Page 1


Kapak

: Sedef AKSOY

Üçüncü Basım: Ocak 1990 : Ajans Emel Ltd. Ştf. Dizgi Film Baskı

: Emel Matbaacılık Ltd. Şti.


Dil YANLIŞLARI Ömer Asım AKSOY (1800 Sözün Eleştirisi)

YALÇIN EMEL YA YlNEVİ YA YlNLARl


ÖNSÖZ

Dil ve Düzeni Düşüncelerimizi, duygularımızı belirten imlere, geniş anlamıyla, "dil" denir. Bu imler, ya davranış ya ses, ya çizgi biçimind� olur. Davranış imi (mimikler, el kol işaretleri) konumuz dışındadır. Ses imi, gelişerek söz, çizgi imi, gelişerek yazı olmuş, sonunda söz-yazı birliği kurulmuştur. Ni• tekim sözleri yazı durumuna getiriyor, yazıları da sese, söze çevirerek okuyoruz. Dil, toplu yaşamanın doğurduğu en önemli olay ve bu yaşamanın ge· _

rektirdiği en yararlı araçtır. Öğretim ve öğrenimin anahtarı, bilgi aktarma• nın ve biriktirmenin biricik sağlay,ıcısıdır. Dil olmasaydı, uygarlık olmazdı.

Bu denli önemli bir değerin, görevini gereği gibi yapabilmesi, bir dü­ zen içinde işlemesine bağlıdır. Bu düzenin adı, "dil kuralları''dır . Dil kuralları, öğretim kurumlarında öğretilir. Ancak, düzenli ve sa�­ hklı yazı yazabilmek için kuralları öğrenmiş olmak y etmez . Bu, bilgilere,

kir.

uygulamalarla işlerlik ve canlılık kazandırılması gere

Yeterince dil eğitimi almadıkları halde düzenli ve sağlıklı

yazı yazan

kişiler de vardır. Bu, dil kurallarını öğrenmenin gerekmediğine kanıt ola·

rak göstert\emez. Çünkü dil kuralları, yalnız dil öğrenimi görerek değil,/ düzenli yazıları okuyarak, dolaylı yoldan ve kural bilinmeden de öğreni­ lebilir. Dil kuralları, kamunun ortak bilinciyle oluşmuştur. Dolaşan dilin her..

tl

almış, bundan son· r dolaşımındaki yeni gelişmelerin yeni kurallar ortaya çıkarabileceği de unu..

kesçe doğru sayılan işleyişleri, zamanla kural ni e iğini

ra dil ürünlerinin sağlıklı olup olmadığı bu kurallarla ölçülü olmUŞtuf. Dil tul mamalıdır.

Yazı Dilinde Üç Aşama Yazı dili, anlatımın özelliğine göre üç aşama gösterir: Doğru yazı, iyi yazı, güzel yazı.

Doğru yazı, (içindeki düşünce yanlış da olsa) anlatmak istediğini dil ku·

ratıarına uygun olarak anlataı}, yazıdır. Niteliği, sa lıklı olınaktır. Doğru yazıda sözcükler, kavramlart aşağı yukarı değil, tam olarak karşılar,

iV

tüm-


cenin öğeleri yerli yerinde bulunur. Yazının hoşa giden biçimde olması ge­ rekmez. "Doğru" olmak, yazı dilinin ilk koşulu ve ilk basamağıdır. Özel mek­ tuplardan resmi kararlara, gazete haberlerinden bilimsel yapıtlara değin bütürı yazılar doğru yazılmalıdır. Bu kitapta eleştirme konusu olan örneklerin büyük çoğunluğu doğru

olmayan yazılardır. Bunların neden yanlış oldukları açıklanmış, nasıl dü• zeltilebilecekleri gösterilmiştir.

İyi yazı, doğru yazının güzel yazıya giden yolu üstündedir. Bir konu, doğru olarak çeşitli biçimlerde yazılabilir. İyi yazı, bu biçimlerin en uygu­ nu,

en çok beğenilecek olanıdır. İyi yazıda konu, bütün boyutlarıyla ele alınmış olmakla birlikte, uzun,

karışık, dolambaçlı tümceler yoktur. Söz yapısı o denli sağlam, anlatış öy­ le derli topludur ki okuyanlar, "konu bundan daha uygun hiçimde anlatılamaz·' diye düşünürler. Gerekli araştırmalar yapılmadan, bilgi, düşünce kafa içinde evrilip çev­ rilerek her yönüyle olgunlaştırılmadan iyi bir yazı ortaya çıkmaz. Bu ne­ denle yazmaya başlamadan önce bilgi toplamak ve kafa hazırlığı yapmaY gerekir. İyi yazmak, doğru yazmaktan daha çok çaba ister. S\.irekli yazı yazan her aydın, bu aşamaya ulaşmak, bunun için yorulmak zorundadır. Anlatımın "doğru" ve "iyi" olması için ne gibi inceliklere dikkat edil­ mesi gerektiği, bu kitaptaki eleştirilerde daha aynntılı olarak görülecektir.

Güzel yazı, yazın ustalarının yarattıkları sanat ürünleridir. Bunlar, doğrQ ve iyi olduktan başka özgün buluşlar ve imgelerle süslüdür. Güzel yazı, konumuzun dışındadır. Çünkü belli kuralları bulunan doğru ve iyi yazma, çalışmakla elde edilir. Kesin kuralları bulunmayan sanat ürünü yaratma,

(çalışma ile birlikte) özel yetenek de ister. Yetenek ise Tanrı vergisidir.

Her

Yazardan

Beklenen

Açıklamalarımız şu gerçeği ortaya koymaktadır: Güzel, ustaca yazı yaz­ mak herkesten beklenemez. Ama doğru ve iyi yazmak, belli bir eğitim gör­ müş herkesten beklenir. Kimi kişiler ve bilim adamları, yazar ya da sanatçı olmadıkları için kendilerinden doğru ve iyi yazmanın beklenemeyeceğini ileri sürerler.

v


Bu, kabul ed ilebilecek bir "mazaret" değildir. Yazı yazan herkes ana­ dilini iyi bilmeli , doğru ve iyi yazmal ıdı r . Gazete haberlerinin, teknik ya da bilimsel yapıtın sanat ürünü olması beklenemez. Tartışmasız olan . bun­ ların doğru

ve iyi yazılmas ıdır.

Kendimizi Denetlemek Bir kimsenin dil yanlışı yapmayacak yeterlikte olması. yazılarını her zaman doğru yazacağ ı nın güvencesi değildir. Tanınmış yazarlar ve sanat­ çılar da dal gınlıkla, dikkatsizlikle zaman zaman dil yanlışları yapmaktadır­ lar . Örneklerimiz arasında böyleleri oldukça çoktur. Neden i leri gelirse gelsin, okuyucu için yanlış yanlıştır. Bundan dolayı yazar, kafasındakini kağıt üzerine d öktükten sonra işini bit m iş saymamalı, yazısını bir kc1. iki

kez, gerekirse daha birkaç kez ve başkasının yazısını okuyormuş gibi­ eleştiric i gözüyle-okumalıdır. Her okuyuşta dalgınlıktan, dikkatsizlikten ileri gelen yanlışları görüp düzeltecek, düşünme ve araştırma eksiklerini tamam­ layacak,

gerekli olmayan parçaları çizecektir.

Atalarımızın "boğaz kırk boğumdur" sözü,

konuşmalardan çok yazı­

lar için geçerlidir. Çünkü konuşurken uzun uzun düşünüp uygun sözü ve biçimi bulmaya vakit yoktur. Ama yazarken uzun uzun düşünme ve en uygun sözü , biç i m i buluncaya değin yazılanları değiştirme olanağı vardır. Kısacası her yazar, lemelidir.

yazı�ını gün ışığına çıkarmadan önce. döne döne denet­

Yazı hevesl i leri şu soruları uslarından

hiç çıkarmamalıdırlar:

Dil öğrenimim yeterli mi? Bunu uygulamalarla geliştirdim mi*? Yazacağım konu üzerinde y eter i nce bilg i edindim Yazacaklarımı iyi düşündüm ve sıraladım mı? Bunları eksiksiz yazdı m mı? Yazımda gerek siz şeyler var mı? Dil yanlışı yapmamaya dikkat ettim Anlatıma en iyi biçimi verd i m mi?

mi?

mi'?

Kullandığım dilin temiz Türkçe olmas ına özen g österdim mi?

VI


Bu

Yapıt Üzerine

Bu yapıttaki alıntılar,

larda, gazete

1 957-1989

arasında geçen

yıl

boyunca k itap­

ve dergilerde, radyo ve televızyon konuşırıalarında rastladı­

ğım dil yanlışları örnekleridir.

1964

yılına değin topladıklarımı, o

yıl

ikinci baskısı yapılan "Dil

Üzerine" adlı yapıtımın "Düzeltmeler" bölümüne almıştım. Bundan son­ ra fişlediğim-yanlış örneklerinin çoğalmış olması dolayı s ıyla eski ve yeni derlemelerimi bir araya getirerek ve eski bask ı lard ak i bölümlemeyi geniş­

\

letip geliştirerek bu ki abı düzenledim.

Kitapta

"

O smanl ı c a Yanlışları" adıyla bir bölüme �·er vermemin ge­

rekçesi. -o bölümün başında da açıkladığını gibi- şudur: Osmanlıcayı kııllan­ nanların çoğu, kullandıkları dilin yanlışlarla dolu olduğunu bilmezler. İstedim ki bunları görsünler �e Türkçeye yönelerek hem ulusal görevlerinj yerint> getirsinler. hem de yanlış yapmaktan kurtulsunlar.

Her dilin, saptanmış. kitaplara geçmiş k u ra llarından başka. adı konul­ mamış

bir düzeni de vardır.

Bu düzen

anadilini öğrenme çağından başla­

yan ve yaşam boyu süren bir dil duygusu ve beğenisi yerleşir. Kimi

yazılarda

olarak

k iş in i n benli ğine

k u ral dışı yanlışların yanı sıra bu duyguyu ve be­

ğeniyi inciten pürüzler, aksaklıklar da bulunur. Bu yapıt ta eleştirilen örneklerle

her çeşit yanlış gösterilmiş

olmuyor.

Kuşkusuz. gözüme çarpmamış olan daha bi rç ok yanlış çeşidi va rdır.

Taramalarını, 1957'den başladığ ın a göre kimi örneklerin dili.

-taşıdığı

yanlıştan başka- Osmanlıcaya daha yakındır. Bunlardaki y anl ı ş lar ı ·

göste­

irken , dikkati dağıtmamak için. dillerine ili ş m e dim . Bir yanlış için kimileyin çokça örnek verdim. Nedeni. hu ü biçimlerde ortaya çıkabildiğini göstennek ve onu

değişik

yan l ış ın

tür­

kuHanı'ilar içinde

iaha iyi tanıtmaktır. Kitaha aldığım örneklerin yazarlarını bildirmeyi de -sakınca görmedi­ !iııı hirkaı;ı d ı�ı nda - uyg uıı bulmadım. Ele�tiri konusu -arlar

ol

s ağ l ay acağ ı nı

an örnekleri italik harflerle gö sterdi m ve

dü�ünerek numaraladım.

\il

hirtakım ya­


bunlara doğru bulur kanısındayım. Sayıları çok az olan

Eleştirilerimin büyük çoğunluğu nesnel nitelikte olduğundan ilişkin yargılarımı herkes

kimi eleştirilerimi ise haklı görenler de. öznel sayanlar da bulunabilir. Yar­ gılarım nasıl karşılanırsa karşılansın, bu yapıt, yazı yazanlarda eleştirel dü­ şünme. doğruyu, iyiyi arama alışkanlığını oluşturmaya yardım ederse görevini yapmış olacaktır. Ankara,

Ömer Asım Aksoy

29 Ekim 1 980

Vlll


İÇİNDEKİLER

.. . . Bu Baskı Üzerine Önsöz BİRİNCİ BÖLÜM: TÜRKÇE YANLIŞLARI. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . .

. III

.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

.

.

. . . .

. . .

iV

. . . . .

.. 1

I. Yapıları Yanlış Olan .Sözcükler. . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . ... . 3 il. Birbiriyle Karıştırılan Sözcükler. . . . . . . . . . . . .. .. . 12 III. OICuma, Yazma, Söyleme Yanlışla.rı . . . . . . . . . . . . . . . . . 33 . .. . .. .. . 40 IV. Yazım Yanlışları . ... .... . . .

. .

. .

. .

. . . .

. . .

. .

. . . . . . . . . .

. . .

.

.

. . .

.

.

. .

. . . .

.

.

.

. . . . .

. . .

. . . . .

. .

V . Yanlış Anlamla Kullanılan Sözcükler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 6 1 VI. Gereksiz Sözcükler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . 85 .

.

.

. .

.

.

.

. .

.

. . .

.

.

VII. Y inelemeler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 99 VIII. ·Gereksiz Yardımcı Eylemler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 1 3 .

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

. .

. . .

.

.

.

. .

. . 1 17 IX. Çelişen Sözler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 24 ... . X. Tamlama Yanlışları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . XI. Özne Yanlışları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 32 XII. Tümleç Yanlışları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 3 8 XIII. Yüklem Yanlışları. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 5 1 XIV. Yanlış Yerde Bulunan Sözcükler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 64 .

.

.

. .

. .

.

.

.

.

. . . .

. . . .

. . .

. .

.

.

.

.

.

. . . .

.

. .

. .

. . .

.

.

.

. .

.

.

.

.

.

.

.

. .

. . .

XV. Çeviri Kokan Sözler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 76 XVI. Bozuk Anlatımlar. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 83 XVII. Özentiler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ..201 XVIII. Atasözlerinde Yanlışlar. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 206 XIX. Deyimlerde Yanlışlar. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 208 .

.

.

.

.

. .

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

. . .

.

.

.

. .

. .

. . .

.

.

.

. . .

. . .

. . .


İKİNCİ BÖLÜM: OSMANLICA YANLIŞLARI

. . . . . . . . . . . . . . . .

219

XX.

Yapılan Yanlış Olan Sözcükler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .•. . . . . . . . .222

XXI.

Birbiriyle Karıştırılan Sözcükler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 237

XXII.

'Okuma, Yazma, Söyleme Yanlışları. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 251

XXIII.

Yaıılış Anlamla Kullanılan Sözcükler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 272

XXIV.

Osmanlıca Söz Kalıplan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 283

,XXV.

Aruz Yanlışlan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 303

Ek: Türkçe Sözlük'tekl Vanlışlar

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. 320


BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRKÇE YANLIŞLARI


1

YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER Dilbilgisi kurallarına aykırı olarak biçimlendirilmiş sözcükler, Osman­ lıcada da Türkçede de vardır. Osmanlıcadaki yanlış sözcükleri kitabımızın ikinci bölümünde ele alacağız. Burada yanlış yazılıp kullanılmış Türkçe söz­ cüklerden örnekler vereceğiz. Olabilmemeleri

1.

Demek ki incelemede partinin · ·vetı; ··edilmesi söz konusu değil, ki­ şilerin kurucu olabilip olabilmemeleri ilk ağızda düşünülen şey.

"Olabilmeleri " eyleminin olumsuz biçimi. günümüz Türkçesin­ de ·'olabil memeleri " değil . "olamamaları" dır. Verebilinir 2.

Şimdi bu kişi ne dese. on katı yanıt verebifinir: "Başımızı b u derde sen sokmadın mı?" diye.

"Verebilmek", bir yeterlik birleşik eylemidir. " Vermek" eyle­ minin e'li ulacı ile "bilmek" eyleminin birleşmesinden oluşmuştur. Kurala göre çatı eki "ver" köküne, kişi ve zaman eki de "bil " kökü­ ne gelir. Yani örneğimizdeki y�terlik eyleminin edilgen çatılı geniş zaman üçüncü tekil kişisi "verilebilir" olacaktır; "verebilinir" değil. Alınabiliniyor

3. İthalat piyasayı kontrol edenlere bırakılmazsa fiyat denetim altına alı­ nabiliniyor.

"Verebilinir" örneğinde açıkladığımız nedenlerle buradaki ·�alı­ nabiliniyor"un doğrusu "alınabiliyor"dur. Tasavvur olunabilinecek 4.

Toplum üzerinde doğrudan doğruva etken olacak kuruluşların, yolla­ rını çizerken bu ağır ve tasavvur olunabifineceğin de üstünde sorumc


ÖMER ASIM AKSOY·

-!

__ _____ _ _ - -------- -

luluk yüklü konu üzerinde her türlü kişisel eğilimlerden uzaklaşarak büyük bir ciddiyetle durmaları gerekir .

"Verebilinir" örneğinde açıklanan nedenler;e, buradaki "Tasav­ vur olunabilinecek"in doğrusu "'Tasavvur olunabilecektir" tir. geçebilemez 5.

Waşhington 'ın iran ·a

as

keri müdahalesi de bu gidişin önüne geçe- ·

bilemez.

Türkiye Türkçesinde "geçebilemez" yok, "geçemez" vardır. Kaçtırıldı 6.

Banker . . . . kaçtı mı. ka�·tırıldı mı:'

Geçişsiz olan "kaçmak" eyleminin geçişli biçimi "-tır" eki ile değil, "ır" eki ile yapılır. Yani "kaçtırıldı" yanlıştır. Doğrusu "kaçırıldı" dır. Yiyilmek 7.

Çekirdek yiyilip gazoz tçilen, bol bol ıslık çalınıp tempo tutulan ve arada bir nara atılan bir gazino . ..

"Yemek" eyleminin edilgeni "yiyilnıek' · değil "yenilmek "tir. Bu nedenle "yiyilip" yanlıştır. Doğrusu "yenilip"tir. Arıtlanmak 8.

Bütüiı engeller, bütün kısır ölçüler. bütün yanlış ve zıt kurumlaşma­ lar hızla arıtlanmafıdır. Yerlerine çağdaş olanaklar . . . getirilmelidir.

"Arıtmak" eylemliğinin edilgeni "antılmak" tır. "Arıtlanmak" diye bir sözcüğümüz yoktur. Erdemlik

9.

Solon. mutluluğu v e erdemliği yaşamın her kesiminde değil tümü içe­ risinde değerlendiriyordu.

10.

Hoşgörünün erdemlik olduğunu bilmek v e söylemek başka şey, hoş­ görülü olmak ise bambaşka bir şeydir .

"Erdem" , Osmanlıca "fazilet" in karşılığı olan Türkçe bir söz­ "Faziletli olmak"ın Türkçesi "erdemlilik"tir. Burada ;a ; sadece "erdem" ya da "erdemlilik" demek gerekirdi. " Erdemlik ' vanlıs bir sözcüktür.

cüktür.

·


YAPILARI YANLIŞ OLAN

SÖZ:.5'.::C:.:L:.:)K..:.:'L=-=t.=;R�-�---Güvencelik

11.

Sosyal huzumn bozulmaması. yaqnç güvenceliğinin zedelenmeme­ si. büyük önem ta:w.

"Güvence.. diye bir sözcüğümüz var. Buna Osmanlıcada teminat" denilirdi. ''Güvenlik" diye de bir sözcüğümüz var; Os­ malıcadaki karşılığı "emniyet". Ama "güvencelik" diye bir sözcü­ ğümüz yok . Olmasına gerek de yok. Çünkü "g üvencelik" i le _ anlatılmak istenen kavram, "güvence" dir. Öyle görünüyor ki yazar. "-lik" ekini gerekli yere koymakta ya­ y argıç n ı lg ı y a düşmü�tür: "Yargıçlık güvencesi" diyeceği yerde ,/ güvenceliği" demiştir. "

'

"

Askerci) 12.

İster sivil olsun ister askerci] olsun bir yönetim ekonomik sorunları çözeme di mi sorunlar o yönetimi çözer.

"-cil" eki, eklendiği sözcüğe alışkanlık . düşkünlük. ya da azlık, benzerlik anlamı katar: "bencil, adamcıl. balıkçıl. kırçıl. ölümcül" örneklerinde görüldüğü gibi. Ö rneğimizdeki "askereil" sö:�cüğünde böyle bir anlam söz konusu değildir. Bu nedenle sözcüğün yapısı yan­ lıştır. �ezimsenmek 13.

Amerika, ne ilk gelenlerin kapılıverdikleri, ne de çok kalanların he­ zimsendikleri şeydir. (Falih Rdkı A tay, 1951)

Bir sözcüğe " -imse-.. eki, isteme, kendisinin sayma, kendisinin­ miş gibi görme anla111 ları katar: "gülümsemek" gülme istemek, gü­ ler gibi yapmak, " be nimse mek kendisininmiş gibi davranmak demektir. Ö rneğimiz "bezimsedikleri" olsaydı "kendilerini bezmiş gibi gördükleri'' ya da bezmişliği istedikleri'' gibi yak ış ıksız anlaml�r "

''

belirtecekti. Bu nedenle dilimiz, "bez-" köküne -ve türevleri böyle yakışıksız anlam taşıyacak başka eylem köklerine- '-imse-" eki ge­

tirmeyi kabul etmemektedir. Kaldı ki "bezirnsendikleri" söı;cüğünqe bir de büsbütün gereksiz dönüşlülük eki vardır. Bu biçimiyle örne� ­ miz, yapısı yanlış bir sözcüktür.


ÖMER ASIM AKSOY

6

iyim, kötüm 1 4.

Acaba bunların iyim sesleri Şile'ye su verecek, kötüm sesleri de au için para verdirecek olanların mühendisleri mi? (Falih Rıflcı Atay,

SJJ

1 951)

"İyimser, kötümser" gibi bir anlam için türetilmiş

oldukları an• iki sözcüğün yapdarı difüilgisi kurallarına uymamaktadır. Tutunamamış olmaları da dilin sağduyusuna ters düştüklerini göster­

!aşılan bu mektedir.

İyilemek 15.

Var olan ulaşım sistemlerini kent yapısına göre modernleştirmek Ye

en iyilemekten başka bir çözüm yolu kalmamaktadır . .. -!emek" ekinin, çeşitli görevleri

arasında "bir nesneyi, eklendi�i

sözcük durumuna getirmek" görevi de vardır: "Yenilemek" bir nes­ neyi yeni

duruma get irm ek demektir. Ancak dilimiz, bu kuralı her

sözcüğe uygulamayı kabul etmemiştir. "İyi duruma getirmek" anla­ mını belirtmek için "iyilemek" değil, "iyileştirmek" dememiz

ge­

"en iyileştirmek" de olmaz; "en iyi duruma getirmek" deriz. K ısacas ı "iyilemek" yanlış bir türetmedir. rekmektedir. Bundan başka,

Kokturmak 16.

Buzdolabı, kokmuş yemek yememek ve yemekleri kokturmamak için en lüzumlu bir ev eşya s ıdır .

Türkçede "Kokturmak" diye bir sözcük yoktur. "Kokmak" ey­ lemliğin ettirgen biçimi "kokutmak"tır.

'

17.

Geliştirebilmemiş

Türkçeyi yeterince öğrenememiş ya

da öğrendiğini ge/iştirebilmemiş

yurttaşlarımızın bu önemli sorunu çözülecek.

Yeterlik eyleminin ''gel iştirebilmemiş'' ·biçiminde oluşturulması eski yazımızda geçerli idi.

Azeri ağzında bugün de kullanılan

··geliştirebilmemiş'' biçim i , şimdiki Türkiye Türkçesinde kullanılmaz.

Kullandığımız biçim, "geliştirememiş"tir.

Çekilmeyebilemez 18.

"

Evet ler % J5'in altına düştüğünde, Özal çekilmeyebilemez. "


7

YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER

Bir yazarın 21 Eylül 1988 günlü bir gazetedeki yazısmd<fn aldığı­ mız yukarıdaki tümcenin son sözcüğü yanlış kurulmuştur. Yeterlik bi­ leşik eylemindeki "bilmek" yardımcı eylemi, olumsuz çekimlerde (Türkiye Türkçesinde) olumlu kalır. Olumsuzluk asıl eylemle sağla­ nır. Yani "çekilebilir" in olumsuzu Türkiye Türkçesinde "çekilemez'­ 'dir; "çekilebilmez" Azeri lehçesinde kalmıştır. Örneğin Fuzuli "Her uzun boylu şecaat edebilmez dava" demiştir. Ancak örneğimizdeki "çekilmeyebilemez" sözcüğü "çekilemez­ den ayrı bir kavram taşımaktadır. " Çekilmek" olumlu eyleminin de­ ğil "çekilmemek" olumduz eyleminin "bilmek" yardımci eylemi ile bileşmesinden doğacak bir kavram . İşte bu, "bilmek" eylemine olum­ suz biçim vererek değil, başka yollarla sağlanmalıdır. "Çekilmemek edemez" "çekilmemeyi yapamaz" "çekilmemezlik edemez" , " çe­ ki)m,.ı. zorunda kalır" ... . gibi.

Payandaladı�ı I 9.

Çeşitli cereyanların at oynattığı o ülkede en güçlü partinin devlet baş­ 0 kanını ne nispette payandaladığı büyük bir istifham olarak duruyOT. "Payandaladığı " nın dilimizde yeri yoktur. "desteklediği" denilmek i stenmiştir.

Anlaşılıyor ki

Alıkoyulmuş

20. İstediklerinin ellerini sıkmaktan alıkoyulmuş olanlar. . .. " Alıkoymak" eylernliğinin edilgen çatısı " alıkonulmak"tır . Bu nedenle " alıkoyulmuş" sözcüğü yanlıştır.

Koyuluverenler

21 .

Hapishane kapılarından dışarıya koyulu verenlerin büyük bir kısmı . . . . . "Koyuvermek"

(yani

salıvermek) eylemliğinin edilgeni

" koyuluvermek" değil "koyuverilıtıek"tir.

Olasız

22.

Sıkıyönetim uygulamalarının sola ya da sağa karşı yürütülmesi ola­ sızdır.

23.

Ekonomik alanda taze para konusunda toptan bir çözüme varmak olasa görünüyor.


8

ÖMER ASIM AKSOY

24.

Her silaha sarı/anın iktidarı ele geçirmesi nasıl olası değilse. iktidar­ ların sürekli biçimde süngünün üstünde durması da olasızdır.

25.

Mehmet Ali Ağca, Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı. Dışardan yardım ve destek görmeyen kişinin o hapishaneden kaçması olasızdır.

26.

Emek-sermaye dengesi kurulmadan bunalımdan çıkmanın olasızlığını CHP. devletin ve halkın etkin kesimlerine anlatabilir.

27.

Yaşadığımız hayatın gerçeklerini yadsımak olasızdır.

28.

Bu görevi yerine getirmedikçe terörü durdurmak olasızdır.

29.

Dünya bu gelişme içinde iken bizim geride kalmamız olasızdır.

30.

İki üç ilde milletvekili seçimi kazanmakla ülkeyi. . . ye döndürmek o/asızdır.

3 l.

Umut muhalefetinin koşulları bitmiştir. Umut iktidarının olasızlığı da deneyimlerl_e anlaşılmıştır'.

32 .

Dünyadan soyutlamak o/asız.

33.

Atatürk 'ün Ankarasında böyle bir plana evet demek olasızdır. Bu örneklerde görülen "olasız" sözcüğü, hem yapısı, hem anlamı yö­

nünden eleştirilebilir.· a) Yapı bakımından: "Olasız" sözcüğü, "olası değil"in yerine kulla­ nılıyor. Yani "olası"ya "-siz" olumsuzluk eki getirilerek yapılıyor. Buna göre sözcüğün "olasısız" olması gerekir. Ama kullananlar, kuraldan biraz saparak "olasız" diyorlar,. Neden? Çünkü son iki hecede art arda gelen"­ sı. sız" sesleri kulağı tırmalıyor. Yanlışlık şöyle de açıklanabilir: "-sız" eki, genel olarak adlara gelir, sıfat yapar. Oysa"

muhtemel" karşılığı olan "olası" zaten sıfattır.

"Muhtemelsiz" denemeyeceği gibi "olasısız-olasız" da denemez. "-sız"

olasılı ks ız hoş gelmediğinden. kısaca "olasız" deniyor.

eki "olasıl_ık" (İhtimal) sözcüğüne gelerek kul�ğa

"

"

olmalı idi. Bu da

Bu yapı yanlışı için yargımız ne olacak? Dil, kimi zaman bu gibi kural sapmalarına izin vermekte, daha ileri giderek bu sapmaları kurallaştırmak­ tad;r; "Kutlulamak-kutlamak".

"gereklilik-gereklik�'.

küçücük" örneklerinde olduğu gibi.

"küçükçük­


YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER

9

b) Anlam bakımından: "Olası", "Osmanlıcadaki "muhtemel"in kar-. şılığı olduğundan "olasız"ın -yapı yanlışlığı hoş görülse bile- "muhteme� değil", "ihtimali yok" anlamıyla kullanılması gerekir. Oysa yukarıdaki ör­ neklerde "iınlcAr;sız" anlamına kullanılmıştır. (Bundan �orala "Birbiriyle Karıştırılan Sözcükler" ayrımında da gö­

rüleceği gibi "olası", "mümkün"ü karşılayacak yolda da kullanılmıştır. O sayfalardaki "olası, olası değil" örneklerine bakınız.)

Geçtirilmiş

34.

Aydınları, Batı 'nın yalnızca afyonlu nitelikleriyle kendinden geçti· rilmiş, çağdışı inanışlanrı büyüsüne kendini kaptınnış bir ulus, bir ülke1 olmamız isteniyor. ''Kendinden geçmek'� deyiminin ettirgeni, ''kendinden geçirmek'· 'tir. Bundan dolayı çekim, "kendinden geçtirilmiş" değil, "kendin­ den geçirilmiş" olmalıdır.

Hoşgörülük

,."

35.

Başkasıyla oynayan bir çocuk, ister istemez hoşgörülük kazanır.

1

Anlayışla karşılama, hoşgörme durumunu bildiren sözcüğümüz 1 "hoşgörü"dür. Buna "-lük" eklenemez. "Hoşgörüsü olan" anlamın-. daki "hoşgörülü" sözcüğüne" -lük" eklenebilir. Bu anlam için "hoşgörürlük" de kullanılabilir. Gerek "hoşgörülülük", gerekstı •'hoşgörürlük''-çok ince ayrımlarla- ''hoşgörü'' demektir.

Pahalılatmak

36.

Halkı kandırma yarışına çıkanların ağzındaki parolalardan biri nediıl bilir misiniz? Şehirlerdeki ekmeği ucuzlatmak ve köylerde buğday� pahalılatmak. "Ucuzlamak"m ettirgeni "ucuzlatmak"tır. "Pahalılamak" diye bi�

eylemlik bulunsaydı bunun ettirgeni de "pahalılatmak" olurdu. Ama dili­

mizde "pahalılamak" yok, "pahalılaşmak" vardır. Bunun ettirgeni ise "pa­ halılaştırmak"tır.

Çirkinletmek

37.

Yeni lisanın bais-i tevellüdü büyük bir mefkUre-i mİlliyye imiş. _Mem­ leketimizi ben de severim. Fakat icabat-ı siyassiyyeye göre lisanımızı cirkinlctmeğe aklım ermez.


10

ÖMER ASIM AKSOY �,. -·--

"Çirkin

duruma

getirmek"

anlamına

olan

sözcüğümüz'

"çirkinletmek" değil, "çirkinleştirmek "tir.

Arınlayacak 38.

Türk Dil Kurumu, çalışmalarıyla Türkçeyi özleştirecek, arınlayacak ve zenginleştirecektir. "Temizlemek" anlamına "arıtmak", temiz duruma getirmek an� lamına "arılaştırmak" diye sözcüklerimiz vardır. "Arınlamak" yan­ lış bir türetmedir.

Nitelendirilebilinir 39.

(Bir radyo konuşmasından) nitelendirilebilinir. Anlaşılıyor ki ''nitelendirebilir"in edilgeni kullanılmak isteniyor­ du. Bir yeterlik eylemi edilgen durumuna getirilmek istendiğinde edil­ genlik eki sadece birinci eyleme eklenir; "bilmek" eyleminin edilgeJl yapılması gerekmez. Yani sözün doğrusu "nitelendirilebilir'dir. Bq nedenle "görülebilinir", "yazılabilinir" gibi kuruluşlar yanlıştır.

Razılar 40.

mıdır

Gensorıılar gündemde beklediği sürece yasama çalışmaları için gece çalışmasına razılarmıdır? "Razılar mıdır" yapısı

doğru, "razı mıdırlar" yapısı mı?

Bölgevi

41.

Hükümet Doğu'daki bazı bölgevi meseleleri ele aldı. "Bölgevi" sözcü�. Osmanlıcadaki "mıntakavi"nin karsılılı ola­ rak düşünülmüş. Ancak buradaki Arapça nispet (ilişki) eki olan

"-vi'nin Türkçe bir sözcüğe eklenmesi yanlıştır. Osmanlıcada kullanı­

lan "ayriy�ten, emektar, gidişat, işgüzar, kardeşane, kurşuni, otlak­ kıyye, variyet, veriınkar, yakinen..... '' sözcüklerinde olduğu gibi. (Bu

tür sö�cükler için "İkinci BölÜm" deki "Yapıları Yanlış Osmanlıca. Sözcükler" ayrımına- bakınız.)'1'ürkçe sözcüklere Arapça ve Farsça

ekler getirilmesi yanlısı_,_yeni ·türetilen Türkçe sözcüklerde de sürdü• rülmemelidir. Hele "böJges.eI" demek var.!<.en.

Önemiyyet 42.

Bu toplantıda ödül işleri de önemiyyetle ele alınacak ve 35.000 lira


YAPILARI YANLIŞ OLAN

SÖZCÜKLER

1'I

dağıtılacaktır. Bu örnekteki "öneınmiyet"de "ehemmiyet"e benzetilerek yapıl­ mış, özenti bir sözcüktür. B�raz önce "bölgevi"

içın söylediklenmız�

burada da yinelemek gerekiyor.

Okunulması

43.

Bu gibi/erin kimlerin torunu olduklarını

katle okunulması gerekir.

anlamak için Söylev'in dik·

"Okunması" demek gerekmez miydi?

Yesyeni 44.

Yirmi bin köylü genç, gittikleri köylerde alışılagelmiş ''memur'' ça­ lışmasının çok üstünde bir etkinlik gösterdiler; yesyeni bir hizmet kav­ ramı geliştirdiler. Sözcüğün doğrusu "yepyeni" değil mi?


il

BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER Anlamları ayrı olan birtakım sözcükler vardır ki, kimileyin biri öteki yerine kullanılıyor. Bunlar ya aynı kökten çıkmışlardır, ya.kökleri ayndır ama birbirlerini andırırlar; ya da bu nitelikleri taşımamakla birlikte aym· anlama gelir sartılırlar. Bu gibi sözcükler arasındaki anlam ayrılığına dik­ kat etmemek, kullanmada yanfışlıklara yol açar. Örnekler görelim:

İvecenlik-İvedilik 4�.

Yasa çıktı. İvecenliğe getirilen /Ju yasa, Çankaya'dan dönebilir diye düşündü yakından izleyenler. "İvecen", iven kişi demektir. Buna göre "ivecenliğe getirmek". "iven olmaya getırmek" gibi anlamsız bir sözdür. Kullanılması ge­ reken söz ise "ivediliğe (aceleye) getirmek"tir.

İvecen-İvedi

46.

Bu yasa gücündeki kararname yeni hükümetin ivecen işlevinin ilk üıün­

lerinden biridir.

Bu örnekteki "ivecen" sözcüğü, "ivedi" ile karıştırılmıştır. Kul· lanılması gereken sözcük "ivedi" idi.

Tanıştırdı - Tanıttı

47.

Turist kılıklı bir adam çıkageldi; kendini tanıştırdı . .,

"Tanıştırmak", birbirlerini tanımayanların tanışmalarını sağlamaktır. Bir kimsenin kendisini, ya da başkasını tanınır duruma getir­ mesi ise "tanıtmak" sözcüğü ile anlatılır. Buna göre yukarıdaki örnekte "kendini tanıttı" denilmesi gerekirdi.

Öğretim - Öğrenim ·

48.

(Filan kimse) o yıl... okulunda öğretim görüyordu.


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

13

Kurtuluş Savaşı nedeniyle kesintiye uğrayan ilköğretimini 1923 'te ta­

49.

mamlamış, ortaöğretim için İstanbul Erkek Lisesi'ne yatılı olarak gir­ miştir. "Öğretim", bilgi vermedir; bilgilendirme, dq-s vermedir. Osman­ lıcası "tedris"tir. "Öğrenim" bilgi edinme, ders almadır. Osmanlı­ cası "tahsil'"dir. Yukarıdaki örneklerde söz konusu olan duruır öğretim değil öğrenimdir.

Batınılı-Bağh

50.

·Zirvede tarafların çekişeçeği en önemli konuların başında anayasal sorunlar ve' buna bağımlı olarak Türk Cumlıurbaşkanı yardımcısının yetkileri, Türklerin elindeki veto olanakları, yürütme ve yasama or_; ganının yapısı bulunuyor. "Bağımlı", özerkliği, özgürlüğü olmayan demektir. Burada özerk-' lik, özgürlük söz konusu değildi.r. Sadeçe ''bağlı'' denilmesi gereken bir durum vardır.

Görülüyor-Görünüyor

51.

Rapordaki istatistikler iç açıcı nitelikte görülmüyor. "Görülmek" ve ··gorünmek" çoğu kez birbirine karıştırılır. "Gö­ rülmek", bilinmeyen kimselerin gözü, kendisine çevrilmiş olmaktır. Dilbilgisine göre edilgen bir eylemdir. Yani öznesi belli değildir. "Görünmek" ise kendisini göstermektir. Dönüşlü bir eylemdir. Oz­ nesi belli değildir. Örneğimizde, istatistikleri iç açıcı nitelikte gören­ lerin belli olmadığı değil, istatistiklerin kendini iç açıcı nitelikte, göstermediği belirtilmektedir. Bu nedenle "görülmüyor" yerine ·

"görünmüyor" kullanılması gerekirdi. Aşağıdaki

orneklerae

"görünme

denilmesi

gerekirken

"görülme" denilmiştir:

52.

Öyle görjj}üyor ki yer yüzünde terör ve suikast dünya kapsamında bir siyaset aracına dönüşmüştür.

53. 54.

Bu durum, sonucu etkileyecek nitelikte görülmüyor. ,

-

Güney Afrika 'daki ı rkçı beyaz azınlık yönetiminin kara derililere re­ va !ördüğü zulmün sürüp gitmesi. öyle görülüyor ki büyük bir baş­

kaldırıya neden olacaktır.


Ö1WER ASIM AKSOY i

14

Görünmek-Görülmek

55.

İslam, radikalleşmekte ve devleti yönetme görevini üstlenmek iste­ mektedir. Geçmişte görünmediği boyutlarda din, siyasi örgütlenme­ ye gitmektedir.

56.

Günümüzde ülkücü insan aptal değil midir? İdealist genç alay konu­ sudur. Öğretmen denen yaratık, hayatta başan kazanamamış kişidir..... Para kazanmak saygınlık kazanmanın tek yolu gibi görünmüyor mu? Birinci örnekteki ''görünmediği'', hiç kimsenin görmediği anla­ mını taşıyor. Öyleyse öznesi belli olmayan eylem olarak söylenmeli, yani ''görülmediği'' olmalıydı. İkinci örnekteki _' 'görünmüyor mu" sözcüğü, herkes böyle �örmüyo� . mu? demektir. Oyleyse bu eylem de öznesi belli olmayan (edılgen) eylemle, yani "gortıımüyor mu" diye söy!enmeııyaı.

Fiyat-Ücret

57.

(Başlık:) Göre/e'de otobüs fiyatları yeniden belirlendi. (Altındaki yazı:) Görele ilçesinde şehirlerarası otobüs ücretleri ye­ niden belirlenerek uygulamaya konulmuştur. Başlıkta "fiyat" aşağıda "ücret" kullanılmış. Hangisi doğru? "Fi­ yat", bir nesnenin para olarak değeridir. "Ücret" ise bir hizmetin karşılığı olan paradır. Burada otobüsün alım-satım değeri değil, oto· büsle taşıma hizmetinin karşılığı olarak ödenecek para söz konusu­ dur. Bu nedenle başlıktaki "fiyat" yanlış, metindeki "ücret" doğru kullanılmıştır.

26 Mayıs 1984 günü Televizyonun 20.30 haberleri arasında şöy­ le bir tümce okundu.

Ücret-Bedel 58.

Von Papen, Etibank Genel Müdürüne soruyor; Ücreti karşılığında bir ton bakır alabilir mi?. .... (Yanıt): Von Papen 'in istediği bir ton bakırı nerede verelim? Üc­ reti yok. Bakanımızın bir armağanı bu. "Ücret", yapılan bir iş karşılığı olan paradır. Bu örnekte söz ko

nusu olan "karşılık", yapılan bir isin deitil. verilen bir malın k:.arıuh-


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

15

ğıdır. Buna (Arapça) ücret denmez . bedel yani "değer, eder" deriz. " Ü creti yok" yerine "parası, karşılığı söz konusu değil, gibi bir an­ latım kullanılmalıydı. 59.

Çocuklara ücretsiz süt dağıtıldı.

Burada da "parasız" dağıtılan süt için "ücretsiz" kullanılması yanlış olmuştur. Azımsamak-küçümsemek 60.

Kemalizmi kendi açılarından değerlendirecekler. Kimi yüceltmeye çalışacak, kimi azımsayarak Atatürk 'ün bir küçük burjuva devrimcisi olduğunu söyleyecektir.

61 .

Bizde devrimci geçinen bazı kişilerin burjuva devrimcilerini azımsa­ maları, koyu bir bilinçsizliğin ürünüdür . . . Sol kesimin bazı kanatla­ rında gelişen bir yadsıma eğilimi var: -Mustafa Kemal Paşa mı? Bırakm canım şu küçük buı:juva devrimcisini.

62 .

Alışılmış değerleri yerip çoğunluğun azımsadığı genç edebiyatÇiları öven . . . . .

63.

Başbakan . . . . bir devlet bakanı için yolsuzluktan dolayı Yüce Divan yolunu aralarken bile partisi ve hükümeti açısından gelişmeleri sanki azımsıyormuş gibidir.

64.

İlk bakışta koskoca Aristo 'yu azımsamak insana aykırı geliyor. Ne var ki bu bilgeyi azımsayan yalnız balıkçı mı?

65.

Bu koşullar altında Sayın Başbakın 'ın konseyi azımsaması. zorluk çı­ karırlarsa biz de onlardan kopar. ayrılırız demesi. . . . .

66.

14 Mayıs, ülkemizde siyasal yelpazenin netleşmesi, biraz daha otur­ ması açısından azımsanmaması gereken bir tarih.

67. 68.

Polonya sanat alanında azımsanacak bir ülke değildir. Rahmetli Peker 'in bir gün nasılsa boş bulunup "kasketliler" sözc�­ ğüyle azımsar göründüğü kalabalık, orada gerçekten bir bayram ha­ vası yaşıyordu.

" Azımsamak" , birşeyi umulduğundan az bulmak demektir. Yu­ karıdaki örneklerde " az bulmak" değil, "küçük görmek" söz konu· sudur. Bu nedenle kullanılması gereken sözcük, " küçüksemek"


ÖMER ASIM AKSOY

16 eylemliğinin türevleridir.

Olumlu tepki-Olumlu karşılık

69. Suriye, Ermeni tedhişine ilişkin tavrımıza olumlu tepki gösterdi. Tepki, bir duruma karşı gösterilen ters davranıştır; olumsuz dav­ ranıştır. Yani tepkinin olumlusu olmaz. Bu nedenle yukarıdaki "tav­ rımıza olumlu tepki gösterdi" sözünü "tutumumuzu, davranışımızı olumlu karşıladı" diye düzeltmek gerekiyor. ("Çelişen Sözler" ay­ rımında da başka bir "olumlu tepki" örneği vardır.)

70.

Kenn �dy 22 Ekimde Başbakan İnönü 'ye bir mesaj gönderiyor; Türk­ lerin Nato ve Birleşmiş Milletler'de kendisine muzahir olmasını isti­ yor. İnönü 23 Ekimde Kennedy 'e verdiği cevapta olumlu tepki gösteriyor ve Paris ve Newyork 'taki daimi temsilcimize ABD 'yi des­ teklemeleri için talimat gönder iyor .

Burada da "tepki" kavramının yeri yoktur. "Verdiği cevapta olumlu tepki gösteriyor"u, "olumlu karşılık veriyor" biçiminde de­ ğiştirmek gerekiyor.

Sakınılmaz-kaçınılmaz 7 1.

Anayasa 'nın kimi maddelerinin değiştirilmesinin sakınılmaz oiduğu­ nu bir kez daha hatırlatmak isterim. "Sakınılmaz" yerine "kaçınılmaz" kullanılması gerekmez miydi?

iıa-ile 72.

Memurlara on iki bin ila bin lira arasında tazminat ödenecek. Arapça olan "ita" iki sayı arasında kullanılırsa ".... den .... e değin" anlamı taşır. Buna göre örneğimizde iki türlü yanlış vardır:

1)

Azdan çoğa değin kavramı "on iki binden bine değin" diye değil,

"binden on iki bine" diye söylenir. 2) "Binden on iki bine değin" denildikten sonra ·'arasında" sözcüğüne gerek kalmaz. Örneğimizde, üzerinde durulacak bir nokta daha �ar: "İla" sözcüğüyle "ile" sözcüğü birbirine karıştırılmış, "ile" denileceği yer­ de "ita" kullanılmıştır. "İla" düzeltilerek, "ile" yapılırsa, "arasında" sözcüğü de gerekli olur.


.. BİRBİR�ERİYLE KARIŞTIRIL_A:__ N�SO_ z_c_u··_ K_ L_E_R

l7

______

Bir örnek: " Bütün koşullarını kabul ettim; ta ki bu işi üs�lensin."

Çevirdiği-yönelttiği 73.

Buraya kadar �tatürk yönetimine karşı çevrilen (suçlamaların) belki önemsiz sayılabilecek olanlarını gördük. Ancak Tuncay'ın o yöneti­ me çevirdiği daha ağır suçlamaları var. Birinci tümcede geçen "çevrilen" ve ikinci tümcede bulunan "çevirdiği" yerine "yöneltilen" ve "yönelttiği" sözcüklerini kullan­ mak gerekirdi. Anlaşılıyor ki yazar, "yönetime karşı yöneltilen" ve ''yönetime yönelttiği'' diye iki ''yön-'· sözcüğünün bir araya gelme­ mesi için "çevrilen" ve "çevirdiği" sözcüklerinden yararlanmak is­ temiş. Ama yağmurdan kaçayım derken doluya tutulmuş. "Çevrilen" sözcüğü yerine "ileri sürülen, ortaya atıfan" , "çevirdiği yerine de "karşı ileri sürdüğü, ortaya attığı" deseydi hiç yadırganmazdı. ·

Ta ki-ta

74.

(Bu kişi) unutulmuştu; ta ki 3 Aralık 1979 günü...... olarak göreve başlayana kadar.

75.

Tarım uzmanları, çay yetiştirilmesi için çok uğraşmışlardır. Ama bir türlü bu istek, uygulama alanına geçirilememiştir. Ta ki ülkücü bir tarım uzmanı çay işine gönül verip el atasıya kadar.

76.

Terör dalgaları yükseldikçe yükseldi. Ta ki sıkıyönetim ilan edilin­ ceye kadar.

77.

Başlamışlar çalışmaya.Bir saat, bir gün, bin saat, bin gün. Bu gün­ ler yıllar olmuş. Ta ki kusursuz. olgun, kemal ortaya çıkıncaya kadar.

78.

Adam vergi kaçırmayı kafasına koymuşsa kaçırır; ona kimse engel olamaz, ta ki yakalanıncaya kadar.

79.

Ankara 'ya döndükten sonra bu temaslarımız daha da düzenli biçim­ de devam etti. Ta ki tedavi için yurt dışına giderken görevini (filan kişiye) devredip Ankara 'dan ayrılıncaya kadar. Bu örneklerde "ta" kullanılması gerekirken "ta ki" kullanılmıştır. "Ta"

belirteci, uzun süren bir durumun sonunu belirtmek için " . . .. e ka­ dar " , " . . . . . inceye değin " ile birlikte, ya da bu durumun başladığı zaman ve yeri belirtmek için " .... den beri" ile birlikte kullanılır. "Ta ki" ise "yeter ki" anlamı taşır. Olması beklenen bir erek tümcesinin başına getirilir ve emir-istek eylemiyle birlikte kullanılır.


Ta ki-vakta ki 80

.

Sünni padişahların hmjgörüsüz yönetimi al.tında Aleviler ikinci sınıf insan sayıldılar_ Ta ki bir Atatürk çıktı, halifeliği kaldırdı; laik cum­ huriyeti kurdu ve Aleviler soluk aldılar_ "'Ta ki"nin bağlanacağı eylemi· - "kurdu", "soluk aldılar" olabilir

mı.) "'

.

Anlaşılıyor ki "vakta ki" yerine "ta ki" kullanılmış.

Çarptırmak--çarpıtmak 81.

Şimdiye kadar sustum. Birçok haksızlığı sineme çektim. Ama tarihin bu kadar çarptırılmasına izin vermeye de hakkım olmadığına karar verdim. "Çarpıtmak", çarpmasına yol açmak, çarpma işiniyaptırmak de­ mektir. Burada öyle isi bir anlam gözetilmemiştir. Gözetilen anlam, "çarpık duruma getirmek" yani "ters, yanlış, gerçeğe uymayan bir duruma getirmek"tir. Bu anlamı belirten sözcük ise �'çarpıtmak"tır. Bu nedenle yukarıdaki örnekte ebulunan "çarptırılmasına" yerine ·'çarpıtılmasına'' denilmeliydi.

Saymaca-görece 82.

Dostuma göre saymaca bir durumdur kitabın pahalılığı: Bir çamaşır suyunun TV reklamlarında beş yüz lira olarak duyurulması, halkımızda "ucuz" izlenimini uyandırmasına karşın, fiyatı beş yüz lira olan bir kitap ona pahalı gelmektedir. "Saymaca". Osmanlıca "itibari" yi: "görece" Osmanlıca "iza­ fi "yi karşılamak üzere türetilmiş yeni sözcüklerdir. Bu örnekte "öy­ le olmadığı halde öyle sayılan" bir kavram mı, yoksa belirtilen "bizi şeye göre başka bir şeyin niteliği" mi anlatılmak isteniyor? yani "saymaca" demek mi gerekir yoksa "görece" demek mi?

Geneline-tümüne 83 .

Sosyal ve ekonomik bölümlerinden bir kısmına katıldığım ama gene­ /ine hiçbir zaman evet diyemeyeceğim bir dosya..... ''Genel'', Osmanlıcadaki ''umumi'' sözcüğünün karşılığıdır; ".hepsini içine alan" demektir. Burada sadece "hepsi" anlamına (Arap­

çadaki "umum" karşılığı olarak) kullanılmıştır. Bu kullanış yanlış­

tır. "Geneline" değil, "tümüne, hepsine, bütününe" sözcüklerinden


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

19

biri kullanılmalıydı.

Sömürge-sömürü İngiliz sömürgesi altında yaşadığı dönemden Cinnah 'ın yürüttüğü ba­ ğımsızlık hareketine ve oradan da günümüze uzanan tarih, Pakistanb insanm yüzündeki tek tek çizgilere, gözlerine yansıyor.

84.

"Sömürge'', sömürülen ülke demektir. Bundan dolayı "İngiliz; sömürgesi altında" -sözü yanlış kullanılmıştır. Kullanılması gere­ ken sözcük "Sömürme eylemi" demek olan "sömürü" idi.

Kışkırtan-özendiren Okul yapımları azalmıştı . . . Vatandaşın okul yaptırmasını kışkırtan davranışlar{a sosyal devlet savı nasıl bağdaşabilirdi?

85.

"Kışkırtmak", bir kimseyi kötü bir şey yapmaya itmektir. Os­ manlıcada bu anlam için "tahrik" (harekete geçirmek) kullanılırdı. Okul yaptırmak, kötü bir şey değil, iyi bir şey olduğundan "vatanda­ şın okul yaptırmasını kışkırtan" anlatımı yanlıştır. Anlaşılıyor ki ya­ zar, burada eskiden "teşvik" sözcüğünün kullanıldığını düşünmüş vd

·

"kötü bir şey yapmaya itmek" anlamına da gelen "teşvık" yerin9 bunun Türkçesi olan "kışkırtma" yı koymuştur. Oysa örneğimiz içiri "teşvik"in "'·'i bir şey yapmaya itmek" anlamı geçerlidir. Bu d�

"özendirme" ile belirtilir. Yani yukarıdaki parça "vatandaşları okul yaptırmaya özendiren" biçiminde olmalı idi.

Güçlendiren-Güçleştiren 86.

Çoğunun sınıfgeçmesini güçlendiren birçok neden vardır. Sözgelişı sorular. tam da onun çalışmadığı konudan gelmiştir; ya da hastalığı dolayısıyla izlçyemediği bir derste anlatılanlardır. "Güçlendiren", güçlü duruma getiren demektir. Burada sözü edi: len durum, sınıf geçmeyi "güçlü duruma getiren" değil, "güç duru· _ ma getiren" yani "güçleştiren" dir.

Olası-Olanaklı 87.

Yunanistan 'ın Ermenileri desteklemesini Kıbrıs sorunu ile açıklamak olasıdır.

88.

Nato ülkelerinin bu tutumlarını hangi siyasal ve ideolojik gerçek ile açıklamak olasıdır?


ÖMER ASIM AKSOY

20

89.

Bir yabancı, Amerikan Cumhurbaşkanını öldürsün? Amerikalılar du­ rurken olası mı?

90.

. . . ın çantasında, ceplerinde hatta şapkasının içinde bir eczaneyi bir­ kaç gün idare edecek kadar ilaç bulmak olasıdır.

91 .

