini emek-gücü onlarla birlikte paylaşır. Üretken sermayenin bu parçalan -değerinin emek­ gücüne ve sabit sermayeyi oluşturmayan üretim araçlanna yatınl­ mış kısımlan- onlann ortak devir niteliklerinden ötürü sabit ser­ mayenin karşısına döner ya da akıcı sermaye olarak çıkarlar. Kapitalistin, emek-gücünü kullanmak için emekçiye ödediği pa­ ranın, emekçiye geçim araçlannın genel eşdeğeri biçiminden ne faz­ la ve ne de eksik olduğunu daha önce de gösterdik. * Bu bakımdan değişen-sermaye, öz olarak, geçim araçlannı kapsar. Ama bizim dev­ ri ele aldığımız bu durumda, bu, bir biçim sorunudur. Kapitalist, emekçinin geçim araçlannı değil, emek-gücünü satın alır. Ve serma­ yesinin değişen kısmını oluşturan emekçinin geçim araçlan değil, faaliyet halindeki emek-gücüdür. Kapitalistin emek sürecinde üret­ ken olarak tükettiği şey, emekçinin geçim araçlan değil, emek­ gücünün kendisidir. Emek-gücü karşılığında aldığı parayı geçim araçlanna dönüştüren emekçinin kendisidir ve bunu, geçim araçlan­ nı tekrar emek-gücüne dönüştürmek, yaşamını sürdürmek için ya­ par; tıpkı kapitalistin, sözgelimi, para karşılığında sattığı metalann artı-değerinin bir kısmını kendisi için tüketim maddelerine dönüş­ türmesi ve bunu, metalannı satın alaniann karşılığında kendisine geçim araçlan vermesini şart koşmadan yapması gibi. Eğer emekçi­ ye ücretinin bir kısmı geçim araçlan olarak, ayni olarak ödense bile, bu, şimdi ancak bir ikinci ticari işlem olur. Emek-gücünü, o, belli bir fiyata, ve bu fiyatın bir kısmının da geçim araçları olarak eline geçe­ ceği düşüncesiyle satar. Bu, yalnızca ödeme biçimini değiştirir, fiilen sattığı şeyin kendi emek-gücü olduğu olgusunu değil. Bu, emekçi ile kapitalist arasında değil , meta alıcısı olarak emekçi ile meta satıcısı olarak kapitalist arasında geçen ikinci bir işlemdir; oysa ilk işlernde emekçi bir meta (kendi emek-gücünün) satıcısı, kapitalist ise bu me­ tam alıcısıdır. Bu, tıpkı bir kapitalistin metaını, diyelim bir makine­ yi bir demir imalatçısına satarak, onun yerine başka bir meta, diye* Kapital, Birinci Cilt, Altıncı Bölüm,

s.

151

182-192. -Ed.


J im demir alması gibidir. İşte bu nedenle, sabit sermayenin karşısın­ da kesinlikle döner sermaye niteliğine bürünen, emekçinin geçim araçları değildir. Onun emek-gücü de değildir. Bu, daha çok, üret­ ken sermayenin emek-gücüne yatınlan ve devir biçimi nedeniyle, değişmeyen-sermayenin bazı kısımlanyla ortak ve bazı kısımlanyla da karşıt düşen bu niteliği kazanan değer kısmıdır. Döner sermayenin değeri -emek-gücü ve üretim araçlan ola­ rak- ancak ürünün üretim sürecinde bulunduğu süre için, sabit sermayenin hacminin belirlediği üretim ölçeğine uygun olarak yatı­ nlır. Bu değer bütünüyle ürüne girer ve bu nedenle satışıyla dola­ şım alanından tümüyle geri döner ve yeniden yatınlabilir. Sermaye­ nin döner kısmının içinde varolduğu emek-gücü ile üretim aracı, son biçimini almış ürünün yaratılması ve satışı için gerekli ölçüde dola­ şımdan çekilmiştir, ama bunlar, yeniden satın alınmak, para biçi­ minden tekrar üretim öğelerine çevrilmek suretiyle sürekli olarak yerlerine konuimalı ve yenilenmelidir. Bunlar, pazardan, her sefe­ rinde, sabit sermaye öğelerinden daha küçük miktarlarda çekilir, ama bunların yatınlan pazardan tekrar çekilmelerinin daha sık ol­ ması ve bunlara yatırılan sermayenin daha kısa aralıklarla yenilen­ meleri gerekir. Bu sürekli yenileme, onların tüm değerlerini dolaştı­ ran ürünün sürekli dönüşümüyle sağlanır. Ve son olarak, yalnız de­ ğerleri yönünden değil, maddi biçimleri bakımından da tüm başkala­ şım devresinden de geçerler. Bunlar durmadan metalardan tekrar aynı metalann üretim öğelerine dönüşürler. Kendi değeriyle birlikte emek-gücü daima ürüne artı-değeri, �arşılığı ödenmeyen emeğin somutlaşmış biçimini katar. Bu, son bi­ çimini almış ürün tarafından sürekli dolaştınlır ve tıpkı değerinin öteki öğeleri gibi paraya çevrilir. Ne var ki, biz, burada, esas olarak sermaye-değerin devriyle ilgilendiğimiz ve aynı zamanda meydana gelen artı-değerin devrini dikkate almadığımız için, şimdilik bu ko­ nuyu bir yana bırakıyoruz. Yukarıdaki açıklamalardan şu sonuçlar çıkarılabilir: 1. Sabit ve döner sermayenin biçimlerindeki kesinlik, salt üre­ tim sürecinde işlev yapan sermaye-değerin, yani üretken sermaye­ nin farklı devirlerinden ileri gelir. Devirdeki bu farklılık kendi payı­ na, üretken sermayenin çeşitli kısımlannın değerlerini ürüne farklı biçimde aktarmalarından doğar; bu, ürün değerin yaratılmasında bu kısımların aynadıklan farklı rollerden ileri gelmediği gibi, kendini genişletme sürecindeki, kendilerine özgü tutumlanndan da ileri gel­ mez. Son olarak, değerin ürüne aktanlmasındaki farklılık -ve bu nedenle, bu değerin ürün tarafından dolaştınlma ve ürünün başka­ laşımlan yoluyla ilk maddi biçimi içerisinde yenilenme biçimindeki farklılık-, bir kısmı tek bir ürünün yaratılması sırasında tamamen tüketilen, diğer kısmı ise yalnızca azar azar kullanılan üretken ser­ mayenin içerisinde varolduğu maddi biçimlerindeki farklılığından ileri gelir. Bu duruma göre, sabit ve döner sermaye olarak bölünebi152


lecek sermaye, ancak üretken sermayedir. Ne var ki, bu antitez, sa­ nayi sermayesinin diğer iki varlık biçimine, yani meta-sermaye ile para-sermayeye uygulanmadığı gibi , bu iki biçimin üretken serma­ yeye antitezi olarak da bulunmazlar. Bu, ancak üretken sermaye için ve onun alanında bulunur. Para-sermaye ile meta-sermaye ne kadar sermaye olarak iş görürlerse görsünler, dolaşımlan ne kadar kesintisiz olursa olsun, üretken sermayenin dolaşan kısımlanna dö­ nüşene kadar, sabit sermayeden farklı olarak, döner sermaye haline gelemezler. Ne var ki, bu iki sermaye biçimi dolaşım alanında bu­ lundukları için, ekonomi politik, göreceğimiz gibi, Adam Smith'ten beri, bunları üretken sermayenin dolaşan kısmı ile biraraya koyma ve bunları döner sermaye kategorisi içerisine yerleştirme yanılgısı­ na düşmüştür. Bunlar, gerçekten de üretken sermayenin tersine, do­ laşım sermayesidir, ama sabit sermayenin tersine döner sermaye de­ ğildirler. 2. Sermayenin sabit kısmının devri ve dolayısıyla ayrıca bunun için gerekli devir zamanı, sermayenin dolaşan kısımlannın birkaç devrini kapsar. Sabit sermayenin bir devir yaptığı sürede, döner ser­ maye birkaç devir yapar. Üretken sermayenin değerini oluşturan kı­ sımlardan birisi, kesin sabit sermaye biçimini, ancak içinde bulun­ duğu üretim aracı, ürünün yapımı ve meta olarak üretim sürecinden çıkması için gerekli sürede tamamen yıpranmadığı durumda kaza­ nabilir. Değerinin bir kısmı, hala korunan eski kullanım-biçiminde kalmak zorunda olduğu halde, diğer kısmı, son halini almış ürünle birlikte dolaşıma girer ve bu dolaşım, tersine, sermayeyi oluşturan akıcı kısımların tüm değerini de aynı zamanda dolaştınr. 3. Üretken sermayenin değer-kısmı, sabit sermayeye yatırılan kısım, sabit sermayeyi içeren üretim araçlarının bütün kullanım sü­ resi için bir defada hepsi yatınlır. Dolayısıyla bu değerin tümü dola­ şıma kapitalist tarafından bir seferde sokulmuş olur. Buna karşılık dolaşımdan, sabit sermayenin ürünlere parça parça ekiediği değerin kısımlarının gerçekleşmesiyle ancak parça parça ve yavaş yavaş tek­ rar çekilir. Öte yandan, üretken sermayenin bir kısmının kendilerin­ de sabit hale geldiği üretim araçlannın kendisi, işlev yaptıkları bü­ tün dönem için üretim sürecinde somutlaşmış olarak bir seferde do­ laşımdan çekilir. Ama, bu dönem için, aynı türden yenileriyle yerle­ rinin doldurulmasını ve yeniden-üretimi gerektirmezler. Bunlar, kendilerini yenileme öğelerini dolaşımdan çekmeksizin, dolaşıma so­ kulan metalann yaratılmasına, uzun ya da kısa bir dönem için kat­ kıda bulunmaya devam ederler. Böylece, bunlar, bu dönem süresin­ ce kapitalistten, yatırımında bir yenileme yapmasını gerektirmezler. Son olarak, sabit sermayeye yatınlan sermaye-değer, bu sermaye­ değerin içerisinde varolduğu üretim araçlarının işlev yaptıkları dö­ nem sırasında, kendi biçimlerinin devresinden maddeten değil, an­ cak değerleri bakımından bu dolaşımdan geçer ve bunu da parça parça ve yavaş yavaş yapar. Bir başka deyişle, değerinin bir kısmı, 153


para biçiminden kendi asıl maddi biçimine tekrar çevrilmeksizin, sürekli dolaşır ve metalann değerinin bir kısmı olarak paraya çevri­ lir. Paranın, üretim araçlannın maddi biçimine bu tekrar dönüşme­ si, üretim araçlannın tamamen tüketildiği, kendi işlev yapma döne­ minin sonuna dek yer-almaz. 4. Döner sermayenin öğeleri, üretim sürecine -eğer süreç kesin­ tiye uğramayacak olursa- sabit sermayenin öğeleri kadar devamlı biçimde bağlıdır. Ne var ki, döner sermayenin bu biçimde bağlı bulu­ nan öğeleri sürekli olarak aynen yenilendikleri halde (üretim araçla­ n aynı türden yeni ürünlerle, emek-gücü sürekli yenilenen satınal­ malarla yenilendikleri halde), sabit sermayenin öğeleri ne kendileri yenilenir, ne de bunlar varolduklan sürece satın alınmalannın yeni­ lenmeleri gerekir. Üretim sürecinde ham ve yardımcı maddeler her zaman bulunur, ama son biçimini almış ürünün yaratılmasında eski öğelerin tüketilmesinden sonra, her zaman aynı türden yeni ürünler bulunur. Emek-gücü de aynı şekilde her zaman üretim sürecinde vardır, ama bu, ancak, sık sık kişilerin değişmesini de içeren devam­ lı yeni satınalmalar sayesinde olur. Ama döner sermayenin yinele­ nen devirleri sırasında, yinelenen aynı üretim süreçlerinde aynı öz­ deş binalar, makineler vb. işlev yapmayı sürdürürler. Il. SABİT SERMAYENlN KISIM LARI, YERİNE KONMASI, ONARIMI VE BİRİKİMİ

Herhangi bir sermaye yatınmında, sabit sermayenin ayrı ayrı öğelerinin farklı yaşam süresi ve bu nedenle de farklı devir zamanla­ n vardır. Örneğin demiryollannda raylann, vagonlann, toprak tes­ viyesinin, istasyonlann, köprülerin, tünellerin, lokomotiflerin, yük vagonlannın farklı işlev dönemleri ve yeniden-üretim zamanlan vardır, bu yüzden de bunlara yatınlan sermayenin devir zamanlan da farklıdır. Uzun yıllar, binalar, peronlar, su tanklan, köprüler, tü­ neller, yarmalar, bentler, kısacası, İ ngiliz demiryolculuğunda "'sanat yapılan"' denilen şeyler herhangi bir yenilenmeyi gerektirmezler. En fazla eskiyen şeyler, raylar ile lokomotif ve vagonlardır. Başlangıçta modem demiryollannın yapımında, en seçkin mü­ hendislerce benimsenen egemen görüşe göre, bir demiryolu bir yüz­ yıl dayanacak ve raylann aşınma ve yıpranması o denli hissedile­ mez olacaktı ki, bu, bütün parasal ve diğer pratik amaçlar bakımın­ dan hesaba katılmayabilirdi; iyi bir demiryolunun yaşam süresi 100- 150 yıl diye kabul ediliyordu. Ama çok geçmeden, bir rayın hiç kuşkusuz lokomotifierin hızına, vagonlann ağırlığı ile sayısına, raylann çapına ve diğer birçok ilgili koşula bağlı bulunan yaşamının ortalama 20 yılı geçmediği ortaya çıkmıştır. Hatta bazı istasyonlar ile büyük trafik merkezlerinde, raylar her yıl aşınmaktadır. 1867 do­ laylannda demir raylara göre iki katına malolan ama en az iki misli ömre sahip çelik raylann kullanılmasına başlandı. Ahşap vagonla154


rın ömrü ı2-ı5 yıldı. Vagonlarla lokomotifiere gelince, yük vagonla­ nnın yolcu vagonlanndan daha çabuk eskidiği saptandı. ı867'de bir lokomotifin ömrü yaklaşık ıo- ı2 yıl olarak tahmin ediliyordu. Aşınma ve yıpranma, herşeyden önce kullanırnın bir sonucudur. Kural olarak "raylann aşınması, vagonlann sayısı ile orantılıdır". (R. C., no ı 7645. )2ı Hızdaki artışla birlikte bir demiryolundaki aşın­ ma ve yıpranma, hızın karesinden daha büyük bir oranda artar; ya­ ni eğer motorun hızını iki katına çıkartacak olursanız yolun aşınma ve yıpranma maliyetini dört katından daha fazlasına çıkartmış olur­ sunuz. (R.C., no ı 7046.) Aşınma ve yıpranmaya, bir de ayrıca doğa güçlerinin etkisi yola­ çar. Sözgelimi yolcu vagonlan yalnız fiili yıpranmadan değil, küf ve pastan da eskir. "Yolun bakım maliyetleri, üzerinden geçen trafiğin aşındırrna ve eskitmesinden daha çok, havayla temas eden kereste­ nin, demirin, tuğlanın ve betonun niteliğine bağlıdır. Bir aylık şid­ detli kötü hava, demiryoluna bir yıllık trafikten daha fazla zarar ve­ rir." (R. P. Williams, "On the Maintenance of Perrnanent Way", ı867 sonbabannda İnşaat Mühendisleri Enstitüsünde okunan bildiri.*) Son olarak, modern sanayinin her yerinde olduğu gibi, burada da, manevi değer kaybı da bir rol oynar. Genellikle, eskiden 40.000 sterline malolan aynı sayıda vagon ve lokomotif, aradan on yıl geç­ tikten sonra, 30.000 sterline satın alınabilir. Kullanım-değer-lerinde herhangi bir düşme olmadığı halde, vagon ve lokomotiflerde değer kaybı, pazar-fiyatının yüzde 25'i olarak saptanmalıdır. (Lardner, Ra­ ilway Economy.) "Tünel-köprüler şimdiki biçimleriyle yenilenmeyecektir." (Çünkü bu gibi köprüler için şimdi daha iyi biçimler vardır. "Sıradan ona­ nmlar, kısım kısım sökülme ve yenileme pratik değildir." (W. P. Adams, Roads and Rails, London ı862 . ) Emek aletleri, sanayinin ilerlemesiyle her zaman geniş ölçüde değişikliğe uğrarlar. Bu ne­ denle, ilk biçimleriyle değil, bu değişikliğe uğramış biçimleriyle yeni­ lenirler. Bir yandan, belli bir maddi biçim içerisinde yatınlmış ve bu biçi­ miyle belli bir ortalama ömre sahip bulunan sabit sermaye kitlesi, yeni makinelerin vb. ancak yavaş yavaş kullanıma sokulmasının bir nedenini oluşturur ve bu yüzden gelişmiş emek aletlerinin hızla ge­ nel kullanıma sokulmasını engeller. Öte yandan da, rekabet, eski emek aletlerinin, özellikle kesin değişiklikler olduğu zaman, doğal ömürlerini daha tamamlamadan, yenileriyle değiştirilmelerini zo­ runlu kılar. Fabrika araç ve gereçlerinin oldukça geniş toplumsal bo22 R. C. işaretli alıntılar, Demiryollan Kraliyet Komisyonundandır. Komisyon üyeleri önünde alınmış Delil Tutanaklan, 1867 yılında, Londra'da, hem Avam Ka­ marasına ve hem de Lordlar Karnarasma sunulmuştur. Sorular ile yanıtlar nurna­ ralanmış ve bu numaralar burada gösterilmiştir. * R. P. Will iams'ın bildirisi, Money Market Review'un 2 Aralık 1867 tarihli sa­ yısında yayınlım mıştır. -Ed.

155


yutlarda bu gibi vaktinden önce yenilenmelerini esas olarak afetler ya da bunalımlar zorlar. Aşınma ve yıpranma (manevi değer kaybı hariç) sözü ile, sabit sermayenin kullanılmak suretiyle, kullanım-değerindeki ortalama kaybı oranında yavaş yavaş ürüne aktardığı değer kısmı kastedil­ mektedir. Bu aşınma ve yıpranma, kısmen öyle bir biçimde olmaktadır ki, sabit sermaye belli bir ortalama dayanıklılığa sahip olmaktadır. Sa­ bit sermaye, bütün bu dönem için, bir defada yatınlmaktadır. Bu dö­ nemin sona ermesinden sonra, o, tümüyle yenilenmelidir. Canlı emek aletleri Unstrument), diyelim at sözkonusu olduğu zaman, bunlann yeniden üretimini doğanın kendisi zamanlar. Bunlann emek aleti olarak ortalama ömürleri doğa yasalannca belirlenir. Bu süre dolar dolmaz bunlann yerlerine yenilerinin konması gerekir. At, parça parça yenilenemez; diğer bir atla yenilenmelidir. Sabit sermayenin diğer öğelerinin, devresel ya da kısmi yenilen­ me olanağı vardır. Bu durumda, devresel ya da kısmi yenilenme ile, işin yavaş yavaş genişletilmesini birbirinden ayırmak gerekir. Sabit sermaye, kısmen, aynı süre dayanmayıp, çeşitli aralıklar­ la parça parça yenilenen homojen parçalardan oluşur. Bu, örneğin, demiryolunun öteki kısımlanndan daha sık değiştirilmesi gerekli olan istasyonlardaki raylar için geçerlidir. Bu, gene, Lardner'e göre, Belçika demiryollannda, 1840'larda* yılda yüzde B oranında değişti­ rilmeleri gereken yolcu vagonlan için de geçerlidir; öyle ki, 12112 yıl­ da bütün vagonlar yenilenmişti. Demek ki, burada, şöyle bir durum­ la karşı karşıyayız: sabit sermayenin belli bir türü için diyelim on · yıllık bir süre için belli bir miktar yatınlıyor. Bu harcama bir defada yapılıyor. Ama bu sabit sermayenin belirli bir kısmı, değeri ürünün değerine girmiş ve paraya çevrilmiş kısmı, her yıl ayni olarak yeni­ lendiği halde, geri kalan kısmı, ilk maddi biçimi içerisinde varolma­ ya devam ediyor. Bu sermayeyi, sabit sermaye olarak, döner serma­ yeden ayıran şey, bu bir defada yatırılma durumu ile, maddi şekli içerisinde ancak kısmen yeniden üretilme durumudur. Sabit sermayenin diğer parçalan, eşit olmayan zaman sürelerin­ de eskiyen ve eskidikçe yenilenmeleri gereken heterojen kısımlar­ dan oluşur. Bu, özellikle makineler için geçerlidir. Bir sabit serma­ yenin farklı kısımlannın farklı dayanıklılıklan ile ilgili olarak söyle­ diğimiz bu sözler, bu durumda, bu sabit sermayenin bir parçası ola­ rak ortaya çıkan herhangi bir makinenin farklı kısımlannın dayanıklılığı için geçerlidir. Kısmi yenilenme sırasında, işin yavaş yavaş genişlemesi konu­ sunda şunlan söyleyebiliriz: Gördüğümüz gibi, sabit sermaye üretim sürecindeki işlevlerini ayni olarak yerine getirmeye devam ettiği halde, değerinin ortalama aşınma ve yıpranmasıyla orantılı bir kıs" Almanca

ve

Fransızca baskılarda " 1850'lerde". -ç. 156


mı, ürünle birlikte dolaşmış, paraya dönüşmüş ve ayni olarak yeni­ den-üretimini bekleyen sermayenin yenilenmesi için aynlan yedek para fonunda bir öğe oluşturmuştur. Sabit sermayenin bu paraya çevrilen değer kısmı, işin genişletilmesi için ya da makineler üzerin­ de bunlann yeterliğini artıracak gelişmeler yapmak üzere kullanıla­ bilir. Böylece, yeniden-üretim uzun ya da kısa zaman sürelerinde ye­ ralır ve bu, toplum açısından, genişletilmiş ölçekli bir yeniden­ üretimdir - eğer üretim alanı genişletilmiş ise yaygın ( extensive); eğer üretim araçlan daha etkin hale getirilmiş ise yoğunlaştınlmış Untensive) bir yeniden-üretimdir. Genişletilmiş ölçekli bu yeniden­ üretim, birikimin -artı-değerin sermayeye dönüştürülmesinin- so­ nucu olmayıp, sabit sermayenin gövdesinden kendisini para biçimin­ de kopanp ayıran değerin, tekrar yeni ek sermayeye ya da hiç değil­ se aynı türden daha etkin sabit sermayeye çevrilmesinden ileri gelir. Kuşkusuz bu, kısmen, işin kendine özgü niteliğine, bu türden yavaş yavaş yapılan eklemeleri yapabilme ölçüsüne ve oranına, dolayısıyla bu biçimde yeniden yatınlmak üzere toplanması gerekli yedek fonun miktanna ve bunun için gerekli zamana da bağlıdır. Mevcut maki­ nelerin aynntılan üzerinde, ne ölçüde daha fazla iyileştirmeler yapı­ labileceği, doğal olarak, bu iyileştirmeterin niteliği ile makinenin kendi yapısına bağlıdır. Demiryollannın yapımında, daha başlangıç­ ta bu noktanın ne kadar iyi düşünüldüğünü Adams şöyle anlatmak­ tadır: "Tüm yapı, an kovanma egemen olan şu ilkeye dayanmahdır: sınırsız genişleme kapasitesi. Her hangi bir sabit ve kesinleşmiş si­ metrik bir yapıdan genişleme halinde ilerde yıkılmasına gereksinme duyulacağı için kaçınmak gerekir." (s. 123.) Bu, geniş ölçüde mevcut mekana bağlıdır. Bazı binalarda ek kat­ lar yapılabilir; diğerlerinde ise yatay genişleme ve dolayısıyla daha fazla arazi gereklidir. Kapitalist üretimde, bir yanda geniş ölçüde malzeme savurganlığı, öte yanda ise, işin yavaş yavaş genişlemesi içerisinde (kısmen emek-gücüne zararlı ) ve hiç de pratik olmayan bu tür yatay genişlemeler vardır, çünkü hiçbir şey toplumsal bir plana göre yapılmadığı gibi, her şey bireysel kapitalistin iş gör­ düğü sınırsız farkhlıktaki koşullara, araçlara vb. bağlıdır. Bu, üreti­ ci güçlerin büyük ölçüde ziyan edilmesi sonucunu verir. Bu yedek para fonunun (yani tekrar paraya çevrilmiş bulunan sabit sermayenin bu kısmının) bölük pörçük yatınmı, en kolay, ta­ nmda yapılır. Belli büyüklükte bir üretim alanı, burada, sermaye­ nin yavaş yavaş emilmesine çok büyük olanak sağlar. Aynı şey, hay­ van yetiştirilmesinde olduğu gibi, doğal yeniden-üretimin bulundu­ ğu yerler için de geçerlidir. Sabit sermaye özel bakım maliyetlerini gerektirir. Bu bakırnın bir kısmını emek-sürecinin kendisi sağlar; sabit sermaye, emek­ sürecinde kullanılmadığı takdirde zarar görür (Buch I, Kap. VI . , s. l96 ve Kap. XIII, s.423,* kullanılmadıklan sırada makinelerin yıp*

Kapital, Birinci Cilt, Sekizinci ve Onbeşinci Bölüm. -Ed. 157


ranması ve aşınması konusu). İngiliz yasalan, bu nedenle, kiralan­ mış topraklar eğer usulünce ve adetlere göre ekilmiyor ise, bunu açıkça savurganlık saymaktadır. (W. A. Holdsworth, Barrister at Law, The Law of Land/ord and Tenant, London 1857, s. 96. ) Emek­ sürecindeki kullanımdan ileri gelen bu bakım, canlı emeğin özünde bulunan bir doğa vergisidir. Üstelik, emeğin bu koruyucu gücü iki yönlü bir niteliğe sahiptir. Bir yandan emek malzemelerinin değeri­ ni ürüne aktarmak suretiyle bunu korumuş olur. Öte yandan da emek aletlerinin değerini, bu değeri ürüne aktannaksızın, bunlann kullamm-değerini üretim sürecindeki faaliyeti aracılığı ile korumuş olur. Bununla birlikte, sabit sermaye, gene de, iyi durumda kalabil­ mek için mutlak bir emek harcamasını da gerektirir. Makinelerin zaman zaman temizlenmesi gerekir. Bu yapılmadığı takdirde, maki­ nelerin yararsız hale gelecekleri ve üretim sürecinden kopartılama­ yacak bazı öğelerin zararlı etkilerini yoketmek için harcanan bir ek emek sorunudur; dolayısıyla, makineleri çalışır durumda tutma so­ runudur. Belirtmeye gerek yok ki, sabit bir sermayenin nonnal da­ yanıklılığı, işlevlerini nonnal olarak yerine getirebileceği süre bo­ yunca gerekli bütün koşullann sağlandığı varsayımına göre hesap­ lanmaktadır; tıpkı bir insanın ortalama ömrünün 30 yıl olduğunu söylerken, daima yıkandığını varsaydığımız gibi. Burada sözkonusu olan, makinenin içerdiği emeğin yerine konması değil, kullanılması­ nın zorunlu kıldığı devamlı ek emektir. Bu, makinenin harcadığı emek sorunu değil, makineye harcanan emek, içinde üretim öğesi değil, hammaddenin bulunduğu emek sorunudur. Bu emek için har­ canan sermaye, ürünün varlığını borçlu olduğu asıl emek-sürecine girmediği halde, döner sermaye olarak sınıflandınlmalıdır. Bu eme­ ğin, üretimde sürekli harcanması gerektiği için değerinin de ürünün değeri tarafından sürekli yerine konması gerekir. Buna yatınlan sermaye, döner sermayenin üretken olmayan maliyetleri kapsayan kısmına girer ve yaratılan değerlere, yıllık bir ortalama hesaba göre dağıtılması gerekir. Gerçek anlamıyla sanayide bu temizleme işinin, dinlenme zamanlannda işçiler tarafından bedavadan ve bedava olu­ şu nedeniyle çoğu kez üretim sırasında da yapıldığını, ve kazalann pek çoğunun bu kaynağa bağlanabileceğini gördük.* Bu emek, ürü­ nün fiyatında hesaba katılmıyor. Böyle olduğu sürece tüketici bunu bedavadan almış oluyor. Öte yandan kapitalist de, böylece, makine­ lerinin bakım maliyetleri için bir şey ödememiş oluyor. Bunu emekçi in persona** ödemiş oluyor ve bu, sermayenin kendisini koruması­ nın sırlanndan biri oluyor, ki bu, aslında, emekçiyi makineler üze­ rinde yasal bir hak sahibi yapıyor ve buna dayanarak buıjuva yasa­ lan açısından bile makinenin ortak sahibi oluyor. Bununla birlikte, � *�

Kapital, Birinci Cilt, Şahsen. -ç.

s.

438, not 108.

-

1 58

Ed

.


makinelerin temizlik için üretim sürecinden çıkartılmasının gerekti­ ği ve bu yüzden de bu temizleme işinin örneğin lokomotiflerde oldu­ ğu gibi aralarda yapılamadıg"ı çeşitli üretim kollannda, bu bakım işi cari giderler olarak sayılmakta ve bu nedenle de döner sermayenin bir öğesi olmaktadır. Örneğin bir yük treninin lokomotifi, bir gün bakım yerine alınmaksızın 3 günden fazla çalışmamalıdır. . . Kazan eğer soğumadan yıkanmaya kalkışılırsa, bu çok zararlı olabilir. (R. C., n° 1 7823. ) Fiili onarım y a d a parça değiştirme işleri, ilk yatınlan sermaye­ de bulunmayan ve bu yüzden de sabit sermayenin değerinin yavaş yavaş yerine konmasıyla hiç değilse her zaman yerine konamayan ve karşılanamayan sermaye ve emek harcaması gerektirir. Örneğin, eğer sabit sermayenin değeri 10.000 sterlin ve toplam ömrü de 10 yıl ise, bu 10 yılın sonunda bütünüyle paraya çevrilen 10.000 sterlin yalnız ilk yatırılan sermayenin değerini yerine koyacak, ama bu ara­ da onanınlar için eklenen sermayeyi ya da emeği yerine koymaya­ caktır. Bu, bir tek seferde değil, ancak gereksinme görüldüğü za­ man, yatınlan değerin ek bir kısmıdır ve bunun yatınlmasının çeşit­ li zamanlarda oluşu, işin doğası gereği raslansaldır. Her sabit ser­ maye, emek aletleri ve emek-gücü için bu gibi sonradan yapılan, parçalara bölünmüş ek sermaye yatınmlarını gerektirir. Makinelerin vb. ayn kısımlannın başına gelebilecek hasar doğal olarak raslansal olup, bu yüzden gerektirecekleri onanm da gene raslansaldır. Bununla birlikte, azçok sabit nitelikte olan ve sabit ser­ mayenin ömrünün çeşitli dönemlerine rasiayan iki tür onanmı genel onanmlardan ayırmak gerekir. Bunlar, çocukluk dönemi hastalıklan ile çok daha fazla sayıda olan orta-yaş sonrası döneminin hastalıkla­ ndır. Sözgelimi bir makine çok mükemmel bir biçimde sipariş edil­ miş olabilir, ama fiilen kullanılması bazı aksaklıklar ortaya çıkartır ve bunlann daha sonra harcanan ernekle giderilmeleri gerekir. Öte yandan bir makine orta-yaş noktasını ne kadar geçerse, normal aşı­ nıp yıpranması o kadar fazla artmış olur, içerdiği malzeme o denli eskimiş ve işe yaramaz hale gelmiş olur, ve ortalama ömrünün geri kalan kısmında onu çalışır durumda tutmak için gerekli onanınlar da o denli fazla ve önemli olur. Zamanından önce ölmeyi önlemek için, genç ve güçlü bir insana kıyasla, daha fazla tıbbi harcama ya­ pan yaşlı bir adamın durumu da aynıdır. Böylece, raslansal niteliği­ ne karşın, onanm işi, sabit sermayenin ömrünün çeşitli dönemlerine eşit olmayan biçimde dag"ılmıştır. Yukandaki açıklamalardan ve makineler üzerindeki onanm işi­ nin genellikle raslansal niteliğinden şu sonuçlar çıkar: Onanınlar için fiilen emek-gücü ve emek aletleri harcanması, bu onanınlan gerektiren durumlar gibi, bir bakıma raslansaldır; gerek­ li olan onanmlann miktan, sabit sermayenin ömrünün farklı dö­ nemlerine eşit olmayan biçimde dag"ıtılmıştır. Diğer bakımlardan sa­ bit sermayenin ortalama ömrü hesaplanırken, kısmen temizleme ile 159


(eklentilerin de temizliği dahil !, kısmen de gerektiği zamanlarda ya­ pılan onanmlarla, sürekli olarak iyi çalışır durumda tutulacağı ka­ bul edilmiştir. Sabit sermayenin aşınıp yıpranması yoluyla değer ak­ tanmı, ortalama ömrü üzerinden hesaplanmakla birlikte, bu ortala­ ma örnrün kendisi, bakım için gerekli ek sermayenin sürekli yatınl­ ması varsayımına dayanır. Ne var ki, bu fazladan yapılan emek ve sermaye harcamasıyla eklenen değerin, ortaya çıktığı anda, ilgili metalann fiyatına girerne­ yeceği de açıktır. Örneğin bir iplik fabrikatörü, ipliğini, o hafta, salt, çarkı kınldı ya da kayışı koptu diye geçen haftadan daha pahalı sa­ tamaz. Tek bir fabrikada böyle bir kaza oldu diye, ipliğin genel mali­ yetleri hiçbir şekilde değişmemiştir. Bütün değer belirlemelerinde olduğu gibi, burada da belirleyici ortalamalardır. Belli bir işkolunda yatınlmış bulunan sabit sermayenin ortalama ömrü sırasında ge­ rekli bakım ve onanm işlerinin ortalama hacmi ile, bu gibi kazalann ortalamasını deneyim gösterir. Bu ortalama harcama, ortalama örn­ re dağıtılır ve buna tekabül eden kesirsiz parçalar biçiminde ürünün fiyatına eklenir; böylece, ürünün satılması yoluyla yerine konmuş olur. Bu biçimde yerine konulan ek sermaye, harcanış biçimi düzensiz olmakla birlikte döner sermayeye aittir. Makinelerdeki her tür anza­ nın hemen giderilmesi büyük önem taşıdığı için, nispeten büyük her fabrika, normal fabrika g\icüne ek olarak, mühendis, marangoz, me­ kanikçi, çilingir vb. gibi özel personel de istihdam eder. Bunlann üc­ retleri, değişen-sermayenin bir kısmı olup, emeklerinin değeri ürüne dağıtılır. Ote yandan, üretim araçlan için yapılan harcamalar, yu­ karda sözü edilen ortalama temeli üzerinden hesaplanır; ki buna gö­ re bu harcamalar, fiilen düzenli olmayan dönemlerde yatınldıklan ve bu yüzden de ürüne ya da sabit sermayeye düzensiz dönemlerde girdikleri halde, ürünün değerinin daima bir kısmını oluştururlar. Tam anlamıyla onanmlara harcanan bu sermaye, birçok bakımlar­ dan kendine özgü bir sermayedir; ne döner ve ne de sabit sermaye olarak sınıflandınlabilirse de, cari giderler arasında sayıldığı için dö­ ner sermayeye sokulması daha doğru olur. Defter tutma biçimi, elbette ki, deftere geçirilen fiili durumu hiç­ bir şekilde değiştirmez. Ne var ki, birçok işkolunun, genellikle alışı­ lageldiği gibi onanm maliyetlerini sabit sermayenin fiili aşınma ve yıpranmasıyla birlikte şu şekilde hesapladıklannı da dikkate almak önemlidir: Yatırılmış olan sabit sermaye 10.000 sterlin, dayanıklılığı da 15 yıl olsun. Bu durumda yıllık aşınma ve yıpranma 6662/a ster­ lindir. Ama değer kaybı ancak on yıllık bir dayanıklılık üzerinden hesaplanır; bir başka deyişle, sabit sermayenin aşınma ve yıpran­ ması karşılığı, üretilen metalann fiyatlanna, yılda 6662/a sterlin ye­ rine, 1.000 sterlin eklenir. Böylece, 33311.1 sterlin onanm, vb. için ye­ dek olarak aynlmış olur. ( 10 ve 15 rakamlan salt bir örnek olmak üzere seçilmiştir. ) Sabit sermaye 15 yıl dayanabilsin diye, bu mik1 60


tar, onarımlar için ortalama olarak harcanır. Böyle bir hesaplama, doğal olarak, onarımlar için harcanan sabit sermaye ile ek sermaye­ nin farklı kategorilere ait olmasını engellernez. Bu hesaplama biçi­ mine dayanılarak, örneğin , buharlı gernilerin bakım ve yenilenmele­ ri için asgari maliyet tahmininin yılda yüzde 15 olduğu kabul edil­ miş ve bu nedenle de yeniden-üretim zamanı 62/a yıl olmuştur. 1860'larda İngiliz hükümeti, Peninsular and Oriental Şirketine, 61/4 yıllık yeniden-üretim zamanına tekabül eden, yıllık yüzde 16 oranın­ da tazminat vermiştir. Demiryollarında bir lokornotifin ortalama ömrü 10 yıldır ama, onarımlar hesaba katıldığında değer kaybı yüz­ de 121/ı olarak alınmaktadır, bu da lokornotifin dayanıklılığını 8 yıla indirmektedir. Yolcu ve yük vagonlannda ise yapılan tahmin yüzde 9, ya da 1 1 1/9 yıllık bir dayanıklılıktır. Sahipleri için sabit sermayeyi temsil eden ve bu nitelikleriyle ki­ raya verilen ev ve diğer nesnelerin kiralanrnasında, yasakoyucu, za­ manın, doğal koşulların ve normal eskirnenin sonucu olan normal değer kaybı ile, evin normal ömrü ve normal kullanımı sırasındaki bakımı için zaman zaman gerekli görülen onarımlar arasında her yerde bir ayrım yapmıştır. Kural olarak bunlardan ilkini mal sahibi, ikincisini kiracı karşılar. Onanmlar, ayrıca, sıradan ve esaslı ona­ rımlar diye ayrılır. Bu esaslı onanmlar, sabit sermayenin maddi bi­ çimi içerisinde kısmen yenilenmesidir ve kira sözleşmesinde tersi açıkça belirtilmediği takdirde aynı biçimde mal sahibinin omuzlan­ na yüklenir. Örneğin İngiliz yasasını alalım: '"Öte yandan, kiracı, her yıl, bunlar 'esaslı' onarımlan gerektirmediği sürece, kiralanan şey ve eklentilerini, havadan ve yağıştan korumanın genel olarak 'sıradan' onarımlar başlığı altına girebilecek onarımlan yapmanın dışında, başka bir yükümlülük taşımaz. Kiralanan şey ve eklentile­ rin 'sıradan' onarımiara konu olan kısımlan bakımından bile, kira­ landığı andaki yaşı, genel durumu dikkate alınmalıdır; çünkü kiracı, eski ve aşınmış malzemeleri yenileriyle değiştirmek zorunda olmadı­ ğı gibi, zaman ve olağan aşınıp yıpranmadan ileri gelen kaçınılmaz değer kaybını da telafi etmek zorunda değildir. '" (Holdsworth, The Law of Landlord and Tenant, s. 90 ve 9 1 . ) Aşınma ve yıpranmanın yerine konulması ile bakım ve onarım işinden büsbütün farklı bulunan bir de sigorta vardır ve bu, olağa­ nüstü doğa olaylarının, yangının, selin vb. yolaçtığı yıkımlarla ilgili­ dir. Bunun, artı-değerden karşılanması gereklidir ve bundan yapı­ lan bir indirimdir. Ya da bütünüyle toplum açısından ele alındığın­ da, sürekli bir aşırı-üretim, yani mevcut servetin yalnızca yerine konması ve yeniden üretilmesi için zorunlu olandan daha büyük öl­ çekte ve nüfus artışından tamamen ayrı bir üretim yapılması gere­ kir; böylece, kazalar ile doğa güçlerinin yolaçtığı olağanüstü yıkımia­ nn karşılanması için gerekli üretim araçlan elaltında bulundurul­ muş olacaktır. Aslında yerine konulmak üzere gereksinme duyulan sermayenin 1 61


ancak çok küçük bir kısmı yedek para fonunu içerir. En büyük kıs­ mı, kısmen fiili genişleme olan ve kısmen de, sabit sermayeyi üreten sanayi dallanndaki normal üretim hacmine ait bulunan, bizzat üre­ tim ölçeğinin genişlemesini içerir. Örneğin bir makine fabrikası, iş­ lerini, müşterilerine ait fabrikaların her yıl genişleyebileceği ve bun­ lardan bir kısmının, daima, tüm ya da kısmi yeniden-üretim gerek­ sinmesi içinde olacağı hesabına göre ayarlamak zorundadır. Toplumsal ortalamaya göre, aşınma ve yıpranmanın olduğu ka­ dar onarım maliyetlerinin de belirlenmesinde, eşit koşullar altında ve aynı sanayi dalındaki eşit büyüklükte sermaye yatınmlarında bi­ le, zorunlu olarak büyük eşitsizlikler görülür. Uygulamada bir maki­ ne vb. , bir kapitalistin elinde ortalama süreden fazla dayandığı hal­ de, bir diğerinde bu kadar uzun süre dayanmaz. Birinde onanın ma­ liyetleri ortalamanın üzerinde, diğerinde ise altındadır, vb .. Ama aşınma ve yıpranma ile onanın maliyetlerinden ileri gelen ve meta­ lann fiyatianna eklenen miktar aynıdır ve ortalama ile belirlenir. Bu nedenle birisi bu ek fiyattan, gerçekte ekiediğinden daha fazlası­ nı elde ettiği halde, diğeri daha azını almış olur. Aynı işkolunda, emek-gücünü aynı derecede sömüren çeşitli kapitalistlerin farklı ka­ zançlarından ileri gelen bu durum, bütün ötekiler gibi, artı-değerin gerçek niteliğinin anlaşılmasındaki güçlükleri artırma eğilimi taşır. Gerçek anlamıyla onanın ve yerine konma ile bakım ve yenileme maliyetleri arasındaki sınır çizgisi oldukça esnektir. Örneğin, demir­ yolculuğunda, bazı harcamalann onarımlar için mi, yoksa yerine konmalar için mi yapıldığı, bunların cari harcamalardan mı, yoksa şsıl sermaye hissesinden mi karşılanacağı yolundaki bitip tükenmez tartışmaların kökeni işte buradan gelir. Onarım harcamalarını gelir hesabı yerine sermaye hesabına aktararak, temettüleri yapay olarak şişirmek, demiryolu yönetim kurulunun pek iyi bildiği bir yöntem­ dir. Bununla birlikte, deneyim , bu konuda en önemli ipuçlarını sağ­ lamıştır. Lardner'a göre, örneğin, bir demiryolunun ilk yıllannda ge­ rekli olan ek emek, "onanm olarak belirtilmemeli, demiryolu yapı­ mının esaslı bir kısmı olarak kabul edilmeli ve mali hesaplarda, ge­ lire değil , sermayeye zimmet şeklinde gösterilmeli, aşınma ve yıpranmadan ya da trafiğin işleyişinden ileri gelen haklı harcamalar olarak değil, yolun yapımındaki ilk ve kaçınılmaz eksikliklerden do­ ğan harcamalar diye düşünülmelidir". (Lardner, Joe. cit., s. 40) "En sağlam yöntem, bu miktar, fiilen harcansın ya da harcanmasın, yıl­ lık gelirden, bu gelirin elde edilmesi için zorunlu olarak ortaya çıkan değer kaybının düşülmesidir." (Captain Fitzmaurice, "Committee of lnquiry on Caledonian Railway", Money Market Re viewda 1867'de yayınlanmıştır.) Sabit sermayenin, yerine konma ve bakım olarak aynlması, hiç değilse buhar gücüyle yapılmayan tanmda fiilen olanaksız ve gerek­ sizdir. Kirchhofa göre ( Handbuch der landwirtschaftlichen Betriebs­ lehre, Dresden 1852, s. l37), "fazla olmamakla birlikte araç ve gereç 1 62


(tanmsal ve diğer gereçler ve her türden çiftlik aletleri) ikmalinin tam olduğu durumlarda, bunlann yıllık aşınma ve yıpranması ile bakımının, farklı koşullara göre, genel bir ortalama olarak ilk sto­ kun yüzde 15 ila 25'i üzerinden hesaplanması adet haline gelmiştir". Demiryollannda vagon ve lokomotifierin onanlması ile yenilen­ mesini birbirinden ayırmak olanaksızdır. "Elimizdeki stoku sayı ile tutuyoruz. Kaç tane lokomotifimiz varsa bu sayıyı koruyoruz. Bir ta­ nesi ömrü dolar da çalışamaz hale gelir ve bir yenisini yapmak gere­ kirse, bunu, gelirden karşılayarak elbette ki elden geldiğince eskisi­ nin malzemesinden yararlanarak yapıyoruz . . . eskisinden epey şey­ ler kalıyor; tekerlekler, dingiller, kazanlar, ve aslında eski lokomoti­ fin büyük bir kısmı kalmış oluyor. " (T. Gooch, Chairman of Great Western Railway Co., R. C. on Railways s. 858, no 17327- 17329. ) " . . . Onanm, yenileme demektir; ben yerine konma sözünü kabul etmiyo­ rum . . . ; bir demiryolu şirketi bir kez bir taşıt ya da lokomotif aldı mı, bunu onarmak zorundadır ve böylece onun devamlı çalışmasını sağ­ lamış olur." (n° 1 7784.) " . . . Lokomotifleri bu 81/z peni ile sonsuza dek korumuş oluruz. Biz lokomotiflerimizi yeniden yapanz. Bir lokomo­ tifin tamamını satın almaya kalkışsanız, gereğinden fazla para har­ camış olursunuz . . . etaltında daima bir çift tekerlek ya da dingil ya da lokomotifin bir kısmı bulunur ve böylece bu, neredeyse yepyeni bir lokomotifin yapım giderlerini azaltmış olur." (n° 1 7790 . ) "Şu an­ da her hafta yeni bir lokomotif, ya da hemen hemen yeni sayılabile­ cek bir lokomotif çıkartıyorum; kazanı, silindiri ya da gövdesi yeni bir lokomotif." (n° 1 7823. Archibald Sturrock, Locomotive Superin­ tendent of Great Northem Railway, R. C., 1867. ) Yolcu vagonlan için de aynı şey: "Zamanla bütün lokomotifler ve vagonlar sürekli onarılıyor. Bir seferinde yeni tekerlekler, bir başka seferinde yeni bir gövde takılıyor. En fazla aşınınayla yüzyüze bulu­ nan çeşitli hareketli kısımlar yavaş yavaş değiştiriliyor; lokomotifler ile vagonlar ardarda bu gibi onanmlardan geçe geçe, çoğunda, ilk malzemeden en ufak bir şey kalmıyor. . . . Bu durumda bile, ne var ki, yolcu vagonlan ile lokomotifierin eski malzemesi şu ya da bu ölçüde diğer vagonlara ya da l okomotifiere takılıyor ve bunlar hiçbir zaman tümüyle sefer dışı kalmıyor. Taşınabilir sermayenin, bu nedenle, sü­ rekli yeniden-üretim durumu içerisinde olduğu kabul edilebilir; ve yolun kalıcılığı sözkonusu edildiğinde, gelecekteki bir dönemde hep birlikte ortaya çıkması gereken, yol yeniden döşenmek durumunda olduğunda, yıldan yıla artan bir şekilde vagon ve lokomotiflerde or­ taya çıkmaktadır. Bunlann varlığı uzun süreli olmakta ve sürekli gençleşme halinde. bulunmaktadırlar. (Lardner, op. cit., s. 1 15-16. ) Lardner'ın burada demiryolu ile ilişkili olarak anlattığı bu süreç, tek bir fabrikaya uygun düşmez, ama tek bir sanayi dalının tümü ve hatta toplumsal ölçekte ele alındığında toplam üretim içerisindeki onanmlarla içiçe geçmiş sabit sermayenin sürekli ve kısmi yeniden­ üretimine bir örnek olarak pekala gösterilebilir. 163


Becerikli yönetim kurullannın, temettü çıkarmak amacıyla ona­ nın ve yerine koyma terimlerinden yararlanmakta gösterebilecekle­ ri cüretin bir kanıtı işte şudur. R. P. Williams'ın okuduğu yukarda sözü edilen bildiriye göre, çeşitli Ingiliz demiryolu şirketleri, daimi yol ve binalann onanm ve bakımı için (yılda Ingiliz mili başına ), bir­ kaç yılın ortalaması olarak gelir hesabından şu miktarlan düşmüş­ lerdir: London & North Western ............... . . 370.1: .

Midiand

.

.

. . ... .. . .. ......... ........ .. . ........ ....... 225.1:

London & South Western ........ ......... 257!: Great Northern ...... .... ..... .......... ........ 360!: .

.

Lancasbire & Yorkshire . . .................. 377!: South Eastern ... ... .. ...... .... ........ .. ..... ... 263!: Bıinghton ... ............................ . . . . . . . . . . . 266.1: Manchester & Sheflield ..... . .. .. ......... 200!: .

.

.

Bu farklar, ancak pek küçük ölçüde, fiili harcamalardaki farklar­ dan ileri gelmiştir; hemen hepsi, gider kalemlerinin sermaye ya da gelir hesabına zimmet gösterilmesini gerektiren farklı hesap yön­ temlerinden ileri gelmektedir. Williams, uzun uzun, iyi bir temettü için gerekli olması nedeniyle daha az gider ve bu gideri karşılayabi­ lecek daha büyük bir gelir olması nedeniyle de daha yüksek gider gösterildiğini anlatmaktadır. Bazı durumlarda aşınma ve yıpranma ve bu nedenle de bunlann yerine konması o derece küçüktür ki, onanm giderleri dışında her­ hangi bir gider gösterilemez. Lardner'ın demiryolculuktaki sanat ya­ pılanna ilişkin olarak aşağıdaki sözleri genellikle, doklar, kanallar, demir ve taş köprüler vb. gibi bütün dayanıklı yapılar için geçerlidir. "Daha sağlam yapılar üzerinde zamanın yavaş yavaş yaptığı etkiler nedeniyle ortaya çıkan aşınma ve yıpranma, kısa dönemlerde bakıl­ dığı zaman neredeyse hiç görülmeyen ama diyelim yüz yıl gibi uzun bir zaman geçmesi halinde, hatta en sağlam yapılann bile bazılannın ya da tümünün yeniden yapılmasını zorunlu kılabilir. Bu değişiklikler, evrendeki büyük cisimlerin hareketlerinde yeralan, devresel ve asırlık eşitsizliklere uygun bir biçimde benzetilebilir. Za­ manın, köprüler, tüneller, kemerli köprüler, vb. gibi demiryollano­ daki daha büyük sanat yapıları üzerindeki etkisi, bize, asırlık olarak adland��nlan aşınma ve yıpranma örnekleri sağlar. Kısa aralıklarla yapılan tüm onanm ya da yeniden yapımla giderilen daha hızlı ve gözle görülür bozulmalar ise, devresel eşitsizliklerin benzeridir. Yıl­ lık onanmlar, daha sağlam ve dayanıklı yapılarda içlerinde zaman zaman ortaya çıkan olağan hasarlan kapsar; ama bu onanınlar dı­ şında, zaman, bu yapılar üzerinde bile etkisini gösterir ve ne denli uzak olursa olsun öyle bir dönem gelir ki, yeni baştan yapımlan zo­ runlu kılan bir duruma düşebilirler. Mali ve ekonomik yönden böyle 164


bir dönem, belki de, bunun, bugünkü hesaplara katılmasını gerektir­ meyecek kadar uzaktır ve bu yüzden de burada bu konuya yalnızca değinmek yeterlidir." ( Lardner, Joe. cit., s. 38, 39. ) B u sözler, asırlık dayanıklılıktaki bütün benzer yapılar için de geçerlidir ve bu yüzden de, yatınlan sermayenin aşınma ve yıpran­ ma ile orantılı biçimde yavaş yavaş yerine konmasına gerek yoktur, yalnızca yıllık ortalama bakım ve onarım giderlerinin, ürünün fiyat­ larına aktanlması yeterlidir. Gördüğümüz gibi, sabit sermayenin aşınma ve yıpranmasının yerine konması için geri dönen paranın büyük bir kısmı her yıl ya da hatta daha kısa aralıklarla kendi maddi biçimine tekrar çevni­ mekle birlikte, gene de tek tek her kapitalist, sabit sermayesinin an­ cak aradan birkaç yıl geçtikten sonra bütünüyle yerine konulan kıs­ mının yeniden-üretimi için bir itfa fonuna gerek duyar. Sabit serma­ yeyi oluşturan kısımlardan epeycesi, kendilerine özgü nitelikleri ne­ deniyle, bunların yavaş yavaş yeniden-üretilmelerine olanak yoktur. Ayrıca, yeniden-üretimin, kısa aralıklarla yeni stokun değer kaybı­ na uğramış eski stoka eklenmesi biçiminde parça parça yapılması halinde bile, sanayi dalının kendine özgü niteliğine bağlı olarak, da­ ha önce şu ya da bu miktarda bir paranın birikmiş bulunması, bu yerine koymanın gerçekleştirilebilmesi için gereklidir. Bu amaç için yalnızca herhangi miktarda bir para yeterli değildir; belirli bir mik­ tar gereklidir. Eğer biz, bu sorunu, daha sonra ele alacağımız kredi sistemini* hiç hesaba katmaksızın, paranın basit dolaşımı varsayımına daya­ narak incelersek, bu hareketin mekanizması şöyledir: Toplumdaki mevcut paranın bir kısmı yığılmış olarak sürekli atıl kalırken, diğer kısmının dolaşım aracı ya da doğrudan doğruya dolaşan paranın ive­ di yedek fonu işlevlerini yerine getirmesi durumunda, toplam para kitlesi nin yığılma ve dolaşım aracına bölünme oranının sürekli de­ ğiştiği gösterilmiştİ (Buch I, Kap. III, 3a). ** Şimdi ele aldığımız du­ rumda, nispeten büyük kapitalistlerin elinde oldukça büyük mik­ tarlarda yığılmış olarak birikmiş olması gereken para, sabit serma­ ye satın alınması için bir anda dolaşıma sokulmaktadır. Sonra, bu, toplumda tekrar dolaşım aracı ve yığılma olarak bölünür. Sabit ser­ mayenin değerinin, aşınması ve yıpranması oranında, kendi çıkış noktasına geri akmasına aracılık eden itfa fonu yoluyla, dolaşımdaki paranın bir kısmı, sabit sermayenin satın alınması üzerine yığılı­ parası dolaşım aracına dönüşüp kendisinden çıkmış bulunan aynı kapitalistin elinde, uzun ya da kısa bir dönem için tekrar bir yığılma oluşturur. Bu, toplumda bulunan ve sırasıyla önce dolaşım aracı iş­ levini yapan, sonra da bir yığılma olarak dolaşımdaki para kitlesin­ den tekrar ayrılan yığı lmanın sürekli değişen bir dağılımıdır. Mo* Kapitalist kredi sistemi, Kapitalin üçüncü cildinin dördüncü ve beşinci kısım­ lannda ele alınmıştır. -Ed. *" Kapital, Birinci Cilt, Üçüncü Bölüm, Üçüncü Kesim , a. -Ed.

165


dern sanayi ve kapitalist üretimin gelişmesiyle zorunlu olarak para­ lel giden kredi sistemindeki gelişme ile bu para artık yığılmış olarak değil , sermaye olarak hizmet eder; ne var ki, bu hizmeti sahibine de­ ğil, emrine girdiği diğer kapitalistlere yapar.


DOKUZUNCU B Ö LÜM

YATIRILAN SERMAYENlN TOPLAM DEVRl. DEVlR ÇEVRlMLERl

ÜRETKEN sermayeyi oluşturan kısımlardan sabit ve döner ser­ mayelerin, çeşitli biçimlerde ve çeşitli sürelerde devrettiklerini, ayn­ ca bir işletmenin sabit sermayesinin çeşitli kısımlannın, farklı daya­ nıklılıkianna ve dolayısıyla farklı yeniden-üretim zamanlarına bağlı olarak, farklı devir sürelerinin olduğunu gördük. (Aynı işletmede kullanılan döner sermayenin farklı kısımlannın devrindeki gerçek ve görünüşteki farklılıklar için bu bölümün sonundaki 6 nolu parag­ rafa bakınız. ) 1 ) Yatınlan bir sermayenin toplam devri, kendisini oluşturan çe­ şitli kısımlann ortalama devridir; bu sermayenin dolaşım biçimi ilerde gösterilmiştir. Bu yalnızca farklı zaman dönemleri sorunu ol­ duğuna göre, bunlann ortalamasını hesaplamaktan daha kolay hiç­ bir şey yoktur. Ama: 2) Burada, yalnız nicelik değil, bir de nitelik farkı vardır. Üretim sürecine gi ren döner sermaye, bütün değerini ürüne ak­ tanr ve bu nedenle, üretim sürecinin kesintisiz yürümesi için, ürü­ nün satışıyla, sürekli ayni olarak yerine konulması gerekir. Üretim sürecine giren sabit sermaye, değerinin ancak bir kısmını (aşınan ve yıpranan kısmını) ürüne aktanr ve bu aşınma ve yıpranmaya karşın 167


üretim sürecinde işlev yapmaya devam eder. Bunun için de, çeşitli uzunluktaki zaman aralıklan geçmedikçe ayni olarak yerine konma­ sına, hiç değilse, döner sennaye kadar sık bir biçimde konmasına ge­ rek yoktur. Bu yerine koyma zorunluluğu, yeniden-üretim süresi, sabit sermayenin çeşitli kısımlan için yalnızca nicel yönden farklı ol­ makla kalmaz, daha önce de gördüğümüz gibi, sabit sermayenin da­ ha uzun ömürlü olan dayanıklı bir kısmı, her yıl ya da daha kısa aralıklarla yerine konulabilir ve ayni olarak sabit sermayeye ekle­ nir. Farklı özellikler taşıyan sabit sermaye durumunda, yerine kon­ ma, ancak dayanıklılık süresinin sonunda hep birden olabilir. İşte bu nedenle, sabit sermayenin çeşitli kısımlanna özgü devir­ lerin, bağdaşık bir devir biçimine indirgenmesi zorunludur; öyle ki , yalnızca nicelik bakımından, yani devir süreleri bakımından farklı kalsın lar. Eğer çıkış noktası olarak, sürekli üretim süreci biçimi R . . . R'yi alırsak, bu nicel özdeşlik meydana gelmez. Çünkü, diğer öğeleri ge­ rektirmediği halde R'nin belirli öğelerinin sürekli ayni olarak yerine konması gerekir. Bununla birlikte P . . . P' biçimi, kuşkusuz bu devir özdeşliğini verir. Sözgelimi, her yıl değerinin onda-biri, yani 1.000 sterlini her yıl paraya çevrilen, on yıllık ömre sahip 10.000 sterlin değerinde bir makineyi ele alalım. Bu 1 .000 sterlin, bir yıl içerisinde para-sermayeden, üretken sermayeye ve meta-sermayeye çevrilmiş, ve sonra da tekrar buradan para-sermayeye çevrilmiştir. 1.000 ster­ lin, eğer biz döner sermayeyi para-biçimi içerisinde incelersek, tıpkı bu sermaye gibi ilk başlangıç biçimine, para-biçime dönmüştür; bu­ rada, 1 .000 sterlinlik bu para-sermayenin, yılın sonunda bir makine­ nin maddi biçimine bir kez daha dönüştürülüp dönüştürülmemesi­ nin önemi yoktur. Vatınlan üretken sermayenin toplam devrini he­ saplarken bu nedenle biz onun bütün öğelerini, para-biçimi içerisin­ de sabit tutuyoruz ve böylece bu biçime dönüş, devri tamamlamış oluyor. Değerin bu para-biçiminin yalnızca hesap parası olduğu sü­ rekli üretim sürecinde bile değerin daima para olarak yatınlmış ol­ duğunu varsayıyoruz. Böylece ortalamayı hesaplayabiliriz. 3) Demek oluyor ki, yatınlan üretken sermayenin çok daha bü­ yük kısmını, yeniden-üretim ve dolayısıyla da devir dönemi birçok yılın geçmesini kapsayan sabit sermaye oluşturduğu halde, yıl bo­ yunca devredilen sermaye-değer, döner sermayenin aynı yıl içerisin­ deki ardarda devirleri nedeniyle, yatırılmış bulunan toplam değer­ den daha büyük olabilir. Sabit sermayenin 80.000 sterlin ve yeniden-üretim döneminin 10 yıl olduğunu kabul edersek, bunun 8.000 sterlini her yıl kendi pa­ ra-biçimine döner ya da bu 80.000 sterlin, devrinin onda-birini ta­ mamlamış olur. Gene diyelim, döner sermaye 20.000 sterlin olsun ve devrini yılda beş kez tamamlasın. Bu durumda toplam sermaye 100.000 sterlin olur. Devredilen sabit sermaye 8.000, devredilen dö­ ner sermaye beş defa 20.000, yani 100.000 sterlindir. Öyleyse, bir


yılda devredilen sermaye 108.000 sterlin, yani yatınlan sennayeden 8.000 sterlin fazladır. Sermayenin 1 + 2/2 5 'i devredilmiştir. 4) İşte bunun için, yatınlan sermayenin değerinin devir zamanı, fiili yeniden-üretim zamanından ya da kendisini oluşturan kısımla­ rın fiili devir zamanlanndan farklıdır. Diyelim, 4.000 sterlinlik bir sermaye yılda beş kez devretmiş olsun. Devredilen sermaye, böylece beş kez 4.000, yani 20.000 sterlin olur. Ama her devir sonunda yeni­ den yatınlmak üzere dönen miktar 4.000 sterlinlik ilk yapılan ser­ mayedir. Büyüklüğü, yeni baştan sermaye işlevini yerine getirdiği süredeki devir sayısı ile değişmemiştir. (Artı-değerden ayrı olarak.) Öyleyse, 3 nolu örnekte, bir yılın sonunda, kapitalistin eline dön­ düğü varsayılan miktarlar şunlardır: (a) sennayenin döner kısımla­ nna tekrar yatırdığı 20.000 sterlin tutan bir değerler toplamı ile ( b) yatırılmış bulunan sabit sermaye değerden, aşınma ve yıpranmayla serbest kalmış bulunan 8.000 sterlin tutarında bir miktar; aynı an­ da bu aynı sabit sermaye, üretim sürecinde kalır, ama 80.000 sterlin yerine 72.000 sterline inmiş bir değer olarak. İşte bunun için, yatı­ rılmış bulunan sabit sennaye ömrünü tamamlayıp, ürün ve değer yaratıcısı işlevi son bulup yerine konması gereği duyulana kadar, üretim sürecinin daha dokuz yıl devam etmesi gerekecektir. Yatın­ lan sennaye-değer öyleyse bir devirler çevriminden geçmek zorunda­ dır; örneğimizde, on yıllık bir devirler çevriminin tamamlanması ge­ rekir ve bu çevrim, kullanılan sabit sennayenin ömrü, yani yeniden­ üretim ya da devir zamanı ile belirlenir. KULLANILAN sabit sennayenin değer büyüklüğü ile dayanıklılı­ ğı, kapitalist üretim biçiminin gelişmesiyle birlikte geliştiğine göre, sanayi ile sanayi sennayesinin ömrü her belirli yatınm alanında, birçok yılı, diyelim ortalama on yılı kapsayacak şekilde uzar. Sabit sermayenin gelişmesi bir yandan bu ömrü uzattığı halde, öte yan­ dan da, bu ömür, kapitalist üretim tarzının gelişmesiyle aynı şekilde devamlı olarak hız kazanan üretim araçlanndaki sürekli devrimler ile kısalır. Bu, üretim araçlannda bir değişiklik ve bunlar fiziki ola­ rak tükenıneden çok önce manevi değer kaybı nedeniyle, sürekli ye­ nilenmeleri zorunluluğunu getirir. Modern sanayinin temel dalların­ da bu yaşam-çevriminin ortalama on yıl olduğu varsayılabilir. Ne var ki, biz, burada, kesin rakamlar ile ilgili değiliz. Şu kadarı açık­ tır: bu süre içerisinde sennayenin sabit kısmı tarafından hareketsiz tutulduğu birkaç yılı kapsayan birbiriyle bağıntılı devirler çevrimi, devresel bunalımiara maddi bir temel sağlar. Bu çevrim sırasında, işler, birbirini izleyen durgunluk, orta derecede faaliyet, hızlanma ve bunalım dönemlerinden geçer. Sennayenin yatınlmış olduğu dö­ nemlerin·birbirlerinden çok farklı olduğu ve zaman bakımından ça­ kışmaktan çok uzak bulundukları doğrudur. Ama bir bunalım, dai­ ma geniş yeni yatınmlann çıkış noktasını oluşturur. Bu nedenle, bir bütün olarak toplumun bakış açısından, bir sonraki devir çevrimine 1 69


az çok yeni bir maddi temeli sağlarlar. 22a 5) Devirlerin hesaplanması konusunda bir Amerikalı iktisatçı şöyle diyor: "Bazı işkollannda, yatınlan bütün sermaye, bir yıl içeri­ sinde birkaç kez devreder ya da dolaşır. Diğerlerinde, bir kısmı bir yılda birden daha fazla, öteki kısmı daha az devir yapar. Kapitalis­ tin, bütün sermayesi elinden geçerken ya da bir devir yaparken ta­ mamladığı ortalama süreye göre karlannı hesaplaması gerekir. Ör­ neğin, belli bir işkolunda iş yapan bir kimsenin sermayesinin yansı­ nı binalara ve makinelere yatırdığı.nı kabul edelim; böylece bu kısım ancak on yılda bir kez devreder; sermayesinin dörtte-biri, avadanlı­ ğının vb. maliyeti, iki yılda bir devir yapsa, geriye kalan ve ücretie­ rin ödenmesiyle malzeme satın alınmasında kullanılan geriye kalan dörtte-bir de bir yılda iki devir yapmış olsa. Ve diyelim tüm serma­ yesi 50.000 sterlin olsa, bu durumda yıllık harcaması: 25.000

10

12.500

2

6.250 $

2

25.000 $

12.500

X

- -

2.500 $

- - -----

33. 750 $

. . . ve sermayesinin devrettiği ortalama süre aşağı yukan onaltı ay olacaktır.* . . . Bir başka durumu alalım. . . . tüm sermayesinin diye­ lim dörtte-biri on yılda, dörtte-biri bir yılda, yansı yılda iki kez dota­ şımda bulunsa. Bu durumda yıllık harcaması: 12.500

10

12.500 25.000

1.250 $ 12.500 $

X

2

Bir yılda devreden

50.000 $

63. 750 $

olacaktır." (Scrope, Pol. Econ., edit. Alonzo Potter, New York, 184 1 , s. 142, 143.) * * 6) Sermayenin çeşitli kısımlannın devrindeki gerçek v e görünür22• ""Kentsel üretim günlük bir çevrime, kırsal üretim ise tersine yıllık bir çevri­ me bağlıdır"". (Adam G. Müller, Die Elemente der Staatskunst, Berlin 1809, III, s. 1 78.) Bu, romantik okulun benimsediki safça bir sanayi ve tan m anlayışıdır. * Elyazmasında Marx, sermayenin devir süresini hesaplamaktaki böyle bir yöntemin yanlışlığına işaret ediyor. Yukardaki alıntıda verilen (16 aylık) ortalama devir süresi, 50.000 sterlinlik toplam sermaye üzerinden yüzde 7 5'luk bir kar alın­ masına göre hesaplanmıştır. Kar düşüldügünde, sermayenin devri 18 aya eşittir. ,

-

Ed.

