Page 1

~~

Türk edebiyatmm büyük ustas1 Yakup Kadri Karaosmanoglu, 1 May1s 1952 tarihli Varltk dergisinde, gen~ Han~erlioglu'na ~öyle seslenmi~ti "Az.iz meslekta~1m. Vefäh dostum Ya~ar Näbi'nin bana göndermekte oldugu yaymlar säyesinde, edebiyat äleminin gen~ k1ymetlerini tanimak firsatm1 buluyorum. Hemen söylemek isterim ki bunlar arasmda ilgimi en ~ok siz ~ekmektesiniz". Kültür Ba kam Saym Cihat Baban, 9 Mart 1971 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ~öyle dedi: "Orhan Han~erlioglu'nun geli~me temposunu izleyenler, yakinlarda onun, bütün dünyanin üzerinde duracag1 orijinal yap1tlarla Türk dü~üncesini yücele~tirdigini göreceklerdir". Degerli yazar Oktay Akbal, 20 ;ubat 19 77 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ~öyle yazdt: "Orhan Han~erlioglu üstünde gelecegin ara~tirmac1lan sanmm ~ok kafa yoracaklar. Bu birbiri üstüne konan kocaman yap1tlar, Han~erlioglu adm1 uzun uzun ya~atacak, ku~aklar boyu belleklere yerle~tirecek" . Türk Dil Kurumu Ba~kant Profesör Dr. Seha L. Meray, 25 Mayts 1973 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ~öyle dedi: "Saym Han~erlioglu'nun büyük dil ustahg1yla kaleme ald1g1 o hep el altinda tutulmas1 gereken Felsefe Sözlügü ... ". Ordinaryüs Profesör Dr. Saym Htfzt Veldet Velidedeoglu, 22 Mart 1977 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ~öyle yazd1: "Han~erlioglu, bu Felsefe Ansiklopedisi'nde en derin, en ~apra~1k felsefe konulanni o denli a~1k, o denli anla~1hr bi~imde dile getirmi~ ki, bunlan okumak ger~ekten büyük bir zevk oluyor". Degerli ozan Melih Cevdet Anday, 1 Eylül 1978 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ~öyle dedi: "Böyle büyük, önemli, ciddi bir ansiklopedik yap1t1 tek ba~1na ba~aran say1n Orhan Han~erlioglu'nu kutlamak isterim . Bu yogun ~ah~ma ürünü, kahc1 yap1t.. ."

1

ORHAN

HAN<;ERLiOGLU

C/)

o=

~:

g 0 ..,

~

FELSEFE SOZLUGU ••

. ••

V

• •

s:»

:::J

::r: s:» :J

GELi$TiRiLMi$ VB

II()

GENi$LETiLMi$ YENi BASIM

111111111111111111 ISBN 975 -14-0089-9

s-

Remzi Kitabevi


ORHAN

HAN<;ERLIOGLU

FELSEFE SÖZLÜGÜ Geli§tirilmi§ ve Geni§letilmi§ Yeni Bas1m

14. Bas1rn

(@


YAZARIN ÖTEK1 YAPITLARI

KARANLIK DÜNYA (Roman)

ANAHTAR

BÜYÜK BALIKLAR (Roman) lNSANSIZ ~EHlR (Hikäyeler) OYUN (Roman) EKlLMEMl~ TOPRAKLAR

(Roman)

AL! (Roman} (TDK Edebiyat Odülü) KUTU KUTU l<;:lNDE (Roman) YED!NCl GÜN (Roman) BORDAMIZA VURAN DEN!Z (Roman) BA~KA

DÜNYALAR (Roman)

BÜTÜN ROMANLARI (Toplubas1m, 2 eilt) MUSAHlPZÄDE CELAL (lneeleme) DÜ~ÜNCE TAR1Hl

ERD EM DÜ~ÜNCES! (Dü~ünee Tarihi'nin !. eildi) MUTLULUK DÜ~ÜNCESl (Dü~ünee Tarihi'nin 2. eildi) OZGÜRLÜK DÜ~ÜNCESl (Dü~ünee Tarihi'nin 3. eildi) FELSEFEANS!KLOPED!Sl (Kavramlar-Akimlar, 7 eilt) FELSEFE ANS!KLOPED!Sl (Dü~ünürler, 2 eilt) EKONOM! sözLüCü TlCARET SOZLüCü INAN<;: SÖZLÜCÜ lSLAM lNANt;:LARI SOZLüCü RUHBlLlM sözLüCü TOPLUMBlLlM SÖZLÜCü TÜRK DlLl SÖZLÜCO

Ansiklopedik sözlügün yeniden geli§tirilmi§ bu basktsmda: 1. c:;agda§ felsefe dilinde kullamlan temel kavramlarla günümüzde gec;erli felsefe aktmlan abecesel olarak Türkc;e ba§hklarda s1rafanm1§ttr. 2. Terne! kavram ve ak1mlann Osmanhcada kullant!m1§ c;e§itli kar§1hklanyla Frans1zca, Almanca, ingilizce ve italyanca kar§1hklan da ba§hklarda verilmi§tir. 3. Osmanhca, Frans1zca, Almanca, ingilizce kavram ve ak1m dizinleri ve ki§i adlan dizini düzenlenmi§tir. Birc;ok kavram ve ak1mlar, o kavram ve ak1mlarla ilgili ba§hklarda ac;1kland1gmdan, aranan kavram ve ak1mlan bulabilmek ic;in dizinlere ba§vurulmahdir. 4. Türkc;e ba§hklarda verilen Osmanhca kar§thklann kimileri, yanh§ olduklan halde Osmanhca yap1tlarda o terimi dilegetirmek ic;in kullamld1klan saptanmt§ kar§thklardir. Birden c;ok Osmanhca kar§thk verilen ba§hklarda dogru olan, ilk yazt!an kar§thktir. 5. Tr. k1saltm~s1, Türkc;e terim ve sözcükleri gösterdigi gibi Türkc;c yaz1mlanyle dilimizde kullamlan terim ve sözcükleri de gösterir. 6. Bati dilleri ya da A vrupa dilleri deyimi, sözlügün kapsamma ahnan Frans1zca, Almanca, ingilizce ve italyancay1 bdirtir. 7. A§ag1daki ktsaltmalardan yararlamlmt§tlr:

Büyük Fikir Kitaplan Dizisi: 7 FELSEFE sözLüGü / Orhan Harn;:erlioglu

ISBN

975-14-0089-9

BiRiNCi BASIM: 1970 ON DÖRDÜNCÜ BASIM: Ocak, 2004 Remzi Kitabevi A~., Selvili Mescit Sok. 3, Cagaloglu 34440, lstanbul Tel (212) 513 9424-25, 513 9474-75, Faks (212) 522 9055 WEB: http://www.remzi.com.tr E-POSTA: post@remzi.com.tr Remzi Kitabevi

A~.

tesislerinde

bas1lm1~tir.

Türk~e

Tr. Os. Fr. Al. ing. it. La. Yu. Ar. Fa. Skr. ihr. Bk.

Osmanhca Fransizca Almanca ingilizce italyanca Latince Yunanca Arapc;a Farsc;a Sanskritc;c ibränice Bak1mz

vh

V

P.

hP.n'7Arlor:


A ABDERA DÜ~ÜNÜRLERi. Antik9ag Yunan atomculugunun kuruculan olan Leukippos'la Demokritos... Antik<<ag Yunan dü§ünürlerin· den Lcukippos ve Demokritos'a Abdera dü§Ünürleri ya da Abdera'hlar ad1 verilir. Ab· dera, Bat1 Trakya'da iske9e yakmlannda bir kentin ad1d1r. Bu iki ünlü dü§ünürden birincisi Milet'li, ikincisi de Teos'lu olduklan halde Abdera'da ya§am1§ ve c;ah§ml~ olmalan, bu adla amlmalannm nedenidir. Leukippos, Anaksagoras'm c;agda~1ym1~. Abdera' ya gelerek bir okul kurmu~ ve kendisi gibi oraya gö9en gen9 Demokritos'u yeti§tirmi~. Her iki dü§ünür de bölünemezcilik (Atomculuk) dü§üncesinin kurucusudur. Leukippos'un ya§am1 ve dü~ünceleri üstüne pek az ~ey bilindiginden felsefe tarihleri bu iki . dü§ünürün ögretilerini birbirinden ay1rmadan incelerler. Kimi felsefe tarih9ileri, Leukippos ve Demokritos'la birlikte Anaksagoras ve Empedokles'i de Abdera okulu'ndan sayarlar. Empedokles Sicilya'h ve Anaksagoras izmir'li olduklan halde özdek9i ve atomcu dü~ünceleri onlan Leukippos ve Demokritos'la birle~tirmek· tedir. Empedokles, Anaksagoras ve Abdera dü§ünürleri antik9ag Yunan atomculugunun iic; önemli basamag1d1r. Ne var ki özdek9i atomculuk, saglam yap1sma Leukippos ve Demokritos dü~üncelerinde kavu~mu~tur. Abdera okulu'nun dü§ünce yap1s1 ionia okulu temeline dayamr ve tümüyle Elea okulu'na kar~1tt1r. Bk. iyonya Okulu, Elea Okulu, Atomculuk. ACICILIK. (Os. Elemiyye, Fr. Dolorisme, Al. Dolorismus, ing. Dolorism, it. Dolorismo) Ac1y1 yegleyen, yararh, verimli, yükseltici bulan ögretilerin genel ad1 ... Hazc1l1k ka~1t1d1r. Antikc;ag Yunan felsefesinde kinizm, ac1c1 bir ögretidir. Bütün 9ileci ögretiler de, kimilerince kü9ümseyici bir anlamda kullandan bu genel adm kapsamma girerler. Bk. Hazc1hk, Kinizm, <;:ilecilik. A<;:IK. (Os. Väz1h, Sarih, Celi, Bedihi, Beyyin, Sehlülfehm; Fr. Clair, Al. Klar, ing. Clear, it. Chiaro) Ba~kas1yla kan~tmlmaks1z111 tanman dü§Ünce. 1. Mantik: Karanlzk (Fr. Obscur; Os. Muzlim, müphem) ve bulamk (Fr. Confus; Os. Mü§evvi§, mültebis) kar§Jtl olarak kullamlan

a91k terimi, ba§kaca hie; bir dü§ünceyle ka· rt§tmlmadan kolayhkla ve hemen tamnan dü9ünce'yi tammlar. 2. Bilgi kuram1: A91k terimini, felsefe di· line sokan Frans1z dü§ünürü Descartes'd1r. Descartes bu terimi, se9ik (Fr. Distinct, Os. Mümtaz) terimiyle birlikte, apa91k (Fr. Evi· dent, Os. Bedihi) anlammda kullanmaktad1r. Principes de la Philosophie adh yap1tmda bu terimlerden ne anlad1g1111 §öyle belirtiyor: "A91k bilgiden, dikkatli bir zihne görünen ve belli olan bilgi'yi anhyorum. Se9ik bilgiden, ba§ka bilgilerden ayr1lm1§ bir bilgi'yi anhyorum. Öyle ki bu bilgide, ac;1kt,:a görünen· den ba§ka hi9 bir §ey bulunmaz" .(45. ilke). "Ancak a9tk ve se9ik olarak kavrad1gim1z §eyler üzerinde asla yanh§ yapmadan bir yar· g1da bulunabiliriz" (43. ilke). "A91k9a bil· medigimiz §eyler üstünde ancak yanh§ yar· g1lar verebiliriz. Dogru yargida bulunmu§sak bu bir rastlant1d1r, aldanmad1g1m1Z1 kesinlikle bilemeyiZ. <;:ok zaman, birc;ok §eyleri bildigimizi sand1g1m1z ii;in aldanmaktay1z" (44. ilke). "Bilgi" sec;ik olmadan ai;1k olit.bilir, ama ac;1k olmadan ser;ik olamaz" (46. ifke). "<;:ocuklugumuzun pe§in yargilanndan kurtulmak i9in, ki bizi 9ogunlukla yamltan bunlard1r, ilk kavramlanm1z111 her birinde bulunan ac;1k 9eyleri yeniden elemeliyiz" (47. ilke)... Gö· rüldügü gibi, Descartesa' göre se9ik bilgi, apk · bilgiden daha dogru bir bilgidir; bu yüzden de iki terimi birle§tiren a91k se9ik deyimi daha gü9lü bir deyimdir... Bundan 91kan sonu9 §Udur: Herhangi bir dü9ünce ya da de· yim; fetin (Fr. Abstrus, Os. Mugläk), sisli (Fr. Brumeux) ve güf anla$1lzr o(Fr. Tenebreux, Os. Muzlim) olmamahd1r. Konusu ara9s1z ola· rak verilmi§ (a91k) ve ba§ka bilgilerle kan9· mam19 {se9ik) olmahd1r. Descartes bu iki deyimi birarada Latince clarus et distinctus terimiyle dilegetirmi§tir. Bk. Dekartc;1hk, Acttk Anlatim. A<;IK ANLATIM. (Os. Vuzuhu ifäde, Fr. Clarte d'expression) Anla91hr deyi~... Edebiyatta bir ba§an olan apk anlatzm, felsefede gerekli ve zorunludur. Ger9ek §Udur ki, iyi bilinen iyi anlatihr. Anlatzlamayan bilgi varsay1m1, bilgisizligi gizlemek ic;in uydurulmu§· tur. A91k anlat1m'1 gerc;ekle9tirmek i9in gerek· li ko~ullar §Unlard1r: $üpheli (Fr. Douteux, Os. Me§kuk) dü9üncele.ri ya da bilgileri kul· lanmamak, kavram ya da anlamlan her tür· lü bulamkl1k (Fr. Confusions, Os. iltibäsät) 'tan kurtarmak, sözü karmakar191k etmeden fetin (Fr. Abstrus, Os. Muglak) bir bic;imde


ALGI

A<;IKLAMA söylememek, dü$Ünceyi sisli (Fr. Brumeux) 'likten kurtararak apac1khga kavu$tunnak, dü~ünceyi kapkaranl1k ya da gü9 anla$1lzrl1k (Fr. Tenebrcux, Os. Muzlim)'tan korumak, bütün bunlan yapabilmck icin de anlatilacak $eyi bütün bunlardan temizlenmi$ olarak bilmek, ac1k secik anlam1$ olmak. Bk. Ac1k, Ac1klama. A<;IKLAMA. (Os. izäh, Beyan, Tälil, Te$rih, Tavzih, lfäde; Fr. Explication, Al. Erklaerung, /ng. Explication, it. Manifestarc) Aynntilan ve nedenleriyle birlikte ac;1k ve se9ik olarak, kavramlabilir bir bi9imde anlatma„. Bir sorunu ya da olay1 a91klama, onu 9özümleme ve kendini meydana getiren ögelerine ay1nna' y1 gerektirir. Sözcük olarak; kapahy1 acma, ac;1ga c;1karma, yay1p senne, a91p gösterme anlamlar1m kapsar. Geregi gibi bilinmeyen ya da belli olmayan herhangi bir $ey, a91klama'yla belirtilir ve aydmlatihr. Ac;1klama, betimleyerck yap1hr, bilimsel bir yöntcm olarak bir nesnenin özünü sergileme amacm1 güdcr. Yetkin bir bilgi edinme, ancak bilimsel a91klamayla olanakhd1r. Metafizik, apklama terimini sözcük anlammda, özellikle tanrmm kendi kendini ai;:1p ortaya koymas1 anlammda kullanmt$tlr. Ac;1klama; benzetme, nedenlerini sergileme, yasalanm mcydana c;1kanna vb. gibi c;qitli yollarla yapdabilir. Bk. Ac;1k, Ac;1k Anlattm. ADCI GEZiMCiLiK. (Os. fsmiyyeci Me$aiyye, Fr. Peripatetisme nominaliste) Genei kavramlan birer addan ibaret bulan ortac;ag Aristotelesc;iligi... XIV. yüzydm Durand, Ockham, Buridanus ve d'Ailly gibi dü$ünürleri Adc1l1k ögretisini savunurlar. Bu Aristotelesci dü$ünürlere göre genel kavramlar birer addan ba$ka bir $eY degildir, gerc;eklikleri yoktur. insanlar ancak bireysel ger9cklikleri bilebilirler, bir genel kavram olan Tann bilinemez ve tamtlanamaz. Din, bilimsellige zorlanmamahd1r. insan inanla yetinmeli, kilise dünya i$1erine kan$mamah ve ilkel kutsalhgma dönmelidir.„ Adc1 gezimcilik ortac;agm ilerici bir dü$üncesidir ve kilise egemenliginin sars1lmasm1 saglamt$tlr. Bk. Adc1hk, Gezimcilik, Aristoculuk. ADCILIK. (Os. ismiyye, Fr. Nominalisme, Al. Nominalismus, ing. Nominalism, it. Nominalismo) Genel kavramlan gerc;ek ·saymay1p birer addan ibaret bulan ögreti... XI. yüzydm sonunda Compiegne papaz1 Roscelin'in ileri sürdügü adc1hk ögretisine göre genel kav-

ramlar (Tümeller, Os. Küllier, Fr. Les uni· verseaux), birtaktm seslerdcn ba~ka bir $eY degildirler. Buntar, insanlarm dü$Ünce bi<,:im· lerine yaki$t1rd1klan birer add1r ve hie; bir gerc;eklikleri yoktur. Ger9ek olan bireysel oland1r„. Roscelin'in bu ögretisi kiliseyi temelinden sarsan bir dü$ilnceydi. <;ünkü dinler tümeller üstüne kurulmu~tu. ba$ta Tann olmak üzere bütün dinsel kavramlar soyut ve tü· meldi. Gene! kavramlann ger9ek saydmamas1 dinin de ger9ek saydamayacag1 sonucunu zorunlu k1hyordu. Bu yüzden, hcmen bütün orta9ag adc1hkla ger9ek9ilik (Os. Hakikiyyc, Fr. Realisme)'in kavgalanyle yüklüdür. Genel kavramlarm gerc;ek oldugunu sananlar ger9ek9ilik ad1 altmda toplanmt$1ar ve Roscelin in bu savma kar$I 91km1$lard1r. Orta9ag skolastiginin ters tcrminolojisi adlan savunanlan ger9ek9i, as1l ger9egi savunanlan ise adct saymaktad1r. Ortac;agm aydm dü$ünürü Abaelardus, kilisenin büyük tepkisini doguran adc1hg1 gerc;ekc;ilikle uzla$tlrabilmek ic;in, ac;1k anlammda adc1hktan yana olan kavramc1hk (konseptüalizm) ögretisini ileriye sürmÜ$tÜr.„ Antikc;ag Yunan dü$ilncesinde de Stoacdar ve Epikuros9ular adc1yd1lar. Kinik dü$üniir Antisthenes, Platon'un ger9ek sayd1g1 ideler i9in, "At1 pek iyi görüyorum ama atl1l1g1 göremiyorum" demi$ti. Ögreti, XIV. yüzy1l H1ristiyan skolastik Aristoteles9ilerince (adc1 gezimcilik) yeniden ve daha güc;lü olarak canlandmlm1$, dinle dünya i$lerini ay1racak bicimde yorumlanm1$tlr. XVIII. yiizyd duyumculan da (sansüalizm) adc1d1rlar. Duyumcu Condillac, "Tümeller addan ba$ka bir $ey ol· salard1 tümel olamazlard1" demektedir. Bk. Adc1 Gezimcilik, Kavramc1hk, Gerc;ekc;ilik. AHLA.K. Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davram$ kurallanm saptayan ve inceleyen bilim... Bir insamn yarad1lt$I geregi ger9ekle$tirdigi davranl$'1 dilegetiren Arapca hulk sözcügünün 90gulu olan ahlak terimi, huy, seciye, mizll9 anlamlarm1 cogul olarak kapsar. Dilimizde ki$isel ahlak olarak aktöre, toplumsal a.'ilak olarak töre ve bilim olarak törebiiim terimleriyle kar$1lanm1$hr. Bu baktmdan bilim ve felsefe olarak törebilim terimi Frans1zcadaki ethique ve morale terimlerinin her ikisini de kar$tlar. Ethique kaf$1hg1 olarak kuramsal törebilim (Os. Nazari ahläk, Fr. Morale theorique), morale kar$1hg1 olarak k1lgm törebilim (Os. Ameli ahläk, Fr. Morale pratique) deyimleri de kullamlmt$tlr. Morale kar$1h~ olarak ahlak ve ethiqu2 kar$tl1g1 olarak ahtak

felsefesi ya da Türkce yaz1m1yla etik diyenler de vard1r. Eski dü$ünürler büti.in bu anlamlarda Yunanca ethik deyimini kullamrlard1. Yunanca ethe deyimi, töre (Os. Örf ve adetler, Fr. Les moeurs) anlamm1 dilegetiriyordu. DaJ13 sonra felsefesel-bilimsel ahläk an· lammda ethique ve kdgm-toplumsal ahläk anlanunda morale deyimleri kullamlmaya ba$land1g1 gibi Levy-Bruhl tarafmdan science des moeurs (Os. Örf ve adät ilmi) ortaya at1ld1. Törebilim'den ay1rmak i9in törelerbilim olarak kar$Ilayabilecegimiz bu yeni bilim, bizzat Levy-Bruhl'ün de söyledigi gibi, ahlak1 da kapsamaktad1r. Ger9ekte Arapc;a ah/ak deyimi, tiimüyle, moeurs deyiminin kar$1hg1dir ve bir top/umda gelenelc, görenek, aktöre ve a/irjktlarca belirlenmi$ toplumsal kurallar'1 dilegetirir. Bk. Törcbilim. AKADEMi. (Os. Encümeni däni~. Fr. Academie, Al. Akademie, ing. Academy, it. Accadcmia) Bilim, edebiyat ve sanat kurumu. 1. Antik9ag: Platon okuludur. Akademos bah9esinde kuruldugu i9in bu ad1 alffil$, sonradan bütün yüksek yetkeli bilim ve sanat kurumlanm adlandmm$tlr. i.ö. 387 y!lmda Atina'da kurulmu$tU. Zamanla Platon ögretisi de bu adla amlmt$tlr. Eski, orta ve yeni Akademi olmak üzere ü9 evre gecirmi$tir. i.S. V. yüzy1lda Yeniplatonculugun merkezi olmu$, 529 y1lmda Roma imparatoru Justinianus tarafmdan kapat1lm1$tlr. Orta ve yeni Akademiler Platonculugu ~i.iphecilik ve olas1c1!tkla bagda$tlrmaya cah$m1~lard1r. 2. Rönesans: XV. yüzy1lm ikinci yansmdan sonra italya'da 9e~itli akademiler kurulmaya ba~lam1$tlr. Bunlann en önemlisi Floransa'da kurulan Marsilius Ficinius'un Platoncu akademisidir. Bu akademi yüzy1la yaktn bir süre Platonculukla Aristotelesc;iligi bagda$tlrmaya <,:ah~m!$tlr. Venedik'te Aide Manuce, Roma'da Pomponius Laetus vb. tarafmdan da bu nitelikte akademiler kurulmu $tUr. Ne var ki bu akademiler felsefe d1~1 ögretilerle ve sanatlarla da ugra$maya ba$lan:1$lard1r. Örnegin Lactus'un akademisi arkeolojik ara$tlrmalan amac;:lam1~. Arcadia akademisi $iir 9ah$malan yapmt$tlr. 3. Ye11i9ag: Bilimsel ve sanatsal akademiler bütün Avrupa'da yaygmla$mt~hr. Akademi deyimi, bu kurumlarla, Platon ögretisi d1~mda, bilim ve sanat kurumu anlamm1 kazanm1$tlr. Bu yeni akademilcrin en ünlüsü ve ilki Fransa'da 1570 y1hnda kral Charles XI. buyruguyla kurulan ~iir ve mi.izik akade-

misidir. Ünlü Frans1z akademisi (Fr. Academie Franc;:aisc) ba~bakan kardinal Richelieu' nün buyruguyla kurulmu$tur. Bütün bilim ve sanat dallarma ulusal bir yön vermek ve c;e~itli armaganlar ve yan~malarla bilimcileri ve sanat9ilar1 yüreklendirmek amacm1 gi.iden bu akademinin üye say1s1 ktrk üyeyle sm1rland1rtlm1$tlr. Bk. Platonculuk. .ÄLET<;iLiK. (Os. Aletiyye, Fr. Instrumentalisme) Amerikan dü~ünürü pragmac1 John Dewey'nin ögretisi... Amerikan dü$ünürü William James'in (1842-1910) uygulay1c1h~n­ dan (pragmatizm) yola 91kan Amerikan dü~ü­ nürü John Dewey'in (1859-1952) alet9ilik (enstrümantalizm) ögretisine göre bilimsel yasa, kuram ve kavramlar birer aletten ibarettilcr. Ra~anh olurlarsa iyi ve gercektirler, ba~anh olmazlarsa ger9ek degildirler ve kötüdürler. Deneysel ma11t1k ad1yle de amlan älet9ilige göre bilimin, belli bir durumda en elveri~li davram$m ara~tmlmasm1 saglamaktan ba~ka, hie bir nesnel ger9ekligi yoktur. Bk. Uygulay1c1hk. ALGI. (Os. idrak, ~mir, Teferrüs; Fr. Perception, Al. Perception, Wahrnehmung, Empfindung, Erfassung; ing. Perception, it. Percepzionc) Nesnel dünyay1 duyular yoluyla öznel bilince aktarma„. Alg1, d1$ di.inyanm duyumlarla geien imgesinin bilinc;te ger9ekle~en tasanm1d1r. Nesneler duyu örgenlerini etkiler. Bu etki bilince aktanhr. Ne var ki alg1, an duyumlardan, ansal bir i~levi gerektirmesiyle aynhr. Örnegin görme duyumuz, her iki gözi.imüzde ve 9e~itli plänlarda beliren iki agac; imgesi getirir. Bu iki aga9 imgesi ansal bir i~levle tekle~ir . Tekle~en bu imgeye, bellekte biriken eski algtlardan gerekli olanlar da 9agrI$lm yoluyla eklendikten sonra aga<;'. a!g1S1 ger9ekle$mi$ olur. Özellikle görme, i~itme ve dokunma duyulan insanm bilincine kavram ve dü~ünce yap1m1 ic;in alg1sal gere9ler ta$lrlar. Alg1 i$1evini tarihsel süre9te duyumcuIar a~m bir savla sadece duyulann, uscular da aym a$mhkta ba~ka bir savla sadece usun ürünü saym1$lard1r. Oysa alg1 duyusal -ansal bir i$1evdir. Alman dü~ünürü Leibniz'e göre de alg1, bilin9d1~1 bir i$levdir. Algi, ger9ek anlammda, öznenin, kendisinin d1~mda olam almas1 demektir. Bununla beraber ruhbilimciler ruhsal edimler!e ilgili olarak, d1$ algi'ya kar~1 bir de i9 a/g1'nm sözünü edcrler. Felsefede alg1 terimi üc;: anlamda kullamhr: Algilama gücü, alg1 i$levi, algi olgusu. Blc. Duyu, Duyum, Bilinc;, Alg1c11tk.


AMPiR.iQ-KRiTiSiZM

ALGICILIK ALGICILIK. '(Os. idräkiye mezhebi, Fr. Perceptionnisme, Al. Perceptionnismus, Ing. Perceptionism, lt. Percepzionismo) Nesnelerin olduk.lan gibi algtland1klanm savunan ögretilerin genel ad1... Alg1ct11k, d1~ ger9ek.lere kendi ger9egimiz arac1hg1yla vanlabilecegini ileri süren Descartes ve Berkeley ögretilerine kar~1t bir ögretidir. Örnegin Descartes, "Dü~ünüyo­ rum, öyleyse vanm" yarg1S1yla kendi varltg1m ara9s1z olarak alg1lad1g1m ve bütün öteki bilgilerini bu bilginin arac1hgiyla uslamlad1gm1 ilerisürer. Berkeley de dt~rak nesneleri kendi bilincimizin ürünü sayar. Bu savlarm tersine alg1C1ltk ögretisi, nesnelerin nesnel · ger9ekliklerini tamr ve onlan olduk.lan gibi ara9s1z olarak algtlad18tm1Zl savunur. Reid, Hamilton, Cousin, Schopenhauer, Spencer, Bergson bu anlamda alg1c1'd1rlar. Bk. Alg1. ALIRLIK. (Os. Kabiliyeti ahz, Kabiliyeti idräk, Kabiliyeti teessür, Münfeil kabiliyet, Teessür ve infial, Kuvveti kabul, Müteessir olma kabiliyeti; Fr. Receptivite, Al. Receptivitaet, Empfanglichkeit; Ing. Receptivity, lt. Recettivita) Etkilenme yetenegi... Ruhbilim terimi olarak etkilenmeye elveri~liligi dilegeterir, örnegin kimi insanlar talkma ya da hipnotizmaya elveri~lidirler, bu gibilerin ahrhg1 gü9lüdür. Felsefe terimi olarak bilgide edilgenligi dilegetirir, d1~ uyanmlar1 alabilme yetenegini adlandmr. Ahrhk bir duyarhkttr. Alman clü~ünürü Immanuel Kant ahrhg1, kendiliginden alg1ya kar~1t saymt~tlr. Kanta' göre ahrhk, kendiliginden alg1ya kar~1t olarak, tasanmlar edinme yetenegidir ki bilme yetenegi onun arac1hg1yla ger9ek.le~ir. Bakan, i~iten, dokunan algtlar; ama ahrhg1 olan bakmak, i~it­ mek, dokunmakla ba~kalanmn algtlayamad1klarm1 da algtlar. Bk. Algi. ALI~KANLIK. (Os. itiyät, Ädet, Meleke, MOtad; Fr. Habitude, Al. Gewohnheit, Ing. Habit, lt. Abitudine) Edinilmi~ tutum„. Ah~kan­ hk, canl1 bir varl1gm yinelenen bir etkiyle edindigi tutum'dur. Bitkiler, hayvanlar ve insanlarda ger9ekle~ir. Ya~ambilimsel ah~kanhk, ruhbilimsel ah~kanhktan ~u özellikleriyle aynhr: c;evrenin sürekli etkisi, canh varh&tn uyma yetenegi, 9evrenin degi~mesi kar~1smda direnme„. Yeri degi~tirilen saks1daki bitki, follugu degi~tirilen tavuk, odas1 degi~tirilen sanat91, bu yüzden bir sürc ürün veremez. Ah~kanhk, temelde ya~ambilimsel bir olu~um, insansal bir düzeyde de ruhbilimsel bir davram~tlr. Bu baktmdan da, ya$ambilimsel bir degi$imin saklanmas1 anlammdaki yatkml1k

(Os. Adet, Fr. Accoutumance)'la bir eylemi yinelemek1e kazantlan edinilmi$ amkl1k (Os. Müktesep istidat, Fr. Aptitude acquise)'tan ayr1hr. Ünlü ya~ambilimci Lamarck, ortam degi~iklik.lerinin gereksinme degi~ik.lik.lerine yola9t1gm1 ilerisürmü~tür. Lamarck'a göre ortamt· m degi~tiren bir hayvan yeni ah~kanltk.lar edinir, 9ünkü yeni ortamda yeni ihtiya9lan belirmi~tir, ne var ki bu ah~kanhklar kendilerini doguran ihtiya9lar varolduk9a sürer. Yeni ah~kanhklar yeni davram~lan gerektirir. Bu yeni davram~larsa kimi örgenlerin 9ah~malanm durdurur. c;ali~mas1 artan örgen büyür ve gü9lenir, 9ah~mas1 azalan ya da duran örgense kü9ülür ve yokolabilir. Lamarck'm bu yasasma al1$kanl1k yasas1 denir. Ya~ambilimsel fizyoloji ve fizyolojisel patolojide alt~kanhgm olumlu ve olumsuz etkileri de vard1r. Örnegin insanlar ve hayvanlar bir9ok ila9lara ah~1rlar, ilä9lar ah~makla etkilerini yitirirler. Ah~makla bir ilacm iyile~tirici niteligi yitirildigi gibi öldürücü niteligi de yitirilir. Örnegin 1946 ytlmda isve9'te sinekler öldürücü ila9lara ah~m1~lar ve belli sürelerde ilacm dozu sürek.li olarak artmlm1~t1r. Bu anlamda ah~kanltk, edinilmi$ dayamkl1k't1r. Morfin, eroin, kokain vb. gibi keyif verici zehirlere de böylelik.le ah~1hr. Ruhbilimsel ah~kanhk, ya~ambilimsel ah~kanhgm insansal düzeyde ger9ekle~mesidir. Ya~ambilimsel ah~­ kanlngn yukarda saytlan özellikleri, ruhbilim· sei ah~kanhkta önemli bir etken degildir. Örnegin, daha k1sas1 varken, her gün i~ine ah~­ t1&t uzun bir yoldan giden bir insanda ne 9evresel etki, ne uyma yetenegi, ne de 9evrenin degi~mesi halinde direnme söz konusudur. Ruhbilimsel ah~kanhgm da kendine özgü Ülf özelligi vard1r. Duyarhgt gü9süzle~tirir, 9abayi azaltarak edimi htzlandmr, anla&t ve iradeyi gü9lendirir„. Acemilik 9a&tndaki duyarh&t· m korumak isteyen ressam Dufy'nin, sag eli ah~tt&t i9in, sol eliyle resim yapmak iste· mesi bu yüzdendir. Usta bir piyanistin ace· mi bir piyanistten daha htzh ve daha az 9aba harcayarak piyano 9almas1 bu yüzdendir. Hesap kurallannm anlag1m1zda bir makine düzeniyle i~lemesi bu yüzdendir. Kimi dav"ram~­ lart düzenli ve sürek.li olarak yinelemekle ögrenme, alr$kanlrk edinme (Ing. Habit for· mation)'dir. Ah~kanhk edinme, etkin oldugu gibi edilgin de olur. Örnegin ah~madan dogan tepki göstermeme edilgin ve ah~madan dogan tepki gösterme etkin ah~kanhkt1r. Pavlov'un ~arth refleksleri etkin ah~kanhgm en belli örnekleridir. Davram~lar ve tepkiler, sürek.li yineleme sonucu olarak otomatik b~r

duruma gelir. Hayvan ah~kanhk.lannm bilinyd1~1 olmasma kar~thk insanlann anlaksal ah~­ kanltk.lan da vardtr. Anlaksal ah~kanl1k.lar insanlann yarattc1 faaliyetlerinde 9ok önemli bir etkendirler. Özellik.le erken bunamalarda rastlanan insansal ah~kanhklann unutulmas1 ve b1raktlmas1 bir hastahkttr, .buna psiko-patolojide al1$kanl1k ~öküntüsü (/ng. Habit deterioration) denir, bu gibi hastalarda insanca davram~larm yerini hayvanca davram~lar ahr. Bk. Amk.11k. ALMAN iDEALiZMt. XVIII. ve XIX. yüzytl Alman dü~ünceciligi... c;1kt~ noktas1 olarak Kant9tltg1 ele alan on dokuzuncu yüzy1l Alman dü~ünürleri Fichte, Schelling, Hegel, Schleimarcher ve belli bir oranda Schopenhauer bu adla amhrlar. Hepsi metafizik9idir. Aymct nitelikleri, Kant'tan yola 91kttk.lan halde Kant'm ele~tiriciligini benimsememeleridir. Hemen hepsi sistem dü~ünürleridir; daha a91k bir deyi~le, felsefeleriyle evrensel bir sistem kurmak ve geriye söylenecek hict bir söz btrakmamak amac1m gütmü~lerdir. Bk. Dü~ün· cecilik, Ele~tiricilik. ALTYAPI. (Os. Altbünye, Fr. Infrastructure) Bir toplumun sosyo-ekonomik temeli„. Eyti~im· sei ve tarihsel özdek9ilige göre insanhgm ilk hareketi, insanlarm ya~ayabilmek i9in yap· hg1 üretim hareketidir. Hayvanlar dogada bulduklar1yla ya~arlar ,insanlarsa ya~ayabilmek i9in üretirler. Bu üretim sürecinde insanlar arasmda zorunlu ili~kiler kurulur. Altyap1, bu üretim ili~kilerinin tümüdür. Üretim ili~­ kileri, toplumun ekonomik yap1sm1 meydana getirir. insanlarm bütün öteki davram~lan, bu ilk insanca davram~mm üstünde yükselirler. insanlar önce ya~arlar, sonra ya~adtkla­ nn'm dü~üncelerini edinirler. Hem de nas1l ya~1yorlarsa öyle dü~ünceler edinirler, bir kulübede bir saraydakinden ba~ka türlü dü~ü­ nülür. <;:ift9i, 9ift9i gibi dü~ündügünden 9ift9i olmu~ degildir, tersine, 9ift9i oldugu i9in 9ift9i gibi dü~ünmektedir. Demek ki siya· sal, hukuksal, dinsel, felsefesel, estetik, ideolojik vb. üstyap1 olu~umlan hep bu altyap1 olu~umuna göre bi9imlenir. Köleci üretim ili~­ kilerinin, e~deyi~le köleci altyapmm siyasal, hukuksal, ah!aksal vb. dü~ünceleri köl~ci düzenin gereklerine uygun olarak; feodal üretim ili~kilerinin, e~deyi~le feodal altyapmm siyasal, hukuksal, ahiaksal vb. dü~ünceleri feodal düzenin gereklerine uygun olarak meydana gelir. Altyap1 temel belirleyicidir, ama üstyapt da altyap1y1 etkiler ve degi~tirir. Ör-

negin köleci üretim ili~kilerinde anamalc1 hukukun, anamalc1 üretim ili~kilerinde feodal ahläktn ger9ek.le~mesi Ve ge9er!igi olanakSIZ· · dir. Metafizigin sonsuz, salt1k, her zaman ve her yerde ge9erli sandt&t üstyap1 olu~um­ lan (siyasa, hukuk, ahtak, din vb.) altyap1 olu~umuna uygun olarak hep degi~mi~tir ve degi~mektcdir. Ne var ki bu degi~meler aym h1zda degildir, altyap1 degi~irken üstyap1 kurumlart daha bir süre devam eder. Bundan ba~ka üstyap1 kurumlan birtürden degildfr. Toplumun ilerici yanmm üstyap1 olu~umlan, altyap1y1 etkiler ve degi~tirir. Buna kar~t toplumun gerici yammn üstyap1 olu~um­ lan altyapmm degi~mesine kar~1 koymaya 9ah~1r, onu engellemeye ve durdurmaya 9abalar. Altyap1yla üstyap1daki degi~melerin birbi· rine uygunlugu, ancak, sosyo-ekonomik bir bir;imin ba~ka bir sosyo·ekonomik bi9ime dönü~mesiyle ger9ekle~ir. Bk. Üstyap1. AMAc,;:LAMAK. {Os. fstihd§f etmek, Hedef almak; Fr. Buter, Viser) fstenen sonucu el· de etmeye yönelmek.„ Belli bir sonu9 elde etmeye yönelmi~ bütün insan eylemleri ama9hd1r. insanm bir ama9 güdebilmesi i9in doganm, toplumsal ya~amm ve insan faaliyetlerinin geli~mesine egemen olan nesnel yasalan bilmesi gerekir. insan bu bilgiyle bilin9lenerek bilin9li ama9lar edinir ve nesnel yasalar1 bu ama<;lanm gerr;ekle~tirmek i9in kullamr. insan eylemleri temelde, nesnel etmenler tarafmdan, e~deyi~le 'üretim düzeyi tarafmdan belirlenmektedir.' Ama insanlar bu belirlenmcnin bilgisine vararak bilin9li ama9lar edindik9e geli~me sürecinde öznel etmenlerin gücü ve rolü gittik9e artar. insanlann kendi eylemlerine uygulayabilmeleri ve böylelikle bilin91i ama9lar edinebilmeleri i<;:in nesnel dünyaya egemen olan yasalan bilmeleri ~artt1r, 9ünkü ancak nesnelin bilgisiyledir ki öznel ama9lar edinilebilir. insan eylemleri d1~mda örgensel dogada ve 9e~itli örgenliklerin 9evrelerine uymalannda da belli bir ama9 vardtr. Tanr1bilimcilerin Tannsal sayd1klar1 bu dogasal ama9lar, Darwin kuram1yla bilimselle~mi~lerdir. Toplumsal ya~amdaki ama9lar da tarihsel özdek9ilikce a91klanm1~tlr. Bk. Öznel ve Nesnel, Darvincilik ,Tarihsel Özdek9ilik. AMPiRiQ-KRfTiSiZM. (Os. Tenkidiyye-i ih· tibariyye, Fr. Empirio-criticisme) Avenarius ve Mach'm öznel idealist ögretileri.. .Alman dü~ünürü Richard Avenarius'la Avusturyab fizikcti Ernst Mach'm görgül ele~tiricilik ad1y. le sunulan ortak ögretileri Kant91bk ve ol-


AN guculuk temeline dayamr. Ayr1ca bilim felsefesi ve Malu;clzk adlar1yle de amlan bu ögrctiye göre bilim özneldir, sadece pratik kolayhk saglayan bir arai;:tan ba~ka bir ~ey dei;ildir. <;:ünkü, ne fizik nc metafizik, hi<;: bir ~ey bilinemez. Nesneler duyum karmal}alari (Os. ihsäs mudileleri)'dtr. Dünya, bizim duyumlanm1zd:111 ibarcttir. Duyumlar1m1zsa, ne fizik nc de psi~ik yam olan, yans1z olgulard!l". Hume'la Berkeley özdeksizciliginin bir yinelenmesinden ibaret bulunan bu ögreti "Dünya benim duyumlanmdan bal}ka bir l}ey degildir" önermesiylc özetlenebilir ki bu da onu tekbencilik sai;:masma dü~ürür. Avenarius ve Mach, tekbencilige dü~memek ve öznelciliklerini gizlemek i<;in "benim" sözcügü yerine "bizim" sözcügünü kullamrlar. Ne var ki dt~ di.inyanm nesnel varltg1 yoksa pek a<;:tktir ki ba~ka insanlarm da nesnel varhklan o!amaz, öyleyse "kendimden ba~ka hi9 bir ~ey bilemem" ve "benden ba~ka hi<; bir ~ey yoktur" sa<;maltgmdan da kai;:mdamaz. Bu anlay1~a göre fizigin konusu, nesneler arasmdaki baglant1lard1r. Mach, ~öyle demektedir: "Duyumlar nesnelerin sembolleri degildir, tersine, nesneler duyumlar karmal}as1 i9in ansal sembollerd ir. Evrenin ger9ek elemanlari nesneler degil, duyumlardcr". Ünlii bir ele~tirici Mach'm bu sözlerini ~öyle yamtlar: "Öyleyse düijünce beyinsiz olarak vardcr. Ru beyinsiz felsefeyi savunabilecek olan da var m1d1r? Evet, o da vardtr. Bu, Profesör Richard A venarius'tür". Bu bilimd1~1 ögreti Henri Poincare, P. Duhem. Adler, Petzoldt vb. gibi bir<;ok dü~ü­ nürlerce izlenmi~ ve Bazarov, Bogdanov, Luna<;arski, Bermann, Hellfond, iyu~kevi<;:, Suvorov vb. gibi biri;:ok dü~ünürlerce de Marksi;:d1kla bagda~tmlmaya i;:alt~Ilm1~tlr. Bk. Mahizm, Tekbencilik, Olguculuk. AN. Bilincin algdama-dü~ünme bölümü ve zaman birimi. 1. Bilincin algilama ve dül}ünme bölümü (Os. Zihin, Fr. Esprit, Al. Geist, Denken, Verstandeskraft; ing. Mind, Spirit; it. Mente) 'ni.i adland1ran an terimi, insan varltgmm tensel yöni.ine kar~1 tinsel yöni.inde bir ruh hareketi olarak dü~i.inülen ve bilincin bir bölümü say1lmakla beraber bilin<;ten ayrt olarak tasanmlanan algilama ve dül}ünme gücü' nü dilegetirir. Anaksagoras onu bir bilin9li töz saym1~. Plotinos ara9s1z olarak sezgiyle kavranan usüstü bir ilke olarak tammlam1~­ tlr. Aristotelese' göre o bir dü:jünmenin dü!ßÜnmesi'<lir, e~deyi~le dü~ünmekte oldu~nu da dü~ünebilen bir dü~ünmedir. Alman idea-

ANI Iizmi, Aristoteles'in bu deyimini kendinin bilinci deyimiyle dilegetirmi~tir. Frans1z dü~ü­ nürü Descartes'a göre de an, ruhla özde~tir: "Ruh, özü sadece dü~ünmektir dedigimiz, vücuttan farkh böliimümüzdür" (Descartes, Yöntem Üstüne Söylev, Bölüm V). Tannbilime göre an, bir ruhtur ve Tann'dir. Dü~ünce tarihi sürecinde an, öznel an (Bireysel zihin) ve nesnel an (Toplumsal zihin) olarak iki· ye aynlnu~ ve birincinin salt1kla~tmlmas1yla öznel dü~üncecilige, ikincinin salt1ka~tmlma­ s1yla nesnel dü~üncecilige vanlm1~tlr. Metafizik, onu, ister öznel ve ister nesnel anlamda olsun, özdekten bag1ms1z bir varltk sayar. Bu dü~üncenin altmda an'm Tannsal bir veri oldugu savt yatmaktad1r. Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;ilik bütün bu yanh~ savlan <;:Ürütmü~ ve yüksek derecede örgenle~mi~ özdegin bir fonksiyonu olan an'm, insanlarm tarihsel-toplumsal eylemlerinin bir yans1S1 oldugunu göstermi~tir, ne var ki bu yans1 insanIarm tarihsel-toplumsal eylemlerine katkida bulunacak ve onlar1 etkileyecek güi;:tedir. Eylem an'1 etkileyerek geli~tirdigi gibi an da eylemi etkileyerek geli~tirir. Bk. Bilin<;, Anhk, Us. Bellek, Dü~ünce, Dü~ünme, Tin, Ruh. 2. Zamanm bölünemeyen en kü9ük bölümii (Os. Lähza, Fr. Instant, Al. Augenblick, ing. Instant, it. Istante)'nü dilegetiren an terimi, kendine özgü bir zamam bulunmayan zaman birimini adlandmt. Kuramsal bir kavramd1r. Oysa pratikte kür;ük bir zaman pari;:as1111 i<;eren süreye de an denir. Ger<;ekte, nokta nas1! mekans1z bir mekansa, an da zamans1z bir zamand1r. Oysa pratikte örnegin enstantane i;:ekilmi~ bir fotografm zamam vard1r. Bk. Zarnan. 3. Kendinden sonra geleni belirleyen kuramsal bir durak (Os. Mertebe, Fr., Al., ing. Moment, it. Memento) anlam1m dilegetiren an terimi, dilimize ugrak deyimiyle de i;:evriliyor. Bu anlamda an, devime ya da eyleme ge9i1> anz'd1r. Hint-Avrupa dil grubuna bagh dillerdeki kar~Il1g1 devindirmek anlammt dilegetiren mov kökünden türetilmi~tir. Fizikte ve ruhbilimde bir ~eyi k1m1ldatma gücü anlam1m verir. Ruhbilimsel an (Fr. Moment psychologique) terimi, eyleme karar verdiren bir geli~me etkisini dilegetirir. Bu yiizden Osmanltcada lemhai inkil}af terimiyle kar~1lan­ m1~tlr. Fizikte özdeksel ve ruhbilimde tinsel olarak, bir harekete ge9irme etkisini yans1t1r. Mekan ii;:inde gerc;ekle~en c;izgi nasil mekäns1z mekan pari;:alan olan noktalarm s1ralanmas1y!a tasar1mlamrsa, zaman i<;inde geri;:ekIe~en devim de zamans1z zaman parc;alan

olan anlarm siralanmas1yla tasanmlamr. Örnegin Zenon, kar~1smdakileri yamltmak ic;in, A~il kamtmda devimi böyle tasarlam1~t1. Alrnan dü~ünürü Hegel de sav-kar~1sav-bire~im'i dü~üncenin ii<; am olarak tammlar. Bu anlamda an, herhangi bir geli~me sürecinde geIi~meyi i;:e~itli a~amalarmda ger<;ekle~tiren zorunlu durak'lar1 dilegetirir. Bk. Zaman, Hegelcilik, Tin. ANA CELi~Ki. <;e~itli i;:eli~kiler arasmda geli~meye yön veren temel <;eli~ki... Özdek, kendiliginden ve sürekli olarak devingendir. Ona bu devingenligi kendi ii;:indeki i;:eli~meler saglar. Sürekli devingenlik, sürekli degi~mc ve geli~meyi gerektirir. Özdegin i<;indeki <;e~itli i;:eli~melerden biri, belli bir anda, yönvcrici niteliktedir ki bu i;:eli~meye ana 9eli!jki (Fr. Contradiction principale) denir. Toplum da, doga gibi, bu yasayla geli~ir. Bir toplumda da, cn kü<;ük bir özdek par9asmda oldu~ gibi, say1s1z c;eli~meler ve alt i;:eli~meler vard1r. Örnegin kentlilerle · köylüler, tüketimle yatmm, sanayiyle tar1m c;eli~irler. Aynca, her i;:eli~me ic;inde de, say1s1z alt <;eli~meler devinir. Örnegin sanayi ic;inde i;:elik sanayiiyle kimya sanayii, köylü sm1f1 ii;:inde toprak!t köylülerle toprakstz köylüler i;:eli~irler. i$te bütün bu c;eli~melerin i<;inde, belli bir anda, bir c;eli~me yüze <;:tkar ve topluma yön vermeye ba~lar : Ana 9eliI?ki budur. Ne var ·ki bu ana 9eli!}ki amacma ula~mayabilir, ko$Ullann degi~mesiyle yönverici etkisini ba$ka bir c;eli~meye b1rakabilir. Diyalektikcirdn görevi, olay1, biitünüyle ve degi~en ko~ullan ic;inde her an gözlemek ve ana 9elil}ki'yi her an somut olarak yakalay1p meydana koymakt1r. Ana 9elil}ki. dümdüz bir c;izgi üstünde geli~mez. <;eli~meler, belli bir an da ve belli bir bi9imde, kayna$1rlar. Bu kayna~ma sonunda bir öncekinden nitelik<;e farkh yeni bir durum meydana gelir. Art1k bu yeni durumun ana c;eli~kisi, bir önceki durumun ana 9eli$kisinden ba~kad1r. Bk. <;:eli$me. ANA U<;:. Ana 9eli~kinin geli~meye yön veren ucu„. Dogasal ve toplumsal herhangi bir varltg1 geli~tiren say1S1z <;eli~melerin ii;:inde geli~meye yön veren biri ana 9eli!jme ve bunun iki ucundan geli~meye yön veren ucu ana u9'dur. Bir i;:eli~menin her iki ucu aym gü9te degildir, biri öbüründen daha gü<;lü <;1k1p geli~meyi kendi yönüne <;eker. <;:eli~me­ nin her iki ucu hem bile~ip hem 9at1~1rlar, e~deyi~le birbirlerini hem 9ekip hem iterler. Bu yüzdendir ki hangisi ana u9 olursa olsun

her halde ötekini de i<;erir ve gene bu yüzdendir ki i;:eli~menin i;:özümü olan 9eli~me­ nin a~t!masmda meydana geien yeni nitelik olumlu'yla birlikte olumsuz'u da ta~1r. Bk. <;:eli$me, Ana <;:cli~ki. ANDIRIM. (Os. J\fü~abehet, Fr„ Al. Analogie, ing. Analogy, it. Analogia) Oranlar arasmda benzerlik... Andmm, benzerliklerden yararlanarak yeni bilgiler eitle etmc yöntemidir. Örnegin buhar gücü, önceden bilinen beygirgücüne benzetilerek ölc;ülmü~tür. Dünyadaki fizik ve kimyasal ko$ullar1 andtran ko~ul­ lar bulundugu ic;indir ki aya insan gönderilebilmi~tir. <;:e~itli bilim dallannda ba~ar1yla kullamlan andmm, ilkin matematik oran anlammda kullamlm1~t1r. Sonra, niceliksel benzeti~ten niteliksel benzeti~e ge<;ildi ve fizikten dilbilime kadar i;:e~itli alanlara uyguland1. Terimi, günümüzde de kullamld1g1 anlamda, Aristoteles tammlam1~t1r. Bk. Andm~Iar Kuram1. ANDIRI~LAR KURAMI. (Os. Faraziyye-i temsiliyye, Fr. Theorie des analogues). Kom~u örgenlerle aym baglantida olan örgenlcrin, görevleri ve bic;imleri ba~ka olsa da, aym örgen olduklarm1 ileri silren kuram ... Geoffroy Saint Hilaire tarafmdan ilerisürülmü~tür. Kar~1la~t1rmah anatomi bilimiyle dö11Ü$Ümcülük ögretisinin i;:ok yararland1g1 bu kurama göre bir örgenin niteligini, baglant1Iar1 belirtir. Örnegin ku~un kanad1, bahgm yüzgeci, insamn kolu ayr1 görevlerde vc ayn bi<;imlerde bulunduklan halde kom~u örgen olarak aym örgene baglanm1~ olduklarmdan ötürü aym örgendirler. Buna kar~1 bahgm galsemesi ve insanm akcigeri aym i~i gördükIeri ve birbirlerine pek benzedikleri halde aym örgen degildir, i;:ünkü baglantilan ba~ka­ d1r. Bk. Andmm.

AN!. (Os. Hät1ra, Zikir, Tezekkür, Haftza, Kuvvei häftza, Tahattur; Fr. Souvenir, Al. Erinnerung, ing. Remembrance, Recollection; it. Ricordo) Bilin9te yinelenen„. Ruhbilim terimi olarak am, daha önce bilinc;te bulunmu~ olamn yine bilince gelmesini kapsar. Ammsama'dan farkt, daha önce bilin<;te bulunmu$ oldugunun ai;:1k se9ik bilinmesidir. Eskiden ya~am1~ oldugumuzu iyice bildigimiz bir olay am'm1zd1r, ama bunu ai;:1k sec;ik bilmiyor ve eski deyi~le "hayäl meyäl hat1rhyorsak" amms1yoruz demektir. Bilim;:te yans1yan herhangi bir nesne ya da olay beilege gei;:ip saklanmakla am'la~1r. Amlar, ruhbilimsel an-


ANIKLIK lamm dt~mda, insant, tarihsel ge9mi~ine baglayan bilgilerdir. Ögrenilen herhangi bir nesne ya da olay1 gerektiginde kullamlmak üzere bellekte saklamaya amda tutma (i ng. Retention) denir. Gercek bir am olmay1p da gerc;:ekmi~ samlan amsal izlenimlerin bilin9te belirmesi am kart$Zkligz (Os. Te~evvü~ü tahattur, Fr. Paramnesie)'d1r. Bk. Bcllek, Bilinc, Ammsama. ANIKLIK. (Os. istidat, Fr. Aptitude, Al. Eigung, ing. Ability) Dogal yetenek... Ruhbilim tcrimi olarak bir i~i daha az cabayla ve daha yetkinlikle yapmay1 saglayan dogal elveri~liligi dilegetirir. Bk. Ah~kanhk. ANIMSAMA. (Os. Müphem tahattur, Tezekkiirü hät1rät, Tezekkürü müphem, Tezekkür, Hättra, Tahattur, Zäkire, Tahayyül; Fr. Reminiscence, Al. Anamnese, Reminiscenz, Unbewusste Erinnerung, Nachklang; fng. Reminiscence, it. Reminiscenza) Tanmmayan ya da pek gü9süz olarak bilinen am... Ruhbilimde ammsama, ya~anmt~ oldugu bilinmeyen ya da pek gücsüz ve bulamk olarak bilinen olaylarm bilin9te kendiliginden yinelenmesidir. Anz'dan farkh olarak, 9agnlmam1~­ t1r, üretilmemi~tir, antklanmamt~ttr, saptanmam1~t1r. <;:ünkü bu i~lemler ancak eskiden ya~and1g1 belli olaylar icin mümkündür. Platon terminolojisinde ammsama (Yu. Anamnesis) 'mn pek önemli ve özel bir yeri vard1r. Bk. Am, Platonculuk. ANLAK. (Os. Zekä, Zihin, Akt!, Fetänet, Kuvvei zihniye, Diräyet, idräk, ilim, Alimiyet, Akile, Tasavvur; Fr, Intelligence, Al. Intellect, Verstand, Intelligenz; ing. Intelligence, Understanding, Intellectual powers, Cleverness, Apprehension; it. Intelligenza) Anlamak yetisi... Anlama, ili~kileri kavrama, alg1lama, soyutlama, ögrenme, yeni durumlara uyma, 91karsama, genelleme, yargilama, birle~tirme, cözümleme, ay1rdetme, ele~tirme yeti ve yeteneklerinin toplam1d1r. Denilebilir ki ne us, ne an, ne anhk, ne bellek, ne bilinc, ne de dü~ünme olan anlak bütün bu yetilerin uyumlu ve cok iyi i~lemeleriyle gercekle~ir. Daha a91k bir deyi~le tek ba~ma uslu, anh, anhkh, bellekli, bilin91i, dü~ünmeli bir kimse anlaklz (Os. Zeki) olmayabilir. Anlak, bütün bu yetilerin hep birlikte ve bagmtlh olarak olaganüstü i~lemelerinden olu~ur. Anlagin olu~masmda kavrama süresi de rol oynar, anlakh ki~iler anlaks1z ki~ilerden daha c,:abuk kavrarlar. Belli bir öl9üde; bir amaca ula-

J ~abilmek ic,:in c,:e~itli engelleri a~abilen !Areler ve ~empanzelerde oldugu gibi, hayvanlarda da bulunan anlagm c,:e~itli dereceleri vard1r. Bu dereceleri ölcmek icin anlak testi (ist. Intelligence test) yap1hr. Bu derecelerin en üsti.inüne öke (Os. Dähi, Fr. Genie) denir. Anlagm sinir sistemine bagh oldugu, özellikle dil'e ve kavram'lara dayand1gi saptanm1~ttr. <;:ünkü dil ve bunun sonucu olarak kavram kurma yetenegi, insanm sinir sisteminin geli~mesiyle olu~mu~tur. Anlak testlerinde insanlarm takvim ya~lanna kar~1 anlak ya$Z i(ing. Intelligence level) da saptamr, anlak ya~m1 takvim ya~ma bölüp 91kamn 100 say1S1yla 9arp1mmdan elde edilen anlak göstergesine anlak bölümü (ing. Intelligence quotient) denir. Anlak testlerinde insamn anlak ya~ma özgü saytlann takvim ya~ma özgii saytlara bölünmesiyle elde edilen göstergeye anlak katsay1s1 (ing. Coefficient of intelligence) denilmesi önerilmi~tir. insan, anlag1yla, dogal dünyaya kar~1. kavramlardan meydana geien insansal bir dünya kurar. Bu insansal dünya, temelde dogal dünyanm bir yanslSl olmakla beraber, insana dogal dünyadan bag1ms1z davranma olanag1 saglar. Bilgibilimde duyum'la kar~1tanlamh ve anlak'a anlamda~ olarak bilme yetisi anlammda kullamlm1~t1r. Törebilimde yeni durumlara bilincli olarak uyma yetenegini dilegetirir. Metafizikte Leibniz tarafmdan özdeksel varl1klarz kavrama yetisi, Malebranche tarafmdan inan ger{:eklerini an,lama yetisi, Bergson tarafmdan i{:güdü ve sezgi'ye kar~1tanlamlt olarak bilerek etkin olma yetisi, kläsik ruhbilimde bilgi ve anlzksal ya$am anlammda kullamlm1~t1r. Bk. Us, An, Anhk, Bellek, Bilinc, Dü~ünce, Dil, Kavram, Anlakahr; Anlakalmaz.

ANLAKALIR. (Os. Mäkul, Kaabili taakkul, Kaabili tefehhüm, Kaabili idräk, Akli, Münfehim, Mäteakkal, Sehlüt tefehhüm; Fr. Intelligible, Al. Intelligibel, ing. Jntelligible, lt. Intelligibile) An'la bitinen... Anlakalzr teriminin Platon'dan günümüze kadar geien anlam1, duyu'yla bilinen (duyulur) ka~1hgi ola· rak an'la bilinen (anla~1hr)'dir. Örnegin matematiksel bilgi, duyu'yla degil, an'la bilinir. Antik9ag Yunan dü~ünürü Platon, duyulur nesneler dünyasma kar~1 ide'ler dünyas1m böyle adlandnmt~tl. Alman dü~ünürü Kant, bu terimi, olaysal kar~1hg1 olarak numenst!l'le e~an~ lamda kullandt. Terimin mantlksal anlamt anla$zlmaz kar~I11gi olarak anla$1labilir'dir. Bk. An, Anlak, Platonc~luk, Ele~tiricilik.

ANLAMA YÖNTEMi ANLAKALMAZ. (Os. Gayn mäkul, Nämäkul, Gayn kaabili tefettün, Gayn akli, Bimänä, Gayn kaabili taakkul, Gayn kaabili tefehhüm, Gayn kaabili idräk; Fr. Inintelligible, Al. Unverstandlich, Undenkbar; ing. Unintelligible, it. Inintelligibile) An'la bilinemeyen... Anlakalmaz terimi, anlakalzr'm kar91t1d1r ve an'la bilinemeyen (anla~1lmaz) anlamm1 verir. Kavramlmaz'la e~anlamhd1r. An' la bilinemeyen kavram olarak da bilinemez. Ne var ki bu, metafizigin büyük celi~kile­ rinden biridir. Metafizikc,:iler, dü~ünce sistemlerinin zorunlu geregi olarak anlakalmaz'la kavramlmaz arasmda yapma bir aynm ilerisürerler. Metafizik dü~ünce salt kavramlara dayand1gmdan, onlara göre örnegin nedensiz bir olgu anlakalmaz'd1r ama kavramlmaz degildir. Bu yüzdendir ki metafizikte anlagm almad1g1 halde kavramlabilen, inan terimiyle c,:özümlenir. Tanr1bilimsel bütün olgular (Örnegin mucizeler) böyledir. Bk. inan, inak, An, Anlak. ANLAM. (Os. Manä, Medlfrl, Mefhum; Fr. Sens, Al. Sinn, Bedeutung; ing. Sense, Meaning, it. Senso) Bir sözün ya da bir sözcügün anlatt1g1 dü~ünce„. Anlam terimi, Avrupa dillerinde duyu ve yön anlamlanm da icerir. Anlam, anlayan ya da anlatan'm anlad1g1 ya da anlatt1g1 nesne üstündeki duyusu, an'mm o nesneye yöneli$i'dir. Anlam, bir sözün ya da bir sözcügün anlatt1g1 dü~ünce' dir. Bir sözcügün en cok bilinen ve kullamlan anlamt ge9er anlam (Fr. Sens usuel)'dtr. Bir sözcügün genel anlammm özele indirgenmesine anlam daralmasz (Fr. Restriction semantique) denir, örnegin duymak sözünün i$itmek anlamma daralttlmas1 böyledir. Buna kar~t kimi sözcüklerin anlam1 da anlam geni$lemesi <(Fr. Extention semantique)'ne ugrar, terkos sözcügünün kullanma suyu anlammda geni$letilmesi böyledir. Bir anlamm zamanla yükseltilmesine anlam iyilemesi (Fr. Melioration) denir. Örnegin 9ocuk sözcügünün astl anlam1 domuz yavrusu'ydu. Buna kar$t kimi anlamlar da zamanla kemlenir (Fr. Pejoration). Örnegin belli bir i~i adland1ran U$ak sözcügünün sövgü anlammda kullamlmas1 böyledir. Kaldt ki bu sözcügün as1l anlam1 9ocuk ve erkek'tir, zamanla 9ocuk ya da erkek hizmet9i anlamtm almt~tlr. Bir sözcük ailesinde bulunan ortak anlam ögesine anlamlzk (Fr. Semanteme, Seme) denir. Örnegin vermek, vergi, verim, veri sözcüklerinin anlamhgt ver dii$i.incesidir. Aym anlamda olan ce~itli sözcükler birbirleriyle an-

lamda$ (Fr. Synonyme)'ttr. Bk. An, Duyu, Yön, Dü~ünce. ANLAMA. (Os. Fehim, idräk, ihäta, Taakkul, Teliikki, Tazammun, Tefehhüm, Tenävül; Fr. Comprehension, Al. Comprehension, Inhalt; ing. Comprehension, Signification; it. Comprensione) Anlam1m bilme ... Avrupa dillerinde Lätince aym anlamdaki comprehensio deyiminden türetilen anlama terimi, herhangi bir ~eyin özünü ve bütünsel bilgisini an'la kavrama süreci'ni dilegetirir. Konu~ma dilinde anlak'la anlamda~ olarak kullamlan anlama terimi bi9imsel manttkta kapsam kar$ttl olarak i{:lem'le anlamda~ttr. Almanya'da ruhsal durumlann betimlenmeyerek sezgiyle kavranmas1 gerektigini ilerisüren yeni bir ruhbilim ak1m1 anlama ruhbilimi (ing. Understanding psychology) ad1yla amlmaktadtr. Bk. An, Anlam, Anlamak, iclem, Anlak, Anlama Yitimi, Anlama Yöntemi. ANLAMAK. (Os. Taakkul, Tefehhüm, Tazammun, Tasarruf, Teläkki; Fr. Comprendre, Al. Verstehen, ing. To comprehend, To understand; it. Comprendere) An'la bilmek„. Anlamak, anlam baglant1sm1 kavray1p nesnel gei;erligi olan bir bilgi bicimine koyma'yt i9erir. Örnegin nota bilmeyen bir kimse bir müzik pari;asmm notasmt görür ama hie bir ~ey anlamaz. Anlamak, aym zamanda ba~ka türlü olamayacagmt kavrama'yt da ic,:erir. Örnegin Ahmet'in kim oldugunu anlamak, onµn bir ba~kas1 olamayacagm1 kavramay1 da i9erir. Anlamak, daha genel bir bilgiye indirgemektir. Örnegin Ahmet'in kim oldugunu anIamak, onun ne i~ yapttg1m ya da nerede oturdugunu vb. kavramakttr. Bk. Anlama. ANLAMA YiTiMi. (Os. Fakd1 remzi, Fakd1 tebyin; Fr„ Al., ing. Assymbolie) Anlama yetisinin yitirilmesi... Anlama yitimi, psikopatoloji terimidir. Hasta, avucundaki riesnenin bi9imini ve büyüklügünü duyar ama ne oldugunu anlayamaz, bunun sonucu olarak adm1 da söyleyemez. Bk. Anlama. ANLAMA YÖNTEMi. (Os. Fehim usulü, Fr. Methode comprehensif) Ba~ka edimleri onlarla birlikte duyma ve benimseme„. iclek bilimler ak1mmm kurucusu Alman dü~ünürü Wilhelm Dilthey (1833-1911) tarafmdan doga bilimlerinin ai;tklama yöntemine kar~1 önerilmi$tir. Dilthey, özellikle tarih olaylarmm ancak bu yöntenile kavranabilecegini ilerisürer. <;ünkü ona göre tarih ve i9lek biliniler


ANLAMAZLIK ya~ant1

(Al. Erlebnis)'yla ilgilidir, buysa ac,:1klamayla degil ancak anlamayla kavranabilir. Bk. Anlama. ANLAMAZLIK. >(Os. Gayn mümkünül 1tttla, Gayr1 kaabili tayakkun, $ekki kat'i, $ekki iltiziimi; Fr. Acatalepsie) Yunan ~üpheeiligine gö· re dü~ünürün durumu„. Antikc,:ag Yunan felsefesinde Pyrrhonculuk ögretisine göre dü~ünür anlamazlik durumundad1r. <;ünkü Yunan ~üpheciligine göre kesin ve pekin hilgi mümkün degildir. ingiliz dü~ünürii Bacon, bu terimi yöntemsel $Üphe (Fr. Doute methodique) anlammda kullanmt~tlr. ANLAMBiLiM. (Os. Mänäiyät, Fr. Semantique, Semasiologie; Al. Semantik, ing. Semantics, it. Semantiea) Anlamlar1 ineeleyen bilim„. Anlatmak anlamm1 dilegetiren Yunanea semainein sözeügünden türemi~tir. Anlambilim, dilbilim'in anlamlar1 ineeleyen bir dahd1r. Sözeük anlamlarm1 ba~ka sözeüklerin anlamlanyla kar~J!a~tlrarak ineeleyen anlambilim'e clural1 anlambilim (Fr. Semantique statique), sözeük anlamlanmn zaman ic,:indeki geli~irnlerini ineeleyen anlambilim'e evrimli anlambilim ya da yükümlü anlambilim (Fr. Semantique evolutive ou dynamique) denir„. Olgueuluk disiplini ic,:inde yer alan genel semantik okulu, toplumsal tart1~malann sözeüklerden dogdugunu ilcrisürer. Örnegin Amerikan anlambilimcisi S. Chase'e göre sömürü tarll~malar1 sömürme sözcügünden, anamalc1hk tart1~malan anamal sözcügünden dogmu~­ tur. Bu sözcükler dilden at1hrsa bu tart1~ma­ lar da ortadan kalkar. Bk. Anlam.

I ' 11

ANLA$ILIR DÜNYA. (Os. Alemi akli, Mäkfilät älemi; Fr. Monde intelligible) An'la biJinebilen dünya„. Anla$1l1r dünya terimi, duyulur diinya (Fr. Monde sensible) terimine kar~1 olarak antikc,:ag Yunan felsefesinin Platon ögretisinde dilegetirilmi~tir. Platon bu terimi ideler dünyas1 anlamtnda kullanmaktad1r. Dü~ünce, Elea ögrctisiyle ionya ögretisi arasmdaki eski bir tartl~madan gelir. iyonyahlara göre bilgi, duyular1m1zla d1~ dünyadan algilamr. Eleahlara göre bilgi, ic,: di.inyam1zm ve usumuzun i~idir. Bu konuda Platon Eleahlara kattlm1~, bilgi'nin dt~ dünyada gördüklerimizin eksik ve kabataslak kopyalarmdan ibaret oldugunu ilerisürerek gerc,:ek bil· ginin usumuzda bulunan /dea'larda varla~t1gu11 savunmu~tur. Bu eski Yunan dü~üncesi, günümüze kadar sürüpgelen ortac,:ag idealizminin temelidir. Bk. ilkömek, Platonculuk.

l ANLIK. (Os. Müdrike, Fähime, Kuvvei müfekkire, Kemäli evvel,. Akile, Kuvvei müdrike Kuvvei fähime, Ilim, Kuvvei zihniye; Fr. Entendement, Intelleet; Al. Verstand, ing. Understanding, it. Intendimento, Intelletto) Anlamak güci.i ... Nesnelerin özlerini ve nedenlerini bulma gücü olarak anlik, antikc,:agda Platon ve Aristoteles tarafmdan us kavrammdan ayr1 olarak dilegetirilmi~tir. Us, duyumlarm getirdigi gerec,:lerle c,:ah~1yor; anl1k'sa usdan ald1g1 bilgilerle özsel ve nedensel hilmeye yöneliyordu. Ortac,:ag skolästigi Platon ve Aristote!es'ten ald1g1 bu ayr1m1 korumu~­ tur. ingiliz dü~ünürü Locke anhg1, isteme giicii (iräde)'ne kar~1t olarak dü$Ünme gücü olarak tammlar. Bu tamm, anhgt usla anlamda~ k1lar. Alman dü~ünürü Immanuel Kant, skolästigin anilg1 usun üstUne c,:tkarmasma kar~1, anhg1 usun altma c,:ekmi~tir. Kant'a göre skolästigin usun i~i sand1klanm anltk, anhgm i~i sandtklanm da us yapar. E~deyi~le anhk, duyularla geien bilgi gerec,:lerini kavramla~ttrtr ve duyarhk ulamlanyla (zaman ve uzay) ansal ulamlar {nedensellik, zorunluk, birlik, c,:okluk vb.)'m ic,:ine oturtarak düzenler; us'sa anhktan ald1gi bilgileri birle~tirir ve bilmeyi gerc,:ekle~tirir. Sezgicilik anhgt sezgi gücü'ne kar~1t sayar ve uslamlama gücü olarak tammlar. Anhk ve us kavramlan Hegel'in dü~üneeci eyti~iminde bi.itün bu tammlardan ayn bir özellik ta~tr. Hegel'e göre us soyutlar, anhksa somutlar. Us, kar~lllar1 birbirinden ayn olarak ele ahr ve bunlann birbirlerine dönü~melerini ve a~tl· malarm1 c,:özümleyemez. Bunlan c,:özümleyen ve somut bilgiye ula~an anhkttr. Ne var ki anhgin görev yapabilmesi ic,:in usun varhgi da zorunludur. Hegeld'e anhk iki basamakhd1r: Eyti~imsel olumsuz basamak ki kavramlan kar~1tlanna dönü~türür, dü~ünsel olumlu basamak ki kar~1thg1 a~ar ve kavram1 somutlar. Bk. An, Us, Anlak, Anhkc,:thk. ANLIK<;JLIK. (Os. Zihniyye, Akliye mezhebi, Fikriye mezhebi; Fr. Intelleetualisme, Al. Intelleetualismus, Ing. Intelleetualism, lt. Intellettualismo) Bütün varhklan anhksal temele indirgeyen ögretilerin genel ad1„. lradecilik kar~ttl ve özellikle bilgibilimde usculuk' la anlamda~ olarak kullantlm1~t1r. Törebilimsel anlam, ahläksal davram~lann anhkla belirlendigi anlay1~m1 dilegetirir; e~deyi~le ahläksal davram~Iar bir bilgi ve uslamlama i~i­ dir. Genellikle anhgm ba~athgmda birle~en Platon, Descartes, Spinoza, Leibniz, Wolf, Kant, Hegel gibi birbirlerinden az ya da c,:ok

ANftK AYDINLANMA farkh birc,:ok dü~ünürlerin ögretileri anlikc1l1k genel ad1 altmda toplamrlar. Genellikle küc,:ümseyici anlamda kullamlan terimin aymc1 niteligi, varliklari anl1ksal temele indirgemek' tir. Anhkc1lar ic,:inde Platon gibi nesnel geri;ekligi anhksal gerc,:ekligin bir kopyas1 sayan, Kant gibi nesnel gerc,:ekligin var oldugunu, ama asla bilinemeyecegini ileri süren, Berkeley gibi nesnel gerc,:ekligi tümüyle yadstyan dü ~ ünürler vardtr. Felsefe sözlükleri r;:ogunlukla anhkc1hg1 dü~üncecilikten ay1rmaya c,:ah~1rlarsa da dogru degildir. <;ünkü a<;1k, gizIi, dolayh olmak üzere r;:e~itli yollardan da olsa anhkcilarm hepsi dü~üncecilik temelinde birle~irler. Bk. Usc,:ulttk, Dü~üncecilik, irädecilik. ANSAL. (Os. Zihni, Akli, Fikri, Fehmi, Nefsi, Nefsäni, Dimägi, Mänevi; Fr. Mental, Al. Seelisch, Psychisch; ing. Mental, it. Mentale) An'a deggin ve an'la ilgili„. Yanh~ olarak ruhsal ve anliksal deyimleriyle anlamda~ sayilm1~t1r. Ansal an'la ilgili olan, anl1ksal anhkla ilgili oland1r. Bu deyimle özellikle ruhbilimde birc,:ok terimler yaptlm1~t1r. Bk. An, An11k. ANSiKLOPEDi. Bilimsel verileri abecesel s1ralamayla ac,:1klayan büyük derleme„. Dilimizde genbilik deyimiyle kar~tlanmas1 önerilen ansiklopedi (Os. Kaami'isül uli'im, Külliyät1 uli'im ve füni'in, Muhitül maarif; Fr. Encyelopedie, Al. Enzyklopaedie, ing. Encyclopedia, it. Enciclopedia), yuvarlak anlamma geien Yunanca kyklos deyimiyle egitim anlamma gelen Yunanea paedeia sözeüklerinden yapilmt~tlr ve antikc,:agda Yunan c,:ocuklannm gördükleri egitimi dilegetirir. Günümüzde ulusIararast bir anlam kazanan ansiklopedi sözcügü, bütün bilgileri bir araya toplayan yap1tlart adlandmr. Bununla beraber özel bilim dallanna özgü ansiklopediler de vard1r, bunlar o bilim dallart ic,:indeki ayrmttlan da kapsayan geni~ligi ve yöntemli bir anlat1~1 di!egetirirler. Ansiklopedilerde yöntem, ya belli bir sm1flamaya ya da alfabetik stralamaya dayamr. ilk ansiklopedi, Aristoteles'in yap1tlan say1Imaktad1r; c,:ünkü kendisinden öneeki bütün bilgileri toplam1~ ve sm1fland1rm1~t1r. Bat1' da ilk büyük ansiklopedi V. yüzytlda yay1mlanan Marcianus Capella Ansiklopedisidir. Dogu' da ilk büyük ansiklopedi X. yüzydda Basra'da yay1mlanan ihviin-üs-Safa ansiklopedisidir. Türkiye'de ilk ansiklopedi XX. yüzydm ba~­ Iarmda Maarif Nazm Emrullah Efendinin bizzat haz1rlamaya ba~lad1g1 Muhit-ül-Maarij'tir.

Günümüzde dünyamn en büyük ansiklopedi· leri saytlan yap1tlar ~unlardir: La Grande Encyclopedie (Fransa, 31 eilt), Encyclopedia Britannica (ingiltere, 24 eilt), Der Grosse Brockhaus (Almanya, 22 eilt), The New In· ternational Encyclopedia (Amerika, 27 eilt), Entsiklopetitcpeskeii Slover (Rusya, 86 eilt). Bk. Ansiklopediciler. ANSiKLOPEDiCiLER. (Os. Erbabt kaami'isül uli'im, Fr. Encyclopedistes) On sekizinci yüzyilm Frans1z ansiklopedicileri.. .On sekizinci yüzytlm Franstz ansiklopedicileri k1saea Ansiklopediciler adtyla amhrlar. 1751 ydmda yay1mlanmaya ba~lanan ve 1780 y1hnda tamamIanan 35 eiltlik Encyclopedie ou Dictionnaire Raisonne des Sciences, des Arts et des Metiers Frans1z dü~ünürleri Diderot'yla D'Alembert'in yönetiminde Voltaire, Rousseau, Baron d'Holbach gibi özdekci dü~ünürleri r;:evresinde toplam1~t1. Ansiklopediciler, Bat1 dü~ün­ eesinde büyük bir dü~ünee hareketi yaratm1~­ lar ve genellikle özdekc,:iligi yaym1~lard1r. En önemlileri Denis Diderot'dur. Bk. Ansiklopedi. ANTAKYA OKULU. Aristotelesci okul... i.S. III. ve IV. yüzy11larda, iskenderiye okulunun Platonculuguna kar~1. Antakya okulu Aristotelesciligi sürdürmü~tür. Bu okulun ayir1c1 niteligi metinlere uygun ac,:1k yorumlamalarla yetinmi~ olmas1d1r. iskenderiye okuIunun mistik yorumlanna kar~1 Antakyahlarm bu ac,:1khg1 ve törebilimcilikleri Edessa, Harran, Gunde-$apur, Nisibe gibi kültür merkezlerini etkilemi~tir. Antakya, Roma imparatorlugunun Roma ve iskenderiye'den sonra geien en kalabahk kenti ve kültür merkeziydi. ANTiK A YDINLANMA <;AÖI. Antikc,:ag Yunan felsefesinin i.ö. V. yüzyth kapsayan evresi... Antikr;:ag Yunan felsefesinin t.ö. V. yüzy1h kapsayan evresine antik aydmlanma 9ag1 adt verilir. Antik aydmlanma da, daha sonraki aydmlanmalar gibi, dü~ünsel felsefeye kar~1 ele~tirel bir tepki ve dogaya dönü~ karakterini ta~1r. Dü~ünsel (spekülätif) felsefe ne zaman büyük sistemler kurmak iddiasm1 insan zekäs1 ic,:in dayamlmaz bir c,:izgiye yükseltmeye kalk1~m1~sa, insan zekäs1 daima silkinmi~ ve buna kar~1 ele~tirici bir tepki göstererek dü~sel uykulardan uyanma yolunu tutmu~tur. Eski Yunan'da da böyle olmustu. i.ö. V. yüzyda gelineeye kadar öylesine dü~ünsel varsay1mlar ileri sürülmü~tü ki göksellige dogru yükselen bu parlak ha-


.1~11 ,II

ANTiK<;AÖ FELSEFESl

1

111

1

\1 1

1

' 11 1

111

111111

111

i! 1 11

1

Akademia'da bir Platon ögrencisiyken kendisine kadar gelen . dü$ünme'de üt; bak1$ (Yu. Theoria) bulunuyordu: insanm görünen'e bak1~1 (doga), insamn kendisine bak1~1 (insan), insanm görünmeyen'e bak1~1 (dogaüstü) ... Dü~i.inür Aristoteles yöntemscl äletler bularak bu ilkel bak1$'1 dogru baki$'a 9evirmek istedi: Görünmeyen'den görünen'e bakmak {tümdengelim "dogrulama") ve görünen'den görünmeyen'e bakmak (tümevanm "ara~ttrma") ... ANTiK<;AG FELSEFESi. Yunan ve Roma Ne var ki, bu dogru bak1$'1 ger9ekle~tir­ felsefeleri... Antik9ag fels,efesi, i.ö. VIII. yüzmek ii;in dü$ünme'nin bilim'den yararlanmas1, y1lda ba~laytp i.S. V. yüzytlda sona eren Yue~deyi~le dü~ünce-dogabilim diyalektigi, gerenan ve Roma kültürlerini kapsar. Bu 9aga, kiyordu. 0 .9agm bilim'leriyse dü~ünme'nin · k!asik ilk9ag da denir. Antik9ag ya da pek gerisindeydiler. Bu yüzdendir ki dü~ünür kläsik ilk9ag felsefesinin ilk9ag felsefesinden Aristoteles; dii$ünme'sine kar~tltk verecek bifark1, sadece Yunan ve Roma kültürlerini lim'i de kendisi yapmak zorundaydt. Fizik dilegetirmesidir. Antik9ag felsefesinin aymc1 ve fizyoloji'den meteoroloji ve ekonomi'ye kaniteligi, dü~ünce tarihinde ilk kez bilmek i9in dar 9e~itli bilim alanlanndaki, 9agmm öl9übilmek amacmm güdülmü~ olmas1d1r. Eski lerine göre pek geni~, bilimsel 9abalarmm M1s1r, <;in ,Hind vb. gibi felsefelerdeyse kulnedeni budur. Physika adt altmda toplanan lanmak i9i11 bilmek amact güdülmü~tür. Bat1 Fisike Akroasis; Pe.ri . Uranu, Peri Geneseos dii$üncesi ad1yla adlandmlan ve sonunda 9agKhai Fthoras ve ayr1ca Peri ta Zoa Historia, da~ genel dü~ünce'yi doguran dü~ün'ce siste- Peri Psikhes vb. adh yap1tlar1 bu 9abamn mi, antikyag felsefesiyle ba~Jar. <;agda~ dü~ün­ ürünüdür. Bu bilimsel 9alt~malardan ve bu cenin en ge9erli sorunlan antik9agda ortaya 9alt~malar s1rasmda llk Felsefe (Yu. Prote at1lm1~ ve gereken dogrultuya yöneltilmi~tir. Filosofia) <logdu. Arttk, 9ag1yla smuh olanakEski Yunanhlar kendilerini evrensel birligin lar i9inde, geleneksel büyük soruya kar~thk bir par9as1 olarak görmü~ler, kozmik karga~a­ aranacakttr: ilkneden nedir?.. ilkneden, en hkta bir uyum (harmonia) bulmu~lar ve kason ve en geli~mi~ dii~ünce olarak, Platon' falarma taktlan bütün sorunlan bu a91dan un /dea's1 olamaz. <;ünkü /dea, görünen sayorumlam1~lard1r. Bk. ilk9ag Felsefesi. y1s1z ger9ek bi9im'lerinin -Platon'un sandtgt gibi; dt~mda degil- i9inde'dir ve o bi9imlerARiSTOCULUK. (Os. Aristetälisiye, Aristaden soyularak, e~deyi~le ii;lerinden 91kanlarak tälisiye, Aristutälisiye; Fr. Aristotelisme, Al. elde edilmi~tir. Kald1 ki Platon, bu /dea' Aristotelismus, Ing. Aristotelianisme) Antik9ag lara nesne/erin özü demektedir, öyleyse öz Yunan dü~ünürü Aristoteles'in ögretisi, Arisnastl bi9imsel nesne'den ayr1 ve onun dt~mda toteles'cilik, gezimcilik ... Antik9ag Yunan düolabilir? Öz'si.iz bi9im ve bi9im'siz öz ola~üncesinde Aristoteles, 9agda~ anlam1yla ilk maz. Platon'un yamlg1s1 ger9ek varl1k'1, gerbilgin'dir. Kendisinden önceki bütün bilgile9ek bi9imsel varl1k'lardan ay1rd1g1 öz'de görri toplam1~, i~ i9e ge9mi~ olanlar1 birbirinmesidir. Öyleyse görünen'den görünmeyen'e den ay1rm1~. sm1fland1rm1~, ele~tirmi~ ve bübaktp (ti.imevanm, Yu. epagoge) ara$tirmaliy1z tünleipeye 9alt~m1~ttr. Özellikle, sonra~an Meama buldugumuzu da görünmeyen'den görüta/ izik adt verilen Prote Filosofia (Ilk Felnen'e bak1p (tümdengelim, Yu. apagoge) dogsefe) adh yapttt Thales'ten kendisine kadar riilamaliyrz. Tümevanmla ara~tmp /dea'y1 bugeien felsefe tarihinin 9ok ba~ar1h bir özetiluyoruz, ~imdi onu tiimdengelimle dogru ye· dir ve en güvenilir kaynag1d1r. Toplad1g1 bilrine oturtmalty1z. /dea (soyut kavram) bir gilerin dogruluklanm öl9mek it;in bilimsel bir töz (Os. Cevher)'dür, oysa her töz i9sel bir dü~ünme yöntemi aram1~ ve dogru dü~ünme­ öz'dür. Böylesine bir öz elbette özdek (Os. nin kurallarmt bütün ayrmttlar1yla saptamaya Madde) olamaz (antik9ag Yunan dü~üncesinin 9ah~arak bunlara Yu. alet (dogru dü~ünme­ zorunlu yamlmas1). Bu öz (Yu. Ousia: Arisnin äletleri) anlamma gelen organon adm1 toteles bunu töz anlammda ve /dea terimi vermi~tir. Aristoteles'in bu dogru dü$Ünme yerine kullanmaktadtr), bi9im (Yu. Eidos: kura/lari'na sonradan· mant1k ad1 verilmi~tir. Aristoteles bunu nesnenin niteliklerinin tümÜ Formel ya da bii;:imsel manttk (Os. Suri mananlammda kullanmaktadtr)'lenerek geri;:ekle~i­ ttk) adt verilen manttk, Aristoteles'in saptayor. Nesnenin görünümü olan bi9im de öz· d1g1 bu kurallardtr. Geni;: Aristoteles henüz

yallerden topraga (dogaya ve ~nsana) dönmek gerekti. Yunan aydmlanmasm1 ger9ekle~tiren bilgicilik (sofistik) ak1m1d1r. Antik9ag bilgicileri insansal yasa {nomos)'nm yerine dogal yasa (physis)'y1 getirdiler. Antik aydmlanma 9ag1, metafizige tümüyle s1rt 9eviren Sokrates'i haz1rlam1~t1r. Bk. Bilgicilik, Aydmlanma Felsefesi.

1111

t

\ dek degildir. llk özdek (Yu. Prote hyle) bii;im'sizdir, sadece bir gü9 (Yu. Dynamis. Aris· toteles bunu imkan anlammda kullamyor)'tür, onu edim (Yu. Energeia. Aristoteles bunu ger9ek anlammda kullamyor)'e ge9irip geri;ekle~tiren bi9im'dir. Öyleyse bu olu$ (Yu. Genesis)'u ger9ek (Yu. Energeia)'le~tiren devim (Os. Hareket, Yu. Kinesis)'in güdücüsü nedir? Aristoteles burada 9aglan a~an e~siz bir sezi~le 9ok parlak bir kavram ortaya at1yor: Entelekeia (nedeni kendisinde bulunan) ... Ne yaztk ki bu kavramt olur olmaz yerlerde b o~u bo~una -örnegin Demokritos'un dehäsm1 gösteren tümüyle dogru "niceliklerle olu~an nitelikler" ilkesine kar~1 91kmak i9inharc1yor, tarn derinle~tirilmesi gereken yerde derinle~tirmiyor ve gene o soyut eidos (bii;im)'una dönüyor. Art1k amac1 tümüyle ·bir ara~ttrma, tümevanm'dtr. Öylesine bir tümevartm ki alabildigine bombo~ bir alanda göklere dogru yükselecek ve bir daha tümdengelim 'le denetlenmeyecektir. Ne var ki, 9ag1mn bilimsel zorunlugu i9inde, Aristoteles'in hayranltk verici büyüklügünü belirtmeye bu kadar1 da yetmektedir. Son 9özümlemede, Aristoteles'in elinde görünen ger9ek'i a91klamak ii;:in iki kavram kalm1~t1r: Hyle (madde) ve eidos (bi9im) ... Bi<;imsiz: olan özdck, bi9imle ger9ekle~mektedir; e~deyi~le bi9imsiz olan ku ma~ bii;:imlenerek pantolon, ceket, perde, masa örtüsü olacakt1r. /lkneden bunlar m1d1r? .. Bir bak1ma bunlar ilkneden'e pek benzemektedirler: Bunlarstz olu$ olamayacagi i<;in zorunlu olarak oluftan önce var'd1rlar. Özdek, gü9 hälinde .(Os. Bilkuvve) bi9im'dir. (Aristoteles, özdege zorunlu olarak öncelik tamyan bu dü~üncesiyle kat1ks1z bir maddeci görünü ~ündedir). Ceket (bi9im)'le~ecek olan elbette kuma~ (özdek)'ttr. Bi9im, özdegin energeia (ger9ek) häline ge9mesidir. Buysa bir kinesis (hareket) i~idir. Her özdek bir dynamis (imkan)'dir, onu energeia (ger9ek) ktlmak i<;in bir kinesis gerekir. Öyleyse öyle bir devim olmah ki kendi kendisinden önce bulunmastn ve ilk devindirici (Yu. Proton kinoun) o!sun. Bu ilk devindirici, bic;:imlerin bi9imi olan bir noesis noeseos (dü~ünmenin dü~ün­ mesi)'dir ve teksözle Tann (Yu. Theos)'dtr. Aristoteles burada bi9imler bi9imi'nin niteliklerini a~ag1 yukan her Tannct ya da Tann hga varan ögretideki deyimlerle say1p döker: Salt edim'dir, salt tin'dir, bilincin bilinci'dir, kendi kendisine bak1ft1r, kendi kendisini özleyiftir ve ba~kalan... Ancak burada, önemle belirtilmesi geteken, Aristoteles'in parlak bir görü~ü daha gizlenmektedir: Son 9ö-

ARlSTOCULUK

zümlemede özdek'le bi9im bir ve aym $ey olmaktadtr (Yunanca E eskhate hyle kai e morfe tauto: Metafizik, VIII, 6, 19; VII, 10, 27; XII; 3, 8; XII, 10, 8). Aristoteles, ilk bakt~ta ,önce kar~l 91kt1g1 Platon dü~ünce­ ciligiyle sonunda birle~mi~ göründügü halde bu üstün ve ~a~1rt1c1 dü?ünceye gene kendi dogru dü$Ünme yöntemi'yle vanyor. Her varhk, özdeklikle bi9imliligi birlikte ta~tr. -<;ünkü her bi9im, kendisinden daha üstün a~a­ madaki bi9imin özdegidir. iplik, tarladaki pamuga ya da koyunun. s1rtmdaki pöstekiye göre bi9im, kuma~a göre özdek'tir. Kuma~, dokundugu iplige göre bi9im, cekete göre özdek'tir. Bu mant1gm zorunlu sonucu her var ltk'm ve bu arada elbette en üstün varhk'm özdek ve bii;:im'i birlikte ta~1d1g1d1r. Bundan da zorunlu olarak ~u sonu<; 91kmaktad1r: En üstün varltk'm da özdeksel bir yam vard1r. Aristoteles, Metafiziginde, bizzat kendi manttgmm zorunluguna uyarak e eskhate. hyle kai e morfe tauto dedikten sonra 9a8tmn zorunluguna uyarak bu sonu9tan ka9mabil-' mek i9in en yüksek varlt8tn özdeksiz oldugunu tsrar!a belirtmi~tir. Böylesine bir speküläsyona girdikten sonra, nedenleri tamtlanamaycak olan dü~ünsel varsay1mlar stralanmaktadir: Bi9imler bi9imi ya da salt bi9im özdeksizdir. Böyle olunca da hi9 bir ~ey istemez, hi9 bir ~ey yapmaz: . . Özdegi devindiren o degildir, özdek ona özlemi'nden ötürü devinir. Aslmda etkileyen o degildir, etkileyen bu özlem'dir. Özdek, onu özledigi i9in ondan etkilenir. 0, kendisiyle yetinen, kendisine bakan, kendisi i9in dü~ünen'dir. Nesnelere ve insanlara kan~maz, onlann kaderlerini 9izmez. Kader, özdegin ona olan özlemiyle 9izilir. Öyleyse o, bir dogrudan ne- · den degil, bir dolay1s1yla neden'dir. Dogrudan nedenler, ·özdegin bu dolay1S1yla neden'e özleminden dogarlar. Her var olan'm varolmast i9in gerekli dört neden vardtr. Örnegin bir masa varh8tm meydana getirmek i9in tahta (özdeksel neden, Yu. Hyle), yap1c1 (etken neden, Yu. Arkhe tes geneseos), nastl yaptlacagm1 gösteren plän (bi9imsel neden, Yu. To eidos) ve ne yaptlacagt _dü~üncesi (ereksel neden, Yu. To telos) gerekir. Dikkat edilince görülür ki özdeksel neden'in dt~mdaki ü9 neden, dü$ünce, e~deyi~le ruh birliginde tekle~mektedir. Öyleyse özdek ve ruh, dönüp do!a~tp, Aristoteles sisteminde de kar~t kar~tya gelmektedirler. Aristoteles'de ruh, bi9im'le fö;de~tir. Öz:dek beden; bic;:im ruh' tur. Ruh, ü9 basamakhdtr: Bitki ruhu, hayvan ruhu, insan ruhu.".. Her basamak bir üst-


AYDINLANMA

ASAÖIDAN YUKARIYA tekinin özdegidir. Bitkilerde sadece öztimseme ve üreme ruhu vardtr, hayvan ruhu devim-istek-duyum'la belirir ve bitki ruhuna eklenir, us'la bcliren insan ruhuysa kendinden önceki bütün ruhlan ic;:erir. Bitki ruhu hayvanhk bic;:imin özdcgi, bitki ruhunu ic;:eren hayvan ruhu insanhk bic;:imin özdegidir. Bu basamaklarm tabanmda bi9imsiz özdek, tepesindeyse özdt:ksiz bi9im vardtr. Özdek ilk bic;:imleni~indc, ki bu bic;:imler bic;:imi'ne özlemiyle gerc;:ekle~mi~tir, dört ana bic;:imde belirir: Toprak, su, hava, ate~ (dört ana öge). Bu dört ana unsur yerdejfütirme ve farpl$ma'yla c;:e~itlenir ve say1SJz bic;:imlere dönü~erek organik dünya'y1 meydana getirirler. Organik dünyay1 böylece kurduktan sonra, Aristoteles insansal degerleri i~lemeye ba~la­ maktadtr: Politika, ethika, poetika, rhetorika ... insan bir toplumsal varlik'ttr (Yu. Zoon politikon) diyen Aristoteles art1k onun toplum ic;:indeki yerini ve düzenini, törebilimi'ni belirtir. Bu törebilim'in amact, antikc;:ag gelenegine uygun olarak, mutluluk'tur ve bu mutluluk da bilgelikle saglamr. Bilgelik, dü~ün­ me ve tutumla gerc;:ekle~ir. Öyleyse dü~ünsel ve tutumsal erdemleri birbirinden ay1rmak gerekir: Arete dianoethike ve arete ethike ... Ne var ki tutum, dü~ünme'ye dayanmahd1r. insan toplumsal bir varhk oldugundan onun töresel ki~iligi de devlet ic;:inde olu~acakttr. Devlet ~öyle ya da böyle olmu~. bunun önemi yoktur. Önemli olan, devlet'in yurtta~­ lardaki bu töresel ki~iligi geregi gibi geli~­ tiri p geli~tiremedigidir. Yetkin devlet, bu ödevindeki ba~ar1SJyla ölc;:üli.ir. Bk. Mantik. A$AGIDAN YUKARIYA. Eyti~imsel devimin evrimsel nitcligi... Eyti~imsel devim evrimseldir, sürekli bir ilerlemeyi gerc;:ekle~tirir. Bu evrimsel devim, eyti~imsel özdekc;:ilik dilinde a$ag1dan yukar1ya (Fr. De l'inferieur au supericur) deyimiyle dilegetirilir. Alttan üste ve basitten karma1>1ga deyimleri ·de aym anlamda kullamhr. Bu anlamlar eski'yle yeni'de somutlawlar. Dogada ve toplumda her olgunun uz1.m bir gec;:mi~i, e~deyi~le tarihi vardtr. Her olay ve olgu a$agrdan yukarzya dogru bir ilerleme ve yükseli~ deviniminin ürünüdür. Ünlü bir eyti~imci ~öyle der: "Güne~ sistemi bir kozmik tozdan meydana gelmi~­ tir. Bugünkü hayvansal ve bitkisel örgenlikler son derece basit örgenliklerden yola c;:1karak geli~mi~lerdir. Toplum, ilkel komünotelerden toplumsal ya~amm ~imdiki bic;:imlerine gelinceye dek uzun bir yol izlemi~tir. Teknik, ilkel äletlerden günümüzün dev meka-

nizmalarma ula~m1~ttr. Antik dü~ünürlerin ilkel sezi~lerinden yola c;:1kan insansal bilgi c;:agda~ bilime varmt~tir. Doganm, toplumun ve insan dü~üncesinin a$ag1dan yukanya geli~imi yadsmamyacak kadar ac;:1k bir gerc;:ektir". Özdeksel evren ilksiz ve sonsuzdur, ne var ki onun biitün olgu ve olaylar1, yerlerini yeni olgu ve olaylara b1rakmak üzere, sürekli olarak degi~me hälindedirlcr. i~te bu degi~me, son c;:özümlemede, daima ilerleme ve yükselme yönünde gerc;:ekle~ir. Gerici rnetafizik bu ilerlerneyi ve yükselmeyi yads1d1g1 gibi (örnegin metafizikc;:i tarihc;:i Toynbee, "ta· rih bir tekrardan ibärettir" der, oysa tarih hie;: bir zarnan tekrarlanrnaz) yukany1 a~ag1ya indirger. Metafizik yamlg1lann pek c;:ogunun' nedeni budur. Yukan üst, karrna~1k ve yeni; a~agmm, altm, basitin ve eskinin ürünü oldugu halde hie;: bir zarnan a~ag1ya, alta, basite ve eskiye indirgenemez. Unutulmarnahd1r ki elma, elma agacmm ürünüdür ama hie;: bir zaman elma agact degildir. Bk. Geli~rne, A~ma, Devim, Sarmal Geli~irn, Evrim, Eyti~imsel Özdekc;:ilik, Metafizik. A$AGILIK DUYGUSU. (Os. Hissi ednä rnudilesi, Fr. Cornplexe d'inferiorite) Ki~isel güc;:süzlügün bilincine vanlmas1. .. Avusturyah dü~ünür Alfred Adler, Freud kurarnma kar~t, a$ag1lik duygusu kuramm1 ileri sürmü~tür. Adlere' göre insanhk evrirninin güdücüsü bu duygudur. insan, ya~ad1g1 sürece her an özvarhgmt degerlendirrnek ve a~mak istegiyle davramr. Haz duygusu, gerc;:ekte, üstün olma tutkusunun giderilmesinden ba~ka bir ~ey degildir. Üstünlük tutkusunu yaratan da a$a· g1l1k duygusu'dur. Bu duygu, insam üstünlüge dogru iter ve geli~tirir. Adler'e göre, "insanhk tarihi, a~ag1hk duygusunu gidermek ic;:in yaptlan davram~larm tarihidir". insanm davram~lanm belirleyen, Freud'ün sand1g1 gibi haz istegi degil, gerc;:ekte onun da nedeni bulunan üstün olrna istegi'dir. A$ag1l1k duygusu, soydan geien örgen yetersizliklerinden dogar. Bu kuramm da bütün rnetafizik kuramlar gibi, örnegin Fröydcülük gibi, büyük yamlg1s1 tekyanh olu~u ve yersiz genellemelere van~1d1r . Kimi insanlarm ruhsal ya~am· larmda a~agthk duygusunun da elbette rolü vard1r, ne var ki insanhk tarihi hie;: bir zarnan a~ag1hk duygusunu gidermek ic;:in yapt· lan davram~larm tarihi degildir. Ruhbilimde a$ag1lik duygusu (ing. Inferiority feeling) ve a$ag1l1k karma$as1 (ing. Inferiority complex) ayr1 ,terirnlerle dilegetirilmekte v~ birincisi benligin yetersiz görülmesi, ikincisi örgen ye-

tersizliginden ötürü baskzya a!inmt$ deger eksikligi duygusu olarak tamrnlanmaktad1r. Fröydcü psikanalizde de c;:ocugun Oedipus karrna~as1 sonucu gerc;:eklerc uyamarnas1 a$ag1l1k karma$as1 deyimiyle dilegetirilir.

A$KIN. (Os. Müteill, Müteäli, A!i, Ata, Ulyä, Mualla; Fr. Transcendant, Al. Transzendant, ing. Transcendent, lt. Transcendente) Varltgm1 a~an ... Metafizikte i9kin terirni kar~1ttd1r . ilgili bulundugu varhgm gerc;:ekligini ve gücünü a~m1~ olmak anlammt verir. Kant'a göre insan bilincinin, bilgisinin, yapabilecegi bütün deneylerin ötesinde olan kendinde ~ey {numen) a$ktn'd1r. A~km belli bir anlamda fizigi a~an, e~deyi~le metafizik dernektir. Tannbilim, terimi büsbütün ac;:1khga kavu~turur ve onu Tanri anlammda kullamr; insanlarm bütün davram~lan ve eylemleri a$ktn olanlarla yönctilir. Bk. ic;:kin, Deneyüstü. ASMA. Herhangi bir ~eyin olurnsuz yamm eleyip olumlu yamm daha üstün bir düzeyde ger<;ekle~tirme ... Terimi ilkin ilerisüren Hegel, sav'la kar~1sav'm c;:att~masmda, bire~im­ de gerc;:ekle~en elenerek geli$me'yi Al. Aufheben terimiyle dilegetirmi9tir. Hegel mant1gmda savla c;:at19an kar91sav bire9imle a91hr (ya da olumlamayla c;:att~an olumsuzlama, olumsuzlamamn olumsuzlanmas1yla a~1hr). A~Ilm1~ olan, a~t1gmm olumsuz yamm elemi~ ve olumlu yamm koruyup geli~tirerek daha üsti.in bir düzeyde gerc;:ekle9tirmi~tir. Hegel, Mantik adh yap1tmda ~öyle der: "Bilgide ilcrlemeyi gerc;:ekle9tirmek ic;:in gerekli olan, bu manttk yasasmt kavrarnakttr. Bu yasaya göre olumsuz aym zamanda olumludur ya da kar91 durulan ~ey soyut yoklukta s1f1ra ula~­ maz, sadece ic;:eriginin yadsmmasmda s1f1ra ula91r. Sonuc;: ~udur: Yads1ma, belli bir yad. s1ma olmakla, aym zamanda belli bir ic;:erik ta~1maktad1r . Bu i<;erik, yeni bir kavrarndtr. Ama öncekinden daha yüksek, daha zengin bir kavramdtr. <;:i.inkü yadsmrnas1yla ya da kar~1t1yla zenginle9mi~tir. Artik onu ic;:ermektedir ve kendisinden fazla olarak da hem kendisini hem onu ic;:ermektedir. i9te kavramlar sistemi böyle olu~ur ve her türlü d1~ etkiden bag1ms1z olarak sürckli bir akt~ ic;:inde ge!i~ir" (Hegel, Logik, eilt I, Giri9). Hegel'de kavramlarin geli~mesini dilegetiren a~ma terimi, diyalektik özdekc;:i ögretide alt olanla üst olan arasmdaki baglant1y1 dilegetirir ve geli~rne­ nin kesintisiz sürekliligini anlat1r. Ömegin eyti~imsel özdekc;:ilik, dü~üncecilikle <;att9an özdekc;:iligin a$1lm1$ bir bic;:imidir. A~tlrnt~ bir

bic;:im olmas1, a9ttgi° özdekc;:ilikle baglant1S1m gösterdigi gibi onun kar~1tl o!an dü~ünceci1igin olumlu yanlanm ic;:erdigini de gösterir. Bk. Sav, Kar91sav, Bire~im, Hegelcilik. ATOM. (Os. Cüz'ü fert, Fr. Atome, Al., lng. Atom, lt. Atomo) Özdegin bölünemeyen en küc;:ük parc;:as1... Antikc;:ag Yunan dü~ünürü Demokritos (i.Ö. 460-350), özdegin (madde) som ve bölünemeyecek cn kii<;ük parc;:asm1 dü~ünmi.i~ ve buna Yunanca bölünemez anlamma geien atoma admt vermi~tir. Demokritos'a göre atomlar, c;:e~itli bic;:imlerde birbirlerini c;:eken sert parc;:ac1klard1 ve evren bunlardan rneydana gelmi~ti. Örnegin, bir kaya parc;:ast, bir aga<;, bir insan atomlar y1gm1yd1. Demokritos, tannlann bile son derece ince ve saydam atomlardan yaptlm1~ olduklanm ilerisürüyordu ... <;:agda~ bilimde de atorn, sonsuz olarak bölünebilecegi anla~1ld1g1 halde, Demokritos'un özdeksel yap1smdad1r. Atomun, elektron adt verilen parc;:ac1klardan . meydana geldigi ve bu parc;:ac1klarm yogun bir c;:ekirdegin c;:evresinde htzla döndükleri tamtlanm1~t1r. Ortasmdaki yogunla~m1~ özdek, c;:ekirdck ve o c;:ekirdegin c;:evresinde dönen elektronlar atomu te~kil ederler. Bk. Atomculuk. ATOMCULUK. (Os. Cüz'i.i ferdiyye, Fr. Atomisme, Al. Atomismus, lng. Atomism, lt. Atomismo). Nesnelerin bölünrnez parc;:alardan (atorria) mcydana geldigini ilerisüren ögreti... Empedokles, Anaksagoras ve Abdera dü~ü­ nürleri (Leukippos ve Demokritos) bu ad altmda toplamrlar. Bu dü~ünürlere göre, yarattlmam1~, yok olmayan, degi~meyen varltk özdekscl atomdur. Atomculuk, Epikuros'la Lucretius'un arac1hg1yla Gassendi ve Bacon'a ula~arak doga bilimlerinin dogu~unu saglam1~ttr. Bir Rönesans adamt olan Petrus Gassendi, dogayt bir organizma olarak ele alan Aristocu skolastige kar~t, atomculugun getirdigi rnekanist anlay1~1 savunmu~tur. Bu anlayt~a göre doga, atomlarla ve atomlarm harekctleriyle gerc;:ekle~mi~tir. Bk. Atom . A YDINLANMA. (Os. Tenevvür, Fr. Eclairement, Al. Aufklaerung, lng .. Enlightment, lt. Essere illuminato) insamn insanhgma dönü~ü ... Aydinlanma, kläsik anlammda metafizik bir kavramdtr, toplumu insan usu ve dogas1yla di.izenleme amacm1 izler. Bununla beraber aydmlanmacilarm metafizikle, inanc1hkla ve skolästikle verdikleri sava~ insanltgm gerc;:ek aydmlanmasma dogru yol almasmda yararh olmu9tur. Usa dayamna ve güvenme, gi-


'1li!I

A YDINLANMA FELSEFESt

1

'/l llJ„

111111/

1

I'

111111

II

derek, usun nesnel yasalan kavramasma yola9m1~ttr. Kavram, Alman dü~ünürü Immanuel Kant tarafmdan Wast ist Aufklaerung? (Aydmlanma Nedir?) adh yapttmda tammlanmt~ttr. inanma'dan bilme'ye yönelmesi metafizik aydmlanmanm en gü9lü yamdtr. Felsefe tarih9ileri kläsik anlamda iki aydmlanma' nm sözünü ederler. Bunlardan biri eski Yunan'da ger9ekle~en antik aydmlanma, ikincisi XVIII. yüzy1l .aydmlanmas1'd1r. Oysa ger9ek aydmlanma, XIX. yüzytlm ikinei yansmda eyti~imsel ve tarihsel özdek9iligin aytklanmas1yla ger9ekle~mi~tir. insan, ancak o zamandtr ki, kendisini, evrendeki yerini, ne oldugunu ve ne olacagm1, neler yapabilecegini bilimsel olarak ve aytk se9ik anlamt~ttr. Kendisine yabanc1la~m1~ buhman insan, ancak o zamandtr ki, yeniden insanhgma dönmeye ba~Ianu~t1r. Bk. Antik Aydmlanma <;ag., Aydmlanma Felsefesi, Eyti~imsel Özdek9ilik, Tarihsel Özdek9ilik. AYDINLANMA FELSEFESl. (Os. Tenevvür felsefesi, Fr. Philosophie des lumieres) On sekizinei yüzytl felsefesi... Kläsik felsefe tarihlerinde XVIII. yüzytl felsefesine aydmlanma felsefesi ad1 verilir. i.ö. V. yüzytlda da bir antik aydznlanma ya da Grek aydmlanmasz ger9ekle~mi~tir. Her ikisinin de Alman dü~ünürü Immanuel Kant'm tamm1yla aydznlanma (Al. Aufklaerung) ad1yla amlmast benzer tralar ta~1malarmdand1r. Her iki aydmlanmada da inak91hga kar~t 91ktlm1~ ve insan usu bilgi öl9üsü olarak degerlendirilmi~­ tir. Her ikisinde de speküläsyonlara strt 9evrilmi~. insan ve kültür sorunlarma egilinmi~­ tir. Her ikisinde toplumun düzenlenmesi ama9lanm1~ ve bilginin halka yaytlmasma 9ah~1I­ m1~t1r. Grek aydmlanmactlan bilgicilerdi. On sekizinci yüzytl aydmlanmas1ysa ingiliz dü~ünürü Locke'la ba~lar. Hume, Condillac ve Franstz özdek9ileri bu aydmlanmanm önemli temsilcileridir. Daha sonra Kant ve ünlü Alman dü~üncecileri (Fichte, Schelling, Hegel) bu aydmlanmanm geli~tiricisi olmu~lardtr. Ger9ek aydmlanma felsefesi'yse XIX. yüzytlda . ger9ekle~mi~tir. Bk. Bilgicilik, Aydmlan· ma. AYIKLAMA. (Os. Isttfä, intihap; Fr. Selection, · Al. Selektion, Auswahl; ing. Selection, lt. Selezione) Dogal se9im ... Ay1klama terimi, türlerin evrimini inceleyen ingiliz bilgini Charles Darwin'in dogal ayzklama (Os. lst1fäi tabii, Fr. Selection naturelle, Ing. Na. tural selection) kuram1y,la önem kazanm1~ttr.

AYRITÜRDEN Darwin'e göre ya~ama kavgast bir dogal aytk· lama'yla sürüpgider, ko~ullara uyamayanlar ay1klamrlar ve ko~ullara iyi uyanlar türlerini sürdürürler. Ayzklama, piri~ve pirin9 ta~la­ rmda oldugu gibi, iki yanhdtr: Ko~ullara uyamayanlar yokolmak i9in, ko~ullara uyabilenler varolmak i9in ay1klamrlar. Ay1klama'· y1, ko~ullara göre, gü9lülük kadar gü9süzlük de gerektirebilir. Darwin bu konuda ~u örnegi vermektedir: Kanath bir böcek sürüsü kastrgaya yakalanarak denizc sürüklenir ve bogulur, iylerinden kanadt kopuklar kastrgadan kurtularak ya~amakta devam ederler.„ Ay1klama'nm öl9üsü, gü9lülük degil, ko~ul­ lara uymakttr. Bk. Darvincilik.· AYIRDEDiCi NiTELIK. (Os. Stfatt mümeyyize, Fr. Qualite distinctive) iki bireyi birbirinden aytran özellik„. Herhangi bir ~eyin ayirdedici nitelik'i onu benzerlerinden aymr. Ayirdedici nitelik'lerin titizlikle belirtilmesi felsefcde, aytk se9ikligi saglamak i9in, 9ok önemlidir. Bk. Nitelik. AYKIRI DÜ~ÜNCE. (Os. Däväy1 mücerrede, Tahakküm, Garip, Garäbet, Münharif; Fr„ Al. Paradoxe, Ing. Paradox, lt. Paradosso) Gene! dü~ünceye aykm.„ Ayk1r1 dü$ünce terimindeki aykmhk, 9eli~iklik anlammda <legil, genel ve alt~tlmt~ dü~ünceye uymazltk anlammdadtr. <;eli~ik dü~ünce, bi9imsel manttga göre yanlt~ bir dü~üncedir. Oysa ayk1r1 dü$Ünce, dogru olabilen dü~üncedir. Örnegin dünyanm dümdüz oldugu dü~üncesinin yaygm bulundugu 9aglarda dünyamn yuvarlak oldugu dü~üncesi aykm dü$ünce'ydi. Ne var ki bu, her ayk1r1 dü$ünce'nin dogru olabilecegi anlamtna gelmez. Terimin Yunanca kökü, beklenmedik-$awt1c1-olaganüstü-inamlmaz anlamlartm kapsar. AYRIM. (Os. Fark, Tefävüt, Fastl, Tefädül, Tebäyün, Mübäyenet, ihtiläf, Tehälüf, infisäl, Mugayeret; Fr. Difference, Al. Differenz, Ing. Differcnce, lt. Differenza) Bir ~eyi öbür ~ey­ lerden ay1ran nitelik... Mantik terimi olarak ayrzm, cinsleri ve türleri birbirinden aytran ana karakterdir. Örnegin konu~abilme karaktcri, insan türünü hayvan einsi i9indeki bütün öteki türlerden aymr. Buna türsel aynm (Os. Faslt nev'i, Fr. Difference speeifique) denir. Örnegin duygululuk karakteri, hayvan einsini bitki einsinden aymr. Buna da cinsel aynm (Os. Faslt einsi, Fr. Difference generique) denir. Bir de say1sal aynm (Os. Fasb adedi, Fr. Difference numerique) vardir ki

bir türün bireylerini birbirinden aymr. ilk dizgeli manttk91 Aristoteles bu terimle herhangi bir $eyi kendi kendinden ayiran'1 da dilegetirmi$tir. Aristotelese göre örnegin Platon, gen9 ve ya~lt olarak kendi kendinden de ayrthr. Bk, Ayrtmla~ma. AYRIMLA~MA. (Os. Tefäzul, Tehälüf, Temayüz, Teferruk, Tenezzü, Temyiz, Temeyyüz, Tefävüt; Fr. Differenciation, Al. Differenzierung, ing. Differentiation, lt. DifferenziamcntoJ Fark!tla~ma„. ingiliz dü~ünürü Herbert Spencer'e göre aynmla$ma, birtürden ligin ayritürdenlige dogru farkhla~mas1yla ger9ekle~ir. Önce tck örgen olan geli~erek bir9ok örgenler olur ve önce tek örgenin görevi bu geli~erek farkhla~an örgenlerce payla$11tr. Evrim, bu aynmla$malarla ger9ekle~ir. Ruhbilimde de genel davram~lann daha özel bi9imlere dönü~mesi bu deyimle dilegetirilir. Bunun tarn tersi de aynmszzlrk (Fr. Indiffereneiation) durumudur ki örnegin sevin9 ve ac1nm birbirinden ay1rdedilmez bir duruma gelmesini dilegetirir. Bk. Ayrim . AYRITÜRDEN. (Os. Gayr• mütecilnis, Mütegayyirül eczä, Mütegayyirül eins, Mütehalifül eins, Muhtelifül eins; Fr. Heterogene, ing. Heterogeneous, lt. Eterogeneo, Al. Heterogen, Ungleichartig) Ayrt nitelikli tikel!erden meydana gelen tümel... Ayritürden terimi, birtürden'in kar~1tt olarak, ayr1 nitelikli tikellerden meydana geien tümeli dilegetirir. fngiliz dü~ünürü Herbert Spencer, evrimi, "Birtürdenligin ayntürdenlige dönü~ümü" ola-

rak tammlar. Dü~ünür, First Principles adlt yapttmda ~öyle demektedir: "Degi~me, ancak ve yalmz, daha küyük tutarh!tktan daha büyük tutar!thga dogru olan bir degi~meden ba~­ ka bir ~ey olamaz. Mademki biz tarn birtürdenligi hiy bir yerde bulam1yoruz.. Öyleyse dönü~üm, daima daha büyük bir karma~1k­ ltga ya da artm1~ bir 9okbi9imcilige ya da daha fazla ayrttürdenlige dogrudur". Spencer'e göre birtürden olan'dan ayrttürden olan'a dogru ilerleyi~, en ayntürden varhk olan insan' m ilerlemesinde apa91k olarak görünür. Vah~i insanm bacaklari, örnegin, maymununkine benzer ve onunla birtürden'dir. Uygar insanm bacaklar1ysa özelle~mi~ ve ayr1türden olmu~tur. ilkcl insan hayvanla birtürden'ken uygar insan ayntürden'lige dogru geli~mi~tir. Gerek 1rklarm 9ogalmas1 ve gerek bunlarm birbirinden gittiki;;e daha i;:ok ayr1mla~mas1 daha 9ok ayritürdenligi ger9ekle~tirmektedir. Spencer'e göre bu yasa evrensel geli~menin her alamnda ge9erlidir. Y1ld1z!ardan edebiyata kadar dogasal ve toplumsal her alanda birtürdenlikten ayritürdenlige dogru ger9ekle~en bir evrim vardtr. Ayritürden ve birtiirden kavramlart Alman dü~ünürü Immanuel Kant tarafmdan da kavramsa! olarak i~Ienmi~tir. Kant'm ilke olarak ilerisürdügü bu kavramsal anlama göre aym eins kavram1 altmda toplanan özel kavramlar, hem birtürden hem de ayrttürdendirler. Aym eins kavram1 altmda toplandtklarma göre ortak (e~deyi~le birtürden) yanlart olmast gerekir, ayrt öz_el kavramlar olduklarma göre de farkl1 (e~deyi~le ayntürden) yanlart olmas1 gerekir. Bk. Birtürden, Ayrtm, Ayrimla~ma, Evrim.


1111

BASARI ;'III

BAÖI. (Os. Sihir, Fr., Al. Magie, ing. Magie, it. Magia) Dogay1 etkilemek amac1yle yap1lan · i~lem ... Pitagorasc;1hgm ve Yeniplatonculugun etkisiyle antikc;ag Yunan felsefesinin c;ökü~ y11larmda ve ortac;agm son evresinde özellikle ortaya 91kan ve geni~ bir etki alam saglayan bag1c1hk, dogaya etki yapmak ic;in kullamlan gizemci (mistik) i~lemlerin tümünü kapsar. Bag1c1hk, XV. yüzydda Teosofi ad1 altmda toplanm1~ olan simya, astroloji, teürji gibi c;e~itli esrarc1hklan kapsam1~ttr. Bilim ve kültürün geli~mesiyle ispritizma ve manyetizma gibi c;e~itli bag1c1hk oyunlar1, c;ag1m1zda, halkt eglendirmek ic;in panay1r yerlerine göc; etmi~ bulunmaktad1r.

c;ok skolilstik dü~ünürleri ,ibni SinA gibi birc;ok isläm dü~ünürleri, Leibniz ve Kant düzenledikleri ulam cetvellerinde bagmt1'ya ba~ yeri vermi~lerdir. Frans1z dü~ünürü Renouvier' ye göre bagmt1, ulamlarm ulam1'd1r ve ge· risi hep onun c;e~itlerinden ibarettir. Alman dü~ünürü Immanuel Kant da dört ana grupta toplad1g1 ulamlarm en üstünü olarak bagmt1' y1 ilerisürer. Kant'a göre her yarg1, ne türlü bir yarg1 olursa olsun, her halde bir bagmtty1 dilegetirir. Diyalektik özdekc;i dünya görü~ü bagmt1 terimiyle, evrensel bag1mhhg1 dilegetirir. Bunun sonucu olarak da bilgi, mümkün oldugu kadar 9ok bagmt1y1 bilmektir. Diyalektik yöntem, nesneleri, bagmttlartyle birlikte inceleyen bir ara~t1rrna yöntemidir. Her somut bütünli.ik, birbirleriyle ve ayr1ca bagh olduklan bütünle bagmt1h birc;ok parc;alardan meydana gelir. Örnegin ekonorni bilirni, somut bir bütünlük olarak; <leger, üretirn, tüketim, bölü~üm vb. gibi birc;ok bölürnlerden meydana gelmi~tir. Aynca her sornut bütünlük, ba~ka somut bütünlükIerle de bagmtihd1r. Örnegin ekonomik bütünlük, sosyal bütünlükle ili~kilidir. Bundan ötürüdür ki, örnegin üretirni, bütün bu bagmtdarmdan kopanp soyut olarak incelemenin mümkün oldugunu sanan metafizik ve bireyci görü~ler, bu yüzden, yanb~ sonuc;lara varm1~Iard!l"... Bagmt1 (Os. izafet) deyirni, felsefede ili~ki i(Os. Münäsebet) ve görelik (Os. Nisbet) terimleriyle anlamda~tlr. Bk. Bagmttc1hk.

BAÖINTI. (Os. izäfet, Nisbet, Aläka, Münäsebet, Räb1ta; Fr. Relation, Al. Relation, Beziehung; ing. Relation, it. Relazione) iki ya da daha c;ok ~eyler arasmdaki ili~kiler bütünü... insan dü~üncesinin, birbirlerine indirgenemeyen, en genel bic;imlerini saptamak c;abasmdan meydana geien ulam (kategori) dü~üncesinde en önemli yeri alan bic;im bagmh'd1r. Önce, eski Hind dü~ünürü Kanada, bagmt1 (Skr. Samanaya)'y1 alt! ulamdan biri olarak ortaya atm1~t1r. Kanada'ya göre hie; bir varhk, öteki varhklardan bag1ms1z olarak varolamaz. Daha sonra, antikc;ag Yunan dü~ü­ nürü Aristoteles de aym sonuca varm1~. bir varhgm ancak bir ba~ka varhkla bagmt1'h olarak ve ona göre varolabilecegini ileriye sürmü~tür. Örnegin "baba" deyince bir "c;ocuk"un varhgma bagmtt kurulmaktad1r, "büyük" deyince ondan daha "küc;ük" olan bir varhga bagmtl kurulmaktadtr. Aristoteles'den sonra Stoacdar, Yeniplatoncular, orta9agm ·bir-

BAÖINTICILIK. (Os. izäfiyye, izafiyei enfüsiyye, Nisbiyye; Fr. Relativisme, Al. Relativismus, ing. Relativism, it. Relativismo) Görecilik... Bilginin bag1mhhgm1 ilerisüren kläsik ögretilerin ba~mda Alman dü~ünürü Kant' m ele~tiriciligi gelir. Kanta' göre her bilgi bir yarg1d1r, her yarg1 da bir bag1rnhhk ta~tr. Örnegin 1s1, geni~lik, nesne kavrarnlan tek ba~larma birer bilgi degildirler; ancak bunlarm "Is1 nesneleri geni~letir" gibi bir yarg1 meydana getirrnek ic;in birbirleriyle bagmttlt k1Immas1d1r ki bilgiyi gerc;ekle~tirir. Ne var ki bu birle~tirmeyi, kendinde bulunan önsel kabplarm ic;inde, insan akh yapar. Öyleyse bilgi, insan aklma göre'dir. insan akh, kendi kahplarmda meydana getirdigi bilginin gerec;lerini duyular arac1bg1yle d1~ardan altr. Öyleyse bilgi, duyu imkänlanyle s1mrhd1r ve duyu imkanlarma göre'dir. Anadan dogma bir körde renk, anadan dogma bir sag1rda ses bilgisi gerc;ekle~emez. Bilgi, hem akd, hem duyularla bagmt1hd1r. Diyalektik bagmt1c1l1k'a

B 11111 1

BAÖDAD'LILAR. Bagdad'h dü~ünürler.„ ibni Sinä, dü~ünürleri Batth (.4.r. Magribiyyun) ve Dogulu (Ar. Me~rikiyyun) olmak üzere ikiye ay1rm1~, Ebul Ferec ül-Casiliki, Ibn Butlan gibi o s1rada Bagdad'da bulunan Aristocu hekim-dü~ünürleri Bagdad'l1lar ad1yle niteleyerek Batd1 saym1ttr. S. Pines, La Philosophie Orientale, d'Avicenne et sa Polemique Contre les Baglidadiens adh yap1tmda bunu belirterek fbni Sinä'nm Dogulular deyimiyle kenui felsefesini kasdettigini ilerisürmektedir. Bk. isläm Felsefesi. III,

1111111

1111

II!,,

Jl l

göre bilgi, görelilikle salt1k11g1 birlikte ta~1r. mtlam1~t1r. Einstein'm pratikle dogrulad1~ Bilgi görelidir; c;ünkü sürekli olarak geli~mek­ gibi "evren, zaman-mekän-madde bag1mhhgmte, yetkinle~mekte ve dogrulanrnaktad1r. Bilgi dan ibarettir". Bu demektir ki evren özdeksalt1ktlr; c;ünkü her göreli bilgi salttk bilgisel yap1dad1r ve bu özdeksellik kopanlamaz nin dogrultusunda geli~ir, yetkinle~ir ve dogbir bic;imde zarnan ve mekan'1 da kapsamakrulamr. Bütün göreli bilgiler ic;inde salt1k biltad1r. Zamans1z mekan ve mekans1z zaman gi yatmaktad1r. Örnegin dünyanm yuvarlak· dü9ünülemeyecegi gibi zaman-rnekan'stz madltg1 üstüne tarih sürecinde ilerisürülmü~ olan de ve rnadde'siz zaman-mekan da dü~ünüle­ c;e~itli eksik bilgiler, Magellan'm deniz gezimez. Bk. Gene] Bagmtlhhk Kuram1, Özel Basiyle kesin olarak dogrulanmt~tlr. Demek ki gmtihhk Kuram1. bu göreli bilgilerin her biri, pratikle dogrulanmcaya kadar, dünyamn yuvarlakhg1 salt1k BARI$. (Os. Sulh, Fr. Paix, Al. Versöhnung, bilgisini belli oranlarda ta~1maktaydtlar. Göing. Peace, it. Pacificazione) Sava~ kar~ltt reli bilgi, salt1k bilginin bilgi sürecinde her olarak uzla9ma ... Antikc;ag Yunan felscfesin· an biraz daha gerc;ekle~en parc;aland1r. Dede Herakleitos, sava~ (Yu. Polemos) kavramek ki göreli bilgi, salt1k bilgiyi zorunlu m1111 kar91tlarm 9at1~ma's1 anlammda kullanolarak ic;erir. Her eksik bilgide tarn bilginin m1~ttr. <;:eli~kiler bu anlamda bir kavga (Os. bir parc;as1 yatar. Öyleyse pek ac;1kt1r ki göMücädele) ic;indedirler ve bu kavga evrim reli bilgi sürecinde salttk bilgi de geli~ir ve sürecinde geli~tirici bir güc; ta~1r. Ne var ki sürer. ßilgi'nin, tarihsel süreci ic;inde her an bu kavga, insamn insam sömürmesine dayaeksik, tarnamlanmarn1~. kimi yerde yanh~ ve nan ve sadece bu tarihsel somut olaydan dokirni yerde pek dar, teksözle göreli olu~u gan sava$ kavram1yle özde~ degildir. Metafisalt1k bilgiyi yoketrnez. Tersine, salt1k bilgizik dü~ünce sistemine bagh olanlar, ister dünin her zaman ve her bic;imde varoldugunu 9ünceci ve ister özdekc;i olsun, c;eli9kilerden tamtlar. Görüldügü gibi eyti$imsel bagmt1c1dogan bu kavgay1 saltikla~tmrlar ve tarihlik anlay1~1. metafizik bagmt1c1lik anlay1~1mn sel-toplumsal sürecin tümüne yayarlar; buntarn kar~1t1d1r. Metafizik ve idealist bagmt1dan da sava$'m geli9tirici bir güc; olarak sonc1hk bilgiyi öznel sayar ve onun nesnelligisuzca ka<;mtlmaz oldugu sonucunu c;1kanrlar. ni yads1r. Bu anlay1~a göre bilgi ya kesin, Bu genellc~tirrne türnüyle yanh9t1r ve c;eli~­ degi~rnez, salt1k olarak vard1r (dogmacd1k) kisel kavgalann somut-tarihsel olarak incelenya da her insana göre ba~kad1r, degi~ir, salmernesi yamlg1s111n dayamr. Nesnel gerc;egin tJk degildir (~üphecilik) ve bundan ötürü türnüne özgü genel bir yasahhg1 dilegetiren de bilinemez (bilinernezcilik). Bu anlamda bac;eli~kisel kavgay!a (genel c;eli9ki), insanm ingmt1c1l1k deyirni, inakpl1k kar~1tt ve ~üphe­ sam sömürmesine dayamm toplurnsal ili~kile­ cilik'Ie bilinemezcilik'in anlamda~1d1r. Bu anre özgü ayn bir durumun bagda~mazhgm1 lay19m tümüyle kar~1t1 olan eyti~imsel bagmdilegetiren uyu~turulamaz, e~anlamda antagohcthk, bilginin tarihsel oldugunu ve tarihnist c;eli~kisel kavgay1 (özel c;eli~ki) birbirinsel a9amalarmm her birinde nesnel ve birbiden ay1rrnak gerekir. Birincisi eyti9imsel karriyle bagmttlt hakikati ic;inde ta~1yarak iler91thk ve kavga, ikincisi toplumsal kar91thk ledigini bilir; bu anlamda bagmt1cil1k deyimi, ve kavgadtr ki bunlar aym ve özde~ degil$iiphecili!c, inak91!1k ve bilinemezcilik deyimdirler. Kar91thklar arasmdaki eyti9irnsel birlik lerinin türnünün kar~1ttd1r. Bilgi, degi9mez olve sava9 yasast, sadece i9 kar~ztli!dar arasmmad1g1 gibi bundan ötürü salttk da degildir, daki nitelik ayrrl1klari'ndan dogan i9 nitel cvrirnsel a9amalarmda nesnel hakikat1 parc;a i;:eli~ki'lerin geli~irnsel a~dmasmda gec;erlidir. parc;a yans1tarak geli~ir ve bilginin bütün parDemek ki eyti~imsel ic; c;eli9kilerin ban~ ve c;alar1 birbirleriyle bagmtthd1r... Bag1nt1cil1k sava~1yla toplurnsal d19 c;eli~kilerin . ban~ ve deyimi, ili$kincilik ve görecilik deyimleriyle sava~m1 asla birbirine kan~ttrmamak gerekir. ai;ilamda~ttr. Bk. Bagmtt, Eyti~im. Ban~tmlamaz sm1f kar~1tltg1 yokolmakla topIum sava$fmlamaz bir duruma gelir, demek BAÖINTILILIK KURAMI. (Os. izafiyet naki süresiz ve sonsuz bart$ gerc;ekle~ir. Bk. zariyesi, Fr. Theorie de relativite) Alman fi- . <;:eli~me. zik bilgini Einstein'm zaman-mekan-madde'nin bag1mhltgm1 tamtlayan kuram1... Alman fizik BA$ARI. 1(0s. Muvaffakiyet, Fr. Succes, Al. bi!gini Einstein (1876-1955), özel ve genel Erfolg, ing. Success, it. Successo) Bir i~i gebagmttltltk kuramlanyle felsefe alamnda c;ok regi gibi yapma... iyi sonu9'u dilegetirir. Uyönemli sonuc;lar doguran fizik gerc;ekleri tagulay1c1hk (pragmac1hk) felsefesi bütünüyle


BEYiN

BASARISIZLIK ba$ari kavram1 üstüne kurulmu~tur. Yararc1ltk (faydac1hk) felsefesi de dolaylt olarak öyledir. Bu felsefelerin olu~turdugu törebilim anlay1~ma da ba$ar1 törebilimi (Os. Muvaffakiyet ahläkt, Al. Erfolgsethik) denir. Bu törebilim insan davram~lannm iyiligi ya da kötülügünü, önceden saptanm1~ belli ilkelere ya da dü~ünceye göre degil, elde edilen sonu9lara göre öl9er. Bk. Ba~ans1zltk, Uygulay1ci11k, Yararc1ltk, Törebilim.

Jii'l1

BA~ARISIZLIK. (Os. Ademi muvaffakiyet, Fr. Insucces) Bir i~i geregi gibi yapamama ya da bitirememe„. Alman dü~ünürü W. E. Heistermann, pragmac1ltg1 ele~tirirken, "Bilgiyi, ba~an degil, ba~ansizhk ger9ekle~tirir" dü~üncesini ilerisürmektedir. Dü~ünüre göre ba~ar1S1zhga ugrayan ki~i, bunun nedenlerini ara~t1rmak zorunda kaltr; buysa bilme sürecinin belli bir yerde durup kalmasm1 önler. Bk. Ba~an, Uygulay1c1hk. BA~AT. (Os. Hakim, Gälip; Fr. Dominant) Benzerleri arasmda üstün gü9lü ve en etkin olan ... Ruhbilim ve mantlk terimidir. Mant1kta ba$at ira deyiminde kullamltr. Ruhbilimde bir egemenin dileklerini ba~ka ki~ilere benimsetmesine ba$atlama (ing. Domination), egemenlik duygusuna ba$atl1k duygusu (/ng. Dominance feeling), egemence davram~a ba$at davram$ (ing. Dominance behavior), görsel incelemelerde ilk yönelen göze ba$at göz (ing. Leading eye) denir. BA~MAN.

(Os. Mütekaddim, Fr. Primat) Ba~­ ta geien ... Ba$man terimi, 9e~itli nitelikler bak1mmdan üstünlügü ve ba~ta gelmeyi dilegetirir. Örnegin antik9ag Yunan dü~ünürü Platona' göre iyi'nin idesi bütün idelerin, Alman dü~ünürü Kant'a göre irlide bütün insan yetilerinin ve batmt1 bütün ulamlann ba$man'1d1r. Bk. Ba~manltk, Ba~at. BA~MANLIK.

(Os. Tekaddüm, Evveliyet, Tefevvuk; Fr. Primaute) Üstünlük„. Frans1zca, Almanca, ingilizce ve italyancada ba$man r(Fr„ Al. Primat, Ing. Primacy, lt. Primate) terimiyle e~anlamda kulamlmaktad1r. Bk. Ba~­ man. BATICILIK. (Os. Garp91ltk, Fr. Occidentalisme) Dogu ülkelerinde toplumlanm Bati toplumlar1 örnegine göre düzenleme istegiyle XIX. yüzyilda ba~lattlnu~ olan burjuvala~ma aktnu... Bu aktm yanda~lanna Bat1c1 (Os. Garp91, Fr. Occidentaliste) denir. Feodal geri-

kalm1~ltg1 a~arak Avrupa anamalc1ltg1 düzenine katdmak dilegini dilegetirir. Osmanh terminolojisinde 1slahat91l1k (Fr. Reformisme) deyimiyle anlamda~tlr. Bu aktm, anamalc1ltga ge9ebilecek nitelikte olan toplumlarda (örnegin Rusya'da) ger9ekten bir burjuvala~ma istegi, anamalc1hga ge9mesi olanaks1z bulunan toplumlardaysa (örnegin Osmanlt imparatorlugunda) Avrupa devletleriyle onlara katilan i9 egemen sm1flann ortak 91karlarm1 ger9ekle~tirmek i9in bahäne olarak kulland1klan bir slogan niteligini göstermi~tir.

BELiRLEME. (Os. icäb, Täyin, Tahsis, Tahdid, Teayyün, Kay1t, Tasmim, Azim, Tarif, Karar, izalei müphemiyet; Fr„ ing. Determination, Al. Bestimmung, it. Determinazione) Gerektirme„. Belirleme, olumsalhgi ortadan kald1rarak belli bir yönde olu~turma'y1 dilegetirir. Belirlenim, bir varhgm nicel ve nitel karakterlerinin tümünü verir. Belirleme, kar~1ltklt etkiyle ger9ekle~en bir olu~mad1r. Mekanik anlay1~, bir varltgm belirleyicilerini o varhgm nedenleri sayardt. Diyalektik anlayt~, belirleyenin de belirledigiyle belirlendigini meydana koymu~tur. Belirleme ya da belirlenim, mantlk terimi olarak smirlama ve s1mrlanma'y1 dilegetirir. Herhangi bir nesne ya da olay gibi, kavramlar da belirlenmekle s1mrlanm1~, anlam1 saptanmt~, ba~ka · anlamlara kaydmlmast engellenmi~ olur. Bu anlam saptama ve saptanma . deyimleriyle dilegetirilir. Bir ~eyi belirleme onu stmrlama ve saptama, bir ~eyle belirlenme o ~eyle stmrlanma ve saptanmadir. Yakm anlamda ko$ullama ve ko$ullanma deyimleri de ku!lamlmaktad1r. Herhangi bir ~ey belirlenmekle ko~ullanm1~ olur. Bk. Gerekircilik. BELiT. (Os. Mütearife, Fr. Axiome, Al„ Ing. Axiom, lt. Assioma) Bir ger9egi tamtlamak i9in dayamlan tamtlanmas1 gerekmeyecek kadar a91k ilke„. Descartes'91lar ve özellikle Spinoza bir geometri terimi olan beliti felsefeye uygulamt~lardtr. Örnegin Descartes, felsefesini ~u belite dayamaktad1r: Dü$ünüyorum, demek ki varzm... Bu konuda önemli olan ~udur: Ne türlü bir belitten yola 91k1hrsa o türlü bir sonuca varthr. Belitlere dayanan bir felsefe, belitlerin yanlt~ltgt meydana 91kmca, 9öker. Örnegin A'mn A'ya e~it oldugu özde~lik beliti Hegel'in diyalektigiyle ytkilmca bu belite dayanan bütün spekülätif felsefeler 9öküvermi~tir. Hegel, A'nm A'ya e~it olamayacagtm, 9ünkü degi~mekte bulundugu-

nu tamtlam1~t1r. Bk. A9ik, Dekart91ltk, Hegelcilik, Özde~lik, Mantik. BELKiLi. (Os. ihtimali, Fr. Problematique, Al. Problematisch, Ing. Problematic, it. Problematico) Tamtlanmast istendigi ve mümkün görüldügü halde tamtlanmam1~ sorunlann nitcligi... Örnegin, Merih yddtzmda insanlar bulunabilir, bir dörtgen iki e~it ü9gene ayrtlabilir„. Son örnekte görüldügü gibi belkili sorunun hemen tamtlanmas1 da mümkündür. Felsefe, belkili sorunlarla geli~mi~tir. BELLEK. (Os. Häf1za, Fr. Memoire, Al. Gedaechtnis, Ing. Memory, lt. Memoria) Ge9mi~i saklama ve yeniden meydana getirme yetisi... Ansal bir i~lemdir, bir bilin9 i~idir ve insana özgüdür. Hayvanlarda ger9ekle~­ memekle am ve ali$kanl1k'tan, otomatik olmamakla 9atrz$1m'dan aynhr. Bk. Ah~kanltk, <;agr1~1m, Bilin9. BEN. (Os. Ene, Fr. Moi, Al. Ich, /ng. Myself) Bireyin öznel bütünlügü... Bireyin bilin9sel ve ruhsal bütün i~lemleri ben kavram1yle dilegetirilir. Ruhbilimde bilin{in özde~idir. Öznel idealist sistemler, bütün nesnel ve toplumsal olgulan ben'e indirgerler. Bk. Tekbencilik, Dekart<;:thk, Ampirio-kritisizm, Varolu~<;u­ luk, Yeniolguculuk. BENCiLiK. (Os. Hodkämhk, Fr. Egoisme, Al. Egoismus, Ing. Egoism, lt. Egoismo) insamn bütün 9evresini kendi yaranna uydurma istegi... Bencilik, ba~kalarmm zararmdan sevin<;: duyma olmadtgt gibi, insamn kendi benligini büyütme duygusu da •(egotizm) degildir. Ruhbilime göre bencilik, korunma i<;:güdüsün, den dogar. Toplumsal egilimin temeli de dayam~ma, ortakla~ma, yard1mla~ma gibi bencilik gerekleridir. Özgecilik, ancak toplumsal i<;:güdünün geli~mesi sonunda belirir. Bencilik, bireyin, özgecilik toplumun ürünüdür. Ancak özgeciligin geli~ebilmesi toplum düzeninin ko~ullarma bagltd1r. Bk. Özgecilik. BENic;lNCiLiK. (Os. Lil-eneiye, Fr. Egocentrisme) Her ~eyi kendi benligine indirgeme egilimi... Felsefede, insamn kcndisini evrenin merkezi ktlmak ve görmck egilimi olarak kullamlmaktadtr. Örnegin egzistansiyalizm bu anlamda bir beni9inciliktir. Beni<;:inciligi, bir insamn kendisini degil de, insan denilen varltg1 evrenin merkezi saymas1 anlammda kullamlan insani9incilik (antroposantrizm)'le kan~t1rmamaltd1r. Bk. insani9incilik.

BETiMLEME. (Os. Tasvir, Fr., Ing. Description, Al. Beschreibung, lt. Descrizione) Söz ya da yaz1yla tasanmlama... Mantik terimi olarak, herhangi bir ~eyi dt~ 1ralanyle tan1mlama'y1 dilegetirir.' Bk. Tamm. BEYiN. (Os. Dimag, Fr. Cerveau, Al. Gehirn, ing. Brain, it. Cervello) Duyu uyamnlannm ahc1s1... Beyin, sinir sisteminin merkezidir. insamn tinsel (dü~ünme, hat1rlama vb.) ve tensel (sindirim, solunum vb.) bütün yönetimi beyinde olupbiter. Bütün duyumlar beyinde toplamr ve orada i~lenir, yorumlamr, birle~tirilir. Büti.in duyumlar kendisinde topland1g1 halde beynin kendisi duygulu degildir, dokunulunca ac1maz. Beynin <;:e~itli noktalan hafif elektrik aktm1yla uyanlarak ne i~e yarad1klar1 saptanm1~tlr. Örnegin belli bir noktanm uyanlmas1 bir anmm hattrlanmas1111, ba~kn bir noktamn uyanlmas1 bir sesin i~itilmesini, daha ba~ka bir noktanm uyanlmas1 bir 1~1gm görülmesini vb. saglam1~tlr. Omurgah hayvan, beyni geli~erek insanla~­ m1~t1r. Beynin geli~mesi, el-dil diyalektigiyle ger9ekle~mi~tir. Canh örgenlikte hayvansal ya~am döneminin degi~ik <;:evrelere uyarak ya~am1 sürdürme zoruniugundan olu~an beyin, hayvansal yap1da, morfolojik bir evrimle dcgil, i~levsel yeteneklerin r;:ogalmas1 ve ilerlemesiyle geli~mi~tir. Dü~ünme ve dü~ünce insan örgenliginde geli$en beynin fonksiyonudur. Pavlov deneyleriyle doruguna ula~an ya$ambilimsel <;:alt~nialar bu gerr;:egi kesinlikle tamtlam1~tlr. Demek ki doga tarihinin belli bir a~amasmda meydana geien ve gene belli bir a~amasmda geli$iP dü~ünebilen beyin (e~deyi~le dü~ünce ve bilinr;:) ikincildir ve dogadan önce bir beyin (e$deyi~le dü~ünce ve bilin<;:) tasar1mlamak metafizik hayalcilikten ba~ka bir ~ey degildir. Doganm ve özdegin birinciligi, beynin ve bilincin ikinciligi felsefenin, iki büyük dünya görü~ünü (idealizm ve materyalizm) birbirinden ay1ran temcl sorunudur. Dil$ilnme ve dü~ünce sadece insan örgenligine özgüdür. Bir aga<;:, bir ta$ dü~i.inemedigi gibi, insandan ba~ka hi9 bir canh örgenlikte bilin<;:sel belirtiler yoktur. insan örgenliginde de beyinden ba~ka hi<;: bir örgen dil$ilnemez. Ne var ki beyin, bir dü$Ünme örgeni oldugu halde, kendi ba~ma en kü<;:ük bir di.i~ünce bile olu~turamaz. Pü~i.in­ me ve di.i~ünceyi olu~turan, beyinde toplanan sinirler arac1ltg1yla dt~ dünyadan geien ve beyinde yans1yan i~lemlerdir. Dü~ünce, d1~ dünyanm, C$deyi$1e özdeksel ve nesnel ger9egin bir yansJSJd1r. Beynin yap1s1 ve i$leyi$i


Bi<;iM

Bh.GELiK

alanmdaki bulgular, metafizik ve idealist ruh tasar1mm1 da kökünden y1km1~t1r. insan ölüp özdeksel heden beyin örgeniyle birlikte yokolunca insanm bilinci ve ruhsal ya~am1 da yokolur. A. 1. Herzen ~öyle der: "Ruhun bedensiz ya~ayabilecegini söylemek, kara kedinin kara rengini odada b1rakarak dt~an 91kabilecegini söylemekten farks1zd1r". Bk. Us, Pavlovculuk.

dmr ya da engeller. Aym öz c;:e~itli bic;:imlerde geli~ebildigi gibi aym bic;:im c;:e~itli özleri yaptla~ttrabilir. Eyti~imsel özdekc;:iligin bu konuda ortaya koydugu c;:ok önemli bir bilgi de bii;im'in, özsel bir dt~ltk degil, özi.in ic;: yap1sm1 temsil ettigi ölc;üde onun gerc;:ek bir parc;ast olu~udur. Bk. Bic;im ve Öz, Öz ve Olgu, Bic;:imcilik, Bic;:imci Ruhbilim, Öz, Bic;:imbilim, ic;:erik ve bic;:im.

BiCiM. (Os. $ekil, Sfiret, Nevi, Hey'et, Temsil, Remiz, Mecäz, istiare, Kinäye, Sureti häriciye, Bediai läfz1ye, Bediai mäneviye; Fr. Forme, Figure; Al. Form, Figur, Schluss, Gestalt; ing. Form, Figure, Shape; it. Forma, Figura) Sm1rlanmakla belirlenmi~ özdek ya da uzay„. Antikc;:ag Yunan felsefesinde bii;im kavram1, ilkin Anaksagoras felsefesinde önem kazanm1~ttr. Anaksagoras'a göre bi9im, evrensel olu~mada düzenlenmemi~ özdek (Yu. Khaos) kar~1t1 olarak diizenlenmi~ özdek i(Yu. Kosmos)'tir. Aristoteles ünlü eidos (bic;:im) kavrammm diizenleyicilik ve yetkinle~tiricilik anlamlanm Anaksagoras'dan almt~ olsa gerektir. Aristoteles, deyimi, nesnenin niteliklerinin tiimü anlammda ve özdek'le ir;erik kar~ttt olarak kullanmaktadtr. Ona göre ilk özdek (Yu. Prote hyle) bii;im'sizdir ve sadece bir güi; (Yu. Dynamis)'tür; onu edim (Yu. Energeia)'e gec;irip gerc;ekle~tiren, görünümlü ve yetkin k1lan bii;im (Yu. Eidos)'dir. Bic;:im, özdegin gerc;:ekle~mesidir, gerc;ek olmayanm ger9ek häline gec;mesidir. Bic;:imsiz olan özdek bic;:imle gerc;:ekle~mektedir; e~deyi~le kuma~ bic;:imlenerek pantolon, ceket, perde, masa örtüsü olmaktadtr. Evrendeki her var!tk, bic;:im kazanmt~ olan bir özdektir. Demek ki her varhgm bir özdegi, bir de bic;imi vardtr. Özdek, güc;: hälinde (Os. Kuvve hälinde) bulunan bic;:imdir. Demek ki her var!tk, kendinden daha yetkin olan varhgm özdegi ve her yetkin varhk, kendinden daha az yetkin olan varltgm bic;:imidir. Eyti~imsel özdekc;:i mant1kta bii;im, ic;erigin (öz'ün) yap1s1d1r ve yüzy1ltm1za gelinceye kadar samlageldigi gibi onun kar~ttt degil, tersine, onun s1k1ca bag1mlts1d1r. Bic;:im ve ic;:erik (öz) ancak birlikte varolabilirler, bic;:imsiz öz olamayacagt gibi özsüz bic;im de olmaz. Bu bag1mlthkta ic;erik (öz) temel, bic;:im ikincildir. Cünkü belirleyici olan özdi.ir, özün c;:eli~kileri onu geli~tirirler, geli~en öz · de yeni degi~imlerine göre bic;imini etkiler ve degi~tirir. Bic;:im, öz tarafmdan meydana getirilmekle beraber yaratlc1s1yla kar~1hkh etki ili~kisi ic;:inde bulunur, bu etkisiyle özünün geli~mesini htzlan-

Bi<;iMBiLiM. (Os. $ekliyät, Mebhasül e~käl, Te~rihi tavsifi, E~käli madde ve ecsäm; Fr., Al. Morphologie, ing. Morphology, it. Morfologia) Ce~itli alanlardaki bic;:imleri ve bic;:imlenmeleri inceleyen bilim„. Bii;imbilim, fi. loloji alanmda sözcüklerin bic;:imlerini inceleycn bir dilbilgisi koludur, Spengler'e göre kültür ve tarih felsefesidir, ya~ambilim alamnda hayvan ve bitki türlerini bic;:imleri baktmmdan s1111flar ve bunlann bic;:imsel degi~im­ lerini inceler. Bk. Bic;:im, Bic;:imcilik. BiCiMCiLiK. (Os. Suriyye, $ekliyye, Suretiyye, Mezhebi suriye; Fr. Formalisme, Al. Formalismus, ing. Formalism, it. Formalismo) Bic;:im'i öz'den üstün tutan ögretilerin genel ad1.„ Antikc;:ag Yunan dü~ünürü Aristoteles· mant1gmda ve metafiziginde, Alman dü~ünürü Kant törebiliminde, Alman dü~ünürü Herbart estetiginde vb. bic;:imci'dirler. Sanat alanmda sanat, sanat ii;indir (Fr. L'art pour l'art) görü~ü de bic;:imci bir görü~tür, c;:ünkü sanatsal bic;:imi dü~ünsel öz'e üstün tutar. Bu dü~ünceye göre, sanat, bir;imdir (Fr. L'art est une forme). Herbart da estetiginde güzel'i bic;:imde bulmaktadtr. Burjuva toplumunun soyut sanat anlay1~1, kübizm, gerc;:eküstücülük, dadaizm, pürizm, fovizm, ta~izm vb. gibi hemen bütün sanat aktmlan bic;:imcidirler ve sanatm özsel niteligini yads1yarak bic;:imi üstün tutarlar. Bii;imcilik, bic;:imle öz ili~kisin­ de bii;imin rolünü abartan ya da onu tek gec;:erli <leger ktlan yanh~ bir tutumdur. Bu yanh~ tutum, aym zamanda zarar vericidir. Öyle bir taria dü~ünün ki ekimin bütün bic;:imsel gereklcri yerine getiriliyor; nadazlamyor, sürülüyor, gübreleniyor, sulamyor. Ne var ki ic;:ine tohum attlm1yor. Bu tarladan ürün ahnabilir mi? Bir yarg1 dü~ünün ki yarg1c;:, hukukun bütün bic;:imsel kurallarm1 titizlikle uyguluyor, ne var ki dävänm gerc;:eklerle aydmlattlmasma önem vermiyor, bu yargt tüzeyi gerc;:ekle~tirebilir mi? ic;:erikten, özden yoksun ya da i<;erigi önemsenmemi~ bic;:im, zorunlu olarak metafizige ve idealizme dü~er. Bk. Bii;:im, Bic;:im ve Öz, ii;:erik ve bic;:im.

BiCiMCi RUHBiLiM. (Os. ~ekil ruhiyätt, Fr. Psychologie de la forme, Al. Gestalttheorie, ing. Gestalt psychology) Bütünsel yapmm kendisini meydana getiren parc;:alardan bag1ms1z bir varhgt oldugunu ilerisüren ve fizik varltklar kadar ruhsal varltklarm da böylesine bag1ms1z bic;:imleri bulundugunu savunan ruhbilim ögretisi... Alman ruhbilimcileri Wolfgang Köhler'le Koffka'nm ortaya att1klar1 ve Franstz ruhbilimcisi Paul Guillaume' un geli~tirdigi bic;:imci ruhbilime göre pa,rc;:a parc;:a duyumlardan meydana gelmi~ bir ruh durumu, arttk o par9alardan bag1ms1z bir yapt kazamr. Daha ai;:tk bir deyi~le, zihnin karma~tk olaylanm ac;:1klamak ic;:in, parc;:a duyumlarm bilgisi degil, bütünsel ruh durumunun bilgisi gereklidir. Bic;:imi yaratan, parc;:alann ya da ögelerin toplam1 degil, biitünsel bic;:imle olan ili~kileridir. Duyumlardan meydana gelmi~ bir bile~iklik, zihnin karma~tk yap1s1111 ac;:1klayamaz. Franstz dü~ünürü duyumcu Condillac'tan c;:ag1m1za kadar sürüpgelmi~ bulunan eski ruhbilim anlayt~ma göre anhksal olay, duyumlarm anltkta yeniden tasarlanmas1 ve bu tasanmlann da 9agn~1m yasalarma göre birbirlerini c;:ag1rmalar1yla olu~urdu. Oysa bu görü~, Süleymaniye cämiini üst liste dizilmi~ ta~lar y1gmmdan ibäret saymakla birdir. Süleymaniye cämiinin, kendisini meydana getiren parc;:alardan bag1ms1z bir varhgt vardtr ki onu Süleymaniye cämii eden i~te bu varhkttr. Bu konudaki bilgi, parc;:alann bilgisi degil, bütünün kendisinin bilgisidir. Nitekim bilmedigimiz bir sözcügün bütün harflerini elde etmekle o sözcügü kuramaytz, buna kar~t bir melodiyi ba~ka bir tonda dinlesek de bütn sesler degi~mi~ oldugu halde onu hemen tanmz. <;ünkü birinci örnekte bütünsel yap1y1 bilmemekte, ikinci örnekteyse bilmekteyiz. Öyleyse bii;im (Fr. Forme) ve yap1 (Fr. Structure), kendisini meydana getiren parc;:alarm verimi degil, onlardan büsbütün bag1ms1z bir varhkttr. Bu varltk, ba~­ kaca hie; bir varhga indirgenemez. Ancak, gerc;:egin birbirinden c;:ok ba~ka olan c;:e~itli bölgelerinde aym olabilen genellikler tasarlanabilir. Bu bag1ms1z yap1, sadece fizik varltklar ic;:in degil, ruhsal varl;klar ve örnegin töresel ülküler ic;:in de gec;:erlidir. Gücün yap1s1, bozulan dengeyi yeniden kurmay1 ve dengenin devam1111 nastl gerektirirse töresel ideal de kendi engelleriyle öylece sava~1r ve yap1s1111 korur. Özet olarak, ansal i~levlerin, pari;a hälindeki duyumlardan degil, insamn ruhsal yaptsmda bulunan bütünsel bii;imler meydana getirme yetisi'nin yaratt1g1 ruhsal

bütün'lerden gerc;:ekle~tigini savunan ruhbilim alanmdaki bic;:imcilik, Husserl'le Avenarius -Mach idealizmine dayan~. insam c;:evresinin özdeksel ko~ullanndan ay1rma ve sadece ruhsal bir yap1 häline getirme amacm1 güden bu anlayt~m dil alamndaki savlarma da yap1salcil1k (Fr. Structuralisme) denir. Fizik, fiz. yoloji, ekonomi vb. gibi bilim dallarma da yayt!an gestalt (bic;:im) kavramt, ilkin Prag Üniversitesi profesörü olaybilimci Christian von Ehrenfels (1859-1932) tarafmdan ortaya attlmt~ttr. Bu ruhbilim anlay1~1, özellikle Pavlov deneyleriyle kökünden c;:ürütülmü~tür. Bii;imci ruhbilim ya da bii;im ruhbi/imi, dü~ünceci (idealist) bir ak1md1r; ruhsal olaylan öznel yasalarla c;:özümlemeye c;:alt~maktad1r. Bk. Bic;:im, Bic;:imcilik, Olaybilim, Ampirio-Kritisizm. BiCiM VE ÖZ. (Os. Suret ve mähiyet, Fr. Forme et essence) Varltgm birbirinden kopanlmazcasma bag1mlt bulunan iki yam„. Her bic;:im bir özün ürünüdür, her öz de bir bic;:im ic;:inde sürüpgider. Bic;:imle öz (ic;:erik) birbirinin aym degildir, ama birbirinden ayrt da degildir, birbiriyle bag1ml1'd1r. Bu eyti~im­ sel bagnnhltk, birinin varltgmt ancak öbürünün varltg1yla olanak!t k1!ar. Bic;:imsiz öz olamayacagt gibi özsüz bic;:im de olmaz. Metafizik, varltgm bu s1k1ca bag1mh iki yamm birbirinden aytrmak ve birbiriyle kar~1tla~t1r­ makla birc;:ok yamlgt!ara dü~mü~tür. Bic;:im bir özün görünü~ü, öz bir bic;imin gerc;:egidir. Bu dogal bag1mlthk, ancak eyti~itnsel özdekc;:i dü~ünce sisteminde dilegetirilmi~tir. Eyti~imsel yöntem bic;:imden öze, görünü~ten gerc;:ege varma yöntemidir. Aym öz degi~ik bic;:imler alabilecegi gibi degi~ik özler aym bic;:imde görünebilir. Dogada ve toplumda öz degi~irken bic;:im ya da bic;:im degi~irken öz bir süre daha degi~meden kalabilir. Bir ~eyin bic;:imi, o ~eyin özünün devim tarz1d1r. Bic;:im, özün devimini sm1rlay1c1 olarak belirleyebilecegi gibi geli~tirici olarak da belirleyebilir. Üretim bi9imlerinde oldugu gibi önce geli~tirici olurken sonra s1111rlay1c1hga da dönü~ebilir. Bk. Bic,:im, Öz, ic;:erik ve bic;:im. BiLGELiK. (Os. Hikmet, Rü~tü kiyäset, ilmü märifet, Basiret Akt!, i!im, Felsefe; Fr. Sagesse, Al. Weisheit, ing. Wisdom, it. Saggezza) Bilgililik„. Bilgelik terimi, tarih boyunca c;:e~itli anlamlarda kullantlm1~t1r. Felsefenin ilk ad1 bilgelik'ti. Antikc;:ag Yunan felsefesinde bilgelik, akla uygun davranmak'tt. Sokrates bu terimi kendini tammak anlammda kulland1. Stoactlara göre bilgelik, dogaya


1

1111 11

BiLGiCiLiK

BiLGi uygun davranmak't!r. Törebilim bu terimi tutkulara kapzlmama anlamma c,:ekmi~tir. Bilgelik, bilgenin niteligi olduguna göre, aym zamanda ahli\khhg1 ve örnek insanhg1 da ic,:erir. Epikuros'a göre de bilgelik erdem yoluyla vanlan yüksek bir sars1lmazhk (Yu. Ataraksia) durumudur, salt dinginlik ve ald1rmazhktrr. Tannbilimsel anlamda bilgelik, Tannltk bir niteliktir ve Tanr1'ya özgüdür. Felsefesel dü~ünceye, ünlü yedi bilgesinin -ki ilk Yunan dü~ünürü Thales de bunlardan biriydi- özdeyi~leriyle ba~lam1~ olan antikc,:ag Yunan felsefesi bir bilgelik felsefesidir ve bilgelik anlay1~ma göre bilgelik erdemsel ülküyü gerc,:ekle~tirir, en üstün iyi'dir ve mutluluktur. Bilgelik tarihsel bir olgudur ve c,:agda~ bilginlik (Alimlik)'le kan~tmlmamahd1r. Bk. Erdem, En Üstün iyi, Mutluluk. BiLGt. (Os. Mälumät, ilim, irfän, Märifet, Vukuf; Fr. Connaissance, Al. Erkenntnis, Kenntnis; ing. Cognition, Knowledge; it. Cognizione, Conoscimento, Conoscenza) insanm, toplumsal emegiyle meydana c,:1kard1g1 nesnel dünyamn yasah ili~kilerinin, dü~ün­ cesinde yeniden üretimi... insanla c,:evresi arasmda kurulan ili~ki, e~anlamda bilgi, ilk dü~üncelerden bu yana c,:e~itli ac,:1lardan degerlendirilmi~tir. Kimileri bu ili~kinin asla kurulamayacagm1, kimileri k1smen kurulabilecegini, kimileri ancak Tanr1sal düzeyde kurulabilecegini, kimileri · de bagmtth olarak her an kurulmakta oldugunu ilerisürmü~lerdir. Bilgi'nin kaynag1, özü ve smm üstündeki ara~tlrmalar c,:e~itli ögretiler dogurmu~tur. Usc,:uluk, görgücülük, deneyselcilik, sezgicilik, ele~tiricilik, ku~kuculuk, bilinemezcilik, olguculuk, uygulay1c1hk, inakc,:1hk, inanc1hk, olas1c1hk, anhkc,:1hk, irädecilik, dogu~tanc1hk, bilgicilik vb. bilginin insan ic,:in olanakh olup olmad1g1 yolunda savlar ilerisürmü~ ögretilerdir. Antikc,:ag Yunan dü~üncesinde bilgiciler ve ~üpheciler bilginin olanaks1z bulundugu kamsmdaydilar. Sokrates de fizik bilginin kesin olmad1gm1, kesin bilginin ancak törebilimsel alanda gerc,:ekle~ebilecegini ilerisürmü~tür. Bilinemezcilik genel ad1 altmda toplanan Kant idealizmi, Comte pozitivizmi, Spencer evrimciligi, Heidegger ve Sartre egzistansiyalizmi, Camus sac,:mac1hg1 aym kamy1 sürdürüp c,:ag1m1za kadar getirmi~lerdir. Bunlara kar~t bilginin olanakh bulundugunu ilerisüren ögretiler, bilginin nastl elde edilecegi konusunda iki büyük kampa aynltrlar. U si;:ular genel ad1 altmda toplananlar bilginin dogu~undan beri insan usunda varoldugunu, duyumcular genel ad1 altma toplanan-

Iar bilginin ancak duyular1m1zla elde edilebilecegini savunurlar. Bilginin insandan bagmmzhgm1 ve kendini kendisiyle belirledigini ilerisüren, Platon ve Hegel'in nesn~l dü~üncecilikleri gibi ögretiler de vard1r. Ingiliz dü~ünürü Spencer'in üc,: türlü bilgi bulundugu yolundaki sav1 bir bilgi sm1flamasma yolac,:m1~tlf. Spencere' göre bu üc,: türlü bilgiden biri halksal bilgi (Os. Avämi bilgi, Fr. Connaissance vulgaire)'dir ki dagmtk ve günlük bilgilerdir, ikincisi bilimsel bilgi (Os. ilmi bilgi, Fr. Connaissance scjentifique)'dir ki bu dagm1k bilgilerin kendilerine özgü bilim dallarmda birle~tirilip yasalara baglam~mdan elde edilmi~ bilgilerdir, üc,:üncüsü f el~efesel bilgi (Os. Felsefi bilgi, Fr. Connnaissance philosophique)'dir ki bilimsel bilgileri evrensel bir yasada birle~tirmi~ olan bilgidir. Sanat kuramcilart Spencer'in bu savma dördüncü bir bilgi sm1f1 olarak heyecansal bilgi (Os. Heyecäni bilgi, Fr. Connaissance emotionnelle) 'yi katm1~lard1r ki bu deyimle sanatsal kavray1~1 dilegetirirler. Ruhbilimsel ac,:1dan bilgi, ruhsal bir i~lev olarak nitelenir ve duygululuk' la etkinlik'e kar~1t tutulur. Duyularla ya da anhkc,:a bilinip tanmmt~ olandtr. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde Fr. information (haber alma) kar~1hg1 olarak da önerilmi~ ve ögrenme, ara~­ tzrma ya da gözlem yoluyla edinilen gerei;:kler deyi~iyle tammlanm1~t1r. Aynca davram~ ruhbiliminde bir uyaramn ipucu görevini yapan yönü de bilgi deyimiyle dilegetirilmektedir. Bundan ba~ka ruhbilim dilinde szmflandmlmaya elveri~li nesneler toplulugunun niceliksel yönü bu deyimle adlandmhr. Mantik ac,:1smdan bilgi, önermelerin ve yargilarm gerc,:eklige uygunlugunu dilegetirir. Örnegin "bir dörtken, dört kenarhd1r" önermesi ve yarg1s1 bilgi'dir, c,:ünkü gerc,:ege uygundur; buna kar~t "bir dörtken, üc,: kenarhdir" önermesi bilgid1~1d1r, c,:ünkü gerc,:ege uygun degildir. "Doga hie,: bir makine, lokomotif, demiryolu, elektrikli telgraf vb. yapmaz. Bunlar, insan c,:ah~mast­ nm ürünleridir. Bu c,:ah~mayla dogal özdekler, insamn dogaya egemen olmas1 ya da doga üstündeki c,:ah~mast ic,:in gerekli arac,:lara dönü~tü­ rülmü~lerdir. Bunlar insan eliyle yarattlm1~ olup insan zihninin arac,:land1r, e~deyi~le bilgi'nin maddele~mi~ gücüdürler. Anamalm geli~mesi, genel toplumsal bilgi'nin ne ölc,:üde bir üretim gücü oldugunu ve böylece toplumsal ya~am süreci ko~ullarmm ne ölc,:üde genel zekänm denetimi altma almd1gm1 ve ona uygun olarak kuruldugunu göstermektedir. Bu geli~me, aym zamanda, üretimin toplumsal ko~ullarmm sadece bilgi bic,:iminde degil, top-

Jumsal ya~am sürecinin dogrudan arac,:lart olarak da ne ölc,:üde üretildiklerini göstermektedir". Daha ac,:1k bir deyi~le bilgi, dogada haztr degildir, dogada nesneler ve olaylar vardtr ama bilgi yoktur, bilgiyi yaratan ve üreten doga üstündeki c,:ah~mast ve bu c,:ah~ma­ ya dü~üncesinin katk1s1yla bizzat insanm kendisidir. Metafizik, idealist ve TannQ.ilimsel varsaytmlar bir yana, bilimsellige pek yakla~1111~ olan duyuinculuk bilgi'yi bireysel deney' in ürünü olarak tammhyordu. Ne var ki bu bireysel deneyin algtlanm düzenlerken kullanmak zorunda bulundugu kavram ve ulamlart nerede buldugu ac,:1klanam1yordu. <;ünkü bu kavram ve ulamlar, bireysel deneyin degil toplumsal deney'in binlerce ytl i~leye i~­ leye olu~turup haz1rlad1g1 ürünlerdi. insan pratiginin toplumsal karakteri belirtilmeden hie,: bir bilgi ac;:1klanamaz. insanm toplumsal 9ah~mas1yla elde ettigi bilgi, doganm bilinc,:te yans1ttlmas1d1r. Oysa bu, aynanm dogayt yans1tmas1 gibi basit bir fiziksel yansttma degil, birtaktm karma~1k i~levleri gerektiren bilinc,:sel bir yans1tmad1r. Bilgi, nesnenin kendisinden ba~lar. Duyularla algilamr. insan bilincinde c,:e~itli soyutlamalara ve bire~imlere ugrar. Kavramla~tr, ulamla~1r, yasala~1r. Sonra yeniden dogaya, nesneye döner ve kendini pratikle denetler, . dogrular. insan bilincinde kavramla~an, ulamla~an, yasala~an yanst yeniden dogaya dönerek praiikle dogrulanmadtk-. c,:a bilgi olmaz. Bilgi, somuttan gelir ,osyuttan gec,:er ve yeniden somutta gerc,:ekle~ir. Duyulur veriler sm1rhd1r, örnegin 1~1gm saniyede i.ic,: yüz bin kilometre h1zla ko~tugunu bildirmezler. Bunu biz dü~üncemizde tasar1mlar1z. Ama bu, bilginin ancak soyut dü~ün­ cemizde ve tasanmlar1m1zda oldugu anlam1na gelmez. <;ünkü soyut dü~üncemizin tasar1mlanm hem duyularla algtlad1g1m1z nesneIerden esinlemi~, hem de yapttg1m1z äletlerle bu tasanm1m1z1 nesnel dünyaya aktaran:k pratikle dogrula1111~1zd1r. Bu dogrulamay1 gerc,:ekle~tirememi~ olsayd1k, 1~1gm tasarlad1g1m1z hlZI bir bilgi degil bir bo$SÖz olurdu. Nitekim nesnel dünyada insanm tasar1mm1 a~an gerc,:eklikler de vard1r. Örnegin mezonlar gibi kimi elemanter zerrelerin varltk süreleri saniyenin yüz milyonda biri kadar tahmin edilmektedir ki hie,: bir insan bu niceligi tasar1mlayamaz. insamn pratik eylemi olan biIimler bu duyud1~1 · ve tasanmd1~1 olgulardan eylemsel sonuc,:lar c,:tkanrlar ve onlan pratikte kullamrlar. Bilgi, her zaman tam'hgm dogrultusunda ilerleyen eksik ve tamamlanmam1~ bir sürec,:tir, her zaman da böyle kalacakt1r. Ama bu da, hie,: bir zaman tarn (kesin, bit-

mi~. salttk) bilgiye eri~ilemeyecektir anlamma gelmez. <;ünkü her eksik bilgi tamhgmt, ba~­ ka bir deyi~le her göreli bilgi salt1khgm1 ic,:ermektedir. Tamhk eksikligin, salttkhk göreliligin ic,:indedir. Örnegin l~tk konusunda dalga kuramt, yirminci yüzytlm ba~lannda 1~1gm aym zamanda zerreli olu~unun anla~tlmast i.izerine, yetersizliginden ötürü b1raktld1. Ne var ki bu göreli ve eksik bilgi, b1raktlmcaya kadar i~e yaram1~ ve birc,:ok bilimsel gerc,:eklerin meydana c,:1kanlmasm1 sagla1111~t1. <;ünkü kendi saltlkhgmt da ic,:ermekteydi. Bunun gibi, evrenin ilk yap1s1n:1 ara~ttran ilk dü~ün­ celer bunu s1ras1yla su, hava, ate~ vb. özdeklerinde görmü~lerdi. Zamanla birbirlerine yerlerini b1rakan bütün bu göreli bilgiler evrenin özdeksel bir yap1s1 bulundugu salt1k bilgisini ta~1maktaydilar. Salt!k bilgi, göreli bilgilerin; e~deyi~le tarn bilgi, eksik bilgilerin bu süregiden ic,:erigidir. Göreli bilgiyle salttk bilgi, · birbirleriyle bag1mhd1r ve biri olmadan öbürü de olamaz. Doga sonsuz oldugu ic,:indlr ki bilgi süreci de sonsuzdur. Daha ac,:1k bir deyi~le bilgi, hie,: bir zaman ve hie,: bir yerde bitmeyecek ve metafizikc,:ilerin hayäl ettikleri gibi hie,: bir zaman ve hie,: bir yerde bir son bilgi'ye vanlamayacakttr. "Bilginin sona ermesi, sonsuzun sona ermesi demek olur ki olanaks1zd1r", saytlarm dizisini sonuna kadar saymak nastl olanaks1zsa doganm bilgisini tüketmek de öylece olanaks1zd1r. Özetlersek, bilgi, ne idealist usc,:ulann sandtklan gibi · tek ba~ma usla, ne de materyalist duyumcularm sandtklan gibi tek ba~ma duyumla elde edilebilir. ilkin o, insan pratik'iyle üretilir. Bu üretme iki a~amada gerc,:ekle~ir: Her ikisi de pratikte temellenmi~ olarak birinci a~ama duyumsal a!iama, ikinci a~ama mant1ksal a$ama'd1r. Bilgi üretiminin denetimi de gene pratige dönüp bilgiyi dogrulamakla yapthr. Bilgi süreci böylelikle tamamlamr. "Canh algtlamadan soyut dü~ünceye ve buradan da pratige: i~te gerc,:egi tammanm, bilgi edinmenin diyalektik yolu budur". Pratik, bilginin hem c,:1k1~ noktas1, hem de dogrulugunun ölc,:ütüdür. "Ya~amm, e~deyi~le pratigin bilgi kurammm temeli oldugu görü~ü bizi kac,:1mlmaz olarak özdekc,:ilige götürür". Bk. Bilim, Bilinc,:. Bilgi Kuramt, Bilinemezcilik, Bilmesinlercilik, Yanst kuram1.

