Page 1

FRıEDRİcH ENGELS

DoĞnNIN

DiynLEKTıĞı o

H


DOĞANIN DİyALEKTİĞİ FRİEDRİCH ENGELS


SEKIZINCI BASKI ANKARA 2OO6


DOĞANIN DfYALEKTIĞI FRIEDRICH ENGELS çEVIREN

ARIF GELEN


Friedrich Engels'in

Di alektik der N atuı (1876- 1878)

adlı yapıtınr

'"ffj"l"J,İİu,"

(Dietz Verlag, Berlin 1961) ve ''Sunuş'' ile ''Açıklayıcr Notlar''ı

İngilizce baskısından (Dialectics of Nature, Progress Publishers, Moscow 1964) dilimize çevirdi ve kitap Doğanın Diyalektiğ adı ile,

Sol Yayrnlan tarafrndan

Ekim 2006 (Birinci Baskr: Kasrm 1970; Ikinci Baslo: Mart 1975; Üçüncü Baskı: ocak|977; Dördüncü Baskı: Nisan 1979; Beşinci Baskı: Ekim 199].; Altıncı Baslç: Şubat 1996; Yedinci Baskr: Mayıs 2002) tarihinde Ankara'da Kuban MatbaacılıRta bastrnldı

ISBN 975-7399-50-7


İÇİNDEKILER Sunuş DoĞANIN DIYALEKilĞİ 25

27 27 28

[Plan AnaçizgileriJ [Genel Planın AnaçizgiteriJ

[Kısım Plarunın AnağzgileriJ

TMAKALELER] 29

31

(o

62 74 81 99 115 115

r22 127 186

Giriş

tAntf,-Dühfinde Eski önsöz. Diyalektik üzerine Ruhlar Aleminde Doğabilim

Diyalektik

Hareketin Temel Biçimleri Hareketin ölçtistı. - İş Gel-Git Sürtünmesi. Kant ve Thompson Tait Dünyanrn Dönüşü ve Ayçekimi

Isr

Elekürik

Mayınundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü

INoTLARVE PARçAIAR] 201

203 205

lBilim Tarihindenl Eskilerin Doğa Görüşü [Hegel Gescüichte der Phi\osophie.

2I0

300 Yılı Dolaylannda Eski Dtinyanıı Sonundaki Durumla 1453'te ortaçağın Sonu Arasındaki Fark

2t2 213

2ı6

222

222 231 231

240

Cilt

1

- Yunan Felsefesil

Tarihsel Malzeme. - Icatlar Tarihsel Malzeme

"Feuerbach''tan Çıkanlan Krsrm [Doğabilim ve Felsefe]

Büchner

lDiyalektikl

[A) Diyalektiğin Genel Sorunlan.

salan.l

Raslantı ve Zorunluluk

Diyalektiğn Temel Ya-


IJegel,

242

243

244 254 265 274 274

280 290 290 297

299 304 319

32L 823 339

[B)

Lagik,Ciltl

Diyalektik Manhk ve Bilgi Teorisi. "Bilginin Slnır]an"

Uzennel [Yargılann Sınrflandrnlmasr Uzerine] Nageli'nin Sonsuzu Anlama Yeteneksizliği [Maddenin Hareket Biçimleri. Bilimlerin Sınıflandrnlmasr] ''Mekanik" Doğa Anlayışr Üzerine Hareketin Çeşitli Biçimleri ve Bunlarla Uğraşan Bi_

limler lMatematikl

Gerçek Dünyada Matematiksel Sonsuzun llkörnek]eri

Uzerine

Düşiiırıce ve Varlrğın Uyumu. _ Matematikte Sonsuz lMekanik ve Gİkbiliml Mödler, Sabit Yıldızlar

tFizikl

IKimyal

lBiyolojil

Moriz Wagner, Naturwissenschaftliche Streitfragen, I. lDosyalann Başlrklan ve İçindekiler Listeşi]

EKLER 341

341

Bölümlerin ve Tamaııılanmamış Parçalann Kronolojik Listesi

346

AEHayıcı Notlar Adlar Dizini KaynaHar Dizini

387

400 400 407 408

1.

Yazarlar

2. Gazetn ve Dergiler

Konu Dizini


SUNUŞ

DOĞANIN Diyalektiğ, Friedrich Engels'in çok önemli yaprtlanndan biridir. Bu yaprt, 19. yüzyıl ortalannda, doğabilimlerin ulaştığ başlrca başanlann, diyalektik materyalist bir genellemesini verir, materyalist üyalektiği geliştirir ve doğabilimlerdeki metafizik ve idealist kawamlan eleştirir. Geçen yüzyıl içinde, birkaç on yrlr aşkrn sürede, kapitalist iiretim tarzında ve kapitalizmin üretici güçIerinde sağlanan gelişmeler; teknolojide ve doğabilimlerde, özellikle sanayi ile azçok bağlantrsr olan doğabilimlerde, hrzlr bir ilerleme sağlamıştrr. 19. yüzyllın başr ve daha çok ortalan, matematikte, gökbilimde, fizikte, kimyada ve biyolojide bir dizi başanya ve buluşa tanrk olmuştur. Yeni olgular ve doğa yasalan ortaya konmuştur, yeni teoriler ve varsaJnmlar kabul edilmiştir; yeni bilim dallan ortaya çıkmrştır.


Engels, doğabilimin bu zafer dolu yürüyüşündeki üç ilerlemeyi şöyle srralar: organik hücrenin bulunmasr, enerjinin saklnrmr ve dönüşümü yasasrnrn bulunması, darvincilik. 1838'de ve 1839'da M. J. Schleiden ve T. Schwann, bitki ve ha5rvan hücrelerinin özdeşliğini ottaya koymuşlardrr; bu iki bilgin, canlr organizmanın temel yapı biriminin hücre olduğunu kanıtlamrşlar ve organizma yaprsrnrn eksiksiz bir teorisini yaratmrşlardrr. Böylece bu iki bilgin, organik dünyanın birliğini göstermişledfu. 1842 ve 1847 yıllan arasrnda J. R. Mayer, J. P. Joule, W. R. Grove, L. A. Colding ve H. Helmholtz, enedinin salçrnımr ve dönüşümü yasasrnr bulmuşlar ve gerçekliğini kanrtlamışlardrr. Bunun sonucu olarak, doğa, kendisini, maddenin ewensel hareketinin bir biçiminin, bir başka biçime dönüşümünün sürekli süreci olarak ortaya koymuştur. 1859'da Charles Darwin, temel yaprtr Türlerin Kölrenı"ni* yayrnlamıştrr. Bu yaprt, bir yüzyıldan faz|a süren evrim frkrinin gelişimini tamamlamrş ve modern biyolojinin temellerini kurmuştur. Bu buluşlarrn felsefi önemi, doğal gelişmenin diyalektik niteliğini özellikle özlü bir biçimde orta_ ya koymuş olmalanndadır. 19. yüzyılın ortasrndan bu yana, bilimsel gelişme, gerçek bir devı"im niteliğine bürünmüşttir. Ne Var ki, doğabilimin ortaya koyduğu yeni bilgilerin diyalektik niteliği ile bilim adamlannın kullandğ metafizik yöntem arasrndaki çelişki, bu bilimsel gelişimi güçlüklerle karşr karşrya getirmiştir. 19. yüzyılın ikinci üçte-birinde ulaşrlan bellibaşlı bilimsel başanlan felsefe açrsrndan genelleştirmek ve doğanrn diyalektik materyalist anlayışınr ayııntrlanyla işlemek zorunluy_ du.

Marx, temel yaprtr Kapitale tam anlamıyla gömiilmüş bulunduğundan, bilimsel ilerlemenin ortaya çıkardığ yeni teorik sorunlan ele alan Engels olmuştur. Bir Manchester frrmasrndaki işini bırakıp Londra'ya taşrndrktan sonra Engels, bu çalrşmaya başlayabilecek durumdaydı. Gene de Fransa-Prusya savaşı, Paris Komiinü ve Enternasyonaldeki *

Charles Darwin, Ttfuherin Kökeni, onur Yayınlan, Ankara 1996. -.Ed.


çalışmalan, onun' 1873'ten önce kendini teorik araştırmaya vermesini engelledi. Man< ve Engels'in, bilimsel sorunlara karşı gösterdikleri ilgi ne bir raslantı, ne de geçici bir hevesti. Marx, bilimsel bilgilerini sürekli bir biçimde genişletmişti. Babasına yazdığı bir mektuptan da anlaşılabileceği gibi, bilimsel çalrşmalanna gençliğinde başIamış ve matematik üzerine bağımsız bilimsel yapıtlar yazdıfl ömrünün son yrllanna kadar bu çalışmalannr stirdiirmüştü- Engels de buna çok benzer bir errı.imden geçti.

Marksizmin kuruculan, bir dünya görüşü yaratrrken, kendilerini, felsefenin daha önceki başanlannr, ekonomi politiği, sosyalist ve komünist öğretileri eleştirici bir süzgeçten geçirmekle srnırlamadılar. Eğer materyalizme, yeni, diyalektik bir biçim verilecek idiyse, onlar, çağdaş doğabilimin temel başanlannr genelleştirmek zorundaydılar. Engels, AntiDİihrinğin ikinci baslosrnrn önsözünde şöyle yazryordu: ''A]_ man idealist felsefesinden bilinçli diyalektğ, onu, doğanrn ve tarihin anlayışı ile bütünleştirmek üzere kurtaran, hemen hemen yüıızca Marx ve ben olduk. Ne var ki, a5mr zamanda, hem diyalektik, hem de materyalist bir doğa anlayrşr, matematik ve doğabilim ile içli_dışlı olunmasrnı gerekti-

rir."*

Marx, 1863'te Kapital için hazrrlık çalrşmasrnda, doğabi-

limin''bütün bitgilerin temelini oluşturduğunu" belirtmiş,

doğabilimin rolü üzerinde önemle durmuştur. Manr ve Engels, bilimle aynı ölçüde ilgilenmişlerdir, ama aralannda bir tiir işböltımü vardrr. Marx, matematikte, teknoloji tarihinde ve tanmsal kimyada daha bilgitiydi. Bunun yamsrra fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, anatomi ve fizyoloji iizerinde de çalrşmıştr. Engels'in tersine, o, zamarunrn çoğu_ nu matematiğe ve uygulamalr bilime vermişti. öte yandan, Engels'in daha derin bir fizik ve biyoloji bilgisi vardı; aJrnca matematik, gökbilim, kimya, anatomi ve fizyoloji üzerinde

-

Ed.

*

Friedrich Engels, Anti-Dİihing, Sol Yayınlan, Ankara 1995, s. 50.

-


de çalışmış ve teorik doğabilime Maıx'tan daha fazla bir dikkatle eğilmişti. 1848'den önce, yani marksizm henüz yeni biçimlenirken, Manr ve Engels, yazılarınd,a, bilimsel ve teknolojik gelişmeye duyduklan derin ilgiyi gösteren birçok olgunun sözünü etmişlerdir. Ama o zamaıı, henüz, doğabilim üzerindeki özel çalrşmalanna başlamamışlardr. Marx, bu çalrşmalara, 1851'de ekonomi politik alanrndaki araştrrmalanna yeniden giriştiği zamaıa başladı ve teknoloji tarihi ve tanmsal kimya alanlannda, bu bilgi dallanyla bir yalıınlık kurmak amacıyla çalrşmalara daldı. Daha sonra, bu çalrşmasrnrn sonuçlannı, Kapitalin birinci cildinde makineler bölümünde ve aynr yaprtın üçtincü cildinde toprak rantr teorisini geliştirmekte kullandr. Aynr şekilde, Engels de, çeşitli bilimsel sorunlar üzerinde çalrşmaya ]-850'lerde başladr. Marx, Kapitali yazarken, matematik alanrnda özel bir çalrşma yapmasr gerektiği sonucuna varmrştr. 1858'de, önce cebir, sonra da analitik geometri, diferansiyel ve entegral hesaplan çalrşmaya başladı. Bu çalrşmalar, sonradan, bağmsrz bir nitelik kazandr. Aynr dönemde Engels, diyalektiğ ayrrntrlanyla işlerken, fiziğin ve fizyolğinin başanlannı, özellikle hücre teorisini ve enerjinin dönüşümü teorisini kawayabil_ mek için, frzik ve fızyoloji üzerinde çalrşmaya başladı. 1859 yrlr sonunda yayrnlanan Darwin'in Tür]erin Kökeni, Marx ve Engels'in bilimsel çalışmalannr daha da hrzlandırdr. Engels, Darwin'in kitabrnr, ya5nnlanrr yayrnlanmaz okumuştu. Kitabı 1860'ın sonlannda okuyan Marx, Darwin'in büyük buluşunun, marksizm için taşıdığ önemi 19 Aralık ]"860'ta Engels'e yazdıfi mektupta şöyle belirtiyordu:''Bizim görüşümüziin doğa tarihine ilişkin temelini ortaya koyan kitap, bu kitaptrr.'' Daha sonraki yıllarda Marx ve Engels, bilimsel çalışma_ lannrn kapsamınr dikkate değer ölçüde genişlettiler. Biyoloji, anatomi, frzyoloji, gökbilim, frzik, kimya ve öteki bilimler üzerinde çalrşmalar yaptılar. Bu çalrşmalarda hayli önemli bir aşama 1873'te başladı 10


ve 1883'te Marx'rn öliirntine kadar siiıdü. o dönem bo5runca Marx ve Engels, doğabilimlerdeki incelemelerini genişlettik_ çe, bağımsrz bilimsel yaprtlar yazma işini giderek ilerlettiler. Maıx, diferansiyel hesabı diyatektiğin terimleri içinde kanıtlamaya başladıf, matematik elyazmalannrn en önemli bölü_ miinü yazdı. Ama yaprtlanyla ve herşeyden önce Doğanın Diyalektİğ ile, doğabilim alanrnda belirleyici ro1ü oynayan Engels oldu. Doğanın Diyalektiğ' Engels'in yıllar boyu süren köklü bilimsel çalrşmalannın doruğuydu. İırın (ocak 1873 dolayla_ nnda bkz: bu yaprtrn 222-228. sayfalan) araştrrmalannrn vardrğr- sonucu kaba marksist L. Büchner'i eleştiren bir polemik yaprt biçiminde ortaya koymayr tasarladr. Sonradan kendini daha kapsamlr bir amaca yöneltti. 30 Mayıs 1873'te, Londra'dan Manchester'daki Marx'a yolladığr mektupta, Doğanın Diyalektiğni yazma niyetinden onu haberdar etti. Marx bu mektubu, önde gelen kimyacrlardan K. Schorlemmer'e gösterü. Bu mektubun aslr, Engels'in planrnrn temel noktalannr onaylayan Schorlemmer'in yorumlannı taşrr. Bundan sonraki yıIlarda Engels, planı doğrultusunda çok büytik çalışmalar yaptr, ama bu çalrşmalannr tamamlayamadr. Engels, Doğanın Diyalektiğndeki konulan, 1873'ten l886'ya kadar olan süre içinde yazdı Bu stirye bo5runca, doğa_ bilimin bellibaşlı sorunlan üzerinde geniş bir malzeme kaynağını inceledi ve aşağı yukan tamamlanmrş olarak 10 maka]e ve bölüm ve 170'ten çok not ve parça yazdı. Engels'in Doğanın Diyalektiği üzerindeki çalışmalan, iki önemli döneme aynlabilir: kitap yazma fikrinden AnüiDtihring üzerindeki çalrşmanrn başlangıcrna kadar olan dö_ nem (Mayrs 1873-Mayıs 1876) ve Anti'Dtihrinğin tamam]anışından Marx'rn ölümüne kadar geçen dönem (Temmuz 1878-Mart 1883). Ilk dönemde, Engels, özellikle bilgi toplamak]a meşguldü ve parçalann çoğunu ve ''Giriş''i yazdl. fuinci dönemde ise, gelecekteki kitabı için özel bir plan hazrrladr ve yeni parçalann çoğunu ve hemen hemen biıttın bölümleri yazdı. Marx'rn ölümü üzerine, Kapitaliı yayınlanmasl işini 71


ve uluslararası işçi hareketi önderliğini yüklenmesi nedeniy-

le, Engels, artık bilimsel çalrşmalannı yöntemli biçimde ylrütemezdi, gerçekten de bitmemiş durumda kalan Doğanın Dİyahektİğ üzerindeki çalrşmasrnı sürdiiremeü. Ne vir ki, hem son incelemelerinin sonuçlannr, hem yeni bilimsel bilgileri, daha sonraki dönemde yazdığıbir diziyapıtta kullandıL Engels, Doğanın Diyalektiğfni yazma amacrnı AnüjDührinğin ikinci baskısrna yazdığı ''önsöz''de şöyle ifade ediyordu: ''Matematik ve doğabilimlerinde bu yinelemeyi yaparken, benim için sözkonusu olan şey, doğada, *uy,*r, aueişiı.|iklerin kanşrklrğı arasrndan, tarihte de olaylann girrüniir_ deki olumsallığnı düzenleyen aynr hareket yasalainrn; in_ san düşüncesi tarafından gerçekleştirilen evrim tarihinde iletken bir zincir oluşturarak, yavaş yavaş düşünen insanla_ nn bilinç alanrna giren aynr yasalann: Hegelln ilk kez olarak geniş bir tarzda, ama mistik]eştirilmiş bir biçim altrnda geliştirdiği, ve bizim, öbür özlemlerimiz arasrnda, bu mistik çekip çıkarmak, ve btıttın basitlikleri, bütün genel??ü"" l]ı<19ri ile bilinç alanına sokmak istediğimiz yasalann,loğada kendilerini kabul ettirdik]erinden hiçbir kiş-bütünde kum olmadrğına göre- aynntrda emin olmaktr. ... [Benıiçin], dıyaıektik yasalan kurgu aracıyla doğaya sokmak değil, ama onlan orada bulmak ve oradan çıtarmaı< sözkonusu olabi1irdi.''* Bu nedenle, amaç, doğanrn nesnel diyalektiğini ortaya koymak ve böylece doğabilimde bilinçli materyalist diyalektiğin gerekirliğini kanrtlamak, idealizmi, metafıziğ', bilinemezciliği (agnostisizmi) ve kaba materyalizmi bilimdin söküp atmak, bilimsel gelişmenin bellibaşlı sonuçlannr, di_ yalektik materya}izm açısından genelleştirmek ve btiylece materyalist diyalektiğin temel yasalannrn e.ırı.ensel niteiıgıni göstermekti. Engels, bu sonuca varmak için, zengin bir bilgi dağarcığ meydana getirdi. C. Bossut (matematik), J.H. ıvıaaıe, e. "e Secchi (gökbilim), J. R. Mayer, H. Helmholtz, W. R. Grove, W. Thomson (fizik), A. Naumann, H. E. Roscoe ve K. Schor*

Friedrich Engels, Anti-Dtihring, s. Bl-52. -Ed.


lemmer (kimya), Charles Darwin, Ernst Heckel ve H. A. Nicholson (biyoloji) dahil olmak üzere, önemli bilim adamlannrn yüze yalıın yaprtrnı ve bunlann yanrsüa Naüure adlı dergiyi kullandı. Ne yazrk ki, birçok nedenle Engels, o zamanlar az bilinen, ama tarihsel balqmdan daha az değerli ol_ mayan bazı yapıtlan, örıesn Lomonosov'un, Lobaçevski'nin, Riemann'rn ve Butlerov'un yaprt}anü ya da Maxwell'in elektromanyetik alan teorisi üzerindeki çalrşmalannı kulIanma olana$ bulamadr. Tamamlanmamrş olmasına ve bazr krsımlarrlun öntaslaklar ve bölük_pörçük notlar niteliğnde bulunmasına kar_ şın, Doğanın Diyahektiğ birbiriyle bağıntılı bir bütiindtir, or_ tak temel frkirlerle ve iyi düzenlenmiş tek bir planla birleştirilmiştir. Doğanın Diyahektiğnde Engels, özellikle Rönesanstan 19. yüzyılın ortasrna kadar olan dönem için doğabilim tari_ hinden geniş kanrtlar kullanarak, doğabilimdeki gelişimin son tahlilde pratik gereksinmeler ve üretim tarafrndan belirlendiğini göstermiştir. Marksizmin tarihinde ilk kez olarak Engels, felsefe ve doğabilim arasrndaki ilişki sorunuyla esas_ lı biçimde uğraşmrş, bunlann birbirleriyle karşrlrklı bağımlı_ lrğınr ortaya ko5rmuş, ''doğabilimdeki gelişme nedeniyle, bu alanda metafizik görüşün olanaksrz hale geldiğini'' ve ''diyalektiğe dönüşün bilinçsizce, dolayrsryla çelişik olarak ve yavaş yavaş yeraldrğnı'' ve hegelci gizemcilikten antrlmrş diyalektiğin "doğabilim için mutlak bir zorunluluk olduğunu"* kanrtlamrş ve bilim adamlannr, diyalektik yöntemi bilinç}i bir biçimde kullanmayı öğrenmeye çağrmrştrr. Engels, diyalektik materyalizmin madde ve hareket, zaman ve uzay konusundaki temel postulatlannı işlemiştir. Diyalektiğin özgül bir tanrmrnr yapmrş, diyalektiğin üç temel yasasrnl formüle etmiş ve ''diyalektik yasalann, doğanrn geIişmesinin gerçek yasalan olduğunu, bu yüzden teorik doğabilim için de geçerli bulunduklarını"** göstermiştir. *

**

Bkz: Bu yaprtın 27. ve 224. sayfalan. -.Ed. Bkz: Bu yaprtrn 75. sayfasr. -.8d.

13


Doğanın Diyalektiğİnin temel fikri, maddenin hareket biçimlerinin sınrflandrnlması ve buna göre de, bu hareket bi_ çimleriyle uğraşan bilimlerin srnıflandrnlmasrdrr. Hareketin en basit biçimi yer değişimi, en yiüsek biçimi de düşiinceür. Mekanik, fiziksel, kimyasal ve biyolojik hareket biçimleri, doğabilimlerin ele aldığı ana biçimlerür. Hareketin her basit biçimi, diyalektik bir sıçrayışla daha üst bir biçime çevrilir. Hareketin her üst biçimi, bir alt öğe olarak, daha basit bir biçimi kapsar, ama o biçime inmez. Engels, doğabilimlerin diyalektik materyalist bir sınrflandrrmasrnr, maddenin hareket biçimine ilişkin bu teorinin temeli üzerine kurar. Bu bilimlerden herbiri "hareketin tek bir biçimini, ya da birbirine bağlr ve birbirine geçen bir dizi hareket biçimini tahlil eder".x

Engels, bu temel fikri daima gözönünde tutarak, mate-

matiğ_in, mekaniğin, fiziğin, kimyanrn ve biyolojinin diyalek-

tik içeriğini tutarlr bir biçimde inceler. Matematikte, mate-

matik soyutlamalann görünüşteki önselliği sorununu, gökbilimde güneş sisteminin kökeni ve gelişimi sorununu, fizikte enerjinin dönüşümü teorisini, kimyada atom sorununu, biyolojide yaşamın özü ve kökeni sorununu' hücre teorisi ve darvinciliği seçer. Engels'in kitapta formüle ettiği insan kökeni_ nin emek teorisi, doğabilimden toplum tarihine geçişi ortaya koyar. Bütün bu sorunlarla uffaşrrken Engels, kendisini, şu ya da bu bilimsel buluşu yalnızca kaydetmekle srnrrlamaz, aIna doğabilimin daha önemli başanlannr, yeni bir yoldan yorumlamak için, diyalektik materyalist yöntemi kullanrr. Enerjinin salrrnıml yasaslnl ortaya koyan J. R. Mayer'in ve öteki bilginlerin bu buluşunun öneminden sözederken, Engels, bu buluşta özellikle yeni şeyin, doğanrn mutlak yasasrnın formülasyonu olduğunu, bu yasaya göre, herhangi bir hareket biçiminin bir başka hareket biçimine dönüşebileceğini ve dö_ nüşmek zorunda olduğunu vurgular. Engels, eneıjinin nicelik ya da nitelik yönünden yokedilemezliğini Ve slnrsrz eV*

Bkz: Bu yaprtıı 272. sayfası. -Ed. 14


rende, başka bir hareket biçimine dönüşen hiçbir hareket bi-

çiminin, bir hareket biçimi olarak bütünüyle yokolamazlrğ önermesini öne sürerek, enerjinin sakrnrmr yasasrnın anlaşrlmasrna katkrda bulunur. Ya da Darwin'in buluşunun tarihsel önemi üzerinde dururken, öte yandan, onun türlerin değişebilme yeteneğ.inin nedenlerine önem vermediğini de belirtir. Varolma savaşr[unr mutlak gören tekyanlr görüşü eleştirir, organizmalann gelişiminde, çewenin etkisi Ve organizmalan belirleyici bir etken olarak metabolizmanın rolü üzerinde önemle durur. Engels, diyalektik materyalist yöntemi kullanarak, çağdaş doğabilimin birçok sorırnunu çözer, bilimsel gelişmenin ilerdeki eğilimini önceden tahmin eder ve bilimin daha sonraki başanlannr zamanrndan önce ortaya koyar. Örneğin iki katlr hareket ölçüsü Sorununu çözümler; çağdaş elektrik teorisinin çelişkilerini tahlil ederek, elektrolitik ayrrşım teorisini önceden ortaya koyar. Kendi zamanrndaki bilim adamlanrun çoğundan farklr olarak, Engels, atomun karmaşrklrğr fikrini savunur ve geliştirir. Şöyle yazmrştrr: ''Bununla birlikte, atomlarr, hiçbir zaman basit ya da genellikle bilinen en küçük madde parçacrklan olarak kabul etmek doğru değildi1.'"r Engels, farklr düzenlerin matematiksel sonsuz küçüklüklerini andrran parçacrklann varlrğrnr önceden görmüştür. Maddenin yaprsına ilişkin bugünkü teori, atomun tükenmezliği ve karmaşrklıs hakkında Engels'in görüşünü doğrulamıştrr ve doğrulamaya devam etmektedir. Engels, madde kavramrnr, çekmenin ve itmenin birliğ olarak, aynntrlanyla incelerken, çağdaş fiziğin kullandrğı bir deyimle, böyle bir maddenin hareketsiz bir kütle olamayacağınr göstermiş ve bu, 20. yüzyılın buluşlanyla doğrulanmıştır. Doğanın Diyahektiğİnde, Engels, yaşamrn tanrmınr verir. Şöyle demiştir: ''Yaşam, protein cisimlerinin varoluş tarzrdır.''** Bu tanrmlama' yaşarun kökeni ve özü sorununu ince* **

Bkz: Bu yaprtın 294. sayfasr. -.Ed. Bkz: Bu yaprtrn 328. sayfasr. --Ud.

15


lemekte bir hareket noktasr görevini yapmıştrr.

İnsanrn kökenine ilişkin emek teorisinin getişimini En-

gels'e borçluyuz. ''Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü'' adlı parlak denemesinde Engels, insanrn fızik tipinin ve insan toplumunun biçimlenmesinde, emeğin ve araçlann bi-

çimlenmesinin belirleyici rolünü açıkhğa kavuşturur. İnsa_ mn atasr olan ma;rmunsunun, uzun bir ewim sonucu, nitelik balumrndan farklı bir varlrğa nasıl dönüştüğünü gösterir. Engels, bilimin her dalrnda ilerici görüşleri ve teorileri destekler, bunlara dikkati çeker ve geliştirir. öze[ikle, periyodik tabloyu bulan Rus kimyacrsr D. İ. Mendelyev'in bu btı_ yiik başansrnr över. Aynr zamanda, bilimin son başanlanyla artrk uyuşmayan v.e daha ileri araştrrmalan engelleyen kavramlarla savaşrr. Örneğin, ewenin rsr kaybr dolayısıyla zamanla öleceği yolunda R. Clausius, W. Thomson ve J. Loschmidt tarafından öne sürülen varsaJnml suçlamıştrr. Bu moda varsayrmrn, doğru olarak saptanan, enerjinin sakrnrmı ve dönüşümü hakkrndaki yasaya ters düştüğünü gösterir. Hareketin nitelik bakrmrndan oldufu kadar, nicelik balrımından da yokolmazlrğ ve ewenin ısr kaybryla ölmesinin olanaksrzlığr üzerindeki temel görüşleri, ilerici doğabilimin daha sonraki yoluna rşrk tutmuştur. Bütün kitabı bo5runca, doğanrn diyalektiğini açığa çrkartarak Engels, kaba (vulgar) materyalizm gibi, metafizik gibi, idealizm, bilinemezcilik, tekyanlı görgücülük ve mekanikçilik, tinselcilik gibi ve din ideolojisinin buna benzer ifadeleri gibi, bilim adamlan arasrndaki çeşitli bilim_dışı eğilimlere karşr savaşmrştrr. Söylemenin gereği yok ki, Doğanın Diyahektiğİnde yeralan bazr a;rnntılar, esas olarak yazarrr, kullandığr olgulara dayanan veriler, doğa bilimlerinde son zamanlardaki hizlı ve devrimci gelişmeler sonucu eskimiştir. örneğin, KantLaplace'rn evrendoğum teorisinin artrk modası geçmiştir. Esirin mekanik varsaJn[u tamamen reddedilmiştir. Elektrik alırmr hrzrnrn, rşrk hrzrnr aşamayacağ kabul edilmiştir. Ama bu aynntılann hiçbiri, yaprtrn özünü etkilemez. Kitabın ge16


nel yöntemi ve genel düşüncesi geçerlidir ve her zaman geçerli kalacaktır. Doğanın Diyahektiglnde önemli olan yöntemdir, yani ma_ teryalist diyalektiktit' Yazat, dünyayr tanrmakta teorik düşüncenin, yöntemin rolünü büyük bir güçle ortaya koymaktaür.''Gerçekten de diyalektik, cezalandrnlamadrğı için, horgörülemez'', çünkü teorik düşünce olmaksrzrn "herhangi bir kişi, iki doğal olguyu birbiriyle ilişki içine sokamaz, ya da onlar arasrnda varolan bağ anlayamaz" ye bu böyle olduğu için, doğabilimlerinin çağdaş gelişme aşamasrnda diyalektik, kesinlikle ''en yüksek ölçüde uygıın düşen tek düşünce yöntemi"dir.* Doğanın Dİyalektiğ, nedensellik, gerekirlilik ve olasrlrk gibi diyalektik kategorilerle ve sorunlarla, yarg biçimlerinin srnrflanmasıyla, tiirndengelim ve tümevanm arasrndaki ilişkiyle, doğabilimin bir gelişme biçimi olan varsayrmlann rolüyle ve daha birçok sorunla, marksizmin kuruculannrn öteki yaprtlanndan daha fazla ilgilenmiştir. Bitirilmemiş olmasına karşrn, bu önemli yaprtrn teorik içeriği, şaşırtrcı ölçüde zengin ve derindir. Bu yapıt, diyalektik materyalizmin gelişiminde yeni bir aşamadrr. Materyalizme ve diyalektiğe esaslr bir katkıda bulunmuş ve çağdaş doğabilimin temel sorunlannln çözüm yolunu göstermiştir. Engels'in Doğanın Diyalektiğni tamamlayıp yaylnlayamadığ söylenmişti. Ne var ki, bu yaprtrn bellibaşlı önermele_ ri, 19. yüzyılın son çeyı.eğinde okurlar tarafindan bilinir duruma gelmişti. Çünkü Engels, bu önermelerini, başta Aıüi_ Dİihring, Ludwig Feuerbach ve Klasik A]man Felsefesinin Soıu adlr yaprtlannda olmak üzere birçok yaprtında ve ütopik Sosyalizm ve Bİlİmse] Sosyalizm adlr yaprtınrn İngilizce baskısrnrn''Giriş'' bölümünde kullanmrştır. Doğarun Diyalektiğİndeki fikirler, 20. yüzyılın başrnda, geniş ölçüde birikmiş olan bilimsel bilgilerin felsefi genelle_ mesini sağlayan, Lenin'in Mateıyalizm ve Ampiryokritisizm adlı parlak yaprtrnda daha da geliştirilmiştir. Lenin, bu fi*

Bu yapıtrn 72. ve 233. sayfalan. -8d.

17


kirleri, Fe]sefe Defter]erİnde ve''Militan Materyalizmin

Önemi Üzerine'' adlr program makalesinde aynntrlanyla işlemiştir. Lenin, Doğanın Diyalektiğnden habersizdi (bu yapıt ilk kez, onun ölümünden sonra basrlmrştrr), ama Marx ve Engels'in diyalektik materyalizminin yardrmıyla, birçok temel sorunda, Engels'in Doğanın Diyahektiğinde vardrğ so_ nuçlara ulaşmrş ve Engels'in tezlerini ilerletmiştir. 20. ynzyıLdaki bilimsel başanlar, Marx ve Engels'in diyaIektik materyalist doğa kawamrnr doğrulamlş ve bu kawa_ ma katkrda bulunmuştur. Fizikte, Max Planck'rn, Niels Bohr'un ve Louis de Broglie'nin buluşlan, maddenin sürekli_ liğine ve karşıtlann birliğine ilişkin diyalektik postulatı bilimsel olarak tanrtlamrştrr. Albert Einstein'rn rölativite teorisi, Engels'in, madde, hareket, zaman ve ğZay üzerindeki tezlerini somutlaştrrmıştır. Modern temel parçacık teorisi, atomun ve elektronun tiikenmezliğne ilişkin Engels ve Lenin tarafindan ortaya konan önermeleri tamamen doğrular. Diyalektik materyalizmin biyoloji alamnda vardrğr sonuçlar da aynr şekitde doğrulanmrştrr. Sibernetik ve birçok yeni bilim, örneğin fızik kimyasr, biyokimya, jeofizik, uzay biyolojisi vb., farklr bilimlerin biraraya gelrnesiyle büyük başanlar elde edilebileceğine ilişkin Engels'in ortaya attığr öngörüyü doğru}amrştrr ve doğrulamaya devam etmektedir. Diyalektik materyalizmin, marksist yöntemin tarihsel doğrulanmasrnrn sonuçlan işte bunlardır. Son on yrllar, Engels'in ve Lenin'in, felsefe ile doğabiliminin, filozof ile bilimadamrnrn bir ittifak kurmasr gereğine ilişkin fikirlerinin doğruluğunu ve önemini göstermiştir. Geleceğin, bu frkrin önemini tanrtlayacak yeni kanrtlar getireceği kuşkusuzdur. Doğarun Diyalektiğİnin teorik içeriği, yüz yılr aşlrın bir tarih döneminde doğrulanmrştrr ve bilim ve teknolojide elde edilen yeni başanlarla, bu teorik içerik sürekli olarak zenginleşmektedir. Bu yaprtrn ölümsüz frkirleri, bu atom enerjisi, sibernetik makineler, organik doğa yasalannrn uygulanmasl ve uzaJnn keşfı çağrnda bilimin yolunu aydrnlatmaya devam edecektir.

18


ENGELS, ölümünden lusa bir süre önce Doğanın Diyahektiğlne ait yazılannr ve notlannr dört dosyaya aJnnnrş ve yapıt bizim elimize bu dört dosya halinde geçmiştir. Engels, dosyalara şu başlrklan koymuştur: (1) ''Diyalektik ve Doğabilim'', (2) ''Doğanrn İncelenmesi ve Diyalektik'', (3) ''Doğanrn Diyalektiği'' ve (4) ''Matematik ve Doğabilim. Çeşitli''. Dosyalardan yalnızca ikisi ve üçüncü dosya- yazann ha-ikinci sahiptir. zırladrğ içindekiler tablosuna Engels'in ikinci ve üçüncü dosya için ayırdrğı malzemeyi ve bu malzemenin dos_ yalanndaki düzenlemesini bu içindekiler tablosunun varlrğr dolayrsryla, kesin olarak biliyoruz. Birinci ve dördüncü dosyalara gelince, bu dosyalara ait sayfalann, Engels'in istediği gibi düzenlendiğinden tam olarak emin değiliz. Birinci dosya (''Diyalektik ve Doğabilim'') iki lçsrmdan oluşmuştur: (1) Arkalı-önlü 11 sayfaya yazı|an, herbiri yazat tarafindan numaralanmrş ve tek tek hepsine ''Doğanın Diyalektiği'' başlrğı konmuş notlar. Biri ötekinden çizgiyle aynlmış olan bu notlar, 1873 ile 1876 arasrndaki dönemde yazılmlşlardrr. Bu notlar, kronolojik srrayla yazrlmrş ve elyazmasr sayfalarrn numaralan bu düzenlemeye göre konmuştur. (2) Her biri uzun bir not ya da çizgilerle birbirinden ayrılmış birçok lçrsa notu kapsayan numaralanmamrş 20 sayfa. Bu notlardan pek azr, tarihlerini saptayabilmemizi mümkün kllacak veriyi içermektedir. Ikinci dosya (''Doğanrn ve Diyalektiğin İncelenmesi'') üç geniş notu kapsamaktadrr: ''Gerçek Dünyada Matematik Sonsuzluğun İlkörnekleri Üzerine'','''Mekanik' Doğa Anlayış: Üzerine'',''Nögeli'nin Sonsuzl.uğu Anlama Yetencksizliği Üzerine'', " Anti-Dtihrinğe Eski Önsöz. Diyalektik Üzerine''. ''Maymundan Insana Geçişte Emeğin Rolü'' başlıklr yazr, ''Feuerbach'tan Çrkanlan Krsrm'' başlığı altrnda geniş bir parça. Bu dosya için Engels'in hazrrladıfi içindekiler tablo_ su, bu dosyanın ilkinde iki yazryı daha kapsadrsnr göster_ mektedir: ''Hareketin Temel Biğmleri'' ve ''Ruhlar Aleminde Doğabilim''. Daha sonra, Engels, bu iki yazıIun başlıklannr ikiıci dosyanın içindekiler tablosundan çizerek çrkarmrş ve 1.9


bu iki Yü|Y4 yarrm kalmış yaprtınrn daha fazla tamamlanmrş parçalannr topladığı üçüncü dosyaya aktarmıştır. Uçüncü dosya (''Doğanrn Diyalektiği'') en tamamlanmrş altı yazıyı kapsamaktadrr: "Hareketin Temel Biçimleri'', ''Hareketin Ölçtısıı. Iş'', ''Elektrik'', ''Ruhlar Aleminde Do"Gel-Git ve Sürtünmesi''. ğabilim'',''Giriş'' Dördüncü dosya (''Matematik ve Doğabilim. Çeşitli'') tamamlanmamış iki kesimi kapsar: ''Diyalektik'' ve ''Isr''. Herbiri uzun bir notu, ya da birbirinden çizgiyle ayıılmış kısa notlan kapsayan on sekiz numarasu sa;rfa ve matematik hesaplan kapsayan birçok sayfa. Dördtincü dosyadaki notlar arasrnda, Doğanın Diyalektiğfne ait iki plan anaçizgisi de bulunmaktadrr. Bu notlann tarihleri, yalnızca birkaç durumda saptanabilir. Dosyalann içeriklerinin a5rnntılr dizini ve Doğanın Diyalektiğıe ait bölüm ve parçalann kronolojisi bu kitabrn sonuna konulmuştur. Dört dosyanrn içindekiler listesine şöyle bir gözatmak, Engels'in, bu listeye, ya|nızca Doğanın Diyalektiğ için yazrlmış btıItımleri ve ilk tasanlan koymakla yetinmediğini, ama bu yaprt için düşünüImemiş bazı e|yazmalannr, örneğin "Anti-Dtihrinğe Eski Önsöz'', iki "Anti-Dtıhrinğe Not'' ('Gerçek Dtinyada Matematik SonsuzluĞ'un İIkornekleri Üzerine'' ve " 'Mekanik' Doğa Anlayışı Üzerine''), ''Feııerbach'tan Çrkanlan Krsrm'', ''Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü'' ve ''Ruhlar Aleminde Doğabilim'' gibi elyazmalannr da koyduğunu göstermektedir. Doğanın Diyalektiğİnin bu baskrsr, Engels'in dört dosyasrndaki bütün herşeyi kapsamrna almrştrr. Yalnrzca, herhangi bir açıklayıcr not taşımayan matematilı hesaplan gösteren birkaç sayfia ve Doğanın Diyahektiği ile ilişkili olmadığ açrkça anlaşrlan şu notlar alrnmamıştrt: (l) Anti-Dtihrinğe ası| ''Giriş''in anaçizgileri (modern sosyalizm üzerine), (2) kölelik üzerine bir parça, (3) Charles Fourier'nin Yeni Sınai ve Top]umsa] Dünya _ New Industria] and Socia] World adlr yaprtrndan ahntrlar (bu üç not, Anti-Dİihring için yaprlan hazıı-


lrk çalışmasrnm parçalandrr) ve (4) Alman kimyacrsr Philip Pauli'nin, değerin emek teorisine karşrlrk öne sürdüğü olum_ suz görüşe ilişkin olarak, Engels'in yorumunu da kapsayan hsa bir not. Bu srnrrlar içinde, Doğanın Dİyalektiğ,10 yazıve böIüm, 169 not ve parça ve iki plan anaçizgisi olmak iizere, 181 parçayı içermektedir. Bu kitaptaki malzeme, Engels'in elimize ulaşan iki plan anaçizgisinde gösterilen doğrultudan aynlmaksızrn konulanna göre düzenlenmiştir. Her iki plan, kitabrn hemen başrnda verilmiştir. Bunlardan, Engels'in çalrşmasrnrn büttinünü kawayan ve daha ayııntıIr olanr, herşey öyle gösteriyor ki, 1878 Afustosunda yazılmrştrr. Çalışmanrn yalnızca bir bölümünü kapsayan ikinci plan ise, aşağ yukan 1880'de yazılmrştrr. Doğanın Diyalektiğnde kullanrlan ve Engels'in üzerinde kesintili olarak on üç yıl (1873-1886) çahştığ malzeme, genel planda gösterilen konularla tam olarak uygun düşmemektedir. 1878'de yapılan plandaki bütün a5rnntrlara uJrmanrn olanaksrzlrğnrn nedeni de budur. Ne var ki, gene de, Doğanın Diyahektiğ elyazmasınrn temel içeriği ile plan anağzgileri birbirine uygun düşmektedir. Bu yüzden, malzemenin srraya konmasr, plan anaçizgilerine dayandınlmrştrr. Malzemenin bölümlere a5mlmasrnda tutulan yol,bizzat Engels tarafindan gösterilen yoldur: bir yanda azçoktamamlanmrş bö_ lümler, öte yanda hazırlayıcr notlar. Böylece kitap iki krsma ayrılmrştır: (1) makaleler ve bölümler, (2) notlar ve parçalar. Bu iki lrrsımdan herbirinde, malzeme, Engels'in planındaki temel çizgilere uygun düşen ayırr lulavuz örneğe göre düzenlenmiştir. Bu temel çizgiler çerçevesinde bölümler şöyle srralanmrştır: (a) tarihsel sıriş, (b) materyalist diyalektiğin genel sorunlan, (c) bilimlerin srmflandrnlmasr, (d) tek tek bilimlerin üyalektik kapsamrna itişkin düşünceler, (e) doğabilimin önemli bazı yöntembilimsel sorunlannrn incelenmesi, (0 toplum bilimlerine geçiş. Sonuncu bölüm, hemen hemen hiç işlenmeden kalan tek bölümdür. 21


Planrn anaçizgileri gereğince, Doğanın Diyalektiğ kitabınrn birinci lrısmınr oluşturan makale ve böliimlerin sırasr şöyledir: (1) Giriş (1875-76'da yazrlmıştrr) Q) Ant;-Dijhrinğe Eski Önsöz' Diyalektik Uzerine (Mayıs-Haziran 1878). (3) Ruhiar Aleminde Doğabilim (1878 başlan)' (4) Diyatektik (1879 sonlan)' (5) Hareketin Temel Biçiı,nleri (1880-81)' (1880-81)' (6) Hareketin Ölçtıstı. - İş (7) Gel-Git Sürtünmesi (1880_8]')' (8) Isı (Nisan ]-881-Kasım 1882)' (9) Elektrik (1882). (Hazitioi nıuy-undan İnsana Geçişte Emeğin Rolü ran 1876). Bu makalelere ve böliirnlere bakrlınca görültir ki, doğabi limden toplumsal bilime bir geçiş olan ''Ma5rmundan Insana

GeçişteEmeğinRolü''adlryazrdışrndabütihkonulannsrra. sr,'üonolojiL sıraya hemen hemen uygun düşmektedir' i{,rrhlar A}Lminde Doğabilim'' başlıkh yazr, Engels'in plan taslasnda belirtilmemiştir. Muhtemelen Engels, bu yazıyr' ilkin bir dergide ayrıca yayınlamayr düşünmüş ve son zama' na kadar, Doğanın Diyalektiğne katmamıştrr' Burada m_a-

kaleler ,r" toıtı-ı"" arasmda, bu yazr, üçüncü sıraJn tutmakyazrtadır. Çtınktı, ondan önceki iki yazrnın oldufu gibi' bu nrn daienel yöntembilimsel bir önemi vardır ve temelfikrin_ J" Gor"g""tıi dogablıım için teorik-düşiioce gereği) "Antiotianğ e Eski önsöz''le hayli yakından bağlrdır' Kıta'uın ikinci krsmrnr oluşturan ilk taslaklara, notlara ve parçalara gelince, kullanılabilecek malzemenin' Engels'in pi"" t"'ı"eıvıu karşrlaştrnlmasr, bu malzemenin şöyle srraıarr''u*'r, gerekli krlmaktadır: (1) Bilim Tarihinden (2) Doğabilim ve Felsefe (3) Diyalektik i+i ıı"aa""in Hareket Biçimleri, Bilimlerin Srnrflan-


(5) (6) (7) (8) (9)

drnlmasr Matematik Mekanik ve Gİkbilim

Fizik

Kimya Biyoloji. Parçalann bu kesim]einin Doğanın Diyaleküiğnin on makale ve bölümünün başIıklanyla karşrlaştrnlmasr, maka_ lelerle parçalann sıralanrşrnrn hemen hemen aynr oldufunu gösterir. Parçalann ilk kesimi, Doğanın Diyalektiğ'ndeki ilk makaleye uygun düşmektedir. Aynr şekilde ikinci kesim ikinci ve üçüncü makalelere, üçüncü kesim dördünctı makaleye, dördii,rıcü kesim beşinci makaleye, altrncr kesim altrncr ve yedinci makalelere, yedinci kesim sekizinci ve dokuzuncu makalelere uygun düşmektedir. Parçalar arasında, onuncu makalenin karşılığr yoktur. Kesimler içinde, parçalar, aynı şekilde, konulanna göre düzenlenmiştir. Ilk parçalar daha çok genel sorunlarla ilgiliür, sonraki parçalar, daha özel konulara aynlmrştrr. ''Bilim Tarihinden'' başlrklı kesimdeki parçalar, bilimlerin eski insanlar arasrnda dofuşundan Engels'in çağdaşlanna kadar, tarihsel srraya göre dizilmiştir. ''Diyalektik'' kesiminde ilk verilen notlar, diyalektiğin genel sorunlanna ve temel yasalanna ilişkin olanlardrr, sonraki notlar, öznel diyalektik denen şeye aittir. olanak]ar elverdikçe, her kesim bir sonraki kesime geçişe yaran olan parçalarla sonuçlandlnlmrştrr. Doğanın Diyalektiğndeki malzeme, Engels'in yaşadrğa siire içinde basrlmamrştrr. Engels'in ölümü üzerine elyazmaIan, otuz yll süreyle Alman Sosyal-Demokrat Partisinin arşivlerinde saklanmrştt. Yazar tarafindan Doğanın Diyalektiğfne konan makalelerden yalnrzca ikisi günışrğına çrkmış_ trr. Bu yazrlardan birincisi ''Mayınundan Insana Geçişte Emeğin Rolü'', Die Neue Zeitta 1896'da; "Ruhlar Aleminde Doğabilim'', I]Lustrierter Neue WeLt-Ka]endeİ de 1898'de yayrnlanmrştrr. Doğanın Diyahektiğİnin tam metni, ilk kez, l925'te Sovyetler Birliği'nde yayrnlanmrşt'ıt. (Marx ve En-


gels Arşivleri' ikinci kitap.) Bu kitapta, Almanca metin, Rus-

ça çevirisiyle birlikte verilmiştir. Engels'in kitabı sonradan birkaç kez daha basılmış ve her firsatta eŞazmasınrn okun_ masr sonucu düzeltmeler, çeviride ve malzemenin düzenlenmesinde düzeltmeler yaprlmıştrr. Daha sonraki baskrlardan en önemlilei, özgan Almanca baskı olan (Marx-Engels, Gesamtausgabe. F. Engels, "Herrn Eugen Dtihrings Umwölzung der Wissenschaft. Dialektik der Natur.'' Sonderausgabe. Moskau-Leningrad, 1935) ve birçok yabancr bas}ı_ ya örneklik eden 1941 Rusça baskrsrdır. Bu baskıdaki malzeme dizisi, 1941 Rusça baslrrsrnın aynrdır. Dikkate değer ölçüde genişletilen notlar ve dizinler, 1961 Moskova ikinci baskrh, Karl Marx ve Friedrich Engels, Bütün Yapıtlalın Co]]ected Works'iiı 20. cildine uygıın olarak verilmiştir. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi

Markşizm_Leninizm Enstitüsü

24


DoĞANIN DrYALEKTİĞI

25


IPLAN ANAÇİZGILERı]

IGENEL PLANIN ANAÇİZGİLERI]I (1) Tarihsel giriş: doğabilimdeki gelişme nedeniyle bu alanda metafizik görüş olanaksız hale gelmiştir' (2) Almanya'da Hegel'den bu yana teorik gelişme seyri (eski önsöz).2 Diyalektiğe dönüş, bilinçsizce, dolayısryla çelişik olarak ve

yavaş yavaş yer alır.

bilimi olarak diyalektik. Temel yasakarşı- kutupsal karşıtlann lıklı etkisi ve en uç noktada birbirlerine dönüşmeleri çelişki yo(3) Ewensel iç-ilişkinin

lar: niceliğin ve niteliğn dönüşmesi

luyla gelişme ya da yadsımanrn yadsınmasr çimi.

(4)

-

- sarmal bigelişimin

Bilimlerin iç-ilişkisi. Matematik, mekanik, fizik, kimya, bi-

yoloji. St. Simon (Comte) ve Hegel. (5)

Farklı bilimlerde aperçu# [düşünceler, görüşler] ve bunla-

nn diyalektik kapsamlan: 1. Matematik: diyalektik yardrmcr araçlar ve ifadeler *

Toplu bakış; kısa açrklama. _ç.

_


2.

gerçekten oluşan matematik sonsuzluk. Gök mekaniğ - şimdi bir süreç içerisinde çözümüş-

tür. hareket noktası yalnızca hareketin - Mekanik: olumsuz yokedilmezliğinin ifadesi olan süredurum idi. 3. Fizik _ molekül hareketlerinin birbirine geçişi Clausius ve Loschmidt. 4. Kimya: Teoriler, eneıji. 5. Kimya: Teoriler, enerji. (6) Bilginin sınırlan. Du-Bois-Reymond ve Nİigeli.3 _ Helmholtz, Kant, Hume.

(7) (8) (9) (10)

Mekanik teorisi. Heckel.a Plastidule ruh Heckel ve Ndgeli.s Bilim ve öffeti - Virchov.G

- Virchov. Hücre durumu _ (11) Darvinci politika ve toplum teorisi Schmidt.T - Hreckel vedoğabilime _ Insanrn emek yoluyla farklılaşması. _ Ekonominin uygulanmasr. Helmholtz'un''iş"i (Populdre Vortriİge, II).8 IKISIM PLANININ ANAÇİZGILERI]9

-

(1) Genel olarak hareket. (2) Çekme ve itme. Hareketin iletilmesi. (3) Buna uygulanan eneıjinin sakınımı [yasası]. Itme .

Itmenin toplamı = eneıji. (4) Yerçekimi _ göksel cisimler

(5) Fizik. Isı. Elektrik. (6) Kimya. (7) Özet'

-

+

çekme.

yersel mekanik.

(a) 4'ten önce: Matematik, Sonsuz çizgp. + ve eşittir. (b) Girkbilimde: İşin gel-git yoluylayapılması.-

Helmholtz'da çifte hesap, II, s. 120* Helmholtz'da "kuwetler", II, s. 1g0.**

* **

Bkz: Bu kitabın 95-98. sayfalan. _Ed. Bkz: Bu kitabrn g2-95. sayfalan. -Ed.


TMAKALELER]

29


GInIşıo

ANTIKITENIN parlak doğal-felsefi sezgilerinin ve çok yanr ile sonuç alrnmadan yitip giden ve son derece önemli ama dafrnrk Arap buluşlannrn tersine, tek başrna, bilimsel, sistemli ve çok yanlı bir gelişmeyi gerçekleştiren doğadaki modern araştrrma bu modern araştrrma, bütün - doğadaki yalun tarih gibi, ulusal talihsizliğin izerimize çöktüğü bir zarnaııda, biz Almanlann Reformasyon diye adlandrrdrğımrz, Fransrzlann Rönesans, Italyanlann Cinquecento diye adlandrrdığı ama bu terimlerin hiçbirinin de yeterince ifade etmediği büyük bir çağda başlar. Bu, L5. yüzyrlın ikinci yansrnda yükselmeye başlamış olan bir çağdır. Krallrk, kentli burjuvalann da desteğyle, feodal soyluluğun güciinü krrmrş, temel_ de ulusçuluğa dayanan, içinde modern Avnıpa uluslannrn ve modern burjuva toplumun gelişmeye başladığ büyük monar_ şileri kurmuştur. Henüz kentlilerle soylular birbirleriyle sa31

,/


vaşrrken, Alman Köylü Savaşr, sahneye, yalnızca isyan halindeki köylüyü yanr yoktu- değil, bunun yeni -artrkellerinde krzrl bir ama onlann ardrndan, bayraklar, dudaklannda mallann ortak sahipliği isteği olan modern proletaryanrn ilk örneklerini çrkararak, bir kahin gibi, gelecekteki srnıf savaşInr işaret etmiştir. Bizans'rn düşüşünden kalan elyazmalan ve Roma harabelerinden çıkanlan heykeller' şaşlrmış Batrya eski Yunan'ın yepyeni bir dünyasrnı açtr; bu dünya_ nrn parlak biçimleri önünde, ortaçağ.rn hayaletleri ortadan silinip gitmişti; Italya'da klasik antikitenin yansrmaslnı andıran ve bir daha ulaşrlmamrş olan hayal edilemeyecek bir sanat doğdu. İtalya'da, Fransa'da ve Almanya'da yepyeni bir yaz|1ı' ilk modern yazın ottaya çrktr; bundan krsa bir süre sonra, Ingiliz ve İspanyol yazrnrnrn klasik dönemi sökün etti. Eski orbjs terrarum'un* sınrrlan aşrldr, dünya, gerçekten ilk kez olarak keşfedildi ve daha sonraki dünya ticareti ile el zanaatlanndan manüfaktüre geçişin temelleri atrldr, manüfaktür de, büyük-ölçekli modern sanayinin başIangıcı oldu. Kilisenin, insanlann düşünceleri üzerinde kurduğu diktatörlük yıkıldı; bu diktatörlük, protestanlığı kabul eden Alman halkrnın çoğunluğu tarafından doğrudan kaldrnlrp atrlrrken, Latinler arasrnda Araplardan devralrnan ve yeni yeni keşfedilen Yunan felsefesiyle beslenen özgür düşüncenin neşe sa_ çan havasr giderek daha çok kök salmaya başladr ve 18. yüz_ yıl materyalizminin yolunu hazrrladr. Bu, o zamana kadar insanlrsn geçirdiği en büyük ilerletici dewimdi; öyle bir dönem ki, devler istiyordu ve bu devleri yarattı tutku ve karakter gücünde, ewensel- düşünce, likte ve öffenmede devler. Burjuvazinin modern egemenliği_ ni kuranlar, burjuva sınrr}amalannrn drşrnda herhangi bir srnrrlama tanrmryorlardr. Tam tersine, zamanrn serüvenci niteliğ,i, onlan az ya da çok etkiliyordu. o zamanln önemli kişileri arasrnda geniş ölçüde seyahat etmemiş, dört ya da beş dilden azrnr bilen, birçok alanda ün yapmamrş olanınr bulmak pek mümkün değildir. Leonardo da Vinci ya|nızca *

Dünya çewesi. -ç.

32


t,ii

büyük bir ressam desl, aynr zamanda büyük bir matematikçi, fiziğin değişik dallannrn önemli buluşlannr ona borçlu olduğu bir mekanikçi ve mühendisti. Albrecht Dürer, ressam, oJ[nacl, heykeltraş ve mimardl, ve aJrnca da çok sonralan Montalembert ve modern Alman istihkam bilimi tarafından tekrar ele alrnan pek çok frkirleri içeren bir istihkam sistemi yaratmrştr. Machiavelli, bir devlet adamı, tarihçi, ozan ve aynı zamanda, modern zamanlann dikkate değer ilk askeri yazarıydı. Luther, yalnızca kilisedeki Augeas ahırlannr temizlemekle kalmamrş, A]man dilindeki Augeas ahrrlannr da silip süpürmüştü; modern Alman nesrini yaratmrş, 76. ynzyrlın Marseillaise'i haline gelen ve zafete duyulan güvenle dolup taşan ilahinin sözlerini yazmlş, müziğini bestelemişti.ll o zamanrn kahramanlan, henüz, ardıllannda tekyanlrlrğa yolaçan srnırlayrcr etkilerini srk srk gördüğümüz işbölümünün tutsağ olmamrşlardr. Ama onlann karakteristiği, özellikle hemen hepsinin yaşadığ süre içinde eylemlerini çağdaş hareketler içinde pratik savaşımda sürdürmüş olma}andır; cephelerini belli etmişler, kimi konuşarak ye yazarak, kimi krlrçla, çoğu da her ikisiyle birlikte savaşa sırmişlerdir. onlan eksiksiz adam yapan bu karakter gücü ve bu bütünlüktür. Gerçek yaşamdan kopuk bilginler enderdir ikinci ya da üçüncü srradan kişiler, ya da suya sabuna dokunmayan, darkafalr, temkinli kişiler. o sıralarda doğabilim de, genel bir dewimin içinde gelişmiş ve bilimin kendisi de devrimci bir bilim olmuştur; ger_ çekten bu bilim, kendi yaşama haklqnr savaşlm içinde kazanmak zorundaydr. Modern felsefenin kendileriyle birlikte başladığı büyük ltalyanlarla yanyana, doğabilim de, Engizisyonun zindanlannda ve kazrklannda kendi şehitlerini vermiştir. Ve doğanın serbestçe incelenmesini cezalandrrmakta, protestanlann, katoliklere bakarak, kraldan çok kralcr kesil_ meleri ilginçtir. Calvin, Servetus'un kandolaşrmrnr bulma noktasrna geldiğini anlayrnca, onu, iki saat canlr canlr ateşte lrrzartmrş, yaktrrmrştı; bununla birlikte, Engizisyon, Giordano Bruno'yu, y a|nızca yakmakla yetinmişti. öD

ş


Kopernik, ürkek de olsa, doğa sorunlarrnda, kilise otoritesine, ölüm yatağnda iken yaylnlanan ölümsüz yapıtryla kafa tutmuş, doğabilimin bağrmsrzirğınr ilan eden bu devrimci hareket ile, Luther'in papalrk buyruğunu yakmasr sanki yinelenmiştir.l2 Doğabilimin tanrıbilimden kurtuluşu bu tarihten başlar, buna karşln, bazı karşıirklı iddialar günümüze kadar süregelmiştir ve birçok kafa hölA tam bir açıklığa kavuşmuş değildir. Ne var ki, o zamandan beri, bilimlerin gelişmesi dev adrmlarla olmuştur ve denebilir ki, hareket noktasrndan itibaren (zaman içindeki) uzaklrğn karesi oranlnda güç kazanmrştrr. Bundan sonra, organik maddenin en yüce ürünü olan insan beyni için, hareket yasasrnln, de$şen koşullar altında değerini yitirmediği, inorganik madde için ise bunun tersi olduğu, sanki dünyaya gösterilecekti. Şimdi artrk kapıIarr açrlmrş olan doğabilimin bu ilk döneminde, temel sorun' o anda elde bulunan malzemeyi iyice öğrenmekti. Birçok alanda, işe, en baştan başlanması zorunIuydu. Antikite, Eukleides'i ve Ptolemaios'un güneş sistemini; Araplar, ondahk sistemi, ilk cebir bilgilerini, modern sayllarr ve simyayı miras brrakmrşlardr; hrristiyan ortaçağ ise, hiçbir şey. Bu durumda, en temel doğabilimi olan yer ve gök cisimleri mekaniği, ve onunla birlikte, bu bilimin yardrmcrsr olan matematik yöntemlerin bulunmasl Ve geliştirilmesi, zorunlu olarak ilk sırayr aldı. Bu alanda büyük işler başanldı. Newton'la Linnaeus'un kişilikleriyle karakterize ettikleri bu dönemin sonunda, bu bilim dallannrn belli bir yetkinliğe ka_ vuşturulduğunu görüyoruz. Bellibaşlr matematik yöntemlerin, özellikle Descartes ile analitik geometrinin, Napier ile Iogaritmaırn, Leibniz ve belki de Newton ile diferansiyel ve entegral hesaplarrn temel özellikleri ortaya kondu. A5mr şey, temel yasalarr kesin olarak açrklamrş olan katr cisimler mekaniği için de geçerlidir. Ensonu güneş sistemi gökbiliminde Kepler, gezegerr hareketi yasalanm buldu ve Newton, maddenin hareketi genel yasalan açrsından, bunlan formüle etti. Doğabitimin öteki dallan, bu ön yetkinlikten bile uzak kal_ mrştr. Ancak dönemin sonlanna doğru, alışkan ve gaz cisim34


ler mekanis tekrar ele alınmrştr.* Fizik, henüz ilk adrmlannrn ötesine geçmiş desldir. optik, bunun drşrndaydr. optiğn istisnai gelişimi, gökbilimin pratik gereksinmelerinden ileri gelmekteydi. Kimya, frlojistik teori sayesinde,lS ilk defa olarak simyadan kurtulmaktaydı. Yerbilim, henüz gelişiminin başlangrcrnda olan mineralbilimin ötesine geçememişti; bu durumda henüz paleontoloji diye bir şey varolamazdr. Ensonu, biyoloji alanrnda, esaslr zihin çalışmasr, henüz, yalnızca bitkibilimsel ve hayvanbilimsel değil, ama aynr zamanda anatomik ve fizyolojik geniş bilgileri toplama ve onlan ilk ayrklama noktasrndaydı. Çeşitli yaşam biçimlerinin kryaslanmalanndan, bunlann coğrafi dağılrmlannrn ve iklimsel vb. varoluş koşullarrnrn araştrnlmasrndan henüz sözedilemezdi. Bu alanda, ya.llıızca bitkibilim ve ha;rvanbilim aşağr yukan bir tamlığa ulaşmrştr ve bunu, Linnaeus'a borçluydu. Ama bu dönemi özellikle belirleyen şey, kendine özgü bir genel görüşü geliştirmesidir. Bu genel görüşün temelnoktasr doğanın mut]ak değişmezLiğ anIayrşı idi. Doğa, varlrğa hangi şekilde kavuşmuş olursa olsun, bir kez varolduktan sonra' varlı$ devam ettikçe, olduğu gibi kalmışhr. Başlangrçta gızemli bir ''ilk itiş''le harekete geçirilen gezegenler ve onlarrn uydulan, sonsuza dek, ya da hiç deslse her şey sona erinceye dek, önceden kararlaştrnlmrş elipsleri [yörüngeleri -ç.] üzerinde dönmeye devam ederler. Yrldrzlar, ''ewensel bir gravitasyon''un etkisi nedeniyle, bir ötekini tutarak, bulunduklan yerde sabit ve hareketsiz olarak sonsuza dek kalırlar. Dünya ezelden beri, ya da yaratılışrnrn ilk gününden bu yana (duruma göre) değişmeksizin aynr kalmıştrr. İnsan eliyle yapı}an değişiklik ve nakiller drşrnda, bugünün "beş kıta''sı her zaman varolmuştu, bu krtalar hep ayır dağlara, aym vadilere, aym rrmaklara, aym iklime, aym bitki ve hayvanlara sahip olmuştu. Bitki ve ha5rvan türleri, başlangıçtan beri kesin olarak değişmiyorlardr; tii,r, sürekli olarak kendi benzerini üretmişti, ve yeni türlerin şurada ya da burada, * Elyazmasınrn kenanna Engels kurşun kalemle şu notu koymuştur: "Alp nehirlerinin denetimine ilişkin olarak Torricelli."

-,Ed.

35


birbirine aşrlanma sonucunda ortaya çrkabileceklerini kabul etmekle Linnaeus çok ileri gitmişti. İnsanlrk tarihinin zaman içinde gelişmesine karşrlrk, doğa tarihi için ancak uzay içinde bir açrlma saptanmlştr. Doğadaki bütün desşiklikler, bütün gelişmeler görmezlikten geliniyordu. Başlangçta onca dewimci olan doğabilim, birdenbire, kendini, bütün bütün tutucu hale gelmiş bir doğa karşısrnda buluverdi. o doğada bugün bile, her şey, başlangıçta nasrl idiyse gene öyle idi ve her şey, dünyanrn sonuna ya da sonsuza dek, başlangıçta nasrl idiyse öyle kalacaktr. 18. yüzyılın ilk yansrnda doğabilim, bilgide ve hatta eldeki malzemenin gözden geçirilmesinde eski Yunan'dan daha üstün bir düzeydeydi, ancak bu malzeme üzerindeki teorik yetkinlik, yani genel doğa görüşü baliamından eski Yunan'rn altrnda bulunuyordu. Yunan filozoflan için, dünya, aslrnda kaostan çrkmış, gelişmiş Ve yaşama ulaşmrş bir şeydi. Ele aldrğmrz dönemin doğa bilginleri için ise, dünya, kemikleşmiş, değişmez bir şeydi ve bunlann çoğuna göre de bir hamlede yaratrlmrştr. Bilim, henüz tannbilimin ağı içindeydi. Her yerde sonal nedeni, bizzat doğanrn kendisi tarafrndan açrklanamayacak bir dış itişte anyor, bir dış itişte buluyordu. Newton'un büyük bir azametle "evrensel gravitasyon'' adını verdiği çekim, maddenin temel özelliğ olarak anlaşrlsa bile, o takdirde, gezegenlerin yörüngesini yaratan açrklanmamrş teğetsel kuwet nereden geliyordu? Sa;nsrz hayvan ve bitki türleri nasıl çrkmrştı? Ve bütün bunl4nn hepsinin üstünde, ezelden beri varolmadrğr kesin olduğuna göre, insan nasıI ortaya çrkmrştı? Bütün bu tür sorulara, doğabilim, srk srk, her şeyden sorumlu bir yaratrcr ileri sürerek yanıt veriyordu. Bu dönemin başrnda, Kopernik tannbilimi kapı drşan etmişti; Newton, bu dönemi, ilahi bir ilk itiş postulatryla kapattr. Bu doğabilimin ulaştıs en yüksek genel fikir, doğanrn belli bir amaca göre düzenlendiği fıkriydi. Wolffun bu yüzeyde kalan erekbilimine göre kediler fare yemek için, fareler kediler tarafrndan yenmek için ve bütün doğa, yaratrcının bilgeliğine tanrklrk etmek için yaratrlmrştr. o zamanrn felsefesinin yap-


trğ en saygn iş, kendisinin, çağdaş doğabilimin sınrrlı durumu tarafrndan yanlrş yola saptrnlmasrna izin vermemesi ve büyük Fransrz materyalistlerine kadar- dün-Spinoza'dan yayr, dünyanrn kendisiyle açrklamakta direnmesi ve ayrıntrlr yargı}ara VarmaJn geleceğin doğabilimine bırakmasrdrr. 18. yüzyılın materyalistlerini de, ben, bu dönem içinde düşünüyorum. Çünkü onlann elinde, yukarda belirtilenlerin dışında kullanabilecekleri, doğaya ilişkin bilimsel malzeme bulunmuyordu. Kant'ın çağ açan çalrşmasr, onlar için bir gi_ zem olarak kaldr ve Laplace onlardan çok sonra geldi.la Unutmamalryrz ki, bi}imin gelişmesiyle yavaş yavaş elenmiş olan, bu modasr geçmiş doğa görüşü, 19. yüzyılın ilk yansrnda tamamen egemen olmuştu* ve aslrnda bugün bile bütün okullarda öffetilir.** Bu taşlaşmrş doğa görüşünde ilk gedik bir doğabilimci tarafrndan desl, bir filozof tarafindan açrlmrştrr. 1755'te Kant'rn AJlgemeine Naturgeschichte und Theorie des Himmels adlr yapıh ya;nnlanmrştı. İlk itiş sorunu ortadan kaldınlmrştr; dünya ve tüm güneş sistemi zaman:, içinde varlaşan bir şey olarak ortaya çıkıyordu. Eğer doğa bilginlerinin bü_ yiık çogunluğu, Newton'un ifade ettiği, ''Fizik, metafizikten * Elyazmasının kenannda kurşun kalemle yazılmış şöyle bir not var: "Doğa üzerindeki eski görüşün katrlrğı, bütün doğabiliırılerin tek bir bütün olarak anlaşılmagrna yolaçan eski inancın temellerini yaratmıştrr. HAIA salt mekanik Fransız ansiklopedistler; daha sonra, Hegel tarafindan yetkinleştirilen St. Simon ve Alman doğa felsefesi." -Ed.kaldırmak gerekirken, o bilim** Bilimsel başanlan, bu görüşü ortadan sel başanlanyla hayli önemli bir malzeme sağlamış olan bir insanrn hatta 1861'de bu görüşe nasıl inatla sanlabileceği, şu klasik sözlerde göriiılebilir: "Güıeş sistemimizin düzenlenişi, anlayabilüğimiz kadanyla, mevcut olan şeyi ve değişmez staekliliği koruma amacına yönelmiştir. En eski zamanlar_ dan beri yeryüziimdeki hiçbir hayvanın ve hiçbir bitkinin daha yetkin ya da

herhangi bir biçimde farklr olmaması gibi, bütün organizmalarda birbirini izleyen değil, birbirinin yanısıra yeralan aşamalar bulınamız gibi, kenü soJ^ımuzun vücutça her zaman aynı kalnıasr gibi _ birarada varolan göksel cisimlerdeki en büyük farklılık]ar bile bize, bu biçimlerin yalnrzca gelişmeıin farklı aşamalan olduğunu düşünmemiz hakkını vermez; bu, daha çok yaratrlan herşeyin kenü içinde aJmı derecede yeükin olınasıdır." (Mödler, Populöre Astronomie, Berlin 1861' 5. baslı, s. 3L6) l&ngels'in notu']

37 i

ı


kendini koru!''15 uyansr üzerinde düşünmekten biraz daha az tiksinselerdi, Kant'rn bu tek parlak buluşundan sonuçlar

çrkarmaya yönelebilirlerdi ve böylece sonsuz sapmalardan ve yanlrş yolda harcanmrş büyük bir zaman ve emek kaybından kendilerini korurlardr. Çünkü Kant'rn buluşu, daha sonraki bütün ilerlemelerin hareket noktasrnr kapsamrna almaktaydı. Eğer dünya varlaşmrş bir şey ise, o takdirde dünyanrn şimdiki yerbilimsel, coğrafi ve iklim durumu, aynr şekilde bitkileri ve hayvanlarr da varlaşmrş bir şey olmak zorundaydr; onun ya|nızca uzay içinde birarada oluşunun degil, aynl zamanda, zamar. içinde süreklili$nin de bir tarihi bulunmak zorundaydı. Eğer bir kez bu yönde daha ileri incelemelere kararlr olarak başlansaydr' şimdi doğabilim, olduğundan, dikkate değer ölçüde daha da ileri giderdi. Ama felsefeden ne yarar gelebilirdi ki? Yıllarca sonra Laplace ve Herschel onun içeriğini açrklayıp bu içeriğe daha derin bir temel, ve böylelikle ''bulutsu varsayrmr''na giderek saygınlık kazandrrrncaya kadar, Kant'rn yaprtr ilk anda sonuçsuz kaldı. Daha sonraki buluşlar, bu varsayrmı zafere götürdü. Bu buluşlarrn en önemlileri şunlardr: sabit yrldrzlarrn kendine özgü hareketlerinin keşfi; evrensel uzayda bir direnç ortamr bulunduğunun ortaya konuşu; ev'ren maddesinin kimyasal özdeşliğini ve Kant'rn postulatrna göre kor halindeki bulutsunun varlrğnr ortaya koyan tayf aynştırInasl yoluyla desteklenmiş kanrt.* Bir başka yerden destek alan, doğanrn salt varolmadığ, aıma varlaştığve sonta öhdüğü yolundaki kawam ortaya çıkmasaydr, doğa bilginlerinin büyük bir krsmrnrn, değişen bir dünyanrn değişmeyen organizmalar yaratrnasrndaki çelişkinin bilincine, krsa bir süre içinde varıp Varamayacaklanndan kuşkuya düşmek gerekirdi. Yerbilim ortaya çrkmrş ve yalnrzca biri ötekinden sonra biçimlenmiş ve biri ötekinin üstüne gelmiş yersel katmanlan göstermekle kalmamrş, aJrnl zamanda, bu yersel katmanlar arasrnda artrk soyu tükenmiş * El yazmasının kenanna.kurşun kalemle şu not konmuştur: 'Yine Kant'tan, gel-gitin dtıntıştı geciktirdiği ancak şimdi anlaşrlmıştrr." -.Ed'

38

I I


ha;rvanlann iskeletleri ve kabuklan ve artrk varolmayan bitki}erin gövde}eri, yapraklarr ve meyveleri bulunduğunu da ortaya koymuştur. Bir bütün olarak yalnızca dünyanın de$l, aynr zamanda onun şimdiki yüzeyinin ve bu yüzeyde yaşayan bitki ve hayı-anlarrn da Zaman içinde bir tarihi olduğunu teslim etmek üzere bir karar alrnmasr gerekiyordu. Bu kabul, önce' hayli gönülsüz olmuştur. Cuvier'nin, dünyanrn değişmeleri teorisi sözde devrimci ama özde gerici idi. Cuvier, mucizeyi bir gerekli doğal unsur durumuna getirerek, bir fek ilahi yaratrlrş yeı:ine, birbiri ardrnca geien bir dizi yaralı' lış eylemini koymuştur. Lyell, yaratlcınlrr mizacrna bağlı ani değişiklik yerine, dünyanrn yavaş yaYaş dönüşümünün giderek artan etkilerini koyarak yerbilime ilk kez anlam katmrştır.

*

Lyell'ın teorisi, kendisinden önce gelenlerden herhangi birinin teorisine göre, değişmez organik türler varsayrmr ile daha çok uyuşmazlrk gösteriyordu. Yeryüzeyinin ve bütün yaşam koşullannrn giderek dönüşümü, organizmalarrn giderek dönüşümüne ve değişen çevreye uyarlanmalanna, türlerin değişebilirliğine doğrudan doffuya yolaçtı. Ama gelenek, ya|nızca katolik kilisesinde değil, ayırr zamanda doğabilimde de bir güçtür. Lyell, yrllarca bu çelişkiyi görmedi, öğrencileri ise farkrnda bile değillerdi. Bu, yalnızca, bir süreden beri, doğabilime egemen olan ve her kişiyi, azçok kendi alanı içinde srnrrlayan işbölümü ile açrklanabilir. o srralar, kapsamlı bir görüşten yoksun olanlann SaJnSl pek azdr. Bu arada, fizik, güçlü ilerlemeler kaydetmişti. Doğabilimin bu dalrnda yeni bir çrğnn başlangıcr o|an 1842 yrlrnda, fıziğin vardrğ sonuçlar, üç ayn kişi tarafrndan, hemen hemen aJmr anda toparlanrp özetlenmişti. Heilbronn'da Mayer ve Manchester'da ise Joule, rslnln mekanik kuwete ve mekanik kuwetin rsrya dönüşümünü ortaya koydular. Isrnın * Lyell'rn görüşünün eksikliği değilse ilk biçirninde- diinyadaki -hiçnitelik, hem nicelik yöntiırıden değişhareket halinde olan kuwetleri, hem mez olarak düşünmesindedir. onun yönti.'rıden dünya sakin değildir' dünya belli bir yönde gelişrnez, belli bir sonuca götürmeyen raslansal bir yolda değişir. |Engels' in notu.J


mekanik eşdeğerliliğinin saptanmasr, bu sonucu kesinleştirdi. Meslekten doğa bilgini değil, bir avukat olan İngiliz Grove16 da fiziğin o zamana kadar ulaştığr birbirlerinden aJrn sonuçlan düzenleyerek, fizik kuwetler denen şeylerin, mekanik kuwetin, lslnln, rşrğrn, elektriğin ve manyetianin' hatta kimyasal kuwet denen ŞeJrrn, belli koşullar altında, herhangi bir kuwet kaybrna uğramakızrn birbirine döniiştüğünü tanrtladr. Böylece, Descartes'rn dünyada varolan hareket niceliğinin değişmez oldufu yolundaki ilkesini de fiziksel olarak tanrtladr. Bununla, özelfızikkuwetler, fiziğn sözde değişmez ''türleri", maddenin belli yasalara göre birbirine geçen değişik, farklı hareket biçim}erine aynldr. Şu ya da bu bir dizi fizik kurrvetin varlrğrnın raslansal olduğu, bu kuwetlerin içbağlantrsr ve birinden ötekine geçişinin tanıtlanmasıyla bilimden çrkanlrp atıldı. Kendisinden önce gökbilimde olduğu gibi, fizik, sonal karar olarak, hareket halindeki maddenin sonsuz devr"ine zorunlu biçimde işaret eden bir sonuca vardr.

Lavoisier'den ve özellik]e Dalton'dan bu yana kimyanın olağanüstü bir hrzla gelişimi, doğa haklrındaki eski göriişlere, bir başka yönden saldrrdr. o zamana kadar yalnızca canlr organizma yoluyla üretilen inorganik bileşimlerin yapı]rngs1, kimya yasalannrn, organik varlrk]ar için olduğu kadar inorganik varlrklar için de geçerli oldufunu tanıtladı ve inorganik ve organik doğa arasrndaki uçuruma, Kant'rn bile aşrlamaz gördüğü uçuruma, geniş ölçüde bir köprü kuruldu. Ensonu, biyolojik araştrrma alanrnda da, geçen yüzpıIn [18. yüzyılın] ortalarından itibaren düzenlenen bilimsel geziIer, Arrnıpa'nrn dünyanrn her yanrndaki sömiirgelerinde yaşayan uzmanlann daha derin araştrrmasl ve büttin bunlann üstünde genellikle paleontoloji, anatomi ve fizyolojideki geIişmeler ve özellikle mikroskobun kullanılması ve hücrenin keşfi, karşrlaştrrma yönteminin uygulanmasrnr olanaklı krlan ve aJml zamanda vazgeçilmez hale sokan bir yığın malzemenin toplanmasını sağladr.* Bir yandan, değişik bitki ve *

Elyazmasmrn kenanna'Embriyoloji" eklenmiştir. _Ed.

40


ha;rvanlann yaşam koşullan karşrlaştrrmalı fiziki coğrafya yoluyla ortaya kondu, öte yandan homolog organlara göre, değişik organizmalar birbiriyle karşrlaştrnldr ve bu, organizmalann yalnızca olgunluk koşullannda değil, ama gelişmele_ rinin bütün aşamalannda yaprldr. Bu araştrrma, daha derin ve daha kesin bir durum aldıkça, organik yaprya sıkr srkıya yapışm$ katı değişmezlik sistemi de giderek yıkıldı. Yalnrzca farklı bitki ve hayvan türleri gittikçe ayrı|maz şekilde, birbirine kanşmış hale gelmekle kalmadrlat, o zamana kadarki bütiin srnrflamalan anlamsız hale getiren Amphioxus ve Lepİdosirenl7 gibi hayvanlar da bulundu* ve ensonu, bitki ya da hayvan aleminden hangisine ait olduğu belirleneme_ yen organizmalara raslandr. Paleontolojideki boşlukiar, bir bütün olarak organik dtirıyanrn gelişim tarihi ile tek bir organizmanrn gelişim tarihi arasındaki çarpro paralelliğin doğruluğunu, bitkibilim ve hayvanbilim içinde gittikçe kay_ bolacakmrş gibi görtilndüğü labirentin çrkış yolunu gösteren Ariadne'nin ipinin** hak]onr verIneye en gönüIsüzlerin bile zorlanmasry}a, dolduruldu. Kant'ın, güneş sisteminin öncesiz-sonrasrzlığna saldırmasryla hemen hemen aynr yrllarda, 1759'da, C. F. Wolffun da türlerin sabitliğine karşr bir saldrnyı başlatmış ve soy teorisini ortaya koymuşlg olmasr dikkat çekicidir. Ama onun davasrnda, parlak bir öngörü olan şey, oken'in, Lamarck'rn ve Baer'in elinde kesin biçimini almrş ve tam 100 yıl sonra 1859'da Darwin tarafindan zafere ulaştrnlmıştrr.20 Hemen hemen aJrnr zamanda, bütün organizmalann sonal morfolojik unsurlan olduklan esasen ortaya konmuş olan protoplazma ile hücrenin, organik yaşamm en ba_ sit biçimi olduklan tanıtlanarak, bağmsrz, canlr haldeki var-

lrk]an gösterilmiştir. Bu, organik ve inorganik

doğa

arasrndaki uçurumu asgariye indirmekle kalmamrş, aymt zamanda, daha önce, organizmalann soy teorisinin karşrsrna * Elyazmasrnın kenanna kurşunkalemle, "Ceratadus, keza Archaeop-

terya, vb." ıa eklenmiştir. -.Ed.

** Yunan mitolojisine göre, Minos'un kızı Ariadne, Theseus'u labirentten kurtarmak için, ona bir ip yumağ vermiş ve Theseus'la birlikte kaçmlştır, ancak Theseus Ariadne'yi terketmiştir. -9.

41


çıkan güçlüklerden en temel olanlardan birini kaldrmrştrr' Yeni doğa görüşü bellibaşlı özelliklerinde tamdr: btıtün katrlık tümüyle giderilmişti, sabitlik tümüyle ortadan kaldınlmrştr, sonsuz olarak görüIen bütün özgülük geçicileşmişti, doğanrn tümünün, sonsuz aklm ve çevrimsel bir gidiş içinde hareketli bir şey olduğu gösterilmişti. BÖYLECE, Yunan felsefesinin büyük kurucularrnın görüş tatzırıa; en ktıçtik unsurdan en büyüğüne, kum zerreciklerin_ den güneşlere, protistadan21 insana kadar, doğanrn tümünün, öncesiz Ve Sonraslz yaşama geliş ve gidişte, kesintisiz bir akımda, bitmek bilmez bir hareket ve de$şim içinde varlığa sahip olduğu görüşüne, bir kez daha dönmüş oluyoruz' Yalnrzca temel bir fark var:.Yunanlılarda parlak bir sezgi olan şey, bizim için, deneyle pekiştirilmiş kesin bir bilimsel araştrrrnanrn sonucudur ve daha kesin, daha açık biçimde ortaya çrkmaktadlr. Bu çewimsel gidişin, görgücül kanrtrnrn boşluklarr olduğu doffudur, ama kesin olarak ortaya konan geçen yrl biraz şeylere oranla bu boşluklar önemsizdir ve her daha doldurulmaktadrr. Ve bilimin en önemli dallannın gezegenler-ötesi gökbilimin, kimyanrn, yerbilimin- y a|nızca bir ytızyıllık bilimsel bir varliğa sahip olduğu, frzyoiojideki karğilaştırmalı yöntemin yalnrzca elli yıllık bir geçmişi bu_ lunduğu ve hemen hemen tüm organik gelişmenin temel biçimi htıcrenin keşfinden bu yana kırk yıi bile geçmedigi düşü.rüıtı.*u, ayrıntrlardaki kanrtlamada boşluklar olmasrnr olağan karşriamak gerekmez mi?* SAMAIIYOLLINLIN en drşrndaki yıldız halkalanyla çevrelenen, kor halinde dönen bir buhar kütlesinden soğuyarak ve bu oluşun hareket yasalan belbiraraya gelerek oluşan, -ki sonra açrklrğa kavuşacakgözlemlerden yüzyıIlar süren ki de güneşler ve güneş sistemleri, SaJnSlz adamrzdaki trr- evren Bu gelişme, sağlamrştır. anlamamızr hareketi yrldlzlara özgü * Engels,in elyazmasrnda bu paragıaf, bir üstteki ve bir alttaki paragve Engels'in başka yapıtlan-nda kul1andı-

raflardağatay çizgilerle aynlmrş

ğ paragraharda'yaptığı

gibi çapraz bir çizgiyle çizilmiştir' -'od'

42


pek doğaldrr ki, her yerde aynr hrzda olmamrştrr. Gökbilim giderek, ya|nızca gezegenleri değil, yıldız sistemimizdeki sönmüş güneşleri (Mödler), karanlrk varlrklann varlrğrnı bilmeye zor}anryor; öte yandan (Secchi'ye göre), yrldrz sistemi_ mizde güneşler haiinde bulunan bulutsulann bir krsmr henüz tamamen biçimlenmemiştir. Mödler'in savladrs gibi, bu, öteki bulutsularrn uzaktaki basmsrz evren adalarr olduğu olasrhsm, spektroskop aracrhfiyla belirlenmesi gereken gelişmenin göreli aşamasl olduğu olasrlığınr ortadan kaldrr_ maz.22

Bir bulutsu kütleden bir güneş sisteminin nasrl gelişece-

ği, Laplace tarafrndan, artrk aşrlamayacak bir biçimde ayrın-

trlarryla gösterilmiştir; daha sonraki bilim, giderek bunu

doğrulamrştır. gezeBöylece biçimlenen farklr varlıklarda -güneşlerde, genierde ve uydularda- maddenin başlangıçta egemen olan hareket biçimi, bizim rsr dedismiz şeydir. Güneşin şimdi sahip olduğu gibi bir srcaklıkta bile elementlerin kimyasal bileşimi sorunu o|amaz; böylesine koşullar altrnda lslnrn elektriğe ya da manyetizme dönüş ölçüsünü, sürüp giden güneş gözlemleri gösterecektir; esasen güneşte oluşan mekanik hareketin, ya|nızca rsl Ve çekim gücü arasrndaki çatrşmadan doğduğu şimdiden tanıtlanmrş gibidir. Cisimler ne kadar küçük olurlarsa, o kadar çabuk soğurlar, bizim ay'rmrzrn uzun zamandan beri sönmüş olmasr gibi, uydular, yrldrzsılar ve göktaşIan da ilk sönen şeyler olmuşIardır. Gezegenler daha yavaş soğurlar, merkezi cisim en ya_ vaş soğuyandrr. Soğumanrn ilerlemesi ile birlikte, birbirine dönüşen frziksel hareket biçimlerinin karşrlrklr etkisi gittikçe önplana çrkar, en sonunda kimyasal eğilimin kendini göstermeye baş_ Iadrğl, o zamarıakadar kimyasal bakımdan kayltsız elementlerin birbiri ardrndan kimyasal farklrlaşma gösterdiği, kimyasal özelliklere kavuştuğu, birbirleriyle bileşikler haline girdiği noktaya erişilir. Bu bileşikIer srcaklısn azalmasryla birlikte durmadan değişirler. Srcaklrk ya|ııızca her elementi 43

i

i I


değil, aynr zamanda elementlerin her bileşiğini değişik olarak etkiler. Bileşiklerin değişmesi, buna bağlr olarak gaz biçimindeki maddenin bir klsmrnrn önce sl'rn, sonra da katı duruma geçmesi, böylece oluşan yeni koşullarla da olur. Gezegenin kabuğu sertleşir ve yüzeyinde su toplandrğı zamar1 onun kendi rsrslnln merkezi cisimden kendisine yollanan rsrya oranla yavaş yavaş azalmaya başladığ zamaııa raslar. Gezegenin atmosferi, bugün anladrsmız anlamda meteorolojik olaylara sahne olur, üst yüzeyinde yerbilimsel değişmeler başlar. Bu değşmelerde atmosferik yoğunlaşmalann doğurduğu yığlmalar, srvr kor halindeki iç lrrsmrn drşa doğru olan ve yavaş yavaş zayıflayan etkilerine oranla gittikçe önem kazanır. Sonunda, srcaklrk, hiç değilse yüzeyin önemli bir lıısmrnda albüminin yaşama srnrrlannr aşmayacak duruma gelince, öteki kimyasal önkoşullar elverişliyse, canlr protoplazma oluşur. Bu önkoşullann neler olduğunu bugün henüz bilmiyoruz. Bugüne kadar albüminin kimyasal formülünün belli olmamasr, kimyasal bakımdan fark]r ne kadar albüminin bulunduğunu bile henüz bilmememiz, tamamen yaprsrz albüminin yaşamrn bütün temel işlevlerini, sindirim, boşaltrm, hareket, büzülme, uyanmlara tepki, yeniden üretim gibi işlevleri yerine getirdiğinin de ancak on yrlkadar önce belli olmasr dolayrsıyla buna şaşmamalrdrr. Bir sonraki gelişmenin oluşmasr, bu şekilsiz albüminin çekirdek ve zaı:ın oluşmasryla ilk hücreyi ortaya koyduğu koşullann gerçekleşmesine kadar binlerce yıl geçmiş olabilir. Ama bu ilk hücre tüm organik dünyanrn morfolojik gelişimi için gerekli temeli de sağIamrştrr. Paleontolojik kayıtlann tam olarak karşrlaştınlmasr sonucu vardığmrz kanrya göre, önce sayısrz türde zar|ı ve zatslz tekhücreliler gelişti. BunIardan bize kalan tek şey Eozoon canadense'dir.B Gene bunlardan birkaçı, giderek ilk bitkilere, ötekiler de ilk hayvanlara dönüşmüştür. Ilk hayvanlardan da, temeldeki yeni farklrlaşma ile, hayvanlann sayrsrz srnrflan, talrrmlan, familyalan, cinsleri ve türleri; en sonunda da sinir sisteminin tam 44


gelişmesine eriştiği biçim, omurgalr ha;rvanlar ve gene en sonunda omurgalrlar arasrnda doğanrn kenü bilincine eriştiği omurgalr, yani insan gelişti.

İnsan da farklılaşma ile ortaya çıkar. Yalnrzca bireysel bir yumurta hücresinden doğanrn oluşturduğu olarak -tek gelişmekle_ desl, tarihsel olarak karmaşrk organizmaya en yrllık sonra' el, ayaktan ayrrldr, sosavaşrmdan da. Binlerce yürüyüş insan maymundan farklr oldu, sağlandr, nunda dik gelişmesi zorlu gelişmesi için ve beynin konuşmanrn heceli yana ma;rmunlar arada insanlarla bu ondan temel atrldr, a]et Elin uzmanlaşması ortaya boşluk aşrlmaz srndaki çıktı. doğa üzerininsanrn insan etkinliği, özgül alet de demektir, deki dönüştürücü tepkisi; üretim demektir. Daha dar anlamda hayvanlann da aletleri vardrr, ama yalmzca bedenlerindeki organlar olarak: kannca, an, kunduz; hayvanlar da üretirler, ama onlann çewelerindeki doğa üzerindeki üretici etkisi doğaya göre hiç derecesindedir. Yalnızca insan, bitkilerin ve hayvanlann yerini değiştirmekle kalmayrp, a)mr zamanda oturduğu yerin görünüşünü, iklimini, hatta bitkileri ve hayvanlan, etkinliğinin sonuçlannr ancak yeryuvarlağının tamamen yokolmasryla ortadan silinebilecek bi_ çimde değiştirerek, doğaya damgasrnr VurmaJn başarmrştrr. Herşeyden önce ve temelde, bunu e]in yardrmr ile başarmrştır. Doğanrn değiştirilmesinde bugün için insanrn en güçlü aleti olan buharlı makine bile, bir alet olduğu için, eninde sonunda insan eline dayamr. Ama el ile birlikte adrm adrm beyin de getişti. Ayn pratik yararlrlrktaki etkinlikler için gerekli koşullann bilinci doğdu, sonra da daha iyi durumdaki topluluklarda ve bu bilinçlilikten hareketle, onlara egemen olan doğa yasalannr kawayrş gerçekleşti. Doğa yasalan konusunda hrzla gelişen bilgi ile birlikte doğa üzerinde etkide bulunma araçlan da gelişti; insanrn beyni, el ile birlikte ve onrın yanrnda, krsmen onun sayesinde aynr şekilde gelişmeseydi, tek başrna el, buharlr makineyi asla ortaya koyamazdı.

İnsan ile birlikte tarihe ğreiz. Hayvaniann da bir tari_ 45


hi, kökenlerinin ve bugünkü durumlanna kadar geçirdikleri evrimin tarihi vardrr. Ama bu tarihi onlar yapmazlar, ve bu tarihe, bilgileri ve iradeleri dışrnda katrlrrlar. Buna karşrlrk insanlar, dar anlamda ha1wandan uzaklaştıklan ölçüde, kendi tarihlerini, bizzat, bilinçle yaparlar, umulmayan etkenlerin, denetlenmeyen kuwetlerin bu tarih üzerindeki etkisi o öIçüde azalır, tarihsel başan önceden saptanmrş amaca o ölçüde tam o}arak uygun düşer. Ancak bu ölçüyü, insan tarihine, günümüzün en gelişmiş topluluklannrn tarihine uygularsak, burada, hAl6 daha tasarlanmrş amaçlarla vanlan sonuçlar arasrnda çok büyük bir oransrzlık bulunduğunu, önceden görünmeyen etkilerin üstün çrktrsm, denetlenmeyen kuwetlerin planlı olarak harekete getirilmiş kuwetlerden çok daha güçlü olduğunu görürüz. Insanlann en önemli tarihsel etkinlis, onlan hayvanlıktan insanlrğa yükselten, bütün öteki etkinliklerinin maddi temelini oluşturan gereksinmelerinin üretimi, yani bugünkü etkinlik, -yaşam toplumsal üretim*, denetlenmeyen güçIerin tasarlanmamrş etkilerinin karşrlrklr hareketine bağlı bulunduğu, tasarlanmrş amaca pek seyrek durumlarda ulaşrldrğ, çoğunlukla bunun tam tersi gerçekleştiği sürece başka türlüsü olamaz. En gelişmiş sanayi ülkelerinde, doğa kuwetlerini irademiz altrna aldrk ve insanlann hizmetine verdik; böylece üretimi sınlrsrz olarak artrrdık, öyle ki, bir çocuk, şimdi, eskiden yüz yetişkinin ürettiğinden fazla üretiyor. Sonuç ne oldu? Daima artan aşrn-çalrşma ve yrğınlann gitgide daha fazla yoksulluğu ile her on yılda bir, büyük bir çöküntü. Darwin, serbest rekabetin, varolma savaşrmrntn, iktisatçrlarrn en yüce tarihsel başan diye kutladrklan savaşımın ha5rvanlar dünyasının normal durumu olduğunu tanrtlarken, insanlar konusunda, özellikle kendi yurttaşlan konusunda ne kadar acrklr bir yergi yazdığını bilmiyordu. Ancak üretimin ve dağtrmrn planlr olduğu bilinçli bir toplumsal üretim düzeni, bizzat üretimin insanlan yükselttiği gibi, onlan, toplumsal açrdan, hayvanlar dünyasrnrn üstüne yükseltebilir. Tarihsel ewim, böyle bir düzeni, her gün biraz daha zorunlu, biraz daha da ola46


naklr hale getiriyor. insanlrğn ve onunla birlikte bütün etkiniik kollannrn, özellikle de doğa biliminin, daha önceki her şeyi koyu gölgeler içinde brrakacak bir gelişme göstereces yeni bir tarihsel çağ onunla başlayacak. Bununla birlikte, ''varlaşan her şey, yokolmaya mahkumdur''.2a Milyonlarca yıl geçmiş olabilir, yüzbinlerce kuşak doğup ölmüş olabilir; ama zayıflayan güneş rşrğnrn kutuplardan gelen buzlan eritmeye artrk yetmeyeceği, ekvator çevresinde durmadan toplanan insanlarrn yaşamak için gerekli srcaklığr artrk orada da bulamayacas, organik yaşamrn son izinin de yavaş yaYaş ortadan kaybolduğu ve dünyanrn ay gibi ölü ve donuk bir yuvarlak halinde karanlrklar içinde ve gene kendisi gibi ölü duruma gelmiş gürieş çewesinde gittikçe daralan bir yörüngede döneces, sonunda çewesinde döndüğü güneşin içine düşeces an, karşr konulmaz biçimde yaklaşmaktadır. Başka gezegenler ondan önce bu duruma düşecek, ötekiler de onu izleyecektir. oğeleri u;rumlu biçimde düzenlenmiş aydınlrk, srcak güneş sistemi yerine, ya|nızca soğuk ve ölü bir yuvarlakızay içinde kendi rssrz yolunu izleyecek. Güneş sistemimizin başrna gelen, ergeç evren adamtzln bütün öteki sistemlerinin de başına gelecek. o ışığ alacak tek bir insan bulunduğu sürece, rşrğı dünyaya hiçbir Zamal:, ulaşamayacak olan öbür saylsrz evren adalannrn da başrna bu gelecek. Böyle bir güneş sistemi yaşam tarihini tamamlar, bütün ölümlülerin alrnyazrsr olan ölüme teslim olursa, ondan sonra

ne olacak? Güneşin cesedi sonsuz uzay içinde sonsuza dek yuvarlanrp gidecek mi? Vaktiyle birbirinden çok farklr olan doğa kuwetleri tek bir hareket biçimine, çekime mi dönüşüp kalacaktrr? "Yoksa'', Secchi böyle soruyor (s. 810), ''ölü sistemi başlangrçtaki akkor halindeki bulutsuya geri getirebilecek ve yeni bir yaşam uyandrrabilecek kurrvetler doğada var mı? Bilmiyoruz.'' Elbette bunu, 2 x 2 = 4 gibi, ya da maddenin çekiminin uzaklrğın karesine göre çoğalrp azaldrğnr bildiğimiz gibi biımiyoruz. Ama doğa konusundaki görüşünü olabildiğince 47


uyumlu bir bütün halinde kuran, ve giiııtimiizde en kafasrz görgücünün bile onsuz hiçbir yere varamayaağ teorik doğabilimi içinde, srk srk tam olarak bilinmeyen büyükliiklerle hesap yapmak zorundayrz ve düştimcenin tutarlılığı her za_ man bilgi yetersizliklerini aşmak zorundadıı. Moderı doğabilim, hareketin yokolmazlığı ilkesini felsefeden devralmak zorundaydr;bu ilke olmaksrzrn daha fazla yaşayamaz,dı' An_ cak, maddenin hareketi, salt kaba mekanik hareket değildir, salt yer değiştirme değildir; rsr ve rşrktrr, elektrik Ye manyetik gerilimdir, kimyasal bileşim ve a5rnşrmdır, yaşamdır ve son olarak bilinçtir. Maddenin, bütün s[ursıjz varlık siiresi boyunca ya|nızcabir kez, ve sonsuzlufuna oranla sonsuz de_ recede küçük krsa bir süre için, kendisini, hareke"ni farklı_ Iaştrrabilecek ve dolayısryla bu hareketin btıttın 2gnginliğ'ini ortaya koyabilecek bir durumda bulduğunu ve, bundan önce ve sonra, maddenin sonsuza kadar salt yer değişikliği i]e sırurlanmrş olarak kaldığnı söylemek, maddenin öliimltı ve hareketin geçici olduğunu savunmakla eşanlamlıdrr' Hareketin yokolmazlrs, ya|nızca nicel olarak değ'il, aym zııInın.da, nitel olarak da, kawanmalrdrr; salt mekanik yer değiştirme, elverişIi koşullar altrnda, rsrya, elektriğe, kimyasal eyleme, yaşama dönüşme olanasnr da kapsomakla sfufi}fu, }g koşullan kendiliğinden yaratamayan bir madde, haıeketi yi' tirmİştir, kendisine uygun düşen çeşitli biçimlere döniişmek yeteneğini yitirmiş bir harekette, henüz dynami* bulunmakla birlikte, energeia** yoktur ve böylece hsmen yok edilmiş demektir. Ama bunlann her ikisi de düştintilemez. Şurası kesindir: bir zamanlar' evTen adamızrn maddesi, eı az 2a milyon yıldrzr (Mödler'e göre) kapsayan giineş sistemlerinin gelişebildiği hareketi -ne türden olduğtınu he_ nüz bilmiyoİ"|uz- rsrya çevirmişti; bu güneş sistemlerinin gi_ derek yokolduğu da kesindir. Bu dönüşüm nasıl oldu? Gtıneş sistemimizin gelecekteki caput mortuum'ınllJl*** bir daha yeni güneş sistemlerinin hammaddesine dönüşüp donüşme*

** ***

Güç. --Ed.

Etkinlik. -Ed.

ğlii

La1.n1ı1an. --Ed.

48


yeceğini, biz de peder Secchi kadar azb1|iyoruz. Ama burada ya bir yaratrcrya yönelmek zorundaylz, ya da şöyle bir sonu_ ca varmaya zorlanryoruz: ewenimizin güneş sistemlerinin kor halindeki hammaddesi, hareket halindeki maddenin özünde varc]an hareket dönüşümleri ile doğal yoldan üretilmişti, bu dönüşümlerin koşullan, milyonlarca ve milyonlar_ ca yll sonra da olsa, azçok raslantr halinde, ama aJrm zamanlda da raslantrya özgü bir gereklilikle gene madde taraflndan yeniden üretilmek zorundadır. Böyle bir dönüşüm olanağ, giderek daha çok benimseniyor. Gök cisimlerinin alınyazrsrnrn birbiri içine düşmek olduğu görüşüne varrlryor, hatta böylesi çarpışmalarda ortaya çıkmasr gereken rsr miktan hesaplanryor. Gökbilimin bize verdiği bilgiye göre, yeni yıldrzlann ansrzln parlamasr, eskiden bilinenlerin de anslzln daha çok aydrnlanmasr, böylesi çarpışmalarla en kolay yoldan açrklanryor. Ayrıca gezegenler grubumuz, güneşin çewesinde ve gtineşimiz de evren adamrzın içinde hareket etmekle kalmryor, bütün ewen adamrz da uzayda öteki ewen adalanyla geçici, göreli denge içinde sü_ rekli olarak hareket ediyor. Çünkü serbestçe yüzen cisimlerin göreli dengesi bile ancak hareketin karşılrklr olarak saptandığ yerde bulunabilir. Bazr kimseler, uzayda, srcaklığn, her yerde aynr olmadrğnr varsayryorlar; sonsuz ktıçtıklükteki bir bölümü dışta tutulursa, evTen adamrzın saJrlsrz güneşlerinin lsıstnln uzayda kaybolduğunu ve uzaynn ısısrnr milyonda-bir santigrad derece bile yiikseltmeyi sağlayamadrğnr biliyoruz. Bu büyük ısr miktan ne oluyor? TJzayı rsrtma çaba_ sr içinde sonsuz olarak boşa mr gidiyor, pratikte varlrğnr mr yitiriyor, bir derecenin on ya da daha çok srfirla başlayan ondalığ ölçüsünde !za1n'n rstnmasr karşrsrnda teorik varlrğnr mr sürdürüyor? Böyle bir varsayrm, hareketin yokolmazlığrnr yadsrr; gökcisimlerinin ardarda birbirlerinin içine düşmesiyle bütün varolan mekanik hareketin rsıya dönüştüğü ve bunun ğzaya yayıldığr, böylece''kuwetin yokolmazlrğ''na karşrn, genellikle btıttın hareketin duracağı olasrlığnr kabul eder. (Burada hareketin yokolmazlrğr yanrnda, kuwetin yo49


kolmazlıs deyiminin ne kadar hatalr oldufu anlaşrlryor') o halde, ilerde bilimsel araştrrmanrn göstermeyi amaçladığı

bir yoldan, ızayayayıIan lslnln, yeniden yığılıp etkin olabile_ bi, başka hareket biçimine dönüşmesi olanağna sahip "uş olmasr gerektiği sonucuna varTnz. Bununla, ömrü bitmiş gü_ neşlerin ateş halindeki buhara dönüşü karşrsrnda bulunan başlrca s"çltik kaybolur. Zaten sonsuz zaman içinde dünyalann sürekli olarak yinelenen birbirini kovalamasr, ancak sonsuz uzay içinde sayrsrz dünyalarp yanyana bulunuşunun mantrksal bir tarılamasrdrr- Draper'in teoriye aykrn yanki beynine bile gerekliliğini zorla kabul ettiren bir ilke.* Içinde maddenin hareket ettiği şey sonsuz bir çewim, yörüngesini ancak dünyasal yrlrmlzrn uygun bir ölçü olamaya,.-r, dönemleri içinde tamamlayan bir çevrim, içinde "u5 en yüksek gelişme zamanuun' organik yaşam zamanının lıe daha önemlisi doğanrn ve kendi kendilerinin bilincine ermiş varlrklannrn zamanrnrn, yaşam ile özbilincinin geçerli oldugüneş ya ğu uzayrn srnrrlrlrğ kadar dar bir çewimdir; ister cinsi ya hayvan da hayvan da bulutsu buhar olsun, ister bir eşit ölçüolsun, ya da aynşma olsun, ister kimyasal birleşme de geçici olan ve içinde hiçbir şeyin sonsuz olmadrğr, ama olarak değiştiği, Sonsuz olarak hareket eden, hareke'orr"o, tini ve değişimini yasalara göre yapan maddenin sonlu bi_ çimdeki varlıflnr içeren bir çevrimdir. Ama bu çevrim, zaman ve uzay içinde ne kadar sık ve ne kadar amansrzca tamamlanrrsa tamamlansrn; kaç milyonlarca güneş ve dünya doğup kaybolursa kaybolsun; yalnrz bir güneş sisteminde ve yui*' bir gezegende organik yaşam koşullan ortaya çrkrncaya dek ne kadar Zaıroan geçerse geçsin; aralanndan dtışünebilen beyne sahip hayvanlann gelişmesine, ve lısa bir za' man için yaşam koşullannrn ortaya çrlrrp sonra gene acrmaşrzca ortadan kaldrnlmasrna dek ne kadar çok organik varlrk * uSonguz

uzay içinde dünyalann çokluğu, sonsuz zaman içinde dünya_

lann birbirini izlediğ anlayışına götii, ür." (J. W. Draper, History of the In' tellectual Development of Europe,Vol. II, [s. 325].) IEngels'in notu.7

50


oluşup ve daha sonra gene yokolursa olsun bü- maddenin tüıı dönüşümleri içinde, sonsuza dek aynı kalacağ, ıııçnır Jteliğinin hiçbir zamar. kaybedilemeyecegi ve bu }ıizd;" "en zamanda da aynr sarsrlmaz zorunlulukla yeı";rııztıntın "y". yüce yaratığ düşünen aklr yokedeceği ve başka yerde, bir başka zarnal7 onu yeniden üreteceği -konusunda koşkr-r, yoktur.

51


ÖNsÖz DIYALEKTİKÜZERINR'

U,NTİI- DÜHRİNGE ESKİ

eŞeĞııarİ

çalrşma asla bir ''iç iti'' ürünü değildir. Tersibay Dühring'in en yeni sosyalist teoLiebknecht, ne, dostum yöneltmem için beni harekete geti_ rşrğrnr eleştirinin risine, zahmet ne denli kadar rinceye çektiğine tanrklık edebilir. Buna bir kez karar verdikten sonra, yeni bir felsefe sisteminin en son pratik ürünü olduğunu savlayan bu teoriyi, bu sistemle olan ilişkisi içinde, ve bu şekilde bizzat sistemin kendisini incelemekten başka bir şey yapamazdım. Ben, bundan ötürü, bay Dühring'i, mümkün olan heşeyden ve daha başkalanndan sözettiği bir geniş alanda izlemek zorrındaylm. 1877 plı başrndan itibaren Leipzig'deki Vorwörts'da ya5nnlanan ve burada birbirine bağntrlr bir bütiin olarak sunulan makaleler dizisinin kaynağr buydu. Kendi kendisini övmesine karşrn son derece önernsiz olan bir sistemin eleştirisi, konunun niteliği balçrmrndan, bütiin 52

I


aSrnntrlanna kadar burada sunuluyorsa, iki nokta bunu ba_ ğrşlatabilir. Bir yandan bu eleştiri, bana, bugün genel bilimpratik ilgi gören tartrşma konulannda görüşümü şel ve li alanlarda olumlu biçimde ortaya koyına olana$nı çeşit""raı. Bay Dühring'in sisteminin karşrsrna başka bir sisiem çrkarmayr düşünmüyorsam da, umanm okur, ele alınan konunun çeşitliliğine karşrn, ileri sürdüğüm görüşlerdeki içbağrntıyı gözlemekten geri kalmayacaktrr. ote yandan ise, ''sistem yaratan'' bay Dtıhring, kuşkusuz, günümüz Almanya'srnda yalrtrlmrş, tek başına bir olay değildir. Bir süredir Almanya'da felsefe, özellikle doğa fllseiesi sistemleri, bir gecede, düzineler halinde mantar gibi fişt<myorlar. Sayrsrz yeni siyasal, ekonomik vb. sistemlerden ise hiç sözetmeyelim. Modern devlette her yurttaşrn oJrunu vermesi, istenilen bütün sorunlar üzerinde yargı olgunluğuna erişmesi şart koşulduğu gibi, ekonomide her alrcrnın, geçimi için satrn almak frrsatrnr bulduğu bütün metalan iyice tanrdrğrnrn varsayrlryor olmasr gibi, şimdi bilimde de buna benzer VarsaJnmlann ileri sürülmesi gerekiyor. Herkes her şey üzerine yazabi|ir; ''bilim özgürlüğü" ise, insanrn incelemedigi şey üzerinde yazmasr ve bu yazdrğnr tek ve kesin bilimsel yöntem olarak ileri sürmesi oluyor. Bay Dühring, bugün AJ:p1nv1'da önplana geçmeye çalışan ve heybetli bir saçmalık halinde gürleyen patrrtısryla herşeyi bastrran bu yaygaracr, sözde bilimin en karakteristik tiplerinden biridir. ğiirğe, reısefede, ekonomide, tarih yazarlığnda heybetli saçmahk (lıöheres Bhech); öğretim kürsüsünde ve hitabet kürsüsünde heybetli saçmalık; her yerde heybetli saçmalrk; başka uluslann basit, kaba-saba saçmalığ_ından farklı olarak tısttınltık ve diişünce derinliğ iddiasrnı taşryan heybetli saçmalrk; Alman fikir sanayiinin en karakteristik yrğın ürünü olan heybetli saçmalık, öteki A]man yaprmr mallar gibi ucuz ama kötü, ya|nız ne var ki, ne yazık ki, ötekilerle birlikte Filadelfiya'da sergilenmiyor.2G Alman sosyalizmi bile, son zamanlarda özellikle bay Dühring'in güzel örneğinden beri, heybetli saçmalık içine geniş ölçüde girdi. Uygulamada sosyal_demokrai hare-


ketin bu heybetli saçmalrsna kendisini pek az kaphıması, doğabilim drşta brrakrlrrsa, şimdilik hemen herşeyin berbatlaştığı bir ülkede işçi srnrfimrzrn dikkate değer ölçüde sağlıkIr bir durumda oluşunun başka bir kanıtr sayılır. Nageli, doğabilimcilerin Mtinih toplantrsrnda yaphğı konuşmada, insan bilgisinin herşeyi bilme niteliğini hiçbir zaman kazanmayacafr görüşünü ileri sürerken,27 anlaşlan bay Dühring'in başanlanndan habersizdi. Bu başanlar, olsa olsa bir hevesli olarak hareket edebildiğim birçok alan|aı'da kendisini izlemeye beni zorladr. Bu, şimdiye dek ''meslekten olmayan'' birinin söz sahibi olmak istemesinin kiistah]ıktan da öte bir şey sayrldrğr, özellikle doğabilimin çeşitli dellaıı için geçerlidir. Ama gene Münih'te söylenmiş, başka bir yerde daha a5rnntrlr olarak üzerinde durulan, bay Virchow'un,2s her doğabilimci kendi uzmanlrk alanı drşrnda ancak bir yancahil, srradan bir kişidir yollu sözleri bir ölçüde bana cesaret veriyor. Böyle bir uzman, Zaıri'ar.l zarnaT| komşu alanlara el atma cesaretini nasrl gösterebiliyor ve göstermek zorunda kalryorsa, bu alanlann uzmanlan anlatma yetersizliğinden ve ufak-tefek eksikliklerden dolayı onu nasrl bağşlıyorlarsa, ben de genel teorik görüşlerimin kanrtlaylcr örnekleri olarak doğa süreçlerini ve doğa yasalannr belirtme özgiirltiğünü kendime tanryorum ve herhalde aynı hoşgörüyü bekleyebilirim.* Modern doğabilimin elde ettiği sonuçlar, teorü konularla uğraşan herkese, bugünkü doğabilimcilerin, istesinler istemesinler, genel teorik sonuçlara sürüklenmelerinde görülen karşrkonamazlrkla kendilerini zorla kabul ettiriyorlar. Burada bir tür dengelenme ortaya çrkıyor. Teorisyenler doğabilim alanrnda yan-cahil olunca, bugünkü doğabilimciler de, teori alanrnda, bugüne değin felsefe olarak nitelenen alanda, aynr ölçüde, gerçekten yan-cahil oluyorlar. Görgücül doğabilim öylesine çok olumlu bilgi malzemesi yığrnıştır ki, bu malzemeyi, her ayn araştrrma alanında sistematik olarak ve içbağntrsrna göre srnrflandrrma gereği * Engels, birinci baslonrn önsözünde kullandığ için "Eski Önsoz"tin bu tümceden başlayan kısmrnr yukardan aşağya bir çizgi ile çizmiştir. --Ed.

54


mutlak duruma gelmiştir. Ayn bilgi alanlannı kendi aralannda doğru bir ilişki durumuna getirmek de aynr ölçüde gerekli olmaktadrr. Ama bunu yaparken, doğabilim, teorik alana girer ve burada görgüciil yöntemler işlemez, burada ancak teorik düşünce yardrmcr olabilir.x Teorik düşünce ise, ancak doğal yetenekle ilgili bir niteliktir. Bu doğal yeteneğin geliştirilmesi, iyileştirilmesi zorunludur. Böyle bir iyileştir_ me için bundan önceki felsefeyi incelemekten başka bir yol henüz bulunamamrştır. Teorik düşünce, her çağda ve dolayısryla çağmrzda da, çeşitli dönemlerde çok değişik biçim ve bununla birlikte çok değişik bir içerik kazanan tarihsel bir üründür. Bundan dolayı, düşünce bilimi, bütün ötekilergibi tarüsel bir bilim, in_ san düşüncesinin tarihsel gelişiminin bilimidir. Bu, düşüncenin görgücül alanlara pratik uygulamasr için de önemlidir. Çünkü, ilk olarak düşünce yasalan teorisi, darkafalr nedenlemenin mantrk sözcüğü ile tasarladığr gibi, yalınız bir kez ve herkes için ortaya konmuş ''ölümsüz bir doğru'' değildir. Formel mantrğn kendisi de, Aristoteles'ten bugüne kadar şiddetli tartışmalann alanr olmuştur. Diyalektik de, şimdiye kadar, ancak iki düşüniir, Aristoteles ile Hegel tarafrndan o1dukça geniş biçimde incelenmiştir. oysa asıl diyalektik, bugiinkü doğabilim için en önemli düşiinme biçimür, çünkü ancak o, doğada ortaya çrkan evrim süreçleri, genel olarak içbağıntrlar ve bir araştrrma alanrndan ötekine geçiş için benzeşimler ve bununla birlikte açrklama yöntemleri verir. İkincisi de, teorik doğabilimin kendisi tarafrndan ileri sürülen teorilerin bir ölçüsiirıü sağla&ğı nedenlerden de ötiirü, bu bilim, insan düşüncesinin evriminin tarihsel akışr, de$şik dönemlerde ileri sürülen drş dünya ile ilgili genel içbağlantrlar konusundaki görüşlerin bilinmesini gerekli krlar. Ama felsefenin tarihini tanrma eksikliği, burada, srk srk ve açrk şekilde görülür. Yüzyıllar önce felsefede kullamlan, defalarca felsefe tarafindan terkedilmiş önermeler, teori koyan * Elyazmasında bu tümce ve önceki tümce kurşun kalemle çizilmiştir, ama herhalde Engels tarafından değil. -Ed.


doğabilimciler tarafından yepyeni bir hikmet diye sık sık ileri sürülür ve hatta bir süre moda olurlar. Isrnın mekanü teorisinin enerjinin salqmmr yasasrm yeni kamtlarla desteklemesi ve yeniden önplana çrkarmasr, onun için, kuşkusuz büyük bir başarıdrr. Ama değerli fizikçiler, bunun Descartes tarafrndan oüaya konduğunu €ınlmsamrş olsalardr, bu yasa tamamen yeni bir şey olarak ileri sürülebilir miydi? Fizik ve kimya hemen yüıızca moleküler ve atomlarla yeniden uğraşmaya başladığından ötürü, eski Yunan atomcu felsefesi zorunlu olarak tekrar önplana çıkmıştrr. Ama en iyi doğabilimciler tarafindan bile ne kadar yüzeysel bigimde ele alrruyor! Örneğin Kekul6, bize, (Zie]e und Leİstungen der Chemie), bunun kökiinün Leukippos yerine Demokritos'a dayan_ drsnı söylüyor; nitelik bakrmrndan çeşitli elementer atom]ann varlrffnı ilk kabul edenin ve bunlann değişik elementlerin değişik ağırlık özellikleri olduğunu ilk düştiııenin Dalton olduğunu ileri sürüyor.2g oysa herkes Diogenes Laertius'da (x' şş 43-44 ve 61), Epikuros'un, atomlann, yalnızca büyiiklfü ve biçim bakımından değil, aynr zamanda, ağflıI* bakımrndan da farklı olduğunu düşündüğünü, yani kendine göre atom asrlrğrnr ve hacmini bildiğini okuyabilir. Almanya'da başka hiçbir şeyi sonuca ulaştrrmamrş olan 1848 yılı, ya|ıız felsefe alanrnda tam bir devrim başardr. Ulus, pratik alana kendini brrakarak, kimi yerde büyiik sa_ nayinin ve dolandrncrlığın temellerini atarak, kimi yerde o zamandan bu yana Almanya'da doğabilimin sağIadrğ, Vogt, Büchner vb. gibi karikatür taslağ gezğn vaizler tarafindan başlatılan büyük bir ilerlemeyi gerçekleştirerek, Berlin'in eski hegelciliğinin kumlannda kendini yitirmiş klasik AIman felsefesine kesinlikle slrtrnr çevirdi. Berlin'in eski hegelciliği, bunu fazlasryla haketmişti. oysa, bilimin dorufuna trrmanmak isteyen bir ulus, teorik düşiince olmaksrzrn bir şey yapamaz. YaInızca hegelcilik değil, diyalektik de firlatrlrp atrldr, doğa süreçlerinin diyalektik niteliğnin dü-ve üzerine dayanrlmaz bir güçIe kendini zorla kabul ettir_ şünce x Bkz:

Bu kitabın 242-243.sayfalan.

56

-,Ed.


diği, doğabilimin teori yrğnr ile anlaşılmasrnda ancak diyalektiğin yardımcı olabileceği bir anda-, böylece, çaresizlik içinde, tekrar eski metafiziğe gömülme oldu. o günden bu yana, halk arasrnda, bir yandan Schopenhauer'rn darkafahIara uygun düşen yüzeysel düşünceleri ve sonra da hatta Hartmann'ın bu türlü düşünceleri öne geçti; öte yandan ise, bir Vogt'un ve bir Büchner'in kaba, gezğn, vaizmateryalizmi üstünlük kazandı. Üniversitelerde seçmeciliğin en farkiı biçimleri birbiriyle yanştr; bunlann tek ortak yanr, eski felsefelerin bir siiırü artrklanndan oluşmuş olma benzerliğiydi ve hepsi de a;rnr ölçüde metafizikseldi. Klasik felsefenin kalrntrlanndan, kendini, ancak, ya|nızca bir tür yeni_kantçrlık kurtardr; bunun son sözü, muhafaza edilmeyi en az haketmiş bir miktar Kant, yani hiçbir zamaılbilinemez olan kendinde_şey idi. Vanlan sonuç' teorik düşüncenin şimdi egemen olan tutarsızlıs ve kanşrklrğ oldu. Doğabilirncilerin, bu tutarsrzlrğn ve kanşrklrsn ne kadar çok etkisi altrnda kaldlklannr, şimdi geçerli olan sözde felsefenin, onlara hiçbir çrkar yol göstermediği izlenimini vermeyen teorik bir doğabilimi kitabı bulmak zordur. Gerçekten de, bu konuda açrklrğa kavuşmak için, şu ya da bu şekilde metafizikten, diyalektik düşünceye dönüşten başka bir olanak, bir çrkar yol yoktur. Bu dönüş, çeşitli yollardan olabilir. Metafiziğin eski Prokrustes yatafrna* sürüklenmeye artık daha faz|a izin verIneyen doğabilime ait keşiflerin sert gücü dolayısıyla, kendiliğinden gerçekleşebilir. Ama bu, bir sürü gereksiz sürtüşmelerin aşrlmasrnr gerektiren, uzun ve güçliiklerle dolu bir süreçtir. Şu anda bu süreç, özellikle biyolojide, büyük ölçüde sürüp gitmektedir. Eğer doğabilimleri alanrndaki teorisyenler, varolan tarihsel biçimleri içinde diyalektik felsefe ile daha yalondan tanrşrklrk sağlarlarsa, stireç çok hsaltıla_ bilir. Sözkonusu biçimler arasrnda özellik]e iki tanesi, mo_ dern doğabilimi için çok verim}i olabilir. * Yunan mitolojisinde, boylannı yatağa uydurmak için konuklannrn kol ve bacaklannr çekip uzatan ya da kesip lıısaltan dev. _ç.


Bunlardan birincisi, Yunan felsefesidir. Burada, diyalek-

tik düşünce, hela doğal yalrnlığ içinde görünmektedir, hdlA

17. ve 18. yüzyıl metafiziğinin Bacon ve Locke, -İngiltere'de Almanya'da Wolff- kendi öniirre koyduğu cezbedici engellerle30 bozulmamış, ve bu yüzden parçanm anlaşrlmasrndan bütünün anlaşrlmasrna, şeylerin genel içbağrntrsrrun kawanmaslna geçiş engellenmiştir. Yunanlrlarda doğa do-henüz parçalara aJnracak, tahlil edecek kadar ilerlemedikleri ğayı için- bir bütün olarak, genel halde görünür. Doğa göriingü_ lerinin ewensel bağntrsr, özellikleriyle tanrtlanmaz; Yunanlılar için bu, dolaysrz görü sonucudur. Yunan felsefesinin yetersizliği buradadrr, bu yüzden, bu felsefe, sonradan diinya konusundaki öteki görüş tarz}anna bo5run eğrnek zorunda kalmrştrr. Ama daha sonraki bütiın metafrzik karşrtlan kar_ şlsrndaki üstiinlüğü de buradadrr. Metafizik, Yunanlılar karşrsrnda a5rnntrlarda haklr ise; Yunanlılar da, metafizik karşısrnda genel olarak haklrdırlar. İnsanlrğrn gelişme tarihinde başka hiçbir halkın erişemediği yeri, ewensel yeteneği ve çalrşmasr ile sağlayan küçük bir halkrn başanlanna, başka birçok alanlarda olduğu gibi felsefede de ikidebir başvurmak zo_ runda oluşumuzun nedenlerinden ilki budur, ama öteki neden de, daha sonraki hemen bütün dünya görüş tarzlarıIlln, Yunan felsefesinin çok sayıda biçimleri içinde üohum olarak, oluş halinde bulunmasrdrr. Bundan ötürü teorik doğabilimi de, bugünkü genel yasalannrn kaynağının ve gelişmesinin tarihini izlemek istiyorsa, Yunanlrlara dönmek zorundadı'r. Bu anla5nş, giderek yerleşmektedir. Kendileri, Yunan felsefesinin parçalarrnı, örnesn atomculuğu, ölümsüz gerçekler olarak ele aldrklan halde, Yunanlrlara, görgücül doğabilimleri yok diye, Bacon kibirliliğiyle yukardan bakan doğabümciIerin sayrsr, giderek azalmaktadrr. Yunan felsefesi ile gerçek bir tanrşrklığa doğru ilerlenmesi, sırf bu anlayrş için arzulanır bir şey olurdu. Alman doğacılanna en yakrn olan ikinci diyalektik biçimi, Kant'tan Hegel'e kadar olan klasik Alman felsefesidir. Bu alanda, yukarda değinilen yeni_kantçrlıktan da ayır ola-

58


rak Kant'a dönmenin yeniden moda oluşuyla yeni bir başlangıç zaten yapıImış bulunmaktadrr. Bugtirr, teorik doğabili_ min onlar olmaksrzrn hiçbir ilerleme gösteremeyeceği iki parlak varsaJrımrn sisteminin oluşumuna ilişkin ve -güneş teori ile, gel-gitin diirıyanrn dö_ eskiden Laplace'a maledilen nüşünü engellediği teorisi- yazaflrı:in Kant olduğunun keşfedilmesinden bu yana, Kant, doğabilimciler katrnda haketti_ ği saygnlığ yeniden kazandr. Ama tamamen yanlrş bir çıluş noktasrndan gelmiş olsa bile, Hegelin yaprtlannda, diyalektifin geniş bir özeti bulunduğuna göre, Kant'rn yaprtlann_ dan diyalektiği öğrenmek, gereksiz çabalar isteyen ve pek az yarar getiren bir iştir. Bir yandan, ''doğa felsefesi''ne karşr ortaya çrkan Berlin hegelciliğinin yanlış çrkrş noktasr Ve onanmaz yozlaşmasr yü_ zünden geniş ölçüde haklılık kazanan tepki genişlemeye başladıktan ve salt sövme biçimine dtındtıkten; öte yandan, doğabilim teorik gereksinmeleri ile ilgili olarak yaygın bir seçmeci metafizik tarafrndan açrkça yüzüstü brrakrldrktan sonTA, bay Diıhring'in keyifle oynaüğr St. Vitus dansrna meydan vermeksizin, Hegel'in adrnı doğabilimcilerin önünde bir kez daha anmak belki miimkün olacaktrr. Herşeyden önce burada Hegel'in, ruhun, zihnin, düşiincenin birincil olduğu, gerçek diirryanın ancak düşiirrcenin kopyasr sayılacağ yollu çıkrş noktasrnr sa\runma sözkonusu değildir. Feuerbach bile bundan vazgeçmişti. Bilimin her alanrnda, tarih biliminde oldufu gibi doğabilimde de, varolan olgılaıdaı yolaçrlulmasr gerektiği, dolayrsryla doğabilimde çeşitli maddi biçimlerden ve maddenin çeşitli hareket biçim_ lerinden yolaçıkrlmasr gerektiği;* öyleyse teorik doğabiliminde de içbağrntrlann olgular içine inşa edilmemesi, onlann içerisinde keşfedilmesi gerektiğ, ve keşfedilince de mümkün olduğunca deneyle doğrulanmasr gerektiği noktalannda aJml düşüncedeyiz. * Metnin burasında önceden bir nokta vardr ve noktadan sonra, Engels'in sonradan çizdiği şöyle bir yanm tiirnce başlıyordu: "Biz sosyalist materyalistler, bu konuda, doğabilimcilerden de çok ilerilere giderek..." _Ed.


