Page 1

DĠLLERĠN ġĠFRESĠ “Dünya Dillerine ve Türkçemize, Farklı Bir Bakış”

1


OĞUZ DÜZGÜN

Stuttgart-2010

Bana Anadilimi öğreten, ninnileriyle ve masallarıyla ruhumdaki Türkçe tohumunu sümbüllendiren Annem Bihter DÜZGÜN’e, Sonsuz Sevgilerimle… 2


3


ÖNSÖZ Dil (Lisan, Language) kısaca; “düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir dizge (sistem)” * olarak tanımlanabilir. ―Dillerin ġifresi‖ adlı bu kitapta yukarıda özetle tanımı yapılan ―Dil‖ olgusunun nasıl oluĢtuğunu, ―Âdem ve Havva Dili‖ olarak adlandırılabilecek ‗Ġlk Ġnsanlık Dili‘nin‘ mâhiyyetinin ne olduğunu açıklamaya çalıĢacağız. ‗Dillerin ġifresi‘ dillerle ilgili merak edilen pek çok konuyu sorgulayan bazı ‗denemelerden‖ oluĢan, alanında ilk sayılabilecek bir kitap. Bu eserle ne amaçlamadığımızı söyleyelim öncelikle. Sizi, bilimsel terimlerle boğuşturma gibi bir derdimiz yok. Yine Türkçe’nin güzelliklerini anlatırken diğer dilleri küçümsemek 4


gibi bir anlayışa da sahip değiliz. İnsanlarımızın anlamayacağı, ağır bir dil kullanmak gibi bir gâyemiz de asla olamaz. Doğru olan sadece biziz, bizim görüşlerimizi benimsemeyenler ise yanlış yoldadır da demiyoruz. Yazdıklarımızı bilimsel birer makale olarak da görmüyoruz. ― Bu kitabı hangi amaçla yazdınız?‖ sorusuna samimiyetle Ģöyle cevap verebiliriz: Gündelik dilin sâdeliğinde yazılmış “denemeler” yoluyla, cevabını bir türlü bulamadığınız dillerle ilgili problemlerin çözümlerine, bir adım daha yaklaşmayı umuyoruz. Dünya dilleri ve güzel dilimiz Türkçe’nin özellikleri arasında dolaşırken sizi de sorgulamalarımıza misafir etmek istiyoruz. Türk ve Dünya dilbilim çevrelerinde, dille ilgili tartışmaları alevlendirerek, donuklaşmış dilbilim çalışmalarını canlandırmak da amaçlarımız arasında. Görüşlerimize muhalif ya da mutabık olan herkesi bu tartışmanın içinde görmek istiyoruz. Sizinle birlikte gerçekleĢtireceğimiz bu ―dil‖ yolculuğu sırasında, birbirinden farklı kabul edilen dil aileleri arasında var olan ve hiçbir sınırlamayı kabul etmeyen ‗sınırsız‘ benzerlikleri de göreceğiz. ―Türkçe‘nin ġifresi‖ baĢlığıyla, sanal âlemin Türkçe‘ye duyarlı kentçiklerinden tutun da, bâzı dilbilginlerimizin kıymetli eserlerine kadar yayılmıĢ olan; artık insanlığın malı olmuĢ bazı 5


çalıĢmalarımı da bu kitapta toplamaya karar verdim. Dünya dillerinden bahseden bir kitap, elbette dünyanın en düzenli dillerinden birisi olan Türkçe‘den ve bu dilin Ģifrelerinden de bahsetmeliydi. Bu çalıĢmada Türkçe ile AngloSakson dillerini de karĢılaĢtırmaya çalıĢtım. Bu karĢılaĢtırma iĢini nesnel kıstaslar yardımıyla yapmayı denedim. Anglo-Sakson milletleri ya da bu ulusların dillerini küçümsemek, bu dillerin muhtemel güzelliklerini inkâr etmek gibi bir amacım ise asla olamazdı. Bu nedenle Almanca ya da Ġngilizce gibi dillerin öğrenilmesine de haliyle karĢı olamazdım. Anglo-Sakson dillerinin ve Türkçe‘nin birbirlerinden ayrı dil evrenleri oldukları gerçeğini her fırsatta vurgulamaya çalıĢtım. Benim vurguladığım nokta, ayrı bir evrene ait Anglo-Sakson kökenli kelimeleri ya da cümleleri, Türkçe dil evreni içersinde kullanmanın anlamsızlığıydı. Bu anlamsızlığı ortaya koymak adına Türkçe‘nin düzen yönünden bu dillerden üstün olduğu gerçeğini dile getirdim. Yoksa yabancı dillerin çeĢitli sebeplerle öğrenilmesine ya da öğretilmesine kesinlikle karĢı değilim. Anglo-Sakson kökenli dilciler de elbette kendi dillerini savunacaklardır. Onların kendi dillerini sevmelerini ve savunmalarını da saygıyla karĢılıyorum. Ġnsan merkezli hayat görüĢüm gereği hiçbir millet, din, kültür, dil ayrımı yapmadan bütün insanların, barıĢ içersinde 6


yaĢaması ise yegâne arzumdur. Ancak bu arzu, nesnel bir bakıĢ açısıyla yaptığım araĢtırmalar sonucunda Türkçemiz‘de gördüğüm güzellikleri dünya insanlarıyla paylaĢmamı engellemedi. Bu kitabın bilhassa ÖSS‘ye hazırlanan gençlerimizin ve Üniversiteler‘de (Ġlimkentler‘de) çeĢitli fakültelerde okumakta olan gençliğimizin önünde yeni ufuklar açacağına olan inancımı bir kez daha yinelemek istiyorum. Zira biz çalıĢmalarımızı yaparken Ģüpheciliğin imkânlarından yararlandık ve bize öğretilmiĢ olan dil kurallarıyla ilgili bütün bilgilere Ģüpheyle baktık. Bu bilinçli Ģüpheciliğin doğurduğu sorulara kendimizce cevaplar bulduk. Bu bakıĢ açısını benimseyen gençlerimizin gelecekte büyük geliĢmelere imza atacaklarını tahmin etmek bir kehanet olmayacaktır. Sorgulama feneri, kutsal inançlarımıza yönlendirilmemek; sadece bilimle sınırlı kalmak Ģartıyla, gerçekleri bulmamıza, bulduklarımızı daha da geliĢtirmemize katkı sağlayacaktır. ―Dillerin ġifresi‖ kitabı, Liselerde ve Ġlköğretimin çeĢitli kademelerinde okumakta olan gençlerimizin derslerine de yardımcı olacaktır. Bunu düĢünmemizi sağlayan bazı gerekçelerimiz Ģunlardır: 1- Kitabımızda yer alan Türkçe‘nin Matematikselliği, DNA ve Türkçe iliĢkisi, Türkçe‘nin Analitik Geometrisi, Kuantum Fiziği ve Türkçe, Türkçe‘nin Felsefi Boyutu gibi çalıĢmalarımız, gençlerimizin Türkçeyi

7


2-

3-

4-

5-

sevmelerini sağlayacağı gibi onların ilgili bilim ve ilim dallarına yönelmelerine de neden olacaktır. Türkçe‘nin dilbilgisi yapısıyla ilgili verdiğimiz bazı örnekler, bu dilin kurallarının daha kolay öğrenilmesini sağlayacaktır. Bu bilgilerin faydasını girecekleri sınavlarda göreceklerdir. Türkçe ile Anglo-Sakson dillerini karĢılaĢtırdığımız maddeleri okuyan bir öğrenci, verdiğimiz ipuçları sayesinde baĢta Ġngilizce olmak üzere diğer Anglo-Sakson dillerini daha kolay öğrenebilecektir. Bazı yabancı ve yapma dillerle ilgili olarak verdiğimiz bilgiler, bu dillerin en kolay Ģekilde öğrenilmesini sağlayacak ipuçlarına sahiptir. Arapça, Ermenice, Zuluca, Esperanto, Kıptice, Sümerce, Ġbranice ve hatta Kızılderilice vd. dilleri merak eden gençlerimiz için bu kitap bir yol gösterici olacaktır. Dünya dillerinin ortak bir kökenden geldiğini öğrenen gençlerimiz, dünya barıĢına katkı sağlamak adına farklı kültür ve inançtaki milletlere saygı göstereceklerdir. Aynı zamanda bu gençlerimiz, Türkçe‘nin güzelliklerini de öğrenecekler, vatanlarına, milletlerine bağlı, öz güvenlerini kazanmıĢ insanlar olarak yollarına devam edecklerdir.

Bu kitabı oluĢturan yazıları hazırlarken, birbirinden değerli bilim adamlarının eserlerinin yanında sanal âlemin sunduğu sınırsız imkânlardan da yararlandım. Faydalandığım eserlerin ve bağlantıların bir kısmı yazılarımın 8


içinde ya da sonlarında; diğer kaynaklar da kitabın son bölümünde belirtilmiĢtir. Eserlerinden, çalıĢmalarından faydalandığım bütün bilim adamlarına da teĢekkürlerimi sunmak istiyorum. Elinizdeki kitabın yazarı, ülkesinin her alanda daha ileriye gitmesini arzulamaktadır. ġahsı hakkındaki tek dileği ise okurları tarafından hayır dualarla yâd edilmektir. Kitabın birinci baskısında emeği geçen arkadaĢlarıma, tüm Yayınevi çalıĢanlarına ve kitabı okumakta olan siz değerli okuyucularıma teĢekkür ediyorum. Umarım kitaptaki muhtemel kusurlarımızı, hoĢgörü ile karĢılarsınız. Daha nice paylaĢımlarda buluĢmak ümidiyle… Oğuz Düzgün --------------------------------------------------------* Prof.Dr. Doğan AKSAN‘ın tanımı (Her Yönüyle Dil) “Âdem ve Havva Dili teorisi Oğuz Düzgün adlı bir vatandaşımızın (kimdir bilmem) geliştirdiği teoridir.” (EkĢi Sözlük) (http://sozluk. sourtimes. org/show. asp? t=Âdem+ve+havva+dili+teorisi)

9


ÂDEM VE HAVVA DĠLĠ Pek çok çalıĢmamızda bir gerçeği ifade etmeye çalıĢıyoruz. Bütün diller aslında tek bir kökenden gelmektedir, diyoruz. Çünkü bunun mantığa en uygun olan görüĢ olduğunu biliyoruz. Zira insan denilen varlık çağdaĢ bilimin de kabul ettiği gibi tek bir atadan gelmiĢse, insanla birlikte geliĢen dil de tek bir kökenden gelmiĢ olmalıdır. Bu dilin bir numunesini bebeklerin bebekçe konuĢmalarında daha bilimsel bir ifadeyle ―babıldama‖ döneminde çıkardıkları seslerde görebiliyoruz. Bilhassa ―b‖, ―m‖, ―v‖, ―g‖, ―d‖, ―a‖, ―ı‖, ―h‖, e sesleri gibi sesler bebeklerin de çıkarmakta zorlanmadığı, bizce ilk insanların da rahatlıkla kullandıkları seslerdendir. Muhtemelen ilk insan ve onun yanındakiler bu bebeksi harflerden müteĢekkil bir dili konuĢuyorlardı. Bütün harfler bunlardan ibaretti demek istemiyorum elbette. Bu dil basit bir dil gibi görünse de bütün dünya dillerini de içinde barındıran çekirdek bir dildi. Fakat Ģunu da söyleyelim yanlıĢ anlaĢılmamak için. Biz hiçbir çalıĢmamızda Ģöyle bir görüĢ öne sürmüyoruz: “Bütün dünya dilleri Türkçe’den türemiştir.” demiyoruz. Yani vaktiyle dilimizdeki Arapça, Farsça ve diğer yabancı kelimeleri içimize kolayca sindirebilmemiz için geliĢtirilmiĢ olan GüneĢ Dil Teorisinin ―bütün dünya dilleri köken olarak Türkçe‘den gelir. ‖ Ģeklinde ifade edilebilecek teoriyi savunmuyorum. Ancak onun 10


da bir gerçeği ifade ettiğini, bu gerçeğin de ―bütün dünya dillerinin ortak bir kökenden geldiği‖ gerçeği olduğunu sıklıkla ifade ediyorum. Ġlk dünya dilinin Türkçe ya da baĢka bir dil olduğunun kesin bir Ģekilde bilinebileceği görüĢüne katılmıyorum. Çünkü Türk diye anılan ulusun bir milletleĢme serüveni vardır her millette olduğu gibi. Bir topluluğun milletleĢmesi de hemen olmamaktadır. Ġlk insanın yaratıldığını düĢünelim. Muhtemelen bu insanın milliyeti sadece insanlık idi. Ġblisle Âdem‘in ilk mücadelesi de bunun bir göstergesidir. Herhalde ilk ulusun ya da boyun oluĢması için en az bin yıl geçmesi, bu ilk insanların topluluklar halinde yeni coğrafyalarda yaĢamaya baĢlamaları, hatta değiĢik inançları benimsemeleri gerekecektir. Zira bir topluluğa ulus diyebilmemiz için onun alternatifi olan toplulukların da olması gerekir. Vaktiyle Japonlar dünyayı sadece kendi adalarından ibaret biliyorlardı. Bu durumda Japonlar millet değillerdi. Fakat onlar dünya insanlarının da varlığını hissettiler, o zaman bir ―millet‖ olduklarını anladılar. Bu örneği daha belirginleĢtirelim. Ġlk insan topluluğu aynı coğrafyada yaĢıyor, aynı dili konuĢuyordu. Elbette lehçeleĢme yer yer oluĢmaya baĢlamıĢtı ama bu insanlar tek bir dil konuĢuyorlardı. Ġnançları, gelenekleri de birdi. KarĢıtları olan bir baĢka topluluk yeryüzünde yoktu. Bu nedenle bu 11


topluluğa biz ―millet‖ diyemeyiz. Bu topluluk olsa olsa ―saf bir insan topluluğu‖ idi. Ġlk ―insan topluluğu‖ ulus bile değilken onun konuĢtuğu dili ― herhangi bir milletin dili‖ olarak adlandırmamız ne kadar doğru ve tutarlı olabilir? Bugünkü anladığımız manada milliyeti olmayan bir insan topluluğu vardı o dönemde. Fakat zamanla göçler baĢladı. Bu göçler de elbette öyle geliĢi güzel olmuyordu. KuĢları ve bazı hayvanları göçe sürükleyen içgüdüsel kamçılar benzeri içsel etkiler, ilk insanı ailesinden, yurdundan, coğrafyasından koparttı. Ġlk insan, bu göçleri yapmaya zorunluydu. Çünkü büyük bir plan vardı ve bu plana göre, mesela Türkiye devletinin Ģu Anadolu topraklarında bugün var olacağı, Afrika‘da bugünkü devletsel ve toplumsal yapılanmanın oluĢacağı, Ġbranilerin nerede yerleĢmesi gerektiği, Türk milletinin nerden varlık sahnesine çıkacağı, Amerika‘nın ne zaman keĢfedileceği; bütün bunlar ve daha fazlası öngörülmüĢtü. ĠĢte dillerin oluĢması ve baĢkalaĢması da bu planın küçük bir parçasıydı. Ama etkileri çok büyük olan küçük bir parçası... Bugün yeryüzünde kullanılan yazı sistemlerinin bile Fenike gibi ortak yazı sistemlerinden türediği bilinen bir gerçektir. Hatta ilk baĢta harflerin Ģekillerinin insanların iliĢki içinde bulunduğu varlıklara benzetildiği de bilinen bir gerçektir. Göktürk yazısında ―ka‖ harfi ―ok‖ Ģeklindedir. Çünkü ―ok‖ kelimesi ―ka‖ 12


sesini ifade eder. Yine ―be‖ harfi ―ev‖ Ģeklindedir. Bildiğimiz gibi ―ev‖ kelimesinin aslı ―eb‖ kelimesidir. Göktürk alfabesinde ―eb‖ Ģimdiki ―be‖ harfine karĢılık gelir. Bu da gösterir ki eski Türkçe‘de bir kısım harflerin okunuĢları bugünkü Anglo-Sakson kökenli dillerde olduğu gibidir. Örneğin, bizim bugün ―ne‖ Ģeklinde telaffuz ettiğimiz harfi Ġngilizler ―en‖ Ģeklinde, ―re‖ Ģeklinde telaffuz ettiğimiz harfi ―er‖ Ģeklinde telaffuz ederler. ĠĢte Göktürkçe‘de de harfler baĢlarına bir ünlü getirilerek telaffuz ediliyordu. Mesela, Ġngilizce ―can‖ (ken) yardımcı fiili ―know‖ (bilmek) fiilinden gelir. Türkçe‘de de aynı görevde ve anlamda ―-e bilmek‖ fiili kullanılmaz mı? Bu ve benzeri arızi ortaklıklar ise cevherdeki, özdeki o müthiĢ kökendaĢlığın yansımasından ibarettir. ġu mağara resimlerini bir hatırlayalım. Nereye gidilirse gidilsin; ilk insanın çizdiği Ģekiller bile birbirleriyle benzerlik göstermektedir. Bu Ģekilleri ilk (ilkel) yazı olarak kabul edersek, ilk insanın yazı sisteminde, kullandığı harflerin bile aynı olduğunu açıkça görürüz. Demek ki bu insanların ortak bir atadan geldikleri ve beraberlerinde tüm ortak unsurlarını da gittikleri yerlere götürdükleri görülmektedir. Hatta bu ortaklığı ilk insanların farklı coğrafyalarda olmalarına rağmen kullandıkları aletlerde, anlattıkları efsanelerde, danslarında, müziklerinde ve daha pek çok özelliklerinde de görmekteyiz. ĠĢte dil de bu insanların 13


beraberlerinde götürdükleri ortak unsurlardan birisidir. Dillerin bu denli baĢkalaĢtığı ve birbirinden farklılaĢtığı hatta binlerce farklı dilin var olduğu günümüzde, bütün dünya dillerinin az iddialı çalıĢmalarda on iki dil ailesine kadar indirgenmesi (Merrit Ruhlen) daha cüretkâr çalıĢmalarda ise bu dil ailelerinin daha az sayılarla ifade edilmeleri gösterir ki, dünya dilleri aslında ortak bir kökenden gelmektedir. Dillerin nasıl farklılaĢtığını ve tek bir kökenden nasıl baĢkalaĢtığını açıklamak için bazı deneyler de uyguladım. Hepinizin bildiği ―kulaktan kulağa‖ diye adlandırılan o oyunu öğrencilerime oynattım. Yani onlar bir yerde bu dil olayını anlamam için birer denek olmayı gönüllü olarak kabul ettiler. Öncelikle ön sırada oturan bir öğrencinin kulağına bir kelime fısıldadım. Bu kelime kulaktan kulağa dolaĢtı ve farklı bir kelime olarak karĢıma çıktı. Örneğin ―kelebek‖ kelimesi, ―kelle paça‖ kelimesine dönüĢmüĢtü bir keresinde. Elbette bu bilinen ve de yaygın bir oyundu. Dildeki baĢkalaĢmaların anlatımı için de örnek gösterilen bir oyundu. Her denememde ilk söylenen kelimenin ya düzensiz ya da düzenli bir biçimde değiĢime uğradığını gördüm. Yaptığım incelemeler ve araĢtırmalar neticesinde bu baĢkalaĢmaların 1- Öğrencinin kiĢisel yetenekleriyle ilgili (duyma, algılama, düĢünme, hayal gücü vb…) 2. olarak da dıĢ etkilerle (gürültü, öğretmenin varlığı, akılda kalan bir Ģarkı sözü, yabancı bir dilin etkisi, savaĢlar, bir 14


ulusun hâkimiyeti altında kalmak, gece izlenmiĢ ve etkisinde kalınmıĢ bir film vb. ile) yakından ya da uzaktan alakalı olduğunu gördüm. Bu otuz kiĢilik sınıf ölçeğinde uyguladığım bu deney, bin kiĢilik bir topluluk ölçeğinde uygulandığında kelime düzeyinde daha büyük değiĢimlerin yaĢanacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Bir de bu kiĢiler kendi aralarında kelimelerin baĢkalaĢmalarına sebep oldukları gibi, onların soylarından gelen nesiller de kendi aralarında bu kelimelerin baĢkalaĢmasına öncülük edebileceklerdir. Aradan bin yıl geçtiğinde ise diller bambaĢka Ģekillere bürünebileceklerdir. Bu Ģekilde pek çok farklı dil, lehçe oluĢabilecektir. Ancak bütün bu farklılaĢmaların ve de değiĢmelerin varlığı da bize en baĢtaki o sade ve tek dilli dönemi hatırlatacaktır. Hatta günümüzde küreselleĢme çalıĢmaları, tek bir ortak dile, tek bir ortak devlete doğru gidiĢ meyli, aslında bir ―baĢlangıça dönüĢ‖ hamlesidir. Hatta küreselleĢmeye karĢı çıkan çevrelerin de aynı mahiyette ama ―kapitalizmsiz tek bir vatan, tek bir millet, tek bir dil olmalı‖ tarzındaki düĢünceleri de bu asla, ortak kökene dönüĢ arayıĢının bir göstergesidir. Bir alabalık nasıl ki, derenin akıĢ yönünün tersine yüzmek pahasına, doğduğu anavatanına, kökenine dönmek zorunda olduğunu hisseder ve o köken mevkiine döner. Bunun gibi de insanlık, aslında her Ģeyin ortak olduğu o ilk insanlık günlerinin, kendi Ģuuraltına genetiksel olarak kayıtlı 15


hülyasına doğru koĢmaktadır. Hatta Rab tarafından gönderilen dinler de getirdikleri ―inanç‖ kavramıyla bu ―tek‖ millet bilincini farkında olunmasa da binlerce yıldır canlı tutan tetikleyicilerdir. Bahsettiğimiz bu köken dilinin mahiyetini ise Ģu anda tam manasıyla bilememekteyiz. Bilim adamlarına düĢen; bu karanlık noktaları aydınlatmaya çalıĢmak olmalıdır. ĠĢte biz de çalıĢmalarımızda; dilbilimcilerimizin, dünya bilim adamlarının ilgilerini, bu karanlık noktalara çekmeye talibiz. Zira doğruları sadece biz bulalım diye bir endiĢemiz yoktur. Ancak gençlerimizi, insanımızı, bilim adamlarımızı bu alanda düĢünmeye, araĢtırmalar yapmaya zorlama gibi zor bir görevi omuzlanmıĢ bulunuyoruz. ġimdi bu sorumluk duygumuzun bir gereği olarak ilk insanlık dili ile ilgili keĢfettiğimiz bazı bulguları ya da geliĢtirdiğimiz bazı düĢünceleri sizlerle paylaĢacağız. ―Âdem ve Havva Dili Teorisi‖ diye adlandırdığımız bir görüĢümüzden bahsedeceğiz. Az önce bahsettiğim gibi bilim adamlarının çoğunluğu son zamanlarda gen bilimindeki ilerlemelerin de etkisiyle insanlığın ―ortak bir diĢi ve erkek‖ atadan geldiğini kabul etmektedirler. Bu gerçeği ise binlerce, on bilerce yıl öncesinden dinler ortaya koymuĢtur. ġaĢırtıcı bir Ģekilde pek çok gerçeği binlerce yıl öncesinden bildiren kutsal kitaplar, pek çok alanda olduğu gibi ilk 16


insanın oluĢumu konusunda da bize yol gösterici olmaktadırlar. Biz kutsal kitapların Ġlahiliğini ya da gökselliğini bu yazımızda tartıĢma konusu yapmayacağız. Onları bilimsel bir referans olarak kabul edeceğiz. Bu kutsal kitapların en eskilerinden olan Tevrat‘ta ve daha sonraları da Ġncil, Kur‘an gibi kutsal kitaplarda adı geçen Âdem ve Havva isimlerinden yola çıkacağız. Ġlk insan hakkında bu denli iddialı konuĢan en eski ve ilk insana en yakın yazılı metinlerden biri olarak gördüğümüz Tevrat‘taki bu birkaç kelimeyi inceleyeceğiz. Bu iki ismin ilk insan tarafından kullanılmıĢ sesleri içerebileceğini kabul edeceğiz öncelikle. A-D-E-M-H-A-V-V-A elbette bu yazdığımız kelime sitillleri Kur‘an‘daki seslerden oluĢmuĢtur. Bu isimlerin Ġbraniceleri de çok farklı değildir aslında. A-D-A-M- E-V-A ya da H-E-V-A Bu kelimeler isim olarak ilk insana verilebildiyse demek ki ilk insan bu kelimeleri oluĢturan sesleri çıkarabiliyordu. Bu kelimelerdeki seslere bir dikkat edelim: A= Düz, geniĢ ve kalın bir ses… D= DiĢsi, kapalı bir ses 17


E= Düz, geniĢ ve ince bir ses. M= Dudaksı, kapalı bir ses. Temel mantık olarak Âdem kelimesinde kullanılan seslerin en azından birinin erkeksi birinin de diĢil olduğunu kabul edeceğiz. D=Erkeksi bir ses M=Kadınsı bir ses D= + M= Demek ki diĢsi ses olan D sesi erkeksiliği M sesi de diĢiliği temsil ediyor. Demek ki Âdem‘de diĢilik ve erkeklik ve diğer bütün zıtlar potansiyel olarak mevcuttu. Erkekliğin en ileri düzeyinde D sesi, aileye baĢlangıç düzeyinde ise B, M sesleri gibi dudaksı sesler daha belirgindir. Burada erkekliği cinsel bir kavram olarak görmüyor, zıtlıkların en celalli kısmı olarak görüyoruz. DiĢillik için söylediklerimizde de cinselliği ifade değil negatifliği ya da Ying‘in Yang‘ını ifade etmeye çalıĢıyoruz. Hatta Kur-ân diliyle ifade edilen Âdem kelimesindeki ae zıtlığı da bu kelimede çekirdek olarak zıtlıkların cem olduğunu ispat eder. Havva kelimesine baktığımızda ise: H=Gırtlaksı, sürekli… 18


V=Dudaksı, sürekli.. Diğer ünlüleri az önce incelediğimizden Ģimdi incelemeyeceğiz. BaĢtaki h sesinin sonradan oluĢmuĢ bir ses olduğunu var saysak da değiĢen bir Ģey olmayacak. ―V‖ sesi bildiğimiz gibi Âdem kelimesindeki ―M‖ sesiyle akrabadır. Önce M sesi ya da B sesi oluĢur, daha sonra bu sesler V, F gibi seslere dönüĢürler. Bu durumda asli M sesinden türemiĢ olan V sesi Havva kelimesinde ortaya çıkmaktadır. Bu V sesi diĢil bir ses yani dudaksı bir ses olarak bizim görüĢümüzü ispat etmektedir. V sesi diĢildir ama bir o kadar da erkeksidir. Zira B sesinden türemiĢtir. Aslında diĢillik ve erillik bu noktada iç içe girmiĢtir. Bu da aslında ―insan‖ denilen varlığın ayrımının onun cinsiyetinden değil de yapıp edebildiklerinden, çalıĢmasının derecesinden, ilminden ve benzeri kesbi yönlerinden kaynaklandığını ortaya koyar. Bu da apayrı bir konu olduğu için bahsimizden hariçtir. Bu Âdem, Adam, Edım ve benzeri Ģekillerde telaffuz edilen kelime, köken olarak hangi kelimeden gelmektedir, sorusu kafayı kurcalayabilir. Eğer bu kelimenin ―–em‖ bölümü diĢiliği temsil ediyorsa ki aslında Babil dönemindeki varlıklara çift isimler verilmesi geleneğinin ta ilk insana ulaĢtığını da ispat edebilir bu. ―Ad‖ bölümü de erkeksi bölüm olabilir. Tabii ki bu Ģu an için sadece bir 19


olasılıktır. Bu yazımızın bu gibi bölümleri de bir ―deneme‖ olarak algılanmalıdır. Havva bir kadın olarak karĢısındaki erkeğe Âdem ya da Adam diyerek seslenmektedir. Bu kelimeyi telaffuz edebilmek için önce ağız geniĢçe açılır ve ―A‖ sesi çıkarılır, alt diĢe yakın olan dil ―d‖ sesiyle birlikte üst dile değer, sonuçta da kelime ―m‖ sesiyle dudaklarda biter … Kendinizi su içerken ya da bir lokmayı yerken düĢünün, Âdem, Adım, ya da Edım benzeri bir ses çıktığını fark edeceksiniz. Bu sesler açıkça yutkunma sesleridir. Havva bu sesleri çıkarmakta çok zorlanmamıĢtı herhalde. ―Âdem‖ sesini çıkarmak ―Havva‖ seslerini telaffuz etmekten daha zordur. Bu durum da ―Havva‖ anamızın dili daha iyi konuĢtuğunu göstermektedir. Belki de dillere Ana Dili denmesinin ve dillerimizi annelerimizden öğrenmemizin nedeni de onların dili daha iyi kullanmalarından kaynaklanabilir. Bu düĢüncemizi kanıtlayacak bilisel araĢtırmalar da var. Kadın Psikiyatrist Luan Brizendine, ''The Female Mind'' (Kadın Zihni) adlı bir kitap yazmıĢ. Yazar kitabında kadınların ―dil zekâlarının‖ erkeklerden daha üstün olduğunu bilisel kanıtlarla ispatlıyor. Bu durum da bayanların erkeklerden daha çok konuĢmalarının ardında sırrı ortaya koyuyor. Bu durum kalıtsal, genklerden gelen bir durum. Kadınlar Hz.Havva‘dan aldıkları özelliği muhafaza ediyorlar. Erkek yani Âdemse eve yiyecek 20


getirmek için dolaĢmak, çalıĢmak, avlamak zorunda olduğundan daha kolay ve hızlı telaffuz edilebecek seslerle eĢine hitap etmiĢ olabilir. Âdem ve Havva elbette gündelik hayatta yemek yiyorlar, su da içiyorlardı. Aslında Havva‘nın bu yutkunması; onun Âdem‘e yemek gibi, su gibi ihtiyacı olduğunu, Âdemsiz gayet güçsüz, zayıf olacağını ortaya koyar. Sondaki m sesi de tüm dudaksı seslerde olduğu gibi ―sevgiyi‖ de ifade eder. Âdem ise eĢine Havva diye seslenerek nefes alıp verirken çıkarılan tabii sesin bir taklidini ortaya koyar gibidir. Demek ki Âdem de eĢine havaya, nefese ihtiyaç duyduğu gibi muhtaç olduğunu ifade ediyor. V sesi de dudaksı bir ses olarak onun eĢine olan sevgisini ortaya koyar. Demek ki bu örneklerdeki ve benzeri sesleri çıkarabilme kabiliyeti insanoğluna yaratılıĢtan verilmiĢtir. Kedilere ―miyav‖, köpeklere ―hav‖, koyunlara ―me‖ detirten, onların bazı sesleri çıkarmalarını sağlayan çevresel faktörlerden çok öte içgüdü denilen ve mahiyeti bilimce bir türlü açıklanamayan etkiler vardır. ĠĢte bu sevk-i tabii ya da sevk-i ilahi diye adlandırılan etkiler sayesindedir ki ilk insan en az 9, 10 sesi çıkarabiliyordu, bebeklerde olduğu gibi. Ġlk dil de zaten onun çıkardığı bu ilk seslerin çeĢitli Ģekillerde kombinasyonundan oluĢuyordu. Bu ilk dille bir kere Ad sesini erkek, güçlü varlık için kullanan Havva daha sonra tüm güçlü ve erkeksi varlıklar için de Ad sesinden türeyen kelimeler 21


oluĢturacaktı. Havva‘nın çocukları da onun öğrettiği bu dil sayesinde birbirleriyle anlaĢabileceklerdi. ġimdi Ģu andaki dünya dillerinden bizi bu Âdem ve Havva-Eva kelimelerine götürecek örneklere bakalım. Öncelikle büyüklüğün, güçlülüğün en üst makamında bulunan Ġlah kavramını karĢılamak için dünya dillerinde kullanılan kelimelere bir bakalım: Go(d)=Ġngilizce (T)engri=Türkçe (D)ei=Latince Hu(d)a=Farsça Eha(d) Ka(d)ir Same(d) (T)eala=Arapça (D)ingir=Sümerce A(d)on=Ġbranice Ġlah kelimesini karĢılamak için çeĢitli dillerde kullanılan bu kelimelerdeki bilhassa ―d, t‖ diĢsi seslerindeki benzerlik, bu kelimelerin Âdem kelimesindeki ―d‖ diĢsi sesini içermeleri bir tesadüf olmasa gerek. Erkeksilikleri ile daha belirgin olan kelimelere bir bakalım: 22


Dady=Ġngilizce (Baba) Dede=Türkçe (Baba, Büyük Baba) Father=Ġngilizce (Baba) Peder=Farsça (Baba) Brother=Ġngilizce (Erkek KardeĢ) Ata=Türkçe (Baba, dede) Ced=Arapça (Dede) Birader=Farsça (Erkek KardeĢ) Zad= Farsça (Oğlan çocuk ) Bu ve benzeri kelimelerdeki ―d, t‖ diĢsi seslerinin benzerliği de bu ―d‖ sesinin erkeksiliğini bize hatırlatan müstesna ortak dil kalıntılarından bazılarıdır. Hatta Türkçemizdeki Dağ, Deniz, TaĢ gibi celalli varlıklara verilen isimler de ortak bir dil mantığının izlerini taĢır gibi gözükmektedir. Dünya dillerinde dudaksı sesler de genel itibariyle diĢiliği ifade eden sesler gibi gözükmektedir. Ġlk ortak dilde bu Eva kelimesinden mülhem olarak diĢil varlıkları ifade etmek için ―M, V‖ benzeri dudaksı seslerin kullanıldığı bilinmektedir. Belki de bebeğin ―emme‖ eyleminin bir nevi taklidi yoluyla çıkarılan; ―annemsi‖ ve ―kadınsı‖ kavramları ifade etmek için kullanılan ―m‖ sesine dünya dillerinde belirttiğimiz ölçüler ıĢığında sıklıkla rastlamaktayız. Ümm=Anne (Arapça) 23


Mam=Anne (Ġngilizce) Mother=Anne (Ġngilizce) Mader=Anne (Farsça) Aba=Anne, Abla (Türkçe) Bibi= Hala (Türkçe) Umay=Tanrıça (Türkçe) Women=Kadın (Ġngilizce) Meme=Meme (pek çok dilde) Em-=Emme fiili. Türkçe‘de ve diğer dillerde kadınlarla ilgili olarak kullanılan pek çok kelimede bu dudaksı seslere bilhassa da ―m‖ sesine rastlarız. Yum:Tibet dilinde diĢiliğin sembolü Âdem kelimesinin sonundaki ―m‖ sesi gibi dudaksı bazı seslerin erkekler için de hususileĢtiği görülmektedir. Bu sesin erkeksi bir yönünün de olduğu bu örnekle ortaya çıkar: (B)aba=Türkçe (Baba) (B)ava=Farsça (Baba) (P)apa=Latince (Baba) (B)irader=Erkek kardeĢ (Farsça) (B)rother= Erkek KardeĢ (Ġngilizce) E(b)u= Baba (Arapça) A(b)a=Baba (Aramice) (B)en=Oğul (Ġbranice) (B)in=Oğul (Arapça) (B)ar=Oğul (Aramice) (P)ir=Ġhtiyar erkek (Farsça) (F)ather=Baba (Ġngilizce) (P)eder=Baba (Farsça) 24


(B)ey=Erkek büyük Ya(b)= Tibet dilinde erkekliğin sembolü Bütün bu kelimelerdeki ―b-p-f‖ seslerindeki ortaklık, manadaki yakınlıkla da birleĢince bizi ortak bir dile taĢımaz mı? Bilhassa b sesi ve onunla akraba olan p ve f sesleri erkeksi kavramları ifade için seçilmiĢe benzemektedir. Ancak yine bir dudaksı ses olan M sesi ise az önce verdiğimiz örnekler de gösteriyor ki diĢil varlıkları karĢılamak için kullanılan bir ses olmuĢtur ilk dünya dilinde. Bugün dünya dillerinde ―sevmek‖ fiilini ifade eden kelimelerdeki bazı seslerde de bir benzerlik göze çarpar: Se(v) Lo(v)e Hu(b) Lie(b)e (B)use=Öpücük (Farsça) Ö(p)=Türkçe (M)aç=Farsça (öpme) ve benzeri örneklerden sevgi onla ilgili pek çok 25


kavramın da dudaksı seslerle ifade edildiğini görürüz. Bu da ilk dünya dilinde bu tarz kelimelerin ortak olduğunu gösteren ayrı birer delil olarak belirmektedirler. Bu verdiğimiz örnekler meselemize bir baĢlangıç olmaları açısından yeterli gözükmektedir. Fakat bütün dünya dilleri bilhassa Afrika, Avustralya vb. kıtalarda yaĢayan yerli halkların dıĢ etkilerden daha az etkilenmiĢ dilleri ciddi çalıĢmalarla incelenmelidir. Bu dillerde de bizim savlarımızı destekleyecek deliller bulunabilir. Biz çeĢitli imkânsızlıklardan dolayı bu dillere ulaĢamasak da onlarda da diğer yaygın dünya dilleriyle benzer pek çok kelimenin, kuralın var olduğunu bugüne kadar yaptığımız çalıĢmaların tutarlılığına dayanarak söyleyebiliriz. Ancak bilimsel olarak bu görüĢümüzü ispat etmek için o dilleri; ses yapılarından tutun da cümle kurulumlarına kadar incelememiz gerekmektedir. Bu imkânı elde ettiğimiz anda bu alandaki buluĢlarımızı da güzel ülkemiz Türkiyemizle ve onun güzel insanlarıyla paylaĢacağız; diğer görüĢ ve savlarımızı paylaĢtığımız gibi. Umarız dünya insanları ―ilk insan topluluğunun‖ o samimi, katıksız birlikteliğine ulaĢır bir gün. Bu birliktelikte ise bütün uluslar getirmiĢ oldukları farklılıklar ile o ―insanlık topluluğunu‖ zenginleĢtiririler. 26


Kim bilir belki güzel dilimiz Türkçe de mantıklı ve formülize edilebilir yönleriyle, o ―insan topluluğu‖ tarafından ―biliĢim dili‖ olarak kabul edilir bir gün. Kim bilir belki de o gün, çok yakındır!

27


“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.” (Rum Suresi-22)

―Ve bütün dünyanın dili bir ve sözü birdi. Ve vaki oldu ki, şarkta göçtükleri zaman, Şinar diyarında bir ova buldular ve orada oturdular. Ve birbirlerine dediler: Gelin, kerpiç yapalım ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim ve kendimize bir nam yapalım. 28


Ve Âdemoğullarının yapmakta oldukları şehri Rab gördü ve dedi; İşte, bir kavmdirler ve onların bir dili var ve yapmaya niyet ettiklerinden hiç bir şey onlara men edilmeyecektir. Gelin inelim ve birbirlerinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini karıştıralım. Ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü Rab bütün dünyanın dilini orada karıştırdı ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı. ‖ (Musa‘nın Birinci Kitabı, Bab 11, 1- 9)

29


DÜNYA DĠLLERĠNĠN ORTAK KÖKENĠ Dillerin tek bir kökenden geldiğini iddia ediyorduk. Bu iddia gerçekten ispat edilmesi zor bir iddiadır. Çünkü yüz binlerce yıl öncesinden bahsedilmektedir. O karanlık dönemlerin silinmiĢ izleri üzerinde ufak da olsa belirtiler var mı onlara bakıyoruz. Asıl zor olan bu olsa gerektir. Zira daha yakın dil aileleri hakkında oldukça fazla delil elimizde mevcuttur. Örneğin, yapılan araĢtırmalarda, birçok dilin Hint-Avrupa Dil ailesinden geldiği bulunmuĢtur. Yine Ural-Altay dil ailesinin diğer üyeleri de saptanmaya devam etmektedir. Ancak bütün bunların ötesine inilememektedir. Eldeki tek veri dillerdir. Onlar da tahmin edeceğiniz gibi asıllarından oldukça farklılaĢmıĢlar, bir dilin farklı lehçelere hatta farklı dillere dönüĢmesi gibi, insanoğlunun ilk dili de çok farklı dillere, dil ailelerine

30


dönüĢmüĢtür. Bu ilk dilin kalıntılarını bulmak zorlaĢmıĢtır. Dilimiz döndüğünce büyük bir kısmının ilk insanlık dilinden kaldığını düĢündüğümüz diller arasındaki bazı ortak özelliklerden örnekler verelim: 1. Dünyadaki bütün dillerde Ģahıs zamirleri az seslerle ifade edilir. Böyle bir yaptırım olmadığı halde, bütün dillerin bu kurala uyması Ģayan-ı dikkattir. Örneğin: Türkçe: Ġngilizce: Arapça: Farsça: Almanca:

Ben - Sen - O I -you - he Ene -Ente - Hu Men -Tu - U, A Ich -Du - Sie

2. Dünyadaki bütün dillerde ekler genelde az seslerle ifade edilir. Bunun için örnek verelim; Türkçe: (bulunma hali eki) -de > evde, okulda Ġngilizce: in, on > in the house: evde Arapça: fi > fil beyti Farsça: der > der mektep: okul 3. Dünya dillerinde kullanılan kelimeler genelde köken itibariyle az seslerin birleĢiminden oluĢur;

31


―git-―, ―come-―, ―kerd-― (yapmakFarsça), ―fi‘l (yapmak-Arapça)‖, ―weg‖ (yolAlmanca) Bu örneklerde görüldüğü gibi dünya dillerindeki kelimeler köken itibariyle az seslerden oluĢmaktadır. Bunun böyle olmasını zorlayan bir kuvvet yoktur ancak ilk dilin etkileri kelimelerin bu özelliklerinde görülmektedir. 4. Bütün dillerde sıfat, isim, zarf, edat, fiil, ekler farklı formlarda da olsa görülmektedir. Hatta Aborjinler, Kızılderililer gibi bazı kavimlerin soyut kelime hazinesi, Avrupa insanınkinden oldukça fazladır. Örneğin Ġngilizce‘de Türkçe‘de Farsça‘da Arapça‘da

> > > >

Good man. Ġyi adam. Merd-i HoĢ Reculü Hasen

Bu örnekler sıfatları içine alan örneklerdi. Elbette bu örnekleri çoğaltmak yine mümkündür. Fiillere, öznelere ve diğer unsurlara da örnekler vermek mümkündür. Ancak bu herkes tarafından bilinen bir konu olduğundan sadece bir iĢaret olarak yazdık. 5. Bütün dillerde 3 çoğul 3 tekil çekim vardır. Fiillerin ve diğer kelimelerin çekimlerini ifade eden bu çekimler bütün dillerde farklı formlarda mevcuttur. 32


6. Bütün dillerde genelde açık, kapalı heceler vardır. Örnek verelim; Kadın kelimesinde ―Ka‖ açık ―dın‖ kapalı bir hecedir. Mikonem-ediyorum (Farsça) ―mi‖ açık ―ko‖ açık ―nem‖ kapalı hece.. Arapça‘da Ehubbek-Seni seviyorum ―e‖ açık hece, ―hub‖ kapalı hece, ―bek‖ de kapalı hecedir. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkündür. Ancak Ģimdilik bu iĢaretlerle yetiniyoruz. 7. Genelde bütün dünya dillerinde ünlü ve ünsüz olmak üzere benzer sesler vardır. A, e, ı, i, o, ö, ou, w, v, d, c, m, b, s vb. 8. Hint Avrupa dilleri kendi arasında büyük bir aile gibi görünüyor. Demek ki bu dil grubu diğer diller gibi tek bir kökenden çıkmıĢtır ve dünyaya yayılmıĢtır 9. Dünya dillerindeki sayı sistemlerinde, genelde az sesler bulunmaktadır. Bu sistem 10‘a kadarki sayılarda genelde bir iki heceden oluĢur. ġöyle örnek verelim: Türkçe= bir, iki, üç, beĢ … Farsça=yek, du, se, çar Japonca=iç, ni, san, Ģi Almanca=Ein, zwei, drei, für, fünf gibi örnekler verilebilir. 33


10. Dünyadaki dillerin genelinde heyecan, ĢaĢkınlık, sevinç ve korku bildiren kelimelerin vurgu ve tonlamaları birbirine benzemektedir. 11. Bütün dünya dillerindeki yansımalar birbirine benzer. Örneğin: TÜRKÇE ĠNGĠLĠZCE ALMANCA ġırıltı Splashing Platshern ġıkırtı Jingling Klirren Takırtı Tapping Knatter HıĢırtı Swish, Whisper Rascheln Hıçkırık Hiccough Schluchzen Yine Arapça‘da ―Vesvese‖ Türkçe ―Fısfıs‖tır. Bu örnekler elbette ki daha da çoğaltılabilir. Bize göre bu yansımalar ilk insanlık dilinden kalma safi Ģekillerdir. Diğer kelimelerin bu kadar değiĢip, bu tür kelimelerinin böyle kalmasının nedeni; Ġnsanlar devamlı doğa ile iç içe yaĢamıĢlardır. Doğadaki bu kelimelere benzer sesler, insanlık hafızasını uyanık tutmuĢ ve bu kelimelerin unutulmasını engellemiĢtir. Hatta bu kelimeler, zamanla değiĢse de sonraları aslına dönmeye yönelmiĢlerdir. Diller arasında günümüzde de yüzlerce yansıma formu benzerlik göstermektedir.

34


12. Dünyadaki bütün dillerde bir ekonomiklik kuralı mevcuttur. Yani, bazı ifadeler kolaylık ve sürat için küçültülür, kısaltılır. Birisine Ġngilizce; Do you know English? dediğimizde onun bize vereceği cevap en az ―Yes‖ olacaktır veyahut da ―Yes I do‖ formunu kullanacaktır. Bu örneklerde ―yes‖ ve ―do‖ kelimeleri ―know english‖ kelime grubunun yerini tutmaktadır. Bu sorunun Türkçesini sorduğumuzu var sayalım. O halde cevap veren yine kısaca ―evet‖ diyecektir. Türkçe‘de bazı ekleri, kelimeleri kısaltma temayülü vardır. ―Yapıyom‖ formu yapıyorum formundan ―ru‖ sesleri atılarak oluĢturulur. Buna benzer bir kural da Fransızca ve Almanca‘da vardır. Bu dillerde bazı yerlerde ―r‖ seslerini düĢürme durumu vardır. Farsça‘da da haber bildiren ―est‖ yardımcı fiilinin ―st‖ sesleri halk dilinde düĢer ve yeni form ―e‖ olur. Bu kulanım Kurmançi lehçesinde de böyledir. Ġngilizce‘de ―You are not‖ ifadesi ―You aren‘t‖ Ģeklinde kısaltılır. 13. ġimdi dünya dillerindeki ortak benzer sesler içeren anlamdaĢ bazı kelimelere bir göz atalım. Türkçe=

Yağmur

Gök

Yer

rain

GünGüneĢ sun

Ġngilizce=

sky

Earth

Almanca=

regen

sone

Himmel

Erde

Arapça =

matar

Ģems

sema

Ard

35


Farsça=

baran

HurĢid, mihr

âsuman

Cay

Bu örneklerde görüldüğü gibi, bazı kelimeler ses itibariyle birbirlerine benzemektedir. Bu benzerlikler tesadüf müdür acaba? Biz savımız açısından bunun tesadüf olmadığı kanısındayız. Örneğin, ―yağmur‖ kelimesini oluĢturmak için genelde pek çok dilde akıcı sesler kullanılır. Ayrıca diğer benzer sesler de bize bazı ipuçları vermektedir. Ayrıca Ģunu da iddia ediyorum ki; ilk insanın doğrudan iliĢki kurduğu doğa parçalarını ifade eden sesler, günümüzdeki kullanım uzantılarıyla karĢılaĢtırılarak incelenseler; daha pek çok ortak kelime yakalanacaktır. Örnek vermek gerekirse; kaya, taĢ kelimelerinin Ġngilizce rock, stone Farsça, sengsutun Almanca Stein kelimeleri aralarındaki benzerlikleri kimse inkâr edemez . Bu benzerlikler bir kökendaĢlığı göstermektedir. Tabii ki benzerlikler, bu dillerin aynı dil ailesinden olduğunun da göstergesidir. Sub(su)Ab(Farsçası)-Ma(Arapça)-Water(Ġngilizce) bu kelimelerde görünen ortak anlam ve ses 36


benzerlikleri de dikkat çekmektedir. Bu kelimelerdeki ortak dudaksı sesler önemlidir. Ev(eb), House, Beyt, Mal vb. aynı anlama gelen bazı kelimelerde de ses benzerlikleri vardır. Yine bu kelimelerde de dudaksı ünsüzler dikkat çekiyor. Yine Run(koĢmak), yürümek, revan(yürümek), seyr vb kelimelerde de anlamla mutabık ses olayları vardır. R sesinde bir ortaklık görülmektedir. -r sesinin harekete iĢaret etmesi de oldukça ilginçtir. Ya toprak(torbah), turab(Arapça) gibi akraba olmadığı var sayılan bu iki dildeki anlamları aynı ses benzerliği. 14. Dünya dillerinin çoğunda bazı ekler ortak olarak kelimenin sonuna eklenir. Örneğin; Ġngilizce‘de -s, Almanca‘da -er, in ekleri Farsça‘da –an ekleri gibi. Bunlar gibi birçok örnek arandığı zaman bulunabilir. 15. Dünya dillerinin pek çoğunda Özne baĢta yer alır. Örnekler; Ben seni seviyorum. I love you. Ene ehubbek. 37


Men teĢekkur mikonem (Ben teĢekkür ediyorum) Ich liebe dich (Ben seni seviyorum) 16. Ġngilizce -ed, Türkçe -dı geçmiĢ zaman ekleri arasında bir benzerlik vardır. Almanca‘da da geçmiĢ zamanda bazı fiilerden sonra –te gelir. Bu tür benzerlikler sonradan oluĢsa da asla dönüĢ olayının bir tezahürü olabilirler. 17. Birçok dilde ortak olarak kelimelere erillik ve diĢillik ayrımı verilmektedir. Arapça, Fransızca, Almanca gibi diller buna örnektir. 18. Dünya dillerindeki artikeller ve iĢaret zamirleri genelde tek sesle ifade edilen ve genelde anlamsız kelimelerdir. Bu, El-, the, das, der, ha vb. 19. Dünyadaki dillerin alfabe yapılarında ve bu alfabelerin seslendiriliĢinde bir kardeĢlik yaĢanmaktadır. Yunanca-gama Arapça-cim Ġbranice-cim vd. Bu alfabelerin ortak bir alfabeye dayanması sebebiyle, seslendiriliĢ bile birbirine benzemiĢtir. Telaffuzlar da farklılıklar vardır. Hatta Yunan alfabesindeki harflerin sıralanıĢının Mu 38


medeniyetine dayandığı, bu harflerin diziliĢ biçiminin iĢaretsel olarak, bu dönemde yaĢanan tufanı anlattığı da iddia edilmektedir. Grek Alfabe sırası: Alfa, beta, gamma, delta, epsilon, zeta, eta, teta, iota, kappa, lambda, mu… Arap Alfabesi sıralaması: Alif (Elif), be, te, se, cim, ha, hı, dal, zel…..sad, da, tı, zı….kaf, kef, lam, mim… Ġbrani Alfabesi Sıralaması: Aleph(Alef), Beth, Gimel, Daleth, He, Vau, Zayin, Cheth, Teth, Yod, Caph(Kaf), Lamed, Mem Görüldüğü gibi ―Mu‖ medeniyetinin kullandığı dilin Ģifreli dizilimi pek çok dünya alfabesinde en azından ilk sıralarda korunmuĢtur. Elbette sıralamalarda bazı kaymalar, karıĢıklıklar da olmuĢ gözüküyor ama genelde bu alfabe sisteminin ortak bir kökenden çıktığı belli olmaktadır. Ġbranice‘de ―Mem‖ harfi ―Su‖ anlamına gelmektedir. Bu harf muhtemelen ―Mu‖ kelimesinden türemiĢtir. O halde Ġbrânice‘deki ―Mem‖ kelimesi ―Sular altında kalmıĢ Mu‖ anlamına gelebilir. Yine Arapça‘da ―su‖ kelimesini karĢılayan ―Ma‖ kelimesi de aynı ortak kökenin iĢaretleri olmaktadır. Latin 39


alfabesindeki harflerin sesleri dilimizde ―Ebced‖ olarak adlandırılan sıralamaya göre sıralanmıĢtır. Hatta bu Ebced sıralaması Samilerin kullandığı en eski alfabenin sıralamasına uygundur. Latin Alfabesi Ebced alfabesinde de kullanılan A, B, C, D ….K, L, M, N gibi orijinal sıraları yer yer muhafaza etmiĢtir. Bu durum Ġbranice‘de daha belirgindir. Ġbranice‘deki sayı değerlerine göre yapılan harf sıralaması günümüz Latin Alfabesinin sıralamasıyla neredeyse aynıdır. Grek alfabesindeki harfler de Ġbrani ve Arap alfabelerine benzer sayısal değerlere sahiptir. Ġbrani ve Hint alfabelerinde de benzerlikler olduğu bilinen bir gerçektir. Hatta Hint dilinde Brahman kelimesi Brahim kelimesinden gelmektedir. Bu kelime ile ―Ġbrahim‖ ―Abraham‖ kelimeleri arasındaki ses benzerliği âĢikardır. Yine insanın kendisine Hint dilinde ―Atman‖ denir ki bu kelime ile ―Âdem‖ ―Adam‖ kelimesi arasındaki benzerlik de aĢikârdır. Bu konuyla ilgili araĢtırmalarımızı ―Ġbranice ve Hintçe KardeĢliği‖ baĢlıklı yazımızda okuyabilirsiniz. 20. Kızılderili dili ve Türkçe arasındaki benzerlikler de önemlidir. Bu konuyu daha iyi anlamak için Kızılderili ve Türkçe baĢlıklı yazımıza bakabilirsiniz. Ġngilizce‘deki meslek son eki olan ―–er‖ eki Türkçe‘deki ―–er‖ yapım ekiyle benzerlik göstermektedir. ―Yazmak‖ kelimesinden; Yazar ―fish‖ (Balık) kelimesinden ―fisher‖ (Balıkçı) gibi örnekler

40


verilebilir. Japonca ile Türkçe arasındaki benzerlikler de ilgi çekicidir. 21. Pek çok dilde cümleyi soru Ģekline sokabilmek için aynı vurgulama sistemi kullanılmaktadır. You are coming here? Sen buraya geliyorsun? Örneklerinde olduğu gibi bütün dünya dillerinde düz cümleler hafif bir vurgulama değiĢikliğiyle soru Ģekline dönüĢtürülebilmektedir. Bu soru Ģeklini oluĢturmak için herhangi bir eke ihtiyaç duyulmamaktadır. 22. Dünya dillerinde ekler genelde az seslerden oluĢmaktadır. Bilhassa bulunma, ayrılma, yönelme ekleri gibi isme eklenen eklerin az seslerden oluĢtuğu görülmektedir. Ġngilizce‘de in, Türkçe‘de –de, Arapça‘da –fi, Farsça‘da –der vb… 23. Dünya dillerinin bir kısmında bazı ortak sesler bazı fiil ya da kelimeleri oluĢturmak için kullanılır. Bildiğimiz gibi Türkçe‘deki olmak fiilinin eski Ģekli ―Bol-‖dur. Bu Ģekil pek çok Türk lehçesinde de halen kullanılmaktadır. Dünya dillerinin genelinde ―be, bu‖ gibi olmak anlamına gelen fiilerin ―bol-― fiiliyle aynı sesleri içermesi ilginçtir. Yine eski Türkçe‘de ―A‖ zamiri ―O‖ anlamında kullanılmaktaydı. Almancadaki ―Er‖, 41


Ġngilizce‘deki ―He‖ gibi zamirlerle bu zamirin benzer sesleri içermesi ĢaĢırtıcıdır. Yine günümüzde kullandığımız ―O‖ zamirinin benzerleri Ġngilizce‘de ―Who‖ , Arapça‘da ―Hu‖, Farsça‘da ―O‖ zamirleridir. ―Ben‖ Ģahıs zamirinin diğer dillerde ―Men‖ , ―min‖ , ―me‖ , ―wo‖(Çince)… gibi benzer dudaksı seslerden oluĢan karĢılıklarının olması da aynı özelliği ortaya koymaktadır. Dillerin genelinde ―–d‖, ―t‖ sesleri erilliği sembolize eder. ―Ata‖ , ―Dede‖ , ―Dady‖(Baba) gibi. ―–m‖ sesi de kadınlığı ve bilhassa anneliği çağrıĢtırır: ―Mam‖ , ―Üm‖ , ―Mader‖ , ―Meme‖ , ―yum‖ (Tibet dilinde diĢilik) 24. Dünya dillerinin ekserisinde sıfatlar isimlerin önünde bulunur. Örnek verelim: dvi go=iki inek(Sanskritçe) two men=iki kiĢi(Ġngilizce) Zehnte shüler=onuncu öğrenci(Almanca) 25. Dünya dillerinin tamamında kelimelerin mastar hallerine de rastlanır. Gitmek To go(Ġngilizce) Gehen(Almanca)

42


Reften(Farsça) Zeheben(Arapça) vd… 26. Bütün dillerde Argo, jargon dilleri dediğimiz alt diller mevcuttur. 27. Bütün dünya dillerinde Tanrı, Melek, Ruh, Cennet ve Cehennem gibi soyut kavramların karĢılıkları vardır. 28. Bazı diyarlarda bazı insanların ıslıkla veya iĢaretle anlaĢmasına tek tük de olsa rastlanabilmektedir. Ancak insanların tamamı seslerden oluĢan ve boğaz, ağız, dudak, ses telleri, dil, küçük dil gibi konuĢma organlarının da yardımıyla oluĢan konuĢma fiilini bilmektedirler. Bu da dil olayının ilk insanla birlikte var olan bir olgu olduğunu açıklamaktadır. 29. Dünya dillerinin çoğunluğunda yardımcı fiil vardır. ―Ġmek‖ fiili köken olarak ―ermek‖ (olmak) (er>e>i) kelimesinden gelir. Bütün dünya dillerinde de yardımcı fiil olarak ―olmak‖ fiili kullanılır. O bir adam idi He was a man(Ġngilizce) 30. Bütün dünya dillerinde, atasözleri, deyimler, masallar, hikâyeler, destanlar, fıkralar 43


birbirlerine benzer üsluplarla sözlü olarak anlatıla gelmiĢtir. ġiir ve manzum ifadeler de bütün dünya dillerinde karĢılaĢtığımız dil birlikleridir. 31. Bütün dünya çocuklarının bazı kavramlara verdikleri isimler, çıkarttıkları sesler birbirini çağrıĢtırmaktadır. Örneğin ―mama‖ kelimesi bütün dünya dillerinde çocuk dilinde yemek ya da anne demektir. Üstelik anne babaların çocuklarıyla iletiĢim kurmak için çıkardıkları anlamsız sesler, yaptıkları bazı ilĢaretler de bütün dünya dillerinde benzerlik gösterir. 32. Bütün dünya dillerinde, hangi, ne, nasıl, nerede, neden gibi soru kavramlarının bir karĢılığı vardır: What(ne-Ġngilizce) Was(ne-Almanca) Ma(ne-Arapça) Çe(ne-farsça) 33. Dünya dillerinin çoğunda bazı akrabalık kavramları benzer seslerle ifade edilir. Örneğin; baba, papa, ebu, peder, father örneklerinde görülen ―p, b, f‖ dudaksı sesleri. Yine ―anne‖ kavramı da dünya dillerinin genelinde m dudaksı sesini içinde barındırır. Örneğin; Mam, Mother, Mader, Ümmü. Türkler‘de ―Umay‖ olarak anılan Kutsal Ana anlamına gelen kelimede de ―m‖ sesi hakimdir. Yine ―aba‖ vb. kadınlarla ilgili Türkçe bazı kelimeler yine bu ―m‖ seslerini taĢırlar. 44


Türkçemizdeki ―dede‖ (Büyük Baba)... Ġngilizce‘de de ―baba‖ anlamına gelen aynı sesleri içeren ―dady‖ kelimelerindeki ―d‖ sesi benzerliği ilginçtir. 34. Ġngilizce ve Türkçe incelendiğinde iki dilde de benzer anlamlara gelen kelimelerin çatılarının aynı oldukları görülmektedir. Örneğin: uyumak fiili Türkçe‘de geçiĢsiz bir fiildir yani nesne almaz. Neyi uyudu? Sorusuna bir cevap alamayız. Ġngilizce‘de de uyumak fiili(sleep) geçiĢsizdir. Buna karĢılık Türkçe‘de geçiĢli olan ye- fiiline benzer olarak Ġngilizce‘deki ―to eat‖ fiili de geçiĢlidir yani nesne alır. Neredeyse bütün fiillerde bu benzerlik vardır. Bu benzerlik pek çok dilde de vardır. 35. Almanca‘da düzensizleĢmiĢ ve bükülmüĢ olarak kabul edilen bazı kelimelerin aslında bizdeki Büyük Ünlü Uyumu kuralı benzeri bir kurala tabi olduklarını fark ettim. Ancak bunun bir farkı vardı. Bizde ekler kelime kökünün ses özelliklerine göre Ģekil alırken, Almanca‘da kök, bazı eklerin ses özelliklerine göre değiĢime uğruyor. Bu olaya ―BükümlüleĢme‖ denmektedir. Ancak bunun apaçık bir ―Ünlü Uyumu‖ çeĢidi olduğu ortadadır. Bir kaç örnek verelim: flug-uçuĢ, flügel-kanat, flügge-uçacak hale gelmiĢ

45


fromm-dindar, frömmelei-dindarlık, frömmigkeit-dindarlık tabiiki ilk baĢlarda yazıma göre okuma daha çokken bu zamanla azalmıĢ, böylelikle bazı seslerin uyumu bozduğu gözlenmiĢtir. Fron-angarya, frönen-müptela / frost-don, frösteln-soğuktan titremek Sold-ücret> söldling-ücretli asker 36. Bütün dillerde bizdeki Küçük Ünlü Uyumu benzeri bir uyumun var olduğu, fakat bu uyumun düzensizleĢmeyle birlikte zamanla bozulduğu görülmektedir. Dünya dillerinde bu uyum sadece kelimelerin kök ya da gövdelerinde görülmektedir. Bizde ise bu kural ekleri de kapsayacak bir biçimde devam etmektedir. Bizim dil ailemizden oldukça farklı olan Arapça‘da bile böyle bir kural hissedilmektedir. Dilimize geçmiĢ Arapça kelimelerin çoğu aslında bizdeki küçük ünlü uyumu kuralına uyar. Örneğin: Kitap, Ģuur, kalem, cevap, selam, kelam, kâmil, atıl bunlar gibi pek çok örnek var. Avrupa dillerinde de ―table‖ t(e)yb(ı)l, ―train‖ t(ı)r(e)yn…. 37. Bütün dillerin ortak bir kökene dayandığı gerçeği mantığın da bir iktizasıdır. Bilindiği gibi, insan mantığı her olayı bir baĢlangıça dayandırmağa yatkındır. Çünkü insanoğlunun 46


gördüğü bütün olayların bir baĢlangıçı her zaman için vardır. Dil dediğimiz konuĢma sisteminin de elbette bir baĢlama noktası olacaktır. 38. Bütün dünya dillerinin kapsamlı bir araĢtırma neticesinde, benzer seslere sahip kelimeleri veya benzer özelliklere sahip kuralları bir çizelge halinde ortaya konulsa, dünya dillerindeki ortak kelimeler ve kurallar açıkça ortaya çıkacaktır. 39. Dünya dillerinin bir kısmında olumsuzluk bildiren ekler kalın sesler içerir. Yine bu ekler az seslerden oluĢurlar. L(a), n(a), n(o)…. 40. Dünya dillerinin sayı sistemlerin de benzerlikler göze çarpmaktadır. Ġngilizce‘de ―bir‖ anlamına gelen ―one‖ (van okunur) ―v‖ sesiyle yani dudaksı bir sesle baĢlar. Türkçe‘deki ―bir‖ kelime de aynı Ģekilde dudaksı bir ses olan ―b-― sesiyle baĢlar. Yine Arapça‘daki ―vahid‖ kelimesi de dudaksı bir ses olan ―v-― sesiyle baĢlar. Latince‘deki ―mono‖ kelimesi de aynen diğer örneklerde olduğu gibi ―m-― dudaksı sesiyle baĢlar. Bu bir kelimedeki bu dudaksı ses, dünya dillerinde birliğe doğru gidiĢin bir iĢareti olabilir. Yine Türkçe dört kelimesi ile, Ġngilizce ―four‖ , Farsça ―çar‖, Almanca ―für‖, Arapça ―Erbaa‖ kelimeleri arasındaki benzer sesler bize dört kavramının çok eskiden de bir dünya dilinde –r 47


sesine sahip olduğunu bildirmez mi? Türkçe ―beĢ‖, Ġngilizce ―five‖, Farsça ―penç‖, Latince ―penta‖, Arapça ―hamsun‖, Fince ―viisi‖ kelimelerindeki ―b, f, v, m‖ dudaksı ses ortaklığı tesadüfî mi? Türkçe ―on‖, Ġngilizce ―ten‖, Almanca ―zehn‖(tsen) kelimelerinin ortak ―– n‖sesi bize bir ortaklığı fısıldamıyor mu? 41. Dünyadaki bütün bebekler ortak bir dili konuĢurlar. Bu ortak dille ihtiyaçlarını dile getirirler. Üstelik bir bebek hangi milletin yanında olursa olsun, kendisinin sevildiğini, kendisine kızıldığını ve pek çok Ģeyi anlar. Bebeklerin dillerindeki bu ortaklık bize insanlığın bebeklik dönemleri diyebileceğimiz, ilk dönem insanlarının dillerindeki ortaklığı göstermektedir. 42. Bütün dünya dillerinin ―ortak mantıksal ruha‖ sahip olduğunu kanıtlayan bir kaç deneyden bahsedeceğim sizlere. Bildiğimiz gibi, bebekler (doğdukları zaman), çiçekler ve hayvanlar, insanların dillerini bilmezler. Fakat bu canlıların mucizevî bir Ģekilde farklı farklı dilleri konuĢsalar da insanların dillerini anladığını dolayısıyla konuĢulan dilin mantıksal ruhunu sezinlediklerini göreceğiz. Kaliforniya Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Larry Sherwitz‘in bir araĢtırmasından bahsedeceğim. Bu bilim insanı, 600 erkekle yaptığı konuĢmaları bir kasete kaydetmiĢ. Bu konuĢmaları yapanların kaç kez ―beni‖ ―bana‖ ―ben‖ ―benim‖ gibi benlik ifade eden sözleri kullandığını saptamıĢ. Sonunda 48


görmüĢ ki, bu kelimeleri daha çok kullanan erkekler daha çok kalp hastası olma riskini taĢıyor. Demek ki kalp gibi akılsız bir varlık bile insanların konuĢmalarının mantıksal ruhunu sezinleyebilmektedir. Cansız bazı varlıkların bile insanların farklı farklı konuĢmalarına farklı moleküler tepkide bulunduklarını ispatlayan bir deneyi sizlere anlatalım. Japon araĢtırmacı Dr. Masaru Emoto on yılı aĢkındır sürdürdüğü deneyler sonucunda cansız, akılsız su maddesinin konuĢulanları anladığını ortaya koymuĢ. Emoto‘nun deneyinin sonucunda Ģu anlaĢılmıĢ; su molekülleri bir insan duyarlılığına sahip. Bu deneyi yaparken Dr. Emoto maddelerin kendine özgü birer manyetik alanları olduğu gerçeğinden yola çıkmıĢ. Üstelik Emoto yaptığı deney sonucunda ortaya çıkan sonuçları birebir fotoğraflayabilmiĢ. Su moleküllerinin bulunduğu kabın yanında farklı içerikleri olan konuĢmalar yapmıĢlar. Mikroskopla yapılan inceleme sonucunda bu su moleküllerinin her sesin içeriğine göre Ģekil değiĢtirdiğini fark etmiĢ. Kötü sözler içeren konuĢmaların yapılması suyun çok zararlı bir molekül yapısına dönüĢmesini sağlayabiliyormuĢ Emoto‘ya göre. Bunun aksine suyun yanında iyilik, sevgi, dua içeren sözlerin konuĢulması da su moleküllerinin olumlu yönde baĢkalaĢmasına etki ediyormuĢ. Su molekülleri diğer seslerle muhatap olan Ģekillerinden daha da düzenli ve güzel bir Ģekle giriyormuĢ. Bu deneyler de gösteriyor ki, dünyadaki bütün dillerin ortak bir mantıksal ruhu vardır. Biz bu tek 49


dünya dilinin farklı elbiseler giymesiyle farklılaĢtığını sansak da aslında bu dil Çinli için de, Ġngiliz için de, Arap için de aynıdır. KonuĢtuğumuz diller ise buz dağının görünen kısmıdır.