BiLGiCiLiK. (Os. Mugaläta, Safsata; Fr. Sophisme, Al. Sophisma, Trugschluss; ing. Sophism, it. Sofisma, Fallacia) Yamltmaca ve bunu yöntemle~tirme... Antikc,:ag Yunan felsefesinde önemli bir dii$i.ince aktmt olan bilgicilik, Platon'dan ve özellikle Aristoteles'den


BiLGiCiLiK AKIMI

1111111 11

·I

sonra kti<;:ümsenmeye ba9lanm19 ve isim olarak yamltmak amac1yla yap1lan yanl1~ usavurma anlamma kaydmlm1~t1r. Mant1kta bu yamltmacalarm c;:e~itli bic;:imleri saptanm1~ttr. Genellikle bu yamltmacalar uslamlamanm bir,:imsel kurallarma uygundur, kar~tsmdakini kand1rmaz ama, kolayhkla yads1yamayacag1 . bi9imde ~a~1rtlr. Örnegin söz konusu olan sorundan büsbütün ba~ka bir sorunu tamtlamak (Os. Tagyiri mephas, Fr. lgnorance du sujet), tamtlanmas1 gerekeni kendisiyle tamtlamak (Os. Müsädere alelmatlfip, Fr. Cercle vicieux), eksik tümevanm yapmak (Os. istikräi näk1s, Fr. Induction imparfaite) bu gibi yamltmacalardandir. ingiliz dü~ünürü Bentham dört c;:e~it parlamento yamltmacast saptam1~­ t1r: 1) Bir konuda saglanan söz üstünlügünü büsbütün ba~ka bir konuda kullanmak„. 2) D1~ ve i<;: tehlike kuruntusu yaratarak istenilen sonucu elde etmek„. 3) istenileni asla gerr,:ekle~emeyecek ko~ullara baglayarak kabul etmek„. 4) Sorunlan bilerek birbirine kan9tumak ve böylelikle istedigini elde etmek„. Bk. Bilgicilik Ak1m1.

r

11111

BiLGiCiLiK AKIMI. (Os. Sofistäiyye, Sofistäiyyfin, San'at1 mugaläta, Mezhebi sofistäi, Sofisti\ilik; Fr. Sophistique, Al. Sophistik, ing. Sophistics, it. Sofistica) Antikc;:ag Yunan felsefesinin ele~tiri ak1m1„. Sofistik deyimi s1fat olarak (Os. Safsati, Mugaliti; Fr. Sophistique, Al. Sophistisch, ing. Sophistical, it. Sofistico) bilgiciye ve bilgicilige deggin anlamtm dilegetirir. isim olarak da antikr,:ag Yunan bilgicilerinin ögretisini adlandmr. Bununla beraber daha r,:ok so/ist/er {Os. Safsatcdar, Sofistäiyyfin; Fr. Sophistes, Al„ ing. Sophist) ad1yla amhrlar. Sofistik deyimi Frans1zcada eins ismi olarak da bozuk, uydurma ve ciddllikten uzak felsefe anlammda kullamhr. Yunanca sophistes deyimiyle dilegetirilen bilgici terimi birr,:ok anlamlar degi~tirmi~, önce bilgeligi yegleyen ögreti, sonra bilgi ögretmeni, Protagoras'a göre önce siyasada yararll olma sanat1, sonra söz söyleme sanat1 anlamlannda kullamlm1~ttr. i.ö. V. yüzyd, antikr,:ag Yunan felsefesinde bilgicilik ak1mmm egemen oldugu 9agd1r. Ru 9aga antik aydmlanma 9ag1 ad1 verilir. ilk dü9ünür saydan Thales' den beri ortaya att!an say1S1z varsay1mlar, sonunda, insan zekäs1m ~ahland1rm1~ ve bütün olupbitenleri yeniden gözden ger,:irerek k1yas1ya ele~tirmeye yoneltmi~ti. Doga bilimlerinin denetinden yoksun insan dü~üncesi, varhgm temeli konusunda dald1g1 hayäl äleminden kendisine dönüyordu. Bilgicilik ak1mmm inceleme amac1 insan'm kendisiydi. Protagoras'm

~ ünlü sözüne göre, "insan, her 9eyin ölr,:üsü"ydü. Bilgi, teorik bir merak degil, pratik bir yarar olmahyd1. Protagoras, "Tannlara gelince, ben onlarm ne var olduklarm1 ne de yok olduklarm1 bilirim" diyordu. Bilgici Hippias, giydigi elbiseyi kendisi diktigi ir,:in "bag1ms1zhga kavu~makla" övünüyordu. insan, her türlü yapma baglardan kurtardmah ve insansal yasa (nomos)'nm yerine dogal yasa (physis) konulmahyd1. insan ve dolay1S1yla toplum ya9amm111 birinci pläna almmast, zorunlu olarak törebilim sorunlarmt meydana c;:1kanyordu. Ünlü törebilimci Sokrates, bu aktmm c;:ocugudur. On sekizinci yüzytl aydmlanmas1 nas1l Kant't yeti~tirecek ko~ullan haz1rlam1~sa, antik aydmlanma da Sokrates'i ve Platon-Aristoteles'i yeti~tirecek ko~ullart haz1rlam1~tlr. Bilgiciler (Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon, Alkidamas, Lykophron, Kallikles, Kritias, Simonides), ~üphe ve ele~tirinin geregi sayd1klan tartt~­ ma (diyalektik) yöntemiyle 9ah~m1~lard1r. Bu yöntem, Sokrates'in de yöntemidir. Bilgiciler, özdekc;:i dü~ünceler ilerisürmekle beraber, ürünü olduklan idealist 9izgiyi sürdürmü~ler ve dünyay1 tamma olanagmt yads1m1~lard1r. i~te bu idealist 9izgidir ki, bir yandan bilgicilik aktmm1 yozla~t1rarak felsefeyi güzel söz söyleme oyununa dönü~türürken öte yandan idealist ilkelerin geli~mesi sonucunu dogurmu~ ve Sokrates'de "Ben"in bilginin kaynag1 olmast imkänlarm1 haz1rlam1~t1r. Platon, bu 9izginin zorunlu sonucudur. Bk .Bilgi, Bilgicilik. BiLGi KURAMI. (Os. Mebhast märifet, Märifet nazariyesi, Tenkidül uh1m, Nazariyei ulfim, Felsefei u!Um, Mebhäst ilim, ilmiyät, ilmül ulfim; Fr. Epistemologie-Gnoseologie; Al. Wissenschaftslehre-Gnoseologie; ing. Epistemology-Gnosiology; it. Epistemologia-Gnoseologia) Bilginin bilgisi„. Dogrudan dogruya bilgi olgusu'yla bilme olay1'm inceleyen genel bilim dahm adlandiran bilgi kuram1 deyimi, Al. Erkenntnistheorie deyiminin 9evirisidir ve ba~ka dillerde de (örnegin Fr. theorie de Ja connaissance, i ng. theory of knowledge) yerle~mi~tir. Gerc;:ekte gnoseoloji ve epistemoloji deyimlerinin Türkr,:e kar~1hg1 bilgibilim'dir. Bilgi kuram1 terimi, dogrudan dogruya bilgi'nin ne oldugunu inceleyen bir bilim dahm adlandmr ve ~u sorunun kar~1hg1m ara~tmr: Bilgi olgusu nastl ger9ekle~i­ yor?„ Bu soru bilgi'nin özü, kaynaklart ve smm sorunlanm kapsar. Hind-Avrupa dil grubuna bag!t Bat! dillerinde birbirlerine pek yakm anlamlarda kullamlan epistemologie

B1LiNC (Os. ilmiyät), gnoseologie :(Os. Mebhas1 marifet) ve theorie de la connaissance (Os. .Nazariyei ilim) terimlerinin Türkr,:eye bilgi kurami. terimiyle r,:evrilmi~ olmas1 kan~tkhk­ lar dogurmaktad1r. Ne var ki bu kan~1k11k bir dereceye kadar Bat1 dillerinde de vard1r. ingiliz dü$i.inürü Baldwin, bu yüzden, bilgi olgusunun özü-kaynag1-smm sorunlarmt inceleyen bilim dalmm epistemologie ve bilgi olgusunun varhk degeri baknnmdan ele~ti­ risinin gnoseologie terimleriyle. dilegetirilmesini önerrni~tir. Ger9ekte, bu iki terim arasmdaki anlam aynhg1, bilgi elde etmek ic;:in kullamlan yöntem aynhgmdan <logmaktad1r. Epistemologie terimi bilimsel bilginin ne oldugunu inceleyen bilim dahm, gnoseo/ogie terimi sezgisel bilginin ne oldugunu inceleyen bilim dahm adlandmr. Theorie de la connaissance ise bilen'le bilinen arasmdaki ili~­ kilerin ne oldugunu inceler. Aynca bilgi kuram1 deyimi, bilginin kaynag1 üstünde savlar ilerisiiren usi;uluk, duyumculuk, sezgicilik, deneycilik vb. gibi <;:e$itli bilgi ögretilerini de adlandmr. Bir yandan da bilginin degerini ara$tiran bir felsefe dahd1r. Ne var ki bütün bunlar metafizik felsefenin ara~t1rma ve incelcmeleridir. Eyti~imsel özdekc;:i felsefenin bilgi kuram1, yans1 kuraml'd1r ki bilginin ne oldugunu, nasil elde edildigini, ger,:erligini ve zorunlulugunu a<;:1k sec;:ik sergiler. Bk. Bilgi, Y ans1 Kuram1. BiLiM. (Os. ilim, Miilfimat, Vukfif, Märifet, ilmi müdevven, Fen; Fr„ ing. Science, Al. Wissen, Wissenschaft; it. Scienza) Yöntemli bilgi... Önceleri bilgi terimiyle e~anlamda kullamlan bilim terimi, günümüzde olaylann yasalanm bulmak amacmt güden ar~t1rmalan dilegetirmktedir. Bilim, yöntemle elde edilen ve pratikle dogrulanan bilgidir. Bu yüzden de idealizm'le bagda~amaz, 9ünkü idealist bilgi pratikle dogrulanamaz. Bundan ba~ka bilim idealizm'le c;:eli$me hälindedir, 9ünkü idealizm, bilimin konusu olan özdeksel dogay1 Yads1r. c;'agda$ bilim, zorunlu olarak diyaIektik özdekc;:iligi dogurmaktadtr. Evre1,i, san~t artistik imgelerle, din fantastik imgelerle, bilimse mant1ksal kavramlarla ac;:1klar. Ne var ki kavramlar göreli bir bag1ms1zhga sahiptirler, sürekli insan pratigiyle nesnel dünyaYa bag1mh kilmmad1klan hallerde kendi ken"dilerine yeter bir duruma gelmek ve gerr;:eklerden kopmak tehlikesiyle kar$I kar$1yad1rlar. idealizmi doguran bu kopu$, bilimi doguransa insan pratiginin saglad1g1 bu bag1mhlikt1r. Eylemse! pratikle dü~ünse! teorinin kar~1hkh ve sürekli etkile~imi, bilimsel

geli~menin ba~ko~uludur. Bilim, evreni, gerc;:eklikleri insan eylemleriyle dogrulanm1~ kavramlar, ulamlar ve yasalarla yans1t1r. Bilimin itici gücü, toplumun üretim gereksileridir. "Toplumun teknik gereksileri, bilimin geli~­ mesinde on üniversiteden daha etkindir". Buna kar$I, bilimi doguran insan pratigi bilim olmaksmn olanaks1zla$Ir. Bilim, insanlara nesnel yasalarm bilgisini verir ki insanlar pratik eylemlerini ger9ekle$tirebilmek ii;in bu bilgiye muhtac;:tirlar. "Emek, doga ve dolay1s1yla bilim'Ie insan arasmda gerr;:ek tarihsel ili~kidir. Bundan ötürüdür ki emek, insan yeteneklerinin bir gerc;:ekle~me bi9imi olarak anla~tld1g1 takdirde, doganm insansal özüni.i ya da insanm dogal özünü kavramak olanakla$1r". Bilimler, c;:e~itli r,:ah~ma alanlar1yla ilgileri baknmndan fizik, kimya, ya~ambilim, toplumbilim vb. gibi c;:e$itli adlar alm1~lard1r. ßundan ba~ka, onlar1 toplum bilimleri (felsefe, tarih, ekonomi politik vb.)'yle do~a bi/imleri (fizik, kimya vb.) olmak üzere iki bölüme ay1rmak. gelenekle$mi~tir .Ne var ki "Tarihin kendisi dogal tarihin, e~deyi~le dogamn insansal geli~iminin bir parc;:as1d1r. Nas1! insan bilimi doga bilimiyle birle~iyorsa bir gün doga bilimi de insan bilimiyle birle$ecek ve tek bir bilim varolacakttr». Bk. Bilgi, Felsefe, insan.

BiLIN<;. (Os. ~uur, isti~'ar, Zamir, Hattr, idräk, ilim, Vukfif, Vicdän, Hissi batln, Hissi nefis, Akide ,itikat, insäf, Derfin; Fr. Conscience, Al. Bewusstsein, Selbstbewusstsein; ing. Consciousness, lt. Coscienza) insanm c;:evresini ve kendisini anlamasm1 saglayan anhksal sürec;:lerin toplam1„. Metafizikte bilin(: insandan bag1ms1z bir gü9tür ve insana verilmi$tir, evrensel ya da Tannsald1r. Metafizik dü~ünme dizgesi i<;:inde yer alan dil$Üncecilige göre de bilin9, özdekten ayn ve bag1ms1z bir güc;:tür. Bu savda temellenen dü~üncecilik antik9ag Yunan dü~ünürü Anaksagoras'la ba~lar. Anaksagoras nus ad1 altmda bir evrensel us dü~ünmÜ$ ve onu özdegin kar$ISma koymu~tur. Aristoteles'in deyi$iyle, "Anaksagoras, nus'un yaratan ve özdegin yarat!lan oidugunu söylemi$tir. <;::ünkü her ~ey bir aradayken nus gelip düzenlemi~tir". Bu anlayt$, bilin9'le özdegi birbirinden tümüyle ayn ~eyler sayan Descartcs'dan gec;:erek, onu evrenselle~tiren Hegel'de uc;:la~tr. Hegel'e göre önce evrensel bir bilin9 vardt ve bütün doga bu evrnse! bilincin urünüdür, doga diyalektik evriminin sonunda gene bu bilince ula$arak kendi kendini tamyacak ve evrim böylelikle son bulmu$ olacaktlr. idealist aktmm


BiLiNEMEZCiLiK kar~1smda yer alan ve antik9ag ~ünürü Demokritos'la ba~layan

1'.unan dümateryalist aktm, kaba ya da Vülger özdek9iler ad1yla adlandmlan bilim-öncesi özdek9ilerinin bilini;'i özdckle aymla~t1rmalanyla u9la~1r. Bunlara göre de, "Karacigerin safra salmas1 gibi beyin de bilin9 salar". idealist ak1mm dü~­ tügü yamlg1 kadar yanh~ olan bu sonu9, bilim-öncesi materyalistlerinin ger9ekte tekyanh metafizik dü~ünme sistemine baghhklanndan dogmaktayd1. Eyti~imsel özdek9i felsefeye göre bilin9; insanm dü~üncesi, duygusu, iradesi, karakteri, heyecam, anlag1, kamst, sezisi vb. gibi bütün anltksal sürec,:lerinin toplam1d1r. Ncsnel ger9ekligin insandaki yans1llc1S1d1r. Özdeksel olan insan beyninin bir özelligidir. Önce özdeksel doga vardt. Dogasal evrim insana ve bilin9'e kadar geli~ti. Bilin9 elbette dogasal, e~deyi~le özdeksel bir i.iründür ama özdekle aynla~tmlamayacag1 kadar aymla~tmlamaz da. Nitekim c,:ocuk da annesinin ürünüdür ama annesinin aym degildir. Bilin9, toplumsal bir üründür ve dil' le s11ns1k1 bagtmhdtr. Dil olmaksmn bilin9 de olamaz. <;:ünkü dil, ba~kalar1 i9in gerc,:ekle~en pratik bilin9tir. Hayvanm ön ayaklartnm elle~mesi ve ellerin emekle kullamlmas1yla ba~layan insanla~ma, zorunlu toplumsalla~ma olgusundan gec,:erek, dil-bilin9 olgusunu meydana getirmi~tir. Bilin9 olgusu, insanlarm ya~ama bic,:imlerinin ürünüdür. Öyleysc pek a91kttr ki bilin9, insanlarm ya~ama bic,:imlerini yans1t1r. Ama bilin9 sadece yans1tmakla yetinen basit bir ayne degil, belirmesiyle birlikte diyalektige girmi~ etken bir güc,:tür. "Bir sarayda, bir kulübedekinden ba~­ ka türlü dü~ünülür". Ama saray ko~ullarm­ dan dogan saray dü~üncesi de saray ko~ul­ lanm etkiler ve degi~tirir. Diyalektik ipin iki ucundan biri eylem (pratik), öbürü de bilin9 (teori)'dir .<;:e~itli yanh~ anlamalar ve yorumlar bu ipin iki ucunu birden elde tutamamaktan dogmaktad1r. insansal giri~kenlik (Fr. Jnitiative), bilin{le gerc,:ekle~ir. insan, olaylardan olu~an· bilinciyle o olaylara egemen olabilir. Bilim-öncesi felsefede insanlarm ya~ama bic,:imleri dü~ünme bic,:imleriyle a91klamrd1, oysa dü~ünme bi9imleri ya~ama bic,:imlerinin sonucuydu. insan, bilimsel olarak bunun bilincine vard1ktan sonrad1r ki. bilin9'li etkenligiyle ya~ama bi9imlerini de degi~tirmeye ba~lam1~llr. Hi9 bir ~eyi degi~­ tiremeyen hayvansal c,:abayla her ~eyi degi~­ tirebilen insansal c;aba arasmdaki tek fark, insansal c,:abanm bilin9'1i olu~udur. "Bilinc,:li ama9, istenmi~ bir erek olmakstzm his: bir ~ey mcydana gelmez". Bilin9, insamn, kendi-

BiLME sini c,:evreleyen ~eyleri farketmesini, algtlamasm1 ve alg1lad1ktan sonra kavramasm1, gerc,:ekle~tirdigi gibi istemcsini ve istedigini yapmasm1 da ger9ckle~tirir. Bilin9 ne kadar eskiyse dil de o kadar eskidir. Dil, ba~kalan i9in varolan ve ancak bundan ötürüdür ki benim ic,:in de gerc,:ekte varolan pratik bilin9' in ta kendisidir. Dil, t1pk1 bilinc,: gibi, ba~­ kalanyla ili~ki kurma zorunlugundan dogmu~­ tur. Nerede bir ili~ki varsa orada insansal bir ~ey vard1r. Hayvanm hie,: bir ili~kisi yoktur, hayvanm ba~kalanyla ili~kisi onun ic,:in bir ili~ki degildir. Demek ki bilin9, ba~Jang1cm­ dan beri bir toplumsal üründür, insanlar varolduklar1 sürece de öyle kalacakttr. Demek ki insan toplulugunun dt~mda insan bilinci olamaz. Bilincin ürünü olan dü~ünce de, kendisinin özdeksel iskeleti olan dilin d1~mda varolamaz. Bundan ötürü bilinc,:, ilk amndan beri dil temeli üsti.inde bic,:imlenir. Bilim, konu~manm ortaya 91k1~mm, maymun beynini adtm ad1m bilin9lendirerek insan beynine dönü~türdügüne özellikle dikkatleri 9ekmi~tir. Bk. insan, Beyin, Dü~ünce, Dü~ünce­ cilik, Özdekc;ilik, Eyti~imsel Özaek9ilik, Anlak, Us, Anhk, Dil, Toplum. BiLiNEMEZCiLiK. (Os. Uedrive, Lfürfäniye, Liiyurefiye; Fr. Agnosticisme, Al. Agnosticismus, ing. Agnosticism, it. Agnosticismo) Nesnelerin kendiliklerinin hie,: bir zaman bili· nemeyecegini ilerisüren felsefe aktmt... Bilinemezcilik terimi, ilkin, ingiliz dü~ünürü Huxley tarafmdan Yunanca bilinemez anlammt veren agnostos sözcügünden türetilerek kendi ögretisini adland1rmak ic,:in kullamlm1~­ ttr ve pek ycnidir. Terim, daha sonra, geriye götürülerek bütn bilinemezci ögretileri kapsam1~ttr. Bilinemezcilik, tarihsel olarak, bilimin denetinden yoksun insan dü~üncesinin dü~tügü büyük yamlg1lara bir tepki olarak belirmi~tir. Bu tepkiyi ilkin antikc,:ag Yunan bilgicileri göstermi~lerdir. Duyumcu olan bu sofistlere göre bilgi, duyularm sonucudur, du· yulanm1zla elde ettigimizin d1~mda ba~kaca hie,: bir bilgiye eri~emeyiz. Her ki~inin duyusu kendine göre oldugundan her ki~inin bilgisi de zorunlu olarak kendine göre olacakttr, herkes i9in gec,:erli bir bilgi olamaz. insan, kendisi ic,:in bilinebilecek tek ~eyle, kendisiyle yetinmelidir. Antikc,:ag Yunanltlan, ta· rihsel ko~ullart ic,:inde, bu tepkiyi göstermek· te hakhydtlar. Ne var ki bilinemezcilik akt· m1 Kant'dan, Auguste Comte'dan, Spencer' den, William James'den gec,:erek yüzy11tm1z1n ilgins: dü~ünürleri Sartre'lara ve Camus'lere kadar sürüpgelmi~ bulunmaktad1r. Kant'a gö-

re ancak görünen bilinebilir, öz bilinemez: "Bizler s1rlarla dolu bir evrende bir rüyamn rüyasm1 görmekteyiz. Ger9ekte bildigimiz hi9 bir ~ey yoktur. Bildigimizi sand1g1m1z ~ey sadece olaylard1r. 0 olaylar ki, bilmedigimiz bir objeyle asla bilemeyecegimiz bir süjenin birbirlerine olan ili~kisinden dogmu~tur". Amerikah pragmac1 William James'e göre, "insanm evrendeki durumu, bir kedinin kitaphktaki durumu gibidir. Görür ve i~itir, ama hie,: bir zaman anlayamaz". Pozitivist Auguste Comte'a göre, "Nesneler üstü metafizik kadar nesnelerin kendisi fizik de bilinemez. Bilim, bu iki bilinemez alanm ortasmda, sadece duyulanm1zla algtlad1g1m1z deney ve gözlemlerin konusu olan olgularla ugra~abilir". Ak1ma adm1 koymu~ olan on dokuzuncu yüzytl ingiliz dü~ünürü Huxley de aym kamdad1r. Yirminci yüzytlm Frans1z dü~ünürü Camus'ye göre de, "Evren uyumsuzdur ve bilinemez. i~te aga9, sertligini duyuyoruz. Bu kadarla yetinmek zorunday1z. Bilim, giderek bize elektronlarm bir 9ekirdek r;evresinde topland1klar1 görünmez bir gezegenler tak1mmdan söz edecektir. Bu bir varsay1md1r. Böylece dönüp dola~1p ~iirin alanma geldigimizi ve hi9 bir ~eyi bilemeyecegimizi anlanz" ... Bütün bu yanh~ dü~ünceler r;agda~ diyalektigi bilmemenin ya da bilmez görünmenin sonucudur. Metafizik bilinemezcilik hakhd1r, c,:ünkü metafizik birtak1m gerr;ekd1~1 tasarunlarla ugra~1r, ger9ek olmayan ~ey yok demektir ve yok olan ~ey de elbette bilinemez. Oysa bilimci olduklanm iddia eden bütün bilinemezcilik'ler bilimd1~1d1rlar, c,:ünkü bilimin konusu olan nesnelerin kendilikleriyle bilimin amac1 olan bilinebilirligi yads1maktad1rlar. Bu blinemezcilik'lere, 9agda~ diyalektikten 9ok önce, Alman dü~ünürü idealist Hegel gereken kar~1hg1 vermi~tir: "Bir nesnenin bütün niteliklerini biliyorsamz nesnenin kendiligi i(Fr. Chose en soi, Al. Ding an Sich, Os. Bizätihi ~ey)'ni de biliyorsunuz dernektir. Ceriye bu nesnenin sizin d1~1mzda varolmasmdan ba~ka hi9 bir ~ey kalmamaktad1r. Duyularmtz size bu gerc,:egi de ögrettigi zaman Kant'm o ünlü bilinmez'inin geri kalan yamm da kavram1~ olursunuz". Bununla beraber Kant, ya~ammm son ytllarmda, "inana yer btrakmak ic,:in bilgiyi sm1rland1rmak" istedigini itiriif etmi~tir. Gerc,:ekten de bilinemezcilik her zaman Tannbilimden ve dolay1S1yla egemen stmflardan yana olmu~tur. <;ünkü nesnel ger9ekligin bilinemeYecegini söylemek, insanlan inana 9a8trmak demektir. Ünlü bir diyalektik9i ~öyle der: "Böyiesine görü~lerin ni9in ilerisürüldügü so-

rulabilir. <;:ünkü bilgi 1~1k sa9ar, 1~1ksa herkesi ho~nut etmez. Karanhk 91karlar ancak karanhklarda elde edilir. Bilgiyle aydmlanan insan daha önce göremedigi ve yapamad1g1 bir9ok ~eyi görebilir ve yapabilir. Buysa karanhk sa9an sömürücülerin ölesiye korktuklar1 bir ~eydir". Bilinemezcilik, bi9imle özü ayr1~t1rmaktan ve görünü~ten ger9ege ge9ememekten dogmu~tur. Antik9ag Yunan felsefsinde $Üphecilik bi9iminde belirmi~ olan bilinemezcilik giderek bilimi yads1maya varm1~ ve bilmeye ugra~maktansa bilinemez saymanm kolayhg1 ve rahathgi irrinde h1zla yay1Jm1~ttr. ~üpheciler ya ~üphe ettikleri irrin bilinemez say1yorlar ya da bilinemez sayd1klan ic,:in ~üphe ediyorlardt. Onlar i9in bu bir yöntemdi, doga bilimlerinden yararlanamayan dü~ünsel felsefenin a~m tasar1mlarma bir tepki olarak ilerisürülmü~tü. Ama XVIII., XIX. ve XX. yüzytl bilinemezcilerinin, böyle bir durumda bulunmad1klar1 gibi böylesine tepkileri de gereksemedikleri kesindir. Ünlü bir diyalektik9inin dedigi gibi, "kau9uk yap1yoruz, demek ki kau9ugun ne oldugunu biliyoruz". "Kavranamaz nesneler, bilimin dev ad1mlar1yla ilerlemesi strasmda kavrandtlar, 9özümlendiler, üstelik yeniden üretildiler. Üretebildigimiz ~eyin bilinemez oldugunu elbette dü~ünemeyiz„. Bugün de bilmediklerimiz vard1r, ama bugün bilmediklerimizi yann biJecegimizden ~üphe etmeye hie,: bir neden yok· tur. Bk. ~üphecilik, , Ele~tiricilik, Olguculuk, Uygulay1c1hk, Varolu~c,:uluk, Bilgi, Bilim, Bic,:im ve Öz, Öz ve Olgu. BiLME. (Os. Vukuf, Itttla, Te~his, Ma!Umat, Märifet, irfiln, ilim, ~uur, Teyakkun, istih· bar, idrak, Agah olma, Meharet, Dirayet; Fr. Savoir, Connaitre, Cognition; Al. Wissen, Kennen; ing. Knowing, Know, Cognition; it. Sapere, Conoscere) Ger9ekligin insan dü~ün­ cesinde yans1yarak yeniden üretimi... Bilmeme (Os. Vukufsuzluk, Fr. Ignorer) kar~1tt­ d1r. Kam, $Üphe ve inanma kar~1tt olarak da kullamhr. Nesnel ger9ekligin elde edilmesini dilegetirir. Bilme süreci sonunda bilgi edinilir. insanla~ma sürecinde bilme, zorunlu olarak ger9ekle~mi~tir. insamn insan olabilmesi i9in ilkin üretmesi, üretebilmek i9in de bjlmesi gerekiyordu. Bundan ötürüdür ki bilme, toplumsal geli~me yasalanyla ko~ullandmlm1~ olup pratikle s1k1ca bagtmh olarak gerc,:ekle~­ mi~tir. Bilme (e~deyi~le nesnelerin özelliklerini ve dogamn yasalanm tamma) ve yapma (e~deyi~le dogay1 ve toplumu degi~tirme) insanla~ma sürecinin kar~tltkh etkile~im i9inde bulunan birbirleriyle bag1mh iki yamd1r. In-


BiLMESiNLERClI.iK BiRLlK san yaparak bilmi~, bilince yapmt~ ve yapttkc;a daha c;ok bilmi~tir. Bu kar~iltkh etkiIe~im ya da ko~ulland1rma baltah insam atomIu insana kadar geli~tirmi~tir. Bilme süreci duyumlarla ba~Iar, dü~üncede üretilir, uyguIamada gerc;ekle~ir. Bilme terimi, k!asik felsefede, bir $eyi ba$ka $eylerden ayirdedebilecek nitelikte ögrenme deyi~iyle tammlamr. Kimi yazarlar, dogrulama ve ger9ekleme anlamlarmt dilegetiren Fr. recognition deyimini de dilimize bilme deyimiyle c;evirmektedirler. Bk. Bilgi, Bilim, Bilinr,:, insan. BiLMESiNLERCiLiK. (Os. Zulmeti cehli iltizam, Cehälet taraftarltgt; Fr. Obscurantisme, Al. Obscurantismus, ing. ObscuranÜsm, it. Obscurantismo) Belli smtflarm belli bilgileri bilmemeleri gerektigini savunan siyasa„. Bilmesinlercilik terimi, ilkin 1789 Franstz Devriminden yay1lan dü~üncelere kar~1 koyanlann tutumunu adland1rm1~ttr. BiRCiLiK. (Os. ittihadiye, Vahdetiye, Vahdiyet: Fr. Monisme, Al. Monismus, ing. Monism, it. Monismo) Her alandaki c;okluklan birlige indirgeyen ögretilere verilen genel ad ... Özellikle ruhu özdege ya da özdegi ruha indirgeyerek ruhla özdegi bir sayan ögretiler birci'dirler. Bircilik terimi, ikicilik ve 9ok9uluk kar~1hgmda kullamhr. Örnegin Alman dü~ünürü Hegel, özdegi ruhun ürünü sayd1g1 ic;in birci'dir. Buna kar~t Franstz dü~iinürü Descartes, ruhla özdegin birbirlerine indirgenemeyeceklerini ilerisürdügü ic;in ikici'dir. Alman dü~ünürü Herbart da, evrendeki varhklarm birbirlerine indirgenemeyen birc;ok kökten geldigini savundu~ ic,:in 9ok9U'üur. Bircilik terimi, Yunanca yalmz anlamma geien monos sözcügünden Alman dü~ünürü Wolf tarafmdan türetilmi~tir. Kimi yazarlarm tek9ilik deyimiyle dilegetirdikleri bircilik, her türlü varhgm tek kaynaktan geldigi görü~ünü adlandmr ve bu kaynagm özdek ya da ruh olarak varsaytlmasmdan ötürü özdek9i bircilik ve dü$Ünceci bircilik olmak üzere ikiye aynhr. Spinoza, tüm kamutannc1lar, tüm Dogu ve Bat1 gizemcileri, tektannctlar, dü~ünceciler ve kaba özdekc;iler bircidirler. Bk. ikicilik, <;:okc;uluk. BiRESfM. (Os. Terkip ,Te'lif, Telfik; Fr„ Al. Synthese, ing. Synthesis, it. Sintesi) Birlestirme„. Bire$im ya da Türkc,;ede de kullamlan sentez terimi, fÖzümleme kars1tt olarak, c,;özümlcme yoluyla aynlm1s bulunan ögelerin yenidcn birle$tirilmeleri anlammt dilegetirir. Terim, özellikle Hegel'in diyalektiginde

önem kazanm1st1r. Alman düsünürü Hegel bunu, olumlama ve yads1ma c;at1smas1mn daha yüksek bir düzeyde yeniden olumlanmast an!ammda yads1manm yads111.mas1 deyimiyle dilcgetirir. Örnegin yumurta kendi kendine uygun bir nesnedir, kendisini olumlam1st1r. Ama yun1urtanm ic,:indeki tohum gittikc;e o yumurtayt kendi yararma kemirerek yadstr. Ancak bu amar,:stz bir yadstma degildir, daha yeni yumurtalar mcydana getirecek olan civciv yumurtanm kabugunu deterek ortaya c,:1kar, böylelikle tohumun yumurtayt yads1mas1m yads1m1~ olur. i~te bu yads1manm yadsm11ws1 bir bire$im'dir, civciv varhgm1 kazanmakla kendisini olumlam1~t1r. Her yads11na111n yads111mas1 ya da bire$im yeni bir olumlama ya da sav (Fr. These)'dtr. <;at1~ma c;özülmüs ve c;elisme simdilik as1lm1st1r ama meydana geien bu yeni bire$im kendi c;elismesini de birlikte getirmektedir. 0 da kendisini y1pratacak ve yads1yac.ak olan yumurtalar verecektir. <;ünkü birlik ge9ici ve 9eli$me süreklidir. Böylece her bire$im yeni bir sav olarak kar$1sav (Fr. Antithese}'tm ic;erir. Civc.ivin tavuklasarak meydana getirdigi yumurtalar kendisini yads1yacaklar, o yumurtaIardan c,:tkan yeni civcivler de bu yads1may1 yads1yacaklard1r. Hegel'in diyalektiginde evrensel olu$ma yasas1 budur. Ne var ki Hegel bu yasay1, idealist bir anlay1~la, bir manttk, e~deyi~le dü~ünce yasas1 olarak ilerisürmektedir. Mantik Bilgisi adh yap1tmm Giri$' indc söyle der: "Bilgide ilerlemeyi gerc;ekIe~tirmek ic;in gereken, bu manttk yasas1m kavramakttr. Bu manttk yasasma göre yads1l1 olan aym zamanda olumlu olan'du. Baska bir deyisle kar$1 durulan $ey yoklukta s1f1ra varmaz, sadece ic;eriginin yadsmmasmda st· f1ra vanr. Sonuc; sudur: Yads1ma, belli bir yads1ma olmakla, aym zamanda belli bir ic;erik ta~tr. Bu, yeni bir kavramd1r. Ama ön· cek.inden daha yüksek, daha zengin bir kavramd1r. <;ünkü yadsmmast ya da kars1ttyla yükselmi~. zenginlesmistir. Öyleyse onu i<;ermektedir, ama kendisinden fazla olarak hem kendisini hem kar$1tm1 i9ermektedir. Kavram· lar böylelikle meydana gelir ve sürekli bir akt~ ic,;inde geli~ir". Bilimsel bir yöntem olarak bire$im ve fözümleme c,;ok önemli bulgu arac;lan olarak bilme sürecinin her a~a­ masmda kullamhr. Herhangi bir bütün, kendisini meydana getiren ögclerine c,;özümlemeyle aynhr ve bu ögeler teker teker bilinip tanmd1ktan sonra biresimle yeniden kurulur. Böylelikle o bütünün özü anlastlm1s ve orta· ya konmus olur. Metafizik dü$ünce bire$im' le 9özümleme'yi salt1klastmp birbirleriyle kar-

~1tla~ttrmak yamlgtsma dü~mü~tür. Oysa biIimsel bir yöntem olarak bire$imsel yöntem (Os. Usuli terkibi, Fr. Methode synthetique) 'Je 9özümsel yöntem (Os. Usuli tahlili, Fr. Methode analytique) birbirlerinden asla aynlamazlar, c;ünkü birbirlerinin tamamlayictsl olarak s1k1ca bag1mltd1rlar ve ikisi birden kullamlmakla yararh olabilirler. Manttk ac,:tsmdan bire~im bir tümdengelim, c;özümleme bir tümevanmdtr. <;ünkü biresim yaltm karma~ 1 ga götürür, c;:özümlemeyse karmas1g1 ya!tna indirger. Böy!elikle bire~im genel olanla bireysel o!am, bir olanla farkl1 olam; c;özümleme de temel olanla temel olmayam aytrdetme o!anagmt saglar. Bk. <;özümleme, Sav, Kar~1sav, Eyli~im, Tümdengelim, Tümevanm, Mantik.

Bi REYCiLiK. {Os. Ferdaniyye, Ferdiyye, Mezhebi ferdiye, Ferdiyetc,;ilik; Fr. Individualisme, Al. Individualismus, ing. Individualism, i t. Individualismo) <;e~itli ac;tlardan bireyi üstün tutan dünya görüsü„. Bircycilik, bütün ortac;:a8t kaplayan H1ristiyan dünya görüsüne bir tepki olarak Rönesans'ta ortaya c,:1kan bir dünya görü~üdür. Kimi incelemeciler onun tohumlannm XVI. yüzy1lda Franstz düsünürü Montaigne (1533-1592)'le attld1gm1 ilerisürerler. Geri;ekte tarihi c;ok daha eskidir, özel mülkiyetle smtf!t toplumun gerc;ekle~mesine dayamr. Özel mülkiyetle güc,:lenmi~ ve toplumu ic;inde sec,;kinle~mi$ olan bircyi topluma üstün tutan bu c;ok eski egilim, Rönesans'ta bic,;imlenmis ve bir dünya görii~ii olarak metafizikten ekonomiye kadar c;:ok c;e~itli alanlarda etkinlesmistir. Metafiziksel ac;1dan bireycilik. tanrt11k ba~gerc;egin yerine bireyi koyar. Bireyin usu, onu, bireyselligi ic;inde cvrensellige baglamaktadtr. Demek ki birey, bireysel olanla evrenscl olant tek yap1da birle~tiren bir varhkttr. Öyleyse basgerc;ek olarak elc almma!t ve basta din kurumu olmak üzere bütün kurumlar onun c1karlanna uygun olarak düzenlenmelidir. Tarihsel sürec,;te özel mii!kiyetli bireyin en geli~mi~ bic;imi olan burjuvazi ve onun bütün kurumlart bu dünya görüsünü benimseyip serpilmi~lerdir. Bireyle doga ve toplum arasmda bir kendiliginden birlik ve uyum tasanmlanm1~. bu birlikte birey basgerc;ek olarak Yerini almt~ttr. Gerc;ck olanm sadece birey oldugu ve buna kar~t tümellerin hie;: bir gerc;eklikleri bulunmad1g1 savunulmu~tur. Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;i felsefeye göre birey, toplumsal iliskilerinin bütünüdür. BireyIa toplum arasmdak.i uyu~mazhklar gec,:icidir,

temel olan bireyle toplumun uyumlu ve bütünsel birligidir. Bk. Toplum. BiRINCiL NiTELiKLER. (Os. Keyfiyätt evveliye, Stfätt zatiye; Fr. Qualites primaires) Var!tgm onlarstz dü~ünülemeyecegi nitelikler„. Ömegin bir cisim direnc;siz olarak dü~ünülemez, oysa tats1z olarak dü~ünülebilir. Direnc;, uzam vb. gibi nitelikler bir cismin birincil nitelikler'i; yokluklan cisim düsüncesini ortadan kald1rmayan renk, tat vb. gibi niteliklerse cismin ikincil nitelikleridir. Bu aynm, skolästiklere antikc;ag Yunan düsünürü Aristoteles'dcn gec;mistir. Aristoteles'e göre bir tözün kendisini var ktlan nitelikleri vard1 ki töz onlarstz düsünülemezdi, oysa bir tözün öyle nitelikleri de vard1 ki töz onlarstz yok olmazd1. Bk. Nitelik. BiRLESTiRiLMiS ALAN KURAMI. Fizik bilgini Einstein'm makrokozmos'la mikrokozmos'u aym fizik yasasmda birle~tirme c;abasi.„ Bilimsel geli~me özelden genele dogru ac,:1hr. Bu gerc,;egi bilmeyenler her yeni bilimsel bulusun kendisinden öncek.ini yads1d18tm ve c;ürüttügünü samrlar. Örnegin Einstein'm genel c;ekim yasas1, Newton'unkini yads1m1~ ve c;ürütmü~ degil, ancak onu genelle~tirmi~­ tir. <;ünkü yalmz özdege degil, 1s1ga ve enerjinin c;e~itli bic;imlerine de uygulanabilmektedir. i~te büyük bilgin Einstein, doganm hem bagmt1hhgma hem de uyumsa! bütünlügüne olan bilimsel inanctyla, ömrünün son otuz be~ y1!mda birle$tirilmi$ olan kuramz' m gerc;eklestirmeye c;ahsm1~ttr. Bu kuram, yerc;ekimiyle elektromagnetik yasalartm geni~ kapsamh bir evren yasas1 ir,:inde birlestirmeyi amac;hyordu. Gerc;ekle~tirmek istedigi, yerc;ekimiyle elektromagnetik gücün birbirinden ayrtlamayacag1m, fiziksel anlamda birbirleriyle stktca bag1mlt bulundugunu tamtlamaktt. Küc;ük gerc;ekler alam nastl Kuvanta kuram1yla bic;imlendiyse, büyük gerc;ekler alam da Einstein'm Bag111ttlthk kuram1yla bic;imlenmi~­ tir. Einstein, Birle~tirilmis Alan kuram1yla, bu iki alam da birlestirerek makrokozmos'la mikrokozmos'u tek ve evrensel bir alanda toplamak istemi~ti. Bk. Bagmttlthk Kuram1, Özel Bagmtthhk Kuramt, Gene! Bagmtt!thk Kuramt. BiRLiK. (Os. ittihad, irtibat, Vahdet, lc;:tima, f.ttisal, ittifak, imtizac;:; Fr. Union, Al. Vereinigung, Verknüpfung, Verbindung; ing. Union, it. Unione) Bir bütünü gerc;:ekle~ti­ ren ik.i ya da daha c;:ok varhgm durumu.„ Tannbilimsel felsefede birlik Tann'nm ad1-


BiRL1KTE OLABtLiR

11

1

dir ve onun tek (Ar. Vahdet) olu~unu, aym zamanda da c;okluk olarak görünen bütün varhklan kendi birligi (Ar. Vahdäniyet)'nde ic;eri~ini dilegetirir. isläm gizemciligindeki varl1kbirligi (Ar. Vahdeti vücut) anlay1~1, bu anlamm ba~ka bir bic;imidir; bütün varhklarm tekvarl1k (Tann)'tan türedigf inanc1m adlandmr. Antikc;ag Yunan metatiziginde Ksenofanes'in bir tanri (Yu. Eis theos) sav1 felsefesel birciligin kaynag1d1r. Ögrencisi Parmenides'e göre de varhk bir olan'dir, bölünmez bir bütün'dür, ikinci üc;üncü vb. varhklar ancak onun süregeli~i e~deyi~le kendisidirler. Daha sonra Plotinos, bütün c;okluklan bu bir olan'da toplar. Spinoza, deyimi, Parmenides gibi, bütünlük anlammdn kullanm1~tir. Kant'a göre kurgusal usta, t1pk1 bir bedende oldugu gibi, "bir üyenin bütün üyeler ve bütün üyelerin bir üye ic;in c;ah~t1g1" uyumlu bir birlik vard1r, bu birliktir ki bilgi nesnelerini c;esitli formlnrla bütünler. Antikc;agh Herakleitos'tan c;1knrak ortac;agh Nicolaus Cusanus'tan gec;ip yenic;agh Hegel'in idealizminde bic;imlenen kar$1tlarm birligi (Os. Vahdet-i z1ddän, i11g. Unity of opposites) kavram1yse bilimsel anlamma eyti~imsel özdekc;:i felsefede kavu~mu~tur. Bilimsel diyalektik felsefeye göre, birlik geli~me sürecinin bir än'1d1r ve gelip gec;:icidir. Kara denizsiz, efendi kölesiz vb. dü~ünülemez. Demek ki bunlann, birinin ötekini kemirdigi ve ötekinin berikine direndigi fizik c;:atI~malannm yamnda bütünleyici bir birlik'leri de vard1r. Demek ki her c;:at1~ma bir birlik ic;:erir. Bu birlik gec;:ici, 91ta~maysa süreklidir. Bütünü meydana getiren varhklar arasmda hie; bir zaman kesin sm1rlar yoktur, bu sm1rlar sürekli olarak degi~ir. Demek ki bu birlik, hie;: bir zaman duragan degil, her zaman harekette olan ve kendini yitiren bir birlik'tir. Dogasal ve toplumsal bütün varhklar dogar, geli~ir ve ergec;: göc;:üp giderler. Hie;: bir birlik kahc1 degildir. BiRLiKTE OLABiLtR. (Os. Maan mümkün, Cümleten, Hemimkan; Fr. Compossible) Leibniz'in ilerisürdügü varsay1m... Bu terim, Alman düsünrü Leibniz tarafmdan kullamlm1~­ tlr. Leibniz'in varsay1mma . ~öre evrende bütün olabilirlikler birlikte olabilir degildirler. Birlikte olabilirlikler bir Illernde gerc;:ekle~ebi­ lirler. Tanr1, bu aiemlerin ic;:inden insanlar ic;:in en iyisini sec;:mistir. Öyleyse bu en iyi alemdeki birlikte olabilirlikler'e katlanmak gerekir, c;ünkü olabilirlik'te olabilen'den daha iyisi yoktur. Leibniz bu varsay1mm1 su deyimle dilegetirmi~tir: "Tous les possibles ne

BÜTÜNLÜK sont pas composibles". Bundan da ~u iyimserlik felsefesini 91karm1~t1r: "Le monde, tel qu'il est, est le meilleur des mondes possibles". (Bütün olabilirler birliktc olabilirlikler degildir - Dünya, olabilecek dünyalann en iyisidir). Leibniz'in bu anlay1~ma iyimserlik felsefesi denir. Blc. iyimserlik. BiRLiKTE VAROLUS. {Os. Maiyet, Nisbeti maiyet; Fr. Coexistance) iki ya da daha c;:ok olaym aym nedenle ve bir anda meydana gelmeleri olgusu ... Birlikte varolu$ terimi, felsefe tarihinde uzun tartl~malar1 gerektirmi~­ tir. Tarn~malann temeli ~udur: Zamanda~hk ve mekanda~hk, ba~ka bir deyi~le aym zamanda varolmak ve aym mekanda varolmak, teksözle birlikte varolu$ rnümkün müdür? .. ingiliz dü~ünür Herbert Spencer bunun mümkün olamayacagm1 savunmu~tur. Buna kars1 ruhbilimciler, örnegin bir gülün kokusuyla renginin aym zamanda algilanabilecegini ile-

tar1 bitisiklik yoluyla c;:agr1stmr. Örnegin ayni yerde gec;:mis olan iki olaydan birinin arumsanmas1 ötekini de ammsaur. Bk. Ca&ns1m. BOS LEVHA. (Os. Levhi emles, Levhi sakil Levhi ebyaz; Fr. Table rase, Al., Ing. Tabula rasa, it .Tabula rasa, Tavola rasa) fngiliz dü$ilnürü John Lockc'un dogustan bilgi olmad1gm1 tamtlamak ic,:in ilerisürdügü simge ... John Locke'a göre insan beyni, dogdugu anda; bo~ bir levha gibidir. Bu levha, yasad1kc;a, duyular yoluyla elde edilen alg1larla dolacaktlr. Bu yüzdcndir ki, yeni dogan i;:ocuk hie,: bir sey bilmez ve aptallarm levhalan ömürleri boyunca bombos kahr. <;:ün- . kü dogu~tan bilgi yoktur. Bilgi, ancak duyularla elde edilir. Kendisine sözü edilmeyen bir seyi kendiliginden bilen tek ki~i gösterilemez. Anadan dogma kördc renk bilgisi yoktur, i;:ünkü rengi alg1layamamaktad1r. Bk. Bilgi, Duyumculuk, Dogu~tanc1hk.

risürmü~lerdir.

BiRTÜRDEN. (Os. Mütecanis, Mütecanisül eczä, Mütesabihetül eczä; Fr. Homogfoe, Al. Homogen, Gleichartig, Ing. Homogeneous, lt. Omogeneo) Bütün parc;:alan aym türden olan ... Kimi yazarlarca bircinstenlik, aymcinstenlilik ve bagda$1k deyimleriyle dilegetirilmektedir. Hepsi olabilir ama kavram kargasahgma düsmemek ic;:in sadece biri olmahd1r. Birtürden terimi, Türk Dil Kurumuyla Milli Egitim Bakanhgmca toplanan komisyonun ortak c;:ahsmalar1yla (Bk. Felsefe ve Gramer Terimleri, Istanbul 1942, TDK. yay1m) bircinsten olarak saptanm1s, daha sonra eins deyimi yerine -gerc;:ekte Os. nevi karsil1g1 olan deyime yeni bir anlam yükleme yoluyla- tür deyimi yeglenmi~tir. Birtürden deyimi Alman düsünürü Immanuel Kant tarafmdan "aralannda ortak yanlar bulunan kavrarnlan toplayan tek kavramm niteligi" olarak tammlanm1st1r. Birtürden terimi, ayrttürden kar~1tl olarak kullamhr. Toplumsal düzeyde birbirleriyle c;:elismeyen özcllesmeler birtürden'dirler. Bk. Ayntürden. BiTiSiKLiK YOLUYLA <;:AGRISIM. (Os. f ttisal ile tedai, Fr. Association par contiguite, Al. Berührungs-Association, Ing. Association by contiguity, lt. Associazione di contiguita) Bir arada alg1lanan iki olaydan birinin ötekini c;ag1rmas1... Örnegin sevdigi k1zm gözleri mävi olan bir erkek, nerede mavi renk görse sevgilisini hatirlar. <;:ünkü onun ic;:in mavi renk sevgilinin ki~iligiyle bitisiktir. Bunun gibi yer ve zaman birligi de kimi olay·

BOSLUK. (Os. Ha15, Fr. Vide, Al. Das Leere, Ing. Emptincss, Void; lt. Vuoto) fc,:inde hie;: bir özdegin bulunmad1g1 uzay ... Doluluk kars1t1 o!an bO$fUk terimi, ic,:inde hie,: bir özdegin bulunmad1g1 uzay1 dilegetirir. Uzay da özdek oldugundan gerc;ekte bu anlamda bir bosiuk yoktur. Antikc,:ag Yunan di.i$ilncesinde atomculann , özellikle Epikurosc;ulugun, varsayd1g1 bo$luk hareketin gerc,:eklesmesi ic;:in zorunlu görülmü~tü. Bo$luk olmasa özdeksel ögeler k1mildayacak yer bulamazlar ve hareket edemezlerdi. Bu anlay1sa göre iki özdek aym zamanda aym yeri kaplayamazlar. Descartes felsefesi bu anlamdaki bo$luk'a kar$ld1r. Bk. Doluluk. BULUNC;'. (Os. Vicdän, Fr. Conscience, Al. Gewissen, lng. Conscience, lt. Conscienza) lnsanm görgü ve bilgileriyle kendini yargilama yetisi... Metafizik anlay1s, onun dogu~­ tan varoldugunu ilerisürer, eyti~imsel anlay1sa göreyse insamn ic;inde bulundugu tophimsal ko$ullarla belirlenmi~ görgü ve bilgisinin sonucudur. Örnegin ya$lanm1~ ana-babalar1 öldürmenin erdem sayild1g1 Eskimo toplumunda Ya$lanm1~ ana-babas1m öldüren kisinin buluncu s1zlamaz, tersine, ödevini yerine getirmi$ oldugundan ötürü bir bulunc,: rahathgi duYar. Pek bellidir ki insan nasil bir toplumda yeti$mi$Se öylesine bir bulunc,: edinir. Aydmhk bir 9a&in düsünürleri olan Rousseau

ve Voltaire gibi düsünürler bile bu gerc;:egi görememi$lerdir. Rousseau'ya göre bulunc;:, Tanr1sal bir ic;güdürür. Voltaire'e göre de bulunc;: bütün insanlarda ortakt1r, iki kez iki nas1! her yerde dört ederse örnegin haks1zhk yapmamay1 da insanlar aym bulunc;:la ve dünyamn her yerinde aym degerlendirmeyle bilirler. Sözcügün etimolojik anlam1 bile bulun9'un, bir dog11$ ya da Tanri isi degil, bir bilin9 isi oldugunu ac;:1klar. Bat! dillerinde bilin9 ve bulLm9 aym sözcükle dilegetirilir. Alman dü$ilnürü Immanuel Kant. da bu ikisini bir ve aym sayrmst1r. Bk. Bilin<;, Törebilim, Ödev. BULUN<;:BiLiM. (Os. Mephas1 tenazüi vezäif, Fr. Casuistique) Beklenmedik bulunc;: sorunlarma 'önceden kars1hk haz1rlayan bilim... Ortac;ag dindarlar1 her an kar$tlastiklan yepyeni dinsel güi;:lükleri c;:özebilmek ii;:in kilise törebilimcilerinin hamlad1g1 bulun9bilim'den yararlamrlard1. Bu, kisisel buluncun ic;:inden 91kamad1g1 sorunlarm, genel ölc;:ülere göre c;özümlenmesiydi. lslenmesi mümkün olan günahlar bu elkitaplarmda alfabetik olarak malanm1st1. Bunlarm en ünlüleri Summa Artesana (1330), Summa Pisana (1470), Summa Angelica (1492), Summa Rosella (1495), Summa Pacifica (1574) adlanru ta$1r. Bk. Bulunc. BÜTÜNLÜK. (Os. Külliyet, Tamamiyet, Umumiyet, Cem'iyct; Fr. Totalite, Al. Totalitaet, ing. Totality, lt. Totalita) Büti.inün niteligi... Par9alan b.irbirlerine eksiksiz bagh olan birligi dilegetirir. Alman dil$ünürü Kant, bütünlük'ü dii$iincenin ana kavramlarmdan saymts ve teklikle c;:oklugun bire~imi olarak tammlam1st1r. Bütünlük, Kant'm on iki ulammdan biridir. Ruhbilimci Paulhan'a göre de ruhsal ögeler c;agn$1mlarla toplasma, bütünle$me egilimindedirler. Eytisimsel özdekc;:ilik dilinde evrensel baglant1 (Os. Cihansümfil irtibat, Fr. Connexion generale) olarak tammlamr. Evren, parc;alar1 c;:e~itli bic;:imlerle birbirine bagh olan bir bütündür. Örnegin bir elma, elma agacmm degil, bütün bir doganm ürünüdür. Evrensel baglantl, insan bilincinden bag1ms1z ve nesnel bir baglant1d1r. Özdegin birligini dilegetiren bu baglant1sal bütünlük anlay1$1, kar$1hkh etkileri ic;inde bi· lim-felsefe bütünlügünü de gerektirir. Bk. Ele$tiricilik, Ulam, <;:agris1mc1hk.


ctstM

c ~1 \

1 11

CAMBRIDGE OKULU. (Os. Kembriy medresesi, Fr. Ecole de Cambridge, Al. Cambridgeschule, ing. Cambridge School) ingiltere'nin Kembriy Üniversitesinden yeti~en dü~ünürlerin gen;ekle~tirdikleri felsefe ve ekonomi anlay1~lan ... Bu adt ta~1yan dört ögreti vard1r: 1. XVII. yüzytlda R. Cudworth (16171688) ve Henry More (1614-1687)'un öncülügünde geli~tirilmi~ ingiliz Platonculugunu dilegetirir. A~m dinci ve özdekyilik dü~mam olan bu aktm özellikle Bacon ve Hobbes' un özdekyilikleriyle sava~mak iyin olu~mu~­ tur. Doga, Tann tarafmdan kurulmu~ ve yönetilmektedir. Bilginin kaynagt Tanrisal ve dogu~tand1r. insamn davram~lannda ve yarg1larmda tek ölc;üt Tannhk iyilik idesidir. Bu dinci Platonculuk, ortac;ag geryek9iliginin süregeli~idir.

2. lngiliz yeni gerc;ekr;isi George Edward Moore (1873-1958)'un kurdugu yeni olgucu anlay1~ta bir felsefe ögretisi de bu ad1 ta~1r. Moore'a göre tek geryek öl<;üt sagduyudur. Fel'sefe, konu~ulan dilin mantlksal bir yÖzümlemesidir. Bu ingiliz yeni olguculugunda Moore'u Gilbert Rylc, Max Black, Arthur John Wisdom gibi dü~ünürler izlemi~lerdir. 3. Kernbrie; Ünivcrsitesi ekonomi Profesörü Alfred Marshall (1842-1924)'in ekonomi alanmdaki kläsik okulla yeni kläsik okul arasmda bir bire~im niteliginde olan ekonomi ögretisi de bu ad1 . ta~tr. Marshall'm bu eklektik ekonomi anlay1~1 gene Kembriy Üniversitesi ekonomi profesörleri olan A. C. Pigou, D. H. Robertson, J. Robinson tarafmdan izlenmi~tir. 4. Kembriy Üniversitesi profesörleri olan degi~ik egilimli C. Groad, A. Ayer, G. Ryle, K. Popper, H. Bondi, R. Raithwaite gibi felsefeciler de geni~ anlamda bu ad altmda toplamrlar. CANLICILIK. (Os. Ervähiyye, Mezhebi ruhaniyet, Mezhebi erväh; Fr. Animisme, Al. Animismus, ing. Animism, it. Animismo) Canh ve cans1z bütün dogamn ruhlu oldugu ve ruhlarla yönetildigi inanc1... ingiliz antropologu Edward Burnett Tylor (1837-1917) .tarafmdan Primitive Culture adh yap1tmda ilerisürülmü~tür. Tylor, ruh anlamma geien La. anima sözcügünden türettigi bu deyimle il-

kellerin r;evrelerindeki hayvan, bitki, agar;, toprak vb. gibi bütün doga nesnelerini ve belirtilerini ruhlu saydiklan varsayim1m dilegetirir. Dilimize ruh9uluk deyimiyle de yevrilmi~tir (örnegin Bk. Nurettin ~azi Kösemihal, Durkheim Sosyoloiisi, Istanbul 1971, s. 106). Günümüz antropoloji ve etnolojisinde gei;erligini yitirmi~ bulunan bu kurama göre (örnegin Bk. Sedat Veys Ömek, Etnoloii Sözliigii, Ankara 1971, s. 20-1) can ya da ruh dü~üncesi uyku ve uyamkhk hallerinin birbirine kan~tmlmasmdan dogmu~tur. ilkel, uykuda gördükleriyle uyamkken alg1lad1klanm bir tutar. Örnegin dü~ünde bir ~cy yemi ~ se uyand1gmda o ~eyi gerr;ekten yemi~ olduguna inamr. Bunun gibi dü~ündeki gezip dola~­ malan da ilkelde bedenden ylktp dola~an bir ruh dü~üncesi dogurmu~tur. insanda varsaydan bu ikinci varhk, ruh varhg1, bedenle k1yaslanamayacak kadar ak1c1 ve yumu~ak­ tlr. ~ünkü ag1z ve burun gibi heden deliklerinden kolayhkla 91k1p girebilmektedir. ilkellerin, hedene yapilan etkinin ruhu da etkiledi~ne inandtklan saptanm1 ~t1r. Örnegin Avustralya ilkelleri dü~manlarrnt öldürdükten sonra sag ellerini keserler ve onlarm ruhlarmm ok atmasm1 önlemi~ olduklanna inamrlar. Tylor'a göre ruh dü~üncesinin elde edilmesini sadece dü~ler degil, ate~li hastahklar, esirme, delilik, baygmhk, inme, katalepsi vb. gibi psiko-fizyolojik olgular da saglam1~ olabilir. Tylor'un bu varsaytmma kat1lan ingiliz dü~ünürü Spencer de ruh dü~üncesinin olu~mas1 yolunda cad1 kuramz (ing. Ghost theory)'m ilerisürmii~tür . Tylor ve Spencer'e göre insamn öli.imünden sonra bedenden büsbütün ayrdan ruhlar ilkel inanca göre, bag1ms1zca insanlar arasmda gezip dola~maya ba~lam1~lard1r. Gezip dola~makla da yetinmemi~ler, ya~ayan insanlann bedenlerine de girip ytkrn1~lard1r, bundan ötürüdür ki ya~ayan insanlann ba~ma geien tüm iyilik ve kötülüklerin nedeni bu ruhlard1r. Tylor ve Spcncer, din dü~üncesinin olu~masm1 da bu inanca baglamaktadtrlar. ~ünkü insanlar kötülüklerden korunmak ve iyiliklere kavu~mak ir;in bu ruhlara dua'ya ve kurban kesip adak vaadetmeye ba~lam1~lard1r. Dua, kurban ve adak, dinin temel ögeleridir. Ruh (Fr. Ame, La. Anima) bedenden kurtulunca tin (Fr. Esprit, Ll. Spiritus)'e dönü~mü~, giderek put ve tanri olmu~tur .Ruhu tine dönü~tiiren ölüm oldugu ir;indir ki ilk dinsel inanr;lar ata ruhlannda gerr;ekle~mi~tir. ilk kurban, ölüm yeri olan mczarlarda kesilmi~ ve atalara tapdmaya ba~lanmt~tlr. Bu ruhlar ya da tinler, canh insanlara girebildikleri gibi ta~a, top-

ta~.

raga, agaca, bitkiye de girmektedirler; demek ki her ~ey canhdtr, e~deyi~le ruhludur. Atalar tap1mmdan sonra doga tap1m1 da böylelikle ba~lamt~tlr (Tylor, La Civilisation Primitive, c. I, s. 326-555). Spencer bu noktada Tylor'dan ayr1lm1~. hayvanlann bile ay1rdedebildikleri canhyla cans1z1 insanlarm, ne kadar ilkel de olsalar, kolayhkla ay1rdedebileceklerini ilerisürmÜ$tÜr. Spencer'e göre yoktannc1hgm olu~umu , ilkellerin bi.itün cans1zlar1 da canh sanmalarmdan degil, mecazlarJa geryekleri birbirine kan~t1rmalanndand1r. Örnegin bir yild1za boga adm1 veren ilkel, o yddtzt gerr;ekten hoga sanmaya ba~lar, ya da kendisine me~e agac1 adm1 takan ilkel me$e agacmt da kendisi samr. Atalar tap1mmdan hayvan, bitki ,nesne vb. taptmlarina bu kan~tlrma yüzünden geyilmi~tir (Spencer, Principes de Sociologia, c. I, s. 184). Bu varsay1mm dt$tnda canlic1l1k terimi, metafizikte ruhun örgensel ya~amm - da ilkesi oldugunu varsayan ögretileri adlandmr. Stahl, Ravaisson, Bouiller vb. gibi dü~ünürler bu anlamda canhc1d1rlar. ~ocuk ruhbiliminde de ~ocugun yevresindeki bütün nesneleri canh sanmas1 dönemine canl1c1l1k denir. Bk. Ruh. CANLIÖZDEK~iLiK. {Os. Heyuläy1 hayväniye mezhebi, Heyulay1 hayye, Heyuläy1 zihayät; Fr. Hylozoisme, Al. Hylozoismus, ing. Hylozoism, it. Ilozoismo) Özdegi canh sayan ögretilerin genel ad1... Canl1özdek9ilik terimi, Yunanca özdek anlammdaki hyle sözcügüyle canli anlammdaki zoon sözcügünün birle~iminden türemi~tir. Antikyag Yunan dü~üncesinin ilk dü~ünürleri Thales, Anaksimandros, Anaksimenes ilkneden olarak dü~ün-

dükleri Su, apeiron ve psykhe özdeklerini canh olarak tasarlam1~lard1. Bütün bunlar canhyd1lar, r;ünkü her ~ey bunlardan türüyor ve olu~uyordu. Daha sonra stoacdar da özdekscl dogay1 canh saydilar. ~agda$ bilim, antikr;ag dü~ünürlerinin bu dü$Ünsel varsay1mlanm dogrulam:~tlr. Canh olan, dev;nendir ve dogada devinmeyen hiy bir ~ey yoktur. ilkin XVII . yüzy1lda kullamlan ca11l1özdekr,:ilik deyimi, bütün antik~ag Yunan özdekyilerini dilegetirdigi gibi Giordano Bruno' ya, Jean-Baptiste Robinet'ye kadar yakm r;aglarm birr;ok özdekr;ilerini de niteler. Canhözdekyiligin tek yan1lg1s1 bütün özdeklerin canh olmalan dolay1S1yla duyumlara da sahibolduklar1m varsaymas1d1r. Oysa duyurnlar, ancak, <;ok geli~mi~ örgensel özdeklerde meydana 91km1~lard1r. Bk. Özdek, Özdekyilik. CiSiM. (Os. Beden, Ceset, Cirim, Vücut, Mevcudiyet, Hey'et; Fr. Corps, Al. Körper, ing. Body, it. Corpo) Bilincimizin dt~mda bulunan ve duyumlanm1zm alamna giren her ~ey. . . Geni~ anlamda cisim terimi özdek terimiyle anlamda~tlr. Metafizik anlam, uzayda tek ba~ma yer kaplama niteligini dilegetirir. Daha ar,:1k bir deyi~le, iki cisim aym yeri kaplayamaz. Fizik anlam, özdegin devime kar~1 direnme özelligini dilegetirir. Daha ar,:1k bir deyi~le cisim, d1~rak bir etki olmad1kr;a durgun hälinden devinme häline ger,:emez ve devimini degi~tiremez. Cisim teyimi dar anlamda kimyasal tiir ve canlmm örgenligi anlam1m verir. Felsefe dilinde tin teriminin kar~1ttd1r, özdeksize kar~t özdekseli dilegetirir. Bk. Özdek.


CATISMA

c CAÖRI~IM. (Os. Tedai, Mü~areket, Tetabü, i~tirak, Te~arük, ~irket, Cemiyet; Fr., Al., Ing.

1

111[

llli

Association, it. Associazione) Bir bilinc; durumunun kendiliginden bir ya da birc;ok bilinc; durumlanm uyand1rmas1„. Ruhbilim terimidir. Dü~ünceler arasmdaki manttksal bagdan ay1rdedilmelidir, ~agri$1m'da mantiksal bir bag yoktur. Örnegin sokagt güne~li görmek bizc havanm stcak olduguntt dü~ündü­ rür, bu manttksaldtr. Oysa sokag1 güne~li görmck bize güne~li bir gündeki a111m1z1 düsündürebilir, bu c;agn~tmsaldtr. Ebbinhaus ve Hoeffding gibi ruhbilimciler btt ansal otomatizmi bütünsel/ik (Fr. Totalisation) yasastyla a<;tklamaya <;alt~m1~lard1r. Onlara göre hcrhangi bir tas:mm, aym bütünden olan öteki tasartmlan c;eker. Örnegin daha önce gördügümüz bir evin fotograft, bize o evle ilgili bütün dumm ve ayrmttlart otomatik olarak hattrlattr. 0 ev<le kar~da~ttgmuz bir insam, onunla konu~tugumuz sözleri, o evin bah<;esindeki <;ic;ekleri, kapmm önünde yatan köpegi hattrlanz. <;agrz$1m i~levinin birr;ok bir;imleri ve aynntdan vardtr. Biti~iklik yoluyla <;agrt~tm, benzerlikle r;agr1~1m, kar~tt· ltkla c;:agns1m vb. gibi c;e~itli bic;imlerde mcydana gelebilir. Bu ansal özdevim (Os. Zihni zatülharekiyet, Fr. Automatisme mental)'e ilkin Aristoteles dikkati c;ekmi~tir. Davram~­ lar, dü~ünüler ve kavramlar belli ko~ullar alt.mda birbirlerini c;agmyorlar; benzerlik, karsttltk, yer ve zaman birligi nedenleriyle birbi.rlerini bilin<; alanma c;ekiyorlardt. Btt <;ekim irade islevinden bag1ms1z olarak, kimi yerde de iradenin direncine ragmen gcr9ekle~iyordu. Öylc ki gördügümüz bir ht<;ak bize, ydlarca öncc bcnzer bir b19akla climizi nas1l kestigimizi kendiliginden, hemen ve bütün ayrmttlar1yla hat1rlat1yordtt. Hobbes, Locke, Spinoza, Hume, Hartley, Priestley, Herbart, James Mill, John Stuart Mill, Spencer, Benn vb. btt kendiliginden ansal <;ahs· ma olaymm üstünde önemle durmuslar, kimileri özdekc;i ve kimileri düsünceci bir yönde gelistirmeye r;ah~m1slard1r. <;agr1~1mc11tgm büyük yamlg1s1 onu bütün ruhsal yasama yaymak, bütün ruhsal olaylar1 onunla a91klamaya c;altsmak ve onu türniiyle ruhsal bir olay olarak nitelemektir. Oysa bütün ansal sürer;ler c;:agr1s1mla ac;:1klanamayacag1 gibi c;agr1~1mm fizyolojisel bir i~lev oldugu da ünlü bilgin Pavlov tarafmdan tamtlanmt~tlr. Pav-

lov'un gösterdigi gibi c;agn~tm, sinirler arasmda ktsa devreli ve ge<;ici baglanttlar kurulmakla meydana gelmektedir. Beyin korteksinin kimi noktalart arasmda, ,belli kosullarda, ger;ici bir sinir yolu olusur ve o noktalardaki uyanmlar arasmda baglant1 kurar. <;agr1~1m1 ger<;ekle~tiren fizyolojisel i~lev bundan ibärettir, demek ki c;agn~tm tümüyle ruhsal bir i~lev degildir. Daha ac;tk bir deyisle ruhsal bir olay, fizyolojisel mekanizma i~e kan~maks1zm, ba~kaca bir ruhsal olayt bilince r;agiramaz. Bk. <;agn~mac1hk, Pavlovculuk, Davramsr;11tk. <;AÖRI~IMCILIK. (Os. Tedäiye, Te~arükiye, Tedäii efkär mezhebi; Fr. Associationnisme, Al. Associations psychologie, Ing. Associationism, it. Associazionismo, Dottrina dell'associazione) Dü~ünceler arasmdaki mant1ksal baglant1lar1 ve usun isleyisini ansal otomatizme indirgeyen ögreti... ingiliz · dü~ünürleri Stuart Mill, David Hume, Herbert Spencer bilginin, tikellerin birbirlerini c;ag1rarak tümelle~mesiy­ le meydana geldigini ilerisürmü~lerdir. <;:agn~1mc1hk dü~üncesi, antikc;ag Yunan dü~ünü­ rü Aristoteles'le ba~lam1~t1r. Aristoteles, bellegi incelerken <;agnstmm bitisiklik, benzerlik, kar~tthk ilgileriyle ger<;ekle~tigini ilerisürmü~­ tü. <;agrz$Zm terimini ortaya atan ingiliz düsünürü John Locke'dur (Ing. Association of · ideas). ingiliz özdeksizcisi Berkeley, gerr;ekte varolmayan dü~üncelerden meydana gelmi~ bir evren ögretisinde c;agr1~1mc1hktan yararlanmaya c;:ah~m1~t1r. Gerc;ekten de tüm bilgi olgusunu <;agn~tmla a91klamak immaterialism'e yol ac;mak dcmektir, her sey <;agn~tmlarla bilinc;te olup bitiyorsa özdegi yads1mamak i<;in hic; bir neden kalmaz. Dü~ünceci r;agn~1m· . c1hk David Hume'un fenomenalizmiyle bas· lam1~t1r. Hume'a göre c;:agn~1m1 ger<;ekle~ti· ren özneyle nesnenin karsthkh etkile~imi de· gil, izlenim demetleri'dir. Bu görgücü görüse göre tüm bilgiler, deneyler s1rasmda ortaya c;1kan dü~ünce c;:agr1s1mlanyla olusmu~­ tur. Buna kars1 özdek<;i c;agn51mc11tk Thomas Hobbes'un mekanik özdekc;iligine dayanan David Hartley tarafmdan geli~tirilrnistir, tüm ruhsal ya~arn 9agns1mlarla olusmaktdtr ve c;agn~tmlar beyin titre~imlerinden meydana gelmektedir. Bütün bu yanhs sonur;lar, ister <lüsünceci ister özdekc;i yönde olsun, meta· fizik anlay1sm tekyanlt görüsünden do~ar. <;agrt$1m ansal bir islemdir, bu pari;ah bilgi· yi tekyamyla ele altp bütünlestirmek ve bil· ginin bütününe götürmek soyut ve yanh~ sonuclar verir. Bk. <;:agr1s1m, Altskanhk, Davra· msc1ltk.

<;ATI~KI. 1( Os. Tesävii nakizeyn, Tcadüli nakizeyn, Kaziyei mütenäktza, Mütebäyinät, Tezät, Tenakuz, Tebäyün, Nakiza; Fr., Al. Antinomie, Ing. Antinomy, lt. Antinomia) Salt1g1 r;özümlemek isteyen usun dü~mek zorunda bulundugu <;eli~ki... Kant terimidir, Yunanca yasalar arasmdaki 9eli$ki anlamma geien antinomia sözcügünden almmad1r. Alman dü~ünürü Kant'a göre salt1gm alamndaki bütün önermeler c;at1~1kttr, c;ünkü bu önermeler deneye vurulamayacaklanndan kars11tkla· n da aym güc;le ilerisürülebilir. Örnegin "Evren smtrhdtr"a kar~t "Evren s1mrs1zd1r" denebilir ve bunlarm her ikisi de deneysel olarak tamtlanamaz. Sözcük oyunlarma dayanan kozmolojik tamtlarsa her iki kar~1t önerme ic;in de aym güc;le ilerisürülebilir. Kant, nesneye oldugu gibi özneye de kesin bir bilinemezlik yak1~ttrd1gmdan, bu gibi kozmolojik önermelere saf usun fat1$k1larz (Fr. Antinomie de la raison pure) adm1 vermis ve bunlan dört ana <;at1~k1da toplam1~t1r. Kant'a göre c;at1sk1y1 doguran dört kozmolojik ide vardzr: 1) Nicelik c;at1~kts1 "Evren s1mrhd1r - Evren smns1zd1r", 2) Nitelik c;at1~k1S1 "Özdek bölünmez atomlardan yaptlm1~t1r - Özdek sonsuzca bölünebilir'', 3) Bagmtt c;at1~kts1 "Her ~ey zorunlu olarak bagmtthdtr - Hie; bir ~ey zorunlu olarak bagmtth degildir, özgür nedenler vard1r", 4) Kiplik c;att~ktst "Evrenin nedeni olan zorunlu bir varhk vard1r - Evrenin nedeni zorunlu bir varhk degildir"„. Kanta' göre anhk duyumsal deneyin s1mrlar1m asamyacagmdan duyumsal deneyin dt~m­ da kalan bu gibi önermelerin sav1 kadar kar~1sav1 da aym kesinlikle tamtlanabilir (Nitekim Kant bunlan uzun uzun tamtlama denemelerine giri~mi~tir), bu halde de hem sav1 hem de kar~1sav1 dogru saymak gerekir ki bu bir fafr$k1'd1r. <;:attsk1lar, Elca'h Zenon, Platon, Aristoteles gibi antikr;ag Yunan dü~ünürlerince de biliniyordu. Zenon bunlara 91kmaz anlammda aporia diyordu. i.ö. IV. Yiizy1lda Milet'li Eubulidcs buna ömek olarak "bu tümce yanlt~ttr" önermesini ilerisürrnü~tü, bu söz dogruysa ic;:eriginin yanh~ oldugu ve yanh~sa ic;eriginin dogru oldugu kabul edilmek gerekiyordu ki bu da bir tümc~yi hem dogru, hem yanh~ saymak, e~de­ Yi~le fat1$k1'ya dü~mek demekti. <;:agda~ selllantikc;iler de buna benzer semantik antinornileri <;özümlemeye c;altstrlar. UslamlamaYl c;elisrneye düsürdükleri ic;in fGfl$1k saytlan hu sav ve kar~1savlarm c;at1~k1s1 gerc;ekten tarn ve dogru formüllestirilememelerinden dogltlaktad1r. Zenon'un ünlü 91kmazlan gibi 16z oyunlarmm d1~mda kalan rnanttksal c;a-

u~ktlar tarn ve dogru olarak dilegetirilrnekle kolayhkla c;özülebilirler. Kant'm bu konuda dü~tügü yamlg1 "Tann vard1r" ya da "Tann yoktur" gibi önermeleri tamtlanabilir saym1s olmas1d1r, gerc;ekte bilgi sürecinde ne böyle bir sav ne de böyle bir karstsav vard1r. Bk. Elestiricilik, Bilinemczcilik, Celi~me, <;eli~mezlik ilkesi, Manllk, <;1kmazhk.

<;:ATISMA. (Os. Nizä, Tenazu, Mücädele, · Münazaa, ihtiläf, Tearuz, Müsädeme, Mütenaktz olma; Fr. Conflit, Al. Widerstreit, Ing. Conflict, lt. Conflitto) Kar~ttlann itismesi... Antikc;ag Yunan felsefesinde fGfl$ma kavranum kavga (Yu. Polemos) deyimiyle ilerisüren ilk dü~ünür Herakleitos'tur. Eyti~imin babas1 saytlan Herakleitos bu deyimle kar$1tlarm sava$1'111 dilegetiriyordu. Herakleitos' un dogada gördügü bu c;att~ma, yüzytllarca sonra, eytisirnsel ve tarihsel· özdekc;i dünya görü~ünün doga, toplum ve bilinc; bütünlügünde ke~fettigi üc; büyük yasadan birini, kar$lflarm birligi ve faf1$mas1 yasas1'm olusturacakt1r. Herakleitos, c;ok dogru bir seziyle, evrensel geli$me'yi bu ~af1$111a'ya baghyordu ve <;att~manm geli~tirici tek etken oldugunu ilerisürüyordu. Antik<;ag Yunan felsefesinde buna benzer bir anlay1~1 da Ernpedokles ilerisürmü~tür. Empedokles, olu$'U yads1makla beraber devim'i onayhyor ve devimin sevgi'yle nefret'in 9af1$mas1'ndan meydana geldigini söylüyordu. Bu c;attsmalara kar~t kar$1tlarm birligi anlay1~mm ilk izlerini antik<;ag Yunan mitolojisinde bulmak mümkündür. Anteros kavram1, bu birligin rnitolojik simgesidir. Yunan mitolojisinde Anteros, ki~iliginde, c;ok önemli bir kar$1t/1g1 dilegetirir. Sözcük olarak kar$1f sevgi anlammt ta~tr ve büyük karde~i Sevgi (Eros)'un geli$mesi i9in annesi Aphrodite tarafmdan dünyaya getirilmi~tir. Eros, Anteros'la beraber büyümü~ ve ancak onunla beraberken mutlulugunu duymu~tur. Eros, Anteros yamndaysa ne~'eli ve ondan uzaktaysa kederli olurmus. Herakleitos'un polemos kavrammm, ilk mitolojik belirtisi Anteros'dur. Toplumbilim tcrimi olarak c;ati~ma, eyti~imsel ve tarihsel özdekr;ilik anlay1sma uygun olarak s1mf fat1$mas1 {Os. Smtf mücädelesi, Fr. Conflit de classe) ve toplumsal fGfl$ma (Os. ic;tirnäi mücädele, Fr. Conflit social) deyimlerinde dilegelir. <;at1$ma terimi, kimi yerde feli$me terimiyle anlamda~ olarak da kullamlmaktad1r. (Kimi <;eviriciler aym anlam1 sava$, kavga, müciidele deyimleriyle de dilegetirmektedirler. Gerr;ekte kavga ya da sava$ sadece toplumsal c;elismelerin uyu~turulamaz kars1thgma özgü bir 9at1sma


CELiSME iLKESt

~ELiSiK

1111

biyimidir. Toplumsal yeli~kilerde de surupgiden ratz!jma, sadece, toplumun uyu~turula­ maz kar~1thgmda kavga ya da sava$'a dönü~ür). Bir eyti~im ustasmm da dedigi gibi, "geli~me , kar~ttlann yatl~mas1d1r". Dogada, toplumda vc insan bilincinde (e~deyi~le, insan dü~üncesinde) geli~me si.ircci, kar~i11kh olarak birbirlerini yads1yan kar~1thklarm yatl~mas1yla olu~ur. Bu yatt~ma, eski biyimlerin olumsuz yanlar1 yokedilip olumlu yanlan özi.imsenerek, yeni biyimlerin geryekle ~ mesini dogurur. <;:ati~ma , ay1k se9ik anlad1g11ruz sözcük anlammda, cn belli bi9imlerde insan toplumlarmda geryekle~ir. Organik ve inorganik dogadaysa, her zaman sözcük anlammda kavrayamayacagtmtz degi~ik biyimler gösterir. Toplumdaki yat1~may1 , ona verdigimiz anlam1yla, örnegin bir elmanm geli~me sürecinde göremeyiz. Ne var ki elmanm geli~me si.irccinde de kendine özgü bir yat1~ma olupbitmektedir. Doga, toplum ve bilincin temel cyti ~ imsel yasas1 ~udur: Bir olan, biryok kar!jl (Os. Mukabil, Fr. Oppose) olanlara bölüni.ir, bu kar~t olanlardan kimileri birbirlerine dü~­ manca kar$1t (Os. Z1t, Fr. Contraire)'ttr, kar~tt olanlar birbirleriyle reli$me (Os. Tenakuz, Fr. Contradiction)'ye ba~larlar. Bilirnsel felsefenin büyük ustalanndan biri ~öyle der: "<;:eli~me ~uradad1r ki bir ~ey hem kendisinin ayni (Fr. Identique) hem de kendisinin aym olmayan (Fr. Non-identique)'d1r, yani hem kendisinin aym olarak kahr hem de durmadan degi~ir. i~te geli!jme, bu kal1c1l1k'la degi$me arasmdaki kar$1tlik't1r". Kahc1hk, e~­ deyi~le degi~meden kalma nisbi ve geyici; degi~meyse ternel ve süreklidir. Doga ve toplum, yeli~melerle geli~ir. Ancak her yeli~me­ nin yüksek bir kesime varabilccek geli~me gücü yoktur. Geli~me gücü olan yeli~meler­ de rafl$ma ba~lar. <;:eli~en kar~1thklar keskinlc~ir ve yatl~mayla a~1lan yeli~me yüksek bir düzeyc ula~1r. Gcli~me, otomatik olarak sürüpgiden bir sürey degildir. <;:eli~menin a~1labilmcsi ve böylelikle geli~menin geryekle~­ mesi iyin, ye!i~menin rat1$ma'ya dönü~mesi getekir. Geli~me gi.icü ta~1mayan ve rat1$ma' y1 geryekle~tiremeyen yeli~me söner. Örnegin Türkiye'nin bag1ms1zhk'la kölelik yeli~mesi, Atatürk'ün yönettigi bag1ms1zhk sava~1 yatl~­ masma dönü~meseydi a~1lamaz ve sönerdi. Nitekim bireysel insan ya~arnmda da say1S1z biyolojik ve toplumsal y@li~meler ratl$ma'larla a~ilabildigi sürece hayat devarn eder, sü.rüpgiden bu yeli~meler rat1$ma'ya dönü~üp a~i!amazsa ölüm geryekle~ir. Hegel Mantik adlt yap1tmm birinci bölümünde ~öyle der: "Nerede i;:eli~menin geli~me gücü yoksa, kar-

~' durulan varhk bu yeli~me yüzünden ölür": 8k. <;:eli~rne, Eyti~im, A~ma. <;:ELi~iK. (Os. Mütenak1z, Münaktz, Münäfi. Müteakis, Mütebayin, Tenakuzlu, Nakiz;

Fr. Contradictoire, Al. Widersprechend, Kontradiktorisch; ing. Contradictory, lt. Contradditorio) Aralannda yeli~me bulunanlann niteligi. .. Mantik terirnidir, nitelik ve nicelik baktmmdan birinin dogrulugu ötekinin yanh~hgmt ve birinin yanh~hg1 ötekinin dogrulugunu gerektiren önermeleri dilegetirir. <;eli~ik önermelerin, özneleriyle yüklemleri aym oldugu halde, nitelik bak1mmdan biri olumlu ve öteki ohtmsuz, nicelik baktmmdan biri tümel ve öteki tikeldir. Örnegin, "Bütün insanlar aktlhdtr - Kimi insanlar aktllt degildir" önermeleri nitelik ve nicelik bak1mlanndan yeli~iktirler, yünki.i biri olurnlu ve öbürü olumsuz, biri tümel ve öbi.irü tikeldir. Bu 9eli~ik önerrneler birbirlerini yalanlarlar, biri dogruysa öbi.irü yanlt$ ve biri yanh~sa öbürü dogrudur, ikisi birden dogru ve ikisi birden yanh~ olamazlar. Bu yi.izden konu~ma dilinde de birbirini yala11layan dü~ünce, görü~. duygu ve davram~Iara reli$ik denir. Mantlkta önermelerin dt~mda birinin varhgt öbürüni.in yoklugunu ve birinin yoklugu öbürünün varltgtm gercktiren kavramlar da r;eli~iktir. Örnegin renkli-renksiz kavrarnlan yeli~iktir, r;ünkü bir ~ey renkliyse mutlaka renksiz degildir, renkli degilse mutlaka renksizdir ve bunlarm arasmda fü;:üncü bir olanak yoktur. Eyti~imsel dilde reli$ik terimi, mant1k dilindeki anlammdan büsbütün ba~ka bir anlamda, devindirici ve geli$tirici kar1j1tl1gm niteligi anlammda kullamhr. <;eli$ik teriminin mant1ksal ve eyti~imsel dillerdeki anlam aynltgt, reli$me teriminin manttksal ve eyti~imsel dillerdeki anlam aynltgma uygun dü~er. Bk. <;eli~me, Kar~1t.

<;ELiSiK BiRLiK. (Os. Vahdeti mütenaktz, Fr. Unite contradictoire) <;eli~iklerin birligi... Ömegin her bagmtth bilginin bir salt1k bilgiyi ir;ermesi, her tikel öznenin bir genel özneyi ta~1mas1, zorunlugun özgürlügü kapsamas1 bir r;eli!jik birlik'tir. Dogasal ve toplumsal bütün varhklar, kendi yeli~kilerini de birlikte ta~1d1klarmdan ve ancak böylelikle var.olduklarmdan, birer reli:jik birlik'tirler. örnegin ya~amak her gün biraz ölmektir, öy· leyse ya~am - ölümü birlikte ta~1r ve canh varhk ancak bu reli$ik birlik'le varolabiJir. Bk. Birlik, <;eli~me . <;ELiSME. (Os. Tenäkuz, Teäruz, Z1t; Fr., Al., Ing. Contradiction, Al. Widerspruch,

lt.

Contraddizlone) Varhg1 geryeklc~tiren kar~1t­ hgm geli~tirici devimi... Manttk dilinde reli$me terimi birbirlerini olumsuzlayan iki kavram, önerme, yarg1 ya da kuramm aralarmdaki baglantth durumu dilegetirir. Bunlar birbirleriyle yeli~me durumundad1rlar, aym zamanda ikisi birden yanh~ ve ikisi birden dogru olamazlar. Örnegin, "Ahmet aktlltd1r - Ahmet akds1zd1r" önermeleri yeli~iktir, Ahmet' in ak1lh oldugu dogruysa aktls1z oldugu mutlaka yanlt~ttr ya da akilstz oldugu · yanh~sa aktlh oldugu mutlaka dogrudur. Ne var ki bu, Ahmet'i somut · ya~ammdan soyutlay1p, e~­ deyi~le onu her türlü devim ve degi~mele­ rinden aymp kavram, önermc, yargt ya da kuramla~ttrd1g1m1z hallerdc böyledir. Yoksa Ahmet somut ya~ammda bir olayda ak1lh ve bir ba~ka olayda akilstz olabilecegi gibi ak1lhhg1 aym zamanda aktls1zhgm1 da iyerir. Eyti~imsel anlamda Ahmet'in akh, akils1zhkla yeli~erek geli~ir . Soyut dü ~ i.inme alamna özgü bulunan mant1ksal reli$me'yle somut ya~am alanma özgü bulunan eyti$imsel r;eli$me birbiri.ne kan~tmlmamahd1r . Somut ya~am alanma özgü bulunan eyti ~ imsel r;eli~me, soyut dü~ünme alanma özgü bulunan manttksal r;eli~menin tarn tcrsine her ~eyin aym zamanda kar~1t1m da iyerdigini dilegetirir, hem dü~ünce ve hem de varhgm evrensel geli ~me yasas1d1r. Eyti~imsel dilde buna reli$me ilkesi ya da reli$me yasas1 denir. Mantlksal anlamda yeli~mc, tutars1z dü~ünü~ün ölr;ütüdür. Tutarh dü~ünebilmek iyin dü~ünceyi mant1ksal yeli~melerden antmak gerekir. E~deyi~le kavramlar1m1z, önermelerimiz, yargtlar1m1z ya da kuramlar1m1z yeli~mez olmahd1r ki dü~üncemiz dogru vc tutarlt olabilsin. <;eli~ik kavramlar, önermler, yargilar ya da kuramlarla i~leyen dü~ünce yanh~ ve tutars1zd1r. Manttksal r;eli~me, ilk dilegetirili~ini antikr;ag Yunan dü~ünüri.i Aristoteles'in bir;imlendirdigi r;eli$mezlik ilkesi ya da reli!jmezlik yasas1'nda bulmu~tur. Biryok skolästik ve metafizik dü· zeltmelerden gcyen bu ilke ya da yasa, XIX. yüzy1lda Hegel tarafmdan ya~ayan varhga uygulanm1~ttr. Hegel'e göre her türlü ya~amm kaynag1, Aristotcles'in ilerisürdi.igü gibi yeli~­ mezlik degil, tarn tersine, yeli~medir. Ne var ki Hegel bu r;ok dogru savm1 ya~ayan varhgm kavramla~tmlmas1yla sm1rhyor ve "e~­ Yanm ye~itliligini ve ay1rdedili~ini c;eli~me halinde keskinle$tiren dü~ünen ak1ld1r" diyordu. Bu ilerisürü~. Hegel'in idealist anlayt~mm zorunlu sonucudur. Tarihsel ve eyti~imsel özdekyilik, Hegel'in bu idealist savm1 özdeksel. temeline oturtmu$, onun dogal ve toplumsal Özünü ay1k seyik sergile1ni~tir. Gerc,:ekte c,:e-

li~melerle geli~en,

kavramlar degil, doga ve toplumdur. Kavramlar, bu nesnel (dogasal ve toplumsal) geli~meden yanm. "Hareketin kendisi bir r;eli~me'dir. Basit mekanik, bir uzay degi~mesi, bir yeli~me oldugu gibi, özdegin daha yüksek biyimdeki hareketleri -özellikle organik hayatm geli~mesi- ir;in bu daha da dogrudur. Ya~am, r;eli~me'den ibarettir. Ya~ayan her ~ey, her an hem kendisidir hem kendisi olmayan'd1r. Bu, her an olu~an, durmadan yenilcnen ve r;özülen bir yeli~me'dir. <;eli~me biter bitmez ya~am da sona erer ve öli.im gelir". "Matematikte diferansiyel ve entegral, mekanikte hareket ve kar~t hareket, fizikte artl elektrik ve eksi elektrik, kimyada atomlarm birle~mesi ve ayr1lmas1 yeli~­ me'nin evrcnselligini tamtlar". Bk. Ana <;cli~­ ki, Ana Ur;, <;:eli~melerin Genelligi, <;eli~me­ lerin Özelligi, <;eli~me ilkesi. <;:ELiSME iLKESi. (Os. Mebdei tenakuz, Fr. Principe de contradiction) Doga, toplum ve biliny bütünlügünün yeli~meyle geli~tigini ilerisüren eyti~imsel ilke ... <;eli$me yasas1 (Os. Kanunu tenäkuz, Fr. Loi de contradiction) da denir. Alman dü ~ ünürü Hegel tarafmdan, Aristoteles'in bic,:imsel mant1gma kar~l, eyti~imsel mant1k ilkesi olarak ilerisürülmü~, tarihsel ve eyti ~imsel özdekyilik taraf mdan dogasal ve toplumsal tcmeli ke~fedilerek ay1k scyik sergilenmi~ tir. Bu ilkeye göre, her türli.i ya~amm kaynagt refi$me'dir. Varhgm özü olan devimi, varhgm iyinde bulunan r;eli~me yaratlr. Her türlü varhk, c;eli ~ menin meydana getirdigi devimle geli ~ ir. Dcmek ki c;eli~­ me; doga, toplum ve bilincin geli~me yasas1d1r. Bilimsel felsefenin bir ustas1 reli$me'yi ~öyle tammlar: "<;eli~me ~uradad1r ki bir ~ey hem kendisinin aym, hem de kendisinin aym olinayan'dtr, yani hem kendisinin aym olarak kahr hem de durmadan degi~ir. i~te yeli~mc, bu kahcthkla degi~me arasmdaki kar~ rthktlr". "Eyti~im , en dogni anlammda, nesnelcrin özünde bulunan c;eli~me'nin bilgisi'dir". Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;ilik dilinde reli!jme deyimine yakm anlamda ratl!jma (Os. Mücädele, Fr. Conflit) deyimi de kullamhr. <;:eli~enler, aym zamanda, birbirleriyle r;att~trlar. En kür;ük bir özdek parc;asmdan insam, toplurnu ve bilinci de kapsamak üzere en büyük evrensel yap1ya kadar evrendeki büti.in nesne ve olgulan olu~turan geli~tirici gil<; r;eli!jme'dir. Bütün nesne, olgu ve olaylar yeli~melerle geli~ir. <;eli~me; bütün nesne, olgu ve olaylarm kendileriyle birlikt~ kar~1t­ Iarm1 da iyermelerinin dilegetirili~idir. Her nesne, olgu ve olayda kendi-kar$1f1 kar~d1~


CELiSMELERiN GENELLiöi vard1r. Hegel

~öyle

der: "Varhk bizzat bir

kar~1thkt1r". Kar~1thksa kar~ttlarm c;eli~mesini Kar~Itlar sürekli olarak c;eli~irler, c;eli~tikleri ic;in c;at1~1rlar, c;att~ttklar1 ic;in a~1hrlar, a~1ld1klan ic;in de geli~irler. Demek ki nerede ya~am (e~deyi~le devim) varsa orada

gerektirir.

, mutlaka bir c;eli~me vardtr. Ölüm bir devimsizlik, geli~mezlik, e~deyi~le i;:eli$mesizlik'tir. Bu gen;egi üstün bir sezi~le ilk gören dü~ünür antikc;ag Yunan dü~üncesinin büyük ustas1 Herakleitos'tur. Herakleitos c;eli~meyi özel bir anlamda kavga (Yu. Polemos) deyimiyle dilegetirmi~ti. Herakleitosa' göre her ~ey her ~eyle sava~1yor ve bundan ötürü "bir ~ey­ den birc;ok ~eyler vc her ~ey" olu~uyordu. Antikc;ag Yunan dü~üncesinde Elea'IIlar ve ilk ~üpheciler, örnegin Zenon ve Eyrrhon, bu c;cfi~melerin c;özülemcyecegi ve onlan yok saymak gcrektigi kamsma varm1~lard1. <;eli~me­ lcri yok saymca nesnelerin gerc;ek yap1lanm ara~tirmaktan da vazgec;mek gerekiyordu, öyleyse nesneler bilincmez ve kavranamazd1. Bilinemezciligin tohumlan, c;eli~meleri c;özememekten dogan umutsuzlukla at1lm1~ttr. Bu halde dogaüstü güc;lere s1gmmaktan ba~ka c;1kar bir yol kalmamaktad1r. idealizme geni~ c;apta kaptlan ac;an yamlgt da budur. Yüzytllarca sonra Alman dü~ünürü Hegel, Herakleitos' un bu ustaca sezisini idealist alanda ac;1klam1~, tarihsel ve eyti~imsel özdekc;ilikse onu gerc;ek özdeksel temeline oturtmu~tur. "Matematikte diferansiyel ve entegral, mckanikte etki ve tepki, fizikte artt elektrik ve eksi elektrik, kimyada atomlarm birle~mesi ve aynlmas1, c;cli~menin evrenselligini tamtlar". <;eli~me'nin tarn bilgisi ~u aynnttlarm da bilinmesini gerektirir: Evrende her nesne, olgu ve olay birc;ok kar~1t11klar, demek ki birc;ok c;eli~meler ta~tr. Bu c;eli~meler ii;: i;:eli$meler' dir. Bir nesne, olgu ve olayt kendisi ktlan, e~deyi~le neyse o eden bunlardir. Ama bunlarm ic;indc geli~meyi kendi yönüne c;eken güc;lü bir 9eli~me vardtr, buna ana i;:elb;me denir. Her 9eli~mede oldugu gibi bu ana 9eli~menin iki ucundan biri tutucu, öbürü geli~tiricidir. Geli~tirici u9, ana ui;:'tur. <;ünkü varhgm gelecegini ana c;eli~menin bu ana ucu belirleyecektir. Tutucu u9, 9eli~menin ve dolay1s1yla varhgm kendi kendisiyle aym kalmasma 9ah~1r. Ana u9sa onu kendisinden kopar1r ve geli~tirir. Her nesnede, olguda ve olayda geriye dönü$lere ragmen son 9özümlemede mutlaka ileriye dogru bir geli~­ me ger9ekle~ir. Bu geli~me daima alt olandan üst olana, a~ag1 olandan yukan olana, geri olandan ileri olana ve basit olandan karma~1k olana dogrudur. Ne var ki bu geli~me

CEVRE i<;in sadece ic; c;eli~meler yetmez, dt$ i;:eli$meler'in de yard1m1 gerekir. Örnegin yumurtay1 geli~tirip civcivle~tiren onun kimyasal ve ya~ambilimsel ic; c;eli~meleridir, ama civcivle~­ menin gerc;ekle~bilmesi ic;in 1s1 gibi bir d1~ c;eli~me de gereklidir. Yumurta 1s1s1z civcivle;;mez, ama 1s1 da bir ta~1 civcivle~tiremez. Demek ki i<; ve d1~ c;eli~meler arasmda temel olan ic; 9eli~melerdir, <;ünkü civciv is1n111 degil, yumurtanm ürünüdür„.- <;:eli~me, eyti~imsel bilginin temel yasas1d1r. Eyti~imi bilmek, devimin ve geli~menin kaynag1 olan <;eli~meyi bilmek demektir. Yüzy11lardan beri insan bilgisinc egemen olan metafizik dünya görü~ü, 9eli~menin varhgmt yads1makla eyti~imsel dünya görü~ünden aynhr. Metafizigin bu temel yamlg1s1, bi9imsel manttgm soyut kavramlarda arad1g1 i;:eli$mezlik niteligini dogada, toplumda ve bunlardan yans1yarak olu~an insan bilincinin geli$me sürecinde de aram1~ olmas1q1r. Metafizigin büyük yamlg1s1, devimsiz soyut '(kavram, önerme, kuram)'un niteligi olan 9eli$mezligi devimli somut (dogn , toplum, bilin9)'un niteligi olan c;eli~menin yerine koymaya c;ah~mas1d1r. Bk. <;:eli~me, <;:atl~ma, Devim, Eyti~im, <;:eli$melerin Genelligi, <;:eli~melerin Özelligi, <;:eli~mezlik ilkesi. <;ELiSMELERiN GENELLiGi. (Os. Tenakuzun külliyeti, Fr. Universalite de Ia contradiction) <;:eli$melerin sürekliligi ve evrendeki bütün olgularda bulunu~u„. <;eli$melerin genelligi deyimi, iki anlamda kullamhr: 1) Evrendeki bütün olu$malann c;eli~me'yle ger9ekle$mesi, 2) <;:eli~me'nin her geli~me sürecindeki sürekliligi... <;eli~me; dogasal, toplumsal ve bilin9sel bütün olu~malann geli$tirici gücü· dür. Nerede ve ne türlü bir ya$am varsa orada mutlaka c;eli~meler vardir. "<;:eli$me biter bit· mez ya~am da sona erer ve ölüm ba$1ar". Bu evrensel kapsam i;:eli$melerin genelligi'ni dile· getirir. Bundan ba~ka her geli$me sürecinde birlik gelipgec;:ici, i;:eli$me'yse sürekli ve temeldir. Engels'in dedigi gibi, "Hareket demek c;:eli~me demektir". Hareketsiz özdek ve özdeksiz hareket bulunmadtgmdan bu süreklilik kapsamt da i;:eli$melerin genelligi'ni dilegetirir. En durgun ve birlik halinde görülen olu~umlarda bile say1s1z 9eli~meler kayna~1r. <;eli$melerin genelligi deyimi, i;:eli$melerin evrenselligi ve i;:eli$melerin salt1kltg1 deyimleriyle anlamda~­ ttr. Her özel c;:eli~me, yukardaki nedenlerden ötürü, salttkhg1m da ic;:inde ta~1r. <;:eli~mele· rin (genel-evrensel-salt1k)'ltg1yla (özel-özgül-ba· gmt1!1)'hg1 da aynca birbirleriyle c;:eli~irler. Bk. <;:eli~me, <;:eli~melerin Özelligi.

<_;ELiSMELERiN ÖZELLiGi. (Os. TenakuIi~menin genelligini bilmezsek inceledigimiz zun hususiyeti, Fr. Specifite de la contrahareketin genel nedenini bulamay1z, ama c;:ediction) <;:eli~melerin her devim bic;iminde ba~­ li~menin özelligini bilmezsek inceledigimiz haka olu~u„. <;eli$melerin özelligi deyimi, be~ rekti bütün öteki hareketlerden ay1ran özel anlamda kullamhr: 1) <;:eli$menin her haniteligi bulamay1z". <;eli$melerin özelligi dereket bic;:iminde ba~ka olu~u, 2) Her hareyimi, (:elifimelerin özgüllügü ve i;:eli$melerin ket bi<;iminde ba~ka olan c;eli~menin o habagmt1!tlig1 deyimleriyle anlamda9ttr. Bk. <;:ereket bic;:iminin her a~amasmda da ba~ka Ii~me, <;:eli~melerin Genelligi, Ana <;:eli~ki, Ana olu ~u, 3) Her hareket bi9imi i<;indeki c;:eli~­ Uc;:. menin o hareket bic;imi ic;indeki c;:e~itli hareket bic;:imlerinde de ba~ka olu~u, 4) Bir <;ELiSMEZLiK iLKESi. (Os. Mebdei ademi hareket bic;:imi i<;indeki c;e~itli hareket bi<;imtenakuz, Fr. Principe de non-contradiction) lerindeki 9eli~melerin <;e~itli a~amalannda da Bic;:imsel mant1g111 dü~ünmede tutarhgt saglaba~ka olu~u, 5) Bütün bunlardaki <;eli~me­ yan temel ilkelerinden biri... <;eli$mezlik yasas1 lcrin her yönünün de ba~ka olu~u„. Her ha(Os. Kanunu ademi tenakuz, Fr. Loi de reket bi<;imindeki 9eli~menin ba$ka olu~u i;:enon-contradiction) da denir. Antikc;:ag Yunan li$melerin özelligi'ni dilegetirir. Her hareket dü~ünürü Aristotels'in, i;e$itli düzeltme denebic;imi kendi i<;inde özel 9eli~mesini ta~1r. Bu melerinden gec;:mekle beraber yerini diyaleközel c;:eli~me, o ~eyi bütün ba~ka ~eylerden tik manttga btrakmcaya kadar temelde aym aymr. Bundan ötürüdür ki bir tohum 9i9ek, kalan, bic;:imsel mant1gmm üc;: ilkesinden ya bir tohum elma ve bir tohum insan olur da yasasmdan biri i;:eli$mezlik (Os. Ademi teve gene bundan ötürüdür ki iki <;ic;:ek, iki nakuz, Fr. Non-contradiction)'dur. Bu ilke c;:e· elma, iki insan birbirinin aym degildir. Bun9itli bic;:imlerde dilegetirilmi9tir: Bir ~ey, aydan ötürüdr ki c;:in toplumculugu Rus topm zamanda hem kendisi hem de kendisinden lumculugunun, Rus toplumculugu Küba topba~kas1 olamaz · A aym zamanda B olalumculugunun vb. aym olamaz. Her hareket maz - Bir ~ey, aym zamanda hem var hcm bic;:iminde ba~ka olan 9eli$menin o hareket yok olamaz - Bir ~ey, aym zamanda, hem bic;:iminin her a~amasmda da ba~ka olu~u olumlamp hem de yadsmamaz - iki c;:e9ilik i;eli$melerin özelligi'ni dilegetirir. Bundan ötliönermenin ikisi birden hem dogru hem yanrüdür ki anamalc1hg1 toplumculuga dönü~tü­ 11~ olamaz„. Sonuncu deyi9 kimi dü~ünürler­ ren 9eli~me toplumculuga gec;:i~ dönemindc ce ikiye ayrt!m19 ve birinci bölümü (iki i;eba~kad1r, toplumculugun kurulu~ döneminde li~ik önermenin ikisi birden dogru olamaz) ba~kad1r, toplumculugun yerle~me dönemini;:eli$mezlik ilkesi say1larak ikinci bölümü (iki de ba~kad1r. Her hareket bi9imi ic;:indeki c;:ec;:cli9ik önermenin ikisi birden yanh~ olamaz) Ii~menin o hareket bi9imi ic;:indeki c;:ei~itli alma$ ilkesi (Os. Mebdei tenavüp, Fr. Prinhareket bic;:imlerinde de ba~ka olu~u i;:eli$cipe de !'alternative) saytlm1~t1r. Gerc;:ekte remelerin özelligi'ni dilegetirir. Bundan ötürüli$mezlik ilkesi bi9imsel mantigm özde$lik ildür ki anamalc1hg1 geli~tiren c;eli~me emekc;:ikesi'nin olumsuz bi9imde dilegetirilmesinden lerle burjuvazi arasmda ha$ka, köylülerle agaba~ka bir 9ey degildir. Özde$lik ilkesi'ne gölar arasmda ba9ka, sömürgelerle emperyalistre Ahmet Ahmet'tir, reli$mezlik ilkesi'ne göler arasmda ba9kad1r. Bir hareket bic;:imi ii;inre de Ahmet Hasan olamaz, ancak Ahmet de olu9an c;:e~itli hareket bic;imlerindeki 9e- . olabilir. Bu ilke manttkta ~u simgeyle gösli9melerin c;:e9itli a9amalarmda da ba~ka oluterilir: i(A.A). Bu simgede nokta baglac;: ve 9u i;:eli$melerin özelligi'ni dilcgetirir. Bundan ikinci harfin üstündeki 9izgi olumsuzluk i~a­ ötürüdür ki emekc;:ilerle burjuvazi arasmdaretidir. Bu kuramm gei;erliligi soyut dü~ünme ki <;eli~me anamalc1hgm kunilu9 a9amasmda alamndad1r, her türlü degi~me ve geli~me­ ba~ka, büyük sanayi a9amasmda ba9ka, emden soyutlanm1~ kavram ve önermelerdedir. Peryalizm a~amasmda ba9kad1r. Bütün bu ba~­ Yoksa, Hegel'in gösterdigi gibi, kavram ve ka <;eli~melerin her yönünün de ba9ka olu9u önermeler de geli~meye ba~lad1klar1 an c;efeli$melerin özelligi'ni dilegetirir. Bundan ötüIi~meye ba9larlar. Kavram ve önermeler de, rüdür ki emekc;:iyle burjuva arasmdaki <;ei;:eli$mezlik'lc degil, ancak 9eli$me'yle gelili~me emekc;:ide ba9ka, burjuvada ba9kad1r. 9cbilirler. Bk. <;:eli9me, Mantik, Aristoculuk, Bütün bunlardan ötürü i;:eli$menin her özelHegelcilik, <;eii~me ilkesi. liginin (:Özümü ba$ka bir yöntem gerektirir. Bu yöntemi bulup uygulamak ic;:in de bütün <;EVRE. (Os. Muhit, Vasat; Fr. Milieu, Al. bu özelliklerin bilinmesi gerekir. "Somut koMittel, Ing. Middle, lt. Mezzo) Bir canlt varsullarm somut 9özümü ilkesi" budur. "<;:ehgm bagmtt kurdugu olaylarla var!tklann tü-


ClLECiLiK

~EVRiMSEL DEViM KURAMI

11''1 II

mü„. <;;evre, hcrhangi bir varhgm belirlenmesinde d1~ etkenlcri dilegetirir, diyalektik anlamda dt$ 9eli$meler'i kapsar. Örnegin bir yumurtadan civciv 91kmas1 i9in 9evresel bir 1s1 gereklidir. Oysa bu 9evresel 1s1, bir ta~ parcasm1 civcivlestiremez. Cevre'nin etken olabilmesi i9in aym zamanda it;: 9eli$meler de gereklidir. Bum:n gibi, örnegin Beethoven bir müzik c;evresindc yeti~meyip bir köy 9evresinde yeti~seydi müzik ustas1 degil, 9ift9i ol~­ bilirdi, ama Beethoven'i yeti~tiren müzik 9evresi de h,:sel yetenegi olmayan herhangi bir insam bir müzik ustas1 yapamaz. Nitekim yumurta da gereken 9evresel ISIYI bulamazsa civcivle~emez ... Ya~ambilim, ruhbilim, toplumbilim ve manttk terimi olarak kullamlan Frans1zca milieu kar~1hg1 9evre, genel anlamda Franstzcada peripherie sözcügüyle kar~tlamr ve herhangi bir ~eyin yüzeyinc ait olan ya da herhangi bir ~eyin kenarlarmm meydana getirdigi kapah 9izgi anlamm1 kapsar. Örnegin bu anlamda insan deriyle 9ev· relenir ... <;:evre terimi, dönü~ümcülügün kurucusu Frans1z bilgini Lamarck (1744-1829) ögretisinin de ba~kavram1d1r. Lamarck, Le Philosophie Zoologique adh ünlü yap1tmda hayvan türlerinin 9evrenin zoruyla degi~erek tek bir ti.irden olu~tuklanm ilerisi.irmü~tü. Tek ti.irü farkhla~tmp bir9ok türler meydana getiren 9evreye uyma zorunluguydu. Bu uyma (Fr. Adaptation) türün hem ah~kanhklanm degi~tirmi~, hem de 9e~itli örgenlerinin görevlerini ba~kala~t1rm1~tl. Bir türün özellikleri ancak uygun 9evrelerde kaht1mla korunabilirdi, yoksa 9evrc degi~iklikleri tür degi~ik­ ligini gerektiriyordu. Böylelikle 9evrenin etkisi cski türlerden yeni türler meydana ge· tirmi~ti. Lamarck, "ihtiya9 örgen yaratlr" di· yor ve örnegin zürafanm yüksek aga9h bir 9evrede aga9lann yapraklanm yiyebilmek i9in uzun boyunlu oldugunu ilerisürüyordu, e~­ deyi~le zürafanm boynu bu yüzden uzam1~ ve kahttmla bu özellik korunarak yeni bir zürafa türü türemi~ti. Lamarck, idealist görü~lerine ragmen, 1809 ytlmda yay1mlad1gi ad1 ge9en yap1ttyla evrim kuramma öncülük etme ~erefini ta~1r. Aym zamanda kendi 9a· gmda pek etkili olan Cuvier ve Linne'nin yarattmc1hk kuramma (ki bu kurama göre örnegin kedi, kedi olarak yarattlm1sttr ve sonsuzca kedi olarak kalacakttr) kar~t c;:1kmak ve bu metafizik dü~9ülügü sarsmak ~erefi de onundur. Lamarck'm qevre ve kalit1m sav· lart, elli y1l sonra ,büyük ingiliz bilgini Charles Darwin tarafmdan gelistirilip bilimsellestirilmistir ... Bundan baska XIX. yüzy1lda Franstz düsünürleri A. Comte'la H. Taine'

in, 9evrenin insanlar üstünqeki büyük etkisine dair ilerisürdükleri \dealist görü~lere de 9evre kuram1 (Os. Muhit nazariyesi, Fr. Theorie du milieu) denir. <;:EVRiMSEL DEViM KURAMI. (Os. Devri hareket nazariyesi, Fr. Theorie cyclique) Geli~meyi yads1yan ve gedye dönü~ü savunan kuram... Alman dü~ünürü idealist Oswald Spengler'in tutuculugu ve gericiligi desteklemek ic;:in ilerisürdügü hu kuram, her devimin kendi üstüne 9evrildigini ve ba~lad1gi noktada son bularak, hi9 bir ireti~me saglamad1gm1 savunmaktad1r. Spengler'e göre mevsimler (ilkbahar, yaz, sc>nbahar, k1~ ve sonra gene ilkbahar) ve ya~am (dogum, ölüm ve sonra gene dogum) bunun en belli kamt1d1r. <;:evrimsel devim sonsuzca tekrarlamr durur ve evren eskideri nastlsa bugün de öyledir, yarm da öyle olacakt!r. Aym dü~üncede olan ingiliz tarih9isi idealist Toynbee de, "Tarih bir tekrarlamadtr" savm1 ilerisürmektedir. idealist Spengler ve Toynbee, yeni ilkbaharm aym ilkbahar ve yeni dogan insanm ölen insan olmad1g1m bilmezlikten gelerek, evrimi ve sarmal geli~im'i yads1maya 9ahsmaktad1rlar. Bu dü~üncede olan bir ba~ka idealist Alman dü~ünürü Leopold von Wiese kuramm amacm1 a91klamaktan 9ekinmmi~tir: "Bulundugunuz durumu degi~tirmeye 9ah~may1mz, 9ünkü daha geri bir noktaya geleceksi· niz". 13ilimsel verilere tümüyle aykm bulunan bu kurama göre, ta~ 9agmdan atom 9agma evrilen, ge9mi~te binecek ta~1t1 olmadtgmdan yaya yürürken bugün u9akla aya varan in· san ilerlememi~. tersine, gerilemi~tir. Bilimse, bu kuramm tarn tersini, ceYrimsel devim'i degil, sarmal devim'i ve böylelikle de sonsuz ve sürkli geli~meyi dogrulamaktad1r. Her bi· ti~. aym ba~lay1~1 degil, daha üstün düzeyde bir ba~lay1s1 dogurur. Tavuk bir yumurtadan c;1kar, ama aym yumurtay1 yumurtlamaz, da· ha üstün bir düzeyi gercekle~tirerek bir9ok yumurtalar yumurtlar. <;:evrimsel devim kura· m1, geriligi savunan her gerici ögretinin ba~ma geldigi gibi, her gün biraz daha, geri· leyen degil, ilerleyen bilimle yalanlanmakta· dir. Nesnel yasalara göre sürüpgiden yükseli· ci bir gelisme anlay1~1. bilimin insana kazan· d1rd1g1 en degerli bilgidir. insamn dün ya· pamad1gm1 bugün yapmasma, ilerlemek dcgil de, gerilemek demek, bilimd1~1 bir hafifliktir. Bk. Evrim, Sarmal Geli~im. <;!KAR. (Os. Menfaat, Aläka, Fäide, Güze~· te, Ffüz, Ehemmiyet, Dikkat, Merak, Tevec· cüh, Terahhüm, Garaz, Cäzibe, Nefi; Fr.

Interet, Al. Interesse, 1ng. Interest, 1t. Interesse) Gizlenerek gözetilen kazan9... Ki~i­ sel 91kar, genel 91kar, kamusal 91kar vb. gibi deyimlerle dilegetirilen pkar, törebilim terimidir ve yararc1l1k ögretisinde kuramla~t!nl· mi~ttr. Bir9ok g~rünü~lerin altmda ger9ek 91kar'lar gizlidir. Ornegin felsefe tarih9isi Gompertz'e göre.... Sokrates'i, ger9ekte, dü~ünürün metafizige mt 9eviren söylevleri yüzünden kärlart azalan kü9ük Tann heykelleri esnaf1 ölüme mahkOm ettirmi~tir. Kölelerin özgürlüge kavu ~turulmas1 idealiyle ac;:1klanan Amerika Kuzey-Güney i9 sava~1. ger9ekte, 91karlan kö· Je 9ah~t1rmakta bulunan 9iftlik sahipleriyle 91karlar1 azath köleleri i~9i olarak 9ah~t1r­ makta bulunan fabrika sahipleri arasmdaki savast1r. <;:1kar deyiminin bu idealist anlam1· na kar~1 diyalektik anlam1 büsbütün ba~ka­ d1r. Diyalektik anlamda 91kar, toplumsal gruplar tarafindan benimsenen ihtiya9lar'd1r, "belli bir toplumun ekonomik ili~kileri ilk bakt~ta kendilerini 91karlar olarak gösterirler". "<;e~itli sm1flann maddi c;:1karlar1, sosyo-politik geli~ me egilimini belirler". Toplumsal ya~amda bütün olupbitenler, belli 91karlarm görünümleridir. <;:1karlar, bu anlamda, hem bireylerin ve toplumsal sm1flarm hem de tüm toplumun eylemlerinin yönünü belirler. Bu c;1karlar, pek a91k olarak, özdeksel ve ekonomik 91karlard1r. Bu ekonomik 91karlar her türlü siyasal, hukuksal, törebilimsel, dinsel ve estetik 91karlar1 belirlerler. Bütün bu 91karlar bir sm1fm toplumsal · ülküleri olarak helirir. Toplumsal 91karm en üstün bi9imi, üretim gfü;lerinin geli~mesini gerektiren c;1· kard1r. <;;zkar terimi, ruhbilimde ilgi terimiyle dilegetirilir. Belli bir cikar amac1yla birle~en kümeye de toplumbilim dilinde 91kar kümesi (Os. Menfaat grubu, Fr. Groupe d'int~ret) denir. Bk. Yararctl1k. CIKARSAMA. (Os. istintä9, intikal, intikali zihin, istidläl, K1yäs1 hafi, Muhakeme, Muhakemei hafiye, istikra tarikiyle istidläl; Fr. lnference, Al. Inferiren, Schluss; lng. Inference, 1llation; lt. Inferenza, Illazione) Bir önermeden yeni bir önerme cikarma... <;:1karsama terimi ,mant1kta dogrulugu bilinen öner· tnelerden sonu9 91karma i~lemini adlandmr. Uslamlama terimiyle e~anlamda kullamlmas1 dogru degildir, uslamlama ara9h 91karsamalan kapsar. Örnegin "ta~. insan degildir" önertnesinden "insan, tas degildir" sonucunu ara9s1z olarak 91karmz. Oysa "ni~asta besleyicidir" önermesinden "ekmck nisastad1r" arac1 önermesini bilmeksizin "ekmek besleyicidir" IOnucunu 91karamayiz. Bu ara9h ya da do-

layh 91karsama, uslamlama'dir. <;1karim deyimiyle de dilegetirilen 91karsama geni~ kapsamh bir ,deyimdir; uslamlama, tümdengelim ve tümevanm bunun özel bi9imleridir. ingiliz dü~ünürü Stuart Mill'e göre tikelden ti· kele ula~tlran 91karsama, 91karsamanm en iJ. kel bi9imidir. <;:1karsamada vardan sonucun dogru olabilmesi i<;:in öncüllerin dogru olmas1 ~artt1r. Öncülleri yanh~ olan 91karsamada va· nlan sonu9 da yanh~ olur. Özetle, ister uslamlama, ister tümdengelim ve ister tümevar1m yoluyla olsun belli bir bilgiden yeni bir bilgi 91karmaya pkarsama denir. Bk. Uslamlama, Tümdengelim ,Tümevanm, Tas1m, Mantik. <;:IKMAZLIK. {Os. Gäm1z, Gayn kabili hal; Fr., Al. Aporie; lng., lt. Aporia) <;:özümlenemezlik ... Yol anlammdaki Yu. poros deyiminin olumsuzlanmas1yla yolsuz ya da yolu yok anlamma geien aporia deyimi antik9ag Yunan felsefsinde 9özümlenemez gibi gösterilen birtak1m söz oyunlan i9in kulamhrd1. Bunlann en belli örnekleri Zenon 91kmazland1r ve bugün kolayhkla <;özümlenmektedir. <;:agda~ felsefede ger9ekten 9özümlenemeyen sorunlar i9in kullamhr. Alman dü~ünürü Nicolai Hartman bu terimi, gidilecek yolun yoklugu anlammda Weglosigkeit sözcügüyle Almancaya 9evirmi~tir. Bk. Kamt, <;:at1~kt. <;iLECiLiK. (Os. Züht, Zühdü takvä; Riyazet, Zühdiyye, Zahitlik, Ke~i~lik; Fr. Ascetisme, Al. Asketik, lng. Ascetism, Asceticism; lt. Ascetismo) Tinsel benligini yüceltmek i9in tensel benligini yoketmeye yönelen i~lemle· rin tümü... Yunanca idman anlammdaki askesiz sözcügünden türetilmi~tir. Törebilimsel anlamda, dünya zevklerini kücümseme temeline dayanan bir ahläk ögretisidir. Gizemcilikte 9ilecilik ü9 a~amada ger9ekle~ir: Bilgisizlerin 9ileciligi din bak1mmdan haram say1lanlardan, bilgililerin 9ileciligi yeterinden fazla olanlardan, ermi~lerin 9ileciligi Tann'dan gay· ri her ~eyden vazge9mektir. Dinsel alanda 9ogu delilerin ermi~ saydmas1, c;ilecilerin kendilerine ac1 9ektirmekte i~i delilige kadar · vard1rmalanndan ötürüdür. <;:ilecilik deyimi, il· kin antik9ag Yunanhlannca kullamlm1~ttr. Özellikle kinik'ler a~m 9ileciydiler. Hint Brah· mac1hg1 ve Budac1hgi da c;ilecilik ögelerine dayamr. Htristiyanhgm ilk c;:aglannda 9öller· de tek baslarma ya~ayan tarik-i dünya (dünyay1 terkeden)'lar 9ilcci kesi~lerdi. Htristiyanhk äleminde ortac;agda da Katolik kilisesin· den umut kesip ic;:lerine kapanan H1ristiyan· lar i;ilecilige s1gmm1~lard1 . Islam gizemciligin·


<;ÖZÜMLEME

<;iN FELSEFESi deyse 9ilecilik 9ok yaygmdir vc bir<;ok tarikatlarm temel ögesidir. isliim tarikatlarmm s;oguna s;ile smavmda ba~an kazanarak girilir, bilgiye eri~menin ilk ad1m1 da c;ile 9ckmektir. ilkellerde de 9ile törenleri (Fr. Les rites ascetiques) yaygmd1r. Örnegin Avustralya ilkellerinden gens;ler <linse! ya~ama girebilmek ic;in ormanlara 9ekilirler, oru<; tutarJar ve hie kimseyle konu~mazlar, uykulanm gittik<;e k1Sttlarlar. Bütün bu 9ilelerin amact, dogal ki~iligi yokederek insansal ki~ilikle yeniden dogmak't1r. Ne var ki bu insansal ki~ilik, <linset ki~ilik görünümü altmda, toplumun sosyo-ekonomik gereklerini de kar~1lamaktad1r: Topluma besin saglayabilmek, ba~ka toplumlarla dövü~ebilmek i9in gen9lerin gü9lü ve dayamkh olmalart gerekmektedir. <;i!eciligin temelinde bu gibi nedenler de yatar. Toplumbilimci Durkheim, ilkellerin gene!likle ac1y1 kutsal sayd1klarm1, bir örgeni ac1tmanm o örgene kutsalhk sagladtgma inand1klanm yazmaktad1r. Les Formes Elementaires de la Vie Religieuse (1912) adh yap1tmda ~öyle der: "Oysa acmm kutsalhk verdigi inanc1 yeni diniere özgü say1hr. Ku~ku­ suz, tarih boyunca act <;e~itli bi9imlere bürünmü~tür. Örnegin Hiristiyan acmm ruhu temizledigine, yücelttigine inamr. ilkel Avustralyah bedeni etkiledigine, ya~am gücünü artttrd1gma, sac ve sakallan gürle~tirdigine, kaslar1 sertle~tirdigine inamr. Her iki inane da acmm, insamn bedensel ve tinsel gücünü artttrd1g1 temelinde birle~mektedir". Bk. Gizemcilik. c;lN FELSEFESi. <;in ulusunun dü~ünsel ya~am1... <;in felsefesi, kliisik ilkc;ag felsefesi kapsam1 ic;indedir. Yeni belgeler <;in uygarhgmm samld1g1 kadar eski olmad1gm1, t.ö. 1000 y11larmda ba~lad1gm1 göstermi~tir. i.ö. 4500 y1llannda <;in topraklannda Mogol tipinde ve neolitik uygarhkta bir halk ya~1yordu. Bu halkm Tibet, Türk ve Tai kar1~1m1 oldugu samlmaktad1r. t.ö. 2000 y1llarma dogru bu halkm iki ayrt kültür düzeyinde geli~meye ba~lad1g1 ve bu kültürlerden birine Yang-$ao, öbürüne Long-$an ad1 verildigi saptanmt~tlr. i.ö. 1450 yilmda ~ang devleti kurulmu~tur. Doga gü9lerine baglanmayla ba~layan bir din anlay1~1 ilkel bir doga felsefesine dönü~mü~tür. Bu doga felsefesi, antikc;ag Yunanhlannda oldugu gibi, tümüyle özdekc;i bir yap1dad1r. Evrenin ve evrendeki her ~eyin bir ilk özdek say1lan 9i (hava)'den meydana geldi~ ilerisürülmü~tür. Daha sonra bu ilk özdege su, ate~. toprak ve maden de

eklenerek ilk ögeler be~e; bir süre sonra bunlara tahta'yt da katarak alttya 91kartlm1~­ ttr. Bütün nesncler bu ögelerin <;e~itli birle. ~imleriyle olu~uyorlardt. Daha sonra Yi King (Degi~meler Kitab1)'le bu ögeler sekize 91kanlm1~ttr. Bu ögelerle birlikte özdeksel kar~t­ ·1tklt etki anlay1~1. yang (etkin) ve yin (edi!. gin) kavramlartyla dilegetirilen kar~1t gü9ler ikiciligi, yuan (ba~langiy) dü~üncesi geli~tiril­ mi~tir. <;in felsefesi i.ö. VI. yüzy1ldan beri bu temeller üstünde ü<; koldan geli~mi~tir: Tao Kiao (Tao ögretisi), fu Kiao (Konfü9yüs ögretisi), $e Kiao i(Buda ögretisi) .<;in Budac1hg1 özel bir nitelik ta~1makla beraber temelde Hint felsefesinin malt oldugundan <;in'e özgü dü~ünsel ya~arri Taoculuk'la Fonfü9yüs9ülük'te bic;imlenir. Eski doga felsefesini özümleyen bu okullardan · Taoculuk, felsefe a<;1smdan önemli bir kavram getirmektedir: Tao· (yasa) ve Wu-wei (eylemsizlik). Antikc;ag Yunanltlanyla kar~1l11~tmltrsa tao Herakleitos'un /ogos'una, wu-wei de stoactlarm apatheia ve Epikuros'un ataraksia'sma uygun dü~er. Bu kar~tla~ttrmalar sürdürülürse 91kmazlar ilerisüren ve kavramlarm ger9ek varhklar oldugunu savunan Kungsun Luna adh bir <;in Zenon-Platon'una da rastlamr. Konfü9yüs de, ku~kusuz, bir <;in Sokrates'idir. Antik9ag Yunan felsefesiyle aym ko~utluk Hint felsefesin· de de izlenebilir. i.ö. IV. yüzytlda Konfü9yüs9ülüge kar~1 Mo Tzu'nun kurdugu Moizm ögretisi, t1pk1 Platon gibi, toplumun bilge· lerce yönetilmesi gerektigini savunmu~tur. Avrupaltlarca törebilimin simgesi saytlan <;:inli bilge (Fr. Le sage Chinois) tipi, bu ögreti· nin meydana 91kard1g1 bir tiptir. Bu arada, Kungsun Luna'ya kar~1, kavramlann nesnelerin yans1s1 olduklartm ve ba~kaca hi<; bir ger9eklik ta~1may1p birer ad'dan ibaret bulunduklarmt ilerisüren Hsün Tzu'yu bir <;in Roscelin'i saymak gerekir. "Evren benim dü~üncemdir" diyen Vang Yang-ming ku~kusuz bir <;in tekbencisidir. Görüldügü gibi dün· yanm öbür bölgelerinde gerc;ekle~en kurgul fclsefe, a~ag1 yukan aym sürecle kapah <;in ülkesinde de olupbitmi~tir. En eski doga felsefesinden sürüpgelmi~ bulunan özdekc;i egi· limlerse, Taoculuk'la Konfüc;yüsc;ülük'ün ve özellikle de <;in Budac1hgmm bütün gizem· ciliklerine kar~m. güc;lü bir geli~meyle Maoculuga kadar gclmi~ ve <;in ülkesinin top· lumcu özgürlügünü saglam1~ttr. Özdek<;i egi· limi gelj~tirenler arasmda özellikle Vang <;üng'u, Ho <;en-tien'i, Fan <;en'i, Li <;ih, Vang Fu-<;ih, Tai <;en ve en sonunda da T'an Su T'ung ve Sun Yatsen gibi özdekci dü· ~ünürleri anmak gerekir.

c;oKANLAM. (Os. Müteaddit mana, Fr. piurivoque) <;ok anlamt olan... Bk. <;okan1aroltltk. c;OKANLAMLILIK. (Os. Teaddüdü mana, Fr. Polysemie) Bi.~den 9ok anlam1 olan sözcügiin nitcligi... Orncgin göz sözcügü; görrne orgam, kaynak, delik, sevgi, bölme, oda, ugursuzluk vb. gibi fokanlanzltl1k ta~tr. Bk. c;okanlam. · c;oK<;ULUK. (0~. Kesretiye, Fr. _Pluralisme, Al. Pluralismus, Ing. Pluralism, lt. Pluralis· mo) Evrenin, birbirlerine indirgenemeyen bir· ~k varhklardan meydana geldigini ilerisüren ögretilerin genel adt... Metafizikte bircilik ve ikicilik kar~1tt olarak, evrendeki varltklartn kökleri bak1mmdan birbirlerinden ayrt olduklanm ve bir tek töze indirgenemeyeceklerini savunan ögretileri dilegetirir. Alman dü'ünürleri Kant ve Wolf, 9ok9uluk terimini, tekbencilik anlammdaki bencilik terimine kar'thk olarak kullanm1~lard1r. Almanya'da Schelling ve Hegel ögretilerine kar~1 olarak Herbart ve Fransa'da Renouvier ögretileri 9ok9u ögretilerdir. Örnegin Alman dü~ünürü Friedrich Herbart'a göre varltk, tekvarhk degildir, bir9ok varltklarm toplulugudur. Alman dü ~ün ürü Leibniz'in monat anlay1~1 da as;1k bir crokc;:uluktur. <;agda~ ögretiler arasmda özellikle yeniolguculuk, varolu~9uluk, pragmac1hk 9oks;udur. <;ok9uluk dü~üncesi, idealist bircilikten 9ok özdek9i bircilige kar~t ilerisü· rülmü~ bir anlay1~ttr. Amact, evrenin özdeksel ve nesnel birligini, nesnel tarihsel yasalan yads1mak ve tarihi bir rastlanttlar y1gmma indirgeyerek eyti~imsel ve tarihsel özdek9iligi ~ürütmeye 9alt~makt1r. Bk. Bircilik, ikicilik. COKDEÖER. (Os. Kesirülktyme, Fr. Plurivalent) <;ok degeri olan... Dogru-yanh~'tan ba~ka degerler kabul eden manttksal hesapta kullamlan yeni bir terimdir. Franstz dü•ünürü A. Burland bu terimi bir9ok bi9imler alabilen anlammda kullanm1~ttr. COKEREKLiLf K. (Os. Taaddüdü gayat, Fr. Po!ytelisme) Tek aracla eitle edilebilen amaclann <;oklugu... Franstz dü~ünürü Celestin Bougte önermi~tir. COKOLU$CULUK. (Os. Kesreti tekevvün, Fr. Po!ygenetisme, Polygenisme) Canhlann tek atadan degil, i;ok atadan geldiklerini savunan ögreti... Bu dii$iince, örnegin Gobineau' nun c;okköklü1ük varsaytmmda oldugu gibi, kök 9e~itliligine dayamr. <;okolu~c;uluga göre

türler' cre~itli köklerden birlige dogru gidilerek meydana gelmi~tir. Örnegin insan, din kitaplanmn ilerisürdükleri gibi Adem'den degil, birc;ok atalardan meydana gelmi~tir ve bu atalar ayn ayn olu~mu~lard1r. Bu, bir tekolu~ (Fr. Monogenie)'un degil, 9okolu~ (Fr. Polygenie)'un ürünüdür. Bk. Evrimcilik, Yarattmctltk, Dönü~ümcülük. COKT ANRI CILIK. i( Os. Kesreti ilah, Taaddüdü ilah mezhebi, $irk, Alihei ~etta; Fr. Polytheisme, Al. Polytheismus, Ing. Polytheism, it. Politeismo) Bir<;ok tanrtlann varhgmt ka· bul eden ögreti... Ü<; bin y1l önce insanlar otuz be~ bin tannya tap1yorlard1. Eski M1s1r'da her kentin ayrt bir tanns1 vardt. Bu tanr!lar ilkel totem dü~üncesinin kahnttlartyd1. Putataparlik (Fr. Paganisme) c;:agt da, Yunan ve Lätin mitolojilerinde görüldügü gibi, insana benzeyen pek <;ok tanrtlann tap1m1m gerektirmi~tir. Tarlalarm korunmast i<;in ba~­ ka, dogumun kolayltkla ger9ekle~mesi i<;in ba~­ ka, deniz yolculuguna 91k1hrken ba~ka tan· nlara tap1ltrd1. Tannlarm 9oklugu, totemlerin ve feti~lerin 9okluguna uygun dü~üyordu. <;ünkü tannla$tmlan bu totemler ve feti~ler­ di. ilkel komünal toplumun s;ökü~ 9agmda ortaya 91kan 9oktannc1ltk, köleci toplumun yerle~mesi üzerine tektannc1ltga dönü~tü. <;ünkü köle-efendi ili~kisine benzer bir kul-tann ili~kisi kurulmast gerekiyordu. Tektanrt, köleci düzenin monar~ik ba~kamyd1. Bk. Tek· tanncthk, Tanncthk, Din. COKT ANRICI YENiPLATONCULAR. Htristiyanhgm ilk9aglartnda ya~ayan Yunan Yeniplatonculart... Antikc;a~ Yunan dü~ünürlerin· den Porfirios, Jamblikhos, Proklos gibi Hiristiyanhgm ilk9aglannda 9oktanrtc1hg1 sürdürmeye 9ah~an Yeniplatoncular 9oktanrzc1 Yeniplatoncular ad1yla amhrlar. Bk. Yenipla· tonculuk. <;ÖZÜMLEME. (Os. Tahlil, Fr„ Al. Analyse, Ing. Analysis, lt. Analisi) Bir bütünü, ken· disini meydana getiren ögelere aytrma... Bütün'ü iyi tammak i<;in onu par9alannda da tammak gerekir. Bu bak1mdan 9özümleme bilimsel bir yöntemdir. Kar~!11g1, par9alan birle~tirerek bütünü meydana getirme anlammda bire$im'dir. <;özümleme, bütün'ü par9alartnda da tamdtktan ve onu böylece c;ok daha iyi kavrad1ktan sonra yeniden bütünleme'yle sonuc verir. <;özümleme sonunda yeniden kurulan bütün, aydmhk anlamh bir bütündür. <;özümleme ve bire$im (Os. Tahlil


<;ÖZÜMLEME ve terkip, Fr. Analyse et synthese) birbirleriyle bag1mhdtrlar ve birbirlerinden ayrtlamazlar. Bilme sürecinin her a~amasmda birlikte i~ görürler. Metafizik yöntem bunlan birbirinden aymp birbirinin kar~1sma koydugu gibi nesnel gen(eklikten de kopar1r. Meta· fizik c;özümleme ansal bir soyutlamad1r. Eyti~imsel c;özümlemeyse nesneleri birbirleriyle bag· hltklan, geli~meleri ve degi~meleri ic;inde karma~1ktan basite inerek inceleme ve bütünü parc;alannda da tamd1ktan sonra basit parc;alan yeniden bire~tirip karma~1g1 yeniden kurarak onu bütünlügüyle tammad1r. Eyti~imsel c;özümlemede bire~im, ayr1 bir yöntem degil,

1\1

r1:

sadece ve ancak c;özümlemenin tamamlayi. c1S1dtr. <;özümleme, belli bir anlamda elbette bir soyutlamad1r; ama eyti~imsel c;özümleme; metafizik c;özümleme gibi bu soyutta kalmaz, hemen bire~ime giderek soyutlad1g1 parc;alan yeniden somutlar. Bundan ba~ka eyti~imsel soyutlama metafizik soyutlamadan farklt olarak soyutlad1g1 parc;amn bütünle ve diger parc;alarla baghhgm1, soyutlamamn her a~a­ masmda göz önünde tutar. Daha ac;1k bir deyi~le, eyti~imsel soyutlama, bir somutsa/ soyutlama'd1r. Bire~imle tamamlanmam1~ c;özümleme eksik, anlamstz, ba~ans1z bir c;özümlemedir. Bk. Bire~im, Soyut, Somut.

D oARViNCiLiK. {Os. Darveniye, istihaliye, Darwin nazariyesi; Fr. Darwinisme, Al. Darinismus, ing. Darwinism, lt. Darwinismo) ~oganm e~ri.mini a.~1~a.~~~ kuram... Büy~k lngiliz bilgm1 ve du~unuru Charles Darwm (1809-1882), ~zdeksel doga~m ~c;1_klanm~.s1~a

Galile, Einstem ve Pavlov la b1rhkte buyuk yapta katk1?a. buluna~ •. i?sanhk t~ri~inin ..d~rt büyük bilgmmden bmd1r. Darwm m buyuk önemi, kendisine gelinceye kadar kurgusal olarak ac;1klanmaya c;ah~1lm1~ olan evrim ve dönü~üm anlayt~lanm kesin bir bilimsellige kavu~turmu~ olmas1d1r. Darwin'in tamtlad1g1 gerc;ek özetle ~udur: insam da ic;ine alan canh doga evrimle olu~mu~tur, bu evrimin itici gücü ya$am kavgas1 ve bunun sonucu olarak da do~al ay1klanma'dtr, insan da bu sürec;te bir hayvan türünden meydana gelmi~tir. Darwin'in bir dünya gezisinde elde ettigi bol saytda bilimsel gözlem sonuc;lan bu gerc;egi ac;tk sec;ik tamtlamaktadtr. Böylelikle daha önce Lamarck tarafmdan ilerisürülen soya9ekim ve 9evreye uyma'yla evrim ve Diderot, Robinet, Charles de Bonnet taraflarmdan ilerisürülen ya~ayan türlerin yalmdan karma~1ga dönü$me yoluyla evrimi varsay1mlan bilimsel bir kesinlik kazanmt~tlr. Darwin kuramt ~öyle özetlenebilir: Dünyantn üstünde ya~anabilecek yerler azdir, bu dar alanda ya~amak zorunda bµlunan varltklarsa h1zla c;ogalmaktad1rlar, darhga kar~1 bu t;ogalma ya~ama kavgasmt dogurur. Bu kavgada ya~ama gücü olanlar canh kahr ve türlerini sürdürür. Bu, bir dogal ay1klanmad1r. Varltklar böylesine bir ay1klanmayla ay1klanarak evrimsel bir geli~me ic;inde türlerini sürdürmcktedirler. Ya~ama kavgasmda ayakta k~lanlar belli özellikler gösterenlerdir, bu öze~hkler soyac;ekimlc yeni ku~aklara ge9mekted1r. Bitki ve hayvan yeti~tirenler kuraldt~t özellikler gösterenleri birbirlerine a~tlaya ~tlaya yeni türler elde ederler, insanlarm ile Yapabildigi bu a~1lamay1 doga daha ko1ayhkla ve dogal olarak yapmaktad1r. Sonuc; olarak türler, yarat1mc1hgm ilerisürdügü gibi ~arattlmam1~lar, dogal etkenlerle olu~mu~lar­ tt;r; ayn ayn ve bugünkü bic;imleriyle yarala lllam1~lar, birbirlerinden c;1karak olu~mu~~1r. Bu bilimsel gerc;ekler, evrene alt1 bin ~ 1 ~ bir ya~ bic;en ve gökle yer arasmdaki tün varhklarm alt! gün ic;inde ve bugün-

kü bic;imleriyle yarat1ld1klarm1 bildiren kutsal kitapla yaratlmcthk vb. gibi metafizik ve dü~ünceci kuramlan kökünden y1km1~ olmaktad1r. Darwin kurammm bilimsel sonuc;lan, kendince ortaya attlanlardan c;ok daha önemlidir. Önce, metafizik dü~ünce ve Tannbilim bir kez daha yalanlanm1~t1r, tek tek yarattlma masah kesin olarak c;ürütülmü~tür. Sonra, ruhc;uluk, bir kez daha, ic;inden c;1kamayacag1 bir kts1rdöngüye sokulmu~tur. ingiliz dü~ünrü Bertrand Russell'm The Scientific Outlook adh yap1tmda dedigi gibi: "Eger insanlar, maymunlarm geli~mi~iyseler bu geli~menin hangi anmda bir ruh edinmi~lerdir? Bu ic;inden c;1ktlmaz zorlugu c;özmek ic;in maymunlarda da bir ruh bulundugunu kabul edersek, zorunlu olarak, protozoerlerin de bir ruhu bulundugunu kabul etmeliyiz. Protozoerler'de ruhun olmad1gm1 söylersek insanlarm ruhunu da yads1m1$ oluruz". Üc;üncü olarak, Berkeley özdeksizciligi bir kez daha y1ktlm1~­ tlr, insandan önce özdeksel bir dünya vard1r ve insan da bu özdeksel dünyanm dönü~ümlerle varla~m1~ bir ürününden ba~ka bir ~ey degildir. Bk. Aytklama, Soya9ekim, Yaratlmcthk, Dönü~ümcülük, Evrimcilik. DAVRANI~<;ILIK. (Os. Tavru hareket ruhiyatt, Fr. Psychologie de reaction, lng. Behaviourism) Davram~lan inceleyen ruhbilim ... Amerikan ruhbilimcisi John Watson (18781958), pozitivizm ve pragmatizmi ruhbilime uygulayarak, ruhbilimin bir davram$'lar bilimi oldugunu ilerisürmü~tür. Ona göre ne özdegi algtlayan duyu ve ne de dü~ünceyi gerc;ekle~tiren ruh gözlenemez, ancak kaslar ve salg1 bezlerinin gerc;ekle~tirdigi davram$'lar gözlenebilir. Nesnellik, ne duymakta ve ne de dü$ünmektedir, ancak davranmak'tftdtr .. Pozitivist ve pragmatist görü~e uygun olarak nesnel bfr ruhbilim elde etmek istiyorsak -ki bu durumda art1k ruhbilim'in ruh'lugu kalm1yor ve behaviourisme oluyor- ic;sel degerler olan duygulan ve dü~ünceleri degil, dt~sal degerler olan davram$'lan incelemeliyiz. Daha ac;1k bir deyi~le, insanlann ne duyduklan ve ne dü~ündükleri önemli degil, ne yapt1klar1 önemlidir. Bu konuda · yapt1g1m1z inclemeler bize gösterecektir ki insan davram~tyla hayvan davrant$lar1 arasmda bir a~a­ ma aynhgt yoktur. Örnegin bir tehlikeden insan da kac;ar, hayvan da kac;ar. Her iki davram~ aymd1r ve insan zekast bu davram~ta hie; bir rol oynamamaktad1r. Öyleyse önemli olan ne özdek:;el algi ne bilinpel ruhtur, sadece davram~'ttr. Davram~. 9evreye uy-


DAYANI~CILIK mak ifin yap1lan bir eylemdir. Pozitivist ve pragmatist Watson'a göre bilim, ancak gözlenebilen olgular'la ugra~abilir. Ömegin ya~a­ nan bir heyecanm bilin9sel özelligi önemli degildir, organizmadaki tepkisel özelligi önemlidir. Bir hayvamn k1zd1gm1 davram~mdan anlanz, onun bilincini inceleyemeyiz. insan da, Im baktmdan, hayvandan hi9 de farkh degj!dir. Ki~isel bilincinde neler olup bittigini bilcmeyiz, davram~tm bilebiliriz. Davrant$fllik, böylece us'u, bilin9'i, duyu'yu ve soya9ekim'i yads1makta ve sadece olgucu bir alanda gözlemler yapmakla yetinmektedir. Bk. Olguculuk, Uygulay1C1hk, Gölgeolayc1hk. DA Y ANI~~ILIK. (Os. Tesänüt9ülük, Fr. Solidarisme) Dayam~mayi toplumun, törebilimin, siyasanm ve ekonominin ba~ilkesi sayan ögreti... Frans1z dü~ünürü Bougie tarafmdan ilerisürülmü~tür. Bougle'nin Le Solidarisme (1907) adh bir yap1t1 vard1r. Bk. Dayam~­ ma. DA YANT~MA. (Os. Tesänüt, Teavün, Tenäsur, Tekäfül, Tezämün, Tezäüd; Fr. Solidarite, Al. Solidaritaet, ing. Solidarity, lt. Solidarieta) Bir bütünü meydana getiren ögelerin birbirlerini kollay1p gözetmeleri... Hukuk, törebilim, toplumbilim, ya~ambilim, ruhbilimde kulamlan bir terimdir. Hukuk terimi olarak miiteselsil kefalet anlammt verir, bor9lulann her biri alacakhya kar~t borcun ve bor9Jularm tümünden sorumludur. Tannbilime göre de Tann, insanlarm birbirleriyle dayam~malarm1 buyurmu~tur. Frans1z toplumbilimcisi Durkheim, De la Division du . Travail Social {Toplumsal i~bölümü Üstüne, 1893) adh yap1tmda ~öyle der (s .. 27-103): "Soyut bir dayam~ma yoktur. Toplumdan topluma degi~en birtaktm dayam~malar vardtr. Her topJumda kendine özgü bir dayam~ma saptanabilir. Örnegin Roma sitesinde bireyler arasmdaki dayam~ma, bizim bugünkü toplumlarda bireyleri birbirine baglayan dayam~ma­ ya benzemez. Aile dayam~mas1, meslek dayam~mast vb. ic,:in de böyledir. Gec,:mi~ 9aglarm aile ve meslek dayam~mas1yla bugünkü aile ve meslek dayam~mas1 arasmda da derin farklar vard1r. Bundan ötürü dayam$ma tarn anlamtyla bir toplumbilim konusudur, ancak i9inde bulundugu toplumla birlikte incelenebilir". Durkheim'a göre toplumlarda i~bölümünden önce bir mekaniksel dayana~ma (Os. Mihaniki tesänüt, Fr. Solidarite mecanique) vard1r, i~bölümü geli~tik9e bu örgensel dayam~ma (Os. Uzvi tesanüt, Fr. Solidarite organique)'ya dönü~mii~tür. Bi-

DEGER ALANI rinci · tip dayam~ma farkhla~mam1~ toplum. lardaki dayam~mad1r, ikinci tip dayam~may. sa farkltla~m1~ toplumlarda farkh örgenlerin bir i~bölümü i9inde birbirlerini tamamlama. larmdan dogan dayam~mad1r. Kimi toplumbilimciler toplumsal dayam$ma (Os. i9timäi tesänüd, Fr. Solidarite sociale)'y1 toplumsal ba~­ lil1k (Os. ic,:timäi räb1ta, Fr. Cohesion sociale) 'la anlamda~ sayarlar ve metafizik bir anla. y1~la bunu bir birlik ruhu (Os. Vahdet ruhu Fr. Esprit de corps) olarak tammlarlar. Bk'. Dayam~c,:1hk.

DEÖER. (Os. Ktymet, Bahä, Cevher, Stdk· Fr. Valeur, Al W.ert, lng. Value, Worth; lt'. Valore) Nesne ve olaylarm, insanca önemini belirleyen niteligi... Ruhbilimsel anlamda nesne ve olgularm bireysel ve öznel önem ta$1yan niteligi'ni dilegetirir. Am degerleri, yarar degerleri, kullanma degerleri böyledir. Ba~kalan ir;in metelik etmeyen bir am fo. tograf1 bir insan ir;in büyük bir ruhbilimsel <leger ta~1yabilir, saglam bacakhlar i9in degersiz olan koltuk degnekleri topallar ir;in degerlidir ya da kesik bacakhlar ic,:in <leger· siz olan bisiklet saglam bacakhlar ic,:in degerlidir, ya~amsal 9apta büyük bir kullanma degeri ta~1yan hava ya da güne~in hi9 bir ekonomik degeri yoktur. Ne var ki ruhbilimsel degerler ,ekonomik degerle baglantt kurabilecek yaptda degerler olduklanndan birbir· leriyle kan~tmlmamalar1 geregi 9ok önemlidir. Metafizik yapth ekonomiciler bu iki degeri birbirine kan~tJrdtklan i9in büyük yamlg1la· ra dü~mü~lerdir. Metafizik yapth ekonomici· :.::r degeri, kimileri bilgisizliklerinden ,ama ki· mileri de onu insan emeginden kopanp ay1r· mak ic,:in bilerek ve kasttlt olarak, nesnelin alanmda degil, öznelin alamnda aram1~lard1r. Bu konuda titizlikle ay1rdedilmesi gereken ~u· dur: Ruhbilimsel <leger, özellikle, öznel ve bundan Ötürü de ruhbilimsel olan yararlilik ya da kullanma degeri arac1hg1yla ekonomik deger (degi~tirme degeri)'le baglant1hd1r. ~ün· kü ekonomik <leger yaratabilmek ir;in her eme· · gin yararh bir bir;imde, kullanma degeri ya· ratacak bir bi9imde harcanmas1 zorunludur. Ne var ki aym kunduralardan satm aJan iki adamdan biri o kunduray1 dört yüz gün giyerek, iki yüz gün giydikten sonra c,:öplüge atan öteki adama göre, o kunduranm dege· rini bir kat daha arttlrm1~ olabilir ama · her iki adam da o kunduralara aym paray1 öd<: mi~lerdir. Demek ki kullanma degerinin bi· rine göre daha 9ok ve öbürüne göre dah 8 az olmas1 ekonomik degeri etkilemez. "l(ul· lanma degeri her türlü ekonomik belirlenrne-

. di$mda kalmca, yäni kullanma degeri l nin I8 rak ele al mmca ek onom1· po l'1t1·x.· 5 m a anma ~ ez". Deger, kullanmak ic,:in degil, degi~­ ~ek ic,:in yap1lan mal üretiminden dogmu~ ~~kavramd1r. E~degerli mallarda ortak olan ~tr lik 0 mallan üretmck i~in harcanan inn1 e emeginin ' . J'X.'d' • mce 15 1 ir.. De 5x.er ,.m msan eme~ den dogdugunu ilkin lngiliz dü~üni.irü John 1110 " ermm l " ' .msan emeLocke sezmi$, anca k , d eger giyle a91klanamayacag1m sand1g1 birtak1m malJan kurald1~1 tutmu$tur. Kläsik ingiliz ikti581~151 Adam Smith de bu gerc,:e~i görmÜ$, ancak, degerin ilkel toplumlarda msan emegiyle belirlendigini ve gcli$mi~ toplumlarda anamal'la toprak ögelerinin de emek'le bir· Jikte ctken olduklanm ilerisürmü~tür. Kläsik lngiliz iktisatc,:1s1 David Ricardo'ysa degerin bütünüyle insan emeginden dogdugunu ve insan emeginin anamal kän'yla toprak rantt' nm da kaynag1 oldugunu a91klayarak konuyu Locke ve Smith yamlgilarmdan temizlemi~, ucak, emek'le emekgücünü birbirinden ay1ramad1gmdan ve ücret-kär'la kär-rant arasmdaki kar~1thklarm en yetkin ve en di.izenli bi~imdc i~lediklerini savundugu dokunulmaz dogal yasalann gercgi olduklartm ilerisürdügünden yeni yamlg1lara dü$mi.i~tür. Deger'i, bütün ger9ekligi ve ayrmt1lar1yla ac;1klayan eyti~imsel ve tarihsel özdekr;i ögretidir. Deger, bir malda maddile~en insan emegidir. Bir malm degeri, o malm üretilmesi ir;in gereken toplumsal ortalama emek mikdanyla belirlenir. Bir kunduracmm somut emegi kunduranm kullanma degerini yarattr, kullanma degeri kunduranm kullamlmas1yla gerr;eklefir, kundura mahnm dola~1m1 sürecinde rol oynamaz. Kundura malmm dola$1m1 sürecinde rol oynayan ve genellikle deger ad1 verilen degi$tirme degeri'niyse, belli bir toplumdaki bütün kunduracilarm rnsyal ortalama soyut emekleri belirler. "Mallar, kullanma degeri olnrak her ~eyden · önce birbirinden farklt niteliklerdir, degi~tirme degerlcri olaraksa ancak birbirindcn farkl1 nicelikler olabilirler Ve bundan ötüri.i bir zerre bile kullanma deleri ta~1mazlar". Birbirlerinden farklt nicelikler. olarak mullarm r;e~itli degi~tirme degerlen vard1r; örnegin belli bir miktar pamuk, be!li bir miktar tütün ve belli bir miktar :bnla vb. degi~tirilebilir. "Bundan ötürü varl1m1z ilk sonuc,: ~u oluyor: Belli bir malm •~.e~li degi~tirme degerleri e~it bir $eyi dilertJr1rler". Iki mal arasmda, degi~tirme oranan ne olursa olsun, onlan e$ille$tiren bir ~y vard1r. Bu, c,:c~itli mallar arasmda ortak olan bir ~eydir. "Demek oluyor ki bu iki lty, kendisi bu iki ~eyden ne biri ne de öte-

ki olan, bir ÜfÜncü $ey'e e~ittir". Her malm indirgeneblecegi bu ü~üncü ~ey, emek miktar1'd1r. <;:ünkü, "mallarm maddi özellikleri yalmz ve ancak, mallan yararh kild1klan, yani kullanma degerleri häline getirdikleri sürece söz konusu olurlar. Mallann degi~tirme ili$kileriyse ac,:1kc,:a, onlarm kullanma degerlerinin bir yana b1rakild1gm1 gösterir". Bundan ötürü de "emek ürünlerinin yarar'a ili~­ kin yamyla birlikte, bunlarda bir;imlenmi$ i$in yarar'a ili~kin yam da ortadan kalkar. Böylece, bu i~lerin degi~ik somut bi9imleri yok olur. Bunlar artlk birbirlerinden ay1rdedilemezler. Tersine, topu birden aym insan emegine, soyut insan emegine indirgenirler". Bu ekonomik anlammm dJ~mda deger kavram1, matematik dilinde bir niceligi yans1tan say1' y1 dilegetirir. Bir niceligin gerr;ek say1smdan az eksik ya da az artlk olan say1ya da yakla$1k deger denir. Törebilimsel anlamda iyi'yi dilegetirir. Bu iyi, ahläksal ihtiyact kar~tlayan iyi'dir. Kläsik anlamda <leger kuram1, insanlann davrm~lanm düzenleyen bu törebilimsel degerleri s1mnandtnr, önemlerine göre s1ralar ve en üstün iyi'yi saptamaya r;ah~tr. Toplumbilimsel anlamda nesnc ve olaylarm toplumca önem la$1yan niteligi'ni dilegetirir. Bu anlam, genellikle törebilimsel degerle baglant1hd1r. Ne var ki <leger, hangi anlamda olursa olsun, toplumsal bir olgudur, insan ihtiyar;lanm kar~ilar. Bu ihtiyac,: ruhbilimsel, törebilimsel, ekonomik ya da ideolojik olabilir. Bu ihtiya9larm niteligine göre degerin anlam1 degi~ebilir ama insan ihtiya9lar1m kar$ilama niteligi degi~mez. Deger ta~1yan her $ey az ya da 9ok nesnel gerr;ekligi yans1ttr, nesne ve olaylarm insanca edinilmi$ bilgisini ortaya koyar. Mantik dilinde dogru' yu dilegetirir. Mantlkr;a dogru olan degerlidir. Estetik dilinde güzel'i dilegetirir. Estetik9e güzel olan degerlidir. Sanatsal degerlerin tümi.i bu tammm kapsam1 ic,:indedir. Estetik <leger, ekonomik dcgerle baglant1 kurabilecek yap1da bir <leger oldugundan birbirleriyle kan~tmlmamalan geregi 9ok önemlidir. Estetik <leger ta~1yan bir vazo, eger sürekli olarak üretilen ve her zaman üretilebilen bir mal niteligindeyse, aym zamanda ekonomik <leger de ta~ir. Ne var ki o zaman, pazarda, estetik degerine göre degil, ekonomik degerine gö· re, c~deyi~le degi~tirme degerine göre fiyatlamr. DEÖER ALANI. (Os. K1ymet sahast, Fr. Champs de la valeur) Her türlü deney ve insan yarg1smdan bag1ms1z olarak varsayilan kendiliginden degerlerin s1raland1klan alan„.