Bunun kadar, Berlin hegelciliğinin eski ve yeni ğzgisinin istediği gibi, Hegel sisteminin dogmatik içeriğini ayakta tutmak da pek sözkonusu olamaz. İdealist çıkrş noktasının 5nkılrşr ile birlikte onun üzerine kurulmuş olan sistem de, yani özellikle Hegel'in doğa felsefesi de yıkıIıyor. Ama doğabilimcilerin Hegel'e karşı açtrklan polemik, onu doğru olarak anlayabildikleri öIçüde, yalnrz bu iki noktaya: idealist çıkrş noktasrna ve sistemin olgulara meydan okuyan keyfi yaprsına yönelmiştir. Bütün bunlar hesaba katrldrktan sonra' geriye, Hegel di_ yalektiği kalıyor. Marx, ''bugünün Almanya'srnda bol bol konuşan'' ''tatsız, saldrrgan ve orta-krrat taklitçiler takımı''3l karşrsrnda, unutulmuş diyalektik yöntemi, onun Hegel diyalektiği ile bağrntrsrnr ve ondan a5rn yanlannı herkesten önce gene ortaya ko5ımak, aJmr zamanda KapitaIde, bu yöntemi bir görgücül bilimin, ekonomi politiğin gerçeklerine uygulamak yoluyla büyük hizmette bulunmuştur. Bunu öylesine başanlı yapmrştır ki, kültürlü Almanya'da bile, yeni ekono_ mik okul ancak bu yoldan, kaba serbest ticaret sisteminin üstüne çrkıyor, Marx'r eleştirme bahanesi arkasrnda, onu (çoğunlukla yanlrş olarak) kopya ediyor. Hegel'in diyalektiğinde, sisteminin bütün öteki dallannda olduğu gibi, gerçek içba$ntılann hepsinin ayrrr ters çevrilmesi egemendir. oysa, Marx'm dediği gibi: ''Diyalektiğin Hegel'in elinde büründüğü mistisizm, diyalektiğin genel işleyiş biçimini, kapsamlr ve bilinçli bir biçimde ilkönce onun ortaya koymuş olduğu gerçeğini, hiçbir şekilde, gölgeleyemez. Hegel'de diyalektik başaşağı durur. Mistik kabuk içinde rasyonel özü bulmak için, onun tersine çew'ilmesi, ayaklan üstünde durdurulmasr gereki1.''32 Ama doğabilimde de, gerçek ilişkinin başaşağr durduğu teorilere yeteri kadar çok sayıda raslanz. Bunlarda da, ilk şekil olarak yansıma alrnmrştır. Bunlann da tersyüz edilmeleri gereklidir. Böyle teoriler, çoğunlukla oldukça uzun süre egemendirler. Isr, basit maddenin bir hareket biçimi yerine, iki yüzyıla yakm zaman özel gizemli bir töz diye kabul edilir60


ken durum bunun aynrydr; rsımn mekanik teorisi, onun ters-

yüz edilmesini sağladr. Bununla birlikte, kalori teorisinin

egemen olduğu fizik, rsrnın son derece önemli bir dizi yasalannr keşfetti; özellikle Fourier ve Sadi Carnot33 ile önceli ta-

raflndan keşfedilmiş yasalan şimdi doğru yanından almak, onlan fiziğin kendi diline çevirmek için gerekli anlayrşa giden yol açrlmrş oldu.*

Aynı şekilde, kimyada simyacrlann yanmamn esasr olarak kabul ettikleri uçucu madde ile ilgili (fıiojistik) teori, yüzlerce yıIlık deneysel çalışma ile, ilk kez malzeme sağla-

mrş oldu, ki bunun yardrmryla Lavoisier, Priestley'in elde ettiği oksijende, simyacrlann yanmanln esasr olarak kabul et-

tikleri hayali uçucu maddenin gerçek karşıtrnr bulmayı

ba_

şardr ve böylece simyacrlann yanmanrn esasr olarak kabul ettikleri uçucu madde ile ilgili teoriyi tümüyle alaşağr edebildi. Ama bununla, fıIojistiğin deney sonuçlan tamamen ortadan kaldrnlmadr. Durum tersine oldu. Kendileri kaldrlar, ya|nızca formülasyonlan değişti, filojistik dilden şimdi geçerli olan kimyasal dile çewildi ve böylece geçerliliklerini korudular. Hegel diyalektiğinin rasyonel diyalektikle olan ilişkisi, kalori teorisinin ıslnrn mekanik teorisine ilişkisi ve filojistik teorinin Lavoisier'nin teorisine olan ilişkisi gibidir.

* Carnot'nun C fonksiyonu aynen şöyle çewilir: VC = mutlak srcak]ık. Bu çevrilme olmazsa, fonksiyon bir işe yaramaz. |Enge]s'in notu.]

61


RUHLAR ALEMINDE D0ĞABILİM34

IIALKIN bilincine giren diyalektik, aşrn uçlann buluştuğunu söyleyen eski bir deyimle dile gelir. Buna göre, hayalci liğin, safdilliğin ve boşinanrn en yüksek derecesini, Alman doğa felsefesi gibi, nesnel dünyayı kendi öznel düşünce çerçevesine sokmaya zor|ayan doğabilimsel alıımda desl, salt deneyimi överek düşünceye karşr mutlak bir küçümseme ile bakan ve gerçekten düşüncesizlisn en ileri ucuna giden karşrt akrmda ararsak, pek yanrlmrş olmayrz. Bu okul, Ingilterq'de egemendir. Bu okulun babasr olan, pek övülmüş Francis, Bacon, herşeyden önce, insan ömrünün uzatrlmasınr, belli bir ölçüde gençleşmeyi, insan boyunun ve çizgilerinin değişmesini, bedenin başka biçimlere dönüşmesini, yeni türlerin üretilmesini, hava üzerinde egemenliği ve firtrnalar çrkarmayr sağlamak için kendisine ait olan yeni görgücül ve tümevarım yönteminin uygulanmasr istesni ileri sürmüştür. 62


Bacon, böyle incelemelerin brralırlmrş olmasrndan yakrnrr, Doğa Tarihi adlr yapıtrnda altrn yapmak ve türlü mucizeler ortaya koymak için kesin reçeteler verir.35 Isaac Newton da, ömrünün sonuna doğru, St. John'un kutsal açrklamasrnln yorumu ile uzun uzun uğraşmrştr.36 o halde, son yıllarda Ingiliz görgücülüğünün, onu temsil edenlerin bazrlannrn kişiliklerinde hem de onlann en kötüleri değildir- Amerika'dan-bunlar, ithal edilmiş tinselciliğin ve büyücütüğün onmaz kurbanr durumuna düşmüş görünmesine şaşmamalı.drr. Bu alanrn ilk doğabilimcisi, doğal seçme yoluyla, türlerin değişimi teorisini Darwin'le ayru zamanda ortaya koyan, seç_ kin zoolog ve botanikçi Alfred Russel Wallace'drr. Wallace, On Miracles and Modern Spiritualism (London, Burns, 1875)37 adlr küçük yaprtrnda, doğabitimin bu dalı ile ilgili ilk deneylerinin, bay Spencer Hall'un hipnotizma ile tedaviss konusundaki derslerine katıldığı ve bunun sonucu olarak öğrencileri üzerinde benzeri deneyler yaptığ 1844 yılında edinildiğni anlatır. ''Konu ile çok yakrndan ilgileniyor ve bunu üstün çabayla izliyordum.'' [s. 119.] Wallace, yalnızca organlann katrlaşmasr ola;n ve lokal duyumsuzluk yanrnda manyetik uyku oluşturmakla kalmadı, Gall'ın organlanndan herhangi birine dokunarak bununla ilgili etkinliğ manyetize edilen hastada yarattığı ve uygun biçimde canlr krprrdanrş_ larla bunlan gösterdiği için Gall'rn kafatasr haritasının3g doğruluğunu da pekiştirdi. Dahası, hastasrnrn, yalnrzca do_ kunulmayla bile, operatörün bütün duyumlanna katıldrğrnr saptadr; konyak olduğunu söyler söylemez, bir bardak suyla onu sarhoş etti. Gençlerden birini, uyanrk durumda iken bile, kendi adını unutacak kadar aptallaştrrabiliyordu. Ama bunu, hipnotizmaya başvurmadan da yapan ustalar vardr. ornekler böyle siırüp gidiyor. Sonra bir raslantr oluyor ve ben, bu bay Spencer Hall'r 1843-1844 lıışrnda, Manchester'da görüyorum. Kendisi, bir_ kaç rahibin koruyuculuğu altında ülkeyi geze.n' tannnın varlrğnı, ruhun ölümsüzlüğünü ve o günlerde owen'crlar tarafrndan bütün büyük kentlerde öğütlenen materyalizmin boş63


luğunu tanıtlamak amacıyla genç bir bayan fızerinde Ynınyetik_frenolojik gösteriler yapan çok bayağ bir şarıataıdı. Kaılın, manyetik uykuya sokuluyor, operatör qaqa kıfatısrnın Gall organına tekabiil eden herhangi bir böıümün€ dokunur dokunmaz, ilgili organınrn etkinliğini en iyi biçimde ınlaf,31 çok gösterişli dawaruşlar ve pozlar tahnıyordu_ Örneğin, çocuk sevgisi organr ile ilgili olarak, hayaldeki bir bebeği okşuyor Ve öpüyordu vb.. Bu arada yaman Hall, Gall'ın kafatası coğrafyasrnr yeni bir Baratariaao adası ile zenginleştirmişti; kafatasrnın tepesinde sağda, dokunulduğu z'ılng'[ hipnotize edilmiş genç kadınrn yere diz çöktüğü, dua eder gibi ellerini birleştirdiği ve şaşkrnlrk içinde bulunan darkafalr seyircilere kendini duanrn çekiciliğine kaptrrmrş meleği gösteren bir taprnma organr keşfetmişti. Gösterinin sonucu ve doruk nokta_ sr burasrydr. Tannnrn varlrğı tanrtlanmıştı. Benim ve bir tanıdrğlmrn üzerindeki etkisi, bay Wallace'rn etkilenmesi gibiydi: olay bizi ilgilendirü ve aynı şeyi hangi ölçüde yapabileceğimizi oüaya koymaya çalışhk. oniki yaşında açrkgöz bir oğlan, denek olarak kendini ortaya attr. Gözlerine yöneltilen tatlr baluşlar ve okşamalar oıu kolayca hipnotize durumuna soktu. Ama daha az inançlr ve bay Wallace'tan daha az kendimizi bu işe verdiğimiz için çok de$şik sonuçlara vardrk. Sağlanmasr kolay, hafif bir kas kahlığ ile duyarsızlrk drşrnda, son derece yüksek algı duyarlığı yanrnda tam bir irade pasifliği durumu gördük. Denek, bir dış dürtii ile uyuşukluktan kurtulunca, uyanrk durumda olduğundan çok daha fazla canlrlık gösterdi. operatörle gizemli bir ilişki bulunduğunu gösteren bir iz yoktu: uykudaki insanr, herhangi bir kişi, kolaylıkla, a5rnr etkinliğe yöneltebilirdi. Gall'ın kafatasr organlannr harekete geçirmek bizim için çok önemsizdi; biz, çok daha ileri gittik. Bunlan birbiriyle değiştirmekle ve onlan, bedenin herhangi bir yerine götürmek]e kalmadrk, istediğimiz çoklukta başka organlar, şarlrı söyleme, rslrk çalma, boru öttiirme, dansetme, boks yapma, dikiş dikme, yamama, tütiin içme vb. organlan ürettik ve bunlan istediğimiz yere götürdük. Waliace, deneğini suyla


sarhoş ediyordu, ama biz de büyiık ayak başparmağnda bir sarhoşluk organr keşfettik; en hoş sarhoşluk güldürüstinii oluşturmak için buna dokunmamız yetiyordu. Şurasr iyice anlaşrlmalr ki, kendisinden ne istendiği deneğe ,rl.trürrr"ry. kadar hiçbir organ bir etki izi göstermiyordu. Çocuk, çok geçmeden, alrştırma sayesinde kendisini o denli yetkinleştirdi ki, en uzak bir uyan yeterli oluyordu. Böylece üretilen organlar, ayıır yoldan değiştirilmedikleri sürece, daha sonraki u;rutmalar için de geçerliliklerini koruyorlardr. Gerçekten deneğin iki belleği vardr; birincisi uyanrklrk durumu, ii<incisi de-tamamen değişik bir hipnotize durum içindi. İradenin pasifliği ve üçüncü bir kişinin iradesine mutlak uyduluğu ile il_ gili olarak, bütün bu durumun deneğin iradesinin, operatö_ rün iradesine uymasryla başladığnr ve bu olmadan sağlanamayacağınr alulda tutarsak, iradenin pasifliği mucize niteliğini tamamen yitirir. Deneği yüzüne karşr gülmeye başlar başlamaz, dünyarun en yaman manyetizmacısı bile kaynaklannr yitirmiş olur. Biz, saçma bir kuşkuculukla, manyetik-frenolojik şarlatanlrğın temelinin, uyanıklrk durumunun gtırııngülerinden çoğunlukla ancak derece bakımrndan farklr ve hiçbir mistik yoruma gerek göstermeyen bir dizi görüngüler bulduğumuz halde, bay Wallace'rn çabasr kendisini bir dizi aldanmalara götürüyor; bunlarla o, Gall'ı'n kafatasr haritasrnr bütün aynntrlanna kadar doğruluyor ve operatörle denek ,"r*r.rJ. gizemli bir ilişkinin bulunduğunu belirtiyordu'* İçtenliği na'?etö* ölçüsüne Varan bay Wallace'rn hikayesinin her yerinde, açıkça görülüyor ki, onu, şarlatanlrğn gerçek zeminini araştrrmak, her ne pahasrna olursa olsun bütün görüngüleri yeniden oluşturmaktan çok d'aha az ilgilendiriyor. Başlangçta araştlncr olan bir kimsenin, basit ve kolay bir aldanrşla * Daha önce belirtildiği gibi, denekler, alıştrrıırayla kendilerini yetkin_ leştirirler. Bı1 rüzden, irade uyduluğu alışkaniık haline gelince, t".uı..i" ilişkisinin daha içtenlikli duruma geimesi, bazı görüngüle'rin yofu"ırş."u'i ve uyanrk durumda bile birazcık yansrmasl çok mtımktınd"r| w"ğ"ı"'in

notu.l

**

Saflık. _ç.


krsa zamanda bir usta haline gelmesi için ancak böyle bir kafa yaprsrna gerek vardrr. Bay Wallace, manyetik-frenolojik mucizelere iman eder, ve bir ayafim ruh alemine basar duruma geldi. 1865 yılından Sonra öteki ayağını da ruh alemine Çekti. Tropik ülkelerde yaptığr oniki ylllık gezilerden dönünce, masa döndürme denemeleri, onu, çeşitli ''medyum'' toplulukIarrna soktu. Ne kadar çabuk ilerledisni, konuya ne kadar iyi egemen olduğunu, yukarda değinilen kitapçığı gösterir. o, bizden, Home'lann, Davenpoü kardeşlerin ve kendilerini azçok para için ileri süren, çoğu da sık srk dolandrncr olarak yakayl ele veren daha başka ''medyum''lann bütün sözde mucizelerini geçerli şeyler olarak kabul etmemiz yanrnda, eski zamanlardan kalma sözde doğrulanmrş cin peri masalannr da kabul etmemizi bekler. Yunan kahinliğinin falcrlan, ortaçağn büyüciileri hep ''medyum''du: Iamblichus, De diıanatione [''Kahinlik üzerine''] adlr yapltrnda ''modern tinselciliğin en şaşrrtrcr görüntülerini'' [s. 229f aynen anlatrr. Bu, bay Wallace'rn sözkonusu mucizelerin bilimsel kurum Ve kanrtlannr ne denli hafrfe aldrsnr gösteren örneklerden ancak biridir. Yukarda de$nilen ruhlann kendi fotoğraflannr çektirdiklerine inanmamrz gerektiği elbette ki aşrn bir varsaylmdrr. Ve doğruluklanna inanmadan önce böyle fotoffaflann hiç kuşku götürmeyen bir yoldan gerçek olduklarrnrn tanrtlanmasınr istemek de bizim hakkrmrzdır. Bay Wallace 187. sayfada,1872 yrlr Martrnda }ızlrk adı Nicholls olan önde gelen medyumlardan bayan Guppy'nin kocasr ve küçük oğlu ile birlikte Notting Hill'de bay Hudson'a kendi fotoffafrnr çektirdiğini, iki ayn fotoğrafta uzun boylu, beyaz tül elbiseye güzelce sannmtş' biraz da doğulu çizgileri taşıyan, kutsama yapma pozunda bulunan bir kadrn figiirtinün de onun ardrnda durdufunu anlatır. ''Burada iki şeyden bir tanesi mutlak kesindir.* Ya canlr, düşünen, ama görünme* Ruh a]emi gramerden üstündür. Vaktiyle bir şakacı, gramerci Lindley Murray'in ruhunu aynen almrştı. Kenüsine, orada olup olmadığı soru_ lunca r am yerine Amerikanca I are yanrtrnı vermişti. Medyum Amerikalry6yj7 lfr ngels' in notu.J

66


yen bir varhk orda bulunuyordu, ya da bay ve bayan Guppy, fotoğrafçr ve dördüncü bir kişi, çirkin bir oyun tasarlamışüdr ve bu oyunu o andan beri sürdüregelmişlerdi. oysa ten, bay ve bayan Guppy'yı çok iyi tanrnm ve doğabilim alanrnda ciddi bir gerçek araştrncrsr gibi onun da böyle bir aldatmacayl yapamayacağrna kesin]iHe inanıyorum.', ts. 188.] o halde ya aldatma ya da ruhun fotoğrafı sözkonusu. Kabul. Eğer aldatma ise, ya ruh daha önceden fotofoaf levhalan üzerindeydi, ya da dört kişi, 1875 ocağnda 84 yaşında

iken ölen, zayıf alollr ve ahmak, ihtiyar bay Guppy'yi bir yana brrakrrsak (onu arka taraftaki paravamn ardrna yollamak yeterdi), üç kişi bu işe katrlmrş olmalrydr. Bir fotoffafçınrn ruh için bir ''model''i kolayca bulabileceğini söylemenin bile gereği yok. Ama fotoğrafçı Hudson, bundan kısa bir stıre sonra' ruh fotoğraflanyla dolandrncrlrğ alrşkanlrk haline getirdiği için mahkemeye verildi. Bu durum karşrsrnd, brv Wallace durumu kurtarmak için şöyle diyor: ',Bir şey açıktır; eğer aldatma sözkonusu olsaydr, bı,bizzat ruhçular taiafindan derhal keşfedilirdi.'' ts. 189.] Demek ki, fotoğrafçılara pek güvenmemek gerekir. Geriye bayan Grrppy kahnca, dostumuz Wallace ona olan "mutlak inancını'' belirtir ve ortada başka bir sorun kalmaz. Başka bir sorun kalmaz mı? Hiç de değil. Bayan Guppy'nin ne denli güvenilir olduğunu kendisinin şu iddiası girsierıyor: 1871 Haziranlnın başlannda, bir akşam, Highbury Hllı Park'taki evinden 69 Lambs Conduit Street'e ııç -koş uçuşu Ingiliz mili- kendisini bilinçsiz bir halde havadan gtıitırtı_ yorlar ve sözkonusu 69 numaralr evd'e, bir ruh oturumunun ortasrnda masanrn üstüne brralrıyorlar. odanrn kaprlan kapalrymrş ve bayan Goppy, Londra'nrn en iri_yan kadınlanndan biri olduğu halde, da kuşkusuz bir şeyler anlatryor- kendisinin ansızln-bu içeriye girişi yüzünden ne kapilar b-irazcrk aralanmrş, ne de tavanda en ufak bir delik uç.Irrrş (Londra'da yayrnlanan Echo'rran42 8 Haziran 1gZ1 tarihli sayısrnda bildiriyor).a3 Gene de ruh fotoğrafçılığnın doğruluğuna inanmayan Varsa, artrk onun için hiçbir şey faydaetmez. 67


İngiliz doğabilimcileri arasrnda ikinci ünlü falcr, talyum kimyasal elementini ve radyometreyiaa (Almanya'da buna "Lichtmtüle'' de denir) keşfeden bay William Crookes'tur. Bay Crookes, tinselcilik gösterisini incelemeye J_871 dolayla_ nnda başIadı ve bu iş için bir sürü fiziksel ve mekanik ay$tlar, aylr teraziler, elektrik bataryalan vb. kullandr. Bu konuda gerekli olan asrl aygttl' yani şüpheci eleştiri yapan kafayı kullanıp kullanmadrğnı, ya da işin sonuna kadar bunu çalrşrr durumda koruyup korumadrğınr şimdi göreceğiz. Ama herşeye karşrn bay Crookes, pek uzun olmayan bir d'önem, bay Wallace kadaı kaptrrmrştr kendisini bu işe. ''Birkaç yrldrr'', diye anlatır, ''8en9 bir kadın, bayan Florence Cook, dikkate değer bir medyum nitetiği gösteriyordu, ki bu, son zamanlarda aslr ruh olan bir şeyden tam bir kadın

biçimi alma durumuna yükseldi; şöyle ki, bu kadrn biçimi, siyah elbiseler giymiş, sımsrkr bağlanmrş ve derin uykuya dalmrş halde bir kabinede ya da bitişik odada yatarken, ruh olarak çrplak ayakla ve beyaz elbiselerle görünüyordu.'' [s. 18]_.] Kendisine Katey diyen ve bayan Cook'a çok benzeyen bu ruhu, bir akşam anslzln bayan Guppy'nin şimdiki eşi bay Volckman, değişik lıyafette bayan Cook olup olmadrsnr anlamak için, belinden yakaladr.Ruh, yaman bir kadın olduğunu gösterdi, kendini adamalullı savundu, seyirciler müdahale ettiler, lamba söndürüldü; losa bir savaşrmdan sonra sessizlik yeniden sağlanmış ve oda aydrnlandrğnda ruh kaybolmuştu. Bayan Cook ise köşesinde bağlı ve baygın olarak yatryordu. Bay Volckman ise, bayan Cook'u yakaladrğrnr ve bunun başkası olmadrğanr halen iddia ediyor.4s Bunu bilimsel olarak ortaya koymak için ünlü elektrikçi bay Varley, yeni bir deney dolaylsıyla bir bataryanrn elektrik akımrnr, med;rum bayan Cook'tan, akrmr kesmeksizin ruh rolü yapamayaca$ biçimde geçirdi. Buna karşrn, ruh göründü. Demek ki bu, gerçekten bayan Cook'tan değişik bir şeydi. Bunu daha da sağlamlaştırmak bay Crookes'un göreviydi. Attığı ilk adım, ruhçu kadrnrn güvenini kazanmak oldu. Bizzat kendisi, Spiritualist'in 5 Haziran 1874 günlü sayl68


sında, ''Bu güven'' diyor, ''yavaş yavaş öyle büyüdü lı, düzenlenmesi benim tarafımdan* olmadığı t"ı.am" bi, *;;"* y;mayı kabul etmedi. Her zaman yalıınında ve kabinini" bitiş;ğinde benim* bulunmamr istedi. Bu güveni sağladıktan ve kendisini ona verdiğim bİr sözü yerİni getİrmemezlik etmeyeceğme* inandrrdıktan sonra görüngünün geniş ölçüde kuwetlendiğini, başka bir yoldan "ıduKend'isi, "dıı"-eyi"eı.'ı.rrrtıann kendiliğinden belirdiğini gördüm. o durumlarda buluıran kişiler ve onlara gösterilecek yerler konusunda sık sık bana danışıyordu*, çünkü ,rrrru.rlarda, ot"ı.ıı", y"'or, yöntemlerini, yrrrrhr, nrnda, daha bilimsel öteki araştrrma zoİ d'a uygulanmas gerektiği yolundl bazı sakat tavsiyeıerde brrlunulduğu için pek sinirli olmuştu.''ıe Bu ruh bayan, lütufkar olduğu kadar bilimsel de olan bu güveni tam olarak ödüllendirdi. Hatta için artık bu bir sürpriz değildir- bay Crookes'un -bizim evinde biie görtındü, onun çocuklan ile o5madr, onlara ''Hindistan'daki sertıvenlerinden anrlar'' anlattr, yaşamlnrn acı deneylerin-"geçmişteki den birkaçrnr'' da bay Crookes]a akiarhı, kendisinin uçiı. nelliğinden emin olsun diye kolunu tutmasrna izin verdi,"".dakikada nabzrnrn ne kadar attrğnı ve kaç kez soluk ona saydrrdr, sonunda da bay Crookes'un yanıbaşrnda"ıdrğr;, folografını çektirdi.a7 ''Bu fi€:ür'', diyor bay Wallace, ''onu gördtikten ona dokun_duktan, fotoğ,rafınr çektikten ve onunli konuştuktar, jle dolu bitişik bir odadan başka "orrr", şerır9i çıIuş yeri oımrya, küçük bfu odadan tümüyle kaybohdu|'ı". ısğ.]. Bu, eviirde btiyle şeyler geçen bay Crookes;a seyircilerin, onun ,ot, gii.terdiğ güvenden daha az güven göstermeyecek kadar ni'iu olmalan koşuluyla büyük bir beceri değldi. Ne yazık ki, bu ''tamamen tanıtlanmış görüngüler'' tinselciler için bile bu anda inanrlacak şeyler değildlr. cerçeı< tinselci olan bay Volckman'ın ne denli somut iır eıçaluüuğuna başvurduğunu yukarda gördiik. Sonra bir din udr-r rr" ''İngiliz Tinselcileri IJ]usal DJrneği''nin bir ııyesi a", b"y* *

Italikier Engels'indir.

-.8d. 69


Cook'un bir oturumuna katrldr ve kapısrndan ruhun gelüği ve kaybolduğu odanrn dış dtinya ile ilişkisini sağlayan ikinci bir kapısı bulunduğunu kolayca saptadı. Kenüsi de orada hazrr bulunan bay Crookes'un dawanrşr, ''bu gösterilerde bir oyunun bulunabileceği konusundaki inancrma son darbeyi vurdu" (Mystic London, by the Rev. C. Maurice Lavies, London, Tinsley Brothers).ıe Btıttın bunlardan başka, ''Kateyler'in'' nasrl''gerçekleştirildikleri'' Amerika'da gtirıyüzüne çıktr. Holmes adlr evli bir çift, gene bir ''Katey''nin göriirıdüğü ve inananlardan bol bol hediye topladığı oturumlan Filadelfiya'da gerçekleştirdi. Ama şüphecinin biri yıyıp içmedi, sözügeçen ve bir defa paranrn azlrğı yüziinden gTev yapan Katey'nin peşine düştü; sonunda onu bir pansiyonda, tam anlamryla etten ve kemikten genç bir kadın olarak, ruha verilen hediyelerle birlikte keşfetti.ag Bu srrada Kara Avnıpa'slnın da kendi bilimsel ruhçulan mi, vardr. Petersburg'da bilimsel bir kurum, -üniversite yoksa akademi mi pek bilmiyorum- devlet denışmanı Aksakov ile kimyager Butlerov'u, tinselci göriingiilerin esasrnr incelemekle görevlendirdi, ama bundan, fazla bir sonuç çrkmadrğr anlaşrlryor.50

Öte yandan tinselcilerin güriiıtülü açıklamalanna inanrlrrsa şimdi de Almanya, Leipzig'de profesör ZöIlııer'in kişiliğinde, adamrnı buldu. Bilindiği gibi, bay Zöllner, yrllardrr, uzaJnn ''dördtınctı bo_ yutu'' üzerinde çok çalrşryordu ve üç boyutlu bir uzayda olanaksız olan birçok şeyin dört boyutlu bir uzayda çok doğal olduklannr keşfetti. o halde dört boyutlu uzayda kapalr bir metal küre, bir yerinde delik açmaksrzrn eldiven gibi tersine çewilebilir; bunun gibi uçlan bulunmayan ya da iki ucu bir yere bağlr bir sicimde bir düğiıırn yapllabilir, hiçbirini açma_ dan iki kapalr halkayı birbirinin içine geçirmgk o}alıakhdrr. Bunun gibi daha birçok marifetler var. Ruh diirıyasrndan gelen son zafer taporlanna göre, şimdi profesör ZöIlner, bir ya da birkaç medyuma, on]ann yardrmr ile dördiirıcü boyutun konumu konusunda daha geniş bilgiler bulmak amacryla


başwurmuş. Başan şaşılacak gibiymiş. Elini masadan ayırmaksrzrn koluyla yaslandrğ koltuk kenan, durumd.an koluna yaprşrk halde kalmrş, iki ucu masaya bitişik olan "o.o, bir sicime dört düğüm atrlmrş vb.. I(rsacasr, dördün;ü boyutun

büttin mucizeleri, ruhlar tarafindan oyuncak gibi gerçekleş_ lirilmiş. Ama şunu aluldan çrkarmamalı: rehaia ,Jt"rb, 'uilar btilteninin doğrulufunu garanti edemem; bunlarda yanlış bir şey varsa, kendisine bunlan bildirme frrsatınr verdi ğim için bay Zöllner'in bana teşekkiir etmesi gerekir. Ama bunlar, bay Zo|lner'in deneylerini ayıren yansıtıyorlarsa, matematikte olduğu gibi tinselcilik biliminde de yeni bir çağn başladığnı gösteriyorlar demektir. Dördünci boyut nJsı ruh]ann varlrğıru tanrtlryorsa, ruhlar da dördünctı boyutun varlısnr tanrtlryor. Y9 br,bir kez saptandı ml, bilim için çok ye1i v9 sonsuz genişlikte bir alan açrlryor demektir. Şimdiye kadarki bütün matematik ve doğabilim, dördünctı ve dja yukan boyutlann matematiği, mekanik, frzik, kimya ve bu ytüsek boyutlarda oturan ruhlann fizyolojisi için ancak bir hazrrlrk okulu oluyor. Bay Crookes, dördüncü boyuta geçerken elbette öyle diyebilinz- masalann.ır" ot"ü -şimdi -obilyanrn ne kadar ağırlık yitirdiğini bilimsel olarak ortaya koymadr mr, bay Wallace, orada, ateşin insan bedenine zarar vermediğni tanrtlamadr mr? Demek ki, ruh-bedenlerin fizyolojisi bile var! Soluk alıyorlar, nabrzlan var, o halde akciğerleri, kalpleri ve dolaşım organlan var. Böylece, onlar da6te!i bedensel organlar bakrmından hiç değilse bizim kadar iyi donatrlmrşlar. Çünkü soluk almak için akciğerlerde y.or, karbonhidratlar gerekli, bunlar da ancak dışardan bilir. o halde mide, barsaklar ve bunlann ödberisi "uğıu.r"üu kadan olduktan sonra gerisi kolayca geliverir. Ama -böyle organlann bulunması, hastalanma olanağınr da getirirl o zaman bay Virchow'un ruhlar diirryasr ile ilgili bii htıcre patolojisi yazması zorunluluğu ortaya çrkar. Sonra, bu ruhiann çoğu, yeryüzü yosmala1ndan doğaüstü güzellik dışında hiç ama hiçbir balımdan farkı bulunmayan çok gtızef ," g"ri bayanlar olduk]an için, çok geçmeden ''aşkın sicaklığnı-du71


yan erkeklerle" ilişki kurabilirler;sl bay Crookes'un da ''ka_ dın kalbinin bulunuşunu'' nabrz atrşrndan ortaya ko5rmasr karşısrnda, doğal seçme için de, kötü sosyal_demokrasi ile kanştınlmaktan korkmasrna artrk gerek bulunmayan bir dördüncü boyut açrlryor demektir.s2

YETER. Doğabilimden gizemciliğe giden en sağlam yolun hangisi olduğu apaçrk anlaşrlryor. Bu, doğa felsefesinin aşrn teorikliği değl, her teoriyi küçfü gören ve hiçbir düşiinceye güvenmeyen en yüzeysel görgücülüktür. Ruhlann varlığınr tanrtlayan a priori bir gereklilik değil, Wallace, Crookes ve ortaklannrn görgüctil gözlemleridir. Crookes'un talyum metalinin keşfine göttiren tayf araştrrmasr gözlemlerine, ya da Wallace'rn Malaya adalanndaki zengin hayvanbilimsel keşiflerine inanacak olursak, bu iki araştrrmacınrn spirituel deney Ve buluşlanna da inanmamrz istenecektir. Ikisinin arasrnda küçük bir fark bulunduğunu, yani bunlardan birini doğrulayabileceğ.imizi, ötekinin doğrulanamayacağnr söyle_ diğimizde, tinselciler bize, bunun böyle olmadrğı, ruh görüngüsüniin doğrulanması frrsatınr bize venneye hazır bulunduk]an yarutınr veriyorlar. Gerçekten de diyalektik, cezalandınlamadrğ için, horgörülemez. Bir kimse her tiirlü teorik düşiiııceyi ne denli küçtirnserse küçümsesin' gene de teorik düşünce olmaksrzrn iki doğal olguyu birbiriyle ilişki içine sokamaz, ya da onlar arasrnda varolan bağı anlayamaz. Tek sorun bir kimsenin düşüncesinin doğru olup olmadrğıdrr ve teoriyi küçümsemenin doğalcr düştinmenin ve bu yüzden de yanlrş düştirımenin en güvenilir yoludur. Ama eski ve çok iyi bilinen bir diyalektik yasaya göre, yanlrş düşünce, mantrksal sonucuna dek götürüIdüğünde, kaçrnılmaz olarak çrlıış noktasrnın karşrtrna Vanr. Böylece diyalektiğin görgücül küçümsenmesi, görgücülerin en ağrbaşlrlanru bile tüm boşinanlann en boşuna, mo_ dern ruhçuluğa götürerek cezasrnr bulur. Matematik için de aynr şey sözkonusudur. Srradan, metafizikğ matematikçiler, bilimlerinin verdiği sonuçlann mut-


lak reddedilemezliğinden dolayr büyük bir kibirle övünürler. oysa bu sonuçlar arasrnda, ancak bu yoldan bir tür gerçeklik kazanan saıal (imağnary) büyfüIiikler de vardar. y'-l'e ya da dördüncü boyuta kafamrzrn dışrnda herhangi bir ger_ çeklik tanrmaya alışrlmrşsa, bir adım daha ileri gidilmesi ve medyumlann ruhlar dünyasının kabul edilmesi pek önemsenecek bir konu değildir. Ketteler'in Döllinger için deüği gibi, ''Adam yaşamı bo5runca o kadar çok saçmayı savunmuştu ki, neredeyse yanlmazlrğını bile pazarlrk konusu yapabilirdi "ss Aslında saf görgücüliik, ruhçulann hak]<ından gelemez. Birincisi, ''daha yüce'' görüngüler her zaırıal:., ilgili ''araştrrmacr''nrn Crookes'un benzeri olmayan bir saflıkla -bizzat yal;n:.z görmesi gerekeni ya da görmek istedi_ anlattrğı cibiğini görebilecek kadar kendini kaptırdığ zamar, gösterilirIer. İkincisi, yüzlerce sözde gerçeğin hilecilik olduğunun ve düzinelerce sözde medyumrın rasgele diüenbazlar olduğunun ortaya çıluşl ruhçularca önemsenmez. Her sözde mucize, teker teker çürütülmediği siirece tahrif edilmiş ruh fotoğraflan dolayısryla, Wallace'rn da aEkça söylediği gibi, onlar için yeteri kadar meydan var demektir. Tahrifatın varolmasr, gerçek olanlann gerçekliğini tanrtlar. Böylece görgücüliik, cansrlıcı ruhçulan görgücül deneylere değil, teorik düşüncelerle çürütme ve Huxley ile birlikte şöyle demek zorunluluğunu duyar: ''Tinselciliğin gerçekliğinin gösterilmesinde benim gördüğüm tek iy, şey, intihara karşı yeni bir kanrt ortaya koyabilmesidir. Ölmekten ve oturumu bir liraya kiralanmrş bir med5rumun ağzından saçma-sapan konuşturulmaktansa çöpçü olarak yaşamak daha iyidir."sl !

i

I

I

i I I

I I

i I I

73


DTYALEKTIK5s

(Metafıziğin tersine, içbasntıIann bilimi olarak diyalektiğin genel niteliği geliştirilmelidir.)

o halde, diyalektiğin yasalan, doğa ve insan toplumu tarihinden çrkartrlmaktadır. Çünkü bunlar, bizzat düşüncenin olduğu gibi, tarihsel gelişmenin de bu iki yönünün en genel yasalanndan başka bir şey değildir. Hem bunlar, esas olarak üçe indirgenebilirler: niceliğin niteliğe ve niteliğin niceliğe dönüşümü yasasr; karşrtlann içiçe geçmesi yasasr; yadsrmamn yadsrnmasr yasasr.

Her üçü de, Hegel tarafindan, onun idealist biçiminde, salt düşünme yasalan olarak geliştirilmiştir: birincisi, Manüıkın birinci krsmında, Varlık öğetisinde; ikincisi, Hegel'in

{ İ

t

I

:

t

{ ı

i


Mantıx"ının bütiin ikinci ve en önemli kısmrnı, oz öğretisi doldurur; üçüncüsü de ttim sistemin yapısr için temel yasadrr. Yanlrşlık bu düşiimcelerin doğa ve tarihten çıkanlmayrp, bunlann düşünce yasalan olarak doğa ve tarihe zorla yamanmasl gerçeğinde yatar. Tiirn zoraki ve çoğu zaTnaıl tüyler ürpertici yaprnın kaynas budur; evren ister istemez, kendisi ancak insan düşüncesinin evriminin belirli bir aşamasrnrn üriinü olan bir düşiince sistemine uymak zorundadrr. olanr tersine çevirirsek, her şey pek basit bir göriiıüş alır, idealist felsefede son derece gizemli görünen diyalektik yasalar hemen basitleşir ve giin gibi açık olur. A;rnca, Hegel'i birazcrk tanryan herkes, yüzlerce pasajda diyalektik yasalann en çarprcı tanrmlamalannı doğadan ve tarihten verebilecek güçte olduğunu da bilir. Burada diyalektiğin elkitabınr yazacak değiliz; yalnızca diyalektik yasalann doğanın gelişmesinin gerçek yasalan olduğunu, bu yüzden teorik doğabilimi için de geçerli bulunduğunu göstermek istiyoruz. Bundan dolayr bu yasalann birbirleriyle olan içbağntrsrnın içlerine kadar giremiyoruz. I. Niceliğin niteliğe ve niteliğin niceliğe dönüşmesi yasasr. Kenü amaermlz için biz bunu, doğada, her durum için ayn saptanmrş bir biçimde, nitel değişmelerinin ancak (enerji denilen) madde ya da hareketin nicel eklemeleri ya da nicel eksilmeleri ile ifade edebiliriz. Doğadaki bütün nicel farklrlrklar, ya kimyasal bileşim farklanna, ya hareketin (enerjinin) farklı niceliklerine ya da biçimlerine, ya da hemen her zaman oldufu gibi, her ikisine birden dayamr. O halde, madde ya da hareket artrnlmadan ya da azaltrlmadan, yani bu cismin niceliğ değişmeden nitetiğini değiştirmek olanaklr de$ldir. Bundan dolayr, Hegel'in gizemli yasasr, bu biçimde rasyonel olmakla kalmaz, aynı:_ zamanda, oldukça da açrktrr.

Cisimlerin çeşitli hal (aLhotropic) ve topaklanrna (aggreçeşitli molektil gruplaşmalanna dayaniçin, cisimlere aktanlan hareket miktarrnrn az ya da dıklan bağlı bulundufunu belirtmeye pek gerek yoktur. çok oluşuna

gaü) durumlannın,

75

L-


Peki ama, hareketin ya da enerji dediğimiz şeyin biçim değişimi için ne demeli? Isryr mekanik harekete ya da meka_ nik hareketi rsıya çevirdiğimiz Zamaıl, nicelik aynı kaldığr halde nitelik değişmiyor mu? Çok doğru. Ama hareketin biçim değişimi Heine'nin kusurları gibidir; herkes kendi başına erdemli olabilir, kusur işlemek için her Zaınr,aIt iki kişi ge_ reklidir.56 Hareketin biçim değişimi her zaman en az iki cisim arasrnda geçen süreçtir. Bunlardan biri, hareketin bir niteliğinden (örnesn ısı) belirli bir miktar yitirirken, diğeri, hareketin bir başka niteliği biçiminde (mekanik hareket, elektrik, kimyasal aynşma) buna tekabül eden bir miktar kazanrr. Demek ki, burada, nibelik ve nitelik karşrlıklr ola_ rak birbirlerine tekabül ederler. Şimdiye kadar yalrtrk (isol6) tek bir cisim içinde, hareketi, bir biçimden ötekine dönüştürmenin olanaklr olduğu ortaya konamamrştrr. Burada, bizim için, şimdilik, cansrz cisimler sözkonusudur. Canlrlar için de a)ml yasa geçerlidir, ama çok karmaşrk koşullar altrnda işler ve bizim için bugün nicel ölçüm hAlö çoğu kez mümkün değildir. Herhangi bir cansız cismin gittikçe daha küçük parçala_ ra bölündüğünü tasarlarsak, önce hiçbir nitel değişim olmaz. Ama bunun bir srnın vardrr: buharlaşmada olduğu gibi serbest durıımda ayıı moleküller elde etmeyi başanrsak, bunla_ n çoğunlukla daha küçük parçalara da ayırabiliriz, ama bu, ancak niteliğin tam bir değişimiyle olanaklrdrr. Molekül, ayn atomlanna aJrrrşr ve bu atomlann moleküllerden çok ayır özellikleri vardrr. Çeşitli kimyasal elementlerden oluşmuş olan moleküllerde bileşik moleküllerin yerini bu elementlerin atomlan ya da molekıılleri alrr; elementlerin moleküllerinde, çok değişik nitel etkiler yapan serbest atomlar ortaya çrkar: oluş halindeki oksijenin serbest atomlan, atmosfer oksijeninin molekülde birleşik atomlannrn hiçbir zamarı sağla_ yamadığ etkileri kolayca ortaya koyabilirler. Ama molekül de, içinde bulunduğu cismin kütlesinden nitel olarak farklrdrr. Bu kütleden bağımsrz hareketler yapabilir ve görünüşte hareketsiz olduğu halde, örnesn ısı titre_ 76


şimleri gösterir; konumunun ve komşu moleküllerle bağıntr_ srnrn değişmesiyle, cismi başka bir farklr hal ya da fark]r bir topaklanma durumuna sokabilir. o halde görünüyor ki, bölümünün salt nicel işlemi, nitel farklılıkta dönüşen bir limite sahiptir: kütle yalnrz moleküllerden oluşur, ama molekülün atomdan farklr oluşu gibi, kütle de molekülden temelden fark}r birşeydir. Göksel ve yersel kütlelerin bilimi olarak mekaniğn, moleküIlerin mekaniği olarak fizikten, atomlann fiziği olarak kimyadan aynlmasr bu farklıIığa dayanrr. Mekanikte, nitelik]er ortaya çrkmaz; en çok denge, hareket, potansiyel enerji sözkonusudur ki, bütün bunlar hareke_ tin ölçülebilir aktanlmasrna dayanır Ve nicel olarak ifade edilebilirler. o haide burada nitel değişme olduğu ölçüde, bu, buna tekabül eden bir nicel değşme ile belirlenir. Fizikte, cisimler kimyasal bakrmdan farksrz ve değişmez şeyler olarak ele alrnrrlar; biz moleküllerin durumlannın de_ ğişiklikleri ile, ve her durumda, hiç değilse iki taraftan birinde, molekülleri harekete geçiren hareketin biçiminin değiş_ mesi ile ilgileniyoruz. Burada her değşiklik, niceliğn niteliğe dönüşümü, cisimde bulunan ya da ona iletilen şu ya da bu biçimdeki hareketin miktannrn nicel değişikliğinin bir sonucudur.

''Örneğin, suJ^ın srcaklrğr, önce, onun srvr oluşunun bir sonucu değildir; ama sonra slvl suyun srcaklığının artrnlma-

sl ya da azaltrlmasr durumunda, bu molekül yapışıklığr (cohesation) durumunun değiştiği, suyun bir yandan buhara, öte yandan buza dönüştüğü bir nokta gelir.'' (Hegel, Enzyklopİidie, Gesamtausgabe, Bd. YI, s.2l7.)57 Bunun gibi, bir elektrik ampulünün platin telini kor haline getirmek için belirli bir asgari elektrik kuweti gereklidir. Her metalin bir korlaşma ve ergime sıcaklrğ vardrr; gerekli sıcaklrğ oluşturacak araçlara sahip olduğumuz zaman, her slvlntn verilen bir basrnçta, belirli bir donma ve ka5mama -noktasr vardrr. Son olarak, her gazrn, basrnç ve soğutma ile srvrlaşacağ. bir kritik noktasr vardrr. Krsacasl, fiziksel sabit_ 77


ler (constanüs), çoğunlukla hareketin nicel artrnlmasrnrn ya da azaltrlmaslnın ilgili cismin durumunda nitel değişiklik sağladrğr, yani niceliğin niteliğe dönüştüğü dtıgum noktalannrn tanrmlanmalanndan başka bir şey desldir. Bununla birlikte, Hegel taraflndan keşfedilen doğa yasaSlnrn en önemli zaferlerini kutladığ alan kimyadrr. Kimya, cisimlerin, değişen bir nicelik bileşimi Sonucu, nitelik değişikliklerinin bilimi olarak tanrmlanabilir. Bunu Hegel de biliyordu (Loğk, Gesamtausgabe, III, s. 433).58 oksijende ol_ duğu gibi, iki atom yerine üç atom bir molekül halinde birleşirse, koku ve tepki bakrmrndan normal oksijenden oldukça farkh olan ozonu elde ederiz. Ve aynca, oksijenin nitrojen ya da sülfür ile bileştiği ve bunlann herbirinin nitelik bakrmrndan ötekilerden farklr bir madde ortaya çrkardrğı çeşitli oranlar! Güldürücü gaz (nitrojen monoksit, Nzo), nitrit an_ hidritinden (nitrojen pentoksit, N2Ob) ne kadar farkhdrr! Birincisi gaz, ikinci normal srcaklrkta katı kristal bir maddedir. Ve bileşim bakrmından bütün fark, ikincisinin birincisinden beş katfaz|a oksijen içermesi, ikisinin arasrnda faz|adan nitrojenin üç oksidi daha bulunmasrdrr (No, N2o3, No2) ki, bunlarrn herbiri öteki ikisinden ve birbirlerinden nitel olarak farklıdrrlar. Bu, karbon bileşiklerinin, özellikle daha basit hidrokar_ bonlann homolog dizilerinde çok daha faz|a göze çarprcıdrr. Normal parafrnlerden en düşüğü metan, CHn'tür. Burada, karbon atomunun dört halkasr, dört hidrojen atomu ile doyurulmuştur. İkincisi olan etan, CrHu, birbirine bağlr iki karbon atomuna sahiptir ve altı serbest halka alh hidrojen atomu ile doyurulmuştur. Böylece, C3H6, CnHro vb. ile stirüp gi_ der. Bu sürüp gitme, C.,H2.*2, cebir formülüne göre olduğu için, her CH, eklenişinde, bir öncekinden nitelik bahmrndan farklr bir madde oluşur. Bu dizinin en alttaki üç öğesi gazdıt, bilinen en yükseği olan heksadekan, CruH34, kaynama noktası 278 santigrat derece olan katr bir cisimdir. Parafin]erden çrkan (teorik olarak), C.Hz.*z formülliı primer elkoller dizisi, tek bazlr yağ asitlerine (formülü C.H2,o2) ait diziler için de 78


a)ml şeyler sözkonusudur. CrHu'nın nicel eklenmesiyle, nasrl

bir nitel farklrlrğ,ın oluşacağrnr, etil alkolü, CrHuo'ya, her_ hangi bir başka alkol katmaksrzrn içilebilir bir biçimde kullanarak, bir başka seferde aynr etil alkole asrl yaprsrnr çok

kötü zararlr alkolün oluşturduğu amil alkol, CuHrro'dan çok az bit miktar katarak kullandrğmrzdaki deneyle öğrenebili_ riz. Ertesi sabah başrmrzrn ağrısı bunu bize mutlaka anlatrr. Hatta denebilir ki sarhoşluk ve ''ertesi sabah'' mahmurluğu da bir yandan etil alkolün, öte yandan bu eklenen CrHu'nrn nicelikten niteliğe dönüşümüdür. Bu dizilerde Hegel yasasl' şimdi karşrmıza başka bir biçimde çrkryor. Dizinin ilk öğeleri atomlarrn ancak bir tek karşılıkli düzenlenmesine izin veriyor. Ama bir moleküle bağlr atomlann saJnsl her dizi için belirli bir sabit çokluğa ulaşrnca, moleküldeki atomlarrn gruplaşmasr birden fazla yoidan olabilir. o halde, molekülde eşit sayıda C, H, o atomlan bulunan iki ya da daha çok izomerli maddeler ortaya çrkabilir. Ama gene de bunlar, nitelik bakımrndan farklrdrr. Dizinin her öğesi için böyle izomerlerden ne kadannrn müm_ kün olduğunu da hesaplayabiliriz. Parafın dizisinde C.Hrn için iki, CuH, için üçtür; daha yukarr öğelerde olmasr olanaklr izomerlerin saJnsr çok hrzlı yükselir. Dolayrsryla, bu tür nitelik olarak birbirlerinden farklı izomerlerin varolup olamayacaklannr ve, tanrtlandlğı kadanyla, fiilen varoluşlannr belirleyen gene molekül içindeki atomlann nicel sayrsr olmaktadrr. Dahasr var. Bu dizinlerin herbirinde bizce bilinen maddelerin benzeşimlerinden, dizilerin henüz bilinmeyen öğele_ rinin fiziksel nitelikleri ile ilgiti sonuçlar çıkanlabilir, hiç değlse bilinenleri hemen izleyen öğeler için onlann özellik}erini, ka5mama noktasrnr vb. kesinliğe yakın biçimde önceden söyleyebiliriz. Son olarak, Hegelyasasl, yalnız bileşik maddeler için değil, kimyasal elementler için de geçerlidir. Biliyoruz ki, ''elementlerin kimyasal özellikleri atom ağırlıklannrn periyodik bir fonksiyonudur" (Roscoe-Schorlemmer, Ausftihrliches 79


Lehfruch der Chemie,Il. Bd., s. 823),59 bu yüzden nitelikleri de atom ağrlıklannın niceliği ile saptanrr. Ve bunun slnanması çok parlak bir biçimde yaprlmrştrr. Mendelyev, birbirine yakrn elementlerin atom ağrlrklanna göre, oluşan dizilerinde yeni elementlerin keşfedilebileceğini gösteren çeşitti boşluklar bulunduğunu tanıtlamıştır. Alüminyumla başla_ yan dizide bunu izledis için, onun eka-alüminyum dediği, bu bilinmeyen elementlerden birini, o genel kimyasal özelliklerine göre önceden tanrmlryordu Ve onun atom hacmini söyleyebildiği gibi, özgül ağırlığını ve atom ağrrlrğnr da önceden aşağı yukan kestiriyordu. Birkaç yıl sonra Lecoq de Boisba_ udran bu elementi gerçekten keşfetti ve Mendelyev'in öngörüleri pek az yanrlmalarla doğru çıktr. Eka-alüminyum, galyumda gerçekleştirilmişti (aynr yaprt, s. 828).60 Mendelyev, Hegel'in niceliğin niteliğe dönüşmesi yasaslnr -bilinçsizce_ uygulayarak, bilimsel bir beceriklilik göstermeyi başardı, ki bunu, o zamana dek bilinmeyen Neptün gezegeninin yörtingesini hesap etmiş olan Leverrier'nin başansryla a}ml kefeye koymak fazla cüretkarlrk sa5nlmaz. Insan toplumunun tarihinde olduğu gibi biyolojide de ayıu yasa her adrmda geçerliliğini sürdürüyor, ama biz, bu_ rada, nicelikler tıpatrp ölçülebilir ve izlenebilir durumda olduğu için, kesin bilimlerden alrnan örnekler üzerinde duracağız.

Belki de şimdiye kadar, niceliğn niteliğe dönüşmesini gizemcilik ve anlaşrlmaz bfu transandantalizm diye haykrran aynr baylar, şimdi de bunun gerçekten apaçrk, basit, srradan bir şey olduğunu, uzun süreden beri bunu kullandrklannr ve yeni bir şey öğretmediğini haykrracaklardrr. Ama doğa, toplum ve düşünce gelişmesinin genel bir yasasrnr her yerde geçerli olan biçimi içinde ilk kez formüle etmiş olmak, her za_ man için dünya tarihi bakımrndan önemli bir eylem olarak kalacaktrr. Eğer bu baylar yrllardrr ne yaptrklannr bilmeden nicelik ile niteiiği birbirine dönüştürmüşlerse, Moliöre'in hiç farlına varmadan yaşamr boyunca nesir konuşmuş olan Monsieur Jourdain'i ile kendilerini teselli etmelidirler.Gl 80


I{AREKETİN TEMEL BIÇIMLERI62

MADDENIN, onun varoluş biçimi, içkin özniteliği olarak açrklanan hareketi, en genel anlamda, basit yer değiştirmeden düşünceye kadar, ewende yeralan bütün değişiklikleri ve süreçleri kapsar. Hareketin niteliğinin incelenmesi, aslrnda, bu hareketin en yalın, en basit biçiminden başlayarak, bun}ann en yüksek ve en karmaşık biçimlerinin anlatrmına varmadan önce kawanrlmasr, öğrenilmesi demektir. Bundan dolayı biz, doğabilimin tarihsel evr"iminde, herşeyden önce, basit yer değişikliği teorisinden, göksel cisimlerin ve yersel kütlelerin mekanik hareketinin nasrl geliştiğini görürüz; bunu moleküler hareketin teorisi, fizik, ve hemen ardrndan da, nerdeyse onun yanında ve bazan ondan önce, atomlann hareket bilimi, kimya izledi. Ancak canslz doğaya egemen olan hareket biçimleri bilgisinin bu değişik dallan yiüsek bir gelişme derecesine eriştikten sonradrr ki, yaşam sürecini 81


temsil eden hareketin süreçIerinin açıklanmasr başanlmrştrr. Bu, mekanik, frzik ve kimyanrn gelişmesi oranrnda ilerlemiştir. Bundan dolayı, mekanik, hayvan bedeninde kaslann büzüşmesi ile harekete geçirilen kemik kaldrraçlannrn etki_ lerini cansrz doğada da geçerli olan yasalara dayandrrabile_ cek duruma oldukça \run zaman önce geldiği halde, öteki yaşam görüngülerinin frziksel-kimyasal dayanağı, hAl6 daha gelişiminin oldukça başrnda bulunuyor. o halde biz, burada, hareketin niteliğini incelerken, organik hareket biçimlerini bir kenara brrakmak zorundayız. Bunun için, zorunlu olarak, cansrz doğanrn hareket biçimleri -dolayısıyla bilimin durumuna uygun olarak- çerçevesind e ka|acağız. Ister göksel cisimlerin yer değişikliği, ister yersel ktıtlelerin, moleküllerin, atomlann ya da esir parçacrklanrun yer değişikliği olsun, her hareket, bir yer değişikliği ile bağlıdır. Hareketin biçimi ne kadar yüksekse, bu yer değişikliği de o kadar küçüktür. o hareketin niteliği, bundan ibaret değildir ama, bundan da ayrı|amaz. o halde hepsinden önce onun araştrnlmasr gereklidir. Bizce kawanabilen tüm doğa, bir sistem, bir karşıIrklı bağIantrh cisimler toplamr oluşturur, ve biz, burada, cisim deyince, yrldrzlardan atomlara kadar, hatta varhklan kabul edildiği ölçüde, esir parçacıklanna kadar bütün maddi var_ lıklan anlarız. Bu cisimlerin bir karşılrklr bağlantr içinde butunduğu gerçeği, onlann birbirini etkilediği gerçeğini içinde taşrr ve onlann bu karşılrklr etkisi de açıkça hareketi oluşturur. Daha burada açrktır ki, madde, hareketsiz düşünülemez. Aynca, madde, karşımrzda, varolan, varolduğu gibi de yaratılamayan ve yokedilemeyen bir şey olarak duruyorsa, bundan, hareketin de, yaratrlamayacafi gibi yokedilemeyeceği sonucu çrkar. Bu varg, evrende bir sistem, cisimlerin karşrlıklr bağlantılr bir birliğinin kabul edilmesiyle, reddedilemez duruma geldi. Bu nokta doğabilimde geçerlilik kazan' madan çok önce felsefe tarafrndan ortaya konduğu için, felse_ fenin hareketin yaratrl arnaz|ığ ve yokedilemezliği sonucuna, doğabitimden neden tam iki yüzyıl önce vardrğ., kolayca an82

ı

? ü

t


laşılrr. Hatta felsefenin bunu koyuş biçimi, doğabilimin şimdiki ortaya koyuş biçiminden hAlA daha üstündür. Descartes'rn tezi, ewende varolan hareket miktanmn hep aym kaldığı ilkesi, olsa olsa sonlu bir ifadenin sonsuz bir büytıklüğe uygulanrşrnrn biçimsel bir eksikliğini gösterir. Buna karşrlrk, şimdi doğabilimde, aJmr yasann iki ifadesi geçerlidir: Helmholtz'un kuvvekn sakınrmı yasasr ve daha yeni, daha kesin bir yasa olarak eneğİnin salrrnrmr yasasl. Ilerde göreceğimiz gibi, bunlardan birisi ötekinin tam tersini söyler ve üstelik herbiri ilişkinin yalnızca bir yanınr ifade eder. İki cisim birbirini etkiler ve bu yüzden birinin ya da her ikisinin yeri değişirse, bu yer değişikliğ, ancak bir yaklaşma ya da bir aynlmadan ibarettir. Bunlar ya birbirlerini çeker ya da iterler. Ya da mekaniğin ifade ettiği gibi, bunlar arasrnda bulunan kuwetler merkezidir, merkezlerini birleştiren doğru üzerinde etkindirler. Bunun olmasr, evrende het zaman Ve istisnasrz bulunması, bazr hareketler ne kadar karmaşrk görünse de, bugün için bize çok olağan görünür. Iki cisim birbirlerini etkilediklerinde ve bunlann karşrlrklı etkilemeleri herhangi bir engelle ya da üçüncü bir cismin etkisiyle karşrlaşmadrkça, bu etkinin en lrısa ve en düz yol bo5runca, yani bunlann merkezlerini birleştiren doğru bo5runca başka bir yönde etkilenmeleri gerektiği varsapmrnda bulunmak bize saçma görünebilir.* Bilindiği gibi, Helmholtz d,a (Erhaltung der Kraft, Berlin 1847, Bölüm I ve II)6a merkezi etki ve hareket miktannrn (Bewegungsmenge)6s değiştirilem ez|iğ'nin karşrlıklr olarak birbirlerini koşullandırdrklannr Ve merkezi etkiler dışrndaki varsayrmlann hareketin ya yaratrlabildiği ya da yokedilebildiği yollu sonuçlara varacağ yolunda matematiksel kanrtlar getirmiştir. Buna göre, bütün hareketin temel biçimi yaklaşma ve uzaklaşmadrr, büzülme ve gen_ leşmedir - kısacasr, çekİm ve itiıı:irn eski kutupsal karşıtlrğıdır. * Elyazmasının kenar:nda kurşun kalemle yazılmış şöyle bir not var: "Kant [der kı], s.22, uzayrn üç boyutu, bu çekim ya da itimin, uzaklığın ka_ resine ters orantılr bulunmasr olgu.suna dayanır."63

-E6L


Özeilikle belirtmelidir ki, çekim ve itim, burada, ''kuvvetler' denilen şeyler olarak değil, lıareketin basit biçimLeri o|a' rak anlaşrlrr. Kant da, bunun gibi, maddeyı, çekim ve itimin birliği olarak görüyordu.''Kuwetler''den neyin anlaşrlacas,

ilerde srrasr gelince belirbilecektir. Her hareket, çekim ve itimin karşrlıklr etkisinden oluşur. Ama hareket, ancak her çekimin başka bir yerde buna tekabül eden bir itim tarafrndan dengelenmesi durumunda olanaklrdır. Yoksa, zaman|a bir taraf öte tarafa göre üstünlük kazanrr, böylece sonunda hareket de son bulur. o halde, evrende, bütün çekimlerin ve itimlerin karşılrklr olarak birbirlerini dengelemeleri zorunludur. Böylece hareketin yokedilmezliği ve yaratrlamazlığ yasasr, ewende her çekim hareketinin eşit değerde itim hareketi ile, her itim hareketinin eşit değerde çekim hareketi ile tamamlanmasr gerektiği biçiminya da enerjinin de ifade olunur. Ya da, felsefenin -kuwetin salıınımı yasasının doğabilim alanrnda formüle edilmesinden çok önce- ifade ettiği gibi, elrende bütün çekimlerin toplamr, bütün itimlerin toplamrna eşittir. Ancak burada her hareketin şu ya da bu zamanda durmasr ile ilgili iki olasrhk, hAl6 daha var gibidir: hareket, ya çekim ve itimin sonunda gerçekten birbirini götürmesiyle, ya da tüm itimin maddenin bir lçısmrnr hükmü altrna almasr ve geri kalan lrrsmrna da tüm çekimin hiiikmetmesi yoluyla durur. Başlangçtan itibaren, diyalektik anlayış açrsrndan bu olasılrklar dıştalanmrşhr. Diyalektik, bugüne kadar elde ettiğimiz doğa deneylerinin verüği sonuçlardan, geneilikle bütün kutupsal karşıtlıklann, iki karşrt kutbun birbiri üzerindeki karşrlrklı etkisinden ileri geldiğini, bu kutuplann ayrılr_ şrnln Ve karşrtlaşmasınrn ancak bunlann karşılıklr bağlantrsl Ve birliği çerçevesinde sözkonusu olduğunu, bunun tersine, onlann birliğinin de, onlann a5rnlrşında, karşrlıklr bağlantrsınrn ise ancak karşrtlaşmasrnda bulunduğunu tanrtlar tanrtlamaz, ne itim ile çekimin kesin dengeleşmesin_ den, ne bir hareket biçiminin maddenin bir yansrna, öteki biçiminin maddenin öteki yansrna kesin bir böIünmesinden, 84


yani ne iki kutbun karşrlrklr olarak birbirlerine nüfuz etmesinden,* ne de kesinlikle birbirlerinden a5rnlmasrndan sözedilebilir. Birinci durumda bir mrknatısrn kuzey ve güney ku_ tuplannrn karşrlrklı olarak birbirlerini ortadan kaldrrmalanm, ikinci durumda ise iki kutbun orta yerinden bir mrknatrsr, ikiye aJnrInanın' bir yanda güney kutbu bulunmayan bir kuzey yanmr' öte yanda kuzey kutbu bulunmayan bir güney yarımr oluşturmasrnı istemek demek olurdu. Ancak, böyle varsayrmlann kabul edilmezliği kutupsal karşrtlrğrn diyalektik niteliğnden derhal ortaya çıkmakla birlikte, doğabilimcilerin egemen olan metafızik düşünme biçimi sayesinde, hiç değilse ikinci varsaJnm fiziksel teoride belli bir rol o5mar. Bundan, yeri gelince sözedilecektir. Çekim ve itimin karşrlrklr etkisi içinde hareket kendini nasrl gösterir? Bunu en iyi yoldan bizzat hareketin ayn ayn biçimlerinde inceleyebiliriz. Sonunda, maddenin genel görünüşü ortaya çıkacaktır. Bir gezegenin kendi merkez gövdesi çerçevesindeki hareketini ele alalım. Basit okul gökbilimi, iki kuwetin ortak hareketi sonucu çizdiği elipsin açrklanmasrnda, Newton'u izler; merkez cismin çekimi ve bu çekim yönünde gezegenin normali boyunca çektiği tanjant kuwettir bu. Böylece, cisim, merkeze yönelik hareket biçimi yanrnda, bir de, bir başka yönde hareket, ''kuwet'' denilen, merkezi birleştiren doğruya dik olan bir hareket çizer. Böylece, yukarda değinilen ve evrenimizde her hareketin ancak birbirlerini etkileyen cisimlerin, merkezleri birbirine bağlayan doğrular yönünde olabileceğini, ya da bir başka deyişle, ancak merkezden etkileyen ''kuwetler'' yüzünden oluştuğunu gösteren temel yasa ile çelişkiye düşüyor. Gene böylece teoriye, gene önce gördüğümüz gibi, hareketin yaratrlmasına ve yokedilmesine zorunlu olarak götüren, bundan dolayı da bir yaratrcıyr öngören, bir hareket unsuru getiriyor. Bundan dolayı, yaprlmasr gereken, bu gizemli teğetsel kuwete merkezi olarak etkide bulunan bir hareket biçimine indirgemekti; Kant-Laplace'ın kozmogo*

Karşılıklı dengelenme

ve nötralize etme anlamın

d,a.

-Ed.


ni teorisini tamamlamaktr. Bilindiği gibi bu anlayrşa

göre,

tüm güneş sistemi, dönen, son derece ince bir gaz kütlesinin yavaş yavaş büzülmesiyle oluştu. Dönme hareketi, bu gaz

yuvarlağnın ekvatorunda elbette ki en kuwetli durumdadrr, ve tek tek gaz halkalan kendilerini kütleden aylnrlar ve

asrl dönüş doğrultusunda merkezi cisim çewesinde dönen ge-

zegenler, gezegeıbenzerleri vb. halinde biraraya gelirler' Bu dtıntış de, genellikle gaz parçaerklannrn kendi hareketleriyle açrklanrr. Böyle bir hareket bütün yönlerde vardrr, ama sonunda belli bir yönde bir fazlalık kendini gösterir ve böylece gaz yuvar|ağınrn giderek büzüImesiyle birlikte durmadan artmasr gereken bir dönüş hareketine neden olur. Dönüşün kökeni konusunda hangi VarsaJnm kabul edilirse edilsin, hepsi, teğet kuweti ortadan kaldrnr, merkezi olarak etkileyen hareketin özel bir görünüş biçimine dönüşürler. Eğer gezegen hareketinin bir unsuru, doğrudan doğruya merkezi olanr, gezegenle merkezi cisim arasrndaki çekim tarafrndan temsil ediliyorsa, öteki teğetsel unsur, bir kalrntr o|arak, gaz yuvarlağ parçacrklannrn ilk itiminin bir türevi ya da değişmiş bir biçiminde görünür. Bir güneş sisteminin yaşam süreci, çekim ile itimin karşilıklr etkisi olarak ortaya pkar; bu etki içinde çekim, itimin rsr biçiminde ıZaya yayrlmasr ve böylece yavaş yavaş sistemden kaybolmasr dolayrsryla, azar azar üstünlük kazanrr. Daha ilk bakrşta görülür ki, burada itim olarak kawanan hareket biçimi, modern fiziğin ''enerji'' diye tanrmladığr şeyin aynısıdrr. Sistemin büzüşmesi ve bugün oluştuğu ci.ı*ı"'i, bundan dolayı a5rnlmasr dolayrsryla sistem, ''enerji'' yitirmiştir. Hem de bu kayrp, Helmholtz'un bilinen hesabrna varolan toplam hareket ğtıre, başlangıçta itim biçiminde a53 (Bewegungsmenge) l miktannrn nun'ü kadardır. cisimsel bir kütleyi eie dünyamrzdaki Şimdi de bizzat güneşle bağlantrsl gibi, çekimle alalrm. Bu kütle, dünyanrn farklr olarak, serbest dıınyadan Ama diirıyaya bağlantrlrdrr. dışardan itici bir Ancak yapamaz. bir gezegensel hareket kesilir kesilmez etki sonra, ve etki olursa hareket edebilir 86


hareketi hrzla son bulur; bunun nedeni, yaya|nızca çekimin

"etkisi, ya da içinde hareket ettiği ortamrn direnci ile birlikte çekimin etkisidir. Bu direnç de son tahtilde yerçekiminin bir

etkisidir ve o olmazsa, dünyann yüzeyinde bir direnç orta-

mr, bir atmosfer bulunamaz. Bundan dolayr, dünyanrn yüze_

yindeki salt mekanik hareket için bizi ilgilendiren, yerçekiminin, çekimin kesinlikle egemen bulunduğu, böylece hare_ ket ürününün iki ewe gösterdiği durumdur: önce yerçekimine karşr bir etki ve sonra da yerçekiminin etkisi: lrrsaca, yükselme ve düşme. Böylece, gene bir yanda çekim ile öte yanda kendisine karşıt yönde yeralan, yani geri itici bir hareket biçimi ara_ srndaki karşrlrklr etki ile karşı karşıyayız. Ama bu geri itici hareket biçimi, yersel saf mekanik (değişmez olarak kabul ettiği, be1li topaklanma Ve yaprşma durumlanna sahip kütle_ leri ele alan mekanik) alan çerçevesinde doğada görülmez. Bir dağın tepesinden kopan bir kaya parçasrnrn içinde bu_ lunduğu ya da bir şelaleyi olanaklr krlan fiziksel ve kimyasal koşullar onun etki alanr drşrndadrr. o halde itici, kaldrncı hareket, yersel saf mekanikte yapay olarak üretilmelidir: insan gücü, hayvan gücü, su gücü, buhar gücü vb. ile. Bu durum, bu doğal çekimle yapay yollardan savaşma gerekliliği, çekimin, yerçekiminin, ya da onlann dediği gibi yerçekimi kuvvetinin, doğada en önemli, hatta temel hareket biçimi ol_ duğu görüşünün mekanikçilerce kabul edilmesine neden

olur.

Örneğin, bir ağrlık kaldrnlrnca ve onun dolaysrz ya da dolaylı düşüşü, öteki cisimlere hareketi aktannca, mekani_ ğin alrşrlmış görüşiine göre, bu hareketi aktaran, ağırlıfin ka]dın]ması değil, gıavitasyon kuvvetidit. Böylece, örneğin Helmholtz şöyle diyor: ''Bizce en basit ve en iyi tanrdrğmrz kuwet, çekici bir kuwet olarak, gravitasyondur. ... Örneğin, bir ağırlık asrlarak çalıştrnlan saatler. ... Ağrhk ... saat mekanizmasrnrn tümü harekete geçirilmeksizin, gravitasyon ile uyum içine giremez.'' Ama o, asrlr bulunduğu ip tamamryla çözülene dek inmeden ve inmesini sürdürmeden saat meka87


nizmasrnı çalrştrramaz. ''Sonra saat durur, çünkü ağrlrğınrn etkin kuweti o an için bitmiştir. Ağrrlığ kaybolmamrş ya da azalmamrştır, yer tarafrndan gene ayru ölçüde çekilir, ama bu ağırlığın hareket oluşturma yeteneği kaybolmuştur. .-. Ancak kol gücü ile saati kurabiliriz ve böylelikle ağarlrk gene yukan kaidrnlmış olur. Bunun ardrndan asrlık daha önceki çalrşma kapasitesini yeniden kazanrr ve saat gene hareketini sürdürtir.'' (Helmhol tz, Populdre Vortrİige, lT, s. l44- 45') o halde Helmholtz'a göre saati harekete geçiren etkin hareket aktanmr, ağriığrn yukan kaldrnlmasr desl, ağırlı$n pasif yüküdür; ama yükiirr pasif asrlr&, bu yük ancak kaldrnlrnca pasif durumdan çıkmakla birlikte, ağrlık ipi çözüIdükten sonra yii& eski pasifliğine döner. Yukarda gördüğümüz gibi, modern anlayrşa göte eneği, itimin yalnızca başka bir ifadesidir ki, burada Helmholtz'un eski anlayışrnda kuwet, itiımn karşıtr o|aı çekimdir. Şimdilik, bunu böylece saptayıp geçiyorız. Ancak yersel mekaniğin süreci sonuna Varınca, aynr di_ key uzaklrkta, ağır kütle, önce kaldınlrp sonra düşürüldüğii,rıde, bu süreci oluşturan hareket ne oluyor? Bu, saf mekanik için kaybolmuştur. Ama şimdi biliyoruz ki, hareket hiçbir zaman yokedilemez. Küçtiü< bir krsmr da rsrya - krsmen direnen atmosfere, losmen bizzat düşen cisme, son olarak krsmen de dtışttıgu yere aktanlmrş rsrya dönüşmüştür. Saat ağrrlığı da, giderek, saat mekanizmasrnrn çeşitli hareket çarklannın sürtiiçıme rsrsr içinde hareketine son verir. Ama genellikle böyle ifade edilmesine karşrn, tsrya Ve dolayrsryla itme biçimine geçen, düşme hareketi, yani çekim değilür. Tersine, Helmholtz'un doğru olarak belirttiği gibi, çekim, ağrrlrk, daha önceki gibi kalrr, daha doğrusu hatta biraz da artar. Bu daha çok düşme 7|e mekanik o]arak yokedilen ve rsr olarak yeniden ortaya çrkan, kaldırma ile yükseltilen cisme aktanlmrş itmedir. Kütlelerin itimi, moleküI itimine dönüşmüştiir. Yukarda söylendiği gibi, ısr, itimin bir biçimidir. Katr ci_ simlerin molektıllerini salrnrm dunımuna getirir, böylece 88


ayra ayn molekiillerin bağlannı, srvr duruma geçiş gerçekle_

şinceye kadar gevşetir; srvl durumda da, lstntn siirekli olarak verilmesiyle de molektillerin hareketini öyle bir dereceye kadar artrnr ki, bu noktada moleküller kütleden tamamen koparlar ve her moleküliiıı kendi kimyasal yap$r ile belirle_ nen belirli bir hızda, kendi başlanna serbestçe hareket ederler. Isr daha da verilirse, bu hrz daha çok yükselir, böylece moleküIler birbirlerini daha çok iterler. Ancak rsr, ''enerji'' denilen şeyin bir biçimidir; eneıji, bu_ rada da gene itme ile özdeş olduğunu gösterir. Statik elektrik ve manyetizm görüngülerinde, biz, çekimin ve itimin kutupsal bir dağlımına sahibiz. Bu iki hareket biçiminin modus operandisi* ile ilgiti olarak hangi varsayım kabul edilirse edilsin, olgular karşrsında, çekimin ve itimin, statik elektrik ya da manyetizm yoluyla oluşturduklan ve hiçbir engele uffamadan gelişebildikleri ölçüde kutupsal dağlımrn niteliğinden de zorunlu olarak ortaya çıktığı gibi, birbirlerinin yerini aJrnen alabilirler. Etkinlikleri birbirlerini karşrlamayan iki kutup, gerçekten kutup olamaz ve şimdiye kadar da doğada böyle bir şeye raslanmamıştrr. Şimdilik burada, galvanizmi dikkate almryoruz, çünkü onda süreç, kim_ yasaltepkimelerle saptanrr ve bu ytizden daha karmaşrk duruma gelir. Bundan dolayr, bizzat kimyasal hareket süreçle_ rini incelememiz daha iyi olur. Iki parça hidrojen ağırlrğ, 15,96 parça oksijen ağrlığr ile subuhan halinde birleşince, bu süreç srrasrnda, 68.924 rsr birimi kadar rsr miktan oluşur. Tersine, 17,96 parça subuhan ağrrlrğnrn iki parça hidrojen ağrlığına ve 15,96 parça oksijen ağırlığına aynşması, ancak, bizzat ister rsr ya da ister elektrik hareketi biçiminde olsun, 68.924 ısı birimine eşdeğer bir hareket miktan, subuhanna eklenmek koşuluyla olanaklı olabilir. Aynı şey, bütün öteki kimyasal süreçler için de geçerlidir. Bu durumlann büyiik bir çoğunluğunda, bileşiminde hareketin açrğa çrkmaslna, aJrrışmada hareketin eklenmesi sözkonusudur. Burada da, kural olarak itme, stire_ *

İşleme tatzı.

-ç.


cin aktif, hareket bahrmrndan daha yetenekli ya da hareket eklenmesini gerektiren yanr; çekim ise, sürecin pasif, hareketi gereksiz }ılan ve bir hareket fazlalrğı brrakan yanrdrr. Bundan dolayr, modern teoriye göre, bir bütün olarak, enerji, elementlerin bileşiminde serbest kalrr, aynşrmda ise bağlanrr. Demek ki, eneıji, burada, itme için vardrr. Helmholtz gene şöyle der:

''Bu kurrveti (kimyasal ilgi kuwetini) bir çekim kuweti olarak dtışünebiliriz. ... Karbon ve oksijen atomlan arasrndaki bu çekim kuweti, yeryüzünün yerçekimi biçiminde kaldınlan bir ağırlık üzerinde yaptığı kadar bir iş yapar. ... Eğer karbon ve oksijen atomlan birbirine doğru atrlrr ve karbonik asit halinde birleşirse, karbonik asidin yeni oluşmuş parçacrklan en şiddetli moleküi hareketi, yani rsı hareketi halinde bulunmak zorundadrr. ... Eğer bunlar, sonradan çeweye rsr vermişse, karbonik asitte hala tüm karbon, tüm oksijen ve aJrrrca her ikisinin ilgi kuweti eskisi kadar güçlü olmakta devam ediyor demektir. Ama bu ilgi, kenüni, şimdi yalnızca, karbon ve oksijen atomlannrn srmsrkr birbirine bağlr olma_ srnda ve bunlann aynlmasrna izin vermesinde gösterir.'' (Helmholtz, aym yaprt, s. 169.) Bu da aynen önceki gibi: Helmholtz, mekanikte olduğu gibi kimyada da kuwetin çekimden oluştuğunu, bunun için öteki fizikçilerin enerji dediği ve itme ile eşdeğer olanrn tamamen karşrtr olduğunda rsrar eder. o halde, artrk, çekim ve itim denen iki basit temel biçimi ile değil, bu ikisinin karşıtlığı çerçevesinde ewensel hareketin san}ma ve açrlma siiı:ecinin içinde akıp gittiği bir dizi alt biçimle karşrkarşrya bulunuyoruz. Ama bu çok yanlr görüngü biçimlerini, hareket denen tekbir deyim altmda toplayan ya|nızca bizim aklrmrz değildir. Tersine, bunlar, belirli koşullar altında birbirlerine dönüşerek bir ve aynr hareketin biçimleri olarak eylem yoluyla kendi kendilerini tanrtlarlar. Kütlenin mekanik hareketi rsrya, elektriğe, manyetizme dönüşür; ffir ve elektrik, kimyasal çöztilmeye dönüşür; kimyasal bileşim, gene rsr ve elektrik üretir ve elektrik yardrmı ile 90


manyetizm üretir; ye sonunda da rsr ve elektrik, kütlenin mekanik hareketini bir kez daha üretirler. Hem bu de$şmeler öyle olur ki, bir biçimin belirli bir hareket miktan her za' man, öteki biçimin tamrtamrna sabit bir miktanna tekabüI eder. Bundan başka, hareketin miktannr ölçmeye yarayan birimi, hangi hareket biçiminin sağIadrğı, bunun kütle hareketini, ısryr, elektromotor kurrveti mi, yoksa kimyasal süreçte değişimden geçen hareketi mi ölçmeye yaradrğr önemli değildir. Burada biz,l842'de J. R. Mayer tarafrndan kurulan* ve ondan bu yana uluslararasr alanda büyük bir başan ile işleyen ''enerjinin sakrnımr'' teorisine dayanmaktayrz ve şimdi günümüzde bu teori tarafrndan kullanıIan temel kawamlan incelememiz gerekiyor. Bunlar, "kuwet" ya da "enerji" ve ''iş'' kavramlandrr. Yukarda da gösterildiği clbi, şimdi oldukça geniş ölçüde kabul edilmiş bulunan modern görüş gereğince enerji deyince itme anlaşrlryor; oysa Helmholtz, çekimi anlatmak için çoğunlukla kuwet terimini kullaruyor. Evrende çekme ve itme birbirini karşrladrğı, buna göre ilişkinin hangi yanrnrn pozitif ya da negatif o}arak alrndrğr önemsiz olabilecesnden, bu, * Anlaşılıyor ki, Helmholtz, Pop. Vortr.,II, s. 113'te, Descartes'ın hareketin nicelik değişmezliği ilkesinin doğabilimsel tanrtlanmasında, Mayer, Joule ve Colding'e bir pay çrkardığ gibi, kendine de belli bir pay çıkanyor.

"Ben de, Mayer ve Colding'den hiç haberim olmaksrzrn, ve Joule'un deneyle_

rinden ancak çalrşmanın sonunda haberdar olarak aynı yolda ilerledim.

Özellikle çeşitli doğa süreçleri arasında, belirtilen inceleme biçimi ile çrkan_ labilecek bütün ilişkileri ortaya koymaya çalrştm ve 1847'de "Kuwetin Sa_

krnrml Üzerine" başlıklı küçiik bir yapıtta ince]eme]erimi yayınladım."ae Ama bu yapıtta "Kuwetin Sakınrmı" ve bir sistemin çeşitli organlan arasında etkin olan güçIerin merkezi etkisinin ancak.aynr şey için iki değişik de-

yim oldufu şeklinde, üııkarda belirtilen matematiksel olarak çok değerli gelişme ile, belli bir mekanik sistemde canlr ve gerilimli güçlerin toplamının değişmezliğ yasaslnn tam bir formülleştirilmesi drşrnda yeni bir şey, 1847 durumu için hiç yoktur. Bütün öteki noktalarda Mayer'in 1845 tarihli ikinci yazıSrnı aşmrştr' Mayer daha 1842'de "]<uwetin yokedilmezlğ"ni ileri sürüyor. 1845'te yeni bir açıdan "çeşitli doğa süreçleri arasındaki ilişkiler'üzerinde, Helmholtz'un 1847'de söylediklerinden çok daha önemli şeyler söyleyebiliyordu.6T lE ngels' in notu.) 91


önemsiz bir biçimsel ayrım olarak görülebilir; bunun gibi aslrnda, pozitif apsislerin belli bir çizğ izenndeki bir noktanrn

sağına ya da soluna doğru sayrlması da önemsizdir. Ancak

bu, mutlaka btıyle de değildir.

Çünkü burada her şeyden önce sözkonusu olan evr'en desl, yeryüzünde oluşan ve güneş sisteminde dünyanrn ve evrende güneş sisteminin tamamen sabit durumunca koşullanan görüngülerdir. oysa güneş sistemimiz her an uzayda büyük miktarlarda harekel yayar; hem de çok belirli bir niteIikte hareket, yani güneş ısrsı, yani itme. Ama dünyamrzrn kendisi de, üzerindeki yaşamrn varlrsnr ancak güneş lstslna borçludur, ve dünya aldığı bu rsrnın bir bölümünü başka hareket biçimlerine dtıntışttırdtıkten sonra, aldığı bu güneş rsısrnr sonundağzaya geri verir. o halde güneş sisteminde ve özellikle yeryüzünde çekim, itime göre daha önemli bir ağrlrk kazanryor. Bize güneşten gelen itme hareketi olmasaydı, dünyada her hareketin durmasr gerekirdi. Güneş yann soğuyacak olsa, dünya üzerindeki çekim, diğer bütün şeylerin a5mr kalmalan koşuluyla, bugün nasrl ise gene öyle kalrrdr. Daha önce olduğu gibi, 100 kiloluk bir taş, neTeye konursa konsun, 100 kilo çekerdi. Ama gerek kütlelerin, gerek moleküllerin ve atomlann hareketi, mutlak hareketsizlik diyebi Ieceğimiz bir duruma girerdi. o halde şurasr açrktrr ki, bugun yeryüzünde işleyen süreçler için hareketin aktif yanr olarak, yani "kuwet'' ya da ''eneı$i'' olarak çekimin ya da itimin alrnmasrna kayrtsrz kalrnamaz. Bugünkü yeryüzünde, tersine, çekim, itimden daha büyük üsttinlük kazanmrş olduğundan, tamamenpasifduruma gelmiştir. Bütün aktif hareketi, giineşten itim gelmesine borçluyuz. Bundan dolayı da yeni okul ilişkisinin niteliği konusunda açık değil-hareket se bile_ konu bakrmrndan ve yersel süreçler için, hatta bütün güneş sistemi için, enerjiyi itme olarak kawarken tamamen hakhdrr. ''Enerji'' terimi, tüm hareket ilişkisini asla doğru olarak anlatmryor, çünkü ya|nızca bir yanrnr, tepkiyi değil, etkiyi kapsryor. A5rnca, "enerji''yi maddeye göre drşsal bir şey, son92


radan alrnrp konmuş bir şeymiş gibi gösteriyor. Ama herhalde''kuwet'' ifadesine yeğlenmelidir. Genel olarak kabul edildiği gibi (Hegel'den Helmholtz'a kadar), kurrvet kavramr insan organizmasrnrn kendi çevresi içindeki etkinliğinden çıkmrştrr. Kas kuwetinden, kollann kaldırma kuwetinden, bacaklann slçrama kuwetinden, mide ve barsaklann sindirim kuwetinden, sinirlerin duyu kuwetinden, salgı bezlerinin salgı kuwetinden vb. sözede_ riz. Başka bir deyimle, organizmamlzrn bir işlevinin görün_ güler oluşturduğu bir değişikliğin gerçek nedenini belirtmekten uzak kalmak için, bunun yerine uydurma bir neden, değişikliğe uygun düşen bir sözde kul'vet koyanz. Sonra bu kolay yöntemi dış dünyaya da aktanr ve göriingüler kadar de$şik türde kuwetler icat edenz. Hegelin zamanrnda doğabilim (belki gök ve yer mekaniği drşta tutulursa) bu safça dönemde bulunuyordu ve Hegel çok haklı olarak kuwetleri betimlemenin o zaman geçerli olan yöntemine saldrnr (aktanlacak paragrafl.68 Gene başka bir yerde der ki: ''Mrknatrsrn çekim kuweti olduğunu söylemekten, onun bir ruİıu bulunduğunu" (Thales'in dediği gıbi) ''söylemek daha iyidir; kuwet, maddeden aynLabilir, bir yüklem olarak tasarlanan bir tür özgü}üktür ruh, bizzat bu hareke- oysa tin kendisidir, maddenin doğası ile özdeştir."eı (Geschichte der Philosophie, I, s. 208.) Kuwetler konusunda bugiin artık eskisi kadar rahat dawanamryoruz. Helmholtz'u dinleyelim:''Bir doğa yasaslnr tam olarak tanryorsak, onun istisnasız işler olmasını istemeliyız' ... Böylece, yasa, karşrmrza bir nesnel güç olarak çrkar, bunun için de onu kuvvet diye adlandrnnz. Örneğ_in, rşrğrn krnlmasr yasasrnr saydam maddelerin rşrğr kırma kuweti, kimyasal eğilim yasaslnr çeşitli maddelerin aralanndaki ilgi kuweti diye nesnelleştiririz. Bunun gibi metallerin dokun_ masrndaki elektrik kuwetinden, yaprşma kuwetinden, krl_ cal borular kuwetinden ve başkalanndan sözederiz. Bu isimler, koşullan hentiz ohdukça karmaşık olan dağa süreçle93


rinin önce srnırlr bir dizisini kapsayan yasalan nesnelleştirirler. ... Kuwet, yairnızca nesnelleşmiş etki yasasrdrr' "' ortaya attrğmrz so5rut kuwet kawamr, buna yalnrz, bizim bu yasayl isteyerek icat etmedismizi, bunun doğa olaylannrn zor|iyıcıbir yasasr olduğunu eklemiş olur. Doğa görüngülerini kiwama, yani yasahan bulma isteğimiz, başka bir anlatım biçimi alrr, yani görüngülerin nedenleri o|an kuvvet]eri bulup çrkarmamrz gerektiğini anlatrr.'' (Yukardaki yaprt, s' rsg-ğı. ].869 tarihinde Innsbruck'ta verilen konferans') Birincisi, öznetliğimizden bafrmsrz olarak saptanmrş, bundan dolayı da tamamryla nesnel olan bir doğa yasasrna sa]t öznelbit kuvvet tasanmr getirmek, kuşkusuz tuhaf bir ''nesnelleştirme'' yoludur. En çok, alabildiğine sıkr bir eskihegelci b-oyle bir şeye girişebilir, ama Helmholtz gibi bir yeiiı.a.rtçi asla. Ne bir kez saptadlğrm|zyasa, ne de nesneliiğİ v, da onun eyleminin nesnelliğ_i, içine bir kuwet katmait"i^, birazcrk olsun yeni nesnellik kazanabilir' Ona eklenen şey, vaktiyle hiç bilinmeyen bir kuwet sayesinde etkili oldugu- yolundaki öznel iddiamrzdrr. Ancak bu araya sokuşturmanrn gizli anlamr, Helmholtz bize örnekler verir vermez: rşrğrn yansrmasr' kimyasal ilgi, dokunma elektriklenve bu olgulan yöneten yasala-esi, yğrşma, krlcal borular; "nesnellik'' düzeyine yiikseltir yükyüce n, kıvrZt'olarak, ''Bu srnrrlr bir doğa süreçleri ilkede isimler, *"ıt-"r, görü1ür. devam eden koşullann o]makta dizisinin, o/dukça karmaşık daha çok öznelleştirburada, İşte yasalannr nesnelleştirir.'' yasayı tam olakazanrr: anlam bir he olan ''nesnelleştirme'' bir durum olböyle değil, geldiğimiz için rak tanrmrş d.uruma hekoşullannr'' ''oldukça karmaşık madığiçın. Bu olgulann kuwet burada için, çofunlukla nüz tam olarak bilmediğimiz sözcüğüne srsnrnz. Demek ki, bununla, bilgimizi desl, yasanrn niteli$ .'r" orrn eylem biçimi konusundaki bilgimizin eksiiliğini ifade ederiz. Bu anlamda, henüz açrklanmamış bir neJensellik ilişkisinin krsa ifadesi, bir dil geçiştirmesi olarak herkesin kutlandığ bir şey durumuna gelebilir' Bun_ dan fazlasr kötü bir şeydir. Helmholtz, frziksel görüngüleri, 94


ışIğIn krılma kuweti, elektrik dokunma kuweti vb. ile nasrl hak]r olarak aEklamrşsa, ortaçağn skolastikleri de ayru hak_ la sıcaklrk değişikliklerini bir uis ca]orifica (srcak veren kuvvet) ve bir ızs friğfaciens (soğuk Veren kuwet) ile açıklamrşlar, böylece rsr görüngülerini daha fazla inceleme gereğini du;rmamrşlardrr. Bu anlamda bile bir bahtsızlrk sözkonusudur, çünkü herşeyi tekyanlı bir biçimde ifade ediyor. Bütün doğa süreçleri iki yanlrdrr, en azından iki etkin lısmrnrn ilişkisine, etki ile

tepkiye dayamrlar. Bununla birlikte, kuwet kawamr, insan organizmasrnm drş dünya üzerindeki etkisinden rıe aJ.rıca yersel mekanikten dolayr, aneak bir yamn etkin, etkileyici, öteki yanrn ise pasif, alrcr olduğunu gösterir; böylece de cinsiyet ayrnmrnln Cansrz varlrklara kadar henüz tanrtlanmamış yaygınlrğnr ortaya koyar. Kuwetin etkilediği ikinci losmrn tepkisi, en çok pasif bir tepki, bfu direnme olarak görünür. BöyIe bir kawayrş biçimi saf mekaniğin bile drşrnda kalan birçok alanlarda, yani hareketin basit aktanlrşınrn ve nicelik hesabrnrn sözkonusu olduğu yerde olanaklıdrr. Ama Helmholtz'un kendi örneklerinin de tanrtlandıg gibi, fiziğin daha karmaşrk süreçlerinde yetersiz kalrr. Işr$n krncr kuweti rşrğn kendisinde olduğu gibi, saydam cisimlerde de vardrr. Adezyon ve lıılcallrkta ''kuwet'', srvrda bulunduğu kadar katr cismin yüzeyinde de a;mr kesinlikte vardrr. Dokunma elektriklenmesinde de mutlaka, her ıkj metalin buna yardrm ettiği ve ''kimyasal ilgi kuwetinin'', eğer varsa metallerin ikisinde de birleştirici bir durumda olduğu kesindir. Ama iki ayn kurrvetten oluşan bir kuwet, -bir tepki uyandırmayan ama bunu kendine katan ve kendinde taşryan bir etki,- kuırvetin ne demek olduğunu gerçekten bilen biricik bilim sayrlacak yersel mekanik anlamrnda bir kuwet değildir. Çünkü birincisi, yersel mekaniğin temel koşullan, çarpma nedenlerini, yani belirli bir kuwetin niteliğini araştırmaktan kaçrnma, ikincisi de kuwetin tek taraJlılığ görüşüdür ki, burada sözkonusu olan kuwetin karşrsrnda her zaman ve her yerde eşdeğer yerçekimi kuweti vardrr ve böylece herhangi bir yersel 95


düşüş uzaklığı

ile

karşrlaştrnldrğında dünyanrn yarrça-

pr=@'dur.

"kuwetler''ini doğa yasalan_ Şimdi Helmholtz'un kendi nrn içerisinde nasrl''nesnel1eştirdiğini"-görelim' Fielmholtz, 1854 tarihli bir dersinde (aym yaprt, s' 119)' güneş sistemimizin oluştuğu bulutsunun (nebula) başlangçolduğu ''işleyen kuwet birikimini'' inceliyor' t, '"rtp ''Gerçekte, y^in, tüm parçalarınln birbirine karşr genel onun çok büçekim kuweti biçi-i'rd" olsa da, bu anlamda yük bir birikimi vardı.'' " Brrru geri gelmeyecek bişüphe yok. Ama, belki bir daha birazcrk niyitiri1miş çimde oriyi"uçiıu, madde ile birlikte tü_ bu birikimin celik bir yrrr, u$rırğın ya da gravitasyonun azalmadan ölçüde münün üugün dl güneş sisteminde aynı varoldufu da ştıphe götiirmez. Aynca: ''Etkilemeye hazrr durumda ü*y."uf kuırvetlerin de bulunmuş olmasr cgre|ı+}' Ama bu kuwetler ancak çeşitli kütlelerin çok yakında birbirine dokunmasr halinde etkili duruma gelebileceklerinden, onlann rol oynamaya başlamasından önce yoğunlaşmanın gerçekleşmesi gerekirdi.'' [s. 120.J " Helmhottz'un yukarda yaptığ sibi bu kimyasal kuwetleri, çekim kuwetleri olarak, yani çekim olarak dikkate alrrgün-eş sis_ *uı., n" kimyasal çekim kuwetlerinin toplamrnın da söy_ burada temi ıçınde hıç eks1ımeden hAtö bulunduğunu lemek zorundaYrz.

Ancak Helmholtz, aynı sayfada yaptığı hesabrn sonucu olarak, ''belki asıl mekanik kuwetin yalnrz 454'te bir parça*rrm b, durumuyla'' - yani güneş sisteminde varolduğunu Bundan nasrl anlam çıkanlabilir? Çekim kuwet-i' hiç eksil_ "tıyltıyor. t ğ"r"ı, hem kimyasal olarak, güneş sisteminde "kaynağı kuwet mede]ı vardrr. Helmholtz, başka bir sağlam kuwetleı bu karşrn belirtmiyor. Helmholtz'a göre, herşeye bundan dolayı ne çoğal_ çok bııytık bir iş yapmışlardrr. Ama *ş,,"deeksilmiş}erdir.Yukardasaatasrlığaiçinsöylendi. ve bizzaİ' s, gti, aynr şey, güneş sistemindeki her molekü| ''onun ne kaybolağrlığr ltıri gü"uş *ıste-l için geçerlidir. 96


muş' ne de azalmrştrr.'' Daha önce belirüiıdiği gibi, karbon ve oksijene olan şey, bütün kimyasal elementlere de olur: herbirinin varolan miktan olduğu gibi kalır ve ''tüm ilgi kuweti eskisi kadar kuwetli olarak varolmakta devam eder". O halde yitirdiğimiz şey nedir? Helmholtz'un hesabrna göre, güneş sisteminin yapabileceğinin 453 katı kadar büyük olan koskocaman işi yapan hangi ''kuwet''tir? Helmholtz bu noktaya kadar bize hiç yanrt vermiyor. Ama daha sonra şöyle diyor: ''[Ilk bulutsuda] daha faz|a ısı biçimindebir yedek kuwetin varolup olmadrğnr bilmiyoruz.'' [s. 120.] Ama eğer belirtmemiz olanaklrysa' lsl, itici bir ''kuvvet''tir, bundan dolayı hem gravitasyonun' hem de kimyasal çekimin yönüne karşı etki gösterir, bunlar artr olarak verilirse kendisi eksi olur. o halde Helmholtz'a göre, asrl yedek kuwet, genel ve kimyasal çe1ı'mden olmuşsa, bu yedek kuvvete eklenmeyen, ama ondan çıkanlan faz|abir yedek lslnln da bulunmasr gerekirdi. Yoksa suJrun, bu çekime karşı olan yönde buharlaşmasına ve buhann yükselmesine neden olduğunda, güneş lslslnrn dünyanrn çekim kuwetini güçlendirmesi gerekirdi; ya da subuhannrn geçirildiği kor halindeki bir demir borunun srcaklrğrnrn, oksijen ve hidrojenin kimyasal çekimini etkisiz duruma getireceğine, güçlendfumesi ge_ rekirdi. Aynı şeyi başka biçimde açıklamak için, küresel bir bulutsunun çaprnrn r, bundan doLayı da hacmininılr1r3, sıcaklrğnrn t olduğunu varsayalrm. Daha sonra' aynr kütleye sahip ikinci küresel bulutsunun daha yüksek ?srcaklrğtnda, daha büyfü R çaprnda ve AlsnR\ hacminde olduğunu varsayalrm. Şimdi ikinci bulutsuda gerek mekanik, gerek fiziksel ve kimyasal çekimin, .E çaprnda doğru krsalmasr, yani T - t srcaklık farkrna karşrhk gelen bir lsrJn uzaya yaymasr durumunda birincisindekine eşit kuwet etkileniminde bulunabiiir. Demek ki, daha srcak bir bulutsu, daha soğuk olana göre daha geç yoğunlaşır, bundan dolayl da, Helmholtz'un açrslndan balçrldrğr zaman yoğunlaşma engeli olarak görülen rsr ''yedek kuwet''in artrsr değil, eksisidir. Helmholtz bir rniktar jüici hareketin, rsr biçiminde hareketin çekici biçimlerine ek97 ı

ı


Ienmesi ve bunlann miktannı artrrması olanasnr varsayarak önemli bir hesap yanlrşr yapıyor' bir toplamr sağlayaŞimdi bu ''yedek kuwet''in tümünü, a5mr matematiksel işaret altrnda olanakh ve

bilecek şekilde,

r"^""da' da gösterilebilir duruma getirelim. Şimdilik rJryı tersine çevirip onun itişi yerine eşdeğer bir çekim koya_ *"vr""ğr-rid^n,bu ters çevirmeyi çekimin iki biçimi ile zorundayrz. Sonra genel çekim kuweti yerine' 'c"-rı. kiiıyasal ilgi yerine, başlangçta da olasrlrk]a varolan rslye,lrr"l ıtı"ı t*rruı."tı, topiamrnr ya da serbest duruma geldiği şeyi iiil s"' küresi içinde mevcut olan enerji adr verilen ''bulut haHelmholtz'un yaparak Böyle ı.ry-Jı. zorunda5nz. göksel cisimlerisistemimizin bizim *udd"d"r, iira" ,rı" 'uçı-rş ıı< yoğunlaşmasrndan ortaya çrkmasr gereken "*"ryrıan hesabrnr yaparken tuttuğu yol da geçerli olacaktrr' ısrnın" Helmholtz, bütü; 'yedek kuwet''i, rsrya, itmeye böylece indirgeyer"k varsa5nlan "rsr yedek kuweti"ni buna eklemeyi de ilanaklı kılryor. O zamaı hesap, başIangrçta gaz-yruvarlagndabulunanenerjinin,yaniitmenintümününa$7a5a'ii1ş,1 isı biçimind e :uzaya dasldr$nr, ya da daha iyi belirtirsek'

iiii

bugünkii güneş sistemindeki bütün çekim toplamrnrn bu sisteıide hAlA varolan itmenin toplamrna oralunın 1:454 oldueklendiği ğunu gösterir. Ama o zaman hesap, kanıt olarak düşer' ters tamamen metnine konuşmanrn Ğwet anlayrşrnrn, Helmholtz gibi bir fizikçide bile böyle bir kavram kargaşasrna meydan vermesi, matematiksel mekaniğin de ötesine giden bütün araştrrma alanlannda onun bilirnsel balrrmdan bir yarar sağlamayacas konusunda en iyi kanıttrr. Mekanikte hareket nedenleri olduğu gibi alrnrr ve bunlarrn kökeni dikkate alrnmayrp, yalnrz etkileri heşaba katrlrr. Bundan dolayı bir hareket nedeni kuwet olarak nitelenince, bunun mekaniğe herhangi bir zaran yoktur' Ama bu nitelemeyi fız7ğe, kimya ve biyotojiye de aktarma alrşkanlr$ yerleşirse, kargaşalrk kaçrnrlmaz duruma gelir' Bunu şimdisonra da srk srk göreceğiz' ye - kadar gördük ve bundanbundan sonraki bölüme bakrnız' konusunda Iş kawamı 98

l


IIAREKETIN Öı,çÜsÜ.

-

Işzo

"ÖTE yandan, bu alanrn temel kavramlannrn'' (yani ''işin Ye onun değiştirilemezliğinin fiziksel temel kawamlannrn'') ''bütün çabalanna, zeka}anna ve hatta doğabilimsel bilgilerinin oldukça fazla olmasrna karşrn, matematiksel mekaniğin okulundan geçmemiş kişilerce kavranmasrnrn çok güç görün-

düğünü her zaman saptadrm. A5rnca, bunlann tamamen kendine özgü cinsten so5rutlamalar olduğu da yadsrnamaz. Bu konuda Leibniz'e karşı yürüttüğü polemiğn de tanrtladı& cıbi, I. Kant sibi bir zeka bile bunlan anlama5n kolayca başaramamrştrr.'' Helmholtz böyle diyor (Pop. wiss. Vortr.,

II, onsöz). Buna göre, biz, şimdi, çok tehlikeli bir alana girmek cesa-

retini göstefyorız; okuru "matematiksel mekanisn okulundan'' geçirmek krlavuzluğunu yüklenemeyeceğimizden, bu tehlike daha da büyüyor. Ama belki de, kawamlann sözko99


nusu olduğu yerde diyalektik düşünce bize hiç olmazsa matematik hesaplama kadar krlavuzluk edecektir. Galilei, bir yandan, düşen cisimlerin aldığr uzaklrklann düşerken geçen zamanln karesi ile orantrlı olduğunu göste,"r, dtış-" yasasınl keşfetti. Bunun yanrnda ise, ilerde göreceğimiz gibi, bir cismin kütlesi ve hızr tarafından belirlenen, kühenin sabit olmasr halinde hrzla orantrlr olan hareket miktan (onun impeto ya da momento'sa) konusundaki pek uygun olmayan önermesini koymuştu. Descartes, bu son tınermevi benimseyerek, hareket halindeki bir cismin kütle_ sinin ve hızrnrn çarplnunl, tamamen genel olarak hareketinin bir ölçüsü yaptr. Huyghens, esnek bir çarpmada kütlelerin çarprmrnrn Ve bunlarrn hrz karelerinin toplamrnrn, çarpmadan önce ve sonra a)mr kalacağınr, bir sistemde biraraya gelmiş cisimlerin hareketi ile ilgili öteki çeşitli durumlar için benzeri bir yasa_ nrn geçerli olduğunu daha önce bulmuştu. i"ibr.ir, hareketin Descartes'a göre ölçülmesinin düşme yasasr ile çeliştiğini kawayan ilk insandrr. Öte yandan, Descarbes'a göre ölçmenin birçok ba]<ımlardan doğru olduğu da yadsrnamaz. Buna göre Leibniz, hareket halindeki kuwetleri ölü ve canlr kuwetler diye ikiye ayınyordu. Ölti kuwetler, hareketsiz cisimlerin ''itmeleri'' ya da ''çekmeleri'' idi' Bunlann öIçüsü, bir cisim hareketsiz halden hareketli hale geçtisinde, hareket hrzr ile kütlesinin çarprmrdrr. Öte yandan Leibniz, canlr kuwetin, bir cismin gerçek hareketinin ölçüsü_ nün kütlesinin hrzrnrn karesi ile çarprmr olduğunu öne sürdü. Hareketin bu yeni ölçüsünü doğrudan doğruya düşme yasasrndan çrkardr. ''Dört libre ağırlığrnda bir cismi bir ayak iaot) yııı.seltmek için'', diye bağlryor Leibniz, ''bir libre asrIığrnda bir cismi dört ayak yükseltmek için gerekli olan \uvet gereklidir. Ama uzakhklar hrzrmn karesi ile orantrhdrr, çtınkıı bir cisim, dört ayak düşünce yalrnız bir ayak diışttı$lndeki hrzrn iki katr hrza erişir. Düşüşte ise, cisimler, düş_ iiıı<leri yere olan yiiksekliğe çıkmak için gereken kuwet kadar kuwete sahip olurlar. Demek ki, kuwetler, hızrnrn kare_ 700


si ile orantrlrdır.'' (Suter, Geschichte der mathematischen Wis senschaften, II, s. 367.X1

Daha sonra Leibniz, my hareket ölçüsiinün Descartes'in hareket miktannın sabitliği yasasr ile çeliştiğini, çünkü bu gerçekten geçerli olsaydr, kuwetin (yani hareket miktannrn) doğada sürekli olarak artacağnı ya da eksileceğini gösterdi' Hatta kendisi, eğer mv ölçüsü doğru olsaydr, sürekli kuwet kazanan bir perpetuum mobilğ sağlamasr gereken -ki bu da saçma olurdu- bir aygıt taslağ (Acta Eruditorum,1690) çizmişti.72 Helmholtz böyle bir kanrtlamayr gene srk sık kullanmrştrr.

Dekartçılar büyük protestolarda bulundular, yıllarca süren iirrlü anlaşmazlrk ortaya çrktr ve Kant da (Gedanken von der wahren Schİitzung der hebendigen Kİöfte, 17 46)73 başlıklı ilk yazrsr ile, konu5ru açrkça kawamadan bu tartrşmaya katrldr. Bugünkü matematikçiler, ''lcrk yıldan fazla süren ve Avnıpalr matematikçileri iki düşman bloka aylran, en so_ nunda d'Alembert'in T?ait6 de dynamique (7743) adlı yapıtrnda kesin bir yargı ile son verdiği, gereksİz bir sözctikkavgasından başka bir şey olmayan'' (Suter, yukardaki yapıt, s. 366) bu ''ltrsır" tartrşmaya bir çeşit küçümseme ile bakıyor_ lar. Ancak, bir tartrşma, bir Descartes'a karşr bir Leibniz tarafrndan başIatrlrrsa ve Kant gibi bir kişiyi oldukça kalın bir cilt oluşturan ilk çalrşmalannı tümüyle buna a5nracak kadar uğ.raştrnrsa, tamamen gereksiz bir ağız kavgasrna dayanmryormuş gibi görünebilir. Peki ama hareketin birbiriyle çeli. şen iki ölçüsü bulunduğu, bunun bir kez hız ile orantrlr olduğu, başka bir kez hızın karesi ile orantılı olduğu nasrl anlaşı_ lacaktır? Suter, konu5ru kendisi bakrmından iyice kolaylaştırryor ve her iki yanln doğru olduğunu ve gene her iki yanın yanlrş oldufunu; "bununla birlikte,'canlr kuwet' deyiminin bugüne kadar dayandrğnı; ancak, bunun artık kuvvetin ö]çüsü olarak kuLlanılmadığnı,*x mekanikte çok önemli olan *

**

Bitimsiz hareket. -g Italikler Engels'indir. -.8d. 701


kütle ile hızrn karesi çarpımrnrn yarrsl için vaktiyle benim_ bir deyimd", b.şk, bir şey olmadrğnı'' söylüyor' [s' '""-ış ios.ı ö halde my hareketin ölçüsü olarak kalryor ve canlr ı.ıı*"t de,mvz1"için yalnrz başka bir ifadedir; biz bu formül_ J"r', u"""" -"ı.."ıı.t" çok önemli olduĞ"unu, ama şimdilik ne üak mdan önemli olduğundan henüz haberimiz bulunmadığnr - öğreniyoruz. Borr-, karşr, kurtancı Traite de dynamique'i74 ele ala|ım ve d'Alemb"j'ir ''k rıiyet buynıltusu"na daha yakrndanöir gözala\ım; sözkonusu olan şey önsözde vardrr' Metinde' büIa itir, ,or.r, f inutilit| parfaite dont eLhe est pour durusağlamamasr fayda (mekanik hiçbir için ii""n;qu"'ten mundaf dolayı ortaya çrkmryor deniyor' ts' XVII'] Bu' salt matematiksei mekanik için tümüyle doğrudur; bu mekanikl", y"t*aa Suter'de gördüğümüz ğb! tanrmlama olarak ı.uııan ıa, sözciiıkler, ydrnızca başka ifadeler, cebirsel formüller için kullanrlan adlar, ardrnda hiçbir şey düşünmeme_ nin yeğ alacağı birtakrm adlardrr' il,i""ı" birıikt", böyle önemli kişiler konu ile ilgilendikleri için, kendisi de önsözde bunu krsaca incelemek' araştrrbir kimse hareket eden cisimle-Ji*tivor. Açık düşününce, engelleme ve direnmesini onlann ancak rin kuweti deyince, kuwet ne my ve ne halde o anlayabilir. bastrrma özelliğini yolu, engeller ve di_ tek ölçmenin bunu a"-i* ile tılçtıĞbilir, renmelerdir. Demek ki, diyor d'Alembert, üç çeşit engel vardrr: 1" aşr_ yüz_ lamayan enge}lei: bunlar, hareketi toptan yokeder ve bu dur_ hareketi direnmesi 2o katrlamazlar; den üurada hesaba yapan engeller: için an bir bunu ve olan J"*"v. yeterli d"rg" dorr-r; 3' hareketi yavaş yavaş durdur11 engeller: g""iı.tiıı-ış hareket durumu. ts. XVII-XVIII.] ''Herkes ka6ul edecektir ki, kütlelerinin gerçek hrzlan ile, yani hareket hızlan ile çarprmlan her iki yanda da eşit "ttıkı"ırrd"ki olunca iki cisim arasrnda denge vardrr. o halde, denge duruhamunda kütle ve hrzrn çarprmr, ya da aynr şey demek olan kabul herkes Gene edebilir. temsil kuweii ,"k"t

-ıktan,

102


edecektir ki, gecikmiş harekette aşrlan engellerin sayrsr hızrn karesi i]e orantrhdrr ve böylece, örneğ.in, belirli bir hızla bir yayı srluştıran bir cisim, iki kat hrzla, a;mr anda ya da ardarda birincisine benzer iki yayı değil, dört yayr, üç kat hrzla dokuz yayı vb. sılrrştırabilir. Canh kuwet yandaşlan'' (Leib_ niz'ciler) ''bundan gerçekten hareket halinde bulunan cisimlerin kuwetinin genel olarak kütle ile hızrn karesi çarpımryla orantrlr oldufu sonucunu çrkanrlar. Tamamen açrk düşüncelerin mantrk yönünden kullanılmasr durumunda ancak bir engelin aşılmasrnda ya da bu engelin direnmesinde varo}an etki, kuvveü sözcüğü altrnda anlaşılrnca, kuwetlerin ölçüsünün denge için ayn, ve gecikmeli hareket için ayn olmasrnrn aslrnda acaba nasrl bir zorluğu olabilir?'' (Önsöz, s. XIX-)OÇ orjinal baskr.) Ancak d'Alembert, bir ve aynr kuwetin çifte ölçüsünün çelişkisinin böyle kolayca geçiştirilemeyeceğini kawayamayacak kadar faz|a fı|ozoft,ur. Bundan dola5n, Leibniz'in daha önce söylediği aynr şeyi aslrnda bir daha yineledikten sonra onın"6qui1İbrc''i* Leibniz'de ''ölü basrnçlar'' olan şe_ -çünkü yin aynrsrdır-, birden dekartçrlann yanrna geçiyor ve şu yolu buluyor: "Gecikmeli hareket halinde bile kuwet, engellerin mutIak büyüklüğü ile de$l de, bu engellerin dirençleri toplamr ile ölçülürse'', mv çarprmr, kuwetin ölçüsü olarak geçerlidir. ''Çünkü gene herkesin kabuledeceğ.i gibi cismin her an yitirdiği hareket miktan direnmenin ve sonsuz küçüklükteki sü_ renin çarplmr oranında olduğundan, bu çarprmlann toplamr açrkça toplam direnmeyi oluşturduğundan, hareket miktannrn (mv)** direnmeler toplamı ile orantılı olduğundan şüphe yoktur.'' Bu sonuncu hesaplama biçimi ona daha doğal görünüyor, "çünkü bir engel ancak direnme gösterdiği sürece engeldir ve aşrlan engel için söylenecek en doğru şey, dirençIerinin toplamı olmasrdrr. A5rnca, kuwetin böyle ölçülmesinin, denge ve gecikmeli hareket için ortak bir ölçüye sahip qlma * Denge.

**

-ç. Engels tarafindan eklenmiştir. -Ed. 103


bakrmrndan yararı varür''. [s. )o(_)o(.] Ama herkes bunu is_

tediği gibi ele alabilir. ntg""" d'Alembert, bizzal Suter'in belirttiğ'i gibi, mate_ matiksel bir falso ile sorunu çözümlediğine inanarak, öncüIe_ rinde egemen olan şaşlrınlık konusunda kaba deyimlerle söztıntı biğhyor ve yukardaki açıklamalardan sonra ya ancak ya da daha yakrşrksrz bir çok boş bir metafizik tartrşmanrn ileri sürüyor' olabileceğini kurgu*ınrn olanaklı .ğr, " D'Alembert'in banşma önerisi aşağıdaki hesaba kadar gidiyor: Kütlesi 1 olan bir kütle, 1 hızla bir zaman birimi içinde, 1yayı - srkrştınr. xııtı"'i 1 olan bir kütle, 2hızla, 4 yayı srkıştrnr, ama bu_ nun için iki zaman birimi gerekir; yani her zamafl birimine ancak 2 yay düşmektedir. Ktıtlesi 1 olan bir kütle, 3 hızla' üç zaman birimi içinde 9 yani birim zamana ancak 3 yay düşer' yayı ' 'osaloştrnr, halde etkiyi bunun için gerekli zamana bölersek, gene mı2'den mİye gelıinz. Bu, tızeliıkte Catelan'ın75 daha önce Leibniz'e karşr ileri sürdüğü iddiadır: hızı 2 olan bir cismin yerçekimine karşr 1 hızla Jağlanandan dört kat daha yukan yükseldiği doğrudur' ama buiun için iki kat zamana ihtiyacı vardrr. Bundan dola_ yı hareket rniktan zamaIuaböliinmelidir ve bu 4'e değil, 2'ye Lşittir. Gariptir ki bu, ''canlr kuwet'' deyiminden her tiirlü mantıksal anlamı çrkanp atan ve ona yalnrz matematiksel anlamı brrakan Suter'in de görüşüdür. Ancak bu doğaldır' tek iılÇünkü, Suter için sözkonusu olan, hareket miktannrn bunve kurtarmaktrr anlamrnı itıstı oıarak mv formülünün parlamasr yeniden göklerinde dan dolaın mfl, matnmatiğin için mantıksal bakımdan feda edilir. Ama ancak bu kadan doğrudur: Catelan'rn iddiasr, mfl'ylmv ile bağlayan köprtilerden biriür ve bundan dolayı önemlidir. D'Alembert'ten sonra gelen mekanikçiler onun ''kraliyet buynrltusu''nu asla kabul etmemişlerdir. Çünkü onun kesin


yargısr' hareketin ölçüsü olarak mv lehine idi. onlar,

d'Alembert'in, daha önce Leibniz tarafından ölü ve canlı kuvvetler arasrnda yaptığ aynmla ilgili ifadeye sanldılar: denge, yani statik için mv geçerlidir; direnmeye karşr hareket, yani dinamik için mı2 geçerlidir. fiimü ba}ımından doğru olmakla birlikte, böyle bir aJrrım' bu biçimi ile mantrk bakrmrndan herkesin bildiği astsubay karanndan fazla bir şey değildir: işbaşında her zaman ''bana", iş drşrnda her zaman ''beni''.76 Bu durum sessizce, olduğu gibi kabul edilmiştir. Bunu değiştiremeyiz, eğer bu çifte ölçüde gizli bir çelişki varsa, bu konuda biz ne yapabiliriz? Örneğin B. Thomson ve Tait da böyle diyorlar (A Tİeatise on Natııral Philosophy, oxford |86777, s. 162): ''Dönmeden hareket eden katr bir cismin hareket miktan ya da momentumu onun kütlesi ile ve luzr ile orantrlıdır. İki kat bir kütle, ya da iki kat bir hrz, hareket miktannrn iki ka_ trna karşrlrk gelir.'' Hemen bunun ardrndan da şu geliyor: ''Hareket halinde bulunan bir cismin can]ı kuvveti ya da kinetik enerjisi, onun kütlesi ile ve a5rnr zamanda luzı'nrn karesi ile orantılrdrr.'' Birbiriyle çelişen iki hareket ölçüsü apaçrk biçimde yanyana konuyor. Çelişkiyi belirtmek ya da hiç değilse gizlemek için en ufak bir çaba gösterilmiyor. Bu iki İskoçyalınrn kita_ brnda düşünmek yasaktrr, yalnrz hesap yapmaya izin vardır. Hiç değlse bunlardan birinin, Tait'in koyu dindar Iskoçya'nln en dindar hrristiyanlanndan oluşuna şaşmamalr. Kirchhoffun Vorhesungen übet mathematische Mechanikte79 mvve mı2 formüIleri asla bu bİçimde değildir. Belki Helmholtz bize yardrmcı olabilir. Erhaltung der Kİaİt79 yapıtrnda Helmholtz, canlr kuweti mf/zile anlatmayı öneriyor bu noktaya ilerde gene döneceğiz. Sonra, 20. sayfada canlı kuwetin sakrnrmı ilkesinin (yari nİz/r) şimdiye kadar kullanıldığr ve kabui edildiği durumlan krsaca sa_ yıyor. Bunlar arasrnda 2 numarada şu da var: "Esnek olmayan maddelerin sürtüşmesinin ya da çarpmasrnrn oluşmamasr halinde, hareketlerin srkılamayacak kadar katı ve aluş105


kan cisimler yoluyla aktanlmasr. Bu durumlar için bizim genel ilkemiz, çoğunlukla, mekanik güçlerle geliştirilen ve de_ ğiştirilen bii hareketin her zamaıl hızrn artrşr ölçüsünde kııwet yofunluğu bakrmrndan azaldrğ kuralında deyimlenir. o halde herhangi bir süreçle aynı işi yapan bir makine yardrmr ile m ağrrlrğnrn c hrzryla yükseltildiğini düşünürsek, başka bir mekanik diizen yoluyla da nm ağırlrğr kaldınıabiıir, ama bunun hızr ancak "lnolıt ve böylece her iki halde makine tarafrndan birim zaman içinde oluşturulan gerilme kuwetinin miktan mgc 1le gösterilebilir ki, burada g gravı' tasyonel kuwetinin yoğunluğudur." [s. 21'] Demek ki, burada da, hrz ile basit orantr içerisinde artan ve aza|anbir ''kuwet yofunluğu''nun, hızrn karesi ile orantrlr olarak aza\an ve artan bir kuwet yoğunluğunun sakrnrmr için bir kanrt yerine geçmesi gerektiği çelişkisiyle karşr karşryaylz. -H"rş"y" karşrn burada görülüyor ki, mv ve mfllz çok degişik iki sürecin saptanmasrna yardrm ediyor' Ama biz bunu y mfl = mv o|a' ğoi.tandrr biliyorduk, çünkü = 1 olmadıkça maz. Burada sözkonusu olan, hareketin neden iki türlü ölçüsü bulunduğunu açrklamaktrr; bu, ticarette olduğu gibi bilimde de olamayacak bir şeydir. o halde bunu başka bir yoldan deneyelim. Demek ki, mv ile ''mekanik güçlerce yayrlan ve değiştirilen bir hareket'' öIçülür. Bu ölçü dolayrsryla kaldrraç ve onun öteki türevleri, tekerlekler, vidalar vb. için, kısacasr hareket aktaran makineler için geçerlidir. Ancak çok basit ve hiç de yeni olmayan bir düşünce dolayısıyla ortaya çrkryor ki, burada mvgeçerli olduğu ölçüde mf de geçerlidir' Kaldrracrn iki yanındaki kollann birbirine or€urrnrn 1:4 olduğu, bundan do_ iayı da 1 kg. ağırlığn 4 kg. ağrrlığr dengede tuttuğu herhan_ gi bir mekanik düzeni ele alalrm. Demek ki kaldrracrn bir koluna çok ufak bir kuwet ekleyerek 1kg.'r 20 metreye kaldrnyo':ui. Aym kuwet, kaldrracrn öteki koluna uygulanrnca 4 tg.'ı 5 metreye kaldrnr ve öteki ağırlık yükselirken fazla ge' len ağırlık aşağr iner. Kütle ve hrz birbirleri ile ters orantrlı.106


kaldınldıktan sonra ağırlrklann herbirini eski düzeye serbestçe brrakrrsak, 1 kg. olan, 20 metre kadar düştiikten sonra (burada yerçekimi ivmesi = 9,81 metre yerine yaklaşık olarak 10 metre alrnmrştrr), 20 metrelik hıza ulaşrr; 4 kg. ağırlık ise, 5 metre düştiıkten sonra, ]_0 metrelik bir hıza ulaşrr.8o drr: mr1 1 x 20 = m'V',4 x 5. Öte yandan,

=

|x20x

20 = 400 = m'vI = 4 x 10 x 10

=

400.

Buna karşılrk, düşme zamanlan değişiktir:4 kg. 5 metremetreyi 2 saniyede alrr. Kuşkusuz burada sürtünme Ve hava direnci hesaba katıImamrştrr. Ama iki cisimden herbiri yüksekliklerinden indikten sonra hareketleri durur. Demek ki burada mvbasit olarak aktanlan, dolayrsıy}a sürekli olan mekanik hareketin ölçüsü, mı2 de kaybolan mekanik hareketin ölçüsü olarak kendini gösteriyor. Daha sonra, tam esnek cisimlerin çarprşmasmda da aynr şey geçerlidir: gerek my'nin, gerek mfl'nin toplamr çarp4masrndan sonra da değişmemiştir. Her iki ölçü aynr geçerliktedir. Esnek olmayan cisimlerin çarp$masrnda, a5mr şey sözkonusu değildir. Bu konuda her yerde raslanan temel ders kitaplan da (yüksek mekanik böyle ufak şeylerle hemen hiç uğraşmaz), çarprşmadan sonra mytoplamrnrn aynı olduğunu öğretirler. Buna karşıIrk, canlr kuwette bir kayıp oluştuğunu söyleyen bu kitaplara göre, çarprşmadan sonraki mfl toplamınr çarprşmadan önceki mfl'den çrkannca, her durumda pozitif bir kalıntr vardrr: canlr kuwet, karşılrklı birbirine geçme ve çarprşan cisimlerin biçim değiştirmesinden dolayı bu miktar (ya da görüşe göre bunun yansr) kadar azalmrştrr. Bu sonuncu nokta açrk ve belirlidir. Ama my toplamrnın -çarpışmadan sonra da aynr kaldığ yolundaki ilk iddia böyle değildir. Suter'e karşın canlı kuwet harekettir ve bunun bir krsmı kaybolursa hareket de kaybolur. o halde ya burada my hareket miktannr yanlrş ifade ediyor, ya da yukardaki

yi

1 saniyede, 1 kg. 20

107


iddia yanlıştır. Genellikle bütün bu teorem, hareketin, değişiminin henüz hiç bilinmediği, böylece mekanik hareketin kayboluşunun ancak başka çare bulunmadrğı zaman ileri sürüdügü dönemden kalmadrr. Demek ki, burada mvtoplamrnm çarpşmadan önce ve sonra aynı oldufu, aJrm şeyin kaybolmasrnrn ya da kazanılmasrnrn hiçbir zamar. kabul edilmemesiyle tamtlamyor. Oysa cisimler esnek olmamalanna uygun bir iç sürtünmede canlr kuwetten kaybedince hrzdan da kaybederler ve mv toplamrnm çarprşmadan sonra azalmrş ol_ mhsr gerekir. Çiirıkü mf'nin hesaplanmasrnda iç sürtünme böyle açık olarak kendini gösterince, onu my'nin hesaplanmasrnda ihmal etmek olanaklr değildir. Ama bu önem]i değildir. Eğer teoremi kabul eder ve my toplamrnrn aynı kaldığı sarusr ile hrzı, çarpışmadan sonra hesap edersek, bu durumda da mü toplamrnrn azaldrğını gö_ riir"üz. Demek ki burada mvile mrz çatrşryor, bu çatrşma gerçekten kaybolan mekanik hareketin farklıIrğından oluyor. A5rnca, hesabın kendisi de, mf toplamrnrn hareket miktannr doğru, mvtoplamrnrn ise yanlrş verdiğini tanrtlryor. Bu, mekanikte my'nin kullanıldğ hemen bütün durumlar için böyledir. Şimdi, mf'nin kullanıldığı bazı durumlara gözatalrm.

Bir top mermisi ateşlenince, belli bir

hedefe vursa da, hava ürenci ve gravitasyon dolayrsryla dursa da onun uçarken harcadığ hareket miktan mfl iIe orantrlrdrr. Bir tren, duran bir trenin üstii,rıe gitse, çarprşmamn şiddeti ve oluşa_ cak yrkrntr onun mf'si ile orantrlrdır. Bunun ğbi, mf bir di_ renci aşmak için gerekli olarak mekanik kuwetin hesaplanmasr için de yararlrdrr.