50


DĠLBĠRLĠĞĠ (MONOGENĠST) TEORĠLERĠ ―GüneĢ Dil‖ teorisi de bahsedeceğimiz Monogenist teorilerden biri. Ancak bu teori, köken dilini ―Türkçe‖ olarak belirlemesi ile diğer görüĢlerden ayrılıyor. Yani bu haliyle bu teori nev-i Ģahsına münhasır bir teoridir. Tabii ki biz, GüneĢ Dil Teorisinde olduğu gibi dünyada konuĢulan ilk dil Türkçe idi demiyoruz. Pek çok çalıĢmamızda da ifâde ettiğimiz gibi, bize göre ilk Dünya Dili, bütün milletlerin dillerini içinde barındıran çekirdek bir dildir. Milletlerin oluĢmadığı bir dönemde, ilk dünya dilini daha o dönemde var olmayan bir milletin diline mal etmek bilimsellikten uzak tamamen duygusal bir iddia olacaktır. Fakat kökende bütün Monogenist teoriler birbirlerine benzer. Bütün bu teorilerin birbirinden oldukça farklı yönleri de vardır. Alfredo Trombetti, Sapir, Morris Swadesh gibi dilbilimciler bizim savlarımıza kökendaĢlık edebilecek kuramlar ortaya atmıĢlardır. Ruhlen‘in 51


1994‘te ifade ettiği gibi: ―Dil bilimciler, HintAvrupa dil ailesinin bilinen akrabası olmadığı Ģeklindeki kolaycı hikâyeyi benimsediler‖ sözü günümüz dilbilim anlayıĢını eleĢtiren bir ifadedir. Bu görüĢü benimseyenlere göre karĢılaĢtırmalı metot 5–8000 yıl için kullanılabilirdi ki bu, HintAvrupa dil ailesinin bilinen yaĢını içine alıyordu. Bilhassa 1980‘den sonra geleneksel dilbilim görüĢlerini eleĢtiren oluĢumlar ortaya çıkmıĢlardır. Bu oluĢumlar oldukça da taraftar toplamıĢlar bilim çevrelerinden. Ancak Türkiye‘de çok değerli bilim adamlarımız olmasına rağmen ve bazı istisnaların dıĢında bu ―Dünya Dillerinin Birliği‖ görüĢü resmi olarak kabul edilmemiĢtir… Ancak dünyada bilhassa da ABD‘de gen biliminde yaĢanan geliĢmeler, bilim adamlarını Dil Birliği teorilerine götürmüĢtür. ―Dünya Dillerinin Birliği‖ teorilerini savunan bilim adamlarının en son basamaklarından biri olarak kabul edebileceğimiz Merrit Ruhlen, ―5000 civarında olduğu tahmin edilen dünya dillerini ―Greenberg‘in görüĢleri ıĢığında‖ önce 23, sonra 12 büyük aileye ayırabilmiĢtir. Bu aileler 1-Hoysan, 2-Nijer-Kordofan 3-Nil-Sahra, 4-Avustralya, 5-Hint-Pasifik, 6-Ostrik, 7-Dene Kafkas, 8-Afro-Asyatik, 9-Kartvel, 10-Dravit, 11-Avrasyatik, 12-Amorind‖ Merrit Ruhlen‘in bu alanda yapılabilecek en son yeniliği yaptığı kabul edilmektedir. Elbette yeni çalıĢmalar, yeni kuramlar yeni araĢtırmalar vardır yapılan…

52


Biz Ģunu söylüyoruz yıllardır. Türkiye‘den ―pek çok baĢarılı dilci‖ çıkmıĢtır… Çünkü Türkçe‘nin mantıklılığı onunla uğraĢanların da çalıĢmalarına yansımaktadır yer yer. Ancak bu denli mantıklı ve de matematiksel bir dili olan milletten de ―Dilbilimin Temellerini EleĢtiren‖ onun ―köklerini sorgulayan‖ çalıĢmalar çıkmalıdır. Bir zihniyet yenilenmesi muhakkak gereklidir. Dilbilimin geliĢmesine teorileriyle katkıda bulunanlar neden Rusya‘dan, ABD‘den, Fransa‘dan çıksın hep? Neden kendimizi bu denli küçük görüyoruz düĢünce bakımından? Neden öncelikle bizim daha sonra da dünyanın dilbilim anlayıĢını kökünden değiĢtirecek farklı anlayıĢları geliĢtirmeyelim? Ülkemizde muhakkak bu alanda da yapılan çalıĢmalar olmuĢtur ancak bu çalıĢmalar bazı çevrelerce pek de destek görmemektedir. Buradan ilgililere sesleniyoruz! ―Ġvedilikle ―Dilbilim AraĢtırma Merkezleri‖ kurulması gereklidir. Ya da Türk Dil Kurumu gibi Kurumlar bünyesinde baĢta dilimizi, ardından Anadolu dillerini ve daha sonra tüm dünya dillerini araĢtıracak merkezler teĢkil edilmelidir. Tevrat, Ġncil ve de Kuran gibi Kutsal kitaplarda bile gücün sembolü olarak kabul edilen ―dil‖ konusu bu denli önemsiz olsaydı, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında TDK gibi bir kurum kurulmazdı. ABD, Rusya, Fransa gibi devletler dil araĢtırmalarına bu kadar önem vermezlerdi. Bizden hatırlatması! 53


ĠBRANĠCE VE HĠNTÇE KARDEġLĠĞĠ Sami dilleri ailesine mensup olduğu bilinen hatta Arapça gibi dillerin oluĢmasına da büyük katkıları bulunan Ġbranice ile Hint-Avrupa dil ailesinin baĢlangıç noktası olarak kabul edilen Hintçe arasındaki ilginç benzerlikleri iĢleyeceğiz bu çalıĢmamızda. Bizim yazılarımızı okuyanlar dillerin oluĢumu konusunda savunduğumuz savlarımızı da çok iyi bilirler. Avrupa ve Amerika‘da ―Monogenist Diller‖ teorisi olarak da bilinen ―Dilbirliği‖ teorilerinin içinde kabul edilebilecek görüĢlerimizi çeĢitli delillerle ortaya koymaya gücümüz yettiğince devam edeceğiz. GörüĢlerimizi öncelikle kısaca özetleyelim. Âdem ve Havva Dili baĢlıklı çalıĢmamızda da açıkça ortaya koyduğumuz gibi bize göre aslında baĢlangıçta tek bir dil vardı. Yani bütün insanlığın ortak ataları olan Hz. Âdem ve Havva‘nın konuĢtukları bir dil vardı. Daha önceki yazılarımızda da ortaya koyduğumuz gibi bu dil herhangi bir milletin ya da ulusun dili değildi. Zira milletlerin olmadığı sadece Âdem ve Havva‘nın olduğu o dönemde bir ya da birkaç ulustan bahsetmek elbette imkânsızdır. Elbette tüm milletlerin, ırkların genetik özellikleri Hz. Âdem ve Havva‘nın genlerinde temerküz etmiĢti. Daha sonra iç ve dıĢ saiklerin de etkisiyle ama aslında planlı; programlı bir Ģekilde, diğer bütün milletler de oluĢtu. 54


Bize göre bu milletlerin konuĢtukları diller de tesadüfen oluĢmuĢ olamazdı. ĠĢte bir kısmı bugün halen konuĢulmakta olan binlerce farklı dil, aslında tek bir kökenden yani ―Ġlk Ġnsanlık Dilinden‖ kopup baĢkalaĢan dillerdir. Ġlk insanlık dili ise içerdiği sesler itibariyle basit gözükse de içinde barındırdığı mantıklılık, düzenlilik bakımından oldukça mükemmeldi. Bu dil çekirdek bir dildi. Bütün dünya dillerinin genetik özelliklerini içinde barındıran çekirdek bir dil. O dilin içindeki planlar, kodlamalar iç ve dıĢ etkenlerle etkileĢime geçtiği andan itibaren planlı bir Ģekilde yeni diller oluĢmaya baĢlayacaktı. Bu dillerin değiĢimi, baĢkalaĢması önceden öngörülmüĢtü. Aynen doğadaki, kâinattaki düzenin bir büyük patlamayla aniden baĢlatılarak evrenin bugünkü düzenli Ģekline gelmesinin de bir planın varlığını göstermesi gibi, doğanın bir parçası olan dillerin düzenli bir Ģekilde geliĢmesi de bu dillerin planlı bir Ģekilde, belli kurallar dâhilinde geliĢtiğini göstermekteydi. ĠĢte bir özetini sunduğumuz temel görüĢlerimizin akabinde bu görüĢleri destekleyecek yeni bulgularımızla konumuza daha bir açıklık getireceğiz bugün. Birbirinden oldukça farklı dil aileleri olarak kabul edilen Sami Dil Ailesi ve Hint Avrupa dil ailesinin de aslında ortak bir dilin farklılaĢmıĢ iki bölümü olduğunu ortaya koyacağız bazı örneklerle. Bunu yaparken bir makaleden de faydalanacağız. Aslında Yahudilerin Hindistan‘dan göçtüğünü ispat 55


etmeye yönelik olarak hazırlanmıĢ bu makaledeki örneklerin bizi Ortak Bir Dil‘e götürecek örnekleri de havi olduğunu anlamamız bu yazıyı yazmamıza neden olmuĢtur. Gene D. Matlock‘un yazısında (Türkçe'ye Tercüme Eden: Kemal Menemencioğlu - Translation Copyright © 2002 hermetics. org ) Yahudilerin doğudan yani Hindistan‘dan geldiğini ifade eden savların doğruluğunu ya da yanlıĢlığını tartıĢmayacağım bu yazımda. Biz sadece dil boyutundaki bu benzerliğin tarihi ve coğrafi Ģartların imkânsızlığına rağmen bu boyutlarda olmasının bizim savlarımıza destek vereceğine inanıyoruz… Yazar öncelikle Hindistan‘da geçen ve Tevrat‘ta da Ġbranice olarak belirtilen yer adları arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor. Bu yer adlarının manalarının da ĢaĢırtıcı bir Ģekilde benzer olması bu iki farklı bölgede de ortak olan Köken Dili kanıtlarına bizi götürmez mi? Mesela Minoa kelimesi Hint Dilinde de benzer anlamda (Ülke, diyar anlamında) kullanılmaktadır. Turbazu kelimesi hem Filistin‘de hem de Hindistan‘da bir kabilenin adı olarak kullanılmıĢ. Arebea (Arap) kelimesi aynen Hindistan‘da bir kabileyi, bir halkı ifade etmek için kullanılıyor… Peygamberimizin ismi Muhammed kelimesi ile Hintçe ―Maha-Atma‖ (Büyük Ruh) kelimeleri arasındaki anlama varana kadarki paralellik tesadüfî olabilir mi? Yunan milleti anlamına gelen Helen kelimesi Hindistan‘da aynı Ģekilde Hindistan‘da da bir 56


kabilenin adı. Daha ĢaĢırtıcı olarak Arabistan‘daki Mekke Ģehrinin ismine benzer Ģekilde çok önceleri bir milletin baĢkenti olarak Hindistan‘da kullanılmıĢ olan Mekke Ģehri arasındaki benzerlik de yalan olmasa gerek. Yahudilerin dua ederken kullandıkları dua Ģalı ―Tallit‖ aynı seslerle hem de aynı manada Hintçe‘de de kullanılmıĢ bir zamanlar. Yahudilerin ikinci kutsal kitabının adı olan ―Talmud‖ kelimesi ―Talmudra‖ Ģeklinde ―Kutsal Kitap‖ manasında Hintçe‘de yaĢayan bir kelime… Tabii ki bunlar gibi daha binlerce yer ismi ve kelime ĢaĢırtıcı bir Ģekilde benzerlik gösteriyor. Ġbranilerin kullandıkları Tanrı isimlerinin de benzerlerinin Hintçe‘de çoklukla bulunması iki, dilin arasındaki geçmiĢteki ortaklığı açıkça ortaya koyuyor. Ġbranice‘de Tanrı için kullanılan bütün ön ekler aynen Hinduların ġaivizm kolunda da kullanılıyor. Ġbranice‘de Yahve‘nin köken olarak Hintçe Tanrı anlamındaki ġiva kelimesi ile benzerliği ortadadır. Elakhim (Tanrı) kelimesi ile Hintçe ―Lakhimi‖ (Tanrı) kelimesi, ġadday (Tanrı) kelimesi ile Hintçe Saday (Tanrı), Ġbranice‘de çift cinsiyetlilik anlamına gelen ―Yesoda‖ kelimesi ile Hintçe aynı manaya gelen ve bir Tanrı için kullanılan ―YeĢoda‖ kelimeleri arasındaki bu ilginç benzerlik acaba tesadüfî midir? Klim (Hiçlik) kholi (hiçlik), sefirot-sipat (ruhsal enerji merkezi), yeĢ me ayin-yeç me ayen (YaratılıĢın amacı), baal (Yahudilerin taptığı 57


altın buzağı)-balasar(Hindistan‘da tapılan Kutsal Boğa), satan-satan (Ģeytan) vb. dini terimleri ve daha binlercesi arasındaki inanılmaz benzerlik de bizi ortak bir Ġlk Ġnsanlık Diline götürmüyor mu? Hatta Tevrat‘ta da Hindistan‘da da kullanılan bazı kabile adları arasındaki ilginç benzerliğe de bir bakalım isterseniz: AbriAmal Asaul Asheriya Azri Bal. Bala; Balah Bakru Baktu Maikri Malla; Maula Mallak Shahmiri Shaul Shavi Shora Shuah -

Ibri (1 Tarihler 24-27) Amal (1 Tarihler 7:35). Asahel (2 Tarihler 17:18) Asher (Tekvim 30:13) Azriel (! Tarihler 5:24) Baal (1 Tarihler 5:5) Bala (YeĢu 19:3) Bokheru (1 Tarihler 7:6) Baca (1 Tarihler 8:38) Machir (YeĢu 17:1) Maaleh (YeĢu 15:3) Mallouck (1 Tarihler 6:44) Shamir (1 Tarihler 24:24) Shaul (1 Tarihler 4:24) Shaveh (Tekvim 14:17) Sherah (1 Tarihler 7:2) Shuah (1 Tarihler 4:11)

Bütün bu örnekler bizim ―bütün diller çekirdek bir dilden türemiĢtir‖ Ģeklindeki tezimizle uyumlu örneklerdir. Bu durumda binlerce farklı dile kökendaĢlık etmiĢ, bu dil ailelerinin dahi aslında ORTAK BĠR TEK DĠL olduğu ispatlanmıĢ 58


oluyor. Pek çok yazımızda söylediğimiz gibi ―Hz. Âdem bütün dilleri içinde barındıran bir çekirdek dil konuĢuyordu. Daha sonra onun evlatları dünyanın dört bir tarafına göçtüler. Böylelikle diller genlerindeki ya da onları konuĢan farklı insanların konuĢma genlerindeki farklı farklı özelliklerin de tesiriyle baĢkalaĢtılar. Hz. Âdem ve Havva‘nın 10 çocuğu olduğunu var sayalım. ĠĢte bu çocuklar doğduklarında onların gen yapıları, hatta beyinlerindeki konuĢmayı yöneten sistemleri de birbirlerinden farklılık arz ediyordu. Çünkü hem ırk, hem de dil farklılaĢması zaten öngörülmüĢtü. Bu farklılıklar olmasaydı ne kutsal kitaplar, ne inançlar, ne dünyanın bugünkü Ģekli ne de insanlık namına oluĢturulan bütün o felsefeler var olabilirdi? ĠĢte bu çeĢitlilik aslında zaten olması gereken bir çeĢitlilikti ve de öyle oldu. Yine bu çeĢitliktir ki inananların öte dünyadaki sonsuz mutluluğunun da olmazsa olmazıdır. Bu farklılıklar, bu mücadeleler olmasaydı dinler de var olmazdı. Eğer Arap milleti diye bir millet oluĢturulmasaydı ve de bu milletin Arapça gibi güzel bir dili Ģekillendirilmeseydi bugünkü Kur‘an olarak nasıl var olacaktı? Hatta inananlar bütün bu olayların hatta Kur‘an-ı Kerim‘in dilinin bile Levh-i Mahfuzda öngörüldüğüne inanırlar ki bu da aslında bütün dillerin tasarlandığının baĢka bir kanıtı değil midir? Elbette ki bu öngörme, bir zorlama anlamını içinde barındırmaz. Sonuçta 59


herkes kendi seçimlerini yapmıĢ ve o seçimlerden sorumlu, fakat bütün bu seçimler de ne kadar özgür iradelere dayanırsa dayansın var olan, iĢleyen bir gizli planın yürümesine katkı sağlamaktadırlar... Faydalandığımız makalede gördüğümüz ve asla kabul de edemeyeceğimiz bizce hatalı bazı kelime benzerliklerine de değinmeden geçemeyeceğim. Bilindiği gibi Hindistan, Gazneli Mahmud döneminde Müslümanların eline geçmiĢti. Yine bilindiği gibi o dönemde konuĢulan ortak ilim dili Arapça idi. Bu sebeple Ġbranice ile akraba olan ve pek çok benzer kelimeyi içeren Arapça da Hintçe‘yi etkilemiĢ ve bu dile yeni kelimeler vermiĢtir. Bazen bu kelimeler de ĢaĢırtıcı bir Ģekilde hem Ġbranice‘de hem de Arapça‘da ufak ses farklarıyla kullanılmıĢ olan aynı anlamlardaki ortak kelimelerdir. ĠĢte yazarın Hintçe ve Ġbranice arasında ortak olarak gösterdiği bazı kelimeler de aslında Arapça kökenli kelimelerdir. Bunlardan birisi Ġbranice Kabala (Kabüllenme) kelimesine karĢılık gelmek üzere Hintçe‘deki (Kabül) kelimesinin kullanılmasıdır. Bu açık bir yanlıĢtır. Zira az bir etimolojik araĢtırmayla bu ―kabul‖ kelimesinin Hintçe‘ye Türkçe‘ye de geçtiği gibi Arapça‘dan geçmiĢ olduğunu ortaya koyacaktır. Yine Hindistan‘da bir yer adı olarak kullanılan ―Toht Süliman‖ kelimesinin Ġbranice ile ortak kökenli bir kelime olduğunu kabul etmek de gerçeklere zıd olacaktır. Zira ―taht‖ kelimesi Farsça, 60


Süliman kelimesi de Kur‘an-ı Kerimdeki ―Süleyman‖ kelimesidir. ―Taht-ı Süleyman‖ (Süleyman‘ın tahtı) anlamındaki bu kelimeyi Hz. Süleymanla Tevratçasıyla ―Salamonla‖ irtibatlandırmak anlamsız olacaktır. Yoksa bu bakıĢ açısıyla Ġstanbul‘daki ya da Türkiye‘nin dört bir tarafındaki yer, cami ve insan isimleri de incelense Arapça‘nın dolayısıyla da Ġslam‘ın tesiri göz ardı edilse, birileri bizim de Ġbranilerle akraba olduğumuz hatta onların buradan göçtüğünü iddia edebilecektir. Bu da bilimsel gerçeklere zıt olacaktır. Aslında dillerine varana kadar aynı ortak kökenden gelmiĢ insanların bu kadar ortak özelliklerini unutarak, görmeyerek birbirlerine düĢman olmaları ne kadar da üzücüdür? YanlıĢ öğretilerin de tesiriyle Ġsrail‘de, Filistin‘de, Lübnan‘da ve dünyanın pek çok yerinde masum insanların kanını dökmek insanlara ne kazandıracaktır? Bütün insanların ortak yönlerine dayanan ortak bir dünya düzeni yerine devamlı pohpohlanan kine, nefrete dayanan kan dökücü bu dünya düzeni ne zaman sona erecektir? Sanırım bu dünya düzenini barıĢ, sevgi dolu bir sisteme dönüĢtürmede biz dilcilere büyük iĢler düĢmektedir. Ve sanırım Kutsal Kitabımızda bunun için:

61


―Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.‖ buyuruluyor. Kaynak: (Gene D. Matlock, B. A. , M. A. Türkçe'ye Tercüme Eden: Kemal Menemencioğlu Translation Copyright © 2002 hermetics. org ) http://www. viewzone. com/matlock. html

62


ESPERANTO YAPMA DĠLĠ VE TÜRKÇE Esperanto‘yu geliĢtiren kiĢi, Polonyalı Yahudi bilgin Doktor Ludoviko Lazaro Zamenhof‘tur... Bu bilgin 15 Aralık 1859‘da Polonya‘nın Bielestok Ģehrinde doğmuĢtur... O bilhassa HintAvrupa dillerinden pek çoğunu çok iyi bilmekteydi... Bu dillerin düzensizlikleri, diğer milletlerce öğrenilmelerinin güçlüğü, onu yeni bir dil arayıĢına itmiĢtir..Ona göre bu dil yeni dünya dili olacaktı... Zaten Zamenhof‘un imzası olan ―Esperanto‖ kelimesi de anlam itibariyle ―ümit eden doktor‖ anlamına gelmekteydi... Daha sonra 63


oluĢturduğu yeni dilin ünvanı olacak olan bu kelime grubu ―tüm dünyanın ortak ve düzenli bir dilde buluĢması ümidini‖ içinde saklı tutan bir isimdi..ġimdi biz bu çalıĢmamızda Esperanto namıyla anılan yapma dil ile Türkçemizi karĢılaĢtıracağız..ÇalıĢma sonucunda görülecektir ki, Esperanto, Hint-Avrupa dillerini ve bilhassa Avrupa‘nın kutsal dili Latince‘yi tüm dünyaya egemen kılma çabasının bir aracıdır. Bir bilgin tarafından oluĢturulan ve dünyaca rağbet görmüĢ bir dil olan Esperanto‘nun, doğal süreçler içinde, tesadüfen oluĢtuğu öne sürülen dilimiz Türkçe ile girdiği yarıĢta nasıl geride kaldığını da gösterecektir bu çalıĢma..Sonuçta ise Türkçe‘nin hem doğal bir dil hem de düzenli, mantıklı bir dil olarak dünya dili olabilecek tek dil olduğu ortaya çıkacaktır... Eğer bir Türk olmasaydım, baĢka milletten hakperest bir bilgin olsaydım yine de Türkçe‘nin üstünlüğünü söylemekten çekinmeyecektim..Yani bu söylem milliyetçilikten çok öte bilimsel bir savdır... Zaten Jean Deny gibi yabancı dilbilimciler bile Türkçe‘nin düzen yönünden diğer dillerden üstünlüğü gerçeğini tüm dünyaya ilan etmiĢlerdir. Ben de bir Türk olarak, elbette yüreğimde, zihnimin kıvrımlarında saklı bu mücevheri ve onun güzelliklerini tüm dünyaya gösterme aĢkıyla yanıp tutuĢuyorum..Yaradan‘ın Türklere ve onların Ģahsında tüm Müslüman milletlere verdiği bu güzelliği, yine bu dili oluĢturan Yaratıcı‘ya bir teĢekkür edasıyla, tüm dünya insanlarıyla paylaĢmak gibi bir davanın içinde buluverdim 64


kendimi... Türkçe‘nin güzelliklerine ulaĢılmasını engelleyen yapay surlardan birisi olan Esperanto yapma dili, Türkçe‘nin dünya dili olmasını engelleyemeyecektir... Çünkü Türkçe, tüm gücüyle bağırmaktadır... ―Ben Ģu bilgi ve mantık çağının tek dili olacağım‖ demektedir. Biz naçizler ise sadece ona tercümanlık yapmaktayız..KonuĢan yine Türkçe‘dir. Zamenhof tarafından uzun uğraĢlar ve düĢünceler sonucunda oluĢturulan Esperanto yapma dili, doğal süreçler içinde, kendiliğinden oluĢtuğu iddia edilen Türkçe‘ninkine benzer kurallara da sahiptir..Zaten Esperanto dilini Hint-Avrupa dillerinden ayıran özellikler de bu kurallarda gizlidir çoğunlukla..Peki neden Türkçe gibi harika ve de doğal bir lisan varken bu bilgin gitmiĢ yeni bir dil oluĢturmuĢtur?Üstelik bu oluĢturulan dil pek çok yönden Türkçe‘ye benzemektedir..Neden insanlar hemen yayılabilecek, canlı bir dil varken onun değiĢik bir versiyonunu, tüm dünyaya yayılması oldukça zor olan bir dili yeniden oluĢturmuĢlardır? Bizce bu araĢtırılması gereken bir konudur..Zamenhof‘un Türkçe‘yi bilmediği öne sürülebilir.. Ancak 1880‘li yıllarda, hem de Avrupa‘nın geliĢmiĢ bir bölgesinde pek çok dili ana dili gibi bilen bir bilgin, Türkçe ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değildi iddiası gülünç bir iddia değil de nedir? On küsur dili bilen bir adam herhalde merak edip, Türkçe‘yi de incelemiĢtir... Böylelikle o, bu dilden de ilham almıĢ olabilir 65


yeni dil oluĢturma çalıĢmasında. Bazıları ―Zamenhof Türkçe ile ilgili bir Ģey kesinlikle bilmiyordu diyebilirler‖ ve bunu da belgelerle ispat edebilirler... O halde Ģöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır... Zamenhof‘un uzun çalıĢmalar sonucunda geliĢtirdiği dil, onunla pek çok benzer yöne sahip olan Türkçe kadar, en azından bazı kurallar yönünden düzenliyse ve bu dil ancak 19.yy‘ın sonların oluĢturulabildiyse, binlerce yıldır matematiksel bir düzene sahip Türkçe‘nin üstünlüğü ispat edilmiĢ olur... Çünkü bin yıl önce de düzenli olan bir lisanın benzeri daha dün oluĢturulmuĢsa, elbette önce var olan yarıĢmayı kazanmıĢ demektir..Türkçe‘nin Esperanto‘dan üstün tarafı bu çalıĢmamızda göreceğiniz gibi onun eskiden beri düzenli olması değildir sadece..Bu yönleri, ilerleyen yazılarımızda incelemeye devam edeceğiz... ġimdi Ģu birinci maddeyi açıklayalım.. Esperanto‘da da kelimeler yapılarına göre üç gruba ayrılırlar..Basit, türemiĢ, birleĢik... Bu durum bilindiği gibi Türkçe‘de de böyledir... Yine bu dilde kelime yapımı Hint Avrupa dillerinde olduğu gibi ―bükümlüleĢme‖ yoluyla olmaz sadece eklerle yapılır... ĠĢte burada Türkçe‘nin bir üstünlüğü fiili olarak ispatlanmıĢ olur... Türetme eklerle yapılır ancak bu ekler Esperanto‘da baĢa da eklenebilir... Burada bir mantık bölünmesi vardır..Türkçe bu yönden de Esperanto dilinden üstündür.. ―Bütün ekler sondadır‖ kesin mantığı Türkçe‘yi Esperanto 66


dilinden daha mantıklı bir konuma getirir... Bu yönüyle Türkçe öğrenilmesi daha kolay bir dil olmaktadır... Zira bu dili öğrenmeye çalıĢan bir kiĢi en azından ―hangi ek baĢta, hangi ek sonda?‖ Ģeklinde bir kaygı taĢımaz..Bütün eklerin sonda olduğunu bilir... Böylelikle Türkçe‘nin ek bölümünü kolayca öğrenir... Türkçe‘de kelime bazındaki bütün iĢ eklere düĢtüğüne göre ―ek‖ meselesi kolayca öğrenilirse Türkçe de öğrenilmiĢ demektir. ĠĢte bu özellik Türkçe‘ye bariz bir üstünlük verir... Örnek: San > Sağ San-a > Sağ-lam San-eco > sağ-lık San-ı > sağ-al San-ıg-a > sağ-lık-lı Örneklerde görüldüğü gibi Esperanto Türkçe‘nin kelime yapımı özelliğini almıĢtır... Bu da Türkçe‘nin bu dilden üstün olduğunu ispat etmektedir.. Esperanto‘da bazı örneklerde ekler baĢa gelmektedir… Mal-san-o > sağ-lık-sız-lık ( hastalık) Bu örnekte de görüldüğü gibi Esperanto dilinde olumsuzluk bildiren –mal eki Türkçe ma- ekiyle 67


bağlantılı olabilir..Bir de bilindiği gibi Proto Türkçe döneminde bazı kavramlar için bir önek kullanılmaktaydı... En azından günümüze ulaĢmıĢ bazı kelime örneklerinden bunun böyle olduğunu anlamaktayız.. Ġn- > b-in Ġt(yit) > b-it Esperanto‘nun Türkçe‘nin bu dönemlerdeki özelliği ile bir bağlantısı var mı bilinmez ancak Farsça‘nın etkisiyle Osmanlıca‘da oluĢmuĢ bir biolumsuzluk öneki vardır ki Esperanto‘nun bundan etkilendiği söylenebilir. Bi-çare > çare-siz Bi-hude > boĢ Bi-nihayet > nihayet-siz Bi-can > can-sız Bo-patr-ıno > kaynana Bu dildeki kök kelimeler de Türkçe‘deki gibi eksizdirler.. Ancak kelime isimse sona ―o‖ eki, sıfatsa ―a‖ eki, zarfsa ―e‖ eki, fiilse ―i‖ eki gelir…Pek çok kelime de isim olduğuna göre bu ―o‖ sesi adından da anlaĢılacağı gibi bu dile hakim durumdadır..Bu da bu yapma dilin müzikal 68


boyutuna indirilen büyük bir darbe olmuĢtur..Türkçe‘de ise her ses yerli yerindedir..Pek çok farklı ses, bir bestedeki notalar gibi arda arda gelerek, cümlede bir ahenk oluĢturmaktadırlar.. Aslında Türkçe‘de de bir kelimenin isim mi, fiil mi ya da baĢka tür bir kelime mi olduğunu anlamak çok kolaydır..Mesela: ―-mak‖ mastar eki isimle fiili birbirinden ayırt eder..Ġsimlere eklenen yapım ekleri de fiillere eklenmez..Örneğin bir ―+lık‖ eki fiillere eklenmez…Zarf ve sıfatların oluĢumu da eğer kelimeler Türkçe ise eklerle kolaylıkla gerçekleĢir… Esperanto dilinde Ġngilizce‘deki gibi kelimeler baĢkalaĢmaz…Hangi eki alırlarsa alsınlar köklerini muhafaza ederler Türkçe‘de olduğu gibi..Bu dilde kelimelerin çoğullaĢtırılması da kurallıdır Türkçe‘deki gibi..Sona gelen bir ―j‖ ( ―y‖ sesine karĢılık gelir) kelimeyi değiĢime uğratmadan baĢkalaĢtırır.. Baba-lar > patro-j Örnekte de görüldüğü gibi bizim Hint Avrupa dillerinde gördüğümüz düzensizlikleri bir Avrupalı bilgin de görerek düzeltme yoluna gitmiĢtir..Kelimelerin düzensizleĢmesi önlenilmeye çalıĢılmıĢtır..Bu da bizim tezlerimizi ispat etmektedir..Demek ki Hint-Avrupa dilleri bizim de iddia ettiğimiz gibi gerçekten düzensiz dillerdir..Türkçe ise Esperanto‘daki bu özelliğin benzerini binlerce yıldır üzerinde 69


taĢımaktadır..Bu yönleriyle Türkçe ile hiçbir Avrupa dili yarıĢamaz.. Esperanto dilinde de ismin –i hali vardır..Bu dilde de –i nesne eki kelimenin sonuna eklenir Türkçe‘de olduğu gibi..Bu ek ―n‖ sesiyle ifade edilir.. Çikolata-(y) ı > cokolado-n Çay-ı > teo-n Bu örnekler Türkçe‘de binlerce yıldır var olan ve Hint-Avrupa dillerinde bulunmayan –i nesne hali ekinin aslında çok önemli ve akıllıca bir ek olduğunu göstermektedir..Bu yönüyle Türkçe Hint-Avrupa dilerine yine fark atmaktadır..Esperanto‘da Türkçe‘deki gibi diğer haller de eklerle ifade edilir.. -in hali(genetiv): Esperanto‘da bu hal ―De‖ önekiyle oluĢturulur.. De –bırdoj > kuĢlar-ın -e hali: Bu dilde yönelme hali ―al‖ önekiyle Türkçe‘deki gibi muhakkak gösterilir.. Al-mı > ben-e>bana

70


Al-kıu > kim-e -de hali: ―en‖ ön ekiyle yapılır.. En –kiu > kim-de En -la cambro > oda-da -den hali: ―el‖ öne ekiyle yapılır… El -kio > ne-den El-stono > taĢ-tan Bütün bu örnekler Türkçe‘nin üstünlüğünü ispat eden örneklerdendir.. i hali eki olan ―n‖ yi sona alıp da diğer hal edatlarını baĢa alan Esperanto bu yönüyle Hint Avrupa dillerini çağrıĢtırır..Belki o bu oyunla Hint Avrupa dilini konuĢanları kendi diline çekmeyi amaçlamıĢtır.. Ancak görünen bir Ģey var ki bazı ekleri sona bazı ekleri baĢa getirmek de mantıksızlıktır..Mantıklı bir dil oluĢturduğunu iddia edenler bile böyle mantıksızlıkları sahiplenebilmektedirler..Bu da Anglo-sakson dillerinin Ģuuraltına tesirleriyle izah edilebilir..Demek ki bu dillerin mantık tahribatı bu denli fazladır..Mantıklı bir dil oluĢturanlar bile anlamasız ve gereksizce bazı mantıksızlıklar yapabilmektedirler..Türkçe ise hiçbir bilgin tarafından geliĢtirilmediği halde pek çok mantıksızlığı kendiliğinden tasfiye eden bir dildir..Bu da onun ayrı bir üstünlüğüdür.. 71


Mantıklı bir dil olduğu iddiasında bulunan Esperanto bir baĢka mantıksızlık örneği daha gösterir..Sıfatları belli eden ―a‖ eki ile aynı zamanda sıra sayıları, Ģahıs zamirleri ve dil adları oluĢturulur..Türkçe‘de ise bütün bu özelikleri ortaya koymak için farklı farklı ekler kullanılır.. Bir-inci > unu-a Ġngiliz-ce > Angl-a Büyük > Grand-a Örnekte görüldüğü gibi Türkçe‘de farklı Ģekillerde gösterilen bir çok görev Esperanto dilinde aynı eklerle ifade edilmektedir ki bu da bu dilin ileri de diğer Hint-Avrupa dilleri gibi düzensizleĢebileceğinin bir göstergesidir..Elbette Ģu andaki Türkçe‘nin tamamen istisnasız düzenli bir dil olduğunu söylemiyorum.. Ancak düzenli bir dil olarak oluĢturulduğu iddia edilen Esperanto dilinden daha düzenli yönleri var, diyorum.. Esperanto dilinde Türkçe‘deki ―ki‖ zamiri benzeri görev ifa eden bir ek vardır..Bu ek ―cı‖ ekidir.. Tıo-cı > beri-ki Esperanto dilinde Türkçe‘deki ―Sayın‖ kelimesine benzer bir Ģekilde ―mosto‖ kelimesi 72


kullanılır..Bu kelime diĢi ve erkekler için değiĢmez.. Türkçe‘deki gibi kelime önüne gelir genelde. Bazı Hint-Avrupa dillerinde olduğu gibi Esperanto dilinde Tekil kelimeler için bir ek yoktur aynen Türkçe‘de olduğu gibi.. Ancak Esperanto Türkçe‘ye benzememek için tüm düzenlilik iddalarına rağmen bir artikel alma gereği duymuĢtur..Bu ―la‖ artikeli aslında Arapça ―el‖ harf-i tarifinden bozma bir ektir..Ve de hiç lüzumu olmadığı halde bu ek Esperanto‘da kullanılmaktadır..Türkçe‘de ise bu konuda da bir istisna yoktur..Belki de Zamenhof bu kullanımında haksız da sayılmaz..Zira Almanca, Fransızca gibi artikel mevzuunu abartmıĢ AngloSakson dillerinin düzensizlikleri aĢikaredir..O en azından diĢi ve erkek ayrımını ortadan kaldırmıĢ, bir yerde artikeli pasifleĢtirmiĢtir..Onu adeta Türkçe‘deki bu, Ģu iĢaret sıfatları konumuna getirmiĢtir..Demek ki bu artikel olayı da Ģuuraltından silinmesi zor bir olaydır.. Bilindiği üzere Türkçemizde bir kelimeyi soru yapabilmek için –mi soru edatı kullanılır..Esperanto da soru yapımında aynen Türkçe‘deki gibi ―cu‖ soru edatını muhakkak kullanır. Demek ki bir dil düzenlileĢtirilmek isteniyorsa Türkçe‘ye benzetilmelidir.. Esperanto dilindeki sayı mantığı da aynen Türkçe‘deki gibidir.. 73


Üç yüz seksen(sekiz on) Trı cent okdek On beĢ bin iki yüz altmıĢ Dek kvın mil du cent sesdek Ancak görüldüğü gibi bu dildeki pek çok kelimede olduğu gibi sayılarda da köken olarak Latince esas alınmıĢtır..Bu da bu dilin, tüm dünyaya Avrupa kültürünü bir okus pokus yöntemiyle yayma amacı taĢıdığını açıkça göstermektedir..Madem bütün dünyanın ortak bir dili olacaktır, neden Türkçe, Japonca, Çince, Arapça gibi dillerden de kelimeler yoktur Esperanto‘da?Neden genellikle Latin kökenli dillerden kelimeler vardır?Böyle bir dilin tüm dünyaca benimsenmesi herhalde Avrupa‘nın ve de Kilise‘nin iĢine yarardı..Çünkü bu dili öğrenen insanlar Latince‘yi ve Latin kültürünü, dolayısıyla Anglo-Sakson kültürünün tahakkümünü asla reddedemezler..Belki de o dönemde oluĢturulan bu dille Osmanlıca Türkçesi karĢılaĢtırılsa daha anlamlı sonuçlar da çıkabilir..Türkçe gramerine giydirilmiĢ , Türkçe, Arapça, Farsça, Rumca vb dillerden gelme kelimelerden oluĢan Osmanlıca, bir dönem tüm Türk Ġslam aleminde hatta tüm Ġslam coğrafyasında, edebi ve resmi yazılarda ortak dil olarak kullanılmıĢtı..Zaten Esperanto‘nun ortaya 74


çıktığı 1800‘lü yıllarda da Osmanlı Devleti vardı ve onun dili Osmanlı Türkçesi idi..Osmanlıya karĢı çeĢitli tarihi sebeplerden ötürü antipati duyan Avrupa‘da, Esperanto gibi tüm Avrupalıları ve de Hıristiyanları birleĢtirmeyi amaçlayan bir dilin ortaya çıkması daha da anlamlı olmaktadır..Ġslam alemini birleĢtiren bir Osmanlıca ortak diline mukabil, Avrupa‘yı ve de Hıristiyan alemini birleĢtirecek bir Esperanto dili…Bunu pek çok Avrupa devletinin de destekleyeceği aĢikardır. Bu da bu yapma dilin nasıl bilhassa Avrupalı milyonlarca insanca benimsendiğini ve de tüm dünya insanlarına dünyanın ortak dili olarak nasıl dayatıldığını açıkça göstermektedir. Ay adlarında, sayılarda ve pek çok kelimede Anglo-Sakson dillerinin ortak kelimeleri hakimdir..Bu da bu dille birleĢtirilmek istenenin kimler olduğunu göstermektedir. BirleĢtirilmek istenenlerin Türkler ve Müslümanlar olmadığı açıktır. Esperanto dilinde Türkçe‘deki gibi Ģahıs zamirleri farklı Ģekilde çoğul yapılırlar.. Ben-biz > mı-nı Sen-siz >cı-vı Fakat bu örneklerde de görüldüğü gibi mı-nı ve de cı-vı kelimeleri arasında anlam kökendaĢlığı olmakla birlikte kelime kökendaĢlığı gözükmemektedir..Yani burada da bir düzensizlik 75


göze çarpmaktadır.. Mı neden nı, cı neden vı olmuĢtur? Türkçe‘de ise bu kökendaĢlık oldukça açıktır.. Ben kelimesinin aslı ―bi‖ dir.. ―n‖ tekil ekidir.. Bi-n(Ben) ―z‖ ise çoğul ekidir bi-z..Sen kelimesinin de kökeni ―si‖ kelimesidir..Tekili Sin (Sen) çoğulu ise Si-z kelimesidir..ġimdi Türkçe‘nin buradaki mantıksal üstünlüğü de oldukça açıktır.. Esperanto dilinde zamanlar muzari(Ģimdiki ve geniĢ zaman), gelecek zaman, geçmiĢ zaman olmak üzere üçe ayrılır..Bu zamanlar için sırasıyla ―AS‖ , ―OS‖, ―IS‖ son ekleri kullanılır..Emir kipi için de ―u‖ eki getirilir. Fiiller asla düzensizleĢmezler..En azından bu böyle öngörülür..Bu yönüyle bu dil Türkçe‘nin fiillerini ve onların zaman durumlarını hatırlatır.. O oku-r > Lı leg-as Türkçe‘de 3. tekil ve çoğullar hariç fiillerde Ģahıs ekleri de kullanılır…Aslında Proto-Türkçe döneminde bu Ģahıs ekleri yoktu..Yani ilk dönem Türkçe‘sinde insanlar Ben okur-um demiyorlardı..Sadece ―Ben okur‖ diyorlardı..Zamanla Ģahıs zamirini daha da güçlendirmek gereği hissedildi ve bu ben, sen, o zamirleri kelime sonunda da söylenmeye baĢlandı.. ―Ben okur ben‖ eski Ģekliyle ―Mın okur mın‖ daha sonra bu fiilin sonundaki ―mın‖ ekleĢti..Diğer Ģahıs zamirleri de böyle oluĢtu..Esperanto Türkçe‘nin ilk zamanlarını 76


andırmaktadır..Tabiri caizse bu dil Türkçe‘nin en ilkel dönemlerindeki Ģeklini taklit etmiĢtir..Böylelikle düzenli olmuĢ görüntüsü vermiĢtir.. Ancak Esperanto‘daki eklerin sesleri bizce uygun seçilmemiĢtir.. AS, OS, IS sesleri kelime içinde çok da ayırt edilememektedir..Türkçe‘deki gibi birbirlerinden farklı ekler aslında daha da mantıklıca olurdu..Daha kolay akılda kalırlardı bence..Üstelik zamanla bu seslerin telaffuzları birbirlerini andırabilir..Bu durumda halk, farklı ekler geliĢtirmek zorunda kalabilir..Yine dilde çoklukla tekrar edilecek olan bu eklerdeki ―s‖ sesleri dile adeta Latince ya da Yunanca boyası sürmüĢtür…Bu da bilinçli bir seçim olmalıdır..Dilin müzikalliğini baltalayan seslerden birisi de bu ―s‖ seslerinin çoklukla tekrarı olacaktır.. Bildiğimiz gibi Hint-Avrupa dillerinde sıfat-fiil, zarf-fiil gibi fiilimsilerden ziyade ―ki‖ anlamına gelen zamirler kullanılır ve tüm cümle değiĢtirilir..Esperanto‘yu geliĢtiren Zamenhof bu eksikliği fark etmiĢ olmalı ki, Türkçe‘deki fiilimsi eklerine benzer ekler geliĢtirmiĢtir fiillere eklenmek üzere.Bu da Türkçe‘nin bu özelliğinin çok haklı bir özellik olduğunu göstermeye yeten bir delildir. Bununla ilgili karĢılaĢtırmalı örnekler verelim: Geç-en sene > Pas-inta jaro / Gel-ecek yıl > Venonta jaro

77


DüĢ-en adam > Fal-inta homo Örneklerde görüldüğü gibi fiillere eklenen inta, inte, into, onta vb. ekler sayesinde Esperanto dilinde fiilimsiler oluĢturulmaktadır. Bu diğer Anglo-Sakson dillerinde oldukça farklı olmaktadır: The man who is standing front of the school is the teacher. Adam ki duruyordur okulun önünde, öğretmendir (Okulun önünde duran adam öğretmendir) Görüldüğü gibi Ġngilizce‘de ―Who‖ zamiri kullanılarak sıfat fiil oluĢturulmaktadır. (Ancak günümüzde Türkçe gibi doğal veyahut da Esperanto gibi yapma dillerin etkisiyle bazen bir kısım ekler de fiilimsi eki olarak kullanılabilmektedir. Muhtemelen Türkçe‘de fiilimsileri oluĢturmada var olan bu mantıklılık baĢka dilleri de etkilemiĢtir.) ĠĢte Esperanto bu mutat kullanımı ortadan kaldırmıĢ ve yerine Türkçe‘dekine benzer mantıklı bir sistemi ikame etmiĢtir..Bu da Türkçe‘nin gayet mantıklı bir dil olduğunu gösteren bambaĢka bir örnek olarak önümüzde durmaktadır.. 78


Esperanto‘da edilgenlik eklerle yapılmaktadır Türkçe‘ de olduğu gibi..Bu da Türkçe‘nin bu kuralının ne kadar mantıklı bir kural olduğunu göstermektedir.. Ancak burada Esperanto bir yardımcı fiil kullanma gereği hisseder AngloSakson dillerinden kalıntı olarak.. Teo estas trink-ata varma > Çay iç-il-ir-dir sıcak/ Çay sıcak iç-il-ir Görüldüğü gibi Türkçe‘de edilgenlik bir –il ekiyle halledilebilecek kolaylıkta bir meseledir. Fakat Esperanto ortaya bir de ―estas‖(Farsça‘da est, Ġngilizce‘de is, Latince‘de est ―olmak‖ yardımcı fiili) bırakmıĢtır..Bu estas…ata Ģimdiki zamanı ifade eder..GeçmiĢ zamanda estis…ata, gelecek zamanda estos …ata…vd.. Türkçe‘nin Esperanto dilinden pek çok yönden üstün olduğunu ispat eden daha pek çok delil sayılabilir. Ancak dikkatinizi bir baĢka mevzuya çekmek istiyorum..Esperanto‘nun diğer dillerden düzen yönünden üstün olduğunu iddia edenler aslında Türkçe‘de de var olan özellikleri üstünlük vesilesi olarak görüyorlar..Binlerce yıldır bu ince düzenlere ve mantıklı yapılara sahip olan Türkçe, asıl üstün olarak anılması gereken dildir bize göre.. Aslında bu gerçeği mantık da haykırmaktadır.

79


Esperanto dilini yaymaya çalıĢanlar Türkçe‘nin bu güzelliklerini neden görmezden gelirler anlamıyorum?Madem dünyada bir barıĢ tesis edilmek isteniyor, o halde Avrupa tarafından binlerce yıldır ―öteki‖ kabul edilen Türklerin düzenli ve mantıklı dili olan Türkçe, ortak dünya dili olarak kabul edilmelidir..Yoksa ―iĢte alın size ortak dünya dili, bakın ne Ġngilizce, ne Fransızca yepyeni bir dil‖ denilerek önümüze fırlatılan dilin aslında Latince ve diğer Anglo-Sakson dillerinin farklı bir düzlemde önümüze sunulması olduğunu görmezden mi gelmemizi istiyorlar? Oğuz Düzgün Kaynaklar: 1)Dünya Dili Esperanto-Hayreddin DURALKardeĢ Matbaası- 1965-ANKARA

80


YAġASIN MEVLĠD KARDEġLĠĞĠMĠZ Her düğünde, sünnet merasiminde, vefatlarda değiĢik üslubuyla bin yıla yakındır okunuyor Mevlid-i ġerif.. Mevlid ―doğum‖ anlamına geliyor. Nasıl ki ―milad‖ Hz.Ġsa‘nın doğumunu temsil ediyor bunun gibi, ―mevlid‖ kelimesi de Hz. Muhammed‘in doğumunu hatırlatır. Mevlid‘de anlatılan ulvi konuların derinliğine vakıf değil hiç kimse.. Ömründe yüzlerce kez ―Mevlid‖ dinlemiĢ birine: ―Mirac nedir?‖ diye sorsak, muhtemeldir ki bu konuyu, okuldaki ―Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi‖ dersinden ya da baĢka bir dini kaynaktan öğrenmemiĢse bilemeyecek ve bize de açıklayamayacaktır. Halbuki Mevlid-i ġerif‘te ―Mirac‖ mucizesi geniĢ bir Ģekilde anlatılmaktadır. Bu tür örnekleri çoğaltmak da mümkündür. Ancak konumuz Mevlid‘in anlaĢılıp anlaĢılmaması değildir. Biz de bir din adamı olmadığımıza göre bu gibi dîni konular hakkında konuĢmayı din adamlarına bırakıyoruz. Ancak Ģu bir gerçektir ki; Mevlid-i ġerif, bin yıla yakın tüm Osmanlı topraklarında, bütün Müslüman unsurlar tarafından benimsenmiĢ içselleĢtirilmiĢ bir metindir. Bu milletin birlik rabıtalarından birisi de iĢte bu Mevliddir. Anlamı, mahiyeti ne olursa olsun bu millet, Mevlide önem vermiĢ, onu benimsemiĢtir. Süleyman Çelebi‘nin yazdığı Mevlid 1700‘lü 81


yıllarda Ġslam bilginlerinden Ahmed-i Hâni tarafından Kurmanç Lehçesi‘ne çevrilmiĢtir. Bu Mevlid‘in dili o dönemlerin diğer Kurmanç Lehçesi Ģiirlerinde olduğu gibi, Osmanlı Türkçesinde çoklukla kullanılan Farsça ve Arapça kökenli terimlerle süslenmiĢtir. Bu ortak terimler, Bosna‘dan Çin‘e, Güneyde de Afrika içlerine kadar ortak bir dil kullanıldığının bariz bir örneğidir. Hem de bu Mevlid, Süleyman Çelebi‘nin Mevlid‘inden çeviridir. Bildiğimiz gibi Ahmed-i Hâni‘den çok önceleri, Baba Tahir Hemedani, Faki-yi Tayran, Molla Ceziri, Nâli, Ġdris-i Bitlisi vb. Ģair, yazar ve âlimlerin de iĢtirak ettikleri, geliĢtirdikleri ortak bir medeniyet edebiyatı oluĢmuĢtu. Bu edebiyatta ortak kelimeler ve terimler kullanılıyordu. Demek ki bu dönemde Müslüman bütün unsurlar, bugün olduğu gibi kardeĢçe yaĢıyorlardı. Bu kardeĢlik onların dillerine de yansımıĢtı. ĠĢte bu övünülesi kardeĢliği her fırsatta hatırlamamız; bununla da iftihar etmemiz gerekmektedir. Bu kardeĢliği bozmak isteyenlere birlik ve beraberliğimizi koruyarak cevap vermeliyiz. ġunu da ifade edelim ki diğer Müslümanların dillerinde olduğu gibi Türkçe ve Kurmanç Lehçesi‘nde var olan kardeĢlik, sadece Mevlitle sınırlı değildir. Bilhassa Osmanlı Türkçesi ile Kurmanç lehçesi arasında günümüze kadar gelmeyi baĢaran büyük benzerlikler vardır. 82


1928‘den önce hatta 1940lı yıllara kadar kullandığımız Arap Harfleriyle yazılan Türkçe Kurmanç Lehçesi metinlerde, yazılıĢları birbiriyle aynı olan binlerce terim ve kelimeyle karĢılaĢırız. Bu gün ise Kurmanç Lehçesi ve Türkçe arasında yazılıĢta görünen farklılıkların sebebi, kelimenin nasıl telaffuz ediliyorsa öyle yazılmasıdır. Mesela ―Nevruz‖ kelimesini ele alalım. Osmanlı Harfleri kullanıldığı zamanlarda, Türkçe ve Kurmanç Lehçesi‘nde bu ―Nevruz‖ kelimesi aynı Ģekille yazılıyordu. Bu durum bütün Türk lehçeleri için de geçerliydi. Yani bu kelimeyi yazmak için, ortak olarak, ―nun, vav, ra, vav, ze‖ harfleri kullanılıyordu. Bugünse Newroz-Nevruz farklılaĢmasını, iki dilin farklılığına yoranları gördükçe insanın gülesi geliyor. Kelime aslında aynı kelimedir. Ġki dildeki ―Newroz-Nevruz‖ kelimelerinin farklı iki dilin kelimeleri olduğunu iddia etmek bilgisizlikten ileri gelmektedir. DüĢünün bir kere, ülkemizin herhangi bir bölgesinde yaĢayan vatandaĢlarımız kelimeleri telaffuz ettikleri Ģekilde yazmaya kalkıĢsalardı, o zaman farklı farklı diller mi doğmuĢ olacaktı? Mesela ―oraya celeyrum‖ Ģeklindeki bir telaffuz, yazıya geçirildiğinde farklı bir dile âit olarak mı kabul edilecek? Bu ifâde Türkçe‘dir. Sadece telaffuzda ufak farklar oluĢmuĢtur. Bunun gibi Ģu anda Kurmanç Lehçesi ve Türkçe arasında, aslında aynı kökenden gelmiĢ olan, 83


binlerce ortak kelime vardır. Fakat bu kelimeler, dil mensuplarınca nasıl telaffuz ediliyorsa öyle yazıldığı için yazımda farklılıklar doğmuĢtur. Bugün Irak Türkleri ve Kürtleri yazımda ortak bir alfabe olarak Ġslam Harflerini kullanmaktadır. Bu iki yazım dili incelendiğinde, iki dildeki pek çok kelimenin ortak olduğu açıkça görünecektir. Tabii ki günümüzde Arap Alfabesi kökenli Kürt ya da Türkmen alfabeleri, bâzı ıslah çalıĢmalarıyla değiĢime de uğramıĢtır. Kelimeler okunduğu gibi yazılmaya baĢlanmıĢtır. Bu nednele benzerlikler hemen göze çarpmayabilir. Ancak daha öncelere ait metinler karĢılaĢtırıldığında iki dilde kullanılan kelimeler arsındaki benzerlik âĢikardır. Biz Ģunu inkar etmiyoruz. Elbette Türkçe ve Kurmanç Lehçesi arasında Gramer yönünden bilhassa ekler, kelimelerin çekimleri yönünden farklılıklar var. Ama iki dil sistemi birbirinden farklı gramer yapılarına sahip diye bilhassa Osmanlı döneminde oluĢan benzerlikleri görmezlikten gelmek, iki toplumun da bir dönem ait olmakla öğündükleri ―ortak kültür ve medeniyetten‖ bahsetmemek, bunları ortaya koymamak biraz garip değil mi? Yani yıllarca gramer eğitimi alıp Kurmanç Lehçesi‘ndeki ―Zevece‖ kelimesinin Türkçe‘ye yine Arapça‘dan geçmiĢ, ―Zevce, zevc, izdivac‖ gibi kelimelerle benzer anlamlarda olduğunu söyleyememek, bu kelimeyi sanki o dilin asli bir unsuru gibi kabul etmek biraz yanlıĢ olmuyor mu? Ya da ―TeĢekkür 84


dikım‖ kelimesi ile ―TeĢekkür ederim‖ kelimesi arasındaki benzerliği ifade etmekten neden kaçınılıyor? Daha bunlar gibi binlerce kelime ve terim var ki ortaktır. Bu kelimelerin ortaklığı bizi beyinlerin, kültürün, olaylara bakıĢ açısının hatta tarihi beraber yazmanın ortaklığına kadar götürür. Samimi olmak ve bu milletin kardeĢliği için samimane gayret etmek gerekiyor. Elbette ki Ortak Dil ve Kültür inkâr edilmeden, her kültür, lehçe, dil yaĢanacak, yaĢatılacak. Ancak kardeĢ topluluklar arasındaki benzerlikler de ortaya konacak ki sevgi ve barıĢ kötülüğü yensin. Lafı uzatmadan konuya geçelim isterseniz. ġimdi size Türkçe; Kurmanç Lehçesi Mevlitlerde var olan kelime ve terim kardeĢliğini örneklerle göstermeye çalıĢacağız. ġunu da ifade edelim ki iki dilde var olan bu kardeĢlik sadece Mevlitle sınırlı değildir. Yukarıda bu konuyu geniĢ olarak izah ettiğimden bu konuya tekrar girmeyeceğim. Allâh adın zikredelim evvela Vacib oldu cümle iĢte her kula Allâh adın her kim ol evvel anâ Her iĢi âsan eder Allâh anâ Türkçe Mevlitteki bu beyitlerin benzeri Kurmanç Lehçesi Mevlidin baĢlangıcında üstelik de aynı kafiye ve aruz ölçüsüyle karĢımıza çıkıyor.

85


Ez bı bısmıllahi ibtıda kena, Razıqê 'aman u xasan piya kena. Dikkat ederseniz Ģâir, kafiyeleri bile bilhassa ―ana‖ seslerine benzetmeye çalıĢmıĢ. Aruz ölçüsü ise iki Mevlit de de ―Fâilâtun/Fâilâtun/Fa‘lun, Fâilun‖ tarzında .. Tabii ki Mevlitler, genelde sözlü kültürle devam ettiği için vezinde bazı bozulmalar olabilir. Nitekim Türkçe mevlitte de bildiğimiz kadarıyla bazı eklentiler ve çıkarımlar olmuĢtur. Ġki beyitte de mana aynı ―Ez bi bismillahi ibtida kena‖ (Ben ibtida yani evvela bismillah ile yani Allah adıyla baĢlarım) Ġki Mevlitte de ―Allah adını‖ anmak sayesinde iĢlerin ―âsan‖ olacağı açıkça ifade ediliyor. Manadaki ve Ģekildeki benzerliklere her beyitte bir örnek bulmak mümkün. Mevlitlerdeki her bir beyiti incelemek uzun bir metin oluĢturacağından okuyucunun sıkılabileceğini düĢünüyor; bu belirgin örnekle yetiniyoruz. Fakat ―kelime ve terimlerdeki ortaklığa da‖ değinmemiz gerekiyor. Ġki Mevlitte de ortak olan kelimeleri, terimleri yazacağım Ģimdi. Ancak Ģunu söyleyeyim ki elimdeki Kurmanç Lehçesi Mevlid‘in baĢka varyasyonları da incelense ki mesela elimdeki Mevlitte ―Merhaba‖ faslı yok, ortaya daha büyük benzerlikler de çıkacağı kesin. Mesela ―Merhaba‖ faslı olan Kurmanç Lehçesi Mevlidi, Türkçe 86


mevlitten ayırt etmek neredeyse imkansız.. Sadece bestede bir farklılık var. Kurmanç Lehçesi Mevlit daha hızlı okunurken Türkçe mevlit daha bir ağır makamda okunuyor. Ġlgililere buradan seslenerek Ģunu da sormak istiyorum; Türkçe Mevlid‘in bu ağır makamı değiĢtirilemez mi? Bu mevlit, aslından fazla da uzaklaĢtırılmadan yeniden bestelenemez mi? Bu meseleyi de ehline bırakıyor; Kurmanç Lehçesi Mevlitte var olan, Osmanlı Türkçesinde ve Kurmanç Lehçesi‘de kullanılan ortak bazı terimleri, kelimeleri yazalım:

Hamd ġükr Vâcib Her Nefes ġefi‘ Muhammed Mustafa Mevlud Lazım ġerbet Ru=Yüz Adem Günah Hasetsen Dünya Eğer Küfr Biguman(Ģüphesiz) 87


Hesab Defter Edeb Kamu Kalb Feyz Nur Hem Bedel Rahmet Keyf Sürur Meclis Cevab Kabir Sual Hazreti Sıddık Kelam Cennet Mudam(devamlı) Tazim Faruk(Hz. Ömer) Kadr(kıymet) Ahmed Osman (Hz. Osman) Bedr Huneyn ġehid ġeyh Uhud Rab 88


Çünki Fahr-i Râzi (Fahreddin-i razi, Ġslam Bilgini) Habib(sevgili, Hz. Muhammed) Kur‘an-ı Kerim Kerim Medih(övme) Rahmetellil alemin(alemlere rahmet) Halas(kurtulma) Tamam Esselatu vesselam (Dua ve selam Hz. Muhammed‘e olsun) Evvel Hallak(Yaratıcı) Zaman Mekan Hüküm ġah Ekber (En büyük) Hikmet Kadir Hak Cihan AĢık Meani (Manalar) Harf Savt (ses) Cihet (yön) Menzil Hidayet Bahr (Deniz) Merhamet Vücut 89


Nısf (Yarım) Hakikat Arz Kürsü Kalem Mekke Sebep Heybet Vakit Merhaba Evet Kurmanç Lehçesi mevlitte yaĢayan ve Türkçemizle ortak olarak kullanılan bütün bu kelimeler, bizlere ruhlardaki, beyinlerdeki o kardeĢliği hatırlatmıyor mu? Ne dersiniz, bu vatanın kardeĢ insanlarını birbirine düĢürmek, nefreti yaymak isteyenlere karĢı Mevlit (Mevlud) KardeĢliğini baĢlatmaya? Evet bizler Mevlit KardeĢiyiz. Doğumumuzda, düğünümüzde ve ölümümüzde aynı ortak kelimeleri, terimleri kullanan ortak bir medeniyetin fertleriyiz. Siz de Türkçe ya da Kurmanç Lehçesi bir Mevlidi alın, okuyun. Ortaklıklarımızdan öte, etle tırnak gibi bir bütün olduğumuzu fark edeceğinize eminim. YaĢasın Mevlid kardeĢliğimiz!!!

90


ALMANCA ve TÜRKÇE ÖRNEKLĠĞĠNDE DĠLLERĠN KARDEġLĠĞĠ Bildiğimiz gibi her dilin kendine göre özel kuralları vardır. Ġngilizce ve Almanca gibi diller de kendilerine has pek çok kuralları bulunan ilginç dillerdir. Ancak bize göre, her dilin bünyesinde, o dilin baĢlangıçtaki ortak bir kökenden geldiğini gösteren ciddi benzerlikler bulunmaktadır. Bu sadece kelime benzerlikleriyle açıklanabilecek bir durum değildir. Dilleri, dil ailelerinin sınırları içine hapsettiğimizde bütün o benzer özelliklerin de üstü örtülmektedir. Bu çalıĢmamızda, özelde Alman dili örneğinden yola çıkarak üstü örtülmüĢ ilginç benzerlikleri sizlerle paylaĢacağız. Almanca, Hint Avrupa dillerinden Germen dilleri ailesine mensup bir dil olarak kabul edilmektedir. Ancak bu dil ile Ural Altay dil ailesine mensup kabul edilen Türkçe arasında ilginç benzerlikler de bulunmaktadır. ġimdi maddeler halinde bu ilginç benzerlikleri sıralayalım: ĠSĠM TAMLAMALARI Alman dili bildiğimiz gibi artikelli bir dildir. Üstelik bu dilin tamlama yapısının Türkçe‘ye göre ters bir durum arz ettiği bilinmektedir. Ancak son dönem Almancasında kullanılan bazı terkip Ģekilleri, Türkçe tamlama yapısıyla tamamen uyumludur..

91


Dritte-Welt-Laden > Üçüncü dünya yükü Erste-Klasse-Abteil> Birinci sınıf bölme Schwarze-Loch-Paar > Kara delik çifti Yukarıda gördüğümüz kullanımlar, günümüz Almanca metinlerinde sıklıkla kullanılan kelime gruplarına ait bir kaç örnektir. Normalde Alman dilinin kurallarına göre bu tamlama yapıları artikellerin de yardımıyla çok farklı Ģekillerde teĢkil edilmelidiydiler. En azından kelimeler uygun çekim (deklination) Ģekillerine sokulmalıydılar. Ancak bu örneklerde tamamen Türkçe tamlama kurallarına uygun bir kullanım göze çarpmaktadır. Üstelik Alman dilbilimciler, bu kullanımların muteber olduğunu da ifade etmektedirler. Çünkü bir Alman, bu kelime gruplarını okuduğunda ne denilmek istendiğini çok iyi anlamaktadır. Demek ki, bu tamlama yapısı Almanca‘nın genlerinde kayıtlı bir kullanımdır. Yukarıdaki kullanımlar, Almanca gramer kurallarına göre Ģöyle yazılmalıydılar normalde: Laden der Dritten Welt Erster klasse Abteil Paar des Schwarzen Lochs Ġngilizce‘de olduğu gibi Almanca‘da da „s― kullanılarak yapılan bir tamlama Ģekli vardır ki bu da Türkçe‘deki tamlama sistemine tıpa tıp benzemektedir. Burada da bu s eki Ģahıs isimlerinden sonra gelir genellikle: 92


Alis buch, Adems Haus…/ Ali‘nin kitabı, Adem‘in evi… BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU KURALI Türkçe‘deki ve Ural Altay dillerindeki Büyük Ünlü Uyumu kuralına benzer bazı ses kuralları Almanca‘da da vardır. Bildiğimiz gibi Türkçe kelimelerda kalın ünlülerden sonra kalın ünlüler, ince ünlülerden sonra da ince ünlüler gelir. Örneğin: Gelecek, kadın, kalabalık, indirim, güzellik, büyüklük, sızlama… Almanca‘da da bu kurala benzer bir kural, kelimeleri etkiler.. Kalın ünlüler incelerek, diğer ünlüleri de inceltirler ve bu sayede bir uyum gösterirler… Jung>jünge, wunsch>Glückwünsch, Öffnen, Blütentüte, Mutter>Mütterchen… ÜNLÜ BENZERLĠKLERĠ Almanca ve Türkçe‘deki ünlü sesler birbirlerine çok benzerler. Bu nedenle Türkçe konuĢan birisinin kulağı Alman dilini çok da yadırgamaz..