DEHRiYYON

DEGER FELSEFESi Alman dü~ünürleri Max Scheler ve Nicolai Hartmann taraflarmdan ilerisürülmü~ metafizik bir varsay1md1r. Toplumsal özünden ve nesnel geri;:eklikten kopanlarak soyutlamm~ kendiliginde deger varsay1m1, tümüyle bilimd1~1 bir varsayimdtr. Bk. Deger. DEGER FELSEFESi. (Os. K1ymet felsefesi, Fr. Philosophie de la valeur) Felsefeyi bir degerler bilimi sayan görü~„. Alman metafiziki;:isi Wilhelm Windelband (1848-1915)'a göre felsefe bir deger felsefesi {Al. Wertphilosophie) 'dir. Windelband'a göre tarihsel olaylar yasala~tmlamaz, ancak deger'lendirilebilir. Bu degerlendirme de ancak insana göre olur. Tarih felsefesinde daima insansal degerler söz konusudur. Her yenii;:ag, bir önceki i;:agm degerlerinden kurtulmak ii;:in yapilan bir mücadeledir, demek ki insansal ya~am sürekli bir degerler mücadelesi ya~am1d1r. izleyicisi Heinrich Rickert (1863-1936) de Windelband'm bu görü~üne katilmaktadir. Bk. Felsefe, Degcr, Deger Kuramt. DEÖER KURAMI. (Os. Kiymet nazariyesi, ihni kiymet, Mebhasülkiyem; Fr„ Al. Axiologie, ing. Axiology, it. Axiologia) Degerbilim„. Deger'in ne oldugunu, niteligini, i;:e~it­ li degerlerin nasd siralanmalan gerektigini ara~tiran ve bu konuda kuramlar ilerisi.iren bilgi dalma, Yunanca deger anlammdaki axia ve inceleme anlammdaki logos sözcüklerinden yapilan axiologie denir. Degerbilim, metafizik felsefede ahläk degerlerinin incelenmesi ve smiflandmlmasi anlammt dilegetirir. Bununla beraber tarihsel sürei;:te ekonomi alamnda i;:e~itli deger kuramlan, degerin neden ve nastl olu~tugunu inceleyen kuramlar ilerisürülmi.i~tür. Törebilimsel ve ruhbilimsel alandaki metafizik deger kuramlarma göre deger, Tann'nm bag1~idir; kimine verilmi~, kimine vcrilmemi~tir. Örnegin Alman dü~ünü­ rü Max Scheler'e göre, bu yüzden, e~itsizlik Tannsaldir ve e~itlik ahläka aykmdir. Degerlerin incelenmesi, özellikle 1890 ytlmdan beri Nietzsche, Scheler, Rene Le Senne, Raymond Polin gibi dü~ünürlerce önemli saytl. m1~t1r. Bu dü~ünürler, deger'in kendiliginden · i;:ok, degcr yargtlan üstünde kuramlar ilerisürmü~lerdir. Alman dü~ünürü Kant'a göre <leger, öznenin tabiatmm nesnelere zorla kabul ettirdigi bir zorunluktan dogar. Bilginin degeri, onun konusuna uygunluguyla degil, bizim ii;:in bir bilgi olmastm saglayan öznel ko~ullarla ger<;:ekle~mi~tir. Ruhbilimsel bilgi kuramma göre deger, bir nesnede ihtiya9lnnmizi kar~t!ayan ~ey'dir. Fransiz dü~ünürü

Emile Brehier'ye göre <leger, nesnenin insan tabiat1yla olan ili~kisidir. ~agda~ <leger kuramcilan, dcger'i belirleyen insan tabiattm, yargilayan insan'da degil, yaratan insan'da aramaktadirlar. Örnegin bir sanat yapttl deger'ini, ahcismdan degil, yarattc1smi:lan ahr. Ekonomik degeri de belirleyen, mahn ahcist olan insan degil, malm üreticisi olan insandtr. Bk. Deger. DEGERLENDiRiCi YÖNTEM. (Os. K1ymetlendirme usulü, Ing. Evaluation method) Degerlendirme i~Ieminin ölr; ütlerini saptayan yöntem... Metafizik dünya görü~üne bagh i;:e ~it­ li dü~ünürler, degerlendirme olgusunda birc;ok ölr;ütler ilerisürmü~lerdir. Örnegin Alman dü ~ i.inürü Max Scheler'e göre degerlendirmenin üi;: öl ~ ütü vard1r: Süreklilik, bölünmezlik, doyurma„ . Bir deger, ne kadar sürekliyse o kadar üstündür, bir sanat yapitt gibi bölünmeksizin herkesc;e pay almabilenler bir ekmek gibi bölünerek pay almanlardan daha dcgerlidir, en c;ok doyuran (Os. Tatmin eden) en degerlidir. Amerikah dü~ünür Abraham Edel'e göre degerli olan, her ~eyin üstünde ve her durumda istenen, herkesc;e benimsenen, geri kalan her ~eye deger ölc;ütü olan' dir. ingiliz dü~ünürü J. N. Findlay'e göre degerlendirme olgusunu gerc;ekle~tiren , bilincimizin, degerlendirilen nesneyi ya~ama amac;larma dogru bic;imlendirme egilimidir. Bk. Deger Kuramt. DEGERLERiN ELESTiRiSi. {Os. Kiymetlerin tenkidi, Fr. Critiuqe des valeurs) Alman dü~ünürü Nietzsche'nin eski degerlerin yerine yeni degerler koyma giri~imi... Kläsik felsefede Alman dü~ünürü Friedrich Nietzsche (1844-1900)'nin "törebilimsel degerleri altüst ettigi" söylenir. Nietzsche'nin bu giri~imini nitelemek ic;in deger devrilmesi gibi deyimler ilerisürülür. Oysa metafizik alanda eski degerler sürüpgitmektedir, ne altüst edilen vardir ne de devrilen. Nietzsche; Sokrates, Buda ve isä törebilimlerini miskinligi, güc;· süzlügü ve yoksullugu korumakla suc;lami~ ve bunlarm yerine bir güc;lülük tgrebi!imi önermi~tir. Bu törebilim sadece aristokratla· ra özgüdür, üstün insan (Al. Übermensch) aristokrathgm simgesi olarak varla~acakttr ve bencillik, buyruk verme, ~ehvet sadece onun hakk1 olacakttr. Üstün smtfm ahlakt, güc;· süzlüge ve güc;si.izlere dü~man olan acimastZ bir ahliikttr. Toplumun düzeni ancak böyle· sine bir ahläkm yerle~tirilmesiyle kurulabiJir. Toplumsal düzensizligin nesnel ve bilimsel nedenlerine inemeyen ve bütün metafizik9iler

gibi yüzeyde kalan Nietzsche'den ba~ka Fransiz dü~ünürü Jean Marie Guyau (1854-1888) •nun da eski degerleri ele~tirdigi ve yerlerine yükümsüz ve yaptmmstz, dind1~i degerler önerdigi ilerisürülür. Bk. Deger. DEÖERLER SIRASI. (Os. Tertibi ktyem, Fr. Ordre des valeurs) Törebilimsel degerler arasmda kuramsal sira„. Kläsik deger kuramina göre degerler arasmda da bir <leger strasi vardir, kimi degerler daha c;ok degerli ve kimi degerler daha az degerlidir. Örnegin anti k9ag Yunan dü~ünürü Platon'a göre degerlerin ba~mam bilgelik'tir. Platon degerleri ~öyl c malar: Bilgelik, cesäret, ölc;ülülük, adiilet.„ Ona göre bilgelik yöneticilerin, cesaret sava~c;tlarm, ölc;ülülük'le adälet herkesin erdemidir .<;agda~ Alman dü~ünürü Max Scheler'e göre de degerler, biri öbüründen üstün olarak, ~öyle siralamr: Kutsal degerler, geist degerleri, vital degerler, duyusal degerler.„ Ona göre üstclik bu degerlerin ki~isel ömekleri de vardir: Tüm geri;:ekleni~lerinde kutsal degerler ermi~ tipini, geist degerleri dahi tipini, vital degerlcr kahraman tipini ve duyusal degerler zevk ehli tipini meydana koyarlar. Max Seheier, her <leger kategorisine bir de alan tasarlar .Örnegin ho~-ho~olma­ yan (duyusal degerler)'m <leger alam Iüks'tür, faydah-faydastz'm <leger alam uygarhk'ttr. Bu alan uygarl1gm yönetici lcafas1 (Al. der führende Geist der Zivilisation)'m yarat1r. Alman Yahudisi olan Seheier, Hitler'in yönetimi ald1gi yillan ya~ayabilseydi der führende Geist der Zivilisation'un kendisine ve soyda~­ lanna neler ettigini görebilirdi. Bk. Deger Kuramt, Deger. DEGiSiM. Ws. Tebeddül, inktläp, TegayYiir, Tehavvül, ihäle, Fes8d; Fr. Changement) Devimsel degi~me... Antikc;ag Yunan dü~ü­ nürü Aristoteles bu terimi, kar~thkh iki durumda birinden öbürüne gec;me, anlammda kullanm1~ttr. Aristotels'e göre ü9 türlü deli$im vardir: Yokluktan varhga gec;erek (do~m), varhktan yokluga gec;erek (ölüm), varhktan varhga gec;erek (devim) ... Skolästikler bu devimi mekanik bir anlay1~la yorumlam1~­ lardir, onlara göre yeri degi~enin kendisi deli~mez, bir ta~ attlarak bir cam ktnlabilir ama ta~ ve cam gene ta~ ve cam olarak kahrlar ... Degi$im terimi, dilimizde, Fransizca transformation (Tr. Döni.i~üm) ve variation (Tr. Degi~irlik) kar~ihklannda da kullamlmaktadir. Degi$im ya da degi$me terimi, tümüyle bir devim ve degi~irlik ögretisi olan eytitimse) ve tarihsel özdek9iligin, ba~kavrami-

dir. Herakleitos'tan beri bilinen ve Hegel idealizminden gec;en eyfi$imsel degi$me olgusu bilimsel anlamma kavu~mu~tur, bütün nesne ve olaylarm en genel varolu~ bic;imidir. Dogasal, toplumsal ve bilinc;sel nesne ve olgular kar~ihkh etkile~imle sürekli olarak degi~irler. Duraganhk gibi görünen oransal denge durumlan da bu süregiden degi~me­ nin ürünüdür. Degi~mezlik, ancak, dü~ünsel soyutlamalarda olanakhdtr. Oransal ya da göreli (nisbi) denge durumlan insansal öli;:ülere göre c;ok uzun süre devam edebilirler, ne var ki özlerindeki sürekli degi~me görmezlikten gelinse bile bic;im ve özellikleri de er ge9 degi~ecektir. Unutulmamahdtr ki en duragan görünen dag ba~lanndaki kayalar bile bir zaman önce bugün bulunduklan yerde yoktular, bir zaman sonra da bugün bulunduklan yerde olmayacaklardir. Degi$mez (Os. Säbit, Fr. Immuable, Invariable, Constant) terimi, eyti~imsel özdekc;ilik dilinde koordi natlarm ve zamanm degi~mesine kar~m degi~meden kalan büyüklüklerin, denklemlerin ve yasalarm ta~1dig1 özelligi belirtmek i<;:in kullamhr. Bk. Devim. DEÖiSKEN. (Os. Mütehavvil, Mütehalef, Mütegayyer, Mütelevvin, Täbi, Kaabili tahvil; Fr., Al., ing. Variable, it. Variabile) Bir deneyde, bütün öteki ko~ullar aym tutuldugu halde, sonucu etkileyip etkilemedigini anlamak ic;in degi~tirilen ko~ul... Ruhbilim terimidir. Matematik terimi olarak "9e~itli sayt degerleri alabilen nicelik" anlammda kullamhr. Toplumbilim terimi olarak da kullamlan degi$ken deyimi bu bilimde "ayn ayn bireysel durumlarda tutart degi~ebilen herhangi bir özellik, nitelik ya da öge" olarak tammlamr. Mantik terimi olarak, özellikle matematiksel mant1kta kullamhr. Degi$ken ve dural (sabit) deyimleri ilkin Franstz dü~ünürü Descartes tarafmdan kullamlm1~t1r. DEHRiYYÜN. Zamanctlar ... Arapc;a zaman anlamma geien dehir sözcügüyle adlandmlan zamancilar, isläm felsefesinde c;ok önemli ve ilerici dü~ünceler ilcrisürmü~lerdir. i.S. X. yüzytlda geli~en ve Horasanh ibni Rävendi, Toharistanh Be~~ar, Salih ibni Abdül-Kudüs gibi dü~ünürlerin yönettikleri bu aktm tümüyle özdeki;:i ve duyumcudur, metafizigi yadstr, duyularla algtlanamayan hie; bir bilginin gerc;ekten bilgi olamayacagmi savunur. Duyular la algilananlarm ötesinde her ~ey bo~tur, sonsuzdan gelip sonsuza giden tek kahci ger9ek zaman'd1r. Evren özdekseldir, ruh yoktur ki ölümden sonra devam etsin. Özdek,


DEKARTCI mekanik ögelerin bütünledigi bir atomlar y1gm1d1r. <;:aglanm hemen on yüzyil a$an dehirciler, bu ilerici dü~üncelerinden ötürü, uzun bir süre Batmiligin ic;:inde gizlenmek zorunda kalm1~lard1r. Yazd1klar1 bütün yap1tlar yakilm1$ olup ögretileri, onlan ele$tiren yap1tlardan derlenmi$tir. Ünlü Türk dü~ünürü ~eyh Bedrettin, bu akumn izda$lanndand1r. DEKART<;:I. (Os. Dekart'm telftmiz ve ahläf1, Dekart'm muakkipleri, Dekartc;:1hga müteallik; Fr. Cartesien, Cartiste) Dekart'm izda$Iar1 ve Dekartc;:1hkla ilgili olan„. Frans1z dü$Ünürü Rene Descartes'm ad1, süregelcn ortac;:ag skoHlstigi modasmca Lätincele$tirilerek Renatus Cartesius'e c;:evrildiginden Dekartc;:1hga kartezyanizm, Dekartc;:Iiara kartist ve kartezyen, Dekartc;:1hkla ilgili olanlara kartezyen denir. Örnegin Spinozac1hk, Port-Royalcilik, Jansenizm kartezyen alamland1r. Bk. Dekartc;:1hk. DEKART<;:ILIK. (Os. Dekart'm felsefesi, Fr. Cartesianisme, Al. Cartesianismus, ing. Cartesianism, it. Cartesianismo) Fransiz dii$iinürü Descartes'm felsefcsi... Frans1z dii$Ünürü Rene Descartes, dii$iinsel felsefenin büyük c;apta a$amac!larmdan biridir. Antikc;ag Yunan $Üpheciliginden yüzy!llarca sonra $Üphe ciligi temel bir yöntem olarak kullanm1$ ve bunu analitik geometri ad1 verilen matematiksel bir kesinlikle uygulamaya c;ah$arak yepyeni dogru'lara varmay1 denemi~tir. Terne! yöntemi $Öyle özetlenebilir: Önce, bir ilke olarak, edinilmi~ bütün bilgilerimden ~üphe etmeliyim ve onlari bir yana birakarak ilk ve saglam yeni bir dü~ünceden yola c;1kmahy1m. insanlarm bütün dü~ünceleri birbirinc baghd1r, birbirinden c;1kar; bir dü~ünceyi doguran ondan önce gerc;ekle~mi$ ba$ka bir dü~üncedir. DÜ$Ünceler bir n~den-sonuc; zinciri ic;inde sürüpgider (mekanizm). Öyleyse, siray1 titizlikle kovalarsam, dogru olmayan bir dii$iinceyi dogru sanmaktan sakmarak dü$Ünce zincirinin arasma yanh$ bir dü~ünce kan$tlrmazsam dogru olan'a ula~abilirim. Bu durumda benim ic;in kesin olan tek ~ey $Üphe etmek'tir, bi.itün bilgilerden ~üphe etmek ge. rektigi benim ic;in ~üphesiz'dir. ~üphe etmek, dü$Ünmek'tir; dii~ünmeksc var olmak' tlr. Öyleyse, var oldugum da $iiphesiz'<lir. Dü$iinüyorum, $U halde varim (La. Cogito ergo sum) . ~üphe edemeyecegim ilk ve saglam bilgim budur. ~imdi, neden-sonuc;: zincirini titizlikle kovalayarak, bütün öteki bilgileri bu temelden c;1karabilirim„. Görüldügü gibi, Dcscartes'm, kendinden sonraki ideatist

DENEY ve materyalist bütün dii$iince ku~aklanm et kileyen kendine özgü bir c;1k1$ noktas1 var dir: BEN„. Felsefeyi özne'den yola c;1kar. mak geleneginin kurucusu Descartes'd1r. Bu gelenek, birbirlerinden farkh bic;imlerde; Ber. kelcy, Kant, Fichte, Hegel, Husserl, Brunsch. vig, John Stuart Mill, William James, Comte Kirkegaard, Heidegger, Sartre, Camus'ye ka'. dar idealist bir dogrultuda; Leroy, Cabanis La Mettrie, Diderot'ya kadar materyalist bi~ dogrultuda geli~mi~tir. Bir bak1ma antikc;:ag Yunan felsefesinin i.inlü bilgicisi Protagoras da, "insan her ~eyin ölc;:üsüdür" demekle ben' den yola c;1kmaktad1r. Ama Protagoras1'n ben'i duyan ben, Descartes'm ben'iyse dii$ünen ben'dir. Descartes'm, kendinden sonraki ku ~aklart etkileyen ve uyaran ikinci yeniligi özdek'le özdek olmayan'1 kesinlikle birbirindcn ay1rmas1d1r. Descartes felsefesinin, idealist ve materyalist, her iki dogrultuya imkan veren niteligi de bu kesin ay1rmad1r (düalizm). Anaksagoras'dan, Platon'dan Descartes'a kadar si.irüpgelen bütün ikicilikler temelde bircidirler; ömegin, Anaksagoras'm nus'u aslmda pek özel yap1h, incc bir özdektir, Platon'a göre gerc;:ek olan tek ~ey idea'd1r. Dcscartes'a göreyse, gerc;ek olan iki ~ey vard1r: Ru!i ve beden„. Descartes'm kendine özgü bir kesinlikle saptad1g1 bu ayntürden· lik, metafizikle fizigin (teleolojik felsefeyle doga felsefesinin) alanlanm kesin olarak ayir· m1$tlr. "Descartes, fiziginde, özdegin kendili· gindcn yarat1c1 gücünii görmii$ ve mekanik devimi onun ya$amsal eylemi olarak dii$Ün· mÜ$tÜ. Fizik anlay1~m1, metafizik anlay1$m· dan kcsinlikle ay1rm1$tl. Fizik anlay1~mm ic;:in· de özdek tek töz, varhgm ve bilginin biricik nedenidir. Frans1z mekanikc;i özdekc;iligi onun fizik anlay1~ma baglamr. izda~lan, meslek geregi, metafizik kar~1t1, e~deyi$1e fizikc;i ol· dular". Toplumsal ya~amda gittikc;e önem ka· zanmaya ba$layan makinele$me, Descartes ic;in, uyanc1 bir c;c$it kesinligi ve degi~mez· ligi dilegetirmektedir. Bozuk olmayan maki; ne, daima, belli nedenlerle devinerek bellt sonuc;lar1 vermcktedir. Öyleyse, Tannhk dü· ~ünceyi de ic;ine alan evren, bir makinc dii· zcni olmahd1r. Descartes'a göre her düzen bir makine düzeni, her devim de bir meka· nik devimdir. Öyleyse devim, yerkaplama ve yerdegi$tirme'dcn ibarettir. Yerkaplama, öz· degin temel niteligidir; yerkaplamayan özdek olamaz. Bu yer'siz özdek olmak demektir, öyleyse özdcksiz de yer olamaz. Bundan zo runlu olarak $U sonuc; c;1kar ki, evrende öz· deksiz yer -e$deyi$le bo!jluk ve yersiz öz· dek- e$deyi~le atom yoktur. Öyleyse evren

d kle doludur ve devim özdegin kendili~,,Ien yarat1c1 gücüdür. Bu zorunlu sonuc;: ~. kat1ks1z ~ir öz?ek.<;ilik anlay1$1d1r. Nite·

ffi111daki Yu. ago sözcüklerinden yap1lan bu deyim Aristoteles'in Politika adh yap1tmda ilerisürülmü~ ve "bir toplumun duygulannt c;elerek kendi cy1kanm yürütme yolu" olarak tarumlanm1~ttr. Halk dilinde mugalata an Iammda da kullamlmaktad1r.

ldrn Frans1z bzdekc;Ilen bu kartezyen temele d vanarak geli~mi~l erdir. Descartes'a göre yer~j,Jama'nm ü~. ~iteligi . var?1.r:. Bölü~~?il~:­ !ik, bi<;imlen.eb1h.r~1k.' dcvm~~1hrhk. .<?o;uid~­ Düzenleyici Tann„. Antiklil gibi, bö~i.mcb.~h.'.hk :~ ~tc;m~leneb1hrhk b1r DEMIO0 URGOS. n dü$ünürü Platon'a göre iyi idea' devim i~idtr. Boluneb1hrhk b1r aynlma dec;ag ;i: ;:ieyici bir Tann'd1r. Yaratm1~ degil, vimi, bi<;imlenebilirlik de bir aynlma ve birs1, dtJZ ermi~tir. Antikc;:ag Yunanhlannda yaJ~mc devimidir; öyleyse ycrkaplama (özdek) bic;itll ~Ü$Üncesi yoktur; bir sanatc;1, bir mi•nm tüm ve temel niteligi devim'dir. Evrenratma .bi yapma, düzenleme, bic;imlendirme de atom (bölünemez) yoktur demek, özdemar gi vardir. Bu anlay1~a göre dünya yok~n sonsuzca bölünebilirligini söylemektir ki anlaY1~1 8 edilmemi~, idea'lar gibi ilksiz ve sonDescartes burada da c;:agda$ fizige U<; vcrtan " ( !l bii;imsiz özdek düzenlenip bic;immcktedir. Bundan ba~ka Descartes, insanbiSllZ • meydana Platon'a gölimde, özdckle ruhun bütün parc;alanyIendirt ebic;imlendirmede örneklik eden idea' Ia birle$mi$ olduklanm da kabul etmektedir , re btl vrendeki bütün varhklar bu ideal ilk(Descartes, Traite des Passions). <;:agda$I Lelard1r, Archetype)'lerine uygun olarak özroy, hakh olarak, onu, as1l dü~üncelcrini giz-· örnek ·~imlendirme yoluyla yap1lm1~Iard1r. Bu lemekle sm;lam1~; Descartes de bu su<;lamaya degi bt Plotinos'ca evren ruhu, gnostiklerce kaf$1 isteksizce direnmi$tir. Bütün bunlara terirn. Tanri ve Hegel'ce dü$ünce süreci anratmen Descartes'm usc;:u ve idealist bir teikinct d kullamlmt~hr. Dilimize epitken demele dayand1g1 gerc;:ektir. <;:ünkü bütün ger yimt)' c;:evrilmi$tir. Bk. Özdek, 1dea, Platon~eklerden $iiphelendigi halde usundan ~üphe­ cu!u1'· Ienmemi~ ve bütün gerc;ekleri yeniden usuyla kurmaya c;ah$mI$ttr. Bk. ~üphecilik, Ust:Y· (Os. Teerübe, Vukuf, Kuvvei märi~uluk, Mekanikc;ilik. DEN' fr. Experience, Al. Erfahrung, E;cfet; nt; ing. Experience, Experiment; lt. DEKART'IN DEKART<;:ILIGI. Descartes'm perirr>~ nza Esperimento) Bi!gi edinmek ic;in kendi sistemine uygunlugu„. Dü~iinürünü a~­ Esperie uy~ulama„. insamn d1~ dünya üstündem1, dü~ünce sistemlerinde, dü~i.inürün kendi yap1ltl~igini dilegetirir, eyti$imsel felsefede top9 sistemine uygunlugu da incelenir. Dckartc;1ki pr 1 pratigin toplam1 olarak tammlamr. Mehk ve Spinozac1hk, dü~i.inürünü a$mt~ sistemlums~te diinyamn duyularla elde edilen yanler olarak kabul edilmi~tir. Dekart'm Dekarttafiz•1 insan dü~üncesinden bag1ms1z olan r1l1g1 (Fr. Cartesianisme de Descartes), sm'd [' gerc;:eklik, e~deyi$Ie d1~ dünya, deneDescartes'm kendi sistemine uygunlugu annesne nusudur. Deney, dii$ünce düzeyinde taIam1m verir. Bir balama bu deyim, sistem yin in 8 nir. Deney, insansal bir kurma iddiasmt ta~1yan bütün dii$iinürler ic;in maIIl ba$ka hii;: bir haYVan deney yapakurulabilir. sand90 demek ki deney, sadece k1lgisal bir maz: degil, aym zamanda dü~ünsel bir i~­ DEKART MANTIGI. Descartes'm ilerisürdüi~le~r Kläsik felsefe, deneyi, d1~ dünäii dört manttk kurah„. Frans1z dü~ünürü lemd• · pasif algilam$1 olarak ele alm1~t1. OyRene Descartes, Discours de la Methode adh yan1ß ney, insanm aktif bir faaliyeti~ir. Bu Yap1ttnm ikinci bölümünde mantlgmm kuralsa yöntemsizse ona görgü (Os. Ihtibär, lanm saptar: 1) Dogrulugu apac;1k bilineaktir;;rripirie), yöntemliyse ona deneyim t(Os. meyen hie; bir ~eyi kabul etmemek„. 2) inFr. • Fr. Experimentation) denir. Örnegin celenecek konuyu daha iyi c;:özümlemek ic;in bir madenin 1S1y!a gözgerektigi kadar bölümlere ay1rmak„. 3) En doga. sek bu bir görgüdür, laboratuvarda maYahn ve bilinmesi kolay ~eylerden ba$layaJS1yla geni$lemedigini anlarak bile~iklerinin bilgisine kadar basamak badentß ic;in onu biz. 1s1t1rsak bu bir deneyimsarnak yükselmek„. 4) Hie; bir ~eyin unutulmak f)eney terim1 genel anlamda gözlemi, mad1gma cmin olmak ic;in her an saymak dir· l<t~I, duyular ve hilin<; arac1hg1yla elde Ve tekrarlamak.„ Bk. Mantik, Dekartc;1hk. ic;;ebe algtlart dilegetirir. Yunanca deneme edile::Jl mdaki peira sözcügünden türetilen deQ,ey DEMAGOJi. Halk avc1hg1„. Halk anlammanlat1l Empeiria), Latinceye experientia deyi· dak.i Yu. demos ve kendine ~ekmek anla(YU·

~trek

getirilmi~tir.

tFr.

Iam~J1l:

~o

i~Iemdir,

d~k

Tecr1~ le~er

geni~ledigini

geni~leyip


DENEYÜSTÜ miyle c,:evrilmi~tir. Lätince türetimin da Yunanca köktür. Bk. Gözlem.

DIS DUYULAR kayna~

DENEYÜSTÜ. (Os. Müteäl, Alä, Ulvt, Ulä, Müteäll, Alevi, Felsefei illä; Fr. Transcendental, Al. Transzendentale, ing. Transcendental, it. Transcendentale) Deneyle elde edilemeyen ... Bu terimi ilkin XII. yüzyilda skolästikler öteyc ge9me anlam1m dilegetiren Ui. Transcendere sözcügünden türetmi~ler ve ulamlar iistü (La. Transcendentalia) anlammda kullanm1~lard1r. Bu deyimle varhk, gerc,:ek, birlik gibi sanlarm duyulur üstü ve ancak deneyden önce sezgiyle bilinen özellikler oldugunu dilegetiriyorlard1. Bununla da ulamlar üstü olan özelliklerin Aristoteles'in ulam lanyla ac,:1klanamayacagm1 anlat1yorlard1. Bu anlamda deneyüstü (Fr. Transcendental) deyimi, a~km (Fr. Transcendent) deyimiyle anlamda~ttr. Bu anlam, Alman dü~ünürü Immanuel Kant tarafmdan ele~tirilmi~tir. Kant'a göre deneyüsti.i, a~km degil, tarn tersine, deney öncesi (önsel)'nin bilgisidir. Kant felsefesinde deney'in kar~1tt oldugu kadar a~km' m da kar~1t1 olan deneyüstü kavram1, Büyük Albert ve Aquino'lu Thomas'mn dilegetirdikleri gibi bilginin smmm a~am degil, tarn tersine, bu smmn ic,:inde kalan bilgiyi dilegetirir. Daha a91k bir deyi~le skolästiklerde kategoriler üstü olan deneyüstü, Kant'a göre kategorilerin bizzat kendisidir. Kant, skolästik anlamdaki deneyüstü'yü a$km ve bundan ötürü de bilinemez sayar. Skolästiklerin bilgi smmnm i.istüne c;:1kard1klar1 deneyüstü'nü Kant bilginin temeline oturtmaktad1r. Ba~ka türlü söylemek gerekirse, deyimin kökenindeki öteye ge9me anlam1 skolästiklerde bilginin üst smmndan öteye gec,:me, Kant'daysa bilginin deneysel alt smmndan öteye gec;me anlammdad1r. Bk. Ele~tiricilik, Bilinemezcilik. DEViM. (Os. Hareket, Tebeddül, lntikal, Revi~. Cereyan; Fr. Mouvement, Al. Bewegung, ing. Move, Motion, Movement; it. Movimento) Özdegin varolma bic,:imi... Genel anlamda her türlü degi~me (Os. Tebeddül, Fr. Changement)'yi dilegetiren devim, antikc;ag Yunan felsefesinde varlzk (Os. Vücut, Fr. Etre) kar~1tl olarak ve olu~ (Os. Tekevvün, Fr. Genese)'la e~anlamda kullamlm1~t1r. ilk felsefesel dü~üncelerde varhk, devimsiz ve degi~mez samhyordu. Gerc,:ekte bizzat varhk demek olan devim (Yu. Kinesis)'in gerc,:ek olup olmad1g1 ilk dü~ünceleri c,:aglar boyunca c,:at1~tlrm1~ttr. Devim, her an, her olguda ve olayda, insanlarm gözlerinin öntindeydi ve

yadsmamayacak bir gerc,:eklik ta~1yordu: Doganlar ölüyor, küc,:ükler büyüyor, her ~ey sil rekli olarak degi~iyordu. Bunu ac,:1kc,:a yads1ya. mayan insan dü~üncesi, bütün bunlann ar. dmda saglam bir degi~mezlik bulmak ama. c1yla, bir süre, onu aldat1c1 bir görünü~ say. mak zo~da kalm1~tl. Elea okulu, özellikle Parmenidd, bu kamy1 savunmu~tur. Ona göre devimsizlik her ~eydir, devim bir kurun. tudan ibärettir. Bnua kar~1 bi.iyük diyalektikc;i Herakleitos, tek ba~ma, devimin her ~ey oldugunu ve degi~mezligin bo~ bir kurnntudan ibäret bulundugunu ilerisürmü~tür. Orta yolu tutan idealist {Pitagoras), özdekc,:i (Leukippos, Demokritos) ve ikici (Anaksagoras) atomcularsa varhgm devimsiz oldugunu ve fakat onun bütün ili~kileriniri devimli bulundugunu savunmu~lard1r. Görüldügü gibi, insan zekas1, bu dcvimsel kasirganm korkunc,:· lugu ic;inde tutunacak bir dal, saglam ve degi~mez bir temel aram1~t1r. idealistler bu temeli ruh tözünde, materyalistlerse özdek tözi.inde bulmaya c,:ah~m1~ttr. Ne var ki, c,:ag. da~ bilim, Herakleitos'u dogrulamaktad1r: Var· hk bizzat devimdir... Devimi varsaymak zorunlugu ortaya 91kmca, bu kez de, bir ilk devindirici (Os. Muharraki evvel, Fr. Premier moteur) aramak zorunlugu ba~göstermi~· tir. Bu ilk fiskeyi vurana Anaksagoras nous, Aristoteles devinmeyen devindirici (Os. Mu harriki gayrt müteharrik, Fr. Moteur immobile) admt vermi~lerdir. Daha sonra buna Tanri (Os. Allah, Fr. Dieu) denecektir. Antikc;a· gm ilk dü~üncelerinden on dokuzuncu yüzyila kadar devim, bir yer degi~tirme'den iba· ret saytlm1~ttr. Bu anlay1~a göre cisimler bir· birlerini, bilärdo toplan gibi, 9aprma yoluyla devindirmektedirler. ilk fiske vurulduktan sonra bu bilärdo oyunu sürüpgitmi~tir. Yu· nan atomculuguyla ba~layan ve en yüksek felsefe olgunlugunu Dekartc,:1hk'ta bulan bu anlay1~m bilimcisi Newton'dur. Bu devim anlay1~1. mekanik bir devim anlay1~1d1r ve me· tafizigin de bir hayli i~ine yaram1~t1r. ~ün· kü, yer degi~tirme deviminde, yeri degi~enin kendisi degi~mez. Geli~me yoktur, her ~ey nas1l yarattld1ysa öyle kalmaktad1r. Oysa me· kanik devim, devimin sonsuz 9e~itlerinden sa· dece bir tanesidir. Devimin evrensel ger9ek· ligini dü~ünce plämnda ve idealist anlamda ileriye süren Alman dü~ünürü Hegel'den son: ra tarihsel ve diyalektik özdekc,:ilik ögretilerl d~vim'i, özdegin varhk bic,:imi ve bir özgii9 (Fr. Autodinamisme) olgusu olarak meyda?~ koymu~tur. Yirminci yüzyrlm büyük fizikc,:1s 1 Einstein de özdeksiz devim ve devimsiz öz· dek olamayacagmr tamtlam1~ttr. Ö:i:dekc,:i di·

alektik y~ntem "dogasal, toplu~sal ~e. ?i· anlamda dogasal, bilinc,:sel ve toplumsal her i-nysel bütim olgu ve olaylan dev1mlen 19mtürlü nitelik degi$mesini dilegetiren devrim ~ anlamak" yöntemidir. Buysa, bu olgu ve sözcügü Bat! dillerindeki kar~d1klan gibi Os~aylan tarihsellik'leri ic,:inde anlamak demek- manhcamn hem dönü~me anlammdaki inkzlilp, ~r. Her ~eyin bir gec,:mi~i. bir ~imdisi, bir hem de zorla degi$me anlammdaki ihtilill ;e gelecegi vard1r; her ~ey dog11r, geli~ir ve sözcüklerini kar~1Iar. Örnegin italyancada da ölür. Hier bir ~ey ge9mi$inden ve geleceginFrans1z ihtilali'ne La rivoluzione Francese den kopanhp badecc ~imdi'siyle ac,:1klanamaz. dendigi gibi Türk inlaldb1'na da La rivoluzione Devimin niceliksel yam büyüme, niteliksel Turca denir (ancak ihtilill deyiminin bu anyani gcli$me'dir. Her ~ey, önce nicelikc;e 90lam1m, Osmanhcada tek sözcükle dilegetiriAahr ve sonra s1<;rayarak nitelik degi$tirir. len isyan anlammdaki ayaklanma (Fr. InsurDogasal, toplumsal ve bilinc;~~l bütün olgu rection) ve ba~kaldzrma i(Fr. Revolte) deve olaylar onunla ac,:1kla~1r. Ozdek, kendili yimlerinden ay1rmak gerekir). Eyti~im öncesi Rinden devim demektir. Ozdeksiz devim olametafizik ve kläsik felsefede eyti~imsel doga mayacagr gibi, devimsiz de özdek olmaz. Deve toplum bilgisi bulunmad1gmdan devrim devim deyimi, özdegin kendiligi olarak, yer deyimi eyti~imsel ve tarihsel özdek9i felsefede Ai~tirmed en dü$Ünceye kadar bütün degi$me terimle~mi~tir. Dogasal ve toplumsal ya~am, süreylerini di!r.getirir. Evrende her $ey devimnicesel degi~melerin nitesel degi~melere döscl ve dolay1S1yla degi~ken'dir. Durgunluk nü~tügü evrimsel ve devrimsel bir sürec,:tir. (Os. Sükfmet) göreli bir kavramd1r ve deDevrim, evrimin zoru.n lu sonucudur, s19ravimli olanm bir ba~ka ~eye göre devimsiz ma'yla gerc;ekle~ir. Örnegin kaynat!lan su, görünen durumunu dilegetirir. Örnegin gü1s1tma süresince su niteligindedir. Birdenbire ne~. dünyam1za göre durgun, ama bagh olkaynamaya ba~lar ve buhar nitcligine s19rar. dugu galaksiyle birlikte devingendir. Dogan, Bunun gibi, toplumda da bir dü~ünce zaman geli~en ve ölen her ~ey -ki evrende bu süla birikir. · Bu birikme sonucunda toplum äni reci izlemeyen hie; bir $ey yoktur- devimbir s1c,:ramayla nitelik degi~tirir. Bir hukuk lidir. Dag ba~lannda durgun görünen kayaögrencisinin de bilgisi birikir ve bu biriklar bile bir zamanlar bugün bulunduklan yerme olgunla~mca hukuk ögrencisi bir anda de yoktular, bir zaman sonra da bugün bunitelik degi~tirir ve hukuk9u olur. Nitel delunduklan yerde olmayacaklard1r. Devim, özgi~meyi evrim, e~deyi~le nicel degi~me saglar. de#in sonsuz c;e~itliligine uygun olarak, sonS19rama bu nicel degi\lme ve birikimin en suz biyimlerde ger9ekle~ir. Ist, 1~1k, elektrik olgun noktasmda gerc;ekle~ir. Bk. Evrim, Nidalgalan, biyolojik ve fizyolojik süre9ler, kimcelikten Nitelige Gec;i~ Yasast, Nesne, S19rayasal sürec;ler, nükleer süre9ler ve daha sonma, Tarihsel Özdek9ilik. suzca ba~kalan hep devim bi9imleridir. Özdek nasd sonsuzca yeni bi9imlere dönü~ecek­ DIS DUYARLIK. (Os. Hassäsiyeti häriciye, IC devim de onunla birlikte sonsuzca hep Fr. Sensibilite externe) 0·1~tan algi.layan„. AlYeni bi9imler alacakt1r. Durgunluk, herhangi man dü~ünürü Immanuel Kant, duyarhg1 i9 bir cismin en kü9ük parc,:acrklarmm kar~rhk­ ve d1~ duyarlzk olmak üzere ikiye ayinr. Kant'a h etkile~mesi, demek ki bu parc,:ac1klann de göre d1~1m1zdan geien duygulann tümü mevimi sonucudur. Daha acr1k bir deyi~le durkan bi9imi icrinde, ic;imizden geien duygula~nluk bile bir devimdir. Bk. Geli~me, Öz- rm tümü de zaman bic,:imi icrinde belirirler. gu~, Eyti~im, Özdek, Genei Bagmtthhk KuSezi'yle elde edilen bu iki kategori olmakra1111, Olu~ . s1zm hie,: bir bilgi edinilemez. Bunlar, duyarhgm kavrama organland1r. Duyarhk, dr~ar­ ~EVRiM. <.Os. inktläp, ihtiläl, Fr. Revolution, dan ve ic,:erden algdad1klarma bunlar1 kendi111. Revolution, Umwaelzung, Ing. Revolution, liginden katar. Duyarhk, bu iki kategoriyi • Rivoluzione) Niteliksel degi~me„. Nicelikkatmadan usa hie; bir ~ey gönderemez. Bk. degi$m~'~i dilegetiren evrim deyimiyle ha- Ele$tiricilik. b'1 . h~rr:. ~Ir! olmaymca öbürü de olmaz ve ~ oburune dönü~ür. Devrim deyimi geni~ DI$ DUYULAR. (Os. Haväs1 zähire, Fr. Sens :.ia~da eyti~imsel özdekc;i felsefenin sapta- externes) Vücudun d1~ma ac;dm1~ sinir u9. uc,: büyük yasadan nicelikten nitelige gelanyla a!grlanan duyular„. Görme, i~itme, tat~as~sz 'm dilegetirir. Dar anlamda toplum- ma, koklama, dokunma duyulan olmak üze1 IQI nzt~lik degi~ikligi'ni dilegetiren toplumre be~ tanedir. Göz'le görülen, kulak'la dulutiodevrzm (Os. ic,:timäi inkiläp, Fr. Revo- yule~ arasmda bir uzakhk vard1r. Tatma ve 11 sociale) deyimiyle anlamda~ttr. Geni~ dokunma aras1zd1r. Koklama arah da olur,

:!i

z


DIS DÜNYA aras1z da ... Özdeksizciler, duyularm bu farklarmdan yararlanmak istemi$1er; örnegin görme arah oldugu i<;in görüleni dt$arda samyoruz, oysa o bizim bilincimizdedir, demi$1erdir. Bk. Özdeksizcilik. DIS DÜNY A. (Os. Alemi harici; Fr. Monde exterieur, Al. Ausseenwelt, ing. ·Externat world) Bilim;ten bag1ms1z olarak insanm d1$tnda varolanlarm tümü„. Eyti$imsel ve tarihsel özdekc,:i felsefenin ac,:1klad1g1 ve tammlad1g1 en önemli deyimlerden biridir. Dogay1 ve toplumu dilegetirir. Metafizik dünya görü~üne bagh ögretilerde bilimdt$1 tammlarla dilegetirilirdi. Tan~1bilimciler onu Tann yarattst, nesnel dÜ$Ünceciler ruhsal bir varhgm ürünü ve öznel dii$Ünceciler bireysel insan bilincinin iirünü sayarlardt. Metafizik dü$Ünce sistemi ic,:inde doganm ve toplumun bir türlü ac,:1klanamay1$tnlll nedeni, temelinde bu bilimdt$1 savlarm yatmakta olmas1d1r. Bk. Doga, Toplum, Bilim;, Eyti$imsel Özdek<;ilik, Tarihsel Özdekc;:ilik, Dü$üncecilik, Nesnel Dü$Üncecilik, Öznel Dii$Üncecilik. DIS iLiSKi. (Os. Münasebeti hariciye, Fr. Relation exterieur) Bir varhgm kendisinin d1$tndaki bagmttlan„. Her olu$ma, ic,: ve dt$ ili$kilerin kar$1hkh c,:eli$meleriyle gerc,:ekle$ir. Örnegin Mozart'1 Mozart eden, hem ic,:sel yetenegi hem de dt$sal müzik c,:evresidir. Mozart, bir Afrika köyünde yeti$seydi Mozart olamazd1. Ama her Viyana'da yeti$en de Mozart olamaz. Bunun gibi bir yumurta da dt$ ili$ki (m) kurmadan civcivle$emez, ama bir ta$ parc,:as1 da myla civcivle$emez, c,:ünkü yumurtahk ic,: ili$kiye sahip degildir. Bk. <;eli$me. DiDiSiM. (Os. Mü$iigabe, Fr. Eristique, Al. Eristik, ing. Eristic, it. Eristica) Mantik oyunlanyla sürdürülen c,:eki$meli tartt$ma, Megara okulunun tartl$ID3 yöntemi... Didi$im, Yunanca kavga ve tartlsma anlamlanna geien eris sözcügünden türetilmi$ v~ antikc,:ag Yunan felsefesinde eyti$imsel bir sanat olarak belirmi$tir. Antikc,:ag Yunan felsefesinin tart1$ma ustalart bilgiciler, $iiphe ve ele$tirinin geregi sayd1klan diyalektik bir tartt$ma yöntemiyle c,:ah$ffil$lard1. Nitekim onlarm arasmdan yeti$en Sokrates de bu yöntcmi kullanmt$1tr. Ne var ki didisimcilik, bilgiciligin genc,: ku$aklarmca bir bossözcülük oyununa dönü$türülmü$ ve kür;:ümsenmeye ba$lam1$ttr. Sokrates'in izda$larmdan Eukleides'in kurdu~ Megara okulu, bu sanatt bir hayli geli$tirmi$tir. Felsefe tarihinde Didi$im okulu (Fr.

DiN Ecole eristique) denince Megara okulu anla. $Ihr. Didi$im, bu anlamda, Eyti$im'le de ka1'1$tmlm1$ ve Megara okuluna eristik9iler Ya da diyalektik9iler ad1 verilmi$tir. Oysa tar. t1$ma ya da konu$may1 tart1$arak yürütme· eyti$im'de bir arac,:, didi$im'de bir erekti;. Bk. Eyti$im, Megara Okulu. DiKKAT. (Os. Dikkat, Sarf1 zihin, Tahdik iltifat, isga; Fr„ Ing. Attention, Al. Auf'. merksamkeit, it. Attenzione) Herhangi bir $ey üstünde ansal ve duyusal yo~unla$ma„. insanm en önemli yeteneklerinden biri olan dikkat, XVII. yüzytla kadar el attlmam1$ bir konuydu. ilkin Alman dil$Ünürü Leibniz, ünlü monat'larma tamalg1 ad1 altmda böyle bir yetenek . yakt$tlrd1. Sonra Frans1z dü$ilnürü Malebranche, Alman dü$Ünürü Kant, ingiliz dü$ilnürleri baba ve ogul Mill'ler onu önemle ele ald1lar. Metafizikc,:iler onu, "ruhun, özdekten bag1ms1z olan eyleminin en önemli kamt!" sayd1lar. Daha sonra yap1lan incele· meler onun birc,:ok c,:e$it ve derecelerini ortaya koydu. Dikkat, yüksek türden hayvanlarla insanlarda ketvurucu bir nitelik ta$1r; dikkat eden °k1mtldamaz, nefes bile almaz görüni.ir, dikkat ettigi $eyi ba$kaca bütün $eylerden soyutlar, bir r;:e$it esirme durumuna girer. Korunma ic,:güdüsüyle yakmdan ilgili oldugunu ilerisüren ruhbilimciler de vard1r. Anlak'la da yakmdan ilgilidir. Ansal egitim· de, her $eyden önce, onun geli$tirilmesine c,:ah$1hr. DiL. (Os. Lisan, Nutuk, Ketam, Zeban; Fr. Langue, Al. Zunge, ing. Language, it. Lin· gua) insanlarm duyduklanm ve dü$ündük· lerini anlatmak ic,:in kulland1klan söz dizgesi... Dil, toplumsal bir olgudur ve ba$kalan ic,:in varolan pratik bilinc,:tir. Bilinc,:le birlikte varolmu$ ve onunla kar$1hkh etkile$erek geli$IDi$tir. Nastl insan toplumunun dt$mda in· san dü$üncesi olmazsa öylece insan toplu· munun dt$tnda insan dili de olamaz. f nsana özgü bir olgu olan konu$ma, insan toplumu· nun gerc,:ekle$mesiyle ba$lamt$; insanlar birbirlerine bir $eyler söylemek geregini duY· mu$lard1r. Her ihtiyac,: kendi örgenini nastl yaratirsa söyleme ihtiyac1 da dili ortaya koY· mu$tur. lnsanla$ma sürecindeki hayvanm g1rt· lagt geli$IDi$ ve ardarda uyumlu sesler i;:t· karmasmt ba$armt$tlr. Dil, dü$Üncenin özdek· sel yap1s1d1r ve sözcüklerle varla$tr. Dilsii hi<; bir dii$Ünce varolamaz, insan kendi ken· dine dü$ündügü zaman bilc ancak sözcük· lerle, e$deyi$1e dillc dü$ünebilir. Dille dü$ün· ce arasmda c;özülmez bir birlik vardtr. Dil,

biJincin ve dii$Üncenin arac,:s1z gerc;ekligidir. lnsanlar konu$amasaydt!ar or.ta~ ~a.balanru bir araya toplayamazlar ve bilgtlenm sakla ytp yeni ku$aklara gec,:iremezlerdi. En geli$ mi~ bir hayvan bile c,:ocuguna hie,: bir bilg~ veremeden ölür, insanlarsa c,:ocuklanna yinm milyon y11hk bir bilgi btraktrlar. Demek ki insan toplumu htzh geli$mesini dile borc,:ludur. insan, sözcüklerle özetleyerek dünyamn fizik yükünden kurtulmu$tur; bilgi edinebilmek ii;:in harcamak zorunda bulundugu ~ü­ cü ve süreyi dili sayesinde kazanm1$tlr. In san, gcne dili sayesinde, zaman ve mekam elinc gec;:irmi$; ba$kalanmn deneylcriyle eylemde bulunmak olanagma sahibolmu$tur. En e#itilmi$ bir hayvan bile dilini kullanamad1~ndan ba$ka bir hayvam egitemez, ba~ka­ lanm egitebilen ancak insand1r. Bu yüzdendir ki insan dünyaya ac,:1lan ilk canhd1r. insanlarm bireysel degerleri di!leri arac1hg1yla gittikc;e toplumsalla$m1$tlr. Ba$1angic,:ta insanlann küc;:ük ve kapah topluluklar halinde ya~amalan yüzünden birbirlerinden bag1ms1z olarak geli$en grup dilleri gittikc,:e ortakla$maktad1r. Bir ulusun geli$mesi iirin nastl ortak bir dil gerekiyorsa insanhgm geli$mesi ii;:in de ortak bir dil gerekmektedir. insanlar, günlük ihtiyac,:larmm meydana koydugu dotal dil'leri yanmda, özel ihtiyac,:lanm kar'11amak iirin matematik simgeler dili vb. gibi yapay di/'ler de ortaya koymu~lardtr. Bütün bu diller insanlarm bilgilerini saptar, saklar ve yeni ku~aklara ula~tmr. Dille dü~üncenin ka~iltkh etkile$imle birbirlerini geli$tirebilmeleri ii;:in dü$üncenin aydmhk (e$deyi$1e nesnel gerc,:ekligi yansttic 1) ve dilin anla~tltr (e~­ deyi$le nesnel gerc,:ekligi yans1ttc1) olmas1 gerekir, dili anla$thr k1lmak ic,:in yaptlan dil özle$tim1elerinin temel nedeni budur. Dil ancak anla$thr olmakla türetilebilir ve ancak lüreti!ebilir olmakla dü$ünceyi geli$tirebilir. :~~dan ötürüdür ki dil$Ünceyi gcli$tiremeyen dm kendisi de geli~emez. Dilin varla$ttktan aonra göreli bir ba~1ms1zhk kazanmas1 ve düfÜ t> ncenin yasalanndan ayr1 yasalara baglanrnasi, onu idealist ögretilerin temcl felsefe 10runlarm1 yozla~ttrmada arac,: olarak kullan::lar~~a „ e~:eri$~i ktlmt~tlr. Kimi dillerde bir d sozcugun b1rc,:ok nesneyi ve kimi diller~ de . bir~~k sözcügün bir tek nesneyi bernes1, ddm tümüyle bag1ms1z oldugu ve :~ne! gerc,:eklikle hi9 bir ili$kisi bulunmad~ Yamlg1sm1 dogurmu$tur. Bundan ötürüb?r ki, ba$ta yeniolguculuk olmak üzere, .:,rirok idealist ögretiler felsefe ve toplum bi~nlarm1 dil ve mantlk c;özümlemelerine •rmeye c;ah$maktad1rlar. Bunlarm arasm-

da, örnegin sümürü sözcügünü dilden atmakla sömiirü olaymm da ortadan kalkacagm1 savunacak kadar ileri gidenler de vardtr. Geri;:ekten ve nesnel gerc;eklikten hie; ho~lan­ mayan dü$ünceciligin (idealizmin) bu semantik bic;imi, dili dü~ünccden ve dü~i.inceyi de gerc,:eklikten koparmaya c,:ah$tr. Ne var ki bu, olanaks1zd1r. Sözcükleri degi~tirmekle hii;: bir nesnel sürec,: degi$tirilemez. Kald1 ki insanlar sözcükleri dilediklerince yaratamazlar, onlan günlük ya~amlarmda kar$tla$ttklan olgu ve nesnelerden 91kanrlar. Sömürü sözcügünü ortaya koyan sömürü olgusudur. Sömürü sözcügü ortadan kaldmlmakla sömürü olgusu ortadan kalkmaz, ancak dilegetirilmesi yasaklanm1$ olur. Bk. Dü~ünce, Bilini;:. DiN. (Os. Din, Fr„ Al„ ing. Religion, it. Religione) inanca dayanan dogaüstü tasar1mlar ve i$1emlcr sistemi... Arkeolojik ara~­ ttrmalar <linse! tasartmlarm ancak elli bin ytldan beri varolduklamu tamtlam1$lard1r. De mek ki insan yirini milyon y1l din dü$üncesinden uzak ya$amt~ttr. ilk tasartmlar, insamn doga kar$tsmda duydugu güc,:süzlük duygusundan dogmu$tur. Dinler, bu temel nedeni her zaman ta~1m1$lar, zamanla daha da derinle~mesini gerc,:ekle$tirmi~lerdir. insan'la do· gaüstü güc,: arasmdaki ili$ki, daima bir efendi-köle ili$kisi olarak kalmt$1tr. Pek korkulan ölüm olaym1 anlay1p ac,:tklayamamak da bu ili$kinin efendi yararma köklc$mesini saglanu~ttr, efendi öylesine güc,:lüdür ki ölümden sonra da yard1m1m ve koruyuculugunu sürdürecektir. Önce totemcilik adt verilen hayvanlarda ve bitkilerde koruyucu güc,:ler görme olay1 c,:oktanr1c1hg1 gerc,:ekle$tirmi$, zamanla gök saltanatmda da yer sallanatmda oldugu gibi bir efendilerin efendisi (kral)'ni arama egilimi c,:oktannc1hg1 tektanr1c11tga dönü~türmÜ$1Ür. Antik toplumdan toprak köleliginc dayanan feodal topluma gec,:ilince de dinler, devlct dini olmu~lard1r. Alman idealisti Hegel, Din Felsefesi Dersleri'nde, özetle, $Öyle der: "Hintli ii;:in dogaüstü güc,: her ~eydir, insan hic;:tir. Yunanh ir;:in insan her ~eydir, dogaüstü güc,: pek az $eydir. Hiristiyanhksa insanda gerirekle$en Tanrt dü$Üncesiyle insan-Tann bire$imine giri$IDi$tir. Buna ussal bir bic;:im verilmesini de felsefe gerc;ekle$tirmektedir". Bilgi'yi aramak ve sevmekten dogan felsefe, Batl'da ve Dogu'da, yüzy11lar boyunca, Tann bilgisini aramak ve sevmek niteligine bürünmü~tür. tlkin insanlarm ölüm ve yokolma korkularmm avuntusu olan din, giderek, yoksulluklarmm avuntusu olmu$tur. Bk. Metafizik.


DiRiMLiK YASASI OiRiMLiK YASASI. (Os. Tenasülü züvil hayat kaminu, Kanunu tekevvün, Tekevvüni hayat kanunu; Fr. Loi biogeneque) Bireyolu~un kendi grubunun soyolu~unu sürdürdügünü ilerisüren yasa„. Bu yasaya göre bireysel geli~me, türsel geli~menin yüzy11lardan beri ge9irdigi evreleri özet olarak tekrarlamak yoluyla ger9ekle~ir. Bilimsel a91dan 9ok önemli bulunan, geli~me ve evrim anlay1~1na ünlü bir. deyimle, "en saglam temeli kazand1ran" bu yasa, bir9ok dü~ünürlerce olu~­ turulmu~sa da bireyolu$ (ontojenesis) ve soyolu$ (filojenesis) terimleri ilkin 1886 ydmda Alman dü~ünürü ve doga bilgini Ernest Haeckel (1834-1919) tarafmdan ilerisürülmü9tür. Ne var ki bireyolu9la soyolu9 arasmdaki baghhg1 bilimsel olarak ortaya atan ünlü dogabilimci Charles Darwin (1809-1882)'dir. Haeckel yasay1 9öyle dilegetirmektedir: "Bireyin ge9irdigi evrim, türün yüzydlar boyunca ge9irmi~ oldugu evrimle özde~tir". Ruhbilimci Freud ve izda9lar1 bu bilimsel yasay1 ruhbilimsel alana 9ekmeye 9ah~mt9lar ve bireyin ansal geli9mesine uygulamak istemi9lerdir. Ne var ki bireyin ansal geli9mesi top lumsal bir olgudur ve ya~ambilimsel yasalarla a91klanamaz. Bu yamlg1, metafizik dü9ünce sisteminin temel ve hemen her zaman ve her yerde i9ine dü~tügü büyük yamlg1lanndan biridir. Bk. Evrim, Geli~me. DiRiMSELCiLiK. (Os. Hayeviye, Hayatiye mezhebi; Fr. Vitalisme, Al. Vitalismus, ing. Vitalism, it. Vitalismo) Ya~amm dirimsel bir ilkeden dogdugunu ilerisüren ögretilerin genel ad1„. Canhc1hk, mekanik9ilik, ruh9uluk, kaba özdek9ilik kar~1bd1r. Bu anlayi~ta olanlar, ya~amm, ne ruhsal ne de fiziko~imik bir ba9lang1ca indirgenemeyecegini ilerisürerler; onlara göre ya~am, bamba~ka bir gü9ten, kendine özgü bir dirim ilkesi'nden rncydana gelmi9tir. Canhc1hk ve ruh9uluk canhhk olaymt ruh'un ürünü sayar, mekanik9ilik onu manivelä vb. gibi makine yasalar1yla a91klar (örnegin kalp bir tulumba, göz optik bir älet, mide bir kimya laboratuvand1r), kaba özdek9ilik onu fiziko9imik olaylara indirger. Dirimselcilik, bütün bunlara kar91 olarak ya~amm nedenini 9e~itli dirimsel ilke'lere baglar. Dirimselcilere göre hi9 bir makine dogurrnaz, canhhksa dogurucudur; hi9 bir makine kendi kendini onartnaz, canhhksa kmlam ve bozulam onar1r; bir rnakine ayn ayn birer bütün olan par9alardan kuruludur, canhhksa birbirinden aynlamayan bir bütünlüktür. Öyleyse canhhk olay1 ya da ya~am, nedenini kendisinden alan bamba~ka bir il-

DOÖACILIK kenin ürünüdür. Buna Platon gibi idea, Aristoteles gibi entelekheia, Paracelsus ve Van Helmont gibi archaeus, Max Scheler gibi geist, Henri Bergson gibi ela11 vital, kimi bitkibilimciler gibi dominant denebilir. Ama ger9ekte ne oldugu bir türlü a91klanamam1~­ ttr. Bu konuda en dogru sözü dirimselci Barthez söylemi9 ve dirim gücü adm1 verdikleri bu gücü bir bilinmez gü9 olarak tammlam1~ttr. Kökleri antik9ag Yunanhlarma, özellikle de Platon'la Aristoteles'e baglanan dirimselcilik en a~m idealist yap1sma XVII. yüzyddan itibaren G. Stahl, Driesch, J. J. Uexull, Reinke, Becher, Bordeu, Bichat vb. gibi idealist dü~ünürlerin ögretilerinde kavu~mu~tur. Dirimselcilik, özellikle Fransa'da Montpellier okuluyla okulla~m1~ ve Bartez, Cuvier, Jean Mutier vb. gibi dü~ünürlerce geli~tirilmi~tir. Hi9 bir bilimsel temele dayanmayan dirimselci savlar, bir ara yeni dirimselcilik ad1 altmda canlandmlmaya 9ah~tl­ m1~sa da, günümüzde idealistler arasmda bile ge9erligini yitirmi~ bulunmaktad1r. Ünlü bir diyalektik9inin dedigi gibi, "bilimin geli~­ mesinin tarihi, dirimselciligin 9ürütülmesinirt tarihidir". DiRiMSEL iLKE. (Os. Mebdei hayat, Fr. Principe vital) Dirimi ger9ekle~tiren ilke.„ Dirimselciler; karbon, hidrojen, oksijon, azot ve fosforun bu dirimsel ilke'nin etkisiyle birle~ip canh özdegi meydana getirdigine ina· myorlard1. Ne oldugunu kendilerinin de bilmedikleri ve söyleyemedikleri bu dirimsel ilke inanc1, 1828 y1lmda kimyac1 F. Wöhler' in inorganik rnaddelerden organik bir madde (üre) yapmas1yla temelinden y1kdm1~t1r. Bk. Dirimselcilik. DiZGE. (Os. Manzume, Mecmua, Hey'eti mecmua, Meslek, Nesak, Cümle, Usul, insicäm, Tertibi tabii, Terkip, Silsile, Tarz, Ta· rik, irtibat, Hey'et; Fr. Systeme, Al., Ing. System, it. Sistema) Bütün par9alan birbir· leriyle bagmla~1mh olan topluluk„. Dizge, hiy bir par9anm ötekini yads1mad1g1 bir bütünlügü dilegetirir. Felsefede bu bir yöntem i~i­ dir, sistemli fal1$ma dendigi zaman yöntern· li bir 9ah9ma anla~thr. Bunun gibi Hege/'in sistemi denince de hi9 bir yanmda 9eli~rne­ ye dü~meyen bir dü~ünce bütünlügü anla~ 1 · hr. Ne var ki, 9eli~ik olmamak, dogru olrnak anlamma gclmez. Sözcügün Yunanca asb systema deyimi birle$tirmek anlammdad1r. Dizge deyimini, meslek deyimiyle kan~ttrrna­ mahdtr, bir meslekte 9e~itli dizgeler olabillri kuram deyimiyle kan~ttrmamahd1r, dizge yt'

~itli

kuramlann bütünü olabilir. Bk. Dizge-

cilik. DiZGECiLiK. (Os. Sistemcilik, Tertip9ilik; Fr. Systematisme) Bir dizge meydana getirmek amacm1 gütme„. Örnegin Alman idealizmi, dizgecilik karakterini ta~1r. Dizgeci dü~ünürler, felsefenin hi9 bir konusunu a91kta b1rakmazlar, hepsini birer birer ele ahp ana dü~üncelerine uydurmaya 9ah~1rlar. Bu uydurma ya da bagda~t1rma geryekle~tirile­ mezse dizge kurulamaz. Bk. Dizge. DOGA. (Os. Tabiat, Fr., lng. Nature, Al. Natur, it. Natura) Bilincin d1~mda kendiliginden varolanlarm tümü.„ insam 9evreleyen ilksiz ve sonsuz bütünlügü dilegetirir. Antikyag Yunan felsefesinde Yu. physis deyimiyle dilegetirilirdi. Bilim ve felsefe, onu gözlemek ve onun üstüne dü~ünmekle ba~lam1~t1r. Evrendeki, bilin9li insam da kapsayan, he~ ~ey onun üriinüdür ve ondan olu~mu~tur. Ornelin bir elma, clma agacmm ürünü degil, evrimsel geli~imi ic;;inde bütün bir dogamn ürünüdür. Sürekli devim ve bundan ötürü de sürekli degi~im i9inde bulunan doga sonsuz bic,:imlerde belirir. Özdeksel yap1dad1r. Felsefenin temel sorunu, onu, insan bi!incinden bag1ms1z say1p saymamakla ba~Jam1~t1r. Özdek9i anlay1~ doganm insan bilincinden ba~ms1z olarak varhgm1 ilerisürer. Dü~ünceci anlay1~sa onu 9e~itli deyimlerle dilegetirdi&i bilincin iirünü sayar. Felsefe alanmm bütün ögretileri temelde bu iki anlay1$tan birine baghd1rlar. Yüzy11lardan beri süregelen felsefesel sava~ bu iki anlay1~ arasmdad1r. DüJünürler d1~mda kalan bütün insanlar kendiliginden özdekc,:i (spontane materyalist)'dirler. Bir diyalektikc,:inin dedigi gibi, "ttmarhaneden ya da idealist dü~ünürlerin okulundan 9ikmam1~ her insan, dünyanm kendi benligi d1f111da varoldugunu bilir". Bu dogal kavraYl~. en yetkin felsefesel bic;:imine eyti~irnsel 6zdek9ilikte u!a~m1~t1r. ilkel insanlar bile ma~hms1 tasanmlarmda dogamn, degil insani8rdan, tannlardan da önce bulundugunu diegetirmi~lerdir. <;:e~itli mitolojilerdeki tann ta~~lar1!:1m tümü, ki~ile$tirilmi~ doga bölüm:d.ir. Ornegin Skandinav inan9larmda buzsislerle s1cak buharlar birbirine kan~1r ve tanniar bu kan~1mdan meydana gelirler, de:ek ki doga {buzlu sisler ve s1cak buharlar) nniardan önce vard1r. Kendilerini doganm :::tin?en kopar1lm1~ ba~1bo~ hayallere kapilk .k1mi dü~ünürler, masallar tasanmlayan el msanlar kadar bile gerc,:ek9i olamamak'lar. Doga deyimi, insamn dogasi deyi-

rninde oldugu gibi insanm dogu~undan beri varolan özellikleri anlammda da kullamlmaktad1r. Türk Dil Kurumu bu deyimle bir9ok toplumbilim ve ruhbilim terimleri önerrni~tir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde, dogada ve toplumda canh türleri arasmdaki varolma sava~1m en güylülerin ve 9evreye en iyi uyabilenlerin kazand1klarm1 ve böyle olmayanlarm ortadan kalkt1klarm1 dilegetiren Darwin' in ing. natural selection (Fr. Selection naturelle) deyimi kar~1hgmda dogal ay1klanmac1l1k, dogay1 inceleyen ve insanm bilgisinin temel bölümlerinden birini olu~turan bilimlere Fr. sciences naturelles deyimi kar~dtgmda dogal bilimler, insamn örgensel olu~um ve evrimini örgensel yap1yla dogal-toplumsal 9evre arasmdaki ili~kileri ve trklar arasmdaki aynmlan inceleyen insanbilim dalma Fr. anthropologie physique deyimi kar~1hgmda dogal insanbilim, toplumun geli~imini doga etkenleriyle a91klamak isteyen ögretiye Fr. naturalisme deyirni kar~1hgmda dogalc1l1k, insanm dirimbilimsel özelliklerini saltikla~ttra­ rak insan geli~iminin dirimbilim yasalarmca belirlendigini ilerisüren toplumblim ak1mma Fr. sociologie naturaliste deyimi kar~d1gmda dogalc1 toplumbilim, toplumsal olaylan degi~mez ve birbirinden bag1ms1z sayan ögretiye Fr. metaphysique deyimi kar~1hgmda dogaötesi (Bk. Özer Ozankaya, Toplumbilim Terimleri Sözlügü, TDK. yaym1, birinci baskt, s. 36); Ruhbilim Terimleri Sözlügii'nde, canImm geli~iminde soya9ekimsel özelliklerle 9evrenin ve bak1mm görcli etkilerini belirleme sorununa ing. nature-nurture problem deyimi kar$1hgmda doga-bak1m sorunu, soyayekimle ku~aktan ku~aga ge9tigi dü~ünülen anlak türüne ing. innate intelligence deyimi kar~1h­ gmda dogal anlak, su9 i~leyen ki~inin davram~Jarmm dogal sonucu olan cezaya ing. natural punishment deyimi kar~1hgmda dogal ceza, canhnm dogdugu andan beri var ve etkili olan etmenlerin yaratt1g1 davram~ma ing. native behaviour deyimi kar~1hgmda dogal davram$. a9hk ve susuzluk gibi bir ku~aktan ötekine ge9en ve ögrenme yoluyla köklü olarak degi~tirilemeyen dürtülere verilen ada ing. primary drive deyimi kar~th· gmda dogal dürtü (Bk. Mithat En9, Ruhbilim Terimleri Sözlügü, TDK. yay1m, birinci bask1, s. 59) denilmesi önerilmi~tir. Bk. Doga Felsefesi, Özdek9ilik, Dü~üncecilik, Eyti$imsel Özdek9ilik. DOÖACTLTK. (Os. Tab'aniye, Tabiatperestlik mezhebi; Fr. Naturisme, Al. Naturismus,


DOGA FELSEFESt DOGUSTANCILIK Naturism, lt. Naturismo) Dogayt kutamac;layan ve her türlü ölc;üyü dogada bulan ögretilerin genel ad1... Dogalc1l1k (natüralizm)'la kan~tmlmamahdtr. Dogac1ltk, özellikle <linse! anlamda doga tap1mm1 dilegetirir. Bunun d1~mda dogaya uygun ya~ay1~1 yegleyen stoactlar, dogatanr1c1lar, Rousseau'nun dogaya dönü~c;ülügü; hekimlikte hastahklart stcakhk, sogukluk, kuruluk, ya~hk gibi dogal nedenlerle ac;1klayan anlay1~lar, toplumbilimde dinin kaynagm1 dogal güc;lerin tanrtla~ttrtlmasmda bulan kuramlar dogaci deyimiyle nitelenirler. Bk. Dogalcdtk. Ing.

salla~tiran,

DOGA FELSEFESi. (Os. Tabiat felsefesi, Fr. Philosophie de Ja nature, Al. Naturphilosophie) Dogay1 ve i.irünlerini inceleyen dü~ünce„. Felsefe, dogay1 incelemekle ba~lam1~­ t1r. Antikc;ag Yunanhlanntn ilk dü~ünürleri dogay1 gözlemi~Jer ve dü~üncelerini dogayla ac;1klam1~lard1r. Doganm ötesi ic;in metafizik hayaller kurma egilimi, kronolojik mada, c;ok daha sonrad1r. ilk dü~üncelerin dayand1g1 ilke, yokluktan hir: bir ~eyin meydana gelemeyecegi ilkesiydi. Yunanltlar, bu ilkeyi uzun uzun tartt~ ttlar ve bütün meydana gelenlerin bir varhktan, e~deyi~le dogadan c;1kt1g1 sonucuna vard!lar. Bu olumlu ba~lang1c;, henüz ilk ad1mlarmda bulunan dogabilimin insan dü~üncesine yard1m edememesi yüzünden, önce bilgiciler ve Sokrates'le insan felsefesine, daha sonra da bütünsel bir sisteme varma tutkusu ic;inde Platon ve Aristoteles' Je metafizik dü~lere dönü~tü. Bu, dogabilimin ad1m ad1m ilerleyen verileriyle yetinemeyen sab1rs1z insanm, usunu zorlay1p gerc;egi bir anda yakalama isteginden ileri gelmi~tir. Ama aym insan dü~üncesi, bu belgesiz dü~leri güc;lü bir ~üphecilik'le tepkiledi. Ortac;agm koyu karanltgt, dogabilimleriyle yeni bir diyalektige ba~layan yeni bir doga felsefesiyle a~1lm1~tlr. ingiliz dü~ünürü Roger Bacon'la ba~layan bu yeni c;1g1r en büyük co~kusunu ftalyan dü~ünürü Giordano Bruno' da bulmu~tur„. Doga felsefesi terimi, Alman idealizminde, özellikle Schelling ve Hegel felsefelerinde, mant1k ve ruh felsefesi'ne kar~1hk olarak kullamhr. Doga felsefesi, gen;ekte, doganm verileri üstünde yeni olabilirlikleri dü~ünen bir bilim felsefesidir. Bk. Doga, Felsefe . DOGALCILJK. (Os. Tabiiyye, Mezhebi f1trat, TabiiyyOn mezhebi; Fr. Naturalisme, Al. Naturalismus, Ing. Naturalism, lt. Naturalismo) Her olay1 doga yasalarma indirge-

yen görü~„. Doga tap1m1, özlemi ve hayranhgm1 dilegetiren dogacilik (natürizm)'la kan~ttrtlmamahd1r. Dogalc1hk felsefede, bilimde ve sanatta her ac;1klamay1 doga yasalarma indirgeyerek yapar. Önnegin toplumsal geli~­ meyi doga yasalanyla ac;1klamaya c;ah~1r, romanm ve oyunun toplumsal yap1sma ya~am­ bilimscl etmenlcri temel ahr, törebilimde iyi kavramm1 haz kavramma indirger. Özetle her alanda her ~eyi dogayla ac;1k.lamaya c;ah~tr. Dayand1g1 temel olguculuktur, bundan ötürü de ttpk1 olguculuk gibi bilimsel göründügü halde olguculugun bütün yamlgilarmt ta~1r. Mekanigin indirgenebilirlik ilkesini kullamr. Oysa üst olan alt olana, örnegin toplumsal yasalar ya~ambilimsel yasalara indirgenemez. Dogalc1hk özellikle toplumbilim, insanbilim, törebilim ve sanatta gerc;ekle~tirilmeye c;ah~tlm1~ttr. insanbilimde insam basit bir doga varhgma, sanatta estetigi sadece doga kopyacthgma indirgemi~tir. Bununla beraber metafizige kar~1 c;1kttgi durumlarda ilerici bir rol oynam1~ttr. Bk. Dogac1hk, Doga. DOGAÜSTÜ. (Os. Fevkattabia, Harikattabia, Mafevkattabii, Harikilide, Harikülade, Tabiatüstü; Fr. Surnaturel, Al. Übernatürlich, Ing. Supernatural, lt. Sopranaturale) Doganm dt~mda olan ve onun yasalarma uymayan„. Dogadan olmayan bütün tasanmlar dogaüstü' dür. Ba~ta Tann tasanm1 olmak üzere melekler, ~eytanlar, cesetlerden ayrtlm1~ ruhlar vb. böylesine tasanmlard1r. Franstzcada, durumu bakimmdan dogaüstü olana, e~anlam· da preternaturel terimi kullamhr; örnegin bir hastahgm iyile ~ mesi dogald1r, ama iyile~me­ yecek bir hastahgm birdenbire iyile~mesi pr6ternaturel'dir. Tannbilimciler, böylelikle, özü bakimmdan dogaüstü olam aymrlar. Örnegin Tann'nm bag1~1. Tanrtbilimcilere göre, özii bak1mmdan yarattlm1~ dogamn gücünü a~­ maktad1r. Bu anlamda dogadl$1 (Fr. Dehors de Ja nature) terimi de kullamhr. Bk. Doga, Dogaüstücülük. DOGAÜSTÜCÜLÜK. (Os. Mlifevkattabiiye, Hädisatt fevkattabiiye iman; Fr. Surnatu· ralisme, Supernaturalisme, Supranaturalisme; Al. Supernaturalismus, Supranaturalismus; Ing. Supranaturalism, h. Supranaturalismo) Doga· üstüne inanma„. Bk. Doga, Dogaüstü. DOGA YASALARI. (Os. Kavanini tabiiye, Nevämisi tabiiye; Fr. Lois naturelles) Dogal olaylar arasmda bulunan ve tümevarnnla gcnelle~tirilen degi~mez oranlar„. insan bi· lincinden bag1ms1z ve nesncl olarak dogal

olaylarda ic;kin bulunan bu oranlara doga yasalarz ya da dogal yasalar denir. Antik~g Yunanhlarmm deyimiyle insanm koydugu' na kar~1 bulunan doganm koydugu bu yasaJarm varhg1 c;ok eski c;aglann insanlarmca da sezilmt$ti. Yunanhlar dogadaki bu $a~maz düzeni uyum (Yu. Harmonia) deyimiyle dile· getiriyorlard1. Bu uyumsal düzenin gerc;ek.le~ebilmesi ic;in dogal olgular arasmda ya da bir dogal olgunun c;e$itli yanlan arasmda temel, zorunlu, tutarh ve düzenli bir baghhk olmahyd1 . Doga yasalarz bu zorunlu ve nesnel baghhgm gözlemlenmesinden c;1kanld1. Dogal olaylar arasmda oransal bir ifi$ki olmahyd1 ki böylesine uyumsal bir düzen geryekle~ebilsin. Örnegin Ar$imed adh bir Yunanh bilgin suya daldmlan bir cismin yer degi~tirttigi suyun agzrl1g1'yia bu cismin ag1rl1g1 arasmda oransal bir ifi$ki bulmu$tU. Bu oransal ili$kiler incelendiginde dogada ü9 türlü yasanm gec;erli oldugu görülüyordu: 1. Belli olaylarda gec;erli ve sadece o olaylara özgü yasalar, 2. Daha c;ok say1dak.i olaylarda ger,:erli genel yasalar, 3. Bütün olaylarda geyerli evrensel yasalar„. Eyti~imsel özdekc;iligin &y1klad1g1 üc; büyük yasa (kar$1tlann birligi ve sava$1 yasas1, nicelikten nitelige gec;i$ yasas1, olumsuzlanmamn olumsuzlanmas1 yasas1) dogasal, toplumsal ve bilinc;sel bütün alanlarda gec;erli evrensel yasalardtr. Bk. Yasa, Doga, Eyti~imsel Özdekc;ilik. DOGRU. (1. Os. Adil, Muhik, Me~ru. Hak, Sevap, S1hhat, Munsif, Sahih, Tamam; Fr. Juste, Al. Gerecht, Rechtlich, Richtig; Ing. Just, Right, Rightful, Upright, Righteous; lt. Giusto„. 2. Os. Hakikat, Sahih, Sad1k, Hakiki, MOteber, Tabii, Hak, S1d1k, Muhakkak, Väki, Seväp; Fr. Vrai, Al. Wahr, Echt, Wirklich; Ing. True, Real, Genuine; lt. Vero) Gerc;ege uyan. 1. Tüzel bir anlam verir. Hakstz ve tüzesiz (Fr. Injuste) kar~thgmda kullamhr. Mantik terimi olarak dogru i$lem, tüzeye uygun l~Iemdir. Törebilim terimi olarak dogru insan, tüzeye uygun davranan insand1r. Ruhhilim terimi olarak dogru zihin, tüzeye göre Y&rgtla)'.an zihindir.

2. Bilgisel bir anlam verir. Yanlz$ ve yalan <Fr. Faux) kar~1hgmda kullamhr. Alman dü,ünürü Kant, bu anlamdak.i dogru'yu leorik us'un duyusu sayar. Frans1z dü~ünürü Descartes, ac;1k ve sec;ik bilgi'yi bu anlamda dofru olarak niteler. Metafizik, bilirn;sel ger~li bu anlamda dogru olarak ilerisürmü~­ tllr. Hellenistik felsefenin ~üphcciligi bu an·

lamda dogru bilgi edinilemeyecegi kamsmdadtr ve bu anlamdak.i dogru'yu yargzlamaktan kac;m1r. Bilimsel ugra~1 bu anlamdaki dogru'yu amac;lar ve her yeni ad1m1yla onu yanh~lamay1p sadece sm1rlar„. Ele$tiriciligin, yeni Kantc;1hgm ve manttksal olguculugun önsel olarak us'ta bulundugunu ve insanlar arasmda ortak bir özellik oldugunu ilerisürdükleri dogru ve hakiki kavramlannm s1k.J bag1mhhg1 ve nesnel kaynagi eyti~imsel özdek9i felsefede ortaya konmu~tur. Eyti~imsel özdekc;i felsefeye göre dogru kavram1 mant1k i~lemlerinin mant1k kurallanna uygunlugunu, hakiki kavram1ysa dü~üncenin nesnel gerc;eklige uygunlugunu dilegetirir. Dogru olmak hakiki olmamn zorunlu bir ko~uludur, daha ac;1k bir deyi$1e dogru olmayan hakiki olamaz. <;:ünkü manttk kurallan ve yasalan da son c;özümlemede nesnel ger~eklikten yanstr ve manttksal dogru, dü$ünsel i~lemlerin manttk kurallannda yans1yan nesnel gerc;ek.ligin belirli ili~kilerine uygunlugu demektir. Bk. Hakikat, Gerc;ek. DOGU$TAN. (Os. F1tri, Viladi, Garizi, Cibilli, Vehbi, Mevhup, Meftur, Mäderzat, Suveri inniye, Kadim, Gayn mec'ul; Fr. Inne, Al. Angeboren, Ing. Innate, lt. Innato) Varhgm kendisinde bulunan„. Edinilmi$ terimi kar~1hgmda kullamhr ve bir varhgin d1$ardan almad1g1 anlammi dilcgetirir. Bu kattkstz idealizmin kurucusu, ustas1 Sokrates'in etkisiyle, Platon'dur. Frans1z dii$Ünürü Descartes'a göre de "dü~üncelerimiz arasmdan bir bölümü benimle beraber dogmu$ gibidirler" (Descartes, Meditations Metaphysiques, III). Alman dü~ünürü Kant'a göre de bilginin önsel kahplan dogu~tand1r. Bu idealist varsay1mlara kar$1 bilimsel dogu~tan, ya$ambilimsel soya9ekim'le ilgilidir. Bk. Dogu~tanctltk. DOGUSTANCILIK. (Os. F1triye, Vehbiye, ViIadiye; Fr. Inneisme, Nativisme; Al. Inneismus, Nativismus; Ing. Inneism, Nativism; lt. Nativismo) Her türlü ruh etkinliklerinin varhkla birlikte varla$t1klanm ve dz~ardan gelmedigini ilerisüren ögretilerin genel adt„. Görgücülük kar~1hgmda kullamhr ve 1ra, dü~ünce, duygu, yetenek gibi her türlü ruh etkinliklerinin dogu~tan oldugu savm1 dilegetirir. Bat1 dillerindeki inneisme ve nativisme dilimize dogu$tanc1!1k olarak ge~mi$se de bunlarm arasmda fark vardzr. lnneisme felsefe, nativisme ruhbilim ögretisidir. Nativist kuram, duygu ve dü~üncelerin ad1m ad1m olu$tuklarm1 ilerisüren genetik kurama kar~1. bunlarm dogu~tan ve ara9siz olarak meydana


DUYGULANIM

DOLULUK geldiklerini savunur. Bk. Görgücülük, tan.

Dogu~­

DOLULUK. (Os. Melä, Fr. Plein) Özdekle kaph uzay„. Evrende bo~ mekiln olup olmad1g1 tartl~mas1 antikc;ag Yunan felsefesinden beri süregelmi~tir. Atomcular, Epikuros ve Lucretius, atomlarm devinebilmeleri ic;in bir bo~luk bulunmasmm zorunlu oldugu kamsmdaydilar. Buna kar~1. örnegin Frans1z dü~ünürü Descartes'a göre bo~ mekiln yoktur. <;ünkü mekan ve madde aym ~eydirler, mekän maddenin yerkaplama's1dir. Bunun ic;indir ki bo~ mekiln olamaz, c;ünkü bu bir madde olmadan mekan olmas1 demektir ki mümkün degildir. Mekiln, ba~tan a~ag1 maddeyle dolu'dur. Descartes, bu durumda, devimin nasil gerc;ekle~ebilecegini de ~öyle ac;1klamaktadir: Mekan maddesi s1v1d1r ve sürekli olarak akmaktad1r. Kat1 cisimler, kendiliklerinden devinmezler, bu stvmm ak1~1yla yer degi~tirirler. Daha ac,:1k bir deyi~le, kat1 doluluk s1v1 dolulugun ic,: ine yerle~tirilmi~tir ve devim kat1 dolulugun s1v1 dolulukta yüzmesinden ibilrettir. Bk. Bo~luk. DÖNÜSÜMCÜLÜK. (Os. istihille mezhebi, istihilliye, Tahavvüliye; Fr. Transformisme, Al. Transformismus, Transformationstheorie, Descendenztheorie; ing. Transformism, it. Transformismo) Canh türlerin bir bic;imden ba~ka bir bic,:ime gec,:ere1< olu~tuklanm savunan ögretilerin genel adt„. Yarat1mc1l1k ve saptammc1lik anlayt~lanna kar~l bilimsel bir anlayt~t dilegetirir. On dokuzuncu yüzyila gelinceye kadar olu~ma konusundaki genel dü~ünce yaratlmcthk ve saptammc1hk'tan yanaydt, türlerin nastl yarat1ld!larsa hep öyle kaldtklanna ve bundan sonra da öyle kalacaklarma inamltyordu. ilkin XVIII. yüzyilda Diderot, Robinet, Charles de Bonnet gibi dü~ünürler dönÜ$Ümcülük dü~üncesini ilerisürdüler. Antik<;ag, Yunanltlannm en büyük dü~ünürü Herakleitos'tan beri sürüpgelen degi$me-durgunluk tart1~mas1, böylelikle, degi$me'den yana büyük bir ad1m atmt~ oldu. XIX. yüzy1lda Lamarck, evrimcilik kuram1yla, türlerin birbirlerine degi~me yoluyla olu~­ tuklarmt kuramla~t1rd1. Lamarck, bu kurammda, türlülük olgusunun 9evre aynhklanndan dogdugunu ilerisürmü~tü, <;evresel ko~ul­ lar türleri degi~tiriyor ve <;e~itlendiriyordu. Daha sonra ingiliz bilglni Darwin, Lamarck' m 9evre'sine ay1klama olgusunu ekledi. Böylelikle, kimi türlerin nas1l olup da ortadan kalkmt~ olduklar1 da aQ1klanm1~ oluyordu. Bundan ba~ka, türlerin eski türlere göre git-

tikc;e güc;lenip geli$me'Ieri de dogal aytklama'yla daha bir aydmlanm1~t1. Yirminci yüzyilm ba~larmda, bu dü~ünceye, türlerin birdenbire ve s1c,:ramalarla dönü~tüklerini ilerisüren degi$incilik kuramt eklenmi~tir. Dönü$Ümcülük deyimi evrimcilik deyimiyle anlamda~ olarak kullamlmaktaysa da gerc;ekte kuramm ilk bic,:imi sürekli ilerlemeyi yadstma yamlg1sm1 ta~1r. Özellikle Robinet ve Charles de Bonnet'nin ilerisürdükleri sav ilerlemesiz ve geli$mesiz bir degi$me (dönü~me) 'yi dilegetirir. Örnegin Charles de Bonnet, Palingenesie Philosophique adh yap1tmda ~öy­ le der: "Tann, eserini meydana getirmek ic,:in birc;ok kez c,:ah~mt~ degildir. Bu evrende varolmu~ olan, varolan ve varolacak olan her ~ey Tann'nm her ~eye gücü yeten bir tek edimiyle meydana gelmi~tir. E~deyi~le bugün varolan ve ilerde varolacak olan her ~eyin tohumu, ilk yarattlmt~ olan ~eylerin özünde güc; halinde vard1r. Bütün varhklar dönü~melerle bu tohumlardan meydana gelmi~lerdir. Ne var ki bu dönü~ümde en iyiye vanlamaz. <;ünkü sonluyla sonsuz arasmdaki mesilfe de sonsuzdur". Görüldügü gibi Charles de Bonnet geli~mi~ligi sonsuza b1rakmakta, sonlulara sadece dönü~me olanagm1 yak1~t1rinaktad1r. Bk. Evrimcilik, Lamarkc;tltk, Darvincilik. DURAK. (Os. Mevkif, Fr. Epoque) Antikc,:ag Yunan ~üpheciliginin yargtdan kac,:mma durumu„. Yunan ~üpheciliginin kurucusu Pyrrhon buna Yunanca epokhe derdi. <;:ünkü Pyrrhon'a göre, nesnelerin gerc,:ek yap1s1 kavranamaz, bu yüzden kesin yargilardan kac;:mmak gerekir. Sözcügün genel olarak kullamlan fag anlamt da aym dü~ünceyi kapsar, kendisinde neler olupbittigini dü~ünmek ic,:in tarihsel bir sürenin durdurulmu~ oldugu kabul edilir ki bu tarihsel bir durak't1r. Durak deyimi, kimi yazarlar1m1zca ugrak deyimiyle birlikte an (Fr. Moment) anlammda da kullamlmaktad1r (Örnegin Bk. Selilhattin HiHlv, Felsefe Elkitab1, Istanbul 1970, s. 121). Bu anlamda durak, Hegel dü~üncesine uygun olarak, durdurulmu~ bir am degil, durmadan ilerleyen geli~me sürecinde ugramlmt~ bir an! dilegetirir. Hegelci anlama göre sav, kar~1sav duragma ugrayarak geli~mekte ve bire~ime varmaktad1r. Bk. An, <;ag, Pironculuk. DURAL. {Os. Säkin, Müteväzin, Kar, Karüzzät, Teväzüni, Sükuni, Mabhas1 muväzenet, ilmi muväzenet; Fr. Statique, Al. Statisch, Statik, Gleichgewichtslehre; Ing. Static, Statical, Staties; lt. Statico, Statica) Degi~-

meden aym durumda kalan„. Alman dü~ü­ nürü Hegel, bu terimi, sürekli denge olarak tam mlam1~t1r. Evrende saltik duralhk, degi~­ meden kalmak mümkün degildir. Sadece, az ya da c;ok süren dengesel durumlar vard1r ki bu bir yap1 sorunu degil, derece sorunudur. Örnegin en dural görünen dag ba~lann­ daki kayalar bile bir zaman önce bulunduklart yerde yoktular, bir zaman sonra da bulunduklart yerde olmayacaklard1r; insansal öli;:ülere göre degi~meleri pek yava~ oldugundan dural bir görünü~ ic;:indedirler, oysa sürekli olarak y1pranmakta ve degi~mektedirler. Antikc,:agm büyük dü~ünürü Herakleitos'dan geien bir dü~ünceyle gerek Hegel ve gerek eyti ~imsel özdekc;ilige göre gerc,:ek olan devim'dir, dural bir soyutlamadan ba~ka bir ~ey degildir. Bundan c,:tkan zorunlu ve önemli sonuc,: ~udur: Evrende duralhk yoktur ki ba ~l angu;:ta bir duralm nastl devinmeye ba~la­ d1g1 bir sorun olarak ortaya atilsm. Öyleyse felsefenin c,:aglar boyunca ugra~ttgt bu sorun, sahte bir sorun'dur... Dural terimini, yerini degi$firmeyen anlammdaki duragan (Os. Silbit, Fr. Fixe, Stahle, Immobile) terimiyle kan~ttrmamaltdtr. Bu da bir devinmezliktir, ama sadece yer de/!.i$tirme anlammda mekanik bir devinmez!iktir, metafizik anlay1~a göre yeri degi~enin kendisi degi~mez. Bu anlay1~, metafizigin degi$mezlik ilkesinin zorunlu sonucudur; oysa yer degi~tirme ba~ka, deli$me ba~kad1r. Yer degi~tirme, degi~me'nin say1S1z bic,:imlerinden biridir. Bk. Devim. DUYARLIK. (Os. Hassilsiyet, Hissiyet, Kuvvei hissiye, Kaabiliyeti his, Kuvvei ihtisasiye, i hsas, His, Tahassüs kaabiliyeti, Lezzet ve eiern, Rikkati kalp, Teessüriyet; Fr. Sensibili te; Al. Sensibilitaet, Sinnlicheit, Affektivitaet, Empfindsamkeit, Empfindlichkeit, Erregbarkeit; ing. Sensibility, Feeling, Sensitiveness, Acuteness, Excitability; it. Sensibilita) Duy11mlar1 duymak yetisi... Ruhbilim terimidir ve duygululuk'Ia anlamda~ttr. Duyufan ay1rdetme erki anlammda da kullantltr. Törebilimde kolayl1kla duygulanma anlamm1 verir. EstGtikte usluluk kar~thgmda kullamhr, örnegin "sadece duyarhkla sanat Yapdmaz" denir. Fizyolojide uyarilganl1k ve irki/genlik'Ie anlamda~ttr. Duyarl1k; dt~tan, ic;:ten, örgenlerden geien duyulann duyulmas1yla üc,: bic;:imde ger1_:ekle~ir. Her bic;:imin ayn ayn c,:e~itli bozukluklan vard1r. Kar~1t anlanu duyumsuzluk (Fr. Insensibilite)'tur. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim T erimleri Sözlügü'nde duyarl1k " belirli bir yönde Ya da genel olarak duyumlan ve duygulan

algdayabilme yetenegi" olarak tan1mlanm1~ttr. Aym sözlükte, herhangi bir duyu örgeninin algilayabildigi en güc,:lü duyuma da ing. terminal activity deyimi kar~1hgmda duyarlik sonu denilmesi önerilmi~tir. Bk. Duyu. DUYGU. (Os. His, ihtisas, Tehassüs, Hissiyilt, Hissiyet, Suuru kalbi, Hissiyeti kalbiye, Vicdan; Fr. Sentiment, Al. Gefühl, ing. Sentiment, Feeling; it. Sentimento)' Duymak eylemi... Ruhbilim terimidir ve her türlü duymak eylemini kapsar. Ruhbilimci Jung, bu terimi, "Ruhbilimsel degerlendirme fonksiyonu" olarak tammlamaktad1r, bu tamma göre insanm alg1lad1klarm1 degerlendirerek edindigi tutum anlammt dilegetirir. Duygu'nun dü$Ünce'yle, kar~1hkl1 etki bagtntlSI ic;inde, birlikte olu~tugu ilerisürülmektedir. Bu durumda dü$ünce kar~t anlamm1 yitirir, "duygulanmza kapilmaymtz, dü~ünerek karar veriniz" sözü bu kar~t anlam1 belirtir. Konu~­ ma dilinde sezgi'yle anlamda~ olarak da kullamlmaktad1r. Türk Dil Kurumunun Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde "belirli nesne, olay ya da ki~ilerin bireyin i<; dünyasmda uyand1rd1g1 izlenimler" olarak tammlanm1~tlr. Aym sözlükte ruhsal c,:ati~malann sonucu olarak kötürümlük ve örgen uyu~mast gibi heden belirtilerinin geli~mesine ing. conversion deyimi kar~i11gmda duygu dönü$ümü, sevinc;li-dertli ya da co~kusal bir tepki göstermek ic,:in ki~inin ic,:sel haztrltgma ing. mood deyimi kar~thgmda duygu durumu denilmesi önerilmi~tir. Bk. Duyu. DUYGUCULUK. (Os. ihtisilsiye, Ahlilk1 ihtisasiye; Fr. Sentimentalisme, Al. Sentimentalismus, Ing. Sentimentalism, lt. Sentimentalismo) Duyguyu törel ya~amm ölc;ütü sayan ögretilerin genel adt. .. Rousseau, Adam Smith, Jacobi, Hutcheson, Schopenhauer, Auguste Comte gibi c;e~itli dü~ünürlerin törebi!im anlay1~lan bu ad altmda toplamr. Bu anlay1~a göre vicdan rahatltg1 ya da ac1s1 törel ölc;üttür. insan, bu duygu ölc,:ütüne göre davranmahd1r; bu ölc;:üt töresel alanda en güc,:lü yolgöstericidir. Bk. Duygu. DUYGULANIM. (Os. Teessür, ihtisas, infial, Tahassüs, Muhabbet, Alilka, Atfe; Fr., Ing. Affectio~. Al. Affektion, Gefühl; f t. Affecto, Affezione) Duygu alma„. Bu bir etkilenme i~idir. Spinoza da bu terimi etkilenim anlammda kullanm1 ~tlr. Ruhbilimde bir duygusal durum'u dilegetirir. Heyecanlar (Os. Teheyyücat, Fr. Emotions) terimin kapsam1 d1~mdad1r, heyecand1~1 iyi ya da kötü


DUYGUSAL bütün duygular duygulamm'm kapsamma girer. lskoc;yah Reid, bunu ikiye ay1rm1i,;ttr: fyi duygulamm (Os. Teessürätt hasene, Fr. Affections bienveillantes) ve kötü duygulamm (Os. Teessürat1 seyyie, Fr. Affections malveillantes) .. Ho~lanma, dostluk, minnettarhk gibi duygulan iyi duygulamm; ho~lanmama, dü~­ manhk, k1skanma gibi duygulart kötü duygulamm saym1~t1r. Konu~ma dilinde iyi duygular beslemeye de duygulamm denir. Duygulamm'1 tutku'yla da kan~ttrmamahdtr, c;ünkü onun kadar ~iddetli degildir. Duygulamm' da dürtü ve amac; aymdtr, bize ho~lanma duygusu veren neyse ho~land1&tm1z da odur; buna kar~t istek'te dürtü ve amac; ba~kadtr, örne~n ac;hkla dürtülüp para kazanmak amacmt güderiz. Türk Dil Kurumunun Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde duygulamm terimi "anhk sürec;lerinin d1~mda kalan ve insanm toplumsal kümesi ic;indeki davram~1 üzerinde istenc;li denetimini ortadan kald1ran k1zgmhk, korku vb. gibi k1sa süreli duygusal tepkiler gösterme durumu" olarak, Ruhbilim Teriimleri Sözlügü'nde de "istenc; ve anhktan ayn görülen duygusal tepkiler gösterme durumu" olarak tammlanm1~ttr. Aym sözlükte müteessir olma anlammdaki Ing. affection deyimi kar~1h&tnda, ic; salgi bezlerini de kapsayan türlü etkiler altmda duygusal tepkiler göstermeye duygulanma, co~­ kusal tepkilerin durumun gerektirdigine uygun dü~mesine Ing. appropriatness of affection deyimi kar~thgmda duygulamm uygunlugu denilmesi önerilmi~tir. Bk. Duygu. DUYGUSAL. (Os. fnfiali, Hissi, Teessüri, Kabili teessür, Nefsani, Ruhi, Hadisatt teessüriye; Fr. Affectif, Al. Gefühl, Ing. Affective, lt. Affettivo) Duygu verici... Ruhbilim terimidir. Duygulu teriminin konu~ma dilinde kullamlan duygu verici anlamt, ruhbilimde duygusal'la kar~tlamr. Act, haz, heyecan gibi duygu veren olaylann sadece duyguyu degil, ktasik anlay1~ta birbirlerinden aynlan, dü~ünce ve iradeyi de etkiledigi anla~tlmt~ttr. Duygu'nun degii,;mesi, dü$ünce ve davram$'lar1 da degi~tirmektedir . Türk Dil Kurumunun Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde duyma, dü~ünme ve davram~ alanlarmda sanrt, sabuklama, duygu kütlügü gibi belirtiler gösteren ve ki~inin gerc;eklerle olan ili~kisi­ nin büyük ölc;üde azatd1g1 ruh hastahgma Ing. affective psychosis deyimi kar~1hgmda duygusal pldm; sevgiden nefrete ya da nefretten sevgiye birdenbire dönme durumunu dilegetiren Freud'ün Ing. inversion of alfect deyimi kar~i11ginda duygusal evriklik, i9 9a-

DUYUMCU SÜPHECiLiK tt~malar

yüzünden sinir ve kas tepkilerinin durmast ya da dü~ünce zincirinin kopmas1 durumuna /np,. emotional blocking deyimi kar~th&tnda duygusal t1kanma deyimleri önerilmi~ ve Dr. Mithat Enc; tarafmdan tammlan. m1~t1r. Bk. Duygu. DUYGUSUZLUK. (Os. lhmali ktyem, Fr. Ing„ Al. Adiaphorie) Gizemsel umursamaz. hk„. Patolojik degil, gizemsel bir ruh hälidir. Antikc;ag Yunan dü~üncesinde bilgeligin amact sayilmt~tlr. Porphyrius onu en üstün iyi olarak nitelemi~tir. Sözcük, Yunanca as. hnda farks1zlik anlammdadtr; hie; bir ~eyi ötekinden farkh tutmamak ve önemsememek anlammt verir. Sözcügü ilk kez kullanan, an. tikc;ag Yunan dü~üncesinin ünlü ~üphecisi Pyrrhon'dur. Stoactlar, aym anlamda apatheia; Epikuros, aym anlamda ataraxsia terimlerini kutland1lar. Frans1z dü~ünürü Ribot da, ruhbiliminde, indiflerence terimini aym anlamda kullamr. Stoactlar, bu anlama yaktn bir anlamda kapnma (Fr. Abstinence) terimini de kullanm1~lard1r, bu terim bilgelikten c;ok törel ve dinsel bir amac; ta~tr. Bk. <;ilecilik, Duygu. DUYU. (Os. Hasse, Me~'ar, Kuvvei hissiye, Azayi hissiye, $ehevat1 nefsaniye, Havas, Mei,;äir; Fr. Sens, Al. Sinn, Sinnlichkeit; Ing. Sense, lt. Senso, Senno) Duymayt gerc;ekle~· tiren psiko-fizyolojik i~lev„. Duysal ve duygun terimlerine kari,;thk olarak kullamhr. Sez· gi ve bulun~ anlamlarmda da kullamlm1~t1r. "Görme. duyusu" sözü ilk anlamma, "bu i~i ona duyurmadan yapahm" sözü sezgisel an· lamma, "bunu yapt1gmdan ötürü act duydu" sözü bulunc;sal anlamma örnektir. "Olaym bütün deh~etini duydum" sözünde de bilinf anlammt verir. Fizyolojide duyumsal ka~1· hg1 olarak duyu örgenleri anlammda kulla· mhr. Bk. Anlam, Yön. DUYUM. (Os. lhsas, His, ihtisas, infial, Mah· susät, Hissiyätt cismaniye, Sßreti mahsusa; Fr„ Al„ Ing. Sensation, aynca Al. Empfin· dung, lt. Sensazione) Duyularla arac;s1z ola· rak gerc;ekte~tirilmi~ bilinc; olgusu.„ lzlenim' le alg1 arasmda bulunan bir bilinc; otgusu· dur, her ikisiyle de kar1~t1rtlmamahd1r. tzte· nim duyumdan önce ve algi duyumdan son· ra gerc;ekte~ir. Duygu teriminden de titizlik· le aynlmahd1r; duygu bir tasanmm, duyu!ll bir etkinin sonucudur. Örnegin sevinc; bir duygu, ac;hksa bir duyumdur. Bu bak1mdan. i,;iirsel tasar1mlar di~mda, duygunun insan _bedeninde belli bir yeri yoktur ama duyumun

belli bir yeri vard1r; insamn karn1 ac1k1r ama sevinen belli bir yeri degildir. Duyum terimi Türk Dil Kurumunun Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde "nesnel c;evrenin i?sanm duyu örgenleri üzerindeki etkisinin yabn sonucu" ve Ruhbilim Terimleri Sözlü· ~ü'nde "duyu örgenlerimiz yoluyla heden ala01 ya da d1~ c;evrcden toplanan uyanc1" olarak ta111mlanm1st1r. Ti.irk Dil Kurumunun Dr. Mithat Enc; tarafmdan haztrlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'ndc ayr1ca, beyin kabugunda duyu örgenlerinin iletici sinirlcrinin sona erdi~i bölgeye lng. sensory arcas deyimi kar· sihgmda duyum alam, nitelik ac;1smdan öte· ki duyumlardan c;ok birbirine benzeyen duyum verilerinin tümüne ing. modality or sense modality deyimleri kar~1hgmda duyum boyutu, uyaramn ba~Iad1g1 ve bittigi. kisa süre i1tinde algilanamamas1 durumuna Ing. lag of sensation deyimi kar~1hgmda duyum gecikmesi, uyaranlarm fiziksel özellikleriyle uyard1klar1 tepkilerin fizikscl özellikleri arasm· daki iliskiyi nicelik ac,:1smdan inceleyen ruhbilim dalma Ing. psychophysics deyimi kar~1hgmda duyum ruhbilimi, bir duyu örgeni uyar1ld1gmda eitle edilcn ve \Özümlenemeyen temel ruhbilirn birirnine Ing. sense datum ya da dato deyimleri km~11tgmda duyum verisi, sinir bozukluklan ya da görevsel düzensizlik· !er nedeniyle uyaranlara kars1 duyarhgm tüm ya da bölgesel otarak yitirilmesi durumuna Ing. anesthesia deyimi kars1hgmda duyum yitimi terimleri önerilmi~tir. Bk. Alg1, Duygu, Duyu, Duyumcutuk. DUYUMCULUK. (Os. ihsasiye, Hissiye, Hassiye mezhebi, Havasiye; Fr. Sensualisme, Sensationalisme; Al. Sensualismus, ing. Sensualism, Sem::;tionnlism, Sensationism; lt. Sen· sualismo, Scns!smo) Bilginin duyumdan geldiiini ilerisüren ögretilerin genel ad1.„ Duyumculuk, antikc;ag Yunan dü~üncesinin bilgicilik aktm1yla ba~Iar. Protagoras'a göre bilgilerirnizin tek kaynagt duyumdur, duyumlannuzm d1smda baskaca hie; bir bilgi edinile· rnez; bunun ic;indir ki ilkneden'i ara~ttrmak hosunad1r, "insan her ~eyin ölc;üsüdür". Atomcu Demokritos, Epikuros gibi düsünürler de hu kamdad1rlar. Duyumculuk, bilgilerimizin usun ürünü oldugunu savunan us9uluk ve dogu~umuzdan beri bizimle beraber bulundugunu savunan dogU$lanc1l1k ögretilerine kars1t bir ögretidir. Bitginin deneyden gel· diiini savunan görgücülük, duyumcu bir te· llle! üstünde yükselmistir. Duyumculugu en lenis anlam1yla kapsayan ögreti, Frans1z düIÜnürti Condillac'm ögretisidir. Condillac, bü-

tün bilgilerin duyumlarla olu~tugunu ta~tan bir heykel tasarlayarak tamtlamaya c;ah~tr. Antikc;ag Yunan ~üplzeciligi de duyumcudur. Duyumcululc, temelde, özdekfi bir ögretidir ve nesnel bir ger9eklige dayamr; c;ünkü duyumlar, d1~ dünyanm, nesnel gerc;ekligin im· geleridir. Bu pek ac;1k zorunluga karsm, duyumculuk, Avenarius ve Mach ögretilerinde, nesnel gerc;eklik karanhkta b1raktlarak, idea· lizm'e c;ekilmeye c;ahs1Im1sttr. Bunun nedeni duyum'un iki yanh olusudur. Ki#nin öznel duyumu ve o duyumun nesnel temeli„. Ber· keley duyumculuguyla yola c;1kan idealistler; duyumun birinci yamm ele ahp ikinci ve en önemli yamm görmezlikten gelerek tekbencilik ve bilinemezcilik alanlanna dü~mü~ler· dir. Duyumcu ~üphecilik de, böylesine idealist bir temele dayamr. Bundan ba~ka duyum, bilgi sürecinde eyti~imsel bir an!ay1sla soyut dü~ünme'yle birlikte ele ahnmazsa Baron d'Holbach, Halvetius ve Feuerbach gibi kaba özdekc;ilige ve yanh~ sonuc;lara vardmr. Fe!· sefe tarihinde duyumcuculuk , eytisimsel ve tarihscl özdekc;ilige gelinceye kadar, özdekc;i ya da dü~ünceci olsun, sadece bu yanmdan -esdeyi~le metafizik bir yöntemle- ele ahn· m1~t1r. Dü~ülen bütün yamlgtlarm nedcni budur. Bilgi kurammm ilk ve saglam konutu, bilgilerimizin biricik kaynagznzn duyumlllr oldugudur. ikinci, saglam konut sudur: Du· yum, insana nesnel gerfegi bildirir. Üc;üncü, saglam ve ku~kulamlamaz konut da, pek ac;1k olarak, söyle dilegelir: Nesnel ger9ek özdeksel yapidadrr. Bk. Olguculuk, Görgücülük, Bilinemezcilik, Duyumcu :;iüphecilik, Nesnelcilik, Tekbencilik, Özdeksizcilik, Eyti~imsel Öz· · dekc;ilik, Duyum, Bilgi, Heykel. DUYUMCU $ÜPHECiLiK. (Os. lhsasiyeci hisbäniye, Fr. Scepticisme sensualiste) Duyumlarm getirdigi bilginin öznel oldugunu ilerisüren ~üphecilik „. Duyumcu $Üphecilik, duyumun nesnel temel'ini b1rak1p öznel yam' m ele ahr. Bu bak1mdan hem duyumcu, hem öznelci bir yap1dad1r. Antikc;ag Yunan dü~i.incesinin ünlü süphecileri Pyrrhon, Aenesi· demos, Timon, Agrippa, Menodotos gibi dü· sünürler nesnelerin algt!ad1g1m1z bic;imde varolduklanndan süphelenmek gerektigini ilerisürerler; c;ünkü her insanm duyumu ba~ka­ d1r ve herkes kendi duyumuyla algtlad1gtn· dan, ba~kasmmkine benzemeyen, kendine özgü bir bilgi edinir. Bu düsünceyi tamtlamak ic;in de, özellikle Aenesidemos, tropos adt verilen on kamt ilerisürer. Bu kamtlar söyle özetlenebilir: Hepimiz aym bic;imde alg1lasayd1k aym düsünceleri ya da bilgileri edi-


DÜ$ÜNCEC1L1K

DUYUMSAMAZLIK nirdik, oysa hepimizin 9e~itli ve birbirimizinkine benzemeyen dü~ünceteri var. Öyteyse, nesnel gerfeklik yoktur, bilgilerimizden daima ~üphe etmeliyiz. Duyumcu ~üpheciler, bundan, kattks1z idealist bir sonu9 91kamtar: Aym nedenin 9e~itli sonu9tan otabilir; güne~ kararttr, k1zartlr, eritir ve yakar. Öyteyse nedensellik yoktur, nedensellik otmad1gma göre olu$ e~deyi~le devim de yoktur. Duyumcu ~üphecilerin dü~tükleri bu büyük yamlgi, duyumun nesnel temelini b1raktp sadece öznel yamm e\e almalarmm sonucudur. Bk. $üphecilik, Bilgicilik, Duyumculuk, Pironculuk. DUYUMSAMAZLIK. (Os. Läkaydi, Ademi teessür, Atälet, Kesel, F1kdäm hassasiyet; Fr., Al. Apathie, Ing. Apathy, lt. Apatia) Her türlü haz ve eleme kar~1 tepkisizlik... Antikc;:ag Yunan felsefesinde Megara, Stoa ve $üpheci okullarda bilgeligin niteligi saytlm1~­ hr. Epikuros, yakm anlamlt ataraxia terimiyte, en üstün mutlulugu dilegetirmi~ti. Duyum· samazl1k bir anlamda tarn bir vurdumduy· mazlik'ttr, ne var ki bu vurdumduymazhk stoac1 anlamda bilgenin duygulammlara kaptlmarna eregini ve böylelikte bilgece ataraksia'ya uta~tlabilecegini dilegetirir. Duyumsamazlik deyimi Türk Dil Kurumunun Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde "düzgülü otarak türlü durumtarm harekete getirdigi ilgi ve duygutardan yoksun olma durumu" ve Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde "bir bireyde, toplumsat kümede ya da toplumda nesnelere, olaylara kar~t herhangi bir duygu, bir co~ku uyanmamas1, eylemde bulunmaya itecek herhangi bir ilgi ve dürtünün olmamas1 durumu" otarak tammlanmt~hr. Bk. ilgisizlik, Duygusµzluk. DUYU YfTiMi. i(Os. Ziyät his, Tenäkusu his, Butlam his; Fr. Anestbesie, Al. Anaesthesie, Ing. Anaesthesia, lt. Anestesia) Vücudun duyu alma yetenegini yitirmesi„. Ruhbilim terimidir. Duyum yitimi olarak da kultamlmaktad1r. Vücudun bütününde ya da belli bir yerinde otabilir. Patolojik otdugu gibi acmz ameliyat amac1yla da yap1tabilir. Bk. Duyu. DÜNYA. (Os. Dünya, Cihan, Atem, Arz, RQyu zemin, Käinät; Fr. Monde, Al. Welt, Ing. World, lt. Mondo) Üstünde ya~ad1g1mtz gezegen... Sözcük, ilk anlam1yla varolan $eylerin tümü'nü adlandtran evren'i dilegetirmekteydi; ya~ad1g1m1z yer yuvarlagt bu tümlü~n merkezi saytld1gmdan, gezegenimiz de

bu adta ditegetirilmi~tir. Türk9emizdeki acun ve evren sözcükteri bu ilk anlamt verir. Os. manhcadaki arz, kürrei arz, rilyu zemin sözcükleri sadece gezegenimizi adlandmr; bu an. lamt astronomi terimi olarak yer (Fr. Terre Ing. Earth) sözcügü dilegetirmektedir. Bk. Ev'. ren. DÜNYA GÖRÜ$Ü. (Os. Teläkkii hayät, Fr. <;onception du monde, Al. Weltansc~auung, Ing. World view, Wortd outlook) lnsanm bütün dü~ünce ve duygular1 arasmda tutarhk sagtayan genel bilimset kam... Bu anlam. da bir dünya görÜ$Ü edinebilmek i9in gerc;:ekten aydm otmak gerekir. Dünya görü$ü deyimi gene~likle kötüyc kullamlmt~ ve c;:e~itli sm1f ve antay1~tara bagh olanlann ayn ayn dünya görü~teri olabilecegi samlm1~t1r. Oysa dünya görü$ii kavramt bilimsellik nesnelligini ta~1r, bundan ötürü de dünya üzerinde ya da ya~ama tutumunda ~öyte ya da böyle bir görü~e sahibolmak olanaks1zd1r. Bir insanm, bir stmfm, bir ögretinin görü~ü, dünya görü~ü degil; sadece o insanm, o stmfm, o ögretinin görü~üdür. Bu anlayt~tan türeyen, "her görü~ saygtdegerdir" gibi deyimler sa9ma ve bilimd1~1d1r, ancak bilimset ve bun· dan ötürü de dogru olan görü~ler sayg1degerdir, bir bilgisizin ya da ahmagm görü~ü hie;: de sayg1deger degildir. Aydm olmak ya da dünya görÜ$Ü sahibi olmak ic;:in belli bir ya da birkac;: bilgi kotunda bilgin olmak da yetmez, o bilgileri evrensel ve temel bilgiyle bütünleyerek dünya görü$ü'ne dönü~türmek gerekir. Bilimset gerc;:ek tektir ve bundan ötü· rü de ancak tek bir dünya görÜ$Ü vardtr. Ancak bu gerc;:ek dünya görÜ$Ü ic;:inde tu· tarlt olunabilir, ba~kaca hie;: bir görü~ ve an· lay1~ta tutarlt olunamaz. Bk. Bilim, Bilgi. DÜRTÜ. (Os. Säik, Bais, Muharrik, Sebebi muharrik, Däi; Fr., lt. Mobile, Al. Beweg· grund, Triebfeder; Ing. Mover, Motive, Af· fect) Kaynag1 duygulamm olan neden... Kay· nagt us olan neden anlanundaki güdü teri· mine kar~1 kullamltr, ruhbilim terimidir. Ge· ni~ antammda devimi meydana getiren her $ey'i kapsar, bu anlamda devingenligi de ic;:erir. Kimi ruhbilim yapttlannda yanlt~ ola· rak i9güdü kar~tltgmda kullamlmt~ttr. Teri~· Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbi: lim Terimleri Sözlügü'nde "örgenin kendl denetirni d1~mdaki etkenterce sonuc;:tarmt ön· görmeden davranmaya zorland1g1 bir güdü· lenme bic;:irni" ve Ruhbilim Terimleri Sözlii· gü'nde "fizyolojik ya da ruhsat dengenin degi~mesi sonucu ortaya 91kan ve canhyt tür·

lil tepkilere sürükleyebilen ic;:sel bir gerilim" olarak tammlanm1~ttr. DÜ$ÜNCE. (Os. Fikir, Sureti zihniye, Sureti akliye, Sureti misäliye, Sureti ilrniye, Misil, Müsül, Nümunei asliye, Müsülü felätun, Müsütü akliye, Suveri ruhäniye, Tasavvur, lstihzar, Niyet, Tasmim, Rey, Nazariye, Mänä, Mefhum, Mähiyet, Külliyät, A'yäm säbite, Mäkut, Vücudu zihni, Medlfil, ilim, SCiret, Müsülü mäneviye, Müsülü meäni, Suveri misäliye, Tefekk~r, Ta~attur; Fr. Idee, Al. Idee, Vorstellung; Ing., lt. Idea) Dü~ünme yetisinin ürünü... Demokritos ve Epikuros'a göre küc;:ük ve özdeksel bir imgedir, nesnelerden ftrlay1p duyulara c;:arpar ve onlan iztendirir. Bu terime bütün felsefe tarihini kaptayan türsel örnek anlamm1 veren Platon olmu~tur. Platon'a göre idea, bütün varltktarm duyulur ve anhkaltr özleri, ilkörnekleridir. Nesneler gerc;:ek degildirler, c;:ünkü er ya da gec;: yokolup giderler. idea'larsa astl gerc;:ekliktir, 9ünkü ilksiz ve sonsuzdurlar. Güzel kadm ölüp gider ama güzellik idea'st ilksiz ve sonsuzdur. Gerc;:ekteyse "Dü~ünce, hie;: bir zaman dü~ünce­ li varhktan ba~ka bir ~ey degildir", "Dü~ünce­ ler, eskirni~ bir toplumsal durumun a~1lma­ sm1 saglamaz. Dü~ünceler, ancak eski bir durumta ilgili dü~üncelerin a~tlmasm1 sagtar. Dü~ünceteri gerc;:ekle~tirmek ic;:in eytemsel bir gücü harekete gec;:iren insantar bulunmast gerekir". Dü~ünce, eytemden gelir ve gene eyleme dönerek eylemte dogrutamr; dogrutand1g1 oranda da eytemi etkiler ve geli~tirir. "Bir kulübede, bir saraydakinden ba~ka türlü dü~ünülür". <;:iftc;:i, c;:iftc;:i gibi dü~ündügü i9in c;:iftc;:i olmu~ degil, criftc;:i otdugu i9in c;:iftyi gibi dü~ünmü~tür. <;:iftcri gibi dü~ünerek de c;:iftc;:ilik ko~ullarm1 etkiler ve degi~tirir, oysa bu ko~ullarm degi~mesi de onun düfilncesini degi~tirir. Bu, bir kar~tltklt dü$iince -eylem diyatektik hareketidir. "Dü~ünce ve hilinc;:, insan beyninin ürünteridir. insan da dobnm bir ürünüdür. Dogal crevresinde, onunla birlikte geli~mi~tir. Bundan ~u dolal sonuca vanltr ki, insan beyninin ürünleri -ki sonucr olarak ontar da doga'mn ürün1~ demektir- dogayta c;:eli~me halinde de~ .~oganm bütünüyte uygunluk halindedir". \IUnce, gercregin yansmdtr. Ne var ki sadece nesnel gerc;:ekligi yansttmakla katmaz, 0 nu üretir de. Nesnel gerc;:eklikten alg1tad1&t ltrec;:Ierte kavramlar, yarg1tar ve kuramlar ~Urar. Buntarm arac1ltg1yta duyu örgenteriyalg1tayamad1gm1 9özümleme ve bire~tirmele atg1tar. Bu kavramtar, yarg1tar ve ku'llnlar duyutur otaylardan yans1m111 olmakta

i:r

beraber duyulur belli olaytara dogrudan dog· ruya baglt degildirler; e~deyi~te etma dü~ün­ cesi dogadaki elmalardan yans1m111 otmakla beraber belli bir etmaya tekabül etmez. Bundan ötürüdür ki kavramtar, yargtlar ve kuramlann (e~deyi~le dü!lünce ürünterinin) göreli bir bag1ms1zltklan vard1r. i~te bu bag1ms1zltkttr ki pratikle denetlenemedigi zaman dü~ünceyi gercreklerden koparabilir ve onu kendi kendisinin amac1 haline dönü~türebi· lir. Dü~crü dii!liincecilige yola9an, dü~üncenin bu büyük yamlgmdtr. Dü~ünce, özdekset doganm ürünü olmasma ragmen özdege indirgenemez (N as!l ki c;:ocuk da anneye, elma da etma agacma indirgenemez. Elma, etma agacmm ürünüdür ama elma agac1 degildir) . Kaba özdekc;:ilerin bu mekanik indirgeme yamlg!lart bu yüzden onlan c;:ok yanlt11 sonuc;:tara götürmü~tür. Dü~ünce, insamn toptumsal ve üretici eytemi sürecinde olu~ur (Bu yüzdendir ki en geli~mi~ bir sibernetik makine asta dü~ünce edinemez ve onu yönetecek insantar olmazsa bir demir parc;:ast otarak kahr. <;:ünkü makinenin toplumsat ve üretici eylerni yoktur). insan toplulugunun d1~mda asla insan dü~üncesi olamaz. Bk. Dil, Bilinc;:, Bilgi, Eyti~imset Özdekcrilik, Tarihsel Özdekc;:ilik, Dü~üncecilik, Özdekc;:ilik. DÜ$ÜNCECiLiK. 1(0s. iftikäriye, Misäliye, Tasavvuriye, Mänä mezhebi, Sureti zihniye mezhebi, Mäneviye, Zihniye, Hayäliye, inädiye; Fr. Idealisme, Al. Idealismus, Ing. Idealism, it. Idealismo) Varltgt dü~ünceye indirgeyen ögretilerin genet ad1... i.ö. VI. yüzyitda ya~ayan, antikc;:ag Yunan dü~üncesinin ilk tektanr1c1s1 Ksenofanes (Xenophanes), dolayh olarak, dü$Üncecilik ak1mm1 haztrlayantarm ba~mda saytlabilir. <;:ünkü, Tannsal atanda da otsa, bir{:ok'u bir'e indirgemi~ ve bu bir'i tüm dü$ünme otarak niteterni~tir. ~e­ tafizigin kurucusu Parmenides, onun ögrencisidir. Dü$ünce'nin egemenligi yolunda ikinci adtm i.ö. VI. yüzy1tda Parmenides'in Etea okutunu kurmas1yta at1tm1~ttr. Metafizik, Parmenides ögretisiyte ba~lar, Parmenides'e göre varltk, degi~mez ve bir'dir. Degi~iklik, bir görünü~ten ibarettir. Bu savm zoruntu sonucu \IUdur: Dü~ünen varhk (özne)'ta dü~ünülen varltk (nesne), bir ve aym ~eydirler. Öyleyse dü~ünce konusu olan nesne'lerle dü$ünce de bir ve aym ~eydir. i.ö. V. yüzyilda ya~a­ yan Anaksagoras (Anaxagore) ac;:1k9a dü$Ünce'yi Tanr1ta~ttrmaktad1r. Düzensiz ve devimsiz evreni (kaos), düzenli ve devinen bir duruma (kosmos) getirmek icrin bilim;:li bir eregi (telos) olan bir dü$Ünce gü.cü (nous) ileri-


DÜSÜNCECiLiK sürmektedir. Aristoteles, Anaksagoras i<;in, ~öyle yaztyor: "ilk olarak Anaksagoras, özdegin kar~1sma, onun egemeni durumunda olan nus'u koymu~tur. Nus'un yaratan ve özdegin yaratzlan oldugunu söylemi~tir. <;ünkü, her ~ey bir aradayken, nus gelip düzenledi". Bu üc;i.incü adtm, dü$Üncecilik alanmda attlmt~ ilk büyük ad1md1r. Oysa henüz bir eksigi var: DÜ$Ünce, ilksiz ve sonsuz olarak bag1ms1z ve özdekten aynd1r ama, gene de Anaksagoras'a göre pek ince yap11t ve özel bir özdek'tir. Henüz özdeklikten kurtulamann~tir. Dü$Ünce'yi özdeklikten kurtaran ve onun kar~1sma yepyeni bir yap1yla ba~ilke olarak diken ilk dü~ünür, Platon'dur. Dü~ün­ ceciligin ilk bi9imi, Platon'un ideac1hg1d1r. Platon'a göre ger9ek varltk, dü~ünce varltg1 i(idea)'d1r. Nesneler bir görüntüden ba~ka bir ~ey degildirler. Gözümüzle görüp elimizle tuttugumuz masa bir görüntüdür, masanm ger9egi dü~üncemizdeki masa idea'stdtr ve masa bu ideal örnegine göre yaptlmt~ttr. Masa gelipge9icidir, y1pramr, 9ürür, göc;er gider; ama masa idea'st kahctdtr, y1pranmaz, 9ürümez, göc;üp gitmez. Bunun ic,:indir ki nesne, gelipge9ici bir görüntü; idea, saglam bir ger<;ekliktir. i~te, günümüze kadar sürüpgelen dü$Üncecilik serüveni, Platon'un bu sav1yla ba~­ lamt~ttr. Görüldügü gibi dü$ünce, arttk insan bedeninden de d1~ar1 9ekilip fizik-doganm üstüne 91kar1lm1~ttr. Dü$Üncecilik ak1m1nm, yüzytllarca sürecek saVI ~u olacakttr: Varlzk, dü$üncenin ürünü ya da dii$Üncenin kendisidr. Alman dü~ünürü Kant, dü~ünce­ ciligi ~öyle tammlar: "Duyularm ve deneyin verdigi bilgi aldatmacadtr, gerc,:ek ancak usun tasanmlarmdadtr". Deneyiistü dii$Üncecilik (Os. Tasavvuriyei ulviye, Fr. Idealisme transcendental) adm1 verdigi kendi dü~ünceciligi­ ni de ~öyle tammlar: "Usun tasar1mlar1 aldatmacad1r, gerc;ek deneydedir". Ama bu, gene de bir dü~ünceciliktir. <;ünkü, "duyularla deneyden geien veriler, usun önsel veri!eri ic,:inde bic;imlenmeden hie; bir bilgi ger<;ekle~emez". Bundan ba~ka, "nesnenin kendiligi bilinemez". Öyleyse bilinemeyen bir str var, "bilmedigimiz bir nesneyle asla bilemeyecegimiz bir özne" var. Tannsal dü~ünce ve o dü9üncenin ürünleri, biz insanlar bilmiyoruz ve asla bilemeyecegiz ama, yok degil, var "Tann'mn varltgmdan ~üphe ettiginiz kadar Tann'nm yoklugundan da ~üphe ediniz". Alman dü~ünürü Kant, kendi dü~ünceciliginin kar~isma, görgül dü$Üncecilik (Os. Tasavvuriyei tecrübiyye, Fr. Idealisme emprique) admt verdigi ac;tk düzünceciligi koyar ve bunu da ikiye aymr: 1) Belkili

DÜSÜNME dü$üncecilik (Os. Tasavvuriyei me~kuke, Tasavvuriyei müte~ekkike; Fr. Idealisme problematique), ki Descartes'm ~üpheciligidir ... 2) inak91 dü$üncecilik (Os. Tasavvuriyei ikaaniye, Fr. Idealisme dogmatique), ki Berkeley' in özdeksizciligidir„. Kant der ki: "Benim deneyüstü dü~ünceciligim; nesnelerin bizim d1~1m1zda gerek ~üpheli ve tamtlanamaz, gerek gerc;ekd1~1 ve olanaks1z olduklarmt ilerisüren görgül dü~ünceciligin tarn kar~1tld1r". Kant'm bu dü~ünceciligine ele$tirel dü$üncecilik (Os. Tasavvuriyei tenkidiye, Fr. IdeaJ. isme critique) de denir. Özdek9ilik ve yeni anlam1yla ger9ek9ilik ak1mlarma kar~1t bulunan dü$üncecilik, tümüyle aym sav ve temelde toplanan, 9e~itli bic,:imlerde sunulmu~­ tur. Kant'tan sonra, özellikle Alman idealizmi' nde, ü9 kola ayrt!m1~t1r: Fichte'nin öznel dü$Üncecilik (Os. Tasavvuriyei zihniye, Fr. Idealisme subjectif), Schelling'in nesnel dü$Üncecilik (Os. Tasavvuriyei harici zihniye, Fr. Idealisme objectif), Hegel'in salt1k dü~ün­ cecilik (Os. Tasavvuriyei mutlaka, Fr. Idealisme absolu) ögretileri... Dü~üncecilik, telcbencilik {Os. Eneiye, Fr. Solipsisme) sa9masmda u9la~1r. "Gerc,:ek ben'im" ve hattä "ger9ek benim ya~ad1g1m bu and1r" sa9mac1hgim en iyi belirten dü~üncecilikler, fngiliz dü~ünürü Berkeley'in özdeksizcilik adt verilen ögretisiyle Alman dü~i.inürü Leibniz'in Alman özdeksizciligi adt verilen ögretisidir. Bu dü~iinceciliklere göre özdek; yer kaplayan, renkli, direnen bir ~eyden ibarettir. Bu niteliklerse görme ve dokunma duyularmm bana verdikleri duyum'dan ba~ka bir ~ey degildirler. Öyleyse özdek, bizim bilincimizin ic;e· rigi olan alg1m1zd1r. Alg1m1zm yokoldugunu di.i~ünelim, ortada özdek diye bir ~ey kal· maz. Buysa, nesnel geri;eklik denilen ~eyin bizim di.i~iincemizden ba~ka bir ~ey olmad1gm1 tamtlar. "Nesnel geri;ek vardtr, ama an· cak bizim varltg1m1zla vard1r" demek "nes· nel gerc;ek yoktur" demektir. <;i.inkü nesnel gerc;ek, insandan önce de varolan ve insan· dan sonra da varolacak olan demektir. Bu ac;1k ve dogrudan di.i~ünceciliklerin kar~1stn· da yararc1lik, olguculuk, varolu$r;uluk, .uygu· lay1c1!1k, mac!zisme, empirio-criticisme gibi giz· li ve dolayh dü~üncecilikler yer ahr. Bunlar· dan ba~ka, dogrudan ya da dolayh olarak. ~u ögretiler dü$Üncecilik karakterini ta~1r!ar:. irtideci dü~üncecilik (Schopenhauer), tinselct dogata11r1cil1k (Schleiermacher), Tanribilimci dü$üncecilik (Lotze), fenomenolo;ik dü$ünce· cilik (Husserl), mant1k91 dü$iincecilik (Cohen. Natorp), bir(!'fimsel dii$Üncecilik (Hamelin). göreci dü:;üncecilik (Renouvier), ele$tirici dil·

~üncecilik

(Brunschvicg), sezgicilik (Bergson), torih9i dü$Ünceci!ik (Toynbee), ruhbilimsel dü$üncecilik (Condillac), iradeci ki$ilik (Biran), tinse/ci ya da ki$ici dü$üncecilik (Cousin, Ravaisson, Boutroux, Lachelier), ki$ilikfilik (Mounier, Seheier), Tanricz dü$Üncecilik (Paly, Reis, Hamilton) semyonistik ki$ilikr;ilik (Caird, Green, Webb, Pringle-Pattison), empersonalistik bircilik (Bradley, Bosanquet), plüralistik ki$ilik9ilik (Schiller, Ward, Taylor, Mc Taggart), yeni Amerikan dü$Ünceciligi (Mc Cosh, Howisson, Bowne, Royce, Baldwin), yeni Alman dü$ünceciligi (Fechner, Krause, Von Hartman, Windelband, Rickert, Dilthey, Brentano, Eucken), yeni italyan dü$Ünceciligi (Croce, Gentile), yeni ispanyol dü$iinceciligi (Unamuno, Or~ega e Gasset), Rus dü$ünceciligi (Lossky), lsve9 dü$Ünceciligi (Boström, Borelius), Norve9 dü$ünceciligi (Monrad), Arjantin dii$Ünceciligi (Anzar) Danimarka dü$ünceciligi (Heiberg, Kirkegaard)„. Dogrudan ya da dolayh olarak nesne' yi yads1yan, bilinemez sayan, ~üpheli ya da göreli bulan bi.itün ögretiler dü$Üncecilik karakterini ta~trlar. Dü$Üncecilik, gcri;egi yads1makla, kendi gerc,:ekd1~1hgm1 bizzat onaylar. Temeli, ~u aldanmaya dayamr: "Bilin9, varolan pratigin bilincinden ba~ka bir ~ey oldugunu ve gerc;ek bir ~eylerden ba~ka bir ~eylerin tasar1s1 oldugunu samr". Bu c;ok yanh~ bir samd1r. Oysa dü~ünceler, d1~ gerc;eklikten türerler. Nitekim insan da, kendisinden önceki ya~am türlerinden geli~miHir. Bu, demektir ki, bilini;siz gerc;ek (özdek), bilini;Ii gerc;ek (insan)'ten önce ve ondan bag1ms1z olarak da vardt. Somut ger9ek, her ikisini de bag1mh olarak kapsayan geri;ektir. Bu bak1mdan, somut gerc,:egi, özne-insan yamnda soyutlayan dü$üncecilik kadar, nesne-özdek yanmdan soyutlayan kaba özdekr;ilik de dü$ünceciliktir. Pek <;ok ~eyler bilmemize ragmen hi9 bir $ey bilmedigimizi varsayahm, bundan hi9 bir $eyin varolmad1g1 sonucu i;1kanlamaz. Mikroskobu bulmadan önce mikrobu göremiyorduk; bu, 1llikrop mikroskoptan önce yoktu ya da mikrop mikroskopla varoldu demek degildir. Dü~üncecilik, geri;ekte, olumlu bir bilimden, matematikten dogmu~tur. Matematikle soyut dü~?nceye ah~an insan, ilk dü~i.inceciligi say1 gizemciligiyle (Pitagoras911tk) geli~tirmi~tir. Bu ah~kanhk, bir ba~ka Yunan okulunda (Elea 0 ~ulu) her ~eyi devimden soyutlamaya (der~rnezlik felsefesi) yönelmi~tir. Bu soyutc;uuk, bi!imin denetinden yoksun bulunan insan dü~üncesini ba~tbo~ bir dü~c;ülüge sürüklemi~tir. Bir usta dü~ünceciligi a:;agidan ve yu-

kardan olmak i.izere · ikiye aymr. Dogay1 ve bilimi metafizik bir a91dan ele almaya a~a­ g1dan dü~üncecilik, <linse! dü~üncecilige yukardan dü~üncecilik adm1 verir. Bk. Dü~ün· ce, Ele~tiricilik, Nesnel Di.i~üncecilik, Öznel Di.i~üncecilik, Özdeksizcilik, Tekbencilik, Özdekc;ilik, Hegelcilik, Platonculuk. DÜ~ÜNME . >(1. Os. Tefekkür, Teakkul, Fikir, Müfekkire, Mäna, idrak, ilim, Zihin, ~uur, Ak1l; Fr. Pensee, Al. Gedanke, Denken; ing. Thought, it. Pensiero„. 2. Os. Teemmül, ~uuru teemmüli, idräki dähili, Tefekkür, Mülähaza, Kuvvei muhakeme, Akis, in'ikas; Fr. Reflexion, Al. Reflexion, Überlegung, Besonnenheit; ing. Reflection, Consideration; lt. Riflessione) Usun, kendi kendisini bilgi konusu yaparak, ansal <;alt~may1 incelemr-si. 1. Dü$ünmek eylemi anlamm1 verir. Bun· dan öti.irü dü$ünce anlammda da kullamhr. Frans1zcas1, tartmak ve kar$1la$ftrmak anfamlarmt ta~1yan Lätince pensare kökünden türemi~tir ki dÜ$flnceleri öl9erek ve k1yaslayarak incelemek ve bundan öti.irü de dü$iinmek eylemi anlamm1 kapsar. Bilgiye yönelen ussal olaylarm ti.imüni.i dilegetirir. Nitekim Frans1zcada le pensee denildigi zaman bu ti.imlük, une pensee denildigi zaman bu tümlükten ay1rdedilen yalmz biri anla~11tr. Bu tümlük; algtlama, duyma, kavrama, isteme, tasarlama, imgeleme vb. gibi bilinc; olgulannm hepsini i<;erir. Bu bilinc; olgularmm ti.imü dü$ünme kavramtyla dilegetirildigi gibi, bu bilini; olgularmdan yalmz biri de dü$ünme kavram1yla dilegetirilir. 2. Usun, kendisini incelemesi anlanitm verir. Bundan öti.irü yanszma anlamtyla da ilgilidir. Frans1zcas1, kendine dönme anlammdaki Lätince reflexio kökünden türemi~tir ve yans1ma anlammda da kullamhr. Metafizik görü~, d1~1m1zdaki nesnelligi di.i~üncemizin yans1mas1 sayardt; diyalektik görü~se dü~ünce­ mizi, d1~1m1zdaki nesnelligin yans1mas1 saymaktad1r. Her iki görü~ de, ters ac;1lardan da olsa, dü$ünme'nin bir yanszma i~i oldugunda birle~ir. Bu anlamdaki dü$Ünme, ruhbilimde anlzksal dikkat'i dilegetirir. Daha özel olarak da iyice anlayabilmek i9in yargznm ertelenmesi anlamm1 ii;erir. Konu~ma dilinde de bu anlamda, "Acaba öyle mi, bir dü~ünmeli" denir. Kant da, "Dü~ünmek, yarg1lamakt1r" der. Frans1z dü~ünürü Maine de Biran'a göre dü~ünme, c;oklugu birlige indirgemektir; örnegin 9e~itli sonuc;lart aym nedene baglayabilmektir. Alman dü~ünürü Leibniz, bu anlamdaki dü~ünmeyi, "bizde varola-


DÜZEN na dikkatten ba~a bir ~ey degildir" diye tammlar. lngiliz dü~ünürü Locke, bu anlamdaki dü~ünmeyi, "ruhun, kendi üstüne dönerek kendi i~lemleri hakkmda bilgi edinmesi" olarak a<;:tklar. Bu anlam, iki kath bir dü~ünme'yi, bir dii$ünmenin dü$ünmesi'ni ic;erir ki bu anlamdaki dü$ünme (Os. Teemmül, Fr. Reflexion)'yi, birinci anlamdaki dü$ünme (Os. Tefekkür, Fr. Pensee)'den a<;:tk<;:a aymr. Dü~ünme , ruhbilimde "nesneler yerine · onlarm simgeleriyle <;:özümleme" olarak tammlamr ve ikiye aynhr: Yönlü dü$ünme, ki bir amaca varmak i<;:in ger<;:ekle~tirilen dü~ün­ medir. <;agm$1ml1 dü$Ünme, ki sözcüklerin birbirlerini <;:agtrmalanyla ger<;:ekle~tirilen dü~ünmedir. Ruhbilime göre dü~ünme, ah~kan­ hklarla i~lerin yü1ütülemedigi ya da bir engelle kar~t!a~t!d1gi zaman ba~vurulan bilinysel bir i~lemdir. Bk. Dü~ünce, <;agr1~1m, Davram~<;:1hk.

DÜZEN. (1. Os. Nizam, Tertip, Mertebe, Taife, Derece, Päye, Mähiyet, Tabiat, Nevi, Makule, Kabil, Ftrka, Stmf, Zümre, Tarik, Tarikat, Emir, Tenbih, Asäyi$, l ntizäm, Nasak, Cihet, Silk, Naz1m, Ahenk, Silsile, Cins, Tenäsüp; Fr. Ordre, A l. Ordnung, Stand, Befehl; ing. Order, it. Ordine, Comando ... 2. Os. Ahenk, Teväfuk, Mutabakat, Muvafakat, ika, ittihad, ittifak, lntisäk, intizam, Vahdeti camia, Hüsnü imtizä<;:, itiläf, Telif, insicam, Nizam, Vifak, Ahengi tevafuk; Fr., Al. Harmonie, ing. Harmony, it. Armonia) Bir ama<;:la ve bilin<;:li olarak ger<;:ekle~tirilen kuralh durum. 1. Ussal bir i$1emi dilegetirir. Sira ve takim anlamlannda da kullamhr. Zamanca, mekänca, say1ca, yasaca, nedence, erek<;:e, cins<;:e, türce vb. düzenlemeleri kapsar. Özdeksel, ya~amsal, töresel, toplumsal olur. Metafizikte dogasal (gerekirci) ve Tannsal (erek<;:i) bi<;:imleri de vardtr. Hangi bi<;:imde kullamhrsa kullamlsm her halde bir bilgi temeline dayamr, bilin<;:li bir ama<;:la ger<;:ekle$tirilir. 2. Uyum anlammt dilegetirir, bir tümün par<;:alan arasmda bulunan uygunlugu verir. Gramer terimi olarak kar$thgt uyum'dur. Metafizikte Tannsal bir düzeni adlandmr. Ses-

lerin, renklerin, bi<;:imlerin vb. uyumu da bu iknci anlamda bir düzen'i dilegetirr. Bk. Doga. DÜZGÜ. (Os. Kaide, Düstur, Numune, Kanun, Gayei kemäl, Hedef, Maksat, Kaidei älä; Fr., ing. Norme, Al. Norm, it. Norma) Kural olabilecek ilke ya da önerme„. Törebilim terimidir ve örneklik eden ilke anlamm1 ta~1r. Metafizik törcbilim bu yolgösterici ilkelerle doludur. Terim, Türk Dil Kurumunun Dr. Özer Ozankaya tarafmdan haz1rlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde "bir bireyin 1rasm1, davram~1m ya da bir toplumun bi<;:imini, i~levini yarg1lamada ba~vuru­ lan ölc;ü" olarak tammlanm1~t1r. Bk. Törebilim, l!ke, Düzgülü, Düzgüsüz. DÜZGÜLÜ. (Os. Tabu, Asli, Amudi, Muttarit, Muntazam, MOtäd, Adi, Mukannen, Berkaide, Sälimüttabia, Ma'ruf; Fr., Al., lng. Normal, aynca Al. Durchschnittlicht, Gewöhnlich, Richtig; ayr1ca lng. Wonted, Customary, Proper; it. Normale, Solito, Retto) Düzgüye uygun.„ Hi9 bir yana egilmeden dengeli bir düzeyde bulunan anlammt dilegetirir. Ya~ambilim, toplumbilim ve ruhbilimde düzgüsüz ve patoloiik terimlerine kar~t kullamhr. Törebilimde düzgülü bir davram~, ilkelere upuygun bir davram~ttr. Bk. Düzgü, Düzgüsüz. DÜZGÜSÜZ. (Os. Gayn tabii, Hiläf1 kaide; Fr. Anormal, Al. Abnormisch, lng. Abnormal, it. Anormale) Düzgüsü olmayan.„ ilke ya da kurala uymayan anlammt dilegetirir. Bu ilke ve kural, törebilim anlammda, ülküsel bir ilke ve kurald1r. Ya~ambilim, toplumbilim ve ruhbilimde düzgülü kar~1 anlammda kullamhr. Patoloiik'le anlamda~ttr _ Ruhbilim· de ortalamadan uzakla$1nl$ olan anlamm1 verir. Bu ortalama, hi<;: bir insanm ruh sagh~ bak1mmdan kusursuz olamayacag1 bilgisine dayamr. <;ogunlukta bulunan, istatistik ortala· mamn gösterdigi düzgülü saythr ve düzgüsüz bundan uzakla~ma ora111yla ölc;ülür. Bu an: lamda, 9ogunluktan sapma'y1 dilegetirir ki konu~ma dilinde de bu anlam yerle~mi~tir. Bk. Düzgü, Düzgülü.

·E EDiLGi. {Os. infial, Fr. Passion, Al. Leiden, fng. Passion, it. Passione) Bir etki sonunda meydana geien degi~iklik„. Etki terimi kar~1hgmda kullamhr, edilgin olanm üstünde etki'nin meydana getirdigi degi$ikligi dilegetirir. Descartes ve Spinoza edilgi terimini duygulamm anlammda kullanm1~lard1r. Spinoza ~öyle der: "Duygulamm deyince, tenin gücünü arttran ya da azaltan, onu tamamlayan ya da basktya koyan, tenin duygulammlarm1 anhyorum. Aym zamanda ben bu terimle, duygulammlarm dü~üncelerini de anhyorum. Nitekim bu duygulammlardan birinin nedeni oldugumuz zaman duygulamm terimiyle etki'yi ve kar$tt durumu olan edilgi' yi anhyorum" (Spinoza, Ethica, III, 3) Edilgi deyimi, kimi <;:evirilerde, tutku (Os. ihtiras, Fr. Ambition) deyimiyle dilegetirilmi$tir. Bk. Etki, Duygulamm, Edilgin. EDiLGiN. (Os. Münfail, infiäli, Kabil, Kabilüttesir, Miiessirün fih, Mef'ulün fih, Attl, Mütavaatkär, Gayn müteaddi, Def'an; Fr. Passif; Al. Leidend, Passiv; ing. Passive, it. Passivo) Bir etki sonunda degi~iklige ugrayan„. Etk in terimi kar~1hgmda kullamhr. Örnegin kirma etki ve kmlma edilgi oldugu gibi k1ran etkin ve kmlan edilgindir. Terim, aym zamanda, edilgi niteligini fa$1yan anlamm1 da dilegetirir. Örnegimizde kmlan edilgin oldugu gibi kmlmak da edilgindir. Gramerde bu niteligi ta$tyan dillere edilgen denir. Edilgin terimi, daha <;:ok, felsefe ve ya~ambilim alamnda kullamhr. Ruhbilim terimi olarak edilgin, Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde "olaylarm gidi~ini etkilemek ve denetlemek ic;in ki$i nin hie; bir ~aha göstermeme durumu" olarak tammlanm1~t1r. Aynca bu sözlükte, onur duygusu dü~ük ki~ilerin ba$kal~tmm yard1m1111 ve yakmhg1111 saglamak ere~1Yle kendi yetersizlik ve kü9üklüklerini bebrtme durumuna ing. passive dependency :eyimi kar~1hg1da edilgin bag1mlilik, ki~inin onu$ma ve yaz1 dilinde anlama gücünü gösterdigi sm1ra ing. passive language deyhni ~ll1hgmda edilgin dil, ruhsal etkinlikleri d1~ dunya gerc;eklerine yöneltememekten dogan ~a~ar1s1zhga Dr. Jung'un kulland1gi terim olan llg. passive introversion deyimi kar~1hgmda ~dilgin i9edöniiklük, amac1 edilgin olan ic;llidüye i ng. passive instinct deyimi kar~I11gin-

da edilgin i9güdü, eylemsiz durma ve c;aba göstermeden yarar saglama ve ba~kalarmt kendi haline b1rakma gereksinmesine i ng. passivity need deyimi kar~1hgmda edilginlik gereksinmesi, egitim ve ögretimde ögrenciyi bir durumda tutarak yeti~tirmeye c;ah~maya lg. spoon-feeding deyimi kar~thgmda edilgin ögrenme, olaylar kar~tsmda gerekli bag1ms1zhg1 gösteremeyen ve kimilerinde kararstz kimilerinde de a~m öfke ve kmcthk davram~­ lan gösteren ki~inin özelliklerinin tümüne ing. passive aggressive personality deyimi kar~thgmda edilgin-saldzrgan ki$ilik denilmesi önerilmi$tir. Bk. Etkin, Edilgi. EDiM. (Os. Fiil, Amel, Kuvvei fäile, Emir; Fr. Acte, Al. Akt, Tat, Handlung; ing. Act, Action; lt. Atto) Bir gücün etkinligi... Bu terim, Aristoteles'in energeia teriminin actus deyimiyle Lätinceye c;evirisidir. Aristoteles bunu dynamis (Tr. Güc;, Os. Kuvve, Fr. Puissance) terimine kar~tt olarak kullanmt~ ve hem varlzk hem de ger9ek'Ie anlamda~ kilm1~t1r. Aristoteles'e göre edim, bir oht$'tur; varhk sürekli olarak edim halindedir ve gü9ten edime (Os. Kuvveden fiile) gec;mektedir. Olu~ bir gerc;ekle$me edimidir. Aristoteles'e göre bu edim'le mermer heykelle~ir, tohum bitkiIe~ir, özdek bic;imlenir. Edim, gizilgüc; halinde bulunanm gerc;ekle~mesi, e~deyi~le varhkla~mas1d1r. Mermerde heykel olma, tohumda bitkile$me, özdekte bi<;:imlenme dynamis'i vard1r. Bu dynamis, kinesis (Tr. Devim, Os. Hareket, Fr. Mouvement)'le energeia olur. Aristoteles anlammda edim, ger<;:ekle~mi~ olan degil, ger9ekle$mekte olan'd1r. Bu terim Gagda~ felsefe dilinde insan davram$1'm dilegetirir. Ruhbilim terimi olarak ing. performance deyimini özle~tirmi~ ve Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde "belirli bir i~ durumuyla kar$1la~t1g1 zaman ki~inin yapabildikleri" anlam1yla tammlanm1~ttr. Aynca bu sözlükte, ~özümleri öncelikle devimsel davram~Iara dayanan öl9eri dilegetiren lng. performance test deyimi kar~thgmda edim öh;eri teriini önerilmi~tir. Bk. Aristoculuk, Edimsel. EDiMSEL. (1. Os. Bilfiil, MOtä, MälUm, Häli, Häz1r, Mütekabil; Fr. Actuel, Al. Aktuell, ing. Actual, it. Attuale.„ 2. Os. Fiili, Hakiki, Hakikaten; Fr. Effectif, Al. Wirklich, Ing. Actual, it. Effectuale) Ger9ekle~en. 1. Gizil ve tasarlz terimleri kar~1hg~nda kullamhr ve güc; halinde olandan edim haline ge9mi$ olam dilegetirir. Ö rnegin bugday tohumu gizil bir bitki, bugdaysa edimsel bir


EKONOMiK GELiSME YASASI

EDiNiLMlS bitkidir. Tohumdaki gizilgli<;:, bugdayda ger9ekle~mi~tir. Halk dilinde de ge9mi$ ve gelecek kar~1t1 olarak $imdiki zaman anlammda kullamlmaktad1r. 2. Olabilir ve olanakli terimleri kar~il1gmda kullamhr ve olmu$ olan'1 dilegetirir. Örnegin bugday tohumu uygun ko~ullar bulursa bitki olabilir, oysa bugday bu ko~ul­ lan bulmu~ ve olmu$'tur; bu bak1mdan edimseldir. Bk. Edim, Etki. EDiNiLMi~. {Os. Müktcsep, Kisbi, Meksup, Müsellcm, Müstefat, Ülfi, Adi, Tälimi; Fr. Acquis, Al. Erworbene, ing. Acquired, it. Acquistato, Acquisito) Dogu~tan olmay1p sonradan elde edilmi~„. Kazamlm1$ sözcügüyle anlamda~ ve dogu$tan, kal1tsal, anadandogma, irnüdüsel terimleriyle kar~It anlamhd1r. Metafizik felsefede bilginin ve ahläkm dogu~­ tan ya da edinilmi~ olup olmad1g1 9aglar boyunca tart1~tlm1~tlr. Bu tart1~mamn temeli, metafizigin dü~ünme yöntemine dayamr. Örnegin ahläk ya dogu~tand1r, ya edinilmi~tir, birinin varhg1 öbürünün yoklugunu gerektirir. Buna kar~1 Descartes ve Spinoza, duyularla edinilmi$ olanlan da dü$ünce sayarlar. Özellikle Descartes bu konuda 9ok ince bir anlam verir: Ona göre dü~üncelerimizin bir bölügü bizimle birlikte dogmam1$'t1r ve bizden önce de vard1rlar, insan dogarken bu kendinden önce de varolan dü~ünceleri birlikte getirmi~tir, bu bölük dü~ünceler zihnin yapt1g1 (Fr. Factice) dü~ünceler degildir; zorunlu, tümel, genel dü~üncelerdir. Descartes bunlara dogu$tan dü$ünceler (Os. Efkan vehbiye, Fr. Idees innees) der, 9ünkü "bizimle beraber dogmU$ görünilrler". Bir bölük dü~üncelcr de vardir ki bunlan zihnimiz bizzat yapm1$'tlr. Descartes bunlara yapma dü$Ünceler (Os. Efkar1 mecftle, Fr. Idees factices) der, 9ünkü bunlar "benim taraf1mdan bulunmu$ ve yapzlm1$ gibidirler". Dü~üncelerimi­ zin ü9üncü bir bölügü d1~tan edinilmi$'tir, duyularla eitle edilmi~tir; Descartes bunlara d1$tan dü$ünceler (Os. Efkan vastla, Fr. Idees adventices) der, 9ünkü bunlar "yabanc1 ve d1$ardan gelmi$ gibidirler". i~te bu ü9üncü bölük dü~ünceler, Descartes'a göre edinilmi$ dü$Ünccler'dir.„ Edinilmi$ teriminin ruhbilim alanmda kar~1t anlamhlan ara9s1z, ilkel, ansal terimleridir. Edinilmi$ terimi ruhbilimde bir ugra$1mn ürünü olan anlamtm dilegetirir. Bk. Dekart91hk.

EDi YiTiMi. (Os. Amayi e~kal, Fakd1 icra, F1kdam hareket, Ademi kabiliyeti tefriki e~­ ya; Fr„ Al„ Ing. Apraxie) Nesnelerin bi-

9im ve i~levlerini bilmemek hastahg1„. Psiko -patoloji terimidir. Tiirk9emizde, aym anlamda, i$lev yitimi ve apraksi terimleri de kullamlmaktadir. Yunancanm s1z anlammdaki a önekiyle eylem anlammdaki praxis sözcügiinden yaptlm1~ttr. Bu psikopatlann gözlerinde hi9 bir bozukluk olmad1g1 ve nesneleri iyice gördükleri halde, örnegin ekmek b19agm1 yiyecek bir ~ey sanmalan, özdegin nesnel bir ger9eklik olmay1p sadece dü~üncemizde bulunan bir tasanmdan ibaret bulundugunu ileri süren özdeksizcileri sevindirmi~tir. Konu, bu balomdan felsefeyi ilgilendirmektedir. Pek a<;:1kt1r ki bir alg1 bozuklugundan ötürü nesnelerin birbirlerine kar1~tmlmas1, onlarm nesnel ve bilin9ten bag1ms1z olarak var olmad1klar1m tamtlamaz. Ekmek b19ag1 birka9 hasta tarafmdan ~öyle ya da böyle alg1lanabilir, ama o gene de ekmek b19ag1 olmakta devam eder. Bk. Özdeksizcilik, Tekbencilik. EGEMENLiK. (1. Os. Azamiyet, Hükümdarhk, Hakimiyeti mutlaka, Ulviyet, Mutlakiyet, Hükümet, Saltanat; Fr. Souverainete, Al. Herrschaft, Oberste, Höchste Gewalt; ing. Sovereignty, it. Sovranita.„ 2. Os. Alem, Melekftt, Saltanat, Kliinat; Fr. Regne, Al. Herrschaft, Reich; ing. Reign, Sway, Kingdom; it. Regno) Egemenin niteligi. 1. Siyasal toplumbilim ve törebilim terimi olarak kullamhr. Siyasal toplumbilimde toplumun, bireylerinin üstünde gücünü duyurmas1 anlanum dilegetirir. ilkel toplumun niteligi, egemenligin bulunmay1~1d1r. Egemenlik, bir toprak par9asma özel olarak sahip olmakla ba~lam1~ttr. 2. Tanr1bilim ve dü~üncecilik terimi ela· rak kullamhr. Tanrmm egemenligi (Os. Saltanatt ilahiye) ya da ruhun egemenligi (Qs. Saltanatl rfthiye) gibi... Bireyciligin egemenligi, bir dü~üncenin egemenligi vb. gibi deyimler bu anlam1 i9erirler. EÖiTBiLiM. (Os. ilmi terbiyei etflil, ilmi terbiye, Terbiyei etflil; Fr. Pedagogie, Al. Paedagogiejng. Pedagogy," lt. Pedagogia) Egi· tim ve ögretimin kurallarm1 saptayan bilim„· Antik<;ag Yunan dü~ünürü Platon bu teritni törebilim egitimi anlammda kullanmt~tl (Platon, Republique, VI, 491 E). Günümüzde törebilim'le birlikte ruhbilim, toplumbiliffi· fizyoloji alanlanm da kapsamakta ve 9e:;;itli a<;:tlardan egitim kurallanm saptamaktad1r. <;ocukluk 9agmm özelliklerini gözönünde tuta· rak egitimcilerin izleyecekleri kural ve ilkeleri geli~tirir.

EöiTiM. (0.s. Terbiye, Te'dip, Tehzip, Ta' (im, Edep. Istinas; Fr. Education: Al. Erzichun, Ing. Education, Culture; lt. Educazione) Herhangi bir varhg1 bir amaca göre geli~tirip yeti~tirme„. Ya~ambilim ve ruhbilim terimidir. Dü~ünsel, töresel ve bedensel olabilir. Bir ali$t1rma ve yeti$tirme i~idir, bir yeti$tirici'yi gerektirir. Deneysel cücükbilim' in geli~mesiyle insansal egitimin dogumdan önce ba~layacag1 umulmaktadir. Egitim, bireyi, kendisine yararh k!lmak amacm1 güttügü gibi herhangi bir erege yararh ktlmak amacm1 da güdebilir. Bu bak1mdan propaganda ve beyin y1kama terimleriyle de ilgilidir. Türk Dil Kurumunun Toplumbilim Terimleri Sözliigü'nde Os. maarif kar~1hgmda "toplumun gen9 üyelerinin var olan ekine yeti~kin üyelerce bilim;:li, ama9h ve düzenli bi9imde haztrlanmas1 süreci" olarak tammlanm1~t1r.

Volkswirtschaftslehre; Ing. Political economy, Economics; it. Economia politica) terimidir. Rosa Luxembourg da bu anlamda ilkin ulusal ekonomi (Al. Nationaleökonomie) deyimini kullanm1~t1r. Ekonomi terimi Tiirk9eye ilkin XVI. yüzytlda menzil terimiyle Ta~köp­ rülüzade Ahmet ve Kmahzade Ali tarafmdan getirilmi~tir. Ekonomi politik terimini de ilk kez 1859'da Sehak Efendi kullanm1~ttr. Ahmet Mithat da 1879'da yay1mlad1g1 yap1tma bu ad1 vermi~tir. Günümüzde ekonomi, ekonomi politik, ekonomi sosyal ve ulusal ekonomi terimleri genellikle anlamda~ olarak kullamlmaktadtr. Ekonomik alan, toplumun altyap1sm1 olu~turur ve toplumun bütün üstyap1 kurumlarm1 belirler. Bundan ötürü de, her türlü dü~üncenin oldugu gibi, felsefenin de temelidir. Bk. Altyap1, Üstyap1, Felsefe, Ekonomik Geli~me Yasas1.

EGiT iMCiLiK. (Os. Terbiyecilik, Fr. Educationnisme) Egitimin 9ok etkili oldugunu ve sm1rs1z bir gü9 ta~1d1gm1 ilerisüren ögreti... Helvetius ve Condorcet gibi dü~ünür­ lerin tekyanh metafizik görü~leri bu adla amlm1~t1 r. Kllisik anlam, egitimle, kaltt1mdan geien yeteneklerin bile degi~tirilebilecegi dü~ün­ cesini kapsar. Günümüzde Egitbilimcilik'le e~anl amda da kullamlmaktad1r. Bk. Egitim, Egitbilim.

EKONOMiK GELi~ME YASASI. {Os. iktisadi tekamül kanunu, Fr. Loi de developpement economique) Üretici gü9lerle üre· tim ili~kileri arasmdaki uygunluk.„ Her sosyo -ekonomik olu~umun kendine özgü yasalan vard1r, ama bütün sosyo-ekonomik olu~umlar· da gei;erli olan genel ekonomik geli~me ya· sas1, iiretim gü9leriyle üretim ili~kileri ara· smdaki uygunluk yasas1d1r. Bu genel yasa da, özel ekonomik geli~me yasalan gibi, nesneldir; e~deyi~le insan iradesinden ve dü~ün­ cesinden bag1ms1zd1r, insanlarca bilinebilir ve kullamlabilir ama degi~tirilemez, yarattlamaz ve yokedilemez. Bu genel ekonomik geli~me yasasma göre, üretim gü9leriyle üretim ili~­ kileri arasmdaki uygunluk sürdük9e ekonomik geli~me ger9ekle~ir. Ekonomik geli~me önce üretici gü9lerde, bunlann i9inde de ilkin üretim aletlerinde ba~lar. Daha a<;:tk bir deyi~le önce üretim aletleri degi~ir ve geli~ir. Üretim ili~kileri bu geli9meyi destekleyebilmek i9in bu degi~me ve geli~meye uygun olmah, e~deyi~le o da üretim gü~eriyle birlikte ve onlara uygun olarak degi~meli ve geli9melidir. Üretim gü9lerinin degi~mesi ve geli~mesi üretim ili~kilerinin degi~mesi ve geli~mesini a~arsa -ki tarihsel sürecin belli sos· yo-ekonomik formasyonlannda böyle olmu~­ tur- üretim ili$kileri üretim gü9lerinin geli~mesini engcllemeye ve kösteklemeye ba~­ lar. Daha a<;:1k bir deyi$le önce üretim gü9lerinin geli~mesine destek olan üretim ili~­ kileri, sonra köstek olur. Örnegin köleci düzende ilkin üretim gü9leriyle üretim ili~kileri birbirine uygundu ve düzen gittik9e geli~i­ yordu. Bu geli~me yeni üretim aletleri meydana getirdi ve efendiyle köle arasmdaki

EKONOMi. (Os. iktisad, ilmi iktisad, ilmi servet, ilmi tedbiri menzil, iktisad1 siyasi, Servet, Tasarruf, ilmi emvali milliye, idarei mülkiye, Tasarrufätt mülkiye, idare, Usulü idara ; Fr. Economie, Al. Ökonomie, ing. Economy, Economic; it. Economia) Üretim ili~kilerini inceleyen bilim„. Ekonomi terimini, antik<;ag Yunan dü~ünürü Aristoteles Yunanca ev ve yönetim anlamlanm veren oikos sözcügüyle yasa anlam1m veren nomos sözcügünü birle~tirerek kurmu~tur. Ekonomi politik deyimini ilkin 1615'te Montchretien kullanm1~tir (Montchretien, Traite de l'Economie Politique, 1615). Montchretien bu deyimi, ele 'ald1g1 konunun devlet ekonomisi oldugunu Bnlatmak i<;:in kullanm1~tt. Daha sonra bu deyim, ekonomik alanm toplumsal yönünü dilegetirmek i<;:in kullamld1 ve bu anlamda top/umsal ekonomi (Fr. Economie sociale)'yle Bnlamda~ kt!md1. Ekonomik alamn teknik yönü fizik, kimya, metalürji, tanm bilgisi vb. ~bi bilimlere biraktld1. Ekonomi sosyal deYb:nini de ilkin 1862'de Polonyah bilgin SuPinski kullanm1~t1r. Günümüzde bu anlamda lenellikle kullamlan siyasal ekonomi (Fr. lconomie politique. Al. Politische Ökonomie,


EL üretim ili$kileri bu yeni aletlerin kullammma köstek olmaya ba$lad1. Köleler bu yeni ve pahah üretim aletlerine hi9 bir ilgi duymuyorlar ve onlan kmyorlardt. Ekoomik geli$me bundan öti.irü durdu ve bunahm ba$lad1. Bu 91kmaz1 9özümlemek i9in köleleri yeni aletlerle ilgilendirmek ve sorumlu ktlmak, e$deyi$1e üretimden onlara da pay vermek gerekti. Böylelikle köleyle cfendi arasmdaki üretim ili$kileri de degi$mek zorunda kaldt ve köleci toplum yeni bir sosyo-ekonomik formasyon olan feodalizme zorunlu olarak dönil$tÜ. Köle, üretimden az da olsa pay alan toprak kölesine dönil$tilgü gibi köle sahibi efendi de toprak kölesine pay veren toprak sahibi bey oldu. Bu yeni ili$kiler ekonomik geli$meye yola9ttlar ve feodal düzeni bir süre geli$tirdiler. Üretim gü9leri h1zla geli$meye ba$lad1 ve bu geli$me de daha yeni üretim ili$kilerini gerektirdi. Anamalct düzene zorunlu dönü$me de böylelikle ger9ekle$ti. Bk. Ekonomi, Altyapt, Üstyap1. EL. (Os. Yed, Fr. Main, Al., ing. Hand, lt. Mano) insam, hayvanhk evresinden 91kar1p insanhga dönÜ$tÜren örgen„. insanla$ma olgusunda el en öncmli rolü oynamt$ bir örgendir. Hayvan, ön ayaklarmt el olarak kullanmaya ba$1amakla eylemde bulunmu~ ve insanla$ml$tlr. Bu ger9ek, antik9ag Yunan dü$Üncesinde de sezilmi$ti. Anaksagoras'la Aristoteles, "insanm elleri oldugu i9in mi akh vardtr, yoksa akh oldugu i<;in mi elleri vardtr" sorusu üstünde dil$Ünmü$1erdir. Anaksagoras'a göre insan, elleri oldugu i<;in aktlhd1r; 9ünkü el ilk alettir ve bütün aletlerin ilkörnegidir (Aristoteles, Des Parties Des Animaux, IV, 10, 687, a 7). Kant'a göre de el, dt$anya uzamt$ beyindir. Engels'e göre "tüylü atalar1m1z dikey yürümeyi önce bir kural, sonra bir zorunluk olarak kabul etmi$lerse bunun nedeni ön ayaklarmm ayakhktan ba$ka bir i$i yapmak zorunda kalmt$ olmastdtr". Gene Engels'e göre "ilk ta$m bi<;imlenmesiyle el, sm1rlardan kurtulmu$ ve özgürlügüne kavusmu$tur. Arttk daha ba$ka hünerler edinebilirdi. Öyleyse el, sadece emek aleti degil, aym zamanda emegin ortaya koydugu bir üründür. insan elinin Rafael'in tablolan ve Paganini'nin müzigi gibi harikalan yaratacak bir yetkinlige eri$ebilmesi ancak emek sayesinde ve gittik9e daha ba$ka hareketleri yapmaya ahsmas1 ve bu ah$kanhklarm1 kahttm yoluyla kendinden sonraki ku$aklara ge9irmesiyle olmu$tur"„. Elin kazand1g1 özellikler, hem vücudun bütün öteki örgenlerini etkilemi$ ve yararland1rm1$, hem

ELESTiRiCiLiK de insanm toplumsalla$masm1 saglamI$tlr. Bk. Dil, Beyin, Us. ELEACILIK. (Os. Elyaviyye, Fr. Eleatisme, Al. Eleatismus, ing. Eleatism, lt. Eleatismo) Elea okulunun birlik ve degi$rnezlik anlay1$Int sürdürme„. Elea ya da Eleia'hlann ög. retisini izleyenlerin ve degi$mezligi temel altp degi$irligi görüntü sayanlarm tutumu eleacz. lzk deyimiyle nitelenir. Bk. Elea Okulu . ELEA OKULU. (Os. Elea medresesi, Felsefei Elyaviye; Fr. Ecole eteatique) Antik9ag Yunan dii$üncesinde Ksenofanes ve onu izleyenlerce geli$tirilen ögreti„. Elea, italya'da Napoli'nin güneyinde Latinlerin Velia ad1m verdikleri bir k1y1 kentidir. Kolophon'lu Ksenofanes, Hellen kentlerinde yetmi$ y1l süren bir geziden sonra orada yerle$mi$tir. <;oktanr1c1hga kar$t tektanrt polemigini orada yapffiI$, Homeros'la Hesiodos'a kar$I 91karak Tann'nm birligini ve degi$mezligini savunmu$· tur. Birlik ve deghmezlik dii$ilnceleri üstüne kurulan Elea ögretisi, Ksenofanes'in ögrencisi Parmenides'le ger9ekle$mi$tir. Melissos, Zenon, Gorgias gibi dii$ilnürlerin sürdürdükleri bu ögreti, antik9ag Yunan felsefesinin genel diyalektik yap1s1 i9inde olumsuz yam tutar; deneydI$1 us9ulugu, degi$mezligi, salttkhgt savunur. Elea'h Zeon'un devimi 9ürütmek i9in ileri sürdügü 91kmazlar da ünlüdür, bunlara Zenon pkmazlari denir. Bu 91kmazlar ger9ekte kolayhkla 9özümlenebilecek yamltmaca· Iardtr. Felsefe tarihinde metafizik, Elea'hlar· Ja ba$Iam1$ttr. Elea'hlar bilginin kaynagmt, duyguda ve deneyde degil, dil$Üncede bulur· lar. Onlar i9in varhk bir'dir ve salt1kt1r, hi9 degi$memi$tir ve asla degi$meyecektir. Bunun· la beraber kavramsal eyti$imi, daha aytk bir deyi$1e manttksal kavramlarm diyalektik hareketini ilk kez ortaya atmakla Elea'hlar J-legcl'in gen;ek öncüleridir. Nitekim Hegel, Fel· sefe Tarihi Üstüne Dersler'inde özellikle Ze· non'u "diyalektigin ba$lat1C1St" (ibid, s. 302) sayar. Platon idealizminin ger9ek temeli ~e Elea'hlard1r. Ksenofanes'in, kendisi devimstZ olan tanrmm sadece düsünmekle dünyayt kt· m1ldatt1g1 yolundaki metafizik varsay1m1 da Aristoteles metafiziginin ger9ek kaynag1dt~· Ksenofanes, Homeros'la Hesiodos'un in~anb:: <;imli tannlanyla .alay ederek "öküzlerm ~ leri olsayd1 ve resim yapmasmt bilselerdi ökUZ tanr1lar yaparlardt" demekle yetinmi$ ve m~ tafiziginin dü$ünsel geli$imini Parmenide5 ~ b1rakm1sttr. Parmenides'e göre sadece varl~ vardtr, dahas1 varltkla düsünme aym seydtt· Berkeley özdeksizcilignin ger9ek kayna~ d•

bu varsay1mda gizlidir. Parmen~des'e göre varolma ve yokolma duyulann hokkabazhgid1r, duyularsa bir dii$ten daha ger9ek degildirJer. Yer degi$tirme, renk degi$tirme vb. gibi insanlarm sözünü ettikleri $eyler sadece birer ad'dtrlar. Parmenides'in bu ileri silril$iinde de adcthgm ters ar;1dan kökeni görünür. Parmenides'e göre varhk ülkesinde sadece $U nitelikler ge9erlidir: Meydana gelmemi~, ge9ipgitmez, bölünmez, sürekli, devimsiz, deli~mez, aym ~eyde aynz ~ey. kendinde, toplu, bir, bütün.„ Bk. Usr;uluk, Metafizik, Dii$üncecilik, Eyt1$im, Tektanr1c1hk, Varhk, Salttk. ELESTiRi. (Os. Tenkit, fntikat; Fr., Ing. Critique, Al. Kritik, it. Critica) Degerlendirme.„ Yargzlama ve ayzrdetme anlamlanm dilegetiren Yu. kritike deyiminden türemi~tir. Antik9ag Yunanhlari bu anlamda ele~tiri sanatz'na Y u. kritike tekhne derlerdi. Kesinlikle yargzlamak anlammdaki Yu. krinein kökünden türetilen ele$tirel ve ele$tirici anlanudaki Yu. k ritikos sözcügü Lätinceye criticus bir;imiyle ger;mi$ ve bu yolla Avrupa dillerine yayt!m1$ttr. Ele$tiri terimi, ele$tirme ve ele$tirim bi9imlerinde de kullamlmaktad1r. Terim, herhangi bir ~eyi iyi ve kötü yanlarzyla degerlendirme anlamm1 kapsad1g1 halde bir $eyin sadece kötü yanzm gösterme (Os. Taan, Muaheze) anlammda da tammlanm1~­ tlr. Bu anlamda olarak felsefede, bir dü~ü­ nürün yap1tmda, kendinden önceki dü~ünce­ leri 9ürüten bölümüne ele$tirel bölüm {Os. Tenkidi k1s1m, Fr. Partie critique) denmi~ ve bu deyim yap1tm kabul edilen dii$Ün· celerden sözeden bölümünü dilegetiren olumlu bölüm (Os. Tasdiki kmm, Fr. Partie affinnative) deyimine kar$thk tutulmu$tur. Ble$tiri, felsefede, Alman dü~ünürü Immanuel kant ögretisinin özelligidir. Ne var ki felICfede bilginin dogrulugunu yarg1/ama anla;::nda kullamlan ele$tiri deyimi Kant'm di~e. usu yarg1/ama anrammdad1r. Kant usun dend1 kendine -e~deyi$1e her türlü deneybag1ms1z olarak- nereye kadar var1p ~reden öte gidemeyecegini incelemi~, böylelikle usu yargtlam1$ ve ele~tirmi$tir. Ele$tiri ~1 Özele$tiri (Tr. Kendi kendini ele$tirme, • Tenkidi binefsihi; Fr. Autocritique) ya~lan hulma ve düzeltme yöntemi olarak an1hr. Bk. Ele~tiricilik.

~$TiRiCiLiK.

Tenkidiye mezhebi, Fr. lt. tic1smo) Alman dü~ünürü Immanuel Kant' Ö~retisi... Kant'a göre felsefe ara$hrma(Os.