Peki, mekanikte geçerli olan bu rahat deyimin anlamı:

direncin aşılmasr, ne demektir? Eğer gravitasyonun direncini bir ağrrlığa kaldrrarak ye_ nersek, bu srrada bir hareket miktan, (Bewegııngsmenge), bir mekanik kuwet miktan kaybolur; bu, kaldrnlan ağırlrsn ulaşrlmrş yükseklikten eski düzeyine dolaylı ya da dolaysrz olarak düşmesiyle yeniden elde edilebi]en mekanik kuv108


vete eşittir. Bu kuwet miktan, kütle ile düşmeden sonraki hrzrn karesinin çarpımrnrn yarrsr ile ölçüIür, mfl/z. o halde ağrlığı kaldrnrken olan nedir? Mekanik hareket ya da kuvvet böylece kaybolmuştur. Ama bu yokolmamrştrr; Helmholtz'un deyimini kullamrsak, mekanik gerilme kuwetine dönüşmüşttir; yenilerin deyimiyle de potansiyel enerji olmuştur. Clausius'a göre de Ergal'a dönüşmüştür. Her an, herhangi bir uygun mekanik yolla gene eski durumuna, onun oluşmasr için gerekli olan mekanik hareket miktanna dönüşebilir. Potansiyel eneı$i, canlr kuwetin ancak olumsuz ifadesi, ya da canh kuwet potansiyel enerjinin olumsuz ifadesidir. 24 librelik bir top mermisi saniyede 400 metre hula bir savaş gemisinin 1 metre kalınlrğrndaki demir zır}una vuruyor Ve bu koşullar altrnda mermi, zrrh üzerinde görtinür bir etki yapmamrştır. Demek ki mekanik bir hareket kaybolmuştur ve bu = -fllz, yaıi (Z(libre = 12 kg.) = |2 x 400 x 400 x 1/z = 960.000 kilogrammetredir. Bundan ne oluşmuştur? Küçük bir krsmr, demir zrrhrn sarsrlmasr ve moleküI değişimi için harcanmrşbr. Ikinci bir krsmr merminin birçok sayrda parçacrklara a5rnlmasrna gitmiştir. Ama büyük krsmr rsrya dönüşmüştür ve mermi kor haline gelecek kadar sıcak_ hğı yükseltmiştir, Prusyalrlar 1864'te Alsen'e geçerlerken ağır bataryalannr Rolf Krake'nin8l zırh duvarlanna doğru harekete geçirdiklerinde her atrştan sonra karanlrkta birden parlayan mermilerin rşrltrsrnr gördüler. Whitworth çok daha önce, zrrhlr gemilere karşr atrlacak patlaylcr mermilerin ateş_ leyiciye gereksinme göstermediğini tanrtlamrştr. Kor halindeki metal, patlayrcr maddeyi bizzat ateşler. Isı biriminin mekanik eşdeğeri 424 kilogtammetre olarak kabul edilirse,82 yukardaki mekanik hareket miktanna eşit rsr 2.264 birimdir. Demirin rslnma rslsr = 0,1140; yani 1 kg. suyun srcaklrğınr 1' santigrat artrran miktar (ısı birimi olarak geçerli) 1/o,rr+o = 8,'772 kg. demirin srcaklrğrnr 1o santigrat yükseltmeye yeterlidir. Demek ki yukardaki 2.264binmlik rsr, 1 kg. demirin srcaklrğ:nr 8,772 x 2.264 = 19.860' ya da 19.860 kg. 109


demirin srcaklıfinr 1o santigrat yükseltiyor' Bu rsr qi\!"' 19.860'/ 2 zırh ve top tızerine eşit olarak dağıldığı için mermi x |2 = 82Ö" santigrri ."r.rr" ki, bu oldukça iyi bir sıcaklıktrr' Ama merminin tındeki krsmr, Vıırucu yanr, sıcakhğın çok büyük krsmrnr aldığı için, belki de bu sıcakhk arkadaki yarrmn ikl kut, olduğu ,çr.r, tı', lrısmrn srcaklrğınr 1'104", arka lrısmrnkini 552*anligTat yükseltir ve bu, vurmada gerçekleşen asrl mekanik işten büyük bir indirim yapsak bile' lozdrncr etkiyi açrklamaya yeterlidir. Sürbünme srrasrnda, sonradan rsr olarak bir daha görün_

meküzeremekanikhareketdekaybolur.Bilindiğigibi,her karşılıklı sürecin olanaklr olduğu kadaı kesinlikle ölçüImesi yoluyla, Manchester'da Joule ve Kopenhag'da Colding ilk kez oı"ruı. ,rrrrrn mekanik eşdeğerini deneyle yaklaşrk olarak başarmrşlardrr. saptamayr --' Aynr"şey, Lekanik kuwet yoluyla bir manyetik_elektrik makinesind-e, örneğin bir buhar makinesinden elektrik alçrmı üretimi için uygulanmrştrr. Belli bir zamanda üretilen elektromotor kuwet miktan, aynr zaman içinde kullanrlan mekanik hareket ile orantrlıdır ve aynr birimlerle ifade edi-

lirse, bu harekete eşittir. Bu mekanik hareketin buhar makinesi yerine, yerçekimi basrncr altında düşen bir ağrlıkla eıae eaııai$ni düşünebiliriz. Bunu sağlayabilecek mekanik kuwet, aynr yerden serbest_düşme srrasrnda elde edilecek canlr kuwetle, ya da onu eski yüksekli$ne yeniden kaldrrmak için gerekli kuwet ite ölçütür;her ikisinde ^fllz'dir' o halde, mekanik hareketin iki ölçüsü bulunmakla birlikte, aynr zamanda bu ölçiilerin herbirinin çok srnrrlı bir görüngtiler dizisi için geçerli olduğunu görüyoruz. Eğer varolaı mekanik hareket, mekanik hareket olarak kalacak biçimde aktanlrrsa, onun bu aktanlrş kütlenin hrzla çarprmr ile orantrlı olur. Ama eğer mekanik hareketin aktanlrşr, Sonradan potansiyel enedi, rsr, elektrik vb. biçiminde yeniden görünmek üzere mekanik hareket olmaktan çrlıryorsa, krsacasr, başka bir hareket biçimine dönüşüyorsa, o zamaı,ı, bu yeni hareket biçiminin miktarr, başlangçta hareket eden kütle ile 110


hızrn karesinin çarpımr ile orantılı olur. I(ısacasr, my, mekanik hareketle ölçülen mekanik harekettir; mfl/z, başka bir hareketin belli bir miktanna dönüşme yeteneği ile ölçülen mekanik harekettir. Yukarda gördüğümüz ğbi, bu iki ölçü, farklı olduğu halde birbiriyle çelişmez. Bundan anlaşrlıyor ki Leibniz'in dekartçrlarla olan kav_ gasr salt bir aflz kavgasr değildi ve d'Alembert'in ''Kraliyet buyrultusu'' gerçekte hiçbir şeyi çözümlememiştir. D'Alembert, öncüllerinin anlaşrlmazlrğı konusundaki tiradlannr kendine saklayabilirdi, çünkü kendisi de onlar kadar anlaşr_ lamryordu. Gerçekte sözde yokedilen mekanik hareketin ne olduğu bilinmediği sürece, anlaşrlmamak zorunluluğu vardr. Suter gibi matematikçi mekanikçiler, kendi özel bilimlerinin dört duvan arasrnda inatla kapalr kaldrklan sürece, d'Alembert gibi anlaşrlmayacaklar, boş ve çelişkili sözlerle oyalan_ mak zorunda kalacaklardr. Modern mekanik, mekanik hareketin, miktar bakrmından orantrlr bir başka hereket biçimine olan bu dönüşmesini yapmıştır, hem de belirli bir mik_ nasrl ifade ediyor? - o iş tarda iş. Ama fiziksel anlamda iş kawamr bununla tükenmez. Buhar ya da rsr makinesinde olduğu gibi, ısl mekanik harekete, yani molekül hareketi kütle hareketine dönüşürse, rsr bir kimyasal bileşiği çözerse, termopilde elektriğe dönüşürse, bir elektrik akımı suJrun elementlerini sulandrnlmış sülfürik asitten aJrrrrrsa, ya da tersine bir dinamo pilinin kimyasal sürecinde serbest kalan hareket (başka deyimle enerji) elekt_ rik biçimini alrrsa, bu da tekrar kapalr dewede rsrya dönüşürse, bütiin bu süreçlerde, süreci başlatan ve onunla başka bir biçime dönüşen hareket biçimi iş yapar ve bu işin miktarr onun kendi miktarrna eşittir. o halde iş, nicelik yönünden bakrlrnca, hareketin biçim değişikliğidir. Peki, ama nasrl? Yukan kaldrrılmış bir ağırlık öylece asrh kahrsa, bu durgun halde onun potansiyel enerjisi de bir hareket biçimi midir? Elbette. Hatta Tait, potansiyel enerji771


nin bunun ardından bir gerçek hareket biçimine girdiği kanıslna varmlştrr (Nature).83 Bundan ayn olarak Kirchhoff, şunu söyleyerek çok daha ileri gitmiştir (Math. Mech., s- 32): ''Durgunluk, hareketin özel bir halidir.'' Brınunla, hesap et_ mekle kalmayrp, aJmr zamanda da diyalektik düşünebildiğni tanrtlıyor' Matematik mekanik olmaks zrn bize kawanmasr zor diye anlatılmrş olan iş kawamrna, raslantr olarak, mekanik hareketin iki ölçüsünü gözden geçirirken, kolayca ve nerdey_ se kendiliğinden ulaşrveriyoruz. Herşeye karşrn, şimdi bu konuda, Helmholtz'un''Kuwetin Salrınrmr Uzerine'' (1862) başlrklı konuşmasrnda öğrendiklerimizin daha çofunu biliyoruz. Burada Hemholtz, ''işin ve de$şmezliğinin temel fiziksel kavramlannr elden geidiğince açrklamayı'' [Önsöz, s. VI] hedef alıyor. İş konusunda burada bütün öğrendiğimiz, onun ayak-libre ya da rsl birimi olarak deyimlenen bir şey olduğu, bu ayakJibrelerin ve lsr birimlerinin saJnsrnrn belirli bir iş miktan için değişmez oldufudur. A5rnca, mekanik kuwetler ve 1st2 kimyasal ve elektrik kuwetlerin de iş yapabileceğini, ama bütün bu kuwetlerin gerçekten işIe sonuçlandığr ölçüde iş yapma yeteneğini yitirdiklerini öğreniyoruz. Bunun gibi, bundan çrkan sonucun, bir bütün olarak doğadaki bütün etkin kuwet miktarlan toplamrnrn, doğanrn türlü değişikliklerine karşrn sonsuza dek ve hiç değişmeden a5mr kaldığını öğreniyoruz. Iş kavramr, ne gelişiyor ne de tanrmlanryor* Helmholtz'u, nicel değişimin, biçim değişikliğinin btıttın fızikselişin temel koşulu olduğunu kawamaktan alıkoyan şey işin büyüklüğünün işte bu nicel değişmezliğidir. Böylece Helmholtz, "Sürtünme ve esnek olmayan çarprşma, mekanik işin yokedildiğ süreçlerdir ve buna karşrlrk rsr üretilir'', iddiasrnda bulunacak kadar ileri gidebiliyor (Pop. Vott-, II, s. 166). Durum bunun tam tersidir. Burada mekanik iş yoke* Clerk Maxwell'e bakınca da daha ileri gidemiyoruz. o da diyor ki

(Theory of Heaü, 4. baskı' London 1875, s. 87): "Work is done ıııhen resistance is overcome," (Direnç aşrlınca, iş yaprlır) ve s. 185'te, "The energy of a body is its capacity for doing work" (Bir cismin enerjisi onun iş yapma yetenegidir)' Bu konuda bütün öğrendiklerimiz bu kadar' |Enge}s'in notu.J

712


dilmiyor, mekanik iş yapıLıyor. Görtınüşte yokedilen mekanik harekethr. oysa mekanik hareket, görünüşte böyle yokedilmez, hareketin başka bir biçimine dönüşmezse, bir kilogrammetre işin milyonda-birini bile asla yapamaz. Yukarda gördüğümüz gibi, belli bir mekanik hareket miktannda bu}unan iş kapasitesi, onun canlr kuweti demektir ve yakrn zamaııa kadar mfl ile ölçülüyordu. Ama burada yeni bir çelişki ortaya çıktı. Helmholtz'u dinleyelim (Erhaltung der Kraft, s. 9). Burada diyor ki, işin büyüklügü fi yüksekliğine kaldrnlmrş m ağırhğı ile ifade edilebilir, gravitasyon kuweti g ile gösterilince, iş büyüklüğn mgh'dır. Cismin h yüksekliğine düşey olarak serbestçe yükselebilmesi için, v = ı/Zgh hrzr gereklidir ve düşme srrasrnd.a da aynı hıza ulaşır. o halde mgİı = mfl/z'dit ve Helmho|lz, "mı21, miktannr canlr kuwetin niceliği olarak alma5n'' öneriyor; ''böylece sözkonusu miktar, iş miktannrn ölçüsü ile aynı hale geliyor. Canlı kuwet kavramırun şimdiye kadar nasrl uygulandrs açrsrndan ... bu değişmenin önemi yoktur, ama bu, bize, gele_ cekte çok büyük yararlar sağlayacaktrr.'' İnanrlmayacak bir şey. 1847'de Helmholtz, caıılrı kuı'vet ile işin karşılrklr ilişkisi konusunda öylesine bulanrk bir düşüncedeydi ki, canlr kuwetin daha önceki orantrlr ölçüsünün mutlak ölçüye nasıl döndüğünü bile farketmiyor; cesurca dawanrşr ile nasıl önemli bir keşifte bulundufunun bilincine hiç varmryor, mı21r'ç ya|nızca mı2 karşısrnda sağladığ kolaylrktan dolayı salık veriyor! Mekanikçiler de kolaylrğ dü_ şünerek -fl/z'ye genel bir eğilim göstermişlerdit. mfl/z matematiksel olarak ancak giderek tanrtlanmıştrr. Naumann (AJlg. Chem.ı'e, s. 7)8a cebirsel bir kanrt vermektedir, Clausius (Mech. Wİirmetheorie, 2. Aufl., I, s. 18)85 analitik kanıtr getirdi ve bu, sonradan Kirchhoffta (aynı yapıt, s. 27) değişik bir biçimde ve değişik bir tümdengelim yöntemi ile ortaya çıkmrştır. Clerk Maxwell (aynı yaprt, s. 88), ^fl/2'nin my'den çok iyi bir cebirsel tümdengelimi yapryor. Bu, Thomson ve Tait adlı iki İskoçyalryı şu iddiada bulunmaktan (aynı yaprt, s. 163) 113


alrkoymuyor: ''Hareket halindeki bir cisimde bulunan canlı kuvvetya da kinetik enedi, onun kütlesi ile ve hrzınrn karesi ile orantrlrdrr, kütlenin ve hrzrn daha önceki birimlerini (yani birim hrzla hareket eden birim kütle) kabul edersek, kinetik enerjiyi kütlesi ile hrzrnrn karesinin çarprmriln yafisr olarak tanrmlamanın özel bir yaran vardır.'' o halde burada Iskoçya'nrn önde gelen iki mekanikçisinde, yalnrz düşünmenin değil, hesap yapmanm da durma noktasrna vardrsnr görüyoruz. Özel yarar, formülün kullanışlılığ, herşeyi çok giizel bir biğmde çözümleyiveriyor. Canh kuwetin, mekanik hareketin belirli bir miktarrmn iş yapma yeteneğinden başka bir şey olmadrsnr görmüş olan b'le; için, bu iş yeteneğinin ve onun tarafından gerçekten yaprlan işin mekanik terimlerle deyimlenmesinin birbirinin aynr olmasr gerektiği; böylece de, mtz1rişi ölçünce, canlr kuvvetin de aynr şekilde m@lz ile ölçülmesi zorunluluğunun buIunduğu apaçrktır. Bilimde olan da budur. Teorik mekanik, canlr kuwet kawamrna van:ıyor, miüendisin pratik mekanizor. ği iş kawamrna Varıyor ve teorisyenleri de bunu kabule ylllarca düve yapmaya dalmrşlar l"vo". Teorisyenler, hesap kawam iki ki, kalmrşlar uzak öylesine şünce alrşkanlrğından arasındaki bağrntıyı görmemiş, bir tanesini mfl |Le ve ötekini -fl/z ile ölçerek, sonunda her ikisi için mnzlr'y1kabul et_ mişler, ama bunu anlaüklanndan dolayl değil hesaplama kolaylığı için yapmışlardlr.* * uIş" sözcüğü ve bunu karşılayan düşiince Ingiliz mühendislerinden gelmiştir. Ama İngüzcede pratik çalrşmaya "worL(, ekonomik anlamda çalrşmaya "Labouf denir. Bundan dolayr fıziksel iş de "worll sözcüğü ile tanımlmır. Böylece ekonomik anlamda iş ile bir karrştrrma olmaz. Almancada aynı şey yoktur. Bundan dola5n son yıllardaki sözde bilimsel yazılatdafızik' ..l anlamda işin elronomik çalrşma durumlan ile ilgili çeşitli ve garip kullanışlan ya da bunun tersi görülmüşttiı. Bizde, İngilizcedeki "worY sözcij;ği' ne çok uygun düşen ve fiziksel işin tanımlanmasına yarayan "Werl( sözci' ğıı de vardrr. Ama iktisat, doğabilimcilerimize çok uzak bir alan olduğu için geç olmakla birlikte gene de genel olarak yerleşmiş /ıbeiü sözcüfiimün yerine bunu kabul etmeye grıçlııkle karar vereceklerdir. Yalnız Clausius, 'Arbe_ jü" deyiminin yaıırsıra da olsa "Wer]( sözcüğünü alrko5rma denemesi yapmrştu. [Enge,ls' i n notu.f 114


GEL-GİT SÜRrtJNMEsI KANT VE THOMSON TAIT

-

Dü;wArvIN DöNüŞü

w AYÇEKİMFI

Thomson ve Tait, Nat. Phİ[os. I, s. L91 ($ 276): ''Dünyada olduğu gibi açık üst yüzeyleri kısmen bir srvrdan oluşmuş olan bütün cisimlerde gel-git hareketlerine karşı doğan sürtünmenin oluşturduğu dolayh dirençlef7 de var-

ür. Bu dirençler, sözkonusu cisimler kendilerine yakrn

ci_

simlere göreli olarak hareket ettikleri sürece, göreli hareketlerden sürekli olarak enerji vermek zorundadrrlar. Ilk planda, tek başrna ayın dünya üzerinde denizlere, göllere ve rrmaklara yaptrğı etkiyi gözönüne alırsak, bu etkinin, dünyanrn kendi ekseni çewesinde dtıntıştıntın ve iki cismin kendi süredurum merkezleri çewesinde dönüşlerinin periyodlannı eşitleme eğiliminde olduğunu göriirüz; çünkü bu periyodlar birbirlerinden farklr olduklan sürece dünyanrn yüzeyindeki gel_git etkisi sürekli olarak onlann hareketlerinden enerji çekmek zorundadrr. Konuyu daha yakrndan görmek ve ayü zamanda gereksiz saplantrlardan kaçrnmak için, 115


ayln düzgün bir küre olduğunu kabul edeceğiz' Ayın vedüny."r, ktıtle}erı arasrndaki kütlesel çekimin karşılıklr etki ve

iepkisi,ayrnmerkezinden**?H"**:rH?:lu"İrl".1l,,i

dünyanın dönüşü ayın dünya hareketinden Jtr cevresindeki 'daha lgsa periyodda olduğu sürece, dünyanın dönüştinü engelliyor ğbi olmalıdır. o halde, şekildeki MQ doğrusu $bi bir doğrultuda dünya merkezinden OQ kadar saPmak zorundadrr. Bu saPmanın şekilde çok büyütülmesi zorunlu olmuştur. Ay üzerin_ de MQ yönünde gerçekten etmeydana geldiği düşünülebikısrmdan iki kili olan kuwetin yönelik Mo dogrultusunda etkili lir. Dünyanrn merkezine kuwetin büyiiklüğüntüm büyüklüğü, olan birinci krsmrn göre çok daha kügöstermez. ona sapma den farkedilir bir diktir. Bu son lrryönü Mo'ya MT kuwetin çük olan ikinci ve ayın halindedir teğet hemen yörüngesine hemen srm aJnn etkilemeanslzln bir kurrvet yöndedir. Böyle aynr hareketi ile ye başlayınca önce ayrn hrzrnr arbtrnr. Ama belli bir süre sonra bu ivme doiayrsryla dünyadan o kadar çok uzaklaşrr ki, hareketi dünyanrn çekimine karşrt olduğundan teğetsel irıme kuweti ile kazanrlan kadar hız yitirmiş olur. Hareketle birlikte, her an yörüngenin daire biçiminden küçük bir sapma oluşmasl Sonucunu doğuracak kadar küçük olan sürekli teğetsel kuwetin etkisi, merkezİ cisme olan uzaklrğı giderek ,"t'"rr, ve böylece yitirilmiş hareketin kinetik eneıjisi tarafından merkezi kütlenin çekimine karşr yaprlmasl gereken bir işi sağlamrş olur. Merkezi cismin çok yavaş genişleyen helezon biçimindeki yörtingesinde geçen bu hareketini dik_ kate alırşak, durum kolayca anlaşılabilir. Kuwetin, uzaklr_ ğrn karesi ile ters orantrlı olması koşuluyla, harekete karşı L16


olan çekimin teğetsel bileşeni, hareket yönünde bozucu kuvvetin iki kat büytiklüğünde olur; bundan dolayr da birincisine karşr yaprlan işin yansı kadar iş, sonuncusu tarafi'ndan yaprlrr, işin öteki yarrslnr da hareketten alrnan kinetik enerji yapar. Ayrn hareketi üzerinde şimdi gözönünde bulunduru_ lan özel bozucu nedeni oluşturan toplam etki, hareket miktarrnln momentleri ilkesi kullanılarak çok kolayca bulunur, o zaman görtirüz ki, dünyanrn ve aJnn ortak siiredurum merkezinin, hareketin süredurum merkezleri ile herhangi bir anda kazanrlan hareket miktannrn momenti, diiııyanın kendi ekseni çewesinde dönüşü ile yitirilen moment kadardır. Ayrn ve dünyanın halen döndükleri biçimde süredurum mer_ kezlerinin hareket miktarlan momentlerinin toplamr, dünyarun dönüşünün hareket miktannrn şimdiki momentinin 4,45 katl kadardrr. Birincisinin ortalama yüzeyı eliptiktir; bundan dolayı da, her iki momentin eksenleri ortalama 23927,5'açıda birbirine doğru eğimlidir. Burada ay hareketinin alanr üzerinde güneşin etkisini gözönünde bulundurma_ drğmrz için, bu açıyı her iki eksenin şimdiki gerçek eğimi olarak kabul edebiliriz. O halde bunun sonucu ya da hareket miktannrn bileşke momenti, şimdiki dtinya dönüşü momentinin 5,38 katrdır ve bunun ekseni, dtimyanrn eksenine doğru 19s13'eğimlidir. Demek ki, gel_gitin son özelliği, ikisi de'sanki katı bir cismin iki parçasryınış gibi, dünyayr ve aJn' bu bileşik eksen çewesinde bu bileşke momentle tekdüze dönecek duruma indirgemektir. Bu durumda, ayrn dünyadan uzaklığı süredur'um merkezlerinin şimdiki hareket miktan momentinin karesiniır, bütün hareket miktan momentinin karesine oranına eşit olarak, yani L,46:1 oranrnda attar, dönüş periyodu da, aynı büyüklüklerin küpleri oranında, yani !:l,77 oranrnda büyür. Uzaklrk 347.|00 İngiliz miline ve zaman 48,36 giine gkmrş olur. Ewende diinyadan ve aydan başka hiçbir cisim olmasaydr, bu ikisi, ortak süredurum merkezleri çewesindeki daire biçimi yörüngede böylece sonsuzca dönmeye devam ederdi Ve aJmr periyodda dünyanrn kendi ekseni çewesindeki dönüşü, ayrn hep aynr yüzüne döniik durumda olur_ 777


du, bundan dolayı da dünyanrn yüzeyindeki bütün akışkan krsrmlar, katr krsımlara göre durgun durumda bulunurdu' Ama güneşin varlığr, şeylerin böyle bir durumunun süreklili$ni önler. o zaman, gtıneş gel_gitleri bu}unur, güneşe göre dürryr.rr., dönüş periyodunda iki kez sular yükselir ve iki kez de alçalrrdr (bir güneş gününde, ya da aym şey demek olan bir ayda iki kez). Böyle bir şey, alışkan sürtiimmesiyle eneği kaybedilmesi olmaksrzın gerçekleşemezdi. Dünyanrn ve ayrn haieketlerinde, böyle bir neden ortaya çrkarabilecek bozul_ malun tüm alrrşrnr belirlemek kolay değildir. Ama bu, sonunda, dünyanrn, aJnn ve gtineşin katr bir cismin parçalan gibi ortak bir süredurum merkezi çewesinde dönmeleri sonucuna götürebilirdi.'' |754'te Kant, gel-git sürtünmesi ile diinyanın dönüşiinün geciktiği ve bu etkinin ancak, ''diirlyanrn yüzeyinin aya göre ğtıreli bir durgunluk durumunda bulunmasr, yani ayın dii'rıya çewesinde dönüş için geçirdiği zaman siiresince kendi ekseni çewesinde dönmesi, bunun sonucu her zaman aynı yü_ zünün aya dönük bulunmasr durumunda''88 gerçekleşeceği görüşünü ilk ortaya attı. _ onun görüşüne göre, bu gecikmenin kaynağı ya|nızca gel-git sürtünmesi, yani dünyada srvr kütlelerin bulunmasıydr:

''Eğer dünya bütiirı sırrrlardan yoksun, tamamen katı bir ktıtle olsaydr, ne güneşin, ne de ayrn çekimi, onun kendi eksene çewesinde serbestçe dönüşünü değştirmek için bir şey yapabilirdi. Çünkü güneş, yer 5ruvarlağının doğu losımlannr au, ut lıısrmlannr da aynr güçle çeker ve bu yüzden ne bir yüzüne, ne öteki yüzüne doğru bir eğime neden olur' Bunun sonucu, şimdiki dönüşünü, drşardan hiçbir etki gelmiyofinuş gibi tam serbestlikle sürdürmesini sağlar-''8g Kant bu sonuçla yetinebilirdi. o zamanlar' aJnn dünya dönüşünün üzerindeki etkisine daha çok inmek için gerekli bütü; bilimsel önkoşullar eksikti. Kant'rn teorisinin genel olarak kabul edilmesi için hemen hemen yüz yıl beklemek gerekli oldu; gel-gitin, güneş ve ay çekiminin dünyanrn dönü178


şü üzerinde yaptığı etkinin ancak görünebİlir yanr olduğunu keşfetmek için ise daha uzun zarnaIlbeklendi. Konunun daha genel olan bu kawanrşr, Thomson ve Tait tarafrndan geliştirildi. Güneşin ve aJnn çekim etkisi, yeryüzünün ya|nızca akışkan yüzeyı için değil, genel olarak dün_

yanrn tüm kütlesini, onun dönüşünü engelleyecek biçimde etkiler. Dünyanrn dönüş periyodu, ayrn dünya çewesindeki dönüş periyoduyla çaluşmadığ sürece ayın çekimi şey-her den önce yalnızca bunu ele ahrsak-, bu iki periyodu birbirine giderek daha çok yaklaştrrma etkisi gösterir. (Göreli) merkezi cismin dönme periyodu uydunun dönme periyodundan daha uzun olsaydr, birincisi giderek krsalrrdr; eğer daha krsa olsaydr durumunda olduğu gübi- daha da uzayacaktr. Ama-yerin ne bir durumda kinetik enerji yoktan varolacaktrr, ne de başka bir durumda yokolacaktrr. Birinci durumda uydu, merkezi cisme yaklaşacak ve devir periyodunu kısaltacaktr, ikinci durumda ondan daha çok uzaklaşacak ve dönme periyodu daha çok uzayacaktr. Birinci durumda uydu, merkezi cisme yaklaştıkça hrzlanan merkezi cismin ivmeli dönmesinden sağladrğı kinetik enerji kadar, tam o kadar potansiyel enerji kaybedecekti. İkinci durumda uydu, uzaklrğrnr artrrarak merkezi cismin dönmesinin kinetik enerjisi ka-' dar, tam o kadar potansiyel enerji kazanacaktr. Dünya_ay sisteminde mevcut olan, dinamik, potansiyel ve kinetik enerji toplamı aynr kalrr; sistem tümüyle salçrnrmsaldrt (conservative).

Görülüyor ki bu teori, ilgili cisimlerin fiziksel ve kimyasal yaprsrndan tamamen basmsrzdrr. Aralanndaki bafintı, kütleleriyle orantrlr olan ve aralanndaki uzaklrklann karesiyle ters orantılı olan çekimle oluşan serbest göksel cisimlerin hareketlerinin genel yasalanndan çrkanlmıştrr. Açıkçasr, Kant'rn gel-git sürtünmesi teorisinin bir genelleştirilmesi olarak ortaya çıkmıştrr; ve hatta burada, Thomson ve Tait tarafrndan, bu, matematiksel ifadelerle bir kamt olarak sugariptir ki yazarlann bundan nulmuştur. Ama gerçekte -nesürtünmesinin özel durumunu hiç haberi yoktur- gel_git 119


drştalamaktadır. Sürtünme, ktıtlelerin hareketinin engellenmesidir; yüzyrllarca böyle hareketin yokolmasr ve bu yüzden kinetik enerjinin yokolmasr olarak göriilmüştür. Şimdi biliyoruz ki, siiırtünme ve çarprşma, içersinde kinetik enerjinin molekül enerjiye, rsrya dönüştügü iki biçimdir. o halde her sürtiiçrmede, kinetik enerji, dinamik anlamda potansiyel enerji olarak değil, lslnrn belirli bir biçimde molekiiü hareketi olarak yeniden ortaya çıkmak üzere kaybolur. Demek ki, sürtii,rrme ile yitirilen kinetik enerji, önce iğili sistemin dinamik yönleri bakımrndan gerçekten yitirilir. Ancak rsr biçiminden kinetik enerjiye yeniden dönüşmesi durumunda, yeniden dinamik bakrmdan etkili olabilir. Şu halde, gel_git sürtünmesi balrımından durum nedir? Açrktrr ki, burada da, dünya yüzeyinde ayrn çekimi ile su kütlelerine aktanlan btıttın kinetik enerji, ister suyun viskozitesi (yaprşkanlığı) yüzünden su zerreciklerinin birbiriyle sürtünmesi, ister suJrun katr yüzeyle sürtünmesi ve gel-git hareketine karşr koyan taşlann parçalanmaŞı sonucu olsun, ısrya dönüşür. Bu rsrdan ancak yok denecek kadar az bir kısmt, sll yüzeylerinin buharlaşmasrna yardım eder ve tekrar kinetik enerjiye döntıştır. Ama tüm dünya_ay sistemi tarafrndan dünya yüzeyine bırakrlan kinetik enerjinin bu yok denecek kadar az lıısmr da önce diirıya yiizeyinde kalır ve oradaki koşullara bağlr olur; bu koşullar oradaki bütün enerjiyi etkin duruma sokar ve onlann aynr kesin kaderini hazırlar sonunda rsıya dönüşmek ve lzayayayllmak. o halde, gel-git sürtünmesinin dünyanın dönüşü üzerinde engelleyici bir etkide bulunmasrnrn tartrşma götürmediği noktaya kadar, bu amaç için kullanılan kinetik eneıji, dinamik dünya_ay sisteminden kesinlikle kaybolur. Bundan dolayı, bu sistem içinde, dinamik potansiyel enerji olarak yeniden ortaya çrkamaz. Başka bir deyişle, ay çekimi yoluyla dünyanrn dönüşünü engelleyen kinetik enerjinin yalnızca bu bölümü yeryııvarlağrnıı katı kütlesiıı etkiler, bu lusım, dinamik potansiyel enerji olarak yeniden ortaya çrkabilir, yani 120


buna tekabül eden ay uzaklrsnrn artrşryla bunun yeri doldurulabilir. Öte yandan, dünyanın aluşkan kütlelerini etkile_ yen krsmr, ancak bu kütlelerin kendisini dünyanrn dönüş doğrultusunun tersine bir harekete sokamadrğı ölçüde bunu lgel-git sürtünmesini] yapabilir, çünkü bu hareket tamamen ısıya dönüşür ve sonunda yayllma yoluyla sistemden kaybo-

lur.

Dünyanrn yüzeyindeki gel-git sürtünmesi için sözkonusu olan, dünyanrn bir varsaJnm olarak kabul edi}en akışkan çe_

kirdeği içinde teorik olarak kabul edilen gel-git sürtünmesi için de aynı biçimde geçerlidir. Konunun kenüne özgü yanr, Thomson ve Tait'in gel-git sürtünmesi teorisini ortaya koymak için, dünyaıın tamamıy]e katı bir cisim olduğu zrmni varsaJnmrndan hareket eden ve bu yüzden bir gel-git olanasnı ve öyleyse gel-git sürtünmesi olanağını da drştalayan bir teori ortaya koyduklannr farketmemiş olmalandrr.

121


ISPO

cÖnoÜĞüı,ıüZ glbi, mekanik hareketin, canlr kuwetin iki kayboluş biçimi vardrr. Birincisi, örneğin bir ağırlığn kaldrnlmasıyla' onun mekanik potansiyel enerjiye dönüşmesidir. Bu biçimin özelliği, hem mekanik harekete tekrar dönüzamanda bu mekanik hareket başlangrçta_ şebilmesi kinin aynı-aynr olan canlr kuwete sahiptir-, hem de yalnrzca bu değşme biçimi yeteneğine sahip olmasrdrr. Mekanik potansiyel eneı{i, önce gerçek mekanik harekete döndürülmedikçe, asla rsr ya da elektrik üretemez. Clausius'un deyimini kullanrrsak, bu bir ''tersine çevrilebilen süreç''tir. Mekanik hareketin ikinci kayboluş biçimi, sürtünme ve ikisi, birbirinden ancak derece çarprşmada olur - bunlann balomrndan farklrdr. Sürtünme, birbiri ardrndan ve birbirinin yanrsrra olan bir dizi küçük çarprşmalar olarak, çarprşma da zamanln bir parçasrnda ve bir tek anrnda yoğunlaş122


nuş sürtii[rme olarak alınabilir. Sürtünme süreğen çarp$ma, çarplşma da şiddetli sürtünmedir. Burada kaybolan mekanik hareket, bu sıfatla kaybolur. Kendiliğinden, bir anda olu_ şamaz. Bu süreç, dolaysız geri çevrilme süreci değildir. Hare-

ket, nitelik balımdan değşik hareket biçimlerine, ıslya'

hareket biçimlerine dönüşmüştür. - molekül Bundan dolayl sürtünme Ve çarpışma, kütlelerin hareke_ tinden, mekaniğin konusundan, molekül harekete, fiziğin konusuna varır. Fiziği, molekül hareketin mekaniği olarak nitelediğimizde, bu ifadenin çağdaş fizik alanrnın tamamrnr asla kapsamadığı gözden kaçrnlmamalrdrr. Tersine. Işrk ve rsı yayrlma göriıngülerinin kaynas olan esir titreşimlerinin, sözcüğün modern anlamrnda molekül hareketleri olmadrfindan kuşku yoktur. Ama onlann yersel etkileri, herşeyden önce moleküllerle ilgilidir: rşr$n lıınlmasr, rşığn polarizasyonu vb. ilgili cisimlerin molekül yaprlanyla belirlenir. Aynı şekilde, şimdi, en önemli bilim adamlan, hemen hemen tam bir görüş birliği içerisinde, elektriği, esir parçacrklannrn hareketi olarak kabul ediyorlar, hatta Clausius, lsr için, ''tartrlabilen atomlann hareketi''nde (atom yerine molekül demek belki daha yerinde olur) "... cisimdeki esirin de payr bulunabileceSni" (Mechan. Wtirmetheorie, I, s. 22) söylüyor. Ama elektrik ve rsr görüngülerinde, gene ilk planda, moleküler hareketler sözkonusu oluyor; esir konusundaki bilgimiz böylesine az olduğu sürece, başka bir şey de söylenemez. Ancak esirin mekaniğini gösterebilecek kadar ilerlersek, bu konu, bugün zorunlu olarak fiziğe brrakrlmrş bazr şeyleri de herhalde kapsayacaktrr. Moleküllerin yaprslnrn değiştiği, hatta yokedildiği fizik_ sel süreçler, ilerde ele alrnacaktrr. Bunlar, fizikten kimyaya geçişe yolaçar. Hareketin biçim değişimi, ancak moleküler hareketle tam serbestliğe kavuşur. Mekaniğin srnrnnda ktıtlelerin hareketi, ancak rsı ve elektrik gibi birkaç başka biçime girebilirse de, burada oldukça farklr, canlr bir biçim değşimi kapa_ elektriğe

123


sitesi görüyoruz. Isr, termopilde elektriğe dönüşür, rşrmanln (radiation) belirli bir aşamasrnda rşrkla eşdeğer olur, bu defa

da kendisi mekanik hareket üretir. Elektrik ve manyetizm, lsr Ve ışık gibi bir ikiz çift oluşturarak, birbirlerine dönüşmek]e kalmazlar, a)mr zamanda hem rsl ve ışrğa, hem de me_ kanik harekete dönüşürler. Bu, öylesine belirli ölçü bağrntrlanna göre olur ki, bu biçimlerden herhangi birinin belirli bir miktan, kilogrammetre, rsr birimi, volt olarak bir başkasıyla ifade edilebilir,glve aynr şekilde her ölçüm birimi de bir başkasryla ifade edilebilir. Mekanik hareketin rsrya dönüşümüniin pratik alanda keşfedilmesi öylesine eskidir ki, bu, insanlık tarihinin başlangıcrna kadar götürülebilir. Aletlerin keşfedilmesi ve hay_ vanlann evcilleştirilmesi yolunda daha önce hangi keşifler yaprlmrş olursa olsun, sürtiirıme ile ateşin yakrlmasl, insan_ lann cansız doğa gücünü kendi hizmetlerine sokmalannın ilk örneğidir. Bu dev ilerlemenin nerdeyse ölçtilemeyecek kadar büyük olan öneminin insanoğlunu ne kadar etkilediğini bugün halk arasındaki boşinan da gösteriyor. İlk alet olarak taş bıçağın keşfi, bronz ve demirin kullanrlmaya başlamasrndan çok sonralan bile kutlanıyor, bütün dinsel kurbanlar taş brçaklarla kesiliyordu. Yahudi efsanesine göre, Yehova,g2 çölde doğan erkekleri taş bıçaklarla sünnet ettiriyordu. Keltler ve Cermenler, insanlan kurban ederken yalnrz taş bıçak kullanryorlardı. Bun]ar çoktan kaybolup gitti. Ama sürtünme ile ateşin yalıılmasr balrrmrndan iş böyle değl. Ateş elde etmenin başka yollannrn öğrenilmesinden çok sonralan, insanlann çoğunluğu arasrnda kutsal ateş, sürtünme ile elde ediliyordu. Bugün bile birçok Avrupa iilkelerinde, mucize gücü taşıyan ateşin (örneğin biz Almanlann salgınlara karşr yaktığ şenlik ateşi) ancak sürtünme ile elde edilebileceğinde direnen boşinan halk arasrnda yaşamaktadır. Böylece insanrn doğa üzerindeki ilk büyük zaferinin minnet dolu anrsı, halkrn boşinanlannda, dünyanrn ileri uluslannın putperestmitolojik anrsııun kalrntrlannda olarak- gü-yan-bilinçti nümüze kadar gelmiştir.


Bununla birlikte, sürttinme ile ateş yakma süreci gene

de tekyanlrdır. Bu yolla, mekanik hareket rsrya dönüşür. Sü-

recin tamamlanmasr için, bunun tersine dönmesi, lsrnın me_ kanik harekete dönüşmesi zorunludur. Ancak o zaman sürecin diyalektiğ.i için hak yerini bulur, hiç değilse ilk aşama için sürecin çevrimi tamamlanmış olur. Ama tarih kendi yolunu izler. Son tahlilde onun izlediğ,i yol diyalektik olsa bile, diyalektik, çoğunlukla, tarihi oldukça uzun bir süre bekle_ rnek zorundadrr. Sürtünme ile ateşin keşfedilmesinden, İskenderiyeli Hero'nun, çrkardığı buharla sürekli hareket haline giren bir makineyi buluşuna (İö rzo dolaylannda) kadar binlerce ;ıl geçmiş olmalrdrr. onlardan sonra da, ilk buhar makinesinin, ls{n gerçekten yararlanrlan mekanik harekete dönüştürücü ilk aygtın yaprlışrna kadar aşağı yukan iki bin yıl geçti. Buhar makinesi, gerçekterr uluslararasr nitelikte ilk keşifti. Bu gerçek, kudretli bir tarihsel ilerlemeye tanrklık eder. İlk buharlr makineyi, Fransrz Papin, Almanya'da keş_ fetti. Her zamanki gibi, kendisine mi, yoksa başkalanna mr yararı dokunacafrna aldrrmadan, çewesine daima parlak düşünceler yayan Alman Leibniz, Papin'le olan mektuplaşmalanndan (Gerland tarafrndan yayrnlanan)g3 şimdi öğırendiğimize göre, Papin'e makine ile ilgili temel düşünceyi, siIindir ve pistonun kullanrlmasrnr öğretmiştir. Hemen ardından İngiliz Savery ile Newcomen benzer makineler keşfettiler. Sonunda bunlann yurttaşr Watt, ayrı bir kondansatör (buhar srkrştırma makinesi) kullanarak, makineyi bugünkü düzeyine uygun duruma getirdi. Bu alanda keşifler çevrimi tamamlandl; ısrnrn mekanik harekete dönüştimü başanldr. Daha sonrakiler, ayrıntrlardaki iyileştirmelerdi. Demek ki, uygulama, mekanik hareket ile rsr arasrndaki bağıntrlar sorununu kendi usulünce çözümlemişti. önce bi_ rinciyi ikinciye, sonra da ikinciyi birinciye dönüştürmüştü. Ama teori açrsrndan durum neydi? Durum oldukça acrklıydr. 17. ve 18. yüzyıllarda, sürtünme yolundan başka ateş elde etme usulü bilmeyen geri top125


luluk]an anlatan çok sayıda gezi yazıIan yayrnlamakla birlikte, fizikçiler bunlarla hiç ilgilenmediler. Bütün 18. yüzyılda ve 19. yüzpıın ilk dönemlerinde, buhar makinesine karşı da aynr ölçüde ilgisiz kaldrlar. Çofunlukla olaylan bir kena_

ra kaydetmekle yetindiler. Sonunda, 19. yüzyılın yirminci yıIlannda Sadi Carnot konu5ru ele aldr; hem de öylesine becerikli bir biçimde ele aldı

ki, onun ortaya koyduğu ve sonradan Clapeyron tarafrndan geometrik biçimde sunulan en iyl hesaplamalar, bugün bile Öhusius ve Clerk Maxıırell'in yapıtlannda geçerliğini korumaktadrr. Carnot, sorunu temelden almlştr. Bunu tamamen yalnızca çözmede, onu engelleyen malzeme eksikliği değil, heryanlış teori, bu Üstelik yanlış teoriydi. daha önceki bir ettirilmemiş, kabul zorla fizikçilere ile hangi bir kötü felsefe metafızik-felsefi yönteme göre çok üstün saydrklan onlann kendi doğacr düşünce biçiminin yardrmryla uydurulmuştu' L7. yüzyılda, hiç olmazsa İngiltere'de, ısr, cisimlerin bir özelliğ, ''kendine özgü türden bir hareket'' (a motion* of a particular kind, the nature of which has never been expıaıned in a satisfactory manner [.-. niteliği doyurucu bir iarzdahiçbir zamar. açrklanmamrş olan özel türden bfu harekeü]) olarak kabul ediliyordu. Th. Thomson mekanik rsı teorisinin keşfedilmesinden iki yıl önce onu böyle niteliyordu' (out]ine of the Sciences of Heat and E\ectricity, 2' editioı, London 1840.)94 Ama 18. yüzyılda, lslmn elektrik, rşrk, manyetizm gibi tızel bir madde olduğu, bütün bu özel maddelerin ağırlıs bu}unmaması dolayısıyl a, tartıLmaz olmalan yiiziinden rasgele maddeden aynlüklan görüşü giderek önplana geçti.

*

Italikler Engels'indir. -Ed. 126


ELEKTRIK-

ELEKTRIK, rsr gibi, ama değişik bir yolla, bir çeşit her yerde bulunma niteliğine sahiptir. Dünyada elektrik görün_ gü}erin katrlmadrğr herhangi bir değişim oluşmasr hemen hemen olanaksrzdrr. Su buharlaşrrken, bir alev yanarken, iki a5rn metal, ya da değişik srcaklrkta iki metal birbirine değince,ya da demir, bakrr sülfat çözeltisiyle temasa gelince, vb., daha fazla göze çarpan fiziksel ya da kimyasal görüngülerle elektrik süreçleri de eşzamanda oluşur. Çok farklı nitelikte* Bu btilii,rndeki temel materyal yöntinden, daha çok Wiedemann'ın Lehre vom Ga]vanismus und Elektıomagnetismus,2 B_de, in 3 Abt., 2. Auf_ lage, Braunschwelg, 1872-7 4. yapıtına dayanryoruz.9s 15 Haziran 1882 tarihli Naturdda, "which in its forthcoming shape, with electro-statics added, ıırill be the greatest experimental treatise on electricity in existence'' [''bir sonraki biçiminde, elektrostatik ile çoğaltılmrş olarak, elektrik konusunda varolan en büyiiü< deneysel yapıtı meydana getirecek"] bu "admirable treatise"a [''hayranlık duyulacak yapıt"al değiniliy or.e6 lEn gel s' in notu.J


ki

doğal süreçleri ne kadar kusursuz incelersek, o kadar

daha çok elektrik belirtilerine raslanz. onun her yerde bulu-

nuşuna, yarrm yüzyıldan beri elektriğin insanoğlunun sana_

yi hizmetinde gittikçe daha çok kullanılmasr gerçeğine karşrn, elektrik, niteliği h6lA tam bir karanlrk içinde bulunan hareket biçimidir. Galvanik akrmrn keşfi, oksijenin keşfrnden aşağr yukan 25 yıl. daha yenidir ve elektrik teorisi bakı-

mrndan, hiç değilse oksijenin kimyadaki önemi kadar önemlidir. oysa bugün bile iki alan arasrnda ne kadar büyük bir ayrrm vardrr! Kimyada, özellikle, Dalton'un atom ağrrlrklan ile ilgili keşfr sayesinde, bir düzen, ulaşılan sonuçlar konusunda göreli bir kesinlik ve bir sistematik, hemen hemen bir

plan, bir kalenin düzenli olarak kuşatrlmasıyla karşrlaştınlabilecek, hAlA fethedilmemiş alanlara bir saldın vardır. Elektrik teorisinde, ne kesinlikle doğrulanmrş, ne de kesinlikle çürütülmüş, eski ve şüpheli deneylerin oluşturduğu bir sürü kanşık safra vardrr. Karanlrkta g'üvensiz elyordamlan bir göçebe atlrlar sürüsünün saldrnsrna benzer, dağnık gtıçleriyle, bilinmeyen alanlara sefer yapan sa)nsrz, bir başına kimselerin yapmrş olduklan düzensiz araştrrma ve deneyler sözkonusudur. Gerçekten, bilimin tümüne bir merkez noktasr ve araştrrmalara sağlam bir temel olacak, Dalton'un yaptr_ s clbi bir keşfin, elektrik alanında da h6IA gerekli olduğu kabul edilmelidir. Bugün, kapsamlr bir teorinin konmasrnr olanaksrz krlan, bu alanda tekyanlr bir görgücülük olgusun_ dan sorumlu, kendine, olabildiği kadar düşünceyi yasaklayan bir görgücülük ve aynı zamanda sadece bu yüzden yalnrz yanlrş olarak düşünmeyen, öte yandan gerçekleri ona tam bir bağlılık içerisinde izlemek yeteneğinde olmayan, bu nedenle de gerçek görgücülüğün tersine dönüşen şey, temel_ de elektrik teorisinin bu anlaşrlmaz durumudur. Alman doğa felsefesinin çılgrn, önsel (a priorf, saçmalrklan konusunda genel olarak bir şey söyleyemeyen doğabilimcilere, görgücül okulun ya|nızca çağdaş olanlan değil, çok daha sonraki dönemin teorik-frzik çalışmalan da şalık verilmelidir. Çtınktı bunlar özellikle elektrik teorişinde oldukça 128


geçerlidir. 1840 yılınrn bir yaprtrnr ele alalrm: Thomas Thomson, Aıı out]ine of the Sciences of Heat and Eleetricity. İhtiyar Thomson, zamanlnda, gerçekten bir otoriteydi. Ayırca, şimdiye kadarki elektrikçilerin en büyugu olan Faraday'rn yaprtlanndan en önemli krsmr elinin altında bulunuyordu, Ama gene de kitabında bu konuyla ilgili olarak kendisinden çok daha eski olan hegelci doğa felsefesinin elektrik konu_ sundaki kadar saçma şeyler vardır. örneğin elektrik lovrlcrmlntn anlatrmr Hegel'in bununla ilgili pasajınrn, sanki doğrudan doğruya bir çevirisidir. Her ikisi de, elektrik krvılcıminrn gerçek niteliğinin ve çeşitliliğinin öğrenilmesinden önce bu alanda insanlann keşfetmeye çalrştıklan, şimdi çoğunlukla özel durumlar ya da y?nlışlrklar olarak ortaya konmuş bütün mucizeleri srralar. üstelik Thomson, 416. sayfada, Dessaigne'nin, barometre yükselirken ve termometre düşer_ ken camrn, reçinenin, ipliğin vb. crvaya daldınlarak elektrik ytülü duruma geldiğini, barometre düşerken'r"grtif ," *rcaklık yükse}irken ise pozitif elektrikle yüklendiğini; altın ile daha birçok başka metalin yazrn rsrnma ile pozitif, kışn soğuma ile negatif olduğunu; bunlann barometre yükselince ve kuzeyden rizgar eşince kuwetli elektrik taşrdrsnr, srcak_ lık ytıkselirken bu elektriğin pozitif, düşerken negatif olduğunu vb. ileri süren kurt masallannr tam bir ciddiyetle anla_ trr. olgulann ele alınrş biçimi için bu kadar. Thomson, önse,l kurgusuyla ilgili olarak elektrik krvrlcımrnın aşağdaki teorisini Faraday'ın bizzat kendisinden alarak bize lütfetmektedir: "Çok ktıçtık ve srnrrlr bir yer kaplayan az bir parçacığn özel bjr etkisiyle birçok elektrik geçirmeyen parçacrğn po1arize olmuş indüktif durumunun bir boşalmasr ya da dtişmesidir. Faraday'rn anlayrşrna göre, boşalmanrn oluştuğu., daki parçacıklar birbirini itmekle kalmaz, ama kendine 'uyrözgü bir durum, bir süre için oldukça yüksek bir düzeye çıkan bir durum alır; yani onlan çeweleyen btıttın kuwetleri birbiri ardrndan kendi üstlerine çeker ve daha üstün bir yoğunluk durumuna yükselerek, belki de kimyasal olarak birleşen 129


atomlann durumuna eşit olarak; şimdilik bizce bilinmeyen bazı işlemlerle, belki de kendi güçlerini boşalttığr gibi, güçlerini boşaltır; ve bu, tüm sürecin sonudur (and so the end of the whole). En son etki, metal bir parçacrğın yerine boşalmakta olan parçacrklann konmasr gibidir. Her iki durumda da etki ilkelerinin bir süre sonra tam bir benzerlik göstermesi olanaksrz değildir.''sz ''Ben'' diye ekliyor Thomson, "Faraday'rn bu açrklamaslnl onun kendi sözcükleriyle verüm, çünkü bunlan iyice anlayamıyorum.'' Bu, Hegel'in elektrik k'rvılcımrnda ''yüklü cismin özel madü yaprsr, siirece henüz girmeden, ama ancak basit ve ruhsal bir yolda belirlendiği için'', ve elektriğin "cisme özgü bir krzgınlrk, köpürme'' olduğu, ''irkitildiğinde her cismin göstereces öfkelilik'' olduğunu (N aturphiho sophie, 324, ek)98 söyleyen Hegel'i okuyan herkesin başrna kuşkusuz gelecektir. Ama temel düşünce Hegel'de ve Faraday'da a5rnrdrr. Her ikisi de, elektriğin maddenin bir durumu olduğu düşüncesine karşr çrkar, ama maddenin özel ve ayrı türü olduğunu benimser. Ve elektrik lrıvrlcrmr, bağmsrz, serbest, herhangi yabancr maddi özden ayrı' ama duyularla algılanabilen açrk bir şey olarak göründüğü için, o zamanln bilim ortamrnda lçrvılcım, onlan, bütün maddeden anlık olarak serbest hale gelmiş bir ''kuwet''in geçici görüngüsel biçimi olarak kawanrlmasl zorunlu sonucuna vardrrmrştrr. Metal elektrotlar arasrndaki lçrırılcrm]r boşalmada gerçek''metalik parçacrklar''rn karşrya srçradrğnr ve böylece ''yüklü cismin özel maddeselliği''nin gerçekten ''sürece girdi#ni'' bildiğimize göre, bizim için, bilmece elbette çözülmüştür. Bilindiği gibi, elektrik ve manyetizm, rsr ve rşrk gibi, başlangrçta, tartrlamayan özel maddeler olarak kabul ediliyordu. Elektrikle ilgili olarak, biri pozitif diğeri negatif iki karşrt tözün, iki ''akışkan''rn olduğu ve bunlar ''elektrik aprma kuweti'' diye adlandrnlan şeyle birbirinden uzaklaştrnlrncaya dek, normal durumda birbirlerini nötralize ettikleri görüşüniin hızla geliştiği çok iyi bilinmektedir. o halde, iki cisimden birini pozilif, ötekini negatif elektrikle olmak üzere yük130


lemek olanak]rdrr; her ikisini üçüncü bir iletici çis,ınLe brğııJ.ınca' koşullara göre ya ani ya da stirekli bir ıkıının ymĞ mıyla, denge oluşur. Ansrzrn dengelenme çok basit ı çİ

görünüyordu ama, alr.ım, güçlükler grkanyordu. Fefur ı daha aynntrlı olarak Weber, her kapalı dewede pozitifvec' gatif elektrikli iki eşit alımrn cisimlerin tartılabilir molekül_ leri arasrnda yanyana bulunan kanallardan ters yönlerde akıp gittiği görüşü ile, alılmrn her defasrnda ya salt pozitif ya da salt negatifelektriğin bir hareketi oldufu yolundaki en basit varsaylma karşr çrktılar. Bu teoriden Weber'in aynntrlı matematik çalışmasrnın vardrğ Sonuç, bizi burada ilgilendir_ meyen bir fonksiyonun 1/. büyüklügü ile çarprlmasrdrr ve bu 1l, "elektrik biriminin miligrama .-. oranı"* anlamındadır (Wiedemann, Lehre wom Galvanismus etc.,2. Aufl., III, s' 569). Bir afirlık ölçüsüne olan oran, elbette ancak bir ağrlık oranr olabilir. Tekyanlı görgücülük, hesap yaparken düşünmeyi öylesine unutmuştur ki, burada tartrlamayan elektriği tartııabııır duruma sokuyor ve ağrlrsnr matematik hesaplama içine koyuyor. Weber'in çrkardrğı formüller ancak belli srnrrlar içinde yeterli olabiliyordu. Özellikle Helmholtz, enerjinin salrrnımr ilkesi ile çelişen sonuçlan henüz birkaç yıl önce hesaplamrş_ tı. C. Neumann, Weber'in karşrt yönlerdeki çifte alom varsayrmınrn karşrsrna 1871'de başka bir varsayrm, iki elektrikten ancak birinin, örneğin pozitif olanrn, akım içinde hareket ettiği, ötekinin, negatif olanrn ise, cismin kütlesi ile srmsıkı bağlı bulunduğu varsayımrnr çrkardr. Wiedemann buna şu noiu ekliyor: Weber'in varsaydrğı karşrt yönlerde akan xllze ehektrik kiitheherin çifte al<ımına, pozitif akrmrn yönünde elektrik miktarlannı x 7|ze birLikte taşryan, bir de drşan doğru etkisiz o|an nötr ehektrik akımı* eklenince, bu varsayrm Weber'in varsayrmr ile birteştirilebilir.'' (III, s. 577) Bu önerme de gene tekyanlr bir görgücülüğün karakterisyanrdrr. Elektrik alrrmrnr oluşturmak için, elektrik, negatik pozitif diye ikiye aynlır. oysa, bu iki tözle akrmr açrk_ tif ve yolundaki bütün girişimler güçlükle karşrlaşır: gerek lama *

ltalikıer Enge]s'indir. _-&d.

81


her defasrnda ancak bunlardan birinin akımın içinde bulunduğu varsayımr, gerek her ikisinin zamandaş olarak birbirine karşr akması varsayımr, üçüncü olarak da birinin akış halindeyken, ötekinin durgun halde oluşu varsayrmr. Eğer bu sonuncu varsaJnmr benimsersek, elektrostatik makinede ve Leyden şişesinde, yeteri kadar hareketli olan negatifelektriğin akrm içinde cismin kütlesi ile srmsrk'r bağlı bulunduğu yolundaki anlaşrlmaz görüşü nasrl açrklayabiliriz? Çok kolay. Telden sağa doğru akan + e pozitilf akrmrn ve sola doğru akan _ e negatif akımın yanrnda, üçüncü bit L llze nötr elektrikle birlikte a}ımr sağa doğru alrıtrnz. Önce iki elektriğin, akrş sağIayabilmeleri için birbirinden ayn olmalarr gerektiğini varsayarrz; aynlmrş elektriklerin alıışrndan oluşan c]sulan açrklamak için, bunlann a5rnlmamış halde de akabi._=.Jerini Varsayanz. Önce, belli bir olguyu açrklamak için bir varsayrm yapanz. Karşılaştığnmrz ilk güçlükte, birincisini doğrudan doğruya yadsryan ikinci bir varsayrm yapanz. Bu baylann yakrnmaya haklan olduğunu iddia ettikleri ne biçim bir felsefedir bu? Ancak, elektriğin maddi niteliği konusundaki bu görüş yanlnda, hemen ardrndan ikinci bir görüş ortaya çrkti. Bu görüşe göre, elektrik, cisimlerin salt bir durumu, bir ''kuvvet'' ya da bugün de diyebilecesmiz gibi, hareketin özel bir biçimi olarak kabul ediliyordu. Yukarda gördiiü< ki, Hegel ve daha sonra Faraday bu görüşe katılryorlardr. Isrnrn mekanik eşdeğerinin keşfedilmesinden sonra özel bir ''rsr maddesi'' görüşünü kesinlik]e ortadan kaldırdıktan ve lsrnrn bir molekiil hareketi olduğunu tanrtladrktan bu yana, atrlan ilk adrm, elektriği de bu yeni yönteme göre ele almak ve onun meka_ nik eşdeğerinin saptanma,srna girişmek olmuştu. Bu girişim tamamryla başanlı oldu. ozellikJ.e Joule, Fawe ve Raoult tarafrndan yaprlan deneyler}e hem galvanik alıımrn ''elektro_ motor kuweti'' denen şeyin mekanik ve rsrsal eşdeğeri, hem de üretici pildeki kimyasal süreçlerle açrğa çrkan ya da elektroliz pilinde kullanrlan enerji ile onun tam eşdeğeri ortaya kondu. Böylece elektriğin özel bir maddi akışkan olduğu var132


saylmı, gittikçe savunulamaz hale geldi. Bununla birlikte, rsı ile elektrik arasrndaki benzerlik kusursüz değildi. Galvanik akım birçok önem]i noktalarda henüz rsr iletiminden farklrydr. Elektriksel olarak etkilenmiş cisimler içinde neyin hareket ettiğini söylemek henüz olanaklı değildi. Isr durumunda olduğu gibi salt bir molekül titreşimi varsaJnmı yetersiz görünüyordu. Elektriğin, rşığrn lızrnı bile geçen çok büyük hareket lızı,99 cismin molekülleri arasındaki hareketin içersinde bir ttir maddi töz bulunduğu görüşiinü altetmede bir güçliik olarak kaldı. Burada Clerk Maxwell (1864), Hankel (1865), Reynard (1370) ve Edlund (1872) tarafrndan ortaya atrlan en son teoriler, ilk kez 1846'da Faraday tarafindan ileri sürülen, elektrik, uzaJan tümüne Ve aJmlşekilde bütün cisimlere ya5nlan, parçacrklan birbirlerine uzaklığın karesi ile ters orantrlı iken esnek bir ortamrn hareketidir şeklindeki varsayrmla tam bir uygunluk içindedir. Bir başka deyişle, esir (eüİıer) parçacrklannrn bir hareketi ve bu hareket içersinde cismin moleküllerinin yer almasıdır. Bu hareketin biçimi konusunda çeşitli teoriler birbirlerinden ayıılıyorlar. Girdaplı hareketlerle ilgili daha yeni araştrrmalara dayanan Maxwell, Hankel ve Reynard'ın teorileri de bunu, değişik yollardan girdaplarla açrklıyorlar ve böylece yaşlı Descartes'ın girdabı da gittikçe artan sayrda yeni alanlarda bir kez daha saygınlr$na kavuşuyor. Bu teorilerin aynntrlanna daha fazla girmeyeceğlz. Bunlar birbirlerinden çok büytik a5rnmlar gösterirler ve mutlaka daha birçok değişikliklere uğrayacaklardır. Ama bunlann ortak te_ mel kawanrşında önemli bir ilerleme var gibi görünüyor: bu da, elektriğin bütün tartrlabilen maddelere geçen rşrk saçıcı esir parçacrklannrn bir hareketi olduğu, bu hareketin cisim_ lerin moleküllerine tepki gösterdiği anlayışrdrr. Bu anlayış daha önceki iki anlayrşr bağdaşhnr. Buna göre, elektrik gö_ riingüsünde tartrlabilen maddeden farklr olarak hareket eden tözsel bir şey gerçekten vardrr. Ama bu tiiz elektriğin kendisi değldir; elektrik, daha çok, tartılabilen maddenin doğrudan, dolaysrz bir hareket biçimi olmamakla birlikte, 133


hareketin bir biçimi olarak kendini göstermektedir. Esir teorisi, bir yandan iki karşıt elektrik akışkan konusundaki çok ilkel görüşü aşmanrn bir yolunu gösterir, öte yandan ise elektriksel hareketin asıl maddi temelinin ne olduğunu, hareketi, elektrik görüngüleri oluşturan şeyin ne biçim bir şey olduğunu açrklama olanağ verir. Esir teorisinin önem}i bir başansr da olmuştur. Iyi bııındiği gibi, elektriğin, rşrğrn hareketini doğrudan doğruya değişiktiğe uğratan hiç değilse bir nokta vardrr: e}ektrik, rşrğrn polarizasyon düzlemini döndürür. Clerk Maxwell yukardaki teorisine dayanarak, bir cismin elektrik etkilenme özgül kapasitesinin onun rşrk lıınlma indisinin karesine eşit olduğunu hesaplryor. Boltzmann, çeşitli yalrtkanlann dielektrik sabitlerini araştrrmrş ve ktikürt, reçine ve parafinde bu sabitlerin kare kökünün srrasr ile onlann krnlma indisine eşit olduğunu bulmuştur. En yüksek sapma, kiikürtte ancak yüzde 4'e çrkmrştrr. Böylece, Maxwell'in esir teorisi bu bakrmdan deneysel olarak doğrulanmrştrr. Bununla birlikte, bu birbiriyle çelişen varsayımlardan sağlam bir öz bulup çrkaracak yeni deney dizilerine kadar uzun zamanrn geçmesi ve çok çaba gösterilmesi gerekecektir. O zamana kadar, ya da esir teorisi de belki yepyeni bir teori ile uzaklaştrnlrncaya kadar, elektrik teorisi bizzat kendisinin yanlrş olduğunu kabul ettiği bir anlatım biçimini kullanmaktan dolayr, kendisini kötü bir durumda bulmaktadrr. onun tüm terminolojisi henüz iki elektrik akışkanr görüşüne dayanıyor. Bu teori, h6lA sıkrlmadan, ''cisimlerde alırp giden elektrik kütleleri''nden, ''her molekülde elektriklerin bir bölünüşü''nden vb. sözediyor. Daha önce belirtildiği gibi, bu, genellikle, bilimin bugünkü geçiş durumundan kaçınıImaz olarak ortaya çrkan bir talihsizliktir' ama aJrnr zamanda da araştrrmalann özellikle bu dalrnda egemen olan tekyanlr görgücülükle birlikte, şimdiki düşünce kargaşalığrnrn sürdüriiümesinde oldukça büyük payl vardır. Elektrik makinesinin yardrmr ile siirekli akım elde etmeyr, ya da tersine, galvanik akrmla statik elektrik tiretmeyi, 134


Leyden şişelerini doldurmayı vb. öğrendiğmizden bu yana, statik ya da siiııtünme elektriği ile dinamik elektrik ya da galvanizm arasındaki karşıtlrk belki de aşrlmrş olarak görünebilir. Burada statik elektriğin alt biçimine değinmeden ge_ çiyoruz ve şimdi elektriğin bir alt biçimi olarak kabul edilen manyetizme de dokunmuyoruz. Bununla ilgili görüngiilerin teorik açrklanmasınr, galvanik alçım teorisinde aramak mümkün olduğundan, esas olarak bunun üzerinde duraca_ ğız. Bir sürekli akrm birçok yollardan elde edilebilir. Mekanik kütle hareketi doğrudan doğtaya, sürtünme ile önce yalnrz statik elektrik ve büyük enerji sarfr ile de siirekli akım verir. Büyük lıısmr balrımından, hiç deslse, elektrik hareketine dönüşmek için, Gramme, Siemens ve başkalannrn yaptrğı manyetik-elektrik makinelerinde olduğu gibi manyetizmin aracrlrğı gereklidir. Isr iki ayn metalin birleşmesinde olduğu gibi, dolaysız olarak elektrik alırmına dönüşttirülebilir. Kimyasal etkiyle serbest kalan, normal koşullar altında rsr biçiminde ortaya çrkan enedi, belli koşullar altrnda elektrik hareketine dönüşiir. Tersine, gerekli koşullar sağlandısnda hareketin bu son biçimi bir başka hareket biçimine dönüşür; kütle hareketine (çok küçtık bir ölçüde doğrtıdan doğruya elektro-dinamik çekme ve itmelere, geniş ölçüde ise gene manyetizmin müdaha}esi ile elektro_manyetik makine}ere) rsrya değişmeler olmadığ takdirde bütün bir kapalr pillerde ve devre-başka içinde-; kimyasal enerjiye -elektrolitik voltmetrelerde, akrmın bileşimleri aylrdıs ve bu bileşimlerin başka yollarla boşuna tutulduğu deweye- dönüşür. Bütün bu dönüşümlere, bütiin değişme biçimleri içinde hareketin nicel eşdeğerliği temel yasasr hükmeder. Ya da, Wiedemann'ın dediği gibi, ''kuwetin salrrnrmr yasasl gere$nce, alılmrn üretilmesi için herhangi bir yoldan sarfedilen mekanik iş, alumrn bütün etkilerini üretmek için sarfedilen işe eşdeğer olmalrdrr.'' [III, s. 472.] Knfle hareketinin ya da isrnrn elektriğe* dönüşmesinde karşrmrza güçlükler çıkmaz; *

''Elektrik'' deyimini, elektrik hareket anlamrnda kullanryorum. Çün135


ortaya konmuştur ki, birinci şrkta ''elektromotor kuwet'' bu hareket için sarfedilen işe eşittir, ikinci şılrta ise bu "termo_ pilin her bağlantrsrnda onun mutlak srcaklığ ile doğrudan orantılr''drr (Wiedemann, III, s.482); yani, her bağlantr noktasrnda bulunan tslntn mutlak birimlerle ölçülmüş miktan_ na eşittir. Kimyasal enerjiden üretilen elektrik için de, aynr yasanln gerçekten geçerli olduğu tanrtlanmıştır. Ama sorun' hiç değilse şimdi yürürlükte olan teori için pek basit değildir. O halde bunun biraz daha derinine inelim. Galvanik pil işleyişinin bir sonucu olarak hareket biçiminin dönüşümleri konusunda yaprlmrş deneylerin en güzel dizilerinden biri Fawe'ındır (1857-1858).100 Fawe, bir kalorimetreye beş elementten oluşan bir Smee pili koydu. Ikinci bir kalorimetreye küçük bir elektromanyetik motor koydu; bunun ana ekseni ve makarasi istenilen bağlantıyı elde edebilecek biçimde serbest bulunuyordu. Pilde bir gram hidrojenin ya da 32,6 gram çinko çözeltisinin (çinkonun eski kimya_ sal eşdeğeri, şimdi 65,2 olarak kabul edilen atom asrlığnrn yansrna eşit ve gram olarak söyleniyor) her defasında üretilmesi aşağdaki sonuçlan verdi: A. Kalorimetreye bağlanan pil, motor drşrnda: rsr üretimi 18.682, ya da 18.674 birim rsr. B. Pil ve kapalr deweye bağlanan motor, ancak motor ha_ reketten alıkonarak: pilde ısr 16.448, motorda 2.2L9, toplam 18.667 birim rsr. C. B'de olduğu gibi, ama motor, bir ağırlık kaldrrmaksızrn çalrşryor: pilde rsr 13.888, motorda 4.769, toplam 18.657 birim rsr. D. C'de olduğu gibi, yalnız motor, bir ağırlık kaldrnyor ve böylece l3t,24 kilogrammetre mekanik iş yapryor: pilde rsı 15.427, motorda 2.947, toplam L8.374 birim rsr; yukardaki 18.682'ye karşr kayıp = 308 rsr birimi. Ancak yaprlan l3I,24 kü "ısı" deyimi de, duyulanmıza kendini srcaklık olarak bildiren bir hareket biçimini anlatmak için genel olarak kullanılıyor. Elektriğn gerilim durumu ile herhangi bir kanştırmanın olamayacağı burada başlangçta beürtilmiş olduğu için buna hiçbir itirazda bulunulamaz. fBngels'in notu.]

136


kilogrammetre mekanik iş, 1.000 ile çarprlıp (kimyasal sonuçlardaki gIamr kilograma çevirmek için) ısınrn mekanik eşdeğerine = 423,5 kilogrammetreyelolbölününce, 309 ısr birimi, yani yaprlan mekanik işin rsr eşdeğeri olarak yukardaki kayba eşit sonuç ortaya çrkar. Demek ki, hareketin bütiin dönüşümlerinde onun eşdeğeri kaçınılmaz hata srnırlan çerçevesinde elektrik hareketi için de çok açık olarak tanrtlanryor. Galvanik pilin ''elektromotor kuwetinin'', elektriğe çewilmiş kimyasal enerjiden ve pilin kendisinin de bir buhar makinesinin verilen rsryr mekanik harekete çevirmesi gibi, kimyasal enerjiyi elektriğe dönüştiiren böyle bir aygrttan başka bir şey olmadığr da kanrtlanmrştrr. Her iki durumda da çevirmeyi yapan aygıt kendisinden herhangi bir enedi vermez. Ancak burada geleneksel anlayrş tarzr ile ilgili bir zorluk ortaya çrkryor. Bu anlayrş tarzr alılşkanlarla metaller arasında, pilde oluşan değme durumlanna, kuweti, elektromotor kuweti ile orantrlr olan, yani belli bir pil için belli enerji miktannı temsil eden bir "e]ektrik aJnrma kuvvetİ' tanryor. Geleneksel anlayrş tatzına göre kimyasal etki olmaksrzrn da pilde enerji kaynağı niteliğini taşıyan bu elektrik aJnrma kuwetinin, kimyasal etki dolayısıyla açığa çrkan enerji ile ilişkisi nedir? Eğer bu, açrğa çrkan enerjiden basmsız bir enerji kaynağı ise, onun verüğ enerji nereden geliyor? Bu soru, azçok bulanık olan bu biçimiyle, Volta tarafın_ dan ortaya atrlan dokunma teorisi ile hemen bunun ardrndan ortaya çrkan galvanik alçmrn kimyasal teorisi arasında_ ki anlaşmazlrk noktasrnr oluşturur. Dokunma teorisi, akı11, metallerin bir ya da birkaçınrn sr\rıya değmeleri, hatüa yalnızca sırrrlann arasında oluşan elektrik gerilimlerine ve bunlann nötralize oluşuna ya da dewede bu yoldan çıkan birbirine karşıt elektriklere bağlar. Saf dokunma teorisi, bu srrada oluşabilecek kimyasal değiş_ meleri ancak ikinci derecede hesaba katryordu. Buna karşrIık daha 1805'te Ritter, ancak harekete getiricilerin deweyi kapamadan önce bile kimyasal tepkimeler göstermesiyle bir


alilmrn oluşabileceğini ileri sürüyordu. Bu eski kimyasal teori genel olarak Wiedemann (I, s. 784) tarafrndan, teori geresnce dokunma elektriği denilen şeyin "ancak aynr zamanda birbirine değen cisimlerin gerçekten kimyasal bir rol oynamast, ya da hiç olmazsa, doğrudan kimyasal süreçlerle bağrntıIı olmamakla birlikte, kimyasal dengenin bozulmasrnrn birbirine değen cisimler araslnda'kimyasal etkinlik yönünden bir e$lim'göstermesi halinde ortaya çrkması'' diye özet-

Ienmiştir. Görülüyor ki, her iki taraf da akrmrn enerji kayırağı sorununu ancak dolaylr biçimde ortaya ko5ruyor, aslrnda o zaman başka türlü olamazdı da. Voltave ardrllanna göre, türdeş olmayan cisimlerin ya|nızca dokunmasr siirek]i bir akrm oluşturacak ve bunun sonucu olarak eşdeğer dönüşü olmaksrzrn belirli bir iş yapma yetenesnde olacaktrr. Ritter ve yandaşlanrun da, kimyasal etkinin bataryada nasrl akrm tirettiği ve onun çalrşma performansr konusunda, kafalan aydrnlık değildir. Ama bu nokta Joule, Fawe, Raoult ve başkalan tarafindan çok zaman önce kimya konusunda açrklrğa kavuşturulduğu halde, dokunma teorisi için durum bunun tersinedir. Giinümüze kadar geçerli olduğu haliyle, aslrnda daha başlangç noktasrnda durmaktadrr. Çoktan Zamarı| geçmiş bir dönemin kawamlan, hareketin böylelikle hiçbirşeyden çrkartılmrş olup olmaüğrna bakrlmaksızrn, kendini yüzeyde gösteren ilk görünürdeki nedene öze| bir etki atfedilmesiyIe yetinilmek zorunda kalındığ bir dönemin kawamlan ----enerjinin sakrnrmr yasafl ile doğrudan çelişen kawamlar- böylece bugünün elektrik teorisinde hAlA varlıklannr sürdürmektedir. Ve bu düşüncelerin en karşr çılulabilir yanlan lıırprlrp atrlırsa, zayıflatı|ır, krsrrlaştrnlrr, gözden saklanlrsa, bu, durumu hiç de kurtarmaz; ancak kanşrklığı daha da beter duruma getirir. Gördüğümüz ğbi, alçımrn daha eski kimyasal teorisi bile, bataryanrn dokunma bafrntrlannr, alırmrn oluşmasr için mutlak vazgeçilmez olarak kabul ediyor: yal;ilzca, bu dokunmalann zamandaş kimyasal etki olmaksrzın, hiçbir zaman 138


Siirekli akrm sağlayamayacağrnr ko5ruyor. Bugiin de açrkça kabul edilmelidir ki, bataıyanrn dokunma düzenlemelerinin serbest haldeki kimyasal enerjiyi elektriğe dönüştiirecek aygıtr sağladrğı ve kimyasal enerjinin frilen elektrik hareketine geçip geçmediği ya da ne denli geçtiği, temelde bu dokunma düzenlemelerine bağımlrdrr. Wiedemann, tekyanlı bir görgücü olarak, eski dokunma

teorisinde kurtanlabilecek ne varsa bunu kurtarmaya çalrşryor. Şimdi onrın ne söyleyeceğini izleyelim: "Eskiden inamlamn tersine", diyor Wiedemann (I, s. 799), ''kimyasal balcmdan birbirinden farklı olmayan cisimIerin, örneğin metallerin, dokunma etkisi, ne pil teorisi için vazgeçiLmezdir, ne de ohm'un yasasr, bu varsayrm olmaksr_ zrn çrkanlabilecek bir yasa _ bundan çıkardığı gerçeklerle kanrtlanmrştrr, bu yasayr deneysel olarak doğrulayan Fechner, aynl şekilde dokunma teorisini savunmuştur. Bununla birlikte, metaF dokunmasıyla elektrik uyarİnasl, hiç değilse bugiiırı yapr}abilen deneyler gereğince, birbirine değen cisim_ lerin üst düzeylerini terniz tutmanrn olanaksrzlrğrndan ötürü bu bakrmdan elde edilebilen nicel sonuçlann her zaman kaçrnrlmaz eksiklikler taşıyabilmesine karşın' yadsrnamaz.'' Gtırtıltıyor ki, dokunma teorisi çok mütevazıhale gelmiştir. Kendisi, akrmrn açrklanması için hiç de vazgeçilmez olmadrğınr, ne ohm taraflndan teorik olarak, ne de Fechner tarafindan deneysel oIarak tanrtlandığnı itiraf eüyor. Hatta, onun ancak dayanabileceğ,i temel deneyler denilen deneylerin nicel balıımdan her zaman yalnızca şüpheli sonuçlar verebileceğni de itiraf eöyor ve sonunda bizden ya|nızca, genellikle dokunma yoluyla metaLher yoluyla olmasr-yalnız oluştuğunu kabul etmena karşrn!_ bir elektrik hareketin mizi istiyor. Dokunma teorisi bu kadarla yetinseyü, buna karşr söylenebilecek bir tek söz bile bulunamazdı. İki meta]in dokunmasr ile elektrik olayrnrn oluştuğu, bunun yardrmr ile hazrrlanmış bir kurbağa bacağnın seğirebileceği, bir elektrosko*

İtalikler Engels'indir. -.Ed. 139


bun yüklenebileceği ve başka hareketlerin oluşturulabileceği kuşkusuz kabul edilecektir. Her şeyden önce ortaya çrkan tek soru şudur: Bunun için gerekli enerji nereden geliyor? Wiedemann'a göre (I, s. 14), bu soru;ru yanıtlamak için '' aşağyukan şu gözlemler ileri sürülecektir: A ve B türdeş olmayan metal plakalar, yakrn bir mesafeye kadar birbirine yaklaştınlınca' yaprşma kuweti sonucu, bunlar birbirlerini çekerler. Karşılrklr olarak birbirlerine değ.nce, bu çekimle onlara verilen hareketin canLı kuvveüi kaybolur. (Metallerin moleküllerinin sürekli titreşimler halinde bulunduğunu kabul edersek, türdeş olmayan metallerin birbirine değişinde,

titreşmeyen moleküller zamandaş olarak birbirlerine değerlerse, bunlarrn titreşimlerinin değişimlerinin, böylece, canlr kurrvetin kaybı ile sağlairmış olmasr da olanaklıdır.) Kaybolan canlr kuvveti, büyük öhçüde rsrya dönüşnt. Küçiik bir kısmı da, daha önce a;rnlmamrş olan elektriklerin farklı bir dağılımında kullanrlrr. Yukarda belirbtiğmiz ğbi, biraraya getirilen cisimler be]ki* de iki elektriğin eşit olmayan çekimi sonucu, eşit miktarlarda pozitif ve negatif elektrikle yüklenirler." Dokunma teorisinin mütevazrlrğı gittikçe büyür. önce, daha sonradan öyle devasa bir iş yapmasl gereken, güçlü elektrik aJnfina kuwetinin, kendine ait elektrik yükü taşımadrs ve eğer ona drşardan enerji sağlanmazsa, görev yapa_ mayacağr kabul edilir. Daha sonra, ona güçlükle ölçülebilen uzakhklar ve cisimlerin güçlükle ölçülebilen uzaklrkta yolalmalarrnl sağlayan, küçtik bir enerji kaynağndan biraz daha fazla, yaprşmanrn can]ı kuvveüj atfedilir. Ama önemli değil: varlrğı Ve aJmr ölçüde, temasa geldiğnde yokolacağ da söz götiirmez. Ama bu küçük kaynak bile bizim amacrmrzrn ge_ rektirdiğinden çok daha fazla enerji sağlar: büyük bir krsmı rsrya dönüşüyor, ancak küçükbir lısmı elektrik aylrma kuvvetinin uyarrlmasrna yanyor. Son derece küçük itmelerin son derece güçlü etkiler oluşturduğu durumlann doğada yeteri kadar bulunduğu bilinmekle birlikte, anlaşıldrğına göre *

İtalikler Engels'indir. -.Ed. 140


Wiedemann da burada damla halinde bile olmayan eneıji kaynağnrn güçlükle yeteceğini seziyor ve her iki metalin dokunma yüzeylerindeki molekül titreşimlerinin işe kanşmasr VarsaJnmrnda olası ikinci bir kaynak arryor. Burada karşrmrza çrkan öteki güçliikler bir yana, Grove ile Gassiot, Wiedemann'ın bize bir sa5rfa önce bizzat anlattrğr gibi, elektrik uyarma için fiili dokunmanrn mutlaka gerekli olmadrğrnı tanrtlryor. Kısacasr, elektrik aJrrrma kuwetinin enerji kaynağ_ nı ne kadar çok incelersek, bu kaynak giderek bir hiç durumuna gelir. Buna karşrn şimdiye kadar, metal dokunmasryla elektris uyaracas herhangi bir başka kaynak da bilmiyoruz. Nau_ mann'a gtue (Allgemeine und physikalische Chemie, Heidelberg 1877, s. 675) "dokunma elektromotor kuwetler rsr;n elektriğe çevirir''. Kendisi, ''bu kuwetlerin elektrik hareketi oluşturma yeteneğinin, varolan rsl miktarına dayandığınr, ya da başka bir deyimle, srcaklrğın bir iştevi olduğu yarsaJnmlnın doğalliğnr'' kabul ediyor ki, bu Le Roux tarafindan da deneysel olarak tanrtlanmrşhr. Burada da kendimizi karanlıkta bocalıyor bulmaktayız. Metallerin kimyasal etki ile doğru akrm yaratma yasasl, her zaman ince, bizim için ayrrdedilmesi olanaksrz bir hava tabakası ve saf olmayan su ile örtülü dokunma yüzeylerinde ufak öIçüde sürekli olarak yeralan kimyasal süreçlere dönüp el atmamrzr önler; böylece elektriğin dokunma yiizey|en arasrnda görülmeyen bir aktif elektrolitin varlrğr ile açrklamamızr önler. Bir elektrolitin ka_ palr devrede sürekli bir akrm üretmesi gerekir. Ama bunun tersine, salt metal dokunma elektriği devrenin kapanmasry_ la kaybolur. Ve şimdi asıl noktaya geliyoruz: bizzat Wiedemann'ln, drşardan enerji sağlamaksrzrn, işlerini yapmak yeteneğinden yoksun olduğunu belirterek, her şeyden önce metallerle srnırlr tuttuğu bu ''a5rnlma elektrik kuweti'' ile mümkün hale getirilen kimyasai olarak kayrtsrz cisimlerin dokunmasrndaki sürekli bir akrm üretiminin, ve öyleyse drşardan gerçekten çok küçük bir enerji kaynağının sözkonusu olup olmadrs, ve ne tarzd,a sözkonusu olduğu noktasrna. 141

_


Kimyasal etki ile doğru elektrik akrmr yaratan diziler, metalleri öylesine bir srrada düzenler ki, herbiri kendinden bir önceki ile bağıntılr olarak elektronegatif, kendisinden sonraki ile bağrntılı olarak da elektropozitif bir dawanrş içine girer. Demek ki bu düzende, çinko, kalay, demir, balıır, platin gibi metal parçalanndan bir dizi oluşturursak, her iki uçta da elektrik gerilimleri elde edebiliriz. Ama metal dizisini, çinko ile platini birbirine değecek şekilde bir kapalr dewe olarak düzenlersek, gerilim derhal nötrleşir ve kaybolur. ''o halde sürekli bir elektrik akrmrnrn üretimi, kimyasal etki ile doğru akrm yaratan cisimlerin kapalr dewesinde mümkün

değildir.'' [I, s. 45.J Wiedemann bu tümceyi şu teorik düşünce ile de destekler: ''Gerçekte, eğer dewede sürekli bir alrrm ortaya çrksaydr, böylece bizzat metal iletkenlerde rsr üretilirdi ve bu rslnma olsa olsa metallerin bağlantr yerlerindeki bir soğuma ile dengelenirdi. Herhalde rsrnın düzgün olmayan bir dağlımrna neden olurdu. Ayrrca, elektromanyetik motor, drşardan herhangi bir şey vermeden de akımla sürekli olarak işletilebilir ve böylece bir iş yapılabilir; bu iş mümkün değldir, çünkü metallerin sımsılg bağlanmasryla, örnesn kaynak yaprlmasryla bu işi dengeleyebilecek başka bir değişiklik dokunma yüzeylerinde de oluşamaz." fl, s. 44-45.] Metallerin dokunma elektriğinin tek başrna herhangi bir akrm üretemeyeceğini teorik ve deneysel yoldan tanrtlamakla da yetinmeyen Wiedemann'rn, bunun etkinliğni, akımda kendini gösterebileceği yerde, ortadan kaldrrmak için özel bir varsayrm ortaya atmak zorunda kaldısnr da göreceğiz. Dokunma elektriğinden akrma geçmek için başka bir yol deneyelim. Wiedemann ile birlikte düşünelim: ''Çinko ve balrrr çubuk gibi iki metal birer uçtan birbirine lehimlenmiştir, ama bunlann serbest kalan uçlanna üçüncü bir cisim, bu iki metale elektromotor olarak etki etmeyecek ama yalnrzca yüzeylerinde toplanmrş olan karşrt elektrikleri iletecek biçimde, öyle ki içinde nötrleşecek biçimde bağlanmışlardrr. Bu durumda elektrik aJnrrna kuweti her zaman daha önceki gerilim farlunr yeniden sağlayacak; böylece dewede sürekli 142


elektrik akımr ortaya çıkacaktrr, bu, esasen mümkün olmayan yeniden tamamlamaya gereksinme kalmaksrzı.n iş göre_ bilecek bir akrmdır. Buna göre, elektromotor etkinlik olmaksrzrn başka cisimlere yalnız elektrik ileten bir cisim varolamaz." fl, s.45.1 Başlangıçta olduğumuzdan daha iyi bir durumda değiliz. Hareket yaratmanrn o}anaksızlığ gene yolumuzu kapatryor. Kimyasal olarak kayıtsrz cisimlerin dokunmasr, ve böylece bu türden bir dokunma elektriği ile hiçbir zamall bir a]rrm oluşturamayrz. o halde bir daha geri dönelim ve Wiedemann'ın bize gösterdiğ.i bir üçüncü yolu deneyelim: ''Sonunda, bir çinko ve bakır levhayr, içersinde birbirinden kimyasal olarak aJmr unsurlar bulunan ve birbirlerini tümüyle doygunlaştrran, ikili denen bir birleşimin bulundu_ ğu bir sl\nya daldrnrsak, örneğin seyreltilmiş hidrok]orik aside (H+C|) vb. 27. paragraf gereğince çinko negatif, bakır pozitif olarak yüklenir. Metallerin bağlaşmasıyla bu elektrikler dokunma yeri yoluyla birbirlerini nötralize ederler ve böylece dokunma yen aracılığyla pozitif bir e]ektrik akımı bakrrdan çinkoya doğru akar. Aynca, elektrik a5rnlma kuvveti, ortaya çrkrşrnr bu iki metalin dokunma noktasrnda göstererek, pozitif elektriği, ayııı yönde ilettiğnden, elektriğin a5rnlma kuwetinin etkileri, kapalr metal devresinde olduğu gibi, ortadan kaldrnlmaz. o halde, kapalı devr'ede çinko ile dokunma yerinden geçerek bakrrdan çinkoya ve srvrdan geçerek çinkodan balqra geçen sürek]i bir pozitif ehektrik akımı oluşur. Devr'ede mevcut tek tek elektrik a;rn}ma kurrvetlerinin, akımın oluşmasrna gerçekten* ne denli katıldığ sorununa birazdan döneceğ.iz (paragraf 34 ve devamr). - BöyIe bir 'galvanik akrm'veren iletkenlerin bu bileşimine bir galvanik element, ya da aJmr zamanda bir galvanik batarya diyoruz." lI. s. 45.1 Böylece mucize başanlmıştrr. Wiedemann'rn kendisine göre de dışardan enerji sağlamaksrzrn etkin olmayan dokun_ manrn salt elektrik ayrrma kuweti ile burada bir sürekli *

I h

I

L l

İtalikler Engels'indir. --od. 143


akrm oluşmuştur. Wiedemann'ın yukardaki bölümünden başka bir açrklama karşısrnda bulunmasaydrk, gerçekten de bu tam bir mucize olarak kalacaktr. Burada olayla ilgili neler öğrendik? 1. Eğer çinko ve balırr ı'la1i bileşim denilen şeyi içeren bir srvrya daldrnlırsa 27. paragraf gereğ,ince çinko negatif, bakır pozitif akrmla yüklenir. _ oysa t:dtm 27. paragrafta ikili bileşimden tek sözcükle olsun sözedilmiyor. Bu paragraf arala_ nnda bir asit sıvr ile rslanmrş bir kumaş parçasl bulunan bi_ rer çinko ve bakır levhanrn kimyasal etki ile dogru elektrik akrmr yaratan basit bir unsuru anlatryor, sonra da herhangi bir kimyasal süreci be}irtmeksizin iki metalin statik elektrik yükleniş sonucunu inceliyor. Ikili bileşim denilen şey, demek ki, burada, küçük bir arka kaprdan içeri gizlice sokuluvermiş. 2. Bu ikili bileşiğin burada ne gibi iş yaptığı tam bir srr olarak kalryor. Bunun''birbirlerini tümüyle doygunlaştrran kimyasal iki elemente çözülebildiğ' durumu (çözüldükten sonra ml tümüyle birbirlerini doyuruyorlar?!). Eğer gerçekten çözüLüyorlarsabize yeni bir şeyler öğretebilirdi. Ama bu konuda bize tek söz edilmiyor, böylece biz de şimdilik, parafınde olduğu gibi, bunun çözülmediğni varsa5rmak zorundayüz.

3. Srvrda, çinko negatif ve bakır pozitif akrmla yüklenin-

biz bunlan birbirleriyle (srvı dışrnda) temasa geçiririz. Derhal''elektrik]er dokunma yerlerinde, bu yüzden bakrrdan çinkoya pozitife|ektriğin aktıgı bu yerde birbirlerini nötrali_

ce,

ze ederler".

Neden bir yönde yalnızca ''pozitif' elektrik akrmrnın geç_ tiğini, karşı yönde ise ''negatif'elektrik akımlnrn gegmediği_ ni gene öğrenmiyoruz. Şimdiye kadar pozitif elektrik kadar ge1gkli olan negatif elektriğe ne olduğunu ise' hiç öğrenmiyoruz; elektrik a5nrma kuwetinin etkisi, bunlann birbirlerinin karşrsında tamamen serbest hale konmasından oluşuyordu.

Şimdi bu, sanki ayıklanıp atılmlş gibi alaşağı edilmiştir, ve sanki yalnrz pozibif elektrik varmrş gibi bir duruma getiril144


miştir. Daha sonra ise, 51. sayfada bunun tam tersi söyleniyor. Çünkü burada ''elektrİkler tek bir akrmda birheşiyorlar'; böylece de ona hem negatif, hem pozitif elektrik alrıyor! Bizi bu karmaşklıktan kim kurtaracak? 4. "Ayııca elektrik aJnnna kuweti bu iki metalin dokunmalannda ortaya çrkarak pozitif elektriği aynı yönde ihettiğ için elektrik aJnrIna kuwetinin etkileri, kapalr metal bir devrede olduğu gibi, yokedilmezler. Böylece sürekli bir akım'' oluşur vb... _ Bu biraz zordur. Çünkü ilerde göreceğimiz gibi, Wiedemann bize birkaç sayfa ötede (s. 52), ''sürekli bir akımrn oluşmasrnda... metallerin dokunma yerindeki elektrik a)nrma kuwetinin ..' etkisİz oLması gerektiğİnİ',* bu kuwet pozitif elektriği aynr yönde iletmek yerine, alıımrn ters yönünde etki ettiği zaman alırm ortaya çrkmakla kalmaz, aynı zamanda bu durumda da bataryamn aJnrma kuwetinin belirli bir payıyla karşrlanamaz ve böylece gene etkisizdir. Bunun sonucu olarak Wiedemann 52. sayfada alıımın süresi için bu etkiyi gösterirken' aJrrrca özellikle bu amaçla ortaya koyduğu bir varsayrmla bunu yaparken, 45. sayfada akrmrn oluşmasrnda zorunlu bir etmen olarak elektrik ayıılma kuv_ vetini nasıl katabiliyor? 5. ''o halde, kapalr dewede çinko ile dokunma yerinden geçerek ba]<rrdan çinkoya ve srvrdan geçerek çinkodan bakıra geçen bir sürelr/i pozitif elektrik ak'rmr oluşur.'' - Ama böyle sürekli bir elektrik akrmr durumunda ''onun yardrmryla rsı bizzat iletkenlerin içinde üretilecektir'', aynı zamanda alumla ''bir elektromanyetik motor işletilebilir ve böylece bir iş yapılabilir'', ki bu, enerji sağlanmaksrzrn mümkün değildir. Şimdiye dek Wiedemann bize, böyle bir enerjinin nereden ve nasıl geldiğni tek bir heceyle olsun açıklamadığndan, yukarda araştrnlan iki durumda olduğu gibi sürekli alırmın oluşmasr da olanaksız bir şey olarak kalmaktadır. Bunu kimse Wiedemann'dan daha çok sezemez. Kendisi, alrrmrn oluşumunun bu dikkate değer açıklanmasındaki bir*

A]ıntılardaki bütün italikler Engels'indir. -.Ed. 145


çok trrmalayıcr noktalan olanakh olduğu kadar çabucak atlamayr, birkaç sayfa boyunca okura hAl6 daha bu gizem dolu

akımrn termik, kimyasal, manyetik ve frzyolojik etkileri konusundaki çeşitli temel hikayelerle eğlendirmeyi uygun buluyor ve bu arada olağanüstü biçimde çok sevilen bir ton kul-

lanryor. Sonra ansrzln şöyle devam ediyor (s. 49): ''Şimdi iki metalden ve bir srvrdan, örneğin çinko, bakrr, hidroklorik asitten oluşan bir kapalı dewede elektrik aJrrrma kuwetinin nasrl etkin olduğunu araştrrmamrz gerekiyor. ''Alılm srvrdan geçerken bundaki ikili bileşimin elementleri (HCl), unsurlanndan birinin (H) bakırda ve öteki unsurun da (Cl) eşdeğer miktannrn çinkoda serbest kalması biçiminde aynldrklannr, bu sırada son rrnsurun eşdeğer miktarda çinko ile birleşerek ZnCl'yi oluşturdufunı bilİyoruz.''* Biliyoruz! Bunu biliyorsak, gördüğümüz gibi bize bu süreçten tek heceyle bile açıklamada bulunmamrş olan Wiedemann'dan asla öğırenmiş değiliz. Sonra, bu süreçle ilgili bir şeyler biliyorsak, bu da sürecin Wiedemann tarafından anlatıldığı gibi olmadrğrdır. Hidrojen ve klor gazrndan bir molekül HCl'nin oluşmasında 22.000 ısr birimi enerji miktan serbest kalrr (Julius Thomsen).102 Bundan dolayl klorun hidrojenli bileşikten tek_

rar aynlmasr için her HCl molekülüne aynr miktarda enerji sağlanmasr zorunludur. Batarya bu enerjiyi nereden elde eder? Wiedemann'rn anlattıklanndan bunu öğrenemediğimize göte, bunu şimdi kendimiz arayalrm.

KIor, çinko ile birleşerek çinkoklorik oluşturunca, klorun hidrojenden a5rnlmasr için gerekenden çok daha fazla enerji serbest hale gelir; (Zn, CLr) 97.210, 2 (H, Cl) 44.000 rsr birimi oluşturur (Julius Thomsen). Bununla bataryadaki süreç açıklanabilir. Bundan dolayr, Wiedemann\n belirtti$ gibi hidrojen sessiz stjdasrz bakrrdan ve klor da çinkodan aynlrr_ ken, ''bu srrada'' daha sonra ve rasgele çinko ile klor bileşime girmez. Tersine, çinkonun klor ile birleşmesi bütün süreç için temel ve esas koşuldur ve gerçekleşmediği sürece bakır_ *

Alrntılardaki bütiin italikler Engels'indir. -Ed. 746


daki hidrojen için boşuna beklenmiş olur. Bir molekülZnClr'ıin oluşmasrnda açrğa çıkan enerjinin, iki atom H'nin iki molekül HCl'den serbest duruma gelmesi için harcanan eneıjiden kalan fazlalıkbataryada elektrik hareketine çewilir ve alıum dewesinde görünen ''elektromotor kuwet''in tümünü sağlar. o halde herhangi bir enerji kaynağ,ı göstermeden hidrojen ile kloru iki parçaya aJnran gizemli bir ''elektrik ayırma kuweti'' desldir, tüm ''elektrik ayrrma kuwetlerini" ve kapah dewenin "elektromotor kuwetleri" ile onlann varlrğı için gerekli olan enerji, bataryada oluşan toplam kimyasal enerjidir. o halde şimdilik, Wiedemann'ın ikincİ akrm açrklamaslnın birincisi gibi pek az yardrmcr olduğunu bir kenara kayde_ derek, metin üzerinde biraz daha ilerleyelim: ''Bu süreç, metaller arasrndaki ikili tözün metallerin durumunda olduğu gibi şu ya da bu elektriğin onun bütün kütlesinin egemen bir çekiminden ibaret olmadrğını, ama aJrrıca onun unsurlannln özel etkisi ile ortaya çrktrğrnr tanrtlıyor. Cl unsuru pozitif elektrik akrmrnrn srvlya geçtiği yerde, H unsuru da negatif elektriğin geçtiği yerde açığa çıktığr için, HCl biteşiği içerisindeki klorun her eşdeğeri pozitif elektriğin işe kanşmasryla belirlenen çekiminin belirli bir negatif elektrik miklanyla yüklendiğini varsayarız. Bıı, bileşiğin elektronegatif unsurudur. Ayıu şekilde H eşdeğerinin pozitif elektrikle yüklenmesi ve böy}ece bileşiğin elektropozitif un_ surunu oluşturması gerekir. Bu yükler, H ve Cl bileşiminde, çinko ile balqr dokunmasrnda olduğu gibi oluşabilirler. HCl bileşiği bu durumda elektrikli olmadrğndan, aJmr biçimde, bunda pozitif ve negatif unsurlann atomlannrn eşit miktarlarda pozitif ve negatif elektrik taşıdığnr varsaJrnamuz gerekir. ''Şimdi seyreltilmiş bir hidroklorik aside birer çinko ve balırr levha batınlırsa, çinkonun, elektronegatif unsura (Cl) yönelik, elektropozitif unsura (H) yönelik olandan daha kuvvetli bir çekime sahip olduğunn varsayabihİriz. Bunun sonucu olarak, hidroklorik asidin molekülleri çinko ile temas 147


edince, elektronegatif unsurlar çinkoya, elektropozitif unsur-

Iar bakrra yönelme durıımuna geçerler. Böyle bir durum alan unsurlann elektrik çekimle daha sonraki HCl moleküllerinin unsurlan üzerinde etki yapmalanndan dolayr, çinko ve balor levhalar arasrndaki tüm moleküller dizisi, şöyle bir düzenlemeye girer:

Çinko

IV.

I.

-tcıHCrHClHCrH

.il

..

Bakır

o@ o@ o@ ill

Çinkonun negatif klora etkisi gibi ikinci metal de pozitif hidrojeni etkilerse, böyle bir düzenlemenin oluşmasr kolaylaştı_ nlmrş olur. Daha zayıf da olsa, eğer tersine bir etki olursa, hiç değilse bunun yönü değişmeden kalır. ''Çinkoya bitişik olan elektronegatif Cl unsurunrın negatif elektriğinin etkisi dolayısryla, elektrik, çinkoda o şekilde dağılacaktır ki, bunun bir sonraki asit atomunun Cl'sinelo3 yakın olan yerlerde pozitif, uzak olan yerlerde negatifyükle yüklenecektir. Aynr şekilde, negatif elektrik de hidrolorik aside bitişik elektropozitif H unsurunun yanrndaki bakrrda birikecek, pozitif elektrik daha uzak krsrmlara itilecektir. ,Bundan Sonra çinkodaki pozitif elektrik, en yalıındaki Cl atomunun negatif elektriğ ile ve Cl atomu da çinko ile lelektrik taşrmayan ZnC|, halinde]* birleşir. Daha önce Cl atomu ile birleşik olan elektropozitif H atomu, ikinci HCl atomunun ona dönük Cl atomu ile, bu atom]arda bulunan elektriklerin birleştiği eşzamanda birleşir; aynr şekilde, ikinci HCl atomunun H atomu üçüncü atomun Cl atomu ile vb' birleşir, en sonunda bakrrda bir atom H serbest kalrr ve bunun pozitif elektriği, bıkınn dafilan negatif elektriği ile birleşir, böylece elektriklenmemek durumundan kurtulur.'' Bu süreç,''metal plakalarda yığılan elektriklerin hidroklorik *

Köşeli parantez içindeki sözler Engels'in metninde yoktur. -Dd.

148


asidin unsurlannrn onlara dönük elektrikleri üzerinde yaptığı itici etki, asit parçalannrn kimyasal çekimini metaııerle dengeleştirinceye kadar kendini yineler. Ama metal plakalar bir iletkenle birleştirilirse, metal plakalann serbest elektriği birbiriyle birleşir ve bu siireç yeniden başlayab1|ir. Bu yoldan sabit bir elektrik a}ımr oluşur. Açrktır ki, burada, ikili birleşimin unsurlannrn metallerde toparlanması ve bunun belirli bir hrza ulaşmasr ve daha sonra durgun duruma gelmesi, ya (ZnCl2) bileşimin oluşmasryla, ya da serbest duru_ ma (H) gelmesiyle, sürekli bir canlı kuwet kaybı olur. (Wiedemann'rn notu: Cl ve H unsurlarıntn ayrılmasrylakazanılan canlr kuwet ... bitişik atomlann unsurlanyla bu unsurlann birleşmesinde canlı kuwet kaybı karşrlandrğ için, bu sürecin etkisi dikkate alrnmayabilir.) Canlr kuwetin bu kay_ bı, açrkça kendini belli eden kimyasal süreçte, seyı.eltilmiş asitteki çinkonun eşdeğer eriyiğnde oluşan srcaklrğa eşdeğerdir. Bu değer, elektriğin ayI].şmasmda gereken işin ayırrsr olmalrdrr. Bundan dolayı, elektrikler bir akım oluşturmak için birleşirse eşdeğeri bir çinko eriyıği srrasrnda ve srvrdan eşdeğer bir hidrojen çrkanlması srrasrnda bütün kapalr devrede, ister ısr biçiminde, ister drşsal iş yapma biçiminde olsun' gene bu kimyasal sürece tekabül eder, eşdeğer bir rsı ortaya çrkar."* [I, s. 49-51.] ''Varsayalrm olabilir ki varsayabi- varsaJ[nalıyız _ vb., vb.. Bu -bir sürü tahliriz dafiIrrsa - yüklenirşg'' - ve şart kipinden minden ancak üç tane gösterge kesinlikle ortaya çıkanlabiliyor: birincisi, çinkonun k]orla birleşmesinde şımdi hidrojenin serbest duruma gelmesinin şart olduğu söyleniyor; ikincisi, ancak şimdi işin sonunda denebilir ki, raslansal olarak öğrendiğmiz ğb| burada serbest kalan enerji, akrmın oluşmasr iğn gerekli bütün enerjinin kaynağı ve hatta tek kaynağıdır; üçüncüsü, akrmrn oluşumunun bu türlü açıklanması, son iki açrklamanın birbirine ters düşme_ si yanrnda onlarla doğrudan doğruya da çelişir. Daha sonra şöyle deniyor: *

Italikler Engels'indir. -.8d.

149


''Sürekli alr'rmrn oluşmasr için, öyleyse, metal elektrotlarla uyandrrrlmrş bataryanut sl\nsr içerisinde ikili bileşimin atomlannrn eşit olmayan çekim ve polarizasyonundan sağlanan sa]t ve tek başına* elektrik ayı.rma kuweti vardrr; metallerin dokunma yerlerinde artrk mekaniksel değişiklikler yoktur, elektrik a)nrma kuwetinin, öte yandan işlemez durumda o]ması gerekir.* Bu kuwetin, slvl yoluyla metallerin elektromotor dürtüsüne karşı etki göstermesı* durumunda (kurşun ile tenekenin potasyum siyanür eriyiğine daldınlmasrnda olduğu €ıbi), dokunma yerinde aJnrma kuwetinin belirli bir payı ile denkleşmediğini, kapalr devrede tüm elektrik ayrrrna kuwetinin (ve elektromotor kuwetin) yukarda değinilen kimyasal süreçlerin rsı eşdeğerliği ile olan Ve gene yukarda değinilen tam orantısr tanıtlar. Demek ki, bunun bir başka yoldan nötrleşmesi gerekir. En basit olarak bu, şöyle bir varsayrm altrnda oluşabilir: uyarrcr s vlnln metallerle temas etmesi durumunda, elektromotor kuwet, iki yoldan üretilir; önce, bir bütün olarak sıırr jrüüJesinin* şu ya da bu elektrik yönünde eşit olmayan güçlü bir çekimi yoluyIa; sonra da, srvınrn karşrt elektrik yüklü unsur]arı yönünde metallerin eşit olmayan çekimi yoluyla... Elektrik yönünde önceki eşit olmayan çekim (kütle çekimi) dolayrsryla, srvr metallerin kimyasal etkileme ile elektrik akrmr üretme dizisi yasasrna tümüyle uyacaktrr, ve kapalr bir dewede ... elektrik a5rnlma kuwetlerinin (ve elektromotor kuwetlerin) tümüyle sıfrra eşitlenmesi oluşacaktrr; ikinci (kimyasaÜ) etki ... ise akrmrn oluşmasr için gerekli elektrik ayrrma kuwetini ve buna uygun elektromotor kuweti kendiLiğnden* sağlayabilir." (I, s. 52-53.) Bununla dokunma teorisinin son kahntrsr da akrmrn oluşumundan rahatlrkla ayrklanryor ve aJmr zamanda da aklmrn oluşmasıyla ilgili 45. sayfada verilen Wiedemann'rn birinci açrklamaslnrn son kalrntrsr da temizleniyor. Sonunda, tıplrı buhar makinesinin rsı enerjisini mekanik enerjiye çevirmesi aygıtr gibi, galvanik bataryanrn serbest kalma süreci *

İtalikler Engels'indir. -Ed. 150


içerisinde kimyasal enerjiyi elektrik hareketine, elektrik aJnrIna kuweti ve elektromotor kuwet denilen ş"y" ç"rlimek için, basit bir aygt olduğu açrkça itiraf ediliyor. g" a"rumda olduğu gibi öteki durumda da, aygrt, .r"uk eneıjinin serbest kalmasr ve daha sonra dönüş'rr""ı için gerekli k;şJ lan sağlryor, ama kendinden bir eneı$i vermiyor. Bunu bdyle koyduktan sonra, şimdi yapmamrz gerek", ş"y, Wieie_ mann'ın akrm açrklamasuun üçüncü biçimini daha yakından incelemektir: Burada, bataryanrn kapaiı dewesindeki

dönüşümü nasıl gösteriliyor?

"""'i

Açıktrr ki, burada, diyor Wiedemann, ''ikili bileşimin unsurlannrn metallerde toparlanması ve bütün belirli bir hrza ulaşmasr ve daha sonra durgun hale gelmesi, ya (ZnCl) bile_ şimin oluşmasryla, ya da serbest hale (H) gelmesiyle, sürekli bir canlr-kuwet kaybı olur. Bu kayrp, gtızle sörülür'biçimde ortaya çrkan, yani aslrnda çinkonun bir eşdeğerinin seyı'eltil_ miş asitte erimesiyle serbest kalan kimyasal süreçtlki rsı miktanna eşdeğerdir.'' Birincisi, eğer süreç salü biçimde olursa, bataryada çinkonun erimesiyle bir rsr_ serbest kalmaz; serbest kalan lnerji gerçekte doğrudan elektriğe dönüşür ve ancak bundan, tüiı dewenin direnci ile daha sonra rsrya dönüşür. Ikincisi, canlr kuwet, kütlenin hrzrnrn karesi ile çarprmınrn yansrdrr. o halde yukardaki tümcenin şöyle olmasr gere_ kir: seyı'eltilmiş hidrolorik asitteki bir eşdeier çinkonuıi eriyiğinde serbest kalan eneıt'i, şu kadar ı<aıoıye, iyonlann kütlesinin yarrsrnrn ve bunlann metallere giderten ğtısterdıği hrzın karesinin çarpımrna eşdeğerdir. -ıtıyı" stı}leyince, tümce, açrkça yanlrştrr; iyonlann gidişiyle ortaya çıkancanli kuwet kimyasal süreçle serbest durumda kalan ener;ıye eşdeğer olmaktan uzaktrr.* Eğer böyle olsaydr, kapalr d"*"ı, * Son olarak F. Kohlrausch (Wiedemanns Anna]en,ıoı VI. Il,eiozis

1879l' s. 206)' iyonlann eritici sudan geçmesi ıçi" ''.on.", etıcü;,t;;;;ı: olduğunu.hesaplamrştır. BLTiı]qram; ı yoı ,1;;;, içı",';i=;Hdö i;: -m Cl=5.269 kg. o halde HCl=37.700 kg. çekme kuileti gerekdalr. - B;;rk#olarak, d.oğruysa bile, y"ı.rra. .tıyı""."ieiıe bir ilgisi y"ı.t". v. |1-mıitıaıı pıIan hesap, elektrik alanında.bugüne kadar kaçınrlmaz olin varsaymsal etkenleri kapsryor ve bundan dolayı da deneyle kontrole ihttrç;ö#;;;;: 151


kalrntrsrnda alum için geriye enerji kalmayaca$ndan aJam o]anaksız olacaktr. Bundan dolayr, iyonlann "ya bir bileşik oluşturarak, ya da serbest duruma geçerek hareketsizliğe kavuştuklan'' yolunda ayn bir uyanda bulunulmuştur. Ama canlr kuwetteki kayıp bu iki süreçte oluşan enerji dönüşümlerini de içine alryorsa, o zaman gerçek bir çıkmaz içine gir_ mişiz demektir. Çiinkü serbest kalan enerjinin tümünü asrl bu iki sürece borçlu5ruz, bundan dolayı da burada bir canlr kuwet kaybından asla sözedilemez, olsa olsa hfu kazançtarı sözedilebilir. o halde apaçıktrr ki, Wiedemann bu önerme ile kesin hiçbir şey söylemiş değildir; daha çok ''canlr kuwet kaybr'', akrmrn eski dokunma teorisinden kimyasal açrklamasrna onun öldürücü srçramasrnr sağIayacak olan deus ex machina'ya* temsil ediyor yalnızca. Aslrnda canlr kuwet kaybr ar_ tık şimdi işini tamamlamrştrr ve kenara firlatrlrp atrlmrştrr; bundan böyle akımın oluşmasr için tek enerji kaynas olarak tartrşmasrz bataryadaki kimyasal süreç geçerlidir ve yazalamlzln bundan sonraki tek kaygısı, kimyasal olarak kayıtsrz cisimlerin dokunmasrndaki elektrik uyanmınln son kalrntrsrndan, yani iki metalin dokunma yerindeki etkin ayırma kuwetinden kibarca nasrl kurtulabileceğidir. Wiedemann'ın elektrik akrmınrn oluşumu konusunda yu_ kandaki açrklamasrnr okurken, Strauss, Wilke, Bruno Bauer ve başkalannın fılolojik-tarihsel Incil eleştirisine krrk yıl kadar önce karşr çrkan tam ve yarr--ortodoks tannbilimcilerin kullandığı savunmanrn bir örneği ile karşrlaşılmış gibidir. Yöntem a5mrdrr, ve böyle de olmasr gerekmelrteür. Çünkü Böyle bir kontrolün mtimkün oldufu anlaşrlıyor. Birincisi, bu "sonsuz güçleri'in, tüketilecekleri yerde, yani yukardaki olayda bataryada, belli ısl miktan olarak yeniden ortaya çıkması zorunludur. Ikincisi, onlann tiikettiği enerjinin, bataryanrn kimyasal süreçlerinin verdiği eneıjiden az olması gerekir ve arada belli bir farlon bulunmasr zorunludur. Uçüncüsü, bu fark kapalr dewenin geri kalan kısmrnda tiiketilmelidir ve butada nicelik balomın_ dan belirlenebilmelidir. Ancak böyle bir kontrol yoluyla doğrulandıktan sonra yukardaki rakamlar kesinlik kazanabilir. Elektroıitik pildeki tanrtlama daha olanaklı görünmektedir. |Engels'in notu.J * Yunan tiyatrosunda sahneye mekanik bir aygıtla indirilen tann ya da doğaüstü yaratık. -ç.

152


her iki durumda sözkonusu olan, bilimsel düşünceden miras kalan geleneğin kurtanlmasr sorunudur. En çok matematik hesaplama biçiminde ortaya çrkabilen salt görgücülük, yalnrz yadsrnamayacak gerçeklerle uğraştrğnr hayal ediyor. As_ lrnda ise, daha çok geleneksel kawamlarla önciillerinin bü_ yük bir kısmr eskimiş düşünce ürünleri ile, ve pozitif ve ne_ gatif elektrik, a5nrma kuweti, dokunma teorisi gibi şeylerle uğraşrr. Bunlar, ona, matematiksel formülasyonun kesinliği sayesinde öncellerin varsayılr niteliklerinin rahatça bir yana bırakıldrğı sonu gelmez matematiksel hesaplann temeli olma göreü görür. Bu tür görgüciilük, çağdaş düşüncenin sonuçlan karşısrnda şüpheci olduğu kadar, önctillerin düşüncesi karşısrnda da öylesine inanç}rdrr. onun için deneyle konul_ muş gerçekler bile geleneksel yorumlamalanndan giderek a;rr'rlmaz duruma gelmektedir; en basit elektrik görüngüsü yanlrş sunulur, örneğin iki elektrik arasrna bu yanlış sokuşturulur; bu görgücülük, gerçekleri artrk doğru anlatamaz, çünkü geleneksel yorumlama anlatrmla örülmüştür. Krsacası, burada tannbilim alanrnda olduğu kadar yüksek bir dü_ zeyde gelişmiş bir geleneğe elektrik teorisi alanrnda da raslryoruz. Her iki alanda da son araştrrmalann sonuçlan, bugüne kadar bilinmeyen ya da tartrşmalı gerçeklerin saptanması ve bundan zorunlu olarak ortaya çıkan teorik sonuçlann kesinliği eski geleneğin karşrsrna insafsrzca çrkanldığr için bu geleneğin savunuculan çok kötü bir çrkmazrn içine düşüyorlar. Türlü kaçamaklara, tutamaksız çarelere, bağdaşmayan çelişkileri yaldızlamaya başvuruyorlar ve böylece en sonunda aürk çıkar yollan olmayan bir çelişkiler kargaşasrna giriyorlar. ''Dokunma kuweti'' yoluyla eski ahm açrklamasrnr kimyasal enerjinin serbest kalrşr yoluyla yaprlan modern açrklama ile akrlcr yoldan bağdaştırma yolundaki umutsuzca çaba yüztinden Wiedemann'ın burada kendi kendisiyle en ça_ resiz çelişkiye düşmesinin nedeni, tüm eski elektrik teorisi_ ne beslenen bu inançtrr. Wiedeman'rn akım açıklamasınrn yukardaki eleştirisi laf kalabalığına dayanıyor diye belki itiraz edilecektir. Wie153


demann başlangıçta biraz dikkatsiz ve belirsiz konuşsa da, enerjinin sakrnrmr ilkesi ile uyum içinde olan doğru bir açrk_ lamayla, sonunda, herşeyi düzeltiyor. Bu görüşe karşılrk aşağda başka bir örnek, bataryadaki süreç konusunda yaphğ aç*lamayr veriyoruz: çinko, seyreltilmiş sülfürik asit, bakrr: ''İkl plakayı bir telle birbirine bağlayınca bir galvanik akrm oluşur. ... Elektro]itik süreçle* seyreltik süIfürik asidin su;ı.ıından* bakrrda 1 eşdeğer hidrojen a5rnlrr, bu hidrojen kabarcrklar halinde çrkar. Çinkoda 1 eşdeğer oksijen oluşur ve bu çinkoyu okside ederek çinko oksit haline getirir, çinko oksit onu çeweleyen asitte eriyerek sülfürik çinko oksit durumuna gelir." (I, s. 593.) Suyu gaz durumundaki hidrojen ve oksijen durumuna getirmek için her su molekülüne 68.924 ısı birimlik enerji gereklidir. Yukarıdaki bataryada enerji nereden geliyor? ''Elektrolitik süreç yolu''yla. Elektrolitik süreç bunu nereden ahyor? Yamt yok. Ama daha sonra Wiedemann bize bir kez değil en az iki kez (I, s' 472 ve 614) ''son deneylere göre lelektrolizde] suyun kendisinin parçalanmadrsnr", olayrmrzda sülfürik asidin, H2So4, bir yandan Hr, öte yandan So, + o olarak parçalandrğnr, bu srrada H, ve o'nun elverişli koşullar altrnda gaz durumunda çıkabilece$ni anlatryor. Ancak bununla sürecin bütiırr niteliği değişiyor. HrSon'ün Hr'si doğrudan doğruya yerini iki değerli çinkoya bıralıryor ve çinko sülfat, ZnSoa, oluşuyor. Bir yandan Hr, öte yanda So, + o kalryor. Bu iki gaz, suyu oluşturduklan oranda kayboluyor, Soe eriyiğin suyu (Hro) ile gene birleşerek H2So4, yani süIfürik asit oluşturuyor. Ama ZnSon oluşumunda, hem sülfiirik asidin hidrojenini çrkarma ve serbest brrakma için gerekli miktarda, hem de olayrmrzda akrm oluşumunda kullanrlan oldukça fazla bir enerji ortaya çrkryor. o halde çinko, önce oksitleşmek Ve sonra asitte çözülmek için elektrolitik sürecin kendisine serbest oksijen sağlamasrnr beklemiyor. Tersine, doğrudan *

Italikler Engels'indir. --Ed. 154


doğruya sürece giriyor ve bu süreç ancak çinkonun bu katıL-

masıylaoluşuyor. Burada eskimiş kimyasal kavramların eskimiş dokunma kawamlarrnrn yardrmına nasrl koştuğunu görüyoruz. Mo_ dern görüşler gereğ.ince, tıJz, içinde hidrojenin yerini bir metalin aldığr bir asittir. Burada incelenen süreç bu görüşü doğruluyor; asitteki hidrojenin yerini doğrudan çinkonun aImasr eneıji dönüşümünü eksiksiz açıklryor. Wiedemann'rn izlediği eski görüş, bir tuzu bir asitle bir metal oksidin bileşiği kabul ediyor ve bundan dolayı sülftirik çinko oksit yerine çinko sülfattan sözediyor. Ama çinko ve sülfürik asit bataryamızda, sülfürik ğnko oksit elde etmek için çinkonun önce okside olmasr gerekir. Çinkoyu yeterince çabuk okside etmek için serbest oksijenimizin bulunmasr gerek. Serbest oksijen elde etmek için bakrrda oluştuğundan-, suyun -hidrojenzorundayrz. Suyu varsaymak çözüldüğünü çözmek için büyük ölçüde enerjiye gereksinmemiz vardrr. Bunu nasrl elde edeceğiz? Son kimyasal iiriirıü olan ''sülfürik çinko oksit'' oluşmaya başlamadrğ sürece harekete geçemeyen''elektroli_ tik süreç yoluyla''. Çocuk anayr doğuruyor. Demek ki, Wiedemann burada da tüm süreci tamamen tersine ve başaşasya çeviriyoi. Bu yüzden de aktif ve pasif elektrolizi, birbirine doğrudan doğruya ters düşen iki süreci, salt elektroliz olarak gösteriyor. BURAYA kadar bataryadaki olaylan, yani bir enerji fazla-

srnrn kimyasal etki yoluyla serbest kaldığr ve bataryanrn dü-

zenlenmesi yoluyla elektriğe dönüşme sürecini inceledik. Ama bilindiği gibi bu süreç tersine de çewilebilir: bataryada kimyasal eneıjiden üretilen sürek]i alrrm elektriği, kapalr deweye konulan bir elektrolitik pilde yeniden kimyasal enerjiye çevrilebilir. Her iki süreç birbirine açrkça terstir. Birincisini kimyasal elektrik diye ahrsak ikincisi elektrokimyasaldrr. Her ikisi aynr dewede aynr tözlerle oluşabilirler. Böylece, gaz unsurlanndan kimyasal etkileme ile doğru elektrik alımr yaratan pil, suyu oluşturmak için hidrojen ve 155


oksijenin birliğiıden üretilen alım, deweye sokulan elektrolitik pil içerisinde su5ru oluşturduklan oranlarda gaz halinde

hidrojen Ye gaz halinde oksijen sağlarlar. Genel görüş, birbi_ rine ters düşen bu iki süreci tek bir ifade altrnda biraraya getirir: elektroliz altrnda kawar ve aktif elektrolizle bir pasif elektroliz arasrnda, bir uyancr srvr ile bir pasif elektrolit arasmda hiçbir aJrnm yapmaz. Wiedemann genel olarak elektrolizi 133. sayfada böyle işliyor ve sonunda, ''bataryadaki elektroliz'' üzerine bazr uyanlar ekliyor, gerçek bataryalardaki süreçler bu bölümün ancak 17 sayfalık en küçük kısmrm kapsryor. Daha sonraki "elektroliz teorisi"nde de batarya ve elektrolitik pil karşrtlığrna hiç değinilmiyor ve bir sonraki ''Elektrolizin lletken Direnci Üzerindeki Etkisi ve Kapalr Dewedeki Elektromotor Kuwet" bölümünde, kapalı dewede enerjinin dönüşümünün nasrl işlendiğini arayan kimse acr bir hayal krnklrğna uğrayacaktrr. Şimdi, görünür bir enerji sağlanmasr olmadan H2'ü.r o'dan a;nrabilen, kitabrn bu bölümlerinde, daha önceki gizemli ''elektrik ayrrma kuweti''nin rolünü oynayan, karşr durulmaz ''elektrolitik süreci'' ele alalrm. ''İyonlann aylışması ile ilgili birİnci ve sa]t e]ektrotiti]ğ süreç yanrnda daha bir dizi, birincisinden tarnamen bağımsız, ikinci dereceden, salt kimyasal süreçlei, alçrmla parçalanan iyonlann etkisiyle oluşur. Bu etki, elektrotlann malzemesi ve çözüIen cisimler üzerinde, aynr zamanda da eritici maddelerle ilgili olarak eriticide oluşabilir.'' (I, s. 481.) Yukarda değinilen bataryaya dönelim: seyreltik süIfürik asitte çinko ve bakrr. Burada Wiedemann'ın kendi deyimine göre, a5rnlmrş iyonlar, sudaki H, ve o'dur. Bundan dola5n, ona göre çinkonun oksitlenmesi ve Znon'ün oluşumu, birinci süreç ancak onun içersinde olanaklı olabi}mesi gerçeğne karşrn elektrolitik süreçten basmsrz, ikincil, salt kimyasal bir siireçtir. olaylann gerçek akışrnr böyle tersine çevirmenin zorunlu olarak oluşturduğu bu kanşıklıfr şimdi biraz daha ayrıntrlr olarak gözden geçirelim. *

Italikler Engels'indir. -E'd.

156


Önce, Wiedemann'rn ileri sürdüğü birkaç örneğin* konuSu olan elektrolitik pildeki sözde ikinci dereceden süreçleri

ele ala}m (s. 481-482) : I. Suda çözülmüş sodyum sii]fat (NarSor) elektrolizi. Bu, "So, + o'nun 1 eşdeğerine ... ve Na'nrn 1 eşdeğerine ... aJrn-

lrr. Sonuncusu ise eritici slvrya karşr tepki gösterir ve H'nin 1 eşdeğerini ondan aJnrrr, buna karşrlık 1 eşdeğer kostik soda [NaoH] oluşur ve etrafindaki suda çözüşür.'' Denklem şöyledir: NarSOn + 2HrO = O + SOs + 2NaOH + 2H. Gerçekte ise, bu örnekte parçalanma

NarSOn-Nrr+SOr+O

denklemi olarak birincil, elektro-kimyasal süreç diye kabul edilebilir ve daha sonra

Nar+2HrO=2NaOH+2H

dönüşümlü ikincil, salt kimyasal bir süreç sayrlabilir. Ama bu ikincil süreç, hidrojenin göründüğü yerdeki, elektrodu derhal etkiler; bu yüzden de böylece serbest kalan oldukça önemli miktarda enerji (Julius Thomsen'e göre, eşdeğeri Na, o, H için 111.810 rsr birimi), hiç değilse bunun büyük kısmı, elektriğe dönüşür ve ancak bir krsmr pilde doğrudan rsrya dönüşür. Ama sonuncusa bataryada doğrudan ya da birinci} olarak serbest kalan kimyasal enerji için de sözkonusu olabilir. Bununla birlikte, böylece elde edilen ve elektriğe dönüşen eneq'i miktannın, NarSon'ün sürekli çözülmesi için sağlanan a]omdan çrkartrlmasr gerekir. Sodyumun hidratlaştı_ nlmrş okside dönüşmesi tüm sürecin ı7lr anrnda ikincil bir süreç olarak görünürse, ikinci andan itibaren tüm sürecin temel bir etkeni durumuna ge}ir ve böylece ikincil olmaktan çr_ kar. Ancak şimdi bu elektrolitik pilde üçtincü bir süreç oluşur: So3, H2So4'ü, sülfürik asidi oluşturmak için Hro ile birleşir, ne var ki, So, bu durumda da içinde eneı$inin açrğa çr* Burada bir daha belirtmeli ki, Wiedemann her yerde eski kimyasal eşdeğerleri kullanıyor. Ho, ZnCl vb. diye yazlyot. Benim denkleınlerimde hep modern atom ağırlıklan kullanrlmıştır, yani Hzo, Zn0lz vb. diye verilmiştir. [.Uıge1s' in notu.]

157


kacas pozitif elektrodun metali ile bileşime ğrmez. Ama bu değişmenin elektrotta hemen olmasr şart değildir ve bu srra-

da serbest kalan enerji miktan (Julius Thomsen'e

göre

ısı birimi) tamamen ya da büyük krsmı ile pilde bizzatısıya dönüşür ve olsa olsa çok azbir bölümünü akrmdaki elektriğe ayrnr. Bu pilde olagelen tek gerçek ikincil süreç de bu nedenle Wiedemann tarafindan hiç belirtilmemiştir. II. "Eğer bakrr sülfat çözeltisi [CuSon + 5HroJ pozitif bir bakrr elektrodu ile negatif bir platin elektrodu arasrnda elektrolize edilirse, negatif platin elektrotta 1 eşdeğer suyun ayrrşmasr için 1 eşdeğer bakrr, aynr akrm devresinde sülfürik asidin zamandaş a}rnşmasryla birlikte ortaya çrkar; pozitif elektrotta 1_ eşdeğer Son ortaya çıkacaktır; ama bu elektrodun bakın ile birleşerek 1 eşdeğer CuSon oluşturur ki, bu, elektrolize edilen çözeltinin suyu içinde çözülür." [I, 27.320

s. 481.1

Modern kimyasal deyiş biçimine göre süreci şöyle koymamrz gerekir: balıır platin üzerinde toplanryor; bu haliyle varolmayan ve serbest kalan So4, So3 + o olarak parçalanryor ve o serbest halde açrğa çrkryor. So, sulu çözücüden Hro'yu alryor ve HrSon'ü oluşturuyor, bu da tekrar Hr'yr serbest br-

rakarak elektrodun bakın ile birleşip CuSon'ü oluşturuyor. Burada kesinlikle konuşunca, üç süreçle karşr karşryayız: (1)

Cu ve Son'ün aynlması; (2) So3 + o + H2So4 + o; (3) H2So4 + Cu = H, + CuSon. İükini birincil, öteki ikisini ikincil olarak kabul etmek doğaldır. Ama enerji dönüşümlerini sorarsak, birinci sürecin üçüncüsünün bir krsmı ile tam olarak karşrlandrğnr görürüz: balunn Son'ten a5rnlmasr, öteki elektrotta ikisinin yeniden birleşmesi ile olur. Balırnn bir elektrottan ötekine ka5rmasr için gerekli enediyi, Ve a)rnr şekilde rsrya dönüşme yoluyla bataryadaki kaçrnrlmaz ve kesinlikle saptanamayan enerji kaybrm bir yana brrakrrsak, burada birincil süreç denilen şeyin alımdan hiç enerji almadrğı gibi bir durumla karşrlaşrnz. H, ve o'nun aynlmasrnr olanaklr krlan enediyi, ki bu aJrnı zamanda dolaysrzdrr, akrm sağlar, ve o tüm sürecin gerçek kimyasal sonucu olduğunu tanrtlar

-

L58


halde, ikinci] ya da hatta üçüncül bir sürecin oluşturulmasrdrr.