* * Sözü edilen kitap, A. Potter'in Political Economy, lts Objects, Uses, and Principles, New York 1840, adlı kitabıdır. Yazann ""llanına"" göre, kitabın ikinci kıs­ mı, büyük ölçüde, G. J. P. Scrope'nin, The Princip/es of Political Economy, London

1833 adlı yapıtının (A. Potter'in yaptığı birçok değişikliklerle) yeniden basımıdır. ­

Ed.

1 70


deki farklılıklar. Aynı Scrope aynı pasajda şöyle diyor: "Bir fabrikatörün, çiftçinin ya da tüccann, emekçi ücretlerinin ödenmesi için yatırdıgı sermaye, senet ya da satışlannın haftalık ödentHeriyle (eğer adamianna haf­ talık ödeme yapılıyorsa), belki de haftada bir kez en hızlı biçimde devreder. Malzeme ile elindeki stoklara yatırdığı sermaye, eşit kre­ dilere göre satın aldığı ve sattıgı varsayılarak, birini satın aldığı ve diğerini sattığı süreler arasındaki tüketilen zamana bağlı olarak bir yılda belki iki, belki de dört kez dönerek, daha yavaş dolaşımda bu­ lunur. Gereçlerine ve makinelerine yatırdığı sermaye, bir dizi işlem sonucu eskiyen pek çok avadanlık olmasına karşın, ortalama olarak belki de ancak beş ya da on yılda bir kez dönerek, yani tüketilerek ve yenilenerek, çok daha yavaş dolaşır. Fabrika, işyerleri, depo, am­ bar gibi binalara, yollara, sulama vb. işlerine yatınlan sermaye, ne­ redeyse hiç dolaşmıyormuş gibi görünür. Ama gerçekte bu şeyler, tıpkı diğer saydıklanmız kadar, üretime katkıda bulunarak tama­ mıyla tüketilir ve üreticinin faaliyetlerine devam edebilmesi için ye­ niden-üretilmeleri gereklidir; ancak şu farkla ki, bunlar, ötekilerden daha yavaş bir tempoda tüketilir ve yeniden-üretilir . . . ve bunlara yatınlan sermaye belki her yirmi ya da elli yılda devreder." [s. 141142.] Scrope, burada, tek tek kapitalist için ödeme süreleri ve kredi koşullannın ortaya çıkardıgı döner sermayenin belli kısımlannın akışındaki fark ile, sermayenin niteli,P.nden ileri gelen devirlerdeki farkı birbirine kanştırrnaktadır. Ücretlerin, karşılıgı ödenen satışlar ya da senetlerle sağlanan haftalık gelirlerden, haftalık olarak öden­ mesi gerekti,P.ni söylemektedir. Burada herşeyden önce, ödeme va­ desinin uzunluğuna, yani ücretler ister haftalık, isterse aylık, üç ay­ lık, altı aylık, vb. ödensin, emekçinin kapitaliste vermek zorunda bu­ lunduğu kredinin süresine bağlı olarak, ücretierin kendisiyle ilişkili olarak bazı farklılıkların ortaya çıktığı gözden ırak bulundurulma­ malıdır. Bu durumda, daha önce açıklanan yasa, şu biçimde geçerli olmaktadır: "bütün dönemsel ödemeler için gerekli ödeme aracı mik­ tan" (dolayısıyla, bir seferde yatınlması gerekli olacak para­ sermaye miktan) "bu dönemlerin uzunluğu ile ters* orantılıdır." (Buch I, Kap. III, 3b, Seite 124.)** İkinci olarak, üretim sürecinde, haftalık ürüne tümüyle giren haftalık emeğin kattıgı yalnızca yeni değer değildir, aynca haftalık ürünün tükettiği ham ve yardımcı maddelerin değeri de ürüne katıl­ mıştır. Bu değer, kendisini içeren ürünle birlikte dolaşır. Ürünün sa­ tışı yoluyla para biçimini alır ve tekrar aynı üretim öğelerine dönüş­ rnek zorundadır. Bu, ham ve yardımcı maddeler için olduğu kadar, emek-gücü için de geçerlidir. Ne var ki, daha önce de gördüğümüz * Bunun bir yazış hatası olduğu bellidir; burada ters değil doğru bir orantı var­ dır. -Ed. ** Kapital, Birinci Cilt, Üçüncü Bölüm, Üçüncü Kesim, b, s. 155. -Ed.

1 71


gibi (Bölüm VI, Il, 1 ) üretimin sürekliliği, farklı sanayi kollan için farklı üretim araçlan ikmalini gerektirdiği gibi, bir ve aynı işkolu için, örneğin kömür ve pamuk gibi, döner sermayenin bu öğesinin farklı kısımlan için, gene farklı üretim araçlan ikmalini gerektirir. Dolayısıyla, bu malzemelerin sürekli ayni olarak yerine konulması gerekmekle birlikte, daima yeniden satın alınmalan zorunluluğu yoktur. Bunların ne sürelerde satın alınacağı, mevcut stokun hacmi ile bunlann tüketilmelen için geçecek zamana bağlıdır. E mek-gücü konusunda ise böyle bir ikmal bulundurulmasına gereklilik yoktur. Sermayenin emek-gücüne yatınlan kısmının tekrar paraya çevril­ mesi, ham ve yardımcı maddelere yatırılan kısım ile elele gider. Ama, paranın bir yandan emek-gücüne, öte yandan hammaddeye çevrilmesi, bu iki öğenin satın alınma ve ödeme koşullarındaki özel­ lik nedeniyle, yani birinin uzun süreler için üretken ikmal olarak, diğerinin, emek-gücünün, daha kısa dönemler, diyelim bir haftalığı­ na satın alınması nedeniyle ayrı ayrı cereyan eder. Öte yandan, ka­ pitalist, üretim için gerekli maddelerin yanısıra bir de son biçimini almış meta stoku bulundurmak zorundadır. Satış güçlüklerini bir yana bırakalım. Belli bir miktar mal, diyelim sipariş üzerine üretil­ rnek durumundadır. Bunlann son bölümü hala üretilirken, son biçi­ mini almış bulunan ürünler, sipariş tamamlanana kadar depolarda bekler. Döner sermayenin devrindeki diğer farklılıklar, ayn öğeleri­ nin, diğerlerinden daha uzun süre üretim sürecinin bazı hazırlık aşamalannda (kerestenin kurotulmaya bırakılması, vb. ) kalmak zo­ runda olmasından ileri gelir. Scrope'un burada işaret ettiği kredi sistemi, ticari sennaye ile birlikte, bireysel kapitalistler için devri değiştirir. Toplumsal ölçek­ te, bu, ancak, yalnız üretimi değil, tüketimi de hızlandınnadığı ölçü­ de devri değiştirir.

1 72


ONUNCU B Ö LÜ M

SABIT VE DÖNER SERMAYE TEORILERİ FlZYOKRATLAR VE ADAM SMITH

QUESNAY'DE, sabit sennaye ile döner sermaye arasındaki aynm kendisini, a vances primitives ve avances annuel/es olarak gösterir. O, doğru olarak, bu aynmı, üretken sennaye içerisinde var olan, üre­ tim süreci i çerisine doğrudan katılan sennaye olarak gösterir. Tanm­ da kullanılan sennayeyi, çiftçi sennayesini, gerçekte biricik üretken sermaye olarak gördüğü için, bu ayrımlan yalnızca çiftçi sennayesi için ortaya koymuştur. Sennayenin bir kısmının yıllık devir dönemi ile, diğer kısmının yıllıktan daha uzun (on yıllık) devir döneminin ne­ deni de budur. Gelişme sırasında fizyokratlar, bu aynmlan, zaman zaman diğer tür sermayelere ve genellikle sanayi sermayesine de uy­ guladılar. Yıllık yatınmlar ile, daha uzun süreli diğerleri arasındaki aynm, toplum için önemini öylesine korur ki, Adam Smith'ten sonra bile birçok iktisatçı bu tanıma dönerler. Bu iki tür yatınm arasındaki fark, yatınlan para, üretken senna­ yenin öğelerine dönüştürülmeden ortaya çıkmaz. Bu, yalnızca, üret­ ken sennaye içerisinde bulunan bir farktır. Işte bunun için, parayı, ya başlangıç ya da yıllık yatınmlar arasına koymak Quesnay'nin hiç aklına gelmemiştir. Üretim için yatınmlar, yani üretken sennaye olarak bunlann her ikisi de, paraya olduğu kadar, pazarda bulunan metalara da karşıt durumda bulunurlar. Bundan başka, üretken ser­ mayenin bu iki öğesi arasındaki fark, Quesnay'de doğru olarak, bun1 73


lann, son biçimini alan üıiin ün değerine girişlerindeki farklı biçime, dolayısıyla da bunlann değerlerinin, üıiinlerin değerleriyle birlikte farklı biçimde dolaşımıanna ve böylece, birinin değeri yılda bütünüy­ le yerine konduğu halde, diğerinin değeri hem kısmen ve hem de daha uzun aralıklarla yerine konduğu için, yerine konma ya da yeni­ den-üretimlerindeki farklı biçime indirgenmiştir.23 Adam Smith tarafından yapılan tek gelişme, kategorilerin ge­ nelleştirilmesidir. Onunla artık bu, tek bir özel sermaye biçimine, çiftçi sermayesine değil, üretken sermayenin bütün biçimlerine uy­ gulanır. Böylece doğal olarak, bunu, tanmdaki, yıllık bir devir ile, iki ya da daha fazla yıllara ait devir arasından çıkanlan aynının ye­ rini, farklı devir dönemlerindeki genel aynınlar aldığı, ve sabit ser­ mayenin bir tek devrinin, döner sermayenin devir dönemi ister yıl­ lık, ister daha fazla ya da az olsun bunun devir dönemlerine bakıl­ maksızın, daima bu sermayenin birden fazla devri kapsarlığını iz­ ler. Böylece Adam Smith'te, a vances ann uelles döner sermayeye, a vances primitives sabit sermayeye kendilerini dönüştüıii r . Ne var ki ondaki gelişme, bu kategorilerin genelleştirilmesiyle sınırlanmış­ tır. Ondaki uygulama, Quesnay'den çok daha düşük düzeydedir. Smith'in araştırmasının ortaya koyduğu katı ampirik biçim, daha başlangıçta, açıklıktan yoksundur: "Bir sermayenin, kullana­ na bir gelir ya da kar sağlamak üzere kullanılabileceği iki farklı yol vardır. "* ( Wealth ofNations, Book II, C hap. I, s. 189, Aberdeen edi­ tion, 1848. **) Sermaye işlevlerini yerine getirmek ve sahibine artı-değer sağ­ Jamak üzere bir değerin yatınlabileceği yollar, sermayenin yatınm alanlan kadar farklı ve çeşitlidir. Bu sermayenin yatınlabileceği farklı üretim dallan sorunudur. Bu biçimde ortaya konulduğunda 23 Karş: Quesnay, Analyse du tableau economique ! Physiocrates, ed Daire, 1 . Partie, Paris 18461. Orneğin burada şunlan okuyoruz: ""Yıllık yatırımlar, tanmda kullanılan emek için her yıl yapılan harcamalan içerir; bu yatınmlann çiftçilik giri· şiminin kurulması için fon oluşturan ilk yatınmlardan ayniması gerekir." (s. 59. J Daha sonraki fizyokratlann yapıtlarında b u yatırımlara bazan do�dan doğruya sermaye rle nmiştir: Capital ou a vances. Dupont de Nemours, Maximes du Docteur Quesnay, ou resume de ses principes d'economie sociale ( Daire, I, s. 39 1 ); aynca Le Trosne şöyle yazar: ""lnsan emeğinin yarattı� işlerin, çok ya da az dayanıklı olması· nın sonucu olarak, bir ulus, yıllık yeniden-üretiminden ba�msız önemli bir servet fonuna sahip olur ve bu fon bir sermayeyi oluşturur; uzun bir süre sonunda biriken ve başlangıçta ürünle ödenen bu sermaye devamlı olarak korunmuş ve ço�almıştır."" maire, II, s. 928-29.J Turgot, sermaye deyimini yatınmlar için daha düzenli kulla· rur ve fabrikatörlerin yatınmlannı, çiftçilerinki ile daha da fazla özdeşleştirir. !Tur­ got, Reflexions sur la formatian et la distribution des richesses, 1766.) * Marx. tırnak içindeki tümceyi (bkz: Das Kapital, Buch II, Werke 24, Dietz Verlag, Berlin 1963 ), İngilizce olarak aktarmıştır. -ç. ** Smith'in yapıtından yapılan alıntılarda, Marx'ın sayfa numarası göstermedi�i durumlarda, editör, sayfa referanslannı köşeli parantez içerisinde, An lnquily into

the Nature and Causes of the Wealth of Nations. A New Edition in Four Volumes

adlı, 1843 Londra basımlı yapıttan vermiştir. Smith'ten yapılan bu ve di�er bütün alıntılar bu basım ile kontrol edilmiştir. -EH. 1 74


sorun daha çok şeyi kapsar. Üretken sermaye olarak yatınlrnarnış bile olsa, değerin sermaye olarak, örneğin faiz getiren sermaye, tüc­ car sermayesi vb. olarak, sahibi için işlev yapma biçimi sorununu içerir. Bu noktada, asıl incelerne konusundan, yani farklı yatınrn alanlanndan ayn olarak üretken sermayenin farklı öğelerine aynl­ rnasının, bunlann devirlerini nasıl etkilediği sorunundan daha çok uzaktayız. Adam Smith hemen devarn ediyor: "Önce, o, mailann elde edil­ mesinde, yapımında ya da satın alınmasında ve tekrar bir kar ile satılmasında kullanılabilir."* [Vol. Il, s. 254.] Burada, bize, o, ser­ mayenin, tanmda, sanayide ve ticarette kullanılabileceğinden baş­ ka bir şey anlatmış olmuyor. Bunun için de, ticaret gibi, sermaye­ nin doğrudan üretim sürecine katılmadığı, dolayısıyla da üretken sermaye olarak işlev yapmadığı bir alanı da içerisine alan çeşitli sermaye yatınrn alanlanndan sözetmektedir. Böyle yapmakla, fız­ yokratlann üretken sermaye içerisindeki aynmlan ve bunların de­ vir üzerindeki etkilerini dayandırdıklan temeli bir yana bırakmış olmaktadır. Dahası var. O, salt ürün ve değer yaratma sürecinde bulunan üretken sermayedeki farklılıklan ilgilendiren ve bu yüz­ den de bu sermayenin devri ile yeniden üretiminde farklılıklara yo­ laçan bir sorunda, tüccar sermayesini örnek olarak kullanıyor. Devam ediyor: "Bu biçimde kullanılan sermaye, onu kullananın m ülkiyetinde kaldığı ya da aynı biçim içerisinde devam ettiği süre­ ce, onu kullanana, gelir ya da kar getirmez"* [Vol. II, s. 254.] "Bu biçimde kullanılan sennaye!" Ama Smith, tanma, sanayie yatınlan sermayeden sözediyor ve sonra da bize bu biçimde kullanılan ser­ mayenin sabit ve döner sermayeye aynldığını söylüyor! Sermayenin bu biçimde yatınlması, onu, sabit ya da döner sermaye yapamaz. Yoksa o, mal üretim i ve üretilen mallan karla satmak için kul­ lanılan sermayenin, mallara dönüştükten sonra satılması gerektiği­ ni ve bu satış aracılığı ile, önce satıcının rnülkiyetinden satın alanın mülkiyetine geçmesi, sonra da maddi biçiminden, rnallardan, para­ biçimine değişmesi gerektiğini ve bu yüzden de, sahibinin mülkiye­ tinde kaldığı ya da aynı biçim içerisinde devarn ettiği sürece sahibi­ ne yararlı olmadığını mı söylernek istiyor? Bu durumda, her şey şuna vanyor: Eskiden, üretim sürecine özgü bir biçim içerisinde, üretken sermaye biçiminde işlev yapan sermaye-değer, şimdi dola­ şım sürecine özgü biçimler içerisinde meta-sermaye ve para­ sermaye olarak işlev yapan ve bu süreçte artık ne sabit ve ne de dö­ ner sermaye olarak bulunmaktadır. Ve bu, ham ve yardırncı madde­ ler, yani döner sermaye tarafından eklenen değer öğeleri ile ernek aletlerinin aşınması ve yıpranrnası, yani sabit sermaye tarafından eklenen değer öğelerine de aynı ölçüde uygulanır. Bu yoldan, sabit ve döner sermaye arasındaki farka bir adım bile yaklaşmış olrnuyo*

Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç. 1 75


ruz. Bundan başka: "Tüccann rnallan, bunları para karşılığında sat­ madan kendisine, gelir ya da kar sağlamayacağı gibi para da, tek­ rar rnallarla değiştiritene kadar pek az gelir ya da kar sağlar. Ser­ mayesi sürekli olarak bir biçim içerisinde ondan gitmekte, bir baş­ ka biçim içerisinde ona dönmektedir, ve işte ancak böyle bir dola­ şım ya da ardarda değişme yoluyladır ki , sermayesi ona bir kar sağlayabilir. Bu nedenle bu tür sermayelere çok yerinde olarak dö­ ner sermayeler denebilir."* [Vol. II, s. 254] Adam Smith'in burada döner sermaye dediği şeye, ben, dolaşım sermayesi dernek isterim; dolaşım sürecine, değişim yoluyla ( bir öz değişimi ve bir el değişimi), bir biçim değişikliğine ilişkin bir biçim içerisindeki sermaye; ve dolayısıyla, üretim sürecindeki biçiminden, yani üretken sermaye biçiminden farklı olarak meta-sermaye ve para-sermaye. Bunlar, sanayi kapitalistinin sermayesini bölüştür­ düğü farklı türler değil, yatınlan aynı sermaye-değerin curriculum vitae'si sırasında, tekrar tekrar büründüğü ve ardarda sıyrıldığı farklı biçirnlerdir. Adam Smith, bunu, seımaye-değerin dolaşım ala­ nında, birbirini izleyen biçimlerin çizdiği dairesel yörüngesinde, ser­ maye-değer, üretken seımaye biçiminde bulunduğu halde ortaya çı­ kan biçim farklılıklan ile biraraya koymaktadır -ve bu fizyokratla­ ra kıyasla büyük bir gerilernedir-; ve bunlar, üretken sermayenin farklı öğelerinin, değerlerin oluşmasına farklı biçimde katılmalann­ dan ve değerlerini ürüne farklı biçimde aktarmalanndan ileri gelir. Bir yandan dolaşım alanında üretken sermaye ile sermayenin (meta-sermaye ile para-sermayenin), öte yandan da sabit sermaye­ nin döner sermaye ile bu şekilde kanştınlrnasının sonuçlannı aşa­ ğıda göreceğiz. Sabit sermaye olarak yatırılan sermaye-değer ürün tarafından, döner sermaye olarak yatınlmış olan kadar dolaştınlır ve her ikisi de, meta-sermayenin dolaşımı ile aynı ölçüde para­ sermayeye çevrilir. Fark, yalnızca şu olguda yatar ki sabit sermaye­ nin değeri parça parça dolaşır ve bu yüzden de, uzun ya da kısa ara­ lıklarla parça parça yerine konulrnak, maddi biçimi içerisinde yeni­ den-üretilrnek zorundadır. Adam Smith, döner sermaye ile, burada, dolaşım sermayesin­ den başka bir şeyi anlatmış olmuyor; yani dolaşım süreci ile ilgili biçimler içerisindeki sermaye-değer (meta-sermaye ve para­ sermaye), özellikle kötü seçilmiş örneği ile gösterilmiş oluyor. Bu amaç için, hiçbir şekilde üretim sürecine ait olmayıp yalnızca dola­ şım alanında görülen ve salt dolaşım seımayesinden -tüccar ser­ rnayesinden- ibaret bulunan bir sermaye türünü seçiyor. Seçtiği sermayenin hiçbir şekilde üretken sermaye rolünü oyna­ m adığı bir örnekle işe başlamanın ne denli seçrna olduğunu hemen ardından kendisi de söylüyor: "Bir tüccann sermayesi, örneğin, tü* Marx, tırnak içindeki tümceleri, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. 1 76


müyle bir döner sermayedir."* [Vol. Il, s. 255.1 Gene de biraz ilerde, döner ve sabit sermaye arasındaki farkın, üretken sermayenin ken­ di içerisindeki temel farklardan ileri geldiği öne sürülüyor. Adam Smith'in kafasında bir yandan fizyokratların koyduğu ayrım var, öte yandan da sermaye-değerin kendi devresi içerisinde büründüğü farklı biçimler. Ve bu iki şey, birbirlerine karıştınlarak biraraya ge­ tiriliyor. Para ve metalann biçimlerindeki değişiklikler ile, salt değerin bu biçimlerden birisinden diğerine aktanlmasıyla, bir karın nasıl olup da meydana geldiğini anlamak epeyce güç. Burada, yalnızca dolaşım alanında hareket eden tüccar sermayesiyle işe başlamış ol­ duğundan, bunu açıklamak tamamen olanaksız hale geliyor. Bu ko­ nuya daha sonra döneceğiz. Şimdi önce, sabit sermaye konusunda ne diyor ona kulak verelim. [Vol. II, s. 254-551 " İkincisi o (sermaye), toprağın iyileştirilmesinde, yararlı maki­ neler ile ticaret araçlannın satın alınmasında, ya da buna benzer şeylerde sahip değiştirmeksizin ya da daha fazla dolaşmaksızın bir gelir ya da bir kar getirecek biçimde kullanılabilir. Bu yüzden b u gibi sermayelere çok yerinde olarak sabit sermaye adı verilebilir. Farklı uğraşlar, bunlarda kullanılan sabit ve döner sermayeler ara­ sında çok farklı oranlar gerektirir. ... Her usta zanaatçı ( master ar­ tificer) ya da imalatçının sermayesinin bir kısmı, işinde kullandığı araçlar içinde sabitleşmelidir. Ancak, bu kısım, bazılannda çok kü­ çük ve bazılannda da çok büyüktür. .. . Bu gibi bütün usta zanaatçı­ lann (terziler, kunduracılar, dokumacılar gibi) sermayelerinin çok daha büyük bir kısmı, ya işçilerinin ücretleri ya da malzemelerinin fiyatlan olarak dolaşımda bulunur ve işin fiyatındaki bir kar ile geri ödenir."* Karın kaynağının bu safça belirlenmesinden ayrı olarak, zayıf­ lık ve karışıklık, şu sözlerde derhal görülür hale geliyor: Örneğin bir makine fabrikatörü için makine, meta-sermaye olarak dolaşım­ da bulunan kendi ürünüdür, ya da Adam Smith'in sözleriyle, "El­ den çıkartılır, sahip değiştirir, dolaşıma devam eder."* Kendi koy­ duğu tanıma göre, demek ki, bu makine, sabit değil, döner sermaye olur. Bu kanşıklık da, Smith'in, üretken sermayenin çeşitli öğeleri­ nin çok çeşitli dolaşımlanndan ileri gelen sabit sermaye ve döner sermaye arasındaki ayrımı, üretim süreci içerisinde üretken serma­ ye ve dolaşım alanı içerisinde dolaşım sermayesi, yani meta­ sermaye ya da para-sermaye olarak işlev yapan aynı sermayenin büründüğü biçimdeki farklar ile karşılaştırılmasından doğuyor. Do­ layısıyla Adam Smith'e göre, şeyler, tamamıyla sermayenin yaşam­ sürecinde işgal ettiği konumlan gereği, sabit sermaye olarak ( emek aletleri, üretken sermayenin öğeleri olarak) ya da "döner" sermaye, meta-sermaye olarak (üretim alanından dolaşım alanına atılan * Marx, tırnak içindeki tümceyi, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. 1 77


ürünler olarak) işlev yapabilirler. Ne var ki, Adam Smith, birdenbire, sınıflandırmasının dayandı­ ğı temeli tamamıyla değiştirmekte ve birkaç satır önce tüm incele­ mesini başlattığı metni yalanlamaktadır. Bu, özellikle şu sözlere ilişkindir: "Bir sermayenin onu kullanana bir gelir ya da bir kar ge­ tirebilecek şekilde kullanılabilmesinin iki farklı yolu vardır"* [Vol. II, s. 254], yani döner ya da sabit sermaye olarak. Buna göre, bun­ lar, bu nedenle, birbirinden bağımsız farklı sermayeleri kullanma­ nın farklı yöntemleridir; ya sanayide ya da tarımda kullanılabilecek sermayeler gibi. Sonra şunlan okuyoruz [Vol. II, s. 255]: "Farklı uğ­ raşlar, bunlarda kullanılan sabit ve döner sermayeler arasında çok farklı oranlar gerektirir."* Sabit ve döner sermaye şimdi artık ser­ mayenin farklı, bağımsız yatınmlan değil, bu sermayenin farklı ya­ tınm alanlanndaki toplam değerinin farklı kısırnlannı oluşturan aynı üretken sermayenin farklı parçalandır. Böylece, burada, üret­ ken sermayenin kendisinin, uygun bir biçime bölünmesinden ileri gelen ve bu nedenle ancak bu bakırndan geçerli farklar vardır. Ama bu, salt döner sermaye olarak tüccar sermayesinin sabit sermaye­ nin k arşıtı olması durumuna ters düşüyor, çünkü Adam Smith'in kendisi şöyle diyor: " Bir tüccann sermayesi, örneğin, tümüyle bir döner sermayedir." [ Vol. II, s. 255] Gerçekten de bu, salt dolaşım alanında işlevini yerine getiren bir sermayedir ve bu haliyle, genel olarak, üretken sermayeye, üretim sürecinde yeralmış bulunan ser­ mayeye karşı durur. Ama salt bu nedenle, üretken sermayenin dö­ ner öğesi olarak, bu sermayenin sabit kısmıyla karşı karşıya getiri­ lemez. Smith'in verdiği örnekte "iş aletleri" sabit sermaye olarak, ve sermayenin ücretlere, yardımcı maddeler de dahil hammaddelere yatınlan kısmı döner sermaye olarak ( "işin fiyatındaki bir kar ile geri ödenen") tanımlanmaktadır. Ve böylece o, ilkönce, bir yandan emek-sürecinin çeşitli parçala­ nndan, emek-gücünden (ernekten) ve hammaddelerden, öte yandan da emek aletlerinden yola çıkmaktadır. Ama bunlar sermayenin parçalandır, çünkü sermaye olarak işlev yapacak bir miktar değer bunlara yatınlmıştır. Bu yönden , bunlar, üretken sermayenin, yani üretim sürecinde işlev yapan sermayenin maddi öğeleri, varlık bi­ çimleridir. İyi ama, bu kısımlardan birine niçin sabit rlenmiştir? Çünkü, "sermayenin bazı kısımlan iş aletlerinde sabitleşmelidir."* [ Vol. Il, s. 254.] Ama diğer kısım da, bu ücretlerde ve hammaddeler­ de sabitleşmiştir. Bununla birlikte makineler ve "ticaret araçlan . . . y a d a buna benzer şeyler, sahip değiştirmeksizin y a d a daha fazla dolaşmaksızın bir gelir ya da kar getirir. Bu yüzden bu gibi serma­ yelere, çok yerinde olarak sabit sermaye adı verilebilir."* [Vol. II, s. 254] *

Mnrx, tırnak içindeki tümceleri, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. 1 78


Örneğin, maden sanayiini alınız. Burada hiçbir hammadde kul­ lanılmaz, çünkü, emek konusu, bakır gibi, önce emek yoluyla elde edilmesi gerekli bir doğa ürünüdür. Daha sonra meta ya da meta­ sermaye olarak dolaşan ve ilk elde edilen bakır, sürecin ürünü ba­ kır, üretken sermayenin bir öğesini oluşturmaz. Değerinin hiçbir kısmı ona yatınlmış halde değildir. Öte yandan üretken sürecin di­ ğer öğeleri, emek-gücü ile, kömür, su, vb. gibi yardımcı maddeler de ürüne maddi biçimde girmezler. Kömür tamamıyla tüketilir ve an­ cak değeri, tıpkı makinenin vb. değerinin bir kısmının girmesi gibi ürüne girer. Son olarak, emekçi, ürün, bakır karşısında aynı maki­ ne gibi bağımsız kalır; ne var ki, emeği aracılığı ile ürettiği değer şimdi bakınn değerinin bir kısmıdır. Şu halde, bu örnekte, üretken sermayenin tek bir öğesi bile "sahip" değiştirmedİğİ gibi, bunlardan hiçbiri daha fazla dolaşmaz, çünkü bunlardan hiçbiri maddi olarak ürüne girmez. Bu durumda, döner sermayeye ne olur? Adam Smith'in kendi tanırnma göre, bir bakır madeninde kullanılan ser­ mayenin tamamı, sabit sermayeden ibarettir, başka bir şey değil. Öte yandan başka bir sanayiyi alalım; ürününün özünü oluştu­ ran hammaddeler ile, yakıt olarak kullanılan kömürdeki kadar ol­ mamakla birlikte ürüne maddeten giren yardımcı maddeler kulla­ nan bir sanayi dalı olsun. Bu ürün, diyelim ki iplik, kendisini oluş­ turan hammaddesi pamuk ile birlikte el değiştirir ve üretim süre­ cinden tüketim sürecine geçer. Ama pamuk, üretken sermayenin bir öğesi olarak işlev yaptığı sürece, patronu onu satmaz, işler ve ip­ lik haline getirir. Onu elden çıkartmaz. Ya da Smith'in apaçık yan­ lış ve saçma sözleriyle, "onu elden çıkararak, sahip değiştirerek ya da dolaştırarak"* herhangi bir kar sağlamaz. Tıpkı makineleri gibi hammaddelerinin de dolaşımına izin vermez. Bunlar da tıpkı eğir­ me makineleri, fabrika binalan gibi üretim sürecinde sabittir. Ger­ çekten de, üretken sermayenin bir kısmı emek aletleri biçiminde ol­ duğu gibi, pamuk, kömür, vb. biçiminde sürekli olarak sabit kalmak zorundadır. Şu farkla ki, sözgelişi, bir haftalık iplik üretimi için ge­ rekli pamuk, kömür vb., haftalık ürünün yapımı sırasında daima tümüyle tüketilir ve böylece bunlann yerine yeni pamuk, kömür vb. ikmali gereklidir; bir başka deyişle, üretken sermayenin bu öğeleri, cins olarak özdeş kalınakla birlikte daima aynı cinsin yeni türlerini içerirler; oysa eğirme makinesi ya da aynı fabrika binası, kendi cin­ sinin yeni türleriyle yerine konulmaksızın, haftalık üretimler dizisi­ nin tamamına katılmaya devam ederler. Üretken sermayenin öğele­ ri olarak, kendisini oluşturan bütün kısımlar sürekli olarak üretim sürecinde sabittir, çünkü süreç bunlar olmaksızın devam edemez. Ve, ister sabit, ister döner, üretken sermayenin bütün öğeleri, üret­ ken sermaye olarak, eşit biçimde dolaşım sermayesiyle, yani meta­ sermaye ve para-sermaye ile karşı karşıya gelirler. *

Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktannıştır. -ç. 1 79


Durum emek-gücü için de aynıdır. Üretken sermayenin bir kıs­ mı sürekli olarak emek-gücü içerisinde sabit kalmalıdır ve belirli bir süre için aynı kapitalist tarafından her yerde kullanılan maki­ nelerin aynı makineler olması gibi bu da aynı özdeş emek-gücüdür. Bu durumda ernek-gücü ile makineler arasındaki fark, makineler ilk ve son kez satın alındıklan halde (ki, taksitle satın alındıklan zaman durum böyle değildir) emekçi için durum böyle değildir. Bu fark, daha çok, emekçinin harcadığı emeğin, ürünün değerine tüm olarak girmesine karşın, makinelerin değerinin ancak parça parça girmesidir. Smith, sabit sermayenin karşıtı olan döner sermaye konusunda şunlan söylerken farklı tanımlan birbirine kanştırmaktadır: "Bu biçimde kullanılan sermaye, onu kullananiann mülkiyetinde kaldı­ ğı ya da aynı biçim içerisinde devarn ettiği sürece, onu kullanana, gelir ya da kar getirmez."* [ Vol. II, s. 254 . ] Ürünün, meta­ sermayenin dolaşım alanında geçirdiği ve metalann el değiştirmesi­ ni sağlayan salt biçimsel başkalaşırnı, üretken sermayenin çeşitli öğelerinin üretim süreci sırasında geçirdikleri maddi başkalaşım ile aynı düzeye koymaktadır. Metalann paraya paranın metalara dö­ nüşmesini, ya da satınalma ile satışı, hiç aynrn gözetrneksizin, üre­ tim öğelerinin ürünlere dönüşmesi ile birbirine kanştırmaktadır. Onun döner sermaye için örnek verdiği şey, metalardan paraya ve paradan metalara çevrilen tüccar sermayesidir - metalann dolaşı­ rnma ilişkin M-P-M biçim değişikliğidir. Ama dolaşım içerisinde­ ki bu biçim değişikliği, faaliyet h alindeki sanayi sermayesi için, pa­ ranın tekrar çevrildiği rnetalann, üretim öğeleri (emek aletleri ve ernek-gücü) olduklan ve bu nedenle biçim değişikliğinin, sanayi ser­ mayesinin işlevini sürekli kıldığı, üretim sürecinin sürekli bir sü­ reç, yani bir yeniden-üretim süreci olmasını sağladığı anlamına ge­ lir. Bütün bu biçim değişikliği, dolaşım içerisinde yeralır. İşte bu bi­ çim değişikliğidir ki, metalann gerçekten elden ele geçmesini sağ­ lar. Ama üretken sermayenin kendi üretim süreci içerisinde geçirdiği başkalaşırnlar, tersine, emek-sürecine ilişkin başkalaşım­ lardır ve, üretim öğelerinin istenilen ürüne dönüştürülmesi için zo­ runludurlar. Adam Smith, üretim araçlannın bir kısmının (asıl ernek aletlerinin) maddi biçimlerini değiştirrneksizin, ernek­ sürecinde hizmet etmeleri (çok yanlış olarak ifade ettiği gibi "sahip­ lerine bir kar getirmeleri " ) ve ancak derece derece aşınma ve yıp­ ranmalan olgusuna; oysa diğer kısmın, malzernelerin değişmesi ve işte bu değişiklik sayesinde, üretim araçlan olarak hedeflerine ulaş­ malan olgusuna sanlıyor. Ne var ki, emek-süreci içerisindeki üret­ ken sermayenin öğelerinin tutumlanndaki bu farklılık, yalnızca sa­ bit ve sabit olmayan sermaye arasındaki farkın çıkış noktasını oluş­ turur, yoksa bu farkın kendisini değil. Bu olgudan çıkan tek şey, bu *

Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktannıştır. -ç. 180


farklı tutumun, kapitalist ya da kapitalist olmayan, bütün üretim biçimlerinde eşit ölçüde var olmasıdır. Bununla birlikte, maddi öfte­ lerin bu farklı tutumuna, ürüne değerin aktarılması tekabül eder. Ve buna da, gene, değerin, ürünün satışı ile yerine konulması teka­ bül eder. Sözkonusu farkı oluşturan şey, yalnızca ve yalnızca budur. Demek oluyor ki, sermayeye, emek aletlerinde sabitleşmiş olduğu için sabit denilmiyor, bu sermayenin bir kısmının ürünün değerinin bir parçası olarak dolaşıyor olmasına karşılık, defterinin emek alet­ lerine yatınlan öteki kısmının bunlarda sabit kalması nedeniyle sa­ bit sermaye deniliyor. "Ejter o (sermaye), gelecekte kar sağlamak için kullanılıyorsa, bu kan, ya onunla (kullananla) kalmak ya da ondan uzaklaşmak suretiyle sağlamak zorundadır. O, bir halde sabit, öteki halde döner sermayedir. "* (s. 189.) Burada asıl dikkati çeken nokta, sıradan bir kapitalistin görü­ şünden devşirilen ve Adam Smith'in daha özel anlayışı ile tam bir çelişki içerisinde olan kıinn bu kabaca ampirik kavranışıdır. Ürü­ nün fiyatıyla, yalnız ham ve yardımcı maddeler ile emek-gücünün fiyatı yerine konulmuş olmuyor, değerin emek aletlerinden aşınma ve yıpranma ile ürüne aktanlan kısmı da bu fiyatla yerine konmuş oluyor. Hiçbir durumda, bu şekilde yerine konma kar getirmez. Bir metaın üretimi için yatınlan bir değerin, tümüyle ya da parça par­ ça, bir seferde ya da yavaş yavaş, bu metanın satışıyla yerine kon­ ması, bu yerine konmanın biçim ve zamanı dışında hiçbir şeyi de­ ğiştiremez. Ama her ne olursa olsun bu, her ikisinde de ortak olan şeyi, değerin yerine konulmasını, bir artı-değer yaratılmasına dö­ nüştüremez. Bunlann hepsinin temelinde şu ortak düşünce yatar: artı-değer, ürün satılana, dolaşıma girene kadar gerçekleşmediği için, bu artı-değer ancak satıştan, dolaşımdan doğar. Bu, gerçekte, kıinn doğuşunun bu farklı biçimi, bu durumda, üretken sermayenin farklı öğelerinin farklı biçimde hizmet etmeleri, üretken öğeleri ola­ rak emek-sürecinde farklı biçimde h areket etmeleri olgusunu açık­ lamanın yanlış bir yoludur. Sonunda, bu fark, emek-sürecinden ya da kendini genişletmekten, üretken sermayenin kendi işlevinden çı­ kartılmıyor, bunun, bireysel kapitalist için ancak öznel olarak ge­ çerli olduğu varsayılıyor; bu kapitaliste, sermayenin bir kısmı, bir biçimde yararlı bir hizmette bulunurken, dijter kısmı bir başka bi­ çimde yararlı hizmette bulunuyor. Öte yandan Quesnay ise, bu farklılıklan, yeniden-üretim süreci ile bu sürecin zorunluluklanndan çıkartmıştır. Bu sürecin sürekli olabilmesi için, yıllık yatınmlann değerinin, yıllık ürünün değerin­ den her yıl tamamıyla yerine konulması zorunludur; oysa yatınm sermayesinin değerini n yalnızca parça parça yerine konulması ge­ rekir; öyle ki, bu ancak diyelim on yıllık bir süre içerisinde tama* Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç. 181


mıyla ( aynı türden yeni maddelerle) yerine konmayı ve dolayısıyla tamamıyle yeniden-üretilmeyi gerektirir. Bunun sonucu olarak Adam Smith, Quesnay'den çok gerilere düşmektedir. Bu nedenle, Adam Smith'e, sabit sermayenin tanımlanmasında, bunun üretim süreci içerisinde biçimlerini değiştirmeyen ve oluş­ malanna yardımcı olduklan ürünlerin tersine, eskiyene kadar üre­ timde hizmet etmeyi sürdüren emek aletleri olduklannı söylemek­ ten başka bir şey kalmamış oluyor. Ü retken sermayenin bütün öğe­ lerinin, sürekli olarak, ürün ile ve bir meta olarak dolaşan ürün ile maddi biçimleri içerisinde (emek aletleri, malzemeler ve emek-gücü olarak) karşı karşıya geldiklerini ve malzemelerden ve emek­ gücünden oluşan bir kısım ile, emek aletlerinden oluşan kısım ara­ sındaki farkın yalnızca şu olduğunu unutuyor: emek-gücüne gelin­ ce, bu, daima yeni baştan satın alınır (emek aletleri gibi ömürleri yettiği sürece satın alınmaz); malzemelere gelince, bunlar, bütün emek-süreci boyunca işlev yapan, aynı özdeş malzemeler değil, ama aynı türden daima yeni malzemelerdir. Aynı zamanda, sabit serma­ ye değerinin dolaşıma katılmadığı gibi yanlış bir izienim yaratıl­ maktadır, oysa Adam Smith daha önce sabit sermayenin aşınma ve yıpranmasını, ürünün fiyatının bir kısmı olarak açıklamıştı. Döner sermaye, sabit sermayeye karşıt gösterilirken, bu karşıt­ lığın, yalnızca bunun, üretken sermayenin tümüyle ürünün değeriy­ le yerine konması gereken ve bu nedenle de onun başkalaşımında t��müyle pay sahibi olması gereken kısmı olması yüzünden varoldu­ ğu, oysa sabit sermaye durumunda bunun böyle olmadığı olgusu üzerinde hiç durulmuyor. Bunun yerine, döner sermaye sermaye­ nin, meta-sermaye ve para-sermaye olarak üretim alanından dola­ şım alanına geçmesi üzerine büründüğü biçimler ile gelişigüzel bi­ raraya getirilmiştir. Ne var ki her iki biçim de, meta-sermaye de para-sermaye de, üretken sermayenin hem sabit ve hem de döner kısımlannın değerinin taşıyıcılandır. Her ikisi de, üretken serma­ yeden farklı olarak dolaşım sermayeleridir, yoksa sabit sermayeden farklı, döner ( akıcı ) sermaye değillerdir. Son olarak, kann üretim sürecinde kalan sabit sermaye ile, bu süreçten aynlan ve dolaşıma giren döner sermaye tarafından sağ­ landığı yolundaki baştan sona yanlış açıklama yüzünden ve bir de, değişen-sermaye ile, değişmeyen-sermayenin döner kısmının devir sırasında büründükleri biçimin özdeşliği yüzünden bunlann kendi­ ni genişletme ve artı-değer oluşumu süreci içerisindeki temel farklı­ lıkları gizlenmiştir, öyle ki, kapitalist üretimin tüm sım böylece daha da bulanık hale gelmiştir. "'Döner sermaye" ortak adı, bu te­ mel farkı ortadan kaldırmaktadır. Ekonomi Politik daha sonra, de­ ğişen-sermaye ile değişmeyen-sermaye arasındaki antitez yerine, temel ve tek sınırlandırma olarak, sabit ve döner sermaye arasında­ ki antiteze sanlmakla bu konuda daha da ileriye gitmiştir. Adam Smith, sabit sermaye ile döner sermayeyi, herbiri kendi 182


başına kar getiren iki özel sermaye yatınm biçimi olarak belirledik­ ten sonra şöyle diyor: "Hiç bir sabit sermaye, bir döner sermayenin aracılığı olmaksızın herhangi bir gelir getiremez. En yararlı maki­ neler ile iş aletleri bile, bunların işleyeceği maddeleri ve bunlan kullanan işçinin bakımını sağlayan döner sermaye olmaksızın hiç­ bir şey üretemez."* (s. 188) Daha önce kullanılan "yield a reven ue"**, "make a profit"*** vb. deyimlerinin neyi belirlediği, yani sermayenin her iki kısmının da ürün yaratıcısı olarak hizmet ettikleri burada açığa çıkmış oluyor. Adam Smith , bunun ardından şu örneği veriyor: "Çiftçinin, ser­ mayesinin tanm aletlerinde kullandığı kısmı sabit, çalışan hiz­ metkarlannın ücretleri ve bakımı için kullandığı kısmı ise döner sermayedir."* (Burada sabit ve döner sermaye arasındaki fark, yal­ nızca dolaşımdaki farkı, üretken sermayeyi oluşturan farklı kısım­ Iann devirlerine doğru bir biçimde uygulanmıştır. ) "Bunlardan biri­ sini kendi mülkiyetinde tutmakla, diğerini elden çıkarınakla bir kar yapar. l ş hayvanlannın fiyatı ya da değeri sabit sermayedir", ( far­ kın maddi öğeye değil değere uygulandığını söylerken burada gene doğrudur) "tıpkı hayvancılıkta kullanılan araçlann sabit sermaye olması gibi; bunlann bakımı" (yani iş hayvanlannın bakımı) "tıpkı çalışan hizmetkarlann bakımı gibi döner sermayedir. Çiftçi, kannı, iş hayvanlannı alıkoymakla, ve bunlann bakımı ile ilgili sermayeyi elden çıkartınakla elde etmektedir."* (Çiftçi, hayvaniann yemini alıkor, satmaz. Yemi hayvanlan beslemek için kullanır, oysa hay­ vaniann kendisini iş araçlan gibi tüketir. Aradaki fark şudur: l ş hayvanlannın bakımı için kullanılan yem bütünüyle tüketilir ve, ya tanm ürünlerinden ya da bunlann satışından sağlanan yeni hay­ van yemiyle yerine konulması gerekir; hayvanıann kendisi, ancak, herbiri çalışamaz hale gelince yerine konur.) "Çalıştırmak için değil satmak için satın alınan ve semirtilen hayvaniann hem fiyatı, hem de bakımı döner sermayedir. Çiftçi, kannı, bunlan elden çıkartmak­ la elde eder."* [Vol. Il, s. 255-56.] ( Her meta üreticisi, dolayısıyla kapitalist üretici, ürününü, üretim sürecinin sonucunu satar, ama bu durum, bu ürünün, üretken sermayesinin sabit ya da döner par­ çasının bir kısmını oluşturması için bir neden olamaz. Şimdi ürün, daha çok, üretim sürecinden çıkmış olduğu biçim içerisinde bulunur ve meta-sermaye olarak işlev yapmalıdır. Semirtilmekte olan hay­ van sürüsü, üretim sürecinde, iş hayvanlan gibi emek aleti olarak değil, hammadde olarak işlev yapar. Bu nedenle, semirtilen bu hay­ vanlar, ürüne, töz olarak girerler ve tüm değerleri ürüne katılmış olur, tıpkı yardımcı maddeleri [yem i gibi. Semirtilen hayvanlar bu nedenle üretken sermayenin döner kısmıdır ve bunun nedeni satı­ lan ürünün, semirtilen hayvanlann, hammaddeyle, henüz semirtil* Marx. tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktannıştır. -ç. "Bir gelir getinnek". -ç. * * ' "Bir kar yapmak··. -ç. **

183

·


memiş hayvanlarla aynı maddi biçime sahip olmalan değildir. Bu durum raslansaldır. Aynı zamanda, Adam Smith bu örnekle, üre­ tim süreci içerisinde, değeri sabit ya da döner sennaye olarak belir­ leyen şeyin üretim öğesinin maddi biçimi olmayıp, onun içerisinde­ ki işlevi olduğunu görebilirdi. ) "Tohumun tüm değeri de tam anla­ mıyla bir sabit sennayedir. Toprak ile tahıl arnhan arasında gidip gelse de hiçbir zaman sahip değiştinnez, bu nedenle de tam anla­ mıyla dolaşımda bulunmaz. Çiftçi, kannı, bunun satışı ile değil, ar­ tışı ile elde eder. "* [Vol. II, s. 256.] Bu noktada, Srnith'çi aynının bütün düşüncesizliği ortaya çıkar. Ona göre, eğer "change ofmasters"** olmazsa yeni tohum eğer doğ­ rudan yıllık üronden .Yerine konulursa, bu üronden çıkartıhrsa, sa­ bit sennaye olabilir. Ote yandan, eğer bütün üron satılır da değeri­ nin bir kısmı ile bir başkasının tohumu satın alınırsa, bu tohum, döner sermaye olur. Bir durumda "change ofmasters" vardır, diğe­ rinde yoktur. Smith, burada bir kez daha döner sennaye ile meta­ sermayeyi kanştınyor. Üron, meta-sennayenin maddi taşıyıcısıdır, ama elbette ki, yalnızca dolaşıma fiilen giren ve ürün olarak çıktığı üretim sürecine doğrudan tekrar ginneyen kısmının. Tohum ister doğrudan üronden onun bir kısmı olarak düşülmüş olsun ya da üron tamamıyla satılıp da değerinin bir kısmı bir baş­ kasının tohumunu satın almaya dönüştürolsün, her iki halde de salt bir yerine koyma sözkonusudur ve bu yerine koyma ile hiçbir kar yapılmış olmaz. Bunlardan birinde tohum bir meta olarak, üro­ nün geri kalan kısmıyla birlikte dolaşıma girer; diğerinde ise, yal­ nız defter tutmada, yatınlan sennayenin değerinin bir kısmı olarak belirir. Ama her iki durumda da, üretken sennayenin dolaşan bir parçası olarak kalır. Tohum, üronün hazır hale gelmesi için bütü­ nüyle tüketilir ve yeniden-üretimin yapılabilmesi için tamamının üronden yerine konması gereklidir. " Öyleyse hammadde ile yardımcı maddeler, emek-sürecine gi­ rerken taşıdıklan kendilerine özgü biçimi yitirirler. Emek aletlerin­ de ise, durum böyle değildir. Avadanlıklar, makineler, işyerleri ve kaplar, emek-sürecinde, ancak, ilk biçimlerini korurluklan ve her sabah değişmeyen bu biçimleriyle süreci yinelemeye hazır olduklan sürece yararlıdırlar. Ö mürleri boyunca, yani hizmet ettikleri emek­ sürecinin devamı boyunca, üronden bağımsız olarak biçimlerini ko­ ruduklan gibi, ölümlerinden sonra da bu böyledir. Makinelerin, avadanlıklann, işyerlerinin vb. cesetleri, daima, oluşmalanna yar­ dım ettikleri üronden ayn ve farklıdır." < Buch I, Kap. VI, s. 192. )*** Üretim araçlannın, üronü oluştunnak için bu farklı tüketim bi­ çimleri, bunlardan bazılannın üron karşısında bağımsız biçimlerini korurluklan halde, diğerlerinin bunu tamamen değiştİnneleri ya "' Marx, tırnak içindeki tümceleri, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. "'Sahip değiştirme··. -ç. •"•** Kapital, Birinci Cilt, Sekizinci Bölüm, s. 219. Ed **

-

184

.


da yitirmeleri -bu haliyle emek-süreci ile olduğu kadar, herhangi bir değişim olmaksızın, meta üretimi olmaksızın yalnızca kişinin kendi gereksinimlerini, sözgelimi ataerkil ailenin gereksinmelerini karşılamayı amaçlayan emek-sürecine de ilişkin olan bu fark­ Adam Smith tarafından tahrif edilmiştir. Bunu şöyle yapmıştır: 1 ) buraya hiç ilgisi bulunmayan bir kar tanımı getirmekle, bazı üre­ tim araçlannın biçimlerini koruyarak sahiplerine kar sağladığı halde diğerlerinin bu biçimleri yitirerek kar sağladıklannı öne sür­ mekle; 2) emek-sürecindeki üretim öğelerinin bir kısmındaki değiş­ meleri, üıiin değişimine, meta dolaşımına özgü olan ve aynı zaman­ da da, dolaşımdaki metalann mülkiyetinde bir değişmeyi içeren bi­ çim değişikliği (satınalma ve satış) ile gelişigüzel bir araya getir­ mekle. Devir dolaşımın, dolayısıyla ürünün satılmasının, ürünün para­ ya çevrilmesinin ve paradan da tekrar üretim öğelerine çevrilmesi­ nin gerçekleştirildiği yeniden-üretimi öngöıiir . Ama kapitalist üre­ ticinin kendi üıii n ünün bir kısmı doğrudan kendisine üretim aracı olarak hizmet ettiğine göre, bunu kendi kendine satan kişi olarak göıiin ür ve bu durum, onun kitaplannda bu şekilde ele alınmıştır. Bu durumda, yeniden-üretimin bu kısmı, dolaşimla meydana geti­ rilmiş olmaz, doğrudan gerçekleşir. Bununla birlikte, üıiin ün tek­ rar üretim aracı olarak hizmet eden bu kısmı, sabit sermayeyi de­ ğil, döner sermayeyi yerine koyar, çünkü 1 ) değeri tümüyle üıiin e geçer, ve 2) bunun kendisi yeni üıiin den sağlanan bir yeni türle, ayni olarak tümüyle yerine konmuştur. Adam Smith, şimdi bize, sabit ve döner sermayenin neleri içer­ diğini anlatıyor. Sabit sermaye ile döner sermayeyi oluşturan nes­ neleri, maddi öğeleri bir bir sıralıyor, sanki bu kesinlik bunlann ka­ pitalist üretim sürecindeki belirli işlevlerinden gelmiyor da, nesne­ lerin özünde bulunan ve doğa tarafından maddi olarak sağlanan şeylermiş gibi. Ama, gene de, aynı bölümde şuna işaret ediyor (Ki­ tap II, Bölüm 1): "hemen tüketilmek" üzere "stok" halinde aynlan belli bir şey, diyelim bir bannak "sahibine bir gelir getirdiği ve bu nedenle ona sennaye işlevini yerine getirdiği halde, kamuya böyle bir gelir sağlamadığı gibi, ona sermaye işleviyle hizmette de bulun­ maz ve tüm halk kitlesinin geliri hiçbir zaman bununla en ufak şe­ kilde artmaz."* (s. 186) Burada, Adam Smith, sermaye olma niteli­ ğinin, her durumda şeylerin özünde bulunmayıp, bunun, koşullara göre, şeylerin bulunabilen ya da bulunmayabilen bir işlev olduğunu açıkça belirtiyor. Ne var ki, genellikle sermaye için doğru olan şey, onun alt bölümleri için de doğrudur. Şeyler, emek-sürecinde yerine getirdikleri işlevlere göre, döner ya da sabit sermayeyi oluşturan kısımlan oluştururlar. Orneğin bir baş hayvan, iş hayvanı (emek aleti) olarak, sabit sermayenin maddi ''' Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç. 185


varlık biçimini oluşturmasına karşılık, besi hayvanı ( hammadde) olarak, çiftçinin döner sermayesinin bir kısmını oluşturur. Öte yan­ dan, aynı şey, şu anda üretken sermayenin bir kısmı olarak işlev yapabilir, bir başka zamanda da, doğrudan tüketim fonuna girebi­ lir. Sözgelimi, bir ev, bir işyeri işlevini yerine getirdiği zaman, üret­ ken sermayenin sabit kısmıdır, barınak olarak hizmet ettiği zaman asla hiçbir sermaye biçimi değildir. Aynı emek aletleri, birçok du­ rumda, ya üretim aracı ya da tüketim aracı olarak hizmet ederler. Bu, Adam Smith'in, sabit ya da döner sermaye olma niteliğinin şeylerin kendi içlerinde bulunan özellikler olarak anlaşılması yo­ lundaki düşüncesinden ileri gelen yanılgılardan bir tanesidir. Yal­ nızca emek-sürecinin tahlili ( Buch I, Kap V)*, emek aracı, emek malzemeleri ve ürün tanımlarının, bir ve aynı şeyin, süreç içerisin­ de oynadığı çeşitli rollere bağlı olarak değiştiğini gösterir. Sabit ve sabit olmayan sermaye tanımlan da, kendi paylanna, bu öğelerin emek-sürecinde ve dolayısıyla değer oluşumu sürecinde oynarlıklan role dayandınlmıştır. İ kincisi, sabit ve döner sermayelerin neleri kapsarlığını sıralar­ ken, Smith'in, aynı sermayenin sabit ve döner kısımlan arasındaki aynm ile -bu ayrım yalnızca üretken sermaye (üretken biçimi içe­ risinde sermaye) yönünden geçerlidir ve bir anlam taşır-, üretken sermayeyle, dolaşım sürecindeki sermayeyi, yani meta-sermayeyi ve para-sermayeyi ilgilendiren sermaye biçimleri arasındaki aynmı biraraya koyduğu tamamen açığa çıkmaktadır. Aynı pasajda şunla­ rı söylemektedir. (s. 187 ve 188): "Döner sermaye. .. herbiri kendi da­ ğıtıcılarının ellerinde bulunan, her türden gıda maddelerinden, malzemelerden ve son biçimini almış işlerden ve, bunların dolaşımı ve dağıtımı için gerekli paradan vb. oluşur."** Gerçekten de, daha yakından bakarsak, daha önceki sözlerinin tersine, döner sermayenin tekrar, meta-sermaye ile para­ sermayeye, yani üretim sürecine ait bulunmayan, sabit sermayeye karşıt bir döner (akıcı ) sermaye oluşturmayıp, üretken sermayeye karşıt dolaşım sermayesini oluşturan sermayenin bu iki biçimine eşitlendiğini görürüz. Üretken sermayenin malzemelere (hammad­ delere ya da yan-mamul ürünlere) yatınlan ve üretim sürecine ger­ çekten giren öğeleri, ancak bunların yanısıra tekrar bir rol oynar­ lar. Şöyle der: " . . . Toplumun genel sermayesinin doğal olarak bölündüğü üç kısmın üçüncü ve sonuncusu, özelliği ancak dolaşım ya da sahip de­ ğiştirme yoluyla bir gelir sağlama olan, döner sermayedir. Bu da gene dört kısımdan oluşmuştur: birincisi paradan .. . "** (ama para, hiçbir zaman, üretken sermayenin, üretken süreçte işlev yapan sermayenin bir biçimi değildir; o, her zaman, ancak, sermayenin do­ laşım sürecinde büründüğü biçimlerden bir tanesidir); "ikincisi, ka* Kapital, Birinci Cilt, Yedinci Bölüm. -Ed.

*';' Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç.

186


sabın, çobanın, çiftçinin mülkiyetinde bulunan . . . ve satışından bir kar elde etmeyi umduklan gıda m addeleri stokundan. . . . Dördüncü­ sü ve sonuncusu, yapılıp tamamlanan, ama hala tüccann ve yapım­ cının elinde bulunan işlerden. Ve üçüncüsü, hiç işlenınemiş ya da azçok işlenmiş olsun henüz giysiler, ev eşyalan ve binalar biçimini almamış olup, üreticinin, yapımcının, kumaşçının ve dokumacının, kerestecinin, marangozun ve çilingirin, tuğlacının, vb. elinde bulu­ nan giysi, ev eşyası ve bina malzemelerinden. "* 2 ve 4 numaralar, üretim sürecinden o halleri içerisinde çıkan ve satılınalan gereken ürünlerden başka bir şey değillerdir; kısaca­ sı bunlar, şimdi metalar olarak, dolayısıyla rneta-sennaye olarak iş­ lev yapan ve bu yüzden bir biçime sahip olan ve gidecekleri en son yer ne olursa olsun, yani arnaçlannı (kullanım-değeri) karşılamak için en sonunda ister bireysel ister üretken tüketime aynlrnış bu­ lunsunlar, üretken sermaye öğeleri olarak bulunmadıklan süreç içerisinde bir yer tutan ürünlerdir. 2 nurnarada sözü edilen ürünler gıda maddeleri, 4 numaradakiler ise, yalnızca son biçimini almış emek aletlerini ya da son biçimini almış tüketim nesnelerinden (2 nurnarada sözü edilenlerin dışında kalan gıda maddelerinden) olu­ şan bütün diğer son biçimini almış ürünlerdir. Srnith'in, aynı zamanda, tüccardan sözetrnesi, içine düştüğü ka­ nşıklığı göstennektedir. Üretici, ürününü, bir kez tüccara sattı mı, artık bu ürün, sennayesinin herhangi bir biçimini oluştunnaz. Top­ lum açısından, üreticisinin elinden başka ellerde olmasına karşın, gerçekten de hala rneta-sennayedir; ama işte bir meta-sennaye ol­ ması nedeniyle, ne sabit, ne de döner sennayedir. Üreticisinin doğrudan gereksinmelerini karşılamayı amaçlarna­ yan her türden üretimde, ürün, meta olarak dolaşmak zorundadır; yani bir kar elde etmek için değil, üreticisi yaşayabilsin diye, bu ürünün satılması gereklidir. Kapitalist üretimde şu durumun da buna eklenmesi gerekir ki, bir ürün satıldığı zaman, onda somutlaş­ mış bulunan artı-değer de gerçekleşmiş olur. Ürün, üretim sürecin­ den bir meta olarak çıkar ve bu yüzden de, bu sürecin ne sabit, ne de döner öğesidir. Bu arada Smith, burada kendisine karşı çıkmaktadır. Son biçi­ mini almış ürünler, maddi biçimleri ya da kullanım-değerleri ne olursa olsun, yararlı etkileri burada bütünüyle meta-sennaye, yani dolaşım sürecine özgü biçimde bir sermayedir. Bu biçim içerisinde olmakla, bunlar, sahiplerinin ellerinde bulunabilecek herhangi bir üretken sermayenin kısımlan değillerdir. Bu durum, onlann, satış­ lanndan hemen sonra, satın alanın elinde, üretken sennayenin sa­ bit ya da döner kısmı haline gelmelerine hiç de engel değildir. Bura­ da, açıktır ki, pazarda bir süre için, üretken sermayeye karşıt meta­ sermaye olarak görülen şeyler, pazardan çekildikten sonra, üretken sermayenin döner ya da sabit kısımlan olarak işlev yapabilirler ya * Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç.

187


da yapamazlar. Pamuk eği.ricisinin urunu, iplik, onun sermayesının meta­ biçimidir ve onun açısından meta-sennayedir. Bu, artık bir kez daha, ne emek malzemesi ve ne de emek aleti olarak üretken ser­ mayesinin bir kısmı olma işlevini yerine getiremez. Ama bu ipliği alan dokumacının elinde, üretken sermayesinin döner kısmı olarak bu sermayeye katılır. Ne var ki, iplikçi için bu iplik, döner sermaye­ sinin olduğu kadar sabit sermayesinin de bir kısmının değer taşıyı­ cısıdır ( artı-değerden ayrı olarak). Aynı şekilde, bir makine, makine imalatçısının ürünü, sermayesinin meta-biçimidir ve onun için meta-sermayedir. Ve bu biçimde kaldığı sürece ne döner ve ne de sabit sermayedir. Ama kullanılmak üzere bir fabrikatöre satılınca, bir üretken sermayenin sabit kısmı haline gelir. Hatta, kullanım­ biçimi nedeniyle bir ürün, kısmen çıkmış olduğu sürece, örneğin, kömür kömür üretimine üretim aracı olarak tekrar girebilir; kömür üretiminin satışa ayrılan kısmı, döner ya da sabit sermayeyi değil, meta-sermayeyi temsil eder. Öte yandan, bir ürün, kullanım-biçimi nedeniyle, ne emek mal­ zemesi ve ne de emek aleti olarak üretken sermayenin herhangi bir öğesini tümüyle oluşturacak durumda olmayabilir. Örneğin herhan­ gi bir geçim aracı. Gene de bunlar, üreticisi için meta-sermayedir ve, döner sermayenin olduğu kadar sabit sermayenin de değer taşı­ yıcısıdır; ve üretiminde kullanılan sermayenin tümüyle ya da kıs­ men yerine konulmasına bağlı olarak bunlardan biri ya da öteki de­ ğerini ürüne bütünüyle ya da kısmen aktarmış durumdadır. . No 3'te, Smith'e göre, hammaddeler (işlenmemiş maddeler, yan­ mamul ürünler, yardımcı malzemeler), bir yandan, üretken senna­ yede somutlaşan tamamlayıcı bir öğe olarak değil, aslında, yalnız­ ca, toplumsal ürünün içerebileceği kullanım-değerlerinin özel bir türü, 2 ve 4 numaralarda sayılan diğer maddi parçalann, geçim araçlannın vb. yanısıra varolan metalann özel bir türü olarak orta­ ya çıkmaktadır. Öte yandan, bu malzemeler, gerçekten de, üretken sermayeye katılmış ve bu nedenle de üreticinin elinde bu sermaye­ nin öğeleri olarak anılmıştır. Kanşıklık şu olguyla da kendisini gös­ termektedir ki, bunlar, kısmen üreticinin elinde ( "yetiştiricilerin, fabrikatörlerin vb. elinde"* ) ve kısmen de, üretken sermayenin bir öğesi olarak değil yalnızca meta-sermaye olarak bulunduğu tüccar­ Iann ("kumaşçılann, manifatu.racılann, kerestecilerin"*) elinde iş­ lev yapar halde kabul edilmektedir. Gerçekten de, Adam Smith, burada, döner sermaye öğelerini sa­ yarken, sabit ve döner sermaye arasındaki ayrımı -yalnız üretken sermaye için geçerli olan- tümüyle unutmaktadır. O, daha çok, meta-sermaye ile para-sermayeyi, yani dolaşım sürecinin bu iki ti­ pik sermaye biçimini, tamamen bilinçsiz olarak, üretken sermayeye *

Marx, tırnak içindeki sözcükleri, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. 188


karşıt koymaktadır. Son olarak, döner sermayenin kısımlannı sayarken, Adam Smith'in, emek-gücünü belirtmeyi unutınası çok çarpıcı bir olgudur. Bunun iki nedeni vardır. Biraz önce gördük ki, para-sermayeden ayn olarak, döner ser­ maye, yalnızca meta-sermayenin bir başka adıdır. Ama emek-gücü, pazarda dolaştığı kadanyla, sermaye değildir, meta-sermayenin bir biçimi değildir. Hiçbir biçimde sermaye değildir; pazara bir meta, yani kendisini getirdiği halde emekçi, bir kapitalist değildir. Emek­ gücü satılana, üretim süreci ile birleştirilene, dolayısıyla bir meta olarak dolaşımına son verinceye kadar üretken sermayenin bir kıs­ mı -artı-değerin kaynağı olarak değişen-sermaye, emek-gücüne yatınlan sermaye-değerin devri bakımından üretken sermayenin dönen kısmı- haline gelmez. Adam Smith, burada, döner sermaye ile meta-sermayeyi kanştırdığı için, emek-gücünü döner sermaye başlığı altına koyamıyor. Bu yüzden de burada, değişen-sermaye, emekçinin ücretleri ile satın aldığı metalar, yani geçim araçlan biçi­ minde gözükmektedir. Bu biçim içerisinde, ücretiere yatınlan ser­ maye-değerin, döner sermayeye dahil olduğu varsayılmaktadır. Üretim sürecine katılan şey, emek-gücüdür, emekçinin kendisidir, yoksa, işçinin yaşamını sürdürdüğü geçim araçlan değil. Toplum açısından, işçinin bireysel tüketimi aracılığı i le kendisini yeniden üretmesinin, toplumsal sermayenin yeniden-üretim sürecinin ayn biçimde bir kısmı olduğunu gördük (B uch I, Kap. XXI).* Ama bu, bi­ zim burada incelediğimiz bireysel ve yalıtılmış üretim sürecinde uy­ gulanamaz. Smith'in sabit sermaye başlığı altında sözünü ettiği "edinilmiş ve yararlı beceriler"** (s. 187), tersine, döner sermayenin kısımlandırlar, çünkü bunlar, ücretli-emekçinin "becerileridir"** ve o emeğini bu "becerileri"** ile birlikte satmıştır. Tüm toplumsal serveti, 1 ) doğrudan tüketim fonu, 2) sabit ser­ maye, ve 3) döner sermaye olarak bölmek Adam Smith'in payına büyük bir yanılgıdır. Buna göre servetin şöyle bölünmüş olması ge­ rekirdi: 1 ) bazı kısımlan sürekli olarak sermaye işlevi görebildiği halde, kendisi işlev yapan toplumsal sermayenin herhangi bir par­ çasını oluşturmayan bir tüketim fonu; ve 2) sermaye. Buna göre, servetin bir kısmı sermaye olarak işlev yapıyor, diğeri sermaye­ olmayarak ya da tüketim fonu olarak. İ şte burada, her türlü serma­ yenin ya sabit ya da döner olma mutlak zorunluluğu ortaya çıkıyor, bir memeli hayvanın erkek ya da dişi olma doğal zorunluluğu gibi. Ama gördük ki, sabit ve döner sermaye arasındaki antitez, yalnızca üretken sermayenin öğeleri için geçerli oluyor, dolayısıyla, bunlann yanısıra ne sabit, ne de döner bir biçim içinde bulunamayan olduk­ ça önemli miktarda bir sermaye de -meta-sermaye ve para­ sermaye- vardır. " Kapital, Birinci Cilt, Yirmiüçüncü Bölüm. -Ed. .,,, Marx, tırnak içindeki sözcükleri, Ingilizce olarak aktannıştır.