Ctf .le.ki intikadiye, Fclsefei . intikadiye; Oii ~c~sme, Al. Kriticismus, Ing. Criticism,

s1, bir degerlendirme (ele$tiri) olmahd1r. Felsefe, us (Al. Vemunft)'la yapt!1yor. Öyleyse usu degerlendirmek, onun ne oldugunu ve ne olmad1gm1 iyice bilmek gerek. Felsefe nast! bir usla yap1hyor?„ Deneyden yararlanmayan bir salt us (Os. Akh mahtz, Fr. Raison pure, Al. Reinen vernunft)'la. Öyleyse salt us nedir?„ Kant'm ü9 büyük yap1tmdan ilki olan Saft Usun Ele$tirisi (Kritik Der Reinen Vernunft, 1781) bu sorunun kar~tl1g1m ara$tmr. Salt us, duyarhgm {Al. Sinnlichkeit) verilerinden a!tnmamt$ olan (a priori) bir bilgiyi ger9ekle$tirdigi iddiasmdad1r. Buysa ne$neler düzenini a~arak dü~ünce düzenine yükselmek demektir. Öyleyse salt usun bilme yöntemi bir a$kznlzk yöntemi'dir. Salt us bu yöntemle ger9ek bir bilgi edinebilir ·mi?„ Öyleyse bilgi nedir, önce onu tammlamak gerek. Kant'a göre her bilgi, bir yarg1 (Al. Urteil)'dtr. Ne var ki her yarg1, bir bilgi (Al. Kenntnis) degildir. Örnegin "her cisim yer kaplar" yarg1s1 bize yeni bir bilgi vermez, <;ünkü "cisim" kavram1 esasen "yer kaplamay1" i9erir; bu yarg1da sadece bir 9özümleme yap1!tyor ve "cisim" kavram1 9özümlenerek kendisinde esasen bulunan bir bilgi hi9 bir geregi yokken yeniden ortaya konuyor. Oysa "bu yük ag1rd1r" yargm bize yeni bir bilgi verir, 9ünkü "yük" kavramt kendiliginden ag1r ya da hafif oldugunu bildirmez; burada, ötekinin tersine, bir <;özümleme de~il bir bire~tirme yap1yoruz ve "yük" kavram1yla "ag1r" kavram1m birle$tirerek yeni bir bilgi elde ediyoruz. Demek ki bize bilgi veren yargtlar, fÖzümsel yarg1lar degil, bire$imsel yarg1lar'd1r. Salt us bu bire~imsel yarg1y1 a~km!tk yöntemiyle, deneyi a~arak ger9ekle$tirebilir mi? Kant bu soruya kesin olarak $U kar$tltg1 veriyor: Ger9ekle$tiremez. Böylece metafizigi kesin olarak y1km1$ oluyor: "Saft us, deneyden yararlanmadan hi9 bir bilgi ger9(!kle$tiremez". Öyleyse metafizik tasanmlar, insanlann romantik dü~lerinden ba~­ ka bir ~ey degildirler. (Bu yarg1, Kant'm özdekr;i yamm belirtir ve Engels bunun i<;indir ki kendisine utanga9 özdek9i der). Kant öncesi felsefenin tannla$t1rd1g1 us, böylelikle tahtmdan indirilmi~ olmaktadtr; art1k, a~km­ hk yöntemiyle r;ah$an salt usa güvenilmeyecektir. Kant ara$tmnakta, e~anlamda ele~tir­ mekte devam ediyor: Salt us, bire$imsel yargz olan bilgi'yi ni<;in ger9ekle$tiremez?„ <;ünkü us, sadece bir birle$tirme i$ini ger9ekle$tirmektedir ve bu i~ ii;:in gerekli gerei;:leri nesneler düzeninden almaktad1r. Elimizle tuttugumuz ta$t yere b1ralanca onun dü$til~nü görüyoruz ve ancak ondan sonrad1r ki (a


ELESTiRiCiLiK posteriori) "b1raktlan ta~ dü~er" bilgisini edinebiliyoruz. Bu deneyi yapmadan önce (a priori) bu konuda hi9 bir bilgimiz olamaz. ßize bu gere9leri veren duyarl1k't1r. Duyar· hk, bu gere9leri bize nastl veriyor? .. Zaman ve mekän icinde veriyor. Oysa nesneler düzeninde zaman ve mekan diye bir ~ey yoktur. Demek ki bunlar duyarhgm d1~arda11 almad1g1, kendinden 91kard1g1 bir ~eylerdir ve duyarhk bunlan katmadan, d1~ardan ald1g1 hi9 bir ~eyi bize gönderemez. Bunlar, deneydt;n elde edilemeyeceklerine göre, usun verileri midir? Kant, bu soruya da kcsinliklc ~u kar~tl1g1 veriyor: Hay1r, bunlar usun verileri olamaz. <;:ünkü kü9ük 9ocuklar zaman ve uzay1 dü~ünmeksizin bilirler, hi9 bir ussal i~lemi ger9ekle~tiremedikleri halde sevdikleri ~eylere yakla~tr ve sevmedikleri ~ey­ lerde uzakla~1rlar. Öyleyse, duyarhk, ne nesneler düzeninden ne de dü~ünce düzeninden ald1g1 bu ~eyleri nastl elde etmi~tir?.. Kant, bu soruya, kendine özgü bir kar~hk veri· yor: Sezi (Al. Anschauung)'yle. Kant'a göre bunlar birer bi9im'dir ve ancak duyarhgm sezisiyle elde edilebilir. Zaman i<;: duyarltgm bi9imidir, icimizden gelen her duygu zamanla birliktedir; mekän d1~ duyarhgm bicimidir, d1~1m1zdan geien her duygu mekänla birliktedir. Katilmad1klan hie bir duyumun ger9ekle~emeyecegi bu bi9imler, usun verileri olmad1klan halde deneyüstü (Al. Transzendentale)'dürler. Deneyden 91kanlman11~lard1r ama bunlars1z da deney yap1lamaz. Görüldügü gibi, Kant, artik a$km (Al. Transzendent) kavrammdan deneyüstü (Al. Transzendental) kavramma ge9mektedir; ona göre, a~km bilgi . olamaz ama deneyüstü bilgi olabilir. Bir soru daha gerekiyor: Deneyden geien verilere duyarhgm seziyle elde ettigi bicimlerin kat1lmas1, bilimsel bir bilgiyi gerc;ekle~tirmeye yeter mi? .. Yetmeyecegini söyleyen Kant, sonunda, us'a deneyüstü bir görev bulmu~tur: Bire$tirme i$i. Kant'a göre us bu" gqrevi ger9ekle~tirmeseydi, ne duyularm verileri ve ne de duyarltgm katktlar1 bilimsel bilgiyi ger9ekle~tirebilirdi. Öyleyse us, bu bire~tirme i~ini nas1l yap1yor?.. Duyarltgm katk1s1yla birlikte geien bilgi gere9lerini düzenleyici kailp (Tr. Ulam, Al. Kategorie) 'lara sokarak. Us, bu kaltplan ne deneyden ve ne de duyarhgm sezi~inden almt~tlr; bu kahplar onda temel olarak vard1rlar ve kendisiyle birliktedirler. Demek ki, Kant'a göre bilgi, gene de, nesneler düzeninde degil, us'un dü~ünme düzeninde (Al. Verstand) gerc,:ekle~mektedir. Kant, böylelikle kendi dü~ünme yöntemini de bulmu~ oluyor: Deney-

ELESTiRiCiLiK üstü yöntem (Al. Transzendental methode). Kendi kurdugu bu terimle, ele~tirici bakt~ 1. m dilegetirerek, bilgi'nin duyularm ürünü ol. dugunu savunan duyumculuk'la anhgm ürünü oldugunu savunan anilkplik'm üstüne a~1yor ve ger9egin, her ikisinin birle~ik bir üstünde' liginde oldugunu ileri sürüyor. Önemli olan ~udur ki, Kant, deneyüstü'ne deney'le bagzn. t1s1m kesmeden 91kmaktad1r. Us, bire~tirme görevini ger9ekle~tirirken deneyle bagmtisin1 kopanrsa -ki fizigin üstüne yükselme anla. mmda metafizik budur- a$km'm alamna girer ve köksüz dü~ler kurmaya ba~lar. Kant' m deneyüstücülügü, bir bagmt1c1 deneyüstü; cülük'tür. Bu düzeyde ancak deneyden geien veriler birle~tirilir, salt usun kurgulan bire~tirilemez. Usun bire~tirici kahplan, deneyle hi9 bir ilgileri olmayan ve deneyden 91kanlmam1~ önsel (a priori) kahplardtr ama ancak deneyin verilerini bire~tirmekte i~e yarayabilirler. Kavramlar'la nesneler asla kopmaks1zm bagmti/1 olmahdtr. Metafizik, bu ba· gmt1y1 ger9ekle~tiremedigi i<;:indir ki metafi· zik bilgi olamaz. Yoksa, Kant'a göre; kesin, tümel, her zaman ve her yerde ge9erli bilgi elbette deneyüstü önsel bir bilgidir. <;özümsel yarg1larm tümü sonsaldtr, deneyden sonra ger9ekle~mi~lerdir ve bu yüzden bilimsel ve kesin bir bilgi vermezler. Bire~im· sel yargtlarm da önsel olanlan vard1r ama sonsal olanlan da vardtr. i~te asil kesin ve bilimsel bilgi bu önsel bire$imsel yarg1'lar· dad1r. Örnegin matematik yargtlarm tümü bu niteliktedir, "iki kez ikinin dört ettigi" yar· g1s1 hie; bir deneyden 91kartlmam1~tir. <;ün· kü deney sm1rhd1r, bin deney yapanz ama bin birinci deneyde ne elde edecegimizi bilemeyiz. Matematik yargtlar, deneyden 91kma· m1~ önsel bire$imsel yarg1'lard1r ama bir bak1ma bu karakterde olan metafizik yar· g1lara benzemezler, 9ünkü her zaman de· neye vurulabilirler. iki kez ikinin dört etti~ her zaman denenebilit;, Tanrt'nm varhgt hi~ bir zaman deneneme~. (Kant, bu dü~ünce­ lerinden ötürü, 1794'te Gillaume II. hükil· metinden bir ihtar almt~ ve din konusunda yaz1 yazmas1 yasaklanm1~t1r). Kant, usun ön· sei kaltplarmt, Aristoteles'ten de yararlanarak. yarg1 bi9imlerinden c,:1kanyor. On iki Y.a~~ bic,:imi vardtr, öyleysc bunlardan her b1rin meydana getiren -kendisiyle bic,:imlendiren_.. on iki kahp olma!tdtr. Bir yarg1, ya "insa~· lar ölümlüdür" önermesinde oldugu gibi lll" mel (Os. Külli, Fr. Universel), ya "kirni ~~ sanlar erdemlidir" önermesinde oldugu gib tikel (Os. Cüz'i, Fr. Particulier), ya da "S~k· rates dü$Ünürdür" önermesinde oldugu g1bl

ö el {Os. Hususl, Fr. Singulier) olur. Bunlan zeydana getiren kahplar, s1ras1yla: Tümellik ras. Külliyet, Ar. Allheit), ~okluk (Os. Kesret Al. Vielheit), teklik (Os. Vahdet, Al. Ei~heit) kahplar1d1r ki nicelik (Os. Kemmiyet, Al. Quantitaet) ana kahbmda toplamrlar. Bir yarg1, ya "Herakleitos usll!dur" önerrnesinde oldugu gibi olumlu (Os. Icäbi, Fr. Affirmatif), ya "Diogenes uslu degildir" önermesinde oldugu gibi olumsuz (Os. Selbi Fr. Negatif), ya "ruh ölmezdir" önerm~inde oldugu gibi smirlay1c1 (Os. Tahdidi, Fr. Limitatif) olur. Bunlan meydana getiren kahplar, mastyla: Varlzk (Os. Hakikat, Al. Realitaet), yokluk {Os. Selb, Al. Negation) , s1mrl1l1k (Os. Mahdudiyet, Al. Limitation) kahplar1d1r ki nitelik (Os. Keyfiyet, Al. Qualitaet) ana kahbmda toplamrlar. Bir yarg1, ya "Tann iyilik9idir" önennesinde oldugu gibi kesin '(Os. Hamli, Fr. Cat6gorique), ya "Tann iyilikc,:iyse kötüleri sevmez" önermesinde oldugu gibi varsay1msal (Os. ~arti, Fr. Hypothetiqtte), ya "Tann ya iyilik9i, ya da kötülük9üdiir" önermesinde oldugu gibi aynk (Os. Munfastl, Fr. Disjonctif) olur. Bunlart meydana getiren kahplar, s1ras1yla: Tözlülük (Os. Cevheriyet, Al. Substantialitaet), nedensellik (Os. illiyet, Al. Kausalitaet), kar~1l1kl1k (Os. Mü~areket, Al. Wechselwirkung) kahplar1d1r ki ili~ki (Os. lzäfet, Al. Relation) ana kahbmda toplamrlar. Bir yargt, ya "insanhk belki dik yürümeyle ba~lam1~t1r" önermesinde oldugu gibi belkili (Os. ihtimali, Fr. Prob!ematique), ya "Tanr1'mn iyiliki;i olmas1 gerekir" önermeside oldugu . gibi zorunlu (Os. Zaruri, Fr. A1><>dictique), ya "dünya yuvarlakttr" önermesinde oldugu gibi savli (Os. Tahkiki, Fr. Assertorique) olur. Bunlart meydana getiren kaltplar, s1ras1yla: Olanaklllzk (Os. imkän, A.l. Möglichkeit), zorunluk (Os. Vücub, Al. Nothwendigkeit), ger9eklik (Os. Häliyet, Al. Wirklichkeit) kahplartdtr ki kiplik (Os. Darp, ~ ..Moda!itaet) ana kahbmda toplamrlar. ruldügü gibi Kant, deney verilerinin an':ik o~ . i~i bic,:imde birbirleriyle bire~tirile­ ~ ec~~tm tlerisürmektedir. Bu on iki bic,:imi ki ~ort ana bic,:imde (nicelik, nitelik, ili~ki, ~ tk) t~~luyor. Bunlarm ic,:inde en önemli ki ~u~ 1lr$ki'dir. <;ünkü her bire$im bir ili$dt!egetirir. Bu ili~kilerden de zorunlu k arak nedensellik ve süreklilik yasalan c,:1dt~ Bu yasalar da, kendilerinden 91kanl6nsean kaltplar gibi, önseldirler. Kant, bu Olan 1, deneyden ahnmam1~. usun kendi malt ~ kahplarm, ilkelerin ve yasalann uygu 1n1 stmrlarken sadece metafizik yolunu

1

or

kapamakla kalm1yor; fizik yolunu da kapayarak bilinemezci ü9üncü felsefe'nin kaptlanm a<;:1yor. Kant'a göre us, deneyin verileriyle bagmt kopanp metafizik yapamayacagt gibi deneyin verilerinin arkasma gei;:erek fizik de yapamaz. <;:ünkü deney bize sadece görünenler i(Al. Erscheinung)'i vermektedir. Bizse bu görünürlerin ardmda bir de kendilik (Al. Ding an sich) hayal ediyoruz ve yukan smm a$maya 9ah$ttg1m1z gibi bu a~ag1 smm da a~maya i;:ah~1yoruz. Kant, bu her iki a~­ mayt da aym a$ma (Al. Transzendent) saymakta ve usun kahplarmm sadece $eyin görüneni (fcnomen}'ne uygulamp $eyin kendisi (numen)'ne uygulanamayacagmt söylemektedir. Kant, böylelikle, usun smtnm kesinlikle i;:izmi$ oluyor: Bu sm1r $eyin kendiligi' dir ve hie; bir zaman a~tlmamahd1r, c,:ünkü bilinemez. Kant'm olu~tugu ortam, bir matematik-fizik-usculuk ortam1d1r. Nitekim geni; Kant da üniversiteyi fizik doktora teziyle bitirmi$tir. Matematigin ve fizigin ilkeleri usun ürünü saytlmakta, ger9ege us yoluyla var1labilecegini savunan antikc,:ag Elea'hlannm dü$üncesi Leibniz-Wolf ögretisinde en yüksek a~amasma ula~m1~ bulunmaktadtr. ingiltere'den geien yepycni bir ses, David Hume' un sesi, usun ele~tirilmesini ve yetilerinin geregi gibi belirtilmesini ögütlemektedir. Tarihsel dü~ünce diyalektigi XVIII. yüzytl sentezini us'ta geri;:ekle$tirmi~tir. Böyle bir ortamda ·Kant, zorunlu olarak yapmast gerekeni yapm1~ ve ~u sonuca varmt$tlr: "Bizler, gizlerle dolu bir evrende bir dü~ün dü~ünü görmekteyiz. Ger9ekte bildigimiz hi9 bir $ey yoktur. Sezi$1erimizin, kavramlanm1zm, deneyd1~1 ide'lerimizin i9ine gömülmü$üz; bir $eyler kuruyoruz. Ne var ki, bildigimizi sand1g1m1z $ey sadece olay'lardtr. 0 olaylar ki, bilmedigimiz bir nesneyle asla bilemeyecegimiz bir öznenin birbirlerine olan ili~ki' sinden dogmu$tur". Nesne'yi bilmiyoruz, özne' yi de asla bilcmeyecegiz, us'a zorunlu olarak bu bilinemez'in ortasmdaki ili$ki alam kahyor. Oysa us, özgür olma dilegindedir; a~ma 9abalar1 bu yüzdendir. Salt usun ele$tirisi'nde bu özgürlük dileginin i$e yaramad1g1 anla~1lm1~t1r; salt us deneyle olan bagmt kopararak kuram yapam1yor, ama eylem de yapamaz mt? .. Kant'm ikinci büyük yap1t1 Uygulay1c1 Usun Ele$tirisi (Kritik Der Praktischen Vernunft, 1788} bu sorunun kar~1hgm1 arayacakttr. Zorunlukla olan'm kar$t· smda bir de özgürlükle olan var. Öteki bilim, buysa törebilim alamdtr. Us, satt olam1yor ama uygulayzcz olabilir. Ne var ki bu durumda adt degi$erek irade olur. Dogru'nun


ELEST1R1CiLiK duyusu nas1l nesneler düzeninden dü~ünce düzenine yükselip bi9irnlenmek zorundaysa, iyi'nin duyusu da öylece dü~ünce · düzeninde bi9imlenip nesneler düzenine inmek zorundad1r. Özgürlükle olmayan; armagan umudu, begenilme istegi, görenege uyma zorunlugu vb. gibi etkenlerle ger9ekle~tirilen iyilik, ger9ek iyilik degildir. Demek ki usun uygulay1c1 olarak 9ok önemli bir görevi var: iyiligi, özgürlükle, salt iyilik i9in ger9ekle~tir­ mek. Bu özgürlük, duyarltgm bütün etkilerinden kurtulmu~ bir özgürlük olmaltdtr. Özgi.irlük zorlamaz, sadece yükümlü ktlar. Törebilimsel yasa, fizik yasa gibi zorunlu olamaz. 0, serbest bir se9im i~idir. 0, kendi yasasmz kendisi koyar. Önceden konmu~ ve verilmi~ bir yasaya uymaz. Demek ki tannsal ve dinsel bir törebilim, ger9ek bir törebilim degildir. Yasa'yla özgürlük'ün 9eli~kisi, ancak kendi yasanz kendin koy'makla a~tla­ bilir. Ancak bu yasayt insanllg1 bir ara9 olarak degil, bir erek olarak be/irtecek bir bi9imde koy'malt. Yoksa deney alamyla yeniden bir ili9ki kurup özgürlügünü yitirmi~ olursun; 9ünkü insanltg1 arac;: olarak gözeten bir yasa, usun özgür yasas1 degil, ki9isel 91kannm yasas1d1r. Bu yasa evrensel ol'malt. Yoksa bu yasa usun gerc;:ek ürünü olan önsel bire$imsel yarg1 niteligini ta91maz ve tümel ge9er/i'lik niteligini eitle edemez. Törebilimsel yruia, deneylerden eitle edilmi9 bir ko$ullu (Al. Hypothetisch) yasa degil, uygulay1c1 usun kendi kaltplarmda bic;:imlendirdigi bir düzenlenmi$ (Al. Kategorish) yasadtr. Bir 9ey elde etmek ic;:in degil, iyilik ic;:in iyilik edilecek. i9te Kant'm iyi irade 1(Al. Gute wille) adtm verdigi özgür iräde budur. (Kant, bu törebilimsel dü~üncelerini, sözkonusu yap1tmdan c;:ok Grundlegung zur Metaphysik der Sitten ve Metaphysik der Sitten adlt yap1tlannda incelemi~tir). Görüldügü gibi Kant, salt usun ele$tirisi'nde yads1d1g1 metafizigi pratik usun ele$tirisi'nde diriltmeye c;:alt9maktad1r. Kant' m bu idealist egilimi üc;:üncü büyük yap1tmda daha da belirecektir. Dogru ve iyi ideJeri incelendikten sonra geriye usun fü;:üncü bir i9levi kalm1~t1r: Güzel idesi. Us, dogayla törebilim arasmda kalan estetik alanda nas1l i91iyor ve bu i~leyi9in de ötekiler gibi önsel ilkeleri var mtdir?.. Kant'm üc;:üncü büyük yap1t1 Yargz Gücünün Ele$tirisi (Kritik der Urteilskraft, 1790) bu sorunun kar91ltgm1 arayacakt1r. Kant, duyulardan gelenle (salt us) dü~ünceden giden (uygulay1c1 us) arasmdaki köprüyü yarg1 gücü ad1m verdigi (yarg1lay1c1 us) ussal bir yetiyle kurmak istiyor. Deneylerden gelen'le dü~ünce gerc,ek-

~

EMEK

le~iyor, dü~ünceden giden de deneyde 9ekle~ecek. Oysa bu gerc;:ekle~menin usun

ger. buy. ruguna uygun olup olmad1gm1 yargz gücü denetleyecek. (Bu tema, diyalektik özdekyi· ligin teori, pratikle dogrulanzr önermesinin Kant91 sezisidir). Dogru bir dü~ünceyle ger. 9ekle9tiril~.n bir iyi'Iige "güzel bir davran~" diyoruz. Oyleyse güzel bu iki ideyi birbirine baglayan bir köprüdür ki bunu da yargz gücü gerc;:ekle~tirir. Kant, güzel'i yüce'den ay1r1. yor. Bir f1rtmada denizin kudurmu~ dalga!a. rma bakarak "ne güzel" diyebiliriz ama ger. c;:ekte duydugumuz güzellik degil; büyiiklük gü9lülük ve ürkünc;:lükten dogan yücelik Erhabene)'tir. Yücelik, böylesine gürel (Fr. Dynamique) olabildigi gibi y1ld1zlt bir gecenin ihti9am1 gibi matematiksel i(Fr. Mathe. matique) de olabilir. Böylece yüce'den ayn. Jan güzel; iyi'den, bo$'tan, yararll'dan da ay. nlmaktad1r. Güzel'in niteligi, hi9 bir kar$llrk gözetmeksizin yarg1lamr olu~udur. Kantcr1 törebilime göre iyi de bu niteligi ta~tr, oysa iyi eylemsel bir irade i~idir; güzelinse ne eylem ne de iradeyle ilgisi vardtr. Ho$ duyusal bir begeni, güzel'se yarg1sal bir begenidir. Bir tabak meyve tablosu, onlan yemek iste~ni duyurursa ho$ ve ancak bu istegi duyurma· d1kcra güzel'dir. Yararl1 elde edilmek istenir, güzelse sadece seyredilir. Hie;: bir kar~1hk gözetilmeden begenilmek onun temel ni· teligidir. Güzelin ba~ka bir niteligi de tiimel ge9er/i olu~udur, Kant böylece önsel bire$imsel yarg1'y1 burada da yakalamt~ oluyor. Demek ki güzel'de de bir önsellik var, bu önsellik bizi kendisine kar~t belli bir tutuma zorlar. Bu tutum, özel degil, genel bir tutumdur; sadece bizim ic;:in degil, herkes iyiD gec;:erlidir. Güzellik yarg1s1 kavramszz (Fr. Sans concept) bir yargidtr, demek ki bir bilgi i~i degildir. Güzellik, eregi dü$iinülm; yen bir ereksellik'tir. Bir müzik paryastnd bize zevk veren onun bestelenme nedeni 00 gildir, oysa o gene de bir erege uygun· otduJ: ic;:in güzeldir. Kant böylece, estetik yargi ~F; Jugement esthetique)'yt ereksel yarg1 ~ Jugement teleologique)'dan ay1~yor. San~rt güzel'i yaratJrken onu belli btr erege . ~ bicrimlendirir, bizse o güzel'i ere~i~i dillaJlll meden kavrar1z. Güzelin bizler 19tn an ,f kendi eregine uygunlugu degil, bizim ~ne:I 1 mize uygunlugu'dur. Kant, yaptttntn mdl' bölümünde, ereklik (Al. Finalitaet) kavr.a1' 5 incelemektcdir. Kant'a göre ereklik, A_rt " ' les'in entele~heia's1 gibi, kendi neden~e gunluk'tur. Iki türlü uygunluk (Al. maessigkeit) var: Biri güzeli do~ran e1 uygunluk, ikincisi yararhyt do~ran nesn

(Al'.

gunluk. Bunun ic;:indir ki bir c;:ic;:ek, yagltboya bir tab!oda estetik yarginm konusu olurken bir iläc;: kutusunun ic;:inde ereksel yargmm konusu olabilir. Canstz doga, sürekli bir nedensellik ic;:inde Dekart91 bir mekanizmle düzenlenmektedir. Canlt dogaysa kendi eregiyle düzenlenir. Kömür bir neden-sonuc;: zincirinin ürünüdür, ama göz pek bellidir ki görmek ic;:in yap!lm1~t1r. Bu yüzden, doganm ai;:tklam~mda ereklik kavrammdan vazgec;emiyoruz. · Kant, burada, usun metafizik yapamayacagm1 söyledigi halde metafizigin alanma yeniden ve iyice girmekte oldugunu görerek sakmt1h bir dil kullanmaktad1r. Ne nedensellik ne de ereklik doganm kendiligini a91klayamaz, der. Cans1z ve canlt, tümüyle doga, Kant'a göre bilinemez olmakta devam etmektedir. Duyular bize bu bilginin anahtanm veremez, ama duyular-üstü'nde "anlakahr'da birtakim anahtarlar gizlidir". Göriildügü gibi, idealizmin kapmm her ~eye rainten arahk b1rakmak bilinemezciligin zorunlugudur. Kendisinden önceki felsefe ak1mlannm dü~ünsel sentezini ustaca gerc;:ekle~ti­ ren Immanuel Kant'm, kendisinden sonraki felsefe ak1mlanm büyük ölc;:üde etkileyen bu Oe; önemli yap1tm1 toparlarsak ~u sonucu saptanz: Dogru'yu us kurar, iyi'yi us buyurur, güzel'i us yargt!ar. Bilinemez kendilik'in d1ftndaki bilinir olaylar dünyasm1 teksözle us dOzenler. Bu varg1, idealist bir varg1d1r ... Immanuel Kant'm kendi felsefesini adland1rmak ic;in ilerisürdügü ele$tiricilik deyimi, inak91l1k ve $Üphecilik deyimlerine kar~tt bir anlam ta~1r. Öznel dü~ünceci bir yakla~1mla ~luk ve görgücülük ögretileriyle sava~mak llllactm gütmü~tür. Nesnelerin özünün bilinellleyecegini ilerisürerek bilme sürecini yadst1111• ve bilinemezci/ik'e varrm~t1r. Bk. Bili~ezcilik, Bagmt1c1hk, inak91hk, ~üphecilik, ~u~. Görgücülük, Ulam, <;at1~k1, Tarih fes1, Olguculuk. ell!$TtRt <;AGI. (Os. Devri tenkit, Fr. Age ;'tique) Felsefede ele~tirinin ama9la~ttg1 c;:ag ... elsefe tarihinde antik9agm sofistleri kapsaftn evresiyle XVIII. yüzyd Avrupa'smda John ve özellikle Hume ve l\....~~ren evre ele$ti~i ~ag1. ol~rak nitelemr. :•llClin Strasbourg Univers1tes1 felsefe proAlfred Weber ünlü Felsefe Tarihi'nProtagoras, Sokrates, Aristippos ve He'lugu, Antisthenes ve Kinikleri, Euklei\'e Megara okulunu; yenic;:ag felsefesinde • Berkeley, Condillac, Hume ve Kant'1 alt1nda incelemi~tir.

~ke~a ba~layan

Ka~t'

ELiS-ERETERYA OKULU. (Os. Elis ve Ereterya medresesi, Fr. Doctrine d'Elis et d'Eretrie) Sokrates'in ögrencisi Elis'li Phaidon' un kurdugu okul... Bilgici yap1h olan bu okul, antikc;:agda, önce Elis kentinde kurulmu~ ve sonra Ereterya kentine gö9 etmi~tir. Sokratesc;:i okullardand1r ve gene Sokratescri okullardan Megara okuluyla c;ati~m1~t1r. Elis'li Phaidon, Sokrates'in en sevdigi ögrencisiymi~. Platon'un ünlü diyalogu Phaidon onun adma yaztlm1~t1r. Phaidon'un ölümünden sonra ögrencisi Menedemos okulu kendi yurdu olan Ereterya'ya götürerek orada geli~tirmi~tir. Menedemos, "en üstiin iyi erdemdir, o da dogruyu yanlt~tan ay1rmakt1r" dermi~. Bk. Sokratesc;:ilik. EMEK. (Os. Säy, Amel, Mesäi, Hizmet, ~u­ gal, h; Fr. Travail, Al. Arbeit, Ing. Labour, lt. Lavoro) insanm dogay1 degi~tirmek ic;:in gerc;:ekle~tirdigi bilinc;:li ve yararh c;:ah~­ ma ... tnsanla~ma emek'Ie ba~Jam1~t1r, yüksek dereceli hayvanlarm tarihsel geli~me sürecinde ic;lerinden bir bölümü emegiyle ötekilerden aynhp insanla~m1~tlr. Hayvan dogadan toplar; insansa dogay1 emegiyle üretir, degi~tirir ve hizmetine ko~ar. "Önce emek" diyor bilim, sonra el, dil ve bunlarm ürünü olan dü~ünce. "EI, emegin ortaya koydugu bir üründür", dü~ünce ve onun özdeksel iskeleti olan dil de emek sürecinde insanlarm birbirleriyle zorunlu olarak kurduklan ili~kilerden dogmu~tur. Emek, insam ve insan toplumunu yaratmt~, bunun sonucu olarak da insan beynini ve bilincini olu~tur­ mu~tur. insan, emegiyle, dogay1 degi~tirirken kendisini de degi~tirmi~tir. Degi~me süreci, hayvanken insan olmayla ba~lar, baltah insandan günümüzün uzaya ayak basm1~ atomlu insanma kadar sürer, ~imdiden hayäl bile edilemeyecek c;:ok üstün a~amalara dogru sürmekte de devam edecektir. lnsam insan eden ve dogaya egemen kt!an emegin özü ve nitelikleri tarihsel ve eyti~imsel özdekc;i felsefeyle a9tkltga kavu~turulmu~tur. Emegin tarihsel serüveni, insanltk tarihinin serüvenidir. insamn bir emek9i olarak, emekc;:iligi d1~mda bütün öteki niteliklerinden armm1~ bir emekc;:i olarak ortaya 91kmas1 bu tarihsel serüvenin sonucudur. insanm ilk mülkiyet ili~kisi de kendi emeginin sahibi olmakla ba~lar, insamn üretici emeginden bag1ms1z varhgt her ~eyden önce kendi üretici emeginin malikidir. "Emek, clogayla ve bundan ötürü dogal bilimlerle insan arasmdaki en ger9ek tarihsel ili~kidir. Emegin, temel insan yeteneklerinin d1~sal bir ger9ekle~-


EN AZ ETKi iLKESi me bif,:imi olarak anla~1lmas1d1r ki doganm insansal özilnün ya da insamn dogal özünün anla~ilmasm1 olanakh kilar". Bk. insan, EI, Dil. EN AZ ETKi iLKESi. 1(0s. Fiili asgari mebdei, Fr. Principe de moindre action) Zamanm erkeyle c;:arp1m1... Matematik terimidir, özellikle mekanikte kullamhr. Bu ilkeye göre doga, en az emekle i~ görür. Örnegin bir kazan, en güc;:süz yerinden ve bundan ötürü de en az etkiyle patlar. Buna en az diren9 yasas1 (Os. Mukavemeti asgariye kanunu, Fr. Loi de la moindre resistance) da denir. Bu matematik ilke, ekonomiden felsefeye kadar c;:ok ve c;:e~itli alanlara yans1m1~tlr. Örnegio ekonomide kimi ekonomicilerce ilerisürülen, insanlarm ihtiyac;:lanm en az c;:abayla kar~1lamak egiliminde olduklan varsay1mma en az 9aba yasas1 (Os. En az gayret kanunu, Fr. Loi du moindre effort, Al. Gesetz der minimalen Anstrengung, Ing. Law of minimum effort) denir. Ll. homo economicus (ekonomik insan) deyimi de böylesine bir insam dilegetirmek ic;:in ilerisürülmü~tür. Bic;:imci ruhbilim alanmda da insanlann en az erke harcamay1 gerektiren davram~ bic;:imini sec;:ecekleri varsay1mma en az etkinlik yasas1 (/ng. Law of least action) denilmesi Tilrk Dil Kurumunca önerilmi~tir. Felsefede özellikle empirio-kritisistler aym ilkeyi dü~ünce ekonomisi ilkesi ya da tutum ilkesi deyimiyle dilegetirirler. ENDÜLÜS OKULU. isläm felsefesinde <linse! inaklarla felsefeyi uzla~t1rma c;:abas1... isläm felsefesinde ibni Bacce (Avempace), ibni Ril~d (Averroes) ve ibni Tufeyl (Abentofal) Endülüs okulu ad1 altmda toplamrlar. Felsefe, E~'ariligin gerici ve ezici baskts1yla, XII. yüzy1lm ba~lannda BatI'ya göc;:mek zorunda kalm1~t1. Her üc;: dü~ünürün de amac1 us'la inan'1, dinsel dogmalarla felsefeyi uzla~t1rmakt1r. Örnegin ibni Bacce, Gazäli'ye kar~I c;:1karak, insan usunu Tann'y1 kavramak ic;:in yeterli bulmaktadir. Bk. isläm Felse· fesi. EN ESKi. (Os. Evveli, iptidäi, Ezeli, Asli, Men~e; Fr„ ing. Primordial, Al. Ursprünglich, Uranfaenglich, Überwiegend, lt. Primordiale) Zamansal olarak ilk... ilk'in e~anlam1d1r, ilkel terimiyle de anlamda~ olarak kullamhr. Bk. En Eski Neden, En Eski Özdek. EN ESKi DOÖAL NEDEN. {Os. Amili tabiiyei asliye, Fr. L'agent nature! primordial)

EPiKUROSCULUK Ba~lang1c;: ilkesi... Antikc;:ag Yunan felsefesin. de ilk dü~ünürlerin arad1klar1 en eski doga/ neden'in hangisi olduguydu. Buna kimi su kimi hava, kimi ate~. kimi de sayi demi~tir'. Bk. En Eski, En Eski Neden, En Eski Öz. dek.

EN ESKi NEDEN. (Os. illeti iptidäiye, Fr. Cause primordiale) Nedensellik zincirindeki ilk neden ... Bk. Neden, Nedensellik, En Eski. EN ESKi ÖZDEK. (Os. Maddei iptidäiye, Fr. Matiere primordiale) Degi~enin altmda degi~meden kalan... Degi~irlik felsefesine göre mademki sürekli bir degi~iklik vard1r, öyley. se sürekli olarak degi~en bir ~ey var demektir. Oysa bu sürekli olarak degi~en ~ey, sürekli olarak degi~mekle varhgm1 koruyor ve bir bak1ma degi~meden kahyor demektir i~te bu ~ey en eski özdek'tir ve degi~enleri~ tözüdür. Bk. Özdek. EN KÜ<;ÜK DUYULUR. (Os. Asgari mahsüs, Fr. Minimum sensible) Bir duyumu meydana getiren en küc;:ük uyanm... Duyum e$igi terimiyle e~anlamhd1r. Bu e~igin altmdaki uyar1mlar hie;: bir duyum meydana getirmezler. Uyanm, alg1ya girdigi anda bu e~igi at· lam1~ olur. En kü9ük duyulur, her duyu ic;in degi~ir. Örnegin Frans1zcada kulak ic;:in en küc;:ük duyulur'a minimum audibile, göz ic;in en küc;:ük duyulur'a minimum visible vb. denir. Bk. E~ik. ENTERPSiKOLOJi. (Os. Mäbeynerruhiyit, Fr. lnterpsychologie) Ruhlarm kar~1hk!I etld ve ili~kilerini inceleyen ruhbilim ... Frans1z dil~ünürü Gabriel Tarde, konu ve yöntemleriYle yeni bir ruhbilim dah kurmaya c;ah~nu• ve buna ruhlararas1 ruhbilim adm1 vem-:~ tir. Tarde'a göre insan ruhlan birbirle"'." etkilerler ve bu bir toplumsal olay dejil. ruhsal olayd1r. insanlar arasmdaki inane; ve istek degi~meleri, bu ruhsal etkilerin sonucUdur. Bir insanm ve hatta bir hayvanm daY. ram~larma bakarak ne duydugunu bulm3 Y' c;:ah~irsak, onunla, toplumsal bir ili~ki de#ß. ruhsal bir ili~ki kurmu~ oluruz. B? h~.1o; dan enterpsikoloji, bir söz ya da b1r du~ ill' cenin etkisini toplumsal bak1mm d1~1~d~not' celemek amacm1 güder. Tarde, bu. ?u~u 1" siyle, ruhlararas1 ruhbilimi toplumb11tm1? k1I' rine koymak istemi~se de, metodolojisint b1.a" ramad1gmdan gerc;:ekle~tirememi~tir. Ru.111 aras1 etkinin. ruhsal bir yetenek oJarak sürdügü taklit olgusuyla gerc;:ekle~tigini sa dugundan, Tarde'm bu kuramma taklit ktJ, da denir.

EN ÜSTÜN iYiLiK. (Os. Hayn ä!a, La. summum bon~m, Fr Souverain bien, .Al. Das höehste Gut, Ing. Summum bonum, lt. Sommo bcne) Bütün iyiliklerin kendisinden c;:1kt•~ iyilik ... Antikc;:ag Yunan felsefesinden beri bütün törebilimlerin ba~kavram1d1r. Sokrates'e göre bilgelik'ti, Platon onu en yüksek idea olarak tammlad1, Aristoteles de her türlü etkinligin nedeni ve eregi sayd1. Stoac1lara göre apatheia, Epikuros'a göre ataraxia, Pirrhon'a göre adiaphorie bu nitelikteydi. Skolästikler onu Tanri'hk kata c;:ektiler. Descartes'a göre erdem, Kant'a göre usla duyularm ikisini birden ho~nut eden vc mutlulukla birfe$en erdem'dir. Gizemcilikte Tann'yla birle$mek (Os. Visäli hak) anlammdad1r. Dilimizde, e~anlamda, egemen iyilik ve en yüksek iyi terimleri de kullamlmaktad1r. Bk. Bilgelik, Duygusuzluk, Erdem, Mutluluk, Gizemcilik, Yeniplatonculuk. EPiKUROS<;ULUK. (Os. Epiküriye mezhebi, Lezzetiye mezhebi, Eshäbüllezze; Fr. Epicurisme) Epikuros'un ögretisi... Antikc;:ag Yunan dü~üncesinin en ilgim; dü~ünürlerinden biri olan Epikuros, felsefesini, Demokritos'un atomculuguyla Pyrrhon'un ~üpheciligi üstüne kurmu~tur. Bilimsel özdekc;:iligin ustalarmdan birl, 15 nisan 1841 'de Tena ~da verdigi Demokritos'un doga felsefesiyle Epikuros'unki orasmdaki f ark adm1 tas1yan doktora tezinde Epikuros'un atom dü~üncesini nas1l zenglnlestirdigini ve onu eylem merkezi yapt1lm1, gerekircilik anlay1~m1 nasI! yumu~atarak rastlantiya ve insan iradesinin müdahalesine Jer verdigini, felsefeyi dinden ve Tann dü.Uncesinden nas1l kurtard1g1m anlatlr ve onu birinci derecede önemli bir dü$Ünür olarak niteler. Ona göre özdek9ilik, ilkc;:agdan bu Ylna hie; bir zaman yalm bir mekanikc;:ilik ::a1'.11st1r ve bunu en iyi belirten de Epiros tur. Epikuros'a göre bütün doga olaylan atom bilesimleridir. Bölünemeyen parc;:a:ar ve bunlarm devimlerinin yer ald1g1 bo~evrenin temelidir. Bu bölünemeyen par~IC!~l~r, Demokritos'tan farkh olarak, sadelan bic;unJeri ve büyüklükleriyle degil, ag1rhkllli Yle de birbirlerinden ayrihrlar. "Epikuros' -.; atomJarm düsey devinmelerinin, agirhkde.ni ~e kendili{!inden varolan bir özgiicü nei. Ye dogru c;izgiden c;ok hafif bir sapmay~~eydana geldigi düsüncesi, dünyamn öz~1 bi!gisi ic;in c;:ok büyük bir önem ta~1r". ~~~s, bilimlerin denetinden yoksun bu„ 11u halde üstün bir seziyle, dünyanm 2:atnan ve insan bilincinden bag1ms1z ola\'aroJdugunu, sonsuz ve ilksiz hulundu-

gunu, insamn bu dünyay1 ancak duyular1yla tamyabilecegini söylemi~tir. Epikuros, bahc;:esinde -ki bu yüzden okuluna Yunanca bah9e anlamma geien Kepos da denir- insanlara gerekli olan tek bilimin mutlu yasama bilimi oldugunu ögretmi~tir. ~öyle der: "Ac;: kalmamak, üsümemek, susamamak: i~te Zeus'u bile k1skand1racak mutluluk". iki büyük korkunun, Tann'yla ölümün, insanlar1 mutsuz kI!d1g1m görmüs ve bunlarla savasm1~t1r. Ona göre mutluluk acmm yoklugudur, buysa salt siikCJn (Yu. Ataraxia) halidir. Bu dunima bilgelikle erisilebilir. Dostluk ve karde~lik d1sm· da, bu ruhsal sükunu bozabilecek her türlü ili~kilerden kac;:mmahd1r. Birey olarak insamn mutlulugunu saglamak görevinde bulunan felsefe; fizik, kanonik, etik olmak üzere üc;: kolda c;:ah~1r. Her üc; kol da dogru eylemin ölc;:ülcrini vererek insani bilgelige ve böylelikle de mutluluga ula~tmr. Dogru eylem, dogru bilgiyle gerc;:ekle~ir. Dogru bilgi de duyu verilerinin tekrarlanmas1yla elde edilen tasarimlar (Yu. Prolepsis)'dad1r. f nsana huzursuzluk veren ve böylelikle de en büyük mutluluk olan ataraxia durumunu bozan; bu genel tasar1mlarm ic;ine hayal, masal, dü~ gibi dogal olmayan düsüncelerin kar1stmlmas1d1r. Mutluluk, dogal bir dünya görüsüyle mümkündür. insam bos yere mutsuz k1lan bu düsc;:ülüklerden kac;:mmah vc her seyin dogal nedenleri oldugu bilinmelidir. Epikuros'un bu dü~üncesi kör bir gerekircilik degildir. Tersine, özgücün ve kendiliginden devinim varhg1, rastlantmm gerc;:ek bulundugu, insan iradesinin -birc;:ok ic;: ve d1s ko~ul­ larla belirlenmekte olmasma ragmen- bu nedenleri her zaman etkileyebilecegini savunmakla Epikuros yadgerekirciligin (endeterminizmin) kurucusu say1labilir. Epikuros, insanm mutlu olabilecegini söyler, demek ki mut~ lu olmak insamn elindedir. Haz (Yu. Hedone) istegi dogald1r. Ama bu haz, acmm yoklugundan dogan olumsuz bir hazd1r. Epikuros, bununla, kötü amlan bulunmayan bir gec;:misle tinsel ve tensel sükt'.ln ic;:inde bulunan bir ~imdiyi ve güvenilen bir gelecegi kapsayan aclSlz bir ruh ve viicut yap1sm1 dilegetirir. Ataraxia kavram1yla ilerisürdügü haz, böylesine bir hazd1r. Bu savm1 yanh~ yorumlayarak kendisini zevk dü~künlügüyle suc;:layanlara Menoikeos'a mektup'unda söyle der: "Bizi anlamayan bilgisizlerin suc;:lamalanna kulak asma Menoikeos. Haz en üstün iyidir dedigimiz zaman ne sefihlerin duyduklan hazz1, ne de hayvanca hazlan ilerisürdük. Bizim sözünü ettigimiz haz, sadece ruh rahats1zhg1yla beden ac1smm yoklugundaki haz-


EREKBiLiM

Et:mEM dtr. Bedenimiz ac1s1z ve ruhumuz rahatsa mutluyuz. lnsam mutlu ktlan ne ttkabasa yeme, ne c;:atlayas1ya ic;:me, ne de cinsel sapd<ltklarchr. lnsam mutlu ktlan; usa uygun ve sade ah~kanhklar, arayacag1m1z ve saktnacag1m1z ~eyleri iyice ölc;:ebilen ve ruha rahats1zhk veren yanh~ ve bo~ inan<;:lart söküp atabilen bir ustur. 0 halde bütün bu söylediklerimizin ilkesi, iyiliklerin en üstünü olan bilgelik'tir. Onu · felsefeden de üstün tutmak gerek. 0, bütün erdemlerin kaynagidtr". Oysa erdemli olunmadan bilge de olunamaz. Epikuros'un buldugu en yüce erdem, mutluluga götüren arac;:lann tarn ve dogru olarak tarttlmas1 erdemi (Yu. Phronesis)'dir. Bilgelik de bu erdemle geri;:ekle~ir. Tarn ve dogru tarttlmca, ne ölüm korkusu ne de Tanrt ürküntüsü kalacakttr. Epikuros, i;:ocuklugunda, Tann ürküntüsüyle ölüm korkusunun serseme i;:evirdigi insanlann, büyücülük eden annesinden nasd yardtm dilediklerini görmü~tür. Oysa "ölüm varken biz yokuz, biz varken ölüm yoktur. Onunla hii;: bir za· man kar~da~amayacag1z ki ondan korkahm" ve "Evreni tannlar yaratmam1~ttr: Durup dururken nii;:in yaratsmlar? Kendi kendilerine yeter olduklan halde yeterliklerini zedeleyen bu i~e neden giri~sinler? En yüksek derecede mutlu bulunurlarken evreni yönetmek gibi ag1r bir yükün altma neden girsinler? Böylesine kötülüklerle dolu bir dünyay1, kendileri tüm iyilik olduklan halde, nii;:in yaratsmlar?" ilksiz ve sonsuz özdek dü~üncesi de Herodotos'a mektup'unda ~öyle ai;:1klamr: "ilkin her sözcügün anlamm1 incelemek gerekir Herodotos. 0 zaman diyebiliriz ki hii;: bir ~ey hii;:ten dogmaz. <;ünkü her ~eyin kendisine özgü dogurucu bir tohumu olmasaydt her ~ey, her ~eyden dogabilirdi. Öte yandan da her gözden yok olan yokluga dönseydi bütün ~eyler yok olurdu. <;ünkü gözden yok olan her ~ey ancak yoklukta bannabilirdi. Bundan i;:tkan sonui;: ~udur ki: Dünya, her zaman, ~imdi oldugu gibi, varolagelmi~tir ve bundan sonra da, ~imdi oldugu gibi, var kalacakttr. Dünya, özdeklerden kurulmu~tur. Bu özdeklerin varhgm1 da duyumlar1m1z tamtlamaktad1r. Cisimlerden kimileri bile~iktir, kimileri de bile~ikleri meydana getiren elemanlard1r. Elemanlar, görünmez ve degi~mez nitelikteki atomlardtr. <;ünkü, hii;: bir ~ey yokluga dönmedigi ii;:in, bile~ikler dagt!mca, onlan meydana getiren varhklarm da var kalmalart gerekir. Dünya sonsuzdur. <;ünkü her sonlunun bir ucu olmast gerekir, dünyanm ucu olmad1gma göre sonsuzlugu ai;:1kttr. Sonu olmad1gma göre de zorunlu ola-

rak sonlu degil demektir. Atomlann devim. Ierinin ba~lang1c1 yoktur. <;ünkü atomlar bo~­ luk kadar öncesizdir. Atondarm devinderi sürekli ve sonsuzdur" (Bu mektup pari;:alan, Mehmet Karasan'm Büyük Filozoflar Antolojisi'ndeki degerli i;:evirisinden almm1~t1r). Epikuros'un bu parlak sezileri Lucretius'un arac1hg1yla Roma'ya ger,:mi~ ve sonunda Gas. sendi'yle Bacon'u etkileyerek doga bilimlerinin geli~mesini büyük öli;:üde gerr,:ekle~tir­ mi~tir. Bilimsel felsefenin ustalanndan ·biri ~öyle der: "Fransa'da özellikle Descartes tarafmdan temsil edilen XVII. yüzyd metafi. zigi, dogar dogmaz, kar~tsmda uzla~maz bir has1m olarak, Gassendi'nin ki~iliginde Epikuroscu maddeciligi bulmu~tur. Frans1z ve fn. giliz maddeciligi, her zaman, Demokritos ve Epikuros'a s1ms1k1 bagh kalm1~t1r". Romah Lucretius Carus'ün Epikurosculugu ar,:1klayan yap1tmm ad1 De Rerum Natura'd1r. Röne· sans dü~ünürlerinden Montaigne, Pierre Cha· ron, Sanchez, Lamothe-Levayer vb. Epikuros· culugu izlemi~lerdir. Osmanh sözlükleri, Epi· kurosculugu ~öyle sunmaktad1rlar: "Läkin bu mezhebe mahsus bir düstur vard1r ki o dahi eiernden ihtiraz et düsturudur. i~te o lezze· tin mahiyeti bu düsturdan daha iyi anla~1hr. Epikür mezhebi bir ~ehvet mezhebi degil iti· dal ve akh selim mezhebidir deniliyorsa da Cenab1 Allah'1 inkar ve bedayii kainatt te· sadüfe attf ve intihar1 tavsiye eden bir mezhep kadar akh selime münafi bir ~ey ola· maz". (Bk. fsmail Fenni, Lugat9ei Felsefe, s. 231). Epi!curosculuk, görüldügü gibi, meta· fizikr,:ilerin, idealistlerin ve tannbilimcilerin kas1t11 anlattmlar1yla anlam degi~tirmi~tir ve Epikuros'un kendisi genellikle anla~tlan an· lamda bir Epikuroscu degildir. idealistler onu kas1th olarak kaba bir hazct saym1~lard1r, oysa Epikuros antikr,:ag Yunan felsefesinin en üstün ve önemli dü~ünürlerinden biridir. Bk. Atomculuk, Özdeki;:ilik, Roma Felsefesi. ERDEM. (Os. Fazilet, Hassa, Hassasiyet, Meziyet, Mukteza, Hüküm, Hubbu intizam, Kud· ret, Kuvvet; Fr. Vertu, Al. Eingenschaft, V~r· mögen, Tugend; ing. Virtue, it. Virtu) In· sanm kendisini a~ma gücü... Antikr,:ag Yunan felsefesinde erdem, ilkin bilgicilerce ele ahn· d1 ve yetkin yurtta$m niteligi sayt!dt. Sonra Sokrates onu bilgi sayd1 ve bilerek erde!ll· sizlik edilemeyecegini ilerisürdü, bundan da erdemsizligin bilgisizlikten dogdugu sonucunU i;:1kard1 (Bk. Bedia Akarsu, Sokrates'te Erdertl Dü$Üncesi, Felsefe Arkivi, say1 13, s. 57, 60?,· Protagoras'a göre erdemli olmak kendini yonetmek'tir, felsefe de bu yüzden erdemli ol·

ma sanat1d1r. lyiyi kötüden kesin olarak ay1ramaytz, r,:ünkü herkesin ölr,:üsü kendine göredir, bu yüzden de genel bir törebilim yoktur. Platon'un Devlet adh yap1tmda konu~n Thrasymakhos'a göre erdem, gü9lünün i$ine gelen'dir, r,:ünkü yasalart gfü;:lüler yaparlar ve düzeni kendi i;:1karlarm1 gözeterek kurarlar. Platon'un Gorgias adh yap1tmda konu~an Kallikles'e göre de erdem, gü9süzün i$ine gelen'dir, gü<;:süzler erdem ögütleriyle kendilerini gür,:lülerden korumaya ve onlar1 kölele~tirmeye 9ah~1rlar. Platon ölr,:ülülük'le adalet'i sosyal erdem (Yu. Politike arete) sayar ve herkeste bulunmasm1 ister. ideal devlet'inde smtfsal erdemler ilerisürer, cesaret ask~r smtfmm ve bilgelik yönetici sm1fm özel erdemleridir. Aristoteles'e göre erdem, pek r,:ok'la pek az arasmda bir orta'd1r; örnegin cimrilikle müsrifligin ortasmdaki cömertlik gibi, korkakl1kla budalaca atdganhgm ortasmdaki cesaret gibi, miskinlikle azgmhgm ortasmdaki ölr,:ülülük gibi. Bunlar, Aristoteles'e göre orta (Yu. To meson)'d1rlar. Aristoteles erdemi, ussal (Yu. Dianoetike) ve törebilimsel (Yu. Etike) olmak üzere ikiye aymr, bilgi onun ir,:in ussal bir erdemdir. Stoac1 Zenon da buna benzer bir sm1flama yapar ve erdemleri kuramsal (Yu. Logike) ve uygusal (Yu. Physike) olmak üzere ikiye aymr, geregi gibi dü~ünmek kuramsal ve böylelikle dogru bilgi edinmek uygusal erdemdir. Kuramsal erdem arar,:, uygusal erdem amai;:ttr; kuramsal erdem uygusal erdemi gerr,:ekle~tir­ mek ir,:indir. On dokuzuncu yüzytlm ikinci yansmda geri;:ekle~en bilimsel özdeki;:iligin getirdigi yeni erdem anlay1~1 a$ma (Fr. Depassement) kavram1yla dilegetirilir. Erdem, insanm kendini a$ma gücü'dür. Kendini a~mak, evrensel olu~uma, her an biraz daha artan bir i;:apta katdmak demektir. insanm kendini a~mas1, sürekli olarak her an artan bilginin ve eylemin gerektirdigi bir zorunluktur. Bk. A~ma, Törebilim. ERDEMLi. (Os. Fädd, Faziletli, Afif, Pakdämen; Fr. Vertueux, Al. Tugendhaft, ing. Virtuous, it. Virtouso) Kendini a~abilen„. Bk. Erdem. ERDEM ÖÖRETiSi. (Os. Mezhebi fazilet, Doctrine de la vertu) insan eylemlerinin '?. düzeni... Alman dü~ünürü Immanuel Kant, torebilimsel ögretiyi ikiye aymr: Erdem ögl'etisi, hukuk ögretisi 1(0s. Mezhebi hukuk, Fr. Doctrine du droit) ... Hukuk ögretisi, intan eylemlerinin dt~ düzenini geri;:ekle~tirir.

f r.

Kant'a göre erdem, yasaya uyularak yap1lan eylem'dir. Bk. Erdem. ERDEM SAVA$1. (Os. Mücahede, Fr. Ascese) insanm, kendisini a~abilmek i9in kendisiyle yapt1g1 sava~... Metafizik anlay1~. bu terimi, insanm erdem yolunda hayvansal benligiyle mücadelesi olarak tammlar, r,:ile r,:ekmekle bagmt1hd1r. Diyalektik anlay1~a göre bu, bir kendini a$ma 9abas1'd1r. Bk. Erdem, <;ilecilik. ERDEMSEL. (Os. Te~viki fezaile ait, Fr. Parenetique) Erdeme özendirmeye deggin ... Törebilim terimidir. Yunanca özendirme anlammdaki parainein sözcügünden yaptlm1~t1r. Stoac1larm dilinde isim olarak felsefenin ödevlerden sözeden bir bölümünü adlandmrd1. S1fat olarak da örnegin Erdemsel Tanribilim (Fr. Theologie parenetique) deyiminde kullamhr. Bk. Erdem, Törebilim. EREK. (Os. Gaye, Gäyet, Nihayet, Ak1bet, Muat, Ümmiye, Hedef, Matlup, Maksat; Yu. Telos, La. Finis, Fr. Fin, Al. Ende, Zweck, Endzweck; ing. End, Purpose; it. Fine) Sebebin ir,:erdigi son.„ Aristoteles terimidir. Ba$lang19 (Os. Bidayet, Fr. Commencement) kar~1hg1 olarak kullamhr. Mantik ve metafizikte bir $eyin yaptlma n(!deni ya da varltk nedeni anlamm1 verir ki bunun kar~1hg1 ara9 (Os. Vas1ta, Fr. Moyen)'t1r. Bu anlamda bir $ey yap1l1rken vartlmak istenen son'dur. Örnegin marangoz tahtalan ahr, öli;:er, bii;:er, birle~tirir; eregi bir masa yapmakttr. Masa yap1lmca erek gerr,:ekle~mi~. yaptlan i~ son bulmu~tur. Metafizik ve dü~ünceci dilde sebep (Fr. Raison) kar~1hg1d1r ve sebep eregi i9erir. Genellikle erek deyimi, eri$ilmek iste11e1z anlammda kullamhr. Bu anlam Osmanhcamn hedef (Fr. But) deyimini kar~dar. Ama9 deymiyle anlamda~ttr. Erek deyimi Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terim· leri Sözlügü'nde ing. goal deyimi kar~1hg1 olarak "herhangi bir canlmm eri~mek ya da elde etmek ir,:in r,:aba gösterdigi bir nesne ya da nokta" olarak tammlanm1~ttr, bu tammdan sonra yaptlan ar,:1klamaya göre, "hayvan deneylerinde dolambacm sonundaki yem kab1, insandaysa y11larca süren ögrenim sonunda kazand1g1 diploma birer erektir". Bk. Erekbilim. EREKBiLiM. >(Os. Mebhast gayat, Fr. Teleologie, Al. Teleologie, ing. Teleology, it. Teleologia) Doga, insan ve toplumun ereklerle belirlenerek yönetildigini ilerisüren ögreti... Terimin Aristoteles'den geien metafizik anla-


EREKSEL NEDENLER KANITI

EREKBiLiMSEL m1, erek sözcügünün bütün anlamlannda ereklik'in incelenmesini dilegetirir. Nesnelerin neden mcydana geldiklerini ac;1klayan nedensellik yasasma kar~1. nesnelerin hangi erek i<;in mcydana geldiklerini ara~tlran ereksellik anlay1~1. evrende böylesine bir erek güdebilecek üstün bir gücün varhg1 inancma dayamr. Oysa bu öznel metafizik erekselligin kar~tsmda, nesnel ve bilimsel bir ereksellik de vard1r. Metafizik ereksellik Tannhk planm sonucu, bilimsel erekscllikse özdeksel ve nesnel nedenselligin sonucudur. Erekbilim'in törebilimsel anlam1, insan ya$ammdaki törebilimsel erekleri saptamaya c;ah~1r. Metafizik erekbilim, evreni, ereklerle arac;lar arasmdaki ili~kilerin bir toplam1 sayar. Metafizikc;iler bilimsel nedenselligin kar~1sma, ruhsal erekselligi c;1kar1rlar. Bu anlay1~a göre herhangi bir varhgm yap1sm1 ve geli~mesini belirleyen onun nedeni degil, eregidir. Bu eregi de ruhsal bir ilke, üstün bir us ya da ac;1k9a tanr1 koymu~tur. Örnegin bugday1 bugday eden, bugday tohumu nedeni degil, tannca saptanm1~ olan bugdayla~ma eregidir. Bu alanda kimi metafizikc;iler i~i nedenselligin tümüyle yadsmmasma kadar vardmrlar. Örnegin L. Wittgenstein'e göre "nedensellik bir pe~in yarg1dan ba~ka bir ~ey degildir" (Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus, Londra 1955, s. 108). XVIII. yüzy1lda ingiliz dü~ünürü Hume da, deneyin, bize olaylar arasmdaki zorunlu baghhg1, e~deyi~le nedenselligi asla göstermedigini ilerisürmü~tü . Oysa insanlar doga ve toplumdaki nedenselligi ke~fedeme­ selerdi hie; bir eylemde bulunamazlar, c~de­ yi~le bilim yapamazlard1. Bilim, tümüylc, nedensellik anlay1~1mn ürünüdür. Topraga bugday tohumunu at1p gerekli ko~ullar1 saglaymca bugday üretecegimizi kesinlikle bilmeseydik üretemezdik. Engels, "bir olaym ba$ka br olicy1 dogurdugu, e~deyi ~ le nedensellik, insan faaliyeti saycsinde ortaya <;1km1~­ tlr" (Engels, Doganm Diyalektigi, Editions Sociales, Paris 1955, s. 232) der. Eyti~imsel özdekc,:ilik, özellikle canh örgenliklerin anatomik yapilarmdaki ve davram$larmdaki erekselligin temelinde nesnel ve özdeksel nedenlerin bulundugunu göstermi~tir. Darwin kuram1, bunu, bilimsel olarak tamtlam1~ttr . Hayvan ve bitkilerdeki degi~iklikler, c;evre ko~ul­ larmdaki degi~iklikler nedenine dayamr. Ortam degi~ikliklerine uyma zorunlugu, dogal ay1klanmayla gerc,:ekle~ir ve soyac;ekimle ku~aklardan ku~aklara gec,:erek canh örgenliklerin yap1smda erekse!le~ir. Canh örgenliklerdeki her olu~um elbette ereklidir, ya~am1 sürdürme eregine dayamr. Ama bu ereklilik,

tarihsel sürec;te, nesnel ve özdeksel nedenler. Je meydana gelmi~tir. Cevrcye uyabilme crabas1yla gerc;ekle~en c;e$itli degi~iklikler arasm. da cn uygunu, ya~am1 sürdürmeyi saglayan1 dogal ay1klanmayla muhafaza edilerek ve so'. yac,:ekimle saptanarak ku~aklnrdan ku~aklara gec;rilip canh örgenliklerdeki erekliligi gerc,:ekle~tirmi~tir. Teksözle özetlersek, metafizik ereksellik tannhk planm sonucu, bilimsel ereksellik nesnel ve özdeksel nedenlerin sonucudur. Bk. Erek, Nedensellik, Ereklik Amac;lamak. ' EREKBiLiMSEL. (Os. Gäi, Nihäi, Nisbeti giiiye; Fr. Teleologique, Al. Teleologisch, ing. Teleological, lt. Teleologico) Erekbilimc ya da ereklige deggin„. Eregi nedenle~tiren anlay1~lar erekbilimsel'dir. Örnegin Aristoteles'e göre heykeli hcykelci, mermer, 9amur, keski vb. yaprnaz; heykeli heykelcinin kafasmdaki heykel crcgi yapar. Daha ac;1k bir de· yi~le heykelcinin elini k1rnildatan, rnermeri yontan, keskiyi etkileyen ncsnel ve özdeksel nedenler degil, ereksel nedendir, heyke.lcinin kafasmdaki heykel eregidir. Bk. Erekbilim, Erek, Aristoculuk, Neden, Ereksel Ncden. EREKBiLiMSEL EREKLiK. (Os. Gäiyeti ilrnülgäyätiye, Fr. Finalite teleologique) Nesnel ereklik„. Erekbilimsel ereklik terimi, nesnel ereklik (Os. Gäiyeti harici zihniye, Fr. Finalite objective) deyirniyle anlamda~ttr ve ömel ve estetik ereklik (Os. Gäiyeti hüsniye ve zihniye, Fr. Finalite estbetique ou subjcctive) deyimi kar~1hgmda kullamhr. Alman dü$ünürü Kant'a göre bu aynrn, erek i{:in erek'le yarar i{:in erek'i birbirinden aymr. Kant'a göre bir sanati;:mm bir güzellik yaratmas1 erek ic;in ereklik, ama bir marangozun bir masa yapmas1 yarar ic;in erekliktir. Erekbilimsel ereklilc dü~üncesi, rnetafizikc;ilerin elinde, portakal dilirnlerinin hakc;a payla~ilrnak ii;:in yarat1ld1g1m savunmaya kadar var· dmlm1~ttr. Bk. Erekbilirnsel Yarg1 , Erekbilimsel Kamt. EREKBiLiMSEL KANIT. (Os. Delili gai, Fr. Preuve teleologique) Sonuc;tan eregi uslaml~­ yan kamt... Örnegin her düzen bir düzen/eyiciyi gerektirir uslarnlarnasmdan dogadaki dil· zene bakarak Tann'nm varhgmm tanitlan· maya c;ah~tlrnas1, bir erekbilimsel kamt'tir. Bk· Ereksel Nedenler Kamtt. EREKBiLiMSEL YARGI. (Os. Muhakemei gäiye, Fr. Jugement teleologique) Erek gü· den yarg1„. Alman dü~ünürii Kant, yargt'YI

j)ciye aymr: Erekbilimsel yargi, estetik yargi.„ Örnegin' ~u güzeldir yargismda hie; bir erek yoktur, arna ~u yararl1d1r yargis1 bir erege uygunlugu dilegetirir. Kant'a göre güzel' in eregi kendi · yetkinligidir, oysa yararlz'hm eregi nesneldir ve bir gereksiyi kar~tlamak­ ur. Bk. Erekbilirnsel Ereklik, Erek. EREK<;i. r(Os. liste) Doga ve ym bir erekle ~ni ilerisüren dilegetirir. Bk.

Gäiyeci, Gäiyet9i, Fr. Finatoplurndaki her olgu ve olabelirlenip bir erege yöneldiki~i... Erekc;ilik yanda~hg1m Erekc;ilk, Erek, Erekbilim.

EREKf;iLiK. (Os. Gäiye, Mezhebi gäiyyOn, Giiiyyetc;ilik; Fr. Finalisrne, Al. Finalism11s. Ing. Finalism, lt. Finalisrno) Herhangi bir dogrultunun bir erege göre olu~tugunu ilerisüren ögretilerin genel ad1„. Erekc,:i ögretiler, neden'in erek oldugunu savunurlar. Buysa öncel bir zeka'nm varhgm1 ilerisürmek demektir. Bu öncel zekä, 9e~itli ögretilerde i;:e~itli adlar altmda sunulmakla beraber Tanrtlik gü9'ten ba$ka bir ~ey degildir. Bu anlay1~a göre, egemenligine yaraw öl9üde iyi ve zek i bir öncel gü9 her dogal olguyu önceden düzenlenrni~ bir erege göre olu~turur. Dogal olgularm nedeni, onlarm eregidir. Örnegin kayrac1hk, tipik bir erekc,:iliktir. Bk. Kayrac1hk, Ereksel nedenler kamt!, Erekbilimsel Kamt, Erek. EREK EGEMENLiGi. (Os. Häkimiyeti gäyiit, Saltanat1 gäyät; Fr. Regne des fins, Al. Reich der Zwecke) insanlann özgürlükle gcrcrekle~tirdikleri ereksel birlik„. Kant deyimidir (Kant, Grundlegung zur Metaphysik der Sitten, II, s. 97-111). Kant, bu deyimi, doga egemenligi (Al. Reich der Natur) deyirnine kar~1 anlamda kullanm1~t1r. Kant'a göre doga zorunlugu kar~1smda bir insan özgürlügü vard1r ki kendi eregini kendisi gerc,:ekle~tirir. Irade sahibi insan, kendi töte! yasasm1 kendisi koyar ve bunu yaparken de bütün insanhg1 bir erek olarak belirtecek bic,:imde davramr. Dernek ki uslu insan, kendi kendisinin eregi oldugu gibi, hern kendi ödevlerinin hem ·de bütün insanhgm ödevlerinin eregini düzenleyebilecek bir özgürlüktedir. Buysa insanm, doga egemenligi'nin kar~1sma bir erek egemenligi <;1karrnas1 dernektir. Bk. Ele~tiricilik. EREKLiK. (Os. Gäiyet, Hikmet, Gäyet; Fr. Pinalite, Al. Finalitaet, Zweckrnaessigkeit; ing. Pinality, Purposiveness; / t. Finalita) Erekli olrnak.„ Ereklilik de denir. Nedensellik de-

yirninin kar~1tld1r. Herhangi bir olgunun ereginin o olgunun nedeni olrnas1, o olguda bir ereklik bulundugunu dilegctirir. Örnegin ayagmm ta~a tak1lrnas1 nedeniyle yere dü~en bir adarnm bu dü~ü~ünde herhangi bir erek yoktur, buna kar~1 kendisine ate~ ac,:tlan bir askerin kur~unlardan korunmak eregiyle yere kapanmasmda belli bir erek vard1r. Bu ikinci dü~me olaymm nedeni, o olaym eregidir. Terimin bu nesnel anlarnma kar~1 metafizik anlarn1, sözkonusu eregi önceden saptayan bir öncel zeka'y1 gerektirir. Dinsel ögrctilerde bu öncel zekä, Tanr1'd1r. Bk. Erek. EREKLiK iLKESi. (Os. Mebdei gäiyet, Fr. Principe de finalite) Her varhgm bir eregi bulundugunu saptayan ilke„. Bu metafizik ilke, antikc,:ag Yunan dü~ünürü Aristoteles'in "doga, bo~una c;ah~maz" söziine dayamr. Bu anlay1~a göre her varla~an, bir erek ic,:in varla~tr. Bk. Erek, Ereklik, Ereksel Neden. EREKSEL. (Os. Gäi, Nihäi, Ehir; Fr. ·Final, Al. Letzt, Endlich; ing. Last, Final; it. Finale) Erek niteliginde olan„. Mantik ve metafizikte etker (Os. Müessir, Fr. Efficient), konu~ma dilinde ba~lang19sal (Os. iptidai, Fr. Initial) kar~1 anlarnmda kullamhr. Bk. Erek, Ereksel Neden. EREKSEL NEDEN. (Os. illeti gäiye, Fr. Cause finale) Erek dururnunda olan neden„. Bk. Ereklik, Ereksel Nedenler Kamt1, Kay· rac1hk. EREKSEL NEDENLER KANITI. (Os. Burham ileli gäiye, Fr. Argument des causes finales) Varhk düzeninin bu düzeni kuran bir öncel zekä'y1 gerektlrdigi sav1„. Bu sav, metafizikte, erekbilirnsel bir kamt olarak ileri sürülür. Bu anlay1~a göre her sonucun bir nedeni olmas1 gerektigi gibi, her erekselligin de bir ereksel nedcni olmas1 gerekir. Her dÜzen bir düzenlcyiciyi gerektirir, öyleyse doga düzeni de Tanr1'nm varhg1m gerektirir. Düzen bir zekä i~idir, buysa öncel bir zekänm varhg1m tamtlar. Bu öncel zekä, Tann' dir. Dogadaki düzen, Tannhk gücün öncel planma göre gerc,:ekle~rni~tir. Bu bilimd1~1 sav, Newton'dan Darwin ve Einstein'a kadar hemen her bilimsel bulguyla c;ürütülmü~tür. ingiliz tannbilimcisi W. Paley'in göz örgeninin bir erege yönelmek ic;in her türlü ko~ullan kendinde toplayan bir örgen oldugu ve bundan ötürü de ereksel nedenler kamtmm en yetkin örneklerinden biri bulundugu savma kar~1 fizikc;i Helrnholtz, "gözü bir fizikc;i yap-


ERGiNLEME m1~ olsayd1 beceriksizliginden ötürü geri gönderir, param1 geri isterdim" der. Koyu bir metafizikc;i olan Profesör F. A. Lange, Histoire du Materialisme adh yap1tmda (eilt I, s. 267-8) örgensel varhklann olu$umunda dogamn hic; de düzenli ve hesaph davranmad1gm1, tersine, milyarlarca hayvan ve · bitki tohumunun bo~ yere harcamp gittiklerini ve ancak bunlardan küc;ük bir bölümünün dogada bir yer edinebildigini uzun uzun anlat1r ve bunu bir avcm1n bir tav~an vurmak ic;in her yöne milyonlarca kur$Un atmasma benzetir. Kur$unlar bir ereksel nedenle attlsayd1, her kur$unun hedefini bulmas1 gerekirdi. Bk. Erek, Erekbilim, Erekc;ilik, Nedensellik, Darvincilik, Evrimcilik, Erekbilimsel Kamt. Öncel Düzen, Ereklik, Kayrac1hk.

ERGiNLEME. (Os. Tekris, Fr. Initiation) Er· ginlik ya$ma, bir inanca, bir dernege ahnan ki$inin gerekli önbilgileri edinmesi töreni... Bütün inanc; topluluklarma giren ki$i böyle bir törenden gec;er ve topluluga ahmr. H1ristiyanlarm komünyonu bir erginleme'dir. 11kellerin erginleme törenlerine de Fr. Rites de puberte denir. i!kellerde bu törenler c;ocuklan <linse! ve dünyasal ya~ama sokmak ic;in yap1hrd1. Ti.irkc;emizdeki ergin sözcügü Ar. re$it ve erginlik sözcügü Ar. rü$d kar$1hg1d1r, c;ocukluk döneminden sonraki durum ve 9ag1 dilegetirir. Mani$eizm, Bekta$ilik, Masonluk gibi c;e$itli din, tarikat ve derneklerin kendilerine özgü c;e~itli erginleme yöntemleri vard1r. Hepsinde ortak olan yan, erginlenecek ki$inin gerekli egitimden gec;irilmesidir. ilkeller bu egitimi din, tarikat ve derneklerden daha ac;1k ve daha belli bic;imlerde gerc;ekle~tirmi$lerdir. ilkellerde erginlenecek c;ocuk -din, tarikat ve dernekler de henüz ic;lerine almad1klan kimseleri böylesine bir c;ocuk saymaktad1rlar- özel olarak bir kampa almarak uzun ve s1k1 bir egitimden gec;irilir. Uygar topluluklann din, tarikat ve derneklerindeyse erginleme c;ogunlukla bic;imsel bir törenden ibarettir. ERK. (Os. iktidar, Kudret, Kuvvet, tdare, Kabiliyet, Häkimiyet; Fr. Pouvoir, Al. Vermögen, Faehigkeit, Gewalt, Recht; ing. Power, it. Potenza, Potesta) Yapabilme gücü„. <;ogunlukla gü9 terimiyle e$anlamhd1r. Siyasal anlamt, bir toplumda egemenligi elinde bulunduran bir kurulu dilegetirir. Frans1z dü$Ünürü Montesquieu, bu anlamda, ya$ama-yürütme-yargtlama erklerinin birbirinden aynlmas1 ilkesini ilerisürmü~tür (Montesquieu, Esprit Des Lois, XI, 6). Diledigini yaptlra-

ESTETiK bilme gücü (Os. Nüfuz) anlammda da kullamhr. Türk Dil kurumunca yay1mlanan Ruh. bilim Terimleri Sözlügü'nde ruhbilimci Adler' in ilerisürdügü ba$kalarmdan üstün olma ve onlar1 egemenligi altma alma iradesine Ing. will to power deyimi kar$1hg1 olarak erk istenci terimi önerilmi$tir. Erk istenci ya da erk iradesi (Al. Wille zur Macht) deyimi ba$kalarmm iradelerini kendi dogrultusun~ c;eken irade anlammda Alman dii$iinürü Nietzsche tarafmdan de kullamlm1~t1. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde de Montesquieu'nün yu. karda sözü edilen kuramma Fr. separation des pouvoirs i(Os. Tefriki kuva) deyimi kar$thgmda erklerin ayrzmz, devletin bütün etkinlik alanlanm kendi elinde toplamasma Fr. totalitarisme deyimi kar$1hgx olarak erk tekelciligi terimi önerilmi$tir. Bk. Güc;. ERKE. (Os. Kudret, Kuvvet, Fiil, ~iddet, Täkat, Faaliyet, Hirnmet, istitaat, Kuvvei cismaniye, Kuvveti kalp, Kudreti bätma; Fr., Al. Energie, Ing. Energy, lt. Energia) Herhangi bir i~i gerc;ekle~tirebileck güc;„. Yunanca energheia teriminden yaptlm1~ttr. Aristoteles bu terimi ger9ekle$en edim anlammda ve olanaklz gü9 anlamm1 verdigi dynamis terimine kar~1t olarak kullanmt$tl. Aristoteles'e göre energheia, gerc;ekle$ebilecek güc; dynamis degil, gerc;ekle$en güc;'tü. Erke, Aristoteles terminolojisine göre, kar~1t . anlamma dönü~­ mü~tür ve bugün Aristoteles'in dynamis'iyle e~anlamda kullamlmaktad1r. <;agda$ fizikc;i Albert Einstein, erkenin bir kütlesi oldugunu tamtlam1~t1r. Einstein'm bu önemli tamt1, erkenin de bir özdek oldugunu meydana koymakla, onu bir töz sayan ve özdegin kar· ~lSlna 91karan metafizik sav1 temelinden y1km1$ttr. Einstein, kesinlikle tamtlamt$ttr ki, özdegin özelligi sayt!an kütle yogunla~mt$ erkeden ba$ka bir ~ey degildir. Einstein'm bu gerc;egi fizik diliyle anlatan E=M x C2 denk· lemi, insan bilgisinin en önemli denklemidir ve erke'nin (E), kütle (M)'nin Z$1k h1z1 (C) 'nm karesiyle c;arp1mma e~it oldugunu gösterir. Einstein'm bu e$siz tamtl, fizigin bugüne kadar c;özemedigi evrenin birc;ok s1rlanm c;özmü~ ve burada anlattlamayacak kadar önemli ve degerli sonuc;lar dogurmU$ bulunmaktadtr. Bu önemli denklem, fizik alanmda örnegin güne~ ve bütün ytld1zlann nastl mil· yarlarca y1! tükenmeden 1~1k ve 1s1 yayd1k· lanm ac;1klarken, dii$iinsel alanda da insan· lar1 binlerce ytldan beri oyalayan ve aldatan idealist, spiritüalist uydurmalara kesin olarak son vermi~tir. Einstein bu sonuca, tek·

yanlz'hktan kurtulup bagmt1l1l1k ilkesinden yola 91karak diyalektik yöntemle c;ah$arak varmt$tlr. $öyle dü~ünmii$tÜ: Devim, bir erke bic;imidir. Devimli bir -~ismin kütlesi, devimiyle birlikte art1yor. Oyleyse devimle kütle arasmda bir ili$ki var. Demek ki kütlenin artmas1 ve e$deyi$le bir ek kütle kazanmas1, erkenin artmas1 ve e$deyi$1e bir ek erke kazanmas1yla oluyor. $u halde, pek ac;1kttr ki, erke=kütle::::özdek'tir.„ Bu e$siz tamt, sonsuzluk kavramm1 da anla$thr bir anlama kavu$turmu$tur: Devimli cismin h!Zl 1$tk htzma eri~ince özdek=sonsuz olur„. Arttk dalgalar evreni, parc;ac1klar evreni, radyasyon, 1 ~1klar, ist!ar, sesler ve devimler gibi birbirlerine kar~1t görünerek insan zekäs1m bunca ytl $a$trtan birc;ok degerler özdek temelinde birle$IDi$ olmaktad1rlar. insan, 16 haziran 1945 gününün gecesi, bütün bu degerleri birbirlerine dönii$tiirmeyi ba$arm1$tlr, birinin öbüründen ba$ka bir ~ey olmad1gm1 deneysel olarak tamtlamt$ ve anlam1~t1r. Daha 1840'larda J. R. Mayer, J. P. Joule, W. R. Grove, L. A. Colding ve H. Helmholtz erkenin yokolmay1p dönii$tilgü yasasm1 bulmu~­ lar ve tamtlam1$lard1. Bunun sonucu olarak doga, kendisini, özdegin bir bic;iminden bir ba~ka bic;ime dönü~mesinin sürekli süreci olarak bic;im degi$tirir. Devim, özdegin varolma bic;imidir. Erke'yse özdegin devimsel dönü~üm özelligidir. Mekanik erke, termik erke, elektromanyetik erke, yerc;ekimsel erke vb. gibi erkenin c;e$itli bic;imleri özdegin devim bic;imleriyle belirlenir. Özdegin devim bic;imleri de, özdegin kendisi kadar, sonsuz c;e$itliliktedir. Bilim, her gün, özdegin Yeni bir devim bic;imini gözlemekte, meydana koymaktad1r. Özdegin bu devimsel dönil$ümlerinin meydana getirdigi erke ilkc;aglarda bile insanlarca sezilmi~ ve suyun, ate~n, yelin, erkesinden yararlamlm1~~1r. Bk. zdek, Kütle, Sonsuz, Erkecilik, Ozel Ba8tntihhk Kuramt, Genel Bagmtthhk Kuramt. ERKECiLiK. (Os. Kudret nazariyesi, Fr. energetisme) Evrenin ana tözünün özdek olmay1p özdeksiz erke oldugunu ilerisüren ögreti„. Alman kimyac1S1 ve dogabilimcisi Wilhelm Ostwald tarafmdan savunulmu$tur. Temelde, Kant91 bilinemezcilige ve Hegelci olayc1bga dayamr. Erkenin özdekten ibaret bulundugu Einstein tarafmdan tamtlanm1~ bulunmakla bu metafizik ögretinin de, birc;ok benzerleri gibi, hic; bir anlam1 kalmam1$tlr. Bk. Erke, Bilinemezcilik, Olayc1hk

ESiRME. (Os. Vecit, istigrak, Cezbe, lnsilah, Hayret; Yu. Ekstasis, La. Ecstasis, Fr. Extase, Al. Ekstase, ing. Ecstasy, it. Estasi) Kendinden gec;me„. Tannbilimde bu kendinden gec;i$, Tanri'yla birle$me anlammdad1r. Ruhbilimde bellek ve duyumun yitimi, kaslann devimsizligiyle beliren gelip gec;ici bir sinir durumudur. Bu durumdan, eski Hint ve Yunan felsefelerinde, gizemcilik ac;1smdan yararlamlm1$hr. Esirme, gizemcilikte en üstün iyi'dir. Bu durumda söylenen abuk sabuk sözler de, gizemcilere göre, derin anlamlar ta$1maktad1r. Eski Hindistan'da bu durumdaki bir insamn istedigi her ~eyi yapabilecegine inamhrm1~. Yeniplatoncu Plotinus da bu üsmut'u dört kez elde ettigini söylermi$. Bu mistik anlay1~a göre esirme, insan ic; yap1smm Tann tarafmdan gönderilen bir bilgiyle kar$tla~masmdan meydana gelir. Delilik, aptalhk ve benzerlerinde de görüldügü gibi bu Tanr1bilimsel anlay1~m altmda, insansa bilincin tanril1k bilgiyle bagda$amad1g1 ve bilin9sizligin tanril1kla e~degerliligi dii$iincesi yatar. Esirme terimini, konu~ma dilinde anlamda$ olarak kullamlan esrime (Os. Ga$yolma, Mest olma) deyiminden ay1rmak gerekir. Esirme tannbilimsel, esrime ruhbilimsel anlam ta~1r. ESTETiK. (Os. Bediiyät„ ilmi hüsün, ilmi mehasin, ilmi bedi, ilmi bedayi, Hikmeti bedäyi, ilmi zevk; Fr. Esthetique, Al. Aesthetik, ing. Aesthetics, lt. Estetica) Güzelligi inceleyen bilim„. Estetik'i bag1ms1z bir bilim olarak ileriyesüren ve adland1ran Alman dü~ü­ nürü Alexander Baumgarten'dir. Bununla beraber estetik, bir felsefe kolu olarak, Alman dü~ünürü Immanuel Kant'la önem kazanm1~- · ttr. Güzellik kavram1, antikc;ag Yunan felsefsinde törebilim ve metafizik ac;1larmdan ele almmt$t1. Kald1 ki, iyilik kavrammdan da kesinlikle aynlam1yordu. Eski Yunan'm güzel r(Yu. Kalon) kavram1yla iyi (Yu. Agathon) kavrammm bu birle~imini, Sokrates'in güzel iyi (Yu. Kalokaghaeia) kavram1 özellikle belirtir. Kant, Baumgarten'den ald1gi estetik terimini ustaca kullanarak geli~tirmi~ ve ona felsefesel bir anlam kazand1rm1~t1r. Kant'a göre estetik us, kuramsal us'la uygulay1c1 us arasmda bir köprüdür ve kuramm uygu alanmdaki denetc;isidir. Estetik us, bir yarg1 gücüdür ve dogru dii$iincenin iyi uyguland1gm1 güzel yarglSlyla yargtlar. Kant'a göre güzel olan, dogru'nun iyilik'te gerc;ekle~tirilmesidir. Kant'm bu dii$ilncesinde, Yunan felsefesinde oldugu gibi güzel'i iyi'yle birle~ik k1lan bir ereklilik belirirse de, Kant


ESTETiK BEGENi bunu bh;:imsel bir ereklilik (La. Forma fi. nalis), "eregi olmayan bir ereklilik" olarak tammlar. Daha ac;1k bir deyi~le, güzel'in eregi kendisidir; güzel, güzel oldugu ic;in istenilir. Güzel'in eregi ba~kaca hie; bir erek gözetilmeksizin, gene kendisinden dogan estetik haz'd1r. Güzel, burada bir erege ko$ulmu$ oldugundan degil, sadece bir eregin bi9imi oldugundan güzeldir. Buysa, hie; bir kar~1hg1 gerektirmeksizin, salt bir haz (Al. Wohlgefallen)'d1r. Kant'a göre estetik yarg1, bir begeni yargisz (Al. Geschmacksurteil)'d1r. Güzel bu yargmm nesnesidir. Kant bu yar· g1y1 genellikle gec;erli ktlmak ister ve ortak estetik bir duygu'nun varl1gm1 ilerisürer. Ona göre bu yarg1, herkeste ortak olan ideal bir ölc;üyü yans1t1r. Bu yüzdendir ki Kant, "begeniler tart191lamaz" (Lii. De gustibus non est disputandum) anlay1~ma kar91 c;1kmakta ve begenilerin tümel gec;erli olmasm1 savunmaktad1r. Kant'm bu örnek güzel'i, Platon' un ideal güzel'inin yeni b1r k1hkta sunulmasmdan ba~ka bir ~ey degildir„. Estetik terimi, Yunanca duyum anlammdaki aesthesis sözcügünden türetilmi~tir. Baumgarten'in verdigi anlamla bu, duyusal bilginin bilimi'dir. Konusu, duyusal yetkinlik'tir. Gerc;ekle~tirmek istedigi de güzel üstünde dü$Ünme sanat1'd1r. Diyalektik özdekc;i estetik, bütün bu idealist görü~lerden aynhr. Diyalektik özdekc;i estetige göre sanat, insamn dogay1 dönü~türen etken emeginin ürünlerinden biridir. Estetik tutum, yarat1c1 emegin bir gereksinmeyi kar~tlama mutlulugunu a~arak bizzat yaratlc1hgm mutluluguna ula~ilmakla ba~lar. insan, sanatmda, insansal tasanlarm1 gerc;ekle~tirir. Emek<;:i olarak yarat1m1yla kültürel dogasm1 meydana getirir. Demek ki sanattyla bir erek güder ve onun ic;in sanat Kant'm ereksiz erek deyimiyle dilegetirdigi ic;i bo~ bir oyun degildir. insan, sanatsal yarat1c1 eylemiyle kendi insanhgm1 gerc;ekle~tirir. Emegin her üretimi yeni ihtiyac;lar meydana koyar, bu yeni ihtiyac;lar da yeni üretimleri gerektirir. Bu demektir ki, sanatc;mm sonsuz bir yaratma ve ba~kala~ma alam vard1r. "insanm eregi, gelecekte, maddi ihtiyac;lardan kurtulmu~ olarak, yarat1c1 gücünün sonsuzca geli~mesi olacakttr". Sanat ürünlerinde ülküle~en bu yarattc1 gtic;, gerc;ekte, tüm toplumsal ya~amm temelidir. <;ünkü tüm insansal ugra~tlar ve etkinlikler, güzelligin ho9lant1s1 ve c;irkinligin tiksindiriciligiyle yönlenir. Haks1zhklardan tiksinilir, özgürlükten ho~lamhr. Sanatta yans1yan, aslmda, bu özdeksel ya9amm estetigidir. Demek ki estetik, son c;özümlemede, insanm dünyay1 dönü~türme sürecinin yasa-

ESiTLiK lanm saptar. Estetigin öznel yam, nesnel ya. nmdan aynlamaz. ESTETiK BEÖENi. (Os. Bedii zevk, Fr. Gofit esthetique) Güzelle c;irkini ay1rdedebiJ. me yetenegi„. insan bu yetenegi toplumsal ya~ama sürecinde edinir. Bk. Estetik. ESTETiK<;iLiK. (Os. Bediiye, Fr. Esthetisme) Güzelcilik„. Gerek felsefe ve gerek törebi· lim alanmda, bir ögreti ya da davram91, ger. c;ekliginden c;ok, güzelliginden ötürü benim. seme egilimidir. Örnegin tümüyle yanh~ bu. lunan Platon ögretisi, c;ogunlukla, $iirsel ya. · nmdan ötürü benimsenir. Bk. Estetik. ESANLAMLI. (Os. Mürädif, Müteradif; Fr. Synonyme) Anlamda$··· Anlamlar1 aym ya da birbirine c;ok yaktn olan sözcükler e$anlamlz'd1rlar. Bunlara, e~anlamda, anlamda$ da denir. Antikc;ag Yunan dü~iinürü Aristoteles, Organon adh büyük yap1tmm birinci kitab1 olan Kategoryalar'ma homonim-sinonim -paronim'in tamm1yla ba~lar. Aristoteles'e göre sinonim, hem ad birligi hem de anlam özde~ligi oland1r. Söyle der: "Sözgelimi hayvan, hem insan hem de öküz'dür. Gerc;ekte insan'la öküz, sadece ortak bir ad olan hay· van'la amlmam1$lar, bundan ba$ka tammlan da aymd1r. <;ünkü bunlardan her birinin hay· van özünü nastl gerc;ekle$tirdigi bilinmek istenirse, verilmesi gerekecek olan aym tamm· dir" (Aristoteles, Kategoryalar, c;ev. Hamdi Rag1p Atademir, s. 3). E$anlamli'mn kar~1t1 kar· $lt anlamli (Os. Mürädifin z1dd1, Fr. Antonyme) deyimidir, örnegin szcak ve soguk sözcükleri birbirlerine kar$1t anlamhd1rlar. Aristoteles'in homonim (E~ okunu$lu) ve paronim (E~ bi· c;imli) deyimleri Türk Dil Kurumunca e$sesli ve ok$ar deyimleriyle dilimize aktartlm1~t1r. ESDEGER. (Os. Muädil, Mädul, Mütekäfi, Mukabil; Fr. Equivalent, Al. Aequivalent, Ing. Equivalent, lt. Equivalente) Degerleri e$it olan„. E$degerli, e$it deger ve özde$ deger deyimleriyle de dilegetirilir. Denk (Os. M~­ tesäviyül k1yem, Mütehhidül mänä; Fr. Equi· pollent, Al. Aequipollent, lng. Equipollent, lt. Equipollente) deyimiyle anlamda9tlr. Man· tlkta, fizikte, matematikte ve ekonomide kul· lamhr. Bir ba9ka degerin yerine konabile? degeri dilegetirir, aym ölc;üde bulunan iki ni· celigin birbirlerine kar91 durumlan ve harc~­ nana kar~1 elde edilenin degerce e9itligi ola· rak tammlamr. Birinci anlama örnek olarsk matematiksel e9degerlliik (e$bic;imli olmadtk· [an halde yüzölc;ümleri aym olan iki tarla),

ikinci anlama örnek olarak fiziksel e$deger[ilik (tümüyle lSlya dönii$mÜ$ güc;) gösteri[ebilir. Ekonomide para genel e$deger (Os. umumi muädil, Fr. Equivalent generale)'dir. Ekonomik degi$tirme olaymm genel yasas1 e~­ degerlerin degi9tirilmesidir. iki mah e~deger­ li ktlan $ey de onlarm üretimleri ic;iD; toptumsal olarak gerekli emek süresidir. Insanlar ilk degi$tirme i$lemlerinde bile, kimi ekonomicilerin hälä anlflyamad1klan ya da an[amazhktan geldikleri, bu gerc;egi biliyorlardi. Örnegin eski Hint kabilelerinde b1c;ak almak isteyenler o b1c;aklar1 yapan demircilerin tarlalarmda bic;agm yaptlmas1 ic;in gerekli zaman boyunca c;ah9mak zorundayd1lar {Bk. Huart et Delaporte, L'Iran Antique, 5 , 83) . Mant1kta kaplamt bir olan iki kavram ya da anlam1 bir olan iki önerme e$· degerlidir, örnegin · "Ahmet Ay9e'nin kocas1d1r" önermesiyle "Ay$e Ahmet'in karlSldtr" önermesi e$degerlidir. Bk. Deger. ESiK. (Os. Atabe, Medhal, Mebde, Sahne, Saha, Asitän; Fr. Seuil, Al. Schwelle, Reizschwelle; lng. Threshold, lt. Soglia) Uyanm smm„. Psiko-fizigin en önemli terimlerinden biridir. Doruk teriminin kar91 anlarmnda kullamhr ve en hafif uyar1mlarm algiya girdikleri stmr anlamm1 verir. Örnegin insan saniyede yirmiden az say1daki titre$im· leri kulag1yla alg1layamaz. Saniyede yirmi ya da daha c;ok titre$im e$ik'ten gec;ip alg1ya girer. Gene örnegin insan, saniyede yirmi binden yukan saytdaki titre$imleri kulag1yla algdayamaz, saniyede yirmi bin ya da daha c;ok titre$im alg1 alamnm doruk'undan c;1karlar. I$1k, is1, ses, basmc; vb. gibi fiziksel erkelerin alg1lanmas1 hep bu iki uc; arasmda kalan titre$imler ic;in mümkündür. Bu iki s1n1r ucu, insandan insana degi$ebildigi gibi, \:e$itli canldar arasmda da degi$iktir. Örnegin bizim duyamad1g1m1z bir sesi köpekler duyabilirler, bizim alamad1g1m1z bir kokuyu hayvanlar alabilirler. Canhlar, c;evrelerindeki bütün uyanmlara kar91 duyarh degildirler, duyarlthklan bu iki u<;:la suurhdtr. E~ik terillli, genellikle en küc;ük duyulur smmm dile· getirdigi ve kar$thgmda doruk terimi kulla~1ld1g1 halde, e9ige alt e$ik ve doruga üst e~ik diyen ruhbilimciler de vard1r, bu anlarnda e$ik hem girilen hem de 91k1lan bir i'anm smm anlam1m dilegetirir. Türk Dil S~rumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri i ~zlügü'nde "canhda tepki uyand1rabilmek \:In gerekli en zay1f güc;lü uyaran" olarak :T1tmlanm1$tlr. Aym sözlükte e$ik uyaram lrg. Liminal stimu!us) deyimi de $Öyle ta-

111mlanmaktad1r: "Duyu örgenlerinden herhangi birisinde bir alg1 ya da tepkiye ancak yctebilecek güc;teki uyaran". Bk. Duyu. ESiT<;iLiK. (Os. Müsavatc;1hk, Fr. Egalitar· isme) insanlarm c;e$itli baktmlardan e$itligi· ni isteyen ögretilerin genel ad1„. Özellikle metafizik dü9ünce sisteminin ürünü olan tekyanb görü$lerle hukuk, siyasa ve ekonomi baktmlarmdan insanlarm e$it ktlmmalarm1 dileyen ögretiler bu ad altmda toplamrlar. E~it9ilik, metafizik ve ütopyac1 dii$iince siste· minin ürünüdür. Yetenekli ve yeteneksiz, tembel ve c;ah$kan, evli ve bekar, üc; c;o· cuklu ve be$ c;ocuklu gibi c;e$itli bak1mlardan birbirlerinden farklz bulunanlara tek kuraltn uygulanmas1 e~itligi degil, e$itsizligi ger· i;:ekle~tirir. E$it hak, özünde, e$itsizlige dayanan bir hakttr. Gerc;ek e$itligi saglayabilmek ii;:in hak e$it olmamahdtr. Niteligi geregi hak ancak aym öl9ü birimi kullamld1gmda sözkonusu olabilir. Bireyleri, aym a<;:t· dan degerlendirerek, örnegin sadece emekc;i· lik yanlanm ele alarak, ortak bir birimle ölc;mek mümkündür. Ama bu ortak birim de, onlarm evlilik bekärhk ya da c;ok ve az c;ocukluluk gibi geri kalan bütün farkhhklarmdan soyutlayarak elde edilir. Demek ki bu ac;tdan e9itsizlik kac;m1lmazd1r, bireyler e$it olsalardz ayr1 ayri bireyler olmazlardz. Bk. E$itlik. ESiTLiK. (Os. Müsävät, Tesavi, Muadelet; Fr. Egalite, Al. Gleichheit, Gleichung; lng. Equality, lt. Egualianza, Ugualianza) E~it olanIarm niteligi... E$itlik kavram1, antikc;ag Ytt· nan dü$Üncesinden beri, gittikc;e önem ka· zanarak, hemen bütün dü9ünürlcrce ele altnm1$tlr. Önce, Apollonia'h Diogenes Doga Üstüne adh yap1tmda bu kavram1 ele alm1~ ve "Degi~meye bagh olan nesnelerden her biri bir ba$kasma e$it olamaz, c;ünkü e9it olmast ic;in onunla aym $ey olmas1 gerekirdi" demi$tir. Platon da Phaidon'unda Sokratik diyaloglarla "e$itlik kavramma bütünüyle uygun olan iki nesne olamaz" sonu· cuna varir. Bu diyaloglara göre iki $eyi e$it k1lmak ic;in önce m:ilan ay1rdetmek gerekir. Alman dü9ünürü Leibniz, ay1rdedilmezlik ve özde$lik ilkeleriyle Diogenes-Sokrates-Platon dü$üncelerini yenilemi$ ve Monadologie adh yap1tmda, "Dogada, hi<;: bir zaman, tümüyle birbirine e$it olan, aralarmda bir ayr1m yaptlamayacak olan iki $eyin bulunmad1gm1" ilerisürmii$tür. Coste'a yazd1g1 mektupta: "Evren birbirine tümüyle e~it ya da benzer iki parc;aya bölünemez. Bundan ötürü, iki ~eyin


EVHEMEROSCULUK

ETER tümüyle birbirine e~it olaca~ ve bizde e~it bir izlenim birakacag1 durum hie; bir zaman varolmayacaktlr" (Erdmann, 19.XII, 1707, s. 447) der. lsläm gizemciliginde de "tecelliyatl ilahiyede tekrar yoktur" sözüyle dogal e~itsizlik dilegetirilir. Aym dü~ünce antikc;agm Stoactlannca da ilerisürülmü~tür. Leibniz, Newton'un ögrencilerinden Clarke'a yazd1g1 mektuplarda, Stoac1lann deyi~ini kullanarak, "nas1l tümüyle birbirine e~it iki yaprak yoksa, iki e~it monat da yoktur" der. E~itlik kavramt, giderek, hukuksal, uygarsal, siyasal, toplumsal a<;tlardan da incelenmi~tir. Metafizik dü~ünce özellikle Hlristiyanltga dayanarak, e~it­ ligin törebilime aykm oldugunu ilerisürer. Örnegin Alman dü~ünürü Max Scheler'e göre insan e~itligini dü~lemek ahläks1zltkt1r, c;ünkü Tanr1 kimini bag1$'lam1~. kimini de bag1$' lamam1~tlr, e~itlik istegi yersiz olarak degerliyi ktska:imaktan ba~ka bir ~ey degildir. Bilimsel ac;tdan toplumsal e~itlik, s1mf farklarmm ortadan kaldmlmas1yla gerc;ekle~ir. Bk. E~it<;ilik.

ETER. (Os. Esir, Fr. Ether, Al. Aether, Ing. Ether) Bo~lugu doldurdugu varsay1lan akt~­ kan töz„. Antik<;ag Yunan dogabilimcileri; Empedokles'in ate~. hava, su ve toprak'tan ibaret bulunan dört ögesine bir be~inci ögeyi eklemek zorunlugunu duymu~lard1. Bu be~inci ögeyi havamn en yiiksek tabakas1 an· lamma geien aither sözcügüyle adland1rd1lar. Sözcük, Hint-Avrupa dilinin yanma dü~üncesini dilegetiren aidh kökünden olu~mu~­ tu. Yunanca aitho sözcügü de yanmak anlamma geliyordu. Özellikle atomlarm, böylesine ak1~kan bir töz bulunmadan, bo~lukta yüzemeyecekleri kamsmdaydtlar. Nitekim, yüzy1llarca sonra, Descartes gibi ünlü dü~ünür­ lerle Newton gibi büyük fizik<;iler de antikc;ag Yunanltlannm bu kamsma kattldilar. Osmanhcaya es1r (Ul. Aether) terimiyle c;evrilen bu varsay1msal töz, kök anlammm dilegetirdigi gibi yanan bir 1~1ga benzetiliyordu. Nas1l deniz dalgalar1m su ve ses dalgalanm hava ta~1yorsa, örnegin 1~1k dalgalanm da ta~1mak ic;in, bilinemez ve tart1lamaz da olsa, böylesine bir ortam gerekiyordu. Faraday ve Maxwell gibi ünlü bilimciler de bu varsay1m1 c;e~itli bic;imlerde peki~tirdiler. Ana dü~ünce ~uydu: I~1k, 1s1, elektrik vb. gibi c;e~itli titre~imlerin titretebilecekleri bir ortam gerekliydi; böylesine bir ortam bulunmadan bu titre~imler gerc;ekle~emezdi. Bu kam, 1881 y1bna kadar gittikc;e gfü;:lenerek sürüpgeldi. Kimi fizikc;iler özdegin de temelini bunda görüyorlar, özde-

gin bu bilinmeyen ve tamtlanamayan nesne. nin yogunla~masmdan meydana gelmi~ ola. bilecegini dü~ünüyorlardt. 1881 yilmda, iki fizikc;i, Michelson ve Morley, yapttklan bir deneyle evrende ether ad1 verilen bir nesnenin bulunmad1g1m meydana c;1kardtlar. Eins. tein'in özel ba~ntthhk kuram1 da, böyle. sine bir varsay1mm gerekmedigini tamtlad1. Bk. Özel Bagmt1hhk Kuram1, Bo~luk, Dolu. luk. ETKL (1. Os. Eser, Netice, Müsebbip, Mä. 101, Tesir; F~. Effet, Al. Effekt, Wirkung; ing. Effect, lt. Effecto.„ 2. Fiil, Amel, Tesir, Nüfuz, Hareket, Vak'a, Sebebi harici· Fr„ ing. Action, Al. Tat, Handlung; Ing'. Aynca Activity, lt. Azione) Etkenin b1raktlg1 iz ve bu izi birakma i~lemi. 1. Etkenin btrakt1g1 iz„. Özle~tirilmi~ Türki;:emizde aym terimle dilegetirilen bu iki an· lam, Osmanhcada ve Bat1 dillerinde ayn terimlerle kar~J!anm1~t1r. Terimin birinci anlam1 bir sonuq'u dilegetirir ve neden (Os. illet, Fr. Cause) terimiyle güdü (Os. Bais, Fr. Motif) teriminin kar~1 anlamm1 verir. Osmanhcada bu kar~1thk illet ve ma/Ul ya da müessir ve eser terimleriyle dilegetirilmi~· tir. Her etkileyici, ne tiirlü olursa olsun, etkilediginin üstünde bir iz e~deyi~le bir etki btrak1r. Bk. Neden, Güdü, Etken. 2. Etkenin iz b1rakma i~lemi... Terimin ikinci anlam1 iz btrakma eylem'ini dilegetirir, tepki (Os. Aksi amel, Fr. Reaction) terimiy· le kar~1 anlamhd1r. Metafizikte kurgu (Os. Nazar, Fr. Speculation) ve kuram (Os. Na· zariye, Fr. Theorie) terimlerine de kar~1 tu· tulmu~tur. Örnegin, "Uygulay1c1hk, bir etki felsefesidir" denildigi zaman pragmac1b&in kuramsal degil, eylemsel bir felsefe oldu~ dilegetirilir. Bu kar~1thklar Osmanhcada amel -aksülamel ya da tesir-aksi tesir ve nazari-amen terimleriyle kar~J!anm1~t1r. Bu anlamdaki etki terimi, edilgi kar~1hg1 olarak, Aristoteles'in on kategorisinden biridir. Etkilemek ve et· kilenmekle ilgili bir<;ok terimlerin kayna~ Aristoteles'in bu anlay1~1d1r (Organon, 1, 5• 6). isläm felsefesinde Aristoteles'in bu kategorileri fiil ve infial terimleriyle kar~tlan· m1~ttr. Bu anlamda etki, etkiyi yapan ayt· smdan ve edilgi de kendisine etki yaptltn1 ~ olan ac;mndan dilegetirilen bir etkinliktir. Daha ac;tk bir deyi~le, iki ayn ac;1dan i~ ayn terimle dilegetirilmi~ olan aym ey/enl dir. Spinoza, "Duygulamm terimiyle ben, heßl etkiyi hem de onun kar~1tl olan edilgiyi an· hyorum" derken bu gerc;egi belirtmi~ti. Etkl

deyirni. Os. fiil ve Fr. action anlammda eylem deyimiyle anlamd~~t1r, etki yapmak eytemde bulunmakttr. Ingiliz fizikc;isi Isaac Newton, ünlü devim yasa/ari'mn ü<;üncüsünü ~öyle saptam1~t1r: "Tepki, her zaman, etkiye e~it ve kar~1t yöndedir". Newton, aynca, ~ekim yasalari'm ac;1klarken etki'yi zorunlu olarak ikiye ay1rm1~ ve yak1J? etki (Ing. Action immediate)'yle uzak etki (Ing. Action distance) kavramlanm ilerisürmü~tür. Dogrudan dogruya dokunmayla meydana geien etkiler yakm etkiler, c;ekim gücüyle uzaktan meydana geien etkiler uzak etkilerdir. Uzak etki, anhk bir luzla meydana geldiginden, ~agda~ fizikte zaman ve uzayd1~1 bir etki sayibr. Yakm etkiyse bir sistemin belli bir noktasmm hemen biti~igindeki noktaya baghhgtdtr. 1900 ytlmda ünlü fizikc;i Max Plank tarafmdan bulunan etki kuantumu (Ing. Quantum of Action) da evrendeki büyüklükler alamyla ·(makroskopik) küc;ükliikler alanmm (mikroskopik) smmm belirtir ve fizik formülüyle (h, 65Sx10--2 7 egr/saniye) olarak dilegetirilir. Etki kuantumu, büyüklükler alamnda s1f1r kabttl edilebilir ama küc;üklükler alanmda önemi <;ok büyüktür ve asla s1f1r kabul edilemez, özellikle mikroskopik parc;actklann birbirlerine baglantilan ünlil fizikc;i Louis de Broglie'nin denklemleriyle dilegetirilrni~tir. Fizik~i Newton da uzak etki ya da uzaktan etki kavramma ula$ttktan sonra ikinci dcvim yasasmt $Öyle degi~tirmek zorunda kalm1$tt: "ister degmeyle, ister uzaktan olsun, bir cismi etkileyen güc;, o cismin kit· lesiyle o gücün verdigi 111zm degi~me oram ~rptmma c~ittir". Etki kavramt, lngiliz düf(inürü David Hume tarafmdan neden anlallllnda kullantlm1~t1r; c;agda$ nedenselcilik anlayi$mda da bir nedenin gerc;ekle~tirdigi olay, l!fdeyi~le sonur anlammda kullamlmaktadtr. Gerc;ekte etki kavrammm iki anlamhhg1 bu ~1thg1 ic;ermektedir, etkileme ai;:1smdan neden ve etkilenme ac;1smdan sonuc;tur; daha jtk bir deyi$le etkileyen etki bir neden oI~ gibi etkileme sonucunda elde edilen e · de bir sonu9'tur. Bk. Edilgi, Etkin.

~!~iN. (Os. Müessir, Muharrik, Feal, Fail, tiUli; fr. Actif, Al. Taetig, Activ; ing. AcBYe, I t. Attivo) Ba~kasma etki yapabilen ... ,,: anlamda edilgin terimi kar~1t1d1r. <;al1~­ (0 z <9s. Gayn faal, Fr. Inactif) ve durgun s. Atd, Fr. Inerte) terimleri kar~ttl ola~ bir eylemi ger9ekle$lirmek üzere bulunan ~ Btnm1 da verir. <;alz$mayan (Os. Tembel, r. Paresseux) kar$ttl olarak 9al1$an anlamtnda kullamhr. Bk. Edilgin. Etki.

ETKlNLiK. {Os. Failiyet, Faaliyet, Kuvvei amile, Kuvvei fäile, Ef'ali müteaddiye, Fiil; Fr. Activite, Al. Aktivitaet, Thaetigkeit; fng. Activity, it. Activita) Etkileyenin niteligi... Ruhsal etkilenimlerin tümü etkinlik terimiyle dilegetirilir. Edilginlik (Os. Mutavaat, Fr. Passivite) ve süredurum (Os. Atalet, Fr. Inertie) terimleriyle kar~tt anlamhd1r. J. J. Rousseau "yargdad1g1m zaman etkinim" demekle etkinligin geni~ anlamm1 dilegetirmektedir. Ruhbilimde duygululuk (Os. Teessüriyet, Fr. Affectivite) ve bilgi (Os. Vukuf, Fr. Connaissance) terimlerine kar~1t anlamda kullamhr. Etkinlik, ruhbilimsel anlammm d1~ui· . da, Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde de Dr. Özer Ozankaya tarafmdan "insamn, i;:evresiyle arasmdaki ili~kileri kuran, düzenleyen ve denetleyen eylemleri" olarak tammlanm1~t1r. Et· kinlik ger<;ekte özneyle nesne arasmdaki etkile~imdeJ öznenin görevini dilegetirir ve i9 etkinlik-d1$ etkinlik olmak üzere ikiye ayn· hr. Dt~ etkinlik insanm heden yaptsmm fi. ziksel devimleriyle ger~ekle$tirdigi etkinliktir, ic; etkinlikse ansald1r ve d1~ etkinlikten yans1yan tasanmlarla ger<;ekle~ir, insamn d1$ ve i<; etkinlikleri birbirine s1ktca ba~mhd1r, dt~ etkinlik ic; etkinligi dogurdugu ve geli$tirdigi gibi ic; etkinlik de d1$ etkinligi dogurur ve geli$tirir. Örnegin insam dt~ etkinligiyle delikli bir ta~la kalm bir sopa bulur, zihninde yans1yan bu tasanmlar onu ic; etkinligiyle bir balta yapma dü~üncesine götürür, dt~ etkinligiyle baltay1 yapar, ama art1k kafast bir baltah insan kafas1d1r ve onu bir kulübeli insan olmaya yöneltir. Baltah insandan atomlu insana kadar sürüpgelen bu insansal evrim, d1~ ve ic; etkinliklerin etkile~imiyle ger~ekle$mi~tir. Bk. Etki, Eylem, Etkin, Emek. EVHEMEROS~ULUK. (Os. Evhemeriye, Fr. Evhemerisme, Al. Evhemerismus, Ing. Evhemerism, it. Evemerismo) Kirene'li Euhemeros'un tanrtt~mmazhk ögretisi... Aristippos'un hazc1hk okulundan yeti~en Messene'li Euhemeros, Kirene okulunun dinsel alandaki tutumunun kuramc1s1d1r. Ona göre bilgeligin ön ko$ulu, ho$inanc;lardan s1yrdmakttr. Tanr1lar, insanlann yarattsldtrlar ve önc;agm büyük adamlar1 olup kendilerine duyulan .sevgi ve saygmm geli~mesinden dogmu~lard1r. lnsanlar, büyük ki~ilere duyduklan sayg1y1 giderek Tanr1hk kata c;1karm1~lar ve c;e$itli Tanrtlar uydurmu~Iardtr. Euhemeros, bütün bunlan romamms1 bir gezi yapttmda anlahr ve Hint Okyanusundaki Penkhaia ada-


EVRENDASCILIK

EViRME smda bir tapmakta buldugu bir yaz1tta okudugum,1 söyler. Romah ozan Ennius Euhemerus adh yap1ttyla, i.ö. 300 ytllarmda ya~am1~ olan Hellenistik romanc1 Euhemeros' un bu dü~üncelerini Roma'da yaym1~ttr. Euhemeros hazc1 ve usc;udur, amact kendi c;agt· nm tannlanyla sava~makttr. Oysa H1ristiyanhgm ünlü kilise babast Augustinus, onun bu a<;:1k tanr1tammazhgm1, c;oktannc1hgm ve putataparltgm sa9mahg1m tamtlayarak H1ristiyanltg1 yüceltmek ic;in kullanm1~t1r. Euhemeros'un böylesine bir üne kavu~masmm nedeni de budur. Euhemeros'un bu dü~ünce­ leri, c;ok daha sonra, ingiliz dü~ünürü Herbert Spencer tarafmdan savunulmu~tur. EViRME. {Os. Akis, in'ikas, Tahvil, Kalb; Fr., ing. Conversion , Al. Umkehrung, it. Conversione) Herhangi bir ~eyi 9evirerek yap1sm1 degi~tirmek„ . Bir önermenin konusunu yüklem ve yüklemini konu yaparak ondan yeni bir önerme 91karmakt1r. Örnegin "insanlar dört ayaklt degildir" önermesi evrilerek "Dört ayakhlar insan degildir" dogru önermesi elde edilir. Ne var ki her önerme böyle yalmhkla evrilemez. Kimilerinde dogru bir önerme elde edebilmek i<;:in önermenin niceligini degi~tirmek gerekir. Örnegin "Bütün insanlar canhdtr" önermesini evirirken bütün tümeli kimi tikeline c;evrilerek "Kimi canltlar insand1r" bic;imine konur. Pek c;ok manttk terimleri gibi bu terim de Aristoteles' indir. Latinler onu Yunancadan 9evirmi~ler­ dir. Bk. Evirtim. EViRTiM. (Os. in'ikas, Mün'akis olma; Fr„ Al„ ing. Inversion, it. lnversione) Tersine dönüklük„. Manttkta, ara9s1z bir ge<;:i~le verilmi~ bir önermenin tersini 91karma i~lemi­ ne evirtim ve bu i~temden elde edilen bu ters önermeye de evirtik denilmesi önerilmi~­ tir. Hekimlikte ve ruhbilimde kendi cinsine kar~1 cinsel ilgi duyutmasma sapkml1k antammda aym terim kullamhr. Bu antamda da evirtik yerine sapkm denir. Bk. Evirme. EVRE. (Os. Safha, Merhale, Devre; Fr. Stade, Al. Stadium, ing. Stage, it. Stadio) Bir otayda birbiri ardmca görülen degi~ik hallerin her biri.. . Evre terimi, Franstzca stade (Os. Devre, Tr. Dönern) ve etape (Os. Menzil, Tr. Konak) terimlerine kar~1hk gösterilmi~se de gcr9ekte phase (Os. Safha, Tr. Evre) te· riminin kar~1hg1d1r ve bir evrimin ba$liba$1· na bütün sayzlabilecek olan dönemleri'ni dilegetirir. Bir9ok 9evirilerde an (Fr. Moment)

ve a~ama (Fr. Degres) kar~1hgmda da kullamlmaktad1r. EVREN . .( 1. Os. Atem, Kainat, Manzumei kainat; Fr. Cosmos, Cosme; Al„ ing., it. Cosmos ... 2. Kainat, Cil~an, Atem, Dünya, Ayan, Keyn, Emri hilkat, Vücud, Kürrei arz, Be. ~eriyet; Fr. Univers, Al. All, Weltall, Universum; ing. Universe, it. Universo) Varolanlarm tümü. 1. Diizensizlik kar~1tt olarak diizenlilik anlamm1 dilegetirir. Yunanca kozmos sözcügü düzen anlammad1r. itk9agm evrenin dogu~u dü~üncelcrine göre önce düzensizlik, esneyen bo$luk antammda khaos vard1. Sonra bu düzensizlik düzenlendi. Anaksagoras'a göre onu düzenteyen de bu düzensizligin d1~mda bulunan bilin<;:li ilke nous'tur. Bu düzen dü~üncesini evren antammda kullanan ilk dü~ünürlcr Pitagorasc;1lard1r. Bk. Dünya, Evrendogum. 2. Varhgm bütünsel birligini dilegetirir. Bu evrensel bütünlük, doganm en kü9ük zer· resinde bile kendini belirtmektedir. Claude Bernard'm dilegetirdigi gibi, en kfü;:ük bir varhgm ya~amt, evrendeki topyekun ya~amm bir par9as1d1r. Fizikc;i Einstein, özel ve ge· nel bagmt1hhk kuramlar1yla, bu evrenset bü· tünlük ve bagmt1hltg1 bilimsel olarak tamt· lamt~ttr. Klasik felsefede evren, insan duyu· lanyla alg1lamp algtlanamayacag1 bak1mmdan anla$1l1r evren ve anlakal1r evren olarak iki· ye aynlm1~t1. Bu ayr1mda, duyuyla alg1lana· mayanm usla alg1lanabilecegi dilegetiriliyor· du. Pascal "evren beni bir noktaym1~1m gibi yutuyor, ben de onu usumla bir noktaym1~ gibi yutuyorum" diyordu (Pascal, Pensees, VI). Daha sonra evren, matematiksel ölyü· ler bak1mmdan ü9e ayrildt: insansal oranlar evreni, sonsuz kücüklükler evreni, sonsuz büyüklükler evreni.~. insan, meydana getir· digi aletler ve bu aletlerin verdigi sonuylarl degerlendiren matematiksel ba~anlar1yta ken· di öl9ülerini a~arak her iki u9taki sonsuz· luktar alanma girmi~ bulunmaktad1r. Einstein' in birle~tirilmi~ alan kuram1, tek ve bütün· sei evren yasasm1 gerc;ekle~tirmeyi amaylam1~tt. Kald1 ki bu amac;,- daha 161 O'larda, Padua Üniversitesi Matematik Profesöril Ga· lileo Galilei'nin kendi eliyle yapttg1 teteskopunu Mü~teri ytld1zma c;evirmesiyle ba~Iamtt 8 11. Galileo, teleskopunu aya 9evirdigi zam ? 1 onun Giordano Bruno'nun dü~ünsel tahmin • ne uygun olarak dünyam1za benzeyen bir dilll" ya oldugunu, güne~e 9evirdigi zaman da atl" tik9ag Yunan matematik9ilerinin (Pitagorslo

filolaus, Aristarhus) dü~ünsel tahminlerine uygun olarak onun yerinde durdugunu ve dünyam1zm güne~in 9evresinde dönmekte ol· dugunu görmü~tü. Günümüzdeyse üc; milyar yt!hk uzakl1klart inceleyebilen ara~t1rma arac;· tan gittik<;:e evrenin sonsuzluguna sökulmaktad1rlar. Ne var ki evren sonsuz oldugu oran· da bilgi süreci de sonsuzdur. insanoglu sonsuzca yeni bilgilere dogru a<;:1lacakttr... Genellikle evren (Os. Kainat, Fr. Univers) deylmi yle kozmos (Os. Atem, Fr. Cosme) deyimi aym anlamda kulamlmaktaysa da evren' le dünyamm da ic;eren sonsuz doga bütünlügü ve kozmos'la dünyam1zm d1~mdaki sonsuz cioga bütünlügü dilegelir. Bk. Dünya, Evrenbilim, Evrendogum, Özel Bagmtthhk Kuramt, Gene! Bagmtthhk Kuramt, Özdek, De· vim, Zaman, Uzay, Doga. EVRENBiLiM. (Os. Kevniyat, ilmi kiyäni, Mebhasül kfünat, Mebhasi kiyan, Mebhasi keynunet, ilmi hey'et; Fr. Cosmologie, Al. Kosmologie, ing. Cosmology, lt. Cosmologia) Evreni yöneten genel yasalan ara~ttran bilim... Klasik felsefe evrenbilim'i metafizigin bir bölümü saym1~ttr. Alman dü~ünürü Wolff, bu ara~tirma alamm, deneysel oldugu kadar meta/iziksel bir atan olarak tammlamaktadtr. Kant da bu ac;1dan ona ussal evrenbilim adm1 vermi~ti. Oysa bilimsel ussalhgm metafizik ussahkla hie; bir ilgisi yoktur. Evren, kuramsal olarak Thales'ten ve bilimsel olarak Galile'den beri, gittikc;e daha geni~ bir etkinlikle a91klanmaktad1r. Newton'un evreni Galile'nin evrenini, Einstein'in evreni hem Galile'nin hem de Newton'un evrenini kapsam1~ttr. insan bilgisi, birbirini yalanlayarak degil, birbirini i<;:ererek geni~lemektedir: Evrenbilim'in amac1, Einstein'in belirttigi gibi "en kü9ük saytdaki varsay1m ve belitlerden lllanttksal tümdengelimle en büyük say1da de· neysel ger9ekleri kapsamaktadtr". Bu 9aba, Fiziksel kavramlarm, gittik9e daha etkin bir bi9imde, birle~tirilmesi yolunda ger9ekle~mek· ledir. Saymz samlan elementler önce dok· Ban elemente, sonra da birkac; temel pari;:a· Clia indirildi. <;e~itli erkesel gü9lerin de ayerkenin degi~ik bii;:imleri oldugu anla~il1· Uzay, zaman, yer9ekimi, erke ve özdek 0 hnak üzere be~ nicelige indirilen evrensel ::vi:~mlar; Einstein'in bagmtthhk kuramlanyaJ Ozdek temelinde toplandt. Birle~tirilrni~ an kuram1yla da sonsuz büyüklerle sonsuz ~9Üklerin aym yasada birle~tirilmesine 9a...-Id1. Bk. Evren, Evrendogum.

;1

l!°VRENBiLiMSEL. (Os. Kevni, Kiyani, Tek; Fr. Cosmologique, Al. Kosmologisch,

Ing. Cosmological) Evrenbilime deggin ... Bk. Evren, Evrenbilim, Evrenbilimsel Kamt, Evrenbilimsel Tüze.

EVRENBiLiMSEL KANIT. (Os. Delili kevni, Fr. Preuve cosmologique, Al. Kosmologischer Beweis, Ing. Cosmological argument, lt. Ar· gomento cosmologico) Tann'nm varhgmt ta· mtlayan kamt.„ Htristiyan felsefesinin sko· lästik döneminde ilerisürülen bu kamta gÖ· re "dünyanm varhgmm nedeni, dünyanm ken· disi olamaz. <;ünkü dünya olumsaldtr, hie; olmayabilirdi ya da ba~ka türlü olabilirdi. Öyleyse varhgmm nedeni .bizzat kendisinde bulunan ba~ka bir varhk, e~deyi~le Tann varolmad1k9a dünya da varolamazd1". Bu ve bu· na bcnzer manttk oyunlarmm c;ürüklügü, Etea' h Zenon'un kamtlarmda oldugu gibi, geri;:ekmi~ gibi ele alman, oysa gerc;ekligi t11mt· lanmamt~ olan belitlere dayanmalar1d1r. Bk. Kamt. EVRENBiLiMSEL TÜZE. (Os. Adateti kevniye, Fr. Cosmodicee) Evrenin genel yasalarmda beliren tüze... Franstz dü~ünürü Renouvier tarafmdan tanrrsal tüze (Os. Adäleti ilahiye, Fr. Theodicee) deyimine kar~1hk olarak ilerisürülmü~tür. EVRENDA~. (Os. ibnül arz, ~äyiül vatan;

Fr. Cosmopolite) Ulus olarak insanhg1 ve vatan olarak evreni tamyan... Evrende$ olarak da yazilan ve söylenen bu deyim evrenda$91l1/c ya da evrende$9ilik yanda~hgm1 dile· getirir. Evren anlamma gelen Yu. cosmos ve hem$eri anlamma geien Yu . polites sözcüklerinden yapilan bu deyim küc;ültücü anlamda her ülkede ya~ayabilen ve her ulusa uyabilenleri de dilegetirmi~tir, bu anlamda kozmopolit bir ki$i denir. <;e~itli uluslardan ki~ilerin yerte~tigi kentlere de kozmopolit bir kent denmi~tir. Hi.;: bir ülkenin · vatanda~t olmayanlari dilegetiren vatans1z anlammdaki '1aymatlos (Al. Heimatlos) deyimiyle kan~tt· nlmamahd1r. Bk. Evrenda~c;thk. EVRENDA~<;ILIK. (Os. Hem~ehircilik, Ci· hanilik; Fr. Cosmopolitisme, Al. Kosmopolitismus, Ing. Cosmopolitanism) Ulus olara_k insanhg1 ve vatan olarak evreni tamyan ögretilerin genel ad1... Evrenda$q1l1k antayi~mm ilk izlerine antikc;ag Yunan felsefesinde rast· lanmaktad1r. Sokrates'e nerenin halkmdan ol· dugu sorulunca "dünya halkmdanim" dermi~. Kirene'li Theodoros . da "benim yurdum bütün dünyad1r" dermi~ ve bu sözüyle insan· Jan, yurtta~hgm degil, bilgeligin birbirine yak·


EVRENDOGUM la~tiraca8tm anlatmak istermi~. Metafizikte, H1ristiyanhk ve Müslümanhk gibi bütün uluslara aytk olan dinler, Yahudilige kar~t anlamda, evrenda~ythk saytlm1~t1r. Evrenda~yt· hk dü~üncesi, insanm dünyaya aytlmaya ba~­ lad1g1 Rönesans yagmda, bir bak1ma kar~1t1 say1lan ulusyuluk dü~üncesiyle birlikte geli~­ mi~tir. Dante, rönesans insam iyin "onun vatam bütün dünyad1r" der. Evrenda~ythk, insan olarak, evrene cn geni~ aytdan bakmay1 dilegetirir. Bertrand Russell, The Conquest of Hapiness adh yap1tmda "dünya vatanda~­ hgmm bilgisine eri~seydik, kendimizi böylesine y1pratacak yerde, insanhg1 uygarhga götürenlerin büyük ordusunun bir eri olmay1 yeglerdik" der. Türk ozam Tevfik Fikret de: "Toprak vatamm, nev'i be~er milletim, ancak • insan olur insan bunu iz'anla, inandun" demi~tir. Ne var ki, bir zamanlar, ba~­ ka ülkelere ve uluslara dü~manhg1 körükleyen ve dü~ünceleri ulusal gelenekler iyinde tutup evrensel bilime katmayan bagnaz ulusyuluga kar~t ytkmakla ilerici bir rol oynayan evrenda~ythk tümüyle emperyalizmin hizmetine girmi~ ve ulusal ba8tms1zhk dü~ün­ cesini kösteklemek amac1yla kullamlmaya b a~­ lam1~hr .

EVRENDOÖUM. (Os. Mebhast tekvin, .Te~ekkülü älem,' Kiyäniyät; Fr. Cosmogonie, Al. Kosmogonie, ing. Cosmogony, it. Cosmogonia) Evrenin olu~umunu inceleyen bilim ... Evrenin olu~umunu aytklamaya yalt~an ilk varsay1mlar antikyag Yunan dü~üncesinde theogonaia (Tr. Tanndogum)'larla kar1~1ktJr. ilk Yunan dü~ünürleri tanrtlann dogumu üstünde dü~ünürlerken evrenin dogumunu da dilegetiriyorlardt. Örnegin Homeros "Okeanos'tur tanr1larm babas1 ve anas1" der. Thales de bundan "ilk neden sudur" diyerek bir evrendogum varsay1m1 ytkanr. Mitolojik ve dinsel ilk dü~üncelere göre evrenin dogumuyla tannlann dogumu aym ~eydir, bu yüzden Aristoteles ilk dü~ünürlere ilk teologlar (ilk tannbilimciler) admt vermi~tir. Biryok uluslarm mitolojilerinde evrenin dogumu üstüne ilerisürülmü~ ye~itli varsay1mlar saptanmt~hr. Ancak bu konudaki yaz1h metinlerin ilki Hesiodos (i.Ö . 700)'un Theogonia's1d1r. Evrenin olu~umunu aytklamaya yalt~an bu ilk masahms1 ve dinsel tasanmlarm ilginy yam, tannlara göre dogaya öncelik tammaland1r. Bu tasartmlarm kimilerinde tanr1lar dogayla birlikte ya da bizzat doga olarak, pek yogunda da dogadan sonra ve doganm bagrmda olu~urlar . Bu ilk tannlar, dogay1 yaratan degil, doganm yaratt1g1 tannlardtr. Kald1 ki, bü-

EVRENSEL BÜTÜNLÜK yük dinler meydana ytkmcaya kadar, tann. Iar yaratJcthk niteligi ta~1mam1~lar, sadece yöneticilikle yetinmi~lerdir. ilk bilimsel ·ev. rendogum, gökbilim (astronomi)'in bir dalt olarak; Leibniz, Descartes, Kant ve Laplace' m varsay1mlanyla olu~maya ba~lam1~t1r. ÖzeJ. likle Kant-Laplace'm evrenin bir bulutsudan olu~tugunu ilerisüren varsay1mlar1 uzun bir süre geyerli kalmt~hr. Dr. Fred L. Whipple, 1948 ytlmda yay1mlad1g1 bir yah~mas1yla koz. mik tozlann milyarlarca ytlhk bir sürede na. stl yogunla~1p y1ld1zlar halinde koyula~abile­ cegini ay1klam1~tJr. Buna kar~1 Lemaitre, Gamow, Tolman vb. gibi bilginlerin ilerisürdükleri yeni varsay1mlar da tart1~ma konusudur. Bu varsay1mlar evrenin olu~umunu atomsal bir patlamaya, tasanmd1~1 s1cakl1ktaki bir buhar kütlesine, evrenin ttpkt bir yürek gibi aythp kapam~ma vb. baglamaktad1r. Geryek ~udur ki evrendogum, henüz geli~mi~ ve kesin sonuylara vanm~ bir bilim degildir. Bunun nedeni de pek ay1kttr: Önce, evrensel olu~ma pek uzun bir süreyi kaplamaktad1r ve bilim henüz bu pek uzun sürenin her a~amasm1 aytklayabilecek verliere sahip de· gildir. ikinci olarak, olu~um süreci henüz devam etmektedir ve bu olu~um sürecine bilimsel olarak yakla~abilmek iyin gezegen sistemimizin d1~mdaki gezegen sistemlerinin de ke~fedilmesine ihtiyay vard1r. Ne var ki bilim, idealist ve dü~yü varsay1mlann d1 ~m· da, bu alanda da saglam ad1mlarla ilerle· mektedir. insan ayagmm aya basmas1, bat ka gezegen sistemlerinin ke~fine giden yolun aytld1gm1 tamtlar. Bk. Evren, Evrebilim. EVRENSEL. {Os. Kiyäni, Kevni, Käinati, Alemi, Dünyevi; Fr. Cosmique, Al. Kosmisch, lng. Cosmic, lt. Cosmico) Evrene ait olan„. Evrene degginligi ve evrenle ilgili olam dilegetirmekle beraber tümel ve genel deyimle· riyle anlamda~ olarak da kullamhr. Geryekte her Üy terim arasmda anlam aynltg1 vard1r. Bk. Evren, Tümel, Gene!. EVRENSEL BAÖIMLILIK. (Os. Cihan~ü­ mul tabiiyet, Aiem~umCil tabiiyet; Fr. oependance universelle, Dependance generale) Olaylar ve olgular arasmdaki ye~itli ili~kile­ rin tümü„. Eyti~imsel özdekyi dilde, özellikle dilimize yaptlan aktarmalarda evrensel bagt/I" t1, evrensel bagl1!1k, evrensel baglaml1l1k, ell" rensel birlik, evrensel bütünlük gibi deyimlerle de dilegetirilen evrensel bag1ml1!1k, do~a­ nm tüm olay ve olgulan arasmdaki zorunlll ili~kileri dilegetirir. Geryekte birbirinin yerinde kullamlan bu deyimler arasmda anlalll

ayrt11klan vard1r. Bununla beraber bütün bu deyimler evrenin, birbirinden kopanlamaz paryalanmn meydana getirdigi, bütünlügünü dilegetirirler. Evrenin sürekliligi ve düzenlili#i. bu birliginin ve bütünlügünün ürünüdür. Geceleri gündüzler, yazlan kt~lar izler. Kiraz yek.irdegini ekerseniz, kesinlikle, erik agact degil , kiraz agac1 elde edcrsiniz. Kar yatar, güne~ ayar, karlar erir. Birbirlerine pek ilgisiz gibi görünen karla güne~ arasmda bile bir baglantJ, bir kar~tltklt etkile~me vardtr. Evren, paryalan i;:e~itli bii;:imlerde birbirlerine bagh olan bir bütündür. Bir elma, elma agacmm degil, bütün bir dogamn ürünüdür. Evrensel bag1mhhk, insan bilincinden ba&tms1z ve nesnel bir bag1mhhkt1r. ilk insanlar bile i;:evrelerindeki bu i;a~maz düzeni sezmi~lerdir. Metafizik ögretilerin ilerisürdü!il bilimd1~1 tans1k (Os. Mucize, Fr. Miracle) kavram1, bu düzenin üstün bir düzenleyicisi bulundugu ve eger o isterse bu düzeni bozabilecegi düsünccsinden dogmu~tur. Ger~kteyse bu düzen hii;: bir zaman bozulma1D1~t1r ve bozulmayacakttr. Evrenin tüm olay ve olgulan arasmdaki bu düzenlilik, bu olay ve olgularm genis anlamda birbirleriyle baltmh olduklarm1 dilegetirir. Yeni dogan bir ~ugun ya da acan bir i;:ii;egin geryek tarihi, canh ve cans1z tüm doganm tarihidir. Meydana geien her yeni sey, bütün bir dolanm ce~itli olay ve olgularmm birbirleriyle ili~kili olarak evriminin ve etkilesiminin ürünüdür. Bu evrensel bag1mlthg1, özel bag1mhbkla kan~tirmamak gerekir. Antalya'da yalan yagmur, c;orum'daki bitkiyi elbette etkilemez. Ne var ki genel olarak bitkinin tarihi yagmurun tarihiyle bag1mhd1r. 1nsanlar, Zlntanla ve eylemsel i;:abalanyla, bu evrensel ba&tmhhg1 dilegetiren kavramlar ortaya koymu~lard1r: Nedensellik, zorunluk, yasa, kalld1klt eylem ve etki, rastlant1, öz, bii;:im, 16rünüs, geri;:ek vb„. Bu kavramlar evrensel ~mhhgm i;:e~itli yönlerini dilegetirirler. Bk. •Aimhhk, Eytisimsel Özdeki;:ilik, Evren, Evrensel, Doga . l::VRENSEL BAÖINTI. (Os. Cihan~ümUI müllBsebet, Fr. Relation universelle) Evrendeki lihn olay, olgu ve onlardan yans1yan dü'°nceier arasmdaki genel ili~ki... Bk. Evren~ Ba&imhhk, Evrensel Büt~!11ük . .~vrensel lhhk, Bagmt1, Eytisimsel Ozdeky1hk.

~VR.ENSEL

BAÖLAMLILIK. (Os. CihansülllOI insicäm, Fr. Coberence universelle) Ev'n tüm olay ve olgular1 aras1nd aki tutar-

hk, düzenlilik„. Bk. Evrensel Bagimhhk, Evrensel Bagmt1, Evrensel Baghhk. EVRENSEL BAÖLILIK. (Os. Cihan~ümfll merbutiyet, Fr. Connexion universelle) Evrendeki olay ve olgular arasmda birinin varltg1 öbürünün de varltgm1 ya da birinin degi~mesi öbürünün de degi~mesini gerektirecek bagmt1.„ Bagl1ltk terimi, baglant1 (Os. 1rtibat) ve bag1mltlik (Os. Tabiiyet) terimleriyle anlamdastJr. Baghhk, özel anlamda ve i;:ok s1kt bir · bagmtty1 dilegetirir. Böylesine bagh olan olay ve olgulardan birinin varhg1 öbürlerinin de varhgm1 gerektirir, biri degisirse öbürleri de degi~ir, birbirlerine dönü~ebilirler. -Evrensel bagl1lik, eyti~imsel özdekyi dilde, geni~ anlamda evrensel bag1ml1l1k deyimiyle anlamdas olarak, evrensel birlik ve bütünlügü dilegetirmek ii;:in kullamlmaktad1r. Evrenin özdcksel birligi, bu bagmtd1hgm ve bag1mhhgm ternelidir. Tüm olay ve olgular bu özdeksel temelden yola i;:1karak birbirlerinden türemislerdir. Belli bir elmay1 belli bir elma agac1 üretir, ama unutmamahdtr ki o elma agac1 bütün bir doganm ürünüdür. Evrensel baglthk anlas1lmad1kc;:a ne doganm, ne toplumun ne de bilincin olu~umu ve geli~imi anlas1lamaz. Bk. Evrensel Bagimltltk, Evrensel Bagmt1, Evrensel Birlik, Eyti~imsel Özdeki;:ilik. EVRENSEL BiRLiK. (Os. CihansümCil vahdet, Fr. Union universelle) Özdegin devim ve degi~melerinden meydana gelmis olan tüm olay ve olgulann özdeksel bütünlügü„. Evrendeki tüm olay ve olgular, özdegin zaman ve uzay iyindeki devim ve degi~melerinin ve gelismesinin ürünüdür. Bu sürekli özdeksel geli~me nitelikye farkh olay ve · olgular meydana getirmistir. Bu olay ve olgulann yüksek düzeyde örgenle~mis ve geli~mi~ biyimi de insan bilincidir. Demek ki evrendeki her sey, özdeksel bir birlik ve bütünlük iyindedir ve bundan ötürü de birbirleriyle bagmtthd1r. Eyti~imsel özdeki;:iligin bu temel ilkesi evrenin özdeksel birligi .(Os. Käinatm maddi vahdeti, Fr. Unite materielle de l'univers, Al. Materielle Einheit der Welt) deyimiyle de dilegetirilir. Bk. Evren, Bilinc;:, Evrensel, Bag1mhhk, Evrensel Bagmtt, Evrensel Baghhk, Evrensel Bütünlük, Eyti~imscl Özdekyi!ik, Bircilik. EVRENSEL BÜTÜNLÜK. (Os. Cihansyümul külliyet, Fr. Totalite universelle) Evrenin özdeksel birligi... Evrensel birlik deyimiyle anlamdas olarak kullamhr. Evrensel bag1mlil1k.


11 1

EVRENSELCiLiK evrensel bagmtz, evrensel bagl1l1k, evrensel baglaml1l1k deyimleri de bu birlik ve bütünlügün niteligini meydana koyarlar. Evrenin özdeksel birligi ya da bütünlügü, evrenin bi· linebilirligi (Al. Erkennbarkeit der Welt)'nin ba$kO$Uludur. <;ünkü felsefenin temel sorunu olan özdekle bilirn;: arasmdaki ili$kinin i;özümünü geri;ekle$tirir. Eyti$imsel özdeki;i felsefe evrensel birligi ve bütünlügü ai;1kla· makla dünyanm bilinebilirligini ve bilincin özdeksel doganm yüksek düzeyde örgenle$· mi$ bir i$levi oldugunu ai;1k sei;ik meydana koymu$tur. Bk. Özdek, Bilirn;, Evren, Evrensel Birlik, Evrensel Ba&tmhltk, Evrensel Ba&tntt, Evrensel Baghhk, Evrensel Baglam· hhk, Eyti$imsel Özdeki;ilik.

EVRENSELCiLiK. (Os. Külliye, Fr. Univer· salisme, Al. Universalismus, Ing. Univer· salism, lt. Universalismo) Evrensellige ya da tümellemeye egilimli ögretilerin genel adt„. Örnegin törel yasalan her zaman ve her yerde gei;erli sayan Kant'm törebilim anlayJ$1, evrensel bag1mhhk ve bütünlügü savunan ·eyti$imsel özdeki;ilik evrenselcidir. Özel bir anlamda, insanlarm sonunda tümüyle kurtulacaklanm ve Tann'mn bagt$ma kavu$acaklar1m ilerisüren bir H1ristiyan inancma da evrenselcilik denir. Bk. Evrensel Bütünlük. EVRENSiZCiLiK. (Os. Nefyi !ilem mezhebi, Fr. Acosmisme, Al. Akosmismus, Ing. Acosmism, lt. Acosmismo) Spinoza felsefesine Hegel'in verdigi ad„. Alman dü$ünürü Hegel, Spinoza ögretisini akosmismus terimiyle nitelemi$ti. Onun evrenin varhgm1 Tanr1sal varhga indirgemekle evreni yok saym1~ oldugunu ilerisürmü$tilr. Bu terim Osmanltcada Schelling felsefesi ii;in de kullamlm1$ ve liikevniyet deyimiyle dilegetirilmi$tir (Hamdi Elmahh, Metiilip ve Meziihip Tercümesi, s. 29). Bk. Evren. EVRiM. (Os. Tek!imül, Tahavvül, inki$!if, lrtika, inbis!it, Ne$vünem!i, Terakki; Fr., ing., Al. Evolution, Al. aynca Entwicklung, lt. Evoluzione) Geli$erek degi$me„. Yunan feJ. sefesinde genel olarak degi$mezlik anlayt$1 kar$1smda degi$irlik anlayt$Inl dilegtirmi$tir. Herakleitos, hii; bir $eyin durmad1gm1 ve sürekli olarak degi$tigini söylemekle evrim dii$Üncesinin babas1 say1labilir. Kald1 ki He· rakleitos, sadece degi$me'yi ilerisürmekle de yetnimemi$, "bir $eyden biri;ok $ey ve her $CY" diyerek bu degi$meye geli$imsel bir yön vermi$tir. Daha sonra Empedokles de ya$amm zamanla geli~en bir olaylar sürekliligi

EVRiMCiLiK oldugunu ve yetkin olmayanlann daha yet. kine i;evrildigini savunur. Aristoteles, Ente. lekheia kavram1yla bu yetkinlige dogru ge. fi$me dü$üncesini felSefesine temel yapm1$t1r. Aristoteles'e göre olu$, sürekli olarak alt. yap1lardan üstyap1lara dogru geri;ekle$ir ve yetkinlige dogru degi$me özdeksel ve tinset her $eyin ba$lang1cmda ii;kin bulunmaktad1r. Hayvanlar Üstüne Ara11t1rmalar adh yap1ttn. da cans1zdan canhya dogru bir <;1kt$ oldugu. nu; cans1z maddeden canh bitkiye, bitkiden hayvana ve hayvandan da insana var1ld1gin1 söyler. Yunan atomculan da kahmh hayvan türlerinin i;evreye uyan türler oldugunu ilerisürmü$lerdir. Metafizik dünya görÜ$Ü, evrim konusunda, tannbilimi desteklemek i<;in i;e$itli bilimdt$1 kuramlar ilerisürmü$tür. Bütün bu bilimdt$1 kuramlarm ortak varsay1mlarma göre evrensel olu$mada bir ilerleme degil, tersine, gerileme vard1r. Her $ey, her an, daha kötüye gitmektedir ve "tarih, bir tekerrürden ibarettir". Evrim dü$üncesini yads1yan bu metafizik varsay1mlann yamnda evrim dü$üncesine boyun egen metafizik varsay1mlann ortak savlanna göre geli$menin kaynag1 özdegin dt$mdad1r ve <;e$itli kav· ramlarla dilegetirilen Tanr1'd1r. Antiki;ag Yu· nanltlarmm büyük Herakleitos'undan eyti$im· sei felsefeye gelinceye kadar <;e$itli dil$Ün· ce aktmlarmda evrim dü$Üncesi'ne yatkm göril$1er ilerisürülmü$tilr. Nicolas de Cusa, Gior· dano Bruno, Bacon, Descartes, Leibniz, Kant, Fichte, Schelling, Diderot, Rousseau vb. gibi büyük dil$ünürlerin yap1tlan felsefenin bu temel geri;eginden izler ta$1maktad1rlar. Ern· pedokles'in yetkin olmayanlarm daha yetkin· lere (:evrildigi dü$üncesini geli$tiren lngiliz dil$ünürü Herbert Spencer birtürden'in ayn· türden'lcre dönü$erek geli$tigini ilerisürmil$tür. Bu uzun dü$Ünsel sürei;te, evrim terimi i;e· $itli anlamlarda kullamlm1$ttr: a) Gizli ilkenin yava$ yava$ ai;tlarak gerfekle~mesi, b) ka· l1ml1l1k kar$1hg1 olarak degi$me, c) özde$lik kar~1hg1 olarak ba$kala$ma, <;) duraganl1k kar$dt&t olarak dönü11me ve devinme, d) kesinlilik kar$1hg1 olarak süreklilih, e) · birtür· denlikten ayntürdenlige bölünme, f) kar$1t1: na dönil$me anlammda kar$1tla~ma, g) gizl• ve tasarl1 kar$1hg1 olarak edimsel, h) yll· mulma (La. Involutio) kar$1h&t olarak a91lrntl (La. Evolutio), 1) evrim yitimi kar$th&t ola· rak geli$me, i) niteliksel olu$ma anlammdatd devrim kar$11t8J olarak birikme„. Evrim, ey· li$imsel felsefenin ba$kavram1dir. Eyti$imse: ve tarihsel özdeki;ilik, dogasal ve toplumsa evrimin genel yasalanmn bilimidir. Eyti$i!ll" sei felsefeye göre evrim terimi, nicesel de-

gi$melerin s19ramayla nitesel degi$meleri gerfekle$1irdigi gefi$rne sürecini dilegetirir. Bu anlam, terimin genel ve evrensel anlam1d1r. Dar anlamda evrim, nitelik<;e degi$me anlammdaki devrim kar$th&t olarak nicelik9e degi$me'yi dilegetirir. Ne var ki evrim'Ie devrim, ii;ten ve zorunlu olarak birbirleriyle stkica bag1mhd1rlar. Evrim olmadan devrim ve devrim olmadan evrim geri;ekle$mez. Bu anlayt$, evrime kaba evrimcilik ve yarat1c1 evrim gibi gerici kuramlarla metafizik bir yön vermek isteyen metafizik evrim anlay1~mm tümüyle ve kesinlikle kar$1smdadir. Evrimin kaynag1 ve geri;ekle$tiricisi, dogasal ve toplumsal bütün olgulardaki kar$1t11k'Iard1r. Dogasal ve toplumsal bütün olgular, eski' nin yerine yeni'yi koymak ii;in, özgüi;sel olarak kar$1t'Iara bölünürler. Evrim, kar$ttlarm yenile$me mücadelesidir. ßu mücadele sonunda meydana geien yeni, yerini ald1g1 eski' nin saglam ve kahmh yamm da ii;erir. Evrimsel geli$me, Hegel felsefesinde oldugu gibi her $eyin kar$ttma dönil$tügü bir mekik dcvimi degil, daima daha üstün bir düzeyde geri;eklc$en bir sarmal geli$im devimidir. Evrim ve dcvrim, geli$me'nin kopmazca birbi· rine bagh iki yamd1r. Evrim, birdenbire st<;· ramalar ve yeni niteliklerden yoksun, aq1m ad1m ve yava$ niceliksel bir geli$medir. Devrimse eskinin tümüylc yeniye dönÜ$Ümünü ic;eren h1zh, birdenbirc sti;ramah niteliksel bir d_egi$medir. Örnegin bir milletvekili adaY!ntn oylan yava$ yava~ i;ogahr, ama millet· vekili adaymm niteliginde hii; bir degi$me olmaz, o gene milletvekili aday1d1r. Ama bu oylarm niceligi bir anda gereken say1y1 btt· lur, milletvekili aday1 birdenbire milletvekillitine s1i;rar ve ni telik degi$tirir, milletvekili aday1yken milletvekili olur. Bu, toplumda ol·dugu gibi, dogada ve bilini;tc de geyerli evrensel bir yasad1r. Örnegin doksan dokuz dereceye kadar 1stttlan ya da bir dereceye kadar Bogutulan su, hangi derecede olursa olsun su niteligindedir, 1S1tma ve sogutmanm niceliksel dcgi~imi onun niteligini degi$tirmez; ama 1s1tma ya da sogutma bir derece daha art· hr1lmakla, e$deyi$1e yüz dereceye i;1kardmak Ya da s1f1r dereceye indirilmekle suyun ni· teligi birdenbire degi~ir, yüz derecede bu· h?r ve s1f1r derecede buz olur. Bunun gibi b~r hekimlik ögrencisinin bilgisi yava~ yava$ ~~cel!kc;e artar, gereken <;izgiye eri$ince he1tnhk ögrencisi birdenbire hekim olur. Birinci örnek toplumdaki, ikinci örnek dogadaki, üi;üncü örnek bilinyteki evrim ve devlirni ay1klar. Evrim kavrammm geli~me kavl'arn1yla anlamda~ olarak kullamlmast yok sa-

kmcahdtr, c;ilnkü metafiziki;ilerin ve dil$Ün· cecilerin yapttg1 gibi, niceliksel degi$rnenin salt1kla~tmlmasma yol ai;ar, evrimle devrim arasmdaki eyti$imsel bag1 kopar1r ve geli~­ menin sadece niceliki;e bir degi$meden ibaret oldugu yanh$ sonucuna vardmr. Eyti~imsel olmayan evrim anlay1~larmm tümü, ham ya da kaba ad1 verilen evrimciler, bu yamlg1ya dü~mekten kai;mamam1$lard1r. Bk. Devrim, Evrim vc Devrim, Özgüi;, Sarmal Geli$im, Kar~thkh Etki, S1i;rama, <;att$ma, Eyti$imsel Özdekc,:ilik, Tarihsel Özdeki;ilik, Geli~me, Ev· rimcilik. EVRiMCfLiK. (Os. Tek!imüliye, Felsefei tekämül, Tehavvüliye, istih!iliye, Mezhebi irti· ka, istihfüe mezhebi; Fr. Evolutionisme, Evolutionnisme; Al. Evolutionismus, Entwickelungstheorie; ing. Evolutionism, lt. Evoluzionismo) Evrim dü~üncesine dayanan ögretilerin genel ad1„. Canh varhklann evrimini ilerisüren Lamarck ve Darwin ögretilerini adlandmr. Bu anlamda dönü$ürncülük'le ve Darvincilik'le anlamda$tlr. Lamarck, canh varhk· lann i;:evreye uyma'yla degi~tiklerini ve c,:evre degi$ikliklerinin kal1t1m1a yeni ku$aklara gei;tigini ilerisürmÜ$tÜ. Göi;üp giden türlerin gö<;ii$ nedenlerini ai;1klamayan bu ögretiye Darwin, bu nedenleri ai;1klayan dogal ay1klama yasasmt ekledi. Bundan ba~ka Darwin, <;ok say1da deneylere dayanarak tümevanmsal bir yöntemle bilimsel bir evrimcilik kuramt geri;ekle~tirdi. Evrimcilik deyimi, ingiliz dü· $Ünürü Herbert Spencer'in ögretisini de adlandmr. Spencer, birtürdenligin ayntürdenlige bölünerek geli~mesi anlamnida ilerisürdügü evrimi genel bir yasa olarak bütün varhklara yaym1~tt. Evrimin dogasal, ya$amsal, ruhsal ve toplumsal bütün olu~malarm genel yasas1 oldugunu savunuyordu. Ne var ki, ilerisürdügü kesintisiz ve niceliksel bir ev· rim anlay1$1yd1. Dogal ve toplumsal geri;eklerse s1i;:ramal1 ve nicelik birikmelerinden nitelik degi$melerine atlayan bir evrimi tamthyorlardt. Metafizige ai;1k kap1 btrakan ögretisi, nitekim, gericilerce eyti~imsel özdek· <;ilige kar~1 i;1kartlm1~tJr. Bu savm tarn tersi de, aym metafizik anlayi~ta olmak üzere, Frans1z metafiziki;isi Bergson'un evrimin sadece niteliki;e degi~melerden ibaret bulundugunu savunan yarat1c1 evrim kuramtyla ilerisürülmü~tür. Bütün bunlar ve dönii$Ümcülük, deg$incilik, hatta Darvinciligin kas1tlt olarak saptmlm1~ ve i;arp1tdm1~ metafizik yorumlan bilimd1~1 varsay1mlard1r. Ya sadece niceliksel ya da sadece niteliksel degi~mele­ ri evrensel anlamda bir evrim olarak ileri·


EVRiM VE DEVRiM süren bu kaba ya da ham evrimcilik ögretilerinin altmda evrimin c;aglar boyunca yava$ ·yava$ ac;dan bir Tann plam oldugunu savunan tanribilimsel evrimcilik anlay1~1 yatar. Kimilerince tanr1bilime kar~1t saydan ham ya da kaba evrimcilik anlay1$lar1, tarn tersine, tannbilime upuygundurlar. Dü~üncenin manttksal geli~mesini ac;:1klamak ic;:in ilerisürülen Hegel anlay1~1 da böylesine bir evrimciliktir. <;ag1m1zda bunlara emergent evolution ad1 verilen yanh~ ve gerici bir evrim anlay1~1 da kat1lmt$tlr. Bütün bu yanh$ ögretiler, c;:ag1m1zda, gözdengec;:iriciler (revizyonistler) ve iyile~tirmecilerce (reformistler) toplumsal devrimi yadstmak ic;in kullamlm1~tlr. Eyti~imsel dilde evrimcilik deyimi, genellikle, kaba ve gerici evrimciligi, dilegetirmek i<;in kullamhr. Bu yüzden, evrim ve devrim bag1mhh~m1 dilegetiren eyti$imsel özdekc;:i evrimciligi dilegetirmek ic;:in bilimsel evrimcilik deyiminin kullamlmas1 gerekir, bu deyim onu ham evrimcilik ya da kullamlagelmekte olan kaba evrimcilik deyiminden aymr. Bk. Evrim, Devrim, Evrim ve Devrim. EVRiM VE DEVRiM. (Os. Tekämül ve inkdäp, Fr. Evolution et revolution) Birbirlerini haz1rlayan ve birbirlerinin ko~ulu bulunan nicesel ve nitesel olu~um... Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;ilik, evrimle devrimin ic;:ten bag1mhhgm1 meydana koymu~tur. Geli~me, dogasal ve toplumsal bütün olgularda, nicesel ve nitesel degi~melerin birbirlerini olu~tur­ mas1yla gerc;ekle$mektedir. Örnegin kaynahlan su, yüz dereceye gelinceye kadar nicelikc;e degi~meler (evrim) sürecini izler ve yüz derecede birdenbire s19rayarak nitelikc;e degi$ime (devrim) ugrar ve buharla~1r. Bunun gibi, toplumda da bir dü~ünce önce nicelik' <;e c;ogahr (evrim) ve gereken birikim gerc;ekle~ince birdenbire toplumun niteligini de· gi~tirir (devrim). Dogasal ve toplumsal geli~me süreci, nicelikten nitelige ve nitelikten nicelige gec;i~lerle sürüpgider. Örnegin bir makine <(nitelik) üretimi artmr (nicelik), üretimin artmas1 yeni bir makineyi (nicelikten nitelige ge<;i$) gerektirir, yeni makine de üretimi daha c;ok artmr (nitelikten nicelige ge<;i$). Olu$ma süreci böylesine evrimsel bir düzeyde gerc;ekle~ir. Nicelik<;e dejfüme azar azar, nitelik<;e degi~meyse s19ramayla ve birdenbire olur. Ama bu htz, olgunun yaplSlna ve siyramanm ic;:inde meydana geldigi ko~ullara göre degi~ir. Geli~me, daima daha üstün bir düzeye dogru ve sarmal, daima eskinin yerine yeniyi getirerek a~ag1dan yukanya bir sürec;:Ie gerc;:ekle~ir. Yeni, eskinin

., kahc1 ve saglam yanlar1m da saklar ve ic;:erir. "Eyti~imsel yads1ma, sadece hay1, demek ya da bir ~eyin varolmad1gzn1 söy. lemek ya da bu ~eyi herhangi bir bi<;imde yoketmek anlamma gelmez". "Geli~me, hie; bir alanda, kendisine ait eski varhk bi<;im. lerini yads1maks1zm meydana gelmez". Ge. li~me sürecinin daha önceki a~amalannda elde edilmi~ olumlu kazanc;:larm sürekliligi ve korunmas1, evrimsel birikimi . gen;ekle~ti­ rir. Böyle olmasayd1, yeninin eskiyle bütün baglanm koparm1~ bulunmas1 evrimsel birikime son verirdi ve eskinin degerli hazinesini ta~1mayan yeni sadece bir ha~kala~may1 gerc;:ekle~tirmi~ olurdu. Evrim, oysa, a~ag1dan yukanya, yalmdan karma~1ga dogru yükse. len bir ilerleme sürecidir. Bk. Evrim, Devrim, Sarmal Geli~im, <;att~ma, Geli~me, Tarihsel Özdekc;:ilik, Eyti~imsel Özdekc;ilik, Ev· rensel Bütünli.lk. EYLEM. (Os. Fiil, Amel, Tesir, Vak'a, Nüfuz, Hareket, Sebebi harici; Fr. Action, Al. Tat, Handlung, Wirkung; ing. Action, Ac· tivity; it. Azione) Etkide bulunmak i<;in <;a· ba harcama... insamn ortaya koydugu bilinc;li ve ama<;h etkidir. Eyti~imsel ve tarih· sel özdekc;:i felsefe tümüyle bir eylem felsefesidir. insanla~ma, hayvanm etkin olma 9abas1yla, e~deyi~le eylemle ba~lam1~hr. Al· man ozam Goethe de ünlü Faust oyununda bu anlamda bm;lcmgu; eylemdi der. insan, eylemsel 9abas1yla dogay1 degi~tirmi~. doga· y1 degi~tirirken aym zamanda kendisini de degi~tirmi~tir. Örnegin bir balta yaparak do· ganm agac1m ve ta~m1 baltaya dönü~türmü~. bu eylemiyle kendisini de kulübe yapabile· cek bir insana dönü~türmü~tür. insan doga· dan yans1yan bilinc;sel sezilerini eylemiyle de· ner, eylemiyle dogrular. Kuram ve k1lgmm bag1mhhg1 (teoriyle pratigin aynlmazhg1), in· samn bilin<;li ve amac;:h eylemlerinde yan· s1r. insanlann eylemi, üretimin toplumsal ve özdeksel ko$ullanyla belirlenir ve gene bun· larla ko~ullanm1~ bilincinin katk1S1yla doga· sal ve toplumsal c;evresinde gerc;ekle$ir. Top· !um, insan eylemleriyle geli~ir. Toplumun ge· li$me yas alan, insan eylemleriyle olu$ur. ßk. Etki, Edim, Emek, Kdgt, Kuram, Eyti~im· sei Özdekc;ilik. EYTiSiM. (Os. Cedel, Münäzara, Muhada: ra, Penni münäzara, ilmi cedel, Münäzara1 strfa, Tariki nazar, ilmi keläm, ilmi tasa\f· vurät, istihalei fikir, ilmi adäp, Usftl ve adäp, Keläm, Nazar, Hads, Mantik, Tasnif, Tertip; Fr. Dialectique, Al. Dialektik, in&·

...... 0 pialectic, it. Dialettica) Dogay1, toplumu ve dü~ünceyi kar~1thklanmn 9at1$mas1 ve a~dma51y!a durmaks1zm devindiren ve geli~tiren sü-

rec;. 1. Etimoloii: Türkc;emizdeki eyti$im terimi, soru-kar~1hk yöntemiyle tart1$mak anla!llll1a geien eyti$mek kökünden türetilmi~tir. Batl dillerindeki dialektik terimi de antik<;Ril Yunanhlarmm se9mek ve toplamak anlamlarma geien Yu. leg kökünden türettikleri tart1$ma anlammdaki Yu. dialektike sözcügünden almmad1r. Dialektike techne (Tr. Tart1 ~ma sanatl, Fr. Art de discuter) terimi, antikc;:ag Yunan felsefesinde uzun bir süre kullamlmam1$tlr. Örnegi11 eyti~imin babas1 say1lan Herakleitos bu rcrimi bilmez ve kullanmazd1 , felsefesini aym kökten türeyen söz anlammdaki logos terimi üstüne . kurmu~tu. Lätinler de bu terimi, yüzy11larca sonra, konu$mak (La. Dialectica) anlammda kullandilar. Bat! dillerindeki ilk kullamm1ysa 1160 'lardadtr. Antikc;ag Yunanhlar1 kar~1t dü~ün­ celi iki kisinin konu5masma dialogos (Fr. Dialogue) derlerdi. Günümüzde kullamlan bilimsel dialektik kavrammm bu eski anlamlarla hie;: bir ilgisi yoktur. Kavram, günümüzde, metafizik teriminin tarn kar~1t1 olarak yeni ve bilimsel bir dünya görii$iinü dilegetirir. Evren , dialektikle i~Iiyordu. Bu i~leyi~i kavrayabilmek i<;inse ona ancak dialektikle i~leyen bir bilinc;le bakmak gerekirdi. Dialektigin hem bir yasa olarak saptam~mm, hem de bir yöntem olarak kullamh~mm nedeni budur. Bk. Metafizik.

2. ilk9ag: ilkc;agm <;in, Hint ve Yunan

dü~üncelrinde; görünen sonsuz c;e~itliligin kar-

~1t güc;Ier ta~1d1g1 ve bunlarla olu~tugu sezilmi5ti. 0 zamanlar kuru-ya$, aydmhk-karanhk, s1cak-soguk, bo5-dolu vb. birbirlerine kar51t say1hyor ve bu kar51tlarm aym ~eyin degi$ik yüzleri oldugu ileri sürülüyordu. Bu kar51thklardaki c;:att~mamn bütün degi~melerin itici gücü oldugu sezisi, en ilkel dü~ünceler­ de bi!e belirmekteydi. ilkel dinlerin ana-baba ~ocuk olgusundan dogan kutsal üc;lemeleri, Hegel'in tez-antitez-sentez diyalektiginin ilk biiyimidir. Yunan mitolojisindeki Eros'un kar~lthk karde~i Anteros, geli~menin kar~1tlarm 93 h$mas1yla gerc;ekle~tigi dü~üncesini a91k9a belirtir. Dialektik terimi ilkc;ag Yunanhlarm:a tart1$mac1lzk anlammda kullamhyordu ve u bak1mdan bütün bilgiciler eyti$imci say1lBu tartl~malarm zamanla bo$SÖz oyunrina dönü~mesi, insanhgm gerc;:ege yakla~­ lllada en parlak bulu~u olan eyti$im'in göz-

;:ish.

EYTiSiM

den dü~mesine ve yüzy1llarca küc;ümsenmesine sebep oldu. Bk. Bilgicilik. 3. Herakleitos: Antikc;agm en büyük dü~ünürü Herakleitos, Polemos (kavga) kavram1yla, eyti~imi bugünkü anlamma pek yakm bir anlamda dilegetirir. Evrensel olu~mamn kar~1t­ larm sava~1yla ger9ekle5tigini ilerisüren ve "bir $eyden bir9ok :;ey ve her :;ey" deyimiyle evrensel bag1mhhg1, degi$me ve gelismeyi, kar51tlarm birligini ve aymhgm1 belirtir. Herakleitos'un kimi yerde safhkla dilegetirdigi bu dähice sezi5leri, yüzy11Iarca sonra, bir ba5ka büyük eyti~imci olan Hegel'e "Herakleitos' un hie;: bir sözü yoktur ki lojigime almamt~ olay1m" dedirtecektir. Bk. Herakleitosc;uluk. 4. Zenon: Aristoteles'e göre olumsuz an, lamda, e~deyi~le dü:;üncenin geli:;melerini belirtme anlammdaki eyti$im'in kurucusu Elea' lt Zenon'dur. Zenon, ünlü kamtlar1yla, kar$1Smdakinin kabul etmi$ oldugu ilkelerden yola 91karalc onu 9ürütme sanat1 olarak eyti~imi kullanm1~t1r. Zenon, bu sanatla, ustas1 Parmenides'in devimsiz tek'ini dogrulamaya c;ah~tyordu. Ona göre c;okluk ve devim 9eli5ik ve sa9mayd1. {Diogenes Laertius, Vie des Philosophes, VIII, 57). Aristoteles, Herakleitos felsefesinin eytisimsel niteligini görememis ve kavramlarm c;eli~ik yanlanm bulup ortaya atan Zenon'u eyti~imin kurucusu saym1~t1r. Bununla beraber Herakleitos eytisimini derinligine kavrayan Hegel de, metafizik ve kavramsal bir düzeyde kaldtgmdan, Aristoteles'in bu kamsma katd1r, ~öyle der: "Elea okulunda diyalektigin ba5lang1cm1 buluyoruz, yani düsüncenin kavramlar ic;:indeki saf hareketini" (Hegel, Toplu Yap1tlar1 i<;indeki c. XIII, Grek Felsefesinin Tarihi, s. 280). Aym yapttm ba5ka yerlerinde de $ÖY· le der: "Zenon, diyalektigin ba~lat1c151d1r" (ibid, s. 302), "Gerc;ek nesnel diyalektigi de Zenon'da buluyoruz" (ibid, s. 309), "Zenon' un devimi ele alt51 her 5eyden önce nesnel diyalektiktir" (ibid, s. 313). Oysa bugünkü anlam1yla diyalektigin, Z:enon anlay1~1yla en kfü;ük bir ilgisi yoktur. Bk. Elea Okulu. 5. Sokrates: Sokrates'e göre eyti~im, bir dogurtma yöntemiydi. Sokrates bu yöntemle, bir tart1~mada, kar~1t dü5ünceleri ortaya c;1kanr ve bunlan kar~1smdakine c;özümleterek gerc;egi dogurtmaya 9ah~1rdt. Sokratesc;iler de eyti~imi, sorular ve kar~dtklarla eyti$mek sanatt ve bundan da kavrarnlan s1ralamak sanatt anlammda kullanm1~lard1r. 6. Platon: Platon'a göre eyti5im, duyulur bilgilerden anltkahr bilgilere (e5anlamda idea' lara) ula$mak iiyin c;:ok yararh bir sanatt1r.


EYTi$iM "Bir varsay1m kurulunca, sadece bundan c;1kam incelemek degil, aym zamanda bunun Kar$Itmdan c;1kam da görüp anlamak gerekir" (Platon, Parmenides, 135 a). Platon'a göre bir idea'y1 ba$ka idea'lardan bag1ms1z olarak dü$ünmek imkans1zd1r: "Müzik seslerin kat1$mas1 hakkmda nasil birtak1m kurallar verirse, eyti$im de kavramlarm katI$mas1 hakkmda kurallar veren . bir sanatt1r" (ibid, 253 a d). 7. Aristoteles: Aristoteles'e göre eyti$im, yanh$ sonuc;lata götüren uslamlamalar mantig1d1r. Kesin sonuc;lara varamaz, k1h k1rk yararak olas1hklar üstünde dola$IP durur. Aristoteles'in bu anlayI$I, eyti$imin yüzy1llar boyunca küc;ümsenmesini gerektirmi$tir. Bu anlay1$, Fichte'ye c;arp1p duruncaya kadar, Kant'1 da i<;ine alan uzun bir dii$Ünürler zincirine egemen olacaktir. Bk. Aristoculuk. 8. Orta9ag: Eyti$im, ortac;agda bi9imsel mantzk anlammda kullamlmt$ttr. Bu anlam, tart1$ma sanatt anlam1yla kan$Ik olarak Stoact!ardan ahnmt$ttr. Söz sanat1 (Fr. Rhetorique)'na kar$I tutulmu$tUr. Ortac;agda dialektik, retorik ve gramer'e trivium denirdi. 9. Rönesans: Nicolas de Cusa ve Giordano Bnmo gibi dÜ$Ünürler sonlu'yla sonsuz, egri c;izgi'yle dogru c;izgi vb. gibi kar$1thklarm birbirleriyle uzla$ttklarm1 ilerisürmü$lerdi. 10. Fransiz ansiklopedicileri: Diderot ve Rousseau gibi dü$ünürler tarihte ve toplumda kar$1thklarm önemi üstüne ilgin<; dü$Ünceler ilcrisürdüler. Özellikle Diderot'nun Rameau'nun Yegeni ve Rousseau'nun E11itsizlik Ostüne Nutuk adlt yapttlarmda, tarihsel eyti$imciligin ilk sezgilerine rastlantr. Bk. Tarihsel Özdekc;ilik. 11. Kant: Kant eyti$imi, Aristoteles dü$Üncesine uygun olarak, olumsuz anlamda kullanm1$tlr. Eyti$im, Kant'a göre bir yanlr$ dü$Ünme mant1g1'd1r. Kant'm deneyüstü eyti~im (Fr~ Dialectique transcendentale) dedigi, c;eli$melere dü$en usun yamlgilarmm incelenmesidir. 12. Fichte: Herakleitos-Sokrates-Platon'dan sonra, Aristoteles'in gözden dü$ürdügü eyti$imi, ustaca kullanan ilk dil$ünür Fichte'dir. Fich~e'nin ögretisinde eyti$im, dii$ünsel geli$menm bic;imidir. Fichte'ye göre bilgi, kar$lthklan a$arak o1U$Ur. Bir $eyi bilmek demek, önce onu görmek, sonra onu ba$kalarmdan ay1rdetmek ve daha sonra da onu ba$kalanyla birlikte tammak demektir. "Ben' im bireyligimin kökü, ben'i ba$ka'sma baglayan bagla belirlenmi$tir" der (Fichte, Sittenlehre, s. 225). Bk. Öznel Dil$ilncecilik.