Öteki durumlarda olduğu gibi yukardaki her iki örnekte ikincil süreçlerin birbirinden aynlmasrnrn göreli bir haklılığı olduğu yadsrnamaz. Btıylece her iki durumda da öteki şeyler yanrnda su da açıkça aynşr ve su;run elementleri karşrt elektrotlara gider. En son deneylere göre, mutlak saf su ideal bir yalrtkana olabildiği kadar yakmdrr, aynl zamanda bir elektrolit değildir. Bu ve benzeri durumlarda elektro-kimyasal olarak doğrudan ayrrşan Suyun olma_ drğr, ama asitten a5rnlan su elementleri çözelti-ki burada nin su;runun işe kanşmaslnln zorunlu olduğu bir gerçektirolduğunu göstermek önemlidir. III. ''İki U biçimindeki tüpte ... hidroklorik asidi lHCl + 8 H2o] ... zamandaş elektrolize edince ve tüpün birinde çinko pozitifelektrodu ötekinde ise bakrr elektrodu kullanrnca, birinci tüpte 32,53 çinko, ötekinde de 2 x 31,7 miktannda bakır çözülür.'' [I, s. 482.] Şimdilik balon bir yana brrakalrm ve çinko üzerinde du_ ralrm. Burada birincil süreç HCl'nin a5rnşmasr, ikincil süreç de Zn'nin çözülmesidir. Bu anlayrşa göre, akrm, H ile Cl'nin a5rnlmasr için gerekli enerjiyi elektrolit piline drşardan getiriyor ve bu a5rnlma tamamlandrktan sonra, C|, Zn ile birleşiyor, bu srrada bir miktar enedi serbest kalıyor ve bu enerji H ile Cl'nin aynlması için gerekli enerjiden çrkartılıyor; o halde, akımrn, yalnrz aradaki bu farkr sağlamasr gerekiyor. Buraya kadar her şey çok iyi bir uygunluk içerisindedir; ama her iki enerji miktannr daha yakrndan gözden geçirdiğimiz zaman, görüyonuz ki, ZnClr'nin oluşmasrnda serbest kalan eneı{i, 2HCl'nin a5nrlmasr sırasrnda tüketilen enerjiden daha büytikttir, yani alrrm, enerji sağlamamakla kalmıyor, tersine enerji alıyor. Artrk karşımızda pasif bir elektrolit değil, uyancr bir alıışkan, bir elektrolitik pil değil, yeni bir elementle kimyasal etki ile doğru elektrik akımı yaratan pili gtıçlendi_ ren bir batarya vardrr; ikincil olarak VarsaJrunamız gereken de birincil ve

159


süreç, tüm sürecin enerji kaynağı haline gelerek kimyasal etki ile doğru elektrik alıımr yaratan pil aracrlrğryla sağlanan akrmdan basmsrz olan kesenkes birincil olan bir süreç durumuna geliyor. Wiedemann'rn teorik açıklamasrndaki bütün kanşrklrğrn ka5rnağnr, burada açrkça görüyoruz. Wiedemann, elektrolizden hareket ediyor; bunun aktif ya da pasif, batarya ya da elektrolitik pil olmasr onun için önemli değildir: bir yrldrr askerlik yapan felsefe doktoruna ihtiyar binbaşrnrn dediği gibi, doktor doktordur.lo5 Elektrolitik pildeki elektrolizi incelemek, bataryadaki elektrolizi incelemekten daha kolay olduğu için, kendisi de hareket noktasr olarak elektrolitik pili alıyor Ve onda geçen süreçleri, bunlann lusmen doğrulanabilen birincil ve ikincile bölünüşünü, bataryadaki tam tersi süreçlerin ölçüsü yaplyor ve bu arada elinin altındaki elektrolitik pilin bataryaya dönüşmesini bile farketmiyor. Bundan dolayı şu önermeyi ileri sürebiliyor: ''Aynlmış tözlerin elektrotlarla ilgili kimyasa} eğilimi, asıl elektrolitik süreç üzerinde etki}i değildir.'' (I, s. 47\.) Gördüğümüz ğbi, bu kesin biçimi içinde, önerme, tümüyle yanlrştrr. Bu yüzden, sonradan, onda, üçlü bir alıım oluşma teorisi ortaya çrkıyor: birincisi salt dokunma yoluyla geleneksel eski teori; ikincisi, H ve Cl'yi bataryada birbirinden aylrmak Ve aJrrrca da bir akrm oluşturmak için açrklanamaz bir tarzda kendisi ya da ''elektrolitik süreç'' için gerekli olan enerjinin elde eülmesi konusundaki soyut olarak kabul edilmiş elektrik ayırma kuweti aracryla çrkanlan teori; ve son olarak da, bataryadaki bütün kimyasal tepkilerin cebirsel bir topiam içinde bu enerjinin kaynağnr gösteren moderı, kimyasal-elektrik teorisi. Kendisi, ikinci açrklamanın birinciyi yıktığrnı farketmeüği gıbi, üçünciinün de ikinciyi yıktığını sezmiyor. Tersine, enedinin salrrnrmı ilkesi tıpkı yeni bir geometrik teoremin daha öncekine bağlanmasr gibi, yüzeysel olarak, eski, öylece kabul ediliveren teoriye ekleniyor. Doğabilimin bütün öteki alanlannda olduğu gibi, bu ilkenin, tüm geleneksel görüşü yeniden gözden geçirilmesini gerekli loldı160


ğnı hiç farketmiyor. Böylece Wiedemann, akrm konusunda kendi açrklamasındaki ilkeye değinip geçiyor, ve sonra onu sessizce bir kenara brrakryor, ancak kitabrn en sonunda, akr_ mrn-yaptrğr işle ilgili bölümde, yeniden ele ahyor. Dokunmayla elektriğn uyanlmasr teorisinde bile (I, *. igr vd.) işlenen ana konu bakımrndan enerjinin salınımr hiçbir rol o5mamryor ve yalnrzca a5rnntrlr noktalann aydrnlatılmasr için rasgele belirtiliyor; o, ''ikincil bir süreç" oluyor ve tıyle kalı-

yor.

Yukardaki örnek III'e dönelim. orada, iki U biçimindeki tüpte hidroklorik asidi elektrolize etmek için aynı akım kullanrlmıştr, ama birinde çinko, ötekinde bakır pozitif elektrot olarak kullanılmrştr. Faraday'rn temel elektroliz yasasr gere_ ğnce, eşdeğer elektrolit miktarlannı ayrıştrran uyrr. grırr.nik akım, ve iki elektrotta serbest duruma gelen ttız *iktur-

lan kendi eşdeğerlerine aynr zamanda orantrlrdırlar. (I,

s.

470.) Yukardaki durumda, birinci tüpte 32,53 çinko, ikinci tüpte 2 x 31,7 bakınn çözüldüğü bulundu. Wiedemann, "Bununla birlikte", diye devam ediyor, "bu, sözkonusu değerlerin eşdeğerliligi için bir kanıt değildir. Bu değerler, ancak, bir yanda çinko kloridin ... öte yurrdu brk, kioridin ... oluşmasryla birlikte çok zayrf akrmlarda gözlemlenebilir. Daha kuwetli akrmlarda, aynr miktarda çinkonun

çözülmesiyle birlikte, çözülen bakrnn miktan, gittıkçe ar_ tan miktarlarda kloridin oluşmasr yla, 31,7, ye kadar düşebi lir." Bilindiğ gibi, çinko, tek bir klor bileşiği, çinko klorit, ?n91r' oluşturur. Bakır ise iki bileşik, bakır klorit, CuCl, ve bakır (2) klorit, CarCl2, oluşturur. o halde, zayrf akrm eı6ı<trottan her iki klor atomu için iki bakrr atomu kopanp alırken, bunlann iki birleşme değerlerinden bİri ile birbirlerine bağlı olduğu, serbest kalan iki birleşme değerinin de iki klor atomu ile birleştiğ biçiminde bir süreç vardrr:

161


cu-cl

Jo-", I

Öte yandan, akrm kuwetlenirse, bakrr atomlannr birbirinden ayrnr ve bunlann herbiri iki klor atomu ile birleşir. orta

,,,- Cl

\Cı kuwetteki akrmlarda her iki bileşik, yanyana oluşur. Demek ki, şu ya da bu bileşiğin oluşmaslnr belirleyen ancak alomm kuwetidir ve bundan do}ayı süreç, eğer deyim bir anlam ta_ şıyorsa, aslrnda e1ektrt|<ımyasaldrr. Buna karşın, Wiedemann bunu açrkça ikincil, yani elektro-kimyasal de$l, salt kimyasal süreç diye açrklryor. Yukardaki deney Renault (1867) tarafından yaprlmrştrr Ve a)rnr alçmrn bir tüpte tuz eriyiği (pozitif elektrot-çinko) ile, başka bir pilde pozitif elektrot olarak çeşitli metallerle birlikte değşen elektrolit yoluyla gene Renault tarafrndan yaprlmrş benzer deneyler dizisinden bir tanesidir. Burada her çinko eşdeğeri için çözülen öteki metallerin miktarlan birbirinden çok farklıdrr, ve Wiedemann, gerçekte kimyasal bakrmdan en apaçrk biçimde olan, başka türlü de olamayacak olan bııttın bu deney dizilerinin sonuçlannr veriyor. or_ neğin, çinkonun bir eşdeğerine karşrlrk ancak altrnın eşdeğerinin l'ü hidroklorit asitte çözüIür. Bu, Wiedemann gibi eski eşdeğei ağrrlrklara bağlı kalrnmasr Ve çinko klorid için ZnC} yazrlmasr, böylece k]orda hem klor ve hem çinkonun ancak tek bir birleşme birimine sahipmiş gibi görünmesi durumun' da dikkat çekici olabilir. Gerçekte ise bir çinko atomu için burada iki klor atomu (ZnC|r) vardrr ve bu formülü bildiğimize göre, eşdeğerlerin yukardaki saptanrşında çinko atomu_ nun değil, klor atomunun birim olarak kabul edilmesi gerektiğini derha| anlarız. Ama altrn klorid formülü AuClr'tür; 162


bundan 3ZnClr'nin 2AuClu kadar klor taşrdığı, böylece bataryada ya da pildeki bütiin birincil, ikincil ve üçüncül süreçlerin, çinko kloride dönüşen çinkonun her ağırlrk krsmrna göre106 ve altrn ağırlığnrn bir krsmrnın 2/s'ünden az ya da çok olmamak koşuluyla, altın k]oride dönüşmesinin zorunluluğu derhal ortaya çrkar. Bu, ancak AuCl bileşiği galvanik yoldan elde edilirse kesindir, ki bu durumda da 1 eşdeğer çinkonun çözülmesi için 2 eşdeğer altınrn çözülmesi gerekir Ve a)mr zamanda yukarda belirtilen bakrr ve klor durumunda olduğu gibi akım kuwetine göre benzer değişmelerin olmasr gerekir. Renault'nun deneylerinin değeri, Faraday yasasrnın onunla çelişiyor görünen gerçeklerle nasrl doğrulandrğnı göstermeleri gerçeğinde yatar. Ama elektrolizdeki ikincil süreçlerin aydrnlanmasrna nasrl katluda bulunacaklan düşüncesi açrk değiIdir.

Wiedemann'rn üçüncü örneği, bizi, yeniden, elektrolitik pilden bataryaya götürmüştür. Ve aslrnda batarya, bir kimsenin burda yeralmakta olan enerji dönüşümüyle ilgili elektrolitik süreçleri araştrrdığ zaman çok daha ilginç şeyler getirir. Böylece kimyasal elektrik süreçlerinin enerjinin sakrnrmr yasasl ile doğrudan çelişmesinde ve kimyasal eğilime karşrt olmasrnda yeralryormuş gibi görünmesine, bataryalarda srk srk raslanz. Poggendorff un107 ölçümlerine göre yoğunlaştrrrlmrş tuz eriyıği, platin bataryasr- 134,6-çinko, kuwetinde bir akım sağlar.* o halde burada, oldukça çok miktarda, Daniell pilinden 1/3 oranda daha fazla elektrik vardrr. Burada elektrik olarak görünen enerji nereden geliyor? ''Birincil'' süreç, klor bileşiğinde sodyumun yerini çinkonun almasrdır. Ama basit kimyada sodyumun yerini alan çinko değildir; tersine sod5rum, çinkoyu klor ve öteki bileşiklerden atar. ''Birincil'' sü_ reç, akrma yukardaki enerji miktannr verebilmekten çok uzak olduğundan, tersine, oluşmak için drşardan kendine enerji sağlamak zorundadrr. Böylece salt "birincil'' süreç ile gene olduğumuz yerde kaldık. o halde gerçek süreci şimdi *

"Daniell pilinin akrm kuweti=l0O alınarak." lEngels'in notu.} 163


görelim. Anlryoruz ki, değişme, Zn + 2NaCI =ZnC|2+ 2 Na değil, tersine Zn + 2NaCl + ?}JzO = ZnClr+ 2 NaOH + Hr'dir.

Bir başka deyişle,

sod5rum, negatif elektrotta serbest du-

rumda parçalanmaz, yukardaki örnek I'de (s. 183-184) görül_ düğü gibi, bir hidroksit oluşturur. Burada oluşan enerji dönüşümlerini hesaplamak için Ju_ lius Thomsen'in belirlemeleri bize en azrndan bazr önemli veriler sağlar. Buna göre bileşiklerde serbest kalan enerji şöy_ ledir: (ZnC|r) = 97.210i, (ZnClr, çözelti) çözülen çinko ktorid için toplam 2 (Na, o, H, çözelti)

= = =

15.630,

lt2.840 ısr birimi 223-620 336.460

Aynşmalardaki enerji tiiketimi bundan çrkanlrrsa: 2 (Na, Cl,

çözelti) 2(Hz,O)

= 193.020 rsı

=

136'720

birimi

"

329.740 Serbest kalan enerji faz|ası

= 6.720 ısr

birimi.

Bu toplamın, elde edilen akrm kuwetine göre az oldufu açrktrr, ama bir yandan sod5rumun klordan a5rnlmasrnr ve öte yandan genel olarak akrmrn oluşmasrnr açrklamaya yeterlidir. Birincil ve ikincil süreçlerin bu aynmrnrn tamamen göreli olduğu, bunlann kesinliğini kabul ettiğimizde bizi anlamsrzlrğa götürdükleri konusunda burada dikkati çeken bir ör164


nekle karşr karşıya bulunuyoruz. Birincil elektrolitik süreç, tek başına alrnırsa, alum oluşturmamak]a kalmaz, kendisi bile gerçekleşemez. Birincil olanı müükün lrrlan ve, aJrrrca alçrmrn oluşmasında tüm artı enerjiyi sağlayan, ancak sözde kimyasal ikincil süreçtir. öyleyse onun için bu süreç, birincil süreç olduğunu, ötekinin ise ikincil süreç olduğunu tanıtla_ maktadrr. Metafizikçiler ve metafızikçi doğa bilginlerinin sandrğ gibi katı farklılıklar ve karşrtlrklar Hegel tarafından diyalektik olarak kendi karşrtlanna dönüştürüldüğiinde Hegel'in onlann ağzlanndan çrkanlara yanlış anlam verdiği söylendi. Aına eğer doğa da tıpkı yaşlı Hegel gibi ilerliyorsa, konuyu daha yalından incelemenin zamanr gelmiş demektir. Bataryanın kimyasal-elektrik sürecinin ya da elektrolitik hücrenin elektro-kimyasal sürecinin sonucu oluşan, bağmsrz ve a5rn olarak, bu nedenle elektrotlardan uzak bir yerde olan süreçlere, daha büyük bir haklılıkla ikincil olarak balrrlabilir..Bundan dolayr, böylesi ikincil süreçlerde oluşan ener_ ji dönüşümleri de elektrik süreci içerisine girmez. Ne dogrudan doğruya ondan enerji alrrlar, ne de ona enedi verirler. Böylesi süreçler elektrolitik pilde sık srk oluşur. Yukarda I numaralr örnekte, sodyum sülfatın elektrolizinde sülftirik asit oluşurken bunun bir benzerini görmüştük. Ama bunlann burada pek önemi yok. Buna karşrlrk bataryada ortaya çıkmalan daha büyük pratik önem taşrr. Çiınkü eğer bunlar kimyasal-elektrik sürece doğrudan doğruya enerji rr""*", y, da ondan enerji almazsa, bataryada esasen bulunan enerjinin tümünü değiştirir ve böylece onu dolaylr olarak etkiler_

ler.

Bunun sonucu olarak ortaya çrkan basit türden kimyasal değişmeler yanrnda, iyonlann elektrotlarda genel olarak serbest durumda olmalan koşulundan farklı olarak serbest hale gelmeleri durumunda ve ancak elektrotlardan uzağa hareket ettikten sonra serbest durumu aştrklan zamandaki görüngüler buraya aittirler. Böyle durumlarda iyonlar değişik bir yoğunluk Ve ayrr bir topaklanma durumu alrrlar. A5mr zaman_ da da molekül yapılan bakımrndan önemli değişikliklere uğ165


rarlar. En ilginci de bu durumdur. Bütün bu durumlarda iyonlann, elektrotlardan belli bir uzaklrkta oluşan, ikincil kimyasal ya da fiziksel değişmeye tekabül eden benzer bir rsr değişimi sözkonusudur; genellikle rsr serbest kalrr, bazr du_ rumlarda da tüketilir. Şüphesiz bu rsı değişikligi her şeyden önce oluştuğu yerle srnrrlrdrr: devrenin geri kalan krsmı bun_

dan hiç etkilenmezken bataryadaki ya da elektrolitik pildeki stvt lslnlr ya da soğur. Bundan dolayı bu rsrya yerel (/oca| rsr denir. Bataryada iiretilen bu pozitif ya da negatif yerel ıslnln eşdeğeri ile elektriğe dönüşme için kullanrlabilen serbest kalmrş kimyasal enerji bu yüzden azalv ya da çoğalrr. Favre'a göre, içinde hidrojen peroksit ve hidroklorik asit bulu_ nan bir bataryada serbest kalan toplam enerjinin 2/3'ü yerel

rsr olarak tüketilir. Buna karşrlrk Grove pili, kapalr dewede önemli derecede soğuyor ve böylece rsr emerek deweye drşar-

dan enerji sağlryordu. o halde görüyoruz ki, bu ikincil süreçIer de birincili etkiliyorlar. Nasrl bir yaklaşrm yaparsak yapalrm, birincit ve ikincil süreçler arasrndaki ayrım ancak göreli olarak kalrr ve her ikisinin birbirlerini etkilemeleri için-

de, düzenli bir biçimde geçici olarak durur. Bu nokta

unutulup da, böylesi göreli karşrthklar mutlak diye ele alrntrsa, yukarda gördtiğümtız ğb| sonunda çaresiz çelişmelere saplanrp kalınrr. Çok ıyı bilindiği g1b\, gazlann elektrolitik serbestleşme_ sinde metal elektrotlar ince bir gaz tabakası ile örbüliir. Bunun sonucu, alım kuweti, elektrotlar gazla doyuncaya kadat aza|ır, bunun üzerine, zayıf|ayan alom tekrar değişmez duruma gelir. Fawe ve Silbermann, yerel lstnrn da böyle bir elektrolitik pilde oluştuğunu göstermişlerdir; bu yerel rsr onun için, her zaman oluştuklan durumdaki elektrotlarda gaz|arın serbest duruma gelişi gerçeğine bağlı olabilir, ama bu alrşrlmrş durum, lsuun oüaya çrkmasrna bağlı daha ileri bir süreçle elektrotlardan aynlmalarrnr sağladıktan sonra mümkün olabilir ancak. Peki ama, gazlrarın elektrotlarda ortaya çrlrrşr hangi durumda olur? Bu konuda hiç kimse Wiede_ mann'dan daha dikkatli konuşamaz. Wiedemann, bunu ''bel166


li bir", "allotropik", "aktif', ve sonunda oksijen durumundaki birçok kereler ''ozonlaşma'' durumu olarak ifade etmektedir. Hidrojen konusunda söyledikleri daha da gizemlidir. ozon ile hidrojen peroksidin bu ''aktif' durıımun içinde gerçekleş_ tiği biçimler oldufu görüşü bu nedenle ortaya çrkar. Yazarımrz ozonla ilgili kanısında bazan o kadar kesindir ki, bazı peroksitlerin aşrn elektronegatif özelliklerini bunlann''muhtemelen ozonLaşmış durumda* oksijenin bir krsmrnr içerdiği" gerçeği ile bile açrklar. (I, s. 57.) Suyun aJrrrşması denilen olayda ozon ile hidrojen peroksidin oluşumu kesindir, ama bu küçiik miktarlarda olur. Sözü edilen olayda yerel ısınrn önce kendi kaynağrndan ve sonra da yukardaki iki bileşiğin büyük miktarlarda ayrışmasıyla üretildiğini hiçbir temele bağIamak olanaklr değildir. Serbest oksijen atomlanndan ozonun (or) oluşum tsıslnr bilmiyoruz. Berthelot'a108 göre Hzo (sıırı) + o'dan hidrojen peroksit oluşturmak için rsr = 21.480'dir; o halde bu bileşiğin büyük miktarlarda oluşmasr çok miktarda enerji fazlasrnr (H, ile o'nun aynlmasr için gerekli enerjinin yüzde 30'u kadar) gerektirir ki, bunun da belirgin ve tanıtlanabilir türden olmasr gerekir. Son olarak, ozon ile hidrojen peroksit için ancak oksijen sözkonusudur (her iki gazrn a)mı elektrotlarda biraraya geldiği akrm değişimleri bir yana), hidrojen değil. Ama hidrojen ''aktif'bir durumda açrğa çrkar, öyle ki birleşimde, platin elektrotlan arasrndaki potasyum nitrat çözeltisinde asitten parçalanan azot|a doğrudan birleşerek amonyağ oluşturur. Gerçekte bütün bu güçlükler ve kuşkular sözkonusu değildir. Cisimleri ''aktif bir durumda'' parçalamak elektrolitik sürecin tekelinde değildir. Her kimsayal ayıışma aynı şeyi yapar. Serbest kalan kimyasal elementi önce o, H, N, vb. serbest atomlan biçiminde parçalar, ki bunlar ancak serbest kaldrktan sonra 02' H2, N2, vb. molekülleri halinde birleşebilirler ve bu birleşmede belirli, şimdiye kadar henüz saptanamamrş miktarda ısr biçiminde görünen enerji verirler. Atomlann serbest kaldığ son derece küçük zamallsüresinde bun*

İtalikler Engels'indir. -Ed. 167


lar yüklenebildikleri tüm enerjinin taşryrcrsıdrrlar. En

çok enerjiye sahip olduklan durumda bulduklan her birleşmeye girmekte serbesttirler. Böylece bu enerjinin bir bölümünü zaten vermiş bulunan ve verilmiş olan bu enedi miktan drşardan yeniden verilmedikçe öteki elementlerle birleşime giremeyen bu serbest atomlar o2,H2, N, moleküllerinin tersine ''aktif bir durum içerisindedirler." Demek ki, ancak bu aktif durumun ürünleri olan ozon ve hidrojen perokside baş_ vurrnaya gereksinmemiz yoktur. Örneğin, potasyum nitrat elektrolizinde, amonyağın, yukarda değinildiği şekilde oluşumunu bataryasrz da, kimyasal yollardan, hidrojenin kimya' sal süreçlerle serbest kaldığı bir srvıya nitrik asit ya da nit_ rat bileşiği ekleyerek sağlayabiliriz. Hidrojen aktif durumu her iki durumda da aynrdrr. Ama elektrolitik stireçte ilginç olan, serbest atomlann geçici varlrğnrn elle tutulur duruma gelmesidir. Burada süreç iki eıreye a;rnlrr: elektroliz, elektrotlarda serbest atomlar sağIar, ama bunlann moleküller ha_ linde birleşmesi elektrotlardan biraz ötede bir yerde olur. Bu uzaklrk kütlelerin ölçümleriyle karşrlaştrnldığanda son derece küçüktür, moleküllerin oluşmasryla serbest kalan enerjinin elektrik süreci için kullanllmasrnr hiç değilse büyük hsmr için önlemeye yeterlidir ve böylece onun rsrya -ba_ taryada yerel rsrya- dönüşmesini belirler. Ama elementlerin serbest atomlar halinde parçalanmasr ve bataryada ser_ best atomlar olarak bir an için varolmalannrn ortaya konu_ luşu gerçeği işte buna dayanrr. Saf kimyada ancak teorik so_ nuçiarla saptanabilecek olan bu gerçek, atomlann ve moleküllerin duyusal algrsr olmaksrzrn mümkün olabilüği ölçüde, burada deneysel olarak tamtlanmaktadrr. Bataryamn yerel denilen Istslnn yüksek bilimsel değeri de burada yatmakta_ dır.

BATARYA yoluyla kimyasal enerjinin elektriğe dönüşmesi, aluşr üzerinde hemen hiçbir şey bilmediğmiz ve ancak elektrik hareketin modus operandİsi* daha iyi anlaşldrktan *

Etkime tarzı. _ç. 168


sonra yakmdan tanryacağımrz bir süreçtir. Bataryaya, her belli bataryaya özgü bir "elektrik aJnrlna

kuweti'' atfediliyor. Ta başta da gördüğümüz gibi, Wiede_ mann' bu elektrik a)nrma kuwetinin belirli bir enerji biçimi

olmadrğrnı kabul ediyor. Tersine bu, her şeyden önce, bir bataryanrn birim zaman iğnde serbest durumdaki belirli miktarda kimyasal enediyi elektriğe dönüştürme yeteneğinden, özelliğinden başka bir şey değildir. Bu kimyasal enerji, bütiin süreç bo5runca ''elektrik aJnrIna kuweti'' biçimini asla almaz, tersine, hemen ve derhal "elektromotor kuwet" denilen elektrik hareket biçimini alrr. Giirılük yaşamda bir buhar makinesinin kuwetinden bunun birim zaman içinde belirli miktarda rsryl kütle hareketine çevirme yeteneği anlamrnda sözettiğimizde, bu, kawam kanşıklığnrn bilime de aktanl_ masr için bir neden değildir. Bunun gibi, bir tabancanrn, bir karabinanın, bir yivsiz sila}ın, bir tüfeğin değişik kuwetinden sözedebiliriz, çtinkü bunlann aynr barutla ve a5rnr ağırlıkta mermi ile değişik uzaklrklara atma kuweti vardrr. Deyımin yanlışlığr burada açrkça anlaşrlryor. Mermiyi frrlatan şeyin barut dolgusunun ateşlenmesi olduğunu, si}ahın değişik atış uzaklrğınrn namlu uzunluğuna, merminin genişliğine109 ve biçimine göre harcanan eneıji miktannrn azlrğlna ve çokluğuna bağlı bulunduğunu herkes bilir. Durum, buhar kuwetinde ve elektrik aJnrrna kuwetinde aynrdır. İki buhar makinesi koşullar eşit kaldığında, yani eşit zaman -öteki dönemlerinde her ikisinde serbest kalan eneıjinin eşit oldu_ ğunu varsayryonız- ya da aynı şeylerin sözkonusu olduğu iki galvanik batarya, ya|nızca harcanan enedinin kendilerinde daha az ya da daha çok olmasr dolaylsryla yaptrklan iş bakımından birbirlerinden a5rnlrrlar. Bugüne kadar bütün ordular silah]ann özel atrş kuwetini varsa5ımaksrzrn ateşli silahlar tekniğini geliştirebilmişlerse, elektrik biliminin, kesin olarak hiçbir enerji taşrmayan, bu yüzden kendiliğinden miligrammilimetrenin milyonda-biri kadar işi yapamayan bu atrş kuwetine benzer bir ''elektrik ayrrma kuweti" varsaJ[nasrnrn mazur görülebilecek hiçbir yanr yoktur. 169


Aynı şey, Helmholtz'un belirttiği ''metallerin elektrik dokunma kuweti'', yani bu ''aJnnna kuweti''nin ikinci biçimi

için de geçerlidir. Bu, metallerin varolan başka biçimde enersrrasrnda elektriğe dönüştürme özelliğinden başka bir şey değildir. Demek ki bu da, tek zerrecik enerji taşrmayan bir kuwettir. Dokunma elektriğinin enerji kaynağınln' yaprşma hareketinin canlr kuwetinde olduğunu Wiedemann ile birlikte varsaydrsmızda, o zarnaı.7 bu enerji önce bu kütle hareketi biçiminde varolur ve bir an için bile ''elektrik dokunma kuweti'' biçimini almadan, bu hareketin kaybolmasryla derhal elektrik harekete dönüşür. Şimdi buna ek olarak bize karşr, elektromotor kuwetin, yani elektrik hareket olarak tekrar ortaya çrkan kimyasal enerjinin, yalnrz enerji içermemekle kalmayan, kavramr gereğince içermesi de mümkiin oLmayan bu ''elektrik a)nrma kurrvetine'' orantrlı olduğu ileri sürülüyor. Enerji olmamakla enerji arasrndaki bu oran kesinlikle, "elektrik biriminin miligrama oranı'' belirlemesini yapan matematik çerçevesine girer. Ama varlrsnr basit bir özelliğn mistik bir kuvvet olarak kawanmasrna borçlu olan bu saçma biçimin ardrnda çok basit bir laf kalabalığ gizlidir: belli bir bataryanrn serbest ama neykalan enerjiyi elektriğe çevirme yeteneği ölçiilür le? Bataryada harcanan kimyasal.enerjiye bağlı -olan kapalr dewede elektrik olarak yeniden ortaya çrkan enerjinin miktan ile. Hepsi bu kadar. Bir elektrik aJnrma kuwetine kavuşmak için iki elektrik akrşkanrn zorunlu yardrmr ciddiye alrnmalrdrr. Bunlan nötr durumdan çrkanp kutuplu duruma getirmek için, yani birbiayırma rinden ayırmak için belli bir enerjinin birbirinden aynkuwetinin- harcanmasr gereklidir. Bunlar-elektrik lrnca, tekrar birleşmeleri durumunda iki elektrik aynr eneıji gene verebilirler. Ama bugiin artık hiç miktannr -voltajrkimse, hatta Wiedemann bile, iki elektriğ gerçek varlrklar olarak görmediklerine göre, böyle bir görüşle uzun uzun uğraşmak ölmüş okurlar için yazr yazmak demektir. Dokunma teorisinin temel yanlrşr, dokunma kuwetinin

jiyi dokunma

170


ya da elektrik ay:ırma kuwetinin bir eneği kaynağ olduğu kanrsrndan kendisini kurtaramamasrndadır. Bir aygıtrn salt enerji dönüştiiırme özellis bit kuvvet halinde çewilükten sonra bu kanrdan kurtulmak gerçekten de zordu. Çünkü kuvvetın de enerjinin belirli bir biçimi olmasr gerekir. Wiedemann bu düşüncenin yanrnda enerjinin yokedilmesi ve yaratrlamaması modern düşüncesinin kendisini zorlamasına kar_ şrn bu bulanrk kuwet kawamrndan kurtulamadıs için, I numaradaki saçma akrm açrklamasrna ve daha sonra belirtilen çelişkilere düşüyor. ''Elektrik aJnrma kuweti" deyimi doğrudan doğruya mantrğa aykın olunca, öteki ''elektromotor kuwet'' de en azrndan gereksiz oluyor. Elektromotorlardan çok önceleri termomotorlar vardr. Buna karşrn rsr teorisi özel bir termo_ motor kuwet olmaksızrn da çok iyi gelişti. ''Isr'' gibi basit bir deyimin bu biçim enerjiye ait bütün hareket görüngülerini kapsamasr gibi, ''elektrik'' deyimi de kendi alanındakileri kapsayabilir. A;rnca, elektriğin birçok etki biçimleri hiç de doğrudan doğruya ''motor" değildir: demirin manyetize olu_ şu, kimyasal a5rnşma, ısıya dönüşme. Son olarak, her doğabiliminde, hatta mekanikte, kuvvet sözcüğünden herhangi bir yerde kurtulmak her zaman ilerleme demektir. Wiedemann'rn bataryadaki süreçlerin kimyasal açrklamaslnı belirti bir isteksizlik göstermeksizin kabul etmediğini gördiik. Bu isteksizlik onu hiç rahat brrakmryor. Kimyasal teori denilen şeye herhangi bir kulp takrnca, bu oluyor elbet_ te. Böylece, ''elektromotor kuwetin kimyasal etkinin yoğun_ luğuna orantrlr olduğu hiçbir temele dayanmaz''. (I, s. 791.) Elbette her durumda değil; ama bu oranın ortaya çrkmadıs yerde bataryanrn kötü kurulduğu, onda bir enerji kaybrnrn bulundufu konusunda bir kamt var demektir. Bundan dolayı da aynı Wiedemann, teorik çrkarsamalannda siirecin saflrğını bozan ikinci derecedeki koşullan hiç hesaba katmayıp, doğrudan doğruya bir pilin elektromotor kuwetinin, içinde, akrmrn birim yoğunluğu ile birim zaman içinde oluşan kimyasal etkinin mekanik eşdeğerine eşit olduğunu ileri sürer_ 171


ken tamamen hakhdrr. Başka bir yerde şöyle deniyor: ''A5rnca, asit_alkali bataryasrnda asit ve alkali bileşiğinin alıım oluşmasınln nedeni olmadrğ, 6 1. paragraf (Becquerel ve Fechneü, 26o. paragraf (Du_Bois-Reymond) v e 26|. paragraftaki (Worm-Müller) de_

neylerden ortaya çrkıyor. Bunlara göre, belli durumlarda, eğer bunlar eşdeğer miktarlarda bulunuyorsa, akrm oluşmaz. Bunun gibi, 62. paragrafta belirtilen deneyler de (Henrici) elektromotor kuwetin, potas5rum hidroksit ile nitrik asit arasına bir potasyum nitrat çözeltisi sokulduğunda aynr biçimde bu müdahaleye gerek kalmaksrzrn da ortaya çıktığı_ nr gösterir.''* (I, s. 791.)

Asit ve alkali birleşiminin elektriğin oluşmasında bir neden olup olmadığ sorusu, yazarlm:rzı ciddi olarak meşgul ediyor. Soruyu bu biçimde yanrtlamak çok kolaydır. Asit ve alkalinin birleşmesi önce enedinin serbest kalmasryla bir üuz oluşmasrnrn nedenidir. Bu eneı1'inin kısmen ya da tamamen elektriğe dönüşüp dönüşmeyeceğİ., serbest duruma getirilme koşullanna bağlrdrr. Örneğin, platin elektrotlar arasrnda nitrik asit ve potasyum hidroksit bataryasrnda bu hiç değlse krsmen sözkonusu olabilir ve akımln oluşması için asit ile alkali araslna bir potasyum nitrat çözeltisi sokup sokmamak önemli değildir, çünkü bu olsa olsa tuzun oluşumunu geciktirebilir, ama önleyemez. Ancak Wiedemann'ın durmadan başvurduğu, Worm-Müller'inki gibi ortada asit ve alkali bileşiğinin, iki uçta ise bunun tuzunun bir çözeltisi hem de bataryada oluşan çözeltinin yoğunluğunda bir çözel_ tinin bulunduğu bir batarya yaprlırsa, elbette akım oluşamaz, çünkü uçtaki unsurlar dolayısryla yerde özdeş ci_ -her Böylece serbest simler oluştuğu için- iyon ohuşturulamaz' kalan enerjinin elektriğe dönüşmesi, sanki dewe hiç kapanmamrş gibi dolaysız bfu yoldan önlenmiştir. o halde akım elde edilmemesine şaşrlmamalrdrr. Ama asit ile alkalinin genel olarak bir alım oluşturabileceğ batarya ile tanrtlanmrştrr: karbon, sülfiirik asit (10 suya 1), potasyum hidroksit (10 *

Parantez içindeki adlar Engels tarafından eklenmiştir. -.Bd. 172


suya 1), Raoult'a göre 73 akrm kuwetine sahip olan karbon.* Bunun, bataryanrn uygun bir şekilde düzenlenmesi ile asit ve alkali birleşmelerinde geniş ölçüde bir enerjinin serbest kalmasrna tekabül eden kuwette bir akrm sağlayabilecekleri bilinen en kuwetli bataryalann hemen ya|nız alkaii tuzlannrn oluşmasına dayanmasrndan anlaşrlryor. örneğin Wheatstone bataryası: platin, platinik k]orid, potas;rum amalgam kuweti = 230; kurşun peroksit, seyreltik sülfürik -asit,alom potas;rum amalgam = 326; kurşun peroksit yerine manganez peroksit = 280; her durumda potas5rum amalgam yerine çinko amalgam kullanılırsa, akrm kuırveti nerdeyse tam 100 kadar düşer. Bunun gibi Beetz de, manganez dioksit, potas;rum permanganat çözeltisi, potasyum hidroksit, potasyum bataryasrnda 302 akrm kuweti elde etmiştir; aynca, platin, seyreltik sülfiirik asit, potasyum = 298,8; Joule: platin, nitrik asit, potas;rum hidroksit, potasyum amalgam = 302 vermiştir. Kuşkusuz, bu olağanüstü güçte alçrmlann ''ne_ deni'' asit ve alkali birleşmesi, ya da alkali metaldir ki, bu yoldan çok miktarda enerji serbest kalır.110 Aynı konuda birkaç sa5rfa sonra gene şöyle deniyor: ''Ancak dikkatle hatrrda tutulmalrdır ki, türdeş olmayan cisimlerin dokunma yerinde oluşan kimyasal etkinin tümünün iş eşdeğeri, kapalı dewedeki elektromotor kuwet için doğrudan ölçü olarak alrnamaz. Eğer örneğin Becquerel'in asit-alkali bataryasında (iterum Crispinus!)|11 bu iki töz bir_ leşirse, platin, erimiş potas;rum nitrat, karbon bataryasrnda karbon harcanrrsa; basit bir balrır pilinde çinko hızla çözelir, saf olmayan çinko, yerel akrmrn oluşmasıyla sülfürik asiti seyreltirse, bu kimyasal siireçlerde üretilen işin'' (serbest kalan enerji denmesi gerekir) ''büyük bir lrısmr ... ısrya dönüşür ve böylece bütün alıım dewesi için kaybolur.'' (I, s. 798.) Bütün bu süreçler bataryada kaybolan enerjiye atfolunabilir; bunlar, elektrik hareketin dönüşen kimyasal eneı$iden oluştuğu olgusunu değil, ancak dönüşen enerjinin miktannr *

Bundan sonraki akım kuweti ile ilgili bütün bilgilerde Daniell pili

100 alınryor. |Engels'in notu.]

173

=


etkilerler. Elektrikçiler, çok çeşitli bataryalar oluşturmak ve bunlann ''elektromotor kuwetini'' ölçmek için sonsuz zaman Ve çaba harcamrşlardrr. Bu yoldan biriken deneysel malzemede çok değerli şeyler vardrr, ama kuşkusuz değersiz olanlar bundan daha fazladır. Örneğin, F. Kohlrausch tarafindan artrk tanrtlanmış olduğu gibi, su en kötü bir iletken ve bu yüzden de en kötü elektrot oldufuna göre,* böylece süreci oluşturan şey su olmayrp onun bilinmeyen safsrzlrklan olduğuna göre, ''su5run'' elektrot olarak kullanrldığı bu deneylerin bilimsel değeri nedir? Buna karşrn, örneğin Fechner'in bütün deneylerinin hemen yarrsr ve hatta kimyasal teorinin yıhntrlan üzerine dokunma teorisini sarsrlmadan kurmak istemesinde kultandığı '' experimentum crucis'' 112 dene}d bile suyun bu tür kullanılrşrna dayanrr. Buradan da ortaya çıktrğr gibi, birkaçr hariç tutulursa, hemen bütün deneylerde elektromotor kuwet denilen şeyin kaynağnr oluşturan bataryadaki kimyasal süreçler hemen hiç dikkate almmamrşlardrr. oysa bir dizi batarya vardrr ki, bunlann kimyasal bileşiminden, akım dewesi kapalr iken onlarda oluşan kimyasal değişmelerle ilgili kesin bir sonuç çrkanlamaz. Tersine, Wiedemann'In (I, s. 797) dediği gibi, ''bataryadaki kimyasalçekimleri bütün durumlarda henüz tam olarak görebilecek durumda olmadrğlmrz yadsrnamaz.'' o halde gittikçe önem kazanan kimyasal açrdan, bütün bu deneyler, bu süreçler kontrol altrndayken yinelenmedikçe hiçbir değer taşrmazlar. Gerçekten de bu deneylerde, bataryada oluşan enerji dönüşümlerinin hesaba katıldığı pek seyr'ek olarak sözkonusudur. Çoğu, hareketin eşdeğeri yasasl doğabilimi tarafrndan kabul edilmeden yaprlmıştrr, alrşrldrğ üzere srnanmadan ve sonuca vardrnlmadan kitaptan kitaba aktanhyorlar. Elektriğin stiredurumunun olmadrğr söylenmiştir (bunun, hlzrn özgü..ağırlığr olmadığna benzer bir anlamr vardır), ama *

Kohlrausch üarafından hazrrlanan en safsudan 1 mm uzunluğundaki

bir sütun, aynı çapta ve yaklaşık olarak ay yörüngesinin uzunlufunda bir bakır iletkenin sağladığ direnci vermiştir. (Naumann, Allgemeine Chemie, s. 7 29.) fEngels' in notu.J

174


elektrik teor:si konusunda aynı şey asla i}eri sürülemez. BIiRAYA kadar galvanik pile, kurulan dokunma ilişkileri dolayrsıyla, içinde, kimyasal eneı$inin henüz bilinmeyen bir yoldan serbest kaldığı ve elektriğe dönüştüğü bir aygt gözüyle baktrk. Bunun gibi elektrolit pili de, içinde tersine bir sürecin olduğu, elektrik hareketin kimyasal enerjiye dönüştüğü ve böylece tüketildiği bir aygt olarak tanrmladrk. BöyIe yapmakla sürecin elektrikçiler taraflndan çok ihmal edilmiş kimyasal yanlnr önplana almak zorundaydrk, çünkü eski dokunma teorisinin ve iki elektrik akrşkanr teorisinin brraktrğı kavram fazlahklanndan kurtulmamn biricik yolu buydu. Bu bir kez sağlandr mI' soru artrk, bataryadaki kimyasal sii'recin drşardakilerin aynr olan koşullar altrnda oluşup oluşmadrğ, ya da elektriğn uyarlnasrna bağlr özel görtirıgülerin ortaya çrkrp çıkmadığ idi. Her bilimdeki yanlrş kavramlar, aslrnda, gözlem hatalannr bir yana brrakrrsak, doğru olgulara ait yanlrş kavramlardrr. Birincilerin yanlrşhğı gösterilse bile, ikinciler kalırlar. Eski dokunma teorisini yıkmış olmamrza karşrn, bu teorinin açrklayacağ varsayrlmrş olan bu yerleşmiş gerçekler olduklan gibi kalmaktadırlar. Bunlan ve bunlarla birlikte bataryadaki sürecin gerçek elektrik ile ilgili yönünü gözden geçirelim. Türdeş olmayan cisimlerin dokunmasrnda, kimyasal değişiklikler olsun olmasın, elektroskop ya da galvanometre ile gösterilebilecek bir elektrik uyanmlnln oluştuğu tartrşma konusu değildir. BaşIangıçta da gördüğümüz gibi, bu son derece küçük hareket görüngülerindeki enerji kaynağrnı belli bir durum için saptamak çok zordur. Genel olarak böyle bir dış kaynağn varlrğrnr söylemek yeterlidir. Kohlrausch 1850-1853'te, bir bataryanrn aJrn parçalannr çifter çifter biraraya getirdiği ve her defasında üretilen statik elektrik gerilimlerini srna&ğ bir dizi deney yayrnladı. Pilin elektromotor kuweti bu gerilimlerin cebirsel toplamrndan oluşacaktr. Böylece kendisi ZnlCıı = 100 gerilimini ala175


rak, Daniell ve Grove pillerinin göreli kuwetini şöyle hesaphyor: Daniell: Zrı/Cu + amalg. Zİ'/H1S04 + Cıı/So4Cu = 100 + l49 _ 2I = 228 Grove: Zn/Pt + amalg. Zo/HZSO4+ PiltINOg = 107 + 149 + 149 = 405. Bunlar, sözkonusu pillerin akrm kuwetinin dolaysız ölçülüşüne de uygun düşüyor. Ancak, bu sonuçlar asla kesin değldir. Birincisi, bizzat Wiedemann, Kohlrausch'un yalnız kesin sonucu verdi#ne, ama "ne yazrk ki. her deneyinin sonucu ile ilgili rakamlan vermediğne'' dikkati çekiyor. [I, s. 104.] İkincisi, gene Wiedemann, metallerin dokunmasrnda Ve aJrnca metal ile srvı.nın dokunmasında elektrik uyarmala_ nn nicel ba}ımdan saptanmasr yolundaki bütün çabalann, birçok kaçrnrlmaz hata kaynaklanndan dolayı hiç değilse çok kuşku götürür durumda olduğuna dikkati çekiyor. Buna karşrn Kohlrausch'un rakamlannı hesaplannda yineleyerek kullanması karşrsrnda, btıylesi itirazlara açık olmayan başka bir saptama aracı bulunduğu ölçüde, kendisini izlememeye çalrşacağız. Bir bataryamn iki uyarrna levhasr srvrya batrnhp sonra da bir galvanometrenin uçlan ile kapalr devre halinde birleştirilince, Wiedemann'a göre, "kimyasal değişmeler elektrik uyarrmlnrn kuwetini değştirmeden önce manyetik iğrıenin başlangçtaki sapmasr kapalı dewedeki elektromotor kuırvetlerin toplamr için bir ölçüdür''. [I, s. 62.] o halde çeşitli kuv_ vetteki bataryalar değişik kuwette başlangç sapmalan verir ve bu başlangrç sapmalannın büyiiklüğü, ilgili bataryala_ nn akrm kuweti oramndadrr. Burada sanki, her kimyasal etkiden bağmsrz olarak bir harekete neden olan "elektrik ayrrma kuweti", "dokunma kuweti'' elle tutulur gibi gözlerimizin önündedir. Aslrnda tüm dokunma teorisinin görüşü de budur. Gerçekten burada, elektrik uyarlna ile kimyasal etki arasında şimdiye kadar incelemedismiz bir ilişki ile karşr karşryaylz. Bu konuya geçmek için önce elektromotor yasa denilen şeyı biraz daha ya176


krndan inceleyelim. Böylece, burada da geleneksel dokunma kawamlannın bir açrklama vermemekle birlikte, açıklama yolunu da dolaysız biçimde yeniden kapadıklannr göreceğiz. İki metal ile bir sıvrdan, örneğin çirko, hrtroklorik asit, bakrrdan oluşan herhangi bir pile '"yr"ıtik üçüncü bir metal, örneğin bir platin levha konursa, bunlar bir iletken telle dışardaki deweye bağlanmazsa, galvanometrenin başlangç sapması' platin |evha oLmadığ zamankinin aynıdrr. o halde bunun elektriğin uyanlmasr üzerine bir etkisi yoktur. Ama elektromotor dilinde bunu böyle basit olarak belirtmek olanaklı değildir. Burada deniyor ki: ''Sıvıdaki çinko ve bakrnn elektromotor kuweti yerine, çinko ve platin, ve, platin ve bakrnn elektromotor kuwetlerinin toplamr geçmiştir. Araya platin levhanın sokulmasryla elektriklerin izlediği yol farkedilir derecede değşmediğinden, her iki durumda da galvanometrenin verdiği sonuçIann özdeşIiğinden, srvrdaki çinko ve bakrnn elektromotor kuwetinin ayııı srvrda çinko ve platin, artr, platin ve bakrnn elektromotor kuwetine eşit olduğu sonucuna varabiliriz. Bu da Volta'nın bu metaller arasrndaki elektrik uyarlna ile ilgi}i teorisine tekabül eder. Bütün sıvrlar ve metaller için geçerli olan sonuç, şöyle ifade edilir: metallerin srvrlarla elektromotor uyanmlan kimyasal etki ile doğru etektrik akrmr üretme dizileri yasasrna vanlrr. Bu yasaya e]ektromotor yasası adı da verilir." (Wiedemann, I, s. 62.) Bu birleşmede platinin hiçbir elektrik uyarlna etkisi bu_ lunmadığınr söylerken, basit bir gerçek dile getirilmiş olur. Ancak platinin elektrik uyarIna etkisi yaptrğı, ama bunun eşit kuwette ters iki yönde olduğu, böylece etki nötrleşirse, srrf ''elektromotor kuweti"nin şerefini kurtarmak için gerçek, bir VarsaJnma dönüştürülür. Her iki durumda da platin, yardrmcr oJruncu rolü o;mar. İlk sapma sırasrnda henüz bir kapalr d'evre yoktur. Ayrışmam$ asit, iletken değildir; ancak iyonlann yardımryla iletken olabilir. Üçüncü metal ilk sapmayı etkilemiyor"r, brro, tek nedeni, henüz yaLıtıImış durumda bulunmasrdrr. 177


Sürekli akrmrn sağlanmasrndan sonra ve bu akım devam ettiği sürece üçüncü metal nasrl bir durum alır? Sıvrlann çoğundaki metallerin kimyasal etkiyle doğru alırm üretme dizisinde alkali metallerden sonra çinko pozitif uca Ve platin negatif uca oldukça yalrrndrr, balrrr, ikisinin arasrnda bulunur. o halde yukardaki gibi bakırla çinko ara_ srna platin konursa, platin öbür ikisine karşr negatiftir. Platinin herhangi bir etkisi olmuş olsaydr, srrrudaki akrmrn çinko ve bakrrdan platine akması gerekecek, yani iki elektrottan aynlrp bağlanmamrş platine yaklaşacaktı ki, bu dabir contradictio in adjecto* olurdu. Bataryadaki çeşitli farklr metallerin etkinliklerinin temel koşulu, bunlann kendi aralannda dışa doğru bağlanarak bir kapalr dewe oluşturmasrdır. Bataryadaki bağlantrsrz, gereksiz bir metal yalrtkan olarak etki gösterir. Ne iyon oluşturabilir, ne de onlann geçmesini sağIar ve biz iyonlar olmaksrzrn elektrolitlerde iletim olduğunu bilmiyoruz. Demek ki bu metal , yal:nızca bir yardımcr oyuncu olmakla kalmaz, iyonlan kendi etraflnda dolaşmaya zor|ayarak bir engel bile oluşturur. Bal<ın bağlantrsrz durumda ortada brrakıp çinko ile platini bağlarsak, a5rnr şey geçerlidir. Bu durumda bakır, eğer bir etkisi varsa, çinkodan balıra bir alrrm ve balurdan platine ikinci bir alılm oluşturabilir; yani bir tür aracr elektrot görevi yapar ve çinkoya dtıntık yanda hidrojen gazrnrn açrğa çrkmasrnr sağlar ki, gene bu da olanak-drşrdrr. Eğer alrşrlmrş elektromotor ifade tarzını bir yana brrakrrsak, durum çok basitleşir. Gördüğümüz gibi, galvanik batarya, içinde kimyasal enerjinin serbest kaldığ ve elektriğe dönüştüğü bir aygttrr. İki srvr ve srYrnrn drşrnda bir iletken ile bağlanmasr gereken iki metal elektrodu bir kural oluşturur. Bununla aygrt oluşmuştur. Bunun drşrnda, ister metal, cam, reçine ya da başka bir şey olsun, uyancr srvrya bağlantrsrz halde herhangi bir şey batırsak da, bu srvlyr kimyasal bakrmdan değiştirmedis sürece, bataryada oluşan kimyasal_ elektrik sürece, akrmrn oluşumuna katılamaz, olsa olsa bu *

Kendi içinde bir çelişki. -ç.

178


süreci engeLleyebilir. Srvıya batrnlan üçüncü bir metalin elektrik uyaıTna yeteneği sıvr ya da bataryanrn elektrotlanndan biri ya da ikisi, bağntısr ne olursa olsun, bu metal, srvınrn drşrnda kapalr dewe ile bağlantılı olmadrğr sürece herhangi bir etki yapamaz Buna göre, Wiedemann'rn elektromotor denilen yasaJn yukardaki şekilde türetmesi yanlış olmakla kalmryor, onun bu yasaya verdiğ yorum da yanlış oluyor. Etkinlik için gerekli tek koşul daha başlangıçta kesilip atıldığı için, ne bağlantrsrz metalin bir denkleştirici elektromotor etkinliğinden sözedilebilir; ne de bu yasanrn alanr drşında bulunan bir olgudan elektromotor yasa denilen şey çıkabilir. 1845'de ihtiyar Poggendorff, çok değişik türden batarya_ lann elektromotor kuwetini, yani her birim zaman içersinde her birine sağlanan elektrik miktannr ölçtüğü bir dizi deney yayınladı. Bunlardan ilk yirmiyedisi özel bir değer taşır. Bunlarda her üç metal aJml uyarrcı srrrı içinde birbiri ardrndan üç değişik batarya durumunda bağlanrr, bu bataryalar ürettikleri elektrik miktan bakrmrndan incelenir ve karşrlaştrnlrr. Dokunma teorisinin iyi bir yandaşr olarak Poggendorff da, her deneyde bataryaya üçüncü metali bağlantrsız olarak koydu, ve böylece 81 bataryanrn hepsinde bu ''birleşimdeki üçüncünün''113 salt ikinci rolde kalmasr konusunda kendisini yeterince inandrrmış oldu. Ancak bu deneylerin önemi bu gerçekte değil, daha çok elektromotor kuweti denilen yasanrn anlamrnrn doğrulanmasrnda ve ortaya konmasındadrr.

Seyreltik hidroklorik asitte çinko, balıır ve platinin çifter çifter kendi aralannda birleştirildiğ yukardaki bataryalar dizisini inceleyelim. Poggendorff, Daniell pilinin elektrik miktan = 100 diye alarak, üretilen elektrik miktarlannı şöyle hesapladr:

-

Çinko-balor Bakır-plaüin

78,8 74,3

Toplam.....

153,1

Çinko-platin

t53,7 179


Böylece, platinle doğrudan bağlanmrş olan çinkonun ürettiği elektrik miktan çinko-bakrr + balur-platinin ürettiğinin hemen hemen aynrdrr. Hangi srvrlar ve metaller kulla_ nrlrrsa kullanrlsın, bütün öteki bataryalarda da aynr şey olmuştur. Aynı uyancr srvrda, bu srvr için geçerli olan kimya_ sal etki ile doğru elektrik akımr yaratma dizisine göre, ikinci, üçüncü, dördüncü vb. birbirinin ardrndan kendinden önceki için negatifelektrot ve kendinden sonraki için pozitif elektrot olacak bir biçimde bir dizi metallerden bataryalar oluşturulacak olursa, o zaman bütün bu bataryalann ürettiği elektrik miktarlannrn toplamr, tüm metal dizisinin doğrudan iki uç öğesi arasrnda oluşturulan bir bataryanrn ürettiği elektriğe eşittir. Örneğin, çinko_kalay, kalay-demir, demirbakrr, balor-gümüş ve gümüş-platin bataryalan tarafrndan üretilen elektrik miktarlannrn toplamr seyreltik hidrok]orik asitte, çinko-platin bataryasrnrn verdiğ elektriğe eşit olur. Yukardaki dizinin bütün hücreleri tarafından oluşturulan bir pil, öteki koşullar eşit kalmak kaydryla, ters yönde bir alılmr bulunan çinko-platin pilinin araya katrlmasryla aynen nötrleşecektir. Bu biçimde elektromotor denilen yasa gerçek ve oldukça büyük bir önem kazanryor. Kimyasal ve elektriksel etki ara_ srndaki içbağıntının yeni bir yanrnr ortaya koyuyor. Şimdiye kadar, galvanik alrrmın enerji kaynağnın incelenmesinde, ki bu kaynak kimyasal değişimdir, sürecin aktif yanı olarak gö_ rünüyordu. Elektrik ondan tiretiliyor, ve bu yüzden esasta pasif olarak beliriyordu. Şimü bu tersine dönüyor. Bataryada birbirine değen türdeş olmayan cisimlerin yaprsı ile belirlenen elektrik uyarma, ne kimyasal etkiye enerji katabilir, ne de ondan enerji a]abilir (serbest kalan enedinin elektriğe dönüşmesinde olduğundan başka türlü). Ama bu uyanna, bataryanrn yaprlrşrna göre bu etkiyi çabuklaştrrabilir ya da yavaşIatabilir. Çinko_seyreltik hidroklorik asit_balrır batar_ yasr, çinko_seyreltik hidroklorik asit-platin bataryasrnın birim zaman içinde akım için ürettiği elektriğin yanslnr üreti_ yorsa, bu, kimyasal deyimle, birim zaman içinde birinci ba180


taryarun ikincisinin ancak yansr kadar çinko klorid ve hidro_ jen ürettiği anlamrna ge|ir. Böyle"", kimyasal koşullar "ilt olmuştur. Elektrik aynı kaldığ ha]de, kimyasal etkİ iki kat uyarma, kimyasal etkinin düzenleyicisi olmuştur. Şimdi, elektrik uyarma aktif yan, kimyasal etki pasif yan olarak görünür. Daha önce salt kimyasal diye kabul edilen birtakrm süreçlerin şimdi elektro-kimyasal olarak ortaya çıkmasr bu şekilde anlaşrlrr duruma geliyor. Kimyasal bakrmdan saf çinko, seyı'eltik asidin hiç, ya da pek az etkisinde kalryor. oysa normal ticari çinko, bir tuzun oluşmasr ve hidrojenin üretilmesi ile birlikte çabucak çözülür. Yüzeyin değişik yerlerinde değişik miktarlarda bulunan diğer metaller ve karbon kanşımr içerir. onlarla çinko arasrndaki asit içinde yerel alrrmlar oluşur, çinko bölgeler pozitif, öteki metaller negatif elektrot_ lan oluştururlar, hidrojen kabarcülan öteki metaller üzerinde açığa çrkar. Bunun gibi, demirin balur siilfat eriyiğine daldınlmasryla üstünü bir balıır tabakanrn kaplaması gö_ rüngüsü de, şimdi demirin yüzündeki türdeş olmayan bölgelerin arasrnda oluşan alumlara bağlr olan bir elektrokimyasal olay olarak görünmektedir. Buna uygun olarak şunu da görmekteyiz ki, srvrlardaki metallerin kimyasal etki ile doğru elektrik alçrmr yaratan di-. zileri içinde bileşiklerinden metallerin halojen ve asit kökleriyle yer değiştirdiği tüm diziye tekabtil etmektedir. Kimyasal etkileme ile doğru elektrik alımr yaratan dizilerinin en negatif uçlannda düzenli olarak altın gııubu metallerini buluruz: altın, platin, palladyum, rod5rum. Bunlar güç okside olurlar, asitlerin etkisine hiç uğamaz ya da pek az uğrarlar ve başka metaller tarafindan tuzlanndan kolayca çökeltilirler. En pozitif uçta alkali metaller vardrr; bunlar tamamen karşrt bir dawanış gösterirler: çok fazla enerji harcansa bile, oksitlerinden pek seyr'ek aynlabilirler, doğada hemen yalnız tuz biçiminde ortaya çrkarlar, bütün metaller içinde halojen_ lere ve asit köklerine en büyük eğilimi bunlar gösterirler. Bu ikisinin arasrnda biraz değişik srralarda öteki metaller var-


drr; ama bütünüyle elektrik ve kimyasal dawanrş balomından, birbirlerine uygun düşen biçimdedirler. Bunlann her birinin srrasr, srvllara göre değişir ve tek bir sıvr için belirlenmeleri çok zordur. Hatta, tek bir srvr için metallerin böyle bir mutLak kimyasal etki ile doğru elektrik alıımr yaratan üzisi olup olmadığr bile şüphe götürür. Verilen uygun batarya ve

pillerde aynr metalin iki parçası pozitif ve negatif elektrot olarak etki yapabilir, yani a1mr metal kendine karşı hem pozitif, hem negatif olabilir. Isryı elektriğe çeviren termopillerde, iki bağlantr yerindeki büyük srcaklrk farklıIığr ile akımın yönü değişir; daha önce pozitif olan metal negatif ve negatif olan pozitif olur. Aynr şekilde metallerin belli bir halojen ya da asit kökü ile birbirlerini kimyasal bileşiklerinden ayrrdrğr mutlak bir dizi de yoktur. Isr biçiminde enerji sağlayarak normal srcaklrk için geçerli diziyi birçok durumlarda hemen istediğimiz gibi değiştirir ve tersine çeviririz. Demek ki burada, kimyasallrk ile elektrik arasında özel bir karşılrklr etki buluyoruz. Elektriğe, alrrmrn oluşmasr için toplam enerjiyi sağlayan bataryadaki kimyasal etki, birçok durumda bataryada gelişen elektrik gerilimleri yoluyla harekete getirilir ve bütün durum]arda da nicelik bakrmrndan, gene bu yolla düzenlenir. Daha önce bataryadaki süreçler bize kimyasal-elektriksel göründüğü halde, burada bunlann aynı ölçüde elektro-kimyasal olduğunu görüyoruz. SİireHİ akımrn oluşmasr açrsrndan kimyasal etki birincil olarak görünüyordu; alııı uyarımı açrsrndan ikincil ve yardrmcr ola_' rak görünüyor. Karşrlrklr etki kesin bir birincilliği ve kesin bir ikincilliği dıştalıyor. Bununla birlikte bu etki, niteliği ge_ reğince, iki değişik açrdan balrılabilecek iki yanlı bir süreçtir. Bütünlügü içinde anlaşrlmasr için, toplam sonuca varmadan önce her iki açıdan incelenmesi de gereklidir. Ama ötekine karşıt olarak bir taneşini mutlak olarak alıp tekyanlr olarak taraf tutars*, ya da iddiamrzrn anhk gereksinmelerine uyarak keyfi olarak birinden ötekine atlarsak, metafizik düşiıncenin tekyanlrlrğna takrlıp kalrnz. İç bağıntıyı gözden kaçrnr, birbiri ardrndan çelişmelere kaprlrnz. 182


Wiedemann'a göre galvanometrenin başlangç sapmasr_ nrn, uyarrcı levhalann bataryanrn srvrslna batrnlmasrndan hemen sonra ve kimyasal değişmelerin elektrik uyarma gücünü değiştirmesinden önce,''kapalr dewedeki elektromotor kuırvetlerin toplamr için bir ölçü olduğunu'' yukarda gördük. Buraya kadar elektromotor denilen kuweti olayrmrzda kimyasal enediden eşdeğer miktarda üretilen ve sürecin daha sonrasında da tekrar eşdeğer miktarda ısrya, kitle ha_ reketine vb. dönüşen bir enedi biçimi olarak öğrendik. Burada hemen öğreniyoruz ki, "kapalr devredeki elektromotor kuwetlerin toplamı'' \imyasal değişmeler bu enerjiyi serbest brrakmadan önce de vardrr: başka bir deyimle, elektromotor kuwet be}li bir bataryanrn, birim zaıı"rran:ı içersinde kimyasal enerjinin belli bir miktarrnr serbest bırakma ve elektrik harekete çevirme yeteneğinden başka bir şey değildir. Daha önce elektrik ayrrma kuwetinde olduğu gibi burada de elekt_ romotor kuweti bir zerre bile enerji içermeyen bir kuwet olarak görtinüyor. o halde Wiedemann ''elektromotor kuvvet'' deyince birbirinden tamamen aJrrr iki şey anlryor: bir yanda bir bataryamn, belirli miktarda verilen bir kimyasal enerjiyi serbest brrakma ve elektrik harekete çevirme yete_ neği, öte yanda da üretilen elektrik hareketin kendisi. Her ikisinin birbirine orantrlr olmasr gerçeği, birinin öteki için ölçü olması, onların, farklrlığrnı ortadan kaldrrmıyor. Bataryadaki kimyasal etki, üretilen elektrik miktan ve başka tür_ lü bir iş yaprlamadrğ zaman dewede oluşan rsr, orantrlr olmaktan da öte, birbirlerine eşdeğerdirler de; ama bu onlann farklılrğnı yok etmiyor. Verilen rsrdan belirli bir mekanik hareket miktan üretmek için belirli bir silindir çaprnda ve belirli bir piston gücünde olan bir buhar makinesinin kapasitesi, rsr ile oram ne olursa olsun, bu mekanik hareketin kendisinden çok ayııdrr. Ve enerjinin sakrnrmr konusunda doğabilimin henüz bir şey söylemediği bir zamanda böyle bir konuşma tarzr hoş karşrlanabilirdi, ne var ki, bu temel yasanrn bilinmeye başlamasrndan beri serbest duruma gelmekte olan bu enerji plçimini, herhangi bir aygrtın ayirma yeteneği ile

/


herhaııgi bir biçimdeki gerçek aktif enerjiyi birbirine kanştırmak artık hoşgörülemez. Bu kanştrrma, elektrik ayırma kuweti d'urumunda kuvvet ve enerjinin kanştrnlmasınln zorunlu bir sonucudur. Bu iki yanrlma, Wiedemann'rn akımla itgili ve hepsi birbiriyle tamamen çelişen üç açrklaması için u5rumlu bir ortam sağlar, sonunda da genel olarak "elektromotor kuwet', denile-n şeyle ilgili olarak onun bütün hatalannrn ve yanılmalannrn kaynağı olurlar. Kimyasallrkla elektrik arasrnda daha önce gözden geçirilen kendine özgü etkileşim yanrnda, bu iki hareket biçi#nin birbirine olan srlrr yakrnlığrnr gösteren ikinci bir ortak yan daha vardır. Her ikisi de kaybolurharken vardrrlar .r"rk. Kimyasal süreç, bu sürece uğırayan her atom grubu için ansızrn oluşur. Yalnrzca, sürekli olarak bu sürece giren ylni malzemenin varlrğı ile uzatılabilir. Aynı şey elektrik hareketi için de geçerlidir. Başka bir hareket biçiminden üretilir üretilmez, yeniden üçüncü bir biçime dönüştir; ancak mevcut eneıjinin sürekli olarak gelmesiyle siirekli alum iiretilebilir ve bu akrmda her an yeni hareket miktarlan (Bewegıngsmengen) elektrik biçimini alrr ve bunu yeniden kaybeder. Kimyanrn elektrik etkisiyle yakrn bağ ve elektriğin kimya etkisiyle yakın bağ kawandrğı zaman her iki araştrrma alanrnda önemli sonuçlara vanlrr. Böyle bir kavr.ayış aarn şimdiden gittikçe yaygrnlaşmaktadrr. Kimyacrlar arasrnda Lothar Meyer ve ondan sonra Kekul6, elektro-kimyasal teorinin yenileştirilmiş bir biçimde yeniden canlanışrnrn yakın olduğunu açrkça söylemişlerdir. öze[ikle F. Kohlrausch'un en yeni çalrşmalannrn gösterdiği gibi, elektrikçiler arasrnda da, ancak bataryada ve elektrolitik pilde oluşan kimyasal süreçlerin tam olarak dikkate alınmasrnrn, onlann biliminin eski geleneklerin çrkmazrndan kurtulmasına yard.rm edebileceği kanısr, sonunda yerleşmeye başlamıştrr. Gerçekten, enedi değişimlerinin saptanmasrna aynen _ dikkat ederek, ve elektrikle ilgili bütün geleneksel teorik kawamlann baştan reddedilmesiyle bütün geleneksel, de184


netlenmemiş, geride kalmış bir bilimsel görüşe uygun olarak yaprlmrş bütün deneylerin kimyasal bakımdan dikkatle ve tümüyle yeniden gözden geçirilmesinden başka, hangi yoldan galvanizm teorisine ve ikinci derecede manyetizm ve gerilim elektriği teorisine sağlam bir temel bulunabileceği gö_ rülemez.

(

185


MAYMUNDAN İNSANA GEÇİŞTE EMEĞİN RoLÜ114

EKONOMI politikçiler, emek bütün zenginliklerin kaynağdrr, der. Gerçekten de bir kaynaktır - ona, zenginliğe çevirdiği materyali sağlayan doğayla birlikte. Ama bundan da slnlrslzca daha fazla bir şeydir. o, tüm insan varoluşunun birincil temel koşuludur ve belirli bir anlamda, bu öyle bir ölçüdedir ki, emek insanrn kendisini yarattr demek gerekir. Yüzbinlerce 5nl önce, jeologlann dünya tarihinin üçüncü zaman dönemi dedikleri, henüz kesinlikle saptanamayan bir dönemi srrasrnda, belki de onun sonlanna doğru, dünyanrn tropikal bölgesinde bir yerlerde şimdi Hint bir krta üzerinde- insanokyanusunun dibine batmrş geniş-muhtemelen sı(anthropoide) maymunlann son derece splişmiş bir lrkr yaşryordu. Darwin, atalanmrz olmasr gerekefı bu ma;rmunlann yaklaşrk bir betimlemesini bize vermişti{. Bunlann bedeni tamamen kıllarla örtüIüydü, sakallan ve sivr"i kulaklan var186


siirü halinde yaşryorlardı.ıls Trrmanma, ellere ve ayaklara farklr işlevler kazandrrmaktadrr Ve yaşam tatzları yerde hareket etmelerini gerek_ tirdiğinde, bu ma;rmunlar, yürürken ellerini kullanma alrşkanlrğnr yavaş yavaş brrakmaya, dik biçimde bir yürüyüş kazaımaya başladılar. Böylece, maymundan insana geçişte kesin adım atılmış oldu. Bugün yaşayan bütün insansr ma5rmunlar dik olarak ayakta durabilirler ve yalnızca iki ayak üzerinde hareket edebilirler; ama bunu, yalnız zorunlu durumlarda ve pek beceriksizce yaparlar. Doğal yürüyüşleri yan diktir ve yürümek için ellerini de kullanrrlar. Çoğu, bükfü parmaklannrn orta kemiklerini yere dayar ve salat bir kimsenin koltuk değnekleriyle yürüyüşü sibi bacak],6n bükük olarak bedenle_ rini uzun kollan arasında sallandlnrlar. Genel olarak, biz, bugün bile, maymunlarda, dört aük üzerinde yürümeden iki ayak üzerinde yiirümeye geçişin bütün ewelerini göz|eyebiliyoruz. Ama iki ayak üzerinde yürüme, onlarda, hiçbir za_ man geçici bir önlemden öteye geçmemiştir. Eğer kıllı atalanmızda dik ytırtıme, önce kural ve daha sonra da zamanl gelince bir gereklilik durumuna geldiyse, herhalde, bu arada, öteki çok farklı işlevlerin ellere aktanl_ mrş olmasr zorunluluk olmuştur. Zaten ma5ımunlarda, el ve ayaklann kullanrlış yollannda bazr farklrlrklar vardrr. Daha önce belirttiğimiz gibi, trrmanmak için, el, ayaktan başka bir biçimde kullanılır. Daha aşağı memeli hayvanlarrn ön pençelerini kullandrklan gibi, el, artrk, özellikle besin tutmaya ve devşirmeye yardım eder. Birçok maymun, ağaçlarda Jruva ve hatta, şempanze gibi, kötü havadan korunmak için dallann arasrnda çatı yapmakta ellerini kulanrrlar. El ile, düşmanlanna karşr korunmak için sopalan yakalar, ya da meyveleri ve taşlan düşmanlanna frrlatrrlar. Yakalandrklannda insanIardan kopya ettikleri birçok basit hareketler için ellerini kullanrrlar. Ama insana en çok benzeyen ma5rmunlann bile gelişmemiş eli ile yüzbinlerce yıllık emek yoluyla son derece gelişmiş insan eli arasrndaki farlrrn ne kadar büyük olduğu dr ve ağaçIar üzerinde

187


burada anlaşrlrr. Kemiklerin ve kaslann saJnsl ve genel yapr_ sr, ikisinde de aynrdrr; ama en ilkel vahşinin eli, hiçbir maymunun elinin taklit edemeyeceği yüzlerce iş yapar. Hiçbir maJnnun eli, en kaba taş bıçağnr bile asla imal etmemiştir. Atalanmrzrn, binlerce yıllık sürede, maJnnrından insana geçiş döneminde, ellerini yavaş yavaş uyarlamayı öğrendikleri ilk hareketler, ancak en basit işlemler olabilirdi. -En ilkel vahşiler, hatta aynr zamanda frziksel bir gerileme göstererek daha çok hayvana benzer bir duruma dönüşenler bile, bu geçiş dönemi yaratrklanndan çok daha üstündür. Ilk çakmaı< taşr insan eliyle bıçak haline getirilinceye kadar, öyle dönem_ lerden geçilmiştir ki, bizce bilinen tarihsel dönem, onunla karşılaştrnlrnca önemsiz görünür. Ama asrl adrm atrlmrştr: el, serbest duruma gelmiştİ ve artık durmadan yeni beceriler kazanabilirdi. Böylece kazanrlan daha büytık esnek]ik (soupIesse) kuşaktan kuşağa geçiyor ve artryordu o halde, el, yalnrzca emeğin organr değildir, emeğin ürünüdür de. Ancak emeğin, giderek yeni işlemlere uygulanmasıyla, geliştirilmiş kaslann, eklemlerin ve, daha uzun aralrk_ larla, kemik]erin kalıtsal yoldan geçmesi, bu kalrtsal inceliğin, yeni, giderek daha karmaşık duruma gelmiş işlemlere, giderek yenilenen biçimde uygulanması, insan Ra_ phael'in tablolanm, Thorwaldsen'in heykellerini,"iiri, paganini'nin müziğini yaratabilecek bu yüksek yetkinlik dtızeyine kadar getirmiştir. Ama el, tek başrna değildi. o, son derece karmaşrk bir or_ ganizma bütününün üyelerinden yalnızca biriydi. Ve el için yararlı şey, hizmet ettiği bütün beden için de yararlrdrr hem de iki yoldan. Birincisi, beden, Darwin'in karşrlrklr_gelişme yasası diye adlandırdığ yasadan yararlandr. Bu yasaya göre, bir orga_ nik varlığrn a5nı krsımlannın belirli biçimleri, görünüşte onlarla bağntrsr olmayan öbür kısrmlann belirli biçimleriyle her zaman bağıntrlrdrr. Böylece, çekirdeksiz alyuvar hücrelerine sahip ve kafanın iki eklemle (kondil) birinci omura bağlandığı hayvanlann istisnasız hepsinde, yavıulan emzirmek 188


için süt bezleri vardrr. Bunun gibi memeli hayvanlardaki çifttırnaklar, kural olarak, geüş getirmeyı sağlray76 kırkbayır ile bağntrlıdrr. Belirli biçimlerdeki değişmel{r, aradaki

bağıntıyı açrklayabilecek durumda olmamamrza Aarşrn, öteki beden lıısrmlannın biçiminde de değişmelere neden olur. Gözleri mavi olan tamamen beyaz kediler, her zaman, ya da hemen her zaman sağrrdrr. İnsan elinin gittikçe yetkinleşmesi ve buna paralel olarak ayağan dik yürüyüşe uyarlanmasr, hiç kuşkusuz böyle bir karşrlıklı-gelişme yoluyla organizmanln öteki krsrmlan üzerinde de etkisini göstermiştir. Bu etki ise, burada bu olguyu genel terimleriyle belirtmekten öte bir şey yapmamrzr sağlayacak kadar henüz yeterince incelenmemiştir. Elin gelişmesinin,'dolaysrz, gözle görülebilir biçimde or_ ganizmanrn diğer lıısımlanna yaptığı etki çok daha önemli_ dir. Daha önce belirttiğmiz gibi, bizim maymunsu atalan_ mrz sürü halindeydiler; bütün hayvanlann en toplumsalr olan insanrn, toplumcul olmayan atadan türemiş olmasr elbette olanaklı değildir. Doğa üzerindeki egemenlik, elin gelişmesiyle, emek ile başladı ve her yeni ilerleme de, insanoğlunun ufkunu genişletti. Insan, doğal nesnelerde, sürekli olarak, yeni, o güne kadar bilinmeyen özellikler keşfediyordu' ote yandan emeğin gelişmesi, karşılrkh dayanrşma, ortaklaşa etkinlik durumlannı çoğaltma, ve bu ortaklaşa etkinliğin her birey için sağladığ yarann bilincine Vanna yoluyla toplum üyelerinin birbirine giderek yaklaşmasrna zorunlu olarak yardrm ediyordu. I(ısacasr, oluşum geçiren insanlar, birbirlerine söyheyecek bir şeyherinin bulunduğu noktaya eriştiler. Gereksinme kendine bir organ yarattr: maymunun gelişmemiş grtlağr, durmadan daha gelişmiş modülasyon elde etmek için yaprlan modülasyon yoluyla yavaş ama sağlam biçimde değişti ve ağız organlan, yavaş yavaş birbiri ardından düşiince ifade eden sesler çıkarmayr öğrendi. HayvanlarJa--bir karşılaştrrma, dilin kaynağrnln, emek stirecinden ve emek süreci ile birlikte doğduğu açrklamasrnın, tek doğru açrklama olduğunu gösterir. En gelişmiş hay-


Vanların birbirlerine iletmek gereksinimini duyduklan pek az şey bile, düşünce ifade eden konuşmayı gerektirmez. DoğaI ortamda hiçbir ha5rvan, konuşmamay|ya da insan dilini anlamamayr bir eksiklik olarak duymaz. Ama hayvan, insanlar tarafrndan evcilleştirilirse, durum çok değişir. Köpek ve at, insanlarla olan ilişkilerinde düşünce ifade eden konuşmaya karşı öyle bir kulak geliştirmişlerdir ki, kawayrş çerçeveleri içinde her dili kolayca anlamayı öğrenirler. Ayrrca eskiden kendilerine yabancr olan, insana bağlrlrk, minnettarlrk vb. gibi duygulan kazanrna yeteneği edinmişlerdir. Böyle hayvanlarla fazla ilişkisi olan herkes, birçok durumda konuşamamalannr, onlann şimdi ne yazrk ki belli bir yönde çok gelişmiş ses organlannrn artrk ortadan kaldrramayacağ bir eksiklik olarak hissettiğini kabul etmekten kaçrnamaz. Ama organln bulunduğu yerde, belirli srnırlar çerçevesinde bu yeteneksizlik bile ortadan kalkabilir. Kuşlann ağrz organlan insanlann ağız organlanndan alabildiğine farklı olduğu halde, konuşmayr öfoenen tek hayvan kuştur. En çirkin sesli kuş olan papağan, en iyı konuşur. onun konuştuğu şeyi anlamadrğınr söylememeli. Salt konuşma ve insanlarla birarada bu}unma zevkinden dolayı bütün sözcük hazinesini saatlerce konuştufu ve yinelediği doğrudur. Ama, kawa;nşı çerçevesinde söylediklerini anlamasrnı da öffenebilir. Papağana, anlamrndan bir şey kawayabileceği küftir sözcükleri öğıetin (srcak ülkelerden dönen denizcilerin en çok hoşlandrğ şeylerden biri); onu kızdrnn ve küfiir sözlerinin Berlinli bir seyyar sebze satrcrsr kadar doğru değerlendirmeyi bildiğini hemen göreceksiniz. Şekerleme dilenirken de a5mr şeyl yapar.

Önce emek, sonra onunla birlikte dil - bir maymunun beynini etkileyen ve en önemli iki dürtü bunlardrr ve bu etki altrnda maJ[nun beyni, bütün benzerliğine karşın çok daha büyük ve çok daha yetkin bir insan beynine doğru gelişmiştir. Ama beynin gelişimiyle, onun en yalun araçlanmn, duru organlannrn gelişimi yanyana gitmiştir. Dilin sürekli gelişimi içinde işitme orgalunrn aynr ölçüde incelmesi zorunlu ola190


rak nasrl yanyana gitmişse, bir bütün olarak beynin gelişimine paralel olarak da btıttın duyular gelişmiştir. Kartal, insandan çok daha uzağ görür, ama insanın gözü, şeylerde, kartalrn gözünden çok daha fazlasrnr görür. Köpeğin burnu

insana göre çok daha keskindir, ama insan için değişik şeyleri ayrrmaya yarayan kokulann yüzde-birini bile ayırdedemez. Ve maJ[nrınun en kaba ilk biçimiyle bile sahip olmadrğı dokunma du5rusu, ancak bizzat insan elinin gelişimi ile biilikte, emek aracrlrğr ile gelişmiştir. Beynin ve ona eşlik eden duyulannrn gelişmesinin, gıttikçe durulaşan bilincin, soyutlama Ve sonuç çrkarma yeteneğinin emek ve dil üzerindeki tepkisi, hem emeğe, hem de konuşmaya daha çok gelişme için durmadan yenilenen bir dürtü verdi. Bu gelişme Sonunda insan, maymundan a5rnlrnca, bitiş noktasrna gelmedi, değişik zamanlarda, değişik insan topluluklannda, derecesi ve yönü değişerek, hatta orada burada yerel ya da geçici bir gerilemeyle kesintiye uğrayarak, tüm olarak büyük ilerlemeler gösterdi. oluşumunu tamamlamrş insanın ortaya çrkışr ile birlikte sahneye çıkan yeni bir öğe, yani topLum bu gelişimi hem güçlü bir biçimde hrzlan_ drrdr ve hem de bu gelişime daha kesin bir yön verdi. Kuşkusuz, ağaca trrmanan ma5rmunlar topluluğundan bir insan toplumu oluşuncaya kadar yüzbinierce yıl -dtınya tüihi içinde insan yaşamrnrn bir saniyesine eşdeğer*geçti. Ama sonunda bu da oldu. Maymun siirüsü ile insan toplu_ mu arasında karakteristik ayıım olarak gene ne buluruz? Emek. Maymun sürüsü coğrafi durumun ya da komşu sürülerin direncinin ona tanıdrğ beslenme btılgesinde otlanmakla yetiniyorclu, yeni bir yemlenme alanr elde etmek için yürüyüşlere Ve savaşımlara girişiyordu ama, yemlenme bölgesinde doğanrn sağladığndan, farkrna varmadan kendi döküntüleriyle gübrelendiği toprağrn verdiğinden fazlasrnı elde edecek durumda değildi. Bütün beslenme bölgeleri dolunca, *

Bu konuda önde gelen bir otorite olan Sir W. Thomson, üzerinde bitki_ ve hayvanlann yaşayaca$ kadar dünyanın soğuduğu zamandan bu yaıa yüz milyon yıldan ancak biraz iLaha fazlabfu zaman geçmiş olabileceğini hesaplamrştır. fEngg]g'in r.1'.1

-lerin

19L


maynun nüfusunda artrş da olamazdr. olsa olsa hayvanların saJnsr aynı kalabilirdi. Ancak bütiin ha;rvanlar, son derece fazla yiyecek maddesi israf ederler. Bunun yanısıra yetişmekte olan bir yiyecek maddesini, filiz halindeyken öldürürler. Kurt, avclnln tersine, ertesi yıl ona yavrıılar verecek olan dişi ceylği esirgemez. Yunanistan'dataze çalılan büyumeden kemiren keçiler, ülkenin dağlannı kelleştirmiştir' Hayvanlann bu ''yağma ekonomisi'', kanlannın farklı bir kimyasal bileşim edinmesi sayesinde, onlan, alrşılagelmiş besinden başkasrna uJ[naya zorlayarak, türlerin yavaş yavaş değişmesinde önemli bir rol oynar ve uJ.um gösterememiş türler yokolup giderlerken, tüm fiziksel yapr giderek değişir. Atalarımtzln mayınundan insana geçişine, bu yağma ekonomisinin güçlü bir biçimde kathda bulunduğundan kuşku duyulamaz. Zeka ve uyarlanabilirlik yetisi balumrndan öteki rrklardan çok ilerde olan bir maJ[nun rrlılnda yağma ekonomisi, yiyecek bitkilerinin saJnsrnrn sürekli olarak çoğalmasrna ve bu bitkilerin yenebilecek lçısrmlannrn tüketil-

mesine yolaçmrş olmalrdrr. Krsacasr yiyecekler giderek çeşitlenmiş ve bununla birlikte maymundan insana geçişin kimyasal öncüleri olan ve bedene giren maddeler de çeşitlenmiştir. Ama bütün bunlar, sözcüğün gerçek anlamryla emek

değildi henüz. Emek, alet oluşturmakla başlar. Bulabildiğimiz en eski aletler nelerdir? Tarih-öncesi insanlann keşfedil_ miş kalrntrlarrna ve şimdiki en ilkel insanlann ve en eski tarih çağlanndaki insanlann yaşayış biçimine göre en eski olan aletler nelerdir? Bunlar, avcılık ve balıkçrlrk aletleridir; birinciler aynl zamanda silah yerine geçerler. Avlanma ve balıkçılık ise, salt bitkiyle beslenmeden, etin de yenmesine geçişi öngörür. Ve bu, maymunlann insana geçiş sürecinde bir başka önemli adrmdrr. Et yemek, organizmanrn metabo_ lizma için gerektirüği en önemli maddelerin hemen hazrr bir durumda bulunmasınr da sağlıyordu; a5mı zamanda, sindirim için gerekli süreyi krsaltarak, bitkicil yaşamrnkine uygun düşen öbür bitkisel beden süreçlerini de lısaltıyor ve böylece gerçek anlamda hayvan yaşamma uygun etkin belir192


tiler için daha çok zaman, daha çok madde ve daha çok istek kazandrnyordu. oluş halindeki insan, bitkiden uzaklaştıkça, aynı ölçüde de ha;rvanrn üstüne çrkıyordu. Et yanrnda bitkiyle beslenmeye de alrşma, vahşi kedi ve köpekleri nasrl insanrn uşağ yapmşsa, bitki yeme yanrnda etle beslenmeye alrşma da, oluş halindeki insana beden g:ücü ve bağrmsrzlrk vermekte büyük rol o5mamrşhr. Ancak, etle beslenme, etkisini en çok, beslenmesi ve gelişmesi için gerekli olan maddeleri şimdi eskisinden daha çok sağlayan ve bu nedenle de kuşaktan kuşağa daha hrzlı ve daha yeterli gelişebilen, beyin üzerinde göstermişti. Ya]ııız bitkisel yiyecek alan insanlara olan sayglmrz bir yana, insan, etle beslenmeseydi, varlrğna ulaşamazdr, ve eğer etle beslenme de, tanrdrğımrz bütün halklarda şu ya da bu zamanda yamyamlrğa neden olmuşsa (Berlinlilerin atalan olan Weletabianlar ya da Wilzianlar 10. yüzyılda bile ana-babalannr yiyorlardı),116 bunun bugün bizim için bir önemi yoktur. Et yemek, çok önemli iki yeni ilerleme sağladr: ateşin kullanrlmasr ve ha5rvanlann evcilleştirilmesi. Birincisi, yemeğ.i. nerdeyse yarr-sindirilmiş durumda ağza getirerek, sindirim sürecini daha da kısalth. Ikincisi de avcrlrk yanrnda yeni ve daha düzenli bir beslenme kaynas açarak, daha bol et elde etmeyi sağladr. A;rnca, süt ve süt ürünleriyle, madde kanşrmlan bakrmrndan en azrndan etle aynr değerde bir yeni yiyecek maddesi getiriyordu. Bu iki ilerleme, insan için yeni kurtuluş araçlan demekti. Bunlann insanrn ve toplumun gelişmesi için çok önem taşrmasrna karşrn, dolaysrz etkilerinin a5rnntrlanna kadar inmek, bizi alanımrzrn çok drşr_ na çrkartrr. Insan, bütün yenebilen şeyleri yemesini nasıl öğrenmiş_ se, her iklimde yaşamaslnr da öğrenmiştir. Bannrlabilir dünyanln tümiirıe yayrldr ve kendi gücüyle bunu tam anlamryla başarabilecek tek hayvandı. Bütün iklimlere alrşmrş öteki ha5rvanlar, ev ha;rvanlan ve haşarat, bunu kendiliğinden değiI, ancak insanr izleyerek öğrenmişlerdir. Her zaman srcak olan ana5rurt ikliminden daha soğuk bölgelere, 5nlrn yaza ve 193


klşa bölündüğü yerlere geçiş, soğııktan ve ıslanmaktan korunmak için ev ve giyim gibi yeni gereksinmeler, yeni çalış_ ma alanlan, insanr hayvandan durmadan uzaklaştrran yeni etkinlik biçimleri ortaya çrkardr. EIin, konuşma organlarının ve beynin birlikte eylemiyle yalnızca her bireyde değil, aynr zamanda toplumda da, insanlar, giderek daha karmaşık işleri yapabilecek, giderek daha yüce hedeflere yönelecek ve erişecek güce ulaştr. Emek de kuşaktan kuşağa değişti, daha yetkin ve çok yönlü duruma geldi. Avcrlığa ve ha5rvancılrğa tanm, tanma örgücüliik ve dokumacrlrk, metallerin işlenmesi, çömlekçilik, gemicilik eklendi. Ticaret ve sanayinin yamsrra, ensonu sanat ve bilim oüaya çıktı, kabileler, uluslar ve devletler halinde değişti; hukuk ve siyaset gelişti; bunlarla birlikte insan kafasrnda insani şeylerin gerçeği aşan yansımasr ortaya çıktı: din. once kafanrn ürünü olarak ortaya çrkan ve insan toplumlanna egemen gibi görünen bütün bu oluşumlar karşrsrnda, çalrşan elin daha mütevazr ürtinleri arka plana geçti, bu, emeği

planlayan kafa henüz ilk başlangıç durumundaki toplumsa_l gelişme basamağnda (örnesn ilkel bir aile durumunda), kendisininkinden başka ellerle planlanmış emeğe sahip olabildiği ölçüde daha fazla oldu. Toplumun }uzlı gelişmesinin bütün kazançlan zihne, beynin gelişmesine ve etkinliğine dayandrnldı; insanlar, etkinlik]erini, gereksinmeleriyle açrklamak (gene de bunlar zihinde yansrr ve bilinçIeşir) yerine, düşiinceleriyle açrklamaya alrştrlar. Böylece, zarnanla, özellik]e antik dünyanrn batışrndan bu yana zihinleri etkilemiş olan idealist dünya görüşü oluştu. Bu idealist dünya görüşü, insanlara hAlA o kadar egemendir ki, darvinci okulun en materyalist doğabilimcileri bile, insanrn kökeni konusunda hAlA herhangi bir duru görüş oluşturmaktan acizdirler, çünkü bu ideolojik etki altrnda, bu konuda emeğin oynadrğ rolü kavra_ mryorlar.

Yukarda belirbildiği gibi, hayvanlar, etkinlikleri yoluyla, insanrn yaptığ ölçüde olmasa bile aynı biçimde çeweyi değiştirirler ve bu değişiklikler, gördüğümüz gibi, bu kez de 794


başka etkiler doğurur ve onlan oluşturanlan değiştirirler. Çünkü doğada hiçbir şey ayn ayıı oluşmaz.Her şey, diğerlerini etkiler ve diğerlerinin etkisi altında kalır, ve çoğı zaman da, doğabilimcilerin en basit şeyleri bile açıkça görmesini önleyen, bu çok yönlü hareketin ve karşrlrklr etkilerin unutulmasrdır. Keçilerin Yunanistan'ın yeniden ormanlaşmaslnı nasıl önlediklerini gördük. St. Helen adasrnda bura_ ya ilk gelenlerin getirdikleri keçiler ve domuzlar, adanın eski bitkilerinin tamamen kökünü kazımayr başarmrşlardır. Böylece daha sonraki gemicilerin ve göçmenlerin getirdikleri bitkilerin yayrlması için ortam hazrrlamrşlardır. Ama hayvanlann çevreleri üzerinde yaptrklan sürekli etkileme bir ni_ yete dayanmaz ve hayvanlann kendisi için de bir raslantrdrr. Ancak insanlar hayvandan uzaklaştıkça, onlann doğa üze_ rindeki etkisi giderek daha çok dıışüntılmüş, planlanmrş, be_ lirgin ve önceden bilinen hedeflere yönelmiş bir eylem niteli_ ği alrr. Ha;rvan, bir yerin bitkilerini, ne yaptrğınr bilmeden yokeder. İnsan, bunlan, boş kalan toprağa tarla tırtınleri ekmek ya da kendisine ekilenin birkaç katrnr getirebileceğini bildigi ağaçlar ve bağlar yetiştirmek için yokeder. Yararlr bitkileri ve ev ha5rvanlarrnr bir yerden bir yere taşrr, böylece dünyanrn her yanrnda bitkileri ve ha5rvan yaşamrnr değişti_ rir. Bunun da ötesine gider. Yapay üretme yoluyla bitki ve hayvanlar insan eliyle o kadar değiştirilmişlerdir ki, tanrnmaz duruma gelmişlerdir. Tahıl cinslerinin kökeni olan ya_ bani bitkileri artrk bulmak olanaksrzdrr. Kendi aralannda bile çok değişik olan köpeklerimizin, hangi vahşi hayvanlardan ya da çok sayrda rrklan bulunan atlann, nereden geldiği bugün bile tartışma konusudur. Söylemeye gerek yok ki, hayvanlann yöntemli, önceden tasarlanmrş biçimde hareket etme yeteneğini tartışmak bi_ zim için sözkonusu değildir; Tersine, protoplazmanrn, canlr albüminin bulunduğu ve tepki gösterdiğ-i, basit de olsa belirli hareketlerin, drştan gelen belirli uyarmalann sonucu olarak oluştuğu her yerde embriyon halinde yöntemli hareket tarzr vardrr. Böyle bir tepki, sinir hücresi bir yana, hiçbir hücre195


nin bulunmaması durumunda bile oluşur. Böcek yiyen bitkilerin avrnr yakalama yolu da, tamamen bilinçsiz olmakla birlikte, bir bakıma yöntemli gibiür. Hayvanlarda bilinçli ve yöntemli eylem yeteneği, sinir sisteminin gelişmesi oranrnda gelişir ve memeli hayvanlarda yüksek bir düzeye erişir. İngiltere'de yapılan tilki avı srrasrnda, tilkinin kendisini kovalayanlardan kaçmak için, çok üstiin yer saptama bilgisini kullanmayl nasrl becerdiğini, her yeri ne kadar iyi tanıüğını ve bu yerleri kovalamacayr kesmek için nasrl kullandısnr her gün gözlemek olanaklrdrr. İnsanla birlikte oluşu dolayısryla çok gelişmiş ev hayvanlanmrz arasrnda, insan çocuklanyla ayru aşamaya kadar varan kurnazlrk durumlannr her gün görebiliriz. Çünkü, insan embriyonunun ana rahmindeki gelişmesinin tarihçesi, hayvan olan atalanmlzln' solucandan başlayarak milyonlarca yrl sürmüş bedensel gelişme tarihinin krsa bir yinelenmesi olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişmesi de aynr atalarırrıızın, hiç değilse daha sonrakilerin düşünsel gelişmesinin daha lusa bir yinelenmesinden başka bir şey değildir. Ama bütün hayvanlann bütün yöntemli eylemi, dünyaya, onlann iradesinin damgasrnr VurInaJn sağlayamamrştrr. Bunu, insan yapmrştrr. Kısacasr, ha;rvan drş doğadan yaTnızca yararlanır ve salt varlığı ile onda değişiklikler oluşturur; insan onda değşiklikler oluşturarak, amaçlanna yarar duruma sokar, oıaa egemen ohur. İnsanrn öteki hayvanlardan son Ve temel farlo budur, bu farlrr oluşturan da gene emektir.* Bununla birlikte, doğa üzerinde kazandrğımız zafer|erden dolayr kendimizi pek fazla övmeyelim. Böyle her zafer için doğa bizden öcünü alrr. Her zaferin beklediğimiz sonuçlan ilk planda sağladığ doğrudur, ama ikinci ve üçüncü planda da büyük çoğunlukla ilk sonuçlan orbadan kaldrran, bambaşka, önceden görülmeyen etkileri vardrr. Mezopotamya, Yunanistan, Küçük Asya ve başka yerlerde işlenecek toprak elde etmek için ormanlan yokeden insanlar, ormanlarla * Elyazmasrnın kenanna kurşun kalemle şu not edilmiştir: "Soylulaş-

tırma''. -Ed.

196


birlikte nem koruyan ve biriktiren merkezlerin ellerinden

gittiğini, bu ülkelerin şimdiki çölleşmiş durumuna zemin hazrrladıklannr akrllanna hiç getirmiyorlardr.1l7 Alplerdeki Italyanlar, dağlann kuzey yamaçlannda dikkatle korunan çam ormanlannr güney yamaçlannda yokederken, bölgelerinde sütçüliik sanayiinin köklerini kazrdrklannr sezemiyorlardı. Böylece, 5nlrn büyük kısmrnda, dağIardaki kaynaklann suJrunu kuruttuklartru' aJml zamanda da yağrnur mevsiminde azgrn sel yığınlannın ovalan basmasrna neden olduklannr hiç bilemiyorlardr. Avnıpa'da patatesi yayanlar, nişastah yumrularla birlikte, straca hastalrğnr yaydrklannr bilmiyorIardı. İşte böylece her adrmda anrmsryoruz ki, hiçbir zamar., başka topluluğa egemen olan bir fatih, doğa dışrnda bulunan bir kişi gibi, doğaya egemen değiliz; tersine, etimiz, kanrmrz ve beynimizle ondan bir parçaylz, onun tam ortasrnda5nz, onun üzerinde kurduğumuz bütiin egemenlik, başka bütün yaratrklardan önce onun yasalannı tanrma ve doğru olarak uygulayabilme üstünlüğüne sahip olmamlzdan öte gitmez. Ve aslrnda her geçen gtin bu yasalan daha doğru anlamayr öğreniyor, doğanın geleneksel aluşrna yaptrğ.mrz müdahalelerin yakrn ve uzak etkilerinin farkrna varıyoruz. ozellikle yüzyılrmızda doğabilimin sağladrğı büyük ilerlemelerden sonra hiç değlse günlük üretim etkinliklerimizin en uzak doğal etkilerini bile öğreniyor ve onlann farkrna varabilecek ve dolayrsryla onlan denetleyebilecek bir durumda bulunuyoruz. Ama bu iler}emeler ölçüsünde insanlar, doğa ile olan içiçe durumlarrnr yalnrzca sezmekle kalmryor, daha uri de öğreniyorlar; Avnıpa'da klasik çasn bitiminden bu yana oüaya çrkan ve hrristiyanlrkta en yüce gelişme noktasrna Yaran, düşünce ile madde, insan ile doğa, ruh ile beden arasrnda bir karşrtlrğ.n, bu anlamsrz ve doğaya aykın düşüncesi bu ölçüde olanaksrz duruma geliyor. Uretime yönelmiş etkinliklerimizin en uzak doğaletkilLerini hesaplamayı bir dereceye kadar öğreninceye dek, binlerce yıllık bir emek gerekli olmuşsa da, bu eylemlerin daha ızak toplumsal etkileri balrımrndan bu iş çok daha güç ol197


muştur. Patatese ve onunla birlikte yayılan srraca hastalrğ_ na değnük. oysa, işçilerin yiyeceklerinin yalnrz patatese indirgenmesinin bütiiıı ülkelerin halk yığınlannrn yaşayrş durumu üzerinde yaptığı etkilerle, 1847 yllında patates hastalrğı dolayısıyla İrlanda'nın uffadığı, ya|n|zca ve yalnrzca patates yiyen bir milyon lrlandahyr mezara yollayan ve iki milyonunu da denizaşrn ülkelere göç etmeye zorlayan açlrkla karşrlaştrnldığı zaman, sraca hastalıs nedir ki? Araplar alkol damrtmayr öğrendikleri zamaıı, o zaman}ar henüz keşfedilmemiş olan Amerika'nın asrl yerlilerinin ortadan kalkmasrna yarayan başlrca silahlardan birini oluşturduklannr düşlerinde bile görmemişlerdi. Ve sonradan Kolomb, Ameri_ ka'yı keşfettiğinde, Avıııpa'da çok önceleri yenilgiye uğrayan köleliği yeniden canlandırmakta ve zenci ticaretinin temelini atmakta olduğunu bilmiyordu. 17. ve 18. yüzyıllarda, buhar makinesinin yaprmr üzerinde çalışan insanlar, başka herşeyden daha çok'tüm dünyanrn toplumsal ilişkilerini kökten değiştiren ve özellikle Avnıpa'da, zenginliğin azrnlrk taraflnda ve yoksulluğun büytiür çofunluk tarafinda yoğunlaşmasr_ nr, önce burjuvazinin toplumsal ve siyasal egemenlik elde etmesini, sonra da burjuvazi ile proletarya arasrnda, ancak burjuvazinin yrlolmasr ve bütün srnrf karşrtlrklannrn ortadan kalkmasryla sona erebilecek olan bir srnrf savaşrmlnı ortaya çrkaran aracı hazırladlklanndan habersizdiler. Ama bu alanda da yavaş yavaş, uzun ve çofunlukla sert deneyler, tarihsel malzemenin toplanmasr ve incelenmesi sonucu, üretim etkinliğimizin dolaylı, daha uzak toplumsal etkileri konusunda aydmlrğa varmaJn öğrenmekteyiz; btıylece, bu etkileri denetleme ve onlan düzenleme olanağına da kavuşuyo_ raLz.

Bu düzenlemeyi gerçekleştirmek iğn de, salt bilgiden başka şeyler gereklidir. Bunun için bugiine kadarki üretim tarzrnda ve onunla birlikte tüm toplumsal düzenimizde tam bir devrim gereklidir. Şimdiye dek varolmuş btıttın üretim tatz|arı, ancak emeğin en yakrn, en dolaysrz yararlr etkisine ulaşmayı hedef al198


t]erde

ortaya çrkan, yavaş yavaş yinelenerek ve ylğl_ Prygr. larak etkili duruma gelen daha sonraki sonuçlar tamamen ihmal edilmiştir. Toprağın ilkel ortak mülkiyeti, bir yandan, ufuklan genel olarak srnrrlı olan insanlann gelişme düzeyi_ ne tekabül ediyor, öte yandan ise, bu en ilkel ekonominin olası kötü sonuçlan karşrsı.nda, belirli bir telafi olanağr sağlayan, işlenebilir fazla toprağı gerektiriyordu. Bu topraı< fazlalığ tükenince, ortak mtilkiyet de son buluyordu. oysa, daha ileri bütün tiretim tatzları, nüfusun çeşitli sınıflara bö_ lünmesine ve bununla birlikte de egemen ve ezilen sınrflar arasındaki karşıtlrğa götürüyordu; ama aJ[ır zamanda, egemen srnrflann çrkarlan iiretimin itici unsuru haline geldi, çünkü üretim, artrk ezilen halkın en temel tüketim araçıannrn sağlanmasryla srnrrlr değildi. Bu, bugün batr Avrupa'da egemen olan kapitalist üretim tarzı içinde, en iyi biçimde yerine getirildi. Üretime ve değişime egemen oıan bıreysel kapitalistler, yalmzca etkinliklerinin en yalnn yararh etkileriyle ilgilenebilmektedirler. Hatta bu yararh etki bile üıetiJen ya da değişilen malın yararlılrğ sözkonusu oldufu öIçüde- tamamen arka plana geçer; satıştan elde edilecek kAr, tek itici güç olur. BLIR"IWAZINİN toplumsal bilimi, k]asik ekonomi politik, daha çok yalnız üretim ve değişim alanlanndaki insan eylemlerinin gerçekten tasarlanmrş toplumsal etkilerini ele alrr. Bu, onun teorik olarak ifade ettiğ toplumsal düzene ta_ mamen uygundur. Kapitalistler, doğrudan doğruya kAr için üretim ve değişim yaptıklanndan, ilk planda yabnızca en yakrn, en dolaysrz sonuçlar hesaba katrlmalıdır. Bir fabrikattir ya da tüccar, ürettiği ya da satın aldığı metaı normal bir k6rla satarsa, durumdan hoşnuttur ve metarn ve alrcısrnrn sonradan ne olacağ onu ilgilendirmez' Bu etkinliklerin doğal etkileri için de aynr şey geçerlidir. Küba'da dağ yamaçlanndaki ormanlan yakarak en verimli kahve ağacrnın bırkuşağına yetecek gübreyi bunlann külünden sağlayan1İspanyol tanmcıIannı, sonradan şiddetli tropikal yağmurla\n artrk 199


korunamayan üst toprak tabakasını alrp götürmesi ve geriye ya\nız çıplak kayalar brrakmasr ilgilendirir miydi? Bugünkü üretim tarzında, toplum karşrsında olduğu gibi doğa karşr_ srnda da, daha çok, doğrudan ve elle tutulur sonuç dikkate alrnrr. Sonradan da, buna yönelmiş etkinliklerin en uzak et_ kilerini tamamen değişik ve tamamen ters düşen öteki sonuçlanndan dola5n, arz ye talep dengesinin, her on yrlda bir sanayi çevriminin gösterdiği ve hatta Almanya'nrn da bu ''çöküntü''de118 bunun deneyimini biraz daha önce geçirdiği gibi, çok tersine dönüşmesinden dolayı; kişinin kendi emeği üzerine kurulu özel mtilkiyetin, zorunlu olarak, işçilerin mülksüz_ leştirilmeleri yönünde gelişmesi, buna karşılık bütün zenginlik]erin giderek işçi olmayanlarrn elinde toplanmasrndan doIayr şaşakalrrlar. [...]*

*

Elyazmasr burada kesiliyor. --Ed.


INCyIT.AR \IE

PARรงALAR]

201


IBİLIM TARİHİNDEN]

DOĞABILIMLERIN farklr dallannrn birbirini izheyen geLişimini incelemek gerekir. - Hepsinden önce, çobanlrk ve çiftçilikle geçinen topluluklar için sırf mevsimler ba]omrndan kaçrnrlmaz biçimde gerekli olan gökbiLimi. GökbiLim ancak matemaüii< yardrmr ile gelişebilir. o halde onu da ele almdlı. _ Daha sonra tanmın belli bir aşamasrnda ve belli bölgelerde (Mrsrr'da sulama için suyun yiiü<seltilmesi), özellikle kentlerin, büyük yaprlann ortaya çrkmasr ve elsanatlarınln gelişmesi ile birlikte mekanik. Hemen ardrndan gemicilikve Savaş alanlannda buna duyulan gereksinme. Bu, a5rnca,

matematiğin yardrmrnr da gerektirir ve onun gelişmesini teşvik eder. Böylece, daha başlangıçtan beri bilimlerin ortaya çrk:şr ve gelişmesi, üretimle belirlenmiştir. Tüm eskiçağ boyunca asrl bilimsel inceleme bu üç dal çerçevesinde sınrrlr kalmış, tam ve sistematik araştrrma ola203


rak da ancak k]asik çağ sonrasr dönemde kendini göstermiştir (Iskenderiyeliler, Arşimet vb.). İnsanlann kafasrnda henüz aynlmamrş olan fizikte ve kimyada (elementler teorisi, bir kimyasal element kawamınrn bulunmaması), bitkibilimde, ha;rvanbilimde, insan ve hayvanlann anatomisinde o zamana kadar ancak olgular toplanabilmiş ve mümkün olduğu kadar sistematik bir biçimde srralanmrştı. Fizyoloji, en elle tutulur şeylerden iirneğin sindirim ve boşaltrm- uzaklaşrr uzaklaşmaz, salt bir tahmin yürütme halinde kalryordu. Kandolaşımı bile bilinmedikten sonra başka türlü de olaDönemin sonunda kimya, simyanrn en ilkel biçimi mazdr. halinde-ofi,ayaçıkar. ortaçağlann karanhk gecesi bittikten sonra' bilimler ansrzrn yeni ve bek]enmedik bir güçle dirildiyse ve mucizevi hızla gelişmeye başladıysa, bu mucizeyi gene üretime borçluyuz. Birincisi, haçlı seferlerinin ardrndan sanayi çok gelişmiş, birçok yeni mekanik (dokumacrlık, saatçilik, değirmencilik), kimyasal (boyacrlrk, metalurji, alkol) ve fiziksel (göz_ lük) olgulan günışısna çrkarmrştı, ve bu, sayrsrz materyali gözlem alanrna getirmekle kalmamrş, aynr zamanda, eskisinden çok daha değişik deney araçlan olarak ortaya çrkmışlar, bunlarla yeni araçlann yaplmrna olanak sağlamıştı; de_ nebilir ki, gerçekten sistematik deneysel bilim ancak şimdi olanaklr hale gelmişti. ikincisi, İtalya geleneksel uygarlığ dolayısryla henüz en başta bulunmakla birlikte, Polonya'yı da içine alan büttin batr ve orta Avnıpa, şimdi bağlantılı bir biçimde gelişiyordu. Üçüncüsü, -ydrnızea kazanç uğruna yaprlan, dolayrsıyla da sonunda üretim amacrna dayanancoğrafr buluşlar o zamana kadar erişilememiş sonsuz miktarda meteorolojik, bitkibilimsel, hayvanbilimsel ve fizyolojik (insani) nitelikte malzeme ortaya koyuyordu. Dördüncüsü, artrk matbaa maftıhesj vardr.* Şimdi -esasen varolan matematik, gökbilim ve mekanik * Elyazmasrnrn bir kenannda bu paragrafın karşısına şunlar yazrlmış_ tır: "Şimdiye kadar üretimin bilime borçlu olduğu şeyler övtilmüştü, ama bi_ lim, iiretime çok daha fazla şey borçludur.'' _.Ed.

204


bir yana- fizik, kimyadan, kesinlikle ayrrlıyor (Torricelli, Galilei birincisi sanayide kullamlan su tertibatr ile ilgili olarak -ilk önce srvrlann hareketini inceliyor, Clerk Max-

well'e bakrnrz). Boy}e, kimyayı bilim olarak sağlam bir teme_ le oturtuyor. Haryey, kandolaşrmrnr keşfederek fizyoloji (insan ve hayvan) için aynr şeyi yapryor. Hayvanbilim ve bitkibilim, önce derleyici bilimler olarak kalıyorlar ve paleontoloji

ortaya çılrrncaya kadar bu böyle gidiyor ve he-Cuüer-gelişmesi men ardrndan hücrenin keşfi ve organik kimyanrn geliyor. Böylece karşrlaştrrmalr morfoloji ve fizyoloji olanaklı oluyor ve bundan btıyle her ikisi de gerçek bilim haline geliyor. Geçen [18.] yüzyılın sonunda yerbilim kuruldu, yalrrnlarda da kötü bir adla antropoloji ve insan rrklan - insan morfolojisinden ve fizyolojisinden tarihe geçişi sağlryor. Bu, daha ayııntrlr olarak incelenecek ve geliştirilecek.

* ESKıLERIN DoĞA GöRüŞü [HEGEL, GESCHİCHTE DER PHİL}S0PHİE CİLT I, _ruNAN FELSEFESİIIq

İlk filozoflar konusunda Aristoteles, onlann şu iddiada bulunduklannr söylüyor (Metafizik, I, 3): ''Bütün şeyleri oluşturan, bunlann ilk çıkış yeri olan ve sonunda herşeyin son bulduğu, kendi belirlenimlerinde (ncı0eoı) desşmekle birlikte, töz (ouoıa) olarak hep aynr kalan şey var- bütün lrklann unsuru (oıoıXeıov) ve ilkesi (apxn) budur. ... Bundan dolayl onlann kanrsrnca, hiçbir şey ne varedilir, ne de yokedilir, çünkü a5mı doğa, temel varlrk her zaman ayakta durur." (s. 198.) Doğal görüngülerin sonsuz çeşitliliğindeki birliği başlangıcrnda çok doğal sayan saf halindeki kendiliğinden materya|izm, o halde burada zaten tümüyle vardrr ve bu birliğ, Thales'in suda aradıs gibi, belirli biçimde maddi olan, özel bir şey içinde aramaktadrr. 205


Çiçero der ki: ''Miletli Thaheğ... herşeyin temel maddesi_ nin su olduğunu ve tannnrn ise sudan herşeyi oluşturan bir zihin olduğunu ilan etti." (De Natura Deorum,I, s. 10.) Hegel çok haklr olarak, bunun Çiçero tarafindan yaprlmış bir ek olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: ''Bununla birlikte, Thales'in a5rnca tannya da inanmış olmasr burada bizi ilgilendirmiyor; burada varsaJnm, inanç, halk dini sözkonusu değildir ... kendisi sudan herşeyi yaratmrş olduğu yollu tanndan sözetse bile, biz bu yoldan böyle bir varlrk konusunda daha fazla bir şey öğrenmiş olma5nz ... bu, kavramı olmayan boş bir sözdtir'', s. 209 (aşağ yukan tİö] aoo'ae). En eski Yunanlr filozoflar aJrnr zamanda doğa araştrrma_ crsrydrlar: bir geometrici olan Thales, yılın 365 gün olduğunu saptadr ve söylendiğine göre bir güneş tutulmasrnı önceden haber verdi. giineş saati, bir tür kara ve (ıepıperpov), çeşitli gökbilim aletleri yaptr.deniz haritasr-Anaksimanderbir Pyth agor as bir matematikçiydi. Plutarch'a göre, (Questiones conuiva]eğ*, VIII, s. 8), Miletli Anaksimander ''İnsanın sudan karaya çıkmış bir ba]ıktan geldiğnı''* (s. 213) söyler. Kendi için cıp14 Xa,t cıTotxstou To cıfittpou lbaşlangıç ve temel unsur sonsu* olandrr], hava ya da su ya da başka bir şey olarak onu belirlemez (öıopığoıu) (Diogenes Laerbius II, ş 1). Bu sonsuz şey Hegel tarafından (s. 215) ''belirlenmemiş madde'' olarak doğru biçimde yeniden ortaya konur (aşag yukan 580'de). Milet]i Anaksimenes, ilk neden ve temel öğe olarak havayı kabul ediyor, onu sonsuz olarak ilan ediyor (Çiçero, De Natura Deorum, I, s. 10) ve ''herşeyin ondan çrktrğınr, gene onda çözüştüğünül' söylüyor (Plutarch, De Placitis Philosophotum, [''Filozof1ann GörüşIeri Üzerine"], I, s. 3). Burada hava cıı1p=ıU€Ulıo [nefes=ruh]: ''Hava demek olan ruhumuz bizi nasıl bütün olarak tutuyorsa bütün dünyayr da bir ruh (ırueupcı) ve hava tutar. Ruh ve hava aynı anlama sahiptirler." (Plutarch).120 [s. 215, 216.] Ruh ve hava ewensel bir or*

italikler Engels'indir. -.8d. Konuşmalan. -Ed.

** Sofra

206

I I

j


tam olarak alrnıyor (555 dolaylannda).

Aristoteles de şöyle der: Bu en eski filozoflar, ilk özü maddenin bir biçiminde bulurlar: Hava ve su (ve belki de Anaksimander her ikisi arasrndaki bir çeşit ara şeyde) daha sonra Herakleitos ateşte buluyor, ama hiçbiri, çok kanşık bir bileşik (öıcı ır1u peya}.opepeıcu) olduğu için toprakta bulmuyor.

Metafizik,I,8,

(s. 217).

Aristoteles, haklı olarak bunlann tümünün de hareketin kaynağ.ınr açrklanmamış brrakhklannr söyler (s. 218 ve devamı). Samoslu Phythagoras (540 dolaylannda): Sayıtemel ilkedir: ''Sayr btıttın şeylerin özüdür ve kendi belirlenimleri içerisinde bir bütün olarak ewenin örgütlenmesi sayılann ve onlann ilişkilerinin uyumJu bir sistemİdir.''* (Aristoteles, Metafizik,I,5 passim) Hegel haklr olarak ''imgelem tarafından varlrk ya da temel (doğru) olarak kabul edilen herşeyi bir anda böyle yıkan ve du5rulur varlrğı yokeden'' ve özü, çok srnrrlr ve tekyanlr da olsa, bir düşünce belirlenimi içine yerleştiren "böyle bir ko_ nuşma biçiminin cesaretine'' dikkati çekiyor. [s. 237-238.] Sayı gibi, evr,en de, belirli yasalara bağlıdır. Böylece evrenin yasaya bağlılığ ilk kez belirtiliyor. Phythagoras'ın müzikal uyumlan matematik ilişkilere indirgendiği söylenir. Aynr şekilde |'Pitagorasçılar ateşi merkeze koydu, dünyayı ise bu merkezi cisim çevr'esinde bir daire halinde dönen yrldrz olarak kabul etti" (Aristoteles, De caelo, [''Gökyüziüzerine''], 11, 13). [s. 265.] Kuşkusuz bu ateş, güneş değildir; bununla birlikte, dünyanın döndüğİi konusundaki ilk sezgidir. Gezegenler sistemi konusunda Hegel diyor ki: "... fgezegenler arasındaki] uzaklrklan belirleyen uyumlu öğe konusunda tüm matematik henüz bir temel vermeyi başaramamrştrr. Görgücül sayrlar kesinlikle biliniyor; ama her şey bir raslantr görünüşündedir, zorunluluk görünüşünde değil. Uzaklıklarda yaklaşrk bir düzenliliğin varhğı biliniyor ve böylece Mars ile Jüpiter arasrndaki gezegenler de şans eseri *

Italikler Engels'indir. --Ed.


olarak sezilmiştir; sonradan Ceres, Vesta, Pallas vb. keşfedilmiştir; ama aklrn, mantrğın bulunduğu tutarlr bir dizi, gökbilim tarafindan henüz ortaya konmamrştrr. Tersine, gökbilim, bu dizinin düzenli bir biçimde sunulmasrnı horgörmektedir. Ama aslında bu, vazgeçilemeyecek denli önemli bir noktadrr;' (s.267 t-2681.) onlann genel anlayışrnın bütün bu bön materyalizmine karşrn sonraki aynlrğın tohumu en eski Yunanlrlar arasrnda daha o zamandan vardır. Thales'e göre, ruh, özel bir şeydir, bedenden farklı bir şeydir (Thales mrknatrsın da bir ruhu olduğunu söyler). Anaksimenes için ruh havadrr (YaratıLış'ta olduğu $bi),121 pitagorasçrlar için ise, ruh, ölümsüz ve göçü_ cüdür, beden ruh için salt raslansaldır. Yine pitagorasçrlara göre, ruh, bir ''esir krvrlcrmrdrr'' (cııooıaopa cııöepou) (Diogenes Laertius, VIII, s. 26-28), soğuk esir ise havadrr, yoğ,ırn esir deniz ve nemdir. [s. 279-280.] Aristoteles, haklr olarak, pitagorasçrlara serzenişte bulunuyor: Sayrlanyla ''hareketin nasrl oluştuğunu ve hareket ve değişim olmaksrzrn, varoluşun ve yokoluşun ya da göksel şeylerin durumlan ve etkinlik]erinin nasrl gerçekleştiğini, söylemiyorlat''. (Metafizik,I, 8.) [s. 277.] Pythagoras'rn sabah ve akşam ylldrzrnrn aynl şey olduğunu' aJrrn rşrğnr güneşten aldrğrnr, son olarak da Pybhagoras teoremini bulduğu kabul ediliyor. ''P5rthagoras'rn bu teoremi bulunca yüz öküzü kurban kestiği söylenmektedir. ... onun bu konudaki seüncinin zenginleri ve tüm halkı davet ettiği bir ziyafet vermeye dek varmasr, çok dikkat çekici olmak]a birlikte, zahmetine değerdi. Bu, sevinçtir, zihnin (bilginin) sevincidir öküzlerin canr pahasrna.'' (s. 279.)

-

Ehea]ı]ar.

* Leukippos ile Demokritos'|z2 ''Leukippos ile öğretilisi Demokritos ise unsurlar olarak Do]u ve BoŞu kabul ederler, bunlara da 'olan' ve 'olmayan' derler. Burada do]u ve katı 208


derken 'olan'r (yani atomlan), boş ya da seyrek derken 'olmayan'ı anlarlar. Böylece 'olmayan'rn 'olan'dan d,aha az gerçek olmadrğnr savunurlar ... ve bunlann şeylerin maddi nedenleri olduk]annr söylerler. Temelde yatan tözü (maddeyi) bir birlik olarak ortaya koyan kişilerin bütün öteki şeyleri bu tözün değişmelerinden türettikleri gıbi, ... bu düşünürler de, fark]ann (yani atomlann farklannrn) başka herşeyin nedeni olduğunu ileri sürüyorlat. on]ara göre, bu fark]ar üç tanedir biçim, düzenve konum... Böylece A, N'den biçimle ayr'ılrr, AN ise NA'dan dİzenle ve Z de N'den konumla a5rnhr." (Aristoteles, Metafizik, kitap I. bölüm 4.) Leukippos, ''atomlan ana ilkeler olarak koyan ilk kişiydi ... Ve o, bunlan, unsurlar diye adlandırdr. Bunlardan sonsuz saylda dünyalar ortaya çrlrryor ve bu dünyalar gene bu unsurlara çözüşüyorlar. Dünyalar işte böyle oluşuyor: BeLli bir kesim ha]inde her biçimden birçok cisim srnrrsrzdan kopup engin boşluğa taşrnrrlar. Bunlar biraraya toplanrr ve tek bir slİdap oluştururlar. Bu girdapta birbirlerine çarparak, mümkün olan her yoldan dönerek aynlırlar, öyle ki benzer atomlar benzerleriyle birleşirler. Atomlar sayrca çokluklanndan ötürü artık denge içinde dönemeyince, hafıf oLan1arsanki elekten geçerlermiş gibi, dış boşLuğa doğru sürİiklenir]er. Geri kalanlar birlikte kahrlar ve birbirlerine kenetlenerek aynr yolda yanyana gider ve ilk küre biçimli, kütleyi oluştururlar.'' (Diogenes Laertius, kitap fX, bölüm 6.) Aşağdakiher Epikuros üzerİnedir. "Atomlar hiç durmadan harekeü ederler. Biraz aşa$da ise, bunlann aJrnr zamanda eşit fuzda }ı,'arcket ettik]erini, çünkü boşLuğun hem hafif o]an]ara ve hem de ağr o]an]ara eşit yo| verdiğini söylüyor. ... Atomlann biçim, bijyükLük ve ağrlık dışında bir niteliği yoktur. ... Herhanğ bir büyüHükte o]madıkLan ğbi, her büyüklükte de değldfuher; eıaıen henüz hiçbir atom, duyıLanmız tarafından algılanmamıştır." (Diogenes Laertius, kitap x, ş 43-45.) ''Atomlar boşlukta hareket ederlerken hiçbir di. renme ile karşrlaşmadrklannda eşit hrzda hareket ediyor ol_ malrdrrlar. Ne ağrr olanlar karşrlanna bir engel çrkmadıkça, 209


küçiik ve hafif olanlardan daha hrzlr hareket ederler, ne de

tiimü_de uygun bİr geçit bu]abİldiHeri süreceve aJrrrca hiçbir

engellemeyle karşrlaşmadrkça daha küçük olanlar daha'btıyiik o-lanlardan çabuk yol alrrlar.'' (Ayru yapıt, ş 61.) ''o halde apaçrktrr ki, [şeylerin] her cinsin de bir belli bır doğadrr ve bunlann hepsinde bu bironun doğasrür.'' (Aristoteles, Metafızİk, kitap DÇ btıltım 2.;ızs

* Samos]u Aristarkhos, dünya ve güneşle ihgihi Kopernik teorisini daha Iö 270'te savunmaktavaı. rüaaıe-r, s. +4. woıf,

s. 35-37.)124

Demokritos, samanyolunun bize saJnsrz küçük yıldızlann rşğnr yolladrğnı zaten tahmin etmiş bulunuyordu. (Wolf, s.313.) b_lleşık

* 3OO YILI DOI"AYI"ARINDA ESKİ DüNYANIN SONUNDAKI DURUMLA 1453,TE ORTAÇAĞIN SoNU ARASINDAKT FARK

1. Koliannı arastra derinlere, Ispanya, Fransa ve Ingiltere'nin Atlantik kryrlanna kadar içlere uzatan, kuzeydei AImanlar şe Slavlar, güney-doğudan Araplar tarafından kolayca kesilebilecek ve geri itilebilecek Akdeniz kıyılanndaiı ince bir 9yca+k şeridi yerine, artrk kapalı bir uygarlık bölgesi vardr Polonya ve Macaristin'ın ileri - Iskandinavya, karakollar olarak bulunduğu tüm bab Avrupa. 2. Yunanlılat, ya da Romalrlar ile barbarlar arasrndaki karşrtlrğrn yerine, şimdi artık İskandinav dilleri vb. bir yana, uygar dillere sahip olan altr uygar kavim vardr. Bunlann hepsi, 14. yüzyılın büyük edebiyat lrıprrdanrşrna katrlabilecek ölçüde gelişmişlerdi ve eski çağn sonunda çöküş halin_

210


de bulunan ve ölmekte olan Yunan ve

Latin dillerinden daha zengin bir kültür güvencesi veriyorlardr. 3. ortaçağ kentlilerinin yarathğ sanayi üretimi ve ticaret, son derece büyük bir gelişme göstermişti. Bir yandan üretim daha yetkinleşiyor, daha çeşitleniyor ve büyüyor, öte

yandan da ticaret güçleniyor, gemicilik Saksonlar, Frizyeliler ve Normanlar çağndan beri en atrlgan dönemine geliyor; birçok buluşlar ve doğululann buluşlannrn ithali ile Yunan edebiyatının ithali ve yayılmasr, deniz keşifleri ve burjuva din dewimi olanaklı oluyor, aynı zamanda da bunlann etki alanr genişliyor ve hrzlanryordu. Henüz bir sisteme bağlı olmasa bile, bunun drşrnda birçok bilimsel olgular elde ediliyor, eskiçağrn görmediği şeyler ortaya çıkryordu: manyetik iğne, matbaa, harf dizme, keten kağt (Araplar ve İspanyol yahudileri tarafrndan 12. yüzyıldan beri kullanılıyordu; pamuk kağıt, 10. yüzyıldan beri yavaş yavaş ortaya çrkıyor, 13. ve 14. yüzyıllarda daha yaygn duruma geçiyordu; papirüs, Araplardan bu yana Mrsrr'da ortadan kalkmıştı) barut, - mekagözlük, mekanik saat1er, zamanbilİminde ve nı/rüe büyiik ilerlemeler. (İcatlar için 11 numaraya bakrnrz.)* Aynca, gezilerin sağladığı malzeme. (Marco PoIo, 1272 dolaylannda, vb..) Genel e$tim, henüz çok kötü durumda olmakla birlikte, üniversiteler sayesinde çok yaygınlaşmrştr. Istanbul'un yükselmesi Ve Roma'nın yıkrlrşr ile eskiçağ sona eriyor. ortaçağn sonu İstanbu}'un fethi ile kaçrnrlmaz biçimde bağıntrlrdrr. Yeniçağ, Yunanlrlara yeniden dönüşle başlryor. Yadsrmanrn yadsrnması!

-

* Engels, burada, notlannrn onbirinci yaprağna değiniyor. Bu yaprak_ ta verilen icatlar listesi, elinizdeki kitabın 212-213. sayfalanna aynen alın-

mıştır.

-,Ud. 211


TARIHSEL MALZEME.

-

İCATLAR

Iö: Yangrn tulumbası, su saati, IÖ 200 dolaylannda, kaldınm taşl (Roma). Parşömen, 160 yılı dolaylannda. IS:

Sudeğirmeni, Almanya'da Büyük

dolaylannd a, Moselle üzerinde.

Karl zamanrnda,

340

Pencere camrmn ilk izleri, Antakya'da 370 dolaylannda sokaklar aydrnlatrhyor. 550 dolaylannda Çin'den Yunanistan'a ipekböceği getiri_ liyor. 6. yüzyılda tüy kalem. Pamuk kaflt, Çin'den 7. ynzyı|da Araplara ve 9. yüzyılda Italya'ya geliyor. 8. yüzyılda Fransa'da su ile çalrnan org. 10. yüzyıldan beri Hatz'da gümüş madeni işletiliyor. 1000 yılına doğru yeldeğirmeni. 1000 yllına doğru nota, Guido von Arezzo'nun müzikal gamı. 1100 yılına doğru ltalya'ya ipekçilik giriyor. Aynr yıllarda çarklr saat aJ[Ien. Pusula 1180 dolaylannda- Araplardan Avrııpalrlara geli-

yor.

1184'te Paris'te kaldrnm taşryla yollar yaprlryor. Floransa'da gözlük. Cam ayıralar. l Ringa balrğrnın tuzlanmasr. Su savağ. } 13 ytızrılın J IKıncı yansr Çalar saat. Fransa'da pamuk kağıt. Paçavradan kağt yüzyılın başrnda. - 14. Bono aynr yüzyılrn ortasrnda. (Nuremberg'de) ilk kağt fabrikası, 1_390. Almanya'da Londra'da caddelerin aydınlatrlmasr, 15. yüzyılrn başı. Venedik'te posta. Aynı tarihte. Bakrr oymacılrs. Aynı yüzyılrn ortasrnda. Fransa'da atlı posta, 1464. 212


Saksonya dağlannda gümüş madenleri, 1471. Pedallı klavsen icat ediliyor, |472. Cep saati. Hava tüfeği. Filinta - 15. yüzyrlrn sonu. Çıknk, 1530. Dalgç hücresi, 1538.