189

-

ç.


Mademki kapitalist üretim altında, toplumsal ürünlerin tüm kitlesi, ürünlerin bireysel kapitalist üretici tarafından satılmaksı­ zın ya da satın alınmaksızın, üretim aracı olarak kendi maddi biçi­ mi içerisinde tekrar doğrudan tüketilen kısmı dışında, pazarda meta-sermaye olarak dolaşıyor, üretken sermayenin yalnız sabit ve döner öğeleri değil, tüketim fonunun bütün öğeleri de aynı şekilde meta-sermayeden elde edilirler. Bu, kapitalist üretim temeli üzerin­ de, hem üretim araçlannın ve hem de tüketim mallannın, bunlar daha ilerde üretim aracı ya da tüketim nesnesi olarak yararlanmak üzere aynlrnış olsalar bile, tıpkı emek-gücünün kendisinin pazarda, bir meta-sermaye olarak bulunmarnakla birlikte bir meta olarak bulunması gibi, önce meta-sermaye olarak ortaya çıktıklannı söyle­ mekle aynı şeydir. Bu durum, Adam Smith'teki şu yeni kanşıklığın nedeni olmak­ tadır. Şöyle diyor: "Bu dört kısımdan" ( "döner" sermayenin, yani dolaşım sürecine ait meta-sermaye ve para-sermaye biçimlerindeki iki kısmın, Adam Smith tarafından meta-sermayeyi oluşturan kısımlar arasında yap­ tığı maddi aynrnlarla dörde çıkartılan sermayenin bu dört kısmın­ dan) "üçü -gıda maddeleri, malzerneler ve son biçimini almış iş­ ler- ya her yıl ya da daha uzun veya daha kısa dönemlerde düzenli olarak döner sermayeden çekilir ve, ya sabit sermayeye ya da doğ­ rudan derhal tüketime aynlan stoklara konulur. Her sabit serma­ ye, hem başlangıçta bir döner sermayeden elde edilmiştir ve hem de onun sürekli desteğini gerektirir. Bütün yararlı makineler ve iş . aletleri, başlangıçta, bunlann yapıldıklan malzerneleri ve bunlan yapan işçilerin bakımını sağlayan bir döner sermayeden elde edil­ mişlerdir. Bunlar da, sürekli onanın içinde tutulmak üzere, aynı türden bir sermayeyi gerektirirler."* (s. 188 .) Ürünün, doğrudan üreticisi tarafından sürekli olarak yeniden­ üretim aracı olarak tüketilen kısmı dışında, kapitalist üretime şu genel önerme uygulanır: Bu ürünler, ister maddi biçimleri içerisin­ de kullamm-değerleri uyannca üretken sermayenin (üretim süreci­ nin) öğeleri olarak, üretim araçlan ve dolayısıyla üretken sermaye­ nin sabit ya da döner öğeleri olarak işlev yapmak zorunda olsunlar ya da yapabilsinler; ya da ister, yalnızca üretken değil bireysel tü­ ketimin araçlan olarak hizmet edebiliyor olsunlar, bütün ürünler, pazara, metalar olarak ulaşırlar ve bu nedenle de kapitalist açısın­ dan, sermayenin meta-biçimi olarak dolaşımda bulunurlar. Bütün ürünler pazara metalar olarak sürülürler; bütün üretim ya da tüke­ tim araçlan, üretken ya da bireysel tüketimin bütün öğeleri bu yüz­ den pazardan metalar olarak satın alınmak suretiyle çekilmek zo­ rundadırlar. Herkesçe bilinen bu gerçek, kuşkusuz doğrudur. Bu nedenle, üretken sermayenin hem sabit, hem de döner öğeleri için, *

Marx, tırnak Içindeki tümceleri, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. 190


bütün biçimlerdeki emek aletleri için olduğu kadar emek malzemesi için de geçerlidir. (Bu, aynca, doğa tarafından sağlanan, ürün olma­ yan üretken sermaye öğelerinin de bulunduğu olgusunu görmezlik­ ten gelir. ) Bir makine, pazardan pamuk satın alınır gibi satın alı­ nır. Ama bundan, hiçbir şekilde, her sabit sermayenin, başlangıçta herhangi bir döner sermayeden doğduğu anlamı çıkmaz; bu, ancak, dolaşım sermayesini, döner ya da akıcı, yani sabit olmayan sermaye ile kanştıran Smith'vari görüşten çıkar. Aynca, Smith, aslında ken­ di kendisini çürütmektedir. Kendisine göre, makineler, metalar ola­ rak döner sermayenin no 4'ünün bir kısmını oluştururlar. Bunlann döner sermayeden geldiklerini söylemek, yalnızca bunlann makine­ ler olarak işlev yapmadan önce meta-sermaye olarak işlev yaptıkla­ nnı, ama maddi olarak kendilerinden geldiklerini söylemek demek­ tir; tıpkı bir iplikçinin sermayesinin döner öğesi olarak pamuğun, pazardaki pamuktan gelmesi gibi. Ama Adam Smith eğer daha son­ raki açıklamasında, makinelerin yapımı için emek ile hammaddeye gereksinme bulunması nedeniyle sabit sermayeyi döner sermaye­ den çıkartıyor ise, şunu unutmamak gerekir ki, birincisi, makinele­ rin yapımı için emek aletlerine, yani sabit sermayeye de gerek var­ dır, ve ikincisi, hammadde yapımı için de, aynı şekilde, makineler, vb. gibi sabit sermaye gereklidir, çünkü üretken sermaye daima emek aletlerini içerir, ama her zaman emek malzemelerini içennez. Hemen ardından gene kendisi diyor ki: "Toprak, madenler, balıkha­ neler, hepsi de, bunlan işletmek için hem sabit ve hem de döner sermayeyi gerektirirler"; (böylece A. Smith, hammadde üretimi için yalnız döner sermayeye değil, sabit sermayeye de gereksinme oldu­ ğunu kabul ediyor) "ve" (bu noktada yeni bir yanılgı daha) "bunla­ nn ürünleri bir kar ile yalnız bu sermayeleri değil, toplumdaki di­ ğer bütün sermayeleri de yerine kor."* (s. 188 .) Bu, tamamen yan­ lış. Bunlann ürünleri, diğer bütün sanayi kollan için hammadde, yardımcı madde vb. sağlar. Ama bunlann değerleri, toplumun diğer bütün sermayelerinin değerini yerine koymaz; bu, yalnızca kendi sermaye-değerini (ve artı, artı-değeri) yerine kor. Adam Smith, bu­ rada, gene kendi fizyokratik anılannın pençesindedir. Toplumsal olarak düşünüldüğünde, meta-sermayenin ancak emek aleti olarak hizmet edebilecek ürünleri kapsayan kısmının amaçsız olarak üretilmedikleri, satılmaz olmadıkları takdirde- er­ geç emek aletleri olarak işlev yapmak zorunda olduklan, yani te­ melleri kapitalist üretim olduğuna göre, bunlann, metalar olmak­ tan çıktıklan anda, toplumsal üretken sermayenin sabit kısmının, eskiden müstakbel öğelerini oluşturmalanna karşın, şimdi gerçek öğelerini oluşturmak zorunda bulunduklan doğrudur. Ama burada, ürünün maddi biçiminden ileri gelen bir aynm vardır. * Marx, tımak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç. 191


Ö rneğin, bir iplik makinesi, eğirmek için kullanılmadıkça, bu yüzden bir üretim öğesi işlevini yerine getirmedikçe ve dolayısıyla kapitalist açısından, bir üretken sermayenin sabit bir kısmı olarak işlev yapmadıkça, hiçbir kullanım-değerine sahip değildir. Ama bir iplik makinesi taşınabilirdir. Üretilmiş olduğu ülkeden ihraç edile­ bilir ve doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak hammadde vb. ya da şampanya karşılığında ülke dışına satılabilir. Bu durumda, üretil­ miş olduğu ülkede yalnızca meta-sermaye olarak işlev yapmıştır, ama hiçbir zaman, hatta satıldıktan sonra bile sabit sermaye olarak işlev yapmamıştır. Bununla birlikte, fabrika binalan, demiryollan, köprüler, tünel­ ler, doklar vb., toprak iyileştirmeleri vb. gibi toprağa bağlanarak ye­ rel hale getirilmiş ve bu yüzden ancak yerel olarak kullanılabilen ürünler, maddi biçimleriyle olduklan gibi ihraç edilemezler. Bunlar taşınabilir değildir. Bunlar ya bir işe yaramazlar, ya da satılır satıl­ maz, bunlan üreten ülkede sabit sermaye olarak işlev yapmak zo­ rundadırlar. Fabrikalar yapan ya da spekülatif satış amacıyla top­ rağı iyileştiren kapitalist üretici için bu şeyler, kendi meta­ sermayesinin biçimleri, ya da Adam Smith'e göre döner sermayenin biçimleridirler.. Ama toplumsal açıdan bakıldığında, bu şeyler eğer hiçbir işe yaramaz durumda bırakılmayacaklarsa- eninde­ sonunda, o ülkede, yerel bir üretim sürecinde sabit sermaye olarak işlev yapmak zorundadır. Bu söylenenlerden, hiçbir şekilde taşına­ maz şeylerin kendiliklerinden sabit sermaye olduklan anlamı çık­ maz. Konut olarak kullanılan evler vb. gibi, bunlar, tüketim fonuna ait olabilirler; ve bu durumda, sermayenin yalnızca bir parçası ol­ duğu toplumsal servetin bir öğesini oluşturmakla birlikte, bunlar, toplumsal sermayenin hiçbir parçası değildirler. Bu şeylerin üretici­ si, Adam Smith'in diliyle konuşmak gerekirse, bunlann satışıyla bir kar yapar. Ve dolayısıyla böylece, bunlar, döner sermayedirler! Bunlardan fiilen yararlanan, bunlann sonal alıcısı, bunlan ancak üretim sürecine uygulayarak kullanabilir. Ve dolayısıyla, bunlar, sabit sermayedirler! Mülkiyet üzerindeki haklar, örneğin demiryolu hisseleri, her gün el değiştirebilir ve bunlann sahipleri, bunlann öteki ülkelerde­ ki satışlanyla bile bir kar yapabilirler; böylece demiryolunun kendi­ si ihraç edilebilir olmamakla birlikte, mülkiyeti üzerindeki haklar ihraç edilebilirdirler. Gene de bu şeyler, yerel hale getirildikleri o ��lkede ya atıl kalmak zorundadırlar ya da bir üretken sermayenin sabit kısmı olarak işlev yapmak zorundadırlar. Aynı şekilde, fabri­ katör A, fabrikasını, fabrikatör B'ye satmakla bir kar sağlayabilir, ama bu, fabrikanın daha önceki gibi sabit sermaye olarak işlev yap­ masına engel değildir. Bu yüzden, topraktan ayniması olanaksız, yerel olarak sabitleş­ tirilmiş emek aletleri, üreticileri için meta-sermaye işlevini yerine getirebilirler ve onun sabit sermayesinin (bu sermaye, onun kendisi 192


açısından, binalan, demiryollannı vb. yapmak için gerek duyduğu emek aletlerinden ibarettir) herhangi bir öğesini oluşturmayabilir­ lerse de, bütün olasılıklar altında, gene de o ülkede sabit sermaye olarak işlev yapmak zorunda olsalar bile, buradan hiçbir şekilde, sabit sermayenin zorunlu olarak taşınamayan şeylerden oluştuğu gibi ters bir sonuç çıkartılmamalıdır. Bir gemi, bir lokomotif, ancak hareketli oluşlan nedeniyle etkindirler; gene de bunlar kendilerini üretenler için değil, bunlan sabit sermaye olarak uygulayanlar için işievde bulunurlar. Buna karşılık, en kesin şekilde üretim sürecin­ de sabit bulunan, orada yaşayıp orada ölen, bir kez girdikten sonra artık bir daha oradan aynlmayan şeyler, üretken sermayenin döner kısımlandır. Örneğin, üretim sürecinde makineyi çalıştırmak için tüketilen kömür ile, fabrikayı aydınlatmak için kullanılan gaz vb. böyledir. Bunlar üretim sürecinden ürünle birlikte maddeten çıktık­ lan ve metalar biçiminde dolaşıma girdikleri için değil, değerleri­ nin, üretilmelerine yardım ettikleri metalann değerine bütünüyle girdiği ve bu yüzden de, metaın satışıyla elde edilecek hasılatla bu değerin tamamen yerine konulması gerektiği için döner sermaye­ dirler. Adam Smith'ten aktanlan son pasajda, şu tümceciğe de dikkat edilmelidir: "Bunlan" (makineleri, vb. ) "yapan işçilerin bakımını sağlayan bir döner sermaye. "* Fizyokratlarda, sermayenin ücretler için yatınlan kısmı, doğru bir şekilde, avances primitives'den** farklı olarak, a vances ann uel­ les*** altında sayılmıştır. Öte yandan, bunlarda, çiftçinin kullandı­ ğı üretken sermayenin bir kısmı olarak emek-gücünün kendisi de­ ğil, tanm-emekçilerine verilen geçim araçlan (Adam Smith'in deyi­ miyle işçilerin bakımı) görülüyor. Bu, onlara özgü öğreti ile tam bir uygunluk halindedir. Çünkü onlara göre, emek tarafından ürüne eklenen değer-kısmı ( tıpkı, ürüne, hammadde, emek aletleri, vb., kı­ sacası, değişmeyen-sermayenin bütün maddi öğelerince eklenen de­ ğer-kısım gibi) yalnızca emekçilere ödenen ve, emek-gücü olarak iş­ lev yapma yeteneklerini sürdürmek için zorunlu olarak tüketilen geçim araçlannın değerine eşittir. Değişmeyen sermaye ile değişen­ sermaye arasındaki aynmı bulmalannı engelleyen şey, gene kendi öğretileri oluyor. Eğer <kendi fiyatını yeniden-üretmesine ek olarak) artı-değeri üreten şey emek ise, o zaman, bunu, tanmda olduğu gibi sanayide de yapmaktadır. Ama, onlann sistemine göre, emek, an­ cak bir tek üretim dalında, yani tanmda artı-değer ürettiği için, bu artı-değeri doğuran şey emek değil, doğanın bu daldaki özel faaliye­ tidir (yardımcı oluşudur). Ve yalnızca bu nedenledir ki, onlara göre, tanmsal emek, diğer tür emeklerden farklı olarak, üretken emektir. Adam Smith, emekçilerin geçim araçlannı, sabit sermayeden ..

''' Marx, tırnak içindeki tümceleri, Ingilizce olarak aktarmıştır. -ç. '''* İlk yatırımlardan. -ç. '1"1"' Yıllık yatırımlar. --ç. 193


farklı olarak, döner sermaye olarak sıruflandınyor. 1 ) Çünkü o, sa­ bit sermayeden farklı olarak döner sermayeyi, dolaşım alanıyla ilgili sermaye biçimleriyle, dolaşım sermayesiyle kanştınyor - eleştirii­ rneksizin kabul edilen bir kanşıklık. A. Smith, bu nedenle, meta­ sermaye ile üretken sermayenin döner kısmını birbirine kanştınyor ve böyle olunca, toplumsal ürünün metalar biçimine büründüğü her durumda emekçilerin olduğu kadar emekçi-olmayaniann da geçim araçlanrun, emek malzemelerinin olduğu kadar emek aletlerinin kendilerinin de meta-sermayeden karşılanması kaçınılmaz oluyor. 2) Ama, Smith'in tahlili kendi sunuşunun özel -gerçekten bi­ limsel- kısmına ters düşmekle birlikte, bu tahlilde fizyokratik an­ layış da saklı bulunmaktadır. Genel bir ifadeyle, yatınlan sermaye, üretken sermayeye çevri­ lir, yani kendileri geçmiş emeğin ürünleri olan üretim öğelerinin bi­ çimlerine bürünür. (Bunlar arasında emek-gücüne de. ) Sermaye, üretim sürecinde ancak bu biçimde işlev yapabilir. Şimdi eğer biz, sermayenin değişen kısmının kendisine çevrildiği emek-gücü yeri­ ne, emekçinin geçim araçlannı alırsak, bu araçlann, bu halleriyle, değer oluşumunu ilgilendirdiği kadanyla, üretken sermayenin di­ ğer öğelerinden, hammaddelerden ve yukarda aktanlan pasajlar­ dan birinde Smith'in, fizyokratlara uyarak, hammaddelerle aynı düzeye koyduğu iş hayvanı yemlerinden farklı olmayacağı açıktır. Bu geçim araçlan, kendi kendilerine değerlerini genişietmezler ya da buna bir artı-değer katamazlar. Bunlann değeri, üretken serma­ yenin diğer öğeleri gibi, tekrar, ancak ürünün değerinde ortaya çı­ kabilir. Urünün değerine kendilerinin sahip olduğunun ötesinde bir değer ekleyemezler. Hammaddeler, yan-mamul mallar vb. gibi bun­ lar, emek aletlerinden oluşan sabit sermayeden ancak şu bakımdan aynlırlar ki, bunlar, oluşumuna katıldıklan üründe bütünüyle tü­ ketilirler (hiç değilse bunlann bedelini ödeyen kapitalist açısından) ve bu yüzden de değerlerinin tümüyle yerine konulması gerekir, oysa sabit sermayede bu ancak yavaş yavaş, parça parça olur. Üret­ ken sermayenin emek-gücüne (ya da emekçinin geçim araçlanna) yatınlan kısmı, burada üretken sermayenin diğer öğelerinden, emek-süreci ve artı-değer üretimi bakımından değil, yalnızca maddi yönden aynlır. Bu kısım, yalnızca ürünün nesnel yaratıcılarının (Adam Smith bunlara genellikle "malzemeler"* diyor) sabit serma­ ye kategorisine dahil olan kısmının dışında kalan kısmıyla birlikte döner sermaye kategorisine girdiği ölçüde farklıdır. Ücretiere yatınlan sermayenin, üretken sermayenin döner kıs­ mına dahil bulunması ve üretken sermayenin sabit kısmının tersi­ ne, nesnel ürün yaratıcılannın bir kısmıyla, hammaddeler vb. ile akıcılık niteliğini paylaşmasının, sermayenin değişmeyen kısmın­ dan farklı olarak bu değişen kısmının, kendini genişletme sürecin* Marx, tı r nak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktarmıştır. -ç. 1 94


de oynadığı rol ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bu, yalnızca yatınlan ser­ maye-değerin bu kısmının nasıl yerine konulacağıyla, yenilene­ ceğiyle, dolayısıyla dolaşım yoluyla ürünün değerinden nasıl yeni­ den-üretileceğiyle ilişkilidir. Emek-gücünün satın alınması ve yeni� den satın alınması, dolaşım sürecine aittir. Ne var ki, emek-gücüne yatınlan değer, belirli ve değişmez bir büyüklükten değişken bir bü­ yüklüğe (emekçi için değil kapitalist için) ancak üretim süreci içeri­ sinde çevrilir ve ancak böylece, yatınlan değer, bütünüyle, sermaye­ değere, sermayeye, kendisini genişleten değere çevrilmiş olur. Ama Smith gibi, emek-gücüne yatınlan değer yerine, emekçinin geçim araçlan için harcanan değeri, üretken sermayenin döner kısmı ola­ rak sınıflandırmakla, değişen ve değişmeyen-sermaye arasındaki aynmın anlaşılması ve böylece de genel olarak kapitalist sürecin anlaşılması olanaksız hale getirilmiştir. Ürünün maddi yaratıcılan için harcanan değişmeyen-sermayenin tersine sermayenin bu kıs­ mının değişen-sermaye olarak belirlenmesi, sermayenin emek­ gücüne yatınlan kısmının, sermaye devrini ilgilendirdiği ölçüde, üretken sermayenin döner kısmına ait olarak belirlenmesinin altı­ na gömülmüştür. Ve bu gömülme, emekçinin emek-gücü yerine, onun geçim araçlannı üretken sermayenin bir öğesi olarak sırala­ makla tamamlanmıştır. Emek-gücünün değerinin, para olarak mı, yoksa doğrudan geçim araçlan olarak mı yatınlmış olmasının bir önemi yoktur. Bununla birlikte, kapitalist üretim altında bu iki du­ rum ancak bir istisna olabilir. 24 Döner sermaye tanımını, böylece, emek-gücüne yatınlan serma­ ye-değerin belirleyicisi olarak saptamakla -fizyokratlann öncülleri­ ne dayanmaksızın yapılan bu fizyokratik tanım- Adam Smith, ken­ disini izleyenlerdeki sermayenin emek-gücüne harcanan kısmının değişen-sermaye olduğu anlayışını çok şükür ki öldürmüştür. Kendi­ sinin başka yerlerde geliştirdiği daha derin ve doğru fikirler değil ama, bu gafı uzun ömürlü olmuştur. Gerçekten de, ondan sonra gelen diğer yazarlar, daha da ileri gitmişlerdir. Bunlar, bu tanımı, serma­ yenin emek-gücüne yatınlan kısmını, sabit sermayeye karşıt döner sermaye olarak saptayan kesin tanımı yapmakla yetinmediler; bunu, emekçilerin geçim araçlaona yatınlacak döner sermayenin esas tanı­ mı yaptılar. Gerekli geçim araçlannı içeren emek fonunun* bir yan­ dan emekçilerin toplumsal ürün içerisindeki paylannı fiziksel olarak sınırlayan, ama öte yandan da emek-gücü alımında tümüyle harcan­ ması gereken belirli bir büyüklükte olduğu yolundaki öğreti bununla doğal olarak ilişkilidir. 24 Değerin kendisini genişletmesi sürecinde emek-gücünün oynadığı rolü anla­ makta Adam Smith'in kendi kendisine ne ölçüde zorluk çıkardığı, emekçilerin eme­ ğini fizyokratlara uyarak iş hayvanlannınki ile aynı düzeye koyan şu türnce ile ta­ nıtlanmaktadır: "Yalnızca kendisinin (çiftçinin) çalışan hizmetkarlan değil, iş hay­ vanları da üretken emekçilerdir." I Book I l , Ch. V, s. 243. ) * Kapital, Birinci Cilt, s . 625-628. -Ed.

195


ONBlRlNCl B Ö L ÜM

SABİT VE DÖNER SERMAYE TEORlLERl RlCARDO

RlCARDO, sabit ve döner sermaye arasındaki aynmı, salt değer kuralının istisnalannı, yani ücret hadlerinin fiyatlan etkilediği du­ rumlan göstermek amacıyla ortaya koymuştur. Bu noktanın tartışıl­ ması Kitap III'e* bırakılmıştır. Ama temeldeki belirsizlik, şu birbiriyle ilgisiz iki düşüncenin bi­ raraya getirilmesiyle hemen kendisini açığa vurmaktadır: "Sabit sermayenin dayanıklılık derecesindeki bu fark ile, iki tür sermaye­ nin birleştirilebileceği oranlardaki bu çeşitlilik."25 Ve biz, kendisine, hangi iki tür sermayeye işaret ettiğini sorsak, şöyle der: "Emeğin gereksinmesini sağlayacak sermaye ile, avadan­ lıklara, makinelere, binalara yatınlan sermayenin oranlan da, çeşit­ li biçimlerde birleştirilebilir."26 Bir başka deyişle, sabit sermaye emek aletlerine ve döner sermaye de emeğe yatınlan sermayeye eşittir. "Emeğin gereksinmesini sağlayacak sermaye", Adam Smith'ten devşirilmiş anlamsız bir terimdir. Bir yandan döner ser­ maye, burada, değişen-sermaye ile, yani üretken sermayenin emeğe yatınlan kısmı ile biraraya konulmaktadır. Öte yandan da, antite25 26

Ricardo,

Loc. cit.

Principles, ete.,

* Karl Marx�

Kııpita/,

s.

25.

Üçüncü Cilt, Sol Yaymlan, Ankara 1990, s. 178-181. -Ed. 196


zin, değerin kendisini genişletmesi sürecinden -değişen ve değiş­ meyen-sermayeden- değil, dolaşım sürecinden çıkartılması nede­ niyle (Adam Smith'in eski kanşıklığı) çifte yanılgılı tanımlar ortaya çıkmaktadır. Birincisi: Sabit sennayenin dayanıklılık derecesindeki farklılık­ lar ile, sennayenin, değişmeyen ve değişen-sennayeden oluşmasın­ dan ileri gelen farklılıklar eşanlamlı gibi kabul edilmektedir. Ne var ki, son sözü edilen farklılık, artı-değer üretimindeki farkı belirler; buna karşılık ilk sözü edilen farklılık ise, kendini genişletme süreci sözkonusu olduğu kadanyla, yalnızca, belli bir değerin, bir üretim aracından ürüne aktanlma biçimine işaret eder: dolaşım süreci söz­ konusu olduğu kadanyla, bu fark, yalnız harcanmış sermayenin ye­ nilenme dönemine ya da, bir başka bakış açısından, hangi süre için yatınlmış bulunduğuna işaret eder. Kapitalist üretim sürecinin iç mekanizmasını derinliğine görmek yerine, yalnızca tamamlanmış olaylar dikkate alınırsa, o zaman, bu aynınlar gerçekten çakışır. Toplumsal artı-değerin, farklı sanayi dalianna yatınlan çeşitli ser­ mayeler arasında dağıtılmasında, sennayenin yatınlmış bulunduğu farklı zaman dönemleri arasındaki farklılıklar (örneğin, sabit ser­ mayenin çeşitli süregenlik dereceleri) ve sennayenin farklı organik bileşimleri (ve bu nedenle, değişmeyen ve değişen-sermayelerin farklı dolaşımlan) genel kar oranının eşitlenmesine ve değerlerin, üretim-fiyatianna çevrilmesine aynı derecede katkıda bulunur. İkincisi: Dolaşım süreci açısından bir yanda emek aletleri sabit sennaye; öte yanda emek malzemesi ve ücret - döner sermaye vardır. Ama, emek-süreci ve kendini genişletme açısından, bir yan­ da üretim araçlan (emek aletleri ve emek malzemesi) değişmeyen-sennaye; öte yanda emek-gücü - değişen-sermaye vardır. Değişmeyen-sennayenin belli bir miktardaki değerinin, çok emek aleti, az emek malzemesi ya da çok emek malzemesi, az emek aleti içennesinin, sermayenin organik bileşimi için hiçbir önemi ol­ madığı halde (Buch I, Kap. XXIII, 2, s. 647 )* , her şey, üretim aracı­ na yatınlan sennayenin emek-gücüne yatınlan sermayeye oranına bağlıdır. Tersine: dolaşım süreci açısından, sabit ve döner sermaye arasındaki aynm konusunda, döner sermayenin belli miktardaki bir değerinin hangi oranlarda emek malzemesine ve ücretiere bölünmüş olmasının da bir önemi yoktur. Bu görüş açılanndan biri bakımın­ dan, emek malzemesi emek-gücüne yatınlan sermaye-değere karşıt olarak, emek aletleri ile aynı kategori içerisinde sınıflandınlmıştır; diğer görüş açısından, sennayenin emek-gücüne yatınlan kısmı, emek aletlerine yatınlan kısma karşıt olarak, emek malzemesine yatınlan kısım ile aynı sınıfa dahil edilmiştir. İşte bu nedenle, sermaye-değerin, emek malzemesine (ham ve yardımcı maddelere) yatırılan kısmı, Ricardo'da, bu yanlardan hiçbi'' Kapital, Birinci Cilt, Yirmibeşinci Bölüm, İkinci Kesim , 197

s.

639-640. -Ed.


rinde ortaya çıkmamaktadır. Tümüyle yokolmaktadır; çünkü, onun dolaşım biçin:ıi sermayenin emek-gücüne yatınlan kısmı ile tama­ men çakıştığı için, onu sabit sermaye ile aynı sınıfa koymak işine gelmez. Ve öte yandan, döner sennaye ile biraraya konulmamalıdır, çünkü bu durumda, Adam Smith'ten devralınan ve ısrarla sürdürü­ len, sabit ve döner sermaye ile değişmeyen ve değişen-sermayeler arasındaki antitezin özdeşleştirilmesi, kendiliğinden ortadan kalka­ caktır. Ricardo, bunu hissetmezlik ederneyeceği kadar mantıksal iç­ güdüye sahiptir, ve bu nedenle, sennayenin bu kısmı onun gözünde tümüyle yokolmaktadır. Bu noktada, ekonomi politiğin dilini kullanacak olursak, kapita­ listin, ücretiere yatınlan sermayeyi, bu ücretleri haftalık, aylık, üç aylık ödemesine bağlı olarak, çeşitli süreler için önceden yatırınış bulunduğuna dikkati çekmek gerekir. Ne var ki, aslında bunun tersi olur. Ücretini haftalık, aylık ya da üç aylık almasına bağlı olarak, emeğini, kapitaliste, bir hafta, bir ay ya da üç ay için avans veren emekçinin kendisidir. Eğer kapitalist emek-gücüne ödeme yapmak yerine onu sa tın almış olsa, bir başka deyişle, eğer emekçiye ücretle­ rini bir gün, bir hafta, bir ay ya da üç ay için önceden vermiş olsa, bu sürelere ait ücretleri avans olarak vermiş olduğunu öne sürmek­ te haklı olabilirdi. Ama emeği satınalmak ve ona devam edeceği süre için ödeme yapmak yerine, bu ödemeyi, emek, günlerce, haftalarca ya da aylarca devam ettikten sonra yaptığı için, bu bütünüyle, bir kapitalist quid pro quo'ya* varmakta ve emekçinin kapitaliste emek olarak verdiği avans, kapitalistin emekçiye verdiği bir para avansı­ na dönmektedir. Kapitalistin ürünün kendisini ya da değerini (onda somutlaşar1 bir artı-değer ile birlikte), onun yapımı ya da dolaşımı için · gerekli farklı sürelere bağlı olarak ancak nispeten uzun ya da kısa dönemlerden sonra dolaşımdan geri alması ya da gerçekleştir­ mesi, durumu hiçbir şekilde değiştirmez. Bir meta satıcısı, bunu ala­ nın ne yapacağı ile zerre kadar ilgilenmez. Kapitalist, bir makineyi, bütün değerini bir defada ödemek zorunda olduğu halde, bu değer kendisine dolaşımdan yavaş yavaş ve parça parça döndüğünden ötü­ rü daha ucuza satın almadığı gibi, değeri pamuktan yapılan ürünün değerine tümüyle girdiğinden ve bu nedenle de, ürünün satışıyla, bu değer, tamamıyla ve bir defada yerine konulduğundan ötürü de pa­ muğa daha fazla ödeme yapmaz. Şimdi Ricardo'ya dönelim. 1. Değişen-sermayenin karakteristik özelliği, sermayenin, belir­ li, verilen (ve böylece değişmeyen) bir kısmının, verilen bir değerler toplamının (burada, ücretlerin, emek-gücünün değerine eşit, fazla ya da eksik olması önemli olmamakla birlikte, emek-gücünün değe­ rine eşit olduğu varsayılır), kendisini genişleten, değer yaratan bir güçle, yani yalnız kapitalist tarafından ödenen değerini yeniden" Yanlış anlama. -ç. 1 98


üretmekle kalmayıp, aynı zamanda, bir artı-değeri, daha önce varol­ mayan ve herhangi bir eşdeğeri ödenmeyen bir değeri üreten emek­ gücü ile değişiimiş olmasıdır. Sermayenin ücretiere yatınlmış bulu­ nan ve onu değişen-sermaye olarak değişmeyen-sermayeden toto co­ elo* ayıran bu kısmının bu karakteristik özelliği, sermayenin ücret­ Iere harcanan kısmı, salt dolaşım süreci açısından düşünüldüğünde, ortadan yok olur ve, böylece, emek aletlerine yatırılmış bulunan sa­ bit sermayeye karşıt döner sermaye olarak ortaya çıkar. Bu, yal­ nızca, değişmeyen-sermayenin emek malzemelerine yatınlan ve de­ ğişmeyen-sermayenin öteki bölümüne -emek aletlerine yatınlmış bulunan bölümüne- karşıt düşen kısmı ile birlikte, tek bir başlık altında -döner sermaye başlığı altında- toplanması olgusu ile de görülür hale gelir. Artı-değer, böylece de, yatınlan toplam değeri sermayeye çeviren durumun kendisi, bütünüyle dikkate alınrnamış oluyor. Aynı şekilde, ücretiere yatınlan sermaye tarafından ürüne eklenen değer kısmının yeni olarak üretilmesi (ve bu nedenle, ger­ çekten yeniden-üretilmesi), oysa hammaddenin ürüne ekiediği değer kısmının yeni olarak üretilmemesi, gerçekten yeniden-üretilmemesi, yalnızca ürünün değerinde korunması, saklanması ve, bu yüzden de, yalnızca ürünün değerinin bir kısmı olarak yeniden ortaya çıkması olgusu da görmezlikten geliniyor. Sabit ve döner sermaye arasındaki karşıtlık açısından şimdi görülen aynm yalnızca şundan ibaret olu­ yor: Bir metaın üretimi için kullanılan emek aletlerinin değeri, me­ tam değerine ancak kısmen girer ve bu nedenle de satışıyla ancak kısmen yerine konur, yani bütünüyle yalnızca parça parça ve yavaş yavaş yerine konur. Ö te yandan, metaın üretimi için kullanılan emek-gücü ile emek konulannın (hammaddeler, vb. ) değeri, metaya bütünüyle girer ve bu nedenle, satılmasıyla, bütünüyle yerine ko­ nur. Bu bakımdan, dolaşım sürecini ilgilendirdiği kadanyla, serma­ yenin bir kısmı kendisini sabit, diğeri akıcı, ya da döner sermaye olarak ortaya koyar. Her iki durumda da, bu, belirli yatınlan değer­ lerin ürüne aktanlması ve ürünün satışı ile yerlerine konulması so­ runudur. Aradaki fark, şimdi yalnızca, değer aktarmasının ve, bu­ nun sonucu olarak da, değerin yerine konulmasının parça parça ve yavaş yavaş mı, yoksa bir defada mı olduğuna bağlı bulunuyor. Böy­ lece, değişen ve değişmeyen-sermaye arasında bulunan ve her şeyi belirleyen aynm ortadan silindiği gibi, artı-değer üretimi ile kapita­ list üretimin bütün sım, kendilerini ortaya koyduklan belli değerler ile şeyleri sermayeye dönüştüren koşullar yokedilmiş oluyor. Serma­ yeyi oluşturan bütün kısımlar şimdi salt kendi dolaşım biçimleri ile ayırdediliyorlar (ve, elbette, metalann dolaşımı da yalnızca, zaten varolan belli değerler ile ilgilenmiş oluyor); ve, ücretiere yatınlan sermayeye, sermayenin emek aletlerine yatınlan kısmına karşıt ola­ rak, sermayenin hammaddelere, yarı-mamul ürünlere, yardımcı * Taban tabana karşıt. -ç. 199


maddelere yatınlmış olan kısmıyla birlikte, kendisine özgü bir dola­ şım biçimini paylaşmış oluyor. İşte böylece, buıjuva ekonomi politiğinin, Adam Smith'in "değiş­ meyen ve değişen-sermaye" kategorilerini, "sabit ve döner sermaye" kategorileri ile karıştırmasına içgüdüsel biçimde sıkı sıkıya sanlma­ sı ve bunu hiç eleştirmeksizin yüz yıldır kuşaktan kuşağa papağan gibi yinelernesi anlaşılır bir şeydir. Sermayenin ücretiere yatınlan kısmı, buıjuva ekonomi politiği, artık, hiçbir şekilde, hammaddeye yatınlan kısmından ayırdetmemekte, ancak bunu, değişmeyen­ sermayeden -ürün tarafından parça parça ya da bütünüyle dolaştı­ nlması açısından- şeklen ayırdetmektedir. Böylece, kapitalist üre­ timin ve dolayısıyla da kapitalist sömürünün gerçek hareketinin kavranmasının temeli, bir vuruşla, yokedilmiş olmaktadır. Bu, yatı­ rılan değerlerin yeniden ortaya çıkması sorunundan başka bir şey değildir. Ricardo'da, Smith'çi kanşıklığın eleştirisiz benimsenmesi, bu fi­ kirlerin karşılığının pek de rahatsız edici bir şey değil, yalnızca daha sonraki mazeretçiterden daha rahatsız edici değil, Adam Smith'in kendisinden de daha rahatsız edicidir, çünkü Ricardo, de­ ğer ve artı-değer tahlillerinde, Adam Smith'in tersine, daha tutarlı, daha açık ve kesindir, ve gerçekte o, kolay anlaşılır Adam Smith'e karşı zor anlaşılır Adam Smith'i tutmaktadır. Fizyokratlar arasında böyle bir kanşıklık yoktur. Avances annu­ elles ile avances primitives arasındaki ayrım, yalnızca, sermayenin, özellikle tarımsal sermayenin farklı kısımlannın farklı yeniden. üretim dönemlerine işaret etmektedir; oysa artı-değer üretimi konu­ sundaki görüşleri, bu ayrımlardan bağımsız olan teorilerinin bir kıs­ mını, teorinin güçlü noktası olarak sarıldıklan kısmını oluşturmak­ tadır. Artı-değerin oluşumu, sermayenin kendisinden doğan bir şey olarak açıklanmamakta, sermayenin tek bir özel üretim alanına, ta­ rıma bağlanmaktadır. İkincisi: Değişen-sermayenin tanımında temel nokta -ve bu ne­ denle, herhangi bir değerler toplamının sermayeye çevrilmesi için temel nokta- kapitalistin, belli, verilen (ve bu anlamda da değişme­ yen) büyüklükte bir değeri, değer yaratan güç ile, bir değer büyüklü­ ğünü değerin üretimi ile, değerin kendisini genişletmesi ile değişme­ sidir. Kapitalistin emekçiye para ya da geçim araçlan olarak ödeme­ de bulunması, bu temel tanımı etkilemez. Bu, ancak, kapitalistin ya­ tırdığı değerin varlık tarzını değiştirir; birinde, bu değer, emekçinin kendisine pazardan geçim araçlan satın aldığı para biçiminde, diğe­ rinde ise doğrudan doğruya tükettiği geçim araçlan biçiminde bu­ lunmaktadır. Gelişmiş kapitalist üretim, gerçekte, emekçiye ücreti­ nin para olarak ödendiği varsayımına dayanır, tıpkı genellikle, üre­ tim sürecinin, dolaşım sürecini ve dolayısıyla para sistemini öngör­ mesi gibi. Ama artı-değerin yaratılmasının -ve dolayısıyla yatınlan değerler toplamının sermayeleşmesinin- kaynağı, ne ücretierin 200


para biçiminde ya da ayni olarak ödenmesinde, ne de emek-gücü sa­ tın alınması için yatınlan sermayededir. Artı-değer, değerin, değer yaratan güçle değişilmesinden, değişmeyen bir büyüklüğün değişen bir büyüklüğe çevrilmesinden doğar. Emek aletlerinin sabitliğinin büyüklüğü ya da küçüklüğü, bun­ ların dayanıklılık derecesine, yani fiziksel bir özelliğe bağlıdır. Diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla, dayanıklılıkianna bağlı olarak, er ya da geç aşınacaklar ve bu nedenle de sabit sermaye olarak uzun ya da kısa süre işlev yapmış olacaklardır. Ama hiçbir zaman bu fiziksel dayanıklılık nedeniyle, bunlar, sabit sermaye işlevini görmezler. Me­ tal fabrikalanndaki harnmaddeler, yapım işinde kullanılan makine­ ler kadar dayanıklıdırlar ve bu makinelerin deri ve ahşap kısımla­ nndan daha da uzun ömürlüdürler. Bununla birlikte, hammadde olarak hizmet eden metal, döner sermayenin bir kısmını oluşturdu­ ğu halde, emek aleti belki de aynı metalden yapıldığı halde, kullanıl­ dığı zaman sabit sermayenin bir kısmıdır. Demek oluyor ki, bir me­ talin bazan sabit, bazan döner sermaye kategorisine sokulması bu malzemenin fiziksel niteliği, aşınma hızındaki nispi büyüklüğü ya da küçüklüğünden ötürü değildir. Bu aynm, daha çok bir durumda emeğin konusu, bir başka dururnda ernek aleti olmasıyla üretim sü­ recinde oynadığı rolden ötürüdür. Bir emek aletinin üretim sürecindeki işlevi, onun, durmadan yi­ nelenen emek-süreçlerinde ortalama olarak şu ya da bu süre hizmet etmesini gerektiriyor. İ şte bu nedenle, onun kendi işlevi, yapıldığı malzemenin az ya da çok dayanıklı olmasını belirlemiş oluyor. Ama hiçbir zaman, yapıldığı malzemenin dayanıklılığı onu sabit sermaye haline getirmiş olmuyor. Aynı malzeme, hammadde olduğu zaman döner sermaye haline geliyor ve, meta-sermaye ile üretken sermaye arasındaki aynmı, döner ve sabit sermaye arasındaki ayrımla kanş­ tıran iktisatçılar arasında, aynı malzeme, aynı makine, ürün olarak döner sermaye, emek aleti olarak sabit sermaye oluyor. Bir emek aletinin yapıldığı maddenin dayanıklılığı onu sabit ser­ maye haline getirmemekle birlikte, böyle bir alet rolünü yüklenmiş bulunması, onun nispeten dayanıklı bir maddeden yapılmasını ge­ rektirir. Bu nedenle de, yapıldığı malzemenin dayanıklı olması, emek aleti olarak işlevinin bir koşuludur ve dolayısıyla da onu sabit sermaye yapan dolaşım biçiminin maddi temelidir. Diğer şeyler aynı kalmak kaydıyla, yapılmış olduğu maddenin aşınma ve yıpranma derecesinin yüksekliği ya da düşüklüğü, ona yüksek ya da düşük de­ recede bir sabitlik damgası vurmakta ve bu yüzden de, sabit senna­ ye olma niteliği ile çok sıkı bir ilişki içerisinde bulunmaktadır. Eğer sermayenin emek-gücüne yatınlan kısmı salt döner serma­ ye ve dolayısıyla sabit sermayeye karşıtlık açısından ele alınırsa ve, değişmeyen ve değişen-sermaye arasındaki aynmlarla, sabit ve dö­ ner sermaye arasındaki aynınlar birbirine kanştınlırsa --emek ale­ tinin maddi gerçekliğinin sabit sermaye olma niteliğinin asıl temeli201


ni oluşturduğu varsayılarak- bu sermayenin, sabit sermayeye kar­ şıt, döner sermaye olma niteliğini, emek-gücüne yatınlan sermaye­ nin maddi gerçekliğinden çıkartmak ve gene, döner sermayeyi, deği­ şen-sermayenin maddi gerçekliğinin yardımıyla belirlemek dog"aldır. Ücretiere yatınlan sermayenin gerçek tözü, kapitalistin, ölü, maddeleşmiş ernekle değiştiği ve sermayesinde somutlaştırdıg-ı, faal, değer yaratıcı emek-gücü, canlı emeğin kendisidir; ancak ve yalnızca bu emek sayesindedir ki, onun elindeki değer, kendisini genişleten değere dönüşür. Ama bu kendini genişletme gücü, kapitalist tarafın­ dan satılmaz. Bu daima, tıpkı kendisine ait emek aletleri gibi, üret­ ken sermayesinin yalnızca bir kısmıdır; bu hiçbir zaman onun meta­ sermayesinin, sözgelimi sattıg-ı sona) ürün gibi, bir parçası değildir. Üretim sürecinde, üretken sermayenin kısımlan olarak emek aletle­ ri, sabit sermaye olarak, emek-gücüne, döner sermaye olarak tanım­ lanan emek malzemeleri ve yardımcı malzemelerden daha fazla kar­ şıt değildir. Emek-gücü, her ikisinin karşısına da kişisel etmen ola­ rak çıkar, oysa --emek-süreci açısından konuşmak gerekirse- bun­ lar nesnel etmenlerdir. Deg"erin kendisini genişletme süreci açısından söylemek gerekirse, bunlann her ikisi de emek-gücüne karşı, değişmeyen-sermayenin değişen-sermaye karşısındaki duru­ mu gibi karşıt durumda bulunurlar. Ya da eğer burada, dolaşım sü­ recini etkilediği kadanyla, maddi bir farklılıktan sözetmek gerekirse durum şöyledir: Maddeleşmiş emekten başka bir şey olmayan değe­ rin niteliğinden, bu maddileştirme sürecindeki emekten başka bir şey olmayan faal emek-gücünün niteliğinden, emek-gücünün işlevini yerine getirdiği süre boyunca sürekli değer ve artı-değer yarattıg-ı; emek-gücü yönünden, hareket ve bir değerin yaratılması olarak gö­ rünen şeyin, onun ürünü yönünden, bir durgunluk durumu içerisin­ de yaratılan değer olarak göründüğü sonucu çıkar. Eğer emek-gücü işlevini yerine getirmiş ise, sermaye, artık bir yanda emek­ gücünden, öte yanda üretim araçlanndan oluşmaz. E mek-gücüne yatınlmış bulunan sermaye-değer, şimdi, ürüne eklenmiş bulunan bir değer (+ artı-değer)dir. Sürecin yinelenmesi için, ürünün satıl­ ması ve buradan elde edilen hasılatla sürekli yeni emek-gücü satın alınarak üretken sermayeye katılması gerekir. Bu durum, sermaye­ nin emek-gücü ile emek malzemesine vb. yatınlan kısmına, emek aletlerinde sabit kalan sermayeye karşıt olarak, döner sermaye nite­ liğini verir. Ama, bunun tersine, eğer döner sermayenin, değişmeyen­ sermayenin bir kısmı (ham ve yardımcı malzemeler) ile ortak olan ikincil tanımını sermayenin emek-gücüne yatınlan kısmının asıl ta­ nımı haline getirilecek olursa, yani kendisine yatınlan değer, yara­ tılması için tüketildiği ürüne, sabit sermayede olduğu gibi, yavaş ya­ vaş ve parça parça değil de, bütünüyle aktanldıg-ı ve bu nedenle de, ürünün satışı ile bütünüyle yerine konulmasının gerekli olduğu esa­ sından hareket edilirse, o zaman, sermayenin ücretiere yatınlan kıs202


mının da, aynı şekilde, maddi olarak faal emek-gücüne değil, emek­ çinin ücretleriyle satın aldığı maddi öğelerden oluşması, yani top­ lumsal meta-sermayenin emekçinin tüketimine geçen kısmını, yani geçim araçlannı kapsaması gerekir. Bu durumda, sabit sermaye, daha yavaş yıpranabilen ve bu nedenle de daha yavaş yerine konma­ sı gereken emek aletlerinden oluşur ve emek-gücüne yatınlan ser­ maye de daha hızlı yerine konması gerekli geçim araçlanndan olu­ şur. Ne var ki, daha fazla ya da daha az yıpranabilirlik arasındaki sı­ nır çok belirsiz ve bulanıktır. "Emekçinin tükettiği yiyecek ve giyecek, içerisinde çalıştığı bina­ lar, emeğine yardımcı olan aletler, hepsi de yıpranabilir niteliktedir. Gene de, bu farklı sermayeterin dayanıklılık zamanlan arasında bü­ yük bir fark vardır: bir buharlı makine, bir gemiden daha uzun ömürlüdür, bir gemi emekçinin giyeceğinden ve emekçinin giyeceği de tükettiği yiyecekten daha uzun süre dayanır."*27 Ricardo, hepsi de emek aletleri ile aynı dayanıklılık niteliğini ta­ şıyan emekçinin içinde oturduğu evi, eşyalannı, bıçak, çatal, tabak, vb. gibi tüketim gereçlerini belirtmeyi unutuyor. Aynı şeyler, aynı türden şeyler, bir yerde tüketim eşyalan, başka bir yerde emek alet­ leri olarak ortaya çıkar. Ricardo'nun söylediğine göre fark şudur: "Sermayenin, çabuk yıpranabilir olması ve sık sık yeniden-üretilmeyi gerektirmesine ya da yavaş tüketilmesine göre, döner ya da sabit sermaye başlığı altın­ da sınıflandınlmıştır. "*28 Ve şu notu ekliyor: "Esas olmayan ve sınır çizgisi kesin olarak çi­ zilemeyen bir aynm."*29 Böylece, a vances annuelles ile a vances primitives arasında, tü­ ketim zamanına ve dolayısıyla da kullanılan sermayenin yeniden­ üretiminin farklı zaınanlannı işaret eden aynmın yapıldığı fizyok­ ratlar kampına çok şükür bir kez daha gelmiş bulunuyoruz. Ancak, fizyokratlarda toplumsal üretimin önemli bir olayını oluşturan ve Tableau economique'te dolaşım süreci ile ilişkili olarak anlatılan şey, burada, öznel ve Ricardo'nun kendi sözleriyle gereksiz bir aynm oluyor. Sermayenin emeğe yatınlan kısmı, emek aletlerine yatınlan kıs­ mından yalnız yeniden-üretim dönemi ve dolayısıyla dolaşım süre­ ciyle aynlır ise, ve bir kısmı geçim araçlannı, diğeri emek aletlerini kapsar ve bunlar birbirinden yalnızca daha hızlı yıpranabilir nitelik­ te olduklan için aynlırlar ise, birinci grubun kendisinden bile çeşitli dayanıklılık dereceleri olduğuna göre, emek-gücüne yatınlan serma­ ye ile üretim araçlanna yatınlan sermaye arasındaki bütün diffe27 Ricardo, Principles, ete., s. 26. 2� lbid. 29

lbid.

* Marx, tırnak içindeki tümceleri, İngilizce olarak aktannıştır. -ç.

203


ren tia specifica* doğal olarak yokolup gider. Bu, tümüyle Ricardo'nun değer öğretisi ile çeliştiği gibi, aslında artı-değer teorisi olan kar teorisi ile de çelişir. Genel olarak Ricardo, sabit ve döner sermaye arasındaki aynmı, yalnızca, farklı üretim dallannda eşit büyüklükte yatınlan sermayelerde her ikisinin farklı oranlarının, değer yasasına yaptığı etki ve özellikle bu koşullar so­ nucu ücretlerdeki artış ya da düşüşün fiyatlar üzerindeki etkisi öl­ çüsünde dikkate alır. Ama bu sınırlı araştırmalarda bile, sabit ve dö­ ner sermaye ile değişmeyen ve değişen-sermayeyi kanştırması nede­ niyle çok vahim yanılgılara düşer. Aslında, tahlillerine bütünüyle yanlış bir temelden başlar. Birincisi, sermaye-değerin emek-gücüne yatınlan kısmının döner sermaye başlığı altında sınıflandınlması zorunluluğu açısından bizzat, döner sermaye tanımlan, özellikle ser­ mayenin emeğe yatınlan kısmını bu başlık altına koyan koşullar, yanlış geliştirilmişlerdir. İkincisi, sermayenin emeğe yatınlan kıs­ mını döner sermaye olarak belirleyen tanım ile, bunu, sabit serma­ yeye karşıt döner sermaye olarak belirleyen tanım arasında bir karı­ şıklık bulunmaktadır. Emek-gücüne yatınlan sermayenin, döner ya da akıcı sermaye olarak tanımlanmasının ikincil bir tanımı olduğu, üretim sürecinde­ ki differen tia specifica sını yokettiği daha başlangıçta besbellidir. Çünkü, bu tanımda, bir yandan emeğe yatınlan sermayeler, ham­ maddeye vb. yatınlanlar ile aynı önemdedir. Değişmeyen­ sermayenin bir kısmını değişen-sermaye ile özdeşleştiren böyle bir sınıflandırma, değişmeyen-sermayeye karşıt olan değişen­ sermayenin differentia specifica'sını ele almıyor. Öte yandan, serma­ yenin emeğe yatınlan kısımlan, gerçekte, emek aletlerine yatınlan kısırnlara karşıttırlar, ama hiçbir zaman bu kısımlann değer üreti­ mine tamamen farklı biçimlerde girmesi yönünden değil, bunlann her ikisinin de değerlerini ürüne yalnızca farklı zaman dönemlerine aktarmalan yönünden. Metaın üretim sürecine yatınlan belli bir değer, ister ücretlerin, ister hammaddelerin ya da emek aletlerinin fiyatı olsun, bütün bu durumlarda sözkonusu olan nokta, bu değerin ürüne nasıl aktanldı­ ğı, dolayısıyla ürün tarafından nasıl dolaştınldığı, ürünün satışıyla çıkış noktasına nasıl döndüğü ya da yerine konulduğudur. Buradaki biricik fark "nasıf'dadır, aktarmanın ve dolayısıyla bu değerin dola­ şımının kendisine özgü biçimindedir. Emek-gücünün, her ayn durumda, sözleşmede daha önce belir­ lenmiş olan fiyatının, para ya da geçim aracı olarak ödenmesi, bu­ nun sabit bir fiyat olma niteliğini hiçbir şekilde değiştirmez. Bunun­ la birlikte, ücretierin para olarak ödenmesi halinde, bizzat bu para­ nın üretim sürecinde değerin ve aynı zamanda üretim aracı malze­ melerinin girdiği tarzda girmediği açıktır. Ama öte yandan, '

* Ayırdedici özellik -ç.

204


emekçinin ücretiyle satın aldığı geçim araçları, hammaddeler vb. ile birlikte, döner sermayenin maddi biçimi olarak aynı kategori altın­ da sınıflandırılacak ve emek aletlerinin karşıtı olacak olursa, o za­ man, sorun farklı bir yön alır. Eğer bu şeyleri n, üretim araçlarının değeri, emek-sürecinde ürüne aktarılıyorsa, diğer şeylerin, geçim araçlannın değeri de, bunları tüketen emek-gücünde yeniden ortaya çıkıyor ve bu emek-gücünün işlev görmesiyle aynı şekilde ürüne ak­ tarılıyor demektir. Her iki durumda da, bu, aynı derecede, üretim sı­ rasında yatırılan değerlerin salt üründe yeniden ortaya çıkması so­ runudur. (Fizyokratlar bunu ciddiye almışlar ve bu nedenle de, sa­ nayideki emeğin artı-değer yarattığını yadsımışlardır. ) Wayland'dan daha önce aktarılan pasaj* şöyle der: "Bununla birlikte, biçimin bir önemi yoktur. . . . İ nsanoğlunun varlığı ve rahatı için gerekli çeşitli türde yiyecekler, giysiler ve barınaklar da değişikliğe uğrar. Bunlar zaman zaman tüketilirler ve değerleri . . . tekrar ortaya çıkar." (Ele­ men ts of Pol. Econ. , s. 3 1 , 32.) Üretim amacıyla, hem tüketim araçla­ n ve hem de geçim araçları olarak yatınlmış bulunan sermaye­ değerler, burada, aynı şekilde ürünün değerinde ortaya çıkarlar. Böylece kapitalist üretim sürecinin tam bir esrar perdesine bürün­ mesi mutlu bir biçimde başarılmış, üründe bulunan artı-değerin kaynağı tamamen gözden uzaklaştınlmıştır. Ayrıca bu, buıjuva ekonomi politiğine özgü fetişizmi, toplumsal üretim sürecinde şeylere verilen toplumsal, ekonomik niteliği, bu şeylerin maddi doğasından Ç,ıkan doğal bir niteliğe dönüştüren feti­ şizmi tamamlamış oluyor. Orneğin, "emek aletleri, sabit sermaye­ dir", çelişkilere ve kanşıklığa yolaçan skolastik bir tanımdır. Tıpkı emek-süreci konusunda gösterildiği gibi < Buch I, Kap. V),** bu, ta­ mamen maddi öğelerin belli bir emek-sürecindeki rollerine, bunların işlevlerine -emek aletleri, emek malzemesi ya da ürünler olarak iş­ lev yapmalarına- bağlıdır; böylece, emek aletleri, ancak, bu üretim süreci gerçekten kapitalist bir üretim süreci ise ve üretim araçları bu nedenle gerçekten sermaye ise ve sermayenin ekonomik kesinliği ve toplumsal niteliğine sahipse, sabit sermayedirler. Ve ikincisi, eğer değerlerini ürüne ancak belirli bir biçimde aktarıyorlar ise, sa­ bit sermayedirler. Eğer durum bu değilse, bunlar kendileri sabit ser­ maye olmaksızın, emek aletleri olarak kalırlar. Aynı şekilde, gübre gibi yardımcı malzemeler, emek aletlerinin büyük bir kısmı gibi, de­ ğerlerini kendilerine özgü aynı biçimde aktarıyorlar ise, emek aleti olmadıklan halde sabit sermaye olurlar. Burada sorun, şeylerin uy­ gun düşmeleri gereken tanımlar sorunu değildir. Biz, burada, belli kategoriler içerisinde ifade edilmeleri gereken belli işlevlerle ilgili­ yiz. Eğer ücretiere yatırılan sermaye, bütün koşullar altında geçim araçlannın niteliklerini taşıyan bir sermaye diye kabul edilirse, bu, "' Kapital, Birinci Cilt, s . 223, dipnot 25. -Ed. ** Aynı yapıt, Yedinci Bölüm. -Ed.

205


aynı zamanda, "emeği destekleyen" bu "döner" sennayenin de bir ni­ teliği olacaktır. (Ricardo, s. 25. ) Eğer, tüketim araçlan "sennaye" ol­ masalardı, bunlar emek-gücü gereksinmesini sağlayamazlardı; oysa, bunların işte bu sermaye niteliğidir ki, bunlara, yabancı emek tara­ fından gereksinmesini sağlayan sermaye özelliğini verir. Eğer bu durumlarıyla geçim araçlan döner sennaye iseler döner sermaye ücrete çevrildikten sonra- bundan ayrıca şu sonuç da çıkar ki, ücretin büyüklüğü, emekçi sayısının belli bir döner ser­ maye miktanna olan oranına dayanır -gözde bir iktisadi önenne­ oysa, aslında, emekçi tarafından pazardan çekilen geçim aracı mik­ tan ve kapitalistin tüketimi için sağlanabilecek geçim araçlan mik­ tan artı-değerin emek fiyatına olan oranına bağlıdır. Ricardo da, Barton 298 gibi, her yerde, değişen ve değişmeyen­ sennaye ilişkisini, döner ve sabit sennaye ilişkisi ile kanştınyor. Bunun, Barton'un kar oranı konusundaki incelemesini ne ölçüde sa­ katladığını daha ilerde göreceğiz.* Ricardo, aynca, sermayenin devrinde, sabit ve döner sennayeler arasındaki ayrımın dışında kalan diğer nedenlerin yolaçtığı farklı­ lıkları, şu ayrım ile özdeşleştiriyor: "Döner sennayenin, hiç de eşit olmayan sürelerde dalaşımda bulunabileceği ya da sahibine geri dö­ nebileceği ayrıca gözönünde bulundurulmalıdır. Çiftçinin, ekmek üzere satın aldığı buğday, fırınemın ekmek yapmak için satın aldığı buğdaya göre sabit sennayedir. Bunlardan birisi buğdayı toprağa bı­ rakır ve bir yıl süreyle hiçbir gelir elde edemez; di�eri onu öğüttüre­ rek un l:ı.aline getirir, müşterilerine ekmek olarak satar ve bir hafta içerisinde aynı şekilde yenilernek ya da başka bir işe başlamak üze­ re sermayesini serbest hale getirir."30 Burada karakteristik olan şey, tohumluk için kullanıldığı za­ man, tüketim aracı değil hammadde olarak hizmet ettiği halde, buğ­ day, bizatihi tüketim aracı olduğu için, önce döner sennayedir, son­ ra da, geri dönüşü bir yıl aldığı için, sabit sennayedir. Ne var ki, bir üretim aracını sabit sermaye yapan şey, yalnızca yavaş ya da hızlı geri dönüşü değil, ayrıca de�erini ürüne aktardığı belirli biçimdir. Adam Smith'in getirdiği kanşıklık şu sonuçlan doğurmuştur: 1. Sabit ve döner sermaye arasındaki ayrım, üretken sermaye ile meta-sermaye arasındaki ayrımla karıştırılmıştır. Örneğin, bir ma­ kine, pazarda meta olarak bulunduğu zaman döner sermaye, üretim sürecine sokulduğu zaman sabit sermaye sayılmıştır. Üstelik, bir tür sennayenin bir başkasından daha fazla sabit ya da döner oldu­ ğunu belirlerp.ek kesinlikle olanaksızdır. 2. Bütün döner sermayeler, ücretiere yatınlan ya da yatınlacak 29a Observations on the Circumstances Which Influence the Condition of the Labouring Classes ofSociety, London 1817. Bununla ilgili bir pasaj, c. I, s. 655, dip­ not 79'da 1 Kapital, Birinci Ci lt, s . 648-649, not 86] aktanlmıştır. ao Principles, ete., s . 26 ve 27. * Kapital, Üçüncü Cilt, Birinci Bölüm - Üçüncü Bölüm. -Ed.

206


olan sermaye ile bir tutulmuştur. Bu John Stuart Mill* ile dig-erle­ rinde böyledir. 3. Deg-işen ve deg-işmeyen-sermayeler arasında bulunan ve önce­ leri Barton, Ricardo ve dig-erleri tarafından döner ve sabit sermaye arasındaki aynmla kanştınlan fark, ensonu, bu ikinci aynma indir­ genmiş, örneg-in Ramsay'de, bütün üretim araçlan, hammaddeler vb., ve aynı zamanda da emek aletleri sabit sermaye; yalnızca ücret­ Iere ya tınlan sermaye ise döner sermaye sayılmıştır.** Ama indirge­ me bu şekilde yapıldıg-I için, deg-işmeyen ve deg-işen-sermaye arasın­ daki gerçek aynm anlaşılmamaktadır. 4. MacLeod,*** Patterson**** ve dig-erleri gibi, her şeye, bir ban­ ka memurunun tarife sıg-maz darkafalı görüş açısından bakan mo­ dern İngiliz ve özellikle lskoç iktisatçılan, sabit ve döner sermaye arasındaki aynmı, money at call***** ve money not at call****** arasındaki aynma dönüştürmüşlerdir.

* J. S. Mill, Esssys on Some Unsettled Questions ofPolitics] Economy, London 1844, s. 164. -Ed. ** G. Ramsay, An Esssy on the Distribution of Weslth, Edinburgh 1833, s. 2 1 -

24. -Ed.

*** H. D. MacLeod, The Elemen ts of Politics] Economy, London 1858,

-Ed.

s.

76-80.