EYTiSiM 13. Schelling: Alman idealizminin büyük üc;lüsünün ikinci dii$Ünürü Schelling, eyti$i· mi, Fichte'nin dii$Ünsel sürecinden dogal sü. rece aktanr ve dogal geli$menin yasas1 ya. par. Schelling'e göre sadece bilgi degil, doga da, kar$1thklan U$arak geli$ir. Bk. NesneJ Dii$iincecilik. 14. Hegel: Hegel, Herakleitos'tan beri ve Herakleitos'tan üstün bir düzeyde, eyti$imin evrenselligini meydana koyan ilk büyük dü. $Ünürdür. Hegel'e göre bilglsel sürec;le dogasal süreci kapsayan saltik varlik'm geli$me süreci, eyti$imle gerc;ekle$ir. Her sav, kar~1 sav'1yla yadsmarak bire11im'e ula$tr. Salt1k varlt!c, önce ac;ilarak dogala$IDI$ ve insana kadar geien bir evrim sonunda geli$me sürecini insansal bilinc;te sürdürmÜ$tilr. Bu geli$me, salt1k varlrk'm kendi bilincine ula$masma dek sürecektir. Hegel'e göre saltzk varltk olan dü$Ünce (Os. Fikir), ilkin insan bireyinde uyanmI$tlr (Al. Subjektiver Geist), sonra ba$ka ben' lerle bagmttlt olan bir kültür düzeyine atlayarak geli$mi$ ve kendi özüne uygun bir evreni gerc;ekle$tirmi$tir. (Al. Objektiver Geist); daha sonra da kendisinin bilincine ula$arak (Al. Absoluter Geist) felsefe, din ve sanat gibi salt1k degerleri gerc;ekle$tirmit tir. Hegel, idealist bir düzeyde kalmakla be· raber, eyti$imin bütünsel mekanizmasm1 ser· gilemi$tir. Ne var ki Hegel'deki bu bütün· sellik c;evrimsel ve tamamlanmI$ bir bütün· selliktir. Oysa dogasal ve toplumsal ya$am, hie; bir zaman bu c;evrimsel ve tamamlan· 1111$ bütiinsellige s1gmayarak, sürüpgitmekte· dir. Hegel'e göre, degil insan bilinci, insan· s1z ve nesnel bir dünya varolmadan önce salt1lc bir dü$iince vard1. He~ $ey bu saltik düsünce'den olu$tU. Bu, pratikle dogrulana· mayan ve asla dogrulanamayacak olan bir varsay1md1r ki Hegel ögretisinin c;ürük ya· mm dilegetirir. Dogadan daha önce varolan ve eyti~imsel yöntemle gefü,;erek dogala~an ve insan bilincinde kendisini bulan bu saltzlc var· ltk, felsefesel bir Tanrz'dan ba$ka bir ~ey degildir. Bilindigi gibi dü$ünce, dogasal bir evrimin sonucu olarak insan varhgmda ger· c;ekle~mi~tir. Ba$lang1c1 bu sonuc;la a<;1kla111a· ya kalkmak, babay1 c;ocuguyla ac;1klamaY 9 kalkmak demektir. Bu halde, her ne kada; dogasal ve bütünsel evrimi kapsad1gi ile~· sürülse de, Hegel'in eyti~imi, kurgusal btr ba~Jangic;la kurgusal bir son arasmda kalaO satt düljiincenin geli11me yasas1d1r. Hegel, b~· nu, Mantik Bilgisi adh yap1tmm birinci kt· tabmm giri~inde $Öyle anlat1r: "Bilgide j]er· lemeyi gerc;ekle~tirmek ic;in gereken tek ~eY

bU mantlk yasasm1 kavramakhr. Bu manuk yasasma göre olumsuz aym zamanda olum-

tudur ya da kar~1 duyulan her neyse yoktukta s1f1r olmaz, sadece özünün yadsmmasmda s1fir olur. Sonuc; ~udur ki, yads1ma, belli bir yads1ma olmakla aym zamanda belli bir ic;erik ta~1r. Bu ic;erik yeni bir anlayt~nr, yeni bir kavramd1r; ama . öncekinden daha yüksek, daha zengin bir kavram. <;ünkü yadsmmas1yla, yani kar$1t1yla zenginle$mi~tir ; onu ic;ermektedir, hem de kendisinden fazl a olarak -c;ünkü hem. kendisini hem de kar~1t1m- ic;ermektedir. l~te kavramlar sistemi böyle olu$ur. Her türlü d1~ müdahaleden bag1ms1z olarak kesintisiz bir ak1$la böyle geli~ir". Buna kar$1, Felsefe Tarihi Ostüne Dersler adh yap1tmda da $Öyle der: "Genellikle dialektik d1~ dialektiktir, devimle devimin kavranmas1 birbirinden aynd1r. Birincisi nesnelere bakmamn, onlarm nedenlerini göstermenin bir yoludur. ikincisiyse nes· nenin ic;ten dü~ünülmesidir. Ncsne kendisi h;:in, d1 ~ ili$kilere ve yasalara bagh olmadan ele ahmr. Nesnenin ic;ine girilir ve gözlemlenir. Nesnenin üzerinde, kendi ic; belirlenimlerine göre dü$ünülür. Böylece nesne kendisini ac;ar, kar$lt belirlenimler ta$1d1g1m ve anca'k kendisini böylelikle · a~t1gm1 gösterir". Bu yüzdendir ki, eyti~im ustalanndan biri $Öyle demektedir: "Dünya, yani dogal, tarihsel , anhksal her $ey ilkin Hegel'de bir sürec; olarak, yani sürekli devim, dönÜ$me, degi~me, geli~me ic;inde tasar1mlanm1~t1r". Hegel de, bir ölc;üde Kant, Fichte ve Schelling gibi bilme'yle bilgili eylem'in gerc;ek özdeksel temelini göremiyordu. Bu yüzdendir ki, üstün ve hayranhk verici ba$arilarma ragmen, diyalektik anlay1$t yetersiz ve sm1rlt kalm1$tlr. Dü~ünceye diyalektigi getirmi~ olan Hegel, ne yaz1k ki diyalektik bir dii$Ünceyle dü$ünememi$tir, dü~ünme yöntemi metafizik kalm1~tlr. Hegel'in güc;lü yam, bu dü~ünce sürecinin geli$mesinde eyti$imsel manbgin temellerini atarak bic;imsel mantigm engelleyici egemenligine son vermi~ olmas1~1r. Eyti~imsel özdekc;iligi haz1rlayan, Hegel' In bu c;ok üstün a~amas1d1r. <;eli$meli olu$' ~n. gerc;ekligini meydana koyan Hegel'in eyti~imi, dogasal ve bilinc;sel olu$un kendi felsefesinde son buldugu büyük c;eli~mesinden te~izlenmekle eyti~imsel özdekc;iligin temell~n atilm1$tir. Daha ac;1k bir deyi~le, eyti~lmsel özdekc;ilige, Hegel'in c;eli~mesi a$ilar~k varilm1~tir. Bk. Mantik, Hegelcilik, -Evrun, Sav, Kar$tsav, Bire9im, Olumlama, OlumIUzlama, <;eli~me, <;at1$ma.

15. Feuerbach: Bir kolu dü~üncecilikte ve öbür kolu özdekc;ilikte bulunan Alman dü~ünürü Peuerbach dü9üncecilikle eyti$imsel özdekc;ilik arasmda bir dü~ünsel köprü olmu$tur. Feuerbach'ta kaba özdekc;ilik, eyti; 9imsel bir yola yönelmi~tir. Feuerbach'a göre din, insanm kendi kendisine gösterdigi bfr sayg1d1r. Ne var ki insan bu erdemini, din ad1 altmda kendisine yabancda$tlrarak, kendisinin d19mda geli$tirmi9tir. Felsefe insana bu c;eli~meyi a~may1 ögretir ve insan bu c;eli$meyi a$arak dinin insanlararas1 bir bagmtI oldugunu anlar. Bu özdeksel ve eyti$imsel a~ma insam geli~tirir. Din'in gerc;egi a1jk'tad1r. Önceleri insanlar kendi niteliklerinin fantastik yansamalan olan tanr1lar yaratm1~lar­ d1. Tanr1lar insanhk düzenini kurmaya yetmediler. Oysa bu düzeni kuracak olan, insanm ba~ka insanlara kar$1 duydugu bagl1l1k' t1r. Bu baglthk en yetkin bic;imine a$k'ta ula~1r. Cinsel a~k, bu duygusal insan baglthgmm en yogunla$mI~ bic;:imidir. insanlar arasmdaki bütün sorunlar a$km gücüyle c;özülecektir. Varhk yap1smm temeli özdek'tir ama kendisi düljünce'dir„. Görüldügü gibi, Feuerbach'm özdekc;iligi sonunda gene idealizme varan bir özdekc;iliktir ve Hegelciligin bir ba$ka c;e$ididir. insanm Tanr1'ya tapmas1m yasaklayan özdekc;i Feuerbach'm kar~1smda, insamn insana tapmasm1 buyuran dü~üncesi Peuerbach yer ahr. Feuerbach "özdekc;ilikle geride berabcrim ama ilerdc beraber degilim" der. Engels de $Öyle demektedir: "Feuerbachi'n gerc;:ek idealizmi onun din felsefesinde ve törebiliminde görülür. Peuerbach dini asla ortadan kald1rmak istemez. istedigi, onu geli~tirmektir. Felsefenin kendisi dinin ic;inde erimelidir" (Engels, Ludvig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sosyal Yaymlar, Istanbul 1962, s. 325). 16. Eytil}imsel ve tarihsel özdek9ilik: Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;i felsefe eytiljim' in dogasal, toplumsal ve bilinc;sel biitün alanlan kapsayan evrensel niteligini ke$fetmi$ ve tüm ayrmtilar1yla ac;1k sec;ik sergilemi$tir. Teori'yle pratik'in eyti~imsel birliginden dogan bu C$siz ba$ai·1, eski'yi korumaya c;ah$an metafizik dünya görüljü'nün yerine yeni'ye katilan eytiljimsel dünya görü$ü'nü getirmi~­ tir. Bu yeni dünya gÖrii$Ü, insanhk tarihinin gerc;ege yana~ma sürecinde en büyük aydmlanma'd1r. Kar$Ithklarm c;eli~erek c;atI$mas1 ve bu c;at19ma sonunda a$1lmas1 yoluyla, teksözle eyti9imsel olarak geli9en doga, bilin<;: ve toplum olgularmm ger<;:egine ancak cy!i$imsel bir bak1~Ia vanlabilirdi. Eytiljim, hem evren-


EYTiSiMSEL ÖZDEK<;;iLtK

EYTiSiMSEL ÖZDEK<;;iL1K sel bütünlügün geli~me yasasi hem de bu geli~menin inceleme yöntemi'dir. Oysa eyti~im, Herakleitos'un parlak sezi:;;lerinden Hegel'in ökece ac;1klamalarma kadar, eyti#m yöntemi'yle degil, metafizik yöntemi'yle incelenmi~; bu yüzden bulamk, varsayunsal, kuramsal ve bilimd1~1 kalarak öz benligine kavu~mam1~ttr. Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;i ögreti, gerc;egin, dogasal evrimin insanh döneminde, bir ucu özdekte ve bundan ötürü pratikte, öteki ucu bilinc;te ve bundan ötürü kuramda bulunan ikili karakterini aydmhga c;1karmakla eyti:;;imin Hegelci meta/izik evrensel karakterini ortaya koymu:;;tur. insanhgm bilim ve pratikle bagmt1 kuramayan tekyanli bilinc; ve kuram evresinde metafizik dünya görü~ü nas1l zorunlu olmu:;;sa, bilim ve pratikle bagmtt kurulan bu c;okyanh evresinde de eyti:;;imsel dünya görü~ü öylece zorunludur. Bilimin gelii;;mesiyle kendini sm1rlamayan ve ba:;;1bo~ bir özgürlük ic;inde alabildigine pratik gerc;ekten uzakla:;;an dü~ün­ ce, zorunlu olarak metafizigi gerektirmi:;;tir. Her an geli~en bilimle sm1rlanan ve bilimsel pratikle kendini denetleyerek geli~me yoluna giren dü:;;ünce de böylece zorunlu olarak eyti:;;imi gerektirmektedir. Eyti:;;imsel ve tarihsel özdekc;ilige göre eyti~im, metafizigin tarn kar111t1dir. "Benim eyti~imim temelde Hegel'inkinden yalmz farkh degil, ona taban tabana kar:;;1tttr. Hegel'e göre, ide ad1 altmda bag1ms1z bir özne haline dönü:;;türdügü düi;;ünce süreci gerc;ek dünyanm yar?t1c1s1d1r ve gerc;ek dünya idenin yalmzca d1~ görünü~ü­ nü meydana getirir. Bana göre ise tarn tersine, ide, insan zihninin yans1tt1g1 ve dü~ünce bic;imlerine dönü:;;türdügü özdeksel dünyadan ba~ka bir :;;ey degildir". "Bütün doga, en küc;ük ~eyden en büyügüne, bir kum taneciginden günei;;e, ilk canh hücreden insana kadar sürekli bir meydana geli~ ve yokolu~, sürekli bir akti;;, durmayan bir devim ve degi~me ic;indedir. Nesnel denen eyti~im, bütün dogada gec;erlidir. Öznel denen eytilJim, yani eyti~imsel düi;;ünce ise bütün dogada zttlann kari;;tthgmdan dogan devimin gec;erligini yans1t1r. Dü~ünce ve bilinc;, insan beyninin ürünleridir. insan da doganm bir ürünüdür, dogal c;evresinde dogayla birlikte geli~mi~tir. Bundan ~u dogal sonuca variltr ki, insan beyninin ürünleri -ki sonuc; olarak onlar da doganm ürünleri demektirdogayla c;elii;;me halinde degil, doganm bütünüyle uygunluk halindedir". Eyti~im, dogay1, toplumu ve dü$Ünceyi kar$ttltklarmm 9at1$arak a$1lmas1yla durmakszzm devindiren ve geli:jtiren sürei;:'tir. Demek ki dogamn i~le-

yilJ mekanizmas1d1r, toplumun gelii;;tirici gü. cüdür, dü~üncenin gerc;ege varmak ic;in kullanabilecegi tek bilimsel yöntemdir. Özdekci eyti~ime gelinceye kadar metafizik dü~ünc~ ister idealist ister materyalist yönde olsun'. ne dogay1, ne toplumu ve ne de dü:;;ünceyi c;özümleyememi~ti. Doga nedir ve nastl i~­ ler, toplum nedi~ ve neden böyledir, dü. ~ünce nedir ve insan neden böyle dü~ünür? Bütün bunlar sac;masapan nedenlere baglamyor, hayäl ürünü varsay1mlarla ac;tklanmaya c;ah~1hyordu. Tarihte ilk kez gerc;ek nedenler eyti~imsel dü:;;ünceyle meydana konabilmi:;;tir ve böylelikle tarihte ilk kez insan neden insan oldugunu ya da olmas1 gerek. tigini anlamti;;hr. Eytii;;imin üc; büyük yasas1 özdeksel dogadan, tarihsel toplumdan ve bi· linc;sel dü~ünceden gözlemlenerek ~öylece sap. tanm1i;;t1r: Her olay ve olgudaki geli~menin o olay ve olgunun ic; geli~melerinden dogan kendiliginden bir devimle gerc;eklelJtigini ac;1klayan kar$1tlarzn birligi ve sava$1 yasas1, her olay ve olgudaki geli:;;menin saytca c;ogalmalarm birdenbire nitelik degilJmesini gerektirmesiyle gerc;ekle~tigini ac;tklayan nicelikten nitelige gei;:i11 yasas1, her olay ve olgudaki geli~menin eskinin olumlu yanlarmt özümseyen bir yenile:;;meyle gerc;eklei;;tigini ac;tklayan olumsuzlanmanm olumsuzlanmast yasasi ... Dogamn, toplumun ve dü~üncenin i1?leyi~ me· kanizmas1m ac;1klayan bu üc; büyük eytilJim yas~~t ~u eyti:;;imsel yasalarla tamamlam:: 1. Ozel ve genel, 2. ic;erik ve bic;im, 3. Öz ve olgu, 4. Neden ve sonuc;, 5. Zorunluk ve rastlantt, 6. Olanak ve gerc;eklik. 7. Til· mel, tekil ve tikel. 8. Göriinü~ ve gerc;ek, 9. Kuram ve ktlgt, 10. Soyut ve somut, 11. Manttksal ve tarihsel vb. gibi bag1mh ulamlar arasmdaki eytii;;imsel baghhgt ac;1k: layan yasalar ..• Eyti~imin iyice kavranabilme~t ic;in özellikle :;;u kavramlarm ac;tk sec;ik b~­ linmesi gerekir: t. Özdek, 2. Devim, 3. Bt· linc;, 4. Olm~, 5. Yasa, 6. Zaman ve uzay, 7. Bilgi, 8. Kuram ve eylem ... Eyti$im, nes· nel gerc;ekligin geli~me yasas1 olmakla n;es~el eyti11im ve nesnel gerc;ekligin insan bihnctn· de yans1mas1 olmakla öznel eyti$im olarak ~~lamr. Bk. Eyti:;;imsel Özdekc;ilik, Tarihsel Ozdekc;ilik, Eyti~m Yöntemi.

EYTI~IMSEL ÖZDEK<;iLiK.

(Os. Cedelci Materialisme ~ialectique, .A~ Dialektischer Materialimus, Ing. Dialecttc materialism) Her türlü geli:;;menin genel y~· salanm saptayan bilim... Bilimsel dünya ~~ rü~ü. iki büyük ögretiden meydana gelmi~t~r· Tarihsel özdek{:ilik ve eyti#msel özdek~ilik·

m~ddec.ilik,

Fr.

Her iki ögret~ ~e. ~yti~i1:'.1sel bir bag1mhhk ·c;:indedir ve birbmm butunler. Bundan ba~­ ~a ve aym zamanda tarihsel geli~meleri ic;:inde dü~ünsel , felsefeyle uygusal bilimin bütün olumlu verileri de bu ögretilerde bütiintenmi~ tir. "<;agda~ fizik dogum sanctlan c;ekmekte ve eyti~imsel özdekc;iligi dogurmaktadir". Eyti~imsel özdekc;ilik; doga, toplum ve bilinc; olgularm1 evrensel bir varhk anlayt~1 ic;:inde bütiinler ve bu bütünlügün aym c;:elil?me ~a~a~tY!.a g~li~ti?i?i ~eyd~na k~,Y~r. Bundan öturudur k1 eytl$Zmci ve ozdekp dtr. Eyti~im " devim ve gelilJme", özdekc;:ilik "do~anm insan dü~iincesinden bag1ms1z olarak varltgt" anlammdadtr. Tarihsel ve eyti~imsel özdekc;i ögreti, ham ve metafizik yapth eyti~imle ham ve metafizik yap1h özdekc;iligi a~tp yeni ve bilimsel birer anlam kazanan eyti~imle özdekc;iligin bagnnhhgm1 ortaya koymakla olu:;;mu~tur. Bu olu~ma bilim ve felsefe tarihinde tek ve en büyük bir devrimdir. Bu olu ~ma sonucudur ki dogasal, toplumsal ve bilinc;sel tüm olay ve olgular aydmlanm1 ~, kolayhkla anla~1hr olmu~, gerc;ekler meydana c;1km1~t1r. Bu olu~ma sonucudur ki bilim felsefele~mi~ ve felsefe bilitnselle~­ mi~tir, bilim ve felsefe birbiriyle kayna~arak tek ve bütün bir bilgi olmu~tur. Eyti~imsel özdekc;:ilik'le; idealizm oldugu kadar materyalizm de a~tlmt~tlr, metafizik oldugu kadar eyti~im de a~tlm1$t1r, özdekc;ilik eyti~im­ selle~irken eyti~im özdekselle~mi~tir. Eyti~im­

Ie özdekc;ilik arasmdaki bile:;;im, evrenin anta,dmastm oldugu kadar degi~tirilmesini de zorunlu ve olanakh ktlm1:;;t1r. Bu yüzdendir ki eyti!$imsel ve tarihsel özdeki;:ilik ögretisi hem bilimsel-felsefsel bir kuram, hem de ve ayn1 zamanda bilimsel-felsefesel bir yöntemdir. Tek ve biricik bilimsel dünya görü~ü e!~i~imsel özdekc;:iliktir. Bu dünya görü~ü ey~'imseldir ; c;ünkü dogasal, toplumsal ve bilinc;:sel tüm olaylara yakla,ma ve onlan inceleyip kavrama yöntemi eyti~imdir; bu düngörü:;;ü özdekc;idir; c;ünkü dogasal, top_?Jnsal ve bilinc;sel tüm olaylan yorumlay1~1 ::dek?i.dir. Eyti~imsel özdekc;ilik, "bulunan d~~~b11tmsel sonuc;:larla o sonuc;lar üstünde du~unen dü~ünme tarzmm kar:;;tthgi yüzünI en, ögrenciler kadar ögretmenleri ve okurar kadar yazarlar1 da umutsuzluga dü~üren ~I 8~?suz kan~1khga" son vermi:;;tir. Eyti,imda 0 zdekc;iligin bilimselligi, bilimsel verilere b' ~anmasmdan ve ancak bilimsel verilerle ~un!~nmesinden ilerigelir. Bilimseldir, c;:üni-r-t8h1hmle c;eli~mez, tersine, bilimsel sonuc;fln ~puygundur. Bilimseldir, c;ünkü evrene, lastik pe,in yargilarla degil, evrene öz-

i8

gü gerc;:ek m,kileri c;özümleyerek yakla,1r. Bilimseldir, c;ünkü evrenin bilimle bilinebilecegini savunur. Bilimseldir, c;ünkü hie; bir bo,. inane; ve gericilikle bagda,maz. Görüldügü gibi bu bilimsellik, kimilerinin sand1g1 gibi yak1,tmlm1, bir bilimsellik degil, bilime dayanan ve bilimi savunan, bilimle giic;lenen ve bilimin geli:;;mesiyle olu~an bir kuramm gerc;:ek bilimselligidir. Gerek idealizmin ve gerek ham materyalizmin bilimsel olmad1klar1 ise doga bilimlerine ters dü~en kavramlarmdan ve yorumlarmdan kolayhkla anla~1hr. "Bilimin her geli~mesinde eyti,imsel özdekc;i bilgilerin gec;erliligi yeniden denetlenmeli ve geli~tirilmelidir". Eyti,imsel özdekc;ilik, geli$me olgusunun genel yasalarimn bilimi'dir, öylesine ki bilimsel gelilJme olgu.-. sunu bütün ögretiler ic;inde tek ba:;;ma temsil eder. Her bilim, gerc;egin farkh alanlarmdaki geli:;;mesini ancak o alanlarda gec;erli özel yasalara baglar, eyti:;;imsel özdekc;ilikse bizzat geli~me olgusunu genel yasalara baglar. Bu genel yasalar, kurgusal varsay1mlar degil; bizzat doganm, toplumun ve bilincin i~leyi:;;inden c;ikartlm1:;; ve onlara uygulanarak denetlenmi:;; ve dogruluklan saptanm1~ bilimsel yasalard1r. Bu yasalar, kar$1tlarin birligi ve sava$1 yasas1, nicelikten nitelige ve nitelikten nicelige gei;:i$ yasas1, olumsuzlanmanm olumsuzlanmas1 yasasz adlanyla amhrlar. Bu yasalar, evrende varolan her ~eyin biizat nastl devinip geli~tiginin, süreklilikte kesintinin ve kar~tthklarm birdenbire dönü~ümlerle, nastl a:;;1ld1gmm, eskinin y1k1hp yeninin nastl olu~tugunun anahtarmt verir. Eyti:;;imsel özdekc;ilik, hem bilme ve hem de yapmanm ögretisi olmakla, kuramla ktlgmm (teoriyle pratigin) bag1mhhgm1 da ortaya koymu~tur. Kuramstz ktlgt ve ktlgistz kuram olmaz. Ktlg1 kuramla balJarih olabildigi gibi kuram da ktlgtdan yans1r. Eyti~im­ sel özdekc;iligin geregi gibi anla~1lmas1 ic;in yukarda say1h iic; genel yasayla özdek, devim, bilin9, zaman ve uzay, olu$, yasa vb. gibi kavramlarm eyti:;;imsel özdekc;i tammlartmn ve özel ve genel, ii;:erik ve bii;:im, öz ve olgu, neden ve sonui;:, zorunluk ve rastlantz, olanak ve geri;:eklik, mantzksal ve tarihsel vb. gibi ulamlarm birbirleriyle olan s1k1 bag1ml1hklarmm, yans1 kuramz ad1yla amlan eyti:;;imsel özdekc;:i bilgi kurammm ve tarihsel özdek9ilik ögretisinin bilinmesi gerekir. Eyti~imsel özdekc;iligin bilinmesi, bilimsel geli~meyle sm1rh olarak, tüm olay ve olgularm bilinmesi ve ilerde olacak olanlarm da dogru olarak tahmin edilmesi demektir. Bk. Tarihsel Özdekc;:ilik, Eyti,im, Eyti,im Yöntemi,


EYTi~tM YÖNTEMi Özdekc;ilik, Özdek, Bilinc;, Devim ~ Yanst Kuram1, Evrirn, Devrirn, Evrirn ve Devrirn, <;eli$me, <;att$ma, Uyu$turularnaz Kar$tthk, Kar$1hkh Etki, S1c;rama, A$rna. EYTiSiM YÖNTEMi. (Os. Cedelcilik usulü, Fr. Methode dialectique) Eyti$imsel dii$iinme ve uygulama teknigi... Dogasal, toplurnsal ve bilim;sel bütün olgular eyti$imsel geli$me yasalanyla olU$Ul'. Öyleyse bu olu$rnay1 anlamak ic;in ona eyti~imsel yönternle yakla~­ rnak zorunludur. Eyti~irn, bu yüzden, geli$menin yasast oldugu kadar, onu incelerne yönternidir. Aym zarnanda, incelerne ve bilrne yönterni oldugu kadar, gerc;ekligi degi~tir­ me yönternidir. <;ünkü olu$mamn hast! gerc;ekle$tigi bilinince o olu$rnay1 nastl incelernek ve o olu~may1 degi~tirrnek ic;in ne türlü davranrnak gerektigi de bilinir. Herhangi bir olgunun incelenrnesinde eyti$imsel yöntemi kullanmak, o olguya eyti~irnsel bilgilerle bakrnak demektir. Bu bilgiler, metafizik ve mekanik bilgilerin tarn kar~1tt olan bilgilerdir. Eyti~imsel kavray1~, c;ok yönlü bir kavray1$t1r; bu yüzden de formüllere baglamp rec;etelenemez. Her ~eyden önce metafizik ve rnekanik dü~ünme ah~kanhgmdan kurtulmak gerekir, bunun ic;in de eyti~imin iyice bilinmesi ba$hca ko~uldur. "Dogay1, tarihi ya da bilinc;sel etkinligimizi inceledigimiz zarnan hie; bir ~eyin oldugu gibi ve oldugu yerde kalrnad1gm1, her ~eyin degi~ip geli~tigini görürüz. ili~kiler, tepkiler, degi~imler ve bile~imlerle kar~1la~1r1z. Hern de bu tabloyu bir bütün olarak görürüz, devinen nesneden c;ok devime bakanz. Dogal eyti$imci olan eski Yunan filozoflannm yapttgt da budur ve bunu dilegetiren ilk dü~ünür de Herakleitos'tur. Ama genelligi dogru olarak saptayan bu görii$, ayrmttlar1 ac;tklarnaya yetmez. Aynnttlar ac;1klanmad1kc;a da bütün anla~tlamaz. Bu aynnttlan ac;tklayabilmerniz ic;in onlar1 dogal ve tarihsel ili~kilerinden kopartp ay1rmam1z, ayn ayrt incelernerniz gerekir. Nitekim böyle yap1ld1. Ama bu zorunlu soyutlama, dogal nesneleri ve sürec;leri, canhhklart ic;inde degil, ölülükleri ic;inde inceleme ah$kanhg1 dogurdu. Bacon'la Locke bu inceleme bic;imini doga bilimlerinden felsefeye aktannca metafizik dü~ünme yöntemi dogrnU$ oldu. Metafizikc;i ic;in nesneler ve onlann insan zihnindeki yans1lan birbirinden aynlrn1$tlr, birbirlerföden ayn olarak incelenrneleri gerekir: Bir ~ey ya vard1r, ya yoktur, bir $eY aym zamanda hem kendisi ve hem de kendisinden ba$ka bir $ey olamaz. Olurn!uyla olumsuz birbirlerini ke-

EYTi$iM YÖNTEMi sinlikle kovar, nedenle sonuc; birbirlerine kar. ~t birer kar~1sav durumundad1r. Metafizik dü. ~ünme yöntemi ilk bak1$ta c;ok ac;tk görü. nür, nc var ki ara$ttrmamn geni$ alanina ac;1ld1kc;a belli bir alanda yeterli ve gerekJj olan bu yöntemin yetrnezligi, tekyanhhgt, c;özülmez c;eli$kilere dü~tügü rneydana c;1kar Ayn ayn nesneleri incelerken onlarm ara: smdaki ili~kileri unutur, devirnleriyle gec;mi~­ lerini ve geleceklerini görmez oluruz. Agac;. Jan tek tek incelerken orrnam göremeyiz. Oysa her örgensel varhk her an hem ayn1. dir, hern aym degildir. Her an d1$ardan sag. lanrnt$ rnaddeleri özürnler ve ba$ka maddeleri d1~an atar, öyle ki her an kendisidir ve gene de kendisinden ba~ka bir $eydir. Daha yakmdan incelenince bir kar$tthgm iki ucunun, örnegin olurnluyla olurnsuzun, kar~1t olduklan kadar aynlmaz ve kar~1thklan­ na ragrnen birbirleriyle ic;ic;e olduklar1m görürüz. Bunun gibi, nedenle sonucun ancak tek olaylarda gec;erli kavrarnlar olduklar1m, oysa o tek olay1 evrenin bütünüyle olan ge· nel ili$kisi ic;inde dü~ününce birbirleriyle rast· la~ttklarmt ve sürekli olarak yer degi$tirdikJerini; evrensel etki ve tepkiyi göz önüne ald1g1m1z zarnan nedenle sonucun birbirine kar1~t1gm1, burada sonuc; olan ~eyin orada neden. ve orada neden olanm burada sonuc; oldugunu anlar1z. Böylesine sürec;lerin hie; biri metafizik yöntemin c;erc;evesine giremez. Oysa eyti$irn yönterni, nesneleri ve onlann betimlenmelerini, dii$iincelerini; ili$kileri, SI· ralanrnalar1, devimleri, ba~langic;lan ve bitim· Jeri ic;inde kavrar. Doga, eyti$irnin kamttdir ve metafizik olarak degil eyti~imsel olarak i~ler. Dogada hie; bir ~ey kalkt1l'lt yere dönen bir c;emberin degi$mezliginde devinmez, tcrsine, gerc;ek bir tarihsel evrimle devinir". Yöntern, belli bir arnaca varmak ic;in izlen· mesi gerekcn ilkeleri saptar. Dogru dii$ünrne ve dogru uygularna arnacma da bunu saglayabi· lecek bir yönternle vanltr. Mctafizik yöntem. . bclli ve dar alanlarda, bütünü parc;alannda da tamrnak ic;in ya da parc;alarmt da tamyarak bütünü daha iyi tamrnak ic;in soyutlamanin gerekli bulundugu alanlarda gec;erlidir, bu· nun taban tabana kar$1tl olan eyti$irn yön· tcmiyse doganm i$leyi$ bic;iminden c;1kartl· mt~tlr ve gerc;ekten bilrnenin geni~ alanla· rmda; doganm, toplurnun ve bilincin tüßl olay ve o!gularmda gec;erlidir. Eyti~im yönterni bilirnseldir ve bilirnlerin geli$rnesiyle oM· rnu~tur, rnetafizik yönternse kurgusald1r ve kurgusal soyutlamalarla olu$rnU$, hie; bir 1'" man da bilirnlerle bagda~arnarn1$tlr. Eyti$i~ sei incelerne somuttan soyuta ve sonra yefll·

den somuta varan bir yol izler. Eyti$irnsel yöntern, parc;alanm da tamyarak bütünü daba iyi tammak ic;in en soyuta indigi evrede bile doga ve son c;özümlemede doganm ürünü olan toplurn ve insan bilinci olay ve olgulanm: 1. bütünsellikleri, 2. rok yanl1llklarr, 3. bag1ml1!1klar1, 4. devimsellikleri, 5. ftli$meleri, 6. dePhkenlikleri, 7. geli$kenlikleri irinde inceler. Eyti$irnsel yönternle incelerne önce bu olgu ve olaylan tamy1p bilmeyi (bilim), sonra onlar üstünde dogru dü,unmeyi (kuram), daha sonra da bu dogru dü$ünrncnin sonucu olarak dogru uygulamay1 (ktlg1) gerc;ekle$tirir. Bilimsel veriler göstermi$tir ki doga, toplurn ve bilinc; eyti$irnsel olarak i$lerncktedir; öyleyse bunlann olay ve olgularmt incelernek ic;in bunlara aym yöntemle, e$deyi~Je eyti~irnsel bir dii$iinii$le yakla$mak gerekir. Eyti$irnsel olarak i$leyen dop, toplum ve bilinc; olaylarma onlara ters dü$en rnetafizik yönternle yakla~tlamaz. Doga, toplurn ve bilinc; olaylarmt eyti~irn yöntemiyle tamrnak, onlar üstünde dü$Ünrnek ve onlan insansal eylemle etkileyebilmek ic;in: 1. Onlart somut bütünlük/eriyle ele almak gerekir. Soyutlama, ancak, onlan parc;alarmda da tamyarak bütünlüklerini daha iyi tammak ic;in yap1hr. Onlarm gerc;ek bilgisi bu soyutlarnanm yeniden somutlanmas1yla elde edilir. 2. Onlari bütün yanlarzyla ele almak gerekir. Her olay ve olgu c;ok yanltd1r, tek yamm tamrnakla bütünü tanmamaz. 3. Onlari bag1mlrl1klarz irinde ele almak gerekir. Her olay ve olgu, ba~kaca birc;ok olay ve olgularla bag1mhd1r. Bu bagtrnhhklanndan kopararak onu incelemek, onun tanmrna· Ilm olanaks1z kilar. 4. Onlarz devimlilikleri ~nde ele almak gerekir. Her olay ve olgu devimseldir. Gec;rni$i, $irndisi ve sonras1 varcbr. Bu, her olay ve olgunun bir tarihi oldutunu dilegetirir. Hie; bir olay ve olgu gec;llli$inden kopanlarak ve sonrasma baglanhladan tanmamaz. 5. Onlarz reli:~meleri irin~e ele almak gerekir. Devirnsclligi, gerc;ekle$tiren c;eli$rnedir. Ncyle, neden, nas1l ve han11 Yöne dogru c;eli~tigi bilinmeyen hie; bir o.lay vc olgu tamnarnaz. 6. Onlarz degi$kenlilcferi i9inde ele almak gerekir. Tüm olay \'e olgular, kirni yava~ kimi h1zh, ama türnü de sürekli olarak degi~irler. Bu degi~kenlik,

devirnselligin zorunlu sonucudur. Onlari degi~rnez olarak ele alrnak tamnrnalarim olanaks1z k1lar. 7. Onlarz geli~kenlikleri irinde ele almak gerekir. Geli~rnc, devim ve degi~­ menin zorunlu sonucudur. Olay ve olgulann degi$rneleri basitten karrna$1ga, alttan üste ya da a~agtdan yukar1ya, az geli~mi~t~n daha geli$rni~e dogru geli~en bir sürec; izler. Onlan bu geli~rnelerinin d1~mda ve geli~mez olarak ele almak tanmrnalartm olanaks1z ktlar. Bu ilkeleri tersine c;evirmekle metafizik yöntemin ilkeleri elde edilir ve metafizik yönternin geni$ ara~ttrrnalardaki tüm yamlg1larmm nedeni de kolayhkla anla~1lrn1~ olur. Demek ki rnetafizik yöntern olay ve olgular1 bütünlüklerinden soyutlanm1~ olarak, tekyanh , bag1rns1z, devirnsiz, c;eli~mesiz, degi~rnesiz ve geli$rnesiz bir dururnda ele ahr vc öyle görür. Oysa olay ve olgular kesinlikle bir biitüne bagh, c;okyanh, ba~ka olay ve olgularla bagtrnh, devirnli, c;eli$meli, degi~meli ve geli~irnseldirler. Demek ki ve pek ac;:1k olarak rnetafizik yönternin tutumu ve bu tuturnun sonunda vard1g1 sonuc;lar yanh~ttr. Eyti~irn yönterni doga, toplum ve bilinc; olaylar1m tamrnanm ve onlar üstünde dÜ$Ünmenin yöntemi oldugu kadar onl:in degi$tirrnenin ve yeniden kurrnanm da yönternidir. Yönternin bu niteligi, olgulan bütünüyle tamrnas1 ve bilmesi sonucudur. Ancak bilinen degi~tirilebilir, bilinmeyen degi$tirilernez. Bundan ba~ka doga, toplum ve bilinc; olaylarm1 degi$tirrne · i~Jerni bir bak1rna zo· runludur da. Doga, toplurn ve bilincin bizzat kendileri her an bilinc;li insan pratigiyJe degi~tirilmekte ve insansal ya~arna daha elveri~li bic;:imlere dönil$türülrnektedir. Degi~­ tirrnenin yönterni olan eyti~irnsel yöntem bu yüzdeil yenici ve ilerici, bunun tarn kar~1tt olan degi$rnezligin yöntemi metafizik yöntemse bu yüzden tutucu ve gericidir. Eyti~im yönterni türn incelerne ve gözlemlerinde eyti~irnin üc;: temel geli$rne yasasm1 (kar~ttla­ rm birligi ve sava~1, nicelikten nitelige ve nitelikten nicelige gec;i~, olumsuzlanrnanm olurnsuzlanrnas1 yasalarm1) daima göz önünde tutar, onlarm bilgisiyle olay ve olgulara egernen olur. Bk. Metafizik Yöntern, Eyti~im, Eyti$irnsel Özdekc;ilik.


\ J\

F FELSEFE. (Os. Felsefe, Hikmet, ilmi hikmet, Fenni hilnnet, Hubbu hikmet, ilmi akli, ilim; Yu. Filosofia, Fr. Philosophie, Al. Philosophie, ing. Philosophy, it. Filosofia) Evrensel bilginin bilimi.

11!

:11

1. Etimoloii: Felsefe deyimi, sevgi anlamma gelen Yu. philia deyimiyle bilgi anlamma gelen Yu. sophia deyiminden meydana gelmi~tir ve bilgi sevgisi demektir. Bütün dillere Lätince arac11tg1yla gec;mi~tir. Herakleides Ponktikos deyimi ilk kullananm Pythagoras oldugunu söyler, Pythagoras kendisi ic;in "ben bir philosophos'um" dermi~ . bununla da bilginin ve bilgeligin tutkunu oldugunu anlatmak istermi~. Ne var ki son ara~t1rma­ lar bu deyimin ilkin Herakleitos tarafmdan kullamld1gm1 saptamt~tlr. Böylece Herakleitos, bugiinkü anlammdaki felsefenin babas1 oldugu gibi onun admm da babas1 oluyor. 2. ilk9ag: ilkc;agda felsefe, insanm, ic;inde ya~ad1g1 dünya üstüne edindigi biitiinsel bilgiyi dilegetiriyordu. Bugün de, c;ok daha geni~ kapsamlt olarak, aym anlam1 dilegetiriyor. Ne var ki arada gec;en uzun yiizy1llar boyunca birc;ok seriivenler gec;irmi~. kimi yerde törebilim ve kimi yerde tanr1bilim k1hgma bürünmii~tiir. Antikc;ag Yunanltlarmdan c;ok önce eski Mmr, Mezopotamya, <;in ve Hint uygarltklarmda felsefesel dü~ünceler ilerisürülmii~tiir. Ama bütiin bunlann ic;inde antikc;ag Yunan felsefesinin kendine özgü bir yap1s1 vard1r. Bu yap1, onun, ilk fizikc;i-dü~ünürlerinin elinde bic;imleni~inden gelir. Bu fizikc;i dii~iinürler, dii~iinsel c;alt~malanm dogadan yans1yan nesnel gerc;eklige dayamt~­ lar ve dü~ünceyi dizgeli olarak masallardan ar1tmaya c;alt~mt~lardtr. Felsefenin temel sorunlar1 antikc;ag Yunan dü~üniirlerince ortaya atilm1~t1r. Antikc;ag Yunanltlannda felsefenin amac1 bilgiyi sevmek ve aramaktlr. Ne var ki sofia kökünün aym zamanda ic;erdigi usa uygun davranma anlamt felsefenin eski Yunan'daki eylemsel yönünü de dilegetirir. Bu yiizden antikc;ag Yunan felsefecileri bilgiyi, eylemsel i~e yararlthk ic;in aramt~lardtr. Ya~amm anlamt, bu anlama uyguil olarak ya~amak ic;in aranm1~t1r. Görüldügü gibi felsefe terimine Yunanh kurucularmm verdikleri ilk anlam, en ac;1k ifadesini eyti$imsel ve tarihsel özdekc;ilik anlayt· ~mda bulacak olan, diyalektik bir anlamd1r.

"Arttk dünyay1 .ac;1klamak degil, degi~tirmek sözkonusudur". Insanlar ilkin din kurumunu meydana getirmi~lerdi ve bunun ne demek oI. dugunu dü~ünmeye ba~laymca felsefe'ye Y?ineJ. mi~ oldular. Kald1 ki ilk insanlar b1k1p usan. madan . ara~tlrma ic;güdülerini, daha ilk giin!e. rinden; korunma ic;güdüsünün eylemsel c;a. balarmdan edinmi~ bulunuyorlard1. Felsefe ta. rihc;ileri ilk filozof olarak, dünyanm sudan yap1lm1~ oldugu varsay1mm1 ilerisüren Thales'i gösterirler. Aristoteles, Thales'ten c;ok önce " Okeanos (Yu. deniz demektir)'dur tannlarm babast ve anast" diyen Homeros'a dikkati c;eker. Delaporte, 1923 ytlmda yay1m. lanan Mezopotamya adh yap1tmda, Mezopotamyahlarm yaratzlz$ $ark1s1'ndan ~u örnegi verir: "Ne gögün ne de yerin ad1 varken bunlarm babas1 Apsu'yla anas1 Tiamat'ta~ c;1kan sular tek olarak karmakan~1k bulunuyordu" (ibid, s. 1520). Görülüyor ki ilk Yunan dii~ünürlerinin geli~tirdikleri kavramlar, c;ok eski toplumlardan gelen halk dü~iince­ Jeridir. Antikc;agda pratik bilimler pek yava~ geli~mekte olduklarmdan gerc;egi seven ve arayan insan dü~üncesi pratikten kop mu~ ve bilimin denetinden yoksun kalan felsefe bu yüzden uzun yüzy1llar boyunca dü$ünsel (Fr. Speculatif) alanda geli~mi~tir. Dü$üncecilik (Fr. Idealisme) böylesine ba~1bo~ bir dü~ünce geli~mesinin zorunlu sonucudur. insanlar dü~üncelerini soyutlay1p kavramla~ttr· m1~lar ve sürekli olarak degi~en fizigin ötesinde (Fr. Metaphysique) sonsuzca gec;erli sayd1klar1 tammlarla saptam1~lard1r. Fizik yapt· nm sürekli olarak delfümesi ve dönü~mesi sonucu olarak pratik bilgi bu kuramsal kav· ramlarla c;atl~maya ba~Jam1~. insansal dü$ÜD· ceciligin kar~1sma dogasal özdek9ilik (Fr. Materialisme) dikilmi~tir. Her iki a~m uc;ta da yamlg1lara dü~en bu iki sistem, sonunda, eyti$imsel özdek9ilik (Fr. Materialisme dialectique)'le a~tlm1~t1r. 3. Antik9ag: Evrenin hangi özdekten ya· ptld1gm1 ara~ttran Milet'li fizikc;ilerden sonj ra olu$'U ac;1klayan Herakleitos'la fe]sefese · •un c;alt~ma evrenselle~iyor. Ama Herak1e1to 5 af doga biliminin yard1mmdan yoksun bu 5 sezisi o kadar geni~ kapsamlt ki ona he~e? karanlzk adm1 takzyorlar. Sokrates "Herak et· tos'ta anlad1klar1m pek giizel , öyle san~)'O" · J'" 1ntrum ki anlamad1klanm da„. Bu derm 1g~. di· bilmek ic;in Delos'lu bir dalgtc; gerek „ e yor. Evreni bir yana b1rak1p insana d~n~I· zorunludur. Sokrates'e göre felsefe, neleri III" medigini bilmek'tir. Doga biliminin y~rdilJI it dan ve denetinden yoksun felsefe, 1ster

temez bir dü$ünsel 9al1$ma olacakt1r. Platon onu dogruyu bulma yolunda dü$ünsel falz$ma olarak tammhyor. Aristoteles'e göre 0 , ilkeler ya da ilk nedenler bilimi, Epikuros'a göre bir ya$am bilimi'dir, mutlu bir ya$am saglamak i9in tasarlanm1$ eylemsel bir sistem'dir. Bu c;agda felsefe, genel karakteriyle bir törebilim niteligindedir. 4. Orta9ag; Augustinus'a göre Tanrz'yz bilnzek'tir, ger9ek felsefeyle ger9ek din özde$fir' ler. Tertullianus'a göre felsefe yapmak dogma'yz apklamak Jle onun dogrulugunu tanztlamak'tir. Scottus Eriugena'ya göre felsefe inan'zn bilimi'dir, felsefenin konusu dinin konusunun aymd1r. Anselmus'a göre de inanzlanz anlamaya 9alz$mak't1r. Abaclardus'a göre inanzlanzn inanzlmaya deger olup olmadzlznz ara$f1rmak't1r. Skolästiklere göre felsefe ak1lla dogma araszndaki uygunlugun tanztlanmas1'd1r. Aquino'lu Thomas'ya göre felsefenin konusu Tanr1'd1r, felsefe Tanrz'nzn tanztlanmas1'd1r. Sadece Duns Scotus'dür ki ilk kez felsefeyi dinden ay1rma egilimi göstermi~tir. Bu c;agda felsefe, genel karakteriyle bir tann bilim niteligindedir. 5. Y eni9ag: Bir hayli eskidigi halde felsefe tarihlerinin c;ogunda hälä yenic;:ag ad1yla dilegetirilen felsefe evresinde büyük dü~ünür Giordano Bruno'ya göre felsefenin görevi dolay1 bilmek'tir. Bu anlay1~, görüldügü gibi, dü~ünsel felsefede c;:ok büyük bir ad1md1r. Campanella'ya göre felsefenin konusu ele$tiri' dir. Francis Bacon'a göre felsefe deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üstünde dü$ünlllek'tir. Hobbes'a göre felsefe yapmak dog"f dü$ünmek'tir, felsefe sonu9larzn nedenlerty/e ve nedenlerin sonu9larzyla olan kar§I· :hr'?'~lz, ?ilgisi'dir. Descartes'a göre felsefe . • bilzm dir ve onu kesin bir bilim yapmak ~n ~eometrik yöntemi meta/izige uygulamak :Ckir. Sp~?oza da bu dü~üncede onu izlemi~­ ,,,;,,e0na. ~~re de felsefe genelle$firilmi§ bir te '11atik t1r. Leibniz'e göre felsefe ger9ek'·- dogru olanz anlatmak't1r' göklerden yere "'lllel"d· 1 "Yl tr ve konusu be$ · duyuyla kavranan ol~~hd1_r.. Locke'a göre felsefe, filobatun n ~~7Zerm1 ger9ek aleme a9mak i9in i:tk 11 du$uncelerimizin duyumlarzmzzla gerWbrcef en:d~n geldigini tanztlamak'ttr, bilgi düllrrlzr gerzmzz arasmdaki baglzlzgm ya da uyu§llfe ~in alg1lanmas1'd1r. Condillac'a göre felllfe .uyumfarm bilgisi'dir. Hume'a göre feI~n~an zihninin mahiyetini incelemek'tir. ....... ;.~a göre felsefe bilim'dir ve ancak dunleri, fizyoloji ve tzp üstüne kuru. Kant'a göre felsefe bilginin naszl müm-

aoo:i

s

FELSEFE

kün c,,abilecegini ögretmek'tir. Bu da bilginin kendi kendisini ele$firi'siyle gerc;ekle~ir. Fichte'ye göre felsefe yapmak varl1gm hi9 bir $ey olmad1gm1 ve görevin her §ey oldugunu bilmek'tir, bu bak1mdan da ben'in bilgisi'dir. Schelling'e göre felsefe doga ve ruh 9ift görünü$ünde saltzkzn bilimi'dir, bu salt1k da ben'le ben olmayan kar$1tl1g1nzn özde$ligi' dir. Hegel'e göre felsefe dü§üncenin kendi kar$1tllklarzyla 9eli$erek ilerlemesinin bilimi'dir, bu bilimse mant1k't1r. Herbart'a göre felsefe yapmak bilimlerin temelinde bulunan kavramlarz aydznlatmak'tir. Schopenhauer'e göre felsefe deneysel bir metafizik'tir, varhgm temelinin irade oldugu deneye dayanarak anla~1hr. Spencer'e göre bilim ancak bir k1S1m tekle~tirilmi~ bilgidir, felsefe'yse tümüyle tek-· le$tirilmi$ bilgi'dir. Auguste Comte'a göre felsefe bütün bilimleri birle$firen bir bilim, bir bilimler bilimi'dir. Bu evrede, görüldügü gibi, metafizik ve idealist bir ac;1dan da olsa, felsefe gittikc;e bilimselle~mektedir. 6. XX. yüzyzl: Yüzy1hm1zda, eyti~imsel özdekc;iligin dt~mda, yeni olguculuk, yeni Kantc;1hk, olgucu manttkc;1hk, uygulay1c1hk, tannh ve tannstz varolu~c;uluk, uyumsuzluk vb. gibi c;e~itli ak1mlar idealist, usaayk1r1c1 ve bilinemezci bir dogrultuda geli~mi~lerdir. Camus' ye göre "evren uyumsuzdur ve bilinemez'', William James'e göre "insanm evrendeki durumu kedinin kitaphktaki durumu gibidir, görür ve duyar ama hie; bir ~ey anlayamaz", Heidegger'e göre "dünya ancak ic;inde insan varoldukc;a vardtr, ic;inde insan yoksa dünya da yoktur", Jaspers'e göre "felsefe yapmak, . ölmesini ögrenmektir". Frans1z dü~ünürü Roger Garaudy, bütün bu ak1mlan mzzmzz felsefeler ad1yla niteler. Bu m1zm1z felsefeler, yüzyd1m1zda, büyük bir c;ogunlukla, antiki;:agda oldugu gibi, kurulu düzenin savunuculugunu iistlenmi~ler ve onu ayakta tutabilmek ic;in kullamlm1~Iard1r. 7. Eyfi$imsel ve tarihsel özdek9i felsefe: XIX. yüzytlm ikinci yansmda olu~an eyti~im­ sel ve tarihsel özdekc;i felsefe, felsefesel dü~ünceyi tümüyle bilimselle~tirmi~tir. Art1k felsefe yapmak demek, bilimsel veriler üstünde dü~ünmek ve onlardan k1lg1sal sonuc;lar c;1karmak demektir. "Varhklan gerc;ekte olduklan ve geli~tikleri bic;imde ele ahrsak en derin felsefe sorunlannm bile, daha Herde ayrmttlanyla ac;:1klayacag1m1z gibi, birtaktm görgül (somut, gözlenebilir) olgular haline geldigini görürüz". "Bilim ancak maddeden c;1kan bilinc; ve maddi ihtiyac; bic;iminde ortaya 91kttg1 zaman, yani dogadan yola 91kttgi zaman


FELSEFENiN TEMEL SORUNU ger9ek bilimdir. Bütün tarih, insanm, maddeden 91kan bilincin konusu haline gelmesine ba~lang19t1r ve insanm insan olarak daha yüksek ihtiya9lar1 ger9ek ihtiya9lar haline gelecektir. Bizzat tarih, doga tarihinin, dogadan insana dogru geli~iminin bir par9as1d1r. Zamanla doga bilimi insan bilimini is:ine alacak, aym bi9imde insan bilimi de doga bilimini i<;ine alacakttr, yani ancak bir ve tek bilim var~lacakttr". Görüldügü gibi 9ag1m1zm evrensel bilim'ini i<(eren ve bundan ötürü de tek ge9erli felsefe'si olan eyti$imsel ve tarihsel özdek9ilik felsef esi, kendinden önceki bütün felsefelerin tersine, "dünyay1 a<(tklamak i<(in" degil, "dünyay1 degi$tirmek i<(in" ger9ekle~mi~tir. Felsefe, evrensel bilim'dir. Ger9ekligin özel bölümlerinin bilgisini saglayan bilimlerin hi9 biri böylesine bir evrensel bilim olamayacag1 gibi tüm bilimlerin toplam1 da böylesine bir evrensel bilim olamaz. <;:ünkü, bilimsel felsefeyle ger9ekle~en evrensel bilgi, tek tek bilimlerin saglad1g1 bilgilerin mekanik toplammdan ibaret degildir. Bütünün bilgisi, par9alarm bilgisinin toplam1 olmad1g1 i<(indir ki bilimlerle birlikte ve onlarla kayna~mt~ olarak bir felsefe gereklidir. Felsefe, insantn dü~üncesi ve toplumu da dahil olmak üzere, evrenin tüm olgularmm temeli olan yasalarm bilimidir. Ayn ayn hi9 bir bilim bu · temel yasalar1 9özümleyemeyecegi gibi bilimlerin mekanik (felsefesiz) toplam1 da bu temel yasalan 9özümleyemez. <;:agda~ felsefe, kläsik felsefe gibi yorumlayic1, e~deyi~le a<(tk!ay1c1 degil, yap1c1, e~deyi~Ie devrimcidir. <;:agda~. felsefe bilimseldir; 9ünkü hi9 bir zaman bilimle 9eli~mez, tersine, tarn ve · derin bir uygunluk i<;indedir; 9ünkü hi9 bir zaman bilimd1~1 bo~inam;:lara dayanmaz ve ger9eklige, "idealist ka91khgm pe$in yargilarmdan armmt~ olarak yakla~1r"; 9ünkü özdeksel dt~ dünyamn belirledigi bilincimizIe özdeksel dt$ dünyay1 bilimsel olarak kavrama 've degi$tirme yöntemidir; 9ünkü insanhk-öncesi 9agm1 insanhk 9agma dönü~türme­ nin tek bilimsel k1Iavuzudur. <;:agda~ felsefe sadece bilimsel degil, aym zamanda bilimin vazge9ilmez ko~uludur da. Doga bilimlerinin geli~mesi ancak 9agda$ felsefeye dayanmas1yla olanakhdtr. Bu ger9egi, dogabilimcisi ve dü~ünür Ludwig Feuerbach da görmü~ ve $Öyle demi~ti: "Felsefe dogabilimleriyle, dogabilimleri de felsefeyle sürekli olarak bagh kalmak zorundad1r" (Feuerbach, Yap1tlar, Leipzig 1846, c. II, s. 267). Kläsik metafizik felsefe, dogay1, elini ~akagma koyup dü~ün­ mekle ac;:1klamaya 9ah~1rd1; eyti~imsel ve ta-

.,,,,, rihsel özdek9i felsefeyse dogay1 dogabilimlerinin verileriyle a<(tklar. Ünlü bir fizik9i "eyti~imsel felsefeyi ögrendikten sonrad1r ki fiziksel olaylarm nedenlerini anlamaya ba~la­ d1m" demi$tir. Geleneksel · saplanttlarmdan kurtulamayan fizik9ilerin 9ogu özel ya~amla­ rmda ve dünya görü$lerinde metafizik9i olduklart halde, bilimsel 9ah~malannda zorunlu olarak fizik9i, e~deyi~le eyti~imsel özdek9idirler, "ya~am bilin9le belirlenmez, tersine, bilin9 ya~amla belirlenir". "Dii$Ünsel kurgularm (speküläsyonun) bittigi yerde, e~deyi~Ie ger9ek ya~amda, bilim, yani insanlarm pratik faaliyetlerinin, pratik geli~me süre9lerinin meydana konulmas1 ba~Iar . Bilin9 üstüne yaptlan läfazanhklar sona erer, ger9ek bilgi bu läfazanhklarm yerini ahr. Ger9egin ortaya serildigi yerde felsefe, bag1ms1z bir bilgi dah olarak varolu~ ortam1m yitirir... Sorun, bu kuramsal läflar1 varolan ko~ullardan yola 91karak a91klamakttr. Bu läflarm gen;ekte ve pratikte ortadan kaldmlmas1, kuramsal 91karsamalarla degil, degi~tirilen ko$ullarca saglamr". <;:agda~ metafizik9iler bile son y1llarda bu ger9ege yana~mak zorunda kalm1i;;lard1r. Örnegin ünlü metafizik9i F.S.C. Northop 1949 y1lmda yay1mlad1g1 The Meeting of East and West {Doguyla Batmm Kar~t!a~mas1, Newyork, s. 288 vd.) adlt yap1tmda ~öyle demektedir: "Felsefe„. kuramsal baktmdan temel varsay1mlan geli~tirilmi$ doga bilimidir". Bilimsel felsefenin bir ustas1, felsefenin tarihsel serüvenini ~öyle anlattr: "Doga bilimleri felsefeden nas1l uzak kalm1~larsa , felsefe de onlardan uzak kalm1~ttr. Ge9ici yakla~1m­ lar, fantastik hayallerden öteye ge<;ememi~­ tir. Felsefeyle doga bilimlerinin birle~mesi istenmi~tir, ama bunu ger9ekle~tirecek gü9 bulunamam1~ttr.„ Emek, doga ve dolay1s1yla do· ga bilimleriyle insan arasmdaki en ger9ek tarihsel ili~kidir. Bundan · ötürüdür ki emek, t,<:mel insan yeteneklerinin d1~la~m1~ bir ger· 9ekle$mesi olarak kavrand1g1 zaman do!!antn insansal özünü ya da insamn dogal özünil kavramak olanaklai;;tr. i~te o zaman doga bilimleri soyut özdek9i ya da dü~ünceci tu· tumlarmdan armarak insan biliminin , felsefe· nin temeli olurlar". Bk. Eyti~imsel özdek9i· lik, Tarihsel Özdek9ilik. FELSEFENiN TEMEL SORUNU. ( Os. felsefenin esas meselesi, Fr. Question fondamentale de la philosophie, Al. Grundfrage der Philosophie, i ng. Fundemental question of philosophy) Özdekle bilin9 ya da rt.ih ara· smdaki ili~ki sorunu ... Engels deyim.idir.

11·5 FELSEFESEL. (Os. Felsen, Fr. Philosophique) Felsefeye deggin ve felsefeyle ilgili„. Bk. Felsefe. FELSEFESEL BiLGi. (Os. Mä!Clmätt felsefiye, Fr. Connaissance philosophique) En genel ve bire~imsel bilgi... Halksal bilgi ve bilimsel bilgi deyimleri kar$thgmda kullamhr ve bilginin en yüksek a~amasm1 dilegetirir. Bundan ba~ka felsefesel bilgi, her bilimin saglad1g1 bilgiden farkhd1r. Tek tek bilimler nesnel ger9ekligin sadece özel bir bölümünün bilgisini saglarlar, felsefeyse bütünsel bir bilgi saglayan tek bilimdir. Bu bütünsel, e~­ deyi$le felsefesel bilgi, bütün bilimlerin mekanik bir toplam1 degildir. Felsefesel bilgi, bütün bilimlerin bir araya gelmekle de asla 9özümleyemeyecekleri, genel ve evrensel bir bilgidir. Örnegin hi9 bir bilimde özelle genelin, i9erlkle bi9imin, nedenle sonucun vb. bagmt1sal a<(tklam~mt bulamazsm1z. Hi9 bir bilimde kar~1tlann birligi ve sava~t yasasm1 bulamazsm1z, bulsamz bile bu yasanm evrensel niteligini kavrayamazsm1z. Bunlar ve bunlar gibi bütün bilimlerde ge9erli olan tüm bilgiler, felsefeseldir. Bk. Bilgi, Bilim, Felsefe. FELSEFESEL BiRCiLiK. (Os. Felsefi vahdetiye, Fr. Monisme philosophique) Gerc;:ekligin bölünmez bir bütün oldugunu savunan felsefe .. , Varhgm temelini tek gerc;:eklikte bulan ve bunu bilimsel verilere dayanarak ilerisüren en ger9ek felsefesel bircilik, eyti$imsel özdek9ilik ögretisidir. Eyti~imsel özdek9i ögreti evrenin tüm olaylarmt tek bir ilkeden, özdekten yola c;:tkarak ac;:1klamakla felsefesel bircidir. Buna kar~t evreni tek bir ideal ilkeden yola 91karak a<(tklamaya 9ah~an dü~ün­ cecilik de felsefesel bircidir, ne var ki bu felsefesel bircilik bilimlerin geli$mesiyle her 8Ün yalanlanmaktadtr; Bk. Bircilik, Eyti~im­ sel Özdek9ilik, Felsefesel ikicilik. FELSEFESEL DÜ$ÜNCECiLiK. (Os. Felsefi tasavvuriye, Fr. Idealisme philosophique) Düfüncecilik felsefesi... Varhgm temelini dü$ünceye dayayan felsefesel dü$ünceciligin en yükBek a~amast Hegel ögretisidir. Felsefesel düfÜnce kavramlarla dilegetirilir. Kavramlar, nesnel evrenden eylemsel i$lemlerimiz ve duYular1m1zla elde ettigimiz özdeksel verilerin lirünüdür. Ne var ki özdeksel veriler, bilintirnizde kavramla~mca nisbi bir bag1ms1zltla kavu$urlar. Kavramlar tasanmlanm1z ve \'arsay1mlanm1zda her an ger9ekten kopabilirler, kendi kendilerinin amac1 haline dönü-

FELSEFESEL ÖZDEKCiLlK

~erek ba~1bo~ bir alanda ilerleyebilirler. Felsefesel dü$iincecilik, özdeksel verilerden eitle ettigimiz felsefesel kavramlann özdeksel gerc;:eklikten kopmalar1 sonucudur. Bizi yamlg1lara götürebilecek olan bu kopma'y1 önlemek i9in kavram'1 daima ger9ek'le bagh tutmak, pratik i$1emlerimizle denetlemek gerekir. Bu denetimden yoksun b1raktlan felsefesel dü~ünceye felsefesel dii$üncecilik denir. Bk. Dü~üncecilik, Felsefe, Felsefesel Özdek9ilik.

FELSEFESEL iKiCiLiK. (Os. Felsen sünäiye, Fr. Dualisme philosophique) Ger9ekligin iki temeli bulundugunu savunan felsefe„. Felsefesel ikicilik güden ögretilere göre gerc;:ekligin temelinde birbirinden bag1ms1z, birbirine indirgenemeyen, birbirinden özce kesin olarak farkh iki ilke yatar. Bu ilkeler, madde ve ruh ilkeleridir. Felsefesel ikiciligin en tipik örnegi Dekart91hkt1r. Bk. ikicilik, Dekart91hk, Felsefesel Bircilik. FELSEFESEL iNSANBiLiM. (Os. Felsefi mebhast nev'i be$er, Fr. Anthropologie philosophique) Konu olarak insam ele alan felsefe. .. Felsefesel insanbilim, felsefenin konusunun ne özdek (doga) ne de ruh {bilin9) oldugunu, bu iki ucu birle~tiren somut ger9ekligi ic;:inde insan olmas1 gerektigini ilerisürer. Bu dil$Ünceye insan felsefesi ya da Felsefi antropoloji ad1 verilmektedir. insanm varhk yap1s1 ve varltk bütünündeki yerini konu edinen bu felsefe, Alman dil$ünürü Kant'tan yola 91kan bir dü$ilnce evrimi sonunda Alman dü$ünürleri Max Seheier ve A. Gehlen'le bag1ms1z bir felsefe disiplini oldu. Bu felsefe, insan'la hayvan arasmda özce bir fark oldugu temeline dayanmaktad1r. Ne var ki bu iki varhk arasmda sadece bir derece fark1 bulundugu Darwincilikten yola 91kan bilimsel verilerle tamtlanmt$ttr. Felsefesel insanbilim, metafizik 91kmazmdan kurtulabilmek ic;:in, bu iki varhk arasmdaki özce fark ara$ttrmalarm1 son zamanlarda ruhbilimsel alandan ya$ambilimsel alana kayd1rmaya 9ah~mt$tir. Scheler'in ruhbilimsel, Gehlen'in de ya$ambilimsel alanda yapt1klar1 bu özce fark · ara~t1rmalan, 91kmazltgm i;:aresizligi sonunda, insanm davrant$ ve ba$anlanm konu edinen varltkbilimsel (ol!tolojik) bir ara~ttrmaya dönü~mü$tür. Bk. fnsanbilim, insan. FELSEFESEL OZDEK<;iLiK. (Os. Felsefi maddecilik, Fr. Materialisme philosophique) Bilimsel özdek9ilik„. Felsefese! özdek9ilik deyimi, ger9ekte, kendiliginden özdek9ilik (spontane materyalizrn) ve safdil ger9ekfilik (naif


FELSEFESEL TÜRKCÜLÜK realizm) deyimleriyle dilegetirilen dogal özdek<;ilik kar~1smda, d11? dünyayla bilincin ili~­ kisini bilimsel olarak ara1?tmp saptayan bilimsel özdek9ilik'i dilegetirmek i<;in kullamlm11?tlr. "T1marhaneden ya da dü1?iincecilerin okulundan i;1kmam11? her insan d1~ dünyanm bizim bilincimizden bag1ms1z olarak var bulundugunu bilir. D11? dünya olmadan onun bizim bilincimizdeki yans1s1 (imaj1) olamaz, ama bizim bilincimizdeki yans!Sl olmadan da dti? dünya vard1r. Özdek9ilik, insanhgm bu dogal ve säf bilgisini bilin<;li olarak bilgi kurammm temeline koyar". Bütün saglam dü~ünceli insanlarda dogal olarak bulunan bu özdeki;i dünya anlay1~ma kendiliginden ya da säfdil özdeki;ilik denir. Felsefesel özdek<;iligi, bu kendiliginden ya da säfdil özdeki;ilikten ayuan ~ey, onun bilimin ve toplumsal pratigin verilerine dayanarak özdek<;i ilkeleri bilimsel olarak saptamas1 ve uygulamas1d1r. Felsefesel özdek9ilik'le eyti~imsel özdek9ilik tek bir felsefenin aynlmaz iki yamd1rlar. Bk. Özdek<;ilik, Kendiliginden Özdek<;ilik, Eytil?imsel Özdeki;ilik, Tarihsel Özdeki;ilik. FELSEFESEL TÜRK<;:ÜLÜK. (Os. Felsefi Türki;Ulük, Fr. Turcisme philosophique) Ziya Gökalp'm Türki;ülük anlay1~i... Bu deyim, Türk9ülügün Esaslari adh yap1tmda Türk düi?Ünürü Ziya Gökalp (1875-1924) tarafmdan kullamlm11?t1r. Geri;ekte idealist bir dü1?ünür olan ve insanlarm insanhk ülküsünde birlel?meleri gibi metafizik ve dill?<;Ü öneriler ilerisüren Ziya Gökalp ad1 ge<;en yap1tmda i?Öyle der: "ilim, objektif ve müspet · oldugu i<;in beynelmileldir. Binaenaleyh ilimde Türki;ülük olamaz. Fakat felsefe, ilme müstenit olmakla beraber, ilmi di.i1?ünü1?ten baJ?ka türfü bir dü1?ünü1? tamd1r. Felsefenin objektif ve mi.ispet ünvanlanm alabilmesi, ancak, bu s1fatlan MHz ilimlere uygun olmas1 säyesindedir. ilmin nefyettigi hüki.imleri felsefe ispät edemez. ilmin ispät ettigi hakikatlar1 fel~efe nefyedemez. Felsefe, ilme karJ?I bu iki kay1tla mukayyet olmakla beraber bunlann haricinde tamamen hürdür. Felsefe, ilimle tenakuza dü1?memek 1?art1yla ruhumuz ii;in daha ümitli, daha hayuh, daha teselli verici, daha i;ok saadet bahi?edici, büsbi.itün yeni ve orijinal faraziyeleri meydana atabilir. Zaten felsefenin vazifesi bu gibi faraziyeleri, görüJ?leri aray1p bulmakt1r. Bir fe!sefenin k1ymeti, bir taraftan mi.ispet ilimlerle hemähenk olmasmm derecesiyle, diger cihetten ruhlara bi.iyük i.imitler, vecitler, teselliler ve saadetler vermesiyle ölcülür. Demek ki felsefenin bir safhas1 objektif, diger safhas1 sübjektiftir. Bi-

411,

+

naenaleyh felsefe, ilim gibi beynelmilel olmaya mecbur degildir. Milli de olabilir. Bundan dolay1d1r ki ahläkta, bediiyatta, iktisatta oldugu gibi felsefede de Türk<;ülük olabilir. Felsefe, maddi ihtiyai;lann iktiza ve icbär etmedigi, menfaatsiz, garazs1z, hasbi bir diiJ?üniiJ?tilr. Bu gibi düJ?ilnüJ?e spekülasyon näm1 verilir. Biz buna Türki;ede muakale ismini veriyoruz. Bir millet muharebelerden kurtulmad1k<;a ve iktisädi bir refäha näil olmad1ki;a, i<;inde muakale yapacak fertler yetil?emez. <;:ünkü muäkale, yalmz düJ?ünmek i<;in düJ?ünmektir ... DüJ?ünmek i<;in düJ?ünmek ancak i;ahi?madan yai?ayabilen insanlara näsip olabilir ... Türkler arasmda ~imdiye kadar az filozof yeti1?mesini Türklerin muäkaleye istidats1z olduklanna hamletmemelidir... Filhakika, iki ordu ve iki millet birbirleriyle 9arp11?1rken birisinin galip, digerinin maglup olmas1m intäceden en bai;;hca amiller, iki tarafm felsefeleridir ... Medeniyet<;e onlara müsavi oldugumuz gün hi<; J?Üphesiz cihän he· gemonyas1 yine bize gei;ecektir. Mondros'ta esir bulundugumuz zaman orada kamp kumandam olan bir ingiliz i?U sözleri söylemi1?ti: Türkler istikbälde yine cihangir ola· caklard1r... Görülüyor ki Türklerde yüksek felsefe terakki etmemii;; olmakla beraber, halk felsefesi gäyet yüksektir. ii;;te felsef1 Türk9ülük Türk halkmdaki bu milli felsefeyi aray1p i;1karmakt1r. Ey bugünün Türk genci, bütün bu ii;;lerin yap1lmas1 astrlardan beri seni bek· liyor". Görüldügü gibi Ziya Gökalp'm ülkii· sü -ingiliz komutanmm da tamkhgiyla- cihangir olmak, dünya hegemonyas1 kurmak. i;ah1?madan yai?ayabilecek bir duruma gelmek ve ondan sonra kendi deyimiyle muakale :(felsefe) yapmakttr. Osmanhhk ve ümmetc;i· lik ii;inde erimii? Türk halkmda ulusalhk bi· lincini uyand1rmas1 ve Durkheim yamndan da olsa bir toplumbilim anlay11?1 geli1?tirmesi ba· ktmmdan yararh olan Ziya Gökalp'm dül?iin· celeri, genellikle, 9ocuksu dü1?ler ve biJimsel yanhi;;hklarla doludur. Bk. Türk Felsefesi. FELSEFE TARiHi. (Os. Tarih-i felsefe, Fr. Histoire de philosophie) Felsefesel diil?ünce· nin geli~mesini saptayan yap1t... Hegel der ki: "Felsefe tarihi, ortaya 91kan türlü felsefele· rin türlü geli~me derecelerinde yalmz bir te~ felsefe bulundugunu ve ayn1 zamanda bit sistemin dayand1g1 özel ilkelerin de ancak tek ve aym bir bi.itünün dal budaklanndan ibaret oldugunu a91k9a ortaya koyar. Son ge· len felsefe, daha önce gelmii? olan büt?~1 felsefelerin sonucu olup hepsinin ilkeler1n kapsamak zorundad1r" (Hegel, Ensyclopedie, /

1817, Einleitung, B, 13, 14). Von Aster de ~öyle demi~tir:

"Felsefe tarihi, birtaktm olaylan, birtakim hal tercümelerini, birtakim kantlan art arda s1ralayarak bildirmek degildir. Felsefe tarihi, felsefe problematiginin geli~me­ sini gösterir ve bu geli~menin ii;indeki mant1ksal düzeni kavrar. Bundan ötürüdür ki böyle bir felsefe tarihinin kendisi de . bir felsefe disiplinidir. Felsefe tarihi bize felsefenin ne oldugunu, insan bilin<; ve kültürünün geli1?mesinde felsefenin nas1l bir yeri oldugunu gösterir. Böylece felsefe tarihi, felsefe üstüne bir felsefe yapmak olur" (Von Aster, Geschichte der Philosophie, Stuttgart 1947, s. XVIII). Bacon'a göre felsefe tarihi, mezheplerin tarihiydi. Bacon "mezhepleri ve derin bilginleri ugra~tlrm1~ olan en ünlii tartI~malar1, yazar!an, kitaplan, okullar1, ba~­ kanlannm tümünü, akademyalar1, kurumlar1, kolejleri, tarikatlar1 birer birer say1p malamak gerekir" (De Dignitate et Augmentis Scientiarum, kitap II, B, IV), diyordu. Batida ilk felsefe tarihi Bacon'un bu görii~üne uygun olarak yaz1!an Histoire Philosophicae' dir, Georges Horn tarafmdan yliztlm1~ ve 1645 y!lmda yay1mlanm1i;;t1r. Eski Yunan kaynaklarmdan kalan ilk felsefe tarihleri Plutarkhos' un Filozoflarm Kamlar1 Üstüne adh küi;:ük bir kitap91g1yla iskenderiyeli Clement'in Stromaton'lan ve Diogenes Laertius'un Filozoflarm Hayatlar1'd1r. Bununla beraber felsefe tarihinin babas1 Aristoteles'tir, ken:dinden önceki bütün Yunan felsefesini toplay1p özetlemi~tir. Bk. Felsefe, Tarih. FELSEFEYE AYKIRI. (Os. Mugayiri felsefe, Fr. Anti-philosophique) Felsefeye yak11?maz ... Felsefenin belli konular üstünde dü~ünen bir disiplin oldugu kams1, kimi konulann f elsefeye aykm oldugu savm1 meydana getirmi~­ tir. Örnegin ingiliz dü~ünürü John Stuart Mill, Tann'mn nitelikleri üstündeki tart1~ma­ Iar1 felsefeye aykm sayar. Bk. Felsefe. FELSEFE YELENEKLiGi. (Os. Felsefe merak1. Fr. Dilettantisme phi!osophique) Felsefeye yüzeysel bir ilgi duymak ... Bk. Yeleneklik. FELSEFE YÜZYILI. (Os. Felsefe asn, Fr. Siec!e philosophique) XVIII. yüzy1l... FelSCfenin geni~ 9evrelere yayilmas1 bak1mmdan XVIII. yüzytla felsefe yüzy1l1 denir. Bk. Ayd1nlanma Felsefesi. FiLOLOJi. (Os. Lisäniyät, Fr.

Philologie)

Dn yoluyla bir toplumun kültürünü inceleyen

F1LOZOFLAR

bilim ... Tanr1bilim, dilin Tann tarafmdan ögretildigini söyler. Bu anlayti?a göre ilk dil ibränicedir ve Tanr1 ünlü on buyrugu kendi parmaklanyla ibränice yaz1p Mfisa'ya vermi1?tir. Antik<;ag Yunanhlan, özellikle Platon, dilin dogal ya da rastlantJ.sal olup olmad1gm1 uzun boylu tart11?m1~lard1. Orta9ag skolästikleri de anlamda~ sözcüklerin aralarmda ince anlam farklar1 saptamak ic;in didinip durmu~­ lard1r. Dil ve filoloji, bilimsel nitelige, XIX. yüzy1Jda kavu~mu~tur. Bk. Dil. FiLOZOF-KRALLAR. Ozan'm yerini alan filozof... Antiki;ag Yunan dü~ünürü Platon'un filozof-krallar deyimi, i;ogunlukla yanh~ anla~1lm1~ ve Platon'un ideal devletinde kralhga filozoflan getirmek istedigi. yolunda yorumlanm1~t1r. Oysa Yunan geleneginde MYthos -~iir egemen bulunuyordu, tannsal yasa üstündeki bilgiyi ozanlar verirlerdi. Platon' un savai?I, ozan-dü~ünür'lerin yerine bilge-dü~ünürleri gei;irmek ii;:indi. Krallar, ozanlarm ögrettikleri tanr1sal yasayi uygularlard1. Platon, filozoflarm ögretecekleri yasanm uyguJanmasm1 istemi~tir. Platon'un bu deyimi, siyasal bir kralhk kavgasm1 degil, felsefesel bir Mythos-felsefe i;at11?masm1 dilegetirir. Bu 9at1~may1 ba~latan Ksenofanes'tir, Herakleitos da ozanlarm nomos'unu küi;ümsemi~tir. Bu i;ati~maya Aristoteles son vermi~tir. Bk. Felsefe. FiLOZOFLAR. {Os. Feylesoflar, Fr. Les philosophes) XVIII. yüzytl Frans1z dü~ünürle­ ri... Filozoflar ad1yla amlan bu dü1?ünürler, geri;ekte, yar1 edebiyat sanat91s1 büyük bilginlerdi. Ba1?ta Diderot olmak üzere ünlü Ansiklopedi <;evresinde toplanan bu bilginler, doga felsefesinden <;ok dogabilimleriyle ugra~m1~lard1r. Bu konuda Emile Brehier, Felsefe Tarihi'nde ~öyle der: "Ayn ayn devir· lerde felsefenin zamanm fikir i~leri düzeni ad1 verilebilecek ~eyde pek ayn bir yeri bulunmu~ oldugunu inkär etmek imkäns1zd1r. Tarih boyunca, bilhassa birtak1m bilginlerden ibaret bulunan filozoflara rastlamaktay1z. Comte gibi toplum 1slahat91lan, Stoactlar gibi ahläki;tlar, köpeksiler gibi väizler de ayr1. Bunlann arasmda Voltaire gibi bask1 yapacak pratik bir etkiyi elde tutan adamlarm yamba~mda bir Descartes veya bir Kant gibi münferit derin dü~ünce sahipleri, kuramsal dü1?üncenin profesyonelleri de vardir. Sonra, bunlarm birbirlerinden bu kadar ayn olmas1 yalmz kendi huylarmdan ileri gelmez, toplumun her devirde bir filozoftan ha1?ka bir ~ey istemesinden de ileri gelir. Bir


FiZiK

FiZiK ögütc;ü arayan Romah soylu, Paris Üniver· sitesinin felsefe ögretiminde Hlristiyanhgt sag· lamla~ttracak bir yol gören XIII. yüzytl Papa' st, gec;mi~in kuvvetlerine son vermek isteyen ansiklopediciler felsefeden c;ok daha ba~ka ~eyler isterler. Felsefe, böylece, strasma göre misyoner, ele~tirimci, doktrinci olup durur" (ibid, c;ev. Mirac; Kattrc10glu, c. I, s. 6). Bk. Ansiklopediciler, Felsefe. FiZiK. (Os. llmi tabii, Hikmeti tabiiye, ilmi esfel, itmi hikmet, Tabiiyät, ilmi tabiat; Fr. Physique, Al. Physik. ing. Physics, it. Fi· sica) Kimyasal degi~ikliklerin dt~mdaki özdeksel olaylarm bilimi... Bir<(ok dillerde c;e~itli ya· ztlt~larla kullamlan fizik sözcügü, Hint-Av· rupa dil grubunun üremek ve olmak anlam· larmt dilegetiren bheu kökünden türemi~tir. Bu kökten türeyen Yunanca plwsis sözcügü doga anlammt dilegetirir. Antikc;ag Yunan felsefesi, ilk döneminde, tümüyle bir fizik-doga (Yu. Phusis) felsefesidir. ilk Yunan dü~ünürleri, kläsik anlammda felsefeci ya da filozof degil, fizikc;idirler. Nitekim Milet felsefesine Milet fizigi de denir. flk Yunanltlar, insamn üstünlügünü onun teknik emeginde buluyorlard1. Örnegin Anaksagoras'a göre in· san, elleri oldugu ic;in hayvanlarm en ak1llts1.d1r. Thales, c;agmda c;1gyr ac;mt~ bir astro· nomi bilginiydi; Herodotos'un anlatt1gma göre 28.5.585 günü güne$ tutulacagmt c;ok da· ha önceden ionialtlara o bildirmi~ti. Anaksi· mandros kara ve deniz f1rtmalanm gözlüyor, dünya bütünlügü ic;in ilk kez kendisinin kulland1g1 kozmos sözcügüyle dilegetirdigi evrensel düzeni bunlarla a91klamaya i;alt$tyor· du. Doga Üstüne adlt fizik yap1tm1 da o yazmt$tl. Anaksimenes, sözcügün bugünkü anlammda da tarn bir fiziki;iydi; dogamn olu$umunu havanm yogunla$mas1 ve seyrek· le$mesiyle a91kltyor, ay tutulmasmm dogru a91klamas1m yap1yor, duran y1ld1zlar (Os. Nücumu säbite) deyimini tarihte ilk kez 0 kullamyordu. tlginc; bir deprem kuram1 da ileri· sürmü~tü. Bu özdek<;i-fiziksel dü~ünme geleneginin sonunda Aristoteles, hi<; bir cismin bulunmad1g1 yerde zaman ve uzaym da bulunamayacäg1 dü~üncesiyle, XX. yüzyiltn Einstein'iyle birle~mektedir. Stoactlann felsefelerine stoa fizigi de ' denir. Metafizigin ara· ya girmesiyle kopmu~ bulunan fizik-felsefe bag1, yüzytllarca sonra .bilimsel fesefenin büyük ustalannca bir daha asla kopartlamayacak bi<;imde, yeniden baglanm1~ttr. Somut bir doga bilimi olan fizik, metafizigin soyut yönteminin agma dü~erek idea· list<;:e de yorumlanm1~ bulunmaktad1r. Bunun

nedeni, c;agda~ fizigin sonsuz büyüklükler ve sonsuz küi;üklükler evrenine ta~arak görülebilen'in d1~ma i;1km1~ olmas1drr. Ne var ki i;agda$ fizikc;i, görülebilenin dt· ~mda yakalad1&1 biri;:ok fiziksel verileri pratige vurarak denemekte ve bunlardan görülebilen pratik sonui;:lar eitle etmekte· dir. Makrokozm ve mikrokozmla ilgili bilimsel verilerin teknik uygulam~1 bunu her an tamtltyor. Diyalektik bilmeyen fiziki;:i, kuramsal verilerin pratikle olan bu bagm1 gözden kai;:1rarak, örnegin ünlü ve degerli fiziki;:i Heisenberg gibi "fizigin elemanter zerresinin zaman ve mekän ii;:inde özdeksel bir formasyon olmay1p sadece basit bir sernbol oldugunu" söyleyebilir. Bu, onun, diyalektik bilmedigi gibi kläsik felsefeyi de bilmedigini gösterir ki 19 may1s 1943 tarihinde Londra' da fiziki;:ilerle felsefecilerin "Felsefeyle fizik arasmdaki ili~ki, nedir?" konusunda yapttk· lan tart1~malt ortak toplant1da bu nokta özellikle belirtilmi~tir. Nature dergisinin 19 ha· ziran 1943 tarihli nüshasmda bu ilgini;: toplantmm bir özetini yazan Profesör S. Stebbing ~öyle demektedir: "Bu soruya filozoflarla fiziki;ilerin verdigi kar~1hklar her zaman birbirine uygun degildir. Örnegin James Jeans metafizigi sadece fizigin ötesi saydt&t i<;in materyalizmin dogru ya da yanlt~ oldu· guna karar vermek fiziki;inin i~idir, der. Oysa, materyalizmi yads1mak idealizmi benim· semek say1ld1gmdan fiziki;:inin fiziki;:i olarak son sözü söyleyebilecegi kolayhkla savunulamaz. <;ünkü fiziki;:i, bu son sözü söyleme· den önce, filozof olmah ve felsefesel dü~ün· cede beceri sahibi bulunmaltdtr. Öte yandan bu konuya kan~acak fiziki;i, daha önceki fi· lozoflann kesinlikle reddedilen ve i;:ürütülen hatalanndan kai;:mmay1 da becerebilmelidir. Ger<;i insanm evrendeki yeri, e~yanm, ruhun ve maddenin niteligi ve aralanndaki ili~kiler gibi öteden beri filozoflan me~gul eden bü· yük sorunlar üstünde bilim adamlan da pekälä dü~ünebilirler. Hattä böyle büyük sorun· lar kimi büyük ozanlann beyinlerinde de dogmu~tur. Fakat bu büyük sorunlarm ne anlamda sorun olduklan ancak felsefesel ge· li~menin son a~amasmda sözkonusu edilebilir· Oysa fiziki;:iler, <;ok kez kestirrne yollan tu· tarak, bildiklerinden fazlasm1 söylemeye e~­ limlidirler". Tannbilime kar~1 i;:1kttg1 ve metafizikle sava~rnaya i;ah~tt&t halde geri;:ekte tarn bir rnetafiziki;:i oldugu bütün yap1tlann· da · ai;:1ki;:a görülen i;ag1rn1zm tutarstz dü~Ü· nürlerinden Bertrand Russell, The Scientific Outlook adh yap1tmda, i;:a&trn1z rnetafiziginill fizigi nas1l degerlendirdigini ~öyle anlattr:

"Tuhaf degil mi, s1radan insanm tarn bilirne nin özdeksel bir fonksiyondan ibaret bulun· inanrnaya ba~lad1g1 ~u s1ralarda fiziki;:iler bidugunu dilegetirmi~ti. Einstein'in ünlü bulgulime inani;:larm1 yitirmeye ba~ladtlar. Geni;:lilan, zaman ve mekänm, özdek ve onun degimde, fiziki;:iler, fizik yasalarmm cisirnlerin vimiyle i;:özülmez bag1mhhgm1 göstererek eydevimlcri hakkmda bize tarn ve geri;:ek bir ti$imsel özdeki;:iligi dogrulad1 ve güi;:lenbilgi verdigine ve fiziksel evrenin geri;:ekten dirdi. Atom enerjisinin kullamlmas1, elektrofiziki;:ilerin denklemlerindeki gibi olduguna nik ve füzeler teknigi üretim gü9lerine büinamrlard1. Filozoflarsa Berkeley zamamndan yük olanaklar saglad1. Ünlü fiziki;:i Paul Lanberi buna ku$kuyla bakarlardt. Ne var ki gevin "diyalektigi ögrendikten sonra fizigi ele$tirmeleri bilimsel yöntemin ayrmttlar1 üsdaha iyi anlamaya ba~lad1m" demektedir. Ba~­ tünde direnerek durmad1gmdan bilim adamka bir ünlü fiziki;:inin dedigi gibi "<;agda~ lan filozoflara ald1rmazlard1. ~imdiyse i$1er fizik dogum yap1yor ve eyti$imsel özdeki;:itersine döndü. Felsefenin diktatörlük ettigi . ligi doguruyor". <;agda~ felsefe anlay1$1, bayerlerde fizigin dili kekeliyor. Fizik yasala~1bo~ speküläsyonlardan s1ynlm1~. dü~ünceyi rmm ortadan kalkmasmdan dogan bo~lugu bilimsel pratikle dogrulanmas1 halinde gei;:erherkesin elinden geldigi kadar doldurmasmt li k1lmt$tlr. Bu demektir ki, arttk, doga bive bunun ii;in de eski inane; arttklarmdan limleriyle bagmtl kurmadan felsefe ya'p1lamayararlanmasm1 dogal bulurum. Bilimsel inanyacag1 gibi felsefesiz de bilim yaptlamaz. Doem zay1flamas1 üzerine bilimdcn öneeki bo~­ ga ve dü$ünee aym eyti$imsel yasalarla i$inani;:larm geri tepmesini bekleyebiliriz„. Bilemektedir, eyti$imsel olarak i~leyen doga ve limsel inanem neden ve nii;:in zay1flamakta toplumu aneak eyti~imsel olarak i;:ah~an düoldugunu ögrenmek isteyenler Profesör Ed· $Ünee kavrayabilir. Mikroskopik olaylarm sodington'un The Nature of the Physical World mut örneklerinin yap1lamamas1 ve bunlarm (Doga ve Fiziksel Evren)'ünü okumaltdirlar. dogrudan dogruya gözlenememesi onlarm özOkuyueu orada fizigin üc; bölüme) aynlm1$ dekselligini ortadan kald1rmaz, i;:ünkü özdekoldugunu görecektir. Birinci bölümde kHisik sellik onlarm insan bilincinden bag1ms1z olafizigin bütiin yasalan, örnegin enerjinin ve rak varbulunmalan demektir. Böylesine bir moment'in sak1m1 yasas1yla genel i;:ekim yavarbulunu$sa tüm bilimsel geli$me ve bilimsas1 vard1r. Bütün bunlar Profesör Eddington'a sel vetilerin teknik uygulam$1yla tamtlanmt$· göre öli;:me üstüne saymaea yarg1lardan ötet1r. Somut örnegi yapdamayan ve dogrudan ye gec;mez. Ona göre bu yasalarm anlamladogruya gözlenemeyen olaylarm yok, ya da nnm evrensel oldugu dogrudur, ama bir yarözdekd1~1 ruhsal ya da bilinemez say1lmas1 da'da üi;: ayak bulundugu da evrenseldir. Fiidealizmin ve metafizigin fizik alamnda dii$zigin ikinci bölümü büyük kümeler ve olatügü en büyük yamlg1d1r. Metafizigi sözde s1hk yasalar1yla ilgilidir. Burada ~u ya da yads1yarak yerine olgueuluk gibi en koyu bu olaym olanaks1z oldugunu degil, onun metafi~igi koyan Frans1z dii$ünürü . Auguste sadece olas1hk dt$1 oldugunu ögreniriz. FiComte insamn y1ld1zlarm yaplSlm hie; bir zazigin en modern bölümü olan üi;:üncü bölüm, man bilemeyeceklerini kesinlikle söylilyordu, kuvantum kuram1d1r ki bu hepsinden i;:ok oysa ölümünden hemen iki ytl sonra tayf altüst edicidir, i;:ünkü bilimde $imdiye kadar i;:özümleme yöntemi bulundu ve y1ld1zlann güveni;:le inamlm1~ olan nedensellik yasas1yap1s1 ai;:1kland1. Duyulur bilginin olanaklan nm gei;:ersizligini gösterir gibidir". Sonunda, elbette s1mrhd1r, örnegin 1$t&ln saniyedeki Russell, ne de olsa bir bilim adam1 onu300.000 kilometrelik h1z1 ne algtlanabilir ne ruyla $U sözü söylernekten kendini alamade hattä tasartmlanabilir, ama bu h1zm varrnaktad1r: "Dünyay1 Tann yaratm1$ olabilir, ltg1 kuramsal hesaplardan ve bu hesaplarm ama bu onu bizim yeni ba$tan yaratmam1za hie; pratik sonui;:larmdan kesinlikle anla~tl1r. Bu de enge! degildir". Geri;:ek $Udur ki fizik, rnetafizikle hi9 bir zaman bagda~mam1$tlr ve ·h1z1 varsayarak yaptlg1m1z her deney ve her arai;: dogru sonui;: vermi$, i~imize yaramt$· Yap1s1 geregi bagda~arnaz da. Doga eyti$imt1r. Varltg1 tamtlayan onun pratigi, e~deyi~­ le i$lemektedir; bundan ötürüdür ki, metale kullamm1d1r. Varolmayan $ey kullamlamaz. fizikle degil, ancak ve aneak eyti$irnle kavEger biz herhangi bir ~eyi kullanabiliyorsak ranabilir. Eyti~imsel özdeki;:ilik, bütünüyle, fi. o $ey var demektir, var olan her ~ey de özzigin bulgulanna dayamr. Günümüz felsefesi dekseldir, e~deyi~le bilincimizin d1~mda ve de, ilk Yunanhlarda oldugu gibi, fizikle s1k1ea bag1mhd1r. Daha XIX. yüzydda büyük bilincimizden bagims1zd1r. Reaktörlerde atom a~amalara ula~an kHlsik fizik, geri;:egin özdek enerjisi üretimi, kuramsal hesaplanm1zm sO. oldugunu ve ruh ad1 verilen insansal yetinucudur. Bk. Eyti~imsel Özdek9ilik, Eyti$im,


FiZiKSEL Özel Bagmt1hhk Kuram1, Genel Bagmt1hhk Kuram1. /I,

j'I

FiZiKSEL. (Os. Tabii, Maddi, Bedeni, Cismani, Cismi, Hikemi, Cesedi; Fr. Physique, Al. Physisch, Physikalisch; ing. Physical, it. Fisico) Fizikle ilgili... <;e\litli terimler kar\llthgmda kullamhr: Kimyasal kar\lttl olarak fizige ait olan, matematiksel kar~ltt olarak f izikle ilgili, ussal kar~1tt olarak deneyde görüldügü gibi olan, ruhsal kar~1t1 olarak dogasal, tinsel kar\lih olarak özdeksel, ahlaksal kar\lltl olarak örgensel anlamlarm1 dilegetirir. Teksözle, dogadt\ll . bütün kavramlarm kar\ll· smda dogasal yap1y1 belirtir. Bk. Fizik. FiZYOLOJi. (Os. Gariziyät, Mebhäs1 vezäifi äzä; Fr. Physiologie) Canh örgenlikleri inceleyen bilim„. Bitki, hayvan ve insan örgenliklerindeki ya\lam olu\lumlan fizyoloji'nin konusudur. Bu konuyla eski Yunanhlar da ilgilenmi~tir, örnegin Platon bagirsaklarm görevinin yiyecegi vücutta tutarak oburlugu önlemek oldugunu söyler. Anaksagoras, tek boynuzlu bir koi;:un almm yanp tek boynuzun nedenini göstererek bo\linani;:lara kar\ll i;:1km1~­ ttr. Bilimsel fizyolojinin kurucusu XIX. yüzydda Claude Bemard'd1r. Onun L'lntroduction cl l'Etude de la Medecine Experimentale adh yap1t1, fizyolojinin oldugu kadar, felsefenin de temel yap1tlarmdan biridir. <;agda\l fizyolojide teknik, ba~hca hekimlik alanmda, hastahklar1 ve ölümü önlemek ve iyile\ltirmek dogrultusunda geli\lmektedir. Fizyolojisel bulgular, istatistiklere göre, son yüzy1lda ölüm oramm yandan daha aza dü\lürmü\ltür. FiZYOLOJiSEL. (Os. Garizi, Fr. Physiologique) Fizyolojiyle ilgili„. Bk. Fizyolojisel Gerekircilik, Fizyolojisel Dü\lüncecilik.

11.11·11 11

111,

FiZYOLOJiSEL DÜSÜNCECiLiK. i(Os. Tasavvuriyei gariziye, Fr. ldealisme physiologique) DuyumlanmlZln nesnel nitelikleri yans1tttgm1 yads1yan dü~üncecilik„. Duyumlanm1z nesnel nitelikleri yans1t1rlar, e\ldeyi\lle bizi dt\l dünyaya baglayan bir köprüdürler. XIX. yüzydm ortalannda Alman fizyolojisti Müller, duyumlarm mekanik etkilerle de meydana gelebilecegini göstermi\lti; bir 1\ltk durumu, gözümüzün önünde hii;: bir 1\llk yokken bir elektrik ak1m1yla da meydana gelebiliyordu. Bu bilimsel veriden Berkeley'väri yanh\l bir idealist sonui;: i;:1kanld1.. Alman bilgini 'Helmholtz'un da destekledigi bu idealist sonuca fizyolojisel düiiüncecilik (fizyolojik idealizm) adt verildi. Bu anlayt\la göre duyumlar, nes-

'2

'Z.... nelerin nesnel niteliklerini yans1tmamaktad1rlar, sadece ait olduklan orgamn durumunu belirtmektedirler; e\ldeyi\lle 1~1k nesnel bir nitelik degil, görme orgammtza ait bir niteliktir. Böyle olunca da ger9eklik bilgisi yoktur. Bk. Dü\lüncecilik, Fizik, Tekbencilik, Duyum. FiZYOLOJiSEL GEREKiRCiLiK. (Os. icäbiyei gariziye, Fr. Determinisme physiologique) Bedensel duygulammlarm engellenemez oldugunu ilerisüren ögreti... Bk. Gerekircilik. FiZYOLOJiSEL ÖZDEViM. (Os. Garizi inFr. Automatisme physiologique) siyäk, Descartes'm özdevimi... Bk. Özdevim, Dekart<;thk. FLORANSA AKADEMiSi. XV. yüzytlda Floransa'da kurulan Platoncu akademi... Akademiyi, Floransa kentinin ba~mda bulunan banker devlet adam1 Cosimo Medici kurmu\l, ba\lma da Istanbul'lu Georgios Gemistos Plethon (1355-1450)'u getirmi~tir. Bu akademi bir <;e\lit Platonseverler kulübü niteligindeydi. Plethon'dan sonra akademinin ba\lma Trabzon'lu Basilius Bessarion (1403-1472) gei;:ti. Ama9lar1, felsefe yapmaktan 9ok, H1ristiyanhgm dü\lünsel temellerini gü9lendirmekti. Bununla beraber Marsilius Ficinus, Giovanni Pico della Mirandola gibi biri;:ok degerli dü\lÜnürler bu akademiden yeti\lIDi\llerdir. Aka· demi, Platonculugu Aristoteles<;ilige kar\lt sa· vunmak i<;in kurulmu~tu. Akademiden yeti\lCn Ficinus ve Mirandola, Platon'la Aristo· teles'in temelde birle\lmekte olduklarm1 ilerisürdüler. FRANSIZ ÖZDEK<;iLiGi. (Os. Frans1z maddeciligi, Fr. Materialisme fran<;ais) XVIII. yüzy1l Frans1z mekanik özdek<;ilik anlayt\lt ... Ba\lta Denis Diderot olmak üzere Julien Offroy de la Mettrie ve Paul Henri Baron d'Holbach, Franszz özdekcileri ad1yla amhrlar. Frans1z özdekc;iligi Descartes ve Locke kaynaklarmdan olU\lffiU\ltUr. Descartes fiziginde özdek<;iydi, özdekteki kendiliginden ya· rat1c1 gücü sezmi\l ve özdegin hareketini me· kanik bir hareket olarak ai;:1klam1\ltt. Fran· stz özdek<;ilerinin mekanizmi de Descartes dü\lüncesinden gelmektedir. Franstz özdeki;:i· lerinin aymc1 niteligi, mekanikc,;i özdek9i olu~­ lar1 ve dogasal evrimi a91klayamamalar1, öz· dekc,;iligi toplumsal ya\lama uygulayamamala: nd1r. Bunlara kar\lt özdek<;ilik sava\lmdakt ileri atthmlar1 ve dü\lünceleriyle geni\l toplu· luklar1 etkilemeleri c;aglarma kendi damgala· nm vurmalarmtn nedeni olmu\ltur. "Dosdog· /

ru ve yalm bir anlamda söylemek gerekirse XVIII. yüzy1l aydmlanma <;a8t Frans1z felsefesi ve özellikle Frans1z özdek<;iligi, mevcut siyasal kurumlara kar~1. mevcut dine ve tannbilime kari?t mücadele etmekle kalmad1lar, fakat onun kadar XVII. yüzy1l metafizigine kari?t ve özellikle Descartes, Malebranche, Spinoza ve Leibniz'inki olmak üzere her türlü metafizige kar1?1, a91k<;a ve uluorta mücadele ettiler„. XVII. yüzytl metafizigi, Frans1z özdek<;iligine alam b1rakmak zorunda kald1„. Özdeki;:ilik, Büyük Britanya'nm i;:ocugudur„. Frans1z özdeki;:iligiyle ingiliz özdek<;i· ligi arasmdaki ayr1m, iki ulus arasmdaki ayr1md1r. Frans1zlar, ingiliz özdek<;iligine ruh, et ve kan, söz güzelligi kattdar. Ona yoksun bulundugu heyecam ve zeräfeti verdiler, onu uygarla\lttrd1lar". Bk. Özdek<;ilik. FREUD'CÜLÜK. (Os. Freud'ün mezhebi, Fr. Freudisme) Freud'ün ruh hekimligi ögretisi... Avusturyah Doktor Sigmund Freud (1856 -1939) ruh'la bilin9'in ayrt · ~eyler oldugunu ve bunlarm birbirlerine indirgenemeyeyegini ilerisürerek ruh hekimli/!,i'ni kurmu\ltur. Freud'e gelinceye kadar nevroz ve benzeri hastahklar bir bilin<; ve bundan ötürü de bir aktl hastahg1 say1hyordu. Freud, bu iki alanm birbirinden ayr1 bulundugunu göstermekle hekimlikle felsefe arasmda bir baglantt kurmul?tur. Freud, insanda, ü<; ruhsal böige aymyordu: Ki\lilik d11;nna itilmil? ihtiya9larm kendilerini tatmin i<;in sava\lttklan ki$id1$1 böige 1(Fr. Le soi), ya1?anan geri;:eklere uyma görevini yerine getiren benlik bölgesi (Fr. Le moi), ihtip<;lann giderilmesine engel olan kari?I koyucu nitelikte benliküstü bölgesi (Fr. Le super moi)„. Freud'e göre her nevroz, erginin ya$amzyla uyu~mayan bir 9ocukluga dönü:, (Fr. Infentilisme) olay1yd1. Dönülmck istenen c,;ocukluk, unutulmui?tur. Doktorun yapacag1 yard1m, bu unutulan i;:ocuklugun hattrlanmasm1 saglamaktad1r. Hasta bu unutulam hat1rlaymca; bilin<; hemen ona el koyacak, denetimi altma alacak, yön verecektir. Nevrotik durum da böylece iyile\lmil? olacakttr. Freud, 1909 y1hnda, Viyana ÜniVersitesinde yaptig1 konm;;malarm birinde bunu \lÖyle anlatmaktad1r: "Simdi ben burada konu~urken dinleyiciler arasmda bir terbiyesiz gürültü etmeye kalksa . i<;inizden birka9 lerbiyeli onu kolundan tutup d1\lart atar. Ama o terbiyesiz kapmm dt1?tnda da gürültü edip hizleri rahats1z (Freud bunu, hasta anlammda kullamyor) eder. O zaman biz, 9aresiz, 0 nu yeniden ic,;eri alarak terbiyesizlik etmeYecegine söz verdirdikten sonra oturmasma

FREUD'CÜLÜK

izm vertrtz. i1?te psikanaliz yöntemi butlur". Freud'e göre hastahk yapan amlan bilincin denetine sokamazsak nevrotik durum, bir yandan ki\lilikdti?l bölgeyle ilginin ve bagm tümüyle kopmasm1 doguracak olan #zofrenik duruma, öteki yandan da hastahg1 doguran ihtiyac1 gizlemek ve yalandan doyurmak durumunu geri;:ekle\ltiren rüytllar'a dönü1?ür. Hattrlamay1 saglamak amacm1 güden psikanaliz yöntemi, hastanm, dü~üncesini ba1?1bo1? btrakarak diline her geleni doktora serbest<;e söylemesine dayamr. Freud'e göre insam iki i<;güdü yönetir: Korunma ve cinsellik ii;:güdüleri... Korunma ic.:güdüsü uygarhk düzeyinde önemini bir hayli yitirmi~tir, bugün i<;in önemli olan tek ii;:güdü cinsellik irnüdüsü' dür. Bu i<;güdüler insanla birlikte dogarlar. Bebegin parmagm1 emmesi, i1?te bu cinsel ho\llanma yüzündendir. Dogan i;:ocuk, 91kttg1 ana rahmine dönmek istegi ii;:indedir ve buna enge! olan babasma kin duymaktad1r (Oedipus kompleksi). Bu istek, normal olarak, erginin cinsel yai?ammm ba\llamas1yla <;Özülür. <;özülemezse, i;:ocukluk durumu kiiiidt$1 bilin9siz bölge'de devam eder ve nevroz h11stahgm1 dogurur. Ncvroz ancak bilin<; alamna c,;ekilmek ve bilincin denetine sokulmakla giderilebilir. Freud'e göre bilincin denetimi ü<; yolla ger9ekle1?ir: Kimi hastalar bu isteklerini bask1 altmda tutmakla saghklarma zarnr verdiklerini anlarlar ve isteklerini gidermeye yönelirler. Kimi hastalar isteklerini daha yüksek bir amaca (Fr. La sublimation du desir) i;:evirirler ve böylelikle bo~ahrlar. Kim'i hastalar da isteklerinin uygunsuzlugunu daha a91k görerek baskmm hastahk doguran direnci yerine aydmhk dii1?Üncelerini koyarlar ve isteklerinden vazgei;:erler. Freud, Viyana Üniversitesindeki konu1?malarm1 i?U sözlerle bitirmektedir: "Yap1m1zdaki hayvanhg1 büsbütün küi;:ümsememeliyiz. Saghg1m1z i<;in, bask1 altma ahnmti? egilimlerimizin kimilerini tatmin etmemiz gerekir. Günümüz uygarhg1 bir<;ok egilimleri bask1 altmda tutmaktad1r. Yüksek amai;:lara i;:evrilmeler her zaman yetmez. Bir makineye verilen 1smm tümü nas1l güce 9evrilmezse, egilimlerimizin tümü de öylece yüksek amai;:lara <;evrilemez. Her gün yemi biraz daha azalt1lan atm sonunda neden öldügüne \lai?anlara diyecegim ki, bu at ai;:hktan ölmü\ltür". Freud ögretisi, ger9ekte, metafizik tekyanhhgm bütün yamlgdar1m ta\ltr. Ruhsal tedirginlikleri ya da hastaltklan tek nedene, cinsel isteklerin doyurulmamt\l olmas1 nedenine baglar. insanda tamtlanmam1~ bir bilin9altt ve gene tamtlanmam1~ olarak geri;:egin bu bilinc,;altm-


FREUD'CÜLÜK da - gizlenmi~ bulundugunu varsayar. Bilincin bilin9sizlikle yönetildigini ilerisürer. Freud'e göre ruhsal olan temel, fiziksel ya da somatik (bedensel) olan ikincildir. Oysa ger9ek bunun tarn tersidir, ruhsal olan özgül bir ilke degil, özdegin geli~mesinin · bir ürünüdür. Freud, ansal faaliyetin nesnel yöntemlerle incelenebilecegini yads1m1~ ve öznel bir kuram geli~tirmi~tir. Ansal faaliyeti, onu meydana getiren nesnel ve özdeksel ko~ullardan ay1rm1~t1r. Freud'e göre tüm ansal faaliyet ve toplumsal faaliyet bilin9sizligiq. ürünüdür ve cinsel güdülerle yönetilir. Demek ki bilim, 5anat, tarihsel olaylar, teksözle her ~ey bilin9sizlikle ve bilin9d1~1 bölgede i~ gören cinsel güdülerle yapilm1~t1r. Metafizik dü~9ülü­ gün koruyuculuguna s1gmarak ayakta durmaya 9ah~an burjuva düzeni, bütün bu bilimd1~1hklarmdan ötürü Freud ögretisine dört eile sanlm1~ ve onu abartarak yaymaya 9ah~m1~t1r. Kimi gözdenge9iriciler de, bu yüzden, onu 'bilimsellikle uzla~t1rma 9abasmda-

d1rlar. Fröydcülük, özellikle psikanaliz tekniginde, 9agn~1mlardan medet uman ve tahminlerle i~ görmeye 9ah~an öznel ve bilimd1~1 bir yöntemdir. Bertrand Russell, The Scientific Outlook adh yap1tmm Ruhbilimde Teknik ba~hgm1 ta~1yan bölümünde ~öyle der: "Psikanaliz, bir ruhbilim kuram1 olarak, genellikle bilirn;d1~1 kimi isteklerin ay1ga vurulmasmdan ibarettir. Bu istekler özellikle dü~lerde, akilhca olmayan kuruntularda, hattä sözde ak11ltca olan i~ hayattm1zm az ussal yanlarmm hepsinde birtak1m inan9lar meydana getirir. Bir sagalt1m (tedavi) yöntemi olarak göz önüne alman psikanaliz, inan9 kaynag1 olarak, ki~isel istekler yerine ki~ise! olmayan istekler getirmek amacm1 güden bir tekniktir, hele ki~isel istekler onlardan esinlenen kimseyi toplumsal ve genel istekle 9atl~tlracak kadar egemen olursa„. Topluma uyma akh ba~mda olmaya alämet ise, bizzat Freud'ü akh ba~mda saymamak gerekiyor".

G

9tlar aktlc1hgi, Gassendiciler de deneyciligi savunuyorlard1. Bk. Dekart91hk.

GEC1KME KURAMI. (Os. Gecikme nazariyesi, Fr. Theorie de retardation) insanla~­ manm nedenini, türsel gecikmede bulan Bolk' GALENOS'<;ULUK. (Os. Galenizm, Fr. Gaun kuram1„. Hollanda'h anatom Louis Bolk'a lenisme, Al. Galenismus, Ing. Galenism, lt. göre insanla~ma, ba~ka hayvan türlerine göGalenismo) Galenos'un fe!sefesel hekimlik ögre, insan geli~mesindeki gecikme (Fr. Reretisi... Antik9agm Hippokrates'ten sonra en tardation)'nin ürünüdür. Alman insanbilimbüyük hekimi sayt!an Galenos (Araplar en cisi Arnold Gehlen'in de kat!ld1g1 bu kubüyük hekimlik yetkesi sayd1klan Galenos'a rama göre insana özgü nitelikler hep bu Calinus derler)'a göre Tanr1'nm belirledigi gecikme'nin sonucudur. Hayvan dogduktan hayvansa! ruh, vücudun her yanma yaygm birka9 gün ya da birkai,; hafta sonra yürür, bir tözdür. Galenos, hekimligi, felsefesel erekinsan ancak bir yil sonra yürümeye ba~lar. lik ag1smdan yorumlam1~ ve hekimlik felseHayvamn büyümesi birka9 gün ya da birfesinin kurucusu say1lm1~t1r. Türk9e yaz1m1yka9 y1lda biter, insanm büyümesi on dokuz Ia dilimizde de kullamlan Galenizm deyimi, y1l sürer. Üretme yetenegi hayvanda birka9 hekimlik felsefesi'ni dilegetirir. Galenos, ruhi,;udur ve ruh kavram1m Yu. psykhikon ya da! ay ya da birka9 y1lda, insanda on be~inci­ y1lda ba~lar. Hayvanlar tüylü dogarlar, inpneuma kavramlanyla dilegetirmektedir. Bu sanlar on be~ y1l sonra tüylenirler. Daha terimler Lätinceye hayvansal ruh deyimiyle birryok özelliklerde de görülecegi gibi insan, aktanlm1~ttr. Galenos'a göre bu ruhun her hayvanlara göre, pek uzun y1llar dogu~ s1zerresini kaplad1g1 vücut, Tann'ca bellf bir rasmdaki durumunda (Embriyonal durum) amaca göre yaratt!m1~t1r. Kamn karacigerde kahr. Bu gecikme, sonunda -insanm ktls1zbesinlerden meydana geldigi, karacigerden ahhgmda da görülecegi gibi- büsbütün yok nan dogal ruh'la dokulan besleme gücünü olmaya varacak olan {Fr. Elimination) bir kazand1g1, kara kan damarlarmdan gei,;erek organ gerilemesini ve gü9süzlügünü dogurur. yüregin sag yanma geldigi ve oradan 9eper Her hayvan 9evresine uyar, insan bu gü9üstündeki göze görünmez deliklerden sol yüsüzlügünden ötürü i,;evresine uyamaz. Bolk'a rege ge9tigi, sol yürekte ya$amsal ruh'u algöre insansal yeti olan us, bu güi,;süzlügü d1g1 ve bütün vücuda yay1ld1g1, beyne gigidermek ve dengelemek ii,;in geli~mi~tir. <;ünderek orada da hayvansal ruh'u ald1gi ve bu kü, güi,;süzlügünden ötürü i,;evresine uyamadola~1m sonunda kandan aynlan hayvansal yan insan ya~ayabilmek ii,;in 9evresini kenruhun sinirler yoluyla vücudun her yanmdisine uydurmak zorunda kalm1~t1r. Hayvandaki devim, duygu vb. gibi fizyolojisel gödaki fevreye uyma yetenegi, insanda 9evrevleri geri,;ekle~tirdigi Galenos tarafmdan reyi uydurma yetisine dönü~mü~tür ki bu da ilerisürülmü~tür. William Harvey, De Motu insansal us'la geri,;ekle~ir. Profesör Bolk'a göCordis adh yap1tmda Galenos'un kan dolare bu gecikme, bir i9 engellenme yüzünden~1m1m ke~fetmesine hemen bir parmak kaldir. insam, dogal geli~meden, ii,; guddeled1g1m yazar. Galenos'un bu ruh9ulugu onu rin ürünü olan hormonlar engelliyor. insan dinciler ve metafizik9iler katmda yüzy11lar vücudundaki engelleyici hormonlarm 9ogalhoyunca .egemen kdm1~tlr. Battda ve dogumas1, beynin büyümesiyle bagmt1hd1r. Bolk'a da Ga!enos hekimliginin ve hekimlik felsegöre insan bu yüzden zekile~mi~tir. Maymun fe~inin egemenligi, XVI. yüzyt!a kadar sürmti~tür . soguga kar~1 k11lanarak ya~ar, killanamayan · insansa maymunun derisini yüzüp s1rtma ge9irerek ya~ar. Bu yüzdendir ki dag hayvam GASSENDi'CiLiK. (Os. Gassendizm, Fr. Gasdagda, ova hayvam ovada, deniz hayvam jendisme, Al. Gassendismus, Ing. Gassendism, t. Gassendismo) Gassendi atomculugu„. Epidenizde, s1cak hava hayvam s1cakta, soguk kuros'un izda~1 olan XVII. yüzy1lm büyük hava hayvam sogukta ya~ayabildigi halde indü~ünürü Gassendi (1591-1655), eski 9agm san bütün ko~ullarda ve her yerde ya~amak­ en olgun özdek9isidir. Gassendi'ye göre her tad1r. Bk. insanbilim. Yathgm dayanag1 ve tözü özdektir, bu özdek ~e atom'dur. XVII. yüzytlda Paris Üniver- GE<;ERLi. (Os. Makbul, Muteber, ihticaca Sltesi ögrencileri iki bölüme aynlm1~lard1; bir salih, Säyam kabul, Mämulünbih; Fr. Valable, Al. Gültig, ing. Valuable) Genellikle._ kabul höiümü Gassendi'ci (Fr. Gassendiste), öbür böiümü de Dekart91 (Fr. Cartiste)'yd1. Dekartedilen„. Bk. Ge9erlik.


GECERLiK GE<;ERLiK. (Os. Mer'iyet, Makbuliyet, S1hhat; Fr. Validite, Al. Gültigkeit, ing. Validity, it. Valido) Gec;erli olanm niteligi... Bu deyim, Türk Dil Kurumunca yayimlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde ge9erlik olarak ve Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde ge9erlilik olarak gösterilmi~ ve birincisinde "herhangi bir ölc;erin ölc;meyi amac; edindigi degi~keni ölc;medeki yeterligi", ikincisinde "bir ölc;ünün, bir bilimsel ac;1klamamn ölc;mek ya da ac;1klamak istedigi ~eyi gerc;ekten ölc;mekte, ac;1klamakta olmas1 niteligi" deyi~le tammlanm1~t1r. Bk. Gec;erli. GE<;:iCi. (Os. Muvakkat, Fr. Temporaire, Al. Einstweilig, ing. Temporary, it. Temporaneo) Sürekli olmayan„. Kal1c1 olmayan ve belli bir süre i9in olan anlamlarmt da dilegetirir. Eyti~imsel özdekc;i dilde salt1k kar~1tI olarak da kullamlmaktadir: Örnegin "kar~1tlann birligi gec;ici, <;atI~mas1 ise salt1ktlr". Bk. Birlik, <;at1~ma .

GE<;:iCi TÖREBiLiM. (Os. Muvakkat ahläk, Fr. Morale par provfsion) Franstz dü~ünürü Descartes'm, c;ah~malanmn sonunda varacag1m umdugu gerc;ek bir ahläk anlay1~ma kadar gec;ici olarak kabul ettigi ahläk... Frans1z dü~ünürü Descartes, Yöntem Üstüne Söylev adh yap!tmm III. bölümünde gec;ici bir törebilim saptar. <;ünkü ona göre astl törebilime, yöntemsel ~üphenin sonunda, yava~ yava~ ve gerc;ekleri birbirinden c;1kara 91kara vartlacakt1r. Oysa bu c;ah~maya ba~­ lamak ve bu 9ah~ma sirasmda ya~am1m1z1 düzenlemek ic;in bir törebilim gerekmektedir. Bu gereksinmeden ötürü Descartes'm saptad1g1 gec;ici törebilim kurallar1 ~unlard1r: 1) Dine, yaslara, gelenek ve göreneklere, aktlh insanlarm uygulad1klar1 asmhktan uzak ölc;ülere göre ya~amak, 2) i~Ierimizde kamlara varmak ve bu kamlar üstünde direnmek, e~deyi~le bu kamlardan ku~kulanmamak ve bu kamlar1 degi~tirmemek, 3) Dü~ünceleri­ mizden ba~ka hi9 bir ~eyin elimizde olmad1g1111 bilerek dünyamn düzeninden c;ok kendi isteklerimizi degi~tirmeye ve tälihten c;ok kendimizi yenmeye c;ah~mak, 4) Yapt1g1m1z i~i ba~kalarmm yapttklar1 i~lerle ölc;erek degerlendirmek ve böylelikle kendimizi denetlemek„. Descartes'm bu törebilimi tümüyle metafizik yap1dad1r ve insanm insanhg1yla <;eli~ir. Descartes "dü~üncelerimizden ba~ka hie; bir ~eyin elimizde olmad1gma" inanmakta ve tälihe boyun egmektedir. Rahatstz edilmeden felsefe yapabilmek ic;in "dünyamn düzeninden c;ok kendi isteklerimizi degi~tir-

2-'5

1 mek" gerektigini ilerisürmektedir. Ne var ki Descartes, bu rahat 9ah~manm sonunda, umdugu ger9ek ahläk anlay1~ma varamam1~hr . Böylesine oportünist bir törebilimle, gerc;eklere, ancak Descartes'm varabilecegi ölc;üde var1labilirdi. Bk. Dekartc;1hk, Törebilim. GELECEK. (Os. istikbal, Müstakbel, Ati; Fr., in„ Al. Future) Gelmesi beklenen zaman ... Aristoteles gelecek'i, zorunlu olarak gelmesi gereken (La. Futura necessaria, Os. Atii zaruri) ve olanaklz olarak gelebilecek olan (La. Futura contingentia, Os. Atii mümkin) anlay1~larmda ikiye aymr. Olanaksal gelecegi insanm özgür irädesi ger9ekle~tirir. Örnegin gelecek ydm bahan bir zorunlu gelecek, hekimlik okuyan bir ögrencinin hekimligiyse olanafd1 gelecek'tir. Gelecek, öncekilere kat1lm1$ zaman'1 dilegetiren ge9mi$ (Os. Mäzi, Fr. Passe) kar~1ttd1r. Her nesne ve olaym bir gec;mi~i. bir ~imdisi, bir de gelecegi vard1r. Bu ger9ek, evrensel devinimin sonucudur. Doga, toplum ve bilinc;; teksözle evrendeki her ~ey devimseldir ve bundan ötürü de sürekli olarak gelecege yöneliktir. Gec;mi~ ve ~imdi iyice c;özümlenip tammrsa gelecek kolayhkla tahmin edilebilir. Bk. Eyti~im Yöntemi. GELECEK<;iLiK. {Os. istikbalcilik, Fr. Futurisme, Al. Futurismus, ing. Futurism) Gelecege dogru attlmay1 savunan sanat ak1mi. .. Makinele~menin geli~mesiyle h1z, heyecan, tehlike tutkusu ve toplumsal co~kunluklar özleminden ötürü gelecege dogru attlmay1 yegleyen bu ak1m, XX. yüzy1lm ba~lannda italyan ozam Filippo Tommaso Marinetti (1876 -1944) tarafmdan kurulmustur. Sanatla teknoloji arasmda bagmtt kuran gelecek9ilik, ilkin geleneksel sanata ba~kald1ran sanat91l~­ rm elindeydi. Ktsa bir süre sonra siyasal bir nitelige büründü ve italya'da fal?izmin destekleyicisi oldu. Marinetti'nin Manifesti del Futurismo adh yapttt , sanayi dinamizmini yüceltme bahänesiyle i talyan halkmm sava~a sevgi duymastm saglamaya c;ah~1r. Özellikle resim ve ~iir alanlar mda top, tüfek yap1n;1· m te~vik eden yap1tlar italyan fal?izmine h1;: met etmek amacm1 gütmü~lerdir. Gelece„1 makinele1?mekte görmek gibi yüzeysel bir .~u­ ~ünceden yola c;1kan gelecekc;ilik, bir sur~, birc;:ok sanatc;:tlan etkilemh,;se de saglam ~tr temeli bulunmad1gmdan ötürü y1k1ltp gitJ.llW tir. GELENEK. (Os. An'ane, Mütevät1rät, : beri sad1k, T.eämülü kadim, Riväyet, Na ' /

GELiSME

GELi$. (Os. Siyäk ve sibäk, Sureti ibäre; Sünne, Taklit, Haber; Fr., ing. Tradition, Al. Fr. Contexte, Al. Kontext, ing. Context) SöUeberliefern, it. Tradizione) Bir toplumun üyelerini birbirine baglayan, gec;mi~ten gelezün geli$i... Sözcük olarak bir yazmzn mant1ksal baglzl1g1'm dilegetirir. Bir söz, geli$' rek kökle$ffii$ ah~kanhk... Tannbilim ve topine uygun olmah, ona aykm bir yap1da gelumbilim terimidir. Frans1z dü~ünürü Bossuet, ona sayg1smdan, bu terimi büyük harfle yali$memelidir. Türk Hukuk Sözlügü'nde metin terimiyle kar~11anm1~t1r. Kant ve pragmac1 zard1. Gelenege körü körüne baghhk kadar James, bunu yorumsal bir anlamda kullangelenekten bütünüyle kopma dü~üncesi de mI~lard1r. Bir söz ya da sözcük, ic;inde buyanh~ttr. Gerc;ek olan, gec;mi$in saglam yanlundugu metne göre anlam kazamr; bu balarm1 ic;ererek onu sürekli olarak gelecege ktmdan geli~'ine göre yorumlanmah ve andogru a~makt1r. Dinsel ac;1dan gelenek, toplumda, büyüsel ve dinsel birc;ok törelerin sülamlandmlrnahdtr. rüpgitmesini saglar. Bu bak1mdan geli~meyi GELi$ME. i(Os. inki~äf, Terakki; Fr. Deengelleyicidir ve yeniliklere kar~1d1r. Bundan veloppement, Al. Entwicklung, ing. Developötürü gelenekc,:ilik bir c;e~it tutuculuktur. Katolik inanc,:larma göre de gelenek, kutsal ki- - ment, it. Grescere) Yalmdan karma~1ga, alt tab1 tamamlar. Kald1 ki hemen bütün büyük olandan üst olana dogru ilerleme... Geli$me ya da geli~im, eyti~imsel ve tarihsel özdekdinler gelenekleri zorunlu olarak ic;ermi~ler­ dir. Birc,:ok dinlerin tutunup yay1lmasma .enc;i felsefenin gerc,:ek anlammt ac,:1klad1g1 en ge! olacak güc;te gelenekler vard1r. Örnegin önemli kavramlardan biridir. Evrende doga, islämhk, eski Arap geleneklerinin <;ogunu bu toplum ve bilinc;; teksözle her i?eY geli~ir. zorunluk yüzünden özümsemi$tir. Gelenekler, Eyti~imin genel yasalanyla yönetilen geli$me, c,:ogunlukla, inan<; ürünüdürler ve tart1~mas1z nesnc ve olaylarm ic; egilimlerinin sonucu benimsenirler. Türk Dil Kurumunca yay1molarak kendiliginden bir devim sürecidir. Üst lanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde olan alt olamn, karma~1k olan yalm olamn gelenek terimi, Dr. Özer Ozankaya tarafmgeli~mi~idir. Her gelil?me a~amasmm sonu, yeni bir geli~me a~amasmm ba~lang1c1d1r. dan "bir toplumda, bir toplulukta, eskiden kalm1 ~ olmalan dolay!Slyla saygm tutulup kuKar~1tkrm birligi ve sava~1 yasas1, nicelikten nitelige gec;i(! yasast ve olumsuzlamanm ~aktan ku~aga iletilen tinsel ekin ögelerinin olumsuzlanmas1 yasas1yla yönetilen geli~me, her biri" olarak tammlanmt~tlr. nesne ve olaylarm ic; devimlerinin ürünüdür, GELENEK<;:iLiK. (Os. An'aneviyye, An'aned1~ardan verilmemi~tir. Geli~me özdekseldir perestlik, Merbutiyeti an'ane; Fr. Traditove tüm doganm geli~mesi ipsan bilincine kanalisme, Al. Traditionalismus, ing. Traditiodar sürüpgelrni~tir. Aynca, geli~menin c;e1?itli alanlart, örnegin toplumsal geli~meyi saglayan nalism, it. Tradizionalismo) Gerc;egi gec;mi~­ te bulan ya da gec;mi$i özleyen ögretilerin üretici güc,:lerle üretim ili$kileri arasmdaki c;eli1?me yasas1 gibi, kendilerine özgü özel yagenel ad1... Gene! olarak Hesiodos'tan Roilssalar ortaya koyarlar. Bu özel yasalar, her seau'ya kadar gec;mi~i özleyen ve öven bügeli$).ne alanmda gec;erli olan eyti$imin üc; tün ögretiler gelenekc;idirler. Özel olarak Frangenel yasas1yla birlikte i$ görürler. Örnegin sa'da aydmlanmaya kar~t 91kan Katolik dütoplumsal geli~medeki üretici güc;lerle üretim ~ünürlerden gec;mi~in gelenek ve inan9larm1 savunan ve bunlann güc;süzle~mesini gec;ici ili~kileri arasmdaki c;eli~me özel yasast, eytibir bunahm sayan Gabriel de Tarde (1843 ~imin üc; genel yasasm1 ic;erir; kar~ttlarm bir·1904), her türlü bilginin ba~lang1cm1 ilkel ligini ve sava~m1 gerc;ekle$tirir, nicelikten nibir sezi~te bulan ve özellikle kilise gelenetelige ge<;i~i saglar, olumsuzlamay1 olumsuzgini dogrulugun ölc;ütü sayan De Bonald (1754 lar. Geli~me, sarmal (Os. Helezöni, Fr. Spi-1840)'la Joseph de Maistre (1753-1821)'in ral)'d1r; alt düzeyde ger9ekle$enin üst düzeyÖgretileri bu adla amhr. Ah~kanhklara uyde daha yetkinle$mi~ olarak yinelenmesiyle gun ya~ama bic;imi de halk dilinde gelenekolur. Örnegin bir ögrenci alt smtfta ögren~ilikle nitelenir. Bu deyim, Türk Dil Kurudiginin üst sm1fta daha yetkinini ögrenir. lllunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Geli~me, her zaman, eski'nin olumlu yanla~özlügü'nde Dr. Özer Ozankaya tarafmdan rm1 da ic;eren ve Hegel'in deyimiyle "daha toplumsal kurumlar1 ve inanc;lar1 yalmzca zenginle~mi~" bir yeni'yi olu~turur. Geli~me, Kec;mi~ten süregeldikleri i9in benimseyen, saygeni~ anlamdaki evrim (Os. Tekämül, Fr. ~n tutan, destekleyen, yeni ekin ögelerini Evolution) deyimiyle de dilegetirilir. Dar an1 se degersiz sayan tutum ya da ögreti" ola- lamda, e~deyi~le niceliksel birikme anlarnmda evrim ve devrim (Os. Inktläp, Fr. Rel'ak tammlanmt$tlr. Bk. Gelenek.


GENEL volution), geli$menin birbirleriyle s1k1ca bag1mh iki yamd1r. Geli$menin ger1tekle$ebilmesi ir;:in önce nicelikr;:e birikmeler (evrim), sonra nitelikr;:e degi$me (devrim) gerekir. ·Nicelikr;:e birikmeleri Slframa'h nitelik degi~­ mesi ve nitelik degi$mesini yeni nicelik birikmeleri izler. Geli$me, böylelikle, sürüpgider. Bk. <;eli$me, A$ma, Evrim ve Devrim. GENEL. (Os. Umumi, Külli, Am, Eam; Fr. General, Al. Algemein, lng. General, lt. Generale) Herhangi bir $eyin bütün türde$Ierini ve benzerlerini kapsayan... Mantik terimi olarak tekil (Os. Müfret, Fr. Singulier), özel (Os. Hususi, Fr. Special), ortakla:ja (Os. Ma'$erl, Fr. Collectif) terimlerine kar$It anlamlarda kullamhr. Kimi yerde tümel (Os. Külli, Fr. Universel) terimiyle anlamda~t1r. Fakat her halde bulamk (Os. Karars1z, Fr. Vague) ve belirimsiz (Os. Gayn muayyen; Fr. Indetermine) terimleriyle kan~tinlmama­ h ve bunlarm yerinde kullanmaktan sakmmahd1r. Gramer terimi olarak da eins ismi (Os. tsmi am, Fr. Appelatif)'yle anlamda~­ t1r. Kimi yerde tümel terimiyle anlamda$ kilman evrensel (Os. Kainati, Fr. Cosmique) terimi yerine de kullamlmaktad1r. Bu halde tikel (Os. Cüz'i, Fr. Particulier) terimine kari;;1t bir anlam ta~1r. Bireysel (Os. Ferdi, Fr. Individuel) ve ayriklama (Os. fstisna, Fr. Exception) terimlerine kar$It anlamlarda da kullamhr. Eyti~imsel özdekc,:i terminolojide salt1k (Os. Mutlak, Fr. Absolut) terimi yerine de kullamlmaktad1r. "Kar$Itlann birligi göreli ve mücadelesi geneldir" denir. Bu halde göreli (Os. Nisbi, Fr. Relatif) ve gefici (Os. Muvakkat, Fr. Temporaire) terimlerine kar$It bir anlam ta$Ir. Eyti$irnsel ve tarihsel özdek1ti felsefede genel ulam1, özel ulam1yla s1k1ca bag1mhd1r. Her nesne birtak1m öze!'liklere sahiptil.-, köpegimiz bir bakima hie;: bir köpege benzemez, köpek türü iyinde biriciktir. Ama her özel nesne, aym zamanda, benzeri nesnelerde de bulunan bir genel'lik de tai;;1r, köpegimiz bu bak1mdan bütün köpeklere benzer, köpek türü ic,:inde bir köpektir, onun özelligi ii;:indeki bu genelliginden ötürüdür ki ona köpek deriz. Demek ki her özel, aym zamanda, geneli iyerir. fkinci olarak her genel, ancak özelin ic,:inde ve özelden ge. c,:erek varolabilir. Özel olan köpegimize göre genel olan köpek türü, bizim köpegimizin tüm özelliklerini degil, sadece en genel olan özelliklerini ta~1r. Bundan ötürüdür ki genel'e "özelin özüdür" denir. Ür;:üncü olarak genel ve özel, sürekli olarak birbirlerine dönii$iirler, ~imdi özel olan daha sonra

\ genel ve $irndi genel olan daha sonra özel olabilir. Örnegin atalar1m1zm kuyrugu görevini yitirerek vücut yap1m1zdan yokolmu$tur, ne var ki ara s1ra atac1hk soyac,:ekimi geregince kuyruklu bir r;:ocuk dogar, i$te burada bir zamanlar genel olan $imdi özel olmu$tur. Buna kar$I örnegin boynuz eski yaglarda kimi hayvanlarda bir özellikti, yaran arthkc,:a ku$aklardan ku$aklara kahtimla gec,:erek bir boynuzlu hayvanlar türü türedi, i$te burada da bir zamanlar özel olan ~imdi genel olmu$tur. Genel'le özel'in bu bag1mhhgm1 bilmek, pratikte onlardan yararlanmak ic;in zorunludur, örnegin bilgin Mendeleev de bilinen elementlerin genel karakterini inceleyerek hie,: bilinmeyen Üy elementin özelliklerini ortaya koymu$tur. Gallium, scandium ve germanium ad1 verilen bu elementler sonradan Mendeleev'in saptad1g1 özellikleriyle bulunmu$, özelden genelin 1t1karsanabilecegi gibi genelden de özelin 1t1karsanabilecegi anla$tlrn1$tir. Bk. Özel. GENEL BAGINTILILIK KURAMI. Einstein' nn, evrenin tüm yap1smdaki bagmtihhgi tamtlayan kuram1„. Eyti$imsel özdekc,:i dünya görii$iinü evrensel c,:apta dogrulayan bu kuram, insan zekasmm evreni anlama ve ac,:1klama yolunda att1g1 en son ve . en büyük ad1md1r. insanh c,:aglarm yeti$tirdigi en büyük fizikc,:i olan Albert Einstein (187~-1955), bu kurammda, özet olarak $Öyle der: "Hareket durumlari ne olursa olsun, bütün sistemler ic,:in doga yasalari aymd1r". Eyti$im· sei özdekc,:iligin felsefe diliyle ilerisürdügü ev· rensel bagmtihh1' böylece, fizik diliyle dilegetirilmi~ ve tamtlanmI$ olmaktad1r. Bütün ba~ar!lar1 dogmalara güvenmemekten dogan Einstein, bu evrensel c,:aph kuramm1, özel ba· gmt1hhk kuramm1 yay1mlad1ktan sonraki on y1l ic,:inde geli$tirmi~tir. <;1k1i;; noktas1, New· ton'un süredurum ve yerc,:ekimi yasalanyd1. Einstein bu kurammda 1tekim gücü diye bir ~eyin varolmad1gm1 ve c,:ekimin, küresel ev· ren üzerinde en k1sa yol olan evren egrisini en az i$ ilkesine uygun olarak izlemekten ibaret bulundugunu gösterdi. Bu fiziksel bul· guyu, Bertrand Russel ABC of Relativity ad· h yap1tmda, fizik bilmeyenlere i;;u ömekle anlat1r: "Karanhk bir gecede, gökteki bir balondan, dünyaya bakt1gm1z1 farzedin. Bak· t1g1mz yer geni$ bir ova olsun. Siz görmii· yorsunuz ama ovada serpi$tirilmii;; köyler var, ovanm ortasmda da diyelim ki yükseldik9e dikle$en ve nihayet bir uc,:urumda son bu· !an sipsivri bir tepe bulunuyor. Sizin ·gör· dügünüz, sadece, bu tepenin üstündeki büyük

GENEL BAGINTILILIK KURAMI deniz feneriyle köyler arasmda gidip geien elleri fenerli adamlann I$1kland1r. Fenerli adamlar köyler arasmda en kisa yollardan gidip geliyorlar. Bu yollar, elbette, tepeye t1rmamp uc,:uruma dü~memek ic,:in, tepenin arkasma gec,:ebilmeyi saglayacak -yani en az i~'i gerektirecek- egri yollar olacakt1r. Bu egri yollar da, tepenin doruguna ne kadar yakla~1rlarsa o kadar keskin bükülmeler ve ne kadar uzakla~1rlarsa o kadar daha az keskin bükülmeler göstereceklerdir. Balondan bakan siz, büyük 1~1gm s1cagmdan yanmamak ic,:in yollanm kir1p egri bir yolla büyük 1~1ktan kac,:t1klarm1 sanacaksm1z. Oysa onlar, gidecekleri köye tepeyi a$madan varmak i1tin en kisa yollanm izlemektedirler. :;>imdi bu benzetmedeki büyük feneri günei;;, fenerli insanlan gezegenler ve kuyrukluytldtzlar, yollan da onlarm yörüngeleri olarak ahrsamz, Einstein'le birlikte, günei;;in bir uzay-zaman tepesi üzerinde oldugunu ve her cismin de her an kendisi ic,:in en kolay yolu se1ttigini, c,:ünkü uzay-zaman tepesi araya girince bu yolun bir düz c,:izgi olmaktan c,:1kt1gm1 anlars1mz. Gerr;:ekte, benzetmemizdeki her fenerli insanm -yäni evrendeki her cismin- üzerinde kuntlup oturdugu bir uzay-zaman tepesi vardir". Einstein, 1918 ytlmda, kuramlanmn kendisi tarafmdan halka ar;:1klanmas1 istegine uyarak Londra'da c,:1kan Times gazetesine yazd1g1 yaz1da i;;öyle demektedir: "Bagmtihhk kuram1m, iki kath bir binaya benzer. Birinci kat özel bagmt1lthk kuram1, ikinci kat da genel bagmt1hhk kuram1d1r. ikinci kuramm üstüne kuruldugu birinci kuram, r;:ekimden ba~ka bütün fiziksel olaylara aitti. ikinci kuramsa r;:ekim yasasma ve bu yasanm öteki doga yasafanyla olan bagmtisma aittir". Einstein, yukardaki benzetmede ar;:1klanan cisimsel uzay-zaman tepelerinin gerektirdigi en kisa yol bükülmelerinin gerr;:ekle~tigi alanlara, Newton'un (:ekim deyimine benzer bir deyimle, fekim alanz ad1n1 vermi~tir. Daha a91k bir deyi~le, fekim santlan olay, ger9ekte, her cismin uzay-zaman tepesinin r;:evresindeki alanda gerc,:ekle~en, tepeyi ai;;mak ir;:in en k1sa yolu izleme o/ay1'ndan ba\)ka bir i;;ey degildir. Einstein, ad1 ger;:en yaz1smda, eytii;;imsel özdekr;:iligin Özünü meydana getiren bu kuram1 ~öyle anlatmaktad1r: "Gene! bagmt1hhk kuram1, uzay ·zaman-hareket'in fizigiQ öteki olgulanndan bag1ms1z olmad1g1m göstermii;;tir. Cisimlerin hal ve durumu fekim alam'na baghdtr. <;ekim alamysa özdek'Ie hast! olmaktad1r". HatirJanmahd1r ki Newton, Bentley'e yazd1gi bir mektupta "yekim,. bäz1 yasalara uyarak sü-

rekli etki yapan bir etkenin ürünüdür. Bu etkenin, maddi ya da gayn maddi olmasm1 okurlanmm görü\>üne b1rakt1m" demii;;ti ve madde'yi -idea ya da tanri kadar ilksiz ve sonsuz bir ilke saymakla beraber- kür;:ümseyen ve a~ag1layan Platon'dan beri yerle\>· mi~ bir ah\>kanhkla gayrz maddi'lige (özdeksizlige) pek meraklt bulunan büyük r;:ogunluk Newton'un fekim gücü'ne madde d1~1 ruh' un. varltgm1 tamtlamak yolunda dört elle sanlm1\>lard1. Einstein, genel bagmt1hltk kuram1yla, bu hayali kökünden yikmaktad1r. Einstein'in tamtlad1g1 gibi, ne salt1k zaman, ne de saltik mekän vardtr. Evren, ayrilmazca birle~mi~ zaman-uzay-hareket-madde bir· likteliginden ibarettir. Eytii;;imsel özdekr;:ilik, bu fiziksel tamtI da kapsayan bagmtthhk anlay1~ma evrensel bütiinlük ya da bag1ml1lik adm1 verir. Einstein, ad1 ger;:en yaz1smda, genel bagmtihhk kurammm dayand1g1 ilkeyi ~öyle a1t1khyor: "Özel bagmt1hhk kuram1, kendi sm1rlanm a~arak yeni yollar ac,:t1„. Dogay1 anlamak ve tanzmlamak ifin, kendi key1imize göre seftigimiz bir koordinatlar sistetemini kullanmamzz zorunlu olsa bile, doga yasalari her halde bizim se(:tigimiz bir hareket bifimiyle bag1ml1 olmamalzdir". Koordinatlar sistemi, fizik dilinde, uzaysal olaylarm kendileriyle oranlad1g1 -örnegin bir arabamn hareketini anlamak ic,:in durgun bir yerle oranlanmas1 gibi- cisimleri adlandmr. Einstein, kuramma temel yapt1g1 bu ilkeyle, ~u geryegi a91klam1\> oluyor: Bizler, doga yasalanm, ~u hareket bir;:imi i1tinde ~öyle, bu hareket bir;:imi ir;:inde böyle tammlayabiliriz. Ama o yasalar, bizim kendilerine oranlad1g1m1z bu hareket bic,:imlerinden bag1ms1z yasalard1r, e~deyi~le nesnel'dirler. Öyleyse, örnegin Newton'un fekim gücü sayd1g1 bu yasa, kendiliginde nedir? i~te Einstein, genel bagmtthhk kuram1yla, bu soruyu kari;;1lam1~ bulunmaktad1r: Bu yasalar evrensel bagmt1l1lik'ttr ve bütün hareket bir;:imleri ic,:in aymd1r. Bu genel bagmt1hhg1 tamtlamak ic;in Newton'un süredurum ve yerfekimi kuramlarim vesile edinen Einstein'in bu sav1 bir ur;:agm ic;inde kolayhkla gözlemlenebilir. Havada uc,:an bir uc,:agm ic;inde süredurum et· kileriyle yerc,:ekimi etkileri birbirinden aynlamaz. Hie;: bir pilot, yüksek htzda, yükselme duygusuyla dönme duygusunu birbirinden ay1ramaz. Bu demektir ki, mutlak hareket diye bir i;;ey yoktur ve hareket, ancak kar\>tla\>ttrma sistemine göre dü~ünülebilen uzay -zaman-madde'yle s1k1ca bagmt1h bir olgudur. Metafizik dü$iince, mutlak olmayan ~ey yoktur der ve Einstein kuramlann1 da bu konub.ra


)~

GENEL CEK1M YASASI yatkm olmayanlara bu yanh~ görelilik anlay1~1yla sunmaya yah~1r. Oysa Einstein tamtlam1~ttr ki hareket hem mutlak degil'dir ve hem de vardir. Einstein kuramlan, metafizik dünya görü~üyle zorunlu olarak yanh~ yorumlanabilir ve ancak-zorunlu olarak diyalektik dünya görü~üyle dogru anla~tlabilir. Bagmtil1l1k kavrammm, fizik ve felsefe ay1Jarmdan, geryek anlam1 budur. Bk. Özel Bagmtiltltk Kuramt, Eyti~imsel Özdekyilik, Evrensel Bütünlük, Devim. GENEL <;:EKiM YASASI. (Os. Cazibei umumiye kanunu, Fr. Loi de l'attraction universelle) Bir cismin ba~ka bir cisme kar~l sürekli bir yekim gücü ta~1d1gm1 ilerisüren Newton kurami. .. ingiliz fizik bilgini Isaac Newton'un 1665 ytlmda Kepler yasalarmdan y1kard1g1 bu kuram 1687 y1ltnda yay1mlanan Philosophiae Naturalis Perincipie Matematica (Doga Felsefesinin Matematik tlkeleri) adlt yap1tmda ay1klanm1~t1r. Gezegenlerin güne~ yevresindeki devimlerini ayiklayan Kepler yasalan, gezegenleri güne~e dogru yeken bir gücün varltgm1 gösteriyordu. Newton'un uslamlamasma göre güne~te ve gezegenlerde bulunan bu güy, onlara ait özdeksel elemanlarda da olmaltydi. Daha aytk bir deyi~le, tüm cisimler kar~1ltklt olarak birbirlerini yekmekte olmaltyd1lar. Bu tümevanmsal uslamlamadan yola ytkan Newton, kütleleri m ve m' ve aralarmdaki uzakhk r olan iki özdeksel cismin birbirlerini

~iddeti

,

f rn;

olan bir

güyle yekecegini hesaplad1. Buradaki f, evrensel yekim degi~mezidir ve 6,7.10- 8'e e~ittir, e~deyi~le birer gramhk iki kütle bir santimetre uzaktan birbirlerini bu say1daki dinlik bir güyle yeker. <;:eker ama ~ekim gücü ad1 verilen bu güy nedir, ne türlü bir güytür? Newton bunu ay1klayamarni~ ve ay1klayarnad1gi iyin de Alrnan dü~ünürü Leibniz tarafmdan k1yas1ya ele~tirilmi~tir. Newton, yekimin nedenlerini ve iyyüzünü ay1klayamad1gm1 ad1 geyen Principia'smda söyler, yap1tlm ~u sözlerle bitirir: "~u ana kadar yekimin nedenlerini bulamad1rn, bunun iyin de hypotheses non fingo" (Newton'un varsay1m kurmuyorum anlarnmdaki ünlü sözü). <;:ekirn gücünün geryek yüzü, niteligi ve nedenleri yag1m1zm büyük fizikyisi Einstein tarafmdan ay1klanrn1~t1r. Newton kurammda ~ekim, özdek ve uzayla dogrudan dogruya ilgisi olmayan bir kavrarnd1r. Dahas1, saltik bir uzay tasanmlamr. Einstein, bütün bunlann, hiy de böyle olmad1gm1 göstermi~tir. Bununla be-

biJgisizler ve geli~memi~ beyinliler zorunlu olarak genelemelerle konu~urlar. Türk Dil Kururnunca önerilen ve otuz be~ yildan beri kullamlan geneleme deyimi yerine son günlerde gene Türk Dil Kurumunca e$sÖz deyimi önerilrni~tir. Bk. Geveleme.

raber bu kuram, geryekte ne oldugu bi!in. medigi ve yogunlukla özdekd1~1 bir gü9 sa. mld1g1 halde, yüzy1llar boyunca i~e yaranu~ ve biryok olaylan ay1klarn1~ bulunmaktadir. Einstein "evrenin niteligi üstüne kuramsa) dü~üncelerimi, Newton'un büyük dü~ünceleri üzerine kurdum. Dogal olaylar üstündeki ge. li~memiz, Newton'un dü~üncesinin organik bir biyimde geli~mesinden ba~ka bir ~ey degij. dir" der. Einstein'in genel bagmtihhk kura. rn1, Newton'un genel yekim yasasmdan 9ok daha evrensel kapsamltd1r. <;:ünkü 1~1gm ve enerjinin herhangi bir biyiminde de geyerJi. dir. Bk. Genei Baginttl1hk Kuramt. GENEL <;:ELi~Kt. (Os. Tenakuzu umOmiye, Fr. Contradiction generale) Nesnel gercregin tiimüne özgü genel yasahhg1 yans1tan 9eli~me ... Genel ~eli~ki'yle özel ~eli$ki r(Os. Tenakuzu hususiye, Fr. Contradiction speciale) ara· smdaki aynm yok önemlidir. Özel yeli~ki, genel yeli~kiden farklt olarak, toplumsal ilit kilere özgü uyu$turulamaz (antagonist) bir yeli~kidir. Her yeli~ki uyu~turulmaz nitelikte degildir ve bir sava~t (mücadeleyi) gerektirrnez, uyu~turulamaz olmayan yeli~kiler uyut turularak a~thr. "Antagonizmayla yeli~ki . ay· m ~ey degildir, antagonizma yeli~kinin özel bir durumudur. Toplumcu toplumda antagonizma yok olur, yeli~kilerse sürüpgider". Toplumsal ili~kilere özgü uyu~turulamaz (antagonist) kar~1thklarm yeli~kisi özel, toplumsal süreylerle birlikte dogasal ve bilinysel süre9· lerin genel yasas1 olan eyti~imsel (diyalektik) yeli~kiler genel'dir. Bu iki yeli~me tipi birbiriyle kar1~tmlmamahd1r. Bk. <;:eli~me, Uyut turulamaz Kar~1thk. GENELEME. (Os. Ha~iv, Tekriri abes, Tek· rar, iadei mana, Tekran taf1z, Tatvil, Tek· riri merdud; Fr., Al. Tautologie, Ing. Tautology, lt. Tautologia) Aym sözü aym anlamdaki ye~itli sözcüklerle söyleme... Mantik a91· smdan konusu ve yüklemi aym kavram olan bir önermeyi dilegetirir. Özellikle tan1tla~· mas1 istenenin tamt olarak kullamlmasmt di· legetirir, "Tann vardtr, yiinkü dünyayt yaratan Tann'dtr" gibi önermeler böyledir. Mantikta sav1 kamtsama (Os. Miisadere alelm&!lOp, Fr. Petition de principe)'nm bir bi9intl" dir ki mant1ksal kusur (Os. Nakisei rnanttk kiye) olarak nitelenir. Aym $eyi söylem~ anlammdaki Yu. tauton legein sözcüklerW tO den almmt~tlr (Aym anlarnma geien Y u. Jf auton ve söz anlamma gelen Yu. logos). lerek ve bir rnantlk oyunu olarak yapt~~?-i digi gibi bilgisizlik ürünü de olabilir. .iv-

J.

GENEL KAVRAMLAR. (Os. Mefhumatl urnOrniyc, Fr. Concepts universels) Kapsamlanna ald1klan bireylerin türnünü dilegetiren kavramlar„. Tek nesnenin özelliklerini belirten bireysel kavramlar {Os. Mefhumat1 ferch"ye, Fr. Concepts individuels) deyimi karflhgmda bir nesneler sm1fmm ortak özelliklerini belirten kavramlan dilegetirrnek i9in kullamhr. Sko!astik dilde ve Port-Royal mant1Ainda genel ve tümel deyirnleri aym anlamda kullamhr. Bundan ötürü skolästikler genel kavramlara ya da geneller (Os. Umumiler, Fr. Les generaux)'e tümeller (Os. Külmer, Fr. Les universaux) de derler, bu anlamda evrenseller (Fr. Les universels) deyimi de kullamhr. Örnegin bir kentimizin adt olan Eski$ehir bireysel bir kavram, genel olarak bütün eskimi~ kentleri dilegetiren eski ,ehir genel bir kavramdtr. Genel kavramlar, tür kavramlari ve eins kavramlari olmak üzere ye~itlenir. Örnegin erik agac1 bütün erik eia~lanm kapsayan bir tür kavram1, buna ~1 aga~ kavramt erik aga<;lanm da kapsa1))8k üzere tüm agay!art dilegetiren bir eins kavram1d1r. Buna kar~1 bitki kavram1, yoaun ve ot gibi ba~ka türlerle birlikte agay türiinü de kapsayan daha geni~ kapsamh bir eins kavram1d1r ve erik agac1 tür kavramma &öre bir eins kavramt olan agay kavramt, bitki kavramma göre bir tür kavram1d1r. Genei kavramlar, ya da tümeller ve evrensel~r metafizigin ve idealist felsefenin temelidir. Aslmda insan zihninin soyutlamalan olan Ve dogada kar~1thklart bulunrnayan ve bundan ötürü de ger9eklikleri olmayan genel kav~lar (tümeller ya da evrenseller), metafiZikte ve idealist felsefede geryek varhklar ~hrlar. Antikyag Eleac!larmdan ba~layarak ton ve Aristoteles felsefelerinde biyimle~.e .. Hegel felsefesinde doruguna ula~an Bk du$unce, idealizmin temel dü~üncesidir. · Kavram.

::'1

~~ELLEME. (Os. Tamim, Küllile~tirme, is. ~ :. Fr., inlf. Generalisation, Al. VerallGietr'ner~ng, lt. Gencralizzazione) Birtak1m ll 1klen varhgm tümüne yayma... Manbkt;abolaydan yasaya ge~i$'i dilegetirir. Bilimde Uk ve desteksiz genellemeler sakmcahFrans1z dü~ünürü Gaston Bachelard, La

GENELLER

Formation de L'esprit Scientifique adh yap1tmda genelleme egilimini, dogru'nun ara~­ tmlmasmda ba~hca engellerden biri sayar. Buna kar~1 genclleme ya da anlamda~ olarak kullan1lan genelle$tirme, bilgi sürecinin vazgeyilemez bir önko~uludur. Bilgi,_ genellemelcrle geli~ir ve bireyselliklerden ya da özelliklerden kavramlara, önerrnelere ve kuramlara ula~1r. Az bilgiden yok bilgiye ge<;i~, genellemeyle olanakhd1r. Genelleme deyimi, genelle~tirme i~Jemini dilegetirdigi gibi genelle~tirme i~leminin ürününü (yasa, kavram, kuram, yargt vb .) de dilegctirir. Genelleme'nin kar~1tl smtrlama (Os. Tahdid, Fr. Limitation) 'dir. Genellemenin nesnel temeli, evrendeki genel baglantl ve bag1mhltklardad1r. Evrensel baghhk, bizzat evrensel bir genellemedir. Bilgi süreci de bu evrensel genellemeyi izler ve örnegin yosun kavrammdan bitki kavramma gc9er. Ne var ki genellemede bilgi süreci, nesncl gerc;:ekligin özüne dogru geni~lerken nesnel ger9ekligin iyerigini darla~­ tmr. Örnegin bitki kavramt, yosunun tüm özelliklerini kapsamaz. Bundan ötürüdür ki bilgi sürecinde her genellemeyi bir stmrlama izler. Bu smirlama, bir belirlemedir. Spinoza'nm dedigi gibi, bir ~eyin kat1 oldugu· nu söylemekle onu bütün gaz ve s1v1lardan aytrarak s1mrlanz. Bilgi süreci, hem sm1rlay1p hem genelleyerek geli~ir. Bk. Bilgi, Genel.

GENELLER. (Os. Umumiler, Fr. Les gem~­ raux) Genei kavramlar.„ Bu deyim, tümeller ve evrensel/er deyimleriyle anlamda~ olarak, manbk dilindc be$ geneller'i dilegetirmek i<;in kullamhr. Metafizikte ve idealist felsefedeyse tüm genel kavramlar1 dilegetirir. Tarihsel süre<;te dü~üncecilik ·(idealizm), bu genel kavramlar üstüne kurulmu~tur . Antikyag Yunan Eleac1larmdan ba~laytp Platon ve Aristoteles felsefelerinde bi9imlenen ve Hegel felsefesinde doruguna ula$an dü~ünceciligin temel önermesi geneller (tümeller ya da evrenseller)'in geri;ek varl1klar olduklarid1r. izledikleri mant1k ~udur: Geryek, varolan degil, tarn tersine, varolmayan'dtr. Geneller varolmaz, sadece bireyseller ·varolur. Örnegin ak bir genel kavramd1r, bütün ak bireyselliklerden soyutlanarak elde edilmi~tir ve bunun ic;:in de yoktur, buna kar~1 ak 9i9ek vard1r, yiinkü bireysel bir nesnedir. Varolmak, belli bir uzay ve zamanda varolmak demektir. Ama bütün uzay ve zaman aransa ak'a rastlanamaz. Demek ki geneller, ne uzay ne de zamandad1r, hie;: bir yerde ve hie;: bir zamanda olmayan da yok demektir. Varolan her ~ey bireyseldir, genelse bireysel olmayand1r. Ne var ki


\

-0

GERCEK

GENELL1K nesnel ger9eklik üstündeki tüm bilgimiz kav· ramlardan, e~deyi~le genellerden olu~mu~tur. Demek ki ger9ek, bireysel degil, geneldir. Genei varolmad1gma ve sadece bireysel varolduguna göre bundan 91kan zorunlu sonu9, ger9egin, varolan degil, varolmayan oldugudur. Demek ki as1l ger9ek varhk, varolan degil, varolmayan bir varhkt1r. Metafizigin ve dü~ünceci felsefenin bu sözcük oyunlan bir yamyla Berkeleycilikte, öteki yamyla Hegelcilikte u9la~m1~tlr. Bk. Genei Kavramlar, Özdeksizcilik, Hegelcilik, Genei, Adc1hk, Kavramc1hk, Ger9ek9ilik, Dü~üncecilik. GENELLiK. (Os. Külliyet, Umumiyet; Fr. Generalite, Al. Allgemeinheit, ing. Generality) Genel olanm niteligi... Konu~ma dilinde yarardan ve ilgiden yoksunluk anlammda da kullamhr. Bk. Genellikle, Genei, Genelleme. GENELLiKLE. (Os. Umumiyetle, Bil'umum, Sureti umumiyede, Alel ekser; Fr. Generalement) Tikel farklar1 görmezlikten gelip tü· mel nitelikleri gözönünde tutarak ... Bk. Gene!, Genellik, Genelleme. GENEL MANTIK. (Os. Umumi manttk, Fr. Logique generale) Mantik„. Klasik anlay1~ta bi9imsel mant1k ikiye aynhr: Zihnin kendine uygunlugunu ara~ttran genel mant1k, zih· nin kendi dt!?mdaki nesneye uygunlugunu ara~­ t1ran yöntembilim„. Bk. Mantik, Yöntembilim. GENEL NEDEN. (Os. illeti umumiye, 11leti külliye, illeti mutlaka; Fr. Cause universelle, Cause absolue) <;e~itli nedenlerin in· dirgenebildigi tek neden„. Tannbilime göre genel neden, Tann'd1r. <;okcular, her olayda, 9e!?itli ve bir9ok nedenlerin varhg1m savunurlar. Bk. <;okculuk, Neden, Genei. GENEL SEMANTiK. (Os. Umumi manaiyat, ing. General semantics) Özdek9ilige kar~1 91· kanlan ve tüm toplumsal olaylan dil sorun· larma indirgemeye 9ah!?an öznel dü~ünceci ve yeni olgucu ak1m.„ 1930'1arda Amerika'da Alfred Korzbyski tarafmdan kurulmu~tur. Bk. Semantik Okul, Yeniolguculuk, Dil. GENEL TÖREBiLiM. (Os. Ahlak1 umumi· ye, Fr. Morale generale) Törebilimin genel ilkelerini saptayan bölümü... Bu ilkeleri belli olaylara uygulayan özel törebilim kar~i11gm· da kullamltr. Bk. Törebilim.

GENEL VARLIK KURAMI. Varolu!?9ulann kendi felsefelerine verdikleri ad... Varolu~9ular kendi felsefelerine genel varlik kurarn1 (Fr. Theorie de l'etre general) derler. Oysa varolu!?9ulugun temel sav1 "varhk vardir" degil, "ben vanm"d1r. Tersine, Heidegger'in ay1k9a dilegetirdigi gibi, bireyscl varhk yoksa, o bireyscl varltgm <;evresinde ba~kaca hi<; bir varhk da yoktur. Ger<;ekte varolu~. <;uluk, tekbencilik ve bilinemezcilik felsefesi· dir. Bk. Varolu~<;uluk, Tekbencilik, Bilinemezcilik. GENEL YARGI. {Os. Hükmü külli, Fr. Juge. ment universel) Kant'm nicelik kategorisinde toplad1g1 fü;: yarg1 bi<;iminden biri... Kant'a göre zihnin astl i!?i yarg1lamakt1r. Örnegin "Bütün insanlar ölür" önermesi, nicelik haktmmdan genel bir yarg1d1r. Buna kar~1 "1dmileri filozoftur" yarg1s1, aym kategoriden tikel bir yarg1d1r. Bk. Ulam. GENSEL. (Os. Tekevvüni, Fr. Genetique) Olu~a deggin ... Türk Dil Kurumunca 1942 vt· lmda önerilen ve otuz be!? ytldan beri k~I· lamlan olu~ul deyimi (Bk. Felsefe ve Gramer Terimleri, TDK. yaym1, Istanbul 1942) yerine gene Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde gensel ve Felsefe Terimleri Sözlügü'nde türeyimsel deyimleri önerilmi~tir. Dr. Mithat En<;:'in haz1rlad1g1 Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde ka· ht1msal olan herhangi bir niteligin tek bir genin sonucu olarak degil de genler araSI etkile~imle geli~tigini savunan kuram1 di\egetiren ing. genetic balance theory deyimi kar· ~1hgmda gensel denge kuram1, genlerin k~­ ~aktan ku~aga ge9i~te gösterdikleri degi~kenli­ gin sonucu olarak gen türlerinde bir ku~ak· tan ötekine ge9erken ba!?gösteren sil<ltk .•Y· nm1m dilegetiren ing. genetic drift deY~.~ kar~1hgmda gensel kayma, bireyi ya da 1.tu ba~lang1c1 ve geli~imi a<;1smdan incelemeY nu edinen ruhbilim dahm dilegetiren genetic psychology deyimi kar~1ltgmda ge da ruhbilim, geli~me durumundaki bir canhlit genlerce belirlenen yap1 ve görevlerin ge Cl me sirasmt dilegetiren ing. genetic scquerr Udeyimi kar~1hgmda gensel sira, 11;1hsal ~ !?imin her a!?amas1mn ondan öncekt a~arn~ril­ sonu<; ya da ürünü oldugunu s~vu~an htof1 !?Ü dilegetiren ing. genetic ~?nt1~~ity ~,..,,,.,. deyimi kar!?tltgmda gensel surek/l/lk . k tüint' ge!Wmi etkileyen kaltttmsal nitc~ik~ertn l~ nü dilegetiren ing. genotype dey1m1 kan;t • da gensel tip, bir olaym ba!?lanS9 ve mini dilegetiren ing. genetic rnethod

l"":;!;

kar~1hgmda gensel yöntem deyimleri önerilmi~tir.

Bk.

Olu~ul, Olu~.

GEOMETRf. (Os. Hendese, Fr., Al. Geometrie, ing. Geometry, it. Geometria) Uzay biyimlerinin özelliklerini incelcyen ve öl<;ümlerini gösteren matematik kolu ... Yunanca yer anlammdaki ge ve öl9ü anlammdaki metron sözcüklerinden yaptlm1~t1r. Geometri, uzay1, yizgi-yüzey-hacim olarak ele ahr. Genellikle kullamlan geometri, Eukleides geometrisidir. Einstein, bunun yerine, 1~1k i;izgileriyle meydana gelmi~ bi<;imler dü~ünmü~ ve ünlü kuramlarm1 bu dü!?ünce üstüne oturtmu!?tur. Eukleides geometrisinin konutlar1m benimsemeyen ve fakat onun kadar i~e yarar bulunan daha bir<;ok geometriler vard1r. Bk. Öklit'ten Ba~ka, Geometri Ötesi, Genel Bagmtthhk Kuramt. GEOMETRiK KAFA. (Os. Hendesi ~uur, Fr. Esprit geometrique) Tümdengelimi ger<;ekle~tireb ilen mant1kh kafa„. Pascal devimidir, sezgin kafa (Fr. Esprit de finesse) kar~it1d1r. GEOMETRiK YÖNTEM. (Os. Hendesi usßl, Fr. Methode geometrique) Descartes ve Spinoza'nm dü~ünme yöntemleri... Frans1z düfiinürü Descartes'la onun büyük izleyicisi Hollanda'h Spinoza geometrik bir yöntemle dü~ünmü~ler ve sistemlerini kurmu~lard1r. Descartes, yöntemine, 9özümsel geometri ad1DI vermi~ti. Önce i;özümleyici matematik yönlerni geometriye uygulamt!? sonra da bu <;Özümleyici geometriyle felsefe alamnda dü~ün­ lllil~tü . A91k se9ik tammlardan ve belitlerden Jcla 91karak tümdengelim yoluyla yarg1lara dolru ilerliyordu. Örnegin Descartes'm bütün llatemi ben varim temeline dayamr, bu onun ~üphelenilemeyecek tek belittir. Bu ben tümdengelim yoluyla bir s1ra yarg1lal'I dogru yükselmi~tir. Spinoza da yap1tma ~lttetrik Yönteme Göre Tamtlanm1~ Töreflttalln <La. Ethica, ordine geometrica demon.ai!a) ~d1m vermi~tir. Yap1tmm her bölüdt de once tamm i(Lli. Definitiones)'lan vellO~ra belit (Lil. Axioma) koyar, daha ~ Onerme (Lil. Propositiones)'lerini ileri~ k bunlan tamtlar. En sonunda da a~1~­ tü (~. Scholie)'lar yapar. Görüldügü g1b1, lllla muyle geometrik bir yöntemdir. Yönte- gerek9esi, matematikte oldugu gibi, aybilgiterden yola <;1k1p aydmhk sonw;:Yarrnakttr. Bk. Dekart91hk.

t

..:.r.

1

t.fETRi ÖTESi.