93


Almanca konuĢan birisi de Türkçe‘deki seslere aĢinadır.. o, ö, ü, e, a, u, i, â, gibi sesler iki dilde de kullanılmaktadır.. Türkçe‘de uzun ünlü olmadığı iddiası ise, bin üçyüz yıl öncesinin Türkçesi için belki doğru olabilir ama yaĢayan Türkçe‘de kesinlikle pek çok uzun ünlü vardır. Mesela: „Var― kelimesindeki „a― kısadır.. Ancak „var olmak― dediğimizde artık uzun bir „a― kullanmıĢ oluruz.. Almanca‘da da buna benzer kurallar vardır.. Grün (uzun ü) Gründe (kısa ü) vb… Yine Türkçemizde yumuĢak g (ğ) ve y seslerinin kullanıldığı bazı kelimeler, uzun ünlülerin ortaya çıkmasını sağlamıĢlardır.. Bu ğ ve sesleri okunmaz ama ünlü uzatılır: Ġğne>Ġine, Ġyi>ii, Sağlam>saalam, oğlan>oolan, ağladı, aaladı… Bu arada konusu gelmiĢken David Bergmann gibi bazı yabancı dilcilerin bir yanılgısını da dile getirmek istiyorum. David Bergmann, Almanca yazılmıĢ „Der die was? Ein Amerikaner im Sprachlabyrinth― (Der die nedir? Dil labirentinde bir Amerikalı) adlı kitabının 18 ve 19. sayfalarında özetle Ģöyle diyor: „Osmanlı döneminde Türkçe, Arap yazısıyla yazıldığı için ünlü harfler gösterilemiyordu. Ben 94


tahmin ediyorum ki Türkler, 17. yy’da Viyana kapılarına dayandıklarında Avusturya yazı stilindeki ünlü yazımını ilk olarak keşfettiler. Türkler buradan geri döndüklerinde yüzyıllarca daha yazı dillerinde ünlüler yoktu. Ancak birinci dünya savaşında Türkler Latin yazısıyla karşılaştılar ve bilhassa Almanlarda ve Avusturyalılardan ünlü yazımını öğrendiler.“ Yazarın burada Türk dil yazım sistemiyle ilgili bilmediği pek çok gerçek olduğu ortaya çıkıyor.. Yazar Osmanlı döneminde Türkçe‘nin doğrudan Arapların kullandığı Arap yazım sistemiyle yazıldığını düĢünüyor. Halbuki Osmanlı kendi yazım sistemini çoktan geliĢtirmiĢti. Bu yazım sisteminde, e, a, i, ı, u, ü, o, ö gibi sesler de gösteriliyordu. Elbette bu ünlülerin gösterimi için he, vav, ye, elif gibi harfler kullanılsa da bu harfler Osmanlı dilindeki e, a, ı, i, o, ö, u, ü ünlülerini göstermek için kullanılıyorlardı. Hiç kimse ünlü olarak kullanılan o harfleri ye, he, vav, elif diye okumuyordu. Osmanlı Viyana kapılarına dayandığı sırada da bu ünlüleri yazım sisteminde gösteriyordu. Hatta Türkler kendi ünsüzlerini de bu Arap harfli kökenli alfabeye dahil etmiĢlerdi. P, ç, j, nazal n, ğ gibi Türk dilinde bulunan ünsüzler bu alfabede kullanılmıĢlardı. Osmanlıca yazım stilinin geliĢtirilmesi çabaları ise Birinci dünya savaĢından sonra değil 18. ve 19. yüzyıllarda baĢlamıĢtı. Tanzimat, MeĢrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri hep bu çalıĢmalarla ilgili tartıĢmalara 95


sahne olmuĢtu. Ahmed Cevdet PaĢa, Dr. Ġsmail Hakkı gibi bilginler o dönemde harflerin ıslahı ile ilgili özgün fikirlerini ortaya koymuĢlardı. Bütün bu tartıĢmaları bir kenara bırakırsak daha 13. yüzyılda yazılmıĢ olan Divan-ı Lügat‘it Türk adlı ilk Türk Dil Bilgisi eserinde bile kelimelerdeki ünlülerin yer yer gösterildiği açıkça görülmektedir. 16. yüzyılda Bergamalı Kadri‘nin yazdığı Müyessiret‘ül Ulm kitabında Osmanlı yazım dilindeki ünlülerin varlığına Ģahit olmaktayız. Yine 16. yüzyılda Muhyi GülĢeni tarafından geliĢtirilen ilk yapma dil Baleybelen dilinin anlatıldığı eserde Türk yazım sisteminde olduğu gibi ünlüleri gösterecek harfler kullanılmaktadır. Yazar bu kitabında, ünlü harfler kullanmadığı bazı kelimelerin üzerine harekeler koymak suretiyle ünlüleri göstermiĢtir. Bu gösterimin yeterli ya da yetersiz olması ayrı bir konudur. Burada verdiğimiz bütün örneklerle ilgili detaylı bilgilere kaynakça bölümündeki bağlantılardan ulaĢmanız mümkündür. Ancak David Bergmann gibi yazarların iddia ettikleri gibi Arap harflerine dayalı Türk yazım sistemi kesinlikle Umlautlos (ünlüsüz) bir yazım sistemi değildi. YAPIM EKLERĠ Almanca‘da da Türkçe‘de olduğu gibi yapım eki benzeri bazı ekler yeni kelimeler türetmede oldukça iĢlektir.. Örneğin, -chen, -lich, ge-, be-, ver-, -ger, -keit, -heit, -ig, -ung ekleri Almanca‘da 96


kelime türetmek için kullanılan bazı eklerdir.. Yine Almanca‘da da Türkçe‘de olduğu gibi yapım ekleri vasıtasıyla uzun kelimeler kurulabilir. Ama elbette bu yapım ekleri Türkçe‘deki yapım eklerinin kullanıĢlılığına yetiĢemez: Gesundheit, Geschwindigkeit… BĠRLEġĠK KELĠMELER Bildiğimiz gibi Türkçe‘de kelime türetme yollarından birisi de, birleĢik kelimeler teĢkil etmektir: Bilgisayar, yazarkasa, biçerdöver… Almanca‘da da birleĢik kelime teĢkili Türkçe‘de olduğu kadar yaygındır.. das Übungsbuch, die Kaffetasse, der Fussballspieler… Tabii ki Almanca‘da Türkçe‘den farklı olarak artikeller de kullanılır. Kullanılacak Artikelin seçilmesi de Türkçe‘deki bir özelliği hatırlatır. Bilindiği gibi Türkçe‘de en önemli öge devamlı sondadır. Ünlü uyumları devamlı sondaki sese göre gerçekleĢir. Bunun gibi Almanca‘da da birleĢik kelimelerin artikeli sondaki kelimeye göre belirlenir. Birinci kelime feminin, ikinci kelime maskulin olsa, bu birleĢik kelimenin artikeli de masculin yani der olacaktır. Birinci kelime maskulin, ikinci kelime de feminin olsa, artikel feminin yani die olur.. KAYNAġTIRMA HARFLERĠ 97


Almanca‘da da Türkçe‘de olduğu gibi kaynaĢtırma harflerine ihtiyaç duyulur. Bilindii gibi Türkçe‘de kaynaĢtırma harfleri olarak y, Ģ, s, n harfleri kullanılır. Ali(n)in, Oya(y)a, altı(Ģ)ar, çanta(s)ı örneklerinde olduğu gibi. Almanca‘da Türkçe‘de kullanılan s, n kaynaĢtırma harflerinin yanında e harfi de kullanılır. Örneğin: Übung(s)buch, Banane(n)schale, Blume(n)vase, antwort(e)t, Ankara(n)er… YÜKLEMĠN YERĠ Almanca‘da yüklemin devamlı ikinci sırada olması oldukça kuvvetli bir kuraldır. Diğer ögelerin yerleri değiĢebilir ama yüklem mutlaka ikinci sırada olacaktır. Özne de yüklemden önce ya da hemen sonra gelecektir.. Ich gehe in die Schule… Türkçe‘de ise bildiğiniz gibi yüklem genellikle sondadır. Elbette bu durum Almanca‘daki gibi olmazsa olmaz bir kural değildir. Türkçe bir cümleyi oluĢturan bütün unsurlar, cümle içinde özgürce yer değiĢtirebilirler.. Bu durum cümlenin anlamını bozmaz.. Ben okula gidiyorum…

98


Ancak Almanca‘da da bazı kullanımlarda yüklemin mutlaka sona geldiğini fark ediyoruz. Bildiğimiz gibi Almanca yan cümlelerde yüklem mutlaka sona gelmelidir.. Bu kural bize Türkçe cümle yapısını hatırlatmaktadır tamamen.. Ich finde einen job, wenn ich gut deutsch sprechen kann… (Ben bulurum bir iĢ o zaman ki, ben iyi Almanca konuĢ –abilirim.) Ġkinci cümleyi ele alalım ve Türkçeyle kıyaslayalım: Ich gut deustch sprechen kann… (Ben iyi Almanca konuĢ -a bilirim) Der Mann geht zu Arbeit, obwohl er sehr krank ist. (Adam gidiyor iĢe, olduğu halde o çok hasta dır.) Er sehr krank ist.. (O çok hasta dır.) Bu örnekler Almanca‘nın genlerinin yüklemi sonda kullanmaya uyumlu olduğunu gösterir. O halde dil öğrenme zorlukları arasında bahsettiğimiz cümle yapısındaki farklılıklar Almanca ve Türkçe arasında geçersizleĢmektedir.. Almanca yan cümle teĢkilini doğal olarak bilen bir Alman, aynı mantıkla Türkçe cümleleri de kolaylıkla 99


oluĢturabilecektir.. Görüldüğü gibi yan cümlenin kelime diziliĢi birebir Türkçe cümle dizimine uygun olmaktadır. Bu müthiĢ benzerliğin tesadüfi olması herhalde beklenemez… SIFATLAR Bilindiği gibi Türkçemizde sıfatlar, genelde isimlerden önce gelirler.. Bu durum Almanca‘da da böyledir..Ama elbette Almanca‘da karĢımıza yine artikeller çıkmaktadır.. Der schöne Ball- Güzel top Das rote Buch-Kırmızı kitap UZUN KELĠMELER Hem Almanca‘da hem de Türkçe‘de oldukça uzun kelimeler oluĢturulabilmektedir: MuvaffakiyetsizleĢtiricileĢtiriveremeyebilecekleri mizdenmiĢsiniz Polymerisationsdurchschnittsgeschwindigkeitsme ssungsergebnskorrektursfehlerabzugzeichen ÜNSÜZ BENZERLĠKLERĠ Almanca ve Türkçe arasındaki ses yapısı ilginç bir Ģekilde birbiriyle uyumludur.. Almanca‘daki bütün ünsüzler Türkçe‘de de vardır. Bu nedenle 100


bir Türk‘ün Almanca sesleri öğrenmesi çok da zor değildir.. Sadece Almanca‘daki „z― (tset) ve „r― gibi bir kaç sesin telaffuzu kafamızı karıĢtırabilir ilk baĢta ama, bizim dil yapımızı fazla da zorlamadıkları için bu seslere de çok çabuk adapte olabilmekteyiz. AĢağıdaki örneklerde sadece ses benzerliklerine yer verilmiĢtir… Glüklich- göletlik Tasse-Kase Sabine-Sabiha Schule-ġule Bosch-BoĢ Fakir-fakir Gerettet-Gerekli Tasche-TaĢ War-var Bu örnekleri elbette çoğaltmak mümkündür. Ġki dil arasında sesleri aynı ya da benzer anlamları ise farklı on binlerce kelime vardır.. BAYAN ĠSĠMLERĠNDEKĠ BENZERLĠK Almanca‘da kullanılan bayan isimleri genellikle ünlü a, e, i sesleriyle bitme eyilimi gösterirler… Bertina, Sabine, Blanche, Alia, Aria, Annemarie, Anni, Brune, Amara…

101


Türkçe‘de de bilhassa eski dönemlerde bayan isimleri genellikle e, a isimleriyle bitmekteydi.. Tabii ki bunda bilhassa Arapça‘nın da etkisi olmuĢtur: Aliye, Sabiha, Saliha, Mualla, Dilara, AyĢe, Fatıma, Bedriye, Mehpare… Ġslamiyet öncesi dönemde de sonu ünlüyle biten bir kısım kullanımlara rastlamaktayız: Asena, Aybüke, Akerke(ç), Akılay, Çaçıke, Kanıkey, Ulbike SONUÇ: Alman dilini öğrenen herkes, -chen küçültme yapım ekiyle Türkçe‘deki –cik, -çik yapım eklerinin; ya da Türkçe‘deki –lik yapım ekiyle Almanca‘daki –lich ekinin benzerliklerini mutlaka fark etmiĢtir. Ya da bizim „hayır― anlamında „yoo― deyiĢimiz gibi onların da „nüü― dediklerini duymuĢsunuzdur. „Elbette―mize benzer Ģekilde „doch― kullanımına, ya da bilhassa eski Türkçe‘de kullanılan „belki― kullanımıyla paralel olan „sondern― kullanımına bir Ģekilde rast gelmiĢlerdir.. Almanya‘da yaĢadığınızda, bilhassa argoda kullanılan „oha― kelimesinin ve „ah, oh― gibi bazı ünlemlerin aynı Ģekilde Alman dilinde de kullanıldığına Ģahit olabilirsiniz.. Elbette bu benzerlikleri çoğaltmak mümkündür. Ancak çalıĢmamızın sınırları bakımından bu 102


örneklerle yetinelim. Vaktimiz elverdiği sürece bu alanda yaptığımız çalıĢmaları sizlerler paylaĢmaya devam edeceğimiz.. Amacımız ise dillerdeki kardeĢliğin ve barıĢın, dalga dalga yayılarak insanların ruhlarına da nüfuz etmesidir. Farklılıkları dile getirmek elbette bir dereceye kadar faydalıdır ama benzerlikleri sık sık hatırlamak da dostça yaĢamanın yollarını açar bize.. Almanca ve Türkçe arasında durum böyleyken, elbette Ortadoğuda, Balkanlarda ve Ortaasyada konuĢulan dillerle Türkçemiz arasındaki paralellikler de gözden geçirilmelidir. Bu yapıldığında bugün birbirine kaygıyla bakan pek çok toplumun, dillerin kardeĢliğinde buluĢacağına inancımız tamdır… Oğuz Düzgün/Stuttgart/2010

KAYNAKÇA: http://canoo.net/blog/ http://www.evbilgisayari.com/tum-konular/615dillerdeki-en-uzun-kelimeler-1913-harfdenolusan-sozcuk.html http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20DI LI/yusuf_akcay_alfabe_tartismalari.pdf http://tr.wikipedia.org/wiki/Div%C3%A2nu_L% C3%BCgati't-T%C3%BCrk 103


http://tr.wikipedia.org/wiki/Dil_bilgisi http://turkoloji.cukurova.edu.tr/CAGDAS%20TU RK%20LEHCELERI/umay_gunay_manas_desta ni_kadin_adlari_bir_deneme.pdf http://diglib.princeton.edu/view?_xq=pageturner &_type=&_doc=%2Fmets%2Fislamic3s265.mets .xml&_inset=0&_filename=islamic%2F3s265%2 F00000008.jpf&_start=1&_index=11&_count=1 1&8=1&div1=5 „Der die was? Ein Amerikaner im Sprachlabyrinth― Rowohlt Taschenbuch Verlag 2009

104


YENĠ BĠR TÜRK LEHÇESĠ; TÜRKMANCA Güzel dilimiz Türkçe, yeryüzünün bütün coğrafyalarında konuĢulan oldukça yaygın bir dil bildiğiniz gibi. Diller yayıldıkları bölgelerin coğrafi özellikleri, yerel dilleri, tarihi olayları gibi tesirlerle, farklı farklı ses, yapı ve biçim elbiselerine bürünerek, farklı telaffuzlarla konuĢulabilmektedir. Bu farklı telaffuzlar ve biçimler, standart kabul edilen dile yakınlıklarına ya da uzaklıklarına göre farklı isimlerle anılırlar. Ağızlar, Ģiveler ve lehçeler gibi sınıflamalar, bir dilin sınırları içinde olan ama o dilin çeĢitli etkilerle oluĢan farklı kullanımlarına iĢaret ederler. Akraba diller olarak sınıflandırdığımız diller ise, ortak bir dilin lehçelerinden tekamül eden, ama yeni bir duygu, düĢünce, ses, kültür ve biçim boyutuyla farklı bir dil haline gelen müstakil dillerdir. Bu akraba diller arasında benzerlikler çokça olsa da, iki farklı dilin konuĢanları çoğunlukla birbirileriyle anlaĢamazlar; ortak dilden oluĢan bu yeni dillerle dertlerini birbirlerine anlatamazlar. Örneğin, Almanca ve Ġngilizce birbiriyle akraba iki dildir ama bu iki dili konuĢan insanlar, yekdiğerlerinin dilini öğrenebilmek için dil kurslarına gitme gereği hissederler. Mevcut dil kullanımları, yeni karĢılaĢılan akraba dilin kodlarını bütünüyle çözmeye yetmez ve iletiĢim, bazı ortak-benzer kelimeler dıĢında oldukça imkansızdır. Bildiğimiz gibi, iki anahtarın 105


boyutunun, markasının aynı ya da benzer olması, o anahtarların aynı kapıyı açacağını asla göstermez. Çünkü anahtarların kapının kilidinin yapısına uygun girinti ve çıkıntılara –Ģifreleresahip olması gerekmektedir. Diller ne kadar benzer olsalar da, farklı girinti ve çıkıntılara yani Ģifrelere sahip farklı anahtar sistemleridir. Bir dilin kilidini açabilmek yani onun anlam dünyasına girebilmek için, ortak Ģifrelere –dil yapılarına- ihtiyaç vardır. Mecazlar, dilbilgisi, ekler, sesler, kelimelerin formları bazen de cümle ve kelime yapısı oldukça farklılaĢmıĢ ya da değiĢmiĢtir. Bu iki farklılaĢmıĢ dil arasındaki ortak kökeni keĢfetmek için iyi bir gramer eğitimine ihtiyaç vardır. Bu iki akraba dil arasındaki benzerliklerin mantığını kavrayıp, karĢılaĢılan dili çok da iyi öğrenmeden- yeni dille iliĢkiler ağı kurma melekesi ise, hem zeka, hem de yoğun bir eğitimin-kültürün varlığıyla orantılıdır ve bu iĢ herkesin harcı değildir. BaĢta da söylediğimiz gibi Türkçemizin pek çok ağzı ve lehçesi bulunmaktadır. Televizyon, sanalalem (internet) ve de radyo yoluyla oldukça aĢina olduğumuz Karadeniz, Doğu, Rumeli ağızlarının yanında Azeri, Türkmen, Gagavuz lehçe-ağızları (Bilhassa Azeri Türkçesinin baĢlı baĢına bir ağız olduğu söylenebilir) daha uzakta ise Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Uygur lehçelerini duymayanımız yoktur. ġunu da söylemek gerekir ki, kimi bilginler Türkçe‘nin lehçeleri tabirini kabul etmezler. Bazı bilginlere 106


göre ise Türkçe‘nin Yakutça ve ÇuvaĢça olmak üzere iki lehçesi bulunmaktadır. BaĢka bazı bilginlere göre de bu iki lehçe, Türkçe‘nin uzak lehçesi, diğer lehçeler ise ―yakın lehçeleridir.‖ Daha 12. yüzyılda KaĢgarlı Mahmud, pek çok Türk lehçesinden on bine yakın kelimeyi derleyerek, bu farklı lehçelerde kullanılan kelimelerin ortak bir dilin, yani Türkçe‘nin hazinesine ait olduklarını ortaya koymamıĢ mıydı? Lehçeler aynı marka, boyut ve Ģifrelere sahip anahtarlar gibidir. Bu anahtarların anlam kapısını açmayı zorlaĢtıran klavları, çizikleri olabilir ama onlar da hafif bir törpülemeyle ortadan kaybolurlar. Yani farklılaĢmaların mantığı kavrandığında değiĢik lehçelerin anlam Ģifreleri hemen çözülür. Bu demektir ki, Lehçeler arasında kurallı bazı değiĢimler olabilir. Örneğin, Y sesi C‘ye, D sesi Ç‘ye, D sesi ise T sesine dönüĢebilir. Çin‘de yaĢadıkları acı olaylardan ve zulümlerden tanıdığımız Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin konuĢtukları Uygur Lehçesinde de bu değiĢimleri görmekteyiz. Mesela; Yiğit kelimesi Cigit‘e, DiĢ kelimesi ÇiĢ‘e, DeğiĢ- fiili TegiĢ Ģekline dönüĢebilir. Eklerde de bazı ufak değiĢimler olabilir. Örneğin, isimden fiil yapım eki olan –le eki, Uygur Türkçesinde –li Ģeklinde telaffuz edilir. Bir örnek vermek gerekirse, ―cilt-le-mek‖ kelimesi Uygur Türkçesinde ―cild-li-mek‖ Ģeklinde telaffuz edilir. Seslerdeki ve eklerdeki kurallı bazı ufak farklılaĢmalar hakkında bilgi 107


sahibi olduğumuzda, karĢılaĢtığımız lehçeyi anlamakta hiçbir güçlük çekmeyiz. Hangi Türk lehçesini konuĢursak konuĢalım, az bir emek ve gayret göstererek diğer lehçeleri anlayabilir ve de o lehçeleri konuĢanlar tarafından rahatlıkla anlaĢılabiliriz. Bu genel bilgilerden sonra, yazımızın baĢlığında iĢaret ettiğimiz, Türkçemizin henüz yeni oluĢmakta olan bir lehçesinden ya da ağzından bahsedebiliriz sanırım. Bildiğimiz gibi ilk olarak 1950‘li yıllarda Türkler, çalıĢmak ve para kazanmak gibi haklı amaçlarla Avrupa‘daki bazı ülkelere göç ettiler. Öncelikle Almanya‘ya, ileriki yıllarda da diğer bazı Avrupa ülkelerine yoğun bir Türk iĢçi göçü gerçekleĢtirildi. Babam da 60‘lı yıllarda Almanya‘ya göçenler arasındaydı ve diğer birçok Türk iĢçi gibi ilkokul üçüncü sınıf mezunuydu. Bu iĢçilerin pek çoğu herhangi bir okuldan mezun bile değildi. Köylerinden yola koyulmuĢlar ve bu koca ülkeye ayak basmıĢlardı. Onlar eğitimleri ya da bilgileri önemsenerek Almanya‘ya kabul edilmemiĢlerdi. Almanya için bu iĢçilerin bedensel güçleri ön plandaydı. Çünkü onların bilim adamlarına ya da filozoflara değil de haklı sebeplerle ―iĢ gücüne‖ ihtiyaçları vardı. ĠĢ gücünü karĢılayacak olan bu insanlar Anadolu‘nun pek çok yöresinden adetleriyle birlikte bu yeni ülkeye gelmiĢlerdi. Karadeniz, Akdeniz, Doğu, Güneydoğu, Marmara, Trakya, Ġç Anadolu bölgelerinden kafileler halinde Almanya‘ya göç eden Türkler, yöresel ağızlarını 108


da ve o dönemin Türkçe kelimelerini de muhafaza ederek bu umut ülkesine gelmiĢlerdi. Bütün bu özelliklerini yeni kuĢaklara da aktarmayı ihmal etmediler. Bugün Almanya‘da hala daha Erzurum ya da Karadeniz ağzıyla Türkmanca lehçesi karıĢımı bir dil konuĢan küçük çocuklarla karĢılaĢtığımızda ĢaĢırmadan edemiyoruz. Biz bu yazımızda, özellikle Almanya‘da yaĢayan Türklerin dillerindeki bazı değiĢimlerden yola çıkarak yeni oluĢmakta olan bir ağzın belki de lehçenin bazı özelliklerini sizlerle paylaĢacağız. Bu yeni oluĢan dili ister lehçe ister ağız olarak adlandıralım, kesin olan bir Ģey vardır ki, bu yeni Türkçe, standart Türkiye Türkçesinden farklı bir Türkçedir. Biz bu Türkçenin farklılığını ortaya koymak için ―lehçe‖ tabirini kullanacağız ama Türkçe‘nin bu yeni kolunun ―ağız‖ olduğunu savunanların haklı olabileceği ihtimalini de bir kenara not edeceğiz. Almanya‘da yaĢayan 3 milyon civarında Türk nüfusun varlığından haberdarız. Bilhassa yeni nesil, Almanca‘yı anadilleri gibi akıcı konuĢuyor. Real Schule, Gymnasium ve Üniversitelerdeki Türk öğrenci sayısının bir hayli artması da, gençlerimizin Almanca‘yı bir Alman öğrenci kadar akıcı ve kurallarına uygun kullanabildiğini göstermeye yetiyor. Okulda, sokakta, iĢte, markette, sinemada, lokantada kısacası ev dıĢındaki her yerde Almanca konuĢan-düĢünen 109


gençlerimizin Türkçelerinde bazı köklü değiĢimlerin olmayacağını söylemek imkânsız gibidir. (Evde de Alman televizyon kanalları ve internetle yoğun bir etkileĢim halinde olan geçlerimizin Türkçelerinin değiĢmeyeceğini düĢünmek oldukça safdillik olur.) Bu durumda, bu ülkede konuĢulan Türkçe‘nin, Türkiye‘de konuĢulan Türkçe‘den farklılaĢmaya baĢladığını, Alman dilinin de etkisiyle yeni bir ağzın ya da lehçenin oluĢma aĢamasında olduğunu hemen fark ederiz. Hatta bu yeni lehçe yer yer Türkiye Türkçesini bile etkilemektedir ki, birbirimize sıklıkla sorduğumuz ―nasıl gidiyor?‖ soru terkibinin Almanca ―Wie gehts (Ihnen-dir)?‖ sorusundan birebir çeviri olduğunu çoğumuz bilmeyiz bile..Meseleye Almanca açısından bakıldığında, Türklerin konuĢtuğu Almancanın da artık eski Almanca olmaktan uzaklaĢmaya baĢladığını açıkça görebiliriz.. ġimdi de yazımızın baĢlığında ―Türkmanca‖ olarak adlandırdığımız yeni oluĢmakta olan ağzın ya da lehçenin bazı belirgin özelliklerinden bahsedelim isterseniz. Bu değiĢimin Türkçemizin geleceği açısından ne gibi tehlikeler içerdiğini, bilhassa dilimizin anlam ve mecaz boyutunun Almanya‘da yaĢayan yeni nesil tarafından nasıl unutulmaya yüz tuttuğunu örneklerle göstermeye çalıĢalım:

110


KELĠME DEĞĠġĠMLERĠ Türkmanca‘da Türkçe bazı kelimeler artık neredeyse unutulmuĢtur. Bu kelimelerin yerine artık Almanca bazı kelimeler kullanılır. Bilhassa Almanya‘da yaĢayan son Türk kuĢağı, bu konuda oldukça Ģanssızdır. Sayılar, gün, ay, mevsim isimleri, renk, sebze ya da meyve adları, selamlaĢma ifadeleri vb. pek çok Türkçe kullanım yerini Almanca‘daki karĢılıklarına bırakmıĢ durumdadır. ġimdi bu kelime değiĢimleri ile ilgili bazı örnekler verelim: TÜRKĠYE TÜRKKÇESĠ ALMANYA TÜRKÇESĠ Tamam -Okey Merhaba -Hallo-Merhaba Allahaısmarladık -Tschüs Hayırlı sabahlar - günaydın -Guten Morgen Cuma -Freitag Yaz- Summer Temmuz -Juni Randevu- Termin

111


Tatil -Urlaub, Ferien Bayram -Fest Eczane -Aphoteke Hasta - Krank Sınıf - Klasse Ders -Unterricht ĠĢçi- Arbeiter Sinema -Kino Salatalık- Gurke Bayan, hanım- Frau Bay -Herr Sarı- Gelb Kalem- Schrift Yazık- Schade Bilgisayar- Computer Kiralık- Vermieten

112


Cep telefonu -Handy ġimdi bu kelimelerden birkaçını cümle içinde kullanalım: Bugün terminim var. Ali kranka çıktı. Fest günü neredesin? ġimdi mate unterrichtimiz var.. Okey dedik ya! Ben gidiyorum artık, tschüss! Bu freitag size geleceğiz. Ben gurke yiyorum. Bu konuda Ģimdilik bu kadarcık örnekle yetinelim. Yeni neslin büyük bir çoğunluğu Almanca‘da kullandıkları kelimelerin ya da terimlerin Türkçe karĢılıklarını bilmedikleri için, bu yabancı kelimeleri Türkçe‘ye uyarlamaktadırlar. Bu insanlarımız kullandıkları kelimelerin günümüz Türkçesindeki karĢılıklarını öğrenseler de, gündelik konuĢma Türkçesinde, muhataplarınca anlaĢılabilmek için, ister istemez Almanca kelimeleri sıkça kullanmaktadırlar.

113


DĠLBĠLGĠSĠ DEĞĠġĠKLĠKLERĠ Bir dilin asli yapısını bozan en önemli değiĢiklik, bahusus gramer-dilbilgisi yapısında gerçekleĢen değiĢimlerdir. Avrupa‘da konuĢulan, Türkçe ile akraba bazı dillerin değiĢimi bu yönde olmuĢtur. Fince, Macarca, Ġsveççe, Estonca gibi dillerin Anglo-Sakson dillerinin de etkisiyle gramer yapıları köklü bir Ģekilde değiĢmiĢtir. Türkmanca lehçesi de Almanca‘nın gramer yapısının tesirinden uzak kalamamıĢtır. Ancak bu değiĢimlerin bir kısmı henüz baĢlangıç aĢamasındadır ve çok da yaygın değildir. Almanca düĢünen ve konuĢan Türkler, Türkçe‘yi o yabancı dilin mantığıyla konuĢmaya veyahut da yazmaya baĢladıklarında artık karĢımızda yeni bir ağız ya da lehçe çıkmaktadır. Bu değiĢimlerden aklımıza gelenleri aĢağıdaki Ģekilde özetleyebiliriz: 1) Çok genel olmasa da yüklem, Almanca‘da olduğu gibi cümlede ikinci sıraya getirilir. Ben geliyorum oraya. ġimdi bitti bu iĢ. Çocuk ağladı derste.. 2) Bildiğimiz gibi Türkçe‘de özne kullanılmadan da yüklemin sonundaki Ģahıs ekleri sayesinde 114


özne görevindeki Ģahıs zamirini hemen buluruz. Ancak Anglo-Sakson dillerinde özne olan Ģahıs zamiri muhakkak kullanılmalıdır. Türkmanca lehçesini kullanan Türkler, özne durumundaki Ģahıs zamirlerini kullanma konusunda oldukça muhafazakârdırlar. Ben sizi schulede (okulda) gördüm. Sen geldin mi stadta (Ģehre) ? Onlar gittiler Türkiye‘ye.. 3) Almanca bazı fiillerin ve kelimelerin anlam derinlikleri, doğrudan doğruya o kelimenin karĢılığı olan Türkçe kelimelere aktarılır. ġimdi bu konuyla ilgili birkaç örnek verelim: Almanca‘da ―kennen‖ fiili ―canlı cansız her Ģeyi tanımak‖ anlamına gelir ama bu ―tanıma‖ ―bilme‖ eylemini de içerir. Buradan yola çıkarak Türkçe ―tanımak‖ fiilinin ―bilmek‖ anlamında sıklıkla kullanıldığını duyarız. Türkçemizde ise bu fiil bilhassa ―insanları bilme‖ anlamını ifade etmektedir. AĢağıdaki örneklerde ise canlı, cansız ya da insan, hayvan ayrımı yapılmadığını hemen fark edersiniz: Ben bu dersi tanımıyorum-bilmiyorum. Bu kalemi tanıdın mı?

115


O köpeği tanıdım.. 4) Almanca ve Ġngilizce gibi dillerde dilleri ve milletleri ifade etmek için aynı kelimeler kullanılır: türkische (millet), türkische (dil) Türk öğrencilerin sıklıkla Türkçe öğretmenleri için ―Türk Öğretmen‖ tabirini kullanmaları gösteriyor ki, Türkmanca lehçesinde Türk kelimesinin anlam tabakaları içine ―Türk Dili‖ de eklenmeye baĢlamıĢtır. Bu çok genel bir durum olmamakla birlikte, önlem alınılması gereken hayati bir dil sorunudur. 5) Anne babadan birisinin Alman olduğu ya da evde Türkçe konuĢulmadığı durumlarda ise Türkçe‘nin gramer yapısı bütünüyle Alman dilinin grameriyle yer değiĢtirmektedir: Ben seviyor seni. Siz geliyor bura. Annem okuyor kitap çok. Öğretmen seviyor seni ben. Ben istiyor gelmek.

116


6) Bildiğimiz gibi Türkçe kelimelerde diĢi erkek ayrımı yapılmaz. Türkmanca‘da ise Almanca‘nın etkisiyle bu ayrımlara sıkça rastlanır. KuzenKuzine, Sekreter-Sekreterin, Öğretmen-Lehrerin, Rektör-Rektörin gibi örnekler Türkmanca‘da sıklıkla kullanılan kelimelerdir ve bu kelimelerin diĢilliği, erilliği çoğunlukla belirtilir. DĠL ĠNCELĠKLERĠNĠN KAYBOLMASI: Türkmanca‘da Türkiye Türkçesinde bulunan pek çok incelik kaybolmaya yüz tutmuĢ durumdadır. Örneğin küçükler öğretmenlerine ―Siz‖ diye hitap etmeleri gerektiğini bilmemektedirler. (Halbuki Almanca‘daki du-Sie ayrımının çok iyi farkındadırlar) Bunun yerine kendi aralarında kullandıkları ―sen‖ zamirini kullanmaktadırlar. Türkçe‘de akraba adlarına oldukça önem verildiğini bilmekteyiz. Ancak Türkmanca‘da pek çok akraba adı unutulmuĢ ya da yerini Almancasına bırakmıĢtır. Türkmanca‘da Türk atasözleri ve deyimleri gibi dilin anlam boyutunu temsil eden kullanımlara çok az rastlanılır. Almanca‘dan çeviri deyimler ve atasözleri Türkçe olarak ifade edilir. ―Ağaç yaĢken eğilir‖, ―sakla samanı gelir zamanı‖, ―bakarsan bağ olur bakmazsan dağ‖ örneklerindeki gibi atasözleri Türkmanca konuĢan birisi için ilk etapta çok Ģey ifade etmeyebilir. ―Göze girmek‖, ―göze batmak‖, ―kulak kesilmek‖, ―açık kapı bırakmak‖, ―yangına körükle gitmek‖ gibi deyimlerin iĢaret ettikleri anlamlar Türkmanca 117


konuĢan birisi için oldukça yabancıdır. Bu kiĢinin bu konularda ciddi bir eğitime tabi tutulması gerekecektir. Yön ifadeleri tamamıyla unutulmuĢtur. Sağ, sol ifadeleri yerine recht, links tabirleri kullanılır.. ALMANCA‘DAN TÜRKÇE‘YE ÇEVRĠLEN CÜMLE YAPILARI: Daha önce verdiğimiz ―Nasıl gidiyor?‖ örneğini burada da verebiliriz. Wie gehts ihnen-dir ? soru kalıbından çevrilen bu ifade ―Nasılsın?‖ , ―Halin, keyfin nasıl?‖ sorularına karĢılık gelmektedir. ―Yağmur yağıyor‖ ifadesi yerine kullanılmaya baĢlanan ―Hava yağıyor‖ kullanımı ―Es regnet‖ kullanımının etkisiyle oluĢmuĢ gibidir. EKLERDEKĠ DEĞĠġĠMLER: Bilhassa nesne (akkusativ) hali eki olan –i eki kullanılmamaya baĢlanmıĢtır. Yönelme hali eki olan –e ekinin de kullanılmadığı örneklere rastlanmaktadır. Bazı Türkçe eklerse –özellikle yapım ekleri- unutulmaya yüz tutmuĢ durumdadır. ġimdiki zaman, geniĢ zaman ve gelecek zaman kullanımları Almanca‘dan etkilenmiĢtir. –miĢ‘li geçmiĢ ve –di‘li geçmiĢ zaman kullanımları da birbiriyle karıĢmıĢ durumdadır. Pek çok ekin kullanımı oldukça zayıflamıĢtır. Bazı artikellere karĢılık olarak yer yer iĢaret zamirleri kullanılmaktadır.

118


Ben Stuttgart gittim. Öğretmenim, ben ders bitirdim. Ben oraya gelirim. FĠĠLLERDEKĠ DEĞĠġĠMLER: Türkçe fiillerin kullanımında da yer yer değiĢimlere rastlanır. Fiilin anlamı ya da yapısı Almanca‘dan Türkçe‘ye uyarlanır. Örneğin, ―Bitirdim‖ yerine ―Bittim‖ fiili kullanılır. Türkçe‘de müzik aletlerini kullanmak anlamında ―çalmak‖ fiili kullanılırken, Türkmanca‘da Almanca‘nın tesiriyle ―spielen‖ fiilinden çeviri ―oynamak‖ fiili kullanılır. ―Tanımak‖ fiili canlı cansız her varlık için ―bilmek‖ anlamında da kullanılır. Örneğin sınava girmek fiili yerine ―test yazmak‖, ―film seyretmek‖ yerine ise tamamen Almanca‘nın etkisiyle ―filme bakmak‖ fiilleri kullanılır. Bazen Almanca bir kelimeyle Türkçe bir fiil bir arada kullanılır. Krank‘a çıkmak, termin almak, fahr yapmak (araba sürmek), schnell olmak (hızlı olmak), schreiben yapmak (yazmak), pause yapmak (teneffüs yapmak), übersetzen yapmak (tercüme etmek), diktat etmek (yazdırmak), prüfung yapmak (sınav yapmak), fliegen yapmak (uçakla uçmak), einkaufen yapmak (alıĢveriĢ yapmak), kennenlernen etmek (tanıĢmak), vertrag yapmak (sözleĢme yapmak), kaufen etmek (satın 119


almak).. Bazı Almanca kelimelerse, Türkçe bazı yapım eklerini alarak fiilleĢirler ―Okeylemek‖, ―DunkoflaĢmak‖ örneklerinde olduğu gibi.. Hatta bazı hoyratça kullanımlara imza atarak, sırf değiĢik bir Türkçe kullanmak adına Almanca fiillerin sonuna doğrudan Türkçe ekleri ekleyenlere de rastlamaktayız. YAZIMDAKĠ DEĞĠġĠMLER Almanya‘da verilen Türkçe ve Türk Kültürü derslerine devam etmeyen gençler, doğal olarak Türkçe metinleri Alman yazım sistemine göre yazmaktadırlar. Bu da telaffuz ve yazım hatalarına sebep olmaktadır haliyle. Yazımdaki belli baĢlı bazı değiĢimleri maddeler halinde özetleyelim: 1) ġ harfi yerine ―sch‖ harflerinin kullanılması; Ben ischteyim, yere düschtüm… 2) I harfi yerine i harfinin kullanılması; akilli cocuk, sinifta kedi var, Aydin… 3) Z sesini ifade için S harfinin kullanılması; kusu, as, kasmak… 4) Türkçe kelimelerdeki Z harfinin ―TST‖ Ģeklinde okunması, gazete (gatsete), özgür (ötsgür) 5) Türkçe kelimelerdeki ―R‖ harfinin yumuĢak ğ‘ye yakın bir Ģekilde telaffuz edilmesi; radyo 120


(ğadyo), Arda (Ağda), erik (eğik)… 6) Türkçe kelimelerdeki ―v‖ sesinin ―f‖ olarak telaffuz edilmesi; Vapur (Fapur), Vampir (Fampir), Vana (Fana).. 7) F harfi yerine V harfinin kullanılması; Vatih (Fatih), Vay hattı (Fay hattı) 8) V sesi yerine kimi zaman W harfinin kullanılması.. Aw, owmak… 9) J harfinin Y Ģeklinde telaffuz edilmesi; Ajda (Ayda), Ejder (Eyder) 10) Türkçe kelimeler yazıldığında ―Y‖ sesini ifade etmek için J ya da Ġ harflerinin kullanılması.. 11) Ç harfi yerine bazen C bazen de Ch harflerinin kullanılması; cocuk, oruch… 12) U yerine Ü,Ü yerinede U harflerinin kullanılması... Hatta Ü sesi yerine UE seslerinin kullanılması; Duezguen… 13) Ğ yerine çoğunlukla G harfinin kullanılması; ögrenmek, dogmak… 14) Eklerin yazımında ünsüz benzeĢmelerinin dikkate alınmadan tek ek formunun yazılması, bakdı ya da bakdi, kaçdı… 15) Almanca‘nın yazım kurallarından dolayı bütün isimlerin büyük harfle baĢlaması; Ali Okula giderken yanında bir Kitab götürdü. 16) Türkçe yazım kurallarının bilinmemesinden dolayı kesme iĢaretinin, de bağlacının, mi soru ekinin, ki edatının yazımları gibi özel bazı kurallara riayet edilmemesi…

121


VURGU VE TONLAMALARDAKĠ DEĞĠġĠM: Bildiğimiz gibi her dilin bir müzikal yapısı vardır. Vurgular ve tonlamalar, dillerin ayrılmaz birer parçasıdır. Almanca‘nın etkisiyle Türkmanca‘daki vurgu ve tonlamalar oldukça baĢkalaĢmıĢtır. Türkiye Türkçesinden habersiz gençler, Türkçe kelimeleri farklı bir vurgu ve tonlama yapısıyla konuĢurlar. Bir Türk‘ün konuĢmasındaki vurgu ve tonlamalara dikkat ettiğimizde onun Almanya‘da yaĢayıp yaĢamadığını kolaylıkla anlarız. Elbette Fransa, Amerika, Çin gibi yabancı ülkelerde uzun seneler yaĢayan Türklerin Türkçelerinde de vurgu ve tonlama farklılaĢmalarına rastlarız. Örnek vermek gerekirse, Almanya‘da yetiĢmiĢ meĢhur sanatçılarımızdan Ġsmail YK‘nın Türkçesine benzer bir vurguyla konuĢur Almanya‘da yaĢayan soydaĢlarımızın çoğunluğu.. BU DĠL DEĞĠġĠMĠ ÖNLENEBĠLĠR MĠ? Bu çalıĢmamızda anlattığımız dil değiĢimlerinin büyük bir çoğunluğu, Türkiye Türkçesinden ve Türk Kültüründen uzak kalmanın doğal bir sonucudur. Türkiye‘den gelmiĢ Türkçe ve Türk Kültürü Öğretmenleri tarafından, Alman okullarında verilen Türkçe derslerine devam eden Türk gençlerinin, standart Türkiye Türkçesini ve Türk kültürünü özümsediklerini, Ģahsi 122


gayretlerine göre, yukarıda bahsettiğimiz hataların yüzde seksen ya da doksanından uzak kaldıklarını memnuniyetle müĢahede etmekteyiz. Bu da gösteriyor ki, Türkmanca dediğimiz yeni lehçenin geliĢmesi, köken dilin öğreniminden uzak kalıĢla doğru orantılıdır. Eğer velilerimiz çocuklarını Türkçe ve Türk Kültürü sınıflarına yollamazlarsa, on-yirmi yıl sonra, gençlerimizin konuĢtukları Türkçe‘nin, yarı Almanca yarı Türkçe bir ucubeye dönüĢeceğine kesin gözüyle bakabiliriz. Bunun yanında gençlerimiz dolaylı olarak, Türkçe‘nin beslendiği en önemli kaynak olan Türk kültür ve değerlerinden de uzaklaĢacaklardır. Dilleri baĢkalaĢmıĢ, Ģiddet, uyuĢturucu ve fuhuĢ bataklarına sürüklenmiĢ bir nesil istemiyorsak, bu konuya her Ģeyden çok önem vermemiz gerekiyor. Elbette hâkim kültür ve dilin etkilerinin dilimizde görülmemesi imkansız gibidir ama, bu etkileri en aza indirmek de bizim elimizdedir. Almanya‘da yaĢayan Türk gençlerinin Türkçe öğrenmelerinin önündeki bütün engellerin kaldırılması adına elimizden gelen bütün gayreti göstermeliyiz öncelikle. Ardından Türkçe ve Türk Kültürü derslerinin itibarını arttırmak için giriĢimlerde bulunmamız gerekiyor. Bu dersin seçmeli ders olması ve Türkçe‘nin okullarda Ġngilizce ve Fransızca gibi yabancı dil olarak okutulmasını sağlamak hususunda, bütün Türk dernekleriyle ve ilgili Alman kurumlarıyla iĢbirliğine gitmemiz gerekiyor. Türkçe derslerinin kaldırılmasının ima edilmesi bile Türk Derneklerini hemen harekete 123


geçirmeli, bu derslerin devamını sağlamak adına ivedilikle etkili lobi çalıĢmalarına giriĢilmelidir. Çocuklarımızın aile ortamında da Türkçe yayınları takip etmesini sağlamak anne babaların en birinci görevi olmalıdır. Gençlerimizin Türkçe kitap, internet, televizyon, gazete ve dergi gibi imkânlardan faydalanmalarını sağlamak adına elimizden geleni yapmalıyız. Türkiye‘yle irtibatımızı koparmamamız ve çocuklarımızla birlikte sık sık Çanakkale, Ġstanbul, Ankara gibi tarihi ve kültürel öneme sahip Ģehirlerimizi ziyaret etmemiz oldukça önemlidir. ġunu da unutmamalıyız ki, çocuklarımız bizim geleceğimizdir ve yarının dünyasının nasıl olacağını anlamamız için bugünün çocuklarına verdiklerimize bakmamız yeterli olacaktır. Oğuz Düzgün/Stuttgart

124


TÜRKÇE VE ERMENĠCE Tüm dünya dilleri çeĢitli olayların sevkiyle birbirleriyle etkileĢim içine girmiĢtir. Ermeniler ve Türkler yüzyıllarca bir arada dost olarak yaĢamıĢ iki millettir. Bu iki topluluk arasında yüzlerce yıl yaĢanan güzel iliĢkilerin sonucunda daha 4.yy‘da Türkçe, Ermeni dilini kökten etkilemeye baĢlamıĢtır. Bu etkileme; fonetik, türetim, morfolojik, sözdizimi vb. gibi birçok yönden olmuĢtur. Bu etkilerin varlığı dillendiren pek çok Ermeni dilbilgini de vardır. Ünlü Gürcü Edebiyatçı Ġlya Çavçavadze, “Ermeniler’in başkalarının efsanelerini kendilerininmiş gibi zannettiklerini” ifade etmektedir.Yine aynı zat, ezberci Ermeni dil bilginlerinin kendi dillerindeki her bir özelliği, baĢka dillerden dillerine girmiĢ kelimeleri, kendilerine mal etmelerini de eleĢtirmektedir. Halbuki bu dildeki pek çok kelime ve ses özelliği, Arapça ve Farsça gibi dillerin yanında bu dile Türkçe‘den de geçmiĢtir. Ermeni bilgin Mordman, Ermeni dilinin Turani dillerden köklü bir Ģekilde etkilendiğini belirtmiĢtir. Yine bir baĢka bilgin Patkonov, yüzyıllar öncesinden Türk etkisinin Ermeni dilini etkilediğini söylemiĢtir. Patkanov daha 5. ve 6.yy‘daki Ermeni kaynaklarında bulunan Türkçe kelimeleri tespit etmiĢtir. Örneğin; ―goçkar‖ kelimesi daha bu 125


dönemde Ermeni diline girmiĢtir. Bu kelime ile kökendaĢ olarak ―goç-koç‖ kelimesi de vardır. ―Goçkar‖ ve ―Koç‖ kelimeleri ―erkek koyun‖ anlamında her iki dilde kullanılmaktadır. Diğer bir Ermeni dilbilimci ―Gukasyan‖ da Patkanovla benzer görüĢleri ifade etmektedir. Daha 5.yy‘da Ermenice‘ye giren bazı Türkçe kelimeler Ģunlardır; “arıg (şişman), ark-ark, goçkar-koç, zer-yer, torpah-toprak, hakan, tarhan, elteper vb..” Bütün bu deliller gösteriyor ki, Ermeni dili, Selçuklu, Osmanlı ve Azeri Türkçelerinden çok çeĢitli zamanlarda etkilenmiĢ bir dildir. Bu dönemlerde Ermeni Oymakları ile Türk Oğuz boyları arasında çok güzel iliĢkiler kurulmuĢtur. Sevartyan, Ermenilerin 12.yy ve sonralarında Türkçe‘yi ikinci dil olarak benimsediklerini, delilleriyle ortaya koymuĢtur. Bir baĢka Ermeni dilbilgini Açaryan, 15.ve 19.yy‘lar arasında Ermeni yazılı kaynaklarında, 4200 civarında Türkçe kelime tespit etmiĢtir. Bu Türkçe kökenli kelimelerin bazıları Ģunlardır: ‖Bayatı, baĢlug(baĢlık), bek(bey), biz, bostan, bostancı, debağ, talan,gacag(kaçak), nal , nalband, çıban, tolma(dolma), bozbaĢ, oba, ana, ata, eziz(aziz), Gelet(galat), gapı, gesd(kasd), gız(kız), yeası(yiyesi), helal, haram, ağ, ağa, el, ilan, damga, donguz(domuz)…vb‖ Örnektekiler gibi binlerce Türkçe kelime, Ermenice‘ye geçmiĢtir. Ermenice‘ye sözcüklerin yanı sıra Türkçe söz öbekleri de geçmiĢtir. Bu geçiĢler üç 126


tarzda olmuĢtur: 1-Bazı deyimler anlam itibariyle geçmiĢtir: Ne var ne yok? = inç qa, inç çi qa? Anan ölsün = merit merni Bir karın aç, bir karın tok = mi por guĢt, imi por sovats Ağır oturmak = tsanir nıĢtel Alın yazısı = çoğata gir Parmağını diĢlemek = matı gtsel 2-Bazı Türkçe kelimeler aynen muhafaza edilmiĢtir: kıç yerine koymak=Gıji toğ dnel azad nefes almak=azad sunts kaĢel kapıya gülle atmak=kaekin golla gnal helal süt emmek=helal gat xmel deli Ģeytan diyor=dali Ģeytanı asıma 3-Bazı söz grupları Ermenice’ ye değiĢmeden, 127


aynen geçmiĢtir. Ya baxt = ya bext (x> hırıltılı h sesi) Bir gülle bahar olmaz Kül baĢına Tek elden ses çıkmaz Akıl akıldan üstündür Tokun açtan haberi olmaz Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar Verdiğimiz örnekler gibi daha pek çok atasözü ve deyim Ermenice‘ye Türkçe‘den geçmiĢtir. Hoçatur Abovyan, PerĢ Prosyan, Gozoros Ağayan, Gabriyel Sundukyan gibi onlarca bilgin Türkçe‘den Ermenice‘ye geçen bunca kelime ve söz grubunun varlığını ortaya koyan, ispatlayan kiĢiler olmuĢlardır. Ermeniler, söz varlığımızın yanında bazı ulusal kiĢiliklerimizden , Türk mûsikisinden ve daha pek çok alanda bizden etkilenmiĢlerdir. 19.yy‘da Hovanes Nazaryants Ermeni dilinde söylenen Nasreddin Hoca fıkralarını derlemiĢtir. Prof.Dr.Zakiroğlu Abdullayev Türk dilinin Ermeni dilini gramer bakımından da etkilediğini ifade etmiĢtir. Ünlü bilgin Türkçe‘nin etkisiyle 128


Ermenice‘de oluĢan yeni ses ve dizin özelliklerini Ģöyle sıralamıĢtır: 1-Ermenice‘deki bazı fiiller özellikle Azeri ağzından etkilenerek çok anlamlı konuma gelmiĢlerdir. Almak, çekmek, bitmek, sürmek 2- Ermeni dilinde pek çok yeni ses türemiĢtir. Ġnce e, ö ve ü sesleri aslen Ermeni dilinde olmayan fakat Türkçe‘den Ermenice‘ye geçen seslerden bazılarıdır. 3- Türkçe‘den Ermenice‘ye pek çok ek de geçmiĢtir: -lik, -lı, -çi, -mcı, -miş …vb. gibi eklerle birlikte kalıplaĢmıĢ kelimeler de bu dile geçmiĢtir. Başlux, tozlux, nişanlı, namuslu… 4-Türkçe bazı kelimelerle Ermenice fiiller birleĢerek birleĢik fiiller oluĢturmuĢlardır. Azarlamış inel(azarlamış olmak) vb…. 5-Türkçe‘den Ermenice‘ye PekiĢtirme sıfatları da geçmiĢtir. Kıpkırmızı-qasgarmir

129


Sapsarı-depdegin Kapkara-sepsev Tertemiz-şipşidağ Dopdolu-leplesun ġunu da belirtmekte yarar vardır ki, Ermenice üzerinde Türkçe‘nin yanı sıra Farsça ve Arapça‘nın da etkisi olmuĢtur. 6-Ermeni Guzanları(ozan) Türk dillerine baĢ vurarak Ermeni Ģiirini geliĢtirmeye çalıĢmıĢlardır. Örneğin 10.yy‘da yaĢamıĢ Grikor Narekatsi Ģiirlerinde sel, mum, derman, xaber(x=h), arkan vb birçok Türkçe kelime kullanmıĢtır. 7-Ermenice, Türkçe‘deki tamlama yapısından da etkilenmiĢtir. Ermenice‘deki tamlama yapısı Farsça‘dakine benzer Ģekildeyken Türkçe‘nin etkisiyle değiĢmeye baĢlamıĢtır. Normalde bir Ermeni Ev Ali‘nin demesi gerekirken Ģimdi Türkçe‘deki gibi Ali’nin ev demektedir. 8- Hint Avrupa dillerinin tamamında olduğu gibi Ermenice‘de de ortaçlar(sıfat fiil) ki bağlacı yardımıyla yapılmaktaydı. Ancak Ģimdi Ermenice‘de sıfat fiil oluĢumu, Türkçe‘deki gibi eklerin yardımıyla olmaktadır. 9- Eskiden Ermenice‘de Ġngilizce‘de olduğu gibi 130


çoğul bir sayının nitelediği isim de çoğul eki alırdı. Beş kitaplar gibi.. Ancak Türkçe‘nin etkisiyle zamanla sondaki çoğul eki bu gibi sıfatlardan sonra kullanılmamaya baĢlamıĢtır. ġunu da bilmeliyiz ki, dilimizin yanı sıra kültürümüz, folklorümüz, geleneklerimiz de Ermeni yaĢantısında derin izler bırakmıĢtır. Halen, Ermeni illerinde Türkçe Ģarkılar, türküler ilgiyle ve beğeniyle dinlenmektedir. Bazı sanatçılarımız Ermeni‘lerin gönlünde taht kurmuĢlardır. ġu anda Türkçe‘nin ana dil gibi konuĢulduğu Ermeni köyleri vardır. Ermeni aĢıkları pek çok müzik terimini Türkçe‘den almıĢtır. Ermenistan‘ın baĢkenti olan Erivan (Revan) köklü bir Türk-Ġslam kentidir. Elbette Ermeniler yerleĢtikleri bölgedeki Türk kültüründen de derin etkiler almıĢlardır. Örneğin; guzan (ozan), saz, santu, keman, kemanca, bağlama gibi onlarca terim Ermenice‘de yaĢamaktadır. Ayrıca Ermeni dostlarımızın ruh dünyalarında bizim ruh dünyalarımıza yaptığı gibi ince ıĢıklar bırakan, Aslı ve Kerem benzeri halk hikâyeleri gibi hikâyeler, halen Ermeni ellerinde insanların hayal dünyalarını türlü türlü renkleriyle zenginleĢtirmeye devam etmektedirler. Oğuz Düzgün

131


Not: Bu çalıĢmada Elövset Zakiroğlu ABDULAYEV'in bilimsel yazılarından faydalanılmıĢtır. Onun "Türk Dillerinin Tarihsel GeliĢme Sorunları" adlı kitabını herkese tavsiye ederim. Kitap TDK yayınlarından yayınlanmıĢtır.

132


FĠLĠPĠNLERDE SÜMER ĠZĠ Rusya‘da Volga nehri kıyısında Samara adlı bir yerleĢim bölgesi var. Haritalardan bu bölgeyi keĢfedebilirsiniz. Buranın isminin kökenini kimse bilmiyor. Muhtemelen Mezoptamya‘daki Sümer‘in kökeni buradan geliyor. Tabii ki bu bölgede yapılmıĢ arkeolojik çalıĢmalar hakkında da fazla bilgimiz olmadığı için o bölgedeki yerleĢim tarihi konusunda bir Ģey söyleyemiyoruz. Bildiğimiz bir Ģey var ki Tataristan ve Kazakistan arasındaki bu bölgenin ismi Samara. Yine ĢaĢırtıcı bir benzerlik olarak bu bölge de Volga nehri kıyısında bir yer. Demek ki bu dönemde Samara uygarlığı tarım toplumu idi. Bizce orada yapılacak kazı çalıĢmaları bunu kanıtlayan örnekler verebilir. Biz Ön Asya‘da Mezepotamya izine M. Ö 3500‘lü yıllarda 133


rastlıyoruz. Muhtemelen Orta Asya‘daki bu Samara‘dan Samarlılar daha önce göçmüĢ olmalılar. Yani en az M. Ö 4000‘li yıllardan bahsediyoruz. Arkeologların bulgularına göre bu bölgede Paleolitic dönemden beri insan yaĢantısının var olduğu tespit edilmiĢtir. Yani bu bölge köklü bir uygarlık oluĢturmuĢ olmalıdır. Daha sonra çeĢitli etkenler sonucu göç etmek zorunda kalan bu uygarlık mensupları eski uygarlıklarını yeni kültürlerle de geliĢtirerek Mezopotamya ve Filipinlere götürmüĢ olmalıdırlar. Demek ki çıkıĢ noktası bu Samara‘dır. Bu bulgularımız ciddi bir Ģekilde araĢtırılmalı, bu konuda daha bilimsel çalıĢmalar yapılmalı diyoruz. Bu tezimizi destekleyecek ikinci bir görüĢümüzü ilk defa açıklıyoruz. Bize göre Orta Asya‘dan yola çıkan Samarların bir kısmı farklı bir göç yolu daha izleyerek Filipinlere kadar gitmiĢlerdir. Muhtemelen sulak, nehirlerin bol olduğu bir bölge arayıĢı içinde idiler. Filipinlerin doğusu da bu iĢ için oldukça elveriĢli idi. Belki de daha baĢka sebepleri vardı buraya gelmek için. ĠĢte bu gibi sebeplerle Filipinlerin doğusuna yerleĢtiler. Bu bölgenin adının da ĢaĢırtıcı bir Ģekilde Samar olması oldukça ilginçtir. Yine bazı yer adları Sümer yer adları ile aynı denecek kadar benzerlik gösterir. Sümer‘deki Uruk Ģehri benzeri burada da Orus denen bir Ģehir vardır. Buranın batısına Sulu deniz denir ki bu Sulu kelimesinin ―su‖ ile benzerliği ortadadır. Sümerlerde de 134


―bataklık‖ (Sug) gibi sulu bölgeler için benzer sesleri içeren terimler kullanılmıĢtır. Yine Orta Asya‘daki Ural Dağlarının adı olan Ural kelimesi Sümerlerdeki Ur kelimesi ile kökendaĢ olabilir bunu da gözden kaçırmamak gerekir. Tabii ki Ģu da bir gerçek ki 1600‘lü yıllarda bölgeye giren sömüregeci batılılar, Dil ve Kültür açısından bölgede büyük bir tahribat yapmıĢlardır. Pek çok yer adı bugün Ġspanyolcadır. Bu nedenle bölgedeki yer isimleri konusunda en azında haritalar ya da ansiklopediler yardımıyla yeterli bilgi elde edememekteyiz. ġu da bir gerçek ki Ġspanyolca‘ya çevirilen Ģehir adlarının eski Ģekillerini yerel halk muhtemelen biliyordur. Bunun için de kapsamlı bir araĢtırmaya ihtiyacımız var. Tabii ki yine bu alanda yapılmıĢ çalıĢmlar da olabilir ama ben bunlara ulaĢamamıĢ da olabilirim. Zira bu çalıĢmaları her türlü imkansızlıklar içinde yapmaktayım. Bu Ģık da olasıdır. Bunu söyledikten sonra bulduğumuz delilleri ortaya koymaya çalıĢalım. Sümer Ģehirlerinden birisinin ismi de Larsa‘dır. Bu ismin benzeri Filipinlerde de bir Ģehir ismi vardır. Leyse bir dönem Samar için önemli bir Ģehir olmuĢtur. Yine Sümerlerdeki LagaĢ Ģehir ismi de bu isme benzer gözükmektedir. Samar‘da yaĢayan halk Waray‘lar olarak anılmaktadır. Sümer Ģehirlerinden birisinin adının Warad olması da 135


oldukça ilgi çekicidir. Warad ve Waray arasında hiçbir fark yok gibidir. Yine Samar ülkesindeki Zumerraga Ģehri ile ile Sümer arasındaki benzerlik de bizce tesadüfî olamaz. Bu Zumerraga kelimesinin sonundaki Aga kelimesine benzer Ģekilde Sümerlerde Agade adlı bir Ģehir vardır. Bu konuda ciddi araĢtırmalar yapılırsa sanırım önemli bulgulara ulaĢılacaktır. Sadece Waray dilinin değil Sümerce‘nin de çeĢitli dillerin etkisi altında olması iki dilin ortak yönlerini bulmamızda zorlayıcı bir unsur. Ġspanyolca Waray dilini müthiĢ bir Ģekilde istila etmiĢtir. Yine Müslüman halk arasında da Arapça‘nın etkisi oldukça fazladır. Sümerlerde ise kaderin garip bir cilvesi olmalı ki Arapça gibi Sâmi kökenli bir dil olan Akadça, Sümer dilini etkilemiĢtir. Yine bazı Hint-Avrupa kökenli tesirlere ufak çapta da olsa rastlanır Sümer dilinde. Tabii ki Waray dilinin bundan çok önceleri nasıl bir Ģekilde olduğunu bilmiyorum. Bu konu da bilim adamlarımızca araĢtırılırsa sanırım Sümerlerin kökenini ve hatta Samar‘ın kökenini açıklamak adına.güzel sonuçlar elde edilecektir. Samar ve Sümer halkları arasında ilgi çekici ikinci bir ortaklıkta ikisinin de dillerinde var olan benzerliklerdir. Bilhassa Ģahıs zamirlerinde karĢılaĢtığımız benzerlik oldukça ilginçtir. Samar ve Sümer‘de de birinci tekil Ģahıs zamiri ―ko‖, ―go‖, ―ga‖ gibi kelimelerle ifade edilmektedir. 136


Ġkinci tekil zamiri Sümerce‘de Za, zu Ģeklinde Waray dilinde ise ka Ģeklinde. Waray dilinde Niya ―o‖ demekken Sümer dilinde de ―ani‖ o demektir. Yine bu dilde ―bu‖ anlamında kullanılan ―an, han‖ kelimeleri de ilgi çekicidir. Yine Sümerce‘de ―bi‖ insan dıĢı varlıklar için kullanılır. Türkçe‘de de ―bu‖ zamiri bu noktada ilginçtir. Yine Türkçe‘deki ―ġu‖ zamirinin benzeri Sümerce‘de ―su‖ zamiri vardır ki benzerlik oldukça açıktır. Waray dilinde birinci çoğul kiĢi Amon, namon Ģekillerindedir Sümer dilinde de bu Ģahıs ―me‖ Ģeklindedir. Ġkinci çoğul Ģahıs Waray dilinde ―Kamo‖, ―niyo‖ Ģekillerindeyken bu Ģahıs Sümer dilinde ―Zunen‖ Ģeklinde ifade edilir. Üçün çoğul Ģahısın çeĢitli Ģekillerinin de iki dilde benzer olması bizi geçmiĢteki bir ortaklığa götürmektedir ĢaĢırtıcı olarak. Sümer dilinde ―An‖ Ģeklinde ifade edilen bu zamir, Waray dilinde ―Nira‖ Ģeklinde ifade edilir. Bunları ifade ettikten sonra Sümerce ve Türkçe‘deki Ģahıs zamirlerinin benzerliğinin de oldukça mühim iĢaretler taĢıdığını vurgulayalım. Hatta bu Ģahıs zamirleri kelimenin sonuna getirilerek Türkçe‘de olduğu gibi iyelik de ifade ederler. Örneğin: Til-zu-YaĢam-ın ġunu da ifade edelim ki kelime düzeyinde Waray ve Sümer dilleri arasında görülen benzerlik Gramer düzeyinde bazen bozulmaktadır. Sanırız bunda bu insanların çeĢitli 137


milletlerle etkileĢimde kalmaları ve onların dillerinden etkilenmelerinin tesiri vardır. Proto Türkçe döneminde bildiğimiz gibi Özne yüklemden sonra da ifade edilirdi. Bunun benzeri olarak Waray dilinde özne ve yüklem yer değiĢtirmiĢ görünmektedir. Bu olay bizdeki fiil sonuna eklenen Ģahıs zamirlerinin oluĢumunu hatırlatır. Geliyor-um Yukarıda birinci tekil Ģahıs zamiri olarak verdiğimiz ―ak‖, ―ko‖, ―go‖, ga örneklerine bir baktığımızda Hint Avrupa dillerindeki birinci tekil Ģahıs zamirinin de nasıl oluĢmuĢ olduğunu açıklayabiliriz. Fransızca jö < Ag< ga. Hatta yerli lehçelerdeki az kullanımlar Orta Asya‘dan göçen Samarların dilinden unsur olarak açıklanabilir. Bu zamirinin bölgesel olmadığı bambaĢka bölge olan Filipinlerin Samar bölgesiyle yapılan sağlama ortaya çıkar. Buna rağmen Sümerce‘de ―Men‖ Ģeklinde aynı Ģahıs ifade etmeye yarayan zamir olduğunu hatırlayalım. Bunun benzeri Waray ―Amon‖ zamiri vardır ki buradaki ―Mon Men‖ arasındaki benzerlik ortadadır. Bu bile ortaklığın ifadesidir. Irak‘ta Abbasiler tarafından Türk Ordugâhı olarak kurulan ve halen de bir Ģehir adı olan Samara kelimesi de oldukça önemlidir. Bize göre bu isim bu bölgeye bilinçsiz bir Ģekilde verilmedi. Orada yaĢayan ve kendilerini Sümer‘in devamı olarak gören insanlar var olabilir. Türk 138


komutanlar da kendilerine yakın buldukları bu insanlara ad olarak bu ismi kullanmıĢ olabilirler. Belki de bu Türkler de Orta Asya‘daki Samara bölgesini çok iyi bilen Türklerdi. Bu durumda bölgede o dönemde yaĢayan Sümer kalıntısı halkların olduğu ifade edilebilir. Zaten bölgenin o zamanlarda harabelik ve tarihi kalıntılarla dolu bir yer olması bu yerin aslında eski bir yerleĢim merkezi olabileceğini gösterir. BaĢka aydınlatılması gereken bir nokta Filistin‘de, Ġsrail‘de yaĢayan Samirilerdir. Samiriyye (ġomron) kentinde yaĢayan bu Sâmiriler bizce Sümer halkından olabilirler. M. Ö 722 yılında Asur Ġmparatoru Sargon tarafından Babil, Kuta ve Avar‘dan getirdiği halkları Ġsrail‘e yerleĢtirmiĢ oldukları belirtilir. Ancak bu Sâmirilerden önce de bölgede Sâmiri olarak anılan insanların olduğu açıktır Hz. Musa‘nın M. Ö. 1200‘lü yıllarda Ġsrail‘e Peygamber olarak gönderildiğini biliyoruz. Kur‘an-ı Kerim‘de Taha Süresi 85. ayette tekil olarak bir Samiri ismi geçmektedir. Acaba bu Samiri sadece bir kiĢinin adı mıdır yoksa o dönemde de var olan bir halkın adı mıdır? Bu da araĢtırılması gereken bir konudur. Fakat eğer bu Sâmiri kelimesi bizim tezimize uygun olarak Samar yani Sümer‘den göçen birisiyse, onun Buzağıya tapmayı istemesi oldukça normal. Çünkü Sümerlerde pek çok Tanrı‘nın olduğu biliniyor. Muhtemelen bu Sümer Göçmeni de 139


kendi inancını Hz. Musa takipçilerine öğretmeye çalıĢmıĢtı. O halde Sümerlerin Filistine göçleri M. Ö 1200‘lü yılları buluyor. O Samiri de muhtemelen eski din ve kültür ortamından kopamamıĢ birisiydi. Bunun tesiriyle Buzağıya tapma gibi bir eylemin içine girdi. Boğaya tapma inancına ilk olarak Sümerlerde rastlanması da meselemiz açısından oldukça ilginçtir. Kur‘an‘da Buzağıya tapma iĢini öneren kiĢinin ―Samiri‖ olarak anılması bu açıdan anlamlıdır. Sümerdeki Tanrı bolluğu ve bilhassa Tarım toplumu olmaları nedeniyle, Boğaya, Buzağıya tapmaları Hz. Musa takipçilerini kandıran Samiri‘nin bir Sümer göçmeni olduğunu açıkça ortaya koyabilir. (Taha 85 ―-Allah: "Ama Biz, senin ardından kavmini fitneye düşürdük ve Samiri onları saptırdı. " buyurdu. )Sümerlerin taptıkları bazı diğer tanrılar Ģöyleydi; Ea (Su Tanrı), Boğa, AnĢar (Gökyüzü Tanrısı), Enlil (Yeryüzü Tanrı), Kingu (Dev ve Canavar Tanrısı), Lakmu (Yılan Tanrı), Pazuzu (AteĢ Peri), Utu (GüneĢ Tanrı) Bazı Sümer tabletlerinde bütün bu Tanrıların isimlerinin tek bir Ġlaha ait olarak gösterildiğini fark ediyoruz. Bu gerçekler de Sümer devleti yıkıldıktan sonra Sümerler ne oldu sorusuna bir yanıt bulmamızı sağlıyor. Onlar çeĢitli yerlere göçtüler. Filistin de bu yerlerden birisiydi. Kur‘an-ı Kerim‘de geçen Zümer süresinin isminin de konuyla bağlantılı olabileceğini söyleyelim. Hatta bu sürenin daha 140


baĢlarında ―Allah‘tan baĢka Tanrılara tapanlardan bahsedilmesi‖ oldukça ilginçtir. Yine surenin sonlarında insanların ―Zümer halinde Cennete ve Cehenneme sevk edilmeleri‖ Sümerlerin hem olumlu hem de olumsuzluklarına bir örnek olabilir. Yine belki de Sümerlerin bölük bölük memleketlerinden hazin göçleri de hissettirilmek istenmiĢ olabilir. Zümer ismi belki bunu hatırlatmak için süreye ad olmuĢ da olabilir. Bunlar tabii ki araĢtırılması gereken konulardır. Bu iddialarımda emin değilim ve ―gerçeği Allah bilir‖ diyorum. Ancak bu mevzular araĢtırılmalıdır. Bu araĢtırmaların yapılması gerektiği, haddi zatında ―Gezmez misiniz?‖ ―Görmez misiniz?‖ tavsiyelerinde bulunan Kur‘an‘ın emridir. Bilindiği gibi Sümerlerin devletleri M. Ö 2000‘li yıllarda Elamlar tarafından yıkılmıĢtır. Sümerler bölgede yaĢamaya devam etseler de diğer kavimlerin istilaları belki de onların huzurunu kaçırdı ve zümreler halinde göç etmek zorunda kaldılar. Onların Orta Asya‘dan bu bölgeye muhtemelen de Filipinler civarına göçleri bu Ģekilde yani ―Zümer‖ (bölük bölük) Ģeklinde olmuĢtu. ĠĢte Sâmiriler bu yerleĢtirilen topluluğa verilen isim olmuĢtur. Muhtemelen Sümer Halkı anlamında Sâmiri olarak anılmıĢ bu topluluk Ġsrail tarafından Yahudi olarak kabul edilmektedir. Hâlbuki onlar kutsal kitabı kabul etmektedirler. Belki de Ġsrail soyundan olmadıkları için Yahudiler onları kabul etmemiĢ 141


de olabilir. Bu da Sâmirilerin baĢka bir milletten olduğunu gösteriyor. Tarihi olaylar da bunu kanıtlıyor. Buna göre Sâmiriler Sümerlerin soyundan gelmiĢ, Sümer Devleti yıkılınca varlıklarını muhafaza edebilmeyi baĢarabilmiĢ bir halk olabilir. Çünkü onların Ġsrail‘e göç ettikleri topraklar Sümer ülkesinin topraklarıdır. Sâmiriler kendilerini Yahudi kabul etmekle birlikte ellerinde bulunan Tevrat günümüz Tevrat‘ından oldukça farklıdır. Bu nedenle Sâmiriler Yahudileri Tevrat‘ı değiĢtirmekle suçlarlar. Onların ibadetleri de oldukça farklıdır. Sâmiriler aynene Müslümanlar gibi abdest alırlar. Yine onlar kilise ya da havrada değil de Mescit benzeri yerlerde yaparlar ibadetlerini. Secde, rükû, kıyma hareketlerini yaparak kendilerine has bir namaz kılarlar. Bu gibi yönleri Müslümanlara çok benzemektedir. Bugünkü Sâmirilerin Buzağı‘ya tapan ve Hz. Musa‘yı reddeden Sâmirilerle pek alakası yoktur. Çünkü bugünkü Sâmiriler Allah‘tan baĢka bir Ģeyi ibadeti kabul etmeyen, Hz. Musa‘yı peygamber olarak kabul eden ve seccadelerini yanlarından ayırmayan dindar insanlardır. Hatta Sâmiriler Ġsrail politikalarını da beğenmemekte Müslüman ve Yahudilerin bir arada barıĢ içinde yaĢamasından yana olduklarını her fırsatta dile getirmektedirler. Sümerler yani Samaritan‘lar Ġbrani alfabesinin 142


geliĢmesine, Tevrat‘ın yazı sistemine büyük katkılarda bulunmuĢlardır. Sümer alfabesi ile Ġbrani alfabesi arasındaki benzerlikler de bunu ortaya koymaktadır. Yine Samaritan yani Samiriyye alfabesi ile Sümer alfabesinin benzerliği Samirililerin Sümerden göçtüğünü kanıtlayan ayrı bir kanıttır. Muhtemelen bu Samiri halkının pek çoğu YahudileĢti ve Yahudi olarak kabul edildiler. Kalan Samiriler ise isimlerini korumayı baĢarabilmiĢlerdir. Bu arada Samiriyye dili ile Filipin Samar dilleri arasındaki benzerliğe birinci tekil Ģahıs ve 3. tekil Ģahıs zamirlerindeki benzerlikleri örnek olarak gösterebiliriz. Elbette ne Samar dili ne de Samarya (Samiriyye) dili saf olmadığında bilhassa Samiri dili tamamen Semitik bir Ģekle dönüĢtüğünden bu gibi benzerlikleri bulmak bizim için altın kadar değerli olmaktadır. Filipin Samar dilinde birinci tekil Ģahıs ―Anok‖ Ģeklindedir. Bu Ģahıs, Samiri dilinde ise ―Anaki‖ Ģeklindedir. ―O‖ anlamına gelen 3. Tekil zamiri Samar dilinde ―Hiya‖, ―iya‖ Ģekillerinde de olabilir. Samiri dilinde bu zamirler ―u‖, ―i‖ Ģeklindedir. Aslında Samiri dili AramiceleĢmiĢ bir görünüm arz eder. Hatta günümüzde bu diller ArapçalaĢmaya baĢlamıĢ gözükmektedir. Ancak yine de iki dil arasında baĢka benzerliklerin olma ihtimali ciddiyetle araĢtırılmalıdır. Benzerlikler bulunsa da karĢımıza yine bazı sorunlar çıkabileceği de gerçektir. Zira Sümerce bir Sami dili olan Akadça‘nın ve diğer dillerin tesirindedir. Yani saf bir dil değildir. Bu nedenle bazı bulgular 143


bizi yanıltabilir. ġu gerçeği de ifade etmek istiyoruz ki Orta Asya‘dan sadece Filipinlere göç olmamıĢtır. Dünyanın bütün bölgelerine bilhassa da Güney Asya‘daki pek çok ülkeye Samarlar tarafından ―bölük bölük‖ göçler yapılmıĢtır. Aslında bu göçen Samarlar tek bir ırk değillerdi ancak onların içinde çoğunlukla Türkler bulunuyordu. Austric de denilen Güney Asya dillerinde bulunan Türkçe kökenli kelimeler de bu göçlerin açık bir delilidir. Yine yaptığımız araĢtırmalar sonucunda sadece Filipinlerde değil pek çok Güney Asya milletlerinin dilinde Sümer diliyle paralellikler bulunmuĢtur. Bu da Sümerce‘nin Orta Asya kökenli olduğunu ispat eden baĢka bir delildir. Çünkü Güney Asya halklarının birçoğunun Orta Asya‘dan göçtüğü bilinen bir gerçektir. Örneğin Japonca‘nın bir lehçesinde Sümerce‘de olduğu gibi birinci tekil Ģahıs zamiri ―ga‖dır. Yine Atayal, Payvan ve Japonca gibi dillerde ―za‖, ―se‖, ―si‖, ―zo‖ sesleri Sümerce‘de olduğu gibi 2. tekil Ģahıs zamiri olarak kullanılmaktadır. Sümerce‘deki diğer Ģahıs zamirlerinin izine de pek çok Güney Asya dilinde rastlanmıĢtır. Benzerlikler sadece Ģahıs zamirleriyle kalmamıĢtır. Mesele ―ana‖ Ģeklindeki ―ne‖ soru zamiri Japonca‘da ―Nani‖, Kapampangan‘da ―Nanu‖ Ģeklindedir. Ve pek çok yerde de benzer Ģekildedir. Sümerce‘de Nereye? Anlamına gelen ―Mea‖ zamirinin aynısına yakını Malay dilinde ―Mana‖ Ģeklinde 144


kullanılmaktadır. Hatta eklerde bile bazı benzerlikler bulunmaktadır. AraĢtırmalarımız neticesinde bu konuda yapılan bilimsel bir çalıĢmaya ulaĢtık. (Bk. http://www. geocities. com/tokyo/temple/9845/sumer. htm kaynağından tercüme ettiğimiz bazı örneklerle meseleyi açıklayalım: Zamirler Sümerce Austric Ben ga ga (Taulil), go (Solor), gau (Gao), gni (Savo) ga (Dialect Japanese? ) kaw (Khamti, Ahom, Sham, Tho-nung), ku (Siam, Lao, Black Tai), ke (Santa Cruz), -gu (Dawawa, Kakabai, Sinaki, Suau, Bohutu, object suffix) ga- (Bwaidoka, subject prefix)