**** R. H. Patterson, The Science of Finance, A Prsticsl Trestise, Edinburgh and London 1868, s. 129-144. -Ed. ***** Vadesiz mevduat. -ç. ****** Vadeli mevduat. -ç. 207


ONlKlNCl B Ö LÜM

ÇALIŞMA DÖNEMİ

EŞİT uzunlukta, diyelim her ikisi de onar saatlik işgünü olan, birisi pamuk ipliği, diğeri lokomotif fabrikası, iki işdalını alalım. Bu dallardan birisinde, belli bir miktar tamamlanmış ürün, pamuk ipli­ ği, günlük ya da haftalık olarak çıkartıhr; diğerinde, tamamlanmış mamul bir ürün, bir lokomotif yapımı için emek-sürecinin belki de üç ay yinelenmesi gerekmektedir. Bir durumda, ürün, nitelik yönün­ den ayn ayndır ve her gün ya da her hafta aynı emek yeniden baş­ lar. Diğerinde emek-süreci süreklidir, oldukça çok sayıda günlük emek-süreçlerini kapsar ve bu süreçler arasındaki bağıntı ve işlem­ lerdeki süreklilik sonucu, ancak oldukça uzun bir süre sonra ortaya tamamlanmış bir ürün çıkar. Günlük emek-süreçlerinin süresi bura­ da aynı olduğu halde, üretken faaliyetin süresinde, yani tamamlan­ mış bir ürünü çıkartmak, meta olarak pazara sürmek, dolayısıyla da onu üretken sermayeden meta-sermayeye çevirmek için gerekli, yi­ nelenen emek-süreçlerinin süresinde çok belirgin bir fark vardır. Sa­ bit ve döner sermaye arasında aynının bununla hiçbir ilişkisi yok­ tur. Her iki üretim dalında aynı oranda sabit ve döner sermaye kul­ lanılsaydı bile, sözü edilen aynm, gene de varolacaktı.

208


Üretken faaliyetin süresindeki bu farklar, yalnızca farklı üretim alanları arasında değil, çıkartılacak ürün miktanna bağlı olarak bir ve aynı üretim alanında da görülebilir. Konut olarak kullanılan sıra­ dan bir ev, büyük bir fabrikadan daha az zamanda yapılır ve bu yüz­ den de daha az sayıda sürekli emek-süreçlerini gerektirir. Bir loko­ motifin yapımı üç ay aldığı halde, zırhlı geminin yapımı bir ya da daha fazla yıl gerektirir. Tahıl üretimi yaklaşık bir yıl, büyükbaş hayvan yetiştirilmesi birkaç yıl alır, oysa onnan yetiştirilmesi oniki ile yüz yıl arasında değişen bir zamanı gerektirir. Bir köy yolu için birkaç ay yettiği halde, bir demiryolu yıliann işidir. Sıradan bir halı yaklaşık bir haftada yapılır, ama Gobelin* yıllar alır, vb .. Demek ki, üretken faaliyetin yerine getirilmesi sırasında tüketilen zaman pek çok değişiklik gösterir. Eğer yatınlan sennayeler eşitse, üretken faaliyetin süresindeki bu fark, kuşkusuz devir hızında bir farklılığa yolaçar; bir başka de­ yişle, belli bir sermayenin yatırılmış bulunduğu sürede bir fark mey­ dana getirir. Bir iplik fabrikası ile lokomotif fabrikasının aynı mik­ tarda sennaye kullandığım, bunların değişmeyen ve değişen­ sermaye oranının aynı, sennayenin sabit ve döner kısımlan arasın­ daki oranın gene aynı, ve ensonu, işgününün eşit uzunlukta, gerekli ve artı-emeğe bölünüşünün aynı olduğunu varsayalım. Üstelik, dola­ şım sürecinden doğan ve bu örneğimiz ile bir ilişkisi bulunmayan bütün durumlan bir yana bırakmak için, ipliğin de lokomotifin de si­ pariş üzerine yapıldıklarını ve tamamlanmış ürünün teslimi üzerine ödemenin yapılacağını kabul edelim. Haftanın sonunda, iplik fabri­ kası sahibi, tamamlanmış ipliği teslim ederken, döner sennaye için yaptığı yatırımı ( artı-değeri konu-dışı bırakıyoruz) geri aldığı gibi, ipliğin değerine katılan sabit sermayenin aşınma ve yıpranma payı­ nı da geri almış olur. Bu yüzden, aynı devreyi aynı sermaye ile yine­ leyebilir. Sermaye, devrini tamamlamıştır. Buna karşılık lokomotif fabrikatörü, üç ay süreyle her hafta ücretler ve hammadde için her seferinde yeni sennaye yatırmak zorundadır ve ancak üç ay sonra, lokomotifin tesliminden sonradır ki, bir ve aynı metaın yapımı için, bir ve aynı üretken faaliyete, bu arada, azar azar yatınlan döner sermaye bir kez daha devresini yenileyebileceği bir biçim içerisine girmiş olur. Bu üç ay içerisinde makinelerinin aşınıp yıpranması da, aynı şekilde, ancak şimdi yerine konmuştur. Birinin harcamalan bir hafta için yapılmıştır, diğerinin ise, haftalık harcamaları, oniki ile çarpılmıştır. Bütün öteki koşulların eşit kaldığı varsayıldığında, bunlardan birisinin emrinde diğerinin oniki katı döner sennaye bu­ lunmak zorundadır. Ne var ki, burada, yatırılan haftalık serma­ yelerin eşit olması önemli değildir. Yatınlan sermayenin miktan ne olursa olsun, bir durumda yalnız bir hafta için, diğerinde ise oniki hafta için yatırılmıştır ve yeni bir işlem için kullanılabilmesi, aynı ''' Özel olarak işlenmiş bir tür duvar halısı. -r. 209


işlemin yinelenebilmesi ya da başkasının başlatılabilmesi için, her ikisinde de belirtilen sürelerin geçmesi gereklidir. Devir hızındaki, ya da aynı sermaye-değer yeni bir emek ya da kendini-genişletme sürecinde kullanılmazdan önce bireysel serma­ yenin yatınlması gereken zamanın uzunlugundaki fark, burada, aşağıdaki durumlardan ileri gelir: Bir lokomotifin ya da herhangi bir makinenin yapımı için 100 iş­ günü gerekli oldugu kabul edilsin. İ plik ya da lokomotif yapımında çalışan emekçiler yönünden bu 100 işgünü, her iki durumda da, var­ sayımımıza göre, birbirini izleyen farklı onar saatlik 100 emek­ sürecini içeren, sürekli olmayan (kopuk kopuk) bir büyüklüğü oluş­ turur. Ama, ürün -makine- yönünden bu 100 işgünü, sürekli bir büyüklüğü, 1.000 işsaatlik bir işgününü, birbirine bağlı tek bir üre­ tim faaliyetini oluşturur. Çok ya da az sayıda birbirini izleyen ve birbirleriyle ilişkili işgünlerinden oluşan böyle bir işgününe, ben, ça­ lışma dönemi diyorum. Bir işgününden sözettiğimiz zaman, emekçi­ nin emek-gücünü günlük olarak harcamak ve her gün çalışmak zo­ runda oldugu emek-zamanının uzunlugunu anlatmak istiyoruz. Ama, çalışma döneminden sözettiğimiz zaman, belli bir sanayi da­ lında, tamamlanmış bir ürünün yapımı için gerekli , birbiriyle bağın­ tılı işgünleri sayısını kastediyoruz. Bu durumda, her işgününün ürü­ nü, üzerinde günbegün çalışılacak ve ancak uzun ya da kısa bir ça­ lışma döneminin sonunda tamamlanmış biçimini alacak yalnızca kısmi bir üründür, tamamlanmış bir kullanım-değeridir. Örneğin, bunalımlar sonucu toplumsal üretim sürecindeki kesin­ ·tiler, kargaşalıklar, bu yüzden, kopuk nitelikteki emek-ürünleri üze­ rinde, üretimleri için uzun ve birbiriyle bağıntılı bir dönemi gerekti­ renler üzerinde çok farklı etkilere sahiptir. Bunlardan birinde olan şey, bugünün belli miktardaki iplik, kömür vb. üretimini, yannın ip­ lik, kömür, vb. yeni üretiminin izlememesidir. Gemiler, yapılar, de­ miryollan için ise durum böyle değildir. Burada yalnız o günün işi değil, birbiriyle bağıntılı tüm üretim faaliyeti kesintiye uğrar. Eğer iş devam etmezse, üretiminde tüketilmiş bulunan üretim araçlan ile emek boşa gider. l ş yeniden başiatılsa bile, geçen zaman içinde, bun­ larda bir bozulma olmuştur. Tüm çalışma dönemi boyunca, değerin sabit sermaye tarafından her gün ürüne aktanlan kısmı, ürün tamamlanana kadar tabakalar halinde birikir. Ve aynı zamanda, burada, sabit ve döner sermaye arasındaki fark, uygulamadaki anlamıyla açığa çıkar. Sabit serma­ ye, üretim sürecine oldukça uzun bir dönem için yatınlmıştır; belki de birkaç yıllık bir dönem sona erene kadar yenilenmesine gerek yoktur. Bir buhar makinesi kendi değerini, ipliğe, kopuk bir emek­ sürecinin ürününe, ister her gün parça parça, ya da isterse bir loko­ motife, sürekli bir üretim faaliyetinin ürününe üç ay boyunca akta­ nyor olsun, buhar makinesinin satın alınması için gerekli sennaye yatınmı yönünden bunun bir önemi yoktur. Bunlardan birinde bu210


har makinesinin değeri, küçük kısımlar, diyelim haftalık olarak, di­ ğerinde ise büyük miktarlar, diyelim üç aylık süreler olarak geri ge­ lir. Ama her iki durumda da, bu buharlı makinenin yenilenmesi an­ cak yirmi yıl sonra tamamlanabilir. Buharlı makinenin değerinin, ürünün satışı ile parça parça geriye döndüğü tek tek her dönem, ma­ kinenin ömründen daha kısa olduğu sürece, makine, birkaç çalışma dönemi boyunca üretim sürecinde işlevine devam eder. Ama yatınlan sermayenin döner kısımlan için durum farklıdır. Belli bir hafta için satın alınan emek-gücü, aynı hafta içerisinde har­ canır ve üründe somutlaşır. Hafta sonunda karşılığının ödenmesi gerekir. Ve emek-gücüne yapılan bu sermaye yatınmı, üç ay boyun­ ca her hafta yinelenir; gene de, sermayenin bu kısmının bir hafta bo­ yunca harcanıyor olması, kapitaliste, gelecek hafta emek satın alın­ ması için bir olanak sağlamaz. Emek-gücünün karşılığının ödenmesi için her hafta ek sermaye harcanması gerekir ve, kredi sorunu bir yana bırakılırsa, kapitalist, emek-gücü için yalnızca haftalık parça­ lar halinde ödeme yapsa bile, üç aylık ücretleri yatırabilecek durum­ da olmak zorundadır. Döner sermayenin diğer kısmı, ham ve yar­ dımcı malzemeler için de durum aynıdır. Emek, ürün üzerinde taba­ ka tabaka birikir. Emek-süreci boyunca sürekli olarak ürüne aktan­ lan yalnızca harcanan emek-gücünün değeri değil, aynı zamanda artı-değer de ürüne aktanlmıştır. Ne var ki, bu ürün henüz tamam­ lanmamıştır, tamamlanmış bir meta biçimini henüz almamıştır, do­ layısıyla da henüz dolaşımda bulunamaz. Bu, aynı şekilde, ham ve yardımcı malzemelerden ürüne tabaka tabaka aktanlan sermaye­ değer için de geçerlidir. Ürünün kendine özgü niteliğinin ya da bu ürünün yapımıyla elde edilecek yararlı etkinin gerektirdiği çalışma döneminin uzunlu­ ğuna bağlı olarak, hiçbir kısmı dolaşım yapabilecek ve dolayısıyla aynı işlemi yenileyebilecek bir biçim içerisinde olmayan sürekli bir ek döner sermaye (ücretler ile ham ve yardımcı malzemeler) yatın­ mı gerekir. Her parça, tersine, üretken sermaye biçiminde olgunlaş­ makta olan ürünün bir kısmı olarak üretim alanında ardarda biri­ kir. Şimdi, devir zamanı, üretim zamanı ile sermayenin dolaşım za­ manının toplamına eşittir. Bu nedenle, üretim zamanındaki bir uza­ ma, tıpkı dolaşım zamanındaki uzama gibi, devir hızını azaltır. Bununla birlikte, ele aldığımız durumda şu iki noktaya dikkat et­ mek gerekir: Birincisi: Üretim alanında daha uzun kalma. Örneğin, ilk hafta sırasında, emeğe, hammaddeye vb. yatınlan sermaye ile, sabit ser­ maye tarafından ürüne aktanlan değer kısımlan, üç ay boyunca üretim alanında öylece kalırlar ve, yalnızca olgunlaşmakta olan, he­ nüz tamamlanmamış ürüne katıldıklan için, metalar olarak dolaşı­ ma geçemezler. İkincisi: Üretken faaliyetin yapılması için gerekli çalışma döne­ mi üç ay sürdüğü ve aslında birbirine bağlı tek bir emek-süreci oluş211


turduğu için, her hafta bir önceki miktara yeni bir miktar döner ser­ maye sürekli olarak eklenmelidir. Ardarda yatınlan bu ek sermaye toplamı, bu yüzden, çalışma döneminin uzunluğuyla büyür. Başlangıçta, iplikçiliğe de makine yapımı işine de eşit büyük­ lükte sermaye yatınldığını, sermayelerin eşit oranlarda değişmeyen ve değişen, sabit ve döner sermaye içerdiğini, işgünlerinin uzunluk­ lannın aynı olduklannı, kısacası, çalışma dönemlerinin uzunluğu dı­ şında bütün koşuBarın eşit olduğunu kabul etmiştik. llk haftada, her ikisi için yatınm aynıdır, ama iplikçinin üıiinü satılabilir ve bu satıştan elde edilen hasılat yeni emek-gücü, yeni hammaddeler vb. satın almak için ku1lanılır; kısacası, üretim aynı ölçekte yeniden başlatılabilir. Buna karşılık, makine yapımcısı, ilk haftada harca­ nan döner sermayeyi tekrar paraya çeviremez ve üç ay sonrasına, üıii n tamamlanana kadar bu parayla işlemleri yeniden başlatamaz. Demek oluyor ki, birincisi, yatınlan özdeş miktarlardaki sermayeie­ rin geriye dönüşlerinde bir fark vardır. Ama ikinci olarak, hem iplik­ çilikte ve hem de makine yapımında üç ay boyunca özdeş miktarlar­ da üretken sermaye kullanılmaktadır. Bununla birlikte, iplik fabri­ katörünün yatırdığı sermayenin büyüklüğü, makine yapımcısının­ kinden çok farklıdır; çünkü, birisinde aynı sermaye hızla yenilenmektedir ve bu yüzden de aynı işlem tekrarlanabilir, oysa di­ ğerinde, sermayenin yenilenmesi nispeten daha yavaştır, öyle ki, ye­ nileneceği zamana kadar eski sermayeye durmadan bir miktar yeni sermaye eklenmelidir. Bunun sonucu olarak, yalnız sermayenin be­ lirli kısımlannın yenilenmesi için gerekli zamanın uzunluğunda ya da sermayenin yatınlmış olduğu zamanın uzunluğunda değil, (gün­ lük ya da haftalık kullanılan sermayeler eşit olduğu halde) emek­ sürecinin uzunluğuna bağlı olarak yatınlacak sermaye miktannda da bir fark vardır. Bu durum, bundan sonraki bölümde ele alacağı­ mız durumlarda göreceğimiz gibi, yatınlacak sermaye miktannda buna tekabül eden herhangi bir artışı gerektirmeksizin, yatınm va­ desinin uzatılabilmesi nedeniyle dikkate değerdir. Sermaye daha uzun bir zaman için yatınlmak zorundadır ve daha büyük miktarda sermaye, üretken sermaye biçiminde bağlanmıştır. Kapitalist üretimin daha az gelişmiş aşamalarında, uzun bir ça­ lışma dönemini ve dolayısıyla da uzun bir süre için yol yapımı, ka­ nallar vb. gibi büyük bir sermaye yatınmını gerektiren girişimler, özellikle ancak büyük bir ölçekte yapılabildiklerinde, ya kapitalist temele dayanarak hiç yapılmayıp, daha çok topluluk ya da devlet hesabına (eski zamanlarda, emek-gücü yönünden genellikle zoraki emek şeklinde) yapılırlar. Ya da, üretimi uzun bir çalışma dönemini gerektiren nesnelerin ancak çok küçük bir kısmı kapitalistin kendi­ sinin özel olanakları ile yapılırlar. Örneğin, bir ev yapımında, evi yaptıran kimse, evi yapan müteahhide, bir dizi kısmi avans ödeme­ lerinde bulunur. Böylece, aslında o, evin bedelini, üretim sürecinin gelişmesi oranında parça parça öder. Ama bir yandan büyük serma212


yelerin tek tek bireylerin ellerinde yoğunlaştığı, öte yandan bireysel kapitalistin yanısıra ortaklaşmış kapitalistlerin (anonim şirketlerin) ortaya çıktığı ve aynı zamanda bir kredi sisteminin oluştuğu geliş­ miş kapitalist çağda, bir kapitalist yapı müteahhidi ancak aynksın durumlarda, özel kişilerin siparişi üzerine bina yapmaktadır. Şimdi­ lerde artık onun işi, pazar için sıra sıra evler ve kentlerin koskoca kesimlerini yapmaktır, tıpkı müteahhit olarak demiryolu yapmanın bireysel kapitalistin işi olması gibi . Kapitalist üretimin Londra'da ev yapımını ne ölçüde kökten de­ ğiştirdiği, bir inşaatçının 1857 tarihli banka komitesi önünde verdiği ifadeden görülebilir. Gençliğinde, evlerin genellikle sipariş üzerine yapıldığını, ve ödemelerin, yapının belirli aşamalan tamamiandıkça müteahhide taksitler halinde yapıldığını söylüyordu. Pek azı spekü­ lasyon amacıyla yapılırdı. Müteahhitler buna, adamlannı sürekli ça­ lışır halde tutmak ve böylece birarada bulundurmak için razı olur­ lardı. Son kırk yıl içerisinde bütün bunlar değişmiştir. Şimdi evlerin pek azı sipariş üzerine yapılıyor. Yeni bir ev isteyen herhangi biri, ya spekülatif amaçla yapılanlar ya da henüz yapım halinde olanlar arasından bir tane seçiyor. I nşaatçılar artık müşterileri için değil, pazar için iş yapıyorlar. Diğer bütün sanayi kapitalistleri gibi, pa­ zarda tamamlanmış nesneler bulundurmak zorundadırlar. Eskiden, bir inşaatçı , spekülatif amaçla bir seferde belki üç-dört ev yapardı, şimdi ise büyük bir arsa satın almak (Kıta Avrupası'nda kullanılan dille, kural olarak doksandokuz yıl için kiralamak), üzerine 100 ila 200 ev yapmak ve böylece olanaklannı yirmi ile elli kez aşan bir gi­ rişimde bulunmak zorundadır. Gerekli fon, ipotek yoluyla sağlan­ makta ve bu para, müteahhidin eline, inşaat ilerledikçe verilmekte­ dir. Bu durumda, eğer bir bunalım patlak verir de, avans taksitleri­ nin ödenmesini kesintiye uğratırsa, genellikle, tüm girişim batmak­ tadır. En iyi olasılıkla, evler daha iyi zamanlar gelene kadar yanm kalıyor; en kötü olasılıkla da ihaleyle maliyetlerinin yan-fiyatına sa­ tılıyor. Bugün, büyük boyutlarda spekülatif inşaat yapmaksızın , hiç­ bir müteahhit bannamaz. Salt inşaattan elde edilen kar çok küçük­ tür. Esas kan, toprak rantım yükseltmekten, inşaat alanının dik­ katli seçiminden ve hünerle kullanılmasından gelir. Evlere olan ta­ lebin tahminine dayanılarak yapılan bu spekülatif yöntemledir ki, neredeyse Belgravia ile Tyburnia'nın tamamı ve Londra çevresinde binlerce villa yapılmıştır. ('"Report of the Select Committee on Bank Act", Part I, 1857, Deliller, Sorular 5.413-18; 5.435-36'dan kısaltıl­ mıştır. ) Oldukça uzun çalışma dönemlerini gerektiren girişimler ile bü­ yük-ölçekli işlemler, sermaye yoğunlaşması çok belirli hale gelene ve öte yandan da, kredi sisteminin gelişmesi, kapitaliste, kendi ser­ mayesi yerine başkalannın sermayesini kullanma ve dolayısıyla tehlikeye atma olanağını sağlayana kadar, bütünüyle kapitalist üre­ tim alanına girmez. Ü retime yatınlan sermayenin, onu kullanana 213


ait olup olmamasının, devir hızı ya da zamanı üzerinde hiçbir etkisi bulunmadığını aynca söylemeye gerek yoktur. Elbirliği, işbölümü, makine kullanılması gibi tek bir işgününün ürününü artıran koşullar, aynı zamanda, birbirleriyle bağıntılı üre­ tim faaliyetlerinin çalışma dönemini kısaltırlar. Böylece makineler, evlerin, köprülerin vb. yapım sürelerini kısaltırlar; biçme ve hannan makineleri, olgun taneyi sona) ürün haline dönüştünnek için gerekli çalışma dönemini kısaltırlar. Gemi yapımındaki gelişmelerin yarat­ tığı büyük hız, gemi yapımına yatınlan sennayenin devir zamanını azaltır. Ne var ki, çalışma dönemini ve böylece döner sennayenin ya­ tınlması gerekli zamanı kısaltan iyileştinneler, genellikle, sabit ser­ maye yatınmında bir artışla elele gider. Öte yandan, bazı üretim dallannda, çalışma dönemi, yalnızca elbirliğinin genişlemesiyle azaltılabilir. Büyük emekçi ordulannın seferber edilmesi ve işin bir­ çok noktalarda aynı anda yürütülmesiyle bir demiryolunun tamam­ lanması hızlandınlır. Bu durumda, yatınlan sennayedeki bir artış­ la, devir zamanı kısaltılır. Kapitalistin koroutası altında daha fazla üretim aracıyla daha fazla emek-gücünün birleşmesi gerekir. Çalışma dönemindeki kısalmanın, böylece çoğu kez, bu kısaltıl­ mış zaman için yatınlan sennayedeki bir artış ile bağıntılı olmasına -yatınm süresi ne kadar kısa ise, yatınlan sennayenin o kadar bü­ yük olmasına- karşın, burada, şunu da anımsamak gerekir ki, mevcut toplumsal sennaye miktan ne olursa olsun, önemli olan nok­ ta, üretim ve geçim araçlannın ya da bunlar üzerindeki mülkiyet hakkının tek tek kapitalistlerin elindeki dağılma ya da yoğunlaşma .derecesidir; bir başka deyişle, zaten mevcut bulunan sennayenin yo­ ğunlaşma derecesidir. Kredi sistemi, bir yandan, sennaye yoğunlaş­ masını teşvik eder, hızlandınr ve artınrken, öte yandan da çalışma döneminin ve dolayısıyla da devir zamanının kısalmasına yardımcı olur. Sürekli ya da kesintili olsun, çalışma döneminin, belirli doğal ko­ şullarla belidendiği üretim dallarında, yukarda sözü edilen yollarla, bir kısalma olamaz. Political, Agricultural, and Commercial Fallaci­ es (London, 1866, s. 325) adlı yapıtında W. Walter Good diyor ki: "Hasılat yılda ancak bir kez yapılabildiğine göre, bu terim, tahıl ürü­ nüne uygulanamaz. Çiftlik hayvanlan yönünden, şu soruyu sonnak isteriz: iki-üç yaşındaki koyun ile dört-beş yaşındaki öküzün getire­ ceği hasılat, nasıl hızlandırılabilir?" En kısa zamanda hazır para sağlama zorunluluğu (sözgelişi, ver­ giler, toprak rantı, vb. gibi sabit yükümlülükleri karşılamak için), bu sorunu çözümlüyor; yani hayvaniann daha ekonomik bakımdan nonnal yaşa ulaşmadan, tanm için büyük zarar oluşturacak şekilde satışı ya da kesilmesiyle, bu sorun sözde çözümlenmiş oluyor. Bu, aynı zamanda, sonunda, et fiyatlannda bir yükselişe yolaçar. "Yazın Midland kontluklannın çayırlarını, kışın doğu kontluklannın ahırla­ nnı dolduran özellikle hayvan yetiştiriciler, ... hububat fiyatlannda214


ki belirsizlik ve düşüklük nedeniyle öylesine aciz kaldılar ki, tereya­ ğı ve peynirin yüksek fiyatından sevinerek yararlanmaktan mutlu­ durlar; tereyağını, her hafta, pazara günlük masraflan karşılamak için götürüyorlar, peynir için ise önceden tefeciden para alıyorlar ve tefeci de taşınabilecek hale gelince peyniri hemen hemen kendi ver­ diği fiyat üzerinden alıp götürüyordu. Bu nedenle, çiftçiliğin ekono­ mi politik ilkelerine göre yönetildiğini anımsayarak, beslenmek üze­ re mandıracılıkla geçinen kasabalardan güneye getirilen buzağılar, şimdi büyük ölçüde, bir haftalık, on günlük iken, Birmingham, Manchester, Liverpool ve çevredeki diğer büyük kentlerin mezbaha­ lannda kurban ediliyorlar. Ama eğer malt, vergi-dışı bırakılsaydı, çiftçiler daha fazla kar ederek hayvanlarını büyüyene ve kilo alana kadar tutma olanağını bulmuş olmakla kalmazlar, aynı zamanda, inek beslemeyen kimselerin de süt yerine bunu kullanmalan olana­ ğı doğar, ve bugün ulusun başına gelen ve büyük tehlike gösteren genç hayvan kıtlığı büyük ölçüde önlenmiş olurdu. Hayvanlarını besleyip yetiştirmelerini öğütleyeniere bu küçük insanlar şu yanıtı veriyorlar: 'Süt için hayvan yetiştirmenin iyi para getireceğini biz de çok iyi biliyoruz, ama önce elimizi kesemize atmamız gerekiyor ki, işte bunu yapmamız olanaksız; böyle olunca da, mandıracılıkta, pa­ ramızın kısa zamanda geri dönmesi yerine, uzun süre beklememiz gerekecekti.' " (lbid., s. ll ve 12.) Devrin uzamasının, küçük İ ngiliz çiftçileri üzerindeki sonuçlan bu olursa, Kıta Avrupası'ndaki küçük çiftçiler arasında yaratacağı karışıklığı anlamak kolaydır. Sabit sermaye tarafından katlar halinde ürüne aktanlan değer parçalan birikir ve bu parçalann dönüşü, çalışma döneminin ve do­ layısıyla da dolaşıma girebilecek metaın tamamlanması için gerekli zaman dönemiyle orantılı olarak gecikir. Ama bu gecikme, yeni bir sabit sermaye yatınmına yolaçmaz. Makine, aşınma ve yıpranması­ nın para biçiminde geriye dönmesi ister yavaş ister hızlı olsun, üre­ tim sürecindeki işlevine devam eder. Döner sermaye için durum farklıdır. Sermaye, çalışma döneminin uzunluğuna orantılı olarak, yalnızca oldukça uzun bir süre için bağlanıp kalmamalı; ücretler, ham ve yardımcı maddeler biçiminde durmadan yeni sermaye de ya­ tın lmalıdır. Geri dönmede gecikme bu nedenle her ikisi üzerinde ayrı etkiler yapar. Geriye dönüş, hızlı ya da yavaş olsun, sabit ser­ maye işlevine devam eder. Ama döner sermaye, eğer geri dönüş geci­ kirse, satılmamış, ya da tamamlanmamış biçimi ile bağlanmışsa, ve henüz satılamaz ürün halinde ise, ve ayni olarak yenilenmesi için elde ek sermaye yoksa, işlevini yerine getiremez duruma düşer. "Köylü çiftçi açlıktan kırılırken hayvanlar semiriyor. Kırlara sü­ rekli yağmur yağmıştı, ot boldu. Hintli köylü, semirmiş öküzünün yanıbaşında açlıktan ölecek. Boşinanların devam edip gitmesi, birey için zalim görünür, ama topluluk için koruyucudur; iş hayvanlannın korunması, toprağın işlenmesi için gerekli gücü, geleceğin yaşamı215


nın ve servetin kaynağını sağlarlar. Söylenınesi katı ve üzücü gelir, ama Hindistan'da, bir insanın yerinin doldurulması, bir öküzün ye­ rinin doldurulmasından daha kolaydır." (Return, East India. Mad­ ras and Orissa Famine, no 4, s. 44. ) Bu satırlan, Manava Dharma Sastra'nın* sözleriyle (Bölüm X, §. 62) karşılaştınnız: "Bir rahibin ya da ineğin korunması uğruna, bir ödül beklemeksizin yaşamını feda etmek ... aşağı tabakadan kabilelerio öte dünyada mutlu olma­ lanna neden olabilir." Doğaldır ki, beş yıldan önce beş yaşında bir hayvanın [kasaba ç.J teslimi, olanaksızdır. Ama bazı sınırlar içerisinde olanaklı olan şey, bunlann bakım şeklini değiştirerek daha kısa zamanda yetişti­ riirliği amaç için hazır hale getirmektir. Bakewell'in başardığı da tam budur. Eskiden I ngiliz koyunlan, 1855 yılına kadar Fransız ko­ yunlannda olduğu gibi, dört-beş yaşına kadar kesim için elverişli de­ ğildi. Bakewell'in sistemine göre, koyunlar ancak bir yaşındayken bile semirtilebilir ve her ne olursa olsun, ikinci yılın sonundan önce tam gelişmiş hale ulaşırlar. Dishley Grange'lı çiftçi Bakewell, dik­ katli bir seçimle koyunlann iskeletini, varlıklan için gerekli en kü­ çük boyutlara indirmiştir. Yetiştirdiği koyunlara New Leicesters tipi deniyordu. " ... Yetiştirici, şimdi pazara, eskiden bir tanesini hazırla­ mak için gerekli zaman içerisinde üç tane gönderebiliyor, bunlar daha boylu olmasa bile, daha geniş, daha yuvarlak ve en fazla et ve­ ren kısımlan daha çok gelişmiş durumdadır. Kemiğe gelince, ancak bunları taşımaya yetecek kadardır ve neredeyse bütün ağırlıklan sırf ettir." (Lavergne, The Rural Economy of England, ete., 1855, s. 20. ) Çalışma dönemlerini kısaltan yöntemler, çeşitli sanayi kollann­ da çok değişik ölçülerde uygulanabilir ve Ç.eşitli çalışma dönemleri­ nin zaman farklannı ortadan kaldırmaz. üroeğimize dönmek gere­ kirse, bir lokomotifin yapımı için gerekli çalışma dönemi, yeni maki­ ne-aletlerin kullanılmasıyla mutlak olarak kısaltılabilir. Ama aynı zamanda, bir pamuk ipliği fabrikasında günlük ya da haftalık çıkar­ tılan sonal ürün, geliştirilmiş süreçlerle, makine-yapımındaki çalış­ ma döneminden daha hızlı artmakla birlikte, iplikçiliğe oranla, gene de uzunluk yönünden nispi bir büyüme gösterir. -

* Manava Dharma Sastra ya da Manu yasası: Hintlilerin, brahmancılık öğreti­ lerine uygun olarak görevlerini belirleyen eski bir dinsel, yasal ve eyinsel Hint ya­ sası. Bu yasaların derlenmesi, geleneksel olarak, insanın efsanevi atası Manu'ya ba(tlanır. Marx, buradaki alıntıyı, Manava Dharma Sastra, or the Jnsitutes of Man u

Aecording to the Gloss of Ku/luka, Comprising the Jndian System of Duties, Religio­ ııs and Civil, Üçüncü Baskı, 1863, s. 28 1, başlıklı kitaptan yapmıştır. -Ed. 216


üN ÜÇ ÜNC Ü B Ö LÜM

ÜRETİM ZAMANI

ÇALIŞMA zamanı daima üretim zamanıdır, yani sermayenin üretim alanında kaldığı süredeki zamandır. Ama bunun tersi, ser­ mayenin üretim sürecinde faaliyette bulunduğu zaman, mutlaka çalışma zamanı değildir. Burada ele alınan sorun, emek-sürecinde, emek-gücünün ken­ disinin doğal sınırlannın zorunlu kıldığı kesintiler değildir; oysa biz, emek-süreci* içerisindeki duraklamalarla sabit sermayenin ­ fabrika binalarının, makinelerin, vb.-, atıl hale gelmesinin, emek­ sürecinin anormal bir biçimde uzatılınasının ve gündüz-ve-gece işi için bir neden haline gelmesinin hangi koşullarda olduğunu gör­ müş bulunuyoruz. Biz, burada, daha çok, emek-sürecinin uzunlu­ ğundan bağımsız olarak, ürünün ve ürünün yapımının niteliğinden ileri gelen duraklamaları ele alıyoruz; bu duraklamalar sırasında, em�k konusu, uzun ya da kısa bir süre için doğal süreçlerden geç­ mekte, fiziksel, kimyasal ve fizyolojik değişikliklere uğramak zo­ runda kalmakta ve bu esnada da e mek-süreci tamamen ya da kıs­ men durmaktadır. Örneğin, üzüm sıkıldıktan sonra bir süre mayalanmak ve belli *

Kapital,

Birinci Cilt,

s.

270-277. -Ed. 21 7


bir olgunluğa erişmek için bir süre dinleornek zorundadır. Birçok sanayi kolunda ürünün, söz gelişi çömlekçilikte olduğu gibi bir ku­ rutma sürecinden geçmesi ya da ağartınada olduğu gibi, kimyasal özelliklerini değiştirmek için belirli koşullar altında bekletilmesi gerekir. Kışlık tahıl ekiminin olgunlaşması için aşağı yukarı dokuz ay geçmesi gerekir. Ekim ve hasat zamanlan arasında emek-süreci hemen tamamen durmuş gibidir. Orman yetiştirilmesinde, dikim ve ilgili hazırlık işleri tamamlandıktan sonra, tohumun sonal ürün haline dönüşmesi aşağı yukarı 1 00 yılı gerektirir ve bütün bu süre içerisinde nispeten pek az çalışmaya gereksinme gösterir. Bütün bu durumlarda ek emek, üretim zamanının büyük bir kısmında, ancak arasıra bu alana çekilir. Bundan önceki bölümde anlatılan ve zaten üretim sürecine bağlanmış bulunan sermayeye katılması gereken ek sermaye ve ernekle ilgili durum, burada yal­ nızca daha uzun ya da daha kısa aralıklarla ortaya çıkar. Bütün bu durumlarda, bu nedenle, yatınlan sermayenin üre­ tim zamanı iki dönemden oluşur: sermayenin üretim sürecine ka­ tıldığı bir dönem ile, sermayenin varlık biçiminin -henüz tamam­ lanmamış ürünün- o sırada emek-sürecinde bulunmaksızın, doğal sürecin etkisine terkedildiği ikinci bir dönem. Bu iki zaman döne­ minin şurda burda birbiri içerisine girmesinin ya da kesişmesinin hiçbir önemi yoktur. Çalışma dönemi ile üretim dönemi bu durum­ larda çakışmazlar. Üretim dönemi çalışma döneminden daha uzun­ dur. Ama ürün tamamlanmamıştır, hazır değildir, dolayısıyla da üretim dönemi tamamlanana kadar, üretken sermaye biçiminden meta-sermaye biçimine çevrilmeye elverişli değildir. Dolayısıyla devir döneminin uzunluğu, çalışma zamanından ibaret bulunma­ yan üretim zamanının uzunluğu ile orantılı olarak artar. Çalışma zamanını aşan üretim zamanı, eğer tahılın olgunlaşması, meşe ağacının büyümesi vb. gibi, belli doğal yasalarla saptanmamış ise, devir dönemi, çoğu kez, üretim zamanının yapay olarak kısaltıl­ masıyla, biraz kısaltılabilir. Ham ağartma yerine kimyasal ağart­ manın ve daha etkili kurutma aygıtlannın kullanılması örnekle­ rinde olduğu gibi. Ya da, dericilikte, tanik asidin deriye işlemesi, eski yöntemle altı ila onsekiz ay aldığı halde, yeni yöntemle, h ava pompası kullanılarak, bu iş, bir-buçuk ila iki ayda yapılmaktadır. (J. G. Courcelle-Seneuil, Traite theorique et pratique des en trepri­ ses industrielles, ete., Paris 1 857, 2i'm" ed. ) Salt doğal süreçlerle ilgi­ li üretim zamanının yapay olarak kısaltılması konusunda en muhte­ şem örneği demir imalatı tarihinde, özellikle son yüzyılda pik demi­ rin çelik haline getirilmesinde, 1 780'lerde bulunan dövme işlemi ye­ rine, modern Bessemer işleminin kullanılmasında ve o zamandan beri uygulanan en yeni yöntemlerde görebiliriz. Üretim zamanı bü­ yük ölçüde azaltılmış, ama sabit sermaye yatırımı da o ölçüde art­ mıştır. Üretim zamanının çalışma zamanından ne ölçüde ayrıldığının il218


ginç bir örneği, Amerika'da kundura kalıbı yapımında görülür. Bu­ rada, üretken olmayan maliyetierin önemli bir kısmı, kerestenin, daha sonra çarpıtmasına engel olmak amacıyla işlenebilecek kadar kuruması için en az onsekiz ay bekletilmesi zorunluluğundan ileri gelir. Bu süre boyunca, ağaç, herhangi diğer bir emek-sürecinden geçmez. Yatınlmış bulunan sermayenin devir dönemi, bu nedenle yalnız, kalıplann yapımı için gerekli zamanla değil, aynca, kuruyan kereste biçiminde üretken olmayan şekilde beklediği süreyle de be­ lirlenmiş olur. Asıl emek-sürecine girmeden önce, üretim sürecinde 18 ay kalır. Bu örnek, aynı zamanda, toplam döner sermayenin fark­ lı kısımlannın devir zamanlannın, dolaşım alanından ileri gelme­ yen, kökenieri üretim sürecinde bulunan koşullar sonucu farklı ola­ bileceğini de gösterir. Üretim zamanı ile çalışma zamanı arasındaki fark, tanmda özel­ likle gözle görülür hale gelir. Bizim ılıman iklimlerimizde toprak yıl­ da bir kez tahıl verir. Uretim döneminin kısalması ya da uzaması (kışlık tahıl için bu, ortalama dokuz aydır), iyi ve kötü mevsimlerin ardarda gelmesine bağlıdır ve bu nedenle de, sanayide olduğu gibi önceden şaşmaz bir biçimde saptanamaz ve denetlenemez. Ancak süt, peynir, vb. gibi yan ürünler, nispeten kısa dönemlerde düzenli şekilde üretilebilir ve satılabilir. Öte yandan, çalışma zamanı takvi­ mi şöyledir: "Almanya'nın çeşitli bölgelerinde işgünü sayısı, iklim ve diğer belirleyici koşullar gözönünde bulundurularak, üç ana çalışma dönemi için tahminen şöyledir: l ıkyaz dönemi için, mart ortasından ya da nisan başından mayıs ayının ortasına kadar, aşağı yukan 5060 işgünü; yaz dönemi için, haziran başından ağustos sonuna kadar 65-80 işgünü, güz dönemi için, eylül başından ekim sonuna ya da ka­ sım ayı ortasına ya da sonuna kadar 55-75 işgünü. Kış mevsimi için, gübre, odun, pazar mallan, yapı malzemesi, vb. taşınması gibi yal­ nızca bu zamana özgü işler dikkate alınmalıdır." (F. Kirchhof, Hand­ buch der landwirtschafWchen Betriebslehre, Dessau 1852, s. 160. ) İklim ne kadar elverişsiz, tanmda çalışma dönemi ne kadar sıkı­ ş_ık olursa, sermaye ile emeğin harcanacağı süre de o kadar kısa olur. Omeğİn Rusya'yı alınız. Bu ülkenin kuzey bölgelerinin bazılannda tarla işi, bütün yıl boyunca ancak 130 ila 150 gün yapılabilir ve Av­ rupa'da yaşayan 65 milyon nüfusundan 50 milyonu, tanmsal emeğin tamamıyla durduğu kışın altı ya da sekiz ayında işsiz kalmalan ha­ linde, Rusya'nın uğrayacağı kayıp tasavvur edilebilir. Rusya'daki 10.500 fabrikada çalışan 200.000 köylünün dışında köylerde her ta­ rafta yerel ev sanayileri gelişmiştir. Kuşaklar boyunca, tüm köylüle­ rin, dokumacılık, dericilik, kunduracılık, çilingirlik, bıçakçılık, vb. yaptığı köyler vardır. Bu, özellikle, Moskova, Vladimir, Kaluga, Kost­ roma ve Petersburg eyaJetlerinde böyledir. Ne var ki, bu ev sanayile­ ri, gitgide, kapitalist üretimin hizmetine girmek zorunda kalmakta­ dır. Örneğin, dokumacılara atkı ve çözgüleri doğrudan doğruya tüc­ carlar ya da aracılar sağlamaktadır. (Reports by, H. M. Secretaries 219


of Embassy, and Lega tion, on the Manufactures, Commerce, ete., no 8, 1865 tarihli raporlardan kısaltılarak alınmıştır, s. 86 ve 87. ) Üre­ tim döneminin çalışma döneminden ayrılığı ile ikincinin yalnızca bi­ rincinin bir parçası olmasının, burada, tanrnla yardımcı kırsal sana­ yilerin birleşmesi için doğal bir temel oluşturduğunu ve bu yardırncı sanayilerin de, önce tüccann kişiliğinde işin içine giren kapitaliste elverişli dururnlar sağladığını görüyoruz. Kapitalist üretim, daha sonralan, tanrn ile manüfaktürün birbirinden aynimasını tarnarnla­ yınca, kırsal emekçi, arasıra çıkan yardırncı işlere gitgide daha fazla bağımlı hale gelmekte ve böylece de durumu gittikçe kötüleşmekte­ dir. Sermaye için, devirdeki bütün farklılıklar, daha sonra da görüle­ ceği gibi denkleşrnektedir. Ama emekçi için değil. Gerçek anlamıyla sanayinin, madenciliğin, ulaştırmanın vb. bir­ çok kollannda, fiyat dalgalanmalan, işlerin bozulması, vb. gibi anor­ mal kesintiler dışında, işlemler düzenli bir şekilde sürer, çalışma za­ manı bütün yıl aynıdır ve günlük dolaşım sürecine geçen sermaye yatınrnı düzenli şekilde dağılmıştır. Pazar koşullan aynı kalmak üzere, döner sermayenin geri dönüşü ya da yenilenmesi de gene aynı şekilde bütün yıla düzenli olarak dağılrnıştır. Çalışma zamanının, üretim zamanının ancak bir kısmını oluşturduğu sermaye yatınrnın­ da, yılın çeşitli dönemleri sırasında, döner sermaye yatınmlannda çok büyük eşitsizlikler bulunmasına karşın, geriye dönmeler de an­ cak büyük miktarlarda ve doğal koşullann belirlediği zamanlarda olur. Eğer iş hacmi aynı ise, yani yatınlan döner sermaye miktan aynı ise, çalışma dönemleri sürekli olan girişimiere göre bu sermaye­ nin bir seferde daha büyük miktarlarda ve daha uzun dönemler için yatınlrnası gerekir. Burada gene, sabit sermayenin ömrü ile, gerçek­ ten üretken olarak işlev yaptığı süre arasında oldukça büyük bir fark vardır. Çalışma zamanı ile üretim zamanı arasındaki fark ne­ deniyle, yatınlan sabit sermayenin kullanılma zamanı, kuşkusuz, gene uzun ya da kısa sürelerle sürekli kesintiye uğrar, örneğin, tanındaki iş hayvanlannda, aletlerde ve makinelerde olduğu gibi. Bu sabit sermayenin çeki hayvanlanndan oluşması halinde, iş gör­ dürüldüğü zaman olduğu gibi sürekli olarak aynı ya da hemen he­ men aynı yem masrafını vb. gerektirirler. Kullanılmayan ölü stok durumu da, bir miktar değer kaybını doğurur. Dolayısıyla, ürünün fiyatında genel olarak bir artış olur, çünkü buna aktanlan değer, sa­ bit sermayenin işlediği süreye göre değil, değer kaybettiği süreye göre hesaplanmıştır. Buna benzer üretim kollannda, cari harcama­ lar ile birlikte olsun olmasın, sabit sermayenin atıl kalması, örneğin iplik eğirilmesinde bir miktar pamuğun kaybı gibi, normal kullanılı­ şının bir koşulunu oluşturur; ve aynı şekilde, herhangi bir ernek­ sürecinde, normal teknik koşullar altında üretken olmayan bir bi­ çimde ama kaçınılmaz olarak harcanan ernek-gücü de, gene, üretken biçimde harcanmış gibi sayılır. Emek aletlerinin, hammaddenin ve emek-gücünün üretken olmayan biçimde harcanmasını azaltan her 220


gelişme, aynı zamanda, ürünün değerini de azaltır. Tanmda, daha uzun çalışma dönemini ve çalışma zamanı ile üretim zamanı arasındaki büyük farkın bir bileşimini görüyoruz. Hodgskin haklı olarak şöyle diyor: "Tanm ve öteki emek türlerinin tamamlanması için gerekli zaman farkı" (o, burada, çalışma zamanı ile üretim zamanı arasında bir fark gözetmemekle birlikte) "tanmcı­ lann ellerini kollannı bağlayan ana nedendir. Metalarını, pazara, bir yıldan aşağı bir zamanda getiremezler. Bütün bu dönem içerisin­ de, yalnızca birkaç gün ya da haftada tamamlanan ürünlerine muh­ taç bulunduklan kunduracıya, terziye, demirciye, tekerlekçiye ve di­ ğer çeşitli emekçilere borçlanmak zorunda kalırlar. Bu doğal durum nedeniyle, tanm dışındaki işlerin daha hızlı ürettikleri servet artışı nedeniyle, dünyanın bütün tekelcileri, yasalan da tekellerine aldık­ lan halde, ne kendilerini ve ne de hizmetkarlan olan çiftçileri, toplu­ mun en bağımlı sınıfı olmaktan kurtaramamışlardır. " (Thomas Hodgskin, Popular Political Economy, London 1 827, s. 147, dipnot. ) Tanmda, bir yandan ücretleri ve emek aletlerine yapılan harca­ malann bütün yıl boyunca daha düzgün bir biçimde dağılması ve öte yandan da devrin daha çeşitli ürünlerin yetiştirilmesiyle kısaltılma­ sı , böylece bütün yıl boyunca farklı ürünlerin kaldınlmasının ola­ naklı kılınması gibi bütün yöntemler, üretime yatınlan, ücretlere, gübreye, tohumlara, vb. harcanan döner sermayede bir artışı gerekli kılar. Nadasa bırakılmış üçlü tarla sistemi yerine, münavebeli ürün sistemine geçişte, durum budur. Bu ayrıca, Flandre'ın cultures derobees'sine de uygulanır. Culture deroMe 'de köklü bitkiler dikilir; aynı tarla, ardarda, önce, insanın gereksinmeleri için, hububat, ke­ ten, kolza verir, bunlar hasat edildikten sonra, hayvaniann bakımı için köklü bitkiler dikilir. Boynuzlu hayvaniann ahırlarda tutulma­ sına olanak sağlayan bu sistem, büyük miktarda gübre elde edilme­ sine yolaçarak, münavebeli ekimin ekseni haline gelir." "Kumsal bölgelerde ekili alaniann üçte-birinden fazlasını cultu­ res derobees kaplar; böylece sanki ekili alanlar üçte-bir oranında artmış gibidir." Köklü bitkilerden başka, yonca ve diğer yem bitkile­ ri de bu amaçla kullanılır. "Böylece, bahçe tanınma dönüş noktasına kadar getirilmiş bulunan tanm, doğal olarak önemli bir sermaye ya­ tınmını gerektirir. İngiltere'de hektar başına 250 frank olarak he­ saplanan bu sermayenin, Flandre'da 500 frank kadar olması gere­ kir, ama iyi çiftçiler, kendi topraklanna göre bu rakamı kuşkusuz çok düşük bulacaklardır." (Emile de Laveleye, Essais sur l'economie rurale de la Belgique, Paris 1863, s. 45, 46 ve 48.) Son olarak da orman yetiştirilmesini alalım. "Orman üretimi, öteki üretim kollannın çoğundan, esas olarak, burada, doğa güçleri­ nin bağımsız hareketi ve, artışın doğal olması halinde, insan gücüne ve sermayeye gereksinme gösterınemesi ile ayrılır. Ormaniann ya­ pay olarak yetiştirildiği yerlerde bile insan gücü ve sermaye harca­ ması, doğa güçlerinin etkisine oranla pek küçüktür. Üstelik onnan, 221


hububatın artık yetişmediği ya da ekiminin bir kar sağlamadığı top­ raklarda ve bölgelerde bile varlığını sürdürür ve geliştirir. Aynca düzenli bir ekonomik faaliyet olarak yapılan ormancılık, hububat alanından daha geniş bir alana gereksinme gösterir, çünkü küçük arazi parçalan, ormancılık yöntemlerinin uygulanmasına elverişli değildir, topraktan ikinci derecede bir yarar sağlanmasını engeller ve ormanın korunmasını güçleştirir, vb .. Ama üretken süreç o kadar uzun dönemleri kapsar ki, tek bir çiftliğin planlamasını ve bazı du­ rumlarda bütün bir insan ömrünü aşar. Orman arazisi satın alınma­ sına yatınlan sermaye" (topluluk olarak üretimde bu sermaye gerek­ siz hale gelir ve o zaman sorun, yalnızca, topluluğun, ekilen ve otlak için kullanılan araziden ne kadannı ormana ayırabileceği şeklini alır) "uzun bir süre geçene kadar önemli bir gelir sağlamaz, ve o za­ man bile ancak kısmen devretmiş olur. Belirli türdeki ağaçlann ye­ tiştiği ormanlarda tam bir devir 150 yılı alabilir. Aynca, gereği gibi yönetilen bir orman işletmesinin, yıllık veriminin on ila kırk katına ulaşan sürekli bir kesilmemiş ağaç ikmaline gereksinmesi vardır. I şte bu nedenle bir kimsenin başka gelir kaynaklan ve büyük bir or­ man arazisi olmadan, düzenli ormancılıkla uğraşması olanaksızdır." (Kirchhof, s. 58. ) Uzun üretim zamanı (daha küçük çalışma zamanını kapsayan) ve buna bağlı olarak devir dönemlerindeki fazla uzunluk, ormancılı­ ğı, özel ve dolayısıyla da kapitalist girişim, -ki şirketleşmiş kapita­ list, bireysel kapitalistin yerini almış olsa bile, bu girişim esas ola­ rak özeldir- için pek de çekici olmayan bir sanayi kolu haline gel­ miştir. Ekimin ve sanayinin gelişmesi, genellikle ormanlann öylesi­ ne hızla yökedilmesine yolaçmıştır ki, bunlann korunması ve yeniden yetiştirilmesi için yapılan her şey pek önemsiz kalmaktadır. Kirchhoftan yukarda yapılan alıntıdaki şu satırlar özellikle dik­ kate değer: "Aynca, gereği gibi yönetilen bir orman işletmesinin, yıl­ lık veriminin on ila kırk katına ulaşan devamlı bir kesilmemiş ağaç ikmaline gereksinmesi vardır." Bir başka deyişle bir devir, ancak, on ila kırk yılda bir ya da daha fazla yılda olmaktadır. Aynı şey hayvan yetiştirilmesine de uygulanır. Sürünün bir kıs­ mı (hayvan ikmali) üretim sürecinde kaldığı halde, öteki kısmı her yıl ürün olarak satılır. Bu durumda, sermayenin yalnızca birkısmı her yıl devredilir; tıpkı sabit sermayede, yani makinelerde, iş hay­ vanlannda vb. olduğu gibi. Bu sermaye, üretim sürecinde uzun za­ man sabit kaldığı ve böylece toplam sermayenin devrini geciktirdiği halde, sözcüğün kesin anlamıyla, sabit sermaye değildir. Burada ikmal edilen şey -belli miktarda sürekli ağaç ya da hay­ van miktan- üretim sürecinde (aynı zamanda emek aletleri ve emek malzemesi olarak ) nispi şekilde vardır; iyi bir yönetim altında, yeniden-üretiminin doğal koşullanna bağlı olarak, bu ikmalin ol­ dukça büyük bir kısmı daima bu biçimde hazır bulundumlmak zo­ rundadır. 222


Devir üzerine benzer bir etki, ancak potansiyel olarak üretken sermaye olan, ama bu ekonominin niteliği gereği, aşagı yukan önemli miktarda birikmesi gereken ve böylece fiili üretim sürecine ancak yavaş yavaş katılmasına karşın, üretim amaçlarına uzun bir sürede yatınlan bir başka tür ikmal tarafından yaratılır. Bu katego­ riye, örneğin tarlaya taşınmadan önceki gübre, aynca, tahıl, saman vb. ve hayvan üretiminde kullanılan tüketim maddeleri gibi ikmal­ ler girer. " I şler sermayenin oldukça önemli bir kısmını çiftlik ikmal­ Ieri içerir. Ne var ki, bunlann iyi durumda korunmaları için gerekli koruyucu önlemler alınmazsa, bunlar, değerlerini azçok kaybedebi­ lirler. Gerekli dikkat gösterilmezse, çiftliğin ürün ikmalinin bir kıs­ mı tamamıyla kaybedilebilir. Bu nedenle, ahırlann, yem ve tahıl ambarlannın, kilerierin dikkatle gözden geçirilmeleri, depoların dai­ ma kapalı, temiz ve havalandınlmış olması vb. gerekmektedir. Am­ barda tutulan hububat ve diğer ürünler, zaman zaman iyice aktanl­ malı, patatesler ile pancarlar dona, yağrnura ve küfe karşı korunma­ lıdır." (Kirchhof, s. 292. ) " Özellikle hayvan besleme konusunda, ye­ tiştiricinin kendi gereksinmelerinin hesaplanmasında, dagtlım, elde edilen ürüne ve bu ürünün ne şekilde kullanılacağına göre yapılma­ lıdır. Yalnız kendi olağan gereksin-melerinin karşılanmasına değil, olağanüstü durumlar için bir yedek bulundurmaya da dikkat edil­ melidir. Eğer bundan sonra, talebin, kendi üretimiyle tamamen kar­ şılanamayacağı sonucuna vanlırsa, bu açığın önce öteki ürünlerle (yardımcı ürünlerle) ya da bu eksiklerio yerine daha ucuzlannın sa­ tın alınmasıyla karşılanmasını düşünmek gerekli hale gelir. Örne­ ğin, eğer bir saman açığı görülürse, bu, köklü bitkilerle ve ot kanşı­ mı ile giderilebilir. Genellikle, çeşitli ürünlerin asıl değerleri ile pa­ zar değerleri, bu gibi durumlarda daima gözönünde bulundurulmalı ve tüketim buna göre düzenlenmelidir. Eğer, örneğin yulaf fiyatı yüksekse, bezelye ve çavdar nispeten düşükken atlara verilecek yu­ lafın bir kısmı yerine çavdar yada bezelye verilir ve böylece artınlan yulaf satılır." ( Ibid., s. 300 ). I kmalin oluşumu tartışı lırken,* büyük ya da küçük, belli miktar­ da bir potansiyel üretken sermayeye gereklilik olduğu, yani üretim­ de kullanılacak üretim araçlanndan az ya da çok bir miktannın, üretime yavaş yavaş girmek üzere hazır bulundurulması gerektiği daha önce belirtilmişti. Bazı belirli işlerde ya da belli bir hacimdeki kapitalist işletmede, üretken ikmalin büyüklüğü, onun yenilenme­ sindeki güçlüklerio azlığı ya da çokluğuna, ikmal pazarlannın nispi yakınlığına, taşıma ve ulaştırma araçlannın gelişmesine, vb. bağlı bulunduğu da bu arada belirtilmişti. Bütün bu koşullar, üretken ik­ mal biçiminde hazır bulunması gereken asgari sermayeyi, dolayısıy­ la sermayenin yatınlması gerektiği zamanın uzunluğunu ve bir se­ ferde yatınlacak sermaye miktannı etkiler. Devir üzerinde de etkili * Bkz:

s.

1 27- 132. -Ed.

223


olan bu miktar, döner sermayenin, salt potansiyel üretken sermaye olarak, üretken ikmal biçiminde bağlı kaldığı sürenin uzunluğu ya da kısalığı ile belirlenir. Ote yandan, bu durgunluk hali, çabuk yeri­ ne konmanın az ya da çok olanak içerisinde olmasına, pazar koşulla­ nna bağlı olduğu kadar, kendisi, dolaşım zamanından, dolaşım ala­ nına ait koşullardan doğar. '" Üstelik, el aletleri, elekler, sepetler, ur­ ganlar, makine yağlan, çivi, vb ., gibi bütün bu tür gereç ve takımlar, derhal yerine konulmak üzere daha fazla miktarda, gecikmeksizin çevreden satın alınması olanağı varsa daha az miktarda hazır bu­ lundurulmalıdır. Ensonu, tüm alet ikmali, her kış dikkatle elden ge­ çirilmeli ve gerekli yeni satınalmalar ya da onanınlar derhal yapıl­ malıdır. Elde çok ya da az miktarda mal ikmali bulundurulması ge­ rektiği sorunu, her şeyden önce yerel koşullar tarafından çözümle­ nir. O yörede zanaatçı ya da dükkan yoksa, bunlann bulunduklan yerlere göre daha fazla ikmal bulundurulması zorunludur. Ama eğer gerekli ikmaller bir defada çok miktarda satın alınırsa, diğer koşul­ lar aynı kalmak üzere, uygun bir satınalma zamanı seçildiği takdir­ de genellikle bunları daha ucuza alma olanağı bulunur. Gerçekten de, böylece dönen işler sermayeden her defada epeyce büyük bir miktar kesinti yapılmış olur ki, bir işte bunu hazır bulundurmak da­ ima mümkün olmayabilir.'" ( Kirchhof, s. 30 1 . ) Üretim zamanı ile çalışma zamanı arasındaki fark gördüğümüz gibi epey değişiklikler gösterir. Bu, döner sermaye için, asıl emek­ sürecine (kundura kalıbı üretimi) girmeden önce, üretim zamanı ola­ bilir; ya da asıl emek-sürecinden (şarap ve tohum) geçtikten sonra üretim zamanı olabilir; ya da üretim zamanı arasıra çalışma zamanı tarafından kesintiye uğratılabilir (tanm ve orman yetiştirilmesi). Dolaşıma uygun ürünün büyük bir kısmı, faal üretim sürecine katıl­ madan kaldığı halde, çok daha küçük bir kısmı yıllık dolaşıma girer (orman yetiştirilmesi ve hayvancılık); bir döner sermayenin potansi­ yel üretken sermaye olarak yatınlması için gerekli zamanın uzunlu­ ğu ya da kısalığı, dolayısıyla da, bu sermayenin bir seferde yatınla­ cak miktarının büyük ya da küçük oluşu, kısmen üretken sürecin türüne (tarım ), ve kısmen de pazarın yakınlığına, kısacası dolaşım alanıyla ilgili koşullara bağlıdır. Çalışma zamanından aynlan üretim zamanını çalışma zamanı ile bir tutma çabasının -kendi payına değer teorisinin yanlış bir uy­ gulanmasından ileri gelen bir çabanın- sonucu olarak MacCul­ loch'un, James Mill'in vb. ne denli anlamsız teorilere ulaştıklarını daha ilerde (kitap llll göreceğiz.

Yukarda incelediğimiz devir çevrimi, üretim sürecine yatınlan sabit sermayenin kalımlılığı tarafından belirlenir. Bu çevrim birçok yılı kapsadığı için, ya sabit sermayenin bir dizi yıllık devirlerini ya 224


da o yıl içerisindeki yinelenen devirlerini kapsar. Tanmda böyle bir devir çevrimi, ürün münavebesi sisteminden doğar. "Kira sözleşme süresi, hiçbir zaman, kabul edilmiş bulunan ürün münavebesi sisteminin tamamlanmış sürecinden az olmamalı­ dır. Bu nedenle, bu süre, üç tarla sisteminde, daima 3, 6, 9, vb. he­ sap edilir. Tam nadas sisteminde, bir tarla, altı yılda ancak dört kez ekilir; ekim yıllarında, kış ve yaz ekimleri yapılır ve toprağın özellik­ leri gerektiriyorsa ya da uygun ise, ardarda, buğday ve çavdar, arpa ve yulaf ekilir. Her türlü tahılın aynı topraktaki verimi başka baş­ kadır, bunlardan herbirinin değerleri farklıdır ve farklı fiyatlara sa­ tılırlar. Bu nedenle, tarlanın ekildiği her yıl verimi ayrı olduğu gibi, münavebenin ilk yarısındaki (ilk üç yıldaki) verimi, ikincisinden farklıdır. Verimlilik, yalnız toprağın iyi niteliğine değil, aynı zaman­ da, tıpkı fiyatların, değişen bir yığın koşullara bağlı olması gibi, her yılki hava durumuna bağlı olduğu için, münavebenin bir döneminde­ ki ortalama verim, diğerine eşit değildir. Eğer, bir tarlanın geliri, tüm altı yıllık münavebe döneminin ortalama verimi ve ortalama fi­ yatları dikkate alınarak hesap edilirse, her münavebe döneminin bir yıllık toplam geliri bulunmuş olur. Eğer gelir, yarım münavebe süre­ si, yani üç yıl için hesaplanırsa, o zaman [her üç yılın -ç.] toplam gelir rakamlan birbirini tutmaz. Bütün bunlardan, üç tarla sistemi­ ne göre işlenen bir toprağın en az altı yıllığına kiralanması gereği ortaya çıkar. Bununla birlikte, sözleşme süresinin bu sürenin katla­ n olması her zaman kiraya veren ve kiracı için daha İstenilir bir şey­ dir [aynen böyle! ); demek oluyor ki, bunun üç tarla sisteminde, 6 yıl yerine 12, 18 ve daha fazla yıl, yedi tarla sisteminde 7 yerine, 14, 28 yıl olması gerekir." (Kirchhof, s. 1 17, 1 18 .) (Burada, elyazmasında ş u not var: " I ngiliz ürün münavebe siste­ mi. Buraya bir not koyunuz.")