(Os.

flmi mabadelhen-

Pr. Metageometrie) Uzay üstü geomet-

ris1... Eukleides (Öklit) uzayt, uzay üstü (Fr. Hyperespace)'nün kar~1hg1d1r ve ondan ba~ka­ d1r. Örnegin Eukleides geometrisi ü<; boyutlu oldugu halde Einstein'in uzay üstü geometrisi dört boyutludur. Bk. Geometri, Oklit' ten Ba~ka. GEOPOLiTiK. (Os. Hayat sahas1 nazariyesi, Fr. Geopolotique, Al. Geopolitik, ing. Geopolitics) Emperyalist siyasay1 cografya ko~ul­ lar1yla hakh göstermeye <;ah~an kuram„. Alman 1rk<;1hgmm ve Nazi emperyalizminin sözde dü!?ünsel temellerinden biri olan bu kuram, Alman cografyac1s1 ve siyasac1s1 Karl Haushofer (1869-1946) tarafmdan ilerisürülmü~tür. Hitler'in Kavgam adh yap1tmm bir<;ok bölümlerini bizzat yazm1~ olan Münih Üniversitesi cografya Profesörü Haushofer'e göre uluslar, statik uluslar ve dinamik uluslar olmak üzere ikiye aynlmahd1r. Statik uluslar cografyasal yerlerine yerle~mi~lerdir, profesörce deyimle, optimum nüfus düzeyine ula~m1~­ lard1r. Dinamik uluslarsa h1zla artan nüfuslarma ya~am alam (Os. Hayat sahas1, Fr. Espace vital, Al. Lebensraum, ing. Vital space) bulmak zorundad1rlar. Bu yüzden kavgalan olumlu ve zorunludur. Almanya, ancak Rusya'y1 eline ge<;irmekle kendine ya~am alam ai;abilir. GER<;EK. (Os. Vaki, ~e'ni, Mütehakkak, Muhakkak, Fiili, Mevcut, Hakiki, Hakikat, Hakikatt hariciye, Harici zihni, Ayni, Ciddi; Fr. Reel, Al. Real, Wirklich; lng. Real, Actual; lt. Reale) Bilin<;ten bag1ms1z, somut ve nesnel olarak varolan... Dü~ünce tarihi sürecinde ger9ek terimi ~u terimlere kar~1t anlamda kullantlm1!?t1r: Görünü#ü (Os. Zahiri, Fr. Apparent), aldat1c1 (Os. Vahi, Fr. Illusoire), yapmt1l1 (Os. Mevhum, Fr. FictiO, göreli (Os. Nisbi, Fr. Relatif), olabilir (Os. Mümkün, Fr.· Possible), ülküsel (Os. MefkQ. revi, Fr. Ideal), soyut (Os. Mücerret, Fr. Abstrait), anlakalir (Os. Makßl, Fr. Intelligible), adsal (Os. itibari, Fr. Nominale), kavramsal (Os. Mefhumi, Fr. Conceptible). ~u terimlerle de anlamda~ olarak kullamlm1~t1r: Ger9eklik (Fr. Realite), hakikat (Fr. Verite), hakiki (Fr. Le vrai), dogru (Fr. Juste), somut (Fr. Concret), varolan (Fr. EffectiO, olumlu (Fr. PositiO, dokunulabilir (Fr. Tangible), saglam (Fr. Certain), meydana 91km1~ (Fr. Appert), apapk (Fr. Evident), ~üp­ hesiz (Fr. Constant). belli (Fr. Patent), bi9imsel (Fr. Formel), meydanda olan (Fr. Flagrant). Ger9ek deyimini özellikle hakikat ve hakikl deyimlerinden titizlikle ayirmahd1r. Ger9ek,


GER<;EK<;i FELSEFE somut ve nesnel olarak var bulunand1r. Hakikat'se gen;egin bilirn,:teki yans1S1d1r. Hakik'i deyimi hakikat olam ve hakikatle i!gili olam dilegetirir. Antikc,:ag Yunan Eleac1hgmdan ba~lnyarak günümüze kadar sürüpgelen idealist felsefenin ger9ek anlay1~1, bu felsefcnin dorugu olan Hegel'de ~u deyimle dilegelir: "Gerc,:ek, ussal oland1r". Eleac!lar olu~'u yads1yarak tek gerc,:ekligin varlzk oldugunu ilerisürmü~lerdir. Onlara göre duyulanm1zla algilad1g1m1z her ~ey bir yamlsama, bir görüntüden ibäretti. Varolan ~eylerin tümü yamlsama, görünü~tü. Sadece tek ve evrensel varhk gerc;ekti, ama varhk varolmu~ degildi, c;ünkü gerc,:ek olan varolmazd1. 0 ancak usla bilinebilir, usla tanmabilirdi. Platon, Eleahlarm bu sav1m geli~tirerek duyumlarm bize asla bilgi veremeyecekleri sonucuna vard1. En yalm duymrJarmuzm getirdiklerinde bile ussal olan bir yan vard1. Örnegin "bugün hava s1cak" dedigimiz zaman s1cak!J.g1; sogukluk, sertlik, acthk vb. gibi duyumlanmtzla ktyaslayarak elde ediyorduk. Demek ki bir stmflama yap1yor ve ussal bir i~lem gerc,:ekle~­ tiriyorduk. Öyleyse bilgilerimiz, duyusal degil, kavramsal ve bundan ötürü <le ussaldt. Zihnimizin ürünüydüler. Biz, herhangi bir nesne iistünde, o nesneyi dilegetirmek ic,:in kulland1g1m1z kavramdan ba~ka hie; bir ~ey bilmiyorduk. Her sözcük, bir kavramd1, bir tümeldi. "~u aga9t1r" dedigimizde ne söylemi~ oluyorduk? Aga9 bir kavramd1, bir tümeldi. Öyleyse agacm kendisi neydi? Yapraktt, meyveydi, daldt, uzundu, ktsayd1 vb. Ama bütün bunlar kavramlar, e~deyi~Ie tümellerdi. Bunlarm d1~mda bildigimiz bir ~ey yoktu. Bilmedigimiz bir ~eyin varoldugunu söylemekse sai;:mayd1. Bildigit'niz ve bundan ötürü de varolan sadece kavramlard1, genelIer (tümeller ya da evrenseller)'di. Görüldügü gibi idealist felsefe, Eleac1lardan Berkeley ve Hegel'e kadar "d1~ dünya yoktur" demez, "vardtr ama ger9ek degildir" der. Aslmda bu bir kavramsal yamlsamad1r, gen;ek olmayamn varolmamas1 gerekir, varolmayan ~ey de yoktur. idealizmin bütün dayanag1 ger9ek deyimine tümüyle ters bir anlam vermesidir, onlara göre geri;:ek "tümeldir, kavramsald1r, ussald1r". Örnegin evrendc bireysel atlar vard1r ama, tümel at yoktur. idealizme göre astl geri;:ek, bireysel atlar degil, gdipgei;:ici olan bu bireysel atlarm üstünde daima var kalacak olan kavramsal att1r. idealistler ger9ek'i "ba~kaca hie; bir varhga borc;Iu olmaks1zm bag1ms1z bir varhga sahibolan" bic,:iminde tammlarlar. Onlara göre d1~ dünyada ne varsa varhgm1 bir l'><1ska varhga bor1tlu-

)3· dur, bag1mltd1r ve bundan ötürü de geri;:ek olmay1p görüntüdür. idealizm böylelikle zorunlu olarak tanri kavramma da var1r, i;:ünkü bütün bagtmltlar tek bir bag1ms1z tümelin ürünü olmaltdtrlar. idealizm, duyusah yadstmaya i;:ah~makla, gerc;ekte özdek'i yadstma 9abas1 ii;:indedir. "Soyut geri;:ek yoktur, geri;:ek daima somuttur". Gerc;ek, bilini;:ten bag1ms1z, somut ve nesneldir. Bilinc;ten bag1111s1z olarak tüm varolanlar gerc;ektirler. Bu anlamda ger9ek deyimi, özde!c ve nesne deyimleriyle de ili~kilidir. "Özdek, bize duyumlarla verilen nesnel geri;:ekliktir". Tüm nesneler de geri;:ektirler. Gerc;ek deyince bilincimizin d1~mda nesnel olarak ortaya i;:1km1~ bulunan nesne, nitelik, ko~ul, dumm vb. gibi olgu ve olaylan anlanz. Hakikat da bu nesnel gerc;egin bilincimizdeki yans1s1d1r. Hakikat (Fr. Verite)'m ve hakik'i (Fr. Le vrai)'nin ölc,:ütü, bu nesnel gerc;ege uygunlugudur. Hakikat, geri;:ege uygunlugu oranmda gen,:ek olur. Hakikata uygun (Fr. Veridique), demek ki dogadaki ger9egine uygun olmayan bir kuramm hie; bir degeri yoktur. Bu anlamda gerc;ek, k1lg1 (Fr. Pratique) kavramtyla da ili~kilidir. Bir kuram (Fr. Theorie)'m dogru olup olmad1gm1 pratikle, e~deyi~le, geri;:ekle deneyerek anlar1z. Yapmam1z gereken, gerc;ekleri tasanmlar1m1za uydurmaya i;:ah~­ mak degil, tersine, tasanmlanm1z1 geri;:eklere uygun ktlmak ve böylelikle hakikat1 elde etmektir. Duyumlanm1z, algdanm1z, tasanmlar1m1z, kuramlanmtz nesnel geri;:ege uygun olduklan oranda hakikat olur. Demek ki her hakikat da nesneldir. Ger9ek (Fr. Reel)'e uygun dü~meyen öznel kamlanm1z, tasanmlar1m1z, dü~lerimiz, yapmttlanmtz ve yamlsamalar1m1z hakikat degildir. Örnegin "hayälet" hakikat degildir, uydurmadtr ve yamlsamadtr, i;:ünkü dü~üncemizin d1~mda varolan bir gerc;egi yokttir. Bk. Hakikat, Özdek, Nesne, K1lg1, Eyti~imsel Özdeki;:ilik, Geri;:eki;:ilik, Geri;:eklik. GER\:EK<;i FELSEFE. (Os. Felsefei hakikiye, Fr. Philosophie realiste) Alman dü~ünürii Eugen Dühring'in Kanti;:1hk ve olguculuk kar1~1mmdan meydana getirmeye i;:ah~ttgt kendi felsefesine verdigi ad... Dühring'in idealist savlar, Engels'in Anti-Dühring adh ünlii yap1ttyla i;:ürütülmü~tür. Bk. Geri;:ekc,:ilik. GER<;EK<;i GEZiMCiLiK. (Os. Me~äiyei hakikiye, Fr. Peripateisme realiste) Hiristiyao Aristotelesc,:iligi... Skolästik dilde geri;:eki;:ilik, Platon ideac1hgm1 dilegetirir. Buna ragmeo, skollistigin ünlü adc1-gerfekfi kavgast, da-

ha c;ok Aristoteles ögretisinin ürünüdür. Aristoteles, Platon'dan yüzy1Ilarca sonra, XIII. yüzy1lda; Boetius, Robert, Aquino'Iu Thomas ve büyi.ik Albert'in i;:eviri ve yorumlanyla Hlristiyanltga katt!n11~ttr. Önceleri, Katolik kilisesinin büyük tepkisiyle kar~1Ianm1~t1. Ama, pek k1sa bir süre sonra, H1ristiyanltk a91smdan i~e yararltgt görülerek benimsendi. 1200'lerde aforoz edilmeden Aristoteles'in sözünü edemeyenler, aforoz edilmeden Aristoteles'e kar~t 91kamaz oldular. Aristoteles, Platon'un idcalanm ele~tirdigi halde, kendisine özgü bir tümeller ögretisi ilerisürmü~tür. Bk. Gcri;:ekc;ilik, Adctltk, Geneller, Geri;:ek. GER<;EK<;iLER. i(Os. Hakikiyyun, Fr. Les realistes) Tümel kavramlarm geri;:ek varltklan bulundugunu savunan ortac;ag dü~ünürleri... Platon'un idea ve Aristoteles'in tümeller ögretisine baglt olan bu dü~ünürler ger9ek9iler ad1yla amltrlar. Kar$tt dü~ünceyi savunan adc1lar (nominalistler)'la tartt~an bu dü~ünür­ Ierin ba$mda Anselmus ve Champeaux'lu Guillaume (Wilhelm de denir) gelir. Bk. Geri;:eki;:ilik, Adc1hk. Geneller, Geri;:ek. GERCEK<;iLiK. (Os. Hakikiye, Fr. Realisme, Al. Realismus.. ing. Realism, it. Realismo) Varltgm, insan bilincinden bag1ms1z ve nesnel olarak varolmakta bulundugunu ilerisürenlerin anlay1~1. t. ilk9ag: "T11narhaneden ya da idealist dü~ünürlerin okulundan i;:1kmam1~" her insan, c;:evresinde, bilinc;ten bag1ms1z bir dünya bulundugunu bilir. Ta$lan, topraklart, aga9lar1 vb. vareden insan bilinci degitdir. Cünkü bunlar dünya üstünde insan varolmadan önce de vardt. Dünya, milyarlarca y11tm, bu dogal varltklanyla birIikte insanstz ya~amt$tlr. Örnegin ku~larm, kendi bilincinin ya da insan bilincinin ürünü olmad1gm1 ve kendisinin d1~mda bag1ms1z olarak var bulundugunu i;:ocuklar bile hilir. Kendiliftinden özdekqilik anlayt$ma uygun olarak ilk insanlarm bu gerc;eki;:ilik anlayt$larma kendiliginden ger9ek9ilik (Os. Tav'i hakikiye, Fr. Realisme spontane) ya da r.:ocuksu ger9ekr,:ilik (Os. Säfdil hakikiye, Fr. Realisme naif) denir. Dii$Ünsel alanda Hint' te Vedenta, Cin'de Konföc;yüsc;ülük ve antikl(ag Yunanltlarmda Elea ögretisi ilerisürülünceye kadar bu saglam geri;:ekc;i anlayt~ sürrnü$tür. Bu anlay1$ saglamd1r, ama güi;:süz Yanlar1 da vard1r. Bu gii<;süz yanlarmm ba'tnda öz'le olgu'yu özde$le~tirmesi gelir. Nitekim idealist felsefe onun bu güc,:süzlügünden yararlanm1~. özü bilinemeze ve varolma-

'

GERCEK<;iLiK

yana indirgeyerek olguyu, e~deyi~le görunti~u saym1~ttr. Kcndiliginden gerc;ekc;iligin ikinci güc;süz yam, pek dogal buldugu dünyanm varltg1 sorununu önemsemeyi~idir. Nitekim idealist felsefc onun bu ikinci güc;süz yamndan da yararlanm1~, örnegin Mach ögretisi dünyanm varhgt sorununun hie; bir önem ta$1mad1g1m ilerisürerek tek gerc,:ekligin duyumlar oldugunu ilerisürmü~tür. Felsefe ai;:tsmdan bu güc;süzlüklerine ragmen, bu saglam i;:ocuksu anlay1~ özdeki;:i felsefenin, bi!ginin ve bilimin temellerini olu~turmu~tur. Bk. Özdekc,:ilik, Gerc;ek, Dü~üncecilik. 2. Antik9a,g: Nesnel gerc;egi geri;:ek say. mama anlammdaki ortac;ag gerc;eki;:iliginin tohumlart antiki;:ag Yunanhlarmca atdm1~t1r. Elea ögretisi, Platon ve Aristoteles bu anlamdaki gen;ekc;iligin kurucular1d1r. Bu anlay1~- . lara göre geri;:ek, bireysel olan degil, tümel (Yu. To katholou, genel ve evrensel) olandtr. Tümellerse ancak bireysellerde varolabilirler, kendi ba$lanna bir varhklan yoktur. Örnegin dünyada e~ekler vard1r, ama e~ek­ lik yoktur. E~eklik bir tümel (soyut, ussal, genel kavram)'dir ve ancak bireysel ihr e~ek­ le varolabilir. Gerc,:ek olan, e~ekler i(bireysellikler) degil, e~eklik (tümel)'tir. <;ünkü e~ekligi ortadan kaldmn, dünyada e~ek kalmaz. E~ek, varolu~unu e~eklige bori;:ludur. Bireysel e~eklerin varolu$ (Fr. Existence)'lart bulundugu halde varlik (Fr. Etre)'!an bulunmarriasma kar$t, tümel e~ekligin varolu~u yoktur ama var!tgt vard1r. Geri;:ek "bagtmlt varolu$U degil, bag1ms1z varltg1 olandtr". Dünyada bulunan bütün bireysellikler varhklan111 ba~ka bir varltga bori;ludurlar, bu yüzden geri;:ek degildirler. Tümellerse bag1ms1z varltklardtr, bu yüzden geri;:ektirIer. Bu yüzdendir ki varolu~!an bulunan bireysellikler geri;:ek degildirler, görüntüdürler; varolu~lart bulunmayan tümellerse gerc;ektirler. (Varolu~u bulunanm özdeksel!igine ve varolu~u bulunmayanm özdeksizligine dikkat edilmelidir. Berkeley özdeksizliginin temeli bu savdtr. idealistlerin varolu$ ve varl1k kavramlart arasmda yapttklan ve i;:ok önem verdikleri aymm da aynca vurgulanmahdtr). Antiki;:ag Yunan felsefesinde bu idealist savm geri;:ek sahibi Aristoteles'tir. Eleactlarla Platon bu savm tomurcugunu ta~1rlar. <;ünkü ne Eleacdar, ne de Platon tiimellere (Eleactlarda bir ya da varlzk, Platon' da idea'lar) bir varolu~ yüklememe cesaretini gösterebilmi~lerdir. Parmenides'a göre tek olan varhk küre bic,:imindedir, dcmek ki özdekseldir ve varolu~u da vardir. Platon'da gerc;ekd1~1


GERCEKLiK ÖLCÜTÜ

GERCEKCiLiK da idealar, bir idealar evreninde ya~amak­ tadirlar, yükselmi~ ruhlar gidip onlan görebilirler, demek ki birer varolu~ i9indedirler. ilk kez Aristoteles'tir ki idealizm a91smdan 9eli~kili olan bu smm a~m1~ ve tümellere ayr1ca birer varolu~ yüklememi~tir. Tümeller ussal (9ünkü usla yap1lan soyutlamalard1r), bireysellerse duyusal (9ünkü duyularla alg1lamrlar)'d1r. ldealist alan öylesine haz1rlanm1~­ ttr ki arttk bir yanda Berkeley nastl e~ekler olmad1k9a e~eklik de olamazsa öylece masay1 algilayan olmad1k9a masamn da olamayacagm1, öbür yanda Hegel ger9egin ussal ve ussalm ger9ek oldugunu rahathkla söyleyebilir. Bk. Ger9ek, Özdeksizcilik, Hegelcilik. 3. Ortafa~: Eleac1hk, Platon ve Aristoteles temeline dayanan orta9ag ger9ek9iligi, bilimsel geri;:eklik anlay1~ma tümüyle ters bir anlam ta~tr ve nesnel geri;:ekligin geri;:ek olmad1g1m, astl geri;:ekligin dü~ünce ürünleri {tümeller, geneller ya da evrenseller) . oldugunu ilerisürer. Tümeller gerfektirler (UI. Universalia sunt realia) ve tümel nesneden öncedir (Ld. Universale ante rem). Bu, ~u demektir: E~ekler geri;:ek degildir, e~eklik ger9ektir ve e~eklik e~eklerden önce gelir. Özellikle Anselmus'la Champeaux'lu Guillaume' un savunduklan bu idealist sava kar~1 adc1lar tümeller adlard1r (UI. Universalia sunt nomina) ve tümel nesneden sonrad1r (UI. Universale post rem) savtyla kar~1 91km1~lard1r. Tümeli ger9ek sayd1klarmdan ötürü ger9ek9i ad1m alan dü~ünürlerin savlan altmda, Roma Katolik kilisesinin evrensellik sav1 yatar. Bundan ba~ka Htristiyanhk, ba~ta Tann kavram1 olmak üzere bütünüyle tümellere dayamr. Tümeller ger9ek saytlmazsa Tann'nm da ger9ek saytlmamas1 gerekir. Ne var ki tümellerin sözcüklerden, e~deyi~le adlardan ve sesler (Ltl. Vocis flatus)'den ibaret bulundugu a91kttr, k1rmm bir add1r ki ancak ktrmlZl bir 9i9ekte ya da ktrmlZl bir böcekte varla~1r, evrende bir özneye yüklenmeksizin kendi ba~ma varh81 olan bir ktrmlZl yoktur. Tümeller, nesnelerden, önce degil, elbette sonra gelirler. Önce ktrmlZl 9i9ekleri ve k1rm1z1 böcekleri görür ve tamnz, sonra bunlardan kirmm tümel kavramtm soyutlanz. Ne var ki idealistler, bunun, zamansal bir öncelik degil, manttksal bir öncelik oldugunu savunurlar. Ama ilerisürdükleri manttk, kendi mant1kland1r. Kald1 ki bu savunmayt ilerisürenler de orta9ag ger9ek9ileri, yani astl ger9ek9iler degil, 9agda~ yeni ger9eki;:ilerdir. <;agda~ yeni geri;:eki;:iler, eski geri;:eki;:ilerin pek ar;tk sar;maltklanm örtmek 9a-

hast i9inde varl1k ve varolu$ deyimlerine de kendilerine özgü anlamlar verirler ve varhgi bulunamn varolu~u olamayacagm1 buna kar~t da varolu~u olanm varhgt bulunamaya. cagmt ilerisürerler. Varhk, olgusal degil, mant1ksald1r; bu yüzden de varolu~ gibi bilincin dolays1zca kar~1smda olan degil, tarn tersine, bizzat bilin9, dü~ünce, zihin ya da us olandtr. Ama bu bilin9, dü~ünce, zihin ya da us olgusal,' bireysel ve öznel degil, tarn tersine, soyut, evrensel ve nesneldir. Ger9ek, nesnel dü~üncedir. Bu yüzden de ger9ek, varolu~u bulunmayan bu manttksal varhk, her ~eyin kaynag1d1r ve evrenin ancak onunla a91klanabilecegi bir ilk ilke ya da son erek' tir. Görüldügü gibi ger9ek9ilerin bu savlan Hint Veda'c1hgmdan, <;in Konfü9yüs9ülügünden, Yunan Platonculugundan Augustinus, Thomas, Kant, Schelling, Hegel ve <;ag1mmn yeni ger9ek9iligine, yeni Thomac1hgma, ki~i­ liki;:iligine kadar tüm nesnel idealizmin temel sav1d1r. Geri;:eki;:ilere ve genellikle nesnel dü~üncecilere göre ilk ilke ve son erek terimleri özde~tir. <;ünkü idealistler bilimsel nedenselligi yads1yarak onun yerine metafizik erekselligi koyarlar. Onlara göre erek sebebin (Burada Os. illet ve Fr. cause anlammdaki neden'le metafizikte kullamlan Fr. raison anlammdaki sebep terimlerindeki ayr1ma özellikle dikkat edilmelidir) i9indedir. Neden'den etki 91karsanamaz ama sebep'ten erek 91karsamr. Bundan ötürüdür ki son erekle ilk ilke aym ~eydir. Evrenin ancak onunla a91klanabilecegi bu son erek ya da ilk ilke olan nesnel dü$ünce ne türlü bir dü~üncedir? Bir dü~ünen olmadan dü~ünce ola· bilir mi? "Dü~ünce beyin olmaks1zm varmt~. Peki, bu beyinsiz dü~ünceyi savunan dü~ü­ nürler de var m1d1r? Vardtr. Bunlardan biri de Profesör Richard Avenarius'tür". Ne var ki ger9ek9iler ve nesnel idealistler bu nesnel dü~üncenin bizim anlad1g1m1z anlamda varoldugunu hi9 bir zaman ilerisürmemi~lerdir, "nesnel dü~ünce, dü~ünen birinin zihninde bulunamaz; bulunsa varolurdu ve o zaman da gerfek olmazdt" derler, üstelik bu soruyu sorana hak da verirler:: "Dü~ünceler, dü~ii· nen biri olmadan elbette varolamaz, ama tü· meller zaten varolmaz ki, 9ünkü gerfek'tir onlar". Görüldügü gibi idealizm terimi olarak gerfek, varolan degil, tarn tersine, varol· mayandtr. Ama her ~eyin kaynagt olan ve evrenin ancak onunla a91klanabilecegi astl varl1k da odur. Adctlarla gerr;ek<;iler arasm· daki ünlü kavga, ger9ekte özdek9ilerle dü· ~ünceciler arasmdaki temel felsefesel kavga· y1 yans1ttr. Abaelardus, kavramc1ltk ögreti·

siyle, gizlemeye 9alt~t18t adc1hgi desteklemi~ ve tümel, ne nesneden önce, ne de sonradrr, nesnenin kendisindedir (UI. Universale neque ante rem nec post rem, sed in re) demi~­ tir. Bk. Adcthk, Kavramc1hk, Dü~üncecilik, özdek9ilik, Ger9ek, Ger9eklik. 4. <;ag1m1z: Yeni ger9ek9ilik, yeni Tomac1hk, ki~ilik9ilik, varhkbilimcilik vb. gibi nesnel dü~ünceci ögretiler · hä!a orta9agm gerr;eki;:ilik anlay1~m1 sürdürmektedir. Yeni ger9eki;:ilik, orta9ag ger9ek9iliginin savlanna bir yenilik olarak tümellerin ger9ek okluklan halde ansal (Os. Zihni, Fr. Mental) olmad1klan savm1 katm1~ttr (Örnegin Bk. Bertrand Russell, The Problems of Philosophy, s. 152-5). Kimi 9agda~ matematik9iler de matematik kavramlarm insan bilinci dt~mda ger9ekten var oldugunu ilerisürmekle aym gelenegi iz· lemektedirler. Bunlann d1~mda ger9ek9ilik, varltgm bilin9ten bagims1z olarak varbulundugunu dilegetirir ki eyti~imsel ve tarihsel özdeki;:ilik bu anlamda bir ger9ek9iliktir. Ne var ki "özellikle gerfekfilik terimi, olgucularla materyalizm ve idealizm arasmda bocalayan öteki kan~tk kafahlar tarafmdan kötüye kullamld1gmdan, bu anlamdaki gerfekfilik terimi yerine, özdekfilik terimini kullamyorum ve bunu biricik dogru terminoloji say1yorum". Böylelikle gerfekfilik terimi, özdekfilik terimiyle de e~anlamh ktlmm1~t1r. Eyti~imsel ve tarihsel özdek9i ger9ek9ilik, insanlann, bütün yarattc1 eylemleriyle, olu~ hälindeki geri;:ege ve aym zamanda da kendi olu~malarma katk1da bulunmaland1r. Bk. Ger9ek, Geri;:eklik, Yenigeri;:eki;:ilik, Yenitomac1hk, Ki~ilik9ilik, Varhkbilim, Nesnel Dü~ünce­ cilik, Dü~üncecilik. GER<;EKLENEBiLEN VARSA YIM. (Os. Kabili tahkik faraziye, Fr. Hypothese verifiable) Pratikle denetlendiginde dogrulugu meydana i;:tkacag1 kesin say1lan varsayim.„ Özellikle astrofizigin biri;:ok varsay1mlan böyIe!ikle ge9erlik kazanm1~t1r. Örnegin Einstein, r;ekim alanmdan ge9en 1~1k 1~mmm büküldügünü gerfeklenebilen varsay1m olarak ilerisürmü~tü. Bu varsay1m, ilerisürülü~ünden y1llarca sonra, ancak bir rastlant1yla ger9eklenebildi. 29 may1s 1919 günü bir y1ldtz güne~e en yakm bulundugu s1rada güne~ tutulmu~ ve o s1rada alman fotograflar bu sapmay1 göstermi$1erdir. Güne~in yakmmdan ge<;en Yild1z 1~1mmn, tarn Einstein'in iddia ettigi gibi, 1,3/4 saniyeden daha kür;ük bir ar;t miktannda büküldügü saptand1. Güne~in tutulmas1 gibi bir rastlantt olmasaydt Einstein'in bu varsay1m1, belki yüzytllarca, gerfeklene-

bilen varsay1m olarak kalacaktt. Bir varsayimm gerfeklenebilir olu~unun önemi, onun, henüz bilimsel olarak denetlenmeden de i~e yarar k1Immasmda belirir. Eger bir varsay1m, bilimsel olarak gerfeklenebilen varsay1m'sa, ki bunu ancak bilim saptar, gerr;eklenmeden önce de i~e yarar ve ba~ka bilimsel bulgulara yol ar;ar, kendisi henüz gerr;eklenmedigi halde yol a9ttg1 o yeni bulgular gerr;eklenebilir. Bk. Varsayim, Gerr;ek, Genel Bagmtthhk Kuramt. GER<;EKLiK. (Os. Vukil, Vaki, Tahakkuk, Hakikat, Hakikatt hal, Hakikat1 hariciye, Hakikatt fiiliye, ~e'niyet, Mevcudiyet, Vücut, Ayam mevcudät, Alemi maddi, Fiilen mevcut, Nefsülemir; Fr. Realite, Al. Realitaet, Wirklichkeit; Ing. Reality, Actuality; lt. Realitä) Ger9ek olamn niteligi... Insan bilincinden ba8tms1z, somut ve nesnel olarak varoIanlarm tümünü dilegetirir. Varolmayan'm kar~1t1 olarak kullamhr. Ortar;ag ger9ek9iligi ve genellikle nesnel dü~üncecilik dilinde, ters terminoloji olarak, bu anlay1~m tarn tersi ilerisürülür; gerr;eklik, varolan'm kar~1t1dtr ve varolmayan'd1r ki bu da nesnel dü~iin· cecilik anlammdaki gerr;ek olamn niteligidir. Gerr;eklik, genellikle, herhangi bir nesne ya da olaym temel (ilineksel olmayan) varhg1 anlammda kullamlm1$tlr. Terne! ve ilineksel tüm varhk, gerfeklik deyiminden r;ok, edimlilik (edimselle~tirme ya da olu~turma) deyimiyle dilegetirilir. Olanak, dü$ünülmü$ ve tasarzmlan deyimlerinin kar$tt1 olarak da kullamhr. Gerfeklik, genel anlamda, her türlü öznel'in kar~ttt olarak nesnel oland1r. Bk. Geri;:ek, Gerr;ekr;ilik. GERCEKLiK iLKESt. .(os. Mebdei ~e'niyet, . Fr. Principe de realite) Bilinr;li davram~lar„. Freud deyimidir, bilinr;siz davram$Ian dilegetiren haz ilkesi'ne kar~t kullantlm1~t1r. Freud'e göre haz ilkesi insanm hayvanhk evresindeki yap1S1m belirler, insan bu haz ilkesinin geri;:eklik ilkesine dönü~ümüyle insanla~tr. Örnegin haz ilkesinde hep ahct olan insan, ger9eklik ilkesinde üreticilige ge9er. Haz ilkesindeki anhk doygunluk, gerr;eklik ilkesinde ertelenmi~ doygunluga dönü~ür. Haz ilkesinde hep eglence ve sevinr; arayan insan, ger· 9eklik ilkesinde kendini s1kmt1ya sokar ve 9ah~maya ba~lar. Bk. Gerr;ek. GER<;EKLiK ÖL<;ÜTÜ. (Os. K1stäs1 hakikat, Fr. Criterium de la verite) Herhangi bir ~eyin gerr;ek olup olmad18tm ölr;en ölr;üt ... Metafizik anlay1~a göre bu ölr;üt upuygunluk,


GERCEK NEDENLER diyalektik anlay1~a göre pratik'tir. Metafizik anlay1~a göre bir kavram nesnesine upuygunluguyla (U. Adequatio intellectus et rei), eyti~imsel anlay1~a göreyse bir dü~ünce pratikle dogrulamr. Bk. Gerr,:ek, Ktlgi, Upuygun. GER<;:EK NEDENLER. (Os. ilcli hakiki'ye, Fr. Causes vraies) Tanr1sal nedenler ... Metafizik dilde vesile nedenler kar~1hg1 olarak kullamhr. Özellikle vesilecilige göre örnegin bir ta~a r,:arp1p dü~tügümüzde bizi dü~üren gerr,:ek neden Tann'dir, ayag1m1za taktlan ta~ vesile nedendir. Bununla beraber bu kar~1t­ hk genel anlamda da ger,:erlidir, örnegin Birinci Dünya Sava~1mn r,:1k1~1 A vusturya ar~i­ dükünün öldürülmesine baglamr. Oysa bu bir vesile nedendir, gerr,:ek neden emperyalist ülkelerin dünyay1 yeniden payla~ma istekleridir. Eyti~imsel dille söylenirse emperyalist ülkeler arasmdaki uyu~turulamaz kar~1thk (antagonizma) zorunlu olarak r,:att~maya dönü~­ mü~tür. Bk. Neden. GER<;:EKÜSTÜCÜLÜK. ·(Os. Mafevkalhakikiye, Fr. Surrealisme) Ruhsal özdevimle sanat yapma temeline dayanan r,:agda~ bir sanat ak1m1... Birinci Dünya Sava~mdan sonra (1920'lerde) Fransa'da ortaya r,:tkan bu sanat ak1m1, sava~m getirdigi toplumsal bunahmlan bilimsel olarak r,:özememekten dogan bir umutsuzlukla, tümüyle usaaykmc1 bir felsefesel dü~ünce temeline dayamr. Dadact11k, Freud'ün erosalc1hg1, Bergson'un sezgiciligi ve Husserl'in olaybilimi gibi r,:ürük temeller üstünde yükselen geri;eküstücülük'ün kumcusu Franstz ozam ve dü~ünürü Andre Breton'dur. Gerr,:eküstücü dü~ünce, dünyayt sar,:maya indirger; nitekim sonunda da Albert Camus' nün sar,:mac1hgm1 dogurmu~tur. Alman dü~ü­ nürü Husserl'in fcnomenolojisinde oldugu gibi "kendimizi anlamak ir,:in dogadan degil dogay1 anlamak ir,:in kendimizden yola r,:1kmahy1z" diyen Breton, salt ruhsal özdevim (Fr. Automatisme psychique pure) adm1 vcrdigi yöntemini ~öyle anlattr: "Usun hir,: bir denetine, hir,: bir töresel ya da estetik tasaya bagh olmaks1zm, dü~üncenin kendini oldugu gibi ortaya koymas1 ir,:in, dü~üncenizin kendi üstüne kapanmasma en elvcri~li bir yerde oturun. Önünüzde kag1t ve kalem buIunsun. Bütün bilgilerinizden ve yeteneklerinizden s1ynlm. (Husserl, fenomenolojisinde bunu bütün dünyal1lar1 paranteze alm deyimiyle dilegetirir). Önceden bir konn dü~ün­ meksizin, duraksamayarak ve yazd1klar1mz1 okuyup düzeltmeden, yapabildiginiz kadar htzla yazm. Sözcükleri, hie; bir dü~ünsel düzen

) katmadan, geli~igüzel art ·arda siralaym. Eide edeceginiz yaptt, gerc;eküstü bir yaptt olacakttr".Breton, 1929 y1lmda yay1mlad1g1 ikinci bildirisindc (Fr. Manifeste du Surrealisme) de ~öyle demektedir: "Ruhumuzun öyle bir yeri var ki, bu yerden bakmca, arttk, ya~amla ölüm, ger,:mi~le gelecek, gerr,:ek ve tasartm, dilegetirilen ve dilegetirilemeyen, yu. kar1 ve a~ag1 c;eli~ik degildirler. i~te bu yer, geri;ekiistü'dür". Toplumsal bunalnnlarm bilimsel r,:özümünü gerr,:ekle~tiremeyen dü~üncele­ rin varacaklar1 sonuc; da elbette bundan ba~­ ka bir ~ey olamaz. Usaaykmc1 sanat anlay1~1mn amac1, Camus'nün deyi~iyle sai;manm zevki'ni vermektir. <;:ünkü, gene Camus'nün deyi~iyle i;evremizde sai;manm iklimi vard1r. <;:evremizde, bilimsellikten uzakla~anlarm meydana getirdigi, sar,:manm sa9mas1 bir iklim bulundugu dogmdur. Ne var ki sorun, bu ikIimi överek ve ona uyarak degil, ona kar~1 91karak ve onunla sava~arak r,:özülebilir. Gerr,:ek ~u ki sacmadan alman zevkle ancak sar,:malamr ve bu da k1sa bir süre sonra, gerr,:eküstücüli.ik gibi, yitip gider. Ardmda da hir,: bir iz btrakmaz. Bk. Gerr,:ek. GEREK<;:E. (Os. Neticei tazime, Tezyil, Ridf, Semere, Esbab1 mucibe; Fr. Corollaire, Al. Coröllar, f ng. Corollary, lt. Corollario) Gerekli sonur,:... Matematik terimi olarak teorem'e kar~t kullamhr. Spinoza'nm geometrik yönteminde biri ötekinden arar,:stz olarak 91kanlan ve tamtlanmay1 gerektirmeyccek ka· dar ar,:1k ve zorunlu bulunan önermeleri dile· getirmi~tir. Bk. Geometrik Yöntem. GEREKiRCiLiK. (Os. icabiye, Vücubiye, Za· ruriye, Muayyeniyetr,:ilik, Mezhebi icap, icabt kat'i; Fr. Determinisme, Al. Determinismus, fng. Determinism, lt. Determinismo) Nesnel gerr,:ekligin nedensellikle ve nesnel yasalarla belirlendigini ilerisüren bilimsel görü~. 1. ilki;ag: Dogadaki düzen ve uyum, ay· m nedenlerin aym sonucu meydana getirdik· leri ilk insanlarca da sezilmi~ti. Gerekircilik, temelde, bu ilkel sezinin bilimselle~mesidir. Whithead ~öyle der: "Bilimsel dü~ünü~ün ata· lan; eski Atina'nm Aiskhylos, Sophokles ve Euripides gibi büyük trajedya yazarlar1d1r. Onlarm trajedilerinde, bir olay1, kar,:1mlmas1 imkans1z sonur,:lara götüren kadercilik vardtr. Bu kader anlay1~1, günümüz bilimsel dü~ün· cesinin aymd1r. Yunan dü~üncesindeki kader, günümüz dü~üncesindeki doga düzenidir" (Whitehead, Science and the Modem World, s. 12). Ne var ki, eskiden anlamda~ saytlan gerekircilik'le yazg1c1l1k arasmda büyük fark·

lar vard1r ve bu iki terim birbirlerinden ti· tizlikle aynlmt~ttr. Yazg1c1hk, metafizik üs· tün bir gücün iradesini kapsar ve insan etkisiyle degi$tirilernez. Gerekircilik, doga ya· salanmn nesnelligine ve .bag1ms1zhgma daya· mr, insan etkisiyle degi$tirilebilir. Bu yüz· dendir ki hastalanan kaderci asla degi~tirile· rneyecek olan sonucu bekler, hastalanan ge· rekirciyse sonucu önlemek ve degi$tirmek ir,:in hekime gider. insan, doga yasalanm bilmek ve tammakla onlart hizmetine kosar, onlara egemen olur, zorunluk alanmdan özgürlük alamna ger,:er. insan doga yasalanm yarata· maz, yokedemez ve degi~tiremez ama onlar1 tamy1p bilmek!e onlardan korunabilir, zararh sonur,:lanm yararhya i;;evirebilir. Evrende her olaym bir nedeni oldugu gibi bu neden meydana gelince zorunlu olarak onun sonucunun da meydana gelecegi yolundaki gerekircilik an· lay1$tmn ilk izlerine antiki;;ag Yunan atom· culugunda rastlamr. Bk. Yazg1c1ltk. 2. Orta9ag: Ortai;;ag metafiziginin gerekircilik anlay1$1 da yazgtct!1ga yatkmdtr. insan iradesini de kapsayan her evrensel olaym, önceden belirlenmi~ ya da o olay!a birlikte belirlenen ko$ullann zorunlu sonucu oldugu· nu dilegetirir. Bu metafizik anlay1~m örneklerinden biri Leibniz'in öncel düzen ögretisidir. Metafizik gerekircilik anlay1~1, evrenin, uzay ve zaman ir,:inde salttk bir zorunluga hoyun egdigini ilerisürer. Metafizik alanda tanr1bilim, bu zorunlugu ai;;1kr,:a adlandmr ve evrende her ~eyin Tanr1ca belirlendigini savunur. Buna tanribilimsel gerekircilik (Os. il~hiyät muayyeniyeti;;i!igi, Fr. Deterrriinisme t.heologique) denir. Bu anlamdaki gerekirci· hk.te insan özgürlügünden ve irädesinden söz e?llemez. Tanri yerine zorunluk terimiyle d~I~getirilen aym anlayt$Sa metafizik gerekircilik (Os. Mäbädettabiiye muayyeniyeti;;iligi, Fr. Determinisme metaphysique) adtyla am· hr. Bk. Metafizik, Zorunluk, iräde, Özgürlük. 3. Yeni9ag: fngiliz bilgini Isaac Newton' ~~ ~ekanigine dayanan mekanikr,:i bir gereircihk anlayt$1, hilimin temeli ktlmm1$t1r. ~laude Bernard $Öyle der: "Bilgin her $eY· k en ku$kulanabilir arna gerekircilikten ku~­ I ttlana rnaz. Gerekircilik canh varhklarm olaydarinda görüldügü kad~r canstzlar dünyasm· a da saltik olarak vardtr" (C. Bernard, 1 ttroduction, bölüm 2 VI). Matematiki;;i d ap!ac~ de gerekirciligi '~öyle tammlamakta1r: "Oy!e bir öke dü~ünelim ki dogay1 ha· ~~kete getiren bütün güi;;leri ve dogay1 te~­ :' eden bütün varhklartn birbirlerine kar~t 0 an durumlanm bel!i bir an ii;:inde bilsin

GEREKiRCiLiK

ve bütün bu bilgileri matematik i;:özümleme formüllerine uygulayabilsin. f $te böyle bir öke, evrenin en büyük cisimlerinden en küi;;ük ve hafif atomlarma kadar hepsinin hareketlerini bu formüllerde toplayabilir. Onun ii;;in hii;; bir ~ey bellisiz (Fr. Incertain) olmayacaktir ve gelecek de ger,:mi$ gibi gözlerinin önünde bulunacakt1r" (Laplace, Essai Philosophique sur !es Probabilites). Rastlant1y1 yads1yan ve yazg1c1hga yolai;;an bu görü~e Laplace'cz gerekircilik denir, bu görü~ de sonui;; olarak inanc1hga ve tanr1ct!1ga vanr. XVI. yüzytldan günümüze kadar olan r,:ok uzun bir evreyi kapsayan bu i;;agda egemen olan, nedensellikle zorunlugu ayntla$tl· np rastlant1y1 yads1yan mekaniki;i gerekircilik' tir. Mekanikr,:i bir tutumla da olsa Bacon, Galile, Descartes ve Spinoza'nm gerekircilik anlay1~ma katk1lan büyüktür. Bununla berabcr bu i;:agda gerekircilik kavramm1 astl ge· li~tirenler, gene mekanikc;:i bir anlay1~la, XVIII. yüzy1l Frans1z özdeki;;ileri olmu~tur. Gene bu 9agda, özellikle Hegel'de dorukla$an idealizm, nedensellik'i tümüyle yads1m1~ ve bunun yerine ereksellik'i koymu~tur. Bu anlayt$a göre dünyamn ilkesi bir neden ve dünya da bunun sonui;'u degil, dünyanm ilkesi bir sebep ve dünya da bunun erek'idir. <;:ünkü manttksal bir uslarnlamada yarg1 öncüllerden i;;1karsanabilmelidir. idealizme göre sonui; ya da etki, nedenden r,:1karsanamaz, örnegin donma sogugu izler, ama bu hii;; de zorunlu degildir, sogugu donmadan ba$ka bir $CY de izleyebilir. Ne var ki erek sebebinden zorunlu olarak i;;1karsamr, i;;ünkü onda ic;:kindir, örnegin palamut me$e agacmda gizil (potansiyel) olarak vard1r, me$e agact zorunlu olarak palamut üretjt', kiraz üretmez; i;;ünkü palamut me$enin eregi ve me$e palamutun sebebidir. Bu ereksellik anlaYI$1 da, tümüyle i;;arp1k, idealist bir gerekirciligi önermi$tir. Bundan ba$ka nedenselligi önsel ve tümel sayan, onun nesnel özünü yads1yan Kant anlayt$1 gibi bozuk anlay1$lar da bu c,:agda ilerisiirülmli$tlir. Gerekirciligi hem mekanikc;:i, hem de bu metafizik ve idealist yamlg1lardan kurtararak gerr,:ek ve bilimsel anlamma kaVU$tUran tek felsefe ögretisi, eyti$imsel özdekr,:iliktir. Bk. Mekaniki;;i Gerekircilik, . Nedensellik, Ele~ti· ricilik, Eyti~imsel Özdeki;;ilik. 4. Eyti~imsel özdeki;ilik: Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;i felsefenin aynlmaz bir parr,:ast olan eytifiilnsel gerekircilik (Os. Cedelci muayyeniyetr,:ilik, Fr. Determinisme dialectique), gerekircilik anlay1$tm mekanik ve idea-


'\

GERiCi olgusunun nedeni tohumsal süre9tir. 12. Nelist bozukluklardan ternizleyerek eyti$imsel bir densellik, bir neden-sonu9 aynrru degil bir anlama kavu$turinU$tur. Eyti~imsel ve bilimnedensel ili$ki (Os. izäfeti illiye, Fr. Relation sel gerekircilik anlay1$1mn temel iralan ~öycausale) bütünlügüdür; meydana getirdiginin le siralanabilir: 1. Nedensellik evrenseldir, nedeni ve kendisini meydana getirenin sonuevrende nedensiz hi9 bir olgu yoktur ve olacu olan iki kar$1t kutup degil, bir ve ayn1 maz. 2. Nedensellik nesneldir, özdeksel gerili~kidir. Bk. Nedensellik, Neden, Sonu9, Et9eklige Tannca ya da insan usuyla sokulki, Erek, Zorunluk, Rastlantl, Yazgic1ltk, Memarru$tlr. 3. Nedensellik ama9hhk demek dekanik9i Gerekircilik, Kar1hkl1 Etki, Evrensel gildir, "kedilerin fareleri yemek i9in yaraBütünlük, Yadgerekircilik, Yasa, Özgürlük tildtklanm" ilerisüren erekselci gerekircilik Evrensel Bagmt1, Bilim, Eyti$imsel Özdeki;i: (Os. Gäiyet9i muayyeniyet9ilik, Fr. Deterlik. minisme teleologique) anlayt$1 bilimdt$1d1r. 4. Ama9hhk ancak insan toplumunda neGERlCI. (Os. Terakki ~iken, Muhalifi tedensellikle bagmtt kurar, insanca ama9larm rakki; Fr. Reactionnaire) Yeniye direnerek saptanmas1 da tarihsel evrime ve nesnel neeskiyi korumaya 9ab$an„. llerici'ya kar$thk denlere baghdtr, insanca ama9lar ancak taolarak kullamhr. Bilgisiz anlam1m da i9erir, rihsel ve nesnel nedenlerin iyice bilinmesiy9ünkü bilgili olup da gerici olmak mümkün le ve onlara uygunluklan oranmda ger9ekdegildir. Bk. ilerici, Gericilik. le$ir. 5. Nedensellik, zorunluk demek degildir, rastlantmm da varltgim bilmek demekGER1CtLiK. (Os. Terakki $ikenlik, Fr. Reactir. 6. Buna kar$t nedensellik zorunsuzluk tionnisme) Gerici olanm niteligi„. Tarihin tedemek de degildir, nesnel yasalar zorunlukerlegini gerisin geriye döndürmeye 9al1$mak' dur ve insan irädesi ya da dogaüstü bir güla tammlamr. Gericilik, her ~eyin kendi kencün etkisiyle varedilemezler, yokedilemezler disiyle aym kald1gm1 ve hi9 degi$medigini ve degi$tirilemezler; nesnel yasalann zoruni9eren metafizik dü~üncenin ürüdünür. MeIuguyla nedenselligin zorunlukla özde$le$tiriltafizik dü~üncenin bir9ok ürünlerinde olqumesi yamlgm birbirine kan$ttnlmamahd1r. gu gibi kendi kendisiyle de 9eli$iktir, ger7. Neden ve sonu9 birbirinden kopuk degil9ekle~meyecegini kesin sayd1gi degi~meye didir, tersine, birbirine s1ktca bagimltd1r; nerenmek 9eli~kisini ta~1r. Dogasal ve toplum· den sonucu etkiledigi gibi sonu9 da kendi sal bütün olaylar her an degi$erek ve yenedenini etkiler, nedensellik mekanik bir ardnile$erek sürüpgiderler, gericilik bu bilimsel arda dizilme düzeni degil bir kar$1ltkli etki ger9egin bilincine varamamay1 da i9ermekle (Os. Mütekabil tesir, Fr. Interaction) ili$kizorunlu olarak bilgisizlik'le anlamda~t1r. Bilsidir. 8. Nedensellik tekbi9imde degil, 9egili olup da 91karlarma uygun bulundugun$itli alanlarda birbirinden fark.11 bi9imlerde dan ötürü gericilik'se töred1~1 bir olgudur. belirir; ömegin bir makinenin i$leyi~i meBk. ilericilik, Gerici. kanik yasalarla, buna kar$t elemanter par9ac1klarm i$leyi$i kuantik yasalarla belirlenir, GERi<;EViRiLMEZLiK. (Os. Gayn kaabili köprü yap1mmda uygulanan mekanik gererücUiyyet, Fr. Irreversibilite) Dogasal, topkircilik ya$ambilimsel bir sürece uygulanalumsal ve bilin9sel tüm süre9lerde geriye dönmaz. 9. Neden öncül'lükle kan$ttrtlmamahmenin olanaks1zhg1„. Dogasal, toplumsal ve d1r, neden her zaman sonucun öncülüdür bilin9sel tüm süre9ler geri9evrilmez (Os. Gayama her öncül neden degildir; ömegin gece n kaabili rücu, Fr. Irreversible)'dir. Bu kav· gündüzün öncülüdür ama nedeni degildir; ram, geli~menin sürekliligini dilegetirir. Yiröncül olgu kendisini izleyen olguyu ka91mlmi ya~ma gelrni~ bir insan yeniden on dokuZ maz olarak meydana getirmiyorsa bu iki olya~ma dönemez, kozasmdan 91kml$ bir kelegu arasmda nedensellik ili$kisi yok demekbek yeniden kozasma giremez. A9m1$ bir tir. 10. Neden vesile ya da bahane'yle kan~­ 9i9ek solar, ama bu bir geri9evrilme degil, tmlmamaltd1r, ömegin ar$idük Ferdinand'm yeni 9i9ekler a9masma olanak saglama, e~de­ öldürülmesi Birinci Dünya Sava$tmn i(1914) yi$Ie ileriye gitme ii;indir. Tüm ini$ 91k1~lar vesilesi ya da bahänesidir ama nedeni degilve yozla~malar son 9özümlemede ileriye dog· dir, bu sava$m nedeni emperyalistler araru geli~menin ka9m1Imaz sürecine kattltrlar. smdaki uyu$turulamaz kar~1thklann a$ilma Geri9evrilmezlik, sonsuz evrende sonsuz ge· düzeyine s19ramas1d1r. 11. Neden ko$ullar' li~me olanaklannm varltgm1 dilegetirir. Za· la kan~tmlmamahd1r, ömegin bir yumurtamanm akt$1 nastl geri9evrilemezse bu akt$ nm civciv 91karmasmda 1s1 ba~ ko~uldur ama i9inde olupbitenler de geric;:evrilemez, bir son· 1s1 bir ta~tan civciv c;:1karmaz, civcivle~me

raki durum bir önceki duruma döndürülemez. Yozla~malar göreli ve gelipge9ici, geri9evrilmezlikse temel ve evrenseldir. Geri9evrilmezlik deyimi, Türk Dil Kurumunca yay1mJanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde Dr. Özer Ozankaya tarafmdan geridöndürülemezlik deyimiyle dilegetirilmi~tir ve toplumbilim a91smdan "toplum ya$ammdaki bütün süre9lerde ba$langi9taki duruma geri dönmenin olanaks1zhgi, bir a~amay1 ba$ka bir yeni a$a· manm izlemesi özelligi" olarak tammlanrru$tir. Bk. Geli$me, Gericilik. GERiGiDEN. (Os. Dereki, Rüc'i, Räci, Rücfii, Mütedenni, irticäi; Fr„ lng. Retrograde, Al. Rückgaengig, Rückstaendig; lt. Retrogrado) Olu$U geriye dogru ya da ters yönde ger9ekle$en.„ Gerigitmeyen (Os. Mädumiyeti rüc'iye, Fr. Anterograde) kar$1t anlammda kullamhr. Örnegin bir 9arpmadan ötürü bellek yitiminde unutma, kazämn oldugu zamandan sonray1 kaps1yorsa gerigitmeyen, kazänm oldugu zamandan önceye aitse gerigiden bir bellek yitimidir. Toplumsal anlamda da kul!amhr, toplumun ilerlemesine engel olmak ve onu geriye döndürmeye 9ah~mak anlamm1 dilegetirir. Auguste Comte, bu terirni, eskiye döndürmeye 9ah~an her türlü olgu, dü ~ ün ce, etki vb. i9in kullanmt$tlr. GERiLETEN DEViM. (Os. Hareketi ric'iye, Hareketi derekiye; Fr. Mouvement regressif) Geriye dogru devim... Gerileme r(Os. Tedenni, Fr. Regression) olgusunu bu türlü bir devim ger9ekle$tirir. Bk. Gericilik. GERi LEYiCi. (Os. Dereki, Mütedenni, Habit, Rücu, Takahkur; Fr. Regres) Gerileme niteliginde olan... Bu anlamda manttk terimi olarak varg1dan öncüllere dogru giden kamta gerileyici kamt (Os. Dereki delil, Fr. Argument regressif) denir. Gerileme anlammda ilerleme kar$1hgmda kullamhr. Bk. tlerleme, Gerilik. GERiLiK. (Os. Rücu, Hubut, Tedenni, Takahkur; Fr. Regression, Retrogradation; Al. Regress, Regression, Rückgang, Zurückgehen, ückschritt; ing. Regression, Retrogression; t. Regressione) Gerileme.„ Daha az yetkin bir hille dönme anlammda felsefe terirni olarak gerilek sözcügü önerilmi~tir. Terimin geneI anlam1 gerilik ya da gerileme'dir ki ilerlerne (Os. Terakki, Fr. Progression) kar§th· linda kullamhr. Toplumbilimsel anlam, Türk Dil Kurumunca yayunlanan Toplumbilim Terirnleri Sözlü~ü'nde Dr. Özer Ozankaya ta-

f

GEVELEME

rafmdan "insamn ve i9inde yer ald1g1 toplumsal yapmm, dogal ve toplumsal 9evresi üzerindeki denetim olanaklanmn azalmas1" olarak tammlanmt$tlr. Bk. tlerleme, Gerileyici, Gerilik Yasas1. GERiLIK YASASI. (Os. Derk kanunu, Fr. Loi de regression) Franstz ruhbilimcisi Ribot' nun unutma yasast.„ Ribot'ya göre, ilerlemekte olan bir bellek yitiminde unutma; en yeniden en eskiye, en karma$tktan en yalma, irädeliden kendiligindene dogru olur (Ribot, Maladies de la Memoire, Ch. II, s. 95). Bu demektir ki önce en yeni, en karma$tk, irädey le bellenmi~ olan unutulur ve unutma bu mayla geriye dogru yaytltr. Metafizik siyasa ve ekonomi anlayi~mda da ilerlemenin ters yönde degi~irni, toplumsal nedenlere degil, bir gerilik yasasi'na baglamr. Bk. Gerilik, Gerigiden. GER!LiM. (Os. Tevettür, inbisät, ~iddet, Kabzu hast; Fr„ lng. Tension; Al. Spannung) Gerginlik.„ Antik9ag Yunan felsefesinde Stoac1lar bu terimi i9sel bir 9aba olarak kullanm1~lard1r, ömegin Stoac1lara göre her $eY birtürdenligini böylesine bir gerilim'le saglar ve sürdürür. Stoac1 Epiktetos'a göre ölmek, bu gerilimin gev~emesidir. Fra.ns1z ruhbilimcisi Pierre Janet de ansal yogunla~maya ruhsal gerilim (Os. Ruhi tevettür, Fr. Tension psychologique) demi~tir. Bu yogunla~m1$ ansal düzeye de ansal düzeyin yükseli# '(Os. Seviyei akliyenin tereffüü, Fr. L'elevation du niveau) der (P. Janes, Les Obsessions et la Psychasthenie, 1903, s. 495). Bu deyim, Türk Dil Kurumunca yayimlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde "gereksinmelerin doyurulamad1gi ya da erege yönelmi$ davram~lann engellendigi zaman ortaya 91kan CO$kusal durum", Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde de Fr. ve lng. frustration deyimi kar~1hgmda "bireyin birbirine kar~1t isteklerinin yol a9ttgi ya da bir istegini ger9ekle~tirmesini önleyen dt$ engellerin neden oldugu i9 9eli~­ me" olarak tammlanm1$tlr. Bk. <;eli$me, Uyu$· turulamaz Kar$ttltk. GEVELEME. (Os. Teksiri keläm, itnäbt keläm; Fr„ Al„ lng. Battologie, lt. Battologia) <;e~itli anlamda$ sözcüklerle bir dü~üncenin bo~ yere tekrarlanmasi... Konusu ve yüklemi aym kavram olan önermeleri ilerisürmeyi dilegetiren geneleme'den ayn bir bo~sözcü­ lüktür. Buna Türk9emizde gevezelik de denir. Ansal bir ilerleme olmaks1zm aym anlam üstünde dönüp dola~1hr. Bk. Geneleme.


GEZiMCiLiK

0

Fr. Exoterique) anlamlarma kar$t i9rek (Os GEZiMCiLIK. (Os. Me~$aiye, Felsefei me~­ Batmi, Fr. Esoterique) anlamlan gizern'dir: ~aiyyun; Fr. Peripatetisme, Al. Peripatetismus, Deyim, tarihsel süre9te, sadece dinsel alan. Ing. Peripatetism, lt. Peripatetismo) Aristoda d~gil, felsefe alamnda. da ge9erli ohnu~­ teles ögretisi„. Gezimcilik terimi, genel olatur. Ornegin antik9agda P1tagoras okulu yük. rak Aristoteles felsefesini dilegetirmekle besek derecedeki ögrencilerine gizli ve gizemraber, özel olarak orta9ag Hiristiyan Aristosel dersler verirdi. Bk. Gizemcilik, Gizlicilik culugunu adlandmr. Aristoteles derslerini i9rek9ilik. ' Likeon'da gezinerek verirmi~. Bu yüzden Yu. gezinmek anlammdaki peripateuein sözcügiinGiZEMCi. (Os. Mutasavv1f, Batmi, Strri, Ta. . den türetilen bu ad, Aristoteles ögretisini disavvufi, Mezhebi müka~efeye mensup; Fr. lcgetirir. Ögretisine lise (Yu. Likeon) de deMystique, Al. Mystisch, lng. Mystic, Mystical; nir. Htristiyan Aristoculugu, Htristiyanhk doglt. Mistico) Gizemciligi bcnimseyen„. Kök malarm1 felsefeylc temellendirmek i9in Arisanlammda susmasm1 bilen demektir ki bu toteles'in metafizik yamna dayamr. Ortai;:ag gizleneni saklayan anlammt dilegetirir. Stfat Htristiyan Aristoculugunu adland1ran gezimolarak gizemse/ anlammt verir, bu anlamda cilik, Aristoteles'i Htristiyan eklemelerinden gizeme ve gizemcilige deggin olam dilegeti· temizleyen Rönesans Aristoculugundan ayn rir. Bk. Gizem, Gizemcilik. bir nitelik ta~tr. Aristoteles9ilik, Htristiyan Katolik kilisesine XIII. yüzy1lm ba~Iannda GiZEMCiLiK. (Os. Tasavvuf, Söfiyye, TaBoetius, Robert, Büyük Albert ve Aquino1u savvufiyye, Mczhebi müka~efe, Mezhebi bfi. Thomas'm 9eviri ve yorumlanyla sokulmu~­ tmiyye, Mezhebi ke~if, Erbabt müka~efatm tur. Aristoteles'in bi9imler bii;:imi tanr1s1 domezhcbi; Fr. Mysticisme, Al. Mystizismus, gadan aynydt ve bu bak1mdan Platon'un doIng. Mysticism, lt. Misticismo) Dogaüstü gü9ga-tanr1smdan 9ok daha uygun görünüyordu. lerin varbulundugu ve bunlarla· ili~ki kuruBir yandan da dogabilimleri geli~mcye ba~­ labilecegi temeline dayanan <linse! dünya gölam1~t1 ve Katolik kilisesi bunun tchlikelerü~ü„. Gizemcilik deyimi, ger9ekte, Batt mis· rini ~imdiden seziyordu. Aristoteles'in pantisizm'ini dilegetirmek i9in öneritmi~tir. Tü· teist olmayan Tanr1c1 dogabilimi, isa'mn ögretildigi kök gizem (Os. Sir, Fr. Mystere) retisini temellendirebilir ve geli~en doga bideyimidir. Bundan ötürü Osmanhca kar~tlt· limlerinin kar$tsma 91kabilirdi. Bilimci Aristogmm, tasavvuf degil, s1rr'ilik ya da s1rriyye teles H1ristiyanhkla uzla~tmlmca onun ögreolmast gerekir. islamhga özgü tasavvuf'un ve tisi bilimsel özgür dli$lincenin yerini alacak bunun dt~mda Dogu ve Batt i9rek9ilik1erinin, ve özgür dü~ünceye belki de pek uzun bir gizemsel yap1h olmalanna ragmen, mistisizm süre ii;:in engel olabilecekti. Nitekim, Katodeyiminin kapsamma girmeyen 9ok ayn özellik kilisesinin XIII. yüzy1hn ilk ytllarmda likleri vardtr. Bu deyimler, birbirleriyle ka· su9lad1g1 Aristoteles'e kar~t gelmek en ban~tmlmamahd1r. Gizemciligin halka a9tk din· g1~lanmaz dinsizlik su9u saytlmaya ba~Jam1~­ !erden ayr1hgi da dinsel amac1, dinsel yön· t1. Aristoteles'in tek satmna kar~t gelmek, temlerle kar~1tla~an gizemsel yöntemlerle ger· diri diri yaktlmay1 göze almak demekti. i.ö. 335 y1lmda Atina'da kurulan Peripatos oku9ekle~tirmeye 9ah~mas1d1r. Gizemciligin teme· lu, H1ristiyan Avrupa'y1 da kapsayan bu egeli <;:in'de Konfüsyüsi;:ülük ve Taoculuk, Hint' menligini bin ytl sürdürmü~tür. Bk. Aristo- . te Brahmanc1hk, M1s1r'da Hermes9ilik, Yunan' da Orfeos9uluk ve Pitagoras91hk gibi ilk9a· culuk, Skolastik. gm gizemsel dinleridir. Bu dinler halka ka· pahyd1 ve törenleri gizli yap1hrd1. S1radan GiZEM. (Os. Sir, ·Raz, Rüsum ve tealim; insanlarm ula~amayacaklan varsaytlan gize~· Fr. Mystere, Al. Mysterium, Ing. Myster, lt. lerin gizlenmesi gerekiyordu. Ünlü Türk gi· Misterio) A91klanamay1p gizlenen„. Yunanca .zemcisi ~eyh Bedrettin bu geregi Varidat susmasm1 bilmek anlammdaki muein sözcüadh yap1tmda ~öyle ai;:tklar "Hak (ger9ek), günden türemi~tir. Yu. mysterion deyimi de halka ay1klanamaz. Aytklamrsa ya yo!lannt sir anlamm1 dilegetirir. Bu s1rlar, kapah dinsap1ttrlar ya da o ger9egi söyleyeni su9Jarlar. lerin mlandtr. Özellikle antik9ag YunanhHak ve halk, ayn ayn gözetilerek, birbirle· larmm Eleusis mikterleri ünlüdür. A9tk dinrine ah~ttnlabilirler. Ama herhalde halk hak· lerin kapah ve gizli yorumlart da bu deyika ah~tmlmahdtr". Dinler tannsal yönetime min kapsamt ii;:indedir. Bu deyimden türetiuygun bir ya~amt buyururlar, gizemcilikse len gizemcilik, genellikle ai;:tk dinlerin bu tannyla birle$me ve tanrida ya$ama amac 1• gizli yorumlarmdan dogmu~tur. is!am tasavvufunda dinsel terimlerin d1$rak (Os. Zahiri, m güder. Bu amaca varmak i9in de genel·

~ Jikle sezgi ve sevgi yöntemleri kullamhr. Gizemciler, sadece duyusal olana degil, ussal olana da kar~t 91karlar. Htristiyan gizemcisi Hugues de Blankenburg (Paris'te Saint Victor papazt oldugundan Hugues de Saint -Victor ad1yla amhr; 1096-1141) $Öyle der: "Tanri'rirn insan akliyla kavranmas1 mümkün degildir ve Tanri aszl bu yüzden ger9ektir„.". Ak11!1 insan i9in kuru bir dogmatik inan (iman) da yetmemektedir. Htristiyan gizemcisi Jansenist ve ünlü matematik9i Blaise Pascal (1623-1662) da $Öyle der: "Matematigin fÖzemedigini sezgi fÖzer. Akzl ülkesinin sznmmn bittigi yerde gönül ülkesi ba$lar. Ak1ldan geien bilgilerin ötesinde sezgiden geien bilgiler vardzr ki, önemli olan da as1l bu bilgilerdir„. ". insan, Tann'yt, duyulanyla algtlayamaz vc usuyla kavrayamaz ama onu, O'na kar$1 duydugu büyük sevgi (A$k)'yle sezer. Gizemsel tap1m, dt$sal bir taptm degil, i9sel bir tap1md1r. isläm gizemcileri bunu $Öyle dilegetirmi$lerdir: "T>lim'ya ibadctle degil, muhabbetle var1hr". Bu, bir duyu ya da us baglant1s1 degil, bir gönül baglantts1d1r. Bu gönül baglantm antik9agm Eleusis gizemciliginde Yu. ekstasis (bilincin ortadan kalkmas1yla geri;:eklc~en en yüksek insansal durum) ve Yu . enthousiasmos (Tanrt'nm insamn i9ine girmesi) kavramlartyla dilegetirilmi~tir. Bu durumda her türlü Os. rüsum ve kuyud (Törenler ve kurallar) ortadan kalkar. istam gizemcileri "rüsum ve kuyudu ref, tariki tevhidin esas1d1r" derler. Yükselmeyi ve ger~ege yakla~may1 derece derece ger9ekle~tiren gizemcilik ögretilerinde genellikle en üst derece büttin kurallardan, yasaklardan, törenlerden, yükümlülüklerden s1ynlmay1 saglar. Orta9agda Bernard de Clairvaux (1101-1153), J. Eckhart, Jean Tauler, Jean Wessel, Thomas Kempis, Tean Gerson, Nicolas de Clemangis vb. gibi dü~ünürlerce bir gizemsel tanribi/im (Os. S1rri iJahiyat, Fr. Theologie mystique) ve bir gizemsel felsefe (Os. S1rri felsefe, Fr. Philosophie mystique) geli~tiril­ miHir. Gizcmsel tannbilim, bir 9e~it törebilin1se/ filecilik (Os. Ahläki riyazet, Fr. L'asc~tisme moral) niteligindedir; gizemsel felsefeyse gizemsel ya~am1 felsefesel bir temele 0 turtmak amacm1 gütmü~tür. Gizemcilik, özell~klc Jacob Böhme ve Swedenborg'un ki~i­ hklerinde, teosof i'yle de baglantt kurmu~tur. Co$ku, esirme, Tanri'ya ula$ma ve Tann'yla birle$me gibi gizemci ögeler felsefeye Baküs diniyle Orfeos9ulugun bir refom1cusu olan Pitagoras'la girmi~. daha sonra Platonculuk Ve Yeniplatonculukla bii;:imlenmi~tir. Bk. Gi-

GiZiLGÜC

zem, i9rek9ilik, <;:ilecilik, Pitagorasc,:1hk, Platonculuk, Yeniplatoncu!uk. GiZEMSEL OKUL. (Os. Erbabt murakebe ve medresesi, Fr. Ecole comtemplative ou mystique) XII. yüzy1Jda Sko!astik mant1ga tepki olarak ortaya 91kan Hugues ve Girard de Saint-Victor'un ögretileri... Özellikle, Hugucs de Blankenburg ad1yla da amlan Cermen as11!1 Paris'teki Saint-Victor kilisesi papaz1, Skolästiklerin manttksal tannsma kar~1 gizemsel tanny1 91karm1~t1r. Bu, Abaelardus' un anla$1lzr tanrz dü~üncesine kar~t 91kanlan anla$zlmasa da tanri dii~üncesidir. Bu tann· y1 derin dü~ünmeyle seyretme Hugues'e yeterli görünmektedir. Bk. Gizemcilik. müka~efe

GiZEMSEL YA~AM. (Os. Hayatt mutasavvtfäne, Fr. Vie contemplative) Derin dü~ün­ me ve ii;:sel denetlemeyle ge9en ya~am„. Eylemsel ya$am (Os. Hayatt faa!ane, Fr. Vie active) kar~thgmda kullamltr, insanca ya$ama kar~Jt bir anlam ta~tr. GiZiL. (Os. Bilkuvve, Ztmni; Fr. Virtuel, Al. Virtuell, Virtual; Ing. Virtual, it. Virtuale) Gü9 olarak sakh olup da sonradan meydana 91kan„. Ger9ek ve edimsel terimlerine kar~1tt1r. Metafizikte gizilgü9 deyimiyle anlamda~ olarak kullamhr. Her iki deyimin de temeli Aristoteles'in Yu. dynamis terimidir ve olanak anlammdadir. Aristoteles'e göre örnegin palamut me~ede, heykel heykeltra~ta ya da mermerde gizil ya da gizilgü9'tür; bu olanak (Yu. Dynamis)'lar devim (Yu. Kinesis) 'Je ger9ek (Yu. Energeia)'le~ir. Daha a9tk bir deyi~le gü9 olarak varolan (Yu. Dynamis), edim olarak var (Yu. Energeia) olur. Bir bak1ma Aristoteles'in bu ilerisürü~ü Elea'h Parmenides'e bir yamt niteligi ta~1r. Parmenides olu$'U yokluktan varhga ge9i~ olarak tammlam1~ ve hi9ten hi9 bir $ey flkmaz (La. Ex nihilo nihil fit)'hgt ilerisürerek olu$'u yads1m1~t1. Aristoteles, bu ilerisürü~üyle, olu$ (Yu. Genesis)'un, yokluktan varhga ge9i~ degil, gizil varhktan edimsel varhga gei;:i~ oldugunu göstermi~tir. Osmanh felsefecileri bunu kuvveden f iile deyimiyle dilegetirmi~lerdir. Türk Dil Kurumunca ruhbilim terimi olarak Ing. latent (Os. Hafi) deyimine kar~thk göstcrilen ve geli$ip ortaya ftkmam1$ olan (ki$isel özellikler) dcyi~iyle tammlanan gizil deyimiyle biri;:ok ruhbilim terimleri önerilmi$tir. Bk. Gizilgü9, Ger9ek, Edimsel, Aristoculuk. GiZiLGÜ<;. (Os. Kuvvei mekniye, Kudreti mekniye, Mekni, Ztmni; Fr. Potantiel, A l.


GÖRECi DÜSÜNCEC1L1K

GlZLi Potenz, Potenzial; Ing. Potential, lt. Potenziale) Güy olarak varolan... Fr. Potentiel sözcügünün Osmanhcadaki tarn kar~1hg1 kuvve'dir ve kuvvet .(Tr. Güy, Fr. Puissance) 'dan farkh bir anlam ta~1r. Geryekte bu, henüz meydana y1kmam1~ e~deyi~le gizil bir güytür. Ömegin Aristoteles'e göre bir me~e agac1 bir palamutta gizilgü~ olarak vard1r. Henüz geryekle~memi~tir ama geryekle~me imkämm ta~1maktad1r. Metafizikte gizilgü{le gizil anlamda~tlr, kar~1t anlamhlan da aymdir. Fizikte devimsel erke (Os. Kudreti harekiye, Fr. Energie cinetique) kar~1hgmda gizilgü~lü erke (Os. Kudreti mekniye, Fr. Energie potentielle) deyimi kullamhr. Dogabilimlerinde de ~iddet (Fr. Intensite)'le anlamda~· hr. Bk. Gizil. GiZLi. (Os. Hafi, Mektum, Garip, Gäib; Fr. Occulte, Al. Occult, Geheim; ing. Occult, it. Occulto) Görünmez ya da belirsiz bir durumda olan... Gizil teriminden ayr1lmahd1r. Gizil, meydana ylkmayabilir ama aslolan meydana y1kmas1d1r. Buna kar~1 gizli, meydana ylkabilir ama aslolan meydana y1kmamas1d1r. Bk. Gizlicilik. GiZLi BiLiMLER. (Os. Ulßmu hafiye, Fr. Sciences occultes) Konu edindikleri nesnelerin niteliklerini bilmemekten ötürü bu nitelikleri gizlenmi~ sayma dü~üncesine dayanan bilimler... Örnegin Simyä, Astroloji, Teürji, ispirtizma, Manyetizma vb. gibi ugra~tlar bu nedenle gizli bilim saytlrru~Iardir. Olgucu Auguste Comte, gizlicilik terimini henüz bilim olmad1klan halde bir gün bilimselle~ebi­ cek olaylar anlammda kulland1gmdan, ondan güylenen bir sürü falc1hklara da bilim ad1 verilmi~tir. Bk. Gizlicilik, Bilim. GiZLiCiLiK. (Os. ilmül gayb, Ulßmu hafiyenin hey'eti mecmuas1, Ulßmu hafiyeyle i~tigal, Ulumu hafiyye tarzi tefekkürü; Fr. Occultisme, Al. Occultismus, Ing. Occultism, lt. Occultismo) Gizli bir yöntemle nesnele· rin bilgisine varmak isteyen ögretilerin genel ad1... Gizliciligin kökü, dinsel inanylarla yarp1~an bilimsel bilgi tutkusundad1r. Bombo~ bir alanda büyük dü~lere varm1~ olan inany gücü, yava~ yava~ ilerleyen bilimsel bilgiyle her ad1mda yalanland1g1 iyin insan zekäsmm sürekli olarak kar~tsma dikilmi~ ve onu gizlcnmek zorunda btrakmt~hr. Gizliciligin bu tcmel yap1s1, zaman zaman, kendisini gizlenmeye iten inanr;lan da kötüye kullanmt~ ve onlarm dü~lerine yeni dü~ler eklemi~tir. Bu demektir ki bilimsel gizlicilik, ka~ttl olan

bilimdt~t

gizlicilikle birlikte geli~mi~tir. Gizli. cilik, terim olarak, bu bilimd1~1 gizliciligi di!egetirir ve insanlann gereken yetenegi kazanarak gizli giiylerle bag kurabilecekleri inan. cma dayamr. Gizemsel yapth olan ve teosofi'yle de baglantm bulunan gizlicilik, esrarh formüller ve i~lemlerle dogaya egemen olunabilecegi inancmt güder. Özellikle XV. yüzy1l Avrupa'smda yaygmla~an gizli bilimler tutkusu gizliciligi bir ye~it sihircilige ve teürjiye dönü~türmü~tür. Ünlü bir felsefeci gizliciligi "astrolojik bo~inam;:larla ~arlatanltk kar1~1m1" olarak niteler, bununla beraber "bilimsel reformun müjdecileri" olduklanm da ekler. Gizlicilige ve özellikle teosifiye bu bilimscl niteligi veren Reuchlin, Pico della Mirandola, Agrippa von Nettesheim, Hieronymus Cardanus, Teophrastus von Hohenheim (Paracelsus) gibi gizlici dü~ünürlerin skolästik bilgiye kar~1 a~m tepki göstermeleri ve bo~inanysal yollardan da olsa dogaya egemen olma yolundaki tükenmez tutkuland1r. Dilimizde Türkye yaz1m1yla okültizm deyimiyle de dilegetirilen gizlicilik deyimi, Frans1z dü~ünürü Auguste Comte tarafmdan "henüz bilim niteligi kazanmad1klan halde bir gün bilimselle~ebilecek olan olaylar" anlammda kullamlm1~tir. Bk. Gizli Bilimler, Gizemcilik, Gizli. GNOSTiKLER. (Os. irfäniyyun, Fr. Gnas· tiques, Al. Gnostiker, ing. Gnostics, it. Gnostici) Antikyag Yunan felsefesini gizemcilik ve Htristiyanhkla kayna~ttrmaya yab~an din· sel-gizemsel dü~ünürler... t.s: I. ve II. yüzy1llarda ya~ayan Valentin, Simon, Basi!ide, Carpocrade, Saturnin, Marcion vb. gibi dü~ünürler gizemsel-dinsel bir felsefe olu~tur· mu~lard1r. Bu felsefe, antikyag Yunan fel· sefesini ve özellikle Platonculugu, Pitagoras· y1bg1, ilkyagm gizemsel dinlerini, Yahudiligi ve Hiristiyanhg1 seymeci (eklektik) bir tu· tumla kayna~ttrarak biyimlenmi~tir. Terne! dü· ~ünceleri, salt1k bilginin anhk sezi~Ierle kav· ranabilecegi inanc1d1r. Dilimizde bilinirciler ad1yla amlan gnostikler, geryekte, gizemci ta· rikat adamlar1d1r ve tüm dinleri salt1k bilgi· nin saglanmasmda yetersiz bulurlar. ontar iyin salt1k bilgi, dinsel bilgilerin yok üstün· de bulunan kurgusal bilgilerdir. Bu yüzden Hiristiyanlarca sapkm saytlm1~lard1r. <;ünkil isä'mn Tann'nm oglu oldugu, dogdugu ve büyüdügü, yarmtha gerildigi vb. gibi Htristi· yan dogmalanm yadstrlar. Onlar ir;in isä düpedüz bir insand1r. Ne Tann ne de oglu dogmaz, büyümez, hele yarmtha hiy gerilmez. ingiliz dü~ünürü Bertrand Russell, isä'yt bir

insan saymast bak1mmdan lsläm peygamberi Muhammet'in de bir gnostik oldugunu söyler. Gnostikler, gizemsel ve felsefesel dinciJiklerinin d1~mda tarn bir anlay1~ birligi göstermezler. Örnegin kimi gnostiklere göre yarm1ha gerilen isä'nm hayälidir, kimilerine göre de insan-isä'd1r. Kimilerine göre Tanr1' nm oglu vaftiz edildigi s1rada insan-isä'nm vücuduna girlni~, tarn yarmtha gerilecegi s1rada ondan ayrdm1~t1r. isä'nm "Tanr1m, beni niyin biraktm?" (Markes incili, XV, 34) sözünü de, Hnistiyan dü~ünürlerini bir hayli güy durumda b1rakarak, bunu kamtlamak iyin i!erisürerler. Kimi din tarihyilerine, örnegin P. L. Couchoud'ya göre ilk incil'i yazan da bir gnostik, Sinop'lu Marcion'dur. Bu incil, Marcion incili ad1yla amhr ve Markes incili' nin bundan türedigi ilerisürülür. Gnostik deyimi, genellikle, i.S. I. ve II. yüzy1llann felsefesel tarikatlarm1 adlandmr ve tinsel gizler bilimi anlammdaki Yu. gnosis sözcügünden türemi~tir. Bk. Gizemcilik. GÖLGEOLA Y. (Os. Hädisei lähika, Hädisei munzama, Hadisei tabia, Hädisei fer'iye, Hädisei zäide, Alelhädise, $äni zäit; Fr. Epiphe. noniene, Al. Begleiterscheinung, Ing. Epiphe· nomenon, it. Epifenomeno) Bir olaya eklendigi halde onun üstünde hiy bir etkisi bulunmayan olay... Huxley, Clifford, Hodgson, Spalding, Shadworth gibi ingiliz dü~ünürle­ rinin ilerisürdükleri gölgeolay (Epifenomen) deyimi, insan bilincini etkisiz bir yans1ttc1ya indirger. F. Le Dantec, E. Hartmann, F. Nietzsche, G. Santayana gibi özdekyi ve dü~ün ceci ye~itli dü~ünürlerin de kat1ld1klan bu anlay1~a göre yürümekte olan bir adamm gölgesi o adamm yürüyü~ünü nasd yava~Iat1p h1zland1ramazsa bir gölgeolay olan biliny de kat1 ld1g1 olaylan öylece etkileyemez. Biliny olaylan dogurmaz, ancak olaylara eklenir; bir bacadan ytkan duman gibi bizzat olay de~!, o olaym gölgesidir. Bk. Gölgeolayc1hk, Biliny. GÖ LGEOLA YCILIK. (Os. Alelhädisiyye, Hädisei lähikac1hk, Fr. Epiphenomenisme) Bilinci bir gölgeolay sayan ruhbilim ögretisi... Bu anlay1~a göre ruhsal olaylar sinirlerin ürüniidür ve biliny!e hiy bir ilgileri yoktur. Biliny, ruhsal olaylarda etkisiz bir gölgeolaydtr. Sinirlerin merkezi beyindir, öyleyse beYin yab~mast sinirlerin uyard1g1 bir 9alt~ma­ d1r, bu yalt~mada bilincin en kür;ük bir rolü yoktur. Bilinr;, bu r;alt~mada, ocagm duntam gibidir, yanma olayma eklenmi~tir ama onun üstünde hiy bir etkisi yoktur. W. Ja-

mes, gölgeolayc1hg1 anlattrken ~u örnegi veriyor: "Bizler, sinir sistemini harekete getiren bütün ko~ullar1 bilebilseydik, bi!inyli bir adam oldugunu dü~ünmeksizin, Martin Luther denilen yüz kiloluk albüminden ibäret adamm bütün dü~üncelerini, en ince ayrmttlarma kadar saptayabilirdik". Bk. Gölgeolay, Davram~y1hk, Biyimci Ruhbilim. GÖRECi. (Os. izäfiyeci, Fr. Relativiste) ßa. gmt1ci... Bk. Bagmtl, Bagmhc1hk. GÖRECi DÜ~ÜNCECiLiK. (Os. izäfiyeci iftikäriye, Fr. Idealisme relativiste) Bagmt1c1hgm dü~ünceci yorumu... "Diyalektigin bilinmcmesiyle birle~en görecilik, sonunda mutlaka idealizmc götürür". Bu demektir ki diyalektiksiz bagmttc1hk, insan bilincinden bag1ms1z dogamn geryekligini yads1mak zorundad1r. Nesnel geryeklik, insan bilincinin d1~mda ve ondan ba&tms1z olarak · var olmakttr. Bu bilgi, diyalektik bagmt1c1hg1 idealist bagmttc1hktan aymr. Bu aynmt terimlerde de belirtebilmek iyin, son ytllarda, Türkyemizde, relativizmin diyalektik anlay1~1na bagmt1c1l1k, idealist anlayt~ma görecilik demek egilimi vard1r. Geryekte her iki terim de anlamda~ttrlar. Diyalektik mant1ktan yoksun bulunan dü~ünceci görecilik, Aristoteles'in biyimsel manttg1yla dü~ünmeye ah~­ m1~t1r. Bu manttga göre de herhangi bir ~ey ya var'd1r, ya da yok'tur, bagmt1l1 olarak var olunamaz, göreli olarak var demek ger<;:ekte yok demektir. Örnegin Einstein zaman, uzay ve özdek bagmt1l1 olarak vardzrlar der. Bu demektir ki zamans1z uzay, uzays1z zaman, zaman -uzays1z özdek ve özdeksiz zamanuzay dü~ünülemez. Göreci dü~üncecilik bu bagmt1hhg1, bunlann yoklugu ve kuruntudan ibäret bulurtduklan biyiminde yorumlar. Oysa salt1k geryek, göreli geryeklerden meydana gelir. Bilgilerimizin göreliligi, nesnel geryekligin inkär1 anlammda degil, bilgilerimizin bu geryege tarihsel olarak yakla~ma derecesi anlammdad1r. "<;agda~ materyalizm bak1m111dan bilgilerimizin salt1k nesnel geryege takribi yakmhk smirlart tarihen görelidir, ama bu geryegin varhg1 göreli degildir. Nastl ki resmin modeline yakla~tk uygunlugu görelidir, ama resmin varhg1 göreli degildir, gerc;ektir. Tarih iyinde ncsneler üstündeki bilgimizi mäden kömüründe alizarini ya da atomda elektronlan ke~fedecek kadar ilerletmi~ olmam1z tarihen gö~elidir, fakat bu gibi ke~iflerden her birinin saltJk nesnel bilgide bir ilerleme te~kil ettigi asla göreli dcgildir". J. Dietzegen de ~öyle demi~ti: " Salttk gers;ek i~i tilebilir,


)

GÖRELi HAKiKAT koklanabilir, ellenebilir ve hie; ~üphesiz bilinebilir. Ama bilgiye tümüyle dähil olmaz. Ressamm modelini tarn olarak tekrarlamaktan uzak oldugu muhakkakt1r, bir tablo modeline nas!l tetabuk edebilir? Ancak ve hie; ~üphesiz yakla~1k olarak„.". i~te bu yakla~1k­ hk, görelililiktir. Ama bu görelilik, tablonun nesnel varhgm1 ortadan kald1rmaz. "insan bilgi kuramm1 görecilige dayand1rd1 m1 kendisini zorunlu olarak ~üphecilige, bilinemezcilige ve sofizme, ya da öznelcilige mahkum eder. Diyalektik olmayan görecilik bak1mmdan her türlü safsata hakh gösterilebilir". Bk. Bagmtlc1hk, Dü~üncecilik, Eyti~im. GÖRELi HAKiKAT. (Os. izafi hakikat, Nisbi hakikat; Fr. Verite relative) Salt1k hakikat1 ic;eren yakla~1k hakikat... Ger9ek {Fr. Realite) deyimi dilimizde hakikat (Fr. Verite) anlammda da kullamld1g1 ic;in; aralarmdaki c;ok öneni.li anlam farkma ragmen, göreli ger9ek de denir. Engels "sonsuzca bilmek, sonsuza son c;ekmek olur" der. Gerc;ek sonsuzdur ve bu bak1mdan salt!kt!r, bunun ic;indir ki insan bilgisinde yans1yan gerc;ek daima yakla~1k ve görelidir. Bilgi ve dolaylSlyla bu bilginin kapsad1g1 gerc;ek hi~ bir zaman tamamlanamaz, c;ünkü sonsuza dogru ilerlemektedir. i~te sonsuza dogru ilerleyen bu gerc;ek zorunlu olarak görelidir. Ne var ki, her an biraz daha sonsuza dogru ilerleyen bu, göreli gerc;ek saltik ve nesnel bir ic;erik ta· ~Ir. · Duyumlar1m1z, alg1lanm1z, tasanmlanm1z ve kavramlar1m1z bu salt1klzg1m da birlikte ta$1yan göreli ger9ek'i yans1t1rlar. Yans1tt1klarmm hakikat oldugunu da pratikle deneyerek anlar1z. Pratikten kar~1hk alamayan tasar1mlar ve kavramlar gerc;ek degildirler. idealizm ve metafizik, pratikten kopmu~ ve hayäl äleminde ba~1bo~ bir serüvene at1lm1~ bu hakikat olmayan tasar1mlar ve kavramlarla i~ görür. Buna kar~1 eyti~imsel özdekc;iligin aymc1 niteligi, tasanmlar1 ve kavramlan daima pratikle denetlemesi ve gerc;ekle bagmtih tutmas1dir. Bunun ic;indir ki eyti~imsel özdekc;ilik, hayillci ve uydurmac1 degil, tümüyle gerc;ekc;idir. Pratikten kar~thk alan, e~deyi~Je dogada kar~1hg1 bulunan göreli bilgisel gerc;eklerimiz, saltigm dogrultusunda demektir. Salt1gm dogrultusunda bulunmasalard1 pratikten kar~1hk alamazlard1. Örnegin fizikte c;ekim konusunu önce Galile, sonra Newton, daha sonra da Einstein ac;1klad1. Bu a91klamalardan her biri, bir sonraki ac;1klamayla daha geni~leyip ilerlediginden, göreliydi. Ama her biri salt1khgm1 da ic;ermi~ti, c;ünkü pratikten kar~1hk almt~ ve

GÖRGÜCÜLÜK

insanlarm büyük c;apta i~lerine yaram1~ti. Her i~e yarayacak olan salt1k bilgisel gerc;egin dogrultusundad1r ve onu ic;ererek birlikte ta~1maktadir. Einstein'in ac;1klamas1 da, daha sonra yapilacak ac;1klamalara göre göreli bir ac;1klamad1r. C,::ünkü, "bu ac;1klamayla bu konu bitti ve tamamland1" demek "sonsuza son c:ekmek olur" ki, bu da ancak, idealizmin uydurabilecegi bir mucize olur. Göreli ger9ek' Je saltzk ger9ek'in bu kopanlamaz bag1mhhg1, eyti~imsel özdekc;iligin özüdür. Bk. Hakikat, Gerc;ek. GÖRENEK. (Os. Adet, Teamül; Fr. Coutume, Routine, Usage; Al. Gewohnheit, lng. Custom, Usage) Görgülere dayamlarak ah~1Jagelen... Alz$kanlzk, töre ve gelenek deyimlerinden aynlmahd1r. Türkc;emizdeki "biz babalanm1zdan böyle gördük" deyi~i görenegin halk dilinde dilegetirili~idir. Gelenege göre daha güc;süz, modaya göre daha dayamkhd1r. Bir süre sonra yitip gidebilecegi gibi zamanla gelenekle~ebilir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde Dr. Özer Ozankaya tarafmdan "uyulmas1 ic;in herhangi bir yaptmm1 bulunmayan ya da yaptmm1 c;ok yumu~ak olan davram~ bic;imi" deyi~iyle tammlanm1~t1r. Bk. Gelenek, Ah~kanhk.

GÖREV. (Os. Hizmet, Vazife, Uf'ule, Fiil, Tabii, Amel, Hareket, Memuriyet, Me· säi, Hädisei uzviye; Fr. Fonction, Al. Funktion, lng. Function, lt. Funzione) Görülegelen i~„. Anlamda~ olarak i$lev terimi de kullamhr. Ödev terimiyle kan~tmlmamahd1r. Görev, matematik, ruhbilim, ya~ambilim, top· lumbilim ve mantik alanlarmda kullamlan bir terimdir. Örnegin ya~ambilimde beslenme ve üi:eme birer görevdir. Midenin görevi hazmetmek, gözün görevi görmektir. Görev, herhangi bir varhktan beklenen i$'i belirtir. Bk. Ödev. ~ugal,

GÖREVCiLiK. (Os. Uf'ulecilik, Fr. Fonc· tionnalisme) Toplumbilim ve ruhbilim olaylarm1 gördükleri görev bak1mmdan degerlen· diren ögreti... Ruhbilim alanmda görevcilik, William James ve John Dewey taraflarmdan geli~tirilmi~ pragmac1hgm ruhbilime uygulan· mas1d1r. Organizmanm c;evreye uyma görevi incelenir, bundan ötürü de gerc;ekligin gö· revi i~e yaramak ve yararh olmaktir. Ama bu görev, nesnel degil, öznel ve keyfe baglt bir görevdir; birey olarak sizin i~inize yara· d1g1, i~inizi gördügü ölc;üde degerlidit. Top· lumbilimsel görevcilikse, c;e~itli görevlerin bir· /

birlerini gerekli kild1klanm ve böylelikle de bütün c;eli~meleri kolayhkla c;özdüklerini ilerisürer. Toplumbilim alamnda görevcilik toplumsal kurumlan, evrimlerine göre degil, toplumdaki görevlerine göre inceleyen anlay1~1 <lilegetirir. Örnegin Malinowski'ye göre her dinsel inane;, gördügü bir görev yüzünden yerle~mi~tir. Dua'mn görevi kimi yerde bol av saglamak, kimi yerde bir hastay1 iyile~tirmektir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Budunbilim Terimleri Sözlügü'nde Prof. Dr. Sedat Veyis Örnek görevselcilik deyimiyle önerdigi görevciligi ~öyle tammlar: "Ya~ayan kültürlerin türlü kurumlar1 arasmdaki dinamik, görevsel ili~­ kileri; bir kültür ögesinin yaratih~ nedenini, bunun tüm kültür ic;:indeki görevini ara~t1ran ve aydmlatmaya c;ah~an görü$; bu görÜ$ ~erc;evesinde toplanan kimselerin olu~turduk­ lan okul". Bk. Uygulay1c1hk, Aletc;ilik, Görev, Görevde$1ik.

GÖ REVDE~LiK. (Os. MuvafakatJ efal, i$tiräki amel, Hemkudret, Mü~äbeheti fiil; Fr., Al., lng. Synergie) Bir görevin yerine getirilmesinde i~ ortakhg1.„ Terimin en yerinde kullamh~1 mekanik ve ya~ambilim alanlarmdad1r. Örnegin canh bir organizmada bütün organlar, o organizmay1 ya~atmak ic;in elbirligiyle c;ah~1rlar; birbirleriyle görevde~tirler. Bk. Görev. GÖREVSEL. (Os. Vazifevi, Täbii; Fr. Fonctionnel, Al. Funktional, lng. Functional) Göreve deggin„. Örnegin kalbin bir tulumbaya benzerligi, görevsel · bir benzerliktir. Bk. Görev. GÖRGÜCÜ. (Os. ihtibäri, Tedribi; Fr. Empiriste, Al. Empirist, lng. Empiricisit) Görgücülügü benimseyen ki~i ya da ögreti... Bk. Görgücülük. GÖRGÜCÜLÜK. (Os. Tedribiye, ihtibäriye, Tecr übiye, Mezhebi tecrübe, Felsefei tecrübiye; Fr. Empirisme, Al. Empirismus, lng. Empiricism, lt. Empirismo). Bilginin tek kaynagmm görgüsel deney oldugunu ilerisüren ögreti... Bilginin sadece duyumlardan geldigini ve görgüsel deney d1~mda hie; bir yoldan bilgi edinilemeyecegini savunan bu ögreti, Türkc;e yaz1m1yla ampirizm ad1yla da anI1d1g1 gibi deneycilik deyimiyle de dilegetirilmektedir. Batt dillerindeki kökü, deney Ve görgü anlamlar1m dilegetiren Yu. empeiria deyimidir. Bu Yunanca deyim, bilimsel bilgi anJammdaki Yu. episteme deyimiyle sezgisel Ve tinsel bilgi anlammdaki Yu. gnosis de-

yimine kar~1t bir anlam ta~1r ve görgüsel bilgi {insamn dogrudan dogruya gördüklerinden c;1kard1g1 bilgi) anlamm1 dilegetirir. Görgücülük, birc;ok yamlg1lanna ragmen, felsefe alanmda temel ögretilerden biridir. C,::ünkü felsefenin temel sorunu üstünde yan tutar, özdekc;i bir anlay1~a dayamr ve bilimsel bilgi kurammm geli~mesinde katkm olmu~tur. Bi!· ginin görgülere dayand1g1 sav1, ustan ve dogu$tan olmad1g1 anlam1m ic;erir. Bu bak1mdan görgücülük, usc;uluga ve dogu$tanc1hga kar~1t bir dü~ünce ak1m1d1r. Bilginin görgüselligi duyulardan, alg1lardan, deneylerden geldigi savm1 kapsar. Bu bak1mdan görgü· cülük, her türlü deney öncesini, e~deyi~le önselligi yads1r. Görgücülügün babas1 sayt!an ingiliz · dü$ünürü John Locke "zihinde bulunan hie; bir ~ey yoktur ki duyularda bulunmasm" der ve insan anhgm1 dogdugu s1rada bir bo$ levha (La. Tabula rasa) sayar. Duyumculuk, görgücülügün temelidir. Bunun ic;indir ki antikc;agm Demokritos ve Epikuros . gibi büyük Yunan dü~ünürleri ilk görgücüler say1hrlar. insanlar gerekircilik dii$Üncesine de görgiil denemelerine dayanarak varmt$lard1r. Görgücülük özdekc;iligin saglam temellerinden biri olmakla beraber Hegel ve ondan daha ac;1k bir dille de Engels kavramlar, e~deyi~le ussal soyutlamalar olmadan bilim yapt!amayacagm1 göstermi~Ierdir. Ne var ki bu kavramlarm ve bu kavramlan kullanma sanatm1n temeli de deneydir. Kavramlar gibi onlan kul!anma bilgisi de dogu~tan gelmemektedir. Bunlar, "doga bilimlerinin ve felsefesinin iki bin ytlhk geli~mesinin sonucudurlar". Görgücülük anlay1~1 John Locke'un duyumculuguyla bic;imlenmi~ oldugu halde temelleri Francis Bacon ve Hobbes tarafmdan att!m1~tJr. ingiliz dü~ü­ nürleri David Hume ve John Stuart Mill taraflanndan da geli~tirilen bu anlay1~ bir yanda XVIII. yüzyt! Frans1z özdekc;ilerince Bacon-Hobbes-Locke'un att1klan özdekc;i temele uygun olarak geli~irken öbür yanda Berkeley, Hume, Mach, Avenarius ve c;agda~ mantiksal görgücülerce dü~ünceci bir dogrultuda geli~tirilmi~tir. Dü~ünceci dogrultu, deney verilerini duyumlarla sm1rlar ve d!$ dünyay1 yads1yarak nesnel gerc;ek.ligi sadece duyumlara ya da onlardan elde edilen nosyonlara özgü ktlar. Bundan ötürü özdekc;i dogrultuda geli~en görgücülüge özdek9i görgücülük (Os. ihtibäriyei maddiye, Fr. Empirisme materialiste), dü~ünceci dogrultuda geli~en görgücülüge dü~ünceci görgücülük (Os. ihtibäriyei iftikäriyye, Fr. Empirisme idealiste) denir. GörgÜcülük, ~u önemli yamlgilan ta~1r:


GÖRGÜL Eyti~imden

yoksun oldu~ i1rin tekyanhd1r, bilgi sürecinde deneyin rolünü metafizik bir tutumla saltikla~tmr. ikinci olarak ·ve bundan ötürü bilgi sürecinde dü~üncenin rolünü kü1rümser. Ü1rüncü olarak ve bundan ötürü bilgi sürecinde dü~üncenin göreli bag1ms1zhgm1 yads1r. Dördüncü olarak ve bütün bunlardan ötürü de öznel ögrenme sürecini, etkin bir süre1r olarak degil, edilgin bir süre1r olarak görür. Görgücülügün bütün bu yamlg1lan eyti~imsel ve tarihsel özdek1ri felsefenin bilgi kuramtyla a~tlm1~t1r. Bk. Deney, Duyumculuk, Us9uluk, Do~~tanc1hk, Önsel, Bilgi, Bilim, Eyti~im, Görgül, Görgül ve Kuramsal. GÖRGÜL. (Os. ihtibari, Tecrübi, Tedribi; Fr. Empirique, Al. Empirisch, lng. Empirical, lt. Empirico) Görgüye dayanan... E~deyi~Ie duyulara, alg1lara ve deneylere dayanan anlammt verir. Bunlarla ilgili ve bunlardan olan anlamlartnda da kullamhr. Bilimsel anlam1 bilimsiz, e$deyi$le yöntemsiz deneye dayanan'd1r. Bu anlamda yöntemli (Os. UsOli, Fr. Systematique), salt (Os. S1rf nazari, Fr. Pur) ve ussal (Os. Akli, Fr. Rationnel) terimlerine kar~1tt1r. Bir anlamda, örnegin matematik tanzm (Os. Riyazi tarif, Fr. Definition mathematique) deyimi kar~1hgmda kullamlan görgül tanzm (Os. Tecrübi tarif, Fr. Definition empirique) deyiminde oldu~ gibi matematik terimine kar~1hkt1r. Bir ba~ka baklmdan da, örnegin nedensel yasa o(Os. tm kanun, Fr. Loi causale) deyimine kar~1 deneysel yasa (Os. Tecrübi kanun, Fr. Loi empirique) deyiminde oldu~ gibi, nedensel terimine kar~1hkttr. Görgül bilgi, bilimsel olmayan kaba deneylere dayanan bir bilgiyi dilegetirir. Örnegin bo~lukta b1raktlan ta~m yere dü~tügü bilgisi görgül bir bilgidir, o kadar a1r1k görünmü~tür ki dogrulanmak i1rin ayr1ca deneylenmemi~tir. Bunun gibi, bir hastahga iyi geldigi bir1rok hastalarda denenmekle anla~tlan ve hi9 bir laboratuvar deneyine giri~ilmeksizin kabul edilen bir otun bilgisi de görgül bir bilgidir. Kendini gelenek ve göreneklerle yöneten insana da görgül denir. Görgül olan'm nesnelligi ve özdekselligi pek a1r1k oldu~ halde metafizik1ri ve dü~ünceciler onu da öznel olan'a ve özneye indirgerler. ilerisürdükleri sav ~u­ dur: Bilgi özneldir, dü~üncede olu~ur. Ama bu bilgi, tipkt topraktan alttmn 1r1kanld1gi gibi, nesneden 1r1kanhr. Demek ki öznel olan bilgi nesnel olanda, e~deyi~Ie nesnede i1rkindir. Öyleyse özneyle nesne özde~tir. Bu gibi metafizik ve dü~ünceci savlar eytisimsel ve

\ GÖRÜNÜ~ tarihsel özdek1riligin bilgi kuramtyla kesin olarak l(Ürütülmü~tür. Bk. . Görgücülük, Görgül ve Kuramsal. GÖRGÜL VE KURAMSAL. (Os. ihtibari ve nazari, Fr. Empirique et theorique, Al. Empirisches und TheoEetisches, lng. Empirical and theoretical) Ogrenme sürecinin iki evresini dilegetiren görgül olanla kuramsal olanm eyti~imsel bag1mhhg1... Eyti~imsel ve tarihsel özdek1ri felsefenin yans1 kuram1 ad1y. la amlan bilgi kuramma göre ögrenme ya da bilgi sürecinin iki basamagt vard1r ve bu iki basamak birbirleriyle bag1mltd1r: Görgül ve kuramsal... Bilgi ögeleri duyumlarla deneyden gelir, ama dü~üncede soyutlamr ve kuramla~tr. Bu iki basamak özde~le~tirileme­ yecegi gibi ayrt~tmlamaz da. Görgücülük görgül olam, us1ruluk da kuramsal olam salt1kla~ttrarak büyük yamlgtlara dü~mü~lerdir. Oysa bu iki basamak eyti~imsel bir birlik ve bag1mlthk i1rindedirler, biri olmadan öbürü de olamaz ve biri öbürüne dönü~ebilir. Görgül bilgi düzeyi aym zamanda kuramsal dü~ünce yöntemini i1rerir, buna kar~t kuramsal bilgi düzeyi belli bir öl1rüde görgül duyum ögelerine bagh kahr. Her ikisi, kar~thklt etki ili~kisi i1rindedirler. Bk. Görgül, Kuramsal, Görgücülük, Us1ruluk, Eyti~imsel Özdek1rilik, Bilgi, Deney, Duyum, Kuram, Ktlgt. GÖRME. (Os. Rüyet, ibsar, Mü~ahede, Mü· ka~efe; Fr., Al„ lng. Vision, aynca Al. Sehen, Offenbarung, Erscheinung, Traeumerai; lng. Sight, Seeing, Dream; lt. Visione) Göz· le bir ~eyin varhgm1 duyma... Göz, insan yap1smda en önemli örgendir. ilkel insan, kü1rük bir 1rocuk gibi, elleriyle bilgi edinirdi. Göz, zamanla, ilkel insanda ve 1rocukta önce ellerin, sonra da öteki duyulann görev· lerini yüklenir. Özellikle ellerin bilgi i~in· den kurtartlmast ve serbest b1raktlmas1, da· ha 1rok eylemde bulunmalanyla, insanla~ma olgusunda en büyük etken olmu~tur. Geli· ~en insan ve 1rocuk, arttk elleriyle dokun· mak geregini duymakstzm, bir ~eyin ya~ mt kuru mu, agir mt hafif mi, sert mi yumu~ak mt oldugunu gözleriyle görebilir. Göz, öte· ki duyularla i~birligi halindedir. Kulagm yerine ge1rerek sessiz bir filmde bir ki~inin ~arkt söyledigini görebilir, dilin ve dama~n yerine gei;erek önüne getirilen bir tabakta tath bulundugunu görebilir, burnun yerine ge1rerek bah1redeki karanfilin güzel koktu~· nu görebilir. Duyulann bu i~birligi insan· dan ba~ka hi1r bir hayvanda ger1rekle~me·

mi~tir. Ne:melerin, öteki duyulann niteliklerini de kapsayan, bu göze deggin (Fr. Optique) görünü~leri simge (Fr. Symbole)'lerdir. insan, geli~tik1re, bir simgeler dünyasmda ya~amaya ba~lar. Göze deggin dünya, yükü azalt1lm1~ bir dünyad1r. Bu yükü azalttlmt~ dünyaya a1rtlan insan, öbür hayvanlara göre cok daha eylemde bulunmak olanagina kavu ~arak insanla~m1~ttr. Be~ duyudan biri olan göriim (Os. Bama, Basar, Kuvvei Basar, ibsar, Nazar; Fr. Vue, Al. Gesicht, Ansehen, Anschauung; lng. Sight, View; lt. Vista, Veduta)'ün kapsad1g1 duyum!ar, klasik bir sm1fland1rmada dört grupta toplannu~t1r: Aydmhk ve karanltk, renkler, bi1rimler, uzak11klar.

GÖRÜNÜRLÜK. (Os. Sarahat, Vuzuh; Al. Anschaulichkeit) Bilginin duyusal algiya elveri~liligi... Eyti~imsel ve tarihsel özdek1ri felsefede kullamlan bir deyimdir. A~zklik ya da bellilik deyimleriyle de dilegetirilebilir. Duyularla alg1lanabilen her ~ey ve onlann kavramlart bu özelligi ta~tr. Bu türlü kavramlardan türetilen kuramlar ve önermeler de öyledir. Buna kar~1 ussa! kavramlar ve bunlardan türetilen önermeler ve kuramlar bu özelligi ta~1mazlar. Mekanik özdekc;ilik bilginin a1r1k se1rik görünürlügünü salt1kla~.ttnr, buna kar~t metafizik ve dü~ünceci anlay1~­ lar tümellere dayand1klarmdan görünmezligi salt1kla~tmrlar. Eyti~imsel özdek9i anlay1~ her iki salttkla~ttrmaya da kar~1 oldu~ gibi ögrenme sürecinde görünürlükle görünmezligin eyti~imsel ili~kisini ·sergiler. Bilgi sürecinde her ikisi de yer altr. Örnegin kalem kavrammda görünen kalemler sözkonusudur, ama fizi ksel birle$tirilmi$ alan soyutlamasmda birle~tirilmi~ alan görünmez. Ne var ki bilgi süreci duyumsal olamn d1~mda kalan kuramsal alanlara yükseldigi halde görünür bilgiyle, e~deyi~le nesnel ger9eklikle bagmt tümüyle koparamaz. En soyut ve · kuramsal varsay1mlar bile, eger metafizik ve dü~ünceci dü~ iirünleri olmay1p bilimselse, i1rlerinde daima nesnel ger1reklikten ögeler ta~1rlar. Bk. Ac;tk, Bilgi. GÖRÜNÜ$. (Os. Zähir, Zahiri, Sßreti zahire, Tezahür, Buruz, Tecelli; Fr. Apparence, Semblant; Al. Schein, lng. · Appearance, Likelihood, Semblant; lt. Apparenza, Sembianza) Herhangi bir ~eyin kendi niteliklerini gösterme bi1rimi. 1. Metafizik: Metafizik ve idealist felsefenin ba~kavramlanndan biri olan görünü$ Özellikle bir yamlsamay1 ve varolmayam dile-

getirmek i1rin kullamhr. Bu anlamda töz, salt1k, varl1k ve ger9ek deyimlerine kar~1tt1r. Görünü~ün özelligi ilineksel, degi~ir ve ba&imh olu~udur. Görünü$ teriminin metafizikteki önemi, antik1rag Yunanhlannm Elea felsefesinden ba~lar. Elea'hlar varhgm tek ve devimsiz, bundan ötürü de ger~ek, 1rok ve devimli olan olu~unsa bir yamlsama, bundan ötürü de görünü$ oldu~nu ilerisürmü~lerdi. Metafizigin tohumlanm atan bu anlay1~ Platon ve Aristoteles ögretilerinde büsbütün bi1rimlenerek Hegel ögretisinde dorukla~mt~tlr. Metafizigin tekyanh salt1k11k, e~deyi~le degi~mezlik anlay1~mtn temeli budur. Dt~sal dünya elbette vardtr, ama bu varolma astl varl1k degildir, e~deyi~le ger~ek degildir, görünü$' tür. Varolmalar ve görünü~ler duyularla alg1lamrlar, bundan ötürü yamlsamadtrlar; varlik ve ger9ekse usla kavramr, bundan ötürü ussal ve dogrudur. Evrirnde bütün olupbitenler, e~deyi~le olu (Os. Sayruret, Fr. Devenir) görünü$'tür. <;ünkü bag1mhd1rlar. Görünü~, · ger~eklige bag1ml1 olandir. Bu metafizigin ve idealizmin temel saV1d1r. Bunu, konu~ma dilinde bile örnekler bularak kamtlamaya 1rah~1rlar. Örnegin ~öyle derler: Gölgeye ger1rekd1~1d1r ve gölgeyi. yapan nesneye ger9ektir deriz, 1rünkü gölge kendisini yapan o nesneye bag1mltd1r. Ne var ki bu örnegi verirken onaylad1klan nesnenin ger1rekligini ögretilerinde yads1rlar, l(iinkü onlara göre o nesne de ast! ger9ek olan temel varhga bag1mltd1r ve bag1ms1z olmadtgmdan ötürüdür ki ger9ek olmay1p görünü~tür. Platon tümeller ögretisiyle bu dü~ünceyi daha da peki~­ tirmi~tir. Platon'a göre duyu nesnelerinde bile ger1rek olan tümeller (geneller, evrenseller, kavramlar)'dir. Diyelim bir agact algiltyoruz; yüksekligini, ye~illigini, sertligini vb. algilamakla agact algilam1~ oluruz. Ama bütün bunlar (yüksek.lik, ye~ilik, sertlik vb.) kavramlar, e~deyi~le tümellerdir. Agac1 bütün bunlardan soyutlarsak ortada ba~kaca hi9 bir ~ey kalmaz. Demek ki tümel olamn, kavramsal ve e~deyi~le ussal olan'tn d1~mda bir ger1reklik yoktur, duyumsal olan ger~ek degildir. "T1marhaneden ya da idealistlerin okulundan 1r1kmam1~ olanlann" ger~ek dediklerini idealistlerin ger9ekd1$1 saymalarmm gerek9esi budur. idealistler bu gerek9eden ikinci büyük savlanm 1r1kanrlar: Ger~ek, varolan degil, varolmayandir. <;ünkü tümeller zaman ve uzay i1rinde var degildirler, zaman ve uzay ifi:inde varolmayanlar da yok demektir. Ama bu varolmama' y1 idealistlerin temel kavram1 olan varl1k kavram1yla kar1~t1rmamak gerekir. Bu varhk,


GÜRECiLiK

GÖZLEM varolan degil, varolmayan bir varhkt1r. Bu sonuca da ~u uslamlamayla vartrlar: Varolanlardan hangisini soyutlarsamz soyutlaymtz, ortada sadece i:arlik kahr. Ömegin agact yüksekliginden, ye~illiginden, sertliginden soyutlay1mz. Ortada sadece agacm varhg1 kalacakttr (<;ünkü bütün yüklemlerinden soyutlanm1~ttr) . Demek ki as1l ger9ek olan, görünü~ (yüklemler) degil, varl1k'ttr. Peki ama varhk, ni9in var0Jrnayand1r? ~unun i9in: Agac1 aga9 varhgmdan da soyutlarsamz (son soyutlama) ortada yokluk, e~deyi~le varolmayan kahr. i ~te bunun i9indir ki ger9ek varhk, varolan degil, varolmayandtr. Görünü~ kavrammm metafiziksel serüveni bundan ibarettir. Bk. Ger9ekqilik, Geri;;ek, Varhk, Töz, Salttk. 2. Diyalektik: Eyti~imsel ve tarihsel özdek9i felsefeye göre görünü$, herhangi bir ~eyin özünün ortaya 91k1~ bi9imidir. Dolays1z duyumlarla a91ga vurulur. Nesnenin dt~ ili~kilerinin ve özclliklerinin toplam1d1r. N esnenin d1~sal yap1s1 olan görünü$ (bii;;im ve olgu), ii;;sel yap1s1 olan öz (i9erik ve geri;;ek) 'le s1k1ca bag1mhdir. Biri olmadan öbürü de olamayacag1 gibi biri öbürüne dönü~ebilir. Görünü~ degi~ebildigi gibi öz de degi~ir 1(Metafizik ve idealizm özü degi~mez sayar). Görünü~ ve öz, nesnel gers;ekligin birbirinden ayrilmaz iki yamdirlar. Bilimin amac1, olaylarm görünen d1~ devimlerinden geri;;ek ii;; devimlerine ge9mektir. "Nesnelcrin görünü~­ leriyle özleri aym olsayd1, bilim olmazd1". Öz görünü~te belirir. Bu beliri$ (Os. Tezähür, Fr. Semblance), öze uygun da olmayabilir. Örnegin suya daldmlan bir 9ubuk kmk görünür, ama gene de bir 9ubuktur ve baglt oldugu nesnel gerqeklikten ayrilamaz. Bilimin görevi nesnel geri;;ekligin nasil belirdigini a91klamakt1r. Görünii$1e öz arasmdaki bag1mhhk, s;e$itli 9evirilerde 9e~itli deyimlerle (Görünü~ ve gers:ek, bii;;im ve öz, öz ve olgu, görünü~ ve öz) dilegetirilmi~tir. Bu deyimlerin tümü nesnelerin ii;; yamyla dt~ yam arasmdaki bag1mhhg1 dilegetirirler ve bu bag1mhhgm 9e~itli beliri~lerini a91klarlar. Bk. Bii;;im ve Öz, Öz ve Olgu, ls;erik, Geri;;ek, Öz, Bii;im, Olgu, Nesne, Olay, Eyti~imsel Özdeki;;ilik. GÖZLEM. (Os. Mii~ahede, Tarassut, 1stibsär, Tetebbü, Riayet, Rasar, Nazar, 1htar; Fr., Ing. Observation, Al. Beobachtung, lt. Osservazione) Dogal olaylarin gözle incelenmesi... Dogal olaylari önceden haz1rlanm1~ ko~ullar ii;;inde incelemek anlammdaki deneyim terimine kar~1tttr . Claude Bemard "gözlem,

olgularm gösterdigi ~eydir" der. Gözlem, i;e~itli ara9 ve gerei;;lerin yard1m1yla, olaylann nedenlerini bilmek i9in yaptlan bilimsel bir yöntemdir. Özellikle astronomi ve tarih gibi deneyim'in yardumndan yararlanamayan bi!imler gözlem'den yararlanirlar. Bilimsel gözlem, bilini;;le yaptlan ve bir ama9 güden deneysel gözlemdir. Bununla beraber önceden kurulmu~ bir belite dayanmayan vc deney amac1 gütmeyen ädi gözlemler de -Ar~imet, Galile ve Newton'un kimi gözlemleri gibibirli=ok bilimsel geri;eklerin meydana 91kar1lmasmda yararh olmu~lardtr. Göz, bilgi alanmda, pek güi;;lü bir alg1lay1c1d1r. Örnegin, son y11larda, Einstein kurammm gözle ögretilmesi ii;in filmi yap1lm1~tlr. Gözlem, etkin bir faaliyettir, edilgin bir faaliyet degildir. <;:e$itli arai;;larla yapd1rsa ararll gözlem, arai;stz yapthrsa arars1z gözlem denir. insanlarin toplumsal 9ah~ma sürecinde ortaya 91km1~t1r. Özellikle üretim, 9e~itli nesnelerin ve aralarmdaki ili$kilerin gözlemlenmesiyle geli~mi~tir. Gözlem, nesnesi üzerine dogrudan etki yapmamakla deney'den ayr1ltr. Gözlemi yapamn kendinc yönelik gözlemleri ruhbilimsel gözlem'lerdir. Türk Dil Kurumunca yaynnlanan Ruhbilim Teriinleri Sözlügü'nde "belirli bir konu ya da ger9egi anlamak ii;in onun kendiliginden ortaya 91kan türlü belirtilerini izleme ve görgiil olarak veri toplama i~i" olarak tammlanm1$tir. Aym sözlükte belli nesne ve olaylart yakmdan izleyen ve gözleme i~ini yapan ki~iye Ing. observer (Os. Mü$ähit) kar~i11gmda gözlemci, gözlemciye göre önemi bulunan ve yakmdan gözlenen olaylarin ayrmtth olarak yaztldt&t dosyaya (Daha 9ok okullarda ögrenci toplu dos· yalannm bir bölümünü olu~turur) ing. anecdotal record (Os. Mü ~ ahede kay1tlar1) deyimi kar$thgmda gözlern dosyas1, ilgilenilen degi$kenler üzerine gözlem yoluyla bilgi top-· lamayt öneren ve gözle:ntin bilimsel ve yeterli olabilmesi i9in gerekli görii$ ve yollart kapsayan yönteme Ing. observational methods deyimi kar~11tgmda (Os. Mü~ähede usulü) gözlem yöntemi deyimle ri önerilmi$tir. Gözlem deyimi kimi yerde gözlemleme deyimiY· le de dilegetirilmektedir. Bk. Deney, Bilim. GÜ<;. {Os. Kuvve, Ku-v-vet, Kudret, 1ktidar, istidat, f stitaat, Häkimiy et, Kuvveti fäile, flliyeti müessire, Kudreti külliye, Tesiri külli, Nüfuzu i9timäi, Hükümet; Fr. Puissance, Al. Vermögen, Faehigk~it, Macht; Ing. Power, lt. Potenza) Yap abilme... Kuvvet ve erke terimleriyle kar1~ t"3 nlmamaltd1r. Aristoteles onu henüz varla$rr=&am1~ anlammda kul·

lamyordu. Dilimizde yorucu emekle yapilan anlammdaki giir deyiminden ay1rabilmek ii;in c harfiyle yazilmast yeglenmektedir. Konu$ma dilinde yetke ve siyasal erk anlamlarim da verir. XIX. yüzyilm yar1sma kadar erke'yle anlamda~tt, erke terimi Young tarafmdan bir i$ meydana getiren gür olarak tammlanmca özellikle ingiltere'de bu iki terimi birbirinden ay1rd1lar. Kimileri gür deyimini Ar. kuvi·et sözcügünü özle~tirmek ii;;in kullamyorlarsa da ayn bir anlam kazanm1~ olan gü{ü kuvvet (Fr. Force)'le kar1$tlrmak dogru degildir. Buna kar$t gür deyimi, erk (Fr. Pouvoir) deyimiyle de dilegetirilemez, 9ünkü her ne kadar yakm anlamhysalar da özde~ degildirler. Nitekim bu ü9 terim, daha 1942 y1lmda, Türk Dil Kurumunca birbirinden aynlmt~ttr. (Bk. Felsefe ve Gramer Terimleri, TDK, Istanbul 1942). B!c. Erk, Erke, Kuvvet. GÜDÜ. (Os. Säik, Bäis, Sebep, MOcip, Müessir, Dfü, Bahane, Mülähaza; Fr. Motif, Al. Motiv, Beweggrund; Ing. Motive, it. Motive) Ussal neden ... Kaynag1 duygulamm olan nede11 anlammdaki dürtü terimine kar~thk­ tlr. Buna kar~1 güdü'nün kaynag1 ustur. Örnegin sevgi bir dürtü, ödev bir güdüdür. Bk. Dürtü. GÜRECiLiK. (Os. Kuvväniyet mezhebi, Felsefei kuvvaniye, Mezhebi kuvviye; Fr. Dynamisme, Al. Dynamismus, Ing. Dynamism, lt. Dinamismo) Özdegin kendiliginden devimsel ve geli~imsel oldugunu ilerisüren ögretilerin genel ad1. .. Mekanik~ilik kar~1hg1d1r. Nesnelcri devimsiz ve ancak d1~ardan verilmi$ bir devimle devinebilir sayan mekanik9ilige kar$1 gürecilik, nesnclerde bir özgücün varltgmt ilerisürer. Antik9ag Yunan felsefcsinde Herakleitos, Aristoteles, Stoactlar gürecidirler. Metafizikte Leibniz, Kant, Lotze, Herbart, Main de Biran, Renouvier güreci sayt11rlar; dirimselcilik'Ie de anlamda~ k1hnmt$tlr. Bilimsel anlamda gürecilik eyti$imsel özdeki;ilikte geri;ekle~mi~tir. Maddeci diyalektik felsefeye göre devim, maddenin varhk bii;:imidir. Devimsiz madde, hi9 bir zaman ve hi9 bir yerde olmam1$ttr. Her maddesel cisim, Yap1s1 geregi devimsel ve degi$kendir. De-

vimi saglayan ilke de, her maddesel cismin hem 9ah$an hem birbirinden aynlamayan kar~1tltklarmdand1r. Devim de, bizzat madde gibi, sonsuz bii;imlerde belirmektedir. Her yeni ara~tlrma, devimin yeni bir bii;imini ortaya koymaktadir. Örnegin en son bulunan devim bii;:imlerinden biri, atom i;ekirdeginin i;;evresindeki zerreciklerin devimidir. Devimin i;;e$itli bi9imleri birbirlerine baghd1rlar ve birbirlerine dönü$iirler. Örnegin kimyasal devim bii;;imleri biyolojik devim bii;:imine dönü$erek insana kadar sürüpgelen i;;e$itli dcvimsel dönü~ümlerle hayatJ olu~turmu~lard1r. Basit devim bii;;imleri, daha yüksek devim bii;imlerince i9erilir. Ama daha yüksek bir devim, daha a$ag1 bir devim bii;imine indirgenemez. Bu bak1mdan, diy11lektik maddecilik, bütün dogasal ve toplumsal hayatm madde zerrelerinin mekän ii;inde mekanik ycr degi~tirmelerine indirgenebilecegini ilerisüren eski maddecilik anlay1~1yla mekanik maddecilik anlayI$lnt a~ffil$ bulunmaktadtr. Diyalektik maddecilikte devim, sürekli ve sonsuz degi$menin genel bii;;imidir... Maddenin devim bi9imlerinin birbirlerine dönÜ$tÜgü ger9egi, özdlikle fizik bilgini H. Helmholtz'un 1869 y1hnda yaymlad1g1 gücü11 saklanmas1 yasas1 (Os. Kudretin mahfuziyeti kanunu, Fr. Principe de la conservation de l'energie)'yla dogrulanm1~ bulunmaktad1r. Bu yasa , harcanan gü9 oramnda 1s1 ve o 1s1 oramnda da yeniden gü9 meydana geldigini tamtlamt$tlr. Öyleyse nas1l madde ne yeniden meydana getirilebilir ve ne de yitirilebilirse devim de ne yenidcn meydana getirilebilir ve ne de yitirilebilir niteliktedir, tek sözle var oldugunca sakltd1r (mahfuzdur) ... Gürecilik, bu anlamda, her türlü metafizik anlayt$a ve Descartes'm mekanizmine kar$1d1r. Örnegin Blaise Pascal ilk fiskeyi vuranm Tann oldugunu söyler. Gürecilige göre ilk fiskeyi vuran yoktur, 9ünkü madde bizzat devimseldir. Ancak . ters terminoloji olarak güreciligi metafizik ögretiler de benimsemektedirler. Metafizik gürecilik, varhk deyiminden Tanr1'y1 anlar ve varhk bizzat etken (faal ve müessir), gürelidir. Güreci/ik, kimi yazarlar1m1zca devimselcilik deyimiyle de dilegetirilmektedir. Bk. Devim, Özgü9, Mekaniki;:ilik, Dekart91hk, Dirimselcilik.


HAVA

H HAKiKAT. (Os. Hakikat, Hakkiyet, Hak, Vakta mutabtk, Väki, Nefsülemir, Saväb, Sthhat; Fr. Verite, Al. Wahrheit, ing. Truth, it. Veritä) Nesnel ger<;:egin dü~üncedeki yans1s1.„ Ar. hakikat kavram1, her ne kadar gerfek kavrarmyla özle~tirilmekteyse de, gerfek kavramm1n astl anlam1yla kart~t1rmamak i<;:in felsefesel kullammda yeglenmelidir. Gerfek (Os. Väktiyyet, Fr. Realite) nesnel ger<;:ekligi, hakikat'sa bu nesnel ger<;:ekligin zihnimizdeki öznel yans1sm1 dilegetirir. Örnegin elimizde tuttugumuz bir kalem ger9ek, onun zihnimizdeki yanslSl hakikattir. Her iki kavramm da gerfek deyimiyle dilegetirilmesi bir9ok kar1~1khklara neden olur. Hakikat, ger<;:egin kendisi degil, yans1s1d1r ve dü~üncey­ le nesnesi arasmdaki uygunlugu dilegetirir. Hakikat kavramt, felsefe alanmda <;:ok önemlidir ve özdek<;:ilikle dü~üncecilik arasmdaki kavganm ba~konusudur. Özellikle dü~ünceci (idealist) ögretiler ona usaaykm <;:e~itli anlamlar vermi~lerdir. Örnegin nesnel dü~ün­ cecilige göre, o insan zihninin de dt~mda, ba~ma buyruk, özdeksel olmayan ne idügü belirsiz bir varhkttr; öznel dü~üncecilige göre de nesnel ger<;:eklikle hi<;: bir ilgisi bulunmayan, tersine, nesnel ger<;:ekligin yaratlctst olan bir bilin<;: i<;:erikleri uyumudur. Hakikat kavrammt, eyti~imsel yanlarmt a<;:1klayarak en anla~!ltr bir bi9imde ortaya koyan eyti~im­ sel özdek<;:i felsefedir. Bah<;:emizde bir aga9 görürüz, bu bir nesnel ger<;:ekliktir; bu aga9 bilincimizde yanstr, bah<;:emizdeki agaca uygun olarak dogru yans1d1g1 öl<;:üde hakikattir. Ne var ki bu yans1 (ger<;:ek) t1pattp uygun olmaz. Yakla~1kt1r, bundan ötürü de göreli'dir. Ama bu agac1 zihnimizde keyfimize göre bi<;:imlendiremeyiz ve onu, ttpahp ashna uygun olmasa da, az 9ok dogadaki bi<;:imiyle yansttmz, demek ki öznel olan hakikatimizde nesnel olan bir yan da vardtr, hakikat öznel oldugu kadar nesneldir de. Ger<;:ekte hakikat hi<;: bir zaman öznel olmaz, ona öznemizde yans1d1g1 i<;:in öznel diyoruz, yoksa o daima nesneldir, <;:iinkü nesnel olan bir ~eyden yanstr. · Hakikatin öl<;:ütü, e~de­ yi~le bilincimizdeki yansmm dogru olup olmadtgmm öl<;:ütü pratik'tir. Gördügümüzün hakikat mi yoksa hayal mi oldugunu anlamak i9in gidip o agac1 ellerimizle tutar1z ve gördügümüzün hayat olmaytp hakikat oldugunu böylelikle anlanz. Hakikatlerimiz

yakla~1kt1r, bundan ötürü de göreli'dir, ama her göreli hakikat'imiz salt1k hakikat'in bir par<;:astm ta~1r. Diyelim agaca 9ok uzaktan bak1yoruz ve onu topraga dikilmi~ kocaman bir sopa gibi görüyoruz; yava~ yava~ yakla~maya ba~laymca dallart oldugunu, dallarmm üstünde yapraklar bulundugunu, gövdesinin kabuklarla örtülmü~ oldugunu görür ve ögreniriz. Onun bilgisini daha da derinle~­ tirmek istersek tutup kesebiliriz, i<;: tabakalarmt ve topraga nas1l kök salm1~ oldugunu da görüp ögreniriz. i~te bilgi sürecinde salt1k hakikat'e bu göreli hakikat'lerimizle ad1m ad1m yakla~mz. Salttk hakikat, göreli hakikatlerin toplam1d1r. Hakikatlerimiz görelidir, ama salt1k bir hakikat de vardtr. Bir bütün nas1l par<;:alarmdan olu~ursa salttk hakikat de öylece göreli hakikatlerden olu~ur. Salt1k hakikat, metafizik anlamda degi~mez, son vc ba~kaca ögrenecek hi9 bir ~ey btrakmayan bir bilgi degil; eyti~imsel anlamda daima geli~tirilecek, yeni bilgilerle gü<;:lendirilecek, ama daima dogru kalacak bir bilgi demektir. Örnegin "göz, görme örgenidir" önermesi salttk bir hakikattir ve daima dogru kalacakttr; ama göz üstüne tüm bilgiyi i<;:eren, ba~­ kaca hi<;: bir bilgiyi gerektirmeyen, kesin, son ve asla degi~meyecek bir bilgi degildir. Metafizigin ilerisürdügü salt1k hakikat'se ba~· kaca hi<;: bir bilgiyi gerektirmeyen, kesin, son ve degi~mez bir hakikattir ki evrende böylesine bir hakikat yoktur ve olamaz. Ola· maz, <;:ünkü sonsuz olan nesnel ger<;:eklikle onun bilincimizdeki yans1ma süreci oldugun· dan ötürü onun gibi sonsuz olan bil· gi sürecine son <;:ekmek, sonsuza son 9ek· mek demektir ki olanaks1zd1r. Sonsuza son 9ekilemeyecegi gibi hakikate ve bunun i<;:e· rigi olan bilgi sürecine de son 9ekilemez. Son halcikat anlammda salt1k hakikat yok· tur, ama daima dogru kalacak hakikat an· lammda saltzk hakikat vardtr. Metafizik<;:iler ve dü~ünceciler, mademki bilgi sürekli ola· rak degi~iyor, öyleyse bilgi yoktur ve bizler hie; bir ~eyi bilemeyiz derler. Bu, tümüyle yanlt~ bir sav oldugu gibi bilgilerin zaman· la <;:iirütüldügü ve ge<;:erlikten kaldmld1g1 s~· mst da yanh~ttr. Tarihsel süre<;:te hi<;: btr dogru bilgi (hakikat) <;:ürütülmemi~ ve ge· <;:erlikten kald1rilmam1~hr. Örnegin ilk insan· lardan beri göz daima görme örgenidir, öt le kalm1~hr ve öyle kalacakttr. Bilgiler Y~­ rütülemezler, ama smtrlandmltrlar; e~deYW le geni~letilirler ve geli~tirilirler. Bir konU· da daha geni~ bir bilgi edinmek, bir. ön· ceki bilgiyi smulandtrmak demektir. örne· gin Newton Galile fizigini, Einstein New·

ton fizigini sm1rland1rm1~; e~deyi~le geni~let­ hi9 bir zaman ortadan kaldtrmarru~ttr. Kald1ramazd1 da. \;ünkü bir süre sonra ortadan kaldmlabilecek olan bilgi, ortada bulundugu sürede de hi9 bir i~e yaramaz. Örnegin Loba9evski geometrisi uzay fiziginde gerekli olmu~tur, ama unutulmamahdtr ki Eyfel kulesi de Eukleides geometrisiyle yap1lm1~ttr. Eukleides geometrisi ortadan kalkmt~ degildir, sadece kullammt uzay fizigiyle s1mrlandmlm1~ttr. Hakikat, her zaman somut'tur. Bu, onun, her zaman somut ko$11llar i9inde geli~mekte olmasmdan ötürüdür. Metafizik9iler soyut hakikat (somut ko~ullardan bag1ms1z hakikat)'lardan söz ederler ve bundan ötürü de her zaman yam· ltrlar. Hakikat kavramt kimi yazarlartrmzca ger9ek ve gerfeklik kavramlartyla dilegetirilip Fr. reel ve realite kavramlanyla kart~­ tmld1g1 gibi dogru ve dogruluk kavramlar1yla da dilegetirilip Fr. juste ve justesse kavramlanyla da kart~tmlmaktad1r. Oysa hakikat ve dogruluk, özde~ kavramlar degil birbirleriyle bag1mh kavramlardtr ve dogruluk hakikatin vazge9ilmez ko~uludur. Dogruluk manttksal i~lemin, hakikatse bilgisel i~lemin bir niteligidir. Dogruluk manttk kurallarma, hakikatse nesnel ger9eklige uygunlugu dilegetirir. Mantik kurallar1 da, son c;:özümlemede, nesnel ger9eklikten yanstr. Hakikat, nesnel ger9eklige uygunlugu gerektirdigi gibi nesnel ger9ekligin belli ili~kilerine de uygunlugu, e~deyi~le mant1ksal uygunlugu da gerektirir. Nesnel ger9eklikten yanstyan kavramlarm, önermelerin, savlann, varsay1mlarm ve kuramlarm dogruluklan ve yanh$hklart pratikle denetlenir. Pratikle dogrulanan her dü~ünce, nesnel ger9eklikten hakikat olarak yans1m1~ demektir. Hakikatm i9erigi nesneldir ve insanlarca yarattlamaz. insanlar herhangi bir hakikatt yaratamayacaklan gibi keyiflerine göre degi~tiremezler de. isläm gizemciliginde hakikat dinin ic;: yüzü anlamm· dad1r ve dinin dt~ yüzü anlammdaki $eriat'a kar~1 tutulur. Bu anlayt~a göre ~eriat· tan hakikata marifet (bilgi)'yle gidilir. Bk. Ger9ek, Ger9eklik, Dogru, Salt1k, Nesnel, Öznel, Somut, Soyut. mi~tir ama

lfALK. (Os. Halk, Avam, Näs, E~has, KaVim, Amme, Millet; Fr. Peuple, Al. Volk, Ing. People, it. Popolazione) Bir ülkenin yurtta~Iannm tümü„. Bu deyim, genel anlamda, bir ülkenin tüm nüfusunu dilegetirir. Dilleri, dinleri, kültürleri ayn ve 9e~itli uluslardan olan azmhklan da kapsar. Eski Roma'da senato üyelerinden gayn vatanda~lara populus

denirdi. Belli bir anlamda ulus sözcügüyle anlamda~t1r. Aydm ve memur toplulugu dt· ~mda kalmt~, siyasaya ve yönetime kart~ma­ yan ya da kart~ttnlmayan toplum üyelerine de halk denrni~tir. Halk91hk ak1mlar1 bu anlamm tepkisidir. Bu anlam, bilgisizligi de i9erir, "belli bir dönemde belli bir ülkenin geli~mesine kat1lan 9e~itli s1mflar1 kapsayan insan toplulugu" olarak tammlamr. Tarihsel süre9te dönü~üme kattlan bu s1mf ve tabakalarm tümüne halk kitlesi (Fr. Masses po· pulaires, Al. Volksmassen) denir. HAVA. (Os. Haväi nesimi, Fr. Air) Bir hacim oksijenle dört hacim azottan meydana geien ve i9inde ge9ici olarak karbonik asit, su buhan vb. gazlar bulunan solunum i9in gerekli kokusuz ve renksiz gaz kart$tmt„. Antik9ag Yunan dü~üncesinin su-ate$-foprak' la birlikte dört temel ögesinden biri olan ve salt özdek saytlan hava'nm bile~ik bir cisim oldugunu Frans1z kimyac1s1 Lavoisier (1743-1794) tamtlam1~t1r. Lavoisier, c1vay1 kaynama derecesine kadar mtarak c1vamn nicelik9e 9ogahp buna kar~t havanm nicelikc;e azald1gm1 gösteren deneylerinde, aym zamanda, "dogada hi9 bir ~eyin kaybolmayacagt ve yeniden meydana gelmeyecegi" yolundaki Anaksagoras varsay1mm1 da bilimsel olarak dogrulamt~ bulunmaktadtr. Lavoisier' nin bu tamtt, eyti~imsel özdeki;iligin temel dayanaklarmdan biridir. Aynca hava, antikc;:ag Yunan dü~ünürü Anaksimenes'ce sonsuz ve s1mrs1z niteligiyle kaynak varhk (Yu. Arkhe) say1lm1~hr. Anaksimenes'e göre hava, seyrekle~erek ate~i ve yogunla~arak yeli, bulutu, suyu; topragt ve ta~lart meydana getirir. Franstz metafizik9isi ve felsefe tariliyisi Emile Brehier, ünlü Felsefe Tarihi'nde ~öyle der (MEB. yay1m, Istanbul 1969, Mira9 Kattrc1oglu 9evirisi, c. 1, fasikül 1, s. 30-5): "Nesnelerin yaptlmt~ oldugu madde nedir? Bu soruyu soran Aristoteles'tir. Kendilerinde 9özümleri aranan me~elelerle Milet'lilerin ugra~mt~ olduklarma dair hi9 bir kamttm1z yoktur. Onun i9in bütün nesnelerin ilkesinin Thales'e göre su, Anaksimandros'a göre sonsuz, Anaksimenes'e göre hava oldugu bize ögretilince bu formülleri madde meselesine bir kar~thk sanmaktan sakmmalty1z. Bunlarm anlamm1 kavramak i9in, elden gelirse, onlarm ger9ekte hangi meselelerle ugra~mt~ olduklarmt ara~hrmamtz gerekir. Anla~tld18t­ na göre onlarm ugra~mt~ oldugu meselelerin ba~mda bilim teknigi meselesi geliyordu. BunIar, her ~eyden önce, meteorlarm ya da astronomi olaylarmm mahiyet ve nedenir.i, yer-


HAVA depremleri, yeller, yagmurlar, ~im~ekler; ay ve güne~ tutulmalan gibi olaylan ilgilendiren meseleler ve aym zamanda da yeryüzünün biyimi ve dünyadaki hayatm kaynaklan üzerindeki genel meseselerdir. Bu bilim tekniklerinden bizim Milet'liler, Yunan ülkelerinde yalmz, Mezopotamya ve eski Mmr medeniyetlerinin kendilerine iletmi~ olduklar1 ~e­ yi yap1yorlard1. Babilonya'hlar gibi gözlemleyen kimselerdi. Bundan ba~ka kendi kadastrolar1 iyin ~ehirlerin ve kanallarm plänlarm1 yaparlard1 ve hattä dünyamn haritasm1 yizmek i~ine bile giri~mi~lerdi. ikinci olarak mekanik sanatlarla ugra~1yorlard1. insamn üstünlügünü onun teknik ba~anlannda görürlerdi. Bu görü~ en iyi dilegetirili~ini iyonya' h Anaksagoras'ta bulur, ona göre insan elleri oldugu i9in hayvanlarm en aktlhs1d1r, yünkü el temel älet olup äletlerin ilk örnegidir. Milet'lilerin orijinalligi, gögü ve meteorlan anlamak iyin kulland1klar1 birtaknn te~bihleri se9me tarzlarmdadtr gibi görünmektedir. Bu te~bihlerde efsänelerin garäbetinden hiy bir ~ey yoktur, bunlar ya kendi zenaatlarmdan ya da dogrudan dogruya yaptlan gözlemlerden almmt~tir. Bu gözlemlerinden biri de özellikle gemicilikle ugra~an Milet' liler iyin kara ve deniz f1rtmalarmm gözlenmesiydi. Ortahk sessizlik i9indeyken az sonra 91k1verecek olan firtmanm habercisi olan bir ~im~ekle birdenbire y1rtthveren kahn ve kara bulutlarm peydahland1g1 görülmekteydi. Anaksimandros bunlart aytklamaya ugra~trken bulutla ttkah kalan yelin kendi ~iddetiyle bulutu par9alad1gm1 ve ~im~ekle gökgürültüsünün de bu äni paryalam~la bir arada belirdigini görüyordu. imdi Anaksimandros dogayt ve ytld1zlarm olu~umunu f1rtmalarla k1yaslayarak dü~ünür. Anaksimandros'un gök hakkmda vard1gi dü~ünceyi elde etmek iyin, kalm bulutlar k1m yerine yogunla~ml~ ve saydams1z bir hava kthf1m (9ünkü ona göre hava birtak1m bugulardan ba~ka bir ~ey degildir), iy ve yel yerine ate~i. kthftaki y1rt1klar yerine de ate~in f1rlamasma yolveren bir 9e~it soluk yerleri ya da soluk alma borulan koymak yeter. Bu k1ltflarm daire bi9iminde olduklan ve bir arabamn dingil bo~lugu etrafmdaki tekerlek ispitleri gibi dünyanm etrafma yerle~tirilmi~ bulunduklan farzedilirse, ytldtzlar bizim iyin arttk sadece bu soluk alma yerlerinden y1kan i9 ate~in bir k1smmdan ibäret olur. Bu soluk alma yerlerinin aym anda hep birden kapanmas1yla ay tutulmalan ve safhalar1 ay1klanm1~ demektir. Anaksimandros daire bi9imindeki bu kthflardan döner olanlannm Üy tane oldugu-

HEGELCiL:tK nu kabul ediyordu. Ona göre yeryüzünden en uzakta, güne~le aym yalmz bir tek soluk alma borusu olan birer k1hflar1, säbit ytld1zlarmsa (belki de samanyolunun) biryok soluk alma yerleri bulunan sadece bir kihf1 vard1r. Bu gibi benzeti~ler, kozmogoni meselesini yeni bir bi9imde formülle~tirmeye olanak saglar. Gögün olu~mas1, bir firtmanm olu~masmdan temelde hi9 de farkh degildir. Kabuk agac1 nas1l sararsa, ilk zamanlarda dünyay1 9evirmi~ olan ate~in de par9alanarak daire biyiminde ü9 tane halkamn iyine öylece dagtlm1~ oldugunu bilmek sözkonusudur. imdi Anaksimandros'a göre sözkonusu olan neden'in muhakkak ki yagmurlarm, f1rtmalarm ve yellerin ba~langtcmdaki nedenden ibnret bulundugu samhr. Bu ate~ küresini paryalayan ve onu halkalarla k1hflayan deniz üzerinde peydahlanan birtak1m bugu' lardtr. Milet fizigindeki ba~hca olay muhakkak ki mnm etkisiyle deniz suyunun bugulanmas1d1r. Bu bugulanmanm ürünleri (yeller, bulutlar vb.) eski Yunan'da aktl bak1mmdan diriltici özellikleri bulunan ~eyler diye gözönünde tutulurdu. Demek oluyor ki Anaksimandros, canh varhklarm güne~in 1s1s1yla bugulanan nemlilikte (rutubette) dogduklanm kabul ederken, sadece, pek eski bir görü~ü izlemi~ oluyordu. Bütün bunlar bize, Milet ögretisinin merkezi olarak Aristoteles'in ilerisürdügü ilk töz'ün anlamm1 a91klamam1za olanak saglayabilir. Thales, dünyanm y1km1~ bulundugu ~eyin su oldugunu söylemekle, varltklarm maddesini degil, ancak son derece yaygm kozmogoni konusunu yeniba~tan ortaya koymu~ oluyor. Milet dü~ünü~ünün geli~mesine bak1hrsa, ~üphesiz ki bu sudan, denizden ortaya 91kan bütün hayat ile birlikte denizin engin'ligi gibi bir ~ey anlamak gerekir. Anaksimandros'u, Thales'in su'yu yerine kendisinin sonsuz dedigi ~eyi koymaya sevkeden ~ey neydi?„ Öyle görünüyor ki Anaksimandros'un sonsuz'u bü· yüklük bak1mmdan engin bir s1mrs1z'ltkttr„. Anaksimenes, hava'y1 ilke olarak almakla Anaksimandros'tan uzakla~maz. Hava deyimi, ancak sonsuz'un mähiyetini a91klar. Bu, s1· mrlan bulunmayan bir hava'd1r, Anaksiman· dros'un ölümsüz bir hareketle- dirilmi~ olan sonsuz'u gibidir. Öyle anla~thyor ki Anaksi· menes bu hareketin, e~yanm kaynagmt a91ga vurabilecegine inanm1~ degildir. Bir kal· bura verilen hareket gibi, bir kayna~ma ha· reketi de karma~1k ~eyleri birbirinden pekiilä ay1rabilir ama onlan meydana getiremez. De· mek oluyor ki Anaksimenes bu ölümsüz ha· reketin üzerine e~yamn kaynag1 hakkmda bir

ba~ka yorum getirip koymu~tur. Hava, seyrekle~mesiyle ate~in ve yogunla~mas1yla da

yelin, bulutun, suyun ve en sonunda da topragin ve ta~larm olu~masma yol a91yor". Görüldügü gibi Brehier, Milet'li dü~ünürlerin, felsefe degil, fizik yapttklanm ilerisürmektedir. Duyulur ve ali~1lm1~ fe$bihlerin i$e kari$ftg1 bu f izik gene de felsefescl dü~ünceyi d ogurmu~ olan bir fiziktir. Emile Brehier' nin bu varsay1m1 usa uygun görünüyor.

kendini öldürmeyi yegleyen, ömegin Hegesias gibi dü~ünürler de yeti~mi~tir. Gene! olarak aci (eiern) ve ho$lant1 (haz), kaba bir törebilim anlay1~1yle canhlan iyiye ve kötüye götüren itkiler saytlmt~ttr. Epikurosfuluk ve yararc1lzk ögretileri de bu anlamda hazcz (hedonist) ögretilerdir. Ne var ki Epikuros, Aristippos'un bedensel haz'ma kar~1, tinsel haz'1 yegler. Onun iyin en büyük haz, ruh dinginligi (Yu. Ataraxia)'dir. Buna da, bedensel zevkler pe~inde ko~makla degil, bilgelikle vanhr. 1ngiliz yararc1hgma göreyse hayvan ve insan ho~land1gina yönelir ve ac1dan kayar. Spencer, bu ger9ekten ~u sonucu ytkarmaktadtr: Haz veren ~eyler zararlt olsayd1 yeryüzünde hayvan kalmazd1... Sokrates'e göre ac1dan ka9mak ve ho~lanmaya ula~mak, kaba ho~lanttlarm pe~inde gitmekle degil, bilgiyle ger9ekle~ir. Yaramtza b19ak vurdururuz, 9ünkü bilgi ilerdeki büyük actdan korunmak iyin ~imdiki küyük actya katlanmamlZI gerektirir. Eger insan hazz1 bilgisizce ister ve ac1dan bilgisizce ka9arsa yarasma b19ak vurdurmaz ve ölür.„ Epikuros'tan Bentham'e kadar bütün faydactlar, fayda sözcügünü hazzm kar~1t1 olarak degil, her türlü actdan uzak ve kendiliginden ho~lanma anlammda kullanm1~lard1r. Faydac1lara göre faydah olan, haz verendir. insan faydahdan ho~lamr ve faydas1zdan ho~Ianmaz„. Haz-elem temas1, felsefe tarihinde, biryok ögretilerin y1k1~ noktas1d1r. Ögretilerin 9ogu, dogruluk ölyüsü olarak, canhlarm bu ana itkilerini kullanm1~­ Iard1r. Örnegin pragmacthkta da pratik dogru haz veren yarar, pratik yanh~ ac1 veren zarard1r. ingiliz yararc1hgmm Amerika'daki tcmsilcisi olan uygulay1c1hk ögretisi, tümüyIe bu temel üstüne kurulmu~tur. Kirene ögretisinden yararc1hga ·ve uygulay1c1hga kadar hazct ögretilerin törebilim alanma bu yakla~1mlari, bilimd1~1 bir yakla~1md1r.

HAZCILIK. (Os. Lezzetiye, Telezzüz mezhebi ahläkisi, Zevkperestlik, istilzäziye, $ehvaniye, Zevk felsefesi; Fr. Hedonisme, Al. Hedonismus, ing. Hedonism, it. Edonismo) En üstün iyiligin haz oldugunu ilerisüren Aristippos'un ögretisi... Sokrates'in ögrencilerinden Kirene'li Aristippos'a göre en üstün iyilik haz (Yu. Hedone)'dtr. Sokrates, mutlulugun iyi'ye yönelmek ve onu geryekle~tir­ mekle elde edilebilecegini ögretmi~ti, iyiye yönelen ve onu ger9ekle~tiren davram~lara da erdem admt veriyordu. Sokrates9i okullar, bu ögretinin geli~tiricileri olarak iyi'nin ne oldugu sorusuna kar~1ltk aradtlar. Aristippos'un ve onun izinden yürüyenlerin Kirene' li olu~larmdan ötürü Kirene okulu ad1yla da amlan hazczlik bu sorunun kar~thklanndan biridir. Bu ögretiye göre iyi demek, haz · demektir; haz veren her ~ey iyi, act veren her ~ey de kötü'dür. Aristippos'a (i.ö. 453-355) göre her davram~m nedeni, mutlu olmak istegidir. Ya~amanm eregi hazd1r. Haz, insam insan eden duygudur. Bilgilerimiz, duygular1m1z!a alabildigimiz kadard1r, bundan öteye geyemez. Öyleyse bize duyulanm1zm getirdigi hazza yönelelim ve actdan ka9altm. Enüstiin iyi (Os. Hayr-i älä, Lat. Summum bonum), hazdtr. Ancak, geryek haz sürekli oland1r. Sürekli olan hazza da bilgelikle vanlabiiir. Bilgenin hazz1, kendi kendinden ho~­ nu t olmas1yle belirir. Kendi kendinden ho~­ nu t olmaksa, töresel ho~lanmad1r (Sokrates' HEGELCiLiK. (Os. Hegel'in mezhebi felsein eudaimonia'si, ahläki memnuniyet). Bilgefisi, Tasavvuriyei vücudiye, Vücudiyei manlik, gündelik hazlan kü9ümseyerek sürekli ttkiye; Fr. Hegelianisme, Al. Hegelianismus, hazlara yönelmek demektir„. Hazc1hk anlaing. Hegelianism, it. Hegelianismo) Alman y1~1, Kirene'li Aristippos ögretisini Sokrates dü~ünürü Georg Wilhelm Friedrich Hegel'in etkisinden temizleyerek Aristippos'un ger9ek ögretisi... Hegelcilik deyimi, özel anlamda Hemaksadmt ac;:1klar: Bilge, bütün bilgisini hazz1 gel'in ögretisiyle ölümünden sonra 1835'te elde etmek ic;:in kullanabilen ki~idir. Haz en ba~lay1p 1848'e kadar süren sag {Heinrich, büyük iyilik, ac1 en büyük kötülüktür. inGabler, Göschel vb.) ve sol ,(Bauer, Ruge, sanm eregi, her an ve sürekli olarak hazza Strauss vb.) Hegelciligi; genel anlamdaysa Yönelmek olmahd1r„. Bunun i9indir ki hazingiltere'de geli~en Anglo-Hegelcilik, AmeriCthk, günümüzde, Aristippos'un asd maksadt ka'da geli~en St. Louis Hegelciligi, Almanya' Yorumlanarak her türlü hazz1 istemek ve her da geli~en Yeni Hegelcilik (Glockner, Lasson, türlü ac1dan kaymak anlammda kullamlmakKroner vb.), italya'da geli~en Hegel rönesanst tad1r. Kirene okulunda, ac1dan kaymak i~in (Benedetto Croce, Giovanni Gentile) gibi He-


HEGELCiLiK

HEGELCiLiK gelci aktmlan adlandmr. Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831), genel olarak idealist aktmm ve özel olarak da Alman idealizminin son ve en büyük temsilcisidir. Ögretisi saltzk dü$üncecilik ad1yla da amhr, i;;ünkü ögretisinin temeli saltzk dü$ünce (Hegel'in deyimiyle Absoluter Geist)'dir. Bununla beraber o, gene de bir nesnel dü$Üncecilik geli~tirmi~tir, i;;ünkü evrenin temeline koydugu bu saltzk dü$ünce insan bilincinden bagims1z bir dü~üncedir. Buna hakh olarak tanri da denebilir, i;;ünkü d1~la~1p dogala~arak tüm evreni o meydana getirmi~tir. Denilebilir ki Hegel eyti~im üstüne her ~eyi söylemi~tir, ama yanh~ söylemi~tir. Hayranhkla ~a~kmh­ g1 bir arada uyandm~mm nedeni budur. Örnegin yap1s1 geregi sonsuz bir sürei;; olan eyti~imle Hegel dünyanm ve bilginin geli~me bak1mmdan bitmi~ ve tamamlanm1~ oldugu sonucuna varm1~ttr. Hegel'in dogru koydugu yasalardan i;;1kard1g1 yanh~ sonui;;lar bizzat kendi kendileriyle i;;eli~ir ve kendi kendilerini yalanlarlar. Hegelci manttk yanyana strlanan dogrularla yanh~larm ikiciligi ve i;;eli~kileriyle doludur. Ömegin Hegel'de dogru olarak eyti~imin özü say1lan i;;eli~me; yanh~ olarak manttksal, ii;;sel ve evrimsel yönlerde i~ler. Oysa i;;eli~me, bunun tarn tersine, tarihsel, d1~sal ve devrimsel yönlerde i~ler. Örnegin Hegel'de dogru olarak eyti~imin i;;eli~­ kisel gücü say1lan kar~ttlar, özde~tir; oysa kar~ttlar , özde~ degil, toplumsal sürei;;te antagonist (uyu~turulamaz) bii;;imler de alarak bag1mh ve birlik hälindedirler. Bunlara benzer daha pek i;;ok ömekte de belirdigi gibi Hegelcilik bir dü~i;;ülüktür, i;;ünkü kurgusal varsay1mlara dayamr. Hegel'in bu ikiciligi ve i;;eli~kili tutumu, sisteminin hemen her yanmda yans1r. Siyasal dü ~üncelerindeki devrimci yanlarla tutucu ve gerici yanlar, dü~ünceciligi tamtlamak ii;;in özdeki;;i ögeler kullanmas1, sürekli devimi ilerisürerken degi~­ mezligi savunmas1 bu ikici ve i;;eli~kili tutumun en belli örnekleridir. Dahas1, bütün bu ikici tutum ii;;inde dü~ünceci birciligi gerc;ekle~tirmeye 9alt~mas1d1r. Hegel felsefesi, antikc;ag Yunanhlarmm Elea ögretisiyle onu geli~tiren Platon-Aristoteles temeline dayamr. Bu, felsefenin temel sorununda dü~ünceci (idealist) yam tutan dü~ünceci bir felsefe gelenegidir ki tarih boyunca hep aym kalmt~ ve aym sav1 c;e~itli bic;imlerde yinelemi~tir. Hegel'in bu eski ve degi~mez sava katt18t yenilik, onu özdekc;i ögelerle tamtlamaya c;ah~maktan ibarettir. Elea'hlar tek ve degi$· mez bir varl1k oldugunu ilerisürüyorlar, rok' lugun ve degi$ir'ligin sonucu olan olu$'un

dü~sel bir görünü~ten ba~ka bir ~ey olma. d1gm1 söylüyorlard1. Dayand1klan gereki;;e de duyusal olanm yamlt1c1hgi ve ussal olantn gerc;ekligiydi. Platon bu sav1 yeni yorumlarla geli~tirmi~ti. Duyumu incelemi~ ve onun gerc;egi bildirmekten uzak bulundugu kam. sma varm1~t1 . En kaba duyumlanm1z1 bile kavram'larla dilegetiriyorduk. Bu, sadece bir dilegetirme sorunu degildi. Degil ba~kalar1. nm <luyumlarmt, kendi duyumlanmm bile c;e~itli ussal sm1fland1rmalar yapmaks1zm bilemezdik. "Ü~üdüm" derken ü~üyenin kendi bedenimiz oldugunu, onu ta~lardan, bitkilerden, hayvanlardan ve öteki bedenlerden ayirabildigimiz, e~deyi~le bir sürü kavramla sm1flandtrabildigimiz ii;;in biliyorduk. Kendi bedenimizin ü~ümü~ oldugunu da onu ka~m­ malardan, k1zarmalardan, 1S1nmalardan ayirabildigimiz, e~deyi~le bir sürü kavramla s1mfland1rabildigimiz ic;in biliyorduk. Demek ki bilgi kavramsald1. Kavramlarsa duyulanit degil, bütün bu sm1fland1rmalan yapan usun ürünüydüler. Öyleyse bilgi, nesnesel degil, ussald1. Kendiliginde nesne yoktu, bir görüntüden ve bir hii;;ten ba~ka bir ~ey degildi. Örnegin masa, kendiliginde neydi? Onu sertliginden, renginden, boyundan, görevinden vb. e~deyi~le kavramlarla dilegetirdigimiz nitelik.lerinden soyutlarsak geriye ne kaltrdt? Bir hie;. Hii;; demek, yok demekti. Öyleyse geri;;ek olan, nesneler degil, kavramlar ve e~­ deyi~le geneller (evrenseller, tümeller)'di. Masa, bu genellerle varhk kazamyordu. Ama masanm bizim bilincimizin d1~mda var oldugu da bir gerc;ekti, bu demekti ki geneller de bizim bilincimizin d1~mda vardtlar ve nesneldiler. Platon bu nesnel genel'lere idea admt verdi ve nesnel dü~ünceciligin •(ob· jektif idealizmin) temelleri de böylece attl· mt~ oldu. Hegel, Aristoteles'in katk1sma da sahip c;1karak, bu temellerin üstünde yüksel· mektedir. Aristoteles'in bu dü~ünceci gelene· ge en büyük katk1S1 ereksellik anlay1~1d1r. Aristoteles'in bi9im'i, bilimsel nedensellik an· lay1~mdaki sonur degil, bir erek'tir. <;:ünkü o, manttksal bir öncelik ta~tr ve sürecin ba~­ lang1cmdan beri sebep (Fr. Raison)'in ic;in· de vard1r. Palamut sebebi me~elik eregini ic;inde ta~tr, böyle olmasaydt palamuttan me· ~e c;1kmazd1 (Bilimsel nedensellik anlayt~in­ da neden (Fr. Cause) sonucunu ii;;inde ta~1maz, örnegin ISlda madensel cisimferi geni~­ letme olgusu yoktur, madensel cisimlerin ge· ni~lemesi sonucu 1s1 nedeninden ayn bir ol· gudur). Bundan ba~ka erek, sebepten önce· dir (Bilimsel nedensellik anlayt~mdaysa ne· den, sonucundan öncedir). Ama bu, bir za·

man önceligi degil, bir mant1k önceligidir (Nastl ki manttkta öncüller vargilardan zamansal olarak öncel degil, mantiksal olarak önceldirler). Aristoteles'e göre dünyala~ma sebebinden öncedir. <;:ünkü o, birbirlerini olu~turan bütün sebeplerin ba~mdan beri vard1r. Ama bu, dünyala~ma olgusunun ba~la­ ma zamamndan önce dünyala~ma ereginin varbulundugu anlamma gelmez. <;:ünkü erek ya da bic;im, geneldir. Genellerse zaman ve uzay d1~1dirlar, zaman ve uzay ii;;inde yokturlar. Bundan da ~öyle bir dü~ünceci sonuc; c;1karilmaktad1r: Zaman ve uzay ii;;inde bulunmayan yok demektir, demek ki geneller (tümeller ya da evrenseller) varbulunmayan varl1k'lard1r. Gerrek olan da bunlar olduguna göre demek ki asil gerc;ek, var bulunan degil, var bulunmayandtr. Var bulunan görünü$'lerin gerc;ekd1~1hklan ve sahtelikleri de bu dü~ünceci mantlksal uslamlama sonucudur. Bundan ba~ka zaman ve uzayd1~1 olan salt1k't1r, demek ki as1l gerc;ek varhk salt1k't1r. Tann kavramma da, <linse! yolun d1~mda, felsefesel yoldan böylelikle vartlm1~ olmaktadir. Aristoteles erek (Yu. Telos)'ten tanrz (Yu. Theos)'ya böylelikle gec;mi~ oluyor. Bu tann, Aristoteles' in tammtyla dii$ünmenin dü$ünmesi'dir, e~­ deyi~le kendi kendisini dü~ünen dü$iince'dir. D ü~ünce de zihin i(Fr. Esprit)'in özü olduguna göre gerc;ek saltzk zihin (salttk ruh)'dir. Görüldügü gibi dü~ünceci (idealist) ögretide us, dü$ünce, zihin, ruh ve tanri böylelikle özde~lc~mi~ olmaktadtrlar. Hegel, Felsefe Tarihi Dersleri'nde ~öyle der: "Felsefeyle dinin ortak bir ic;erigi vardir, sadece bic;imleri farkltd1r. Felsefe, dinin hayal ürünü olarak sundugu ~eyi, kavramsal olarak yakalar". Hegel, i~te böylesine kavramsal bir felsefe geli~tirmi~tir. Adt gec;en yapttmda ~unlan da ekler: "Usc;uluk, ic;erik ve bic;im bak1mlanndan felsefeye ters dü~er. ic;erik bak1mmdan ters dü~er, i;;ünkü gökyüzünü bombo~ b1rakm1~ ve her ~eyi sonlu ili~kilere indirgemi~tir. Bic;im baktmmdan ters dü~er, c;üri.kü onun bic;imi özgür ve kavramsal olmaYan uslamlamad1r„. Felsefe, önceden kendisine dayanak olarak verilmi~ bir nesne üstünde dü~ünmez. <;:ünkü onun ic;erigi zaten d ü~üncesidir. Felsefede saltigm dü~ünce gibi olmas1 gerekir" (Hegel, Vorlesungen über die Geschichte der Philosophie, 65, 92, 97, 107). Hegel'e göre felsefenin görevi evreni ay1kIamaktir. Evreni a9iklamak · felsefenin törebilim, bilgi kuram1, metafizik vb. gibi bütün öteki sorunlanm da ai;;1klamak demektir. Evreni a91klamak, onun sebebini ai;;tkla-

makla olur. Evren, nedensellikle ac;tklanamaz. <;ünkü her ilk neden'in de bir nedeni olmahd1r, kendisi ai;;1klanamayan bir ilk nedense evreni ac;1klayamaz. Evreni aytklayabilecek olan, bir ilk neden degil, ilk sebep' tir, bir ereksel sebep. <;:ünkü ancak odur ki kendi eregiyle kendisini ac;tklar. Sebebin bizzat kendisi bize sebebini ai;;1klar, c,:ünkü neden sonucunu ic;ermez ama sebep ere!lini ic,:erir. Hegel'e göre evrenin ilk sebebi ya da ilkesi, Platon'da oldugu gibi bütün geneller degil, bu bütün genelleri de ic;eren bir geneller geneli olmahd1r. Bu saVI, Hegel'i, birimler birimi'nin yarat!CISI Aristoteles'e yakla~tmr. Ne var ki Aristoteles de Elea'hlar ve Platon gibi, özdegi bir türlü yads1yamam1~t1. Dikkat edildiyse dü~ünceciligin (idealizmin) antikc;ag temelinde özdegin hie; bir zaman yadsmamam1~ oldugu görülür. Elea'h Parmenides, tüm dü~ünceci savlarma kar~m. varhgm küre bic;iminde oldugunu ve uzayda bir yeri bulundugunu söylemi~tir. Demek ki varhk, özdekseldir. Platon ldea'larm örneklik ederek bic;imlendirdigi nesnelerin, bic;imsiz ve belirsiz de olsa, özdek oldugunu kabul eder ve onu da 1dea'lar kadar ilksiz ve sonsuz sayar. Bundan ba~ka Platon, ldea' !arm bir ba~ka dünyada bireysel varltklan bulundugunu ve ölü ruhlannm bunlan gidip görebildiklerini de ilerisürer ki bu da onlarm özdekselliginin dolayh bir kamt1d1r. Aristoteles'e göre her bic;im bir üst bic;imin özdegidir, böylelikle sonunda özdeksiz birim'e var1hr ama aradaki say1s1z bic;imlerde özdeksellik kayna~1r. Hegel, özdekten kurtulabilmek ic;in, Kant'm duyusal genellerle duyusal olmayan geneller aymmmdan yararlamr. Kant'm önsel ulamlan, duyusal olmayan genellerdir. Hegel'e göre de evrenin sebebi olan geneller geneli, böylesine duyusal olmayan bir genel olmahd1r. Nesneler, bir geneller toplammdan ba~ka bir ~ey degildirler (örnegin masa, c;e~itli niteliklerini belirtmek ic;in ona uygulanan kavramlar d1~mda bir hii;;tir), demek ki geneller de nesneldirler. Bundan ba~ka özneyle nesne özde~tir, bu sav dü~ünceciligin temel ilkesidir, ayr1ca bundan ötürü de dü~ünce ürünü olan geneller nesneldirler. Özneyle nesne, e~deyi~le bilenle bilinen özde~ olmasayd1 bilme olgusu geri;;ekle~emezdi ve nesne zorunlu olarak Kant'm varsayd1gi gibi bilinemez olarak kahrd1. Hegel'e göre bilinemezin varoldugunu söylemek ona bir kavram uygulamaktlr, bir kavram uygulamaksa onu bilmek demektir. Daha ai;;1k bir deyi~le, ona ldlinemez demekle onu bilmi~ oluyoruz. Evrende bilinmeyen