TARIHSEL MAT'ZEME125 Modern doğabilim çok parlak sezgileri ve Araplann birbirleriyle-Yunanlrlann bağlantrsrz araştrrmalan karşrsında bilim özelliğinden sözedilebilecek tek alan- feodalizmin burjuvazi tarafrndan ezildiği o büytik çağ ile başlar. Kentle_ rin buıjuvazisi ile feodal soylular arasrndaki savaşrmrn arka planrnda bu çağ, ayaklanma halindeki köylüleri, köyliilerin

ardrnda da ellerinde krzrl bayrak ve dudaklannda komünizm ile rnodern proletaryanrn devrimci başlangçlannı gösteriyordu. Bu, Avrupa'da büyük monarşileri yaratan, papanrn manevi diktatörlüğünü yrkan, Yunan eskiçağrnı ve onunla birlikte yeni zamanlann en yüksek sanatsal gelişimini canlandrran, eski dünyanrn srnrrlannr krran ve ilk kez dünyayr gerçekten keşfeden bir çağdı. Bu, dünyanrn, o g'üne kadar gördüğü en büyiik dewimdi. Doğabilim, o da, bu deyrimin havasr içinde yeşerdi ve gelişti, iliğine kadar devrimci oldu, büyük ltalyanlann modern felse_ feşinin uyanmasryla birlikte elele yürüdü ve zindanlara ve ölüm ocaklanna şehitler verdi. Katoliklerle protestanlann onu baskı altrna almak için yanşmalan ilginçtir. Protestanlar Servetus'u, Katolikler Giordano Bruno'5ru yaktrlar. Bu, devler isteyen ve devler yaratan, bilgi, zeka ve karakter devleri yaratan, Fransrzlann doğru olarak, rönesans, ve protestan Avrrıpa'nın ise tekyanlı bir önyargr ile, reformasyon dedikleri çağdı. Her ne kadar, başlangıçta, Luther'in ilk protestan oluşundan fazla bir şey değildiyse de, doğabilim de, bu srrada bağmsrzlığru126 ilan etmişti. Dinsel alanda Luther'in papalrk fermanrru yakmasr ne idiyse, doğabilim alanrnda da Ko_ 213


pernik'in büyük yaprtr oydu. otuzaltı yıllık bir duraksamadan sonra ürkekçe ve örneğin, ölüm döşeğindeyken de olsa, Kopernik, bu büyük yaprtryla, kilisenin boşinanlanna meydan okudu. o zamandan beri, doğabilim, özde dinden kurtuldu; bununla birlikte, btıttın aynntrlara kadar tarn bir hesaplaşma günümüze kadar sürdü, bazr kafalarda bir sonuca Varmrş olmaktan bugün de uzaktrr. Ama o andan itibaren bilimin gelişmesi dev adrmlarla ilerledi ve hatta, organik maddenin en yüce tiı"ününün, insan zihninin hareketi için inorganik maddenin hareketi ile ilgili yasanrn tersinin geçerli oldufunu dünyaya göstermek istiyormuş gibi, çıkrş noktasrndan zaman içinde uzaklaştığa ölçüde bunun karesi kadar artan hızla gelişti. alanda_ Modern doğabilimin ilk dönemi -inorganik Newton ile son bulur. Bu, eldeki konunun üstesinden gelindiği dönemdir; matematik, mekanik ve gökbilim, statik ve dinamik alanlannda, özellikle Kepler ve Galilei sayesinde ki bunlann çalrşmalanndan New-ton sonuçlar çrkarmıştrrbüyük işler başarrlmıştrr. Ama organik alanda, ilk çalışmalardan öte bir ilerleme olmadı. Tarihsel baLımdan birbirini kovalayan ve birbirinin yerini alan yaşam biçimlerinin, bunlara tekabül eden değişen yaşam koşullannrn incelenmesi paleontoloji ve yerbilim- henüz yoktu. Doğa hiç de, tarihsel olarak gelişen ve zaman içinde bir tarihe sahip olan bir şey olarak değerlendirilmiyordu; ancak uzay içinde yayılma hesaba katılryordu; çeşitli biçimler ardarda değil, yalnrzca yanyana g:ıuplandrnlmrştr; doğa tarihi, gezegenlerin çizdikleri elips yörüngeler gibi bütün dönemler için geçerliydi. organik yapmrn daha yalrından incelenmesi için en başta gelen gerekli iki temel, yani kimya ile temel organik yapr, hücre bilgisi eksikti. Başlangıçta devrimci olan doğabilim, yavaş yavaş baştan sona tutucu bir doğa ile karşı karşrya bulunuyor ve burada her şey bugüne kadar dünyanrn başlangıcrndaki gibi kalıyor, dünyanrn sonuna kadar başlangçta olduğu gibi kalacakmrş sanıIryordu. Dikkati çeken nokta bu tutucu doğa görüşiiııün gerek 274


inorganik ve gerek organik alanda. [...]*

Gtkbilim Fizik Mekanik Kimya

Matematik

Yerbilim

Bitki

Mineroloii

Anatomi

fizyolojisi

Terapi

Paleontoloji Hayvanfizyolojisi Tanı

Birinci gedik: Kant ve Laplace. İkincisi: yerbilim Ve paleontoloji (Lyell, yavaş gelişme). Üçüncüsü: organik cisimler iireten ve canlr cisimler için kimyasal yasalann geçerliliğini gösteren organik kimya. Dördtiıcüsü: t842, ısı mekaniği [te_ orisi], Grove. Beşincisi: Darwin, Lamarck, hücre, vb. (savaşrm, Cuvier ve Agassiz). A]tıncrsr: anatomide karşıIaştırmalı element, iklikbitim (izotermler), ha5rvan ve bitki coğrafyasr (18. yüzyıIın ortasrndan bu yana bilimsel inceleme gezileri),

genel olarak fiziksel coğrafya (Humboldt), malzemenin içbağlantrlan içinde biraraya getirilmesi. Morfoloji (embriyoloji, Baer).** Eski teleoloji, belasrnr bulmuştur, ama, şimdi kesinlikle ortadadrr ki, madde sonsuz döngüsü içinde, belli bir aşamada orada, bazan burada- organik varlrklarda düşünen-bazen kafayr zorunlu olarak üreten yasalara göre hareket et-

mektedir. Ha5rvanlann normal varlığ, onlann içinde yaşadlklan ve kendilerini uydurduklan çağdaş koşullar içinde vardrr in_ sanrn nonnal varlrğı da, insan dar anlamda ha5rvandan -fark_ lr duruma gelir gelmez,};renıJrz yoktur ve ancak ilerdeki tarihsel gelişme ile ortaya çıkabilir. İnsan, salt hayvansal durumdan kendini çrkarabilen tek hayvandrr onun normal durumu, onun bilincine uygundur, zorunlu- olarak onun kendisi tarafınd an y aratıLmı ştır. ş* *

Tiimce tamamlanmamıştır. -Ed. ** Engels tarafindan "Giriş"in birinci kısmında kullanılmış olduğundan _ (bkz: bu kitabın 35_47. sayfalan), notun buraya kadar olan krsmı, eğazmasrnda dikey bir çizgiyle çizilmiştir. 'Giriş"in ikiıci kısmında (bkz: bu kitabrn 48_58. sayfalan) lıısmen kullanılan daha sonraki iki paragraf çizilmemiştir.

-Ed.

215


''FEUERBACH''TAN ÇIKARILAN I(SIM127 [1850 ve 1860 arasrnda, Almanya'da materyalizm ticareti yapan bayağrlaştıncr satrcrlar hiçbir zar,rrar. öğretmenlerinin bu srnrrlannrn ötesine geçmediler.* o zamandan beri, doğabilimde sağlanan bütün gelişmeler, bunlara yalnrzca] evrenin bir yaratrcrsl olduğu inancrna karşr yeni tez|er olarak hizmet etmişlerdir. Gerçekten de, teorinin daha faz|a geliştirilmesi, onlann uğraşrnrn tamamen drşındaydr. İdealizm, 1848'de, ağr bir darbe yemişti, ama materyalizm bu yeni biçimi içinde daha büyiik çrkmaza batmrştr. Feuerbach bu materyalizmin sorumluluğunu reddetmekte tamamen haklrydı; ama gezgin vaizlerin öğetisini, genel olarak, materyalizmle kanştırmaya haklı yoktu. Ama gene bu dönem srrasrnda görgücül doğabilim öylesine ilerledi ve öyle parlak sonuçlara ulaştr ki, yalnrzca 18. yüzyılrn mekanik düşünce kısrrlrğnr tamamryla yenmekle kalmadr, aynr zamanda, doğabilim de, çeşitli araştrrma alanlan (mekanik, fizik, kimya, biyoloji) arasrndaki doğanrn ken_ disinde bulunan içbağrntılann tanrtlanmasr sayesinde, görgücül olmaktan çrkarak, teorik bilim durumuna Ve' vanlan sonuçlann genellenmesiyle, bir materyalist doğa bilgisi sistemi durumuna geldi. Gazlann mekanifi; organik bileşimler denen şeyleri, inorganik maddelerden hazrrlayarak, anlaşrlamazlrğrn son kalı.ntrlanndan bunlan birbiri ardrna temizleyen yeni yaratrlmrş organik kimya; 1818 tarihini taşıyan bi_ limsel embriyoloji; yerbilim ve paleontoloji; bitki ve ha5rvanlann karşrlaştrrmalr anatomisi bütün bunlar, bugüne kadar işitilmedik ölçüde büyfü ve-yeni malzeme sağladı. Ama üç büyiik buluş belirleyici önemdeydi. Birincisi, ıslnln mekanik eşdeğerinin bulunmasryla (Robert Mayer, Joule ve Colding) ener;'inin dönüşümü tanrtlanmrş oldu. Kuwetler olarak adlandrnlan gizemli, açrklanamaz bir varlrk görünümü sürdürmüş olan kuv-mekanikbirleşvet, ısı' rşrn (ışık ve yayılan rsı), elektrik, manyetizm, *Bunlar 18. yüzyılın Fransız materyalistleridir. _Ed.

216


menin ve aJrnşmanrn kimyasal kuweti- doğadaki bütün sayısrz etkin nedenlerin, tek ve a5mr eneıjinin, yani hareketin özel biçimleri, varoluş tarzları olduğu şimdi artık tanrtlanmrştır. onlann doğada bir biçimden ötekine durmadan dönüştüğünü tanıtlayabilmekle kalmryoruz, aJml zamanda, bu dönüşümü laboratuvarda ve sanayide de gerçekleştiriyoruz; öyle ki, bir biçimdeki belirli miktarda enerji bir başka biçim_ deki belirli enerji miktanna daima denk düşüyor. Böylece rsr birimini kilogrammetre olarak, herhangi bir elektrik ya da kimyasal enerji miktanm ya da birimlerini tekrar rsr birimleri olarak tersini- ifade edebiliyoruz; awl şekilde bir -ve canlr organizmatarafından alrnan veya tiiketilen enerji mik_ tannr ölçebiliyor, herhangi bir birimle, örneğin, ısr birimleriyle ifade edebiliyoruz. Doğadaki hareketin tümüniiı birliği artrk felsefi bir sav değil, ama doğabilimsel bir olgudur. İkinci balgmrndan daha önceki- buluş, Schwann ve-zaman Schleiden tarafrndan, çoğalmasr ve farkhlaşmasr halinde, en ilkelleri bir yana, bütün organizmalann oluştuğu ve geliştiği birim olarak organik hücrenin keşfıdir. Bu buluşla, organik, canlr doğa ürünlerinin incelenmesi -gerek karşılaştrrmalr anatomi ve frzyoloji, gerek embriyolojiilk kez sağlam bir temele oturmuştu. organizmalann oluşumundaki, btıyümesindeki ve yapısrndaki ğzem ortadan kalkmrştrr; o zamana kadar anlaşrlmayan mucize, bütün çok-hücreli organizmalar için esas olarak aynr olan bir yasaya uygun olarak oluşan bir süreç içinde çözülmüştür. Ama gene de önemli bir boşluk vardr. Bütün çok-hücreli organizmalar bitkiler, gerek insan dahil hayvan-gerekhücrenin bölünmesi yasasrna göre bir lar_ her durumda hücreden gelişiyorsa, bu organizmalann sonsuz çeşitliliğinin kaynas neydi? Bu soru, üçiirıcü büyük keşifle, ilk kez Darwin tarafından kapsamlı biçimde ortaya konan ve kanrtlanan evrim teorisi ile yamtlandr. Bu teori, aynntrlan bakrmrndan daha birçok değşmelere uğrayacaksa bile, temelde, sorunu yeterli olandan da daha geniş ölçüde çözmüştür. Birkaç ilkel organizmadan bugün gördüğümüz gibi gittikçe 217


daha değişik ve karmaşrk olanlanna, insana kadar organizmalann eırrim dizisi anaçizgileriyle saptanmrştır; bu sayede, organik doğa ürünlerinin bugünkü durumunu açıklamakla kalrnmamrş, aynl zamanda insan zihninin tarih-öncesi için, onun ilkel protoplazmadan ama duyarh halinden- en ilkel organizmadan -yaprslz, düşünen insan beynine kadar giden çeşitli gelişme basamaklannr izlemek için gerekli temel de sağlanmrştrr. Bu tarih-öncesi olmaksrzrn, düşünen insan beyrrinin varlığr bir mucize olarak kalmaya devam eder. Bu üç büyük keşifle, doğanın temel süreçleri açrklandr ve doğal nedenlere bağlandı. Burada yapılacak tek bir şey kalryor: inorganik doğadan yaşamın oluşumunu açrklamak. Bu, bilimin bugünkü aşamasrnda, inorganik maddelerden protein cisimleri hazırlamaktan başka bir anlama gelmez. Kimya bu görevin çözümüne gitgide daha çök yaklaşmaktadır. Ama henüz ondan çok uzaktır' Bununla birlikte, ilk kez olarak bir organik maddenin, ürenin, ancak 1828'de Wöhler tarafından inorganik malzemelerden oluşturulduğunu ve organik malzeme kullanmadan organik deni}en bileşiklerin ne kadar çoğunun şimdi yapay yollardan hazrrlandrğını gözönüne alrrsak, protein ile karşr karşıya geldiğinde kimyaya ''dur!" demek istemeyiz. Bugiine kadar kimya, bileşimi tam olarak bilinen her organik maddeyi yapabilmiğtir. Protein cisimlerinin bileşimi öğrenilir öğıenilmez, kimya, canlr proteinin hazrrlanmasr işine geçecektir. Doğanrn kendisinin en elverişli koşullar altrnda birkaç kozmik cisim üzerinde mil_ yonlarca yrl sonra başardıfi şeyi, kimyanrn bir günde yap_ masrnl istemek, mucize istemek anlamrna gelir. Demek ki, materyalist doğa görüşü, bugtin geçen yüzyılda olduğundan çok daha sağlam bir temel üzerine oturmak_ tadır. o zamanlar, ya|nızca göksel cisimlerin hareketi ile katr yersel cisimlerin yerçekiminin etkisi altrndaki hareketi tam olarak anlaşrlmrştr; kimyanrn hemen hemen tüm alanr ve tüm organik doğa, gizemli kalryor ve anlaşrlamıyordu. Bugün tüm doğa, gözlerimizin önünde hiç değilse anaçizgileriyIe açıklanmrş ve kawanmrş bir bağntrlar ve süreçler sistemi 218


olarak uzanryor. Her durumda, materyalist doğa görüşü, doğanrn olduğu gibi, yabancr bir şey katmadan, yalın biçimde kawanmasrndan başka bir şey değldir ve bundan dola;n da, doğa, Yunan filozoflannca başlangıçta aslrnda böyle anlaşrlmrştr. Ama bu eski Yunanlrlarla bizim aramrzda iki bin yıllrk, esas itibanyla idealist bir dünya görüşü uzanmaktadrr. Bundan dolayr, doğayı açık bir biçimde anlamaya dönüş, ilk balışta göründüğünden daha griçtür. Çünkü sözkonusu olan, hiç de o iki bin yrlrn tüm düşünce içeriğini hemen atrvermek değil, onun eleştirilmesi, yanlrş ve idealist olmakla birlikte, zamanrn ve ewimin kendi çizgisi için kaçrnılmaz olan bir biçimden kazanrlan sonuçlann, bu geçici biçimden çrkartrlma_ sıdrr. Bunun ne kadar zor olduğunu, kendi bilimleri çerçevesinde amansrz materyalistler, onun drşrnda ise yalnrzca idealistler değil aynr zamanda dindar, hatta katr hıristiyan olan saJnslz doğa araştrrmacrlan bize tanıtlryorlar. Doğabilimin çığır açan tüm bu ilerlemeleri, Feuerbach'rn yanrndan, onu hiçbir esas yönden etkilemeksizin geçti. Bu, onun suçu olmaktan çok, Almanya'nın berbat koşullannrn suçudur. Bu koşullar yüzünden üniversite kürsüleri, boşka_ falr, kılı krrk yaran seçmeciler tarafrndan işgal edilmiş, onlann hepsinin üzerinde yiikselen Feuerbach da, rssrz bir köyde tek başrna yaşamaya hemen hemen mahkum edilmişti. Bu yüzdendir ki, Feuerbach parlak genellemesi bir -birkaç yana- doğa konusunda, boş edebi yazıIatla bir sürü emek harcryor. Böylece diyor ki: ''Kuşkusuz yaşam, metafizikçi materyalistin yaşaml indirgediğ gibi ne kimyasal bir sürecin ürünü, ne de genel olarak tek başrna doğal bir kuwetin ya da görüngünün ürünüdür; o, tüm doğanrn bir sonucudur.'ll28 Yaşamrn tüm doğanın bir sonucu olmasr, onun yalnrz ve tek taşıyıcrsr olan proteinin, doğanrn tüm bağrntrlan taraflndan saptanan belirli koşullar altrnda oluşmasr, ama tamrtamrna bir kimyasal sürecin ürünü olarak oluşmasr olayrna asla aylıan düşmez. <Feuerbach, doğabilimin gelişmesini şöyle yüzeyden de olsa izlemesini elverişli lolacak koşullar altrnda yaşasaydr, bir kimyasal süreçten tek başına bir doğa kuwe219


tinin etkisi olarak sözetmek durumuna düşmezdi.>* Feuerbach'rn, düşüncenin düştinen organla, beyinle ilişkisi üzerine verimsiz spekülasyonlann krsrr döngüsü içinde kendini yitirmesi de gene bu yalnızlrğından olmalrdrr. Bu alanda Starcke, onu, gönüIlü olarak izliyor.

Yeter, Feuerbach, materyalizm adrna isyan ediyor.l2e Pek haksrz da değil; çünkü hiçbir zarrıan idealist olmaktan tamamen kurtulamryor. Doğa alanrnda materyalisttir; ama insana ait alanda 1...1** ;{+

Tannya karşr en kötü davrananlar ora ioarmrş doğa bilginleridir. Materyalistler bu türden sözcüklere başvurmaksrzın, ya|ııızca olguLan açrklarlar; önce, bunu, katı inançlrlar onlara tanrryr zorla kabul ettirmeye kalkrnca yaparlar ve, ya Laplace gibi lıısaca şu yanrtr verirler: Sire, je n'avais pas, etc.;l3o ya da Alman gezğnci tacirler kötü mallannı kendilerine zorla VerIneye kalkınca Hollandalr tüccarlann yaptığı gibi mallan geri çevirirken daha kabaca söyledikleri şu sözleri yinelerler: .Ik kan die zaken niet gebıuiken **r< Ve sorun böylece kapanmıştrr. Ama tann, onu savunanlann elinden neler çeker! Modern doğabilim tarihinde, tann, kendisini savunanlar taraflndan, Friedrich Wilhelm III'ün Jena seferi srrasında generallerinden ve memurlanndan gördüğü muameleyi görmüştür. ordunun tümenlerinden biri ötekinin ardrndan silahlan brrakır, bilimin ilerlemesi karşrsında kaleler birbiri ardrndan teslim olur, sonunda doğanrn tüm sonsuz alanr fethedilir ve onda yaratrcl için artrk bir tek yer kalmaz. Newton, ona, hiç olmazsa "ilk dürtü'' olma izni vermiştir, ama güneş sistemine başka bir müdahalede bulunmasrnl ya*

Bu tümcenin altı Engels tarafından çizilmiştir. _.Ed. L. Feuerbacİı'rn asrl elyazmasınrn 19. sayfası burada sona eriyor. Bu tümcenin sonu, bizim elimize geçmeyen bir sonraki sayfada ortaya çrkryor. L. Feuerbach'ın basrlr metnine dayanılarak, bu tümcenin aşağyukan şöyle bitmiş olmasr kabul edilebilir: "insanlık tarihi alamnda bir idealisttir." -Ed. *** Bunlar benim işime yatamaz. _Ed. **

,/


sak]amrştrr. Rahip Secchi, ona, bütün saygısryla bütün dinsel şerefleri tanryor, ama bu yüzden faz|a ilerİ gidip güneş sistemine kanştrrmryor ve yalnrzca ona ilk bulutsu ile ilgili olarak bir yaratrcr eylem tanryor. Bütün alanlarda böyle. Bi_ yolojide onun Son büyük Don Kişot'u Agassiz, ona olumlu bir saçmalrk bile atfediyor; onun' ya|nız gerçek hayvanlan değ-il, soyut hayvanlan, öylesine balığı yaratmrş olmasr kabul edil_ mektedir!* Son olarak Tyndall onun doğa alanrna girmesini tüm olarak yasaklryor ve duygusal hareketler dünyasrna yol-

Iuyor, yalnızca bütün bu şeyler (doğa) konusunda John Tyndall'dan ne de olsa daha çok şey bilen bir kimsenin bulunmasr gerektiği için ona inanryor.lS1 Eski tanndan göğün ve yerin yaratrcrsr, herşeyin desteği-, onsuz, baştan tek bir saçın bile düşemeyece$ tanndan nasrl da bir uzak-

laşma!

Tyndall'rn duygusal gereksinmesi hiçbir şeyi tanıtlamı-

yor. Chevalier des Grieux de, kendisini ve onu tekrar tekrar satan Manon Lescaut';ru sevmek ve ona sahip olmak gibi bir duygusal gereksinme içindeydi. onun yüzünden hilebaz ve pezevenk oldu. Eğer Tyndall onu yermek isterse, o da, ona, "duygusal gereksinmesi" ile yamt verecektir. Tanrr = nescio [bilmiyorum]; ama ignorantia non est argumentum (Spinoza). 132

*

Bkz: bu kitabın 226-230. sayfalan.

-Ed


IDoĞABİLİM VE FELSEFE]

BüCHNER133

Eğilimin ortaya çrkması._Alman felsefesinin materyalizüzerindeki denetim kaldrnlmrştrr- mater-bilim yalizmin bilimsizliği telafi etmek zorunda kaldığr srğ materyalist popülerleşmenin patlak vermesi. Bunun, burjuva Almanya'nrn ve Alman resmi biliminin en ko5ıu alçalma döneme geçişi

1850-1860. Vogt, Moleschott, Büchner. minde serpilmesi Karşılrklı güvence.- Bu baylar tarafrndan derhal tekel altrna alrnan darvinciliğin moda oluşu ile yeniden canlanma. Bunlar kendi başlanna bırakılabilir ve Alman darkafalrsrna tanntanrmazlığ öğretmek vb. biçimindeki, dar olsa da takdire layık olan uğraşlanna terkedilebilirdi, ama 1o herşeye karşrn Almanya'ya ün sağIayan felsefeye sövgüIer (aktanlacak lıısrmlar)* ve 2" doğa teorilerini topluma uygulama * Büchner felsefeyi ancak bir dogmacı olarak tanıyor; nitekim kendişi de Nico]ai\n, Voltaire'in ruhundan yoksun olduğu gibi' büytü Fransrz ma-

222


Ve sosyalizmi reformdan geçirme Varsayrmr sözkonusudur. Böylece onlar, bizi, kendilerine dikkate zorluyorlar. Birincisi, bunlar kendi alanlannda ne yapmışlardır? Aktarmalar. 2o Dönüş noktası, s. 170-171. Bu ani hegelcilik nereden geliyor?l35 Diyalektiğe geçiş. Iki felsefı eğilim, defişmez kategorileri olan metafizik, alucr kategorileri olan diyalektik (Aristoteles ve özellikle Hegel); bu temel Ve sonuç, neden ve etki, özdeştik ve ayrım, görünüş ve öz değişmez karşrtlrklannrn savunulamaz olduğu, yaprlan analizin bir kutbun ötekinde nuce [tohum] durumun_ da bulunduğunu gösterdiği, belirli bir noktada bir kutbun ötekine dönüştüğü, bütün mantrğn ancak bu ilerleyen karşrtlrklardan geliştiğ yolundaki kanrtlar. _ Bu Hegel'in kenüsinde gizemlidir, çünkü kategoriler önceden varolan şeyler ve gerçek dünyanrn diyalektiği de bunlann yansrmasrndan ibaretmiş gibi görüntirler. Gerçekte durum bunun tersidir: zihnin diyalektiği ancak gerçek dünyanrn, doğanrn ve tarihin hareket biçimlerinin yansımasrdır. Doğa bilginleri geçen yüzyrlrn sonuna, hatta 1830'a kadar eski metafrzikle gayet güzel idare edebiliyorlardr, çünkü gerçek bilim mekanikten yersel ve kozmik- ileri gitmiyordu. Buna karşrn, basit matematiğin ölümsüz gerçeğini aşrlmrş bir görüş olarak kabul eden yüksek matematik, çoğu kez tersini ileri sürerek ve basit matematikçiye salt saçmalık gibi göriirıen önermeler ortaya koyarak, bir kargaşalık getirmişti. Burada katı kategoriler ortalrktan kayboldu; matematik, salt soyut nicelik, kötü sonsuzluk gibi en basit ilişkilerin bile tamamen diyalektik bir biçim aldığr ve matematikçileri isteklerinin tersine ve farkrna varmadan diyalektikçi olmaya zorladrğ bir alana ulaştr. Matematikçilerin bu çelişkiyi çözmek, yüksek ve basit matematiği uzlaştrrmak, yadsrnamayacak bir sonuç olarak teryalistlerinin ruh ve hareketinden yoksun olan (bu konuda Hegel), A]man sözde Aydrnlanma döneminin en yaban ikinci elden ürününjin do-gmacısıdır. Lessing'in "ölü köpek Spinoza"sı.ıan [Hegel] Enzyklopödie, önsozl. 19. [ğı_

gels'İn notu.J

223


vardrklan şeyin saçmalık olmadığnı zihinlerinde açrklamak, genel olarak hareket noktasrnr, yöntemi ve sonsuzluğun matematiğinin sonucunu mantrksal olarak açrklamak için başvurduklan oyunlardan, hilelerden ve kaçamak yollardan daha gülünç bir şey yoktur. Ama şimdi her şey değişti. Kimya, frziksel şeyierin soyut böIünebilirliği, kötü sonsuzluk - atomistik. Fizyoloji - hücre (gerek bireylerin ve gerek türlerin farklrlaşma yoluyla organik gelişme süreci, rasyonel diyalektiğin en çarprcr denemesi) ve son olarak doğa kuwetlerinin özdeşliği ve kategorilerin tüm değişmezliğine son veren karşılrklr değşebilirlik. Buna karşrn, doğa bilginlerinin çoğunluğu, hala eski metafizik kategorilere sanlmakta ve doğadaki diyalektiği sözümona tanrtlayan bu modern olgulann rasyonel olarak açrklanmasr ve birbirleriyle ilişkili hale getirilmesi gerekti$nde de çaresiz kalmaktaydrlar. Burada düşünme gereklidir: atom ile molekülü vb. mikroskopla de$I, ancak düşünce ile gözleyebiliriz. Kimyacrlar ile (Hegel'i tamyan Schorlemmer bir yana) sonunda çaresizliğin genel sözlerle örtbas edilmek zorunda kaldığı Virchow'un Hücre Patohojisİni karşrlaştrnnrz: gizemcilikten sr5rnlmrş diyalektik, gündelik silahlannr sanki mantrğrn basit matematiğiymiş gibi gösteren, katr kategorinin yeterli olduğu alanr terkeden doğabilim için mutlak bir zorunluluk oluyor. Felsefe, kendi ölümünden sonra, onu terkettiği için, doğabilimden öcünü alryor. Ama doğa bilginleri, felsefenin doğabilimde elde ettiği başandan, bu felsefede bir şey bulunduğunu ve bu şeyin kendi öz alanlannda onlan aştrğrnr görebilmeliyililer (Leibniz - sonsuzluğun matematiğinin kurucusudur, tümevanm budalası New'bon136 ona oranla Laplaaşrrmacrl37 ve bozucu olarak ortaya çrkar; Kant evrim- teorisini ce'dan önce errrenin kökeni teorisi; oken -onun [...J* doğabi Almanya'da kabul eden ilk kişi; Hegel limleri toplu bir kavrayrşla ele almasr ve rasyonel olarak gruplandrrmasr, materyalist saçmalrklarrn topundan daha *

Elyazmasında bir mürekkep lekesinin kapladığı bir sözciik okunama_

mıştrr. -.Ed.


büyük bir başandır). Büchner'in, varolma savaşımr temeli üstünde sosyalizmi ve ekonomi politiği yargılama iddiası üzerine: Hegel (Enzykhopödie,I, s. 9) kunduracılrk üzerine.l38 Politika ve sosyalizm konusunda: dünyanın beklemiş olduğu anlık (s. 11).139 Birbirinin dışında yanyana olma ve ardarda gelme. Hegel., EnzyHopİidie, s. 35! ulusun, tasannrn be}irlenimi olarak.140

Hegel, Enz|sıHopödıe], s. 40. Doğa görüngüleri14l- ama Büchner'de düşünüLmez, yalnrz kopya eülir, bu yüzden gereksizdir. Sayfa 42. Solon'un yasalan ''kendi kafasrndan doğmuştur" aynı şeyi modern toplum için yapabilir. - Büchner Sayfa 45. Metafrzik bilimi- hareketlerin değİl.

-şeylenn

Sayfa 53. ''Deneyde her şey, gerçekliğe dayandrrdrğımız zihne bağlıdır. Büyük bir zihin büyük deneyler yapar ve görüngülerin renkli o5rununda önemli noktayl hemen kawar." Sayfa 56. Insan bireyi ile tarih arasrndaki paralellikla2 embriyoloji ile paleontoloji arasrndaki paralellik.

-

ile

Tıplu Fourier'nin, h6l6 kullanrlmakta olan, bir matematiksel şiir1a8 olması gibi, Hegel de bir diyalektik şiirdir, ;{ğ

Yanlrş o|an gözenekLilik teorisi (buna göre çeşitli sahte maddeler, rsr maddesi vb., birbirinin gözenek]erinde bulu_ nurlar, €ıma gene de birbirlerine slzamazlar) Hegel tarafrn_ dan salt anlığn uydurması olarak ortaya konut (Enz [5rklopİidieJ' I, s. 259. Ayrrca bkz: Logikıaı;.

* 225


Hegel, Enz|yHopİidie],l, s. 205-2061a5 o zamanki fiziksel

görüşIere karşın atom ağırlrklan konusunda ve üzerinde düşüncerrin karar vermesi gereken, düşünce belirlenimleri olarak atomlar ve moleküller konusunda kahince bir pasaj. ;F

Eğer Hegel, doğayı kendi yabancrlaşması içinde ölümsüz

''Fikir''in bir belirişi olarak kabul ediyorsa ve bu böylesine afir bir suçsa, morfolog Richard owen'a ne diyelim: ''bugün gerçekleştirilen hayvan türlerinin varolmasrndan çok önce, bu ilk örnek fikri, bu gezegende, değişik biçimlerde cisimleşerek kendini gösterdi'' {Nature of Limbs, 1849).146 Bunu, hiçbir kastr olmayan gizemci bir doğa bilgini söylerse, bırakın söylesin denir, ama aJrnr şeyi, bir fıIozof, ondan bir şey kasteden, ters biçimde olmakla birlikte au fond laslında] doğru bir şey kasteden bir filozof söylerse, bu bir gizemcilik ve müthiş bir cinayet olur.

)t3

Doğa bitğni düşüncesi: tannnrn yaratma srras nda genelden özele ve bireye doğru gittiğini, önce olduğu gibi omurgalı hayvanlan, sonra da memeli hayvanlan, yrrtrcr hayvanlan, olduğu gibi, kediyi ve sonunda aslanr vb. yarattrğınr öne süren Agassiz'in yaratılış planr! Bu demektir ki, önce somut şeyler biçiminde soyut kawamlar Ve sonra somut şeyler! (Bkz: Heckel, s. 59.)147 {ç

oken'de (Hackel, s. 85 ve devamr) doğabilim ile felsefe arasrndaki ikicilikten oluşan saçmalrk açıktır. oken, düşünce yoluyla protoplazma ile hücreyi keşfeder, ama konuyu, doğabilim yolunu izleyerek araştrrmak hiç kimsenin aklrna gelmez. Bunu düşünce başarmalrdrr! Protoplazma ile hücre

-

226


keşfedildiğinde, oken genel bir itibarsrzlrk içindeydi.

* Hofmann (Eİn Jahrhundert Chemie unter den Hohenzo]Lern)* doğa felsefesine değinir. Hiç bir gerçek hegelcinin ta_ nrmadığı edebiyatçr Rosenkranz'tan bir aktarma. Doğa felsefesini Rosenkranz için sorumlu tutmak, Hofmann'rn, şeker pancannrn Marggraf tarafi ndan keşfedilmesinden dolayı Hohenzollernleri sorumlu tutmasr kadar saçmadu.l48

* Teori ve görgücülük Dünyanrn kutupluluğu, teorik olarak Neıv-ton tarafrndan -saptanmrştrr. Cassinilgr'149 51.'g ki Fransrzlar, dünyanrn elips biçiminde ve kutup ekseninin en uzun olduğunu, görgücül ölçülere dayanarak çok uzun zaman sonra ileri sürmüşlerdir. It+

Giirgücülerin Yunanlrlan küçük görmeleri, örneğin Thomson (on Electriciüy [''Elektrik Üzerinelı])lso okunduğu zaman ilginç bir biçimde sergilenir, bu alanda Davy ve hatta Faraday gibi kişiler karanlrkta elyordamı ile dolaşmakta (elektrik lıvrlcrmr vb.) ve Aristoteles ve Plinius'un frzikselkimyasal görüngüler konusundaki öykülerini anrmsatan deneyler yapmaktadrrlar. Işte bu yeni bilimde görgücüler eskilerin körükörüne araştrrmalannr yinelerler. Ve Faraday, dehasıyla doğru yolu bulduğunda, darkafalı Thomson bunu protesto etmek zorundadrr. (s. 397.)

* Hreckel, Anfuop|ogenİef, s.707 ''Materyalist dünya görü*

"Hohenzollern Egemenliğinde Bir Yüz1ıl Kimya".

227

-ç.


şüne göre, madde ya da töz hareketten* ya da ıa's uiva'dan [canlr kuwet] önce vardr, madde kuweti yaratmıştrr.'' Bu, kuwetin, maddeyi yaratmrş olmasr kadar yanlrştrr; çünkü kuwet ve madde birbirlerinden a5rnlmazlar. 151 o, materyalizmini nereden alıyor?

* Causae frnales ve effrcientes,** Hreckel tarafindan (s. 89, 90) ereHi o]arak ve mekanik olarak etkiyen nedenlere dönüştürülmüştür, çünkü ona göre causae fina]es = tann! Gene ona göre, kantçı anlamda ''mekanik'' tartrşmasrz = birci; mekanik anlamda mekanik = değil. Böyle bir dil kargaşasrnda saçmalıktan kaçrnmak miimkün değildir. Hackel'in, burada, Kant'rn lkitik der Urtei]skraft için söylediği, Hegel'e uygun düşmez (Geschichte der Phihosophıe, [vol. III] s. 603).152 ;{ç

Heackel'de kutupluluğun başka*** bir örneği: mekanizm = bircilik ve vitalizm ya da teleoloji = ikicilik. Zaten Kant ve Hegel'de içseJ erek, ikiciliğe karşr protestodur. Yaşama uygu_ Ianan mekanizm çaresiz bir kategoridir, ad}ann tüm anlamrndan vazgeçmek istemiyorsak, olsa olsa kimyasallrktan sözedebiliriz. Arnaç: Hegel, V, s. 205153: ''Mekanizm, kawamr için başka birşeye gereksinme göstermeyen bir bütün halinde doğayı kendi için anlamaya çalrşmasl dolayısryla bir bütünlük özlemi halinde kendini göserekte ve, buna bağLı dünyadışı anlıkta bulunmayan terir Bununla birlikte, önemli olan, mekanizmin bütünlük.''* bir (18. yüzpl materyalizmi de birlikte) soyut bir zorunluluktan ve bundan dolayr da raslantrdan ileri gidememesidir. Madde* **

Italikler Engels'indir. -Ed. Ereksel nedenler ve etkileyici nedenler. **x Bu sözciik, aynı sayfada bulunan nottan-ç. hemen önce yazılmış "kutup_ luluk" notuna atıf yapmaktadrr. (Bu kitabın 237'238. sayfalanna balonrz.) _ Ed.

228


nin kendiliğinden düşiinen insan beynini geliştirmesi, bunun oluştuğu yerde adrm adım bir zorunluluk bulunduğu halde, mekanizm için salt bir raslantıdrr. Gerçekte ise maddenin niteliği düşünen varlrklann errrimine doğru ilerlemektir, bundan dolayı da böyle bir şey gerekli koşullann (her yerde ve her zaman a5mr olmasr zorunlu değildir) bulunduğu yerde zorunlu olarak oluşur. Gene Hegel'den, V, s. 206: ''Bundan dola;n, bu ilke [mekanizm ilkesi]* drş zorunluluk bağlantısr içinde, içerdiği önemsiz, hatta bayağ herşeyi mutlak bir şeymiş gibi koyan teleolojiye karşr sonsuz özgİitlük bilincini verir; burada daha ewensel bir düşünce, kendi_ ni ancak son derece srkrntılı hisseder ve hatta tiksinti duyar." Burada, gene doğada büyük bir madde ve hareket israfr vardrr. Güneş sisteminde, üzerinde yaşam ve düşünen varlrk bulunabilen, muhtemelen en çok üç gezeger, vardrr bugünkü koşullar altında. onlar uğruna koskocaman bir -aygıt! organizmadaki iigsel amaç, Hegel'e göre (V, s. 244)154 iti ile işler. Pas trop fort.ttinin tek canlıyr, onun kawamry|a azçok uyumlu duruma getirdiği varsayılryor. Tüm içselereğn ne ölçüde ideolojik bir belirlenim olduğu bundan anlaşrlryor. Ve yine de Lamarck buna dahildir.

* Doğa bilginleri, felsefeyi ihmal ederek ya da kötüleyerek ondan kurtulacaklanna inanıyorlar. Ama düşünce olmaksrzrn ilerleyemezler ve düşünce için de düşünce belirlenimlerine gereksinmeleri vardrr. Ama bu kategorileri, onlar, okumuş denilen kişilerin, çoktan geçip gitmiş felsefelerin, kalrn_ trlann egemenliğinde olan srradan bilincinden, ya da üniver_ sitede zorunlu olan birazcık kulak verilen felsefeden (bu ise parçalar halinde kalmaz, aJmr zamanda çok değişik ve çoğunlukla en kötü okullann kişilerinin görüşIerinden oluşma *

Engels üarafından eklenmiştir.

-Ed


bir kargaşalrktrr), ya da her çeşit felsefe yazrlannrn eleştirilmeden ve sistemsiz biçimde okunmasrndan düşünmeyerek alrrlar. Böylece felsefenin daha az tutsas değildirler, ne yazrk ki genellikle bu tutsaklrk en kötü felsefeyedir. Felsefeye en çok sövenler, en kötü felsefenin en kötü vulgarize edilmiş kalrntılannrn tutsaklandrr.

* Doğa bilginleri hangi tutumu benimserlerse benimsesinler, felsefenin egemenlis altrndadrrlar. Sorun, kötü ve moda olan bir felsefenin mi, yoksa düşünce tarihi Ve onrın başanlan ile yakınlrk kurmuş teorik düşüncenin bir biçiminin mi egernerr\ğ"a\trrr(ao\ııakisteöiklerı.(iı. "Fizik, kendini metafizikten korıl'', sözü çok doğrudur, ama başka bir anlamda.15s Doğa bilginleri, eski metafiziğin döküntüIerine sarrlarak, felsefenin aldatrcr bir yaşam siiçdtirmesine neden olurlar. Ancak doğa ve tarih bilimi diyalektiği özümleyince, bütün düşünce teorisinden başka- gerekfelsefr döküntüler -salt siz hale gelir, pozitif bilimde kaybolup giderler.

230


IDrYALEKTİK]

DfYALEKTİĞIN cpNpı, SoRIINLARI DrYALEKTIĞİN tpııını YASAJ,ARI]

tA)

DfYALEKTIK, nesnel denilen diyalektik, tiirn doğada egemendir ve öznel denilen diyalektik, diyalektik düşünce, doğanrn her yerinde kendini gösteren ve karşıtlann sürekli çatrşmasr ve bunlann sonal olarak, birbirlerine ya da daha ytiksek biçimlere geçmeleri yoluyla doğanın yaşalnrnl belirleyen hareketin karşrtlar aracrlrğyla yansrmaslndan ibarettir. Çekme ve itme. Kutupluluk manyetizm ile birlikte başlar, tek ve aynr cisimde kendini gösterir; elektrikte, kendisini karşrt gerilim alan iki ya da daha çok cisme dağtır. Bütün kimyasal süreçler, kendilerini, kimyasal çekim ve itim sii'reçlerine indirgerler. Ensonu, organik yaşamda, hücre çekirdeğinin oluşumu, canlı protein maddesinin kutuplaşmasr olarak görtilmelidir ve evrim teorisi en ilkel hücreden başlayarak bir yandan en karmaşrk bitkiye, öte yandan insana ka_ dar gelen her ilerlemenin kalıtrm ve uyarlanma arasrndaki 231


siirekli çatrşmadan nasıl etkilendiğini gösterir. Bununla ilgi-

li olarak ''pozitif' ve ''negatif' gibi kategorilerin böyle evrim

biçimlerine ne kadar az uygulanabileceği anlaşrlrr. Kalrtrm, pozitlf, kahcr yan olarak, uyarlanma ise negatif, kalrtrmla geçeni durmadan yokeden yan olarak alınabilir; ya da uyarlanma, yaratrcı, aktif, pozitif etkinlik, kalrtım da direnen, pasif, negatif etkinlik olarak pekAlA alınabilir. Ancak tarihte ilerleme nasll varolan şeylerin yadsrnmasr olarak ortaya çrpratik nedenlerden dolayr- uyarkryorsa, burada da -salt lanma negatif etkinlik olarak daha iyi kawanmaktadrr. Tarihte hareket, önde gelen halklann bütün nazik dönemlerinde karşıtlrklarla en dikkat çekici biçimde ortaya çrkar. Böyle anlarda bir halkrn, bir çrkmaz yolun iki yönünden birini, ''şunu ya da bunu'' seçmesi zorunluluğu vardrr. Ve aslrnda sorun, her dönemde politika ile uffaşan darkafalrlafl| arzu ettiğinden daima başka türlü konur. 1848'in liberal Alman darkafahsr bile, L849'da anslzrn, beklenmedik anda, isteklerinin dışrnda, şöyle bir soru ile karşr karşrya kalmrştrr: eski gericiliğe daha yoğun bir biçimde dönüş mü, yoksa cumhuriyete kadar, hatta belki de tek ve bölünmez, sosyalist temeli olan bir cumhuriyete kadar devrimin sürdürülmesi mi? IJzun uzun düşünmedi ve Alman liberalizminin çiçeği olarak Manteuffel gericiliğini yaratmaya yardrmcr oldu. 1851'de de Fransız burjuvasr, kendisinin asla beklemediği bir çıkmaz karşrsrnda kaldr: bir imparatorluk karikatürü, proletarya egemenliği ve Fransa'nrn bir alçaklar çetesi tarafindan sömürülmesi mi, yoksa bir sosyal-demokrat cumhuriyet mi ve o, alçaklar çetesinin koruyuculuğu altında işçileri sömürmeye devam edebilmek için bu çeteye boyun eğdi. )r

Hard and fast Lines lkatı ve değişmez çizgilerJ evr'im teoomurgalr hayvanlarla omurgasrzlar - bile artık katı defildir, trplıı balrk]ararasındaki srnrr ğzgisi la hem karada ve hem suda yaşayan hayvanlat (amphibians)

risi ile bağdaşmaz

232


arasrnda olduğu gibi. Kuşlarla sürüngenler arasrndaki sınrr çizgisi ise her gün biraz daha önemini yitirmektedfu. Compsognathus|56 ile Archeopteryx arasında pek az bağlaylcı halka eksiktir ve dişli kuşgagalan her iki yanmkürede ortaya çrkmaktadrr. ''Ya bu, ya o'' gittikçe yetersiz olmaktadır. Daha ilkel hayvanlarda birey kawamı kesinlikle saptanam az. Y alnrz belli bir hayvanrn bir birey ya da bir sürü olup olmadığı bakımrndan değil, gelişme içinde ortadan kalkma- bireyin besleyiciler) sr ve başka birinin başIamasr (başkalannr balrrmrndan da böyle.157 Doğa görüşünde, bütün a;rnmlann ara basamaklarda biraraya geldiği, bütün karşrtlann ara halkalar yoluyla birbirine geçtiği böyle bir aşama için, eski metafizik düşünce yönte_ mi artrk yetersizdir. Hard and fast Lines, kayıtsrz şartsrz, evrensel geçerlikte ''ya bu, ya o'' diye bir şey tanrmayan, değişmez metafizik farklılıklar arasrnda köprü kuran, "ya bu, ya o'' yanrnda ''hem bu, hem o'' kuralrnı da yerine koymasınr bilen ve karşrtlrklan uzlaştrran diyalektik, bu aşamaya en yüksek ölçüde uygun düşen tek düşünce yöntemidir. Kuşkusuz, günlük kullanımda, bilimdeki küçiıü< bilim alışverişlerinde metafrzik kategoriler geçerlilisni korur.

* Niceliğin niteliğe dontışmesi = "mekanik" dünya görüşü, nicelik değişimi niteliği desştirir. Bu baylar bunu hiç mi hiç sezmemişlerdir!

.

iN6

Ussal (reason) düşiince belirlenimlerinin karşıt niteliği: Kutuplaşma. Elektriğin, manyetizmin vb. kutuplaşmalan ve karşıtlıklar içinde hareket etmeleri gibi, düşüncelerde de durum böyledir. Birincilerde herhangi bir tekyanlrlığr sürdürmek nasrl mümkün değilse ve hiçbir doğa bilgini böyle bir şeye kalkrşmayı düşünmezse, ikincisinde de durum budur.


* ''Öz'' belirlenimin gerçek doğası bizzat Hegel tarafindan belirtilir. (EnzyH]opİidie],I, patagtaf 111, ek): ''Özde her şey görelidir.'' (Örneğn, pozitif ve negatifin, ancak ilişkileri içinde anlamr vardrr, herbirinin kendi için anlamr yoktur.)

* Parça ve bütün, örneğ.in, organik doğada şimdiden yeter-

siz hale gelen kategorilerdir. Tohumlann fişkrrması

embriyon- ve yeni doğrnuş ha5rvan, ''bütün''den a;rnlan ''parça'' olarak kabul edilemez; bu çarpık bir anlama olur.

Ancak cesette bir parça o|ar. (EnzfyHopİidief,I, s. 268.)158

* Basit ve bileşik. organik doğada bile, aynı biçimde, an.lamlarınr yitiren ve uygulanamaz hale gelen kategoriler. Bir ha5rvan, ne kemiklerden, kandan, luhrrdaktan, adalelerden, dokulardan vb. oluşmuş bir mekanik bileşik, ne de elementlerden oluşma kimyasal bileşik diye belirlenir. Hege| (Enz fsrHopİidieJ,I, s. 256.).159 Ne kadar karmaşrk olursa olsun, organizma ne basittir, ne de bileşik.

* Soyut özdeşlik de (a = a; ve negatif olarak, a ayrr:, zamanda, a'ya hem eşit ve hem eşit değil o|amaz), aynı şekilde, organik doğaya uygulanamaz' Bitki, ha5rvan, her hücre yaşa-

muuİl her anında kendi kendisiyle özdeştir, ama maddeleri özümlemesi ve atmasr, soluk almasr, hücre oluşturmasr ve hücre ölümü, varolan dolaşrm siireci, krsacasr, yaşamı oluşturan ve toplam sonuçlan, yaşam aşamalannda gözlerimizin önüne serilen ---embriyon dönemi yaşamr, gençlik, cinsel olgunlaşma siireci, yaşlanma, ölüm- zaman zamar. ortaya çr_ 234


kan aralrksız birçok moleküler değişimler yoluyla kendi kendisinden farklı hale gelir. Fizyoloji ne kadar gelişirse, bu ardr arkasr kesilmeyen sonsuz küçük değişiklikler ve dolayrsryla özdeşIlk içindeki farklılrğn hesaba katrlmasr da o kadar önem kazanrr ve organik bir varlrğın kendi kendisiyle özdeş, sabit bir şey olarak ele alrnmasr gerektiğini savunan formel özdeşliğin eski soyut görüş açlsrnrn modası geçer.* Buna karşrn ona dayanan düşünce biçimi, kategorileriyle birlikte yaşamaya devam ediyor. Ama inorganik doğada bile böyle bir özdeşlik gerçekte yoktur. Her cisim, onu durmadan değiştiren, özdeşliğini yeni biçime sokan mekanik, fiziksel, kimyasal etkilerle sürek]i olarak karşı karşrya bulunur. Soyut özdeşlik, farka olan karşıtlğ ile, yalnız matematikte gerçekliğin yansrmalan bile olsa, düşiirıcenin yarattıklan ile uğraşan soyut bir bilim olan matematikte- yerindedir ve orada da sürekli olarak ortadan kaldınlrr. Hegel, EnzyH fopğidie],I, s. 235.160 Özdeşliğin kendi içinde farkı içerdiği olgusu, yüklemin özneden zorunlu olarak farklı olduğu her önermede ifade edilir: zambak bir bitkidir, gü1 kırmızıdır, burada, ya öznede, ya da yiiklemde, yüklem ya da özne tarafindan karşrlanmayan bir şey vardır. Hegel, s. 231.i61 Kendi kendisiyle özdeşliğn daha baştan kendi tamamlayıcrsı olarak başka her şeyden farklıLığ gerektirdiği apaçrktrr. Sürekli değişim, yani kendi kendisiyle soyut özdeşliğin kalkmasr, inorganik denen doğada da görülür. Yerbilim, bunun tarihidir. Yüzeyde mekanik değişmeler (aşrnma, don), kimyasal değişmeler (hava etkisiyle olan değişmeler); içte mekanik değşmeler (basrnç), ısr (volkanik), kimyasal (su, asitler, birleştirici maddeler); geniş ölçüde olmalar, - altüst depremler vb.. Bugünün yazıtaşr, onun oluştuğu sulu çamurdan; tebeşir, onu oluşturan dağnrk mikroskobik kabuklardan; hatta bazr bakrmdan tamamen organik kökenli olmasr olası kireçtaşr, ödtaşr, gene parçalanmrş granitten vb. oluşmuş dağnık deniz kumundan, hele kömürden, tamamen *

Elyazmasının kenannda, burada, Engels tarafindan yazılmrş şu not

var: "Aynca, tiiırlerin gelişmesi bir yana.'-.Ed.


farkhdrr. ;F

ozdeşLik yasası, eski metafrzik anlamda, eski görüşün teHer şey kendine eşittir. Her şey sürekliydi, güneş sistemi, yrldrzlar, organizmalar. Bu yasa, doğabimel. yasasrdlr: a = a.

lim taraflndan her a5rn durumda, azat azar çürütüImüştür, ama teorik olarak höl6 ayaktadrr ve eskinin yandaşlannca hAl6 yeniye karşı ileri sürülmektedir: bir şey' aynl anda hem kendisi ve hem başka bir şey olamaz. Ama doğru, somut öz-

deşliğin farlu, değişimi de içerdiği olgusu, doğabilim tarafrndan krsa bir süre önce a;rnntrlanna kadar gösterilmiştir (yukanya bakrmz). Soyut özdeşlik, bütün metafizik kategoriler gibi, küçük ölçiiler ya da lrısa zaman dönemlerinin sözkonusu olduğu günLük uygulama için yeterlidir. onlann içinde kullanilabileceği srnrrlar, hemen her durum için farklıdrr ve nesnenin niteliği ile belirlenir; bu srnırlar, olağan gökbilimsel hesaplamada, elipsin yanlışsrz, pratik amaçlar için temel biçim olarak alrnabildiği bir gezegenler sisteminde, başkalaşımınr birkaç haftada tamamlayan bir böcekte olduğundan çok daha geniştir. (Başka örnekler vermek gerekirse, örneğin binlerce ylllrk dönemler içinde hesaplanan tür değişimleri vardrr.) Ancak, kapsamlr rolüyle doğabilim için, onun her dalrnda bile, soyut özdeşlik tamamen yetersizdir ve bütün olarak uygulamada artrk ortadan kaldrnlmrşsa da, teorik olarak kafalarda hdlA egemendir; doğa bilginlerinin çoğu, ancak karşrlrk]ı etkileri içinde, farlı, özdeşlik içine alarak gerçes gösteren tekyanlı kutuplar yerine, özdeşlik ve farklrlrğn uzlaşmaz karşrtlıklar olduğunu kabul ederler. rı+

ve zorunluluk neden Özdeştik ve farklılrk - raslantr birbirine dönüşen -iki temel ve etki ayn ayır ele alınrnca

-

236


karşrtlrk.* İşte o zaman ''ilk ilke}er''in yardrma koşmasr zorunludur. t(

Pozitif ve negatif. Ters olarak da adlandrnlabilirler: elektrikte vb.; kuzey ve güney gibi. Bir kimse bunu tersine çeürir, geri kalan terminolojiyi de buna göre değştirirse, her şey doğruluğunu muhafaza eder. o zaman batrya doğu, doğuya batı diyebiliriz. Gtineş batrdan doğar, gezegenler doğudan batıya doğru döner vb., yalruz isimler değişmiştir. Gerçekten de, fizikte, dünyanrn manyetik kuwetinin kuzey kutbu tarafrndan çekilen mrknatısın hakiki güney kutbuna, kuzey kutbu deiz, ve bu da bir sakrnca doğurmaz.

* Pozitif ve negatifrn eşdeğerli oluşu yan pozitif ve -hangı hangi yan negatif olursa olsun- yalnız analitik geometride değil, fizikte daha da lgeçerlidir] (bkz: Clausius, s. 87 ve son-

rasr.)162

* Kutupluluk ortadan kesilen bir mıknatrs, nötr olan or_ tayı kutuplaştrnr, ama eski kutuplar gene yerinde kalır. öte yandan, ikiye kesilen bir solucan, pozitif kutupta ağzrnr muhafaza eder ve öteki ucunda dışlu çıkrşı ile birlikte yeni bir negatif kutup oluşturur. Ama eski negatif kutup (dışlıı çıkışı) bu kez pozitif olur, ağz olur ve kesilen uçta yeni bir dışkı çıkrşr ya da negatif kutup oluşur. Voi]h, pozitifin negatife dönüşmesi. * Elyazmasrnda şöyledir: "die beiden Hauptgegensötze" (iki temel karşrtlrk). Engels'in burada kastettiği şudur: 1) özdeşliğin ve farklılığrn antitezi ve 2) neden ve etkinin antitezi. "Raslantı ve zorunluluk" sözcükleri daha sonra satrr]ar arasrna eklenmiştir. --Ed.


* Kutuplaşma. J. Grimm için bir Alman lehçesinin, ya yiiksek Almanca ya da aşağı Almanca olmasr gerektis, hölA kesin bir yasaydr. Bu arada Frankonya lehçesini tamamen gözden uzak tutmuştu.lffi Karoling dönemi sonrasrnrn yazrlr Frankonya lehçesi, yüksek A}manca olduğundan (çünkü yüksek Almancanrn sesli harf değiştirme biçimi Frankonya'nrn güney doğusunu etkisine almrştı), Frankonya lehçesinin bir yerde eski yüksek Almancaya, başka bir yerde Fransrzcaya geçtiğini sanmrştr. o zaman eski Salik bölgelerine Holland a lehçesinin nereden geldiğini açrklamak kesinlikle olanaksrz kaldı. Frankonya lehçesi ancak Grimm'in ölümünden sonra yeniden keşfedildi: Salik, yenileşmiş biçimiyle Hollanda lehçesi olarak, Ripuarik lehçesi orta ve aşas Ren lehçelerinde, kısmen değişik aşamalarda yüksek Almanca, krsmen de aşağr Almanca olarak kalmrş, böylece Frankonya lehçesi -hem yüksek Almanca, hem de aşağı Almanca olmuştur. i&,

RasLantı ve Zorun]u]uk

Metafrzisn ayağna dolaşan başka bir karşrtlrk, raslantr ve zorunluluk karşıtlığdır. Bu iki düşünce saptanmasrndan daha çok birbiriyle çelişen şey Var mrdrr? Her ikisinin özdeş olmasr, raslantrnın zorunlu ve zorunluluğun da raslansal oluşu nasrl mümkün olur? Sağduyu ve onunla birlikte doğa bilginlerinin çoğunluğu zorunluluk ile raslantryr, birbirlerini kesin olarak drşlayan saptamalar olarak ele alır. Bir şey, bir durum, bir süreç, ya raslansaldrr, ya da zorunludur, ama ikisi birden değildir. o halde her ikisi doğada yanyana bulunurlar. Doğa her türlü nesneyi ve süreci içerir, bunlann bazılan raslansal, bazrlan da zorunludur ve burada önemli olan, iki türü, birbiriyle kanştrrmamaktır. Örnesn, bazı|an kesin özgül nitelikleri zorunlu olarak kabul eder, a5mr türün 238


bireyleri arasrndaki öteki farklan raslantr olarak niteler; ve bu, bitkiler ve hayvanlar için geçerli olduğu gibi kristaller için de geçerlidir. Bu arada, aşağı grup gene 5rukan gruba göre raslansal hale gelir ve böylece fe1ı's [kedi] ya da equus. [at] cinsinde kaç çeşit tür bulunduğu, ya da bir srnrfta kaç tane cins ve takrm bulunduğu, bu türlerin her birinde kaç bireyin varolduğu, ya da belli bir böIgede kaç çeşit hayvan ttiırü oldufu, genel olarak tüm hayvanlann ve bitkilerin neye benzediği bir raslantr sorunu olarak açrklanrr. Sonra da zorunluluğun bilimselbalomdan ilgilenilecek tek şey olduğu ve raslantr ile bilimin ilgilenmediği ilan edilir. Bu demektir ki, yasalar altrna konabilen, yani bilinen şey ilginçtir, yasalar altrna konamayan, yani bilinmeyen şey ilginç değilür, ihmal eülebilir. Böylece burada her bilim son bulur, çünkü asrl araştrnlacak o|an bilmediğmiz şeydir. Bu demektir ki, genel yasalar altrna konabilen şeye zorunlu gözüyle, konamayana da raslansal gözüyle balrrlrr. Herkes, bunun; açıklayabildiği şeyi doğal diye ilan eden, açrklayamadığınr doğaüstü nedenlere bağlayan cinsten bilim olduğunu anlar. Açrklanamayan şeyin nedenini raslantr ya da tann olarak adlandrrmafil, Ş€yin kendisi için tümüyle önemsizdir. Bunlann her ikisi de ya|nızca şunun eşdeğerleridirler: bilmiyorum, o halde bilimde yeralmıyorlar. Gerekli bağntınrn olmadığ,r yerde bilim son bulur. Bu görüşün karşrsına, Fransrz materyalizminden doğabilime geçen ve raslantryr tamamen reddederek onu ortadan kaldrrmaya çalışan gerekirci}ik çıkar. Bu görüşe göre, doğada, yalnızca basit, dolaysrz zorunluluk egemendir. Bir bezel_ ye kapçrğında beş bezelye tanesinin bulunmasr, dört ya da altr bezelyenin bulunmamasl, bir köpeğin kuyruğunun beş inç uzunluğunda olmasr ve biraz daha uzun ya da lı:rsa olmamasr, bu yıl bir arınln belirli bir yonca çiçeğini tozlamasr ve başkasınr tozlamamasr, ve bu işin kesinlikle belirli bir an tarafindan belirli bir zamanda yaprlması, belirli bir rüzgann getirdiği bir aslanağzr tohumunun yeşermesi ve başkasınrn yeşerİnemesi, geçen gece sabaha karşr saat dörtte beni bir pi239


renin lsrması, üçte ya da beşte rsrrmaması, hem de sol kalçamdan değil sağ omzumdan Islrması - bunlann hepsi neden ve etkinin değiştirilemeyecek zincirlemesinin, sarsrlmaz bir zorunluluğun oluşturdufu olgulardır; hem de bu zorunluluk öyle bir özelliktedir ki, güneş sisteminin oluştuğu gazwvarlrğ bile zaten bu olaylann böyle olacağ, başka ttirlü olamayacağ biçimde oluşmuştu. Bu tür bir zorunlulukta da tannbilimsel doğa görüşünden kurtulamayrz. Augustine ve Calvin gibi buna tannnrn ölümsüz buynıfu da desek, TürkIer gibi "lesmet"r64 diye de adlandrrsak, ya da zorunluluk desek, bilim için pek bir şey değişmez. Bu durumlann hiçbirinde neden zincirinin izlenmesi sözkonusu değildir. Bizler, her durum için aynr ölçüde alullryrzdrr ve zorunluluk denilen şey boş bir söz olarak kalrr, onunla birlikte raslantı da daha önce neyse odur. Kapçıktaki bezelye tanelerinin sayrsrnn neye dayandrğnr tanrtlayamadısmrz sürece, bu sayr raslantr olarak kalır. Bu olayrn, daha güneş sisteminin ilk yaprsrnda öngörüldüğtınü iddia etmek, bizi, bir adım ileri göttirmez. Dahasr var. Bu tek bezelye kapçığnrn nedenini nedensellik zinciri içinde geriye doğru izlemeyi kendine iş edinen bilim, bilim olmaktan çrkar, işe yaramaz bir şey haline gelirdi. Çünkü aynr bezelye kapçısnrn bile, daha başka sayrsız, kendine özgü ve raslantı sonucu ortaya çrkan nitelikleri, renk tonu, kabuğunun kalrnlrğr ve sertlis, bezelye tanelerinin büyiiklügü vardrr ki, mikroskopla ortaya çıkabilecek ayrı öze|likleri bir yana brrakryoruz. o halde birbeze|ye kapçrğ, dünyadaki bütün botanikçilerin çözebileceğinden daha fazla nedensellik bahntılan verebilir. Demek ki, burada, raslantr zorunlulukla açrklanmamrş, zorunluluk salt raslantrmn bir ürünü durumuna indirgenmiştir. Belirli bir bezelye kapçrsnrn beş ya da yedi değil de, altr bezelye taşrmasr olgusu, güneş sisteminin hareket yasasr ya da enerjinin dönüşümü yasasr ile aynr srrada bulunuyorsa, aslrnda raslantı zorunluluk düzeyine yükseltilmemiş, zorunluluk raslantr düzeyine indirgenmiştir. Dahasr var. Belirli bir bölgede yanyana bulunan organik ve inorganik türlerin 240


ve bireylerin çeşitliliğinin yadsınrlamaz bir zorunluluğa dayandığ ne kadar çok ileri siirülebilse de, a5rn türler ve bireyler için bu çeşitlilik, daha önce olduğu gibi, raslantr olarak kalrr. Bir ha5rvan için nerede doğdufu, yaşamak için hangi çeweyi bulduğu, hangi düşmanlann ve kaç düşmanrn onu tehdit ettiğ bir raslantrür. Ana bitki bakrmından rüzgann tohumu nereye götürdüğü, yaYn:ı bitki bakımrndan tohumun çimlenme için hangi toprağ bulduğu bir raslantrdrr; burada da herşeyin değişmez bir zorunluluğa dayandrğ güvencesi, zayıf bir avunmadır. Belli bir btılgede, hatta tüm dünyada, doğa nesnelerinin biraraya gelmesi, sonsuzluktan gelen ilk saptamaya karşın daha önce ne ise odur bir raslantr. Hegel, bu iki görüşe karşr çrkarak, -raslantrnrn raslantr olduğundan ötürü bir nedeni olduğu, bunun gibi raslantr olduğu için de bir neden bulunmadığı; raslantrnrn zorunlu olduğu, zorunluluğun kendisini raslantr olarak belirlediği ve öte yandan raslantrnın da mutlak zorunluluk olduğu yolunda o zamana kadar duyulmamrş önermeler ileri sürdü (Loğk,II, bölüm III, lrrsım 2: ''Gerçeklik''). Doğabilim, bu önermeleri, paradoksal saçmalıklar olarak, kendi kendisiyle çelişen anlamsrzlrk olarak hesaba katmadı ve teorik balrrmdan, bir yandan, bir şeyin ya raslansal ya dazorunlu olduğunu, ikisinin birden olamayacağınr kabul eden Wolffmetafiziğinin düşünce yoksulluğunda direndi; ya da öte yandan söz_ lerde genellikle raslantıyı reddeden, ama bunu, uygulamada her özel durumda kabul etmek için yapan ve daha az düşünce yoksunu olmayan mekanik gerekircilikte direndi. Doğabilim, bu biçimde duşünmeyi sürdürürken, Dar_ win'in kişiliğinde ne y aptı? Darwin, çrğr açan yaprtrnda,165 raslantrnrn varolan en geniş temelinden hareket etti. Tamrtamına, bir tek türden bireyler arasrndaki sonsuz raslansal farklar, yani türlerin karakterlerini parçalayrncaya dek yoğunlaşan ve dolaysrz nedenleri ancak çok ender birkaç durumda göriilebilen farklar, Darwin'i, biyolojideki tüm düzenliliğin daha önceki temellerinden, Yad daha önceki metafizik katılrklan ve değiş_ 241

)


mezlikleri içindeki türler kawamrndan kuşku duymaya itti. Ama tür kawamr olmadan tüm bilim bir hiçti. Bilimin bütün dallannrn temel olarak tür kawamrna gereksinmesi vardr: insan anatomisi ve karşrlaştrrmalr anatomi - embriyoloji, hayvanbilim, paleontoloji, bitkibilim vb., tür kawamr olmaksrzın neydiler? Bunlann tüm sonuçlan, ya|ıızca şüpheli duruma düşmekle kalmaylp, a)mr zamanda doğrudan doğruya bir yana bıraluldı. Raslantr, zorunluluğu ' o zamar.:la kadar kawandrğ şekliyle yıktı.* o güne kadarki zorunluluk kawamr yılııldr. onu muhafaza etmek, kendi kendine ve gerçeğe ayhn düşen insanrn iradesinden gelen bir saptamayı yasa olarak doğaya diktatörce dayatmak demektir, böylece canlı doğadaki btıttın iç zorunluluğu yadsrmak demektir, genel olarak, raslantınrn kaos halindeki imparatorluğunun canlr doğanrn biricik yasasl oldufunu ilan etmek demektir. "Giht nichts mehr der Tausves tron1oflıl66 üye hay}ırdı bütiin okullann biyologlan çok haklı olarak. Darwin. ;i(

Hegel, Loğk,

Cilt

167

"Bir şeye karşıt olan hiçlik, herhangi birşeyin hiçLiğ' be'

lirli bir hiçliküır''

(s. 74)'**

''Bütünün (Dünya) karşılrklr belirleyici bağlantısr karşısrnda metafrzik, en küçük tnz zerresi yokedilince tüm ewenin yrkrlacağrnı (ki bu, gerçekte bir totolojidir) ileri sürebilmiştir.'' (s. 78.) Yadsıma, ana pasaj. ''Giriş'', s. 38: "Kendi kendisiyle çelişen şeyin srfi.rda değil, soyut Hiçlikte değil, yalnrzca kendi beLirli içeriğnin yadsınmasında çözüşmesf ', vb.. * Elyazmasrmn kenannda trrnak içinde şöyle bir tiimce var: "Raslantı olayları üzerine bu arada birikmiş olan malzeme eski zorunluluk düşiincesi_ ni ezdi ve yıktı." -_Ed. ** Srfırla iğili notuna Engels bu aktarmayı almışüır (bu kitabın 287-288.

sa5rfalanna balanız). -E'd.

242


Yad'sımanın yad.sınması, Phönomenoloğe, önsöz, s. 4: Tomurcuk, çiçek, meyve, vb..168 IB)

DfYALEKTIK MANTIK VE BILGİ TEoRİSI. ''BILGİNİN SINIRLARI'' üzpnİNp]

Doğa ve us birliğ. Doğanrn mantrksız olamayacağ Yunanlılar için apaEk birşeydi, ama bugün bile en kafasiz gtırgücüler, usavurlna yoluyla (ne kadar yanlış olursa olsin), doğanrn us_dışr olamayacağna ve usun doğaya aylın dtışemeyeceğine daha baştan inandrklannr kanrtlıyorlar.

* BiI kawamın ya da kawamsal ilişkinin (pozitif Ve nega_ _ tif neden ve etki, öz ve raslantı) düşünce tarihi içindeki eıt_ mi, paleontolojide bir organizmamn ewiminin embriyolojideki gelişmesine bağntılr oluşu sibi (ya da daha çoı< iaıhtekı ve lek bir embriyondaki), bir diyalektikçinin kafasrnda gösterdiği gelişme ile bağntılıdır. Bunun böyle olduğu, kawim_ lar için, önce Hegel tarafından keşfedilmiştir. Tarihsel gelişmede raslantr, embriyonun gelişmesinde olduğu gibi, eiy;lektik düşüncede zorunluluk olarak özetlenen, ı.e]ıame atışen rolü oJmar. ;le

Soyut ve somut. Hareket biçiminin değişiminin genel yasası' onun herhangi bir tek ''somut'' örneğinden çot aaııa somuttur. rlr

Anlık ve uS. Yalnrzca diyalektik düştincenin ussal olduğunu kabul eden bu hegelci aJrnmın belli bir anlamı vardrr. Bütün anlık etkinliğimiz hayvanlarla ortaktrr: tümevarım,


tümdengehim, ve dolayısryla da sosrutLama (Dido'nun169 tür-

sel kavramlan: dörtayaklıIar ve ikiayaklrlar), bilinmeyen nesnelerin tah]ili (bir findığın krnlmasr bile tahlilin başlan_ gıcrdrr), sentez (hayvan kurnazlıklannda) ve her ikisinin birleştirilmesi olarak deney (yeni engeller karşı.srnda ve yaban_ slracr durumlarda). Bütün bu işlem biçimleri -dolayısıyla dan mantığn kabul ettiği bütün bilimsel inceleme araçlanözlerinde, insanlarda ve gelişmiş hayvanlarda tamamen ay_ nıdrr. Ancak derece (her olaydaki yöntemin gelişme derecesi) balomrndan farklıdrrlar. Yöntemin temel özellikleri a5mrdır, insanda ve hayvanda, her ikisi de yalnrzca bu ilkel yöntemlerle çalrştrklan ve yetindikleri sürece, a5mr sonuçlara götürürler. Öte yandan diyalektik düşünce -tamıtamrna kavramlann niteliğinin incelenmesini şart koştuğu için- yal_ nrzca insan için olanaklrdrr, ve onun için de, ancak oldukça yüksek bir gelişme basamağında olanak]rdrr (budistler ve Yunanlrlar); tam gelişmesine ise çok sonralan gene modern felsefe ile erişir. Tahlilin önde gelen araştırma biçimi olduğu kimya, onun karşr kutbundan, sentez,den yoksun olamaz.* {&

|Y ar gılann SınrtL andınlması Ü zerine|

Diyalektik mantrk, eski, salt formelmantrğn tersine, dü_ şiincenin hareket biçimlerini yeni yargnrn ve çrkanmrn çeşitli biçimlerini saymakla ve onlan bağlantrsız halde yanyana koymakla yetinmez. Tersine, bu biçimleri birbirinden çıkanr, onlan eşit bir düzeye koymak yerine birbirlerine bağrmlı krlar, yüksek biçimleri daha aşağI biçimlerden geliştirir. Hegel, tüm mantrktaki kendi bölümlemesine bağlr kalarak, yargılan şöyle gruplandınr'l70 1. Varoluş yarglsı, yargnın en basit biçimi, ki bunda, genel bir özellik bir şey için olumlu ya da olumsuz ifade edilir *

Bu son tümce, tam olarak sayfa kenanna yazrlmıştu. --Ed.


(olumlu yargı: gül kıImız1dır; olumsuz yatgl: gül mavi değldir; sonsuz yargı: gül bir deve değildir); 2. Düşünme yargısr, ki bunda, özne için bir ilişki belirlenimi ifade edilir (tekil yargl: bu insan öliimlüdür; tik"ı yur$, bazı, birçok insan ölümlüdür; tümel yarg: bütün insanli, ya da insan öliimlüdüı.);l7l 3. Zorunluluk yargrsr, ki bunda, öznenin tözsel belirlenimi ifade edilir (koşu]suz yarg: gül bir bitkidir; koşullu yargl: giineş doğarsa gündüz olur; aynk yarg: Lepİdosiren, ya b"ir balıktrr ya da bir amphibian'dır); 4. Kawam yargrsr, ki bunda, özne için onun genel yaprsr_ ya da Hegel'in dediği gibi kawamrna ne olçüde uyffi olla dufu ifade edilir (yalın yargı: bu ev kötüdtır; ueıı<ıı yaig: bir 9v şöyle ve şöyle olursa iyidir; zorunlu yarg: ştıyle-ve btıyle biçimde yaprlan ev böyle böyle ise, iyidir). l. Bireysel yargı,2. ve 3. özel yargt, 4. Genel yargz. Bu söylenenler ne kadar kuru gelirse gelsin, yirglann bu srnıflandlrInasr ilk bakışta şurada buraJa ," luari rcyn göriinürse göriinsiiıı, bu gruplamanrn iç gerçeği o" ,ororioluğu, Hegel'in Grosser,Loğ&indeki Biyxı Mantık] dahiyane açıklamayı inceleyen herkes için apaçıktır. (Werke, V, .. 63-115.;ızz Bu gruplamanrn yalnrz düşünce yasalanna deiıil, aJrnı zamanda doğa yasalanna da ne kadar çok dayandınım:ş olduğunu göstermek için, bu ilişki dışında çok iyı bilinen bir örneği burada belirtmek istiyoruz. Sürtünmenin ısı oluşturduğunu, belki yüz bin yıldan da önce sürtünme ile ateş yakmayl keşfeden ve ondan da önceleri bedenin üşüyen kısımlannı ovarak rsrtan tarih-öncesi insanlar da pratik olarak biliyordu. Ama o günden, sürtünmenin genel olarak bir rsr kaynağ olduğunun keşfedilmesine kadar kimbilir kaç binlerce yıl geçmişiı"ı lr."r'be5mi, sürtünme bir ısı kaynağdır yargflnı' bir varlık yargısrnı, ve gerçekten de olumlu bir yargyı formüle edebilecek iadar geliştiğinde, yeterli zaman geçmiş oldu. 1842'de Mayer, Joule ve Colding'in bu özel sürecin benzer cinsten ve bu arada keşfedilen başka siireçlerle olan iliş-


kileri içinde, yani en yalrrn genel koşullan araştrrmalanna

ve şöyle bir yargıyı formüle etmelerine kadar da gene binlerce yrl geçmiştir: İler mekanik hareket, sürtünme yoLuyla ısı-

ya

dönüştürüIebİlir. Nesnenin bilgisi alanrnda yukardaki olumlu varlrk yargrsından bu ewensel kapsam yargısına gelebilmemize kadar, bu kadar çok zaman ve bu kadar çok görgücül bilgi gerekli olmuştur. Ama bundan sonra gidiş hrzlandı. Daha üç yrl geçmeden Mayer, hiç değilse özde, düşiirrme yargrsrn şimü bulundufu düzeye çrkarmayr başardr: Hareketin herhanğ bir biçİmi, her durum için sabit koşullar altında, dolaylı ya da dolaysız oLa' rak, hareketin herhanğ bir başka biçimine hem dönüşebiLir, bir kawam yargtsı, hem de hem de dönüşmek zorund'adır yargnrn en ytiksek biçimi. yargı, bir bütitı çürütiiüemeyecek o halde Hegel'de, düştincenin aslında yargıdan gelişmesi olarak göriinen şey, burada, karşrmrza, genel olarak hareketin yaprsr hak]andaki görgiicül temele dayanan teorik bilgilerimizin gelişmesi olarak çrlııyor. Bu ise, doğru olarak anlaşrldrklannda, düşii,rrce yasalannrn ve doğa yasalannrn zorunlu olarak birbiriyle uyuştuğunu gösteriyor. İlk yargyı, bireysellik yargısl olarak görebiliriz; siirtünmenin rsr oluşturdufu yalıtık olgusu kaydediliyor. Ikinci yargr da, özellik yargısıdrr: hareketin özel bir biçimi, mekanik hareket, özel koşullar altrnda (stirtünme ile) başka bir özel hareket biçimine, yani ısıya dönüşme özelliği göstermiştir. Üçüncü Yargl, genellik yargrsrdır: hareketin her biçimi başka herhangi bir hareket biçimine dönüşme yeteneğinde ve zorunda olduğunu kanrtlamrştır. Bu biçimi ile yasa, sonal ifadesine kavuşmuştur. Yeni buluşlar yoluyla bunun yeni belgelerini verebilir, ona yeni ve daha zengin bir kapsam kazandırabiliriz. Ama burada formiile edildiği biçimiyle yasailn kendisine başka bir şey ekleyemeyiz. Genelliğ, biçim ve içerik bakrmrndan aynr ölçüde ewenselliği içinde, onu daha da genişletmek olanaklr değildir: bu yasa, mutlak bir doğa yasasrdrr.

Ne yazrk ki, proteini yapamadrsmrz sürece, proteinin


hareket biçimi, diğer adıyla yaşam konusunda güçlük karşrsrndayrz.

|{ç

Ancak yukanda gene kamtlandr ki, yargrda _ bulunmak yalnız 'ıarn gücü,'nü gerektir;eı.ıJ ı.aımaz,-rrltıt'l" zamanda bir [...1* l,F

Bireysellik, özelljk, genellik, tüm ''kawam öğretisi''1fuız3 |9rek1et -ettiğ üç belirlenimdir. Bu başlrklar ,ıil;;; ;;in, bir tek değil, birçok biçimlerde bireyseiden özele ;;"ıa; genele doğru ilerleme oJur, "" bu, Hegel tarafından,;-"ğ"": _ve JPH9,birey, türler, cinsler olarak iı"rı""-" içi" ö-"k;;;;;;_ lir. Işte burada Hreckel'ler trımevanmünyia ortaya;;;;;, _bireyselden özele ve özelden genele (!), bireydeni"rı"i sonra da cinslere ilerleme olgusunu- bir büyiik g"rç"ı. ".i rak _Hegel'e karşr_ ilan ediyorlar ve dahaiü;d;;;; ,ıusanrlan ttimdengelim çıkanmianna izin veriyorlai il klş;ler tümevanm ve tümdengelim karşrtlığ konusund";/;;; ç'İPu:ldüşmüşIerdir ki, bütün .rrrrt k""rı çrtrr.-nıffi"J ni bu iki biçime indirgiyorlar ve böyle yapmakla, 1" bL adlar altında çokdeğişik çıkanm biçimlerini bilmeden l"ıır"Jı.i"rını, 2o bu ikisinin içine girmediğ takdirde sonug bi;ı;; zenginliğinden yoksun kaldıklann, *iı'!ü!ü" iki biçimi, tümevanm ve tümdengelimi, tam bi" ""'s;i;ö;i; ..ç;;;'; hiç farketmiyorlar. çevirdiklerini

_

* *

Yanm kalan not, ikinci ve üçiincü say.falar ile dördüncü sa5rfanrn lı. o""."ü liıı, n.re*";;;*''*basr. yaprağın dördüncü savfasrnı baslıyor. ,+ı-rş,ıu" il"guü, ı,L7ııigriıTgargİ] cü1 temeli ile. ilg'ili tezini r""ti""o""ri7ığ'i'ffirr,, koyarak notunu tamamlamak niyetindeydi.

yargılann sınrflandınlması ile ilgiii -,Od

247


Tümevanm ve ttimdengeLim. Hreckel, s. 75 ve devamr, ki burada, Gethe norınalolarakbit ara çene kemiğine sahip o1mayan insanrn buna safup olması gerektiğ yolunda tümevarrm sonucunu çıkanyor, dolayısryla yanLış tümevanmla doğru bir şeye vanyor!17a

* Hreckel'in saçmalrğr: tümdengelime karşr tümevanm. Sanki tümdengelim = sonuç ve bu yüzden de tümevanm aynt zamanda tümdengelim değilmiş gibi. Bu, kutuplaşma_ dan çrkryor. Heckel'in Schöpfungsgeschichte adlr yaprtr, s. 76-77 ' Sonuç,

tümevanm ve tümdengelimde kutuplaşryor. iNç

Tiiınevanm yoluyla bundan 100 yıl önce, yengeçlerin ve örümceklerin böcek olduğu, bütiin daha aşağı hayvanlann kurt oldufu keşfedilmişti. Şimü ise tümevanm yoluyla, bunun saçma olduğu ve x sayrda sınıfin bulundufu ortaya çrkanldı. o halde, temeli gene sınıflandrrma olan ve tümdenge' limle vanlan sonuç denilen şey kadar yanlrş olabilecek tümevarrm sonucu denilen şeyin üstünlüğü nerededir? fiimevanm, süt bezleri olmayan bir memeli hayvanrn olamayacasnr asla tanrtlayamaz. Eskiden meme uçlan, memeli hayvanın belirtisiydi' Ama ornitorenklerde bunlar yok' tur. Bütün bu tümevanm şarlatantığı İngilizlerden [çrkmrştrr]. Whewe|, inductive sciences (tümevanm bilimleri), salt matematiksel lbilimleri]l75 kapsar ve tümdengelimin karşıtr böyle bulunmuştur. Mantrk, eski ya da yeni olsun, bununla ilgili hiçbir şey bilmez. Bireyselden başlayan btıttın çrkanm biçimleri deneyseldir ve deneye dayanrr, hatta tümevanm çIkanmr da G_B-o'den176 (genel) başlar. her yerde Tümevanm sonuçLannın -srnrflandırmalar-, (Limu]us Ascidia bir bir örümcek, şüpheli duruma dtışttıgtı 248


omrırgalr hayvan ya da chordatum'dur, oysa amfibiyanlarla balıktrr)177 ve her gün bundan önceki biitiin tümevanm srnrflandrrmasrnr Jnkan yeni olgulann keşfedildiği bir anda Hreckel'in bağnaz bir tümevanm şampiyonu oluşu, doğa bilginlerimizin düşünme kapasiteleri balumrndan da dikkat çekicidir. Tümevanm çrkanmının esas olarak şüpheli bir çıkanm olduğu yolundaki Hegel tezinin ne güzel bir doğrulamasr bu! Gerçekten de evrim teorisi sayesinde, organizmalann tüm sınrflandrnlması, tiitnevanmdan uzaklaştrnlmlş ve "tümdengelim''e, tti'remeye dayandrnlmrştır _bir tür, sözcüğün tam anlamryla, başka bir türden, tiireme yoluyla çıkanLıyor- ve evrim teorisi, tümevanma tamamen ters düştüğii için, salt tümevanm yoluyla tanıtlanamaz. Tümevanmrn kullandrğ kawamlar: tür, cins, srnıf, evrim teorisi ile alrrcr hale getirilmiş ve böylece göreLi olmuştur: oysa tümevanm için göreli kawamlar kullamlamaz.

ilgili iük tanrmlamalann tersine Dipnoi

iNç

Sa]t-ttiınevanmcı1ara.* Diinyadaki bütün tümevanmla, tümevanm süreci konusunda açrklrğa hiçbir zaman varamazdık. Ancak bu sürecin tahLiLi bunu başarabilirdi. - Tümevanm ve tümdengelim, sentez ve tahlil gibi zorunlu olarak birbirlerine bağlıdır.** Birinin zararur:;a ötekini tekyanlı olarak göklere ytikseltecek yerde, bunlann her birini yerinde kullanmaya çalışmak gerekir. Bu da, ancak onlann birbirlerine ait oldufunu, birbirlerini tamamladrsnr gözöniiııde bulundurmakla olanakhdrr. Tümevanmcılara göre, tümevarım şaşmaz bir yöntemür. oysa durum o denli böyle değildir ki, tümevanmrn görünüş_ teki en sağlam sonuçlan, yeni buluşlarla her gün yıkrlıp durmaktadrr. Işık zerresi, ısr maddesi, tiiınevanmrn sonuçlany_ * Elyazmasrnda: ''Den A11induktionisten'', yani, tümevanmı tek doğru yöntem olarak kabul edenlere. _Ed. ** Elyazmasının kenannda şu noü var: "Egemen inceleme biçimi futıJı? olan kimya, karşıtı _sentez- olmaksızrn bir hiçtir." -.Ed.


dr. Bunlar şimdi nerede? fiimevanm bize, bütün omurgalrlann beyin ve omuriliğe ayrılan bir merkezi sinir sistemine sahip olduğunu, omuriliğin lulardak ya da kemik omurganrn içinde bulunduğunu da buradan alrnmrştrr_ öğretmişti. Sonra Amphioxus' -adr hiç farklılaşmayan merkezi sinir omu.ı:_ suzbir omurgalı hayvan olarak ortaya çrktr. Tiimevanm, balrklann, yaşam boyunca yalnrzca solungaçIarla soluk alan omurgalr hayvanlar olduklannı ileri siirdü. oysa balık karakteri taşıdığ hemen herkesçe kabul edilen, ama solungaç_ lan yanrnda iyi gelişmiş akciğerleri de bulunan hayvanlar saptandr ve her balığın yüzme kesesinde potansiyel bir akciğer taşrdrğ anlaşrldr. Heckel, ancak evrim teorisinin cesaretle uygulanmasr yoluyla, bu çelişki içinde gayet rahat olan tümevanmcrlan kurtardr. Tümevanm gerçekten şaşmaz olsaydr, organik diirıyanrn sı'nrflandrnlması, böyle birbirini izleyen luzlr deırrimlere uğrar mrydr? onlar tümevanmrn en saf iirünüdiirler, ve yine de biri diğerini ortadan kaldrnr.

* Tümevanm ve tahliL. fiimevanmrn bilimsel buluşlann tek ve hatta önde gelen biçimi olduğu iddiasrnrn zayıflığ ile ilgili en çarpıcr örıek termodinamikte görütür: buhar makinesi, rsr kullanarak mekanik hareketin elde edilebileceğini en belirgin biçimde tanıtlamrştrr. Bunu 100.000 buhar makinesi değil, bir tanesi tanrtlamrştlr, ama buhar makinelerinin saJnsıIun artmasr da fizikğleri bunu açıklama gereğine zoılamrştır. Sadi Carnot, bu işe ciddiyetle sanlan ilk kişidir. Ama tümevanm yoluyla değil. Carnot buhar makinesini inceledi, tahlil etti ve sözkonusu olan sürecin saf biçimde değil, bir sürü yan süreçlerle örtülü bir biçimde bulunduğun, gb"dü, ana süreç için önemli olmayan bu yan süreçleri bir yana itti, ve örneğin herhangi bir geometrik çizgi ya da yüzey gibi gerçekleştirilmesi olanaksrz olan ama kendi yolunda matematik soyutlamalar gibi aynr hizmeti yapan, süreci salt, bağmsrz ve olduğu gibi ortaya çrkaran ideal bir buhar makine_


sini (ya da gaz makinesini) yaptr. Böylece lsln].n mekanik eşdeğerine kadar geldi. (onun C fonksiyonunun önemine bakı_ nrz), ama ısı maddesine inandrğı için onu keşfedemedi ve gö_ remedi. Bu da, yanlrş teorilerin yaptıs zatarm bir kanrtı. t*

Giizlem görgücülüğü, tek başrna zorunluluğu yeterince tanrtlayamaz. Post hoc,* ama propter }ıoc* değil (Enzyklopİidie,I, s. 84).178 Bu öylesine doğrudur ki, güneşin her sabah doğuşundan' onun ertesi giin tekrar doğacağ sonucu çrkartılamaz; ve gerçekten de şimdi biz, sabahleyin güneşin doğmayacağ bir anrn geleceğni bilmekteyiz. Ama zorunluluğun kanrtr, insan etkinliğinde, deneyde, iştedir: eğer post hoc'u yapabiliyorsam,bu pmpter hoclle özdeş hale gelir.

\

Nedensel]ik Hareket halindeki maddeyi gözden geçirir_ ken dikkatimize çarpan ilk şey, ayrı cisimlerin kendi hareketlerinin karşılıklı bağlantrsı, bunlann birbirleriyle belirIenmeleridir' Ama, belirli bir hareketi bir başkasrnrn izlediğini bulmakla kalmayrz, hareketin doğada oluşmasrnı sağla_ yan koşullan oluşturarak belirli bir hareketi sağlayabildiğimizi, hatta doğada hiç bulunmayan hareketleri (sanayi) de, hiç değilse başka bir biçimde oluşturabildiğmizi, bu hareketlere daha öııceden saptanmrş bir yönü ve yaygınlrğ verebildiğmizi de göriirüz. Bu yoLdan insanLann etkinLiği ile nedenseLlik fikri, bir hareketin başka bir hareketin nedeni olduğu frkri kurulur. Her ne kadar bazr doğa görüngiilerinin düzenli olarak birbirini izlemesi: güneşle gelen ısı ve rşrk, nedensellik fikrini ortaya koyabilse de, bu hiçbir kanıt sağlamaz ve düzenli bir posü İıog asla bfu propter.hoc oluştutamaz derken, Hume'ün kuşkuculufu bu ölçüde doğruydu. *

**

Bunun sonunda. -.8d. Bundan dolayı. _Ed.


Ama insanlann etkinlğ, nedenselliğin sınanmasını oluşturur. Bir içbiikey ayna ile giineş rşınlannr bir odak noktasrna toplarsak ve bunlann normal ateş rşınlan gibi dawanmalannı sağIarsak, böylece lslnln güneşten geldiğini tanrtlanz. Bir tüfekte, barutu, patlayıcr maddeyi ve mermiyi biraraya getirir ve sonra ateşlersek, deneylerimize göre önceden bilinen etkiyi* hesaplanz, çünkü tüm ateşleme, yanma, aniden gaza dönüşme ve gazrn mermi üzerindeki basrncryla patlama sürecini, bütih a5rnntrlanna kadar izleyebiliriz. Ve burada** kuşkucu, bir önceki deneyden dolayl bir sonraki seferde a5mr şeyin olacağının çıkanlamayacağnr bile söyleyemez. Çünkü aslrnda, bazan aym şey olmaz, ateşleme ya da barut işi görmeyebilir, namlu parçalanabilir vb.. Ama işte bu, nedenselliği çtirütecek yerde, tanıtlar, çünkü iyi bir inceleme sonucu' kuraldan böyle her sapmanrn nedenini ortaya çıkarabiliriz: ateşleyicinin kimyasal çözüşmesi, barutun rslaklrğı vb., namlunun bozukluğu vb., vb.; böylece burada nedensellik srnamasr, deyim yerindeyse ikilidir. Felsefe gibi doğabilim de şimdiye kadar insan etkinliğinin kendi düşünceleri üzerindeki etkisini tamamen ihmal et_ miştir; her ikisi de ancak bir yanda doğayr, öte yanda düşünceyi bilirler. oysa tek başına yaLnız doğa değil, doğanın insan tarafından değştiıİLmesı, insan düşiincesinin en başta gelen ve önemli temelidir ve insan, doğayı değiştirmeyi öğrenüği ölçüde zekası da gelişmiştir. Bundan dolayr, örneğin Draper ve diğer bilginlerde azçok gör{ilen ve yalnrzca doğanın insan üzerinde etkin olduğunu ve her yerde yalnızca doğal koşullann insanrn tarihsel gelişimini belirlediğini öne süren tarihin doğacı (naturalist) kawamr tekyanhdrr ve insanrn da doğa üzerinde etki yaptrğınr, onu değiştirdiğini, kendisi için yeni varolma koşullan oluşturduğunu unutur. Almanya'nrn Cermenlerin göç ettiği zamanki''doğa''srndan şimdi pek azı kalmrştrr. Dünyanın yiiaeyi, iklim, bitkiler, * Elyazmasrnda: "... sonıa ateşler, ve deneyle önceden bilinen etkiyi

bekleiz." -Ed. **

Elyazmasında: "Ve burada" yerine "... böylece burada". _Ed.


hayvanlar ve insanlann kendisi sonsuz ölçüde değişmiştir ve bütün bunlar insan etkinliği yüzündendir, diğer yandan bu dönemde Almanya'nrn doğasında insan eli değmeden oluşmuş değişiklikler hesaplanamayacak kadar azdır.

* Hareket halindeki maddeyi bir bütün olarak bugünkü doğabilim açrsrndan ele aldığmızda karşımıza çrkan ilk şey karşılıHı etkidir. Bir dizi hareket biçimi,- mekanik hareket, ısı, ışrk, elektrik, manyetizm, kimyasal bileşme ve aJrrışma, toplanma durumlanndaki geçişler, organik yaşam, bunlann hepsi, şimdilik organik yaşamr drştalarsak, birbirine geçişir, karşılrklr olarak birbirlerini belirler, bir yerde neden, başka bir yerde etkidirler, ve hareketin tümü, bütün o değişen bi_ çimlerinde aynr kalır. (Spinoza: Töz, causa suı'dir* diyerek karşılrklr etkiyi başanlr biçimde anlatrr).l?g Mekanik hareket rsrya, elektriğe, manyetizme, rşığa, vb:, ya da bütiin bun_ lar mekanik harekete dönüşiirler. Böylece Hegel'in, karşrlrklr etkinin, şeylerin gerçek causa finalis'I** olduğu yolundaki sözlerini (nerede?) doğabilim doğruluyor. Bu karşılıklı etki bilgisinden daha gerilere gidemeyiz, çünkü bunun ardında bilinecek başka bir şey yoktur. Maddenin hareket biçimlerini biliyorsak (doğabilimin çok krsa bir zamandır varoluşu dolayısryla, bu konudaki bilgimizde henüz büyük eksiklikler var_ drr), maddenin kendisini de tanryoruz demektir ve böylece bilgimiz tamamlanmıştır. (Nedensellik konusunda Grove'un bütün yanlrş anlamasr, karşrlrklı etki kategorisine varmaJn başaramamış olmasına dayanrr; konuya egemendir, ama soyut düşiinmeye varmalnrştrr ve bu yüzden kanşıklrk vardır. 5. |Q-|{.)rao Ancak bu ewensel karşılıklr etkiden gerçek ne_ densellik ilişkisine vanrlz. Tek tek olaylan anlamak için, onIan genel iç bağntldan a5nrmak, yalrtrlmrş halde ele almak zorındaynz,ve o zaman değişen hareketler, biri neden, öteki * **

Kendi kendinin nedeni. -.8d. Ereksel neden. --Ed.

253


de etki olarak görünür.

* Nedenselliği yadsryan herkes için her doğa yasası, ve bu arada ptızma tayfi ile dünyasal cisimlerin kimyasal tahlili de bir varsayrmdrr. Böyle bir görüşe sapIanmak, nasrl bir dü_ şünce basitliğidir! şF

N?igeli' nin Sonsuzu Anlama Yeteneksizliğlg| Nİgeli, S. 12, 13

Nögeli önce, gerçek niteliksel farklan anlayamayacasmızı, sonra hemen ardından da, böylesi ''mutlak farklar''ın doğada ortaya çıkmadığını söylüyor! (s. 12.)

Birincisi, her niteliğin sonsuz çoklukta nicel derecelen_ meleri, örneğn renk tonlan, sertliği ve yumuşaklrğı, yaşam süresi vb. vardır. Bunlar, nitel olarak farklrysalar da, ölçülebilir ve bilinebilirler. Ikincisi, nitelikler diye bir şey yoktur, ancak nitelikleri o/an şeyler vardrr ve gerçekten de bu nitelikler sonsuz çokluktadır. Iki değişik şeyrn, her zaman ortak belirli nitelik]eri (hiç değilse cisimsellik özellikleri) vardır, öteki nitelikler derece derece farklıdır, daha başkalan da bunlann birinde tamamen eksik olabilir. Birbirinden son derece farklı iki şeyi -iirneğin bir göktaşı ile bir insanr- ayn ayn ele alrrsak, bundan pek az şey ortaya çrkar, olsa olsa cisimlerin ağrlıklar1 ve diğer genel özellikleri her ikisinde de ortaktır. Ama bu ikisinin arastna, diziyi göktaşından insana kadar tamam_ lamamızı, doğanın karşilıklr etkisi içinde herbirini yerine ko5rmamrzr ve onlan böylece bİhmemİzi sağlayan öteki doğa nesnelerinin ve doğa siireçlerinin sonsuz dizisi konabilir. Bunu Nögeli de kabul ediyor. Uçüncüsü, çeşitli duyulanmrz bize nitelik balıumrndan


mutlak farklr izlenimler verebilirler. Gtirme, işitme, koklama, tatma ve dokunma du5rulanmızrn yardrmı ile öğrendiği_ miz özellikler bu durumda tamamryla farklı olabilir. Ama buıada bile araştırmanın ilerlemesiyle, farklar ortadan kaybolur. Koklama ve tatma duyulan çoktandrr trpatrp ,yru oımasa bile, oüak özellikler gösteren, birbirlerine ait bağlaşık duyular olarak kabul edilmişlerdir. Gtirme ve işitmenin her ikisi de dalga titreşimleri alrrlar. Dokunma ve görme duyulan karşrlıklı olarak birbirlerini öyle tamamlarlar ki, birşeyi görerek onun dokunma özelliklerini, çoğunlukla, daha önce_ den yeteri kadar söyleyebiliriz. Ve son olarak da, bütün bu değişik duyu izlenimlerini alan ve işleyen, böylece tek bir birim halinde birleştiren hep aynı ''ben''dir, bunun gibi, bu çeşitli izlenimler aynr şey tarafindan sağlanrr, onun ortaköieIlikleri olarak görüniir, bundan dolayı da onu anlamamıza yardım ederler. Bu farklı, yalııız çeşitli duyularla algılanabilen özellikleri agklamak, onlan birbiriyle bafrntılı duruma getirmek, tamıtamrna, bugüne kadar beş özel duyu yerine genel bir duyuya sahip olmayrşrmızdan, ya da tatlan ve kokulan görüp işitemeyişimizden yalonmam$ olan bilimin göreüdir. Nereye baksak, doğanın hiçbir yerinde, kawanmaz olduklan ileri sürülen böyle ''nitel ya da mutlak fark]r alanlar'' yoktur. Bütiin kanşrklrk, nitelik ve nicelikle ilgili kanşıklıktan çıkıyor. Geçerli olan mekanik görüşe uygun olarak, Nögeli, büttin nitel farklrlrklan, ancak nicel farklrlıklara indirgenebildikleri ölçüde (bu konuda gerekli olan başka yerde söylenmiştir), ya da nitelik ve niceliğin onun için mutlak ayn kategoriler olmasrndan dolayl açrklanmış kabul ediyor. Metafizik.

"Ancak sonLu o]aıı* bi1ebiliriz'', vb. (s. 13). Bu, bilgi alanrmrza ancak sonlu nesnelerin girdiği ölçüde tamamen doğrudur. Ama önermede şöyle bir tamlamaya gerek vardrr: ''Aslrnda ancak sonsuzubilebiliriz.,' Gerçekie, btıtün gerçek ve eksiksiz bilgi, ancak, düşüncede tek,in teklik*

Italikler Engels'indir. -Ed.


ten özelliğe Ve oradan da genelliğe yükseltilmesinde, sonsuzu son]uda, ölümsüzü geçicide araJap bulmaktan ibarettir. Ewenselliğin biçimi ise, kendinde tamlrğn, dolaylsryla sonsuzluğun biçimidir; bir sürü sonlunun sonsuz içinde kawanmasrdır. Klor ile hidrojenin belli basınç ve ısr sınrrlan içinde ve rşrğın etkisi altında, bir patlama ile birleşerek hidroklorik asit gazı oluşturduğunu, biliyoruz; bunu bilince, aynr şeyin, yukardaki koşullann bulunduğu her yerde ve her zaman o|duğunu da biliyoruz. Bunun bir kez ya da milyon kez yinelenmesi ve kaç göksel cisimde oluştufu önemli değildir. Doğadaki ewenselliğin biçimi yasadıt, ve hiç kimse doğa yasa]arının öIümsüz karaktederİnden doğa bilginlerinden daha fazla sözetmez. o halde Nageli, bu sonluyu araştrrmayr istemeYrP, bunun yerine ona ölümsüz bir şey eklemekle, sonlunun anlaşlmasrnrn olanaksız hale getirildiğini söylemekle, ya doğa yasalannrn öğrenilmesi olanağnı, ya da onlann ölümsüz karakterini yadsryor demektir. Bütiin gerçek doğa bilgisi, ölitnsüzün, sonsuzun ve dolayısryla temelde mutlağrn bitgisidir. Ama bu mutlak bilginin bir önemli özürü de vardrr. Bilinebilen maddenin sonsuzluğu nasrl salt sonlu şeylerden oluşuyorsa, mutlağ bilen düştincenin sonsuzluğu da, yanyana ve arka arkaya bu sonsuz bilgi üzerinde çalrşan, pratik ve teorik hatalar işleyen, hatalı, tekyanlı ve yanlrş öncüllerden hareket eden, yanlrş, dolambaçIr ve güvenilemez yollardan giden ve çoğu kez burnunun ucuna kadar geldiği halde doğru olanr bularnayan şonsuz sayıda sonlu insan aklrndan oluşur (Priestley). 182 Dolaylsıyla, sonsuzun bilinmesi güçlükle kuşa. trlmrştrr ve niteliği gqreğl, ancak sonsuz bir asimptotik ilerleme içinde gerçekleşebilir. Bu da şunu söyleyebilmemiz için tamamen yeterlidir: sonsuz bilinebildiği kadar bilinemez de ve bizim gereksinim duyduğumuz şey de budur. Ne tuhaftrr ki, Nögeli de aynı şeyi söylüyor: ''Yalnrzca sonlu5ru bilebiliriz, ama duyusal algımızın alanı içine ğten büttin son/ı4ru* bilebiliriz.'' *

Italikıer Engels'indir. -Ed.


Bu alana giren sonlu vb., bütün olarak sonsuzu oluştu_ rur, çünkü Nİigeli, sonsuz fikrini İşte bundan Ekanyod Bu sonlu vb. olmaksrzın, sonsuz konusunda hiçbir fikre sahip olamazdı. (Öylesine kötü sonsuzluktan bu sıfatla başka yerde söze-

dilecektir.)

Bu sonsuzluk araştırmasrndan önce şunlar gelir: 1. Yer ve zaman balımrndan "önemsiz alaIı''. 2. ''Du5ıu organlannrn olasr kusurlu gelişmesi.'' 3. ''Yalnız sonlu5ru, değşeni, geçici olanı, ya|nız derece balrımından farklr ve göreli olanı biliriz. Çünkü yalnrzca matematiksel kawamlan doğal nesnelere aktarabilir ve ancak doğal nesneleri onlann kendilerinden aldrğmrz ölçülere göre yarglayabiliriz. Bütün sonsuz ve ölümsüz haklunda, bütün sürekli olan şeyler haklırnda, btıttın mutlak fark]ar haklçında bir frkrimiz yoktur. Bir saatin, bir metrenin, bir kilogramrn ne anlama geldiğini tam olarak biliyoruz, ama zamann, uzaJnn' kuwetin ve maddenin, hareketin ve hareketsizliğin neden ve etkinin ne olduğunu bilmiyoruz.'' [s. 13.] Eski hikaye. Önce duyulur şeyler soyutlama haline so_ kulur, sonra da duyular yoluyla onlann öğrenilmesi, zamanın görülmesi ve uzaJnn koklanması istenir. Görgücü, görgücül deney alışkanlr$na öylesine gömülür ki, so5rutlamalarla uğraşrrken hAlA daha duyusal deney alanrnda olduğu_ nu sanır. Bir saatin, bir metrenin ne olduğunu biliyoruz, ama zamam ve uzaJn bilmiyoruz! Zaman saatlerden, uzay metreküplerden başka türlü bir şeymiş gibi! Elbette maddenin iki varoluş biçimi madde olmaksrzın hiçtir, boş kavramlar, ya|nızca kafamrzda varolan soyutlamalardır. Ama o zaman da maddenin ve hareketin ne oldufunu bilmememiz gerekir. Elbette değil, çünkü madde ve hareket, bu srfatla, henüz kimse tarafindan görülmemiş ya da başka tür_ lü farkedilmemiştir, ancak, çeşitli, gerçekte varolan maddi şeyler ve hareket biçimleri görülmüştür. Madde, bu kawa-


mrn soJnıtlandl& maddi şeyler toplamrndan başka bir şey değildir; hareket de bu haliyle, bütün duyusal olarak algılanabilen hareket biçimlerinin toplamrndan başka bir şey değildir; madde ve hareket gibi sözler birçok değişik ve du_ yularla algılanabilen şeyleri ortak özelliklerine göre kavradrğımrz kısaLtma]aıdan başka bir şey değildir. o halde madde ve hareket' ayrr aJrn maddi şeylerin ve hareket bi_ çimlerinin incelenmesinden başka bir yoldan bilinemez, ve bunlan bilmekle, maddeyi ve hareketi, böyhece, bu ölçüde öğreniriz. Dolayısryla Nögeli, zamanln, .uzayln, maddenin, hareketin, rieden ve etkinin ne olduğunu bilmediğimizi söylerken, ilkin kafamrzda gerçek dünya konusunda soyutlamalar yaptrğmrzr, sonra da bunlar, düşüncenin yarattrğ ve duyusal nesneler olmadrklan, bütün bilinenler ise duyusal ölçİiler olduklan için, bu kendi yaptrğ,rmrz soyutlamalan bilemeyecesmizi söylemiş oluyor! Bu, trpkr Hegel'in değindiği güçlük sibidir; kiraz ve erik yiyebiliriz, arr;,a mewe yiyemeyiz, çünkü hiç kimse meyve olarak meJrve yememiştir.183

Nögeli, doğada olasrdrr ki, duyulanmrzla algrlayamayacağrnız bir sürü hareket biçimleri bulunduğunu ileri siiırerken, hareketin yaratrlamazlr$ yasastnrn bihğ-hiçbirdeğlse miz içiı+ ortadan kaldrnlmasrna eşit, zayrf savunmada bulunmuş oluyor. Çünkü bunlar, kuşkusuz aJgılayabileceğmiz harekete dönüştürüIebilir]er. Örneğin bununla dokunma elektriği kolayca açrklanabilir. ,ft,

Ad vocem* Nögeli: Sonsuzun kawanrlması olanaksrzlrğ. Madde ve hareketin yaratrlmadrğınr ve yokedilemeyeceğini söylediğimizde, dünyalun sonsuz bir gelişme halinde, yani kötü sonsuzluk biçiminde varolduğunu söylemiş oluyoruz ve *

Dolayısıyla. -.Ed.

258


böylece bu süreçte kawanabilecek ne varsa hep}ini kavnyoruz. En çok, bu sürecin sonsuz bir yinelenme olup olmadrfr çevı'imler halinde_, ya da çevr"imlerin iniş ve çıkrş -büyük dallannrn bulunup bulunmadrğı sorusu h6ld sorulabilir. i|r

Kötü sonsuzluk. Getçek sonsuzluğu, Hegel doğru olarak dolu ızay ve zamanda, doğa sürecinde ve tarihte görmüştü. Şimdi doğanrn tümü de tarihle bütünleşiyor ve tarih, ancak bilİnçLi organizmalann evı'imsel süreci olarak doğa tarihinden aynlıyor. Doğanrn ve tarihin bu sonsuz karmaşrklığı vzay ve zaman sonsuzluğunu sonsuzluğu- kendi -kötü içinde ancak fazladan, temel ama başat olmayan bir etken olarak bulunduruyor. Şimdiye kadar doğabilimimizin en son srnrr elrenı'miz oImuştur, doğayr tanrmak için bunun drşrndaki sonsuz sayıda ewenlere gereksinmemiz yoktur. Hatta, milyonlarca güneşten ancak bır tanesi ve onun güneş sistemi, gökbilim araştrrmalarımlzrn asıl temelini oluşturur. Yer_ sel mekanik, fizik, kimya konusunda azçok, organik bilim konusunda ise tümüyle yalnız küçük dünyamızda srnırlr5nz. Buna karşrn, dünyanın nispeten lusa bir dönemi ve küçük bir kesimi içinde srnırlanmakla tarih nasrl önemli bir hasar görmüyorsa, bu durum da, göriingülerin ve doğa konusundaki bilginin hemen hemen sonsuz olan çeşitliliğine önemli herhangi bir zatar verrnez.

* 1. Hegel'e göre sonsuz ilerleme boş bir çöldiir, çtinkü bu ancak, aynı şeyin ölümsüz yinehenmesi olarak görünür: 1+1+1, vb..

2. Ancak gerçekte bu bir yinelenme değil, bir gelişme, bir ilerleme ya da gerilemedir ve böylece hareketin zorunlu bir biçimi haline gelir. Sonsuz olmamasr bir yana: dünyanrn ömrüniin sonu şimdiden görünebilir. Ama, dünya, tüm ewen


değildir. Hegel sisteminde, her gelişme, doğanrn zamansal tarihinin dışrnda bırakrlryordu, aksi halde doğa, tinin kendi_ dışrndaki-varlığı olmazdr. Ama insanlık tarihindeki sonsuz ilerleme Hegel tarafrndan ''tin"in tek gerçek varoluş biçimi olarak kabul edilmiştir, ancak garip bir hayalle, bu gelişme_ nin felsefesinin kurulmasryla- son bulaca$ varsa-

-Hegel yrlmrştır.

3. Bir de sonsuz bilgi vardır:* Questa infınitğ che le cose non hanno in progresso, la hanno in ğro'*f Böylece hareketin biçim değiştirmesi yasasr, kendi üzerine kapanan sonsuz bir yasadır. Ama böyle sonsuzluklar gene sonlulufun vurgu_ nunu yerler ve ancak parça parça görünürler. rl"z de böyle_ dir.186

t( Öhtimstiz doğa yasalan da giderek tarihsel yasalara dönüşürler. 0'-100"C arasrndaki suJnın srvr olduğu ölümsüz bir doğa yasasrdrr, ama bunun geçerli olabilmesi için, (1) suJrun, (2) belti srcaklığ.n ve (3) normal basrncrn bulunmasr zorunludur. Ayda su yoktur, güneşte ise yalnrz unsurlan vardır ve bu iki göksel cisim için yasanrn geçerliliği yoktur. - Meteoya da rolojinin yasalan da ölümsüzdiir, ama yünızca dünya büyüklüğü, yoğunlufu, mihver eğimi ve rsısr dünyanınki gibi olan bir cisim için, hem de bu cismin aynr oksijen ve nitrojen (azot) kanşımından, aJEu miktarda buharlaşan ve yağan su buhan bulunan bir atmosfere sahip olması koşuluyla. Ayın atmosferi yoktur, güneşin kor halindeki metal buharlanndan olma bir atmosferi vardrr; birincisinin meteorolojisi yoktur, ikincisinin bizimkinden çok başka türlü bir meteorolojisi vardrr. resmi fızik, kimya ve biyolojimiz yal- Bizim bütiin yalnız dünya için hesaplanmrştrr. Gü_ n|zca geosantril<lır, neşte, sabit yrldrzlarda ve bulutsularda, hatta bizimkinden *

lik,

Elyazmasında Engels tarafından şöyle bir ekleme yapılmrştır: "(Nice_ Giikbilim)".ıaı -g4. Şeyler ilerleme içinde sahip olmadrklan bu sonsuzluğa, dairesel hare-

s. 259. **

ket içinde sahiptir.r8s -E6|.


ayn yoğunluktaki gezegenlerde bulunan elektrik ve manye-

tik gerilim koşullannr henüz hiç bilmiyoruz. Elementlerin

kimyasal bileşim yasalan, giirreşte, yüksek rsr dolayrsıyla, işlemez ya da ancak giineş atmosferinin sınırlannda geçici olarak işler, bileşikler güneşe yaklaşrrken yeniden çözüşürler. Giineşin kimyasr henüz oluşum süreci içindedir ve dtirryamrzınkinden çok farklı olmak zorundadrr, dünyanrn kimyasrnı değiştirmez ama onun dışrnda kalrr. Bulutsular üzerinde, belki de, olasrlrkla kendileri de bileşik niteliğinde olan 65 element bile yoktur. o halde bütün cisimlere insana kadar- aynr ölçüde uygulanabilen genel-bulutsudan doğa yasalanndan sözetmek istediğimiz zamün, bize kalan tek şey yerçekimi ve belki de enerjinin değişmesi ile ilgili teorinin en genel biçimi, ııulgo mekanik ısı teorisidir. Ama bu teori de, doğanrn bütün göriingülerine genel ve tutarlr biçimde uygulannca, başlangıcrndan ölümüne kadar bir ewen sistemi içinde birbiri ardrndan oluşan değişmelerin tarihsel anlatı_ mlna' dolayrsryla her aşamada aJiTl yasalann, yani a5mr evrensel hareketin başka görüngüsel biçimlerinin egemen oldufu bir tarihe dönüştir. Böylece, hareket dışrnda geriye mutlak ewensel geçerlilikte olan hiçbir şey kalmryor.

* Gökbilimdeki geosantrik görüş önyargılrdrr ve haklr ola-

rak bir kenara atılmrştır. Ama araştrrmalanmrzda bitaz

daha derine giünce, yavaş yavaş yerini bulur. Güneş vb. dünyaya hizmet eder (Hegel, Naturphilosophie, s. 155)187 (tüm koca güneş srrfküçiik gezegenler uğruna vardrr). Bizim için geosantrik fizik, kimya, biyoloji, meteorolojiden vb. başka herhangi bir şey olanaksrzdrr ve bunlann yalnrz dünya için geçerli buluııduklarınrn ve bundan dolayı da yalnrzca göreli olduklannınrn söylenmesiyle bu bilimler hiçbir şey yitir_ mezler. Bu ciddiye ahmr ve merkezi olmayan bir bilim istenirse, üüm bilime dur denmiş olur. Bizim için, aynr koşullar altrnda, her yerde, sağmızdan solumuza kadar uzanan, dün261


yadan güneşe olan uzaklr$n milyonlarca katr kadar büyük olan bir uzaklrkta, aynı şeylerin o]ması gerektiğni bilmek [yeterlidirJ.

* BiIış. Kanncalann gözleri bizimkinden değşiktir; onlar kimyasal (?) rşınlan görürler (Nature,8 Haziran ]_882, Lubbock),188 ama bize görünmeyen bu rşrnlar konusunda sahip olunan bilgiye gelince, kanncalardan oldukça ileriyiz. Kanncalann bizim göremediğimiz şeyleri gördtiklerini tanıtlayabilmemiz gerçeği ve bu tanıtrn yalnızca bİzİm göz|erimizin algılanna dayanmasr, insan gözünün kendine özgü yaprsrnın insanrn bilişine asla mutlak bir srnır koymadrğınr gösterir. Gözlerimize ek olarak ya|ııızca diğer duyulanmrz değil, aynr zamanda düşünce etkinliğimiz de vardrr. Düşünce etkinliğinde de durum, tamamen gözdeki gibidir. Düşiirrcemizin neleri ortaya çrkarabileceğini bilmek için, Kant'tan 100 yrl sonra düşüncenin genişIiğini aklrn eleştirisinden, ya da bilgi aracrnın araştrnlmasrndan çrkarmaya çalışmak yararsrzdrr; bunun gibi Helmholtz'un görme gücümüziirı yetersizliğini (gerçekten bütün rşrnlan görebilen, gene bu yüzden de hiçbir şey göremeyen bir göz için gerekli bir yetersizlik), ve görmeyi belirli srnrrlar içinde tutan ve bunu da tam doğru bir yineleme içinde yapmayan göz yaprmrzı, göziı görüIen şeyin doğasrnr bize yanlış ya da yetersiz tanıttrğ konusunda bir kanrt olarak kullanmasr da pek fayda vermez. Düşüncemizin neler keşfedebileceği, onun daha önce keşfettiklerinden ve bugiiın hAlA keşfetmekte olduklanndan, daha da çok anlaşrlıyor. Ve nicelik ve nitelik balrımından bu şimdiden yeterlidir. Öte yandan düşünce biçimlerinin araştrnlmasr, dü_ şünce saptamalan, çok yararlr ve gereklidir; Aristoteles'ten bu yana buna sistematik olarak girişen ya|nız Hegel olmuştur. Herşeye karşrn, kimyasal ışrnlann kanncalara nasıl göründüğünü hiçbir zaman ortaya çıkaramayacasz. Bu du-


rumdan rahatsu olan bir kimse için çıkar yol yoktur.

* Doğabilimin gelişme biçimi, onun düşündüğü kadanyla, varca5nmdt Ayn, grup içinde bulunan olgulann şimdiye kadarki açıklama yöntemini olanaksrz lrrlan yeni bir olgu gözleniyor. Bu andan itibaren yeni açrklama yöntemleri gerekir _ önce bunlar ya|nız srnrrlr saylda olguya ve gözleme daya_ nrr. Daha sonraki gözlem malzemesi, bu varsayrmlan ayıklar, birini kenara iter, ötekini düzeltir, sonunda yasa, safbir biçimde ortaya konur. Yasa için malzemenin saf bir biğmde bulunmasrnı beklemek, araştrrmadaki düşünce sürecini o zamana kadar durdurmak anlamına gelir ve yalnızca bu yüzden de olsa, yasa hiçbir zaman7 ortaya çrkmayacaktır. Birbirini ortadan kaldrran varsayrmların saJnsr ve srrasl bilginlerinin mantrksal ve diyalektik eğitiminin ek-doğa siktiği karşısrnda- şeylerin öztinibilemeyeceğ.imiz fikrinin kolayca doğmasrna yolaçar. (Haller ve Gethe.)189 İnsanrn bütün bilgisi çok dolambaçlı bir eğıi üzerine geliştiğinden, bu, doğabilime özgü bir şey değildir; felsefe de dahil olmak üzere tarihsel bilimlerde de, teoriler, birbirlerinin yerini alrrlar, ama hiç kimse, bundan, örneğin formel mantrğn saçma olduğu sonucunu çrkarmaz. Bu görüşün son biçirni, ''kendinde-şey''dir. Birincisi kendinde_şeyi bilemeyeceğimiz (Hegel, Enzylğlopİidie], paragraf

44) iddiası, bilim aleminden çrkrp hayal alemine geçer. İkincisi, bu, bilimsel bilgimize tek sözcük katmaz, çünkü eğer ş.eylerle uğraşamıyorsak, onlar bizim için yok demektir. Uçüncüsü de, bu, salt bir deyimdir ve asla uygulanmaz. Soyut olarak alrndrğında tamamen anlaşrlrr gibi gelir. Ama birinin bunu uyguladığını varsayalrm. ''Bir köpeğin dört bacas var gibi görüntiyor, ama gerçekte onun dört milyon bacağ mı olduğunu, yoksa hiç mi olmadrğınr bilmiyoruz'', diyen bir hayvanbilimci için acaba ne düşünülür? Bir üçgenin tanrmlhnmasrnr önce üç kenarla yapan, sonra bunun 25 kenan 263


olup olmadığrnı bilmediğini söyleyen' 2 x 2 döü eder gibi görünüyor diyen matematikçi için ne denir? Ama bilim adamlan, doğabilimde kendinde-şey deyimini kullanmaktan salnnrr, yalnız felsefeye geçerken bunu yapmak cesaretini gösterirler. Bu, onlann böyle birşeyi ne kadar az ciddiye aldrklannl ve onun ne kadar az değerde oldufunu en iyl biçimde tanrtlar. Eğer ciddiye alsalardr, herhangi bir şeyi araştırmalannın ne yaran olurdu? Tarihsel balumdan alrnrrsa, bu şeyin, belirli bir anlamr olabilir. Bizler, ancak kendi çafrmrzrn koşullan altında ve bu koşuLLann elverdiğ ölçüde bilgi sahibi oluruz.

'

şle

Kendinde-şe5ı Hegel, Logik,II, s. 10, daha sonra da bu

konuda tam bir bölüm'190

''Kuşkuculuk, 'bu budut' demeye cesaret edemedi; modern idealizm'' (yani Kant ve Fichte) "bilcıyl kendinde-şeyin bilinmesi olarak kabul etmeye cesaret edemedi.* ... Ama aynr zamanda kuşkuculuk, onun görünüşiiniin çeşitli belirlenimlerini kabul etti, ya da daha çok onun göriinüşü dtinyanın çeşitli zenginliğini içeriğne aldr. Bunun gibi idealizmin görüngüsii (yani idealizmin görüngü dediği şey) bütün bu çeşitli belirlenimler kümesini kapsryor. ... Bu içerik, hiçbir var_ Iıkta, hiçbir şeyde, ya da kenünde-şeyde bir temele sahip olmayabilir; o kendi için nasıIsa öyle kaLır; yalnız varlıktan görtimüşe çewilir." o halde Hegel burada, modern doğa bilginlerinden çok daha kararh bir materyalisttir. {(

Kant'rn kendinde-şeyrnin değerli bir özeleştirisi, Kant'ın düşünen ben'de de başansrzlığa uğıradığ,ınr ve bunda gene bilinemeyen bir kendinde-şey bulduğunu gösterir (Hegel, V, s. 256 ve devamr).1e2

*

Elyazmasının kenannda şöyle

[yHop eüeJ, I' 3. 252''

191

_E d.

bir not

bulunuyot: "Bkz: Enz


IMADDENIN HAREKET BİÇİMLERI. BILIMLERİN SINIFI"A}IDIRILMASI]

Causa frnaliğ _ madde ve özii:ıdeki hareket. Bu madde, so5rutlama değldir. Giineşte bile çeşitli maddeler birbirinden aJrrışır ve etkilerinde bir aJrnm yoktur. Ama bu]utsunun gaz

küresinde ayn a)rn bulunsalar bile, bütiin maddeler, kendi özgiil özelliklerine göre değil, ya|ıızca madde olarak etkide bulunarak saf madde hali4de içiçe göçerler. (Esasen daha Hege|'de causa efficİenğ* iIe causa fr.na/ı's'in antitezi karşıIıklı etkide ortadan kalkmaktadır.)

* En ilk

madde. ''BaşIangıçta varolan, kendinde şekilsiz ilk önce varolan dünyanrn şekil_ siz temeli olarak tasarlanan Kaos efsanesi biçiminde, daha madde anlayrşr çok eskidir; * **

Ereksel neden. -.8d.

Etkileyici neden. -ğd.


Yunanlılarda karşrmıza çıkar.'' (Hegel, EndryHopİidie], I,

s.

259.)1e3

Bu Kaosu, aşağı yukan biçimin ancak başLangıcına sahip bulunan bulutsuda, Laplace'da da buluruz. Farklrlaşma daha sonradrr.

*,

MaddeseLLiğin en genel be]irhenimi olarak çekim, herkes_ kabul edilir. Bu demektir ki, çekim, maddenin gerekli bir çe özelliğidir, ama itim değil. Çekim ve itim ise negatif ve pozi_ tif gibi birbirinden a5rnlmaz, bundan dolayı, maddenin doğru teorisinde çekim gibi itime de önemli bir yer verilmesi zonınluluğunu, ya|nızca çekime dayanan bir madde teorisinin yanlrş, yetersiz ve tekyanlı olduğunu, diyalektik yolla önce_ den bile söylemek olanaklrdrr. Aslrnda, bunu önceden gösteren yeteri kadar görüngü ortaya çrkar. Yalnrzca rşrk için söz_ konusu olsa bile esirden vazgeçilemez. Esir maddi nitelikte midir? Eğer varsa, maddi olması, madde kawamrna girmesi gerekir. Ama çekimin etkisi altında değildir. Bir kuynıkluyrldrzrn kuynığu, maddi nitelikte olabilir. Çiinkü güçlü bir itmeye sahiptir. Gazdaki rsr, itme oluşturur, vb..

* Çekim ve grauitasyon Bütün gravitasyon teorisi, çekimin, maddenin özü olduğunu söylemeye dayanrr. Bu zorunlu olarak yanlrştır. Çekimin bulunduğu yerde, onun itim ile ta-

mamlanmasr gerekir. Bundan dola5n, Hegel, maddenin özünün çekme ve itme oldufunu söylerken oldukça haklıyü.rsl Aslında da, çekimin itmeye dönüştüğii yerde maddenin çözüImesinin bir srnın olduğunu, bunun tersine, itmenin çekim olduğu yerde de itilen maddenin yoğunlaşmasrnın bir srnın bulunduğunu kabul etmeye, bizi giderek daha çok zorluyor.* *

Aynca bkz: Yapışma konusundaki not (s. 311).


+Ne

Çekimin itmeye, itmenin çekime dönüşmesi Hegel'de gizemlidir, ama konunun özü gereğ! kendisi bununla daha sonra gelen bilimsel keşfi yapmaJn ummuştur. Gazda bile moleküllerin bir itişi vardır, aJrnca da bu, çok daha ince parçalara a5rnlmrş maddede bile böyledir; örneğin kuyıııkluyıldrzın kuyıuğunda, bu, çok büyiik bir kuwet etkisi yapar. Hegel, dehasrnr, çekimi ikincil bir şey olarak ondan önce gelen bir şey olan itimden çıkarmakla da gösterir: bir güneş sistemi, ilkinde üstün gelen itim üzerinde çekimin giderek üstiinliik kazanmasıyla oluşabilir. - Isryla genleşme = itme. Gazlann kinetik teorisi. ;NE

Maddenin böLünebilirliğ. Bilim için sorun, pratik bakım_ dan önemli değildir. Kimyada bölünebilirliğin belirli bir sının oldufunu, bunun ötesinde cisimlerin artrk kimyasal etkide bulunamadrklannr biliyoruz ve birçok atom her za- atom;Fizikte man bileşme halindedir molekiil' de belli tahlil için- en küçük parçacrklann kabul edilmesi -frziksel zorunlu-

luğu ile karşr karşryayv; bu parçacrklann düzenlenmiş durumu, cisimlerin biçimi ve yaprşmasr ile belirlenmiştir, bunlann titreşimleri de rsr vb. olarak kendini gösterir. Ama fiziksel ve kimyasal moleküllerin özdeş mi, yoksa birbirlerinden farklr mr olduklannr henüz bilmiyoruz. Hegel, maddenin hem bölünebilir ve sürekli olduğunu, hem de ikisinden hiçbiri olmadısnr söyleyerek, bölünebilirlik sorununun kolayca üstesinden geliyor;ıgs bu ise, bir yanıt değildir, ama bugiin hemen hemen tanrtlanmrştrr (bkz: yaprak 5, 3 aşağıda: Clausius*)

* * Engels,

Doğanın Diyalektiğİnin beşinci çift yaprağrnın üçiincü sayfa_ sınrn sonunda bulunan "Gazlann Kinetik Teorisi' notuna değiniyor (bu' ki_ tabın 314. sayfasında.) --od.


BöItinebilirlik Memeli hayvan bölünmez, sürüngen hayparçalanabilir vanrn ayağı tekrar çıkabilir. -Esir dalgalan ve sonsuz küçtiklüğe kadar ölçiilebilir.- Her cisim, pratikte belli sınrrlar içinde örneğin kimyada bölünebilir.

* ''(Hareketin) özi, uzay ve zamantn dolaysrz birliğidir. ... Uzay ve zaman harekete aittir; hrz, hareketin miktan, geçmiş olan belirli bir zamana bağlı bir uzaydrr.'' ([Hegel]), Naturphilosophje s. 65.) "... ızay ve zaman madde ile doludur. ... Maddesiz hareket olma&ğı gibi, hareketsiz madde de yoktur." (s. 67.;ıse

.:N6

Hareketin yokedilemez|ığ, Descartes'ın, ewende daima

aynı mİktarda hareketin bulunduğu ilkesindedir.lg? Doğa

bilginleri bunu, eksik olarak, ''kuwetin yokedilemezliğ,i'l diye ifade ediyorlar. Descartes'rn salt nicel ifadesi de yetersizdir: böylesine hareket, temel etkinlik olarak, maddenin varoluş biçimi olarak, madde olarak yokedilemez; bu formtil, nicel unsuru içerir. o halde burada da filozof, doğa bilgini tarafrndan 200 yıl sonra doğrulanmıştrr. il*

Hareketin yokedihemezliğ. Grove'da güzel bir pasaj 20 ve devamr.le8

-

s.

rk

Hareket ve denge. Denge hareketten a5rnlmaz.* Göksel cisimlerin hareketinde, d.engede hareket, ve harekette denge *

E\ıazmasının kenanndaki not: "Denge

menliği". -Ed.