225


ONOÖRDÜNCÜ BÖLÜM

DOLAŞlM ZAMANI

FARKLI sanayi kolianna yatınlan farklı sermayelerin devir dö­ nemlerini, dolayısıyla da sermayenin yatınlması gerekli dönemleri belirleyen ve buraya kadar incelemiş bulunduğumuz bütün durum­ lar, sabit ve döner sermaye arasındaki fark, çalışma dönemleri ara­ sındaki fark gibi , üretim sürecinin kendisinden doğar. Ama serma­ yenin devir zamanı, onun üretim zamanı ile dolaşım ya da dönüş zamanının toplamına eşittir. I şte bu nedenle, dolaşım zamanındaki bir farkın, devir zamanında ve dolayısıyla, devir döneminin uzunlu­ ğunda bir farka yolaçması çok doğaldır. Bu durum, ya devri değişti­ ren bütün koşullann dolaşım zamanı dışında eşit olduğu iki farklı sermaye yatınmının karşılaştınlmasında, ya da yalnızca teorik ola­ rak dolaşım zamanlan değişen, ama sabit ve döner sermaye arasın­ daki oranı değişmeyen, çalışma dönemi vb. değişmeyen belli bir sermayenin seçilmesiyle en açık duruma gelir. Dolaşım zamanının kesimlerinden birisi -nispeten en kesin ola­ nı- satış zamanından, sermayenin, meta-sermaye durumunda bu­ lunduğu süreden ibarettir. Dolaşım zamanı, ve böylece de, genel ola­ rak devir dönemi, bu satış zamanının nispi uzunluğuna bağlı olarak uzun ya da kısadır. Ek bir sermaye yatınmı, depolama vb. harcama-

226


lan sonucu, gerekli duruma gelebilir. Mamul maliann satışı için ge­ rekli zamanın, bir ve aynı sanayi kolundaki bireysel kapitalistler için oldukça büyük farklılıklar gösterebileceği daha başlangıçta apa­ çıktır. Bu nedenle, bu, yalnız, çeşitli sanayi koliarına yatınlrnış bu­ lunan toplam sermayeler için değil, aynı zamanda, aslında aynı üre­ tim alanına yatınlan toplam sermayenin kısımlan olduklan halde, bağımsız hale gelen çeşitli bağımsız sermayeler için de farklı olabi­ lir. Diğer koşullar aynı kalmak üzere, satış dönemi aynı bireysel ser­ maye için, pazardaki genel dalgalanmalar ya da o özel işkolunda kendisine özgü dalgalanmalar nedeniyle değişecektir. Bu nokta üze­ rinde daha fazla durmayacağız. Yalnızca şu basit olguyu belirtece­ ğiz: Genellikle farklı sanayi kolianna yatırılan serrnayelerin devir dönernlerinde farklılıklara yolaçan bütün koşullar, bu koşullar bi­ reysel olarak işlernek kaydıyla (örneğin bir kapitalistin, rakibinden daha hızlı satış yapma fırsatını bulması ya da çalışma dönemini kı­ saltrnak için ötekilerden daha başka yöntemler kullanması halinde), aynı işkolunda işleyen çeşitli bireysel sermayeterin devirlerinde de farklılıklan kendileriyle birlikte getirirler. Satış zamanının ve dolayısıyla genel olarak devir dönemlerinin farklılaşmasında sürekli etki yapan nedenlerden biri, bir rnetaın üretim yeri ile satıldığı pazar arasındaki uzaklıktır. Pazara kadar yaptığı yolculuk boyunca sermaye, meta-sermaye durumunda eli kolu bağlı kalır. Eğer mallar sipariş üzerine yapılmış ise, teslim edi­ leceği zamana kadar, yok eğer sipariş üzerine yapılmamış ise, paza­ ra kadar yaptığı gezi zamanına bir de orada satılınayı beklediği sü­ renin eklenmesi gerekir. lnaştırma ve iletişim araçlanndaki geliş­ meler, metalann yolculuk sürelerini mutlak olarak kısaltırsa da, farklı meta-sermayelerinin yolculuklanndan ileri gelen dolaşım za­ rnanlanndaki nispi farkı ortadan kaldırmadığı gibi, farklı pazarlara göç eden aynı meta-sermayenin farklı kısımlannın dolaşım zaman­ lanndaki nispi farkı da yoketmiş olmaz. Örneğin yelkenli ve buharlı gernilerde, yolculuk süresini kısaltan gelişmeler, bu kısaltrnayı, ya­ kın ve uzak limanlar için eşit ölçüde yapmış olurlar. Nispi farklar, çoğu kez azalmakla birlikte, gene de vardır. Ama bu nispi farklar, ulaştırma ve iletişim araçlanndaki gelişmelerle, coğrafi uzaklıklara uygun düşmeyecek bir biçimde değiştirilebilir. Örneğin, bir üretim yerinden iç kısırnlardaki bir yerleşme merkezine giden bir demiryo­ lu, demiryolu ile bağlanmarnış daha yakın bir noktaya olan uzaklığı, coğrafi olarak daha uzak bir noktaya kıyasla, nispi ya da mutlak olarak uzatabilir. Aynı şekilde, aynı koşullar, üretim yerlerinin, bü­ yük pazarlara olan nispi uzaklığını değiştirebilir ve böylece, ulaştır­ ma ve iletişim kolaylıklanndaki değişiklikler nedeniyle, eski üre­ tim merkezleri geriler ve yenileri doğar. <Buna, bir de, uzun rnesa­ felere yapılan taşırnalann kısa rnesafelere oranla daha ucuz olduğu­ nu eklemek gerekir.) Üstelik, taşıma araçlannın gelişmesiyle, yalnızca yer bakırnından hareketin hızı çabuklaştınlrnış olmaz, aynı 227


zamanda, coğrafi uzaklıklar da zaman bakımından kısalmış olur. Kitle ulaştırma araçlanndaki gelişmelerle, yalnız örneğin aynı lima­ na aynı anda birçok gemi yelken açınakla ya da aynı iki nokta ara­ sında, farklı demiryolları üzerinde aynı anda birkaç tren gidip gel­ mekle kalmıyor, aynı haftanın birbirini izleyen günlerinde, Liverpo­ ol'dan New York'a yük gemileri kalkıyor ya da aynı günün çeşitli sa­ atlerinde Manchester'dan Londra'ya yük trenleri hareket ediyor. Gerçi taşıma araçlannın belirli bir kapasitesi veri olduğuna göre, mutlak hız -dolayısıyla, dolaşım zamanının bu kısmı- bu son du­ ruma bağlı olarak değişmiş olmuyor. Ama metalann ardarda sevki, daha kısa zaman aralıklan ile geçişlerini başlatarak, fiili sevk işle­ mi başlamadan önce, potansiyel meta-sermaye olarak büyük miktar­ lar halinde birikmeden birbiri ardına piyasaya ulaşmalannı sağlar. Böylece, sermayenin dönüşü, aynı şekilde, birbirini ardarda izleyen daha kısa zaman dönemlerine dağılır ve öyle ki, bir kısmı meta­ sermaye olarak dolaşırken, öteki kısmı devamlı para-sermayeye dö­ nüşür. Sermaye dönüşü, birbirini izleyen birkaç döneme dağılarak toplam dolaşım zamanı ve aynı zamanda da devir zamanı kısalmış olur. Mevcut üretim yerleri, daha fazla üretimde bulunup, daha bü­ yük üretim merkezleri haline geldikçe, ilkin, bunlara bağlı olarak iş­ lev yapan taşıma araçlannın hareketliliği, örneğin trenlerin sayısı artar. Gelişme, zaten mevcut pazarlar yönündedir, yani büyük üre­ tim ve nüfus merkezlerine, ihraç limanianna vb. doğrudur. Öte yan­ dan, bu özel büyük ulaştırma kolaylıklan ile, bunun sonucu, senna­ yenin devrindeki hızlanma (çünkü bu, dolaşım zamanına bağlıdır), hem üretim merkezlerinde ve hem de pazarlarda daha hızlı bir yo­ ğunlaşmaya yolaçar. İnsan ve sermaye kitlelerindeki bu yoğunlaş­ manın belli noktalarda hızlanması ile birlikte, bu sermaye kitleleri­ nin birkaç kişinin elinde yoğunlaşması da başlar. Aynı zamanda, üretim ve pazar yerlerinin nispi durumlannda, taşıma kolaylıklann­ daki dönüşümlerin yolaçtığı değişiklikler sonucu, tekrar bir kayma ve yer değiştirme olduğu görülür. Bir zamanlar bir karayolu ya da kanal üzerinde bulunduğu için özel bir avantaja sahip bulunan bir üretim yeri, şimdi, kendisini, nispeten uzun aralıklar ile tren işleyen tek hatlı bir demiryolu güzergahının üzerinde bulduğu halde, eski­ den ana trafik yollanndan uzakta bulunan diğer bir yer, şimdi, bir­ kaç demiryolu kavşağının üzerinde bulunabilir. Bu ikinci yerleşme yerinde bir yükseliş, ilkinde bir gerileyiş görülür. Ulaştırma araçla­ nndaki değişiklikler, böylece metalann dolaşım zamanlannda, satı­ nalma, satış vb. olanaklannda yerel farklılıklar yaratır, ya da zaten bulunan yerel farklılıklar, daha başka bir biçimde dağılıma uğrar. Sermayenin devri konusunda bu durumun taşıdığı önem, çeşitli böl­ gelerdeki ticaret ve sanayi temsilcilerinin, demiryollan işletmeleriy­ le giriştikleri kavgalada görülür hale gelir. ( Örneğin, yukarıda sözü edilen, Bluebook ofthe Railway Committee'ye bakınız. * ) *

Bkz: s . 139. -Ed. 228


Ürünlerin niteliği gereği, sözgelişi bira fabrikalan gibi başlıca yerel tüketime dayanan bütün üretim kolları, bu nedenle, büyük öl­ çüde, bellibaşlı nüfus merkezlerinde gelişmiştir. Sermaye devrindeki daha büyük hız, buralarda, bazı üretim koşullarının, arsaların, vb. daha pahalı olmasını kısmen karşılar. Bir yandan, kapitalist üretimdeki gelişmelerin, ulaştırma ve ile­ tişim araçlarında oluşturduğu gelişmeler, metalann belli miktarlan­ nın dolaşım zamanını azaltırken, ulaştırma ve iletişim kolaylıklann­ daki gelişmelerin yarattığı aynı ilerlemeler ve fırsatlar da, tersine, gitgide daha uzak pazarlar için, kısacası dünya pazarlan için iş yap­ mayı zorunlu duruma getirir. Uzak yerlere taşınacak meta kitlesi dev boyutlara ulaşır ve bununla birlikte de, dolaşım zamanı içerisin­ de uzun dönemler sürekli olarak meta-sermaye aşamasında kalan toplumsal sermayenin bu bölümü de, hem mutlak ve hem de nispi olarak büyür. Gene bununla birlikte, toplumsal servetin doğrudan üretim aracı olarak, işgörmesi yerine, ulaştırma ve iletişim araçlan ile, bunların işlemesi için gerekli sabit ve döner sermayeye yatınlan kısmında da bir büyüme olur. Metalann üretim yerlerinden pazarianna taşınmalan için ge­ rekli olan nispi uzaklık, yalnızca dolaşım zamanının ilk kısmı, satış zamanı üzerinde değil, aynı zamanda, ikinci kısmı, paranın tekrar üretken sermayenin öğelerine dönüşmesi, yani satınalma zamanı üzerinde de bir fark meydana getirir. Bir metaın gemiyle Hindis­ tan'a sevkedildiğini kabul edelim. Bu, diyelim, dört ay alır. Satış za­ manının sıfıra eşit olduğunu varsayalım, yani metalar sipariş üzeri­ ne yapılmıştır ve bedelleri, teslimde, üreticinin temsilcisine ödene­ cektir. Paranın dönüşü (ne biçimde olursa olsun) bir dört ayı daha gerektirir. Böylece, bir sermayenin tekrar üretken sermaye olarak işlev yapabilmesi, aynı işlemi yenileyebilmesi için, toplam sekiz ay geçmesi gerekir. Bu şekilde ortaya çıkan devir farkları, çeşitli kredi vadelerinin maddi temellerinden birini oluşturur; tıpkı genel olarak denizaşırı ticaretin, örneğin Venedik ve Cenova'da, tam anlamıyla kredi sisteminin kaynaklanndan birisi olması gibi. " 1847 bunalımı, o zamanın banker ve tüccar topluluğuna, Hindistan ve Çin'e çekilen poliçelerin tedavül süresini" (bu ülkeler ile Avrupa arasındaki poli­ çelere tanınan süreyi) "on aylık tarihten altı aylık ibraz süresine in­ dirme olanağını sağladı ve bütün hız artışlanyla ve telgraflann tesi­ siyle birlikte geçen yirmi yıl içerisinde . .. " dört aylık ibraza geçişin ilk adımı olarak, altı aylık ibrazdan dört aylık tarihe "bir indirimi daha . .. zorunlu hale getirmiştir." 'Yelkenli bir geminin, Ümit burnu yoluyla, Kalküta'dan Londra'ya ulaşması ortalama 90 günün altın­ dadır. Dört aylık ibraz üzerine ödeme yapma süresi, 150 günlük bir vadeye eşit olur. Şimdiki, altı aylık ibraz üzerine ödeme süresi, 210 günlük bir vadeye eşittir." < London Economist, 16 Haziran 1866.) Öte yandan: "Brezilya'da, poliçelerin tedavül süresi, iki ve üç ay­ lık ibraz üzerine ödeme olarak kalmakta, hesaplar Anvers'ten çekil229


·

melidir." ( Londra'da) "üç aylık tarih üzerinden işlem görmekte ve Manchester ile Bradford bile Londra'dan, üç ya da daha uzun süreli hesap çekmektedir. Zımni bir anlaşma ile tüccarlara, akla-uygun bir zaman içerisinde, vadesi dolmuş borçlara karşı çekilen hesaplarda, mallannın bedelini alma olanağını sağlamaktadır. Bu durumda, Hindistan'daki hesaplar için bugünkü ödeme süresi fazla sayılma­ mak gerekir. Hindistan ürünlerinin çoğu Londra'da üç ay vade ile satılmakta ve satışiann yapılması için bir zaman kaybı bırakıldığın­ da, beş ay içerisinde gerçekleşemediği halde, daha önceleri, Hindis­ tan'da satınalma ve İngiltere'de depoya teslim arasında (ortalama) beş aylık bir süre daha geçmekteydi. Böylece toplam on aylık bir süre olduğu halde, mallar karşılığında çekilen hesap, yedi ayı geçmi­ yor." (lbid., 30 Haziran 1866.) Başlıca, Hindistan, Çin ve Paris Comptoir d'Escompte ile iş yapan beş büyük Londra bankası, 2 Tem­ muz 1886'da şu ilanı verdi: " 1 Ocak 1867'den itibaren, Doğudaki şube ve temsilcileri ancak dört aylık vadeyi geçmeyen poliçeleri sa­ tın alacak ve satacaktır." ( lbid., 7 Temmuz 1866.) Ne var ki, bu süre indirimi kötü uygulandı ve terkedilmek zorunda kalındı. (0 zaman­ dan beri, Süveyş kanalı, bütün bunlan kökünden değiştirdi.) Elbette ki meta dolaşım süresi uzadıkça, pazar fiyatlannda bir değişiklik olması tehlikesi artar, çünkü fiyat değişikliklerinin mey­ dana gelebileceği süre uzar. Dolaşım süresindeki farklılıklar, aynı işkolunun çeşitli ayn ser­ mayeleri arasındaki kısmen bireysel, kısmen de ödemenin yerinde nakit olarak yapılmadığı zaman farklı ödeme vadelerine göre farklı işkollan arasında, alım ve satımdaki farklı ödeme vadelerinden ileri gelir. Kredi sistemi için önem taşıyan bu nokta üzerinde burada daha fazla durmayacağız. Devir zamanındaki farklılıklar, mailann teslimi için yapılan söz­ leşmelerin büyüklüğünden de gelir ve bunlann büyüklüğü, kapita­ list üretimin boyutlan ve hacmiyle artar. Alıcı ile satıcı arasında bir işlem olan teslim sözleşmesi, pazar ile, dolaşım alanı ile ilgili bir iş­ lemdir. Devir zamanında burada ortaya çıkan farklılıklar, bu neden­ le, dolaşım alanından gelir ama hemen üretim alanını etkiler; ve bu, bütün ödeme vadelerinden, kredi koşullanndan, dolayısıyla da nakit ödeme durumundan ayn olarak meydana gelir. Örneğin, kömür, ip­ lik, vb., ayn ayn ürünlerdir. Her gün, tamamlanmış ürünün belirli bir miktannı sağlar. Ama eğer, iplikçi-patron ya da maden sahibi, diyelim ki, birbirini izleyen işgünlerini içeren dört ya da altı haftalık bir dönemi gerektirecek büyük miktarlarda ürünlerin teslimini ge­ rektiren sözleşmeler yapmışlarsa, bu, sermaye yatınm zamanını il­ gilendirdiği kadarıyla, bu emek-sürecinde, sanki sürekli olarak dört ya da altı haftalık bir çalışma dönemi uygulanıyormuş gibidir. Bura­ da, kuşkusuz, sipariş edilen miktann tamamının tek bir parça ha­ linde teslim edileceği, ya da hiç değilse bedelinin toptan teslim yapıl­ dıktan sonra ödeneceği varsayılmıştır. Tek tek ele alındığında, her 230


gün, böylece kendisine düşen belirli miktarda tamamlanmış ürünü sağlamış oluyor. Ama bu tamamlanmış miktar, sözleşme yapılan miktann ancak bir kısmıdır. Bu örnekte, son şeklini alan bu kısım, artık üretim sürecine dahil olmadığına göre, depoda ancak potansi­ yel sermaye olarak yatar. Şimdi de, dolaşım zamanının ikinci aşamasını, satınalma zama­ nını, ya da sermayenin para-biçiminden tekrar üretken sermayenin öğelerine çevrildiği dönemi ele alalım. Bu dönem boyunca, kısa ya da uzun bir zaman, para-sermaye durumunda kalmak zorundadır; yani yatınlan toplam sermayenin belli bir kısmı, bu kısım sürekli değişen öğelerden oluştuğu halde, her zaman, para-sermaye duru­ munda olmak zorundadır. Örneğin, belli bir işe yatınlan toplam ser­ mayenin n kez 100 sterlini, para-sermaye biçiminde bulunmak zo­ rundadır, böylece bu n kez 100 sterlini oluşturan bütün kısımlar sü­ rekli olarak üretken sermayeye çevrildiği halde, bu toplam, gene de dolaşımdan, gerçekleşmiş meta-sermayeden gelen akışla doluyor gi­ bidir. Yatınlan sermaye-değerin belli bir kısmı, bu nedenle sürekli para-sermaye halinde, yani üretim alanına değil, dolaşım alanına ilişkin bir biçimdedir. Sermayenin, pazariann uzaklığı nedeniyle, meta-sermaye biçi­ minde bağlı kaldığı zamanın uzamasının, doğrudan paranın dönüşü­ nü ve dolayısıyla da, sermayenin para-sermayeden üretken serma­ yeye dönüşmesini geciktirdiğini görmüş bulunuyoruz. Ayrıca metalann satın alınmalan ile ilgili olarak, satınalma za­ manının, ana hammadde kaynaklanna olan uzaklığın az ya da çok olması, uzun bir süre için hammadde satın alınmasını ve bunlann üretken ikmal, gizil ya da potansiyel üretken sermaye halinde bu­ lunmasını zorunlu kıldığını; bunun sonucu olarak, üretimin hacmi aynı ise, bir seferde yatınlacak sermaye miktan ile bu sermayenin yatınmda kalmak zorunda olduğu süreyi artırdığını görmüş bulunu­ yoruz (Altıncı Bölüm). Oldukça büyük miktarlarda hammaddenin azçok uzun sürelerle _eiyasaya sürülmesiyle, çeşitli işkollannda benzer bir etki yaratılır. Omeğin Londra'da, her üç ayda bir, açık artırma ile büyük yün sa­ tışlan yapılır ve yün piyasası bununla denetim altına alınır. Öte yandan pamuk piyasası tüm olarak, düzenli olmasa bile, hasattan hasada devamlı bir stok ile beslenir. Bu gibi dönemler, bu hammad­ delerin bellibaşlı satın alınma tarihlerini belirler. Bu üretim öğeleri için uzun ya da kısa süreli peşin ödemeleri gerektiren spekülatif alımlar üzerinde bunlann etkileri büyüktür; tıpkı üretilen metalann niteliğinin, bir ürünün, uzun ya da kısa bir süre için, spekülatif ve kasıtlı olarak potansiyel meta-sermaye biçiminde tutulması üzerin­ de etkili olması gibi. "Tanmla uğraşanlann, bir ölçüde spekülatör ol­ malan ve eğer günün koşullan gerektiriyor ise, ürünlerinin satışını geriye bırakmalan gereklidir . ... " Bunu birkaç genel kural izliyor. " ... Bununla birlikte, ürünlerin satışında, her şey, esas olarak, kişiye, 231


bizzat ürüne ve bulunduğu yöreye bağlıdır. Becerikli ve şanslı [ ! ] ol­ masının yanısıra, yeterli işler sermayeye de sahip bulunan bir kim­ se, fiyatiann olağanüstü düşük bulunduğu sırada eğer bir kez için hububat ürününü bir yıl süreyle arnhannda tutarsa, suçlanmamalı­ dır. Buna karşılık, işler sermayesi yetersiz ya da spekülatif düşünce­ den büsbütün yoksun [ ! ] bir kimse, o günün ortalama fiyatlannı elde etmeye çalışacak ve ilk fırsatta malını satmak zorunda kalacaktır. Yününü bir yıldan fazla depoda bekletmek hemen her zaman bir kayba yolaçtığı halde, hububat ve yağlı tohum, özellikleri ve yüksek nitelikleri zarar görmeksizin birkaç yıl depo edilebilir. Genellikle kısa aralıklarla büyük fiyat dalgalanmalan gösteren ürünler, örne­ ğin, yağlı tohum, şerbetçİ otu, tarak otu ve benzerleri, satış-fıyatlan, üretim-fiyatlannın çok altına düştüğü yıllarda, büyük yarar sağla­ yacak şekilde saklanabilirler. Semirtilmiş hayvan gibi korunmalan günlük gideri gerektiren, ya da meyve, patates vb. gibi bozulabilir şeylerin satışını geciktirmek hiç de doğru değildir. Çeşitli bölgeler­ de, belli bir ürün, belli mevsimlerde, en düşük, diğerlerinde en yük­ sek fiyatı getirirler. Böylece, tahılın ortalama fiyatı , St. Martin gü­ nünde, bazı bölgelerde Noel ile Paskalya arasında olduğundan daha ucuzdur. Üstelik, bazı ürünlerin, bazı bölgelerde ancak belirli za­ manlarda satışlan iyidir; yün ticaretinin diğer zamanlarda durgun olduğu bölgelerdeki yün piyasalannda yünün durumu böyledir." (Kirchhof, s. 302. ) Paranın, tekrar, üretken sermayenin öğelerine çevrildiği, dola­ şım zamanının ikinci yansı incelenirken, yalnız bu dönüşüm, para­ nın, ürünün satıldığı pazara uzaklığına bağlı olarak geri döndüğü yalnız bu süre ele alınmamalıdır. Yatınlan sermayenin, daima para biçiminde, para-sermaye durumunda hazır bulundurulması gerekli kısmının miktarını da gözönünde tutmak gerekir, ve esas olarak da böyledir. Bütün spekülasyonlann dışında, daima üretken ikmal olarak hazır bulundurulmalan gerekli metalann satın alınma hacmi, bu ik­ malin yenilenme zamanlanna, dolayısıyla da pazar koşullanna bağ­ lı durumlara tabidir ve bu nedenle çeşitli hammaddeler için bu ha­ cim farklıdır. Bu durumlarda, paranın, zaman zaman büyük miktar­ lar halinde ve toptan yatınlması gerekir. Bu para, çok ya da az hızlı ama daima sermayenin devrine göre parçalar halinde geri döner. Bunun bir kısmı, yani ücretiere çevrilen kısmı, gene kısa aralıklarla sürekli harcarur. Ama diğer kısmının, yani hammaddeye vb. çevrile­ cek kısmının, satınalma ya da ödemede kullanılmak üzere yedek fon olarak, oldukça uzun sürelerde biriktirilmesi gerekir. Hacmi daima değişmekle birlikte, bu nedenle para-sermaye biçiminde bulunur. Bundan sonraki bölümde, üretim ya da dolaşım sürecinden ileri gelen diğer durumların, yatınlan sermayenin belli bir kısmının, para biçiminde hazır bulundumlmasını zorunlu kıldığını göreceğiz. Genellikle iktisatçılann, bir iş için gerekli sermayenin bir kısmının , 232


birbiri ardına, üç aşamadan, para-sermaye, üretken-sermaye ve meta-sermaye aşamalanndan geçtiğini unutınaya değil, aynı za­ manda, bu sermayenin farklı kısımlarının, nispi büyüklükleri dur­ madan değişmekle birlikte, sürekli ve eşzamanlı olarak bu üç biçime sahip bulunduklarını da unutınaya çok yatkın olduklarını dikkate almak gerekir. I ktisatçıların özellikle unuttuklan şey, sermayenin, daima para-sermaye olarak hazır bulunan kısmıdır, oysa salt bu du­ rum, burjuva iktisadının anlaşılması ve, dolayısıyla pratikteki öne­ minin hissedilmesi bakımından da büyük önem taşır.


ONBEŞİNCI BÖLÜM

DEVlR ZAMANININ YATIRILAN SERMAYE NİN BÜYÜKLÜGÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

BU ve bundan sonraki onaltıncı bölümde, devir zamanının, ser­ mayenin kendisini genişletmesi üzerindeki etkisini ele alacağız. Sözgelişi, dokuz haftalık bir çalışma döneminin ürünü olan bir meta-sennayeyi alalım. Ürünün değerinin, sabit sermayenin ortala­ ma aşınma ve yıpranması ile eklenen kısmı ile, üretim süreci sıra­ sında ürüne eklenen artı-değeri şimdilik bir yana bırakalım. Bu du­ rumda bu ürünün değeri, üretimi için yatınlan döner sennayeye, yani üretimde tüketilen ücretler ile ham ve yardımcı maddelerin de­ ğerine eşittir. Bu değere 900 sterlin dersek, haftalık yatınm 100 sterlin olur. Burada, çalışma dönemi ile aynı olan üretim dönemi ça­ kışır, bu nedenle dokuz haftadır. Bu dönemin, sürekli bir ürünün ça­ lışma dönemi olduğunu varsaymak ya da bunun ayrı bir ürünün sü­ rekli bir çalışma dönemi olması, bir defada pazara getirilen bu ayn ürün miktan, dokuz haftalık emeğe malolduğu sürece, bir önemi yoktur. Dolaşım zamanına da üç hafta diyelim. Buna göre bütün de­ vir dönemi oniki haftadır. Dokuz haftanın sonunda, yatınlmış bulu­ nan üretken sermaye, meta-sermayeye çevrilmiştir, ama şimdi de üç hafta dolaşım döneminde kalmaktadır. Yeni üretim dönemi, bu ne­ denle, onüçüncü haftanın başlangıcından önce başlayamaz ve üre-

234


tim, üç hafta için, yani toplam devir döneminin dörtte-biri için tam bir hareketsizlik halinde bulunacaktır. Gene burada, bir ortalama üzerinden ürünün satılmasının uzun zaman alması, ya da bu zaman uzunluğunun pazann uzaklığına ya da satılan maliann ödeme vade­ lerine bağlı olduğunu varsaymak herhangi bir değişiklik getirmez. Üretim, her üç ayda bir, üç hafta duracak ve bu da bir yılda, dört çarpı üç haftaya, yani oniki haftaya ulaşarak, yıllık devir döneminin üç ayını, ya da dörtte-birini kapsayacaktır. Demek oluyor ki, eğer üretim sürekli olacak ve her hafta aynı ölçekte yürütülecekse, ancak şu seçenek vardır: 900 sterlinin, hem çalışma dönemi ve hem de ilk devrin dolaşım zamanı boyunca işi sürdürmeye yetmesi için, üretim ölçeğinin azal­ tılması gerekecektir. Devir dönemi oniki hafta ve çalışma dönemi de dokuz hafta olduğu için, ilk devir dönemi tamamlanmadan önce, onuncu hafta ile birlikte, ikinci bir çalışma dönemi, dolayısıyla da yeni bir devir dönemi başlayacaktır. 900 sterlin, oniki haftaya dağı­ tılırsa haftada 75 sterlin eder. Her şeyden önce, böylesine küçültül­ müş ölçekteki bir işin, değişik boyutlarda bir sabit sermayeyi ve bu yüzden de, bütünüyle işin azaltılmasını öngöreceği besbellidir. Son­ ra, böyle bir indirirnin yapılabileceği de kuşkuludur, çünkü her işte, üretimin gelişmesiyle orantılı olarak, rekabet olanağını sürdürebil­ mesi için, esas olan normal bir asgari sermaye yatınmı vardır. Bu normal asgari, kapitalist üretimin gelişmesiyle birlikte sürekli ola­ rak büyür, yani sabit değildir. Bilinen herhangi bir zamandaki nor­ mal asgari ile, sürekli artış gösteren normal azami arasında birçok ara basamaklar vardır ve bu, çok çeşitli hacimlerde sermaye yatı­ nmlanna olanak sağlayan bir ortam oluşturur. Bu ortamın sınırlan içerisinde indirimler görülebilir ve bu sermaye indirimlerinin en alt sının, o günlerdeki normal asgaridir. Üretimde bir aksama olduğu, pazarda gereğinden fazla mal bi­ riktiği, hammadde fiyatlan yükseldiği, vb. zaman -sabit sermaye­ nin boyutlan belli olduktan sonra- normal döner sermaye yatınmı, çalışma zamanını, diyelim yarı yanya indirerek sınırlandınr. Buna karşılık, gönenç zamanlarında, sabit sermayenin boyutlan belli ol­ duğuna göre, kısmen çalışma zamanının uzaması, kısmen de yoğun­ laşması ile, döner sermayede anormal bir genişleme olur. Daha baş­ langıçta bu gibi dalgalanmalann hesaba katılması gereken işlerde durum, kısmen yukandaki önlemlere başvurulmasıyla, kısmen de demiryollannda yedek lokomotifterin kullanılması gibi, yedek sabit sermaye uygulamasıyla birlikte çok sayıda emekçinin aynı anda ça­ lıştınlmasıyla hafifletilebilir. Ne var ki, yalnız normal koşullann varsayıldığı burada, bu gibi anormal dalgalanmalar dikkate alınma­ maktadır. Üretimi sürekli hale getirmek için, bu nedenle, aynı döner ser­ maye harcaması, daha uzun bir döneme, dokuz yerine oniki haftaya dağıtılmıştır. Bunun sonucu, her zaman diliminde indirilmiş bir 235


üretken sermaye işlev görmektedir. Üretken sermayenin döner kıs­ mı, yüzden yetmişbeşe, yani dörtte-bir indirilmiştir. Dokuz haftalık bir çalışma dönemi için işlev yapan toplam üretken sermaye mikta­ n, 9 kez 25'e, yani 225 sterline, 900 sterlinin dörtte-birine indiril­ miştir. Ama dolaşım zamanının devir zamanına oranı da, aynı şekil­ de, onikide-üç, yani dörtte-birdir. Bundan şu sonuç çıkar: Eğer üre­ tim, meta-sermayeye dönüşmüş üretken sermayenin dolaşım zama­ nı sırasında kesintiye uğramıyorsa, onunla birlikte her hafta sürekli olarak yüriitülüyorsa ve bu amaç için özel bir döner sermaye elde mevcut değilse, o zaman bu, yalnızca üretken işlemlerin azaltılma­ sıyla, işlev yapan üretken sermayenin döner kısmında bir indirim yapılmasıyla mümkün olabilir. Dolaşım zamanı devir dönemine göre ne ise, döner sermayenin dolaşım zamanı sırasında üretim için ser­ best kalan bölümü de, yatınlan toplam döner sermayeye göre odur. Daha önce de belirtildiği gibi bu, ancak, emek-sürecinin her hafta aynı ölçekte yüriitüldügü ve bu nedenle de, farklı çalışma dönemle­ rinde örneğin tanmda olduğu gibi değişik miktarlarda sermaye yatı­ nmına gerek göstermeyen üretim kollan için geçerlidir. Öte yandan, eğer biz, işin niteliğinin, üretimin ölçeğinde bir indi­ rimi ve dolayısıyla da her hafta yatınlacak döner sermayede bir in­ dirimi gereksiz kıldığını varsayarsak, üretimin sürekliliği, ancak, ek döner sermaye ile, yukandaki örnekte 300 sterlin ile sağlanabilir. Oniki haftalık devir dönemi boyunca ardarda 1.200 sterlin yatınl­ mıştır ve tıpkı üç haftanın oniki haftanın dörtte-biri olması gibi 300 sterlin de bu miktann dörtte-biridir. Dokuz haftalık çalışma zamanı­ nın sonunda, 900 sterlinlik sermaye-değer, üretken sermaye biçi­ minden, meta-sermaye biçimine çevrilmiştir. Çalışma dönemi ta­ mamlanmıştır, ama aynı sermaye ile yeniden açılamaz. Dolaşım ala­ nında meta-sermaye olarak işlev yaparak kaldığı üç hafta boyunca, üretim süreci yönünden sanki hiç mevcut değilmiş gibi aynı durum­ dadır. Ele aldığımız örnekte, bütün kredi ilişkilerini dıştalıyoruz ve kapitalistin yalnız kendi parası ile iş gördügünü kabul ediyoruz. Ama ilk çalışma dönemi için yatırılan sermaye, üretim sürecini ta­ mamlayarak üç hafta süreyle dolaşım sürecinde kaldığı sırada, 300 sterlinlik ek bir sermaye yatınmı işlev görmeye başlar ve böylece, üretimin sürekliliği kesintiye uğramaz. Şimdi bununla ilgili olarak şunlan dikkate almak gerekir: Birincisi : Ilk yatınlan 900 sterlinlik sermayenin çalışma döne­ mi, dokuz haftanın bitiminde tamamlanır ve üç hafta dolana kadar, yani onüçüncü haftanın başlangıcına kadar geri dönmez. Ama 300 sterlinlik ek bir sermaye ile yeni bir çalışma dönemi derhal başlar. Ve böylece üretimin sürekliliği sağlanır. İkincisi: Başlangıçtaki 900 sterlinlik sermaye ile, ilk dokuz haf­ talık çalışma döneminin bitiminde, ikinci çalışma dönemini, birinci­ nin tamamlanmasından sonra herhangi bir kesintiye uğramaksızın başlatan, yeni eklenen 300 sterlinlik sermayenin işlevleri ikinci de236


vir döneminde birbirleriyle kesiştikleri halde, ilk devir döneminde açıkça farklıdırlar, ya da hiç değilse farklı olabilirler. Bu konuyu biraz daha açıklayalım. lik devir dönemi 12 hafta. lik çalışma dönemi 9 hafta; bunun için yatınlan sermayenin devri, 13. haftanın başında tamamlanır. Son üç hafta boyunca 300 sterlinlik ek sermaye, 9 haftalık ikinci ça­ lışma dönemini açarak işlev yapar. Ikinci devir dönemi. 13. haftanın başlangıcında 900 sterlin geri dönmüştür ve yeni bir devire başiayabilecek durumdadır. Ama ikinci çalışma dönemi, 300 sterlinlik ek sermaye ile 10. haftada zaten açıl­ mıştır. 13. haftanın başlangıcında bu sayede, çalışma döneminin üçte-biri zaten bitmiştir ve 300 sterlin, üretken sermayeden ürüne çevrilmiştir. Ikinci devir süresinin tamamlanması için yalnızca 16 hafta gerektiğine göre, geri dönen 900 sterlinlik sermayenin ancak üçte-ikisi, yani ancak 600 sterlin, ikinci çalışma döneminin üretken sürecine girebilir. 900 sterlinlik başlangıç sermayesinin 300 sterlini, ilk çalışma döneminde 300 sterlin ek sermayenin oynadığı aynı rolü oynamak üzere serbest kalmıştır. Ikinci devir döneminin 6. haftası­ nın sonunda, ikinci çalışma dönemi bitmiştir. Buna yatınlmış bulu­ nan 900 sterlinlik sermaye 3 hafta sonra, ya da, 12 haftalık ikinci de­ vir döneminin 9. haftasının sonunda geri döner. Dolaşım döneminin 3 haftası boyunca, serbest kalan 300 sterlinlik sermaye faaliyete ge­ çer. Bu, ikinci devir döneminin 7. haftasında, yani yılın 19. haftasın­ da, 900 sterlinlik bir sermayenin üçüncü çalışma dönemini başlatır. Üçüncü devir dönemi. Ikinci devir döneminin 9. haftasının so­ nunda, 900 sterlinlik yeni bir geriye akış vardır. Ama, üçüncü çalış­ ma dönemi, bir önceki devir döneminin 7. haftasında zaten başlamış ve aradan 6 hafta geçmiş durumdadır. Üçüncü çalışma dönemi bu duruma göre ancak 3 hafta daha sürer. Demek oluyor ki, geri dönen 900 sterlinin yalnız 300 sterlini üretken sürece girer. Bu devir döne­ minin geriye kalan 9 haftasını dördüncü çalışma dönemi doldurur ve böylece, yılın 37. haftası, dördüncü devir dönemi ve beşinci çalışma dönemiyle aynı zamanda başlar. Bu örnekte hesabı yalınlaştırmak için, toplam 10 haftalık devir dönemi eden, 5 haftalık çalışma dönemi ile 5 haftalık bir dolaşım dö­ nemi olduğunu varsayalım. Yılı elli hafta ve haftalık sermaye yatın­ mını 100 sterlin olarak kabul edelim. Bu duruma göre, bu çalışma dönemi 500 sterlinlik bir döner sermayeye ve dolaşım zamanı da 500 sterlinlik bir ek sermayeye gereksinme gösterir. Çalışma dönemleri ile devir zamanlan buna göre şöyle olur: 1. 2. 3. 4.

çalışma çalışma çalışma çalışma 5. çalışma

dönemi dönemi dönemi dönemi dönemi

1. - 5. 6. - 10. l l . - 15. 16. - 20. 2 1 . - 25.

haftalar (mal haftalar ( mal haftalar ( mal haftalar ( mal hııftalar ( mal ve sair 237

olarak olarak olarak olarak olarak

500 .I:J 10 hafta sonunda döner 500 .E) 15 hafta sonunda döner 500 .E) 20 hafta sonunda döner 500 .E) 25 hafta sonunda döner 500 .E) 30 hafta sonunda döner­


Eğer dolaşım zamanı sıfır ve bu nedenle, devir dönemi çalışma dönemine eşit ise, devir sayısı, yılın çalışma dönemlerinin sayısına eşit olur. Beş haftalık bir çalışma döneminde bu, yılda, 50/5, yani 10 devir dönemi eder ve devir yapan sermayenin değeri 500 kez 10, yani 5.000 eder. Beş haftalık bir dolaşım zamanını kabul ettiğimiz tablomuzda, yılda üretilen metalann toplam değeri de gene 5.000 sterlin eder; ama bunun onda-biri, 500 sterlini, daima meta-sermaye biçiminde bulunur ve ancak 5 hafta sonra geri döner. Yıl sonunda, onuncu çalışma döneminin ürünü (46. ile 50. çalışma haftası ) devir zamanının ancak yarısını tamamlamıştır ve dolaşım zamanı, gele­ cek yılın ilk beş haftası içerisine düşecektir. Şimdi üçüncü bir örnek alalım: Çalışma dönemi 6 hafta, dolaşım zamanı 3 hafta, emek-süreci sırasında haftalık yatınm 100 sterlin. Birinci çalışma dönemi: 1 .-6. hafta. 6. haftanın sonunda 600 sterlinlik bir meta-sermaye vardır ve 9. haftanın sonunda dönecek­ tir. İkinci çalışma dönemi: 7.-12. hafta. 7.-9. haftalar sırasında 300 sterlinlik ek bir sermaye yatınlmıştır. 9. haftanın sonunda 600 sterlinin dönüşü. Bunun 300 sterlini 10.-12. haftalarda yatınlmış­ tır. 12. hafta sonunda bu nedenle, 300 sterlin serbest, 600 sterlin meta-sermaye biçiminde ve 15. haftanın sonunda dönebilir durum­ dadır. Üçüncü çalışma dönemi: 13.-18. hafta. 13.-15. haftalar sıra­ sında yukandaki 300 sterlinin yatınlması, ve sonra, 300 sterlini 1 .-18. hafta için yatınlan 600 sterlinin geriye dönmesi. 18. hafta­ nın sonunda, 300 sterlin para-biçiminde serbest, 600 sterlin de, 2 1 . haftanın sonunda dönen meta-sermaye olarak elde bulunan değer. (Bu örneğin daha ayrıntılı bir serimi aşağıda II nolu ara başlık altın­ da görülecektir. ) Bir başka deyişle, dokuz çalışma dönemi (54 hafta) boyunca, top­ lam 600 kez 9, yani 5.400 sterlin değerinde meta üretilmiştir. 9. ça­ lışma döneminin sonunda kapitalistin elinde para olarak 300 sterlin ve bir de, dolaşım süresini henüz doldurmayan 600 sterlin değerinde meta vardır. Bu üç örneğin karşılaştırılması, birincisi, 500 sterlinlik sermaye I ile gene 500 sterlinlik ek sermaye II'nin ardarda serbest kalmasını ancak ikinci örnekte yeraldığını, böylece sermayenin bu iki kısmının birbirinden bağımsız ve ayn ayn hareket ettiğini göstermektedir. Ama bunun böyle olmasının tek nedeni, çalışma dönemi ve dolaşım zamanının, devir döneminin iki eşit parçasını oluşturduğu şeklinde­ ki çok kural-dışı bir varsayımı kabul etmemizdir. Öteki bütün du­ rumlarda, devir dönemini oluşturan iki kısım arasındaki fark ne olursa olsun, bu iki sermayenin hareketi, örnek I ve lll'te olduğu gibi, ikinci devir döneminin başlangıcında kesişirler. Ek sermaye Il, sermaye I'in bir kısmı ile birlikte, ikinci devir döneminde işlev ya­ pan sermayeyi teşkil ettikleri halde, sermaye I'in geri kalan kısmı , 238


sermaye II'nin ilk işlevini yerine getirmek üzere serbest kalır. Meta­ sermayenin dolaşım zamanı sırasında işleyen sermaye, bu örnekte, başlangıçta bu amaç için yatınlmış bulunan sermaye II ile aynı de­ ğildir, ama aynı değer ve biçimlerde, yatınlan toplam sermayenin aynı şekilde kesirli parçalandır. İkincisi: Çalışma dönemi sırasında işlev yapmış bulunan serma­ ye, dolaşım zamanı sırasında atıl kalır. İkinci örnekte sermaye, ça­ lışma döneminin 5 haftasında işlev yapar, dolaşım döneminin 5 haf­ tası sırasında atıl kalır. Bu nedenle, sermaye I'in atıl kaldığı süre­ nin tamamı, burada, yılın yansına ulaşır. Bu süre içerisinde işlev yapan ek sermaye II ise, önümüzdeki örnekte, gene yılın yansında atıl kalmıştır. Ama dolaşım zamanı sırasında üretimin devamını sağlamak için gerekli ek sermaye, yıl boyunca dolaşım zamanlannın toplam miktan ya da toplamı ile değil, ancak dolaşım zamanının de­ vir dönemine olan oranı ile belirlenir. (Biz, burada, kuşkusuz bütün devirlerin aynı koşullar altında cereyan ettiğini varsayıyoruz. ) Bu yüzden, ikinci örnekte, 2.500 değil, 500 sterlin ek sermaye gerekli oluyor. Bu da, yalnızca ek sermayenin de, devire tıpkı ilk yatınlan sermaye gibi girmesinden ve bu nedenle de kendi büyüklüğüne gene tıpkı onun gibi, yaptığı devirlerin sayısı ile ulaşmasından ileri gelir. Üçüncüsü: Burada ele alınan durumlan, üretim zamanının, ça­ lışma zamanından uzun olup olmaması etkilemez. Gerçi, devir dö­ nemlerinin toplamı buna bağlı olarak uzar, ama bu uzama, emek­ sürecine herhangi bir ek sermaye yatınmını gerektirmez. Ek serma­ ye, yalnızca, emek-sürecinde, dolaşım zamanından ileri gelen boş­ luklan doldurmaya yarar. Ek sermaye, salt orada, üretimi, dolaşım zamanından ileri gelen kesintilere karşı korumak için bulunur. Üre­ timin kendine özgü koşullanndan ileri gelen kesintiler, burada tartı­ şılması gereksiz, başka yollardan önlenir. Bununla birlikte, işin an­ cak aralıklarla sipariş üzerine yürütüldüğü ve böylece, çalışma dö­ nemleri arasında aralıkiann bulunabileceği kuruluşlar da vardır. Bu gibi durumlarda, ek sermaye gereksinmesi pro tanto ortadan kalkar. Öte yandan, mevsimlik işlerin birçok durumunda geriye akış zamanı için belli bir sınır vardır. Eğer sermayenin dolaşım zamanı o sırada tamamlanmamış ise, aynı iş, bir sonraki yıl, aynı sermaye ile yenilenemez. Öte yandan, dolaşım zamanı, iki üretim dönemi ara­ sındaki aradan daha kısa da olabilir. Bu durumda, eğer başka bir işte kullanılmaz ise, sermaye boş kalır. Dördüncüsü: Belli bir çalışma dönemi için yatınlan sermaye örneğin, üçüncü örnekteki 600 sterlin- kısmen ham ve yardımcı maddelere, çalışma dönemi için üretken ikmale, değişmeyen döner sermayeye, kısmen de emeğin kendisinin ödenmesine, değişen döner sermayeye yatınlmıştır. Değişmeyen döner sermayeye yatınlan kı­ sım, aynı süre için, üretken ikmal biçiminde varolmayabilir; sözgeli­ şi hammadde, çalışma döneminin tamamı için elde bulunmayabilir, kömür belki de ancak iki haftada bir satın alınabilir. Bununla birlik239


te, kredi burada hala sözkonusu olmadığına göre, sermayenin bu kısmı, üretken ikmal biçiminde hazır bulunmadığı sürece, gene de elde para biçiminde bulundurolmak zorundadır, çünkü ancak böyle­ ce, gerektiğinde, gerektiği kadan üretken ikmale çevrilebilir. Bu du­ rum, 6 hafta için yatınlan değişmeyen döner sermaye-değerin bü­ yüklüğünü değiştirmez. Öte yandan -önceden görülmeyen masraf­ lar için para-ikmal, sıkıntılı anlan karşılamak için gerekli yedek fona bakılmaksızın- ücretler, daha kısa aralıklar ile çoğu zaman haftalık ödenir. Bunun için, kapitalist, emekçileri, emeklerini daha uzun süre için avans vermek zorunda bırakrnadıkça, ücretler için ge­ rekli sermayenin elde para biçiminde bulunması gereklidir. Demek oluyor ki, sermayenin dönüşü sırasında bir kısmının, emeğin karşılı­ ğının ödenmesi için para-biçiminde alıkonulması gerekir, oysa geri kalan kısım, üretken ikmale çevrilebilir. Ek sermaye, tıpkı ilk sermaye gibi bölünür. Ama bu, (kredi iliş­ kileri dışında) kendi çalışma dönemi bakırnından elde hazır buluna­ bilmesi için, sermaye I'in, kendisinin katılmadığı bütün ilk çalışma dönemi boyunca yatınlmış bulunması gerektitti olgusuyla sermaye l'den aynlır. Bu süre içerisinde, tüm devir dönemi için yatınlmış ol­ ması nedeniyle, hiç değilse kısmen, değişmeyen döner sermayeye za­ ten çevrilebjlir. Bu biçime ne ölçüde bürüneceği ya da, bu dönüşme gerekli hale gelene kadar, ek para-sermaye biçiminde ne kadar kala­ cagı, kısmen belirli işkollannın özel üretim koşullanna, kısmen ye­ rel koşullara, kısmen de hammadde vb. fiyatlanndaki dalgalanmala­ ra bağlıdır. Ama toplumsal sermaye bütünüyle gözönünde bulundu­ rulursa, bu ek sermayenin az ya da çok önemli bir kısmı, daima ol­ dukça uzun bir süre para-sermaye durumunda bulunacaktır. Ama sermaye II'nin ücretiere yatınlacak kısmı, daima küçük çalışma dö­ nemleri bitip karşılıgı ödendikçe, ancak yavaş yavaş emek-gücüne çevrilir. Sermaye II'nin bu kısmı, öyleyse, tüm çalışma dönemi bo­ yunca, emek-gücüne çevrilerek üretken sermayenin işlevine katıla­ na kadar para-sermaye biçiminde elde hazır bulunur. Sonuç olarak, sermaye I'in dolaşım zamanının, üretim zamanına dönüşmesi için gerekli ek sermayedeki çoğalma, yalnız yatınlan ser­ mayenin büyüklüğünü, toplam sermayenin yatınlması zorunlu olan zamanın uzunluğunu artırınakla kalmaz, yatınlan sermayenin para-ikmal, dolayısıyla para-sermaye halinde varolan ve potansiyel para-sermaye biçimine sahip bulunan kısmını da aynca artırmış olur. Sermayenin, dolaşım zamanın gerekli kıldığı şekilde iki kısma, yani ilk çalışma dönemine ait sermaye ile, dolaşım zamanına ait ye­ rine koyma sermayesine aynlması, yatınlmış bulunan sermayedeki bir artış nedeniyle değil de, üretimin hacmindeki bir azalma yüzün­ den olduğu zaman -hem üretken ikmal ve hem de para-ikmal biçi­ mindeki yatınmı ilgilendirdiği ölçüde- gene aynı şey olur. Para­ biçimde bağlanan sermaye miktan, burada, üretimin hacmiyle ha240


ğıntılı olarak daha da büyür. Sermayenin, böyle üretken ve ek sermaye diye aynlmasıyla, ge­ nel olarak sağlanan şey, çalışma dönemlerinin sürekli bir biçimde birbirlerini izlemesi, yatırılan sermayenin eşit bir kısmının üretken sermaye olarak sürekli işlev yapmasıdır. İkinci örneğe bir gözatalım. Üretim sürecinde sürekli kullanılan sermaye miktan 500 sterlin. Çalışma dönemi 5 hafta olduğuna göre, 50 haftada (bir yıl 50 hafta diye alındığında ) on kez işlenmiş olur. Böylece, ürünü, artı-değer dışında, 10 kez 500 sterlin, yani 5.000 sterlindir. Üretim sürecinde doğrudan doğruya ve kesintisiz olarak çalışan bir sermaye -500 sterlinlik bir sermaye-değer- açısından, dolaşım zamanı sıfıra indirilmiş gibidir. Devir dönemi çalışma döne­ mi ile çakışır ve dolaşım zamanı sıfıra eşit olarak kabul edilir. Ama eğer, 500 sterlinlik sermaye, üretken faaliyeti sırasında, düzenli olarak 5 haftalık dolaşım zamanı tarafından kesintiye uğra­ tılır, ve ancak 10 haftalık tüm devir döneminin bitiminden sonra ye­ niden-üretim yapabilir hale gelirse, 50 haftalık bir yılda her biri onar haftalık olmak üzere 5 devir yapıldığını görürüz. Bu beş tane 5 haftalık üretim zamanını, ya da, 5 kez 500 sterlin, yani 2.500 sterlin değerinde toplam bir ürün ile 25 üretken haftayı ve beş tane 5 hafta­ lık dolaşım zamanını, ya da, gene 25 haftalık toplam dolaşım zama­ nını kapsar. Bu durumda biz, eğer 500 sterlinlik sermayenin, yılda 5 kez devrettiğini söylersek, her devir döneminin yansında, 500 ster­ linlik bu sermayenin üretken sermaye olarak işlev yapmadığı, işlevi­ ni topu topu ancak yılın yansında yerine getirdiği, ama diğer yan­ sında hiç işlev yapmadığı apaçık hale gelir. Örneğimizde, 500 sterlinlik yerine koyma sermayesi, sahnede beş dolaşım döneminde görünür ve devir böylece 2.500 sterlinden 5.000 sterline ulaşmış olur. Ama şimdi, yatırılan sermaye 500 yerine 1.000 sterlindir. 5.000 sterlin l.OOO'e bölünürse 5 eder. Demek ki, şimdi on yerine beş devir vardır. Ve işte herkes de bunu böyle hesa­ beder. 1 .000 sterlinlik bir sermayenin yılda beş kez devrettiği söy­ lendiği zaman, dolaşım zamanının anısı kapitalistlerin bomboş kafa­ lanndan uçup gider ve bu sermayenin, birbirini izleyen beş devir bo­ yunca üretim sürecinde hizmet ettiği konusunda karmakanşık bir düşünce oluşur. Ama biz, 1.000 sterlinlik sermayenin, beş devir yap­ tığını söylediğimiz zaman, bu, hem dolaşım zamanını ve hem de üre­ tim zamanını içerir. Aslında, 1.000 sterlin, dolaşım sürecinde ger­ çekten sürekli faaliyet halinde olmuş olsaydı, ürün, bizim varsayım­ Ianınıza göre, 5.000 sterlin değil 10.000 sterlin olacaktı. Ne var ki, 1.000 sterlini sürekli üretim sürecinde tutahilrnek için, 2.000 sterlin yatınlması gerekir. Genel kural olarak, devir mekanizması konu­ sunda söyleyecek bir şeyleri bulunmayan iktisatçılar bu ana nokta­ yı, yani üretim sürecinin kesintisiz olarak devam edebilmesi için, sa­ nayi sermayesinin ancak bir kısmının üretim sürecine fiilen katıla­ bileceğini görmezlikten gelirler. Bu sermayenin bir kısmı üretim dö241


neminde iken, diğer kısmının daima dolaşım döneminde olması ge­ rekir. Ya da bir başka deyişle, bir kısmının üretken sermaye işlevini yerine getirebilmesi, ancak, diğer kısmının asıl üretim sürecinden meta-sermaye ya da para-sermaye biçiminde çekilmiş olması koşulu­ na bağlıdır. Bunu dikkate almamakla, para-sermayenin özelliği ve oynadığı rol tümüyle gözden kaçınlmış olur. Şimdi biz, devir döneminin iki kesimi, çalışma dönemi ile dola­ şım döneminin birbirine eşit, ya da çalışma döneminin dolaşım dö­ neminden büyük ya da küçük olması halinde, devirde ne gibi farklı­ lıklar ortaya çıkacağını ve bir de bunun, sermayenin, para-sermaye biçiminde bağlanması üzerinde nasıl bir etki yapacağını araştırmak zorundayız. Bütün durumlarda haftalık sermaye yatınmının 100 sterlin, de­ vir döneminin 9 hafta, ve böylece her devir döneminde yatınlması gereken sermayenin 900 sterlin olduğunu varsayıyoruz. I. ÇALIŞMA DÖNEMİ DOLAŞlM DÖNEMİNE EŞİTTİR Gerçekte bu durum ancak raslantıya bağlı bir istisna olduğu hal­ de, burada, ilişkiler, kendilerini en yalın ve anlaşılır biçimde şekil­ lendirdikleri için, bu, araştırmamızda bize çıkış noktası olarak hizmet edecektir. , İki sermaye (ilk çalışma dönemi için yatınlan sermaye I ile, ser­ maye I'in dolaşım dönemi sırasında işlev yapan ek sermaye Il) hare­ ketlerinde birbirleriyle kesişmeksizin, birbiri ardından gelir. lik dö­ nem dışında, her iki sermaye de, bu nedenle ancak kendi devir döne­ mi için yatınlır. Aşağıdaki örneklerde belirtildiği gibi, devir dönemi 9 hafta ve çalışma dönemi ile dolaşım döneminin herbiri 41/2 hafta olsun. Bu durumda, aşağıdaki yıllık diyagram ortaya çıkar. [Tablo 1 .]

TABLO I SERMAYE I -

- -

-

--

Devir Dönemleri (Hafta)

- - - - - - -- - - ----

I. II. III. IV. V. VI.

31

1.- 9. 10.-18. 19.-27. 28.-36. 37.-45. 46.-[54.)

-

. Çalışma Dönemleri (Hafta) -

- -

1.- 41/ı . 10.-131/ı. 19.-22 1 /ı. 28.-3 1 1/ı . 37.-401/ı. 46.-49 1 /ı .

Yatınm �- -

u: ı

-- -

450 450 450 450 450 450

-- .

- -

-

Dolaşım Dönemleri (Hafta) - -

--- -

41/ı.- 9. 131/ı.-18. 221/ı .-27. 3 1 1/ı.-36. 401/2.-45. 491 /ı .-1 54.] 3 1

Ikinci devir yılına düşen haftalar, parantez içerisinde gösterilmiştir. 242

ı


SERMAYE II

I.

ll.

III.

IV. V. vı.

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri (Hafta)

Yatınm

4112.-131/ı . 131/2 .-221/2 . 221/2.-3 1 1 /2 . 311/ı.--401/2 . 40112.--491/2 . 491/2 .-[581/2 . )

41/2 .- 9. 131/2 .-18. 22112 .-27. 3 1112 .-36. 401/2 .--45. 491/ı .-154.)

450 450 450 450 450 450

1

(f:)

Dolaşım Dönemleri (Hafta)

10.-13112 19.-221/ı 28.-3 1 1 12 37.--401/ı 46.--491/ı 155.-581/2

. . . . .

Burada bir yılı temsil eden 5 1 hafta içerisinde, sermaye I, altı tam çalışma döneminden geçiyor ve 6 kez 450, yani 2. 700 sterlin de­ ğerinde, sermaye II ise beş tam çalışma döneminden geçiyor ve 5 kez 450, yani 2.250 sterlin değerinde meta üretiyor. Aynca, sermaye II yılın son bir-buçuk haftası içerisinde (50. haftanın ortası ile 5 1. haf­ tanın sonuna kadar) 1 50 sterlin değerinde bir fazlalık üretmiştir. 5 1 haftalık toplam ürün 5. 100 sterlin değerindedir. Ancak çalışma dö­ nemi sırasında yeralan, doğrudan artı-değer üretimi yönünden, 900 sterlinlik toplam sermayenin 52/a kez devretmiş olması (52/a kez 900 sterlin 5. 100 sterline eşittir) gerekirdi. Oysa gerçek devri dikkate al­ dığımızda, sermaye I, 52/a kez devretmiştir, çünkü 5 1 . haftanın so­ nunda, altıncı devir dönemine ulaşmak için hala önünde 3 hafta var­ dır; 52/s kez 450 sterlin, 2.550 sterlin eder; ve sermaye Il, 51/s kez de­ vir yapmıştır, çünkü altıncı devir döneminin ancak ll/2 haftasını ta­ mamladığı için, bunun 7112 haftası gelecek yılda devam etmektedir; 51/s kez 450 sterlin 2.325 sterlin eder; gerçek toplam devir: 4.875 sterlindir. Sermaye I ve sermaye II'yi, birbirlerinden tamamen bağımsız iki sermaye olarak gözden geçirelim. Bunlar hareketlerinde tamamen bağımsızdırlar; salt çalışma ve devir dönemleri birbirleri ardından geldiği için bunlann hareketleri birbirini tamamlamaktadır. Bunla­ ra, farklı kapitalistlere ait büsbütün bağımsız sermayeler gözüyle de bakılabilir. Sermaye I, beş tam devir ve altıncı devir döneminin üçte-ikisini tamamlamıştır. Yıl sonunda, normal gerçekleşmesine üç hafta kalan meta-sermaye biçimindedir. Bu süre içerisinde üretim sürecine gire­ mez. Meta-sermaye olarak işlev yapar ve dolaşıma girer. Son devir döneminin ancak üçte-ikisini tamamlamış durumdadır. Bu şöyle ifa­ de edilir: Bu sermaye, zamanın ancak üçte-ikisinde geri dönmüştür, toplam değerinin ancak üçte-ikisi tam bir devir yapmıştır. Dokuz haf­ ta içerisinde 450 sterlinin, yani 6 haftada 300 sterlinin devrini ta­ mamladığını söylüyoruz. Ama bu ifade biçiminde, devir zamanını oluşturan birbirinden tamamen farklı kısımlar arasındaki organik ilişkiler ihmal edilmiş oluyor. Vatınlan 450 sterlinlik sermayenin 52/3 243


devir yaptığı ifadesinin tam anlamı yalnızca, bu sennayenin, beş dev­ ri bütünüyle ve altıncı devrin ise ancak üçte-ikisini tamamladığıdır. Buna karşılık, devri tamamlanmış sennaye, 5ı13 kez yatınlan senna­ yeye eşittir -yani yukandaki örneğimizde, 52/3 kez 450 sterlin 2.550 sterlin eder- ifadesi doğrudur, bu demektir ki, 450 sterlinlik senna­ ye, diğer bir 450 sterlinlik sennaye ile tamamlandığı takdirde, bunun bir kısmı üretim sürecinde bulundugıt halde, diğer kısmı dolaşım sü­ recinde bulunur. Devir zamanı, devrini tamamlamış olan sennaye te­ rimleriyle ifade edilebilirse, bu her zaman, yalnızca, mevcut değer te­ rimleri ile (gerçekte, tamamlanmış ürün) ifade edilebilir. Yatınlan sennayenin, üretim sürecini yeniden açabilecek durumda olmadığı gerçeği ancak şu olguda ifadesini bulur: bu sennayenin ancak bir kıs­ mı üretim yapabilecek durumdadır, kesintisiz bir üretim yapabilecek durumda olması için sennayenin, bir kısmının sürekli üretim, diğeri­ nin sürekli dolaşım dönemlerinde bulunacak şekilde ve bu dönemler arasındaki orantıya uygun biçimde bölünmesi gerekir. Sürekli üret­ ken sennaye işlevini yerine getirecek miktann, dolaşım zamanının devir zamanına oranıyla belirlendiğini ifade eden bu aynı yasadır. Yılın sonu diye kabul ettiğimiz 5 1 . haftanın sonunda, 150 ster­ linlik sennaye II, henüz son şeklini almamış bir yığın malın üretimi­ ne yatınlmış durumdadır. Diğer bir kısmı, döner değişmeyen­ sermaye -hammadde vb.- biçimindedir; yani üretim sürecinde üretken sennaye işlevini yerine getirebilecek biçimdedir. Ama üçün­ cü bir kısmı, en az, çalışma döneminin (3 hafta) geri kalan süresinde ücretleri karşılayacak kadar miktan, para biçiminde bulunur; ne var ki, bu ücretler, ancak her haftanın sonunda ödenir. Şimdi, yeni bir yılın, dolayısıyla yeni bir devir çevriminin başlangıcında, senna­ yenin bu kısmı, üretken sermaye biçiminde olmayıp, üretim süreci­ ne katılması olanaksız para-sennaye biçiminde olduğu halde, döner değişen-sermayenin yeni devrinin başlangıcında canlı emek-gücü gene de üretim sürecinde faal haldedir. Bu, emek-gücünün, çalışma döneminin başlangıcında diyelim haftalık olarak satın alınıp hafta­ lık olarak tüketildiği halde, karşılığının haftanın sonunda ödenmesi olgusundan ileri gelir. Para burada ödeme aracı olarak hizmet eder. Bu nedenle, bir yandan para olarak kapitalistin elinde bulunduğu halde, öte yandan emek-gücü, paranın dönüştürülmekte olduğu meta, zaten üretim sürecinde faal haldedir; böylece, aynı sennaye­ değer burada iki kez ortaya çıkmaktadır. Eğer salt çalışma dönemlerine bakarsak, Sennaye I. 6 kez 450, yani 2.700 sterlin üretir Sennaye II. 5 1 /a kez 450, yani 2.400 sterlin üretir Böylece hep birlikte 5213 kez 900 yani 5. 100 sterlin üretir

Demek oluyor ki , yatırılan 900 sterlinlik toplam sermaye, yıl bo­ yunca üretken sennaye olarak 52/3 kez işlev yapmıştır. Üretim süre244


cinde daima 450 sterlin, dolaşım sürecinde daima 450 sterlin bulun­ masının, ya da 900 sterlinin 4112 hafta üretim sürecinde ve bunu izle­ yen 41/2 hafta dolaşım sürecinde işlev yapmasının, artı-değer üretimi yönünden hiçbir önemi yoktur. Öte yandan, eğer devir dönemlerini ele alırsak; şu geri dönüşü elde ederiz: Sermaye I. 521.1 kez 450, yani 2.550 sterlin Sermaye Il. 5 1/6 kez 450, yani 2.325 sterlin Böylece toplam sermaye 55/ı ı kez 900 yani 4.875 sterlin.

Toplam sermayenin devir sayısı I ve II'nin devreden toplam miktar­ lannın, I ve Il'nin toplamına bölünmesine eşittir. Sermaye I ve II, birbirinden bağımsız olsalardı bile, gene de, aynı üretim alanına yatınlmış bulunan toplumsal sermayenin yal­ nızca farklı bağımsız kısımlannı oluşturabileceklerini gözönünde bulundurmak gerekir. Bu nedenle, bu üretim alanındaki toplumsal sermaye salt I ve Il'den oluşsaydı bile, tıpkı burada, aynı özel serma­ yenin I ve II. kısımlanna uygulanması gibi, bu alandaki toplumsal sermayenin devrine de aynı hesap uygulanacaktı. Dahası var: her özel üretim alanına yatırılmış bulunan toplam toplumsal sermaye­ nin her kısmı böylece hesaplanabilir. Ama son tahlilde, tüm toplum­ sal sermayenin yaptığı devir sayısı, çeşitli üretim alanlannda devri­ ni tamamlamış bulunan sermayeler toplamının, bu alanlara yatın­ lan sermayeterin toplamına bölünmesine eşittir. Aynca şurasını da dikkate almak gerekir ki, tıpkı, aynı özel işte­ ki sermaye I ve II'nin, burada, tam anlamıyla farklı devir yıllan ol­ ması gibi (sermaye II devir çevrimi, I'den 41/2 hafta geç başladığı için, I'in devir yılı, Il'den 41/ı hafta önce sona erer), aynı üretim ala­ nındaki çeşitli özel sermayeler de, işlevlerine tamamen farklı dö­ nemlerde başlarlar ve bu yüzden de devir yıllannı, yılın farklı za­ manlannda tamamlarlar. Yukanda I ve II için kullandığımız ortala­ malann aynı hesabı, burada da, toplumsal sermayenin çeşitli bağım­ sız kısımlannın devir yıllannı, bir tek türdeş devir yılına indirgemek için yeterlidir. II. ÇALIŞMA DÖNEMt DOLAŞlM DÖNEMİNDEN DAHA BÜYÜKTÜR Sermaye I ve II'nin çalışma ve devir dönemleri, birbirlerinin ar­ dından gelmek yerine, birbirleriyle kesişirler. Aynı anda bir kısım sermaye serbest kalır. Bundan önce gözden geçirilen durumda bu böyle değildi. Ama bu gene de şu olgulan değiştirmez: daha önceki gibi, 1 ya­ tınlan toplam sermayenin çalışma dönemlerinin sayısı, sermayenin yatınlan her iki kısmının yıllık ürünlerinin değerleri toplamının, ya­ tınlan toplam sermayeye bölümüne eşittir, ve 2o toplam sermayenin o

245


yaptığı devir sayısı, devrini tamamlamış olan bu iki miktann topla­ mının, yatınlan iki sermayenin toplamına bölünmesine eşittir. Bu­ rada gene, sermayenin her iki kısmını da, devir hareketlerini tama­ men birbirinden bağımsız yerine getiriyormuş gibi düşünmemiz ge­ rekir.

Böylece, biz, gene emek-sürecine haftada 100 sterlin yatınldığını varsayıyoruz. Çalışma dönemi altı hafta ve bu nedenle de her sefe­ rinde 600 sterlinlik bir yatınmı (sermaye 1) gerektirmiş olsun. Dola­ şım zamanı 3 hafta ve bu yüzden de devir dönemi, önceki gibi 9 hafta olsun. 300 sterlinlik sermaye II, sermaye I'in üç haftalık dolaşım dö­ nemi sırasında sürece girsin. Her iki sermayeyi birbirinden bağımsız düşünerek, yıllık devir çizelgesini şu şekilde buluruz [Tablo ll]: T A B L O ll SERMAYE I - 600!:

I.

ll. lll. IV.

V.

VI .

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri <Hafta)

1.-9. 10.-18. 19.-27. 28.-36. 37.---45 . 46.-[54.]

10.-15. 19.-24. 28.-33. 37.---4 2 . 46.-51 .

1 .---6 .

(i:)

Dolaşım Dönemleri <Hafta)

600 600 600 600 600 600

7.- 9. 16.-18. 25.- 27. 34.- 36. 43.- 45. [52.-54.]

Yatınm ı 1

EK SERMAYE Il - 300;1!

ı. ll. III.

IV. V.

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri (Hafta)

Yatınm (;!! )

Dolaşım Dönemleri (Hafta)

7.-15. 16.-24. 25.-33. 34.---4 2 . 43.-5 1 .

7.- 9. 16.-18. 25.-27. 34.-36. 43.---4 5 .

300 300 300 300 300

10.-15. 19.-24. 28.-33. 37.---4 2 . 46.-5 1 .