(Jerilla savaşı için çok elverişli bir konuma sahip olan dağlık Afga­ nistan 'da kış ortasında kısa sürede kesin zafer sağlamak pek olası gö­ rünmüyor. "Olası", Osmanlıcadaki "muhtemel"in Türkçesidir. "Olacağı sanılan, olabilirliği bulunan" demektir. Yukarıdaki örneklerde ise, "ol· ması daha güçlü bulunan " anlamına kullanılmıştır. Bu anlam "ola­ naklı (mümkün)" s'özcüğü ile belirtilir. Ne var ki kullanışta "olanaklı"dan çok "olası"ya yer verilmesi yaygınlaşmaktadır.

Ayraç-Ayrım 92.

Ulusal ile ulusal olmayan arasındaki ayraç, Anayasa tasarısını onay­ lamak ya da karşı çıkmak olabilir mi? " Ayraç" bir yazım terimidir: Bir sözcüğü bir düşünceyi açıkla-, yan sözün başına ve sonuna konan () iminin adıdır ki burada söz ko­ nusu değildir. Burada belirtilmek istenen şey, "ulusal olan" ile "ulusal olmayan" arasındaki ayrım (fark)dır. (Omekteki başka yanlışlar "boc zuk anlatımlar" bölümünde gösterilmiştir.

Sonucunda-Sonunda 93.

Uluslararası üne ulaşmış sanatçılarımız vardır. Ne yazık ki özellikle edebiyat alanında bu sanatçılar anımsanmaz olmuş, bunun sonucunda da bugüne değin görülmemiş bir değer karmaşası ortaya çıkmıştır

94.

· Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk 'ün önderliğinde yürütülen Kurtuluş Sa­ vaşı sonucunda kurtulmuştur.

95.

İzmir olaylarının gerçek yüzü, yapılan kovuşturma sonucunda orta-. ya çıkacaktır.

96.

Bu konuda yapılmakta olan çalışmalar sonucunda, turistlere uygu· /anmakta olan turist dövizinin Fransız frangı için tatbik edilmesi ka­ rarının alınacağı belirtilmektedir.

Y7.

O tarihten bu yana, zihnimde beliren düşünceler sonucunda bu açık-


BİRBİRLERİYLE K;\RIŞTJRJLAN SÖZCÜKLER

21

lamayı ka�uoyuna yapmam gerektiğine inandım. 98.

Bir manyağın Köln 'deki bir ilkokula alev püskürtme makinesi ile hü­ cum etmesi sonucunda yaralanarak hastaneye kaldırılan 28 çocuktan biri daha ölmüştür.

99.

Anarşik eylemler sonucunda bir polisimiz yaşamını kaybedince .

100.

İran'da geniş kitlesel eylemlerin sonucunda monarşinin yıkılmasını tanımlamak için devrim sözcüğünü kullanmakta tereddüt eden/er. . . .

.

. .

· Yukarıdaki örneklerde görülen · ·sonucunda" sözcükleri yanlış kul­ lanılmıştır. Bu, "sonuç" ve "son" sözcükleri arasındaki ince anlam ayrımına dikkat etmemekten ileri geliyor. "son, biten, arkası olma­ yan (nesne, zaman, olay)dır. "Sonuç" ise "biten şeyden çıkan du­ rumdur". Yani bir şeyin sonunda "sonuç"a ulaşılır. Başka bin anlatımla, "sonuç" süren işin ürünüdür. "Süren işin ürününde" de­ "süren işin bitiminde" denilebileceği için.

nilemeyip ancak

"sonucunda" demek yanlıştır. "Sonunda" , ya da "sonucu olarak" denilmelidir. Bu açıklamayı doğrulayan "sonuç" kullanışından örnekler görelim:

Sekerli ekmek, sistematik tecrübelerin verdiği sonuca göre nümune olarak yapılmıştır.

lOl

1 02. Fabrikaların yaydıkları.gaz ve dumanların halk sağlığı yönünden za· rarlı olduğu sonucuna varılmıştır.

103. K ullanılan oylar, sonucu tayin etmiyordu. 1 04. Kilyos yolunda ölümle sonuçlanan bir trafik kazası olmuştur.

105. 3unun aks1ni savunmak, doktrin için bilimsel olmamak gibi ağır so­ - nuç doğuruyor. Aşağıdaki örnekte bulunan "sonuçlar" doğru kullanılmıştır.

'106. inşaat konu�u i/e ilgili müfettiş raporları . . . .e ulaşmıştır. Sonuç ne olmuştur?. . . . Evet, ne oldu bu soruşturmalar, ne gibi bir sonuca vanldı? Aşağ_ıdaki örnekte doğru ve yanlış, kullanım bir aradadır.

1 07 Hücre mahkumları üzerinde yapılan bir araştırma ilginç sonuçlar ver­ ·

miş ve günlerce karanlıkta kalan mahkumların izlenmesi sonucunda yapay uyku ritminin bozularak yeniden bebelik çağlarındakine dön­ düğü saptanmıştır.


ÖMER ASIM AKSO!'

22

Saplantı-saptama-sapma 108. Burada ileriye dönük bir saplantı yapmadan geçemeyeceğim

109. Birkaç sayfa önce, ileriye dönük bir saplantı yaİJacağımı söylemiş· tım. Şimdi o bölümü bitirdik. Yine kaldığımız yere dönelim.

Bir kitaptan aldığımız bu yazıda, asıl ko__!lu bir yerde_kesiliyo� ve "ileriye dönük bir saplantı" yapılacağı söyleniyor.. "Saplantı" diye

nitelenen birkaç sayfalık olay anlatıldıktan sonra asıl konuya dönülüyor.

"Saplantı" sözcüğü, Osmanlıcada " fikrisabit" Fransızcada Türkçe yazımı ile- " idefiks" diye anılan kavramın Türkçesidir. Bu­ rada "saplantı" denecek bir şey anlatılmıyor; bir olay anlatılıyor: bir "saptama " yapılıyor. Anlaşılıyor ki yazar, "saptama " demesi gere­ kirken ' ' saplantı' ' demiş; anlattığı olaydan önce ve sonra bu sözcüğü yinelemiştir. Bir olasılık da " sapma" demek istediğidir. "Sapma" sözcüğünü şimdi kimi yazarlar, Osmanlıca "istitrat" (antrparantez: söz arası) ye­ rine kullanmaktadırlar. Bir ol asılık da "sapma" demek istediğidir. " Sapma " sôzcüğünQ şim· di kimi yazarlar, Osmanlıca "istitrat" (antiparantez : söz arası) yerine kul· lanrrıaktadırlar. "Ileriye dönük" sözü de, yersiz olarak "daha önce geçmiş . . an­ lamına kullanılmıştır.

Zorunlu-zorunda l 10.

(Filan kişinin) önünde zaman kısa, çözmeye zorunlu olduğu sorunlaı dağlar gibi büyük. Tanınmış bir yazarımızdan aldığımız bu tümcede geçen "zorunlu" ; sözcüğü, Osmanlıcadaki "mecburi" (zaruri) karşılığıdır. Burada "mecbur ' karşılığı olarak kullanılmıştır. Oysa " mectmr"un karşıııgı · ·zorun·

da"dır. Yani "çözmeye zorunlu olduğu " demek yanlıştır; "çözmek zorunda olduğu" ıiemek gerekir.

Tepki-karşılama 11 l.

Kimileriıte ilıüıç ve ihtimal dışı gelen olay ise Amasya 'da söyledik· fevkalade tasvipkar tepki göstermesi olmuştur.

]erimize ltal1an


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

23

Tepki , bir eyleme, bir olaya karşı gösterilen olumsuz davranış­ tır; geri tepme eylemidir.. Bu nedenle "tasvipkiir tepki göstermesi" (doğru bulma tepkisi göstermesi) denilemez. "Tasvipkiir karşılaması" denilmesi gerekirdi. "Tepki"nin doğru kullanıldığı bir örneği buraya eklemekte ya· rar görüyorum. 1 1 2 . Örgüt, kendi bölgesindeki kontenjan adayını öğrenir öğrenmez çoğun:

lukla tepkisini dile getiriyor; "o olmamalıydı, bu olmalıydı" doğrul­ tusunda bir tepki.

Algılanmak-değerlendirilmek 1 13.

Binlerce memur ve işçi, bu arada yüze yakın öğretim üyesi bu hük­ mün kurbanı olmuş . .. söz konusu ek fıkraya dayanılarak yapılan iş-· ]emler kamuoyu ve bilimsel çevrelerde hukuk devleti ilkesinin büyük bir yararı olarak algılanmıştır. Osmanlıca karşılığı " idrak etmek" olan " algılamak" , bir duru­ mu duyum yoluyla kavramak, anlamak, sezmek demektir. Yukarıda­ ki örnekte algılanan değil, eylem olarak açıkça ortada bulunan bir olay (kamu personelinin işlerine son verilmesi, bir daha kamu hizmetle· rinde çalıştırılmamaları durumu) vardır. Bunu "hukuk devleti ilkesi­ nin yararı olarak" nitelemek, bir algılama degil, bir değerlendirmedir

Karmaşa-karmakarış

1 14.

. . . şehir yönetimini ele alah büsbütün karmaşa olan İstanbul, ülke miz sorunlarının bütünleştiği bir odak noktası. .

"Karmaşa" , karışıklık, karışık olma durumu, demektir. Bu ne­ denle "karmaşa olan" denemez; " karmakarış olan" demek gerekir.

Ayrıntı-ayrım

1 1 5 . Sovyet sınırını geçer geçmez dikkat kesilmiştik. Aradaki ayrıntıyı gö· rüp karşılaştırmak ihtiyacını duymuştuk. Yazar, iki ülke arasındaki "ayrılık" ı, "ayrım"ı karşılaştırmak. diyeceği yerde "ayrıntı "yı karşılaştırmak, diyor. "Ayrıntı", bir tü­ mün parçası demek olduğu için "ayrım" yerine kullanılamaz.


24

ÖMER ASIM AKSOY

1 l 6.

Bu iki kavramı birbirine karıştırıyoruz. Oysa aralarında küçük de ol· sa bir ayrıntı vardır. Burada geçen " ayrıntı" da yanlış kullanılmıştır. KuJlanılacak doğ­ ru sözcük " ayrım" idi.

Ayrıcalık-ayrılllc

1 17. Köy ve kent arasındaki ayrıcalığı kısaca belirtelim. Şu iki olay arasında hiçbir ayrıcalık yoktur.

1 18 . . . . İnsanın yararına olan işlerde parti, mezhep, din, ırk gibi ayrıca­ .

lıkların akla getirilmemesi gerçeğini herkese kabul ettirmişti. " Ayrıcalık " . Arapça " imtiyaz "ın karşılığıdır ki başkalarından üstün tutulma durumudur. Oysa burada, iki kavram arasındaki "fark" , yani " ayrılık, ayrım" belirtilmek istenmiştir. " Ayrılık" yerine ' ' ayrıcalık' ' kuilanılmıştır.

1 19. Tarih, yazın, sanat, ansiklopedi gibi ekin kitaplarının kağıdını paha­ lı/aştır, gazete kağıdına dokunma. Bu ayrıcalık neye?

120. Başbakan Ecevit, Dr. Sükan 'a hiçbir bakana ve başbakan yardımcı­ sına tanınmamış yetkiler vermiştir. . . Sükan hükümetten ayrıldığı gü­ ne kadar bu ayrıcalığını hiç kötüye kullanmadı. Bu iki örnekte "ayrıcalık" doğru anlamla kullanılmıştır.

Ayncahk-ayrım

1 2 1 . Bu ortamda "kınama "nın "kına yakmak "tan bir ayrıcalığı kalma­ mıştır. Bu örnekteki "ayrıcalık" da, yanlış olarak "ayrım " yerine kullanıl­ mıştır.

Çekimserlik-çekingenlik

122. Bu parti, ka�uğuna çekilmiştir. Ölçüyü çok aşan bu çekimserliğin, bu içe kapanışın karşıdan gelen tesirlerle beslendiği inkar edilemez. taktiklerine karşı . . . ın sert bir karşı saldınya geçmesi doğal ve Q_ereklidir. . . yöneticilerinin suskunluk ve çekimserlikleri. yılgınlı­ ğa je yeteneksiz/iğe bağlanmakta . . .

123 . . . . . ın saldın .

.


25

BİRBİRLERiYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER "Çekimserlik" oy vermemek, yani

ne

olwnlu, ne de olumsuz dav·

ranmaktır. Arapça ' 'istinkaf' 'ın karşılığıdır. Yukarıdaki ik örnekte be·

hrtilmek istenen durum ise bu değil, "çekingenlik"tir ki iş yapmay� eli varmamak. ürkek davranmaktır.

Fotograf-resiın

124. (Filan kişinin) ressamımız tarafından çizilmiş bir fotoğrafı. ' 'Fotoğraf, makine ile çekilen resimdir. Ressamın çizdiği resmt fotoğraf denilmez.

Yankılanma-yansıma 4.yinedeki aksine naz eyleyen afet günümüz Türkçesine şöyle çevril· miş: "Aynada güzelliğinin yankısına bakıp nazlanan afet "

25 .

1 26.

Rönesansın penceresinde ümanizmanın ışıkları yankılandı. ' 'Yankılanma ' ' , sesin bir yere çarpıp geri dönmesidir. Işık, yan· kılanmaz , "yansır" .

Yaklaşık-yakın 127. Yeni kurulmakta olan mahallelerde büyük apartmanları birbirine yak·

/aşık olarak kurmaktayız. " Yaklaşık olarak" , aşağı yukarı demektir. Az

artık ya da az ek­

sik bir nicelik bildirir. Örneğimizde böyle bir kavram yoktur. Ancak, a.partmanlann birbirine "vakın" " yaklaşmış" ya da"bitişik" ola­ rak ıruruıauğu söylenmektedir.

Tepki-etki 1 28 . Genel Başkanın. . . kongresinde yaptığı konuşma . . . çevrelerinde mü­

�pet tepki yarattı.

l29 Mustafa Reşit Paşa tarafından ' 'Gülhane Kasrı''nda okunan ferman, .

1 789 Fransız devrimi ile Avrupa'da yapdan fıkir ve hareketlerin

Os­

manlı İmparatorluğundaki ilk tepkisini teşkil etmektedir.

"Tepki " , bir olaya, bir güce karşı olan geri tepmedir. Bu nedenle birinci örnekteki müspet (olumlu) ile uyuşmayan bir kavramdır. İkinci örnekteki "Tanzimat Fennanı" Fransız Devrimi'nin yurdumuzm yarattığı bir "karşı davranış"ın değl1, oıumıu etkinin belgesidir. Bun­

dan dolayı " ' tepki" değil, " etki"dir.


ÖMER ASIM AKSOY

26

Tepki-yankı 13 1.)

(Gazetedeki Başlık: ) Başbakanın mesajının tepkileri. (Altındaki ha­ ber:) Başbakanın radyolarda okunan mesajı. muhalefet çevrelerinde de memnuniyet yaratmıştır. Haber okununca, başlıktaki " tepkileri" sözcüğünün yanlış kul­ lanılmış olduğu anlaşılıyor. Mesaj, muhalefet çevrelerinde de mem­ nunluk yarattığına göre bunun "tepkileri." değil. "yankıları" olabilir.

Yayın-yayım Yayınlamak-yayımlamak

1 3 1 . Kıbrıs olayları ile ilgili olarak aşağıdaki tebliğin yayın ve ilanına ka­ rar verilmiştir. · ' Ya)'ın", gazete, kitap, radyo gibi araçlarla yayılan haberler. bil­

gilerdir. Osmanlıcada buna " neşriyat" denilir ve yukarıdaki sözler '' . . tebliğin neşriyat ve ilanına. .. ' ' biçiminde söylenmezdi; burada "neşir" sözcüğü kullanılırdı. "Yayma işi" demek olan "neşir "in Türkçesi "yayım"dır. Onun için " . . .tebliğin yayım ve ilanına" de­ nilmesi gerekirdi. Ancak, "yayımlanmasına" sözcüğü kullanılsaydı

"

ya­

yım ve ilanına" demeye de gerek kalmazdı. Şunu da ekleyelim ki "neşretmek" karşılığı olan sözümüz "ya­ yımlamak"tır. Bunun yerine ' '.Yayınlamak" kullanılmamalıdır. Ne vat ki yazarlar daha çok "yayınlamak" kullanmaktadırlar.

Güçlenmekte-güçleşmekte 1 32 .

Uyku arasında horlama, yumuşak damar kaslarının gevşemesi ve so­ lunum hareketine paralel olarak bir perde gibi sallanması netic�si olmaktadır. Uyku ağ1tlaştıkça horlama daha da artmakta, böylece ne­ fes alış veriş de güçlenmektedir .

"Güçlenmekte ", güçlü duruma gelmekte demektir. Örneğimiz­ de nefes alıp vermenin güç kazandığı değil, "zorlaşmakta " olduğu söylenmek isteniyor. Bu durum. "güçlenmekte " diye değil. ' 'güçleşmekte ' · diye anlatılır. Ank-an 1 33 .

Arık bir dile kavuşmak için yirmi beş yıldan fazla uğraştığımızı . . . .


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

21

1 34. Arık bir dile kavuşmanın en titiz savaşçılarından merhum A taç . . . " Arık", zayıf, cılız demektir . Yukarıdaki iki örnekte kullanıl mak istenen sözcük, temiz demek olan "arı" dır .

Onanmaz-onulmaz 1 3 5 . Bir militanın silahından çıkan küçük bir kurşunun yarattığı onanmaz

yarayı, dost eller, yürekler, bilimin ışığında aylardır düzeltmeye ha­ fifletmeye çalışıyorlar. buradaki "onanmaz" sözcüğü , " onulmaz" olacaktır . Bir dizgi

yanlışı değilse , iki sözcüğün söyleniş yakınlığı yazarı yanıltmış demektir .

Bab-babet

1 36. Ya gayet mihribandır ya ziyade bi-hakikattir.

Bizim İstanbu/ 'un afetlerinde orta babet yok .

(Sabit)

Bir inceleyici bu beyitteki "babet" sözcüğünün anlamını "kapı" diye göstermiş . Anlaşılıyor ki sözcüğü, kapı demek olan "bab" san­ mış . Oysa burada kapı kavramının yeri yok. "Babet "' çeşit demektir . Tarama Sözlüğü 'nde başka tanıkları da vardır.

Çelişki-çatışma-anlaşmazlık 1 37 . Yörede birçok çelişkiler

vardı: Ağalık çelişkisi vardı. Aşiret çelişki­ si vardı. Siyasal çelişkiler. . . Bakan. bunları yerinde görüp izleyecek­ ti. Öyle görünüyordu ki kan gütme davasını. aşiret kavgalarını. aşiret çelişkisiyle başka çelişkileri bir arada görüp . . . Bu örnekteki "çelişki " sözcükleri doğru anlamda kullanılmamıştır . "Çelişki", Arapça "tenakuz "un karşılığı olarak en çok şu anlamda kullanılır : Bir kişinin, birbirine ters düşen sözleri, davranışları . Ör­ nekte böyle bir durumdan değil, ayrı ayrı kuruluşlar arasındaki "ça­ tışma"daıı ya da "anlaşmazlık" (ihtilaf)tan söz ediliyor.

Kalkınamaz-kalkılamaz 1 38.

İç sorunlarımız gittikçe altından kalkınamaz boyutlara doğru uza­ nırken . . . .

"Kalkınmak ' ', kötü olan ekonomik durumunu düzeltmek anla­ mındadır. Bu örnekte geçen · 'altından kalkınamaz ' · sözcüğünün doğ-


ÖMl'.R ASIM A KSOY

28 rusu

· 'altından kalkılamaz · 'dır. Yapılacağım-yapılmasını

1 39. Artık her türlü yayın ve neşriyatın uydurma kelime ile yapılacağını

temin edecekler. "Yapılacağını" yerine "yapılmasını" denilmesi gerekmez miydi? (Bu

ö rnek ,

"yayın

ve

neşriyat "

sözcükleri

dolayısıyla

" Yinelemeler" ay rımında da görülecektir).

-e dek, -e değin; ne dek, ne denli

1 40.

. . . . ın şimdiye dek hiçbir kız arkadaşı olmamıştır.

141.

Türkiye bu çapta bir yönetici kadro değişikliği görmemişir, şimdiye değin. "-e dek " . ' " -e değin" ile "denl i " sözcüklerini birbirine karıştı­ ranlar çoktur. . . -e dek " . "-e değin " aynı anlamadır: "-e kadar" kar­ şılığıdır ki sürmekte olan zamanın, uzaklığın, işin sonunu bildirir:

" Üç

güne dek . İstanbu l ' a değin , bitene dek" gibi. Görülüyor ki bu söz­ cükler "-e durumu "ndaki sözcüklerden sonra gel ir.. Yukarıdaki iki örnekte. bu açıklamaya uygun olarak, doğru kullanılmışlardır. "Denli" sözcüğü ise , azlık, çokluk bildiren "kadar"ı karşılar; ne kendisi

"

-e

durumu"ndadır, ne de kendisinden önceki sözcük. Çoğu

kez "bu denli. o den l i , ne denli, -ecek denli " diye kul lanılır.

1 42 .

1 43 . 1 44. 1 45 . 1 46 .

Bakın ne dek çok mısır satıcısı var. Ne dek katı yüreklisin dondurmacı. Ahmet Hamdi. Yahya Kemal 'e ııe dek hayransa yeni şiirimizi de o dek severdi.

Meğer sen ne değin güçlüymüşsün. Özgürlüğü anlatan beyaz. ne değin güzel. Biraz önce belirttiğimiz gerekçe dolayısıyla. bu örneklerdeki "ne dek " . "o dek" . "ne değin" sözcükleri yanlış kullanılmıştır. "Ne den­

li".

1 47

"

o

denli " olarak düzeltilmeleri gerekir.

Bugün 0.;renciysek günümüz edebiyatını bilmeden de öğretmen _ola­ biliriz. Yarın öğretmensek bilmeden de kitap hazırlayacak değin yet­ kili profesör vs. olabiliriz.


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

2')

"Hazırlayacak değin" olmaz . Burada "hazırlayacak denli" bile yakışık almıyor. "Değin"i hiç kullanmayarak " hazırlayacak yetkili" demek daha uygun· düşüyor.

Değin-denli 1 48 . Her şeyi yazabilecek değin kendini özgür buluyor nnısı.ın ?

Burada "değin " kullanılması yanlıştır. " Yazabilecek cıenli " "ya­ zabilecek ölçüde " denilmeli idi.

Denli-gibi 1 49. Ünsal 'ın emekli general . ...için "CIA ajanı " denli sözleri, salonda

görüşmeleri iz/emekte olan.. . in... biçiminde sözleriyle karşılanmıştır. Buradaki "denli", yanlış olarak "gibi" anlamına kullanılmıştır.

Son denli-aşırı ölçüde 1 50 . Filimle rinde son denli seksi, ancak aptal sarışın rolleri oynuyordu. Bu örnekteki "son denli", eski dilqeki "son derece" yerine kul­ lanılmıştır; çirkin bir çeviridir. "Aşırı ölçüde" denilebilirdi.

Ne denli-ne türlü 1 5 1 . Bu vatanın madenlerini ele ne denli geçirdiğini bilmedığimiz çevre­

lerle bu madenlerin devlet tarafından işletilmesini isteyen bakan, bir yüce mahkeme önünde karşı karşıya geleceklerdir. Bu örnekteki "ne denli" sözü, "nasıl", "ne türlü" "ne yolla " anlamına kullanılmış. Bu kullanış yanlıştır. "Ne denli" sözü. "ne oranda " , "na kadar çok" anlamında kul­ lanıldığı zaman doğru kullanılmış olur.

Olası, olası değil, olasılık 1 52 . Ormanda dinlence onnan yasasının dışına çıkarak ağaçları seyretmek­

le, toprak kokusunu soluk soluk İçmekle, kuş seslerini dinlemekle olası. 1 5 3 . "İlaç sayısını ınaırmek, şişeleme ve kutulama masratıarını azaltarak

ambalaj konusunda lüksten reklam masraflarından kaçınmak olasıdır.

1 54 .

Hafta içinde kimi gelişmeler, bu konudaki anlamlı ipuçları sayuma­ lıdır. Bu bütünün parçaları niteliğindeki son olayları şöyle sıralamak olasıdır.


30------

ÖA1FR

\ S/ .\ 1

\ /.: \< ) )

155.

Türk Makedonya 'da Türkçe konuşarak gezmek olasıdır.

1 5 6.

/)-ilimsel yapıtlarda . özel bir çevriyazı uygulanması olasıdır.

1 5� .

Her yeni gün. Türkiye biraz daha değişti. Bu değişikliği . . . . lideriy­ le . . . liderinin tcln izyon ckrarında değişen suratlarından izlemek olasıydı

158. 1 59 .

Bu zor/.ılmalar olmasa geniş tabanlı bi hükümeı kumıak ofa..,ı değildir. Yurı.iufnuzun geçirmekte olduğu bunalımlı dönemde bu de.�teğin öne­ mini yadsımak ola.�ı değildir.

1 60 .

Kuşkusuz Türkiyenin içinde bulunduğu darboğazlardan kurtulması. hu alışılmış ve bilinen yöntemlerle. olası değildir.

16 1 .

Bu hesaba göre 1 950 'dcn bu yana Türkiye 'de kurulan tüm hükümet­ lcre hükümet demek ola!iı değil.

1 62 .

1 63 .

Hiç odacı müdürden daha çok aylık alır mı'! Üstelik adamı çalıştır­ mak olası değil. Sabahtan akşama kadar oturur. Devrimci birikimi böylesine az bir ülkede (A fganistan 'da) feodalite­ nin gücünü kınııak. hele hele bir halk cumhriyetinc su,:rayacak şekil­

de aşamalar yapmak ne derece olasıdır. bunu bize önümüzdeki günler değil. yıllar gösterecektir. 1 64 .

Bugün son yirmi yıl öncesine bakıp çok daha büyük bir böbürlenme duygusuna kapılmak olasıdır.

1 65 .

Atatürk 'e sağlıklı yaklaşım. onu yaşadığı tarih sürecinde çağdaş bi­ lim yöntemiyle değerlendirmekle olasıdır.

1 66 .

Bıraktığı yapıtı bir türlü yıkamadık. Orasından burasından kemirdik, ama öyle sağlam öyle güçlü bir temele dayanmış ki ortadan kaldır­ mak olası değil.

1 67 .

Terör silah ile yapılıyor. Öyleyse silah kaçakçıları ile teroristler ara­ sında amaç birliği söz konusudur" demek ve bundan hukuksal sonuç­ lar çıkarmak olası mıdır'! Yoksa bu amaç birliği için somut kanıtlar mı istenir? Bütün bunlar. . .

1 68 .

Devletçiliğe karşı çıkarak A tatürkçülik olası mı? Laikliği çiğneyerek A tatürkçülük olası mı? Hakçılığa karşı olunarak Atatürkçülük olası m ı :' Emperyalizmle işbırliği yaparak A tatürkçülük olası mı:' Yabancı


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

31

hir deıleıin güdümüne girerek A tatürkçülük olası mı'.1 Devrimciliğe karşı direnerek Atatürk�·ülük olası mı! Dil devrimine saldırarak A ta­ türkçiiliik olası mı? 1 69 .

Yıkmadan. e.'>kisini ortadan kaldırmadan. yenisini. daha iyisini yap­ nwk olası değildir.

"Olasılık ( ihtimal ) " i le "olmak ( imkan) arasında ince bir ayrım vardır. Yukarıdaki örneklerde kullanılan olası" ve " olası değ i l " söz­ cükleri " ihtima l " anlamıyla değil . " imkan " anl am ıyla kullan ıl mış­ . lardır; s ı ras ıyla · · mümkün . . . . mümkündür" . " mümkünd ü · ' . "mümkün değildir" . · · imkansızdır" anlamına gelmektedirler. Bu yan­ lı� kullanma . son zamanlarda yaygınla�rııakta . · 'mümkün deği l · · . · ' im­ kansız " ı karşılamak üzere "olası değil " . "olasız" denilmektedir. ( Bundan önceki ayrımda geçen "olasız" örneklerine de bakınız . )

" Mümkün değildir" . " imkanı yoktur" anlarr, ma kullanılan "olası değildir" sözlerine yerine aşağıya aldığımız örneklerde olduğu gib� "olanak yoktur" sözü kul lanılabilird i . 1 70.

B u halkayı kırmadan. içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmaya olanak yoktur.

( Y u karıdaki "olası değil " örneklerinden ikisini bu yazar kullan­ ııı ı�tır) . Aşağıdaki örneklerde de "olası l ı k " ve "olası" , doğru olarak " ihtima l " ve " muhtemel " anlamlarıyla kullanılmıştır. 171.

ETA 'nın hu eylemleri. kendilerine ve Bask halkına hir şey getirebi­ lecek midir? Yoksa birçok yerde göriildüğü gibi, özerklik konusunda ödiin vermeye yanaşan bir merkezi hükümetin tutumu sertleştirmesi­ ne mi yol açacaktır? İkinci olasılığın gerçekleşmesi, hem Bask hem de İspanyol demokrasisinin geleceği bakımından sanırız ki hiç de olum­ lu sonuçlar getirecek nitelikte olmayacaktır.

1 72 . Irak. . . Suriye karşısında güçlü bulunmak zorundadır. İçerde mutfa­ ğına çekidüzen vermeden dışarıya güçlü görünmesinin olanağı yoktur. 173.

Bu karara, Tiirkiye 'nin içinden herhangi bir tepki ge lmes i olasılığı pek bulunmuyor.


ÖMER ASIM AKSOY

32

1 74

_

1 Mayısta her türlü gösteri ve toplantı olasılığını ortadan kaldırmak amacıyla sokağa çıkma yaşağı konmuştu.

I 75. Dünyadaki iki büyük gücü bir kez daha karşı karşıya getirıiie olasılı" ğı bulunan (Afganistan 'daki) bu iç savaş; : genellikle devrim-karşı dev­ rim, ilerici-gerici, Marksizm-İslam çatışması olarak sunuluyor.

176. Bu olası gelişmelere karşı. . . ne yapar? I 77. . . . . ve arkadaşlarının böyle bir olasılığa karşı tavır:alacakları öteden beri söylenmektedir .

. 178. Öyle görünüyor ki Saddam Hüseyin, Devrim Konseyi 'ne dek yansı­ yan Şii kıpırdanışları ile Alevi azınlığın yönetimde bulunduğu Suriye ile birleşmenin olası sonuçları arasında ilinti görmüş ve kaygılanmıştır.

Olası-mümkün

I 79. Kısa dönem içinde birbirini izleyen üç kanlı darbeyi nasıl açıklamak olası?

Süreç-süre

1 80. Götürebilen, toplumu erken seçime götürür." Götüremeyen dotal sü­ recin dolmasını bekler. "Süreç " , "olay ve hareketler dizisi " ; "süre " , "bir olayın beşi ile sonu arasında geçen zaman' ' demek olduğuna göre kullanılacak sözcük " süreç" değil " süre" olmalıydı.

Özetle-özellikle

18 1 . Hepimiz biliyoruz, Boğaz trafiği sıkışık durumdadır. Gelip geçen ge­ miler, özetle tankerler büyük tehlikeler yaratmaktadır.

Burada bir " özet" söz konusu değildir; özellik denilecekti . :


III OKUMA, YAZMA, SÖYLEME YANLIŞLARI A.

Arap harfleriyie yazılmış olan eski yapıtlardaki kimi Türkçe söz­

-o

cükler

yazıda Türkçenin bütün seslerini belirtecek harfler, imler

bulunmadığından- birkaç türlü okunabilir. Örneğin, Arap harfleriyle

J J'

biçimin® yazılan sözcüğü, tek başına olduğu zaman "boz " , "buz " , "büz ' ' diye;

f

...

biçiminde yayılan sözcüğü, "gül", "gel", "kel" diye okuyabiliriz.

Tümce içinde olunca, okuyan tümcenin gidişinden o sözcüğün nasıl okuna­ cağını anlar. Bu durum Türkçe olmayan sözcükler için de söz konusudur . Türkçe olmayan b u gibi sözcüklerin örnekleri, kitabımızın ikinci bölümün· deki " Okuma Yazma Yanlışları"nda görülecektir . Burada yanlış okunmu� ve Türk harfleriyle yazıya yanlış geçirilmiş Türkçe örnekler göreceğiz .

B. Bir yazı okunurken -noktalama imlerine göre-az durulacak, çok du­ rulacak, hiç durulmayacak yerler vardır. Yazarken de okurken de bu imle­ re dikkat edilmelidir.

C.

Okurken bir sözcüğün vurgusunu, gereken hece üzerinde belirtme­

yip başka bir hece üzerine vermek ve tümce içinde daha belirgin söylenme­ si gereken sözcüğü çarpıcı biçimde söylememek de yanlışlar arasına girer . Ç. Sesuyumu kuralına aykırı söyleşiyleri ve doğrusu kısa olan sesleri uzatmayı da buraya ekleyebiliriz . A. ARAP HARFLERIYLE YAZILMIŞ SÖZCÜKLERİN YANLIŞ OKUNUP YAZILMASINA ÖRNEKLER

Borç-burç 1 82 . Deveye borç gerekirse boynunu uzatır. Buradaki "borç" yanlıştır. Kaynakta Arap harfleriyle ;::_ J J'

bi­

çiminde yazılı olan sözcük böyle okunmuştur. Oysa sözcüğün ''burç' ' okunması �erekirdi. Burç_, ağacın filizi dçmektir. A nlaşılıyor ki oku­ yucu "burç " sözcüğünü bilmiyormuş .


ÖMER ASIM AKSOY

34

El-al 1 83 .

El ile arslan tutulur, güç ile güç tutulmaz. Bu atasözünün birinci sözcüğü "el" değil, hile demek olan "al" dır. Aslı Arap harfleriyle yazılı qlduğundan yanlış okunmuş, yazıya da yanlış geçirilmiştir.

Bal-yal 1 84 .

Köpek bile bal yediği çanağa pislik etmez. Bu sözdeki "bal "ın doğrusu · ' yal"dır. Arap harfleriyle "yal" diye yazılı olan sözcük. -birinci harfin altındaki iki nokta. bir nokta gibi görüldüğünden "bal" okunmuştur.

Dayamr-tayınır 1 85 .

Küçük işer. büyük dayanır düşer. Arap harfleriyle "tayınır

1.;,ıU.

"

biçiminde yazılı olan bu Türk-

çe sözcüğü bilmeyen kişi, onu "dayanır" okumuştur. "Tayınmak" kaymak demektir.

Üsrük-esriık. 1 86.

Üsrük devenin çulu eğri gider. � "Sarhoş" demek olan sözcüğün Türkçesi "üsrük ' değil, "es­ rük, esrik"tir. Eski narrıerle yazılı biçimi yanlış okunınııştur.

Gür-gever J 87

Eş-şerebe (Ar.) Bağ ve bostanlarda ce{!veJden ya nehirden su salıverecek gediğe denir. Bazı diyarda J§°· tabir olunur. Tarama Sözlüğü için taratılmış olan Kamus Çevirisindeki sözcüğünü tarayıcı "gür" diye okumuştur. Doğru okuyuş "gever"dir.

Görklü-gerekli 1 88 .

El-ehemm (Ar.) Ziyade

�Ş

ve lazım nesne.

Tarama Sözlüğü için taratılmış olan Ahteri sözlüğünd-ıci ,JS' I söz­ cüğünü tarayıcı "görklü' diye okumuştur. Doğru okuyuş, "gerekli"dir.

Obaz-öyez 1 89 . En-nu 're (Ar.) Eşek sineği ki gözleri gök ve kendı yeşıl büyük sinek

-


OKUMA. YAZMA, SÖYLEME YANL/ŞLARI

35

tir ki kuyruğunun ucunda olan nişteri ile hayvanatı sokar. Türkide

Jlo1

derler.

Tarama Sözlüğü için taratılmış olan Akse'l-İreb sözlüğünde tara­ yıcının "obaz" diye okuduğu sözcüğün doğru okunuşu "öyez "dir.

Bir yırın-yer yerin 190. Kacan Meryem. isa 'yı götürüp kavmi içine geldi. Pes aldılar kim Meryem 'i sengsare kılalar.

taş

Tarama Sözlüğü için taratılmış olan Kısas-ı Enb iya'da tarayıcı­

nın

"bir yırın" d iye okuduğu

_.,

:- -�

yerin" dir.

sözünün doğru okunuşu " yer

Eyp, Ep-ip 191. Sebeh: Ep, eyp. Arapçadan Türkçeye eski sözlüklerde "sebep" sözcüğünün Türk­ çesi Arap harfleriyle "

._.,'

· -' " biçimlerinde yazılı olduğundan ta­

rayıcılar bu iki yazımı "ep, eyp " diye okumuşlar. Tarama Dergisi '­ .ne de "sebeo"in Tiirkçesi "ep, eyp" olarak geçmiştir. Oysa eksi , yapıtlarda ' ..,..., · -' ' " biçimlerinde yazılı olan bu sözcüklerin " ip" okunması gerekirdi. Arapçada "sebep " sözcüğü "ip " demektir . (Bir şeye ulaşmanın aracı olduğu için Araplar sebeple ipi bir saymışlar). Nurullah Ataç, Tarama Dergisi'nde gördüğü "ep" sözcüğünü ,

"sebep " yerine birçok yazısında kullanmıştır da. (Bkz. H. Dizdaroğ­ lu 'nun hazırladığı ve Dil Kurumunun bastırdığı "Ataç" kitabının

.1 7 1 ,

1 8 2 , 1 89 , 287 . sayfalarındaki örnekler).

Necib-biçip 192.

Terzi Necib dikmemiş tanını muhammed 'ün' Yunus Emre Bir profesörün hazırladığı Yunus Emre Divanı'nda geçen bu di· zedeki "Necip" sözcüğü, eski yazının nasıl yanlış okunduğuna ve yan­ lış yazıldığına çarpıcı bir örnektir. "Necip " diye okunmuş olan sözcüğün doğru okunuşu "biçip"tir. Dize, yukarıdaki biçimiyle "Mu­ hammed'in giysisini Necip adlı terzi dikmemiş" anlamını verdiği halde, doğru biçimiyle "Muhammed ' in giysisini terzi biçip dikmemiş " an­ lamınadır.

·


ÖMER ASIM AKSOY

36

Yed-i tôlanın barısın-yedi dolanan yöresin 1 93 .

J

Yed-i tüliinın biirısın - görmez cehennem sürısın. * Yine bu profesörün hazırladığı Yunus Emre Divanı 'nda geçen �

bu dizede de Türkçe sözcükler, Arapça ve Farsçaya benzetilerek yanlı� okunmuş, yanlış yazılmıştır. Doğrusu şudur: " Yedi dolanan yöresin , - görmez cehennem sorusun, .

Önini-öğünü, düşirdi-döşürdü 1 94 .

O saatte girü önini derdi

Düşirdi kendüyi vü sabri gördi. 3 (Yunus) Birinci dizedeki "önini" sözcüğü, eski yazıdaki "k-g" harfinin birkaç sesi bulunması yüzünden yanlış okunmuştur. Doğru okunuşu "ögini-öğünü"dür ki aklını demektir. İkinci dizedeki -bugün "devşirdi" diye kullandığımız- "düşirdi " sözcüğünün de doğru okunuşu "döşürdi (döşürdü), deşürdi, deşirdi" <lir. "Düşirdi" biçimi yoktur.

Erdi-ırdı 1 95 .

Gayrı geyecek geydürdi ve hem durduğum yerden erdi.4 (Aşıkpaşazade) Buradaki

. .

...> � ,-

erdi" sözcüğünün doğru okunuşu ' 'ırdı "dır ki "ayır­

dı ", "uzaklaştırdı " demektir.

Ulu-ölü 1 96 . Aşık Çelebi Tezkiresinden alınan metindeki · 'ulu helvası ' 'nın doğru okunuşu "ölü helvası "dır. 5

* Prof. Dr. Faruk Timurtaş, (Hikmet İlaydın'ın Türk Dili. Nisan 1 973 eleştirisinden.) 2

" Bu iki örnek H ikmet İlaydın'ın Türk Dili, Nisan 1973'te yayımlanan eleştirisinden ahtı·' mıştır. (Yunus Emre Divanı, Hazırlayan: Faruk

K.

Timurtaş, s. 1 28)

H5 . Bu üç örnek Hikmet Dizdaroğlu 'nun Türk Dili, Ağustos 1979'da çıkan ve "Eski Türl<i Metinleri" adlı kitabı eleştiren yazısından alınmıştır.


OKUMA; YAZMA . SÖYLEME. YANLIŞLARI

37

Ki-key 1 97 . İmdi anda bir ada var ki ulu. 6

Burada Arap harfleriyle " .f " biçiminde yazılı olan sözcük " key" okunmali idi. Yanlış olarak "ki" okunmuştur.

Sanık-sınık 198. Dehr ara ger bir sanık divar görsen öyle bil Ol Süleyman mülküdür kim çerh viran eylemiş (Fuzuli)

Bir inceleyici bu beyitteki " y..,,; " sözcüğünü yanlış olarak "sanık" okumuştur. Doğru okunuşu " sınık" tır ki "yıkık, kırık" anlamlarına· gelir. Duvarın sanık olamayacağı bellidir. Ayrıca onu feleğin viran ettiği ikinci dizede söylenmiştir. H. NOKTALAMA İMİ KULLANILMAMASINDAN

DOGAN YANLIŞLAR 199. Yurdumuz üzerinde bulunan rutubetli havanın tesiri altında bulun­ maktadır.

Spiker "yurdumuz" ve "üzerinde" sözcüklerini, "yurdumuzun üzerinde" anlamına gelecek biçimde birleştirerek okudu. tümce bi­ tince anlaşıldı ki "yurdumuz" sözcüğünden sonra biraz durmak ge­ rekiyor. Yani "yurdumuz" sözcüğünden sonra konulması gereken virgül yazılmamış. Bu durum hem okuyanın doğru okumamasına yol açtı, hem de dinleyenleri şaşırttı. C.

VURGU YANLIŞLARI

Spikerlerin, tiyatro artistlerinin okumaları, konuşmaları , sadece yan­ lışsız değil, her yönüyle güzel ve örnek olmalıdır. Dinlediğimiz spikerler­ den biri, "güney " , "kuzey" sözcüklerinin ikinci heceleri üzerinde bulunan vurguyu, birinci ht:celeri üzerine verdi. Radyoda ve televizyonda izlediğimiz kimi konuşmacılar, " değerli yurttaşlarım" derken "de" hecesini vurguluyorlar. Oysa doğru vurgu "li" hecesi üzerindedir. (,

Bu örnek. Orhan Şaik Gökyay 'ın, Türk Dili. Ocak 1975'te çıkan ' ' Kebikcç Duas ı " başl ıklı eleştirisinden

alınmıştır.


38

ÖMER ASIM AKSOY Ç. SÖYLEYİŞ YANLIŞLARI

Kimi kişiler, Türkçe sözcükleri ses uyumu kuralına aykırı biçimde söy­ lüyorlar: "Yapacağım" , "olacağını" denecek yerde "yapaceğini" "olacegini" diyorlar. Kısa heceleri uzatanlar da görülüyor: örnek olarak "dahi"yi "dahi" diye söylemeyi "umudunu" sözcüğünün " mu " hecesini-Farsça "ümit"in uzun söylenen "mi"si gibi uzatmayı, "baş üstüne' 'yi, " yazıkliir olsun"u, "var olunuz' 'u, "kesin olarak"ı gösterebiliriz. Bir yanlış yazış ve söyleyiş örneği de " folklör" dür. Kimi dergilerde, gazetelerde, kimi radyo ve televizyon konuşmalarında bu biçimde söyle­ nen sözcüğün doğrusu "folklor" dur.

Gôya kim 200. Büydan hoş renkten pakizedir nazik tenin Beslemiş koynunda güya kim gül-i ram'i seni

Dilimizde bağlaç olarak kullanılan " ki " sözcüğünün eski metinler­ deki biçimi "kim" dir. Dilimizde bir de " hangi kişi" anlamına gelen " kim" vardır. Yukarıdaki "gfıya kim" sözünde geçen "kim ' ' , bu­ gün "ki" olarak kullandığımız bağlaçtır. Radyoda Nedim'in bir bey­ ti olan örneğiıUizi okuyan kişi, "gfıya" deyip biraz durdu. Sonra "kim

gül-i riina seni" dedi. "Kim" sözcüğünü, " hangi kişi" anlamına imiş gibi, soru sesiyle söyledi. Oysa "gfıya" dan sonra ara verilmeden söy­ lenmeliydi.

İksir-Enser 20

Bakışın gönlümü öldürmeyi ister gibidir, Kirpiğin gönlüme saplanmada iksir gibidir.

Bir yazıya alınmış olan bu beyitte "enser" okunması gereken söz­ cük - eski yazının yetezsizliği yüzünden "iksir" okunmuştur. "Enser" çivi demektir; " iksir" ise eskilerin hayal ürünü olan ve sözde olağa­ nüstü etkinliği, iyileştirme gücü bulunan bir nesnedir. (Orhan Şaik Gökyay, okumanın yanlışlığını, Türk Dili dergisi­ nın Ocak 1 970 sayısında şöyle kanıtlamaktadır: 1) Şair, gazelinin yal­ nız Türkçe sözcüklerle yazıldığını söy!emiştir. ' 'İksir' ' Türkçe değil


OKUMA . YAZMA . SÖYLEME YANLIŞLARI

39

"enser" Türkçedir . 2) "İster"in kafiyesi "iksir" olamaz. "enser" olur. 3) Anlam da sözcüğün " enser" olmasını gerektirir.)

Oahi-dfilii 202. 20 Kasım 1985 akşamı televizyonda konuşan bir kişi, bağlaç olan Türk­

çe "dahi " sözcüğünü, "olağanüstü akıllı ve yaratıcı " anlamındaki Arapça "dB.hi " gibi söyledi.


iV YAZIM YANLIŞLARI Yazım Kılavuzu'ndaki kurallara ve bu kılavuzun "Sözcükler dizelgesi"ndeki yazıma uymayan yazılar. yazım yönünden yanlıştır. Yazım yanlışları çok çe�itlidir. Biz gazete ve kitaplarda gördüğümüz yazım yanlışlarından ör­ nekler vermekle yetineceğiz. Bunlar arasında Anayasamızdan çokça örnek almış olmamızın nedeni . dizgi yanlışı söz konusu olmayan bir metni, Ya­ zım Kılavuzu ile karşılaştırmanın, sağlam bir karşılaştırma olmasıdır.

Kesme imi 203 . Igna.-;, 1 862 de Debrecende dünyaya gelmiş. 204. Bu eser 1925 te. İstanbulda eski hartlerle basılmış.

Bu iki örnekte birbirine benzeyen ikişer yanlış var. Biri şu: Sayı­ lardan sonra gelen eklerin kesme imiyle ayrılması bir yazım kuralı iken her iki örnekte de hu kural;ı uyulmamıştır. İkinci yanlış şu: Özel adlardan sonra gelen ekler de kesme imiyle ayrılmamıştır. Bu dört yanlış yazımın doğruları şöyle: 1 862'de, Debrecen'de, l925'te, İs­ tanbul 'da.

Büyük Harf ve Kesme İmi 205 .Sadece anayasanın çıkarılmasını emrettiği birkaç kanuna değinmekle . . . 206 . Buna karşılık, anaya�ada öngörülmeyen birçok kanun çıkarılıp . . .

Bilimsel bir yazıdan aldığımız yukarıdaki örneklerde "anayasa" sözcüklerinin büyük harfle başlatılmamış ve sonlarına gelen eklerden kesme imiyle ayrılmamış olması yazım yanlışlarıdır.

Düzeltme (inceltme ve uzatma) imi 207-267. "K, g" harfleri kalın ünlülerle birleşince kalın, ince ünlülerle birle­ şince ince ses verir. Arapça ve Farsça kimi sözcüklerde, kalın ünlü ile birleştiği halde ince söylenen "k, g" vardır. Bunların ince söyle-· nece..ğini belirtmek için birlikte kullanıldıkları ünlü üzerine imi ko­ nulur. "Olabilir, olanaklı" demek olan " kabil " deki "k", kalın sesli ....

olan "a" ile birlikte kalın söyleneceğinden im kullanılmasına gerek yoktur.


41

YAZIM YANLIŞLARI

Ama Afganistan 'ın başkenti olan "Kiibi! " deki "K" ince sesli oldu­ ğundan "a" üzerine inceltme imi olarak ' " ' konulması gerekir. 1 6 Şubat 1989 tarihli büyük bir gazetenin "Kabil, kaderiyle baş başa" başlıklı uzun bir haberinde yedi kez geçen " Kabil " sözcüğü, inceltme imi kullanılmayarak hep "Kabil" biçiminde yazılmıştır. Tanınmış iki yazarın 20 Şubat 1 989'da büyük bir gazetede çıkan yazılarında da bu kentin adı birkaç kez "Kabil" olarak geçmektedir. 268 . .İdare, kaside, teksir, Yahya Galip, Mustafa Kemal, Namık Kemıil, gazi, ziyaret, manzume, riyaziyçL edebiyat, tesadüf, mütenakız, mu­ asır, temsil, nazik, suret, ifade, iman, işgıil, şimıilden, cenuba, refi­ kıilacL. endam.. sarih� ihtiva_, memnuniyet, izhar, feragat, tecelli. hitabet,

timsıil, emanet, davet, ziyade, sahip, sürur, sima, beyanname, esir, daima, istiklıil, mevcudiyet, tesbit, mıilik, sadece, zabit, kani, vücut daima, natıka. istifade, dakika, hususiyet, isyan, Sİl'.asJ, vesika, mucaaeıe, zarif, iştigaal, ınanzı1me . . . .

.

Hiçbir yazım kılavuzunun doğru saymayacağı im kullanımlarıy­ la dolu yukarıdaki sözcükler, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Ku­ rumu Kültür Merkezi'nce yayınlanan Erdem dergisinin Eylül 1 987 sayısındaki bir incelemede geçmektedir. 269.

Bazı kelimeleri yanyana dizdiğinzde ortaya çıkan mana. düşünü­

lenden farklı olabilmektedir.

17<1· 272 . Araçların imıili, tadili ve montajı . . . Bu iki örnekteki "bazı, mana, imfıli, tadili" sözcüklerine, Ya­ zım Kılavuzumuza aykıtı olarak uzatma imi konulmuştur. Doğru ya­ zımlar "bazı, mana, imali, tadili"dır. (Birinci örnekteki "yanyana" için "Bit�şik olmayanlar" başlıklı örneklere b'lkınız).

273 .219 . Cari, fani, hali, mer'i, mugaddi, naşi, sari

, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 'nun bir bölümü olan Türk .

Dil Kurumu'nun Eylül 1988'de yayınladığı Türkçe Sözlük, Arapçanın uzun olan "i "lerinden nispet " i " leri üzerine uzatma imi koyma yöntemini izlemektedir. Ancak uygulamada nispet "i" si olmayan kimi uzun " İ"leri nispet " i"si sanarak uzatmalı yazmıştır. Örneğin "Ca-

ni . dahi, menni, mürebbi , saki, hari, baki . . . sözcüklerini uzatmasız

/


42

.�-----

ÖMER ASIM AKSOY

" i " ile yazdığı halde yukarıda sözcükleri uzatmalı yazmıştır.

Düzeltme imi Yazım K ulavuzu 'na göre düzeltme i m i almaması gereken kimi sözcük­ ler, Anayasa ( 1 96 1 ) nın aşağıda gösterilen maddelerinde düzeltme imi kul­ lanılarak yan lmıştı r. 280. adalet. Bafilan!:!";. 1 0 . 1 1 , 4 1 , 45 . 1 09 . 1 43 , 1 44 281 . ibadet . 1 9 282. Dava. davacı. davalı: 3 1 , 57 283 . iptal: 8 1 , 1 49 , 1 50 , 1 52 , geçici 4. 9 284. takibat. takibeden: 79 , geçici 1 (82. maddede: takibeden) 285. derhıll: 1 5 7 286. tatil: 83 , 92 287. sabit. 1 1 9 288. usii/: 1 4 , 1 5 , 1 6. 26. 3 8 . 56, 65 , 1 23 , 1 26. 1 27 , 1 36, 1 40 , 1 4 1 , 1 43 , 1 45 , 1 48 . 289. kabiil: Ba;;langıç. 34. 92 . 93. 94. 1 09 , 1 28 , 1 55 , 1 5 7 . geçici 5 . 7 . i l

1969'da yayımlanan Hayat Büyük Türk Sözlüğü'nden: 290. nukiid. ukiid. ukiil, ukiibet, ukılbetli " Nakit " in çoğulu " nukud, ! ,...:.ı " , " akit"in çoğulu " ukud . "akıl "ın çoğulu " ukul , .;,_.As. " sözcükleri ile "cezalı " an­

; ,....s-

"

lamına gelen.._.,w y;s- . \ukubetli) sözcüklerdinde "u"Jann üzerine -yazım kuralımıza aykırı olarak- düzeltme imi konulmuş, böylece kalın sesli olarak söylenmesi gereken " k " harfleri ince sesli olmuştur. Yine bu sözlükte · ·

ekô l " (çok yiyen) sözcüğünün

" k " -; i n i i ncel tmek i ç i n · · u " üzerine düzeltme imi konulmuştur. Bu­

nunla yukarıdaki yazımların yanlışlığını sözlüğün kendisi de kanıtla­ mıştır. Soru imi ve eki �' -J I

.'1ıdclerini doyuranlar. akıllarınımı? Asgari hayat �artlarınımı karşı­ /. ı,ın J;ır: yok.>a aklın suallerine cevap verecek eserlerimi temine çalış-


, A_R_I YAZIM YANLJSl_

43

______

sın/ar? Tümce daha bitmemişken · · akıllarını "dan sonra " ? " imi kulla� nılmış olması ve " asgari " sözcüğünün büyük harfle başlatılmış bu­ lunması yanlış olduğu gibi, ayrı yazılması gereken " mi " soru eklerinin bitişik yazılması da yanlıştır. C.