=

çekimin itme üzerindeki ege-


vardf (göreli). Ama özgül olarak göreli olan her hareket, yani burada, hareket halindeki göksel cisimlerden biri üzerinde bulunan tek tek cisimlerin birbirlerinden a5rn her hareketi, göreli hareketsizlik, denge yaratmak üzere girişilmiş bir çabadır. Cisimlerin göreli bir hareketsizlik halinde bulunması olanağı, dengenin geçici durumlan olanafi, madde ve bununla birlikte yaşamrn farklılaşmasr için temel koşul_ dur. Giineşte çeşitli tözler denge halinde değildir, yalnrz bir tüm olarak tüm kütlenin dengesi, ya da çok sınrrlı, önemli yoğunluk farklannın belirlediği bir denge vardrr; yüzeyde sonsuz bir hareket ve bir kargaşa, çözüşme vardrr. Ayda herhansl bir göreli hareket olmaksrzrn kesin bir denge egemen(ay = negatiflik). Dünyada haremiş gibi görtirıüyor, - ölüm ket, hareket ile dengenin karşılıklı değşimi olarak farklılaşmıştır: her bir hareket her denge yöntiıde çaba gösterir, bir bütün olarak hareket her dengeyi yokeder. Kaya hareketsizliğe ulaşmıştrr; ama hava koşullan, kıyrlarda kınlan okyanus dalgalannrn etkinlikleri, rrmakların ve buzullann etkin_ liği durmadan dengeyi yokeder. Buharlaşma ve yağmut,tizgar, lst' elektrik ve manyetik görüngüler, aJrnr şeyi yaparlar. Son olarak, canlr organizmada, büyük organlar gibi bütün en küçfü parçacrklann da sürekli hareketini görürüz; bu durum normal yaşam döneminde tüm organizmanrn sürekli dengesine vanr ve gene de daima hareket halinde kalrr, hareketin ve dengenin canlı birliğidir. Her denge ancak gfuelive geçicidıt. {e

1. Gtiksel cisimlerin hareketi. Hareket halinde çekim ve itimin yaklaşık dengesi. 2. Bir göksel cisim üzerindeki hareket. Kütle. Bu hareket salt mekanik nedenlerden dolayı oluştuğu ölçüde, burada da denge vardrr. Kütleler kendi temelleri üzerinde durağan haldedirler. G,İrriındüğii kadanyla ayda bu tamdrr. Mekanik çekim, mekanik itime üstün gelmiştir. SaIt mekanik açıdan,


itime ne olduğunu bilmiyoruz ve tıplrr bunun gibi salt mekanik de herşeye karşrn dünyada kütlelerin, örneğin, çekime karşı hareket haline geçmesini sağlayan "kuwetler''in nere_ den geldiğini açrklamryor. olguyu olduğu gibi kabul ediyor. o halde burada, çekim ve itmenin eşitliği ile hareketin kütleden kütleye yer değiştirmesi, itmenin basit alışverişi vardrr.

bir çofunluğu hareketin bir biçiminin bir başka biçime hareketin ısrya, elektriğe, kimyasal harekete_ -mekanik dönüşmesinden oluşmekanik hareketin muştur; demek ki, ya* çekimin itime parçalanmaya ısrya, elektriğe, kimyasal dönüşmesi (dönüş3. Ancak, yersel hareketlerin büyük

me, başlangıçtal<ı kahdıncı mekanik hareketin, düşürücü ha-

reketin değil, rsıya çewilmesidir, bu da ancak bir görüntüdür) [- ya da itimin çekime dönüşmesiJ. 4. Şimdi dünyada etkin olan bütün enerji, dönüştürülmüş güneş ısrsrdrr.l99

iF

Mekanik hareket. Doğabilimciler hareketi her zaman, aslrnda, mekanik hareket anlamrnda, yer değiştirme anlamrnda almrşlardır. Bu, kimya-öncesi l-8. yüzyıldan kalmadrr ve süreçlerin açrkça kawanmasrnı çok daha güçleştirir. Maddeye uygulanabilen hareket, genel oLarak değşmdir. Herşeyi mekanik harekete indirgeme çılgınlığı da bu yanlış anlamadan ileri gelir. Grove bile, ''maddenin üğer etkilemelerinin... hareket biçimleri haline geldiklerine, ya da eninde sonunda geleceklerine inanma yönünde güçlü bir eğilim taşrr'' (s. 16)200 bu ise, hareketin öteki biçimlerinin özgüI karakterini ortadan kaldınr. Bununla, daha yüksek hareket biçimlerinin herbirinin her zaman zorunlu olarak gerçek mekanik (drşsal ya da moleküler) bir hareketle bağıntılı olmayacas * Bu }ao sözünü "ya da" sözü izlemiyor. olası ki, Engels, tiiııncenin so_ nunda, itimin çekime, tersine dönüşmesini belirtmek istemiş, ,ma bunu yapmamıştır. Tiimcenin sanılan bitiş piçimi köşeli ayraç içinde gösterilmiş-

tit. -Ed.


kastedilmiş değildir; yüksek hareket biçimleri gibi ötekiler uyrr. anda başka biçimler oluştururlar; tıplı kimyasal et_d9 kinin srcak]rk ve elektrik değişimi olmadan olamamasr gibi, organik yaşam da mekanik, moleküler, kimyasal, termik, glektrik vb. değişimi olmadan olanaklr değildir. Ama bu yan biçimlerin bulunuşu, her durumda esas biçimin özünü ortadan kaldırmaz. Günün birinde mutlaka düşünmeyi deneysel olarak beyindeki moleküler ve kimyasal hareketiere ''indir_ geyeceğiz''; ama bu düşüncenin özüyle ilgili herşeyin çözül_ müş olmasr demek midir? te

Doğabİlimin diyahektiğ;2ol Konu

hareket halindeki

madde. IVIaddenin çeşitli biçimleri ve türleri de ancak gene hareketle bilinebilir, ancak onda cisimlerin özellikleri kendi_ ni gösterir; hareket etmeyen hiçbir cisim için bir şey söylene_

I

I

I

il

I

I

I

mez. o halde hareketin biçimlerinden, hareket içindeki ci_ simlerin yaprsı ortaya çıkar. 1. Ilk, en basit hareket biçimi, mekanik biçim, salt yer değiştirmedir: a) Tek bir cismin hareketi yoktur - bundan ancak göreli anlamda [sözedilebilir]* -- düşme. b) Aynlmış cisimlerin hareketi: yöriinge hareketi, gökbi_ lim görüIür denge_ sonuç her zaman dokunmidır. -gözle c) Birbirlerine değen cisimlerin birbirlerine bağptılı hareleli basınç. Statik. Hidrostatik ve gazlar. Kaldrraç, an- bakımından farklı olan sürtünme ve cak derece çarpma üzerindeki dokunmanrn en basit biçimdeki toplamı sayılan asıl mekaniğin öteki biçimleri. Ama sürtünme ve ça{pma, gerçek_ te dokunma, burada doğa bilginleri tarafindan hiç belffilme-'ş b?şk, sonuçlar da oluştururlar: koşullara göre, ses, lsl' rşrk, elektrik manyetizm üretirler. 2. Bu defişik kuwetler (ses dışta tutulursa) _ göksel ci_ * Ayraç-içindeki söz, Engels'in Marx,a yıazdığ3O Mayıs 1873 tarihli

' mektuptan alınmıştır. -.Ed.

I


simlerin fıziğn_ a) birbirine geçer ve karşılrklı olarak birbirinin yerini ahrlar, ve ö) her kuwetin belli nicel gelişmesinde her cisim için de_ ğişik olarak, ister kimyasa} bakımdan bileşik ya da birçok kimyasal bakımdan basit cisimler olsunlar, cisim}ere uygulaııınca kimyasal değişiklikler oluşur ve kimya alanına ğrenz. Giiksel cisimlerin kimyası. Kristalogıafi _ kimyanın bir krs_ ml.

Fizik, canlı organik cismi hesaba katmamak zorundaydr, ya da hesaba katmayabilirdi; kimya, ancak organik bileşikleri inceleyerek en önemli cisimlerin gerçek yap$ına gerçek bir kapı açabilir ve öte yandan, yalnız organik doğada olan cisimlerin sentezini yapar. Burada kimya, organik yaşa_ ma ulaşrr ve yalnrzca bir başına organizmaya diyalektik geçişi bize açrklayacağr konusunda, bizi inandrracak kadar ilerlemiştir. 4. Ancak, gerçek geçiş, tarilıtedir _ gtıneş sisteminin, dünyanrn tarihinde; organik doğanrn gerçek önkoşulu. 5. organik doğa. 3.

jle

BiLimterin sınıİIandınlması. Her bilim, hareketin tek bir biçimini, ya da birbirine bağh ve birbirine geçen bir üzi biçi_ mini tahlil eder. Şu halde, bilimlerin sınrflandrnlmasr, hare_ ketin bu biçimlerinin, kendilerinde zaten varolan sıralanışa göre sınıflandrnlması, düzenlenmesidir ve onun önemi de buradadır. . Geçen t18.] yüzyılın sonunda, daha çok mekanikçi olan Fransız materyalistlerine göre, eski Neuıton-Linnaeus okulu_ nun bütün doğabilimini ansiHopeilik oLarak özethemek ge' reksinimi ortaya çrktı ve bunu, büyük deha sahibi iki insan, Saint-Simon (tam değil) ve Hegel, yüklendiler. Bugün, yeni doğa görüşü temel ğzgileriyle tamamlanmışken, aynr gereksinim kendini gene duyuruyor ve bu yönde girişimler yaprlr-


yor. Ama doğada genel evrim ilişkisi, şimdi gösterildiğinden,

Hegel'in yapay olarak kurduğu diyalektik geçişler kadar, dışsal bir yanyana sıralama da yetersiz kalıyor. Geçişlerin kenü kendilerini yapmalan zorunludur, doğal olmalrdrrlar. Bir hareket biçiminin başka bir hareket biçiminden ortaya çrkmasr gibi, onlann yansımalan, çeşitli bilimlerde zorunlu olarak birbirinden oüaya çıkmalıdrr. +lt

Comte'un, Saint-Simon'dan kopya ettiği doğabilimlerin ansiklopedik düzenlenmesinin2o2 yazafi. olmaktan ne kadar uzak olduğu, bunun, ancak kendisi iğn öğıetim araçlannın ve öğretim yoLunun dİizenlen'meşi amaclna hizmet etmesinden, böylece de daha bilim henüz başlangıç halindeyken ötekinin tfüendiği, aslrnda doğru olan bir düşüncenin matema_ tiksel bir saçmalrğa itildiği çılgın bir enseignement integrat [integral öğretim]e götürmesinden de anlaşılryor. rk

Hegel'in bölüşü (orijinal bölüş): mekanik, kimya, orgaiğn tam"ınen yeterlidir. Mekanik: küttelerin hareketi; kimya: molekiiler hareket (çtınkü fizik de bıırada toplanıyor ve her ikisi *gerek fizik ve gerekse kimya- a5mr sıraya giriyorlar) ve atomik hareket; organik: içerisinde ikisi_ nin birbirinden aynlmaz oldufu eisimlerin hareketi. Çünkü kesinlikle organizma kesinlikle kendi içinde mekaniğ, fiziğ ve kimyayı bir bütİin olarak birleştircn daha ytiksek bir birimdirve bu birimde bu üçlü, birbirinden arhk ayıılamaz. organizmada mekanik hareket, salt kassal hareket biğminde oldufu kadar, beslenme, soluma, salgı, vb. biçirılerinde de doğrudan doğruya fiziksel ve kimyasal değşmenin etkisi altındadrr. Her grup gene iki yanlrdır: mekanik 1" göksel, 2o yersel. Molekiiler hareket: 1o fızik, 2" kimya. Organik: 1o bitki, 2o ha5rvan. nik,zo3 zamaru


;N(

Fizyografi.* Kimyadan yaşama geçiş gerçekleştikten son-

ra, ilkin yaşamrn oluştuğu ve varolduğu koşullann, yani önce yerbilimin, meteorolojinin ve geri kalanlann tahlili gerekir. Sonra da çeşitli yaşam biçimlerinin tahlili, ki, bunlar olmadan bir şey anlaşrlamaz.

;k

''MEKANIK'' DoĞA ANLAYIŞI ÜzpnlNızoa 46:,** Hareketin Çeşitli Bİçimleri Bun]arla Uğraşan Bilİm]eı

Bkz: Sayfa ve

Yukardaki makale yayınlandrktan bu yana (Vorwİirts,9 Şubat 1877)*xı' Kekul6 (Die wissenschaftLichen Ziehe und Leistungen der Chemie) mekanik, fizik ve kimyayı oldukça benzer bir yolda tammladr: ''Maddenin doğasr konusunda bu fikir esas alrnırsa, kimya atomlann bilimi ve frzik de moLeküLlerin bi]imi o|arak tanrmlanabilir, o zaman, bugünkü fıziğin özel bir bilim olarak küt]eleAe uğraşan.krsmrnın a5rnlmasr, ve onun için mekanik adınrn kullanrlması yerinde görünüyor. Böylece mekanik, her ikisi bazı noktalarda ve özellikle bazr hesaplamalarda molekülleri ve atomlan, kütleler olarak ele aldrk_ lan ölçüde, fizik ve kimyanrn temel bilimi olarak ortaya çrluYol."zos

Gtirtileceğ gibi, bu formülasyon, metindeki ve bir önceki nottakixxxx formiiılasyondan ancak biraz daha az belirgin olmak bakımından farklrür. Ama bir Ingiliz dergisi (Naüure) *

Doğanın tarurıı. -ç.

** F. Engels, Anti-Dİhring, Sol Ya;nnlan, Ankara 1995, s. 125. *** Engels, Anti-Diihİindin Yedinci Böliimiiçıe değiniyor.

-Ed. -Ed. Yani.Aıti-Diıhrinğde ve "Gerçek Diirıyada Matematik Sonşuzun İlkörnekleri Uzerine" notunda (bkz: Anti-Dtihrİng, s. 125 ve bu kitabın 290_ ****

296. sayfalan.) _ğd.

274


Kekul6'nin yukardaki önermesini mekaniğin kütlelerin statiği ve dinamiği, fiziğ,in moleküllerin statiği ve dinamiği, kimyanın atomlann statiği ve dinamiği olduğu biçiminde ortaya ko5runca,zffi bana göre, kimyasal süreçlerin bile salt mekanik süreçlere kayrtsrz şartsrz indirgenmesi, en azından kimyanrn alanrnı daraltır gibi görünür. Şimdi de öyle bir moda var ki, örneğin, Heckel stirekli olarak ''mekanik''i ve ''monistik''i sanki a5mr anlamda imişler gibi kullanıyor ve ona göre ''modern fızyoloji ... kendi alanrnda yalnız fiziksel_kimya da -yaizin daha geniş anlamda_* mekanik kuwetlerin işlemesine

veriyor. " (Perigenesis.)2o7

Eğer fiziği molektillerin mekaniği, kimyayr atom}ann fıziği ve daha sonra da biyolojiyi proteinlerin kimyasr diye adIandınrsam, böylece hem bu bilimlerden birinin ötekine geçi_ şini, hem de bağlantıyı, siirekliliği, bunlann ikisi arasrndaki farlu, ayıılığ anlatmak istiyorum demektir. Biraz daha ileri giderek, kimyayı da bir tür mekanik olarak tanımlamak bana pek olanaklr görünmüyor. Mekanik ya da geniş anlamda- yalıız nicelikleri bilir, hrzlarla,-dar kütlelerle, ya da ensonu, hacimlerle hesaplar yapar. Hidrostatik ve aerostatikte oldufu gibi karşısına cisimlerin niteliği çıktığr zaman, moleküler durumlann ve molekiiü hareketlerinin içine gir_ meden hiçbir şey elde edemez, kenü başrna yalnrzca yardrm_ cı bir bilimdir, fiziğin önkoşuludur. oysa fızikte, ve daha çok kimyada sürekli nitel değişiklikler ya|nızea nicel değişikliklerin, niceliğin niteliğe dönüşmesinin sonucu olmaz. Ayrıca hesaba katrlmasr gereken çok sayrda öyle nitel değişiklikler vardrr ki, bunlann nicel değişikliklerine dayandıklan hiçbir biçimde tanıtlanmamıştır. Bilimin bugünkü eğiliminin bu yönde olduğu kolaylrkla kabul edilebilir, ama bu, yalnrzca bu eğilimin doğru oldufunu, bu eğ,ilimin izlenmesinin fiziğ ve kimyayı tüm olarak sonuna vardıramayacağnı tarutlamaz. Bütün hareketler, mekanik hareketi, maddenin en büyiik ve en ktıçfü parçalannrn yer değiştirmesini içerir, bilimin ı7lr ödevi, ama yalnızca ilk ödevi, bu hareketin bilgisini elde etmektir. Ancak bu mekanik hareket, hareketi tümüyle sonu_ *

Italikıer Engels'indir.

-.Ed.

275


na vardrrmaz. Hareket, salt yer değiştirme değildir, mekanikten daha yukardaki alanlarda nitelik degişimidir de. Isı_ nrn bir molektıl hareketi olduğunu keşfetmek iığrr açıcı özellikteydi. Ama benim, bu rsı konusunda, moıei<tııtın -belli bir yer değiştirmesi olduğunu söylemekten başka diyecek bir şe_ yim yoksa, en iyisi susmalr5ıım. Kimya, atom hacimlerinin atom ağrrlıklanna oranrndan elementlerin bir dizi kimyasal ve fiziksel niteliklerini açrklamaya doğru epeyce yolalmiş görünıiyo1. Ancak hiçbir kimyacr, bir elementin Lothar uıever eğ:isindeki2.8 konumunun tam olarak açrklanması bile, -tırneğin onu organik yaşamrn temel taşryıcrsı yapan karbonun özel yapısr ya da beyinde fosforun zorunluluğu gibi şeylerin açrklanabilmesi bile, o elementin bııttın tızeıiıı<ıeınl- açıkla_ drğnr ileri stiremez. oysa bugün ''mekanik'' anlayrş b;;d." başka bir sonuca Varlnryor. Her değişmeyi yer değişimi ile, bütün nitel farklan nicel farklarla açıklryor ve nitetk ve nicelik ilişkisinin karş:lıklı olduğunu, niceişn niteliğe dtınülmesi gibi niteliğin de niceliğe dönüştüğüntı, karşıI-ıkl, niıı oluştufunu gözden kaçrnyor. Bütün farkiar ve nitel değ"tkişiklikleri nicel farklanna Ve değişikliklerine, mekan* ;; değşimine indirgenirse, o zorunlu olarak, maadenın "r*^i en küçük tizdeş paryacı]<lardan oluştuğu, maddenin ı.l-v.'.ı elementlerinin bütün nitel farklılri.ıui.rrrr, saJn olarak nicel farklılık]arla ve atomlan oluşturmak yolundJ b" ; küçü; parçacıklann uzaysal gruplanmasryla ortaya çıktığr yr.r"ir. varrrız. Ama henüz bu kadar ilerlemedik. - Gtiıümüzün doğa bilginlerinin, bugün Alman tirriversitel^e1n!e at o5matan cinsinden en kaba*felsefe drşında felsefe tanrmamalan, onlann böyle, hansı yiikleri sıülanna aldı kI aryp ükkate almadan ve sezmeden]''mekanik,' ';;;;"ci'i yimlerle uğraşmalanna neden oluyor. Maddenin mutlik nitel özdeşliğ teorisinin de yandaşları var görgüctil olarak, bu - Ama herşeyı 'meteori ne çürütülebilir, ne de tanrtlanabilir. olarak açıklamak isteyen kişilere, bu sonucun b-ılinclnIrrTk'' de olup olmadık]an ve maddenin tızaeşü$nı kabul dikleri sorulunca, ne kadar çok çeşitli yaiıtlan a"y"ıacJt "aıp "J-"ı


Işin en tuhafi ''mekaniksel''i ''materyalist''e eşdeğer yapma işinin ''mekanik'' eklemekle materyalizmi küçük düşür_ mek isteyen Hegelden gelmesidir. Zaten Hegel tarafindan eleştirilen materyalizm yüzyllrn Fransrz materyalizmi- ne var ki tamamen-18. mekanikseldi ve bunun tamamen doğal olan nedeni, o zamanlar, frzilk, kimya ve biyolojinin henüz kundakta bulunmasr, genel bir doğa görüşüne temel olabilmekten çok uzak oluşu idi. Aynı şekilde Hackel, Hegel'den, causae efficientes = "mekaniksel olarak etki eden nedenler" ye causae finales = "erekli olarak etki eden nedenler" çevirisini alryor; burada, Hegel, mekanikseli, Hreckel'in sözcüğe verdiği anlamrnda değil, körükörüne etki}eyen, bilinçsiz etkileyen anlamında koyuyor. Ama bütiin bu antitez, Hegel'in kendisi için öylesine aşrlmrş bir görüş noktasrdrr ki, kendisi LogiK"tE, nedenselliği her iki koyoş biçiminde buna hiç değnmiyor bihe, ancak bu görüşün tarihsel olarak ken_ dini gösterdiği (yani- yiiızeysellik yüzünden Hackel'in tamamen yanlrş anladığ biçimde), yerde, Fe]sefe Tarihİnde, pek seyrek olarak da teleoloji dolayrsryla (Logik, III, II, 3), esJ<i metafiziğn, mekanizmin ve teleolojinin antıt'ezi olarak kavradrğ biçimde belirtiyor, bunun drşrnda çoktan eskimiş bir görüş olarak ele alryor. Demek ki, Hackel, kendi ''mekaniksel'' görüştiııiin doğrulanrşilnn bulunmasrna sevinirken, [Hegel'i] yanlrş kopya etmiştir ve bununla, şöyle güzel bir sonuca varmaktadrr: Bir hayvanda ya da bitkide doğal seçme yo_ luyla belli bir değişiklik olunca, bunun oluşumu causa efficiens dola5nsıyladır, a5rnr değişme yapay olursa, causa fina]is sonucudur! Terbiyeci causa finalİs! Hegel çaprnda bir diyalektikçi, causa effeciens ve causa frna]is dar antitezinin kısır döngüsü içine takrlıp kalamazdr kuşkusuz. Ve bugünkü görüş noktasr için bu antitez konusundaki bütün bu umutsuz döküntüye, gerek maddenin ve gerek onun varlrk biçiminin, hareketin yaratrlamaz olduğunu ve bundan dolayr da kendi son nedenleri oldufunu deney ve teoriyle bildiğmİz için son verildi; bıınun yanrnda, evr.en hareketinin karşrlrklr etkisi içinde bir an için ve yerel olarak yalrtlanan, ya da kafamrz-


daki yansrmalarla yalıtlanan tek tek nedenlere de eüJa'n nedenler adınr verrrek için yeni bir saptama asla eklenmiyor, yalnız kafa kanştrncı bir unsur katrlryor. Etken olmayan bir neden, neden değildir. N. B. Madde, bu srfatla, düşii'ncenin saf bir yaratrsr ve saf bir soyutlamadrr. Madde kawamı altrnda şeyleri cisimsel varlrklar olarak birarada toplayarak, içinde nitel farklılrklannr bir yana brrakıyonrz. Böylece madde, varolan belirli madde parçalanndan farklı olarak, duyularda varolan bir parçacıklan birşey degildir. Doğabilim, çabalannr en küçtik ieştirmede nitel farklılrklan salt nicel farklrlıklara inürge_ mekle tekdüze maddeyi bulmaya yöneltirse, |<ıraz, armut, elma yerine meyveyi, keü, köpek, ko5run vb. yerine memeli hayvanı,zog gaz olarak gazr, maden olarak madeni, taş olarak taşr, kimyasal bileşik olarak kimyasal bileşiği, hareket_olarat hareketi görmek istemekle aynı şeyi yapıyor demektir' Darvinci teori böyle en eski bir memeli hayvan istiyor, ama Heckel'in memeliler-öncesi2lo a5mı zamanda eğer bu memeli]er-öncesi içerisinde tohumhalinde bütiın geleceğin ve mevcudun memelilerini içerilor idiyse, mevcut bütiım memelilerden gerçekte daha düşiik bir ewede ve ilkelbir kabalıkta olduklan kabul edilmelidir, böylece onlann herhangi birinden daha geçici olmalrdrr. Hegel'in zaten göstermiş oldufu giti (EnztyHopİidie],l, s. 199), bu görüş ona dayanılarak maddenin ancak nicel bakımdan saptanabileceği, nitel balrrmdan ise aslrnda özdeş sayılacağ'r kabul edilen bu ''tekyanlr mate' matiksel görüş'', 18. yüzyılın Fransız materyalizminin ''görüşiinden başka bir şey değildi1''.zıı Hatta saYıYr, nicel saptamayr, şeylerin özü olarak kawayan ftıthagoras'a kadar gerileme demektir.

* Önce Kekul6.212 Sonra: şimdi gittikçe daha çok gerekli hale gelen doğabi}imin sistemleştirilmesi, göriiıgiilerin içbağrntılanndan başka bir yoldan bulunamaz. Bunun gibi bir


göksel cisim üzerindeki küçük kütlelerin mekanik hareketi, aralannda ya|nızca derece farkr olan iki biçim, yani siiı'tünme ve çarpma biçimindeki iki cismin dokunmasında son bu_ lur. o halde önce sürtünme Ve çarpmanrn mekanik etkisini inceleyelim, ama bununla etkinin bitmemiş olduğunu görürüz: sürtme, rsı, rşrk ve elektrik oluşturur; çarpma, elektrik olmasa bile, rsr ve ışrk oluşturur kütlelerin hareketi -yanihareket moleküler harekete dönüşür. Molektiler alanrna, fiziğe geçiyoruz ve incelemeye devam ediyoruz. Ama burada da, moleküer hareketin bu incelemenin sonucunu temsil etmediğini görüyoruz. Elektrik, kimyasal dönüşümün iğne geçiyor ve ondan ortaya çrlıyor. Isr ve ışık da öyle. Moleküler ha_ reket atom]ann hareketine dönüşmüş oluyor- kimya. Kimyasal siireçlerin incelenmesi, bir araştrrma alanr olarak organik diinyayı, yani içinde kimyasal süreçlerin farklı koşullar altrnda olmasrna karşrn inorganik dünyanrn a5rnr yasalanna göre yeraldığı bir dünya ile karşı karşrya kalryor ve kimya bu açıklamayla yetiniyor. Öte yandan organik dünyanrn bütiin kimyasal incelemeleri, sonunda gene bir cisme dönüyor; bu srrada kimyasal süreçlerin sonucu olmakla birlikte, kendinden-etkin, sürekli bir kimyasal süreç olmasr balrrmından bütün öteki stireçlerden ayrılrr protein. Eğer kimya açrkça - yani protopIazma ortay3 Ektığı özgül biçimi içinde, adr verilen bir özgüllükte, ya da, daha doğrusu, özgiillük yoksunluğunda, öyle ki, içersinde proteinin bütün öteki biçimlerini potansiyel olarak içeren (buna karşrn ancak bir çeşit protoplazmanrrı bulunduğunu kabul etmek gerekli değilür) bu proteini hazrrlamayr başanrsa, diyalektik geçiş gerçekten ve tam olarak tanrtlanmrş olacaktır. o zamana kadar bir düşünce olarak, başka bir deyimle hipotez olarak kalacaktrr. Kimya proteini üretirse, kimyasal süreç kendi kendisini yukardaki mekanik süreç olayrnda olduğu gibi, aşacak, yani daha geniş bir alana, organizmanrn alanrna varacaktır. Kuşkusuz, fizyoloji, fizik ve özellikle canlr cismin kimyasrdrr, ama burda özellikle kimya olmaktan çrkar, bir yandan kendi alanınr srnrrlar, bu alan içinde de daha yüksek bir güç haline gelir.


IMATEMATıK]

MATEMATIĞIN aksiyomlan denilen şeyler, matematiğin çrkış noktasr için gerekli olan birkaç dtıştınce belirlenimleridir. Matematik, büytıklüklerin bilimidir; onun hareket noktasr, büyiiıklük kawamıdrr. o, bunu, eksik bir biçimde tanrmlar ve daha sonra tanımda mevcut olmayan aksiyomlar olarak drşardan alınan, büyüklüğün öteki ilkel belirlenimlerini ekler, böylece tanıtlanmamış olarak göriiniirler ve doğaldır ki, matematikse] olarak da tanıtlanmamışlardır. Büyiiklüğün tahlili, bütün bu aksiyom belirlenimlerini, büyüklüğiiı gerekli belirlenimleri olarak verebilir. Spencer, bu aksiyom|arın apaçı-klrğnın, bize öyle göriindtikleri kadanyla, kaLıt alındığnı söylemekte haklrdrr. Bunlar, diyalektik olarak, salt eşsözler (totolojiler) olmadrklan ölçüde, tanrtlanabilirler'

280


Matematik Hiçbirşey, aritmetik işlemlerin dört türü, tüm matematiğn unsurlan, arasrndaki farktan daha somut temellere dayanmrş görünmem6ktedir. Ve çarpma daha başlangıçta, kısaltılmrş bir toplama olarak, biilme aynı büyfülükteki sayılardan belirli bir eşit sayrsal büyiikltiklerin krsaltrlmrş çıkarmasr olarak kendini gösterir; bölme, bazan -bölen bir kesir olduğu zamaİI- tersine çewilmiş kesirle çarparak, sağlanabilir. Cebir hesabında ise çok daha ileri gidilir. Her çıkarma (a_b) toplama olarak (_b+a), her bölme a/b, çarpma olarak a x l/b gösterilebilir. Üslü büyükltıklerle he_ sap yaprlırken, çok daha fazla ileri giülir. Hesaplama çeşitleri arasrndaki bütün katı farklılrklar ortadan kalkar, her şey karşrt biçimi iğnde gösterilebilir. Bir üs kök olarak (.f _ y'?,) bir kök üs olarak (ı/İ xuz) konabitr. Birim, bir üs ya = da kök ile bölünerek paydanrn bir kuweti olarak konabilir.

ıLy'x += **;'ş\= -, JI Bir

büyiiklüğiin üslerinin çarprmr ya

da btıltımtı onun üsstiniin toplamrna ya da çrkarmasrna dönüşiir. Her sayr başka bir sayınrn üssü olarak kawanabilir ve gösterilebilir (logaritma|at, y = aI). Ve bir biçimden karşrt biçime olan bu dönüşüm, gereksiz bir oyuı değil, matematik biliminin en güçlü kaldıraçlanndan biridir; zor bir hesap, bu o]maksrzrn bugiin artrk yaprlamaz. Matematikten ya|nızea negatif ve kesir üsleri bile çıkanlsa, ne kadar ilerleme sağlanabilir? (- . - = *, -/- = +,r/--lvb. daha önce ortaya konmalrdrr.) Matematikte döniim noktasr, Descartes'ın değşken büyiiflüğİi olmuştu. Bununla birlikte, hareketve bundan ötürü de diyalektikve hemen ardından, ve Leibniz tara-Newton findan bulunmamrş olmakla birlikte, onlar tarafından tam olarak tamamlanaı- diferansİyel ve entegral hesapLann zorunluluğu matematiğe girdi.

281


Nicelik ve niteLik. Sayı, bildiğimiz en saf nicel belirlenimdir. Ama bu, nitel farklılıklarla doludur. 1. Hegel, sayr ve birim, çarpma, bölme, üssüne yiiıkseltme, kök alma. Böylece, Hegel'de belirtilmeyen şey, nitel farklrlıklar, asal sayılar ve katlan, basit kökler ve üsler kendini gösterir. 16 yalnrzca 16 tane birin toplamr değil, aynr zamanda 4'tin karesi, 2'nin dürdiiııcü üssüdtir. Daha fazlasr. Asal sayılar, başka sayıla_ nn kendileriyle çarpımından meydana gelen sayrlara yeni ve kesin nitelikler verirler: yalnrz çift sayılar 2 ile bölünebilir ve ayru şey 4 ve 8 ile böliinme için de sözkonusudur. 3 için rakam]ann toplamr kuralı vardır ve çift sayrlarla birleşme halinde, aynr şey, 9 ve 6 için de sözkonusudur. 7 için özel bir kural vardrr. Bunlar, henüz bu işin başIangıcrnda olanlar için anlaşılmaz gibi göriinen sayı oyunlannın temelini oluş_ turur. o halde Hegel'in (Nicelik, s.237) aritmetikte düşüncenin olmadr& konusundaki sözleri doğru değildir. Ama karşrlaştrnnız:''ölçü".zıa Matematik, sons'uz büyüklükten ve sonsuz ktıçtıkltıkten sözettiği gibi, aşrlması olanaksrz nitel karşrtlrk olarak ortaya çıkan bir nitelik farlıınr da kabul eder: nicelikler birbirleri arasrnda öylesine büyük farklılıklar gösterirler ki, aralanndaki her rasyonel basntr, her karşrlaştrrma nicel olarak lıı_ yas kabul etmez bir durumda son bulur. Sıradan oransızlıihn, tırneğin, çember ve düz çizgi oransrzlrğanın buradaki durumu da üyalektik bir nitelik farludır; ama burada* o, niteIiğin farkınr oransızlrk noktasrna kadar arhran benzer büyükliiklerin njce^lift farlıırdır.

* Sayı. Tek başrna saJn, saJn sistemi içinde bizzat bir nitedokuz defa birbiriyle toplanmasından başka, 90, 99, 900.000 vb. sayılannın da temelidir. Bütiin sayısal yasalar, seçilen sisteme dayanrr ve onun taraflndan belirlenir. Ikili ve üçlü sistemde,

lik alır ve nitelik kullarulan sisteme dayarur. 9, l'in

*

Yani sonsuzlufun matematiğinde. -Ed.


2 x 2 = 4 değildir, tersine, = 100, ya da, = lL'dir. Temel tek sayılarla ilgili bütün sistemlerde, tek ve çift sayılar arasın_ daki fark oüadan kalkar, örneğin 5'lik sisteme dayanrnca 5 = 10, 10 = 20,15 = 30. Bunun gibi aynı sistemde 3 ya da 9'un çarprmlannın 3n tam sayrlannın toplamrnda da aynıdır (6 = 11, 9 = 14). Demek ki temel sayl yalnız kendisinin niteliğini değil, bütün öteki sayılann niteliğini de belirliyor. Sayrlann üsleri balumından sorun' daha da ileri gider: her sayr başka bir sayrnın üssü olarak kawanabilir _ tam ve kesirli sayrlar kadar çok logaritma sistemleri vardrr. JK

Bir. Birimi, ona tekabtil eden çokluk ile bağntr içersinde ve onun çokluktan gelen çeşitli köken biçimlerine uygun olarak incelediğimizde, nicel birimden daha basit ve ondan

daha çok yanlr görtinen hiçbir şey yoktur. Herşeyden önce tiim pozitif sayr sisteminin taban saJnsı birdir ve bu sa5n sistemlerinin birbirlerine ardarda eklenmesiyle büttin öteki sayrlar meydana gelir. Bir bütiın pozitif, negatif ve birin kesirli üslerinin ifadesiür: !2, \/1,1-2 hep bir'e eşittir. Pay ve paydanın eşit olduğu bütün kesirlerin içeriğidir. Üssü sıfrr olan her sa5nnın ifadesi, ve böylece logaritması, bütün sistemlerde biricik sayr, yani = 0'drr. o halde, bir, bütiin olanaklı logaritma sistemlerinin ikiye aynldığ sınrrdrr: taban, 'bir'den bü_ ytik olursa, bir'in üsttindeki bütün sa5nlann logaritmalan pozitif, bir'in alhndaki bütün sayrlannki negatiftir, bu taban, bir'den küçük olursa, tersi durum ortaya çrkar. o halde her sa5n birbirine eklenen bir'lerden meydana geldiği ölçüde kendisinde bir birim özelliği taşryorsa, birim, bütün öteki sayllan da içeriyor demektir. Yalnızca her sayryr birçok bir'lerden yapabilüğimiz ölçüde değil, gerçekte bir'in öteki her sayrnın belirli bir üssünde olması ölçüsiınde bu durum vardır. Hiç lıılını kıpırdatmadan,.f = 1ya da pay ve paydası eşit olan ya da aynı biçimde bir'i temsil eden bir kesri, kendilerine uygun düştüğii zaman hesaplanna katan, yani birim-


de bulunan çokluğu matematiksel olarak uygulayan *9t'_ matikğler, kendilerine genel bir anlatrmla, birimin ve çoklu_ gun ayntmaz, içiçe girmiş kawamlar olduğu, çokluğun biimde bulunuşu kadar birimin de çoklukta bulunduğu söylenirse, burunlannr kıvrnr ve yüzlerini asarlar' oysa bunun ne kadar yerinde olduğuou, salt sayrlar alanrndan aynlır ay_ nlmaz hemen görüyoruz. Çizgilerin, yüzeylerin ve cisim hacimlerinin ölçülmesinde bile, uygun düzendeki herhangi bir büyük]ügü birim olarak kabul edebileceğimiz anlaşrlıyor ve de ş"y, ağrrlrğın, zamalun, hareketin vb' ölçülmesinde "y.r, miligve milimetre glç"riı oıııvor; htıcrelerin ölçülmesinde iu- nı" çoı. utıytıı.ttır; yrldrzlar arasr uzaklrklann ve rşık hrzrnrn tılçülmesinde kilometre işe yaramayacak derecede kügune! çiiktiir ve bunun gibi kilogram da gezegen ve hatta göriinen bigibi i.tıtı"ı"ı için ktıçııkttır. Ilk balaşta çok basit bulunduğu rim kawamında ne denli farkhlrğrn ve çeşitliliğin burada çok açrk olarak görünmektedir. )Ne

Sı.fir, herhangi betirli niceliğin yadsrmasr olduğundan içe-

rikten yoksun aeeildir. Tersine, srfınn çok belirli bir içeriği vardrr. Büttirr pozitif ve negatif büytıkliikler arasrndaki srnır olarak, ne artr ne de eksi olabilen biricik gerçek nötr sayr olarak, ya|nızca çok belirli bir sayr olmakla kalmaz, ayn7 zamanda,-kendisinin srnrrlamrş oldufu öteki büttiı sayrlardan kenü içinde daha önemlidir. Gerçekte srfır, herhangi bir baş_ ka sayıdan, içerik yönünden daha zengindir. Başka herhangi konunca, sayı sistemimizde ona on katlr bir saylnrn "u&rr. değeri verir. Sifır yerine başka herhangi bir işaret de kulla,.rırbiıirdi, ama ancak bu işaretin, tek başına alındığr zamali sı_fir anlamrna gelmesi, = 0 olmasr koşuluyJa' o halde srfrnn bu kullarulışı kendinde bulmasr ve tek başrna onun böyle kullanılabilmesi, doğasrnda vardrr. Sıflr, birlikte çarpıIdığı başka her sayıyr yok eder. Bölen ya da böliinen olarak başka herhangi bir sayr ile birleşince, onu birinci halde sonsuz bü-


ytiklükte, ikinci halde ise sonsuz küçüklükte bir duruma sokar; başka bir sayı ile sonsuz ilişkide bulunan tek sayıdır. %, - - ile + o arasrndaki her sayıyr ifade edebilir ve her du_ rumda gerçek bir büyüklüğti temsil eder. Bir eşitliğin gerçek içeriğ ancak, onun büttin öğeleri tek bir yana getirildiğinde açıkça ortaya çıkar. Böylece denklem, ikinci dereceden denklemlerde olduğu gibi sıfir de_ ğerine indirgenir ve bu, yiiksek cebirde nerdeyse bir kural_ dır. İ'(ı .1ı') = 0 fonksiyonu bu durumda aJrnr z'ye eşit yaprlabilir ve bıı z= 0 olmasrna karşın, normal bir bağmlı değişken gibi türevi alınrr ve lusmi türevi belirlenir. Her niceliğin hiçliği de nicelik olarak saptanabilir ve yal_ nrz bu yüzden srfrrla hesap yapmak olanaklrdrr. Yukardaki gibi sıfırla hiç çekinmeden hesap yapan, yani onunla belirli bir nicelik kawamr ile işlem yapan, onu başka nicel kavram_ larla nicelik ilişkisine sokan matematikçiler, Hegel'de onu şöyle genelleştirilmiş bir halde oku5runca saçlannr yolarlar: hiçbir şeyin hiçliği be]irlibir hiçliktir. Gelelim (analitik) geometriye. Burada sıfir belirli bir noktadır; bu noktadan itibaren ölçüler bir çizgi boyunca, bir yönde pozitif, öteki yönde negatif olarak alrnır. Demek ki burada srfir, ya|nız negatif ya da pozitif büyüklükle belirlenen her nokta gibi önemli değil, aynr zamanda, hepsinin bağamlı olduğu, hepsinin ilişkili bulunduğu, hepsinin belirlenmesini sağlayan nokta olarak çok daha büyük önem taşrr. Hatta çoğu durumlarda tamamen isteğe bağlı olarak da alrnabilir. Ama bir kez de alrnırsa, bütün işlemin merkez noktası ola_ rak,kalrr, öteki noktalann bitim noktalankaydedileceği çizginin yönünü-apsislerin bile belirler. örneğin, dairenin denklemini elde etmek için, çewenin herhangi bir nokta_ srnı sıfır noktasr olarak alrrsak apsis doğrusu, dairenin mer_ kezinden geçmek zorundadrr. Bütün bunlar, hareketlerin he_ saplanmasında da her kez alrnan srfır noktasrnrn bütün işlemin baş ve kutup noktasını oluşturduğu mekaniğe de aynı biğmde uygulanabilir. Termometrenin srfir noktası, derecelerin istenilen saJnsrna bölünen ve tİiylece hem kendi kendisi


içinde sıcaklrk basamaklannın, hem de yüksek ya da dtışfü srcaklrğrn ölçeği olarak hizmet gören srcaklık bolümtıntın çok belirli alt srnındrr. Demek ki, burada da, çok önemli bir noktadrr. Termometrenin mutlak srfin bile, asla saf, soyut bir yadsrmayl değil, maddenin çok belirli bir durumunu temsil eder: bu, molektıllerin kendi başrna hareketinin son sınrnnın kayboldufu ve maddenin yalnızca kütle olarak etki yaptrğı sınrrdrr. Ne zaman srfıra raslarsak, orada, srfır, çok belirli bir şeyi temsil eder ve onrın geometride, mekanikte vb. pratik olarak uygulanması, slnır olarak, kenüsinin sınrrladrğa bütün gerçek btıytıkltıklerden daha önemli olduğunu tanıtlar. lNç

Sıfir üsler. Logaritma dizilerindeki önemi: 0 I 2 3 log 100 ]"01 102 103 . Bütiın değişkenler herhangi bir yerde birimden geçerler;yani (aİ) = 1 değişken üssiirıdeki değişmez değer, x = 0 olunca çıkar, ao = |, a üsler dizisinin öteki unsurlan ile bağıntı halinde bulunan bütünden başka bir anla*/n)"'n ma gelmez, yrı-, burada bir anlamr vardır ve (x .x9 = sonuçlara götürebilir, başka bir özelliği yoktur. Bundan, birimin de kenüs$e ne denli özdeş görüntirse görti'nsün, herhangi bir başka saJnnın sıfır üssü olabildiğinden, içinde sonsuz çok yanlılık içerdiği ve bu çeşitliliğin, birimin belirlenmiş bir birim olarak, bu süreçle bağlantı içinde (anlık büyüklük ya da bir değişkenin biçimi olarak) sürecin değişken sonuçlanndan biri olarak bulunduğu her firsatta tanrtlanan sanal bir şey.olmaüğı çıkar. {e

{ı. _ Cebirin negatif büytiklükleri, ancak pozitif bü_ ytiklüklerle bağıntılı olduklan ve ancak onlarla ilişki halinde bulunduklan ölçüde gerçektir; bu ilişki dışında, yalnrz alın_


dıklannda, salt sanaldlrlar. T?igonometride ve analitik geo_ metride, yiiksek matematiğin buna dayalr dallan ile birlilte, pozitif yöne karşrt hareketin belirli bir yönünü ifade ederleri ama dairenin sinüsleri ve tanjantlan, sağ alt çeyrekten oldu_ ry gıli sağ üst çeyrekten itibaren de sayılabiiir, yani doğrudan doğruya artı ve eksi tersine çewilebilır. Bunıin sibı ina_ litik geometride, apsisler, dairenin çemberinden ya_da mer_

kezinden itibaren hesaplanabilir. Hatta bütün eğrilerde genellikle eksi olarak hesaplanan yönde, (ya da) isteniün yönde, eğriden itibaren hesaplanabilirler, gene de eğ.rinin doğru bir rasyonel denklemini verirler. Burada, artr, y*alnrzca eksinin tamlaması olarak ya da eksi, yalnrz"u' ,"t.rm tamlamasr olarak vardrr. Cebirin so5rutlaması ise, onlan [negatif büyüklükleri], gerçek, bağımsız, hatta daha büytik biriyle olan ilişkisi drşında, pozitif büyiiklfü olarak ele alır.

ıç Matematik. Belirli bir büyiiklügü, örneğn bir iki terimli-

yi, sonsuz bir üzi, yani belirli olmayan bir şey içerisinde çözmek sağduyuya saçma göziikiir. Ama sonsuz diziler ve ikite_ nmli(binomial) teorem olmasaydı şimü nerede bulunurduk?

jf Asimptotlar. Geometri, doğru ve eğrinin mutlak karşıtlıklar oldufunun, doğrunun eğri içinde ve eğrinin doğru içinde kesenkes ifade edilemezliğnin, ikisinin kıyaslanam ^rigrnın keşfedilmesiyle başlar. Ve hatta dairenin hesaplanması

da, ancak çemberinin doğru çizgiler halinde ifadesiyle mümktındür. Asimptotlu eğrilerde ise doğaıu eğrinin içinde ve eğri {ığry""- içinde kaynaşrr; paralellik kawamı da tıpkı böyıedir: çizgiler paralel değldir, birbirlerine sürekli olarak yakl-aş;rlar ve hiçbir zarflar, kesişmezler; eğrinin kolu gitiikçe daha çok doğrulaşrr ama hiç bir zaman tamamen aoğru ııaie gelmez, tıplu analitik geometride olduğu gibi, doğru çizgi


sonsuz küçüklükte bir eğri olarak birinci derecede bir eğri gibi kabul edilir. Logaritmik eğrinin -x'i, ne kadar büyük olursa olsun, yasla = 0 olamaz.

* Diferansiyel hesaplarda doğru ihe e#, son aşamada eşit olur: diferansiyel üçgende hipotenüs, yayrn üferansiyelini meydana getirir (tanjant yönteminde), bu hipotenüs ''a5rnr zamanda hem yayrn unsuru ve hem de tanjantrn unsuru olan küçük, oldukça doğru bir ğzgi olarak'' kabul edilebilir eğ:i, ister doğru ğzgilerin sonsuz sayrdaki toplaml olarak -göriiilsün, ister ''tam bir eğri olarak kabul edilsin'', ''eğri, M'nin her noktasrnda sonsuz küçüklükte oldufundan, eğıinin unsurunun tanjant unsuruna olan son oranlnln, eşitliğn bir oranı olduğu açıktır''.* Böylece oran, sürekli olarak eşitliğe yaklaşmaslna' ama eğıinin doğasrna uygun olarak asimptot biçiminde yaklaşmasına karşın, dokunma, gene de uzrrnluğu olmayan tek bit nokta ile sınırlandğ için, doğrunun ve eğrinin sonunda eşitliğe ulaştığ.ı varsayılrr. (Bossut, CahcuL ditr' et int6gr., Paris, An VI, I, s. ].49.)215 Kutupsal eğrilerde,216 sanal diferansiyel apsisler, her ikisi kutupta kesişmelerine karşrn, gerçek apsislere paralel kabul edilirler ve işlemler buna dayandrnlrr; gerçekten de, bundan, iki çizginin kesişme noktasrnda belirgin bir açr yapan iki üçgenin benzerliği, benzerliğin bütün temelini meydana getiren paralellik çıkartılır. (Şekil t7.)2I7 Doğru ve eğri çizgilerin matematğ, böylece oldukça sona yaklaştıkça, eğiyt doğra olarak a/an (diferansiyel üçgen) ve doğruw eğri olatak gören (sonsuz küçüklfüte eğri olan birinci dereceden eğri çizgı) matematik sayesinde, yeni ve hemen hemen sonsuz bir alan açılryor. Vah metafızik!

*

Italikler Engels'indir. -Ed. 288


T?igonometri. Sentetik geometri, bir üçgenin özelliklerini ele alıp bitirdikten ve artık söyleyecek y"oi lı, şeyi kalmadıktan sonra, çok basit_ve tamamen diyalektik ışi"voı"yı" daha geniş bir ufuk açılıyor. Artık üçgen,.kendisinde"ve _çok kendisi için değil, başka bir şekille, i"ı""li" eie alrrrryor. Her dik açılı üçgen, bir dairenin parçası olarak al.nauııırieger hipotenüs = r ise, dik açıya bitişik kenarlar sinüs ve kosintıstür, kenarlardan biri = r ise, öteki kenar tanjant, hıpoie= nüs = sekanttır. Bu yolla, kenarlar ve açılar, oldukça flrkh verilince, üçgenin daire ile bu bağlantısr olmaksızrn'keşfi ve kullanılmasr olanaksrz olan belirii ilişkiler, oıa"ı.|"'yu"i "" eskisiri bir üçgen teorisi ortaya çrkmaktadır; kı b,, teori, makta ve ewensel olarak uygulanabilir olmakiadır, "şçünftı her üçgen iki dik açılı üçgenlere dönüştürtılebilmeitedir. T?igonometrinin sentetik geometriden bu gelişimi, diyaletiiğn, şeyleri yalıtlamada değil onlann içbağntılannda kawanılmasr yolunun güzel bir örneğidir. {ç

Özaeşıiır ve fark. _ dx'in sonsuz küçük, ama gerçekten v_e 9tki|ı tıepen yapacak nitelikte olduğu diferu.r*iy""ı ir"*";: ta diyalektik ilişki, halen görülmektedir.

* Molektil ve diferansiyeL Wiedemann (III, s. 686),218 sonlu ve mo]eküIer uzaklrklan birbirine doğrudan karşıt olarak koyuyor.

289


GERÇEK DÜNYADA MATEMATİKSEL SONSUZUN 19 İLKÖRNEKLERı ÜZERINE2 _ S. 17-1ğ İçin: Düşİimce ve Varlığn Uyumu' Matematikte Sonsuz

Öznel düşüncemizin ve nesnel dtinyanın aFu yasalara tahn"eh b"l""a;ğ" ve bundan dolayı da her ikisinin de son bir_ tersine birbirleriyle çelişmeyecekleri' ııiii .orrçıaıinda düteorik tüm olgusu, zorundaolduklan girmek uıı"ı" içine altrnda tutar' Bu' teoegemenliği biçimde itı"""*ilı -itı"t ;tk_il;ü""" yotunda, bilinçsiz ve koşulsuz bir öncüldür' 18' metafii\ bir nitelik taşrması *r"ı materyalizmi, genellikle balımından incelemişiçeriği y a|nızca üu tı""tiitı a;;.ryl., -materyaliz-, ve bilginin içeri$nin düşiiııcenin ir", iı". b, sınrrlr kalryor kanrtrnda gerekt!4Jryos.ü deneyden çrk-r", quod intel]ectu' in Nüır.e,st koyuyordu: ş" ııı."ı y"*a"" "" noi fuerit in sensu.zzo Önce modern idealist, ama a)ml zayönünm.nda diyatektik olan felsefe ve özellikle, onıu biğm a"" a" ilı< kez inceleyen Hegel' Burada karşrmrza çrkan sayr_ biçiminin srz keyfİ yapılara rr" ı.r"g,rıu"a karşrn, sonucunun birliğne varlığn ıIe düşünce edilmesine, iaeaıistçe başaşa$ ve taridoğanrn süreçlerinin düşünce k;"ş-' b" reiserJnın, düı_ü1c-e süreçlerinin tarihin ve doğanın hin'süreçlerine ve farklr stıreçlerine benzer oldiıg"unun birçok durumlarda ve en ge_çerli ol_ yasalann benzer ,iJ.rau bu süreçlerirr1tı-ü"d" a;ğ"""" tanıtlanmasr yadsrnamaz' Öte yandan modern dove formülasyonu ğ"friıı-, içerisni, eski metafrzik srnrrlama bütün dühareketle yolda deneyden bir tr'-rd.s;" Jdecek Kazanılgenişletmi-ştir. ilkesini ktıkenihn ;ü; içelrı$nın deneme ederek geçmesini kalrtrmla lrş tır"ııiı.I"rin -kabul bire_ bir tek yaygnlaştınyoı; kadar tiire ı.orr"*o bireyden de_ atalannrn dizi bir 6lçtıde, bir belirli yerini yı, d"r"g"ın ir"yı"ri"ı" sonuçlan ile değiştirerek tek bireyin deneyinin ar_ arat k gerelsız old'uğunu ortaya koyuyor' Örneğin' bizim her yaşrndaki sekiz çocuk aksiyomlar -rrj" matematiksel *

Bkz: Anti'Dİihıı'ng, Sol Yayınlan, Ankara 1995' s' 85' -Ed'


için kendiliğinden açık göründüğünden, bunlann deneyle tanrtlanmasınrn gereği yoktur; bu, salt ''birikmiş kaırtımi.n soBir vahşiye ya da Avustralyalı zenciye buntan tek l}"}d*l bir kanrtla öğretmek ise çok zordur. Elimizdeki yaprtta* diyalektik bütün hareketin en genel yasalannrn bilimi olarak alrnmıştır. A5mr zamanda bu demektir ki, onun yasalan, düşüncenin Lareketi için olduğu kadar, doğada ve insan tarihindeki hareket ıçı" a" g"ç"rii iı_ malıdrr. Böyle bir yasa, bu üç alanın ikisinde, irit. h", 'bır üçiirıde, metafizik darkafalılığn tanıdığ ve aJrnr şeyin yasa olduğu konusunda bir açıklığa vannasrna gereklilik kalmadan kabul edilebilir. Bir örnek alalrm. Kuşkusuz bütün teorik ilerlemeler ara_ srnda insan ak]ınn en büyük zafei,17. yüzyılın ikinci yan_ srnda, sonsuz küçüklük hesabınrn keşfedilmesidir. İnsan J_ lrnın saf ve müstesna bir ustalrğı stıztnusuysa, bu, işte buradadır. Sonsuz küçüklük hesaplannda ı<ulıanıan " ve ltiklerin _çeşitli derecelerdöki diferansiyellerinüo*t_ sonzuzlann_ çewesini bugün de saran srr, burada üzerinde durduğumuz şeylerin insan zekasınrn saf ';örgü, v*"t-rı"n ve tasarlamaları'' oldufu, nesnel dünyada buna tekabül eden bir şeyin bulunmadrğnın hAl6 imgelendiği konusunda 9" u1]<anıttrr. oysa durum bunun tersidir. Btıttın bo sanai btıytıklııklerin örneklerini doğa verir. Geometrimiz azay bağntrlannr, aritmetik ve cebirimiz de sayısal büytıkliıkleri hareket .roitu* alrr, bunlar y"r*"i koşullanmrza, Ye bu nedenle de mekaniğin kütleler yada görülen ve insanlar tarafrndan hareket ettirilen -dtırkütleJe1_ ola1ak deyimlendirdiğ cisimlerin büyüklüklerine tekabiil ederler. Bu kütleler karşısında dünya kütlesi sonsuz büytıkliikte görtinür ve yersel mekanik tarafından da sonsuz büyüklük olarak ele alrnrr. Dünyanrn yarrçapr - o, düşme y-asasrnda, bu, bütün mekaniğin temel ıı<esiair. Ama yain z diinya değil, bütün güneş sistemi ve onunla llsilı uzakiıklai bize ancak teleskopla görülebilen yrldrzlar Ğtu-i"a" şri *

Yani Anti_D iihrinğde, s.2l8. _Ed. 291


yıllan diye bilinen uzaklrk]arla uğraşmaya başladrğmızda,

sonsuz denecek kadar küçük görünürler. o halde burada yalnrzca birinci dereceden değil, ikinci dereceden bir sonsuzluk sözkonusudur, sonsuz uzayda daha yüksek derecelerde daha

başka sonsuzluklann kurulmasrnr, eğer istekleri varsa,

okurlanmrzrn imgelemine brrakabiliriz. Bugün fızikte ve kimyada egemen olan görüş gereğince yersel kütleler, mekaniğin ele aldrğı cisimler, moleküllerden, bu cismin fiziksel ve kimyasal özdeşliğini ortadan kaldrrmaksrzrn daha fazla parçalanamayacak en küçtik parçacrklardan meydana gelmiştir. W. Thomson'un hesaplanna göre, bu moleküIlerden en küçüğüniirı çapr milimetrenin elli milyonda-birinden daha küçük olamaz'22| Ama en büyiik molekülün bir milimetrenin yirmibeş milyonda-biri kadar bir çapa eriştiğini kabul etsek bile, mekanik, fizik ve hatta kimyanln ele aldıs en ktıçıık kütle ile karşılaştrnldrğrnda sonsuz denilecek kadar küçük bir büyüklük gene de vardır. Bu_ nunla birlikte, sözü edilen kütleye özgü bütün özellikler bu molekülde vardrr, bu molekül, fiziksel ve kimyasal olarak kütleyi temsil edebilir ve bütün kimyasal denklemlerde kütleyi gerçek bir temsil yeteneğine sahiptir. I(rsacasr, matematiksel diferansiyelin kendi değişkenliklerine olan basntısı gibi, molekülun de ona tekabtil eden kütleyle bağ'rntısında aynr özellikler vardrr. Tek fark, diferansiyelde, matematiksel soyutlamada gizemli ve anlaşrlmaz görünen şeyin burada olağan ve apaçrk olmasrdır. Doğa, bu diferansiyellerle, moleküllerle, matematiğin so_ yut diferansiyellerle uğraşırken uyguladığı biğmde ve ta_ mamen aynr yasalar çerçevesinde uğraşır. Böylece, örneğn, x3 = 3*dx üferansiyelinde 3xdx2 ve df hesaba katılmaz. Bunu geometrik olarak kurarsak, kenar uzunluğu sonsuz küçüklükteki dx büyüklüğü-kadar büyütülen x uzunluğunda kenarlan olan bir küp ortaya çrkar. Bu küpün süblime bir elementten, diyelim ki kükürtten oluştufunu varsayalrm; aynr köşede birleşen üç yüzeyin korunduğunu, öteki üçüntin serbest olduğunu düşünelim. Şimdi bu kiikürt küpü, sülfür


gazr atmosferi içine koyar ve srcaklrğ gerektiği kadar düşüriirsek, kükürt küpiın üç serbest ynzeyı tızerinde yıglır. Ğtreci en saf durumda belirlemek için, bu üç yüzü., ır"rbiırra" önce bir molekiil kalınlığnda bir tabaka ioplandığınr varsayarsak, frzik ve kimyada tamamen geçerli bir işIem biçimi içinde kalrnz. Küpün x kenar uzunluğu, bir dx -oı"ı.tııtı.rtı, çapı kadar büyümüştür. Küpün hacmi x3 ile f + 3x2dx + 3xdx2 + df arasındaki fark kadar büyümüştür; burada biz dxg tek bir molekülü, ve 3xdx2 düz sirada y"'ry"r, geımış molektillerden meydana gelen x + dx uzunluğunun tıç -srrasrnr,_matematiksel ayııı gerekçe ile ihmal edebiliriz. Sonuç aynıdır: küptiın kütlesindeki artış 3x2dİtfu. Daha kesin bir ifadeyle, iki ya da üç molekül aynr sahada bulunamayacaklanndan, kükürt küpiınde df ve bxdxz oluşmaz ve küpün kütlesindeki artrş da bu yüzden 3x2dx'+ 3xdx'tir. o halde bunrın açrklamasr, matematikte dx'in çizgisel bir büyiiklügü olduğu, kalınlığ ve genişliği bulunmayln aynı çizgilerin ise bilindiği gibi doğada kendi başına ortaya çıkınadığ bunun için matematiksel soyutlamalann da yaliız s_af matematikte kayıtsrz şartsız geçerli olduklan biçimindedir. Bu sonuncu d,a Sxd* + dx,tı ihmal ettiğinden ortada bir fark yoktur. Buharlaşmada da böyledir. Bir bardak suda en üst molekül tabakası buharlaşınca, su tabakasrnrn yüksekliği olan, x, dx kadar aza|ır ve bir molekül tabakasının birbiri ardından sürekli buharlaşmasr gerçekten sürekli bir farklılaşmadır. basrnç ve soğutma yoluyla bir kapta teLar su Flgrı buhar, yoğunlaşrrsa, bir molekül tabakasr kap doluncaya !ıı-lna9 kadar başka bir tabakanın üstüne gelirse (bu arada siırec"in saflığnı yokeden yan koşullan gözden uzak tutabiliriz), burada ancak bir tanesi insan kafası ile bilinçli olarak oluşturularak ve öteki de bilinçsiz olarak doğa tarafrndan gerjekleştirilerek farklr hale gelen kesin bir entegra*yon oioş-rş demektir. Ama sonsuz küçükliık hesaplanyla tam olarak benzeşen süreçler, ya|nızca sıvı halden gaz haline Ye gaz halinden sıvı


hale geçişte göriilmekle kalmaz. Kütle hareketi --çarpma yoluyla- durumunu yitirir ve tsı, molekiiler hareket biçimine

dönüşürse, kütle hareketinin farklrlaşması.ndan başka bir şey mi olur? Buhar makinesinin silindirinde buhann molekül hareketleri, pistonlan belli öIçüde kaldrracak, kitle hareketine dönüşecek gibi birbirine eklenirse, entegre edilmiş değiI midir? Kimya, molekiilleri atomlara, daha küçiik kütlelere ve aralanndaki boşluklan daha çok brrakacak şekilde ama aJrnr derecede büyfüliıklere, öyle ki ikisi de belirli, birbirlerine karşr sonlu bağntrlar olacak şekilde parçalar. Bundan dolayı, cisimlerin moleküI yapısınr ifade eden bütün kimyasal denklemler, biçim balrrmrndan üferansiyel denkIemlerdir. Ancak gerçekte bunlar, onlarda temsil edilen atom ağrrlrklan dolayısıyla zaten entegrasyona tabi olmuşlardrr. Çünkü kimya, bilinen karşrlıklr bağantrlann büyiikltiklerini diferansiyelle hesaplar. Bunun]a birlikte, atomlan, hiçbir zaman basit ya da genellikle bilinen en küçük madde parçacrklan olarak kabul etmek doğru değildir. Atomlann bileşik olduğu görüştıne giderek daha çok eğilim gösteren kimya bir yana, fizikçilerin çofu, ışığ ileten ve rsrJn yayan ewensel esirin de kimyasal atomlann ve fiziksel molektıIlerin mekanik kütlelere olan bağntrsr gibi, yani d9xin dx'e olan basntrsı gibi bağrntrsr olan çok küçtik aJrrr parçacrklardan oluştuğunu ileri sürmektedirler. Demek ki, burada, maddenin yaprsr konusundaki yaygın görüşte de, ikinci dereceden bir üferansiyel vardrr ve bundan hoşlanan herhangi bir kimsenin dı dx vb. gibi benzeşimlerin doğada da bulunması gerektffini düştirrmemesi için hemen hiçbir neden yoktur. o halde maddenin yapsı konusunda nasrl bir görüşe sahip olunursa olunsun, rnadde, kesindir ki, göreli olarak farkIı kütle niteliğindeki iyi belirlenmiş bir dizi gruplara aynlmrştrr; öyle ki bu her farklr grubun öğeleri, birbirleri karşrsında belirli, sonlu bir kütle orantrsrndadır; bu gruplar, matematiksel anlamda bir sonraki grubun, sonsuz büyiiklükteki ya da sonsuz küçiiklükteki oran halinde bulunmasınrn


tersinedir. Görünebilen yıldızlar sistemi, gtineş sistemi, yersel kütleler, moleküller ve atomlar, son olarak esir parçacrklan, hep böyle birer grııp meydana getirirler. Bu, ayn gruplar arasrnda ara halkalar bulunmasr durumunu değiştirmez. Böylece güneş sisteminin kütleleri ile yersel kütleler araslnda yıldrzsılar (ki bunlardan bazrlannrn çapr, örneğin Reuss prensliğinin yeni kolundan daha büyük değildir222), göktaşlan vb. bulunur. Böylece organik alemde yersel kütlelerle molektiller arasrnda hücre bulunur. Bu ara halkalar, ancak, doğada srçrama olmadrğnr tanrtlar, çtinkü doğa tümüyle srçramalardan meydana gelmiştir. Matematik, gerçek büyfülüklerle hesap yaptığı ölçüde, aJmı zamanda bu görüş tarzrnı da çekinmeden kullanrr. Yer_ sel mekanik için dünya kütlesi sonsuz büyük olarak kabul edilir, bunun gibi gökbilim için de yersel kütleler ve onlara tekabtil eden göktaşlan sonsuz küçük olarak kabul edilir ve aynı şekilde gtineş sisteminin gezegenlerinin uzaklrklarr ve kütleleri, gökbilim için, en yakrn sabit yıldrzlann ötesine uzanan yıldızlar sistemimizin yaprsrnr incelemeye başlar başlamaz, hiçbir anlam taşrmaz. Ama matematikçiler soyutlamanrn fethedilmez kalesine, saf denilen matematiğe çekilince, bütün bu benzeşimler unutulur, sonsuz' tümüyle gizemli bir şey haline gelir, onunla ilgili işlemlerin yaprlrşr salt kawanmaz bir şey, her türlü deney ve tiirn mantrğa aykın bir şey olarak görünür. Matematikçilerin kendi işlem tatzlannr açrklamaktan çok bunlan mazur gösteren, her zaman ükkat çekici bir yeterlikte doğru sonuçlar sağlayan ahmaklık ve saçmalıklar, örneğin Hegel'in doğa felsefesi konusunda, matematikçilerin ve doğabilimcilerin onlann dehşetini hiçbir zamanyeterince ifade edemedikleri en kötü görüntüleri ve gerçek fantezileri aşar. Soyutlamalan en aşIn noktaya götürdüğü için Hegel'i suçladrklan halde, aynr şeyi daha geniş ölçüde kendileri yapryorlar. Saf denilen tüm matematiğin soyutlamalarla uğraştığınr, onun bütün büyfülüklerinin, ke_ sin bir deyişle, sanal büyiiklükler olduğunu, aşrn noktaya kadar götiirülen bütün soyutlamaların saçmalığa ya da kar-


şıtlığa dönüştüğünü unuturlar. Matematiksel sonsuzluk, bi_ linçsiz bile olsa, gerçeklikten alrnmıştrr ve bundan dolayı da kendi kendisiyle değil, yalnız gerçekle, matematiksel soyut_ lama ile açıklanabilir. Giirdüğümüz ğbi, gerçeği bu balum_ dan incelersek, gerçek ilişkilere YarLt1z; matematiksel sonsuzluk ilişkisi, hatta bu ilişkinin etkilediği matematiksel yo_ lun doğal benzeşimleri bu ilişkilerden çrkar. Böylece konu açrklanmrş olur. (Hreckel'in düşünce ve oluş özdeşliğinin kötü bir yinelenmesi. Ama a)mı zamanda sürekli ve kesikli madde arasında_

ki çelişki; bkz: Hegel.)223 Diferansiyel hesap, ilk kez olarak, yalnızca durumlan değil süreçleri de matematiksel olarak temsil etmeyi, doğabi_ lim için olanaklr lclmrştrr: hareket. *

Matematiğin uygulanmasr: katr cisimlerin mekaniğinde mutlaktrr, gaz|atın mekaniğinde yaklaşıktrr, aluşkanlann mekaniğinde zaten daha zordur: fizikte daha çok deneme ve bafrntı aşamasrndadrr; kimyada, birinci dereceden ve en basit yaprda basit denklemlerdir; biyolojide

296

= 0.


IMEKANİKVE GÖKBILİM]

DİYALEIffİK düşüncenin ve doğadaki durağan olmayan kategorilerin ve ilişkilerin zorunlulufu konusunda bir örnek: düşme yasasr; dakikalarca süren düşme zamanrnda bile yanlrş durum alır, çiirıkü bu takdirde dtiuıyanrn yançapı hatasrz halde = o olarak kabul edilemez ve yerin çekimi, Galilei'nin düşme yasasrnda kabul edildiği gibi, sabit kalacak yerde, artar. Buna karşrn bu yasa durmadan öğretilir, ancak ihtiyat kaydı eksiktir! t

metafrzik düNewton'cu çekim ve merkezkaç kuweti problem ancak, ortaya koörnek: bir çözümlenemez, şünceye nur ve bu da bir çözüm gibi gösterilir. _ Clausius'un rsr kay-

br da böyle.22a


Newton'cu gravitasyon onun için söylenebilecek en iyı şey, gezegenler hareketini açrklamayrp yalnızca onı.ın mevcut durumunu betim]emesidı'r. Hareket verilmiştir, gürıeşin çekim kuweti de. Bu verilerle hareket nasrl açrklanabilir? Kuwetlerin paralelkenan ile, şimdi kabul etmemiz gereken zorunlu bir postulat haline gelmiş bir teğetsel kuwet ile. Bu demektir ki, şimdiki drırumun öLiimsiizlüğtinü kabul ederek, bir ilk dürtüye, tannya gereksinme duymaktayrz. Ama ne şimdiki gezegenler durumu ölümsüzdiir, ne de hareket başlangıcında bileşiktir; tersine basit dönmedir, ve burada kuv-

vetlerin paralelkenan yanlış uygulanmıştrr, çii,rıkü yalnız henüz bilinmeyen ve bulunabilen büyiiklüğtı li açrk hale getirmemiştir; ki, Newton, sorunu yalnrzca ortaya koymakla kalmaYıP, onu çözdüğiinü de ileri sürdüğti sürece, bu lbilinmeyen büyüklüğün] bulunması gerekmektedir.

Güneş sisteminde, Newton'un kuvvetleıin paralelkenan en çok, dairese] cisimlerİn aynldığ an için doğrudur; çtiııkü

o anda dönüş hareketi kendi kendisiyle çelişkiye düşer, bir yandan çekim olarak, bir yandan da teğetsel kuwet olarak görünür. Aynlma tamamlanrr tamamlanmaz, hareket gene bir üektir. Bu aynlmarun ortaya çrkmasr gerektiği, üyalektik siirecin bir kanıtrdır. *

Laplace'rn teorisi, yalmzca hareket halindeki maddeyi uzayda asrlı duran bütün cisimvarsayar - dönme, ewensel ler için zorunludur.

298


MADLER, SABIT YILDIZT' ^İL225

Halley, 18. yüzyılın başrnda, üç yıldız üzerine Hipparchus ile Flamsteed'in verileri arasındaki farklılrktan hareket ederek, öz hareket fikrine vardr (s. 410). Bri- Flamsteed'in tish CatalogUe'u* oldukça tam ve kapsamlr ilk katalogdur; sonra 1750 dolaylannda, Bradley, Maskelyne ve Lalande ge-

lir.

Çok büyİik cisimlerde ışık ışınlannın erimi ile ihğli saçma teori ve Möüer'in buna dayanan hesaplan - Hegel'in (s.424Doğa Felsefesı'ndeki herhangi bir şey kadar saçmadrr 425).

Bir ylldrzrn en güçlü (göriiıiirde) öz hareketi = 701" bir yüzyrlda = l-1-'41-" = ı( guneş çapr; 921 teleskop yrldızrn en küçfü ortalamasr 8,65", bazrlannın 4". Samanyolu, hepsi orbak bir çekim noktasrna sahip bir halkalar dizisidir (s.434). Süreyya burcu ve ondaki Alcyone. q Tauri, ''samanyolu_ nun en uzak btılgelerine kadar'' (s.448) evTen adamızın hareket merkezi. Süreyya burcu grubunda dönüş zamanlan ortalama 2 milyon yıI dolaylannda (s.449); Siireyya burcu yıldızIan çewesinde zaman zamaıı daire biçiminde, yrldrzlat| az ve çok olan gruplar. Secchi, halen bir merkez saptama olanağnı kabul etmiyor.Bessel'e göre, Sinus i|e Procyon, genel hareket yanında, kaıanlıkbir cisim çewesinde bir yöriinge çizerler (s. 450). A1go1tutuLması üç günde bir olur, sekiz saat siirer, ta5rf a5rnştrrmasıyla doğruhanmıştır. (Secchi, s. 786.) Samanyolu dolaylannda, ama onun iyice iç tarafinda 711 büyüklüğİınde yoğun bir yıIdrz halkası; bu halkanrn epey_ ce drşında ikisini gördüğiimüz yoğun samanyolu halkalan var. Herschel'e göre, samanyolunda kendisinin teleskopu ile görüebilen 18 milyon kadar yıldız vardır, bunlardan başka halkanrn içinde 2 milyon daha vardır ki, hepsi 20 milyonu geçer. Buna ek olarak, dağlmış yıldızlann bile ardrnda, sa*

Sabit yılüzlarla ilgili İngiliz katalofu. -Ed.


manyolunda daslmayan bir ateş parçasr her zaman vardır, yani görüş alanrna girmeyen başka halkalar sözkonusu ola-

bilir (s.

457-452).

Alcyone'un güneşten uzaklığı 573 ışık yılrür. Birbirinden ayn göriilebilen yıldızların samanyolu halkasının çaplen az 8.000 ışrk yılıdır (s.462-463). Güneş - Alcyone 573 ışık yıllık yançapı içinde hareket eden cisimlenn kütlesin n 118 milyon giineş kütlesi olduğu hesaplanınca (s. 462),bu kütle, içinde hareket eden en çok 2 milyon yrldrzla bağdaşmryor. Karanlrk yrldızlar mr? Herhalde burada yanlrş bir şey var. Dayandığmrz gözlemlerin hala daha ne kadar eksik olduğunun tanıtı. Mödler'e göre, en dış samanyolu halkasrnrn uzaklığ bin_ lerce, belki de yüzbinlerce rşık yılıür (s. 464). Işığn soğurulmasr denilen şeye karşr gtizel bir iddia: ''Herşeye karşın, bize kadar rşrğn ulaşmadrğı bir uzaklrk vardrr, ama nedeni tamamen başkadrr. Işığn hızı bitimlidır yaratılışın başlangıcından günümüze kadar bitimli bit zaman geçmiştir ve biz, göksel cisimleri ancak rşrğın bu bitimli zaman içinde geçtiğ uzaklrğa kadar farkedebiliriz!'' (s.466). Işığrn, uzaklrğn karesine göre yoğunluğu azalarak ne denli güçlendirilmiş ve donatrlmrş olursa olsun, göz|eimiz tarafrndan artık göriilemeyecek bir noktaya ulaşması gerektiği oldukça açrktrr; olbers'in, sonsuz bir uzaklığa kadar her yönde parlak ışrklarla dolu olmamasr yüzünden göğün karanlrğnr ancak rşrk soğurmasryla açıklanabileceği yolundaki görüşünü çiirütmek için yeterlidir. Bu demek değildir ki, esirın artık ışık geçirmesine izin vermediğ bir uzaklık mevcut değilür. *

Bulutsu. Her biçimde, tam dairesel, elips, ya da düzensiz ve kenarlan dişli. Tüm çöztilmezlikte kayboluncaya kadar her derecedeki çözüebilirlik; kalınlaşma ancak merkeze doğru farkedilebilir. Çözüşebilen bulutsunun bazr yerlerinde


10.000 yıldrza kadar görülebilir, ortası çok daha yoğundur, çok seyrek hallerde en büyiik parlaklrkta bir merkezi yıldız

bulunur. Rosse'nin dev teleskobu gene birçok şey çözdü. Herschel I, |97 yıldız yığnı ve 2.300 bulutsu sayryor, buna

Herschel II tarafindan göğün giineyinde kaydedilen yıldrzlaDüzenli olmayanlar uzak ada evren]eri olmalıdır, çünkü -sis kütleleri ancak küre ve elips biçiminde dengede bulunabilirler. Çoğu da en kuwetli teleskoplarla bile güçlükle görünürler. Ama yuvarlak olanlar ancak bühar kütleleri olabilir bunlardan 78 tanesi yukardaki 2,500 tanesinin arasrndadrr. Bunlann bizden uzaklığı Herschel'e göre 2 milyon, Mödler'e göre _8.000 rşık yılrna eşit gerçek bir çap varsaylldrğrnda- 30 milyon rşrk yılrdır. Her bir gökbilimsel cisim sisteminin bir ötekinden uzaklrğı, en az, sistemin çaprrun yüz katr olabileceğine göre evren adamrzın bir sonraki ewen adasrndan uzaklrğ en az 8.000 rşrk yılrnın elli katr = 400.000 rşık yıIrdır. Bu durumda Herschel I'in iki milyonunun çok ötesinde daha binlerce bulutsu vardrr (lMadler, s. 485] s.492). Secchi: çözülebilen bulutsular sürekli ve olağan bir yıldızsal tayf verirler. Asrl bulutlar ise ''Andromeda'daki bulutsu gibi kısmen sürekli bir tayf, çoğu zaman da orion, Sagit_ tarius, Lyı'a'da oldufu gibi bir ya da birkaç parlak çizgiden oluşan bir tayf verirler; bunlann çoğı, 'gezegen' (dairesel) bulutsu adıyla bilinirler'' (s. 787). (Mİidheİe göre Androme_ da'daki bulutsu çözüşmez, [s.] 495. bulutsu dü_ - orion'daki zensizdir, topak topaktrr ve kollannı açmrş gibidir, [s.] 495, Lyra'dakiler halka biçimindedir, ancak biraz elipse benzerler, [s.] 498). Herschel'in 4.374 numaralı bulut_ - Huggins, susunrrn tayfında üç parlak çizgi buldu; ''bundan da dolayrm_ srz olarak, bu bulutsunun tek tek yıIdrzlann yrğılmasrndan oluşmadrs, gerçelö bir buluüsu, gaz durumundaki korumsu bir madde olduğu" [s. 787] sonucuna vanlrr. Çizgilerin biri nitrojenin, biri hidrojenindir, üçüncüsü bilinmemektedir. orion bulutsusunda da böyledir. Parlak noktalan bulunan

n da eklemek gerekir.

*

Italikler Engels'indir. -Ed. 301


bulutsulann bile (Hydra, Sagittarius) aynı parlak ğzgileri vardrr ve böylece yrğlma halindeki yıldrz kütleleri henüz katr ya da srvr değildirler (ts.] 789). Lyı'a'daki bulutsunun yalnız bir nitrojen çizgisi vardrr ([s.] 789). orion bulutsusunda en yoğun yeri 1o, bütün yayılrşr 4o'dir. [s.790-791.]

Secchi: Siız us: " onbir yl sonra'' (Bessel'in hesabı sonucu, Mödler, ts.] 450) ''... Sirius'iirr uydusunun altrncr büyiıklfüte kendiliğinden panldayan bir yıldız biçiminde oldufu keşfedilmekle kalmadr, aJmı zamanda yörüngesinin Bessel tarafından hesaplanan yörüngeyle çakrşmakta olduğu da göste_ rildi. ondan bu yana Procyon ile eşi için de yöriinge Auwers tarafrndan saptandı, ama uydunun kendisi henüz görülmedi" ([s.] 793). Secchi: sabit yıldızlar: ''iki ya da üçü dışında sabit yıldız-

lann görtilebilen bir paralaksr bulunmadrğından, bunlar hiç değilse'' bizden 30 ışrk yılr uzaktırlar ([s.] 799). Secchi'ye göre, 16. büyüklükteki yıldrzlar (Herschel'in büytik teleskobunda h6lA farkedilebilir) 7.560 ışık yıIı uzaktrrlar; Rosse'nin teleskobunda farkedilebilenler en az, 20.900 ışrk yılı uzaktrrlar (ts.] 802). Secchi (ts.] 810) kendi kendine sorar: güneş ve sistemin ttimü ölünce ''ölü sistemi başlangçtaki kor halindeki bulutsu durumuna geri çevirecek ve yeni bir yaşamr bir daha uyandrrabilecek kuwetler doğada var mıdır? Bilmiyoruz.''

Secchi ve papa.

Descartes, gel-gltin ay çekiminden olduğunu keşfetti.

Descartes, Snell ile aJrnı zamanda rşığn lıınlmasrnın temel-


yasasınr* kendine özgü bir biçimde ve Snell'den farklr olarak

keşfetti.

*

Mayer, Mechanische Theorie der Wİirzne'** [s.] 328. Kant, ge|-ğtin, dünyanın dönüşü üzerinde geciktirici bir basınç yaptığnı zaten belirtmiş buLunuyordu. (Adam'rn hesapladığna göre, yrldy günü süresi şimdi 1.000 plda Vroo sani_

ye artmaktadıt.)z21

* Metnin burasında, elyazmasının kenanna şöyle bir ek yapılmıştır:

"Wolf buna **

itiraz ediyor, s.325."226. -Ed.

Isının Mekanik Teorisi. -ç.


IFIZIK]

ÇARPMA ve siirtiimme. Mekanik, çarpmanın etkisini, saf bir biçimde oluşan olarak görür. Gerçekte ise durum değişiktir. Her çarpmada mekanik hareketin bir kısmr rsrya dönüşiir ve sürtünme, mekanik hareketi sürekli olarak ısıya dönüştiiren bir çarpma biçiminden başka bir şey değildir (sürtme ile dteş yakma tarih öncesinden beri bilinir). {<

Kinetik eneği tüketimİnin dinamik alanında her zaman ikili bir yapıslve ikili bir sonucu vardır: 1. yapılan kinetik iş, ona tekabül eden potansiyel enedi miktannın üretimi, ki bu her zaman uygulanan kinetik enerjiden daha azdır; 2. tiıketilen kinetik enerjinin geri kalan lrrsmrnrn sürtiiııme ve başka ürençlerin nekim dışında- karşılanmasında ısıya dö-


nüşmesi.

gibi geri dönüşmede: oluş biçimine -vb.Bunun dolaylsıyla bir lçrsmın ısı olarak

şiiü1ınme bunlann hepsi çok eski şeylerdir!

kaybı

göre, ve

-

{<

_ İık, saf görüş kural olarak daha sonrakinden, metafizik olandan daha doğrudur. Böylece Bacon bile (ondan sonra Boyle, Newton ve hemen bütün Ingilizler), ısrnn hareket olduğung22s (Boyle da moleküler hareket oldufunu) söylemişti. Kalori teorisinin ortaya çılrrşı ancak 18. yüzyıld" r'r.'rsa'da oldu ve l(tada hemen hemen kabul edildi. *

Enerjinin sa]<ınımı. Hareketin ruceJ değişmezliğini Des_ cartes ta o zaman söylemişti; hem de nerdeyse şimdiki sözlerle, (Clausius, Robert Mayer?). öte yandan hareketin biçım değiştirmesi ancak 7842'de keşfedildi ve işte yeni olan, nicel değişmezlik yasası değil, budur. *

Ruvvet ve kuvvetin sakınımı. Ilk iki yazrsrnda* Mayer'in yazdıklan Helmholtz'a karşı belirtilmelidir.

J.

R.

Hegel (6_eschichtel d_erl pTinorophiel,

1,

*

Kuvvet.**

ts.l 208) diyor ki:

"Mıknatısrn çekim kuvveti olduğunu söylemekten' onun !! rulıu bulundufunu'' (Thales'in dediği gıbi) ''söylemek daha iyidir; kuvvet, maddeden ayııhabilen bir şey, bir yüklem olarak tasarlanan bir çeşit niteliktir _ oy.r, *t, u, ır_

* Bu kitabın 91-92. sayfalanna ba]<ınız. _Ed. ** Engels bu notu ''Hareketin Temel Biçimleri" biilümiirıde ku]Ianmıstır. (Bu kitabın 93. sayfasına ba}ınız.) Itaııkıör Engels'indir. _Ee._-'__"""


reketin kendisidir, maddenin doğası

ı7e

özdeştir.''

{<

Hegel'in kuwet kawamr ve onun ortaya çıluş biçimi, neden ve etkisinin özdeşüğ, eşdeğerliği matematiksel olarak tanıtlaıımrş olan maddenin değişme biğmi içinde tanıtlanmıştrr. Bu ölçiimde de kabul eülmiş bulunmaktadır; kuwet, onun ortaya çıkış biğmiyle, neden, etki ile ölçiilmektedir. *

Kuvvet. Herhangi bir hareket, bir cisimden başka birine aktanlrrsa, hareket, kendi kendİni aktaİ&ğ yani aktif oldufu öIçüde, hareketin nedeni olarak kabul edilir, aktanh&ğt ygni pasif olduğu öhçİide, içerilir lfassen]; ve o zaman bu neden, aktifhareket, kuvvet olarak, ve pasifhareket onun üe_ zah,timi olarak belirir. Hareketin yokedilemezliği yasasında gerçekten her iki durumda da aynı haıeket siizkonusu olduğuna göre, kuwetin tam ortaya çıloş biçimi kadar büyiıüı ol' duğu sonucu hemen ortaya çıkar. Kenüni aktaran hareket nicel bakrmdan azçok saptanabilir, çtinkü her iki cisimde de ortaya çıkar ve bunlardan biri ötekinde hareketi ölçmek iğn

ölçü birimi olarak kullanılabilir. Hareketin ölçiilobilirliği

kuvvetkategorisine değerini verir; aksi halde, onun bir değe_ ne kadar çok sözkonusuysa' kuwetin onrın oüaya ve kategorileri çıkardığı biğmin araştrrmadaki kullanışlılğ o kadar fazladrr. Özeilikle bu, kuwetleri, bileşik olarak görüp on]arr daha da aynştıran ve btiylece sü sık yeni sonuçlara vanlan mekanikte böyledir, ama bunun yalnızca bir kafa işlemi olduğu unutulmamalıdır; kuwetlerin paralelkenannda ifade edildiği gibi, gerçekten bileşik olan kuwetlerin benzeşimi, gerçekten basit olan kuwetlere uygulanarak, bunlar gerçekten bileşik hale gelmezler. Statüte de böyleür. Sonra gene, öbiir hareket biçimleri, ilk hareketin meydana getirilen mekanik etki ile ötçülebildiği mekanik ha_

ri yoktur. o halde bu


reket biçimlerine (rsı, elektrik, demirin çekiminde manyetizm) dönüşiirler. Ancak çeşitü hareket niçımlerınin Z^^yn manda incelenüği burada da kategorinin srnrrlanmasi ya da kuvvetin kısaltılması kendini gösterir. Hiçbir normal i'ıuçi, elektriğ, manyetizmi, ı.sun a|tık tı;zİer ya da ta*ışılamaz şeylerden daha fazla, sa|t kuvvetlerolarak deyimlendiremez. Belirli miktarda ısı hareketinin ne kadar metanik harekete dönüştüğiinü bilirsek, ısrıun doğasr konusunda gene de bir_ şey bilmiş olmayrz; ıstnın bu doğasını incelemek-iğn bu dö_ nüşiimleri daha çok incelemek gerekli olabilir. onı:, bu hare_ ket biğmi olarak kawramak, fiziğin son ilerlemesidir ve biiylece_kuwet kategorisi onun içinde yok edilmiş olur: bazı bllımlardan -_geçış ilkeleri bakımından_* bunlar, kuwet olarak göriiıebilir ve böylece ölçiilebilirler. Isrtrlarak bir cismin genleşmesi yoluyla ısr ölçülebilir. Burada ısr bir cisimde-n ötekine çubuğuna_ geçmemişse, yani ölçek ola-ölçüm gören iş cismin ısısı değişmemişse, tılçtımden, ıtıytıtıııı< 1rk değşiminden sözeülemez. Yalnızca şöyle denir: rsr, ci-simıeri genleştirir; buna karşılık da şöyle denebilir: ,.r-., cisimleri genleştirıııe kuweti vardır, sözleri yalnızca gereksiz sözlerve rsı, cisimleri genleştiren kuwettir sözüle doğru değil{ir dir; çiinkü 1. yayılma, örneğin gazlarda, başka yolürdania sağlanır, ve 2. ısı, böylece tam olarak niteıendıılmiş sayıla_ maz. Bazı kimyacılar, bileşikleri yapan ve onlan bileşik halde tutan kimyasal kuwetten de sözederler' Ancak bıırada gerçek bir geçiş değil, çeşitli cisimlerin hareketlerinin tek bii cisimde toplanmasr vardır ve "kuwet,', böylece srmrrna varmaktadrr. Ama onun h6li daha ısr üretimi yoluyla ölçtilmesi olanaklr olmakla birlikte, şimüye kadar bır sönuç ;ır";;mrştır. Araştınlmamrş hareket biçimlerini araştrrınak yerin3, bunlann açrklanması iğn kuwet diye bir şeçn ı<eşİeaiıdığ (örneğin ağacrn su üsttiııde ytızmesi bir y-tızme kuweti ile, ışğn kınlmasr bir lıınlma kuweti ile açıklanır vb.), böylece açrklanmamış göriingiiler kadar kuwetin eıae eoıaı$ *

Yani hareketin çeşitli biçimleri, mekanik hareket, ısı, elektrik vb.. -Ed

307


yalnrzca dış görüngünün salt bir boş söze çewildiği her yerde

olduğu gibi burada da [ısı] salt bir boş söz haline ge]ir.2zs (Çekim ve itimi mazrrr görme daha kolaylaşır; burada fizikçi için açrklaamasr olanaklr olmayan bir siirü görüngiiler, içsel bir bağıntınrn sezildiğini belirten ortak bir ad altrnda toplamr.) Son olarak, organik doğada kuwet kategorisi tamamen yetersizür, ama gene de sürekli olarak uygulanmaktadrr. Kaslann yaptığı iş, mekanik etkisine göre, kas kuweti ola_ rak tanrmlanabilir ve öIçülebilir, hatta başka ölçülebilir işlevler, örneğin çeşitli midelerin sindirim kapasitesi kuwet olarak alınabilir, ama o zamal:, da saçmalrğa vanlrr (sinir kuweti gibi) ve herhalde, burada, kuwetlerden yalmzca pek slnrrlr ve mecazi anlamda sözedilebilir (olağan deyimle, insa_ nrn kuwetini yeniden kazanmasrdır). Ancak bu yanlış kullanma, bir canlr kuwetten sözedilmesine götiirmüştiir. Bu_ nunla, organik cisimde hareket biçiminin mekanik, fiziksel, kimyasal biçimden farklr olduğu ve bunlann tümiinü kendi içinde giderek taşıdığ söylenmek isteniyorsa, anlatrm biçimi pek çüriiktür ve özellikle böyledir, çünkü kuwet -hareketin aktanlmaşr olarak varsayrlarak_, burada organizmaya onun bir içeriği ve aynlmaz bir parçasr olarak değil de, drşardan verilen bir şey olarak görülmektedir ve bu yüzden de bu yaşam kuweti, bütün doğa-üstücülerin son srğınağa olmuş_ tur. Kusur: 1. Kuwet, genellikle bağrmsu bir varlrk olarak ele alrnrr. (Hegel, Naturphİ[[osophieJ, [s.] 79.)230 bu da hareket ile hareketsizlik 2. Gizil, dingin kuwet - ile (süredurum, denge) ilişkisi açrklanabilir ve burada da kuwetlerin ortaya çrkışr üzerinde durmak gerekir.

Kuvvet (yukanya bkz.). Hareketin aktanlmasr, kuşku_ suz, ancak, çoğunlukla pek çeşitli ve karmaşık olan, özellikle makinelerde (buhar makinesi, tetikli silah, zemberek, ateşle_ 308


yici ve barut) bulunan btittin değişik koşullann varlığı ile

gerçekleşir. Bunlardan bjn bulunmazsa, bu koşul sağlanın_ caya kadar aktanlma olmaz. Bu durumda böyle bir şey, kuv_ vetin bu son koşulun gelmesiyle ortaya Ekabiheceğ, bir cisimde ğzil balıınduğu, bu cisme kuwet taşryrcr (barut, kömiir) denebileceği biçiminde düşünütebilir, ama işte bu özel aktanlmanrn meydana gelmesi için gerçekte yalnız bu cismin değil, buttın öteki koşullann da bulunmasr zorunluluğu vardır. - kawamr, bize, belli sınrrlar içinde kendi isteğimiKuwet ze bağlı olarak etkinliğe geçebilen, özelikle mekanik yer değiştirmeyi, başka cisimlerin hareketini sağlamamrza, kaldrrmaya, taşrmaya, fi.rlatmaya, Vurınaya vb. yarayan ve böylece yararlı sonuçlar meydana getiren kol kaslan gibi hareket ak_ tarma araçlanna kendi bedenimizde sahip bulunmamrz dolayrsryla, kendiliğinden gelir. Gtırtııtışte burada hareket akta_ nlamaz, üreti]ir ve bu da, genel olarak, hareket üretenkııvvet kawamınrn ortaya çrkmasınr sağlar. Kas kuwetinin de yaIrızca aktarma oldufu, ancak şimdi fizyolojik bakrmdan tanrtlanmrştrr.

Kuvvet. Negatif yanın da tahlil edilmesi gerekir: hareketin aktanlmasrna karşı koyan direnç.

Ewensel uzaya rs, aaEınİr.öltı gtıksel cisimlerin canlanması ile ilgili olarak Lawov'un ileri sürdüğti bütün varsayrmlar (s.109)231 hareket kaybını içerir. Bir kez yayrlan rsr, yani ilk hareketin sonsuz büyüklükteki lıısmr kaybolmuştur ve kaybolmuş olarak kalrr. Helmholtz'a göre, şimdiye kadar bu krsrm nu,/nun'" ulaşmrştrr. Demek ki, sonunda insan, hare_ ketin bitiş ve kesilme noktasrna geliyor. Sorun, sonunda ancak, ızaya yayrlan lslnln yeniden nasıl yararhı hahe gelebiheceğnin gösterilmesinden sonra çözülmüştiir. Hareketin dö-


nüşiimü teorisi, bu sorunu kategorik olarak ortaya koyar, ve bu, yanrtrnı geciktirmekle, ya da ihmal etmekle geçiştirile' mez. Ancak, sorunun ortaya konulmasıyla, aJrnr anda bu so_ chose.* runun çöziirn koşullan da verilmiş olur - c'est autre Hareketin dönüşümü ve yokedilemezliği ancak bundan 30 yıl önce keşfedildi, sonuçIannın geliştirilmesi ve işlenmesi de ancak son zamanlarda oldu. Görünt\te kaybolan lsrnrn ne olduğu sorusu ancak 1867'den sonra (ClausiusP3z nettement pos6e.** Henüz çözümlenmemiş olmasrna şaşmamalı; küçtik araçlanmrzla bir çözüme ulaşmak için daha uzun zaman geçebilir. Ama, doğada mucize üye bir şeyin bulunmadrğ ve bulutsu yuvarlağrn ilk rsrsrnrn uzay dışında bir yerden bir mucize eseri ona aktanlmamrş olduğu ne kadar kesinse, bu sorunun da gelecekte çözüleceği o kadar kesindir. Hareketin toplam miktarınıı sonsuz ve dolayrsryla tiiıkenmez oldufu da her ayrı durumdaki zorluk]ann üstesinden gelmekte aynr ölçüde çok az yardrmcrdrr; bu da ölmüş ewenlerin yeniden canlanmasr konusunda, kuwetin kaybı ile her zaman bağlantrsı olan ve bu yüzden ancak geçici durumlar olan yukardaki varsayrmlardaki durumlar drşrnda yeterli değildir. Çewim henüz tümüyle izlenebilmiş değildir ve yayrlan rsınrn yeni_ den kullanrlabilme olanağr keşfedilinceye kadar da izlenemeyecektir.

iyi anlayabiliyorsam- evrenin yaratrldrClausius -onu madde yaratılabilir' etgo, o yokedileeİgo'*** tanrtlryot, ğınr bilir, ergo, kuwet ya da hareket de yaratrlabilir ve yokedilebilit, ergo, ''kuwetin salıınımı" teorisinin tümü saçmadrr, ergio' onun bundan çıkardığr tüm sonuçlar saçmadır.

+

Bu başka bir şeydir. _Ed.

x* Açrkça ortaya kondu. *** o halde. _Ed.

-Ed. 310


Clausius'un İkİncİ ya*ag vb., nasıl formüle edilirse edil_ sin, enerjiyi, nicel balumdan olmasa bile, nitel balumdan kaybolmuş olarak gösteriyor. Entropi doğat yoldan yokedilemez' ama mutlaka yatatıIabilir. Dünya saati kurulmuş olmalrdır ve ondan sonra dengeyi buluncaya kadar işler. Bir daha onu ancak bir mucize dengeden çıkanp işletebiiir. Kurma için kullanılan enerji hiç değilse nitelik balumrndan kaybolmuştur ve ancak dışardanbir itme ile yeniden ortaya Ekanlabilir. o halde drşardan bir itme başlangçta da geretliydi; o halde ewende bulunan hareketin ya da ".r"r;ı.ri, miktan her zaman aynı değildi, o halde enerjinin yaratılması- zorunlu olmuştur, yani yaratılabilir, ve dolayrsıyla yok

edilebilir. Ad absurdum!*

Thomson, Clausius, Loschmidt için sonuç:

Eski duruma

dönüş, itmenin kendi kendini itmesinden ve böylece ölü göksel cisimlerin ortamdan çı[<ıp geri dönüşiimden meydani ge-

Iir. oysa, itmenin hareketin asıl aktİfyanı, çekimin de yanr olduğunun tanıtı da buradadrr.

pisif

*

Gazlann hareketinde

siirecinde_ kütlele-buharlaşma rin hareketi doğrudan doğruya molekiiıler harekete geçer. Dolaylsıyla, geçiş burada yaprlmalrdrr. *

Topaklanma durumlan - nicelik değişiminin nitelik değişimine dönüştüğü düğİim noktalan. *

Yapışma _gaz|atda zaten negatif_ çekimin itmeye *

Saçrnalık.

-ç.

311

dö_


nüşmesi, bu sonuncusu yalnrz gaz ve esirde (?) gerçektir. *

Mutlak 0" de hiçbir gaz olanaklr değildir, moleküllerin bütün hareketi durur; küçtik bir basrnç, dolayısryla onlann kendi çekimi, hepsini biraraya gelmeye zorlar. Bundan do]a' yı süreHi bir gaz o]anaHı değildir. {<

mfl gazIann kinetik teorisi ı|e gaz molekiilleri için tanıt' lanmrştrr. Demek ki, kütle hareketi ile molekiiler hareket için aynr yasa geçerlidir: ikisi arasındaki fark burada ortadan kalluyor.

Kinetik teofi, yııkarı doğru çabalayan molekiillerin aynr zamanda aşasya doğru nasrl basınç yapabildiklerini karşrsrnda atmosferin az çok daha stirekli olduğu Ye -ıJzay varsayrlarakçekime karşrn dünyanrn merkezinden nasrl uzaklaşabildiklerini, oysa çekimin uzakhsn &aresine göre azalmasrna karşrn belli bir uzaklıkta bu kuwet ile durmak ya da geri dönmek zorunda nasıl kaldıklannı tanıtlamalıdrr.

Gazlann kinetik teorisi: "Bir tam gazda... molektillet za' ten birbirinden öylesine uzaktrr ki, birbirlerini karşılrklı olarak etkilemeleri hesaba katrlmayabilir." (Clausius, s.6.)233

Ara]anndaki boşhuğu dohduran nedif? Esir de böyle.zal Q halde bu da mo]ekti]er ya da atomik hİicrehere geçmemiş bir 312


madde önermesidir. *

Teorik gelişmeye ait karşılıklı karşrtlann niteliği hortor

vacuİdenzü' mutlak boş ewensel uzaya geçiş birdenbire yaprlmıştır, ancak ondan sonra esirgelir. t

.Esir. Eğer esir direnç oluşturuyorsa, ışığa karşr da direnç göstermelidir ve böylece belli bir uzakhkta ışığı geçirmemelidir. Ama esirin ışık geçinnesı', onun aracı olması, onun a)mr zamanda şrğa da ürenç göstermesini içermesi gerekir, aksi halde ışık onun içersinde titreşim oluşturamaz. Mödler'in ortaya athğı ve Lawov'un236 belirttiği tartrşmalr- sorunlann çöziimü budur. *

Işık ve karanLık, kuşkusuz, doğadaki en keskin, en belirgin karşıtlıklardrr; bunlar, dördiiııcü Incilden28? 18. yüzyıIın aydrnlaıma dönemine kadar din ve felsefe iğn retorik terimler olarak hizmet görmüşlerdir. Fick,zae s. 9: ''Fizikte çok zaman önce kesinlikle oüaya Çıkan, yayrlan rsr diye adlandrnlmış hareket biçiminin bütün temel esaslr aElardan ışı,k* adrnr verdiğirniz hareket biçimi ile özdeş olduğu yasasr.'' Clerk Maxwell,23g s. 14: ''Bu rşınlar (yayılan ısrnın) ışık ışrnlannın btıttın fıziksel özelliklerini gösterirler ve yansıma yeteneğine vb. sahiptirler. ... Isr ışrnlannın bazısı, ışrk rşrnlan ile özdeş_ tirler, üğer taraftan ısı ışrnlannrn bazı çeşitleri de gözlerimiz üzerinde bir etki yapmazlar''. o halde karanlık rşık rşrnlan vardır ve rşrk ile karanlık arasrndaki ünlü karşrtlrk, doğabilimde mutlak karşıtlık ol_ maktan çrkar. En koyu karanlık da, en parlak, en keskin rşık *

Italikler Engels'indir. -Ed. 313


gibi, gözlerimiz iizerinde a5ı"nı lramaşfuıma etkisini oluşhırur

ve bu bakımdan bizim için özdeştir.

Gerçekte, giıneş rşrnlannın titreşim uzunluğuna göre değişik etkisi vardır, en uzun dalga uzunluğunda olanlar rsr, orta dalga uzunlufunda olanlar rşık, en kısa dalga uzunluğunda olanlar kimyasal etki taşrrlar (Secchi, s. 632 ve devamr), bu üç etkinin maksiması birbirlerine iyice yaklaştrğrnda etkileri bakrmrndan dış rşın gruplannın iç minimalan rşrk rşınlan grubuna grrer.zıo Neyin ışık oldufu, neyin olmadrğı, göziin yap$rna bağlıdır. Gece hayvanları, ısı ışınlannrn değil ama, kimyasal rşııılann bir lrısmrnr olsun belki görebilirler, çiinkü gözleri bizimkilere göre daha küçük dalga uzunluğuna uyarlanmıştrr. Dalga uzun]uklanna göre etkileri farklı ama dar sınırlar içersinde bağdaşan üç ışın çeşiü yerine bir tek ışın çeşidi kabul edilirse (bilimsel olarak yalnız bir çeşit tanıyoruz, geriye kalanlar henüz olgunlaşmamış sonuçlar_ ür), güçlfü ortadan kalkar.

Hegel, rşık ve renk teorisini saf düşiinceden hareketle kurar, gene de, bunu yaparken, örneğin Neşrton'a karşı ressamlann kullanüğı renkler kanşımını ileri siirerken yaptğ gibi (s. 314, alt kısrm), yontulmamrş dargörüşlü deneyin eı kaba görgücİilii{ıİme düşer (bu nokta, o zaınan heniiz açrğa kavuşmadrğ için bir ölçüde haklı olabilirdi).2al {.

Elektrik Thomson'un haydut masallan ile Hegel'i karşı_ laştrnnca, [Naturphilosophie s.] 346-347, aynı şey ortaya çıyandan Hegel, stiıı'tiinme ile oluşan elektriğ, kar. - ote akrşkan teorisi ve elektriksel madde teorisinin tersine, aEkça geriLim olarak anlar (s. 347).

314


Coulomb, "uzaklıklannın kareşi ile ters oranda birbirini iten elektrik paıçaaHan''ndan sözederken, Thomson, bunu soğukkanlılrkla tanrtlanmrş olarak kabul ediyor ([s.] 358).242 Gene kendisi, elektriğin "biri pozitif ve biri negatif iki aluşkandan'' oluştuğu,''bunlann parçaaklannın birbirini ittiği'' varsaJnmrnı ileri sürüyor (ts.] 366). Elektriğin yükıü bir cisimde yalnrzca atmosfer basrncr ile alıkonacağ söyleniyor (ts.] 360). Faraday, elektriği, atomlann (ya da molektillerin, ki bu daha kaı:rıakanşık bir Şey) karşıt kutuplanna oturttu ve ilk kez olarak, elektriğin aluşkan bir şey değl, bir hareket biçimi, bir ''kuwet'', olduğunu söyledi (s. 378). Yaşlı Thomson'un kafasrnrn almadığı şey, luvrlcımın maddi bir şey ol_ masıdır. Faraday, daha 1822'de, bir anlık endfüsiyon alumrnın gibi birincisi, geri dönen akım- ''volta bataryası -ikincisi ile iiretilen aluma göre, Leyden şişesinin boşaltılmasryla üretilen akımdan daha çoğunu sağladığr''nr keşfetti, büttin slr burada toplamyordu ([s.] 385). Kıvıhcım, şimü özel durumlar ya da göriintiiler olarak bi_ linen bir siirü haydut masallannrn konusu olmuştur: pozitif bir cisimden çüan lovılcımrn "rşınlann kalemi, fırçası ya da konisi'' olduğu, boşaltma noktasr olan ucu olduğu; öte yan_ dan, negatif kıvılcrmın da bir ''ylldız'| olduğu söylenir ([s.] 396). Kısa bir lıvrlcımın hep beyaz, uzunun çoğunlıık'Ia lor_ mızrmsr ya da morumsu olduğu ileri siirültir. (I&ulcrm konusunda Faraday'rn şahane saçması' [s.] 400.) Baş iletkenden lelektrik makinesinden] bir metal kiire ile çrkanlan kıvrlcr_ mrn beyaz, elle çıkanlanın mor, rslrkla çıkanlanın lıırmızr ol_ dufu söylenir ([s.] 405). Kıvılcrm, yani ışrk, söylendiğine göre, ''elektriğe özgü değildir, ancak havanrn basıncrnın sonucudur. Hava luzla ve ansızın' bir elektrik kıvrlcrmr içinden geçince sıkrşrr''; bu da Philadelphia'da Kinnersley'in deneyi ile tanrtlanmıştrr, buna göre kıvrlcrm ''tüpte havanın ani bir ince yarığ''nr oluşturur ve suJ^r tüpe iter (ts,] 407.) A]manya'da 30 yrl önce Winterl ile başkalan, lovrlcımrn ya da elektriğin rşrğnrn "ateş|e aynı özellikte" olduğuna ve iki 315


elektriğin birleşmesiyle oluştuğuna inaruyorlarü. Buna karşılrk Thomson, iki elektriğin birbirine rasladrğ.r yerin ışık balılmrndan en za5ıf olduğunu, üçte-ikinin pozitif ve üçte-birin negatif uçtan olduğunu cidüyetle tanrtlryor! ([s.] 409-410). Burada, ateşin, h6li daha tamamen gizemli bir şey olduğu apaçrktır. lThomson] aym ciddiyetle Dessaignes'nin deneylerini [belirtiyorJ, bu deneylere göre, barometre yiikselirken ve srcaklık düşerken, c€ıIn' reğne, ipek vb. cıvaya batınlınca negatif elektrikli, barometre düşerken ve sıcaklık yükselirken ise pozitif elektrikli, yazın temiz olmayan crvaya batrnhnca hep pozitif elektrikli, temiz crvaya batrnlınca hep negatif elekt_ rikli olurlar; altrn ve başka çeşitli metaller yazrn ısuunca pozitif elektrikli ve soğuyunca negatif elektrikli, luşrn da bunlann tersi olurlar; barometre yiiksek iken ve kuzey tizgarı esince ''son derece elektrikli'', bammetre yiüselirken pozitif, sıcaklrk düşerken negatif elektrikli olurlar vb. ([s.] 416). Isı balrımrndan görünüş: "termoelektrik etkileri iiretmek için, rsr kullanmak gerekli değildir. Zincirin bir halkasında sıcaHığ değştİren* herhangi bir şey ... mrknatısrn açrlımrnda bir sapmaya neden olur.'' Örıeğin, bir metalin buzla soğutulmasr ya da esirin buharlaşması! ([s.] 419.) Elektro-kimyasal teori ([s.] 438), ''hiç değilse son derece ustaca ve akla-uygun olarak" kabul edilir. Fabroni ve Wollaston çok önceleri, yakınlarda da Faraday, galvanik elektriğn kimyasal siireçlerin basit bir sonucu olduğunu ileri siirmüşlerdi, hatta Faraday, sıvrda meydana gelen atomlann yer değişiminin doğru bir aç*lamasrru yapmrş, elektrik miktannrn elektrolitik iirüntiıı miktan ile ölçiildüğiinü ortaya ko5ırnuştu. Thomson, Faraday'ın yardrmr ile şöyle bir yasaya ulaşryor: ''Her atomun doğal olarak aynr miktarda elektrikle çevrili olmasr gerekir ve böylece bu açıdan ısı ve e]ektrik birbirine benzer."* ([s.] 454.) *

İtalikler Engels'indir. -ğd.

316


Statik ve dinamik elektrik Statik ya da sürttinme elektriği, doğada elektrik biçiminde, ama dengeli olarak, nötr durumda bulunan hazır elektiğin gerilim haline sokulmasrdır. o halde bu gerilimin ortadan kaldınlmasr, elektridurumu yeniden ğin naklolunduğu anda ve ölçüde_ nötr -dağlan oluşturan bir kıvrlcımla aniden de olur. Öte yandan, ünamik ya da ga}vanik elektrik, kimyasal hareketin elektriğe dönüşmesinden iiretilen elektriktir. Çinko, bakır vb. eriffinde belli koşullar altrnda elde edilir. Burada gerilim ani değil, süreklidir. Her an için yeni + ve elektrik başka bir hareket biçiminden elde edilir, varolmayan * elektrik + ve - elektriğe ayrılrr. Siireç süreklidir ve bu yüzden de sonucu olan elektrik sürek]idir, anlık bir gerilim ya da boşalım değil siirekli bir alrımdır ve bu akrm kutgplarda tekrar meydana geldiği kimyasal harekete dönüşebilir ki, buna da elektroliz denir. Bu sii,reçte ve kimyasal bileşmeden elektrik elde etmede (burada ısı yerine elektrik, başka koşullar altında serbest kalan ısr kadar elektrik serbest kalır, Guthrie, s. 2L0),2a3 akımı sıvıda izlemek olanaklrdrr (bitişik moleküllerde atom değişimi olur budur). -alrrm gene bu yüzden doğDoğası gereği alrım olan bu elektrik' rudan doğruya statik elektriğe çevrilemez. Ama endfüsiyon yardımıyla daha önce bu biçimde bulunan nötr elektrik olarak nötr durumdan çıkanlabilir. Konunun özü balıımrndan, elde edilen elektriğin, onu oluşturan elektriği izlemesi gerekir ve bundan dolayı da akıcr bir karakterdedir. oysa, bura_ da akrmr yoğunlaştırmak ve statik elektrik haline çevirmek, ya da alomrn özelliğni gerilimin özelliği ile birleştiren daha yiiksek bir biçime dönüştürmek olanağ apaçrktrr. Bu ise Ruhmkorffun makinesi ile çözülür. Makine, bu sonucu veren endtiıksiyon elektriği sağlar.

317


Diyaleküğin çok güzel bir örneği, gtiniimüziin teorisine kutuplardaki itmenİn benzer elektrik akımlannın çekimi ile açıklanması yoludur (Guthrie, s.264). göre benzer manyetik

*

Elefuıı-kimya Wiedemann, elektrik kıvrlcrmının kimya_ sal parçalanma ve sentez üzerindeki etkisini anlatırken, bunun daha çok kimyayr ilgilendirüğini söylüyor.ru Aynr konuda, kimyacrlar da, bunun artık daha çok fiziği ilgilenürü_ ğini söylüyorlar. Böylece en önem]i sonuçIann beHendiğ molekü ve atom biliminin değme noktasında, her ikisi, ye_ tersizliklerini ilan ediyorlar. {.

Stirtiinme ve çarpma, ilgili cisimlerde, koşullara göre ısı, elektrik vb. gibi şeylere aJ.rışan bir içseI hareket, moleküer hareket oluştururlar. Ancak bu hareket yalrızca geçicidir. cessante ciau*a cessat effeüus.* Beürli bir aşamada hepsi bir siİreHİ molekiil değşimine, bir kimyasaL değşime dönüştir_ ler.

*

Neden sona erince, etki de sona erer. -g.

318


tKİMYA]

KtIıfYAsAL olarak gerçek bir tiirdeş madde kawamı --+s_ eskidir_, ik| ğgmin kimyasal eğiliminin ortak bir ügiincü cisim içeren herbirine dayaıdığ biçimindeki La_ voisierye kadar uzaüan tamamen çoeurça uir sb"üşe tekabiil eder (Kopp, Entırickelung, s. 105).ru kiç.ağ kadar

*

Böylesine eski, uygun ve daha önce alışılmrş olan pratiğe uyarlanmış yöntemler başka dallara aktanlıyor rr" orrd, d" birer engel oluşturuyorlar: kimyada bileşiklerin yiizde hesabı, bileşiklerin değişmez oran yasasuu ve çok katlı oranr ortaya çıkarmayı olanaksrzlaştırmada en elverişli yöntemdi ve gerçekten de uzun siire bunlann keşfedilmesini engelleü.


Atomculuk ile kimyada yeni bir çağ başlryor (modern kimyanrn babasr Lavoisier değil, Dalton'dur) ve fizikte de, böyle bir dönem, molekiil teorisi ile açılmıştı (değişik bir biçimde, ama hareket biçimlerinin değişmesiyle, aslında bu sürecin yalnrz öteki yanınr gösterir). Yeni atomculuğu, daha öncekilerden aJrıran şey, maddenin yalnrz saklr olmakla kalmaYIP, aJrru zamanda, çeşitli aşamalardaki saklı parçalann (esir atomlan, kimyasal atomlar, kütleler, göksel cisimler) çeşitli düğİim noktalan olduğunu, bunlann genel maddenin çeşitli nitelikse] varlrk biğmlerini saptadrğrnr *ağ.rrlrksrzlığa ve itilmeye kadar_ (budalalar dışında) ileri sürmemesiür.

Niceliğn nİteliğe dönüşmesi;2:3'ün kokuya kadar bambaşka özellikler oluşturdufu en basit örnek oksijen ve ozon'dıır. Bunun gibi kimya, öteki allotropik cisimleri, moleküldeki atom sayrsrnrn değişik olmasıyla açıklar.

Ad]anrı önemi. organik kimyada bir cismin önemi, aynr zamanda onun adr, artık yalnızca bileşimi deği}, daha çok bağlı olduğu dizideki durumu ile saptanır. o halde bir cismin böyle bir diziye bağIı olduğunu anlarsak, eski adr onu anlamaya bir engel olur ve bfu dizi adıil.e değiştirilmesi gerekir (parafinler vb.).

320


TBIYOLOJI]

TEPKİ. Mekanik, fiziksel (başka deyimle rsı vb.) tepki, tepkiııin her ortaya çrkışrnda tiikenir. Kimyasal tepki, kimyasal tepki gösteren cismin bileşimini değiştirir ve aynr cisimden yeni bir miktar eklenince tazelenir. yalmz organik cisim bağmsız olarak tepki gösterir _kuşkusuz, kend1 gııç alanı içinde (uyku) ve besin sağlama da varsa5nlarak- ama besinin sağlanmasr, ancak sindirildikten sonra etkinür, daha alt aşamalardaki gibi hemen olmaz;böylece burada organik cismin, bağmsızbir tepki gücü vardrr, yeni tepki onun aracılığ ile olmalıdrr' *

Yaşam ve ö]tim. Öıtımü, yaşamın temel bir öğesi olarak kabul etmeyen Ve şunu anlamayan bir fizyoloji, şimdiden bi-


lim olarak geçerli değil (bkz: Hegel, EndJrHopİidie],I, s. 152153).246 Yaşamın yadsınması temel olarak yaşamm bizzat içinde vardır, öyle ki yaşam, daima onun zorunlu sonucuyla, yani daima içinde tohum halinde bulunan öliirnle basıtrlr olarak düşünülür. Yaşamrn diyalektik kawanışr bundan başka bir şey değildir. Ama bunu bir kez anlayan kişi için, ruhun ölümsüzlüğü ile itgili bütün sözler değerini yitirir. Öıtım, ya onu oluşturan kimyasal unsurlardan başka geriye bir şey brrakmayan organik cismin çözüşmesidir, ya da yalnrzca insandan değil, btittin canlı organizmalardan süren bir yaşam ilkesini, azçok ruh demek olan bir şeyi geride brrakır. Demek ki, burada diyalektik yardrmı ile yaşam ve ölümün doğasr konusunda basit bir aydınlanma, çok eski bir boşinanr ortadan kaldrrmaya yetiyor. Yaşamak ölmek demektir.

Generatio aequivoca.* Şimdiye dek yapılai bütün araştrrmalar şuraya varıyor: ayllşma halindeki organik maddeleri içeren ve havanrn sızabildiği sıvrlarda ilkel organizmalar, tekhücreliler, mantarlar, haş}amlrlar oluşur. Bunlar nereden geliyor? Bunlar generatio aequivoca ile mi, ya da atmosferden gelen tohumlardan mr oluşmuşlardrr? o halde araştrrma çok dar bir alanla, plasmogonfl47sorunu ile srnrrlanmrştrr. Yeni canlı organizmalann, başka organizmaların aynşmasıyla oluşabileces varsaJnmı, esas olarak, değşmez tiirler dönemine aittir. o zamanlar, bütün organizmalann, en karmaşrk olanlannın bile canlr olmayan maddelerden ortaya çıktrsnı varsa;rmak zorunluluğu vardı ve bir yaratma eylemine başvurmak istemeyince de, bu sürecin organik dünyadan çrkmrş bir malzeme ile daha kolay açrklanabileceği görüşüne kolayca vanlryordu; artrk hiç kimse, bir memeli hayvanrn doğrudan doğruya inorganik maddeden kimyasal yollarIa oluşabileceğine inanmıyordu. Ancak böyle bir varsaJnm bilimin bugünkü durumu ile *

Kendiliğinden üreme. -ğd.

322


doğrudan doğruya çatrşrr. Kimya, ölü organik cisimlerin ayrrşma sürecinin tahlili ile bu siirecin her ardrşrk adrmrndan, zorunlu olarak, giderek daha çok ölü, inorganik dünyaya giderek daha çok yakrn, organik dünyanrn giderek daha az

kullanabileceği ürünler verdiği ve bu sürece, -bu ayrışma ürünlerinin daha önce varolan uygun bir organizma tarafından yeterince erken olarak soğurulabilmesiyle ancak olanaklr olabilecek bir kullanma yönü verilebildiğini tanıtladr. Hüc_ relerin oluşmasrnda en önemli araç olan protein, hepsinden önce parçalanır ve şimüye kadar da yeniden yaprlrnasr olanaklr olmamıştrr. Dahasr var. Bu araştrrmalarda organik srvrlardan ilk üreyişi konu olarak alrnan organizmalar, oldukça ilkel olmakla birlikte, aslrnda bakteriler, mayalaı vb. olarak, deği_ şik ewelerden oluşmuş bir yaşam süreci ve haşlamlılar gibi Lısmen oldukça iyi gelişmiş organlan bu}unmasr bakımından farklrlrk gösterirler. Hepsi en azrndan tekhücrelidir. Ancak yaprdan yoksun monerleri tanrdrğmrzdan bu yana, tek bir hücrenin oluşumunu bile, yapıdan yoksun canlı protein yerine ölü madde ile açıklamaya kalkmak, birazcrk kokmuş su ile doğanrn, binlerce yılda yarattıgı şeyı 24 saatte yapmaya zorlanabileceğini sanmak saçma olur. Pasteur'ün bu yöndeki deneylefi2as yararsızdır. Kendisi, böyle bir olanağa inananlara,yalınz bu deneylerle olanaksrzlrğr aslı tanrtlayamayacak. Ama deneyler, bu organizmalar, onlann yaşalnr, tohumlan vb. konusunda büyük bir aydrnlanma sağladığı için önemlidir.

MoRİz WAGNER, NATURmSSENSCHAEILI1HE STRDITFNIGEN,I (Augsburgeı Allgemeine Zeitung, Beilage, 6,7,8 Ekim 1874P49 Liebig'in, yaşamınrn sonuna doğru Wagner,e söyledikleri ki, yaşam madde kadar

(1868): ''Ancak şunu varsayabiliriz


eskidir, ölümsüzdür ve yaşamrn kökeni konusundaki bütün anlaşmazlrk noktasr bana göre bu basit varsayrmla ortadan kalkar. Gerçekte, organik yaşam' karbon ve bı?eşikleıi* (!) gibi neden ilk başlangç olarak düşünülmesin, ya da genellikle tüm yaratrlamaz ve yokeülemez özellikteki madde, uzayda maddenin hareketi ile sürek]i olarak bağntrlr olan kuwetler diye kabul edilmesin?" Liebig daha sonra şöyle diyordu (Wagner'e göre, Kasım 1868'de): Kendisi de, gezegenimizdeki organik yaşaının, uzaysal uzaydan "ithal" edilebileceği varsaJnmuu "kabul edilebilir'' görüyor. Helmholtz (Thomson'un Handbuch der theotetischen Physik kitabrna önsöz, Almanca baslıı, bölüm ll): ''Cansız maddeden organİzmaLar oluştuıma yolundakİ bütün çabalanmlzln başansızlığa uğraması haLinde,* şöyle bir soru sormamu bana doğru bir yöntem gibi görtirıüyor: yaşam aslında sonradan mı ortaya çrktr, madde kadar eski değil mi, onun tohumlan başka bir göksel cisimden ötekine taşrnarak elverişli bir toprak bulup her yerde gelişti af?"250 Wagner: ''Maddenin yokedilmez ve gelip geçici olmadrğ, ... hiçbir kuwetle hiçliğe indirgenemeyeceği gerçeği, kİmyacı için onun 'yaratılamaz' nitelikte kaba] edilmesine yeter.* ... Ama şimdi egemen olan görüşe (?) göre yaşam, en ilkel orga_ nizmalan oluşturan bazı basit elementlerdeki bir 'özellik' olarak görülüyor, kuşkusuz bu özelliğin sözkonusu temel maddelerle on]ann bileşiHen* (!!) kadar eski olmasr gere' kir.'' Bu anlamda Liebig gibi (C}ıemische Briefe,4. basrm) bir canlı kuwetten de, ''yani fiziksel kuwetlerde2sl ve onlarla birlikte etkileyen, maddenin drşrnda etkin olmayan 'bir biçim verici ilke'den sözedilebilir. Bu canlr kuwvet, 'maddenin bir özelliği' olarak ... ancak sonsuzluktan bu yana sonsuz uzayda saJrrsrz noktalarda varolan alna zamaıı dönemleri içinde yeteri kadar çok yer değştirmek zorunda kalan uygun koşullar altında kendini gösterir.'' Demek ki, eski alrışkan dünyada ya da şimdiki güneşte yaşam olanaklr değildir, ama *

ltalikler Engels'indir. -Ed.


kor halindeki cisimler son derece geniş ölçüde yaygınlaşmrş atmosfere sahiptir. Bu atmosferler, en son görüşe göre, son derece seyreltik biçimde uzayl dolduran ve cisimler tarafindan çekileı ayıu materyallerden oluşmuştur. Güneş sistemi_ nin içinden geliştiği dönen bulutsu kütle, Neptün'ün yöriingesinin ötesine kadar uzanır; içindeki bütün su (!) karbonik asit balııımrndan zengin bir atmosfer içinde buhar halinde çok yiikseklere kadar dağlmrştrr, onunla birlikte, en ilkel tohumlann varlrğı için gerekli temel materyaller de dağlmış_ tır, bu atmosferde ''çok çeşitli bölgelerde çok değişik sıcak]ık dereceleri vardır, bundan dolayı da, her zaman- herhangi bir yerde organik yaşam için gerekli koşullann bulunmasr gerektiği varsaJnmr ttİmüyle doğrulanmışüır.* Buna göre, dönen kozmik bulutsu ktıtleleri gibi gökselcisimlerin atmosferleri, canlı biçimin sihekli muhafaza odalan, organik tohum_ lann yeşerırre yerleri olarak kabul eülebilir.'' - And dağlannda, ekvatorun altrnda, atmosferin 16.000 ayak ytiksekliğine kadar gözle görünmeyen tohumlara sahip en küçiik canlı tekhücreli ha1ruanlar yığn halinde atmosferi doldururlar. Perty'nin dediğine göre, bunlar ''hemen her zaman vardrr''. Yalnız, krzgın srcaklrğn on]an öldfudüğü yerde yokturlar. Bu yüzden onlar için (vibrinoidler vb.) "bütün* göksel cisimlerin buhar kuşağr içinde de'' varoldukları, ''a5mı koşullann bulunduğu her yerde'' bulunduklan düşiinülebilir. ''Cohn'a göre bakteriler ... öylesine küçüktiir ki, bir milimetreküpte 633 milyon tanesi yer bulur ve 636.000 milyon tanesi de ancak bir gram ağırlığndadrr. Mikrokok]ar daha da küçüktiir'', be}ki en küçükleri bile değildir. Ama çok çeşitli biçimlerdedirler. ''Vibrinoidler ... bazan küre, bazan Jru_ murta biçiminde, bazan çubuk ya da sarmal biçimindedir'' (demek ki, önemli sayrlabilecek bir biçime sahiptirler). ''Şu çok yerinde varsa)ama karşr henüz geçerli bir itiraz yüksel_ memiştir: hayvan ve bitki arasrnda bulunan bu ve benzeri* en basit (!!) nötr varlrklar ... bireysel değişiklikleri ve kazanılmış belirtileri kendilerinden sonrakilere miras brrakma *

İtalikıer Engels'indir. -Ed.


yetenekleri dolayrsryla, göksel cisimlerin değişik fiziksel koşullannda, oluşan bireysel değişkenliklerin yerel farklan karşrsında, çok uzun zaman dönemleri içinde her iki doğa zenginliğinin bütiirı değişik ve daha yiiksek canlr varlıklannı geLiştirebilİrhef ve geliştirmek zorunda ka1mışlardır.''* Biyoloji, kimyaya yalun bir bilim olmasrna karşın Liebig'in bu bilimde ne kadar acemi oldufu dikkati çekiyor. Kendisi, Darwin'i ilk kez ancak 1861'de, Darwin'i izleyen önemli biyolojik ve paleontolojik-yerbilimsel yapıtlan ise çok daha sonra okudu. Lamarck'ı ''hiç okumamıştr''. ''1859'dan önce L.v. Buch, d'orbigny, Münster, Klipstein, Hauer tarafrndan yayrnlanan önemli özel paleontolojik araştrrmalan, Quenstedt'in çeşitli yaratrklann kalıtımsal bağntrsr üzerine dikkat çekici bir ışrk getiren taşrl sefalodlarla ilgili araştırmalan da, ona tamamen yabancr kalmrştr. Adr anrlan bütün araştrmacılar ... olgulann zoru ile, neredeyse istek]erine aylrrn olarak, Lamarck'ın köken varsaJnmlna itilmişlerdi'' ve hem de Darw'in'in kitabından önce, ''Buna göre soy teorisi, taşrl organizmalann karşrlaştrrmalr incelemesi ile geniş ölçüde uğraşan bilginlerin görüşlerinde daha önceleri sessizce kök salmıştı. ... L. v. Buch, 1832'de, Uber die Ammoniten und ihre Sonderung in Fami]ien adlr yaprtında ve 1848'de Berlin Akademisi önünde okuduğu 'ortak ktıkenin belirtileri

olarak organik biçimlerin tipik yalıınlığna ilişkin--La-

marck'rn fikri' konulu yazısında değişmez gerçeklerin bilimi içine bunu sokmuştu.'' 1848'de ammonitlerle ilgili araştrrmasrna dayanarak şunu ileri sürüyordu: ''Eski biçimlerin kayboluşu ve yeni biçimlerin ortaya çrhşı organik yaratıklann tamamen yokolmasrnın sonucu değil, tersine, yalnızca değşen yaşam koşullan dolayısıyLa eskiyen biçimherden yeni tür' lerin oluşmasıdır.''*

Yorum]ar. "Öltımstız yaşam'' ve tohumlann üşardan it*

İtalikler Engels'indir. -Ed.


hali ile ilgili yukardaki varsayrm ilkin şunlan gerektiriyor: 1. Proteinin ölümsüz varlrğn, 2. Bütün organik şeylerin gelişebildiği ilk biçimlerin ölümsüz varlrs. Her ikisi de kabul edilemez. Ad 1. Liebig'in, karbon bileşiklerinin karbonun kendisi gibi ölümsüz olduğu yolundaki iddiasr, yanlrş değilse bile şüphelidir. a) Karbon basit midir? Değilse, bu haliyle ölümsüz değildir. b) Karbon bileşikleri, a5mr kanşrm, sıcaklrk, basrnç, elektrik gerilimi vb. koşullan altrnda kendi kendilerine durmadan çoğalmalan anlamrnda ölümsüzdürler. Ama örneğin en basit karbon bileşiklerin, Corya da CHa, her zamanye az çok her yerde varolduklan, sürekli olarak ise çoğalmadıklan ve gene ortadan kaybolduklan de elementlerden ve -hem elementlere- anlamrnda ölümsüz olduklan şimdiye dek iteri siirülmemiştir. Eğer canlr protein öteki karbon bileşikleri gibi aynı anlamda ölümsüz ise, bilindiği gibi sürekti olarak elementlerine ayrışmakla kalmayıp' aJrıır zamanda daha önce hazrr bulunan proteinin yardrmr olmaksrzrn elementlerden siirekli olarak üretilmesi gerekirdi ki, Liebig'in vardığı sonuç bunun tersidir. c) Protein, bildiğimiz en dayanıksız karbon bileşiğidir. Yaşam dediğimiz kendine özgü işlevlerini yerine getirme yeteneğini yitirir yitirmez aJrrrşrr ve bu yeteneksizliğin ergeç ortaya çrkması onun doğasrnda vardır. Ve ölümsüz varsaJnlan, üst sınrr sıcaklıs böylesine düşük olmasrna _100"C'den daha az- karşrn, ızayda, srcaklrk, basrnç değişikliğinde be_ sin, hava vb. eksikliğnde dirimliliğini koruyan, bu bileşiktir! Proteinin varolma koşullan, bilinen öteki bütün karbon bileşiklerine göre sonsuz ölçüde karmaşrktır, çiiınkü yaLıız fıziksel ve kimyasal değil, aynı zamanda beslenme ve solunum işlevleri, fiziksel ve kimyasal bakımdan srnırlr bir ortamı gerektirir ve bütün bu olanaklr olan değşiklikler altında öliimsiizlüğü sağlayan bu orbam mrdrr? Liebig, ''iki varsayımd.an, cet'eris parİbus,* basit olanrnı yeğ tutuyor'', ama bir şey çok

f


basit göriinmekle birlikte çok da karmaşrk olabilir. - Bütiiıl öIümsüzliik içinden, birinden ötekine aktanlan, bütün koşullar altrnda iyi düzenlenmiş bir birikimi yeteri kadar tutan canh protein cisimlerinin sonsuz sayrda sürekli dizileri bulunduğu Varsapml, olanaklr olabilecek en karmaşrk varsayrmdrr. _ Göksel cisim atmosferleri ve özellikle bulutsu halindeki atmosferler başIangçta kor halindeydi, yani protein cisimlerine yer yoktu; bu yüzden ızaynn, büyük depo olarak, ne son srğnak görevi görmüş olması gerekir - bu depoda, proteinin hava, ne besin ve ne de sıcak]rk vardrr, gerçekten işlevlerini yerine getirebileceği ya da varlrğınr siifdtirebileceği bir yer değilür. Ad 2. sözü geçen vibrionlar, mikrokoklar vb. - Burada farklılaşmrş varlrklardır, bir üş zardan salgızaten oldukça Ianan, ama çekirdeksiz protein tanecikleridir. Gelişmeye yatkrn protein cisimlerinin üzileri ise, önce çekirdeğ oluşturur sonra gelen hücre zan daha ileri ve bir hücre olur - daha spherococcus). o halde burada sözkobir adımdrr (Aıneba nusu edilen organizmalar, şimdiye kadar olan benzetmeye göre bir çıkmaza girerek verimsiz hale gelen ve daha ileri organizmalann atalan olmayan bir diziye girer. Yaşamr, yapay yollardan oluşturma deneylerinin verimsizliği konusuıda Helmholtz'un söyledik]eri salt çocuksu şeylerdir. Yaşam, protein cisimlerin varoluş tarzrdrr, bu cisimlerin temel unsuru, onlan dıştan çeweleyen doğa ile süreHi madde alış-verişinden oluşur ve bu, metabolizmanrn durmasryla proteinin aJrnşmasrna neden olarak son bulur.** Eğer protein cisimlerin kimyasal yoldan sağlanması hedefine ulaşrlrrsa, bunlar mutlaka yaşam belirtileri gösterecekler, ne kadar zayıf ve lusa ömtirlü olurlarsa olsunlar, metabolizmaJn gerçekleştireceklerdir. Ama şurası kesindir ki, bu tiir cisimler ohsa ohsa en kaba monerlerin biçimine ve olasr ki, *

**

Önceki koşullar aJ[ır kalmak koşuluyla.