Sen za. e, ze sau, si, su (Austro-Tai), hau (Manggarai) su (Atayal), su-, -sun (Paiwan), za (variant of sama), oze, ozo (Japanese) O/An ene eni (Vanua Lava, Mantion), ini 145


(Bank's Is. ), ine (New Hebrides), ina (Santa Cruz), ena- (Suau, Molima), ena (Manikion) Anlar e. ne. ne-ra (dative) inira (Vunapu, Penantsiro, Akei, Wailapa, Onlar Tutuba, Vao), enira (Tangoa), enir (Vanua Lava, inir (Gaua), ineira (Mota)

Interrogatives Ne? A. na? Ano? (Philippines, Indonesia), Uani? (Letemboi), Nani? (Japan), Nanu? (Kapampangan) Kim? A. ba? Si-apa (Malay/Indonesia from apa? "What? "), Pa? (Infit. , Ikiti), Pae? (Imreang, Ikiyau), Pah? (Loniel), Pai? (Weda, Sawai), Abhay? , Abe? (Nissaya Burmese, classified as Sino-Tibetan or Tibeto-Burmese, but of highly mixed characteristics including 146


agglutinative morphology. ) Epa? (Fasu) Aapi? (Kewa), Ibuge? (Foe), Bo? (Sakai) Ne zaman? Me-na-am? Mana nui? (Chamorro), Mangge? (Chamorro), mingyaal Kangi (Yap), mo (Bontok) Kande Nere? Me-a? Mana? (Malay, Indonesia) Tabii ki bu örnekler sadece belli bazı Güney Asya ülkeleri nazara alınarak verilmiĢ örneklerdir. Elbette Sümerce‘nin diğer Orta Asya kökenli dillerle de karĢılaĢtırılması bizi daha açıklayıcı sonuçlara götürecektir. Bizim örneğimizdeki Waray dilinde ―Tatay‖ baba anlamına geliyordu. Türkçe‘deki Dede, Ata kelimeleriyle bu kelimenin benzerliği ortadadır. Yine ―ne‖ zamiri ve onların türevlerindeki benzerlikler de oldukça ilginçtir. Bunlar gibi ekleri de kuĢatan pek çok örnek vardır ki ilgili dillerin ortak bir kökenden çıktığını düĢündürtmektedir. Ancak biz Sümerce ile Filipinlerin Samar bölgesindeki Waray dili arasındaki benzerlikleri keĢfettiğimizde bu gibi çalıĢmalardan haberimiz yoktu. Yani bu gibi çalıĢmalardan etkilenerek o tezlerimizi ortaya atmıĢ değiliz. Bunu açıkça söyleyelim. AraĢtırmamız neticesinde bulduğumuz bu argümanları da savımıza delil 147


olarak kullanmanın yerinde olacağını düĢündük. Zaten biz o dillerin de köken olarak Türkçe gibi Ural Altay yani Orta Asya kökenli dillerden türemiĢ olabileceğini iddia ediyoruz. Yani Sümerce ile Malezya, Endenozya, Filipinler gibi bölgelerdeki halkların dilleri arasındaki benzerlik bizi ortak bir kökene götürür, diyoruz. Ancak bizim tezlerimizi de kuvvetlendiren bu bulgular bir Ģeyi kesin olarak ortaya koyuyor. Sümerce Hint-Avrupa ya da Sami kökenli bir dil değildir. O kesinlikle Orta Asya kökenli bir dildir. Onun pek çok ailesi dünyanın pek çok bölgesine yayılmıĢtır. Sümerce‘nin Orta Asya kökenli Türkçe benzeri bir dille akraba olduğunu kanıtlayan biçimsel özellikler de mevcuttur. Bildiğimiz gibi Sümerce, Türkçe gibi çoğunlukla sondan ek alan bir dildir. Bu durumun istisnaları da yabancı bazı dillerin tesiriyle oluĢmuĢ olabilir. Sümerce‘deki ekler de Türkçe eklerle benzerlik gösterir. Sümerce Türkçe - Ka-ta. Kapı-tan, Kapı-dan - Ka-n-i. Kapı-n-u, KapI-y-I - Ka-na. Kapı-y-a - Ka-gim. Kapı-kimi - Ka-na(k). Kapı-n-ın - Ka-ta. Kapı-da (Kaynak: http://www.compmore.net/~tntr/sumerturka.html)

148


Yine Sümerce kelimelerdeki ve kelerinde sık sık görülen ―ünlü uyumları da‖ Türkçe gibi dillerin belirgin özelliğidir. ―Unu, Aga, Bulug, nagada, narúa, nağakum, namdamgàr, namkalag, namlúùlu vb. ‖ Hatta Sümerce pek çok kelimede Türkçe‘dekine benzer bir Ģekilde Küçük Ünlü Uyumu örneklerline de rastlanır. ―érim‖, neizigar ―namnutar‖ ―nídiğir‖ ―níğenna‖ vb. (yağmur, hamur gibi örneklerden Türkçe‘de düz geniĢ ünlülerden sonra dar yuvarlak ünlülerin bulunabildiğini anlıyoruz. Hatta Sümerce‘de de bu özelliğin Türkçe‘deki gibi ―m‖ ünsüzünün yuvarlaklaĢtırma özelliği sonucu oluĢtuğunu görebiliyoruz namùkurúku‖. ) Sümerce bir cümle ile ses benzerliğinin, eklerin birleĢiminin ne boyutlarda olduğunu ortaya koyalım: ka-ta-kar-ra ur-ra ab-su-su Ağız-dan kapar alacaklar zerre kadar ödemeyi Yine Sümerce cümle dizimi de Türkçe‘ye (Özne+Tümleç+Yüklem) benzemektedir: ùkur-re a-na-àm mu-un-tur-re Yoksul-er ne kadar da zayıftır Tabii ki yazılı metinler genelde manzum Ģekilde olduğu için devrik cümlelere de haliyle rastlanabilir ancak dilin gramer yapısı çoğunlukla Türkçe‘deki gibidir. 149


Bu örneklere bakınca siz de belki bir hatıranızı hatırladınız kim bilir? Çocukluğumuzda KuĢ Dili olarak öğrendiğimiz bir dil vardı. Hecelerin arasına ―ga‖ sesini koyduğumuz bir yapma dildi bu. Hatta bu dilin numuneleri divan edebiyatında da fazlasıyla verilmiĢ. Mesela bu dille Sümerler‘i Ģu Ģekilde söylerdik. Sü-ge-me-ge-ge-ger. Tabii ki bu dilin çeĢitli varyasyonları da olabilir. Sanki bu dil bize Sümerceyi hatırlatmaktadır. Belki de bu dil eski günlere duyulan bir özlemle Turnalar gibi hiç düĢünmeden geliĢtiriverdiğimiz, ama kökenleri ta Sümerde belki de Orta Asya‘da olan dilimizin eski bir Ģeklinin sesten izlerini taĢıyor olabilir. Belki de o bizim özlemimizin aslımıza ―Turnaca kanatlanmıĢ‖ (kuĢlaĢmıĢ) sesidir ve belki de bizi onunla mutlu kılan bir anda Ötüken‘e, Mezepotamya ovalarındaki o huzurlu günlere bir kuĢ gibi uçacağımızın bilinçaltı hayalidir. Kim bilir? Türkçe ile Sümerce arasında yukarıdaki örnekler gibi pek çok benzerlik ve paralellik vardır. Bu o kadar açıktır ki Uzak doğu dediğimiz Güney Asya‘daki dillerde bile Sümerce ile paralellikler mevcuttur. Sanırız Sümerlerin büyük bir çoğunluğu da Anadolu‘ya göçmüĢtür ve Sümerce Türkçemizde yaĢamaya devam etmektedir. Yani Sümerlerin dil mirası kendisiyle kökendaĢ olan Türklerin yaĢadığı Anadolu Ģehirlerinde, köylerinde, ilçelerinde yaĢamaktadır. Ġki dilde ortak olan kelimelerin pek 150


çoğu ise Orta Asya‘daki ortak köken ile açıklanabilir. Orta Asya‘dan Anadolu‘ya gelen Oğuz Türklerinin bu topraklarda bin yıldır yaĢaması ve yepyeni uygarlıklar kurması gibi Sümerler de Orta Asya‘dan Mezepotamya‘ya göçmüĢler ve burada binlerce yıl süren uygarlıklar kurmuĢlardır. Sümerler pek çok milletle karıĢmıĢlar, insanlık için güzel eserler vermiĢlerdir. Yazıyı ilk bulan bilindiği gibi Sümerler olmuĢtur. Muhtemelen Sümerler Türklerin Eskiden beri Orta Asya‘da kullandığı bugün Futhark yazısı olarak da bilinen bir yazının bir benzerini bu topraklara getirmiĢlerdir. Yine Sümerler tarım alanında da büyük yeniliklere imza atmıĢlardır. GeliĢtirdikleri sulama sistemleri oldukça ileri seviyededir. Bulundukları bölgede yeni dillerin ve halkların oluĢmasına, birbiriyle kaynaĢmasına sebep olan Sümer uygarlığı bu gibi yönleriyle Osmanlı Medeniyetini de hatırlatmaktadır. Hatta Sümerce, Osmanlıca gibi bir ortak dil olabilmiĢtir. Çoğunlukla Sami dillerden aldığı kelimelerle dilini zenginleĢtirmiĢ, ortak bir dil oluĢturmasını bilmiĢtir. Ancak onun iskeleti olan grameri ve kelime hazinesinin büyük bir çoğunluğu Sümerce‘nin Türkçe benzeri bir dil olduğunu ortaya koymaktadır. Tabii ki bu alanda çalıĢmalar da aratarak devam etmektedir. Bizim kanaatimiz ise Sümerce‘nin Hint-Avrupa ya da Sami kökenli bir dil olmadığıdır. Sümerce bükümlü bir dil değildir ve Ural Altay dilleri gibi 151


eklemeli dillerdendir. Pek çok özelliğiyle Türkçe ile paralel gözükmektedir. Bunu ortaya koymak için iki dil arasında benzer bulduğumuz bazı kelimeleri sizlerle paylaĢacağız. Sonuç ne olursa olsun gerçek Ģudur ki Sümerler iki nehir arasında yani Fırat; Dicle nehirleri arasında büyük ve köklü bir medeniyet kurmuĢlardır. Pek çok inancı, kültürü, milleti ve de dili etkilemiĢler, hatta oluĢturmuĢlardır. Bunu da kendi aralarında sağladıkları birlikle yapabilmiĢlerdir. Egemenlikleri altındaki bütün halkları ortak bir gaye altında birleĢtirmesini baĢarabilmiĢlerdir. OluĢturdukları sağlam ve esaslı kanunlarla adaleti tesis etmiĢlerdir. Hatta bu kanunlar kendilerinden sonraki pek çok uygarlığı da etkilemiĢtir. Onların bu büyük baĢarılarını saygıyla anıyor insanlığın bu uygar atalarının huzurunda hürmetle eğiliyorum. Sizleri de Türkçe ve Sümerce‘de benzer olduğunu tespit ettiğimiz bazı kelimelerle baĢ baĢa bırakıyoruz: (Önce Sümerce kelimeler yazılmıĢtır.)

Ada- Baba, Ata Adda- Yemek Ġçin kesilmiĢ hayvan ölüsü –AdakAdda-gönderme, yollama Türkçe‘de –attaolarak yaĢar. Adda ve Adak ―ayak" iliĢkisi 152


ilginçtir Ġda- su yolu, dere Aga- taç, mükemmellik, kusursuzluk, en üst (Ağa ile benzerlik var) Udu- toslamak Uga-kuzgun Ġgi-gö(z) Ġgi- iki taraflı, karĢılıklı Ugu- Onung, onların, öbürü, kafatası, çalıĢkan öğrenci, Ugu-Ayı Uku-KiĢi, insanlar, Ah-ek Ak- yapmak, yerleĢmek Ġl-El (TaĢıyıcı) Ġl-Ülke Ama-ana, aba ile benzerliği açık

153


Ama-kadın odası Eme-Dil (emme ile alakalı) Eme-kadınlık organı Umu-YaĢlı kadına (umacı, humay ana) Unu-ġölen –ün kelimesiyle alakalı olabilir) Ar-Övme, güzel göstermek Bizde utanma duygusu olarak geçmiĢ, Ara-Arı –temiz- anlamında. Uru, Ur- Kasaba, Ģehir, köy -Ur- eski Türkçe‘de ―kurmak, kanun‖ anlamında. Uru da bugünkü anlamıyla KuruluĢ, Kurum gibi düĢünülebilir. Türkçe‘de bu kelime hâlen de kullanılmaktadır. Uru- Orı ―eski Türkçe‘de‖ –erkek, kahraman, cesurĠsi-Ġz (çukur bırakmak) Usu-Us (beceri, akıllılık, hüner, ustalık) Ussu-Sekiz Ġs-Ġp Usu-Otuz es-üç + u-on 154


Ġti- IĢı (ay ıĢığı) Uzu-AkĢam (Uyu-) Da, Dab-Tut (Tutmak) Dub-Top (Yığın, küme) Dub, Tub –TepGaba-Kabur-ga (Göğüs) Gub-Koy-, KurPab, Pap-Baba Sab-sap Sab-Kap Sib-ġaman, Kam Sub-yalamak (Su ile alakalı gibi) Suba-ġaman Tab-bat Tab-Kop (Hep beraber) Zib- Kıç, iz 155


Bid-Bok Didi- genç, yigit Gada-Keten Gid- güt –yönetmekGud- gıdı gıdı kullanılır güldürmek için yani mızmızlan, gül demek istenir. Gud-Guz –savaĢçı askerGud- Köy, kent -yuvaGud-kısa Hud-kun -günKad-katKid-Git –ayrılma, alıp götürmek, uzaklaĢmakKid- EtKad-Dok-uma Kud-Kuyu (oyuk) Mud-But arasında bir alaka var gibi ―Mud‖ da ayakla ilgili bir kelime. 156


Mud-Boy -akrabalık, kan bağıNad-Yat-ak Sed-Sıcak su, su ile alakalı Sud, su- yudumlamak, soğuk Sud-Uzat Sud-Kut, Kutsal Tud, tu, du- doğmak Dag-Otag ―dinlenme yeri, oda, ev‖ Düg-Diz Dug, du- Demek Gag- kakmak ―çivi‖ Gig-Gece –giceGug-Huy Kug-kuy (gümüĢ, kuyumcu) Lug-Ogul (Arılar için) Muk-Bok ―Domuz ahırı, pis yer anlamında‖ 157


Bag-Bağ- ―kafes‖ Sag-Sağ ―güzellik, iyilik, iyi, talih‖ Sig- sığ ―alçak, yüksek olmayan‖ Sig-Sik- ―darbe, hareket, kalem darbesi, vurma ayrıca ―sık-― -dar, kısıtlı- anlamlarında da kullanılmıĢ. Sug-Sulak ―bataklık, suyla dolu, göl‖ Sag-bağırsak Seg-Soğ-uk ―buz, donmak‖ seg kar anlamına da gelir. Tuğ-Bez, bayrak Sag-Seç Zig-ÇıkHun-Ön Kin-Düzen, kanun, vazife herhalde Han kelimesi yerine kullanılıyor. Sağ-SaçSiğ-Kes158


Hes-esir

Kaynaklar: http://www. sumerian. org/sumvcv. htm http://www. sumerian. org/prot-sum. htm http://www. sumerian. org/suma-e. htm

159


ESTONCA VE TÜRKÇE Bu çalıĢmamızda Estonca ve Türkçe arasında var olduğunu gördüğümüz bazı benzerlikleri sizlerle paylaĢmaya çalıĢacağız. Sanırız bu benzerlikleri görünce en az sizler de bizim kadar ĢaĢıracak ve aslında dünya denilen Ģu kürede, Türk olduğunu bildiğimiz milletlerin dıĢında da Türkçe ile akraba olma ihtimali yüksek dilleri konuĢan değiĢik milletlerin var olduğunu 160


anlayacaksınız. ġimdi bu benzerliği ortaya koyacak bazı örneklere bakalım: Tekil 1)Ben, min/mina -- ma 2)Sen/ sina -- sa 3)An, o, te/ tema -- ta Çoğul 1)Biz, miz/ meie -- me 2)Siz/teie -- te 3)Anlar, onlar/ nemad -- nad Örneklerden de anlaĢıldığı gibi Estonca ve Türkçe‘deki Ģahıs zamirlerinin tamamı neredeyse birbiriyle benzerlik göstermektedir. Türkçe‘deki bu gibi kelimelerin etimolojilerini bilenler iki dilin zamirleri arasındaki inanılmaz benzerliği hemen anlayacaklardır. Fince ile benzerlikleri de çok olan Eston dili Türkçe‘ye bazı yönleriyle Fince‘den daha çok benziyor gözükmektedir. Bunda da onun coğrafi konumunun yanında kültürel bazı özelliklerinin de etkisi olabilir. Estonca fiillere eklenen mastar eki ise Türkçe‘de kullanılan mastar ekiyle aynıdır. Bu dilde mastar eki olarak Türkçe‘de de kullanıldığı gibi –ma eki kullanılmaktadır. Ġstu-ma Otur-ma 161


Görüldüğü gibi iki dilde de fiiller mastar haldeyken sonlarına –ma eki alırlar. Aslında Türkçe‘de kullanılan –mak mastarı ile –ma mastarlarının kökenlerinin aynı olma ihtimalinin kuvvetli olduğunu da düĢünürsek, Estonca bu yönüyle tamamen Türkçe‘ye benzer gözükmektedir. Ġki dilde de eklerin kelimelere bitiĢtirilme Ģekilleri de birbirine benzer gözükmektedir. Yani iki dil de sondan eklemelidir. Üstelik iki dil de Anglo-Sakson dillerinin çoğundan farklı olarak fiillerine Ģahıs ekleri getirerek onların öznesiz de kullanılmalarına olanak sağlar. mina istu-n 'Ben oturur-(u)m' sina istu-d 'sen oturur-sun' tema istu-b 'o oturur-' meie istu-me 'biz oturur-(u)z' teie istu-te 'siz oturur-sunuz, suz' nemad istuv-ad 'onlar oturur-lar' Türkçe‘de düĢmüĢ olan 3. tekil ve 3. çoğul Ģahıs eklerinin Eston dilinde var olduğu açıkça gözükmektedir. Bu da bu dilin Türkçe‘nin erken dönemlerindeki görünümünü andırmaktadır. Türkçe ile Estonca arasında göze çarpan diğer bir ilginç benzerlik de hatta benzerlikten öte aynîlik de ―olmak‖ fiilinde göze çarpmaktadır. Estonca‘da da ―olmak‖ fili neredeyse harfi 162


harfine Türkçe‘deki ile aynıdır. Farklı olarak sadece sona bir –e sesi gelmiĢtir. Bu ise ortaklığı ortadan kaldırmayacak kadar küçük bir ayrıntıdır. OLE-MA (Estonca) OL-MA (Türkçe) ġimdi bu ilginç bir o kadar da mükemmel benzerliği de görmezlikten gelemeyeceğimiz açıktır. Değil görmezlikten gelmek; bu güzelliği sizlerle paylaĢmadan geçemeyeceğiz. Eston dilindeki bu kelime Hint-Avrupa dillerindeki ―olmak-be‖ filine karĢılık gelmek üzere kullanılmıĢtır. Tarzanca dediğimiz o Türkçe de aslında aynı etkiyle yer yer espri maksatlı ya da Türkçe‘yi sonradan konuĢan yabancıları taklit maksatlı konuĢulabilmektedir aramızda. Ben olmak iyi… ya da Ben var iyi olmak. Gibi kullanımlar aslında Hint-Avrupa dillerinin Türkçe‘ye izdüĢümünün yansıtılmasından ibarettir. Yani Hint-Avrupa dilleri mantığı ile Türkçe konuĢulsaydı bu Ģekilde konuĢulurdu. ĠĢte Eston dostlarımız Hint-Avrupa dillerinin özellikle de Slav dilinin etkisiyle bu bize Tarzanca gelen konuĢmayı kabullenmiĢler, dillerine yerleĢtirmiĢlerdir. Aslında bizim de kullandığımız i-mek filinin yani ek fiilin mantığına yakın bir mantıkla da kullanılır bu olmak fiili.

163


Mina ole-n ―Ben –im‖ Ġngilizce karĢılığı ―I am‖ Buradaki ―am‖ karĢılığı olarak kullanılır ole- fiili. Ġki dil arasında geçmiĢ zamanda da bir benzerlik göze çarpar. Bildiğimiz gibi bizde -di, -ti vb. ekler kullanılır geçmiĢ zamanda. ĠĢte bu –ti, -di sesi ile kökendaĢ olması kuvvetle muhtemel –si eki aynı gibi gözüküyor. Ağızdan çıkıĢ itibariyle bildiğimiz gibi ―s ve t, d‖ sesleri birbirleriyle akrabadır. Bazen ―s‖ sesi ―t‖ sesine bazen de ―t‖ sesi ―s‖ sesine pek çok dilde de örnekleri görüldüğü gibi birbirine dönüĢebilmektedir. Fiilleri olumsuz forma sokmak için bildiğimiz gibi Türkçe‘de ―–ma‖ olumsuzluk ekini kullanmaktayız. Eston dilinde de olumsuzluk için ek kullanılmaktadır. Burada da Slav dilinin tesir gözükmektedir. Hayır anlamına gelen ve Türkçe ―hayır‖ kelimesi ile kökendaĢ olma ihtimali yüksek ―ei‖ kelimesi olumsuzluk anlamını vermek için fiilin önüne getirilir. Dediğimiz gibi burada Anglo-Sakson dillerine bir benzeyiĢ göze çarpar. Fakat olumsuzluk anlamını vermek için kullanılan bir özellik vardır ki Proto-Türkçe döneminde de kullanılmıĢ fakat bugün çoğunlukla kullanımdan düĢmüĢtür. Aslında sanıldığının aksine eski Türkçe‘de bilhassa fiillerin zıt anlamlarını oluĢturmak için ön ek benzeri sesler kullanılmaktaydı. Bu olayın kalıntısı kelimeler dilimizde halen yaĢamaktadır. 164


(y)itmek- b-itmek inmek- b-inmek Elimizdeki bunlar gibi kısıtlı örneklerden yola çıkarak diyebiliriz ki: ―Eski Türkçe‘de bilhassa ünlü ile baĢlayan fiillerin zıt anlamını ortaya koymak için fiil önüne en azından ―b‖ sesi getirilmekteydi. ‖ Bu örneklerle Eston dilindeki Ģu örneği daha iyi açıklayacağımızı sanıyoruz: Olema-p-olema Proto-Türkçe dönemindeki az önce bahsettiğimiz özellik bu örnekle Estonca‘da yaĢıyor gözükmektedir. ―Olema‖ (olmak) fiilinin önüne getirilen bir ―p‖ ya da eski dönemlerde ―b‖ ünsüzü fiilin anlamını ilk anlamına zıt bir Ģekle sokabilmektedir. Olema (Olma)- p-olema (olmama) (Yok olmak) aynen inmek-b-inmek örneğinde olduğu gibi… Ġki dildeki sayılar da birbirine benzerlik göstermektedir. (1) Bir, ilk –üks (Bu üks bir anlam kayması ile Türkçe‘de ―üç‖ Ģeklinde yaĢıyor olabilir) (2)Yiki, iki, eki- kaks (BaĢa bir k- sesi gelmiĢ) (5)BeĢ, biĢ- viis 165


(6)Kuus (bu ―kuus‖ ile Dokuz sayısının son hecesinin benzerliği ilginçtir. Belki de ―kuus‖ ikiüks(üç)‘den değiĢmiĢtir. Bildiğimiz gibi ―iki üç‖ altıdır. ) (7) Yedi, yetti –seitse (seytse) (8) Sekiz-Kaheksa (seksen‘e benziyor) (9)Dokuz-Üheksa (10) On-kümme (Türkçe ―küme‖ kelimesi ile kökendaĢ gibi gözüküyor. Eski Türkçe‘de ―Bin‖ anlamına gelen ―Tümen‖ kelimesinin o zamanlarda ve Ģimdi de askeri topluluklar için kullanıldığını hatırlayalım) Elbette Türkçe ve Estonca arasındaki benzerlikler ve ortaklıklar bunlardan ibaret değildir. Ġki dilin de ünlü, ünsüz uyumları birbirine benzemektedir. Ġki dilde de ekler sonda bulunur. Elbette Eston dilinde Hint-Avrupa dillerinin tesiriyle bazı istisnalar oluĢmuĢ olabilir. Ġki dilde de özne ve yüklemin cümle içindeki yerleri neredeyse aynıdır. Ġki dil arasında birbirine benzer olan ve aynı kökenden geldikleri oldukça açık olan binlerce kelime vardır. Bilhassa Türkçe‘nin eski dönemlerindeki kelime hazinesi ile Eston dilinde hal-i hazırda kullanılan pek çok kelime bir benzerlik taĢımaktadır. ġimdi de iki dil arasındaki bazı benzer kelimeleri sizlerle paylaĢalım: Amerika-lı – améerik-lane (Türkçe –li, -lı eki ile 166


Estonca –lane ekinin benzerliği ortada) Ya (ve anlamında) - ja ancak - aga koltuk - tool dil-keel ata-isa (ata>ita>isa) ya da-voy hayır-ei ev (konut)- kodu (Kon- ya da ko-maktan geliyor gibi. Gecekondu‘yu hatırlayın) ogul-poeg (BaĢa bir ―p‖ sesi almıĢ) te(Ģu)-et Ģu-see ne, ni? -mis? (Türkçe soru edatı –mi‘yi hatırlatıyor) nere-kus (Türkçe‘de ―nere‖ anlamı eskiden de ―ku, ka‖ kelimeleriyle ifade edilmiĢ) ogul(kız)-ode kim-kes (Eski Türkçe‘de de benzer sesler kullanılmıĢ aynı anlamda; ki, ke) pek-vaga evet, ya-jah sorma-küsima gel-tule et(yapmak)-tege, tee Kork-ma – kart-ma, karda/n Kulakla-ma(duyma)-kuul-ma Öğren-me(ög-)-opi-ma Oku-ma-luge-ma Söy-le-me—üt-le-ma (Türkçe‘deki öt- fiili ile benzerliği ortada) Görme-nagema 167


Ġstuma-oturma (Ot kökünden) Anlama, us-ma—saama Oturma(bekleme)—otama (Otağ kelimesinden gelebilir ―otağ-ma‖) Gitme(gezme)—kaima Bakma-vaatma Yazma—kirjitma (Türkçe‘de de kullanılan taĢtan çıkan seslerin taklidi gırç, kırç ya da kazıtma ile kökendaĢ) Güzel—ilus (Ġyi ile ya da ulu kelimesi ile kökendaĢ olabilir. ) Ġyi (doğru)—Oige (Eygü‘den gelebilir) Ġyi—hea Büyük (zor)—suur Tören (eğlence)-tore sevgi, sevme--soovik yoğurt--jogurt yağ-voi Bütün bu kelimelerin yanında ―Türk‖ kelimesi ile aynı kökenden gelmesi muhtemel ve Estonların hafızasında yer edinmiĢ Türklere ait özellikleri ortaya koyan ―Tark‖ kelimesi vardır. Bu ―Tark‖ kelimesi Ģu anlamlarda bu dilde kullanılmaktadır. ―acımak, sızlamak, yanmak, üzülmek, kırılmak, incinmek, acıtan, sert, keskin, Ģiddetli, çabuk, çevik, Ģık, zarif, açıkgöz, kurnaz, yakıĢıklı, gösteriĢli‖ Ġki dil arasında görünen bütün bu benzerlikler, insanlığı, kandan, nefretten, kavgadan daha güzel ve ulvi değerlerle donatmayı hedefleyen bakıĢ açılarıyla ortaya konulduğunda ve 168


incelendiğinde, sonsuza kadar sürecek bir paylaĢımın ve dostluğun anahtarları olabileceklerdir. Eston ve Türk milletleri insan olma ortaklığının yanı sıra, bu gibi ortaklıklarını da hesaba katarak birbirlerini ebedi dost bilmelidirler. Umarız bu ortaklıklardan doğacak sarsılmaz dostluklar, geleceğin barıĢ dolu dünyasını inĢa etmede ihtiyacımız olan sevgi harcını doğurabilir. Ve umarız geleceğin dünyası bugünkünden daha sevgi dolu olur. Not:Yazarın dilbilimle ilgili çalıĢmalarını www. edebigazete. com sitesinde bulabilirsiniz. Kaynaklar: http://dict. ibs. ee/ http://www. cusd. claremont. edu/~tkroll/eesti. html

169


170


DÜNYA DĠLLERĠNDEKĠ BENZERLĠKLERE ÖRNEKLER Türkçe Farsça

Türkçe Farsça

AlıĢ veriĢ aliĢ değiĢ Birer-birer bir bir

Patlıcan badıncan

Geldi geldi Çifte coftek Yalancı yalançi Kötek kotek Oda otak Alabalık kizilala DiĢleme diĢleme Hani hani

Darmadağın derbodağun Yalancı yalançi Süt zat Zonk zok ÇiftleĢme coftgiri Kelek kelek Ci,cı,çieki çi Dağınık dağun Ocak-

171


DöĢek toĢek

Nazlı nazuli

Dır dır dır dır

Pabuç pabuĢ

Değnek değenek

Yaka yeqe

Katık katık

Kör kur

Küçük kuçek

Hanum, Hanım

KaĢağı kaĢov Yalniz yalkuz Kaçak kaçak Pilav pilav Tek-tük tek tuk Öyle ele Böyle bele Kase kase

Papak papak Kıvrak kıbrag AĢ aĢ Ne ne Polat polad Kapı kapu Baba baba Kavurma korme

172


Çoban çuban Kap kap

Nasreddin Hoca Molla Nasreddin Oda otak

Ağa aga ÇiĢ ciĢ

173


TÜRKÇE Suç

ALMANCA schuld

Kafur Desimal

kampfer dezimal

Kervan Eski

karawane einstig

Kakırdak

grieben

Eke

ekel

Miyav

miau

Kötü,pis

kot, kotig

Leke

flecken

Nev

neu(yeni)

Leblebi,gevrek

gewehr

Odalık,cariye

odaliske

Kaptan

kapitan

Öküz

ochse

Neft

naphta

Cevher Sultan

sultan

ġeker PadiĢah

zucker padischah

Zühtlü Papağan

züchtig papagei

Madde Simya Halep

materie alchimie

juwel

aleppo

Pavian

maymun

Cebir

algebra

Tausch

DeğiĢ

Akit senedi Han

khan

Akasya Yoğurt

akazie joghurt

Adem ġah

adam schah

Mescid ġeytan

moschee satan

Halife ġey

kalife sache

Sütun Bant

stein

Sofi

ġurup

akte

band

174

sufi

sirup

Tasavvuf

sufismus

Amiral ma

admiral

ġurbe-çorba

suppe


Es lebe die deutsch-türkische Freundschaft! (YaĢasın Alman-Türk dostluğu!)

175


Zümrüt

smaragd

Suffe

sofa

Sitare

stern

Tabla

tablett

Tambur

tamburin

Tarife

tarif

Tatar

tatar

Ten

Teint

Teras

terrase

Toprak

terrain

Tezgah

theke

Tıkırdamak

ticken

Dip

tief

Turp

torf

Doğru

treu

Türban

turban 176


Sedir

zeder

Ă&#x2021;ingene

zigeuner

ZĂźlf

zopf

177


TÜRKÇE ĠNGĠLĠZCE

TÜRKÇE ĠNGĠLĠZCE

ağa agha

Salep salep

ağda,Ģurup syrup

Türban turban

ağıl halo

Semaver samavar

acı ache

Sucuk sausage

ahtapot octupus

Susam sesame

gazel (geyik) gazel

ġah shah

Ģaka joke

ġalgam(turp) turnip

Arz(dünya) Earth

ġarlatan sharlatan

Altın Golden

ġeker sugar

Amirul ma(su emiri) Admiral

Tabut coffin(kefenle alakalı)

Ant oath

Tan dawn

178


Baston baton

Teras terrace

Baklava Baklawa

Tarak rake

Atılmak attack

Sütun stone

BaĢlık bashlyk

Tılsım talisma

Atlet athlete

Yasemin jasmin

Bey bey

Ulumak howl

ġal Shawl

Zindan dungeon

Atlas atlas

ġerif (Ģerefli) sherif

BoĢ, saçma bosh

Sıfır zero

Saten satin

April (Nisan) April

-li,-lik -ly

Veyl(hayıflanmak) Wail

yoğurt yogurt

Kıvır curly

ayran airan

Kimyon cummin

179


bog (bok) bataklık

Kinin quinin

arz (dünya) earth

Koza cacoon

Altın Golden

Kozalak kozalat

Ant(yemin) oath

Lahana cabbaqe (kabaktan gelmiĢ)

Baston baton

Leylak lilac

Atılmak attack

MareĢal marshal

Atlas atlas

Tabla table

Saten satin

Mermer marble

Bant(bağ) bond

Mırıltı murmur

Bahriye Marine

Misk musk

Balgam phlegm

Azamet esteemed

Balina whale

Kandil(mum) candle

Dam dam

Nam name

180


Bekar bachelor

Namlı named

Bent bond

Namzet nominated

Kap cup

Numara number

Beher per

Amiral amirul ma

Bet(kötü) bad

Öküz ox

Bezelye peas

Kutn(pamuk) cotton

Birader brother

Peri fairy

Mescid mosque

Pide pizza

Cebir algebra

Potin boot

Cevahir,cevher jewel

Rakı raki

Cin,cinni genie

Itır(koku) adour

Çakal jackal

Kıyı quay

Çene chin

Sabun soap

181


Çınlamak chink

Safran saffron

Çiğnemek chew

Firavun pharooh

Çini china

Garaz grudge

Çit chintz

Gevur ghiaour

Çorba, Ģorba soup

Guguk cuckoo

Dem time

Han khan

DerviĢ dervish

Sultan sultan

Cemel(deve) Camel

Doğru true

Divan divan

Halife calipha

Leb(dudak) lip

Hamak hammock

Kimyacı chemist

Kahve coffe

HaĢhaĢ hashish

Karnabahar couliflower

Peder father

Ebru(kaĢ) eyebrow

182


Sitare star Fıstık pistachio Hamam hamam, turkish bath Lokum turkish delight Kervan caravan Kervansaray caravansarai Hoca hodja ġeytan satan Havva Eva

KaĢar kosher Kayık caique Kaz goose Kereviz celery Kestane chestnut Kımız koumiss Kına henna Adem adem Kadı cadi

Kaftan caftan

183


ZULUCA VE TÜRKÇE Afrika neresi, Orta Asya neresi dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haritayı alıp baktığımızda gerçekten de Türklerin çok eskiden beri yaĢadığı yerleri göz önüne aldığımızda onların Afrika‘yla her hangi bir tarihi iliĢkisinin olmadığını açıkça görüyoruz. Osmanlı dönemindeki iliĢkiler de Mısır, Cezayir gibi Akdeniz‘e yakın yerlerle sınırlı kalmıĢtır çoğu zaman. Belki de çok eski zamanlarda ya Türkler ya da bu Afrika kavimleri yer değiĢtirmiĢler birbirlerini etkilemiĢler de olabilir; ama bu ispatı oldukça zor ve hatta 184


imkânsız gözüken bilimsellikten de uzak olacak bir görüĢ olacaktır. Sebep her ne olursa olsun Ģu kesindir ki, Afrika dillerinden ġavili ve Zulu dilleri ile Türkçe arasında olduğunu keĢfettiğimiz ilginç benzerlikleri sizlerle paylaĢacağız. Her zaman söylediğimiz gibi aslında tek bir dil ailesi var ve biz bu dil ailesinin bütün dünyadaki delillerini toplamaya olanca hızımızla devam edeceğiz. Öncelikle Ģunu söyleyelim, coğrafyanın, tarihi iliĢkilerin bu derece imkânsızlığına rağmen Afrika dillerinde Türkçe ile ortak kelimeler olması ORTAK DÜNYA DĠLĠNĠN varlığını gösteren ayrı bir kanıt olarak insanlığın akıl gözüne kendini gösteriyor. Bilim adamlarına göre örneğin Zulu dili Nijer-Kongo dil ailesi içinde yer alır Türkçe ise bildiğimiz gibi Ural-Altay dil ailesinden kabul edilir. Bu birbiriyle birleĢmesi imkânsız iki dil ailesi arasındaki ortaklıklar ilk Köken Dilinin varlığıyla açıklanabilir ancak. Ayrıca medeniyetten oldukça uzak kalmıĢ Afrika kavimlerinin dillerinde gördüğümüz o düzen ve mantıklılık da aslında bu dillerin tesadüfen oluĢmayacağını gösteren ayrı bir delil olarak karĢımızda duruyor. O düzenli gramer yapılarının bir akıllı düzenleyici tarafından düzenlenmediğini düĢünmek neredeyse imkânsız. Bilimsel ve medeni seviyelerini göz önüne aldığımız da bunu Afrika‘nın o yerli kavimleri yapamayacağına göre herhalde bir baĢkası bir Ģekilde bu dilleri bilinçli 185


bir biçimde oluĢturdu ve geliĢtirdi. Bu da insan zihnine yerleĢtirilmiĢ dil kalıplarıyla ya da konuĢma genlerinin fark edemediğimiz ama aslında mantıksal olarak kaydedilmiĢ genetik dizgeleriyle açıklanabilir. ġimdi Öncelikle ġavili dili ile Türkçe arasındaki benzerlikleri ardından Zulu dili ile Türkçe arasındaki benzerlikleri ortaya koyacağız. Yeri geldiğinde diğer dünya dilleriyle de ortak olan bazı benzer kelimelerin varlığına da iĢaret edeceğiz. ġavili dilinde ―Ben‖ zamiri ĢaĢırtıcı bir Ģekilde adeta Türkçe‘deki gibidir. Bu dilde ben, min, men zamirine karĢılık gelmek üzere ―Mimi‖ zamiri kullanılmaktadır. Daha ĢaĢırtıcı olarak O, onlar anlamlarına gelen zamirlerin Türkçe ―O‖ zamiriyle olan ilginç benzerliğidir. Bu dilde ―Onlar‖ için ―Hao‖ ―wao‖ zamirleri kullanılır. Hatta zamirlerden ikincisinin ―Bu‖ zamiri ile ilgili olduğu söylenebilir: Bu>wu>wao Aslında bu dilde ―Bu‖ anlamına gelen (O anlamında da kullanılan) zamir de ilginç bir Ģekilde ―O‖ zamiriyle benzerlik gösterir. ġavili dilinde bu, Ģu kelimelerini karĢılamak üzere ―huu, huo‖ zamirleri kullanılır ki bilindiği gibi bu zamirler de ―O‖ anlamını içinde barındıran zamirlerdir. Buradan hareketle bütün dünya dillerindeki Ģu ―O‖ zamiri ortaklığına da değinmeden geçemeyeceğiz. 186


Türkçe o; Fars lehçelerinde Av; Arapça Hu; Ġngilizce He; ġavilice wao, huu; Macarca ö; Fince han; Eski Hint-Avrupa dili ıuh; Ġsveçce han, hon; Tamilce avar; vb. (http://en. wikipedia. org/wiki/Gender-neutral_pronoun) örneklerde görüldüğü gibi bilhassa 3. kiĢi zamiri olan ―O‖ zamiri ilk insanlık dilinin en büyük kalıntılarından biri olarak sadece ġavili ve Türkçe dilleri arasında değil bütün dünya dilleri arasında yaĢamaya devam etmiĢtir. Bu da dünya dillerinin aslında tek bir dil olduğunu gösteren kuvvetli delillerden birisidir. Bu iki dildeki pek çok kelime arasındaki benzerlikler de ilgi çekicidir. Çocuk anlamına gelen ―toto‖ kelimesi sanki ―çocuk‖ kelimesini andırıyor gibidir. Bu dilde anne kelimesini karĢılamak üzere ―mama‖ kelimesi kullanılır ki bu bütün dünya dillerindeki genel kullanımın bir benzeridir. Kız kardeĢ olarak kullanılan ―dada‖ kelimesi ĢaĢırtıcı bir Ģekilde Türkçe‘de de ―bebek‖ anlamında kullanılmaktadır ki aralarındaki anlam ilgisi oldukça açıktır. Yine ―baba‖ anlamında bu dilde kullanılan ―mbuyu‖ kelimesi ve bundan daha belirgin olmak üzere ―büyük baba‖ anlamına gelen ―babu‖ kelimesi Türkçe‘deki ―baba‖ kelimesiyle ilginç bir benzerlik gösterir. Bu iki dil arasında soru zamirleri açısından da ĢaĢırtıcı benzerlikler vardır. Bir kere Türkçe‘de 187


olduğu gibi bu dilde de soru zamiri ―ne‖ zamiridir. Evet yanlıĢ duymadınız ―ni‖ Ģeklinde telaffuz edilen ―ne‖ zamiri bu dilde de soru oluĢturmak için kullanılır. Bu benzerlik bizi biraz daha heyecanlandırmaya yetiyor da artıyor. Türkçe‘de olduğu gibi ―Neden, Nasıl vb. ‖ soru zamirleri de bu ―ni‖ zamiriyle oluĢturulmaktadır. Bu özelliğiyle bu dil sanki Türkçe ile ortak bir dil ailesindenmiĢ gibi gözükmektedir ama elbette pek çok farklı özellik de iki dili ayrıĢtırmaya yetmektedir. Bu dilde ―ile‖ anlamında kullanılan ―enye‖ kelimesi de Türkçe ―nen, len‖ Ģeklinde ekleĢmiĢ kullanımlarla benzerlik göstermektedir. Bu dilde ―gibi‖ anlamında kullanılan ―kama‖ kelimesi ile ―gibi‖ kelimesi arsındaki ilginç benzerlik ortadadır. ―Nere‖ anlamında eski Türkçe‘de kullanılan ―kan, ka‖ kelimelerinin bir benzeri olarak bu dilde de ―ko‖ kelimesi kullanılır ki aradaki ortaklık ĢaĢırtıcıdır. Kaya anlamına gelen ―kiwe‖ kelimesi ile Türkçe ―kaya‖ kelimesinin seslere varana kadar ki benzerliği tesadüfî değildir bizce. ġavili dilinde ―ina‖ ―onun‖ demektir ki ―anın>anı>ina‖ benzerliği ĢaĢırtıcıdır. Bu dilde ―benimki‖ anlamında kullanılan zamir ―migodi‖ ortak bir kökeni hissettirmektedir. Bu dilin gramer yapısı da yer yer Türkçe ile paralellik gösterse de sömürgeci ulusların dillerinin etkisi sanırım bu dilin gramer yapılarını da baĢkalaĢtırmıĢtır. Fakat yine de Türkçe ile benzer bir dizilim göze çarpar cümle içinde.

188


―Ana penda- O sever‖ anlamında bir cümledir. Görüldüğü gibi özne baĢtadır ve yüklemse sondadır. Tabii ki cümle kuruluĢları her zaman böyle olmaz ama bu kullanımın varlığı da Türkçe ile bir benzerliğin varlığına açık bir ispattır. Ayrıca ―Ana‖ kelimesi ile ―An>On>o‖ kelimesi arasındaki benzerlikte oldukça ilgi çekicidir. ġimdi de Zulu dili ile olan benzerlikleri inceleyelim. Bu dilde de var olan benzerlikler oldukça ilgi çekicidir. Hatta ġavili dilindeki benzerliklerden daha ĢaĢırtıcı benzerlikler Zulu dili ile Türkçe acaba bir zamanlar ortak mıydı sorusunu sormamıza imkan veriyor. Bu dildeki Türçedekilerle ortak Ģahıs zamirlerini bir sıralayalım: TEKĠL 1-Ben-Mina, Bengi 2-Sen-Wena, Nina 3-O-U, Wa ÇOĞUL 1-Biz-Sizo, si 3-Onlar-Bona, aba Benim=wami, bami 189


Senin=zenu, senu Görüldüğü gibi iki dil aynı dil ailesinden olduğunu söylemeye yetecek kadar ortaklık var zamirler yönünden neredeyse. Tabii ki biz bunu iddia etmiyoruz Ģu anda ama en azından iki ayrı dilin ortak bir kökenden geldiğini de ortaya koymuĢ oluyoruz. Sanırım bu buluĢ pek çok kabulü de sarsacaktır dilbilim alanındaki. Elbette biz bütün Afrika lehçelerinde benzerlikelr bu derecededir demiyoruz ama bazı Afrika lehçelerindeki bu benzelikler bile bizim davamızı ispat etmeye yetiyor. Ne zamirinin bu dilde de Türkçe‘deki ―ne‖ zamiriyle aynı olması oldukça ilginçtir. Ne ni yini -ni [with enum. prefix] Nasıl? Nigani Nicesin (Nasılsın) ? ninjani? [pl. ] Hem seste hem de anlamdaki bu benzerlikler bize göre tesadüfî olamaz. Sanskritçe ile Avrupa‘nın en ücra köĢesindeki bir dilin benzerliklerini hem de kaybolmaya yüz tutumuĢ benzerliklerini bulan Avrupalı dilciler bu dil ile Türkçe arasındaki benzerliği nasıl olur da fark etmezler bunu anlamak oldukça güçtür. 190


Zulu dilinde ―ile, ve‖ anlamına gelen ―nani, nyalo‖ kelimelerinin Türkçe aynı anlamlardaki ―nen, nan, ile‖ kelimeleriyle benzerliği ortadadadır. Sennen ben (Sen ilen ben) Türkçe‘deki ―ana, anne, nine‖ kelimelerini bir hatırlayalım. Bir kısmının Hititçe‘den dilimize geçtiği de söylenen bu kelimeler Zulu dilindeki ―unina‖ kelimesi ile benzer gözükmektedir. Yine Zulu dilinde dünya dillerinin genelinde ―Anne‖ kavramını karĢılamak üzere kullanılan dudaksı seslerden nasibini almıĢtır. Bu dilde diğer bir anne anlamına gelen kelime ―umima‖ kelimesidir ki bu kelimenin dünya dillerinde var olan ve genelde ―m‖ dudaksı sesini içeren kelimelerle benzerliği ortadadır. Baba anlamında ise ―ubaba‖ kelimesi kullanılır ki aslında bu kelime ―baba‖ kelimesinin ta kendisidir. Zulu dilinde dikkatimizi çeken diğer bir özellik de bilhassa bu dile sonradan giren kelimelerin önüne Türkçe‘de olduğu gibi ―I, U‖ dar ünlülerinin getirlmesiydi. Tabii ki Türkçe‘de bu sesler ―r, l‖ sessizleriyle baĢlayan kelimelerin baĢına getiriliyordu. (Rıza-Ġriza, Limon-Ġlimon, Rum-Urum) ĠĢte aynı özellik yani bazı sessizlerin önüne ―i, u‖ dar ünlülerini getirme özelliği Zulu dilinde de ĢaĢırtıcı bir biçimde mevcuttur. Bu dille Türkçe arasındaki diğer önemli bir benzerliğe de değinmeden geçemeyeceğim. Bildiğimiz gibi cevabı ―evet ya da hayır‖ olan 191


soru cümleleri Hint-Avrupa dillerinde yardımcı fiil yardımıyla ya da sadece vurguyla yapılır: Are you good? -Ġyi misin? You good? -Ġyi misin? Türkçe‘de ise bu tür soru cümleleri fiil sonuna getirilen ―mi‖ soru edatıyla yapılır. Eskiden de ―qu‖ soru edatı kullanılmıĢtı. ĠĢte Zulu dilinde de benzer bir özellik vardır. UyiNgisi na? –Sen Ġngiliz misin? Görüldüğü gibi sondaki ―na‖ sesi bizim ―mi‖ soru edatımıza tekabül etmektedir ki iki dilin bu özellikler göz önüne alındığında ortak bir kökene dayanmadığını iddia etmek oldukça güçleĢmektedir. Bu soruya karĢılık olarak ya ―Evet‖ ya da ―Hayır‖ cevabı verilecektir. ĠĢte bu cevaplar da Türkçe ile o kadar benzerlik gösterir ki sanki Türkçe‘nin bir lehçesi ile karĢı karĢıyayız gibi görünmektedir. Evet-ehhe Hayır-Hayi Ġki dil arasındaki diğer bir benzerlik de soru cümlelerinde sorunun bulunduğu yerdir. Bildiğimiz gibi Anglo-Sakson dillerinde soru baĢa gelir.

192


What is your name? Türkçe‘de ise bu tür sorularda soru zamiri sona gelir: Adın ne? ĠĢte Zulu dilinde de aynı durum vardır. Bir soru cümlesi yazalım: Sorun ne? Bu cümle Zulu dilinde Ģöyle yazılır: Uphethweyi ni? Görüldüğü gibi gramer yönünden de iki dil arasında benzerlikler vardır. Yaptığımız araĢtırmalar sonucunda bizi daha da ĢaĢırtan zaman eklerindeki ilginç benzerlik oldu. Bunu da örneklerle gösterelim: Bayazi -ya, -a Ģimdiki ve geniĢ zaman ekleri/Türkçe‘de yor, -ar ekleri… Sikhathele kakhulu Athe, -ethe geçmiĢ zaman/Türkçe‘de -di, -ti, mıĢti ekleri… Ustha, -usuthi Kusasa ngizohamba

193


Zaku gelecek zaman kısaltılmıĢı –zo/ -Zaku ekinin benzeri Türkçe‘de –cak eki… Angizukuhamba Yine gelecek zamanda bizde Ģimdiki zamanda kullanılan anlam kaymalarıyla da gelecek zamanda kullanılan –yor (yo) ekine benzer bir ek vardır… Ngiyoqela kusasa- Ben yarın baĢlıyom. Bu örnekler gibi daha yüzlerce örnek var ki Türkçe ve Afrika dillerinden ġavili ile Zulu dilleri arasındaki benzerliği ortaya koymaktadır. Bu örnekler aslında dünya dil aileleri Ģeklinde yapılan sınırlandırmaların bilimi kısırlaĢtırdığının da göstergesi olmaktadır. Afrika dilleri ile Türkçe arasında benzerlik olabilme ihtimali bu nedenle insanlara garip de gelebilmektedir. Ancak bütün dünya dillerinin çekirdek bir dilden düzenli bir Ģekilde türediğini bilen bizler sadece bu bilgimizi kuvvetlendiriyoruz bu örneklerle. Ve aslında bu gibi deliller ortaya çıkarıyor ki, baĢlangıçta Tek Bir Dünya Dili vardı. Hz. Âdem ve Nuh‘un konuĢtukları ilk insanlık dili. Ne kadar birleĢtirici ve sevgi dolu bir gerçek değil mi? Kaynaklar: http://www. africanlanguages. com/kdp/index.

194


php? l=en http://isizulu. net/

195


ANTĠK MISIR DĠLĠ VE TÜRKÇE Bu çalıĢmamızda Mısırlıların yerel dili olan Kıptice ile Türkçe arasındaki ilginç benzerlikleri ortaya koyacağız. Bizim temel savımızı bilenler bu çalıĢmayla neyi amaçladığımızı da çok iyi anlayacaklardır… Sami dilleri ailesinden kabul edilen Kıptice dili ile - hem de binlerce yıllık tarihi olan Hiyeroglif yazıtlarından yola çıkılarak bulduğumuz- Türkçe arasındaki benzerlikler bizi aslında Ortak Dünya Diline götüreceklerdir. Bilhassa Avrupalı bilim adamlarının bu benzerliklerden bahsetmemeleri sanırım kendi dil teorilerinin çürümesini istememelerinden dolayıdır. ĠĢte biz de bulacağımız örneklerle genel kabul gören görüĢlerin yanlıĢ olmasa bile eksik olduğunu bir kere daha vurgulayacağız. Bilindiği gibi Büyük Ġskender MÖ. Kasım 332'de Mısır‘a girene kadar Mısır içine kapanık bir yapı arz ediyordu. Elbette tekil manada bu ülkeyi ve topraklarını gezen dolaĢan filozoflar da vardı; ancak bu topraklarda yaĢayan halkın diline, kültürüne ancak Helen Kralı Büyük Ġskenderle birlikte etki edilebilmiĢti. Bu nedenle biz Eski Mısır diline bu dönemde giren Yunanca kelimeleri, terimleri göz ardı ederek daha eski dönemlerde de kullanılan Eski Mısırca kelimelerden yola çıkacağız. 196


Öncelikle Hiyeroglif iĢaret sisteminden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu iĢaret sistemi bugünkü manada bildiğimiz Alfabe sisteminden oldukça farklıydı. Aslında bu sistem ilk insandan bu yana, duygu ve düĢünceleri ifade etmek için kullanılan resim diline dayanan bir sistemdi. Bazı varlıklara o dilde verilen karĢılıkları bilmek bu dilin çözümlenmesini sağlayacaktır. Mesela Eski Mısır dilinde güneĢ anlamına gelen ―Ra‖ kelimesi ve de sesini ifade etmek için bir güneĢ resmi kullanılmıĢtı. Rahip kelimesini ifade için de bir rahip resmi kullanılmıĢtı. Örneğin Papağan resmi ya ―pa, pe‖ sesini veriyordu ya da doğrudan ―papağan‖ varlığını ifade ediyordu. Sonuçta bu varlıkların resimleri Eski Mısır diline göre Alfabe amaçlı olarak kullanılıyordu. Elbette o dili bilmeyen bu resimleri okumakta zorlanacaktı. Zira o resimlerdeki bazı hayvanların, varlıkların o dildeki karĢılığını bilmeden o resmin hangi sesi karĢılayacağını bilmek de imkânsız olacaktı. Göktürk yazıtlarında da buna benzer bir sistem kullanılmıĢtı. Bu yazıtların alfabesinde ―b‖ (eb) sesi eski Türkçe‘de (Ev) anlamına geliyordu ve bu resmin Ģekli ―ev‖ Ģeklindeydi. Çift sesli ―Ok‖ harfini ifade etmek için ―ok‖ resmi kullanılıyordu. Aslında bu örnekler de bugünkü alfabe sisteminden önce kullanılan resimlere dayalı yazılı iletiĢim sisteminin varlığını da ispatlıyordu. ĠĢte Eski Mısır Dili ile yazılmıĢ bu Hiyeroglifler 197


Fransız Dilbilimci Jean-Fronçois Champollion tarafından 1820‘li yıllarda çözülmüĢtü. Elbette bu bilim adamının insanlığa sunduğu bu katkı öyle basit bir katkı değildi. Bugün pek çalıĢmanın yanında bizim çalıĢmalarımızı da aydınlatacak kutsal bir katkıydı bu. ġimdi bizler de çözülmüĢ ve çeĢitli yayınlarla yayımlanmıĢ bu yazıtlardaki bazı kelimeler ve ekler üzerinde durarak Türkçe ve Eski Mısır dili arasındaki ĢaĢırtıcı benzerlikleri belki de ilk olarak ortaya koymaya çalıĢacağız. (Bu alanda çalıĢmalar yapılmıĢ olabilir, bilemiyorum ama bu benzerlikleri ORTAK DÜNYA DĠLĠ tezi için kullanan ilk araĢtırmacı sanırım biz olacağız). Bunu ortaya koyarken Eski Mısır dilinin aslında Türkçe olduğunu iddia etmeyeceğiz. Ya da Türkçe‘nin bu dilden doğduğunu da söylemeyeceğiz. Sadece mahiyeti tam da bilinmeyen Ġlk Ġnsanlık Diline bizleri götürecek bazı örnekleri sunacağız. Muhtemelen göçlerle ana vatanlarından ayrılan Nuh‘un çocuklarının ortak dilinin kalıntıları olan bu örnekler bizi oldukça heyecanlandırmıĢtır. Umarız dünya bilim çevreleri de daha kapsamlı araĢtırmalarla bu ilk insanlık dilinin ortaklığını kanıtlamaya uğraĢırlar. Türkçe‘de kullanılan iĢaret zamirlerini hatırlayalım… ―ġu‖, ―Bu‖ vb… ĠĢte biz bu zamirlerin yakın anlamlarda Eski Mısır dilinde var olduğunu açıkça görüyoruz. Yazıtlarda bulunan ―Su‖ kelimesi ―O, bu‖ anlamında bu dilde kullanılmıĢtır. Bu ―Su‖ kelimesi ile ―ġu‖ 198


kelimesi arasındaki benzerlik ya da yine ―Bu, o‖ anlamındaki ―Pu‖ kelimesi arasındaki bu ilginç benzerlik tesadüfî olmasa gerek. Yine aynı anlamda kulanılan ―pe, pi‖ kelimeleri de ilginçtir. Yine (Ģu, o) anlamındaki ―Si‖ kelimesi de oldukça ilginçtir. Üstelik iki milletin karĢılaĢmasının dahi hem de binlerce yıl önce imkânsız olduğu düĢünülürse bu ilginç benzerlikler tesadüf değil de çok öncelerdeki ortak bir dilin varlığını gösteren delillerdir. Türkçe‘deki ―b, Ģ‖ sesleri yerine bu dilde ―p, s‖ seslerinin kullanılması da kurallı bir gerçeği ifade edebilir. Bunu da sorgulamaya çalıĢacağız yeri geldiğinde. Türkçe‘de kullanılan ―Tengri‖ kelimesinin benzeri sesleri içeren ―ntr‖ sesleri de oldukça ilginçtir. Büyük, yüce anlamına gelmek üzere kullanılan ―Aa‖ sesleri de Türkçe‘den uzak olmasa gerek. Hatta Türkçe‘de kadın anlamında da kullanılan ―Hanım‖ kelimesi aynı anlamda bu dilde de aynı seslerle kullanılmaktadır ki bu da ĢaĢırtıcıdır (hanhiomi). Türkçe‘de de ―Çim‖ Ģeklinde kullanılan (Çimen) kelimesinin bu dilde de cim Ģeklinde var olması Ortak dünya dilinin varlığını bizlere bir kere daha fısıldıyorlar. Bütün bu benzerliklerin yanı sıra bazı eklerdeki benzerlikler de oldukça ilgi çekicidir. Bu dildeki ilgi hali eki Türkçe‘deki gibi ―n‖ ekidir. Yine bu dilde de yönelme ifade etmek için ―e‖ sesi kullanılmaktadır. Bu dilde de ―ile‖ anlamında olmak üzere Türkçe‘de de karĢılıkları bulunan ―in, nem‖ (in, nen ―toprakınan‖ ) sesleri 199


kullanılmaktadır. Yine bilhassa Orhun abidelerinde ―yönelme, bulunma‖ anlamlarında kullanılan ―ra‖ eki aynı seslerle ―yönelme‖ anlamında bu Antik Mısır Dilinde açıkça görülmektedir. Sanki ―bütün‖ kelimesinin seslerinin yer değiĢtirmiĢi olan ―nbt‖ kelimesi de ―bütün‖ anlamında bu dilde vardır. Bu da kökenden uzaklaĢtıkça oluĢan ses değiĢimlerinin, seslerin yer değiĢtirmelerinin canlı bir örneği olmaktadır Tanrı kelimesinde olduğu gibi. Bütün dünya dillerinin genelinde anne kavramını ifade etmek için genelde dudaksı seslerin kullanıldığı daha önceki çalıĢmalarımızda ve baĢka bilim adamlarının çalıĢmalarında ortaya konumuĢtu. ĠĢte bu dilde de anne kelimesini karĢılamak üzere ―Mut‖ kelimesinin kullanılması dünya dillerinin ortaklığına bizi götürmektedir. Türkçe‘de baba anlamına gelen ―ata‖ kelimesinin benzeri seslerini içeren bu dilde de kullanılan ―iwt‖ kelimesi de ĢaĢırtıcıdır. Bu dille Türkçe arasında Hiyerogliflerin de Ģahitliğiyle fiil bazında da benzerlikler vardır. Söylemek, demek anlamında bu dilde ―Dd‖ sesleri kullanılmaktadır. Bu seslerin ―Dedi‖ Ģeklinde okunması da pekâlâ mümkündür. Gitmek, kitmek fiillerine benzer Ģekilde aynı anlamlarda bu dilde de ―kim‖ kelimesinin bulunması, eski Türkçe‘de yemek anlamında da kullanılan ―ham‖ kelimesinin ―ouwm‖ Ģeklinde bu dilde de var olması fiillerin benzerliği konusunda da ilginç örnekler oluĢturuyorlar. 200


Yukarıda saydığımız örneklerin dıĢında da daha yüzlerce örnek Türkçe ve Eski Mısır Dili arasındaki benzerlikleri gösteriyor. Farklı dil ailelerinden kabul edilen bu iki dil arasındaki bu ilginç benzerlikleri görünce Ġlk Ġnsanlık Diline biraz daha yaklaĢtığımızı hissetmeden ve bu tatlı hissin mutluluğunu yaĢamadan edemiyoruz. Âdem‘in ya da Nuh‘un çocuklarının konuĢtukları o Ortak Dilin nasıl baĢkalaĢtığının bazı yasalarını bulmak ve bu savlarımızı örneklemenin, bizi ―BaĢlangıçta tek bir ümmet idiniz.‖ kutsal sözünün kıyılarına yanaĢtırdığını hissetmek de ruhumuzu ürpertiyor. Umarız bu küçük çalıĢmalarımız daha büyük gerçeklerin bulunmasına ufak da olsa bir katkı sağlayabilirler. Umarız bu çalıĢmalarımız dünyada barıĢın, sevginin tesisine katkıda bulunurlar. Kaynaklar: http://ancienthistory. about. com/od/egyptlanguage/ http://hometown. aol. com/egyptnew/glyph. html

201


202


TÜRKÇE’NĠN YĠTĠK KARDEġĠ KIZILDERĠLĠCE Kızılderili kabilelerinin hepsinin olmasa da bir kısmının Türk kökenli olduğunun söylendiğini duyarız bazen. Ancak haklı olarak bu savın doğru olup olmadığı konusunda Ģüphelere de kapılırız. Elbette bu insanların yani ―Kızılderili‖ ya da bir galat-ı meĢhur olarak ―indians‖ olarak anılan insanların kökeninin Ģu veya bu olmasının, yani kafataslarının Ģeklinin bizim için çok da önemi yok. Sonuçta onlar kendilerini Ģu anda farklı bir halk ya da millet olarak tanımlıyorlar. Kökenleri nereden gelirse gelsin bu insanlar binlerce yıldır Amerika kıtasında yaĢıyorlar ve bu binlerce yıllık süre de onların yepyeni bir millet olarak baĢkalaĢmasına yeter bir süredir. Bulgar Türkleri daha kısa bir sürede Bulgar milleti diye apayrı bir millet olmuĢlardı bildiğiniz gibi. Bunlara Türk soyundan gelen Finler ve Macarlar da eklenebilir. Fakat bu insanlarla bir Ģekilde akraba olduğumuzu bilimsel verilerle ispat edebiliriz. Bunu ispat için kullanılabilecek en önemli araçlardan birisi de bildiğiniz gibi dildir. Pek çok Kızılderili dilinin Ural-Altay kökenli diller olma ihtimali hem de kuvvetli olarak vardır… 203


Bering boğazı yoluyla Orta Asya‘dan Amerika‘ya göçen Orta Asya halklarının tamamının da Türkler olduğunu söylemek imkânsızdır. Ancak Kızılderili dillerini incelediğimizde bu kıtaya göçen milletler içinde Türk milletinin de atalarının var olduğu kesindir. Yoksa Kızılderili dillerindeki Türkçe kökenli kelimeleri açıklamamız asla mümkün olmazdı. Elbette Osmanlı döneminde Amerika‘ya göçen ―Meluncanlar‖ denen topluluğun Kızılderililerin dillerini etkilediği gerçeğini de unutmamamız yerinde olur. Zira Meluncanlar büyük bir ihtimalle Osmanlı Türkçesi konuĢuyorlardı. Bildiğimiz gibi bu Türkçe, Arapça ve Farsça kelimeler itibariyle zengin bir lehçeydi. ĠĢte Kızılderililerin yakınlarına yerleĢtirilen Meluncan‘ların Kızılderili dillerini etkilediğini varsayarsak, bu dillerdeki bazı kelimelerin Arapça ya da Farsça kökenli olma ihtimalini de göz ardı etmememiz gerekir. Bir Kızılderili kavmi olan Çerokilerin dilindeki ―saat‖ gibi Arapça kökenli kelimelerin de baĢka bir izahı zor görünmektedir. Üstelik ―hadjo‖ (haco) Ģeklinde telaffuz edilen ve Osmanlı Türkçesinde ve günümüz Türkçesinde sıklıkla kullanılan Farsça kökenli ―Hoca‖ (Hace) kelimesi de ancak Meluncan‘ların dillerinin etkisiyle açıklanabilir. Biz bu gerçeği inkâr etmemekle birlikte Orta Asya‘dan göç edildiği Ģekliyle Kızılderili dillerinde kalan Türkçe kelimeler üzerine odaklanmak istiyoruz. Küçük de olsa bulacağımız 204


benzerlikler bizleri ortak bir kökene en azından Moğollarla, Japonlarla olduğu gibi Kızılderililerin bazı boylarıyla da akraba olabileceğimiz gerçeğine bizi götürür… Bu gerçek de belki Kızılderililerin Türkiye‘ye, Türklere daha sıcak bakmasına vesile olabilecek geliĢmeleri doğurabilir. Bizim asıl amacımız Türkçe‘nin köklü ve de büyük bir dil olduğunu gözler önüne sermektir. Bu çalıĢmalarımız neticesinde dünya milletlerinin ve bilhassa da Amerikanın yerli halklarının güzel dilimiz Türkçemize sevgiyle bakmasını sağlayabilirsek mutlu oluruz. Bu amacımız da daha büyük bir tali gayeye odaklanmıĢtır. Biz Türkçe‘yi sadece bir ırkın dili olarak görmüyoruz. Bu dil Ġran‘dan Yunanistan‘a, Doğu Türkistan‘dan Bosna Hersek‘e, Hindistan‘dan Arnavutluk‘a kadar binlerce yıl yaĢanmıĢ büyük bir medeniyetin ve de kültürün simgesi olmuĢ bir dildir. Ġnsanlığın kurtuluĢunun ise medeniyetimizin sahillerinde olduğunu görmekteyiz. Türkçe de bu medeniyetin ve kültürün dili olarak bu medeniyete yaraĢır Ģekilde, haĢmetli, düzenli ve de güzel bir dildir. Dünya milletlerinin Türkçe‘ye yönelmesi demek, onların TürkleĢmesi anlamına gelmez. Bizim de dünya insanlarını TürkleĢtirmek gibi bir gayemiz asla yoktur. Zaten böyle bir ırkçı ve de asimle edici bir anlayıĢı benimsememiz mümkün de değildir. Belki büyük bir medeniyetin ortak kültür dili olan Türkçe yoluyla insanlar, Doğunun, 205