Tesi

292. (Bir imza günü duyurusu:) (Fifan yazar) kitaplarını imzalayacak. 5. Nisan.

1 986 C.

Tesi

(şu

adreste).

Bu örnekte birkaç yazım yanlışı vardır: 1) " 5 . Nisan. 1 986" bi­ çiminde gösterilen tari h , sayılarla sözcük arasına nokta konulmadan yazılacaktı. 2) "C.Tesi "nin "Cumartesi " demek olduğu anlaşılmak· tadır. "Cumartesi "nin iki ayrı sözcük olarak yazılması düşünülmüş ve "cuma " yerine "C" kısaltması yazılmış olduğuna göre "ertesi'­ nın kısaltılması gibi kullanılan "Tes i " nin küçük harfle başlatılması gerekirdi. 3) "ertesi " yerine "Tesi" değil "er" kısaltılması daha anlaşılır olurdu. Kaldı ki birleşik bir sözcük olan "cumartesi " ni n iki­ ye ayrılmasına göz yumul sa bile iki kısaltma ile gösterilmesi doğru değil.

"mi" soru eki 293.

A lıcılara inşaat yapılamayacağı söylenınişmidir?

294. Anıldığını . övüldüğünü . yormusunuz?

takdir edildiğini hiç görüyorınusunuz .

duyu­

295. Konya 'da, Samsunda, Diyarbakırda böyle liseler açılamazmı ? 296. "Devrim " demez/ermiş de "inkılap " derlermiş. Çünkü yasadışı sol

örgütler de ' 'devrim ' ' sözcüğünü kullanır/armış. "mi" soru eki . kendisinden önceki sözcüğe bitiştirilmez; ayrı ya­ zılır. Yani yukarıdaki örneklerde bitişik yazılan sözcüklerin doğru ya­ zımları, şöyledir. "söylenmiş midir " , "görüyor musunuz" , "duyu· yor musunuz " , "açılamaz m ı " , "atıyor muyuz".

Ayraç imi 297. Her gün saat 13- 18 arası akrabalarımız ziyarete geliyordu. Bu, son-


< 1 \ / 1 . I�

\ \/ .\ / A K S< I Y

radan haftada 3 giinc indirildi. Bu kararlar. .,anırıııı hi/llll ı u ı ,a/ ) dur­ mamı?la orantılı olarak alınıyordu. Ayraç imi, bir sözü açı klayan sözün ba�ında a,· ı l ı r . sonunda ka­ pat ı l ı r . Örneğimizde ( uy"ı l ) biçiminde yazılıııı� olan siizcük . " bi; i ııı " -,iiıcüğünün a1,· ı klaması değildir. üzerinde önemle durulı1ıak istcnuı bir sii;cüktür. Bu durumu bel i rtmek iı;in kullanılma\! gcrd.cıı iııı . t ı r­ naktır. Yani yukarıdaki iirnek . . . bi;inı " uysal " du rıııaııı ı;la . biçi­ minde yaz ılmalı idi . " Uysal " ı n altını ı;izmek de olurdu. 298 . Cemiyetimizin en hiiyiik huhranı (dedikodu !

ı L'

lhirhirini ,·ckcmc­

mulikt i r). Ay raı; . tümceden çıkarıldığı zaman sii; yapısı bo;ulmayaıı aı;ık­ laıııaların ba�ına ve sonuna konulur. Bu rada ayra1,· i1,· i ne alınmı� olan sözcükleri ı;ıkarırsak ortada tümce kalmaz. Dernek ki ayraı; yanl ı� kul­ lanılmı�tır. Kullanılması gereken im, t ırnaktır. Bir de tümce sonundaki . . -tir" ekeylerninin tırnak dı�ında kal­ ması gerekir. Yani yukarıdaki tümcenin doğru yaz ı l ı�ı �öyledir: " Ce­ m i vc t i nı i z i n en büyük ı;ekemenıezlik"t ir.

buhra n ı

" de d i kodu "

\C

" b i rb i r i n i

Büyük harfler 299. Çok zengin ve renJ!in hir dil olan tiirkçeıııizi fars ve arap sult<ısından kurtarmak için hareketler başlamıştır. Dil ve ulus adlarının büyük harfle ba�laması yazım kural larımız­ dand ır. Yukarıdaki örnekte yanlı� yazılıı ı ı� olan Ü •; sözcüğün doğru­ ları �öyledir: Türkı;cmizi . Fars ı c Arap . .�00.

A nayasa ( 1 96 1 J. Madde 2 1 - Özel okulların hağlı oldıık/;ırı esaslar. lJcı /et okulları ile eri�ilıııek istenen. " Devlet okulları" özel bir kurulu� adı olsaydı . hem "devlet " hem "okulları" sözcüklerinin ilk harfleri büyük yazıl ırd ı . Böyle bir ad siiz konusu olmadığına göre "devlet" in büyük harfle ba�lat ılnıasını doğ­ ru bulnıuyoruı .

30 ı .. A naya.rn ( 1 96 1 ı Madde 70- . . . . 13 A ralık 1 960 ıarilılı ı c 1 5 7 sayılı

Kanunun altında adları bulunan Milli Birlik Koıııitesi Ba;; kanı

ve

O_n·­

lcri ile eski Cuııılııırha�kanları . . A na_ı a., anın 73 iincii maddesinin J

inci ve 2 nci fikraları ve 10 uncıı gc\·ici ıııaddesinin I inci tikrası. . .


.45

YAZIM YANL/ŞLARI

' ' Kanun' ' sözcüğünün büyük harfle başlatılabilmesi için bir özel ad olması gerekir. Burada özelliği " 157 sayılı" sözleri sağladığı iı;in "kanun"un büyük harfler başlatılması gerekmez. Nitekim bu mad­ dede geçen "73 üncü madde" , " 10 ncu geçici madde"nin yazımında ' 'madde ' ' , ''geçici madde' ' sözcükleri büyük harfle başlatılmamıştır. " M illi Birlik Komitesi " , özel bir kuruluşun adı olduğu için her üç sözcüğün büyük harfle başlatılması doğrudur. Ancak bu özel ad­ dan sonra gelen ' 'Başkanı' ' sözcüğünün büyük harfle başlatılmasını doğru bulmuyoruz. "Bu sözcük de özel adın içindedir" düşüncesine karşı denilebilir ki "öyle ise "Başkanı ve üyeleri" sözündeki "üye­ leri "nin de özel ad içinde sayılması ve büyük harfle başlatılması ge­ rekirdi ' ' . "Eski Cumhurbaşkanları" tamlamasındaki "Cumhurbaşkanları 'nın da büyük harfle başlatılması gerekmez. Çünkü belli bir cumhur­ başkanı söz konusu değildir. Bir de "73 üncü " , " 1 inci", "2 inc i " , " 10 uncu" " 1 inci" söz­ cüklerinde ekler, sayılara bitişik olarak yazılmak gerekirken ayrı söz­

cüklermiş gibi aralarında açıklık bırakılmıştır . Yazım Klavuzu ' nda sayılardan sonra gelen eklerin kesme imiyle ayrılacağı belirtilmiştir. Ancak verilen örneklerdeki ekler

,

' 1 977'de;

1 965'ten" gibi sayısının son sesi ile kaynaşmayan eklerdir. " l inci, 3 üncü ' ' gibi sayının son sesi ile kaynaşan ekler için kesme imine ge­ rek olmadığı düşüncesindeyiz. 3 02 .

Anayasa (161) Madde 145-. . . Asıl üyelerden dördü Yargıtay, .üçıi Danıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleriyle . . . Buradaki " Başkan " sözcüğünün büyük harfle başlatılmasına ge­ rek yoktu.

303 . Anayasa (1961) Madde 145-. . . . Yasama Meclislerince seçilecek üye­

lerden birer kişinin, Üniversitelerin hukuk, iktisat ve siyasal bilimler öğretim üyelerinin birlikte toplanarak . . . . Burada da " Ü niversitelerin" sözcüğünü büyük harfle başlatmak için bir neden yoktur. 3 04. Anayasa, (1961) Madde 156- Bu anayasanın dayandığı temel görüş

ve ilkeleri belirten Başlangıç Kısmı Anayasa metnine dahildir.


ÖMER ASIM AKSOY

46

Anayasa'nın " Birinci Kısım, İkinci Kısım . . . Altıncı kısım" baş­ lıklarını taşıyan bölümleri vardır. "Başlangıç" sözcüğü de bir bölü­ mün adı olduğundan doğal olarak büyük harfle başlatılacaktır. Ancak Anayasanın metninde bu başlığın yanında " Kısmı " diye bir sözcük yoktur. Bu. anlatım sırasında eklenmiş bir sözcüktür. Bundan dolayı büyük harfle başlatılması yazım kuralına aykırıdır .

Sözcük sonundaki "d"ler "t"ler 305

.

. . Sulh münasebetiyle hududlar değişmiş olduğundan . . . . .

Türkçede kullanılan Arapça sözcüklerin kendi dilinde "d" ile ya· zılan son harfi , bizim yazımımızda "t" ile gösterilir. Bu nedenle ör· neğimizde geçen "hududlar" .yazımı yanlıştır. Doğrusu "hudutlar"dır 306.

Anayasanın (1961) 96. maddesine göre o (Korutürk). üzerine aldığ. görevi yerine getinnek için ' 'bütün gücüyle ve varlığıyla çalışacağına ' andiçmiştir. O andda ' 'yapamazsam çekilirim ' ' diye bir koşul yoktur. Yazım kurallarımıza ve Yazım Kılavuzu'na göre "andiçmiştir' sözü doğru. "andda" sözcüğü yanlış yazılmıştır. Çünkü "ant " ın sor

harfi bir ünlü ile kaynaşmadığı zaman "t"dir. Gelen ek, bir ünsüz(( başlıyorsa "t" ile uyuşmak zorundadır. Bu nedenle " -da" eki " -ta' biçimini alır. Yani doğru yazım "antta"dır. " Andiçmek" bileşik söz cüğünde "ant" ile birleşen " içmek" sözcüğü, ünlü ile başladığındar "ant"ın "t" sesi yumuşayarak "d" gibi söylenir. Yazımda "d" fü gösterilmesinin nedeni de budur. 307 . Anayasa (1961) Madde 65- . . . Milletlerarası bir andlaşmaya dayanaı

uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapı lan iktisadi. ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Mil Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur.

/et

308 . Anayasa ( 1 96 1 ) Madde 97- Cumhurbaşkanı . . . milletlerarası andlaş­

maları onaylar. Yazım Kılavuzumuda gösterildiği üzere , Türkçe "ant" sözcüğü · · t " · ile biter. Bu nedenle yukarıdaki örneklerde geçen "andlaşma" sözcüklerinin ·ct" ile yazılması yanlıştır . Doğrusu "antlaşma"dır. 309. Anayasa ( 1 96 1 ) Madde 77- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, gö­

revlerine başlarken şöyle and içerler.


47

YAZIM YANLIŞLARI

3 10. 4.nayasa (1961) Madde 96- Cumhurbaşkanı, görevine başlarken şöy­

le and içer. 3 l l . Anayasa (1961) Geçici Madde 5- Türkiye Büyük Millet Meclisi üye­

lerinin andiçtikleri toplantının ertesi günü, Cumhurbaşkanı seçimi yapılır.

İlk iki örnekte bitişik olmayarak yazılı bulunan "and içer" in doğru yazılışı, Yazım Kılavuzu'na göre bitişik olarak "andiçer"dir. " Ant" sözcüğü, kendisinden sonra gelen sözcükle kaynaşmadığı zaman "t" ile yazılır Üçüncü örnekteki " andiçtikleri " vazımı doğrudur.

Sözcük sonundaki " p " ve "ş " lerle benzeşme � 1 2 . Canakkale 'de onlardı; İnönü 'de, Sakarya 'da onlardı; Antep 'de Ma­ raş 'da döğüşen onlardı. Bu örnekteki " Antep'de" ve "Maraş'da" yazımlar yanlıştır. Doğ· ruları " Antep'te" ve " Maraş'ta"dır.

Bileşik sözcükler 3 1 3 . Petkim 'in 8 milyonluk dış alım yetkisini özel sektöre devreden karar­ name hazırlandı. 3 ı 4. Bir yıl içinde resmi kanallardan yapılan dış alımların daha fazlası mal

mukabili ithalat adı altında resmi olmayan yollardan yürütülüyor.

3 1 5 . Yörede bir çok çelişkiler vardı . 3 16 Anayasa Mahkemesi ve Danıştay 'ın Anayasa 'dan kaynaklanan yetki­

leri, öteden beri bir takım çevreleri tedirgin etmektedir. Yazım Kılavuzumuza göre ' 'dışalım' ', ' ' birçok' ' , ' ' birtakım ' ' söz­ cükleri bileşik sözcüktür. Bunları ayrı iki sözcük olarak yazmak yan­ lıştır.

Bileşik olmayan 3 1 7. Anayasa (1961) Madde 82-. . . Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri­

nin aylık ve ödeneklerine her ne sureti� olursa olsun yapılacak zam ve ilaveler ancak bu zam ve ilaveleri takibeden milletvekilleri genel seçiminden sonra uygulanır.

3 1 8. Anayasa (1961) Geçici Madde 1 -. . . Seçim sonucunun Yüksek Seçim


48

OMER ASIM AKSOY Kurulunca ilanını takibeden beşinci gün, her iki Meclis kendiliğinden . . . toplanır. Yazım kurallarımıza göre "etmek, eylemek, olmak" yarduncı ey­ lemleriyle bileşik eylemler oluşturan birden çok heceli Arapça söz­ cükler ayrı yazılır. Bu nedenle yukarıdaki "tfikibeden" bileşik eylemlerinin doğru yazımı "takip eden" dir. Örneklerdeki iki "takibeden, takibeden" den birinin "a"sı üzı;:­ rine düzeltme imi konması da Yazım Kılavuzumuza aykırıdır.

3 19 . Anayasa (1961) Madde 102-. . . Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisı

üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahibolanlar arasından Baş­ bakanca seçilir. 320. Anayasa (1961) Madde 138-. . Askeri mahkemelerde üyelerin çoğun­

luğunun hakimlik niteliğine sahibolması şarttır. 32 1 . Anayasa (1961) Madde 1 1 8- Memurlar ve Kamu Kurumu niteliğin­

deki meslek teşekkülleri mensupları hakkında yapılacak disiplin ko- vuşturmalarında, isnadolunan hususun ilgiliye açıkca ve yazılı olarak bildirilmesi. . . şarttır. Yukarıdaki örneklerde geçen " sahibolanlar" , " sahibolması " , " isnadolunan" yazımları, biraz önce "takibeden" örneğinde açıkla­ dığımız nedenlerle, yanlıştır. Doğruları " sahip olanlar " , " sahip ol­ ması " , " isnat olunan"dır.

322 . Anayasa (1961) Maddf? 1 19- . . vatandaşlar arasında, siyasi kanaat­ . .

lerinden dolayı herhangibir ayrım yapamazlar. 323. Anayasa (1961) J:Jadde 132-. . . görülmekte olan bir dava hakkıda Ya­

sama Meclislerinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorula­ maz, görüşme yapılamaz veya herhangibir beyanda bulunulamaz. 324. Hastalıklarında ya da mutsuz, mudu herhangibir olayda . . . den bir söz,

birkaç satır almadıkları zaman üzülürler. Yazım Kılavuzumuza göre " herhangi " bileşik sözcüktür, ama " herhangibir" biçiminde bir yazım yoktur. Bu nedenle "bir"in ayrı yazılması gerekir.

325 . Programda yeralan proje doğrultusunda . . . . "Yer alan" ayrı yazılır, bitişik değil.


49

YAZIM YANLIŞLARI

326 . (fules Verne) ilk kitabının kazandığı başarı üzerine ardarda romanlar

yazmaya koyuldu. Yazım ilkelerine göre "yan yana". "arka arkaya" gibi "art arda" sözü de ayrı yazılır.

Sayılar Yazım Kılavuzuna göre banka işlemleri ve para ile ilgili belgeler dı­ şındaki bütün yazılarda sayı adları ayrı yazılır. Bu nedenle Anayasa ( 1 96 l )nın aşağıda gösterilen maddelerindeki sayı yazımları kurala ay­ kırıdır. 327. Yirmidört: Madde 30 328. Dörtyüzelli: Madde 67 329 . Yüzelli: Madde 70 j30. Onsekiz: Madde 1 43 33 1 . Onbeş: Madde 145 332. Altmışbeş: Madde 1 46 1 978 'de yayımlanan bir önemli Osmanlı Tarihi'nde de ayrı yazılması gereken sayılar bileşik yazılmıştır. iki örnek: 3 3 3 . Karlofça barışı onaltı sene sürrnüş olan büyük harbi sona erdirrniş . . . . 33 4. Kendilerini emniyet altında sanıp oturan üçyüz kadar İsveç askerini

alıp götürmüşlerdir. 335 . Anayasa (1982), madde 75- Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletçe

genel oyla seçilen dörtyüz milletvekilinden kurulur. 336. Anayasa (1982) madde 1 62- Bakanlar Kurulu Genel ve katma bütçe

tasarıları ile milli bütçe tahminlerini gösteren raporu mali yıl başın­ dan en az yetmişbeş gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisine su­ nar. . . Bütçe komisyonunun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin . . . . . B u maddelerde bitişik olarak yazılmış olan "dörtyüz" , "yetmiş­ beş", "ellibeş", sayıları, Yazım Kılavuzumuza göre "dört yüz", "yet­ miş beş" "elli beş " olarak ayrı yazılır.

8 nci 337. Bu ay dergimizin 8 inci sayısını sunuyoruz.


50

OMER ASIM AKSdY Sıra sayıları üç biçimde yazılabilir:

1 ) Sayı, harflerle yazılabilir: "Altıncı " gibi. 2) Sayı, rakamla yazıldıktan sora bir nokta konalabilir. "6. " gibi.

3) Sayı rakamla yazıldıktan sonra ek getirilebilir. Bu üçüncü bi­ çimde iki duruma dikkat etmek gerekir: a) Sayının son harfi ünlü is�, ek "-nci" olur "6'ncı, 7'nci" gibi. Bu yazımın gerekçesi şu­ dur: "6'ncı " harflerle yazıldığı zaman "altı"dan sonra sadece "-ncı" gelmektedir. b) S;ıyının son harfi ünsüz ise, ek "-ıncı, -inci, -uncu, -üncü " olur: "Kırkıncı, beşinci, dokuzuncu, üçüncü" gibi. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere yukarıdaki "8 nci" yazı­ mında ekin " -inci" olması gerekirdi.

'-imleri 338. Bereketli Topraklar üzerinde Erden Kıral 'ın Orhan Kemal'­ ın aynı adlı romamndaiı yararlandığı film . . . . Bu örnekte, satır sonundaki bir özel addan sonra iki i m birlikte ( '-biçiminde) kullanılmıştır. Yazım kuralımıza göre, özel adlara geti­ rilecek ekler satır sonuna sığmaz da öteki satır başına yazılmak gere­ kirse, satır sonundaki özel addan sonra yalnız kesme imi kullunılır. Ayrıca kısa çizgi (birleştirme çizgisi) kullanmak gerekmez. Yani örnej!:imizin yazımı şöyle olmalıydı. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Orhan Kemal' in aynı adlı . . . . .

Hala 339 . Şu durumu dış itibarımızın arttığı yolundaki iddia ile bağdaştırmak nasıl mümkün olabilir? Belliki kapitülasyon dönemlerinin alışkanlık ve şımarıklıklarını hala sürdürebilecekleri hayalinde/er. " Hala" bir kişinin babasının kız kardeşidir. Burada " şimdiye değin" anlamına olan sözcük böyle yazılmıştır. Bu yazım yanlıştır; doğrusu "hala" dır. ("Belliki" için "bağlaç olan "ki" örneğine bakınız).

Dil

adı

340. Paris 'te . . . . Erol Celasun 'la türkçe konuştuğumuzu duyan sakallı bir· adam . . . .


51

YAZIM YANLJŞLARI

34 1 . Bugün yaşayan ve türkce yazan yazarlardan. . . .

Yazım kılavuzumuza göre dil adları büyük harfle başlatılır. Yu-· kandaki örneklerde "türkçc" biçiminde küçük harfle başlatılmıştır; yanl ıştır.

Bir takım 342. Artık politik sorumluluk bir takım kulis başarılarının ötesindeki bo­

yutlara ulaşmıştır. 343. Bir ülke bir takım haklı ve milli davalarını milletlerarası forumlarda tJaşarı ııe savunup kabul ettirebildiği takdirde dış itibarından göğsünü gere gere söz edebilir.

" İki takım karşılaştılar" gibi bir söz içinde "takımlardan biri " anlamına " bir takım" biçiminde (ayrı yazılmış iki sözcük biçiminde) bir yazım doğru olur. Ancak burada "bir" kavramı yoktur. " Kimi " ,

"şu, bu" anlamında olan birleşik bir sözcük kullanılmıştır. Bunun doğ­ yazımı, bitişik olarak, "birtakım"dır.

ru

Bir kaç 344.

.

. . . Hastanesine komada bir çocuk getirildi ve nedeni anlaşılmadan

kısa bir sürede hayatını kaybetti. Bir kaç saat sonra diğer bir çocuk

komada getirildi.

345. Sevda

tepesi 'nin bir kaç maliki var.

Yazım Kılavuzumuza göre doğru yazım, "bir kaç" değil bitişik olarak ' 'birkaç "tır.

Bir çok 346. Ağustos 1982, Polonya 'nın bir çok yerinde meydana gelen gösteri­ ler. Dayanışma Sendikası 'nın doğmasıyla sonuçlanmıştır.

34 7. Kişinin kendisi ve topluma karsı sorumluluklarını yerine getirmesiyle önlenebilecek bir çok kaza "alın yazısı ",: 'akacak kan damarda durmaz " gibi özürlerle geçiştirmeye çalışmaktadır.

34 8 . Bir �·ok aydın �i

ı·c

ıc

pazetc köşe yazarlarının da işaret ettikleri gibi anar­

terörün sı •rumlusu gençlik değildir.

Yazım Kılavuzumuza göre doğru yazım, "bir çok" değil birle­ şik olarak "birçok"tur.


ÖMER

52

�IM AKSOY

Bağlaç olan " ki " 349. Yeni Türkçeyi de eski Türkçeyi de konuşalım; yeterki doğru ve güzel konuşalım. 350. Şu durumu dış itibarımızın arttığı yolundaki iddia ile bağdaştırmak nasıl mümkün olabilir? Belliki kapitülasyon dönemlerinin alışkanlık ve şımarıklıklarını hala sürdürebilecekleri hayalindeler. 35 1 . Bir milyonda O. 71 kişinin eline bir milyon lira geçecek. Diyelimki bir futbol stadı 40 bin kişi alıyor. 50 maçı dolduracak ölçüde seyirci arasında talih kuşunun başına konabileceği 1 . 5 kişiden biri ben ola­ bilirim. 352 . Lakin bilmiş olki avamın bu kaba dediklerinin . . , . itibarı yoktur. 353. Bir ülkedeki yiyici takımı tıka basa doymuş, okur yazar takımı açtır. O ülkede sistem doğru işliyor denebilir mi? Bu örneklerde görülen "yeterki" , "belliki " , "diyelimki" yazım-. lan yanlıştır. Çünkü sonlarında bulunan " ki"ler ek değil, bağlaç 011 duğundan ayrı yazılmaları gerekir. Yani doğru yazımlar "belli ki" , "yeter ki " , "diyelim ki" . . . . dir.

Ek olan " -ki " 354. Bahçede ki arı kovanına ve saldırgan hayvanlara çocukların yaklaş­ masını önleyecek tedbirler alınmalıdır. 355. O zaman ki iktidarlar kendilerini ne kadar. . . . . görürlermiş. Ek ola!} ' ' -ki' '!erin eklendikleri sözcüklere bitiştirilmesi gerektiğinden yukarıdaki "bahçede ki" ,

"o

zaman ki" yazımları yanlıştır. Doğruları "bah­

çedeki " , "o zamanki"dir.

Bağlaç olan

"de"

356. 192 1 , 1 924, 1 96 1 , 1 982 Anayasa/arıda Meclis iradelerinin üstünlü­ ğünü benimsemiş/erdir.

357. Göle çalınan mayanın azda olsa yoğurt haline dönüştüğünü görmek istemektedir. Bağlaç (rabit) olan, yani "dahi" anlamlı "de" kendisinden önce gelen sözcüğe bitiştirilmez. Yukarıdaki iki örnekte bitişik yazıldığı gö­ rülmektedir. Doğru yazım " Anayasaları da" , "az da" dır.


53

YAZIM YANLIŞLARI

358 . (Yu11anistan 'da) Şimdide memurlar grevde. Büyük bir gazetenin büyük başlığındaki "şimdide ' ' yazımı yan­ lıştır. Buradaki "de" ek değildir. "Daha önceki eylemlerden başka, onlar gibi" anlamını taşıyan bir bağlaçtır. Bu nedenle ayrı yazılır.

359. 1001 Temel Eser Yayınlarından 127 inciside çıktı. 360. Yolların genişliği tam yirmi metredir. Sokaklarda aynı genişliktedir. 56 1 . Bunun başlıca sebebi, hükümetin yarım asırdan beri bu mühim sınıfı ihmal etmesi ve birde muharebeler esnasında bu süvarilerin . . . . 362. Eltktrik direkleri bugünün değil gelecek ihtiyaca göre hesap ettirile­ rek ve hemde tek değil çift taraflı olmak üzere diktirilmektedir. 363 . Yolladığı namede hem muahedenamenin yeniden tetkikini ve hemde İsveç Kıralına müsaade edilmemesini talep etmişti. 3b4. Bu toz bulutu içinde zaman zamanda layik muhalefetin, sol grupların

sesi yükseliyor.

Bilindiği gibi dilimizde iki türlü "de" vardır. Biri , bağlaç olan "de"dir ki kendisinden önceki sözcüğe bitiştirilmez, ayrı yazılır. Öteki, ek olan "de"clir. kendisinden önceki sözcüğe bitiştirilir. Yukarıdaki örneklerde görülen "de"ler bağlaç oldukları için bitiştirilmeyerek

" 1 27 ncisi de" , "sokaklar da" , "bir de" , "hem de" zaman zaman da" biçiminde yazılmalı idi. 13undan başka, 1 27 sayısının eki. "-inci" değil , "-nci" olmalı idi. Çünkü buradaki sayı, harflerle yazılsaydı "yüz yirmi yedinci" diye yazılacaktı. Yani "yedi"den sonra sadece "-nci" eklenecekti. "Ve bir de" sözünü içeren örneğin "ve"si gereksizdir, çünkü "de" onun görevini yapmaktadır. "Ve hem de"lerin "ve"leri de gereksizdir. "De" bağlacı zateıı "ve"nin görevini yapmaktadır.

El vermek 365. Sayın Başkanımızın can güvenliğini böylesine ucuz bir pilota emanet etmeye milletin yüreği el verir mi? Örneğimizdeki "el verir mi" , uygun görür mü, anlamındadır. Bu anlamla birleşik sözcük olduğundan ayrı yazılmaz; "el" ile " verir"


54

CMER ASIM AKSOY

��������-

bitiştirilerek "elverir" biçiminde yazılır. Bitiştirilmeyerek yazılan "el verme" , bir tarikat terimidir: Şey­ hin müridine, şeyhlik yapma izni vermesidir.

Yola5mak 366. Bunalım. Akdeniz 'de bir ABD- Libva çatışması çıkması halinde çok daha başka sorunlara ya/açacaktır. "Yol açmak" , "bir olayın etkeni, nedeni olmak" anlamına gelen bir deyimdir. Deyimi oluşturan sözcüklerin bitiştirilmemesi, ayrı ay­ rı yazılması gerekir.

Ön görmek 367 . Ceza Kanunumuz ülkemizde işlenen bazı fiilleri ön görmüyorsa bu fiillerin de cezalandırılması gerekir. Osmanlıcası (Farsça) "derpiş etmek" olan "öngörmek" sözcü-, ğü birleşik yazılır.

Kaldırılı verdi 368

·

Türkiye 'de taşınmaz mal edinmelerini engelleyici hüküm kaldırılı verdi. Kurala göre ulaçlı birleşik eylemler bitişik yazılır. Bu nedenle ör-. nekte ayrı yazılmış olarak görülen " kaldırılı verdi" nin doğru yazımı "kaldırılıverdi" dir.

Takipeden

369 . . . . . prensibinden inhiraf eğilimi o gün başlamış ve bunu takipeden yıllarda . . . . Yazım kuralımıza göre "takip" sözcüğü "etmek " yardımcı ey­ lemi ile birlikte kullanılırken yukarıdaki gibi bitişik değil , "takip eden" biçiminde ayrı yazılır.

Hergün 370

Hergün oluşan kazaların kayıtları düzenli ve güvenilir bii;:imde tutul· sa, kazaların ııe büyük kaygılara neden olduğu ortaya çıkar. Yazım Kıhvuzumuza göre " herkes" bitişik yazılır, ama "her gün" ayrı yazılır. Çünkü "kes" i ayrı bir sözcük olarak kullanmaz "her" ile birlikte kullanırız; "gün" ise "her"in ayrılmaz bir parças değildir.

;


55

YAZIM YANLIŞLARI

Pekçok 371 . . . . . daki kah ve toplantımıza pekçok hanım da katıldı. Derece göstermeye yarayan belirteçler sıfatlarına bitiştirilmez. Bu nedenle "pekçok" yazımı yanlıştır. Doğrusu "pek çok"tur.

Ergeç 372 . Hesap vennenia ergeç mukadder olduğuna inanılması, insanlıktan sap­

ma eğiliminde bulunanları engelleyecektir (İşkenceden söz ediliyor).

"Erken ya da geç " demek olan "er geç"in ayrı iki sözcük ola­ rak yazılması gerekir; bitişik yazmak yanlıştır. Bitişik yazılan "ergeç" enenmiş keçi ya da erkek keçi demektir.

Yanyana 373. Yıllarca bakanlık, milletvekilliği yapmış arkadaşlarımızla nöbet tutan. yasak uygulayan asker yanyana top koşturuyordu. 374. Bazı kelimeleri yanyana dizdiğinizde ortaya çıkan mana, düşünülen­

den farl1.ı olabilmektedir. Ad durum ekiyle kurulmuş ikilemelerde sözcükler bitiştirilmez. Bu nedenle yukarıdaki örneklerde "yanyana" biçiminde bitişik ya­ zılmış olan ikilemenin doğru yazılşı "yan yana"dır. ( İkinci ornekte bulunan "bazı" ve "mana" yazımları için "uzatma imi" başlıklı örneklere bakınız).

Sözetmek 375 . Christa, verdiği demeç/erde sık sık uzayın gelecek için taşıdığı önemden

sözetmişti. Yazım kuralarımıza göre ad soylu bir sözcüğün "etmek, �ylemek, olmak" yardımcı eylemleriyle oluşturduğu birleşik eylemlerde söz­ cükler ayrı yazılır. Yani örneğimizdeki "sözetmek" yazımı yanlış­ tır. Doğru yazım "söz etmek"tir. (Birleşirken daha önceki biçimleri değişen örnekler bu kuralın dı­ şındadır: Emir -emretmek, ret- reddetmek gibi).

Sertleşen sessizler 376. Verdi açılış kararını ve basdı imzayı. . .


56

ÖMER ASIM AKSOY

377. Tstanbul Erkek Lisesini Almanca öğretime açdı. 378. Bu liselerin bugünkü başarısı herkesce görülüp takdir edilmektedir. Yazım kurallarımıza göre sonunda "ç, f, h, k, p, s,

ş,t "

harfle­

rinden biri bulunan sözcüklere gelen eklerin ön sesleri sert olur. Bı nedenle yukarıdaki üç örnekte bulunan "basdı " , "açdı" "herkesce" sözcüklerinin yazımı yanlıştır. Doğruları, "bastı " , "açtı" , "herkes ­ ce"dir.

·379. İnsanı başlangıçta çamurdan halk edip sonra onun soyunu bayağı bir suyun özünden varkılan, sonra da şekillendirip kendi ruhundan ona üfleyen Allah 'dır. İşte insanı, öteki bütün varlıklardan ayıran ve şe­ refli kılan, bu ilahi ruhdur. Lise

3 'ün "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" kitabından aldığımız

bu örnekteki "Allah'dır" ve "ruhdur"un yazımları kurala aykırıdır. Sonlarında sert ünsüzlerden "h" bulunan sözcüklere gelen eklerin sert ünsüzle başlaması gerekir. Yani doğru yazımlar şöylerdir: " Allah ' tır " , "ruhtur" ("varkılan "ın da ayrı yazılması gerekir.)

380. Asıl olan milletir, cemiyettir. Onun da umumi iradesi Meclis 'de (Bü­ yük Millet Meclisi 'nde) tecelli eder. Bu örnekteki "Meclis'de" sözcüğünün yazımı yanlıştır. Sonun­ da sert ünsüzlerden "s" bulunan "Meclis"e eklenen "-de"nin "-te" olması gerekirdi .

38 1 . Mehmet Akif Safahat 'da şöyle diyor. Bu örnekteki "Safahat' da" sözcüğünün yazımı yanlıştır. Sonun­ da sert ünsüzlerden "t" bulunan "Safahat"a eklenen " -da" ekinin " -ta" olması gerekirdi.

Sözcük sonundaki "b"

ve

bağlaç olan

"de"

382. Yazıyoruz, çiziyoruz, aldıran yok. Ama tekzib edecek yürekte yok. c,

Bu örnekte iki yazım yanlışı var:

1)

Sözcüklerin sonunda "b,

d, g " ünsüzleri bulunmaz. Bunlar "p, ç , t, k " ye dönüşür. Bu ne­

denle Arapça yazımı ile sonunda "b" bulunan "tekzib" sözcüğünün Türkçe yazımı "tekzip"tir. 2) " Yürekte" biçimindeki yazımın doğ rusu "yürek de"dir. Ünsüz uyuma kuralına uyularak "yürekte" di­ ye "te" yazımıyla gösterilen söz ek değil, sözcüktür; kendisinden


'

YAZIM YANLIŞLARJ

57

önceki sözcüğe bitiştirilmeyecek ve "de" olarak yazılacaktır. Yani doğru yazım " yürek de "dir.

Red

383. Anayasa (1982), madde 152- Anayasa Mahkemesinin işin esasına gi­ ı·erek verdiği red kararının Resmi Gazete 'de yayınlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa 'ya aykırılığı iddia­ sıyla tekrar basvuruda bulunulamaz Arapçada " redcı" aıye yazılan sözcük, bizim yazım kuralımıza göre " ret" biçiminde yazılır. Ünlü ile başlayan bir ek aldığı ya da, yardımcı bir eylemle birleştiği zaman " iki d" ile (yani "reddi " , " reddetmek" biçiminde yazılır.

Yemeye-yemeğe 384 . . . . . Eve dönüp hazırlandık ve tekrar otele yemeye geldik. Bu örnekte geçen "yemeye "nin yalın durumu "yemek"tir. An­

cak, eylemlik olan "yemek" değil , yiyecek (taam) anlamına ola"n "ye­ mek"tir. Bunun -e hali "yemeğe"dir. Yani "bir şeyler yemeye geldik" sözündeki

"yemeye"

değil,

"filan kimsenin verdiği yemeğe

gidiyoruz"daki " yemeğe"dir. Bu nedenle örneğimizdeki "yemeye" yazımı yanlıştır . Eylemlik olan "yemek"in - e durumu d a "yemeğe"dir. N e var ki Yazım Kılavuzu "yemeye" yazımını yeğlemiştir. (Bu yazım, "yeme" eylemliğinin -e durumuyla birleşmektedir).

Yazını Kılavuzuna aykırı 385. Karıdenizlinin biri kalkıp gelmiş; miğdesinden derdi var. "Mide" deki " i " uzun söylendiği için yazar bu sesi . . iğ" biçi­ minde yazarak belirtmeye çalışmış. Ancak Yazım Kılavuzu'muzda bu sözcüğün yazımı " mide" olarak gösterildiğinden başka türlü yazmak doğru değildir.

386. Anayasa (1961) madde 25- Basımevi ve eklentileri ve basın araçları, ,;uç vasıtası olduğu gerekçesiyle de olsa zapt veya müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Arapça söylenişi "zabt" olan sözcük, yardımcı eylemle birlikte gelmediği , ya da çekime girmediği zaman "zabıt" diye söylenir ve yazılır. Ancak "zaptetmek" , " zaptı" gibi durumlarda " b"nin söy-

/


ÖMER ASIM AKSOY

58

lenişi ve yazılışı " p " olur. Yukarıdaki "zapt" sözcüğünün yazımı, bu nedenlerle -Arapçaya göre de Türkçeye göre de- yanlıştır. 387 .

A kla gelmedik işler tezgahlıyarak tam bir "korsan devlet " kişiliğini benimsemek, İsrai/ 'in yer yüzündeki görünümünü çiziyor. Yazım kuralımıza göre "-a, -e" ünlüsü ile biten eylem kök y a da gövdelerine

• •

-a, -e ' ' ünlüleriyle başlayan b i r e k gelirse, araya gi­

ren ' ' -y ' 'nin, sesi daraltmasına karşın, kök ya da gövde sonundaki "-a.

-e"

ünlüleri "-ı,i" olmaz da yine "-a, -e" olarak kalır. Yani

s9Y�

lenişi "tezgfilılıyarak" olan sözcüğün yazımı "tezgahlayarak" olur. (Yalnız şimdiki zaman kipinde söylenişe uygun yazılır. Yani doğru yazım " tezgfilılıyor" dur, "tezgahlayor" değildir) .

388. Kee/er. tevkif­

Edildi sonra Tahliye oldu

Büyük bir gazetenin tek sütunundaki bir haberine üç satır alarak bu başlık konulmuş. a) " Edildi " . "tahliye" sözcüklerinin (satır başlarında olmaları dolay ısıyla) büyük harfle başlatılmaları yanlıştır.

b) " Tevkif"ten sonra bir kısa çizgi var. Bu , sözcüğün bütünüyle

satır sonuna sığmadığını . katan parçasının öteki satır başında bulun­

duğunu gösteriyor. Oysa "tevkif ' ile "edildi" ayrı ayrı yazılan iki sözcüktür. Bundan dolayı " tevkif ' ten sonra çizgi konulması yanlış olduğu gibi onunla bitişik yazılacağı düşünülmüş olan "edildi"nin bü­

yük harfle başlatılması da yanlıştır. c) "Tevkif ' ile "edildi" bıtişik yazılsaydı bile satır sonundaki

çizginin '-kif 'ten sonra konulması yanlış olurdu. Çünkü yazım ku­ •

ralımıza göre bir sözcük, ancak hece bitimlerinden parçalara ayrıla­ bilir. Buna göre satır, "tev-ki-fe-dil " parçalarından biriyle bitmeli, çizgi konulduktan sonra kalan parça ya da parçalar öteki satıra geçi­ rilmeli idi. ç) "Tahliye oldu" sözündeki yanlış için "İkinci Bölüm"deki " Ya· pılanları Yanlış Olan Sözcükler"e bakınız. 389. Verilmiş olan teminat mektuplarının nakte çevrilmesini engellemek

amacıyla işçi ücretlerinin ödenmesini üstlenebileceğini yetkililere bil-·


59

YAZIM YANLIŞLARI

dirdi. , . . Bankanın nakte çevirme işlemi yapılmamasını istediği temi­ nat mektuplarının toplamı 8.5 milyon dolara ulaşıyor. Arapçada " nakd" olarak yazılan sözcüğün bizim yazımım ızdaki biçimi "nakit"tir. Ancak bu sözcük " nakde" olur.

-e

haline girince "nakte" olmaz,

Hayal ile

390. Hayal ile tesellidir gönül meyl-i visal etmez

Gönülden taşra bir yar olduğun aşık hayal etmez. (Fuzuli'nin aşk kahramanı Mecnun, sevgi/isini öylesine özler ki karşısına çıktığında yadırgar onu.) Bu örnekteki "hayal ile" nin "hayal iyle" olması gerekirdi. Çünkü söz konusu olan, "herhangi bir hayal" değil "yarin hayali"dir. "Hayal ile" yazımı bu kavrama uymaz . Kavrama uygun olan yazım, "hayaliyle" (yani "yarin hayali ile") dir.

Anlamıyan, tekrarlıyan lQ ı . İktisattan hiç anlamıyan ve daha çok başkalarının sözlerini tekrarlıvan

David Hume 'n ' 'para değerini düşürerek ihracatı artırma tavsiyesi­ nin gülünçlüğü çoktan anlaşılmıştır ' '. Dô�ru yazım " anlamayan" , " tekrarlayan" dır.

Olmıyan 1192· Mevcut yatırımların büyük kısmı da üretken olmıyan bina inşaatıdır. Doğru yazım "olmayan"dır.

Hatırlıyacaklu-Kavuşamıyacağı 393 . Okurlarım hatırlıyacaklardır, bu politika ile enflasyonun aşağı çeki­

lemiyeceğini ve milli ekonominin sağlıklı bir gelişme iklimine kavu­ şamıyacağını birçok defalar belirte geldik. " Hatırlıyacaklar, kavuşamıyacağı" yazımları yanlıştır, doğrula­ rı "hatırlayacaklar, kavuşamayacağı"dır. "Belirte geldik" yazımı da yanlıştır. Doğrusu, bitişik olarak "be� . lirtegeldik "tir.


60

OMER ASIM AKSOY

3 94. Tarihcilerimize "Tek adam "la pek yeni bir yol açdınız. 395 .

Bir çok araşdımıadan sonra. siz milli mücadelenin başlanğicından ba­ şarısına ve yeni türk Cumhuriyetinin kuruluşuna kadar olan devri ye­ ni metodinizla aradiniz ve buldunuz.

396. Atatürk 'i millete her kesden daha çok anlatmaya muvaffak oldunuz. 397. Türkün tarih boyunca hürriyet ve istiklalini ğayip etmediğinden . . . . Yukarıdaki örnekler, rahmetli General Ali Fuat Cebesoy 'un el ya� zısı ile rahmetli Şevket Süreyya Aydemir'e gönderdiği -fotokopisi "Tek Adam "ın 3 . cildi sonuna konulmuş olan- 24.3. 1 965 tarihli mektubun­ dan alınmıştır. Mektupta daha birçok yazım yanlışı vardır. Okuyucu­ ların kolaylıkla doğrularını bulabileceklerini düşünerek, buraya aldığımız örnekler için açıklama yapmıyoruz.


v

YANLIŞ ANLAMLA KULLANILAN SÖZCÜKLER Her sözcüğün bir ya da birkaç anlamı vardır. Yazarın anlam incelikle­ rini iyi tartması ve bel i rtmek istediği dü�ünceyi eksiksiz kar�ılayacak söz­ cüğü d ikkatle seçmesi gerekir. Anlamları birb i rne yakın olan sözcükler vardır. Bunlardan rasgele biri alınmamalı . anlatılmak istenene en uygun olanı '.eÇ i 1 nıe l id i r . A�ağıdaki örneklerde . sözcüklerin y a yanlı� anlam!<• kullanılmı� oldu­ ğu ya da bel i rtilecek kavram için en uygun 'iÖzcüğün seçilmemi� bulundu­ ğu görülecektir.

Sağlamak

3 98 . Devletin kendi ekonomisini dış yardımlara bağlaması. ekonomik ha­ reket serbestisinin kaybolmasını sağladı. 3 99. Başka memleket/erin ihtiyacından doğmuş formülleri Anayasa olarak alırsak bu durum A nayasanın süs gibi rafa kaldırılmasını sağlar.

400. Yıldan yıla biriken borçlar, ülkenin ekonomik yönden dı!ja bağımlılı­ ğını sağladı.

40 1 . Büyük hastalıklarda uzun müddet yatakta yatmak. hastaya fayda yeri­ ne zarar sağlamaktadır. 402. Toprak Mahsulleri Otisi 'nin, paraları zamanında ödememesi nedeniyle

son zamanlarda serbest piyasaya akan buğdaylar. tüccarların buğday fiyatlarını diledikleri gibi belirlemlerine olanak sağhımı;,;tır.

403 . . . . . . . çeşitli yatırım türlerinin enflasyonla başa çıkamadığını ve yatı­ rımcıya gerçekte kazanç değil kayıp sağladığını ortaya koymaktadır. 404. Dünün kötü politikacı/arı devletin iskeletini oluşturan bürokrat ve tek­

nokratın yerine militan yerleştirmeyi iş edinerek iktidar kimde i..;e "Devlet benim " fikrine kapılarak ve ondan da öte çok kere hizmet yerine laf üreterek (istenmeyen) bu sonu�·u sağlamışlardır.


62

------- -------

ÔMER ASIM AKSOY

405 . Büyük önder. devlet eliyle kurulacak ve sırtını devlete dayayacak bir

dil akiıdemisinin yarardan çok zarar sağlayacağını düşünmüş. dil ala­ nında çalışmalar yapmak için Türk Dil Kurumunu oluşturmuş. kim­ seden yardım beklemeden yaşamını sürdürıııt•si için gerekli parasal geliri bırakmı::;tır. · 'Sağlamak · '. elde edilmesi istenen şeyi olumlu bir sonuca ulaş­ tırmaktır. Bu örneklerde ise istenmeyen sonuçların meydana çıktığın­ dan ya da çıkacağından söz edilmektedir. İstenmeyen sonuç için · ·sağlamak ' ' kullanılamayacağından, yukarıdaki ' 'sağladı ' ', ' 'sağlar ' ' yerine "şu sonucu doğurdu ". "şöyle bir sonuç verir" gibi bir anla­ tım seçilmeli idi. "Zarar sağlamakta "nın Türkçesi "zarar vermekte "dir.

Borçlu

406. ı Filan kişi) kötü !;>iihretini "dişile!;>tirıııe " metoduna borçludur. " Borçlu olmak" kendisini iyi b i r duruma kavuşturana karşı, yü­ küml ülük duygu-.u altında bulunmaktır. Örneğimizde iyi bir duruma kavuşulmuş olmadığı görülmektedir. Bu nedenle tümcenin şuna ben­

zer bir biçimde kurulması gerekirdi: "Kötü şöhreti, dişileştirme me­ ıodundan i leri gelmekted i r " .

407. Kalbin kronik rahatsızlıklarını, bir yandan sürmenaj, bir yandan va­

tandaşlarımızm aşırı tuz yemelerine borçluyuz. Burada "borçlu olmak" gördüğü iyilik karşısında kendini, iyilik yapana karşı borçlu saymak" anlamına gelen kullanılışıyla yer almış­ tır. Oysa " sürmenaj " ve "aşırı tuz yemek " , kişiye iyilik yapmamış, kalp rahatsızlığı getirmiştir.· Bu nedenle kişi, sünnenaja ve aşırı tuz yemeye karşı kendini borçlu sayamaz . Öyleyse "borçluyuz" yerine " bağlamak gerekir" gibi bir söz kullanılmalıdır. Şöyle bir tümce de kurulabilir: " Kalbin kronik rahatsızlığına yol açan etkenler, bir yan­ dan sürmenaj , bir yandan a�rı tuz yemektir" .

Savunmak 408. Güvenilir çevreler. . . hükümetinin uzun ömürlü olmayacağını savun­

muşlardır. 409. Kişi başına düşen yıllık gelire grire, ülkenin geri kalmışlığını savundu. ' ' İddia etmek' ' yerine kullanıldığı anlaşılan bu iki örnekteki ' ' sa-


YANLJŞ ANLAMLA KULLAN/LAN SÖZC ÜKLER

63

vunma"yerine "ileri (öne) sürme" kullanılmalı idi. Çünkü "savunma' Osmanlıcadaki "müdafaa" karşılığıdır; bir saldırıya ya da düşünce­ ye " karşı" olan davranıştır. Ortada böyle bir durum yokken söyle­ nen sözlere " savunma" denemez .

4 1 0. Türkiyenin ekonomik gerçeklerine ve gelecekteKi büyüme hedefleri­ ne gerçekçi yaklaşmadığını savunan Dünya Bankası raporl). Plan 'ın değiştirilmesi gerektiğini. . . bu nedenle Plan politikalarının ekonomik gerçeklerle daha az ilgili ve daha az etkili olduğunu öne süren Dünya Bankası raporu . . . . Bu yazının ilk parçasındaki "savunan" sözcüğü yukarıdaki ör­ nekler gibi yanlış anlamla kullanılmıştır. Yazının ikinci parçasında ise aynı görev için, doğru olarak "öne süren" denilmiştir.

Her

4 1 1 . Onu her türlü girişimden çekinmeyen bir insan olarak tanırım. "Her türlü işe karışan" denir, ama her girişimden çekinmeyen" denmez, "hiçbir girişimden çekinmeyen" demek gerekir.

412 . . . . ve. . . tarihleri arasında her çeşit balık avlanmayacaktır. .

Burada "her" , yanlış olarak "hiçbir" anlamına kullanılmıştır. Balığın bütün çeşitlerini avlamaya izin verilseydi "her çeşit balık avlanacaktır" denilecekti. Yani eylem olumsuz ise özneyi nitelendi­ ren sözcüğün "hiçbir" olması, eylem olumlu ise özneyi nitelendiren sözcüğün "her" olması gerekir. Bununla birlikte "her çeşit balık avlanmayacaktır" tümcesinin doğru olabileceği bir durum da vardır: " Balığın bütün çeşitleri av ­ lanmayacak, kimi çeşitleri avlanacak" denilmek istenmesi_ Ne var ki bu durumda "her çeşit balık avlanmayacak"tan sonra "yalnız şu çe­ sit balıklar a�lanabilecek" gibi bir tümce de bulunur.

4 1 3 . Türkiye üzerine yapılacak ner türlü baskı bizi yolumuzdan alıkoyma yacaktır. Bundan �nceki örnekte olduğu gibi burada da "her türlü baskı"

yerine "hiçbir baskı" denilmeliydi.

Bezenmek 414. Kaldmmlarda boyacılar vardı. Hepsinin eli yilzü, üstü başı boyalara


bezenmişti. ' 'Bezenmek' ' , süslenmek demektir. Burada süslenmek söz konusu değildir. Yazar. " boyalara bulanmıştı" demek istiyor.

Koşul 4 1 5 . Yapılan işlerin nasıl olması gerekliliği üzerinde durulması ana koşuldur.

416. Kısacası, haysiyetli aydınlara yaraşanı yapmamız, aklımızı başımıza toplamamız koşuldur.

417. Kentler mezbahaya dönsün daha mi iyi? Böyle duruma bir koşul olur sıkıyönetim.

418. Kan basıncının yükseldiği kalp hastalıklarında tuzu azaltmak koşuldur. 419. Ahnan kredilerin, günlük gereklerin karşılanmasında kullanılması koşul değil.

420. Milli Eğitim Bakanları için özellikle, yakın çalışma arkadaşlarının çok üstün nitelikli, üstün düzeyde, çok olgun kişiler olması koşuldur. 42 1 . Çalışma arkadaşlarının sürekli okuyan. y� kişilikte olması koşuldur.

Bu örneklerdeki "koşul" !ar Osmanlıca'nın "şart' ın karşılamak için kullanılmış. Oysa "koşul" sözcüğü her yerde " şart" yerine kul­ lanılamaz. "Şart"ın ad ve sıfat olarak iki anlamı vardir: 1 ) Olması gerekmek ve zorunluluk. Bu anlamdaki "şart"ın karşılığı "koşul"­ dur. "Bir odasına eşyamı koymak şartıyla (koşuluyla) evimi kiraya

vereceğim" örneğinde olduğu gibi. 2) Bu anlamdaki "şart"ın karşı­ lığı olarak "koşul" kullanılmaz. " İ yi not alabilmek için çok çalış­ ' mak şarttır" denilebilir de "iyi not alabilmek için de çok çalışmak koşuldur'' denilemez. Kısacası ' ' koşul ' ' ad olarak kullanılır, sıfat olarak

kullanılmaz. Ru açıklamaya göre yukarıdaki örneklerde bulunan ' 'koşuldur' · "ko şul değil" kullanışları yanlış_tır. Do,ğru kullanış ' 'zorunludur, ge reklidir" , "zorunlu değil, gerekli değil"dir.

Zorunlu 422. En çok onlara güveniyordu. Buna zorunluydu.

423.

(Filan kişi) . . . Kurultayında kendi desteğini temin etmeye zorunludur. "Zomnlu" , Osmanlıca "zaruri "nin karşılığıdır. "Buna zaruridir"


yA NUÇ A NLAMLA KULLANILAN

sözrOKLER------6-'-5 -

"temin etmeye zaruridir" denemeyeceği için bu örneklerde "zorun­ lu'nun kullanılması yanlıştır. Yazarlar Osmanl ıcadaki " mecburdu "yu ve " mecburdur"u Türkçe bir sözcükle karşılamak istemişlerdir. Bu kavram , bırıncı ornekte "güvenmek zorundayd ı " , "buna zorun­ luluk duyuyordu" sözleriyle belirtilecekti. İkinci örnekte ise " . . . . des­ teğini sağlamak zorundaydı" diye.

424. Bazı şeyleri elde etmek için fazla bir önem göstermeye zorunlu ol­ duklarını anlayınca çocuklar, çabucak büyüyüp yetişkin bir insan ol­ mayı çok isterler. "Zorunlu" sözcüğü , Osmanlıcadaki "zaruri, mecburi " sözcük­ lerinin karşılığıdır. Buna göre örneğimizde " . . . önem göstermeye mec­ buri . . . . ' ' denilmiş oluyor. Oysa doğru kullanış ' ' . . . . önem göstermeye mecbur" ya da " . . . önem göstermek mecburiyetinde "dir. Demek ki örneğimizi '' . . . . önem göstermek zorunda' ' diye düzeltmek gerekiyor

İkilem 425 . Piyasada işler böyle yürür: Birisi için iyi olan, öteki için kötüdür. Bu ikilem yalnız sermayeciyle emekçi arasında geçerli olmakla kalmaz; sermayenin de iç çelişkileri var.