3.

Böyle bir metabolizma inorganik cisimlerde de olabilir ve her yerde pek yavaş da olsa kimyasal etki bulunduğundan, uzun vadede heryerde görtılııır. Aradaki fark inorganik cisimlerde metabolizmanın onlan yoketmesi, organik cisimlerde ise varlısn zorunlu koşulu olmasıdıt.lEngels'in notu.1

328


çok daha aşağı biçimlere sahip olabilirler, ne var ki, binlerce

yıllık bir evı'im ile hücre zan, hücrenin içeriğinden aynlmrş ve belirli bir biçim almrş olan farklılaşan organizrnalar biçi_ mine gelemezler. Ancak proteinin kimyasal bileşimi konusunda şimdikinden daha çok şey bilmediğmiz,yani onun ya-

pay olarak hazrrlanmasrru belki daha yüzyıl sonra bile akla getiremeyeceğimiz stirece, bütün çabalanmrzrn vb. ''boşa gittiğinden'' yalunmak giitiinçtiir.

Metabolizmanın protein besinlerinin karakteristik etkinliği olduğu yolundaki yukardaki iddiaya, Traube'nin ''yapay hücreler''inin büytimesi ile itiraz edilebilir.2s2 Ama burada ozmoz yoluyla bir srvrnın değişmeden sofurulması sözkonu-

sudur, oysa metabolizma, .maddelerin soğurulmasından oluşur. Bu maddeler, kimyasal bileşimi değşmeyen, ve organizma tarafi.ndan özümlenen yaşam siirecinin sonucu olarak or_ ganizmanrn aylışma ürtinleriyle birlikte salglanan kahnblardır.* Traube ''hücrelerinin'' önemi, inorganik doğada da ve karbon olmaksrzrn üretilebilen iki şey olarak, azmoz ve bü_ yiiıne göstermeleri olgusunda yat ar. Yeni oluşan protein taneciklerinin, oksijen, karbondioksit, amonyak ve onlan çeweleyen suda çözüşmüş tuzlardan birkaçı ile beslenme yeteneğinde olmasr gerekir. Tanecikler henüz birbirlerini yiyemediklerinden organik yiyecek maddeleri henüz yoktu. Bu, şimüki monerlerin, çekirdeksiz olanlannı.n bile, ötekilerden ne kadar ilerde olduğunu tanrtlryor, çiinkü şimdikiler diatomlarla vb. yaşryor, yani birçok farklrlaşmrş organizmalan gerektiriyorlar. *

Doğanın diyakektiğ -kaynaklar. Nature, no 294 ve devamı. Allman on Infusoria [Allman,

* N' B. Nasıl ki omıırgasız omurgalı hayv-anlardan sözetmemiz gerekliyse burada da diiaensiz, biçimsiz, farklılaşmamış protein taneciğinden organizma olarak sözedebiliriz, balamdanba olanaklıdır. Çünkü - diyalektİk sırtta omurga kemiğinin gerekli oluşu gibi protein taneciğinde de yeni oluştuğu zaman daha yiiksek oıganizmalann gonsıız düisi bir filiz ha]inde "ken-

diliğinden'' varür. [.Eı8ıels'in notu.f


Haşlamlılar Üzering]zsa fukhücrelilik, öneırıli. Croll on Ice Periods and Geological Time.2s4 llature, no 326, Tyndall, Generatio (üreme) ğr"'irr".zss ozgül bozulma ve mayalanma deneyleri.

Tekhücre]iler. 1. Hücresizler; monerle birlikte şu ya da bu biçimde yalancıayık]ılara kadar giden ve onlan içine alan basit protein yuvarlağ ile başlarlar. Büyük lrısmr orga-

nik madde ile yaşadığndan, diatomlan ve haşlamlrlan (yani kendilerinden daha ytüsek olan ve daha sonra oluşan cisimleri) yuttuklanndan, Heckel'de tablo I'de [görüenJ gıbizso bunlann bir gelişme tarihi bulunduğu ve hücresiz kamçrlrlar biçiminden geçtikleri için, bugiinkü monerler, ilk biçimlerinden mutlaka çok farklrdrrlar. protein cisimlere - Bütün özgü olan biçimleşme eğilimi, burada da kendini gösteriyor. Bu biçimleşme eğilimi, artistik kabuklar oluşturan (toplu halde bulunan? mercanlar vb.) ve daha yüksek bitkilerin gövde, sap, kök ve yaprak biçimini yapan ve gene de sadece yaprsrz protein olan yuvarlak yosunlar (sifoenler) gibi biçim balçımından daha yüksek yumuşakçalara giren çekirdeksiz, delikli kabuklularda daha belirgin durumdadrr. Bunun için protameab cisimler, ammeablardan a5rnlrr.x 2. Btu yandan deri (ektosark) ile ilik tabaka (endosark) arasrndaki fark günsülerde, Actinophrys so/da ortaya çrkar (Nicholson, 257 s. 49). Derisel tabaka, yalancrayaklılarda kaybolur (Protomyxa aurantiaca'da bu basamak geçiş basamağdrr, bkz: Hreckel, tablo I). Bu evrim çizgisi yolu boyunca proteinin fazla ileri gitmediği anlaşrlıyor. 3. ote yandan proteinde çekirdekve çekirdekçik fark]ılaşır - çıplak amipler. Bu noktadan itibaren biçimsel gelişme hızlanır. Bunun gibi organizmada genç hücrenin gelişmesi, bkz: Wundü258 (Başlangıçta). Almebal Sherococcus'da, Pro* Elyazmasının kenanna, bu paragıafin karşısrna Engels şöyle bir not koymuş: ''Bireyselleşme küçiik, bunlar böliirıüyor, ve aynca birleşiyorlar da."

-Ed.


tomyxa'da olduğu gibi hücre zarı ya|ıız geçici bir evredir,

ama burada bile dolaşımrnın büzülebilir vaküolde başlangıcı sözkonusudut. Bazanı, solucanlarda ve böcek stirfelerinde ol_ dugu gibi birbirine yapışmry kum tanecik]erinin bir kabuğu, (Difr|uğa, Nicholson, s' 47) bazan da gerçekten salgıIanmrş

bir kabuk buluruz. Son olarak, 4. SüreHi bir hücre zan bulunan hücre. Hackel'e göre (s. 382), bundan ya hücre zarrnrn sertliğine göre, bitki, ya da yumuşak bir zar olmasr halinde hayvan oluşmuştur (? kuşkusuz bunu böyle genel anlamda almak olanaklr değildir). Hücre zarı 7|e birlikte, belirli ve aynı zamanda plastik olan bir biçim ortaya çrkar. Burada da basit hücre zan ile salgılanmış kabuk arasrnda fark vardır. Ama (3. noktanın tersine) bu hücre zarıve bu kabukla birlikte psöydopodiatann çb kanlması son bulur. Daha önceki biçimlerin yinelenmesi (silikat kamçılrlar) ve biçim çeşitliliği. Geçiş, yalancrayaklannr drşarda tutan ve bu şebeke içersinde belirli srnrrlarda nor_ mal iğ biçimini değiştirerek siiriiııen Labyrinthulee'Tat tatafindan sağlanmaktadır (Hreckel, s. 385).* Gregarineler, daha yüksek asalaHann yaşayış biçimini alrrlar artık - bazılan tekhücre değildir, hücreler zinciridir (Hackel, s. 451), ama ancak 2_3 hücreli zincir başlangç. Bunlar gerçek- zayıf birorganizmalann ten tekhücreliyseler, tekhücreli en ytiksek gelişmesi, haşlamlrlardrr. Burada önemli bir farklılaşma var (bkz: Nicholson). Bir kez daha koloni halinde yaşayanlar ve bitkisel hayvanlafğg (Epistylİs). Tekhücreli bitkilerde de buıa benzer bir ytıksek biçim gelişmesi (Desmidiace, Hackel, s.410). 5. Bundan sonraki adım, birçok hücrenin artık bir koloni halinde değl, gövde halinde birliğidir. önce Heckel'in Katalaktalan, Magosphera PIanuIa (Hreckel, s. 884); bunlarda hücre birliği ancak bir gelişme ewesidir. Ama burada da artrk yalancrayaklar yoktur (geçici bir ewenin olup olmadrğını Heckel kesinlikle söylemiyor). öte yandarı, Radiolaria'|at, * - Elyazmasrnın kenanna bu yazının yaruna Engels, ''Ileri farklılaşmaya başlangıç'' sözlerini eklemiştir. -Ed.

331


hücrelerin farklrlaşmamrş ylğınlan da yalancrayaklrlan muhafaza etmiştir ve gerçekten hücresiz rizopodlarda bile bir rol oynayan kabuğun geometrik düzenliliği en ytiksek noktaya kadar gelişmiştir denilebilir ki, protein, kendisini, kendi kristal biçimi ile çevirmiştir. 6. Magosphera PLanula' asıl planula ve gastrulaya vb. geçiş aşamasrnr oluşturur. Daha fazla aynntılar Heckel'de vardır (s.452 vd.;.z0o

Bathybius.261 onun etindeki taşlar, proteinin

ilk biçimin-

de, herhangi bir biçimde farklılaşma heniiz yokken, iskelet biğmleşmesinin tohumunu ve yeteneğini taşıdığnın kanıtr_ drr. *

Birey.Bu kawam da tamamen göreli bir şey haline getirilmiştir. Cormus, barsak kurdu kolonisi öte yandan bir (Anthropogenİe anlamda birey olarak hücre ve metamet ve Morpholoğe),262

*

Bütiiı organik

nlmazlrğ

doğa, biçinı ile içeriğin özdeşliği ya da aykonusunda siirekli bir kanıttır. Morfolojik ve fizyo_

lojik olaylar, biçim ile işlev birbirlerini karşrlrklr olarak belirIerler. Biçimin farklılaşması (hücre), maddenin kas, deri, kemik, epitelyum vb. halinde farklrlaşmasrnı, maddenin farklrlaşmasr da biçimin farklrlaşmasınr belirlerler.

Ewimin bütün gelişme aşamalannda morfolojik biçimlerin yinelenmesi: hücre biçimleri (Gastrula'da bile bulunan


iki önemli biçim)

aşamada metamerin oluşumu: - belli bir annelidler, arthropoüar, omurgalılar, amfibianlann lhem karada, hem denizde yaşayzın hayvanlann] iribaş hallerinde askid larvalarının ilkel biğmi yinelenir. _ Plasentalarda ye_ niden ortaya çıkan (yalnızca canlr keselileri dikkate alsak

bile) keselilerin çeşitli biçimleri. *

organizmalann btıttın ewiminde, çıluş noktasr bakımrn_ dan, zaman içinde uzaklrfin karesine göre ivıne yasasrnı ka_ bul etmek gerekir. Bkz: Hacke|, Schöpfungsgeschiahte ve Anthropogenğ çeşitli yerbilimsel dönemlere uygun düşen organik biğmler. Ne kadar yiıkselirse süreç de o kadar hrzlamyor.

Darwin teorisinin, zorunluluk ile raslantı arasındaki içsel bağıntı konusunda Hegel'in söylediklerinin pratik tanrtr olduğu gösterilecek. {<

Varolma savaşıml. Herşeyden önce bu, bitkisel ve hayvansal fazla-niifus dolayısıyla oluşan belli bitkisel ve aşağ hayvansal aşamalarda gerçekten kendini gösteren savaşım_ lar üzerinde kesinlikle srnırlandrnlmalıdır. Ama içinde ttirlerin değiştiği, eskilerin yokolup yeni oluşanlann, bu fazlaniifus olmaksrzrn, eskilerin yerini aldıklan koşullar bundan kesinlikle ayrı tutulmalrdrr. Örneğin, hayvanlann ve bitkilerin, yeni iklim, toprak vb. koşullannrn değişmeyi sağladrğ yeni bölgelere göç etmesinde böyle olur. Eğer orada koşullara kendini uyduran bireyler yaşamaya devam ederse ve durmadan gelişen bir uyum yeni bir tiirün ortaya çrkmasına ne_ den olursa, öte yandan öteki daha hareketsiz bireyler yoko_


lup gider ve sonunda ortadan kalkarsa ve onlarla birlikte tamamlanmamrş ara aşamalar da yokolursa, bu iş kendiliğinden olabilir ve maLtusçuluHa hiçbir ilğsi buLunmaksızın olur, Malthus ilkelerinin etkisi olsa bile, bundan dolayl süreçte bir şey değişmez. Bu olsa olsa süreci hızlandrrabilir. Belli bir bölgede, coğrafua, iklim vb. koşullannrn giderek değişmesi halinde de böyle olur (orta Asya'nrn kuraklaşmasr gibi). Buradaki hayvan ve bitki toplulufunun bireylerinin birbiri üzerinde baslıı yapıp yapmaması önemli değildir; bu değişmenin gerektirdiğ organizmalann evrim süreci, a5mr gene uzağnda bulunbiçimde sürüp gider. - Maltusçuluğun da böyledir. duğu eşeysel seçme konusunda Bundan dolayı Heckel'in ''u5rum ve katılrm''r, seçme ve maltusçuluğa gerek kalmaksızın, tüm evrim siirecini sağlayabilir. Darwin'in hatasr, "natural selection or the survival of the fitteıtlde263 ldoğat seçme ya da en elverişli durumda olanrn yaşamrnr sürdürmesi] birbirlerinden tamamryla ayn olan iki şeyi biraraya ko5rmasrdrr. L. Belki en güçlüniin önplanda yaşaııunr sürdürdüğü, ama birçok balçrmlardan en zayrfrn da yaşayabildiği, aşın kalabalıklaşmanrn baskısı ile seçme, 2. Yaşamasrnr sürdürenlerin, değişen koşuLLara daha fazla uyduğu, ama bu uyarlamanın bir bütün olarak bir ilerleme oldufu kadar gerileme anlamına da gelebildiüı (örneğn asalak yaşamına uyarlanma, her zaman gerilemedir) bu koşullara daha fazla uyarlanma yeteneği yoluyla seçme. Onemli nokta: organik ewimde her ilerleme, aJrm zarrıartda ewimin birçok yönlü olanağrnı drştalayarak ewimi tekyanlr olarak değişmezleştiren bir gerilemedir. Ancak bıı, temel bir yasadır. *

Yaşam savaşımı.26a Bugünkü yandaşlannın da belirttiği gibi, Darwin'e kadar önemli olan, organik doğanın uyumlu


iş|eyişi, bitki dtinyasrnrn hayvanlara yiyecek ve oksijeni nasıl sağladığı, ha5rvanlann da onlara gübre, amonyak ve karbonik asidi nasıl sağladığı noktasrydı. Bu aynr kişiler her yerde savaşımdan başka bir şey görmezden önce, Darwin bunu hemen hiç kabul etmiyordu. Her iki görüş dar sınrrlar içinde haklrdrr, ama her ikisi de aynı ölçüde tekyanlı ve önyargılrdrr. Cansız doğa cisimlerinin karşılrklı etkisi, uyumluluğu ve çatrşmayr, bilinçti ve bilinçsiz savaşıml olduğu kadar, canlr cisimlerin bilinçli ve bilinçsiz işbirliğini de ıçıne

alır. Demek ki, doğa balumrndan bile, yalnızca iekyanlı;,sa_ vaşımı'' bayrak yapmaya izin yoktur. Ama tarfüsel evr.imin ve karmaşrklığın tüm çeşitli zenginliğini ''varolma savaşımı'' gibi zayıf ve tekyanlr bir deyim altrnda toplamaya kalkış_ mak, çok çocukça bir şeydir. Bu, hiçbir şey söylemez Varolma savaşıııu ile ilgili tüm Darwin teorisi, Hob_ _ bes'un belhum omnium contra omne*65 teorisini ve buı$uva ekonomisinin rekabet teorisini, aJrrrca Malthus'un ntıfus teorisini toplumdan canlı doğaya aktarmaktan başka bir şey değilür. Bu marifetin tamamlanmasrndan sonra (bunurı_kayrt_ srz şartsrz haklı olduğu, özellikle Mahthus'un teorileri bakımrndan henüz çok kuşkuludur), bu teorileri doğa tarihinden alıp tekrar toplum tarihine aktarmak çok kolaydır ve böylece bu iddialann toplumun ölümsüz dğal yasalan olduğunun tanıtlandığnr ileri sürmek çok daha fazLabir bönlüktiir. Sırf tartrşma açısından, ''varolma savaşımı'' deyimini bir an için kabul edelim. Ha5rvanın erişebileceği en büyiik şey toplamal<tır: insan iiretir, doğanın onsuz üretemeyec"gi, "_tır-_ cüğün en geniş anlamında, yaşam araçlannr hazırlar. Böyle_ ce ha5rvan topluluklannrn yaşama yasalannrn insan toğlumrına rasgele aktanlmasr olanaksrz hale gelir. üretim he_ men hemen, yaşam savaşrmı denilen şeyın, artık salt bir va_ rolma aracr haline değl, zevk alma ve gelişme aracı durumuna geldiğni ortaya koyar. Burada araçlannın toplumsal bakrmdan iiretildiği yerde_-gelişme hayvanlar dtın_ yasuuıı kategorileri tiimüyle uygulanma alanından çrkar. Son olarak, kapitalist üretim tatzınd,a, üretim öyle yüksek


bir noktaya çrkar ki, toplum, üretilmiş bulunan

yaşama, zevk alma ve gelişme araçlannı arbrk tiiketemez; çiiııkü üreticilerin büyük yığınlanna bu araçlann ulaşmasr, yapay ve zoraki yollardan önlenir. Bundan dolayr, her on yılda bir yal_ nrzca iiretilen yaşama, zevk alma ve gelişme araçlan değil, bizzat üretici güçterin büyük bir lusmı da yokedilerek oluşan varolma savaşrbunalrm, dengeyi yeniden sağlar - böylece, mr denilen şey, toplumsal üretimin ve dağtrmrn denetimini buna yetersiz hale gelmiş egemen kapitalist sınıfın elinden alrp üretici kitleye vererek burjuva kapitalist toplum tarafin_ dan oluşturulan ürünleri ve üretici güçleri, bu kapitalist toplum düzeninin yokedici, yılııcı etkisine karşr iroruma biçimisosyalist dewimdir. ni alrr - iştebirbudizi sınrf savaşrmlannrn tarihi olarak almak Tarihi, da içerik bakımından onu salt varolma savaşrmrnın zayıfça a5rnmlanmış ewelerine indirgemekten daha zengin ve derin_ dir. *

omurgaLıhar. Bunlann temel karakteri, bütün bedenin sinir sistemi çewesİnde graplaşmasıdır. Böylece öz bilincinin gelişmesi vb. olanaklı olur. Btıttın öteki hayvanlarda şinir sistemi bir a5rnntr, burada ise tüm organizasyonun temelidir; sinir sistemi, belli bir dereceye kadar gelişince _kurtIann baş çrkıntısrnrn arkaya doğru uzaması ile- btıttın bedeni kenü egemenliği altrna alır ve onu gereksinimlerine göre düzenler.

Hegel, döllenme (ürpme) yoluyla yaşamdan bilgiye geçiş yaparken,266 bunun içinde evrim teorisinin tohumunu taşrr ve bir kez organik yaşam ortaya çılrrnca, kuşaklann ewimi ile bir düşünen varlık cinsine kadar gelişecektir.

336


Hegel'in karşılrklr etki dediği şey, bilince geçişi, yani zorun]uluktan özgürlüğe, kawama geçişi de oluşturan organik cisimdir (bkz: Loğk, II, sonuç).267 *

Doğada ilk ürtin]enböcek durumunda da (ki bunlar, nor_ mal olarak, salt doğa koşullannın çerçevesini aşmazlar) top_ lumsal ilk izi görmekteyiz. Buna benzer aleti olan üretici hayvanlar (anlar vb., kunduz) btıyledir, ama gene de ayırntr Daha önce bile, şeylerdir ve gene genel etkileri yoktur. mercan ve hydrozoa kolonilerinde birey, -en çok bir ara aşama, etimsi topluluk da en çok tam gelişmenin bir aşamasrdır. bkz: Nicholson.2ffi _ Ayr. biçimde haşlamlılar tek bir hücrenin erişebileceği en yiiıksek, krsmen çok farklrlaşmış biçimdirler. * .[ş. * Isrnın mekanik teorisi bu kategoriyi ekonomiden fiziğe aktarmıştrr (çünkü fizyolojik bal<ımdan daha uzun süre bilimsel olarak belirlenemez), ama ancak çok küçük, ikinci dereceden bir ekonomik işin (yük kaldırrıak vb.) kilogrammetre olarak belirlenebilmesi gerçeğinde ortaya çıktığ gibi, böyle yapmakla onun çok başka bir yoldan belirlenmesi sağlanır. Bununla birlikte, işin termodinamik tanrmlanmasrnr, bu kategorinin başka bir belirleme altrnda kaynaklığnr yap-

tığı bilimlere tekrar aktarma eğilimi vardır. örneğin, fazla gürtiltü çrkarmadan, onu kabaca fizyolojik iş ile özdeşleştir_ mek, yani bir insan bedeninin, diyelim ki 60 kiloluk bir bedenin 2.000 metre yiiksekliğe, yani 120.000 kilogrammetreye kaldınldığı Fick ve Wislicenus'un Faulhorn denemesinde269 olduğu gibi yapılan fizyohojik işin belirlendiğ sanılryor. oysa bu kaldırmanrn nasıJ olduğu, yapılan fizyolojik işte büyük


bir fark meydana getirir, kaldrrma, yükiın pozitif kaldrnlmadik merdivenlerin kurulmasr ile-mi, yok*, +S" yol ya da merdiven üzerinde mi (= a5L"ri "g_üni, balımdan"oı;;;ki, olmayacak bir anlamd?), yr,/r, eğimli, y."ı ,şrğ-yot". k- uzunluğunda bir y.olda9u P9 için aynı zamaın kabul ediıirse --iyipı-;t* u" şüjıre götürür). Ama herhalde,_bııttın uygulanabilir durumü"a" ı""i doğru bt" h;;;ket kaldırma ile bağntılrdrr ve yolun düz olması halinde bu oldukça önemlidir, ve fizyolojik iş olarak n" *rnr. ma getirilem ez. Bazı yerlerde ise termodinamik "iii;;ış trt"s"i_.ini tekrar ekonomiye aktarma konusunda en küç;k ;t" tJ;i görülmemektedir (darvinciler ve varolma savaşrmr gbi), ki böyle bir durumda sonuç bir zrrvada, başka bır şev;il;y;_ caktrr._H-erhangi bir vasrflr emek kilogrammetreye çevrilsin ve günlfü ücret buna göre saptanmağ Fi;ü;; çalışıl; yönden insan bedeninde, bütünü ile'bir açıd-an, t"r-oanumik makine olarak görülebilen, lslnln saglandığ v" nur"ı."i" dönüştüğü organlar vardır. Ama öteki bgderseiorgr;il_içt" a-eĞı$ıngıen koşullar varsa5nlsa bile, yapılmrğ $9 nryoıo;ıı. işin, hatta kaldrrmanrn, bedenje a;mı zamand" rorrç "ı*lı. _ort1aıa çrkmayan b{ iesel işte geçtiğine göre, kılogrammetre halinde hemen ve eksiksiz bıçı"a"irua"'"aıi"nıi"7;ğ, il-uo; götürür. İnsan bedeni yalnızcasürtünme ve aşrnmaya katlanan bir buhar makinesi de değiJdir. Fizyolojikiş, u*"ı., zamanda solunum sürecine ve kalbin "-, bağlı'ol"an, ç.ı.ş-u"r.r, bedendeki sürekli kimyasal degişmeie"ll birlikte ]ı.""tı, olan birşeydir. Kaslann her gerilmesinde, sinirlerde ve kas11aa nqıasal değişmeler oiur; bunlar buhar m.kire.irin kömtiründe oluşan değşimlere paralel biçimde ele alrnamaz. K1s]-r9suz, başka balumlardan olzdeş koşullarda g"ç"r_iı.ı nry9ıo1'ır iş birbiriyle karşrlaştrnlabilir, r*a ir."ar'i, hriı.'"iişı bir buhar makinesinin vb. fiziksel işine göre ölçülem"r, a'ş sonuçlar lgin nu ölçme doğrudur, ama süreçlerin kendilei için önemli kayıtlar konmadan btiyle bir tılçme yupıu-ur._--(Btıttın bunlann derinlemesine bir a"ır" jtıra"" *"iiıımesi gereklidir.) sr,

i#d;,ş;i;

338


IDoSYALARIN BAŞLIKLARI VE İÇİNDEKİLER LISTESI]27o

lBirinci Dosya] Diyalektik ve Doğabilim llkinci Dosyal Doğanrn ve Diyalektiğn İncelenmesi Notlar: a) Gerçek Dünyada Matematiksel Sonsuzun llkörnek]eri üzerine b) ''Mekanik" Doğa Anlayışr üzerine c) l!ögeli'nin Sonsuzu Anlama Yeteneksizliği Uzerine 2) |Antfl-Dtihrinğe Eski önsöz. Diyalektik üzerine <3) Doğabilim ve Ruhlar AlemŞ* 1)

4) Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü

Hareketin Temel Biçimlerb* Çrkanlan Iftsım [Uçüncü Dosyal Doğanın Diyalektiği 1) Hareketin Temel Biçimleri 2) Hareketin İki ölçüsü 3) Elektrik ve Manyetizm 4) Doğabilim ve Ruhlar Alemi 5) Eski Giriş 6) Gel-Git Sürtiinmesi [Dördtincü Dosyal Matematik ve Doğabilim Çeşitli <5)

6) Feuerbach'tan

* Bu başl,k,-Engels üçiirıcü dosyaya aktarmaya karar verdiği için, eIyazmasından çizilerek çıkanlmıştır. -Ed.


EK

BöLüMLERIN VE TAMAMI"ANMAMIŞ PARÇAI"ARIN KRoNoLoJİK LISTESI*

1873

1) Büchner (s.222-226). 2) Doğabilimin diyalektiği (ş.272-273). 3) Bölünebilirlik (s.311). 4) Yapışma (s.363). 5) Topaklanma durumlan (s. B1B). 6) Secchi ve Papa (s. 304). 7) Neınton'cu çekim ve merkezkaç kuweti (s.299_300). 8) Laplace'ın teorisi (s.300) 9) Sürtünme ve çarpma ... içseJ hareket, molekiiüer hareket oluştururlar (s. 320).

10) Causa frna]is - madde ve özündeki hareket

(s. 266).

* Listede, tarihleri azçok kesinlikle saptanmış parçalar ve makaleler

vardır. Geri kalan 62 yazınrn tarihleri, döliümanıri

6ııgi"i" yetersizliği "" 187-8 ile ııu"t ıse? dolayısıyla saptanamamıştır. Bunlann çoğu Temmuz arasında yazılmıştır. Parantez içindeki rak-amlarla, bu baskmın iğili sayfalan gösterilmektedir. 341


1874

11) Doğabilimin gelişme biçimi, onun düşündüğii kadanyla varsalnmdt (s.263-264). 12) Çekimin itmeye, itmenin çekime dönüşmesi (s.268). 13) Ussal düşünce belirlenimlerinin karşıt niteliğ (s. 233). 14) Nedenselliği yadsıyan herkes için her doğa yasası bir varsa-

yımdır (s.254).

15) K.endinde-şey (s.264). 16) ''oz'' belirlenimin gerçek doğası bizzat Hegel tarafından be-

lirtilir

(s. 234).

17) Matematiğin aksiyomlan denilen şeyler (s. 282). 18) Parça ve bütiirr, örneğin... (s.234). 19) Soyut ve özdeşlik (ş' 234-235). 20) Pozitif ve negatif (s. 237). 21) Yaşam ve öliim (s. 323-324). 22) Kötü ve sonsuzluk (s. 259). 23) Basit ve bileşik (s. 234). 24) Ilkel madde (s. 266-267). 25) Yanlış olan gözeneklilik teorisi ... Hegel tarafından salt anlığn uydurması olarak ortaya konur (s. 225-226).

26) Kuwet (s. 308-310). 27) Hareketin yokedilemez|iği Descartes'ın, ... (s. 269). 28) ''(Hareketin) özü, .ozay ve zamaıun dolaysız birliğidir..." 269).

29) 30) 31) 32) 33) 34) 35) 36) 37) 38) 39)

Kuwet (yukanya bakrmz

4l)

Causa finales ve efücientes (s. 228).

)

(s.

(s. 310-311).

Hareket ve denge (s. 269-270). Nedensellik (s. 251-253). Newton'cu gravitasyon (s. 300).

Kuwet (s. 311). Karşılıklı etki (s. 253).

Hareketin yokedilemezliği (s. 269). Mekanik hareket (s.271-272). Maddenin böliinebilirliği (s.268). Doğa bilgini düşiincesi (s.226).

fiimevarrm ve tümdengelim (ş. 248). 40) oken'de... saçmalık açıktır (s.227).

42) Tannya karşı en kötü davrananlar, ona inanmış doğa bilginleridir (s.220-221). 43) Doğada ilk ti,rünler (s. 339). 342


44) 45) 46) 47) 48)

Doğanın ve aklın birliği (s. 243). Bilimlerin sınlflandrrrlması (s. 273-27

4).

Tekhücreliler (s. 332_334). Birey (s. 334). Evrimin bütün gelişme aşamalaiında morfolojik biçimlerin yinelenmesi (s. BB5).

49) organizmalann bütiiırı evı"iminde... (s. 335). 50) Bütün organik doğa, biçim ile içeriğin özdeşliği ya da aynlmaz|ığı konusunda sürekli bir kanıttır (s. $a). 51) Gazlann kinetik teorisi (s. Bl4). 52) Özdeşlik yasasl (s. 236). 53) Doğa bilginleri, ... felsefenin egemenliği altındadırlar (s. 230).

54) Tarihsel malzeme (s. 218-2|b) 55) Teorik gelişmeye ait karşrlıklı karşrtların niteliği (s. 3].5). 56) Generatio aequivoca (s. 824-B2BI 57) Kuwet (s.307-30S) 58) Hreckel, Antropfogenief, s.707 (s. 22g). 59) Mayer, Mechanische Theorie der Wİirme (s. 305). 60) Diyalektik düşüncenin ... zorunluluğu konusunda bir örnek (s.299).

6

1) Moriz Wagner, Naturwissenschaft,Iiche Streitfıagen

(s. 325).

1875

62) Tepki (s. 323). 63) ozdeşlik ve fark (s. 291). 64) Matematik (s. 283). 65) Asimptotlar (s. 289). 66) Sıfır üsler (s. 288). 67) Diferansiyel hesaplarda doğru i]e eğri (s. 28g-2go). 68) Esir (s. 315). 69) omurgalılar (s. 338). 70) Ewenselazayarsı dağlımı (s. 311-312) 71) Giineş sisteminde, Newton'un kuwetlerin paralelkenan... 300).

72) Bathybius (s.344). 73) Anlık ve alol (s.244). 74) Salt_tümevanmcrlar (s. 249-250) 75) Kinetik teori (s. 314). 76) Clausius ---onu iyi anlayabiliyorsam343

(s. 812).

(s.


77) Kimyasal olarak gerçek bir tiiırdeş madde kawamı (s. 321). 78) Hard and fast lines [Katı ve değşmez çizgiler] (s.232-233). 79) Diyalektik, nesneldenilen diyalektik, tiim doğada egemendir (s.23t-232). 80) Yaşam savaşımr (s. 337-338). 81) Işık ve karanlık (s. 315-316)

82) İş (s.339-341). 83) fiimevanm ve tahlil(ş. 250-25L). 84) Doğabilimlerin farklı dallannıı birbirini izheyen gelişmesini izlemek gerekir (s. 203-205).

85) Clausius'un ikinci yasası vb. (s. 313). 86) 300 yılı dolaylannda eski dünyanın sonundaki durumla...

(s.

2L0-21r).

87) Tarihşel malzeme. _Icatlar (s.212-2|3). 1876

88) Doğanın diyalektiğ_ kaynaklar (s. 332). Mödler, Sabit Yı]dızLar(s. 301-302). Bulutsu (s. 302-303). Secchi: Sirius (s.303-304) Giriş (birinci krsmın 1875'te yazıldığı anlaşrlryor) (ş.31-51). Maymundan insana geçişte emeğn rolü (s.186-200).

89) 90) 91) 92) 93) 94)

olümsüz

doğa

yasalan (s.260-261). L878

95) Ruhlar aleminde doğabilim (s. 62-73). 96) lAntfl-Diihrinde eski önsöz. (s.52-61). 97) lGenel planrn anaçizgileriJ G.27-28). 1879

98) Diyalektik

(s. 74-80).

1880-1881

99) [Kısım planının anaçizgileriJ (s. 28). 100) Thomson, Clausius, Loschmidt için sonuç (s. 313). 101) Gijksel cisimlerin hareketi. Hareket halinde çekim ve itimin yaklaşık dengesi

(s. 27 0-27

l).

344


102) 103) 104) 105) 106) 107) 108) 109)

Hareketin temel biçimleri (s. 81_98). Hareketin ölçüsü. _ İş (". 99-114) Gel-git siiııtünmesi (s. 115-121). Kutuplaşma (s. 238).

Kutupluluk (s. 237-2gB). Heckel'de kutuplulufun başka bir örneğ (228-229).

Kantin kenünde-şeyınin değerli bir özeleştirisi

(s. 265).

Hegel, döllenme Gireme) yoluyla yaşamdan bilgiye geçiş yaparken... (s. 338-SB9). 1881-1882

110) Isı (s. 122-726). 1882

111) 112) 113) 114) 115) 116)

Bilsi (s. 262-263), lYarglann sınrflandrnlması üzerine] (s. 244-247). Bireysellik, özellik, genellik (s. 247 -248).

Ancak yukarda gene kanrtlandı ki... (s. 247). Hofmann ... doğa felsefesine değinir (s- 227).

Elektrik (s. 127-186).

1885

117) Gerçek diiırıyada matematiksel sonsuzun ilkörnekleri üzerine (s.291-298).

118) ''Mekanik'' doğa anla5nşr üzerine (s. 275-281). 1886

L19) ''Feuerbach''tan çıkanlan krsım (s. 216-22L).

345


AÇIKLAyICI NOTLAR

1

Bu planın 1878 Haziranından sonra hazırlanmış olmasr gere-

kir. Burada, 1878 Mayıs-Hazitan aylannda yazrlmrş olan [Aıüı]Dtihrİnğe eski önsöz ve Heckel'in 1878 Haziranmda yayınlanmış olan Freı'e Wİssenschaft und freie Lehıe ('Özgiit Bilim ve Özgtır Ög'retim'') başlıklr broşiirü anılıyor. Planın 1880'den önce hazırlanmış olduğu da burada, Doğanın Diyalektiğİıın ''Hareketin Temel

Biçimleri'', ''Isr'', ve ''Elektrik'' gibi bölümlerinin belirtilmemesinden anlaşrlmaktadrr. Bunlar, 1880-1882'de yayllmıştı. Buıjuva Alman darvincisi Hreckel ve Schmidt'in bu planının 1].. maddesinde anılması ile Engels'in Lawov'a yazdığ J.0 Ağustos 1878 tarihli mektubun karşılaştınlmasr, bu planın anaçizgilerinin Ağustos 1878'de yazılmrş olduğunu varşaJrunanın dayanağnr veriyor. _ 27. 2 "|ınti]-nmnnğe Eski Önşöz. Diyalektik Üzerine'' kastediliyor (bkz: bu kitapta s. 52-6I).

-27.

3 Burada (1) 45. Alman Doğa

Bilginleri ve Fizikçileri Kongre-

346


sinde, Leipzig'de, 14 Ağustos L872'de okunan

E. Du

Bois-

Reyınond'un ''über die Grenzen des Naturerkennens" Cnogu Bii;sinin başlıklı raporu (Leipzig'de 1872'de kitap*halin"cle .Sınırlan'') yayınlandı); (2) 50. Alınan Doğa Bilginleri ve Fizikçı".ı ro"g;'ı;-

de, Münih'te, 20 Eyliıl l877,de okunan xari wıııelıi von Nögeli'nin,''Die Schranken der naturwissenschaftlichen Erkenntnis" ("Doğabilimsel Bilginin Sırurlan'') başlıklı raporu txo"sr" büitenine ek olarak basıbnıştır) kastediliyor. _28. 4

Burada Engels'in değndiği doğabilimsel materyalizm yandaş_ l1iTl mekanik görüşüdtir. Ernst Heckel bun]ann tipik bir temsiicisiydi. - 28. 5

Hackel, canlr protoplazmanın en küçük parçacıklanna plasti- -_ düller adını verrnişti. Bu parçacıklann ııer uırı, onun teorisin" gtı"", çok karrnaşrk nitelikte bir protein molekülüdür ve bir ttır Ğmei "ruh"a sahiptir. "Plastidiil ruh" sorunu, ilkel canlı organizmalarda embriyon nitelikte bilinçliliğin varlığ, bilinçlilik ile onun maddi özü arasındaki ilişki, Münih'te 1877 Eylülünde toplanan 50. Alman n"g. ciigi"ü ve- Fizikçileri Kongresinde- tartışılmıştı. Kongrenin 18, i0 ve iz nylü_giiıılerindeki genel toplantılannda konuşan Ernşt Heckeı, ı<arı [ılıı9|m von Nögeli ve Rudolf Virchow, sorunu büyük bir dikkatle ele aldılar. Heckel, Freie Wissenschaft, und freie ı,en'e cö'sni ii lim veözgür Öğretım") broşiiriinde bir btıltımtı, Virchow,un saldınlanna karşı, konu ile ilgili görüşlerini savunmaya a;nrmrştı. _28. 6 Engels, Rudolf

virchow'un "Die Freiheit der wissenschaft im modernen Staat'' ("Modern Devlette Bilim özgiırlüğü'') konuşma;tnı kasteüyor. Bu konuşmada bilim öğıretiminin özgürlüğiinürr rr.o-

lanması önerilmişti. Freİe Wissen""iuft und fueiLeh"i u.oştı"tırrtı yayınlayan Ernst Hackel, Virchow'a karşr çıkmrştı. _28.

Temmuz-Agustos ].878'de Engels, sosyalizme saldıran burju_7 va darvincileri eleştirmeye niyetlendi. oskar Schmidt'in 51. Alman

Doğa Bilginleri ve Fizikçileri Kassel Kongresinde (Eylül 1878) ''Darwinismus und Social-Demoeratie,' (',Darvincillk ve SosyaıDemokrasi") başlıklı bir rapor okuyacağ haberi bu fikrin dogm"asına neden oldu. Engels, haberi, 18 Temmuz 1878 tarihli NatĞ dergisinde okudu (Cilt XVI[, n" 458, s. 316). 51. Kongreder, Or_

kar Schmidt'in raporu broştir ha]inde yayınlandıfoskar "oor. Schmidt, Daruinismuş und Social-democıatie, aönn rszs). 10 Ağustos 187d 347


dolaylannda Engels'in Ernst Heckel'in Fıeire Wissenschaft ıınd freie Lehre (Stuttgart 1878) adlı broşiirü eline geçti. Bu broştirde, darvincilik, sosyalist hareketle bağntılı oldufu suçlamasından temizlenmeye çalışılıyor ve oskar Schmidt'in bazı sözleri anılıyordu. Engels, 19 Temmuzda, oskar Schmidt'e ve 10 Ağustos 1878'de

Lawov'a birer mektup yazatak' bu sözleri yanıtlamak istediğini bildirdi. -28. 8 Heımhoıtz, PopulEire wissenschafrliche Vortröge (''Halk lçin Bilimsel Dersler"), Zweites Heft, Braunschweig 1871. Helmholtz, özellikle |37-|79. sayfalarda ''iş''in fiziksel kawamı üzerine sözediyor. Engels, ''Hareketin Öıçtıstı. _ İş" bölümünde ''iş"in kategorisini inceliyor (bu kitabın 99-114 sayfalanna bakınız). _28 9

Bu anaçizgiler aslında büyük liısmıyla ''Hareketin Temel Biçimleri'', bölümünün planıdır. Öte yandan, buna, yani ''Hareketin Temel Biçimleri", "Hareketin Ölçtısü. _ Iş'', ''Gel-Git Sürtiiıımesi'', ''Isı'', "Elektrik'' bölümlerine uygun düşen ttim bir böliiıırıler grubu vardrr _ konu ve dönem olarak birbirine bağlıdrrlar. Bütün bu böIümler, 1880 ve 1882 arasrnda yazılmıştır. Anaçizgiler daha erken, olası ki, 1880'de yazılmıştır. _28 10

Engels'in Doğanın Diyalektiğile ilgili malzemesinin üçüncü

dosyası için hazırladığı içindekiler listesinde bu ''Giriş'',''Eski Giriş''

üye adlandınlıyor. Bu ''Giriş''in metniıde, bunlann hangi tarihte yazıldığnrn saptanmasını olanaklr kılan iki bölüm var. Engels 48. sa;rfada, "hücrenin keşfinden bu yana krrk yıl bile geçmediği''ni söylüyor. Engels'in Man<'a yazdğ 14 Temmuz 1858 tarihli bir mektupta hücrenin keşfinin aşas yukan l-836 tarihli olduğunu belirttiğini gözöniime alırsak ''Giriş''in 1876'dan önce yazıldığ sonucunu çıkarabiHriz. Öte yandan, Engels, 50. sayfada ''tamamen yapısrz proteinin yaşamın bütiırı temel işlevlerini ... getirdiği gerçeğinin ancak on yıl kadar önce'' öğıenildiğni yazarken, herhalde, 1866'da yayınlaıan Generelle Morpholoğe der oıganismen (''organizmalann Genel Morfolojisi'') adlı yaprtrnda Ernst Heckel'in ilk önce belirttiği moneraJn gözönüne alıyordu. o halde "Giriş"in asıl anaçizgileri Engels tarafindan 1874 sonunda yazıldı. Bundan dolayı ''Giriş''in 1875 ya da 1876 yılında yazrlmış olduğu sonucrınu da çıkarmak olanaklrdır. ''Giriş"in birinci kısmı 1875'te, ikinci krşmı da 1876'nın ilk yansında yazrlmış olabilir. _31. 11

Engels, Luther'in "Ein feste Burg ist unser Gott" ("Tann Bi-


zim Sağlam Kalemizdir'') adlı korosuna değiniyor. Zur Geschichte deı Relİğon und Philosophie in Deutsch,land(''Almanya'da Dinin ve Felefenin Tarihi Üzerine'') adlr yaprtının ikinci kitabında Heine bu koroyu''Reformasyonun Marseillaise'i'' diye adlandınyor. _33. 12

Copernicus, güneş merkezli dünya sistemini ortaya koyduğu coelestium

ve henüz basrlmış olan De revo]utionibus orbium

(''Göksel Kiırelerin Dönüşleri") adlr kitabmın bir kopyasrnı gain,24 Mayıs (eski takvimde) 1543'te ölmüştü.

aldıs

-34.

13 ı8. ytıryrl kimyacılan ateşlenmeyi, ateşlenebilir cisimlerde

filojiston maddesinin bulunmasrna bağhyorlardı. Bu maddeyi taşıyan cisimlerin onu yanma srrasında bıraktığanı sanıyorlardr. Ama bilindiği gibi, havada rsınan metaller asrlaştığna göre, filojistik te-

orinin savunuculan fiziksel bakımdan saçma bir ağrlığı bulunan fılojistona dalmışlardı. Ateşlenme siirecini yanan bir maddenin oksijenle birlikte gösterdiği tepki diye doğru olarak açıklamrş bulunan Franşız kimyacısı Lavoisier tarafından bu teorinin olanaklı olmadı_ ğ tanıtlanmıştır. Filojistik teorinin zamanında oynadığı yararlı rol, ''[Antf,-Diihrinğe Eski Önsöz'ün sonunda Engels tarafından belirtilmiştir. Kenüsi bu teoriyi, Kapitalin ikinci cildine yazdığ önsözde geniş olarak ele alrr. _35' 14 Kant'ın giitıeş sisteminin bir bulutsudan oluştuğunu ileri süren bulutsu varsaJrrmı şu yapıtta ortaya konur: I. Kant, Allgemeine

Naturgeschichte und Theorie des Himmels, oder Versuch von deı Verfassung und dem mechanischem (hsprunge des ganzen WeItgebeudes nach Newtonischen Grundsİjtzen abgehandelt (''Ewensel Doğa Tarihi, ve Giikyüzü Teorisi ya da Newton llkelerine Giire Evrenin Yapısııun ve Mekanik Kökeninin Geçici Bir Tanımlaması'') Kiinigsberg ve Leipzig 1755. Kitap anonim bir yayındı. Laplace tarafından geliştirilen giineş sisteminin oluşumu varsayrmı önce onun Exposition du systĞme du monde (''Dünya Sisteminin Açıklanışr''), I_II, Paris, I'an IV de la Rdpublique Française [1796], yapıtının son bölümünde anlatılıyordu. Kitabın altıncı bası_ mında (1835) bu sonuncu kısım Laplace'rn yaşadığı srrada basım için hazırlanmıştr ve varsaJnm yedinci basım biçiminde ve yapıta bir not olarak ortaya konur. 1864'te Ingiliz gökbilimcisi William Huggins, ızayda, Kant ve Laplace'rn bulutsu varsa;nmında belirtilen ilk bulutsuya benzer ısıtılmış gaz halindeki maddelerin varlığnı tahlil yolu ile tanıtladı. 349


Huggins, 1859'da G. Kirchhoff ve R. Bunsen'in geliştirdiği bir tayf aynştırmasr yönetiminden yararlandı. _37 . 15 Engels, New-ton'un Mathematica]

il, kitap

Principles of Natııral Phi-

III. "General Scholium'', adlı temel yapıtırun ikinci baskısrnın sonunda belirttiği düşünceyi gözönüne alıyor. "Bundan dolayı'', diye yazryordu Newton, ''gökyüzünün ve denizin olaylannr yerçekimi gücü ile açıklamakla birlikte, bu gücün nedenini henüz saptamadık. ... "Newton, yerçekiminin bazı özelliklerini saydrktan sonra şöyle devam ediyor: ''Ama bundan dolayl da yerçekiminin bu özelliklerinin nedenini olaylardan ortaya çrkaramaüm ve bir varsayrm veremedim; çünkü olaydan çıkanlamayan şeylere varsaJnm deniyor. Ister metafiziksel ya da frziksel, ister niteliklerle ilgili ya da mekaniksel olsun, varsayrmların deneysel felsefede yeri yoktur. Bu felsefede özel önermeler olaylardan çıkanlır ve daha sonra da tifunevanmla genelleştirilir. Hegel' Newton'un bu sözlerine dayanarak, EnzyHopİidie der philosophischen Wissenschaİxen İm Grund'risse, Heidelberg 1817 (Felsefı Bi]imler AnsiHopedisil paıagraf 98' Ek 1, yapıtında şöyle diyordu: ''Newton ... metafızikten sakrnması için fiziğe uyarmada bulundu. ..." Iosophy, cilt

-38. G'or"'r', The Corıelation

of PhysicaL Forces adlr yaprtı ilk önce 1846'da basrldr. Yaprt, Grove'un Londra Enstitüsünde, ocak 1842'de verdiğ ve lğsa bir süre sonra yayrnlanan bir konferansrna dayanryordu. Engels, bunun 1855'te Londra'da ya5nnlanan üçiimcü 16

baslıısrndan yararlandı. ---40.

17 Amphio*us (neşter balığı). _ Küçük (5 cm kadar uzunluğunda) balığa benzer bir hayvan, çeşitli denizlerde ve okyanuslarda (Hint Okyanusu, Pasifik Okyanusu'nun Malaya adalar grubu ve Japonya kıyılannda, Akdeniz'de, Karadeniz'de vb.) görülür, omrırga_ srzlarla omurgalılar araŞrndaki geçiş biçimini temsil eder. Lepidosiren. _ Güney Amerika'da yaşayan, akciğerli balrklardan ya da çift yanlı soluk alanlardan, yani hem ciğerleri ve hem de solungaçlan bulunan balıklardandrr' yaşamının büyük bir kısmmı su dışında geçirir. _41.

|8 Ceıatodus (boynuz dişli). _ Hem akciğeri ve hem de solunAvustra\ıa'da görüen bir balık. Archaeopteryx - sıirüngenlerin çeşitli özelliklerine sahip olan, kuşlann en eski temsilcisi sayılan ve soyu artık tiikenmiş bulunan bir hayvan. gacr bulunan,

350


_ Engels, burada, H. A. Nicholson'un ilk defa 1879,da basılmış A Manua] of Zoohgy (Hayvanbilim Elkitabı) adlr yapıtını ı."ıı""ü". Doğanın Diyalektiğ üzerinde çalışırken, kitabın ığz+'ten .o.r""iusılmayan ilk baslolardan birinden yararlanryor. -_41.

19 u59'da C. F. Woltr, epigenez teorisini desteklemek için bilimsel kanıt sağ-layan ve preformasyon öğretisini çtiııüten ''Tiıeoria

generationis'' (''üreme Teorisi'') tezını

yayııaaı.

- Preformasyon, yetişkin organizmanın den biçimlenmedi demektir.

tohum hücresinde önce-

yüzyılın biyologlan arasında yaygrn olan metafizikseJ preformizm görüşiine göre, yetişkin organizmanın her kısmı, tohum hücreye indirgenmiş biçimde önced"en vardrr ve bundan dolayı gelişme, önceden varolan organlann niceliksel büyümesidir, sözcüğün asrl anlamında, yeni biçimleşme ya da epigenez asla olmaz. Epigenez teorisi Wolfftan Darwin,e ı<aaar tırçok önde gelen biyologlar tarafından geliştirilmış u" a"'tuü""."iştir. --41. 17. ve 18.

20 n;,rlerİn Kökeni,ilk kez, 24 Kasım 1859,da yayınlandı. -_4L.

Natiirlİche Schöpfungsgeschİchte. Gemein'' 9. Heckel, verstğnd]iche wissenschaftIiche Vortrİige tııer aie Entwİckelungi]ehre İm Allgemeinen und diejenige vin Daıwin, Gethe und iamarck im Besonderen (''Doğat Yaraülışrn Bir Tarihi. Genel olarak y-e pzgllikl9 Darwin, Gethe ve Lamarci,ın Gelişme Teorişi ü;;;; Halk İçin Bilimsel Konferanslar''), 4. Aufl., nerıin ıszs. xıtaf lıı< kez 1868'de Berlin'de yayınlandı. Ptotista (Grekçe proüı'süos _ önceki), Hreckel'in srnıflandırmasrna göre, tekhücreli ve hücresizlerden oluşan ilkel organizmalann yaygrn bir grubudur ve_bitkilere ve hayvanlara ek oürak organik yaşamın üçüncü dalınr oluşturur. (Grekçe moneres _ tek), Heckel'e göre, bütün yaşam ^ -M:o"? fonksiyonlanru, beslenme, hareket, diirtüye tepü ve çoc.ı-.y, y;rine getiren çekirdeksiz ve yapısız protein damialan. HJ"ı."ı, iı-ai ölü olan ve arkigonoz ol-arak yani kendiliğinden tireme ile ortaya çıkan asıl monera ile hil6 can]ı olan şımJıı<ı monera arasında fark görüyor.Birincisi, organik yaşamrn her üç dalınrn gelişmesi için hareket noktasıyü. Tarihsel bakımdan, hücre, a.ı.ıgino, ııo"u."Ju" gelişti. Sonuncusu ise Protista dalındadır, budalın ilk ve en ilkel sınıfınr oluşturur. Gene Heckel'e göre, modera Moneralar, Protamoeba primitiva, Protomyxa aurantiaca ve Bathybiuş haeci<elii tiirleri 351


ile temsil edilir. Protista ve Monera terimleri Heckel tarafından kendisinin Geneİehle Morpholoğe der oıganismen (''Genel organizmalar Morfo_

lojisi'') adlı yapıtında icat edildi, ama bilimde yerleşmedi. Bugün Heckel'in Protista olarak gördüğii organizmalar ya bitkiler ya da hayvanlar olarak sınrflandrnlır. Moneralann varlığı doğrulanmadı. Bununla birlikte, hücre-öncesi biçimlerden gelişen hücre organizmalan, görüşü, bitki ve hayvanlara ayıılan ilk organizmalarla ilgili görüş, bilimde genel bir ölçüde yerleşti. _42. 22 Engels, burada ve aşağrda şu yapıtlardan aktarmalar yapıyor: J. H. Medler, Der Wundeıbau des We]tal]s, odeı popuLİiıe Astronomie (''Evr'enin Mucizevi Yapısr ya da Halk lçin Giikbilim''), 5. Aufl., Berlin 1861 ve A. Secchi, Die Sonne (''Güneş''), Braunschweig t872.

Engels, "Giriş''in ikinci kısmında, olasılıkla 1876 ocak ve Şubat

ayında bu iki kitaptan aldığr kısımlan kullanıyor.

_43.

23 Eo"ooo canadense. bulunmuş, eski ilkel orga- Kanada'da nizmalann kalıntılan olarak kabul edilen bir taşıl, ].878'de hayvan_ bilimci Karl August Möbius, bu taşılın organik kokenli olduğunu ta-

nıtladı. ---44.

24 Gethe'nin Fauscunda Mefistofeles'in sözleri: ''Alles was entsteht, ist wert, da8 es zugrunde geht'' (lasım I, sahne 3).47. 25 lkinci dosyanın iğndekiler listesinde bu makalenin başlığr böyle. Buraya, Doğanın Diyalektiğiçin toplanan doküman gruplan_ dınlırken Engels tarafindan konmuştu. Makalenin asıl elyazmasrn_ da başlık olarak yalnız ''Önsöz'' sözcüğii var, ama birinci sayfanrn sağ üst köşesine not olarak parantez içinde ''Diihring, Bilimde Devrim'' eklemesi yapılmış. Makale 1878'in Ma;nsında ya da Haziranın başlannda tAnti]-Diihrinğin birinci baskısına önsö7 olarak yazılmıştr. Ama Engels bu uzun önsözün yerine lçısasrnı koymaya karar_

verü.

Yeni önsözün tarihi 11 Hazitan 1878. İçeriği ''Eski Önsöz''ün çizilmiş sayfalan ile aslında ''Eski Önsöz''de eksik olan son paragraf hariç, hemen hemen aynr. -52. 26 10 Mayr. L876'da Filadelfıya'da açrlan Altıncr Dünya Sanayi Sergisi, Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluşunun yüziimcü yllı_ na adanmıştr. Almanya, sergide temsil edilen kırk ülke arasınday352


dı. Ama Berlin Sanayi Akademisi müdiirü profesör F. Reuleaux, Alman hakemler komitesi başkanlığna Alman hiiıkümeti tarafrndan atanmış Alman sanayisinin öteki ülkelerin çok gerisinde olduğunu, "ucuz ama çiırük" parolasınr benimsediğni itiraf etmişti. onun bu açrklaması birçok yorumlara neden oldu. Vo]ksstaat bu skandalla ilgili olarak Temmuz ve Eylül aylan arasrnda bir dizi makale yayınladı.

-53.

27 Tageblatt der 50. Versammlung deutscher Naturforscher und Arzte in München 1877'Ek' s. 18. _54. 28

Engels,Virchow'un Münih'te toplanan 50. Almanya Doğa Bil-

ginleri ve Fizikçileri Kongresinde söylediklerini kastediyor. 22 Ey-

lül

1877. Bkz: R. Virchow, Die Freİheit der Wissenschaft, İm modernen Staat, Berlin 1877, s. 13. 29

-54.

A. Kekuıe , Die wissenschaftlichen Zie]e und Leistungen deı

Chemie, Bonn 1878, s. 13-15. 30

-56.

HoId" Hindernisse (hoş engeller), Heine'nin Neuer Frtfüling,

''Prolog'' yazrsından bir deyim. 31

s.27.

-58.

Karı Marx, Kapital, Birinci Cilt, Sol Yayrnlan, Ankara 1993,

-60.

Kr"ı Matx, Kapital,Birinci Cilt' s. 28. -60, 33 Engels, matematikçi Jean Baptiste Joseph Fourier'yi, Th6orie anaLytique de la chaleur (''Isının Analitik Teorisi''), Paris 32

1822, yapıtınln yazannı ve S. Carnot'yı, R6f1exions sur Ia puissancette pu-

ce motrice du feu et sur ]es machines propres İı d€velopper

issance (''Ateşin lticı Gııctı ve Bu Gücü oluşturabilen Makineler Üzerine Düşünceler''), Paris 1824, kastediyor. Engels'in değindiği C fonksiyonu daha sonra Carnot'un kitabının 73_79. sayfalan ile ilgili bir notta da geçiyor. 34

-61.

Bu başlık elyazmasınrn birinci sayfasındaki makaleye verilmiştir. Üçüncü dosyanın Engels taraflndan konulan içindekiler listesinde şöyle yazılrdır: ''Doğabilim ve Ruhlar Alemi". Makale, olasılrkla 1878'in ilk yansında ya da ortasında yazılmrştır. Bu makalede Engels'in Zöllner tarafrndan, iki ucu bir masaya yapıştınlmış bir iplik üzerine düğümler atması ile ilgili ''deneyleri"ne ait raporlardan ''en son raporlar'' diye sözetmesinden de anlaşılabilir. Zöllner bu ''deneyleri'' Leipzig'de 17 Aralık 1877'de yaptı. 353


Engels'in makalesi, hayattayken ya;anlanmadı. 1898'de sosyal_

demokratlann

Jahr

yıllığ ll]uistrietter Neue

7898, Hamburg 1898, s. 56-59'da

Welt-Kalender frir ilk defa yayınlandr. _62.

d-as

35

Bu, .lnsüauratio magna("Büyük Tefrika'') ile ilgilidir; Francis Bacon tarafindan planlanan bir ansiklopedik yapıt. Bunun öze]ilkle üçüncü krsmı Plıaen omena universi, sive Hİstoria naturalis et experimentalis ad condendam philosophiam (''Doğal olaylar, ya da Felsefenin olasr Bir Temeli olarak Doğal ve Deneysel Tarih'') sözkon-

sudur. Bacon, plarunı ancak krsmen gerçekleştirdi. Bu yapıtın üçüncü kısmına girmesi gereken malzeme Londra'da |622-L623'te Historia naturalis et experimentaıı"s ("Doğal ve Deneysel Tarih") genel başlığ altrnda yayrnlandı. _63. 36 Newton'un en

iyi bilinen teolojik yapıtı obsewations on the Prophecies of Daniel and Apocalypse of St. John, L733'te, kendişinin ölümtiıden altı yıl sonra basıldı. _63. .37 A. R. Wallace, On Miracles and Modern Spiritualism (''Mucizeler ve Modern finselcilik Üzerine'') London, Burns 1875. Bu kitabrn bu makalede Engels tarafindan belirtilen sayfalan parantezler içinde verilmiştir. _63. 38 Mesmerism.

olmayan "haSrvansal manyetizm" te- Bilimsel orisidir, bir Avusturyalı fizikçi olan F. A. Mesmer'in (1734-L815) adrndan kaynalanır. 18. yüzyılın sonunda yaygınlaşmış ve ruhçuluğun ilk önciiıllerinden biri olmuştu. _63.

_ Avustur;ıalı fizikçi F. J. Gall tarafindan 19. yüzyılın başlannda geliştirilmiş bir kaba materyalist teoriür, insanın her zihinsel yeteneğinin kenüne özgü bir org€ını olduğunu ve beynin belli böliimlerinde bulunduğunu ileri siirer. Özel bir zihinsel yeteneğin gelişmesi, ilgili organın büyümesine ve kafasınrn buna uygun bölümii,rıde bir tümsekçiğin oluşmasına neden olur, böylece kafatasrnın biçimi ilgili kişinin zihinsel özelliklerini gösterir. Pherenolog5min sözde bilimsel sonuçlan, ruhçularla birlikte çeşitli şarlatanlar tarafrndan geniş ölçüde kullanılmıştı. _63. 39 Phrenology.

Barataria (İspanyolca barato _ ''ucuz''), varolmayan bir adamrn adı, Don Kişotta Sanço Panza'nrn hayali vali olarak atandrs küçtik bir kasabayı anlatıyor. --{4 4o

41 Burada Engels şu kitabı kullanryor: 354

J. N. Maskelyne, Mo-


A Short account of rise and progress with some exposures of so-caLled spİrit media, London 1876. _66. dern Spiritualism.

42 The Echo, Londra'da 1868'den 1907'ye kadar yayınlanan bir burjuva liberal gazete. -$7. 43

J. N. Maskelyna, yukardaki yaprt, s. 91-101. -67. 44 Radiometre 1874'te Crookes tarafından icat edildi. A]manca Lichtmtih]e sözcüğü ''ışrk değirmeni'' anlamındadrr, rşık ya da ısr rşınlan ile çalışan bir döner aygıttrr. Tal5rum, 1861'de Crookes tarafindan bulundu. -68. a5 J. N. Maskelyne, aynı yapıt, s. 141-142. 46 Bu ve daha sonraki

-68.

iki deyiş William Crookes'us ''The Last

Kinğ'' başlıklı makalesinden alınmrştır. The Spİritualist. ruhçulan tarafından 1869 ve 1882 - İngilizhaftalık yrllan arasında yayrnlanan bir dergi, |874'te adını The Spiritualist Newspaper diye değiştirdi. of 'Katie

a7

J. N. Maskelyne,

48 Ch.

a5mr

-69.

yaprt, s. 144-48. -Sg.

M. Davies, Mystİc London, London, Tinsley Brothers,

1875, s. 319. -70. 49

J. N. Maskel5me, a;mr yaprt, s. 118-19, 142-44, 146-58. _70.

50 Burada sözkonuşu olan, 6

Mayıs 1875'te St. Petersburg üni-

Fizik Derneğ tarafından kurulan Ruhsal olaylan Araştırma Komisyonudur. Komisyon, işini, 21 Mart 1876'da ta-

,.versitesinde

memladı. D. I. Mendelyev ve başka tanınmış bilginlerden oluşuyordu. Rusya'da tinselciliğ yayan kişilere _A. N. Aksakov, A. M. Butlerov ve N. P. Wagııer_, ''gerçek'' ruhsal olaylarla ilgili bilgi hazırlamalannr önerdi. ''Ruh olaylannın bilinçsiz hareketlerden ya da kasıth aldanmalardan çrktrs'', ''ruhçu öğretinin boşinan olduğu,' sonucuna vardr ve sonuçlan, 25 Maft 1876'da Golos (''Ses'') gazetesin{9 ıayınladı. D. I. Mendelyev, komisyonun malzemeşini Tinse]cİlik Üzerine Yargılama İ6n Malzeme başlığı altında (St. Petersburg 1876) yayınladı.

-70.

51 Bo, Mozart'ın Sihirli Flüü operasında Pamina ve Papageno'nun düetinin başlangıcrdır. (perde r, sahne |8)' _72. 52 Engels, darvinciliğe karşr yaprlan, özellikle ].871

Paris Komününden sonra Almanya'da yayllan gerici saldınlara değiniyor.


Daha önce darvinciliği desteklemiş olan Virchow gibi önemli bir bilgin bile 1877'de Münih'te doğa bilginlerinin bir toplantrsında, darvinciliğin sosyalist hareketle sıkı bağ bulunduğu ve bundan dolayr toplumsal düzen için tehlikeli olduğunu ileri sürerek darvinciliğin öğetilmesinin yasaklanmasınr istedi. (R. Virchow, Die Freiheit der Wissenschaft im modernen Süaad Berlin 1877, s. 12.) _72. 53 ıg70'te Roma'da Papanrn yanrlmazlığ dogmasr ilan edildi. A]man katolik teologu Döllinger bu dogmayr kabul etmeyi reddetti. Mainz piskoposu Ketteler de önce ilan edilen dogmaya karşrydı, ama çok çabuk yanılmazlrk dogmasınr kabul etti ve onun yaman bir savunucusu oldu. 54

-73.

Bu sözler, biyolog Thomas Huxley'in Londra Diyalektik derneğine yazdrs mektuptan alınmrştrr. Dernek, onu, ruhsal olaylann incelenmesi komitesinin çalışmasına katrlmaya ça$rmıştr. Huxley, nıhçuluk üstüne bazr alaycı sözler söyleyerek çağrıyı reddetti. Huxley'in mektubu, 29 ocak 1869 tarihini taşryor ve Davies'in Mystic London (1875) adlr yukarda değnilen kitabrnn 389. sayfasrnda yeralmaktadır. _73.

55 Eıyazmasınrn birinci sa5rfasrnda makalenin başlğ buydu. Beşinci ve dokuzuncu sayfalarda ''Diyalektik Yasalan'' sözleri üst kenarlara yazılmıştır. Makale tamamlanmamrştır. Yazilış tarihi

1879'dur, ama o yılrn Eylülünden önce olamaz (Roscoe ve Schorlemmer'in Ausİühr]iches Lehrbuch der Chemie kitabınrn ikinci cildinin sonunu a5men veriyor; bu kitabın ikinci kısmı 1879'da yayınlanmıştı, ama skandiumun keşfınden sözedilmiyor. oysa Engels, eğer skandiumun keşfedildiği 1879 yrlından sonra makaleyi yazmrş olsaydr, gal5rumun keşfiyle bunun arasında ilişki kurmayı gözardr etmezdi). -74. 56

H. H"ir", ''Über den Denunzianten. Eine Vorrede zum dritten Theile des Salons", Hamburg 1837, s. L5.

-76.

57 Hegel, Felsefi ge|s,

Bilimler Ansiklopedisi, paragraf 108, ek. EnDoğanın Diyalektiğ için şu baskıyı kullandı: G. w. F. Hegel,

Werke, Bd. VI, 2 Aufl., Berlin 1843, s. 217. -77. 58 Hegel, Wissenschaft, der Loğk (Mantık Bikmf,, kitap I, bö-

lüm III. ''Ölçü oranlannın hareketsiz çizgilerinin örnekleri üzerine

gözlem; natura non facit sa]tum". Engels Doğanın Diyaleküğ nzerinde çalışırken şu baskıyl kullandı: G. w. F. Hegel, Werke, Bd. III, 356


Berlin 1841, s.433. -28. 59 H. p. Roscoe und C. Schorlemmer, Ausftihrliches Lehrbuch der Chemie, Bd. II, Braunschweig 1879, s. 828.

2. Aufl,

-80

60 Periyodik yasa 1869'da D. I. Mendelyev tarafından bulundu.

1870-71'de Mendelyev periyodik sistemin birkaç ka5np sa;nlannrn aynntılı bir tanrmrnr verdi. Bu elementlerin belirlenmesi için Sanskrit sayılannrn (''eka'_ "bir'' gibi) kullanılmasrnı, aynr grubun eksik elemanlannın izleyeceği bir önceki bilinen elementin adı ile bağlantr kurulmasrnr önerdi. Mendelyev'in önceden tahmin ettiği ilk element _ sistem içersinde alüminyum ile indiyum arasrnda bulunan ve onun taraflndan eka alüminyum olarak adlandrnlan gal-

yum 1875'te keşfedildi.

-80.

6I Le bourgeois Gentilhomme adlı komedide. 62 Bu başlık, Doğanın Diyalektİğnin

-80

üçüncü dosyasının 1880 ya da 1881'de yazrlmrş olan içindekiler listesinde vardır. _81. 63 Engels, Kant'rn Tophu Yapıtlan'nın birinci cildine değniyor; Hartenstein tarafından yayrnlanmrştır (I. Kant, Semmilİche Werke, in chronologisher Reihenfolge herausgegeben von G. Hartenstein, Band I, Leipzig 1867). Kitabın:rn 22. sayfasrnda Kant'rn Gedan-

ken von der wahren Schdtzung der lebendİgen Krİifte (,'Canlı Güçle-

rin Doğru Değerlendirilmesi üzerine Düşünceler'') adlı yapıtırun

10. paragrafi vardrr. Bu paragrafrn ana tezi diyor ki: ''üç türlü ölç_

menin, varolan dünyada maddelerin, etkinin gücünün uzaklrğn karesinin ters orantısında olmasına neden olacak biçimde birbirini etkilediği olgusuna dayandığı anlaşılıyor.'' -83. 64 H. Heı-holtz, Über üe Erhaltung der

Abschn. I. u. II.

l{raft, Berlin 1847,

-83.

65 Burad'a genel hareket

miktan, genel olarak nicel saptanması içinde hareket sözkonusudur. ''Hareket miktan" özel anlamda,küt1e ı ]ıız (mv) olarak ''hareket büyüklügü'' ve ''hareketin niceliği'' sö2leriyle anlatılır. Engels, bazr yerlerde "hareket miktan" deyimi yerine ''hareketin kütlesi'' deyimini, hareketin her cinsinin genel mikta_ n anlamrnda kullanıyor. _83. 66

A]t, Engels tarafrndan çizilmiştir. _91.

67 Engels,

J. R. Mayer'in Noües on the Forces of Inorganic Na357


ture (l842'de basrlmrştır) ve organic Motion in its Connection with Metabolism (1845'de basrlmıştır) adlr yaprtlarrnr, ileri siirüyor. Bu iki yapıt, J. R. Mayer, Die Mechanik der W6rme in gesammelten Schriften ("Isr Mekaniğ, Toplu Yazılar''), 2. Aül, Stuttgart 1874' Engels, Doğanın Diyalektiğ üzerinde çalrşırken bu baslıcyı kullanmrştır. _91.

68 Engels, olasr ki, Hegel'in Mantık Bilİmİıin ikinci cildindeki ''Biçimsel Temel" üzerine olan paragrafla ilgili gözlemini gözönüne alıyor. Bu gözlemde Hegel "totolojik temellere dayanan biçimsel açrklama yöntemini'' alaya alır. Hegel şöyle yazar "Bı biçim bir açrklama, kolay kawanmasr ve anlaşılması bakrmından uygun geHr. Örneğin, bir bitkinin temelinin bitkisel, yani bitki doğurucu güçte oldufunu söylemekten daha kolay ve açık bir şey yoktur". ''Bu adam neden kente gidiyor sorusuna, bir neden olarak onu oraya çeken bir çekici güciiııı bulundufu yanıtı verilirse'', böyle bir yanıt ''bitkisel güçle'' açıklama yapmaktan daha saçma değildir. Aynca Hegel, ''her bilimin, özellikle fiziksel bilimin bu türlü totolojilerle dolu olduğunu, bunlann adeta bilimin bir ayncalrğını oluşturduklanm" belirtir.

-93.

Hegel, Fe]sefe Tarihi Üzerine Dersler, cilt I, krsrm I, 1, ''Thales''. Engels, Doğanın Diyalektiğnzerinde çalrşrrken şu baskıyı kullanmrştır: G. w. F. Hegel, Werke, Bd. XIII, Berlin 1833, s. 208. _ 69

93. 70 Engels, bu başlı$, bu makalenin elyazmasrnın başlrk sayfasında ve birinci saJrfiasrnda veriyor. Engels'in üçiimcü dosyanrn içindekiler listesinde bu makalenin başlığ ''Hareketin Itı Öıçtıstı''dtır. Herhalde bu 1880 ya da 1881'de yazılmıştrr. -99.

71

H. Soter, Geschichte der mathematischen Wissenschaften, Th.II, Znrich 1875, s.367. 72

-101. Bk :Kant, Canlı Giiçlerin

Gerçek Değeflendirilmesi Üzerine Dİişünceleı, paragraf 92 (I. Kant, S*mmtliche Werke, Bd. I. Leipzig 1867, s. 98-99).

_ Ilk Alman bilimsel dergisi, Profesör o, 1682 ve !782 yıllan arasrnda Leipkurulmuştu. Mencke tarafından zig'de Latince olarak basıldı. l732'de Nova Acta Eruditorum başlığ altrnda yayrnlandı. Leibniz bunun aktif bir yazanydı. Acta Eruditorum.

73

-101.

Königsberg'de basrlan Kant'rn bu yaprtrnrn birinci baskrsrnrn


ilk sayfasında yayrn yrlı olarak 1746 veriliyor. Ama, özellikle 22 Nis7n 1!a7 hrihini taşryan ithaftan dola;n şurası açrktır ki, kitap |747'de tamamlanmış ve yaylnlanmrştır. _101. ?4 D'Alembert, Trait6 de dynamiqug paris 7748. _IOZ. 75 ıogo Eylül ve |687 Hazfuan ayrnda, Fransrz abb6 Catelan, Nouvelles de la R6pulique des Lettres dergisinde iki makale !ayr1_ ladı. Bunlarda Leibniz'e karşr Descartes'rn hareket tılçüsiinii (mv) savunuyordu. Buna yanıt olan Leibniz'in makaleleri a5mr dergide, 1687 Şubat ve Eylül aylannda yayınlandı. Nouve]Ies de la R6pub1ique des Lettres 1684 ile 1687 yıllan arasında Rotterdam'da Pierre Bayle tarafından yayrnlanan bilimsel ayhk dergidir. H. Basnage de Beauval, Histoire des ouwages des Savants adı altrnda derginin yaJnnrnr 1709'a kadar siiırdürdü. _ 104.

76

Burada kastedilen, adlann "mır' (e) hali i]e ',mich', (i) hahnin nerelerde kullarulacağınr bilmeyen Prusyalı eğtim görmemiş assubay ile ilgili bir hikayedir. (Berlinliler, bu iki biçimi ğenellikle karı'ştrnrlar.) Assubay bu konu ile ilgili olarak faz|a iorlığadüşmemek için şöyle bir karar almrş: görev sırasınd,a''mi|,, gtırev dışinda "mich" biçimini kullanmak. _105' 77

w. Thomson and P. G. Tait, T?eatise on Natural Phİlisophy, oxford 1867. Burada "doğa felsefesi'' teorik fizik anlamındadır. _105.

Vol.

1,

78 G. Kirchhoğ VoıIesungen über mathematische Physik. Mec}ıaıı& (''Matematiksel Fizik üzerine Konferanslar. Mekanik''), 2.

Aufl, Leipzig 1877.

-705.

Heımhoıt z, über die Erhaltung der Kraft(,,Eneıjinin Sakrnr_ mı Uzerine''), Berlin 1847, s. 9. .79

-105.

Engels, düşen bir cismin hrzrnı y = ı/Tghformiiltitıe göre hesaplıyor; burada vhız, g yerçekimi ivmesi, İı cismin düştiigü yüksekliktir. -80

-107.

Krake _ 28-29 Haziran 1864 gecesi Alsen Adası loyılanndan denize açılan, Prusya biriklerinin-adaya geçmesini önieme 81 Roıf

görevi yiiklenen Danimarka savaş gemisi. Bu, Danimarka'nın Prusya ve Avusturya'ya karşr çıktığ 1864 Danimarka savaşı ile ilgili bir muharebedir.

-109.

359


82 Daha duyarlı ölçülere göre, rsınrn mekanik eşdeğeri şimdi 426,9 kilogrammetreye eşit olarak alınıyor. _109. 83 Engels, P. G. Tait tarafrndan Glasgow'da Britanya Bilimsel

Ilerleme Derneğinin 46. kongresinde verilen ''Kuwet" konulu kon_ feransa değiniyor. Konferans metni, 21 Eylül 1876'da 360 sayılı Nature'da yayrnlandı. yayınlanan haftalık bir reNature. - Londra'da 1869'dan beri simli bilim dergisi.

-112.

A. Naomann, Handbuch der allgemeinen und physikalischen Chemie, Heidelberg L877, s.7. 84

-113.

85 R. Clausius, Dje mechanische W1irınetheoie, 2. Aufl, Bd. I. Braunschweig 1876, s. 18.

-113. Başlıgın ilk satrrr, bu makaleden önceki başlık sayfasında bulunuyor; ikinci satrr ise makalenin birinci sayf,asmda bulunuyor. Üçüncü dosyanrn içindekiler listesinde bu makalenin başlığı ''GelGit Siirttinmesi''dir. Makalenin 1880 ya da 1881'de yazıldrğ anlaşr86

lıyor.

-115.

87 Bundan önce Thomson ve Tait,

bir tüfek mermisinin uçuşuna karşı havanrn gösterdiği cinsten, hareket eden cisimlere karşr

15. dolaysız dirençten sözediyorlardı. -1 88 Engels, Kant'rn "Dünyanın yörüngesi çewesinde dönerken dofuşundan bu yana geçen zamanda, gece ile gündüziim oluşmasrna neden olan dönüşte bir değişmeye uğrayıp uğramadığı konusunun araştrnlması'' adlı çalışmasrna değiniyor. (I. Kant, SiimmtLiche Weıke, Hartenstein tarafrndan yayrnlanmlştrr, bd. I, Leipzig 1867, s. 185.) 89

-118.

Ay.r, yaprt, s. 182-83.

-

118.

90 Böıüm bitmemiştir. 1881 Nisanından daha önce, 1882 Kasrm ortasrndan daha sonra yazrlmamıştrr' Iık tarih, bölitnün ikinci krs-

mrnda Engels'in Leibniz ve Huygens'in Popin ile Mektuplaşma' sı'ndan (Nisan 188].'de Berlin'de E. Gerland tarafrndan yayrnlanmrştrr) sözetmesiyle ortaya çrloyor. İkinci tarih bölümiin birinci losmrnrn sonu ile Engels'in Marx'a yazdığ' 23 Kasrm 1882 tarihli mektup arasrndaki karşrlaştırmadan çrklyor. Bu karşılaştırma bölümiirı mektuptan önce yazıldrğını gösteriyor. (bkz: 91 numaralı not.)

-

t22. 360

l

l


91 Engels, Maıx'a yolladığ 23 Kasım 1882 tarihli mektupta, hareketin elektrik biçiminin ölçülmesi sorununda önemli bir düzeltme yapryordu. ''Hareketin Ölçtısıı. biilümiinde kendisinin ver-Iş" diği, mekanik hareketin iki türlü ölçülmesi probleminin çözümtiırıden ve Wilhelm Siemens'in 24 Ağustos 1882 tarihli ve 669 sayılr Nature dergisinde yayrnlanan konuşmasmdan hareket ediyordu. Konuşma, Southampton'da Britanya Bilimsel llerleme Derneğnin 52. kongresinde yapımrştı. Siemens, elektrik akrmrnrn aktif gücünü anlatan yeni elektrik birimi olarak ıratt'ın kabul edilmesini öneriyordu. Bu yüzdendir ki, yukarda değinilen mektupta, Engels, volt ile watt araslna, bir ayrım koyuyordu; elektriğin bu iki biriminden biri başka biçimlere dönüşmediğ hallerde elektrik hareketin çokluk ölçüsü öteki de dönüştüğü ha]lerdeki çokluk ölçüsü oluyordu.

-

124.

92

Joshua, 5.

-124.

93 Leibnizes und Huyghens'Briefwechsel

mit Papin, nebst der Biographİe Papin's und einigen zugehörigen Briefen und Aktenstİicken, ("Leibniz ve Huyghens'in Papin ile Mektuplaşmasr, Papain'in Biyografisi ve Bazl llgili Mektup ve Belgelerle Birlikte'') hazırlayan E. Gerland, Berlin 1881. 94 Th. Thomson,

-i25.

outline of the Science

of

Heat

and

Electri-

city ("lsı ve Elektrik Biliminin Bir Taslağı''), 2nd ed., London J.840, s. 281. Birinci baskr Londra'da 1830'da yayınlandı. _126.

95 G. Wiedemann, Die Lehre vom Galvanismus und Elektromagnetismus ("Galvanizm ve Elektromanyetizm Teorisi") 2. Aufl., Braunschweilg t872-74. Yapıt üç cilttir. Cilt I: Galvanizm Teorisi, cilt il, bölüm I: Elektrodinamik, Elektromanyetizm ve Diamanyetizm, ve cilt II, Bölüm 2: İndüksiyon, ve sonuç bölümü. İlk tınce iki cilt olarak Braunschweig'da 1861-63'te yaylnladr. Üçüncü baslusr,

Elektrik Teorisi başlığ altında dört cilt olarak aynı kentte 85'te yayınlandı.

-I27

L882-

.

96 Engels, Mascart ve

Joubert'in Elektrik ve Manyetizmadlı kitabrnın bir tarutma yazısrndan aktanyor. Yazı G. C. imzasıyla, 15 Haziran 1882'de 659 sayılı Nature Dergisinde çıktı. 15 Haziran 1882 tarihli Naturda ilişkin not, makalenin 1882'de Engels tarafindan yazıldığnı gösteriyor. Engels'in üçiiırıcü dosyaya ilişkin içindekiler listesinde bu makalenin başlığı ''Elektrik ve Manyetizm''dir. _127. 367


97 Thomso, bu aktarmayr, kitabın ikinci baslosrnın 400. sayfa_ srnda Faraday'dan yapryor. Aktarma, Faraday'ın Experimental Researches in Electicity, 12th Series (''Elektrikte Deneysel Aıaştırmalar'', 12. dizi) adlr yapıtından alınmıştrr; bu çalışma Londra'daki

Royal Society'nin Philosophica] Transacüıbn dergisinde, 1838, s. 105'te yayınlanmıştrr. Thomson pasajı a5men aktarmıyor. Asrl metin aynen çevrilince şöyle oluyor: ''Eğer metal bir tel boşaltıcr p€ırçacığn yerine konmuş olsaydı''. -130. 98 G. W. F. Hegel, Werke, Bd. VII. Abt, I, Berlin 1842, s. 346,

348,349. -130. 99 Daha sonra, yeni deneysel sonuçlann genelleştirilmesiyle, özellikle Michaelson'un deneyi ile (1881)' Einstein'in rölativite teorisinde (1905), bir vakumda (c) ışığın yayılma hızınrn ewensel ve fiziksel değişmez olduğu ve hız sınrnnı belirttiğ ottaya konmuştur.

Elektrik yii&lİ parçacrklann yayrlma hızr (c)'den her zaman azdır.

-

133.

100 Engels, Wiedemann'rn kitabrna göre Fawe'rn deneyimlerini anlatryor. (Cilt il, krsrm 2, s.52L-22.) -736. 101

31r' 82 numaralı dipnot.

102 Engels, burada ve daha

-|37.

aşağda, A. Naumann, Handbuch der allgemeinen und physikalischen Chemie ("Genel ve Fiziksel Kimyanrn Elkitabı''), Heidelberg 1877, s. 639-46'dan J. Thomsen'in çıkardrğ termokimyasal ölçü sonuçlannı belirtiyor. _146. 103 14ri"6"-.nn birçok yerde, bu asidin molekülleri anlamına

gelen ''hidroklorik asit atomlanndan'' sözediyor. _148.

|o4 Annalen der Physik und Chemie, L824 ve 1899 yıllan arasında Leipzig'de önce (|877'ye kadar) J. C. Poggendorffun ve sonra

(L877'den sonra) G. Wiedemann'rn sorumluluğu altında yayrnlanan bilimsel bir dergi. Dört ayda bir çılııyordu. -151. 105 3o hikayede, orduda bir felsefe doktoru olduğunu işittiği ''bir yıllık" kişiden bunu duyunca, felsefe doktoru ile trp doktoru arasrnda nasrl bir fark bulunduğunu bilemeyen yaşlr bir binbaşr şöyle diyor: ''Benim için hepsi bir, doktor doktordur.'' _160. 106 Burada Engels ''Gewichtsteil'' (Ağrhk krsmı) sözünü kullanıyor, ama daha önceki gibi, eşdeğeri şözkonusu ediyor. _163.

362


107 Burada ve daha aşağda Engels, Poggendorffun deneylerinin sonuçlannı, Wiedemann'rn kitabrndan, cilt I, s. 368-72, belirti-

yor.

-

163.

108 Berthelot'un termodinamik ölçmelerinin

bu sonucunu Engels, A. Naumann'rn Handbuch der allgemeinen und physikalischen Chemie, Heidelberg 1877, s.652, yapıtından alryor. _|67. 109 Burada kastedilen, namlusunun iç çapı ile merminin çapr arasındaki farktır.

-169.

110 Raoult, Wheatstone, Beetz ve

Joule tarafından deneylerle

elde edilen elektromotor kuwet ölçülerinin sonuçlan Engels tarafindan, Wiedemann'ın kitabrndan, cilt I, s. 390, 375, 385 ve 376, alınıyor. _173.

111 Parantez içindeki ''iterum Crispinus'l sözleri Engels'indir.

''Gene Crispin!'' anlamına gelir' Juvenal IV. yergisinde bu sözlerle başlar ve (birinci kısımda) Roma İmparatoru Domitian'ın dalkavuklanndan biri olan Crispin'i yerer. Dolaylı anlamda bu sözler ''gene a;mı adam!" ya da ''gene ayru konu!'' demektir. _l73.

t|2 R*nu'i^entum crucis, sözciik anlamında ''çapraz deneme"dir ve Bacon'ın instantia crucjsinden alınmıştır; belli bir olay için önerilen açıklamalardan birinin doğruluğunu kesinlikle onaylar ve bütiin öteki açrklamalan dışta brrakrr. (Bkz: Fr. Bacon, Novum Organum, Book II, Aphorism )OOffI.) t74.

-

113 ''Birleşimdeki üçüncünün'' sözleri Schiller'in ''Die Bürgschaft'' adlı baladmdan, Kıta 20, alrnmrştrr. Tiran Dionysius iki sadrk arkadaşınrn birleşime alınmasrnr ister. 179. 1|4 Dogan n Diyahektiği ile

-

ilgili malzemenin ikinci dosyasının

içindekiler listesinde makaleye Engels'in verdiği başlrk budur. As_ lrnda makale Engels tarafindan, Köteliğn Üç Temet Biçimibaşlrklı daha geniş bir yapıta önsöz olarak yazrlmrştı. Daha sonra Engels bu başlığ İşçinin KöIeleştİrilmesi. Giriş diye değştirdi. Ancak bu çalışma yanm kaldığı için, sonunda Engels bu yanm giriş yazısına çalrşmanrn esas içeriğne uygun di1şen Mayınundan Insana Geğşte Emeğn Rolü başhğnr verdi. Makalenin Haziran 1876'da yazıldığı anlaşrlryor. Bu varsayrmrn kanrtı, W. Liebknecht'in Engels'e yazdığı 10 Haziran 1876 tarihli mektuptur. Liebknecht, mektupta, başka şeyler yanrnda Vo]ksstaat gazetesi için Engels'in söz verdiği ''Köleli363


ğin Uç Temel Biçimi'' yazrsrnr sabrrsrzlıkla beklediğini yaz|yot' makale ancak 1896'da Dİe Neue Zeit detğsinde (Jahrgang xrv, Bd. 2. s. 545-54) yayınlandı. 115

-186. 31r' Charles Darwin, İnsanın Tiireyişi, (Ankara

1995), At-

tıncı Böltim: "Insanın Akrabal*larr ve Soyağacr Hakkında''. 116

_

187.

Engels bir Alman rahip olan Labeo Notker'in (952-1022) ta-

nıklığına değiniyor; alrntıladığı yer J. Grimm, Deutsche Rechtsalterthtiıner (''Alman Hukukunun Eski Çağlan"), Gtittingen 1828, s. 488. Engels, Irlanda'nın Tarihi adlr yarrm kalmrş yapıtında Notker'i anar.

-193.

117 Engels, insan

etkinliğinin bitki hayatı ve iklim üzerindeki etkisi ile ilgili olarak şu yaprtı kullanıyor. C. Fraas, K]ima und Pflanzenwelt in der Zeit, Landshut 1847. Marx, 25Maft 1868 tarihli bir mektu\unda Engels'in bu kitaba dikkatini çekti. -197. 118 Engels, 1873 ekonomik bunalımına değiniyor. Almanya'da bu bunalım 1873 Mayrsında, yetmiş 5nllannrn sonuna kadar etkisini gösteren uzun bir bunalrmın öncülüğiinü yapan ''müthiş bir çö\

küntü'' ile başladı. _200. 119

ç.

ıy1r.

F. Hegel, Werke, Bd. XIII, Berlin 1s33. _ 205.

l20 p" placitis philosophorum adlr yaprtrn Plutarch'rn değil bilinmeyen başka bir yazarın (''sözde Plutarch'' denilen) olduğu sonradan tanıtlandr. Bu, L00 yılı dolaylannda yaşamrş Aetius'tan geliyor.

-

206.

121

Genesis, Ch. 2, Verse 7.

-

2O8.

go not Marx'rn elyazrsr ile yazılmrştır ve Aristoteles'in Metaphysica ile Diogenes Laertius'un ÜnLu Filozoflann Yaşem]gn yg Görüşleri adlı derleme yaprtrndan Yunanca olarak (Tauchnitz baskısrndan) yaprlan aktarmalardan oluşuyor. Notun tarihi Haziran 1878'den eskidir, çünkü Engels'in [Aıüı]-Dtihrinğe Eski Önsöz'ünde Epikuros için kullanılan aktarmalan içine almaktadır. Aktarmalardaki bütün italikler Manr'rndrr._208. L22

t23 Metaphysica'nrn sonraki basımlannda kitap D( için kitap

denir.

X

-210. Ma g. Wolf, Gesclıichte der Astronomie, ("Girkbilim Tarihi''), München 1877. Mödler'in kitabı için bkz: 22. not. -270. 364


125

3o parça Giriş'in orijinal taslağnı oluşturuyor.

_2I3.

126 Kurey Amerika'daki onüç İngiliz kolonisinden gelen delegelerin Filadelfiya'daki kongresinde 4 Temmuz l771'da kabul edilen Ba$msızlrk Bildirisi, bu ko]onilerin Ingiltere'den aylıldığnr ve bağmsız bir cumhuriyetin, Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruldu-

ğunu ilan etti.

-213.

|27 DoEanrn Diyatektiğmalzemesinin ikinci dosyasrnrn içinde-

kiler listesinde parçaya verilen başlrk budur. Parça, L'

Feuer-

bach'ın 16, 77, ].8 ve 19 diye numaralanmrş orijinal elyazılr dört sayfasrndan oluşuyor. 16. sa;rfanrn başına Engels'in elyazrsr ile şunlar yazıImış: ''Aus'Ludwig Feuerbach'"' Bu parça, L. Feuerbach'ın ikinci bölümünün bir parçasıydı ve 18. yüzyılrn Fransız materyalistlerinin üç ana ''sınrflamalar'' tanrmrndan hemen sonra gelmek için tasarlanmıştı. Engels, L. Feuerbaci'rn elyazmasrnı son olarak gözden geçirirken bu dört sayfayr çıkardı ve onlann yerine başka bir metin koydu, ama bu sayfalann ana içeriği ikinci böliimün dışında kaldı (19. Yüzyıhn Doğabiliminde üç Büyük Keşif) ve bunlar L. Feuerbach'ın dördtiırıcü bölümünde krsaltılmrş biçimde yinelendi. Engels'in L. Feueıbach adh yaprtı, önce 1886'da Die Neue Zeit der-

gisinin Nisan ve Mayıs sayılannda basıldığı için, bu parçarun 1886'nın ilk çeyı'eğinden kaldıs kabul edilebilir. Parçanın birinci sa5fasrnda metin bir ttiıncenin ortasında başlıyor. Tümcenin başlangıcr, Die Neue Zeitta basrlan L. Feuerbach'rn metnine göre yeniden yazılarak ayraç içinde verilmiştir. -216. 128

3,

aktarma, Starcke'rn Ludwig Feuerbaclı kitabrnda, Stutt-

gart 1885, s. 154-155, vardır. Feuerbach'rn 1846'da yazrlmrş Dı'e Unsterb]ichkeitsfrage vom Standpunkt det Antropoloğe ("Antropoloji Açrsından Öltımsüzltık Sorunu'') yapıtrndan alrnmrştır. (Bkz: Ludwig Feuerbach: SLmmtliche Werke, Bd. III, Leipzig 1847, s. 331). 129

-219.

Engels, Feuerbach'ın sonradan basılmış özdeyişlerini kastediyor: K. Grİn, Ludwig Feuerbach in seinem Briefwechsel und

Nachlass sowie in seiner philosophischen Charakterentwicklung ('Mektuplarında ve Yaprtlannda A1mr Zamanda Felsefı Gelişmesi

İçinde_ Ludwig Feuerbach'') Bd. II. Leipzig und Heidelberg 1874, s.

308. ozdeyişler, Starcke'ın kitabınrn 166. sayfasından aktanlmrştır. _220.

365


130 ''5;"" .J:g n'avais pas besoin de cette hypothösd'(''Bu varsayrma hiç gereksinme duymadım''). mekaniği izetineyaz- Giikyüzü soran drğ yapıtında neden tannya değinmediğini Napol6on'a yanıt olarak Laplace'rn söyledikleri.

-220'

131

Engels, 19 Ağustos 1874'te Belfast'ta toplanan Britanya Bilimsel llerleme Derneğinin 44. toplantısında Tyndall'rn yaptığ açış konuşmasrna değiniyor (20 Ağustos 1874 tarihli ve25l sayılı Naüure'da yayrnlanmrştrr). Engels, Marx'a yazdığı 21 Eylül 1874 tarihli mektupta bu konuşma ile ilgili daha aynntrlr bilgi verir.

-22L

''3i1*irir1ik kanıt olamaz", diyor Spinoz a Ethica'd,a(krsım 1, ek); bütün olaylann nedenlerinin nedeni olarak ''tann iradesini'' ve_ 132

ren başka nedenler bilmediklerini itiraftan başka ellerinde kanrt kalmayan klerikal-teleolojikal doğa görüşü yandaşlanna böyle karşr

koyuyor.

_22l.

133 ''3i1"5rr6l başlıklr parça, Doğanın Diyatektiğİnin öteki losımlanndan önce yazılmıştı. Elyazmasrrun ilk dosyasının açrş notu

budur. Parçanın, kaba materyalizmin ve toplumsal darvinciliğin ta_ raftan olan Büchner'e karşı Engels'in tasarladrğ bir yaprtrn özeti

olduğu görülüyor. Parçanın içeriğine ve Büchner'in ikinci baskısr 1872'de yayrnlanan Der Mensch und seine Stellung in der Natur ("Insanrn Doğadaki Yeri'') adh kitabının kenarlarrna Engels'in koy_ duğu notlara göre, Engels, en başta Büchner'in bu yaprtrnı eleştirmeye niyetleniyordu. W. Liebknecht'in Engels'e yazdrğı 8 Şubat 1873 tarihli mektupta buldufumuz ''Büchner'e gelince, devam et!'' yollu özlü sözler-, Engels1in planı konusunda Liebknecht'e bilgi verdiğini anlatıyor. o halde bu parçanın 1873 başlannda yazıldığı ke_ sinlikle kabul edilebilir.

-222.

134 bngels, aşağıdaki pasajı

Hegel'in Felsefr Bilimler AnsiHo-

pedrs/nin ikinci baskrsının önsözünden aktanyor: ''Zamanında Lessing, halkrn Spinoza'ya ölü köpek işlemi yaptığını söylemişti". Hegel, Lessing ile Jacobi arasrnda 7 Haziran 1780'de geçen bir konuşmaJn anrmsatıyor. Bu konuşma srrasında Lessing şöyle demişti: "İnsanlar neden hAl6 Spinoza'dan ölü bir köpek gibi sözediyorlar?'' Bkz: F. H. Jacobi, Werke, Bd. IV. Abt. I. Leipzig 1819, s. 68. Hegel, Fe]sefe Taihİıın üçüncü cildinde Fransrz materyalistle_ ri üzerinde geniş olarak durur. 135

-223. 3*'.6u değinilen, L. Büchner, Deı Mench und seine 366

Ste]-


lung

in der

Natur

in

Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft

(''Geçmişte, Şimdi ve Gelecekte Insan ve Doğadaki Yeri"), 2 Aufl., Leipzig 1872. Büchner, kitabınrn 170-7|. sayfalannda, insan gide_ rek geliştikçe, insanda doğanın kendinin far]<ına vardr$ ve insanın pasif olarak doğanrn kör yasalanna kendini teslim etmekten vazgeçip onlara egemen olduğu bir anın, yani, Hegel'in deyimiyle, niceliğin nitelik haline geldiğ anın ortaya çrktığnı söyler. Engels, Büchner'in kitabınm kendisinde bulunan kopyasrnda bu pasajr bir çizgi ile işaretlemiş ve şöyle demiş: "Umschlağ'' (''Ani dönüş!).

-223.

136

Engels, Newton'un, ünln"Hypotheses nom frngo" ("Benvaısayım icat etmem") sözleriyle üle getirdiğ, felsefi görüş darlığna

tümevanm yöntemini tekyanlı olarak aşırr değerlendirmesine ve

varsaJnma karşı olumsuz dawanşına değiniyor. Bkz: 15 numaralı açrklayıcr not' _224.

137 ş"*1orr'on üferansiyel ve entegral hesaplan kendi başrna ve Leibniz'den önce keşfettiği, Leibniz'in ise a;mı keşfi gene kendi başına yapmakla birlikte, buna daha yetkin bir biçim verdiğ günümüzde kesinlikle kabul edilmektediı. Engels, bu parçanın yazilrmasından iki yrl sonra bu sorun üzerinde daha doğru bir görüş ortaya koymuştur. -224. 138 Engels, Hegel'den şu pasaja değiniyor: Loğkde EnzyHopddie der phihosophischen Wissenschafüen (''Felsefi Bilimler Ansiklopedisi"), paragraf 5, not: "Herkes kabul eder ki, herhangi bir bilimi bilmek için onun üzerinde çalrşmamız gereklidir ve ancak böyle bir bilginin yardlmı ile onun üzerinde bir yargda bulunabilirsiniz. Bir ayakkabı yapmak iğn ayakkabrclntn zanaatrnı öğrenmeniz ve yapmanız gerektiğini herkes kabul eder. ... Yalnız felsefe için, sanılır ki, böyle bir inceleme, çaba ve uygulama hiç de zorunlu değldir." _

225.

139 Hegel, Fe]sefi Bilimler AnsiHopedisİ, paragraf 6. gözlem: "Fikir ile gerçeklik arasındaki bu a5rnlık, kendi soyutlamalanna,

bun]ar düşlerden ibaret olsalar da, doğru ve gerçek şeylermiş gözüyle bakan ve politika alanına bile yüklemekten özel bir zevk duydufu buyurucu 'yüküm'le övünen analitik anlrk için özellikle değerlidir. Sanki dünya nasrl olmasr gerektiğini ama olamadığını öğrenmek için bu anlığ beklemişti!" -225. 140 4r* yaprt, paragraf 20 için gözlem.

-225.

367


141

4rr., yaprt, paragraf ZL'e ek.

-225.

Hegel'in, bozulmamış bir halden düşünme haline, hem topIum tarihinde ve hem de bireyin evriminde geçişle ilgili sözüne değiniliyor: ''Gerçek şudur ki, ... bilincin uyanrşr insanın kendi doğasrndan çrkmıştır ve aJrnr tarih insanoğlunun her birinde tekrarlanır" (Fe1seıİ Bilimler AnsiHopedisi,paragraf 24, ek3). 142

143

3i.

-225.

''matematiksel şiir'' terimi, W. Thomson tarafından

Fransız matematikçi Jean Baptiste Joseph Fourier'nin Thdorie analytique de la cha]eur ("Isrnrn Analitik Teorisi") Paris 1822, yapıtı, için kullanılryor. Bkz: Thomson and Tait, A Treatise on Natuıa] Philosophy, vol. I. oxforğ 1867, s. 713'te kitabın indeksi. Bu kitabın Engels tarafrndan yapılhn özetinde bu lçrsrm kopya edilir ve belirlenir.

-225.

Hegeı, Felsefı Bi]imler AnsiHopedisi, paıagraf 130, gözlem; Mantık Bilimi, kitap II, bölüm II, licsım 1; ''Maddenin Giizenekliliği 144

Üzerine Not". _ 225.

145 Hegeı, Fe]sefi Bi\im]er Ansiilopedisi, paragraf 103, ek. Burada Hegel, ''başka birinin iki katı özgül ağırlığ olan bir cisim aynı hacim içinde öteki cismin iki katı kadar malzeme krsrmlan (atomlar) içerir'' diyerek cisimlerin özgül ağrlıklan arasrndaki farklan açıklayan fizikçilerle polemik yapıyor.

146 R,.

-226.

9*"rr, On the Nature of Limbs, London 1849, s. 86.

226.

-

147 B. g*ççel, Natiirliche Schöpfungsgeschichte ('Yaratrlrşrn Doğal Tarihi''), 4. Aufl., Berlin t873. 148 Hofr'r"',rr,

det

-226.

kitabrnın 26. sayfasında, Rosenkranz'ın System

Wissenschaft, Ein philosophisches Eneheiridion, Königsberg 1850, kitabında şu aktarmayr yaplyor: ''... Platin ... metalliğ_in en yüksek basamağı alınmak istenirse, aslrnda ancak gümüşün bir paradoksudur. Bu yalnrz altın için geçerlidir..." (paragraf 475' s. 301). Hofmann, Prusya kralı Friedrich William III'ün şekerpancan sanayiini otganize etmede gösterdiği ''hizmetleri'', kitabıııın 5 ve 6. sayfalannda anlatri.

-227.

Cassini adı çoğul olarak (die Cassinis) verilir. Fransrz bilim tarihinde Cassini adlr dört gökbilimci vardrr: 1) Giovanni Domenico Cassini (1625-17].2), İtalya'dan göç 149 Brr*"1.'in elyazmasında


eden Paris Rasathanesinin ilk müdürü; 2) onun oğlu Jacques Cassini (1677_1776); 3) ikinci oğlu Cesar François Cassini (17141784) ve 4) onun oğlu Jacques Dominque Cassini (1784-1845). Bu

dört kişi birbiri ardından Paris rasathanesi müdürlüğü görevini yapmıştrr (1669'dan 1793'e kadar). İlk üçü dünyanın şetıı ı<onusundaki nevtonculuğa aykrn görüşleri yanlış olarak benimsemiş, ancak sonuncusu, dünyanın büyüklüğii ve şekli ile ilgili daha sağlam ölçülerin etkişi altrnda, dünyanrn ekseni ç"*"'iird" kaldığiı söylerken doffu hareket ettiğini kabul etmek zorunda kalmiştı.

-227.

150

ricty, des

15. Thomson, An Outline of the Sciences of Heat and Elect_ edition, London J.BAO. -227.

2nd.

I' E. Hreckel, Anthropogenie oder Entwickelungsgeschichte Menschen,Leipzig L874, s.7O7-7O9. -22g.

152

Hackel (Natİİr]iche Schöpfungsgeschichte, 4. Aır{l., Berlin 1873, s. 89-94), Kant'm Teleolojik Yargz Gücüntim Eleştirisİnde (ikinci krsrm) ''mekanik açıklama yöntemi'' ile teleoloji arasında düştüğti çelişkiyi belirtir. Kant'ın tersine teleolojiyi dış amaçlann, dış erekliliğn öğretisi olarak gösterir. oysa Heğel Fi\sefe i*iu, cilt IIII, kısım III, böliım 4, Kant'la ilgili paragraf,a (Werke, Bd. xV: Berlin, 1836, s. 603) aynı Teleolojik Yargı Gicünİin Eleştirisİni incelerken, organik varlrklarda ''herşeyin erek ve aynr zamanda karşılıklı olarak birbiri için araç olduğunu'' kabul eden Kant'ın ''iç ereklilik'' görüşünü önplana koyar. (Hegel'in verdiği Kant'ın sözlen.)-228. 153 Hegel,

Mantık Bilimi, kitap III, bölüm II, krsım 3. Engels Doğanın Diyalektiği üzerinde çalışrrken G. w. F. Hegel, Werkeibd. V, 2. Aufl., Berlin ]"841 baslıısınr kullanmıştıt. 154

Ayru yaprt, bölüm III, krsrm L

_22g.

-228.

"metafiziği'' örneğin genel olarak felsefi düşünce _ - 1uu Bu, (Bkz: kabul eden

diye

15 numaralı not.) Newton,un yaptrğr gibi eski an-

lamğg değl de, modern anlamda, yani metafizik-dtıştınce yöntemi olarak almak demetir. 156 Compsognathus.

-p80.

Sürüngenler srnıfindan olan, ama kalça

ye arka ayaklannrn yapısr bakımından kuşlara yakın olan dinozorlar ta]<ımından artık kaybolmuş bir hayvan (H. A. Nicholson, A Ma369


nual ofZoologr, Sth ed., Edinburg and London 1878, s. 545). Archaepter5aiçin bkz: 18 numaralı not. _ 233. 157 Engels, Selenterelerde tomurcuklanma ya da bölünme ile çoğalmaya değiniyor.

_233'

Hegeı, Felsefi Bilim]eı AnsiHopeüsi, paragraf 135, ek ör-

158

neğin bir organik cismin kollan, bacaklan ve organlan yalnız onun

parçalan değildir: bunlar ne olduklannı ancak kendi birliklerinde bulurlar ve bunlann bu birliği etkiledikleri eibi birliğin de on]an etkileüğ sözgötii,rmez. Bu licsımlar ve organlar, canlr bedenlerle değl, ancak kadawalarla uğraşan bir anatomistin eli altrndaya|nızca parça haline ge|it.'' _234.

4*

159

yaprt, paragraf 126, ek.

-

234.

1604*ryapıt, paragraf 117 ek. _235. 161 4*, yapıt, paragraf 1I-5, not. Burada Hegel, yargnın biz_ zat kenü biçiminin özne ile yii'klem arasrndaki farlo belirttiğni söyler.

_235.

3üriik biı olasılıkla burada kastedilen Clausius'un kitabı_ dır. Die mechanische Wİbmetheorie, 2-te umgearbeitete Auflage' I' Band, Braunschweig 1876. Kitabın 87_88. sayfalannda ''rsrnın pozitif ve negatif niceliklerinden'' sözedilir- _237 162

J. Grimm'in Geschichte d,eı deutschen Dilinin Tarihi"), 4. Aufl., Leipzig 1880, ilk baskrsı ıg+g'ae Leipzig'de. Grimm, 1881-82'de yazrlan Frankonya Diyalekti adlı yapıtrnda daha geniş bilgi verdiği Frankonya lehçesinden söz _238eder. Bu notun 1881 dolaylannda yazılmış olmasr gerekir. 163 Bngglş'irı kastettiği

Sprache (''Alman

164 K"6"" ya da alınyazısı anlam'na gelen ''kısmet'' sözcüğünü, Engels aynen kullanıyot. -24o. 165 prr. rlrf in The Origin of Species by Means of Natural Selec'

tion(1859). -241. 11"iog'nia, bir katolik Kapuçin rahibi ile, tartrşma dolayrsryla Yahuölerin din kitabı Tausves Jontofa başvuran bilgili bir Yahudi hahamı arasındaki ortaçağ tarüışmasınr anlatan "Disputation'' (Romanzeıo, cilt [I, 1851) şiirinden bir parça, Kapuçin'in yanünda Tausves Jontof şeytana havale eölir. Bunun üzerine öİkeli haham kii,lçrer: "Giht nichts mehr der'Tausves Jontof . Was soll gelterİ? Ze' 166

370


teIı. Z9fur." (Elğet Tausves Jontof artıkgeçerli değilse, ne geçerli olacak? İmdat! Imdatl'') _242. 167 ç. W. F. Hegel, Werke,Bd. III. 2. Aufl., Berlin 1841. Aktar_ madaki italikler Engels'indir.

-242.

]68 Hegel'in Phdnomenoloğe des Geİstes adlı yaprtının önsözünde şu kısma değiniliyor: ''Çiçek açtığ zaman tomurcuk kaybolur ve biz, sonrakinin öncekini çtirüttiiğtinü söyleyebiliriz. s"""" gibı,

meJrve oluşunca çiçek, bitkinin varoluşunun yalancr bir biçimi"olarak açıklanabilir, çiirrkü onun gerçek doğası olarak çiçet yerine meyve ortaya çıkar.'' Engels, bunu, G. W. F. Hegel, wei*i,Bd. II, 2. Aül., Berlin 1841'den aktanyor. _243.

169 Dido _ . Ağustos

2U.

Engels'in, Marx'a yazdığ 16 Nisan 1865 ve

1866 tarihli mektuplarda bahse*igi köpeğnin adıdrr.

10

-

170 Hegeı, mantğn üç kısma böliiımesi (varlık mantrğ, öz mantığ ve kavrım mantığ) ile yargının dörtlü sınıflar*.., .i..rrdaki uygunluğu şöyle açıklar: 'Yargının çeşitli ttirlerini bizzat man_ tıksal fikrin genel biçimleri belirler. Buna göre, yarglnrn varlrk, öz ve kawam aşamalanna paralel olan üç esas çeşidini elde ederiz. Bunlardan ikinci tiir, farklılaşma olan tür niteliğne uygun 'ş"-"., olarak, ikiye aynlmalıdır.', (Hegel, Fe]sefi Bilimler ı"|"ia"p"Şiii,

paragraf 171, ek.)

-244.

Buradaki singulaer _ ''_1 [tümel] tanrmlamalan,

[tekil], partikulaer [tikel], unİverse]I

biçimsel maniık anlamında tekii olarak, tikel, ttmel demektir. Einzelnes, Besonderes, Ailgemeines (bireyser, özel, genel) diyalektik kategorilerinden farklrdır. _ 245.

.- .-u? EngeJs, Hegel'in Mantık Bilİmİnin üçiitıcü kitabında yargı ile ilgili tüm bölümüntirı sayfalannı veriyor. _245. 173

Hegel'in Mantık Bitimlnin üçüncü losmının tiimti. _247. l74 Heckel, YaıadıJışın Doğal Tarİhi (Berlin 1873) yapıtınrn

dördiincü baslosrnın 75-77. sayİalannda, insanda .., ç".rJ kemışnin bulundufunu Gethe'nin nasrl keşfettiğini anlatır. Heackel'e göre Gethe bu sonuca tümevanm yöntemi ile ulaşmıştrr: "Bütün

memeli hayvanlarda ara çene kemiği vardır" noktasından hareket ederek şu t'imevanm sonucunu çıkarmıştır: "o halde insanda da böyle bir kemik vardır''. Bu sonucu izleyerek deneysel bıgilerıe on" 371


doğrulamıştır (embriyon halinde iken insanda ara çene kemiğ'inin

bJunmasi ve yetişkinlerdeki bazı kalıtsal durumlar), Engels,

Heckel'in şöziiırıü ettiği tiimevarıIIun yanlrş olduğunu, çtirüü doğru olduğu kabul edilen, memeli ''insanın'' ara çene kemiğ yoktur önermesine aylıon düştüğiirığ söylüyot

_248.

175 Engels, açıkça Whevıell'in iki temel yapıtına değiniyor: İ[istory of the Inducitive Sciences (üç cilt, London 1837) ve PhiLosophy of fhe Inductive Sciences, (iki cilt, London 1840). Elyazmasında şöyledir:''Die bloss mathematischfen] umfass saf matematik[en]d.''- Anlaşrlıyor ki burada ''umfassend'' sözcüğü, sel bilimlerilen ''oluşuyor'' anlamında kullanıIıyor: bu bilimler, Whewell'e göre, ''her teorinin koşullannr" araştrran ve bu anlamda aJrru zamanda ''düştimce diiııyasrnın coğrafuasında'' merkezi yeri aian saf aklrn bilimleridir. Whewell, Phiksophy of the Inductive Sciences (Vol. I. Book II)'de başlıca unsurlannı geometri, teorik arit_ metik ve cebir olarak gördüğü ''saf bilimlerin felsefesi''nin losa bir taslağnr verir. Whewe||, History of the Inductive Sciencecda, ''tümevanmsal bilimlerin" (mekanik, gökbilim, fızik, kimya, mineraloji, bitkibilim, hayvanbilim, fizyoloji, yerbilim) karşısına''tümdengelimsel" bilimleri (geometri, aritmetik, cebir) koyar'

-248u6 ''c_g-Ö" formii,lünde G genel, B bireysel, Ö özel anlamındadır. Bu fomiiü Hegel tarafindan tiimevanm çıkanmlannın mantık_ sal özü tahlil edilirken kullanrlrr. Bkz: Hegel, Mantık Bilimi,lot'ap

III, bölüm I, }ısrm 3, ''fiimevarrmın Tasımr" paragrafi' Hegel'in En_

geis tarafindan daha aşağda anı1an önemesi (tümevanmsal çıkanmın aslrnda şüpheü olduğu) aynı yerdedir. _248' 177

g. a. Nicholson, A. Maaual of Zoology,5th ed., Edinburgh

and London 1878, s. 283-85, 363-70,481-84.

-249'

Hegel, Felsefi Bilimler AnsiHopedisi, paragraf 39: "Deney bize birbirini izleyen değişikliklerin algılannı verir ... amabit zo178

runJulu.k bağlantısı ortaya koymaz.''

_

251'

179 Spinoza, Ah]ak, bölüm I, tanrmlamalar

1ve 3 ve teorem 6'

-253.

3p' 16 numaralı not. _253. 181 3, başlık, Doğanın Diyatektiğİne ait

180

malzemenin ikinci

dosyası iğn Engels tarafindan hazırlanan içindekiler listesinde ve372


rilmiştir. Bu not, 20 Eyliil 1877'de Alman Doğa Bilginleri ve Fizik_ çilerinin Münih Kongresinde bitkibilimci Nİigeli'nin ortaya attrğı temel tezin eleştirici bir tahliline aynlmrştır. NEigeli'nin konuşmasi_ nın başlığ''Die Schranken der naturw'issenchaftlichen Erkenntnis'' (Doğabilimsel Bilginin Sınırlan) iü. Engels bunu, kongre raporunun ekine göre aktanyot. (Tageblatt der 50 VeısammJung deutscher Naturfoıscher und Arzte in Mijmchen 1877. Beilage, Septem_ ber 1877.) Büyük bir olasılrk]a rapor kenüsine, kongreye kaLlmış olan K. Schorlemmer tarafından sağlanmıştır. |82 Engels, yeni

254.

-

bir kimyasal element keşfettiğni ve bu keşfın devrime yolaçacağını bile bilmeyen Joseph Priesiley tarafinan L774'te oksijenin keşfine değniyor. Engels, bu keşif konusunda Marx'ın Kapitaliıın ikinci cildine yazdığ, önsözde daha aynntrlı olarak konuşuyor. _256.

'kimyada bir

183

6L Hegel, Fe]sefr Bi]im]er Ansiilopedisi, paragraf 13, üpnot: ''Ttimel olan salt bir biçim haline getirilip tikel olanla koordine edilince, t'imelin kendisi de bir tikel haline düşer. Günltik konular-

da sağduyu bile tikellerin yaIuna bir tümel koymanın saçmalığına düşmez. Meyve arzu eden bir kimse kiraz, elma ve üztimü, bunlar meJrve olmayrp kiraz, elma ve üziim oldufu için reddedilir mi? '' _ 258.

184

Hegel'in Mantık Bilİmİne,bunun -liimüne Rurada değiniliyor. Hegel, gökbilime değinerek,

nicelikle ilgiti bö-

ölçtılemeyen uzak-

lrklann, zamanın ve yrldrzlann ölçülemeyen çoııui,unun ı<tıtü sonsuzluğu nedeniyle değil, ''bu öIçii ilişkiJeri ve aklrn bu nesnelerde tanrdğ bıı yasaLar yüziinden" gökbilimin alkışlanacağnı söyler; ''çünkü bunlar usun sonsrızluğu ve ötekiler ise usüşının şonsuzluğodur.'' Hegel, Mantık Bilİmi, cilt I, Böliim II, losrm 2, not: ',Sonsuz Gelişmenin Yüce Fikri.'' _260. 185 3r, Italyan iktisatçısı Galiani'nin De\la Moneta(',Para üe_ rine'') adlı broşiiriiırıden, Engels tarafindan biraz değiştirilerek yapılmış biı aktarmadrr. Ayıu aktaıma, Kapitalin birinci cildinde Man tarafrndan da kullanılmıştı. Marx ve Engels, Custodi baslosrndan yararlanıyorlardı: Scrittori c]assici ita]ianİ ü ecönomia poli-

tica.Parte moderna, Tomo III, Milano 1803, ş.

156.

_260.

786 "ı1* de böyledir'' sözleri Engels tarafından sonradan eklenmiştir. olası ki, Engels, tamamen kesin bir anlamr olan, ama bitim-

{

373


li bir ondalık ya da normal bir kesirle anlatılamayan tediyor. Bir dairenin alanr 1 olarak alrnırsa, (burada r dairenin yançapıdır) olur._260.

ııf

=

l

ır sayrsınr kas-

so.ruco:

ı=Vr,

187 Engels, Hegel'in Doğa Felsefesİndeki şu kısmr kastediyor: ''Güneş gezegene hizmet eder, tıplc genellikle güneşte olduğu gibi, ay, kuyıııklu yıldızlar, yıldızlar da yalnızca diirıyanın belirüileridir." (Paragraf 280, ek).-261. 188 Engels, sir John Lubbock'un Ants, Bees, and Wasps (''Kanncalar, Anlar ve Eşekanlan") aüı kitabının George Romanes tarafindan yaprlan tanrtılmasrna değiniyor. Bu tanıtma yazısı, 8 Haziran 1882 tarih ve 658 sayılr Ingiliz dergisi Naturdda yayrnlandı. Engels'in ilgilendiği, kanncalar ''ultraüyole rşrnlanna karşı pek duyarlrdrrlar'' pasajr Naüure'ın )oilIl. cildinin l22. sayfasındadır. _

262.

189 Bt g"ls,

A. von Haller'in "Falschheit der menschliehen Tu-

genden'' adlr şiirine değniyor. Haller bu şiirde şöyle iddia ediyordu: ''Doğanrn deriniıe hiçbir yaratıcr ruh inemez; bu ruh yalnız drş ka-

buğu gösterirse, en büyiik mutluluktur." Gethe, ''Allerdings'' adlr şiirinde (1820), doğanrn tek bir birlik olduğunu, Haller'in yaptı$ gibi insan için bilinmeyen iç çekirdek kısmı ve dış kabuk diye bölünemeyeceğini belirterek Haller'in idüasrna karşr çıktı. Hegel, Gceethe ile Haller arasrndaki bu çekişmeyi Felşefr Bi]imler AnsiHopedisİnde (paragraf 140, not ve paragraf246, ek) iki kez belirtir. _ 263.

Mantık BiLimi kitap II, bölüm I, losrm 1, ''Gtirii'rıüş'' (''Görüngü"). Bu bölüm kendinde-şey ve bir gözlem (''Transandantal ldealizVaroluş'') i''r""aı"au-şey ve min Kendinde-Şeyı") ile ilgili ayn bir paragraf içerir. _264. 190 Hegeı,

paragrafr

191

ve Ek.

ve bölüm II

Hegeı, Felsefi BiLimler AnsiMopedisi, paragraf 124, Giizlem

-264.'

192

Hegeı, Mantık Bilimı, kitap III, bölüm III, kısım 2'

193

Hegel, Felsefi BiLimler AnsiHopedisİ. paragraf 128, ek.

-264.

_

266.

4*,

yaprt, paragraf 98, ek dar temel bir özelliğidir.'' _266. 194

374

1: ''...

çekim, maddenin, itim ka-


195

3çr. Hegel, Mantık Bihimi, kitap I, bölüm II, krsrm 1, za_ man ve uzay ve maddenin böltinmezliği ile sonsuz böliinebilirliği arasında Kant'ın koyduğu çatrşkı üzerindeki gözlemi. _267. lffi Hegel, Naturphilosophie (''Doğa Felsefesi''), paragraf 261,

ek.

-268.

197 Hareket

miktannrn korunmasr fıkri Descarteş,ın.Le T?aitl aüı çalışmanrn birinci kıs_ mrnda ortaya konmuştu. Bu yapıt, 1630-33'te yazrlmış ve 1664,te basılmrştır. Aynı frkir Descarües'ın Debeaune'a yazdığ 30 Nisan 1639 tarihli mektubunda da belirüilmişti. Bu önerme, en tam şekliyle şu yaprtta verilmiştir. R. Des_Cartes, Principia Philosophiae ("Felsefenin llkeleri"), Amsteloilami 1644, Pars secunda, )OOffI. d'e

]a Lumiörc adlı yaprtında, Le Monde

-

268.

198 G"orr", The Coııelation of Physical Forces(''Fiziksel Kuwetlerin Karşılıklı Ilişkisi''), bkz: 16 numaralı not. Grove,20-29, sayfalarda, mekanik hareketin bir ''gerilim durumu''ndan ve ısıya dönüşmesi halinde "kuwetin yokeülmezliğ"nden sözediyor. _268. 199 3, not, ''Planın Anaçizgileri'' olarak ayıu sayfada yazrlmıştı ve ''Hareketin Temel Biçimleri'' bölümiinde Engels'in geliştirdiği fi_ kirlerin bir özetidir. _270.

200 Grove, The Correlatİon

ofPhysİcal Forces (bkz: 16 sayılı not). Grove, ''maddenin durumlan" ile ''ısı, ışık, elektrik, manye_ tizm, kimyasal ilgiyi ve hareketi", "hareket" ile mekanik hareketi ya da yer değiştirmeyi kastediyor. _270.

3, anaçizgiler, Doğanın Diyatektiğnn birinci dosyasrnrn sayfasrnda yazrlıydı. Içeriğ balomından bunlar, Engels'in Maı:<'a yazüü 30 Mayıs 1873 tarihli mektubuna uygun düşer. Bu ilk

201

mektup şu sözlerle başlar: ''Diin sabah yatakta, doğabilim konusunda şu diyalektik fikirler aklrma gelü.'' Mektupta bu fikirlerin konumu elimizdeki taslaktan daha kesin. Taslağın a5m:. gtirr, 30 Mayls

1873'te, mektuptan önce yazıldğ sonucıırıa vanlabilir. Bu taslaktan losa zaman önce yazrlan Büchner'le ilgili parça bfu yana, Doğann Diyalektiğİnin bütiiırı öteki bölümleri ve parçalan, daha sonra, yani 30 Mayıs 1873'ten sonra yazrlmıştrr. _271. 2o2

6. Comte, bilimlerin bu şrnrflandrrma siştemini, ilk önöe Paris'te 1830-42'de yayrnlanan olgucu Fe]sefe Deıs]eriadlı ana ya375


prtında ortaya koymuştur. Bilimlerin srnrflandrnlmasr sorunu, ''Bu Dersin Planınrn Bir Konumu, ya da Pozitif Bilimlerin Hiyerarşisi Üzerine Genel Düşünceler'' başIı.klr, kitabrn I. cildinde, ikinci derste özel olarak işlenir. Bkz: A. Comte, Cours de phihosophie, positive, t. I. Paris 1830. -273. 203 Brr*"1*, ilk önce 1816'dan basrlan Hegel'in

Mantık Bilimi

yapıtrnrn üçüncü krsmrna desniyor. Hegel, Doğa Felsefesİnde, do''organik'' terimleğabilimin üç ana bölümiinü ''mekanik'', ''fizik'' ve

riyle anlatrr.

-273.