HEGELCiLiK

HEGELCiLiK ve belki de sonsuzca bilinmeden kalacak olan pek i;:ok ~ey vard1r, ömegin ayak basamad1gim1z bir uzay gezegeninde neler olup bittigini bilmeyiz, ama bu onlann yaplSl geregi bilinemez olduklan anlamma gclmez. Evrende az bilinen ya da i;:ok bilinen ~eyler vard1r, ama yap!SI geregi bilinemez olan, e~­ deyi~le kendisine bir kavram uygulanamayan hii;: bir ~ey yoktur. Bilinemez deyimi, bizzat i;:eli~ik bir deyimdir. Kant'i;:1 bilinemezciligi böylesine ele~tiren ve kökten i;:ürüten Hegel bundan bilenle bilinenin, e~ deyi~le öz!J.eyle nesnenin özde~ligi sonucunu i;:1kanr. Ai;:1ki;:a ~ öyle der : "Felsefe, özünde, tümüyle dü ~ ünceciliktir . Eski ya da yeni bütün dü~ünürlerin ilerisürdükleri ilkeler, su, özdek, atom vb. nesneler degil, dü~ünceler, e~de­ yi~le genellerdir" (Hegel, Wissenschaft der Logik, son bölüm). Hegel, böylece, evrenin ilk sebebi olarak duyusal olmayan genelleri, e~deyi~le ulamlan ele almakta ve bunlardan da bir geneller geneline varmay1 amai;:lamaktad1r. Hegel, bu ulamlan birbirinden i;:1karsar ve her birinin zorunlu olarak bütün ötekileri ii;:erdigini ilerisürer. Amac1, ai;:1klamamn zorunlu geregi sayd1g1 birciligi (monizmi) geri;:ekle~tirmektir. Bircilik geregince evrenin on iki tane ilk sebebi olamaz, bunlarm bir tek ilk sebepte toplanmas1 gerekir. Kald1 ki Hegel, Kant'm on iki say1smda dondurdugu ulamlarm i;:ok daha fazla oldugu kamsmdad1r. Bundan ba~ka Hegel, kendinden önce ilerisürülmü~ bütün genellerin soyut geneller olduklan iddiasmdad1r, bundan ötüri.i de i<;: lerinde kendilerinden ba~ka hii;: bir ~ey ta~1yamaz ve dolay1s1yla birbirlerinden i;:1karsanamazlar, kendinin ilerisürdügü genellerse somut geneller'dir ve bundan ötürü de tüm türlcrini kendi ii;:lerinde ta~1makta ve birbirlerinden 91karsanabilmektedirler. Demek ki sorun, ilk ulam1, bütün öbürlerinin kendisinden i;:1karsanabilecegi ulam1 bulmakttr. Bu ilk ulam, hem zorunlu olarak ilk vc hem de en genel ulam olacakt1r. Bir ulam, ne kadar soyutlanabilirse o kadar genelle~ir. Demek ki ilk ulam, soyutlama süreciyle elde edilebilecek en soyut ulam olacakttr. Neyi soyutlarsak soyutlayahm, son soyutlamada daima varl1k ulamm1 elde ederiz. Masay1, agac1, ku~u bütün niteliklerindcn birer birer soyutlarsak geriye daima "bu masadir", "bu agai;:ttr", "bu ku~tur" önermeleri kahr. Demek ki bütün soyutlamalarda geriye kalan daima ve sadece onlarm var olduklan, e~deyi~le varl1k'land1r . Öyleyse varl1k, bütün ulamlarm ilki ve hepsinin sebebidir. Zorunlu olarak ilk, en genel ve

en soyut ulam olan varhg1, varhgmdan da · soyutlarsak, onun tarn kar~1t1 olan yokluk'u clde ederiz. Demek ki varhk ka~1t1 olan yoklugu ii;:inde ta~1yordu; yoksa yokluk varhktan i;:1karsanamazd1. Hegel'e göre kar~itlar da birbirleriyle özde~tirler ve her ~ey kar~tttm da ii;:inde ta~tmaktadir . Bunu ilerisürme, cebimizde elli lira bulunmasmm ayn1 zamanda elli lira bulunmamast demek oldugu anlamma gelmez. <;:ünkü birinin alam soyut öbürününse somutiur. Özde~lik, özde~ olanJa'. rm birbirlerine ge9i§'lerinin olanakli bulundugunu gösterir. i~te bu gei;:i~. Hegel'e göre olu§' tur. Varhk, yokluk ve olu~ Hegel'ci manhgm ilk üi;: ulamtd1r. Hegel'ci eyti~imde her üi;:lünün ilk ulamt olumlu'dur, bunun kar~ttt da daima olumsuz'dur. E~deyi~le bir ~eyin olmas1 ii;:in, aym zamanda onun olmamas1 da gerekir. Birinden öbi.irüne ge9i~i dilegetiren olu~ sürecinde de böyledir. Demek ki il<;üncü ulam olan olu~. öbür ikisinin kar~1thgm1 ve aym zamanda özde~ligi ii;:erir, böylelikle ilk iki ulam1, ikincinin birinciyi olumsuzlama'sm1 olumsuzlayarak uzla$tmr. Bu sürece sav-kar§lsav-bire§im de denir. Hegel'e göre us, 9eli~ik olanda duramaz ve bundan ötürü de ilerlemeyi zorunlu kilar. Bire~im yeni bir sav, ya da olumsuzlamanm olumsuzlanmast yeni bir olumlama olur ve kar$tSavm1 ya da olumsuzunu ortaya koyar. Hegel, eyti~im­ sel ü9lünün ilk terimine kendinde (Al. An· ·sich) demektedir ki bu da Arisfoteles'in gizil· gü9 (Yu. Dynamis) ve ger9ekle§me (Yu. Ener· geia) deyimlerini kar~tlar. Her iki erekselci dü~ünüre göre erek, geri;:ekle~meden önce, sebebinin ii;:inde gizilgüy olarak vard1r. Aristoteles'e göre nastl me~e eregi palamut sebebinin ii;:inde gizilgüi;: (bilkuvve) olarak bulunuyorsa Hegel'e göre de olu$ eregi {Al. Zweck) varhk sebebinin (Al. Grund) ii;:inde öylece gizilgül( olarak var bulunmaktadtr. Bu manttk, son ulamm da ilk ulamm ii;:inde gizilgüi;: olarak bulundugu geri;:egini ai;:1klar. Kavramlar, böy· Ieee, zorunlu olarak birbirlerinden olu$urlar. Hegel'e göre her kavram ya da ulam (Al. Kategorie, bir nesneye yüklenen nitelik), ldea' nm ugrak (Al. Moment)'land1r, e~deyi~le be· liri~ bii;:imlerinden biridir. Evrenin temel ilkesi ldea (dü~ünce ya da ruh)'dtr, evrensel olu~ma idea'nm kendini a9mas1'd1r. Hegel ~öyle der: "Benim bu manttk sisteminde izledigim, daha dogrusu sistemin kendiliginden izledigi yöntem, tek geri;:ek yöntemdir. Bu· nun böyle oldugu ~undan da bellidir ki bu yöntem nesnesinden ve il(eriginden farkli de· gildir, 9ünkü nesneyi ilerleten, kendi kendi· sindeki ii;:eriktir, kendi kendinde ta~t d t~ ey-

ti~imdir. $uras1 ai;:tki;:a bellidir ki bu yöntemin gidi~ini izlemeyen ve onun yalin ritmine ayak uyduramayan hii;: bir ai;:tklama bilimsel say1lamaz" (Hegel, Wissenschaft der Logik, Giri~. s. 41-2). Hegel'e göre us, kendisiyle i;:eli~ende duramayacag1 ii;:in kavram!arm eyti~imi i;:eli~ki yaratmayan bir ulama kadar sürüpgelir ve böylelikle birkai;: düzine ulam elde edilmi~ olur. Kavramlar eyti~imi­ nin sonunda varilan ve i;:eli~ki yaratmayan kavramsa bizzat kavram (Al. Begriff, Fr. Notion) kavram1d1r. Hegel, Mantik adh yap1tmm ba~ma ~öyle yazm1~ttr: "Varhk, kendinde (gizilgü9) olarak nosyon'dur". Kavram ulam1, kendinde ve kendisi ii;:in olarak, kendinden önceki bütün ulamlan kapsar. idea' nm mant1ksal serüveni böylece biter ve kavram'm kar~1tt olarak doga'ya gei;:ilir. Hegel' in bundan sonra nesnel bir doga felsefesi geli ~tirecegi samlmamahd1r, geri;:ekte d1~la~1p dogala~acak olan gene idea'd1r. Ai;:thp geli ~ ecek olan doga degil, gene de kavramd1r. c;unkü Hegel'e göre kavramla doga özde~tir. $öyle der: "Bilim üi;: bölüme ayrthr: 1. Mantik (Kendinde ve kendi ii;:in idea'mn bilimi), 2. Doga felsefesi (D1~ varolu~uyla idea' nm bilimi), 3. Ruh felsefesi (D1$ varolu~un­ dan gene kendi üstüne dönen idea'nm bi-. limi). idea, önce, kendisiyle özde~ olarak varolur. Aym zamanda da kendi ii;:in olmak eregiyle kendisine kar~1 koyar. <;:e~itli felsefeler idea'mn birer belirlenim (Al. Bestimmung)'idir, bu i;:e~itli ugraklarda idea ai;:tltp yaydmaktadtr. Dogada da, ruhta da yeniden kar~1m1za 91kan hep idea'd1r. Ama idea orada bir d1~ varolu~ bic,:imini alm1~tlr, burada kendinde ve kendi ii;:in vardtr. idea'mn ai;:tga 91kt1g1 bu 9e~itli belirlenimler, idea'mn duraklamadan i<;:lerinden ge9jp gittigi birer uJtrak (Al. Moment)'ttr. Bunun ii;:indir ki her özel bilim, kendi i<;:erigini hem geri;:ek bir varolu$a sahip görmeli ve hem de aym zamanda kendi ii;:erigini daha yüksek bir varolu~a gei;:mek i9in basamak yerine ge9en bir a~ama saymahdtr" (Hegel, Enzyclopaedie der Philosophischen Wissenschaften, XVII). Demek ki evrenin ilkesi, yap1c1s1, kumcusu olan f d ea'nm ilk serüveni kendi alanmda, e~de­ yi~le dü~ünce alamnda; ikinci serüveni doga alanmda, e~deyi~le altyap1da; üi;:üncü serüveni ruh alanmda, e~deyi~le üstyap1dad1r. i dea, e~dcyi;;le dü;;ünce, salttk oldugu halde, nasil oluyor da ilerliyor ve geli;;iyor?.. Hegel 'e göre dü~ünce, evrensel bir temel olma haktmmdan salt1kttr; yeniden kendisine dönrnek ve sonsuzca salt1k kalmak üzere bir rnaceraya 91km1~tlr, kendisine yabancila§arak

dogala~m1~t1r, insan bilincinde kendisini tamyarak bu yabanc1la;;may1 a;;m1;; ve macerasm1 tamamlam1~ bulunmaktadtr. Bu demektir ki, salt1k dü§ünce, bir süre ii;:in kendisini tarih ve doga ii;:inde yans1tm1~ttr. Gök cisimleri, salttk dü;;üncenin dogala;;ma yolunda att1g1 ilk ad1md1r. Astronomik kozmos, salt1k dil$Üncenin kcndisine ilk yabanctla$mas1d1r. itme ve i;:ekme, aynlma ve birle~me­ den ibaret i;:eli$melerle dogasal cisimler olu~ur. Dogala$ma, s1ras1yla; kabuklular, yumu~aki;:alar, böcekler, bahklar, sürüngenler, ku;;lar, memeliler boyunca sürüpgider. Bu yabanctla~manm sonunda da en yetkin organizma olan insan meydana gelir ki salttk dü~ünce de kendisini yans1tacak aynaya kavu;;mu~ olur. Artlk özdeksel yap1da daha fazla dogala~mak gerekmeyecektir. insanda beliren ve kendisine kavu~an salt1k dü~ünce, evrimsel geli~mesine bilinc;, ruh, ak1l alanmda -ki bunlar aym ~eylerdir- devam edecektir. insan, özü geregi ruh, e~deyi;;le bilini;: ve özgürlüktür. Salt1k dü~ünce, dogala;;ma macerasmm sonunda ilkin insan bilincinde, e~deyi~le bireysel bilini;:te kendisini yans1tm1~tlr (Al. Subjektiver geist). Sonra, ba$ka bireylerle bagmtth olarak bir kültür düzeyine atlam1;; ve kendi özüne uygun bir toplumu geri;:ekle;;tirmi~tir (Al. Objektiver geist) . Sonunda da kendi kendisinin bilincine ula~arak (Al. Absoluter geist) felsefe, din, sanat gibi degi~mez, ölümsüz, salttk degerleri geri;:ekle;;tirmektedir. Ba$ka türlü bir söyleyi;;le, birey önce öznel bir ruh ta;;1r. Geli;;tiki;:e bu ruhun ortakla~altgtm kavrar. Öznel ruh, bu kavray1~la, yerini nesnel ruha b1rakm1~ olur. Nesnel ruh, önce, ortakla;;a özgürlük demek olan hak bii;:iminde beliiir, hakkm en belli bii;:imi de özel mülkiyettir. Her birey, özgür eylemleri sonucu, mal sahibi olmak ve mahm ba~kalarma vermek hakk1m ta$1r. Bu veri;;, sözle;;me'dir. Sözle;;me, tohum hälinde devlet'tir. Oysa birey hak' la i;:eli;;ir ve onu yads1r, bu yads1madan su9 dogar, sui;: da ceza'yla 9eli;;ir ve yadsm1r. Hak, böylelikle geli~mektedir. Bu geli$me sonunda en yetkin varltk olan devlet meydana gelir. Ama devlet, ne kadar yetkin olursa olsun, salt1k dü;;üncenin amac1 olamaz. Özgürlük ruhun özüdür, hii;: bir devlet ki~iye bu özgürlügü veremez. Ruh, ger9ek özgürlügünü gene ruhun alanmda bulabilir ve sanatm, dinin, felsefenin özgür alanlarmda devletin üstüne yükselir. Görüldügü gibi; doganm, insanm ve toplumun yarat1c1s1 olan salttk dü~ünce, Jaik bir Tann ya da derece derece a91hp sai;:J!arak her varhkta beliren


l

HEGELCiLiK bir gizemcilik Tanns1d1r. Hegel'in bu varsay1mma bir i;:e~it dogatannc1hk da denebilir. Frans1z dü~ünürü Henri Lefebvre, Hegel'in, dolay1s1yle idealizmin büyük paradokslarm1 ~öyle özetlemektedir: "Fikir, diyor Hegel, bizden önce, dü~ünü~ ve uygarhk tarihinden önce, dünyadan önce vardir. Ama o zaman bilin9siz'dir. 0, kendisinin bilincine ancak 9eli~meler arasmda, engellere i;:arparak, i;:atl~­ malar arasmda varabilir. Peki, ne yap1yor? Dünyay1 yarat1yor. Tabiat, dünya; insan ve insanm tarihi kat1ks1z, ar1 fikir'den ba~ka bir ~eydir, hatta onunla i;:eli$me hlllindedir. Madde, ruha kar$1d1r. Fakat fikir, tarn bu 9eli$me'yle, tabiatm, insanm, tarihinin bütün 9eli$meleriyle kendi bilincine vanr. Fikir, insanm dü$ünü$lerinde ve özellikle bilgide, insan biliminde kendini gösterir. Hegel'e göre tarihin, sosyal hayatm, moral ve politik hayatm, dogruyu aramanm muharriki bu me$hur fikir'dir. Olu$ ve o1U$Un bütün i;:eli$meleri fikir'le ac;1klamr. Dünya ve tabiat, ic;te görüneni d1$ta sanmadir (exteriorisation), fikir'in nihayet kendi bilincine ula~mca tekrar kazamlan, bulunan, kendine geien bir yabancila$mad1r, alienation'udur. Daha ba$1angiytan itibaren bu tez garip $ekilde aykm görünmektedir, öyledir de. Her ögrenci bunu tetkik ederken, i;:ok muhtemeldir ki, bir dereceye kadar hayrete dü$er ve s1k1hr. Hegel idealizmi, insanda, ayaklarmm yerden kesilmekte oldugu, her $eyin altüst oldugu havasm1 uyandmr. Bir fikir, nastl bilini;:siz olabilir? Mutlak bilim, bilimi yapan insan zekalarmdan önce nastl varolabilir? Maddi olmayan bir fikir, nas1l olur da maddeyi ve tabiatl yaratabilir? Kendi bilinci hllline gelmek ii;:in dünyay1 yaratmak gibi bilini;: i$i olan bu derin dünya hesab1m bilini;:siz bir fikir'e izafe etmek sai;:ma ve c;eli$meli degil midir?". Özdeki;:iligi de ic;ine alan tüm felsefeyi evrensel dü$Üncecilik sayan Hegel (i;:ün· kü Hegel'e göre bizzat özdek de bir kav· ramd1r, e$deyi$1e geneldir) Elea'c1larla Platon -Aristoteles gelenegine dayanmakla beraber özellikle Spinoza, Hume ve Kant'dan da yararlanmt$tlr. Manttk'mda "Spinoza'nm her belirlenme, yads1madir sözü son derece önem· lidir" der (ibid, bölüm II, s. 117). Örneftin bir $eyin güzel oldugunu söylemek, e$deyi$· le onu güzellik yüklemiyle belirlemek, i;:ir· kin oldugunu yads1mak demektir. Hegel, Spinoza'nm bu ilkesini tersine i;:evirip oldugu gibi alm1$tlr. Hegel'e göre her yads1ma, belirlemedir. <;ünkü bir $eyin i;:irkin oldugunu yads1makla onu güzellikle belirlemi$ oluruz. Hegel'e göre yads1ma (e$deyi$le olum-

suzlama) kar$1t1 olan olumlama'yla özde$tir. Buradaki olumlama deyimi, Spinoza'mn be. lirleme ya da smirlama deyimleriyle aym an. lamdad1r. Örnegin her $eyin güzel oldugu. nu söylemekle onu belirlemi$, bütün i;:irkinliklere kar$I smirlaml$ ve aym zamanda gü. zelligini evetlemi$, e$deyi$le olumlam1$ oluyoruz. Demek ki Spinoza'ya göre olumlamak olumsuzlamak oldugu gibi Hegel'e göre olum. suzlamak olumlamaktlr. Hegel'de olumsuzlama ya da e$deyi$1e yads1ma, yaratma'd1r. <;ünkü her $ey, olumsuzlanmakla varolur. Herhangi bir $eyin varolabilmesi ii;:in, her $eyden önce olumsuzlamamn, ya da yads1mamn olaganüstü gücü gereklidir. Herhangi bir $eyde olumsuzlanma gücü (e$deyi$le ona kar~1 olam, ona kar~1 koyam) yoksa o $ey Hegel'in deyimiyle ölür (son bulur). Bundan· ba$ka Hegel'in sonsuzluk (Al. Unendlich) kavram1 da Spinoza kaynakhd1r. Sonsuzluk, sm1rs1zhkt1r. Spinoza'ya göre belirlenmil? olmak smirlanm1$ olmakt1r. Demek ki sonsuz, belirlenmemi$tir. Ne var ki Spinoza, onun, kendinin nedeni (La. Causa sui) ve e~deyi$· le kendi kendisinin belirleyicisi oldugunu söyler. Hegel de sonsuz kavram1m tümüyle bu Spinoza'c1 anlamda kullamr. Hegel'e göre sonsuz, zorunlu olarak, sonluyu ii;:erir. <;ün· \;.ü ii;:ermezse, böylece kendi d1~mda bir $eY b1rakacag1 ii;:in, kendisi sonlu olur. Bu, He· gel'in temel varsay1m1d1r ·(Her $ey, keridi kar$Itlm ii;:erir). Hegel, özellikle mekanik ne· denselligin i;:ürütülmesinde, Hume'la beraber· dir. Kant'tan da i;:ok $ey almakla beraber temelde Kant'a bir kar$ISav olarak ortaya i;:1km1$t1r. insan usuyla nesnel geri;:egi tümüyle birbirinden ay1ran ve aralarma a~1lmaz bir duvar i;:eken Kant'm tersine Hegel insan usuy· la nesnel geri;:egi bii ve özde$ sayar. Hegel'e göre "geri;:ek olan her $ey ussal ve ussal olan her ~ey de gerc;ektir". Ne var ki bu, ussah nesnel gerc;eklikten c;1karan bir deyim degil, tersine, nesnel geri;:ekligi ussal sayan bir deyimdir. Kant, dogay1 saltik saym1.~ ve dü~üncenin bu alana asla sokulamayac.a~n1 ilerisürmü~tü. Hegel dü~ünceyi salt1k sayarak, Kant'm tersine, dogamn, bu salt1k dü$iincenin ürünü bulundugunu savunmu$tur. Bunun· la beraber Kant'm özellikle tarih görü$i.i . ta· rihi, sanki bir dü$Ünce tarafmdan yön.etili· yormu~c;asma önceden belirlenmi$ bir erege dogru ilerletir. Hegel'de de dü$ünce, doga· da ve tarihte böylesine ic;kindir. Her ilci görü$ de, belli bir noktada, dogadan önce bir mant1grn varl1g1n1 kabul eder. Hegel, 1Cü9ük Mant1ga Giri$'inde $Öyle demektedir: ""Y"argl gücünün ele~tirisi'nin ilgini;: yönü, Ka.nt'1n

HEGELCiLiK

tün bilincini ta~1d1gma göre, bu c;ok tannh burada Ide'ye kadar yükselmi~ olmas1d1r. Kant dünyada kai;:mtlmaz olarak Zeus'lesmi$tir. Bu felsefesi sadece burada kurgusald1r. Kant buyüzden de, ölümüne yakm y11larmda, gene rada anhgm konusu olan genel'le sezinin kokai;:mtlmaz olarak dinsiz saytlmt~tlr. Hegel nusu - 1an tikel arasmda kuramsal ve k1lg1sal us ögretilerinden i;:ok daha ba$ka bir ili$ki "Minerva'nm bayku$U ancak kara11l1k bast1ktan sonra u9maya ba$lar" der. Bu demektir kurar. Ama bu ili$kiyi bir ilke olarak koyki önce olaylar ya$amhr, sonra o olaylarm maz, deneyde nas1l meydana geliyorsa öylece velir. Doganm ic; erekliligi ilkesini bilimdü$ünceleri edinilir; önce özdeksel ya$am varsel uygulamalarmda izleyip geli$tirseydi bizi dtr, sonra dü$ünsel yasam baslar. Hegel bu i;:ok daha derin bir anlam ta$1yan alanlara deyimini Hukuk Felsefesi (Grundlinien der götürebilirdi. <;ünkü bu ilke, bizi zorunlu Philosophie des Rechtes) adh yap1tmda daha olarak ~u sonuca vardmr: Tümel, saltlk, erek, da ac;1klar, "Nesnel gerc;eklik (realite) o1U$· iyi evrende geri;:ekle$me hllline gelmi$tir ki ma sürecini bitirdikten sonrad1r ki dünyanm bu da, eregini kendisi koyup kendisi gerc;ekdü$üncesi i(felsefe) meydana i;:1kar" der. Bu, le$tiren bir güc; tarafmdan, e$deyi~le kendiac,:1ki;:a, özdek dü$Ünceden öncedir demek degil ·midir? Hegel, bir yandan böyle söylerken sinde tümelle tikel ve özneyle nesne kar$It· hgmm silinip sadece saltik geri;:ekligin beliröbür yandan özdegin temeline düsünceyi yerdigi Tann tarafmdan gerc;ekle$tirilmektedir". le$tirir. Önce de söyledigimiz gibi, Hegel· Geri;:ekten de Hegel'le Tanr1 ve dolay1s1yle cilik, bir ac;1dan, tüm c;eli$kidir. Hegel üstüne Hlristiyanhk arasmda c;ok s1kt bir ili~ki varbir incelcme yazmI$ bulunan Prof. W. T. Stace d1r. Hegel'in temel üi;:lüsünün, Htristiyanhgm ~öyle der: "Hegel sisteminin tümünde btt temel üc;lüsüyle özde$ligi ai;:1klanmas1 gerekyönteme ve bu ilkelere s1k1ca uyuldugu varmeyecek kadar bellidir. Kendinde Idea (Sal- . say1hr. Gene de bir uyarida bulunmak gehk varhk) Htristiyan üc;lemesindeki Tanri, reklidir. Hegel'in bu ilkeleri sistemi ii;:inde aym tutarhhkta uygulamayi ba$ard1g1 dii$Ü· ikinci a$ama olan kendi d1$mda ldea (Doga) Hlristiyan üc;lemesindeki l sa, üi;:üncü 8$ama nülmemelidir. Diyalektik yöntemin yukardaolan kendisi irin Idea (Ruh) Htristiyan üi;:ki ac;1klamas1 ülküsel bir ai;:1klamadtr, yönlemesindeki kutsal ruh'tur. Her iki üi;:lük temin amac;lad1g1 ya da olmast gerektigi ~e­ de birbirleriyle, kar$tthk ii;:inde, özde~tirler. yin ac;1klanmas1d1r. Pratikte bu ai;:1klamamn, Üc;ünün birligi salt1k Idea'd1r. Htristiyan tanHegel'in üi;:lülerinden baz1larma nas!l uygunbiliminde Tanri nastl insandan bag1ms1z olaland1gm1 anlamak güc,:tür. Ömegin ruh felrak varsa, e$deyi$le nesnelse, Hegel'in salt1k sefesinde Hegel, üi;:lülerinden biri olarak saldea's1 da öylece insandan bag1ms1z olarak nat-din-felsefe'yi koyar. Burada sanatm tez, vardtr ve nesneldir. Hegel, öznel dü$üncecilik· dinin antitez, felsefenin de sentez oldugu anlayt$ma $Öylece kar$t c;1kar: "Felsefe, din varsay1hr. Dinin hangi alanda sanatm karkadar dü$üncecidir (idealisttir). <;ünkü din $1tl oldugunu görmek i;:ok güi;:tür. Sanat'la de, felsefe gibi, -sonlu'yu geri;:ek ve saltlk felsefenin eins ve tür olarak ili*in bulunbir varhk olarak tammaz. Geri;:ek ve salt1k malar1 ve dinin de bunlann ay1rt1 olmasm1 varhk, her ikisi ic;in de sonsuz'dur. Dü$Ünanlal\lak hemen hemen imkans1zd1r. Buna cecilik, sonlu'nun dü$ünsel oldugunu söylemek benzer ba~ka birc;ok örnek verilebilir. Dört demektir. Sonlu, dii$Üncedir ama gerc;ek varterim ic;eren ür,:lüler bile vard1r. Gelgelelim, hk degi1dir. Öznel dü$üncecilikse sonlu'yu tek bu düzensizlikler, diyalektik yöntem ai;:1klageri;:ek bic;im sayar, onun dt$ varolu$unu gözmam1Z1n yanh~ oldugunu göstermez. Gösterönüne almaz. Böylesine bir dü~üncecilik andigi, Hegel'in kendisinin bile kendi diyaleklay1$mda hii;: bir $ey kaybedilmemektedir, i;:üntik yöntemini her durumda aym mutlak tukü ii;:erik sonlu durumuyla dii$Üncede kalatarhhkla götürememi$ oldugudur. Bu, ~üphe­ biiir. Ama hie; bir ~ey de kazamlmamaksiz ki, sisteminde bir kusurdur. Ama ilkelerini tad1r, c;ünkü kaybedilen hii;: bir ~ey yoktur" uygularken yanh$ yapmas1, ilkelerin kendile<Hegel, Wissenschaft der Logik, 1, s. 171). rini gec;ersiz k!lmaz" (tbid, Murat Belge'nin Hegel'in ögrencisi olan Heinrich Heine "bai;:evirisi, Birikim Yaymlan, Istanbul 1976, s. na tann oldugumu Hegel ögretti" der. <;ün160). Hegel idealizminin degeri, ünlü bir dikü Hegel dü$üncesi zort1nlu olarak bu manyalektikc;inin $U i;:ok dogru sözünde belirir: hksal sonuca var1r. Idea, e$deyi$le tanr1 en "Zeki idealizm, zeki maddecilige aptal madYetkin a$amasma insan bilincinde ula$tlgma decilikten c;ok daha yakmd1r". Bk. Eyti~im, göre bilin91i insan kai;:mtlmaz bir bic;imde Eytisimsel Özdekc;ilik, Sav, Kar$1sav, Bire~im, <;eli$me, Düsüncecilik. tanr1'la~maktad1r. Hegel de, i;:ag1mn en üs-


HERAKLEfTOS<;ULUK HERAKLEiTOSCULUK. (Os. Herakles'in rnezhebi felsefisi, Fr. Heracliteisrne, Al. Herakliteisrnus, ing. Heracliteisrn) Antikc;agm eyti$irnci dii$iinürü Herakleitos'un ögretisi... Efes'li Herakleitos, antikc;ag Yunan dii$Üncesinin en parlak zekästdir. Devirn ve degi$rnenin dogasal ve insansal yap1da ternel oldugunu ilkin o görrnÜ$, eyti$irnsel dii$Ünceyi ilkin o gerc;ekle$tirrni$tir. Günürnüze 330 k1sa parc;ast kalan düzyaztyla yazd1g1 Evrene Dair adh yapttl i1k gerc;ek felsefe yapttt say1hr. Evreni, ne tanrtlarm ne de insanlarm yaprnt$ olrnad1gm1 ac;1kc;a ilerisürrnii$tiir; "dünya birdir, ne bir tann ne de bir insan tarafmdan yarattlrn1$tlr, bir yasaya göre yanan ve bir yasaya göre sönen ve ba$t sonu olrnayan canh bir ate$tir" der. Felsefesi, türnüyle bi~ sürekli ak1~ ögretisidir; "bütün' le bütün olrnayan, birlik olan'la ikilik olan, anla$rna ve anla$rnazhk, bütün $eylerden bir $ey ve bir $eyden bütün $eyler„." der. 0, bu evrensel birligi logos kavrarn1yla dilegetirir; "logos, insanlartn hepsinde ve her $eyde ortakttr, ortakla$a olana uyrnalt. Arna logos ortakla$a oldugu halde c;okluk kendilerine özgü dii$iinceleri varrnI$ gibi ya$ar. Nasil atc$e yakla$tmlan körnürler ba$kala$arak ate$1enirler ve ate$ten uzakla$tmlanlar körnürle$irse insan da, ortakla$a olamn ardmdan gitrnekle logos'tan pay ahr, ardmdan gitrnezse logos'suz kahr" der. Varltklartn oltt$ttrnunu ve degi$irnini sava~ (Yu. Polernos) gerc;ekle$tirir, bu sava$ hern birbirleriyle c;at1$an ve hern de aym zarnanda birbirlerini destekleyen kar$1tlartn c;att$rnas1d1r; "sava$ bütün $eylerin babas1d1r, sava$m ortakla$a ve herkcs ic;in oldugunu ve her $eyin kavgaya ve zorunluga göre oldugunu bilrnek gerek" der (Kar$1tlann diyalektik saVB$1rn1, toplurnsal sav$larla asla kart$tmlrnarnahd1r). Bu olu$, zorunlu'dur. Bu zorunlu ve sürekli akt$ ic;inde evrensel birlik belirir; "aym $eydir ya$ayanla ölrnii$, uyamkla uyuyan, genc;le ya$h. Cünkü bunlar degi$ince ötekilerdir ve ötekiler degi$ince de bunlardtr. Soguk 1sm1r, Steak sogor, ya$ kurur, kuru nernlenir" der. Bütün bunlar bir ve aym özdeksel ternelin, afe$ (Yu. Pyr)'in degi$irnleridir, varolan her $ey onun degi$ik görünii$1eridir; "evreni ate$ oltt$tttrur, evren daima ya$ayan bir ate$tir ve öyle kalacakttr" der. Bu sözüyle, aym zamanda, sürekli olarak devimli ve degi$ken özdegin dairna canl1 oldugunu ac;1klar. Her $ey, her an yeni'dir; "güne$ her gün yenidir" der, "aym trmaga iki kez girilemez" der. Bu yenilik, bir ve aym ~eyin sürekli olarak de~i~me'lerinden

HEYKEL meydana gelir; "ruhlar ic;in ölürn su olmakt1r, su ic;in de ölürn toprak olrnak, topraktan ise su olur, sudan da mh. Uyamklar i9in bir tek ve ortakla$a dünya" der. Varhk bu sürekli devim'den aynlarnaz, ne var ki bu öz'ü ve ger9ek'i ancak bilgeler görebilirler bilge olmayanlarsa bi9im ve görünü$'e alda'. mrlar: "Deniz en iyi ve en kötü sudur, bahklar ic;in ic;ilir ve kurtanct, insanlar ic;in ic;ilrnez ve yokedici. E$ekler altm yerine sa-· mam altrlar, dornuzlar artk sudan c;ok c;irkeften ho$1amrlar, öküzler bahtltd1rlar bezelye bulduklarmda, kürnes hayvanlar1 tozda y1kamr. Aptal insan logos kar$Ismda her zaman $B$ktn $B$km bakm1r, köpekler tammad1klarma havlarlar" der. Evrensel birlik, c;att$rnalar ve c;eli$rnelerle sürüpgiden bir olu$ma ic;inde, evrensel bir uyum (Yu. Harrnonia) 'da belirir: "Birbirine kar$I olan, birlikte giden, birbirinden ayrtlanlardan en güzel uyarltk" der. Varhk, zaman (Yu. Aion) ic;inde sürekli bir devim'dir; "Oldugu yerde kalan hie; bir $ey yok. Aym trrnaklara girenlerin üstüne hep ha$ka ba$ka sular akar. Aym 1rmaklara hem i;ziriyoruz, hem girrniyoruz, hem biziz hem dcgiliz" der. Bu, kattks1z ve 9ok ac;tk bir eyti~im anlay1$1d1r. Herakleitos, in· sanlar1, eyti$irn dt$1 metafizik ögretilere kar· $1 uyanr; "Horneros kamc;tlanmaya läy1kt1r, insanlar görünii$leri bütiin Hellenlerden daha iyi tamyan Homeros gibi aldanrnt$lard1r. Cok $ey bilrne aktlh olmayt ögretmez, öyle olsa Hesiodos'a, Pitagoras'a aynca Ksenofa· nes'e ve Hekataios'a da ögretirdi, c;ogunun ögretmeni olan Hesiodos günün ve gecenin bir vc aym $ey oldugunu tamyarnamt$tlr. Pitagoras herkesten c;ok soru$turma ve ara$· ttrmalarda bulunmu$tttr; c;ok $ey bilme, yäni oyun etme. Pitagoras yalanlarm ha$1d1r" der. Görüldügü gibi, c;agda$ bilim ve dii$iincenin bütün ternel kavrarnlart Herakleitos'un parlak sezi$1erinden yola c;1krnt$ttr. Özdegin kendiliginden devimselligi, devim ve degi$rnenin 9att$malarla geli$erek sürekli bir olu$ hälin· de bulundugu, evrensel birlik ve bagtrnhhk, zorunlu olu$, evrenin özdeksel bir temelden olu$tugu, özle bic;irnin ve görünii$le gerc;egin kar$1thg1 ve bu kar$tthkta özün ve ger9egin temel oldugu vb. gibi günümüz bilim ve dii$Üncesinin temel ögelerinin gerc;ek babast Herakleitos'tur. Hegel "Herakleitos'un tek sözü yoktur ki onu logik'ime almarnt$ olay1m" der. Nietzsche de $Öyle derni$tir: "Dünya· ya her zaman gerc;ek gerekecek, öyleyse her zaman Herakleitos gerekecek". Herakleitosc;u· luk, teksözle devim demektir. Metafizik ög· retilerdeki clevim ögeleri bile Herakleitos9u-

/uk deyimiyle dilegetirilir, örnegin Bergsonvtiri Herakleitos9uluk (Fr. L'Heracliteisrne Bergsonien) denir. Bk. Eyti$im, Devim, <;at1$rna, Canlözdekc;ilik, Hegelcilik, Eyti$imsel Özdekc;ilik. HEYKEL. (Os. Heykel, Fr. Sculpture) Duyurncu Condillac'm deney aract olarak tasarlad1g1 ta$ insan„. Franstz dii$iinürü Etienne Bonnet de Condillac (1715-1780), bilgimizin duyurnlartrntz arac1hg1yla elde edildigini tamtlarnak ic;in, hie; bir duygusu bulunmayan bir insan, kendi deyimiyle bir heykel tasanmlamt$ ve böylelikle deneyse/ duyumculuk (Os. ihsäsiyyei tecrübiyye, Fr. Sensualisrne experimental) anlayt$Int gerc;ekle$tirmi$tir. Bu heykel, insanlarm bütün ah$kanhklanndan yoksun, ta$tan bir heykeldir. Condillac, heykele önce tek duyu, sadece koku alma duyusunu vererek sonuc;larmt incelemeye ba$larn1$ttr. Sadece koku alma duyusu bulunan heykel neler bilebilir? Bu heykele bir menek$e uzattrsak o bize göre rnenek$e koklayan bir heykel, ama kendine göre sadece menek$e kokusu olacakttr. Heykelimizde, $imdilik, rnenek$e kokusundan ba$ka hie; bir bilgi bulunamaz. Heykelimizin, kar$Ila$abilecegi türlü degi$meler hakkmda henüz hie; bir dü$iincesi yoktur. Haz onu, hie; bilrnedigi actdan ne kadar korkutamazsa eiern de ona hie; bilmedigi bir tadt arzu ettirernez. Arna heykelimizin burnundan menek$eyi c;ekip yerine bir gül uzattrsak kar$Ila$!Irrna ba$layacaktir. Heykelimiz, biri $irndiki duyurnla, öteki arttk varolmaytp izlenimi sürüpgiden duyumla ilgili iki varolma bi9imi ic;inde bulunacaktir. Oysa, arttk eskiden varolmu$ bulundugu durumda bulunmad1g1m duymaya ba$lamt$ttr. i$te ilk bilgi budur. Kokularm c;ogalmast bilgileri de c;ogaltacakttr. Kar$Ila$hrmalar iyi kokularla kötü kokulan belirtecek, iyi kokularm mutlulugu ba$layacak, amlar meydana gelecek, iyi kokularm hazzma yönelerek kötü kokularm eleminden kac;1lacak, yargtlara vanlacakt1r. Heykel, sadece koku alma duyusundan yola 91karak birc;ok soyut dii$Üncelere de eri$ehilmektedir. Örnegin bir kokudan ba$ka bir kokuya gec;i$ heykelimizde ge9mi$ dii$üncesini doguracakttr. C::e$itli zamanlarda s1ras1yla aym durumlan duymu$ olmas1, bir degi$meden sonra bir ba$ka degi$menin gelecegi duygusu, heykelimizde ge/ecek dii$iincesini doguracakttr. Koku alma duyusuna, birer birer, öteki duyular da eklenerek deneyler ilerleti!ince dii$üncelerin daha da geli$tikleri görülrnektedir. Hele dokunma duyusunun ka-

ttlmast insan aklmm gerc;ekle$rnesini tamamlayacakt1r. Condillac'a göre sadece koku alma duyusunun incelenmesi bile bilgi alamnda c;ok önemli sonuc;lar dogurmaktadtr. Bilgileri c;ogaltmak ya da azaltmak ic;in duyularm say1sm1 c;ogaltmak ya da azaltmak yeter, duyulan az olan varltklartn bilgileri de az olur. Bilgi, duyularm gücü ya da say1S1yla orantt!td1r. Condillac'm heykeli, tek duyuyla bile, ä$tk olabi!ir, kin güdebilir, umuda kaptlabilir, korkabilir. insam harekete getiren ilke, haz-elem ilkesidir. Gerc;ekten de bizim ilk dii$üncelerimiz sadece hazdan ya da eiernden ibärettir. Haz duymasayd1, heykelimiz, hareket etmesini hiy bir zarnan istemezdi. Eiern duymasayd1, bu hareketini gerektigi yerde durduramaz, yokolup giderdi. Demek oluyor ki onun ho$ ya da ho$ olmayan duygularla her zaman kar~tla$mast gerekir. Onun bütün hareketlerinin ilkesi ve kura!t bundan ibärettir. Su halde sadece koku alrna duyusu bulunan heykel en c;ok haz duydugu kokuya, sadece i$itme duyusu bulunan heykel en c;ok haz duydugu sese ä~tk olacakttr. Kendisine act veren ho$ olrnayan kokudan, ho~ olmayan sesten de tiksinecektir. Bunu anlayabilmek ic;in ä$1k olmanm, bir nesne kar$Ismda hazlanmak ya da arzulamakla birlikte oldugunu, tiksinmenin de ho$nutsuzlukla birlikte bulundugunu gözönünde tutmak yeter. Umutla korku da, a$kla tiksinmenin dogdugu aym ilkeden dogarlar. Heykelirnizin ho$ ya da ho$ olmayan duyumlan duymasm1 saglayan ah$kan!tk, kendisine, bu duyumlardan daha da duyabilecegini dii$Ündürür. Dii$iinülen bu duyum ho$a giden bir duyumsa umuda, ho$a gitmeyen bir duyumsa, korkuya yol ac;ar. Heykelimiz sadece bunlarla da yetinmez, uyur, dii$ görür, hastalamr, sarho$ olur. Heykelimizi hie; bir duyumla uyarmayaltm, bu dururn uyku durumudur. Böyle bir durumda heykelin daha önce edindigi duyumlan anmast, dii$ görmesidir. Sadece koku alma duyusu bulunan heykel eger kendisine c;ok ac1 veren bir korkuyla kar$tla$rnI$Sa arttk ba$ka hazlart dii$iinrnez, tek dü$iindügü bu ac1dan bir an önce kurtulabilmektir. i$te bu, heykelin hastaltg1d1r. Nasil ki bizler de önceleri büyük isteklerle arad1g1m1z hazlan ag1r hasta!tklanm1zda istemez oluruz. arttk sadece yeniden saghga kavtt$may1 dii$iinürüz. Heykeldeki ugra$1mn büsbütün duracag1 durumlar da vard1r. Duymak gücünü bütünüyle uyu~turacak kadar güc;lü bir duyum heykeli sarho$ eder. Heykelimiz erdemlidir. Condillac'a göre iyilik ve güzellik sözleri, e$yamn hazlanmIZa ne suretle


HfNT FELSEFESt

HIRiSTiYAN FELSEFESt yol a9t1klanm anlat!rlar. Duygulu her yaratlgm güzellik ve iyilik üstüne kendine göre bir dü~üncesi vard1r. Ger9ekten de koku alma ya da tad alma duyusuna ho~ geien her ~eye iyi; görme duyusuna, i:;;itme duyusuna ya da dokunma duyusuna ho~ geien her ~e­ ye de güzel denir. Aynca iyilik ve güzellik tutkularla ve zihinle de ilgilidir. Tutkulan ok~ayan :;;ey iyi, zihnin tad ald1g1 ~ey güzeldir, hem tutkularm hem de zihnin ho~una giden ~eyse hem iyi hem de güzeldir. Heykelimiz ho~ kokulan, ho~ tadlar1, kendi tutkularm1 ok~ayan ho~luklan bilmektedir. Demek oluyor ki onun iyilik üstüne bir dü~üncesi vard1r. Gördügü, i~ittigi, dokundugu, zihninin haz duyarak bildigi nesneleri de bilmektedir. Öyleyse onun güzellik üstüne de bir dü~üncesi vardir. Bundan 91kan bir sonu9 da güzelle iyinin hi9 de salt (mutlak) olmay1~lar1d1r. Bunlar, kendilerini yargdayan ki~inin huyuna, suyuna, yap1sma baghdirlar. Güzelle iyi, birbirlerine kar~1hk11 olarak yard1mda bulunurlar. Heykelin gördügü ~eftäli renklerinin canhhg1 yüzünden onun ho~una gider, bu ~eftäli onun gözlerine güzel gelir. Heykel bu ~eftäliyi yer, görmek hazz1 tadmak hazzma kan~1r, böylece bu ~eftäli daha iyi olur. Faydah olmak, e~yanm güzel ve iyi olmasma yard1m eder. Sadece görüldükleri, taddd1klan i9in duyulan haz yüzünden iyi ve güzel olan meyveler, bizlere yararh bulunduklar1 da dü~ünülürse, daha iyi, daha güzel olurlar. Yenilik ve azhk da bu baklmdan önemlidir. iyi vc güzel olan bir nesnenin verdigi ~a~kinhk, bu ~eyi ele ge9irmekteki gü9lüge katdmca, bunu ele ge9irmekten duyulan hazz1 arttmr. E~yamn iyi ya da güzel olmas1, tek dü~ünceye ya da aralarmda birtaklm bagmtdan bulunan bir9ok dü:;;ünceye dayamr. Tek tad, tek koku iyi olabilir. I:;;1k güzeldir, tek ba:;;ma almacak bir ses de güzel olabilir. Ama ortada bir9ok dü:;;ünce varken, bir ~ey, dü:;;üncelerin daha 9ok ayirdedilebilmeleri ve aralarmdaki bagmtilarm da daha iyi sezilebilmeleri öl9üsünde daha iyi ve daha güzel olur. <;ünkü bu halde daha 9ok haz duyulur. ~u halde erdem de, öteki kavramlar gibi, verdigi hazza, bu hazzm 9okluguna dayanmaktad1r. Bir yandan da örgenler ancak birka9 duyumu dogrudan dogruya alabilirler, zihin aym zamanda ancak birka9 dü:;;ünceyi kar:;;da:;;tlrabilir. Pek a:;;m bir 9okluk karga:;;ahga yol a9ar. Öyleyse böyle bir 9okluk hazza, dolay1S1yle de e:;;yanm iyilik ve güzelligine zarar verir. Az say1daki duyumlar ya da dü:;;ünceler de, bunlardan herhangi biri ötekilerine

a:;;m derecede baskln 91karsa, birbirlerine ka. n:;;1r. Demek oluyor ki son derece iyilik, son derece güzellik i9in, bunlar arasmdaki halitanm az 9ok birtakln~ orantllara göre yapllm1:;; olmas1 gerekir. lyi ve güzel, heykelin kendi melekelerini kolayhkla kullanabilmeyi ögrenmi:;; bulunmasma da baghd1r. Bir za. manlar 9ok iyi ya da güzel olmu~ bulunan bir ~ey artlk böyle olmayabilir, buna kar~ 1 heykelin hi9 dikkat etmemi~ oldugu bir ba:;;ka :;;ey de günün birinde son derece iyi ya da son derece güzel oluverir. Condillac, bu konudaki dü:;;ünceleri :;;u sözlerle bitirmektedir: Ko:;;ullara, durumlara göre heykelimizin verecegi 9e~itli yarg1lar1 tasarlamak kolay degildir. Kaldt ki böyle bir tasanm oldukc;:a yararstz olurdu. Bizim i9in oldugu gibi, heykelimiz i9in de, ger9ek bir iyilik ve ger9ek bir güzellik oldugunu gözönünde tutmak; onun bu konuda daha az dü:;;ünceleri bulunmasmm, daha az ihtiya9lan, daha az bil· gileri, daha az tutkulan olmasmdan ilerigeldigini gözden ka91rmamak yeter. Duyumculuk (Sensualisme) alanmda Condillac'm yeniligi, bu alana deneyciligi sokmu:;; olmasmdadtr. Ger9ekte dü:;;ünce bir hayli eskidir, isä' dan önce be:;;inci yüzyda kadar uzanmaktad1r. ilk duyumcu say1lmas1 gereken Demokritos (i.Ö. 420) bilgilerimizin kaynagmt duyular1m1zda bulmu:;;tu. <;agda:;;1 büyük ku:;;kucu Protagoras da onun dü:;;üncesine katilmt~, felsefesini bu duyumcu temele dayam1:;;t1. Sonra Aristoteles (i.Ö. 385-322)'den Locke (i.S. 1632-1704)'a kadar bir9ok dü:;;ünürler, bilgi alamna duyular yönünden bakm1~lard1. Dü~ünce zincirinde Condillac (1715-1780) halkasm1, Locke'un halkasma per9inlemektedir. Ancak Condillac, duyulanm1zla birlikte akltmm da gözönünde tutan Locke'un bu iki· ciligini elemi~, aklm da duyularm sonucu oldugu dü:;;üncesine vararak sadece duyulart gözlemeye koyulmu:;;tur. Condilac'm bu heykel tasanmmt, Diderot'nun Sagirlar ve Dilsizler Hakkmdaki Mektup'unda ald1g1 söy· lenmi:;;tir. Condillac da Traite des Sensations adh kitabmm sonuna ekledigi kar:;;11tkta, tersine, Diderot'nun bu dü:;;ünceyi kendisinden ald1gm1 ilerisürmektedir. Bk. Duyumculuk. HIRiSTiYAN FELSEFESi. Htristiyan dinini temellendirmek i9in ilerisürülen felsefe... Sadece Hiristiyanhga özgü bulunmakla, genel bir anlam ta:;;1yan din felsefesi (Os. Felsefesi diniyye, Fr. Philosophie religion) deyiminden aynhr. Ger9ekte Htristiyan dü:;;ünürleri tarafmdan ilerisürülmü~ bütün dü:;;ünceci ögretiler (idealizm), özellikle

oesnel dü:;;üncecilik, bütünüyle bir Htristiyan felsefesidir. <;ünkü Htristiyan tannc11tgm1 peki:;;tirmek ve temellendirmek amac1yla ilerisürülmü:;;lerdir. Berkeley, Hegel vb. gibi dü9ünürler ögretilerinde ac;:1ki;a Htristiyanhk!a baglantl kurarlar. Bununla beraber Hiristiyan felsefesi deyiminden, genellikle, Htristiyan kiliscsi ac;:1smdan ilerisürülmü:;; dinsel kurgular anla~thr. Antiki;ag Yunan felsefesi temeline dayanan Batt felsefesinin ortai;ag dönemi, bütünüyle bir Htristiyan felsefesidir. i.S. V. yüzy1lda son Yunan okullar1 da kapatddtktan sonra Bat1 dü~üncesi , on yüzyil boyunca, hemen sadece H1ristiyanhk üstünde düsünmü:;;tür. H1ristiyan felsefesi, patristik ve ~kolastik adlan verilen iki döneme aynhr. Hlristiyanhk, tcmelde, ilkel bir kamulculuk anlay1~1 ic;:inde f sä'mn söyledigi birkac;: ~iirli sözden ibärettir. Bu yalm sözlere felsefesel bir temel bulmak gerekiyordu. ilk ydlarda Yunan stoac1hg1yla sava:;;mak zorunda kalan H1ristiyon kilisesi babalart, bu dü:;;ünsel temeli, önce Platon ögretisinde, sonra da Aristoteles ögretisinde buldular. Patristik dönem Platon egemenligi, sko!astik dönem de Aristoteles egemenligi dönemleridir. Her iki dönemin de aymc1 niteligi, felsefesel sorunlar1 birtaktm tartt:;;damaz dogmalara baglamt~ olmas1d1r. Htristiyan dü:;;ünürleri, yüzy11larca, bu dogmalardaki ac;:1k c;:eli:;;meleri anla~1hr k1lmaya c;:ah:;;m1:;;lard1r. Bir Yahudi mezhebi olarak ortaya c;:1kan H1ristiyanhgm dogmalan, ger9ekte, Yahudiligin dogmalar1d1r. Htristiyan felsefesi, bu dogmalan desteklemek amacmdan dogmu:;;tur ve H1ristiyan tanribiliminin hizmeti;isi (La. Ancilla theologiae) durumundad1r. Bu c;:agm hemen bütün dü:;;ünürleri din adamland1r, H1ristiyan kilisesinin hizmeti;ileri (La. Ancilla ecclesiae) durumundad1rlar. Bu demektir ki Htristiyan felsefesi kutsal Roma kilisesi imparatorlugunun (La. Sacrum Imperium Romanum) hizmetinde olan ve onun buyruklarma göre bi9imlenebilen bir felsefedir. Buysa felsefe kavrammm gerc;:ek anlam1yla creli~iktir. Bu bak1mdan denilebilir ki H1ristiyan felsefesi, antik9ag Yunan idealizminin Htristiyanhk dini öl9üleri i9inde bir devammdan ibärettir. Kaldt ki Htristiyanhk, Yunan stoac1hgmda ic;:kin bulunmaktad1r. Htristiyanltgm tanrlSI: Parmenides'in varl1Tc, Sokrates-Platon'un iyi idesi, Aristoteles'in ilkneden, Plotinos'un bir · dü:;;üncelerinin karma ürünüdür. Bundan ba:;;ka bir ingiliz tarihc;:isi, Edward Gibbon da The Decline and Fall of the Roman Empire adlt ya· P1tmda, yaptI~t ara~ttrmalar sonunda Platon' un gizli bir Logos ögretisi (/ng. Logos doc-

trine)'ini buldugunu, Htristiyanhga temel oldugu ku:;;kusuz bulunan bu ögretinin i;oktannc1 tepkiye kar~1 gizli tutuldugunu ve Platon'un ögrencilerine gizlice okutuldugunu, kulaktan kulaga geien bu ögretinin iskenderiyeli Yahudi dinbilimci Phile tarafmdan a91kland1g1m ve Phile tanr1biliminin de Htristiyan tanr1bilimcilerin ba:;;hca kaynaklanndan biri oldugunu ilerisürmü~tür. (Bk. ibid, c. l, s. 572 vd.). Platon'un bu ögretisi, Platon sis· teminde gerc;:ekten de bir bo~luk olarak kalm1~ bulunan, soyut idealar dünyasmdan somut özdeksel dünyaya nasd ge9ildigini a<;:1klamaktad1r. Platon'a göre bu ge<;:i~ bir yaratan' m gücüyle olmu:;;tur, yaratan (e:;;deyi~le Tan· n) ruhsal bir güc;:tür, bu ruhsal güi; yarat1l1~ yoluyla özdeksel yarat1lan'1 kendi varhgmdan c;:1karm1~t1r. Yaratan-yarat1l1~-yarat1lan ü9lügü, Htristiyan baba-ogul-kutsal ruh üc;:lügünün temeli oldugu gibi Aristoteles ereki;iliginin de temelidir. HiNT FELSEFESi. Hindistan adt verilen ülkede ya:;;ayan halklarm geli:;;tirdikleri kurgusal ögretiler... Hint felsefesi, klasik ilki;ag felsefesi kapsam1 i9indedir. Genellikle dört döneme ayr1hr: 1. i.ö. XV. yüzytldan i.S. VI. yüzyda kadar süren Vedik dönem, 2. i.S. VI. yüzytldan X. yüzy1la kadar süren kläsik ya da Brahman-Budac1 dönem, 3. X. yüzyddan XVIII. yüzyda kadar süren kläsik sonras1 ya da Hinducu dönem, 4. XVIII. yüzytldan günümüze kadar geien yeni dönem... Hint felsefesi, geleneksel olarak dinsel ve gizemsel bir felsefedir. Bu dinsel ve gizemsel örtü altmda felsefenin temel sorunu, dü:;;üncecilik ve özdekc;:ilik c;:at1:;;mas1 sürüpgider. c;e~itli 1rklann kayna~­ tt8J ve birbirleri i9inde eridikleri bir ülke olan Hindistan, genellikle, dinsel felsefenin be~igi say11tr. Hindistan'da en basit inan<;:lar bile bir felsefe degeri ta:;;1r. Hindistan'a özgü dinsel felsefenin ay1rdedici niteligi bireysel olu~udur. Bu felsefenin d1~ görünü:;;ü altmdaki öz, ögretilemez ve ögrenilemez. Ki:;;i, kendi kurtulu:;;unu saglayacak bu özü ancak kendi derin dü~ünmesiyle elde edebilir. Bireysel derin dü~ünme gizemciligin de kaynag1d1r. Bu bak1mdan Hindistan, gizemciligin ger9ek vatam say1lmahd1r. Hint inanc;:lanmn bir ba:;;ka özelligi de bütün Hint dinlerinin birbirlerinden türedikleridir. Bütün bu din· lerin kaynag1, Hindistan'm astl ve en eski yerlileri olduklar1 kabul edilen Vedalarm Vedac1ltg1d1r. Hindistan'm ulusal ve en eski dini Vedizm'dir. <;oktanr1c1 Vedactltk giderek i;:oktanncdtkla tektannc·d1g1 uzla:;;ttran


HiNT FELSEFESi

1 .1

1\

\!

\

nanhlarm Nyks), rüzgar tanr1 Vata (lskan. Brahmanizm'i ve daha sonra da bunlarm dinavlarm Votan), gök tanr1 Varuna (Yudaha bir geli~mi~i olan Hinduizm'i dogurnanhlarm Uranus, iranhlarm Ahura) göstemu~tur. i.ö. VI. yüzyilda bu din anlay1~1rilebilir. Hindistan'da, din, sanat ve felsefe mn birer reformu olarak ortaya 91kan Bu-gizemsel bir yap1 i9inde- birbirlerine kadizm'le ]ainizm tannc1 anlay1~1 tanr1tammazr1~m1~ olarak geli~mi~tir. Rig-Veda insanhgm hga yönelten birer sapkmhkt1r. SaylSlz mezilk kutsal kitab1d1r ve i.ö. 1500 y1llannda hepler ve tarikatler bu temel dinsel felsefe· tertiplendigi samlmaktad1r. ilk anlay1~, Süleri geli~tirmi~lerdir. Dinsel felsefenin kaynamer uygarhgmdan s1zd1g1 samlan 9oktannc1 g1 oldugu gibi mitolojinin de kaynag1 Vebir evren anlay1~1dir. Rig-Veda, günümüzde dac1hkt1r. c;ok zengin mitolojik bir kaynak de ge9erli 9ok kahc1 ve saglam bir ilke ileolan Veda'lara daha sonra Mahabharata ve risürmektedir: Varlig1 varla$tiran ey/emdir. Ne Ramayana destanlan eklenmi~tir. Hindistan' var ki bütün bu dinsel vc gizemsel speküda 850 dil konu~ulur. Hindistan'm resmi diläsyonlar sm1f aynhklarm1 saglamla~ttrmak li olan Hindu diline kar~1 dinsel dili olan amacm1 gütmü~tür. Özellikle Hint felsefesiSanskrit9eyi Ari istilac1lar <(bu sar1~m kuzeynin geli~mesinde bu ger9ek eile tutulurcasma liler kcndilerine soylu anlammda· arya digörülmektedir. Kast ad1 verilen bu sm1flarm yorlar ve Hindistan'm yerlilerini a~ag1 halk ba~mda din adamlarmm -din adam1 anlaanlammda parya say1yorlard1) getirmi~tir. mma geien brahman'larm- kastt vard1r. Hintliler, kendi ülkelerine Bharat derler. BhaOnun altmda soylularla sava~9tlann Arya rata Hintlilerin mitolojik atas1dir. Mahabhakastt, daha sonra i~9ilerle kölelerin <;udra rata destam Dhar4ta'larm öyküsünü anlattr. kastt, en altta da insanlarm en a~ag1 sm1f1 Hint 9oktannc1hg1, bir tek tanrmm fOkgörü· sayilan ve i~9i ya da köle niteligini de ta~1nü$'lerini dilegetirir. Bu bak1mdan temelde mayanlann Parya kast1 bulunmaktad1r. · Din bir tektannc1hkt1r. Tüm doga Brahman ad1 ve törebilim bu sm1flarm herbirinde ayn bir altmda tannsal bir tekgüf olarak soyutlan· öl9ü uygular. Örnegin erdem, bir sm1f i9in m1~t1r. Bu tekgü9 insanlara Üf (Skr. Trimurti) almak, ba~ka bir stmf ii;:in vermek'tir. Rig ayn tann biC<iminde görünür: Brahma, Vi~­ -Veda'mn onuncu kitabmm onuncu ~arkm nu, Siva. Tekgücün ü9 ayn görünü~ü olan der ki: "insan, bir din adamma bir inek bu ü9 tannmn da teklikte 9okluk olarak verirse bütün alemleri elde etmi~ olur". Ne 9e~itli görünü~leri vard1r: Örnegin Siva'mn var ki din adamlan inekle yetinmeyerek st· sekiz görünü~ü vard1r: Bhava (varolu~), Bhaimf üstünlüklerini büsbütün saglamla~ttrmak rava (müthi~) vb ... Vedac1hgm Aditya's1 ali9in, i.ö. VIII. yüzy1lda, ilk din Vedizmi tthk bir tanr1 grubudur. Toprak ana Matar' Brahmanizme dönü~türmü~lerdir. A~agt sm1fm 9e~itli görünü~lerinden biri olan Aditi (özlarda insanla hayvan arasmda hemen hemen gürli.ik)'nin oglu Aditya (kosmos) bu alt1 göfark yok gibidir. Nitekim Sanskrit9ede kö· rünü~te Bhaga (mal koruyucusu), Aryantan leye dvipada {iki ayakh mülk), hayvana da (insan koruyucusu), Amsa vb. gibi 9e~itli fatu$pada (dört ayakh mülk) denir. Bu ger· adlarla amhr. Tanritammaz bir sapkmhk sa9eklerin dt~mda, romantik a91dan baktlan y1lan ßudac1hgm Buda'sma bile sonralan 9eHint felsefesi i;:ok ilgin9 bir geli~me göster· ~itli görünü~ler yak1~tmlm1~ ve Buda'lar mey· mektedir. Antiki;:ag Yunan felsefesiyle onun dana gelmi~tir. Aksobhya •(sarstlmaz), Bfzaiüstüne kurulan daha sonraki metafizik fel· sajyaguru (dertlere derman), Amida (sonsuz sefenin pek 9ok ögeleri, eski Hindistan'da 1~1k), Avalokitesvara (lanetlilere ac1ma) vb. i~lenmi~tir. Budac1hk, bu a91dan, en bilini;:li Buda'nm degi~ik görünü~leridir. Tek tanrmm ve en ilgin9 dü~ünsel bir yap1d1r. Bununla de!füik görünü~leri olan bu 9oktannlar da beraber bütün bu dinsel felsefeler, Veda'la· 9e~itli avatar'lannda 9e~itli görünü~ler ahr· rm etkisi altmdadir. XVI. yüzyt!dan sonraki Jar. Bundan ba~ka bu tannlar kolayhkla birHint felsefesi, bu yüzden, Veda'larm yantl· birlerine de dönü~ürler. Örnegin Vi$nU kimi mazhgm1 kabul eden ortodoks ögretiler'le Ve· yerde Rama, kimi yerde Kri$na olur. Evda'larm yamlmazhgm1 yads1yan ortodoks ol· rensel varhgm birligi, 9e~itli görevlerin ge· mayan ögretiler olmak üzere ikiye aynJir. rektirdigi 9e~itli görünü~lerle böylece 9okla~­ Mimansa, Samkhaya, Yoga, Nyaya, Vayse~i­ tmlm1~ tlr. Kimi incelemeciler Hint mitolojika, Vedenta vb . Ortodoks ögretilerdir. Ba~ta sinin 9e~itli mitolojilerinin kay'nag1 olduguLokayata, c;arvaka olmak üzere bir9ok Bu· nu ilerisürmü~lerdir. Bu incelemecilerin sapdac1 ve Caynac1 (Jainist) özdeki;:i ve tanr1ta· tad1klan pek C<Ok usa uygun kamtlara örmmaz ögretiler ortodoks olmayan ögretilerdir. nek olarak baba tann Diyaus pitar (Yunan· Ortodoks ögretiler dü~ünceci, ortodoks olma· ltlann Zeus pater), gece tann9a Nakta (Yu-

HOMEOMERI yan ögretiler .özdek9i ögretilerdir. Ama ortodokslarm özdek9ilige egilimli olanlan bulundugu gibi, ortodoks olmayanlann da dü~ün­ cecilige egilimli olanlan vard1r. Yeni Hint felsefesi, özellikle Gandiciligin egemen oldugu, bir burjuva felsefesidir. Batt bilimiyle ulusal-tinsel degerleri bagda~ttrma gibi bulamk ve bilimd1~1 dü~ünceler bu felsefenin temel niteligidir. Dinden ve gizemden armmt~, bag1ms1z bir felsefe günümüz Hindistan' mda bile ger9ekle~ememi~tir. Bugün Hindistan'a egemen olan anlay1~. burjuva 91karlanm koruyan bir dinciliktir. HiYEROGLiFLER KURAMI. (Os. Timsal· ler nazariyesi, lng. Theory of Hieroglyphs) Duyumlan, insan zihninde, nesnel ger9eklikle hii;: bir ortak yanlan bulunmayan simgelerden ibaret sayan kuram ... Herman von Helmhotz tarafmdan lierisürülüp Rus dü~ünürleri Plehanov ve Bogdanov taraflarmdan felsefeye aktanlan bu kuram, duyumlarm insan zihninde nesnel geri;:ekligi yans1tan imgeler oldugunu yads1r ve onlann birer simge, birer hiyeroglif oldugunu savunur. ßu ilerisürü~. nesnel geri;:ekligi yads1maya i;:ah~an öznel dü~üncecilerin duyum'lara takttklan 9e~itli adlara bir yenisini eklemektedir. Mach, Avenarius vb. gibi öznel dü~üncecilerde bu adlarm pek 9ok 9e~itleri vard1r. Tümü de duyumun nesnel ger9ekligi yans1tmad1g1 temeline dayamr. Hiyaroglifler kuram1'n111 temeli, Johannes Müller'in duyu örgenlerine özgü erke yasas1d1r. Bu yasaya göre duyumlar, d1~ etkilerle degil, duyu örgenlerinin özellikleriyle özgülle~irler. Örnegin görme örgeni üstüne yapdan herhangi bir etki 1~1k duyumunu meydana getirir. Bu etki de d1~sald1r ama i~tk­ sal degildir, gözünün üstüne bir yumruk yiyen adamm beyninde i;:akan ~im~ek gibidir. Duyumlar, elbette sadece nesnelerin bir özelligi degildir, duyu örgenlerinin özgül yap1lan da duyumlarm geri;:ekle~mesinde etkendir. Ne var ki nesnel geri;:ekligin hakiki imgeleri bu öznel örgenlerle elde edilir. Kafasma yumruk yiyen adamm da gözünde ~im­ ~ek 9akar ama o adam ger9ek bir ~im~egin r;aki~1m da ~im~egin nesnel ger9ekligine uygun olarak görür. Duyumlarm bu güi;:lerini Yads1mak, bilinemezcilige ve nesnel ger9ekli~in yok saytlmasma yol ai;:ar. Bk. Öznel Dü~üncecilik.

H OBBES'c;ULUK. (Os. Hobbes'in mesleki felsefisi, Fr. Hobbisme, Al. Hobbismus, ing. Hobbism, it. Hobbismo) Hobbes'm özdek~i­ ligi... ingillz dü~ünürü Thomas Hobbes (1588

-1679), genel olarak özdekc;:iligin, özcl olarak

da ingiliz özdek9iliginin babas1 saythr. Eyti~imscl özdek9iligin kuruculan "Özdek9ilik, ingiltere'nin gayr1 me~ru 9ocugudur" dedikten sonra ~unlan eklerler: "Özdek9iligin ilk bi9imi adc1hkt1r. ingiliz skolästigi Duns Scottus, özdegin dü~ünebilmesinin mümkün olup olmad1gm1 sormakla tannbilimi özdek9i görü~ten yana 91kmaya zorlam1~ t1. Deneysel bilimin babas1 Bacon, i;:ocuksu bir bi9imde de olsa, özdek9iligin evrensel geli~mesine imkänlar haz1rlad1. Özdek9ilik daha sonraki geli~­ mesinde tekyanh bir dü~ünce haline gelir. Hobbes, Bacon özdek9iligini sistemle~tirir". Hobbes "özdeksel olmayan ruh yoktur" ve "deneysel bilimin d1~mda geri;:ek hi9 bir bilgi yoktur" demi~tir. Hobbes'a göre felsefe yapmak, dogru dü~ünmektir . Dü~ünmekse katmak, ay1rmak, toplamak, i;:1karmak; bir ba~ka deyi~le, saymak demektir. :;>u halde dogru dü~ünmek, birle~tirilmesi gerekeni birle~tirmek, aynlmas1 gerekeni ayirmakttr. Birle~ebilen ya da aynlabilen ~eyler cisimlerdir. Demek ki felsefenin cisimlerden ba~ka bir konusu olamaz. Ruhlar, Melekler, Tann dü~ünülemez. Bu soyut kavramlar felsefe konulan degil, inan konuland1r. Felsefenin konusu cisimler, metodu da d1~ ve i9 duyarhkttr. D1~ ve ii;: duyarhgm her ikisi de deneye dayamr. Gözlem biliminin dt~mda geri;:ek hie;: bir bilgi yoktur. Hobbes'a göre s1mrs1z özgürlük (kay1ts1z hürriyet, La liberte d'indifference) diye bir ~ey yoktur. Biz insanlarm davram~lar1 dayamlmaz i9güdülerin elindedir. Tutkusuz aktl, i;:ekiciligi olmayan töresel ilkeler insanlar üstünde hi9 bir etki yapamaz. Bir istekten sonra geien davram~1m1z1 yönetmek bizim elimizdedir ama istegimizi yönetmek elimizde degildir. Her davram~m yeter bir nedeni vardtr. Yeter neden, zorunluktur. Evrendeki her cisim gibi insan da bu zorunluga baghd1r. Her ~eyde oldugu gibi törede de en ger9ek yönetici pkar (menfaat) dü~üncesidir . Salt iyi, salt kötü, salt tüze (adalet), salt töre {ahläk) yoktur, bun· lar uydurulmu~ kavramlardtr. Geryekte iyi, ho~a giden, kötü de ho~a gitmeyen ~eydir. Dogada oldugu gibi devlette de hakk1 meydana getiren güi;: (kuvvet)'tür. Geri;:ek devlet, herkesin herkese kar~1 kavgas1d1r. Devlet bu kavgaya bir dereceye kadar son verdigi ii;in onun emrettigi erdem, yasak ettigi erdemsizliktir. Bk. Özdeki;:ilik . HOMEOMERI. Birbirine benzeyen par~a ya da tohum... Bu deyimi, i;:ogunlukla samld1g1 gibi Anaksagoras degil, Anaksagoras'm felse-


HOMO SAPIENS fesini anlattrken Aristoteles kullanmt$hr. Empedokles'in därt öge varsayimmt geli$tiren Anaksagoras'a göre varolan hs..r $CY özdeksel ve türde$ par9ac1klardan meydana gelmektedir. Aristoteles bunu anlattrken $Öyle der: "Anaksagoras'm ögeler i9in söyledikleri, Empedokles'in söylediklerinin tersinedir. Empedokles toprak, hava, su ve ate$in her $eyi vareden ögeler oldugunu söyledigi halde Anaksagoras tersine to omoiomeres'in her $eyde bulunan ögeler oldugunu söyler. Bundan kastedilen et, kemik ve bu gibi $eylerin her biridir. Dört öge de bu gibi tohumlardan meydana gelir .Hepsi de, görünmeyen kü9üklükte her türlü türde$ özdek par9alannm bir araya gelmesinden dogmu$lardtr". Aristoteles ve izda$lan bu konuda Yunanca omoiomere, omoiomereia, omoiomereiai deyimlerini kullanm1~lard1r. Aristoteles, ba~ka bir yaztsmda da aym konuda ~unlan söylemektedir: "Anaksagoras'a en gü9 geien ~ey, varolmayandan bir ~eyin nastl dogabilecejü ya da varolanm varolmayan hllline nastl ge9ebilecegiydi. Simdi biz birtürden bir besin ahyoruz, örnegin ekmekle su. Bu besinden sa9, toplardamar, atardamar, et, sinir, kemik vb. meydana geliyor. Öyleyse ald1g1m1z besinde bütün bunlar, her $ey vardtr. Ve her ~ey yalmz varolandan meydana gelmektedir. Bu besinde kan, sinir, kernik ve ba~kalarmm doguruculan olan bütün par9alar bulunmaktadtr. Ama bunlar yalmz aktlla görülebilen par9alard1r. Anaksagoras, duyulanmtzm gü9süzlügünden ötürü ger9egi görebilecek durumda degiliz, diyor. Kamt olarak da kü9ük par9alar olarak kan$ttrtlan renklerdeki degi~me­ yi gösteriyor. Kara ve ak gibi iki boya ahr, bunlardan birini ötekine damla damla bo$alt1rsak, ger9ekte boya degi~tigi halde, bu azar azar olan degi~meyi duyumuz aytrd edemeyecektir" (Hermann Diels, Die Fragmente der Vorsokratiker, A 43, 46; B 21). Anaksagoras'm bu boya karutt, dü~ünce alanmda rastlanan ilk deneydir. Homeomeries deyirni, Osmanhcaya eczai mümasile deyirniyle 9evrilmi~­ tir. Anaksagoras dü$üncesi, temelde, her $ey, her $eyde vardir demektedir. Bu, yetkin bir özdek9ilik anlayt$tdtr ve evrensel bütünlügü ve bagtmlthgi dilegetirir. Anaksagoras'a göre bu ana özdekler, sonsuz saytda ve .sonsuz kü9üklüktedirler, birle~mek ve ayrtlmak suretiyle bütün cisimleri meydana getirirler. Anaksagoras, bunlar i9in omoiomere degil, · kendisinden kalan kü9ük yaztlardan anla~1l­ d1gma göre tohum anlammda spermata deyimini kullanmt~ttr. Bu konuda 9ok önemli bir nokta da, Anaksagoras'm spermata'lan-

HÜCRE nm Demokritos'un atoma1an gibi bir nok. tada gelip bir bölünmezlige dayanmad1kland1r. Anaksagoras'a göre cisimlerin sonsuz bö. lünebilirligi, spermata'larm her cisimde sonsuz say1da bulunmalarmdan ötürüdür. Homeomeri deyimi, benzer anlammt dilegetiren Yu. homoios kökünden türemi~tir. Latince arac1hg1yla Batt dillerine ge9en ve pek 9ok sözcüklere bu anlamt katan homeo öneki de bu Yunanca kökten gelmektedir. HOMO SAPIENS. Bilgin insan ... insanm bir us varl1g1 oldugu dü~üncesi, antik<;:a8tn en önemli dü$ünürlerinden biri olan Anaksagoras tarafmdan ilerisürülmü~tür. Anaksagoras, insan üstüne 9ok derinlemesine dü$ünmü~, parlak ve 9agm1 9ok a$an sezilerde bulunmU$ bir dü~ünürdür. lnsamn elleri oldugu i9in rni aktlh oldugu, yoksa aktlh oldugu i9in mi elleri oldugu üstüne ilkin dü~ünen de odur. Her iki dli$Ünceye Aristoteles de kattlm1~t1r. Aristoteles'in Anaksagoras'dan aldtgt ak1lli insan kavrammt sko!astikler anima rationalis deyimiyle Latinceye 9evirmi~ler­ dir. Dogabilimci Karl von Linne, Systema Naturae (1778) adh yapttmda bu deyimi ekinli i(kültürlü) olu~uyla hayvandan ay1rmak istedigi insan türünü nitelemek i<;:in kullanmt~ttr. La. sapiens sözcügü uslu (aktlh) anlammt dilegetirir. Bk. insan, EI, Us, Eylem, insanbilim. HOSGÖRÜ. (Os. Müsamaha, Tecviz, Tahammül, Tesamüh, insaf; Fr. Tolerance, Al. Toleranz, ing. Tolerance, Allowance, Suf· ferance; lt. Tolleranza) Kendi dü$ünce ve inan9larma kar$tt bulunan dü$ünce ve inan9lara katlanma, onlara tepki göstermeme ... Katlanmak anlammdaki La. tolerare deyitninden türetilmi$tir. Bir dinin 9e~itli mezhepleri arasmda ya da 9e$itli dinler arasmda 91kan kavgalarda ve daha sonra dinin bilime basktst kar$tsmda s18tmlan bir kavramdtr. Ho$görü (JA. Tolerantia), felsefesel bir kavram olarak XV. yüzytlda Nicolaus Cusanus tarafmdan De Pace Fidei adh yapttmda ile· risürülmü$tür. Daha sonra Bodinus, Spinoza, Locke, Voltaire ve özellikle XVIII. yüzythn bilgin ve dü~ünürlerince, bilimsel ve felsefesel dü$ünce özgürliigü amac1yla savunulmu~tur. Kavramt ünlendiren XVI. yüzytltn ilk ytllarmda ünlü Ütopya'mn yazan ingiliz dü~ünürü ve devlet adamt Thomas More' dur. More'a göre Ütopyahlar 9e~itli diniere bagh olabilirler. Birbirlerini ho~görmek, birbirlerine saygt göstermek zorundadtrlar. Ho$· görü yasasi.u 9igneyenler sürgün cezas1yla

cezalandmhrlar. Bir dinin öbürüne üstünlügünü savunmak, herhangi bir dini kü9ümsemek yasakttr. Gerekli olan, sadece bir yarattcmm varhgma inanmakttr. Bütün Ütopyahlar, hangi din ya da mezhepten olurlarsa olsunlar, böylesine yüksek bir inan9ta birle~eceklerdir. Ütopya vatanda$t bir yarattct' ya inanmak zorundadtr, ama bu yarattct'ya diledigi yoldan varabilir, yollarm da (dinler) birbirine hi9 bir üstünlügü yoktur. Su yolla Tanrt'ya varan, öteki yolla varana sata$mayacakt1r; sata~trsa ceza görür. Bu ho~­ görürlük anlay1~1 öylesine geni$ tutulmu$tur ki, Tanr1S1zlar bile Ütopyada ya~ayabilirler, ancak memurluk yapamazlar. Dinsizlik su9 degildir, herhangi bir dini kü9ümsemek SU\:tur. Thomas More, kendinden sonrakileri bir hayli etkileyen bu yeni dü$ilnceyle, Rönesans 9agmm ileri adtmlanndan birini atmt~ bulunmaktadtr. Dinsel ho~görü, orta9agm koyu karanhgmdan styrtlan Avrupa'nm ilk kez kar~1la~t1g1 yepyeni bir dü~üncedir. Ancak bu dü~ünce, on altmc1 yüzyil i9in ileri bir adtm olmakla beraber, insanlann hi9 bir zaman bilimsel bir anlay1~ta birle$emeyecekleri temeline dayamr. Bu, yanh~. bilimdt$t ve 9ürül bir temeldir. Ho$görü'yü gerektiren durum, bilgi farklanmn, daha dogru bir deyimle bilgisizligin ürünüdür. Oysa insanlar bir gün bilimin aydmhk yolunda birle~ecek­ ler ve bilgisizligi asla ho~görmeyeceklerdir. fnsanlarm, bozuk ve 9arp1k ya~ama ko$ullarmdan yans1d1g1 i9indir ki bozuk ve 9arp1k olan bilgileri bilimsellige ula~ttgi zaman hoijgörü de varltk nedenini yitirecektir. Bk. Bilim, Bilgi, Özgürlük, Hakikat, Ger9ek. HUME'CULUK. (Os. Hume'un mezhebi felsefisi, Fr. Humisme, Al. Humismus, lng. Humism, lt. Humismo) ingiliz $Üpheciligi... ingiliz dü~ünürü David Hume (1711-1776) bir ac;tdan, tüm 9agda~ dü$ünceci yamlgtlann babast saytlabilir. Kant91 ve olgucu bilinemezcilik onun ürünüdür. <;agda~ dli$Ünceci ögretileri geni$ 9apta etkilemi$tir. Kant, onun, kendisini metafizik uykusundan uyand1rd1g1m söyler. Ele$tiricilik, olguculuk, yeni olguculuk, yararctltk, pragmactltk, varolu$9uluk vb .. gibi bir9ok 9agda$ dü$ünceci ögretiler, Hume'cu ögretilerdir. Hume, bilgi edinmek i9in deneyden ba$ka hi9 bir kaynak bulunmad1g1 dil$Üncesinden yola 91kar. Ne var ki bunu dil$Ünceci bir bi9imde yorumiar. Hume'a göre deney ve duyum, nesnel ger9ekligi degil, onun sadece izlenimler (/ng. lmpressions, Os. fntibaat)'ini verir. Anltg1m1z bu izlenimlerden dü~ünceler (/ng.

Ideas, Os. Fikirler) yapar. Nesnel ger9eklik hi9 bir zaman bilinemez. <;ünkü onu bilmek i9in deneyden ba$ka hi9 bir kaynagtmtz yok. Deneyse evrensellik ve zorunluk ögelerinden yoksundur. Deney evrensel degildir, 9ünkü s1mrltd1r, daha yeni bir deneyin nastl bir sonu9 verecegini bilemeyiz. Deneyin bugüne kadar hep aym sonucu vermesi, bundan sonra da o sonucu verecegini kamtlamaz. Deney zorunluktan yoksundur, 9ünkü örnegin bize soguma olaytm donma olaytmn izledigini verir, ama bu sadece bir olgu'dur ve zorunlu bir olgu degildir, e$deyi$le deney bize soguma olaym1 donma olaymm izledigini verir ama soguma olaytm her zaman ve her yerde zorunlu olarak donma olaymm izleyecegine dair gerek9e vermez. Soguma olay1m ömegin buharla~ma olayt da izleyebilir. Bu ikisinden hangisinin ger9ekle$ecegini anlamamtz i9in gene deneyi izlemek ve olgu' ya bakmak zorunday1z. Demek ki bilebilecegimiz sadece olgulardtr, onlann zorunlu oldugu degil (Kant91 ele~tiriciligin ve Comte' cu olguculugun ne kadar basit bir temel üstünde yükseldikleri de böylelikle a9tk9a görülmü$ oluyor). Hume'a göre deney, evrensel ve zorunlu olmad18tndan, ger9ek degil, yamlsama (/ng. Illusion, Os. Vehmi havas)'dtr. Bu yamlsamayt saglayan da fagri$1m (Ing. Association, Os. Tedäi)'dtr. Sogugu donmamn izledigini bir9ok kez görmü$ÜZ, sogugu yeniden görünce anltg1m1z bu eski görgülerini 9agtnr, bizler de bu yüzden bu ikisi arasmdaki ili$kiyi evrensel ve zorunlu samnz. Buysa bir kuruntudan ba$ka bir ~ey degildir. Hume, böylelikle, sadece nesnel ger9ekligi degil, bilirnin temeli olan nedenselligin de nesnelligini yadstr. Bk. Süphecilik, Bilinemezcilik, Ele$tiricilik, Olguculuk, Dü~üncecilik, Öznel Dü$üncecilik, Görgücülük, Duyumculuk. HÜCRE. (Os. Hücre, Fr. Cellule) Bitki ve hayvanlarda en kü9ük anatomi birirni... Canh varhklarm dokulanm meydana getiren ögelerden her birine hücre denir. Hücreler dokulan, dokular da örgenleri meydana getirirler. Canlt hücrenin ke$fi, bilimsel ilerlemenin en büyük adtmlanndan biridir. M. J. Schleiden ve T. Schwann, bitki ve hayvan hücrelerinin özde$1igini tamtlayarak, organik dünyann birligi gibi 9ok önemli bir özdek9i savm dogrulugunu göstermi$lerdir. Bu bulu~un Darwincilikle birle~mesi, ~agda$ ya$ambilime (biyolojiye) geni~ ufuklar a\:mt~hr. 1833 y1lmdan 1859 y1lma kadar Berlin Üniversitesinde ya~ambilimin tek yetkesi saytlan Matthias


HÜCRE KURAMI Johannes Müller, ögrencilerinden Matthias Schleiden'in bitki dokularmda hücre'yi buldugunu görünce (1838); bir ba$ka ögrencisini, Schwann'1 aym $eyi hayvan dokularmda aramakla görevlendirmi$ti. T. Schwann'm hayvan dokularmda da hücreyi bulmas1 üzerine (1839), Müller'in bir ba$ka ögrencisi Rudolf Virchow hücreyi hastahk durumunda inceledi ve $a$1rtic1 sonuc;lar ilerisürdü (1858). Bk. Hücre Kuram1. HfiCRE KURAMI. (Os. Nazariyei hücreviye, Fr. Theorie cellulaire) Organik hayatm hücrelerden meydana geldigini ilerisüren kuram„. Bu kurama göre bitki ve hayvan vücutlannda dogan, c;ogalan, hastalanan, azalan ve ölen hep hücre'dir. Bu kuram, bir varsay1m degil, dogrulanm1$ bilimsel bir gerc;ektir. XVII. yüzy1lm sonlarma dogru Malpighi ve Grew, bitki dokulannda gördükleri ic;i sulu küc;ücük keseciklere bakarak bu varsay1m1 ilerisürmil$lerdir. 1808 y1-

lmda Treviranus, Malpighi ve Grew'in hücrelerle birlikte görüp ba$ka bir doku sand1klar1 ince uzun borucuklarm da y1rtilmakla boru bic;imini almI$ hücreler oldugunu tamtlam1$t1. 1833 y1lmda Brown, orkide c;ic;egi üstünde yapt1g1 incelemelerde hücrenin nüve (Fr. Nucleus)'sini bulmu$tU. Schleiden ve Schwann'm bulgulan bütün bunlan tamamlayarak bilimsel degerlerini ortaya koydu. Bu bulgular ve ara$tirmalara paralel olarak 1772 y1lmda Bonaventura Corti protopläzmay1 incelemeye c;ah$ffil$tI. 1846 ydmda Von Mahl ve 1832 y1lmda Remak, bitki ve hayvanlardaki ya$am özdeginin protopliizma oldugunu ilerisürdüler. 1859 ydmda De Bary ve 1861 ydmda Max Schultze bitki ve hayvan protopläzmalanmn özde$ligini gösterdiler. Bütün bunlardan sonra Von Mahl, Naegeli ve Virchow, kendiliginden üreme kurammm yanh$hgm1 tamtlayarak her hücrenin bir ba$ka hücreden dogdugunu ac;1kladdar. Bk. Hücre.

1 ILIM. (Os. itidäl, 1ffet, Temkin, 1htiyät, Tevilzt'.'i, Kanaat, Müläyemet, 1tidäli mizac;; Fr„ i11g. Temperance, Al. Maessigkeit, lt. Temperanza) Ölc;ülülük„. Ruhbilim terimidir, istek ve tutkularda ölc;ülü olmay1 dilegetirir. Platon'a göre 1/tm, e$anlamda öl~ülülük dört temel erdemden biridir. Antikc;ag Yunanhlarmm ünlü yedi bilge'si de hemen bütün sözlerinde ölc;ülülügü ögütlerler. Kar$1tl a$lrl (Os. ifrat, Fr. Intemperance)'d1r. Bk. Erdem. IRA. (Os. Seciye, Hulk, Me$rep, Alämet, Alämeti farika, Vas1f, Sifat, S1fat1 mümeyyize. Tabiat, Mähiyet, Azim, Sebät, Metänet; Fr. Caractere, Al. Charakter, Merkmal; Ing. Character, lt. Carattere) Herhangi bir $eyi ba$ka $eylerden ay1ran temel özellik„. Mantik, ruhbilim ve törebilim terimidir. Yarad1l1$' tan aytrma!t ve bu iki terimi birbirine kan$tlnnamahd1r. Ruhbilimde duygu ve davranl$ özelligi, törebilimde ahläk saglaml1g1 ve tutarl1lig1 anlamlanm dilegetirir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde Dr. Özer Ozankaya tarafmdan "insamn etkinliklerine, ya$ama ko$ullarma bagh olan ve eylemlerinde ac;1ga vurulan duragan dii$ÜnÜ$ özelliklerinin tümü" olarak tammlanm1$tlr. IRABiL1M. (Os. ilmi seciye, Fr. Caracterologie, Lä sciencc du caractere, Ethologie; Al. Ethologie, lng. Ethology, lt. Etologia) Iralan inceleyen ruhbilirnin bir dah„. ilkin f ngiliz dii$ünürü John Stuart Mill tarafmdan adland1rdm1$ ve tammlanm1$t1r. (Mill, Logic, kitap VI, bölüm V). Mill, Yunanca Ira anlammdaki ethos sözcü~üyle bilim anlammdaki logos sözcüklerinden meydana getirerek ethology terimiyle adlandtrd1g1 bu bilimi, egitime temel olabilecek kurallarm saptanmas1 ic;in önermi$ti. Alman dil$ünürü Wundt, bunu, dil bilimleriyle mitolojiden sonra toplumbi!imin üi;üncü bir kolu sayd1 (Wundt, Logik, kitap II, bölüm II, s. 369). Ira, ruhsal bir tip meydana getirmekle beraber, tarihsel olarak incelenmesi gereken toplumsal ko$Ullann ürünüdür. Bk. Ira. lRAKLIK. (Os. Mesäfe, Buut, Tafra, Fark; Fr„ lng. Distance, Al. Abstand, lt. Distanza) i ki nokta arasmdaki uzay öl9ümü„. Ruhbilimde de kullamlan bir matematik vc fizik

t.erimidir. Irakhgm algilanmas1 ve c;evremizdeki nesnelerin hem bize hem de birbirlerine göre uzay ic;indeki 1rakhk durumlannm meydana getirdigi görelilik, ruhbilimin inceleme konusudur. Bk. Uzay, Uzam. IRK. (Os. Nesil, Nevi, Mevlit, Ceyil, Täife, Zürriyet, Cins, Süläle; Fr.. Ing. Race, Al. Rasse, lt. Razza) insan türünün soydangelimle gerc;ekle$rni$ ya$arnbilimsel c;e$itlenmelerinden her biri... Bitki, hayvan ve insan türlerinde c;e$itli 1rk ayr1mlan yapdmI$tir. insanlardaki 1rk aynm1 deri rengi, sac;, kafatas1, burun ve boy ölc;ütüne göredir. Terim olarak halk ve ulus kavramlanyle kan$tmlmamahd1r. Bilimsel ac;1dan di.inyada kan$1ks1z bir 1rk yoktur, soydangelimle ku$aklardan ku$aklara gec;en 1rksal özelliklerin de c;evre ve ya$ama ko$ullarmdan olu$tugu kesindir. Kläsik ayr1m; Ak 1rk (Avrupah), Kara irk (Afrikah), San 1rk (Asyah) ve KIZllderili (Amerikah) olarak saptanmt$tlr. Bu 1rklarm birbirlerinden hie; bir üstünlükleri bulunmad1g1 da bilimsel ac;1dan kesindir. Bütün bu 1rklar, uygun tarihsel geli$me ko$ullar1 ic;inde, uygarhklar kunnu$lard1r. Onlara bu uygarhklan kurduran kafataslannm bic;imi ya da derilerinin rengi degil, uygun ve geli$tirici tarihsel ko$ullard1r. Nitekim bireysel olarak da, örnegin aym üniversitede aym egitim ko$ullan ic;ine giren, c;e$itli 1rklardan ögrencilerin birbirlerinden hie; bir zekä ve yetenek fark1 göstermedikleri her gün görülegelen olaylardand1r. Bundan ba$ka bir ulus c;ogunlukla c;e$itli trklardan olu$tugu gibi bireyleri aym irktan olan i;e$itli uluslar da vard1r. Irkla dil arasmda da ic;ten bir baghhk bulunmamaktad1r, aym 1rktan olup da ba$ka diller konu$anlar bulundugu gibi ba$ka 1rktan olup da ayn1 dili konu$anlar da vard1r. Irksal 1ralar ya$ambilimsel nitelikte olup insan örgenliginin belli doga ko$ullar1na uymasmdan meydana gelmi$tir ve 1rkc;1 ideologlann bilimd1$I savlarmda ilerisürdükleri gibi hii; bir üstünlük saglamaz ya da hie; bir a$ag1hkhg1 belirlemez. Irk aynm1 ve 1rkc;1hk savlan bilimsizligin ve bilgisizligin ürünüdür. ISI. (Os. Haräret, Fr. Chaleur, Al. Warme,

Ing. Heat) Özdegin bir devim bic;imi... Fizikte 1s1, bir cismin s1cakhgmm artmas1m saglayan fiziksel erke deyimiyle tammlamr. XVII. yüzydda 1s1, kalor ad1 verilen bir ak1$kan sand1yordu. Ismm da, I$Ik ve elektrik gibi, bir özdek oldugu XIX. yüzy1lda tamtland1 ve böylelikle idealizmin "ne oldugu bilinme-


ISKO<;YA OKULU yen esrarh gü9''lerinden biri daha bilim alanma girmi$ oldu. Th. Rumford, Humphrey Davy ve Young'm 9al1~malanndan sonra 1841 y1lmda Alman bilgini J. Robert Mayer, kinetik erkenin -yäni i~in- 1S1ya ve 1S1mn da kinetik erkeye 9evrilebilecegini gösterdi. 1847 ydmda da Alman bilgini Helmholtz erkenin korunmas1 ilkesini yay1mlad1. Eyti~imsel özdek9iligin kurucularmdan Engels, Doganm Diyalektigi adh yap1tmda ~öyle der: "Mekanik devimin 1S1ya dönü~ümünün pratik alanda ke$fedilmesi öylesine eskidir ki insanhk tarihinin ba$langicma kadar götürülebilir. Sürtünmeyle ate$in yakdmas1, insanlann ilk kez cansiz doga gücünü kendi hizmetlerine sokmalarmm ilk a$amas1d1r" (ibid, Arif Gelen 9evirisi, s. 136), "Bi9imlenen farkh varhklarda -güne$lerde, gezegenlerde ve uydularda- özdegin ba$lang19ta egemen olan devim bi9imi bizim zsz dedigimiz $eydir" (ibid, s. 45). Devimin en basit bi9imi yer degi$imi, en yüksek bi9imi de dü$üncedir. Bunlann arasmda sonsuz 9e$itlilikte mekanik, fiziksel, kimyasal, ya$ambilimsel vb. devim bi9imleri vardtr. Her devim bi9imi, kendisinden daha yüksek bir devim bi9imine 9evrilir. Her yüksek devim bi9imi kendisinden daha a$agi bir devim bi9imini kapsar ama bir daha o bi9ime inmez. <;e$itli dogabilimlerinin konulan, özdegin bu 9e$itli devim . bi9imleridir. Dogamn diyalektik yasalarmdan nicelikten nitelige ge9i$i anlattrken Engels, ilgin9 bir örnek olarak ISl'yt gösterir: "Istyt mekanik devime ya da mekanik devimi tstya 9evirdigimiz zaman nitelik degi$tigi halde nicelik aym kahr. <;ok dogru. Ama devimin bi9im degi$imi Heine'nin kusurlan gibidir. Herkes kendi ba$ma erdemli olabilir, kusur i$lemek i9in iki ki$i gereklidir. Bunun gibi, devimin bi9im degi$imi de her zaman en az iki cisim arasmda ge9en bir süre9tir. Bunlardan biri, bir niceligin -yani 1S1mn- deviminin belli bir miktanm yitirir, öteki de o niteligin -mekanik devim, elektrik, kimyasal 9özü$me- deviminin aym miktardaki k1sm1m kazamr. Demek ki burada nicelik ve nitelik kar$1hkh olarak birbirlerine uyarlar. $imdiye kadar tecrit edilmi$ tek bir cisim i9inde devimi bir bi9imden ötekine dönü$türmenin mümkün oldugu ortaya konama· ml$tr" i(ibid, s. 81). Ismm devimini ve bu devimle ba$ka erke tipleri haline ge9i$ini inceleyen kuramsal fizik dalma termodinamik denir. Termodinamigin önemli iki ilkesi vard1r. Birinci ilke erkenin saktm1 yasasmm 1s1 alanma uygulanmas1d1r ki 1S1yla i$in e$degerliligini dilegetirir, ikinci ilkeyse mnm s1cak

ISIK<;ILIK bir cisimden soguk bir cisme bu cisimlerin birinde bir degi$me olmaksizm ge9emeyecegini dilegetirir. Termodinamigin ikinci ilkesini bulan R. Clausius'le W. Thomson onu yanh$ yorumlayarak evrene uygulam1$lar ve evrenin ml (termik) sona eri$inin ka9m1lmazhgm1 savunmu$lard1r. Bu, yanh~ bir savd1r ve 9agda$ fizik9e 9ürütülmii$tür. Bu sava göre evrendeki tüm devim bi9imleri entropi (erkenin degi~irligini dilegetiren R. Clausius kavram1)'yle bir daha eski durumlarma dönmemek üzere ist-devim bi9imine dönii$ecekler ve bir entropik denge (kapah sistemlerde tüm erkenin tst häline gelip dengeye girmesi ve bir daha hi9 degi~ememesi durumu) kuracaklard1r. Bu da dünyamn lSll sonu demektir. Oysa 9agda~ fizik entropinin sadece mikroskobik süre9lerde ge9erli oldugunu ve makroskobik süre9lerde i~lemedigini göstermi~tir. Demek ki evren, bütün varsaytmlarda da oldugu gibi, böylelikle de son bulmayacakt1r. <;ünkü sonsuzdur, hem de ilksizdir de. Türk Dil Kurumunca yaytmlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde 1s1 deyimiyle birka9 ruhbilim terimi önerilmi~ ve Dr. Mithat Em; tarafmdan tammlanmt$tlr: Steak ve soguk uyaranlanna kar$I duyarsiz olmaya Ing. thermanesthesia deyimi kaqthgmda 1s1 duyars1zlig1, stcakhk ve sogukluk duyumlanmn algdanmasma Ing. temperature sense deyimi kar$thgmda 1s1 duygusu, yap1lacak herhangi bir i$e giri$meden önceki ktsa tamma ve kavrama dönemine Ing. warming-up period deyimi kar~1hgmda 1smma dönemi, stcak ve so· guk duyumlarma duyar olan sinir u9larma Ing. temperature spots deyimi kar$1hgmda ist özegi deyimleri önerilmi~tir. Bk. Erke, Devim, Özdek, I$1k, Nicelikten Nitelige Ge9i~. Evren. ISKO<;YA OKULU. (Os. 1sko9ya mektebi, Fr. Ecole Ecossaise) Thomas Reid' in 9evresinde toplanan isko9yah dü$iinürler„. XVIII. yüzydm sonlanyla XIX. yüzyilm bat larmda isko9yah Thomas Reid'in 9evresinde toplanan ya da onu izleyen Beattie, Dugald Stewart, William Hamilton vb. bu adla ant· hrlar. Locke-Berkeley-Hume ü9lüsünde simge· le$en ingiliz felsefesine kar$1 91kmakla ayn bir ki$ilik kazanmt$lard1r. Ayirtc1 nitelikleri ruhbilimci, törebilimci ve sagduyucu olu~· landtr. ingiliz ruhbilimciliginin öncüsü say1hrlar. Bir 9e$it Kant öncülügüyle, özellikle Thomas Reid felsefesinde, insan usundaki temel yargilann duyular yoluyla gelmedigini ve insamn dogu~undan beri var bulundugunu ilerisürmü~lerdir. Reid'a göre Locke'un

tabula rasa varsayim1 dogru degildir. Locke ögretisinden türeyen Berkeley nesnel ger9ekJigi, Hume da her 9e~it özü yadstmakta hakldtrlar. Ne var ki her ikisinin de yanilg1S1, dayandtklar1 Locke temelinin 9ürüklügü yüzündendir. Locke'un duyumculugu ve 9agrt$Im ruhbilimi bütün yargtlan nedenleyemez. Sagduyu (ing. Common sens) insana d1$ardan gelmez, insan onunla birlikte dogar. Bk. Duyumculuk, Ele$tiricilik.

I$IK. (Os. Ziya, NOr; Fr. Lumiere, Al. Lich, i ng. Light) Özdegin bir devim bi9imi„. Fizikte 1~1k, cisimleri görmemizi saglayan f iziksel erke deyimiyle tan1mlamr. XIX. yüzytlm son yansmda Maxwell, t~tk olaylarmm, aslmda elektromanyetik olaylardan ba~ka bir $eY olmad1klarm1 tamtlam1$ ve böylelikle optik ve elektrik birligi meydana konmu$tur. I$Ik da, elektrik ve 1s1 gibi, bir özdektir; kütlesi vard1r ve tarttlmt~tlr. I$1k olmayan yerde görme olay1 mümkün degildir. I$1gin bir kütlesi oldugu ve 9ekim alanmm etkisinde kald1g1 Einstein tarafmdan tamtlanm1$t1r ki bu tamt, insan bilgisinde yeni bir 9ag a9m1$tir. Einstein'in genel bagmtthhk kuram1 bu tamta dayamr. I~1k htzt, evrendeki hiz smmdtr; 1~tk hmndan daha yüksek bir htz olamaz. Herhangi bir özdek par9asmda bulunan erke, o özdegin kütlesinin 1$1k htzmm karesiyle 9arp1mma e~ittir. Einstein'in buldugu bu e$siz denklem, doganm hemen bütün s1rlar1m 9özmü$tür. Metafizikte 1$1k deyimi Doguda ve Batida gerek dinsel, gerek gizemsel anlamlarda tannsal ya da evrensel bilgi'yle bu bilgiyi vereni nitelemek i9in kullamhr. Bir9ok tarikatlerde dervi$ r.Clr (t$tk) 'dur, Tann da nflr-ül-envar (1$tklar 1$Igi)'dtr. Uluslararas1 masonluk evrensel bilgi anlammda nflr-u ziya'yi ama9lar. islän1 gizemciligin-

de i$riikiyye anlayt$1 (Tr. I~1k91hk, Fr. Il· luminisme) yeniplatoncu bir temelden yola 91kar, evrensel olu~may1 1~1gm yaydmas1yla a9tklar. iranhlarm zerdü$t9ülügünde de dünya l$1k'la karanlzk'm sava$ alamd1r. Eski Mtm 'm hermetizmi de 1~1k dü~üncesi üstüne kurulmu~tur. Bk. Özdek, Devim, Ist, Gene! Bagmtihhk Kuramt. I$IK<;ILIK. (Os. t~rakiye, Hikmetül i~rak, Hikmeti i$räkiye; Fr. Illuminisme, Philosophie de l'illumination, Philosophie illuminative; Al. Illuminismus, Ing. Illuminism) Bireysel sezgiyle aydmlanmaya dayanan dinsel-gizemsel ögretilerin genel adt„. Bat1da Swedenborgyanizm, Claude Saint-Martin mezhebi ve Doguda $ehabettin Sühreverdi'yle onu izleyen ibni Tufeyl'in ögretileri özellikle l~1kfll1k adtyla amhrlar. I~1k, ilk dü~üncelerden beri kutsalhgm ve i9sel aydmlanmanm simgesidir. I~1g1, bu anlamda, Frans1z dii$iinürü Descartes Tann tarafmdan insana verilen bilme gücü, Alman dü$iinürü Schopenhauer de öznellikle nesnellik arasmda sallanan bireysel sezgi olarak tammhyor. I~1k91hgm kökleri eski M1m'm Hermes9iliginde, iran'm Zerdü~t9ülügün· de, eski Yunan'm Platonculugundad1r. Tipik bir Z$lkpl1k ögretisi ilerisürmü~ olan Sehabettin Sühreverdi (1158-1191)'ye göre t~1klar 1~1g1 (Ar. Nur-ül-envar) tannd1r, gökten yere dogru süzüldük9e yogunla~m1~ ve karararak özdeksel dünyayt meydana . getirmi~tir. Özdek, kendini egiterek, yeniden ona dogru yükselebilir ve 1~1klanabilir. Sezgisel yöntemle (Os. Müka~efe usulü) 1~1ga yakla~t1k9a, 1~1gm aydmhg1 artar; her basamagin aydmhgi bir yukardaki basamagm aydmhgma ula~­ tmr. Böylelikle, 1$tklar 1~1gi'mn her anlarm kapsayan büyük aydmhgma vanlabilir. Bk. isläm Felsefesi.


t iBNi RÜ$T<;ÜLÜK. (Os. ibni Rü~tiyye, Fr. Averroisme) isläm dii$iinürü ibni Rii$t'ün ögretisi... Bat1hlar, ispanya Araplarmdan ibni Rii$t'e A perroes ve onun Aristoteles9i ögretisine de Averroisme derler. Batt, Yunan felsefesini ve özellikle Aristoculugu ibni Rii$t' ten ögrenmi$tir. Yap1tlan Lätinceye 9evrildigi zaman hayranhk ve CO$kuyla kar$t1anmt$tl. ibni Rii$t. Aristoteles ögelerini Färäbi ve ibni Sinä'dan almakla beraber, onlardan aynlarak Aristoteles'in özdek9i yamm i$1emi$tir. Bu yüzdcndir ki ibni Rii$t ögretisi, XII. yüzytlda, Htristiyanliga aykm bulunarak su9lanm1$ ve yasaklanmt$llr. Örnegin Hollandalt dii$iinür Herman van Riswik, ibni Rii$t9ülügünden ötürü 1512'de yaktlm1$ttr. ibni Rii$t9ülügün Bat1daki en büyük ve verimli ürünü Roger Bacon'dur. ibni Rii$t'e göre ruh ölümlüdür, nedeni olan her $ey zorunludur ve bundan ötürü tann da bir zorunluluga baghdtr. Bi9imler özdegin ictinde gizlidirler ve tanrtltk etkiyi gerektirmeksizin birbirlerinin ictinden 91karak varolurlar. Bundan ötürü de yoktan yaratma sözkonusu olamaz, sözkonusu olabilen gizliden ac,:1ga ilksiz-sonsuz ve zorunlu bir evrimdir. Devim, ilksiz ve sonsuz bir sürer;tir. Görüldügü gibi bütün bu varsaytmlar, kökleri Aristoteles'te bulunan, tüm özdek<;:i varsay1mlard1r. ibni Rii$tc,:ülük, bir9ok baktmlardan Hlristiyan kilisesiyle c,:at1$maktad1r. Evren ilksiz ve sonsuzdur (Htristiyanhga göre evrenin ba$t ve sonu vard1r, yarattlmt$tlr ve yok olacakttr), yokluk diye bir $ey yoktur (Htristiyanhga göre tanr1 evreni yoktan varetmi$tir), ruh bedenle birlikte göc,:üp gider (H1ris1tiyanhga göre ruh ölümsüzdür), tannnm bagI$I insam ölümsüz k1lamaz 1(H1ristiyanhga göre insam tanrmm baltt$t kurtanr ve ölümsüz ktlar), insan usu tannyla aym $eydir (Htristiyanhga göre insan tanrmtn yarat1g1d1r, eksiktir ve su9ludur, a$agtlanmt$tlr ve dii$ffiÜ$tilr, bu yüzden de usuyla kendini kurtaramaz ve ancak tanrtntn bagI$1Ill dileyebilir) . Bk. Islam Felsefesi. ic;. (Os. Dahil, Fr. Interieur, Al. Inner, Ing. Interna!, lt. Interno) Herhangi bir $eyin s1mnmn i<;:inde olan... Herhangi bir $eyin sm1rmtn d1$mda olam dilegetiren d1~ (Os. Hari<;:, Fr. Exterieur, Al. Aeusser, Ing. Externat, lt. Esteriore) deyimi kar$1hgmda kullamltr.

ic; ALGI. (Os. ldräki dähili, Fr. Perception interne) Özneyle ilgili alg1... Nesneyle ilgili .ilg1y1 dilegetiren d1~ alg1 (Os. ldräki härici Fr. Perception externe) deyimi ka~1hg1nd~ kullamhr. Kendi vücudumuzdaki bir agny1 duymak bir i<;: alg1, bir kemamn c,:ald1g1 sesi duymak bir dt$ alg1 i$idir. Bk. Alg1. ic; <;ELiSKi. (Os. Dähili tenäkuz, Fr. Contradiction interne) Bir olaym ya da nesnenm i9inde ger9ekle$en 9eli$ki... Birbirinden ba$ka olay ya da nesneler ansmdaki 9eli$kiyi dilegetiren d1~ reli~ki (Os. Tenäkuzu härici, Fr. Contradiction externe) deyimi kar~1hgmda kullamhr. Geli$me sürecinde belirleyici rol oynayan temel 9eli$kiler i9 reli~ki' lerdir. Bu, d1$ 9eli$kilerin önemsiz oldugu anlamma gelmez. Örnegin yumurtay1 civcivle$tiren kendi yap1smdaki ict 9eli$kidir, dt$ 9eli$ki olan 1s1 bir ta$1 civcivle$tiremez, ne var ki 1s1 (dt$ 9eli$ki) olmadan da bir yumurta civcivle$emez. Eyti$imsel bilgide i<;: ve d1$ 9eli$kilerin birbirlerinden ay1rdedilmeleri 9ok önemli oldugu kadar birbirleriyle olan stki bag1mhhklarmm da gözönünde tutulmas1 9ok önemlidir. Bk. <;eli$me, Eyti$imsel Özdek9ilik, Hegelcilik, Eyti$im. ic; DÜ$ÜNME. {Os. Teemmül, Tefekkür, Mülähaza, Müfekkire, Kuvvei muhakeme, in'ikäs, · Suuru teemmüli, idräki dähili, idräki bätmi; Fr„ Al. Reflexion, Ing. Reflection, it. Riflessione, ayrca Al. Überlegung, Besonnenheit) Dil$Ünmenin kendi kendisini dil$iinmesi... Kendi üstilnfl kapanan, kendisine yönelen dü$Ünme anlamtm dilegetirir. Bk. Dii$iinme, Dik· kat. i<;EBAKI$. (Os. Tefahhusu derCmi, Mürakabe, istipsär, Tefti$i bätmi, Mii$ähedei dahiliye, Usulü dahiliye, Usulü nefsiye, Usulü bi· lävästta; Fr., ing. Introspection, Al. Selbst· beobachtung, it. Introspezione) insanm dii$iln· me yoluyla kendi kendini gözlemesi... Ruh· bilim yöntemidir, i9gö.zlem terimiyle de dilegetirilir. Kuramsal bir ama9la ve yöntemli olarak yaptlan bir gözlemdir. <;agda$ ruhbi· !im, bu yöntemin yerine, 9ok daha verimli ve bilimsel olan läboratuvar ruhbilimini, C$· deyi$le deneysel ruhbilimi koymu$tur. Bk. Ruhbilim. i<;ERiK VE Bi<;iM. (Os. Muhtevä ve $C· kil, Fr. Forme et contenu, Al. Inhalt und form, Ing. Form and contend) Nesnel ger9ekligin geli~esini belirleyen ve birbirlerinden aynlmaz iki yam ... irerik, bir nesne ya da

olguyu olu$turan ögelerin ve süre9lerin tümüdür, bifim'se nesne ya da olgunun dt$ görünii$iinü saglayan örgensel yaptstdtr. Her nesne ve olgunun hem bir i9erigi hem de bir bi9imi vard1r. Bi9imsiz i9erik ve i9eriksiz bi<;:im olamaz. Bu ikisinden hi<;: biri kendi ba$1arma varolamazlar. (:eli~kili bir birlik'tirler. Birbirlerinden ayn olduklanm bilmek gerektigi kadar birbirlerinden ayr1lmaz olduklarmt da bilmek gerekir. Bu bilgi, eyti$irnsel özdekr;i felsefenin saptad1g1 ve ortaya koydugu 9ok önemli bir bilgidir. <;ünkü bilim, bic,:imden i9erige dogru ilerler. Bic,:im'le ic;erik, evrim sürccinde kar$1hkh etkile$irler, birbirlerini etkiler ve olu$tururlar. Ne var ki bic,:im i<;:erigin ürünüdür, bundan ötürü de temel belirleyici i<;:eriktir. Ama bi<;:im de ic,:erigi etkiler, geli$mesini h1zlandmr ya da engeller. ir;erige uygun geien yeni bir bi9im i9erigin geli$mesini h1zlandmr, ic,:erigin geli$mesine uygun gelmeyen eski bi9imse i9erigin geli$mesini engeller. <;eli$kili bir birliktirler, c,:ünkü bi9im i9erige göre daha yava$ devinir, bu yüzden de ir;eriksel geli$menin hlZlna yeti$emeyip eskir ve onun geli$tiricisi olmas1 gerekirken engelleyicisi olur. Bu r;eli$ki, i<;:erige uygun yeni bir bi9im degi$ikligiyle R$thr. Demek ki i9erik, daima, kendisine uygun bi9imini olu$turur. Aym bic,:imde <;:e$itli ic,:erikler geli$ebilecegi gibi (örnegin patatesle yerelmast) aym bir i9erik <;:e$itli bi9imlerde de geli$ebilir (örnegin topatan kavunuyla K1rkaga9 kavunu). Ama i9erigin geli$ebilmesi i9in bi9im herhalde ona uygun olmahd1r. Örnegin ilk otomobil, at arabas1 bi<;:iminde yap1lm1$tl. At arabas1 bi9imi hlZI kesiyor, otomobil i9eriginin geli$mesini engelliyordu. Hava direncinin kmlmas1 ve otomobilin geli$mesi i<;:in i9erige uygun yeni bir bi<;:im gerekti. Otomobil daha da geli$tik9e, e$deyi$le hm artt1k9a bu bi<;:imler de degi$ti ve yeni h1zlara uygun yeni bi9imler ger9ekle$li. Metafizik ve idealist felsefe, eyti$imsel özdek<;:i felsefenin tarn tersine, bi9imi temel belirleyici sayar vc bu yüzden bir9ok yamlgtlara dii$er. Bu anlayt$m kurucusu Aristoteles'dir. Aristoteles bi9imi bag1ms1z bir varhk saymI$ ve özdegi onun belirledigini ilerisürmii$tÜ. Bu r;arp1k ve yanh$ anlay1$, özellikle Htristiyan felsefesiyle yerle$tirilip günümüz yeni ger9ek<;:iligine ve yeni Tomac1ltgma kadar gelmi$ bulunmaktad1r. Oysa bi<;:im, ic,:erigin dt$mda varolan bir $CY degil, i9erigin bir ürünü ve parc,:as1d1r. Metafizik ve idealist bifimcilik, bu ger~egi ya büsbütün yads1r ya da bir;imin rolünü abarllr ve i9erikle bir;imin ili$kisini gizernselle$tirir. Bilimde, toplumda ve sanat-

'

i<;GÜDÜ

ta, nerede olursa olsun, bic,:imcilik her zaman yanh$ sonu9lara vardtran bir 9arp1k anlayI$· t1r. i9erikten yoksun olmakla övünen soyut sanat da bu yüzden kof bir gösteridir. Gerr;ek sanat, ic,:erigine tümüyle uygun sanatsal bic,:imlerle olu$ur. Metafizik9ilerin ve idealistlerin yapt1g gibi bi9im'i temel belirleyici saymak, otomobilin hm artt1gmdan ötürü o h1za uygun yeni bir bic,:im gereksedigini yads1yarak, otomobil bi~iminin otomobil h1zm1 artttrd1gm1 ilerisürmek demektir ki bu ilerisürii$Ün sa9mahg1 apa91khr. ldealistlere göre mahkeme mahkemedir ve bir mahkemeden 91kan karar mutlaka tüzeye ve türeye (adälete ve hukuka) uygundur. Oysa bir mahkeme, tüzeye ve türeye uygun karar veremiyorsa hi<;: de mahkeme degildir ve bi9imsel olarak mahkeme adm1 ta$1mas1 toplumsal ya$amda hie,: de <leger ta$tmaz. Bi9imle i9erigin 9eli~kili bag1mhhgtnm bilgisi, insan ya$ammm temel bilgilerinden biridir. Bk. Öz ve Olgu, Eyti$imsel Özdek9ilik, Bi9imcilik, Ger9ekr;ilik, Aristoculuk. i<;ERME. (Os. Tazammun, istilzam; Fr., lng. Implication, Al. Involvieren, it. Implicazione) Bir dü~üncenin zorunlu olarak ba$ka hir dü· $Ünceyi gerektirmesi durumu ... Mantik terimidir. Örnegin anne terimi zorunlu olarak r;ocugu, memelilik zorunlu olarak omurgahhltt i<;:erir; 9ünkü c,:ocugu olmayan anne ve omurgah olmayan memeli olamaz. i<;GÜDÜ. (Os. Sevki tabii, Garize, Meyli tabii, Meyli fttri, insiyäk, Hissi f1tni hayvani, Hassei f1triye, Akh hayväni; Fr„ lng. Instinct, Al. Instinkt, it. Istinto) Hayvam gereklilige iten dürtü ... Hayvana özgü bulunan i9güdü, insana özgü bulunan i9tepi'yle kar1~tmlmamahd1r. ifgüdü'nün aymc1 niteligi, bir hayvan türünün bütün bireylerinde ortak olu$udur. i9güdüler, ruhsal degil, fizyolojik; egitimsel degil, kendiligindendirler. i9güdülerde dii$Üncenin ve bilincin hi<;: bir etkisi yoktur; ögrenilmezler ve deneme yoluyla kazamlmazlar. Bu baktmdan bilgin Pavlov'un, hayvanlar üstünde yapttg1 denemeler sonucu ilerisürdügü, ~arts1z refleksler1e anlamda~trlar. Oysa bu ~arts1z refleksler de, soya9ekimle ku$aklardan ku$aklara ge9erek olU$ffiU~ fiz. yolojik ve c,:evresel $artlanma birikimlerinin sonucudur. Örnegin farenin kediden ka9mas1, buna kar$1 insana ah$abilmesi ve i1\5andan ka9mamas1 böylesine bir ~artlanmantn en belli tamttd1r. i~güdüsel davram~larla deneme yo!uyla elde edilmi~ davram$lartn geli~meleri birbirleriyle ters orant1hd1r, ögrenebilen hay-


IDEA

t<;KtN vanlarm ii;:güdüleri ögrenebildikleri oranda azalmaktad1r. Bu bak1mdan hayvandan pek az farkh bulunan ilkel insanda ii;:güdü kahntilan bulundugu halde aydm insanda, e~­ deyi~le geri;:ek insanda hie;: bir ii;:güdü yoktur. insanm hayvanhk evresinden kalan ii;:güdüsel davram~larmm yerini zekayla ilgili plästik davram~lar1 alm1~tlr. insanm özelle~­ mi~ organlan olmad1gi gibi özelle~mi~ davram~lan da yoktur. insan, belli bir durumda, türüne özgü ve türünün bütün bireylerinde ortak olan bir davram~ta bulunmaz. Hayvanm davram~1ysa türsel ve bundan ötürü de ii;:güdüsel bir davram~tlr. insanm, belli bir durumda ne türlü davranacag1 belli degildir; insanm davram~1, o anda ii;:inde bulundugu toplumsal, töresel, anhksal vb. ko~ullara baghd1r. Hayvanlarm bütün davram~lan da ii;:güdülerine baglanamaz. Örnegin pervaneyi 1~1- · ga ko~turan ii;:güdüsü degil, 1~1k i;:ekeyidir. ii;:güdüleri dogrulum'dan da ay1rmak ve bunlar1 birbirlerine kan~tlrmamak gerekir. Bundan ba~ka fevreye uyma olay1 da ii;:güdünün kar~1t1d1r, i;:ünkü fizik i;:evrenin degi~iklikleri kar~1smda kör ii;:güdi.ileriyle ya~amakta devam eden bir hayvan mahvolur. ii;:güdülerin kimi yerde nas1l yamld1klan gösterilerek yamlmaz ifgiidü varsay1m1 da i;:ürütülmü~ bulunmaktadtr. Bk. ii;:tepi. tc;KiN. (Os. Mündemii;:, tndimaci, Dähill, Batmi, Asli, Tabii; Fr., Al., Ing. Immanent, lt. Immanente) Varhgm ii;:inde bulunan ... A$· km teriminin kar~1t1d1r. Herhangi bir varhgin yap1sma kan~m1~ olam dilegetirir. Örnegin kamutannc1hga göre tanr1 dogada ii;:kin, tannc1hga göreyse tann dogay1 a~kmd1r. Bir anlamda da kendinde kalam ve ba~kasma gei;:meyeni dilegetirir. Örnegin gürelcilige göre güi;: özdekte ii;:kindir, mekaniki;:ilige göreyse gei;:i~lidir ve bir varhktan ötekine gei;:er. Metafizikte, bu anlamda, gefi$li neden (Os. Müteaddi sebep, Fr. Cause transitive) kars1lgmda ifkin neden i(Os. Läz1m neden, Fr. Cause immanent) deyimi kullamhr. lr;:kin terimi geri;:ekte idealizmin ve idealist anlay1~m ürünüdür. Eregin, sebebin ii;:inde varbulunmas1 dolay1S1yle Aristoteles'ten gelir. ilkin Aristoteles i;:evirileri nedeniyle ortai;:ag skolästiginde kullamlmstlr. (fryinde anlamm1 dilegetiren Ui. in deyimiyle kalmak anlammt dilegetiren Ui. manere deyiminden yaptlmt~­ tlr).

f c;KtNCiLiK. {Os. Batmiyye mezhebi, fndimaciyye; Fr. Immanentisme, Al. Immanentismus, Jng. Immanentism, lt. Immanentismo)

Tanrmm insanda ii;:kin oldugu görü~ü. . . Dogu ve Bat1 gizemciliginin kimi kollan bu görü~ü savunurlar. Ancak bunu, gizemciligin genellikle ilerisürdügü tanriyla birle$me dü~ün. cesiyle kan~t1rmamahd1r. Bu ikinci görü~te tann, ii;:kin degil, a~kmd1r; ama sevgi ve bilgi yoluyla ona ula~d1p onunla birle~mek mümkündür. Din duygusunun insanda ii;:kin bulundugunu ilerisürenlere de i9kinci denmi~­ tir, bu anlay1~a göre tann a~km bir varhk degil insanda ii;:kin bir duygudur. Dinsel felsefenin dl~mda varhgm bilini,:te ii;:kin bulundugunu ilerisüren görü~ler de i9kinciler <immanantistler) ad1yla amhrlar. A$kmc1l1k ve deneyüstücülük anlay1~larma idealist bir ac,:1. dan kar~1 91kan Schuppe, Schubert-Soldern, Loski, Leclair, Rehmke ve hatta bir öli,:üde Ernst Mach ve Richard Avenarius XIX. yüz. y1lm sonlarmda Kant'a dönü$ anlay1~ma mt i,:evirerek Berkeley'e dönii$ anlay1~m1 savunmu~Jard1r . Nesneyi öznede ii,:kin sayan bu görü~ savunucular1 tekbencilige dü~me korkusundan, ne bi<;im bir ~ey oldugunu kendilerinin de anlatamad1klan beyinden bag1ms1z bir bilin9 ilerisürmüslerdir. Bunlann ögretilerine hakh olarak beyinsiz felsefe denir. Bu beyinsiz felsefeye göre örnegin tarih, hie,: bir insansal etkinin sözkonusu olmad1gi säf bir sürei,:tir, varhg1 ve yasalan kendisin· de ii,:kindir. Bu beyinsiz felsefeye i9kinlik felsefesi (Ing. Immanence philosophy) de denir. l<;LEM. (Os. Tazammun, Fr., Al., Ing. Com· prehension, lt. Comprensione) Bir terimin di· legetirdigi i,:e~itli anlamlann bütünü ... Man· tlk terimi olarak kaplam deyimi kar~1t1d1r. Bk. Kaplam. i<;REK. (Os. Deruni, Fr. Esoterique, Al. Esoterisch, Ing. Esoteric, lt. Esoterico) li,:erde olan... Genei ve herkesin olabilen anlamm1 dilegetiren dwak (Os. Harici, Fr. Exote· rique, Al. Exoterisch, Ing. Exoteric, lt. Es· soterico) terimi kar~1t1d1r. Örnegin din d1~rak, gizemcilik ic,:rek bir metafiziktir. Bk. i9rek9ilik. i<;REK<;iLiK. (Os. Bätmiyye, Fr. Esoterisme) ii,:reki,:i ögretilerin genel ad1... Batt ii,:rek<;:ili· giyle aym düzeyde bulunan isläm ii,:reki;:ili· gi Batmilik ad1m ta~1r. Bu ögretilerde genel· Jikle tannsal bilgilerin ve kimilerinde herkese duyurulmas1 sakmcah görünen bilgilerin belli bir kültür i;:izgisine erisenlerce anla~1labilecegi gerek9esi gizliligi zorunlu k1lm1~ur. Bu anlamda Aristoteles ögretisi de ic;rek sayil·

maktad1r; Aristoteles sabahlar1 sei;:kin ögrencilerine ve ak~amlan da halka ders verirmi~. ögrettikleri de ayn bilgilermi~... l9rek9ilik, gerek ögretiye katilmay1 ve gerek ögrenme i~lemini birtak1m bii,:imlere, törenlere, simgelere baglar. Ögretilecek geri,:eklerin azar azar ve ah~t1rarak verilmesini gerektirir. Bu yüzden de i,:e~itli a~ama dereceleri kurmak, bunlarm birinden öbürüne gei,:ebilmek ii,:in i;:e~itli smavlar tertiplemek zorundad1r... Hermesi,:iligin, Yunan kaynaklan arac1hg1yla ögrenilen ~u sözlerinde i9rek9iligin gereki,:esi a91kJanmaktad1r: Her aktl, büyük ger9ekleri kavrayamaz. <;ogunluk, ya aptal ya kötüdür. Aptalsalar geri,:ek kar~1smda ak1llarm1 büsbütün yitirirler. Kötüyseler bu geri,:egi kötüye kulJanarak büsbütün kötülük ederler. Ger9egi gizlemekten ba~ka 91kar bir yol yoktur. Bilmek, bulmak, susmak gerek„. Büyük Türk gizemcisi $eyh Bedreddin (1337-1420) de bu konuda ~unlan söylemektedir: Her bilgi, kendi a~amasmda (mertebe) hakt1r. Geri,:ek halka daha i~in ba~mda söylenirse ya yollar1m saptmrlar, ya da geri,:egi söyleyeni sui,:larlar. Halk ve hak, ortalama bir yolla ve ayr1 ayn gözetilerek birbirlerine ah~tmlabilirler. Ama herhalde halk, hak ve hakikate ah~tmlma­ hd1r. Bk. Gizemcilik, Gizlicilik. i<;TEPi. (Os. ilca, Sevk, Tahrik, $evk, Tazyik, Säika, Meyli zati, Meyli gayri ihtiyari, Arzuyu ~edit; Fr. Impulsion, Al. Trieb, Ing. Impulse, lt. Impulso) insam gereklilige iten dürtü... insana özgüdür ve hayvana özgü bulunan i9güdü'yie kan~tmlmamahd1r. Ai,:hk ve cinsellik ii,:tepileri gibi ya~ambilimsel ve fiz. yolojiseldir. lr;:tepi, insamn hayvanhk evresinden kalma ve hayvansal yanmda gittiki,:e gfü;lüzle~erek sürüpgiden ii,:güdü kalmttlar1d1r. Bir zamanlar "iradenin denetimine girmeyen bir istek" oldugu ilerisürülür ve "ka~t gelinemez" olarak nitelenirdi. Sonra, zamanla geli~en insan zeka ve irädesinin ii,:tepileri denetleyebildigi ve onlara kar~1 gelebildigi anla~dd1. Ne var ki iradenin denetimi ve zekänm yönetimi, ii,:tepinin dogumundan i,:ok, eylem alanma gec,:ip ge<;:memesinde etkendir. Örnegin saghkh bir insan cinsellik ii,:tepisi duymamazhk edemez, ama bu ii,:tepiyi doyurup doyurmamas1 zeka ve iradesiyle belirlenir. Ögrenme i~lemiyle ters orantd1 bulunan hayvansal i9güdü, gittiki,:e insanla~an insanda tümüyle yok olmus ve onun yerini ic;tepi alm1~tr. ic;güdü, belli bir olay kar~1s1nda belli ve türsel bir davram~tlr. Örnegin dü~mamm gören tav~an ka9ar, maymun aga· ca ttrmamr, arslan saldtnr. insamnsa ne tür-

lü davranacag1 o belli anda ic,:inde bulundugu töresel, toplumsal, anhksal vb. gibi birbiriyle kayna~abilen ko$ullara baghd1r. insan, eger ko~ullar gerektiriyorsa, dii$mamm yanaklarmdan öpebilir. Oysa gene de ii,:inde ho~ olmayan bir duygu kivramr ki i~te bu duygu, zeka ve iradenin denetimine girmi$ pek güi,:süz bir ii,:tepinin ürünüdür. Örnegin yüzüne bir ~ey atllan insan ii,:tepisiyle yüzünü korur; ama ondan sonra ne türlü davranacagmt ii;:tepisi degil, bilinci belirler. Bk. ii,:güdü. iDEA. Evrensel geri;:eklik... Görmek anlamt· na geien Yu. idein sözcügünden türeyen idea kavram1, görünen bi9im (Fr. Forme visible) anlammt dilegetirir. Felsefenin ana sorununu yamtlayan iki temel ögretiden biri olan dü~ünceciligin (idealizmin) ba~ kavram1d1r. Onu felsefe alamna sokan ve böylelikle idealizmi kurmu$ bulunan antiki,:agm ünlü dü$iinürü Platon'dur. Dü~ünceciligin büyük serüveni antiki,:ag Yunan felsefesinde Elea'hlarla ba$· lar. Elea'hlar duyularla algtlanam, e$deyi~le göriinen'i geri,:ek saym1yorlar; usla kavranam, e~deyi~le görünmeyen'i geri,:ek sayiyorlardt. Antikc,:agm Yunan sofistleri bu görii$e kar~1 91kt1lar. Onlara göre görünenin d1~mda hie,: bir geri,:eklik yoktu, bilebilecegimiz sadece duyu algdar1m1zdan ibaretti. Elea'hlarm (özellikle Parmenides'in) birbiriyle kar~1la~tlrd1gi görünen'le ger9eklik, sofistlerce (özellikle Protagoras'ca) birbiriyle özde~ ktlmm1~ oluyordu. Platon, bu iki kar$It savdan hangisinin dogru oldugunu saptayabilmek ii,:in, duyum' un incelenmesi i~ini üstlendi. Vard1g1 sonui,:, Elea'hlar1 dogruluyordu. Duyum, bize hii,: bir bilgi vermiyordu. Bir agac1 algdad1gim1zda bu agac,:tan edindigimiz bilgi neydi? Uzundu, yaprakl1yd1, dalhyd1, ye~ildi vb. Bütün bunlar kavramlar (e~deyi~le evrenseller, tümeller, geneller)'d1. K~vramlarsa algilanmazlard1, usun ürünüydüler. Demek ki bütün bunlar bize algi yoluyla agai,:tan gelmiyor, tersine, biz onlar1 us yoluyla agaca gönderiyorduk. Agaca yükledigimiz bu kavramlarm dt~mda agai,: neydi? Bir hii,:, bir yokluk. Uzunlugu, yaprakl1hg1, dalhhg1, ye$illigi vb. olmayan bir $ey, bir agac,: olmad1gi gibi ba~­ kaca hii,: bir $ey de degildi. Demek ki herhangi bir ~eyi bireysel olarak varla~t1ran, evrensel olarak varoland1. Tüm bireysel aga<;:· larm ger<;:ekligi, hepsinde ortak olan ve bu yüzden de hi9 birinde bulunmayan {e~deyi$­ le bireysel olarak varolmayan) evrensel bir agac;tl. Platon i~te bu evrensele ldea admt


iDEA verdi ve as1l gerc;:ekligin varolan'da degil, varolmayan'da bulundugu yolundaki idealist sav da böylece ortaya at1!m1$ oldu. Say1siz bireyse!likler ortak bir ada sahip olduklan durumda ortak bir idea, e$deyi$le ortak bir görünen bi9im'e sahiptiler. Bu görünen bi9im (idea) onlarm asb, gerc;:egi, ilkörnegiydi. SaYISIZ bireyse!liklerse onun algt!anabilen hayalleri, gölgeleri, kopya'lanyd1. Hic;:lik ve yokluk olan özdek (Platon, bir bireyselligin bütün kavramlardan yoksun bulundugu durumdaki hi9'1igini özdek say1yordu), bu ilkörnek (Yu. Paradeigmata)'le bic;:imleniyordu. iyi ama biz bu ilkörnek idea'lar1 bireyselliklere yüklemek ic;:in nereden biliyorduk? Platon 'a göre ruh ölümsüzdü ve bu bilgiyi daha önceki ya$amlarmdan biliyor, ammsama (Yu. Anamnesis) yoluyla ortaya koyuyordu. idea kavrammm idealist serüveni böylelikle ba$1ar ve Alman idealizminin son büyük ad1 olan Hegel'de dorukla$tr. Platon bu kavram1, özellikle Theaitetos (s. 151 ve devam1), Sofistes (s. 218 vd.), Filebos (s. 15, 54, 58 vd.), Parmenides (s. 130 vd.), Devlet 1(VI. ve VII. bölümler) adb yap1tlarmda i$lemi$tir. Platon'a göre idea bir genel kavram'dir, ne kadar eins ismi varsa o kadar idea vard1r. Dogabiliminde bu genel kavramlara tür denir. (Bunun ic;:in Platon ideac1bg1, Türkc;:ede türcüliik terimiyle özle$tirilmi$tir). Platon'un bu kavram1yla bütün özeller bir genelde toplamr; dogadaki bütün güzeller bir güzel türüyle, e$deyi$le bir güzel idea's1yla simgelenir. (Bu yüzden Platon'un bu kavram1, Arapc;:a ve Osmanbcaya misiil terimiyle c;:evrilmi$tir) . Bu kavram, idealist felsefede bilin9 i9erigi, e$deyi$1e dü$ünce (Os. Fikir, Fr. Idee) anlammda kullamlm1$tlr. Bu anlam, Platon' un mitlerinden, fantezilerinden ve mecazlarmdan temizlenmi$ olmakla beraber gene de Platoncu bir anlamd1r. Örnegin onu Aristoteles kimi yerde bireyselliklerin degi#rligi altmda degi$meden kalan öz ve kimi yerde bi9imlendiren ilke (Yu. Entelekheia), Htristiyan felsefesi ve özellikle Augustinus evren yarat1mma örneklik eden tanr1l1k dü$Ünce, Kant düzenleyici ilke ve erek, Hegel evreni olu$turan evrensel dü$ünce ya da ruh anlammda kullamr. Bütün bu dii$Ünürler onu, Platon'la birlikte nesnel, e$deyi$1e insan dü$Üncesinden bag1ms1z sayarlar. Bununla beraber onu insan dii$iincesi, e$deyi$1e öznel sayan Descartes, Berkeley, Hume, Fichte vb. gibi dii$Ünürler de vard1r. Bk. Dii$Üncecilik, Dü$Ünce, Platonculuk, Hegelcilik, Nesncl Dü$Üncecilik, Öznel Dü$Üncecilik.

iDEOLOJi. (Os. Fikriyyät, llmi tasavvur, hmi suveri akliye, Mebhasül fikir; Fr. Ideologie Al. Ideologie, ing. Ideology, it. Ideologia) Toplumun özdeksel altyap1smca belirlenen siyasal, felsefesel, dinsel, sanatsal vb. gibi dii$iince bic;:imlerinin tümü„. Frans1z dii$ünürü Destutt de Tracy (1754-1836) tarafm. dan Yu . idea (Görülen bic;:im) sözcügüyle [o„ gos {Bilgi) sözcügünün birle$tirilmesiyle ya. p1!m1$ ve dü$Ünceyi inceleyen bilim (ideler bilimi) anlammda ilerisürülmii$tiir. (Bk. Destutt de Tracy, Elements d'ideologie, 1804). Dr. Özer Ozankaya tarafmdan dü$ünyap1 deyimiyle özle$tirilmi$tir (Bk. Toplumbilim Terimleri Sözlügü, TDK. yaym1, Ankara 1975). Fransa'da özdekc;:ilige egilimli görgücü ve duyumcu filozoflara ideolog (Fr. Ideologues) 'lar deniyordu. Bu okula bagh dii$iinürlere göre bir soyut kavramlar (ide'ler) bilimi vard1r ve bu bilim soyut kavramlarm nast! olu$tugunu ara~tmr ve gösterir. Nitekim duyumcu Condillac, ünlü heykel deneyleriyle bu olu$umun duyumlardan ha$layan sürecini göstermektedir. Bu Frans1z akmmm sona eri$in· den sonra ideoloji terimi, bireysel ruhbilim temeline dayandmlarak ki$isel tasanmlan dilegetirmi$ ve küc;:ümsenen bir anlam kazanmt$tlr. (Bu arada Napolyon da bütün filozoflara, onlan küc;:ümsemek i!fin ideologlar dermi$). Engels'de ideoloji, özdeksel ko$ullarm meydana getirdigi bir üstyap1 ürünüdür ve bir "kulübede, bir saraydakinden ha$ka türlü dii$iinülür". Engels 14 Temmuz 1893 tarihli mektubunda Franz Mehring'e $ÖYle yazar: "ideoloji, sözde dii$iinürün herhalde, bilinc;:li olarak, ama yanh$ bir bilincrle gerc;:ekle$tirdigi bir sürec;tir. Onu harekete getiren gerc;:ek güc;:ler kendisi ic;:in mec;:huldür, öyle olmasayd1 zäten ideolojik bir sürec;: olmazd1. Bu yüzden sözde dii$iinür, yanb$ ya da görünii$te kalan itici güc;ler tasar1mlar. Dii$iinsel bir sürecr olmasma bakarak, ister kendisinin ister kendisinden öncekilerin dü$Üncesi olsun, ondan säf dii$iincenin ic;:erigini ve bic;:imini 91kar1r ve sadece dii$iince gerec;:leriyle ugra$Ir. 1$in temeline bakmadan bu gerec;:leri dii$Ünceden c;:1km1$ sayar ve daha uzaklarda dii$Ünceden bag1ms1z kökenleri olup olmad1g1m ara$tlrmak zahmetine katlanmaz. Onun gözünde bu, dogaldir; c;:ünkü dü$Üncenin arac1l1g1yla gerc;:ekle$en her insan eylemi ona, son c;:özümlemede, tcmelini dü$Ünceye dayam1$ o!arak görünür. Sanki ta: rihsel ideoloji, her özel alanda, daha önceki ku$aklarm zihninde bag1msiz olarak meydana gelmi$ ve birbirlerini izleyen bu ku$aklann beynind~ kendine özgü bir dizi bagims1z

'

1KiC1LiK

geli$me ge9irmi$tir. 1$te, her özel alandaki antikc;:ag Yunan dii$Üniirü Anaksagoras'ttr. ideolojik görii$1erin bu görünü$te bag1ms1z Anaksagoras, özdek'Ie ruh'u kesin olarak birtarihleridir ki insanlann c;:ogunu aldatmakbirinden aymyor ve sonsuza kadar da b\rtad1r. Luther ve Calvin resmi Katolik dinibirlerinden ayr1 kalacaklanm söylüyordu. nin hakkmdan geliyorlarsa; Hegel, Kant ve Anaksagoras'm nus adm1 verdigi bu ruh özFichte'nin hakkmdan geliyorsa vb. bu, herdeksel yap1dad1r ama yaratan olmak bak1halde, dii$ünce alanmdan c;:tkmayan olaylar mmdan yarat1lan'm kar$tsmda bulunmakla nedeniyledir ve degi$ffii$ ekonomik ko$ullabirbirine indirgcnemeyen temelli bir ikilik rm dii$iinsel bir yans1S1d1r. Aslan yürekli meydana getirir. Dinsel alanda ikicilik r;ok Richard ve Philippe Auguste, Hac;:h seferledaha eskidir, mall1lar (güc;lüler)'la mals1zlar rine giri$ecekleri yerde serbest ticareti ger(güc;süzler) ikiligine dayanan iyilik (Os. Mebr,:ekle$tirmi$ olsalard1 bizi he$ yüz y1ll1k yokdei hay1r, Fr. Principe du bien) ve kötülük sulluktan ve budalahktan kurtanrlardt. Buna, (Os. Mebdei $Cr, Fr. Principe du mal) karideologlarm $U aptalca dii$üncesi de ekleni~1tbg1 üstünde yükselmektedir. Sümerlerin yer yor: Tarihte bir rol oynayan c;:e$itli ideolo- _ ve gök tannlan, eski MISlr'm iyilikc;i ve köjik alanlara bag1ms1z bir tarihsel geli$me tatülükc;ii tanr1!an; eski <;:in.in, Hind'in, iran' mmad18tm1za göre, onlara hie;: bir tarihsel etm karanhk ve aydmhk ilkeleri (<;:in'de: Yin kililik de tanmmamah„. Bu iddia, diyalek-Yang, Hind 'te: Tamus-Satva, iran'da Ahura tige ayk1r basit bir görii$e, kar$1hkh etki mazda-Angra mainyu) hep bu kar$It ikiliklerin üstünde kesin bir bilgisizlige dayanmaktad1r. dilegetirilmesidir. Frans1z dii$iinürü Descartes Bu baylar, ekonomik olgular tarafmdan yada, evrendeki bütün gerr,:ckleri, birbirlerine ratlhr yaratilmaz her tarihsel etkenin kendiindirgenemeyen ruh ve özdek ikiliginde topsinin de bir etki yarattlgt ve kendi nedenlar. ikicilik, temelde tanrzlzk yer (Ötedünya) lerine etken olabilecegi olgusunu, c;ogu za'le insanlzk yer (Dünya) aynmtm ilerisiiren man maksath olarak, unutuyorlar". ideoloji <linse! ikicilikten yans1mt$t1r ve evrenin özdogru olabildigi gibi yanb$ da olabilir, bilimdcksel birligini yads1yan gerici bir görii$tiir. sel olabildigi gibi bilimdt$1 da olabi!ir. c;ünikiciler felsefenin temel sorununa ac;1k ve kü özdeksel ko$ullarla (özellikle üretim ili$kesin bir kar$1hk veremedikleri ic;:in c;:e~itli kileriyle) belirlenen dii$iincenin göreli bir bac;eli$kilere dii$mekten ka9mamam1$lard1r. fkig1ms1zl1g1 vard1r. Belli bir noktadan sonra cilerin tiimü dii$üncecidir o(idealisttir), c;:iinkü nesnel gerc;eklikten koparak kendi icr yasaözdeksel yap1'nm kar$1smda bir de ruhsal lanyla geli$meye ha$1ar. Altyap1 dt$1 birc;:ok yapz oldugunu kabul ederler. idealist ikiciler etmenler (91karlar, bireysel dii$iinceler, ba$gibi, idealist birciler de, felsefenin temel soka dü$ünceler vb.) de onu etkiler. ideolojiler, rununu, bir'den 9ok'a ya da 9ok'tan bir'e bu altyap1 dt$1 etmenlerin bilimsel olup olnastl gec;:ildigini ac;:1klayamam1$lard1r. Felsefe mad1klanna göre bic;:imlenir. Stmflt toplumtarihindeki idealist bircilerin en biiyügü olan larda ideolojiler daima stmfsal bir 1ra taHegel, bu ikisinin özde$ olduklarm1 ilerisiir$trlar. "Egemen sm1flarm dii$iinceleri her c;:agmekle sorunu c;özdügünü sanmt$ttr. Oysa özda egemen dii$iincelerdir, e$deyi$1e top!umun de$ olsalard1, ayri olmazlardt. Kar$1flarzn özegemen özdeksel gücii olan smtf aym zade$ligi varsay1m1, Hegel'in en büyük yamlmanda onun egemen tinsel gücüdür de". Bu gilarmdan biridir. Bu yanh$ sav kar$1flarzn Yiizdendir ki sm1fh toplumlarda ideolojiler bag1mlzl1g1 ve birligi dogru savtyla düzeltide, ttpkt sm1flar gibi, kar$ttla$1rlar ve bir lir. "Ruh ve beden ikiciligi özdekr;i birciliksava$1m '(Mücädele) konusu olurlar. Gene le a$tlm1$tlr. Bu da, ruhun özdekten bag1mbu yüzd~ndir ki hilimsel ve nesnel gerc;:eks1z olarak varolmad1gm1, özdegin birincil ve likten kopmu$ soyut ve kuramsal dii$iinceruhun ikincil oldugunu, ruhun beynin bir lere de kür,:iimseyici bir anlamda ideoloji i$1evi ve özdeksel diinyanm bir yans1s1 oldenmi$tir. Dogru ideolojiler bilimsel temeller dugunu anlamaktan ibärettir. idealist birciÜs tiinde kurulur. Bk. Dü$iince, Dii$iincecilik, lik, bunlann tarn tersini ilerisürerek ikiciligi Kur am. ortadan kald1rd1gm1 samr. Bu iki kar$tt sav dt$mda, idealizmle materyalizmi usa aykm bir IKiciLiK. (Os. Siinäiye, Saneviye, Esneynl'bic;:imde birbirine kan$ttran cklektizmi bir Yet; Fr. Dua!isme, Al. Dualismus, ing. Duayana b1rak1rsak, ikicilige son vermenin iic;iinlism, h Dualismo) Herhangi bir alanda bircü bir yolu yoktur". Felsefesel ikicilik, gübirlerine indirgenemeyen iki kar$lt ilkenin nümüze kadar sürüpgelmi$ bulunmaktad1r. Varlg1m ilerisürme„. Bircilik ve (:Ok9uluk teÖrnegin ingiliz gökbilimcisi James Jeans dalrimleri kar~1hg1d1r. Felsefe alamnda ilk ikici, ga fizigini ruhsal ve par9ack fizigini özdeksel


1LER1Ct olarak niteler ve birincisinin bilgileri, ikinci· sinin de nesneleri verdigini savunur. lnsan dii$iincesinin bu ikili tarihsel serüveni, sonunda, eyti~imsel özdeki;:iligin evrensel birligine ula$ml$tlr. Bk. Bircilik, Coki;:uluk, Eyti~imsel Özdeki;:ilik. 1LER1Ct. (Os. Terakkiperver, Fr. Progres· siste, Al. Fortschrittlichgesinnt, ing. Progres· sist) Toplumun geli$imsel evrimine ve ileriye dogru yenile$mesine katkida bulunan„. ilerlemeden yana olam dilegetirir, gerici deyi· minin kar$1tld1r. Bk. ilericilik, lierleme, Gerici, Evrim, Devrim, Geli$me, Eyti~imsel Öz· deki;:Uik. 1LER1C1LiK. (Os. Terakkiperverlik, Fr. Progressisme) Toplumun geli$imsel evrimine ve ileriye dogru yenile~mesine katk1da bulunma„. llerlemeden yanahg1 dilegetirir. Gericilik deyiminin kar$1t1dir. liericilik, en ai;:1k anlammda; doganm, toplumun ve bilincin i~­ leyi~ yasalanm bilmek ve bu i~leyi~e ayak uydurarak insansal gücün büyük etkisiyle bu i~leyi~i h1zland1rmaya i;:ah~mak demektir. llericilik dogal, gericilikse dogaya aykind1r. Ne var ki ilericilik bir bilgi ve aydmhk i~i­ dir. Bilgili ve aydm olmayanlar zorunlu olarak gerici kahrlar. Gericilik, temelde, yeli~ik bir terimdir. Cünkü evrenin en genel yasalarmdan biri gerifevrilmezlik'tir. Gericiler olanaksm oldurmaya i;:ah~1rlar. Bundan ba~­ ka hem evrende hiy bir ~eyin ilerlemedigi, ilkin nasdsa hep öyle kald1gi ve sonsuza kadar da öyle kalacagi yamlglSl iyindedirler; hem de olanaks1z bulunduguna inand1klan ilerlemeyi durdurmaya yah~1rlar. Bütün bu i;:eli~kiler, gericiligin dogal niteligi olan bilgisizligin ve karanhgm zorunlu sonui;:lar1d1r. Bk. llerleme, llerici, Gericilik, Geli~me, Evrim ve Devrim. 1LERLEME. (Os. Terakki, Teali, Kemal, Tekamül, Teselsül,' 1nki$äf, ltila, ls'ad, lstik· mal, lrtika; Fr. Progres, Al. Fortschritt, Ing. Progress, lt. Progresso) Daha yüksek bir a~a­ maya gitme„. llerleme, dogal ve zorunlu sürei;:tir. Doga, her an, daha yüksek bir a~a­ maya dogru zorunlu olarak ilerler. Toplum da, doga gibi, zorunlu bir evrim ii;:indedir. Ne var ki bu evrimi h1zlandrmak ve zaman zaman dogada da oldugu gibi, ba~gösteren duraklamalan önlemek ii;:in insansal bilini;: ve i;:aba gereklidir. Dogada gerilik, kurald1~1 olarak; bitki, hayvan ve insanlarda atasal örneklere dönme bic;iminde belirir ki buna Osmanhcada hilkat gar'ibesi denir. Bu deyim·

1L1$Kt den de ai;:1ki;:a anla$dd1g1 gibi ilerleme her zaman dogal ve gerileme her zaman gariplik say1lm1~tlr. Toplumsal gerileme de, bir i;:e~it bilinf garipligi ve acaipligi'dir ki bilgisizlerce geri;:ekle~tirilmeye i;:ah$1hr. Geriye dönme i;:abalar1 bo~unad1r ve dogaya aykind1r, ancak ilerlemenin h1zlandmlmasma bir süre ii;:in enge! olunabilir. Metafiziki;:ilerin bile ba~la­ nnda biraz us bulunanlan evrendeki ilerleme ve gerifevirilmezlik olgulanm yads1yamam1~lard1r. Alttan üste, a~ag1dan yukanya, basitten karma$1ga dogru ilerleme sürecinin genel yasas1, yads1mamn yadsmmas1 yasasi' dir. llerleme, nesnel bir sürei;:tir ve üretim güi;:lerindeki ilerleme tüm tarihsel-toplumsal ilerlemenin öli;:ütüdür. Geli~me sürecinde temel ilerleme ve ilineksel gerileme eyti$imsel ve ·s1k1ca bag1mh bir birliktirler, yads1ma ergei;: yads1mr ve ilerlenir. Bk. llericilik, Gericilik, Evrim, Devrim, Evrim ve Devrim, Eyti$imsel Özdeki;:ilik, Tarihsel Özdeki;:ilik, Geli~me, A~ma, Sav, Kar$1sav, Bire$im. iLGt. (Os. Aläka, Münasebet, imtizai;:, S1hriyet, Mücaneset; Fr. Affinte, Al. Affinitaet, Verwandtschaft; Ing. Affinity, it. Affinita) iki ~ey arasmda bulunan herhangi bir baghhk„. lteleme (Os. Kuvvei dafia, Fr. Repulsion) terimi kar~d1gmda kullamhr. Gene! anlammm d1~mda terim olarak eski simyäc1hktan kalma bir anlam ta$1r ve kimya bili· minde kullamhr. Kimyasal ögelerin birbirleriyle bire~me egilimlerini dilegetirir. Temelde bu bir dogal, itme gücü kar$1hg1 olarak fek· me giicü'dür ki antiki;:ag Yunan dü$ünürü Empedokles bu i;:at1$an ikiligi devimi yaratan neden olarak a$k ve nefret deyimleriyle ta· mmlam1~t1 . Nitekim kimya bilgini Boerhave da, bu kimyasal ilgi'yi, cisimler arasmda bir a$k olarak tammlamaktad1r. Bu, kimyasal ögeleri bire$meye zorlayan ve onlan bire~­ tikten sonra somut olarak bagh tutan bir güi;:tür. Alman ozam Goethe de a$ki sefim· sei ilgi (Os. Aläkai intihäbiye, Fr. Affinite elective) deyimiyle dilegetirmi$ti. Kimyasal ilgi d1$mda ruhsal ilgi, manttksal ilgi vb. gibi biri;:ok deyimlerde kullamhr. Bu fekimsel ilgi'nin yanmda ~1karsal ilgi (Os. Menfaat, Fr. Interet, Al. Interesse, Ing. Interest, lt. Interesse) ve ili$kisel ilgi '(Os. Münasebet, Fr., Al. Relation, aynca Al. Verhältnis, Be· ziechung; Ing. Relation, lt. Relazione)'ler de vard1r. Ruhbilimsel anlamda ilgi, belli bir amaca ula~mak ii;:in duygunun ve dik· katin olumlu yönelimini dilegetirir. Yüksek düzeydeki hayvanlarda bir yönelme tepkesi olarak bulunan ilgi, insanlarda yah$ma ve

ögrrnme sürecine s1kica bagh bilinfsel bir yetettek'tir. insan, ancak, ilgi duydugunu ögrenebilir ve bellegine yerle$tirebilir; ilgi duymad1g1m ögrenemez ve bellegine yerle$tiremez. lnsansal ki$ilik, ilgisel yönelimlerinin 9ogalmas1yla geli~ir. ilgi terimi, f1kar, ili$ki ve önem (Os. Ehemmiyet, Fr., Ing. Importance; Al. Wichtigkeit, Redeutung; lt. Importanza) kavramlanyla yakmdan ili$kilidir (Ömegin herhangi bir ~eye ilgi duymak, ona önem vermek demektir). ilgiler, gefici ve sürekli olurlar. Herhangi bir i$in yapdmas1 s1rasmda geri;:ekle$en ilgi gei;:icidir, o i$in bitirilmesiyle son.il erer. Sürekli ilgiyse insanm faaliyetinde yarat1C1h8i dogurur ve bilginin sürekli olarak geli$mesini saglar. Bireysel ilgiler de, temelde, toplumca belirlenir. Bk. ilgisizlik.

lard1r: Cins, tür, ayrzm, özelik). Skolastiklere göre herhangi bir ~eyin kiplerinden her biri ilinektir, ömegin bir özdegin bii;:imi böyledir. ilinek sözcügü, terim olarak ilkin AristotMes (Yu. Symbebekos) tarafmdan kullamlmi~t1r. Avrupa dillerindeyse rastlant1sal anlam1m dilegetiren La. accidens deyiminden türetilmi~tir. Skolästik metafizikte töz (Os. Cevher, Fr. Substance)'ün degi~mezligi yamlg1smdan dogmu~ bulunan ilinek teriminin eyti~imsel özdeki;:i felsefede hii;: bir gei;:erligi yoktur. Bk. Töz, Öz, Olumsal, Nitelik, Rast· lantt, Görünü~, Bii;:im, 1i;:erik ve Bii;:im, Öz ve Olgu. iLiNEKTEN. (Os. Bil'arz, Fr. Par accident) ilineksel olarak„. Ömegin bir doktor ~arki söyleyebilir, ama bunu doktorlugundan ötürü degil ilinekten yapm1~t1r. Sark1 söylemek ii;:in doktor olmak gerekmez. Bk. 11inek.

fLGiSiZLtK. (Os. Läkaydi, Ademi mübalät, Häit, Seyyän; Fr., Ing. Indifference, Al. Gleichgültigkeit; lt. lndifferenza) Sevgi ve 1L1NTi. (Os. Mensubiyet, Aidiyet, · Merbutinefret duymamazhk„. Bu durum özellikle anyet, Taallfik; Fr., Ing. Appartenance) Bir tiki;:ag Yunan ~üpheciliginde her ~eye ~üp­ ~eyin ba~ka bir ~eye bagh bulunmas1„. ßi. heyle ba'kmamn ve geri;:egin nerede oldugunu i;:imsel mant1kta, bir öznenin, kaplam1 ii;:ine bilmemenin zorunlu sonucu olarak yeglenmi~ girdigi bir sm1fla olan mantiksal ha8inttsm1 ve Pirrhon tarafmdan duygusuzluk (Fr. Adiadilegetirir. Bk. ilgi. phorie) deyimiyle dilegetirilmi~tir. Fransiz ruhbilimcisi Ribot bunu yans1z durum (Fr. 1LiSKi. {Os. Münäsebet, Fr. Relation) DoEtat neutre) olarak niteler. Antiki;:ag Yunan gasal, toplumsal ve bilini;:sel bütün olgular felsefesinde bu durum, ufak tefek farklarla, arasmdaki kar~hk11 baghhk„. Bagmt1 ve göbir mutluluk durumu saydm~ ve Stoacdarca relik deyimleriyle anlamda$tlr. Osmanhcada Apatheia, Epikouros tarafmdan Ataraxia tebu deyimler iki $ey arasmdaki kar$1l1kl1 bagrimleriyle dilegetirilmi$tir. frädenin de daha lant1'y1 dilegetiren münasebet (ili~ki), bir $eönceden belirlenmemi~ olmas1 -ki geri;:ek bir yin ba$ka bir $eye kar$1 olan durumunun niirädeden söz edebilmek ii;:in böyle olmas1 düdilegetiren nisbet (görelik), nesneteligi'ni $linülmü~tür- durumuna irdde ilgisizligi (Os. leri ve kavramlarz birlik, baglil1k, birliktelik Läkaydii iräde, Fr. L'indifference de la vogibi hallerde toplayan nitelik'i dilegetiren izalonte) denir. Bk. ilgi. fet (bagmtl) deyimleriyle dilegetirilirdi. Geri;:ekte bu deyimler birbirinden ayn anlamlafLiNEK. (Os. Araz, Hädis, Anza; Fr., Ing. n kapsar. Ömegin, mas1yle, "bu konuyla Accident, Al. Akzidenz, lt. Accidente) Kendi ili$ki'li (münasebetdar) olarak ~unlar da söyba$ma bir varhg1 olmayan, dayanacak bir lenebilir", "hastam1z düne göre (nisbeten) töze muhtai;: olan ve dayand1gi tözü degi~­ daha iyidir", "kölelik kavram1 bagmt1'h (izatirmeksizin degi$ebilen nitelik„. Metafizikte fi)'d1r, efendinin bulunmad1g1 yerde köle de töz teriminin kaf$1t1d1r. Renk, kolrn, tat vb. bulunamaz" denir. Ama bütün bu anlamlar, gibi nitelikler böyledir. Örnegin elmayi kaeyti~imsel felsefenin meydana koydugu evbuguyla birlikte renklerinden soyahm, elma rensel bag1mhhg1 dilegetiren ili$ki deyiminde gene elmad1r. Elmanm rengi kendi ba$ma toplanabilir. Cünkü bütün bu anlamlar son varolamaz, varolabilmek ii;:in elmaya muhtayi;:özümlemede (konuyla aynnttlan arasmda, hr. Elma, hep elma olarak kald1g1 halde, hastamn bugünüyle dünü arasmda, kölelikle rengi ye~il. sar1 ve kirm1z1 olarak degi$ir. efendilik arasmda) bir ili$ki'yi dilegetirirler. Olumsal terimiyle kan$t1rmamahd1r. Olumsal ili$ki, evrenin özdeksel birligini niteler. Evhii;: bir ~eyle belirlenmemi$tir, ilinek'se tözle rende herhangi · bir . ~ey, ancak ili~kileriyle belirlenir. Özellikle skolästik felsefede i~len­ varla~1r, ili$kileri d1$mda hii;: bir ~ey yokm1$ olan ilinek tenmi, skolastiklerce be~ tütur. Bir ~eyin var oldugunu söylemek, onun melden biri sayum~tir. (Öteki dört tümel ~unbir ya da birkai;: ili~kislni meydana koymak-


iLK t1r. Varla§ma, ili~kilerin belirmesi; degi§me, ili§kilerin degi§mesi; geli§me, kimi ili~kilerin yok olarak yeni ili~kilerin meydana gelmesidir. Nesne ve olgularm kendileri gibi ili~kileri de nesnel, kendileri gibi ili§kileri de birbirleriyle bag1mhd1r. Her ili~ki bir birligi oldugu kadar bir kar~1hg1, bir kavu~may1 oldugu kadar bir 9at1~may1, bir etkilemeyi oldugu kadar bir etkilenmeyi de kapsar. <;ünkü birlikle kar~1thk, ban~la sava§, etkileme ve etkilenme en az iki ~ey arasmda ger9ekle~e­ bilen bir ili~kidir. Devim bir ili~ki sonucu ve özdek bizzat devim oldugundan, demek ki özdek bizzat ili~kidir. Evren de özdeksel bir bütün olmakla bir ili~kiler bütünlügüdür. Bir ~ey neyse, ancak ba~ka bir ~eyle ili~kisi i9inde odur. Bir §eyi tammak o ~e­ yin ili~kilerini tammakt1r, bir §eyi bilmek o ~eyin ili~kilerini bilmektir; bir ~eyi iyice tammak ve bilmek o ~eyin daha 9ok ili§kilerini tammak ve bilmektir. Bir ~eyin 9e~itli ve kar§It yanlan arasmdaki ili~kiler if ili$kifer, o §eyle ba§ka ~eyler arasmdaki ili~­ kiler d1$ ili$kifer'dir. Herhangi bir ~eydeki bu i9 ve d1~ ili~kiler de birbirleriyle bag1mhd1r ve d1~ ili~kiler i9 ili~kilerle belirlenir (Bk. <;eli~me). Eyti~imsel özdek9ilik tümüyle bir ili~kinlik anlay1§1d1r. Evrenin özdeksel birligi i(Os. Käinatm maddi vahdeti, Fr. Unite materielle de l'univers) say1S1z ve sonsuz ili§kilerin zorunlu sonucu oldugu gibi ili$ki de evrenin özdeksel birliginin zorunlu ko§uludur. Evrendeki tüm nesneler 9e§itli ili~kiler­ le birbirlerine baghd1rlar. Nesneler arasmdaki ili ~kiler nesnelerin kendi!eri gibi nesneldirler ve gene nesneler gibi sonsuz-saylSlz 9e~itliliktedirler. Dii§iinceler ve kavramlar arasmdaki ili~kiler de nesnel evrendeki nesnel ili~kilerin yans1maland1r. Bilime göre özdeksel ifi$ki (Al. Verkehr, ing. Intercourse) ba~kaca biitün ili~kilerin temelidir, belirleyicisidir. insam hayvandan aytran ve insan eden bilin9 bir ili~kidir, bilinci meydana getiren dil bir ili~kidir. Bütün bunlar ba~ka­ lar1yla ili$ki kurma gereginden ve zorunlugundan olu~mu~lard1r. BilimseI a91dan "Doga, ilkin insanlara tümüyle yabanc1, her ~eyi yapabilecek gü9te, ba~edilemez bir nitelikte görünmü~tür. insanlar da onun kar~1smda, hpk1 hayvanlar gibi deh~ete kapdm1~lar ve hayvanca bir ili$ki kurmu~lard1r. insanlann dogayla kurduklan bu ilkel vc k1S1th ili~ki toplum bi9imleri tarafmdan, toplum bi9imleri de bu ilkel ve k1S1th doga ili~kileri tarafmdan belirlenmi~tir. Her yerde oldugu gibi burada da dogayla insamn özde$ligi belirmektedir: insanlarm do)!ayla k1s1th ili~kileri in-

) sanlarm birbirleriyle kis1th ili~kilerini, insan. !arm birbirleriyle k1S1th ili~kileri de insan. !arm dogayla k1S1th ili~kilerini belirlemi~tir ... insanlan insan eden · üretim de insanlarin 9e§itli ili~k.ilerinin ürünüdür. Bu ili§kilcr üre. timi belirledigi gibi üretim de bu ili§kileri belirler". Bk. Bagmt1. iLK. (Os. Mebadi, iptida, Evvelül evail, Mebde, Üs, Üssül haY_lit, Unsur, Unsuru hayat; Fr. Archee, Al., Ing. Archaeus) Her ~eyin ba~1. kökü, kaynag1... Her ~eyin bitimi, fü. kenimi, smm anlammt dilegetiren son deyiminin kar~1t1d1r. Antik9agda, esk.i MISlr'la ah~veri§e ba~layan ve onlardan bir9ok ~eyler ögrenen Anadolu Yunanhlan dü~ünsel 9abaya bir ilknedeni ara~tirmakla giri~tiler. iki kez iki her zaman dört ediyorsa, bunun, tanrdarm keyif!erinin üstünde bir ilk ve dcgi§· mez nedeni olmahyd1. Dünya nas1! yapdmt§· t1r? Bitkiler, hayvanlar, insanlar nasd olU§· mu~lardtr? Bütün bu varhklarm ba~t, kökü, kaynag1 nedir? .. Önce Thales, i.ö. 600 ydlarmda, bu ilk nedenin su oldugunu ilerisürdü. Her ~ey sudan 91km1~t1; bütün varhklarm ba~1, kökü, ilk kaynagt suydu. Sonra Anaksimandros bu ilk nedenin belirsiz bir töz (cevher) oldugunu savundu. Daha sonra Anaksimenes bunun hava oldugunu söyledi. Bütün bu ilk dü~ünceler, ilk'in, maddesel bir yaptda bulundugu dü~üncesinde bir· le~iyorlard1. Felsefe, Aristoteles'in V. kitab1mn ba~mda ele ald1g1 ilk kavramtyle ba§· lar. Kendinden önceki dü~ünürleri inceleyip s1ralarken der ki: "Bu arkhe her ~eyin te· meli, özüdür. Bütün ötek.i ~eyler ondan 91kar, ama o hep var olmakta devam eder. Bu, bir dogad1r ve hep vardr. Bu türlü fel· sefenin ba~1 ve önderi olan Thales, onun su oldugunu söyler, bizim zamammtzdan 9ok önce ya~amt~ ve tanr1sal ~eyleri ara~tirrnt§ olan en eskiler, Okeanos'la Thetis'i, meydana geli§in kaynag1 saym1~lard1. Onlara göre tan· rdar su üstüne yemin ederler, 9ünkü en sayg1ya <leger §ey en eski oland1r. i~te Tha· !es, bu mythos halinde tasarlanam gözleriyle görmü~. bakt§tyla kavramt~ olan ilk ki~idir". Bu demektir ki tasanmlardan duyumlara ge9ilmi§tir ve böyle!ikle de felsefe ba~lam1~t1r. Ussal bir ugra~1 olan felsefenin gene de duyumlardan ba~lam1~ olmasmm, i!erdeki ge· li~melerinde gözönünde tutmak üzere, ~im· diden altmt 9izmek gerekir. Ozanlarm tanrisal dedikleri, arhk, filozoflarm dilinde arkhe' dir; e~deyi~le duyularla kavranan ~eydir. Bu, pek basit gibi görünen dü~ünce, insan ya· ~ammda büyük bir devrimdir. <;ünkü insan, ilk

\ kez, mythos'larda dü~ünen zekas1m yeryüzüne indirmi~ ve eile tutulup gözle göriilebiJen nesnelere 9evirmi~ bulunmaktad1r. Felsefe, mythos'un a~1lmas1yla ba~lar ve Aristote· Jes'in tammmca nesnelerin nedenlerinin bilgisi olur. Aristoteles'e göre Thales'le ba~Ia­ yan bu ilk dü~ünürler, tannsal varJ1gi da ilk olarak arkhe diye dü§ünmekle arkhaioi' dirler. Aristoteles, birc;ok öteki kavramlan da oldugu gibi, arkhe kavramm1 kendi bulup ilerisürmü~ degildir; onu ya~ayan konu~ma dilinden a!m1~ ve felsefesel bir anlam vermi~tir. Terimin Llitince 9evirisi principium ve Arapi;a 9evirisi mebde sözcükleri de hep ilk-birinci anlamma gelfr. Toplumun ba§l ve ilki anlammdaki prince sözcügü de buradan gelir, eski Türkler de beylerine ilik derlerdi. Arkhe "yolda ba~lang19, yap1da temel, gemide omurga, bilimde varsay1m, ogulda babadtr". ilk'in ara~tmlmas1 sadece antik9ag Yunan dü~ünürlerine özgü degildir. Metafizik-idealist felsefe bütünüyle bu ilk dii~ün­ cesine dayamr. Metafizigin en belli ve a91k bi9imi olan <linse! dü~ünceye göre bu ilk, tanrz'd1r. <;e~itli metafizik ögretiler bu ilk -tanrz'y1 9e~itli adlar altmda ilerisürmü~Ier­ dir. Örnegin Hegel'e göre de tüm kavramlarm kendisinden 91kt1g1 bir ilk kavram, saltzk idea kavram1d1r ki tanrz'yla aym anlamdad1r. Bu anlamdaki ilk kavram1 eyti~imsel özdekc;i felsefede ge9erli degildir. Bu metafizik ·felsefesel anlammm d1~mda ilk deyimi, birinci (Os. Evvel, Fr. Premier) deyimiyle anlamda§hr. Bk. i!ke, Hegelci!ik, ilksizlik ve Sonsuzluk. iLK APA<;IK GER<;EKLiK. (Os. Bed\hiyei evveli, Fr. Verite de premiere evidence) Ken· <linden ba~ka tamt ve kamt1 gerektirmeyen ger9ek. .. Buna ussal gerfekler (Os. Hakayiki makUJe, Fr. Verites rationneles) ve önsel gerfekler (Os. Hakayiki kabliye, Fr. Verites evidentes par elles-mames) de denir. Bk. Ger9ek, Dekart91hk. fLK<;AÖ. En eski zamandan 1.s. 395 yilma kadar süren tarihsel evreye verilen ad... llkfag (Fr. Premier age)'m yazmm bulunu~una kadar olan dönemine de eskifag (Fr. Ancien ilge) denir. Kimi tarih9iler eskifag'1 da Roma imparatorlugunun ikiye · ayr1ld1g1 tarih olan i.S. 395 ydma kadar sürdürürler. Ortarag (Fr. Moyen age)'m ba§lang19 tarihi olarak da bu tarihi kabul edcnler vard1r. Ama orta9ag, genellikle, son Roma imparatoru Romulus'un tahttan indirilip Roma egemenligi-

iLKELCiLiK

ne son verildigi tarih olan 1.S. 476 tarihinden ba~Iattbr. Bk. ilk9a~ Felsefesi. iLK<;AÖ FELSEFESf. Tarihin ilk gününden

i.s. 476 y1lma kadar süren evredeki felsefe... ilkfag, en eski tarih günlerinden Batt Roma fmparatorlugunun y1kih~ma kadar süren 9agd1r. Tarih olarak ta~ devirlerini, eski M1s1r, <;in ve Akdeniz uygarhklanm kapsar. Klasik ilkfag ad1yla da amlan llkfag felsefesi, Antikfag felsefesinden daha uzun bir sürede ve daha geni~ bir alanda Uzakdogu, Hint, M1s1r, Sümer, Akad, Babil, Asur, Fenike, israil, Pers, Kartaca gibi bir9ok kültürleri Yunan ve Roma kültürleriyle birlikte inceler. llkfag felsefesi denince, insanhgm ilk dii$iincelerinden Roma dü~üncesinin sonuna kadar süren bir dü~ünce alam anla~1hr. Bk. Antik9ag Felsefesi, Felsefe. iLKE. (Os. Umde, Mebde, Esas, Kaidei esasiye, Asd, Kaidei asliye, Kaide, Maddei asliye, Künh, Kanun, Düstur, Masdar, Meslek, Müstenidün aleyh, Rüknü mutlak, Men§e, Cevher, Menba, Mukaddeme, Uknum, Bidayet, illet, Noktai hareket, i!eli evveli, Unsur, Rükün; Fr. Principe, Al. Grund, Grundsatz, Prinzip; Ing. Principle, it. Principio) Ötekilerin kendisinden türedigi kaynak... Aristoteles'in bugünkü anlamda kulland1g1 Yu . arkhe terimi, Llitinceye ilk ve birinci anlamlarma geien principium sözcügüyle 9evrilmi§ ve bu yolla Batt dillerine yerle$mi$tir. Antik9ag felsefesinde ilk özdek ya da ilk öge anlammda kullandm1$t1r. ilke, 9agda~ dilde, tasarzmsal temel anlammda kullamlmaktad1r. Tasarlanm1§ bir kural, bir önerme i(kaziye), bir düzen, bir eylem ve bir inan9 ilkedir. Örnegin Descartes, felsefe sistemini bu anlamdaki ilkelere dayar. ilke, herhangi bir tasar1msal düzen i9in zorunlu bir temeldir. ilkeleri bilinmeyen bir düzenin ne türlü bir düzen oldugu anla~damaz. Bk. ilk, Varsay1m; Kuram ve Ktlg1. iLKEL. (Os. iptidai, Fr. Primitif, Al. Primitiv, Ing. Primitive, it. Primitivo) Zamanda en eski olan... Bk. ilk, ilkelcilik. iLKELCiLiK. (Os. iptidaiyye, Fr. Primitivisllle) ilkellik özlemini ilke edinen ögretilerin genel ad1... Bu özlem Hesiodos'ta oldugu gibi zamansal ilkelcilik (Fr. Primitivisme chronologique) ve Rousseau'da oldugu gibi ekinsel ilkelci/ik (Fr. Primitivisme culturelle) bic;:iminde belirebilir. Birincisi en eski tarih günlerinin en iyi oldugu, ikincisi


iLKEL DÜ$ÜNÜ$ uygarhgin insan dogas1ru bozdugu dü~üncesi­ ni ilerisürer. Bk. llkel. iLKEL DÜ$ÜNÜ$. (Os. lptidai zihniyet, Fr. Mentalite primitive, Al. Primitive Mentalitaet, Ing. Primitive mentality) ilkel insan dü~ün­ cesi... Franstz dü~ünürü Luden Uvy-Bruhl'e göre ilkel insanlarm zihinleri, bi9imsel manttgm 9eli~mezlik ve özde~lik ilkelerini ger9ekle~tirememi~tir. Bu yüzden, Levy-Bruhl, ilkel insanlarm zihin 9ah~malanna mant1k öncesi adm1 vermi~tir. Ona göre kimi ilkeller kendilerini hem bororo (papagan) hem de arara (bugday) samrlarmt~, bir ~ey olununca ba~ka ~ey olunamayacagm1 bilmezlermi~. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan ve Prof. Sedat Veyis Örnek tarafmdan haz1rlanan Budunbilim Terimleri Sözlügü'nde bu deyim ~öyle tammlanmaktadtr: "Genellikle ele~­ tiriden yoksun olma; 9ocuk dü~üncesine benzeme; bir sorunun aynnttlan üzerinde geregi kadar durmama, somutla~ttrma ve ki~ile~­ tirme egilimi gösterme; neden ve sonu<;: baglant1sm1 9ogunlukla 9agr1~1mlara dayand1rma gibi özelliklerle belirginlik kazanan ve ilkel diye nitelenen budunlara mal edilen dü~ün­ ce bi9imi". Bk. ilkel. iLK EYLEM. (Os. Fiili evvel, Fr. Acte premier) tlk devim„. Eyti~imsel ve tarihsel özdek9ilik tarafmdan özdegin bizzat devimsel oldugu ve devimin onun özgücü bulundugu a91klanmadan önce varhk, durgun ve dural olarak dü~ünülüyordu. Bu halde de ilk eylem'in nastl ba~lad1g1 sorusu önem kazanm1~ttr. llk'in ne oldugu kadar, ilk eylem' in de ne oldugu dü~ünsel felsefenin ba~hca konusudur. Bu durgunlugu harekete ge9irmek i9in ilk etki'de bulunanm ya da ilk fiske' yi vuranm varl1k-d1~1 üstün bir gü9 olmas1 gerektigi dü~üncesi, bu soruyu kar~damak zorunlugundan dogmu~tur. Metafizik a91klamalar, 9e~itli adlar altmda, bu ilk eylemcinin tanri oldugu varsayimmda toplamr. Devimi, devimsiz oldugu samlan nesnelerin d1~mda sayan mekanik9iligin zorunlu sonucu nedentanr1cd1kttr. Bu mekanik<;:i anlay1~ Frans1z dü~ünürü Descartes tarafmdan geli~tirilmi~tir. Descartes'm ünlü ilk eylem yasas1 ya da ilk etki yasas1'na göre kendi ba~ma btrakdan her cisim belli bir dogrultuda degi~mez bir h1zla sürekli olarak devinir, 9ünkü bir ilk eylemle tann tarafmdan devindirilmi~tir. Yoksa cisimler kendiliklerinden devinemezler, 9ünkü gü9süzdürler. Gü9süz olduklanndan ötürüdür ki tannnm verdigi bu devimi degi~­ tiremezler, azalttp 9ogaltamazlar, yokedip ya-

ratamazlar. Devim, bir cisimden ötekine ~arp.. ma yoluyla ge9er. Devimin dogrultusu da ancak 9arpmayla degi~ir. Dü~ünsel alanda ilk kez Hegel, duralltgm bir soyutlama oldugu. nu ve hi<;: bir yerde salttk duralhk bulunmad1gm1 göstererek varhgm bizzat devim demek oldugunu ilerisürmü~tür. Bk. Devim, Özgü9, Mekanik9ilik, ilk, Dekart91hk. iLK FELSEFE. (Os. Felsefei tlla, fr. Philosophie premiere) ilkleri ve devimsizligi inceleyen felsefe„. Bu deyim, Aristoteles'in metafiziginden gelir. Aristoteles'in sonradan metafizik adt verilen yap1tt Yu. ilk felsefe anlammda Prote Filosofia ad1m ta~1maktayd1. Bu yaptt, Aristoteles'in, Thales'ten kendisine kadar gelen ilk felsefeyi inceleyip özetledigi yap1tt1r. Skotastikler ve Descartes bu deyimi, ilk ve tanr1sal ger9ekleri inceleyen metafizik anlammda kullandtlar. Bk. Felsefe, Aristoculuk, Metafizik, Tanrtbilim, llk. iLK iLKE. (Os. Mebde-i evvel, Fr. Premier principe) Ba~ka bir ilkeden i;:1kar1lmam1~ olan ilke„. Bk. ilk, llke. iLK KAVRAMLAR. (Os. Malumat-1 evveliyye, Fr. Notions premieres) Ba~ka bir kavramdan 91kanlmam1~ olan kavramlar.„ Bk. ilk, Kavram. iLK NEDEN. (Os. Sebeb-i evvel, Fr. Cause premiere) Ba~ka bir nedenden meydana gelmemi~ olan neden„. Metafizikte Tanri anlamm1 dilegetirir. Bk. tlk, Neden. iLK NiTELiKLER. (Os. Havas-1 evveliyye, Fr. Qualites premieres) Nesnelerin onlars1z tasarlanamayacag1 nitelikler„. Yokluklart varl1g1 yok etmeyen nitelikler'i dilegetiren ikin· eil nitelikler (Os. Havas-1 taliyye, Fr. Qua· lites secondaires) deyimi kar~1hgmda ve bi· rincil nitelikler deyimiyle anlamda~ olarak kullamhr. Bk. Nitelik. iLKÖRNEK. (Os. Enmfizeci evvel, Nümune, Ayam sabite, Misal, $ekli esasi, Nümfinei as· li, Enmfizeci asti, Suveri ruhäni; Fr. Arche· type, Al„ Ing. Archetyp, ayr1ca Al. Urbild, lt. Archetipo) Özdeksel nesnelerin varla~ma· sma örneklik eden ruhsal model... Sokrates'in kavramlarmt varhkla~t1ran ve idea adm1 ve· ren Platon, duyulur nesnelerin evrensel us tarafmdan bu ruhsal örneklere göre yap1ld1gm1 varsaym1~ ve bu ilkörneklere Yu. paradeigmata admt vermi~ti ki ilkörnek anlamtnt dÜegetirir. Skotastikler, Platon'un bu deyiroi-

ni, gene Yunanca köklerden meydana getirdikleri archetypus terimiyle Lätinle~tirdiler. Yu. arkhe sözcügü ilk ve typos sözcügü taslak anlamlanm verir. Terim, daha sonra, Malebranche, Berkeley, Locke, Condillac, Maine de Biran ve psikanalizci Jung taraflarmdan kullamlm1~t1r. Malebranche ve Berkeley'in, Platon'un idealist anlammda kulland1klar1 bu terimi; Locke ve Condillac görgül bir anlamda kullamrlar. Örnegin Malebranche'a göre tanr1hk töz, bütün varhklarm ilkörneklerini ii;:kindir 1(Recherche de la Verite, J. Simon baskm, kitap IV, bölüm XI, s. 97); Berkeley'e göre de bu ilkörnekler, yarattlmadan önce tannhk dü~üncede bulunmaktad1rlar (Dialogues d'Hylas et de Philonoüs, Parodi'nin Frans1zcaya i;:evirisi, s. 259). Buna kar~1 Locke ve Condillac'a göre ilkörnekler, duyumlarm ara9s1z verileri ve alg1lanan nesneleri s1mfland1rmak i9in yap1lan tammlay1c1 kavramlar'd1r (Locke, Nouveaux Essais, II, XXXI, 1-3; Condillac, Origines des connaissances humaines, eilt II, bölüm II). Maine de Biran bu terime bozuk bir anlam verir ve dogaüstü uydurma varl1klar anlamnda kullarur. (lnfluence de l'habitude, Tisserand basktst, eilt II, s. 280). Psikanalizci Dr. Jung'a göre ilkörnekler; mitoslar ve masallarm ortak temeli olarak atalanm1zdan geien imgelerin bütünüdür ve ortakla~a bilin9d1~1 (Fr. L'inconscient collectif)'m meydana getirirler. Dönü~ümcülere göre de ilkörnek, <;:e~itli türlerin ortak atas1d1r. Alman dü~ü­ nürü ve ozam Goethe, bütün belkemiklilerin ilkörneklerini ara~ttrm1~tt. llkörnek deyimi, Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde Ing. prototype deyimi kar~1hgmda "evrimsel dizide sonraki örneklerin kendisiyle ktyasland1gi, ilkin kullamh~ alanma 91kan örnek" olarak, Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde Fr. archetype ve Ing. archetypes ((ilkörnekler) deyimleri kar~tlgmda "Ruhbilimci Jung'a göre ortak bilin9altm1 olu~turan, atalardan kalma tasar1mlar" olarak tammlanm1~ttr. Bk. Platonculuk. iLKSEZi. (Os. Fikri iptidai, Marifeti basite, Sühfileti fehim, intikal, idrak, Vehim, Tasavvur, Tasavvuru sazi9, Nailiyet, Telakki; Fr., Ing„ Al. Apprehension, aynca Al. Auffassung, lt. Apprensione, Apprendimento) Ara9s1z alg1„. Aristoteles iki türlü bilgiyi birbirinden aymyordu: Dogrudan dogruya algtlanan bilgi ve ansal bir i~lemle ger9ekle~en bilgi. ilksezi terimi, Aristoteles'in dof,rudan dogruya alg1lanan bilgi teriminden Latinceye 9evrilmi~ ve tutmak-yakalamak anla-