426 Çocuklar evdeki baskı ve okuldaki özgürlük ikilemi arasıda bocala­ yıp duruyorla. "

427. Kralın kızı, tanrıların gözünde bağışlanmaz bir günah işlemiş, yasa­ lara göre ölüm cezasını hak etmiştir. Ulu kral ne yapmalı ? Kız yalva

rır: ' ;Baba, beni bağışla! " Kral ikileme düşer; iki "ben " çarpış11 benliğinde.

428 . Zengin genç Kız ya da milyarder erkek aşk ilışıaterinde derin bir iki­ leme düşebilir. "Beni mi seviyor, paramı mı ? "

429. Dünya, kapitalizmin büyük bunalımıyla birlikte mazlum ülkelerin uya­ nışını yaşıyor. Bu ikilem arasına sıkışıp kaldık.

430 . Bir hükümetin devalüasyon veya zam yapması kolaydır, vergi refor­

mu yasası çıkarması zordur. CHP şimdi bu ikilemin darboğazına

giriyor.

43 J . Yüzyılların kurumlaştırdığı güç odağının iskambilden bir şato gibi yı­ kılması, tarihte her devrim sonrasında örneği sık sık görülen bir bi­ çimde devrimin dinamizmini ayakta tutmak ve devrimi derinleştirerek


66

ÖMER ASIM AKSOY sürdürmek ile ülkeyi sükunete kavuşturmak ve düzeni yeniden sağla­ mak görünümünde ortaya çıkan ikilemi yarattı. Humeyni 'nin Kum 'u ile Başbakanın Tahranı arasında gözlenen yetki çatışması, aslında bu ikilemi simge/emekte ve aynı zamanda devrim sonrası İran 'ın değişik sınıf çıkarlarını yansıtmaktadır.

43 2 . Ne türden bir ikilemi yaşamakta olduğumuzu anlayabilmek için son

haftaların iki önemli olayına değinmek yeter. . . . Türkiye ya taze para şeklinde döviz bulacak ve petrol gereksinimini dışalımlarla karşılaya­ caktır; ya da Batı 'nın yolunu izleyip tüketimi kısma çabasına girecek­ tir. İlk yol seçilirse para nereden bulunacak? İkinci yolun seçilmesi durumunda ise beş yıllık kalkınma planındaki % 8 'lik büyümenin % 4 'e düşürülmesi gerekecektir. Bu da işsizliğe ve enflasyona yol aça­

caktır. Türkiye kesin bir ikilemi yaşamaya yönelmiştir. Bu bunalım­ lar, Türkiye 'nin Batı sistemi içindeymiş gibi görünüp de dışında kalmasındandır. Başka deyişle kapitalizmi uygulamaya çalışıp oyunun kurallarını yerine getirememesindendir. Durum bu olunca ikilemler ve sonuçlarından kurtulmak da olanaksızdır. 433 . İzmir Fuarı 'nı dolaşanlar ileri endüstri ülkelerinin pavyonlarında sü- ·

persanayilerin ürünlerini, az gelişmiş ülkelerin pavyonlarında gele­

nekse/ üretimlerin örneklerini görürler. Ancak bu ikilem de kişiyi aldatmamalı. Bazen geleceğe dönük gibi görünen endüstri, toplumla­ rın göz kamaştırıcı üretim örneklerine karşın eskimiş ve yıpranmış sos­ yal düzenleri yansıtırlar. Bazen bir yoksul pavyon, yarınlara dönük itici güçleri yapısında saklamayan mazlum halkların ürünlerini sergiler. 434. OECD ülkelerinin Türkiye 'ye beklenen yardımı yapması, bir yurtta­

şın ruhunda ikilem yaratabilir." İsterseniz sevinebilirsiniz, isterseniz yerinebilirsiniz. 4 3 5 . Tekelci kapitalizmin süper endüstrisi Batı 'nın Hıristiyanlarında ve o

endüstrisinin çarklarını çevirecek petrol kaynaklan Doğu 'nun Müs­

lümanlarında kaldı. Ankara, bu ikilem arasında beynamaz. 436

Türkiye 'nin ne endüstrisi var ne de petrolü. MSP'yi bu ikilem gerçe­ ğinde değerlendirmek gerekiyor.

437

MSP lideri "erken seçim ya da milli çözüm hükümeti " ikilemini bu açıklamalarında tekrarladı.


YANLIŞ A NLAMLA KULLANILAN SÖZCÜKLER

67

438. Anlayış ayrılığının yarattığı ikilem, terörün işine gelmektedir. 439. 1 950'den sonra çok partili rejim, hızla karşı devrim niteliğini almaya başladığı zaman, silinmiş sanılan Alevi-Sünni ikilemi yeniden hortladı. 440 Hilafet kaldırılınca Anadolunun üstündeki tarihsel ikilem silinmişti.

44 1 . Tarih boyunca felsefede süregelen idealizm-materyalizm ikileminin bir yanı Türkiye 'de yasaklanmıştı.

442 . "Devalüasyon yaparım, zam yaparım ". Otuz yıl bu ikilem arasında kurulan salıncakta kolan vuran sermaye egemeni, işin içinden çıka­ mayınca ne yapacak? Türkçe Sözlük, ikilemi şöyle tanımlıyor: "İki önermesi bulunan ve her iki önermenin yargısı aynı olan tasım" . Bu tanıma uygun bir örnek olarak da tahtını oğlu Fatih Mehmet'e bırakıp bir köşeye çeki­ len il. Murat'a (savaş çıkması üzerine) Fatih ' in yolladığı şu haberi

gösteriyor: " Padişah sensen ordunun başına geç. Bensem sana emre· diyorum, ordunun başına geç . " Yazın Terimleri Sözlüğü 'nün ikilem için verdiği tanım şu: "Bir·

birine karşıt iki öncül savın aynı sonucu vermesi " .

Prof. Bedia Akarsu, Felsefe Terimleri Sözlüğü' nde şu tanımları veriyor: 1- (Mantıkta) Karşıdakinin iki yandan kıstırılması : A olunca

B ve C ' nin de olması zorunludur. Ama ne B, ne de C vardır; öyle ise A yoktur. 2- (Genel olarak "kıskaç " , " kıstırma" anlamında) Her iki durumda da doğru hareket edemeycejrim iki olanak karşısında bu­

lunup bunlardan birini yapmaya, istemediğim halde beni zorlayan' durum ' ' . Yukarıdaki örneklerde geçen " ikilem"lerin kimisi Felsefe Terim-· !eri SÔzlüğü' ndeki ikinci anlama uygun olarak kullanılmıştır. Kimisi. tanımlara uygun olarak kullanılmamıştır. Ama "birbirine ters düşen iki durum " , "birbirleriyle uyuşması, bağdaşması güç iki durum" kav-'. ramı vardır. Anlaşılıyor ki yazında "ikilem" için böyle bir anlam d�

gelişmektedir

Seçenek 443. Adalet Partisi içinde Süleyman Demirel 'in seçeneği olarak ortaya çı­

kan, ama bu alanda hiç de başarı kazanamayan İnan 'ı böyle beklen-' medik bir karara iten nedir dersiniz.


ÖMER ASIM AKSOY

68

444. Ecevit Hükümetinin seçeneği, Demirel başkanlığında bir hükümettir. " Seçenek" , bir şeyin yerini tutacak başka bir şeyi (alternatifi ) ,

kimi zaman osmanlıca "şıkkı " ı karşılayan yeni türetilmiş güzel bir sözcüktür. ' ' Alternatif ' , hem seçenek, hem almaş anlamına gelir. Ör­ neklerimizde " seçenek" kullanılması yadırganmaktadır. Çünkü birinci örnek Demirel 'in, ikinci örnek Ecevit Hükümetinin seçme yapacağı gibi bir izlenim veriyor Oysa iki örnekte de " seçme" söz konusu , değildir. Bu nedenle yukarıdaki örneklerde " altematif"in karşılıkla­ rından " seçenek" in değil , " almaş " ın kullanılması daha uygun düşer sanıyoruz .

Kapsayan 445 . İstanbul sokaklarını kapsayan pislik. . . " Kapsamak" birçok şeyleri içine almaktır. Burada "pislik" İs­ tanbul sokaklarını içine almıŞtır" gibi bir düşünce söylenmiyor; İs­ tanbul sokaklarını " dolduran" pislik belirtiliyor. Bundan dolayı " kapsayan" ın yukarıda görülen biçimde kullanılması, sözcüğün an­ lamıyla bağdaşmıyor. "Kapsayan" yerine "dolduran" ya da" . . . . so­ kaklarına yayılan denilebilirdi.

Çelişmezlik 446. Papandreu, bir yandan bundan böyle hiçbir olaya meydan verilme­ mesi için talimat verildi�ini bildirirken öte yandan Helenizm akımını bütün yürekleriyle desteklediklerini söylemekten çekinmemiştir. Bu çelişmezlik karşısında . . . "Çelişme" iki durumun birbirine ters düşmesidir. Buna göre "çe­ lişmezlik" , " birbirine ters düşmezlik" yani "birbirine uygun olma" anlamına gelir. Oysa yukarıdaki örnekte uygun olma değil, ters düşme durumu belirtilmek isteniyor. Demek ki söylenen şey , söylenmek istenenin tersidir. Anlatımın doğru olabilmesi için "bu çelişme karşısında" ya da "bu çelişki karşısında" denilmeliydi .

.

Tekil

447 . Genel uygulamada tekil inatların yararı yoktur.


YANLIŞ ANLAMLA KULLANILAN SÖZCÜKLER

61)

' ' Tekil ' ' , bir dilbilgisi terimidir. Bir şeyin birden çok olmadığını anlatır; "çoğul"un karşıtıdır. Bu nedenle yukarıdaki tümcede görül­ düğü gibi kullanılması yersizdir. Buradaki "tekil " yerine ya "kişi­ sel " , " bireysel" , "öznel" yada " genel " i n karşıtı olan "özel " kul lanılmalıydı. 448

Bu karmaşa ortasında Özdağlar konusuna tekil bir olay gibi yaklaş­ mak çok aldatıcıdır. Bu örnekteki "tekil" Osmanlıcadaki "mürfet"in karşılığıdır. Bir· den çok olmayan, tek olan sözcükler için kullanılır. Burada "tekil " değil "tek" ya da "bir tek" denilmeliydi .

Yüzleştirilmek 449.

(Başlık:) Kayıp Ayla 'nın babası ile bulunan Ayla yüzleştirildi. (Alttaki yazı:) Kayıp Ayla 'nın babası Selahattin Özakar (Emni yet Müdürlüğüne getirilen ve kayıp Ayla 'ya benzeyen) kızla yüzleşti­ rilmiştir. Özakar, kızı görünce büyük bir üzüntüye kapılmış ve "bu benim kızım değil " demiştir. Yozgat 'tan getirilen kız ile kayıp Ay­ la 'nın babasının yüzleştirilmeleri bir zabıtla tespit olunmuştur. Burada üç kez geçen " yüzleştirme "nin aoğru anlamı , "ayrı ay­

rı dinlenen ve sözleri birbirini tutmayan iki kişinin - doğruyu ortaya çıkarmak için -yüz yüze getirilip sözlerinin yineletilmes i "dir. Örne­

ğimizde bu anlama uygun bir durum yok; sadece bir kızın Salahattiıı Özakar'a gösterilmesi var. Buna "yüzleştirme" demek yanlıştır. Doğ­ rusu " gösterme" eyleminin kullanılmasıdır.

Barındırmak 450. Bu küçük ülke (Kuveyt) tüm dünya petrol rezervlerinin yüzde 15 'ini

barındırıyor. "Barındırmak" , tehlikeden korumak için, güçsüz bir canlıya gü­ venli ver sağlamaktır. Petrolü barındırmak söz konusu olamaz Onun için burada " barındırıyor"un yeri yoktur. Anlatılmak istenen kav· ram icin şu tümceler kullanılabilirdi: "Dünya petrol rezervlerinin yüzde 1 5 ' i bu küçük ülkede bulunuyor", " . . . . Bu küçük ülkenin topraklar

altındadır. "


70

ÖMER ASIM AKSOY

Anımsatmak . 45 1 . Şimdi TRT-I'de bugün yayımlanacak programlardan bazılarının ya­ yım saatlerini anımsatıyorum. ' 'Anımsatmak' ' , daha önce geçmiş olan bir olayı başkasının usu­ na getirmektir. Yayımlanmamış bir proj!;ramın yeniden usumuza ge­ tirilmesi söz konusu olamaz . Burada kullanılacak sözcük " bildiriyo· rum " , " sunuyorum" gibi bir şeydir.

Kişiye özel

452 . Birçok resmi yazıların üstünde görülen bu söz, eski "zata mahsus " un Türkçesi olarak kullanılmaktadır. Oysa ' 'mahsus (has)ın Türkçesi "öze/ " değil, "özgü "dür. ("Özel ", husisi 'nin karşılığıdır). Bu ne­ denle sözün doğrusu "kişiye özgü "dür. "Kişi " sözcüğü kullanılma­ yarak sadece "özel " yazmak da olabilir; ama "kişiye özel " olmaz.

Uyarmış

45f. Bunun kaçınılmaz .sonuçları, sadece ekonomide değil, aynı zamanda dış politikada da görülecektir. Ecevit, dünkü basın toplantısında bunu uyarmış ve bazı kararlar alınabileceğini belli etmiştir. Buradaki "uyarmış " , " hatırlatmış" yerine kullanılmış olsa ge­ rek. "Bir kişiyi uyarmış" denilir; ama "bir şeyi , bir konuyu uyarmış" denilemez .

Ancak

"bunu

gözler önüne

koymuş"

denilebilir.

"Uyarmış" sözcüğü ile bir tümce şöyle olabilir: "Bu konuda herkesi uyarmış " .

Batırmak 454 Ali, üzerinde taşıdığı bıçağı çekerek, Şükriye 'yi vücudunun çeşidi yer­ lerine batırmak suretiyle öldürmüştür. Sözcüklerin anlam inceliklerine dikkat edilmelidir: İğne batırılır, bıçak ise " saplanır. "

Ekmek 455 . Bir kayanın sert bağrında hayat bulan dağ çamını söküp ovanın ve­ rimli toprağına ekiniz; kısa bir zaman sonra solup can verdiğini göre­ ceksiniz. Bir yerden sökülen çam fidanı, başka bir yere ekilmez, ' 'dikilir' ' . Ekilen şey, tohumdur.


YANLIŞ A NLAMT.A K ULLAN/L 4 N SÖZC_ÜfiLER

71

Dokumak 456. Anası iyi çorap dokurdu . . . Bu nakışlı çorap bir türkü sıcaklığında

örülmüştü. (İnce Mehmet 'ten) " Dokumak " , tezgahla yapılan bir iştir. Bez dokunur; kumaş do­ kunur; halı, kilim dokunur. Burada söz konusu olan çorabı , köy kadı­ m,

elindeki şişi ya da tığı kullanarak yapıyor. Buna "dokurdu"

denmez, "örerd i " denir. İkinci tümcedeki ' 'örülmüştü " doğru kul­ lanılmıştır.

Erdemli

457. Masa başında, atölyesinde ya da tarlasında sağa sola bakmadan, baş­

ka şeylerle ilgilenmeden. kendisini tam anlamıyla işine vermiş kişile­ rin çalışmalarını namazdan niyazdan daha erdemli bulurum . " Erdeml i " , ahlakça övülecek nitelikleri olan kişi demektir. Ör­ neğimizde "erdemli" diye nitelenen, kişi değil , " ' kişinin çalışmaları"­ cıır. <;alışma içrn erdemli denilemez . Burada "daha erdeml i " yerine "yeğ " , "üstün" kullanılmalıydı.

Özveri 458 . Şiir, yazın alanında oylumlu bir dergi, türlü güçlüklerle karşılaştırır

çıkaranı. Parasal sıkıntı, nitelikten özveri, bunların başında gelir. "Özveri" y i , kişinin kendi özünden bir şey vermeye katlanması anlamına kullanırız: Dar gelirli babanın, geçim sıkıntısı çekmek pa­ hasına, çocuklarının öğrenim giderlerini karşılamas ı ; annenin, çocu­

ğu rahat etsin diye kendi istirahat ıııı düşünmeıpesi birer ö_zver!

(fekadarl ık) örneğidir. Ama yüsek nitelikte olması gereken bir nesne­

nin, düşük nite\ikli bir durumda bulunmasını hoş görmek , özveri sa­

yılamaz . Bunun için "nitelikten özveri " sözünü yadırgıyoruz . " Ni­

teliğe çok önem vermeme" gibi bir anlatım daha uygun olmaz mıydı?

İ lgilendirmek, gözlemlenmek 459. Denet/eme sırasında bazen açıktan para ödendiği. bazen de ödemele­

rin kayıtlarla i/gjJendirilmediği gözlemlenmiştir. Bu örnekte iki sözcük yanlış anlamla kullanılmıştır: 1 ) Ödeme· !erin

kayıtlara

karşı

ilgi

göstermesi

düşünü lemeyeceğinden

" i lgilendirilmediği " sözcüğünün kullanılışı yanlıştır. Söylenmek is­ tenen sev. ya " ödemelerin kayıtlara geçirilmediği " ya da "ödemele·


72

ÖMER ASIM AKSOY rin kayıtlarda belirtilmediği" olmak gerekir. 2) " Gözlemlemek " . bir olayın nasıl gelişeceğini görmek için, gözü bir süre ondan ayırmamak­ tır. Burada böyle bir şey yoktur. Kullanılacak sözcük , " görülmüştür" idi .

Dışında

46G Toplantıya Başbakanın dışında Devlet Bakanı . . . . , Adalet Bakanı . . . . . , Milli Savunma Bakanı . . . . . . . , İçişleri Bakanı . . . . . . . katıidı. Başbakan konuşmaya " . . . . . . " diye başladı . "Toplantıya Başbakanın dış'ında şu şu kişiler katıldı" sözü, top­ lantıya Başbakanın katılmadığı anlamını veriyor. Oysa son tümce gös­ teriyor ki_ Başbakan toplantıy• katılmıştır. Demek ki " Başbakanın dışında" sözü yanlış kullanılmıştır. " Başbakandan başka" ya da "Baş­ bakanla birlikte" denilmesi gerekird i .

46 1 . Ruhi Su '@n cenaze törenine SODEP ve HP'den genel başkanlar İnö­ nü ve Güven 'in dışında çok sayıda eski siyasetçi . . . . . de katılmışti. " Dışında" sözcüğünden iki genel başkanın törene katılmadığı an­ lamı çıkıyor. Oysa bu iki kişinin katıldığı, hem töreni gösteren resim­ de görülüyor hem de resim altındaki yazıda adlan verilerek belirtiliyor. Demek ki " . . . ın dışında" sözü yanlış kullanılmıştır; " . . . . . den başka" ya da " ile birlikte" denilmeiiyd i .

Kutlamak 462 . Irak. dün Basra Körfezinin savaşan iki ülkesinin petrole ·dayalı eko­ nomilerini ciddi ölçüde tahrip eden savaşın üçüncü yıldönümünü kutladı.

463 . Bugün 1 3 7 ülke bu cüzamlılar gününü kutluyor. 464. (Bir "Hayat Bilgisi " kitabından) A tatürk /O Kasım 1 938 perşembe günü saat dokuzu beş geçe öldü. Her yıl / O Kasım günü törenlerle kutlanır.

465 . Arap memleketleri, israil devletinin kuruluşunun 12. yıldönümünü yas tutarak kutlamaktadırlar. "Kutlamak" . mutlu bir olay için sevinç gösterisinde bulunmak­ tır . . üzücü olaylar kutlama konusu olmaz.


YANLIŞ ANLAMLA K ULLANILAN SÖZCÜKLER

73

Süreç 466. Eğitim Kurumu, dinamik bir süreçtir. Çağdaş koşullara ve toplumda­ ki değişmelere koşut olarak sistemin kendisini yenilemesi doğaldır. Süreç, " eylemlerin olayların bir düzen içinde sürüp gitmesi" ya da " böylece sürüp giden eylemler, olaylar" diye tanımlanabilir. Eği­ tim Kurumu, "eylem" ya da "olay" olmadığı için " süreç" diye ni­ telenemez.

" Süreç " olan, Kurum değil,

bu Kurumun izlediği

"sistem"dir. Nitekim yazar da ikinci tümcede "sistemin" sürekli ola­ rak kendisini yenilemesi üzerinde durmuştur.

Büyümüş 467. Asistanın saçları bir hayli büyümüş bulunuyor. Röntgen ışınının kurbanı olarak bitkisel yaşama giren Asistan Alp Reel 'in

1 34 gün sonra kilo almaya başladığını haber veren gazete, has­

tanın saçları için de böyle yazıyordu . Saç için "büyümüş" değil, . " uzamış" kullanılması gerektir.

Döşenecek 468. Bazı semtlerdeki troleybüs hatları yenilenecek, Bahçelievler 'e ve Ye­ nimahalle 'ye hava hatları döşenecektir. " Döşemek" yere sermekle o lur. Halı, kaldırım taşı, ray döşe­ nır. Ama hava hattı döşenmez, "çekilir" .

Küçülmesi gerektiğinden 469. Evvelce Londra ile Bombay aratıındaki deniz yolculuğu 10870, fl)ildi. Bu rakam, kanalın açılmasıyla 603 7 'ye düşmüştür. Mesafenin küçül­ mesi, yakıt bakımından büyük istifadeyi gerektirdiğinden, gemiler Ümit Burnu 'uu dolaşmaktansa ton başına 8 İsviçre frangı vererek Süveyş kanalından geçmeyi tercih ediyorlar. Bu örnekteki "mesafenin küçülmesi" yerine "yolun kısalması " , ' ' istifadeyi gerektirdiğinden' ' yerine ' 'yarar sağladığından ' ' konulursa, hem belirtilmek istenen kavramlara uygun sözcükler getirilmiş hem de anlatım Türkçeleştirilmiş olur.

Geçerli olacaktır

470.

İktidar ile muhalefet arasında bu konuda katılaşmış inatlaşma vumu-


74

ÖMER ASIM AKSOY şatılmaz ve bir uzlaşmaya varılmazsa korkulan bunalım yıne çıKacaK ve Meclisi çalışmaz hale düşürme tehlikesi geçerli olacaktır. " Geçerli olmak" herkesçe kabul edilmek, yasal durum almak­ tır . " Meclisi çalışmaz hale düşürme tehlikesi" bu nitelikte bir olu­ şum değildir. Onun için burada "geçerli olacaktır" yerine "ortaya çıkacaktır ' ' , ' ' baş gösterecektir ' ' demek gerekirdi.

Senesinde 47 1 . 4 Aralık 1 955 senesinde ona yazılan bir mektup . . . . .

. . 1 955 senesinde " denilmiş olsaydı, bir yanl ıştan söz edilemez­

" 4 Aralık" da birlikte söylenince, tarih gün olarak belirtil­ miş oluyor. Bu nedenle "4 Aralık 1 955 senesinde" değil) "4 Aralık

di. Ama

1955 günü" ya da "4 Aralık 1955 tarihinde" demek gerekirdi .

. . . . Tarihli toplantı 472 . Parti liderlerinin Cumhurbaşkanı nezdinde yaptıkları 13 Temmuz ta­ rihli toplantı . . . .

". 1 3 Temmuz tarihli mektup " olur. " 1 3 Temmuz tarihli yazı, gazete" . . . . . olur. Çünkü bunların üzerinde o tarih yazılıdır. Ama

"13

1 3 Temmuz tari­ hinde yaptıkları toplantı' ' ya da ' ' . . . . nezdinde yaptıkları 1 3 Temmuz Temmuz tarihli toplantı " olmaz. Ya " . . . . nezdinde tarihindeki toplantı " denilmesi gerekir.

Uyruğunda 473. Bu yazıları yazan, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda . . . . dır. " Uyruk " , Osmanlıcadaki "tabi, tebaa · · karşılığıdır. "Yurttaş" demektir. Bir kişi T . C . tebaasında (yurttaşında) olmaz; "tabiyetinde"

(uyrukluğunda, yurttaşlığında) olur. Daha iyisi " T . C . uyruklu" de­

mektir,

(İkinci Bölümde " Yanlış Kullanılan Osmanlıca sözcükler" ayrı­ mındaki " tebaasına" örneklerine de bakınız) .

Bahçıvanlık 474. Lisan, sebze bahçıvanlığı değildir. (Bir yazar, yem sözcükleri tutturmak için çaba harcamak gerek­

tiğini anlatırken "bir patlıcan fidesinin bile tutması için ektikten son-


YANLIŞ ANLAMLA K ULLANILAN SÖZCÜKLER ra sulamak, bakmak gerekir" demişti. Başka bir yazar buna yukarıdaki sözlerle yanıt verdi) . Birinci yazar, yeni sözcükleri sebze bahçesine dikilen fidelere ben­ zetiyor. Buna göre dil de sebze bahçesi olur. İkinci yazar birinci ya­ zara karşı çıkarken "lisan sebze'bahçesi değildir" demeliydi. Yanlış olarak "sebze bahçıvanlığı değildir" diyor. Sergilenen durumda "sebze bahçıvanlığı" "lisan" değil, yeni söz­ cükleri tutturmak için çaba harcama "emekçiliği"dir. Görülüyor ki "bahçıvanlığı" sözcüğü doğru kullanılmamıştır.

Çalmak .475 . Veznedar bu sabah evinden çıkarken başına vurulmak suretiyle yara­ landı ve elinde bulunan 75.000 lira ile dolu çanta çalındı. 476. Çoban, dagda keçi ve koyun odatırken kinıligi bilinmeyen kişiler sü­ rüye saldırarak yirmi iki keçi ve üç koyun çalarak kaçmışlardır. " Çalmak " , başkasının malını, kendine mal etmek üzere gizlice almaktır. Bu alış, gizlice olmaz da göz göre göre, ya da zor kullanıla­ . rak olursa, ona "çalmak" denilmez. "Kapıp kaçmak" , "zorla almak" (gasbetmek) denilir.

Onarılması .477. . . .. Beyin çok yakın bir kollaboratörünün bir büyük elçilige onanlması. Bir yapı onarılır, bozulmuş bir aygıt onarılır. Ama bir kişi bir göreve onarılmız, atanır. Yazar belki de "önerilmesi " de.mek iste­ miştir. " İ ş arkadaşı " demek dururken "kollaboratörü " denilmesi de ayrı bir eleştiri konusu.

Karşılanmış, dönmüşler 478 . . Gazeteci, bu sabah erken saaderde kendisini almaya gelen meslektaş­ . lan tarafından cezaevinin kapısında karşılanmış ve birlikte Ankara ya dönmüşlerdir. '

a) Tutuklu gazeteci yoldan gelmiyor ki karşılansın. b) Tutuklu gazetecinin "birlikte Ankara·ya dönmesi". için başka bir yerden Ankara'ya gelmiş olması gerekirdi . Görülüyor k i hem " karşılanmış" , hem de "birlikte Ankara'ya


OMER ASIM AKSOY

76

dönmüşlerdir" sözleri yerinde kullanılmamıştır. c) " Karşılanmış" ve "dönmüşler" eylemleri arasında da uyum­ suzluk vardır. Çünkü birincisi edilgen, ikincisi etkendir.

Uygar 479. Uygar bir askeri cezaevi. Bu söz, bir gıtzete havadisinin başlığıdır. " Uygar kişi " , " uygar toplum olur, ama " uygar cezaevi " olur mu?

İkircikli 480. Bir yanı sermayeciye, öteki yanı emekçiye dayalı demokratik sol par­

tiler ikircikli tutumlarıyla tarihsel sınavlarda· çoğu zaman çakmışlardır. '

"İkircikli" kararsız, mütereddit demektir. Bu örnekte ise " iki yönlü " , "hem o yanda, hem bu yanda" anlamına kullanılmıştır. Örnekteki anlam, yurdumuzun kimi bölgelerinde " ikicikli" söz­ cüğü ile belirtilmektedir.

· Yanılgıyı vurguladığı 48 1 . Buğday sorununa salt fiyat açısından yaklaşmanın bir yanılgıyı vur­ guladığı açıktır. " Sözcüğün bir hecesini daha baskın bir sesle söylemek" demek olan " vurgulamak" , birkaç yıldır anlamını genişletti . Artık "bir şe­ y i , üzerinde önemli durarak belirtmek, söylemek ' ' , "altını çizmek " , gibi bir anlamla d a kullanılıyor. Ancak yukarıdaki kullanış böyle bir anlam da taşımıyor. Buğday sorununa salt fiyat açısından yaklaşmak, bir yanılgıyı belirtmek için olmuyor ki bu yaklaşımın bir yanılgıyı vur­ guladığı söylenebilsin. Öyle görünüyor ki söylenmek istenen şu idi: " Buğday sorununa salt fiyat açısından yaklaşmanın bir yanılgı oldu­ ğunu vurgulamak gerekir" .

Eşdeğer 482. İslamın altın çağına bir göi atmak, bence ilginç sonuçlarla karşılaş­

maya eşdeğerdir. Eşdeğer olma, değer yönünden eşit �imadır. "Göz atmak" ve "il­ ginç sonuçlarla karşılaşmak " , nitelikleri bakımından eşit olacak şey­ ler değildir. Bunun için bu iki şeyin eşdeğerliğinden söz edilemez.


YANLIŞ A NL A MLA K UL L A NJLA N SO/CUKLER _

77

Söylenmek istenen şudur: " İslamın altın çağına bir göz atmak, bizi ilginç sonuçlarla karşı karşıya getirir"

Kelime sayısını 483 . Türkiyede hiç okuma yazma bilmeyen bir şoförün motor ve makina

konusunda bildiği kelime sayısını değme Fransızca hocalarımız bilmez.

Fransızca hocalarımız. şoförlerin bildiği Fransızca kelimeler.in " sayısını"mı bilmezler . yoksa " sayısız Fransızca sözcüğü " mü? Ya­ ıarın söylemek i stediği ikincisidir. Bunun için söyleyişi yanl ıştır.

Memur katsayısı 484. (Başlık : ) Memur katsayısının 25 olması kesinleşti. (Altındaki haber: )

Memur 111aaş katsayısının 25 olması kesinleşmiştir.

Görülmediği kadarıyla 485 . Hiçbir devirde ve hiçbir ülkede görülmediği kadarıyla aydın ihaneti­

ne uğramış olan ülkcııı;zin pek çok sorunlarına cesaretle çözüm bulmak. . .

"Görülmediği kadarıyla" yerine "görül'Tiemiş ölçüde" denilmesi gerekmez miyd i'!

Boşuna söylenmemiş miydi 486. ('ağlar öncesinde dedelerin. ninelerin söylediği "biri yer biri bakar.

kıyamet ondan kopar " �özü boşuna söylenmemiş nıiydi'.1

" Boşuna söylenmemiş miydi" demek. "boşuna söylenmişti" de­ mektir. Oysa yazarın amacı. bu sözün boşuna söylenmemiş olduğunu bel i rtmektir. Bu da şu biçimlerde anlatılır: "Boşuna mı söylenmiş­ ti'l " . "boşuna söyler.memişti . " Bu yanlış. dizicinin dikkatsizl iğinden değilse yazarın ivecenliğin­ den. yazdığını bir daha okumamasından i leri gelmiştir.

Olmadıkça 487 .

.

. . . da çalıştığım günler. bana her şeyden evvel. büyük teşkilat kur­

mak mümkün olmadıkça küçük ve basit teşkilatla da pek ala halka hiz-

111eı edilebileceğini göstermiş ve öğretmişti. "Olmadıkça· · değil "olmayınca" denilmeli idi.


78

--

ÖMER ASIM A K scn:

:::_ _: �=::::c__:_ � �----'--

- -- -

Ölümcül 488 . Son yıllarda üst üste devlet başkanları başbakan/ar ve liderlere ölüm­

cül saldırılar düzenleniyor. ' 'Ölümcül · · sözcüğü, ölümle sona eren (hastalık) ya da ölmek üze­ re olan (kişi) demektir; " saldırı ' ' nın sıfatı olamaz. Buradaki ölüm­ cül , "öldürücü" anlamına kullanılmışur.

Öngörmek 489. Denetim altına alınmazsa enflasyon hızının yüzde elliye ulaşacağı ön­

görülmüştür. "Öngörülmüş" ilerisi için göz önünde bulundurulmuş (derpiş edil­ miş) demektir. Örneğin "bu önlemlerle enflasyon hızını yüzde yir­ miye indirmek öngörülmüştür" denilir. Yukarıdaki örnekte bu anlamla kullanılmamış, "örceden gorülmüş, anlaşılmış . . anlamına kullanıl­ mıştır. 490. Suçlu sayısının gittikçe artacağı öngörülerek cezaevi yapımı hızla

sürüyor. Bu örnekteki "öngörülerek" doğru kullanılmıştır. 49 1 . 8ir fütürolog diyor ki "benim öngörüm, bir önkoşula bağlı. . .

J 973 'teki petrol krizi arz ve talep arasındaki dengesizlik yüzünden öngörülebi­ lir türdeydi. Ama 1 9 79 'daki için bu söylenemez. Çünkü kimse Hu­ ıneyni olayını tahmin etmemişti. Bu örnekteki ' ' öngörüm" , "önceden görüşüm " ; "öngörülebilir" de "önceden görülebilir" anlamlarına. yanlış kullanılmıştır.

Hava değişimi 492 . Ermeni .terörü (Orly katliamı) Fransız yurttaşlarını da kurbanları ara­ sına alıyordu. Bu gelişim resmi çevre/erde bir hava değişimine belli hclirsiz de olsa yol açtı. . "Hava değişimi" , eskiden "tebdil-hava" denilen kavramdır: Has­ taların ve yorgun kişilerin güç kazanmasını sağlayan "çevre

değiştirme"dir. Bu yazıda söz konusu olan "hava" ise "davranış, tu­ tum "dur. Bu nedenle " bir hava değişimine" yerine "eski havanın değişmesine" denilmeliyd i .


YANLIŞ ANLAMLA K ULLA NJLAN

;::, uL L U l\LD"-

17

Kazanmayı amaç gütmeyen 493 . Kazanmayı amaç gütmeyen dergiler. . . . " Bir şeyi amaç gütmeyen" demey iz; "bir şey amacı gütmeyen" deriz. Burada " kazanma amacı gütmeyen" ya da " kazanmayı arrıaç­ lamayan " , " amacı kazanma olmayan " denilmesi gerekirdi.

Çelişkiyi vurgulamak 494. ABD 'nin Türkiye üzerine silah ambargosu koyması, bu dönem için­

de Yunan silahlı kuvvetlerinin modern araç ve gereçlerle donatılma­ sı, NATO amaçları bakımından çok açık bir çelişkiyi vurgulamaktadır. Buradaki "vurgulamak" doğru kullanılmamıştır. " Vurgulamak" , bir heceyi , bir sözcüğü . bir tümceyi , dikkati çekecek biçimde belir­ gin söylemektir. Yani vurgulama eyleminin aracı, genellikle sözdür, yazıdır. Yurgulayanın da kişi olması doğaldır. "Bir durum, bir dav­ ranış, bir görüş şunu vurguluyor" demek dil beğenimize ters düşü­ yor. Bir sözcüğe yeni bir kullanım alanı açmak, kimileyin hoşa gider ama, burada öyle bir başarı görülmüyor. Yukarıdaki tümce şu biçim­ lerde yazılsa daha uygun olurdu: '' . . . silah ambargosu koyması. . . bir çelişkiyi gözler önüne sermektedi r " , " . . . . silah ambargosu koyma­ sı. . . . bir çelişkidir " .

495. Kıskanç olmadığını anlatmak için, Şarla 'y u ve Picasso 'yu bile kıskan­

madığını söylemiştir. Vurgulayarak, sık sık kr-:.icanmadığını söyleme­ si, bana göre onları gizlice kıskandığını gösterir. Bu örnekteki "vurgulayarak" doğru kullanılmıştır. Çünkü vur­ gulama aracı sözdür.

Sağlıksızhğı vurgulamak 496. Gençlere tehlikeli yaratıklar gibi bakmak eğilimi, toplumsal psikolo jide sağlıksızlığı vıirgulamaktadır. Bu örneıctekı

.

. sağlıksızııgı vurgulamaktadır" sözü ile "sağlık­

sızlığın belirtisidir ' ' denilmek isteniyor. Biraz önce açıkladığımız ne· ' denlerle "vurgulamaktadır" yanlış anlamla kullanılmıştır.

Hizmete açılmak 497 . Atatürk büstü törenle hizmete açıldı. · ' Hizmete açılmak" bir hizmet vermeye , bir iş görmeye basla-


80

ÖMER ASIM AKSOY mak anlamını taŞır. Atatürk büstü fabrıka, otel , banka, postane şube­ si gibi iş görmeye . hizmet vermeye başlayan bir kuruluş değildir ki hizmete açılsın. O. ancak " ziyarete açı l ır " . Aşağıdaki ömek1e "hizmete açılacak" sözü yerinde kullanılmıştır:

498 . Yapımına J 978'de başlanan Salihli Kültür Sarayı, Mart ayı içinde hiz· mete açılacak. ·

Koğuşturmak 499. Yakında başlayacak olan derslerimize ha7ırlanırd1k. Kitaplarımız da­ ğıtılmıştı . (İki sene ortaokul ders kitaplarının aynısını koğuşturduk. Sonra Köy Enstitüleri Kanunu çıkınca hem kitaplar. hem dersler değişti. ) "Koğuşturduk" sözcüğünü iki yönden eleştirmek gerekiyor: 1 ) " koğu�turmak" , eski bir yazı!ıştır. Bugün Yazım Kılavuzumuzda hı>­ lirtilen biçimi " kovuşturmak"tır. 2) " Kovuşturma"nın anlamı sa­ nık ya da suçlu için gereken yasal işlemi sürdürmek"tir. Örneğimizde ise böyle bir durum yoktur. "Ortaokul ders kitaplarının aynısını oku. duk" , " . . . . aynısını izledik" denilmek isteniyor. Yazarın yanılgısı, bu kavramın eskiden ·· . .. aynısını takip ettik ' ' biçiminde söyl�nme­ sinden ve "takip"i sadece " kovuşturma" anlamlı imiş gibi düşünme­ sinden ileri geliyor. Oysa "takip"in " kavuşturma" anlamından başka (seyrederek, okuyarak) " izlemek " anlamı da vardır. Buradaki karşı­ l ığı "kovuşturma" değildir.

Kuşkulandırmak 500 .

En kötü taklitler halindeyükselen cami binaları, mimarlık tarihimizin mi/letlerarası qeğerinin yanı sıra yüz kızartıcı olmakta ve eski usta/a­ f/mızın torunları olduğumuzu adeta kuşku/andırmakta . " Kuşkulandırmak" bir kimseyi kuşkuya düşürmektir. Burada "kuşkuya düşürülen kim"in yanıtı " eski ustaların torunları oldu­ ğumuz "dur. Yani ". ... torunları olmamız durumu" kuşkulandırılmış oluyor. Oysa bir "durum" kuskulandırmaz ancak (insancıaJ K.uşku yara­

tır. Bu nedenle tümcenin şöyle bitmesi gerekirdi " . . . . yüz kızartıcı olmakta ve adeta eski ustalarımızın torunları olduğumuz kuşkusunu yaratmakta (ya da uyandırmakta)dır. ' ·


Si

Derleyen

5 0 J . A1:iantin 'li besteci . . ile İtalyan şarkıcı. . . 15 Temmuz 1 985 'te Mont­ pellier şenliğinin en büyük ilgiyi derleyen k(m�erlerinden birini verdiler .

. Tümce içindeki "derleyen . burada kullanılacak en uygun söz­ cük müdür') "İlgi derleyen " demek mi " i lgi g ö ren . i l g i giisteri len. ilgi çeken " demek mi daha uygundur'!

ilettiği 502 . BM genel sekreteri Perez de Cuelhı r ·ın Kıhm Tiirk t;ır;ı/ina 17 Ka­ sını 1 974 ve 11 Ni..,an 1 985 tarihlerinde ilettiği iki mektup arasındaki farkların neler olduğu. " İ letmek" . bir �ey i taşıyarak giitürıııek demekti r. Genci Sekre­ ter me ktupları kendisi götürmemiş . göndermiştir. Bu nedenle .. ilettiği" yerine " gönderdiği " den ilmesi daha doğru olmaz mıydı'.' ·

Sürgünlerin boşaltılması

503 .

. . . . İ�·indcki 1 7 .<; ürgünü İnebo/ıı ·ya boşaltmadan ,!!eminin gerisin ge­

riye dönmesi. değiş dokµş işini suya düşürebilirdi. Bu 1 7 sürgünün öteki gemilere boşaltılmasına ka ikışıldı. _ 504. 1 Mayıs 1 92 1 akşamı Tor:mto lımanına boşaltılan 33 siiıgiinün büyük çoğunluğu parasızdı.

505 . I Kasını 1 92 1 salı giinii öğleden sonra süıgünler İnebolu 'ya boşaltıl­ mıştır. Bir gemideki eşya başka bir yere ç ı karı l ı rsa · ' gemi boşaltıldı (ya­ ni boş duruma get i rildi) denildiği g ibi "e�ya boşaltıld ı " (yani başka bir yere ak ta rıl d ı ) da den i l i r . Gem inin yükü eşya değil de insan ise

" g emi boşaltıld ı " den i lebil i r ama " insanlar boşaltıldı " denmez. Yu­ karıdaki üç örnekte insanların boşaltıldığı söylenmektedir. Bu k u lla­ nış yadırganmaktadı r .

Patlamak-mal olmak

506. "Bedava eğlence " gibİgörünen televizyonun hiç de ucuza patlama­ dığını artık öğrenmeliyiz.


OMER ASIM A KSO

������

" ' Pahalıya mal oldu " yerine "pahalıya patladı" denilebilir; ama ' " ucuza mal oldu " yerine "ucuza patladı " denilemez.

Tümü-hiçbiri 507 . E,�natJa . tüccarla. politikacılarla görüştük. Ve gördük ki hemen tümü . . . e şans tanımıyor. Olumsuz eylemin öznesini niteleyen sözcük, olumsuzluk belirten bir sözcük olur. Yani buradaki "hemen tümü şans tanımıyor" anlatı­ mı " hemen hiçbiri şans tanımıyor" biçiminde düzenlenmeli idi . Ey­ lem olumlu olsaydı "hemen tümü şans tanıyor" denilirdi.

-e sahip olmak . . . . . isi bulunmak 508. Gazete, Papandreu 'nun yeni makam otomobilinin her türlü lükse sa­ hip olacağını . . . yazdı. Bir kişi otomobile sahip olur ama. otomobil ' "her türlü lükse sahip" olmaz. . . Her türlü lüksü bulunan bir otomobil ' · olur. Buradaki anlatım, ' 'yeni makam otomobilinde her türlü lüksün bulunacağı" biçiminde düzeltilebilir.

509.

.�ahip olmadığını. . ' "hukukun üstünlüğünü tercih veya ret . anlam!na geldiğini söylese, kendisini tutanlar kadar tutmayanlardan da destek. alabilirdi. (Filan kişi) halfoylamasının "siyasi " bir niteliğe

" Oyl amak eyleminin bir şeye sahi p olu p olmaması düşünüle­ mez. Ancak belli bir nitelik taşıyıp taşımadığı söylenebilir. Bu nedenle "oylamanın siyasi bir niteliğe sahip olmadığı" değil , "siyasi bir ni­ teliği bulunmadığı" denilmeliydi. '

"

Hat.ırlatmak-bildirmek

5 1 0. Şimdi Türkiye radyolarında. yayııılanacak programların ad ve yayın . saatlerini hatırlatıyoruz. Yukarıdaki sözler, her gün radyoda saat 1 3 haberleri verilmeye başlanmadan önce duyurulur. " Hatırlatmak" , daha önce geçen ya da unutulmaması gereken bir olayı , bir durumu, karşıdakinin hatırına ge­ tirmek demektir. Dinleyiciler, yayınlanacak programı daha önce bil­ mediklerine göre bunun hatırlatılması söz konusu olamaz. Bu nede,nle ' 'hatırlatıyoruz· ' değil ' 'bildiriyoruz· · denilmesi gerekir.


83

YANLIŞ A NLAMLA K ULLANILAN SÖZCÜKLER

Tümce-cümle

5 1 1 . Şeref Hanım 'ın Kerbela olayına ilişkin bir şiirinin · 'İlahi ırk u nesli cümlesinin tarumar olsun · ' dizesi günümüz Türk· çesine şöyle aktarılmış: "Ey Tanrım. tümcesinin soyu sopu, kuşağı perişan olsun ' ·. Oysa ' 'tümce ' ' sözcüğü bir dilbilgisi terimi olan ' 'cüm­ le "nin karşılığıdır. Cümle sözcüğünün "öbür, tüm, bütün, hep " gibi anlamlarına gelmez. Kalayazdım-yatayazmış

5 1 2 . Fotograf makinesi elimde, duvarın üzerinde kalayazdım. İnsem, ka­ rışsam kalabalığa, neyi çekecektim?

5 1 3 . . . . Paşa, hem sıtma hem diyare imiş. Çadırda yatayazmış günlerce. .

Birinci örnekteki "kalayazdım" . "az kalsın kalacaktım" demektir. Oysa söylenmek istenen bu deği l , " kalakaldım" dır. İkinci örnekteki "yatayazmış" da yanlış kullanılmıştır. Çünkü Pa­ şa, "az kalsın yatacakmış" değil, günlerce "yatakalmış"tır.

Dolayında

514. (Şattülarap 'tan söz ediliyor:) Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşip ge­ niş bir su yolu oluşturduğu noktadan başlayan ve Basra Körfezine ak­ tığı yere kadar uzanan 75 kilometre dolayındaki bu yolda gidişgefişi ayarlayan anlaşma İkinci Dünya Savaşı ertesinde Tı ak yararına baz: hükümler getinnekteydi. " Dolay " , çevre, etraf demektir. Burada böyle bir kavram değil " aşağı yukarı

75

kilometre" denilmek istenmiştir.

Çevrilen 5 l 5 . Buraya kadar Atatürk 'ün yönetimine karsı cevrilen suçlamaların hel­

ki önemsiz sayılabilecek olanlarını gördük. Ahmed Tuncay 'ın o yö­ netime çevirdiği daha ağır suçlamalar var. · Bu örnekteki "çevrilen" sözcüğü, "yöneltilen" yerine kullanıl­ mıştır. Kendisinden önce "yönetimine" sözcüğü geçtiği için yinele­ me olma!im diye "çevrilen" sözcüğü seçilmiş olacak. Ama bu,

yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olmamış mı? " Çevrilen " in eğ· retiliği sırıtmıyor mu? Yerine " ileri sürüle:ı" denilebilirdi.

·


84

ÖMER ASIM A KSOY

Biraz sonra gelen "çevirdiği" sözcüğü de, belli ki ''yörtetime'­ 'nin arkasından "yönelttiği" dememek için yeğlenmiş. Burada da "yö­ netime kar�ı ileri sürülen· ' denilebilird�. İndirgemek

5 1 p. Memur aylıklarıyla borçlara indirgenmiş bir bütçe iflası vuıgulamaz mı ?

5 1 7. Dolar yıl başında 1 000 lira iken bugün 1500. Yirmi bir trilyonluk bütçe, temmuzda on beş trilyona indirgenmiş.

Ağustos 1 988'de yayımlanan iki yazıdan aldığımız bu örnekler­ deki "indirgeme" kullanışını nasıl buluyorsunuz? İ rdelemek

5 1 8. SHP lideri halkoylaması sonucunun "Özal 'a git, Erdal 'a gel " anla­

mını taşıyacağını söylemişti . . . . İnönü konuşurken böyle bir irdeleme yapmıştı.

9 Ağustos 1988 günlü bir gazetede çıkan bu yazıdaki " irdeleme" doğru anlamla mı kullanılmıştır? ' ' Yorum'' demek daha uygun olmaz mıydı'1


VI GEREKSİZ SÖZCÜKLER Özde� anlamlı dil öğelerinin bir arada kullanılması ya da görevi ol ma­ yan bir sözcüğe ya nda yer verilmesi. anlatımın gücünü azaltı r . Sözü ge­ reksiz yere uzatı r . İ çinde gereksiz sözcükler bulunmayan yazı . daha etkili ve inandırıcı olur. Bu ayrımda ve bundan sonraki .. yinelemeler . . ve " gereksiz yardımcı eylemler· · ayrımlarında gereksiz yere kullanı lım� dil öğelerinden örnekler görülecektir. Görevi bulunmayan . gereksiz olan sözlere eskiden "ha�iv ' " denird i . Örnekler görelim:

Mevcut _5 1 9 . Çoğunda düşünmek ı·e me;;eleleri tarafsız olarak ele almak kabiliyet ve vasti mevcut bulunmamaktadır. Bu örnekteki " mevcut " ' sözcüğü gereksizdir. Tümceden ç ıkarı­ l ınca anlamda bir eksiklik olmaz. Çünkü "mevcut bulunmamaktad ır " ' , . . yoktur" ' demektir. " Bulunmamaktadır" ' d a "yoktur " ' anlamınadır .

520. Piyasada kahve darlığı başlamıştır. Elde mevcut stok olmadığından Tekel idaresi de güç durumda kalmıştır. 52 1 .

Partisindeki mevcut ikilik büyüyör. Bu örneklerdeki . . mevcut' " lar da gereksizdir.

522. (Bir diplomat) A vrupa 'daki mevcut siyasi ve ekonomik güçlerin ter­ cihlerini (ti/an kişi) den yana koymalarının doğal olacağını ifade etti. Bu sözler . büyük bir gazetenin haberleri arasında geçiyor. "Avrupa'daki . . sözcüğünde bulunan " - k i " eki . "mevcut" anla­ mını ta�ıdığı ndan ayrıca . . mevcut . . sözcüğünün kullanılmasına gerek yoktur.

523. Gerçek mürteciler yok mudur? Osmanlı 'da da vardı, bugün de mev­ cuttur.


Ol\11=R A S l l\1 AkSOY

Bu parça . bir yazarın 6 Şubat 1 989 günü büyü k bir gazetede çı­ kan yazısından alınmıştır. " Var" sözcüğünü ikinci kez kullanmamak iı;in " mevcut" sözcüğünün yeğlenme'>i. Osrııanlıcanın ...aygınlık ça­ ğından kalma zararlı bir alışkanlıktan ileri gelmektedir. Başka diller­ de böyle bir durum görülmez. Sözgelişi İngilizce bir yazıda . d<tha önce geçen bir sözcüğün yınelenmesi gerek irse. Fransızcası. Almancası . ya da Arapçası kullanılmaz .

Dosyadaki mevcut 524 . . . . Prensip anlaşmasına vardıkları . . . . . . dosyasındaki mevcut belgelerden anlaşılmı�· . . . . .

.

.

" Dosyasındaki " . dosyasında bulunan demek olduğuna göre " mevcut" sözcüğünün gereksizliği apaçıktır.

Arasındaki mevcut 525. Türkiye ve İran arasındaki me.vcut anlaşmaya göre merkez bankaları nezdinde kredili bir hesap açılmış bulunuyor. " A rasındaki mevcut" sözü de . . dosyasındaki mevcut "a benze­ yen bir yanlıştır. " A rasındaki " denildikten sonra "mevcut" sözcü­ ğüne gerek yoktur.

Mevcudiyeti 526. Karında biriken ve gün geçtikçe çoğalan asitin mevcudiyeti. hastanın rahatça nefes almasına bile imkan vermiyor ve çok rahatsız ediyordu. " Asitin mevcudiyeti" yerine " asit" demek yeterd i . (Buradaki tümleç yanlışı, o ayrımda görülecektir).

Madut 5 2 7 . Bir çöpçü. bir çırak. bir kapıcı. bir hademe.

kendini adanı belleyen bazı kişiler taratindan insandan madut sayılmaz. Arapça bir sözcük olan " madut" . sayılmış demektir. Eskiden " sa­ y ılır" , " sayılmaz" yerine " maduttur" " madut değildir" de kulla­ nılırd ı .

Y ukarıdaki tümceden " madut" sözcüğü kaldırılırsa anlamdan hiç­ bir şey eksilmez. "Sayılmaz" sözcüğü belirtilecek kavram için yeter.


GEREKSİZ SÖZC0KLER 528.

Dükkanları kirli olan

18

87

işyeri kapatıldı .

Sanki 1 8 işyerinin dükkanları kirli ımış. Gereksiz olan " 'dükkanları" sözcüğü silinirse anlam düzeliyor. Gittikçe 529.

Mahalli seçimlerin tarihi yaklaştıkça partilerin faaliyeti gittikçe artıyor.

" Yaklaştıkça" sözcüğü. "gittikçe"nin yerini tutacağından. bir de "gittikçe" demek gereksizdir. iıa 530. 1 944

il[ı

1 946

yılları arasmda bütün memurlara ayni yardım verilirdi.

Arapça bir sözcük olan " ita" . burada, başlayan yıl ile son bulan yıl arasında "den . . . -e değin" anlamıyla kullanılmıştır. Oysa tümce­ de bu görevi yapan "yılları arasında' sözü vardır. Bu nedenle " ita" gereksizdir. Sathının 53 1 .

Bütün memleket sathının koruyucu hekimliğe olan ihtiyacı tespit ve giderilmeye çalışılmalıdır.

" Bütün memleketin" yerine "bütün memleket sathının" demek , " ' satıh" sözcüğünü kullanma özentisinden geliyor. Oysa b u sözcük yersiz ve gereksizdir. ( " 'Tespit ve giderilmeye çalışılmalıdır"daki yanlış. "Yüklem Yanlışları " ayrımında gösterilmiştir) . Müddetle 532.

Filan ve filan kişiler iki saat müddetle konuştuktan sonra . . . . .

.

533 . Üç saat süre ile görüşmiiş/erdir. 534. Rainer tam ü1,; 'iıat süre ile dalgalarla savaştı.