Bu not, Engelslin Doğanın Diyahektiğ malzemesinin ikinci ' do.y."r'ra koyduğu üç büyiik nottan (Noüen) biridir (daha küçiik notlar birinci ve dördii'rıcü dosyalara konmuştur). Bu notlardan iki_ ''Gerçek Dünyada Matematik Sonsuzluğun llkörnekleri Üzerisi ne'' ve '"Mekanik'Doğa Anlayışı Üzerine" _|AntiJ-Diihrinğe notlar ve eklerdir; bunlarda Engels |Antf,-Diihrİndin çeşitli yerlerinde yalnız anaçizgileriyle, krsaca belirtilen bazı çok önemli fikirleri geliştirir.''Nögeli'nin Sonsuzu Anlama Yeteneksizliği'' başlıklı üçüncü notun [Anfı] -Dtihrinğ|e hiçbir ilgisi yoktur. İlk iki not büyük bir olasılıkla 1885'te yazılmrştır. Herşeye karşın bunlar, Engels'in lAntfl-Diihrinğin genişletilmiş ikinci baskrsrnı basrma hazırladığı 1884 Nisan ortasrndan önceki, ya da Engels'in kitabın ikinci basrmrnrn önsözünü bitirdiği ve yaJnncrya yolladığ 1885 Eylül sonundan sonraki bir tarihi taşıyamazlar. Engels'in 1884'te Berristein ve Kautsky'ye, 1885'te Schlüter'e yazdığ' mektuplar, kitabrn ikinci baskısrnın sonunda vermek iizere, tAntil-Diihrinğ de|ı çeşitli krsımlara doğabilimsel karakterde bir dizi ek]er ve notlar yazmayr tasar204

ladığnı gösteriyor. Ama Engels, başka konularla son derece meşgul olduğundan (herşeyden önce Man<'ın Kapitaliniı ikinci ve üçüncü ciltleri ile ilgili çalrşmasr yüzünden), niyetini yerine getiremedi. Yalnızca lAntfl-Diihrİnğin birinci baskısının 17-18 ve 46. sayfalan_ na konulan iki ''not" ya da ''ek"in kaba bir taslağrnr yapabilirdi. Bu not, sözkonusu "notlann'' ikincisidir. '"Mekanik' Doğa Anlayışı Üzerine'' başlığr, Engels tarafindan Doğanın Diyalektifr'nin ikinci dosyasının içinde.kiler liştesinde verilmiştir. Altbaşlık "46. sayfaya 2. not"; ''hareketin çeşitli biçimleri ve onlarla uğraşan bilimler'' bu notun başındadır. _274. 4. 6"ç116, Die wİssenschaftIichen Ziele und Leistungen der Chemie, Bonn 1878, s. 12. 205

-274.

376


206 3*a6", 15 Kasım 1877 tarih ve 42o sayllı Naüuredeki bir yazlya değiniliyor. Yazrda A. Kekule'nin Bonn Üniversitesi rektörlüğünü yiiklenitiğ zamaı.ı.' 18 Ekim 1877'de yaptıs konuşmanın özeti veriliyor. Konuşma 1878'de, Kİmyanın Bİ]imsel Amaçlan ve Başanlan başlığ altında broşiir halinde yayınlandı. 207 B. 11*.L"|, Die Perİgenesiş

-275.

der Plastidu]e oder die We]henzeugung der LebensteİIchen. Ein Versuche zur mechanischen ErHİirung der e]emanteren Entw'ickelungs-Vorgilnge, Berlin 1876, s. 13.

-275.

7nç7", Meyer eğn'si elementlerin atom asrlrklan ile ato_ mik hacimleri arasındaki oranı gösterir. 1870'te Annalen der Chemie ıınd Pharmacie, adlı dergide yayrnlanan ''Die Natur chemisehen Elemente als Funktion ihrer Atomgewichte'' başlıklı makale208

sinde konu üzerinde duran L. Meyer tarafindan oluşturulmuştur. Elementlerin atom ağırlıklan ile fiziksel ve kimyasal özellikleri aı'asuıdaki ba$ntıyı keşfeden Rus bilgin D. İ. Mendelyev olmuştu. Mendelyev, L. Meyer'in makalesinden bir yıl önce, Mart 1869'da Rus Kimya Derneğ Dergisİıde ya5nnlanan ''Elementlerin Özellikleri ve Atom Ağrlıklannın Bağntısı'' başlıklı makalesinde kimyasal elementlerin periyodik yasasını formiiıle eden ilk kişidir. Meyer de, Mendelyev'in keşfrni öğrendiği zaman periyodik yasayl bulınak

üzereydi. onun yaptrğ eğri, Mendelyev'in keşfettiği yasayı grafik olarak canlandınyordu; yalnız Mendelyev'in tersine, bu eğri, yasaJn dıştan ve tekyanlı terimlerle anlatıyordu. Mendelyev, çrkardrğ sonuçlarla Meyer'den çok daha ileri gitti. Mendelyev, keşfettiğ periyodik yasaya dayanarak, o zamanlar henüz bilinmeyen kimyasal elementlerin varlığınr ve belli özelliklerini haber verdi. L. Meyer, daha sonraki çalışmalannda, periyodik yasanrn doğasınr anlama eksiktiği gösterdi. _27 6. 209

31r' 183 numaralr açrklaylcr not. -278. g*"Lel, Natiirlİche Schöpfiıngsgeschicte,4. Aufı., Berlin

210 B.

1873, s. 538, 543, 588; Antropogenİe, Leipzig 1874, s. 460, 465, 492.

-278. '

211 Hegeı, FeIşefi

Bi]igı]eı AnsiHopedisi, paragraf 99, ek.

-

278. 2t2 Pıııpatça, Noten (''Notlar'') diye işaretlenen aJrrl bir sayfaya yazrlmıştr. tAntfl- Diihrinğe "'Mekanik' Doğa Anlayışı Üzerine'' baş_ ., I I


lıklı ikinci notun orijinal taslağ olabilir." _278. 213 3i'irr"i nokta için Engels, Hegel'in, aritmetikte düşüncenin ''düştincesizlik'' içinde hareket ettiğ' (Mantık Bilimi, kitap I, bölüm II, kısım 2, felsefi kavramlann anlatılması için sayısal belirlenimlerin üzerine gözlem) sözlerini kastediyor; ikinci nokta için ise, He-

gel'in, ''doğal sayr sistemi, şimdiden, salt dışsal ilerleme içinde kendini gösteren nitel unsurlarla ilgili böyle bir düğiim çizgisi gösterir'' vb. (aynr yapıt, bölüm III, kısım 2, ö1çü ilişkilerinin düğüm çizgileri_ nin örnekleri üzerine gözlem; natuıa non facit sa]tum) deyişini kastediyor. -282. 2I4 go deyim, Engels'in "Doğru ve Eğri'' parçasında belirttiği,

Bossut'un kitabında varür. Bossut, ''Bitimli Farklarla Entegral He_ sap'' bölii,miirıde, özelli}le şu problemi inceler: ''x değişken büyüklü_ ğün tüm sayılı basamak]annı entegre etmek ya da toplamak." Bos-

sut Ax farlıcnrn değşmez oldufunu kabul ediyor ve onu oı Yunan harfi ile gösteriyor. oı 'nın ya da o toplamr -x'e eşit olduğundan, ro x 1

ya da ı9'rn

da /e eşittir. Bossut bu denklemi ) aıf = a5; değşmesini drşarda bırakır ve toplema işaretinin

topla-'

çiminde yazat.

oJ

.)f

xformütirıü elde eder ve bundan da ).f = r7.,' denklemi çıkar. Bossut bu son denklemi daha sonra )ı ).f, )F vb. büyiikltiklerini bulmak ve başka ödevleri çözmek için kullamlır. Bkz: Bossut, T"ait6s de Ca]cul diff1ıentiel et de Ca]cu] İnt6gra1,t.\ Paris 1798, s. 38. -286. 215 61 Bossut, T"ait6s de Cahcu] üff1rentiel et de Ca]cu] intdgral, t. I, Paris an VI (1798), s. 149. -288. 216 Karşrlrklı koorünatlar sisteminde düşiimülen eğrileri Bos_ sut'un nasrl adlanürüğnı gösteriöniitre koyar.

=

yor.

-288. 217 Engels, Bossut'un T?ajüğssinin ].48-51. sayfalanndaki 17. şekli ve bunun açrklamasınr kastediyor. Bu şeklin biçimi şöyledir: BMK eğridir. MT onun tanjantrdır. P, koordinatlann kutbu ya da orijinidir. PZ kutupsal eksendir. PM, M noktasrnın ordinatıdrr. 378


(Engels buna "gerçek apsis'' üyor; günti,müzde ise yançap vekttirü üye adlandınlryor). Pm, M'ye son derece yalon olan m noktasrnın orünatıdır (Engels bu yançap vektörü için ''diferansiyel sanal apsis'' diyor). MH, MT tanjantına üktir, TPH, MP ordinatına diktir. Mr, PM yançapı ile gösterilen eğridir. MPm son derece küçfü bir açı olduğundan, PM ile Pm paralel kabul edilir. Mrm ve TPm üçgenleri de Mı:ııı ve MPH üçgenleri benzer üçgenler olarak kabul edilir. 288.

-218

3çr' 95 numaralr not. _289. 219 3o not, Engels'in Doğanın Diyalektiğ malzemesinin ikinci

dosyasına koydufu üç büytik nottan (Noüeı) biridir (bkz: 204 sayılı not). Önce tAntİJ-Dtihrinğin ilk baskısının 17-18. sayfalanna bir açıklama notunun ilk taslağı olarak yazılmıştır. ''Gerçek Diinyada

Matematiksel Sonsuzun İlkörnekleri üerine'' başlğ, Doğann Diyalektigr-.nın ikinci dosyasının iğndekiler listesine Engels tarafrndan konmuştur. ''S. L7-18 lçin; Düşünce ve Varlığn Uyumu. _ Matematikte Sonsuz'' altbaşlığ, notun başlangıcında vardır' _290. 22o 7ç;7i1 est in infnl]ectu, quod non fuerit in sensu (duyularda olmayan bir şey zihinde de yoktur), duyumculuğun temel ilkesidir. Bu ilkenin içeriğ Aristoteles'e kadar gider (bkz: Aristoteles'in Pos-

terior Ana|ytİc s'i). _290.

go rakam, önce 31 Mart 1870 tarih ve 22 sayı|ı Naturdda, daha sonra da Thomson ve Tait'ın T?eatise on Natura] Philosophy adlr yapıhnın ikinci baskısında (vol. I, part II, New ed., Cambridge 1883, ş. 501-52) ek olarak yayınlanan ''The Size of Atoms'' (Atomlann Büytiklüğii) başlıklı bir makalede William Thomson taraflndan 22I

verilir. -292. 222 1g71'6"n sonra Alman Imparatorluğunu oluşturan cüce devletlerden biri.

-295.

223 Engels, olasr

ki, burada Heckel'in psikofiziksel monizmine ve onun maddenin yaprsı ile ilgili görüşlerine değiniyor. Engels'in tAntf,-Dtihİinde ikinci notunda belirttiği Die Perigenesis d'er P]astidu]e'de Heckel, örneğin, temel ''ruh''un yalnız "plastidules''de, ya da protoplazma moleküllerinde değl, aynı zamanda atomlarda varoldufunu ve bütiirı atomlann ''canlı'' olduğunu, "duyum'' ve "irade"ye sahip bulunduklannı kabul eder. Aynr kitapta Hreckel, atomlan mutlak a5ın, mutlak bölünmez ve mutlak değşmez bir şey ola-


rak tanrmlar, bunun yaünda da ayn atomlarla esirin varlğnı mutlak siirek]i bir şey olarak tarur (aJmr yapıt, Berlin 1876, s. 38_ 40).

Engels'''Maddenin Böliinebilirliği" notunda, Hegel'in maddenin stirekliliği ve kesikliği çeüşkisini nasıl işlediğini belirtir. _296. 224 Engels, Clausius'un,

Alman Doğa Bilginleri ve Fizikçilerinin 41. Kongresinde, 23 Eylül 1867'de Frankfur[[Vlain'da verdiği, ve Braunschweig'da ayıu yıl kitap halinde yayınlanan ''Isrnın Mekanik Teorisinin lkinci Yasası Üzerine'' konulu konferansına değiniyor.

-

297.

225 Pıuve bundan sonraki

malardan oluşuyor:

iki not, şu kitaplardan yapılan aktar-

J. H. Mİidler, Der Wunderbau

des Weltalls,

oder PopııJİiıe Astronomie,5. Auflage' Berlin 186ı. (D( ve X. böliiırıler); A. Secchi, dıie Sonne, Braunschweig |872,liırsrm III, Engels bu

aktarmalan 1876'da Doğanın Diyalektiğ için girişin ikinci krsmında kullandr.

-299.

226 Engels, Rudolf

Wolfun Geschİchte der Astronomie, Mtııichen 1877 (124 numaralı nota bakınız) kitabına değiniyor. Kitabının 325. sa5rfasrnda Wolf, ışıfin krnlması yasasıIun Descarbes tarafindan değil, bunun, yayınlanmamış yaprtında formiile eden Snell tarafindan bulunduğunu, Snell'in ölümünden sonra Descartes'rn onu bu kitaptan aldğnı ileri ştirer. _303. 227 Engels şu kitaba değniyor: Julius Robert Mayer, Die Mechanik der Wİrme in gesammelten Schriften, 2. Auflage, Stuttgart

1874, s. 328-330. 228

-303.

Francis'Bacon, Novum oıganum, kitap II, özdeyişler )oÇ L620'de Londra'da yayrnlanmrştrr. _305. 229 H"*g1'iır şu notu

ile karşılaştrnnız: ''Bununla, içerik bakrmrndan, görüngünii'rı yani bu cisimlerin birbiriyle ilişkisinin hareket içinde içerdiği şeyin, kuwetin kendine yansryan belirleniminin biçiminden başka bir şey olmadığ, böylece sonucun da bomboş bir totoloji olduğu söylenmiş olur.'' (Hegel , Mantık Bilimi, kitap II, böltim I, lıısrm 3, boş totoloji açıklamalannın biçimsel yöntemi üzerine gözlem.) 230 308.

-308.

ç. W. F.

Hegel , Doğa Felsefesi, paragraf 266, Giizlem.

380

_


231 Engels, Lawov'un Bir Diişİimce Tarihi Denemesi, adlı kitabına (cilt 1, 1875'te St. Petersburg'da anonim olarak yayınlanmrştır) değiniyor. Kitabrnrn 109. sayfasrnda, ''Düşünce Tarihinin Kozmik Temeli" bölümtirıde Lawov şöyle yazar: ''Öıü gezegen ve uydu sistemleriyle birlikte ölü güneşler, biçimlenme siireci içindeki yeni bir bulutsuya düşmedikleri siirece ızayda hareketlerini siiırdüriiır-

ö1ü dünyanın kalıntılan yeni dünyanın biçimlenme sürecini çabuklaştırma malzemesi olur." Lavrov bir dipnotunda, Zöllner'in, sönük göksel cişimlerin cansızlık durumunun "ancak dış etkilerle, örneğin başka bir cisimle sürtünmeden doğan ısı ile son bu-

ler. Sonra

labileceği'' görüşünü belirtir. 232 P,yr' 224

-309. nolı açrkla5ncı not. _310.

233 g1*r' 224

nolı açrklayrcr not.

234

-312.

An]aşılan, Engels, Clausius'un göksel cisimlerin dışrnda bulunur halde söz arasında esire değindiği, yukardaki broşürün 16. sa5rfasını kastediyor. Burada da, aynı esir sorunu, cisimlerin dışında olmamakla birlikte, cisimlerin anlık siireli parçalan arasındakiboşluklarda sözkonusudrır . _3t2. 11ooo, vacü. _ Boşluktan nefret etme. Aristoteles'e kadar giden, ''doğa boşluktan nefret eder'' yani boş bir yerin oluşmasına izin vermez görüşü 17. yüzyllın yarrsrna kadar doğabilimde ege_ mendi. Bu ''nefret'' ötekiler yanında, pistonda suyun niçin yiikseldi ğnin nedeni olarak veriliyordu. 1643'te Torricelli atmosfer basıncını keşfetti ve böylece boşluğun olanaksızlğ görüşiiuıü çürüttü. _ 235

313.

236 Engels, Lawov'un adını Rus harfleriyle yazıyordu. Engels burada Lawov'un kitabrna değniyor (231 nolu nota balıınız). Lav_ rov, ''Düşiince Tarihinin Kozmik Temeli'' bölümiiııde, uzak mesafelerden gelen ışrğın sönmeşi konuşunda çeşitli bilimadamlannın (A]bers, V. Struve) görüşlerini belirtir (s.103-104). _313. 237

ş.

John. I'e göre Gospel. _313.

238 pi"L, Die Naturkrdfte in ihrer Wechselbeziehuııg (''Doğal Güçlerin Karşılıklı Etkisi''), Wtirzburg 1869. _313. 239 Maxwell 87, 185. -313.

, Theory of Heat, Fourth Edition, London 1875,

381

s.


240 Engels, Secchi'nin kitabrnrn 632. sayfasındaki bfu diyagrama değiniyor. Bu, diyagram, güneş rşrnlannın dalga uzunluğu ile termal, rşıksal ve kimyasal etkileri arasındaki ilişkiyi gösterir. Bunun temel lçısımlan aşağdadrrı

BDN eğisi, en uzıın ısı dalga ışrnlanndan (B noktasında) en kısa ışınlara kadar (N noktasrnda) ısr radyasyonunun yoğunluğunu gösterir. AMH eğrisi, en uzun dalga ışrnlanndan (A noktası) en kısa dalga rşınlanna (H noktası) kadar ışık radyasyonunun yoğunlufunu gösterir. IKL eğrisi, en uzıırı dalga ışınlanndan (I noktasr) en kısa dalga ışınlanna kadar (L noktasr) kimyasal ışınlann yoğunlufunu gösterir. Her üç durumda da ışrnlann yoğunlufu, PIü çizgisinden eğıi üzerine noktanın uzaklığı ile gösterilir. 241

-314.

Engels, Hegel'in Doğa Felsefesİne değniyor; Berlin baslrrsr,

1842,paragraf 320, ek.

-314. 3*,.6, ve daha sonra Engels Th. Thomson'un şu yapıtına değiniyor: An outkne of the Sciences of Heat and Electricty, 2nd' 242

edition, London 1840. Engels "Elektrik'' böliimiiıde bu aktarmalan

kullanmıştır. _315. 243

Burada ve bir sonraki notta Engels, İngiliz fızikğsi Frede_ rick Guthrie'nin şu kitabına değiniyor: Magnetİsm and Ehectricty. London and Glasgow 1876. Guthrie, (ş. 210) şöyle yazar: ''Akımın kuweti, okside olan bataryada çözüşen çinko miktan oranındadır ve bu çinko oksidasyonunun serbest bıraktığı ısı oranındadır.'' _ 317.

2aa B,pı Wiedemann, Die Lehre von Galvanismus und Elektmmagnetİsmus, III, Braunschweig 1874, s. 418 (bkz: 95 numaralı açıklayıcı not). -318.

382


1.

245 H. Koop, Die Entu,ickelung der Chemie Abt., Mtiırıchen 1871, s. 105. _319.

246 Hege|, Felsefr.

in

der neueıen Zeit,

Bilimler ı[nsiHopedisi, paragraf

81, ek L: "...

yaşam' yaşam olarak kendinde, ölümün tohumunu taşır.'' _322.

247 Plasmogony, Hreckel'in, organizmanın autogen| nin tersine

yani canlı protoplazmanrn inorganik maddeden dolaysrz olarak

çr-

kıp organik sıvr içinde oluşması durumunda, organizmalann varsayımsal kökenini açrklamak için kullandığı terimdi. _322. 248 Engels, 1860'ta Pasteur tarafindan kenülğnden iireme üzerine yapılan deneylere değniyor. Pasteur, bu deneylerle, mifu.oorganizmalann (bakteri, maya, haşlamlılar) herhangi bir beslenme (organik) ortamında yalnrzca ortamda var olan ya da ona dışardan

ulaşan tohumlardan geliştiklerini tarutlamıştır. Pasteur, mikroorganizmalann kendiliğinden iiremesinin ve genelde kendiliğinden iiremenin, olanaklı olmadrğ sonucıına vaımıştır. _€23.

249 wagrr".'in makalesinden yapılan aktarmalar, Augsburg,

Die Allgemeine Zeitung, 1874, s. 4333, 4334,4351 ve 4870'ten ahn-

mıştır.

Die Allgemeine Zeitung, 1798'de kurulmuş tutucu gtinliid< gazeteydi: 1810 ve 1882 yrllan arasında Augsburg'da yayınlandı. _323.

250 ıç. Thomson ve P. G. Taıt, Handbuch der theoretischen Physik, Dr. H. Helmholtz ile G. Wertheim'ın otorize Almanca çevirisi, L. Band, 2. Teil, BraunschweigtST4, s. XI. Engels Wagner'in makalesinden aktanyor. -324. 25l Biç'' Liebğ, Chemische Briete, 4' gözdengeçirilmiş, genişletilmiş baskr' s. I, Leibzig ve Heidelberg 1859, s. 373. --324.

252 Tıaube'nn yapay hücreleri, canlı hücrelerin inorganik biçimlerini temsil eder, metabolizma ve büyiime sağlayabilirler, canlr olaylann çeşitli göriinüşlerinin araştınlmasına hizmet ederler. Bunlar, Alman kimyacısı ve fizyolofu M. TYaube tarafindan kolloid

çözeltilerin kanştınlmasıyla oluşturulmuştu. Traube deneylerini, A]man doğa bilginleri ve fızikçilerinin Breslau'da 23 Eyliil 1874'te toplanan 47. Kongresinde açıklaü. Manr ve Engels, Tlaube'nın keş_ fine büyük önem veınişlerü (bkz: Maıx'ın P. L. Lawov'a, 18 Hazi_ ran 1875 ve W. A. Freund'a 21 Ocak 1877 tarihli mektubu). 253 Engels, Allman'ın, 24

-829. Mayıs 1875'te Linnaeus Derneğine 383


verilen "Recent Progress in Our Knowledge of the Ciliate Infusoria" başlrklı rapora değiniyor. Bu rapor Ingiliz Nature dergisinin 294, 295 ve 296. sayılannda (17 Hazitaı, 24 Hazitan ve 1 Temmuz 1875) basılmıştrr. _330. 254 Engels, Croll'un C]imate and Time in Theiı Geoloğcal ReIations; a Theory of Secular Changes of the Earth's Climate ("Jeolojik

Ilişkileri lçinde lklim ve Zaman; Dünyarun Periyodik lklım De$şmeleri lçin Bir Teori''), London 1875, kitabına değiniyor; Nature dergisinin 294,295. (17 ve24 Haziran 1875) sayılannda J. F. B. imzası ile basılmrştır. 255 Engels,

-330.

T}ndall'ın ''Filizler Üzerine. başlıklı, Nature dergisinin 326 ve 327. sayrlannda (27 ocak ve 3 Şubat 1876) yayınlanan

makalesine değniyor.

2ff Heckel,

-330.

Natİi,rLiche Schöpfungsgeschichte, 4. Aufl, Berlin 1873. I nolu tablo kitabrnrn 168 ve 169. sayfalannda, ama açıklaması 664. sayfadadır. _330. 257 Engels, Nicholson'un

A Manuat of Zoology kitabına değini-

yor (bkz: 18 nolu açrklayreı not). _330. 258 Engeıs, büyük

bir olasrlıkla Wilhelm Wundt'un Lehrbuch deı Physioloğe deş Menschen adlı kitabına değniyor. Bu kitap ilk önce 1865'te Erlangen'de basılü. İkinci ve üçiimcü baslolan aynı

yerde 1868 ve 1873 yıllannda yayınlandr. _330.

259 Toophytes (Bitkisel hayvanlar, hayvan bitkiler).- Bir vertebrasızlar grubu, çoğunlukla parazitler ve selentereler için 16.ynzyıldan itibaren kullanılan bir terim. Bunlann, bitki işaretleri oldufu sanılan belli özellik]eri vardı (başka bir şeye yaprşık bir hayat gibi). Bundan dolayı zoophyte'ler, bitkilerle hayvanlar arasrnda bir arabiçim olarak kabul ediliyordu. 19. yüzyılın orüasında bu terim selentere için anlamdaş oldu. Çoktandrr kullanılmryor.

-331.

260 H*gkgl, Natİi,rlİche Schöpfungsgeschichte'nin dördüncü

baslosında çokhücreli hayvanlarda embriyonun aşağıdaki beş gelişme basamağnı sayar: Monerula, Ovulum, Morula, PlanuLave Gastru]a. ona göre bunlar, bil bütiın olarak hayvan yaşamındaki gelişmenin beş başlangıç aşamasıür, Hreckel, kitabın daha sonraki baskılannda bu şemayı değiştirdi; ama temel düşünce, Engels'in olumlu olarak nitelendirdiğ düşünce, yani bir orgarıizmanrn bireysel 384

;


gelişmesi (autogeny) ile evı.im bo;ıunca olan özel biçim gelişmesi arasındaki paralellik fikri bilimde iyice yerleşti. _332. 26| "Bathybius'' sözü ''derinlerde yaşama', anlamrna gelir. Hux-ley, 1868'de okyanusun dibinden çıkanlmrş, onun yaprsrz ilkel canlr madde, protoplazma diye kabul ettiği yapışkan bir sümüğü anlatır. En ilkel canlr organizma diye düşündüğü bu maddeyi Heckel,in onuruna Bathybius haecke]ii diye adlandırdı. Hackel, bathybius'u modern canlr Monera'nrn bir türü kabul ediyordu. Daha sonra ortaya çıkanlü ki, bathybius'un protoplazma ile bir ilgisi yoktıır ve

inorganik bir şeydir. Heckel, Natürliche Schöpfiıngsgeschichte, Berlin 1873'ün 165, 166, 306 ve 379. sayfalarında bathybius'tan ve

ondaki küçük kireçlenmelerden sözeder.

-332.

262 }Ja,cke|, Genere\le Morpholoğe der oıganİsmen kitabınrn birinci cildinde (Berlin 1866), dört geniş bölümde (VIII-XI), organik

birey ve organizmalann morfolojik ve frzyolojik bireyselliği tızerinde durur. A5rnca, Anthropogenie oder Entwickelungsger"ii"ht" d", Menschen ("Antropoloji ya da Insamn Evrim Tarihi,,), Leipzig 7g74, kitabrnrn birçok pasajlannda birey kavramrnı inceler. oiganit uıreyleri altr srmfa ya da takrma ayrnr: plastidler, organlar, antimer_ ler, metamerler, bireyler ve cormuseler. Birinci takımdaki bireyler monera tipi organik hücre-öncesi biçimler ve hücrelerdir. Bunlar, ''temel organizmalar''dır. Ikinciden başlayan her takımrn bireyleri, bir önceki takrmrn bireylerinden oluşur. Beşinci takımrn uıreyıerl, daha yüksek hayvanlar için; sözcüğün dar anlamında ''bireyler;,dir. Coı'tıus. _ Beşinci talımrn bireyler topluluğunu temsil eden altrncr taklmın morfolojik bireyi. Denizylldızlan dizisi buna örnek olarak gösterilebilir. Metamer. Dördüncü talımrn morfolojik bir bireyi, beşinci talomın bireyinin- tersine uzamasr. Solucanrn parçalan buna örnektir.

-332.

263 ''pog.1 Seçme; ya da En Uygunlann Kalrmr,,, Darwin'in Ttirlerin Kökeni adlı yaprtrnrn dördüncü bölümünün başlığdır.

-

334.

264

go notun içeriğ, Engels'in Lawov'a yazdıs 12 Kasım 1875

tarihli mektubun hemen hemen aymdrr. 265 BeüIum

-8A4.

omnium contra omnes(herkesin herkeşe karşr savaşr), T. Hobbes'un bazı yazılannda kullandığı bir deyimdir.

-335.

385


266

Hegel, Mantık Bi]imi, kitap III, bölüm III, krsım I.

_

336.

267 Engels, Hegel'in Mantıkıııın ikinci krsmrnın sonuna (Mantık Bilimi, kitap II, bölüm III, kısım 3, ''Karşrlrklı llişki'', ve Felsefi Bi]imler AnsiHopedisi, kısrm I, bölüm II, "Karşrlıklı llişki") değiniyor. Burada Hegel'in kendisi, karşrlrklr ilişkiye bir örnek olarak canlı organizmayı belirtiyor: ''...aJ.n organlar ve fonksiyonlar da birbirleriyle karşılrklr bir ilişki içinde olduklannr gösterirler.'' (.4ısi1r_ lopedi, paragraf 156, ek) 268

-337. g. A. Nicholson, A. Manual of Zoology, 5th edition, Edin-

burg and London 1878, s. 32, 102. 269

27o

1.rin

-337.

Bern Alplerinde bir tepe.

-337. "'4" Doğ"-n Diyalektiği malzemesinin ikinci ve üçüncü

dosya-

lan için Engels tarafından hazırlanan içindekiler listesi ve dört dosyanın başlıklarl, yaşamrnrn son 5nllannda, ama herşeye karşrn 1886'dan sonra yazrlmıştır. Çünkıı ikinci dosyanın içindekiler listesinde, 1886'nrn başlannda yazılmrş ''Feuerbach'tan Çrkanlan Kısrm'' parçasr vardrr.

-339.

386


ADLAR DIZINİ

A

Aristote]es

Adamş, Joİın (1819-1892) Ingiliz gökbilimci ve matematikçı; ı-sas,

te Le Verrier'den bağmsrz ola_biıinmeyen rak, o zamana kadar

N"ptq" gezegeninin izlediğ yolu hesaplamış

ve gezegenin-dlıru-

munu belirlemiştir. _ 303.

Agassiz, Louis John Rudolphflg}T_ 1873). - Isüçreli hayvanbilimci

ve yerbilimci, darvinciliğe karşı çıkmrştır. Idealist kıyametler teo-

risini ve tannsal yaratma frkrini

(Iö

ve idealizm

(1832-1903)

_ 70.

-

Rus ruhçu gizömci.

AJembert, d', Jean le Roniİ (l7I71783) - Fransrz felsefeci ve mate_ matikçi; 18. yüzyıI Aydınlanmacılanndan. - 102, 104, 111. Allman, Georg James f f8fZ-fggS) _ Ingiliz biyolog. - 829.

Anaksimander, (Miletli) (Iö 610_ 546) - Materyalist yunan felsefe_ ci.

-

206.

Anaksimenes (Miletli) (İö 588-524) - Eski Yunan materyalist felsefe_ ci.

-

206.

Arşimed İö 287-212) - Yunan matematikçi ve mekanikçi. 204. Ari starkhos (Samoslu) iö 320-250)

-

(

Yunan gökbilimci ve matema-

tikçi. Dünyanın güneş çewesinde döndüğü şek.lindeki güneş mer_ Kezcı varsaJnmın yazan. Ay ile giineş arasındaki uzaklık]an he_ saplamrştrr. - 210.

387

-

Yunan

arasında salıanrp

- 55, iyll9ş_t"I, 2t0,223,227,262.

205, 2o7, 2o8,

Augustin (354-430) _ ,'Saint''

ristiyan tannbilimci ve idealist

Hı-

felsefeci, dinsel dünya görüşünün ateşli savunucusu. - 240. Auwers, Arthur (1838-1915) - Gök-

bilimde uzmanlığa ulaşan Alman

gökbilimci. - 302.

B

savunmuştur. _ 215' 22|. 226.

Aksakov, A]eksandır Nikolayeviç

384_322)

düşünür. Felsefede materyalizm

Bacon, Fıancis (1561-1626) Ingiliz felsefeci, doğabilimci ve tari"hçi,

Ingiliz materyalizminin krruclj

su, -58, 62, 805.

Baer, Karl Ernst von (1792-1g76) _ Rus doğabilimci, embriyolojinin kuruc,usu. Aynı zamand, .og'rr-

_ yacr olarak tarundr. - 41,2L5: Bauer, Bruno (1809-1882) A]maıı

idealist felsefeci, genç-hegelcile-

rin önde gelenlerinden. Başlanşl!1 _bi. bu4'uva radikahsf idi,

L8_60'4q" sonra milliyetçi liberai oldu. Hıristiyanlığn iarihi üzerine birkaç kitap yazdı. - 152.

Becquerel, Antoine C6sar (I7gg_ 1878) - Fransrz fizikçi, elektrik alanrn-daki buluşlan iIö tanrnmrştır. _172, I73.

Beetz, Wilhelın (1822-1886)

man fizikçi, elektrik üzerine-

zılmış birkaç kitabın 173.

At-

ya_

yazar7.

-

Berthelot, Pierıe Eugöne Marce]in


- Fransız kimyacr ve burjuva politikacı. Yaşamrnr, or_

ontolog. - 326. Butlerov, A]eksandır Mihayi1ouiç

kimyarun araştınlmasrna, kimyanrn tarihine vermişti. - 167.

nnr oluşturan organik bileşikle-

(|827-I9o7)

ganik ısr bilgisinin ve tanmsal

(1828-1886) - Rus kimYao, modern organik kimyamn anahatla-

rin yapısı teorisini ortaya

Bessel, Friedrich Wilhelm (1784' 1846)

302.

- Alman gökbilimci. _ 299'

Boltnnann, Ludwig (1844-1906)

-

Avusturyalı materyalist fizikçi. Faraday ve Maxwell'in elektro-

manyetik teorisini kabul edenlerden. Gazlann kinetik teorisi ile

Büchneı, Ludvig (1824-1896) _ A]man burjuva frzyolog ve felsefeci, kaba materyalizmin savunucusu.

-

kuranlardan. Kimyasal elementi

ilk

defa tanrmlamrş, kimyaya me-

kanik atomizm fikrini

sokmaya

çalışmrştır. Nicel kimyasal analiz yöntemini geliştirmiş, havanın hacmi ile basrncrnın birbirini ters orantrda etkilediği yasasını bul-

(768-814) (800-814).

sapmasrnı bulmuştur. - 299. Bruno, Giardano (1548-1600) - Italyan materyalist düşünür. Coper-

nicus'un ewenin yapısr öğretisini geliştirmiştir. Görüşlerinden dönmeyi kabul etmediği için engizisyon tarafindan yakılmıştır. - 33. 2t3. Buch, Christian Leopold von (17741853) - Alman yerbilimci ve Pale-

212.

Ca[vin, Jeaı (1509-1564) - Kalvenizmin kurucusu, sermayenin ilk birikim döneminde buduvazinin çıkarlanna göre hareket eden bir protestan. -33,240.

Carnot, Nicolas Ldonard Sadi (1796-1832)

-

Fıansız mühendis

ve fizikçi; termodinamiğin kurucusu ve Ateşin Hareket Gücü ile

onu

o)uştwabi[en MakineLer Üzerine Düşünceler kitabının yazan. -61,t26,250. Cassini, Giovanni Domenico (16251712) Italyan asrllı Fransız gök-

bilimci, Paris

gözlemevinin

(1669'dan sonra) ilk müdürü. Fransa'nın toprak düzeyini incelemek amacıyla birçok çalrşmalar

Greenwich gözle_

mevinin üçüncü müdürü. YıldrzIann hareketini incelemiş, dünyanın ekseninin eğ:iliği ile ışısn

ve Roma imParatoru

-

C

muştur. - 205,305. Brailiey, James (L693-I762) _ Iıe}-

liz gökbilimci,

56,222,225.

Bİiyiik Kaİl(742-814) - Frank kralı

termodinamiğin ikinci ilkesinin

yorumlanması üzerine önemli yazılar yazmıştrr. Bunlar, ''ewende ısırın yokoldufu" yolundaki idealist üeori üzerinde ağrr bir darbe olınuştur. - 134. Bossut, Charles (173O-1814) - Fransrz matematiki, matematik teorisi ve tarihi üzerine birkaç önemli yaprt vermiştir. - 288. Boyle, Robert (1627-1691) - Ingiliz kimyacı ve fizikçi, kimya bilimini

koy-

muştur. - 70.

düzenlemiş 227.

ve yürütmüştür. -

Cassini, Jacques

(1677-1756)

Fransrz gökbilimci ve yeryüzü araştırmacsı, Paris gözlemevinin ikinci müdürü: Giovanni Domeni-

co'nun oğlu - 227. Cassini de Thyry, C6sar François (1774-1784)

-

Fransız gökbilimci

ve yeryüzü aıaştırmacrsr, Paris gözlemeünin üçüncü müdürü;

Jacques Cassini'nin oğ|ı. _227. Cassini, Jasques Domenico (1748-

388


1845) _

Fransız gökbilimci ve yer-

yüzü araştrrmacrsr, Paris

mevinin dördüncü

gözle-

müdürü.

C6saı François'nın oğlu. - 227. Catelan, (17. yüzyılın ikinci yansı)

-

Fransrz rahib, fizikçi, Descar_

tes'ın izleyicisi. - 104. Cicero, Marcus Tul]ius

-

(İö

106-43)

Romalr hatip, devlet adamı ve eklektik felsefeci. - 206. Clapeyıon, Benoit Paul Emi]e (1799-1864) - Fransrz fizikçi ve miüendis, termodinamik ile ilgili

birçok yapıtın yazatı. _ 126. Clausius, Rudolf (t822-1888)

-

AI-

man fizikçi. Termodinamik teorisi ile gazlann kinetik teorisi üze-

rine yazdığ yapıtlanyla

tanrnmıştrr. Termodinamiğin ikinci yasasınr ortaya koymuştur, ama buna ''evrende ısrnrn yokoluşu'' şeklindeki idealist vaIsaJnma

bir yorıım getirmiştir. Entropi kawamrnı ilk kez ortaya atmıştır. - 28, 109, l1.3, I|4, l22, L23, 126, 237,267, 257, 305, }LO, benzer

31 1.

yolog.

-

325.

ve mikrobi-

Colding' Ludıvig August (l8I51888) - Danimarkalı fızikçi ve mühendis; Mayer ve Joule,dan bağmsız olarak, rsınrn mekanik

eşdeğerini bulmuştur. 216,245.

-

91, 110,

Columbus, Christopher (Kolomb,

Kristo0 (1446-1506)

hesabrna çalrşan

bir

Amerika'yı keşfetmiştir.

Comte, Auguste

İspanva

-

İtaıv"n; 198.

(1798-f857)

Croll, James (1821_1890)

- Inğliz

yerbilimci. - 330. Crookes William (1882-1919) - Ing:i-

liz fizikçi ve kimyacı; ruhçu.-68,69,7t,72,73.

Cuuier, Georges (1289-1882) Fransrz doğabilimci, hayvanbi-

limci ve paleontolog; bilimsel olmayan, idealist lıyametler teori_ sinin yazan. - 39, 205, z1.E. D

DaLton, John (1766-1844) _ lnğ|iz kimyacr ve fizikçi; kimyada atom-

cu fıkirleri geliştirmiştir. * 56,

t28,320.

40,

Daniel, John Frederic (1290-1348)

Ingiliz fizikğ, kimyacı .

-

1838'de

bakır_ğnko bataryasınr bulmuş

ve geliştirmiştir.

Darwin, Charles

-

164, |73, 176,

(1809-1882)

Ingiliz doğabilimci, biyolojide ev-

rim teorisinin kurucusu. -ZB,4I, 46, 63, 186, 188, 194, 2I5,2L7,

24r,326,334.

Dauies, Charles Maurice (l12g1910) - İngiliz din adamı, din

üzerine kitaplar yazmıştır. - 70. D7vy, Humphry fl778-I829) - İngiIiz kimyac'ı ve fizikci. - 227. Demokritos (Iö 460:370) - Yunan materyalist felsefeci, atomcu teoriyi kuranlardan. - 56, 208,2I0.

Descartes, Ren6

Fransrz buıjuva felsefeci ve toplumbilimci, olguculuğun kurucu_ sıı'.-27'273.

Copernicus, Nicolaus (1429-1548)

trostatik ve manyetik yasasrnı

bulmuştur. - 314.

T79.

Cohn, Ferdinand Jufius (1828-1898)

- Alman bitkibilimci

Coulomb, Charles Augustin (17861806) _ Fransrz frzikçi ve mtüendi. Karşı'Iıklı etkilenmenin elek-

(1596-1650)

Fransrz matematikçi, doğabilimci

-

Po'lonyalr gökbilimci, dünyanrn

güneş çevresinde döndüğii teorisinin kurucusu. - 34,36,214.

389

ve ikici felsefeci. - 84, 40, 56, 88, 91, 100, 133, 268,281, 302, 305. Dessaignes, Victor (180O-1888) Fransrz kimyao. - IZ9, g16. Diogenes, Laertius (3. yüzyıl) - Yu_ nan felsefe tarihçisi, antik felse-


fr;rr 5ag;p tİr }itahm yazan. _ü'ffi'u;J.. nıınser' rgnaz (L799-|890) - Alman katolik tannbilimci. - 73. Draper, John William (1811-1882)

Favre, Pierre Anüoine (1813_1880)

kimyasrnın öncülerinden. 136, 138, 166.

Fechner, Gustav Theodor

-

Amerikalı doğabilimci ve tarihçi.

-

50,252. Du-Bois-Reyınond, (1816-1896) -

1887)

Emi| Heinrich Alman fızyo|og;

(18O7-

Alman fızikçi ve idealist

l72,ı74. Feuerbach, Ludwig (1804-1872)

(7833-1921) - Alman felsefeci ve iküisatçr, gerici

264.

- Alman frzyolog; kaslann termodinamiğini araştrrmış' eneıjinin salonımr ya_ sasrnrn kas tepkisi için de geçerli

Fiek, Adolf (1829-1901)

küçük-buıjuva sosyalist. Giirüşleri, idealizm, kaba materyalizm,

pozitiüzm ve metafiziğin eklektik bir kanşrmıydı. oteki sorun-

olduğunu ortaya koymuştur. *

lar arasında, doğabilim ve edebiyat sorunlan ile uğaşmıştr.

313, 337.

Flamsteed, John (1646-17 fS) - InCr-

Berlin Universite-

Iiz gökbilimci, Greenwich

gözle_

mevinin ilk müdürü, büyük bir yrldrzlar kataloğunun yazafl. _

59,

Düreı, Albrecht (1'47l-1528) _ Alman Rönesans sanatçrsı. - 33.

299.

Fourier, Jean Baptiste

Joseph (1768-1830) _ Fransız matematikçi; cebirde ve matematiksel fi-

E

zikte araştırmalar yapmrştır. Isın]n Analitik Teorisi ad|ı kitabrn

EdLund, Enc (1819-1888) - İsveçli fızikçi, Stockholm Bilimler Akademisinde özellikle elektrik teorisi alanrnda çalışmrştır. - 133. Epikuros 6Ö 34l-270 dolaylannda)

Friedrİch-WilheLm III (1770-1840)

56,209. EuHeides (3. yüzyılın sonlan) - Yunan matematikçi. - 34.

Galiani, Ferdinando (1728-1787)

-

Yunan materyalist felsefeci.

-

Marx-öncesi dönemde Alman materyalist felsefeci. - 59, 216,220. Fichte, Johann Gottlieb (17 62-1814) - A]man öznel idealist felsefeci. -

ciliğin savunucusudur. - 28' I72.

_ 52' 53, 54,

132,

131, 139'

Dİhing Eugen

1863-1877'de

-

-

felsefeci, psikofiziğin kurucusu.

elektrofizyoloji alanrndaki araştırmalan ile tanrnmıştır. Mekanik materyalizmin ve bilinemez-

sinde doçentti. 290,29r.

-

Fransız kimyaa ve fizikçi; ısı

yazandrr. -61,225.

Prusya kralı (1797-1840). _ 22o.

-

-

G

-

Italyan burjuva iktisatçr. Fizyokratik öğretiye karşr çrktr ve bir

nesnenin değerinin, o nesnenin

F Fabroni, Giovanni Valentino (L7 521822) - Italyan bilgin. - 316. Faraday, Michael (1791-1867) - Ingiliz fızikçi ve kimyacr, elektromanyetik alan öğretisinin kurucusu. - 129, 130, 133, 161, 164,

227,3t5,316.

390

kullanışlı oluşuyla belirlendiğini ileri stirdü; metanrn ve paranrn

doğasr üzerine bir dizi doğru tahmin yaptı. - 260. Gakhei, Galileo (1564-1642) - ltalyan frzikçi ve gökbilimci. Mekani-

ğn temellerini atmış, ilerici rüşleri savunmuştur.

-

gö-

100,205,


2t4,297.

GalL, Franz Joseph (1253-1828) Avusturyalı fizikçi ve anatomist frenolojinin kurucusu. - 68, 64, 65.

Gqssiot, John Peter (1797-1877) Ingiliz fi zikçi. Elektrikteki incelemeleri ile tarunmıştır. - 141. Geı]and, Anthon Werner Ernest

(1838-1910) - Alman fizlkçl flziğin tarüi ile ilgili birçok kitabın

yazarı. - |25. Gathe, Johann Wolfgang von (l749-L832) - Alman ozan ve dü-

şiımür; doğabilim üzerine birkaç 47 248,263. ' Gramme, Z6nobe Theophile (L826yaprtr vardır. _

1901)

- Elektrik

miüendisliği

alamnda bulgulan olan bir Fransrz. 1869'da yuvarlak armatürlü bir manyetik elektrik makinesi keşfetmiştir.

-

135.

Grimm, Jakob Ludwig Kad (17851863) - Atman fılolog, Berlin üni_

versiteşinde okutman. Karşılaş-

tırmalı fılolojinin

kuruculann_ dan. Cermen dillerinin ilk karşılaştrrmalr gTamerini yazmıştır. _ 238.

Grove' Wi]]iam Boöert (1811-1896l - Inğliz fizikçi ve avukat _ 40, 141, 166, 2r5, 258, 268,

27 0.

Guido von Arezzo (Aretino) 1050 dolaylannda)

-

(990-

Italyan ra-

hip, modern müzik notalanrun ilk bulucusu. - 212. Guthrie, Frederick (1838-1836) Ingiliz fizikçi ve kimyao. - 317,

1899) _ A.lman fizikçi, Maxwell'in

elektromanyetik alan teorisine yakın düşen elektriksel görüngü_ Ier teorisinin yazan.

-

IBB.

Hartmann, Eiluard (1842-1906) Aiman idealist felsefeci, junkerlik taraftan. Felsefi görüşleri, Schopenhauer'rn felsefe ilkelerini hegelciliğin gerici yanlan ve içgüdüniin tannlaştınlmaşı ile birleştiriyordu.

-

57.

Hqwey, William (1528-1657) - Ingiliz fiz1kçi, bilimsel fizyolojinin kuruculanndan. Kan dolaşımı siste-

- Avusüuryalı yerbilimci ve paleontolog.

-326.

Hegel, Georg Friedrich Wilhelm (1770-1831)

list

HaII, Spencer (1812-1885) İngiliz frenolog.- 63.

-

-

- Alman nesnel ideafeIsefeci. Idealist diyatektiği

işleyerek, Alman burjuvazisinin ideologu olmuştur. - 27, 37, 55,

Ruhçu

Haller, Albrecht (t7OB-tl7Z)

58, 59, 60, 61, 74, 75,79, 80, 93, 129, t32, 165, 206, 207,222, 223, 224,225, 226,227, 228, 229,234, 235, 24t,242,243, 244,245, 246, 247, 253, 258,259,26t, 262, 263,

Is-

veçli doğabilimci ozan ve yayncr.

Sosyal ve siyasal görüşleri son

-

Hankel, Wilhelm Gottlieb (L8I4-

mini keşfetmiştir. _ 205.

H

.

275, 277 , 278, 296, 330, 331, 332, 333, 334.

Hauer, Franz (1322-1899)

318.

derece gericiydi

Halley, Edmund (1656-t7 42) _ 7ığliz gökbilimci ve jeofızikğ, Greenwich gözlemevinin ikinci müdürü. Giiktaşlan ile ilgili araştrrmalanndan dolayr iiırı yapmrşirr. Yıldlzlann gerçek hareketi ile ilgili varsaJnmın yazandır. _ 299. Hackel, Ernst Heinrich(1894-1919) - Alman biyolog, Daı.win'in izleyicisi. Doğabilimde materyalizmin savunucusu. Eşeysel üreme ile kendi kendine üreme aı.asındaki ilişkinin biyogenetik yasaslnı ortaya koymuştur. Doğabilim_ de gerici bir eğilim olan ''sosyal darvincilik''in kurucusu ve düşünürüdür. _ 28, 226, 227, 247, 248,

268.

391


uygulayanlardan. 1864'te, bulutsunun varlrğ konusunda ilk ka-

264, 267, 268, 272, 277, 278, 282, 285, 290, 295, 296, 305, 306, 314,

322,333,336,337. Heine, Heinrich (1797-1856) - Devrimci Alman oza . - 58, 76, 242. Helmholtz, Hermann (1821-1894) Alman fizikçi ve fizyolog, materyalist olarak kararsrzdr ve yenikantçılann bilinemezciliğine yaklaşmıştı. - 28' 29' 83' 86, 87, 88, 90, 91, 93, 94, 95, 96,97, 99, 105, ro9, ttz,113, 131, 262,309,324, 328.

Henrici, Friedrich Christoph (17 951885) _ A]man fızikçi. _ l72. HeraHeitos GÖ $4-475 dolaylannda)

- Yunan

felsefeci, kendiliğn-

den materyalist' diyalektiğin ku-

nıtr ortaya koymuştur.

fecı.

giliz gökbilimci, William schel'in oğlu. - 301.

-

In-

Her-

,ö.

Yunan gökbilimci, presesyonu

bulmuş ve büyiiık bir yıldrzlar ka-

talogu yazmrştrr. - 299. Hobbes, Thomas (1588-1679) - İngiliz felsefeci. Mekanik materyalist. Sosyal ve siyasal görüşIeri tamamen anti-demokratikti. - 335.

Hofınann, Augıst-Wilhe]m (|8|81892) - Alman kimyacı; 1845'te kömür katranından anilini elde

etmiştir. - 227. - Brandenburg dükalannın (1415-1701) , Prusya krallannın (1701-1918) ve A]man im-

nin yazan.

daı

adı.

-

227

-

100.

I

IambLikhos (330 dolaylannda ölmüştiir) - Yunan idealist felsefeci ve gizemci, yeni-platoncu Suriye okulunun kurucusu. - 66.

J Joule, James Prescott (1818-1889)

-

ingiliz fızikçi; elektromanyetizmi

ve rsrJn incelemiş, ısrnın mekanik

eşdeğerini ortaya koymuştur. 39, 91, 110, 132, r38, 173,216, 245.

Juvenal (Decimus Iunius luvenalis) (d. ykş. 60 - ö. 127'den sonra) Romalr hiciv şair. - 173.

K

Hohenzo]]ern

paratorlanmn (1871-1918) hane-

-

Hollandalr fizikğ, gökbilimci ve matematikçi; rşrğn dalga teorisi-

Hippaıkhos (Nikaea]r) tlo 2. ytizyıIı

-

-28,251.

Huyghens, Christian (1629-1695)

ruculanndan. - 207. (İskenderiyeli) (IÖ ]". yüzyıl) matematikçi ve - Yunan mucit, mekanikçi. _ 125.

302. Herschel II, John (1792-1871)

301.

HuxLey, Thomas flenrj (1825-1895) - Ingiliz doğabilimci ve biyolog, Charles Darwin'in yakın arkadaşı ve onun teorisini tanıtan kişi. Felsefi görüşleri, materyalizm ile idealizm arasrnda yeralıyordu. -

-E[eron

Herschel I, William (1738-1822) İngiliz gökbilimci. _ 38, 299, 301,

-

Humboldt, Alexander (1769-1859) Alman doğabilimcj ve gezğn. 2t5. Hume, David (l7lL-I776) - Ingiliz öznel idealist ve bilinemezci felse-

Kant, Immanuel (L724-1804) - AIman idealist felsefesinin babası,

Alman buıjuvazisinin ideologlanndan. Aynı zamanda doğabilim

.

Hugğns, Wil1iams(|824-1910) - In-

giliz gökbilimci, gökbilimde yedirenk analizi ve fotoğrafçılğ ilk

incelemeleri ile tanrnmrştrr. - 37, 38, 40, 41, 57, 58, 59,84, 86, 99,

392


101, 115, 118, 119, 275,224,228,

247,264,303.

Karoling Hanedanı - Fransa'da 75I- 987, Almanya'da 7SI-91I, Italya'da 75l-887 arasında

men olan hanedanlık. - 238.

ege_

Kekul€ von Stradonitz, Friedrich August(1829-1896) - A]man kim-

yacr; organik ve teorik kimyayı geliştirmiştir. _ 56, 184, 274,278.

Kepler, Johann (1571-1640)

-

Al-

man gökbilimci; gezegenlerin ha_ reket yasalannr bulmuştur. - 34, 2t4. Ketteler, Wilhelm Emmanuel (1811-1877)- Alman katolik vaiz, 1850'den itibaren Mainz piskoposu.

-

73.

Kinnersley, Ebenezer

lI-17 7 B) Amerikalı deneysel fizikçi. _ 315. Kirchhotr, Gustav Robert (1824(L7

1887) - Alman materyalist fızikçi, elektrodinamik ve mekanik

araştrrmalan yapmıştır. 1859'da , R. w. von Bunsen ile işbirliği halinde, ışık analizinin temellerini atmıştır.

-

105, 112, 113.

Klipstein, Philipp Engel

(1747-

1808) - Alman yerbilimci ve paleontolog. - 326.

Kohlıausch, Frİedrich WiLhelm (1840-1910) - A]man fizikçi, elektrik ve manyetik ölçmeler alamnda, elektroliz ve termoelektrikteki araştrrmalan ile ta_ nınmıştrr. R. Kohlrausch'ın oğludıır.

-

151,

l74,t84.

-

(1744-

Fransız biğin, biyolojide ilk tam evrimci teorinin kurucusu, Darwin'in öncüsü. _ 4I,2L5, 1829)

229,326. Laplace, Eerre Simon 0749-1827) - Fransrz gökbilimci, matematik-

çi ve frzikçi. Kant'tan

bağımsrz

olarak, güneş sisteminin bir bu-

lutsudan oluştuğu

varşaJnmrnı

geliştirmiş ve matematik olarak

tanıtlamıştrr. - 37' 38, 42, 59,86,

2t5,220,266,298. Lavoisieı, Antoine Laurent (17431794) _ Fransrz kimyacr; İlojistik

teorinin yanlışhğnı tanrtlamış_

tıt. _ 40,61' 319' 320. Lavrov, Pyott Lawouiç (1823-1900) - Rus toplumbilimci ve eklektik felsefeci, narodizmin ideologlanndan.

-

309, 313.

Lecoq de Boisbaudran, PauI Emihe (1838-1912) - Fransız kimyacı;

Mendelyef tarafindan önceden haber verilen bir element olan galyumu 1875'te bu]muştur. 80. Leibniz, Gottfried Wilhelm (1646-

1716) - Alman matematikçi, idealist felsefeci. - 34,99,100, 101, 103, 105, tII, 125, 224, 28t. Leonaıdo da Vinci (1452-1519) İtalyan ressam, bilgin ve mühendis.

Le

-

32.

Roux, François (1832-1907)

Fransız fizikçi.

-

141.

-

Lessing, Gotthold Ephraim (1729-

Kohlrausch, Rudolf Herman Arndt (1809-1858) A]man fizikçi, galvanik alomın araştıncrsr. - 175,

1781) _ Alman yazar, eleştirici ve felsefeci, 18. yüzyıl Aydrnlanma-

cılarından. _ 222.

t76.

Leukippos (Abderah) (İö 5. ytızyıl)

Kopp, Hermann (1817-1892) - AIman fızikçi ve kimya tarihçi. -

- Yunan

materyalist felsefeci,

atomcu teorinin kıırucusu.

319.

208.

-

56,

Le-Verrieı, Urbain Jean

Joseph (1811-1877) _ Fransrz gökbilimci ve matematikçi. 1846'da Adams'

L Lalande, Joseph

Fransız gökbilimci. - 299.

Lamaıck, Jean Baptiste

(1732-IBO7)

tan bağrmsız olarak, 393

o

zamar'a


kadar bilinmeyen Neptün gezegeninin yörtimgesini hesaplamrş ve konumunu saptamıştır. _ 80' Liebig, Justus (1803-1873) - Alman kimyacı, tanmsal kimyanın ku-

ruculanndan.

-

323, 324, 325,

326,327. Liebknecht, Wİ]helm (1826-1900) _ A]man ve uluslararası işçi hareketinin önderlerinden; 1848-1849 devrimine katıldı' Komünistler Birlğnin ve Enternasyonalin üyesiydi. Alman sosyal-demokrat

hareketinin kurucıılanndan

ve

önderlerindendi. Marx ve Engels'in dostu ve çalrşma arkadaşıydı. - 52.

Linnaeus, Carolus (1707-1778)

-

hayvanlann sııııflandıncısı.

-

Locke, John (1632-1704)

-

Theodor, baroı

- Prusyalı

buldu. - 227.

-

-

devlet

-

kimyacr,

_ 60.

Maskelyne, Neuil (1732-1811) _ İngiliz gökbilimci, Greenwich gözlemevinin beşinci müdürü. - 299. Maxwell, Clerk (1831-1879) - İneiliz fizikçi, elektromanyeüik alan teorisinin kurucusu. - lI2, 1-J.3, 126,133,134, 205, 313. Mayer, Julius Robert (1814-1878) Alman doğabilimci, enerjinin sa-

AI-

klnımı yasasrnr bulanlardan. _ 39, 91, 216, 245, 303, 305.

Menilelyef, Dimitri İvanouiç (|8341907) - 1869'da peryodik yasayı bulan Rus kimyacısr. - 80. Meyer, Lothar (1830-1895) - Alman kimyacı. Fiziksel kimyanrn problemlerini incelemiştir. - I84, 27 6.

33,

Moleschott, Jakob (1822-1893) Burjuva fızyolog ve kaba mater-

Ingiliz

yalist felsefeci. - 222. Moli6re, Jean Baptiste (1622-1673) - (Poquelin'in takma adı), Fran_ srz tiyatro yazan. - 80.

M Machiaveli, Niccola (1469-1527)

- Alrnan

Man' Kaı|(1818-1883)

-

- Ingiliz

-

otto

I747'de pancar köktirıde şekeri

su. Alman kentlüerinin ideologu. 1525' te köylü savaşlan Sırasında, ayaklanan köyliilere ve kent]i yoksullara karşı çıkarak prens-

yerbilimci. -39,2I5.

334, 335.

(1709-1782)

man reform hareketi önderi, protestanlığn (lütherciliğin) kurucu-

Lyell, Charles (1797-1875)

-

1850) ve başbakan (1850-1858).

darvinci biyolog ve hayvanbilimci. Etnolog ve arkeolog. Liberal

2t3.

cusu.

Manteuİfel,

232.

ni ve rsrmn mekanik teorisini in-

lerle işbirlğ yapmıştrr.

(1766-

adamı, soylu memrır takımınrn sözcüsü, içişleri bakan (1848-

ozellikle gazların kinetik teorisi-

politikacr. - 262.

- İngiliz

rahip ve iktisatçr, buıjuvalaşmış köy aristokrasisinin ideologu, kapitalizmin savunucusu. Niifus fazlalaşmasr ile ilgili insan düşmarır teorinin kuru_ 1834)

(1805-1882)

kimyacr.

Luther, Martin (1483-1546)

313.

Malthus, Thomas Rnbert

lngiliz

iki6i vs duyumcu felsefeci. - 58.

celemiştir. - 28' 311. Lubbock, Joİın (1834-1913)

(1794-

|874) - Alman gökbilimci. - 37, 43, 48,2t0, 299,300, 301, 302,

Marggraf' Andreas Siğsmund

Loschmidt, Joseph (1821-ı.895)

Atusturyalı fizikçi ve

Möüer, Johann Heinrİch

Isve 34,

veçli bitkibilimci, bitkilerin 36,272.

kapitalizmin yiiü<selrne döneminde burjuvazinin ideologu. - 33.

-

Montalembert, Marc-Rcn€

Italyan politikacı, tarihçi ve yazar,

394

(1714-


1800) _ Fransrz general ve mühendis. 19. yüzyılda çok kullanr_ lan yeni bir tahkimat sistemi bulmuştur. _ 33.

Alman fizikçi, 1826'da direnç elektromotor kuweti ile akım arasrndaki ilişkiyi tanımlayan, elektrik dewesinin temel yasası-

Mozart , Wolfgang Amadeus (T7561791) - Avusturyalı besteci. _ 72. Mtinster, Georg (1776-1844) - Aı-

nr bulmuştıır. _ 139. Oken, Larenz (1779-1851)

Murray, Lindley (1745-1826)

olberş Heinrich Wilhelm (17581840) - Alman gökbilimcisi. *

man paleontolog. - 326.

Amerikalı gıamerci. - 66.

-

Orbigny, d'Alcide Dessalin (18O2-

Karl Wilhelm (1817-1891) Alman bitkibilimci; bilinemezci

Negeli,

ve metafizikçi, darvinciliğe karşr çrkanlardan. - 28, 54, 254' 255, 256,257,258 Napier, John(l55o-|7 17) - İskoçyah matematikçi, logaritmanın bulucusu. -34,14L,174.

Naumann, Alexander (1837-1922) * Alman kimyacr. - 131, |4ı, L74.

Neumann, CarI Gottfried (1832-

1925) - Alman matematikçi ve fizikçi. - 131. Newcomen, Thomas (1663-1729) lngiliz demirci, buharlı makineyi bulanlardan. - 125.

Newton, Isaac (1642-7727) - İığliz fizikçi' gökbilimci ve matematik_

-

34, 36, 38, 63,85,2t4,220,224, 227 , 230, 272, 28t, 297, 298, 305, 314. Nicholson, Henry Nleyne (18441899) - İngiliz biyolog. Hayvanbi-

lim ve paleontoloji alanlanndaki çalışmalanyla tanınmıştır. - 330.

Nicolai, Christoph Friedrİch (I7 331811) - Alman yazar, ''aydınlan_ mrş mutlak krallık"rn Savunucu_ su, felsefede Kant ve Fichte'ye karşıydı. - 222.

o Ohm, Georg Simon (L787-1854)

-

300.

N

çi' klasik mekaniğin kurucusu.

- Alman

doğabilimci ve doğa felsefeci. 4t,224,227.

1857) - Fransrz gezgin ve paleontolog, Cuvier'nin loyametler teorisini aşın uca kadar götiiırmüş_

tür. _ 326. Owen, Richard (1804-1892)

- Ingiliz hayvanbilimci ve paleontolog. Darvinciliğe karşı çrkmış, omur-

galrlann yapı taslağ olarak idealist bir "ilk örnek'' kavı.amrnı ileri sürmüştür. 1863'te Jura (Kalker) dewinde yaşayan archaeopte4di tanımlamrştır. _226.

P Paganini Niccolo (1784-1840) - Italyan kemano ve besteci. Papin, Denis (1647-I7|4)

fizikçi, buharlı makinenin buluculanndan.

-

125.

Pasteur, Lauis (L822-t895) - Fransız kimyacı, mikrobiyolojinin kurucusu. - 323.

Perty, Joseph Anton Maximilian (1804-1884)

-

325.

- A]man doğabilimci.

Plinius IYaşLı] (Gaius P]inius Secundus) (İS 23-79)

- Rornalı

doğa

bilgini' 37 ciltlik Doğa Tarihi kitabrnın yazan. _ 227

.

Plutarkhos (IS 4&120 dolaylan) Yunan biyografi yazarı ve ah-lakçı. Idealist felsefeci.

Poggendortr,

(1796-1877)

-

- 188. - Fransız

-

206.

Johann Christian - Alman fizikçi.

Elektriğin ölçiilmesi alanındaki 395


ile

tanınmıştrr.

Reynard, François (doğumu 1805'

adh derginin kurucusu ve yayrm-

Fransız mühendis, fizikle ilgili

araştlrmalan

Analen der Physik und Chemie cısı.

-

ten önce- ölümü 1870'ten sonra)

164, 179.

Polo, Marco (1254-1324) - italyan gezğn. 127|-|295'te Çin'i ziyaret etmiştir. - 211.

-

birçok yapıtrn yazan; Maxwell'in elektromanyetik alan teorisine

yakrn bir teori geliştirmiştir. _ 133.

Prevost, Antoine Fronçois (16971763) - Fransız yazar; Manon

Ritteı, Johann WiLhe]m ( 1776-18 10) - Alman fizikçi. Elektrik göriin-

22t. Priesttey, Joseph (1733-1804) - İngiliz kimyacr ve materyalist felsefeci. Sanayi devrimi sırasrnda In-

Roscoe, Henry Enfield (1838-1915)

Lescaut adlı kitabın yazan.

'

giliz radikal buıjuvazisinin ideoloğu olmuştut. |774'te oksijeni bulmuştur. - 256.

gülerini incelemiştir. _ 138.

-

çisi.

akrmrna çeüren endüksiyon bobinini bulmuştur. - 317.

a

s

Quenstedt, Friedrich August (18091889) - Alman mineralog yerbi-

Saint-Simon, Claude Heni (17601825) _ Fransız ütopist sosyalist.

limci ve paleontolog, Tübingen

-

Fransrz kimyacı, frziksel kimya

ile ilgili birkaç yapıtın yazan. _

r32, r38,172. RaphaeL (]-483-1520) sam.

-

188.

-

İtalyan res-

RenauLt, Bernaıd (1836-1904)

Fransız paleontolog.

-

-

-

37

,272.

Savery, Thomas (1650-1715) - InSiliz mtiıhendis, buharlı makineyi bulanlardan. - 125. Schiller, Friedich (1759-1805) - AIman şair ve piyes yazarı. - |79. Schleiden, Mattias Jakob Q8041881) - Alman. bitkibilimci. 1838'te yeni hücrelerin eskilerden çıktıs teorisini geliştirdi. _ 277. Schmidt, Eduard Oskar ( 1823-1886) - Alman hayvanbilimci. Darw"in'i izleyenlerden. - 28.

Elektrokimya alanında da araştrrmalar yapmrştır.

incelemiştir.

akrmınr alternatif yüksek voltaj

206' 207'

RaouLt, Fıançois Mane (1830-1901)

.

Ruhmkorff, Heinrich Daıı'e1 (18031877) - Mekanikçi. A]man asrllr olup, Fıansa'da çalışmrştır. 1852'de, alternatif düşük voltaj

34.

R

227

301, 302.

ffihagoras 6Ö 57I-4g7 dolaylannda) _ Yunan matematikçi, idealist felsefeci; köle sahibi soylulu-

Üniversitesinde okutman. - 326.

-

çok bulutsuyu

(yer-

merkezci) öğretinin kurucusu. _

-

79.

Rosse, Wilkam. kont, (1800-1867) Ingiliz gökbilimci, 1845'te büyiik bir teleskop yapmış, bununla bir-

lan) -Yunan matematikçi, gökbi limci ve yerbilimci. Evren hak-

ğun ideologlanndan. 208,278.

-

Rosenkranz, Johann Karl Friedrich (1805-1879) - Alman felsefeci, Hegel'in izleyicisi, edebiyat tarih-

Ptolemaios, C]audius (İs 150 dolay-

londaki geosantrik

İngiliz kimyacr, kimya ile ilgili

birçok elkitabınrn yazan.

164.

396


Schopenhauer, Aıthur (1788_1860)

- Alman idealist felsefeci. Irade_ yi, irrasyonalizmi, kötümserliği savunmuştur. Soylulann ideolo-

gudur. - 57.

Schorlemmer,

Karl (lg}4_lgg2)

Alman kimyacı,

_

Manchester,da

okutman. Diyateküik matnryaliz-

mi izleyenlerden. Alman Sosyal-

De-mokrat Partisinin

Merx ve Engels'in dostu. 224.

üyesi, _- 29,

Schwann, Theodor (1g10-18g2) _ 1839'da canlı organizmalann yaprsr ile ilgili hücre teorisini ortaya_koyan Alman biyolog.

^ Secchi Angelo ( 1818-1878)

- 2I7.

altında, atadan gelme soylu]uğa

karşı yöneltilmiş birçok yu.rĞ,

kabul etmiştir. _ 225. Spencer, Herbert (1820-1908) _ In-

giliz burjuva olgucu felsefeci

ve

toplumbilimci. Kapitalizmin sa-

vunucusu. - 280. Spinoza, Baruchya da Benedİct, de (L632-I677) Hollandah maier_

-

yalist felsefeci. 253.

-

87, 221, 222,

Staıcke, Car] Nikolaus (1858_1926) - Hollandalı felsefeci ve toplumbilimci. - 220. Strauss, David 18741

- Alman

Friedich

0g08-

felsefeci ve politi_

İtaıyan

ka yazan, genç-hegelcilerin_ önde gelenlerinden, İsa'nın Hayatı ki-

sunda incelemeler yapmıştır. Bir _ 43, 47, 49, 22o, 2gg, 9,rPt]iı. 307,302,314.

milliyetçi liberal. - 152. Suteı, Heinrich (I848-|g22) lsviç_ reli matematik profesörü,- matö_ matik tarihi üzerine birkaç kita!11 ıarr.r. - 100, 101, |o2, LoA,

gökbitimci. Roma gözlemevi-nin müdürü. Güneş ve yıldlzlar konu-

Semetus, Migıet (1511-1553)

nesans Ispanyol bilgini, hekim. Kan dolaşımı alanrnd=a birçok ke-

Rö-

şifler yapmıştır. - 33, 213.

tabının yazan, l866'dan sonra

107,111.

Siemens, Werııer (1816-1892) _ Al-

man mucid ve işadamr. 1856'da silindirli elektromanyetik bir ma_ kinenin planrnr çizmiş, I886,da bir dinamo elektrik makine bul_

muştur. - 135. SİLbermaıın, Johann (1806-1865)

Fıansız fizikçi. Termal kimya-

a]anrnda araştrımalar, Fawe ile işbirliği yapmıştır. - 166. Smee, AJfı'ed (1818-1878) - İngiliz

fizikçi. Elektriğin biyoloJı ve metaluıjiye uygulanması Konusunu araştrrmrş, çinko, oper.atör ve

4imüş ve sülflir asiüten

oluşan

bir galvanik pil bulmuştur. 1-36. SneII von Roijen, Willebrord tIBgO_ _ L626) Hollandah matematikçi ve gökbilimci. Işığn kınlmasr ya_

sasınr.bulmuştur. - 302, 303. _Solon (IO 698-b58 dolaylannda.) Atinalı yasa-koyucu. Hallrrn baslısr

397

T Ta1t, Peter Guthrie (1881-190i) _

Ingiliz fizikçi ve matematikçi.

-

105, 111, 113, 115, Lrg, 12L. Tha]es (Miletli) (İö 624?-534) - Yu-

nan felsefeci. Milet materyalist

okulunun kurucusu.

208, 305.

-

gB,

Thomsen, Julius (1826-1909)

ZOB,

nimarkalı kimyacr, Kopenhang

Da_

Universitesinde okutman, terrno-kimyayı kuranlardan. _ I46, l58, 165.

Thomson, Thomas (|773_1852) _ İngili,_kimyacı. - |26, |2g, 227, 314, 315, 316.

Thomson, William, 1892'den sonra for$ Kelgn (1824-.1907) - Insitiz fizikçi, Glasgow üniversitesinde

teorik fizik bölümünün başrnda

bulundu. Termodinamik, eıektrik


man biyolog, Darwin'in izleyicisi, coğrafyacı ve gezğı' _ 323,324.

mtüendisliği ve matematiksel fi-

zik üzerinde çalıştı.

1852'de

'lsı

eksikliği dolayısıyla evrenin yok olmasr" konulu idealist teoriyi

öne sürdü. - 105, 113, 115, 119' 121, t29, l9l, 292, 3t1, 324. Thoıı,a[dsen, Ber'teL (1768-1844) _ Danimarkalı heykeltraş. - 188.

Tonicelli, Evangelista (1608-1647) - İtdyan fizikçi ve matematikçi.

- 35,205. Moiz

Tlaube,

(1826-1894)

- Alman

kimyacı ve fizyolog. Metabolizma ve büyümeyi sağlayabilen yapay hücreler oluşturdu. - 329. Tyndal, John (1820-1893) - lngiliz fizikçi. _22o'22I'33o.

v VaıIey, Cromwel F"leetwood (|8281883) - Ingiliz elektrik mtüendi_ si.

-

68.

Virchow, Rudolf (1821-1902)

-

Al-

man doğabilimci; hücre patolojisinin kurucusu. - 54,7I, 224.

Vogt,

Wallace, Alfred Russel (1823-1913)

-

İngiliz biyolog, biyocoğafuayr kuranlardan. Darwin'in doğal seçme teorisini onunla

manyetizm teorisini incelemiştir.

t34.

248.

Whitworth, Joseph (1803-1887)

Ingiliz sanayici ve askeri mucit. 109.

losa bir kitabın yazan.

|76,

Wilke, Christian Gottlieb

-

.

(1786Inciüslubunu ve tarihini incele-

1854)

lin

- Alman tannbilimci.

miştir. - 152. Winterl, Jakob Joseph (1739-1809) _ Avusturyalı fizikçi, bitkibilimci

kuranlar-

Arouet

ve kimyacr.

(1694-1778) - Fransrz ikici felsefeci, hiciv yazan, tarihçi; 18. yüz-

-

315.

Wİslicenus, Johann (1835-1902) Alman organik kimyacı. _ 337.

-

Wöh]eı, Friedich (1800-1882) - Alman kimyacı. lnorganik madde-

yıl Aydrnlanmacılanndan. Mutlakiyete ve katolikliğe karşı sava-

lerden oluşan organik bileşiklerin sentezini yapan ilk bilgin. -

şım vermiştir. - 222.

w

-

_

179, 289, 318.

Italyan fizikçi ve fizyolog, galva-

Wagner, Moriz (1813-t887)

-

Wiedemann, Gustav (1826-1899) Alman fizikçi' elektrik üzerine

paralı gizli ajanlığrnı yapmıştır. _

Maie

-

İngiliz fızikçi, elektrikle ilgili birkaç kitabın yazan. - 773. Whewel, William (1794-1866) - Ingiliz idealist felsefeci ve bilim tarihçisi. Cambridge Üniversitesinde mineraloji (1828-32) ve ahlak felsefesi (1838-55) profesörü. _

1848-49 Alman devrimine katıl-

Voltaire, Ftançois

125.

'Wheatstone, Charles (1802-1875)

mrştır. 1850-60 yıllannda sürgünde iken Louis Bonaparte'rn

nik elektrik teorisini dan. - 137, 138,I77.

-

nr oluşturdu.

Weber, Wilhelm Eduard Q8041891) - Alman fizikçi. Elektrik ve

ğabilimci, kaba materyalizmin izleyicisi, küçii[<_buıjuva demokrat.

Volta, Alessandro (1745-1827)

za-

72,73. Watt, James (1736-1819) - Ingilizmucid. Buhar makinesinin plam-

Karl (1817-1895) - Alman do-

57,222.

ayıl

manda buldu. Kendini ruhçuluğa verdi. - 63, 64, 65, 66, 67, 68, 71,

218. Wo]f, Rudo]f (1816-1893) - Isviçreli gökbilimci. Güneş lekelerini ince-

A1-

398


lemede ve gökbilim tarihinde yapfiğ çalışmalarla tarunmıştrr. -

210, 303.

Wolff, C aspaı Friedrich (L7 33-|7 9 4) - Alman doğabilimci, eırrim teori_

Worm-MİlJer, Ja,kob (1834-1889) Alman hekim, fizyolog ve fizikçi.

-

t72.

sini kuranlardan. Aimanya

ve

Wundt, Wilhelm Max(1832-192O) Alman fizyolog, ruhbilimci ve idealist felsefeci. - 330.

-

AI-

Z

çı.- 36, 58,24r. Wol]aston'. WİLliam Hyde (.17661818) - Ingiliz doğabilimci; fizikçi ve kimyaa, atomculuğa karşr çı_ kanlardan. - 316.

ZöIlner, Johann

Rusya'da çahşmıştır. - 41. Woltr, Chiristian (1679-1754)

man idealist felsefeci, metafizik-

399

(1834-1882)

Kar|

Friedrich

- A]man astrofizikçi,

Leipzig Üniversitesinde

man, ruhçu. -70,7L.

okut-


KAYNAI(LAR DİZİNI

I.

YAZARLAR

krsr Londra'da 1620. - 305. Bossut, Charles, Ttait4s de calcul ditrdrentie] et de ca]cu] int6gıa]. 2 vols. Tome premier. Paris, de

A

d', TAai# dynamique, dans lequel les loix de 1'6quilibre et du mauvement des corps sont r6dütes au plus petit nombre possible, et d6montr6es d'une maniöre nouve]]e, et ou ]'on donne

I'imprimerie de

Alembert,

la

R6publique,

AnWt1798l.-288. Büchner, Louis, Der Mensch und seine Stellung in der Natur in Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft. Oder: Woher kommen wifl Wer sind wir? Wohin gehen wİr? Zweite, wermehrte Auflage, Leipzig, L872.-223.

un principe g6n6ral pour trouver

le mouvement de plusieurs corp qui ağssent Les uns sut ]es autres, d'une maniöre, queLconque. Paris, David l'ain6, 1743. - lO2,

C

104.

Allman, G. J., Recent Progress in Our Knowledge of the Ciliate In-

fusoria. Anniversary adress to the Linnean Society, May 24, 1875. In Nature, Jıııe 17, 1875 (Vol. XII. No. 294). June 24, 1875

(Vol. XII, No. 295) and July 1, 1875 (Vol. XII, No. 296) - 329. Aristoteles, Metapysica. (Text quoted in Greek). All quotations taken from Tauchnitz edition: Aristofulis opera omnia graece. Yol. II: Metaphysica. Ad optimorum

C., G. Mascar and Joubert, Electicİty and Magnetism' In Naüure,

VoL )O(II, No. 659, June 1882. - t27.

15,

Carnot, S. Rdflexions sur Ia puissance motrice du feu et suiles machines profres İı d6velopper cette puissance. Paris, Bachelier, 1824. - 6t, 126,250. Clausius, R.' Die mechanische Wİirmetheorie. Zweite umgearbeitete und vervollstöndigte Auflage des unter dem fitel "Abhandlungen

über die mechanische

librorum fıdem accurate edita. Editio stereotypa C. Tauchnitü, Lipsiae, 1832. - 2O5,208.

WEr-

metheorie erschienen Buches. I.

Bd: Entwickelung der Theorie, soweit sie sich aus den beiden

B

Hauptsötzen ableiten lösst, nebs

Anwendungen, Braunschweig. Friedrich Vieweg und Sohn,

Bacon, F. Historia naturalis et ex-

Ilk baskısr Londra'da 1622-23'de. - 63. Bacon, F. Navum organum. İık bas_ perimentalis.

1876.

- tr3,122, t23.

Clausius R., "Uber den zweiten

Hauptsatz der

400

mechanischen


Wİiımetheorie!'.

Ein Vortrag,

ge_

halten in einer allgemeinen Sit-

zung der 41. Versammlung deutscher Naturforscher und Atztn zıı Frankfurt a. M. am 28. September 1867. Braunschweig. Fried-

rich Vieweg und Sohı, 1867.

-

297,310,31t.

Comte, A., Cours de philosophie posiüjve. Tome I, Paris, 1830. -273.

Copernicus,

N. De

revolutionibus

orbium coelestium. Norimbergae, 1543. - 34,2r4. Croll, James, Climate and Time in

Theİr Geoloğcal Rclations;

a

Theoıy of Secular Changes of the Earth's Climate. London, Daldy, Isbister, and Co., 1875. Revieıred by J. F. B. in Naüure, Vol. XII, Nos. 294 and 295, June 12 and

24, 1875. -330. Crookes, William, The Last of "Ka-

tie Kinğ'. The photographing of "Katie King" by the aid of the

electric light. Printed in the Ion-

don weekly The

Spirİtualist

NewspaperonJune 5, 1824. -68.

Europe. In two volumes, London. B9ıl a1d Daldy, 1864. _ 50, 252. Du_Bois-Reymond, E., über die Grenzen des Naturerkennes. Ein

Vortrag in der zweiten öffentlichen Sitzung der 45. Versamm-

lrng

Deutscher Naturforscher

ıınd Arzte zu Leipzig am 14. August 1872. Leipzig, 1872.-28. Dühring, E., Cursus der Philosop-

Ne als streng wi3senschafttichir Weltanschauung und Lebesgestaltung. Leipzig, 1825. 29r.

-

290,

E

Engels, Friedrich, Herrn Eugen Dtihing's Umwİüzung deı Phİlo-

sophie, Herrn

Dtiılırİng's

UmwöIzung deı polİtischen öko-

nomie. Herrn Eugen Dtfüing's

the Newspaper Vorwİirts (Leip-

D'Alembert - Bkz: Alembert.

Darwin, Charles, The Descent of Man, and Selection in Relation to

Sex. In two volrımes. London,

-

Lipsiae, 1833. - 56, 206, 208.

Draper, John William, Histoıy of the Intellectual Development of

Umwölzung des Soziahismus. ln

D

1871.

dem accurate editi. Editio stere-

otypa C. Tauchnitii. Tomus II.

187.

Darwin, Charles, on the oiğn of Species by Means of Natural Selection, oı the Presewation of Favoured Races in the Struggle for -Lı'fe. London, 1859. - 4I, 242, 334.

Davies, Charles Maurice, Mystic

London, or Phases of Occult Life in the Metropolı's. London. Tinsley Brothers, 1875. - 70. Diogenes, Laertius, De uitis philisophorum Libri x cum inüce rerum. Ad optimorum librorum fı-

401

zig, Druck und Verlag der Genossenschaftsbuchdruckerei) L877, g Ocak 1877 - 7 Temmuz 1878. 52,274.

Engels, Friedrich, Herrn Eugen DtLhring's Umwİilzung der Wissenschaft. Philosophie. Politische

Okonomie. Sozialismus. Leipzig.

Druck und Verlag der Genossenschaİtsbuchdruckerei, 1878. 274,290,29ı..

F Feuerbach, L., "Nachgelassene Aphorismen.'' In K. Grtıırı, Ludwig Feuerbach in seinem Briefwechse] und Nacİr.lass sowie

in seineı

philosophischen Charakterent-


wicüung, Band II. Leipzig und

wissenschaftliche Vortröge über die Grundzüge der menschlichen Keimes und Stammes-Geschichte Leipzig, WiIh. Engelmann, 1874.

_2ı9.

Heidelberg, 1874

Feuerbach, Ludwig,

Die

Unsterb-

lichkeitsfrage vom Standpunkt

der anthropoloğe (1846). Ludwig Feuerbach's StimmtLiche Werke, III. Band. Leipzig, Otto Wigand,

-227,228,330, 331, 332, 333. Heckel, Ernst, Fıeie Wissenschaft

Fick, Adolf' Die Naturkıııfte in ih-

hener Rede über "Die Freiheit der Wissenschaft im modernen

t847.

-

und freie ie}ıre. Eine Entgegnung auf Rudolf Virchow's Mtinc-

220.

rer

Wechselbeziehun3'. Populare Votriıge. Würzburg. Stahel, 1869.

-

238.

Fourier, Jean Baptiste

Staat." Stuttgart, Schweizerbart, 1878.

Th6orie analytique de la Chaleur, Paris,1872. -6t,225. Fraas, C., Klima und Pflanzenwelt in der Zeit. Landshut, 1847. -

tomie der Organismen. Berlin,

G

Georg Reimer, 1866.

Galiani, Ferdinando, Della moneta (1750). Custodi'nin şu baskrsın-

332.

fungsgeschichte.

stöndliche

italiani di economia politica. Par te moderna. Tomo 111. Milano. Destefanis, 1803. - 260.

Gethe, J. W., Faust. Der Tlagödie Erster Theil. - 47.

Grimm, J., Deutsche Rechtsa]teı-

thümer, Gİttingen,

1828.

Grimm, J., Geschichte der deutschen Sprache, Vierte Aülage, Leipzig, 1880. - 193. Grimm, J., Geschichtn der deutschen Sprache. Vierte Auflage. Leipzig, 1880. - 238. Grove. W. R.. The Correlation of Forces, Srd edition. Lon-

Green, 1855. _ 40,258,

don. Longman, Brown,

268,270.

Entwickelungsgeschichte

42, 322,

Gemeinver-

wissenschaftliche

Vortröge über die Entwickeluıgslehre im Allgemeinen und diejenige von Darwin, Gethe und Lamarck im Besonderen, 4. verbesserte Auflage: Berlin. Georg Re! mer, 1873. - 226, 228, 248, 331. Hackel, Ernst, Die Perig;nesis der Plastidule oder die Wellenzeu-

gung der I'ebensteilchen. Eiı

Versuch zltr

mechanischen

Erklİirung der elementaren Entwickelungs-Vorgönge Berlin. Georg Reimer, 1876. - 275, 277,

296. Hegel, G. W. F., Werl<e, Vollstİndi-

H Hreckel, F;tnst, Anthropogenİe

-

Heeckel, Ernst' Naüür,üc]ıe Schöp-

dan alrnmıştır'. Scrittori c]assici

and Longınans,

28.

begründet durch die von Charles Darwin reformierte DescendenzTheorie. Band I. Allgemeine Ana-

197.

Phisical

-

Hackel, Ernst, Generelle Moıpholoğe der organismen. Allgemeine Grundzüge der organischen Formen-Wissenschafb, mechanisch

Joseph,

oder des

ge Ausgabe durch einen Verein von Freunden des Verewigten: Ph. Marheineke, J. Schulze, Ed.

Gans, Lp. v. Hennig, H. Hotho. C. Michelet, F. Förster, Bd. I-)$fiII. Berlin, Duncker und Humblot.

Bd,.lI:PhiinomenoloğedesGeistes. Menschen, Gemeinverstöndliche Hrsg. v. Johann Schulze. 2. un402


verenderte Auflage. Berlin, 1841.

-242.

Bd. III: Wissenschaft der Loğk.

Hrsg. v. Leopold v. Henning. 1. Teil. Die objektive Logik. 1. Abt.

Die Lehre vom Sein. 2. unverönderte Auflage, Berlin, 1841. - 74, 75, 77, 243, 258, 260, 268, 282,285.

Bd. IV: Wİssenschaft der Logik. I. Teil. "Die objektive Logik" 2. Abt. "Die Lehre vom Wesen." 2. unverönderte Auflage. Berlin, 1841. - 7 5, 7 8, 93, 225, 24I, 264, 336.

Bd. V: lVı'ssenschaft der Locık

2.

Teil. "Die subjektive Logik, oder: Die Lehre vom Begriff." 2. unverönderte Auflage, Berlin, 1841. Ingilizcesi: Science of Loğc, 2 volumes, London. Allen and Unwin, t925.

Bd- VI: EnzykJopİidie der philosophischen Wissenschaften im Grundrisse. 1. TeiI "Die Logik. Hirsg. v. Leopold v. Henning. 2. Auflage, Berlin, 1843. - 77,222, 223, 224, 234, 235, 251, 258.

Bd. VII: Erste Abteilung: Borlessun-

gen über die Natıırphilosophie, als der Enzyklopödie der philo-

sophischen Wişsenschaİten im Grundrisse zweiter TeiI. Hrsg. v. K. L. Michelet. Berlin, 1942. * 130.

Bd. XIII: Vorlesungen über

die Geschichte der Philosophie. Hrsg.

v. K. L. Michelet. Erster Band, Berlin,

1833.

-

93, 205, 206,207.

Bd. XW; Votlesungen über

die Geschichte der Philosophie. Zweiter Band. Berlin, 1833. - 277. Bd. XV: Vorlesungen über die Geschichte der Philosophı'e. Hrsg. v. K. L. Michelet. Dritter Band. Ber-

lin, 1836. - 229.

Heine, H., "Disputation." - 242. Heine, H., Neuer Frtihling. - BB.

Heine,

H. "lJber den

ten." Eine Vorrede zum dritten

Theile des Solons. Hamburg, 1837. - 76. Helmholtz, H., Popultire wissenschaftliche Vortrİge. Zweites Heft. Braunschweig. Friedrich Vieweg und Sohn, 187I. 88, 90, 91, 93, 94, 96, 97,

-

28,29,

Lt2,

Itl.

Helmholtz, H.' Über die Erhaltung der Kraİt. Eine physikalische Abhandlung, vorgetragen in der Sit-

zung der physikalischen Gesellschaft zu Berlin am 33. Juli 1847.

Berlin, Georg Reimer, 1847.

lt2,1r3.

-

Hobbes, T., Elementa philosophica de cive. Amsterodami, 1647. 335.

Hofmann, August Wilhelm.

ğıı

Jahrhundeıt chemischer For-

schung ıınter dem Schiıme der Hohenzollern Rede zur Gedecht-

nissfeier des Stifters der ful.

Friedrich_Wilhelmş_Universitöt zu Berlin am 3. Augııst 1881 in

der Aula der Univerşitöt gehalten. Berlin, G. Vogt. 188I. - 227. I Iamblichus, De divinatione.

-

66.

J Juvenalis, Satirae.

-

773.

K Kant, L., Allgemeine Natıııgeschichte und Theorie des Him-

mels, oder Versuch von der Verfassung und dem mechanischen

Ursprunge des ganzen Weltge-

bdudes, nach Newtonischen Grundstitzen abgehandelğ 1755.

In Immanuel Kant's Sdmmtliche Werke. In chronologischer Reihenfolge hrsg. v. G. Hartenstein.

Denunzian-

403


Erster Band. Inipzig,

Voss 1867. - 37, 38.

itungsvermögen der wösserigen Lösungen von den Hydraten und Salzen der leichten Metalle, sowie von Kupfervitriol, Zinl<vitriol und Silbersalpeter''. In: Aı-

Leopold

Kant, I., Critik der Urtheilskraft, Berlin und Liban, 1790. - 228, 247.

nalen deı Physik und Chemie, Neue Folge, Band VI, Heft 1.

Kant, I., Gedankea von der wahren

Schatzızng der lebendigen Kıİifte und Beurtheilung der Beweise, deren sich Herı von Leibnitz und andere Mechaniker in dieser Streitsache .bedienet haben, nebst einigen vorheıgehenden

Betrachtungen, we]che' die Kıaft der Kiİrper überhaupt betreffen, 1747. In Immanuel Kant's Sİimmtliche Werke. ln chronolo_ gisher Reilhenfolge hrsg. v. G. Hartenstein. Erster Band. LeiPzig. Leopold Voss. 1867. - 83, 101.

Ifunt, I., Unteısuchung der Frage, ob die Erde in ihrer Umdrehung um die Achse, wodurch sie die Abwechselung des Tages und der Nacht he*orbringt, einige Ver' önderung seit den ersten Zeiten

ihres Ursprunges erlitten habe

und woraus man sich ihrer versichern könne, 1754. In Immanuel Kant's Sdmmt]iche Weıke. In

Hrsg. v. G. Wiedemann, Leipzig,

J. A. Barth, 1879. - 151. Kopernik - bkz.: Copernicus.

Kopp. Hermanı. Die Entuvickelung der Chemie in deı neueren Zeit. Erste Abteilung: ''Die Entşıickelung der Chemie vor und durch Lavoisier''. München' R. oldenbourg, 1871. - 319.

L

P. L., Opt. Istorü Mrysl (Diişiince Tarihinin Deneyil, I.

Lavrov,

cilt, St. Petersburg, 1875. 3ı3.

118,303.

-

Kekul6, August, Die wissenschaftIi' schen Ziele und Leistungen der Chemie. Rede, gehalten beim Antritt des Rectorats der RheiniscFriedrich-Wilhelmshen Universitİit em 18. october 1877. Bonn. Max Cohen und Sohn (Fr. Cohen), 1878.

-

P. S., Exposition du ris, I'an [V de la R6publique

sysböme du monde. Tome II. Pa-

Française t1796]. - 37, 38' 43. Leibnizens ıınd Huygenıİ Bief-

wechsel mit Papin, nebst der Biographie Papin's und einigen zugehörigen Briefen und Actenstücken. Bearbeitet und herausgege-

ben von Dr. Ernst Gerland.

Berlin, Verlag der Akademie der Wissenschaften, 1881. - 125. Liebig, J., Chemische Briefe,4. ıragearbeitete und vermehrte Aülage, Band I. Leipzig und Heidel-

berg, 1859. - 324.

Lubbock, John,

56,274. Vorlesungen

über mathematische Physik. Me' chanik, Leipzig, B. G. Teubner, 1877. İlk baskısr 1876'da Leip-

-

ı4ıü4 Bees,

a record of

and

obserırations on the sociaL h5menoptera, Loıdon, IGgan Paul, Tİench, and Co., 1882. - 262. Wasps;

Kirchhoff, Gustav,

zig'de.

309,

Laplace,

chronologischer Reihenfolge hrsg. v. G. Hatenstein. Erster Band.

Leipzig. Leopold Voss, 1867.

-

M

105, 112, 113.

Mödler, J. o., Der Wunderbau des

Kohlrausch, F., "Das elektrische Le-

404


Weltalls, odeı Populdre Astıonomie. 5., gönzlich neu bearbeitete Auİlage, Berlin, Carl He5ımann, 1861. - 299, 300, 301, 302, 303, 313.

Marx, Karl, Das Kapital, Kritik der politischen Okonomie. I. Band, Buch I: "Der Produktionsprozess das Kapitals", 2. Auflage, Hamburg, Ottomeissner, 1872. - 60.

Maxwell, J. Clerk, Theory of Heat, 4rn edition. London, Longmans, Green, and Co., 1875. 313.

Mayer,

J. R., Die

Wörme,

in

-

112, 113,

Mechanik der

Gesamme]ten Schrif-

ten, 2. ımgearbeitete und

ilişkin bir

not.

Universitötsbuchhandlung,

- t13,14L,146,

1874. -91,,245,246, 303, 305. Meyer, Lothar, "Die Natur der chemischen Elemente als Funktion ihrer Atomgewichte". In: Annalen der Chemie ıınd Phaımacie,hrag. und redigiert von Friedrich Wöhler, Justus Liebig und Hermann Koop. VII. Supplementband, B. heft. Leipzig ıınd Heidelberg, C. F. Winter, I87O. -276. Moliöre, G. B., -Le Boutgeois Gentil-

homme.-80.

N

L67, L74.

1877.

Newton, 1., Philosophiae naturalis principia Mathematica. Editio secunda. Cantabrigiae. 1713. - 38, 230.

Nicholson, Henry Alleyne, A ManuaI of Zoology, Edinburgh and London, Blackwood, L87O: 2nd. edition, 1871. - 4L,233,248,330, 337.

o

ver_

mehrte Auflage. Stutügart, Cotta,

_274.

Naumann, Alexaııdet, Handbuch der aLLgemeinen ııııd physicalischen Chemie. Heidelberg. Carl Winter's

Owen, Richard., "On the Nature of

Limbs''. 9 Şubat'ta, Büyiik Britanya Kraliyeü Enstitüsiiınde, bir akşam toplantısında yapılan ko-

nuşma. - 226.

P Papin, D. P.

-

bkz: Leibnİzens und

Huygen's Briefwechsel mit Pa-

pin. Prevost, A. F., Hİstoire du chevaLier des Grieux et de Manon Lescaut.

-22t.

Negeli, C., "Die Schranken der naturwissenschaİtlichen Erkennt-

in der zweite allgemeine Sitzung. In Tanis". Vortrag, gehalten

R Romanes,

G. J., Aıts, bees, and

geblatt der 50. Versammlung deutscher Naturforscher und

Wasps. ln Nature, Vol. )O(VI, No. 658, June 8,1882. -262. Roscoe, H. E. urıd Schorlemmer, C.,

255,256,257. A weekly illustrated journal of science. Macmillan and Co., London and New York. Vol.

Friedrich Vieweg und Sohn, L879. - 79. Rosenkranz, K., System der Wis-

Arzte in Mtimchen 1877. Beilage, September L877. - 28, 54,254, Nature.

XVII, No. 420, November 1877, p. 55.

-

Ausfiihıliches Lehrbuch der Chemie. Bd. Il, Die Metalle unil

Spectıalanalyse. Braunschweig,

senschaft,.

15,

Kekul6'nin Bonn

Ein

philosophisches

Encheiridion. Kİnigsberg, 1850.

Universitesindeki konumasına

405

227.


Guthrie, Treatise on Natural PhiLosophy. Vol. I, oxfoıd, Clarendon Press, 1867. - 105, 113, 115,

S

Schiller, F., ''Die Bürgschaİt". - 179. Schmidt, O., Darwinismus und Socialdemocratie. Ein Vortrag gehalten bei der 51. Versammlung

1"16, rt7, 118, 119, r20, 121. Thomson' W. und Tait P. G., İIand-

buch der theoretischen Physik. Autorisirte deutsche Uberset-

deutschen Naturforscher und

zung. Band I, Theil II. Braunsc-

Arzte in Cassel. Bonn, 1878. - 28.

hweig. L874.

ren neuen Endeckungen

deutsche

Ausgabe. Hrsg. durch Dr. H. Schellen. Braunschweig, George

Westermann, 1872. - 43, 47, 49, 220,299,301,302,314. Spinoza, 8., Ethica ordine geometri' co demonstrata et in quinque Partes üstincta. Ilk baskrsı |677'de Amsterdam'da

.

- 22I,253.

Starcke, C. N., Ludwig Feuerbach. Stuttgart, Ferd. Enke, 1885. 2t9. Suter, Heinrich, Geschichte der ma'

tematischen

V

Wissenschaften

Virchow, Rudolf, Die Freiheit der

XVII, bis gegen das Ende des XWII. Jahrhunderts. Znnch, t_01, 102, 103, 104.

1875.

-

100'

T Tait, P. G., "Force". Evening lecture at the Glasgow meeting of the British Association, Sept. 8. In Nature, September 21-, 1876 (Vol. XrV. No. 360). - 111, 112. Thomson, Thomas, An Outline of the Sciences of Heat and Electricity. 2nd edition, remodelled and much enlarged. London. H. Balliöre, 1840. - 126' I29' 130,227, 315, 316.

Thomson, William and Tait, Peter

address,

(Vol. XI[, No. 327). - 330.

Zweiter Teil: Vom Anfange des

orell Füssli und Co.,

324.

delivered at the forty-fourth annual meeting of the British Association for the Advancement of Science at Belfast. In Nafure, August 20. 1874 (vol. X, No. 251). 22t. Tyndall, John, "On Germs. On the Optical Deportment of the Atmosphere in Reference to the Phenomena of Putrefaction and Infection". 13 Ocak'ta, Royal Society'de Prof. TVndall tarafrndan okunan bildirinin özeti. In Naüure, January 27, 1876 (Vol. XI[, No. 326) and February 3, 1876

über ihren Bau, ihre Strahlungen, ihre Stellung im Weltall und ihre Verhiiltnis zu den übrigen Himmels-

körpern Autorisierte

-

fyndall, John, Inaugural

Secchi, A., Die Sonne. Die wichtige-

Wissenschaft im modernen Staat. Rede gehalten in der dritten allgemeinen Sitzung der 50. Versammlung deutscher Naturforscher und Arzte zı München am 22. September 1877. Berlin, Wiegandt, Hempel und Parey (Paul Parey), 1877. - 28,54. Virchov, Rudolf' Die Ce}Iulaıpatholoğe in ihrer Begrİimdung auf physioloğsche und patho[oğsche Gewebelehre. 4. Auflage. Berlin, Hirschwald, 1871. - 71,224.

w Wagırer,

Moiz, NaturwissenschaİI-

liche Streitfragen, I: "Justus

406

v.


Liebigs Ansichten über den Le_ bensursprung und die Descendenztheorie". In Beilage nr All-

gemeinem Zeitung. Augsburg. J. G. Cotta'sche Buchhandlung,

1874.

Nr.

279,

6. Oktober,

s.

4333-4335; Nr. 280, 7. Oktober, s.

435t-4352; Nr. 281,8. Oktober, s. 4370-4372. - 323, 324, 325, 326,

ts27,328,329.

Wallace, Alfred Russel, On Miracles

and Modern Spiritualism. Three essays. London, James Burns,

-

62,63,64,65, 66, 67, 68, 69,71,73. 1875.

Whewell, William, History of the Inductive Sciences, from the Earliest tn the Present ?Imes. B vols. London, 1837. - 248.

Whewell, William, The Philosophy ofthe Inductive Sciences, Found-

ed Upon Their History. 2

vols,

London, John W. Parker, 1840. 248.

-

Wiedemann, Gustav, Die Lehıe vom Galvanismus und Elektromagnetismus. 2. Auflage. Braunschweig, Friedrich Vieweg und

Sohn, 1872, 1873, 1874. Bd. I,

"Die Lehre vom Galvanismus". Bd. II, Die Lehre von den Wir-

407

kungen des galvanischen Stromes in die Ferne", Abt. 1, "Elek-

trodynamik, Elektromagnetis-

mus und Diamagnetismus". Bd.

il, Abt. 2. "Induktion und Schlusskaptiel". - 127-188, 289,

318.

Wolf, Rudolf, Geschichte der Astronomie. München, oldenbourg, 1877.

-

210, 303.

F. Theoria generationis. Halae, 1759. - 41.

Woltr, C.

Wundt, Wilhelm Lehrbuch deı Physiohoğe des Menschen. 3. Völlig ungearbeitete Auflage, Erlangen, Ferdinand Enke, 1828. 330. II.

GAZETE VE DERGILER

Acta Eruditorium (Leipzig) - 101. Allgemeine Zeitung (Augsburg) 323.

-

Annalen der Physik und Chemie (Leipzig)

-

151.

The Echo(Loıdon)

-

67.

Nature, A. Weekly lllustrated Jour-

nal of Science (London) - 112, r27 ,262,274, 329. The Spiritualist Newspaper (Loıdon)

-

Vorwörts

68.

-

52,274.


KONU DİzINl

A

Benzeşim

Aile -I94-L95. Aksiyomlar, matematiksel 290-29r.

328.

-

280,

Alet - 45, 124, 187, 192, 337. Almanlar - 31, 32, 210, 252. Almanya - 32, 53, 56, 216-219, 232, 253. ALmanya'da Köy]ii Savaş _ 32.

Amfibiya-249,332.

Amip-

328,330-332. - 41' 250.

Anıphioxus

290-296, 306'

Beyin - 45, LgI, 192, 194,217-2L9, 228,272,276. Biçim_bkz: İçerik ve Biçim

BiLğ' bilme _ 28, 54,2t6' 245-247' 254-264.

Bilim - 31, 33, 46, 47,48,53,54,55, 56, 59, 60, 80, 169, r75, t94, 239.

Aynca bkz: Bilim]erin sınıİLandı-

Amaç_ 46'|94-|99,228. Aynca bkz: Erekbilim.

_ 57' 79'

nLması. Bİlim]erin sınıİlandınlması _

27

-28'

8l-82,270-279. Bilimsel terminoloji - 92-96, 133r35,227-229,235-237.

Anlayış _ 226,234,243 Antropoloji - 205.

Biknç _ 32-35, 45, 46, 48,50, 190, 2t5,229,837. Bi]mesin]eıcilik (eleştirisi) - bkz: BilCl

Aritmetik _ 280-284, 29ı.

Bircilik - 228,275.

Anatnmi - 35, 40, 204, 215-216, 2t7,242. Araplar - 31, 32, 34, 2Il-2L3. Archaeopteryx- 4I,233. Ascidia - 248, 834. Asimtotlar - 287 -288.

Asya - 2II,334. Ateş _ |24' l25, |93-194,245-246.

Atom

-

Atomcu

Avnıpa

Birey - 224, 232-233, 290-292, 332. BireyseL, öze] ve ewense] _ 226, 246-248,255-257.

56, 76, 77,79,80, 81, 82,

Bıızm (niceliksel) - 283-286. Bitkibilim - 35, 41, 204-205, 239-

9, 293-295, 3t2, 320.

Bitki

t28, t57, 209, 226, 267, 274-276,

27 8-27

1848-49 Dewimi - 56, 216, 232. 7864 Danimaıka savaşı - 109.

- 58,226,320. _

195-198, 2o4'

2l0

B Bağntılar _ 290-292

Baktei-323,326.

242.

ve hayvan tür]erinin değşebi-

lirliğ_39' 4o. Bitkiler -38, 41, 44, 45, 23r-232.

192-195,

Biyogenetik yasa

- 4l-42, L93,226,

- 27,35,

36, 40, 4I, 57, 80,

242-244.

Biyoloji

98, r92, 216-22L, 226, 231-234,

Basit ve bileşik _ 234. B elirlenim cilik - 238 -2 42.

24t-244, 259-262, 275, 277, 296, 332.

408


Biyolojide türler _35-36, 40-4l, 224,

276. Deney - 84, t72-I76,204,245,248,

234-236, 238-242, 322-323, 333.

Budizm-244.

25t. Deneyim

Buhar makinası -45, 110-111, 125_ 126, t37,151, 169, 183,197,250252,338.

B ulgu

-

L24-I25, 209-212.

Buluşlar (tıç büyiü buluş) 218.

-

-

62, 248, 251-252, 275-

9, 290-292, 295-296, Bt4. Aynca bkz: Deney, görgücülük. Denge - 49,77,268-211. 27

Dewim

- bkz: 1848-49 Devrimi, Sosyalist dewim.

215-

- 38, 43, 47,50,86,96,97, 221, 260-261, 265, 300-302, 310.

Devlet- 53,194.

doğum.

DiI

Bulutsu

Bu]utsu vaİsaJnml

_

Diferansiyel ve entegral hesap 28r-282,288-296.

bkz:. Ewen-

Buna]ım]ar _ 46' 198-200, 335-336. Buğuvazi _ 31-33, |98, 213-2t4,

-

yanlık, Tektann]ı dinleıde Enğzisyon, Protestanlık, Reformasyon, TinselcilikDiimsellik - 228, 308-309.

73' 280' 28|-282,286-

- 27, 34, 42, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 6t, 62, 72, 74-75, U, 99, t!2, r25, t65, 166, 223,224, 230, 23t-233, 243, 244, 248-249, 268, 265-267, 270-273, 279, 280,

Diyalektik

287,290-296. Büyük sanayi _ 32, 56.

C

28t-282, 289-291, 298, 3t7 -3r8,

Cebir - 34, 286-287, 29I. Ceratodus - 41.

32r-323. Doğa _ 34-45' 82-83, |94-198, 2l7220, 23t-232, 24t-244, 25t-254, 257-260,290-291. Doğa yasalan _ 54, 7 4-7 5' 244-248. Doğacılık _ 72' 126' 25l-254. Doğabilim _ 27, 3|-42, 47' 48' 54, 55, 56, 57,58, 59, 60, 61,72, 8L86, 91-94, 99, 126,133, 179-180, 203-230, 23t-234, 25t-254, 262263, 265-269, 28t-290, 298, 32L323. Doğal felsefe _ 32, 37 , 53,59, 60' 63, I28, 2t3, 227, 295-296, 299. Doğal seçme _ 63' 72' 277 .

Coğrafya- 4I

Compsognathus - 233.

Ç Çekim _ 28, 43' 47' 85-90' 96' 218-

2I9, 260-26I, 266, 269-27 0, 3t8. Çekim ve itim _ 28' 36' 47-48' 8398, 135, 231, 266-270,307-308, 310-312, 316-318.

Çelişki -27 ' 38-39, 85-86, 154, 166, 182-183, 223,295,298.

Çin_2|2.

Doğu

D

Daruincilik 277-278.

- 2I7-2I8,

45,189-191.

Aynca bkz: Kato]iHik, Hıisti-

232, 335-336.

2r2.

34,

Dilbilimsel - 238. Din - 33, 194,2t4-215,223, 313.

Büttin_bkz: Parça ve büttin. Büyİik coğrafi keşİfler _ 204,2L1-

BüyiiHiik

-

-

ve

efi_287-289.

Dönme * 38, 86' lI5-l2]-,297-299,

24I-242,

303.

Durgun-bkz: Hareket.

Duyuın-2I7-2l8.

Aynca bkz: Uyarlanma, Kalıtım,

Ayncabkz: Uyan. Duyu organlan - 190, 254-256, 262-

DoğaJ seçme, Varo]ma savaşIml. Değşme _ 75-77,233-236' 27o' 274-

409


264,3t3-314.

Düğiim nokta]an (niceliksel değişmenin niteliksel değşmeye dö_

nüşüüğti yer) - 78' 319-320. Dİimya görüşii - 58, 218-2|9. Diimyalann çoHuğu_ 50. Diişiinme, düşİince _ 37, 48, 51, 54,

55, 56, 72, 74-75, 8I,85, 99_100,

lo5' 1I2' lL4' |28,130-131,

152165,182-183, 190, 192-197,

r54, 2r8-2L9, 223-234, 243-248, 252-

255, 259-264, 296.

2tr,

278-279, 289_

E Ekonomi politİk El

_ 28, 53,60,

199, 337-338. - 45, 46, 181-191, 193-194.

Elektrik

-

114,

28, 39-40, 43-44, 48, 77,

88-89, 90-91, 95, I22-r23, 724, 127-185, 2t7, 23t, 233-234, 252_ 254, 258-259, 268-272, 277 -279,

Enğzisyon _ 33. Entropi - }IL. Erekbilim - 36, 215-216, Z2B-Z}O, 307.

Esİr - 39, 82,83, t23-L24, 133_135, 265-266, 267, 294-295, 312_313, 320.

Eski

yeni - 35-40, 152-t84, 174235,319-320.

ve

777 ,

Eski Yunan- 58-59. Eski Yunan Felsefesi

- 32, 96, 4T42, 55, 58, 203-2t0, 2r8_2r9, 243. Et diyeti - 192-193. Etki ve tepki - 9I-95. Evıen _ 259-260, 268-269, 27 6. Ewendoğıını - 37-38, 40-41, 59, 8586, 2t5-216, 265_266, 299. Ewense] _bkz: BireyseL, öze] ve evrensel, Ewim, teorisi - 40-42, 217-219, 223-227, 23L-232, 234_235, 249250, 333-334.

F

306-307, 314-318.

Elektro-kimya 318.

Elektroliz

-

-

156-157, t82, tBA,

154-163.

Elementler (kimyasal) -.79, 2O4, 26t,276. Element\erin peryoük sistemi _ 7 9. Elzanaatı iiİetimi -32, 203. Embriyoloji 240-243.

-

39-41, 214-2t9, 225,

Emeğin bölijnüşü_ 32-33, 39-,$.

Emek -28, 45-46, LLA, 250-253,337-338.

218,270.

119, 120, t27-L85, 215-

Aynca bkz: Eneğinin sal<ınımı ve döniiştiınü yasası, Kinetİk eneği, PotansiyeL eneği.

Enerjinin sakınımı ve dönüşümii yasas

özdeşIik

Felsefe - 32-38, 48, 52-6I, 82-84, 126, 131-133, 213-214, 215-219,

222-230, 229-230, 251-252, 262_ 3t3. Aynca bkz: Eski Yunan felsefesi, 16. yüzyıI lta|yan fe]sefesi, 77' 263, 266-27 0, 27 5-27 7,

yİ:zyıl Inğkz fe]sefesi, Klasik A]man felsefesi, Doğa felsefesi'

Fizik

186-200,

Aynca bkz: Emeğn böItimiişii. Eneği _ 28, 56, 75,86_94, 98, 105,

tll-Lt2,

Fark]ıLık _ bkz:

-

28, 56,83-93, 180-192, 138, 151-166, 170-t75, 183-185, 216-217, 240-24I, 243-248, 260262,305,309-311, 320.

410

- 28, 35, 37-40, 48-44, 55-57, 61, 76-78, 81-83, 90, 98,122_t24, 203, 2r5-2r8, 230, 259-262, 267,

27I-279, 29t-293, 296, 308, 318, 320.

Fizyoloji - 35, 40, 42,204-205,2I5.216, 2r7-219, 223-224, 235, 278_

2t9,309,321, 337-338.

Fransa

-

Frenoloji

32, 294-295, 316.

-

63-66.

G Galvanizm

-

89, t27, t28,

lg1, lg7-


138, 185.

Gaz]ar

-

bkzl. Gaz]arın kinetik teo-

risi. Gazlann kinetik teorisi 311-313.

Gel-ğt sürtünmesi tt'-rzr,302-303.

_

-

266-267,

28, 38, 59,

Gelişme _ 290-29l.

Geometri - 34, 228-230, 238-242, 244,250-25t. Gerçek _ 5I.

Hegelcilik - 56, 59-60, 93-94.

Hıristiyanlık _

|97

Hipnoz

-

62-65.

Hipnotizma - 62. Homolog diziler - bkz: Karbon. Hücre _ 28' 40-4I, 42, 44-45' 2o4-

205, 2r4-2t5, 2r7, 223-224, 226, 23t-232, 234-235, 29L-295, 322323,328-334.

Gerçedik _ bkz: olabi]irlik ve gerçekLik.

Gerekirlik ve raslantı

-

28, 40, 48,

.

Hiç - 242' 283-286.

I

Aynca bkz: Özgtjıhtit< ve gerekirıik. Geıileme _ bkz: İler]eme ve gerile-

Isı -28, 39-40' 43-44' 48-51, 56, 6061, 76, 77, 88-91, 95-98, 109-112, tt9-I26, I32-t37, I7I, 2t5-217, 245-246, 249-253, 265-266, 268273, 276-278, 294-295, 304-307,

Giikbilim

Isı maddesi _ 60' 126, I32,

303, 326.

me.

-

28, 34-38, 41, 49, 85-88, 203-2tr, 214-216, 259-262, 27t-

272,295,297-303. Göreli]ik - 249,262. GİirgüciiJük _ 54-55' 70-73, I28, 131, 134, 138-139, t53,227,25t,

257-260,276,3t4.

-

I

35, 266-267, 297 -299.

Içerik ve biçim - 288-291, 330-333. Içetkileşim _ bkz: KarşıLıHı etki. İdea]izm _ 60,74-75, t94,2|6,2|8-

H Hareket-28,39,41,48,

49, 50, 81-

87, 88-92, 2t5-2I8, 25t-254, 256259, 260-26t, 265-279, 298, 305-

311.

Hareket, niceliği (devinim anlamın_

da) (Bewegııngsgrösse) - 99_112. Hareket, miktan (hareketin ya da eneıjinin toplam miktan anla-

31 1-312.

99-114'

şı olarak)

-

27 2-27 4.

idealist anlayr_

I94' 229-230.

İ]er]eme ve geriheme _334. nişki _ 27, 55-60, 74, 82-83' 84-85,

195, 2L9-220, 272-273, 278-279,

114, 183, 267 -268, 310-311.

-

2r9, 222-224, 264, İdeoloj i (gerçekliğiı

288-289.

mrnda) (Bewegungsmenge) - 4O, 75, 82-83,86, 91, 103-104, 106-

Hareketin ölçüsü

225,

250-25r,305. Isının mekanik teorisi - 56,6L' 2l5216,261,297. Işık _ 40' 48' 93-95' |23, L26' |30, I33, 25L-253, 27L-272, 279, 294295,298-302,313-314.

GörgücüLii,]< (Inglltere'de) - 62-63. Gijrünüş _bkz: oz ve göriimüş.

Grauitasyon

309-311, 313, 318, 337-338.

1-23,

Hayvan - 44-47, 124, 186-196, 215217 , 24I, 243-244,331-334. H ayvanbilim - 35, 41, 203-205, 242. 411

Inürgeme (hareketin yüksek biğm_ lerini alçak biğmlere) _ 274-275. İngilteıe - 32,2Lo-2|l.

- 28, 45-47 ,186-199, 215-216, 242-244,335-338. Irlanda - 198. Iskandinaıya _ 210-2IL. İnsan

Ispanya-32,210.

Iş _ 28,91, 98, 11ı-114, 334_335.


96-98,

Italya- 31-33,204.

İti - 35-37'

95-97, 220-22l' 298,

318.

Aynca bkz: Sİirtİimme.

Itme-bkz: Çekme

334.

-

187-189, 27g,2go, 2g2,

Kan dolaşımı_ 33, 205. Kapital, Karl Marx (genel niteleme)

-

60.

Kapitakst iiretim biçimi

335, 337-338. Karbon - 78-80, 323-329.

-

198-199'

Karşılaştırma - 282. KarşılıHı etki, İçtkileşim - 82-88, 163-168, 180-185, 194-195, 236, 253-255, 265-26f , 276, 277, 334337.

Karşıtlaı _ 27, 84,223-224,232'

Kinetİk eneği - 119-121, 304. Aynca bkz: Vis viva. Klasik Alman felsefesi - 55-60. Komtjmizm (toplumsal-iküsadi oluşumu) _ 46-47.

Aynca bkz: Sosyalizm. Konuşma_bkz; Dil. KöyLüliik _ 32' 2|3.

KuşkucuJuk- 153. Kutupsallık, kutuplaşma

Aynca bkz: KarşıtLann birliğ ve savaşım1 yasası, KutupsalJık, Sınıflar, Emek.

Karşıtlann birLiğ ve savaşun1 yasası _ 27, 72, 74,95-97' 165-166' Kategoriler 254.

-

1

10-1

1

1.

223-224, 232, 252-

Aynca bkz: Soyutlama, Nedensel]ik, Içerik ve biçim, oz ve görünüş, Tarihsel ve mantıksal, Madde, Hareket, Gerekirlik ve İaslan' tı, olabi]irlik ve gerçeHik, Nitelik ve nicelik, Uzay, zaman. Katolidik- 33,39,213. Kavram- 100,249. Kendiliğinden doğuş (generatöv aequivoca) -322,323. Kendİade-şey (Kant'ta)

264.

KesiHi]ik _ siHilik. Kimya

-

bkz

-

57, 262-

Sürek]ilik ve ke-

28, 35, 39-40, 42-45, 48,

55-57, 60-61, 75-80, 81-83, 88-93,

-

89' 170'

223-224, 23t-232, 238, 248. Aynca bkz: Manyetik kutuplar. Kuvvet - 28, 39, 49, 83-98, 132-134, r68-t7 2, 182-185, 305-309.

Ktiba-I99.

K{itle - 76-78, 81-83, 90, 110, 119, t22-125, 135, 278-278, 29r-295,

3rt-3t2,320.

252-254,313-316.

199-200, 23r-242. Karf,ezyen - 100-102,

127-128,

331.

ve itme.

K Ka]ıtım

rtt-tr2, 123,

180-185,215, 224, 273-275, 292296, 307, 316, 318-320, 323, 328-

L Lamaıkçılık_ 229,326. Liberalizm-232. M Macaristan-210. Madde - 40, 47-5I, 81-86, 92-95, r97, 252, 257-259, 266, 269-270, 27

5, 276-277,

277

-278, 297 -298,

309-312, 319-320.

Maililenin bölünebilirliğ, bkz: SüreHilik ve kesiHilik.

Maddenin doğada dolaşımı - 40-42' 50, 89, 90, 124, 126, 130, 135, r85,258-259,309-310. Maddesellik - bkz:. Materyalizm. Manyetizm - 40-41,43, 48, 89, 91, t24, t26, 130, 135, r85, 21,6, 231, 233,253,269-270,307. MaLtusçuluk_ 333-336.

Manüfaktfu_82. Mantık _ 55-57' 222-224,23o,243244,249,263, 363.

412


o

- 28, 72,203, 2I4, 215, 223-224,236,280-296.

Matematik

- 32, 37, 57, 58, 60, 64, 204-210, 216-279, 220, 222,

Materyalizm

224-227 , 27 3-27

Mekanik

-

7

, 290

Oksijen - 61, 128. o]abiLir]ik ve gerçek}ik 328-329.

.

27, 28, 34, 76-77, 8l-83,

Onıurga1ılar

87-88, 90, 95, 98-114, r22-t24, 203-205, ztt, 2L4, 216-217, 223,

336.

291-292, 294-295, 296, 304, 307

48-50, 79,

248-250, 331,

76. yüz1ıL lta|yan felsefesi 2r3.

259, 260, 269, 272, 273-27 5, 290,

_

33,

17. yİizyıl İnğLiz fe]sefesi _ 58' 18. yiizyıl Fransız aydınlanmacıla-

.

- 40, 43, 48,76, 81, 110-113, 122-L26, L40-t43,

Mekanik hareket

_ 45'

-

n-224.

252, 253, 269, 270, 27 1, 278-279,

Optik

-

35.

organik doğa

304, 307-308.

Mekanizma - 87, 88, 2L5-216,228, 24t,255,270,273-279.

-

4o-4I' 44-45' 232-

236, 24t-242, 27t-272, 278-279,

308, 332.

Metabolizma- 328-329.

Organizma - 39-42, 216-217, 232236, 272-27 4, 307-309, 32t-324,

242, 255, 289-291, 305, 3 18-320. Meteoroloji - 204, 260-261, 27 4.

organizmalann sınıflandırılması

Metafizik - 27, 35-42, 57-60,72-74, 85, 165, 223, 230, 230-234, 24t-

Mıknatıs kutuplan _ 85' 237 3|7 '

Mısır-203.

328-331, 333. 39-42.

otobuı]uk_ t93.

.

ö

Mineralbilim- 35,215. Molekül

-

28, 76, 77' 8|-82, Lzo,

o\çti_bua: Düğüm noktaJan, Hareketin ölçüsii. '. oiüm (üyalektik materyalist yoru-

r23, 268, 272-273, 276, 278, 279, 289, 291-292, 294, 305, 312, Bl4-

315, 318, 320.

Monarşi _3|' 2|3. Moner

-

mu)

Mtiılkiyet_ 199-200.

Doğal seçme, Varo]ma savaşlml. görİimüş _ 223-224' 234' 262. 263,265-267. ozdeşlik - 223-224, 234-236' 289' ..

94, 223, 228, 236,

296,332.

238-242, 25r-254, 265, 276-278,

Özet - bkz: BireyseL' Öze] ve Ewensel.

318.

Özgiiİhtik ve gerekiıLik _ 194-198. ozüm]eme ve yıkıcı metaboLizma _

Negatif-bkz: Pozitif ve negatif. Nicelik -bkz: Nitelik ve nicelik.

Niceliğn niteliğe döniişümü yasası

-

bkz:.

27, 74-80, 233, 255, 275-276,

282-283,311, 320.

Nitelik ve nicelik 320.

-

321-323.

oz ve

N

-

-

Aynca bkz: Uyarlanma, Kalıtım,

44, 323, 328, 329.

Nedensellik

-

Metabolizma.

P

48, 75-79, 309-

Aynca bkz: Niceliğn niteLiğe, niteLiğn niceliğe dönİişme yasası.

Paleontoloji - 35, 4O-4L, 205,214216,225,242-243. Parça ve biitün _ 58. Pisagorcu

-

206-208.

Politika' politik ilişkiler' politik sis413


temler - 194. Polonya - 204-210. Potansiye| eneği _

tr9-t22,304. Pozitif ve negatif

Soyutlama 77 ,

-

237,243,266.

109, 110-111'

92, 232, 232,

Pratİk insanın pıatik faaLiyeti

-

34-

35, 55-56, 125-126, 203-205, zt0-

ztt,250-253.

Proletarya - 3 1-32, 198, 2 13. Protein - 44, 45,218-2L9,231,246247 ,279, 322-323, 325-332. Protnstaıı]ık _ 32-33, 2L3-214. PıotopLazma _ 4l' 44, 195' 218,

296.

deki rolü) _ 203.

Süreç

Bas]antı _ bkz:. Gerekir]ik ve Raslantı. 3

1-34,

2

13.

Rönesaıs (dönem) - 31-34, 2I3-2l5.

s Sanat- 31-33, 188, I94,213.

_

bkz:. Almanya'da Köylü Savaşı, 1864 Danimarka savaşı. Sayı _ 2o7-2o8,278' 280-286,29l.

Savaş1ar

Seçmecilik_ 57. Sentez-bkz'. Analiz ve sentez.

Serbesü ticaret

-

6o.

Sıçıamalaı (ıiteliksel) - 295.

Sıfiı_284-286. SınıfSavaşımı _ 198' 335-336.

l22' 125,

StireHilik ve kesintililik 312,319-320.

155-168, 267 , 275,

Sürtiinme _ 107-108, l20, I22,245246,27t,304, 31 8. Aynca bkz: Ateş' GeL-ğt sürttinmesi.

Tahkl ve sentez -244,249-252.

Tannbilim 240.

-

34, 36-37, 152-L53,

Tanntanımaz]ık - 22t. Taih * 31, 34-40, 46,75,80, l-24126, 2r2, 218, 223, 225, 230, 232, 243-245, 252-253, 259-261, 290291, 336.

Tarihçifik_ 55. Tarihsel ve mantıksa|

-

184-198,

-

322-323,

243-244. Tasarlama - 58. Tayf analizi - 38, 43, 254, 301. Tekhİcreli (Protista) - 42, 44, 322325, 330-332.

Tekhİcreli (Infusoria) 330, 332, 337.

Tekhİcreli organizmalar

-

40-43,

322-323, 330-332, 337-338.

Aynca bkz: Amipler' Tekhücre]iler.

192.

Simya-35,204. Sinirsistemi- 45, 196, 250,336. Somuf -bkz: Soyutlama

Tektannlı din]erde tann _ 36, 39,

254-26t,282, 288-296. Sosyalist dewim - 46-47, L98, 232-

Terapi-2I5.

-

Sonsuzluk

49, 64, 85, 220-221, 226.

- 54-57, 72-73, 125-126, 227, 266-267.

Teori

28, 50, 83,223-224,

Termodinamik - 250, 337-338.

Aynca bkz: Isının mekanik teori-

283, 336.

-

53, 63,223. Aynca bkz: Komiuizm.

Sosyalizm

si.

Teşhis_2I5.

Soyluluk- 31,213.

Ticaret

414

L

55-57'

Süreduıum _ 28,308.

Sınıflar _ 198-200.

Silahlar-

-

181-184.

T

R

Rekabet- 46.

171, 191, 224, 243-244,

Sulama (Doğu ülkelerinin tarüin-

226-227,279.

Reformasyon -

-

250-25t, 257-258, 278, 286, 292-

- 32,2ll.


Tinselcilik-

62-83.

Topaklanma duıumu 90, 253, 311.

_ 31,

Toplunı

333-336.

-

75-77' 87-

190_193' 197-200'

Aynca bkz: Komünizm.

Varo]ma Savaşrm1 _28, 46' 225,333338.

VarsaSnmlar 278-279.

lI4,122,150-153.

Tligonometri - 287, 289. 'Tİmdengelim -bkz: Ttimevanm ve tümdengelim.

Tİimevanm ve tümdengeLim 63, 224, 243-244, 247 -250.

-

62-

U

Uzay

313.

-

333, 335.

ü Ü..ıetici gıiçher

Uretim 338.

-

-

Y Yadsıma _ 232,242' 285-286,322.

Aynca bkz: Yadsımanın yadsın-

mas yasafl, Yadsımanın yadsınması yasail. _

335_336.

272-273,289-296. Yapay seçme _ 277 . Yaıgı _ 234-237 '244-247. Yasa - 49-5t, 54-55, 74, 84, 94-97, 238-247, 254, 256, 260-26t, 263, 279, 333-336. Yasa (hukuk) - 194-195.

Yaşam _ 42-5l,76, 8I-82,2t3-2l5, 2t9-22t, 227-231, 234, 246,253,

270-272, 276, 278-279, 297 -309,

45-47, 194-204, 211, 334-

Üretim tarzı _ bkz Üretim Ü-topiHer _ 63. Utopİk sosyalist]er _ bkz Utopikler.

V Vaıgı

- L9I' 243-244, 247 -249. Varlığn ve düşiincenin birliğ _ 242-244. VarLık _ 58, 59, 257-259.

99-

27,74,271,242. Yansıma _ 60' 194, 223' 23l' 236'

50, 70-80, 83-84, 23I-232,

Ücret_ 338.

59, 253-254, 263,

Vis viva (kinetik enerji) *50,

Töz _ 243' 253.

Aus-81,194. Us- 38, 243,25I. Uyarlanma - 39, 231-232,

-

321-336. Aynca bkz: Protein.

Yazın _32,2l0. Yeni-kantçıIık _ 57 59' 94. ' Yeıbilim - 35-40, 42,2o5,2I4-2l9' 235,274. Yermerke zil görüş

açil -

259 -262.

Yöntem _ 40, 42' 59, 62' 2|5, 2Bl235,243-245,319-320. Aynca bkz: Diyalektik, Metafizik.

Z

Zaman- 50, 211, 257,259-26L,268.

415


l .l

l l

SOLYAYINI.ARI

Sorumlu Yönetmen: Muzaffer Ilhan Erdost ILIIANİLIIAN KITABEVİ

Karanfil Sokak

30/1

Kızılay Ankara

Tel: 0312 417 0008 Faks: 0312 419 4376 BASKI: KUBAN MATBAACILIK Matbaacılar Sanayi Sitesi 558 Sokak No: 20 lvedik Tel:0312 3952070

RENKAYRIMI: REPRO C Özveren Sokak 25-2 Kızılay Ankara Tel:0312 229 3741

Ankra

Engels doğanin di̇yalekti̇ği̇  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you