Asya‘nın huzurlu limanlarına sığınarak, çağın bunalımlarından kurtulabilirler. Reçete bizim medeniyetimizdedir… Reçetenin dili ise Türkçe‘dir. Dünya insanları kurtuluĢlarının reçetesini tam manasıyla okumak istiyorlarsa Türkçe‘yi öğrenmek, sevmek zorundadırlar. Bu da ancak Türkçe‘nin güzelliklerini, zenginliklerini dünyaya haykırmakla mümkün olabilir. Yani Türkçe, harflerine kadar içine sindirdiği, medeniyeti, dini, kültürü haykırmak istemektedir. Bu bir boĢalma hamlesidir. Binlerce yılın elmaslarla, mücevherlerle dolup taĢmıĢ birikimini baĢka kültürlere, dünyalara ulaĢtırma çabasında olan önderimiz; Dilimiz Türkçe‘nin ricasını yerine getirmekteyiz. O bize kendisini gösterdi, biz de bu âcizane aynalığımızla onu dünyaya gösterme azmindeyiz. O bizle konuĢtu, biz de Ģu zavallı mikrofonluğumuzla onu evrene dinletme aĢkı içindeyiz. ĠĢte Ģimdi Kızılderili diliyle bir yakınlık hisseden Türkçe bakalım nasıl konuĢmaktadır ve bu yakınlığı haykırmaktadır görelim: Kızılderililerin sayı sitemleri incelendiğinde Türkçe‘nin bu dillerdeki izlerine rastlamaktayız: Örneğin ―bir‖ sayısını aynı anlamda üstelik aynı seslerle bazı Kızılderili kavimlerinin dillerinde bulmamız oldukça ĢaĢırtıcıdır. Bilhassa dilbilim alanında pek çok bilim adamı yetiĢtirmiĢ Amerika bu gerçekleri neden daha açık ve güçlü bir Ģekilde haykırmamaktadır bilinmez… Biz Amerikanın 206


yerli kavmi olan Kızılderilileri Kowboy (çoban) filmlerinden öğrendiğimiz kadarıyla savaĢçı, kafa derisi soymayı seven, beyazları öldürme alıĢkanlıkları olan insanlar olarak tanımaktayız… Hâlbuki onların yüzlerce yıl katliamlara maruz kalan ve de bugün soyu nerdeyse tükenmiĢ bir millet olduklarını da hatırlamamız gerekiyor. ĠĢte bu özgürlüğüne düĢkün kavmin Çin seddini defalarca aĢmıĢ Türklerle ve diğer özgürlüğüne düĢkün orta asya milletleriyle akraba olduğunu bu ―bir‖ sayısı bir kere daha ilan ediyor. Tarahumara Kızılderililerinin dilinde Türkçe‘deki ―Bir‖ sayısı ―Bire‖ Ģeklinde Guarijo Kızılderililerinde ise aynı sayı ―Pire‖ Ģeklinde yine bu kelime ile aynı kökenden gelerek baĢkalaĢan ―Wihl‖ (Bir>Whir>Wihl) Quileute dilinde binlerce yıldır yaĢamayı baĢaran Türkçe kelimelerdendir… Yuki, Nuxalk gibi Kızılderili boylarında bu ―Bir‖ sayısı ―Maw‖ ―Panwi‖ Ģekillerinde yaĢamaktadır ki bu küçücük örnekler bile binlerce ses ihtimali içinde Türkçe‘deki ―Bir‖ sayısıyla bu kadar benzer seslerle telaffuz edilmelerinin ortak bir kökenle açıklanabileceğini gösteren nadide örneklerdendir. Türk dillerinde hemen hemen hiç değiĢmeden ―iki‖ ya da ―yiki‖ Ģeklinde telaffuz edilen ―iki‖ sayısı Bir sayısından daha yaygın bir Ģekilde ufak ses farklılaĢmalarıyla birlikte Kızılderili dillerinin tamamına yakınında yaĢamayı baĢarmıĢtır. Bazı kullanımlarda mesela; Jicarilla Apaçilerinde ―Naakii‖ Batı Apaçilerinde ―Naki‖ Ģeklinde 207


baĢlarına bir ―n‖ ünsüzü alarak yaĢamayı baĢarmıĢlardır… Lavrentian dilinde ―Tigneny‖, Pomo dillerinde ―Kaw‖, Koyukon dilinde ―Netih‖, Powhatan dilinde Ninge, Carrier dilinde ―Nanki‖, Çipewyanların dilinde ―Naki‖, Willapa dilinde ―Natke‖, Kato dilinde ―Nakaa‖, daha belirgin bir Ģekilde Sarcee/Tsuut'ina dillerinde ―Ekiyi‖, Pawne dilinde ―Pitku‖ Ģeklinde baĢa ―p‖ ünsüzü alarak, Inezeno Chumash dilinde Iskom Ģeklinde, Cochimi dilinde ―kuak‖ formunda, Karok lisanında ―Áxak‖ (x=Gırtlaksı hırıltılı h) Havasupailarda ―Xuwak‖ , Mojave dilinde ―Havik‖, Highland Chontalların dilinde ―Oguéh‖ Ģeklinde aslını açıkça andırır bir ses dizgesiyle, Kueçularda ―Ġskay‖ sesleriyle kullanılan kelimenin Türkçe kökenli Ġki, eki, yiki Ģekillerinde telaffuz edilen ―Ġki‖ kelimesiyle benzerliği aĢırı bir dilbilim bilgisini gerektirmeyecek Ģekilde aĢikârdır. Diğer sayılarda da çok benzerlikler olmakla birlikte bilhassa ―beĢ‖ sayısı pek çok Kızılderili dilinde Türkçe ―beĢ‖ sayısı ile benzerlik göstermektedir. Bu kelimenin Kueçu dilinde ―piska‖, Mutsun Ohlone dilinde ―Parwes‖, sesler ters dönmüĢ bir Ģekilde Maya dilinde ―Job‖, Wyandotlarda adeta Türkçe‘deki seslerle aynı biçimde ―WeyĢ‖ (BeĢ>WeĢ>WeyĢ) Ģeklinde telaffuz edilmesi de tesadüf olmasa gerektir. Susquehannock dilinde ―Wisck‖, Seneca yerlilerince ―Wis‖, Mohawklarca ―Wis‖ Ģeklinde ve pek çok Kızılderili lehçesinde benzer 208


Ģekillerde telaffuz edilen bu kelimelerin Türkçe ―BeĢ‖ kelimesi ile ortak bir kökenden geldiğini söylemek ―iki kere iki dört eder‖ demek kadar doğrudur. Diğer sayılar da bilhassa ―üç‖ ve ―dört‖ sayıları da dört kelimesini andıracak seslerle Kızılderili dillerinde halen yaĢamaktadırlar. Yine Kızılderili dillerinde ―Su‖ kelimesi Türkçe ile benzer Ģekilde yaĢamaya devam etmektedir… Kızılderili lehçelerinin çoğunda su yerine ―Akar‖ ―akan‖ ―akı‖ gibi akan suları anlatan Türkçe kelimelerin kökünden gelen kelimeler de kullanılmaktadır. Herhalde Amerika‘ya göçen Türkler su ihtiyaçlarını Amerika‘da bolca bulunan ―Akarsular‖ yoluyla karĢılamıĢlar ve zamanla bu ―akar‖ kelimesi su kelimesinin yerini tutmuĢtu. ġimdi Kızılderili dillerindeki ―su‖ anlamını karĢılayan kelimeleri örneklerle görelim. Batı Apaçileri ―su‖ kelimesinin biraz değiĢimiĢi olana ―tu‖ kelimesini kullanmaktadırlar. Çipewyanlar, Willapalar, Katolar, Hupalar, Mattolalar, Navajolar, Sarceler da aynı kelimeyi su anlamında kullanmaktadır. Bu kelime diğer bazı Kızılderili oymaklarında da ―Tu, ta, to‖ ya da benzer Ģekillerde kullanılmaktadır. Peltek bir Ģekilde bu ―su‖ kelimesini telaffuz ettiğinizde ―tu‖ denileceğini bir düĢünün. Aynı mantıkla Koyukonlar ―to‖ Ģeklini kullanmakatdırlar. Etcheminler ise farklı bir Ģekilde ―Shamogoon‖ Ģeklinde baĢkalaĢtırarak bu kelimeyi kullanmıĢlardır… Muhtemelen ―sub-akan‖ 209


kelimeleri birleĢik telaffuz edilmiĢ zamanla bu kelimeler ―Subakan>Sabakan>Samakan>Samokan>ġamok on>Ģamogon‖ Ģeklinde değiĢimlere uğramıĢlardır. Tabii ki bu benzerlikler baĢka Ģekillerde de izah edilebilir. Ancak diğer kızılderili dillerini incelediğimizde bu savımızı destekleyici argümanlara ulaĢmaktayız. MaliseetPassamaquoddy dilinde su anlamında kullanılan ―Samakan‖ kelimesi, bizim ―ġamogon‖ kelimesinin kökeni konusunda söylediklerimizin doğru olabileceğini açıkça göstermektedir. Hele bir de Powhatan dilinde su anlamını karĢılamak üzere kullanılan ―Suckquahan‖ kelimesini görmemiz bizim doğru bir mantık üzerinde olduğumuzu adeta Kızılderili dilini Türkçe‘ye bağlayan Ģifreleri adım adım çözme yolunda olduğumuzu bize göstermiĢtir. ―Sudagi‖ Ģeklindeki örnek de Pima Bajo dilinde yaĢayan ve bu savımızı kanıtlayan delillerden birisi olarak kendini bize göstermektedir. Arikara dilinde bu ―su‖ kelimesi ―tstoho‖(sıtoho) Ģeklinde Türkçe‘deki bazı seslerini muhafaza ederek telaffuz edilir. Pawne dilinde isi bu ―su‖ kelimesi daha da aĢikârdır; ―Kiítsu'‖ Bu kelimenin aslı belki de ―gitsu‖ yani ―giden, akan su‖ olabilir. Chitimacha dilinde ise bu ―su‖ kelimesi değiĢik bir yolla baĢkalaĢmıĢ ―s>k‖ değiĢmesi yaĢanmıĢtır. (Sub>Kub>Kuw>Ku) Achumawi dilinde baĢa gelen bir ―a‖ ünlüsü bu kelimeyi farklılaĢtırmıĢ 210


fakat ―s‖ sesi aynen muhafaza edilmiĢtir. Su kelimesi ―as‖ kelimesine dönüĢmüĢtür. Cochimi dilinde su kelimesi ―tasi‖ Ģekline dönüĢmüĢtür. ta-si…Si kelimesi ile ―su‖ kelimesi arasındaki benzerlik oldukça açıktır. Su kelimesinin ―akar‖ kelimesi ile ifade edildiğini ispat eden örneklerden olmak üzere Cocopa dilindeki ―erkah‖ kelimesini gösterebiliriz. Kirpik>kirpik kelimelerindeki değiĢimin bir benzeri akar>erka kelimeleri arasında yaĢanmıĢ olabilir. Esselen dilindeki asanax(h) belki de ―sulak>sunak>asunak>asanak>asanax‖ Ģeklinde bir değiĢim geçirmiĢtir. Ya da bu kelime su-lık kelimesinden gelmiĢtir. Ya da yine içinde ―su‖ kelimesinin geçtiği baĢka bir kökenden gelmiĢtir bu kelime. Achumawi dilindeki değiĢime benzer bir Ģekilde, Karok dilinde de su>aas değiĢimi vardır. ―Saundustee‖ Ģeklinde bir kullanım Wyandotlarda kullanılmaktadır. BaĢtaki ―sau‖ sesleri ile Türkçe ―su‖ kelimesinin sesleri arasındaki benzerliği söylemeye bilmem gerek var mı? Muhtemelen eski Türkçe‘de ―Sub‖ Ģeklinde var olan kelimenin aslı ―sab‖ kelimesi idi. Zamanla bu kelime ―b‖ dudaksı sesinin de etkisiyle ―a‖ sesinin yuvarlaklaĢmasıyla ―sub‖ oldu. Belki de Kızılderili dilindeki bu ―sau‖ örneği gibi örnekler daha öncelerdeki ―sab‖ kelimesinin değiĢik bir biçimde farklılaĢması yoluyla oluĢmuĢ da olabilirler.

211


Az önce ―Akar‖ kelimesinin Kızılderili dillerinde ―su‖ anlamında kullanılmıĢ olabileceğini ifade etmiĢtik. ĠĢte bu iddiayı güçlendiren örneklerden birisi de Choctaw dilindeki ―Oka‖ kelimesidir. ―Akar>Aka>oka‖ hatta bazı Kızılderili lehçelerinde bu akar kelimesi sadece ―ka‖ Ģekline bile dönüĢmüĢtür. Kızılderili dillerinde ―su‖ kelimesi ile en kuvvetli bağlantıyı Mutsun Ohlonelerde görmekteyiz. Bu yerliler adeta Türkçe Ģekliyle ―su‖ kelimesini kullanmaktadırlar. Biz ―su‖ onlar ise Türkçe‘nin farklı bir ağzını konuĢurmuĢ gibi aynı kavram için ―si‖ kelimesini kullanmaktadırlar. Coeur d'Alene yerlilerince kullanılan ―sıkwe‖ kelimesinin de ―su‖ kelimesi ile bağlantılı olduğu açıktır. Az önce ―sulak‖ ya da ―sulık‖ kelimesinden gelen kelimeler olabileceğinden bahsetmiĢtik. ĠĢte bu iddiamızı kuvvetlendiren örneklerden biri olarak karĢımızda Sinkiuse dilinde ―Sawolik‖ Wenaçi dilinde de ―Savulk‖ kelimeleri durmaktadır. (Sublik>Suwlik>Sawolik) Colville ve Nespelem lehçelerinde bu kelimenin ―Si'ulk‖ Ģeklinde telaffuzu iddiamızı daha da güçlendirmektedir. Kalispel dilindeki ―Se'uliq‖ örneği de sanki bize ―haklısınız‖ der gibi haykırmaktadır. Bu durumda diğer örneklerin tamamı birleĢtiğinde güçlü bir delil ortaya çıkmaktadır. Bu deliller de Ģunu kesin olarak ortaya koymaktadır ki Kızılderili dilleri ile Türkçe arasında bir akrabalık

212


vardır. Biz farklı kelime örneklerini incelemeye devam edelim. Türklerin asırlardan beri içli dıĢlı olduğu köpekleri bir hatırlayalım. Orta Asya‘da köpekleri evcilleĢtirmiĢ bir kavim elbette bu geleneklerini Amerika kıtasında da sürdürmüĢ olabilir. O halde eski Türkçe‘de ―Köpek‖ anlamını karĢılamak üzere kullanılan, bugün de halen kullanılmakta olan ―Ġt‖ kelimesini bir arayalım bakalım. Abenaki dilinde ―it‖ kelimesine benzer bir kelime ―adia‖ kelimesi, Cree dilinde yine benzer bir kelime ―atim‖ Montegnaislerde ―atemu‖ Naskapi dilinde ise yine ―atim‖ kelimelerinin bulunması herhalde tesadüf olmasa gerek. Gros Ventre dilinde ise adeta aynen bu kelime kullanılmaktadır. Bu kızıderili halkı it kelimesini ―et‖ Ģeklinde telaffuz ederek kullanmaktadır. Powhatanlar ―attemus‖, Sarcee/Tsuut'ina dilinde Tł-ítc'á Ģeklinde it kelimesi bazı sesler ilavesiyle yaĢamaktadır. Tlingitler ―it‖ kelimesini ―keitl‖ Ģeklinde telaffuz etmektedirler. Vaylakiler ise yine öne bir ―n‖ ünsüzü ekleyerek bu kelimeyi ―n-ati‖ Ģeklinde yaĢatmaktadırlar. Demek ki Kızılderili lehçelerinin çoğunda kurallı bir değiĢim yaĢanmıĢtır. Bazı lehçe ya da dillerde baĢa ―L‖ bazı lehçelerde ―N‖ bazı lehçelerde de ―t, x‖ gibi ünsüzler gelerek kelimeler baĢkalaĢmıĢtır adeta. Arikara dilinde de bu it kelimesinin önüne ―x‖ ünsüzü gelmiĢtir kelime ―xats‖ Ģeklinde

213


yerleĢmiĢtir. Daha pek çok lehçede ―it‖ kelimesi ve türevlerine rastlamamız mümkündür. Bu sefer farklı bir yöntemle birkaç Kızılderili dilini ayrı ayrı inceleyelim: Mesela Ģimdi Abenaki diline bir bakalım. Bu dille Türkçe arasındaki benzerlikleri bulalım. Bu dilde Hey! Ünlemi Türkçe‘dekiyle neredeyse aynıdır. Kway! Ģeklinde telaffuz edilir. Tabii ki pek çok farklı dilin tesiriyle Kızılderili dillerinde büyük baĢkalaĢmalar da görülmüĢtür ancak yine de Türkçe ile ortak yönler bu dillerde bulunmaktadır. Yine bu dilde söylemek, demek fiili Türkçe‘deki –de fiiliyle aynıdır. Bir Abenaki de- fiilini karĢılamak için ı-da- fiilini kullanır ki baĢtaki ı sesi bu kelimenin de- kökünden geldiğini anlamamıza engel değildir. Yine bildiğimiz gibi eski Türkçe‘de Ġyi anlamında Eygu kelimesi kullanılırdı… ĠĢte Abenaki dilinde bu kelime biraz farklılaĢarak yaĢamaya devam etmiĢtir. ‖y‖ sesi ―L‖ sesine dönüĢmüĢtür. Kelime karĢımıza ―Oligu-oligo‖ Ģeklinde çıkmıĢtır. Yine bu dilde bazı Türkçe kelimeler açık olmasa da kelimelerle birlikte kalıplaĢarak yaĢamaya devam etmiĢtir. Örneğin ―O iyidir‖ cümlesi ―Olig-en‖ Ģeklinde kurulur. Burada da eski Türkçe‘de ―bu, o‖ anlamlarına gelen ―an‖ kelimesini ―en‖ Ģeklinde bulmaktayız. Ġsterseniz bir cümle inceleyelim. ―Ni didam oho. ‖ Bu cümleye baktığımızda ―N‖ sesinin ―M‖ sesinden baĢkalaĢtığını Bu ―Ni‖ kelimesinin aslının ―Mi‖ kelimesi olduğunu unutmayalım. Bunu baĢka bir örnekle ispat da 214


edeceğiz. Bir de burada Amerika‘da asırlardır hüküm süren Anglo-Sakson dillerinin de etkisinin varlığını unutmamak gerektiğini de söyleyelim. Zira cümle diziliĢi bizi aldatabilir. ġimdi bu cümlenin anlamını söyleyelim aynı dizilimle. ―Ben derim ―evet‖ ġu ―didam‖ kelimesine bir bakın. ―Dedim‖ kelimesinden baĢkalaĢmıĢ bir kelime gibi gözüküyor… Abenaki dilindeki zamirler de Türkçe zamirlerle benzerlik göstermektedir. Mesela ―O‖ adılını karĢılamak üzere kullanılan zamirlerden birisi de ―YO‖ zamiridir ki buradaki ses benzerliği oldukça bellidir. Erkek anlamına gelen ―San-oba‖ kelimesinde oba kelimesi erkekliği çağrıĢtıran ―ap‖ kelimesinden gelmiĢtir muhtemelen. Yine kadın kelimesi yerine bu dilde ―behanım‖ kelimesi kullanılır ki bugün de çoklukla kullandığımız Türkçe ―hanım‖ kelimesinin ta kendisidir bu kelime. Yine ―bu gün‖ demek için ―bame gizakak‖ kelime grubu kullanılır. ―Bame‖ ile ―Bu‖, ―gizakak‖ ile de ―gün‖ ya da ―güncük‖ kelimeleri arasındaki ĢaĢırtıcı benzerlik de bir kökendaĢlığı çağrıĢtırmıyor mu? Bizi asıl ĢaĢırtan örnek yarın anlamına gelen ―Saba‖ kelimesidir. Kurmanç lehçesinde ―Sibe‖ Ģeklinde telaffuz edilen bu kelime ―Sabah‖ kelimesinden gelmektedir. Ancak ―sabah‖ kelimesi köken itibariyle Türkçe bir kelime değildir. Bu kelime Arapça‘dan geçmiĢtir dilimize. O zaman Ģunu söyleyebiliriz. Osmanlı‘dan göçüp Amerika‘ya yerleĢtirilen Meluncan Türklerinin dilerinin 215


etkisidir diyebiliriz bu benzerlik için. Yine bu dilde ―hava‖ anlamına gelen ―awan‖ kelimesini aynı teoriyle izah edebiliriz. Demek ki öyle ya da böyle Türkler bir Ģekilde birbirlerini buluyor ve Türkçe yeni karĢılaĢılan kavimin diliyle kendisi arasındaki eksikliği gidermek için bütün gücüyle çalıĢmakta, Türkçe kökenli olabilecek olan dile yeni kelimelerinden de ekleyebilmektedir. Biz kelimeleri incelemeye devam edelim. GüneĢ kelimesi Abenaki dilinde ―gizos‖ Ģeklinde telaffuz edilir. Bu kelime ile ―güneĢ‖ kelimesi arasındaki ortaklık da açıkça görünmektedir. (güneĢ>gizos). ―Ye haydi!‖ bu dilde ―Mic ida‖ Ģeklinde söylenir. ―ida‖ kelimesiyle ―hadi‖ kelimesi arasındaki benzerlik ilgi çekicidir. Bu dilde ―anne‖ ve ―baba‖ anlamlarını karĢılayacak kelimeler de açıkça ortak bir kökeni iĢaret ederler. Bilindiği gibi Türk lehçelerinde ―Baba‖ kelimesini karĢılamak üzere ―Dede, dada‖ gibi kelimeler de kullanılırlar ki bugün bu kelime ―büyük baba‖ anlamında dilimizde de yaĢamaktadır. Abenakice de ―baba‖ kelimesinin karĢılığı ―dada‖ kelimesidir. Benzerlik bununla sınırlı değildir. Bildiğimiz gibi ―ana, anne, nene‖ kelimeleri Türkçe‘de ―anne‖ kelimesine karĢılık olarak kullanılır. Abenaki dilinde ise anne kelimesine karĢılık olarak benzer Ģekilde ―nono‖ kelimesi kullanılır ki bu benzerlik oldukça ĢaĢırtıcıdır. Yine ―bebek‖ anlamına gelen ―çijiz‖ kelimesinin ―çocuk‖ kelimesi ile aynı kökenden 216


gelmediğini de kimse söyleyemez. Arada hiçbir ortak özellik olmasa da bu benzerlikler bizi derin derin düĢündürtmelidir. ġimdi de gelin baĢka bir Kızılderili lehçesini, mesela Kueçu dilini bir inceleyelim. Azeri Türkçesinde yaĢamakta olan ―apar-― (götür-) kelimesini ufak bir farkla bu Kueçu dilinde bulunca bizde sizler gibi ĢaĢırdık öncelikle. Ancak bu kelimenin bizim savlarımızı destekleyici deliller grubuna dahil edilmesi de bizi ayrıca sevindirdi. ―Apar-― fiili Kueçu dilinde ―Apay-― Ģeklinde telaffuz edilmekte. Sadece bir r>y değiĢmesi olmuĢ… ―Ye-― fiiliyle benzer bulduğumuz ―ayça-― fiilinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu kelimenin ―AĢ-― kelimesinden gelmesi ise kuvvetle muhtemeldir. ―AĢ-ça- AĢçamak‖… Hatta Tatar Türkçesinde ―ye-― fiilini karĢılamak üzere ―AĢa-― kelimesinin kullanıldığını düĢünürsek bu ―Ayça-― fiilinin de AĢa>Aça>ayça Ģekline dönüĢtüğünü kabul edebiliriz. Zaten telaffuzdaki benzerlik oldukça açıktır. Tatar Türkleri çocuklarına ―aĢa balam aĢa‖ derler. Yani ―yemek ye oğlum ye‖ derler. Muhtemelen bu kelimeler arasında bir bağlantı vardır. ―eyi‖ (iyi) kelimesi bu dilde ―alli‖ Ģeklinde telaffuz edilir. Yine bu dilde akĢam ―tuta‖ kelimesiyle ifade edilir. Öğleden sonra ―tün-aydın‖ kelimesini kullandığımızı bir hatırlayın. Türkçe‘de ―kün‖ gündüzü ―tün‖ kelimesi de akĢamı ifade eder. Hatta tavukların ―tüne-diğini‖ de söyleriz bazen yani 217


akĢamladığını anlatmak isteriz. ĠĢte Kueçu dilindeki akĢam anlamındaki ―tuta‖ kelimesi de büyük bir ihtimalle bizim ―tü-n‖ kelimesinin ―tü, tu‖ sesiyle alakadardır. Zaten sondaki ―–n‖ sesi tekillik ifade eden ektir. Kök ―tü-― kelimesidir. Güzel anlamına gelen ―kuyaylla‖ kelimesinin ―küzel‖ kelimesi ile iliĢkisi de asla inkâr edilemeyecek kesinliktedir… ―kuzel>kuyel>kuyal>kuyayl‖… Tanrı kavramını karĢılamak üzere bu dillerin bazısında kullanılan kelimeler de öz Türkçe kelimeler olarak karĢımıza çıkmaktadırlar. Hatta küçültmenin yanında sevgi, teklik ifadesi olarak da kullanılan ―–çik‖ eki de Tanrı için sıklıkla kullanılır. Burada maksat Tanrıyı küçültmek değil onun tekliğini ve çok sevildiğini vurgulamaktır. Mesela ―apunçik‖ kelimesi kullanılır bazen Tanrı kavramını karĢılamak için. Bu kelime köken itiberiyle ―apa‖ (güçlü, erkek) kelimesinden gelmiĢ olabilir. Biricik güç sahibi anlamında da ―apunçik‖ kelimesi ile Tanrıya yakarılmıĢ olabilir. Yine ―efendi‖ manasına gelen ―kamak‖ kelimesinin eski Türkler‘de din adamı ve efendi görevindeki ―kam‖ kelimesinden gelme olasılığı oldukça fazladır. Yine Tanrı manasında kullanılan ―tayta‖ ―tata‖ kelimeleri Eski Türkçe‘de baba anlamında kullanılan‖ dede, dada‖ kelimelerinden gelmiĢ olabilir. Ya da bu ―tayta‖ kelimesi ―tengri‖ kelimesi ile alakalı olabilir. Ancak birinci ihtimal bizce daha kuvvetlidir. Zira bu dilde ―tayta‖ ve ―tata‖ 218


kelimeleri ―baba, dede‖ anlamlarında da kullanılmaktadır. Bu dilde ―az‖ manasına gelen ―as‖ kelimesinin varlığı apaçık bir Ģekilde bizi Türkçe‘nin sahillerine götürmektedir. Yine eski Türkçe‘de ―büyük, güç‖ anlamlarına gelen ―kurak‖ kelimesi de bu dilde ―büyük‖ anlamında kullanılmaktadır. Belki de bu kelimenin Türkçe "gür" kelimesi ile bir kökendaĢlığı bile vardır. Yine ―çok‖ anlamında bugün ―onca‖ Ģekliyle kullanılan ―ança‖ kelimesine de rastlıyoruz. Yine ―büyük‖ anlamında kullanılan ―biyiha‖ kelimesi bizim yüzümüze ―büyükçe‖ bir tebessüm kondurmayı baĢarıyor. (büyük>biyik>biyih>biyiha). Bugün ―uyar-― Ģeklinde kullandığımız kelime Kızılderililerde ―uyariy, uyay ―Ģekillerinde duymak, duyurmak anlamlarında kullanılmaktadır. Zaten ―uy‖ ve ―duy‖ kelimeleri arasındaki ses benzerliği de ortadadır. Bu dillerin akraba diller olduklarını anlamak için bu birkaç örnek bile yeter ancak biz gücümüz yettiğince örnekleri toplamaya devam edeceğiz inĢallah. Bugün anlamında kullanılan ―kun-an‖ kelimesi de bize çok Ģey söylemektedir. ―an‖ kelimesi eski Türkçe‘de de ―bu, o‖ anlamlarında kullanılmaktaydı. ―kun‖ kelimesinin ―kün‖ kelimesi ile aynı kökenden olduğunu söylemeye bile gerek yok sanırım. ―IĢık‖ ve ―açık‖ anlamlarına gelen ―açik‖ kelimesi de bize Türkçe olduğunu söylemektedir. Belki de bu ―ıĢık‖ 219


kelimesi köken itibariyle yine ―açık‖ kelimesinden gelmektedir ―aydınlık‖ anlamını karĢılamak üzere. Ya da Kueçu dilinde bu iki kavram ―açik‖ Ģeklinde telaffuz edilmektedirler. Bu kelimenin öz Türkçe bir kelime olduğunu herhalde ilkokula giden bir çocuk bile anlayıverecektir. Kurmanç lehçesinde ―keçik‖ Anadolu Türkçesinde ―köçek‖ Ģeklinde telaffuz edilen ―kız‖ anlamındaki kelimenin bir benzerine aynı manada Kueçu dilinde de rastlamaktayız. Bu dilde ―kaçun‖ kelimesi ―kız‖ anlamında kullanılan kelimedir. Bu kelime Türkçe Hatun>Kadun>Kadın Ģeklinde değiĢime uğramıĢ kelime ile de alakadar gibi gözükmektedir. Yine Türkçe‘de kadınlar için kullanılan ―nene, nana‖ kelimeleri de bu dilde kadınlar için kullanılır. Bize göre bu dilde Türkçe ile akraba daha binlerce kelime var. Tabii ki sadece bu örneklere bakıp da Kızılderili dilleri tamamen Türkçe‘dir ya da Türkçe kökenlidir dememiz bilimsel olarak mümkün değil. Amerika kıtası yakınlarındaki Kayıp Kıta Atlantik ya da sulara gömülmüĢ olan ―Mu Kıtasının‖ sâkinlerinden pek çoğunun Amerika Kıtasına göçmüĢ olabilecekleri; bu milletlerin dillerini de pek çok özellikleriyle beraber bu kıtaya getirmiĢ olabilecekleri de hesaba katılmalıdır.Çok önceleri dilleri Türkçeden farklı 220


pek çok kavmin Orta Asya‘dan Bering Boğazı yoluyla Amerika kıtasına göçtükleri de bilinmektedir.Elbette bütün bu göçler ve farklılıklar bu kıtada Homojen bir dil sistemi oluĢmasını önlemiĢ olabilir. Ancak yine de Kueçu Kızılderilicesi gibi bazı Kızılderili dillerinde Türkçe ile var olan benzerlikler gözden kaçmamaktadır. Bu araĢtırmalar Türkçe‘nin yazıya geçirilmemiĢ çok eski formlarının da ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu örneklere bakarak diğer dillerde var olan ancak delil yetersizliğinden dolayı anlayamadığımız Türkçe kökenli pek çok kelimeyi de bulmuĢ olacağız. Bu da insanlarımızın dilimize olan sevgisini bir kat daha arttıracaktır. Bu ve benzer konuları bundan sonraki yazılarımızda da incelemeye devam edeceğiz. Biz sadece bir ―dikkat çekiciyiz‖. Gayemiz uyumakta olan ―dehaları‖ uyandırmak. Bu konularla ilgili gerekli çalıĢmaları yapmak konusunda ilgili ―bilim adamlarımıza‖ çok iĢ düĢmektedir. Bu yazımızla onları da Türkçe ve Kızılderili dilleri arasındaki benzerlikleri, ortak yönleri, araĢtırmaya davet ediyoruz. Biz bu kısıtlı imkânlarımızla bu güzellikleri gördüysek herhalde ilimkentlerimizin değerli hocaları daha bilimsel, daha tarafsız çalıĢmalarla kim bilir ne güzellikler yakalayacaklardır?

221


ġurası da bir gerçek ki Kızılderili dilleri ve Türkçe arasındaki benzerlikler binlerce kelimeyle de sınırlandırılamayacak düzeydedir. Biz bile bunu görmekteyiz. Amacımız; insanımızın ve dünya insanlarının da bu güzellikleri görmesi. Belki de kapıda bekleyen ve Fransa‘da ayak sesleri duyulan ―Medeniyetler ÇatıĢmasını‖ önleyebilmenin yegâne çaresi de dillerdeki, kültürlerdeki ve geleneklerdeki bu ve benzeri ortak yönleri ortaya koymaktır. Yüce Yaratıcı da Kuran‘da ―Biz dilleri ve renkleri birbirinizi tanıyasınız diye farklılaĢtırdık. ‖ buyurmuyor mu? Diller, bu ve benzeri çalıĢmalarla dünya insanlarının kardeĢçe yaĢamasının da bir teminatı olabilir. Türkçe ise dünya insanlarını Yunus‘a, Hacı BektaĢ-ı Veli‘ye, Ahmed Yesevilere ve de tüm diğer güzelliklerimize yaklaĢtıracak ―altın bir köprüdür. ‖Dünya insanlığını kurtuluĢunun formülleri ise Türkçe ile yazılmıĢ binlerce ciltlik eserlerde fazlasıyla vardır. Terörden, kandan, kinden kurtulmak için tüm dünya insanlarını Türkçe‘ye çağırıyoruz; sevginin dili olan Türkçe‘ye. Oğuz DÜZGÜN Kaynaklar: (Kayıp Medeniyetler-Carpe Diem Kitap)www. native-languages. org/

222


KUANTUM FĠZĠĞĠ VE TÜRKÇE Evrendeki düzenin kurallarının formüllerle ve de çeĢitli iĢaretlerle gösteriminden ibaret olan pek çok bilim dalının, dilbilimde yansımalarının olması gibi, fizik biliminin de dilbilimde bazı yansımaları olacaktır ve de olmuĢtur. Öncelikle meĢhur ―Shrödinger‘in Kedisi‖ örneğini hatırlayarak, kuantum fiziğinin bize demek istediğini anlamaya çalıĢalım. Shrödinger adlı bilgin, varlığın normal Ģartlar altında var ya da yok olmasının olasılığının Yüzde 50 olduğunu savunur. O bunu ispat etmek için de laboratuarında bir deney düzeneği hazırlar. Kapaklı bir kutunun içersine iple bağlı bir çekiç, çekicin tam düĢeceği yere de siyanür dolu bir ĢiĢe koymuĢtur. Bu kutuya daha sonra bir de kedi konulur. Kutunun kapağı kapanır. Ortada bir belirsizlik vardır. Ġçeride var olan bir sayaç, radyo aktif bir çekirdeğin patlamasını kaydedecek, buradan gelen çıktı, bir büyültücü kutu içine aksettirilecektir. O da çekici harekete geçirerek, siyanür ĢiĢesinin kırılmasına böylelikle de kedinin ölmesine sebep olacaktır. Kedi bu durumda yüzde elli ölü, yüzde elli canlıdır. Bu teori bazıların göre saçma olarak kabul edilmektedir. Ancak bu teori tüm evrene uyarlandığında evrenin her an yok olması imkan dahilinde gibi gözükmektedir. Fakat evren milyonlarca yıldır düzenli geliĢimini sürdürmektedir. Demek ki evren belli bir 223


düzenleyici tarafından en düzenli yöne yönlendirilmektedir. Yoksa kuantum fiziğinin söylediği hakikat, bizi her an yok olma korkusuyla dolu kâbuslara itecektir. Bu kurala göre, bir dildeki kelimeler her an baĢkalaĢabilecektir. Bu ihtimal yüzde ellidir. Bu dillerin düzenli olarak kalmaları da yüzde elli ihtimal dahilindedir. Ġngilizce daha çok düzensizleĢme ihtimalini seçerken, Türkçe‘nin düzenlileĢmesinin sırrı nedir? Bu bir tesadüf müdür? Bence bu tesadüf değildir. Fakat Türkçe‘nin bu kurala uyarlayabileceğimiz bir bölümü vardır. O da kelimelerin farklı vurgu ve tonlamalarla farklı anlamlara gelecek Ģekilde kullanılmalarıdır. Türkçe‘de olumlu olarak kabul edilen bir fiil düĢünelim. Bu ―Geliyorum‖ fiili olsun. Bu fiilde gördüğünüz gibi olumsuzluk eki yoktur. Bu fiilin olumsuz Ģekli ―gelmiyorum‖ dur. Shrödinger‘in Kedisi örneğine göre, ―geliyorum‖ kelimesinin olumlu ya da olumsuz olması yüzde elli ihtimalle mümkündür. Hafif bir vurgu değiĢikliği ile bu kelime kızgınlık anında baĢımızı sallayarak söylediğimiz ve olumsuzluk ifade eden ―geliyorum geliyorum‖ Ģeklindeki vurgusuyla söylenebilir. Bu kullanım ―tariz‖ sanatının bir benzeridir aslında. Yani, sağ gösterip sol sallamak. Bir arkadaĢımız çok kibirlidir, mesela ona ― sen çok mütevazısin‖ deyiveririz. Burada amacımız onu yermektir, övmek değil. Ancak bu kelimenin yüzde elli gerçek manasında olabileceği ihtimali de saklı 224


tutulur. Bu sözü söylediğimiz Ģahıs itiraz ederse, ―canım ben sana kötü bir Ģey demedim ki mütevazısin dedim sadece‖ deyiveririz. Ya da bir kelime hafif bir vurgu değiĢikliğiyle bütün bir cümlenin anlamını değiĢtirebilir. ġimdi aĢağıya yazacağım cümlenin anlamını söyleyin lütfen: ―Genç adamın yanına gitti. ‖ġimdi bu cümledeki ―genç‖ kelimesi ya ―adam‖ kelimesinin sıfatıdır ya da kendi baĢına bir isimdir. Bu iki seçeneğin doğruluk olasılığı yüzde elli, yüzde ellidir. Yani buradaki genç kelimesi yüzde elli isim ve yüzde elli sıfattır. Öğrencilik günlerimizde Türkçe dersinde bize sık sık verilen ―Oku baban gibi kötü olma‖ örneğini hatırlayalım. Bu cümlede birbirine zıt iki farklı anlam vardır. Burada kiĢiye ya babası gibi kötü olmaması, ya da babası gibi okuması öğütlenmektedir. Bu iki seçeneğin doğruluk olasılıkları yüzde ellidir. Yine Türkçe‘de tek baĢına yazılan bazı eĢ sesli kelimelerin de hangi anlamı karĢılayacağı yüzde elli olasılıkla bilinir. Örneğin, ―al‖ kelimesi almaktan ―al‖ fiilini mi yoksa ―kırmızı‖ manasındaki ―al‖ rengi mi anlatmaktadır? Ya da ―yüz‖ kelimesi sayı olan ―yüz‖ müdür yoksa ―surat‖ manasındaki ―yüz‖ müdür? Her iki seçenek de yüzde elli yüzde elli doğrudur. Belki 225


de Türkçe‘nin bu gibi yönlerinde Kuantum Fizik yasalarının tesiri vardır. Evrendeki tüm yasaları bize göre, bünyesinde barındıran Türkçe, neden kuantum fiziğinin çekirdeklerini de içinde barındırmasın? ġunu da söyleyelim. Kuantum Fiziği alanında ortaya atılan teoriler de aslında çoğu zaman problemlerin çözümünde yetersiz kalırlar. Bizim çalıĢmamız, Türkçe‘yi dünya bilim adamlarına ve de insanlarına sevdirmek adına yapılmıĢtır. Bu yazımız öncelikli olarak Türkçe‘nin beğenilirliğini arttırmak ve bu dilin bilim çevrelerince tartıĢılması, incelenmesi gerektiğini ifade etmek için yazılmıĢtır. Aslında Kuantum Fiziğinin dillendirdiği belirsizlikler, Türkçe‘de çok azdır, istisnadır. Ancak Türkçe‘nin her istisnasından baĢka bir kurala kapı açılabilir. O halde fizikçilerimiz, Türkçe‘nin fizik bilimiyle irtibatlı incelemesini de yapmalıdırlar. Biz sadece onlara minik bir davetiye gönderdik. Türkçe yaĢamaktadır. O bütün diller gibi belki de daha fazla, evrenin parçasıdır. Belki de o evrenin düzeninden süzülmüĢ bir dildir. Türkçe bu mantıkla incelendiğinde ondaki pek çok güzellik de kendisini gösterecektir. Bu Ģekilde Türkçemiz, bilim dili olarak, tüm dünyaca kabul edilecektir. Bu bir ütopya ya da hayal değildir. Gelecek bunu çok açık bir Ģekilde ortaya koyacaktır. Türkçe‘nin sadece fizikle değil tüm bilimlerle olan iliĢkisi de artık ortaya konulmalıdır. Bu alanda bilim 226


adamlarımıza ve dilcilere çok iĢ düĢmektedir. BaĢka bir örnek vererek konuya bir hatime çekelim. Biz de bu örneğimizde bir kedi kullanalım. Bu da Oğuz‘un kedisi MinnoĢ olsun (MinnoĢ çocukluğumda beslediğim bir kedinin adıydı) KÜÇÜK KEDĠ SEVDĠ: ―Küçük bir çocuk, kedi sevdi. ‖ Bu anlamın doğruluk olasılığı, yüzde ellidir. (Çocuğun biri bir kediyi sevdi) KÜÇÜK KEDĠ SEVDĠ: ―Küçük bir kedi, baĢka birini sevdi. ‖ Bu anlamın da kastedilmiĢ olma olasılığı yüzde ellidir. (Küçük bir kedi sevme eyleminde bulundu)

227


TÜRKÇE’DEKĠ ERĠL VE DĠġĠL KELĠMELER Bize hiç öğretmediler Türkçe‘deki kelimelerde de diĢi erkek ayrımı olabileceğini. Belki de onlar da bilmiyorlardı. Bu bölümde Türkçe‘de bazı kelimelerde diĢilik, erkeklik ayrımı yapıldığını size ispatlamaya çalıĢacağım. Tabii ki bu ayrım artikeller yoluyla yapılmaz Türkçemizde Almanca‘da ya da diğer bazı bükümlü dillerde olduğu gibi. ġimdi lütfen bayanların isimlerini ve erkeklerin isimlerini bir düĢünün. Biz doğadan da pek çok ismi çocuklarımıza ad olarak veriyoruz. Peki, bu isimlerin hangisinin erkeğe, hangisinin bayana konulacağını nereden biliyoruz? Bu aslında bizim Ģuuraltımıza atalarımızdan miras olarak kayıtlı. Hiç kimse kızına Kaya, Demir gibi isimler vermeyi düĢünmez. Hiç bir kimse de oğluna Çiçek, Çiğdem gibi isimler koymaz. Neden? Çünkü doğadaki bu varlıklara bizler farkında olmadan diĢilik, erkeklik vermiĢiz de ondan. Buna göre Türkçe‘de bitki isimleri diĢi kabul edilir. Sert, celalli varlıkların isimleriyse erkek. Kesin ölçü bu değil tabii ki. Bu kuralda istisnalar çoktur. Bazı isimler de ―nötr‖ yani hem erkeğe, hem de diĢiye veriliyor. Örneğin ―ay‖ diĢidir Türkçe‘de. Eski destanlarda bile Ay kız ismi 228


olarak geçer. Tabii ki bu kullanımın istisnai uygulamaları vardır, günümüzde de olmuĢtur bu istisnâi uygulamalar. GüneĢ ise erkektir. ―Gün‖ ismi erkeklere verilir. Örneğin Ogün, Ergün gibi. Elbette bu kelimenin diĢiler için kullanıldığı örneklere de nadiren rastlanır. Buradaki mantık da mükemmeldir. Ay edilgendir. IĢık kaynağı değildir. IĢığı güneĢten alır. GüneĢ etkendir. Bu durumda güneĢ erkek, ay diĢi olmaktadır. Kutadgu Bilig adlı eserde Kün-Togdı ve AyTogdı kullanımları vardır. Burada da görülecektir ki Kün-Togdı (Gün-Doğdu) Etken olandır, yâni Hükümdardır. Ay-Togdı (Ay Doğdu) ise edilgendir yâni vezirdir. Demek ki Türkçemizde erillik-diĢillik ifade eden bâzı kelimeelr etkenlikedilgenlik karĢıtlığı için de kullanılmıĢlar. Tabii ki bu her zaman olmamıĢtır. Ġsterseniz Türkçemizdeki bazı kelimelerle Almanca‘daki bazı kelimeleri kıyaslayalım. Bakalım Almanca‘daki diĢilik ve erkeklik mantığıyla bizim kelimelerimizdeki diĢilik ve erkekliğin bir paralelliği var mı? Almanca‘da manzara, resim, renk gibi kelimeler diĢidir yani ―feminin‖ Biz de renk, resim, manzara kelimelerini diĢi olarak kabul ediyoruz. Bu kelimeleri birer isim olarak kızlara mı, erkeklere mi verirdiniz? Bunu düĢünün. Bu isimlerin Ģuuraltımızda diĢi olarak kayıtlı olduğu, bu denemeyle ortaya çıkacaktır. Tabii ki Almanca gibi dillerde var olan diĢillik-erillik mantığı ile Türkçe‘deki diĢillik-erillik mantığı arasında bazı 229


benzerlikler olsa da yer yer farklar da bulunur. Belki de baĢlangıçta belli bir mantığa ve kurala dayanan diĢillik-erillik uygulamaları bazı dillerde tamamen kliĢeleĢmiĢtir. Bu durumda da mantıksızlıklar, kuralsızlıklar almıĢ baĢını yürümüĢtür. Doktor deyince aklımıza erkeksilik çağrıĢımı yapılırdı. Bu kelimeyi bir isim olarak koysaydık herhalde erkek çocuğuna koyardık. Zaten doktor kelimesi Almanca‘da masculin yani erkek. Elbette bayanların da sıklıkla Doktor olmaya baĢladığı günümüzde diĢi ve eril ayrımı Doktor kelimesinin sonuna eklenen ―Bey‖ ya da ―Hanım‖ kelimeleriyle sağlanmaktadır. Bu yönüyle Türkçe‘de kelimeleri kesin kurallarla diĢi ya da erkek diye belirlememenin de yararları olduğu görülür. Almanca‘da olduğu gibi bu kelimeye kesin olarak ―diĢi‖ deseydik bayanlar için farklı bir kelime bulmak zorunda kalcaktık içine düĢtüğümüz paradokstan kurtulmak için. Ancak ―HemĢire‖ örneğinde olduğu gibi bazı kelimeler vardır ki tamamen diĢilemiĢlerdir. Zaten bu kelime Arapça kökenli bir kelimedir ve anlamı itibariyle ―Kız KardeĢ‖ anlamını ifade etmektedir. Elbette bu kelime de erkekler için kullanıldığında zamanla galat-ı meĢhur olacak ve lugat-ı fasihten de evlalaĢacaktır. Bizce bu durumda erkek hemĢireleri ifade etmek için baĢka bir kelime türetilmelidir. Sağlıkçı, Sağlık Memuru, Sıhhıyeci, Sağlıkeri vb.

230


Az önce çiçek örneğini vermiĢtik ve Türkçe‘de bu kelime diĢi demiĢtik. Almanca‘da ve pek çok dilde de çiçek kelimesi diĢidir. Mesela, ġâir kelimesi de erkeksi bir isimdir bizde. Almanca‘da da ―Ģair‖ kelimesi erkeksidir. Anadolu insanı, ―toprak ana‖ tabirini sıklıkla kullanır. Yani toprak, Türkçe‘de doğurganlığı, diĢiliği temsil eder. Almanca‘da da toprak (erde) kelimesi diĢidir. Çoban deyince aklımıza hemen bir erkeksilik geliverir. Almanca‘da da bu kelime erkek olarak kabul edilmiĢtir. Eğer ―aĢk‖ kelimesi bir isim olsaydı bu ismi erkeklere mi verirdiniz, kızlara mı? Sanırım çoğunluk bu ismin kızlara daha çok yakıĢacağını söylemiĢtir. Hatta düĢünün bir kere bu kelimenin yakın anlamlısı ―Sevgi‖ kelimesini erkeklere mi veriyorsunuz, kızlara mı? Tabii ki kızlara. Demek ―aĢk‖ ve ―sevgi‖ kelimeleri diĢi birer kelimedir. Türkü kelimesi genelde bayanlara isim olarak konuluyor. Herhalde müzik kelimesini de isim olarak kullansaydık, bu kelimeyi bayanlara ad yapardık. Çünkü bu kelime diĢi bir kelime. Almanca‘da da bu böyle. Tatlı kelimesi de diĢi bir kelime Almanca‘da. Bizde de bu böyle. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi Türkçemizde de diĢi ve erkek kelimeler var. Fakat bu kelimeler Almanca‘da olduğu gibi artikellerle esir edilmemiĢler. Hem bu kullanımlar bütün Türk lehçelerinde de kesin olarak aynı değildir. Ve de ―Ģu kelimeler sadece diĢilere‖ ya da ―bu kelimeler sadece erkeklere‖ verilecek diye 231


elimizde kesin emirnâmeler bulunmamaktadır. Bu nedenle bâzı Türk lehçelerinde diĢilere verilen bir isim, bazı Türk lehçelerinde erkeklere verilebiliyor. Almanca‘daki ya da diğer dillerdeki diĢil ve eril kelimelerin bizim dilimizdekilerle tamamen paralel olduğunu söylemiyorum. Elbette her dilin diĢillik ve erillik mantığında bazı farklar olabiliyor. Üstelik kelimelerin bu özellikleri, sadece insanlara isim koyarken dikkate alınır. Bilinçli olarak uygulanmazlar. Geleneklerle, toplumsal kurallarla, kültürle Ģekillenirler. Yani AngloSakson dillerinde olduğu gibi diĢilere diĢil, erkeklere de eril zamir kullanımı Türkçe‘de yoktur. Ya da diĢil eril artikeller dilimizde yoktur. Bu gibi sebeplerle Türkçe eĢitlikçi bir dildir, her cinse eĢit bakar. Hatta Türkçe bütün kâinatın unsurlarını el ele vermiĢ kardeĢ varlıklar olarak görür ki ―O‖ zamirinin hem diĢiler, hem eriller, hem canlılar hem de cansızlar için kullanılması bu gerçeği gösterir. Hint Avrupa dillerinde var olan düzensizlik kuralı yine bu konuda da karĢımıza çıkıyor. Mesela Fransızca, Ġngilizce gibi pek çok dilde kelimelerin diĢilliği ve erilliği mantıksallıktan uzaklaĢmıĢ durumda. Belki de Avrupalı bilim adamları bu nedenle Esperanto gibi yapma diller geliĢtirme peĢinde koĢuyorlar. Belki de onlar kendi dillerindeki bu kuralsızlıklardan, düzensizliklerden kurtulmak istiyorlar. 232


Belki çok eskilerde belki de on binlerce yıl önce, atalarımız kullandıkları kelimelerin diĢiliğini, erkekliğini daha iyi biliyorlardı. Belki de sadece onların bazı kullanımları bize miras kalabildi. Eğer benim bahsettiğim bu mantıkla Türkçe bazı kelimeleri incelersek, bu kelimelerin de bizlere eril ya da diĢil özellikleri çağrıĢtırdığını fark edebiliriz. Bu aslında bizi bir yerde ilk çekirdek dile de götürüyor. Bu dil, bütün dillerin birleĢtiği nokta. Bütün dünya dillerinde benzer Ģekillerde bazı kelimeler insanlarda erillik ve diĢillik çağrıĢtırıyorsa, bu kelimelerin ruhunun ortak bir kökenden gelmesi kuvvetle muhtemeldir. TÜRKÇE’DEN ARAPÇA’YA GEÇMĠġ KELĠMELER Bu kitabımızın çeĢitli yerlerinde ve Ģimdi okuyacağınız bölümde Osmanlı Türkçesi tabirini çoklukla kullanıyoruz. Türklerin tüm dünyaya, kültür, medeniyet, edebiyat yönlerinden üstünlük sağladığı en güçlü dönem Osmanlı dönemi olmuĢtur. Bu sebeple, Türkçe‘den dünyaya kelime yayılımı en çok bu dönemde olmuĢtur. Dünya üzerinde geniĢ bir alana yayılan Osmanlı, idaresine aldığı ve çeĢitli sebeplerle iliĢkiye girdiği milletlerin dillerinden de tabii 233


olarak, kelimeler almıĢtır. Bu sayede Osmanlı Türkçesi dediğimiz, Türkçe‘nin yeni bir lehçesi oluĢmuĢtur. Osmanlı gibi medeniyet sahibi ve tüm dünya üzerinde egemen bir devletin dünya dillerinden unsurlar alması gayet doğaldır. Ancak Osmanlı aldığı yeni kelimeleri adeta TürkçeleĢtirmiĢ, bu kelimeleri Türk‘ün malı yapmasını bilmiĢtir. Bu yeni alınan kelimeler Osmanlı Türkçesinde iyice yerleĢtikten sonradır ki, tekrar Osmanlı‘nın egemen olduğu diğer toplumlara yayılmıĢtır. Osmanlı‘nın diğer dillerden kelime alımı aĢağılık duygusundan kaynaklanmamıĢtır. Zira padiĢahının bir fermanıyla Fransa‘daki iğrenç bir baloyu durdurabilen ve padiĢahları fermanlarında Fransa‘dan, Fransa vilayeti diye bahseden bir devlet, elbette Fransa‘ya aĢırı hayranlığından dolayı bu dilden kelimeler almamıĢtır. Tabii ki çöküĢün yaklaĢtığı Tanzimat dönemi bahsimizden hariçtir. Osmanlı Yunanca‘dan veya diğer dillerden kelimeler alırken, bu milletlerin medeniyetlerinden etkilenip de bu kelimeleri almıĢ değildir. Zira Osmanlı‘nın reayası konumunda olan Yunan milleti sönük bir vaziyetteydi ve o zaten kendisi Osmanlı medeniyetinden etkiler almaktaydı. Yunancadaki Türkçe kelimeler ve Yunanların adetlerindeki Müslüman Türk izleri bunun canlı birer Ģahididirler.

234


Demek ki Osmanlı ta Tanzimat dönemine kadar, zaten kendisi asli bir medeniyet kaynağı olduğu ve kendine her yönden yettiği için, hiçbir medeniyete hayran olmamıĢtır. Bu sebeple de Osmanlı Türkçesine bu dönemde yabancı kelimelerin girme sebepleriyle, günümüzde dilimize yabancı kelimelerin girme sebepleri bir değildir. Günümüz Türkiyesi kültürel, medeni, siyasi ve ekonomik yönlerden batı toplumlarından geride olduğu için, insanlarımız bu toplumlara özenmektedir. Bunun sonucunda da dilimizden, adetlerimize kadar tamamen batı peyki bir duruma gelmiĢ bulunmaktayız. Her yönümüzle batıyı taklit etme modasının dilimizde de yansımaları görünmektedir. Bu bir milletin kayboluĢudur adeta. Bu kayboluĢtan kurtulmanın yegâne çaresi, kendi kültürümüzü, medeniyetimizi, adetlerimizi ve dilimizi yeniden tüm kuvvetli yönleriyle birlikte öğrenmek, bu öğrendiklerimizi de hayata geçirmektir. Biz eğer kendi medeniyetimizi kurarsak, o zaman insanımız haliyle ne batıya ne doğuya özenmeyecektir. O kendisi gibi olacaktır. Bunun için de en baĢta dilimizin güzelliklerini öğrenmemiz ve onun üstünlüğüne önce kendimiz inanmamız gerekir. Milletimiz eğer dilinin diğer dillerden daha aĢağı olmadığını, onun da pek çok güzellikleri bulunduğunu tam manasıyla anlarsa; buna inanırsa, dilini yabancı dillerin istilasından seve seve kurtarmak için gönüllü olacaktır.

235


ġimdi Türkçemizin dünyanın en köklü dillerinden olan Arap dilini nasıl etkilediğine Ģahit olacağız. Türklerin Arap dilini etkilemeleri bu birkaç kelime alıĢ veriĢiyle sınırlı değildir tabii ki. Arap dilini Arap milletinden çok kullanan, onu felsefi, edebi terimlerle zenginleĢtiren Türkler olmuĢtur. Bazı Türk kökenli felsefeciler, bilim adamları Arap dilinin Felsefe dili olabilmesi için ellerinden gelen gayreti göstermiĢler, Yunanca felsefi terimlerine karĢılık gelebilecek ve Arapça‘da daha önce hiç kullanılmayan yeni yeni kelimeler, terimler üretmiĢlerdir. Meselemizi açıklamak için bir baĢka örnek daha verelim. Arapça‘da eskiden ―Varlık‖ kelimesini karĢılayacak bir kavram yoktu. Çünkü böyle bir kullanıma da ihtiyaç yoktu. Daha sonra Yunan felsefe metinleriyle karĢılaĢan ve bu metinleri Arapça‘ya çevirmeye gayret gösteren çoğunluğunu da ünlü bazı Türklerin oluĢturduğu felsefeciler, bu gibi kavramları karĢılamak için yeni kelimeler türetme yoluna gittiler. Yunanca ―esse‖ (varlık) kelimesine karĢılık gelmesi için vecede kökünden gelen Mevcud, çoğulu olarak da Mevcudat kelimesi kullanıldı. Yine aynı mantıkla ―Cosmos‖ kelimesini karĢılamak için ―Kane‖ kökünden gelen ―Kâinat‖ kelimesi geliĢtirildi. ―Khronos‖ (hareket) kelimesi için ―hareke‖ kökünden gelen ―Hareket‖ kelimesi oluĢturuldu. Yine Ġbn-i Sina karĢılaĢtığı ―Analiyse‖ kelimesine karĢılık bulmakta gecikmedi ve ―Tahlil‖ kelimesini buldu. O, tartıĢma manasına gelen ―Dispute‖ kelimesinin 236


karĢılığı olarak da ―Cedel‖ kelimesini yerleĢtirmiĢti. Daha önce Arap dilinde bir karĢılığı olmayan ―Logic‖ kelimesini karĢılamak üzere ―Nataka‖ kökünden gelen ―Mantık‖ kelimesini, Müslüman Türk filozoflar geliĢtirdi. Osmanlı Edebiyatçılarının Arapça‘dan alarak kullandıkları öyle vezinler vardır ki, bu kullanımlar Araplar arasında sonradan yayılmıĢtır. Bu vezinler Osmanlı Edebiyatında Ģiirlere âhenk katmak için kullanılmıĢtır. Osmanlı Türkçesinde türetilen pek çok kelime sonradan Arapça ve Farsça gibi dillere geçmiĢtir. Örneğin; Hilal-i Ahmer kelime grubu köken olarak Arapça‘dır. Ancak bu kelime grubu daha önce Araplar tarafından bu Ģekilde hiç kullanılmamıĢtır. Bu terkibi yapıp, kullanıma koyan millet Türkler olmuĢtur. Bu Hilal-i Ahmerin Türkçe karĢılığı Kızılay‘dır. ―Hilal-i Ahmer‖ terimi ―Kızıl Haç‖ terimine karĢılık olarak oluĢturulmuĢtur. Bütün Müslümanları temsil etmesi açısından da Arapça kelimeler kullanılmıĢtır. Tabii ki bu Türk filozofların Arap milletinin dilini zengin etmek gibi bir kaygıları yoktu. Onların kaygısı Ġslam dünyasının ilim dili olan Arapça‘yı tüm felsefi terimleri karĢılamaya yeterli bir dil haline getirmekti. Bu Müslüman Türk bilginler, Arap diline bu terimleri kazandırırken kendi dillerinden de istifade ediyor olmalıydılar. Çünkü Türkçe‘de bu gibi terimlere karĢılık oluĢturmak hiç de zor 237


değildi. Mantıklı bir yapısı olan Türkçe, yapım ekleri sayesinde yepyeni anlamları, kavramları karĢılayabilecek bir güce sahipti. Hatta bu dil, kendi dini kavramlarını bile kendisi üretebilecek derinlikteydi. Uçmak, tamu gibi öteler âlemlerini karĢılayan kavramlar bile Türkçe‘nin kendisinde mevcuttu. Allah kavramı (tam karĢılamasa da) Türkçe olan ―Tengri‖ kelimesiyle ifade ediliyordu. Uygur Budist metinlerini incelediğimizde de görürüz ki, Türkler dillerinin zenginliğinden dolayı kendi dini terimlerini de çoğunlukla kendi dillerinden türetmiĢlerdi. Elbette din konusunda bu denli kavram üretebilen bir dil, felsefe konusunda adeta kanatlanırdı. ĠĢte Müslüman Türk alimleri Arap dilini geliĢtirirken kendi dillerinin bu zenginliğinden de istifade etmiĢ olmalıydılar. Demek ki, Türkçe‘nin Arapça‘yı etkilemesi sadece bu dile giren Türkçe kelimelerle açıklanacak basitlikte değildir. Türklerin ve Türkçe‘nin Arapça‘ya daha köklü tesirleri olmuĢtur diyebiliriz. Bunları söylerken Arap dilini küçümsediğimizi de kimse düĢünmesin. Arapça‘nın da Türkçe‘ye bazı tesirleri olmuĢtur. Hatta Fatiha suresini oluĢturan kelimelerin tamamına yakını dilimize girmiĢtir. Bu verdiğim örnek göstermektedir ki Türkler Kutsal Kitabımız Kur‘an-ı Kerim‘in etkisiyle dillerini Arapça‘nın tesirlerine açmıĢlardır. Arapça‘nın Türkçe‘yi etkilemesi Ģiir dilimizin geliĢmesi açısından da etkili olmuĢtur.En azından dilimizde yeni uzun ünlüler oluĢmuĢ, bu uzun 238


ünlüler de Türkçe‘ye ayrı bir musiki derinlik katmıĢtır. Arapça kendi üstünlüğünü ve evrensel bir vahiy dili olabileceğini zaten Allah‘ın kendisini seçmesiyle ispatlamıĢtır. Arap dilinin baĢka dillerden etkilendiğini söylemek, ne günahtır, ne de Kuran‘ı küçültme anlamını taĢır. Kuran-ı Kerim‘de Allah kendisi bizzat Arapça‘dan farklı kelimeleri kullanarak da konuĢmuĢtur. Örneğin, ―kalem‖ kelimesi Yunanca kökenli bir kelime olup, Kuran‘da geçmiĢtir. Bu Kuran‘ı asla küçültmez. Aslında ―Kalem‖ kelimesinin bu kitaba alınması ―kalemi‖ yücelten ve ilahi hakikatleri akıllarıyla bulan filozoflara, ilahi bir takdiri de ifade eder. Yine Kur‘an-ı Kerim‘de Ġbrânice, Aramice, Rumca, Süryânice hatta Hintçe kökenli kelimelere bile rastlanmaktadır. Çünkü Kur‘an-ı Kerim ―tenazzulat-ı kelamiyye‖ özelliğine sahiptir. Yâni ―o dönem Araplarının anlayabileceği konuĢma diline yakın bir dilde‖ indirilmiĢtir. Elbette Arapların konuĢtukları dil olan Arapça da baĢka dillerden etkilenmektedir bir dil olduğu için.Bu nedenle Kur‘an-ı Kerim‘de farklı kökenden gelen kelimelerin bulunması oldukça doğaldır. Yukarıda da dediğimiz gibi Arapça‘yı Ġslam alemindeki konumundan alaĢağı edebilecek bir güç de söz konusu değildir. O yine dualarımızda, ezanlarımızda kendini bize duyuran, güzel ve geniĢ bir anlam derinliğine sahip güçlü bir dil 239


olarak kalacaktır. Türkçe‘nin ya da baĢka bir dilin de o dilin bu üstün yönleriyle yarıĢmak gibi bir kaygısı da yoktur zaten. Ezanın, Kur‘an-ı Kerim‘in ya da namazda okunan surelerin Arapça olması artık bir Ģeâir-i Ġslâmiye (islâmın Sembolü) olmuĢtur. Bu nedenle onların değiĢtirilmesi dahi teklif edilemez. Ne Ezan, ne de Namaz Sureleri asli dilinin dıĢında baĢka bir dilde, ibadet için kullanılamaz. Elbette Kur‘an-ı Kerim‘in, Ezan‘ın ya da namaz surelerinin meallerini, Türkçe çevirilerini okumamız gerekmektedir. Elbette din adamlarının da belirttiği gibi bundan büyük yararlar edinebiliriz. Ancak okuduklarımızın o metinlerin asılları olmadığını, anlamamız için dilimize çevrilmiĢ açıklamalar olduklarını bilmemiz gerekiyor. Sadece Ģu gerçeği söylemek istiyoruz. Türkçe pek çok dili etkilediği gibi felsefi Arapça‘dan tutun halk Arapçasına varana kadar bu dile etkilerde bulunmuĢtur. Haliyle Türkçe de güçlü bir dini dil olan Arapça‘dan pek çok kelime alarak etkilenmiĢtir. Arapça ve Farsça gibi dillerden de etkilenmiĢ olan Osmanlı Türkçesi, yabancı dillerden aldığı kelimeleri bir köprü vazifesi yaparak Arapça‘ya geçirmiĢtir. Yine bizzat öz Türkçe pek çok kelime de Arapça‘ya geçmiĢtir. ġu andaki Arapça sözlükler Türkçe kelimeler yönünden sansürlenmiĢ olduğundan bizim için yeterli araĢtırma kaynağı olmamaktadırlar. Bu 240


çalıĢma elimizdeki dar imkânlar kullanılarak hazırlanmıĢ bir çalıĢmadır. Bu nedenle kusurlarımıza müsamaha ile bakacağınızı umuyoruz. Bazı Türkçe kelimeler, Arapça‘da değiĢik Ģekillerde telaffuz edilmektedir. Bu kelimeleri parantez içinde gösterdik. Eğer bir kelime diğer dillerden dilimize geçmiĢ bir kelimeyse onu da göstermeyi uygun bulduk. Genelde Arapça‘ya Osmanlı döneminde pek çok kelimemiz geçtiği için Osmanlı Türkçesi tabirini kullandık. Eğer Arapça‘ya geçen kelimenin baĢka dillerden dilimize girdiğine dair bir delil bulamamıĢsak ya da onun öz Türkçe bir kelime olduğunu düĢünmüĢsek, o kelime için Türkçe tabirini kullandık. Tabii ki bu kelimeler içinde de farklı kökenli kelimeler olabilir. Umarım bu naçiz çalıĢmamızın, Türk Dilbilim‘inin geliĢmesine ufak da olsa bir katkısı olur. ġimdi sizleri Türkçe kanalıyla Arapça‘ya geçmiĢ bazı kelimelerle baĢ baĢa bırakıyoruz: Abajur-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Abanoz-Yunanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Afyon-Yunanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Ağda-Türkçe>Arapça(Muakkad-kökü akda) Ahtapot-Yunanca(Octopus)>Osmanlı Türkçesi>Arapça 241


Akasya-Yunanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Akbaba-Türkçe>Arapça(Ukab) Pehlivan-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Cambaz-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Kırmızı-Türkçe>Arapça(Kırmızun) Alay-Türkçe>Arapça Albüm-Latince>Osmanlı Türkçesi>Arapça Ambar-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Amiral-Osmanlı‘lar Arapça‘dan geliĢtirdi>Arapça‘ya geçti Ampul-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Ambule) Ardıç-Türkçe>Arapça(Arar) ArĢiv-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça(ArĢif) Artezyen-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Artuvazi) Asfalt-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça 242


Atlas-Yunanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Bustani(bahçıvan)-Farsça Bostan kelimesinden>Osmanlı Türkçesi>Arapça BahĢiĢ-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Baht-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Balya>Almanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bale) Barut-Osmanlı Türkçesi>Arapça Bez-Türkçe>Arapça(Bezzun) Bezelye-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bazila) Bezirgan-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bezzaz) Biftek-Fransızca>Türkçe>Arapça Bilardo-Ġtalyanca>Türkçe>Arapça Bilye-Ġtalyanca>Türkçe>Arapça Bodrum-Osmanlı Türkçesi>Arapça(bedrum) Bostan-Osmanlı Türkçesi>Arapça Serseri-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Sarsar) 243


Buket-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Baketun) Bulgur-Türkçe>Arapça(Burgul) Burgu-Türkçe>Arapça Burmak-Türkçe>Arapça(Bermen) Bülbül-Osmanlı Türkçesi>Arapça Ceket-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Cumhuriyet-Arapça‘dan Osmanlı‘da ilk kullanıldı>Arapça Çanta-Osmanlı Türkçesi>Arapça(ġanta) Çavdar-Türkçe>Arapça(cavdar) ÇavuĢ-Osmanlı Türkçesi>Arapça(CaviĢ) Çek-Türkçe>Arapça(ġik) Polat-Türkçe>Arapça(Fulaz) Çengel-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Ģengel) Dut-Türkçe>Arapça(Tut) Çini-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Sıni) 244