Birinci örnekteki " müddetle" . ile" gereksizdir.

ikinci ve üçüncü örneklerdeki " süre

Bunun 535 .

Siz dernekçiliğin iyi bir şey olduğunu. ancak Türkiyedeki büyük da­ vaları halletmeye bunun yetmeyeceğini. meseleyi kökten efe almak gerektiğini anlatırsınız.


OMER ASIM AKS())

88

____

" Bunun" sözcüğünü gereksiz sayabiliriz. Çünkü "dernekçiliğin' sözcüğü o görevi yapar. Ancak, "bunun" sözcüğünü gerekli sayan lar da bulunabil ir . şu gerekçe ile: " Bunun" sözcüğü , "dernekçiliğin" sözcüğünü vurgulamak . d ikkati bu kavram üzerine çekmek için özel·

1 i kle y inelenmiştir.

Bu örnek için her iki savı da hoş görmekten yanayız. " Bunun" sözcüğü gerekli sayılırsa tümce, büyü k davaları halletmek için der­ nekçilğin yetmeyeceği . "başka şeylerin de gerektiği" düşüncesini içe­ rir. "Bunun" sözcüğü şimdiki yerinden kaldırıl ır, "ancak" tan soııra kullanıl ı rsa , büyük davaları hall etmek için (başka şeylerin de gerekti­ ğ i düşüncesine yer verilmeksizin) " dernekçiliğin yetmeyeceği " dü­ şüncesi bel irti lmiş olur. Bunlar biçem (üslup) incel ikleridir.

Karşılıklı 53 6. Karşılıklı mektuplaşmalar. bir bütün olarak sunulsa. olayları. sorun­ ları. tartışma/an daha açık seçik ka vrayacağız. " Mektuplaşmalar" zaten "karşılıklı " anlamını içerdiğinden, ay rıca " karşıl ı kl ı " sözcüğünü kullanmaya gerek yoktu.

Y ine 537 . Geçen yılda da böyle olmuştu. Yine o zaman da bir kısım milletvekil­ leri önergeler hazırladılar. " Yılda da" yerine "yıl da" konur ve " y i ne " sözcüğü çizilirn: anlatım gereksiz yüklerden kurtulmuş ve sağlığa kavuşmuş olur.

Üstelik 538. Küçükler. milli giysiler içinde kapıdan girdiler. "Dello " oynayacak· lardı. Adım atışları . dönüşleri . el vuruşları ağabeylerinin modeliydi. ·Ostc/ik k iiçüklii klerin in verdiği _,niııı l ilik de cabası. " Cabas ı " · · üstel i k "

si)ıcüğü. "üste l i k . demeye gerek yokt u .

.

kavram ı n ı içerdiği için ayrıe<

Kadar, demek ) 1 lJ .

Kota. kısaca "�u maldan şu kadar miktarda sanayici. şu kadar mik­ r·ırda ihracatçı iı;in getirilecek · · demek anlamını taşır. " Şu kadar"

ve

· · şu m i ktarda . . sii1.leri b i r anlama geldiğinden .


GEREKSİZ SÖZC0KLER

89

bu tümcede bulunan "şu kadar miktarda" sözlerindeki .. kadar" ve "miktarda" sözcüklerinden biri gereksizdir. Bu örnekte bir gereksiz sözcük daha vardır: "demek anlamını taşır" dan "demek" sözcüğü çizilmelidir. Halen 540. Halen yürürlükte bulunan 33. maddeye göre yönetim giderlerini öde­ meyen ya da yönetimin aldığı kararlara uymayan kat malikleri hak­ kında dava açılabiliyor.

Arapça bir sözcük olan "halen" , "şimdi" demektir. "Yürürlükte bulunan" sözü de "şimdi" kavramını taşır. Bu nedenle "halen" sö­ zü gereksizdir. Ancak-ise 54 1 . Yasal kar dağıtılırsa kurum ortaklarının yüzde otuz oranında daha vergi ödeyeceği kuralı yazılı idi. Ancak uygulamada ise bu koşul hemen he­ men hiç gerçekleşemez.

Buradaki . . ancak ", "ise" sözcüklerinden biri gereksizdir. İse 542 . . . . nci Dairenin kararında Genel Müdürlüğün hat bakım parasını iste­ yebileceği esasının benimsenmiş olmasına karşılık, . . . . nci Dairenin kararında ise Genel Müdürlüğün bakım parasını isteyemeyeceği ka­ bul edilmiştir.

İki türlü düzeltme yolu var: a) "İse" sözcüğü silinirse yanlışlık kalmaz. b) "İse"ye dokunulmaz, "olmasına karşılık" sözcükleri si­ l inmekle birlikte "'esasının" yerine """eSlfs ı" yazılırsa anlatım yine dü­ zelmiş olur. Yani şöyle: " . . . . esası benimsenmiş . . . nci dairenin kararında ise . . . · • .

Oysa. . . .ise 543 . Bazı kimseler. . . . harcadıkları parayı bir daha kapatamıyorlar. Oysa bizim dostun ise hiç endişesi yoktur. A tılan para yazı da gelse kazanç­ lıdır. tura da gelse kazançlıdır.

"Oysa" denildikten sonra " ise"ye gerek var mı?


ÖMER ASIM

90 ·--·

·-- -------

A KSO Y

�-__::cc_:_:.=c_.:__.:______

-

Buna karşılık-ise

544. Tekke edebiyatı ile halk edebiyatının dili Türkçe idi. Buna karşılık klasik edebiyatın dili ise Arapça ve Farsçanın etkisi altında büsbütün başka bir yol takip eden yapma bir dildi.

545. Şimdi (Amerika) Türkiyeyi Ermeni sorunlarında da zorlamaktaaır. Bu­ na karşılık hükümet ise sadece Türkiye ve Yunanistan ·a tahsis edile­ cek yardımın 7110 gibi bir orana bağlanmasından yakınmaktadır.

"Buna karşılık denildikten sonra " ise" demeye gerek yoktur. . . İse " kullanılacaksa "buna karşılık" demek gereksizdir. Çünkü iki­ si de aynı görevi yapıyor. Eğer . . . . halinde

546. Filistin halkının eğer kendi bağımsız devletini kurması halinde, Orta­ duğu 'da tıpkı Türkiye gibi, bir çağdaşlaşma etkeni durumuna gelece­ ğini kavdeden . . . . .

" Halinde" sözcüğü , koşullu tümcenin sonuna getirilir;_görevini yapar. Bu koşullu tümcenin başına birde - aynı görevi yapan "eğer" sözcüğünün getirilmesine gerek yoktur. Da, olan

547. İşin daha da önemli olan yanı ise . . . . Bu tümce, "da" ve "olan" sözcükleri kaldırılarak " işin daha önemli yanı ise" biçimine sokulsa daha güçlü olmaz mı? Tefsir ile yorumlama

548 . . . . . �eklinde hiçbir yerde, hiçbir yasada, yönetmelikte yer almayan bir

tefsir

ile yorumlama, insafsJzlıktır.

"Tefsir" de "yorum, yorumlama· demek olduğuna göre "tefsir ile "nin gereksizliği ortada. -sa

549.

Türkiyesi. ne Şah Pehlevi 'nin İran 'ı . ne de Ziyaülhak 'ın Pa­ kistan 'ıdır. İran 'daki durumunsa na;;ıl bir biçim. bir anlam kazanaca­ ğı ise daha belirlenmiş değildir. A tatürk

İkinci tümcedeki "durumunsa" nın "sa"sı ile biraz sonra gelen . . ise" nin birlikte kullanılması yanlıştır; biri gereksizdir.


91

GEREKSİZ SÖZC ÜKLER -ki

550. Sınavlara katılabilmek için Devlet Memurları Kanunu 'nun 48. mad­ desindeki yazılı nitelikleri taşı mak . . . .

"Maddesindeki " sözcüğünün sonunda bulunan "-ki" gereksiz­ dir. Çünkü "yazılı" sözcüğü onun yerini tutmaktadır. ' "-ki " koru­ nursa "yazılı"ya gerek kalmaz. 55 1 İki demeç arasandaki bazı önemli nüans farkları bulunduğu dikkatli müşahitlerin gözlerinden kaçmamıştır.

"Arasındaki "nin "-ki "si gereksizdir. "Arasındaki" ye dokunul­ mazsa "bulunduğu" gereksiz kalır. Gerekirken

552. Terim kolunun ödevi, her gün elimize alacağımız sanat aygıtlarına Türkçeden birer ad bulmak gerekirken bu hayırlı ve gerekli işi gören var mıdır?

"Ödev" , bir iş yapmayı gerektirdiğinden bununla birlikte "gerekir" sözcüğünün kullanılması bir yinelemedir. Tümce şöyle ola­ caktı: "Terim Kolunun ödevi . . . bulmak iken bu . . . . "

Adet

553 . Yüz adet karyola satın alınacaktır. "Tane" demek olan "adet" sözcüğüne gerek yok. "Yüz karyola' demek yeter. 554. Bakanlığımız merkezinde açık 50 memur kadrosundan 30 adedine li­ seyi, 20 adedine ortaokulu bitirenler arasından . . . atama yapılacaktır.

Bu örnekteki "adet"ler gereksiz ve çirkin. "30'una liseyi, 20'sine ortaokulu . . . . " denilmesi yeterdi. İster istemez, çiçeği burnunda

555 . Talebe için ilk anda çok akademik ve gayri pratik görünen bu dersler ister istemez daima cazip, daima enteresan ve daima çiçeği burnunda taze malumat yüklü idi.

"İster istemez" gereksiz olduğu gibi, anlamdaş olan "çiçeği burnunda" ve "taze" sözlerinden biri de gereksizdir.


_ _ _ ""'"'''''"'''''"''""'"'"'"'"'"_

ÖMER ASIM AKSOY

92

( "Gayri pratik" sözü İkinci Bölümde " Yapıları Yanlış olan Os­ manlıca Sözler" ayrımında eleştirilmiştir). -öp .ve 556. Aile. bunlardan bir tanesini dahi yeteri kadar besleyip büyütmeye ye­

tişecek halde değilken Allahın bir batında dön çocuk vermesi üzerine hastane yetkilileri bu nur topu gibi çocukların nasıl büyüyüp ve yeti­ şeceğinden hayrete düştüler.

"Büyüyüp" dendikten sonra "ve" kullanmanın gereği yoktur, "ve" nin görevini "büyüyüp" teki "-yüp" yapmaktadır. 557 . 400 yerli Rum, elbise giydirilmek suretiyle Yunanistan 'a götürülüp

ve yerlerine 400 Yunan askeri getirdilecektir.

" Götürülüp"ten sonra " ve " getirmeye gerek yoktur. "Götürülüp" denmemiş olsaydı da "götürülecek denmiş olsaydı, "ve" sözcüğü kalabilir ya da yerine bir virgül konulabilirdi. 5 5 8 . Şimdi gezip ve göreceğiniz gibi, kombinamız. bu mevzuda yalnız men.-.

leketimizin değil, A vrupa 'nın dahi en büyük ve modern tesislerinde'1 biridir.

Ya "gezeceğiniz ve göreceğiniz" denilir ya da "ve" nin görevi "-ip" ile sağlanarak "gezip göreceğiniz" denilir. Ama hem "-ip" hem "ve" birlikte kullanılamaz. ı\ma . . . ise 559 .

TR T bu haberi 1 9 bülteninde verdı. Ama aynı gün bir buçuk saat; sonra yayımlanan TRT televizyonunun saat 20.30'daki haber bülte­ ninde ise olay. . . . . biçimine dönüştürülmüştü.

" Ama" ile "ise"den biri gereksiz. Fakat, ise 560. Ziyaretin Mısır için verimli olup olmayacağını kestirmek zordur. Fa­

kat bu yaklaşmanın sulha fayda vermediği ise muhakkaktır.

" Fakat" ile ' ' ;se" nin birlikte kullanılması yanlıştır. Biri gerek­ sizdir. Fakat buna rağmen 56 1 . Ben Amerikan piyeslerini sevmem. Fakat buna rağmen Karaca 'da Mü-


GEREKSİZ SÖZCÜKLER

93

nir Özkul 'un temsil ettiği Newyork 'ta Bir Pazar adlı eseri iki defa gördüm.

"Fakat" ile "buna rağmen" den biri gereksizdir. Davranış biçimi i62 . (Gecekondulu kişilerin) giyimlerinde, konuşmalarında, davranış bi­

çımlerinde aynı sivrilik oturmamışlık görülebilir.

i63 . Duygularımızın, davranış biçimlerimizin başkalarmdakinde uyandır­

dığı çağrışımlar bile farklı olabilmekte, dolayısıyla birbirimizi bir türlü anlayamamakta, kimi zaman ise birden parlayabilmekteyiz.

" Davranış" zaten davranma biçimi demek olduğundan bir de "biçim" eklemeye gerek yok. Döneminde 564. Medeni ülkelerin arasında ilkel bır millet olarak yaşamanın acısı, ya­

vaş yavaş cümlenin iliklerine sinmeye başlamıştır. Bunun için yılbaşı

döneminde diyoruz ki inançsızlığımız, tereddütlerimiz, umutsuzluklar­ mız artık Kendi yaşayışımızın kusurlarını görmek ve değerlendirmek çabasının sıkıntılarından doğmaktadır.

"Yılbaşı dönemi" ndeki "dönem" gereksizdir. Çünkü "dönem" , başı v e sonu olan zaman parçasıdır. "Yılbaşı" ise böyle bir kavram içermez. Bundan dolayı "yılbaşında" demek yeter. ("İliklerine sinmek" , " Deyimlerdeki Yanlışlar" ayrımında ele alınacaktır) . Ve, hem de 565 . Bu vesile ile . . . . Bankasını tebrik etmek ve hem de teşekkürlerini bil­

dirmek benim için vicdanı bir borçtur.

"ve hem de" sözünde ya " ve" ya da "hem de" gereksizdir. (Tümleç bağlantısıyla ilgili yaniış "Tümleç Yanlışları" ayrımın­ da görülecektir) . Ve, de 566. Namık Kemal, Babıalinin tercüme odasında katiplik vazifesini ifa vı;

gazete/ere de makaleler yazıyordu.


ÖMER ASIM AKSOY

94

'' . . . ifa ediyor ve gazetelere makaleler yazıyordu ' ' ya da ' ' . . . ifa ediyor, gazeleterele de makeleler yazıyordu" demek yeterken, aynı görevi yapan "ve" ile "de" birlikte kullanılmıştır.

Yeniden 567 . (Bu arkadaşların) yeniden derneğimizin çatısı altına dönecekler ini ve .

tüm sorunlarımızı karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğimizi umu­ yor ve diliyoruz. · ' Yeniden . . . döneceklerini ' ' anlatımındaki ' 'yeniden ' ' gereksiz­ dir. Dernekten çıkmış olan bu arkadaşlar, daha önce de çıkmış ve dön­ müş _olsalardı "yeniden" sözcüğü kullanılabilirdi. Böyle bir durum bulunmadığına göre sadece "döneceklerini " demek yeter. (Bu örnek

"Tümleç Yanlışl arı " ayrımında da ele alınmıştır). Galiba . . . . gibi görünüyor

568. Galiba başka çaresi de yok gibi görünüyor. " Galiba" ile " g ibi görünüyor" dan biri gereksizdir.

Gerçi . . . . malda birlikte 569 . Batı A vrupa camiasına dahil memleketlerin, gerçi arnlarında bazı fark­

lar olmakla birlikte muazzam bir iktisadi refah içinde bulundukları ma­ lumdur.

570.

Gerçi bu gayri resrrıı bir anlaşma olmakla beraber Alman işçi sendi­ kaları, kalkınma hususunda hükümetle el ve işbirliği yapacaklarına dair Başbakana verdikleri sözü tutmuşlardır. Her iki örnekte hem "gerç i " hem "olmakla birl ikte (beraber) " sözleri kullanılmıştır . Bunların görevleri aynı olduğundan ya yalnız " gerçi" , ya yalnız "olmakla birlikte (beraber) " kullanılmalı idi . "Gerçi" kullanılırsa "olmakla beraber" in yerine "vardır; ancak" getirilmelidir. Tümceler, "gerçi "siz ve

"ol mamakla birlikte "nin ye­

rine ' " ise de" getirilerek de kurulabilir.

Yazılı basın 57 1 . Türkiye 'de ve yurt dışında yazılı basının radyo-televizyon yayıncılı­ ğının, yazarlığının en seçkin örnek/erini verirken meslektaşlarının kal-'


95

GEREKSİZ SÖZC ÜKLER binde de taht kurmasını bildi.

Bu sözler 1 987 yazında Tanrı 'nın rahmetine kavuşan gazetesi Ör­ san Öymen için yazılan bir yazıdan alınmıştır. "Basın" sözcüğü, "yazılı yayın" olduğu için, tek başına "yazılı" kavramını da içerir. "Sözlü basın" diye bir şey yok ki bir de "yazılı basın" olsun. Bu nedenle "yazılı basın" sözündeki "yazılı" nitele­ mesi gereksizdir. 572 .

ANAP grubunda , yazılı basını dedikodu yazmakla suçlamasını, Er­ dem bunalımını geçiştirmek, kuzu gibi milletvekillerini uyutmak için siyasal bir taktik gibi görenler olmuştur.

Tanınmış bir yazarın 1 4 Ocak 1 989 günlü sayısında çıkan bu ya­ zıda da "yazılı basın" sözü geçiyor. 573 .

Basın, inandırıcılığını yitiriyor mu? Yazılı basının Batıda kurumlaş­ maya baş/amasından beri bu türden bir tartışma dönem dönem gün­ deme gelmektedir.

Bu parça 19. 1 2 . 1 988 günlü büyük bir gazeteden alınmıştır. 574.

Biliyorsunuz SEKA 'nın en büyük müşterisi yazılı basındır.

575.

Böylece hükümet yazılı basına "sen misin geçen sene kağıt fiatlarına itiraz eden ? İşte ithal kağıdının kaça mal olduğunu gör ve artık sesini kes! ' ' demiş oluyor.

Yukarıdaki sözler, tanınmış bir yazarın 30 Aralık 1 988 günü bu­ yük bir gazetede çıkan yazısından alınmıştır. 576.

Gazeteciler Cemiyeti başkanı Nezih Demirkent "yazılı basın ciddi bas­ kılar altındadır. Artan maliyetler karşısında arkadaşlarımız yaşam sa­ vaşı vermektedir. . . . ' ' dedi.

577. l 8 Mart 1 988 akşamı televizyonda yayımlanan Çanakkale programı­ nın basında eleştirilmesi üzerine

TRT Genel Müdürlüğünün 20 Maıt

1 988 akşamı televizyonda yaptığı açıklamada ' 'yazılı basının ' ' duyarlı yaklaşımına saygı ile bakıldığı . . .

belirtilmiştir.

"Basın " , zaten yazılı yayın olduğundan başına "yazılı" sözcü­ ğünün eklenmesine gerek yoktur. Nitekim aşağıdaki iki örnekte "basın" yerine "yazılı yayın" kullanılmıştır.


OMER ASIM AKSOY.

96

578.

Görse/ yayın daha ise

579.

etkilidir; 25 milyona

ulaşıyor. Yazılı yayının

tiraji

2 . 5 milyon.

Batı ülkelerinde yazılı yayının gücü, çoğu zaman görsel yayından da­ ha etkilidir.

Sanırız-benzer

580.

Hükümet sanırız

"vergi aracını " önümüzdeki yıl

içinde birkaç

kez daha kullanacağa benzer.

"Sanırız" ve "benzer" sözcükleri, aynı düşünceyi belirtmek için kullanılmıştır. Yani " hükümet, sanırız (ki) " vergi " aracını. . . . . . . . . birkaç kez daha kullanacaktır" demekle "hükümet, "vergi " ara­ cım . . . . birkaç kez daha kullanacağı benzer" demek arasında bir ay­ rım yoktur. Bu nedenle hem "sanırız" hem "benzer" sözcüklerini bir arada kullanmaya gerek yoktu. Yalnız biri kullanılarak, verdiği­ miz iki biçimden biri yeğlenmeliydi.

Her

58 l .

r.fer kalp ağrısı ve çarpıntısı hissedenler ekserisi kalp hastası olmayıp daha ziyade kalp hastalığından korkan sinir hastalarıdır.

Bu tümcenin düzeltme yollarından biri " Yanlış Yerde Bulunan Sözcükler" ayırımında görülecektir. İkinci düzeltme şöyle yapılabi­ lir: Baştaki "her kaldırılır, "hissedenler" de " hissedenlerin" biçi­ mine sokulur: "Kalp ağrısı ve çarpıntısı hissedenlerin ekserisi kalp hastası olmayıp . . . . "

Basmağa teşebbüs eden Kısaltılarak hulasa edilmiş

582. Kitabı ilk defa basmağa

teşebbüs eden Sinan onu bastırır. Bu,

1 92

sayfalık bir cilttir ve Karabekir'in hatıraları kısaltılarak hulasa edil­

miştir. İki yerde gereksiz sözcükler var: a) " Bastırır" denildiğine göre "basmağa teşebbüs eden" sözü boşuna söylenmiştir. b) "Kısaltılmak" ile " hulasa edilmek" aynı şeydir. " Kısaltılmıştır" demek yeterdi.

Mesela bir misal

583

Mesela bunu şöyle bir misalle tavzih edelim.


GEREKSİZ SÖZC ÜKLER

97

"Bunu şöyle bir misalle tavzih edelim" denildiğine göre bir de aynı görevi yapan "mesela"nın kullanılmasına hiç gerek yoktu.

Kabinedeki 584. Karar bekleyen meselelerden biri, kabinedeki bazı bakanların tutumu, siyasi afkonusu ve teşkilatın istekleridir. Bu üç meseleden ibaret gün­ deme gidilirken . . . . " Kabinedeki bazı bakanlar" sözünde bulunan " kabinedeki" söz­ cüğüne gerek var mı? ( "Meselelerden biri " . . . "üç mesele" eleştirisi için "Çelişen Sözler" ayrımına bakınız) .

Evvela

••.

-dan

sonra

585. Her sabah evvela sıcak su ile yıkandıktan sonra derin bir duş yapın. 586. Evvela liderler kademesinde yapılacak müzakerelerden sonra bütün koalisyon grupları. . . .

587. Birkaç saat mağara gibi bir yerde saklanmağa mecbur olan Asım, ön­ ce ailesini şehirden kaçırdıktan sonra kendisi de Antep alimlerinden 30-40 kişi ile birlikte Kilis 'e iltica etti. 5 88. Bilindiği gibi Akif, önce Tarih-i Kadim gibi dinsiz bir manzume yaz­

dıktan sonra o zaman Protestan papazları tarafından idare edilen Ro­ bert Kolej 'e geçen Fikret"e şöyle iki mısrayla dokunmuştur: Şimdi Allah 'a söver, sonra biraz bol para ver Hiç utanmaz Protestanlara zangoçluk eder. . Bu örneklerin dördünde de aynı yanlış var: " Evvela (önce) . . . den sonra" biçiminde bir söz kalıbı. Bu kalıbın " . . . -dan sonra" par­ çası gösteriyor ki daha önce bir iş yapılmıştır, ya da daha önce bir iş yapılmamıştır ama yapılması düşünülmektedir. Öyle ise yapılmış ya da yapılacak olan bu iş için "evvela (önce)" denmesine gerek yoktur. Tümcede " . . . . -dan sonra" öğesi bulunmasaydı, "evvela (önce)" kullanılması gerekirdi: "Evvela sıcak su ile yıkanın; sonra derin. . . " , " Evvela liderler kademesinde müzakereler yapılacak; sonra bü­ tün . . . . " , " Önce ailesini şehirden kaçırdı; sonra kendisi de . . . "


ÖMER ASIM AKSOY

98

Olsa olsa... olsa gerek 589 . Sizinki olsa olsa, şuur altına birikmiş birtakım suç komplekslerinin .

bir çeşit tezahürü olsa gerek. Tümcedeki gereksiz sözlerden kurtulmak için iki düzeltme yolu vardır: a) "Olsa olsa" çizilir. b) "Olsa olsa"ya dokunulmaz; sondaki "olsa gerek" yerine "olabilir" ya da "-dür" konulur.

Bundan böyle artık 590. Ben bundan böyle artık yamalı papuçla dolaşmaya niyetli değilim. "Bundan böyle ' l- ve "artık" sözlerinden biri gereksiz değil mi? -

59 1 . Dördüncü cilt

86.

dan itibaren

sayıdan itibaren başlıyor.

Bu örnek, büyük bir gazetenin

25 Mart 1989 tarihinde çıkan bir

yazısından alınmıştır.

"86. sayıdan itibaren" , "86. sayıdan başlayarak demektir. Bu " 86. sayıdan başlayarak başlıyor" biçimindf!

na göre yukarıdaki söz,

söylenmiş oluyor. Hem Arapça bir kalıptan kurtulmak hem de yanlış anlatımı düzeltmek için "itibaren "i çizmek gerekiyor. "Osmanlıcadaki kalıplaşmış sözler" arasında bulunan "-den, itibarerı · · örneğine de bakınız.


vıı

YİNELEMELER "Yineleme" dediğimiz dil kusuru, aynı anlama geıen birden çok söz­ cüğün bir arada kullanılmasıdır. Bir kavramın Türkçesiyle yabancısının bir­ likte kullanılması da bu tür yanlışlardandır. "Yineleme"deki yineknen söz " gereksiz sözler" dendir. Örnekler:

Devre dönemi 592.· Bu

karar, içinde bulunduğunuz devre döneminde uygulanacaktır.

" Devre" ve "dönem" , özdeş anlamda iki sözcüktür. Birincisi Arapça ikincisi Türkçedir. " Devre" gereksizdir. "İçinde bulundu­ ğumuz dönemde" denilmeliydi.

Yayın ve neşriyat 593 .

Artık her türlü yayın ve neşriyatın uydurulan kelime ile yapılacağını temin edecekler.

"Neşriyat" gereksizdir. ("Yapılacağını"nın yersizliği, "Birbiriyle Karıştırılan Sözcükler" ayrımında görülmüştür).

Güç ve müşkül Türk milleti, güç ve müşkül zamanlarda ırki ve dini kudretini gösterir.

594.

Teşekkür ve şükran 595 . . . . .

.

ve sayın Ankaralı hemşerilerimize teşekkür ve şükranlarımızı san.

mayı borç biliriz.

(Büyük şehir belçdıye bşk.)

İkisi de Arapça olan "teşekkür" ve "şükran" aynı anlama g_e lir. Birisi kullanıldıktan sonra ötekini kullanmak yinelemedir, gereksizdir.

Koşul ve şart 59fi.

Borçlu, fondan aşağıda belirtilen koşul ve şartlar çerçevesinde öde­ meler dengesi niteliğinde yirmi beş milyon dolar yardım istemiştir.


ÖMER A SIM AKSOY

100

"Koşul " denildikten sonra bir de "şart" sözcüğünün kullanıl­ ması gülünç bir yinelemedir.

Zorunlu mecburiyet 597.

Türk demokrasisi komünizme de faşizme de şeriatçılığa da kapalıdır. Bu kapalılık tarihin, coğrafyanın ve sosyal bünyemizin gereği olarak Atatürk'ün bu memleket için koyduğu zorunlu mecburiyetlerden doğ­ muştur. " Zorunlu mecburiyet"te de gülünç bir yineleme yok mu?

Elverişli ve müsait :ı98. Dilimiz yeni kelime türetilmesine son derece elverişli ve müsaittir. "Elverişli" sözcüğü, Arapça olan " müsait" sözcüğünün Türk­ çesidir. "Elverişli" denildikten sonra bir de "müsait" eklenmesi çirkin değil mi?

Nedenine, niçinine :ı99. 1982 Anayasasıyla yeni rejime geçilmesinden bu yana, daha sadece bir yılın geride bırakılmış olmasına karşılık siyasetin kanallarında tı­ kanmalar büyük bir ivme kazanmıştır. Bunun nedenine, niçinine gir­ mek niyetinde değiliz. "Nedenine" ve " niçinine " , aynı anlamdadır; ı,iri gereksizdir.

Merhamet-acıma 600 : Çocuk kitl,lpları ve terbiye, körpe insanlara sevgiyi, merhameti, acı­ ' mayı, hizmet ve kurtuluş aşkım öğretmelidir. " Merhamet" , " acıma" nın Arapçasıdır " Acıma" nırı yanı sıra,

bir de " merhamet" kullanmak yinelemedir.

Tahliye - salıverilme 60 1 . Geçtiğimiz günlerde tutuklu sanıklardan (filanca) tahliye edilerek sa­ lıverilmişti. Tutuklunun salıverilmesine eskiden Arapça bir sözcükle "tahliye " denilirdi. İkisini bir arada kullanmak kötü bir yinelemedir.


YİNELEMELER

101 Bu sebepten dolayı

602. Orduya politika bulaşmamalıdır. Bu sebepten dolayı ordudan ayrılıp

siyasi hayata girmek isteyenler. . . . Gerek "bu sebepten" gerekse "bundan dolayı" sözleri , "bu yüz­ den " , "bundan ötürü " , "bunun için" demektir. "Bundan dolayı" demek varken • ' sebepten' ' in de kullanılması gereksiz bir yinelemedir.

Taşıt aracı 603 . Göstericilerin taşıt araçlarını tahrip ettikleri ileri sürülüyor. rıQ4.

Yurt dışında çalışan işçilerin Türkiye 'de üretilen taşıt araçlarını sıra beklemeden dövizle almalarını sağlamak amacıyla yeniden düzenle­ nen tebliğin bugün yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

605 . Yol/arda, caddelerde taşıt araçlarının, kaldırımlarda yayaların gidiş gelişi. . . 606. En sevdiğim taşıt aracıdır uçak. 607. Ankara 'nın meteorolojik durumundan tutun da kirli hava ve şehirplan laması, yeşil alanlar, yakıtlar ve yakma tekniği, taşıt araçları, endüst­ rinin kirletici sonuçları, kirli havanın insan sağlığı üzerindeki etkilerine kadar, çeşitli konular işlenmiş uzmanlarca. 608. Gündemde son madde bulunan taşıt vasıtalarından yer işgaliye resmi

alınması hakkındaki tarife uzun müzakerelere yol açtı. 609 . Sabahleyin evaen çıkıp aleşam evine dönünceye değin büyük kentin taşıt araçlarında, sokaklarında serseme dönüyor, nerdeyse sayrı dü­ şüyormuş. 610. Motörlü taşıt bulunmadan önce insanoğlu hayvanları taşıt aracı ola­

rak kullanır; yolculuklar, kervansaraylarda, hanlarda konaklayarak ya­ pılırdı. O çağlarda en hızlı taşıt at idi. Bu örneklerdeki "taşıt aracı" sözü yanlıştır. Çünkü "taşıt" ın sonundaki "-t" ekinde araç kavramı vardır.

Sanıyorum ... olsa gerek 6 1 1 . Bu sorunun yanıtını bizden önce bulması gereken kişi sanırım (filan

kimse) olsa gerek.


. ÖMER ASIM AKSOY

1 02

6 1 2 . Sözünü ettiği olay, sanırız, tekstil ihracatına getirilen kısıtlamalarla ilgili olsa gerek.

" Sanırım" ile " olsa gerek'' aynı kavramı belirttiğinden her iki­ sinin birlikte kullanılması bir yinelemedir. Birinci örnekte şu iki bi­ çimden biri yeğlenmeliydi: 1 ) . . . bizden önce bulması gereken kişi. filan kimse olsa gerek. 2) . . bizden önce bulması gereken kişi sa· nırım filan kimsedir. .

Yalmz ne var ki

61 3. Dil Kurumu 'nun ana işlevi Türk dil devrimini gerçekleştirmektir. Yal­ nız ne var ki dilimizdeki yenileşme ve atılımlar, Dil Kurumu 'yla da başlamış sayılmaz.

"Yalnız" ve "ne var ki" aynı görevi yapıyor. Biri kullanıldık­ tan sonra ötekine gerek yoktur. Ama ne var ki

6 1 4 . . . . . . diye iktidara gelen bir parti . . . . seçim sandığında başarısızlığının hesabını vermesi gerekir. Ama ne var ki bu mantık ile seçim araştır­ maları çelişiyor.

Bu örnekteki "ama" çizilerek sadece " ne var ki" denilse, ya da "ama"ya dokunulmayıp "ne var ki" çizilse anlatımda bir eksiklik olmaz; tersine söz daha etkili olur. Çünkü "ama" ile "ne var ki" aynı görevi yapmaktadırlar. 6 1 5 . (Bu kişi) ahlakın, erdemin, mertlik geleneğinin sarsılmaz bir temsil­ cisi olma savında. Ama ne var ki daha ilk günden saptanan ilke ve programlardan hiçbirine uymamayı usuna yerleştirmiş.

Burada da "ama" ve "ne var ki"den biri gereksizdir. Çünkü ikisi birden kullanılarak sağlanmak istenen anlamı, her biri tek başına sağlar. ,61 6. Başbakan son olayların bir dönüm noktasını vurguladığını kabul et­ meyebilir ve . . işlerin değişmediğini dile getirebilir. Ama ne var ki inandırıcı olabilmesi artık pek mümkün değildir. 6!7

Ankara 'nın "daha çok ticaret " ilkesinin üstünde durnıası, yerinde bir tutumdur. Ama ne var ki bu tutumu Washington 'a kabul ettirebilmekten


103

YINELEMELER bugün için uzak bir konumdadır.

" Ama ve "ne var ki" aynı görevi yapıyor. Biri gereksizdir.

Nedeni.. .. olmasındandır 6 1 8 . Ticaret Bakanlığının. "Dış Ticaret Örgütü ' ' ile maliyeden koparılan " Hazine"nin başına oturtulmasının nedeni sürekli iki taraflı bez do­ kumaya meraklı olmasındandır. ' 'Olmasındandır' ' sözcüğü, ' 'olması nedenine dayanır ' ' kavramı taşımaktadır. Bu duruma göre " nedeni" sözcüğüne gerek yoktur. " Nedeni" sözcüğü kullanılırsa "olmasıdır" demek yeter. Yani tüm­ ce iki biçimde düzeltilebilir: I )

. .

. . oturtulmasının nedeni . . . meraklı

olmasıdır. 2) . . . . oturtulması . . . . meraklı olmasındandır.

Çetin ve zor 6 1 9. Bu çetin ve zor rolü başarı ile yürüttü.

Saygı ve hürmet 620.

İstifamı arz eder, muhterem arkadaşlara saygı ile hürmetlerimi sunarım. Bu iki örnekteki gereksiz yinelemeler de sırıtıp duruyor.

Terk ve bırakılan 62 1 . Arazi-i öşriye üç nevidir: Birinci nevi fetihten evvel ahalisi İslam di­

nini kabul ettiği takdirde onlara terk ve bırakılan arazidir. Ya "terk edilen arazidir" denilmeli idi ya da "bırakılan arazi­ dir" . Özdeş anlamı bulunan "terk" ile "bırakma" birlikte kullanıl­ mamalı idi. ("Terk"ten sonra "edilen" yardımcı eyleminin kullanılmamış ol­ ması ayrı bir yanlıştır ki " Yüklem Yanlışları" ayrımında görülecek­ tir. " Bozuk Anlatımlar" ayrımındaki açıklamaya da bakınız) .

Durak yeri 522. Tabelasız durak yerlerine tabela takılacak, durakların adları yazılacak. 123 .

.

. belediyesi, yolcuların soğuktan müteessir olmamaları için otobüs · .

durak yerleı:ine açık hava mangalları koydurmaya başlamıştır.


ÖM2R ASIM AKSOY

1 04

" Durak" sözcüğü "durulan yer" demektir. Bunun için "durak

yeri" değil , sadece "durak" demek gerekir. Nitekim yukarıdaki bi­

rinci örnekte ikinci kez kullanılan "durak"tan sonra "yeri" getiril­ memiş, yanlış yinelenmemiştir. Ancak ne var ki

624. 1 293 Kanun-i Esasisi, görünüş itibariyle sempatik ve sanki meşruti bir monarşinin esaslarına yer verir nitelikte idi. Ancak ne var ki ikti­ dar sahiplerinin şeytana bile oyun oynayan keskin zeka ile araya sı­ kıştırdıkları bir madde yüzünden demokratik gibi görünen bütün sistem teme/siz bırakılmıştır.

625 ." Pek çok dili konuşan turizm gönüllüleri bile yetiştirilmiştir. Ancak ne var ki gönüllüler, turiste bu mevsim öz/em çekiyorlar.

"Ancak" ve "ne var ki" aynı görevi yapar. Biri kullanıldıktan sonra ötekine gerek yoktur. Ancak şu kadar var

ki

626. 27 Mayıs inkilabından sonra, yine bir heyecan devri başladı. Ancak şu kadar var ki aradan geçen 30-35 yıl içinde, her sahada olduğu gibi dil sahasında da epey ilim adamı yetişmiş bulunuyor.

" Ancak şu kadar var ki" de "ancak ne var ki" gibidir. Yani "ancak" kullanılırsa "şu kadar var ki" demeye gerek yoktur. "Şu kadar var ki" kullanılırsa "ancak" gereksiz kalır. Ancak şu da var

ki

627. Dili Arapça olmayan milletler arasında da Arapça böyle bir tekelcili­ ğin aracı olmuştur. Ancak şu da var ki Osmanlı İmparatorluğu için­ deki halkların, dili Türkçe olanları, yüzyıllar boyu kendi sınırlı yaşamlarında doğal Türkçe konuşurlardı.

" Ancak şu da var ki" sözü de "ancak şu kadar var ki" , "ancak ne var ki' "ama ne var ki" gibi, biri gereksiz olan iki parçadan oluş­ maktadır: " Ancak" aedııcten sonra " şu da var ki" denilemez. "Şr da var ki" kullanılacaksa "ancak"a gerek yoktur. 62X Gerçi Şahpur, parlementodan güven oyu alarak görevini sürdürdü. Ne


YiNELEMELER

1 05

var ki Bahtiyar'a verilen gü ven oyu, gerçekte Şahın gitmesini kolay­ /aştırmak, çabuklaştırmak amacına yönelikti. İşte bu örnekte sadece " ne var ki" kullanılmış yinelemelere yer verilmemiştir .

Sebebi .... -dandır Sebebi . . . . -mek içindir Nedeni . . . . -mak içindi Sebehi. . . . -den ileri gelmiştir.

62Ç Bu güne kadar adalet müessesesine bir leke kondurulmamışsa bunun sebebi, biraz da mevcut hakimlerin yarısımn teminatsız olmasına rağ­ men vazife aşkı ile çalışmalarındandır.

630. . . . bunun sebebi, Amerika 'da hayatın insanüstü süratli ve gürültülü olmasındandır.

63 1 . Bazı hallerde uyumamanızın sebebi vücudunuzun gerçekten uykuya ihtiyacı olmamasındandır.

632. Kahve çekirdeği, kavrulduktan sonra çekilir. Bu kavrulmanın sebebi kahveye o kendine özgu. kokuyu . vermek içindİr.

63? "Ozanca "yı anışımın asıl nedeni, ikinci sayısında çıkan . . . . . ın adlı şirini okurlarıma duyurmak içindi.

634. (Radyoda) saat 22 'de neşriyat kesilmiştir. Bunun sebebinin verici rad­ yonun elektriğinin kesilmiş olmasından ileri geldiği anlaşılmıştır. Bu örneklerin sonlanndaki " -dandır" , "-ınak içindir" , "-dan ileri

gelmiştir" sözcükleri, nedenlik bildirir. Oysa, içinde bulunduklan tüm­ celerde bunlarla birlikte, yine nedenlik bildiren ' '.sebebi ' ' , ' ' nedeni ' '

sözcükleri de kullanılmıştır. Aynı görevi yapan iki dil öğesinden biri

gereksizdir. Buna göre ömeklerimizden birincisini şu iki biçimden bi­ rini yeğleyerek düzeltebiliriz: a)

. . . bir leke kondurulmamışsa bunun nedeni . . . vazife aşkı ile

çalışmalarıdır. b) . . . . bir leke kondurulmamışsa bu . . vazife aşkı ile çalışıpala· rındandır.


106

_______

OMER ASIM Af(SOY

Bu iki biçim, öteki örneklere de uygulanabilir. Ereğim ..... içindir Maksadım.... içindir Bu küçük et işini anlatmaktan ereğim. her işin de buna göre olduğunu açıklamak içindir. 636. Bunları tekrar etmekten maksadım, benim mılli gelır rakamlarını ay­ nen verdiğime dair (filan kişide de) mevcut olduğu görülen intibaı Uıshih etmek içindir. 615 .

Bu örneklerdeki "anlatmaktan ereğim" ve "tekrar etmekten maksadım" sözleri, birbirine benziyor: " Anlatmamın nedeni" , "yi­ nelemenin nedeni " kavramını içeriyor. Bu duruma göre önceki ör­ nekler için söylediklerimizi burada da yineleyeceğiz: Birinci tümce­ nin doğrusu şu iki. biçimden biridir: a) . . . . . anlatmaktan ereğim, her işin buna göre olduğunu açıkla­ maktır. b) . . . . anlatmam, her işin buna göre olduğunu açıklamak içindir. İkinci örnek de bunun gibi iki biçimde düzeltilebilir. Nedeni .... -dan kaynaklanıyor Nedeni... -dan doğmaktadır 637. Kanımca yüksek ücretlerin bir nedeni de yıpranma olasılığının fazla oluşundan kaynaklawyor.

638. Yanlış anlaşılmanın bir nedeni de Marksist felsefeye verilen çeşitli, kimi zaman birbirleriyle çelişik anlamlardan doğmaktadır.

""dan kaynaklanıyor" , ) ' -dan ileri geliyor" anlamınadır. "-dan doğmaktadır" da öyle. Bunun içih birinci örnek, " . . . nedeni . . . -dan ileri geliyor" biçiminde söylenmiş demektir. Biraz önce görüldüğü üzere burada bir yineleme vardır. Bu yinelemeyi ortadan kaldırmanın yolu, (birinci örnekte) anlatımı şu ikı biçimden biri durumuna getirmektir. a) Yüksek ücretlerin bir nedeni de yıpranma olasılığının fazla oluşudur. b) Yüksek ücretler, yıpranma olasılığının fazla oluşundan kay­ naklanıyor (ileri geliyor) .


YİNELEMELER

107

İkinci örnek de, bunun gibi, iki türlü düzeltilebilir. Anlamı .... demektir Türkçesi . . . . demektir · 639 . Ne demektir acaba bu sözün anlamı ? 640. "Darüle/han "ın kelime anlamı • ·nağmeler evi " demektir. 64 1 . Sosyalistin bir anlamı da çağdaş bilinci özümlemiş kişi demektir.

Bu örneklerde aynı görevi yapan "anlamı" ve "demektir" söz­ cüklerinden biri gereksizdir. Birinci örneği iki türlü düzelterek gös terelim. a) Nedir acaba bu sözün anlamı? b) Ne demektir acaba bu söz? Budur ki.. .. demektir 642 . · 'Haptetmek " denen şey budur ki "bir kimsenin ağzına sözünü ot gi­

bi tıkamak'' ' demektir.

Yinelemeyi ortadan kaldırmak için iki türlü düzeltme yapılabilir. a) "Haptetmek" denen şey, "bir kimsenin sözünü ağzına ot gibi tıkamak"tır. b) Haptetmek, "bir kimsenin sözünü ağzına ot gibi tıkamak" demektir. Demek ... denir 643 . Enişte demek, bir er ya da hatun kişinin karısıyla evlenene denir.

Tümcenin sonunda ·'denir" bulunduğuna göre "demek" sözcü­ ğünün hiç gereği yoktur. Eğer... -duğu takdirde 644. Otelin içinde bir televizyon istasyonunun da buluiıması imkanları aran­

maktadır. Eğer bu imkanlar bulunduğu takdirde memleketimizde de­ vamlı surette yayın yapan bir televizyon istasyonu da otel ile birlikte faaliyete geçecektir.

"Eğer" sözcüğü ve ondan biraz sonra gelen "-duğu takdirde" sözü koşul kavramı taşıyor. "Bulunduğu takdirde" (daha doğrusu "bu-


ÖMER ASIM A KSOY

108

lunursa") denildikten sonra "eğer"e gereklik kalmaz. Güzergah üzerinde Taksim-Mecidiyeköy arasındaki tercihli yol güzergahı üzerinde . . .

"Güzergah" , yol üzeri demek olduğu için bıinun arkasına bir de "üzerinde· ' eklemek yanlıştır. Osmanlıcayı doğru kullananlar · 'güzergahında" demekle yetinirler. Ama 1 979 yılında da "tercihli yol güzergahında" diye yazmak ve söylemek çok ayıp olmuyor mu? Neden "özel yol üzerinde" değil? Daha henüz 646. En eski hatıralar daha henüz dün gibi. 647 . Daha henüz orrada bir iktidar partisi yokken meydanlarda dolaşan par­

ticiler mütemadiyen birbirlerini kötülemekle, rakiplerini harcamakla meşguldürler.

" Daha" ve "henüz " , aynı anlamı taşıyan iki sözcüktür . İkisinin birlikte kullanılması yanlıştır. "Daha" varken Farsça bir sözcük olan "henüz ' 'e gerek yoktur. Takriben . . . . yakın 648. Vazifem, 3 Nisan 1 91 8 tarihinden 13 Nisan 1 920 tarihine kadar tak­

riben iki seneye yakın bir müddet devam etmiş olmakla beraber. . . .

"İki seneye yakın" denildiğine göre aynı anlama gelen Arapça "takriben"e ne gerek var! (Anlatım ile gerçek arasındaki çelişki, ' 'çelişen sözler' ' ayrımın­ da görülecektir) . Anlaşıldığına göre .... anlaşılmaktadır 649 . Eski eser/erden anlaşıldığına göre Ankara 'nın Etiler devrinde de önemli

bir yeri olduğu anlaşılmaktadır.

" . . . . anlaşıldığına göre" diye başlayan tümce, "anlaşılmaktadır" diye bitirilemez. Doğru anlatım şu iki biçimden biridir: a) Eski eserlerden anlaşıldığına göre Ankara'nın Etiler devrinde de önemli bir yeri vardı. b) Ankara 'nın Etiler devrinde de önemli bir yeri bulunduğu eski


eserlerden anlaşılmaktadır. yoksul-fakir 650. Öşür, yoksul ve fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için onlara tevzi edilirdi. a) " Yoksul "ile "fakir" özdeş anlam taşıdığına göre biri gerek­ sizdir. " Fakir"i çizmek daha doğrudur.

b) " Yoksul ve fakir"den üç sözcük sonra, bu sözcüklerin yerini tutmak üzere "onlar" geliyor. Bu da bir yinelemedir. Her iki yinelemeden kurtulm1k için tümceye şu biçim verilebilir: "Öşür, ihtiyaçlarını karşılamak için yoksullara tevzi edilirdi" . Bu tüm­ cenin " ihtiyaçlarını karşılamak için" parçası bile gereksiz görülebi­ lir. Yoksullara dağıtılan mal ya da para elbette "ihtiyaçlarını karşılamak için" olur. Bunu söylemeye gerek var mı? Hali hazırdaki durum 65 1 . (Üniversiteleri) merkezleştirme, hali hazırdaki durumda aşırıya var­ dırılmıştır.

" Hali hazırda" şimdiki durumda demektir. Bunun arkasına biı de "durumda" eklemek yanlış bir yinelemedir. "Şimdiki durumdaki durumda" gibi bir şey söylenmiş oluyor. Tarafsız . . . tarafından 652 . Tarafsız ülkeler tarafından hazırlanan tasar/ . . . .

Bir radyo haberinde geçen bu parçada. ' 'taraf ' sözcüğünün yi­ nelenmesi kulağımızı rahatsız ediyor. " Ü l keler tarafından " yerine "ülkelerce" denilirse hem çirkin ses kalmaz hem de yabancı sözcük­ lerden biri Türkçe bir ekle karşılanmış olur. Yanındaki . . . . altındaki 653 . Yemekler ekseriya rektörlük binasının hemen yanındaki profesörler evinin altındaki lokantada yeniyordu.

"Yanındaki" ve "altındaki" sözcüklerinde arka arkaya "-ki" kul­ lanılması bir çirkinlik doğuruyor. Bu çirkinliği - gidermek için "yanındaki" sözcüğünü "yanında bulunan" diye değiştirmek yeter.


ÖMER ASIM AKSO Y

1 10

Katılarak, gerekçe olarak 654. Dilci bir heyet toplantısında kendi aradığı, kendi bulduğu öz Türkçe kelimeyi reddedenlere katılarak, gerekçe olarak şöyle demişti: "Ma­ demki demokrasi var, kabuf-i amme şarttır.

Bu örnekte çok kötü biçimde arka arkaya kullanılm :ş olan " katılarak ". , " gt>rekçe olarak" sözcüklerindeki "-rak"lardan birini şöylece değiştirebi liriz: " katılarak " yerine "katıl mış" diyerek. Az daha öldüreyazdı 655 . Malatyalı Mehmet Ali Ağca, Papa 2. Jean Paul 'ü az daha öldüreyazdı .

Özdeş kavramı taşıyan "az daha" ile "öldüreyazdı"dan biri ge· reksizdir. Dediler ki. . . dediler 656. Bu kadar dövizi küçümseyerek dedi/er ki bu kadannı herhangi bir hol­ dingin genel koordinatörü gitse alır, gelir dediler.

"Dediler ki" den sonra bir daha "dediler" getirmek doğru de­ ğildir. İkisinden biri yeter. Ötrendiğimize göre - söylenmektedir 657 . Öğrendiğimize göre aylardan beri memur maaşlarına yapılacağı söy ]enen zam yapılamayacağı söylenmektedir.

·

Tümcenin sonundaki "söylenmektedir" gereksizdir. Çünkü "öğ­ rendiğimize göre" sözü bu görevi yapmaktadır Tümce şöyle bitecek• ti: " . . . zam yapılamayacaktır" Tahrip ve yıktıkları 658. Bu imparatorluğun kale dışındaki Ceneviz evlerini tahrip ve yıktıkla­ rını Bizans tarihleri yazıyor.

"Tahrip' ile "yıkma; ' aynı anlamı taşıyan sözcükler dduğundan "tahrip ve yıktıklarını"daki "tahrip ve " sözcükleri gereksizdir. Kaldi ki (bu yinelemeye göz yumulsa bile) "tahrip ettiklerini ve yıktıklarını denilmesi gerekirdi. (Bu örnekteki yardımcı eylem eksikliği, "Yüklem Yanlışları" ay­ rımında ayrıca ele alınmıştır).


YİNELEMELER

111

gerek. . . . gerekir

659. Altmış yıl sonra İsviçre 'nin aynı- Lozan kentinde "Dünya Ermeni Kongresi ' ' düzenleniyor. Bunun özel bir anlamı olsa gerek. Bunun anlamını değerlendirmek için Kurtuluş Savaşı öncesine kısaca göz at­ mak ve o yıllarda Ermenilerle Rumların kimlerce, nasıl desteklendik­ lerini anımsamak gerekir. "Gerek" ve " gerekir" sözcükleri birbirini izleyen iki tümcede yinelenmiştir. Birinci "gerek"ten wnraki "bunun anlamını değerlen· dirmek için" den sonra bir "de" kullanılsaydı, ikinci tümcedeki " gerekir " sözcüğü çirkinlik yaratmaz , hatta anlatımı güçlendirirdi. Birinci tümcenin sonu, bu "de" kullanılmayarak şöyle olabilir. "Bu­ nun özel bir anlamı olmalıdır" .

Tabii ki

....

doğaldır

660. Trafik daire başkanı . . . . ' 'yılda dört yüz bin araç trafiğe giriyor. Ama altyapı aynı durumda. Gayet tabii kı bu artışa paralel olarak kazalar­ da artış olması doğaldır" dedi. "Gayet tabii ki . . . doğaldır" demek doğru mu?

Hem . . ve hem de .

66 1 . Hem büyük bir asker, inkılapçı ve hem de aynı zamanda büyük bit

hatip olan Atatürk 'ün, gerek siyasi, gerek ıçtimai ve gerekse asken mücadelesi sırasında kuvvetli bir ifade kudretiyle söylediği sözlerin her birini hitabetin bir şaheseri görerek. . . . . . Bu sözler, " Atatürk ve Edebiyat" başlıklı bir incelemede geç­ mektedir. " Hem büyük bir asker, inkılapçı ve hem de aynı zamanda büyükbir hatipteki "ve hem de aynı zamanda" parçası, sadece "hem de" olsa yetmez miydi? Ya da sadece " aynı zamanda"?

Ziraat Yüksek Tarım .Okulu 662 . Sultan Hamit, 1 8 70 'Ji yıllarda Fransız klasik öğrenimini örnek alarak

. Halkalı Ziraat Yüksek Okulu 'nu açtırmıştır. Bu okul, Fransızların ' 'Ecol superieure d ' Agriculture ' ' (Ziraat Yüksek Tarım Okulu) okul� /arından birisinin tıpatw benzeriydi. "Ziraat Yüksek Tarım Okulu" ndaki "ziraat" sözcüğü gereksiz bir yineleme değil mi? Bir dalgınlık sonucu da olsa y azıya geçmiştir.


İnfazın yerine getirilmesi 663 . TBMM ölüm cezasının infazımn yerine getirilmemesine karar verdi­ ği ve bu cezayı başka bir cezaya tebdil etmediği takdirde müebbet ha­ pis cezasına çevrilmiş sayılır hükmü getirilecektir. "Cezanın infazı" ve "cezanın yerine getirilmesi" aynı anlamı taşıyor. Öyle ise tümce içindeki "infazının" sözüne gerek var mı?


VIII GEREKSİZ YARDIMCI EYLEMLER Kjmi yazılarda hiç gereği bulunmayan yardımcı eylemler kullanılmak­ tadır. Bunlardan örnekler görelim:

Umut etmek

664 665 .

Dilemek başka, dileğin gerçekleşebileceğini umut etmek de başkadır. Amerika 'nın Türkiye 'de yalnız bir otomobil kaybetmediğini saym. . . m yakında anlayacağını umut ederiz.