'

1M

mmda apprehensio sözcügüyle dilegetirilmi~­ tir. Ne var ki, en yalm algtlarm bile ansal bir i~lemden ge9tigi ve Aristoteles'in sand1~ gibi zihnin i$e kan~mad1g1 ara9s1z algi bulunmad1g1 anla~tlmt$tlr. Aristoteles, hatanm da ancak zihinsel i~lemde meydana geldigini ve bu bak1mdan ilksezi'lerin hatas1z oldugunu ilerisürüyordu. Aristoteles'e göre bir $eyin rengini algtlamak i<;:in gözleri a91p bakmak yeter, ayr1ca dü~ünmek gerekmez. Bugün, bu anlamda, ilksezi degil, alg1 terimi kullamlmaktad1r. Kant da ilksezi terimini, zihne bilgi yapmas1 i<;:in duyularm getirdigi d1~­ sal ögelerin alg11anmas1 anlammda kullanm1~ttr; ne var ki Kant ii;:in bunlar, Aristoteles'de oldugu gibi birer bilgi degil, ancak bilgi yapmak i<;:in gerekli gerei;:lerdir. iLKSiZLiK VE SONSUZLUK. (Os. Sermediyvet, Fr. Eternite, Al. Ewigkeit, lng. Eternity, lt. Eternita) Ge9mi~te ba~1 ve gelecekse sonu olmayan zaman„. Bu bag1mh anlam ilksiz {Os. Ezeli, Fr. Sans commencement) ve sonsuz (Os. Ebedi, Fr. Sans fin)'u birtikte dilegetirir ve her ikisini de ic;:erir. Türki;:emizde bengilik deyimiyle dilegetirilebilir. Bk. Sonsuz. iLK TÖZ. (Os. Cevher-i uta, Fr. Substance premiere) Metafizik9ilerce varsaytlan, nesnelerin yap1ld1g1 ilk ruhsal öz„. Bunun ne oldugunu ilk soran dü~ünür Aristoteles'tir. Aristoteles bu soruyu kendi diliyle koymu$ ve kendinden önceki dü~ünürlerde kar~1h&t­ m ara$tlrm1~t1r. Milet'lilerin amac1 arkhe'yi aramakt1, ama ilk töz'ü aramak degildi. Onlar, daha 9ok teknikle ugra~an, bir <;:e~it fizik9ilerdi. Örnegin Thales, dünyanm ken.disinden 9khg1 ~eyin su olduvunu söylerken, bunun ilk töz olmas1 gerekip gerekmedigini dü~ünmüyordu. Felsefesel alanda Aris· toteles'in büyük önemi vard1r. <;ünkü kendinden öncekiler i9in gerekli bütün felsefesel sorular1 o düzenlemi~ ve ilerisürmü$tür. Ger9ekte bir ilk töz ya da ilk özdek var olmad1g1 gibi son töz ya da son özdek de yoktur. Bu ara~t1rmalar yanh~ bir töz ya da öz ya da özdek anlayt$tndan dogmu~tur. Bk. Özdek. iM. (Os. t~aret, Alamet, Ni~an, Dal, Ayet, Delil, Emmare, Remiz; Fr. Signe, Al. Zeichen, lng. Sign, lt. Segno) 1mlemi bildiren„. im terimi, algilanmam~ bir olay1 bildiren alg1lanm1~ bir olay1 dilegetirir. Örne~in bir yerde bir duman görürsek orada bir ate~ yanmakta oldugunu anlanz. Bu gibi dojtal bajt-


iMGE lantilan bildiren imler, dogal imler (Os. Aläimi tabiiye, Fr. Signes naturel)'dir. Bir de müzik notalar1 gibi insanlarm yapt1klar1 imler vardtr, bunlara da yapma imler (Os. Aläimi smäiye, Fr. Signes artificiels) denir. Dü~ünce ve duygulanm1z1 bildiren sözcüklere de anlat1mli imler (Os. Aläimi mfitebere, Fr. Signes expressifs) denir. Örnegin, bir toplumsal ili~kiyi nesne krlgma soktugu ic;in her mal bir im'dir; mal im'i," toplumsal ili~­ ki imlemini ic;erir. Dil de c;e~itli im sistemIerinden biridir. Türk Dil Kurumunca Ruhbilim Terimleri Sözlügii'nde, ögrenmede canImm durumla ilgili davram~larmm strasmt degil de imleri ve anlamlartm ögrenmesini dilegetirmek ic;in ruhbilimci Tolman .tarafmdan ileiisürülen ing. sign learning deyimi kar~thgmda im ögrenimi, sagrrlara anadili ögretiminde parmak abecesi ve öteki imlerden yararlanma yöntemini dilegetiren ing. manual method deyimi kar~rhgmda im yöntemi deyimleri önerilmi~tir. Bk. Dil, imlem. iMGE. (Os. Hayal, Fr„ ing. Image, Al. Bild, it. lmagine) Duyulur bir kaynaktan geien tasanm„. Alman dü~ünürü Friedrich Engels imge terimi üstünde önemle durmu~tur. <;::ünkü dü~ünceciler ve Alman dü~ünürü Eugen Dühring gibi sözde özdekc;iler ara~ttrmalan. na c;rkt~ noktast olarak dii~ünce'yi altyorlard1. Engels, dii~ünce'nin dt~ dünyadan duyumlarla alman imge'lerden ba~ka bir ~ey olmad1gm1 ac;tk sec;ik göstermi~tir. insan zihni, dt~ dünyanm varhk bii;imlerini kendi kendinden 91karmam1~ . d1~ dünyadan imgelemi~­ tir. Pek ac;1kt1r ki bu imgeler, ara~t1rmanm c;rkt~ noktast degil, sonucudurlar. Öyleyse doganm ve insanltgm bunlara uymas1 ilerisürülemez, tersine, bu imgeler dogaya ve tarihe uyduklan oranda dogru olabilirler. Bu pek yalm, ama c;ok önemli, ac;1klama; birisi yüzyrllardan beri insanhga egemen olmu~ bulunan ve serpintileri hälä sürüpgiden iki dünya görü~ünü (metafizikle eyti~imsel özdekc;iligi) kesinlikle birbirinden ay1rmaktad1r. Bk. Dü~ünce, Dü~üncecilik, Eyti~imsel Özdekc;ilik, Tarihsel Özdekc;ilik iMGE KURAMI. (Os. Hayäl nazariyesi, Al. Abdildstheorie) Bilginin, insan bilincinden bag1ms1z olarak insan bilincinin d1~mda varbulunan nesnel gerc;eklikten insan bilincine duyumlar yoluyla yansryan imgelerle olu~tugu­ nu ilerisüren kuram.„ Özdekc;i bilgi kurami' dir, genellikle yansi kuramz deyimiyle dilegetirilir. ilkin antik9ag Yunan dü~ünürü Demokritos tarafmdan ilerisürülmü~ ve Hobbes,

1

'

Locke, Baron d'Holbach, Helvetius, Diderot Feuerbach'm katklar1yla bic;imlenmi~; son v~ en ac;tk dilegetirili~ini eyti~imsel ve tarihsel özdekc;:i felsefede bulmu~tur. imgeler, nesnel gerc;ekligin insan zihnindeki yans1maland1r. insan, bu yanstyan imgelerle bilgi edinir. Bu sürec;, "özdeksel olan'm ansal olan'a dönü~­ me sürecidir" . imgeler, toplumsal pratikle belirlenir. Bu sürec;, nesnel gerc;eklige upuy. gun imgeler meydana getirebildigi gibi uzla~tmlamaz kar~1thk ta~1yan sm1flt toplumIarda nesnel gerc;eklige aykm dü~sel imgeler de meydana getirebilir. Ögrenme sürecini gerc;ekle~tiren imgeler, nesnel gerc;eklige uygun imgelerdir. Bundan ötüriidür ki her kuramm dogruluk ölc;iitii pratiktir ve her kuram ancak pratikle dogrulamr. imgeler, duyusal imgeler ve ussal imgeler olmak iizere iki türlüdiir. Duyusal imgeler duyumlar, algrlar ve tasar1mlard1r; ussal imgelerse kavramlar, ÖHermeler, kuramlar ve varsay1mlard1r. imgeler, "nesnel diinyanm öznel yans1s1" olduklanndan her imge öznelle nesnelin birligidir. Bk. Yanst Kuramt, imge, Bilgi. iMGELEM. {Os. Muhayyile, Kuvvei hayäliye, Kuvvei miitehayyile; Fr„ ing. Imagination, Al. Einbildungskraft, Phantasie; it. Imaginazione) imgelerle dü~iinme yetisi... imgelem, edinilmi~ imgeleri birle~tirip kayna~ttrma ve bu birle~iklerden yeni imgeler tasarlama yetisidir. insana özgü oldugu ilerisiirülen bu yeti, derece derece, edinilmi~ bir imgeyi yeniden canlandrrmaktan yaratictltga kadar yük· selir. imgelemin yaratt1g1 bir imgenin dogada nesnel bir kar~1hg1 bulunmayabilir, ama o yarat1Ian imgenin temel gerec;leri nesneler· den yans1yan imgelerdir. Edinilmi~ bir imge· yi yeniden canland1ran imgeleme belleksel imgelem (Os. Häfrzai muhayyile, Fr. Memoire imaginative) ya da yineleyici imgelem (Os. Muhayyilei muide, Fr. Imagination repdoructrice), yeni bulu~lar meydana getiren imge· Ieme yarat1c1 imgelem (Os. Muhayyilei muh· teria, Fr. Imagination creatrice) denir. Sanat üriinleri de yarat1c1 imgelemin özel bir bic;imi olan ozansal imgelem (Os. Muhayyilei ~äiräne , Fr. Imagination poetique)'le meydana getirilir. imgelem'in bilimsel anlamtnt bellek, dü~ünce, kuruntu ve fantezi'yle kar1~trrmamahd1r. "En yalmc; genellemede bile bir dereceye kadar imgelem vardrr". Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terim· leri Sözlügü'nde imgelem, Dr. Mithat Enc; tarafmdan "ge9mi~ ya~antrlar1m1zdan birle~­ tirmeler yapmakla saglanan anhksal bir örün/

\~5 tü" olarak tammlanm1~t1r. Bk. imgeleme, imge, Bellek, Dii$Ünce. iMGELEME. (Os. Tahayyül, Fr. Imaginer) imge meydana getirme i~lemi... imgelemce gerc;ekle~tirilen bir i$lemdir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde Dr. Mithat Ern;; tarafndan ing. imagine deyimi kar$1hg1 olarak "duyu örgenlerince algtlanmayan nesne ve olaylara kar$1 yaptlan tepki" olarak tammlanm1$t1r. Aslmda imgeleme, nesnel gerc;eklikten elde edilir. Ne var ki imgelemin gerc;ekle$tirdigi imgelerin belli bir nesnel gerc;eklikte kar~1ltk­ Iar1 yoktur. Degerli bir diyalektikc;inin dedigl gibi "imgelem, insam nesnel gerc;eklikten uzakla$ttran sisli dii$lerden farkh olarak, toplumun gereksinimleriyle s1k1ca bagh oldugundan dogay1 ve ya$amt bilmemize ve onu degi$iklige ugratmam1za yardrm eder". Bk. imgelem, imge. iMLEM. (Os. Medlul, Fr„ ing. Signification, Al. Bedeutung) insanm varltklara verdigi ya da bu varhklarda buldugu anlam„. imlem (sinyifikasyon), herhangi bir $eyin ta$1d1g1 insansal anlamdrr. Bk. im. iNAK. (Os. Nas, Fr. Dogme, Al„ ing„ it. Dogma) Her türlü inceleme ve ele$tirmenin d1~mda tutulan ve degi$mez oldugu varsay1Ian kavram.„ Bk. inakc;rhk. iNAK<;::ILIK. 1(0s. Nassiyye, Fr. Dogmatisme, Al. Dogmatismus, ing. Dogmatism, it. Dogmatismo) Din ya da yetkelerce ilerisürülen dü~ünce ve ilkeleri kamt aramakszm, inceIemeksizin ve ele~tirmeksizin bilgi sayan anlay1~... Temelde skolästik bir anlay1~t1r, günümüzde degi~me ve geli$meyi yadstyan ögretileri ve anlayI$I adlandmr. Özellikle metafizik ögretilerin tümü inakc;t (dogmatik) ögretilerdir. Deney alanmm dr~mda kalan bütün savlar inakc;t olmak zorundadrr. Bu zorunluk Tann sözünden ba$lay1p Aristoteles' in sözüne kadar genelle~mi~tir. Örnegin ortac;ag Htristiyan kültüründe herhangi bir kurahn gerc;ek sayilmas1 ic;in Aristoteles'in söylemi$ olmas1 yeter say1hyordu. inakc;1hgm zorunlu sonucu zorbahktrr. Deneylerle tamtlanamayan kurallar, engizisyon i~kenceleriyle tamtlanmaya i;ahi;;rlm1:;;t1r. inakc;rhk, suc;lu olmayanm ate~e atrlsa bile yanmayacag1 inancma kadar varm1~tir. Bundan da ate~e atIhnca yanan ki~inin suc;lu oldugu sonucu c;1kanhm~trr. inak'm inan'dan fark1, inan'm asla tamtlanamayacak olam kabul etmesine

iNANCILIK

kar$1hk, inak'm herhangi bir yetkeye baglanan bir veriyi tamtlanmt~ olarak kabul etmesidir. Örnegin ortac;ag skolästiginde herhangi bir sözü Aristoteles'in söylemi$ oldugunu tamtlamak, o sözün dogrulugunu tamtlamak demekti. Herhangi bir sistemde degi$mez formüller dii$1emek, bir dü~üncenin tartl~mas1z kabulünü istemek, bilginin bag1mlthg1m gözönüne almaks1zm her zaman ve her yerde gec;erli saltrk bilgiler oldugunu ilerisürmek inakc;rhktrr. Bk. inak, Metafizik, Skolästik, inan, inancthk, Eyti~imsel Özdekc;ilik. iNAN. {Os. imän, Fr. Foi, Al. Pflicht, ing. Faith, it. Fiducia) Deneysel olarak gerc;ekle$memi~. pratikle dogrulanmam1$ olam benimseme„. A vrupa dillerinde, aym anlama geien La. fides deyiminden türetilmi~tir. Asla bi]inemeyecek olana baglanma anlammt dilegetirir, asla kanztlanamayacak ve tanztlanamayacak olan kabul etme demektir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde "bir $eyin dogrulugunu tamt· lamasz kabul etme" olarak tammlanm1~t1r. Gerc;ekte tannbilimsel bir deyimdir ve bir dinsel güven'i adlandmr. Dinsel felsefede "bir ~eyin dogrulugunu kabul ederek gönül ve dille söyleme" olarak tammla111r. Bütün metafizik ögretiler inan'a dayamr, c;ünkü fizikötesi ne mant1ksal olarak tamtlanabilir ve ne de deneyle gerc;eklenebilir. inan, bilginin smrlarmm d1~mdad1r ve bilginin bittigi yerde ba~lar. Bilgi, tamtlanmI$ ya da tamtlanabilir oland1r; buna kar~1 inan'sa tamtlanmam1~ ve asla tamtlanamaz olandrr. Bk. inanc1hk, inak. iNANCILIK. (Os. imäniyye, Fr. Fideisme, Ing. Fideism, Al. Glaubensphilosophie, it. Fideismo) Bilginin yerine inam koyan ögretilerin genel ad1„. inancrltk (fideizm), Tanr1ya inane; yoluyla baglanan ve deney alanmm du;nnda kalan bütün metafizik ögretileri kapsar. inan, asla tamtlanamayacak olanm kabul edilmesidir. Ortac;ag aydmlart, bu metafizik zorunluk yüziinden, usla inanm alanlarmt ay1rmak ve (:ifte ger9ek ögretisini ilerisürmek zorunda kalm1$lard1r. <;::ifte gerc;ek ögretisine göre inanm alam ba$ka ve usun alam ba$kadrr. inanc1ltk, usc;uluga kar$1 kullantlm1$ bir deyimdir. Örnegin Blaise Pascal (1623-1662) $Öyle der: Ey beceriksiz akzl, zavalltligm1 anla. Ey budala doga, sus, Tanrz'mn varligmz, kamt ve tanztlarla degil, inana varmakla elde edebilirsin„. Pierre Bayle (1647-1706) de ~öyle demektedir: Tanrz dü-


iNAN<; $Üncesini akzlla ba/tda$firmaya ~a!z$mak bo$Unadzr. Bunlar hi9 bir zaman bagda$amazlar. Öyleyse her birini kendi alanz i9inde degerlendirmek gerekir. Ger9ek erdem, aklm aldzgma degil, aklm almadzgma inanmaktzr„. is11im felsefesinde Efariler de ~öyle demektedirler: Akzl, hi9 bir zaman ger9ege ula$amaz. Ku!, ancak kay1ts1z $artszz inanmalcla mutlu olabilir. Kaldz ki aklm bugün bilmedigini yarm da bilemeyecegi söylenemez. Öyleyse insan bugün ula$amad1 diye yarm belki de ula$abilecegi ger9ekler üstünde inanznz yitirmemelidir. Bk. inan, inak, Metafizik, Skolästik, inam;:. iNANC. (Os. itikat, Fr. Croyance, Al. Clauben, Ing. Belief, lt. Credenza) Bir sam ya da bir kamya dayanarak benimseme... inan deyimi inan9 deyimini iyerir, ama inan9 deyimi inan deyiminden daha geni~ kapsamhdtr. inan'(, bilginin bittigi yerde ba~lar ve inany alam bilgid1~1 bir aland1r. Bk. Bilgi, inan, inak. iNDiRGEME. (Os. lrcä, Fr„ Ing. R6duction, Al. Reduktion, lt. Riduzione) Bir $eyi ba$ka bir $eyin durumuna indirme.„ Felsefede kullamlan bu anlam, matematikteki bir deyi$i daha k1sa ya da daha yalm bir bi9ime sokma anlammdan türetilmi$tir. Ömegin "toplumsal olaylar, ya$ambilimsel olaylara indirgenemez" denir, böylelikle insan bilincinin de i~e kan~t1g1 daha geni~ yaph olaylarm bilin'(siz ve daha dar olaylara indirilemeyecegi anlat1hr. Bir alandaki olaylar, ba$ka bir alandaki olaylara '(Ok benzeyebilirler, oysa hi<t bir zaman birbirlerine indirgenmemelidirler. Kaba özdek'(ilerin büyük yamlgm, insansal olaylan, insan bilincini hiye sayarak özdeksel olaylara indirgemek olmu$tur. Olaybilimci Alman dii$ünürü Husserl, bu terimle, bir tasarimm i9erigini degi$tiren imgelem'i dilegetirir, örnegin üygen dü~üncesinin evrensel özünü eitle edebilmek i<tin sonsuz sayida Ü'(genler tasarlamak Husserl'e göre indirgeme'dir. Terimin kimya bilimindeki anlam1, bir oksidin oksiienini alarak madeni serbest bzrakma'y1 dilegetirir. Mantik terimi olarak terim ve önermeleri daha yogun ve özsel bir deyi$ bi9imine sokmak anlamm1 verir. Ruhbilimde bir birsamm ger9ege 9arparak ger9ekd1$1lzgmm belirmesi anlammda kullamhr. iNSAN. (Os. ins, Fr. Homme, Al. Mensch,

lng. Man, lt. Uomo) Bilin9li ve toplumsal varhk... Antropoloji alanmdaki son bulgular

\ günümüzden 400 milyon ytl önceki Silür dö. neminde deniz hayvanlanmn ya~ad1&tm, 300 milyon y1l önceki Karbon döneminde kara bitkilerinin belirdigini, 150 milyon ytl önceki Jura döneminde dinozorlarla sürüngenlerin göründügünü, 60 milyon y1l önceki Eosen döneminde de maymun ve Herde insanla~­ mas1 muhtemel primatlann yogald1gm1 mey. dana koymu~tur. Bu yaglardan kalma fosil kalmttlan, günümüzden 35 milyon ytl önceki Oligosen döneminde ya~am1~ olan Aegyptopithecus Zeuxis'in insanla~mayi haz1rlayan maymun türlerinden Dryopithecus'ün atas1 olabilecegi kanmm uyand1rm1~ttr. Dryopithecus Africanus ad1 verilen bu maymun türüyse, günümüzden 25 milyon y1l önceki Miosen döneminde ya~am1~t1. Bu yagda bulunan Ramapithecus puniabicus ve Kenyapithecus Africanus'ün insan türünü meydana getirecek olan ilk insanzms1lar (La. Hominidae) olduklan samlmaktadtr. 12 milyon ytl öncesi Pilosen döneminden hi<t bir fosil bulunamam1~sa da 3 milyon ytl önceki Pleistoscn döncminden ilk insanla~an maymun grubu oldugu samlan Australopithecus fosilleri bulunmu~tur. <;ünkü, bunlara gelinceye dek bütün maymun gruplan yogunlukla agaylarda ya~arken bu grubun yerde ya~adt&t saptanmt$tlr. Bu maymun-insan fosillerinin ilki 1924 ytlmda Rodezya'da bulunmu$tu. Daha sonra bu türden düzinelerle fosil meydana y1karlm1~ttr. Bu fosillerle birlikte bunlarca yaptld1g1 samlan yontulmu~ yaktl ta$lart da bulunmu$tur. Pleistosen döneminin Ü'(Üncü buz yagmdan önce insan türünün geni~ öl<tiide yay1ld1g1 samlmaktadtr. Neanderthal adam1 bu ilk insanlardan biridir ve Homo sapiens Neanderthalensis ad1yle amlmaktadtr. Bu dönemin dördüncü buz yag1 Neandertal adammt hemen tümüyle yok etmi$tir. Ama, bu yag sona ermeden Homo sapiens sapiens ad1 verilen geryek insanlar dünya üstünde görünmü~lerdir. Sürüp gitmekte olan soyumuzun atalan bunlard1r. Bu insanlar ye$itli trklar halinde var olmu~Iardtr. Bu 1rklarm ilki de Cro-Magnon 1rk1d1r. insan dogamn ürünüdür ve ya$ambilimsel evrimin sonucudur. Ya· $ambilimsel evrimden insansal tarihe geyi~ emek'le ba~lamt~ttr. insansal emcgi, hayvan· sal yabadan aytran, bu emegin bilin9li olu~udur. Emek ve bilin'(, birbirlerinin ko$ulu olarak, insana özgü bir diyalektik ikile$me· dir. Yüksek hayvan türlerinde beliren zekä ve onunla s1mrlt olarak geli$mi~ bulunan yaba, evrim sonucunda, insansal bilin'( ve bilin9li emege dönü~mü~tür. Bu geli$me, pek uzun bir evrimin ürünüdür. Hayvansal zekä

\ ve yaba sadece dogadan yararlanmakla kaldogay1 yarar.ma uygun olarak degi$tirip ona egemen olunca insanla$mt$hr. insan, onu meydana getiren dogasal ko~ullarm a$dmas1yle varla~mt~ttr ve bu yüzden arttk o dogasal ko$ullara indirgenemez. Biliny ve eyleminin, birbirlerini kar~thklt olarak etkilemesiyle geryekle$en uzun bir evrim sonunda alet yapm1$ ve hayvandan farkh olarak kendi kendini üretmi$'tir. Bundan ba$ka hayvan tek ba$tna da bir varhk oldugu halde, insan ancak toplumsal olarak bir varhkttr. "insan, toplumsal ili$kilerinin toplamtdtr". Gerek ken. dini ve gerek dogay1 üretimi, insam insan eden ba$hca niteliktir. Bk. Toplum. mt~,

iNSANBi<;iMCiLiK. (Os. Mii$ebbihe mez· hebi, Fr. Anthropomorphisme, Al. Anthropomorphismus, Ing. Anthropomorphism, lt. Antropomorfismo) insan olmayan bütün varhklan insanmt$lar gibi tasarlama„. ilkel insanlardan ba$layan bu tasanm, önce cans1zlan canh sanmakla belirmi~tir. Daha sonra tanrtlara, 9e$itli mitolojilerde görüldü~ gibi, insan biyimi ve insan dü$Ünceleri yak1$ttnlmt$tlr. Ömegin ilkyag Yunan tannlan insanlar gibi sevi$irler, dövü~ürler, k1skamrlar, yalan söylerler. insanbiyimciligin dinlerin temel niteligi oldugunu ilk kavrayan Ksenofanes "Homeros ve Hesiodos ne kadar insansal ay1p varsa tanrtlara verdiler. Eger öküzlerin ve atlann elleri olsayd1 ve resim yapmas1m da bilselerdi öküzler öküzlere, atlar atlara benzeyen tannlar yapacaklard1 ve OJ'l· lara kendi bi9imlerini vereceklerdi" der. Bk. insanbilim. fNSANBiLiM. (Os. ilm-i be$cr, Fr„ Al. Anthropologie, Ing. Anthropology, lt. Antropologia) insan bilgisi... Genei olarak insan fenomenini incelemek insanbilimin konusudur. fnsanbilim felsefesi XX. yüzy1lda meydana <ttkm1$ttr. Ama insan denilen varhk daha XVIII. yüzydda ayn bir inceleme konusu olmaya ba$lamt$tl. Linne, Camper, Buffon, Blumenbach, Flourens vb. gibi bilginler insamn dogasmt, anatomisini, tarihini incelemi$lerdir. Sözcük, ilkin 1855 ytlmda Quatrefages tarafmdan ilerisürülmii$tür. 1859 ytlmda da Broca bir antropoloji demegi kurarak inceleme alamm geni$letti. Ama bütün bunlar iusam zoolojik bir yap1 olarak ele ahyorlardt, onun astl varltgm1 meydana getiren toplumsal yamm göremiyorlardt. Eyti$imsel özdekyi!ige gelinceye kadar insanm ger9ek varltgt belirtilemomi$ ve insam in-

iNSAN DOGASI

san eden temel etken ay1klanamam1$tlr. Bk. insan, Toplum. iNSANBiLiMCiLiK. (Os. ilmi be$ercilik, Fr. Anthropologisme) insam kaba özdek'(i ve ya$ambilimsel B'(tdan, dogamn bir paryas1 olarak inceleyen ögretilerin genel ad1„. Alman dü~ünürü Ludwig Feuerbach'la Rus dü~ünü­ rü Nikolay <;erni~evski bu anlayt$tn ba$hca temsilcileridir. Aynca Mirtov takma ad1yle yazan Rus toplumbilimcisi P. Lavrov da ögretisine bu ad1 vermi~tir. Varolu$'(Uluk, uygulay1c1ltk, Fröyt'(üliik vb. gibi bir'(ok idealist ögretiler insanbilimci ögeler ta~1rlar. Bütün bu ögretilerde insan ba~ geryektir ve dünya insanm dogasmdan (tabiatmdan) türeyen bir olgudur. Bk. lnsanbilim. iNSANCILIK. (Os. Muhabbeti tnsaniye mezhebi, Teceddüdü edebi mezhebi, Be~eriyete ibädet mezhebi, Däni~mendiyye; Fr. Humanisme, Al. Humanismus, ing. Humanism) insana sayg1 gösterilmesi ve gönen9 saglanmas1 gerektigini savunan bireyci rönesans ülküsü„. Dilimizde hümanizm yaz11t~1yla da kullamlan bu deyim, antik9ag yap1tlar1 üstünde 9al1~ma ve onlari meydana pkarma anlamm1 dilegetirdikten ba~ka deger öl9üsü olarak insan'i koyma ve insanliga inan9 anlamlarm1 da dilegetirir. Bunlarm dt~mda bir ba~ka anlamda da Alman dii$iinürü Ferdinand Conning Scott Schiller (1846-1947)'in ögretisini adlandmr. Geni~ anlamda insancilzk, tarihsel süre'(te insani insan etme '(abalarmm tümünü adlandmr ve bu anlamda insanm yarat1c1 gü'(lerinin geli~tirilmesini, onu özgür ve göneny· li ktlmay1 ve her bak1mdan yükseltip ilerletmeyi dilegetirir. iNSAN DOGASI. (Os. Tabiat1 be$eriye, Fr. Nature humaine) insan 1ralarmm ve huylanmn bütünü... Metafizik anlay1~ insan dogas1'm, dogu$tan geien nitelikler olarak tammlar. H1ristiyanhk anlayt$tna göre insan, dogu~undan kötüdür. Rousseau gibi kimi dü$Ünürler de onu dogu~unda iyi, ama i;onradan kötüle~mi~ sayarlar. Bu anlay1~a göre insan suyluluga, sald1rganhga, $iddete ve haks1zltga egilimlidir. Geryekte toplumsal düzensizligin bütün kötülükleri, böylelikle, insanm üstüne y1k1hr ve onun dogu$tan geien nitelikleri say1hr. Bu, tümüyle hayäl ürünü olan bilimd1~1 bir anlayt$tlr. insan, i'(inde bulundugu özdeksel ko~ullarla belirlenir; bu ko~ullarm gerektirdigi öl9üde iyi ya da kötü olur. Deyim, Türk Dil Kurumunca yay1mla-~ nan Toplumbilim Terimleri Sözlü~ü'nde Dr.


1~

iNSAN FELSEFESi Özer Ozankaya tarafmdan "helli hir yer ve zamanda insann dogal ve toplilmsal e<evresi ictinde olu$turdugu davram~larma ili~kin özelliklerin tümü" olarak tammlanm1$t1r. insanm atalarmdan soyactekimle geien irasal yaplSlysa insamn ana dogas1 (Os. Asli tabiat1 be~eri­ ye, Fr. Nature originelle humaine) ad1yla amhr. Bk. Ira. iNSAN FELSEFESi. i(Os. Felsefei be~eriye, Fr. Philosophie humaine) insan ve insanhk

sorununu konu edinen felsefe... insan felsefesi, insanhilimin deneyden 91kard1g1 veriler üstünde dü~ünen ve insamn varhk yaplSlyla varhk . bütünü i<;indeki yerini ara~t1ran felsefedir. Bilimsel alanda yapdan ilk deneyler, özellikle W. Köhler'in ve Pavlov'un hayvanlar üzerindc yaptiklan deneysel 9ah~malar, insanla hayvan arasmda sadcce bir derece farkt bulundugunu meydana koyuyordu. Bu 9ah~malar Darwin kuramma dayamyorlard1. Metafizik felsefe, Alman dü~ünürü Max Scheler'le bunu bir nitelik farki'na dönil$türmeye 9ah~tl. Seheier, insanda hulunup da hayvanda bulunmayan bu nitelige geist adm1 veriyor ve onu siif bir etkinlik olarak tammhyordu. Seheier, insan ne madde ne de ruhtur, diyordu: Dü~ünce-ruh insanla ha$lam1~­ tlr, insandan önce yoktu ki insam meydana getirsin. Madde insandan önce de vard1, insana özgü bir ~ey degildir ki insam meydana getirsin. insana özgü olan ve insandan ba~ka hie; bir varhkta hulunmayan, bundan ötürü de insam meydana getiren tek ~ey geist'tir. Seheier, geist'in ne oldugunu actiklamak ictin metafizik felsefeye özgü hulamk bir tamm verir: Geist: us'u, ide bilincini, kendiligindenlige yönelen bir alg1y1 ve heyecan etkinliklerini kapsayan bir ilke'dir. insanla~may1 saglayan geist, evrimsel bir geli~me sonunda meydana gelmi~ degildir. <;ünkü evrimsel geli~me dogaya uygun bir dogrultuda yol ahr, oysa geist dogaya kar~1t bir yap1d1r. Ama hu kar~1thk, bir kavga anlammda degildir. Dogayla geist arasmda, geist'in ustahkla düzenledigi hir ilgi vard1r ki hu ilgi geist'in yararma i~ler. Geist, dogayla ctat1$madan, dogay1 yener. Geist hir zeka gücü de degildir, 9ünkü zekä geist'in kapsad1g1 pek geni$ alanm kü9ük bir par9as1d1r. Hayvansal beyin sonsuza kadar geli$erek insan zekasm1 a~sa da geist'i doguramaz. <;ünkü geist, hayvansal hir geli~me -e$deyi$1e özdeksel bir geli$me- degil, özdeksel geli$melerin pek özel olarak hirhirlerini etkilemeleri sonunda heliren ve belirmesi pek özel ko~ullara bagh olan bir düzen akttd1r. Geist,

bir özdek olmad1g1 gihi, hir ruh da delli!dir. <;ünkü hiz hütün ruhsal olaylan nesne haline getirip inceleyehiliriz ama geistimizi -ha$ka hir geistimiz olmadgmdan~ nesne haline getirip inceleyemeyiz. Alman dü~ünürü Arnold Gehlen, Max Scheler'in hu metafizigini ya$ambilim alamna aktarmI$tlr. Gehlen Hollanda'h hilgin Louis Bolk'un gecikme ku'. ramm1 geli~tirerek, insamn hütün hayvanlar arasmda en ge9 geli~en varhk oldugunu ve hir9ok eksiklikler ta~1d1gm1, sonuct olarak da bu eksiklikleri tamamlamak yetenegini olu~­ turarak insanla~tlg1m ilerisürmü$tür. Gehlen'e göre de insanla hayvan arasmda, hir derece fark1 degil, bir nitelik fark1 vard1r. insanda hir hayvanhk vard1r ama insan denilen varhk hu hayvanhgm smmm a$ttktan sonra ba$lar. Hayvanm her örgeni, 9evreye uymamn sonucudur; insanmsa hict hir örgeni e<evreye uymaz. Örnegin deveku$U step ictin, ~em­ panze maymunu orman i<;in yap1lm~t1r; insansa her yerde ya~ayahilir. Buz yag1 hayvanlarmm hepsi tüylüdür, huz 9agi insam tüylü degildir. insan huz 9ag1 hayvammn kürkünü yüzüp kendi s1rtma gectirmesini hecererek huz 9agmda da ya$am1~tlr. insanm ya~amt, hayvan ya~am1 gihi 9evresine uymakla degil, tersine, 9evresini kendisine uydurmakla gerctekle~ir. Beyin ve el, insam hütün özel durumlar kar$tsmda özgür kdm1~tir. insan 9evresinin ko~ullarmt degi$tirehilir, dogayla sava$abilir, dogay1 yenehilir. Hayvan äletsiz ya~ayahildigi halde insan äletsiz ya$ayamaz. Bu demektir ki insari, dogayla degil, kültürle haglant1 hälindedir. Kültür, zekayla degi~tirilehilen hir doga, yeniden ve insana göre yapdan hir dogad1r. Alman dü~ü­ nürü Nicolai Hartmann da insanhilimini varhkhilimsel temellere dayam1~t1r. Hartmann, dogrudan dogruya, insan ha~anlarm1 inceler. Hartmann'a göre hu ha~ar!lar, -kendi deyi~iyle insan fenomenleri- teknik, sanat, ahIak, din vh. ile gerctekle~ir. insam insan eden hu ha~anlandtr. Bu ha$anlar, insanla hayvan arasmda, hir derece farkmm degil bir niteHk farkmm varhgm1 tamtlar. Bunu görmek i<;in insan, hütünsel hir varhk olarak ele almmahd1r. insanda, hütünsel olarak, hi9 hir hayvanhk yoktur; nasd ki hayvanda da hütünsel olarak hict hir insanhk yoktur. Bk. insan, insanhilim. iNSANi<;iNCiLiK. (Os. Lilhe$eriyye, Fr. Anthropocentrisme, Al. Anthropocentrismus, ing. Antropocentrism, it. Antropocentrismo) insamn evrenin merkezi ve insandan ha~ka tüm nesnelerin insan i9in oldugunu ilerisü/

ren anlay1$... Özellikle metafizik ö~retilerin ctogu insani9inci ögretilerdir. Bu ö~retilere göre insan, yaratlanlarm en $Creflisidir (e$ref-i mahlfikaat) ve 9evresindeki hütütl ~eyler o yararlansm diye yaratdm1$t1r. BitJdler ve hayvanlar insamn yemesi i<;in, ay insanm geceleri yolunu aydmlatmas1 i<;in yaratthl11$t1r. insani9incilik tutumu, giderek Mill'in faydac1hgm1 ve James'in pragmac1hgm1 dol/;urmu~­ tur. Bk. insan. iNSANÜSTÜ. (Os. Fevkalhe$er, Fr· S~r­ homme, Al. Übermensch, ing. Superr0an, lt. Superuomo) Nietzsche'nin ilerisürdügU ideaIist kavram ... Friedrich Nietzsche (1844-1890), evrimsel dogala$manm insanla durdugt.tnU ve artik hundan sonra daha 9ok doglJla~ma~ gerekmeyecegini ilerisüren Friedrich 1-lc:;:~el e (1 770-1831) kar~1 evrimin insanüstüne (Ubermensch) yöneldigini savunmu$tur: Mi;iymuna kar$ insan neyse, insana kar$1 insanüsti.i odur, der ve Zerdü$t Böyle Dedi adh yapttmda bu deyimini $Öyle a<;1klar: "Siz soluca?dan insana kadar yol aldimz ve irinizde , b~;r~~ $ey hiilii solucandir. Ben size insanüsti,tnU ogretiyorum. insan, a$1lmas1 gereken bir olgudur. Onu yenin ve yeryüzünün amaCI olan insanüstüne yönelin. Y eryüzüne baglt kalm ve size öte dünya umutlarmdan söz edenlere kanmaym. Tanri ölmü$tür. $imdi, kt:irku._nr olan, yeryüzüne kar$1 günah i$lemektit'· Eger tanrilar var olsayd1 ben (insan) Tanrt olmamaya nasrl katla111rd1m? Siz, kendiniz, yarat1c1sm1z ve insanüstünü yaratacaksmiz. >Jüyqk kurtulu$unuz bu yarat1c1l1g1mzdad1r. ßY msa11 karde$lerim, sizler belki insanüstü olmayacaks1111z ama, insanüstünün yarat1cf;st olacaks1111z. Dünya dedigimiz $eyi siz ydratm~­ lzs1mz. 0 sizin akl1111z, sevginiz, dü$i.fftCe?1z ve eyleminiz olmali. Parr;alayzmz karde~ferim: eski levhalarz par9alay1111z. i$te size be;.l yem deger levhasim gösteriyorum. Babalarzm~in r;ocuklarz olmak günah1111 9ocuklarimzm babalarz olmakla temizleyin ...". Kökleri Fiv hte'de hulunan hu felsefe, olumsuz yönlerini B geli$mesiyle varolu$9uluk vh. gibi 9agd~~ dü$Ünce ak1mlar1m meydana getirdikten ;b a~ka, sonunda Alman Nazizmini dogurn?U$tur. Nietzsche, yeryüzünün efendisi olacak yönetici hir trk gerektigini ve Almanya'y;:a Yahudi akmumn durdurulmas1 kamsmda oldugunu söyler. Törehilimi aristokrattir, " ry i bir aileden dogmad1kr;a hir; bir ahliikl1l1k rTIÜmkün degildir, insamn her ilerleyifii aris::tokratik toplumdan gelir". der. insanüstü. eregi, Nietzsche'nin deyimiyle aynen, "Milyo1'1Zarca salag1 ortadan kaldrrarak gelecegin in.,.samm

iRADECtLtK

kalrba dökmek"tir. ve "Bütün bir ulusun yok· sullugu bir insanüstü'nün ac1 r;ekmesinden daha az önemlidir". Nietzsche'nin halk y1gmlarma kar$1 tutumu, yaratmak istedigi in· sanüstü'lerin tutumu gibidir; ger9ekte "milyonlarca salak" deyimiyle nitelediklerine, ama9larma ko$mak istedigi zaman, "ey insan karde$1erim!" diye seslenir ve onlarm insan olduklanm, ancak onlardan hizmet hekledigi zaman hatirlar. Yanm yüzy1l sonra, onun felsefesinin ürünü olan insanüstü Hitler de aymm yapacakt1r. Nietzsche, Htristiyanhga kar~t oldugu kadar, onun deyimiyle, "milyonlarca salag1" insan etmek isteyen toplumcu!uga da kar~1d1r. Ona göre toplumculuk, "milyonlarca salag1" insani.istülere kar$1 91karmaktad1r. Oysa "milyonlarca salak" ögretimden yoksun hirak!lmah, birctok ger9ekleri hilmemeli ve insanüstü'lere kölelik etmelidir. Bk. iradecilik, Kötümserlik, Bilmesinlercilik. iRADE. (Os. irade, Fr. Volonte, Al. Wille, ing. Will, it. Volonta) · Eylemi dü~ünceye uygun olarak ger9ekle$tirehilme yetisi... idealist ögretiler iradeyi özgürlük sayarlar ve hunu da zorunluk'un kar~1sma koyarlar. Onlara göre zorunluk varsa irade yoktur ya da hu durumda irade sadece törehilimsel alanm sm1rlar1 i<;inde mümkün olahilir, huna kar~1 irade varsa zorunluk olmamahd1r. Bu tart1$ma eyti$imsel anlay1$a eri~ilinceye kadar yüz· y11larca sürmÜ$tÜr. Eyti$imsel anlay1$, özgür· lük'le zorunluk'u hag1mh kdd1g1 hir yana, irade'yi bu tart1$manm dt$mda insansal hir bilim; i$i olarak ele ahr. Eylemi dü$ünceye uygun olarak geri;ekle$tirehilme, ancak ict ve dt~ ko$ullann uygunluguyla mümkün olur. Örnegin, heden yap1s1 i(i9 ko$ullar) uygun olmayan bir insan ne kadar i;ok paras1 olursa olsun (dt$ ko$ullar) i<;ki i9emez. Buna kar$1 paras1 olmayan insan da heden yap1s1 ne kadar uygun olursa olsun i9ki i<;emez. Demek ki irade, uluorta hir özgürlük degil, <;e$itli ko$ullara hagh ve onlarla helirlenen ve onlar1 hilerek bir karar verme özgürlügüdür. insanm irade gücü, dogu$unda sahip hulundugu hir yeti degil, hilgi ve deneylerinin meydana koydugu bir yetidir. Bk. iradecilik, Özgürlük, Zorunluk. iRADECiLiK. (Os. irädiyye, Fr. Volontarisme, Al. Voluntarismus, .ing. Voluntarism, it. Volontarismo) Varhgm bir irade üriinü oldugunu savunan ögretilerin genel adi... iradecilik, antik~ag Yunan felsefesinde stoacthkla ba$1ar. Stoac1lar, iradeci bir görü~le


tsLAM FELSEFESt

iRAN FELSEFESt Platon'un idelerini ger9ekd1~1 sayarlar. Doga, evrensel iradedir. Bu yüzdendir ki, dogru ve iyi olan, onun buyruguna uygun oland1r. Stoac1ltktan bir9ok ~eyler ta~1yan H1ristiyanltkta da sürüpgiden iradecilik, XIX. yüzytlda Arthur Schopenhauer (1788-1860) ve Friedrich Nietzsche (1844-1900) ögretileriyle yeniden önemsenmi~tir. Nietzsche'ye göre insanüstü (Fr. Übersench) insan iradesiyle yaratdacakt1r. Schopenhauer'e göre her olgu bir iradenin ürünüdür. Vanm, 9ünkü var olmak istedim. iri di~ler par9alamak isteginin, 9evik bacaklar ka9mak isteginin, kocaman gözbebekleri karanhkta görmek isteginin, uzun gagalar sürüngenlerle beslenmek isteginin ürünüdür. Bu irade, bu istek hangi yöne 9evrilmi~se yaratma ona uygun olmu~tur. Varla~mak, olayla~an (hädise haline geien) irade' dir ... lradecilik bu anlamda mekanizme kar~1t bir ögretidir. Mekanizm nasd dogal yasay1 tekneden say1yorsa, iradecilik de insan iradesini tekneden saymaktad1r. Daha a91k bir deyi~le, mekanizm salt bir zorunluk, volontarizm salt bir özgürlüktür. Mekanizmde insan zorunlukla davramr, volontarizmde özgürlükle davramr. Mekanizmde insan, örnegin Vogt'un dedigi gibi, ne yerse odur, volontarizmde insan, örnegin Schopenhauer'in dedigi gibi, ne dilerse odur. Diyalektik maddecilik, her iki dü~üncenin gü9süzlügünü gidererek dogayla insamn kar~1ltklt etkileriyle (ili~ki) birbirlerini olu~turduklanm göstermi~­ tir. Ger9ekte insan ne bir köle ne de bir Tanr1d1r, dogasal zorunluga bilin9li olarak katdan ve o zorunlugu bilinciyle etkileyen ger9ek anlamda bir insand1r. lradecilik, idealist ve bilimd~1 bir anlayi~t1r ve bütün idealist ögretilerin ortak yamlgilanm ta~1r. Pratikteyse fa~izmin dü~ünsel temeli olmu~tur. Bk. irade, insanüstü, Kötümserlik. iRAN

FELSEFESt. Iran topraklannda halklarm dü~ünce ya~am1... iran felsefesi, kläsik ilk9ag felsefesinin kapsam1 ii;:indedir. t.ö. XV. yüzytlda Balt1k k1ydarmdan ve Güney Rusya'dan geien ve kendilerine arya .(soylu) adm1 veren insan topluluklan önce iran'1, sonra Hindistan'1 ele gei;:irdiler. 0 9agda, ~imdiki iran topraklanmn güneyinde Persler, kuzeyinde de Medyaldar vard1. Kimi kaynaklar gerek Hint ve gerek iran'a Tann dü~üncesinin bu gruplarca getirildigini ilerisürmektedirler. Nltekim bu gruplarm Indra, Mitra ve Varuna adh koruyucu tannlanna eski Hint metinlerinde oldugu gibi, eski Iran metinlerinde de rastlanmaktadtr. Bu sava göre aryalarn Varuna' ya~ayan

s1 iran'da Ahura olmu~tur. ilk9ag Iran fet. sefesi de, 9agda~lan gibi, totemcilik ve canhc1ltktan dönü~en dinsel bir felsefedir. i.ö. VI.-X. yüzydlar arasmda ya~ad1gi samlan hüyük iranh dü~ünür Zerdü~t'ün kurdugu Maz. deizmden önce de ilkel bir Mazdeizm bulundugu ve bu dinin daha sonra Parsilik adm ald1g1 bir ger9ektir. Zerdü~t (Zaratustra Zoroaster), ekonomik yap1ya 9ok önem ve'. ren ger9ek9i bir dü~ünürdü. Ona göre, "ger9ek dindarltk, oru9la ve tapmmayla degil, tanm 9alt~malanyle elde edilir. Ahura Mazda'mn bak1~1 her zaman 9alt~kan 9ifti;:inin üstündedir". Bundan ba~ka Mazdeizm, bir evrim dinidir. Zerdü~t'e göre dünya, evrim yasalarma baghd1r ve insanlar bu evrimi ger· 9ekle~tirmek zorundad1rlar. Frans1z dü~ünürü Kont de Volney'in (1757-1820) ilerisürdügüne göre, Musa'nm samlan kutsal Tevrat, Musa' dan alt1 yüzytl sonra yaztlm1~t1r ve temel dü~ünceleri bütünüyle Zerdü~t'ten almmad1r Paul-Massen Oursel gibi kimi dü~ünürler de Hint dü~ünceleri olan Jainizm ve Budizmde Zerdü~t temalan bulundugunu ilerisürmektede gizemciligin (mistisizm) yer ald1g1m be ruhun ölmezligi, sonradan dirilme, Tann vo ~eytan ikiligi gibi temel dü~üncelerin Zer dirler. H1ristiyanhkta da yer alm1~ bulunan; dü~t kaynagmdan yay1ld1g1 üstünde bir9ok bilginler birle~mektedirler. Mazdeizmle birlik te iran topraklarma egemen olan Mitraizrn (Mitra dini), hemen her dinin kar~1smda bit lirtir. Mitraizm ad1 verilen iran gizemciligl aryalarm (Hint-Avrupaltlar) Tanns1 Mitra'ya dayanmaktad1r. Bir9ok dereceleri gerektire1 ve dine girmek i9in bir erginleme (Fr. Ini tiation) törenini zorunlu ktlan Mitraizmin ana dü~üncesi evrensel kurtulu~tur ve amac1 in sanlar1 fizikötesi gizlere egemen kdarak ölüm den önce mutlu etmektir. Frans1z dü~ünür\ Ernest Renan'a göre, "H1ristiyanltk meyda na 91kmasayd1, bütün dünya Mitra dinini be nimseyecekti". Nitekim, Roma fmparatoru Commodus'un bile girdigi bu din, Htristl yanltkla V. yüzy1la kadar ba~anyla sava~m1~ t1r. Bütün dinleri birle~tirerek bütün insan ltg1 tek ülküde toplamay1 deneyen iranh Mani'nin (216-276) etkili Mani~eizmiyle bir likte tüm iran felsefesi, belli bir kaba top lumculuk karakteri göstermektedir. Özellikh i.S. V. ve IX. yüzydlarda eylemsel alan• s9rayan iran toplumculugunun ana temalan insan e~itligi ve mal ortak11g1d1r. V. yüzy1hn sonlanna dogru ortaya 91kan Zerdü~t din adam1 Mazdek'le 816 y1hnda Mazdek kalm tilannm ba~ma ge9erek Babekiye mezhebinl kuran Babek, bu dü~ünceleri savunarak ey

lemsel alanda önemli ba~anlar kazanm1~lar­ d1r. Nizamülmülk Siyasetname adh yap1tmda ~öyle demektedir: "Mazdek, mal insanlar arasmda ortaktir, diyordu. <;ünkü insanlar, Tanr1'mn kullari ve Ädem'in fOcuklaridir. Her biri ihtiyacma göre ötekinin malm1 kullanmal1 ve hif kimse bu haktan yoksun kalmamal1d1r. Herkes malca e#t olmal1d1r. Mazdek'in bu sözleri üzerine herkes malmt ortakltga koymu$tU... Mazdek öldürüldükten sonra kamt Hurreme binti Kade, iki adam1yle birlikte Medayin'den kaftl. Rey kasabasma giderek halk1 kocasmm yoluna fagirdt. Pe$ine tak1Ianlara Hurrem-din adt verildi... Hurrem,-dinliler her yana dagldtlar ve her kentte ba$ka bir ad aldtlar, her yerde de ba$kaldirdilar. Batm1Ier onlarla birlik oldu, fÜnkü her iki mezhebin aslt birdir". iSKENDERiYE OKULLARI. iskenderiye'de dü~ünce okullar1... Antik9ag Yunan felsefesi, Atina'mn 9ökü~ünden sonra iskenderiye'de devam etti ve bu kentte M1S1r, Keldäni, Yahudi dinleriyle kar~1la~1p gizemsel ögeler kazanarak 9e~itli okullarda geli~ti. Bu okullardan en önemlileri Yahudi-Yunan felsefe okulu, Yeni Pitagorasc11tk ve Yeniplatonculuk'tur. Yeni Pitagorasc1ltk zamanla Yeniplatonculuga kan~m1~ ve onun i9inde erimi~tir. Yeniplatonculuk, lskenderiye okulu (Os. iskenderiye medresesi, Fr. Ecole d'Alexandrie, Ing. Alexandrian School) ad1yla da amhr. Bk. Yeniplatonculuk. geli~en

iSLAM FELSEFESt. Müslümanltk disiplini ii;:inde geli~en felsefe... lsläm felsefesi (Os. Felsefei 1slämiyye, Fr. Phi· losophie Islamique), ortai;:ag Hiristiyan felsefesi gibi, 9e~itli uluslardan dü~ünürlerin Müslümanhk disiplini ii;:inde dü~ünmelerini dilegetirir. Antik9ag Yunan felsefesini Suriyelilerden ögrenen isläm dü~ünürleri, Hellenistik felsefeyi Arap9aya i;:evirmekle i~e ba~­ lam1~lar ve dü~üncelerini Yunan felsefesinin Müslümanhkla uzla~tmlmas1 yolunda geli~tir­ mi~lerdir. Bu bak1mdan temel yaplSI tannbilimci, uzla~tmc1 ve eklemecidir. Müslümanhgm daha ilk y1llannda dinsel dogmalar ve bu dogmalarla kurulan toplumsal düzen yetmemeye ba~lam1~t1. Kutsal kitabm a9ik anlamlarmdan gizli anlamlar 91kanlmas1 (Ar. Tasavvuf), yeni ko~ullara uygun bir hukuk (Ar. F1k1h), dü~ünsel bir ele~tiri, tarh~ma ve din felst:fesi (Ar. Ke!am), kutsal kitabr yorumlama (Ar. Tefsir) ve kutsal kitabm bo~­ luklarm1 peygamberin söz ve davram~lanyle doldurma (Ar. Hadis) gerekleri duyuldu. An-

cak bütün bu dü~ünsel i;:abalann amac1 dindi ve bilim dini yetkinle~tirmek iyin bir ara9 olarak kullamhyordu. Ger9ek amac1 bilim olan ve dini kimi yerde bir aray, kimi yerde de bir zorunluk olarak ele alan isläm felsefesi, Abbäsiler 9agmda ba~layan Hellenistik c;evirilerle dogdu. ilk 9eviricilerden El Kindi, Plotinos'un ünlü dokuzlulanm 9evirmi~ ve Aristoteles'i Yeniplatoncu ögelerle kari~tirarak sunmu~tu. ilk Arap ve Müslüman dü~ünürü saydan EI Kindi (Ölümü: 872) us9udur, tanny1 kamtlama (Ar. Albur· han)'ya ve ona yakla~maya 9ah~m1~t1r. isläm doga felsefecileriyle tart1~m1~ ve onlara kar~1 i;:1knu~hr. El Kindi, uslamlama (Ar. Alistidtal) yoluyla karuthyor ve bilinen özellikler (Ar. Al-Havass)'den daha az bilinen özellikleri, ilinek (Ar. Al'äräz)'lerden öz (Ar. Al-zät)'ü 91karsamaya 9al~1yordu. Tümeller (Ar. Al-külliyät)'i gerc;ek saym1yor ve onlarm if dü$ünme (Ar. Al-muräkaba)'nin ürünleri oldugunu ilerisürüyordu. Ona göre tümeller duyulur (Ar. Al-mahsüsat) ~eyler degil, anlakalir (Ar. Al-mäkfilät) ~eylerdir. El Kindi, usu da üi;:e ay1rmaktad1r: Önce insan ruh {Ar. Al-nefs)'unun d1~mda sonsuz ve eylem hiilinde bir us (Ar. Al-akl bilfiil), bir de sonsuz ve kendiliginden i$leyen bir us (Ar. Al-akl al-faal) var. insan ruhunda bulunan güy hälindeki us bunlann etkisiyle geli~ip edinilmi$ us (Ar. Al-akl al-mukteseb) oluyor. insan usunu olu~turan bu uslar, tanrihk uslard1r. El Kindi me$$fll okulunun kurucusudur. Onu bu yolda Ahmed Serakhsi, Ebfr Ma'~er Belkhi, Färäbi ve ihni Sinä izlemi~lerdir. Bununla beraber isläm felsefesinde, eski Yunan'da oldugu gibi, bir doga felsefesi de geli~mi~tir. Sokrates'ten önceki Yunan ve Hint felsefelerinin etkisiyle olu~an isläm doga felsefesi, özgür dü~ünceli mfrtezileciligin bilimselle~mesidir ve tabiiyyQn, dehriyyun, islam atomculugu, batmilik, ihvan-üs -safa gibi felsefesel akmlan kapsar. fsläm doga felsefesinin (ki buna genel olarak tabiiyyQn deniyor) kurucusu EbO Bekr Zekeriya Räzi (841-926, Frans1zlar Rhazes ya da Al-Razes diyorlar)'dir. Räzi, deney ve tümevarim (Ar. Al-istikrä) yöntemlerini kullanan, bilginin sadece duyularla elde edildigini savunan isläm felsefesinin ilk görgücüsüdür. En <;:ok bagland1gi dü~ünürler Yunanh Anaksagoras'la Empedokles ve iranh Mani'ymi~. Bedensel hastahklarm, aym zamanda ruhsal nedenleri oldugunu ilerisürecek kadar i;:agm1 a~mt~ bir dü~ünürdür. Yetkeler, onun Hekimlik kitab1'm psiko-somatik hekimligin ilk yap1t1 sayarlar. Felsefesinde tanrr, bo$luk


\

tSLAM FELSEFESt (Uzay), süre (Zaman), ruh ve özdek olmak üzere be~ temel öge vard1r. Fizikte 1~1gm bir ortamdan ba~ka bir ortama geyerken kinld1g1m göstermi~tir. Kimyada basit cisimlerin özelliklerini saptam1~, yeryekiminin varhSim tamtlamak iyin deneyler yapm1~tir. Razi, me~ailigin büyük dü~ünürleriyle (özellikle El Kindi, Farabi, ibni Heysem, ibni Hazm) oldugu kadar mutezilenin büyük dü~ünürle­ riyle de (özellikie Cahiz, ibni Keyyal) k1yas1ya yat1~t1g1 iyin yalmz kalm1~ ve isläm felsefesinde bir gelenek kuramam1~tlr. Bundan sonra isläm felsefesinde, gene eski Yunan'da oldugu gibi, Platon ve Aristoteles etkileri egemen olmu~tur. isläm felsefesinin iki büyük okulu, me$aiyye ve i$rakiyye bu etkilerle olu~mu~tur. Me~ailik Platon-Aristoteles uzla~tmlmas1, i~rakilik Platon-tasavvuf uzla~tmlmas1dir. Bu arada isläm disiplini, Cabir ibni Hayyan gibi yok büyük bir hekim-dü~ünür yeti~tirmi~tir ki kimya biliminin babas1 say1hr. Cabir, bilginin duyularla elde edildigini ve daha sonra derece derece ussal bilgiye eri~ildigini ilerisürmü~tür. Hayvandan insana yükseli~i, karanlik (Ar. Zulmani)'tan 1$1k .(Ar. Nurani)'a yikt~ olarak niteler ki bunda 1~1ky1hgm ilk izleri görülmektedir. Cabir'e göre bilgi elde etmek iyin görünenden görünmeyene dogru uslamlama ve yorumlama (Ar. Al istinbat) yoluyla yürümek gerekir. islämsal Aristoculuk, me$äiye okulunda özellikle Farabi (870-950) ve ibni Sina (980-1037)'yla geli$mi~tir. Faräbi, Aristoteles mant1gma dayanan usyu bir metafizik olu~turuyor. Aristoteles'i, Plotinos'un da yard1m1yla, isläm diniyle uzla~tlrmaya yah$maktad1r. Ne var ki böylesine bir uzla~t1rmayla yetinmemektedir, istam dinini de bilimle uzla~t1rmas1 gerekmektedir. Din (Ar. $eriat)'le özgür felsefe (Ar. Hikmet)'nin ve kimi yerde de gizemsel bilgi (Ar. Marifet)'nin uzla~tmlmas1 hemen bütün isläm dii$iinürlerinin ,ba~hca ugra~1d1r. ibni Sina da görgücülükle usyulugu bagda~tmyor ve bu bagda$t1rma i~inde dogabilimsel isläm felsefesinin kurucusu Razi'yle Faräbi'den yararlamyor. Ne var ki ibni Sina bu görgücü-us9u (Fr. Empirico-rationaliste) alandan usaaykmc1 (Fr. Irrationaliste) bir alana kaymakta ve Me~ai­ likten i~räkilige geymektedir. Bilimleri de ~öy­ le sm1fland1rmaktad1r: 1. Özdegine bagh biyimlerin bilimi, ki doga bilimleridir. ibni Sinä bunlara O$ag1 bilimler (Ar. Al-ilm-ül-esfel) diyor; 2. Özdeginden tümüyle aynlml$ bir;imlerin bilimi, ki metafizik ve mantlktir, ibni Sina bunlara yüksek bilimler (Ar. Al-ilm -ül-ali) diyor; 3. Özdeginden ancak zihinde

ayrilan bilimler, ki matematiksel bilimlerdir ibni Sina bunlara orta bilimler (Ar. AI-il~ -ül-avsat) diyor. ibni Sinä, tüm bilgilerimizin sezgiyle elde edilen ay1k ilkelerden s;ikarsama (Ar. Al-istintar;) yoluyla olu$tugu kamsmdad1r. Bilgi sürecinin duyum ve alg1yIa ba$Iad1g1m kabul etmekle beraber geryek bilginin ussal oldugunu ilerisürüyor. ibni Sinä, yagm1 pek a$an bir görii$le cisimlerin kendi iy gür;Ieriyle devindigini savunuyor. Bu iy güye özgü9 (Fr. Autodynamisme) anlammda Ar. Al-kuvvet al-nefslye demektedir. i. H. izmirli, ibni Sina'mn, Bat1 skoH\stiginden yok önce, varlikbilimsel kamt (Fr. Preuve ontologique)'1 ilk ilerisüren dii$iinür oldugunu söylemektedir. isläm felsefesinde ibni Sina, me~äilikten i$räkilige kol atml$ bir dii$iinür olmakla beraber, ba$hba~ma bir okuldur. EI Cüzcani, Behmenyär, ibni Zeyle, Ebu Abdullah Mäsumi, Meymun bin Necib al-Vas1ti, ünlü ozan Ömer Hayyäm, Ebül Maali, Ebül Abbas Zevkeri, Abdürrezzak et-Türki gibi iin· lü dü~ünürler ibni Sina okulu'ndan say1hrlar. Fahrüddin Räzi, Nasireddin Tusi, Seyyit $erif Cürcani gibi önemli dii$iinürlerin de onun etkisinde olduklan bir geryektir. isläm felsefesinde iman felsefesi'nin kurucusu imam Gazzali {1058-111 l)'dir. Me$ailige hücumlaryla ve E~'ariligi geli~tirmesiyle ünlüdür. isläm felsefesinin ilginy, ama en gerici dü$iinürlerinden biridir. Denilebilir ki Felsefe, onun ve onun güylendirdigi E~'a­ rilik yüzünden Arap yanmadasndan Bati'ya göyetmek zorunda kalm1~t1r. Tüm felsefe ve filozoflara dü$man olan Gazzäli ii;eryekten yok ilginy $eyler söylemektedir: Örnegin tan· rmm varhgm1 kamtlamak i9in metafizikyi· Ierin ilerisürdükleri tüm kamtlar saymad1r diyor, yiinkü bu kamtlarm tümü fizikseldir (örnegin ilk k1mildat1c1 kamt1 gibi), oysa metafizik fizikle ay1klanamaz, özdek9iler ve dogabilimciler kendi sistemlerinde metafizikyilerden yok daha tutarhdirlar. Göksel ruhun tikel varhklara yaydd1gi sav1 sa9ma· dir diyor, yiinkü bu dogayla tanr1 arasmda bir ak1m kurmak olur ki hem din anlay1~ma, hem de dogabilim anlay1~ma aykmd1r. Platon' la Faräbi'ye kar$1 y1karak, tann tümelleri bi· lirmi~ de tikelleri bilmezmi~ diyor, bunu ilerisürmek tanny1 yads1makt1r. Gazzäli'nin ve E~'ariligin gerici ve ezici basklSI yüzünden Batl'ya göyeden istam felsefesi (Me~~aiyye) Endüliis Araplan arasmda özellikle ibni Bacce (Ölümü: 1138) ve ibni Rü~d (1126-1198) taraflanndan sürdiirülmü~tür. ibni Bacce, özellikle Ar. mütevahhid (yalmzm1~9asma ya· $ayan insan) ad1m verdigi birba9mahk ku-

ram1yla ünlüdür. Kendisini böylesine yalmzla9tlran insamn (ki bu yalmzla~t1rma geryekte degil, dü~ünsel olarak yapdacakt1r) kötülüklerden ':lnnarak akl-al faal (Tann)'la birle9ebilecegi kamsmdad1r. Bu konuda yazd1g1 yap1t bir ye$it ütopyad1r. Bu yap1tta yetkin bir hükümetin yönetimini tasanmlar. Örnegin bu yetkin yönetimde ne hekim!el,' ne de häkimler (yarg1y!ar, kaddar) bulunmayacaktJr, yünkü her ikisi de yetkin yönetim säyesinde gereksiz olacakt1r. Antikyag Yunan felsefesi, bu is!äm dü~ünürlerince Bati'ya tamtdm1$hr. Özellikle ibni Rii$d, XII. yüzyilm ba$larmda Michael Scott tarafmdan Latinceye r;evrilince büyük co~kunluk ve hayranhk uyand1rm1~tlr. ingiliz dü~ünürü Bertrand Russe!, Felsefe Tarihi'nde ~öyle der: "ibni Rü9d, isläm felsefesinden yok Hlristiyan felsefesi iyin önemlidir. 0, isläm felsefesi iyin ölü bir sondu, Hlristiyan felsefesi iyinse bir ba$lang1y olmu~tur". Bu arada isläm felsefesi disiplini iyinde birtak1m Yahudi dü$ünürler de yeti$mi$tir ki bunlarm en ba$mda ibni Cebirol r(Frans1zlar Avencebrol diyorlar) gelir. Kamutanr1c1d1r. Bir ba$kas1 fbni Me'mun (1135-1204, Frans1zlar Maimonide diyorlar) 'dur. I$lkyhgm kurucusu $ahabettin Sühreverdi (1153-119l)'dir, öteki Sühreverdi' !erden ay1rmak iyin, Öldürülmii$ (Maktul) Sühreverdi ad1yla amlmaktad1r. Henüz otuz Üy ya~mdayken, Halep'te, bilgisini k1skananlarm dinsizlikle suy!amalan yüzünden, Selähattin Eyyubi'nin buyruguyla öldürülmii$tür. Arap ve Acem olmad1g1 kesinlikle bilinmekte, Türk soyundan geldigi samlmaktad1r. <;:evresinde sayg1 ve ktskanyhk uyand1ran ta$kln bir dü9ünce gücü vard1. Geny Sühreverdi, I91k dü9üncesinde Platon'la Tasavvufu bide$tiriyor. Gerr;ekte, o da Tasavvuf yolunun yolcularmdand1r. Ama, Batmiler gibi, sözcüklerin gizli anlamlarm1 aram1yor. 0, bir dü~ünce adam1d1r. Geryege, sözcük yorumlayarak degil, dü~üncesini yogunla~t1rarak varmaya yah9maktad1r. Bunun iyin de, Tasavvufun sadece yönteminden yararlamyor (Mükä~efc yöntemi). Ona göre felsefe, bir sezgi i$idir (ilham, vahi, hads). Felsefe yapmak, Peygamberlik yapmak demektir. insan, özvarhgm (Nefsini) egiterek, yava$ yava$ ve basamak basamak J91ga dogru yükselir. insan I~1ga yakla~tlkya, I~1gm aydmhg1 artar. Sezgi yoluna bir kez girildi mi, gittikr;e gü9lenir insan. Her basamagm aydmhg1, insam, bir yukardaki basamagm aydmhgma r;eker. Böylelikle, I$1klar I~1g1'mn (NOr'ül-envar, Tann) her anlam1 kapsayan büyük aydmhgma ula~!lr. Gerr;ek felsefe, mantik oyunla-

tSLAM FELSEFESi

rma ba~vurmak degil, böylesine bir sezgi merdivenine t1rmanabilmektir. Anlamlar atemi (Alem-i mäna), sözcüklerle anlatdamaz ve mant1k oyunlanyla tamtlanamaz. insanlar, ona, bir ba$lanna ula9abilirler. Felsefe, onlara, sadece bu yolu göstermekte yard1mc1 o!abilir. i9te, $ehabettin Sühreverdi, 1$Zk Heykelleri <(EI heyäkilün-nur) adh yap1tmda bu yollan göstermektedir. Sühreverdi'ye göre ruh ve heden diye bir aynhk yoktur, bun!ar aym ~eydir. Bütün cisimler gibi heden de yogun bir karanhktJr. Bu karanhk, I91ga dogru yükseldikye yogunlugu erimeye ba~lar. Sonunda büsbütün aydmlamr, 1$lk alemine girer. Bedenler ruh aynhg1, samld1gi gibi, bir öz aynhg1 degil, bir derece aynhgid1r. i~räki­ ligin ikinci büyük dii$iinürü ibni Tufeyl (Ölümü: 1185, Frans1zlar Abentofal diyorlar), Hayy ibni Yakazan adh yap1t1yla ünlüdür, on ikinci yüzyilda, Arap yönetimi altmda bulunan Endülüs'te ya9am1~t1r. Hekim, filozof, ozan ve matematik9iydi. Usyu ve mant1ksal bir gizemcilik geli$tirmi$tir. I$1ky1hk (i$räkiyye) okulu XIII. yüzydda .ya~am19 olan $emsüddin ~ehrizori, ibni KemmOne, Kutbüddin $iräzi gibi dü~ünürlerce sürdürülmü~ ve daha sonra bir tarikat halinde örgütlenerek, özellikle iran'da, günümüze kadar sürüpgelmi9tir. Sühreverdi, bu tarikat baghlarnca $eyh-ül-i$rak ad1yla amhr. Bu arada isläm disiplini Abdüllatif Bagdädi (Ölümü: 1231), Ebül Berekät Bagdädi (1076-1166), fbni Haldun (1332-1406) gibi bagims1z dii$Ü· nürler de yeti~tirmi~tir. Bunlarm arasmda ibni Haldun r;ok önemlidir. Özellikle tarih alanmda olaylarz anlatmak yerine olaylarz dü$ünmek gerektigini ilerisüren bu dü~ünür tarihsel olaylar'm yerine tarihsel nedenler'i koymakla tarih felsefesinin temellerini atm1~ oldu. Bugün, biryok Batihlar, onda, Vico'nun, Spengler'in, Montesquieu'nün, Rousseau'nun, Sorel'in, Malthus'ün, Machiavelli'nin, Darwin' in, Nietzsche'nin dü$Ünce tohumlanm buluyorlar. ibni Haldun, önce, evrensel degi$me' yi sezdi: Tarih bilimiyle ugra~anlan yamltan, uluslarm hal ve durumlanmn, günlerin ve yüzy1Ilarm ger;mesiyle degi$mekte olduklar1m unutmaktJr. Bu degi~me, Yüce Tanr1'nm bütün varhklar iyin koydugu bir yasad1r. (Mukaddime, Zäkir Kadiri Ugan r;evirisi, 1954 basklSI, I. eilt, s. 70-71). ibni Haldun, sonra, evrensel evrim'i yakalad1: Biz, varhklan birbirine bagh olarak görüyor ve varhklarm birinden ötekine ger;i~ini, yetkin bir düzen ir;inde, izliyoruz. Maddelerden her biri, a~ag1dan yukar1ya dogru yükscldigi ya da yukar1dan a9a8Jya dogru al9ald1g1 zaman,


iVME

\ 1YONYA OKULU

kendisine yakm olan maddenin bic;im ve kah bma girmektedir. Yukanya dogru yükselen madde, kendisinden a$ag1da olan maddeden daha hafiftir. Bu hal, y1ld1zlar alemine c,:1kmeaya kadar sürer. Varhklara bak. Varhklarm, madenlerden ba$1ayarak, yava$ yava$ ve tabaka tabaka bic;imlenmi$ oldugunu görürsün. Maden, bitki ve hayvanlarm ana maddeleri ortakttr. Mädenin en yüksegi bitkinin en a$ag1sma biti$iktir. Örnegin, tohumsuz yeti$en milden tohumsuz türeyen sebzelerle, hurma ve üzüm gibi bitkiler inci sedefiyle kabuklu sümüklüböcek gibi hayvanlara yakmdtr ve onlarm bic;im ve kahplanna gircbileeek durumdad1r. Bu geli$me, en a$ag1dan ba$1ayarak, maymun ve $ebek gibi hayvanlardan gec;ip insana kadar yükselmi$. tir. lnsanm en a$ag1S1, i$te bu hayvanlardan ba$1amt$tlr. Benim gördügüm budur. Dogrusunu Tann bilir. (Mukaddime, aym c;eviri, 1. eilt, s. 241-247). ibni Haldun, toplumsall1k zorunlugu'nu da anlam$hr: Toplumsal ya$aYt$, insanlar ic;in zorunluktur. insan, ya$amak ic;in, ya$ama gerec;lerini saglamak zorundadtr. Bu· gerec;leri tek ba$tna saglayamaz. Bir bugday tnnesinin un olabilmesi, c;e$itli hüner ve zenaatleri gerektirir. Üretim, üretime yeteeek ki$ilerin bir araya toplanmalanyla olur. Korunmak da öyle. (Mukaddime, aym c;eviri, J. eilt, s. 106-112). ibni Haldun, toplumsal olaylarm tüm kökünü ekonomik temelde ve üretim arac;larmda görmektedir. Ona göre, ruhumuzu olu$turan da ekonomik ko$ullardtr: Her kazanc; ve mal, emek hareayarak clde edilir. Maden, bitki ve hayvanlardan saglanan kazanc; da insan emeginin ürünüdür. insanlarm c;ah$arak elde ettikleri para ve mal, ziraat ve sanayide haread1klan emegin degerinden ibarettir. Pazarlarda sahn a!tnan bugdayda i$ ve emegin degeri ac;1kc;a görülmez. Oysa, bugdaym degeri, onu elde etmek ic;in hareanan i$ ve emegin degeridir. Kazma -vurulmamt$ kuyudan su c;1ktig1m gördün mü hie;? Dogrusunu Tann bilir '(Mukaddime, aym c;eviri, 2. eilt, s. 349-355). Hüner ve sanayiin geli$mesi, toplumsal geli$menin ba$mda gelir (2. eilt, s. 402). Bu geli$me, insam dü$Ünsel bilgilerle ugra$maya yöneltir (s. 403). Aneak bu geli$menin sonunda, toplumun c;ürüyüp dag1lmas1 da bir zorunluktur. ibni Haldun'a göre <;:oban . toplumlardan <;:iftc;i toplumlara, <;iftc;i toplumlardan da Sanayi toplumlarma gec;ilir. Sanayi toplumuna gei;:i$, bir geli$menin sonucu oldugu kadar, bir i;:öküntünün de nedenidir. Cünkü toplumlar, art1k <;obanhk günlerindeki güi;:lerini yitirmeye, hol-

lugun ve rahathgm ic;inde gev$eyip c;urumeye ba$lamt$lard1r. Toplumlann ömrü de, insanlarm ömrü gibidir. ihtiyar!tk ve ölüm, önlenmesi ve giderilmesi mümkün olmaya11 bir hastahktir (2. eilt, s. 104). Tarihsel zorunlugunu ya$ayan her toplum, kent ya$aYl$ma girip sanayile$tikten sonra kocayaeak ve ölecektir. Bu sonuc; önlcnemez. Toplumun c;öküntüsü iki a!anda ba$lar: Bi! ki, devlet iki temel üstüne kurulur. Bu teme!lerden biri ordu, öteki paradtr. Bozgunluk bu iki temelin sars1lmas1yla belirir (2. eilt, s. 107). Devlet y1k1lmaya yakla$ttgmda vergiler artar. Vergilerin artmas1 da devletin yoksullugunu önleyemez. Böyle bir durumda, kazanmaktan umut kesilmi$ olaeagmdan, pazarlardaki ah$·Veri$ durur. <;öküntü, i$ler tümüyle c,:1gmndan c;1kmcaya kadar devam cder (2. eilt, s. 68). ibni Hal<lun, ilmi Umran adm1 verdigi Sosyoloji biliminin de kurucusu say1lmaktad1r. isläm felsefesi, bir ba$ka yandan, gizemscl ac;1dan da birc;ok dii$iinürJer yeti$tirmi$tir. Imam Gazzali'nin ba$latttg1 felsefescl tasavvufa felsefei tasavvufiyye adt verilmektedir. Bu a!anda Muhyiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Nas1r Tusi, Molla Cämi, Imam Rabbani, Sadreddin $iräzi, Feridüddin Attar, Bäyeziti Bistami, $eyh Bedreddin, Näs1r Hüsrev, ibrahim Ethem, $akik Beihi vb. gibi birc;ok ünlü dii$ünürler yeti$mi$tir. Bk. Gizemeilik, ic;rekc;ilik. iVME. (Os. Täeil, Fr. Aeeeleration) Devim hälinde bulunan bir eismin, sonsuz küc;ük bir zaman ii;:inde, h1zmda meydana geien arttmm bu zamana oram„. idealistleree özdekdt$1 ve ruhsal anlamlar verilen Newton'un ~ekim (Os. Cazibe, Fr. Attraction) deyimini özdeksel ac;1dan ac;1klamas1 bak1mmdan önemli bir fizik deyimidir. Az h1zdan c;ok h1za c;1kmaya o/umlu ivme, c;ok h1zdan az h1za inmeye oilumsuz ivme denir. ivme olaymm felsefe ai;:1smdan degeri, Newton'un genel c;ekim yasasm1 a91klamak ic;in, Einstein'a temel olmas1d1r. ivme, bir h1z degi$ikligidir. Her cisim, degi$mez bir h1zla degil, hm gittikc;e daha c;ok artarak dii$er. Einstein, devimlerin, 9ogunlukla ivmeli oldugunu dü$iin· dü vc c;ckim gücü samlanm ivmeden dogdugunu sezerek genel bagmtt!t!tk kuramm· da bunu · tamtlad1. Söyle dii$iindü: Yuvarlak evrcnde düz bir c;izgi izleyerek iiden devimler yoktur, devimler evren yuvarlagma uygun egri bir c;izgi izlemek zorundad1rlar, öyleyse h1zlar1 da her an degi$ir, e$deyi$Ie ivme/i devimler'dir. · Örnegin gök ho$lllgunda düz bir i;:izgi izleyerck, C$deyi$1e degi$·

meyen bir htzla yo! a!an bir asansör dii$Ü· nelim. Bu asansörün ic;inde elimizden b1rakaeag1m1z herhangi bir eisim b1rakt1g1m1z yerde kalaeak, asansörün tabamna dii$meyeeektir. Demek ki b1rak1lan bir eismi yere dü$Üren, c;ekim güeü degil, h1zlanan h1z -C$· deyi$Ie ivme-'dtr. Bk. Gene! Bagmttltltk Kuramt.

timismus, ing. Optimism, it. Ottimismo) Gene! olarak her dii$iinee ve eylemi iyi yanmdan alma egilimi, özel olarak Leibniz'in ögretisi... Antik<;ag Stoaehg1, dogada her ~eyin iyi ve yetkin bulundugunu, kötülügün gerc;ekd1~1 bir görünü~ oldugunu ilerisürmekle iyimserlik dii$üneesine yol ac;m1~t1r. Ama Stoae1hgm bu an!ayt$1, temelde, dünyayt iyi ideas1' nm ürünü sayan Platon dii$iincesine dayamr. Platon'a göre düzenleyici tann demiourgos, dünyay1, en iyi ve en yetkin bir bic;:imde düzenlemi$tir; c;ünkü iyi olamn yapt1gi i$ de iyi olur. Bu dii$ünee, yüzy1Ilarea sonra, stoae1Iar gibi bir dogatannet olan Spinoza tarafmdan i~lenmi$ ve felsefesinde, Spinoza' ya pek c;ok $eY borc;:lu bulunan Alman dü$Ünürü Leibniz tarafmdan sistemle$tirilmi$tir. Leibniz'e göre "mümkün olan dünyalaun ic;inde en iyisi bulunan dünyanuzda her $ey, mümkün olanlarm ic;inde en iyisidir". Bk. Kötümserlik.

iYiLiK. (Os. Lutuf, Kerem, Fazl, Hilm, CQt, ihsän, Hay1r, Attfet, Rahmet, Hikmet, Hasene, Temettü, Nimet, Saadet; Fr. Bonte, Bien; Al. Güte, Gütigkeit; ing. Goodness, Kindness; it. Bonita, Benignita) fyi olamn niteligi... Kötülük 1(0s. Fenälk, Fr. Mauvaisete; Os. Fcsathk, Fr. Meehaneete) terimi kar$1tId1r. iyi sözeügü Türkc;e kökünde yararli ve karli anlamlarm1 ic;erdigi gibi, bonum sözeügüyle dilegetirilen Lätinee kökünde de zenginlik ve mal anlamlarmt ic;erir. Bu etimoIojik ineeleme, iyiligin temelinde özdeksel bir yararhlik yatttgmt gösterir. Nitekim terim, toplumbilimsel tarih ac;:1smdan, insanlann mallilar'la malsizlar'a bölünmesiyle ilerisürülmii$iYONYA OKVLU. (Os. iyonya medresesi, tür. Platon (i.Ö. 429-347), Yasalar adh yap1Fr. Ecole Ionienne) Antikc;ag Yunan felsetmda $Öyle der: "ilkel toplumun ko$ullari, fesinin özdekc;i felsefe okulu„. iyonya okulu bu toplumun insanlarim ticaret 9abalarma deyimi; Thales, Anaksimandros ve Anaksizorlayacak kadar bozulmam1$fl. Yoksul degilmenes gibi ilk üc; Yunan dü$iinürünün Milet diler ama zengin de olamazlard1, ~ünkü ne okuluyla Efes'Ii Herakleitos'un ögretisini kapaltm ne gümü$ biriktirebilirlerdi. Bir toplumsar. Kendilerini c;evreleyen dünyaya özdeksel da ne zenginlik ne de yoksulluk varsa o bir temel arayan iyonya okulu kar$tsmda, toplumda iyilik ve kötülük de yok demektir. idealist bir temel arayan Elea okulu yer altr. 9ünkü böyle bir toplumda ne kendini üstün Antik<;ag Yunan felsefesinde bu iki okul, özgörme, ne haks1zlk, ne k1skan~lik ve ne de dekc;ilikle ruhc;ulugu simgeler. Kendinden ön9ekememezlik vardir. Bu 9agm insanlari 9ok eeki felsefeyi anlatan Aristoteles, Metafizik' iyi ki$ilerdi; apk sözlü, yumu$ak ve dogruyinin birinci kitabmda $Öyle demektedir: "ilk dular, onlara hi~ bir yasa gerekmiyordu". Platon'un da ac,:1klad1g1 gibi, tarihse! gözlem olarak felsefeyle ugra$anlar, bütün nesnelerin önee bir iyi!ik olarak beliren mallanmamn ilk temelinin yalniz özdek bic;iminde oldugusonra kötülüge dönii$tügünü ve bunun tepnu sanyorlardt. Bu c;e$it felsefenin ast! ba$I kisi olarak da ae1mak, korumak ve yard1m olan Thales bunun su oldugunu söylüyor". etmek anlamlarmda yepyeni bir iyilik beliriyonya okulu, geleneksel kamtlarla uyu$UP digini tamtlamaktad1r. Bu törebilimsel ve medonmu$ olan insan dii$iincesirie, yepyeni ve tafizik kavram, c;e$itli dü~ünürleree c;e$itli ac,:1bilimsel bir dünya görü$ii getirmesi bakiIardan tammlanmt$ltr. Bütün bu metafizik tammdan c;ok önemli bir dü~ünce hareketidir. mmlar1 tanr1bilimse! tamm özetler, bu taruinsan, bu hareketle, geleneksel dogmalann .ma göre kendinde iyilik (Os. Hayn mahtz, kar$tsma kendi usunu c;1karm1$ttr. Bu, insan Mahiyeti hayr; Fr. Le bien-meme), tanr1hk ya$ammda, teme! bir degi$ikliktir. insan dübir kavramd1r ve aneak tannda bulunur. f yi$Üneesi, iyonya okuluyla, c;evresindeki strlalik-kötülük ikiligini doguran, güc;:lü-güc;:süz ikira ba~kald1rm1~ ve özgürlükle bu strlan usaligidir. insanlar e~it kalabilseydiler birbirlerivurmaya ba$Iam1~t1r. iyonya okuluyla ba$1ane kötülük edemeyeeek!eri gibi bugünkü anyan bu usavurm9, insam geri;:ek insan etme lamda iyilik de edemeyeceklerdi. Bk. E$itlik. yolunda, her an biraz daha geli~erek, günümüze kadar süriipgelmi~tir. insanoglu, fyonIYiMSERLiK: (Os. Nikbinlik, istihsäniye, yahlardanberi, do&-amn yap1sma her gün biMiircie, Aslähiyet; Fr. Optimisme, Al. Opraz daha soku!mi;iktad1r. Bk. Elea Okulu.


JUNG KURAMI

J JANSENIUS'<;ULUK. (Os. Jansenizm, Fr. Jansenisme, Al. Jansenismus, lng. Jansenism, lt. Jansenismo) Descartes us9uluguyla Augustinus tannc1hgm1 uzla$tlrmaya 9ah$an Piskopos Jansenius'un ögretisi... Hollandah piskopos Cornelis Jansenius (1585-1638)'e göre insan günahlarla yüklü bir yarat1kt1r ve ancak tann bagt$Iyla kurtulabilir. Tanrmm kendisini bag1$lamasm1 dilemek ve beklemekten ba$ka yapabilecegi hi9 bir $ey yoktur. Dilimizde /ansenius'9uluk ve /ansen'cilik deyimleriyle de dilegetirilen bu ögreti tümüyle Augustinus anlay1$ma dayamr ve insan özgürlügünü yadm. insan özgürlügüne büyük bir pay ayiran Cizvit9ilik (Fr. Jesuitisme)'e kar$1 c,:1kan ve onunla büyük bir sava$tma giren /ansenizm , aym zamanda bir Htristiyan tarikati olarak, Port-Royal manastmnda toplanan dii$iinürlerce benimsenmi$ ve izlenmi~­ tir. Arnauld, Nicole, Saint-Cyran, Loncelot ve Blaise Pascal gibi dii$iinürlerin elinde i$lenen bu ögreti sonunda tüm gizemcilige varm1~tlr. Özellikle Jansenci Blaise Pascal (1623 -1662), Augustinusc;ulugun ve onun bir XVII. yüzyil bic,:imi olan Jansenciligin gizemcilige dönii$mesinde büyük rol oynamt$t1r. Bilim alamndan ba$anlarla yola c,:1kan bu c;ok akdlt matematikc,:i sonunda i$i tarn bir mistiklige dökmii$tiir. Önceleri aklma pek güvenirken sonra aklmdan da ku$kulanmaya ba$layan Pascal, bu ku~kusuyla Descartes'dan aynlmaktadir. Descartes'la birlikte matematigi en kesin bilim saymakta, oysa matematigin de ic,:inden c,:1kamayacag sorunlar bulundugunu, bu sorunlarm ancak gönül sezisiyle c,:özülebilecegini söylemektedir. Bu ac,:1dan Pascal, "Bir ~ey biliyorum, o da hie; bir $ey bilmedigimdir" diyen Sokrates'e yakla$1· yor. Ona göre ak1l tarn gerc,:ege varamaz, akd ülkesinin sm1rlarmm bittigi yerde gönül ülkesi ba$lar. Erdem, Tann'ya baglanan ve Tann 'mn bag1~m1 bekleyen temiz bir gönüldür. Ak1ldan gelen bilgilerin ötesinde duygudan gelen bilgiler vard1r ki önernli olan da bu bilgilerdir. Pascal da, Jansenius gibi, Ben' in bilinmesini Tanri'nm bilinmesine baglayan Descartes dü~üncesinin dogurdugu bir sonuc;tur. Ancak Descartes bu önermeye ak1l yoJuyla vanyordu. Pascal gönül yoluyla varmaktadtr. Say1larm kesinliklerinden bir sonuca varamayan büyük matematikc,:i ve fizik-

c,:i Pascal, Dü~ünceler {Pensees) ad1 altmda toplanan notlannda Tanrt'nm büyüklügünü belirtmek ic,:in insan'm küc;üklügünü tamtlamaya c;alt~1yor. Hangi yöne dönse kar~1la~­ t1g1 sonsuzluk, yücelik onu korkutmaktad1r. Soruyor: Bu s_onsuzlugun ic,:inde insamn degeri nedir? Her ~ey bir hic,:likten c,:tktp sonsuzluga dogru sürüklenmektedir. E~yamn ne ilk nedenini ne de son eregini tamyamamak umutsuzlugu ic,:inde ancak gelip ge9ici birtak1m belirtileri seyretmekten ba~ka ne yapabilir insan? Bu akt! durdurucu ak1~1 kovalamaya kimin gücü yetebilir? Öyleyse haddimizi bilelim. Akl1m1z1 yitiren bu sonsuzluk Tann gücünün en büyük niteligidir. insan ancak bir $eY bilebilir, diyor Pascal: Yakmda ölecegini. Bundan ba$ka hie; bir ~e­ yi kesinlikle bilemez. Ölüme kar~1 gözlerimizi kapamaya c;alt~mak neye yarar, gerc;ek ~u ki, ister ac,:1klayahm ister ac,:1klamayahm, bu ölüm hepimizi korkutmaktad1r. $u halde Tann'ya inanarak bu korkudan kurtulmak daha kärh degil mi? Tutun ki bir kumar oynuyorsunuz, ya yaz1 atacaks1mz ya tura. ikisinden birini sec,:mek zorundasmz. Tann'nm yoklugunu sec;erseniz bir iki gec,:ici mutluluk eitle edebilirsiniz ama ömrünüz de ölüm korkusu ic,:inde ktvranmakla gec,:er. Tanr1'nm varhgm1 sec,:mek her baktmdan daha yararhd1r, c,:1karmm dü~ününüz. Pascal bu dii$iincesiyle bir c;e~it Faydac1hk, Pragmac1hk yapmaktad1r. John Stuart Mill (1806-1873)'den önce faydahdan yana olmak gerektigini, William James (1842-1910)'den önce pratik i~e yararhg1 savunmaktadtr. Kimi insanlar, diyor Pascal en üstün iyi'yi ba$kalanna söz gec,:irmekte, kimileri bilimsel ara$ttrmalarda, kimileri de $ehvette aram1$lard1r. Oysa en üstün iyi, hi9 bir kü9ülme ve k1skan9lik duymaks1zin herkesin birden olabilen'dir. Buysa Tann'd1r. Pascal, Dü~ünceler 'inde ~u sonuca vanyor: Tanr1'nm varhg1 yolunda kamt ve tamtlarm say1S1m arttirmakla degil, ruhunuzdaki tutkularn saylSlnt azaltmakla inan (imän)'a varmaya c,:alt~m1z . Ey insanlar, sonunuz ne olacak? Ne siz bu Felsefelerden gec,:ebiliyorsunuz, ne de onlar size gereken kar$1hg1 ve· rebiliyorlar. 0 halde, ey kendini begemni~ insan, kendi benliginizin kendiniz ic,:in nasil bir aykmhk (Paradoks) oldugunu biliniz. Ey beceriksiz ak1!, zavalhgm1z1 anlaym1z. Ey budala doga, susunuz. Biliniz ki insan, insan· hgm sonsuz üstüne yi.ikselebilir. Gerc,:ek degerinizin ne oldugunu Tann'r.•z.' ·1 ögreniniz. Tanrt'nm sesini dinleyiniz. (Pensees, üc,:üncii bölüm). Jansenizm, bir ba~ka yandan, Fran· s1z monar~isine de kar$1 91karak siyasal bir

parti niteligine dönii$mii~tür. Jansenizmin bu yandaki gücü, kralhgm ezici bask1sma ve c;e$itli yasaklama!arma ragmen 1789 Frans1z devrimine kadar sürmii$tiir. Bk. Ogüstinusc;uluk, Dekartc,:1hk, Kayrac1hk. JAPON FELSEFESi. Japonlarca geli~tiri­ len felsefe ak1mlan„. Felsefe anlamma geien Japonca tetsugaku deyimi, ilkin Japon dü~ünürü Ni~i Amane (1826-1894) tarafmdan kullamlm1$tlr. Japonlarm özgün bir felsefeleri yoktur. ilk felsefesel dii$Ünceleri, pek c,:ok uluslarda oldqgu gibi, din alanmda geli~mi~tir. <;in'in Konfüc,:yüsc;ülügü ve Hind'in Budac1hg1 bu <linse! felsefenin ba~­ hca etkenleridir. Suse gakuha ad1y!a am!an Konfüc;:yüsc;ü felsefe, giderek, öznel idealist bir ak1m olan oyomey gakuha'y1 dogurmu~­ tur. XVII. yüzyihn sonlarma dogru Bat1 dü~üncesiyle ili$ki kuran Kaybara Ekiken (1630 -1714), Muro Kyuso 1(1658-1734), Yamagata $unan (1687-1752), ito Jinsay (1627-1735) ve özellikle Ando $oeki gibi dii$iinürler özdeki;:i bir felsefe geli$tirmeye ba~Jam1$lard1r. Bunlarm ic,:inde Ando $oeki'nin kesintisiz olu~­ ma kuram1 Herakleitos'c;u bir anlay1$ ic,:inde eyti$imsel ögeler ta~1r. Tanntammaz bir dü~ünür olan $oeki, feodal düzene de kar$I 91kmakla, yanm kalm1$ bir devrim _niteliginde de olsa 1867 Japon burjuva devriminin haz1rlay1c1S1 sayilabilir. $oeki, aym zamanda, ütopyac1 bir toplumculuk anlay1$1 da geli$tirmi~ ve özel mülkiyetin kötülüklerin kaynag1 oldugunu ilerisürerek topragm ortakla$a i~lenmesini önermi$tir. Bu özdekc,:i felsefesel anlay1$Iar daha sonra Miura Bayen (1723-1789), Minagava Vakeyn (1716-1803), Yamagata Bantu (1761-1801), Higara Gensay 1(1726 -1 779), Kamada Ryuku (1754-1821) vb. gibi dii$iinürlerce geli$tirilmi$tir. Bununla beraber Ni$ida Kitaro (1870-1945) gibi dü~ünürler, bir yandan, dii$ünceci felsefeyi geli$tirmeye c;ah$m~Iard1r. Bilimsel felsefenin geli$mesinde Nakae (1847-1901), Japon Marksc,:d1gmm yerle~­ mesinde de Tosako Gen i(1905-1945), Kavakami Hajime (1879-1946), Nagata Hiro~i (1904 -1947) gibi Marksc,:1 dii$iinürler büyük c,:apta etken olmu$Iard1r. JUNG KURAMI. (Os. Jung nazariyesi, Fr. Theorie de Jung) isvic,:reli hekim Carl Guslav Jung'un ruhbilim kuram1 ... Önce Fröyt-

c,:ülükten yola c,:Ikan ve sonra ona kar~1 koyan Prof. Jung (1875-1961), ruhbilimin c;e$itli a!anlarmda kendine özgü yeni kuramlar ilerisürmü~tür. Ögretisi, analitik ruhbilim ya da kornpleks ruhhilim okulu ad1yla adlamr. Örnegin bilinc,:d1$1 izlenimlerden meydana ge~ digini ilerisürdügu ortakla~a bilin9sizlik (Al. Kollektive Unbewusstsein) deyimini ortaya atm1~ ve dü~ler, <linse! co~kular, masallar ve hastalik hezeyanlarmda bu izlenimlerin meydana c,:1kt1gm1 savunmu~tur. Jung, insanm ruhsal kf~iligini, bütün bir ge9mi~ten soyac,:ekimJe geien bu ortakla~a bilinc,:d1~1 izlenirnlerin onard1gm1 ilerisürer. Freud'ün cinsellik i9güdüsil ve Adler'in a~ag1l1k kompleks'ine kar~1 91karak insanm ruhsal karakterini ya~ama i9güdüsü'nün belirledigini savunur. Jung'a göre cinsellik duygulan da, yükselme istegi de ya~lara ve ko~ullara göre degi$en, bütün bir insan ya$amm1 belirleyecek güc,:te olmayan etkenlerdir. Buna kar~1 ya~(lma enerjisi her ya~ta ve her ko~ulda gücünü sürdürür. Jung, tip kurami'm da bu temel üstüne kurar. Ya~ama enerjisinin ic,:e ya da d1~a dönük olu$uyla insan tiplerini entrovert ve ekstrovert olmak üzere ikiye aymr. Ayr1ca Jung, Freud psikanalizinde de ilk kez sözcük 9agfl$lmt yöntemi'ni (Fr. Association de mots, Jng. Word association) uygulam1~tr. Jung'un sözcilk listesi, özel olarak haz1rlad1g1 yüz sözcügü kapsar. Jung, bu sözcüklere uyar1m sözcükleri (Ing. Stimulus words) adm1 verir. Bu sözcükler hastaya okunur ve onlarm hat1rlatt1&t ilk sözcügü bildirmesi istenir. Hastanin verdigi kar~i11klarla kar~Il1k verme süresi ve uyamn sözcüklerine kar~1 tutumu ya da davram$t bir kag1da yaz1larak incelenir ve bunlardan bilinc;d1~1 bölgeye itilmi$ ve hastahgm nedeni olan olaylar c,:1kardmaya c,:ah~d1r. Jung, bunu, yard1mc1 bir yöntem saymakta ve bununla ancak hastanm bilinc,:dt$1 kompleksleri üstündeki ipuc,:lannm ele gec,:irilebilecegini ilerisürmektedir. Veri!en kar$1· hklarda duygulandmc1 bir yük ta~1d1gi saptanan her sözcük de temel nedenle ilgili olmayabilir. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde lng. /ungian analysis deyimi kar~tl1&tnda /ung9u 9öziimleme deyimi önerilmi~ ve Dr. Mithat Enc; tarafmdan "uyum güc,:lügü c;ekenleri ya da ruh hastahgma tutulanlan sagaltmak ic,:in ruhsal olaylar1 Jung'un yöntemine göre c;özümleme" olarak tammlanmt~tlr. Bk. Freud'cülük.


KAMUTANRICILIK

K KABA. (Os. Avami, Fr. Vulgarie) Bilimsel olmayan ... Halksal anlammda da kullamhr. Ham deyimiyle de dilegetirilebilir. Toplumcu edebiyatta bilimsel olmayan'1 dilegetirmek iyin kullamlmaktadtr. KABA EVRiMCiLiK. {Os. Avami tekamülcülük, Fr. Evolutionisme vulgaire) Spencer' in evrim anlay1~1 ... ingiliz dü~ünürü Herbert Spencer'in (1820-1903) evrimcilik ögretisi vülger evrimcilik ad1yla amhr. Spencer'e göre evrim kesintisiz ve nicesel artt~larla geryekle~ir, nitesel degi~me ve siyrama olamaz. Önceleri evrimi tümüyle yads1yan metafizik anlay1~. sonralan, geli~en bilimsel ba~ar1lar kar~1S1nda Spencer'in anlayt~ma yöneldi ve evrimi tümüyle yads1maktan vazgeyerek onu sadece nicesel birikmelerle s1mrlandtrmaya yah~tt. Diyalektik özdekyilik, vülger evrimciligin yanh~hgim tamtlam1~ ve evrimin nice· likten nitelige styrayarak geryekle~tigini göstermi~tir. V ülger evrimcilik, iyile~tirmeciligi (reformizm) dogurmu~tur. Nitekim iyile~tirme­ cilik de, vülger evrimcilige uygun olarak, toplumun nicesel birikmelerle yava~ yava~ ve kendiliginden degi~mekte oldugunu savunmaktad1r. Metafizik dü~ünce, giderek, Spencer anlay~mm bilimsel verilerle bagda~mad1gim görmekle ba~ka bir kaba evrim anlay1~ma, Bergson'un yarat1c1 evrimi'ne yönelmi~tir. Ünlü bir diyalektikyi ~öyle der: "Eyti~imsel özdekyilik, geli~meyi ve evrimi yads1yan metafizik doga anlayt~ma kar~t kuruldu. Ne var ki o zamandanberi durum degi~mi~tir. Özellikle Darwin kurammdan sonra metafizik, geli~meyi ve evrimi yads1maktan vaz'geymi~, taktik degi~tirerek geli~me ve evrimi bilimsel anlayt~tan sapt1rmaya ugra~m1~t1r. Bu sapt1rmay1, Spencer'in kaba evrimciligiyle Bergson'un yarattct evrimciligi geryekle~tirme­ ye yah~maktad1rlar". Bk. Evrim, Devrim, Evrim ve Devrim, Evrimcilik, Geli~me, Eyti~im­ sel Özdekyilik. KABALA. (Os. Batm1yyei hurllfiye, Kable, tlmi esrar, ilmi an'anei mektilm; Fr. Cabale, Kabbale; Al. Kabbala, Ing. Cabala, lt. Cabala) Yahudi iyrekyiligi... ibranice kibbe! kökünden türetilen ve gelenek'le kabul edilmi$ $ey anlamlanna geien Kabbalah, Tevrat' m a91k anlamlannm altmdaki gizli anlamlan

dilegetiren, harf ve say1 gibi simgelerle varhkbirligi (Ar. Vahdeti vücut) dü~üncesini ilerisüren bir Yahudi yap1t1d1r. Samld1g1 kadar eski degildir ve Pitagoras, Aristoteles, Platon, Plotinos, Jamblikhos, Proklos gibi Yunan dü~ünürleriyle Scottus Eriugena gibi Htristiyan dü~ünürlerinden belli izler ta~1makta­ dtr. Kabala, belli bir zamanda yaz1lm1~ degildir ve olu~mas1 yüzy1llarca sürerek ortayagm sonuna dogru tamamlanm1~t1r. Se/er /ezirah (Yaratmanm kitab1) ve Se/er Hazzohar (I~1gm kitabt) adlanm ta~1yan iki kitaptan olu~maktad1r. Bu kitaplarda agtzdan ag1za gec,:mi~ ve uzun yüzy1llar yaz1ya geyirilmcmi~ felsefesel öyküler vardtr. KABA ÖZDEK<;lLiK. (Os. Amiyane maddecilik, Fr. Materialisme vulgaire) insan bilincini özdege indirgeyen özdekyilik... Kaba materyalizm ve vülger maddecilik deyimleriyle de dilegetirilmektedir. XIX. yüzytlda Alman idealist felsefesine kar~t olgucu bir nitelikte olu~mu~tur. Dogabilimlerindeki kendiliginden özdek~ilik temeli üstünde geli~ti­ rilmi~tir. Ba~ltca temsilcileri isviyreli dü~ünür ve dogabilimci Carl Vogt (1817-1895), Fransz doktoru ve dü~ünürü Pierre Cabanis {1757 -1808), Alman fizyoloji bilgini ve dü~ünürü Jacob Moleschott (1822-1893) ve Büchner'dir. Yanh~ ve zararh bir özdekyilik anlay1~1d1r. Yanlt~hg1 bilinci özdege, tüm ruhsal sürec,:· leri fizyolojik süreylere indirgemesindedir. Za· rar1ysa idealizmin saldmlarma pek yok ay1k ve güysüz kap1lar btrakmasmdad1r. Üstelik de felsefeyi yadstr ve felsefesel sorunlann dogabilimsel ara~ttrmalarla yÖziimlenebilecegini ilerisürer. insan bilincinin toplumsal bir ürün oldugunun farkmda degildir. Dü~ünce ve duygularm, fizyolojik süreylerce belirlen· digini savunur. Evrenin özdeksel bütünlügii· nü sezmek gibi büyük bir ba~ariya ula~tig1 halde bu varg1s1m, eyti~imden yoksun bulundugu iyin zorunlu olarak idealizme dü~­ mesinden ötürü, a~mhga vardtrmt~ ve üst olam alt olana indirgemi~tir. Kaba özdekyi· lik anlay1~1, idealizme kar~t y1kttgi halde, idealist yap1dad1r ve metafizik dü~ünmenin tekyanhltk yamlg1sm1 ta~tr. Ruhsal faaliyeti bütünüyle yadstr ve bunun sonucu olarak insan bilincini de özdek sayar. Örnegin Karl Vogt, "ti.ikürük bezleri nastl tükürük ya da karaciger nasil safra salarsa beyin de öylece dü~ünce salar", Moleschot "dü~ünce, beyin· den ytkan fosfordur" derler. Ludvig Büchner ve Ernest Haekel gibi mekanik anlayt~h öz· dek9iler de zorunlu olarak bu kaba özdekyilige dü~mü~lerdir, örnegin Haeckel "ruh,

plazmadtr" der. Bu bilimd1~1 kaba özdekyili· gin ba~hca eksiklik ve yamlg1lar1 ~unlard1r: t . Bu özdekyilikte mekanik yan ag1r bas1yor, kimya ve biyolojideki son geli~meleri hesaba katm1yordu. 2. Ne tarihsel, ne de eyti~imseldi, antidiyalektik anlamda metafizikti ve geli~me anlay1~ma tutarh ve kapsamh bir bic,:imde baglt degildi. 3. insanm özünü somut ve tarihsel olarak, tüm toplumsal ili~­ kilerin ürünü olarak degil de soyut olarak görüyor ve bu yüzden dünyay1 sadece yorumluyordu, oysa bu bir degi~tirme sorunuydu, e~deyi~le devrimci pratik eylemin önemini kavramam1~t1. Ünlü bir diyalektikyi de ~öyle der: "Dü~üncenin özdeksel oldugunu söylemek, materyalizm ile idealizmi birbirine kart~ttrmaya dogru yanh~ bir adtm atmakt1r". Geryekten de dü~ünce özdekten ba~ka bir ~ey degilse özdek de dü~ünceden ba~ka bir ~ey degil demektir, e~deyi~le aralannda hiy bir fark yoktur. Oysa bunlar farkh, hem de c,:ok farkh ~eylerdir. Bilinc,: özdeksel bir geli~menin ürünüdür ama özdek degildir. Özdekle bilinc,:, nastl birbirlerinden ayn~tmla­ mazlarsa öylece de birbirleriyle aymla~tmla­ mazlar. Bk. Özdekc,:ilik, Biliny, Eyti~imsel Özdekc,:ilik, Tarihsel Özdekyilik, Kaba, Özdek, Dü~ünce.

KA<;INMA. (Os. imsak, ic,:tinäb, Tevakki, Affäf, iffet, Perhizkarhk; Fr„ Ing. Abstinence, Al. Enthaltung, it. Astinenza) Törebilimsel ve dinsel bir amac,: güderek biryok gereklerden kendini bilerek ve isteyerek yoksun b1rakma... Antikyag Yunan felsefesinin Stoac1hgmdan geien kapnma, insamn hayvansal yamm dizginleyerek ahläkt egemen kt!mak amacmt güdcr. is!am gizemciliginde de ye· ~itli bi<;imleri görülür. Eski Yunan kinikleri ve is!am me!amileri bu anlayt~n a~m ömeklerini vermi~lerdir. Büyük dinlerdeki oruc;:lann da temeli budur. is!am gizemciliginde kac;mma, az yeme-az uyuma-az söyleme (Ar. Taklili team, Taklili menam, Taklili keläm) formülüyle dilegetirilir. KALINTI. (Os. Bakiyye, Temadi; Fr. Survivant, Ing. Survival) Görevi kalmad1g1 halde varolmakta devam eden... ingiliz bilgini Darwin, ku~larm ve memeli hayvanlarm embriyonlarmda gördügü ense yanklarmdan onlann bir zamanlar solungayla hava ahp verdikleri sonucuna varmt~ ve bunun gibi görevi kalmad1g1 halde varltgim gösteren bütün örgen kalmttlarma lng. survival adtm vermi~tir. Bu terim, toplumbilimde de, görevleri kalmam1~ oldugu halde ya~ayan ku-

rumlar arasmda sürmekte olan inane;: ve gelenekler ic;:in de kullamlmaktad1r. KAMULDUYU. (Os. Hissi mü~terek, Aklt ftt· ri, Basiret, Rü~t, Akh selim, Tab't müstakim; Fr. Sens commun, Al. Gemeinsinn, Gemeiner Verstand, Einfucher Verstand; Ing. Common sense, lt. Senso comune) Dogru yargtlama gücü.„ Bu metafizik kavram, ilkin antiki;ag Yunan felsefesinde Aristoteles tarafmdan ilerisürülmü~tü. Aristoteles ruhbiliminde, ayn duyulara özgü duyumlarm bir merkezde toplanarak tek ~eye indirgendigini, düzenlendigini ve ondan sonra alg1land1gm1 samyor ve görevi bu indirgeme ve diizenlemeyi yapmak olan duyu merkczine kamulduyu diyordu. Metafizik, bu terimin anlammt sag-_ duyu terimiyle e~anlamlt ktld1 ve bunu insanlarm c;:ogunda bulunan bir giiy oldugu varsaytmma dayanarak kamul'lukla niteledi. Özellikle bu terim, Iskoc;:ya okulunun ba~­ kavram1d1r. Iskoc;:ya felscfesine göre kamulduyu, zihnin degi~mez ve temel özelligidir ki us bu özelligin geli~mesinden ba~ka bir ~ey degildir. KAMUTANRICILIK. (Os. Vücudiyei irädiyye, Vücudiyye, Vücudiyei tabiiyye, Vücudiyei maddiye, Vahdeti vücut mezhebi, Vahdeti cevher mezhebi; Fr. Pantheisme, Al. Pantheismus, Ing. Pantheism, lt. Panteismo) Dogayla tanr1y1 özde~ kt!an ögretilerin genel adt. .. ingiliz dü~üni.irü Toland'm 1705 yt!mda önerdigi pantheism terimi Türkc;:emize kamutanrrcrl1k ya da dogatanrrc1l1k, heptanr1c1l1k ve tümtanr1c1l1k sözcükleriyle c;:evrilmi~tir. Bu anlay1~ta olan 9e~itli ögretilerin ortak yam, dogayla tanr1y1 bir ve aym ~ey sayma'lar1d1r. Ne var ki, i;c~itli ögretiler bu sonuca c;:e~itli yollardan vanrlar. Yollarm ba~kahgt, anlayt~larda da temel aynhklar meydana gctirmektedir. Kökü Platon'da bulunan lskenderiye kamutanr1c1l1g1 (Os. iskenderiye vücudiye mezhebi, Fr. Pantheisme Alexandrin)'na ·göre geryek olan tanndtr ve her ~ey tanridan türemi~tir, böyle olunca da özdeksel evren tinsel bir tözden meydana gelmi~ demektir. Bu anlay1~ da iki bic;:imdir: Evren, tanrsal belirmedir savtm ilerisüren görü~e türümcülük (Os. Suqur vücudiyyesi, Fr. Pantheisme d'emanation), evren tannda ic;:kindir savmt ilerisüren görü~e i{:kinci kamutanrrc1l1k (Os. Butun vücudiyyesi, Fr. Pantheisme d'immanence) denir. Evrensel bir ruhun dogala~arak olu~makta bulundugunu ilerisüren Hegelcilik de bu kamptadtr ve bu a<;:dan olll$fU kamutanric1l1k (Os. Sayruret vücudiyyesi, Fr.


·· 1 KANI Pantheisme du devenir) admt altr. Biltün bunIann kar~1smda kamutannctl1g1 özdek9i bir anlay1~la ilerisüren ögretiler yer almaktadtr. Dogalc1 kamutanrzczlzk (Os. Vücudiyye-i tabiiyye, Fr. Pantheisme naturaliste) ya da özdek9i kamutanrzc1l1k (Os. Vücudiye-i maddiyye, Fr. PantMisme materialiste) ad1 altmda toplanan bu ögretilere göre ger9ek olan evrendir ve tann, evrendeki bütün varltklann toplam1d1r, böyle olunca da tann, özdeksel bir tözden meydana gelmi~ demektir. Kamutanrzc1l1k terimi, tanrrtammazl1k ve tanr1c1l1k terimlerine kar~1 anlamda kullamhr. Temelde, dü~ünsel kökleri antik9ag Yunan stoac1hgmdad1r. Stoa kamutanrrc1l1g1 (Os. Vücudiyyei reväkiyye, Fr. Pantheisme stoicien), ilerisürdügü evrenin ruhu (Os. Ruhül käinat, Fr. L'äme du monde) anlay1~1yla, giderek Hegelciligi ve Spinozac1hg1 dogurmu~tur. Kamutanric1l1k, ilkin özdek9i doga anlay1~m1 yans1t1rken giderek idealist bir yap1ya dönü~­ mü~ ve uygunculuk anlayi~tm yansttmaya ba~­ Iam1~t1r. XIX. yüzyda gelinceye kadar metafizigi fizige indirgeyen kamutanr1c1l1k, günümüzde fizigi metafizige indirgeme 9abasmdad1r. Kimi incelemeciler kamutannc1hgm kökenini Ksenophanes ve Parmenides'e kadar uzattrlar. Kamutanncthk, evrensel bir bircilik anlammda ele almtrsa bunun kökleri 9ok daha eskilere --örnegin Hint mitolojisinekadar uzattlabilir. Bu anlamda evrenin Logos' ca yönetildigini ilerisüren Herakleitos'tan isli1m tasavvufuna kadar 9ok geni~ bir alan kamutannct say1ltr. Özellikle isläm tasavvufunun vahdeti vücut (varhkbirligi) anlay1~1 kat1kstz bir dogatanr1c1ltkt1r. KANI. (Os. ltminän, ltikaadt ca~im, Kanaat, Beyyine, Cezim, Yakiyn, itikaad; Fr., ing. Conviction, Al. Überzeugung, Überführung; -lt. Convinzione) Ansal ve manttksal kamtIarla eitle edilen görü~... Dü~ünceyle ve mant1ksal olarak bir sonu9 eitle etmeyi dilegetirir. Aldanm1~ olmayt da gözönünde tutan inan9 anlamm dilegetiren sam (Os. Zan, Fr. Conjecture), samnm konusu anlamm1 dilegetiren oy (Os. Rey, Fr. Opinion), kesin bilgi' yi dilegetiren pekin (Os. Mevsftk, Fr. Certitude) deyimleriyle kar1~tmlmamahd1r. Kammn olu~masmda pek 9ok ansal ve ruhsal etken rol oynar, bu 9e~itli etkenlerle olu~an kamlar dogru olabildikleri gibi yanh~ da olabilirler. Kammn dogrulugu ya da yan11~­ hg1, dayandt&t verilerin bilimsel olup olmamasma baghdtr. Smtfu toplumlarda kamlar da zorunlu olarak stmfsal bir 1ra ta~trlar. Bilimsellikle stmfsal 91karlar 9atl~abilirler, in-

KANTCILIK sanlar böylesine bir 9at1~mada 9ogunlukla 91karlarmdan yana kamlar edinmeye egilimli. dirler. Tarihsel süre9te kam, eksik ve öznel bir bilgi saydmt~ttr. Özellikle antik9agm Eleahlan ussal kam'yla duyusal kam'yt birbirin. dan ay1rm1~lard1r, onlar iitin ancak ussal olan ger9ektir ve duyusal olan sahte bir görünü~­ ten ibärettir, ger9ek varhga ancak us yoluyla vanlabilir ki bu sav günümüze kadar sürüpgelmi~ bulunan dü~ünceciligin (idealizmin) temel s:mdtr. Ünlü bilgici Protagoras'a kadar gücünü koruyan bu sava ilk kez Pro~agoras kar~t 91km1~t1r. Protagoras'a göre (bireysel) insan her ~eyin öl9üsüdür, bundan ötürü de herkesin kamst kendisine göre dogrudur (Pirandello'nun ünlü piyesinde dedigi gibi: Size nas1l geliyorsa öyledir). Protagoras da bu konuda, dü~ünceci sa9mac1ltga bir tepki olarak, a~m öznelcilige ve görecilige dü~­ mü~tür. Prot11goras'1 izleyen tüm bilgicilere göre de ger9ek bilgi sadece duyu alg1S1d1r, demek ki duyulardan yans1yan kamlar da ger9ektir. Platon, a~m ve yamlg1h olmakla beraber, Protagoras'm bu ger9ek9iligini yeniden ussal ve ruhsal alana 9ekmi~tir. Platon'a göre ger9ek bilgi, bir duyu ürünü olan kantlarla ili~kisizdir ve idealarn alanmdad1r. Aristoteles de kam'yt bilimsel bilgi'den ay1rm1~ ve onu yamlgtlara pek yatkm görgül bir bilgi saym1~ttr. Oysa, 9agda~ anlam1yla, geri;ek kam, bilimsel bilgiye dayanan kamdtr. Kam deyimi, Türk Dil Kurumunca yay1mla· nan Toplumbilim Terimleri Sözlügü'nde Dr. Özer Ozankaya tarafmdan Fr. ve ing. opinion deyim kar~1ltg1 olarak önerilmi~ ve "1. Ka· mtlanmt~ saytlmak i9in yeterli dayanag1 ve anhksal etkinlikler yoluyla vartlm1~ olan bir yargt, 2. Uzman saytlan ki~inin belirttigi görü~" olarak tammlanm1~ttr. KANIT. (Os. Delil, Burhan, Hüccet; Fr., Al., ing. Argument, aynca Al. Beweis, it. Ar· gumento) Uslamlamanm dayand1g1 ger9ek ... Tamtlamanm dayand1g1 ger9ek anlamtm dile· getiren tamt terimiyle kar1~tmlmamahd1r. Bu ger9ek, soyut uslamlamamn somut ve nes· nel dayanag1d1r. Örnegin Sokrates'in akt!h oldugu soyut yarg1S1, Sokrates'in bir insan oldugu ve bütün insanlann akdh oldugu somut ve nesnel ger9eklikten uslamlamr. Tamt (Os. ßeyyine, Fr. Preuve)'sa, somut ve nesnel degil, soyut ve özneldir, dü~ünsel bir süre9tir. Bununla beraber manttk dilinde her iki deyimi anlamda~ sayanlar da vard1r. Ka· mt deyiminin Bau dillerindeki kar~1hg1 L{J. argumentum deyimi, göstermek anlammt dilegetiren La. arguere deyiminden türetilmi~tir.

Kamt ve tamt köklerinden türeyen kamtlama (Os. Delillendirme, Fr. Argumentation) ve tamtlama (Os. ispät etme, Fr. Demonstration) deyimleri de ayn anlamlar ta~1r. Ne var ki tamtlama, tamtlarla yaptlabilecegi gibi kamtlarla da yaptlabilir. KANON. i(Os. Kanun, Kaide, Usftl; Fr., ing. Canon, Al. Kanon, it. Canone) Ömek ... Kanon sözcügü Yunancad1r ve örnek, yöntem anlamlanm dilegetirir. fsläm dü~ünürleri bu tcrimleri Yunanhlardan alm1~lar ve kanun deyi~iyle kural ve ilke terimleriyle anlamda~ kt!m1~lard1r. Osmanh dü~ünürleri Araplardan aldtklan bu terime yasa anlammt vermi~ler ve as1I yasa anlam1m dilegetiren Yunanca nomos sözcügündcn Arap9aya namus . sözcügüyle ge9en tcrimi de törebilimsel bir anlama 9ekmi~lerdir. Epikuros9ular bu sözcügü mant1k anlammda kullanm1~lard1. CogunlukIa örneklik edecek ve yöntem gösteren topIamalar bu terimle dilegetirilir. Ömegin Roma imparatorluk 9ag1 ba~lang1cmda örneklik edecek on söylevciyi (Antiphon, Andokides, Lysias, fsokrates, isaios, Demosthenes, Lykurgos, Hypereides, Aiskhines, Deinarkhos) toplayan listeye Attika söylevcileri kanonu denir. Katolik kilisesinin buyruk ve kararlan da kanon hukuku {Fr. Droit canon, Al. Kanoniches Recht, ing. Canon Law, it. Diritto canonico) ad1 altmda toplanm1~ttr. ingiliz dü~ünürü John Stuart Mill, manttgmda saptad1g1 be~ tümevar1m kuralma tümevarzmsal felsefenin ger9ek kanonlari (ing. The true Canons of inductive philosophy) der. Leibniz bu terimi genel kurallar anlammda kullanm~ttr. Kant da ~öyle der: "Kanon terimiyle, bilgi güc,:lerinin pratik kullamlt~1m saptayan önsel ilkelerin topunu dilegetiriyorum". Bk. Kural, ilke, Yöntem, Kanonsal. KANONSAL. (Os. A.leti kanuniyye, ilmi manttk, Kanuni; Fr. Canonique) Epikuros9u!arm manttk kurallart... Antik9ag Yunanhlarmda ilkin dü~ünsel tartt~ma kurallarma mant1k anlammda eristik deniliyordu. Aristoteles bu kurallart düzenleyip bir bilim häline getirdi ve adma da alet (Yu. Organon) dedi. Epikuros~ular bu kurallara kanonsal (Yu. Kanonika) dediler, Stoactlar da mantik (Yu. Logika) admt verdiler. Epikuros9ular, Aristoteles'in manttg1m gereksiz sayarlar ve bunun Yerine ya~amak iitin gerekli on iki kural ilerisürerek bunlara kanonika derler. Epikuros9uluk, bununla, pratik dogru'nun öl9üleri'ni saptamaya c,:ah~1r. Epikuros9ular felsefeyi kanonik-fizik-ethik olmak üzere ü9e aymrlar.

Onlar iitin dogrunun öli;üsü olan kanonik, dogrudan dogruya duyu verileri'dir. Epikuros9u1ann kanonika's1 ~u on iki kurah kapsar: 1) Duyular, hi9 bir zaman insam aldatmaz. 2. Yamlma, sadece sam (Yu. Doksa)'dad1r. 3) Duyular onu dogrularlarsa sam da dogrudur. 4) Duyular onu dogrulamazlarsa sam yanh~t1r. 5) Bütün öncelemeler duyularla elde edilmi~tir. 6) Öncelemeler, ait olduklar1 ~eyleri tammlarlar ve o ~ey hakkmda dogru bilgi verirler. 7) Önceleme, her türlü uslamlamamn ba~lang1c1 ve ilkesidir. 8) Kendiliginden apa91k olmayan -e~deyi~le, o anda duyularla alg1lanmarm~- bir ~ey, önceden algtlanm1~ olanla tamtlanmahdtr. 9) ÖyIe bir ho~Ianma isteyin ki onu hi9 bir ac1 izlemesin. 10) Hi9 bir zevk dogurmayan actdan ka9mm. 11) Sizi daha büyük bir zevkten yoksun edecek zevkten de ka9mm. 12) Sizi daha büyük bir ac1dan kurtaracak ac1y1 isteyin ... Bk. Kanon, Epik~ros9uluk, Mantik. KANTCILIK. {Os. Kant'm mezhebi felsefisi, Tenkidiyye; Fr. Kantisme, Al. Kantianismus, ing. Kantianism, it. Kantismo) Alman dü1ünürü Kant'm ögretisi ve bu ögretiyi 9e$i tli bi9imlerde izleyenlerin genel ad1 ... Alman dü~ünürü Immanuel Kant (1724-1804), dü~ün­ ce dünyasmm temel ta~Ianndan biridir. XVIII. yüzy1ldan beri bir9ok ögretiler Kant temeli üstüne kurulmu$tur. Nitekim Alman idealizminin kaynag1 da Kant ögretisidir. Kant ögretisi, 9e~itli bi9imlerde izlenmi~tir: KimiIeri Kant't geregi gibi anlamaya ve anlatmaya 9al$m1~Iard1r. Vaihinger, Schmid, Beck, Reinhold, Maimon, Schulze gibi dii$ünürler bu yoldad1rlar. Örnegin Karl Leonhard Reinhold (1758-1823), Kant't yaymaya 9ah~1rken Kant ögretisinin kandmc1 olmayan yanlar1m gidermeye ugra~mt~hr. Kimileri Kant't ele~­ tirerek yola 91kmakla beraber Kant'm izinde yürüyerek yeni sistemlere varm1~lard1r. Fichte, Schelling, Hegel bu yoldad1rlar. Ki- · mileri de Kant't yeni bic,:imlerde yorumlayarak 9agda~ dü~ünceyle bagda~ttrlll 8 Y3 c;<lh~­ mt$lard1r (yeni Kant91hk). 0. Lje~ma;~1 • H. Cohen, P. Natorp, E. Cassirer, f. •1 c~ert e 5 ist bu yoldad1rlar: Kant91l1k bir fel 6eimt, iJ ~mi olarak ele$tirici!ik ad1yla amhr. ~"te i<;~~~ici di.i~ünceyle gerici dü~ünceyi bir1 ,ir<;ok t~~n. 1 biri;ok 9eli~melere dü~tügü halde 1 ,eld~ .'_-, l>grulart da meydana koyabilen, te: 11r du~l.i '11111 ga9 özdek9i ve eyti~imci ilgin9 1 1,~gulayi~ Ur1 dür. Olguculuk, Varolu~9uluk, ·"elli b 1'1k vb. gibi bir9ok felsefe ak1mlarl j(ant'tn 11'er a9tdan Kant temeline dayamrlar. fflan b\t ~e­ li$ki ve tutars1zltklan o 9agm .A1 "Ju-


-

KAPLAM vazisinin gerikalm1~hg1yla a91klanm1~ttr. Alman burjuvazisinin bütün gü9süzlügü Kant' m ögretisinde yans1m1~ttr. Bk. Ele~tiricilik, Bi1inemezcilik. KAPLAM. (Os. SümUl, Tevessü, Tezäyüd, Temdit, imtidäd, Tevsi, Bast, ittisä, Tamim, Siddct, Med, istikrä Fr., Al., ing. Extension, aynca Al. Ümfang, ing. Extent, Denotation, Application; it. Estensione) Bir kavramm kapladtklarmm tümü„. Mantik terimi olarak iflem'in kar~1t1d1r. Bir terimi olu~turan lralar iflem, bir terimin olu~turdugu lralar kaplam'd1r. Bir terimi i<;:lem soyutlar, kaplam somutlar. Örnegin, Asyal1 terimi insanhgt, hayvanhgt, canhhg1 ve son 9özümlemede de bir varhk olu~u i9erir (Bunlar terimin i9lemidir). Buna kar~1 aym terim, örnegin bir Türk'ü , bundan ötürü de Türkiyeliligi, bundan ötürü de Istanbullulugu ve Istanbullu Ahmet admda birini kaplar (Bunlar da terimin kaplamtdr). Bir terimde var olan lralar o terimin i<;:lemi, bir terimden 91kanlabilcn lralar o terimin kaplam1d1r. Genel olarak bir kavramm ifine giren tek tek varlrk/arm tümü'nü dilegetiren kaplam terimini, bir smir ifine alma durumu'nu dilegetiren kapsam terimiyle anlamda~ sayanlar da vard1r. Oysa bir yasanm kapsam1 i<;:inde olanlar, o yasanm kaplamt degildirler. Bk. ic;;lem. 0

;

KARDESLiK. (Os. Uhuvvet, Biräderlik; Fr. Fraternite, Confrerie; Al. Bruderschaft, ing. Brotherhood) insanlan karde~ sayma ülküsüyle toplumu düzenleme dü~<;:ülügü„. Metafizik dü~üncenin ger9eklerden yoksun törebilimsel dü~lerindendir. Kimi durumlarda da kas1tlr olarak ve bilgiyle kullamhr; toplumsal düzensizligin ekonomik düzensizliklerden dogm~d1gm1, tersine, insanlann birbirlerini sevmemelerinden ve karde~ saymamalarmdan dogdugunu sand1rarak ger<;:ekleri bilgisizlerden gizlemek i<;:in özellikle ilerisürülür. Bu propagandaya göre "insanlar birbirlerini bir sevebilseler, bir karde~ sayabilseler" her ~ey düzelivcrecck, ortahk güllük gülistanlk olacak, gökten mutluluk yagmurlan yagacakttr. Kafalanm yorup ger9ekleri ögrenmektense her söylenene inanmay1 daha kolay bulan bir<;:ok rahatma dü~kün darkafahlar da bu propagandaya inamrlar. Bu propganda siyasal dilegetirili~ini 1789 Frans1z burjuva devriminin karde$lik, özgürlük, e$itlik sloganmda bulmu~tur.

KARMASA. {Os. MOdile, Fr. Complexite, ing. Complexity) Karma~1k olanm niteligi... Birbirlcrinin i<;:ine girmi~ olaylar sistemini dilegetirir. Bilin<;: karma~alan hastahk dogururlar. Türk Dil Kurumunca yay1mlanan Ruhbilim Terimleri Sözlügü'nde bu deyim, Dr. Mithat En<;: tarafmdan ing. comp/ex deyimi kar~1hg1 olarak gösterilmi~ ve "ruhsal c;;özümcülere göre hastahkh davram~lan ortaya c;;1. karan, bask1ya almm1~. co~kusal yam ag1r basan bir dü~ünü dizgesi (Genellikle ortak co~kusal baglan bulunur, birisi bilince c;;tkmca ötekileri de onu izler)" bi<;:iminde tammlanm1~ttr. Bk. Karma~1k. KARMASIK. (Os. Mudil, Muhtelit, Mürekkep, Mukayyet, Girift, Muhtelif, Muglak, Mu: kellef, Mütezäif, Gayn basit; Fr., ing. Complexe, Al. Komplex, it. Complesso) i<;:ic;;e kan~m1~ ögelerden yap1lm1~ olan„. Yalrn kar~1ttd1r. Mantik terimi olarak büyük say1da ögeden yapllm1$ olan'1 dilegetirir. Bk. Karma~1k11k.

KARMASIKLIK. (Os. ihtilät, Fr., ing. Complication, Al. Komplication) Karma~1k durum„. Skolästikler bu terimi afik (Os. Zähir, Fr. Explication) kar~tlgmda ve gizli (Os. Mahfi) anlammda kullanm1~lard1r, onlara göre tannda gizli olan evrende ac;;1ktlr ve bundan ötürü de tann evrenin karma~1khg1d1r. Wundt da c;;agr1~1mlan özümlenmi$ ve karma$1kl1k durumrmda olarak ikiye aymr. Ona göre aym türden tasanmlar özümlenir, ba~­ ka türlerden tasanmlar karma~1khk durumun· da kahr. Bk. Karma~1k . KARSILASTIRMA. (Os. Mukayese, Fr. Com· paraison, Al. Vergleichung, ing. Comparison, it. Comparazione) iki ya da daha c;;ok nesneyi birlikte inceleyerek ortak ya da ters dü~en yanlanm bulma„. Kar$1la$tlrma yöntemi (Os. Mukayese usulü, Fr. Methode com· parative) bilim alamnda verimli ve yararlt bir yöntemdir. Eyti~imsel anlay1~la kullaml· d1g1 hallerde, yani d1~ benzerlik ve aynltk· lardan c;;ok ic;; benzerlik ve ayr1hklan ele ald1g1 hallerde, daha <;ok yararhd1r. Bk. Yön· tem, Yöntembilim. KARSILASTIRMALI. (Os. K1yäsi, Tatbiki; Fr. Compare, Al. Vergleichend, ing. Com· parative, it. Comparato) Kar~tla~trtlanm ni· teligi... Kar~tla~t1rma konusu olan c;;e~itli bi· Jim ve konulan nitelemek ic;;in kullamhr. Bk. Kar~tla~t1rma.

KARSILASTIRMA YÖNTEMl. '(Os. Mukayese usulü, Fr. Methode comparative) Ben- · zcrlikleri ve ayrt11klan ka~1la~t1rmayla saptama yolu„. Bu bilimsel yöntem özellikle ekinsel olaylarm incelenmesinde vc ac;;1klanmasmda ba~anyla kullamlm1~ttr. <;:e~itli olaylarm ortak kökeninin saptanmas1 kar~tla~t1rma yöntemiyle olanakhd1r. Sm1flama ve yasaln~­ ttrmalara bu yöntemle vanhr. ingiliz dü~ünü­ rü John Stuart Mill, kar$1la$firma yöntemi'nde uygulanmak üzere dört kural ilerisürmü~, ne var ki bu yöntemin ancak fiziko-~imik vc biyolojik olaylara uygulanabilecegini, toplumsal ve kültürel olaylara uygulanamayacagm1 savlam1~tt. Stuart Mill'in kar~1la~t1rma­ da uygulad1g1 dört kural ~unlardir: 1. Uygunluk kural1: Birc;;ok denemcde nedcni aranan olayla birlikte yinelenen olay, nedeni aranan olaym nedenidir (Örnegin, ses olay1nm nedeni ara~tmhyor. Ses c;;1karan davuldan alki~a kadar pek c;;ok olay var. Ama davul olan denemede alk1~. alkt~ olan denemede davul yok. Oysa hava titre~imi olay1 tüm denemelerde var. Demek ki sesin nedeni hava titre~imidir). 2. Ayrim kura/1: Bir<;:ok denemede nedeni aranan olayla birlikte ortadan kalkan olay, nedeni aranan olaym nedenidir. (Örnegin, cisimlerin dü~me­ sindeki h1z farkmm nedeni ara~tmhyor. H1z farkmt saglar görünen, cismin agtrhgmdan havanm direncine kadar, c;;e~itli olaylar saptamyor. Ama h1z fark1yla birlikte ortadan kalkan hava direncidir, e~deyi~le hava direnci ortadan kaldmlmca h1z fark1 da ortadan kalk1yor. Demek ki h1z farkmm nedeni, hava direncidir) . 3. Birlikte degi$me kura/1: Bir<;:ok denemede nedeni aranan olayla orantih olarak nicelik degi~tiren olay, nedeni aranan olaym nedenidir (Örnegin, mädensel cisimlerin geni~lemesindeki neden ara~tnhyor. Bunu saglar örünen, nemliliktcn lSlya kadar <;:e~itli olaylar , var. Ama bu olaylann i<;:inde sadece 1s1 derecesi geni~leme derecesiyle oranhh olarak degi~iyor, e~deyi~le 1s1 c;;ogalttlmca geni~leme de o oranda art1yor. Demek ki geni~lemenin nedeni 1Sld1r). 4. Tortu kural1: Bir<;:ok denemede nedeni aranan olayla birlikte olan olaylardan kimilerinin nedeni bilinir; nedeni aranan olaym nedeni, nedeni bilinenler ay1kland1ktan sonra geri kalan nedeni bilinmeyenler arasmda öbür kurallarla sec;;ilecek olan olayd1r (Örnegin, Uranus y1ld1zmm yörüngesindeki egrilik öbür gezegenlerin 9ekimleriyle a91klanamam1~t1r, bundan ötürü yeni bir <;:ekim gücü aranm1~ ve bu egriligin böylelikle ke~fedilen Neptün y1ld1z1111n 9ckiminden meydana geldigi anla~tlm1~-

KARSILIK

t1r). John Stuart Mill'in bu kurallar1, kendisinden önce Francis Bacon'un ilerisürdügü ünlü ü<;: levhasmm (nedeni aranan olayla birlikte görünen olaylar1 saptayan Var levhas1, nedeni aranan olayla birlikte ortadan kalkan olaylan saptayan Yok levhas1, nedeni aranan olayla birlikte nicelik degi~tiren olaylan saptayan Derece levhas1) geli~tirilmesiy­ le eitle edilmi~tir. Bununla beraber gerek Bacon'un ve gerek Mill'in kurallan günümüz kar~1la~ttrma yönteminde eski gec;;erligini ta~1mamakta , sadece varsay1mlar elde etmekte kullamlmaktad1r. John Stuart Mill'in Systeme Logique adh yap1tmda ilerisürdügü (eilt II, s. 478), kar~tla~t1rma yönteminin toplumsal ve kültürel olaylara uygulanamayacag1 yolundaki savma kar~1 Frans1z toplumbilimcisi E. Durkheim, Les Regles de la Methone Sociologique (1895) adh yap1tmda ~öyle der (s. 155-163): "Toplumbilimci toplumsal bir olaym nedenini ancak ba~ka bir toplumsal olayda bulabilir. Demek ki toplumbilim yasalar1, iki toplumsal olay arasmdaki zorunlu bir ili~kiye dayamr. Toplumbilimci toplumsal olaylar arasmdaki bu zorunlu ili~kiyi etkileyemez, e~deyi~le deneyemez, onlann ko~ullarm1 kendisi haz1rlayamaz. A91kt1r ki toplumsal olaylann incelenmesinde deneyleme yöntemi'ni kullanmak olanakh ' degildir, öyleyse kar$la$t1rma yöntemi'ne ba~vurmaktan ba~ka 9arc kalm1yor demektir". Kar~11a~ttr­ ma yönteminin geli~tirilmesinde, Wilhelm von Humbolt, Auguste Comte, özellikle kar~1la~­ hrmah filolojinin öncülerinden Jacob Grimm, August Friedrich Pott, August Schleicher, Ferdinand de Saussure gibi dü~ünürlerin büyük katktlar1 olmu~tur. Ne var ki kar~tla~­ ttrma yöntemi kültürel ara~tmnalarda s1mrhd1r ve ancak yard1mc1 bir yöntem olarak kullamlabilir, <;:ünkü sadece d1~ benzerlikler üstünde durabilmekte ve bu d1~ benzerlikleri meydana getiren özdeksel i<;: ili~kileri inceleyememektedir. Bk. Kar~tla~ttrma, Kar~tla~ttrmah, Yöntem. KARSILIK. r(l. Os. Cevaba cevap, Cevap; Fr. Duplique, Duplication; Al. Duplik, ing. Duply„. 2. Os. Mukabil, Mütekabil, Mütenäz1r, Muhälif, Z1t; Fr. Oppose, Al. Gegen, ing. Opposite) Bir ~eyin kar~1sma konulan. 1. Lätince iki kat etmek anlammdaki duplicatio sözcügünden türetilen bu terim, skolästik manhkta kar$l1ga kar$1l1k anlamm1 dilegetirirdi. Art1k kullamlmamaktad1r. Leibniz istisn/inrn istisntis1 anlammda da kullanm1~­ t1r. Türkc,:emizde yanrt sözcügüyle anlamda~ olarak kullamlmaktadit.


0 KARSILIKLI 2 Frans1zca oppose teriminin 9evirisi olarak kulland1g1m1z kar$1l1k terimi, birbirine dü$man olmadan kar$1 olan anlamm1 dilegetirir. Sözkonusu olan birbirinin kar$1sma lconulma durumudur ve bu bak1mdan kar$1t' la feli$ik terimlerinden aynlmah, onlarla kan~tmlmamahd1r. Bu anlamda kar$1l1k deyimi, kar$1 deyimiyle anlamda~t1r. KAR$ILIKLI. (Os. Mütekabil, Maklup, Mün' akis, Mütenaz1r; Fr. Reciproque, Al. Reziprok, Wechselseitig, ing. Reciprocal, it. Reciproco) Birbirlerinin kar~1smda olma durumu... Örnegin kar$1l1kll oturmu$lar denir, oturanlar birbirlerinin kar~1smda olma durumundad1rlar; kar$1l1kl1 dostluk (Os. Müveddeti mütekabile, Fr. Amitie reciproque) denir, her iki insan da dostluklanyla birbirIerinin kar~1smdad1r. Mantik terimi olarak anlam1 deg,i$meksizin yüklemi konu yap1labilen önerme'yi dilegetirir; örnegin "ü9gen, üi;; kenarh bir bi9imdir" önermesi "ü9 kenarh bir bii;;im üi;;gendir" önermesine anlam1 degi~meksizin 9evrilebilir. Önertili önerme (Os. Kaziyei ~artiyye)'lerde de iki önermeden birinin sonucu öbürünün önertisi ve birinin önertisi öbürünün sonucu olur; örnegin "Eger bir bii;;im üi;;gense üi;; kenarhd1r" önermesiyle, "Eger bir bi9im ü9 kenarhysa üi;;gendir" önermeleri böyledir, bunlara kar$il1kli önerme denir. KAR$ILIKLI ETKi. (Os. Mütekabil tesir, Fr., Interaction, ayr1ca Fr. Action reciproque, Al. Wechselwirkung) Nesne, olgu ve sürei;;ler arasmdaki etkile~imsel bag1m11hk... Kar$1l 1kl1 eylem, kar$il1kli aksiyon ve etkile$im deyimleriyle de dilegetirilir. Eyti~imsel ve tarihsel felsefenin meydana koydugu evrensel bir sürec,:tir. "Tüm doga, tüm özdeksel varhklarm baghhgmdan olu~an bir dizgedir. Birbirleriyle baghhk ii;;inde bulunanlar birbirlerini etkilerler. i~te bu etkile~me, devimin ta kendisidir. Etkile~me olmaksmn evrende hii;; bir ~ey varolmaz. Varolan tüm ~eylerin sonuc,:sal nedeni, kar~1hkl1 etkidir". Kar~d1kh etki, neden ve sonu9'un durmaks1zm yer degi~tirmesinden, birbirinin yerini almasmdan dogar. Mekanik anlay1~. her sonucu bir nedenin dogurdugunu ilerisürmekteydi. Mekanik anlay1~a göre evren, bir neden-sonU<; zincirinin sürekli olarak geli~mesinden ibarettir. Oysa bilimsel bulgular, bu anlay1~m yanh~­ hgm1 ortaya koymu~tur. Neden-sonui;; zinciri, evrensel baghhk ii;;inde pek basit bir görüntüden ba~ka bir ~ey degildir. Ger9ekte, neden-sonur;: zinciri kar$il1kl1 eylem hareketine

ing.

baghd1r. Bir ~ey bir ba~ka ~eyi dogurmaz neden gibi görünen ~eyle sonui;; gibi görü'. nen ~ey birbirlerini olu~tururlar. Topraktaki su buharla~arak bulut olur ama bulut da yagmurla~arak topraktaki su olur. Güne~in yüzeyinde hidrojen atomlannm helyum atomIarma transformasyonu i;;ok yüksek bir 1s1 meydana getirir, ama bu 1s1 da helyum atomlarmm sentezle~mesini zorunlu kilar. Ba~ka bir deyi~le, helyum atomlannm kendi yaratis1 olan 1s1, kendi olu~mas1 iyin zorunludur. Kar~1hkl1 eylem, toplumsal sürei;;lerde de i;;ok önemlidir. Örnegin istegin artmas1 üretimin artmasm1 gerektirir, üretirnin artmas1 da istegin (talebin) artmasm1 gerektirir. Demek ki nedenle sonui;;, metafizik anlay1~taki gibi birbirinden ayr1 ve birbirine kar~1t iki olgu degil, birbiriyle s1k1ca ba&tmh ve birbirine dönü~ebi­ lir iki olgudur. Hii;; bir dogal varhk, hem kendisinin bagh oldugu ve hem · de kendisine bagh olan bir kar$1l1kll etki'Ier bütünlügünün di~mda var olamaz. Engels, DoRanm Diyalektigi adh yap1tmda ~öyle der: "Hareket halindeki maddeyi bir bütün olarak bugünkü dogabilimi ai;;1smdan ele ald1gim1zda kar~1m1za i;;1kan ilk ~ey kar$1likli etki' dir. Bir dizi hareket bii;;imi, mekanik hareket, 1s1, 1~1k, elektrik, manyetizm, kimyasal bire~me ve ayn~ma, maddenin hallerindeki gec,:i~ler, organik hayat; bütün bunlann hepsi, ~imdilik organik hayah di~ta birak1rsak, birbirine gec,:i~tir. Kar~1hk11 olarak birbirlerini saptar, bir yerde sonuc,: iken ba~ka bir yerde nedendirler ve bu mada bütün bu hareketin toplam1 her degi~ik bii;;imde aymd1r. Spinoza, öz, kendi kendinin nedenidir diyerek kar$1l1kl1 etki'yi ba~anyla anlatm1~t1. Mekanik hareket 1S1ya, elektrige, manyetizme, 1~1ga vb. ya da tersine dönü~ür. Böylece Hegel'in, kar~d1kl1 etkinin asd causa finalis (~eylerin son nedeni) oldugu bii;;iminde dedigini dogabilimi dogruluyor. Bu kar$ll1kl1 etfci bilgisinden daha gerilere gidemeyiz, c,:ünkü bunun ardmda bilinecek ba~ka bir ~ey yoktur" (ibid, Ankara 1970, i;;ev. Arif Gelen, s. 281, 282). Engels'in deyi~inden de anla~dd1g1 gibi, mekanik nedensellik anlay1~mm yanh~hgm1 dü~ünsel ve mant1ksal yoldan meydana 91karan Hegel, kar$il1kll etki' yi bir ereksel neden olarak görüyordu, buysa tümüyle metaflzik ve idealist bir yamlgiyd1. ·Engels, yukardaki pari;asmda, "özdegin devim bii;:imlerini biliyorsak özdegin kendini de tamyoruz demektir ve bu konudaki bilgimiz tamamlanm1~Ur" der. Met~fizigin ne· den yamld1gm1 da, aym parc;ada, ~öyle anlat1r: "Tek tek olaylan anlamak ii;:in on-

lar1 genel bagmtdarmdan ayirmak, soyutlayarak ele almak zorunda kahyoruz. i~te o zaman degi~en bu hareketler, biri neden, öteki de sonu9 olarak görünüyor". "insanlar yeni üretici güc,:ler elde ederek üretim tarzlarm1 degi~tirirler ve üretim tarzlanm degi~tirirken de kendilerini ve bütün toplumsal ili~kileri­ ni degi~tirirler". Nedensellik bag1, kuramsal ve uygusal ai;;1lardan büyük bir önem ta~1r. Ne var ki nedensellik bagi, evrensel baghhgm ancak kü9ük bir pari;;as1d1r. Dogada, say1s1z denecek kadar i;;ok, kar~il1kh etki bii;;imleri vard1r. Özdek geli~tiki;;e ve daha yüksek bii;;imlere girdiki;;e yeni devim, e~deyi~Je etkile~im bii;;imleri ortaya i;;1kar. Bu sürei;; sonsuz ve s1mrs1z olduguna göre demek ki etkile~im bic,:imleri de sonsuz ve sm1rsizd1r. Evrensel baghhk, kar~1hkh etkilerin sonucudur. Bk. Evrensel Bagmil1hk, Evrensel Baghhk, Evrensel Birlik, Evrensel Bütünlük, Etki, Nedensellik, Gerekircilik, Mekaniki;;ilik, Eyti~im, Eyti~imsel Özdeki;;ilik, Devim, Celi~me. KAR$I OLMA. (Os. Tekabül, Emri Mütekabil, Teaküs, Mukabele, Tebayün, Mübayenet, Tearuz, Z1ddiyyet, Müsademe, Tehälüf, Münaffit, Tezat, TenakQz, Muhalefet, Mukavemet, Mücadele, Tenazu, Muaraza, Muanede; Fr., Al., ing. Opposition, aynca Al. Gegensatz, Gegensatzung, Widerstreit; lt. Opposizione) Biri ötekinin kar~1sma konulmu~ olan iki ~eyin durumu... Ayrtca, aym noktadan uzakla$makta ya da o noktaya yakla$makta olan iki devingen arasmdaki oran anlammda da kullamhr. Kar$wlum deyimiyle de dilegetirilmektedir. Bu terimi, ilkin, Aristoteles Kategoryalar'mda saptamt~tlr. $öyle der: "Bir terimin ba~ka bir -terime kar~1 olmast dört türlüdür: 1. görelilerin kar~1 olmas1, mislin yar1ma oldugu gibi. 2. kar~1tla­ r10 kar~1 olmas1, iyiligin kötülüge oldugu gibi. 3. yoksunlugun sahibolmaya kar~1 olmas1, körlügün görmeye oldugu gibi. 4. tasdikin inkara kar~1 olmas1, oturuyor'un oturmuyor'a oldugu gibi". Sko!astik mantik, kar$1 olma' y1 dört bii;;imde ele alarak a~agi yukan Aristoteles'in anlay1~m1 sürdürmü~tür: 1. Göreli kar$1 olma: Baghla~1k kavramlarm kar~d1g1, köleci-köle kavramlannda oldugu gibi, böyledir. 2. Kar$1! kar$1 olma: Bir tür ii;;inde birbirlerine dü~manhk ta~1yan kavramlann kar~1hgi, ak-kara kavramlarmda oldugu gibi, böyledir. 3. Yoksunluk bildiren kar$1 olma: Var olanla yok olam bildiren kavramlann kar~1hhg1, gören-kör kavramlannda oldugu gibi, böyledir. 4. <;eli$ik kar$1 olma: Birbirlerini hay1rlayan kavramlarm kar~1hgi, insan

KARSISAV

-insan olmayan kavramlarmda oldugu gibi, böyledir. Kar$1 olma, bir önermenin niceligi· ni ya da niteligini, ya da hem niceligini hem niteligini degi~tirmektir. Böylelikle dört önerme tipi elde edilir: "Her insan bilgilidir - Hii;; bir insan bilgili degildir" önermelerinde oldugu gibi kar$1t (Os. Z1t, Fr. Contraire), "Kimi insan bilgilidir - Kimi insan bilgili degildir" önermelerinde oldugu gibi altkar$1t {Os. Dahili tahteltezat, Fr. Subcontraire), "Her insan bilgilidir - Kirni insan bilgilidir" ya da "Hii;; bir insan bilgili degildir - Kimi insan bilgili degildir" önermelerinde oldugu gibi alt1k (Os. Tekabülü basit, Fr. Subalterne), "Her insan bilgilidir - Kimi insan bilgili degildir" ya da "Hii;; bir insan bilgili degildir - Kimi insan bilgilidir" önermelerinde oldugu gibi feli$ik (Os. Mütenak1z, Fr. Contradictoire).

KAR$ISAV. (Os. Nakizi müddea, Nakiz1 dava, Nakiz1 matlup, Nakizi kaziyye, Nakizi mevzu, Nakizi vaz1, Muzad1 vaz1; Fr. Anti· these, Al., ing. Antithesis, lt. Antitesi) Sav önermesinin kar~1smda yer alan önerme ... Hegel mant1gmda üi;; devimli mantiksal diyalektigin ikinci devimidir. Yads1ma ve olumsuzlama deyimleriyle anlamda~hr. Var olmak, olu~ halinde olmakt1r. Her varhk, özü geregi, kendini a~ar ve kar~1tma dönü~ür. Her sav bir kar~1 sav1, her eylem bir kar~1 eylemi ii;;inde ta~1r. Her önerme, yads1may1 da birlikte getirir. Eyti~im (diyalektik), sav-kar~1sav-bire~im olmak üzere üi;; devimli bir olu~­ ma yasas1d1r. Bire~im, savm1 ve kar~1savim kapsayarak yeni bir sav meydana getirir. Bu yeni sav da, zorunlu olarak, kar~1savm1 meydana koyar ve yeni bir bire~ime vanr. Örnegin adalet (sav), adaletsizlige (kar~1sav) dönü~ür ve yüksek bir adalete (bire~im) var1r. Bu olu~mamn h1zm1, ortam ve ko~ullar belirler. Ortam ve ko~ullann gerektirdigine göre bu olu~ma, i;;ok yava~ ya da i;;ok hizh olabilir. Mantiksal geli~mede her sav bir olumlama, her kar$1Sav bir olumsuzlama ve yadsima, her bire$im bir olumsuzlanmanm olumsuzlanmas1 ve yadsimamn yadsmmas1dir. Hegel ~öyle der: "Yads1ma, belli bir ii;;erik ta~1r. Bu, yeni bir kavramd1r, daha zengin bir kavram. Cünkü ii;;erigini yads1makla zenginle~mi~tir. Geli~me süreci, ancak, sav'la kar$1Sav'm i;;at1~mas1yla mümkündür. Böylece, r;:eli~me a~ilarak, daha yüksek bir kesime ula~1hr. Bu yüksek kesim, hem kendisini, hem de kendisinden fazla olarak kar~1tm1 ir;:erir" (Hegel, Mantik, giri~ ve I. bölüm). Hegel diyalekti~ine göre her sav bir kar~1saV1 ir;:in-


KARS IT KARSITLARIN ÖZDESLiGi de ta~1r. Her önerme, kendi yads1mas1m da birlikte getirir. Örnegin adälet, adäletsizligi de birlikte getirir ve kar$ttlyla c,:att~arak daha yüksek bir adälete ula$tr. Bu yüksek kesim bire$im'dir ki o da yeni bir sav olarak kendi kar~1savm1 ic;:inde ta$1maktad1r. Hegel der ki "i$te kavramlar sistemi bu yolda geli~ir ve her türlü d1~ etkiden bag1ms1z olarak duraks1z bir akt$ ic;:inde olu$ur" i(ibid, birinci kitap, giri$). Hegel, manttksal diyalektiginin üc;: dönemi ic;:in sav ya da olumlama, kar$1sav ya da yads1ma, bire$im ya da yads1ma11m yads111mas1 deyimlerini kullamr. Eyti~imsel üc;:lü devimin kurucusu Hegel olmakla beraber, bununla eyti$imsel ve tarihsel özdek~i felsefenin saptad1g1 ve ac;:1klad1g1 yads1manm yads111mas1 yasas1 (Os. inkärm inkän kanunu, Fr. La loi de negation de la negation) arasmda uc;:urumsal farklar vard1r. ilkin Hegelci c;:eli~ki manttksal, ic;:sel ve evrimcidir. Eyte$imsel özdekc,:i c;:eli~kiyse, bunun tarn tersi, tarihsel, d1$sal ve devrimcidir. Toplumsal olgulan Hegelci eyti~imle c;:özümleineye kalkarsamz örnegin feodalizmin hie;: bir zaman anamalc1hga dönü~medigi ve dönÜ$meyecegi, hep kendi kendini yetkinle~tirerek sürüpgidecegi gibi gerc;:ekdt$1 ve gülünc;: bir sonuc;: elde edersiniz. Y a da aym gerc;:ekd~1hkta ve gülünc;:lükte ~öyle bir yorum yapmak zorunda kahrsmtz: Anamalc1hk feodalizmin yetkin bir a~amas1d1r ve feodalizmden ba~ka bir $ey degildir. ikinci olarak Hegelci kar~1thk özde~. eyti~imsel özdckc;:i kar~1thksa bunun tarn tersi olarak birbirine dü~mand1r. Toplumsal olgulan Hegelci eyti~imle c;:özümlemeye kalkarsamz örnegin köleyle köle sähibinin özde$, bir ve aym oldugu gibi gerc;:ekd1~1 ve gülünc;: bir sonuc;:la kar~11a~1rsm1z. Bk. Bire$im, Hegelcilik. KARSIT. (Os. Z1t, Mütezat, Nakiz, Mütenäk1z, Akis, Mugayir, Münäfi, Muhalif, Mukabil, Muartz; Fr. Contraire, Al. Kontraer, Ing. Contrary, lt. Contrario) Birbirine dü$manhkla kar~1 olan... Kar$1f terimi, kar$1l1k terimine dü$ma11l1k dü~üncesini ekler. Örnegin yalm · önerme deyimi karma$1k önerme deyiminin kar$1hg1d1r ama kar$1tl degildir, oysa ak deyimi kara deyiminin kar~1thkla kar$lhg1d1r. Aristoteles, Kategoryalar'mda kar$1t'1, dört kar$1 olma durumundan biri olarak saptad1ktan sonra ~öyle der: "Ak, karanm ak1d1r denilmez, ama karamn kar~1ttd1r denir". Birinin olumlanmas1 öbürünün yadsmmas1m gerektirir; bir ~ey karaysa mutlaka ak degildir. Ama birinin yadsmmast öbürünün olumlanmas1111 gerektirmez; bir ~ey kara degilse

mutlaka ak olmas1 gerekmez, örnegin san ya da k1rmm olabilir. Aristoteles, bunu, $Öy. le dilegetirmi~tir: "Bütün hallerde bir orta terim vard1r. Orta terim, her iki ucun yadsmmas1yla tammlamr: Ne ak, ne kara gibi". Kar$1t'm bu orta terime, ba~ka bir deyi~le üc;:üncü olas1hga yer vermesi, onu, üc;:üncü olas1hga yer vermeyen 9eli$ik'ten aymr. Bunun ic;:in ak-kara terimleri kar$1tl1kla kar$1 ve renkli-renksiz terimleri 9eli$iklikle kar$1'dirlar ·c<;:ünkü bir $ey, renkli degilse mutlaka renksiz, renksiz degilse mutlaka renklidir. Üc;:üncü olas1ltga yer yoktur). Ba~ka türlü söylersek, kar$11 terimlerden birinin olumlanmas1 öbürünün yadsmmasm1 gerektirir, ama birinin yadsmmas1 öbürünün olumlanmasm1 gerektirmez (\;ünkü bir ~ey, aksa mutlaka kara degildir, ama ak degilse mutlaka kara olmas1 gerekmez), buna kar~1 c,:eli~ik terimlerden birinin yadsmmas1 öbürünün olumlanmas1m gerektirdigi gibi birinin olumlanmas1 da öbiirünün yadsmmasm1 zorunlu olarak gerektirir. KARSITLARIN BiRLiGi VE SAVASIMI YASASI. (Os. Tezatlann vahdeti ve mücädelesi kanunu, Fr. La loi de l'unite et de conflit des contraires, Al. Gesetz von der Einheit und der Kampf der Gegensatze, Ing. Law of unity and conflict of opposites) Eyti~imsel ve tarihsel özdekc;:iligin saptadg1 üc;: evrensel yasadan biri... Nicelikten nitelige ge9i$ yasas1 ve olumsuzlanmanm olumsuzlanmas1 yasas1 ile birlikte doganm, toplumun ve bilincin üc;: evrensel yasasmdan biridir. Nesnel gerc;:egin ve insan bilgisinin her atamnda etkin ve gec;:erlidir. Dogada, toplumda ve bilinc;:te tüm nesneler, olaylar ve sürec;:ler ic;:lerinde bir kar$1flik (e~deyi~le eyfi$imsel i9 9eli$ki) ta~1rlar, bu kar~1thk tüm devim ve geli~menin kaynag1d1r. Nesneler, olaylar ve sürec;:ler bu kar~1thkla devinir ve geli~irler. Bu kar~1thklar hem bir birlik (biri olmadan öbürü ·de olmaz), hem de bir saV0$1m (biri öbürünü sürekli olarak d1$mdalar) ic;:indedirler, birbirlerine ge9i#rler (biri öbürünü sürekli olarak altetme, onun yerine gec;:me egilimindedir). Doga, toplum ve bilinc;: bu evrensel yasayla i~ler ve geli~ir. Geli~me, bu sava~1m sonucu, birligin ortadan kalkp yerine yeni bir birligin dogmas1 demektir. Bundan ötürüdür ki kar$ttlann birligi ge9ici (e~deyi~le göreli, ilinekse!, ikincil), kar~1tlarm sava~1m1ysa sürekli (e~deyi~le saltik, temel, birincil)'dir. Bu yasadan ötürüdür ki eski, daima yerini yeni'ye b1rak1r. Dogada örnegin yumurta bu yasayla civciv

olur, toplumda örnegin feodalite bu yasayla anamalc1hk olur, bilinc;:te örnegin bilgi bu yasayla ilerler. Devim ve geli~me, kar$1tlann sava~1mmm sonucu oldugundan bu yasaya "eyti#min özü" denir. Gerc;:ekten de eyti~imin yap1s1 bu birlik ve sava$1md1r, eyti$im deyiminden anla$ilmas1 gereken bu birlik ve sava~1md1r. Her nesne, olay ve sürec;:te eyti~imsel birlik ve sava~1m ic;:seldir, hie;: bir d1~ etkiyi gerektirmez, e$deyi$le dt$sal bir etkinin sonucu degildir. Kald1 ki eyfi$imsel deyimi daima ipe/ olam dilegetirir; örnegin bir meyvenin agac;:tan kopanlmas1 mekanik bir devim, kendiliginden olgunla~1p dü$mesi eyti~imsel bir devimdir. Kar~1tlarm birJigi ve sava~1m1 da böylece eyti$imsel, e$deyi~le ic;:seldir. Kar~Jtlann birligi ve sava~1m1 yasas1, devimin ve geli~menin kendiligindenligini dilegetirir. Bk. Eyti$imsel Özdekr,;ilik, Eyti$im, Kar~1t, Kar$1tlarm <;:eli~mesi, Nicelikten Nitelige Gec,:i~ Yasas1, Olumsuzlamanm Olumsuzlanmas1 Yasas1. KARSITLARIN <;:ELiSMESi. (Os. Tezatlarm tenäkuzu, Fr. Contradiction des contraires) Kar$1tlarm birbirlerini d1$mdalamalar1 sonucu meydana geien c,:eli$me... Kar$1tlar111 sava$m11 deyimiyle anlamda$tlr. Eyti~imsel ve tarihsel özdekc,:i felsefe dilinde kar$1fl1k, c,:eli$kisel bir ili~kidir ve bundan ötürüdü de 9eli$me deyimiyle e$anlamhd1r. Ne var ki bu - eyfi$imsel 9eli$me'yi mant1ksal 9eli$me'yle asla kan$hrmamak gerekir. Manttksal c,:eli~­ ki, tutars1zlik (Os. insicäms1zhk, Fr. Inconsequence) anlammdad1r ve dü$üncelerdeki tutars1zhk (Os. Ademi insicäm1 efkär, Fr. L'inconsequence dans les idees)'1 dilegetirir. Örnegin "bu $ey, hem arttd1r ve hem de aym zamanda eksidir" dersek mantiksal olarak c;:eli$kiye dü$IDÜ$ oluruz, ne var ki dogada ve nesnel gerc,:eklikte bu böyle degildir, örnegin "atom, hem arti ve hem de aym zamanda eksidir", c,:ünkü hem art1 yüklü ve hem de aym zamanda eksi yüklü par<;alar ta~1r, bu bilimsel bir gerc,:ektir. Demek ki ustan ve dü$iinceden kaynaklanan bi9imse/ mant1k celi$meleri'yle dogadan ve ger~ek­ likten kaynaklanan eyti$imsel nesnel 9eli$meler'i birbirinden ay1rmak gerekir. Bunun nedeni ussal ve mantiksal olamn soyut, dogal ve gerc,:ek olanmsa somut olu~udur. Soyut olan donmu~tur ve degi$mez, bundan ötürü de dü~üncel bir yaprak hem ye$il ve hem de aym zamanda san olamaz; buna kar$t somut olan devimseldir ve degi~ir. bundan ötürüdür ki gerc,:ek bir yaprak hcm ye~il ve hem de aynt zamanda san olabilir. Bundan

ötürü metafizikc,:iler ve idealistler 9eli$me'ni11 dü$ünceye özgü bulundugunu, dogada c,:eli$me olamayacagm1 savlarlar. Antikc;:aglt Zenon' dan c,:agda$ Amerikah dü~ünür S. Hook'a kadar tüm metafizigin ve idealizmin süregelen sav1 budur. Metafizikc,:iler ve idealistler bu yanh$ savlamayla da yetinmezler, dü$Ünsel soyutlugun devimsizligini ve degi$mezligini dogaya ve nesnel gerc;:eklige aktarirlar ve örnegin "tarih yinelemelerden ibarettir'', ya da "güne$in altmda yeni bir $ey yoktur" derler. Oysa tarih hie,: bir zaman yinelenmedigi gibi güne$in altmda da hie,: bir zaman eski bir ~ey yoktur, her ikisi de her an yeni ve yepyenidir. <;:ünkü dogal ve nesnel c;:eli$me, her an eskiyi yokederek yeniyi meydana koyan bir c,:eli$medir. <;eli$me terimi hem ussal ve hem de dogasal alanda kullam!tr, ne var ki her iki alanda ayn $eyleri dilegetirir. Bk. <;:eli$me, Kar$Jt, Kar$thkh Etki, Kar~Jtlarm Birligi ve Sava$mu Yasas1, Eyti$im, Eyti$imsel Özdekc,:ilik.

KARSITLARIN ÖZDESLiöt. (Os. Tezatlarm ayniyeti, Fr. L'indentite des contraires) Kar$1tlarm bir ve aym olu~u ... Hegel deyimidir ve eyti$imsel özdekc;:i felsefe dilindeki kar$1flar111 birligi deyiminden c,:ok farkhd1r. Hegel'e göre kar$ttlar özdqtir, e~anlamda birbirlerinin ic,:inde ve birbirleriyle aymd1rlar. Hegel, bu savma, kökleri Elea'hlara ve Platon-Aristotels ikilisine varan $Öylesine mantiksal bir uslamlamayla varmaktad1r: Her varolan ancak kavramsal olarak vard1r. Su "masad1r" dedigimizde onun boyuna, bosuna, bic,:imine, sertligine, rengine, görevine birc,:ok kavramlar yüklüyoruz. Masay1 bu niteliklerinden, e$deyi$1e kavramlardan soyutlarsak ortada sadece bir "dir", e$deyi~le "odur" kahr ki bu ne masa, ne ku$, ne agac,: vb. olmayan soyut bir varhktir (Tüm idealizmin oldugu gibi Hegel'in de bu savmda dinsel bir temel var: Tevrät'a göre MOsä, Horeb' de kendisine görünen tannya adm1 soruyor. Tann da ben'im diye kar$1ltk veriyor. Yahudiler bu yüzden tanr1ya odur anlammda yaho diyorlar, bu deyim sonradan var olan anlam1m alarak yahova sözcügüne dönü$üyor. idealizme göre varolan sadece bu tann ve ba$kaca hie,: bir $ey degil). Bu varhg1 varltgmdan da -(e$deyi~le dir ya da odur'dan da) soyutlarsak ortada sadece yokluk kahr. Demek ki varhkla yokluk özde$tir ve birbirinin i<;:indedir. Dcmek ki masa ancak biIinemcz bir $CY olmakla nesnel ve e$deyi$le bizim d1~1m1zda bir ~cy olabilirdi, bilinen bir ~ey oldugundan özneldir ve bizim i<;:imizde-


KARSITLIK dir. Kald1 ki kendisine bir kavram yükleyemeyecegimiz hii;: bir ~ey yoktur, demek ki bizim d1~1m1zda olan hii;: bir ~ey yoktur. Demek ki özneyle nesne özde~tir. Var olan her ~ey kavramsal oldugundan ve kavramlar da dü~ilnsel oldugundan demek ki varolan her ~ey dü~üncedir (Hegel'in bu savt kläsik dil~ünceciligin temel sav1d1r ve Berkeley özdeksizciliginin yinelenmesinden ba~ka bir ~ey degildir). Kar:j1tla