Çuha-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Cuhun) Çuval-Osmanlı Türkçesi>Arapça(CuvalıkTürkçe‘deki –lık eki de –ık Ģeklinde geçmiĢ) Dama-Osmanlı Türkçesi>Arapça Damacana-Osmanlı Türkçesi>Arapça Davul-Türkçe>Arapça(Tubul) Dem-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça DerviĢ-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Divan-Osmanlı Türkçesi>Arapça Domates-Ġngilizce>Türkçe>Arapça(Tamatımun) Düzine-Osmanlı Türkçesi>Arapça Efendi-Osmanlı Türkçesi>Arapça MenekĢe-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Benefse) Kestane-Türkçe>Arapça(kestena) OnbaĢı-Türkçe>Arapça(EvĢaviĢ) Eylül-Ġbranice>Osmanlı Türkçesi>Arapça

245


Fanus-Osmanlı Türkçesi>Arapça Fare-Türkçe>Arapça Fayton-Osmanlı Türkçesi>Arapça Fırça-Osmanlı Türkçesi>Arapça(FurĢa) Fırın-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Furnun) Fıstık-Türkçe>Arapça(Fustuk) Fındık-Türkçe>Arapça(bunduk) Firuze-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça FiĢ-Osmanlı Türkçesi>Arapça(FiĢe) FiĢek-Osmanlı Türkçesi>Arapça (FiĢke) Fitil-Osmanlı Türkçesi>Arapça Garaj-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Karacun) Gargara-Türkçe>Arapça General-Türkçe>Arapça(Ceneral) Gergedan-Osmanlı Türkçesi>Arapça Hançer-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Hancer) 246


Han-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Konaklanan yer) Ġbrik-Osmanlı Türkçesi>Arapça ĠbriĢim-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Ġbreysem) Kaftan-Osmanlı Türkçesi>Arapça Kaktüs-Yunanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Kalbur-Türkçe>Arapça(Gırbalun) Kandil-Latince>Osmanlı Türkçesi>Arapça Kanepe-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Karanfil-Yunanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Karton-Osmanlı Türkçesi>Arapça Kauçuk-Osmanlı Türkçesi>Arapça(kavuĢtuk) Kehribar-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça (Kehriman) Kelepçe-Farsça>Türkçe>Arapça(KelebĢun) Keman-Osmanlı Türkçesi>Arapça Kereviz-Farsça>Türkçe>Arapça(Kerefsun) 247


Korsan-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Kursan) Köfte-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Küfte) Körük-Türkçe>Arapça(Kirun) Köse-Türkçe>Arapça(Kevsec, kusec) Kumru-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Kumriyyun) Kunduz-Türkçe>Arapça(Kundus) Küme-Türkçe>Arapça(Kümetün) Küspe-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Küsbetün) Lades-Osmanlı Türkçesi>Arapça (Elyedes) Lale-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bu dilde Lale Gul demek bu da Gülden gelir) Lavanta-Ġtalyanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Tas-Türkçe>Arapça(Tastü) Leylak-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Leylek) Leylek-Türkçe>Arapça(Laklak) Loca-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Lucun)

248


Madalyon-Osmanlı Türkçesi>Arapça (Medelyun) Makarna-Ġtalyanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça (Mekrunetün) Mandalina-Osmanlı Türkçesi>Arapça (Menderin veYusuf Efendi) Manolya-Türkçe>Arapça(Manulya) MareĢal-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Türkler geliĢtirmiĢtir) Margarin-Yunanca>Türkçe>Arapça Marmelat-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Maydanoz-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bakdunes) Mekik-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Mekuk) Mermer-Türkçe>Arapça Midye-Türkçe>Arapça Milyarder-Fransızca>Türkçe>Arapça Milyoner-Fransızca>Türkçe>Arapça Mobilya-Osmanlı Türkçesi>Arapça Mumya-Osmanlı Türkçesi>Arapça 249


Musiki-Osmanlı Türkçesi>Arapça Cevher-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Cevher) Naftalin>Osmanlı Türkçesi>Arapça Nankör-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Nakirun) ġiĢe-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Neft-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Ney-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça NiĢadır-Osmanlı Türkçesi>Arapça Nisan-Osmanlı Türkçesi>Arapça NiĢasta-Osmanlı Türkçesi>Arapça(NeĢaun) Okyanus-Osmanlı Türkçesi>Arapça Ortanca-Türkçe>Arapça(Urtansiyye) Ödemek-Türkçe>Arapça(Edde) Paket-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bakit) Palamut-Türkçe>Arapça(Ballutun) Pancar-Türkçe>Arapça (Bencer) 250


Pantolon-Osmanlı Türkçesi>Arapça Pabuç-Osmanlı Türkçesi>Arapça Papatya-Türkçe>Arapça(Babunacun) PaĢa-Osmanlı Türkçesi>Arapça (BaĢa) Patates-Ġngilizce>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Batates) Patlıcan-Türkçe>Arapça(Badıncan) Pedal-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bedal) Peksimet-Türkçe>Arapça(Baksimat) Pelerin-Osmanlı Türkçesi>Arapça Perçin-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(BerĢam) Pergel-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Berkel) Pervane-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Bervane) Portakal-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Burtukalun) Pudra-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Reçine-Ġtalyanca>Osmanlı 251


Türkçesi>Arapça(Ratinecun) Sac-Türkçe>Arapça Salça-Ġtalyanca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Samur-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Sarnıç-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Sıhrıc) Satranç-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(ġetranc) Sele-Türkçe>Arapça Servi(Ağaç)-Farsça>Türkçe>Arapça(Servun) Sigara-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Sicara) Siğil-Türkçe>Arapça(Sü‘lül) Sinema-Fransızca>Osmanlı Türkçesi>Arapça Sini-Türkçe>Arapça(Sınıyye) ġah-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça ġalgam-Türkçe>Arapça(ġalcam) ġamdan-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(ġamadan)

252


ġamfıstığı-Türkçe>Arapça(Fustuka) ġalvar-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça(Servalun) Tabur-Türkçe>Arapça Tabure-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça ġaklaban-Osmanlı Türkçesi>Arapça(ġaklabatunTakla) Tarçın-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Darsınıyyun) Taze-Türkçe>Arapça(Tazecun) TebeĢir-Osmanlı Türkçesi>Arapça(TabaĢir) Tencere-Türkçe>Arapça(Tancara) Teneke-Türkçe>Arapça Topuz-Türkçe>Arapça(Dubbusun) Kese-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Kisun) Tuğra-Türkçe>Arapça Uskumru-Türkçe>Arapça Üstübeç-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Ġsfideç)

253


Üstüpü-Osmanlı Türkçesi>Arapça(Ustubbetun) VaĢak-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Vernik-Osmanlı Türkçesi>Arapça (VerniĢ) Vida-Bu kelime bizde yabancı ama Arapça‘da Türkçe-Burgu Kiraz-Türkçe>Arapça(Kerezun) ViĢne-Türkçe>Arapça(ViĢnetün) Yaka-Türkçe>Arapça Yasemin-Osmanlı Türkçesi>Arapça YaĢmak-Arapça‘da Türkçe ―Bürgü‖ kelimesinden gelen ―Burgun‖ kelimesi kullanılır. Bu Bürgü kelimesi de bizden çok uzaklardaki Afganlar gibi kavimlerce de baĢörtüsü anlamında kullanılır. Hardal-Türkçe>Arapça(Hartal) Süsen(Zambak)-Türkçe>Arapça(Sevsen) Zerzevat-Farsça>Osmanlı Türkçesi>Arapça Kaynaklar: Türkçe-Arapça Sözlük (Fono) Türkçe-Arapça Sözlük(Ensar NeĢriyat) Türkçe-Farsça Sözlük (Fono) Ġbn-i Sina Felsefesi ve Ortaçağ Avrupasındaki Etkileri(Prof.Dr. A.-M.GOICHON-Prof.Dr. Ġsmail YAKIT-Ötüken)

254


TÜRKÇE’NĠN SES ÂHENGĠ Türkçemizde kullandığımız pek çok kelime tabiat olaylarının izlerini taĢımaktadır. Sanki dilimizde her bir sözcüğün kendini anlatan ayrı bir lisanı vardır. Örneğin; ―soğuk‖ kelimesini inceleyelim. ‖Soğuk‖ kelimesini oluĢturan sesler, içerdikleri anlamı da pekiĢtirecek Ģekilde soğuk sesler. Soğuk bir havada dıĢarı çıktığımızda duyacağımız sesler, sanki bu soğuk kelimesinin içine saklanmıĢ. Bu kelimeyi duyduğumuzda bir fırtınanın uğultusunu duyar gibi oluruz. Soğuk kelimesindeki ―o, ğ, u ― sesleri bir rüzgârın uğultusunu andırır. BaĢtaki ―s‖ sesi yaprakların ve rüzgârın sesini hatırlatır. Sondaki ―k‖ sesi de gök gürlemesine bir gönderme gibidir. ĠĢte bir kelimemizde pek çok tabiat olayı adeta resmedilmiĢtir. Bir baĢka kelimeyi ele alalım. Örneğin; KıĢ kelimesinde ―ı‖, ‖Ģ‖ sesleri adeta bir akıĢı ifade eder. Yağmur ve kar yağıĢında duyduğumuz sesler bu kelimede toplanmıĢ gibidir. Sıcak kelimesi sesleri itibariyle de anlamı gibi sıcaklığı ortaya koyar. Bir sobada odunların yanıĢını hatırlayalım. Önce ateĢ yakılır. Bu esnada havanın özelliğinden dolayı ―s‖ sesi ortaya çıkar. Ardından ―c‖, ―a‖, ―k‖ sesleri bir odunun yanarken çıkardığı sesleri yansıtır. Yine Türkçemizde bazı soyut anlamları 255


karĢılayan kelimelerde rastladığımız ses yapısı, duygulara tercüman olacak niteliktedir. Örneğin ―korku‖ kelimesi duyulduğunda bile kalbe bir korku salar. Bu sözcüğün içindeki kalın sesler ve ―k‖ sesleri Türklerin korktukları tabiat olaylarının ve diğer korkularının seslerini içerirler. Kılınç sesleri, gök gürlemeleri, depremde çıkan gürültü gibi Türk insanının hafızasına kazınmıĢ büyük felaketlerin bir hulasası gibi olan bu kelime, gerçekten manidardır. Bu kelimenin ortasındaki akıcı ―r‖ sesi de yine Türklerin eskiden beri saygı duydukları suyun akıĢını hissettirir. ―Sevgi‖ kelimesinin kökü olan ―sev‖ kelimesi sevginin sıcaklığını ve akıcılığını, inceliğini anlatır. Buradaki ―s‖ sesi akıcı bir sestir. Bu sevginin kalpten kalbe aktığına iĢaret eder. Yine ―e‖ sesi sevginin inceliğine iĢaret eder. Sondaki dudaksı ―v‖ sesi sevme fiilinin doğal bir sonucu olarak oluĢacak öpme fiiline iĢaret eder. ‖Sev‖ fiilini söyleyen kimsenin son mertebede dudakları yuvarlaklaĢır, öpme konumuna gelir. Annesini seven bir çocuk, çocuğunu seven bir anne ve eĢini seven bir insan, sevgisini en son mertebede öperek ortaya koyar. ‖Öp-― fiilinde de benzer bir güzellik vardır. Bu fiili söyleyen bir kimsenin dudakları yuvarlaklaĢır ve o kimse zaten havaya bir öpücük yollar. Bu gibi ses özellikleri Türklerin duygusallığını ve sevgiye düĢkünlüğünü gösteren birer örnektir. Türkçe konuĢan insanları dinleyen yabancılar, bu dilin farklılığını hissetmektedirler. Hatta çeĢitli 256


duyguları Türkçe ile ifade ettiğimizde dilimizi bilmeyen yabancı insanlar ne demek istediğimizi iyi kötü hissetmektedirler. Olumsuz, kötü sözler söylediğimizde kelimelerin tabii sesleri, tonlamaları ve vurguları anlama göre sertleĢmektedir. Sevgi, mutluluk içeren sözler söylediğimizde de dilimizin kulaklarda hoĢ bir sada bıraktığı bilinmektedir. Bunu anlamak için eski Türkçe yazın ürünlerinden örnekler verelim: ―Bunça bitig bitigma Kül tigin atısı yolug tigin bitidim. Yigirmi kün olurup bo taĢka bo takma kop Yolıg tigin bitidim. ‖ Bu sözleri dinlediğimizde bir taĢa bir demirle vurulduğunu hissederiz. Üstelik bu vuruĢların çok da sert olmadığını ince ve nazik vuruĢlar olduğunu seslerin inceliğinden de anlarız. Zaten bu sözlerde Yolıg Tigin‘in taĢlara yazıları kazıdığı anlatılmaktadır. ―Anilki Tadıkıng çorung boz atın binip tagdi‖ Bu sözlerde ata binme olayından bahsedilmekte. Bu anlama uygun olarak da bu sözlerde atın giderken çıkardığı sesler bir musiki Ģeklinde duyulmaktadır. ―Kül tiginig az erin irtirü ıtımız ulug süngüĢ süngüĢmüĢ. Alp Ģalçı ak atın binip tagmiĢ kara TürgiĢ bodunug anda ölürmiĢ almıĢ‖

257


Bu cümlelerde de bir savaĢın anlatıldığı anlaĢılmaktadır. Kılıç seslerini, at seslerini, bu sözlerde duyabiliriz. AĢkın sihirli Ģarkısı yüzlerce dildedir. Ġspanya neĢesiyle bu akĢam bu zildedir. Yelpaze çevrilir gibi birden dönüĢleri, ĠĢveyle devriliĢ, açılıĢ, örtünüĢleri Bu mısralar söz üstadımız Yahya Kemal‘den alıntıdır. Bu kıtayı dinlediğimizde kulağımıza Ģiirde ifade edilmek istenen anlama uygun seslerin (aliterasyon) dizilmiĢ olduğunu görmekteyiz. Bu Türkçe‘nin ses ve ek zenginliğinin verdiği müthiĢ bir imkândır. Elbette Türkçemizde kullandığımız her bir kelimede bu örneklerdeki gibi muhteĢem ses özellikleri olmayabilir. Ancak bu kadar örnek bile Türkçe‘nin güzelliğini göstermeye yeter de artar sanırım. Biz yine de konumuzla ilgili birkaç örnek daha vermek istiyoruz: Titremek kelimesi adeta söyleyenin ağzını titretmektedir. ―t‖ ve ―r‖ seslerinin arka arkaya gelmesi titreyen bir nesneyi anımsatmaktadır. Ağlamak kelimesinin aslı yığlamak, ığlamak kelimeleridir. Bu ―yığ-―, ―ığ-― sesleri ağlayan, inleyen bir insanın çıkarttığı sesleri yansıtmaktadır. ―Aksırık‖ kelimesi de benzer bir yansımayı içerir. Çirkin kelimesini 258


incelediğimizde bu kelimenin ―iğrenç‖ kelimesinde olduğu gibi dinleyende ―iğrenç‖ çağrıĢımlar yapacağı muhakkaktır. ―Güzel‖ kelimesinde ise gerçekten güzel bir eda vardır. Bu kelime bize ―gül‖ kelimesini hatırlatır. Belki de Farsça‘da ―Gul‖ Ģeklinde telaffuz edilen bu çiçek ismi Türkçe‘ye girdiğinde güzel kelimesinin etkisiyle güzelleĢtirilmiĢ olabilir. Ya da bu ―gul‖ kelimesi gül- fiilinin etkisi altında da kalmıĢ olabilir. Gül çiçeği hem gülen hem de güzel bir çiçektir. Belki de kendisine bu anlamlar yüklenen gül, bu özelliklerden dolayı, Müslümanlarca, gülmenin ve güzelliğin kaynağı olarak kabul edilen Hz. Muhammed‘i temsil etmeye layık görülmüĢtür. Yine bir baĢka kelime olan ―Karga‖ kelimesini duyduğumuzda, karganın ötüĢ sesini ve karalığını hissederiz. ‖Süpürge‖ kelimesinin kökü olan süpür- fiili süpürgenin süpürme esnasında çıkarttığı sesi anımsatmıyor mu? ―Kürek‖ kelimesi de toprağa sürten küreğin sesini süpürgede olduğu gibi yansıtmaktadır. ―Sürt-― fiili bile bir yansıma içermektedir. Bu fiildeki sesler nesnelerin birbirine sürtünürken çıkardıkları sesleri çağrıĢtırmaktadırlar. ĠĢte bunlar ve benzeri binlerce kelime, dilimize ayrı bir ahenk katmaktadır. Türkçe‘yi konuĢan insanlar sanki tabiatı dillendirmektedirler. Türk dili tabiatı yansıtan bir ayna gibi görünmektedir. 259


Türkçe‘yi konuĢan bir insan, diğer dillere nazaran tabiatla daha iç içe bir dil kullanmaktadır. Bu gün doğaseverlerimizin slogan ve pankartlarında doğayı yansıtmaktan uzak Ġngilizce‘yi kullanmaları ne üzücüdür! Hatta tüm dünyadaki doğaseverler yazılı; sözlü eylemlerinde, ―tabiatın düzenli bir dili‖ olarak adlandırılabilecek Türkçe‘yi kullanmalıdırlar.

260


DNA VE TÜRKÇE ARASINDAKĠ ĠLĠġKĠ DNA kelimesi ―Deoksiribonükleik Asit‖ kelime öbeğinden kısaltılmıĢtır. DNA bir çeĢit küçük ―Kader Programıdır. ‖ Canlıların tüm hayat programı DNA kromozonlarında kayıtlıdır. DNA, canlıların hafızasıdır. Tüm geçmiĢimizin yaĢamsal özellikleri DNA‘lar vasıtasıyla bize ve bizden sonraki nesillere aktarılır. Dilbilimcilerin çoğunluğuna göre, diller de birer canlı varlıktır. O halde dillerin de kendilerine göre genleri ve yapılarını daha sonraki zamanlara aktaracakları DNA‘ları vardır. Diğer dilelrde olduğu gibi Türkçemizin de kendine has DNA‘ları vardır. Bu DNA‘lar vasıtasıyla Türkçemizin özellikleri asırlar öncesinden bugüne kadar gelmiĢtir. ġimdi Türkçemizin DNA sistemine doğru bir yolculuk yapacağız. Öncelikle Türkçe‘nin asırlarca öncesinden bugüne aktardığı özellikleri, sesleri var mıdır? Yoksa Türkçe tamamen değiĢmiĢ midir? Bunu anlayacağız. ġimdi Orhun Abidelerinden bazı bölümleri inceleyelim; ―Türük begler bodun, bunı eĢiding! Türük bodunug tirip il tutsıkıngın bunta urtum; yangılıp ölsikingin yeme bunta urtum. ‖ 261


―Türk Beyler milleti (bodunu), Bunu iĢitin! Türk milletinin dirilip il tutacağını buna vurdum. Yanılıp öleceğini de buna vurdum (hak ettim)‖ Bu cümlelerde Türkçe‘nin binlerce yıl önceki ve sonraki halini karĢı karĢıya görüyoruz.. Eğer dillerin özelde Türkçe‘nin kendine has bir gen ya da DNA yapısı olmasaydı, bugün binlerce yıl önce kullandığımız kelimeler yaĢamayacak, yok olacaklardı. Ancak hâlâ bin küsur yıl önce kullandığımız pek çok kelimeyi bugün de üstelik daha da güzelleĢmiĢ biçimleriyle kullanmaktayız. ġimdi yukarıdaki cümlelerdeki kelimeleri bugün kullandığımız aynı kökenden gelen kelimeelrle karĢılaĢtıralım. ―Türük-Türk‖, görüldüğü gibi Türk kelimesinin eski hali daha çok sese sahipti. Bu kelimenin Ģimdiki Ģekli ise, oldukça güzelleĢmiĢ bir durumda. ―Beg-bey‖ beg kelimesi sonundaki ―g‖ sesinden dolayı kaba gözükmektedir. Ancak bu ―g‖ sesi zamanla sanki düzenleyici bir elin katkısıyla ―y‖ sesine dönüĢtürülmüĢtür. Bu Ģekilde ―beg‖ kelimesi daha da yumuĢamıĢ, inceleĢmiĢ yani kulağa daha güzel gelen ―bey‖ sözcüğüne dönüĢmüĢtür. Bu değiĢimlere rağmen Türük-Türk ve beg-bey kelimelerinin kökenleriyle benzerlikleri ortada. Yani büyük baĢkalaĢmalar, bozulmalar olmamıĢ ama kelimeler asli DNA‘larını da muhafaza ederek daha bir inceleĢmiĢ, güzelleĢmiĢlerdir. Ġngilizce 262


gibi bazı dillerde ise kelimeler zamanla bükümlüleĢmeye, baĢkalaĢmaya doğru giderler. Tabii ki dünya dillerinin çoğunda kendilerine göre bir güzelleĢme meyli vardır. Kesinlikle o dilleri küçümsediğimizi kimse düĢünmesin. ‖Bodun‖ kelimesi diriltilmeye çalıĢılan bir kelimedir. Ancak bu kelime bugün yerini kulağa daha hoĢ gelen ―millet‖ kelimesine bırakmıĢtır. Millet kelimesi hangi kökenden gelirse gelsin artık Türkçe‘dir. ―Bodun‖ kelimesi bazı Türk lehçelerinde de yaĢamaya devam etmektedir ancak çoklukla kullanılan kelime ―millet‖ kelimesidir. Yine -ler(çoğul eki) halen dilimizde muhafaza edilmektedir. Bu da Türkçe‘nin dilbilgisi özelliklerini binlerce yıla rağmen muhafaza ettiğini göstermektedir. Türkçe‘nin dilbilgisinin(gramerinin) sağlamlığı tartıĢılmaz. Bu noktadaki DNA‘lar daha kuvvetlidir. Nasıl ki bugünkü balıklar yüz binlerce yıl önceki balıklarla benzer özelliklere sahiptir. Çünkü aynı DNA yapısı ilk balıktan bugünkü balıklara kadar aktarılmıĢtır. Bunun gibi Türkçe, diğer kuralları olan düzenlileĢme, inceleĢme ve güzelleĢme gibi özelliklerini devam ettirmekle birlikte, gramer yönünden kendini korumaya değiĢime, baĢkalaĢmaya direnmeye çalıĢmaktadır. Bu da Türkçe‘nin DNA yapısını kanıtlayan baĢka bir belgedir. Yukarıda verdiğimiz cümlelerdeki kelimeleri karĢılaĢtırmaya devam edelim: 263


‖Bunı-bunu‖ görüldüğü gibi düzenlileĢme kuralı burada da kendini gösteriyor. Eskiden nesne hali ekinin sadece ―ı‖ ve ―i‖ Ģekilleri vardı. Yani ―u, ü‖ Ģekilleri yoktu. Ancak zamanla küçük ünlü uyumu kuralının bugünkü hali oluĢtu. Düzenlilik böylelikle daha da arttı. Ayrıca Türkçe kelimeler kulağa daha da hoĢ gelmeye baĢladı. Ancak nesne hali eklerinin de ―bu‖ kelimesi gibi zamirlerin de aslı değiĢmedi. ‖EĢiding-iĢitin‖ kelimeleri arasındaki benzerlik de ortadadır. Ufak ve kurallı bazı değiĢiklikler dıĢında ―eĢid-― fiili aynen bugün de ―iĢit-― Ģeklinde yaĢamaktadır. Yine 2. çoğul emir kipi eki olan eski ―–ing‖ eki de ―–in‖ Ģeklinde bugün de varlığını devam ettirmektedir. Görüldüğü gibi sondaki ―–g‖ sesi kaybolmuĢ ama bu Türkçe‘nin kulağa daha da hoĢ gelmesini sağlamıĢtır. Ancak ek çoğunlukla korunmaya devam etmiĢtir. Bütün bu verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi diğer dillerde olduğu gibi Türkçe‘nin de kendine has bir DNA yapısı vardır. Türkçe, gün geçtikçe daha hoĢ, daha düzenli, daha Ģiirsel bir dil olmaktadır. Bu da Türkçe‘nin güzelliğini ispat eden baĢka bir delil olarak kaydedilecektir. Ayrıca Türkçe, bu yönüyle bize canlılarda değiĢmeyen bazı gensel özellikler olduğunu fısıldamaktadır.

264


Bize de ―aslınızdan uzaklaĢmayın ama baĢka milletlerin teknolojilerini, iyi yönlerini alın‖ der gibi asıldan uzaklaĢmadan değiĢimi, düzenlileĢmeyi öğütlemektedir.

265


TÜRKÇE’NĠN MATEMATĠKSELLĠĞĠ VE FELSEFĠ BOYUTU Büyük ünlü uyumu kuralının matematikselliği: Bildiğimiz gibi Türkçe‘de bir kelimenin ilk hecesi kalın ünlüyle baĢlıyorsa, diğer heceler de kalın ünlüyle, ilk hece ince ünlüyle baĢlıyorsa, diğer heceler de ince ünlüyle devam eder. ġimdi bu kurala uyan ve uymayan örnekleri görelim: K(i)t(a)p> bu kelimede i=ince, a=kalın olduğundan bu kelime kurala uymaz. Bunu matematiksel olarak Ģöyle gösterebiliriz: i= -1 olsun, a= +1 olsun… -1. 1= -1 yani sonuç olumsuz… Birisi eksi diğeri artı olursa, sonuç eksi olduğu gibi, birisi ince diğeri kalın olduğunda da sonuç olumsuzdur. K(i)t(a)pç(ı)= Burada kalın ünlülerin tamamını yine +1 olarak alacağız. -1. 1. 1=-1 bir tane eksi diğerlerini de eksi yapıyor. Olumlu birkaç örnek verelim Ģimdi de: Ç(o)c(u)k= 1. 1=+1 sonuç olumlu, pozitif… (i)nc(e)= -1. -1= +1 sonuç yine olumlu…

266


Eğer bu kalın ünlüleri çift, ince ünlüleri de tek sayılar olarak kabul etsek; Çift sayıyla çift sayının toplamı çift olur. Sonuç çift çıkarsa iki sayı bir biriyle aynıdır yani uyumludur demektir. Çift+çift=çift Tek sayıyla tek sayının toplamı da çifttir. Demek ki tek sayıyla tek sayı da birbiriyle uyumludur. Tek+tek=çift Fakat tek sayıyla çift sayının toplamı tektir. Demek ki, tek sayı ile çift sayı birbirinden farklıdır. Çift+tek=tek Kalın+kalın=uyumlu Ġnce+ince=uyumlu Ġnce+kalın=uyumsuz Kalın+ince=uyumsuz Sayıların ikisi de eksi olursa sonuç yine olumludur. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Sanırım burada anlatmak istediklerimiz anlaĢılmıĢtır. Türkçe bilim dili değil diyenler, Türkçe‘nin bu matematikselliği karĢısında ne diyecekler? Türkçe‘yi ve Türkleri çağın gerisinde görmeye çalıĢan Batı, Türkçemizin bu matematiksel mucizesinin farkına varacaklar mı? Onlar bunun farkına varmasa da biz Türkçemizin güzelliğinin farkındayız. Bu öyle subjektif bir güzellik de

267


değil. Matematiksel olarak ispat edilen bir güzellik…

ÜNLÜLER KÜPÜNÜN ÇĠZĠLMESĠ Sihirli bir küpümüz var bizim. Bu küp Türkçe‘nin güzelliğini gösteren matematiksel harikalardan biri. Üstelik bunu bir Türk de bulmamıĢ. Bu kübü ilk defa çizen bir yabancı, bir Fransız. Ona bu yardımından ve keĢfinden dolayı teĢekkür ederken, kendime de sitem ediyorum: ―Neden ben de Türkçe‘nin daha değiĢik matematiksel özelliklerini ortaya koymayayım? ‖ Zaten ben de yola bu niyetle koyuldum ilk baĢta. Size de bunun için sesleniyorum: ―Neden siz de Türkçe‘nin daha değiĢik güzelliklerini ortaya koymayasınız? ‖ Ancak yabancılar bizim dilimizi bizden daha iyi biliyorlar. Bizde de dünya standartlarında dilbilimciler yok değil. Bir Doğan AKSAN bence pek çok yabancı dilbilimciyle boy ölçüĢecek donanımda. Daha ismini bilemediğimiz baĢka üniversite hocalarımız da mevcut, bunu biliyorum. Ancak Türkçe her Ģey gibi tek bir bakıĢ açısıyla değil farklı farklı bakıĢ açılarının verileri nazara alınarak incelenmeli. Yüz dâhinin yapmayı beceremeyeceği yüksek bir düzende olan Türkçe‘yi bir iki kiĢi nasıl tam manasıyla, tüm güzellikleriyle çözebilir? Türkçe‘nin bir 268


Ģifresi var. Bu Ģifre mutlaka çözülmeli. Bu Ģifreyi çözmek için ilk adımlardan birini François Deny adındaki bir dil okulu öğrencisi atmıĢ. Bu Ģifreyi çözmek için ben de bir adım atmak istiyorum. Belki o adımı attım, belki de ömür boyu o adımı atmak için uğraĢacağım. Ama öncelikle ilk adıma vefadır. Bu adımdan çıkarılacak dersler var. Bu ünlüler küpü çizilirken Ģu formül kullanılmıĢ: c 3 N=2 > N=2 > N=8… Sonra François Türkçe‘nin bir gizemli Ģifresini çözmenin heyecanıyla ünlüler küpünü, ünlülerin tüm özelliklerini gösterecek Ģekilde çiziyor. Aslında o kendisi bir Ģey yaratmıyor. Sadece Türkçe‘nin var olan ama bilinmeyen bir özelliğini gözler önüne seriyor. Bizler de araĢtırmalarımızda iĢte buna talibiz.

Görüldüğü gibi Kâbe de aslında bir ―küp‖ görünümünde. Ünlüler Küpüyle Kâbe‘nin Ģekli arasında bir iliĢki olamaz mı? Kâbe kelimesi ―küp‖ anlamına gelmektedir zaten. Belki de yüce Yaratıcı, bu ünlüler küpüyle bir çeĢit Kâbe‘yi 269


yani boyutsuzluğun ve zamansızlığın sembolü olan ―küp‖ Ģeklini Türkçe üzerine resmetmiĢtir. Belki de bu sadece Türkçe‘nin düzeninin bir baĢka delilidir. Ancak Türkçe‘nin böyle bir güzelliğinin olduğu açıktır. Üstelik ―küp‖ insanın çok boyutluluğunu da sembolize eder. Zaten ―kabe‖ insan ―kalbinin‖ de bir nevi sembolüdür. Ġnsan kalbi ve ruhu ise ―beden‖ gibi sınırlı değil aksine ―sonsuz‖ yani boyutsuzdur.

Şekil: Ünlüler küpü

TÜRKÇE’NĠN MATEMATĠKSELLĠĞĠNE ÖRNEKLER Yine matematiğin diğer bir konusu olan simetriye de bu kuralları uyarlayabiliriz. Bir ünlüler doğrusu olduğunu var sayalım. Bu ünlüler doğrusunun ortası 0 noktası olsun. Bu ünlüler doğrusunda A noktası düz ünlüleri sembolize etsin.

270


Küçük Ünlü Uyumu kuralının birinci bölümü için; A (a, e, ı, i) 0 A‘(a, e, ı, i) __|___________________ |__________________|_____ Bu örnekte görüldüğü gibi düz ünlüler düz ünlülerle 0 noktasına göre simetrik olmaktadırlar. Aynı simetri özelliğini B. Ü. U. K için de kullanabiliriz. A (a, o, u, ı) 0 A(a, o, u, ı) __|____________________|_________________ __|______ A(e, ö, ü, i) 0 A(e, ö, ü, i) _|_____________________ |___________________|_____

271


Burada da kalın ünlülerin kalın ünlülerle, düz ünlülerin de düz ünlülerle simetrik olduğu görülebilir. Türkçe‘deki sesteĢ kelimeler de birbirleriyle ses itibariyle eĢ anlamlı kelimeler ise anlam itibariyle simetrik görünmektedir. Ak-Ak, Yüz-Yüz, Bin-BinMektep-Okul, Al-Kırmızı, Ak-Beyaz Türkçe‘de her zaman 1+1=2 olmayabilir. Aslında bütün dillerde bu böyledir. Yani; Özne(1) +Yüklem(1) = Cümle(1) 1+1=1 oldu. Demek ki 1+1 her zaman 2 etmez. Türkçe ve diğer diller bunu bize ispat ederler. Türkçe‘de en önemli öğe sondadır. Ali bugün okula geliyor. Bu kurala göre bu cümlede en önemli kelime geliyor kelimesidir. O zaman bunu matematiksel olarak Ģöyle ifade edebiliriz. Geliyor>okula>bugün>Ali aslında Türkçe‘de özne de önemlidir ancak cümleden özneyi 272


çıkarttığımızda cümlenin anlamı bozulmaz. Zaten yüklemde özne de vardır. 1000>100>10>0 bu cümlede 0 etkisiz elemandır. 0 sayısı olmasa da bu sayıların toplamı aynıdır. 1000+100+10=1110 1000+100+10+0=1110 Ģimdi bu örneklerden Türkçe‘de öznenin lüzumsuz olduğu çıkarılmamalıdır. Sadece Ģunu söylüyoruz Türkçe‘de özne görünüĢte olmadan da cümlede Ģahıs ekleri bize özneyi verir. Örneğin; Geliyor. Bunu bir sayıyla ifade edelim. 100 Biz bu geliyor kelimesinin baĢına O zamirini koysak da koymasak da fiilin öznesinin O olduğu bellidir. (O)Geliyor. ġimdi bu 100 sayısının önüne + iĢaretini koysak da koymasak da bu sayının artı olduğu bellidir. Ancak sayı – olduğunda bu iĢareti muhakkak koymam gerekir. Bunun gibi eğer cümlede yüklem yoksa biz cümleye bu – iĢaretini koyarız. Yani cümle eksiltilmiĢ bir cümle olur. Daha doğrusu cümle ortadan kalkar. Sadece kelime elimizde kalır. Yüklem olmadan cümle olmaz. Türkçe‘de kelimelere getirilen bütün ekler muhakkak sondadır. Bunun istisnası yoktur. Bu halde burada müthiĢ bir düzen göze çarpmaktadır. ġimdi bunu daha iyi anlamaya çalıĢalım:

273


Kök+ek önce kelime kökü vardır, sonra ek gelir. Ġsimler için de fiiller için de bu böyledir. Örneğin: ―gör-dü‖ kelimesinde de ―kitap+lık‖ kelimesinde de ek sonda gelir. O halde Türkçemizdeki ek için Ģöyle bir formül yapabiliriz. Ekli kelime=kök+ek Bunun bir sağlamasını yapalım. Kök=ekli kelime-ek bir ek bir ekli kelimeden çıkarıldığında sonuç sıfırdır. O halde kök eksiz olan kelimedir. Ya da ekli kelime-kök=ek yani ekli kelimeden kök çıktığında geriye sadece ek kalacaktır. 3=2+1 2=3-1 1=3-2

ekli kelime=kök+ek kök=ekli kelime-ek ek=ekli kelime-kök

2+1 3 eder matematik kuralının kesinliğinde bu kural kendini gösterir. Bu da Türkçe‘deki kuralların matematiksel yapısının baĢka bir Ģeklini bize gösterir. Türkçe‘de bildiğimiz gibi cümlenin olmazsa olmazı özne ve yüklemdir. Eğer özne ortada gözükmese de, bizler Gizli bir Özne‘nin var olduğunu biliriz. Buraya geldi. Bu cümlede görünüĢte bir özne yoktur. Ancak eyleme baktığımızda biz özneyi, yani iĢin yapıcısını buluruz. Bunun gibi kâinatta pek çok eylem ve iĢ yapılmaktadır. Bulutlar arasından yağmur gelir, çiçekler büyür, dünya güneĢin 274


etrafında gezer ve galaksiler birbirlerinin arasından birbirlerine çarpmadan geçerler. Bu eylemlerin özneleri ise yok gibidir, görünmez. Bu eylemlerin oluĢmasına bahane gösterdiğimiz sebepler de aslında edilgendir, yapılmaktadırlar. ĠĢte bu evrendeki fiilleri bir özneye vermemiz ise mantığın gerekliliğidir. O halde Türkçe‘deki gibi gizli bir özne vardır. Bütün bu iĢleri yapan 3. tekil kiĢi zamirini buluruz. Bu zamir ―O‖dur. O ise her Ģeyin ve her eylemin Yaratıcısı olmaktadır. Zahirde gizlidir ama o fillerinin eylemlerinin içindedir. Eserden eseri yapana çıkarsak, onu buluruz. Türkçemizde de özne aslında eylemin içinde gizlidir. Eylemin Ģahıs eki bize özneyi verir.

275


TÜRKÇE’DEN FELSEFĠ MESAJLAR Kita(pt)a bu kelimede görüldüğü gibi p sesi ince d sesini etkileyerek sertleĢtirmiĢtir. Türkçemizde sert ünsüzler yumuĢak ünsüzleri etkiler. Yani sert ünsüzle biten bir kelimeden sonra yumuĢak ünsüzle baĢlayan bir ek gelirse, yumuĢak ünsüz sertleĢir. Bu halde doğanın bir kuralı ortaya çıkmaktadır. ‖Güçlü olanlar, zayıf olanları etkilerler. Onları asimle ederler. Kendilerine benzetirler. ‖Demek ki, dilimiz bize Ģunu öğütlemektedir: ―Her zaman güçlü olun. GeçmiĢte Çin‘in gücüne, üstünlüğüne kanmadığınız gibi, Ģimdi de diğer kültürlerin aldatıcı gücüne kanmayın. Kendinizdeki büyük gücü keĢfedip bütün kültürleri siz etkileyin. Burada kastettiğimiz sadece maddi güç değildir. Manevi gücü de elde etmemiz gerekmektedir. Asıl güç bize göre manevi üstünlüktür. Bunun yanında zaten maddi üstünlük de gelecektir. Çünkü manevi gücü temsil eden ünlüler sert ünsüzleri de etkilemekte ve onları yumuĢatmaktadırlar.‖ 276


Örneğin: kitap+ı>kitabı görüldüğü gibi sert p sesi yumuĢadı b oldu. Eğer manevi değerlerimize sarılırsak, önümüzde hiçbir engel duramaz. DüĢmanın çelik zırhları da olsa onları yeneriz. Atalarımızın köleliği kabul etmemesindeki, özgürlük uğruna dağları eritmesindeki sır, dilimizin bu özelliğinde saklı olabilir. Bu özelliğin Türk milletinin Ģuur altına gizli bir etkisi olmuĢ olabilir. Bizler ünlü harfler gibi özgür olmalıyız. En sert ve etkileyici medeniyetlere bile kanmamalı, onları Çanakkale‘de olduğu gibi biz etkilemeliyiz. Türkçe‘de bildiğimiz gibi en önemli öge her zaman sondadır. Türkçemizde fiiller zaman ve Ģahıs eklerini alırlar. Bu fiiller bu ekleri geliĢi güzel almazlar. Adeta felsefi anlam boyutu yüksek olan bir sıra takip ederler. Sanki binlerce felsefeci oturmuĢ ve bu sıralamayı ayarlamıĢ gibidir. Türkçemizde; Eylem+zaman+kiĢi sıralaması fiilleri oluĢtururken takip edilen sıradır. Örneğin; ―Gel-iyor-um‖ bu cümlede gel eylem, ―i yor‖ zaman(Ģimdiki), (u)m da kiĢiyi gösterir. ġimdi en önemli öge sondadır prensibini bu fiile uygularsak, buradaki en önemli öge, kiĢi olacaktır. Buradaki kiĢi varlıklar âlemini, varlıkların Ģahsiyetlerini temsil eder. Eğer kiĢi varlık sahnesinde değilse, o zaten bizim anladığımız tarzda bir kiĢi değildir ve ona 277


zamanın bir etkisi olmaz. O, zaman üstü bir boyutta olur. Fakat eğer kiĢi varsa onun bir anı, geçmiĢi ve bir geleceği de olacaktır. Yani varlık varsa onun bir momenti de olacaktır. Bir cismin koordinatlarını zamanı hesaba katmadan hesaplamamız zordur. Kendimize bakalım. Hepimiz birer Ģahısız. Hepimizin birer benliği var. O halde bizler zamanla sınırlanmıĢız. KiĢiden sonra önem sıralamasında zaman ikinci sıradadır. Çünkü kiĢi iĢ ve eylem yapabilmek için zamana muhtaç. Daha doğrusu iĢ ve eylem zamanlı bir boyutun özelliği, sonucudur. Zaman olmasaydı iĢ ve eylem de olmazdı diyebiliriz. Ahirette bile zaman vardır. Eylem ise varlık ve zamanın kaçınılmaz özelliğidir. Varlığı olan ve zamanla sınırlı her varlık eylem halindedir. Örneğin; atomlar birer kiĢidir. Atom kiĢileri zaman nehrine girerler. Zaman nehrinde atomlar hareket ederler ve eylemi oluĢtururlar. Var edilmiĢ her nesneyi bir kiĢi olarak kabul edeceğiz. Bu kiĢilerin bir zamanı ve bir eylemi vardır. Orhun abidelerini düĢünün. Bu anıtlar varlık sahnesine girdiklerinden, zaman dairesine de girmiĢlerdir. Zaman dairesinin bir sonucu olarak bu yazıtlar eskimiĢlerdir. Eğer zamansızlık boyutunda olsalardı eskimeyeceklerdi, çünkü eylemleri olmayacaktı. Onların eylemi eskimek olmuĢtur. Demek ki, Türkçe matematiğin ve felsefenin de dilidir. Türkçe‘deki kelime ve eklerin dizilimi bile boĢ değildir. Bu olayın arkasında bile büyük felsefi hakikatler vardır. Soru ekinin de bizce felsefi bir anlamı vardır. Soru eki ―–mi‖ genelde 278


Ģahıs ekinden önce gelir. Zaman ekinden de sonra gelir. Dünyaya gelen kiĢi boĢtur. Yani sorularla doludur. Küçük bir çocuk bu boĢluğu sorularla doldurur. Aslında insanoğlu zamana, ihtiyarlamaya ve ölüme karĢı devamlı sorular yöneltir. Buradaki soru eki onu temsil eder. Bu ―– mi‖ soru eki diğer zamanlardan farklı olarak, hikâye bildiren geçmiĢ zamanda kiĢi ekinden sonra gelir. Bu durumda buradaki soru eki, kiĢiden daha önemli olmaktadır. Bize göre; burada verilmek istenen bir mesaj vardır. Kâinatın yaratılıĢını düĢünün. Ġnsanlar iyi kötü buna bir tarih verebiliyorlar. Ya bu varlık âleminin öncesi? ĠĢte buradaki ―–mi‖ soru eki buna iĢaret ediyor. KiĢiden önce, varlıktan önce baĢka bir âlem vardı. Ne idi bu âlem? AraĢtır, bul, düĢün diyor. Hawking gibi bilim adamları bu âlemi araĢtırmaya koyulmuĢlardır. Ancak zamandan, kiĢiden önceki âlem, boyut, ötelerin ötesi Ģu anda ancak imanla anlaĢılabilecek, kabul edilebilecek bir boyuttur. Hz. Muhammed Miraç‘ta Cebrail‘i de geride bırakarak bu âleme ayak basmıĢtır. ĠĢte o âlem bizim için ―–mi? ‖ Yani bir bilinmezdir, sorudur, imtihandır… KaynaĢma Olayının Felsefi Boyutu Türkçemizde ünlüyle biten bir kelimeden sonra, ünlüyle baĢlayan bir ek geldiğinde bu iki ünlü arasına y, Ģ, s, n harflerinden birini koyarız. Biz bu kurala kaynaĢma diyoruz. 279


Örneğin: Bura-a>bura(y)a gibi… Bu kaynaĢma harflerini kullanmazsak iki ünlüyü yan yana yazamayız. Arapça ve Farsça dillerinden dilimize girmiĢ bazı kelimelerde iki ünlünün yan yana yazıldığı görülür. Örneğin; saat. Aslında burada saat kelimesinin ikinci ünlüsü olarak görünen kelime gırtlaksı bir ses olan ―ayın‖ harfidir. Bu nedenle bu ses Türkçemizde de gösterilmiĢtir. Fiil kelimesinde de aynı özellik mevcuttur. Ġkinci ―i‖ sesi esreli ―ayın‖ sesidir. ―Ayın‖ harfi de ünsüz bir harftir. Türkçe‘de iki ünlünün yan yana olduğu örneklerin çoğunda bu özellik vardır. Dua, faal, miad, buut, Said vb… Ya da ünlülerden birisi uzundur diğeri de kısa. Bu durumda iki ünlü yan yana bulunabilir. Bu örnekler de Arapça ve Farsça kökenli kelimelerde bulunur. ―kâinat, nâil‖ eğer bu kelimelerdeki uzun ünlüler olmasaydı yani kelimeler kainat, nail Ģeklinde olsaydı bu kelimelerdeki ―i‖ sesleri ―y‖ sesine dönüĢürdü. Fâide kelimesindeki ―a‖ ünlüsü zamanla kısa olarak okuna okuna, onun yanındaki ―i‖ ünlüsü ―y‖ sesine dönüĢmüĢtür. Ancak aile kelimesindeki uzun ―a‖ sesi halen muhafaza edildiğinden yanındaki ―i‖ ünlüsü de muhafaza edilmiĢtir. Ancak biz bu kelimeyi söylerken fark etmeden ―y‖ kaynaĢtırma harfini ―a‖ ile ―i‖ arasına katarız. ―A(y)ile‖ deriz. Aslında bütün diğer örneklerde de fark etmeden halkımız iki ünlü arasına bir ünsüz ses koyar. Saat genellikle sa(ğ)at diye telaffuz edilir. Fiil denmez ―i‖ uzun bir ünlü gibi okunur. Ya da iki ―i‖ sesi arasına bir 280


―ğ‖ sesi gelir. Dua>du(v)a, Said>sayit vb. örnekler de aynı mantığın ürünüdür. Demek ki Türkçe iki ünlüyü yan yana kabul edemiyor. Aslında bu asimilasyonu reddir. Bu Türkçe‘nin yok olmamaya karĢı bir manifestosudur. Yani Türkçe der ki, ben bükümlüleĢmeye, ihtiyarlamaya doğru gitmeyeceğim. Gerçekten iki ünlünün yan yana geldiği kelimelerde ileriye doğru müthiĢ değiĢimler olmaktadır. Örneğin; ne asıl kelimesi nasıl diye bambaĢka bir kelimeye bu Ģekilde dönüĢmüĢtür. Çünkü ünlülerden biri atılmak zorundadır. Bu da kelimelerde değiĢmenin bir baĢlangıcını oluĢturur. Türkçe ise değil Türkçe kelimeleri, yabancı dillerden gelme kelimeleri bile koruma temayülündedir. Yine ―Allah‘a ısmarladık‖ kelime grubu ―Allasmarladık‖ Ģekline dönüĢmüĢtür. Türkçe kendisini bu Ģekilde deforme olmayı önlemek istemektedir. Evliliklerde bile aynı fıtrata sahip insanların beraber yaĢaması çok zordur. Birisi sertse birisi yumuĢak olacaktır. Birisi çok bilgiliyse birisi az bilgili olacaktır. ĠĢte Türkçe‘de de iki ünlü birbiriyle uyuĢamaz. Bu ünlülerin birbirlerinden boĢanmalarını önlemek için devreye ―y, Ģ, s, n‖ harflerinden biri kurallı olarak girer. Ġki küs insanı birleĢtirmek için ortada bir hakem olmalıdır. ĠĢte Türkçe Ģuur altlarımıza bu kuralı da öğütlemektedir. Türkçe bir kitap gibi okunsa, insanların düzenini sağlayacak bütün kurallar onda bulunabilirdi. Zaten vardır. Bu kuralların Türk insanının bilinçaltına müthiĢ etkileri 281


olmaktadır ve olmuĢtur. Benim çabam da Türkçe‘yi tüm insanlığa bir kitap gibi okutmaktır. Ġnsanımızın kaynaĢması için bazı değerlere ihtiyaç vardır. Bu değerler olmassa bir unsur ortadan kaybolacak demektir. Ünlüler ünsüzleri de etkileyecek kadar güçlüdür demiĢtik. Ünlülerin bu güçleri birbirlerini de etkilemektedir. ―Ne asıl‖ örneğinde olduğu gibi azınlık çoğunluğa tabi olmaktadır. Bu kelime grubu nesil Ģekline de dönüĢebilirdi fakat nasıl olmuĢtur. Çünkü ―a, ı‖ daha fazla ―e‖ ise bir tane…2 sayısı birden çok olduğuna ve güçlü olduğuna göre bu ―e‖ sesinin Ģansı yoktur ya ―a‖ sesine dönüĢecektir ya da yok olacaktır. Yani bunu matematiksel olarak ifade edelim: 2>1… ya da doğal sayılarda çarpma iĢlemini hatırlayalım. Doğal sayılarda çiftle tek çarpılırsa sonuç yine çift olur. Burada (a, ı) çift olarak, (e) de tek olarak kabul edilse, çift. tek=çift olacaktır. Yani (a, ı). (e)=(a, ı) olacaktır. Cümlelerdeki kelimelerin diziliĢinin felsefi boyutu: Türkçe‘de cümleyi oluĢturan kelimeler de geliĢi güzel dizilmezler. Örneğin: Ali yarın kitap okuyacak.

282


Özne+zaman tümleci+nesne+yüklem Kâinatta yapılan her iĢin bir yapıcısı vardır. Bu nedenle öncelikle varlık sahnesinde iĢi yapacak bir kiĢinin tezahür etmesi gerekir. O olmadan eylem de olmaz. Evet, bu iĢleri yapmak için Ali yaratılmıĢtır, varlık sahnesine konulmuĢtur. Ali varlık sahnesine gelmiĢtir ve artık o zamanla sınırlıdır. Bir zamana ihtiyacı vardır. O zamanla yaĢlanmaktadır, vücudu da eskimektedir. Belli bir zaman içinde yaĢayan Ali, nesnelerle iliĢki kurmaktadır. O bir varlık olarak ya bir nesneyi etkileyecek, ya da kendisi etkilenecektir. Aslında Ali etkilediğinden çok etkilenir de. Zaman onu etkiler, okuduğu kitap da onu etkiler. Hem fiziki hem de psikolojik yönden etkilenir Ali. Bu etkileĢimlerin sonucunda Ali bir iĢ yapacaktır. Etki tepkiyi doğuracak ve bütün nesnelerle ölene kadar Ali, etkileĢimde bulunacaktır. Bu etkileĢim de eylemleri meydana getirecektir. Yani Ali en son mertebede bitmek tükenmek bilmeyen bir eylemin içinde bulacaktır kendisini. Eylemin bitmesi Ali‘nin ölümü olacaktır. Bu cümledeki kelimelerin yerleri Türkçe‘nin imkânları el verdiği ölçüde değiĢtirilebilir. Bu Ģekilde yeni yeni felsefi yorumlar yapılabilir. Kelimelerdeki kökler ve ekler: Türkçe‘de ekler hep kök kelimeden sonra gelir. Kâinatın da bir kökeni vardır. Bütün kâinat bu köken üzerine giydirilmiĢ eklerdir. Her Ģey ve 283


bütün sebepler aslında hakikatin üzerinde birer ektir. Bu ekler ortadan kalktığında köke ulaĢırız. ―Gidiyorlar‖ kelimesinin eklerini ortadan kaldırdığımızda geriye, ―git-― fiili kalır. Atomlar, elektronlar, sebepler gibi milyonlarca eki ortadan kaldırdığımızda, sonuçta bir tek köke ulaĢırız. O da her Ģeyin sahibi ve yaratıcısı olan yüce varlıktır. O her Ģeyin kökeninde olan varlıktır.

Büyük Ünlü Uyumu Kuralı: Büyük ünlü uyumunda kalın ve ince ünlüler birbirleriyle uyum içindedirler. Bu da müthiĢ bir düzeni bize göstermektedir. Kalınlardan sonra kalınlar, incelerden sonra inceler gelir. Her ünlü yerini vazifesini bilir. Aslında bütün evrende bu uyumun bir benzeri vardır. Her Ģey dengeli bir Ģekildedir. Denge bozulduğunda uyum da bozulur. ĠĢte Türkçe evrendeki bu dengenin adeta Kartezyen haritasıdır. Evrendeki düzen kanunları adeta Türkçe haritasında gösterilmiĢtir. Bu düzen sahipsiz ve kendi kendine olamaz. Her düzeni düzenleyen bir düzenleyici vardır. Bu kâinattaki dengeyi düzenleyen bir düzenleyici varlık da olmalıdır. Evrende Yokluk Yok: Ġnsanoğlu normal Ģartlar altında kendine güvenmekte bazen gurura kapılmaktadır. Ancak o 284


bazen üzerinden kalkamayacağı musibetlerle karĢılaĢır. Ezilir, adeta yok olur. Fakat onun yok olacağını sandığımız yerde, o yeniden dirilir. Ölüm bile insanı yok edemez. Nasıl ki, sert ünsüzler ölürler fakat daha da yumuĢayarak, letafet kazanarak hayatlarını sürdürürler. Tamamen yok olmazlar. Türkçe bize gerçek yokluğun yok olduğunu da öğretir. Evet, yokluk diye bir Ģey yoktur Türkçe dünyasında. Ünlü Azrail‘iyle karĢılaĢan sert ünsüz, ölür gibi yapar ama aslında ölmez. O yumuĢak bir ünlü olarak hayatını sürdürür. ‖Kitap‖ kelimesi ―a‖ ünlüsüyle karĢılaĢınca ―kitaba‖ olur. ―P‖ sesi, ―b‖ sesine dönüĢür. Hiç bir Ģey vardan yok olmaz prensibi Türkçe için de geçerlidir. Bazen bakarız, bir kelimeden ünlü düĢmüĢ. Burun burnu olmuĢ mesela. Fakat sondaki ―u‖ sesini çıkarttığımızda aslında ikinci hecedeki ―u‖ sesinin ölmediğini yaĢadığını anlarız. O buram buram hayat kokar. Ben ölmedim yaĢıyorum, der bize. Biraz dikkatle ―Burnu‖ kelimesini eĢelesek, burada bir ―u‖ sesinin daha olduğunu anlarız. ĠĢte o mezarlıklarda yok oldu sanılan ruhlar baĢka bir boyutta vardırlar aslında. En azından onların hafızalarda yaĢadığına herkes inanır. Peki ya hafıza ve hayal âlemi beyin anteninin baĢka âlemlerden aldığı frekansların bir sonucuysa! Bazen de yumuĢak ünsüzler ölürler, sert bir ünsüzle karĢılaĢtıklarında. Ölümün sertliğinden daha sert bir Ģey var mı? ĠĢte insanoğlu da ölümle karĢılaĢır bir gün. O sert ve soğuk kavramla. Ancak nasıl ki, yumuĢak ünsüzler ölmez, sert bir 285


ünsüze dönüĢürler, bunun gibi de insan ölümle ölmez. O bir halden baĢka bir hale geçer. ġu dünyadaki yaĢamından daha kuvvetli bir yaĢama geçer. İşte Türkçe, bize öldükten sonra dirilmenin gerçekliğini de anlatır. Uçmak ve Tamu’ya çok eski zamanlardan beri inanan Türklerin şuuraltında Türk dilinin bu incelikleri etkili olmuş olamaz mı? Belki de olmuştur. Belki de Türklerin inancı Türkçe’yi etkilemiştir. Ama bir gerçek var ki ortada, o gerçek de yokluk diye bir nesnenin Türkçe’de olmadığıdır. Gizli özne örneği de bizim davamızı ispatlayan diğer bir örnektir. Çok Yi(y)enler Daralır: Burada bahsettiğim manevi darlaĢma. Yemekten kasıtsa haram yemek ya da israf etmektir. Bildiğimiz gibi Türkçemizde düz geniĢ ünlülerden sonra ―–y‖ ünsüzü, özellikle de ―– yor‖ eki gelirse, düz geniĢ ünsüz darlaĢır. Çünkü ―y‖ sesi ―i, ı‖ sesine yakın bir sestir. Bu seslerin çıkıĢ yerleri birbirine benzer. Bu nedenle ―y‖‖ sesi önüne geldiği düz geniĢ sesleri etkiler. Çünkü ―y‖ sesinin çıkıĢı da düz sesler gibidir. ―Y‖ sesi çıkarılırken ağız düzdür. Bu sebeple bu ―y‖ sesinin gidip de ―o, ö‖ seslerini darlaĢtırması, onları ―u, ü‖ yapması beklenemez. Örneğin, ―ağla-― fiiline ―–yor‖ ekini ekleyelim. Ağlayor diyemiyoruz. Ağlıyor daha uygun oluyor. Demek ki, Ģeytan bizi kandırırken bizdenmiĢ gibi davranır. Yoksa o bizi asla kandıramaz. Nefis 286


kötülük yapmayı, haram yemeyi bize emreder. Biz bu emirlere kanıp, onlara uyduğumuz anda manen darlaĢırız. O manevi geniĢliğimiz ortadan kalkıverir. O halde bizler güzel değerlerimizi kaybetmek istemiyorsak, kötü arkadaşlardan (örneğin; kumardan) kaçmalıyız. Yoksa bu arkadaşlar bizleri manen ve maddeten zayıflatır. Hatta kumar gibi arkadaşlara yaklaşırsak, mali yönümüz de daralır. İsraf ve kumar gibi arkadaşlar fertlerin olduğu gibi milletlerin de ekonomik yönden daralmasını, gerilemesini sağlayan olumsuz etkenlerdir. İşte Türkçe’nin bu özelliği bize “Kötü arkadaşlardan kaçının, yoksa manen ve maddeten daralırsınız demektedir. ” Küçülürsek büyürüz: Bazı insanlar alçakgönüllülüğü alçaklık olarak algılar. Ne yanlıĢ düĢüncedir. Ağaçlarda ne kadar çok meyve varsa, onların dalları o kadar çok yerlere eğilir. Meyvesiz ağaçsa, dimdik durur öylece. ġimdi herkes ben meyvesiz ağaç değilim diyor kendi kendine. Bu bile gururun bir göstergesi değil mi? Eğer meyvelerin varsa, bırak bunu baĢkaları söylesin. Sen ne diye bunu baĢkalarına söyletmeye uğraĢıyorsun? Ġnsan ortaya koyduğu eserlerle büyür, kendine düzdüğü methiyelerle değil. Elbette Budist rahipleri gibi al eline tencere kapı kapı dolaĢ demiyorum. Türkçe için, din için, devlet için olabildiğince gururlanmaya hakkın var. Eğer onlarla gururlanmasan yanlıĢ. Eğer dilini savunmazsan, 287


dinini, baĢka devletlere karĢı devletini savunmazsan vatan hainisin. Sana git de kitap yaz da demiyorum. Ben ―anglo sakson istilasını kabul etmiyorum‖ demen yeterli. Ya da savunduğun diğer davaları en azından kalben savunman da olumludur. Bütün bunların ötesinde normal yaĢantımızda alçak gönüllü olmamız gerekli. Aslında o tarih sahnesinde dev ruhlarıyla dimdik ayakta duran büyükler de hep alçak gönüllüydüler. Zaten onlar böyle büyüdüler. ĠĢte Türkçe de bize alçak gönüllülüğü öğütlüyor. Türkçe‘deki bütün kelimelerin kökenleri aslında çok küçük kelimelerdir. Hatta Türkçe‘deki bütün kelimelerin kökenleri iki sese indirgenebilir. Örneğin; gözlük kelimesinin kökeni aslında ―gö-― kelimesidir. Gerçekten bu kelime küçücük bir kelimedir. Eğer bu kelime küçüklüğünü kabul etmeseydi, nasıl yüzlerce kelimeyi oluĢturup büyüyebilirdi? Eğer bu kelime acizliğini anlayıp ekler almasaydı, nasıl yep yeni kelimeler, isimler, sıfatlar, filler oluĢturabilirdi? Demek ki, önce küçüklüğümüzü, acizliğimizi hissedeceğiz. Öncelikle yaratıcıya karĢı aciz olduğumuzu bileceğiz. Sonra tüm kâinat bizim emrimizde olacak. Ne kadar ucuz bir ticaret değil mi? Ġnsan iliĢkilerinde de acaba mütevazıler mi beğenilmekte, yoksa kibirliler mi? Elbette herkes kibirliden kaçar. Ġnsanlar alçakgönüllüleri daha çok severler. Alçakgönüllü olmak her yönden kazançlı değil mi? ĠĢte alın size bir Türkçe dersi daha. Türkçe adeta bizimle konuĢuyor. O bizi

288


adeta devamlı iyiliğe yönlendiriyor. Ne mutlu Türkçe‘yle iyiliğe kanatlananlara! Ünsüz DüĢmesinden Ġbret Al! Dedelerimiz ninelerimiz hep söyler: ―DüĢmez kalkmaz bir Allah‖ diye. Ne kadar da doğru söylemiĢler. İnsanoğlu bu, bazen düşer, bazen kalkar. İnsan her düşüşünde yeni bir düşünüşün kapılarını aramalı. Her düşünüşte yeni düşler kurmalı. Her düşte düşmanlarından uzaklaşmalı. Nedir insanın düĢmanları? Cehalet… BaĢka yok mu? Dediğinizi duyar gibiyim. Belki de bazıları Ģu da düĢman, bu da düĢman diye saymaya baĢlamıĢtır bile. Ancak bütün kötülüklerin baĢı cehalettir. Okumayan, düĢünmeyen insandan her Ģey beklenir. BaĢkalarını anlamayan ya da anlamaya çalıĢmayan cahiller de yok değil. Evet, onlar da cahil. Ġki Ömer vardı Hz. Muhammed‘in yanında. Birisi adildi, diğeri cahil. Onun lakabı da zaten cahildi. Neden cahildi peki bu Ebu Cehil? Çünkü o yanı baĢındaki nuru göremedi. Çünkü o yalanı seçti. Bu çünküler arttırılabilir. Cehalet cümle kötülüğün baĢıdır iĢte. Cahil olmayan insanlar düĢtüklerinde yeniden, yeni bir diriliĢ hamlesiyle ayağa kalkmasını bilirler. Çünkü onlar düĢünürler. Çünkü onlar düĢ görürler. Çünkü onlar düĢmanlarını bilirler. ĠĢte Türkçe‘de de bazı düĢüĢler yok değil. Ünlüler düĢer, ünsüzler düĢer. Ancak bu düĢüĢler yeni bir düĢünüĢü doğurur. ĠĢte Ģu ünsüz düĢmesini hatırlayın. Bu ünsüz düĢmesinin düĢündürdükleri var bizde. Bazı 289


insanlar tüm kâinata kıyasla o kadar küçü(k) oldukları halde yine de gururlanırlar. Çünkü onların ―k‖ si vardır. Nedir bu ―k‖? . Kuvvet, kazanç, kızgınlık, konuĢma, küfür, kumar, kara para, kaslar… Bu ―k‖leri arttırmamız elbette mümkün. ĠĢte insanoğlu bu ―k‖ lerine güvenir ve nihayetsiz küçü(k)lüğünü birden unutuverir. Tam bu esnada o insan bir musibetle karĢılaĢır, ya da bir Ģekilde düĢer. Maddi, manevi sıkıntılara girer. O zaman o insan ―küçü(k)lüğünü anlar ve bütün o ―k‖ lerin hiçbir önemi olmadığını, onların da bir gün düĢebileceğini idrak eder. ĠĢte bizim küçü(k) insandan bu aĢamadan sonra, sonsuzluk karĢısında küçücük olduğunu anlar. ĠĢte küçük kelimesi Türkçe‘de bir küçültme eki olan ―–cük‖ ekini aldığında biz bunları düĢünürüz. Çünkü bu ―–cük‖ eki küçü(k) kelimesinin ―k‖ sini düĢürür. Bu olay insanoğluna der ki: ―Ey insanoğlu! Bu ―k‖ lerine sakın güvenme! ġimdiden sonsuzluk karĢısında ―küçük‖ olduğunu idrak et. Eğer sen bunu Ģimdi anlamazsan, bir gün bir Ģekilde anlarsın ve sonsuzluk karĢısında ―küçücük‖ oluverirsin. ‖

290


TÜRKÇE’NĠN ANALĠTĠK GEOMETRĠSĠ

Analitik Geometri Nedir? ―Geometrik çalıĢmaya cebrik analizi tatbik eden ve cebrik problemlerin çözümünde geometrik kavramları kullanan bir matematik dalı. Bütün bunlar kartezyen sistem denilen bir koordinat sisteminin kullanılmasıyla mümkündür. Kartezyen kelimesi, batıda analitik geometride ilk ilmi çalıĢmayı yapan René Descartes'tan gelmektedir. Fransız düĢünürü Descartes'ın çok önemli bir buluĢudur. Descartes'a gelinceye kadar geometri problemleri ayrı ayrı yöntemlerle, sistemsiz olarak ve anlak gücüyle çözümleniyordu. Descartes'ın Kartezyen koordinat sistemini kullanarak ve cebir dilini geometriye uygulayarak bulduğu bu yöntemle geometri problemleri cebir denklemelerine çevrildi ve cebirle çözümlendikten sonra geometri diliyle açıklandı. Birçok fizik probleminin çözümü de bu yöntemle kolaylaĢmıĢ oldu. 291


Uzay analitik geometride temel bir konu, bir eğrinin veya belirli Ģartlar altında herhangi bir doğru veya noktanın kendi hareketiyle meydana getirdiği yüzeyin denklemidir. Denklem, eğriyi meydana getiren her bir nokta kümesi tarafından sağlanan sayısal terimlerle ifade edilir. Mesela, merkezi baĢlangıçta olan birim yarıçaplı daire, baĢlangıçtan, birim uzaklıktaki noktalar kümesidir. Bir çember üzerindeki herhangi bir nokta (x,y) koordinatlarına sahipse, birim yarıçaplı çemberin denklemi : x² + y² = 1 olur. Bu denklem, çember üzerindeki her noktanın koordinatları tarafından sağlanır. Benzer Ģekilde x² + y²= 4 denklemi merkezi baĢlangıçta ve yarıçapı iki birim olan çemberin denklemidir. Bazı geometrik ifadeler eĢitsizliklerle ifade edilebilir. Mesela; x² + y² < 1 yukarıda tarif edilen çemberin içindeki bütün noktaları; x² + y² > 1 denklemi de dıĢındaki bütün noktaları ifade eder. 1 < x² + y² < 4 eĢitsizliği x² + y² = 1 ve x² + y² = 4 denklemi bu iki çember arasındaki alanın noktalarını gösterir. Analitik geometri, x ve y eksenlerine bir noktada dik olan üçüncü bir z ekseni ile geniĢletilir. x, y ve z eksenleriyle gösterilen bir denklem yüzey ifade eder. Mesela, x² + y² + z² = 1 merkezi baĢlangıçta yarıçapı bir 292


birim olan kürenin denklemidir. Yüzeylerin ve eğrilerin önemli özelliklerini araĢtırmada kullanılan analitik geometri metatlarson üç asırda bilimin en önemli araçlarından biri haline gelmiĢtir. "http://tr.wikipedia.org/wiki/Analitik_geometri"'d an alındı

Yukarıda alıntıladığımız Analitik Geometri tanımına uygun olarak biz de Türkçe‘mizin bir Kartezyen Koordinat Sistemini oluĢturmayı hayal etmiĢtik. Bu hayale ulaĢmak adına bir ilk adım olarak, Büyük Ünlü Uyumu, Küçük Ünlü Uyumu Kuralı gibi bazı dil kurallarını x, y koordinatları üzerinde göstermeye çalıĢtık. Elbette bir ilk olan bu çalıĢmayı uygularken bazı kusurlarımız da olmuĢ olabilir. Ancak bu sistemin ileride daha uygulanabilir ve yaygın bir sisteme dönüĢeceğine olan inancımızı muhafaza ederek, eksik yönleri de bulunsa, buluĢumuzu siz okurlarımızla paylaĢmaya karar verdik. Umarız bu paylaĢımımızı beğenirsiniz.

293


Büyük Ünlü Uyumu Kuralını kısaca Ģöyle tarif edebiliriz: “Bir kelimenin birinci hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlüler de kalın; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) bulunuyorsa diğer hecelerdeki ünlüler de ince olur” Bu bölümde Büyük Ünlü Uyumu Kuralını ilk defa, koordinat düzleminde adeta bir matematik kuralını açıklar gibi açıklayacağız. Bu örnekle Türkçe‘nin matematikselliğini anlamaya yönelik bir adım daha atmıĢ olacağız. Öncelikle Limon kelimesini inceleyelim. Bakalım bu kelimenin koordinatları bizim kuralımıza uygun mu? ġunu da belirtelim. Ġki nokta arasındaki doğru kesiĢirse kelimedeki ünlüler uyumsuz, eğer iki doğru paralel olursa kelimedeki ünlüler de uyumlu olarak kabul edilecekler.

294


Y i e a u

o

ı

X

ö ü

Grafik 1: X: Kalın ünlüler

Y: Ġnce Ünlüler

Bu grafikte i ve o noktalarının kesiĢtiği görülmektedir. Bu durum göstermektedir ki limon kelimesi Büyük Ünlü Uyumu Kuralına uymaz. Çünkü i sesinden sonra o sesi gelmez.

ġimdi çizeceğimiz grafikte de büyük ünlü uyumu kuralına uyan bir örnek göreceğiz ―Yazı‖ kelimesinin Türkçe uzayındaki koordinatlarını 295


bulalım.Görüldüğü gibi a ve ı ünlüleri birbirine paraleldir.O halde burada uyum vardır.Bakalım bunu grafikle nasıl göstereceğiz.Bu örneği de incelerseniz, Türkçe‘nin tam bir matematik dili olduğunu kavrarsınız. Grafik 2:

Y i e

u

o

a

ı

ö ü

X: Kalın ünlüler

Y: Ġnce Ünlüler

Ünlüleri ince olan bir kelime bulalım. Örneğin; bilezik kelimesi. Bakalım bu kelime büyük ünlü uyumu kuralına uyuyor mu? Aynı olan sesleri tek ses gibi kabul edelim. AĢağıdaki grafikte Türkçe‘nin matematiksel yönünü eminim hayretlerle izliyorsunuzdur. Türkçe‘de keĢfedilmeyi bekleyen daha ne güzellikler var bir 296

X


bilseniz! Belki siz de Türkçe‘mizin bir baĢka güzelliğini bulur ve insanlarla paylaĢırsınız, kim bilir?