666. Bu nokta üzerinde anlaşabilirsek, umut ediyorum ki dil sorunundaki görüş ayrılıkları . . . .

667. Küskünlüğünün bundan böyle geçmiş olmasını umut eder, yararlı ça­ lışmalarını bekleriz. Bu konuyu radyo ile anlatmış olmamı, umut ederim ki sayın . . . hoş karşılar

668 Önümüzdeki yol yokuş da olsa, çıkacak soluğumuz var diye düşünü­ yorum. Demokrasiye geçiş sürecinde darboğazları aşacağımızı umut ediyorum.

669. Biz, uğradığımız haksızlıklardan bir an önce kuıtulmayı umut ediyoruz. 670. Her zamankinden daha çok bir ve beraber olmak gerçeğinin iyice an­ laşılmış olduğunu umut etmek istiyorum. "Umut", Türkçe bir sözcüktür. Farsçada aynı .anlamı taşıyan biı "ümit" sözcüğü vardır. Türkçe "umut"un eylemliği "ummak"tır, Farsça "ümit" sözcüğü de eskiden " etmek" yardımcı eylemliğiyle birlikte "ümit etmek" biçiminde ve "ummak" anlamına kullanılır­ dı . Şimdi kimi yazarlar, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, "ümıt " ' i n Türkçesini kullanmakta, ama eski alışkanlıkla bunun arkasına bir de yardımcı eylemlik �etirerek "umut etmek" demektedirler. Daha-, sı , kimileri Farsça "ümit"in uzun söylenen "mi"si gibi Türkçe

"umut"un "�u"sunu da uzatarak " umfit etmek" diyorlar ve gülünç


ÖMER ASIM AKSOY.

1 14

oluyorlar. "Ummak" dururken "umut etmek" demek, Türkçeden sap­ maktır. Nitekim "rica ederim" yerine "dilek ederim" denilemez; "dilerim" denilir. 67 1 . Üç gün boyunca insan manzaraları seyrettik. . . Çocuklar, kadınlar, er­ kekler . . . . hepsi de umut etmek, umut bağlamak istiyordu.

11

Eylül

1 988 günlü bir gazetede çıkan bu yazıdaki "umut etmek"

sözünü nasıl buluyorsunuz?

Etki etmek 672 . Kocaman fabrikalar yapılırken ekonomiye nasıl etki. edeceğini kimse araştırmıyor. "Etki "den sonra "edeceğini" demek, hem çirkin hem gereksiz­ dir. Tümcenin şu biçimde olmas.ı gerekir: ' ' . . . . ekonomiyi nasıl etki­ leyeceğini . . . . " 673 . Denktaş 'ın ilk seçimlere şahsi prestijini ortaya koyarak etki ettiğini. . . ileri sürmüştür. "Etki" sözcüğünü yardımcı bir eylernlikle kullanmak gerekirse "etmek" i değil, "yapmak"ı yeğlemek gerekir. Böylece aynı kökten iki sözcüğün yan yana gelmesi çirkinliğine yer verilmevıiş olur. An­ cak, "etkilemek" varken, "etki yapmak " , "etki göstermek" deme­ ye, çoğu kez gerek kalmaz. Yukarıdaki örnek de " . . . ilk seçimleri . . . etkilediğini ' ' biçimine girer.

İsteğinde bulunmak 674. Sınava girmek isteğinde bulunanların son müracaat günü olan . . . . "İsteyenlerin" denilebilirken, gereksiz yere yardımcı eylem kul­ lanılmış, " isteğinde bulunanlann" denilmiştir.

Kuşku etmek 675 . Önce ondan kuşku ettiğimi sakladım. " Kuşku ettim" , şüphe ettim' in çevirisi. Bu yola başvurmaya gt:­ rek yoktu; " kuşkulandığımı" denilmeliydi. (Bu örnek "Çeviri Kokan Sözler" ayrımında da ele alınmıştır) .


GEREKSİZ YARDIMCI���� EYLEMLER ���-

__ill_

Başvuruda bulunmak 676.

. . . . . isteklilerin Bakanlığımız özlük işleri müdürlüğüne başvuruda bu· lunmaları. ·

"Başvurmaları" demek varken "başvuruda bulunmaları" di) e bir anlatım biçimi getirmenin ne gereği var! (Bu örnek "Çeviri Kokan Sözler" ayrımında da ele alınmıştır Başvuru yapmak 677.

TSYD tesisleri kesinlikle otel olacak. Şirketler ihale için başvuru yapıyor.

"Yapıyor" yardımcı eylemi, gereksiz yere kullanılmıştır. Doğ­ ru Türkce anlatım "başvuruyor" dur. Duyurma yapmak 678.

Senato kürsüsünden defalarca dile getirdik. Hatta Sayın Cumhurba� kanına da duyurmalar yaptık.

" Duyurmalar yaptık " , sakat bir anlatımdır. Doğrusu "duyurduk" , "birçok kez duyurduk"tur. Neden olmak 679.

Arabaların kış aylarında barınacakları bir garajın olmaması, mazot de­ polarının donmasına neden oluyor.

680.

Büyük çıkar çatışmalarının neden olduğu sürtüşmelerden söz et­ miyoruz.

68 1 .

K,iracı - ev sahibi çekişmesi, dört kişilik bir ailenin yok olmasına ne­ den oldu.

682.

Güney Afrika 'daki ırkçı beyaz azınlık yönetiminin kara derililere re­ va gördüğü �ulmün sürüp gitmesi, öyle görülüyor ki büyük bir baş­ kaldırıya neden olacaktır.

"Bu işin sebebi " yerine "bu işin nedeni" diyoruz: Ad olarak "sebep" yerine "neden" kullanmak yerindedir. Ama Osmanlıcanın "sebep olmak" mı "neden olmak" biçiminde Türkçeleştirmeye ge­ rek yok. Çünki,i Türkçede bu kavram için "yol açmak" sözü var. Daha da kısa.


ÖMER ASIM AKSOY

1 16

Şunu da belirtelim ki " neden olmak" kullanımı yaygınlaştı . ( "Çeviri Kokan Sözler" ayrımında " neden olmak" üzerin­ de de durulmustur) Etki eden etmenler

683. ("Sağlık Bilgisi " adlı kitaptaki bir başlık) Sağlığa etki eden etmenler. Bu örnekte " -et" kökünden üç sözcük bir araya gelmiş. Biri za­ ten gereksiz " Etki eden" yerine "etkileyen" kullanılması elbette da­ ha uygun. Bu durumda "sağlığa" tümlecini de "sağlığı" diye değiştirmek gerekir. Bu iki değişiklikle başlık "Sağlığı etkileyen etmenler ' ' biçimini alır; çirkinlik de azalır. ' 'Etkileyen' ' kullanılma­ sa çirkinlik hiç kalmaz. Sözgelişi şöyle denilebilir. "Sağlığı bozan et­ menler " , " Sağlığa dokunan etmenler" Yenilgi almak

684. Bu karşılaşmada iki galibiyet üç yenilgi aldık. " Aldık" sözcüğü -"elde ettik" anlamına " galibiyet" in yardım� eylemi olarak doğru kullanılmıştır. "Yenilgi" de "galibiyet"e bag· landığı için aynı yardımcı eylemle kullanılmış oluyor ve "yenilgi el­ de ettik" gibi bir anlam taşıyor ki dil duygumuza aykırıdır. Bu kavram, ya "yenilgiye uğradık" ya da "yenildik" diye belirtilir. "Galibiyet" ve "yenilgi " bir tek yükleme bağlanmak isteniyor­ 'sa " iki galibiyetimiz, üç yenilgimiz var" (daha doğrusu iki yengimiz, üç yenilgimiz var) gibi bir anlatıma başvurulabilir.

(Bu örnek "Çelişen Sözler" ayrımında da görülecek) . İstek alan

685. Şimdi sizlere pek çok istek alan bir parçayı dinleteceğiz. Dilimizde " istek almak" biçiminde bir kuruluş yoktur. Burada­ . ki "Çok istek alan" kavramı için " çok istenilen" , "çalınması çok istenen' ' , ' 'birçok dinleyicinin isteği' ' ·gibi anlatım yollarımız vardır.


IX ÇELİŞEN SÖZLER Bu ayrımda iki türlü çelişki göreceğiz: A . Anlam Çelişkileri B. Sözcük Çelişkileri A. ANLAM ÇELİŞKİLERİ Bir anlatımda anlamca çelişen, birbirini tutmayan sözler bulunmas;, oku­ yanı şaşırtır ve yazara karşı güvensizlik yaratır. Örnekler: . 686.

Bell\i-tabii Belki İstanbul ağzında bizim aydın yargıcın medresede öğrendiği res­ mi lisanda bulunmayan yerli bazı fiil çekimleri, ekler. kelimeler var tabii.

"Bazı fiil çekimleri, ekler, kelimeler" , başta "belki var" sayılı­ yor; sonda ise "var tabii " yargısına bağlanıyor. Çelişen iki yargıdan hangisi amaçlanmıştır, belli değil . Yazımda-konuştuğum

687.

Bundan bir süre önce yayınladığım bir yazımda kendimi de dahil ede­ rek ' 'biz öğretim üyeleri memlekete karşı ihanet içerisindeyiz ' ' şek­ linde konuştuğum zaman, fakültemezin bazı öğretim üyeleri tarafından linç edilecektim.

Yazar, tırnak içindeki sözün, önce bir "yazısında" geçtiğini be­ lirtiyor; biraz sonra böyle " konuştuğunu" söylüyor. Hangisi? Herhalde-zannediyorum

688. Bu zatın yaşını bilmiyorum. Fakat herhalde Türk musikisinin şevket ve saltanat devirlerinde yaşamamış olduğunu zannediyorum.

"J:lerhalde" sözü çoğu kez kesinlik bildirir; "zannediyorum" ise kesinlikle bağdaşmayan olasılık. Bir zatın şöyle bir zamanda yaşama­ mış olduğu kesinlikle biliniyor mu, yoksa öyle mi sanılıyor, yazı bi­ çimi bunu belirtebilecek durumda değildir.


1 18

ÖMER ASIM A KSOY

" Herhalde" sözü kimileyin de olasılık bildirmede kullanılır. YU• kandaki tümcede bu anlamla kullanılmış olduğu kabul edilirse, bu ketf. yazıda aynı görev için hem "herhalde"nin, hem "zannediyorum"un bulunması doğru olmaz, biri gereksiz kalır. Eminiz-olsa gerek 689. Eminiz ki sinirlerine hakimiyeti herkesçe bilinen İnönü, bu olaylar

karşısında en çok acı duyan kimse olsa gerek.

" Eminiz" ile " olsa gerek' ' birbiriyle uyuşmaz. Bu nedenle ya­ zar, " İnönü'nün acı duyduğundan emin mi, yoksa "acı duyduğunu mu sanıyor?" belli değil. Şüphesiz-olmalıdır 690. Bu istek, hiç şüphesiz Başkan Einsenhower 'in da kulağına erişmiş ol­

malıdır.

" Hiç şüphesiz" kesinlik belirtecidir; eyıemı . . erışmiştir" olacaktı ki kesinlik kavramı tamamlansın. Oysa eylem "erişmiş olmalıdır" sözüyle ola­ sılı k gösteriyor. Bu da "hiç şüphesiz " ile uyuşmuyor. Belirtilecek düşün­ ce, olasılık idiyse "hiç şüphesiz" kullanılmamalı, sadece "erişmiş olmalıdır" denilmeliydi. Aşağı yukan-tam 691

Bundan aşağı yukarı tam bir asır evvel . . . .

Belirtilecek zaman "tam bir asır evvel" ise "aşağı yukarı" diye nitelendirilemez. "Aşağı yukarı bir asır" ise " tı.m" diye nitelendir­ mek yanlış olur. Tam-gibi bir şey 692 . Bizim "koşma " kelimesi "beste "nin tam k:ırşılığı gibi bir şey.

Önceki örnekte olduğu gibi "tam karşılığı" ise, tümce "-dır" ile bitirilmeli idi. "Gibi bir şey" denilince tam karşılığı yargısından uzaklaşılıyor. Çelişkinin giderilmesi ve düşüncenin doğru belirtilme­ si için ya "tam"ın, ya "gibi bir şey"in çizilmesi gerekiyor. Muhakkak-sanıyorum 693. �urası muhakkak ki bakanlığın bugünkü iç bünyesini yeni ihtiyaçlara

göre düzenlemek, eksikleri tamamlamak ihtiyacı olduğunu sanıyorum.


119

_.ÇELiŞEN SOZLER

Bir durumun bı:mı " muhakkak " hem " sanıyorum" yargısıyla de­ ğerlendirilmesi bir çelişki değil mi?

Çokluk-olurdu 694. Behzat, arada oyun bozanlık yapar, çokluk sahneye çıkmadığı olurdu " Arada . . . . sahneye çıkmadığı olurdu" sözleri, Behzat'ın sey rek

olarak

sahneye

çıkmadığını

belirtiyor.

"Çokluk

sahneye

çıkmadığı" ise bunun tersi bir anlam taşıyor. Bu çelişkinin gideril mesi ve anlamın kesinlik kazanması için ya "çokluk sahneye çıkmazdı"

ya da ("çokluk" sözcüğü kullanılmadan) "sahneye çıkmadığı olurdu" denilmelidir.

Bizce-olsa gerek 695. Bizce gecekonduların cazibesini bertaraf etmekle bu hadiseyi rasyo­ nel bir suretle önlemek imkanı pek zayıf ols� gerek.

696. Bize öyle geliyor ki. . . ın bu sefer kesin bir dil kullanışının başlıca iki sebebi olsa gerek. Her iki örneğin başındaki "bizce" , "bize öyle g eliyor ki" söz­ leri yazarın kişisel görüşünü bildireceğini haber veriyor. Oysa tüm­ celer, "olsa gerektir" diye kişisel görüşü bildirmeyen sözcüklerlt bitiyor. Kişisel görüş bildirilecek idiyse, tümceler şöyle olmalıydı : "Bizce . . . . zayıftır" , "bize öyle geliyor k i . . . iki sebebi vardır" . Kişisel görüş bildirilmeyip olasılık bulunduğu söylenecek idiyst şöyle denilmeliydi : ' 'Gecekonduların cazibesini . . . önlemek imkfuıı pel zayıf olsa gerektir " , " . . . ın bu sefer kesin bir dil kullanışının başlıc< iki sebebi olsa gerek " . (İkinci bölümün " Osmanlıca � öz Kalıpları" ayrımında

"

berta

raf etmek" üzerinde de durulmuştur) .

Meselelerden biri-üç mesele 697. Karar bekleyen meselelerden biri, kabinedeki bazı bakanlann tutumu siyasi afkonusu ve teşkilatın istekleridir. Bu üç meseleden ibaret gün deme gidilirken . . . . "Karar bekleyen meselelerden biri " diye söze başlanmış,

amı

bir değil şöyle üç sorun sıralanmıştır: Bazı bakanların tutumu, siyas af konusu, teşkilatın istekleri.


ÖMER ASIM AKSOY

120

( "Kabinedeki bazı bakanlar" sözcüğünün eleştirisi " Gereksiz Sözcükler" ayrımındadır) .

İki yıldan çok-iki yıla yakın

698. Vazifem, 3 Nisan 1 9 J 8 'den 13 Nisan 1 920 'ye kadar takriben iki se­ neye yakın bir müddet devam etmiş olmakla beraber. . . Belirtilen tarihler gösteriyor ki görev , "iki yıla yakın" değil, " iki

yıldan on gün artık" sürmüştür. Anlatımla gerçek arasında tutarsızlık var.

( "Takriten, -e yakın" için " Yinelemeler" ayrımına bakınİz) .

Tabii-sanıyorum

699. Görüşmede tabii ki tüm politik sorunların ele alınacağını sanıyoru111 . Politik sorunlarn ele alınmasını "tabii" diye nitelemek, bun� kuşkusuz,

kesin olduğunu belirtmektir.

Ama tümce sonundaki

"sanıyorum" olma ya da olmama olasılığı bulunduğu anlamını taşH yor. Böylece anlatımda bir çelişki ortaya çıkıyor. Asıl düşünce, ya " görüşmede tabii ki tüm politik sorunlar ele alınacaktır" diye ya da " görüşmede tüm politik sorunların ele alınacağını sanıyorum" diye söylen!_lleli idi.

Kesinlikle-umduğunu 700. ita/yan savunma bakanı, (Filistin 'li korsanlarca kaçırılan İtalyan yol­ cu gemisi için) kesinlikle askeri bir çözüme başvurulmayacağını um­ duğunu belirtti. ' ' Askeri bir çözüme başvurulmayacağı ' ' kesin ise umulmaz; umu­ luyorsa kesin değil demektir.

Olumlu tepki 701 . Büyük bir gazetede iri puntolu başlık: Nato'dan Varşova Paktı 'na olum­ lu tepki . (Altındaki yaz ı : ) Nato yetkilileri, Varşova Paktı 'nun silahla­

rın sınırlandırılmasıyla ilgili önerilerini "ümit verici " bulduklarını söylediler. . . ' 'Biz bu yaklaşımı teşvik etmek istiyoruz ' ' dediler. "Olumlu tepki " sözü yanlıştır. Çünkü "tepki " , olumlu bir ey­ lem değil, bir duruma, bir olaya karşı gösterilen olumsuz davranıştır. Silahların sınırlandırılmasını beğenmek, istemek, bu davranışa, bu ey­ leme karşı koymak olmadığından "tepki " diye nitelenemez . Burad�


ÇELiŞEN SÖZLER

----

I :! I

· ·olumlu tepki " değil "olumlu davranış " . " ol umlu tutum . . . " ol um­ l u karşılama · ' gibi bir söz kullanılmal ıyd ı _

Herhalde .... olsa �rek 702 . Yanlı metinde iç politikaya tek sözcükle bile yer vermedi. Herhalde bu nedenle olsa gerek. "soru-yanıt . . bölümünde iç politikaya ilişkin tek bir soru . . . den geldi. r11.

" Herhalde" y i ya kesinl i k ya da olasılık bildirmek için kulhını­ Bu örnekte "olasılık .. için kullanılrııış ise aynı görev için "olsa

gerek" de bulunduğundan ikisinden biri gereksiz demektir. " Kesinlik"

için kullanılmış ise, olasılık belirten "olsa gerekti r " ile çelişiyor.

Mahkemeye veren-verilen 703 . Gazete haberinin başlığı) Bakanlık. öğretmen dergisini mahkemeye ı crdi. ! Altındaki yazıda:)

Öğretmen Dünya.�ı adlı derginin avukatı An İdare Mahkemesine başvurarak Milli Eğitim Bakanlığının bir ge­ nelge ile bu derginin okullara sokulmasını yasakladığını bildirmiş., kanunlara göre Bakanlığın böyle bir yasaklama yetkisinin bulunma· dığına karar verilmesini istemiştir. kara

Başlıkla altı ndaki yazı çel işmektedir: Baş l ı kta Bakanlığın Dergı. yi mahkemeye verdiği yazılıdır. A ltındaki yazıda ise tam tersine, Der, ginin Bakanlığı mahkemeye verdiği . . . B . SÖZCÜ K ÇELİ Ş K İ LE R İ K im ileyi n bir anlatım içinde yeni Türkçe sözcüklerle birlikte artık unu­ tulmuş olan ya da bırakılması gereken yabancı sözcükler kull an ı lmaktadır. Bu da bir tutarsızlıktır: Sil indir şapka ile entari giymek gibi b i r şey . Bu durı,ınıu vurgulayan bir deyimimiz de vardır: Altı kaval üstü şeşhane. Birkaç örnek göre l i m :

Anlatıma sahip 704.

' " Sekiz

sütuna manşet " . çoğunlukla bir sinemasal anlatıma sahipti.

"Çoğunlukla" . " 'sinemasal " . "anlatım" sözcükleriyle "sahipti " sözcüğünün yan yana gelmesi bir uyumsuzluk o luşturuyor. Tümceye şu biçim verilirse çel işki kalmaz. " sekiz sütuna manşet' in . . . . anlatı­ mı vardı . .


Öı\1 f:R A S/ı\1 A K SO Y

Hane-dağıtım

705. Hane başına elli gram kahve dağıtımı .

"

' " Hane haşına'dan sonra " ' kahve tevzi i ' " demek yakışırd ı . Anı< doğrusu �u: Mademki " ' kahve dağıtımı · · kul lanı l nıı�tır: bununla uyu �acak söz ' " hane ha�ına" değil . · · ev haşına" dır. Konu-neşri�·at

706.

Bıı konıı ile ilgili rıe�riyat . . . .

" Konu ile i l g i l i " n i n yanında ' "yayın" k ullanılması gerekir ' " neşriyat " yad ı rgan ır. M üzakere-iizetlemek

707 . Başkan. müzakereleri özetledikten sonra . . . " ' Başkan" ve ' "iizetledikten ' " sözcükleri arasında ' " müzakereleri ' sözcüğü okuyanı rahatsız ediyor . Oraya yakışan . " ' giirü�meleri"dir Müstakbel-seçim

708 . Müswkbe/ seçimlerde uygulanacak usul . . . " ' Gelecek seçimlerde uygulanacak yöntem " denirse anlatım ya malı hohça durumunda olmaktan kurtulur. Ödev-telakki

709. -r:·ı,.rinizi yerine getirmeyi ödev telakki ederim . Çeli�kiyi ortadan kaldırmak için anlatınıa �u hiçim verilmel i : Buyruğunuzu yerine getirmeyi ödev hilirim (sayarım) . İhtisas alanları

7 1 0 . Her türlü meslek sahibi kişilere, devlet adamlarına, yc'ineticilere. kene ihtisas alanları içinde kalan konularda eserler yazdırıldı. konf'cran.sla verdirildi. geziler düzenlendi. Bu örneğin eleştirilecek birkaç yeri var: " Yüklem Yanl ışlığı " v "gereksiz sözcükler" konularıyla i l g i l i olanları o bölümlere bırakı

yoru z . Burada ' i ht isas alanları " sözünde. b ! rbi rine yan bakan iki sör . cük bulunduğuna dikkati çekmek istiyoruz. Anlatımın tutarl ı olma� için " 'uzmanlı!.;" alanlar ı " denilmesi gereki rd i . " İhtisas sahaları' " is art ı k önerilemez .


ÇELİŞEN SÖZLER

123

Dokumak-örmek 71 1 .

Anası iyi çorap dokurdu . . . Bu nakışlı çorap, bir türkü sıcaklığında örülmüştü.

" Çorap" için hem "dokumak" hem "örmek" eyleminin kulla­ nılması bir çelişkidir.

Yendi-Mağlup etti 712

..

. . . . Spor, . . . . . Spor 'u 2-0 yendi. . . . . . . Spor, . . . . . . Spor'u 3-2 mağlup etti. 23 Şubat

1985 günü saat 20.30 haberleri arasında verilen bu bil­

ginin birinci tümcesinde "yendi" , ikinci tümcesinde "mağlup etti " kullanılması, birçoklarının sandığı gibi bir başarı değil, bir çelişkidir.

Özellik-Hususiyet 713. "İstanbul ağzı denilen söyleyiş özelliği çoktan kayboldu. Dil, işitile­

rek öğrenilir. İşitilen nedir? Başka başka yörelerin söyleyiş özellikle­

rinden doğma, hususiyeti olmayan bir ahenksizlik.

" Özellik" le "hususiyet" in birlikte kullanılması.


x

TAMLAMA YANLIŞLARI Bu ayrımda ad ve sıfat , tamlamalarındaki yanlışlardan örnekler göru­ lecektir.

Vazifesinin ahlaki vazifeleri 7 1 4 . Hocalık vazifesinin yalnız ilim öğretmek olmadığım, ilmi olduğu ka­ dar ahlaki vazifelerinin de bulunduğun u kabul etmek lazımdır. Sözün iki parçası var: a) " Hocalık vazifesinin yalnız ilim öğret­ mek olmadığını kabul etmek lazımdır" . Bu tümcenin kuruluşunda bir aksaklık yoklur. b) · ' Hocalık vazifesinin ilmi olduğu kadar ahlaki va­ zifelerinin de bulunduğunu kabul etmek lazımdır" .

İşte bu bozuk.

"Ho­

calık vazifesinin ahlaki vazifeleri ' ' olmaz. ' 'Hocanın ahlaki vazifeleri' ' olur. Onun için yukarıdaki sözler (Türkçeleştirilmesi bir yana) ş u bi­ çimde verilmeli idi: " Hocalık vazifesinin yalnız ilim öğretmek olma­ dığını, hocanın ilmi olduğu kadar ahlaki vazifelerinin de bulunduğunu kabul etmek lazımdır" Burada ad tamlamasının "tamlayan " ı yanlıştır.

Yürütülmesi-yürütülmesinin 715. İktisadi faaliyetlerin yürütülmesi, önemli ölçüde kredi mekanizması­ na, daha doğrusu geniş bir manada finansman mekanizmasına bağlı bulunduğu muhakkaktır. "Bağlı bulunduğu" , biı ad tamlamasının tamlanan parçasıdır. Bu­ nun tamlayanı "yürütülmesi"dir. Ancak tamlayanın eki eksiktir. An· !atımın düzelmesi için tamlayanı "yürütülmesinin" biçimine sokmak gerekmektedir.

Zamanıdır-bunun zamanıdır 7 1 6.

flükümetin o kadar çok ve önemli işleri var

ki

böyle şeylerle uğraş

maya ne vakti vardır, ne de zamanıdır. "Uğraşmaya" tümleci, birbirine bağlı olan "ne vakti var " , " ne ne zamanıdır" yüklemlerinin ikisine birden hizmet etmektedir. Oysa


TAMLAMA YANLIŞLARI

1 25

bu tümleç ancak · · ne vakti var" yüklemine hizmet edebilir. Çünkü " 'ne de uğraşmaya zamanıdır" denilemez. Bu yanlış, bir tamlayaı ; ek­ sikliğinden ileri geliyor. Tamlayanı koyalım: . . . . . böyle şeylerle uğ­ ra�maya ne vakti var, ne de bunun zamanıdır" . Kimin eşine 7 1 7 . Jonson, eşine iyi bakması için Mevhibe İnönü 'den ricada bulundu.

(Amerika Cumhurbaşkanı Jonson, başkan yardımcısı iken karı­ sıyla birlikte Türkiye'ye gelmişti . O günlerde bir gazete, bu başlık altında bir haber yayımlamıştı) . B u tümcedeki " 'eş" kimdir, belli değil . Jonson'un ricası n e idi? Mevhibe İnönü'nün İnönü'ye iyi bakması mı. Mevhibe İnönü'nün Jon­ son'un eşine iyi bakması mı? Bu kapalıcalık (ipham), "eşi " tamlana­ nı için açık bir tamlayan bulunmamasından ileri geliyor. Kimin müdahalesi 1 8 . frak 'ın iç işlerine müdahalesi yüzünden Moskova 'nın Kasım 'la arası açıldı.

Moskova'nın Kasım 'la arası açıldı. Neden? Irak'ın iç işlerine mü­ dahalesi yüzünden. Kimin müdahalesi? Belirtilmemiş. Moskova' nın ve Kasım'm Irak'la ilgisini bilmesek. bu anlatıştan Irak'ın iç işlerine müdahale edenin Moskova mı Kasım mı olduğunu öğrenemeyiz. ("Moskova'nın Kasım ' la" �özü için "Yanlış Yerde Bulanan Sözcükler" ayrımına bakınız). Gülmesini-gülmeyi 19.

Neşe verici şeylerle de uğraşalım, gülmesini uıwtmayalım.

" 'Gülme"ye iki ek ulanmış: Biri tamlanan eki "-si" , öteki de belirtme durumu eki " ' -ni" . "Gülmesi" tamlananının tamlayanı yok; "kimin" gülmesi? "Gülmesini unutmayalım" sözü " gülmeyi unutmayalım" anlamına geliyor. Yani "gülme " ye getirilen belirtme eki yerinde, ama tamlama eki yersiz. Sonuç: "Gülmesini " kuruluşu, tamlama kuralına aykırıdır. Ne var ki bu gibi "yanlış"lar, yığınların malı olunca dilbilgisine "yeni kural" olarak giriyor. Bunların . . . vasıfta (olması) �O.

Önemli olan, bunların şu veya bu partiden olması değil, beldeyi hak-


ÔMER ASIM A KSOY

126

kıyla temsil edecek. vazifesinin icaplarını lay!kıyla yerine getirebile­ cek vasıfta ve yetkilerini partizanlığa alet etmeyecek bir zihniyet taşımasıdır.

Buradaki " "bunların· · tanılayanının maları gösterelim:

üç

tamlananı vardır. Tanıla-

a) Bunların şu veya bu partiden olması . b) Bunların beldeyi . . . -ecek vasıfta (olması . bulunması) . c ) Bunların . . . . -ecek zihniyet taşımaması. Birinci ve üçüncü tanılamanın tamlananı vardır. İkinci tamlama­ nın tamlananı yoktur. Çünkü " " bunların beldeyi . . -ecek vasıfta bulunması'' denilmesi gerekirken ·"bulunması· · . ·'olması·· gibi bir tam­ lanan gösterilmemiştir. İşte bu eksiklik bir tamlama yanlışıdır. (Eksik olan tamlanan. bir eylem adı olduğundan bu örnek "Yük­ lem Yanlışları" ayrımına da alınmıştır. "Yüklem Yanlışları" ayrı­ mında buna benzer başka örnekler de vardır. " "Tamlama Yanlışları " ayrımında o örneklere de yer verilebilir) . Aklına geldiği kelime 72 1 . Her önüne gelen, aklına geldiği kelimeyi ortaya atarsa ve lisanı sade­ leştirdiğini ileri sürerse. bugünkü keşmekeş çok daha uzun zaman böy­ lece sürüp gidecektir.

Dilbilgisi kurallarına göre: "-diği" ekiyle yapılmış ortaçların (sıfat-fiillerin) tamlananı, ()f[açtaki eylemin tümlecidir: " " Ali'nin gör­ düğü kişi " de kişi görülüyor; Ali kişiyi görüyor. " '-en" ekiyle yapılmış ortaçların tamlananı ise ortaçtaki eylemin öznesidir: " 'Gören kiş i " de kişi görüyor. Buna göre 'aklına geldiği kelime" sözündeki " "geldiği" ortacı­ nın buradaki kullanılışı yanlıştır. Çünkü "kelimeyi" sözcüğü "-diği" den sonra kullanıldığı için " aklına gelme" eyleminin tümleci olmak gerekirken öznesidir: Kelime akla geliyor. Öyk ise ortaç "-diği" ek­ le değiL " " -en" ekli olmalıdır. Yani " " her önüne gelen (rasgele her­ kes) aklına gelen kelimeyi ortaya atarsa . . . " denilmelidir. tlayvanıarın oınıeleri

722.

Üstüva hattında gece hayvanların. böceklerin böyle yırtınırcasına öt-


N_ L_ IŞ T_ A_M A Y_ A_ _ _L _ _A _M ,_L _A _R _I____ _ __

___

12 7

_ _ ______

melerinin tek alameti vardır: Korkunç bir ekvator yağmuru gelmek üzere . . .

Bu örnekte biçim yanlışı değil anlam yanlışı vardır. ' " Hayvanla­ rın, böceklerin ötmeleri " tamlaması . "hayvanların ötmeleri" . " 'bö­ ceklerin ötmeleri " demektir. " Hayvan" kavramı içinde bulunan böcekler ayrıca söylenmiştir, ama " ' ötme" bütün hayvanlar için kul­ lanılmıştır. Böcekler, kuşlar öter ama. sözgelişi aslanlar. filler. ge­ yikler. . . öter mi? Bu yanlış, iki tamlayana bağlı bir tamlananın. bu iki tamlayandan biri için uygun olduğu halde öbürü için uygun olma­ masından doğuyor. Bir İ lmi İnkişaflar 723 . Bu durum düzelmedikçe. Türkiye 'de bir ilmi ve kültürel inkişaflara ümidvar olmak beyhudedir.

"Bir ilmi inkişaflar" tamlamasında tamlayan "bir" olduğundan tamlanan çoğul olarak getirilemez. Bu nedenle ya " inkişaflar·' değil , ' "inkişaf ' denilmeli, ya da " inkişaflar" korunarak "bir" den vazge­ çilmeli idi. Birer cılız eserler 724. Bunların hepsi 24 saatlik ömrü olan birer cılız eserlerdir.

"Birer" sözcüğü üleştirme sıfatıdır. " Hepsi birer" sözünden bit tümün birlere ayrılmış olarak düşünüldüğü anlamı çıkar. Buna gör� "birer cılız " , herbiri bir cılız demektir. Tamlayan "bir" olduğuna göre tamlanan çoğul olamaz. Öyle ise "birer cılız eserler" yanlıştır; "birer cılız eser" denilmelidir. Dinsiz manzume 725 . Bilindiği gibi A kif, önce Tarih-i Kadim gibi dinsiz bir manzume yaz­ dıktan sonra. . Robert Kolej 'e geçen Fikret 'e . . . .

"Dinsiz manzume" tamlamasında biçim yanlışı yok. anlam yan­ lışı var. "Dinsiz kişi" olur ama "dinsiz manzume" olmaz. " Manzume" '"dine aykırı" , "din dışı" olabilir. Her çeşit faaliyetler Her çarpıntı hissedenler İki partililer


1:!8

ÖMER ASIM AKSOY İ ki türlü düşünürler gazete ve dergiler Birkaç memleketler

79

726. Her çeşit anayasa dışı faaliyetlere karşı demokrasiyi ve Cumhuriyeti savunmak . . .

727. Her kalp ağrnı ve çarpıntısı hisseden/erden ekserisi kalp hastası ol­ mayıp daha ziyade kalp hastalığından korkan sinir hastalarıdır.

728 . Koalisyon iki veya daha çok partiler arasında ana meselelerin fikri. beraberliğine dayanır.

729. Bizde Tapzimattan bu yana iki türlü düşünürler vardır. 730. Polliamlar 79 Amerikan gazete ve dergilerinde yayınlanan bir maka­ lelerinde Türkiye 'nin siyasi ve iktisadi gidişini tenkit ediyorlardı .

73 1 . Kambiyo kaydının mevcut olmadığı dünyada müstesna birkaç mem­ leket/erden biri de L übnan 'dır.

Dilimizde sayı çokluğu gösteren sıfatlarla yapılmış sıfat tamla­ malarında tamlanan çoğul değil tekil olur. Bu nedenle "her çeşit faa­ liyetler" , " her çarpıntı hissedenler " , " iki veya daha çok partiler' ' , "iki türlü düşünürler". "79 gazete ve dergiler ", "birkaç memleketler" tamlamalarının doğruları şunlardır: " Her çeşit faaliyet" , "her kalp ağrısı ve çarpıntısı hisseden" , "iki ya da daha çok parti' ' . " iki türlü düşünür" . "79 gazete ve dergi " . "birkaç memleket" . ! Birinci ve sonuncu örneklerde geçen "her çeşit" . "dünyada" sözcüKlerinin tümce içindeki yerleri de yanlıştır. Bu iki örnek " Yan­ lış Yerde Bulunan Sözcükler" _ayrımında bu bakımdan da ele alınmıştır) . Karşılıklı anlayış ve birlik

732 . . . .Tüm ...orunlarııııızı karşılıklı anlayış ve birlik ıçinde çözeceğimizi. . . .

"Karşılıklı anlayış ve birlik" bir sıfat tamlamasıdır. B u tamla­ mada "ve" ile bağlanan ik tamlanan vardır. Yani burada iki sıfat tam­ laması var demektir: " Karşılıklı anlayış" ve "karşılıklı birlik" . "Karşılıklı anlayış" . denilir ama " karşılıklı birlik" denilebilir mi'! " Karşılıkl ı " sıfatı yalnız "anlayış" için getirilmek istenmişse an !atını şöyle olmalıydı: "Sorunlarımızı birlik ve karşılıklı anlayış için de çözeceğimizi . . . · ·


TAMLAMA YANL JŞLARI

129

Yirminin üzerinde yazarlar 733. Türkiye 'de ilkokul 2 ve 3. sınıflarda okutulan yirminin

üzerinde de­

ğişik yazarların yazdığı Hayat Bilgisi Kitapları mevcuttur.

Birden büyük sayı sıfatının tamlananı tekil olur. Bu nedenle "yir­ minin üzerinde yazarlar" yanlıştır; "yirminin üzerinde yazar" denil­ melidir. Üç beş toplar 734. Rus donanması gelip Boğaz 'a dayanırsa. üç beş günü geçmiş toplar­ dan bir salvo. bir salvo . . .

İki ve daha çok sayı sıfatıyla kurulan sıfat tamlamalarında tamla­ nan tekil olur. Bu nedenle "üç beş toplar" yanlıştır; "üç beş top" denilmesi ge.-ekir. ("Üç beş günü geçmiş" için "Yanlış Yerde Bulu­ nan Sözcükler" ayrımına bakınız). Ticari ve serbest meslek faaliyeti 735. Katma Değer Vergisi. ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyetle­ ri çerçevesinde yapılan mal ve hizmet teslimleri ile ithalatı konusuna alan dolaylı bir vergidir.

"Ticari, sinai, zirai, faaliyet" denilseydi sıfat tamlaması yapıl­ mış olurdu. Böyle denilmemiş; "ticari, sınai, zirai" sıfatları, bir ad tamlaması olan "serbest meslek faaliyeti" sözündeki "faaliyeti" tam­ lananına bağlanmıştır . Yani "ticari, sınai, zirai, faaliyet" denilmesi gerekirken "ticari, sınai, zirai faaliyeti" gibi yanlış bir tamlama ya­ pılmıştır. Sözcüğü . . . olduğunu 736. Balıkçı 'nın ünlü ' 'merhaba ' 'sını anlatmış. Bu sözcüğü her anlama, her niyete kullandığını, bir dostluk parolası olduğunu . . yazıyor.

Tümcenin "bu sözcüğü . . . kullandığını" parçası, tümleç - eylem' olarak doğru ise de "bu sözcüğü . . . bir dostluk parolası olduğunu" biçiminde olan parçasındaki ' 'bu sözcüğü . . olduğunu' ' ad tamlaması­ nın kuruluşu yanlıştır. "Olduğunu" tamlananının tamlayanı "bu sözcüğün" biçiminde olması gerekirdi. Bu da "kullandığını" dan sonra ya "bu sözcüğün" ya da "bunun" sözcüklerinden birini getirmekle


l .JU

ÔMER ASIM AKSOY

olurdu.

"Üryan" tamlaması 737 . Yahya Kemal,

"Sicilya Kızlan çıplak " diyemez, "üryan " der. "Çıplak " sözcüğünü kaba, çirkin bulur; Arapça "üryan " tamlama­ sını yeğler. " Üryan" sözcüğü tamlama değil, sıfattır. 227

temsilciler

738. IMF lerin OECD '/erin 227 adet banka temsilcilerinin ayaklarına kadar '

,

gitmemizin nedeni. . . Bu örnekteki "adet" sözcüğü gereksizdir. Bundan başka, birden çok sayı gösteren sıfatların tamlananı tekil olmak gerekirken çoğul ola­ rak kullanılmıştır. Yani "227 banka temsilcisinin" denileceği yerde "227 banka temsilcilerinin" denilmiştir.

Benim ve senin . . . . 739. Benim ve senin bileceğin sürekli gerçek şudur.

Bu örnekte tamlayan birinci ve ikinci kişi, tamlanan ise yalnız ikin­ ci kişidir. Tamlananın tamlayanla uyumlu olabilmesi için her iki kişi­ yi kapsaması yani birinci ve ikinci kişiyi içine alan bir çoğul olarak biçimlenmesi gerekir. Birinci ve ikinci kişinin birleşmesiyle oluşan çoğul ise birinci kişinin çoğulu ile belirtilir. Bu nedenle tamlamanın doğru biçimi "benim ve senin bileceğimiz ' · dir.

. . . . nüfusu 740 . Türkiyemiz, servet kaynakları bol çok feyizli ve daima artan nüfusu

var. "Nüfusu" sözcüğü bir tamlanandır; tamlayanı "Türkiyemizin" olması gerekir. Oysa tümcede "Türkiyemiz" olarak yer almıştır. Tam­ lama yanlışının düzelmesi için anlatımın şu biçimi olması gerekir: "Türkiyemizin servet kaynakları boldur; daima artan nüfusu vardır" . ("Çok feyizli" sıfatı açıkta kalır). "Türkiyemiz" olarak kalacaksa, tümcenin doğru kuruluşu şöyle olur: "Türkiyemiz. servet kaynakları bol, çok feyizli ve nüfusu daima artan bir ülkedir. ( "Ülkedir" ekle­ niyor. Bu biçimde ad tamlaması yanlışı söz konusu değildir) .


TAMLAMA YANLIŞLAR/

131

. . . . değerlendirilmesi 74 1 . Türkiye 'ye yöneltilen şikayet de bu mantık doğrultusunda değerlen­ dirilmesi gerekir.

" Değerlendirilmesi" sözcüğü. bir .ad tamlamasının "tamlanan"ı­ dır. "Tamlayan" eksik olarak "şikayet"tir. Tamlamanın doğru ola­ bilmesi için tamlayan ekli olmalı, yani anlatıma "şikayetin . . . . değer­ lendirilmesi . . . . . " biçimi verilmelidir. Bu tümce_, "şikayet sözcüğü eksiz kullanılarak şu biçimde doğru olurdu: "Türkiye'ye yöneltilen şikayet de bu mantık doğrultusunda değerlendirilmelidir " . Liderlerinin enerji v e ileri görüşlülüğü 742. Türkiye bağımsızlık savaşını kazandıktan sonra durmadı. Liderleri­ nin şimdi durmama hususunda enerji ve ileri görüşlülüğü vardı.

" Liderlerinin ileri görüşlülüğü" tamlaması doğru. Ama araya gi­ ren ve "görüşlülüğü" ile birlikte tamlanan durumunda olan "enerji" sözcüğünün eki yok. Yani "liderinin enerji" gibi bir tamlama yapıl­ mış oluyor. İşte bu yanlış. Yöneticilerin izin verdiği istikamet 743 . 1 839 sonrası . . . . halk siyasete, yöneticelerin izin verdiği veya onların arzuları istikametinde katılabilirdi.

Bu sözler, bir profesörün, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Araştırma Merkezi derğisinin July 1 988 ( ! ) tarihini taşıyan sayısından alılllJ!ıştır. "Yöneticilerin arzuları istikametinde" tamla­ ması doğru, ama ' 'yöneticilerin izin verdiği istikametinde' ' tamlama sı doğru mu?


ıx

ÖZNE YANLIŞLARI Özne yanlışları , tümcede özne bulunmaması ya da özne ol amayaca k bir sözcüğün özne gibi kullanılması durumlarında görülmektedir. Örneklere bakalım : 744. Sanığa yumruk atan ve ağlayan şoföre engel olunarak odadan çıkarıldı.

Tümcenin öznesjni arayalım: Odadan ç ıkarılan kim? Belli değil. "Sanık" desek, tümce " sanığa odadan çıkarıldı" oluyor. " Şoför" desek, tümce " şoföre odadan çıkarıldı" biçimini alıyor. 745 . Yalnız bir noktaya dikkati çekmek isterim: Konserden evvel bescekfi­

rı tanıtmak üzere bir girizgfih_ hazırlayan . . . Beyin musikimizin tarihi

hakkında biraz yayan olduğunu müşahede etmiş olmaklığımdır.

Yazar "bir noktaya dikkati çekmek isterim " diyor. Bu noktanın ne olduğunu ikinci tümcede göreceğimizi düşünüyoruz. Ancak " . . . müşahade etmiş olmaklığımdır' ' diye biten bu tümce ile önceki tüm­ ce arasında bir bağ bulunmadığından her iki tümcenin anlamı havada kalıyor. "İsterim "den sonra "o da" eklense bağ kurulacak ve ikinci

tümce, öznesizlik kusurundan kurtulacaktır. Ne var ki ikinci tümce

"O da . . . Beyin . . . yayan olduğudur" biçi ıTıinde düzenlenmeli idi. Çün­

kü üzerine d ikkat çekilen ş ey ' · . Beyin ya yan olduğ u ' ' dur; yazarın ,

. .

bunu ' 'müşaha'de etmesi ' ' değildir.

746.

Zamanla paslanmış vidaların sökülmesi için birkaç damla petrol akı­ tıp pasların ve vidanın kolayca sökülmesine yardım edecektir. Bu durumuyla öznesiz olan tümcedeki

"akıtıp"

sözcüğü

" akıtmak" diye düzeltilirse pürüz ortadan kalkacaktır. 747 .

A sıl tahrip, Devlet Planlamasının, ilgili İktisadi Devlet Teşekkülleri ile ilgili bakanların karar ve yatırımlarıyla yine hükümettir. Bu tümcenin öznesi "asıl tahrip" olarak görünüyor. "Asıl tah­ rip . . . hükümettir" denilemez . Yani özne yanlıştır. Doğru özne "asıl

,


133

ÖZNE YANLIŞLARI

tahribi yapan"dır. "Asıl tahrip"in özne ofabilmesi için tümcenin şöyle kurulması gerekirdi: "Asıl tahrip . . . hükümetten gelmektedir " . (Hükümetin· deniz kıyısında fabrikalar kurması eleştiriliyor).

748 . Özleşme ve sadeleşmenin dilimizi fakirleştirdiği şöyle dursun. tam ter­

sine zenginleştirmektedir. Bu örnekteki iki tümceyi ayıralım: "Özleştirme ve sadeleşmenin dilimizi fakirleştirdiği şöyle dursun", " özleşme ve sadeleşmenin di­ limizi tam tersine zenginleştirmektedir". İkinci tümcenin yanlışı hemen kendini gösterdi. Bu tümce için doğ­ ru biçim şu: "Ö

zk{me ve sadeleşme dilimizi zenginleştirmektedir".

/

.

Yani ikinci tümcenin öznesi de -birinci tümcenin öznesi olan " özleşme ve sadeleşme" olmak gerekirken anlatım bunu sağlamamıştır. Yu­ karıdaki örnek düzeltilirse şöyle olur: "Özleşme ve sadeleşme, dilimizi fakirleştirmek şöyle dursun , zenginleştirmektir."

749. Besim A talay 'ın Öztürkçe Kuran çevirisindeki anlaşılmayan bazı ke­

limeler düzeltilerek yeniden basılmış. Bu, ünlü bir yazarımızın sözüdür. Yeniden basılan nedir? Yazıya göre "anlaşılmayan bazı kelimeler" . Oysa yazar böyle demek iste­ miyor. "Kuran çevirisi yeniden basılmış" demek istiyor. Yani tüm­ cenin öznesi " Kuran çevirisi" olduğu halde bu yazıda " bazı kelimeler"miş gibi görünüyor. Tümceyi şöyle düzeltmek gerekiyor: "Besim Atalay'ın öz Türkçe Kuran çevirisi-anlaşılmayan bazı keli­ meler düzeltilerek- yeniden basılmış".

750. Cephanelik nöbetçisinin silahı elinden alındı ve soyuldu. Bu sözler, "cephane nöbetçisinin silahı elinden alındı" ve " cep­ hane nöbetçisinin silahı soyuldu" gibi bir anlama gelecek biçimde ku­ rulmuştur. Tümce şöyle <1üzenlenmiş olsaydı, bu yanılgıya düşülmezdi : " Cephane nöbetçisi, silah ı elinden alınarak, soyuldu. "

151. Mutfakta epeyce derin, fakat suyu buz gibi bir kuyumuz vardı. Yazın

frijider vazifesini görür, yemiş/erimizi onun suyunda soğuturduk. "Vazifesini göıiir" eyleminin öznesi, "kuyumuz" dur: tekil üçün­ cü kişidir. " Soğuturduk" eyleminin öznesi ise "biz"dir; çoğul bi-


ÖMER ASIM AKSOY,

134

rinci kişidir. Böyle ayrı ayrı özneleri bulunan iki tümcenin tek özneli olarak birbirine bağlanması yanlıştır.

752. (Filan kişi) ziyaretten vaktinden evvel döndü. Ancak sinirleri bir hayli

bozulmuş ve ziyadesiyle üzülmüştü. Bir hayli bozulan " sinirleri"dir. Yazılışa göre ziyadesiyle üzü­ len de " sinirleri" oluyor. Oysa "ve" ile bağlanan ikinci tümcenin öznesi, "filan kişi"dir. .. Burada da özneleri ayrı olan iki tümce bir­ birine bağlanmıştır.

753. Memlekette bulanıklık yok bugün, tersine alaca karanlıktan sıyrılmış

durumda. İkinci tümcede özne yok. Olsaydı "memleket" olacaktı. Bu du­ ruma göre, birinci tümcenin öznesi olan "bulanıklık", ikinci tümce­ nin de öznesi olabilmeli idi; olamıyor. Çünkü "alaca karanlıktan sıyrılmış olan nedir"in yanıtı "bulanıklık" değil, söylenmemiş olan "memleket "tir. Yanılgı şuradan geliyor: İkinci tümcenin öznesi ola­ rak "memleket" sözcüğü söylenmiyor da birinci tümcede geçen "memlekette" sözcüğü, onun yerini tutar sanılıyor. Böylece birinci tümcenin tümleci, ikinci tümcenin öznesi durumuna geçiyor ve "mem­ lekette alaca karanlıktan sıyrılmış durumda" gibi bozuk bir tümce or­ taya çıkıyor.

754. Türkiyede öz dil başlığı altında işlenen cinayetin rengi artık ya kızıl

yahut karadır: Ya Moskova 'nın emrinde yahut cehaletin hatta irticain pençesindedir. (Nihat Sami Banarlı) Her iki tümce, tek özneye bağlanmıştır: a) Kızıl yahut kara olan ne? -Cinayetin rengi. Düşünce yanlış ama tümcenin kuruluşu doğru. b) Moskova 'nın emrinde yahut cehaletin hatta irticaın pençesinde olan kim? Yazıya göre, yine "cinayetin ren­ gi". Böyle şey olmaz. Yani aslında yanlış olan sav, bir de dilbilgisi yanlışı ile lekeli. İkinci tümce için yazarın kafasındaki özne, "öz dil" ya da "öz dilci" gibi bir şey. Bu öznenin bulunmaması, açıkladığı­ mız büyük yanlışın kaynağı olmuş.

755 . Bu tercümeler güzel, doğru ve salahayetli midir? "Bu tercümeler güzel, doğru mudur? " denilebilir ama "bu ter­ cümeler salahiyetli midir?" denilemez. Tercümeler (çeviriler) özne-


' ·'--'

sine "güzel " . "doğru" sıfatları yüklenebilir: Ancak. "yetkili" demek olan "salahiyetli" sıfatı yüklenemez. Bunun için ayrı bir özne geti­ rilmesi gerekirdi. Sözgelişi -dil de Türkçeleştirilerek- şöyle denilebi­ lirdi: " Bu çeviriler güzel ve doğru mudur? Çeviriciler yetkili midir?" 756 . . . bir şahıs. Hususi Kalem Müdürüne bağırmağa başlamış ve müdü­ .

.

rün gırtlağına sarılmıştır. Asabi ziyaretçinin hamleleri odacılar tara­ fından güçlükle durrJurulmuş ve daha sonra emniyet makamlarına teslim edilmhtir.

Yazılışa göre asabi ziyaretçinin hamleleri durduluyor ve bu "hamleler" emniyet makamlarına teslim ediliyor. Bu yanlışın oluş­ maması için "teslim edilmiştir" in bir öznesi bulunmalı idi. Yani " . . . daha sonra bu kişi (asabi ziyaretçi) emniyet makamlarına teslim edilmiştir" denilmeli idi. 757 . Belediye tarafındarr inşa edilmekte olan dokuz katlı mağazının inşaatı ekim ayında bitecek ve faaliyete geçecektir.

Bu örnekte birbirine bağlanmış iki yargı var: a) Mağazanın inşa­ atı bitecek, b) Faaliyete geçecek. Faaliyete geçecek olan kim ya da ne? Yazılışa göre "mağazanın inşaatı" . İnşaat faliyete geçemez. (Yapı çalışmaya başlayamaz) . Faaliyete geçecek olan (hizmete girecek, iş­ lemeye başlayacak olan) "mağaza"dır. Görülüyor ki ikinci yüklemin gerçek öznesi olan "mağaza" belirtilmemiş, onun yerini yanlış ola­ rak "mağazanın inşaatı" tutmuştur. 758. B u derneklerin faaliyet ve fayda derecesi nedir? Üyeleri kimlerdir, pelirlerini nasıl sağlarlar?

Buradaki üç tümceden biri.ncisinin bütün öğeleri söylenmiş, bu tümceye bağlanan ikinci ve üçüncü tümcelerde de "bu derneklerin" sözü var sayılmıştır. İkinci tümce ile "bu derneklerin üyeleri kimlerdir" denilmiş oluyor ki doğrudur. Üçüncü tümcenin daha ön­ ceki iki tümce ile uyumlu olabilmesi için "bu derneklerin gelirleri nasıl sağlanır" biçiminde olunmalı idi. Ancak yadlışa göre özne "bu der­ neklerin gel irleri" değil , tümcede bulunmayan "bu dernekler"dir. Onun için bu tümcenin özne bağlanışı yanlıştır. Doğru tümce şöyle olur: "Bu dernekler gelirlerini nasıl sağlarlar" . 759. Barlas 'da Kayabaşı 'nın çevirisinde hem yanlışlar var hem sahne dili-. ne hiç yatkın değil.


ÖMER ASIM AKSOY

1 36

"Sahne diline hiç yatkın değil" tümcesinin öznesi, "Barlas'la Ka­ yabaşının çevirisi' ' olmalıydı. Oysa önceki tümcenin tümleci olan · · . . . çcvırisinde" , ikinci tümce için özne gibi kullanılmış. 760. Bu örnekleri saymakla bitmez.