Üretim süreci, bütün yıl aynı boyutlarda kesintisiz devam eder. I ve II, iki sermaye tamamen birbirinden ayn kalırlar. Ama bunlan ayn olarak gösterebilmek için bunlann gerçek kesişme ve içiçe geç­ me noktalannı birbirinden kopanp ayırmak ve böylece devir sayıla­ nru da değiştirmek zorundayız. Yukandaki tabloya göre devrini ta­ mamlamış miktarlar şöyle olacaktır: 246


Sermaye I için, 5213 kez 600, yani 3.400 sterlin ve Sermaye Il için, 5 kez 300, yani 1.500 sterlin Bu durumda, toplam sermaye için, 54/9 kez 900, yani 4.900 sterlindir.

Ama bu doğru değildir, çünkü göreceğimiz gibi, fiili üretim ve do­ laşım dönemleri mutlak olarak yukandaki çizelge ile çakışmaz; bu çizelgede başlıca sorun sermaye I ve Il'yi birbirinden bağımsız ola­ rak göstermekti. Gerçekte, sermaye II'nin sermaye I'inkinden ayn ve farklı bir ça­ lışma ve dolaşım dönemi yoktur. Çalışma dönemi 6, dolaşım dönemi 3 haftadır. Sermaye II, ancak 300 sterlin olduğu için, çalışma döne­ minin yalnız bir kısmına yetebilir. Durum aslında budur. Altıncı haftanın sonunda 600 sterlin değerinde bir ürün dolaşıma geçer ve 9. haftanın sonunda para-biçiminde geri döner. Sonra, 7. haftanın başında, sermaye II, faaliyetine başlar ve bundan sonraki, 7. ile 9. haftalardaki çalışma döneminin gereksinmelerini kapsar. Ama bi­ zim varsayımımıza göre, 9. haftanın sonunda çalışma döneminin an­ cak yansı geçmiştir. Daha yeni geri dönmüş bulunan 600 sterlinlik sermaye I, 10. haftanın başında bir kez daha işleme girer ve onunla birlikte de, 10. ile 12. haftalar için gerekli olan 300 sterlinlik ek ser­ maye, bu ikinci çalışma dönemini sona erdirir. 600 sterlinlik bir ürün-değer dolaşıma girmiştir ve 15. hafta sonunda geri dönecektir. Aynı zamanda, 300 sterlin, ilk sermaye II miktan serbest kalmıştır ve bunu izleyen çalışma döneminin ilk yansında, yani 13.-15. hafta­ larda işlev yapabilecek durumdadır. Bu haftalann sonunda 600 ster­ lin geri döner; bunun 300 sterlini, çalışma döneminin geri kalan kıs­ mı için yeterlidir ve 300 sterlin de sonraki çalışma dönemi için kalır. Demek ki, işlerin gidişi şöyle oluyor: Birinci devir dönemi: 1. - 9. hafta. 1. çalışma dönemi: 1 .-6. hafta. Sermaye I, 600 sterlin, işlevini yerine getiriyor. 1 . dolaşım dönemi: 7 .-9. hafta. 9. haftanın sonunda 600 sterlin geri dönüyor. . Ikinci devir dönemi : 7. - 15. hafta. 2. çalışma dönemi: 7.-12. hafta. tık yan : 7.-9. hafta. Sermaye II, 300 sterlin, işlevini yerine geti­ riyor. 9. hafta sonunda, 600 sterlin para-biçimde geri dönüyor (serma­ ye n. İkinci yan: 10.-12. hafta. 300 sterlinlik sermaye I işlevini yeri­ ne getiriyor. Sermaye I'in diğer 300 sterlini serbest kalıyor. İkinci dolaşım dönemi: 13.-15. hafta. 15. hafta sonunda 600 sterlin (yansı sermaye l'den, yansı ser­ maye II'den alınmıştır) para biçiminde geri dönüyor. Üçüncü devir dönemi : 13.-21. hafta. 3. çalışma dönemi: 13.-18. hafta. 24 7


llk yan: 13.-15. hafta. Serbest kalan 300 sterlin işlevini yerine getiriyor. 15. hafta sonunda, 600 sterlin para-biçimde geri dönüyor. İkinci yarı: 16.-18. hafta, geri dönen 600 sterlinin 300 sterlini işlev yapıyor, diğer 300 sterlini gene serbest kalıyor. 3. dolaşım dönemi: 19.-2 1 . haftanın sonunda 600 sterlin tekrar para-biçimde geri dönüyor. Bu 600 sterlinde şimdi sermaye I ve ser­ maye Il, ayırdedilemeyecek biçimde kaynaşmıştır. Ve böylece 600 sterlinlik bir sermayenin, 5 1 . hafta sonuna ka­ dar, sekiz tam devir dönemi oluyor ( 1 : 1 .-9. hafta; II: 7.-15. hafta; III: 13.-2 1.; IV: 19. 27.; V: 25.-33.; VI: 3 1.-39.; VII: 37.-45.; VIII: 43.-5 1 . hafta). Ama, 49.-5 1 . haftalar, sekizinci dolaşım dönemine düştüğü için, serbest kalan 300 sterlinlik sermayenin sürece girmesi ve üreti­ mi devam ettirmesi gerekir. Demek ki, yıl sonundaki devir durumu şöyledir: 600 sterlin, devresini sekiz kez tamamlamıştır ve 4.800 sterlin olmuştur. Ayrıca, son üç haftanın (49.-5 1 . ) ürünü vardır ama bu, 9 haftalık devresinin ancak üçte-birini tamamladığı için, devre­ dilen toElamda ancak miktannın üçte-biri, yani 100 sterlin olarak sayılır. Oyleyse, 5 1 haftalık yıllık ürün 5. 100 sterlin ise, devredilen sermaye ancak 4.800 artı 100, yani 4.900 sterlindir. Yatınlan 900 sterlinlik toplam sermaye, bu nedenle, 54/9 kez devretmiştir ki, bu, . ilk örnekten pek az fazladır. Elimizdeki örnekte, çalışma zamanının devir döneminin 2/a'si do­ laşım zamanının gene devir döneminin IIJ'i olduğu bir durumu var­ saymıştık, yani çalışma zamanı dolaşım zamanının basit bir katıydı. Şimdi sorun, bu varsayım yapılmadığı zamanda da, sermayenin yu­ kanda gösterildiği şekilde gene serbest kalıp kalmayacağıdır. Çalışma zamanını 5 hafta, dolaşım zamanını 4 hafta olarak ka­ bul edelim ve haftalık sermaye yatırımı 100 sterlin olsun. Birinci devir dönemi: 1 . -9. hafta. 1. çalışma dönemi: 1 .-5. hafta. Sermaye I, yani 500 sterlin işle­ vini yerine getirmekte. 1. dolaşım dönemi: 6'ıncı-9. hafta. 9. hafta sonunda, 500 sterlin para-biçiminde geri dönüyor. !kinci devir dönemi: 6. -14. hafta. 2. çalışma dönemi: 6.-10. hafta. Birinci kesim: 6.-9. hafta, 400 sterlinlik sermaye II işlevini ye­ rine getiriyor, 9. hafta sonunda, 500 sterlinlik sermaye I, para­ biçiminde geri döner. İkinci kesim: 10. hafta. Geri dönen 500 sterli­ nin 100 sterlini işlevini yerine getirir. Geri kalan 400 sterlini, onu izleyen çalışma dönemi için serbest kalır. 2. dolaşım dönemi: 1 1 .-14. hafta. 14. hafta sonunda 500 sterlin para-biçiminde geri döner. 14. haftanın ( 1 1.-14.) sonuna kadar, yukarda serbest kalan 400 sterlinlik sermaye işlevini yerine getirir; o sırada geri dönen 500 sterlinin 100 sterlini, üçüncü çalışma döneminin ( 1 1 .- 15. hafta) ge­ reksinmelerini karşılar, böylece 400 sterlin bir kez daha dördüncü -

248


çalışma dönemi için serbest kalır. Her çalışma döneminde aynı şey yinelenir; çalışma dönemi başlangıcında, elde, ilk 4 hafta için yeterli 400 sterlin hazırdır. 4. hafta sonunda, 500 sterlin para-biçiminde dö­ ner, bunun yalnız 100 sterlini son hafta için gereklidir, geri kalan 400 sterlin, bir sonraki çalışma dönemi için serbesttir. Aynca 7 haftalık bir çalışma dönemi için 700 sterlinlik sennaye I; 2 haftalık dolaşım dönemi için 200 sterlinlik sermaye II dönemini varsayalım. Bu durumda, ilk devir dönemi, 1. haftadan 9. haftaya kadar sü­ rer; ilk çalışma dönemi, 700 sterlinlik bir yatınm ile, 1. haftadan 7. haftaya, ilk dolaşım dönemi 8. haftadan 9. haftaya kadar sürer. 9. hafta sonunda 700 sterlin para-biçiminde geri döner. 8. ile 16. haftaya kadar süren ikinci devir dönemi, 8. ile 14. haf­ talar arasındaki ikinci çalışma dönemini kapsar. Bu dönemin 8. ve 9. haftalannın gereksinmeleri, sennaye II tarafından karşılanır. 9. hafta sonunda, yukardaki 700 sterlin döner. Bu çalışma döneminin ( 10.-14. hafta) sonunda bu miktann 500 sterlini kullanılır; bunu iz­ leyen çalışma dönemi için geriye 200 sterlin serbest kalır. İkinci do­ laşım dönemi 15. ile 16. haftaya kadar sürer. 16. hafta sonunda 700 sterlin bir kez daha döner. Bundan sonra, her çalışma döneminde aynı şey yinelenir. lik iki hafta boyunca olan sennaye gereksinmesi­ ni, bir önceki çalışma döneminin bitiminde serbest kalan 200 sterlin karşılar; ikinci haftanın sonunda 700 sterlin geri döner; ama çalış­ ma döneminden geriye yalnız 5 hafta kalmıştır ve bu da ancak 500 sterlini tüketebilecektir; bu nedenle, gelecek çalışma dönemi için da­ ima 200 sterlin serbest kalacaktır. Öyleyse göıiiyoruz ki, çalışma döneminin dolaşım döneminden daha büyük kabul edildiği bu verilen durumda, her çalışma dönemi­ nin sonunda mutlaka bir para-sennaye serbest kalıyor ve bu para­ sermayenin büyüklüğü, dolaşım dönemi için yatınlan sennaye II'nin büyüklüğü ile aynı oluyor. Ele aldığımız üç örnekte sennaye II, il­ kinde 300, ikincisinde 400, üçüncüsünde 200 sterlindi. Buna göre, her çalışma döneminin sonunda serbest kalan sermaye, sırasıyla 300, 400 ve 200 sterlindi. III. ÇALIŞMA DÖNEMt DOLAŞlM DÖNEMINDEN DAHA KÜÇÜKTÜR

Gene 9 haftalık bir devir dönemi varsayımı ile başlıyoruz: bunun 3 haftası, mevcut 300 sterlinlik sermaye I ile çalışma dönemine ait­ tir. Dolaşım dönemi 6 hafta olsun. Bu 6 hafta için 600 sterlinlik bir ek sennaye gerekir ve biz bunu, her biri bir çalışma döneminin gereksinmelerini karşılayan, 300 sterlinlik iki sermayeye ayırabili­ riz. Böylece 300 sterlinlik üç sermayemiz vardır ve bunun 300 sterli­ ni daima üretime katılmış olduğu halde 600 sterlini dolaşımdadır. fTablo III.] 249


TABLO III SERMAYE I

I. II. III. IV. V. VI.

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri (Hafta)

Dolaşım Dönemleri CH afta)

1.- 9. 10.-18. 19.- 27. 28.- 36. 37.- 45. 46.-[54.]

1.- 3. 10.-12. 19.-2 1. 28.-30. 37.-39. 46.-48.

4.- 9. 13.- 18. 22.- 27. 31.- 36. 40.- 45. 49.-[54.]

- --

- --

SERMAYE li - , - ---

Devir Dönemleri (Hafta) ı.

II. III.

IV.

V. VI.

4.-12. 13.-21 . 22.-30. 31.-39. 40.-48. 49. - [57.]

-- ·

Çalışma Dönemleri (Hafta)

4.- 6. 13.-15. 22.-24. 3 1.-33. 40.-42. 49.-51 .

-

1-

Dolaşım Dönemleri (Hafta)

7. - 12. 16.-2 1 . 25.-30. 34.-39. 43.-48. [52.-57.]

SERMAYE III

ı.

Il. III. IV.

V.

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri (Hafta)

Dolaşım Dönemleri (Hafta)

7 . - 15. 16.-24. 25.-33. 34.-42. 43.-5 1.

7.- 9. 16.-18. 25.-27. 34.-36. 43.-45.

10.-15. 19.-24. 28.-33. 37.-42. 46.-51.

Burada önümüzde durum I'in tam karşılığını goruyoruz; tek fark, şimdi iki yerine üç sermaye birbiri ardından geliyor. Sermaye­ lerin kesişmeleri ve içiçe girmeleri sözkonusu değil. Herbiri, yıl sonu­ na kadar ayn ayn izlenebilir. Tıpkı durum I'de olduğu gibi, çalışma döneminin sonunda sermaye serbest kalmaz. Üçüncü haftanın so­ nunda tamamen yatınlan sermaye I, 9. haftanın sonunda tümüyle geri döner ve 10. haftanın başında tekrar işlevlerini yerine getirmeye 250


başlar. Sennaye II ve l ll'te de böyle olur. Düzenli ve tam bir anlaş­ ma ( relief) herhangi bir sennayenin serbest bıralulmasını dıştalar. Toplam devir şöyledir: Sennaye I Sennaye I I Sennaye I I I

52/a 51/a 5

kez 300 sterlin, yani 1.700 sterlin kez 300 sterlin, yani 1.600 sterlin kez 300 sterlin, yani 1 .500 sterlin

Toplam sennaye,

51/a

kez 900 sterlin, yani 4.800 sterlin.

Şimdi de, dolaşım döneminin, çalışma döneminin tam katı olma­ dı� bir örnek alalım. Örne�n, çalışma dönemi 4 hafta, dolaşım dö­ nemi 5 hafta olsun. Buna tekabül eden sennaye miktarlan şöyle olur: sennaye I - 4001:; sennaye II - 4001: ; sennaye III - 1001:. Biz, yalnız ilk üç devri veriyoruz [Tablo IV]: TABLO IV SERMAYE I Devir Dönemleri <Hafta) I. II. III.

1.- 9. 9.-17. 17.-25.

-, '

Çalışma Dönemleri (Hafta)

i --

1.- 4.

Dolaşım Dönemleri <Hafta)

5.- 9. 13.-17. 2 1.-25.

9., 10.-12.

17., 18.-20. SERMAYE II

I. Il. III.

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri <Hafta)

Dolaşım Dönemleri <Hafta)

5.-13. 13.-21. 21.-29.

5.- 8. 13., 14.-16. 21., 22.-24.

9.-13. 17.-21. 25.-29.

SERMAYE III

I. Il. III.

Devir Dönemleri (Hafta)

Çalışma Dönemleri <Hafta)

9.-17. 17.-25. 25.-33.

9. 17. 25.

1

L

Dolaşım Dönemleri <Hafta)

10.-17. 18.-25. 26.-33.

Bu durumda, ba�msız çalışma dönemine sahip olmayan senna251


ye lll'ün çalışma dönemi bakımından, sermayeler arasında bir içiçe geçme vardır, çünkü bu sermaye ancak bir hafta yetmekte ve serma­ ye I'in ilk çalışma haftası ile çakışmaktadır. Öte yandan, hem serma­ ye I ve hem de sermaye II'nin çalışma dönemlerinin bitiminde, ser­ maye III'e eşit, 100 sterlinlik bir miktar serbest kalmaktadır. Çünkü sermaye III, sermaye I'in ikinci ve bunu izleyen bütün çalışma dö­ nemlerinin ilk haftasını daldurursa ve 400 sterlin, sermaye I'in ta­ mamı, bu ilk haftanın sonunda geri dönerse, sermaye I"in çalışma dö­ neminin geri kalan kısmı için yalnızca 3 hafta ve bunu karşılamak için de 300 sterlinlik sermaye yatınmı kalır. Böylece serbest kalan 100 sterlin, sermaye II'nin çalışma dönemini doğrudan doğruya izle­ yen ilk hafta için yeterlidir; bu haftanın sonunda, 400 sterlinlik ser­ maye II'nin tamamı geri döner. Ama başlamış bulunan çalışma döne­ mi ancak bir diğer 300 sterlini ernebileceği için, dönemin bitiminde, 100 sterlin bir kez daha serbest kalır. Ve bu böyle devam eder. De­ mek oluyor ki, dolaşım döneminin, çalışma döneminin basit bir katı olmadığı zamanlar, çalışma döneminin sonunda bir sermaye serbest kalır. Ve bu serbest kalan sermaye, dolaşım döneminin, çalışma dö­ neminin ya da çalışma dönemlerinin katının üstünde olan bir fazlalı­ ğını doldurmak durumunda kalan sermaye kısmına eşittir. Araştınlan bütün durumlarda, çalışma döneminin de dolaşım döneminin de, burada ineelenEm bütün işlerde yıl boyunca aynı kal­ dığı varsayılmıştı. Dolaşım zamanının, sermaye devri ve yatınmı üzerindeki etkisini saptamak istediğimize göre, bu varsayım gerek­ liydi. Gerçekte bu varsayımın hiçbir koşula bağlı olmaksızın geçerli . olmaması ve sık sık da hiç geçerli bulunmaması, durumu en küçük şekilde değiştirmez. Bütün bu kesimde, bizim, yalnızca sabit sermayenin değil döner sermayenin devirlerini tartışmamızın yalın nedeni, ele alınan soru­ nun sabit sermaye ile hiçbir ilgisi bulunmamasıydı. Üretim sürecinde kullanılan emek aletleri vb., ancak bunlann kullanılma zamanlan, döner sermayenin devir dönemini aştığı sürece; bu emek aletlerinin, durmadan yinelenen emek-süreçlerinde hizmet etmeye devam ettik­ leri zaman süresi, döner sermayenin devir döneminden büyük oldu­ ğu, yani döner sermayenin n devir dönemine eşit olduğu sürece, sabit sermayeyi oluştururlar. Döner sermayenin devrinin bu n dönemleri­ nin temsil ettiği toplam zaman, ister uzun ister kısa olsun, üretken sermayenin bu zaman için sabit sermayeye yatınlan kısmı, bu süre içerisinde yeniden yatınlmamıştır. Kendi eski kullanım-biçiminde iş­ levlerine devam etmiştir. Aradaki tek fark şudur: Döner sermayenin her devir döneminin tek bir çalışma döneminin değişen uzunluğu ora­ nında, sabit sermaye, bu çalışma döneminin ürününe kendi özgün de­ ğerinin daha büyük ya da küçük bir kısmını verir; ve her devir döne­ mine ait dolaşım zamanıyla orantılı olarak, sabit sermayenin ürüne aktardığı bu değer kısmı, daha hızlı ya da daha yavaş, para-biçimde geri döner. Bu kesimde tartışmakta olduğumuz konunun -üretken 252


sermayenin döner kısmının devri- niteliği, işte bu kısmın niteliğin­ den ileri gelir. Bir çalışma döneminde kullanılan döner sermaye, dev­ nnı tamamlamadan, meta-sermayeye, meta-sermayeden para­ sermayeye ve para-sermayeden tekrar üretken sermayeye dönüşme­ den yeni bir çalışma döneminde kullanılamaz. Demek ki, ilk çalışma dönemini bir ikinci dönemin doğrudan izieyebilmesi için, sermaye ye­ niden yatınlmak, üretken sermayenin döner öğelerine çevrilmek, ve miktannın da, ilk çalışma dönemi için yatınlan döner sermayenin do­ laşım döneminin yolaçtığı boşluğu doldurmaya yeterli olması gerekir. Döner sermayenin çalışma döneminin uzunluğunun, emek-sürecinin ölçeği ve yatınlan sermayenin bölünmesi ya da yeni sermaye kısımla­ nnın eklenmesi üzerinde yaptığı etkinin kaynağı işte budur. Bu ke­ simde incelememiz gereken şey de, zaten buydu. IV. SONUÇLAR

Yukandaki incelemeden şu sonuçlar çıkar: A. Bir kısmı sürekli olarak çalışma döneminde kalırken öteki kı­ sımlan dolaşım döneminde bulunacak ve farklı bağımsız bireysel ser­ mayeler gibi birbirlerinin ardından gelecek şekilde sermayenin farklı kısırnlara bölünmesini gerektiren iki durum: ( 1 ) çalışma döneminin dolaşım dönemine eşit olduğu ve böylece devir döneminin iki eşit kesi­ me bölündüğü; (2) dolaşım döneminin çalışma döneminden hem uzun olduğu ve hem de çalışma döneminin basit katlannı oluşturduğu, ve böylece bir dolaşım döneminin n çalışma dönemine eşit ve n katsayısı­ nın da bir tamsayı olmasını gerektiren zamanlar. Bu gibi durumlar­ da, ardarda yatınlan sermayenin hiçbir kısmı serbest kalmaz. B. Buna karşılık, ( 1 ) dolaşım döneminin, yalın bir katı olmaksı­ zın, çalışma döneminden daha uzun olduğu, ve (2) çalışma dönemi­ nin, dolaşım döneminden uzun olduğu bütün durumlarda, ikinci de­ virden başlamak üzere her çalışma döneminin bitiminde, toplam dö­ ner sermayenin bir kısmı sürekli ve devresel şekilde serbest kalır. Bu serbest kalan sermaye, çalışma dönemi dolaşım döneminden uzun olmak koşuluyla, toplam sermayenin dolaşım dönemi için yatı­ nlmış bulunan kısmına eşittir; ve bu miktar, dolaşım dönemi çalış­ ma döneminden uzun olmak koşuluyla, sermayenin dolaşım dönemi­ nin çalışma döneminden ya da çalışma dönemlerinin katından fazla­ lığını doldurmak durumunda kalan kısmına eşittir. C. Buradan şu sonuç çıkar ki, toplam toplumsal sermayenin, dö­ ner kısmı bakımından, sermayenin serbest kalması kural olmalıdır; oysa sermayenin üretim sürecinde ardarda iş gören kısımlannın bir­ birini izlemesinin kural-dışı bir durumda olması gerekir. Çünkü ça­ lışma ve dolaşım dönemlerinin eşitliği, ya da dolaşım dönemi ile ça­ lışma döneminin yalın bir katının eşitliği, devir döneminin iki kısmı arasındaki bu düzenli orantının, ele alınan durumun niteliği ile hiç­ bir ilişkisi yoktur; bu nedenle de, bütünüyle bakıldığında, ancak ku253


ral-dışı bir durum olarak ortaya çıkar. Toplumsal döner sermayenin yılda birkaç kez devrini tamamla­ yan çok önemli bir kısmı, bu nedenle, yıllık devir çevrimi sırasında dönemsel olarak serbest kalan sermaye biçiminde bulunur. Ayrıca diğer koşullar eşit olmak üzere, serbest kalan sermaye­ nin büyüklüğünün, çalışma sürecinin hacmi ya da üretimin ölçeği, yani genellikle kapitalist üretimin gelişmesiyle artacağı da açıktır. Çünkü, yukanda, B (2)'de sözü edilen durumda yatınlan toplam sermaye artar; B ( 1 )'de ise, kapitalist üretimin gelişmesiyle dolaşım döneminin uzunluğu büyüdüğü gibi, çalışma döneminin dolaşım dö­ neminden küçük olduğu durumlarda devir dönemi de büyür ve bu iki dönem arasında düzenli bir oran yoktur. Örneğin birinci durumda, haftada 100 sterlin yatırmamız gere­ kirdi. Bu, altı haftalık bir çalışma dönemi için 600 sterlini, 3 hafta­ lık bir dolaşım dönemi için 300 sterlini, toplam 900 sterlini gerekti­ riyordu. Bu durumda 300 sterlin sürekli serbest kalır. Buna karşılık eğer haftada 300 sterlin yatınlırsa, çalışma dönemi için 1 .800 ster­ lin, dolaşım dönemi için 900 sterlinimiz vardır. Buna göre, 300 ster­ lin yerine 900 sterlin dönemsel şekilde serbest kalır. D. Diyelim 900 sterlinlik toplam bir sermayenin, 600 sterlini ça­ lışma dönemi, 300 sterlini dolaşım dönemi için olmak üzere yukar­ daki gibi ikiye ayniması gerekmektedir. Emek-sürecine gerçekten yatınlan kısım, böylece, üçte-bir azalmakta, 900 sterlinden 600 ster­ line inmektedir; dolayısıyla üretimin ölçeği, üçte-bir küçülmüştür. Öte yandan, 300 sterlin, yalnızca çalışma dönemini sürekli kılmak için, dolayısıyla emek-sürecine yılın her haftasında 100 sterlin yatı­ nlabilsin diye, işlev yapar. Soyut anlamda, 600 sterlinin, 6 kez 8, yani 48 hafta boyunca ça­ lışması (4.800 sterlinlik ürün ), ya da 900 sterlinlik toplam sermaye­ nin, emek-sürecinde altı hafta boyunca harcandıktan sonra, 3 hafta­ lık dolaşım dönemi sırasında atıl kalması, aynı şeydir. Ikinci durum­ da, 48 hafta boyunca, 5 1/3 kez 6, yani 32 hafta çalışmış olacak (51/3 kez 900, yani 4.800 sterlinlik ürün) ve 16 hafta atıl kalacaktır. Ama bu atıl kalan 16 hafta boyunca sabit sermayenin büyük ölçüde yıp­ ranması, yılın ancak bir kısmında çalıştınlsa bile karşılığının bütün yıl için ödenmesi gereken emeğin değerlendirilmesi dışında, üretim sürecinde bu gibi düzenli kesintiler, modern büyük sanayi işletmesi ile kesinlikle uyuşmaz. Bu süreklilik, kendi başına, emeğin üretken bir gücüdür. Şimdi eğer biz serbest bırakılan ya da daha doğrusu geçici olarak askıya alınan sermayeye daha yakından bakarsak, bunun önemli bir bölümünün daima para-sermaye biçiminde olması gerektiğini görü­ rüz. Örneğimize bağlı kalalım: Çalışma dönemi-6 hafta, dolaşım dö­ nemi-3 hafta, haftalık yatınm-100 sterlin. Ikinci çalışma dönemi­ nin ortasında, 9. hafta sonunda, 600 sterlin döner ve geriye kalan ça­ lışma dönemi için bunun yalnız 300 sterlininin yatırılması gerekir. 254


İkinci çalışma döneminin sonunda, bu nedenle 300 sterlin serbest kalır. Peki bu 300 sterlin ne durumdadır? Üçte-birinin ücretlere, üçte-ikisinin ham ve yardımcı maddelere yatınldığını varsayacağız. Demek oluyor ki, geri dönen 600 sterlinin 200 sterlini, ücretler için para biçiminde, 400 sterlini üretken ikmal biçiminde, de�şmeyen döner üretken sennayenin öğeleri biçiminde bulunur. Ama ikinci ça­ lışma döneminin ikinci yansı için, bu üretken ikmalin yalnızca yan­ sı gerekli olduğu için, diğer yansı, üç hafta için, bir üretken ikmal fazlası biçiminde, yani bir çalışma döneminin gereksinmelerini aşan ikmal biçiminde bulunur. Ne var ki, kapitalist, o andaki çalışma dö­ nemi için, geri dönen senneyenin bu kısmının (400 sterlin) ancak ya­ nsına, yani 200 sterlinine gereksinmesi bulunduğunu bilir. İşte bu nedenle, bu 200 sterlinin hepsini ya da bir kısmını derhal tekrar bir üretken ikmal fazlasına çevirmesi, ya da daha uygun pazar koşulla­ nnı bekleyerek, bunun tamamını ya da bir kısmını para-sennaye bi­ çiminde tutması, pazar koşullanna bağlı olacaktır. Buna karşılık, ücretler için yatınlacak kısmın (200 sterlin) para-biçimde tutulması gerektiğini söylemenin gere� bile yoktur. Kapitalist, istedi� zaman hammaddeyi depoladığı gibi, emek-gücünü de satın alıp ardiyelerde saklayamaz. Emek-gücünü emek-sürecine sokmak ve hafta sonunda karşılığını ödemek zorundadır. Her ne olursa olsun, serbest bırakı­ lan 300 sterlinden bu 100 sterlininin, bu yüzden, serbest kalan para­ sennaye biçiminde, yani çalışma dönemi için gerekli olmayacak bi­ çimde bulunması gerekir. Bu nedenle, para-sennaye biçiminde ser­ best hale getirilen sennayenin, en azından sennayenin ücretiere ya­ tınlan değişen kısmına eşit olması gerekir. En çoğundan da, bu kı­ sım, tüm serbest kalan sennayeyi kapsayabilir. Gerçekte bu miktar, bu en az ve en çok arasında sürekli dalgalanır. Salt devir hareketinin bu mekanizması ile böylece serbest bıra­ kılan para-sennaye (sabit sennayenin, birbirini izleyen geri akışıyla serbest kalan, ve her emek-sürecinde de�şen-sennaye için gerekli olan kısım ile birlikte), kredi sistemi gelişir gelişmez önemli bir rol oynamak ve aynı zamanda da onun temellerinden birisini oluştur­ mak durumundadır. Örne�mizdeki dolaşım zamanının kısaldığını, 3 haftadan 2 haf­ taya indi�ni varsayalım . Bu, nonnal bir de�şiklik olmasın da, diye­ lim, bolluk zamanlan, daha kısa ödeme vadeleri vb. gibi nedenler­ den ileri gelmiş olsun. Çalışma dönemi sırasında yatınlmış bulunan 600 sterlinlik sennaye, zamanından bir hafta erken geri döner. Bu nedenle, bu hafta için serbest kalmıştır. Üstelik, çalışma döneminin ortasında, önceki gibi, 300 sterlin (600 sterlinin bir kısmı) serbest kalmıştır, ama bu, 3 hafta yerine 4 hafta için olmuştur. Buna göre, para-piyasasında bir hafta için 600 sterlin vardır ve, 3 hafta yerine 4 hafta için 300 sterlin. Bu, yalnız tek bir kapitalisti değil, pek çoğunu ilgilendirdiği ve farklı işlerde, çeşitli dönemlerde ortaya çıktığı için, piyasada daha fazla para-sermaye görülmeye başlar. Eğer bu durum 255


bir süre devam ederse, olanak bulunan yerlerde üretim genişleye­ cektir. Borç para ile iş gören kapitalistler, para-piyasasından daha az talepte bulunacaklar ve artan arz ölçüsünde piyasada bir rahat­ lık olacaktır; ya da ensonu, mekanizma için fazlalık haline gelen miktarlar, kesinlikle para-piyasasına süıiilecektir. Dolaşım zamanının, 3 haftadan 2 haftaya inecek şekilde daral­ ması sonucu, devir döneminin de 9 haftadan 8 haftaya inmesiyle, ya­ tınlan toplam sermayenin dokuzda-biri fazlalık halini alır. Altı haf­ talık çalışma dönemi, şimdi 800 sterlin ile, eskiden 900 sterlinle ol­ duğu gibi gene devamlı yürütülebilir. Meta-sermayenin 100 sterline eşit olan ve daha önce paraya çevrilmiş bulunan bir değer kısmı, bu nedenle, üretim sürecine yatınlan sermaye işlevini yerine getirmek­ sizin, para-sermaye durumunda kalmaya devam eder. Üretim ölçeği ile, fıyatlar ve benzeri diğer koşullar aynı kaldığı halde, yatınlan ser­ mayenin değer toplamı 900 sterlinden 800 sterline inmiş durumda­ dır. lik yatınlan değerin 100 sterline ulaşan bakiyesi, para-sermaye biçiminde açığa çıkartılmıştır. Bu durumuyla para-piyasasına girer ve burada işlev yapan sermayelerin ek bir kısmını oluşturur. Bu, para-sermaye fazlalığının ne şekilde ortaya çıkabileceğini göstermektedir ve yalnız para-sermaye arzının, talepten daha büyük olduğu anlamında da değildir; bu, daima, örneğin, bir bunalımın biti­ şinden sonra yeni bir çevrimi başlatan "melankoli döneminde" ortaya çıkan ancak nispi bir fazlalıktır. Ama bu, aynı zamanda, yatınlan sermaye-değerin belli bir kısmının, dolaşım sürecini içeren tüm top­ lumsal yeniden-üretim sürecinin işlemesi için fazlalık haline gelmesi ve bu yüzden de, para-sermaye biçiminde süreç-dışı bırakılması an­ lamındadır ve, üretimin ölçeği ile fıyatlar aynı kaldığı halde, salt de­ vir qönemindeki kısalmadan ileri gelmektedir. Dolaşımdaki para miktannın, büyük ya da küçük olmasının en küçük bir etkisi yoktur. Şimdi de, tersine, dolaşım döneminin uzadığını, diyelim, 3 hafta­ dan 5 haftaya çıktığını kabul edelim. Bu durumda, hemen bir sonraki devirde yatınlan sermayenin geriye akışı, 2 hafta daha geç olur. Bu çalışma döneminde üretim sürecinin son kısmı, yatınlan sermayenin devir mekanizması ile daha fazla yüıiitülemez. Bu durumun bir süre devamı halinde, tıpkı bundan önceki durumda genişleme olması gibi, üretim sürecinde bir daralma, hacminde bir küçülme olur. Ama süre­ ci aynı ölçekte devam ettirmek için yatınlan sermayenin, dolaşım dö­ neminin tüm uzama süresi için 2/9 oranında, yani 200 sterlin artıni­ ması gerekir. Bu ek sermaye, ancak para-piyasasından sağlanabilir. Eğer bu dolaşım dönemindeki uzama bir ya da birkaç büyük iş kolun­ da uygulanırsa, eğer yaratacağı etki bazı karşı önlemlerle etkisiz hale getirilmez ise, para-piyasası üzerinde bir baskı yaratabilir. Bu durumda da, gene, bu baskının, yukanda sözü edilen fazlalık gibi, ne metalann fıyatlanndaki hareketle ve ne de mevcut dolaşım aracı kit­ lesinin hareketiyle herhangi bir ilişkisi bulunmadığı apaçıktır. ! Bu bölümün yayma hazırlanması epeyce güçlükler gösterdi. Ce256


birde sağlam bir bilgiye sahip bulunan Marx, bizzat kendisinin çö­ zümlediği ticari hesapiann her türünün sayısız örneklerini içeren bir yığın defter bulunduğu halde, sayılan kullanmakta, özellikle ti­ cari aritmetikte pek becerekli değildi. Ama çeşitli hesap yöntemleri konusunda bilgi sahibi olmakla, günlük pratik ticari aritmetikte uy­ gulama, elbette ki aynı şey değildir ve bunun sonucu Marx, devirle­ rin hesaplanmasında öylesine bir kanşıklık içerisine düşmüştür ki, yanm bırakılan yerlerin yanısıra birtakım şeyler yanlış ve çelişik ol­ muştur. Yukanya alınan tablolarda, ben, yalnızca en yalın ve arit­ metik bakımdan doğru verileri alıkoydum. Böyle yapışımın başlıca nedeni şu idi: Bu zahmetli hesaplamalann kesin olmayan sonuçlan, Marx'ı, benim düşüneerne göre fiilen pek az önemi bulunan bir duruma ge­ reksiz şekilde önem vermeye götürmüştür. Bununla para­ sermayenin "serbest kalması" dediği şeye değiniyorum. Yukandaki varsayıma dayanan fiili durum şöyledir: Çalışma dönemi ile dolaşım zamanı, dolayısıyla sermaye I ile sermaye II arasındaki oran ne olursa olsun, birinci devrin bitimin­ den sonra ve bir devir döneminin süresine eşit düzenli aralıklar ile, para biçiminde, kapitaliste, bir çalışma dönemi için gerekli sermaye, yani sermaye I'e eşit bir miktar geri dönmüş olur. Eğer çalışma dönemi 5 hafta, dolaşım zamanı 4 hafta, sermaye I 500 sterlin ise, 9., 14., 19., 24., 29., vb. haftanın sonunda, her sefe­ rinde, 500 sterline eşit bir miktarda para geri döner. Eğer çalışma dönemi 6 hafta, dolaşım zamanı 3 hafta, sermaye I 600 sterlin ise, 9., 15., 2 1 . , 27., 33., vb. haftanın sonunda 600 sterlin geri döner. Ensonu, eğer çalışma dönemi 4 hafta, dolaşım zamanı 5 hafta ve sermaye I 400 sterlin ise, 9., 13., 17., 2 1 . , 25. vb. haftanın sonunda 400 sterlin geri döner. Bu geri dönen paranın bir kısmının, eğer böyle bir kısım varsa ne kadannın fazlalık olduğunun ve b�ylece bu çalışma dönemi için serbest kalmasının bir önemi yoktur. Uretimin o günün ölçekleri ile kesintisiz olarak devam ettiği varsayılmıştı; bunun böyle olabilmesi için, paranın mevcut bulunması ve bu nedenle de, "serbest" olsun ol­ masın, geri dönmesi gereklidir. Üretim kesintiye uğradığında, aynı şekilde, serbest kalma da durur. Bir başka deyişle: Gerçekte, serbest kalan bir para ve bu neden­ le, para biçimde gizil, yalnızca potansiyel bir sermaye oluşumu var­ dır. Ne var ki bu, yalnız metinde öne sürülen özel koşullar altında değil, her durumda böyle olur; ve metinde varsayılandan daha bü­ yük ölçekle ortaya çıkar. Döner sermaye I bakımından, sanayi kapi­ talisti, her devir sonunda, işini kurduğu zaman neyse gene aynı du­ rumdadır: hepsi de toplu halde elindedir, ama o bunu, ancak yavaş yavaş tekrar üretken sermayeye çevirebilir. Metindeki temel nokta, bir yandan sanayi sermayesinin oldukça 257


büyük bir kısmının daima para biçiminde bulunmak, öte yandan daha da büyük bir kısmının, geçici olarak para biçimine bürünmek zorunda olmasının kanıtlanmasıdır. Bu kanıt, benim bu ek düşünce­ lerimle, eğer bir şey sayılırsa, daha da kuvvet kazanmıştır.-F.E.] V. FİYATTAKl DEÖlŞlKLlCtN ETKlSl

Biz biraz önce, bir yandan fiyatlar ile üretim ölçeğinin değişme­ diğini, öte yandan da dolaşım zamanında bir kısalma ya da uzamayı varsaymıştık. Şimdi de, tersine, değişmeyen bir devir dönemi ile de­ ğişmeyen bir üretim ölçeğini, buna karşılık da, fiyat değişikliklerini, yani hammaddeler, yardımcı mallar ve emeğin fiyatındaki düşüş ve yükselişleri, ya da yalnız sözü edilen ilk iki öğenin fiyatındaki değiş­ meleri varsayalım . Hammadde ve yardımcı madde fiyatlan ile ücret­ Ierin yan yanya düştüğünü kabul edelim. Bu durumda, ele aldığı­ mız örnekte yatınlması gerekli sennaye haftada 100 sterlin yerine 50 sterlin olacak ve 9 haftalık devir süresi için 900 sterlin yerine 450 sterlin olacaktır. Yatınlan sermaye-değerin 450 sterlini, ilkönce para-sermaye biçiminde süreçten çıkar, ama üretim süreci aynı öl­ çekte, aynı devir dönemi ile, ve devir döneminin bundan önceki bölü­ nüşü ile devam eder. Yıllık verim gene aynı kalır, ama değeri yanya inmiştir. Para-sennaye arz ve talebindeki bir değişmeyle birlikte or­ taya çıkan bu değişikliği meydana getiren şey, ne dolaşımdaki hız­ lanma, ne de dolaşımdaki para miktannda bir değişikliktir. Tam tersine. Üretken sennayenin öğelerinin değerinde ya da fiyatındaki yan yanya bir düşüş, önce, X firmasının eski ölçekte devamı için ya­ tınlması gerekli sermaye-değerde yarı yanya bir azalmaya neden olur ve dolayısıyla X finnası tarafından piyasaya şimdi ancak eskisi­ nin yansı kadar para sürülecektir, çünkü X firması bu sennaye­ değeri önce para biçiminde, yani para-sermaye olarak yatınr. Üre­ tim öğelerinin fiyatlan düştüğü için piyasaya sürülen para mikta­ nnda bir azalma olacaktır. lik etkisi bu olacak. İkinci olarak, (a) sırasıyla, para-sermaye, üretken sennaye ve meta-sennaye biçimlerinden geçen, ve (b) kısmen para-sermaye, kıs­ men üretken sennaye ve kısmen de meta-sennaye biçimlerinde aynı zamanda ve sürekli yanyana varolan ilk yatınlan 900 sterlinlik ser­ maye-değerin yansı, yani 450 sterlin, X finnasının devresinden çıka­ nlacak ve böylece, ek para-sennaye olarak para-piyasasına girecek ve onu ek bir kısım olarak etkileyebilecektir. Bu serbest kalan 450 sterlin, X firmasının işlemesi için fazla para halini aldığından ötürü değil, ilk sermaye-değerin bir kısmı olduğu ve bu niteliği ile, artık, salt bir dolaşım aracı olarak harcanmayarak, sennaye olarak işlev yapmak üzere aynidığı için, para-sermaye gibi hareket eder. Bu pa­ rayı sennaye olarak işletmenin en iyi yöntemi, para-sennaye olarak para-piyasasına sürmektir. Öte yandan, üretimin ölçeği (sabit ser­ maye dışında) iki katına çıkabilir. Bu durumda, eski hacminin iki 258


katına ulaşmış bir üretken süreç, 900 sterlinlik aynı sermaye yatın­ mı ile yürütülebilir. Buna karşılık, üretken sermayenin dolaşım öğelerinin fiyatlan yan yanya artınlmış olsaydı, haftada 100 sterlin yerine 150 sterlin, 900 sterlin yerine 1 .350 sterlin gerekecekti. İşi aynı ölçekte yürütmek için 450 sterlin ek sermaye gerekecek ve bu, para-piyasası üzerinde, duruma göre, büyük ya da küçük pro tanto bir baskı yapacaktır. Eğer bu piyasadaki mevcut bütün sermaye o sırada bağlanmış ise, mevcut sermaye için artan bir rekabet sözkonusu olabilir. Eğer bunun bir kısmı kullanılmamış ise, o, pro tan to iş başına çağnlacaktı. Ama, üçüncü olarak, üretimin belli ölçeği verilmek, döner üret­ ken sermaye öğelerinin devir hızlan ile fiyatlan aynı kalmak üzere, X firmasının ürünlerinin fiyatlan yükselebilir ya da düşebilir. Eğer X firmasının sağladığı metalann fiyatı düşerse, sürekli olarak dola­ şıma sürdüğü 600 sterlinlik meta-sermayesinin fiyatı, diyelim, 500 sterline iner. Dolayısıyla, yatınlan sermaye-değerin altıda-biri, dola­ şım sürecinden geri dönmez. ( Meta-sermayenin içerdiği artı-değer burada dikkate alınmamıştır. ) O, bu süreçte kaybolmuştur. Ama üretim öğelerinin değeri ya da fiyatı sabit kaldığı için, bu 500 sterli­ nin geri akışı, sürekli üretim sürecinde bulunan 600 sterlinlik ser­ mayenin ancak 5/s'sını yerine koymaya yeterlidir. Bu yüzden de, üre­ timin aynı ölçekte devam edebilmesi için, 100 sterlinlik ek bir ser­ mayeye gereksinme duyulacaktır. Tersine eğer, X firmasının ürününün fiyatı yükselmiş olsaydı, 600 sterlinlik meta-sermayenin fiyatı, diyelim 700 sterline yüksel­ miş olacaktı. Bu fiyatın yedide-biri, yani 100 sterlin, üretim sürecin­ den doğmamıştır, bu sürece yatınlmamıştır, dolaşım sürecinden gel­ miştir. Ne var ki, üretim öğelerinin yerine konulması için yalnız 600 sterlin gereklidir. Böylece 100 sterlin serbest kalmıştır. Ama bu, buraya kadar yapılan ve ilk durumda devir döneminin niçin kısaldığını ya da uzadığını, ikinci durumda hammadde ile eme­ ğin fiyatlannın, üçüncüsünde sağlanan ürünlerin fiyatlannın niçin yükseldiğini ya da düştüğünü belirlemek üzere girişilen araştırma­ nın kapsamı içerisine girmez. Ama şurası, bunun kapsamı içerisine girer. Birinci Durum. -Değişmeyen Üretim Ölçeği, Üretim Öğelerinin ve Ürünün Değişmeyen Fiyatlan ve Dolaşım Döneminde ve Böylece Devir Döneminde Bir Değişme. Örneğimizdeki varsayımiara göre, dolaşım dönemindeki bir kı­ salma sonucu olarak, dokuzda-bir daha az toplam sermaye yatınmı­ na gerek vardır; böylece toplam sermaye 900 sterlinden 800 sterline inmiş ve 100 sterlinlik para-sermaye dıştalanmıştır. X firması, eskisi gibi, aynı 600 sterlin değerinde, aynı altı hafta­ lık ürün sağlamakta ve çalışma bütün yıl kesintisiz devam ettiği için, 5 1 haftada, 5.100 sterlin değerinde aynı miktarda ürün sağla­ maktadır. Öyleyse, bu firmanın dolaşıma sürdüğü ürün miktan ile 259


fiyatı bakımından bir değişme olmadığı gibi, ürününü pazara sürdü­ ğü zamanlarda da bir değişme yoktur. Ama dolaşım dönemindeki kı­ salma nedeniyle, üretim sürecinin gereksinmeleri, eskiden 900 ster­ lin yerine şimdi yalnızca 800 sterlin ile karşılandığı için 100 sterlin açığa çıkmıştır. Dıştalanan bu 100 sterlin, para-sermaye biçiminde bulunur. Ama bu 100 sterlin, yatınlan sermayenin, sürekli para­ sermaye biçiminde işlev yapmak zorunda bulunan kısmını hiçbir şe­ kilde temsil etmez. 600 sterlinlik, yatınlan döner sermaye I'in 4/ s'inin, yani 480 sterlinin, sürekli olarak üretken maddelere, ya da 120 sterlinin ücretiere yatınldığını varsayalım. Buna göre, üretim maddelerine haftalık yatınm 80 sterlin, ücretiere ise 20 sterlindir. 300 sterlinlik sermaye II de, bu durumda, 4/s'i, yani 240 sterlini üre­ tim maddelerine, 1/s'i, yani 60 sterlini ücretiere olmak üzere aynl­ mış olacaktır. Ücretiere yatınlan sermayenin daima para biçiminde olması gerekir. 600 sterlin değerinde meta-ürün, tekrar para­ biçimine çevrilir çevrilmez, yani satılır satılmaz, bunun 480 sterlini, üretim maddelerine (üretken ikmale) dönüştürülebilir, ama 120 sterlin, altı haftalık ücretierin ödenmesinde kullanılmak üzere, para-biçimini korur. Bu 120 sterlin, 600 sterlinlik geri dönen serma­ yenin daima para-sermaye biçiminde yenilenmesi ve yerine konması gerekli asgari miktan olup bu nedenle de daima, tıpkı yatınlan ser­ mayenin para-biçiminde işlev yapan kısmı gibi elde bulundurolmak zorundadır. Şimdi üç hafta için dönemsel olarak serbest kalan ve 240 sterlini üretken ikmal ve 60 sterlini ücretiere olmak üzere aynlabilen bu 300 sterlinin 100 sterlini, dolaşım zamanının kısaltılması ile para­ sermaye biçiminde devir mekanizmasının tamamen dışına atıldığı­ na, büsbütün dışanda bırakıldığına göre, bu 100 sterlinlik para­ sermaye için para nereden gelmektedir? Bu miktann ancak beşte­ biri, devirler sırasında dönemsel olarak serbest kalan para­ sermayeden meydana gelmektedir. Ama beşte-dördü, 80 sterlini, aynı değerin ek üretken ikmali tarafından zaten yerine konmuştur. Peki, bu üretken ikmal ne şekilde paraya çevrilmiştir ve bu çevirme için gerekli para nereden gelmiştir? Eğer kısaltılan dolaşım dönemi gerçekleşmiş ise, yukarda sözü edilen 600 sterlinin, 480 sterlini yerine ancak 400 sterlini, tekrar üretken ikmale çevrilmiştir. Geriye kalan 80 sterlin para-biçimini korur ve yukandaki ücretleri karşılayan 20 sterlin ile birlikte, dışta­ lanan 100 sterlinlik sermayeyi oluşturur. Bu 100 sterlin, 600 sterlin değerindeki meta-sermayenin satışı yoluyla dolaşım alanından gel­ mekle ve, ücretler ile üretim öğelerine tekrar yatınlmamak suretiyle bu alandan çekilmekle birlikte, şurasını da unutmamak gerekir ki, para-biçiminde oldu� için bunlar bir kez daha dolaşıma ilk girdik­ leri biçimdedirler. Başlangıçta 900 sterlin, üretken ikmal ile ücretle­ re yatınlmıştı. Şimdi ise, aynı üretken süreci devam ettirmek için 800 sterline gerek vardır. Para biçiminde böylece serbest kalan 100 260


sterlin, şimdi yeni bir iş peşinde para-sermaye, para-piyasasının yeni bir öğesidir. Gerçi, bu sterlinler zaten önceden de dönemsel ola­ rak serbest kalan para-sermaye, ek üretken sermaye biçimindeydi­ ler, ama bu bizzat gizil durum, üretim sürecinin yürütülmesi için ge­ rekliydi, çünkü sürecin sürekliliği için zorunluydu. Şimdi ise, bun­ lar, hiçbir şekilde mevcut toplumsal para-arzının ek öğesini (çünkü, işin başlangıcında bunlar vardı ve iş tarafından dolaşıma sokulmuş­ tu), ve yeni bir para-yığınayı oluşturmadıklan halde, bu amaç için artık gerekli değillerdir ve bu yüzden yeni bir para-sermayeyi, para­ piyasasının yeni bir öğesini oluştururlar. Bu 100 sterlin, şimdi, aslında, para-sermayenin artık aynı işte kullanılmayan bir kısmı olduklan için dolaşımdan çekilmiştir. Ama bu çekme işlemi, ancak, meta-sermayenin paraya, ve bu paranın üretken sermayeye çevrilmesi, M '-P-M, bir hafta hızlandığı ve böylece, süreçte işleyen paranın dolaşımı da çabuklaştınldığı için mümkün olmuştur. Bunlar dolaşımdan çekilmiştir, çünkü sermaye X'in devri için artık bu paraya gereksinme kalmamıştır. Burada, yatınlan sermayenin onu kullanana ait olduğu varsayıl­ mıştı. Bu sermayeyi borç almış olsa da bir şey değişmezdi. Dolaşım zamanını kısıtlamakla, 900 sterlin yerine 800 sterlin borç almak du­ rumunda bulunacaktı. 100 sterlin, borcu verene döndüğü takdirde, gene önceki gibi 100 sterlinlik yeni para-sermayeyi oluşturacaktı, ama X'in elinde değil de, Y'nin elinde. Kapitalist X, 480 sterlin değe­ rinde üretim malzemesini kredi ile alsa ve yalnız 120 sterlini ücret­ ler için para olarak kendi cebinden ödemiş olsaydı, şimdi 80 sterlin değerinde daha az maddeyi krediyle satın almak durumunda bulu­ nacak ve bu miktar, krediyi veren kapitalist için fazla meta-sermaye oluşturacaktı, oysa kapitalist X, para olarak 20 sterlini dıştalayabi­ lecekti. Ek üretim ikmali şimdi üçte-bir azalmıştır. 300 sterlinlik ek ser­ maye II'nin beşte-dördü olan 240 sterlin iken, şimdi yalnız 160 ster­ lindir, yani 3 hafta yerine 2 haftalık ek ikmaldir. Şimdi artık her 3 hafta yerine 2 haftada bir yenilenmekte, ama, 3 hafta yerine yalnız 2 hafta için yenilenmektedir. Satın almalar, örneğin pamuk piyasa­ sında böylece daha sık ve küçük miktarlarda olmaktadır. Piyasadan aynı miktarda pamuk çekilmektedir, çünkü ürün miktan aynı kal­ maktadır. Ne var ki, bu çekmeler, zaman olarak farklı dağılmakta, daha uzun bir döneme yayılmaktadır. Diyelim bu 3 ya da 2 aylık bir sorun olsun. Eğer yıllık pamuk tüketimi 1 . 200 balyaya ulaşıyorsa, ilk durumda satışlar şöyle olacaktır: 1 Ocak Nisan ı Temmuz ı Ekim

ı

:100 300 300 300

balya, balya, halya, halya,

261

depoda depoda depoda depoda

900 600 300 O

balya halya balya balya


Ama ikinci durumda: ı ı ı ı ı ı

Ocak Mart Mayıs Temmuz Eylül Kasım

satış satış satış satış satış satış

200, 200, 200, 200, 200, 200,

depoda depoda depoda depoda depoda depoda

1.000

soo

600 400 200 o

balya balya balya balya balya balya

Böylece, pamuğa yatınlan para, bir ay sonra, ekim yerine, kasım ayında ancak tamamıyla geri dönmektedir. Bu nedenle, eğer yatın­ lan sermayenin dokuzda-biri, yani 100 sterlini, dolaşım zamanının ve dolayısıyla devir zamanının kısaltılmasıyla, para-sermaye biçiminde dıştalanırsa ve eğer bu 100 sterlin, haftalık ücretierin ödenmesi için 20 sterlin değerinde dönemsel olarak fazlalık halini almış para­ sermaye ile, bir hafta için dönemsel fazla üretken ikmal olarak varo­ lan 80 sterlinden oluşmuş ise, bu durumda, yapımcının elindeki ek­ silmiş fazla üretken ikmal, bu 80 sterlin bakımından, pamuk toptan­ cısının elindeki büyümüş bir meta-ikmale tekabül eder. Bu pamuk, toptaneının ardiyesinde meta olarak ne kadar uzun süre kalırsa, ya­ pımcının deposunda o kadar az süre üretken ikmal olarak yatar. Buraya kadar, X firmasında, dolaşım zamanının kısalmasının, X'in mallarını daha çabuk satmasından, bunlara ait parayı daha önce almasından, ya da, kredi sözkonusu olduğunda, daha kısa öde­ me vadeleri verilmesinden ileri geldiğini varsaymıştık. Bu nedenle kısalma, metalann daha hızlı satışına, meta-sermayenin, para­ sermayeye daha çabuk dönüşmesine, M '-P, yani dolaşım sürecinin ilk evresinin daha erken gerçekleşmesine bağlanmıştı. Ama bu, ayrı­ ca, ikinci evreden, P-M hareketinden de ileri gelebilir; yani çalışma dönemindeki ya da kapitalist X'e döner sermayesinin üretken öğele­ rini sağlayan Y, Z, vb. sermayelerin dolaşım zamanındaki eşzamanlı bir değişmeden meydana gelir. Örneğin, eğer pamuk, kömür vb., eski taşıma yöntemleri ile, üre­ tildikleri ya da depolandıkları yerden, kapitalist X'in üretim yerine, üç haftada taşınıyor ise, X'in üretken ikmalinin, yeni ikmaller gele­ ne kadar en az üç hafta yetmesi gerekir. Pamuk ile kömür, taşındık­ ları sırada, üretim aracı olarak hizmet edemezler. Bunlar, o sırada, daha çok, ulaştırma sanayii ile bu sanayide kullanılan sermayenin iş konularıdır; ayrıca bunlar, kömür üreticisi ya da pamuk toptancı­ sı için, dolaşım sürecindeki meta-sermayedir. Ulaştırmadaki geliş­ melerin taşıma süresini iki haftaya indirdiğini kabul edelim. Bu du­ rumda, üretken ikmal, üç haftalık ikmal olmaktan onbeş günlük ik­ male çevrilebilir. Böylece bu amaç için ayrılan 80 sterlinlik ek ser­ maye ile, ücretiere ayrılan 20 sterlin serbest kalır, çünkü devredilen 600 sterlinlik sermaye bir hafta önce geri döner. Buna karşılık, eğer sözgelişi, hammadde sağlayan sermayenin çalışma dönemi kısaltılır (bunun örnekleri daha önceki bölümlerde 262


verilmişti) ve böylece, hammadde ikmalini daha az zamanda yenile­ me olanaklan doğarsa, üretken ikmal azaltılabilir ve yenileme dö­ nemleri arasındaki aralık kısaltılabilir. Yok eğer, tersine, dolaşım zamanı ve böylece devir dönemi uzatı­ lacak olursa, ek sermaye yatınmı gerekli duruma gelir. Bunun, eğer ek sermayesi varsa, kapitalistin kendi cebinden çıkması gerekir. Ama o zaman bu, şu ya da bu biçimde, para-piyasasının bir kısmı olarak yatınlmış olacaktır. Bu biçimde varolabilmesi için de, eski bi­ çiminden sıynlması zorunludur. Örneğin, stoklann satılması, fonla­ nn çekilmesi gerekir, öyle ki bu dururnda bile, para-piyasası dolaylı olarak etkilenmiş olur. Ya da kapitalist, bunu, borç almak durumun­ da kalır. Ek sermayenin ücretler için gerekli olan kısmına gelince, bunun normal koşullar altında daima para-sermaye biçiminde yatı­ nlması gerekir ve bu amaçla kapitalist X, para-piyasası üzerinde, kendi payına düşen baskıyı yapar. Ü retim maddelerine yapılacak yatınm için, bu, ancak, bunlann karşılığını nakdi olarak ödemesi gerektiği zaman kaçınılmaz olur. Eğer bunlan kredi ile alabilirse, para-piyasası üzerinde dolaysız bir etkisi olmaz, çünkü o zaman ek sermaye, ilk durumda olduğu gibi para-sennaye olarak değil, doğru­ dan üretken ikmal olarak yatınlır. Ama eğer krediyi açan, X'ten al­ dığı senedi doğrudan piyasaya sürerse, kırdınrsa vb., bu, para­ piyasası üzerinde bir başkası aracılığı ile dolaylı bir etki yapar. Bu­ nunla birlikte, eğer o bu senedi, örneğin henüz vadesi gelmeyen bir borcu karşılamak için kullanırsa, bu ek sermaye yatınmı, para­ piyasasını, dolaylı ya da dolaysız etkilemez. İkinci Durum. - Diğer Bütün Koşullar Aynı Kalmak Üzere, Üretim Maddelerinin Fiya tındaki Değişme. 900 sterlinlik toplam sermayenin, beşte-dördünün (720 sterlini­ nin) üretim maddelerine ve beşte-birinin ( 180 sterlininin) ücretiere yatınldığını varsaydık. Eğer üretim maddeleri yanya düşerse, 6 haftalık çalışma döne­ mini karşılamak üzere bunlar 480 sterlin yerine 240 sterlin, II nu­ maralı ek sermaye için 240 sterlin yerine yalnız 120 sterlin gerekti­ recektir. Sermaye I, böylece, 600 sterlinden, 240 artı 120, yani 360 sterline ve sermaye II, 300 sterlinden, 120 artı 60, yani 1 80 sterline indirilmiş olacaktır. Dernek oluyor ki, 900 sterlinlik toplam sermaye de, 360 artı 180, yani 540 sterline inecektir. Bu nedenle de, 360 ster­ lin serbest kalacaktır. Bu dıştalanan ve şimdi işsiz kalan sermaye, ya da para­ piyasasında iş arayan bu para-sermaye, başlangıçta, para-sermaye olarak yatınlmış bulunan 900 sterlinlik sermayenin bir kısmından başka bir şey değildir; dönemsel olarak tekrar çevrildiği üretim maddelerinin fiyatlarındaki bir düşüş nedeniyle, işin ölçeği genişle­ tilmeyip aynı boyutlarda yürütüldüğü için şimdi fazlalık halini alan kısımdır. Eğer fiyatlardaki bir düşüş rasgele durumlardan ileri gel­ meyip (çok zengin bir hasat, aşırı ikmal, vb. ) hammaddeleri sağla263


yan üretim kollarında üretken güçteki bir artıştan ileri gelmiş ise, bu para-sermaye, para-piyasasına, genellikle para-sermaye biçimin­ de bulunan sermayeye mutlak bir ek olacaktır, çünkü, artık o, yatı­ nlmış bulunan sermayenin aynlmaz bir parçasını oluşturmamakta­ dır. Üçüncü Durum. Ürünün Kendi Piyasa Fiyatmda Bir Değiş­ me. Fiyatlardaki bir düşme halinde, sermayenin bir kısmı kaybedil­ miştir, ve bunun yeni bir para-sermaye yatınmı ile karşılanması ge­ reklidir. Satıcının bu kaybı, alıcının bir kazancı olabilir. Eğer ürü­ nün pazar fiyatı, salt raslantıya bağlı bir dalgalanma nedeniyle düş­ müş ve sonradan tekrar normal düzeyine yükselmiş ise, doğrudan­ dır. Eğer fiyatlardaki değişiklik, eski ürüne yansıyan bir değişme sonucu ise ve eğer bu ürün, bir üretim öğesi olarak tekrar başka bir üretim alanına geçerse ve pro tanto bir sermaye serbest kalırsa, do­ laylıdır. Her iki durumda da, X'in kaybettiği ve yerinin doldurulma­ sı için, para-piyasası üzerinde baskı yaptığı sermayeyi, ona, iş arka­ daşlan yeni ek sermaye olarak sağlayabilirler. Bu durumda olup bi­ ten her şey bir transferdir. Eğer tersine, ürünün fiyatı yükselirse, sermayenin henüz yatınl­ mamış bir kısmı dolaşımdan alınır. Bu, üretim sürecine yatınlan sermayenin organik bir parçası olmayıp, üretim genişletilmediği takdirde, süreç-dışı bırakılan para-sermayeyi oluşturur. Uretim öğe­ lerinin fiyatlannın, meta-sermaye olarak piyasaya götürülmeden önce belli olduğunu varsaydığımıza göre, gerçek bir değer değişikli­ ği, geriye doğru hareket ederek, diyelim, hammaddelerin fiyatında bir yükselmeye yolaçacağı için, fiyatlarda bir yükselmeye neden ola­ bilirdi. Bu durumda, kapitalist X, meta-sermaye olarak dolaşan ürü­ nü ile mevcut üretken ikmali üzerinden bir kazanç sağlayabilirdi. Bu kazanç ona ek bir sermaye sağlar ve bu da, şimdi, yeni ve daha yüksek fiyatlı üretim öğeleri ile işine devam etmesi için gerekli ola­ bilirdi. Ya da, fiyatlardaki yükseliş, yalnızca geçici olabilir. O zaman, kapitalist X'in, ek sermaye olarak duyacağı gereksinme, X'in ürünü, öteki işkollan için üretim öğesi oluşturması ölçüsünde, öteki taraf için serbest kalan sermaye halini alır. Birinin kaybettiğini diğeri ka­ zanmıştır. -