Grafik 3:

i e

u

o

(i, e, i) a

ı

ö ü

X: Kalın ünlüler

Y: Ġnce Ünlüler

Bilindiği gibi Türkçemizde bir kelimenin ilk hecesi düz ünlüyle baĢlıyorsa, diğer heceler de düz ünlüyle devam eder. Yine Türkçe bir kelimenin ilk hecesi yuvarlak bir ünlüyle baĢlıyorsa, bunu takip eden hecenin ünlüsü ya düz geniĢ, ya da dar yuvarlak olur. Bu kurala

297


Küçük Ünlü Uyumu bilmeyenimiz yok gibidir.

Kuralı

dendiğini

Küçük Ünlü Uyumu Kuralının matematikselliğini örneklerle görmeye çalıĢalım. ― K (a) l (e) m‖ kelimesindeki ünlüler Büyük Ünlü Uyumu Kuralına göre uyumsuzlar.. Formel bir dille ifâde edecek olursak, birisi eksi birisi artı.. Ancak bu kelimeyi oluĢturan sesler Küçük Ünlü Uyumu Kuralına göre birbirleriyle uyumlular. Çünkü iki hecenin ünlüleri de düz ünlüdür. Yani ikisi de Koordinat grafiğindeki x doğrusundalar.. Birisi eksi kutbunda diğeri artı kutbunda ama ortak özellikleri ikisinin de x doğrusu üzerinde olması.. Analitik geometrideki bu x doğrusu gibi, bu kelimenin ünlüleri de ―düz‖ doğrusu üzerindedir.. Türkçe‘nin bu kuralını grafikler üzerinde göstermeye çalıĢalım. Ġlk defa gerçekleĢtirilecek bu uygulamayı nasıl yapacağımızı da açıklayalım isterseniz. Kalın düz ünlüleri x doğrusunun + bölümüne, ince düz ünlüleri de yine bu x doğrusunun – bölümüne yerleştireceğiz. Yine kalın yuvarlak ünlüleri y doğrusunun + ince yuvarlak ünlüleri de y doğrusunun – bölümüne yerleştireceğiz. Bu çizeceğimiz grafik, kuralımızın birinci bölümünü açıklayacak. Yani düz ünlülerden sonra düz ünlüler gelir . Bu demektir ki, düz ünlüler düz ünlülerle paraleldir.. Bu doğruda da düz ünlülerin paralelliği görülmektedir. 298


Grafik 4: Y ı a

ü

ö

o X

u

X

e i

X: Yuvarlak ünlüler

Y: Düz ünlüler

Yukarıdaki grafikte yazı kelimesini oluĢturan a ve ı ünlülerinin birbirine paralel olduğu görülmektedir. O halde yazı kelimesi K.Ü.U.K‘ına uyar.

ġimdi de ―balon‖ kelimesini grafiğimizde inceleyelim. Bakalım bu kelimenin ünlüleri birbiriyle uyumlu mu?

299


Grafik 5:

Y ı a

ü

ö

o

u

X

e i

X: Yuvarlak ünlüler

Y: Düz ünlüler

Bu grafikte görüldüğü gibi balon kelimesinin a ve o ünlüleri burada kesiĢmektedir. O halde burada K.Ü.U.K‘ına uyma söz konusu değildir. Bütün bu örneklerde görüldüğü gibi Türkçemiz, Analitik Koordinatlarla da ifâde edilebilecek kurallara sâhip matematiksel bir dildir. Türkçemizdeki bütün bu örnekler çoğaltılabilir. DeğiĢik kurallara da benzer matematiksel yöntemlerle yaklaĢılabilir. Bu alanda yapılacak 300


çalıĢmalar dilimizin daha baĢka güzelliklerini de ortaya koyabilecektir.

301


ĠNTERNET ĠMLÂSI Bu çalıĢmamızda TDK‘ya bir öneride bulunacağız. Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuĢ ―Sanalbağ‖ hakkında olacak önerimiz. Bu öneri sadece Türk Dil Kurumu‘na değil Milli Eğitim Bakanlığı‘na da yönelik olacak. Öncelikle bir gerçeği ortaya koymak gerekiyor. Sanalbağ yani Ġnternet artık hayatımıza istesek de istemesek de girmiĢ durumda. Devamlı Sanal Âlemin Türkçemizi bozduğunu söylüyoruz ya da bu söylemi çeĢitli vesilelerle çeĢitli mekânlarda iĢitiyoruz. Türkiye‘deki pek çok okulda artık bilgisayar var. Bunun doğal bir sonucu olarak Sanalbağa girmeyen öğrencimiz, gencimiz de yok. Mesenger denilen MesajlaĢma sistemleri ya da Chat Odası olarak telaffuz edilen sanal Sohbet Odaları aile içi sohbetlerden, sokaktaki arkadaĢ ortamlarından daha revaçta gençlerimiz hatta büyüklerimiz arasında. Bu olayın olumlu yönleri var elbette. Bunlara değinmeyeceğim hâliyle. Bizi ilgilendiren Türkçe ile ilgili olan yönüne değineceğim meselenin. Bu değiniĢi yaparken de yetkililere seslenmeye çalıĢacağım olanca samimiyetimle. Ġnsanlarımızın gündelik hayatta ―Yes‖ ―Ok‖ vb pek çok yabancı kelimeyi sıklıkla kullanmaya baĢladığına Ģahit oluyoruz. Bunda sanalbağdaki Sohbet Odalarının da büyük bir payı var elbette. ĠĢte bizim önerimiz bu noktada kendini gösterecek. Bildiğimiz gibi Türkçe yaĢayan bir 302


dildir ve o her alanda elbette kullanılacaktır. Sanalbağ da bizim hayatımızın bir gerçeği ise Türkçe o alanda da elbette kullanılacaktır. Bundan daha doğal bir Ģey yoktur. Fakat ―Mektup‖, ―Dilekçe‖, ―Tebrik Kartı‖ yazmanın kendine has kuralları olduğu gibi Sanalbağda da yazıĢmanın bize uygun, Türkçe‘yi yadsımayan, yazım geleneğimizi kuĢatan akılcı kuralları olmalıdır. Bu kurallar da okullarımız vasıtasıyla ivedilikle öğrencilerimize öğretilmelidir. Öğretmenlerimiz bilhassa da Türkçe ve Edebiyat dersi öğretmenleri bu Sanalbağ Yazım Kurallarını öğrencilere öğretmelidirler. Tabii ki bunun da olabilmesi için öncelikle bu kuralların ihtisas ehli kiĢilerce yazıya geçirilmesi ardından da yazıya geçirilen bu kuralların Milli Eğitim Müfredatına girmesi Ģart. Bir öğrenci mektubun ya da resmi bir mektup olan dilekçenin nasıl yazılması gerektiğini öğrendiği gibi o nasıl sanal sohbet yapılır bunu da öğrenmelidir. Belki de bugün Sanalbağ yazımında karĢılaĢtığımız bu sorunlar bir kafa karıĢıklığının ürünü de olabilir. Sanıyorum ki bu kuralları öğrenen insanlarımız Türkçe‘ye ve Türk Yazım Geleneğine uygun sanal yazılar yazabilecektir sohbet ortamlarında. Bildiğimiz gibi sanal ortamlarda kısaltmalar süratlilik açısından oldukça önemli. Borsada da bu kısaltmalar çoklukla kullanılıyor. Öncelikle TDK bu kısaltmaları da bir kurala bağlamalı bizce. Örneğin ―ne haber? (naber)‖ yerine ―nbr‖ mi yazılacak yoksa ―nabr‖ mi yazılacak? Ya da 303


bu kullanım hiç olmamalı mı? Ya da ―YaĢ, Cinsiyet, Yer‖ anlamlarına gelen Ġngilizce kelimelerden kısaltılmıĢ olan ―asl‖ yerine ne konulacak? Kısaltmanın ekonomikliği/iktisâdiliği bir kenara fırlatılarak ―YaĢ, cinsiyet, yer ya da mekân‖ mı denilecek yoksa ―YCM‖ diye kısaltılarak mı yazılacak bu kelimeler? Yes yerine ―evet‖ yazılacağı herkesce malum ama bu ―evet‖ kısalatılarak ―evt‖ Ģeklinde mi yazılacak yoksa aynen ―evet‖ Ģeklinde mi yazılacak? Ya da ―ok‖ yerine kullanacağımız ―tamam‖ kelimesi ―tmm‖ Ģeklinde mi ya da ―tm‖ Ģeklinde mi yazılacak? Yoksa bu kelime hiç kısaltılmayacak mı? Yine sanal sohbetlerde sıklıkla kullanılan ―Slm‖ kısaltması aynen muhafaza edilecek mi yoksa buna ―Selam‖ denmesi gerektiği mi ifade edilecek? Ġnsanlarımızın bilhassa yabancı sanal sohbet ortamlarında yaptıkları bir yanlıĢtan da bahsetmeden geçemeyeceğim bu yazımda. Bizim ülkemizin on tane ismi yoktur bildiğimiz gibi. Türkiye‘nin ismi sadece ve sadece ―Türkiye‖ olabilir. Elbette bir Fransız, bir Ġngiliz ya da bir Alman kendi dil yapısına göre telaffuz edecektir ülkemizin ismini. Onların kendi yazım sistemlerinin de tesiriyle, ülkemizin ismini kendi telaffuzlarına göre yazmalarını bir dereceye kadar müsamaha ile karĢılayabiliriz. Ancak Türkçe konuĢan bir insanın Türkiye yerine ―Turkey‖ kelimesinin kullanması oldukça üzücüdür. Bu, vaktinde itiraf edeyim ki benim de yaptığım bir 304


hatadır. Ancak önemli olan hatayı bilmek ve yanlıĢtan dönmektir. Artık gelin bu ―Turkey‖ kullanımını hiçbir yazıĢmamızda kullanmayalım ve onun yerine ―Türkiye‖ ya da bazı mazeretlerle ―Turkiye‖ yazımını kullanalım. Bu Ģekilde yabancıları da ülkemizin ismini doğru telaffuz etmeye, onları ülkemizin ismini bizim telaffuzumuza uygun yazmaya da teĢvik etmiĢ oluruz. Peki, bütün bu kullanımlar gerekli düzeltmeler yapılarak uygulandı diyelim. Sanal Sohbet yazı türünün genel kuralları nasıl olacak? Sıkça kullandığımız elektronik mektupları nasıl kullanacağız? Söze baĢlarken hangi hitap cümlelerini yazacağız? Bu elektronik mektubun bir yerlerinde muhatabımızın büyüklerinin ellerinden, küçüklerinin gözlerinden öpecek miyiz? Bu mektup nasıl ve hangi cümlelerle sonlandırılacak? Tabii ki iĢ bunlarla da bitmiyor. Asta, üste dair yapılan sanal yazıĢmalardaki kurallar nasıl olacak? ―Ne düĢünüyorsun kardeĢim mektup gibi ya da dilekçe gibi yaz‖ demekle de mesele hallolmuyor. Muhakkak ki Sanal Mektubun, Sanal Sohbetin Mektuptan ya da dilekçeden farkları olacak. Peki, bu farklar neler olacak? Ya da bu değiĢik türler arasındaki benzerlikler nelerdir? Aslında bu sıralayıp durduğumuz sorular Türkçe dersinin ya da Bilgisayar dersinin müfredatına eklenecek ek birkaç konuyla cevaplandırılabilir. Bu alanda zaten oturmakta olan bir yazım geleneği de vardır 305


ama bu gelenek içinde pek çok yanlıĢı da barındırmaktadır. Bizim isteğimiz de doğruların yanlıĢlardan ayıklanması ve uygun olan kuralların ortaya konmasından da baĢka bir Ģey değildir. Günümüz Türkçe müfredatında Standart Türkiye Türkçesinde kullanımdan düĢmüĢ pek çok konunun hâlen gündemde tutulduğunu düĢünürsek (Mesela; ―-e yazmak‖ yardımcı fiili yaklaĢma bildiren yardımcı fiil olarak ülkemizin çoğunluğu tarafından hiç kullanılmadığı halde halen öğretilmeye devam ediliyor) çağımızın bir gereği ve de büyük bir sorunu olan bu konulara da değinilmesi yanlıĢ olmayacaktır. TDK yeni Yazım kılavuzlarında bu konulara da değinebilir. En azından bu yeni yazı türlerinin kurallarının ciddi bir Ģekilde alanında yetkin kiĢilerce, kurullarca belirlenmesi, insanlarımızın kafasındaki karıĢıklıkların yanında, bu yazıĢmalardaki yanlıĢ anlaĢılmaları da önler, diye düĢünüyorum. Umarım demek istediklerimiz anlaĢılmıĢtır. Yazımızın içeriğindeki hatırlatmalar ve öneriler de umarız ilgili yerlere ulaĢır. Ben de maalesef sık sık yazım yanlıĢları yapmıĢ olan ve yazım kurallarına uymanın önemini piĢmanlıklarla hisseden birisi olarak, bu konunun dilcilerimizin ve diğer ilgililerin gündemine girmesini arzuluyorum. Belki bu konularda yapılan ciddi çalıĢmalar vardır da bizim haberimiz yoktur bunlardan. Bu da olabilir tabii ki. Ancak TDK ve 306


Milli Eğitim Bakanlığı‘nın bahsettiğimiz konularla ilgilenen yetkililerinden; bu mevzular üzerinde yapılan çalıĢmalar hakkında da bilgi istemem doğal karĢılanmalıdır. Bu çalıĢmalar hakkında bana ulaĢacak bilgileri de okuyucularımla paylaĢmaktan onur duyacağımı ifade etmek istiyorum. Güzel dilimiz Türkçe adına yapılan böylesine anlamlı çalıĢmaları ayakta alkıĢlamayı kendime en birinci vazife olarak görüyorum. Tüm okuyucularıma ve ilgililere en derin saygılarımı sunuyorum. TDK’NIN TÜRKÇE ÇALIġMALARINA VERDĠĞĠ ÖNEMĠ GÖSTEREN MEKTUPLARINDAN ÖRNEKLER TDK'dan “Ġnternet Ġmlâsı” BaĢlıklı Yazımıza Gelen Cevap : T. C. ATATÜRK KÜLTÜR, DĠL VE TARĠH YÜKSEK KURUMU Türk Dil Kurumu BaĢkanlığı Sayı : B. 02. 1. KDT. 5. 02. 10. 00- 232 Konu : Sayın Oğuz Düzgün,

307


Ġlgi: 18/ 01/ 2007 tarihli yazı. Önerileriniz Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu ÇalıĢma Grubunda görüĢülecektir Bilgilerinizi rica ederim. Prof. Dr. ġükrü Halûk AKALIN Türk Dil Kurumu BaĢkanı TDK’dan BaĢka Bir Yazımıza Gelen Cevap: T. C. ATATÜRK KÜLTÜR, DĠL VE TARĠH YÜKSEK KURUMU Türk Dil Kurumu BaĢkanlığı Sayı : B. 02. 1. KDT. 5. 02. 10. 00Konu : Sayın Oğuz DÜZGÜN, Ġlgi: 10/ 02/ 2007 tarihli yazı. Türk Dil Kurumunun Genel Ağ sayfasının http://tdk. org. tr/TR/BelgeGoster. aspx? F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EFD157 CB4DF4A46466 adresinden kesme işaretinin kullanımıyla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz. Dilimiz Türkçe için gösterdiğiniz ilgi ve

308


duyarlılığa teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Prof. Dr. ġükrü Halûk AKALIN Türk Dil Kurumu BaĢkanı

TÜRKÇE’NĠN ġĠFRESĠ Ġnsanlar genellikle duygularıyla yaĢarlar. Akıllarıyla yaĢadıklarını öne süren bilim adamları bile, pek çok savlarında duygularının esiridir aslında. ġu anda dünyada büyük bir yayılma alanı bulmuĢ olan Hint Avrupa (Anglo-Sakson) dil ailesine mensup Ġngiliz dilini konuĢan bilim adamları, böyle bir öznel yaklaĢımla kendi dillerini ―en üstün dil‖ konumuna oturtmuĢlardır. Onlara göre bütün dünya, Ġngilizce‘yi konuĢursa medenileĢecektir. Anglo- Sakson kültürüne sâhip bazı bilim adamları, “En çok yayılan ve bükümlüleşen dil, en üstün dildir” demektedirler. Bu görüĢe göre, günümüzde Türkçe, Ġngilizce‘ye göre oldukça aĢağı basamaklardadır. En alt basamakta ise Çince gibi diller vardır. Bizim bu çalıĢmayı yapmaktaki amacımız; bunlar gibi güzel dilimizi hafife alan görüĢleri, bilimsel yöntemlerle yeryüzünden tamamen ortadan kaldırmaktır. Bizim bu kadar cesaretli konuĢmamızı sağlayan Türkçe‘nin muhteĢem 309


düzenidir. Nasıl ki, her Ģey zıddıyla bilinir, bunun gibi Türkçe‘nin düzeni ortaya konulduktan sonra, artık diğer bâzı dillerin düzensizlikleri gün gibi aĢikar olacaktır. Tabii ki düzensiz olan dillerin de diğer dillerden ayrılan güzel yönleri olabilir ve vardır. Bunu da dilbilimciler ortaya koyacaktır. Ġngilizce, çok mükemmel ve düzenli bir dil olduğundan dolayı bu kadar yayılmamıĢtır. Belki bu dili konuĢanların bilimsel ve ekonomik üstünlükleri, diğer insanları, bu dili öğrenmeye itmiĢtir. Bir zamanlar, bilimde, edebiyatta kendilerini Fars ve Arap toplumlarından aĢağı gören milletler, bu toplumların dillerini öğrenmiĢler; bu dilleri gerçek sahiplerinden daha iyi kullanmıĢlardır. Bunun gibi, bugün de batı dillerine bir yönelme, doğal olarak gerçekleĢmiĢtir. Bilindiği üzere Selçuklu Devlet‘inde Farsça, Resmi Dil olarak kabul edilmiĢtir. Arapça ve Farsça‘nın etkileriyle Türkçe‘nin ―Osmanlıca‖ olarak tanınan yeni bir lehçesi oluĢmuĢtur. Bu yeni oluĢumlar, dillerin doğal geliĢmesine katkıda bulunan tabii etkileĢimlerin sonucudur. Bu bakıĢ açısıyla bakıldığında, bütün dünya dillerinin birbirini etkilmiĢ olduğu gerçeği de açıkça görülecektir. Bu etkileĢim, dillerin doğasında var olan bir kanunun tezahürüdür.. Aslında bütün dünya dilleri güzeldir. Her bir dilin ayrı bir güzelliği de muhakkak vardır. Bizim bu çalıĢmayı yapmaktaki amacımız, diğer dillerin 310


―kötü ve çirkin‖ olduğunu savunmak değildir. Bizim amacımız yüzlerce yıldır yabancı (bizim içimizden de bazı ―yabancılar‖ çıkmıĢ) bilim adamlarınca küçümsenen; Yunus Emrelerin, Hacı BektaĢ-ı Velilerin, Hoca Ahmet Yesevilerin güzel dilini yani Türkçeyi savunmaktır. Aslına bakılırsa, Türkçe‘nin savunulmaya da ihtiyacı yoktur. Türkçe zaten tüm güzellikleriyle kendini savunmaktadır. Bizim gayemiz de kendi bakıĢ açımızla görebildiğimiz güzellikleri sizlerle paylaĢmaktır. Türkçe‘nin güzellikleri bizim söylediklerimizden ibarettir dersek, bizler de Türkçe‘yi küçümsemiĢ oluruz. Elbette biz, buz dağının görünen kısmıyla ilgilenebildik. Uzak amacımız, Türkçe‘nin bilinmeyen daha pek çok güzelliklerine de ulaĢabilmektir. Öncelikle Ģunu belirtmeliyiz ki, Türkçe, dünyanın tamamına yayılmıĢ bir dildir. ġu anda da Ermenilerden Arnavutlara kadar onlarca halkın ikinci bir dil olarak konuĢtuğu mükemmel bir dildir. Türkçe, pek çok dünya milletinin dilinde köklü değiĢiklikler yapmıĢ bir dildir. Bugün Yunanca‘da yüzlerce Türkçe kelime vardır. Sırplar, Osmanlı‘dan miras kalan ―Devlet‖ kelimesini hala kullanmaktadırlar. Birçok dili de etkilemiĢ bir dildir Türkçe. Bazı dil bilginleri Türkçe‘nin kökenlerinin Ġsa‘dan Önce 15 binlere dayandığını ifade etmektedirler. Hatta bazı cesaretli dil bilginleri, biraz abartılı bir iddiayla Hint Avrupa dillerinin 311


kökenin de Ön Türkçe olduğunu iddia etmektedirler. Anadolu‘daki bazı medeniyetlerin de Ön Türklerin medeniyeti olduğu Türkologlar ve Dil Bilginleri tarafından ispat edilmektedir. Hititçe ve Sümerce‘nin Ön Türkçe diller olduğu da iddia edilmektedir. Elbette bu iddiaların bilimselliği tartıĢmalıdır. Sümerce, Türkçe kökenli bir dil olmasa da Sümerler döneminde Türkçe‘nin Sümer topraklarında konuĢulmakta olduğu, Sümerce‘deki Türkçe kelimelerden anlaĢılmaktadır. Bütün bu deliller gösteriyor ki Türkçe on binlerce yıldır yaĢayan bir dildir. Bazı Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin dillerinin Gramer yapıları, Türkçe‘ye çok benzemese de, çok çeĢitli yönlerden Türkçe‘nin bu dilleri derinden etkilediği görülmektedir. Bu da Türkçe‘nin erken dönemlerdeki tesirini göstermektedir. Bütün bu örneklerden de anlaĢılacağı gibi Türkçe, gerçekten köklü bir dildir. Bu dil, tarihte çağ açan ve çağ kapatan bir medeniyetin Ortak Dili olmuĢ güzel bir dildir. Bugüne kadar Türkçe‘nin üstünlüğünü ve güzelliğini anlatan pek çok kitap neĢredilmiĢtir. Bizim, Türkçe‘yi Anglo-Sakson kelimelerin istilasına karĢı muhafazaya çalıĢtığımız gibi, bizden binlerce yıl öncesinde de KaĢgarlı Mahmud, Fahreddin MubarekĢah, ZemahĢeri gibi Müslüman Türk bilginleri, yazdıkları birbirinden değerli eserlerle, Türkçe‘nin en azından diğer diller kadar güzel bir dil olduğunu ispata çalıĢmıĢlardı. Bizim bu 312


mutevazi çalıĢmamız da aynı geleneksel çalıĢmaların, bir farklı anlayıĢla devamından ibarettir. AnlayıĢ farkımız Ģudur: Artık bizim için tehlike, Farsça ve Arapça gibi diller değildir.. Onlarla zaten bir sulh (barış) tesis ettik. Bizim için şu andaki mesele, AngloSakson dillerinin ahlaki bakımdan olumsuz yan etkileriyle, bizim edebi dilimizi, ebediyen yok etmek üzere yaptıkları edepsiz saldırılara mukavemet etmektir.. Bu alanda da pek çok başarılara imza atılmıştır.. Pek çok bilginimizin pek çok nadide çalışmaları, insanımızı uyandırmaya devam etmektedir. Ancak böyle ulvi vazifeler, fani şahsiyetlere bina edilemez. Türkçe’yi korumak vazifesi, tüm milletin vazifesidir. İlmi vasfı ne olursa olsun, herkesin Türkçe’yi savunmaya ve korumaya hakkı vardır. Yeter ki Türkçe’yi korumak adına söylenenler, ilmi delillerle kuvvetlendirilsin. Biz bu çalıĢmamızda, Türkçe‘nin muhteĢem düzenini göstermeye çalıĢtık. Bunu yaparken sade bir dil kullanmaya da özen gösterdik. Zira ulaĢmak istediğimiz kitle geniĢ bir kitledir. Bu kitlenin ilköğretim öğrencisinden, Üniversite Hocalarına kadar çeĢitli fertleri vardır. Maddeler halinde Türkçe‘nin Anglo-Sakson kökenli dillerden Düzenli olan yönlerini tespite çalıĢtık. ġimdi lafı fazla uzatmadan sizleri, Güzel Dilimizin Ģifrelerle ve güzelliklerle dolu dünyasıyla baĢ baĢa bırakıyorum. Umarım siz de 313


Türkçe‘nin hazinelerinden birine ulaĢmak için, bir Ģifre çözersiniz:

1. Türkçemiz fiil yönünden gerçekten iĢlek bir dildir. Diğer dillerden isim almıĢ olsa da çok sayıda fiil almamıĢtır. Ġngilizce‘nin %80‘inin Latince, Fransızca gibi dillerden alıntı olduğu bilinmektedir. Günümüzde Türkiye ve Orta Asya Türkçeleri incelendiğinde Türkçe‘nin asliyetini doğal değiĢmeler dahilinde koruduğunu görmekteyiz. Belli bir zaman diliminde bazı kelimeler alınmıĢsa da bu kelimeler halk diline fazla nüfuz etmemiĢ, devlet diline has kalmıĢtır. Hatta pek çok Osmanlı PadiĢah‘ının Ģiirleri incelenirse bu PâdiĢahların ne tatlı bir Türkçe kullandıkları ortaya çıkacaktır. Türkçe bilim dili olabilecek, kendine yetebilen nadide dillerden birisidir. Yavuz Sultan Selim‘in Edebi Sanatlarla zenginleĢtirdiği ve ġah Ġsmail‘e gönderildiği rivayet edilen, o dönemin Türkçesiyle yazılmıĢ bir kıtasını sizlerle paylaĢalım:

314


1 1

2

3

Sanma Ģahım Herkesi sen Sadıkane

herkesi sen dost mu sandın belki ol

4

Yar olur,

ağyar olur,

2

3

4

sadıkane

yar olur

belki ol

ağyar olur

alemde

dildar olur

dildar olur,

serdar olur

Bu Ģiiri incelediğimizde Osmanlı Türk‘ünün ince edebi zekasını müĢahede edebiliyoruz. Orhun abidelerindeki Ģiirsel üsluba fazla ĢaĢırmamak gerekir. Bu üslup daha da güzel süslemelerle Osmanlı döneminde de devam etmiĢtir. ġiir, Müslüman Türk‘ün de hayatında ayrılmaz bir parça olmuĢtur. (Not: Nu Ģiirin inceliklerini öğrencilerime anlatıyordum. Bir kız öğrencim, bu Ģiirdeki edebi sanatın benzerini uyguladığı çok güzel bir Ģiir yazdı.. Üstelik 5-10 dakika içinde yazdı bu Ģiiri.. Pek çok öğrencim de bu Ģiire birer nazire yaptı. ) Daha önce hiçbir Ģiir deneyimi olmayan ve fazla da okumayı sevmeyen bu çocuklara böyle sanatlı bir Ģiiri yazdıran nedir? Elbetteki o çocukların analarından süt emdikleri sırada ruhlarıyla ve kulaklarıyla emdikleri Türkçe sütü, bu müthiĢ kabiliyetlerin doğmasına sebep olmuĢtur. Türkçe en okumuĢunu da, hiç okumamıĢını da Ģiire, edebiyata meftun eden 315


nadide bir dildir. AĢık Veysel gibi çok az tahsil görmüĢ insanlara o ölümsüz eserleri yazdıran neden, kendi içlerindeki deha ve yeteneklerin Türkçe bağında sünbüllenmesinden ibarettir. 2. Türkçe‘deki kurallılık Türkçe‘yi ezber dili olmaktan çıkarmakta bir mantık dili haline getirmektedir. Hint Avrupa dillerinde birçok Düzensiz Fiil ve Kelimeler yoğun bir ezber faaliyetini gerektirmektedir. Ġngilizce, Gramer kitaplarında geçen yüzlerce düzensiz fiil bize bu hakikati haykırmaktadır. Herkesin bildiği bir Go- fiilinin Past Tense (GeçmiĢ Zaman) hali ―Went‖ Ģeklindedir. Ġnsanın mantığını ―Go‖ dan ―Went‖ e götürecek hiçbir mantıksal köprü kurulamamaktadır. Böyle yüzlerce düzensiz formu ezberlemek gerekmektedir. Ancak Türkçemizde bu kelimenin karĢılığı olan ―Git- ― fiilinin dili geçmiĢ zaman hali, Git-ti Ģeklindedir. Bu kelime bir ―–ti‖ ekiyle kökünden baĢkalaĢmadan oluĢmaktadır. Diğer bütün fiillerde istisnasız aynı ekler mantıksal bir süreçle yeni fiiller kurmaktadır. Bu diğer eklerde ve zamanlarda da aynı Ģekilde görülmektedir. Demek ki Türkçe, ezberden ziyade mantığı öne alan yegâne dillerden birisidir. Bu açıdan yabancılar tarafından öğrenilmesi –bazı ses özelliklerinin dıĢında- kolay bir dildir. 3. Hint-Avrupa dillerini konuĢan dil bilginleri tarafından ortaya atılan bir iddia da Hint Avrupa dillerinin diğer dil ailelerinden üstün olduğu 316


iddiasıdır. Bu iddiaya göre diller yapıları bakımından 3 Ģekle ayrılmaktadır: 1)Tek Heceli (Yalınlayan) Diller: Çince bu dil grubuna örnek gösterilir. Bu dilde bir kelime farklı tonlama ve seslerle farklı manaları oluĢturmaktadır. 2) Sondan Eklemeli Diller : Türkçe, Japonca, Macarca gibi sondan eklemeli ve düzenli yapılar içeren diller bu gruba girmektedir. 3)Bükümlü Diller: Ġngilizce, Fransızca gibi içinde düzensiz fiiller ve kelimeler bulunan diller bu gruba girmektedir. Bükümlü Dillerde kelimelerin kökleri ve yeni Ģekilleri arasında mantıksal, etimolojik, fonetik iliĢkiler kurmak çok zordur. Avrupalı bazı dilbilimciler, bükümlü dillerin en üstün diller olduğunu iddia etmektedir. Bize göre bu iddia tutarsızdır. Ben Bükümlü Dillerin bazılarını, değiĢime ve baĢkalaĢmaya her an açık ihtiyarlamıĢ diller olarak görmekteyim. Düzenini muhafaza etmiĢ bir binayla düzensizliğe doğru giden, harap olmuĢ bir bina aynı değildir. Bunun gibi Türkçe ile Anglo-Sakson dilleri arasında da o kadar fark vardır. Türkçe düzenini muhafaza etmiĢ bir bina gibidir. Ġngilizce gibi AngloSakson dilleri ise baĢkalaĢmaya yüz tutmuĢ, düzensizleĢmiĢ kelimelere sahiptir. Türkçe‘nin haricindeki dilleri küçümsediğimiz 317


düĢünülmemelidir. Bize göre bütün diller güzeldir. Bütün dillerin kendilerine has güzellikleri vardır. Ancak bazı diller düzen yönünden diğer dillerden daah üstün görünmektedir. Türkçemiz de ―Düzenlilik‖ yönünden bu gibi dillerden üstündür. Bu noktada bizim önerimiz Ģudur: ―Diller yapısı bakımından 2 ana grupta incelenmelidir. Biz bütün dünya dillerini Düzensiz ve Düzenli Diller Ģeklinde ifâde edebileceğimiz iki ana baĢlıkta inceleyebiliriz. Belki bu iki ana gruba bir de Yarı Düzenli Diller baĢlığını da ekleyebiliriz.‖ Bu önerimize uygun sınıflandırma yapalım: 1-DÜZENLĠ DĠLLER 2-DÜZENSĠZ DĠLLER 1-Türkçe Japonca Arapça Eski Latince Gürcüce Çerkezce Macarca 2-Ġngilizce Fransızca Almanca 318

olarak

örnek

bir


Rusça 4. Anglo-Sakson dillerinde fiilimsilerin yapımı Türkçemizden oldukça farklı bir Ģekil göstermektedir. Türkçemizde fiilimsiler ―-an, esi, -erek, -ince‖ gibi eklerin yardımıyla oluĢturulmaktayken Anglo-Sakson dillerinde aynı yapı birkaç farklı cümlelerin birleĢmesiyle teĢkil edilmektedir. (Bkz: Adem ve Havva Dili) 5. Hint Avrupa dillerinde bir dağınıklık göze çarpmaktayken, Türkçe‘de eklerin sağladığı geniĢ çaplı bir düzenlilik görülmektedir. Türkçemizde bir cümleyi oluĢturan unsurlar birbirlerine canlı birer harçla kaynaĢmıĢ gibi görünmektedirler. Cümleye görev yükleyen çekim ekleri cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamlarında da bozulmalar olacaktır. Ekler kelimeleri birbirine bağlayarak cümleyi bir bütün hâline getirmektedirler. Okul-un ön-ün-de oyna-yan çocuğ-un kitab-ın-ı ban-a mı getir-ecek-sin? Örnekte de görüldüğü gibi ekler vasıtasıyla bütün bir cümle tek vücut olmuĢ gibi gözükmektedir. Hatta kelimelerdeki ünlü, ünsüz uyumları gibi özellikler de cümleye ayrı bir uyum katar. 6. Türkçemizde bir cümleyi çok çeĢitli Ģekillerde ifâde edebiliriz:

319


Ben okula gidiyorum. Ben gidiyorum okula Okula ben gidiyorum. Okula gidiyorum ben. Gidiyorum okula ben. Gidiyorum ben okula. Türkçemizde cümlelerin birbirinden çok farklı dizilimlerle ifade edilebilme özgürlüğü vardır. Türkçe bu yapısı itibariyle tam bir edebiyat dilidir. Türkçemizin bu özelliği sayesinde duygular, düĢünceler en güzel Ģekilde ifade edilir. Türkçe‘nin gramerindeki bu esneklik diğer Anglo-Sakson dillerinde yoktur. Bu dillerde cümle, belli bir yapıya hapsedilmiĢtir. Hafif bir unsur değiĢikliği cümlenin anlamını tamamen değiĢtirebilmektedir. 7. ― I am going to school.‖ gidiyorum)

(Ben okula

Türkçe‘de Ģahıs zamirini çıkardığımızda anlam bozulmamaktadır ancak yukarıdaki örnekten de anlaĢılacağı gibi Ġngilizce‘de durum böyle değildir. Bir örnek verelim: (Ben) Okula gidiyor –um > (1. Tekil ġahıs eki) 320


Bu cümledeki fiilin sonundaki Ģahıs eki sayesinde birinci tekil Ģahıs zamiri muhafaza edilmektedir. Yaratıcı, savaĢlar, göçler nedeniyle hızlı yaĢaması gereken Türklerin diline böyle kolaylıklar vermiĢtir ki; ifade edilmek istenen düĢünce ve duygular çabukça ifade edilsin. Bir de buradan Ģunu anlamamız gerekiyor, Türkçe bu esnek yapısıyla birçok dili de etkilemiĢ olabilir. Bu da incelenmesi gereken bir konudur. 8. Hint- Avrupa dillerini konuĢan bazı büyük filozoflar, dillerinin mantık dıĢı ve kuralsız unsurlar içerdiğini kabul etmiĢlerdir. Bu filozoflar, dillerinin savurgan da olduğunu öne sürmüĢlerdir. Platon, ―Kratylos‖ Diyalogunda Yunanca bir eser- kendi kullandıkları (Yunanca gibi) dillerin, bilgileri yanlıĢ anlamaya sebep olabileceğini, bu nedenle mantıklı ve kurallı bir dile ihtiyaçları olduğunu açık yüreklilikle belirtmiĢtir. Descartes de aynı Ģekilde kurallı ve düzenli bir dil arayıĢındadır. Düzensiz fiillerle; kelimelerle dolu bir dilin bilim ve felsefe dili olamayacağı, daha birçok filozof tarafından kabul edilmiĢtir. Belki de bütün bu Avrupalı filozoflar Türkçe‘yi yeterince inceleme imkânı bulsaydılar, Türkçe‘yi, Felsefe ve Bilim dili olarak benimsemiĢlerdi bile. 9. Türkçemiz yapım ekleri sayesinde yeni kelime türetebilme özelliğine sahiptir. Böylelikle kelimelerin ve fiillerin tanınmayacak Ģekilde 321


baĢkalaĢması önlenmiĢtir. Hint-Avrupa dillerinde bu ekler çok az iĢlevseldir. Genelde kelime türetme, kelimenin baĢkalaĢması yoluyla yapılır. Ünlü filozofların beğenmediği noktalardan biri de budur. Bugün Ġngilizce‘de yaĢayan pek çok kelime iki üç kelimenin baĢ harflerinin birleĢtirilmesiyle oluĢturulmuĢtur. (RAM kelimesi ―Random Access Memory‖ kelime grubunun baĢ harflerinden oluĢur) Türkçe‘deki iĢlevsel yapım ekleri sayesinde böyle garabetlere rastlanılmaz. Örneğin; Ġngilizce‘de ―gitti‖ diyebilmek için ―go‖ fiilini baĢkalaĢtırarak ―went‖ Ģekline dönüĢtürürüz. Kökle yeni yapı arasında bir farklılık vardır. Türkçe‘de ise yapım ve çekim eklerinin iĢlekliği sayesinde bir sorun çıkmamaktadır. ―Git-― fiilini –di‘li geçmiĢ zaman formuna sokmak için yapmamız gereken kelimeyi baĢkalaĢtırmadan sonuna bir ―-di‖ eki eklemektir. Kelime ―Gitti‖ Ģeklinde kökünü de muhafaza ederek yeni bir kullanıma hazırdır. 10. Ġngilizce‘de fiillerin dıĢında da bazı kelimeler kuralsızdır. Birçok kelimenin çoğul halleri böyledir: child(çocuk)- childreen(çocuklar) woman(kadın)- women(kadınlar) man(adam)- men(adamlar)

322


Türkçemizde ise böyle bir karıĢıklık yoktur. Çoğul hal ―–ler‖ eki ile sağlanır. Üstelik bu ―–ler‖ eki de üç sesten oluĢur. 3 çoğulluğun ifadesidir. Bu çoğul ekinde ayrı bir müzikallik de vardır. Sondaki ―–r‖ sesi sayesinde devam eden, akıp giden bir çokluk (kemiyet) nazara veriliyor.. 11. Ġngilizce‘de ve diğer Anglo-Sakson kökenli dillerde önüne sayı sıfatı alan kelimeler, sayı birden büyükse, çoğul eki alırlar. Türkçe‘de böyle bir olay yoktur. Nesneyi belirten sayı zaten çokluk ifade ettiğinden nesneye bir çoğul eki eklenmez. Biz ―iki kalem‖ deriz ―iki kalemler‖ demeyiz. Mantıksal olarak zaten biliriz ki, iki sayısı çokluğu ifade eder. Yani 1kedi+2kedi=3kedi olur. 12. Ġngilizce‘de bazı fiiller birçok farklı anlamı birden içerirken, Türkçe‘de her bir eylemi karĢılayacak ses yapısı mevcuttur. ―to take‖ = almak, götürmek, çekmek(fotoğraf) anlamlarını ifade eder..Fakat Türkçemizde bütün bu anlamları karĢılayacak farklı fiiller kullanılır. Yabancı Dillerden dilimize tercüme ettiğimiz bazı fiiller ―fotoğraf çekmek‖ fiili örneğinde olduğu gibi asıl dildeki fiilin anlamından hareketle kullanılmaktadır. Bu da yabancı dillerin etkisini açıkça göstermektedir. 13. Türkçe, Ģahıs zamirlerinde bir ses ahengi vardır. Ben>Sen >O/Biz>Siz>Onlar örneklerinde 323


görüldüğü gibi 1.ve 2.tekil Ģahıslar kendi aralarında; sondaki ―-n‖ sesi bakımından bir uyum içindedirler. Çoğul Ģahıslarda ise ―–z‖ uyumu vardır. Hint Avrupa dillerinde böyle düzenlilikler bulunmaz. Örneğin; Almanca 1.tekilġ: Ich, 2.Tekil: Du zamirleri, Ġngilizce ―I‖ ve ―You‖ bu zamirler arasında bir ses uyumu yoktur.. 14. Anglo-Sakson dillerindeki Ģahıs zamirlerinin yönelme, tamlama belirten halleri düzensiz olarak oluĢturulur. Ben (I), Benim (My) Beni, Bana (Me) vd.. 15. Türkçe‘de önemli unsur devamlı sondadır. Kelimeler, ögeler ve ekler, önemli unsuru savunmak için adeta bir kale vazifesi yaparlar. ―Ben kitabı bugün okudum.‖ cümlesinde önemli öge olan ―okudum‖ kelimesi kalp ya da beyin kelime olduğu için muhafaza edilmiĢtir. Bir de bu sayede eylemin ne olacağı konusundaki merak devamlı taze tutulur. Dinleyici sondaki eylemi anlayabilmek için cümlenin tamamını dikkatle dinler.. 16. Türkçe‘nin herkes tarafından kabul edilen bir matematiksel bir yapısı vardır. Bunu ispat eden bir küpü aĢağıya naklediyoruz. Bu ünlüler küpü ilk olarak Türkçe‘nin düzenine âĢık olmuĢ bir Fransız bilgin olan Jean DENY tarafından çizilmiĢtir:

324


GeniĢ Ünlüler: a, e, o, ö (Küpün solu) Düz Ünlüler: a, e, ı, i (Küpün üstü) Dar Ünlüler: ı, i, u, ü (Küpün sağı) Kalın Ünlüler: a, ı, o, u (Küpün önü) Ġnce Ünlüler: e, i, ö, ü (Küpün arkası) 17. Türkçe‘de bir sözcükte hükümdar mesabesinde olan öğe yüklemdir. Hangi öğe bu hükümdarın yanına yaklaĢırsa, önemi o derecede artar. Bu nedenle ―Yükleme‖ yakın olan öge diğer ögelere nazaran daha vurgulu telaffuz edilir. 18. Anglo-Sakson kökenli dillerde bir cümleyi edilgen yapabilmek için o cümleyi tamamen değiĢtiririz. Türkçemizde ise bir ―-l‖ ve ―-n‖ eki yeterlidir. Bütün Ural Altay dillerinde benzer bir özellik vardır. Ġngilizce‘de edilgen durumda nesne baĢa getirilir. “The book is being read” bu pasive‘i (edilgeni) bir de aktive (etken) yapalım. ―He is reading the book.” Görüldüğü gibi cümlenin Ģekli tamamen değiĢti.. 325


Türkçemizde böyle bir zorluk yoktur. Aynı cümleyi Türkçe yazalım. “Kitap okunuyor” Görüldüğü gibi bir tek ―–n‖ eki sayesinde yüklem ―edilgen‖ çatılı olmuĢtur. Aynı cümleyi etken yapalım, ―(O)Kitap okuyor” Görüldüğü gibi sadece bir sesi atarak cümleyi yine etken yaptık. Bu durum Türkçemizin güzelliğini gösteren örneklerden dâdece birisidir. 19. Ġngilizce‘nin mazisi 500 yıl civarındadır. Türkçe‘nin ise 15 bin yıllık bir mazisi olduğu ispat edilmektedir. Üstelik Proto Türkçe‘nin Hint Avrupa dilleri dahil bir çok dili etkilediği de iddia edilmektedir. Ġngiltere 11.yy‘ın 2. yarısında az geliĢmiĢ bir yerdi. Bu dönemde Ġngilizlerin ataları ottan yaptıkları evlerde yaĢıyorlardı. O dönemlerde bizim edebiyatımız zirve noktasını yaĢıyordu. Yunus Emreler, Hacı BektaĢlar, Hoca Ahmet Yeseviler güzel Türkçemizle birbirinden edebi eserler ortaya koyuyorlardı. Dünya Dilbilimcilerinin de kabul ettiği gibi Ġngilizce‘nin en az yüzde 60‘ı belki de daha fazlası Latince, Yunanca gibi dillerden alınmıĢtır. Kendi kelime hazinesi ise %15 belki de daha azdır. Türkçe ise en az 10 bin sene iĢlenmiĢ köklü, düzenli ve sağlam bir dildir. 20. Bir çok ünlü alim ve bilgin Türkçe‘nin güzelliğini; zengin yapısını kavramıĢ olmalı ki; en güzel eserlerini bu dille vermiĢlerdir. Onlar dönemlerinin ortak dili olan Arapça‘yı ya da diğer dünya dillerini kullanabilirlerdi ancak 326


Türkçe‘yi tercih ettiler. Yunus Emre (Divan) Hoca Ahmet Yesevi (Divan), Hacı BektaĢı Veli (Nefesler) Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Atilla Ġlhan, Nurullah Genç, Ahmet Turan Alkan, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Osman Yüksel Serdengeçti, Necip Fazıl ve daha binlerce ismi aklımıza gelmeyen farklı görüĢlerin temsilcileri, güzel Türkçemizi kullanmıĢlar, bu dili bütün dünyaya tanıtmıĢlardı. 21. Ġngilizce‘de ―Get‖ , ―have‖ gibi bazı fiiller pek çok anlama gelecek Ģekilde kullanılabilmektedir. Ġngilizce konuĢan kimseler de bu eylemleri çok kullanan kiĢilere ―tembel‖ demektedir. Çünkü bu eylemlerin belirsiz olduğu ve gereksiz yere kullanıldığı samimiyetle ifade edilmektedir. Bu eylemler kullanıldığında yanlıĢ anlamalara yol açabilmektedir. YaĢayan Ġngilizce‘de bu eylemler sıklıkla kullanılmaktadır. Türkçemizde ise her bir eylem yerli yerinde ve karıĢıklığa mahal vermeyecek Ģekilde kullanılmaktadır. 22. Türkçemizde kelimeler çok az değiĢime uğrar.. Bilhassa fonetik yönden oluĢan değiĢmeler çok az seviyededir. Bilhassa kitap ve yazın Türkçe‘sinde bu değiĢimler oldukça azdır. Ancak Anglo-Sakson dillerinde bu değiĢim had safhadadır. Ġngilizce‘deki ya da Fransızca‘daki gibi kelimelerin aslından çok farklı seslere dönüĢmesi örnekleri Türkçemizde görülmez.

327


23. Türkçemizde istisna yok denecek kadar azdır. Her istisna da ayrı bir kuralın, düzenin baĢlangıcını gösterir. Türkçemiz devamlı düzene ve güzelleĢmeye doğru ilerlemektedir. 24. Türkçemizde diğer pek çok dilin aksine akraba adları ayrıntılı bir Ģekilde mevcuttur. Özellikle, ―ağabey, abla, kardeĢ, bacı, teyze, yeğen, kuzen, amca, dayı, hala‖ gibi pek çok akrabalık ifade eden kelime Türkçe‘yi konuĢan toplumların akrabalığa verdiği önemi açıkça göstermektedir. Bu durumda Türkçe, akrabalar arası muhabbetin ifade edilmesi açısından en uygun dillerden biri olarak karĢımıza çıkmaktadır. 25. Orhun abideleri gibi eski Türklere ait anıtları incelediğimizde, o dönemlerde kullanılan pek çok fiilin Ģu andaki Türk lehçelerinde de yaĢadığını görmekteyiz. Hatta binlerce yıl önce konuĢulan Türkçe‘nin pek çok özelliği bugün de yaĢamaktadır. Türkçe‘nin bu kelime ve ekleri muhafaza etme özelliği, bu dilin kurallılığının; sağlamlığının açık bir tezahürü olarak gözükmektedir. Ama pek çok Hint Avrupa dilinde bildiğimiz gibi fiiller, değiĢik zaman çekimleri esnasında bile değiĢebilmekte, aslıyla hiç ilgisi olmayan konuma girmektedirler. 26. Türkçemiz yapım eklerinin yoğunluğu bakımından Hint Avrupa dillerinden ayrılır. Yapım ekleri sayesinde çok kolay bir Ģekilde bir 328


kelime, baĢka bir anlamı karĢılayacak Ģekle dönüĢtürülebilmektedir. Ġngilizce‘de ―ly, ness, less…‖ vd. gibi sınırlı sayıda iĢlek yapım eki varken, Türkçemizde yüzlerce yapım eki halen kullanılmaya devam etmektedir. Antik çağlarda yaĢamıĢ pek çok felsefeci Hint Avrupa dillerini incelemiĢ, kendi dillerinin düzensizlikleri karĢısında mantıklı ve düzenli dili oluĢturma gayretine giriĢmiĢlerdir. Onları en çok zorlayan konulardan birisi de dillerindeki fiillerin ve kelimelerin düzensiz bir biçimde türemeleri olmuĢtur. Bu felsefeciler dillerindeki bu eksikliği gidermenin yapım ekleri kullanarak mümkün olacağını ifade etmiĢlerdir. Esperanto gibi yapma dillerin oluĢturulmasında da aynı arayıĢın izleri görülmektedir. 27. Türkçe‘de birleĢik zamanların oluĢturulması oldukça kolaydır. Ġki zaman eki yan yana sırasına uygun bir Ģekilde kullanılıverir ve mesele hallolmuĢ olur. Ancak Ġngilizce gibi bazı dillerde yardımcı fiil kullanılma zorunluluğu vardır. Türkçe‘de ikinci bir zaman ekinin eklenmesini sağlayan ―i-― yardımcı fiili düĢtüğünden bu eklerin birbirine görünürde hiçbir kelime yardımı olmadan eklenmesi, Türkçe‘nin devamlı düzene doğru yürüyecek Ģekilde programlandığının açık bir kanıtı gibidir. Ben geliyordum. (Ben geliyor idim) I was coming. 329


28. Türkçemiz dünya dilleri içerisinde bilinen en eski dillerden birisidir. Ve bu özelliğiyle hiçbir etki altında kalmadan kendi seyrinde gitmesini bilmiĢ müstesna dillerden birisidir. Prof. Dr. Osman Nedim TUNA pek çok ikna edici delile dayanarak Türkçe‘nin en asgari 8.500 yaĢında olduğunu hesaplamıĢtır. Onun en büyük delillerinden birisi, Sümer yazıtlarında oldukça yoğun bir Ģekilde bulunan Türkçe kelimelerdir. Bu bulgulardan yola çıkan bilgin Türkçe‘nin en az 8.500 yıl öncesine uzanan bir geçmiĢi olduğunu ispat etmektedir. Ġngilizce gibi diller ise en çok 600-700 sene mazisi olan dillerdir. Türkçe gibi köklü bir geçmiĢi olan bir dil, elbette bu yönüyle de pek çok dilden üstündür. 29. Prof. Dr. Oktay SĠNANOĞLU ―Bye Bye Türkçe‖ adlı eserinde Türkçe ve Japonca arasındaki iliĢkilere değinmiĢtir. Türkçe ve Japonca arasındaki benzerlikler oldukça ĢaĢırtıcıdır. Bu durum, Türkçe‘nin çok köklü bir dil olduğunun baĢka bir kanıtıdır. Yine Profesör Elövset Zakiroğlu ABDULLAYEV ―Türk Dillerinin Tarihsel GeliĢme Sorunları‖ adlı eserinde Türkçe‘nin Ermeni dilini pek çok yönden etkilediğini ve değiĢime uğrattığını reddedilmesi imkansız delillerle ispat etmiĢtir. Türkçe‘nin Arapça‘yı, Farsça‘yı ve hatta Ġngilizce‘yi de etkilediği aĢikar bir gerçektir. ġu

330


anda Arapça, Farsça ve Ġngilizce‘de pek çok Türkçe kökenli kelime mevcuttur. 30. Türkçe, edebiyat dili olmak için de oldukça elveriĢli bir dildir. Türkçe‘de nazma benzeyen atasözü, deyimler hazinesi oldukça zengindir. Hatta Orhun abidelerini inceleyen bazı bilginler, bu abidelerdeki yazıların ġiir olabileceğini savunmuĢtur. Türkçe‘nin Ģiirsel üslubundan kaynaklanan bu durum, Türkçemizin nazma yatkınlığını gösteren bir örnektir. 31. Türk dili gibi, konuĢanlarının sosyal yaĢantısını aksettiren dil yok gibidir. Orhun abidelerindeki Türkçe incelendiğinde ses yapısı itibariyle bu kitabelerdeki dilin göçebe ve savaĢçı bir topluma ait olduğu gözükmektedir. Bu abidelerde oldukça fazla kullanılan ―k, t, d, g, a, ı‖ benzeri sesler bize bir savaĢtaki kılınç seslerini, atların nal seslerini hatırlatmaktadır. Ayrıca bu ve benzeri sesler Türkçe‘ye ayrı bir azamet katmaktadır. Bu dönemde Türkçe düĢmanların yüreğine korku salmayı baĢaran ses yapısına sahip bir dildir. Ancak zamanla toplumsal yapının değiĢmesi ile birlikte Türkçe‘de de bazı değiĢimler olmuĢtur. Böylelikle Türkçe, yeri geldikçe oldukça yumuĢak, yeri geldikçe oldukça sert bir dil ola gelmiĢtir. Kül Tigin Yazıtının Doğu yüzünde geçen bir ibareyle tezimizi örneklendirelim:

331


“Tört buluñ kop yagı ermiş sü sülepen tört buluñdakı bodunug kop almış kop baz kılmış başlıgıg yüküntürmiş tizligig sökürmiş ilgerü kadırkan yışka tegi kirü temir kapıgka tegi konturmış ekin ara” (Dört bucak hep düĢmanmıĢ. Ordular göndererek, dört bucaktaki halkları hep almıĢ, hep (kendilerine) bağımlı kılmıĢlar. BaĢlılara baĢ eğdirmiĢ, dizlilere diz çöktürmüĢler. Doğuda Kadırgan (Kingan) dağlarına kadar, batıda Demir Kapı'ya kadar (halklarını) yerleĢtirmiĢler. (Bu) iki (sınır) arasında) Görüldüğü gibi yukarıdaki ifadeler anlamlarına uygun sesleri de içererek güzel bir ahenk oluĢturmuĢlardır. ġimdi gayet yumuĢak ifadeleri içeren bir örnek yazarak Türkçe‘nin bu güzelliğini ortaya koymak istiyorum. Türkçe‘yi en güzel kullanan Ģâirlerimizden olan Yahya Kemal‘in ―AĢk Hikâyesi‖ adlı Ģiirinden bir bölüm: Âh o akĢam o trenden gülüĢün! O gülüĢ kalbime aksettiği an Duymadım ilk ateĢin düĢtüğünü; ġavka benzer bir ıĢık zannettim. Macera baĢlamak üzereymiĢ o gün. SürecekmiĢ bu ateĢ yıllarca. 332


Bir taraftan Yakacık, mor dağlar... Bir taraftan da deniz, Ģûh adalar... O gün ömrümde, kader, Geçecek aĢkı resimleĢtirmiĢ Bu güzel çerçevede. Bu güzel Ģiir incelendiğinde görülecektir ki, gayet yumuĢak ifadeler kullanılmıĢtır aĢkı ifade etmek için.. Devamlı tekrar edilen ―Ģ‖, ―m‖, ―n‖, ―r‖ vb. ünsüzleri; ―e‖, ―ü‖, ―i‖ gibi ince sesler aĢkı adeta resmetmiĢlerdir. Elbette daha pek çok ses ahengi (Aliterasyon ve Asonans) örnekleri de Ģiirde mevcuttur. Bu durum Ģâirin Ģiir dehasını gösterdiği gibi, Türk dilinin duyguları ifade edebilmedeki muhteĢem gücünü de kanıtlar. Bu arada yeri gelmiĢken 2008 yılını Yahya Kemal BEYATLI Yılı Ġlan eden Kültür Bakanlığımızı da tebrik etmek istiyorum. Umarım bundan sonra diğer Ģâirlerimizin ve edebiyatçılarımızın anıları da bu gibi uygulamalarla yaĢatılır. Onların da hayırla yâd edilmeleri sağlanır. Türk kültür ve edebiyatına hizmet etmiĢ yaĢayan edebiyatçılarımızın onurlandırılmaları ise öncelikli hedefimiz olmalıdır. 32. Bir gazetede Sırbistanlı Profesör Mirjana Teodosiyeviç‘in Türkçe‘yi övüĢünü ve bu dile olan sevgisini anlatıĢını okumuĢtum. Sırpça‘da on bin Türkçe kökenli kelimenin var oluĢu Sırpları Türkçe‘ye ilgi duymaya itmektedir. Osmanlı‘nın bu Hıristiyan tebaası bile Türkçe pek çok 333


kelimeyi dillerinde bugüne kadar yaĢata gelmiĢtir. Bugün Sırp gençliği Türkçe‘ye büyük ilgi duymaktadır. Hatta bayan Prof. Teosodoviç, Üniversite‘deki Sırp gençlerin Türkçe Ģiirlerden çok hoĢlandığını, gençlerin Türkçe‘nin müzikalliğine hayran kaldıklarını ifade etmektedir. Bu da Türkçemizin apayrı bir güzelliğini de ortaya çıkarmaktadır. Acun Firarda adlı programda bir yabancı bayan Acun‘a, ―Konuştuğu dilin kulağa çok hoş gelen bir dil olduğunu” açık yüreklilikle ifade etmiĢti. Dilimiz gerçekten baĢka dilleri konuĢanların da samimi itiraflarıyla kulağa hoĢ gelen düzenli bir dildir. 33. Türkçe binlerce yıllık geçmiĢi olan ve halen de canlı olan bir dildir. Vaktiyle tüm dünyaya yayılan bu dil, bugün de Adriyatik‘ten Çin seddine kadar farklı coğrafyalarda yaĢayan yüz milyonlarca insan tarafından konuĢulmaktadır. Almanya ve Avrupa‘nın pek çok ülkesinde Türkçe ikinci en çok konuĢulan dildir. Düzeniyle, yaygınlığı ve canlılığıyla bu dil Dünya Dili olmaya aday bir dildir. 34. Türkçe‘deki ünlü seslerin zenginliği dikkat çekmektedir. Bu ünlüler dilimize ayrı bir güzellik katmaktadır. Zengin ünlü hazinesine sâhip olduklarından dolayı Türkçe konuĢanlar baĢka dillerdeki ünlüleri seslendirmekte zorlanmazlar. Pek çok Hint Avrupa dilinde olmayan ―ö, ü, i‖ gibi ünlüler gerçekten dilimize bir ayrıcalık katmaktadır. 334


35. Türkçemizde baĢka dil mensuplarının söylemekte zorlanacağı Ģekilde yan yana iki sessiz bulunmaz. Hint Avrupa dillerinde bulunan ―tren, global‖ örneklerinde olduğu gibi iki ünsüzün iilk hecede yan yana gelmesi gibi bir durum söz konusu değildir. 36. Kafkas dilleri gibi bazı dillerde o derece fazla sessiz harf vardır ki, baĢka dil mensupları bu derece yoğun sessizleri çıkarmakta zorlanmaktadır. Bu dillerdeki bu özellik, bu dillerin öğrenilmesini zorlaĢtırmaktadır. Fakat yine de Kafkas dilleri pek çok bakımından AngloSakson kökenli dillerden üstün gözükmektedir. Türkçemizdeki ünsüz sesler ise tüm dünya dillerinin genelinin ses sistemlerinde var ola gelen seslerdir. Bu nedenle Türkçe‘de telaffuzu çok zor bir ünsüz sese rastlanmaz. Bir dili dünya dili yapan özelliklerden biri olan bu özellik, dilimizin ses yapısının öğrenilmesini oldukça kolaylaĢtırmaktadır. 37. Aslen Türk olan pek çok bilgin, Arapça, Farsça gibi dilleri o dilleri konuĢanlardan daha iyi konuĢmuĢlardır. Mevlana, ZemahĢeri, Fahreddin MübarekĢah gibi pek çok Türk ilim adamı Arapça, Farsça gibi dilleri çok iyi öğrenmiĢler ve kullanmıĢlardır. Onların bu dilleri bu denli iyi öğrenmelerinde Türkçemizin 36. maddede zikrettiğim özelliklerinin de büyük payı olmuĢtur. ġu anda da baĢka ülkelerde yaĢayan 335


vatandaĢlarımızın yabancı dilleri o ülke vatandaĢlarından daha iyi ve daha düzenli konuĢtuğu da bir gerçektir. Erevizyon Ģarkı yarıĢmasında Ġngilizce Ģarkı ile aldığımız ödül, biraz da bu dilin Sertap Erener tarafından iyi kullanılmasının Ģerefine olmuĢ olabilir. 38. KaĢgarlı Mahmud gibi bir Türk bilgini daha 11. Asırda Türkçe‘deki kelime dağarcığının on bin civarında olduğunu, bu kelimeleri tek tek derleyip Divan-ı Lugatit Türk adlı eserine alarak ispat etmiĢtir. Bu alimimiz o dönemin Ģartlarına göre yaptığı araĢtırma ve incelemelerle 7.500 civarında kelimeyi lügatine alabilmiĢtir. Ancak kaba bir tahminle halk arasında kullanılan bu kelime sayısının en az on bin civarında olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Türkçemiz daha 5. ve 6. yüzyıllarda Ermenice gibi dilleri etkilemeye baĢlamıĢ, bu gibi dillere daha o dönemlerde kelimeler vermeye baĢlamıĢ müstesna bir dildir. Bu günkü Ermenice‘de Türkçe kökenli binlerce kelimenin olduğu da Ermeni dil bilginlerince de bilinen; kabul edilen bir gerçektir. 39. Türkçe‘de Hint Avrupa dillerinde olduğu gibi varlıklara diĢilik veya erkeklik verme olayı yoktur. Örneğin Ġngilizce‘de ―O‖ zamiri kadın ve erkekte farklıdır. (He-She) Bu olay kadın ve erkek arasında köklü bir ayırım yapıldığını göstermektedir. Türkçemizde ise ―O‖ zamiri, hem kadını hem erkeği ifade etmektedir. Fransızca, Almanca gibi dillerde her bir nesneye diĢilik, 336


erkeklik, nötrlük verilmektedir. Üstelik bu diĢilik ve erkeklik, çoğu zaman geliĢi güzel olmakta, belli bir mantık takip etmemektedir. DiĢiye ayrı, erkeğe ve nötre ayrı artikel yükleyen bu diller baĢkaları tarafından kolay kolay öğrenilememektedir. Türkçemizde ise böyle bir sorun olmadığı için bu dili öğrenmek bu yönüyle oldukça kolaydır. 40. Bazı sanal aydınlar, Türk dilinin bilim dili olmadığını iddia etme gafletinde bulunmuĢlardır. Biz sadece duygusal bir yoğunlukla bu meseleye değinmiyoruz. Osmanlı, gerçekten de Türkçe‘yi bilim dili konumuna getirmiĢtir. Bu döneme kadar Ġslam dünyasında bilim dili olarak Arapça ve Farsça kullanılmaktaydı. Ancak Osmanlı aydınları, Arapça ve Farsça eserleri de Türkçe‘ye çevirerek büyük bir hizmet yapmıĢlardır. Osmanlı aydınları Fransızca‘dan ve diğer Avrupa dillerinden Türkçe‘ye pek çok bilimsel eser çevirmiĢlerdir. Daha 16.yy.dan itibaren yabancı dillerdeki pek çok bilimsel eser Türkçe‘ye çevrilmiĢtir. Hatta bugün Avrupa ve Amerika‘dan gelen bilim adamları Osmanlı arĢivlerinde, eski kütüphanelerde sabahlamaktadırlar. Osmanlı alfabesiyle yazılmıĢ bu Türkçeyi, biz Türklerden daha iyi bilen araĢtırmacılar, pek çok bilimsel veriyi bu kitaplardan kopyalayarak kendi literatürlerine eklemektedirler. Demek ki Türkçe, batıyı etkileyecek kadar pek çok bilimsel alanda eserlerin verildiği, verilebildiği bir dildir. Evet güzel Türkçemizle Dini, bilimsel, edebi dallarda 337


binlerce eser yazılmıĢtır. Bize düĢen Türkçe‘nin bir lehçesi olan Osmanlıca‘yı daha iyi öğrenerek bu güzide eserleri gün yüzüne çıkarmaktır. Sadece Osmanlı değil, Selçuklu ve diğer Türk devletlerinde de Türkçe pek çok ilmi eser ortaya konmuĢtur. (Edebiyata fazla ilgisi olmayan bazı kiĢilerin Arap harfleriyle yazılmıĢ metinleri gördüklerinde bu metinlere Arapça dediklerini duyuyoruz. Bu mantığa göre Latin harfleriyle yazılan Türkçe‘ye de Latince demek gerekirdi. Nasıl bu harflerle yazılan dile Türkçe diyoruz, bunun gibi Osmanlı harfleriyle yazılan binlerce eser de Türkçe‘dir. Osmanlı alfabesi Arap alfabesinden farklıdır. Osmanlı alfabesinde Arap alfabesinde olmayan ama Türkçe‘de olan pek çok harf vardır. ―P, ç, j, nazal n, yumuĢak ğ‖ harfleri gibi harfler Osmanlı alfabesinde var olan harflerdir. Yani Osmanlı Alfabesi, Arap alfabesi kökenli olmakla birlikte, büyük bir oranla Türk ses sistemine uyarlanmıĢ bir alfabedir.) 41. Bütün evrende büyük bir düzen göze çarpmaktadır. Atomlardan galaksilere, hücrelerden insanlara kadar bu kainatın her bir öğesi inanılmaz bir düzen içermektedir. Dünya dilleri içerisinde evrendeki bu düzeni içinde barındıran yegane dillerden biri de Türkçe‘dir. Hatta Türkçe, cümlenin bütününden tutun da harflerine varana kadar büyük bir düzen görülmektedir. Türkçe‘deki her kuralın bir tutarlılığı ve mantıksal bir açıklaması vardır. Zaten Türk dili ile uğraĢanların ayrıca bir mantık 338


ilmi uğraĢısına ihtiyaç duymadan, mantıksal düĢünüĢün zirvelerine çıkıĢı da bu nedenledir. 42. Türkçe‘de bütün ekler sondadır. Ancak diğer pek çok dilde ekler ya baĢta, ya iki üç hece ortasında ya da sonda gelmektedir. Yani bu tür diller insanın zihninde mantık bölünmesi oluĢturmaktadırlar. Ancak Türkçe; ―istisnasız ekler sondadır‖ kuralına kesin olarak bağlıdır. Bu dili öğrenecek olanlar da Ģu ek baĢta mı olacaktı, bu ek ortada mı olacaktı Ģu da sonda mı olacaktı gibi tereddütlerle uğraĢmazlar. “Bütün ekler sondadır” derler ve mantık bölünmesinden kurtulurlar. Dil birikimlerinin ―ek‖ konusunu ―bütün ekler sondadır‖ cetveli üzerinden hafızalarına kolaylıkla ve dümdüz olarak çizerler. 43. Türkler tarihin ilk çağlarından beri Yaratıcının varlığına inanan bir toplum olmuĢtur. Türklerin Ģuuraltında devamlı bir ―Yaratıcı‖ kavramı olagelmiĢtir. Roma, Yunan, Ġran, Hint medeniyetlerinde çok Tanrılı dinlerin etkilerini görmekteyiz. Hatta bu çok Tanrı fikri üçe inerek bu günkü Avrupa‘ya da miras kalmıĢtır. Orhun abidelerinde Türklerin tek bir Tanrı‘ya inandıkları açıkça görülmektedir. Belki de dil ve inanç arasında bir bağlantı vardır. Türkçe gibi HintAvrupa dillerine nazaran daha tutarlı ve mantıklı bir görünüm arz eden Arapça ve Ġbranice gibi dilleri konuĢanlĢarın da öteden beri Tek Allah inancına sahip olmaları da Ģayan-ı dikkattir. Hatta Hintçe‘nin Sanskritçe döneminde de Tek Allah 339


inancı hakim olmuĢ olabilir. Çünkü bu dönemin dili de düzen arz etmektedir. Bana göre, inançları etkileyen pek çok unsurdan birisi de dillerin düzenliliğinin veya düzensizliğinin Ģuuraltına yaptığı etkiler olabilir. Düzensiz bir dil, yaĢantıda ve inançta da bir düzensizliğe yol açıyor olabilir. Ancak bu iddianın ciddi bir Ģekilde araĢtırılması gerekmektedir. Diğer dillerle bu dilleri konuĢan kimselerin inançları arasında kesin bir bağ kurma donanımını ve birikimini kendimde göremiyorum. Özelde sadece sevgili dilimiz Türkçemiz ve Allah inancımız arasındaki iliĢkinin bir vakıa olduğuna inandığımı belirtmekte yarar görüyorum. Tarihi araĢtıranlar göreceklerdir ki, ilk düzenli orduyu kuran millet de Türk milletidir. Türk tarihinin daha pek çok ―düzeni‖ barındırdığına eminim. ġimdi inançtaki bu mantıksallıktan tutun da, orduda, devlet yönetiminde, geleneklerde görünen bu hassas düzen ―dünyaya düzen‖ (nizam-ı alem) vermeyi amaçlamıĢ bir milletin, o düzenli diliyle alakalı değildir demeye kimin gücü yeter? Ve bunu söylemek kimin haddidir? 44. Türkçemizdeki bazı eklerin anlamıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır. GeniĢ zaman, Ģimdiki zaman ekleri gibi eklerin akıĢkan seslerden oluĢması oldukça ilginçtir. GeniĢ zaman kavramı devamlılığı, bir akıĢı belirtmektedir. Bu kavramın anlamına uygun bir Ģekilde, Türkçemizde geniĢ zaman eki olan ―–r‖ eki de akıĢkan, hareketli bir ektir. Yine aĢağı yukarı benzer anlamları içeren 340


ve zaman kaymalarıyla muzarileĢen (geniĢ zaman, Ģimdiki zaman) Ģimdiki zaman eki ―–yor‖ da ―–y‖ ve ―–r‖ gibi akıcı sesleri içermektedir. Bu pek çok dilde rastlanılamayacak bir durumdur. Türkçe‘deki gelecek zaman eki de oldukça ilginçtir. Adeta bir kuĢ sesini andıran bu ―–cek, cak‖ eki Türklerde öteden beri ayrılığın sembolü olan kuĢlara (turnalara) iĢaret eder gibidir. KuĢlar özgürdür, uzaktır ve bir manada da gelecektir. Ġnsanın gözünde uçup giden her kuĢ ulaĢılmazdır ve bir yerde geleceği de sembolize eder. Yine Türkçemizdeki ―görülen geçmiĢ zaman‖ eki olan ―–dı‖ eki dilin diĢlere değmesiyle çıkarılan bir sestir. Dil adeta bu sesi çıkarırken dıĢarı doğru yönelmektedir. Pek çok dilde belirginlik ifadesi olan ―der, the, das, te, ta‖ gibi sesler yine aynı mantıkla kullanılmaktadır. Bu ―–dı‖ eki de geçmiĢte olan olayın görüldüğünü, belirgin olduğunu sesleriyle de göstermektedir. Rivayet bildiren zaman eki ―–mıĢ‖ ekinde de ayrı bir âhenk vardır. 45. Pek çok kiĢi Rusça, Yunanca sunucuların Televizyonlardaki hızlı konuĢmalarını görüp ĢaĢırmaktadır. Türkçemiz ne kadar hızlı konuĢulsa da seslerin yutulmasına imkan vermeyen bir yapıya sahiptir. Örneğin, Ġngilizce‘yi bir kiĢi kitaptan öğrendiği Ģekliyle konuĢabilir ancak kulak aĢinası olmadan bu dille konuĢulanları anlayamaz. Türkçe öğrenen bir kimse ise konuĢulanları anlamak için kitaptan öğrendikleriyle yetinebilecektir. Yani Türkçe, 341


öğrenildikten sonra telaffuzu çok kolay bir dildir. Ve dolayısıyla duyulduğunda da çok kolay anlaĢılabilmektedir. Hatta Ġngilizce‘yi öğrenen bir kimse, bu dilde konuĢurken cümledeki öğelerin yerlerini değiĢtirirse farklı anlamalara yol açabilir. Ancak Türkçe‘yi yeni öğrenen bir kimse vurgulaması ne olursa olsun, öğelerin yerlerini değiĢtirse de anlaĢılır. Hatta büyük ünlü uyumu, küçük ünlü uyumu gibi kurallara dikkat edilmese de Türkçe ifadeler anlaĢılabilir. Ve yine dilimizde manayı pekiĢtiren unsurlardan biri olan Ģahıs ekleri kullanılmasa da konuĢanın ne demek istediği anlaĢılacaktır. Bu kullanımlara birkaç örnek verelim: Ben seni seviyorum cümlesi yerine Türkçe‘yi yeni öğrenen bir Ġngiliz, Seviyor ben seni Ben seni seviyor Ben seviyor seni Seviyor seni ben Cümleleri gibi eksik, devrik cümleler kursa da söylenmek istenen hemen anlaĢılacaktır. Elbette yabancı dilleri konuĢanlar da dillerini yeni öğrenmeye çalıĢanların konuĢmalarını tek tük anlarlar. Ancak bu dillerdeki artikellerin, edilgen yapıların yanlıĢ ve eksik kullanımı anlamı bütün bütün değiĢtirebilmektedir. 46. Bir kelimenin öz Türkçe olup olmadığı çok kolay anlaĢılabilmektedir. Bir Ġlkokul öğrencisi bile Türkçe bir kelimeyle Arapça veya Farsça 342


kökenli bir kelimeyi birbirinden ayırt edebilmektedir. Bu Türkçe‘nin kurallığını ve düzenliliğini gösteren ayrı bir delildir. Büyük Ünlü Uyumu ve Küçük Ünlü Uyumu kuralları yardımıyla bir kelimenin öz Türkçe olup olmadığını anlayabiliriz. Bu kuralların istisnaları ise oldukça azdır. Örneğin bir 5. sınıf öğrencisi ―Kitap‖ kelimesinin Büyük Ünlü Uyumu kuralına uymadığından dolayı Öz Türkçe bir kelime olmadığını anlayabilir. Yine ―balon‖ kelimesinin küçük ünlü uyumu kuralına uymadığını sezen bir 7.sınıf öğrencisi bu kelimenin Türkçe kökenli olmadığını çok rahat söyleyebilir. Ancak Hint Avrupa dillerinde bir kelimenin baĢka bir kökenden geldiğini anlamak o kadar da kolay değildir. Kelimenin kökenini anlayabilmek için köklü bir kelime kökeni bilgisine sahip olmak gerekir. 47. Türkçe‘de tamlamalardaki öğelerin yeri değiĢse de o söz grubunun tamlama olduğu anlaĢılır. Örneğin, “Ali’nin kitabı nerede?” cümlesi “Kitabı Ali’nin nerede?” ġeklinde söylense de buradaki ―Kitabı Ali‘nin‖ terkibinin belirtili isim tamlaması olduğu anlaĢılıverir. Bu tamlamanın tamlanan bölümündeki ekler buna imkan vermektedir. Ancak Ġngilizce gibi dillerde tamlamayı oluĢturan unsurların yerleri ekler değiĢmeden değiĢtirilse anlam baĢkalaĢır. Örneğin, “Where is Ali’s book?” yerine “Where is book’s Ali?” diyemeyiz. “Where is book of school?” (Okulun kitabı nerede?) cümlesi yerine, 343


“Where is school of book?” (Kitabın okulu nerede) dediğimizde bambaĢka anlama gelen bir cümle oluĢur. Ġngilizce‘de ekleme imkanlarının kısıtlılığı bizi bu içinden çıkılmaz duruma düĢürmektedir. 48. Ġngilizce gibi bazı dillerde sıra sayılarının eklerindeki farklılıklar bu sayıların öğrenimini zorlaĢtıran bir unsurdur. Örneğin Ġngilizce‘de ―one‖ (van) ―bir‖ iken ―First‖, ―birinci‖ anlamına gelir. Yine ―two‖, ―iki‖ anlamına gelirken ―second‖ ―ikinci‖ anlamına gelir. Sayılar sıra sayısı yapılabilmek adına oldukça baĢkalaĢtırılmaktadır. Bu dilin bu konuda yetersiz ve düzensiz olduğu açıkça görünmektedir. Türkçe‘de ise bir sayıyı sıra sayısı yapmak için sonuna ―–nci‖ ve ―–inci‖ eklerini eklemek yeterli olacaktır. Bir > Birinci, iki> ikinci, üç> üçüncü vd… 49. Anglo-Sakson dillerinde Ģahıs zamirleri de baĢkalaĢabilmektedir. Örneğin Ġngilizce‘de ―Ben‖ I (AY) Ģeklinde söylenirken benim, ―my‖ benimki ―mine‖ Ģeklinde kullanılır. Türkçe‘de ise zamirlerin hangi kökten geldiği ve hangi eki aldığı açıkça bellidir. Ben, Ben-im, ben-im-ki… Bu ekler bütün kelimeler için kurallı ve düzenli olarak uygulanır. Yine Ġngilizce‘de Bayanlar için ―o― zamiri ―she‖ iken bayanlar için onun, ―her‖ Ģeklinde kullanılır. Türkçe‘de ise zamirlerde de bir kurallılık hakimdir. 344


50. Hint-Avrupa dillerinden Almanca gibi dillerde eklerin çoğunluğu baĢka dillerden geçmiĢtir. Örneğin Almanca‘da; a-analyse, antiantiklerikal (papalık düĢmanı) dis-diskret (ketum), epi-epidemie (salgın hastalık), konkongress (kongre), kor-korrekt (doğru), ex-extra (ayriyeten), il-illegal (kanuna aykırı), imimaginar (hayal), vize-vizekonig (kral yardımcısıburadaki vize Osmanlı Türkçe‘sindeki Vezir kelimesinden geçme olabilir) vd… Türkçemizde ise ekler, binlerce yıldır kullanıla gelmiĢ olan Türkçe kökenli eklerdir. Üstelik Osmanlıca döneminde bile Türkçe yabancı ekler çoğunlukla almamıĢtır. Yabancı ekli kelimeler zaten diğer bir dilden örneğin Farsça‘dan ekli olarak dilimize aktarılmıĢ ve öyle yerleĢmiĢtir. Yoksa bu dillerin ekleri dilimizde hiçbir zaman iĢlerlik kazanmamıĢtır. 51. Almanca gibi bazı Hint Avrupa dillerinde Ġsimlerin aldıkları artikeller durumlarına göre çekime uğratılır. Örnek olarak Ģu tabloya bakabilirsiniz;

345


Plural=Çoğul

Singular=Tekil

Yalın hal

Erkek cinsi Der

DiĢi Cinsi Die

Nesne Cinsi Das

Die

Ġlgi hali

Des

Der

Des

Der

Yönelme

Dem

Der

Dem

Den

Nesne hali

Den

Die

Das

Die

Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi isimlerin diĢiliğine ve erkekliğine göre aldıkları artikeller de farklılık arzetmektedirler. Dikkat edildiğinde görülecektir ki, diĢiler için iki artikelle yetinilmektedir. ―Die ve Der‖ artikelleri…. Erkeklerde ise der, des, dem, den artikelleri olarak nominatif, genitiv, datif, akkusatif halleri ayrı ayrı belirginleĢtirilmiĢtir. Erkek ve kadın ayrımı burada aĢikare görülmektedir. Türkçemizde ise böyle örneklere rastlanmaz. Hem bu artikel meselesi baĢka dil mensuplarınca öğrenilmesi zor düzensiz bir yapı arz etmektedir.