· Bitmez" eyleminin öznesi "örnekler" olmalıydı. Oysa " saymakla" nın nesnesi olan "örnekleri" sözcüğü "bitmez" in öznesi gibi düşü­ nülmüştür. 76 1 . Dili yasalar değil. politikacılar değil ulus yapar. Zaman içinde olu­ sur. arınır, durulur.

"Zan;ıan içi nde oluşur, arınır, durulur"; Ne? Dil : Özne olarak bulunması gereken bu "dil" , söylenmemiş. Örneğimizin başındaki "dil i " tümleci, bu görevi yapar diye düşünülmüş olacak. Görülüyor ki ikinci tümcenin ve onu izleyen eylemlerin öznesi yok. 762 . Halkevleri bulundukları yerlerde yayın işine çok hızlı girdiler. Gerçı her yerde basımevi yoktu. Çoğu kez il dışı yerlerde bastırıldı.

Bastırılan ne? Bildirilmemiş. Yani özne yok. 763 . Üniversitelerimizin içinde bulunduğu durum düzeltilmedikçe, çağdaş üniversite olma niteliğini büsbütün yitirecektir.

Bu örnekteki "düzelmedikçe" ulacının öznesi , "üniversiteleri­ mizin içinde bulunduğu durum"dur. Sonraki "yitirecektir" eylemi­ nin öznesi yoktur. Eksik olan özne, "üniversitelerimiz"dir. Baştaki " üniversitelerimizin" sözcüğü, bu görevi üstlenemez. Çünkü "üniversitelerimiz" biçiminde değildir. Anlatımdaki aksaklığı düzelt­ mek için " üniversitelerimizin" sözcüğünü "üniversitelerimiz" biçi­ mine getirmek gerekir. O zaman ' 'üniversitelerimiz ' ' , hem "düzeltilmedikçe " nin hem "yitirecektir"in öznesi olur. 764. Kullandığı otomobille Magosa Lefkoşe yolunda bir kamyonla çarpı­

şarak ağır yara/anan Raif Denktaş 'a ilk müdahale Letkoşe 'de yapıl­ mış, daha sonra Ankara 'ya getirilerek Üniversite hastanesinde yoğun bakıma alınmıştı .

Birbirine bağlı olan "yapılmış" ve "alınmış" eylemlerınin öz­ neleri (yazılışa göre) " il k müdahale" dir. Oysa " ilk müdahale yapılmış' ' sözü doğru ama ' ' ilk müdahale . . . yoğun bakıma alınmış'' sözü yanlıştır. Yoğun bakıma alınan, Raif Denktaş'tır. Ne var ki Raif Denktaş tümcede özne olarak değil, tümleç olarak bulunmaktadır.


ÖZNE YA NLJŞLARI

137

765 . Türk vatandaşının en büyük güvencesi ba.-;ındır v e ondan çok şey bek ­ /emektedir.

. .

Bu örnekte birbirine bağlı iki tümce var. Bi rinci tümcenin öznc�i .. vatandaşın güvencesi dir; yüklemi " basındır"

İkinci tümcenin öznesi yok; yüklemi ise "beklemektedir" . Bu yük­ lemin öznesi "vatandaş" olmalıydı. Oysa bağlı bulunduğu birinci tüm­ cede özne "vatanda{ ' değil. "vatandaşın güvencesi "dir. Demek ki ikinci tümcenin öznesi yanlış olarak. "vatandaşın güvencesi ' " imiş gibi görünüyor.

avının üstüne düştüğü zaman başı ile hayvanın derisinin içine girer. Bu durum. kene yeter ölçüde kan emineeye kadar sürer. sonra yere düşer, yumurtalarını bırakır, ölür.

766. Kene.

İkinci tümcenin öznesi "bu durum"dur. Bu özneye birkaç yük­ lem bağlanmıştır: "Sürer", "düşer" . "bırakır" . "ölür" . "Bu durum, kene yeter ölçüde kan eminceye kadar sürer" tüm­ cesinde bozukluk yoktur. Ama "bu durum . . . . sonra yere düşer, yu­ murtalarını bırakır, ölür'' biçimindeki anlatım yanlıştır. Çünkü "düşen, bırakan, ölen" bu durum değil kenedir. Yani ayrı ayrı özneleri bulu­ nan yüklemlerden kimisi, kendi öznesinden başka bir özneye bağlan­ mıştır. 767.

İnsana "Aflahı seviyor musun? " dense çileden çıkabilir.

Bu parça, bir yazarın büyük bir gazetede 3 Şubat 1 989 günü ya­ yınlanan yazısından alınmıştır. " Çileden çıkabilir" eyleminin öznesi "insan"dır, ama söylenmemiş; "insana" tümleci, özne yerini de tu­ tar sanılmıştır. Tümce şu biçinde yazılmış olsaydı yanlış yapılmamış olurdu: "Kendi­ sine. Allahı sever misin, diye sorulan insan çileden çıkabilir. "


XII TÜMLEÇ YANLIŞLARI Aşağıdaki örneklerde görülecek tümleç yanlışlarının çoğu şu türden­ Başka başka tümleçler alması gereken birden çok yüklem birbirine bağ­ lanıyor. Bunlardan yalnız birinin tümleci yazılıyor. Bu tümleç, öteki yüklemlere de hizmet eder sanılıyor. Oysa bu tümleç öteki yüklemlere uy­ gun düşmüyor, onlar ayrı ayrı tümleç istiyor.

dir:

"Tümleç eksikliği" diyebileceğimiz bu kusurdan başka "tümleç artıklığı" adı verebileceğimiz bir tümleç pürüzü daha vardır. Bu da aynı tümleci alan birbirine bağlı yüklemler için bu tümlecin gereksiz yere yine­ lenmesidir. Örneklere bakalım: 768 . Buna. ancak okurlar karar verir. uygular.

"Buna" tümleci "karar verir" yüklemi ıçm doğrudur, ama " uygular" yüklemi için doğru değil. Yani "buna uygular" denile­ mez. Bundan dolayı her iki eylemin de "buna" tümlecine bağlanmış olması yanlıştır. "Uygular"ın, alacağı tümlece göre şöyle bir tümce kurulması gerek: "Bunu ancak okurlar uygular " . Ya da baştaki "buna" tümleci "bunu" olarak değiştirilmeli ve "karar verir" yeri­ ne "kararlaştırır' denilmelidir: "Bunu ancak okurlar kararlaştırır. uy­ gular" 769. "Gafer ' Allahu lehli ": Cenabı Hak ona aff ü merhamet etsin.

fKamus-ı Türki. Ş. Sami)

" Af" ile "merhamet" arasındaki "ü" (ve) dolasıyla yüklem, "affetsin" ve "merhamet etsin" değerindedir. Her iki yüklemin bağ­ landığı "ona" tümleci ise, "merhamet etsin" için doğrudur; ancak "affetsin" için yanlıştır: "Ona affetsin" denemez. 770. A tatürkçülere. devrimcilere, yazarlara . profesörlere, gençlere sürek­

li çatan, eleştiren partizanları tutar.

· ·Atatürkçülere, devrimcilere . . çatan ' · sözünde tümleç ile eylem


TUMLEÇ YA NLIŞLARI

139

uyuşmazlığı yoktur. Ama, .. Atatürkçülere, devrimcilere . . . eleştiren" sözünde bu uyuşmazlık vardır. Böyle aynı tümleci alamayan eylem­ lerin birbirine bağlanmaları yanlıştır. "Çatan"dan sonra -"eleştiren eyleminin alacağı- "bunları" tümleci getirilmeli idi . 77 1

.

. . in bir gün daha iktidarda kalnıa.• ı. sorumsuzluğunu kat k;ıt artıra­ cak, hesap bile veremez duruma getirecektir. .

.

"Sorumsuzluğunu" tümleci, hem "artıracak" eylemine hem de . . . . . getirecek" eylemine hizmet eder durumundadır. Oysa ancak "ar­ tıracak"a hizmet edebilir. İkinci eylem için "onu" tümleci gerekir: " . . . . artıracak, onu hesap bile veremez duruma getirecektir" . 772 . Ben . . . liderini yabancı kampanyaların politikasını savunmakla hem suçlamış, hem de kanıtlamıştım.

Yazar, . . . . liderini suçlamıştır ama bu lideri kanıtlamamıştır. Şöyle diyecekti: " . . . hem suçlamış hem de savımı kanıtlamıştım" . 773. (Şairlere, yazarlara) ne diyorlar, nasıl 8öylüyorlar diye değil, bize yak­ laşıyorlar mı, uzaklaşıyorlar mı diye bakmışız.

" Yaklaşıyorlar mı" ile " uz.ıklaşıyorlar mı" aynı tümleci almaz. Bu aksaklığın giderilmesi için şöyle bir düzeltme yapmak gerekiyor: " Bize yaklaşıyorlar mı, bizden uzaklaşıyorlar mı?" 774 .

. gayet güzel okudu. Kendisini tebrik ve sanat namına teşekkür ederim. . .

" Kendisini " tümleci, hem "tebrik " , hem "teşekkür" için kul­ lanılmıştır. " Kendisini tebrik ederim" denilebilirse de "kendisini te­ şekkür ederim" denilemeyeceğirİden tümceye başka bir biçim verilmeli idi : " Kendisine tebrik ve teşekkürlerimi sunarım " gibi . 775 . Bu vesile ile . . . Bankasını hem tebrik etmek ve hem de teşekkürlerimi bildirmek benim için medeni bir borçtur.

" . . . . . Bankasını tebrit etmek" olur ama, "Bankasını teşükkürle­ rimi bildirmek" olmaz. Tümce şöyle düzeltilebilir: " . . . . Bankasına tebrik ve teşekkürlerimi bildirmek . . . . ' '

("ve hem de" sözündeki "ve "nin gereksizliği " Gereksiz Sözcükler" ayrımında görülmüştür) .


ÖMl:R ASIM AKSOY

1 .+O

776 . Kocası ölmüş bir kadına · ·metruke · · denildiğini işitmedim ve bir yer­ dt' le!>iadüf etmedim .

. . . . . denildiğini işitmedim" . · ·

denildiğini bir yerde tesadüf al­ ması gerekiyor. Şöyle denilebilirdi: · · . . . denildiğini işitmedim; böyle bir kullanışa bir yerde tesadüf etmedim' · etmed i m " " gibi yazılmı� olan bu sözde iki ylıklemin başka başka tümleçler

777 . Sanır mı ki bu sözle ri millet dinler ve inanır?

"Bu sözleri millet dinler ve bu sözleri millet inanır" denilmiş olu­ yor. Düzeltelim: · · sanır mı ki millet hu sözleri dinler ve onlara inanır?" 7 78. Kendi benzerini döven. söven. türlü işkenceler uygulayan adam ruh­

_,al bir bunalım sonu yapıyor bunu.

' 'Bir kişiyi döven' · denilir, ama · 'bir kişiyi söven ' ' , 'bir kişiyi iş­ kence uygulayan" denemez. Yani "döven" eylemi "-i'li tümleç" alır. "Söven" ve " işkence uygulayan·· eylemleri ' " -i'li" değil . "-e'li" tüm­ leç alır. Onun için tümcede yanlış bir tümleç bağlanması var. Şöyle denilmeliydi : · 'Kendi benzerini döven. onlara söven, türlü işkenceler uygulayan . . . ' ' 779. Bakanlık neye onlara böylesine açıkça yardım eder. destekler. över,

tutar?

"Yardım eder" yüklemi -e'li tümleç aldığından "onlara yardım eder" sözü doğrudur. Ama "onlara destekler" , "onlara över" , "on­ lara tutar" denilemez. Çünki.i bunlar -i ' l i tümleç alır. Bundan dolayı birinci eylemin aldığı "onlara" tümlecini son üç eyleme de bağlamak yanlıştır. Bu üç eylemin başına "onları" tümleci getirerek . . . . . onla­ rı destekler, över, tutar" denilmesi gerekir. 780 .

Acaba ne yapsak ne etsek de bu çocukların türlü araştırmalarla ya­ kmdan ilgilenme/erini. merak etmelerini " aramaya kalkmalarını te­ min etsek.

· · . . . . bu çocukların türlü ara!}tırmalarla ilgilenmelerini " doğru; ama " . . . bu çocukların türlü araştırmalarla merak etmelerini" yanlış. Doğrusu "bu çocukları türlü araştırmalara merak etmelerini"dir. Tümcenin son parçası da bozuk: "Bu çocukların türlü araştırmalarla aramaya kalkmalarını" biçiminde bir söz olamaz.


T ÜMLEÇ YANLJŞLARI

141

78 1 . (Bu arkadaşların) yeniden derneğimizin çatısı altına döneceklerini ve

tüm sorunlarımızı karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğimizi umu­ yor ve diliyoruz. Yanlışlar: a) . . . . "döneceklerini diliyoruz " denmez .

b) . . . . ' ' çözeceğimizi diliyoruz " olmaz. ( " Karşılıklı anlayış ve birlik" için " Tamlama Yanlışları, ayrı­ mına , " yeniden dönecekl eri" için " Gereksiz Sözcükler" ayrımına bakınız) . 782. Mutedil kfir hududunun dışına çıkmanın kendisine ve memlekete za­

rar vereceğini bilmeli, buna inanmalı ve tatbik etmelidir.

"Bilmeli" yüklemi, "zarar vereceğini" tümlecini almış (i'li tüm­ leç); doğru. " İnanmal ı " yüklemi , "buna" tümlecini almış (-e'li tüm­ leç) ; doğru. "Tatbik etmeli" yüklemi için tümleç yok; bir önceki tümleci almış, yani "buna tatbik etmeli" denilmiş oluyor. İşte bu yanlış. 783. Parasını alıyoruz; ona hizmet etmeli, ona itibar göstermeli, hor gör­

memeli, güler yüz göstermeliyiz. "Ona" tümlecini alan iki yüklemden (hizmet etmeli, itibar gös­ termeli ' den) sonra "hor görmemeli " ve "güler yüz göstermeliyiz" yüklemleri var. Bunlara da "ona" tümleci verilmiş oluyor. Yani "ona hor görmemeliyiz " , "ona güler yüz göstermel iyiz" denilmiş oluyor. Oysa "hor görmemeliyiz" yüklemi "ona" tümlecini kabul etmiyor. "güler yüz göstermeliyiz" yüklemi bu tümleci kabul ediyor. Bu du­ ruma göre şöyle bir düzeltme yapılabilir: " Ona iyi hizmet etmeli , iti ·

bar ve güler yüz göstermeliyiz; onu hor görmemeliyiz " . 784. Hapishane

onların şereflerine halel getirmez; bilakis yükseltir.

Bir özneye bağlı olan iki yüklemden birincisi (yani " halel getir­ mez") için doğru olan " şereflerine" tümleci, ikincisi için doğru de­ ğildir: " Şereflerine yükseltir" denilemez; " şereflerini yükseltir" denilmesi gerekir.

785 . Düşman, kenti bombalamış, ama girememiş, ele geçirememiş, çekip gitmiş.


OMER ASIM A KSOY

1 42

Bir özneye bağlı dört yüklemi bulunan bu sözü -tümleç ve yüklemlerini ayrı ayrı göstererek dört tümce durumuna getirebiliriz: Düşman kenti bombalamış (doğru) . Ama düşman kenti girememiş (yanlış).

Düşman kenti ele geçirememiş (doğru), Düşman çekip gitmiş (doğru). Görülüyor ki ikinci tümcede "kente" diye bir tümleç bulunması gerekirken, birinci tümcedeki "kenti"den yararlanılmış, böylece bir tümleç aksaklığı ortaya çıkmıştır. "Girememiş" sözcüğü çizilse ak­ saklık kalmayacak, bu çiziş anlamda bir eksikliğe de yol'açmayacak. 786. Bu güçlüklere na�ıl göğüs gerdi, nasıl haşa çıktı ?

Bir özneye bağlı olan iki yüklemden birincisi için doğru olar. tümleci ikincisi için doğru değildir. Yani ' 'güçlüklere nasıl başa çıktı" denilemez. ' 'güçlüklere ' '

787. Onun neşesi bir seyyale halinde hepimize yayılır, sarardı.

"Onun neşesi" öznesinin iki yükleminden "yayılır" için doğru olan "hepimize" tümleci, "sarar" için doğru değildir. Yani "hepi­ mize sarardı" denilemez; "hepimizi sarardı" denilir. 788. Erkeklere

öfke veren, aşağılık duygusuna düşüren sebeplerin derini­

ne inelim.

" Erkeklere öfke veren" dediğimiz gibi ' 'erkeklere aşağılık duy­ gusuna düşüren" diyebilir miyiz? Hayır. Ancak "erkekleri aşağılık duygusuna düşüren" diyebiliriz . Demek ki "erkeklere" tümlecini "aşağılık duygusuna düşüren" için de geçerli sayan bir tümce kur­ mak yanlıştı.-. "Öfke veren"den sonra "onları" diye bir tümleç ge­ tirmek gerekir.

789. Bir turist geldiği zaman daha hudutta ona kahkahalar attırarak gül­

dürmek, eğlendirmek lüzumunu takdir ettiğimiz için bunu arıkasdan yapıyoruz.

Buradaki üç eylemden ancak " kahkahalar attırmak" için kulla­ nılabilen "ona" tümlecinin "güldürmek" "eğlendirmek" için de kul­

hnılmı" olm:Nı vl'lnl ı,tır


TÜMLEÇ YA NUŞLARI

1 43

("Ankasdan" için, ikinci bölümdeki "Okuma, Yazma, Söyleme Yanlışları ayrımına bakınız). 790. Hepimizin her şeyden önce hak ve onurumuzun demokratik yasalarla

korunacağına inanıyoruz ve bekliyoruz. " İnanıyoruz" yüklemi " -e " l i . "bekliyoruz" yüklemi " -i " l i tümleç

aldığı halde her ikisi de "korunacağına" tümlecine bağlanmıştır. Bu· yanlışın düzeltilmesi, "bekliyoruz" için bir "-i'li" tümleç eklenme­ siyle olur. Söz gelişi " . . . . korunacağına inanıyor ve bunu (ya da "böyle yasalar çıkarılmasını") bekliyoruz" denilir. 79 1 . Şehir merkezinde ve imar görmüş yerlerde çok boş arsa var. Ama bu

arsalar çok pahalı olduğu için üzerine bir blok apartman kurmak, va­ tandaşı ucuz ev sahibi yapmak için faydalanmak mümkün değil.

Yazıyı kısaltırsak: "Arsalar üzerine apartman kurmak" ve " ar­ salar üzerine faydalanmak" oluyor. Böylece "faydalanmak" öznesi­ nin tümleci "arsalardan" olmak gerekirken "arsalar üzerine" biçiminde söylenmi� oluyor. 792 . Karında biriken ve gün geçtikçe çoğalan asitin mevcudiyeti, hastanın

rahatça nefes almasına bile imkan vermiyor ve çok rahatsız ediyordu.

Bu örnekteki "asitin mevcudiyeti" sözünü "Gereksiz Sözcükler " ayrımında "asit" olarak düzeltmiştik. Düzeltilecek ikinci yanlış da bir tümleç eksikliğidir. Şöyle ki: " Asit" öznesinin iki yüklemi var: ' 'İmkan vermiyor", "rahatsız ediyor" . Birinci yüklemin tümleci "has­ tanın rahatça nefes almasına"dır. İkinci yüklemin tümleci de "hastayı" olmalıydı: bu yok. 793 . Yapmak istedikleri her gösteri. vaktinde haber alınmış ve engel olun­

muştur. " Yapmak istedikleri her göster! hem "haber alınmıştır" hem de "en­ gel olunmuştur" için söylenmiş. "Gösteri haber alınmıştır" ·tümcesi doğrudur ama "gösteri engel olunmuştur" tümcesi yanlıştır. Örneği düzelterek yazalım: "Yapmak istedikleri her gösteri, vaktinde haber alınmış ve bunlara engel olunmuştur " . ",

794. Birkaç asker, bir gece diktatörün evini bastılar, bir kışlaya götürerek

kurşuna dizdiler.


OMER ASIM AKSOY

1 4.J

Şu anlatışa göre birkaç.asker, diktatörün evini bir kışlaya götüre­ rek kurşuna diziyorlar. Bu karışıklık, ikinci tümcede bulunması gere­ ken tümlecin yokluğundan ileri geliyor. O tümleci koyal ım: " B irkaç asker, bir gece diktatörün evini bastılar , diktatörü bir kışlaya götüre­ rek kurşuna dizdiler" . 795 . Sizi dünyada ve ahirette aziz edecek ve ümmeti Muhammet'in duası­

nı kazandıracak bir hayırlı işe delalet buyurmanızı . . . "Sizi dünya.!·1 ve ahirette aziz edecek " doğru, ama " sizi ümme­ ti Muhammet'in duasını kazandıracak" yanlış. Burada "size " tümle­ ci kullanılması gerekti . 796. Matbuat Kanununun 1 9. maddesi gereğince aynı sayfa, aynı sütun ve

aytiı pı;ntolarla neşrini rica ederim . . . Aynı sayfa, aynı sütun ve aynı puntolarla" anlatımı, "aynı say­ falarla aynı sütunlarla ve aynı puntolarla" demektir. " Aynı puntolar­ la"da yanlış yok, ama "aynı sayfalarla" , "aynı sütunlarla" denemez. "Sayfa" ve " sütun" sözcüklerinden sonra kullanılması gereken ek, " -da"dır.: ya "aynı sayfa ve sütunda' ... " ya da "aynı sayfada, aynı sütunda, aynı puntolarla . .. " denilmesi gerekirdi. 797. Olup bitenlere bu gözle bakmak, böyle değerlendirmek gerekir.

"Olup bitenlere" tümleci, hem " 'bu gözle bakmak " hem de "böy­ le değerlendirmek" için kullanılmış. Birincisi için bu tümleç doğru ama ikincisi için doğru değil . Çünkü "olup bitenlere böyle değerlendirmek" denilemez, "olup bitenleri böyle değerlendirmek" denilir. Yinelemeden kurtulmak için de "onları böyle değerlendirmek" biçimi yeğlenir. 798. Ölçüyü kaçırmadan kullanılan devrik cümlelerin yazıya bir başka çeşni

kattığı, tekdüzelikten kurtardığı bir gerçektir. " Yazıya" tümleci, hem "çeşni kattığı " için hem de "tekdüze­ likten kurtardığı" için getirilmiş. Oysa "yazıya çeşni kattığı " deni­ lirse de "yazıya tekdüzelikten kurtardığı" denilemez. Bunun tümleci "yazıyı" dır. Yani doğru anlatım şöyledir: " . ... devrik cümlelerin yazıya bir başka çeşni kattığı, yazıyı tek düzelikten. . . .

"

799 . Türkler de zenci köleler almışlardır. Fakat bunları saraylara, konak­

lara sokmuşlar �·e iyi bir hayat sağlamışlardır.


T0MLEÇ YANLIŞLARl "Bunları saraylara, konaklara sokmuşlar" doğru bir anlatım. An­ cak "bunları iyi bir hayat sağlamışlardır" denilemez . İkinci yüklem için getirilmesi gereken " bunlara" tümleci eksik. 800. (Çelebi Sultan Mehmet 'in ölümünden sonra Amasya 'da bulunan il .

Murat tahta çıkmak üzere Merkeze gelinceye kadar padişahın ölümü gizli tutuluyor). Varlıkları en büyük sakınca olarak görülen "Anado­ lu Beylikleri ' · . özellikle Karamanojtu//arı, 11. Murat gelene kadar başs11 kalacak Devletin en önemli noktalarına karşı saldırıya geçerek orta­ dan kaldırabilirlerdi.. . Anadolu Beylikleri . . . ortadan kaldırabilirlerdi" . Neyi ortadan kaldırabilirlerdi? Bu söylenmemiş. Yani tümcenin tümleci yok. İşte bozukluk burada. Ama belli ki " Devleti ortadan kaldırabilirlerd i " . Eksik olan ' ' Devleti' ' tümleci konunca tümce şöyle oluyor: ' ' . . . . başsız kalacak Devletin en önemli noktalarına karşı saldırıya geçerek Dev­ leti en önemli noktalarına karşı saldıraya geçerek Devleti ortadan kal­

/eti ortadan kaldırabilirlerdi ". Bu biçimJe de "Devlet " sözcüğü iki kez kullanılmış oluyor. Yinelemeyi ortadan kaldırmak için tümceye verilecek uygun biçim şudur: ' 'başsız kalacak Devleti -en önemli nok­ talarına karşı saldırıya geçerek- ortadan kaldırabilirlerdi. " 801 . İnönü, bana AP 'nin kapatılmasını , AP 'lilerin Meclise girmesini ön­ leyecek kanuna mani olduğunu bildirdi. " AP ' nin kapatılmasın ı " sözü, "ve" yerini tutan bir virgül ile "AP'lilerin Meclise girmesini " sözüne bağlanmış ve arkasından, her ikisine birden yarayan "önleyecek kanuna mani olduğunu bildirdi " sözü getirilmiştir. Sözün birinci parçası, " AP'nin kapatılmasını ön­ leyecek kanuna mani olduğunu bildird i " biçiminde söylenmiş oluyor. Bu, şu demektir: ' ' AP'yi kapattırmayacak bir kanun çıkarılması söz konusu iken, İönünü bunun çıkmasına engel oldu ' ' . Yani ' 'AP'nin ka­ patılmasını istiyordu ' ' . Oysa anlatılmak istenen şey, bunun tersidir. Nitekim sözün ikinci parçasında "AP'lilerin Meclise gimesini önle­ yecek kanuna mani olduğunu bildirdi" denilmektedir. Bu da " AP'Ji­ lerin Meclise girmesini i stemekte idi" demektir. Yukarıdaki örneğin ters anlam bildirmesi, " kapatılmasını" söz­ cüğünün, kendisinden sonraki sözlere bağlanmış olmasından ileri gel­ mektedir. Tümleç eksikliği tamamlanarak .. kapatılmasını istemediğini" denilmiş olsaydı bu karışıklık olmayacaktı .


1 46

ÖMER ASIM AKSOY

802. Bu lüzumsuz hareketlerin milli kültürümüze yararlı olmak şöyle dur­ sun, ona zarar verdiği kanısındayım.

Daha önceki örneklerde ' 'tümleç eksikliğinin çeşitli örneklerini gördük. Bu örnekte ise "tümleç artıklığı" vardır: Aynı tümlece bağlı olan iki yüklemden birincisine bu tümleç getirildikten sonra ikincisi için bir daha getirmenin gereği yoktur. Bu ilkeyi örneğimize uygula­ yalım: "Bu lüzumsuz hareketlerin milli kültürümüze, yararlı olmak şöyle dursun, zarar verdiği kanısındayım " . Böylece "kültürümüze "nin yinelenmesi demek olan "ona "yı çiz­ miş oluyoruz. 803. Eskiden hoş görülmeyen dengesize toplum hoşgörü ile bakıyor, al­

kışlıyor.

"Dengesize" tümleci, "bakıyor" yüklemi için doğrudur, ama bu tümlecin "alkışlıyor" yüklemi için de kullanılmış olması yanlıştır. 804. Büyük bir ustanın ölümsüz yapıtına bıçakla, anahtarla saldırıp delik

açan, kesen, yırtan, yani o yapıtı ortadan kaldırmak isteyen sanatçı­ nın dengesiz olduğu kesin.

" Delik açan" , "kesen" "yırtan" eylemlerinin üçü birden "yapıtına" tümlecine bağlanmıştır. Bu tümleç "delik açan" için doğru ise de " kesen" . "yırtan" eylemleri için yanlıştır. Yani "yapıtına ke­ sen" , "yapıtına yırtan" denilemez. 805. On milyar doları aşkın borç, faiz/erini ve masraflarını da eklediğiniz

zaman on beş milyar dolara tırmanıyor, belki de aşıyor.

" . . . dolara tırmanıyor" sözünde tümleç - eylem ilişkisi doğru, ama aynı tümlecin, yani "dolara"nın "aşıyor"a da bağlanması yanlış. · 'dolara aşıyor" denmez; " . . . . doları aşıyor" ya da "bunu aşıyor" denir. 806. ; Mahallenin bütün sakinleri birbirini içli dışlı tanırlar; hastalıklarıyla, sağlıklarıyla, sıkıntılarıyla, ferahlık/arıyla, çoluk çocuklarıyla mukayyet

olurlardı .

1 ) " Mukayyet olurlardı" eylemi . "-la"lı tümleç almaz, "-e" li tümleç alır. Yani "çocuklarıyla mukayyet olurlardı" değil , "ço­ cuklarına mukayyet olurlardı" denilmesi gerekirdi . 2) "Mukayyet ol-


TÜMLEÇ YA NLIŞLARI

147

mak " , korumak, gözetmek demektir. Bu nedenle "çocuklar" için kullanılabilirse de " hastalıklar" , " sağlıklar" , " sıkintılar " , "ferahlıklar" için kullanılamaz. 3 ) Yazar, "mukayyet" yerine "meşgul " deseydi yanlışlık yapmamış olacaktı . 807. Emin Cemayel 'in bu görüşünde gerçek payı bulunduğunu, ancak ye­ tersiz olduğunu belirtmek gerek. · ' . . ancak yetersiz olduğunu . . . ' · sözünü okuyunca ' ' neyin? ' ' di­ ye soruyoruz. Yanıtın şu olması gerek: "Görüşün" . Oysa yukarıdz "görüşünde" sözcüğü var. Bu sözcük, "Emin Cemayel'in bu görü­ şünde gerçek payı bulunduğunu" parçasında doğrudur; ama bundan sonraki parça için doğru değildir. Yani "ancak bu görüşünde yetersiz olduğunu" demek yanlıştır. Doğrusu "ancak bu görüşün yetersiz ol­ duğunu"dur. .

. 808. Bakan bana ne sarıldı ne de öptü.

"Bana sarıldı" doğru ise de "bana öptü" yanlıştır. Tümcenin doğ­ rusu "Bakan bana ne sarıldı, ne de beni öptü"dür. 809 . iyi okumayan çocuklar da vardı. Geldiklerinde onlara çıkıştığım, haş­

ladığını hatırlıyorum.

"Onlara" tümleci, "çıkıştığını" eylemi için doğru ise de buna bağlı olarak yazılmış bulunan "haşladığını" eylemine uymaz. Yani "onlara haşladığını" denmez; "onları haşladığını" denir. Demek ki burada bir tümleç eksikliği vardır. 8 10 . Başka bir memleketten imrenecek hamdolsun hiçbir şeyimiz yok.

"Memleketten" tümleci "memlekete" diye düzeltilmelidir. Çünkü, "bir şeyden imrenmek" olmaz; "bir şeye imrenmek" olur. 8.1 1 . Bir topluma ümit vermek, moralini yüksek tutucu konuşmalar yapmak, yazılar yazmak doğru bir harekettir. .

"Bir topluma ümit vermek" sözünde tümleç eylemlikle uyuşu­ yor. Ama bunu izleyen ve "bir topluma moralini yüksek tutucu ko­ nuşmalar yapmak" biçiminde söylenmiş sayılması gereken sözdek� "topluma" tümleci eylemlikle uyuşmuyor; "toplumun moralini" de­ mek gerekiyor. " Yazılar yazmak" eylemliği de "Topluma moralini yüksek tutucu . . . ' biçimiyle doğru sayılamaz; •'toplumun moralini yük­ sek tutucu yazılar yazmak" tümleci, "ümit vermek" için doğru ise


1 48

ÖMER ASIM AKSOY

de "konuşmalar yapmak" ve "yazılar yazmak" için yanlıştır. 8 1 2 . Mı s ır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek. ülkesine Türkiye Cumhuri­

yetinin tarihinde ilk kez bir cumhurbaşkanının yapacağı ziyaretin ari­ fesinde Mısır-Türkiye ilişkileri. Mısır'ın Türkiye 'den beklentileri, Türkiye 'nin Ortadoğu 'da oynayabileceği role ve Mısır 'ın Türk Yu­ nan ilişkileri ve Kıbrıs sorunu konıısıında neler yapabileceğine ilişkin bir demeç verdi.

Bu parçadaki "oynayabileceği role" ve " neler yapabileceğine" sözlerine bağlı olan "Mısır-Türkiye ilişkileri'' sözünün de "-e durumunda" yani " Mısır-Türkiye ilişkilerine" biçiminde söylenme­ si ve "Mısırın Türkiyeden beklentileri" sözünün · · . . . beklentilerine" olması gerekirdi. 8 1 3 . İşkenceye göz yuman, işkence emri veren ve yapanlardan mutlaka he­

sap sorulacak, yargı önüne çıkarılacaktır.

· Burada birbirine bağlı iki tümce var: Birincisinin )'.Üklemi "he­ sap sorulacak' ' ikincisinin yüklemi ' 'yargı önüne çıkarılacak' ' . Birin­ cisinin tümleci olan "emri veren ve yapanlardan" sözü, ikincisinin de tümleci durumunda. Ancak, "emri veren ve yapanlardan yargı önü­ ne çıkarılacak" denilemez; "emri veren ve yapanlar yargı önüne çı­ karılacak denilmesi gerekirdi . Ne var ki ikinci tümce için de geçerli olan tümleç, bu tümcenin öznesi gibi düşünülmüştür. Yani ikinci tüm­ ceye hem alamayacağı bir tümleç bağlanmış hem de bu tümleç-yanlış olarak- özne yerine konulmuştur. 8 1 4. Millet kamuoy�nun, eğitim ve öğretimin birleştirilmesinden yana ol­

duğunun saptandığı ve bunun hiç zaman geçirilmeden uygulanması­ nın gerekliliğine de temas eden Atatürk. . . . .

Birbirine bağlı olan "saptandığı" ve "gerekliliğine" türnleçleri arasında uyumsuzluk vardır. "Saptandığın ı " denileceğine "saptandığına" denilseydi uyumsuzluğa düşülmemiş olurdu . 8 1 5 . Neye en çok şairlere kızarlar, korkarlar?

"Şairlere" tümleci, "kızarlar" eylemi için doğru, "korkarlar" eylemi için yanlıştır. 8 16 . A nkara 'da, İzmir 'de, İstanbul 'da, öteki kentlerin kimilerinde çeşitli

sergiler açılıyor. Bu çalışmaların kordelelerini kesmek, devletin de-


TÜMLEÇ YANUŞLARI

149

ğerlendirici elini uzatmak, ilgi göstermek az hizmet mi olur?

"Bu çalışmaların kordelelerini kesmek" sözünde tümleç - eylem , ilişkisi doğrudur. Ancak "devletin ehini uzatmak" ve " ilgi göstermek" eylemleri için bulunması gereken "bu çalışmalara" tümleci söylen­ memiş, yukarıda geçen "bu çalışmal:ırın" sözü bu görevi yapar sa­ nıhnıştır. 8 17 .

Çukurova 'ın

bereketli toprakları insanı diriltiyor, yaşama sevinci

veriyor.

Tümcenin öznesi "Çukurova'nın bereketli toprakları' ' , tümleci " insan" dır. iki de yüklemi vardır: "diriltiyor" ve "yaşama sevinci veriyor" . "İnsanı" tümleci, ' 'diriltiyor" için doğrudur. Ancak "yaşama sevinci veriyor" için doğru değildir. Yani "insanı yaşama sevinci veriyor" denilmez; insana yaşama sevinci veriyor" denilir. Bu nedenle "insanı" tümlecinin "yaşama sevinci veriyor" yüklemine bağlanması yanlıştır. 8 1 8 . Ziya Ül-Hak 'ın kaybından dolayı Pakistan milletinin derin acısını yü­ rekten paylaşır ve başsağlığı dileriz.

1 8 Ağustos 1 988 günlü gazetelerde bulunan bu telgraftaki tümleç

bağlantısı doğru mu? " Acısını paylaşırız" ile "acısını başsağlığı dileriz birbirine bağlanabilir mi? 8 1 9.

İsrailli askerler, ellerinde taştan başka silah olmayan Filistinlilerin kol­ larını kırıyor, acımasızca dövüyor, ağızlarını burunlarını kan içinde bırakıyor, öldürüyorlar.

Anlatım "İsrailli askerler, Filistinlilerin kollarını kırıyor; ağız­ larını, burunlarını kan içinde bırakıyor" biçiminde olsaydı, özne tüm­ leç, yüklem uyumu var, denilirdi. Ama araya bu uyumu bozan iki öğe girmiş "İsrailli askerler, Filistinlilerin acımasızca dövüyor" , "İsra­ illi askerler, Filistinlilerin öldürüyorlar" deniliyor. Yani bu iki tüm­ cenin tümleci olarak "Filistinlileri" denilmesi gerrkirken bu görev " Filistinlilerin" sözcüğüne veriliyor. 1320.

Behçet, acıdan sızlayan bir yürekle yaklaştı konularına. İnsanları sevdi, acıdı, hoşgörü ile bağlandı.

"Insanıarı a<.:ıoı" . "insanları bağladı" doğru mu?


OMER ASIM AKSOY

150

82 1 . Boğaziçi 'nin mahvolduğunu, beton yığını haline geldiğinden yakını­

yorduk.

"Boğaziçi 'nin mahvolduğunu yakııııyörduk" den ilemez

.

822. Milli harp sanayiine öncelik vermek ve süratle gerçekleştirmek ge­

rektiğini de ayrıca önemle vurgulamak isterim

" Sanayiine gerçekle.ştirmek" 823 . Asıl sorun, itfa� ve konkordato/ara nelerin yol açtığı, hangi etkenle­

rin rol oynadığı sorusudur.

Bu yazıdaki " nelerin yol açtığı" ile "hangi etkenlerin ro oynadığı" sözleri aynı tümlece (yani " konkordatolara" ya) bağlana­ bilir mi? 824. 12 Eylülde A tatürkü gerçek anlamı, kişiliğiyle, o güne kadar tanıdı­

ğımız, sevdiğimiz, benimsediğimiz nitelikleri ile değiştirmeye, bam başka bir anlam vermeye kalkışan . . . .

" Atatürk'ü" tümlecini "değiştirme" eylemi alabilirse de "an­ lam verme" eylemi alamaz. Burada her iki eylem aynı tümlece (yani "Atatürk 'ü" tümlec ine) bağlanmıştır. 825. İşte, 1 987 seçimlerinden sonra ünlü iş adamlarımızın Özal 'a ve Özal

iktidarına ne denli güvendiklerini, beğendiklerini gösteren sözleri. . . .

(Bu satırlar bir köşe yazarının 22 Eyül 1 988 günlü bir gazetede çıkan yazısından alınmıştır.) "İktidarına" tümleci , geçişsiz bir eylem olan "güvenmek" ile uyuşur, ama geçişli eylem olan "beğenmek" ile uyuşmaz. "Beğen­ mek"için "iktidarını" denilmesi gerekir. Bu nedenle " iktidarına"nın her iki eyleme bağlaması yanlıştır.


xııı

YÜKLEM YANLIŞLARI Buraya aldığımız örneklerdeki yüklem yanlışları başlıca iki çeşittir. Tümcede ya bir eylem, yardımcı eylem eksikliği vardır; ya da birbirine bağlı tümcelerin yüklemleri arasında uyumsuzluk vardır. Bu uyumsuzluk, etken­ edilgen, tek kişi-Çok kişi, zaman . . . . uyumsuzluğu biçimlerindedir. A�ağıdaki ilk on iki örnekte birbirine benzeyen şu yanlış görülecektir: Olumlu eylem isteyen bir sıfat (bu eylem getirilmeden) olumsuz eylem alan başka bir sıfata bağlanıyor. Böylece olumlu anlam belirtmesi gereken sıfat da olumsuz anlam yüklenmiş oluyor.

826. Hükümet gücünün, yasal ve yasal olmayan yoldan muhalefeti ezme­

ye çalışması, gerilimi gün geçtikçe artırmaktadır. " Yasal ve yasal olmayan;' sözünde "yasal " dan sonra bir yar­ dımcı eylem eksiktir: " Yasal olan ve yasal olmayan" denilmt;li idi . Dahası, ikinci "yasal "a da gerek yoktu: " Yasal olan ve olmayan" .

827. Kuzu eti., tam sağlıklı ve yaşlı olmayan kimselerce yenmelidir. "Tam sağlıklı ve yaşlı olmayan" sözünden, "tam sağlıklı olma­ yan ve yaşlı olmayan'' anlaşılır. Oysa söylenmek istenen bu değil, şudur: "Tam sağlıklı olan ve yaşlı olmayan " . Görülüyor ki bir "olan" sözcüğünün eksikliği anlamı ters . Yöne çeviriyor.

828. Bu acı ve çıkar olmayan önlemin (devalüasyonun) yanında yeni vergi'

yasası da mı çıkarılamazdı? " Ve " bağlacı , "acı" ile "çıkar" arasına gelmiş; ikisini de aynı eyleme yani "olmayan "a bağlamış. Böylece "acı olmayan" ve çıkar olmayan önlem ' ' anlamı taşıyan bir söz ortaya çıkmış. Oysa ' 'acı olan ve çıkar olmayan" denilmek istenmiştir. Bağlama yanlıştır. " Çıkar ol mayan acı önlem" ya da "acı olan ve çıkar olmayan önlem" denil­ meli idi.

829. CHP'liler bu ithamın yersiz ve doğru olmadığını ileri sürerek }{eri alın­

masını istemektedirler.


152 ------

ÖMER ASIM A KSOY

Bu söz, "ithamın yersiz olmadığı ve doğru olmadığı" gibi çeliş­ kili bir anlam veriyor. Oysa "yersiz olduğu ve doğru olmadığı" de­ nilmek isteniyor. Bu bozukluk "yersiz" ile "doğr..ı"nun aynı eyleme bağlanmış olmasından doğuyor. 830. Memlekette yaşayan ailelerin büyük bir kısmının bir meskene sahip ·

olmadıkları, üstelik bir meskende de ikamet edemedikleri ve-bu yüz­ den köhne ve sağlık şartlarını haiz olmayan yerlerde barındıkları . . .

"Köhne" ile ' sağlık şartlarını haiz" sözleri birbi'rine bağlanmış ve her ikisi için "olmayan yerlerde barındıkları" denilmiştir. Belir­ tilmek istenen şey, " köhne olmayan yerler" değil, tersine "köhne olan "(ve sağlık şartlarını haiz olmayan) yerler"dir. 83 1 . (Filan kişi), partisini hem sosyalist yapmak, hem de partisinin bütün­

lüğünü koruyarak, onu ·bölmek istemiyor.

Bu yazıdan anlaşılan şu: "Partisini hem sosyali�t yapmak istemi­ yor, hem de bölmek istemiyor. (yazının daha önceki bölümlerinden anlaşıldığına göre) söylenmek istenen ise şu: · · Partisini hem sosyalist yapmak istiyor, hem de bölmek istemiyor. Görülüyor ki yanlışlık. "hem sosyalist yapmak"tan.sonra bulunması gereken "istiyor"un ek­ sik olmasından çıkıyor. 832. Bunlar köylerinde çiftçi iken az veya hiç toprak sahibi olmadıkların­

dan 20-30 yaşları arasında A ııkara 'ya göç etmişlerdir.

. "Az veya hiç toprak sahibi olmadıklarından" sözü "az toprak sahibi olmadıklarından veya hiç toprak sahibi olmadıklarından" an­ lamını taşıyor. Amaç ise "az toprak sahibi olduklarından veya hiç top­ rak sahibi olmadıklarından" dır. "Az" dan sonra getirilmesi gereken ' "toprak sahibi olduklarından" sözleri tümce içinde yoktur. 833 . İktidara gelişleri meşru, .ama iktidarda kalışları meşru olmayan zor­

balar sürüsünün . . .

"Olmayan" eylemi, birinci "meşru"u da kapsar durumda oldu­ ğundan bu biçim tümceler kurmamaya dikkat edilmelidir. Her ne ka­ dar "ama" sözcüğü yanlış anlamayı önlerse de, birinci "meşru"dan sonra bir "olan" getirilmemiş olması anlatım yanlışı olarak sırıt­ maktadır. " Meşru olmayan" yerinde "gayri meşru" bulunsaydı, sakınca


Y0KLEM '{A NUŞLARI

153

söz konusu olmazdı. Çünkü "meşru" ve "gayri meşru" sözcüklt.. r i­ nin iÇinde söylenmemiş bir "olan" bulunduğu kabul edilirdi. 834.

Fikirlerinde ısrarlı. ama inatçı değildi.

Bir önceki örneğe benziyor: "Değildi" yüklemi. "inatçı"dan baş­ ka " ısrarlı"yı da kapsar durumda olduğundan bu biçim tümceler ku­ rulmamalıdır. '-' Israrlı değildi" gibi yanlış bir anlama yol açmamak için "ısrar­ lı idi. ama inatçı değildi" biçimi yeğlenmelidir. Her ne kadar "ama" sözcüğü yanlı� anlamayı önlerse de " ıe,rarlı" dan sonra bir " idi" ek­ siği anlatımı yaralıyor. 83 5 .

İçkiyi az, sigarayı da hiç içmem.

Bu söz "içkiyi az içmem; sigarayı da hiç içmem" anlamını taşı­ yor. Oysa söylenmek istenen, "içkiyi az içerim, sigarayı da hiç içmem" dir. "Az" dan sonra "içmem" eyleminin bulunmaması, bu yanlışlığı doğurmuştur. 836.

Bazen öyle olurdu: Vehimler, sahte hatta sahte olmayan ilimleri bile yenebilirdi.

Birinci "sahte" den s�nra "olan" yardımcı eyleminin eksikliği . 837 .

Bize bir yer verilmesi için ilgililere başvurmuş, fakat bir sonuç almış degi1L.-.'. ·

.

Başvurulduğu halde "b<•şvurmuş değiliz" anlamına gelen bir tüm­ ce kurulmuş. 838.

Bu imparatorluğun kale dışındaki Ceneviz evlerini tahrip ve yıktıkla­ rını Bizans tarihleri yazıyor.

Bu örnek "Yinelemeler". ayrımına da alınmış, "tahrip ve" söz­ cüklerinin gereksiz olduğu belirtilmişti. Bu tümcede bir de kuruluş yanlışı vardır: "Tahrip" sözcüğü, yardımcı eylem almadan "yıktık­ larım"ya bağlanamaz. Kuruluşun doğru sayılabilmesi için tümcenin şu biçimde yazılmış olması gerekirdi: " . . . evlerini tahrip ettiklerini ve yıktıklarını · ·. . . .

Şu kadar ki "tahrip ve" çizilince kuruluş yanlışı da kalmaz. 839. Önemli olan, bunların şu veya bu partiden olması değil, beldeyi hak­

kıyla temsil edecek, vazifesinin icap/aranı layıkıyla yerine getirebile-


154

OMER ASIM A KSOY

cek vasıfta ve yetkilerini partizanlığa alet etmeyecek bir zihniyet taşımasıdır.

Bu sözdeki yanlışlık, "vasıfta"dan sonra bir "bulunması" geti­ rilmesiyle düzelir. Çünkü tümcede "bunların" tamlayanının üç tam­ lananı var: a) Şu veya bu partiden olması, b) . . . ecek vasıfta (bulunması), c) . . . ecek bir zihniyet taşıması . İkinci tamlananda "bulunması" eksik. (Bu örnek "Tamlama Yanlışları " ayırımında da görülmüştür). 840, Mesele samimi bir inanışın deyimi olarak mı ortaya atılmıştır, yoksa

mahalli seçimlerin yaklaştığı sırada politik bir maksat mı gütmektedir.

"Yoksa" sözcüğü ile birbirine bağlanan iki tümceden birincisi "atılmıştır", ikincisi "gütmektedir" eylemleriyle bitiyor. Biri edil­ gen biri etken olan bu iki eylem arasında bağ kurmak yanlıştır. Her ikisi de 'ya etken ya edilgen olmalı idi. Yani tümceler ya ·' . . . olarak mı ortaya atılmıştır, yoksa . . . bir maksat mı güdülmüştür" biçiminde olmalı idi; ya da şu biçimde: " Filan kimse meseleyi samimi bir ina­ nışın ifadesi olarak mı ortaya atmıştır; yoksa . . . . politik bir maksat mı gütmüştür" . 841 . Köylünün şehre geldiğinde elinde ne arsa almak imkanı vardır, ne de

yapı ve imar yönetmeliklerinin zorladığı standartlara uyabilme kabi­ liyetindedir.

' 1 Ne de" ile birbirine bağlanmış iki tümce var. Bu tümceleri (yar­ dımcı öğeleri bırakarak) kısaltalım: "Köylünün ne arsa alma imkanı . var, ne de standartlara uyabilme kabiliyetindedir" . Birinci tümcede bir sakatlık yok, ama ikinci tümce yanlış: "Köylünün . . . standartlara uyma kabiliyetindedir" denilemez. , Şöyle düzeltmek gerekiyor: "Köy­ lünün . . . . ne arsa alma imkanı , ne de standartlara uyabilme kabiliyeti vardır" . 842 . . bu yüzden yorgun düşer, sağlık durumumuz aksardı. . "Sağlık durumumuz aksardı . tümcesinde özne. " sağlık · durumumuz" olduğu için eylemin tekil olarak "aksardı" olması do.

.


Y ÜK LEM YANUŞLARJ

155

ğaldır. Ama "aksardı " ya bağlandığı için " yorgun düşerdi" biçiminde söylenmiş sayılan eylemin öznesi "biz"dir. "Sağlık durumumuz" de­ ğildir. Öznesi "biz" olan tümcede eylem, birinci kişinin çoğulunu be­ lirten ekle gelmelidir. Ya� i tümcenin doğrusu " Bu yüzden yorgun

düşerdik" tir.

843. Öşür, yoksul ve fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için onla�a tevzi edilir ve böylecp bir sosyal hizmetin görülmesi mümkün olmakta idi. Tıpkı zekat gibi.

"Tevzi edilir" ile " mümkün olmakta idi" eylemleri arasında

uyumsuzluk vardır. Bu uyum iki biçimde sağlanabilir:

a) . . . . tevzi edilir ve böylece bir sosyal hizmetin görülmesi müm­ kün olur idi . b) . . . . te vzi edil mekte ve böylece bir sosyal hizmetin görülmesi mümkün olmakta idi . (Bu örnek, " Y inelemeler." ayrımında d a ele alınmıştı ) .

844. Hilmi Toros, Türk basını hakkında incelemeler yapmak için yurda gel­ miş ve tekrar Amerika 'ya dönecektir. Biri geçmiş zaman, öteki gelecek zaman eylemi olan iki sözcü­ ğün birbirine bağlanması doğru değildir. " . . . yurda gelmiştir, Ame­ rika'ya dönecektir" denilmeli idi .

845 . Köy romancılığı üzerindeki tartışmaya, yarar açısından bakacak olur­ . sak, yalnız birtakım köy gerçeklerini saptamakla, kırsal kesimdeki çe­ lişkileri yüzeyden görüp yazmakla romanımızın, hikayemizin atılım yapamayacağı gerçeği bir kez daha önem kazanmıştır. " Yarar açısından bakacak olursak . . . romanımızın atılım yapama­ yacağı bir kez daha önem kazanmıştır' ' sözlerindeki eylemler arasın­ da uyumsuzluk vardır. Düzeltmek için tümceye şu biçimler verilebilir: " . . . bakacak ol ursak . . . romanımızın atılım yapamayacağı sonucuna varırız " , " . . atılım yapamayacağı gerçeğini bir-kez daha görürüz" .

846. Biz dünyanın en münasebetsiz kelimeleri ile ona teselli vermek için konuşmuş; o, sözlerimize anlayışlı gülümsemeler ve el işaretleri ile mukabele etmişti. İkinci tümcenin sonundaki "etmişti "nin "-ti"si , bu tümceye bağlı


156

ÖMER ASIM AKSOY

olan birinci tümce sonundaki "konuşmuş"a da eklenmiş sayılır. Ya­ ni "biz . , . konuşmuştu; o, . . . . . . mukabele etmişti" denilmiş oluyor. Oysa birinci tümcenin öznesi çoğul birinci kişi olduğundart yüklemi de çoğul birinci kişi olmalıdır. Doğru anlatım şudur: "Biz . . konuş­ muştuk; .o, mukabele etmişti " . 847. O beni ikna için bin türlü söz söylüyor, ben de onun sözlerini tered­

dütle karşılıyordum.

" Söylüyor" eylemi, " Karşılıyordum " a bağlandığı için "söylüyordum" gibi kullanılmış oluyor. Oysa, "söylüyordu" denil­ mek isteniyor. 848. Kendisiyle Ankara Palas 'ta, Tasvir idarehanesinde. uzun uzun görü­

/ şüyor, muhalefetin geleceği üzerinde tartışmalarımız oluyor, o beni yaptığım ı.Jvgalarda teşvik ediyor, ben de ona siyasal mücadelenin önünde. açacağı imkanları an/atıyordum.

Zincirleme tümcede dört eylem var: "Görüşüyor" , "tartışmala­ rımız oluyor" , . "teşvik ediyor" , "anlatıyordum" . İlk üçü, kişi eki bakımından sonuncuya bağlanmıştır. Yani yazılışa göre "görüşüyor­ dum, tartışmalarımız oluyordum, teşvik ediyordum" gibi yanlış bağ­ lan!ılar vardır. Doğruları "görüşüyorduk, tartışmalarımız oluyordu, teşvik ediyordu "dur-ki hiçbiri "anlatıyordum "daki tekil birinci kişi ekini almamıştır. Bu nedenle eylemlerin ayrı ayrı kendi kişi ekleriyle kullanılması gerekirdi. 849. Ressamımız matbaamıza gelip bize yaptığı tabloları göstermiş, bazı­

larını geçen yıl dergimizin orta sayfalarında yayımlamıştık.

"Göstermiş " eylemi, "yayımlamıştık" daki "-dık" ekini pay­ laşıyor. Oysa söylenmek istenen şey. "göstermiştik" değil, "göster­ mişti"dir. Bu pürüzün giderilmesi için birinci eylemin "göstermişti" olması gerek. 850. Kabinenin politikası, çalışma tarzı, başbakanca tespit edilir ve bakan­

lar kurulunca karar verilir.