264


ONALTlNCI BÖLÜM

DEGlŞEN-SERMAYENlN DEVRl

I. YILLIK ARTI-DEÖER ORANI

2.500 sterlinlik bir döner sermayenin beşte-dördünün, 2.000 sterlininin değişmeyen-sermaye (üretim malzemeleri ), beşte­ birinin, 500 sterlininin ise, ücretiere yatın lmış değişen-sermaye ol­ duğunu varsayalım. Devir dönemi 5 hafta olsun: çalışma dönemi 4 hafta, dolaşım dönemi 1 hafta. Bu durumda, sermaye I, 2.000 sterlin olup, 1 .600 sterlinlik değişmeyen-sermaye ile 400 sterlinlik değişen­ sermayeden oluşmuştur; sermaye II, 500 sterlindir, 400 sterlini de­ ğişmeyen, 1 00 sterlini değişen-sermayedir. Her çalışma haftasında 500 sterlinlik bir sermaye yatınlmaktadır. Elli haftalık bir yılda, 50 kez 500, yani 25.000 sterlinlik bir yıllık ürün üretilmektedir. Çalışma döneminde sürekli olarak kullanılan 2.000 sterlinlik ser­ maye I, böylece 12112 kez devretmektedir 12112 kez 2.000, 25.000 sterlin eder. Bu 25.000 sterlinin beşte-dördü ya da 20.000 sterlini üretim araçlanna yatınlmış değişmeyen-sermaye, ve beşte-biri ya da 5.000 sterlini ücretiere yatınlmış değişen-sermayedir. 2.500 ster­ linlik toplam sermaye, böylece, 25.000 : 2.500 ya da 10 kez devret­ mektedir. Üretimde harcanan değişen döner sermaye, ancak, kendi deg-eri265


nin içerisinde yeniden üretilmekte olduğu ürün satıldığı, bir kez daha emek-gücü ödemesine yatırılmak üzere meta-sermayeden para-sermayeye çevrildiği ölçüde, dolaşım süreci içerisinde yeniden hizmet edebilir. Ama aynı şey, üretime yatınlmış bulunan ve değeri, üründe, kendi değerinin bir kısmı olarak yeniden ortaya çıkan, de­ ğişmeyen döner sermaye (üretim malzemeleri ) için de doğrudur. Bu iki kısımda -döner sermayenin değişen ve değişmeyen kısmında­ ortak olan ve bunları sabit sermayeden ayırdeden şey, bunlardan ürüne aktanlan değerin, meta-sermaye tarafından dolaştırılması, yani ürünün meta olarak dolaşımı değildir. Ürünün değerinin bir kısmı, ve böylece, meta olarak dolaşan ürünün, meta-sermayenin de­ ğerinin bir kısmı, daima, sabit sermayenin aşınan ve yıpranan kıs­ mını, yani üretim süreci sırasında sabit sermayenin ürüne aktardığı değer kısmını içerir. Gerçek fark şudur: Sabit sermaye, üretim süre­ cinde, döner sermayenin (değişmeyen döner sermaye artı değişen dö­ ner sermayeye eşit) daha uzun ya da daha kısa bir devir dönemleri çevrimi boyunca kendi eski kullanım-biçiminde işlev yapmaya de­ vam eder, oysa her tek devir, üretim alanından -meta-sermaye biçi­ minde- dolaşım alanına geçen tüm döner sermayenin yerine konul­ ması koşuluna bağlıdır. Değişmeyen döner sermaye ile değişen dö­ ner sermayede, dolaşımın ilk aşaması, M '-P', ortaktır. İkinci evre­ de bunlar ayrılırlar. Metaın tekrar çevrildiği para, kısmen bir üretken ikmale ( değişmeyen döner sermayeye) dönüştürülür. Kendi­ sini oluşturan kısımların farklı satın alınma vadelerine bağlı olarak paranın bir kısmı hemen, diğer bir kısmı daha sonra paradan üre­ tim malzemelerine çevrilmek durumundadır, ama sonuçta tümüyle bu şekilde tüketilir. Metaın satışı ile gerçekleşen paranın diğer bir kısmı, üretim sürecine katılmış bulunan emek-gücünün ödenmesin­ de yavaş yavaş harcanmak üzere para-ikmal biçiminde alıkonur. Bu kısım, değişen döner sermayeyi oluşturur. Ne var ki, her iki kısmın bütünüyle yerine konması, daima sermayenin devrinden, ürüne çev­ rilmesinden, üründen metaya, metadan paraya çevrilmesinden kay­ naklanır. Bundan önceki bölümde, değişmeyen ve değişen döner ser� mayenin devrinin, sabit sermaye hiç dikkate alınmaksızın birarada ve ayrı ayrı ele alınmasının nedeni işte budur. Şimdi ele alacağımız sorunda bir adım daha atacağız ve döner sermayenin değişen kısmını, sanki döner sermayeyi tek başına oluş­ turuyormuş gibi ilerleyeceğiz. Bir başka deyişle, onunla birlikte dev­ reden değişmeyen döner sermayeyi inceleme-dışı bırakacağız. 2.500 sterlinlik bir sermaye yatınlmıştır ve yıllık ürünün değeri 25.000 sterlindir. Ama döner sermayenin değişen kısmı 500 sterlin­ dir; bu nedenle, 25.000 sterlinin içerdiği değişen-sermaye, 25.000 bölü 5, yani 5.000 sterlindir. Bu 5.000 sterlini 500 sterline bölecek olursak, tıpkı 2.500 sterlinlik toplam sermayede olduğu gibi, devir sayısının 10 olduğunu görürüz. Yalnızca artı-değer üretiminin sözkonusu olduğu burada, bu or266


talama hesabı yapmak tamamen doğrudur; bu hesaba göre, yıllık ürünün değeri, bu sermayenin sürekli olarak bir tek çalışma döne­ minde kullanılan kısmının değerine değil, yatırılan sermayenin de­ ğerine bölünrnektedir (yani ele aldığımız durumda, 400'e değil 500'e; sermaye l'e değil, sermaye I artı sermaye Il'ye bölünrnektedir). Bir başka görüş açısından, daha sonra göreceğiz ki, bu ortalama hesabın genellikle tam doğru olmaması gibi, bu hesap da tam olarak doğru değildir. Yani bu hesap şekli, kapitalistin pratik amaçlarına uygun düşmektedir, ama devrin bütün gerçek dururnlarını tam ve gereği gibi ifade etrnemektedir. Biz, şimdiye değin, meta-sermaye değerin bir kısmını, yani meta-sermayenin içerdiği ve üretim süreci sırasında üretilen ve ürü­ ne katılan artı-değeri görmezlikten gelmiş bulunuyoruz. Şimdi dik­ katimizi bu yöne çevirmemiz gerekiyor. Haftalık olarak yatırılan 100 sterlinlik değişen-sermayenin, %100'lük, yani 100 sterlinlik artı-değer ürettiğini kabul edersek, 5 haftalık bir devir dönemi için yatırılan 500 sterlinlik değişen­ sermaye, 500 sterlinlik artı-değer üretir, yani işgününün yarısı artı­ emekten oluşur. 500 sterlinlik değişen-sermaye, 500 sterlinlik bir artı-değer üre­ tirse, 5.000 sterlin, on kez 500 sterlin, yani 5.000 sterlin artı-değer üretir. Ama yatırılan değişen-sermaye 500 sterlini bulmaktadır. Bir yıl boyunca üretilen toplam artı-değerin, yatırılmış değişen­ sermayenin toplam değerine olan oranına, biz, yıllık artı-değer oranı diyoruz. Ele aldığımız durumda, bu oran 5.000'in 500'e oranı, yani %1000'dir. Bu oranı daha yakından inceleyecek olursak, bunun, ya­ tırılmış değişen-sermaye tarafından bir devir dönemi boyunca üreti­ len artı-değer oranının, değişen-sermayenin devir sayısı ile çarpımı­ na eşit olduğunu görürüz (bu devir sayısı, tüm döner sermayenin de­ vir sayısı ile çakışmaktadır). l ncelemekte olduğumuz durumda, bir devir dönemi için yatırıl­ mış değişen-sermaye 500 sterlindir. Bu süre içerisinde üretilen artı­ değer de gene 500 sterlindir. Bir devir dönemi için artı-değer oranı bu nedenle 500a : 500d , yani %100'dür. Bu % 100, bir yıllık devir sa­ yısıyla, 10 ile çarpıldığında, 5.000. : 500d , yani % 1 .000 eder. Bu, yıllık artı-değer oranıdır. Belirli bir devir dönemi süresince elde edilen artı-değer miktanna gelince, bu, bu sürede yatırılmış de­ ğişen-sermayenin değerinin, yani elirnizdeki örnekte 500 sterlinin, artı-değer oranı ile, bu örnekle 500 ile 100 : 100'ün çarpımına, yani 500 kez 1'e, yani 500 sterline eşittir. Eğer yatırılmış değişen­ sermaye 1 .500 sterlin olsaydı, aynı artı-değer oranı ile, artı-değer miktarı, 1.500 kez 100 : 100, yani 1.500 sterlin olurdu. Yılda on devir yapan, 5.000 sterlinlik artı-değer üreten ve bu ne­ denle de yıllık artı-değer oranı % 1 .000 olan, 500 sterlinlik değişen­ sermayeye, biz, sermaye A diyeceğiz. Şimdi de, 5.000 sterlinlik diğer bir değişen-sermaye B'nin bütün 267


bir yıl için (yani burada 50 hafta için) yatırıldığını ve böylece yılda yalnızca bir kez devrettiğini varsayalım. Aynca, yılın sonunda, ürü­ nün tamamlandığı aynı gün bedelinin ödendiğini, böylece çevrildiği para-sermayenin aynı gün geri döndüğünü kabul edelim. Bu durum­ da dolaşım dönemi sıfır olup, devir dönemi, çalışma dönemine, yani bir yıla eşittir. Bundan önceki durumda olduğu gibi, emek­ sürecinde, her hafta 100 sterlinlik, yani 50 haftada 5.000 sterlinlik bir değişen-sermaye bulunacaktır. Artı-değer oranı aynı, yani % 100 olsun, yani aynı uzunluktaki işgününün yansı, artı-emekten oluş­ sun. Eğer 5 haftayı gözönüne alırsak, yatınlmış değişen-sermaye 500 sterlin, artı-değer oranı % 100 ve bu nedenle de 5 haftada üreti­ len artı-değer miktan 500 sterlindir. Sömürülen emek-gücü miktan ile, sömürü yoğunluğunun, burada, sermaye A'dakiyle aynı olduğu kabul edilmiştir. 100 sterlinlik yatınlmış değişen-sermaye, her hafta, 100 sterlin­ lik bir artı-değer üretmekte, dolayısıyla 50 haftada, 50x100=5.000 sterlinlik yatınlmış sermaye, 5.000 sterlinlik bir artı-değer üretmek­ tedir. Yıllık olarak üretilen artı-değer miktan, daha önceki durum­ daki gibi 5.000 sterlindir, ama yıllık artı-değer oranı tamamen fark­ lıdır. Bu, bir yılda üretilen artı-değerin, yatınlmış değişen­ sermayeye bölünmesine eşittir: 5.000n:5.000d, yani % 100'dür, oysa sermaye A durumunda bu, % l.OOO'di. Hem sermaye A, hem de sermaye B durumunda, haftada 100 sterlinlik değişen-sermaye yatırmıştık. Kendini genişletme derecesi . ya da artı-değer oranı da aynıdır, yani % 100'dür, ve değişensermayenin büyüklüğü de aynıdır, yani 100 sterlindir. Aynı miktar­ da emek-gücü sömürülmekte, her iki durumda da sömürü hacmi ve derecesi eşit olmakta, çalışma günleri aynı olup, gerekli-emeğe ve artı-emeğe eşit bir biçimde bölünmektedir. Yıl boyunca kullanılan değişen-sermaye miktan her iki durumda da 5.000 sterlindir; bu, aynı miktarda emeği harekete geçirmekte ve bu eşit iki sermaye ta­ rafından harekete getirilen emek-gücünden aynı miktarda artı­ değer, 5.000 sterlin, elde etmektedir. Ne var ki, sermaye A ve B'nin yıllık artı-değer oranlannda %900'lük bir fark vardır. Bu görüngü, her durumda, artı-değer oranının, yalnız değişen­ sermaye tarafından harakete geçirilen emek-gücünün sömürülme miktan ile yoğunluğuna bağlı olmayıp, aynı zamanda, dolaşım süre­ cinden doğan açıklanması olanaksız etkilere de bağlı bulunduğu iz­ lenimini yaratmaktadır. Ve gerçekten de bu böyle yorumlanmış ve -bu yalın biçiminde olmasa bile hiç değilse daha karmaşık ve gizli biçimi (yıllık kar oranı) ile- yirmiterin başından beri rikardocu oku­ lun tamamıyla kökünü kazımıştır. Sermaye A ve B'yi, yalnız görünüşte değil, fiilen de tamamen aynı koşullar içine koyar koymaz bu görüngünün garipliği derhal yo­ kolmaktadır. Bu eşit koşullar, ancak, değişen-sermaye B, bütünüyle, sermaye A gibi aynı zaman döneminde emek-gücüne yapılan ödeme 268


için harcandığında varolur. Bu durumda 5.000 sterlinlik sermaye B, 5 hafta için yatınlıyor ve haftada 1.000 sterlinlik yatınm, yılda 50.000 sterlin ediyor. Artı­ değer de, aynı şekilde, varsayımianınıza göre 50.000 sterlindir. Dev­ reden 50.000 sterlinlik sermaye, 5.000 sterlinlik yatınlmış sermaye­ ye bölünürse, devir sayısı 10 olur. Artı-değer oranı, 5.000a:5.000d, yani % 100, devir sayısıyla, yani 10 ile çarpıldığında yıllık artı-değer oranı 50.000 .. : 5.000d, yani 10: 1 , ya da % 1 .000 olur. Şimdi, A ve B için yıllık artı-değer oranı aynıdır, yani %l.OOO'dir, ama artı-değer miktarlan B için 50.000 sterlin, A için 5.000 sterlindir. Bu durumda, üretilen artı-değer miktarlarının birbirine oranı, yatırılan sermaye A ve B'nin birbirine olan oranı gibidir, yani 5.000 : 500 = 10 : l'dir. Ama sermaye B, aynı süre içerisinde, sermaye A'nın harekete geçir­ diği emek-gücünün on katını harekete geçirir. Ancak fiilen emek-sürecinde kullanılan sermaye artı-değer üre­ tir ve buna, artı-değer ile ilgili bütün yasalar ve bu arada, belli bir artı-değer oranında artı-değer miktannın değişen-sermayenin nispi büyüklüğü ile belirlendiğini ifade eden yasa da bu sermayeye uygu­ lanır.* Emek-sürecinin kendisi zamanla ölçülür. Eğer işgününün uzun­ luğu belli ise (yıllık artı-değer oranındaki farkı açığa çıkarmak için, A ve B ile ilgili bütün koşullann eşit olduğunu varsaydığımız bura­ da olduğu gibi) çalışma haftası, belli sayıda işgünlerinden oluşur. Ya da, herhangi bir çalışma dönemini, örneğin 5 haftalık bu çalışma dö­ nemini, eğer işgünü 10 saat ve çalışma haftası 6 gün kabul edilecek olursa, 300 saatlik tek bir işgünü olarak ele alabiliriz. Bu sayıyı, bir de, her gün aynı emek-sürecinde birlikte ve aynı zamanda çalışan emekçilerin sayısı ile çapmamız gerekir. Eğer bu sayı 10 olarak alı­ nırsa, bir haftada, 60 kez 10, yani 600 saat bulunacak ve 5 haftalık bir çalışma dönemi ise 600 kez 5, yani 3.000 saat edecektir. Artı­ değer oranı ile işgünü uzunluğu aynı olduğundan, eğer eşit miktar­ larda emek-gücü (emekçi sayısı ile çarpılmış aynı fiyata sahip bir emek-gücü ) aynı zamanda harekete geçirilecek olursa, eşit büyük­ lükte değişen-sermayeler kullanılmış olur. Şimdi başlangıçtaki örnekierimize dönelim. Hem A ve hem de B durumunda, haftalık 100 sterlinlik eşit değişen-sermayeler, bütün yıl boyunca her hafta yatırılmaktadır. Emek-sürecinde fiilen işlev yapan yatınlmış değişen-sermayeler bu nedenle eşittir, ama yatınl­ mış değişen-sermayeler hiç de eşit değildir. A durumunda, her 5 haf­ ta için 500 sterlin yatınlmaktadır ve her hafta bunun 100 sterlini kullanılmaktadır. B durumunda, ilk 5 hafta için 5.000 sterlin yatırıl­ ması gerekir ve bunun ancak 100 sterlini her hafta, yani 5 haftada 500 sterlini, ya da yatınlmış sermayenin onda-biri kullanılmakta­ dır. İ kinci 5 haftalık dönemde 4.500 sterlin yatırılması gerekir, ama .,, Kapital, Birinci Cilt, Onbirinci Bölüm. -Ed.

269


bunun yalnız 500 sterlini kullanılır, vb .. Belirli bir zaman dönemi için yatırılmış değişen-sermaye, ancak, emek-sürecinin dahil olduğu zaman kesimine gerçekten adım attığı, emek-sürecinde gerçekten iş­ lev yaptığı ölçüde kullanılan, dolayısıyla fiilen işlev yapan ve etkin olan değişen-sermayeye çevrilir. Bir kısmının daha sonra kullanıl­ mak üzere yatınldığı aradaki zamanlarda bu kısım, emek-süreci için pratik olarak mevcut değildir ve bu yüzden de değer ya da artı-değer oluşumunda herhangi bir etkisi yoktur. Örneğin 500 sterlinlik ser­ maye A'yı alalım. Bu sermaye 5 hafta için yatınlmıştır, ama her haf­ ta ardarda emek-sürecine yalnız 100 sterlin girer. Birinci haftada bu sermayenin beşte-biri kullanılır; stok halinde bulunmasına karşın beşte-dördü kullanılmadan ve bu nedenle de gelecek 4 haftadaki emek-süreçleri için yatınlmış bulunmaktadır. Yatınlan değişen-sermaye ile kullanılan değişen-sermaye ara­ sındaki bağintıyı farklılaştıran koşullar, artı-değer üretimini -artı­ değer oranı belli olduğuna göre-, ancak, bu koşullar, belli bir za­ man dönemi içerisinde, diyelim bir hafta, 5 hafta vb. içerisinde, ger­ çekten kullanılabilecek değişen-sermaye miktannı farklılaştırdıkla­ n ölçüde ve ancak bu olgu nedeniyle etkiler. Yatınlmış değişen­ sermaye, değişen-sermaye olarak, ancak, kullanılmadan yatınlmış bulunduğu, stok halinde kaldığı süre içinde değil , fiilen kullanıldığı ölçüde ve sürede işlev yapar. Ne var ki, yatınlmış değişen-sermaye ile kullanılan değişen-sermaye arasındaki bağintıyı farklılaştıran bütün koşullar, (ya çalışma dönemindeki, ya dolaşım dönemindeki, ya da her ikisindeki fark ile belirlenen) devir dönemlerindeki farka Indirgenir. Artı-değer üretimi yasası, eğer artı-değer oranı aynı ise, işlev yapan eşit miktardaki değişen-sermayelerin, eşit miktarlarda artı-değer ürettiklerini ifade eder. Bu durumda, eğer sermaye A ve B tarafından, eşit zaman dönemlerinde, eşit artı-değer oranlan ile, eşit miktarlarda değişen-sermaye kullanılıyorsa, bunların, belirli bir zaman dönemi için kullanılan bu değişen-sermayenin, aynı süre için yatınlan değişen-sermayeye oranı ne kadar farklı olursa olsun, ve bu yüzden de, üretilen artı-değer miktarlannın kullanılan değil ge­ nellikle yatınlmış bulunan değişen-sermayeye oranı ne kadar farklı olursa olsun, eşit zaman dönemlerinde, eşit miktarlarda artı-değer üretmeleri gerekir. Bu orandaki farklılık, ortaya konmuş bulunan artı-değer üretimi yasalan ile çelişmek şöyle dursun, bu yasalan doğrular ve bu yasalann kaçınılmaz sonuçlarından birisidir. Sermaye B'nin ilk 5 haftalık üretken dönemini gözden geçirelim. Beşinci haftanın sonunda 500 sterlin kullanılmış ve tüketilmiştir. Ürünün değeri 1 .000 sterlindir, ve dolayısıyla 500a : 500d = % 100'dür. Tıpkı sermaye A'da olduğu gibi. Sermaye A'da, artı-değerin yatınlan sermaye ile birlikte gerçekleşmesine karşın, sermaye B'de, durumun böyle olmaması olgusu, sorunun yalnızca artı-değer üretimi, ve bu artı-değerin kendi üretimi sırasında yatınlmış bulunan değişen­ sermayeye oranı olduğu bu noktada bizi ilgilendirmiyor. Ama tersi270


ne, sennaye B'de, artı-değer oranını, yatınlan 5.000 sterlinlik ser­ mayenin kullanılan ve dolayısıyla artı-değer üretimi sırasında tüke­ tilen kısmı ile değil de, yatınlmış bu toplam sennayenin kendisi ile olan oranını hesaplarsak, bunun 500. : 5.000d, yani I/ı o, yani % 10 ol­ duğunu görürüz. Demek ki, bu oran sennaye B için % 10, sermaye A için % 100, yani B'nin on katı oluyor. Karşılığı ödenmiş ve ödenmemiş emek arasında eşit bir şekilde bölünmüş bulunan eşit miktarda emeği ha­ rekete geçinniş olan eşit sennayelerin artı-değer oranlanndaki bu farkın, artı-değer üretimi yasalanna aykın olduğu söylenecek olursa yanıtı çok basittir ve fiili ilişkilere bir gözatmakla hemen verilebilir: Sennaye A'da, fiili artı-değer oranı, yani 500 sterlinlik bir değişen­ sennaye tarafından 5 haftada üretilen artı-değerin, bu 500 sterlinlik değişen-sermaye ile olan ilişkisi belirtilmiştir. Sermaye B'de ise buna karşılık, yapılan hesap biçiminin, artı-değer üretimi ile, ya da bu üretime tekabül eden artı-değer oranının belirlenmesi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Çünkü 500 sterlinlik bir değişen-sennaye tarafından üretilen 500 sterlinlik artı-değer, kendi üretimi sırasında yatınlmış bulunan 500 sterlinlik değişen-sennaye ile ilişkili olarak değil, onda-dokuzu, yani 4.500 sterlini, bu 500 sterlinlik artı-değerin üreti­ mi ile hiçbir ilişkisi bulunmayıp, tersine, gelecekteki 45 hafta boyun­ ca yavaş yavaş işlev yapmak üzere aynidığı için, şimdi ele alınmış bulunan ilk 5 haftalık üretim bakımından varlığı dahi sözkonusu olamayan 5.000 sterlinlik bir sennaye yönünden hesaplanmıştır. De­ mek oluyor ki, bu durumda, A ve B'nin artı-değer oranlanndaki fark, hiçbir sorun yaratmamaktadır. Şimdi de, sennaye A ve B için yıllık artı-değer oranlannı karşı­ laştıralım. Bu, sermaye B için 5.000. : 5.000d = %100'dür; sennaye A için 5.000n : 500d = % l .OOO'dir. Ama, artı-değer oranlarının birbirleri­ ne olan oranı eskisi gibi aynıdır. O zaman şöyleydi : Sennaye B'nin Artı-Değer Oranı

%10

Sennaye A'nın Artı-Değer Oranı

% 100

------- = --

Şimdi ise şöyle: Sennaye B'nin Yıllık Artı-Değer Oranı

':k 100

Sennaye A'nın Yıllık Artı-Değer Oranı

'Jf 1000

Ama, 9HO : % 100 = % 100 : % 1 .000, böylece oran aynıdır. Ama şimdi sorun değişmiştir. Sermaye B'nin yıllık oranı, 5.000ıı : 5.000c� = % 100, bizim bildiğimiz üretim yasalanndan, ve bu üretime tekabül eden artı-değer oranından, en küçük bir sapma -hatta sap­ ma belirtisi bile- göstermiyor. Yıl boyunca 5.000d yatınlmış, üret­ ken biçimde tüketilmiş ve bu 5.000. üretmiştir. Bu nedenle artı271


değer oranı yukandaki 5.000. : 5.000d % 100 kesrine eşittir. Yıllık oran, fiili artı-değer oranına uymaktadır. Bu nedenle bu durumda, açıklanması gerekli bir anormallik gösteren, sermaye B değil, ser­ maye A'dır. Buradaki artı-değer oranı 5.000.. : 500d = % l.OOO'dir. Birinci du­ rumda, 5 haftanın ürünü 500. onda-dokuzu üretimde kullanılmayan 5.000 sterlinlik bir sermaye için hesaplandığı halde, şimdi, 500d için, yani 5.000.'nın üretiminde fiilen kullanılan değişen-sermayenin an­ cak onda-biri için 5.000. hesaplamış oluyoruz; çünkü, 5.000a, bir tek beş haftalık dönemde tüketilen 500 sterlinlik bir sermayenin değil, 50 hafta boyunca üretken bir şekilde tüketilen 5.000 sterlinlik bir değişen-sermayenin ürünüdür. l ik durumda, 5 haftada üretilen artı­ değer, 50 hafta için yatınlan ve bu 5 haftada tüketilenin on katı olan bir sermaye için hesaplanmıştır. Şimdi ise 50 haftada üretilen artı-değer, 5 hafta için yatınlan ve 50 haftada tüketilenden on kez küçük olan bir sermaye için hesaplanıyor. 500 sterlinlik sermaye A, hiçbir zaman 5 haftalık bir süreden daha fazla yatınlmamıştır. Bu zamanın sonunda geri döner ve bir yıl boyunca on devir yaparak aynı süreci on kez yenileyebilir. Bun­ dan iki sonuç çıkar: Birincisi: A durumunda yatınlan sermaye, sermayenin, bir haf­ talık üretken süreçte sürekli kullanılan kısmından ancak beş kez daha büyüktür. Buna karşılık, 50 haftada ancak bir devir yapan ve bu yüzden de 50 hafta için yatınlması gereken sermaye B, bir hafta için sürekli kullanılabilecek kendi kısımlanndan elli kez büyüktür. Devir, bu nedenle, yıl içerisinde üretim süreci için yatınlan sermaye ile, belli bir üretim dönemi, diyelim bir hafta için sürekli kullanılabi­ lir sermaye arasındaki bağintıyı değiştirmektedir. Öyleyse burada, 5 haftanın artı-değerinin, bu 5 hafta boyunca kullanılan sermaye için değil, 50 hafta için kullanılan, on kez daha büyük bir sermaye için hesaplandığı birinci durumla karşı karşıyayız. Ikincisi: sermaye A'nın 5 haftalık devir dönemi yılın ancak onda­ birini kapsamakta ve böylece bir yıl , 500 sterlinlik sermaye A'nın ar­ darda yeniden yatınldığı böyle on devir dönemini içermektedir. Bu­ rada, kullanılan sermaye, 5 hafta için yatınlmış sermayenin, yıllık devir dönemi sayısı ile çarpımına eşittir. Yıl boyunca kullanılan ser­ maye, 500 kez 10, yani 5.000 sterlindir. Yıl boyunca yatınlan serma­ ye 5.000 : 10, yani 500 sterlindir. Gerçekten de, bu 500 sterlin daima yeniden kullanılmakla birlik­ te, her 5 haftada yatırılan miktar, hiçbir zaman bu aynı 500 sterlini geçmez. Buna karşılık, sermaye B'de, 5 hafta boyunca yalnız 500 sterlin kullanılıyor ve bu 500 sterlin bu 5 hafta için yatınlmış olu­ yor. Ama bu durumda devir dönemi 50 hafta olduğuna göre, bir yıl­ da kullanılan sermaye, her 5 hafta için yatınlan sermayeye değil, 50 hafta için yatırılan sermayeye eşittir. Yılda üretilen artı-değer mik­ tan, artı-değer oranı belli olduğuna göre, yıl boyunca yatırılan ser=

·

272


maye ile değil, yıl boyunca kullanılan sermaye ile orantılıdır. Bu ne­ denle, yılda bir devir yapan 5.000 sterlinlik bu sermaye için, bu mik­ tar, yılda on kez devreden 500 sterlinlik sermayeninkinden daha bü­ yük değildir. Ve böyle olmasının tek nedeni, yılda bir devir yapan sermayenin, yılda on kez devir yapan sermayeden on kez daha bü­ yük olmasıdır. Bir yıl boyunca devreden değişen-sermaye - dolayısıyla, yıllık ürünün ya da yıllık harcamanın bu kısma eşit olan kısmı- o yıl bo­ yunca fiilen kullanılan, üretken biçimde tüketilen değişen­ sermayedir. Buradan şu sonuç çıkar ki, eğer bir yılda devreden deği­ şen-sermaye A ile gene bir yılda devreden değişen-sermaye B eşit ise ve kendini genişletme eşit koşullar altında kullanılıyorsa, ve böylece artı-değer oranı her ikisi için de aynı ise o zaman, bir yılda üretilen artı-değer miktannın da, aynı şekilde, her ikisi için aynı olması gere­ kir. Böylece, bir yıl için hesaplanan artı-değer oranının da aynı olması yılda üretilen artı-değer miktan . . . ku.. bu oran ı. 1 e ı" f:a de ed"ld" ı ıgı gerekir, çun yı Id a d evred en d eg·ışen-sermaye

kadanyla, kullanılan sermaye miktarlan aynıdır. Ya da genel bir ifadeyle: Devreden değişen-sermayclerin nispi büyüklüğü ne olursa olsun, bunlann yılda ürettikleri artı-değerin oranı, bu sermayelerin ortalama dönemlerdeki (diyelim, bir haftadaki ya da bir gündek i) artı-değer oranı ile belirlenir. Artı-değer üretimi ile, artı-değer oranının belirlenmesi yasalan­ nın tek sonucu budur. Şimdi, < daha önce de dediğimiz gibi , yalnız değişen-sermayeyi yılda devreden sermaye . " . . d ıkk ate a ) ara k ) oranı ı1 e neyın ı· r:ade ed"ld"bö ı ı6.nı ya tın 1 an sermaye

görelim. Bu bölme, bir yılda yatırı lan sermayenin yaptığı devir sayı­ sını gösterir. Sermaye A durumunda: yılda devreden 5.000 sterl inlik scrnıuyl' yalınlan 500 sterlinlik sermaye

Sermaye B durumunda:

yılda devreden 5.000 sterlinlik sermaye yatırılan 5.000 sterlinlik sermaye

Her iki orantıda da, pay, yatınlan sermayenin, devir sayısı ile çarpımını ifade ediyor; sermaye A'da, 500 kez 10; sermaye B'de 5.000 kez 1. Ya da bu, bir yıl için hesaplanan devir zamanının ter­ siyle de çarpılabilir. A için devir zamanı bir yılın ı J ı o'udur; ters çevri­ len devir zamanı ı Of ı yıldır; dolayısıyla 500 kez ı Of ı , yani 5.000'dir. Sermaye B'de 5.000 kez ıJı , yani 5.000'dir. Payda, devredilen serma­ yenin, ters çevrilmiş devir sayısı ile çarpımını ifade eder; sermaye A'da 5.000 kez ı fı o ; sermaye B'de 5.000 kez ıfı . Bir yılda devreden iki değişen-sermayenin harekete geçirdiği emeğin herbirinin miktan (ödenen ve ödenmeyen emeğin toplamı) bu 273


durumda eşittir, çünkü devreden sermayelerin kendileri eşit olduğu gibi, bunlann kendini genişletme oranlan da aynı şekilde eşittir. Bir yılda devreden değişen-sermayenin, yatınlan değişen­ sermayeye oranı, 1 ) yatınlacak sermayenin, belirli bir çalışma döne­ minde kullanılan değişen-sermayeye oranını belirtir. Eğer devir sa­ yısı, A durumunda olduğu gibi 10 ve bir yılda da 50 hafta olduğu ka­ bul edilirse, o zaman, devir dönemi 5 hafta olur. Bu 5 hafta için deği­ şen-sermaye yatınlması gerekir ve 5 hafta için yatırılacak bu serma­ ye, bir haftada kullanılan değişen-sermayenin 5 katı olmalıdır. Yani bir hafta boyunca, yatınlan sermayenin (örneğimizde 500 sterlinin) ancak beşte-biri kullanılabilir. Buna karşılık, devir sayısının 1/ı ol­ duğu sermaye B'de, devir zamanı 1 yıl , yani 50 haftadır. Yatınlan sermayenin, bir haftada kullanılan sermayeye oranı bu nedenle 50 : l'dir. Eğer durum B için de A gibi olsaydı, B'nin haftada 100 sterlin yerine 1 .000 sterlin yatırması gerekirdi. 2) Bundan şu sonuç çıkar ki, aynı miktarda değişen-sermayeyi, ve dolayısıyla, -artı-değer oranı belli olduğuna göre- aynı miktarda emeği (ödenen ve ödenme­ yen) harekete geçirmek ve böylece yıl içerisinde aynı miktarda artı­ değer üretmek için B, A'nın on katı sermaye (5.000 sterlin) kullan­ mıştır. Gerçek artı-değer oranı, belirli bir dönem esnasında kullanı­ lan değişen-sermayenin, aynı zaman içerisinde üretilen artı-deg"ere olan oranından; ya da bu sürede kullanılan değişen-sermaye tarafın­ dan harekete geçirilen ödenmemiş emek miktanna olan oranından başka bir şey değildir. Bunun, değişen-sermayenin, kullamlmadan yatınlmış olduğu süredeki kısmı ile hiçbir ilişkisi yoktur. Dolayısıy­ la, bunun gene, sermayenin, belirli bir zaman döneminde yatınlan kısmının, aynı zaman döneminde kullanılan kısmına olan oranıyla da -bu, farklı sermayeler için, devir dönemi tarafından değişikliğe uğratılan ve farklılaştırılan bir orandır- hiçbir ilişkisi yoktur. Bu anlatılanlardan daha çok şu sonuç çıkar ki, yıllık artı-değer oranı ancak bir tek durumda, emeğin sömürülme derecesini ifade eden gerçek artı-değer oranı ile çakışır; yani yatınlan sermayenin yılda ancak bir kez devrettiği ve böylece yatınlan sermayenin, bir yıl boyunca devreden sermayeye eşit olduğu, ve bu nedenle, o yıl boyun­ ca üretilen artı-değer miktannın bu üretimde o yıl içerisinde kulla­ nılan sermayeye olan oranının, yıl içerisinde üretilen artı-değer mik­ tannın yıl boyunca yatırılan sermayeye olan oranıyla çakıştığı ve öz­ deş olduğu durumda. Al Yıllık artı-değer oranı. yıl boyunca artı-değer miktan

-------

yatınlan değişen-sennaye

ye

eşittir, ama yıl boyunca üretilen artı-değer miktan, gerçek artı­ değer oranının, bunun üretiminde kullanılan değişen-sermaye ile çarpımına eşittir. Yıllık artı-değer miktannın üretiminde kullanılan sermaye, yatınlan sermaye ile bu sermayenin devir sayısının -bu sayıya biz n diyeceğiz- çarpımına eşittir. Formül A, böylece şu hali 274


alır: B) Yıllık artı-değer oranı, gerçek artı-detı"er oranı x yatınlan degişen-sermaye x

n

-------

yatınlan değişen-sermaye . . . ·· rneği n, sermaye B ıçın eşıtt ır. o .

ıoo x 5.ooo x ı , 5 _ 000

. yanı

0 t, c

ye

100 . Ancak ,

n'nin l'e eşit olduğu, yani yatınlan değişen-sermaye, yılda yalnız bir devir yaptıgı. ve böylece, kullanılan ya da yılda bir devir yapan ser­ mayeye eşit olduğu zamandır ki, yıllık artı-değer oranı, gerçek artı­ değer oranına eşittir. Yıllık artı-değer oranına A', gerçek artı-değer oranına a', yatın­ lan değişen-sermayeye d, devir sayısına n diyelim. Buna göre, A' =

a ·;

n

= a ' n. Diğer bir deyişle, A ', a' n ye eşittir ve ancak n = 1 ol­

duğunda a ''ye eşittir, yani A' = a' kez 1, yani a ''dür. Bundan şu sonuç da çıkar ki, yıllık artı-değer oranı, daima, a ' n'ye yani bir devir döneminde tüketilen değişen-sermaye tarafından bu dönemde üretilen gerçek artı-değer oranının, bu değişen­ sermayenin bir yıldaki devir sayısı ile çarpıımına, ya da (aynı şey demek olan) bu sermayenin bir yıl için hesaplanan devir zamanının tersiyle çarpımına eşittir. (Eğer değişen-sermaye, yılda on kez devre­ diyorsa, onun devir zamanı bir yılın ı t ı o'udur; ters çevrilmiş devir za­ manı ise 1 01 1 , yani !O'dur. ) Aynca şu sonuç da çıkar ki, n, l'e eşit olduğunda, A' = a ' . n, l'den büyük olduğunda, yani yatınlan sermaye yılda birden fazla devir yaptığında, ya da devreden sermaye yatınlan sermayeden daha büyük olduğunda, A', a ''den büyüktür. Ensonu, n, l'den küçük olduğunda, yani yıl boyunca devreden sermaye, yatınlan sermayenin ancak bir kısmı olup devir dönemi bir yıldan daha uzun olduğunda A', a"den küçüktür. Bu son durum üzerinde biraz duralım. Devir döneminin 55 haftaya uzatılınası dışında, eski öneğimizin bütün ön varsayımlannı aynen koruyoruz. Emek-süreci, bir hafta için 100 sterlinlik, bir değişen-sermaye, dolayısıyla, devir dönemi için 5.500 sterlin gerektirmekte ve her hafta lOOa üretmektedir; a ', bu nedenle önceki gibi %100'dür. Devir sayısı, n, burada 5 0/s s, yani ı Of ı 'dir, çünkü devir zamanı, 1 artı ıtı o yıl ( 50 hafta), yani ı 1/ı o yıl­ 1 dır. A'

=

4 1 00 x 5.500 x 1 °/ı ı

10

----------- =

100

5.5 00

1 . 000

X -- = ---- =

ıı

q g oi Ofı ı

ıı

Ve bu nedenle de % 100'den küçüktür. Gerçekten de, eğer yıllık artı-değer oranı %100 olsaydı, yıl boyunca 5.500d, 5.500a üretirdi, 275


oysa bunun için l l/ı o yıl gerekiyor. 5. 500d bir yıl boyunca ancak 5.000a üretir, bu yüzden, yıllık artı-değer oranı 5.000a : 5.500d, yani l O/ı ı ya da �·901 0/ ı ı'dir. Yıllık artı-değer oranı, yani bir yıl boyunca üretilen artı-değer ile, (yıl boyunca devreden değişen-sermayeden farklı olarak) genel olarak yatırılan değişen-sermaye arasındaki karşılaştırma, bu ne­ denle salt öznel bir karşılaştırma değildir; sermayenin kendi fiili ha­ reketi bu karşıtlığa yolaçmaktadır. Sermaye A'nın sahibini ilgilen­ dirdiği kadarıyla yatırmış bulunduğu 500 sterlinlik değişen­ sermaye, yıl sonunda kendisine, 5.000 sterlinlik bir artı-değer ile birlikte geri dönmüştür. Yatı rmış olduğu sermayenin büyüklüğünü ifade eden, yıl boyunca kullandığı sermaye miktarı değil, dönemsel olarak kendisine dönen miktardır. Ele alınan durumda, sermayenin, yıl sonunda, kısmen üretken ikmal ya da kısmen para-sermaye ya da meta-sermaye biçiminde bulunmasının, ve bu farklı kısırnlara hangi oranlarda bölünmüş olduğunun bir önemi yoktur. Bu, serma­ yenin sahibini ilgilendirdiği kadanyla, 5.000 sterlin, yatırmış olduğu sermaye, kendisine, 5.000 sterlinlik bir artı-değer ile birlikte geri dönmüştür. Sermaye C'nin sahibi için l son sözü edilen 5.500 sterlin­ lik sermaye için ı yıl boyunca 5.000 sterl in miktannda artı-değer üre­ tilmiştir ( 5.000 sterlin yatınlmıştır ve artı-değer oranı � IOO'dür), ama yatırdığı sermaye ona henüz geri dönmediği gibi, üretilen artı­ değer de geri dönmemiştir. A' = a' n, bir devir dönemi boyunca kullanılan değişen-sermaye için geçerli artı-değer oranını belirtmektedir; yani bir devir döneminde üretilen

u

miktan

bir devir döneminde kullanılan d

devir dönemlerinin sayısı ile çarpılmahdır; yani yatınlan değişen­ sermayenin yeniden-üı·etim dönemlerinin, devresini yenilediği dö­ nemlerin sayısı ile çarpılmalıdır. Gördük ki, ( Buch I, Kap. IV'te* l l Paranın Sermayeye Dönüşü­ mü) ve aynca ıBuch I, Kap. XXI'de* * ) ( Basit Yeniden- Üretim), ser­ maye-değer genel olarak harcanmış değil , yatırılmıştır, çünkü bu de­ ğer, devresinin çeşitli evrelerinden geçmiş olarak, çıkış noktasına döner, ve bunu da artı-değer ile zenginleşmiş olarak yapar. Bu du­ rum, ona, yatırılmış olma niteliğini vermektedir. Çıkış anından, dö­ nüş anına kadar geçen zaman, bu sermayenin yatırılmış bulunduğu zamandır. Sermaye-değerin çizdiği ve yatınlmasından dönüşüne ka­ dar geçen zamanla ölçülen tüm dairesel hareket onun devrini oluş­ turur ve, bu devrin süresi, bir devir dönemidir. Bu dönem sona erdi· ği ve devre tamamlandığında, aynı sermaye-değer, aynı devı·eyi ye''' Kapitlll, "'''' K11pitnl.

Birinci Cilt, İkinci kısım. -Ed. Birinci Cilt, Yirmiüçüncü Bölüm. -Ed. 276


nileyebilir ve bu nedenle yeniden genişleyebilir, artı-değer yaratabi­ lir. Eğer değişen-sermaye, bir yılda, sermaye A'da olduğu gibi on kez devrederse, bu aynı sermaye yatm mı, bir yıl boyunca, bir devir dö­ nemine tekabül eden artı-değer miktannın on katını oluşturur. Kapitalist toplum açısından bu yatınmın niteliği üzerinde açık bir anlayışa varmak gereklidir. Yılda on devir yapan sermaye A, bir yıl boyunca on kez yatınlır. Her devir dönemi için yeni baştan yatınlır. Ama aynı zamanda, yıl boyunca A, hiçbir zaman bu 500 sterlinlik aynı sermaye-değerden fazlasını yatırmaz ve aslında, bizim incelediğimiz üretken süreç için hiçbir zaman bu 500 sterlinden fazlasını elden çıkartmaz. Bu 500 sterlin bir devresini tamamlar tamamlamaz, A, bunu aynı devreye yeni baştan başlatır; kendi niteliği gereği sermaye, bu sermaye olma özelliğini, ancak, birbirini izleyen üretim süreçlerinde daima serma­ ye olarak işlev yaptığı için korur. Üstelik hiçbir zaman, bu, beş haf­ talık süreden fazlası için yatınlmamıştır. Devir daha uzun sürecek olursa, yetersiz kalır. Devir daha kısa sürecek olursa, bu sefer de bir kısmı fazlalık halini alır. 500 sterlinlik on tane sermaye değil, 500 sterlinlik bir tane sermaye, birbirini izleyen aralıklar ile on kez yatı­ rılmıştır. Yıllık artı-değer oranı, bu nedenle, 500 sterlinlik sermaye­ nin on yatınmı ya da 5.000 sterlinlik sermaye için değil, 500 sterlin­ lik bir sermayenin bir yatınmı için hesaplanmıştır. Tıpkı, bir şilinin on kez devrettiği ve 10 şilinin işlevini yerine getirdiği halde, hiçbir zaman, dolaşımdaki tek bir şilinden fazlasını temsil etmemesi gibi. Ne var ki, her el değişikliğinden sonra girdiği cepte bu para, tıpkı es­ kisi gibi bir şilinin sahip olduğu aynı özdeş değeri korur. Aynı şekilde, sermaye A, ardarda her geriye dönüşünde ve gene yıl sonundaki geriye dönüşünde, sahibinin, daima 500 sterlinlik aynı sermaye-değerle iş gördüğünü belirtir. Yani her seferinde, ken­ disine, yalnız 500 sterlin geri döner. Yatırdığı sermaye, bu nedenle hiçbir zaman 500 sterlinden fazla değildir. Demek oluyor ki, bu 500 sterlinlik yatınlan sermaye yıllık artı-değer oranını ifade eden kes­ rio paydasını ' oluşturmaktadır. Bunun için elimizde, yukarda sözü ed"l ı en A ' =

a dn -d-

= 8 ' n ıormu ·· ı u ·· vard ı. Gerçek artı-değer oranı, 8 ' , ı-.

8

: dye, artı-değer miktarının bu artı-değeri üreten değişen-sermayeye bölünmesine eşit olduğuna göre, a'n'de a''nün değerinin yerine 8 : dyi kayabiliriz ve A' = an : d formülünü elde ederiz. Ama 500 sterlinlik sermaye, on-katı devriyle ve böylece, yalın­ mının on-katı yenilenmesi ile, on kez daha büyük bir sermayenin, 5.000 sterlinlik bir sermayenin işlevini yerine getirmektedir; tıpkı yılda on kez dolaşım yapan 500 şilinin, yılda yalnız bir dolaşım ya­ pan 5.000 şilinin işlevini yerine getirmesi gibi.

277


II. BİREVSEL DEGİŞEN-SERMAYENİN DEVRl

"Bir toplumda üretim sürecinin biçimi ne olursa olsun, bu süre­ cin sürekli olması, devresel olarak aynı evrelerden geçerek sürüp gitmesi gerekir . . . . Bunun için birbiriyle ilişkili bir bütün, devamlı yenilemelerle akıp giden bir olay olarak görüldüğünde, her toplum­ sal üretim süreci, aynı zamanda, bir yeniden-üretim sürecidir. ... Ya­ tınlan sermayenin devresel artışı ya da sürece katılan sermayenin devresel meyvesi olarak artı-değer, sermayeden doğan bir gelir biçi­ mini alır." (Buch I, Kap. XXI , s. 588, 589 .)* Sermaye A durumunda, 10 tane 5 haftalık devir dönemi vardır. Birinci devir döneminde 500 sterlinlik değişen-sermaye yatınlmak­ tadır; yani haftada 100 sterlin emek-gücüne çevrilmekte, böylece ilk devir döneminin sonunda emek-gücü için 500 sterlin harcanmakta­ dır. Başlangıçta yatınlan toplam sermayenin bir kısmı olan bu 500 sterlin, artık sermaye olmaktan çıkmıştır. Bu para, ücret olarak ödenmiştir. Emekçiler de bu parayı, geçim araçlan satın almak için harcamışlar, 500 sterlin değerinde geçim araçlan tüketmişlerdir. Bu değerde bir meta miktan bu nedenle yokedilmiştir (emekçinin, para vb. biçiminde tasarruf edebileceği şeyler de sermaye değildir). Emekçi yönünden bu miktarda meta, kapitalist için vazgeçilmez bir araç olan emek-gücünün etkinliğinin korunması dışında, üretken ol­ mayan bir biçimde tüketilmiştir. İ kinci olarak, bu 500 sterlin, gene de, kapitalist için, aynı değere (ya da fiyata) sahip emek-gücüne dönüştürülmüştür. Emek-gücü, kapitalist tarafından emek-sürecinde, üretken biçimde tüketilmiştir. · 5 haftanın sonunda, 1.000 sterlin değerinde bir ürün yaratılmıştır. Bunun yansı, 500 sterlini, emek-gücüne yapılan örlernede harcanan değişen-sermayenin yeniden-üretilmiş değeridir. Diğer yansı, 500 sterlini, yeni üretilmiş artı-değerdir. Ama 5 haftalık emek-gücü, ser­ mayenin bir kısmının değişen-sermaye haline çevrildiği değişim yo­ luyla, üretken bir biçimde olsa bile, gene de harcanmış, tüketilmiş­ tir. Dünkü faal emek, bugünkü faal ernekle aynı değildir. Onun de­ ğeri artı yarattığı artı-değer, şimdi, emek-gücünden farklı bir şeyin, yani ürünün değeri olarak vardır. Ama ürünü paraya çevirmek sure­ tiyle, emek-gücünün değerinin, yatınlan değişen-sermayenin değeri­ ne eşit olan kısmı tekrar emek-gücü ile değişilebilir ve böylece gene değişen-sermaye olarak işlev yapabilir. Aynı işçilere, yani aynı emek-gücü taşıyıcılanna, yalnız yeniden-üretilen sermaye-değer ta­ rafından değil, tekrar para biçimine çevrilmiş sermaye-değer tara­ fından da iş sağlanıyor olmasının önemi yoktur. Kapitalistin, ikinci devir döneminde farklı işçiler tutma olanağı vardır. Aslında, bu nedenle, 5'er haftalık on devir dönemi sırasında üc­ retlere ardarda 500 sterlin değil , 5.000 sterlinlik bir sermaye har'1'

Kapital, Birinci Cilt,

s.

58 1 , 582. -Ed. 278


canmıştır ve bu ücretler emekçiler tarafından geçim araçlan satın almak için tekrar harcanacaktır. Bu şekilde yatırılmış bulunan 5.000 sterlinlik sermaye tüketilmiş olacaktır. Varolmaktan çıkacak­ tır. Öte yandan, 500 değil, 5.000 sterlin değerinde emek-gücü, ardar­ da üretken süreçle birleştirilmiş olacak ve yalnız 5.000 sterlinlik kendi değerini yeniden-üretmekle kalmayacak, bunun ötesinde 5.000 sterlinlik bir artı-değer de üretecektir. İ kinci devir dönemi sı­ rasında yatınlan 500 sterlinlik değişen-sermaye, ilk devir dönemi sı­ rasında yatınlmış bulunan 500 sterlinlik aynı sermaye değildir. O sermaye, tüketilmiş ücretiere harcanmıştır. Ama bunun yerini, ilk devir döneminde metalar biçiminde üretilen ve tekrar paraya çevri­ len yeni 500 sterlinlik yeni değişen-sermaye doldurm uştur. Bu 500 sterlinlik yeni para-sermaye, bu nedenle, ilk devir döneminde yeni üretilmiş bulunan meta miktannın para-biçimidir. Özdeş tutarda bir paranın, 500 sterlinin, yani artı-değerden ayn olarak, kapitalis­ tin tam ilk yatırdığı para-sermaye kadar bir miktarın, tekrar kapita­ listin elinde bulunması olgusu, onun, yeni üretilmiş bir sermaye ile iş yapmakta olduğunu gözden saklamaktadır. ( Meta-sermayenin de­ ğerinin, sermayenin değişmeyen kısımlarını yerine koyan diğer öğe­ lerine gelince, bunların değerleri yeni üretilmemiştir, yalnızca bu değerin içinde varolduğu biçim değişmiştir. ) Üçüncü devir dönemini alalım. Burada, üçüncü kez yatınlan 500 sterlinlik sermayenin, eski değil yeni üretilmiş bir sermaye olduğu besbellidir, çünkü bu, birinci değil ikinci devir döneminde üretilen meta miktarının, yani bu meta miktarının, değeri, yatınlan değişen­ sermayeye eşit olan kısmının para-biçimidir. l ık devir döneminde üretilen metalar satılmıştır. Bu metalann değerinin yatınlan ser­ mayenin değişen kısmının değerine eşit bölümü, ikinci devir döne­ minin yeni emek-gücüne çevrilmiştir; bu da yeni bir meta miktan üretmiş ve bunlar da satılarak, değerlerinin bir kısmı, üçüncü devir döneminde yatırılan 500 sterlin sermayeyi oluşturmuştur. Ve on devir dönemi boyunca bu böyle sürüp gider. Bunlar olur­ ken, yeni üretilen meta miktan (ki, bunların değeri de, değişen­ sermayenin yerini doldurduğu kadarıyla yeniden üretilmiştir ve, sermayenin değişmeyen döner kısmında olduğu gibi yalnızca yeni­ den ortaya çıkmamaktadır), üretim sürecine durmadan yeni emek­ gücü katmak için, her 5 haftada bir pazara sürülmektedir. Demek oluyor ki, 500 sterlinlik yatınlmış değişen-sermayenin on-katı devri tarafından başarılan şey, bu 500 sterlinlik sermaye­ nin on kez üretken bir biçimde tüketilebilmesi ya da 5 hafta daya­ nan bir değişen-sermayenin 50 hafta kullanılabilmesi değildir. As­ lında 50 haftada on kez 500 sterlinlik değişen-sermaye kullanılmış­ tır ve 500 sterlinlik sl•rmayc daima ancak 5 hafta dayanır ve bu 5 haftanın sonunda yeni üretilen 500 sterlinlik bir sermaye tarafın­ dan yeri doldurulmalıdır. Bu, aynı şekilde, sermaye A ve sermaye B için de geçerlidir. Ama bu noktada fark başlamaktadır. 279


Birinci 5 haftalık dönem sonunda, 500 sterlinlik bir değişen­ sermaye, hem B ve hem de A tarafından yatınlmış ve harcanmıştır. Her iki sermaye de değerlerini emek-gücüne çevirmiş ve bu emek­ gücü tarafından yeni yaratılmış olan ürünün değerinin yatınlan 500 sterlinlik değişen-sermayenin değerine eşit kısmı tarafından bu ser­ mayeler yerine konulmuştur. B ve A'nın her ikisi için emek-gücü, yal­ nız harcanan 500 sterlinlik değişen-sermayenin değerini aynı miktar­ da bir değerle yerine koymakla kalmamış, aynı zamanda, bizim var­ sayımımıza göre aynı büyüklüktc olan bir artı-değer de eklemiştir. Ama, B durumunda, yatınlan değişen-sermayeyi yerine koyan ve ona bir artı-değer ekleyen değer-ürün üretken ya da değişen­ sermaye olarak işlev yapabilecek biçimde değildir. A durumunda ise bu biçimdedir. Ve, ilk 5 hafta ile, onu izleyen her 5 haftada harca­ nan B'nin elindeki değişen-sermaye, yıl sonuna kadar (yeni üretilen bir değer ve ona eklenen bir artı-değerle yerine konduğu halde), üretken ya da değişen-sermaye olarak tekrar işlev yapabileceği bi­ çim içerisinde değildir. Gerçi, değeri, yeni bir değer tarafından yeri­ ne konulmuş, dolayısıyla yenilenmiştir, ama değerinin biçimi (bu durumda, mutlak değer biçimi, kendi para-biçimi) yenilenmemiştir. I kinci 5 haftalık dönem için ( ve böylece, yılın birbirini izleyen her 5 haftası için) tıpkı birinci dönemde olduğu gibi, gene bir başka 500 sterlinin elde bulunması gerekir. Demek ki, kredi durumlan bir yana bırakılacak olursa, yıl boyunca aslında ancak yavaş yavaş harcanı­ yor, emek-gücüne çevriliyor olmasına karşın, yılın başında, yatınlmış gizil bir para-sermaye olarak 5.000 sterlinin hazır bulunması gerekir. Ama, A durumunda, devre, yatınlan sermayenin devri tamam­ landığı için, ilk 5 haftanın sonunda, yerine koyma değeri, zaten yeni emek-gücünü 5 haftalık bir dönem için harekete geçirebilecek biçim­ dedir - kendi özgün biçiminde, para-biçimindedir. Hem A ve hem de B durumunda, yeni emek-gücü, ikinci 5 hafta­ lık dönemde tüketilmiştir ve bu emek-gücünün karşı lığının ödenme­ sinde 500 sterlinlik yeni bir sermaye harcanmıştır. Emekçilerin ilk 500 sterlin ile ödenen geçim araçlan yokolmuşlardır; hiç değilse bunlann değerleri, kapitalistin elinden gitmiştir. I kinci 500 sterlin ile yeni emek-gücü satın alınmış, pazardan yeni geçim araçlan çekil­ miştir. Kısacası, harcanmakta olan eski değil, yeni bir 500 sterlinlik sermayedir. Ama, A durumunda, bu yeni 500 sterlinlik sermaye, daha önce harcanan 500 sterlinlik değerin yeni üretilen ikamesinin para-biçimi olduğu halde, B durumunda, bu ikame, değişen-sermaye olarak işlev yapabilecek biçimde değildir. Mevcuttur, ama, değişen­ sermaye biçiminde değil. Üretim sürecinin bir sonraki 5 haftada de­ vam edebilmesi için, 500 sterlinlik ek bir sermayenin bulunması ve mutlaka para-biçimde yatınlması gereklidir. Demek oluyor ki, 50 hafta boyunca hem A ve hem de B, eşit miktarda değişen-sermaye harcamakta, eşit miktarda emek-gücü için ödeme yapmakta ve tü­ ketmektedir. Ancak, B, bu emek-gücünün sahip olduğu 5.000 ster280


linlik toplam değere eşit bir yatınlmış sermaye ile örlernede bulun­ mak zorunda olduğu halde, A, bu emek-gücüne, her 5 hafta için yatı­ rılan 500 sterlinlik sermaye için her 5 haftada üretilen ikame­ değerin sürekli yenilenen para-biçimi ile ardarda örlernede bulun­ maktadır. Her iki durumda da, burada, 5 hafta için gerekli olandan fazla para-sermaye yatınlmamaktadır; yani, ilk 5 hafta için yatınl­ mıı;; olandan, 500 sterli nden fazla para-sermaye yatınlmamaktadır. Bu 500 sterlin bütün yıl için yetmektedir. Bu nedenle, emeğin sömü­ rülme derecesi ile, gerçek artı-değer oranı aynı olduğunda, A ile B'nin yıllık ( artı-değer) oranlarının, yıl boyunca aynı miktarda emek-gücünü harekete geçirmek için yatı nlması zorunlu bulunan değişen para-sermayelerin büyüklükleri ile ters orantılı ol malan ge­ rektiği açıktır. 5.000,.

A

: --500d

= '7H.OOO;

B :

5.000n ---

= % ıoo.

5.000d

Ama, 500d: 5.000d = ı : ı o = % ıOO: o/c 1.000.

Buradaki fark, devir dönemlerindeki farktan, yani belli bir süre için kullanılan değişen-sermayenin ikame-değerinin yeniden serma­ ye olarak, dolayısıyla yeni bir sermaye olarak işlev yapabileceği dö­ nemlerdeki farktan ileri gelmektedir. Hem B ve hem de A durumun­ da, aynı dönemler boyunca kullanılan değişen-sermaye için, aynı de­ ğer ikamesi vardır. Aynı dönemlerde gene aynı miktarlarda artı­ değer eklenmesi vardır. Ama, B durumunda, her 5 haftada 500 ster­ linlik bir değer yerine koyma ile 500 sterlinlik bir artı-değer olduğu halde, bu ikame-değer para-biçiminde varolmadığı için, yeni bir ser­ maye oluşturmaz. A durumunda ise, eski sermaye-değer, bir yenisi ile yeri ne konulmakla kalmamış, para-biçim içerisinde yeni bir can­ lılık kazanmış, yani işlevini yerine getirebilecek yeni bir sermaye olarak yeri doldurulmuştur. İkarne-değerin er ya da geç, paraya ve böylece değişen­ sermayenin yatınlmakta olduğu biçime çevrilmesinin, artı-değerin kendisinin üretimi bakımından bir önem taşımadığı açıktır. Bu üre­ tim, kullanılan değişen-sermayenin büyüklüğü ile emeğin sömürül­ me derecesine bağlıdır. Ama bu durum, belirli miktarda emek­ gücünü yıl boyunca harekete geçirmek için yatınlması gerekli para­ sermayenin miktarını değiştirir ve bu nedenle de, yı llık artı-değer oranını belirler. III. TOPLUMSAL AÇlDAN DEGlŞEN-SERMAYENlN DEVR1 Bu konuya bir an için toplum açısından bakalım. Bir emekçinin haftalık "ücreti ı sterlin, işgünü ıo saat olsun. A ve B durumlannın her ikisinde de, bir yıl boyunca 100 emekçi çalıştınlmakta ( 1 00 281


emekçi için haftada 100 sterlin, ya da 5 hafta için 500 sterlin ya da 50 hafta için 5.000 sterlin) ve her emekçi, 6 günlük bir haftada 60 saat çalışmaktadır. Böylece 100 emekçi haftada 6.000 saat, 50 hafta­ da 300.000 saat çalışmaktadır. Bu emek-gücü A ile B'nin elinde bu­ lunmaktadır ve bu yüzden, toplum tarafından başka bir şey için har­ canamaz. Bu kadanyla, toplumsal olarak, sorun, hem A ve hem de B için aynıdır. Aynca : hem A ve hem de B durumlannda, her iki tara­ fın çalıştırdığı 100 emekçi, yılda 5.000 sterlinlik (ya da 200 emekçi­ nin hepsi için 10.000 sterlinlik) bir ücret almakta ve toplumdan bu miktarda geçirn aracı çekmektedir. Buraya kadar sorun, A ve B rlu­ rumlan için toplumsal olarak aynıdır. Her iki durumda da emekçile­ re ücretleri haftalık olarak ödendiği için, bunlar geçim araçlannı toplumdan haftalık olarak çekmekte ve her hafta, dolaşıma, bunla­ nn eşdeğerlerini para olarak sürmektedirler. Ne var ki, farklılık bu­ rada başlamaktadır. Birincisi. A emekçisinin dolaşıma sürdüğü para, B emekçisinde olduğu gibi, yalnızca kendi emek-gücünün değerinin para-biçimi (gerçekte, zaten tamamlanmış bulunan bir iş için ödeme aracı) değil­ dir; bu, işyerinin açılmasından sonraki ikinci devir döneminden baş­ lamak üzere, birinci devir dönemi sırasında yaratılan ve ikinci devir dönemi süresince emeğinin karşılığının ödendiği kendi değerinin (emek-gücü ile artı-değerin toplamına eşit olan değerinin) para­ biçimidir. B emekçisinde bu böyle değildir. Bu emekçiyi ilgilendirdi­ ği kadanyla, para, burada, gerçekten de, kendisi tarafından zaten yapılmış olan bir iş için bir ödeme aracıdır, ama bu işin karşılığı, kendi üretmiş olduğu ve paraya çevrilmiş bulunan değerle (yani emeğin kendisinin üretmiş olduğu değerin para-biçimi ile) ödenme­ mektedir. B emekçisine bir önceki yılda kendisi tarafından üretilen ve paraya çevrilen değerle ödeme yapıldığı ikinci yılın başına kadar, bu, mümkün değildir. Sermayenin devir dönemi ne kadar kısa olursa -bu nedenle, yıl boyunca yeniden-üretiirliği aralıklar ne kadar kısa olursa- kapita­ listin başlangıçta para-biçimde yatırdığı sermayenin değişen kısmı­ nın, emekçi tarafından, bu değişen-sermayenin yerine konulması için yaratılan değerin ( aynca artı-değeri de içeren) para-biçime dö­ nüşmesi o kadar hızlı olur; kapitalistin kendi fonundan para yatır­ ması gereken süre o kadar kısa olur ve genel olarak, yatırdığı ser­ maye, veri olan üretim ölçeğine oranla o kadar küçük olur; ve bir veri olan artı-değer oranı ile yıl boyunca elde ettiği artı-değer mikta­ n, nispi olarak o kadar büyük olur, çünkü emekçinin yarattığı değe­ rin para-biçimi ile o kadar çok sık aralıklarla emekçi satın alabilir ve bu emekçinin emeğini o kadar çok sık aralıklarla tekrar harekete geçirebilir. Eğer üretimin ölçeği belli ise, yatınlan değişen para-sermayenin (ve genel olarak döner sermayenin) mutlak büyüklüğü, yıllık artı­ değer oranı arttığı halde, devir dönemindeki azalma ile orantılı ola282


rak azalır. Eğer yatınlan sermayenin büyüklüğü belli ise üretim öl­ çeği büyür; dolayısıyla, eğer artı-değer oranı belli ise, bir devir döne­ minde yaratılan artı-değerin mutlak miktan da, yıllık artı-değer oranında, yeniden-üretim dönemlerindeki kısalmanın getirdiği yük­ selme ile birlikte aynı şekilde büyür. Yukardaki incelemelerden ge­ nel olarak şu sonuç çıkar ki, aynı miktar üretken döner sennayeyi ve sömüıiil me derecesi aynı olan aynı miktarda emeği harekete ge­ çinnek için, devir dönemlerindeki farklı uzunluklar, yatınlacak para-sermayenin, çok farklı miktarlarda olmasını zorunlu kılar. Ikincisi -ve bu birinci farklıhkla bağıntılıdır-, A ve B emekçi­ leri satın aldıklan geçim araçlannın karşılığını, dolaşım aracına çevrilmiş olarak ellerine geçen değişen-sennaye ile öderler. Sözgeli­ mi, pazardan yalnız buğday çekmekle kalmazlar, aynı zamanda, onu, para olarak bir eşdeğerle yerine koyarlar. Ama B emekçisinin pazardan çektiği geçim araçlannın karşılığı için ödemede bulundu­ ğu para, A emekçisinde olduğu gibi, yıl boyunca ürettigi ve pazara sürdüğü bir değerin para-biçimi olmadığına göre, geçim araçlannın satıcısına, bu satıcının, A durumunda olduğu gibi, satıştan elde ede­ ceği hasılatla, satın alabileceği metalar değil -bu metalar üretim araçlan ya da geçim araçlan olabilirler-, para sağlar. Demek olu­ yor ki , pazardan emek-gücü çekiliyor, bu emek-gücü için geçim araç­ lan, B işinde kullanılan emek aletleri biçiminde sabit sermaye, üre­ tim maddeleri de çekiliyor ve bunlann yerine konmak üzere para olarak bir eşdeğer pazara sürülmüş oluyor; ne var ki, pazardan çeki­ len üretken sennayenin maddi öğelerini yerine koymak üzere paza­ ra yıl boyunca herhangi bir üıiin süıiil müyor. Eğer toplumu kapita­ list değil komünist bir toplum olarak düşünürsek, her şeyden önce, ortada ne para-sermaye diye bir şey olacak, ne de bundan ileri gelen alışverişleri örten sahtelik. O zaman sorun, toplumun gereksinmele­ rini önceden hesabetmekten, toplam yıllık üretimden, emek, üretim araçlan ve geçim araçlan çektikleri halde, herhangi bir üretim ya da geçim aracı sağlamadıklan gibi, uzun bir süre, bir yıl ya da daha uzun bir süre, herhangi yararlı bir etki de yaratmayan örneğin de­ miryollan yapımı gibi, iş kolianna zarar venneksizin, toplumun ne kadar emek, üretim aracı ve geçim aracı yatırabileceğini önceden he­ sabetmekten ibaret olacaktır. Toplumsal nedenin ne var ki, toplum­ sal anlayışın kendisini her zaman ancak post festum ortaya koydu­ ğu kapitalist toplumda büyük çalkantılar yeralabilir ve sürekli ola­ rak almalıdır da. Bir yandan para-piyasası üzerinde baskı yaratılır­ ken, öte yandap da rahat bir para-piyasası bu gibi girişimleri kitle halinde teşvik eder ve böylece para-piyasası üzerinde daha sonradan baskıya yolaçan durumlan yaratmış olur. Para-piyasası üzerinde baskı yaratılmıştır, çünkü büyük para-sennaye yatınmları burada daima uzun zaman dönemleri için gereklidir. Ve bu, sanayicilerin ve tüccarlann , kendi işlerini yüıiitebilmek için gerekli olan para­ sennayeyi, spekülatif demiryolu projelerine vb. yatınnalan, ve bunu 283


da para-piyasasından borç alarak gerçekleştirmeleri olgusuna kar­ şın böyledir. Öte yandan toplumun mevcut üretken sermayesi üzerinde baskı yaratılır. Ü retken sermayenin öğeleri sürekli olarak pazardan çekii­ rliği ve ancak bunların yerine para olarak bir eşdeğer pazara sürüi­ rlüğü için, kendisi herhangi bir arz öğesi olmadığı halde, etkin bir ta­ lep ortaya çıkar. Bunun sonucu, üretken malzemelerin fiyatlarında olduğu gibi geçim araçlarının fiyatlannda da bir artış olur. Buna, bir de, borsa oyunlannın olağan bir durum alması ve büyük ölçekli sermaye transferlerini eklemek gerekir. Bir yığın spekülatör, müte­ ahhit, mühendis, avukat vb. zengin olur. Bunlar pazarlardaki tüke­ tim malları üzerinde güçlü bir talep yaratır, aynı zamanda da ücret­ ler yükselir. Yiyecek maddeleri bakımından, tarım da kamçılamr. Ne var ki, bu yiyecek maddeleri bir yılda hemen artınlamayacağı için, bunların ithalatı büyür, tıpkı genel olarak < kahve, şeker, şarap, vb. gibi ı yabancı ülkelerden getirilen yiyecek maddeleri ile lüks mal­ larda olduğu gibi. İ thalat işinin bu dalındaki aşırı ithalatın ve spe­ külasyonun nedeni budur. Bu arada, üretimin hızla genişletilebile­ ceği sanayi dallarında ( asıl sanayi, madencilik vb. ) yükselen fiyatlar çok geçmeden çöküntüye uğrayacak ani genişlernelere yolaçar. Emek-pazarında da aynı etki yaratılır; çok sayıda gizil nispi fazla nüfus ve halen çalışmakta olan emekçiler de bu yeni işkollanna çe­ kilirler. Genellikle demiryollan gibi büyük boyutlu girişimler, emek­ pazarından, yalnızca güçlü delikanlılara gereksinme duyulan, tarım vb. gibi işkollanndan gelebilecek belirli miktarda bir emek-gücünü çekerler. Bu durum, bu yeni girişimler, yerleşmiş işkollan halini al­ dıktan ve örneğin, demiryolu yapımının ölçeğinin geçici olarak orta­ lamanın üzerine yükselmesi halinde olduğu gibi, bunlar için gerekli, göçebe bir işçi-sınıfı oluştuktan sonra bile devam edebilir. Ücretleri düşük düzeyde tutan yedek emekçi ordusundan bir kısmı emilir. Emek-pazarının o zamana kadar iyi bir işe sahip kesimlerinde bile, genel bir ücret yükselmesi görülür. Bu durum, kaçınılmaz çöküş ye­ dek emek ordusunu tekrar serbest bırakana ve ücretler bir kez daha asgari düzeye ve bunun da altına düşene kadar devam eder.:ı� Devir döneminin uzunluğu, uzun ya da kısa, asıl çalışma döne:ı� Elyazmasındn, lıuraya, i lerde gcnişleti l mck üzere şu not konulmuştur: .. Ka­ pitalist ün•ti m tarzındaki çel işki: meta alıcılan olarak emekçiler, pazar için önemli­ d i r. Ama kl•ndi mctıı lıınnın -emek-gücü nün- satıcıları olarak, kapitalist toplum onlaı·ı ası.:a ri fiyatta tutma eği l i mindedir . . . Baı;; kıı hir Çl'liı;; k i dahıı: kapitalist ün•ti mi n bütün gücünü harcadığı dönemler lwr ınınan ıll-!11"1 ürt>ti m dönemleri o l maktadır, çünkü üretim potansiyelleri, hiçhir zaman. dııha fazla değeri n yalnız üretil mck le kalmayıp aynı zamanda gerçl'kleşebi­ lcceği ölçüde kullanılamıız; uma metaların satışı, meta-sermayen i n ve dolııyısıyla a rtı-dcğeı·in ı.:erçcklcıımmıi, yalnız, genell ikle toplumun tüketim gereksi n meleri ile deği l , ayn ı zama nda, büyük çoğu nluğu daima yoksul olan ve daima d a yoksul kal­ ması ı.:crekl'n hir toplu mun tüketi m gereksin melcı·i ile de sınırlıdı r. Ne var ki, bu konu bunu i zlt>yl'n k ı sı ml a ilı.:ilidir . .. 284


m ine, yani ürünün pazarlanmaya hazır hale geti ri lmesi için gerekli döneme bağlı olması nedeniyle, bu, çeşitli sermaye yatırı mianna özgü, mevcut maddi üretim ko�mllanna dayanır. Tarımda, bunlar, üretimin doğal koşullarının nitdiğini daha çok kazanırlar, sanayide ve madencilik sanayiinin büyük bir kısmında. üretim sürecinin ken­ disinin gösterdiği toplumsal gelişmeyle farklılık gösterirler. Çalışma döneminin uzunluğu, arzın büyüklüğüne ( ürünün ge­ nellikle metalar olarak pazara sürüldü(,rü nice! hacinıe 1 bağlı olduğu­ na göre, düzenli bir niteliğe sahiptir. Ama bu düzenliliğin maddi te­ meli, üretimin ölçeğindedir ve bu nedenle. ancak tek başına incelen­ digi zaman raslansal olur. Son olarak, devir döneminin uzunluğu, dolaşım döneminin uzun­ luğuna bağlı olduğuna göre, kısmen, durmadan değişen pazar koşul­ lanna, satış kolaylığının az ya da çok oluşuna ve bunun sonucu ola­ rak ortaya çıkan ürünün bir kısmının daha yakın ya da daha uzak pazarlarda satılması zorunluluğuna dayanır. Genel olarak, talep hacmi nden ayrı olarak, fiyat hareketleri burada büyük önem taşır, çünkü bir yandan üretim devam ettiği halde, fiyatlar düşerken, sa­ tışlar bile bile sınırlanır; tersine, fiyatlar yükselirken ya da satışlar peşin yapılırken, üretimle satışlar birbirine ayak uydurur. Ama, üretim yerinin, pazardan olan uzaklığını gerçek maddi temel olarak düşünmemiz gerekir. Örneğin, Ingiliz pamuklulan ya da pamuk iplikleri Hindistan'a satılır. Ihracatçının, Ingiliz pamuklu imalatçısına kendisinin ödeme yaptığını düşünelim ( ihracatçı, bunu ancak, para-piyasası güçlüyse isteyerek yapar. Ama eğer fabrikatörün kendisi, para-sermayesini bazı kredi anlaşmalan ile yerine koyuyorsa, işler o kadar iyi deği l­ diri. İhracatçı, pamuklu mallarını, yatırdığı sennaye kendisine iade edildiği Hindistan pazarlannda daha sonra satar. Bu iadeye kadar durum, üretim sürecinin belli bir ölçekte sürdürülmesi için, çalışma dönem inin uzunluğunun yeni para-sermaye yatırımını gcrektiı·diği durumlarda olduğu ı,ribi aynı yolu izleı·. Fabrikatörün emekçilerine ödeme yaptığı ve döner sermayesinin diğer öğelerini ycnilediği para­ seı·maye, ürettiği ipliğin para-biçimi değildir. Ipliğinin değeri İngi l­ tere'ye para ya da ürün biçiminde dönene kadar durum bu olamaz. Önceki gibi ek para-sermayedir. Aradaki tck fark, bunun, fabrikatör yerine tüccar tarafından yatırılmış olmasıdır ve o da bunu pekala kredi işlemleri yoluyla elde etmiş olabilir. Aynı şekilde, bu para pa­ zara sürülmeden önce, ya da bununla birlikte, bu parayla satın alı­ nabilecek ve üretken ya da bireysel tüketim alanına girebilecek hiç­ bir ek ürün İngiliz pazarına konulmamıştır. Eğer bu durum, oldukça uzun bir zaman, oldukça büyük bir ölçekte sün•cek olursa, daha önce sözü edilen çalışma döneminin uzatılınasındaki aynı etkiyi ya­ ratır. Şimdi bu iplik Hindistan'da tekrar kredi ilc satılabilir. Bu kredi ile Hindistan'da ürünler satın alınır ve İngi ltere'ye mukabil sevkiyat 285


ya da bu miktar için çekilen poliçe olarak gönderilir. Eğer bu durum uzsyacak olursa, Hindistan para-piyasası baskı altına girer ve İ ngil­ tere üzerindeki yansıması burada bir bunalım yaratabilir. Bu buna­ lım da, Hindistan'a yapılan külçe altın ihracı ile bağıntılı bile olsa, Hindistan bankalanndan kredi almış bulunan İ ngiliz firmalan ile bunlann Hindistan'daki şubelerinin iflası sonucu bu ülkede yeni bir bunalım yaratır. Böylece, ticaret dengesinin lehte olduğu pazarda ol­ duğu gibi, aleyh te olduğu pazarda da aynı zamanda bir bunalım meydana gelir. Bu olay daha da karmaşık olabilir. Örneğin, diyelim ki, I ngiltere, Hindistan'a külçe gümüş göndermiş olsun, ama Hindis­ tan'ın I ngiliz alacaklılan bu ülkedeki alacaklannı hızla tahsil ediyor olsunlar, bu durumda Hindistan hemen bu külçe gümüşleri I ngilte­ re'ye geri göndermek zorunda kalacaktır. Hindistan'a yapılan ihracat ile Hindistan'dan yapılan ithalat, it­ halatın hacmi (pamuk kıtlığı, vb. gibi özel durumlar hariç), ihracatın hacmi ile belirlendiği ve teşvik edildiği halde, birbirlerini aşağı yu­ kan dengelemeleri mümkündür. İ ngiltere ile Hindistan arasındaki ticaret dengesi eşit gibi görünebilir ya da her iki yöne doğru da hafif dalgalanmalar gösterebilir. Ama İngiltere'de bunalım patlak verir vermez, Hindistan'da satılınayan ketenli mallar yığılır (yani meta­ sermayeden para-sermayeye çevrilmeyen mallar birikir - ve bu öl­ çüde bir aşın üretim görülür) ve öte yandan da İ ngiltere'de satılına­ yan Hint mallan depolan doldurduğu gibi, bir de satılan ve tüketi­ len mailann büyük bir kısmının da bedeli henüz ödenmemiştir. De­ mek oluyor ki, para-piyasasında bir bunalım gibi görünen şey, aslın. da, bizzat üretim ve yeniden-üretim sürecindeki anormal koşullan n bir ifadesidir. Üçüncüsü. Kullanılan döner sermayenin (değişmeyen ve deği­ şen) kendisini ilgilendirdiği kadanyla, devir döneminin uzunluğu, çalışma döneminden ileri geldiği için, şu farklılığı yaratır: Bir yıl bo­ yunc.a birkaç devir yapılması halinde, değişen ya da değişmeyen dö­ ner sermayenin bir öğesi, örneğin kömür üretiminde, hazır elbiseci­ likte vb. olduğu gibi, kendi ürünü aracılığı ile sağlanabilir. Diğer hallerde bu, hiç değilse aynı yıl içerisinde olamaz.