346


52. Almanca, Ġngilizce gibi dillerdeki yapım eklerinin çoğu kalıplaĢmıĢ ve canlı olmayan eklerdir. Yine bu yabancı dillerden alınan ekler bile zamanla bu dillerde eski anlamını yitirmiĢtir. Örneğin ―ver‖ eki eskiden, ―geçti, uzaklaĢtı‖ anlamlarında kullanılan bir ekken Ģimdi, ―sebep bidiren bir ek olarak kullanılmaktadır‖ ―verbluten‖ (kan kaybından ölmek) 53. Ġngilizce‘de bazı adlar, hem çoğulluk hem tekillik ifade eder. Türkçemizde böyle bir kullanım yoktur. Örneğin, ― aircraft‖ kelimesinin çoğulu ―aircraft?‖ Yine ―deer‖ kelimesinin çoğulu ―deer?‖ kelimesidir. Yani gayet mantıksız bir Ģekilde bir kelime aynı anda tekilken bir yandan da çoğul olmaktadır. Bu durum ―teslis‖ akidesini anımsatmaktadır. Aynı anda Tanrı ―tek‖ iken yine aynı anda ―üç‖ yani çoğuldur. Bu olay belki de inançların dile yansımasını gösteren bir örnektir. 54. Özellikle Ġngilizce‘nin bilim dilinde, bazı kelimelerin çoğulları da kuralsız yapılır. Türkçemizde böyle bir düzensizliğe rastlamak mümkün değildir. Örneğin; medium/media stimulus/stimuli vb. Bu gibi kelimeler genelde Latince kökenli kelimelerdir ve düzensiz bir biçimde çoğullaĢırlar. Çoğul olmalarını sağlayacak belli baĢlı bir kural yoktur. 347


55. Ġngilizce‘de sıfatlarda da bir kuralsızlık mevcuttur. Örneğin: good-iyi better-daha iyi best-en iyi Bu üç örnek birbirleriyle güya aynı kökten gelmiĢtir ama birbirleriyle aralarında bir yazım ilgisi bulunmamaktadır. Ana dili Ġngilizce olanlar dıĢında bir baĢkasının bu anlam ilgisini kavraması çok güçtür. Ancak Türkçe‘de kökten en değiĢik hale türetilmiĢ kelime bile mantıksal bir süreçle türetilmiĢ gibi gözükmektedir. ―ĠyiDaha iyi- En iyi‖ kelime grupları ve bu kelime grupları içinde bulunan zarflar belli bir düzen ve mantıkla oluĢturulmaktadır. Bu zarflar bütün sıfatlar için kullanılabilir. (Güzel, daha güzel, en güzel… Kötü, daha kötü, en kötü vd.) görüldüğü gibi kelime değiĢmemekte, bir yabancının iĢin mantığını kavraması halinde öğrenebileceği kolay bir hal almaktadır. 56. Ġngilizce‘de kiplerin edilgen ve ―–di‘li‖ geçmiĢ zamandaki Ģekilleri değiĢmektedir. Mesela ―e-bilmek‖ manasındaki ―Can‖ kipi‘nin ―–di‘li‖ geçmiĢ zamandaki Ģekli ―could‖ olmaktadır. Türkçe‘de böyle bir değiĢim yoktur. Her görev kelimeye belli bazı eklerle yüklenir, ―ebilir, -ebildi, -ebilmiĢ‖ gibi.. Türkçe, bu Ģekliyle mantık dili olduğunu ispatlamaktadır.

348


57. Ġngilizce‘de fiiller azdır. Bu yetersizliği telafi için bu dilde edatların yardımıyla bir fiil, bazen kuralsız bir Ģekilde pek çok anlama gelebilmektedir. Get about-dolaĢmak Get away-kaçmak Get away with-cezasız atlatmak Give in-teslim olmak Go down-inmek Get up-yönetmek,kalkmak…. Have-sahip olmak,yapmak…. 58. Ġngilizce‘de dönüĢlü fiili oluĢturmak adına yeni bir cümle kurulur. AlıĢmak-to accustom one‘s self Yorulmak-to fatıque one‘s self Dinlemek-to rest one‘s self Isınmak-to warm one‘s self Türkçe‘de ise DönüĢlülük bir tek fiille ve ekle yapılır: Tara-n-dım Yor-ul-dum 59. Ġngilizce gibi Anglo-Sakson dillerinde bazı soru zamirlerinde bulunma hali ya da yönelme hali bulunmadığı halde bu ekler varmıĢ kabul edilir…

349


here= bura-ya bura-da where= nere-ye nere-de 60. Bazıları Ġngilizce‘de eylemleri karĢılayan benzer, fakat farklı kelimelerin sayısının çok olduğunu söylerler. Bu doğrudur. Ancak bu kelimeler incelendiğinde görülür ki, bu fiillerin çoğu, bu dile baĢka dillerden geçmiĢtir. Bu mantıkla Türkçe‘ye baktığımızda Türkçe‘deki fiillerin de oldukça zengin olduğunu sözyleyebiliriz. pour-bir yerden bir yer dökmek spill-yanlıĢlıkla dökmek drop-kazara düĢürmek pour-katmak spill-dökmek Ġngilizce‘ye yabancı dillerden geçmiĢ pek çok fiili örnek gösterip, iĢte Ġngilizce ne zengin bir dil, demek, Ġngilizce‘nin üstünlüğünü ortaya koyuyorsa, Türkçe‘deki yabancı kökenli kelimelerden hareketle biz de Türkçe‘nin daha üstün olduğunu ortaya koyabiliriz. Bu halde Türkçe‘ye Farsça ve Arapça‘dan geçmiĢ on binlerce kelimeyi de nazara almak gerekir ki; Türkçe‘deki fiil zenginliği o zaman daha da iyi anlaĢılır. Fakat biz yine de bütün dillerin kendine has güzellikleri barındırdığına inanıyoruz. Elbette

350


Anglo-Sakson dillerinin de kendilerine has pek çok güzelliği olabilir. 61. Anglo-Sakson dillerini konuĢanların bir iddiası daha vardır. Onlar, dillerinin özelliği olarak, karĢılaĢtıkları nesnelere karĢılık olacak kelimeleri anında türetebildiklerini iddia ederler. Sanki Türkçe‘de böyle bir özellik yok gibi bunu bize karĢı bir üstünlük vesikası kabul ederler. Halbuki halkın konuĢtuğu Türkçe‘yi incelediğimizde, bizim ismini Ġngilizce olarak söylediğimiz pek çok kavramın Türk ağızlarında öz Türkçe karĢılıklarıyla yaĢadıkları görülmektedir. ĠĢlek yapım ekleri sayesinde pek çok kavrama karĢılık bulabilme özelliği olan Türkçe, eĢi dünyada bulunmayan bir dildir. Örneğin Ģu ―Bilgisayar‖ kelimesi, belki ―Computer‖ kelimesinden daha kapsamlı bir Ģekilde o aletin görevini yansıtmaktadır. Batı dillerinde yeni bulunan bazı kavramlara örneğin; elementlere isim verilirken mantıklı ve anlama dayalı bir yöntem izlenmemektedir. Madem batı dilleri karĢılaĢılan kavramlara hemen yeni adlar koymaya müsaittir o halde neden Germanyum, ainĢtanyum, polonyum, berkiliyum, unununiyum vb.. gibi o elementin hiçbir özelliğini yansıtmayan isimler konulmaktadır. Türkçe‘yi konuĢanlar ise asla böyle yollara tevessül etmezler. Türkçe‘nin zenginliği sayesinde o kavrama anlam bakımından da karĢılık olacak kelime hemen ortaya çıkıverir. Bu 351


kelimenin, o kavramın pek çok özelliğini karĢılayacak nitelikte olmasına da dikkat edilir. Ġngilizce‘de, Türkçe‘deki ―sözcük‖ ve ―söz‖ karĢılığı olarak tek kelime yani ―Word‖ kullanılır. Ancak Türkçe, ―sözcük‖ ile ―söz‖ arasındaki ayırımı yapmıĢtır. Bu kavramların daha da belirginleĢmesini sağlamıĢtır. Elbette ağızdan çıkan ve daha bir bütüncüllük, daha bir yargı ifade eden sözle, ―sözcük‖ aynı Ģeyler olmasa gerek. ―Sözcük‖ daha küçük yargıları ve ses birimlerini kapsayan bir addır. Bu nedenle ―söz‖ kelimesinin sonuna bir ―–cük‖ eki gelerek bu anlam ayırımı belirginleĢmiĢtir. ĠĢte Türkçe en ufak bir anlam ve görev farklılığını gösteren müstesna bir dildir. Printer yerine ―yazıcı‖, scanner yerine ―tarayıcı‖, refrigerator yerine ―buzdolabı‖ kelimelerinin yerleĢmesi oldukça anlamlıdır. Bu örnekler, Türkçe‘nin teknolojinin en son merhalesini bile adlandırabilecek zenginlikte olduğunu göstermektedir. Bizim dilcilerimizin eksiği, kendi oluĢturdukları kelimelerin halk tarafından kabul görüp görülmeyeceğini düĢünmeden yaygınlaĢmasını istemeleridir. Aslında bunun tam tersi olsa, yani Türkçe‘yi en saf Ģekliyle konuĢan halka sorulsa, o doğruyu söyleyecektir. Binlerce yıldır pek çok kavrama karĢılık gelecek kelimeyi bu Türk halkı oluĢturmuĢtur. O halde yeni kelimeler türetirken yine söz hakkı onların olmalıdır. GeliĢigüzel kelimeler türetmek yerine 352


halka yayılabilecek, halkın beğenisini kazanacak, ekonomik kelimeler türetilmelidir. Demek ki bir kelime türetilmeden önce iyi bir kamuoyu araĢtırması yapılmalı, halkın Türkçesine baĢvurulmalıdır. Türkçe her bilimsel kavrama karĢılık yeni kelimeler türetebilecek güçtedir. Ancak ―Faks‖ kelimesi yerine söylenmesi zor olan, ―belgegeçer‖ kelimesini yerleĢtirmeye çalıĢırsak amacımıza ulaĢamayız. Zaten bunu, Türkçe‘nin kendisi kabul etmez. Bu kelimede görüldüğü gibi iki tane ―ge‖ yan yana gelmekte ve bu durum kelimenin telaffuzunu güçleĢtirmektedir. Türkçe, Ģiirsel yapısıyla bu gibi kullanımları tasfiye etmesini bilir. Yine ―çe‖ sesi de telaffuzda diğer bir güçlüğü doğurur. ―Faks‖ kelimesi yerine belki belgesayar, belgeyazar vb kelimeler kullanılsaydı, dilimizi Faks kelimesinden kurtarmıĢ olurduk.. Bugün halkımız ―belgegeçer‖ kelimesinden bozma ―belgeç‖ kelimesini kullanmaktadır. Üç buçuk yaĢındaki kızım bile bazı yabancı kökenli kelimelere anında karĢılık bulmaktadır. Türkçe konuĢan bütün çocuklarda aynı özellik vardır. Bu da yapım eklerinin sunduğu bir imkandır. Kızım ―püpet‖ kelimesini bir türlü söylemez. Hiç kimseden öğrenmediği halde bu kelime yerine ―Çekme-m‖ kelimesini kullanır. Yine o ―Lego‖ kelimesi yerine ―Takma-m‖ sözcüğünü kullanır. Üstelik bu kelimeler ona hiçbir kimse tarafından öğretilmemiĢtir. O 353


anlamını bildiği kelimelerle farkında olmadan yeni karĢılaĢtığı kavramlara karĢılık gelecek kelimeler türetebilmektedir. Türkçe konuĢan bütün çocuklarda belli bir yaĢa kadar bu durum gözlemlenebilir. 62. Türkçe, dıĢarıdan aldığı kelimeleri adeta TürkçeleĢtirmektedir. O, kelimelere kendi kurallarını tatbik etmektedir. Ancak bu kelimeleri bütün bütün de aslından uzaklaĢtırmamakta, onların orijinalliğini de korumanın bir yolunu bulmaktadır. Kitap kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir. Bu kelimenin aslı ―Kitab‖ kelimesidir. Yani bu kelimenin aslında son sesi ―b‖ sesidir. Türkçe ise kendi düzeni itibariyle sonda ―b‖ sesini bulunduramayacağından bu ―b‖ sesini sert ―p‖ sesine dönüĢtürmüĢtür. Böylelikle bu kelime TürkçeleĢmiĢtir. Fakat Türkçe, bu dili konuĢan insanların fıtratına uygun bir Ģekilde hoĢgörülü bir dil olduğundan, bu kelimeyi aslından tamamen koparmamıĢtır. Zaten içinde var olan bir kural gereği ―Kitap‖ kelimesine ünlüyle baĢlayan bir ek geldiğinde bu ―p‖ sesi aslına yani ―b‖ sesine dönüĢür. Kitap, Kitaba, kitabı Ģekillerinde olduğu gibi.. Yine bazı Arapça kökenli kelimelerin sonunda iki ünsüz bulunmaktadır. Örneğin; ―Hiss‖ kelimesi.. Türkçe‘de bu kelime his Ģeklinde telaffuz edilerek TürkçeleĢtirilir. Fakat ―his‖ kelimesi ―etmek‖ yardımcı eylemini aldığında sondaki ―–s‖ sesi ortaya çıkıverir: ―Hissetmek‖ Pek çok yabancı kelimede bu durum görülmektedir. Türkçe, içine aldığı kelimeleri 354


tamamıyla asimle etmemektedir. Onları adeta tüm gücüyle yaĢatmaya çalıĢmaktadır. Bu yönüyle dünyada Türkçe‘ye benzer baĢka bir dil gösterilemez. Dilin bu güzelliği Türkçeyi konuĢan insanlara da yansımıĢtır.. Bir baĢka örnek de ―fikir‖ Ģeklinde TürkçeleĢtirilen ama aslı ―fikr‖ olan kelime benzeri kelimelerdir. Bu tür Arapça‘dan gelmiĢ kelimeler de tamamen asimle edilmezler. Bu tür kelimeler de sonlarına ünlüyle baĢlayan bir ek aldıklarında ikinci ünlü düĢer. Fikri, fikre vb.. 63. Türkçe‘nin diğer bir güzelliği de dilbilgisi araĢtırmaları için oldukça uygun bir dil olmasıdır. Türkçe‘yi ―Ģekli‖ yani ―Morfolojik‖ yönden incelemek isteyen biri hiç zorlanmayacaktır. Az bir uğraĢla kelimenin kökünü, ekini bulabilecektir. Bunları da tire çizgileriyle çok rahat ayırabilecektir. Ancak Fransızca‘yı, Almanca‘yı ya da Ġngilizce‘yi morfolojik yönden araĢtırmak isteyen biri oldukça zorlanacaktır. Türkçe‘deki kelimelerin köken incelemesini yani etimolojik incelemesini yapmak da gayet kolaydır. Türkçe‘de hiçbir zaman önek bulunmaması bunu sağlayan unsurlardan birisidir. ―Türkçe daima sondan ek alır”, kuralını bilen birisi Türkçe‘yi köken yönünden çok rahat inceleyebilecektir. Anglo-Sakson dillerinde ise kelimenin kökeni çoğunlukla öneklerle karıĢtığından ve kaynaĢtığından ya da kelimelerde düzensiz değiĢimler, baĢkalaĢmalar olduğundan etimolojik araĢtırmalar oldukça zordur. 355


64. Türkçe‘deki bütün kelimelerin kökleri tek baĢlarına bir anlama ve yargıya sahiptirler. Özelikle Fransızca‘da kökler genelde tek baĢlarına bir anlam ifade etmezler. Eklere, zamirlere muhtaçtırlar. Türkçe kelimeler ise hiçbir eke veya zamire ihtiyaç duymadan, kök halleriyle bir yargı ifade edebilirler. Örneğin: ―git-― fiili tek baĢına emir bildirmektedir üstelik hiçbir eke de ihtiyacı yoktur. 65. Türkçe‘deki bazı kelimelerdeki kalın ünlüler medenileĢmeyle paralel olarak inceleĢmeye baĢlar. Bu bir kuralın delinmesi gibi görünmektedir ama aslında baĢka bir kuralın da baĢlamasıdır. Türkçe‘deki bazı kelimeler Ģehir diline geçtikçe ünlüleri itibariyle incelmeye yüz tutar. Ana-anne, kardaĢ-kardeĢ, alma-elma örneklerinde olduğu gibi..Elbette bu çok da yaygın değildir. Ancak Türkçe‘nin içinde tetiklenmeyi bekleyen böyle bir eyilim vardır. Bu temayüller Türkçe‘nin gün geçtikçe daha da inceleĢeceğini ve müzikalleĢeceğini gösteren birer delillerdir de aslında.. Örneğin ―karı-koca‖ tabirlerinin kaba bulunarak bırakılmaları ve bunların yerine ―eĢ, hanım‖ kelimelerinin yerleĢmesi, Türkçe‘deki bu temayülü gösteren ayrı bir göstergedir. ―Çocuk‖ kelimesinin yerini çoğu zaman ―küçük‖ kelimesi almaktadır. Bu da böylesine bir meylin iĢaretçisi olabilir. Farsça ―Gol‖, ―gul‖ kelimesinin Türkçe‘de ―Gül‖

356


kelimesine dönüĢmesi de meselemizi aydınlatmak açısından ayrı bir örnektir. Artık kaba olarak kabul edilen ancak zamanında çokça kullanılan kelimeler yerlerini daha inceleĢmiĢ ve kibarlaĢmıĢ kelimelere terk etmektedirler. Örneğin ―avrat‖ ,‖yosma ,‖hatun‖ , ―karı‖ , hatta ―kadın‖ kelimeleri artık Türkçe‘nin değiĢen mantığına göre değiĢik versiyonlarla yer değiĢtirmektedir. ―Hanım ve bayan‖ kelimeleri bu kelimelere nispeten daha akıcı olan ―h, y‖ ve daha annemsi olan ―b, m‖ seslerini aldıklarından muhafaza edilmektedirler. Kısacası Türkçe‘de kelimeleri anlamlarına uygun seslerle kullanma temayülü ilk çağlarda olduğu gibi bugün de daha renkli ve güzel bir Ģekilde yaĢamaktadır. Arapça, Farsça ve Rumca gibi dillerden gelen bazı kelimeler ise bu değiĢimi desteklemektedirler. 66. Hint Avrupa dillerinde kullanılan çekim eklerinin birden fazla görevi olabilir. Bir ek hem çokluk bildirirken hem de farklı bir görevi ifade edebilir. Türkçemizde her görev için ayrı bir ek bulunmaktadır. Bu da anlam karıĢıklığını önleyici güzel bir özelliktir. Türkçe hakkında eleĢtiri konusu yapılan aĢırı ek birleĢmeleriyle uzun kelimeler oluĢması olayı ise asla bir kusur değildir. BaĢka dillerde ayrı ayrı kelimelerle hatta cümlelerle anlatılan bir yargının, düĢüncenin Türkçe‘de eklerle anlatılması nasıl bir kusur olabilir? Türkçe‘nin bu özelliği her duyguyu, her düĢünceyi özgürce ve çok aĢırı kelime 357


kullanımına gitmeden kullanmayı sağladığından alkıĢlanması gereken bir özelliktir. Pek çok örnek verebiliriz ama güncel olması dolayısıyla Ġnternette e-postalar yoluyla dolaĢan bir cümleyi örnek verelim. “Afyonkarahisarlılaştıramadıklarımızdan mısınız?” cümlesi. Bu kelimenin (cümlenin) Ġngilizcesi: “Are(1) not (2) you (3) one (4) of (5) those (6) people (7) whom (8) we (9) tried (10) unsuccessfully (11) to (12) make (13) resemble (14) the (15) citizens (16) of (17) Hashish (18) Black (19) Tower (20)?” (18, 19, 20. kelimeler yerine “Afyonkarahisar” sözcüğü yazılması bana daha uygun gibi geliyor. Zira bu kelime özel bir isimdir. Başka dilde de aynen ifade edilmelidir) Örnekte de görüldüğü gibi “Afyonkarahisarlılaştıramadıklarımızdan mısınız?” cümlesini, Ġngilizce‘ye tamamen çevirmek için pek çok kelime kullanmak zorunda kalırız. Kurallara bağlanmıĢ, düzenli olan bazı eklerin öğrenimi, kullanımı, yepyeni kelimelerin ezberlenmesinden ve kullanılmasından daha kolaydır. Sonuçta aynı düzenli ekler kullanılarak oluĢturulacak binlerce cümle vardır. Fakat Ġngilizce‘de yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi kurallı ekler yerine, kelimeler kullanılır. Bu kelimeler de elbette cümlenin anlamına göre değiĢiklikler gösterecektir. Türkçe‘de yeniden özne kullanımı ihtiyacı da yoktur.. Uzunluk bakımından bu iki cümle arasında fazla fark yoktur. Ġngilizce‘de aynı cümleyi kurabilmek için 358


20 ayrı kelimeyi ve o kelimelerin anlamlarını öğrenmek gerekmektedir. O halde Türkçe‘nin bu yönden kusurlu olduğunu söylemek apayrı bir kusurdur. Üstelik bu verdiğimiz basit örneğin dıĢında öyle örnekler vardır ki, Türkçe‘deki eklerle ifade edilen anlamların, daha fazla ekonomiklik sağladığını göstermektedirler Sanal âlemde dolaĢırken ilginç bir cümleyle karĢılaĢtım. Bu Ġngilizce cümle Ģöyleydi: Three witches watch three Swatch watches. Which witch watch which Swatch watch? (Üç cadı üç adet saate bakıyorlar. Hangi cadı hangi saate bakıyor?) Elbette Ġngilizce cümlelerde her zaman yukarıdaki gibi benzer sesli kelimeler bir araya gelmez. Ancak beni tebessüme getiren bu örneği sizlerle paylaĢma gereği duydum. ġu da bir gerçektir ki Ġngilizce konuĢmalarda en sık tekrarlanan sesler ―h‖, ―o‖, ―w‖ vb. seslerdir. ġu bir gerçektir ki, bu seslerin sıklıkla tekrar edilmesi kulağa hoĢ gelmemektedir. KuĢ sesleri ya da su Ģırıltıları ile uyuyabiliriz ama horlama sesleri arasında gözlerimizi uyku tutmaz. Demek ki ses çok önemlidir.. 67. Anglo-Sakson dillerini konuĢanlardan bazıları Türkçenin zor bir dil olduğunu savunur. Bu iddiada bir bakıma haklılar. Çünkü Türkçe‘nin sistemi, bu iddia sahiplerinin alıĢtığı Hint Avrupa 359


dil ailesinin sisteminden oldukça farklıdır. Elbette alıĢılan bir dil sisteminden bambaĢka bir dil sistemine geçmek, o kadar da kolay değildir. Bizim için de Ġngilizce‘yi, Fransızca‘yı öğrenmek o kadar kolay değildir. Çünkü o dillerin sistemleri, bizim dilimizin dahil olduğu Ural-Altay dil ailesinden oldukça farklıdır. Bir gün öğrencilerimle Çanakkale‘den feribotla Gelibolu‘ya geçiyorduk. Maksadımız Çanakkale‘de yatmakta olan atalarımızın Ģehitliklerini ziyaret etmekti. Feribotta, atalarının mezarlarını ziyarete gelen Ġngiliz geziciler de vardı. Tabii ki öğrencilerim doğal bir merak sevkiyle bu yabancılarla konuĢmak istediler. Bir iki geziciyle konuĢmaya baĢladık..Türkçe öğrenip öğrenmediklerini sordum. ―Türkçe‘nin çok zor bir dil olduğunu ve bu dili bu nedenle öğrenemediklerini‖ ifade ettiler. Ben de kendilerine Türkçe‘nin mantıklı, kurallı ve akla uygun bir dil olduğunu gücüm yettiğince açıklamaya çalıĢtım. Bunu kendileri de anlamıĢtı. Çünkü çok kesin bir Ģekilde bana katıldıklarını ifade ediyorlar ve bunu hissettiriyorlardı. O gün için bilimsel Ġngilizce seviyem çok iyi olmadığından onlara söylemek istediğim pek çok gerçeği de söyleyemedim. Gerçekten de Ġngilizce, Türkler için o kadar da kolay bir dil değildir. Bu gün hazırlanan Gramer kitapları, kolaylaĢtırılmıĢ ve yontulmuĢ Ġngilizce‘nin yabancılara öğretilmesini amaçlayan 360


kitaplardır. Bu kitaplarda geçen cümle yapıları, düzensiz fiiller, kelimeler nisbeten hafifleĢtirilmiĢ ve avam bir Ġngiliz‘in de anlayabileceği seviyeye indirgenmiĢ yapılardır. Aslında Shekspir‘in Ġngilizcesi o kadar da kolay öğrenilebilecek bir Ġngilizce değildir. Üstelik biz, bugünkü Ġngilizce‘ye de kolay diyemeyiz. AzaltılmıĢ haliyle bile beĢ yüzden fazla düzensiz fiil, isim ve sıfatı içinde barındıran bir dile nasıl basit diyebiliriz? Belki bizim yanlıĢımız Ġngiliz‘e, Fransız‘a Türkçe‘yi öğretmek gibi bir vazifeyi kendimize yükleyemeyiĢimizdir. Bu vazifeyi omuzlarımıza alırsak, elbette, onların anlayabileceği Ģekle indirgenmiĢ dil bilgisi kitapları da basabiliriz. Örneğin “ben kitabı okuyorum” cümlesinde yüklemin yeri sondadır. Ancak Ġngilizce‘de yüklem hemen özneden sonra gelir. Bu kullanım Türkçemizde de zaten mevcuttur. “Ben okuyorum kitabı” bu Ģekil de Türkçe‘ye göre yanlıĢ değildir. Türkçe‘yi yeni öğrenen bir Ġngiliz, bu Ģekilde meramını çok rahat ifade edebilir. Biz onu bu kulanımıyla rahatlıkla anlarız. Yine bir Ġngiliz, Ģahıs zamirini ve özneyi her cümlede kullanmaya alıĢmıĢtır. Bırakalım Türkçe‘yi konuĢurken de devamlı ―ben, sen, o‖ gibi zamirleri sürekli kullansın.. Yine ―büyük ünlü uyumu kuralı‖ gibi mantığa uygun kuralları anlamakta zorlanan yabancılar da çıkabilir. Onlara katı bir tutumla yaklaĢmak 361


yerine, dili öğrenmeye geçiĢ sürecinde, bazı kolay kullanımları da gösterebiliriz. Örneğin, ―azaltılmıĢ‖ kelimesi köken olarak ―azal-― fiilinden gelmektedir. Bu fiilin ―azaltilmiĢ, azaltulmuĢ…‖ gibi Büyük Ünlü Uyumu kuralına uymayan kullanımlarının da Türkçe konuĢanlar tarafından anlaĢılacağını göz önüne alarak, yabancıların bu tür kullanımlarına müsamaha ile yaklaĢmak gerekir. Belki de böylelikle dilimiz daha çok yaygınlaĢma imkanını bulabilir. 68. Türkçemiz‘de haber kipleri “şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman, görülen geçmiş zaman, duyulan geçmiş zaman” olarak kullanılmaktadır. Bu zamanlar dünya dillerinin çoğunluğunda bulunan ortak zamanlardır. Ġngilizce‘deki gibi diğer dillerin mantık yapılarına uymayan zaman anlayıĢı Türkçe‘de mevcut değildir. Ġngilizce‘yi sonradan öğrenen birisi, hatta Ġngilizce konuĢanların çoğu, aslında pek çok zaman kipini kullanmazlar. Onlar da belli baĢlı zaman kiplerini kullanırlar. Türkçe bu yönüyle kolay öğrenilebilecek dillerden birisidir. BirleĢik zamanların oluĢturulması ise oldukça matematikseldir, formülize edilebilir niteliktedir. Bu Türkçe‘nin düzenliliğinin bir baĢka göstergesidir. 69. Türkçe‘de renk adları genelde benzetmeler, somutlaĢtırmalar yoluyla oluĢturulur. Böylelikle Türkçe, doğayı iyi inceleyenlerin ve gözlemleyenlerin dili olduğunu ispat eder.. 362


Ġngilizce‘de örneğin ―Brown‖ kelimesi tamamen kalıplaĢmıĢ bir kelimedir.. Türkçe‘de bu kelimenin karĢılığı ―Kahverengi‖ olmaktadır.. Görüldüğü gibi burada bir somutlaĢtırma vardır. Kelime sadece ezberlenmekle kalmamakta, hayale de, düĢünceye de adeta resmedilmektedir. Kahveyi görmüĢ olan birisi kolaylıkla bu rengi çıkarabilir. Yine ―turuncu‖ derken ―turunçgillere‖ bir çağrıĢım yapılmaktadır. Hemen bu meyvenin rengi aklımıza geliverir. Böylelikle bu rengi daha iyi kavrarız. Son yıllarda yaygınlaĢan ―ġampanya sarısı‖ tabiri de aynı mantığın ürünüdür. Yine ―yeĢil‖ (<yaĢsıl) kelimesi ―yaĢ‖ kelimesinden gelmekte ―otu, çimeni‖ hatırlatmaktadır. Günümüzde de bilinen yedi rengin tonlarını anlatmak için benzetmeler, somutlaĢtırmalar kullanılmaktadır. Örneğin; ―çimen yeĢili, çağla yeĢili, fıstık yeĢili, kırmızının bir tonu olan ve dudak rengine benzeyen yavruağzı, turkuaz mavisi, krem rengi vb…‖ Bu da Türkçe‘nin ne kadar mantığa uygun bir dil olduğunu gösteren baĢka bir delildir. 70. Türkçemizde Ġngilizce veya diğer AngloSakson dillerinde olan bükümlülük yoktur. Bu da kelimenin aslına ulaĢmamızı kolaylaĢtıran bir unsurdur. Bazı dilciler dillerinin bükümlü olmasını övünç kaynağı olarak gösterebilmektedir. Halbuki dilin “bükülmeden, kırılmadan, değişmeden” düzgün ve düzenli bir biçimde ayakta kalması daha da övünülmesi gereken bir durum değil midir? 363


71. Bazı Hint Avrupa dillerinde kelimenin tekilliğini ifade etmek için yalın haldeki kelimelere ek getirilir. Türkçe ise buna gerek görmemiĢtir. Zira çoğul olduğu belirtilmeyen bir kelimenin tekil olduğu zaten malumdur. Malumu ilam ise abestir. 72. Bazı Hint Avrupa dilleri erkek için ayrı, kadın için ayrı fiil çekimlerine, kelime kullanımlarına yer verir. Bu da o dilin kolaylıkla öğrenilmesini zorlaĢtırır. Türkçemiz ise, erkek kadın ayrımı yapmaz. Türkçemizde ―Feminin, masculin‖ (DiĢiErkek) ayrımı yapılmadan her cins için aynı Ģekiller kullanılır. 73. Ġngilizce‘de üleĢtirme eki yoktur. Türkçe‘den üstün olduğu söylenen bu gibi dillerde üleĢtirme ekinin olmaması büyük bir eksikliktir. Türkçemizde ise bir sayıyı bölüĢtürmek için ―–er, -Ģer‖ eklerini kullanmamız yeterli olmaktadır. Örneğin, “bir-er, iki-şer, üçer” Fakat Ġngilizce‘de böyle bir imkanımız yoktur.. ÜleĢtirmeyi bu dilde ifade edebilmek için “each, apiece” gibi kelimeler kullanılır. 74. Türkçemizde bazen isim tamlamalarının tamlayanını kullanmadan da meramımızı ifade edebiliriz. Örneğin, “onların biri” dememize gerek yoktur. Biri dediğimiz zaman meramımız anlaĢılıverir. Ancak Ġngilizce‘de “one of them” demek zorundayız. Yoksa ne demek istediğimiz 364


anlaĢılmaz. Bizdeki tamlanan eki sayesinde bu iĢ gerçekten kolaydır. 75. Bazı dillerde bir kısım seslerin fazlaca tekrar edildiğini görürüz. Örneğin; bilhassa Amerikan Ġngilizcesinde “ha, wa, u” gibi seslerin çokça tekrar edildiğini görürüz. Yunanca gibi dillerde ise “t, s” seslerinin fazlaca tekrar edildiği aĢikardır. Bu sesler adeta bu dillerin birer sembolü olmuĢtur. Türkçemiz eski Türkçe döneminde gerçekten “te, dan, k” gibi seslerin çokça tekrar edildiği bir dildi. Fakat Ġslamiyetle birlikte Türkçe, zamanla inceldi ve bugünkü güzel kıvamına ulaĢtı.. Bir yerde Arapça, Farsça gibi diller Türkçe‘nin durgunlaĢmıĢ olan daha da inceleĢme temayülünü tetiklemiĢtir. Türkçe‘yi dinleyen yabancılar, her sesin yerli yerince yerleĢtirildiğini gördüklerinden onun devamlı tekrar eden seslerini anlamakta zorlanmaktadırlar. Türkçe‘nin bu müzikal yapısına da hayran kalmamak elde değildir.. 76. Türkçemizde bulunan pekiĢtirme sıfatlarının (Simsiyah, bembeyaz, sapsarı, masmavi) bir benzeri diğer dillerde yok gibidir. Üstelik bu pekiĢtirme sıfatları Ermenice gibi pek çok dile Türkçe‘den geçmiĢtir. Bu özellik Türkçe‘nin icadı bir özelliktir. Sıfatların derecelerini daha da arttırmak için gerçekten akıllıca bir çözümdür. Üstelik ―si-m, be-m, sa-p, ma-s‖ derken kullanılan ―m, p, s‖ sesleri öyle geliĢi güzel kullanılmazlar.. 365


77. Bilindiği gibi bir müzik eseri çalınırken ne denli farklı sesler ve ne denli farklı notalar düzenli bir ahenkle kullanılıyorsa, o eser o derece kulağa hoĢ gelir.. Anadolu AteĢi‘nin tüm yabancıları büyüleyiĢi de biraz bu özelliğinden kaynaklansa gerek.. Bunun gibi Türkçemizdeki kelimelerdeki eklerde bulunan seslerin farklılığı, vurgu ve tonlamaların uyumu, ünlü-ünsüz uyumlarının ahenkleri, uzun seslerin yerli yerince oluĢu, kulağa hoĢ gelen, ―-l, -y, -r, -n, -Ģ‖ gibi seslerin tekrarı bir bütün olarak baktığımızda Türkçe‘yi ses telleriyle çıkarılan bir musikiye dönüĢtürmüĢtür.. Bu da Türkçe‘nin inkar edilemez ayrı bir güzelliğidir. 78. Türkçe‘de bazı cümlelerin üç boyutlu resimlerde olduğu gibi, ufak vurgu değiĢiklikleri sayesinde çok değiĢik anlamlara gelmesi, dünya dillerinde bir örneği sadece yalınlayan dillerde görülen müstesna bir özelliktir. Türkçe‘nin bu özelliği, pek çok dünya dilinin oluĢumunun Türkçeyle irtibatlı olabileceğini de bize hatırlatmaktadır. Bu konuyla alakalı olarak kendi yazdığım bir Ģiiri aĢağıya alıntılıyorum: ÜÇ BOYUTLU ġĠĠR Ağlayacaksan ağla yakala gül Ağlayacak san, ağlaya kala gül

366


Bende dermanı yarin; al al gül Bende der mani, yar in, al al gül! Gülsen de gülmesen de yardir gül 'Gül sende, gülme sende yar' der, gül Anla! sev! gider yoksa ağlayan gül Anla sevgi, der: 'yoksa, ağla! yan! gül.' DÜZGÜN sever, koĢar peĢinde, der: 'gül gül' Düzgün sev er, koĢ ar peĢinde, der! gül gül. 79. Ġngilizce‘de karĢılama için kullanılan ―Welcome‖ kelimesi, hiçbir değiĢikliğe uğramadan ―HoĢça kal‖ manasında yeniden kullanılır. Türkçemizde ise her bir kavram için bir kelime kullanılması mecburiyeti hissedilir. ―HoĢ geldin‖ kelimesi ile gelen kiĢi karĢılanır.. ―HoĢça kal‖ kelimesiyle de gelinen yerden ayrılınır. 80. Ġngilizce‘de ―Ġyi günler‖ anlamını ifade eden ―Good Bye‖ kelime grubu aslında ―God be with you‖ cümlesinden kısalmıĢtır. Bu cümlenin manası “Tanrı seninle olsun” demektir. Demek ki Ġngilizce, sadece kelimeleri değil cümleleri bile baĢkalaĢtırmaktadır. Türkçe‘de ise cümlelerde ufak tefek ses düĢmeleri bazen olsa da, bu gibi köklü farklılaĢmalara çok az rastlanır. Ġslamiyeti kabullerinden sonra Türkler, neredeyse bin yıldır ―Allaha ısmarladık‖ cümlesini kullanmaktadır. Türkçe, özellikle “Allah, Resul, Kitap” gibi kutsallık ifade eden kelimelerin cümle içinde 367


baĢkalaĢmaması için oldukça titiz davranmaktadır. Tabii bu durumun da istisnaları muhakkak vardır. 81. Türkçemiz, Arapça gibi köklü dillere bile kelimeler vermiĢ bir dildir. Bilhassa Arap Dili lügatlerinde bundan 50, 60 yıl öncesine kadar bulunan pek çok Türkçe kelime çıkarılmıĢtır.. Ancak buna rağmen halk dilinde pek çok Türkçe kelime halen yaĢamaktadır. ―Kızılala‖ kelimesi ―Alabalık‖ kelimesinden baĢkalaĢmıĢ bir Türkçe kelime olarak Arapça‘da yaĢamaktadır. Yine ―burgu‖ kelimesi Türkçe bir kelime olarak ―vida‖ anlamında Arapçadaki bazı lehçelerde kullanılmaktadır. Bu örneklerde olduğu gibi halk arasında yaĢayan yüzlerce Türkçe kelimenin olduğu da muhakkaktır. , Hatta bazı yerlerde “kapıyı kapat” demek isteyen Arap dostlarımız “Sekrul bab” cümlesi yerine “Kappat ulbab” cümlesini kullanmaktadır. ―Kapat‖ kelimesi Türkçedir. Yine Pakistan gibi bazı devletlerin dilleri bile Türkçe‘den köklü bir Ģekilde etkilenmiĢtir. Pakistanlılar‘ın konuĢtuğu dil ―Ordu‖ dilidir. Bu dili Müslüman Türkler geliĢtirmiĢtir. ―Ordu‖ kelimesi, dilimizde “ordu, askeri birlik‖ manasında halen kullanılmaktadır. Tacikçe, Orduca gibi dillerde pek çok Türkçe kelime, bazı seslerin baĢkalaĢmasıyla da olsa halen yaĢamaktadır.

368


Orduca, Kurmanç Lehçesi, Zazaca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Tacikçe, Arnavutça, BoĢnakça, Ermenice, Sırpça, Yunanca, Ġngilizce, Almanca, Fransızca vb onlarca dile girmiĢ olan Arapça ya da Farsça kökenli kelimeleri, bu dillere taĢıyan dil Türkçedir. Zira ne Farslar, ne de Araplar, Türklerin ulaĢtığı; yüzlerce yıl yönettiği milletlere bu denli yakınlaĢmayı baĢaramamıĢlardır. Sadece Müslüman Türkler, bu milletlere ulaĢmıĢlardır. Bilhassa Balkanlardaki halkların MüslümanlaĢmasına vesile olan da Müslüman Türklerdir. Adeta Türkçe, pek çok milleti birleĢtirmeyi baĢaran köprü bir dil olmuĢtur. 82. Türkçe, pek çok dille etkileĢime girmiĢtir. Diğer dillere kelime verdiği gibi baĢka dillerden kelimeler de almıĢtır. Ancak bizce Türkçe bazı dilleri daha köklü bir biçimde etkilemiĢtir. Bilhassa Çince değiĢik yapısı sayesinde Türkçe kelimeleri içinde sindirmeyi baĢarmıĢtır. Bu yapısı sayesinde Çin dili, Türkçe kelimeleri kamufule edebilmiĢtir. Elbette yapılacak bir çalıĢmayla bu dildeki Türkçe kelimeler de hemen ortaya çıkacaktır. Moğolca‘nın Türkçe ile %60 paralel olduğunu da söylemeye gerek yok. Pek çok ek ve kelimenin iki dilde de aynı olduğu ortadadır. Bulunma hali eki iki dilde de ―–de, da‖ ekidir. Ġki dilin de Ģahıs zamirleri ve ekleri birbirlerine oldukça benzerdir. ―Sakal‖ kelimesi Moğolca‘da ―Sahal‖, ―güç‖ kelimesi ―Hüç‖, ―bilig, bilgi‖ kelimesi aynen 369


―bilig‖ Ģeklinde muhafaza edilmektedir. Bunlar gibi daha binlerce benzer kelime vardır iki dilde. Ġki dilin de aynı dil ailesinden olması bu benzerlikleri açıklayan ikinci bir yorumun da kaynağıdır. Bu iki dilin benzerliği gayet normaldir. Türkçe Rus dilini de etkilemiĢ ve bu dile yeni kelimeler vermiĢtir. Örneğin, ―çiçek‖ kelimesi bu dilde ―tsvesti‖ Ģeklinde kullanılmaktadır. Yine ―bağla-― kelimesi Rusça‘da ―pakovat‖ kelimesidir ki, bu kelimenin ―bag-― kelimesinden geldiği kesindir. Yine bu dilde ―lik, li‖ gibi bazı ekler biraz farklılaĢarak yaĢamaya devam etmiĢtir. Örneğin; tsvet-nik> çiçek-lik, umeliybilikli…Yine ―çoban‖ kelimesi Rusça‘da ―çaban‖, ―kesik‖ kelimesi ―kusok‖, ―dartmak‖ (tartmak) kelimesi, ―dyorgat‖, ―bag‖ (bağ) kelimesi ―jaba‖ Ģeklinde bu dilde yaĢamaktadır. Demek ki, Türkçe en ummadığımız dilleri bile etkilemiĢtir. Bu etkiler, günümüzde de yaĢamaya devam etmektedir. Bugün Yahudiler‘in bir dili olan Ladino dilinde bile yüzlerce Türkçe kökenli kelime yaĢamaktadır. 83. Türkçemiz, daha bin yıl öncesinden uğruna kitaplar yazılan ve kendisine adeta aĢık olunan mükemmel bir dildir. Binlerce yıldır Türkçe‘nin üstünlüğünü, güzelliğini ispat eden çalıĢmalar yapılagelmiĢtir. Demek ki, akıllı ve düĢünen insanlar, Türkçe‘nin düzenini ve üstünlüğünü keĢfetmiĢlerdir. Bu konuyla ilgili bizim de bir 370


sözümüz olsun diyerek kitaplar yazmıĢlardır. Dille ilgili hiçbir milletin bu denli çalıĢma yapmadığı, belki bunun aklından bile geçirmediği bir dönemde, Türkçe‘nin güzelliğini ispata çalıĢan birkaç kitabın yazılabilmesi bile baĢlı baĢına Türkçe‘nin güzelliğini ispat eden ayrı bir delildir. En koyu karanlıklar içinde bile kendini gösterebilen bir ıĢık kaynağı, gerçekten kuvvetli bir enerjiye sahiptir. Bunun gibi dille ilgili hiçbir çalıĢmanın yapılamadığı, dilbilim açısından karanlık sayılabilecek bir dönemde, kendini birkaç kitapla tüm güzellikleriyle ortaya koyan bir dil, o derece güçlü bir dildir. 84. Anglo-Sakson dillerini konuĢan bilim adamlarının dillerinin yetersizliklerinden Ģikayet ettiklerinden bahsetmiĢtik. Örneğin Richard Dawkins ―Tanrı Yanılgısı‖ adlı kitabının 112.sayfasında, maneviyatı inkar eden diğer görüĢlerine nazaran daha mantıklıca bir iddia dile getiriyor. Dawkins‘in Ġngilizce hakkındaki görüĢlerini yorumsuzca naklediyoruz. ―Cinsiyet zamirleri kötü Ģöhretlerinin yanında bilinçlendirme konusunda yol göstericidirler ve Ġngilizce dili cinsiyet zamirleri konusunda oldukça talihsizdir. (He or She must ask himself or herself whether his or her sense of style could ever allow himself or herself to write like this. Düşünce yapısının böyle bir yazı yazmasına imkan verip vermeyeceğini kendine sormalı.) Ancak eğer dilin bu talihsizliğiyle baĢa çıkmasını 371


baĢarabilirsek, insan ırkının yarısının (kadınların) hassaslıklarına karĢı bilincimiz artacaktır. Man (Adam), mankind (Ġnsanoğlu), The Rights of Man (Ġnsan Hakları), all men created aqual (Tüm erkekler/insanlar eĢit yaratılmıĢtır), one mano ne vote (Bir erkek/insan bir oy); İngilizce, kadınları sürekli dışlıyormuş gibi görünür. Gençliğimde kadınların ―erkeklerin/insanların geleceği‖ (the future of men) gibi bir ifadeden onurlarının kırılabileceği hiç aklıma gelmezdi.‖ Yazarın yukarıya alıntıladığımız görüĢlerini dikkatle okuyanlar, onun Türkçe benzeri bir dil arayıĢında olduğunu açıkça fark eder. Yazarla aynı görüĢte olan Avrupalı bilginlerimizin Düzenin Dili olan Türkçe‘yi kullanmalarını ve yaygınlaĢtırmaya çalıĢmalarını kendilerine öneririz. Zira Türk Dili grameri erkek egemen bir gramer değildir. O, onun, ona, kendisinin vb. örneklerdeki zamirler, kadınlar ve erkekler için aynıdır, cinsiyete göre farklılaĢmazlar. Hem Türkçe‘de Anglo-Sakson dillerinin çoğunda mevcut bulunan diĢi ya da eril artikel ayrımı yoktur. Üstelik ―Ġnsan‖ kavramı Erkek kelimesiyle asla ifade edilmez. Ġnsan (Human) kelimesi hem erkek, hem de kadınları ifade etmek için binlerce yıldır kullanılır. Hatta Müslümanların kullandıkları Allah kelimesi de diĢil ya da eril bir kelime değildir. O nötr bir kelimedir. Sadece diĢilik ve erkekliği olmayan Yaratıcıya has olarak kullanılır. Buradan 372


hareketle dünya insanlarının da diĢil ya da eril olmayan bu kelimeyi ―God‖ kavramını ifade etmek için kullanmaları daha eĢitlikçi olacaktır. Zira Yaratıcı adına kullanılan bütün diğer isimlerin bir karĢıt cinsi muhakkak vardır. Mesela God kelimesi eril bir isim olarak kabul edilir. Tanrı kelimesi de eril kabul edilir ki diĢi Tanrı için Tanrıça ifadesi kullanılması bu gerçeği ispat eder. Allah kelimesinin ise hiçbir diĢil ya da eril çağrıĢımı yoktur. Arapça‘da, Kur‘an ayetlerini ifade etmek için de ―hiye‖ (DiĢil o) zamiri kullanılır. Kur‘an‘da ―Erkek‖ suresi yoktur ama ―Nisa‖ (Kadın) suresi mevcuttur. Kur‘an-ı Kerim‘de de kadınlar ve erkekler için ―nas‖ (Ġnsanlar) tabiri kullanılır. Kutsal Kitabımızda kadınlar kesinlikle erkekleĢtirilmeye çalıĢılmaz ve onların diĢil yönleri muhafaza edilir. Kur‘an-ı Kerim‘de de Allah, kendisini ifade etmek için Nahnu (Biz) zamirini kullanır ki bu zamir, diĢiler için de eriller için de aynıdır. Allah için kullanılan ―Huve‖ (Eril o) zamirine gelince, bu zamir Arapça‘da erillerin dıĢında ―mahiyeti bilinmeyen varlıklar‖ için de kullanılır Hatta ―hüviyet‖ (O‘luk) kelimesi dahi bu ―Huve‖ kelimesinden gelmektedir. Farabi‘ye göre bu zamir teklik ve Ģahsiyet gibi anlamları da ifade eder. (http://sosyalbilimler.cu.edu.tr/tezler/1030.pdf / sh. 14) Bütün bu ifadelerden de anlaĢılacağı üzere ―Huve‖ (O) zamiri sadece eriller için kullanılan bir zamir değildir Arapça‘da. Mahiyeti bilinmeyen varlıklar için de kullanılır ki Allah için kullanılması da bu özelliğinden dolayıdır. 373


Demek ki hem dilimiz hem de kutsal dinimiz diĢil-eril ayrımcılığının tek panzehiri olmaktadır. 85. Türkçe‘nin tarihin bilinen ya da bilinmeyen dönemlerinde pek çok dili etkilendiğinden bahsetmiĢtik. Türkçe‘nin Latinceyle hatta HintAvrupa dilleriyle ortak bazı ekleri, kelimeleri kullanması, bütün dünya dillerinin ortak bir kökeni olduğu tezini kuvvetlendirdiği gibi Türkçe‘nin köklü dünya dilleri etkileme gücünü de ortaya koyar. Ġki tez de bizim savunduğumuz görüĢler arasındadır ve hangi tez doğru olursa olsun haklı olduğumuz ortaya çıkacaktır. Sanal alemde dolaĢırken www.dilimiz.com sitesinde karĢıma çıkan bir makale çalıĢmalarımda yalnız olmadığımı bana hatırlattı. Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu gibi bazı bilim insanlarının da bizim pek çok görüĢümüzle ve diğer çalıĢmalarımızla uyumlu sayılabilecek görüĢleri olduğunu fark ettim. Sayın Prof. Hatiboğlu‘nun bazı görüĢlerini aĢağıya aynen naklediyorum: “Bilim verilerine göre Türkçe ile Latince arasında bir araştırma, karşılaştırma yapılacak olursa, kökende, yani menşede, bu iki dilin bazı sözcük ve ekler bakımından aynı kaynaktan yararlandıkları görülür. Şimdilik bilinmeyen bir çağda, Türkçe ile Latince aynı kaynağa yakın dolaylarda kullanılmış, sonra da bu kaynaktan ve birbirinden uzaklaşmışlardır. Bu tür yakınlıkları Türk gramercisi A.C. Emre daha önce [6] Türkçe ile Hint-Avrupa sözcükleri 374


arasında açıklamağa çalışmışsa da, burada işlenen ekler üzerine durmamış ve yaptığı karşılaştırmaları da eski Türkçeye, yani Orhun ve Uygur Türkçesine dayandırmamıştır. Dillerin, yüzyıllar boyunca kolay kolay kök veya ek yaratamadıkları bilindiğine göre, pek çok dilin kök ve ek bakımından ortak bir kaynaktan ya da birbirlerinden yararlandıkları daima söz konusudur. Türkçenin ekleriyle Hint-Avrupa dillerinin ekleri arasında, özellikle Latincenin bazı kök ve ekleri bakımından, çok yakın bir benzerlik bulunduğu kolay kolay inkâr edilemez [7]. ………………… "ne" sözcüğü Latincede eylemlerin sonuna gelmekte ve ek gibi kullanılmaktadır : "venisti-ne = geldin mi?", "vidisti-ne = gördün mü?", "viditne = gördü mü?" gibi. "ne" sözcüğü Latincede de Türkçede olduğu gibi soru kavramından başka "olumsuzluk" kavramı da verir: "ne veniat = gelmesin" gibi. Türkçede olduğu gibi Latincede de "ne" sözcüğünün ikilenmesiyle de "olumsuzluk" kavramı sağlanır: "neque venit neque me vidit = ne geldi ne beni gördü = gelmedi, beni görmedi" gibi. Bu tür yakınlıklar "tesadüf" diye yorumlanamaz, çünkü bu yakınlıklar bir tek sözcük veya ekte görülmemekte, bir dizide, bir 375


sıralanışta olayların gelişmesinde görülmektedir. Türkçenin en eski kaynaklarında geçen kişi ve soru adıllarıyla Latincenin kişi ve soru adılları, karşılaştırılacak olursa şu yakınlıklar ortaya çıkar: Kişi Adılları Türkçe ------------------------------------------------------------------------------men (ben) sen [9] ol miz (biz) siz ol-lar Latince ------------------------------------------------------------------------------me te ille, illa, illud nos vos ille, illa, vb. Görülüyor ki her iki dilin birinci kişi tekil adılı "m" dudak ünsüzüyle, ikinci kişi tekil adılı ise "s-" ya da "t-" gibi bir diş ünsüzüyle, üçüncü kişi tekil adılı da ünlü ile başlamakta ve "l" ünsüzü ile 376


kurulmaktadır. 86. Türk Dil Kurumu‘nun baĢarılı çalıĢmalarından birisi olan Türkçe Verintiler Sözlüğü, Türkçe‘den diğer dillere geçen kelimeleri baĢarılı bir Ģekilde ortaya koyuyor. Bu çalıĢma bizim yıllardır dile getirdiğimiz bir gerçeği nesnel bir Ģekilde ortaya koymuĢ oldu. TDK‘yı bu çalıĢmadan ötürü tebrik ediyorum. ÇalıĢmayla ilgili Milliyet Gazetesinde yayımlanan bir haberden alıntı yaparak bu sözlüğün mahiyeti hakkında bilgi vermiĢ olalım: “TDK Danışmanı Prof. Dr. Recep Toparlı, şimdiye kadar Türkçeye Arapça ve Farsça gibi dillerden geçen sözcüklerin kitaplaştırıldığını, böyle bir çalışmanın ilk kez yapıldığını belirterek, kitabın önümüzdeki aylarda basılacağını söyledi. Çalışmayı yapan Karaağaç'a göre ise dünyada bir dilden başka dillere giden sözcükleri bir araya getiren başka bir sözlük yok. Türkçe'nin imparatorluk dili olmasının, çok sayıda komşu ülkeye sözcük vermesine neden olduğunu belirten Karağaaç, "Kitapta 8 bin 500 madde var. Tek tek sözcük olarak değerlendirdiğimizde ise 20 binden fazla sözcük var" dedi. Köşkten babaya Türkçenin diğer dillere verdiği bazı sözcükler ve anlamları şöyle: 377


ABA (Yünden yapılan kumaş): Rusça.: abá "kalın ipten gevşek dokunmuş kumaş" Ermenice: aba "yünlü kumaştan yapılmış palto" Sırpça: haba "kalın çuha" AÇIK Farsça: açig (ağaçsız ve açık yer, alan) Rumence: acíc, (üstü örtülü olmayan) Yunanca: açíh-açiğá (açık açık, açıkça) çikmaví (açık mavi) ADA Bulgarca: adá, adalíya (adalı) Arnavutça: hadë BABA Farsça: baba (baba, saygı değer yaşlı) Rusça: babá, babáy (büyük baba, dede) Bulgarca: babá, babó, bóba, babáya, babáyko, bubáyko BACANAK Farsça: bacanak Rusça: bacınak Yunanca: bacanákis ÇADIR Çince: chádié'ér Urduca: çatr (padişah için kullanılan büyük şemsiye) Yunanca: çadíri (çadır; dağınık ev veya oda) ÇAKAL İtalyanca: sciacallo, jacal, sciacal (avının üzerine atılmağa hazır kimse; dehşet günlerinde vurgunculuk yapan kimse; gösterişli cenaze törenleri düzenleyen kimse) 378


Fransızca: chacal-chakal ELÇİ Çince: é'erqin İngilizce: elchee KÖŞK Farsça: kûsk Fransızca: kiosque İngilizce: kiosk, kiosque Sırpçada 9 bin Türkçe sözcük Türkçe Verintiler Sözlüğü çalışmasına göre, Türkçeden diğer dillere geçen yaklaşık olarak sözcük sayıları şöyle: Çince 300 Farsça 3000 Urduca 227 Arapça 2000 Rusça 2500 Ermenice 4260 Ukraynaca 800 Macarca 2000 Rumence 3000 Bulgarca 3500 Sırpça 9000 Çekçe 248 İtalyanca 146 Arnavutça 3000 Yunanca 3000 İngilizce 470 Almanca 166”

379


http://www.milliyet.com.tr/2007/10/09/yasam/yas 01.html Aslında bütün bu deliller dünya dillerinin Ortak bir Kökenden geldiğini de açıkça ortaya koyan örneklerdir. Bu kitapta verilen örneklerdeki gibi dil çalıĢmalarının yapılması, dünya insanlarının ihtiyaç duyduğu ―barıĢ ve hoĢgörü‖nün yaygınlaĢması açısından da önemlidir. Hem kendi öz kimliğimizi kaybetmemek, hem de bütün Kutsal Kitapların söylediği gibi tüm dünya insanlarıyla Ortak Bir Kökenden gelmiĢ olduğumuzu bilmek, bizi birbirimize daha çok yakınlaĢtıracaktır. Bu gerçekleri gördüğümüzde Kutsal Kitabımızda geçen aĢağıdaki ayetlerin ne demek istediğini daha iyi anlayacağız: “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.” (Rum Suresi-22)

Not: Türkçe‘nin ġifresi adlı çalıĢmayı ilk olarak 2002 - 2003 yılları arasında gerçekleĢtirdim. Bu dönemden baĢlayarak Türkçe ile ilgili çalıĢmalarımız sanal

380


alemdeki pek çok internet sitesine hızlı bir Ģekilde yayıldı. Bazı saygın bilim adamlarımız, Türkçe ile ilgili çalıĢmalarımızı kitaplarına alma nezaketi gösterdiler. Mesela Sayın M. Baki GÖKÇE, 2007 yılında Üniversiteler için hazırladığı Türk Dili Ders kitabında; Türkçe‘nin ġifresi adlı çalıĢmamızın bir bölümününü yayınladılar. Ben tabii ki bulgularımı geliĢtirme, çalıĢmalarımdaki mevcut eksiklikleri düzeltme arayıĢıma devam ettim. Okuduğunuz 86 adet (aslında daha arttırılabilecek) maddenin her biri, bu arayıĢın tatlı birer meyvesidir. Elbette yine de eksikliklerimiz olacaktır. Ulvi gayemiz dikkate alınarak, kusurlarımıza müsamaha ile bakılması ise tek ümidimizdir.

FAYDALANILAN DĠĞER KAYNAKLAR: 1) Her Yönüyle Dil-Prof. Dr. Doğan AKSAN– 1995 TDK-Ankara 2) Dil Denen Mucize-Prof. Dr. Walter PORZĠG– 1995 TDK-Ankara 3) Türk Dili Gramerinin Temel Kuralları-Jean DENY–1995 TDK-Ankara 3) Türkiye Rehber Ansiklopedisi 4) Büyük Tarih ansiklopedisi-Yılmaz ÖZTUNA 6) Yeni Türk Ansiklopedisi 5) Fince Cep Sözlüğü-Fono 6) Almanca sözlük-Fono 7) Ġngilizce Sözlük 8) Kim Korkar Shrodinger‘in Kedisinden-Ian Marshal, Danah Zohar (Orhan DÜZ tarafından çevrilmiĢ) Gelenek Yayınları-Ġstanbul 381


9) Ġlköğretimde Türkçe Öğretimi-Yrd. Doç. Dr. Banu YANGIN-MEB 1999 Ankara 10) Kendi Kendine Öğrenmek Ġçin AlmancaProf. Dr. Rahmi ÖZTOPRAK-Ġnkılâp yayınları 11) Orhon Yazıtları-Talat TEKĠN-Simurg–1998 12) Türk Dillerinin Tarihsel GeliĢme SorunlarıProf. Dr. Elövset Zakiroğlu ABDULLAYEVAnkara 1996-TDK 13) Practical English Grammar-Artun ALTIPARMAK-Milliyet yayınları 14) Türk Dilbilgisi 2, Yapı Bilgisi –Doç. Dr. Mukim SAĞIR-Erzurum 15) Bye Bye Türkçe-Prof. Dr. Oktay SĠNANOĞLU-Otopsi 16) BaĢlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi-Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun-Akçağ 17)Türkçe- Farsça Sözlük (Fono) 18) Türkçe- Ġngilizce Sözlük (Redhouse) 19) Telaffuzlu Türkçe-Farsça Ortak Deyimler Sözlüğü ( Prof.Dr. A. Naci TOKMAK-Simurg)

382

Dillerin şifresi oğuz düzgün  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you