286


ONYEDINCI BÖLÜM

ARTI-DE GERl N DOLAŞIMI

DEVİR dönemindeki bir farkın, yılda üretilen artı-değer kitlesi aynı olsa bile, yıllık artı-değer oranında bir farka neden olduğunu görmüş bulunuyoruz. Ama, ayrıca, artı-değer oranı aynı kaldığı halde, artı-değerin ser­ mayeleştirilmesinde, birikimde, ve bir yıl esnasında üretilen artı­ değer miktannda zorunlu farklılıklar vardır. Başlangıçta görüyoruz ki, sermaye A (bundan önceki bölümdeki örnekte) dönemsel bir gelir akışına sahiptir, öyle ki, işi başlatan de­ vir dönemi dışında, yıl içerisindeki kendi tüketimini, kendi artı­ değer üretiminden karşılar ve bunu, kendi fonlanndan yatınmlarla kapatmak zorunda değildir. Oysa B durumunda, kapatmak zorun­ dadır. B de, aynı zaman aralıklan ile, A kadar artı-değer üretmekle birlikte, bu artı-değer gerçekleştirilmediği için, ne üretken, ne de bi­ reysel biçimde tüketilememektedir. Bireysel tüketimi ilgilendirdiği kadanyla, bu artı-değer beklenmektedir. Bu amaç için fonlann yatı­ nlması gereklidir. Üretken sermayenin sınıflandınlması güç bir kısmı, yani sabit sermayenin onanm ve bakımı için gerekli ek sermaye, şimdi aynı şe­ kilde yeni bir ışık altında görülmektedir. 287


A durumunda, sermayenin bu kısmı, üreti min başlangıcında bütünüyle ya da çoğu kısmı- yatınlmamıştır. Hazır bulunmasına ya da hatta varolmasına bile gerek yoktur. Bu, artı-değerin doğru­ dan sermayeye çevrilmesiyle, yani doğrudan sermaye olarak kulla­ nılmasıyla, işin kendisinden gelir. Artı-değerin, yıl içerisinde yalnız dönemsel olarak yaratı lmakla kalmayıp aynı zamanda gerçekleşen bir kısmı , onarım vb. için ortaya çıkan masraflan karşılayabilir. İşi kendi ilk ölçeği ilc yürütmek için gerekli sermayenin bir kısmı, böy­ lece işin kendisi tarafı ndan, artı-değerin bir kısmı sermayeleştirile­ rek, i� esnasında üı·etilir. Bu, B sermayesi için olanaksızdır. Serma­ yenin bu sözkonusu edilen kısmının, bu durumda, başlangıçta yatırı­ lan sermayenin bir kısmını oluşturması gerekmektedir. Her iki du­ rumda da bu kısım, kapitalistlerin defterlerinde, yatınlan sermaye olarak boy gösterir; ve aslında, bizim varsayımımıza göre bu, işi be­ lirli bir ölçek üzerinde yürütmek için gerekli üretken sermayenin bir kısmını oluşturduğu için doğrudur da. Ama bütün fark, bunun hangi fonlardan yatınldığıdır. B durumunda, ilk yatırılacak ya da hazır bulundurulan sermayenin gerçekten bir kısmıdır. Oysa A durumun­ da, sermaye olarak kullanılan artı-değerin bir kısmıdır. Bu son du­ rum, yalnız biriken sermayenin değil, ilk yatınlan sermayenin bir kısmının da, pekala sennayeleştirilen artı-değer olabileceğini göster­ nwkü,dir. Kredi sistemindeki gelişme işin içine karışır karışmaz, ilk yatırı­ lan sermaye ile sermayeleşti rilen artı-değer arasındaki bağıntı daha da karmaşık duruma gelmektedir. Örneği n, bu amaç için, işin he­ men başlangıcında kendisine ait yeter sermayeye sahip olmayan A, banker C'den, işe başlamak ya da yıl boyunca işini sürdürmek için bir mi ktar üretken sermaye borç alır. Banker C, ona, ancak, kapita­ list D, E, F'nin vb. kendisine yatırdıklan artı-değerden oluşan bir miktar parayı borç olarak verir. A'yı i lgilendirdiği kadarıyla ortada h enüz birikmiş sermaye sorunu diye bir şey yoktur. Ama D, E, F vb. bakımdan A, gerçekte, kendilerinin ele geçirdikleri artı-değeri ser­ mayeleştiren bir unsurdan başka bir şey değildir. Birikimin, artı-değerin sermayeye çevrilmesinin, -aslında bu genişleme, ister eskisine yeni fabrikaların eklenmesi biçiminde ge­ nişleme şeklinde ister mevcut çalışma ölçeğinin genişletilmesiyle yo­ ğunlaşma şeklinde ifade edilsin- gitgide artan boyutlarda bir yeni­ den-üretim süreci olduğunu görmüş bulunuyoruz ! Buch I, Kap. XXII).* Üretim ölçeğinin genişletilmesi küçük kısımlar halinde olabilir; artı-değerin bir kısmı, ya da kullanılmakta olan emeğin üretkenlik gücünü artırmak ya da aynı zamanda emeğin daha yoğun bir biçim­ de sömürülmesini sağlayan gelişmeler için kullanılır. Ya da, işgünü­ nün yasal olarak sınırlandınlmadığı yerlerde, ek bir döner sermaye '' Kapital, Birinci Ci lt, Yiı·midördüncü Bölüm,

288

s.

595-62R. -Ed.


(üretim maddeleri ve ücretler olarak) harcanması, günlük kullanıl­ ma süresi böylece uzatılırken, devir dönemi, buna uygun olarak kı­ saltılan sabit sermayede bir genişleme olmaksızın, üretimin ölçeğini artırmaya yeter. Ya da, sermayeleştirilen artı-değer, uygun pazar koşullan altında, ilk yatınlan sermayenin yeterli olamayacağı iş­ lemlere, hammaddelerdeki spekülasyona yolaçar. Bununla birlikte, daha büyük devir dönemleri sayısının, kendi­ siyle birlikte, yıl boyunca, artı-değerin daha sık gerçekleştirilmesini getirdiği durumlarda, ne işgününde bir uzamaya ve ne de aynntılar­ da bir gelişmeye gereksinme duyulmayan dönemlerin olacağı da açıktır; öte yandan, kısmen tüm girişimde, sözgelişi binalarda bir ge­ nişleme ile, kısmen de tanmda ekilen bölgelerin artınlrnasıyla, işin bütününde nispi bir genişleme, ancak belirli dar sınırlar içerisinde olabilir ve aynca, ancak birkaç yıllık artı-değer birikiminin sağlaya­ bileceği hacirnde bir ek sermayeyi de gerektirir. Gerçek bir birikim ya da artı-değerin üretken sermayeye çevril­ mesiyle (ve buna tekabül eden, genişlemiş ölçekte bir yeniden­ üretim ile) birlikte, demek ki, bir para birikimi, daha sonralan belir­ li bir hacime ulaşıncaya dek ek bir faal sermaye olarak işlev görme­ yen, bir kısım artı-değerin gizil para-sermaye biçiminde biraraya ge­ lişi vardır. Bireysel kapitalist açısından durum işte böyle görünür. Ama ka­ pitalist üretirnin gelişmesiyle birlikte, kredi sistemi de gelişir. Kapi­ talistin henüz kendi işinde kullanamadığı para-sermayeyi, kendi kullanımı için ona faiz ödeyen diğer kapitalistler kullanır. Bu ser­ maye ona, belirli bir anlamda, üretken sermayeden farklı bir tür ser­ maye, para-sermaye olarak hizmet eder. Ama sermaye olarak bir başkasının elinde hizmet eder. Artı-değerin daha sık gerçekleşme­ siyle ve üretildiği ölçekteki artışla birlikte, sermaye olarak para­ piyasasına sürülen ve -hiç değilse büyük bir kısmı- genişleyen üretim tarafından çekilen yeni para-sermaye ya da para oranında bir artış vardır. Ek gizil para-sermayenin temsil edilebileceği en yalın biçim para-yığmadır. Bu para-yığma değerli madenler üreten ülkeler ile yapılan değişimle dolaysız ya da dolaylı olarak sağlanan ek altın ya da gümüş olabilir. Ve ancak bu şekilde, bir ülkede yığılan para, mut­ lak olarak büyür. Buna karşılık, bu para-yığmanın ülke içerisinde dolaşımdan çekilmiş ve bireysel kapitalistlerin elinde yığma biçimi almış paradan başka bir şey olmadığı durumlar olabilir - ve çoğu durumda da böyledir. Aynca, bu gizil para-sermaye, yalnızca itibari değerlerden -bu noktada kredi-parasını hala dikkate almıyoruz­ ya da yalnızca, kapitalistin, yasal belgeler ile üçüncü kişilere karşı (tasarruf) haklanndan ibaret olabilir. Bütün bu durumlarda, bu ek para-sermayenin varlık biçimi ne olursa olsun, in spe* sermaye ol* Gelecekte olan, gelen. -ç.

289


duğu sürece, kapitalistin, gelecekteki yıllık ek toplumsal üretimle il­ gili ek ve kayıtlı yasal tasarruf haklarından başka bir şey değildir. "Gerçek birikmiş servetin kitlesi, büyüklük olarak . . . uygarlık düzeyi ne olursa olsun aynı toplumun üretim güçleriyle ve hatta bu toplumun birkaç yıllık da olsa fiili tüketimiyle kıyaslandığında, o denli önemsizdir ki, yasakoyucuları ile ekonomi politikçilerin asıl dikkatleri, şimdiye değin olduğu gibi, göze çarpan servet birikimleri yerine, 'üretken güçlere' ve bunların gelecekteki serbest gelişmeleri­ ne yöneltilmelidir. Birikmiş servet denilen şeyin çok büyük bir kısmı yalnızca nominal olup, gerçek şeylerden, gemilerden, evlerden, pa­ muktan, toprak üzerindeki iyileştirmelerden değil, toplumun gele­ cekteki yıllık üretken güçleri üzerinde, güvensizliğin çareleri ya da kurumlan tarafından yaratılan ve devarn ettirilen taleplerinden iba­ rettir. ... Toplurnun gelecekteki üretken güçleri tarafından yaratıla­ cak olan servetin sahipleri için salt bir elkoyrna aracı olarak bu tür maliann kullanımı (fiziksel şeylerin ya da fiili zenginliğin birikimi ), dağılırnın biricik doğal yasası olarak, kuvvet uygularnaksızın, bunla­ rı giderek bundan yoksun bırakacak, ya da ortaklaşa ernek kullanı­ lırsa birkaç yıl içerisinde onları yoksun bırakacaktır." (William Thornpson, An Inquiry into the Principles of the Distribution of We­ alth, London 1850, s. 453. Bu kitap ilk kez 1824'te yayınlanmıştır. ) "Toplumun fiili birikimlerinin gerek boyutlan ve gerek etkileri bakırnından ne kadar da küçük bir oranın insanın üretken güçlerine ve hatta bir tek kuşağın yalnızca birkaç yıllık olağan tüketimine git­ tiği üzerinde az kimse düşünmekte, çoğu hatta aklından bile geçir­ ·rnernektedir. Bunun nedeni açık, ama etkisi çok zararlıdır. Yıllık olarak tüketilen servet, tüketimi ile birlikte yokolarak, yalnızca bir an için görülür ve yalnızca yararlanıldığı, kullanıldığı zamanın dı­ şında bir etki yaratrnaz. Ama eşyalara, rnakinelere, yapılara, zen­ ginliğin ancak yavaş yavaş tüketilebilen bölümüne gelince, onlar, karşırnızda, çocukluğumuzdan yaşlılığırnıza kadar insan çabasının dayanıklı anıtları olarak durur. Toprağın ve üzerinde çalışılan rnal­ zernenin, kullanılan gereçlerin, çalışırken içinde barınılan evlerin, ulusal servetin, bu sabit, kalıcı ya da yavaş yavaş tüketilen bölümü­ nün sahipliği yoluyla, bu mallan ellerinde bulunduranlar, bu eme­ ğin yinelenen ürünlerine çok az bir bölümünü taşımış olsalar bile, toplurnun gerçekten de etkin bütün üretken emekçilerinin yıllık üretken güçlerinden kendi çıkarianna yararlanmak için, bunlara kurnanda ederler. Büyük-Britanya ve İ rlanda'nın nüfusu 20 milyon­ dur; erkek, kadın ve çocuklar dahil, kişi başına ortalama tüketim, yılda 20 sterlin dolaylarında bulunur; bu da, toplam, yılda tüketilen emek ürünü olarak, yaklaşık 400 milyon sterlinlik bir servet eder. Bu ülkelerin birikmiş sermaye toplam tutarı, 1 .200 milyonu ya da topluluğun yıllık emeğinin üç katını geçmediği hesap edilmektedir; ya da eşit olarak paylaşıhrsa, kişi başına 60 sterlin sermaye demek­ tir. Bizi burada asıl ilgilendiren, bu hesaplanan tutann mutlak doğ290


ru miktanndan çok, oranıdır. Bu toplam sermayenin faizi, bütün nüfusu, güncel yaşam biçimi ile, yılın iki ayı kadar bir süre besle­ mek için yeter, ve birikmiş sermayenin tümü (eğer alıcı bulunsaydı) bu nüfusu çalışmaksızın tam üç yıl yaşatabilirdi! Ama sonra, ne ev­ leri, ne giyecekleri, ne yiyecekleri olduğundan, insanların açlıktan ölmek ya da onlan üç yıl boyunca yaşatmış bulunan kimselerin köle­ leri olmaktan başka bir yapacaklan kalmazdı. Üç yılın sağlıklı bir kuşağın yaşamı için, diyelim kırk yıl için oranı ne ise, fiili zenginli­ ğin büyüklüğü ve önemi, hatta en zengin topluluğun birikmiş serma­ yesinin de, yalnızca bir tek kuşağın üretken gücüne oranı odur; kal­ dı ki, bu kuşağın akıllıca bir eşit güvenlik düzenlemeleri ile, özellik­ le elbirliği halinde çalışarak üretebileceği şeylerden değil, ama ger­ çekten, mutlak bir biçimde, eksik ve cesaret kıncı güvensizlik düzenlemeleri ile ürettiği şeylerden sözediyoruz! .. . Bugünkü zora dayanan dağılımı içerisinde kötülükler, cinayetler ve güvensizlik acılannın bütün iğrenç mekanizmasını elde tutmak ve bunu sürdür­ mek (ya da daha doğrusu yıllık emek ürünleri üzerinde sermaye ara­ cıyla kazanılmış bu denetimi yürütmek) için . . . görünüşte güçlü bu mevcut sermaye yığını sonsuza dek varolmanın yolunu aramıştır. Karşılanması zorunlu gereksinmeler karşılanmadıkça hiçbir şey bi­ riktirilmediğine göre, ve insan eğiliminin büyük akışı zevk yönüne doğru olduğuna göre; toplumun fiili servetinin, herhangi belli bir anda ancak çok önemsiz bir miktan birikebilir. Başı sonu olmayan bir üretim-tüketim çevrimidir bu. Bu çok büyük yıllık üretim ve tü­ ketim kitlesinin miktan içinde, bir avuç fiili birikim kolay kolay el­ den kaçınlamazdı; ve gene de, esas olarak dikkati üzerine çeken üretken güç yığınından çok, işte bu bir avuç birikimdir. Ama bu bir avuç birikim, pek az kimse tarafından kapılınıştır ve kendi hemcins­ lerinin büyük çoğunluğunun emeğinin sürekli olarak yıllık ürünleri­ ni kendi yararianna dönüştürmenin aracı haline getirilmiştir; böyle­ ce bu pek az kimsenin düşüncesine göre böyle bir aracın önemi son derece büyüktür. ... Bu ülkelerin emeklerinin yıllık ürünlerinin, kamu yükümlülükleri adı altında, hemen hemen üçte-birlik bir bölü­ mü, üreticilerin ellerinden alınmıştır ve bunun eşdeğerini, yani üre­ ticiler için hiç de doyurucu olmayan bir eşdeğeri vermeyen kimseler tarafından üretken olmayan bir biçimde tüketilmektedir. ... Biriken servetler karşısında, hele bunlar bir avuç insanın elinde toplandığın­ da, sıradan göz her zaman şaşkınlığa uğrar. Her yıl üretilen ve tüke­ tilen servetler, güçlü bir ırmağın sonsuz ve sayısız dalgalan gibi bir­ biri ardından gelir ve unutulmuş tüketim okyanusunda yitip gider­ ler. Ve bu sonsuz tüketim, bundan ötürü, gene de bütün zevkleri ve hatta tüm insan soyunun varoluşunu egemenliği altında bulundur­ maktan geri kalmaz. Düşünceyi, her şeyden önce, işte bu yıllık ürü­ nün nicelik ve dağılımına uygulamak gerekirdi. Fiili birikim, tümüy­ le ikincil bir önem taşır, ve o, bu önemi, hemen tamamen yıllık ürü­ nün dağılımı üzerinde yaptığı etkiye borçludur . ... Fiili birikim ve 291


dağılım burada [Thompson'ın yapıtlannda] , hep üretken güce oranla ve ona bağımlı olarak gözönünde tutulmuşlardır. Hemen tüm öbür sistemlerde, üretken güç birikime ve varolan dağılım biçiminin sür­ dürülmesine oranla ve bunlara bağımlı olarak gözönünde tutulmuş­ tur. Bu fiili dağılımın korunmasıyla kıyaslandığında, tüm insan so­ yunun durmadan yenilenen sefaleti ya da mutluluğu üzerinde du­ rulmaya bile değmez kabul edilmiştir. Zorun, aldatmacanın, rasian­ tının sonuçlarını sonsuzlaştırmak, işte güvenlik denilen şey bu; insan soyunun tüm üretken güçleri, işte bu aldatıcı güvenliğin ko­ runması için acımasızca kurban edilmişlerdir." (lbid., s. 440-43. )

Yeniden-üretim için, sabit ölçekteki yeniden-üretime bile zarar veren karışıklıklar dışında, ancak iki normal durum sözkonusudur. Ya, basit ölçekte bir yeniden-üretim vardır. Ya da, artı-değerin sermayeleştirilmesi, birikim vardır. I. BASİT YENİDEN-ÜRETİM

Basit yeniden-üretim halinde, bir yılda üretilen ve gerçekleştiri­ len artı-değer, ya da yıl boyunca birkaç devir sözkonusu ise dönem­ sel olarak üretilen ve gerçekleştirilen artı-değer, bireysel olarak, yani sahibi kapitalist tarafından üretken olmayan bir biçimde tüke­ tilir. Ürünün değerinin, kısmen artı-değerden, kısmen de değerin, üründe yeniden-üretilen değişen-sermaye ile üründe tüketilen değiş­ meyen-sermayenin toplamı tarafından oluşturulan kısmından ibaret olması, meta-sermaye olarak sürekli dolaşıma giren ve, üretken ya da bireysel biçimde tüketilmek, yani üretim ya da tüketim aracı ola­ rak hizmet etmek üzere gene sürekli dolaşımdan çekilen toplam ürünün, ne miktarında ve ne de değerinde herhangi bir değişiklik yapmaz. Değişmeyen-sermaye bir yana bırakılırsa, emekçiler ile ka­ pitalistler arasındaki yıllık ürün bölüşürnü bundan etkilenmiş olur. Basit yeniden-üretim varsayılsa bile, bu nedenle, artı-değerin bir kısmının, ürün değil, daima para biçiminde bulunması gerekir, çünkü, aksi halde, tüketim amaçlan için paradan ürünlere çevrile­ mezdi. Artı-değerin, kendi ilk meta-biçiminden bu paraya çevrilme­ sinin burada biraz daha incelenmesi zorunludur. Konuyu yalınlaş­ tırmak için, sorunu en yalın biçimiyle ele alacağız, yani salt madeni paranın, gerçek bir eşdeğer olan paranın dolaşımını öngöreceğiz. Metalann basit dolaşım yasalan gereğince (Buch I, Kap. lll'te geliştirilmişti), * bir ülkedeki madeni para kitlesi, yalnız metalan do­ laştırmaya değil, aynı zamanda, kısmen dolaşımın hızındaki dalga­ lanmalardan, kısmen metalann fiyatlanndaki bir değişmeden ve kısmen de paranın ödeme ve dolaşım aracı olarak işlevierindeki çe292


şitli ve değişen oranlardan ileri gelen dolaşım dalgalanmalarını da karşılamaya yeterli olmak zorundadır. Mevcut para miktarının, yığı­ lan ve dolaşımda bulunan paraya bölünmesindeki oran sürekli de­ ğişmekle birlikte, toplam para miktarı, daima, yığılan para ile dola­ şan paranın toplamına eşittir. Bu para miktan (bu değerli maden miktarı), toplumun giderek biriktirdiği yığılı-parasıdır. Bu biriken paranın bir kısmı, aşınma ve yıpranma ile tükendiği için, tıpkı diğer üıiin ler gibi her yıl yerine konması gerekir. Bu, gerçekte, belli bir ül­ kenin yıllık ürününün bir kısmının, altın ve gümüş üreten ülkelerin üıiin ü ile, doğrudan ya da dolaylı değişimi ile olur. Bununla birlikte, bu işlemin uluslararası niteliği, onun izlediği basit yolu gözlerden saklar. Sorunu en yalın ve en açık ifadesine indirgemek için, altın ve gümüş üretiminin aynı ülkede yapıldığını, bu nedenle de, altın ve gümüş üretiminin her ülkede toplam toplumsal üiiin ün bir kısmını oluşturduğunu varsaymak gerekir. Lüks mallar için üretilen altın ve gümüşten başka, bu ülkelerin yıllık asgari üretimlerinin, paranın dolaşımından ileri gelen yıllık madeni para aşınmaianna eşit olması gereklidir. Üstelik, yıllık üre­ tilen ve dolaşımda bulunan metalann miktarlannın değer toplamın­ da artış olursa, dolaşımdaki metaların değerlerinin toplamı ve bun­ ların dolaşımı için gerekli para miktanndaki artış (ve buna tekabül eden para-yığma oluşumu), daha büyük bir hızdaki para dolaşımıyla ve bir ödeme aracı olarak paranın geniş kapsamlı bir biçimde işlev yapması ile, yani fiili para işe kanştınlmaksızın, alım ve satımların karşılıklı daha büyük ölçüde dengelenmesiyle telafi edilmediği süre­ ce, yıllık altın ve gümüş üretimi de aynı şekilde artınlmalıdır. Toplumsal emek-gücü ile toplumsal üretim araçlannın bir kısmı­ nın bu yüzden her yıl altın ve gümüş üretiminde harcanması zorun­ ludur. Altın ve gümüş üretimi ile uğraşan ve bizim basit yeniden­ üretim varsayımımıza göre, üretimlerini ancak yıllık ortalama aşın­ ma ve yıpranma ve bunun gerektirdiği yıllık ortalama altın ve gü­ müş tüketimi sınırlan içerisinde yüıiiten kapitalistler varsayımımıza göre, sermayeleştirmeksizin , yıllık olarak tükettikle­ ri- artı-değerlerini, para-biçiminde, diğer üretim kollarında olduğu gibi, üıiin ün çevrilmiş biçimi olmayan doğal biçimi içerisinde, doğru­ dan dolaşıma sokarlar. Ayrıca -değişen-sermayenin yatınldığı para-biçimi olan- üc­ retler yönünden, bunlar da, gene ürünün satışı ile, paraya çevrilme­ si ile değil, doğal biçimi daha başlangıçta para biçiminde olan üıii­ nün kendisi ile yerine konur. Son olarak, aynı şey, değerli madenler ürününün, yıl boyunca tüketilen, hem değişmeyen döner ve hem de değişmeyen sabit ser­ mayeden oluşan ve devresel olarak tüketilen değişmeyen* Kapital, Birinci Ci lt, Üçüncü Bölüm. -Ed. 293


sermayenin değerine eşit kısmı için de geçerlidir. Değerli madenierin üretimine yatınlan sermayenin devresini ya da devrini önce P-M ... R . . . P' biçimi içerisinde ele alalım. P-M hareketinde, M, yalnız emek-gücü ile üretim araçlarını değil, aynı zamanda, değerinin ancak bir kısmı R'de tüketilen sabit sermayeyi de içerdiği için, P''nün, ürünün, ücretiere yatınlan değişen-sermaye artı üretim araçlarına yatırılan döner sabit sermaye artı değerin aşı­ nan sabit sermayeye eşdeğer kısmı artı artı-değere eşit bir miktar para olduğu açıktır. Eğer bu miktar daha küçük olsaydı, altının ge­ nel değeri aynı kalmak üzere, maden verimsiz olabilirdi, ya da bu genellikle böyle olsaydı altının değeri, metalann değişmeden kalan değerlerine kıyasla sonradan yükselebilirdi; yani metalann fiyatlan düşebilir ve böylece de, P-M hareketine yatınlmış olan para mikta­ n daha küçük olabilirdi. Eğer biz, önce, P olarak yatınlan sermayenin yalnız döner kısmı­ nı, P-M . . . R ... P' dolaşımının çıkış noktasını ele alırsak, belli bir para miktannın yatınlmış olduğunu, emek-gücüne yapılan ödeme ile üretim maddelerinin satın alınması için dolaşıma sürüldüğünü görürüz. Ama bu miktar, bu sermayenin devresi tarafından yeniden sürülmek üzere dolaşımdan çekilmez. Ürün, maddi biçimi içerisinde bile paradır; işte bu nedenle de, değişim yoluyla, bir dolaşım süreci ile paraya çevrilmesine gerek yoktur. Uretim sürecinden dolaşım alanına, tekrar para-sermayeye çevrilmesini gerektiren meta­ sermaye biçiminde değil, tekrar üretken sermayeye çevrilecek, yani yeni emek-gücü ve üretim maddeleri satın alınacak para-sermaye olarak geçer. Emek-gücü ve üretim araçlannda tüketilen döner ser­ mayenin para-biçimi, ürünün satışı ile değil, ürünün kendisinin maddi biçimi tarafından yerine konulmuştur; yani değeri tekrar do­ laşımdan para-biçiminde çekilerek değil, yeni üretilen ek para ile yeri doldurulmuştur. Diyelim, bu döner sermaye 500 sterlin, devir dönemi 5 hafta, ça­ lışma dönemi 4 hafta, dolaşım dönemi yalnız 1 hafta olsun. Daha başlangıçta para 5 hafta için, kısmen üretken ikmal olarak yatınl­ mak ve kısmen de, ücret olarak yavaş yavaş ödenmek üzere hazır ol­ malıdır. Altıncı haftanın başlangıcında, 400 sterlin geri dönmüş, 100 sterlin serbest kalmış olacaktır. Bu böyle yinelenip gidecektir. Bura­ da, daha önceki durumlarda olduğu gibi, 100 sterlin, daima, devrio belli bir zamanı boyunca, serbest kalmış biçimde bulunacaktır. Ama bu da, gene diğer 400 sterlin gibi, ek, yeni üretilmiş paradan ibaret­ tir. Bu durumda, yılda 10 devir yapılır, yıllık ürün, altın olarak 5.000 sterlindir. (Ele alınan bu durumda dolaşım dönemi, metalann paraya çevrilmesi için gerekli-zamandan değil, paranın, üretim öğe­ lerine çevrilmesi için gerekli-zamandan oluşur. ) Aynı koşullar altında devreden diğer her 500 sterlinlik sermaye durumunda, durmadan yenilenen para-biçim, her 4 haftada üretilen ve dolaşıma sürülen meta-sermayenin çevrilmiş biçimidir ve bu 294


meta-sermayenin satışı ile -yani sürece ilk girdiği zaman temsil et­ tiği para miktannın devresel olarak çekilmesiyle- bu para-biçime tekrar tekrar girer. Burada, tersine, her yeni devir döneminde, para olarak yeni bir ek 500 sterlin, dolaşımdan sürekli olarak, üretim maddesi ve emek-gücü çekmek üzere, üretim sürecinden dolaşım sü­ recine sürülür. Dolaşıma sürülen bu para, bu sermayenin çizdiği devre tarafından tekrar buradan çekilmeyip, daha çok, sürekli yeni­ den-üretilen altın miktan ile artınlır. Şimdi de bu döner sermayenin değişen kısmına bakalım ve bu­ nun da önceki gibi 100 sterlin olduğunu kabul edelim. Demek oluyor ki, bu 100 sterlin, 10 devir ile, emek-gücünün sürekli ödenmesi için, metalann olağan üretiminde yeterli olacaktır. Burada, altın üreti­ minde, aynı miktar yeterlidir. Ama geriye dönen ve kendisiyle emek-gücünün her 5 haftada bir karşılığının ödendiği 100 sterlin, kendi ürününün çevrilmiş biçimi değil, durmadan yenilenen bu ürü­ nün bir kısmıdır. Altın üreticisi, emekçilerine, kendi ürettikleri altı­ nın bir kısmıyla doğrudan ödeme yapar. Yılda bu şekilde emek­ gücüne harcanan ve emekçiler tarafından dolaşıma sokulan 1.000 sterlin, bu nedenle, bu dolaşım yoluyla kendi çıkış noktalarına dön­ mezler. Üstelik, sabit sermayeyi ilgilendirdiği kadarıyla, bu, işin ilk ku­ ruluşunda nispeten büyük bir para-sermaye yatınmı gerektirir ve bu sermaye böylece dolaşıma sürülmüş olur. Bütün sabit sermayeler gibi bu da yıllar boyunca ancak parça parça geri döner. Ne var ki, bu ürünün satışı ile ve bu satış sonucu paraya çevrilmesi ile değil, doğ­ rudan ürünün, altının bir kısmı olarak geri döner. Bir başka deyişle, para-biçimini, yavaş yavaş paranın dolaşımdan çekilmesiyle değil, ürünün buna tekabül eden kısmının birikimi ile alır. Böylece yerine konan para-sermaye, başlangıçta sabit sermaye için dolaşıma soku­ lan miktan karşılamak için dolaşımdan yavaş yavaş çekilen bir para miktan değildir. Bu ek bir para miktadır. Son olarak, artı-değer bakımından da, bu, gene, üretken olma­ yan biçimde, yani varsayımımıza göre geçim araçlan ile lüks malla­ ra harcanmak üzere, her yeni devir döneminde dolaşıma sürülen yeni altın ürünün belli bir kısmına eşittir. Ama varsayımımız gereğince -pazardan sürekli olarak para de­ ğil emek-gücü ile üretim maddeleri çektiği halde ona sürekli yeni para miktarlan ekleyen- yıllık tüm altın üretimi ancak yıl boyunca aşınan parayı yerine koyar, şimdi değişen oranlarda olmakla birlik­ te daima iki biçimde, yığılı-para ve dolaşımdaki para biçimlerinde bulunan toplumsal para miktarlarını yalnızca eksiksiz tutar. Metalann dolaşımı yasası gereğince, para miktarının, dolaşım için gerekli para miktarı ile, dolaşımın daralması ya da genişlemesi ile artan ya da eksilen ve özellikle zorunlu ödeme aracı yedek fonla­ nnın oluşumuna hizmet eden, yığılı-para biçiminde tutulan bir para miktannın toplamına eşit olması gerekir. Hesap bakiyelerinin bu295


lunmaması halinde, para olarak ödenmesi gereken şey -metalann değeridir. Bu değerin bir kısmının artı-değerden ibaret olması olgu­ su, yani meta satıcısına hiçbir karşılığa malolmaması, durumda hiç­ bir değişiklik yapmaz. Üreticilerin hepsinin, kendi üretim araçlan­ nın bağımsız sahipleri olduğunu ve dolaşımın bu yüzden üreticilerin kendi aralannda doğrudan yeraldığını kabul edelim. Sermayelerinin değişmeyen kısmından ayrı olarak, yıllık değer ürünleri, bu durum­ da, kapitalist koşullara benzer biçimde iki kısma bölünebilir: Yalnız geçim araçlarını yerine koyan a kısmı ile, kısmen lüks mallar, kıs­ men de üretimin genişlemesi için tüketilen b kısmı. Demek oluyor ki, a kısmı değişen-sermayeyi, b kısmı artı-değeri temsil ediyor. Ama böyle bir bölünme, kendi toplam ürünlerinin dolaşımı için ge­ rekli olan para miktannın büyüklüğü üzerinde herhangi bir etki yapmaz. Diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla, dolaşımdaki meta kit­ lesinin değeri aynı olacağı gibi, bu değer için gerekli olan para mik­ tan da aynı olacaktır. Eğer bunların devir dönemleri de eşit olarak bölünmüş ise, aynı yedek paraya da sahip olmalan gerekir, yani ser­ mayelerinin aynı kısmı daima para biçiminde tutulmak zorundadır, çünkü üretimlerinin, bizim varsayımımıza göre, daha önceki gibi meta üretimi olması gerekir. Şu halde, metaların değerlerinin bir kısmının artı-değerden ibaret olması olgusu, işin yürütülmesi için gerekli para miktannda kesinlikle hiçbir şeyi değiştirmez. P-M-P' formülüne sıkı sıkıya sanlan Tooke'nin bir muhalifi, ona, kapitalistin nasıl olup da dolaşımdan, daima dolaşıma sürdü­ ğünden daha fazla para çekmeyi becerdiğini soruyor. Bak dinle! Bu­ rada sözkonusu olan sorun, artı-değerin oluşum u değildir. Bu tek sır, kapitalist açıdan gayet olağandır. Kullanılan değerler toplamı, eğer bir artı-değerle kendisini zenginleştirmiyorsa, bu, zaten serma­ ye değildir. Ama varsayım olarak, bu sermaye ise, artı-değer pek do­ ğaldır. Böyle olunca, sorun, artı-değerin nereden geldiği değil, bu artı­ değerin dönüştüğü paranın nereden geldiğidir. Ama, burjuva iktisadında, artı-değerin varlığı kendiliğinden an­ laşılır bir şeydir. İşte bu nedenle, yalnız bu varsayımla yetinilme­ miş, dolaşıma sürülen meta kitlesinin bir kısmının artı-ürün olduğu, böylece, kapitalistin sermayesinin bir kısmı olarak dolaşıma sürme­ diği bir değeri temsil ettiği, dolayısıyla da, ürünüyle birlikte kapita­ listin, dolaşıma sermayesinin üzerinde bir artı da soktuğu ve işte do­ laşımdan bu artı-değeri çektiği gibi bir varsayımla da ilişki kurul­ muştur. Kapitalistin dolaşıma sürdüğü meta-sermaye, dolaşımdan emek­ gücü artı üretim araçlan biçiminde çektiği üretken sermayeden daha büyük bir değere sahiptir (bunun nereden geldiği açıklanmadı­ ğı, karanlıkta kaldığı halde, sözü edilen ekonomi politik, bunu bir olgu olarak görmektedir). Yalnızca kapitalist A'nın değil, B, C, D'nin vb. de niçin daima metalarının değişimi yoluyla dolaşımdan, başlan296


gıçta ve sonradan yatırdıklan sermayelerin değerinden daha fazla bir değeri çekebildikleri bu varsayıma dayanılarak açığa çıkmış olu­ yor. A, B, C, D ve diğerleri, dolaşıma, sürekli olarak, oradan üretken sermaye biçiminde çektiklerinden daha büyük meta-değeri, meta­ sermaye biçiminde sürüyorlar - bu işlem, çeşitli bağımsız işlev ya­ pan sermaye kadar çok yanlıdır. Şu halde bunlar, herkesin kendisi­ nin yatırmış bulunduğu üretken sermayelerinin değerleri toplamına eşit bir değerler toplamını kendi aralannda sürekli paylaşmak (yani her biri, kendi adına dolaşımdan bir üretken sermaye çekmek) duru­ mundadırlar; tıpkı, hepsinin dörtbir yandan kendi üretim öğelerinin değerlerinin üzerindeki meta-değer fazlalıklannı temsil eden meta­ lar biçiminde dolaşıma sürdükleri değerler toplamını kendi aralann­ da sürekli paylaşmak durumunda olmalan gibi. Ne var ki, meta-sermayenin, üretken sermayeye yeniden çevni­ meden önce ve içerdiği artı-değer harcanmadan önce, paraya çevril­ mesi gerekir. Peki, bu amaç için kullanılan para nereden gelir? Bu soru ilk bakışta güç görünüyor ve şimdiye kadar ne Tooke ve ne de bir başkası bunu yanıtlamıştır. Para-sermaye biçiminde yatınlmış olan bu 500 sterlinlik döner sermaye, devir dönemi ne olursa olsun, şimdi toplumun, yani kapita­ list sınıfın toplam döner sermayesini temsil etsin. Artı-değer de 100 sterlin olsun. Peki ama, dolaşıma sürekli olarak yalnızca 500 sterlin soktuğu halde, nasıl oluyor da, tüm kapitalist sınıf, dolaşımdan sü­ rekli 600 sterlin çekebiliyor? 500 sterlinlik para-sermaye, üretken sermayeye çevrildikten sonra, bu sermaye, üretim sürecinde, kendisini 600 sterlin değerin­ de metalara dönüştürmüştür, ve dolaşımda, şimdi, yalnız ilk yatın­ lan para-sermayeye eşit 500 sterlin değerinde meta değil, aynı za­ manda yeni üretilmiş 100 sterlinlik artı-değer de vardır. Bu 100 sterlinlik ek artı-değer, dolaşıma metalar biçiminde sü­ rülür. Bundan hiç kuşku yok. Ama böyle bir işlem, hiçbir şekilde, bu ek meta-değerin dolaşımı için gerekli ek parayı sağlamış olmaz. Bu güçlüğü sözde akla-uygun kaçamaklarla savuşturmaya kal­ kışmak bir işe yaramaz. Örneğin: Değişmeyen döner sermayeyi ilgilendirdiği kadanyla, herkesin bunu aynı anda yatırmadığı açıktır. Kapitalist A, metalan­ nı satar ve böylece yatırdığı sermaye para-biçimini alırken, bir yan­ dan da, B alıcısının, üretim araçlannın -yani A'nın ürettiği şeyin­ biçimini alan para-sermayesi vardır. A'nın üretilmiş bulunan meta­ sermayesine, para-biçimini kazandıran aynı hareketi ile, B sermaye­ sini tekrar üretken biçimine sokar ve onu para-biçiminden, üretim araçlan ve emek-gücü biçimine dönüştürÜr; bu iki yanlı süreçte, her basit satınalma M-P hareketinde olduğu gibi, aynı para miktan iş­ lev yapar. Buna karşılık, A, parasını tekrar üretim araçlanna çevir­ diği, C'den bunları satın aldığı ve bu adam bununla B'ye ödeme yap­ tığı zaman vb., ve böylece bu ticari işlemler açıklanmış olur. Ama: 297


Metalann dolaşımındaki dolaşan para miktan ile ilgili olarak konan yasalardan hiçbiri (Buch I, Kap. III)* üretim sürecinin kapi­ talist niteliği tarafından herhangi bir şekilde değiştirilmez. Şu halde, toplumun para-biçiminde yatınlması gereken döner sermayesi 500 sterlin miktannda olduğu söylendiğinde, bunun, bir yandan aynı anda yatınlan bir miktar olduğu, öte yandan da sırayla çeşitli üretken sermayelerin para fonu olarak hizmet ettiği için, 500 sterlinden daha fazla bir üretken sermayeyi harekete geçirdiği hesa­ ba katılmış demektir. Bu açıklama biçimi, bu durumda, varlığını açıklaması gereken parayı zaten mevcut diye kabul etmektedir. Aynca şu da denebilirdi: kapitalist A, kapitalist B'nin üretken olmayan, bireysel biçimde tükettiği mallan üretir. B'nin parası, bu nedenle, A'nın meta-sermayesini paraya çevirmekte ve böylece aynı miktar para, B'nin artı-değerini, A'nın değişmeyen döner sermayesi­ ni gerçekleştirmeye hizmet etmektedir. Ne var ki, bu durumda, he­ nüz çözüm bekleyen sorun, daha da doğrudan bir biçimde çözümlen­ miş kabul edilmektedir, yani: gelirini meydana getiren parayı B ne­ reden almaktadır? Ürününe ait artı-değerin bu kısmını kendisi nasıl gerçekleştirmiştir? Değişen döner sermayeden, A'nın düzenli olarak emekçilerine ödediği kısmın, dolaşımdan düzenli olarak kendisine döndüğü ve an­ cak bunun değişen bir kısmının, ücretierin ödenmesi için daima ya­ kında bulunduğu da ayrıca söylenebilir. Ama harcama ile geriye dö­ nüş arasında belli bir zaman süresi geçmektedir ve bu arada ücret­ Iere ödenen para, diğer kullanımlar arasında, artı-değerin gerçekleş­ mesi için hizmet edebilir. Ne var ki biz, birinci olarak, bu süre ne kadar uzun olursa kapi­ talist A'nın sürekli in petto** bulundurmak zorunda olduğu para ik­ malİnİn de o kadar fazla olması gerektiğini biliyoruz. I kinci olarak, emekçi bu parayı harcar, bununla metalar satın alır ve böylece, bun­ lann içerdiği artı-değeri pro tan to*** paraya çevirir. Dolayısıyla de­ ğişen-sermaye biçiminde yatınlmış bulunan aynı para, artı-değeri paraya çevirme amacına da pro tanto hizmet eder. Bu noktada soru­ na daha fazla girmeden şu kadanyla yetinelim: tüm kapitalist sınıf ile bu sınıfın hizmetiilerinin tüketimi işçi-sınıfınınki ile birlikte gi­ der; böylece, emekçilerin dolaşıma sürdükleri para ile, aynı zaman­ da, kapitalistlerin de gelir olarak artı-değerlerini harcamak için para sürmeleri gerekir. Şu halde bunun için de dolaşımdan para çe­ kilmesi gerekir. Bu açıklama, gerekli para miktannı ortadan kaldır­ maya değil, yalnızca azaltmaya hizmet edebilir. Son olarak şöyle denebilir: ilk sabit sermaye ilk kez yatırıldığın­ da, dolaşıma sürekli büyük miktarda para sürülür ve bu para dola­ şımdan ancak yavaş yavaş, yıllar sonra, parça parça, bu parayı dola·

*

Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, Üçüncü Bölüm.

* ''' Hazır, emre hazır. -ç. *** O iilçüd<>, o kadar. -ç.

298

-

Ed

.


şıma sokan tarafından çekilmiş olur. Bu miktar, artı-değeri paraya çevirmeye yetmez mi? Bu soruya şöyle yanıt vermek gerekir: 500 sterlinlik bu toplarnın (bu miktar, gerekli yedek fonlar için para-yığınayı da içerir), onu do­ laşıma sokan tarafından değilse bile, bir başkası tarafından sabit sermaye olarak, kullanılması olanağını sağlar. Üstelik, sabit serma­ ye olarak hizmet eden üıiinlerin satın alınmalan için harcanan mik­ tar bakımından, bunlann içerdikleri artı-değerin de ödendiği zaten varsayılmıştı; sorun bu paranın nereden geldiğidir. Bunun genel bir yanıtı zaten verilmiş bulunuyor: x kere 1 .000 sterlin değerinde bir metalar kitlesi dolaşımda bulunacaksa, bu me­ talar kitlesinin değeri, herhangi bir artı-değer içersin ya da içerme­ sin, bu metalar kitlesi kapitalist biçimde üretilmiş olsun ya da olma­ sın , bu dolaşım için gerekli para miktannda hiçbir değişiklik yap­ maz. Bu nedenle, sorunun kendisi zaten mevcut değildir. Paranın dolaşım hızı vb. gibi diğer bütün koşullar belli olmak üzere, x kere 1 .000 sterlin değerindeki metaların dolaşımı için, bu değerin şu ya da bu miktannın, bu metalann doğrudan üreticisi olanın payına düşmesinden tamamen bağımsız olarak, belirli bir para miktanna gereksinme vardır. Burada eğer herhangi bir sorun varsa, bu, şu ge­ nel sorunla çakışmaktadır: Bir ülkenin ürettiği metalann dolaşımı için gerekli para nereden gelir? Bununla birlikte, kapitalist üretim açısından, özel bir sorun gö­ rünüşü gerçekten vardır. Ele alınan durumda, hareket noktası ola­ rak ortaya çıkan parayı dolaşıma süren kapitalisttir. Emekçinin, ge­ çim araçlannı ödemek için harcadığı para, daha önce, değişen­ sermayenin para-biçimi olarak vardı ve bu nedenle, emek-gücü satın alınma ya da ödenme aracı olarak kapitalist tarafından başlangıçta dolaşıma sürülmüştü. Kapitalist, aynca, dolaşıma, değişmeyen sabit ve değişmeyen döner sermayesinin başlangıçtaki para-biçimini oluş­ turan parayı da sürer; bu parayı, emek aletleri ile üretim maddeleri için satınalma ya da ödeme aracı olarak harcar. Ama bunun ötesin­ de kapitalist, artık dolaşımdaki para miktannın çıkış noktası olarak gözükmez. Şimdi, yalnız iki hareket noktası vardır: kapitalist ve emekçi. Üçüncü kategoriye giren kimseler ya hizmetleri karşılığında bu iki sınıftan para alırlar, ya da herhangi bir hizmet karşılığı olma­ dan bunu aldıklan ölçüde, bunlar, rant, faiz vb. biçimindeki artı­ değerin ortak sahipleridir. Artı-değerin, tümüyle, sanayi kapitalisti­ nin cebinde kalmayıp, başkalanyla bunun paylaşılması zorunlulu­ ğunun, ele alınan sorunla herhangi bir ilişkisi yoktur. Sorun, artı­ değerini nasıl paraya çevirdiğidir, gelirin sonradan nasıl payiaşıldığı değil. Amacımız bakımından, kapitalist, hala artı-değerin tek sahibi olarak ele alınabilir. Emekçiye gelince, kapitalist, emekçinin dolaşı­ ma sürdüğü paranın birincil çıkış noktası olduğu halde, bunun ikin­ cil olmaktan başka bir şey olmadığı zaten söylenmiş bulunuyor. Emekçi, geçim araçlarının ödenmesinde harcama yaparken, başlan299


gıçta değişen-sermaye olarak yatınlmış bulunan para, şimdi ikinci dolaşımından geçmektedir. Demek oluyor ki, kapitalist sınıf, para dolaşımının tek çıkış nok­ tası oluyor. Üretim araçlannın ödenmesi için 400 sterline, emek­ gücü için de eğer 100 sterline gereksinme duyuyorlarsa, dolaşıma 500 sterlin sokarlar. Ama % 1 00'lük bir artı-değer oranıyla ürüne ka­ tılan artı-değer, değer olarak 100 sterline eşittir. Dolaşıma sürekli olarak ancak 500 sterlin sürdükleri halde bunlar nasıl oluyor da do­ laşımdan sürekli 600 sterlin çekebiliyorlar? Hiçten ancak hiç gelir. Kapitalist sınıf, bir tüm olarak, daha önce sürülmemiş olan her şeyi dolaşımdan çekemez. Biz, burada, 4.000 sterlin değerinde üretim aracı ile 1 .000 sterlin değerinde emek-gücünü dolaştırmak için, on devir yapan 400 sterlin değerinde bir miktann yetebileceği olgusu ile, diğer 100 sterlinin de aynı şekilde, 1.000 sterlin değerinde artı-değerin dolaşımı için yeter­ li olabileceği olgusunu bir yana bırakıyoruz. Para miktannın, bu pa­ ranın dolaştığı metalann değerine olan oranı burada önemli değil­ dir. Sorun gene aynı kalır. Aynı para miktan birkaç kez dolaşmadık­ ça, 5.000 sterlinlik bir sermayenin dolaşıma sokulması zorunlu oldu­ ğu gibi, artı-değerin paraya çevrilmesi için de 1 .000 sterlin gereklidir. İ ster 1 .000, isterse 100 sterlin olsun, sorun bu paranın nereden geldiğidir. Her ne olursa olsun, bu, dolaşıma sokulan para­ sermayeye göre bir fazlalıktır. Dolaşıma, metalara katılan artı-değerin gerçekleşmesine hizmet etmek üzere para sürenin kapitalist sınıfın kendisi olması gerçi ilk b�kışta aykın gibi gözükebilir. Ama nota ben e,* bu parayı, o, dolaşı­ ma yatınlmış para, yani sermaye olarak sürmemektedir. Bunu o, kendi bireysel tüketimi için satınalma aracı olarak harcamaktadır. Para, bu nedenle, dolaşımının hareket noktası olmakla birlikte kapi­ talist sınıf tarafından yatınlmamaktadır. l şe yeni başlayan bireysel bir kapitalisti, örneğin bir çiftçiyi ele alalım. l ik yıl boyunca, 4.000 sterlini üretim aracına, 1 .000 sterlini emek-gücüne olmak üzere, diyelim 5.000 sterlinlik para-sermaye ya­ tırmış olsun. Artı-değer oranı % 100, elde ettiği artı-değer miktan 1 .000 sterlin olsun. Bütün parası, para-sermaye olarak yatırdığı bu 5.000 sterlinden ibarettir. Ama kendisi de yaşamak zorundadır ve yıl sonuna kadar eline herhangi bir para geçmemektedir. Tüketimi 1 . 000 sterlin tutmuş olsun. Bu paranın elinde bulunması gereklidir. Bu 1.000 sterlini birinci yıl boyunca kendisine avans olarak vermek zorunda olduğunu söyleyebilir. Burada ancak öznel bir anlam taşı­ yan bu avans, kapitalistin, ilk yıl boyunca olan bireysel tüketimini, emekçilerin bedava üretimlerinden karşılamak yerine kendi cebin­ den ödemek zorunda kaldığından başka bir şeyi belirtmez. Bu para­ yı sermaye olarak yatırmamaktadır. Bunu harcamakta, tükettiği ge*Dikkat edilsin. -ç. 300


çim araçlan biçiminde bir eşdeğer için bununla ödeme yapmaktadır. Bu değer, onun tarafından para olarak harcanmış, dolaşıma sürül­ müş ve oradan meta-değerler biçiminde çekilmiştir. Ve bu meta­ değerleri o tüketmiştir. Böylece, bunların değerleri ile arasında her­ hangi bir ilişki kalmamıştır. Bu değerin karşılığı olarak ödediği para, şimdi, dolaşımdaki paranın bir öğesi olarak bulunmaktadır. Ama o, bu paranın değerini, ürünler biçiminde dolaşımdan çekmiştir ve bu değer, şimdi, içinde varolduğu ürünlerle birlikte yokedilmiştir. Hepsi yokolup gitmiştir. Ama yılın sonunda, o, 6.000 sterlin değerin­ de metayı dolaşıma sürnıekte ve bunları satmaktadır. Bu yolla şun­ ları karşılamaktadır: 1 ) 5.000 sterlinlik yatınlan para-sermayesini; 2) 1 .000 sterlinlik gerçekleşen artı-değeri. Sermaye olarak 5.000 sterlin yatırmış, bunu dolaşıma sürmüş ve dolaşımdan 6.000 sterlin çekmiştir - bunun 5.000 sterlini sermayesini ve 1 .000 sterlini artı­ değeri kapsamaktadır. Bu son 1 .000 sterlin, kendisinin dolaşıma soktuğu, yatırmadığı, ama bir kapitalist olarak değil bir tüketici ola­ rak harcadığı para ile, paraya çevrilmiştir. Şimdi bu para, ona, üret­ tiği artı-değerin para-biçimi olarak dönmektedir. Ve artık bu işlem her yıl yinelenir. Ama ikinci yıl ile başlayarak, harcadığı bu 1 .000 sterlin, daima, onun ürettiği artı-değerin çevrilmiş biçimi, para­ biçimdir. Bu parayı, o, yıllık olarak harcar ve bu para gene ona yıllık olarak döner. Eğer sermayesi bir yılda daha sık devretmiş olsaydı, bu, durumu değiştirmeyecek, ancak zamanının uzunluğunu ve dolayısıyla da ya­ tırmış olduğu para-sermayesinin üzerinde bireysel tüketimi için do­ laşıma sürmesi gerekli para miktarını etkileyecekti. Bu parayı, kapitalist, dolaşıma sermaye olarak sürmemiştir. Ama artı-değer dönmeye başlayana kadar elindeki olanaklarla ya­ şamlarını sürdürebilmek yalnızca kapitalistlere özgü bir özelliktir. Ele alınan durumda biz, kapitalistin, sermayesinin ilk dönüşüne kadar, bireysel tüketimini karşılamak için dolaşıma sürdüğü para miktarının, ürettiği ve bu yüzden de paraya çevirmek zorunda kaldı­ ğı artı-değere tamamen eşit olduğunu varsaymıştık. Bireysel kapita­ listi ilgilendirdiği kadarıyla kuşkusuz bu gelişigüzel bir varsayım­ dır. Ama basit yeniden-üretim varsayıldığı takdirde, bütün kapita­ list sınıfa uygulandığı zaman bunun doğru olması gerekir. Bu yal­ nızca şu varsayımla aynı şeyi ifade eder: tüm artı-değer ve yalnız o -dolayısıyla ilk yatınlan sermayenin herhangi bir kısmı değil­ üretken olmayan biçimde tüketilir. Toplam değerli maden üretiminin (500 sterline eşit olduğu kabul edilmişti), ancak paranın yıpranma ve aşınmasını yerine koymaya yetecek kadar olduğu daha önce varsayılmıştır. Altın üreten kapitalistler, bütün ürünlerine altın olarak sahip bulunurlar - değişmeyen-sermayeyi yerine koyan kısma olduğu gibi, değişen-sermayeyi yerine koyan kısma ve aynı zamanda da artı-değeri içeren kısma. Toplumsal artı-değerin bir kısmı, bu ne301


denle, yalnızca dolaşım sürecinde altına çevrilen bir üründen değil, altından oluşmuştur. Daha başlangıçta bu artı-değer altından oluş­ muştur ve dolaşımdan ürün çekmek için buraya sürülmüştür. Aynı şey, burada, ücretler, değişen-sermaye, yatınlan değişmeyen­ sermayenin yerine konulması için de geçerlidir. Şu halde, kapitalist sınıfın bir kısmı, dolaşıma, yatırmış bulunduklan para-sermayeden daha büyük değerde (artı-değer miktan kadar fazla değerdel meta sürdüğü halde, diğer bir kısmı, dolaşıma, altın üretimi için sürekli olarak dolaşımdan çektikleri metalann değerinden daha büyük de­ ğerde (artı-değer miktan kadar fazla değerdel para sürerler. Kapita­ lisierin bir kısmı, sürekli olarak, dolaşımdan, buraya sürdüklerin­ den daha fazla parayı çekerken, altın üreten diğer kısmı sürekli ola­ rak dolaşıma, üretim araçlan olarak çektiklerinden daha fazla para sürerler. Altın olarak 500 sterlinlik bu ürünün bir kısmı, altın üreticisinin artı-değeri olmakla birlikte, gene de, tamamı, yalnızca metalann do­ laşımı için gerekli parayı yerine koymak üzere aynlmıştır. Bu altı­ nın ne kadannın, metalara katılmış bulunan artı-değeri paraya çe­ virdiği ve ne kadannın, metalan oluşturan öteki değer öğelerini pa­ raya çevirdiği, bu amaç için önemli değildir. Altın üretiminin bir ülkeden bir başka ülkeye taşınması, konuda herhangi bir değişiklik meydana getirmez. A ülkesinin toplumsal emek-gücü ile toplumsal üretim araçlannın bir kısmı, 500 sterlin de­ ğerinde bir ürüne, diyelim keten bezine çevrilmiştir ve altın satın al­ mak üzere B ülkesine ihraç edilmiştir. A ülkesinde bu şekilde kulla­ ı:ıılan üretken sermaye, A ülkesinin pazanna, bu sermayenin doğru­ dan altın üretimi için kullanılması halinden daha fazla meta paradan farklı olan bir meta- sürmüş olmaz. A'nın bu ürünü, altın olarak 500 sterlini temsil eder ve bu ülkenin dolaşımına ancak para olarak girer. Toplumsal artı-değerin, bu ürünün içerdiği kısmı, A ül­ kesi için doğrudan para biçiminde bulunur ve hiçbir zaman başka bir biçimde bulunmaz. Altın üreten kapitalistler için ancak ürünün bir kısmı artı-değeri ve diğer kısmı sermayenin yerine konmasını temsil etmekle birlikte, bu altının ne karlannın döner değişmeyen­ sermaye dışında, değişen-sermayenin yerini doldurduğu ve ne karla­ nnın artı-değeri temsil ettiği sorusu gene de tamamıyla,