Tümcedeki "tespit edilir" ve " karar verilir" yüklemlerinin öz­ nesi "kabinenin politikası" dır. " Kabinenin politikası başbakanlıkça tespit edilir" sözünde bir aksaklık yok; ama " kabinenin politikası Ba­ kanlar Kurulunca "karar verilir" yerine "karara bağlanır" demek ge­ rekiyor. İkinci bir düzeltme biçimi şudur: " . . . tespit edilir ve buna Bakanlar Kurulunca karar verilir' · .


157

85 I . Bu kitabı filanca kişiler hazırlamış, tllanca kişilerden kurulu özel bir

komisyonca incelenmiştir, Birbi rine bağlı iki tümceden birinin eylemi etken . ötekinin eyle­ nıı edilgen olanıaL · ' Bu kitabı filanca kişiler hazırlamış · · denildikten sonra " " filanca ki�ilerden kuru l u bir komisyon incelemişti r " denilmesi gerekirdi: Şöyle de olab i li rd i : " Bu kitap. filanca kişilerce hazırlan­ mış . filanca kişi lerden kurulu bir komisyonca incelenmiştir " . 852. Yasaklara riayet edilmesini, kanunlara aykırı hareketlerin en şiddetli

şekilde bertaraf edileceğini. bu husuta bütün emniyet kuvvetlerine ge­ reken emirleri vermiş bulunuyonım . · · Riayet edilme�ini . . . "bertaraf edi leceğini" tüıııleçleri . "emir­ leri vermiş bulunuyorum . . yüklemine yanlış olarak bağlanmıştır . Bun­ ların bağlanmaları gereken "yüklem . . yoktur. B u yüklem "bildiririm . . gibi bir eylem olabil ird i . O zaman tümce şu biçimi alırd ı : " Yasaklara riayet edilmesi n i , kanunlara aykırı hareketlerin en şiddetli şekilde ber­ taraf edileceğini bildiririm: Bu hususta . . ' · . .

.

853. Önce idama. sonra da idam eczası müebbet hapse çevrilen . . .

"Çevrilen " eylemi . hem " müebbet hapse" hem de " idama" için getiri l m i ş durumdad ı r. Doğrusu sadece · 'müebbet hapse "nin eylemi olmasıdır. " İdama"dan sör.ra " mahkum edi len" denilmesi gerekird i . 854. Özalp hadisesinde ismi geçen v e sonra mahkum vc vefat eden . . .

" Mahkum" sözcüğüne "vefat" ile birlikte "eden" denilmiş olu­ yor. Vefat eden kişi mahkum ederi değil mahkum olandır. Tümce şöyle olmal ıyd ı : . . . . . . ismi geçen, sonra mahkum olan ve vefat eden . . " 855 .

. . .

H'

Ayrıca bir hükme hacet kalmaksızın ödeyeceğimi şimdiden kabul yüklenirim. " Anlaşılıyor ki önce " kabul ve taahhüt ederim" diye düşünül­

müş sonra " taahhüt ederim" yerine " yükleniri m " konulmuştur. Ön­ ce dünüşünülen biçimdeki "ederi m " yardımcı eylemi, " kabu l " için de geçerli olduğundan anlatımda bir yan l ışlık söz konusu olamazdı . Ama çeviride "ederi m " i n bulunmayışı . " kabul " ü yardımcı eylem­ kabµl eder siz bırakma yanlışını doğurmuştur. Tümcenin sonu " ve

yüklenirim" olacaktı.


J 5H

Oı\ 1 f:R

ASIM AKSOY

856'. " "Layiha. komisyon ince/eme/erinden ve ikinci celsede Kamutaydan geçerek aynı gün oybirliğiyle kabul ve 3 Kasım 1 928 'de yayımlandı.

" "Kabul ve yayımlandı" sözü de "kabul ve yüklenirim'e benzi­ yor. Vaktiyle bu kavram. " . . . kabul ve 3 Kasım 1 928'de neşredildi " biçiminde yazılırdı. O zaman "edildi" eylemi , hem " " kabul"e hem de · · neşir"e yardımcı olurdu. "Neşredildi" yerine " "yayımlandı" de­ nince ortada " "edildi . . kalmıyor, ama " "kabul "ün " "edildi "ye gerek­ semesi sürüyor. Bu nedenle tümcenin yapısı eksik ve yanlıştır. 857. A razi-i öşriyc üç nevidir. Birinci nev 'i. fetihten evvel ahalisi İslam dinini kabul ettiği takdirde onlara terk ve bırakılan arazidir.

" "Onlara bırakılan arazidir"e bağlı bir de "terk" sözcüğü var. Yani tümce "onlara terk arazidir" ve "onlara bırakılan arazidir" di­ ye ikiye ayrılabilecek biçimde düzenlenmiştir. O zaman "onlara terk arazidir" deki yardımcı eylem eksikliği hemen göze çarpmaktadır. Tümceyi düzeltmek için ·· ' . . . onlara terk edilen ve bırakılan arazidir' ' demek gerekiyor. Ancak ( "Yinelemeler" ayrımında da açıkladığımız gibi) " "terk edilen" ve "bırakılan· ' , aynı anlama geldiği için biri ge­ reksizdir. Ya "onlara terk edilen arazidir" ya da "onlara bırakılan arazidir" denilmeli idi. Yeğlenmesi gereken biçim ikincisidir. Çün­ kü "terk e�ilen "de Arapça bir sözcükle Türkçe bir yardımcı eylem . vardır. "Bırakılan" ise Türkçedir ve tek sözcüktür. 858. Namık Kemal. Babıali 'nin Tercüme odasında kıi(iplik vazifesini ifa . ve gazetelere de makaleler yazıyordu.

" Katiplik vazifesini ifa" ve " "gazetelere de makaleler yazıyorc du" . Bu iki işt�n birincisi bitmemiş bir tümce olarak kalıyor. Tümce­ nin tamamlanabilmesi için "ifa"dan sonra bir yardımcı eylemin getirilmesi gerekir. Böylece yukarıdaki sözün doğrusu " . . . katiplik vazifesini ifa ediyor ve gazetelere de makaleler yazıyordu" olur. Da­ ha doğrusu ·· . . kiitiplik yapıyor .ve gazetelere makaleler yazıyordu' ' derne ktir. ( " "Ye gazetelere de" sözü içinde bulunan "ve" ile " "de" den bi­ rinin gereksiz olduğunu "Gereksiz Sözcükler" ayrımında görmüştük). 859. Yoldan geçen vatandaşları çeviren kıyafetleri düzgün kişiler, düzgün bir ifade ile paralarının kaybolduğunu. memleketlerine gitmek ve ka­ rınlarını doyurmak için para İstiyorlar.


1 59

YiİKLEM YA NUŞLARI

Bu örnekte "kaybolduğunu"dan sonra "söylüyor· · gibi bir yük­ lem eksiktir. Çünkü "kaybolduğunu" sözcüğünü, kendisinden sonra gelen "para istiyorlar" yüklemine bağlamak olanaksız.. 860. Ress (Ar): Bir kuyu ismidir ki Semüd kaviminin bakiyyeleri onu isti­

mal ederlerdi. Kendilerine mebus olan peygamberi anın içine ilka ve ağzını taşla ördüler. " İlka "nın ya rd ımc ı eylemi eksik. Bu pürüzün giderilmesi için iki yol vardır. a) . . . içine ilka ettiler ve ağzını taşla ördüler.

b) . . . içine ilka ve ağzını taşla seddettiler. 86 1 . (Bir milletvekili kürsüde) hücumlarına devam ve bağırarak şunları söy­

lemiştir.

" . . . devam etmiş . . . " olması gerekirken yardımcı eylem söylen­ memiştir. 862. Bütün memleket sathının koruyucu hekimliğe olan ihtiyacı tespit ve

giderilmeye çalışılmalıdır.

" . . tespit edilmeli . . . " olmalıydı. ( "Sathının" sözcüğünün gereksizliği, "Gereksiz Sözcükler" ayı­ rımında görülmüştür.) 863 . Köylünün toprağa. köyün mera, içme suyu

ve zaruri yola kavuşması

için gereken esaslar tespit ve kısa zamanda· tatbikata başlanmalıdır.

· · . . tespit edilmeli ve tatbikata başlanmalıdır' · olacaktı. 864. Dış siyasetimiz, milli menfaatler, mil/etlerarası batış, emniyet, hu­

zur ve hürriyet gerçeği inancı içinde tanzim ve esaslandırılmalıdır.

. . . . tanzim edilmeli ve esaslandırılmalıdır" olacaktı. 865 . Bunu düşündüğüm zaman Türkçeyi bilenlerin nasıl şimdiye kadar ka­

hırlarından ölmediklerine hayret olunur.

Tümce, birinci kişi olan öznenin. etken bir eyleme bağlanmasıy­ la başlıyor, edilgen ve üçüncü kişi bir eylemle bitiyor. Başlangıca gö­ re vüklemin "hayret ediyorum" biçiminde getirilmesi gerekirdi. 866. Kitabımızın l . bölümünde, . . . . kompozisyon nevilerinden bahsettik. Bu

bülümü yazarken . . . . ın . . . adlı eserind�n faydalandım


1 60

ÖMER ASIM A KSOY

İki tümcenin birint·is.inde çoğul l. kişi. ikinci�inde tekil l. kişi ey­ lemi kullanılıyor. Ya " ' bahsettik . . . faydalandık" denilmeli idi ya da "bahsettim . . . faydalandım " . 867. Il . bölümün 1. kısmında bunlar. talebe yazılarından alman misaller

de ı·erilerek incelenmiştir. Bu böliimün ll. kısmında ise noktalama işa­ ' re(leri üzerinde durdum.

Biraz önceki örnekte belirttiğimiz dikkatsizlik, burada da görü­ lüyor: Eylemler arasında uyum yoktur. " 'İncelenmiştir"den sonra gelen eylem "durulmuştur" olmalıydı. İkinci tümce "durdum " diye bitiri­ lecekse birinci tümce, "inceledim" ile bitecek biçimde düzenlen­ meliydi. 868 . (Bu kitap) kompozisyona temel teşkil eden kelime v e cümle bilgisini.

noktalama işaretlerine ait bahisleri. imfa ile alakalı bazı hususları içi. ne almakta ve bu bakımdan bir kompozisyon kitabı değil. kompozis­ yon yazmağa hazırlayıcı bir eserdir. 3

Birbirine bağlanmış olan " içine almakta" ile "hazırlayıcı bir eserdir" yüklemleri arasında uyum yoktur. Bu uyum, türlü biçimler­ de sağlanabilirdi: a) . . . içine almaktadır. Bu bakımdan . . . hazırlayıcı bir eserdir. b) . . . içine almakta 11e bu bakımdan . . hazırlayıcı bir eser niteliği taşımaktadır. c)

. . . içine almış, bu bakımdan . . . hazırlayıcı bir eser olmuştur.

869. Nana 'nın mahkemeye verilmesi, ne piyasaya peynir yağdırır ne de kah­

venin karaborsa fiyatında bir hafifleme olur.

Birinci tümce doğru. İkinci tümce birinciye bağlanıyor ama, bağ­ lama yanlış. şöyle ki : a) Birinci tümcenin eylemi ettirgen, ikincisi­ ninki geçişsiz. b) Birinci tümcenin öznesi ikinci tümcenin de özne�i olamıyor. Bu yanlışların düzelmesi için tümceler iki biçimde bağlanabilir: a) . . . mahkemeye verilmesi, ne piyasaya peynir yağdırır. ne de kahvenin karaborsa fiyatında bir hafifleme sağlar. ·

1 .2.3 h•vıiyc

Atıdullah


161

Y ÜKLEM YANLIŞLARI

b) . . . mahkemeye verilmesiyle, ne piyasaya peynir yağar, ne de kah­ venin karaborsa fiyatında bir hafifleme olur.

870. Ankara 'da yapılacak çok işimiz vardı. Eşyalar gelecek. evi yerleşti­

recektik. "Gelecek " eylemine bağlanan "yerleştirecektik " in sonundaki birinci kişi çoğul eki "-tik " , "gelecek" eylemi için de geçerli du­ rumdadır. Yani "eşyalar gelecektik, evi yerleştirecektik" denilmiş olu· yor. Buna yer verilmemeli, " eşyalar gelecekti, evi yerleştirecektik" denilmeli idi.

871. (Filan kişi) sık sık bana gelir, görüşürdük. Bu örnekte " gelir" eylemi, " görüşürdük" eylemine bağlanarak " bana

gelirdik

görüşürdük"

denilmiş

oluyor.

" Bana

gelird i ,

görüşürdük" denilmesi gerekird i .

872. Bunlar eninde sonunda bize gelecek, biz üstünde düşünecek. kendi­ mize göre değerlendirme/er yapacak, ondan sonra da içimize sindire­

cektik. " Gelecek" . "düşünecek" , "yapacak" , " sindirecektik " eylem­ leri birbirlerine bağlıdır. Eylem eki de hepsi için geçerli olarak son eylemdedir. "Düşünecektik " ve "yapacaktık" in " sindirecektik"e bğlı

olması,

çloğru anlam vermekte

ise de

"gelecek"

eylemi

"gelecektik" anlamına gelmediğinden ötekiler gibi "sindirecektik"e bağlanamaz. Bu nedenle ilk tümcenin eylemi " gelecekti" olmalıydı.

873. Dış;,m işleriyle ben. evdeki işlerle karım meşgul olur. " Meşgul olur" yükleminin öznesi " karım"dır. Bu doğru. An­ cak "ben" öznesi in yüklemi de · : meşgul olur' , biçiminde v eriimiş, ' yani "ben meşgul olur" denilmiş oluyor. "Ben"den sonra söylen­

miş olması gereken "meşgul olurum" yüklemi eksik.

R74. Sanat olayları her toplumda insanları yüceltir. Girişimi yapanların ama­

cı, ölümlü dünyanın çirkin yanlarını unutturmak, düşündürmek ve in­ sanoğlunu mutlu kılmaktır. "Girişimi yapanların amacı , ölümlü dünyanın çirkin yanlarını unutturmak, düşündürmek ve insanoğunu mutlu kılmaktır" Tümce­ sinin öznesi " . . amacı "dır. Buna üç eylem yükleniyor "unutturmak, düşündürmek, . . . mutlu kılmak ' ' ' 'unutturmak' ' eyleminin tümleci var:


" Dünyanın çirkin yanlarını" . "Düşündürmek" eyleminin tümleci yok; ama kendisinden önceki eyleme bağlı olduğu için "dünyanın çirkin yanlarını " tümleci, "düşündürmek" için de geçerli. Oysa yazar "dün­ yanın çirkin yanlarını düşündürmek" demek istememiş, sadece " düşündürmek" eylemini belirtmek istemiştir. Bu sakatlığı giderme­ nin yolu, ilkin tümleçsiz olarak "düşündürmek" eylemini söylemek, ondan sonra tümleçli olarak "dünyanın çirkin yanlarını unutturmak" ve " insanoğlunu mutlu kılmakta" yüklemlerini sıralamaktır.

875 . Her türlü meslek sahibi kişilere devlet adamlarına, yöneticilere kendi

ihtisas alanları içinde kalan konularda eserler yazdırıldı. konferans­ llar verdirildi, geziler düzenlendi. Birbirine bağlanan üç yüklemden "eserler yazdırıldı" ve " kon­ feranslar verdirildi" arasında uyum varsa da "geziler düzenlendi " yüklemi uyuma aykırı düşmüştür.

876. Geçici bir dönem için, seçimleri kontrolde tutmayı uygun buldu. Se­

çimler iki dereceli, seçilecekler çoğu zaman belirlenmiş gibidir. Bu sözler, bir profesörön, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Araştırma Merkezi dergesinin July 1988 ( ! ) tarihini taşıyan sayısından alınmıştır. " Seçimler iki derecelidir' ' yargısı, " seçimler · iki dereceli gibidir" biçiminde yanlış söylenmiş oluyor.

877. Pek yakında TV'de Osmanlı İmparatorluğu 'nun laik, milli, teokratik

olmayan bir cumhuriyet olduğunu ve bu cumhuriyetin başında da cum­ hurbaşkanı olarak padişahın bu/µnduğunu işitirsek hiç şaşmamak gerekir. ' ' . . . . Osmanlı İmparatorluğunun laik, milli olan, teokratik olma­ yan bir Cumhuriyet olduğunu . . . işitirsek . . . '' denilmesi gerekirken ' ' la­ ik,

milli"

sözcüklerinden

sonra

" olan"

yardımcı

eyleminin

kullanılmamış olması, bu iki sözcüğün de "olmayan" yardımcı eyle­ mine bağlanmasına yol açmıştır. Böylece bu iki kavramın olumlusu amaçlandığı halde olumsuzu söylenmiş durumdadır. Bu yanlış, söz­ lerimizin başında verdiğimiz biçimde düzeltilebileceği gibi ' ' teokra­ tik olmayan" önce, "laik, milli" sözcüklerini bundan sonra söylemekle de düzeltilebilir.

878 . Tanzimat, dünyadaki gelişmelere yetişmek İçin gerekli esaslı reform­

ları yapacak güçte değildi. Mamafih Tanzimatta bazı okullar kurul-


YÜKLEM YA NLJŞLARI

163

muş, A vrupa 'dan ceza, ticaret ve usul kanunlarını alıp adapte etll!iş, A vrupa modeli mahkemeler açmıştır. İkinci tümce, birbirine bağlı üç tümcecikten oluşuyor.

1) Tanzimatta bazı okullar kurulmuş, 2) Avrupa'dan . . . kanunlarını adapte etmiş,

3)

Avrupa modeli mahkemeler açmıştı r .

Birinci tümceciğin öznesi yok. İkinci v e üçüncü tümceciklerin öz­ nesi (söylenmemiş ama) "Tanzimat" olarak düşünülmüş . Edilgen olan birinci tümceciğin etken olan öteki iki tümceciğe bağlanması yanlıştır.

879. Yunanistan 'a karşı zafer kazandıktan sonra ikinci önemli bir siyasi re­

form yapıldı: 1 Kasım 1 922 'de sultanlık ilga edildi. Etken olan " kazandıktan" eyleminin edilgen olan "yapıldı" ya bağlanması yanlıştır. " Kazanıldıktan sonra" denilmiş olsaydı doğru bağlanmış olurdu.

880.

Resmi daireleri otomobille doldurdu. Ülkede tam anlamıyla "araba saltanatı " hüküm sürülmeye başlandı.· ' ' Hüküm sürülmeye başlandı ' ' yüklemi edilgen olarak getirilmiştir. Edilgen ytiklem, öznesi belli olmayan tümcelerde �!anılır. Burada özne bellidir: "Araba saltanatı " dır. Öyleyse yüklem etken olmal ı , yani " hüküm sürme�e başladı" biçiminde bulunmalıydı.

8 8 1 . Biz Heğbeli 'de her gece mehtaba çıkardık

Sandallarımız neş 'e dolar zevke dalardık 882. Eskiden her bakışta gözlerime

A teşin bir karartı akseyler "İşte, derdim, bu işte ömr-ü beşer " 883. Biraz düşünürsek, ölen değerli insanların ardında kalan işlerin, gö­ revlerin, kuruluşların birden nasıl bir değişim gösterdiğini apaçık gö­

rürsünüz. 884. O boşluğu kim dolduruyor, nasıl dolduruluyor? Yukarıdaki dört örnekte de açıklamaya gerek görmediğimiz yük­ lem yanlışları vardır.


XIV YANLIŞ YERDE BULUNAN SÖZCÜKLER Sözcüklerin, tümce içinde bulunmaları gereken yerden başka bir yer­ de bulunması, okuyanı tedirgin etmekle kalmaz, anlamın kimileyin bula­ nık, karanlık olmasına, kimileyin iki türlü belirmesine yol açar. Kimileyin amaçlananın dışında bir anlam ortaya çıkması ya da sözün hiç anlaşılma­ _ ması sonucunu doğurur. Sözcükler tümceye öyle yerleştirilmelidir ki her sözcüğün yeri, bulu­ nabileceği yerlerin en uygunu olsun. Aşağıdaki örneklerde, yerleri yanlış olan sözcükler görülecektir. İlk dört örnek, oylama sonucunu bildiren kalıplaşmış söz biçimidir. Sık sık rast­ lanan yanlışlardandır. 885. f.findi.,ran parlamentosu Bayan Gandi 'nin hapse atdma karanm 2 79 'a k<.ır�ı

l 38 oyla almıştı/

Bu karar 1 38 oyla değil_ 279 oyla alınmıştır. Onun için sayıların yeri değiştirilmeli , tümce şu biçimde olmalıydı. '' . . . hapse atılma ka­ rarını 1 38'e karşı 279 oyla almıştı·" . 886. Oylama yapıımı� ve onergenın 235 'e aışı 1 7 oyla reddedildiği anla­ şılmıştır.

Bu da yukarıdaki gibi minde yazılmalıydı. 887. Rapor,

Büyük

" l 7'ye

karşı 235 oyla reddedildiği" biçi­

Millet Meclisinin 12o "ya karşı 72 oyla aldıgı kararla

reddedilmiştir.

Bu söz, raporun 72 oyla reddedildiği anlamına gelir. Oysa 1 26 oyla reddedilmiştir. Öyle ise "72'ye karşı 1 26 oyla" denilmeliydi. 888. Chessman, beşe karşı dört oyla ölüme gitti. Tanınmış yazar, durumu ters anlatmış oluyor. Doğru anlatım, sa­ yıların yerlerini değiştirmekle sağlanır: "Chessman dörde karşı beş oyla ölüme gitti· ' .


YANLIŞ YERDE B UL UNAN SÖZCÜKLER

1 65

889. lrak 'ın iç işlerine müdahalesi yüzünden Moskova 'mn Kasım 'la arası

açıldı . " Moskova' nın Kasım ' la arası açıldı" demek, Kasıın ' ın bir dav­ ranışı yüzünden Moskova Kasım' a darıldı. demektir . Oysa durum ter­ sinedir. Yani " Kasım' ın Moskova "ile arası açıldı' " denilmesi gerekirdi. gerekirdi , B u durumun bir yanlı değfl iki yanlı başladığı anlatılmak iste· niyorsa şu iki biçimden biri kullanılabilir: a) Moskova ile Kasım'ın arası açıldı. b) Kasım'la Moskova'nın. arası açıldı.

890. Ceset/er çok denizde kaldıkları için şişmiş ve . . . "Çok" sözcüğü, bulunması gereken yerde değildir: "Cesetler, denizde çok kaldıkları için . . . " denilecekti .

891 . Şernun henüz eylülde adaylığını koyup koymayacağını bildirmemiştir. Düzeltelim: "Şemin, eylülde adaylığını koyup koymayacağını he­ nüz bildirmemiştir.

892 . Kırbaç sesi ve rictus, poİitikada insanları önüne katıp istenilen istika· mete sürüklemenin iki birbirini tamamlayan usulüdür. Doğrusu: " . . . birbirini tamamlayan iki usuldür " .

893. Yeni durağa gelmiştim. Yeni olan "durak" değil "gelme" eylemidir. " Durağa yeni gelmiştim" denilmek isteniyor.

894. izinsiz inşaata girilmez. "İzinsiz inşaat" olmaz. "İnşaata izinsiz girilmez" diye yazılacaktı.

895. Ecevit'Ic; konuşanlara kendisi. . . . demişti. Sözcükler yerli yerinde değil . Doğru anlatım şu: " Ecevit, kendi·

siyle konuşanlara . . . demişti" .

896. Cemal Gürsel, devlet ve hükümet başkanlıkları ile birlikte uhdesinde

bulunan Milli Savunma Bakanlı,itını . . . . Fahri Özdilek'e devretmiştir. Devredilen sadece Milli Savunma Bakanlığı olduğu halde yazı, devlet ve hükümet başkanlıklarının da devredildi�i gibi bir anlama ge­

lebiliyor. Bunu ortadan kaldırmak için anlatım şöyle düzenlenebilir:


ÖMER ASIM AKSOY

1 66

" Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel (ayrıca) uhdesinde bul:ı­ nan Milli Savunma Bakanlığını . . . Fahri Özdilek'e devretmişti r " .

897. Bir verimsiz tarlayı ; yapma gübre nasıl birden verimli, bitkel yaparsa

demokrasi öylece de kimi insanların anlayışlarını geliştirir. Burada "bir" . "yapma gübre" . ' 'de " , "öylece" sözcükleri, bu­

lunmaları gereken yerlerde değildir. Dört yer değiştirme ile söz sağ­ lam bir yapıya kavuşur; şöyle olur: " Yapma gübre, verimsiz bir tarlayı nasıl birden verimli , bitkel yaparsa demokrasi de kimi insanların an­ fayışını öylece geliştirir " .

898. Herhalde bu mevzuda pek titiz davranıp her kelimenin imlasını nota

gibi düzenlemeye kalkışmak abes olur: Zaten buna da imkan yoktur. " Zaten buna da imkan yoktur" denilebilmek için. daha önce " i mkansız" bir şey söylenmiş olması gerekir: "Şöyle bir şeye imkan yoktu; buna da imkan yoktur" denilir. Burada daha önce imkansızlı­ , ğından söz edilmiş bir durum geçmiyor. sadece girişilebilecek bir dav­ ranış ortaya atılıyor; . buna imkan bulunup bulunmadığı üzerinde duruluyor. Böyle bir kavram "buna imkan da yoktur" biçiminde be­ lirtilir

899. Bir türlü müzakere edilmek üzere Büyük Millet Meclisine getirilme­

yen tahkikat önergeleri. . . "Bir türlü" sözünün yeri, ya " müzakere edilmek üzere"den son­ radır; ya da "Büyük Millet Meclisi" nden sonradır. Yani ya " müza­ kere edilmek üzere bir türlü Büyük Millet Meclisine getirilmeyen tahkikat önergeleri . . . " denilmeli idi; ya da "müzakere edilmek üze­

re Bü_yük Millet Meclisine bir türlü getirilmeyen' ' denil meli idi. (İkinci biçim daha uygundur . )

900. Kötü bir düşünce verimi olan dil devrimini kökünden yıkma . . . İki türlü anlaşılabilen bir söz : a) " Di l devrimi" kötü bir düşünce verimidir, onu kökünden yıkma . . . b) "Dil devrimini kökünden yıkma" kötü bir dü�ünce verimidir. Amaç hangisi ise ötekine yol açmayacak bir anlatım seçilmeliydi.

901 . Japon başbakanı bir hafta içinde petrol üreten dört Ortadoğu ülkesini

ziyaret edecek. Tümcenin dorusu "Japon başbakanı, petrol üreten dört Ortado-


YANLIŞ YERDE BULUNAN SÖZCÜKLER

167

ğu ülkesini bir hafta içinde ziyaret edecek' 'tir. ' ' Bir hafta içinde sö;,,

·

cüklerinin kendi yerinde bulunmaması yüzünden-tümce, dört Ortadoğu ülkesi, bir hafta içinde petrol üretecekmiş gibi bir anlama da gelebil­ mektedir.

902 . Geçenlerde dünyaya getirdiği yavrularından . ikisini yiyen Sofya Lo­

ren 'in Çoban köpeğinin bu davranışının nedeni olarak . . . . Sanki Sofya Loren, dünyaya getirdiği yavrularından ikisini ye­

miş. Bu ters anlamı ortadan kaldırmak için akla ğelen ilk iş, ' ' yiyen' 'den sonra bir virgül koymaktır. Ama daha iyisi, anlatıma başka bir

biçim vermektir . Söı:gelişi şöyle: " Sofya Loren' in çoban köpeği ge­ çenlerde dünyaya getirdiği yavrularından ikisini yemiştir. Bunun ne­ deni olarak . . . . ' · .

, 903. Üstüva hattında gece hayvanların, böceklerin böyle yırtınırcasına öt­

me/erinin tek alameti var: Korkunç bir ekvator yağmuru gelmek üzere . . . . Yazı, "ekvator yağmurunun gelmek üzere olması, böceklerin öt­ melerine alamettir" anlamına. Oysa "böceklerin ötmeleri, ekvator yağ­ murunun gelmek üzere olduğuna alamettir" denilmek isteniyor. (Bu örnekteki "hayvanların, böceklerin ötmeleri" tamlaması için "Tamlama Yanlışları" ayrımına bakınız).

904. Ahmet, emniyet müdürlüğüne aitjiple polis (filan) ve polis (filan) ta­

rafından keyfi olarak alkol aldığı . iddiasıyla şehir dışına götürülmüş ve orada feci şekilde dövülmüştür. Buradaki "keyfi olarak" belirteci hangi eylem için getirilmiştir? Keyfi olarak yapılan iş nedir? Yazılışa göre polisler Ahmet' in " keyfi olarak alkol aldığını ' ' ileri sürmüşlerdir. Ama söylenmek istenen bu değil , Ahmet'in "keyfi olarak şehir dışına götürülmüş ve orada dö­ vülmüş olması"dır. Öyle ise " keyfi ola�ak" sözü, yanlış yerde bu­ lunmaktadır. Kendi yerine konulursa tümce şu biçimi alır: " Ahmet, alkol aldığı iddiasyla . . . polis tarafından keyfi olarak şehir dışına götüriilmüş ve orada . . . . ' ' .

905. Her çeşit anayasa dışı faaliyetlere karşı demokrasiyi ve Cumhuriyeti savunmak. . . " Her çeşit" yerinde değildir, " Anayasa dışı her çeşit faaliyet"

'


ÖMER A SIM A KSOY

1 68

denilmeliydi. (" Faaliyetler" in yanlış kullanılmış olduğu "Tamlama Yanlışları" ayrımında görülmüştür).

906. Kambiyo kaydının mevcut olmadığı dünyada müstesna birkaç mem­

leketlerden biri de Lübnan 'dır. " Kambiyo kaydının mevcut olmadığı " sözü "dünya"yı nitele­ miştir. Bu durum, "dünyada kambiyo kaydı yokmuş" gibi yanlış bir anlama yol açmaktadır. ' 'Kambiyo kaydının mevcut olmadığı ' ' sözü, Lübnan'ı nitelemek için söylenmiştir. Doğru anlatım iki yolla sağla­ nabilir: a) " Dünyada" sözcüğünü şimdi buiunduğu yerden kaldırıp başa koymak; b) "Olmadığı " sözcüğünden sonra bir virgül koymak. ("Birkaç memleketler" tamlaması için "Tamlama Yanlışları" ay­ rımına bakınız) .

907. Ocak ayının ikinci günü, Rusların yüksek dereceli bir roketi Güneş 'e

fırlattıkları bildiriliyordu . . 3 Ocakta, saat onda roket Arz küresinden iki yüz bin kilometre mesafede bulunmakta idi. Ocak ayının dördün­ cü günü saat on ikide Sovyetlerin fırlattıkları bu roket Arz küresinden dört yüz yirmi iki bin, Ay merkezinden ise altmış bin kilometre me­ safede seyretmekte idi. .

Birinci tümceden öğreniyoruz ,ki Sovyetler, ocak ayının ikinci günü bir roket atmışlardır. Son tümcede ise " ocak ayının dördüncü günü Sovyetlerin attıkları bu roket" sözleri var. "Bu roket" 2 Ocakta mı atılmıştır. 4 Ocakta mı? Çelişki, son tümcedeki "ocak ayının dördün­ cü günü " sözünün yanlış yerde bulunmasından ileri geliyor. Doğru yere koyarsak tümce şu biçimi alır, çelişki kalmaz: "Sovyetlerin fır­ lattıkları bu roket, ocak ayının dördüncü günü saat 1 2'de Arz küre­ sinden . . . "

.

Düzeltmenin daha uygun yolu, "Ocak ayının dördüncü günü sa­ at 1 2'de den sonra gelen "Sovyetlerin fırlattıkları" sözcüklerini sil­ mektir. Böylıx:e hem karışıklık ortadan kalkar, hem de tümce bir yükten

kurtulmuş olur.

908 . İngiltere 'den, objektifinin çapı bir metre, uzunluğu beş metre olan ma-


YANLIŞ YERI'E BULUNAN SÖZCÜKLER

1 69

kine ile çalışan bir dürbün satın alınmıştır. Yazılışa göre objektifin çapı bir metre, uzunluğu beş metredir. Objektifte uzunluk düşünülemeyeceğinden beş metre uzunluğun dür­ bün için kullanılmış olması gerekir. Sözcükleri yerli yerine koyarsak anlatım doğru biçimini bulur: "İngiltere'den, objektifinin çapı bir metre olan ve makine ile çalışan beş metre uzunluğunda bir dürbün satın alın­ mıştır" .' 909 . Yüksek Hiikimler Kurulu. Anayasamızla kurulmuş olan Yüksek Hakimler Kurulunun adı, dilbilgisi açısından üzerinde durulmaya değer: " Yüksek" sıfatı sade­ ce _"hakimler" için midir, y0ksa "hakimler kurulu" tamlaması için mi? Bu ad, her iki anlamı da taşır niteliktedir. Birinci anlamın kesin­ leşmesi için sözün ' 'yüksek hakimlerin kurul_u' ' biçiminde olması ge­ rekir. İkinci anlam ise " hakimler yüksek kurulu" biçimiyle kesinlik

kazanabilir*

9 10. Tevfik Fikret'in 64. ölüm yıldönümü. Burada "ölüm yıldönümü" sözcüklerini bir bütün olarak düşü­

nüyor ve bunun 64. sünü anlıyoruz. Ancak "Fikret"in 64. ölüm , yıldönümü" yerine "Fikret'in· ölümün 64. yıldönümü; demek dil bilgisi bakımından daha sağlam bir yoldur. Çünkü birinci biçim, (an­ lamın usa uygun olup olmadığı düşünülmeksizin) katı kurallara göre " F ikret' in 64. ölümünün yıldönümü" , (yani 64 kez ölmesinin yıldö­

nümü) anlaqıını da verebilir. Bu örnekte olmasa bile, benzeri söz ya­

pılarında -örneğin biraz önce üzerinde durduğumuz ' 'yüksek hiikimler Kurulu'nda -bu olasılık vardır. �şağıdaki örnek de böyle bir anlam karışıklığı içindedir. H 1 . Basımı bitmek üzere olan kitabın birinci cildinde deniliyor ki. . .

"Basımı bitmek üzere olan" bütün ciltleriyle kitap mıdır, yok�a kitabın birinci cildi mi? Belli olmuyor. İkinci anlam için yol, sözcük­ lerin yerini şu biçimde değiştirmektir: "Kitabın, basımı bitmek üzere olan birinci cildinde . . . '' Birincı anlam için tümcerim parçıİlanması ge­ rekmektedir: " Kitabın basımı bitmek üzeredir. Birinci cildinde . . . . "

* Bu eleştiri -daha 1982 Anayasası yokken- 1 96 1 Anayasasının 143. maddesinde kul­ lanılan anlatım için yazılmıştı. 1 982 Anayasasi, "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu" anlatımını yeğlemekle (

�ikide:

1 59) ikirciği ortadan kaldırdı.


Q l 2 . Gürsel, kendisine bir sputnik maketi hediye edilen Sovyet pavyonunu terk ederken . . . .

Bu sözler ' ' Sovyet pavyonuna bir sputnik maketi hediye edilmiş ' ' anlamına da gelebilecek biçimdedir. Bunu ortadan kaldırmak için ki­ mi sözcüklerin yerini değiştirmek gerek: " Kendisine bir sputnik ma­ keti hediye edilen Gürsel, Sovyet pavyonunu terk ederken . . . . "

913.

Portekiz Cumhuriyetinin Lizbon merkezindeyim.

Portekiz Cumhuriyetinin birkaç merkezi olsaydı, öteki merkez­ lerde değil, Lizbon'da bulunulduğu böyle anlatılırdı. Ya.zar. "Porte­ kiz Cumhuriyetinin merkezi Lizbon'dayım" demek istiyor.

9 1 4.

İktidann demokratik bir çoğunluğa dayanıp dayanmadığı ciddi bir şüphe arz etmektedir. Belki bu şüphe yersiz veya haklıdır.

Düzgün Türkçe, son tümcenin şöyle olmasını gerektiriyor: "Bu şüphe belki yersiz, belki haklıdır" .

915.

Tarım uzmanları, çay yetiştirilmesi için çok uğraşmışlardır. Ama bir türlü bu İstek, uygulama alanına geçirilememiştir. Ta ki. . .

"Bir türlü"nün yerini değiştirmek gerekiyor: "Ama bu istek bir , türl ü uygulama alanına geçirilememiştir" ya da "Ama bu istek, uy­ gulama alanına bir türlü geçirilememiştir " .

9 16.

Bilindiği gibi Akif, önce Tarihi-İ Kadim gibi dinsiz bir manzume yaz­ dıktan sonra, o zaman Protestan papazları tarafindan idare edilen Ro­ bert Kolej 'e geçen Fikret 'e şöyle iki mısrayla dokunmuştur: Şimdi Allah 'a söver, sonra biraz bol para ver Hiç utanmaz Protestanlara zangoçluk eder.

Tümcenin baş tarafından, "Tarih-i Kadim" manzumesini Akif yazmış gibi bir anlam da çıkıyor. Bu nedenle " Akif" sözcüğünü şim­ . di bulunduğu yerden kaldırıp "Fikret'e" sözcüğünden sonra söyle­ mek uygundur. (" Önce . . . dikten sonra" için "Gereksiz Sözcükler" ayrımına, "dinsiz manzume" icin de "Tamlama Yanlışları" ayrımına bakınız) .

917.

Her kalp ağrı ve çaıpıntısı hissedenler ekserisi kalp hastası olmayıp daha ziyade kalp hastalığından korkan sinir hastalarıdır.


YANLIŞ' YERDE B UL UNAN SÖZCÜKLER

1 71

Bu tümce iki türlü düzeltilebilir. Biri şöyle: "Her kalp ağrısı

ve

çarpıntısı hisseden, kalp hastası değildir. Çoğu kalp hastalığından kor­ kan sinir hastalarıdır " .

B u düzeltme ' 'ekserisi' ' sözcüğünün yeri değiştirilerek yapılmıştır. 1

İkinci düzeltme yolu: '1Gereksiz Sözcükler" ayrımındadır. ("Tam­ lama Yanlışları" ayrımında bu tümcedeki başka bir yanlış da göste­ rilmiştir).

9 1 8 . Her Tanrının J!Ünü sermaye basınında (filancaya) saldırı üstüne saldı­

rı kampanyası sürüyor. "Tanrı'nın her günü" denilmesi gerekir.

9 1 9 . Toprak Mahsulleri Ofisi, bundan böyle salt dışsatım amacıyla piyasa­ .

ya girerek buğday alacak ve yerel yönetimlere buğday tahsisinde ar­ tık bulunmayacaktır. "Artık" sözcüğüne gerek var mı? Var denilirse yeri değişmeli : . . . . ve artık yerel yönetimlere . . . .

920. Kafası şaıtlanmışlann değer yargılarıyla olaylara bakmaktan sakınalım. "Olaylara" söz,eilğü başa alınmalı.

921 . Özal, Erdem 'e Şemiler'in istifasını isteyeceğini ifade etti. Konuya iliş­

kin başbakanlığın bugün bir açıklama yapması bekleniyor. 25 . 12 . 1988 günlü büyük bir gazetede çıkan yukarıdaki tümcenin " konuya ilişkin" parçası yanlış yerde ,bulunmaktadır. Doğru yeri "bugün" ile "bir açıklama" arası değil midir? ·-

922 Gorbaçov 'uıı "dtinokratikleşme " ve "açıklık " politikaları, Sovyet• .

ler Birliği 'nin birçok Rus olmayan cumhuriyetinde çeşitli boyutlarda "ulusal başkaldırı "lar yapılması için göreve elverişli bir ortam ya­ ratmışsa da . . . 23 Mart 1988 Tarihli bir gazetede çıkan bu haberdeki "birçok" sözcüğünün doğru yeri "Rus olmayan" dan önce midir, sonra mı?

923. İnkilap devri içinde size dil ve tarih hareketlerine dair kısaca bazı bil­ ci!d;;ıi111i

arılcıt.mak istiyoruin. (Çankaya, Il. C. s. 440)

"Size" , "kısaca" ve "bazı" sözcükleri bulunmaları gereken yer­ lerde değiller, tümceye şu biçim verilirse anlatım daha sağlıklı ola-


1 72

ÖMER ASIM AKSOY

·cak: "İnkılap devri içindeki dil ve tarih hareketlerine dair bazı bildiklerimi size kısaca anlatmak istiyorum" . 924. İnsan iradesinin, ş u son asırda milli lisanların inldşafma, hatta bazı ölü sanılan dillerin bile yeniden yaradılışna nasıl muvaffak olduğunu

bilirsiniz. (Fuat Köprülü)

1 ) "Hatta bazı ölü sanılan"daki "bazı "nın yerini değiştirerek " hatta ölü sanılan bazı dillerin" demek;

2) "İnsan iradesinin" sözüyle "şu son asırda" sözünün yerleri­ ni değiştirmek daha uygun olmaz mı?

925.

Bugün düzenlenecek bir törenle, emekli olması dolayısıyla İlhan Ev­ liyaoğlu, ressam Elif Naci 'ye onur belgesi verecek. Tümcenin yukarıdaki düzeni, İlhan Evliyaoğnu'nun bugün �üzen­ lenecek bir törenle emekli olacağı anlamını veriyor. Oysa doğru an· lam, kimi sözcüklerin yeri değiştirilerek tümcenin şöyle yazılmasını gerektiriyor: " İlhan Evliyaoğlu, ressam Elif Naci'ye emekli olması dolayısıyla bugün . düzenlenecek bir törenle onur belgesi verecek" .

926.

Önümüzdeki taslak, olduğu gibi halk oyundan geçerse, ilk saygınlığı sarsılacak kurumun yine Cumhurbaşkanlığı makamı olacağından kaygı duymaktayız. "İlk saygınlığı sarsılacak kurum" değil , " saygınlığı sarsılacak ilk kurum" demek gerekirdi .

927 .

Henüz bu Anayasanın sağladığı özgürlükler, demokratik olanaklar, toplumumuza tam anlamında yansımış, uygulamaya girmiş değildir. Baştaki "henüz" sözcüğü oradan kaldırılmalı, "toplumumuza" ile "tain anlamıyla " nın arasına konulmalıdır.

928.

Şarlo 'yu ve Picasso 'yu bile kıskarimadığını söylemiştir. Vurgulaya­ rak, sık sık kıskanmadığını söylemesi, bana göre, onları gizlice kıs­

kandığını gösterir. Beliıtjlmek istenen şey "kıskanmayışın sık sık olduğu" değil "kıs·

kanmayışın sık sık söylenmesi"dir. Bu · nedenle "sık sık" ile "kıskanmadığını" sözcüklerinin yerlerini değiştirmek" "uygulayarak" sözcüğünü de " söylemesi"nin önüne getirmek gerekmektedir. Buna göre söz şu biçimi alır: '' . . . . Kıskanmadığını sık sık vurgulayarak söy-


YANLIŞ YERDE B UL UNAN SÖZCÜKLER

1 73

!emesi . . . ' '

929. Memurlara Bakanlar Kurulu karan� ·la on iki bin ila bin lira arasında

tazminat ödenecek. l ) Bu tümce " ila" yerine " ile" koymak.la düzelir.

2) Arapça bir sözcük olan " ila"nın kullanılışı şu yönden de yani !ıştır: İki sayı aras-ındaki " liii" , " kendisinden önceki sayıdan kendi­ sinden sonraki sayıya değin" kavramı için kullanılır. Yani küçükten başlayıp büyükte son bulmayı belirtir. Bu nedenle "on iki bin ilii bin" değil, "bin ilii on iki bin" denilmesi ve "arasında" sözcüğünün de silinmesi gerekir. Buradaki "ilii" nın yerini bir çizgi (-) de tutar.

12 sıralannda mezarlıkta çalışanlar tarafından keser­ le yaralanarak komaya sokulmuş 25 yaşlarında bir kadın cesedi, bulundu.

930. 5nceki gün saat

Bu söz, kadını yaralayanların mezarlıkta çalışanlar olduğu gibi bir anlama da gelebilir. Anlatılmak isten�n şeyin ise şu olduğunu sa­ nıyorum. "Önceki gün, saat 1 2 sıralarında mezarlıkta çalışanlar ke­ serle yaralanarak komaya sokulmuş 25 yaşlarında bir kadın cesedı buldular. Bl .

Demek ki kurallarla olmuyor yalnız bu işler. Kurallarla olmayan "yalnız bu işler değil, bu işlerin "yalnız kurallarla' ' olmadıgıdır.

932.

1�61 Anayasasının uygulanması sonunda ilgi ile desteklenen bir sü­ 12 Eylül 'e bizi getirdi.

reç

" 12 Eylül 'e bizi getirdi" denilmesi mi uygun yoksa "bizi 12 Ey­ lül'e getirdi" denilmesi mi? H3. Üçüncü kuşak olan Türk işçilerinin çocuklarını Alman okullarında Al­

man zihniyetini öğrenecek biçimde eğitmek istiyoruz. Bu anlatım, "Türk işçilerinin" üçüncü kuşak olduğu anlamına da gelebilir. Oysa söylenmek istenenin, " işçi çocukları" olduğu an­ laşılmaktadır. Bu anlatım sakatlığı, " üçüncü kuşak olan" nitelemesi­ nin yanlış yerde bulunmasından ileri geliyor. Onları bulunması gereken yere koyarsak, tümce şöyle olur: ' 'Türk işçilerinin, üçüncü kuşak olan çocuklarını . . . ' '


ÖMER ASIM A KSO'I''

1 74

934 . Başbakan, Çin 'e bu yılın yedinci büyük gezisini yapıyor. Bu anlatışa göre Başbakan; bu yıl altı kez gittiği Çin'e yedinci

kez gidiyor. Oysa bu yılın altı gezisini başka ülkelere.yapmıştır, ye­ dinci gezisini Çin 'e yapıyor. Tümcedeki yanlış anlatış, "Çin'e" söz­ cüğünün yanlış yerde bulunmasından doğuyor. Bu sözcük, bulunduğP

yerden kaldırılıp "yapıyor "un önüne getirilmelidir.

935. Kapitalist ülkeler, sömürmek istedikleri geri kalmış ülkelerde koru­ macılık politikalarını ortadan kaldırmak için savaşım vermiş, hatta sa­ vaşmış değiller miydi? Şimdi roller tersine mi döndü? Sanayileşmiş ülkeleri sömürme sırası mı geldi bize? Bu örnekteki " sırası mı geldi bize" yerine "sırası bize mi geldi " demeyi daha uygun bulmaz mısınız?

936. Sarayı ve Sarayın atadığı hükümetleri aciz bırakan husus ise ' 'vicdan-ı mjlli "yi, "kuva-yi milliye "yi inkar ve hatta ihmal etmesidir. " Hatta" bağlacı, birbirine bağladığı iki sözden birincisinin ye­ tersiz, ikincisinin daha güçlü olduğunu belirtir. Bu nedenle ömeğimz­

deki " inkar ve hatta ihmal" in , " ihmal ve hatta inkar" olarak

düzeltilmesi gerekir.

937. Rus donanması gelip Boğaz 'a dayanırsa, üç beş günü geçmiş toplar­ . dan bir salvo, bir salvo . . . .

"Üç beş günü geçmiş" mi , '·'günü geçmiş üç beş" mi?

938.

İstanbul 2. İdare Mahkeniesi 'nin 2 7 Aralık 1 985 tarihli konuya iliş­ kin kararında . . . 27 Aralık

1985 tarihli olan şey " konu" değil " karar"dır. Bu ne­

denle anlatımıri şöyle düzeltilmesi gerekiyor. "İstanbul 2. İdare Mah­ kemesi'nin, konuya ilişkin 27 Aralık tarihli kararında . . . . "

939. Dün saat 13.40'da 6'ya 5 oyla yasanın sadece 8. maddesini iptal ka­ rarı veren mahkf'.menin aldığı sonucu genel sekreter Ziyaettin Özkan­ Jı açıkladı.

940. Anayasa Mahkemesi 6 'ya 5, Seçim yasasının 8. maddesini iptal et­ meyi kararlaştırmasından sonra . . . Bu iki örnek, 1 0 Ekim l 987 tarihli bir gazeteden alınmıştır.


YANLIŞ YERDE BUL UNAN SÖZCÜKLER

1 75'

Yasa, altı oyla mı, beş oyla mı iptal edilmiştir? Kuşkusuz altı oy­ la. Oysa her iki örnekte altıya (karşı) beş oyla iptal edildiği bildiril­ mektedir. Yanlışın düzeltilmesi için anlatımın "beşe (karşı) altı oyla" biçiminde olması gerekir.

Birinci örnekteki " 1 3 . 40'da" yazımı - da yanlıştır. Doğrusu " 1 3 .40'ta" dır. 941 .

(Tanınmış kişi) ikinci evlilik yıldönümünü önceki gece Büyük Anka­ ra

Oteli 'nde arkadaşlarıyla birlikte kutladı .

Buradaki " ikinci" sözcüğü, yalnız "evlilik"i niteliyorsa bu ki­ şinin ikinci kez evknmiş olduğu ve bunun yıldönümünü kutladığı an­ laşılır. "İkinci" sözcüğü "evlilik yıldönümü" nü niteliyorsa (ilk olarak) evlilik yaşamına girişinin ikinci y ıldönümünü kutladığı anlaşılır. Oy­ sa bu tanınmış kişinin ilk kez evlendiğini biliyoruz. Buna göre yuka­ rıdaki anlatımın iki türlü anlaşılmaya yol açmayacak biçimde düzeltilmesi gerekir. Bu düzeltme ile anlatım şöyle olur. " (Filan ki­ şi) evlenmesinin ikinci yıldönümünü . . . . kutladı. "


xv

ÇEVİRİ KOKAN SÖZLER Dili özleştirme akımından önce kullandığımız Osmanlıcadaki doğu ve batı kaynaklı sözcükleri ve söz kalıplarını Türkçeleştirmenin yolu, her va­ kit yabancı sözcükler yerin\! Türkçe sözcükler koymak değildir. Kimile­ yin, kılığı Türkçe olmasına karşın özü ve kimliği Türkçe olmayan sözlerin

onaya çıJanası bundanuır. Çeviri yaparken de herhangi bir konu üzerinde yazı yazarken de Türk­ çe düşünmenin temel ilke olduğu unutulmamalıdır. Yabancı sözcüklerin, kalıplaşmış sözlerin ve tümcelerin yüzeydeki , görünürdeki biçimlerini öz­ ıeştirmekle iş bitmez; bunların öz kavramını karşılayan Türkçe sözcükler, kalıplar, bıçimler aranıp bulunmalıdır. Böyle yapılmazsa dilimizin yadır­ gadığı, çeviri kokan bir "sözde Türkçe" ortaya çıkar. " 'Bu sabah bir banyo aldım" , "çay alır mısınız?" , "üç gün var ki sizi bekliyorum" sözleri gibi. Derlediğimiz bu tür yazı �ardan örnekler verelim:

tanıklık etmek 942. Programla ilgili olarak elliye yakın milletvekilinin söz aldıklarına ta­ nıklık edilmiştir. 943 . . . . ın itiraz ettiğine ve usul hakkında söz istediğine tanıklık edilmiştir. . 944 . . . yer yer kavgalar çıkmış, salonda söylenen duyulmaz olmuş, bütün milletvekillerinin ayağa kalktıklarına tanıklık edilmiştir. .

Bu üç örnekte geçen "tanıklık edilmiştir" sözü, Osmanlıcadaki "şahit olunmuştur" sözü düşünülerek yazılmıştır. Oysa "tanıklık et­ mek (şahitlik etmek), tanık olarak bildiğini, gördüğünü söylemek de­ mektir. "Beni tanık olarak gösterebilirsiniZ, tanıklık ederim" sözünde

olduğu gibi. Yukarıdaki örneklerde böyle bir durum yok, çeviri ko­ kan bir Türkçeleştirme çabası var. Bu üç örnekteki ' 'tarııklık edilmiştir' '

yerine "görülmüştür" denilseydi, hem iki sözcük yerine tek sözcük kullanılmış hem de anlam"yanılgısına düşülmemiş olurdu.

neden olmak

945. Arabaların kış aylarında bannacaklan bir garajın olmaması, mazot de-


ÇEVİRİ KOKAN SÖZLER

1 77

polarının donmasına neden oluyor. 946

.

...

dilde de bir gericiliğin olmasına· �den oldular.

947. Polis ve öğretmenlerin dahi birbirlerine düşman kamplara ayrılmala­

rına neden olan partizan tutum ve davramşlardan vazgeçmemişlerdir. "Bunun sebebi " karşılığı olarak kullanılan "bunun nedeni " ,· çok yerinde. Ancak "sebep olmak"ın karşılığı "neden olmak" değil, "yol açmak"tır. " Neden olmak " , "sebep olmak"tn yakışıksız bir çeviri­ sidir. "Yol açıyor" , "yol açtılar" gibi dört heceli karşılığımız du­ rurken " neden oluyor" "neden oldular" gibi beş heceli çeviri yoluna gitmek, Osmanlıca düşünme alışkanlığından (bir de Türkçeleştiriyo­ rum sanısından) kaynaklanmaktadır. Ne var ki " neden olmak" kullanımının gürt geçtikçe. yaygınlık kazandığı görülmektedir.

948. (Ödüllerin) canlı bir ortamın yaratılmasına da neden olduğu söyle­

nebilir. "Sebep". karşılığı olarak " neden" sözcüğü kullanılmaya başlan­ dığından beri "sebep olmak" yerine de "'neden olmak" kullanılır ol­ du. "Sebep" in ad olarak kullanılmasını yerinde buluyoruz. Ancak yardımcı eylemle birlikte kullanılmasını yadırgıyoruz. "Sebep olmak'.! ın dilimizdeki karşılığı "yol açmak"tır. Yukarıdaki örnekte ise "yol açtığı" yerine "yaradığı, özendirdiği" kullanılsa, anlatım daha iyi bir Türkçe olurdu düşüncesindeyiz.

949 Kiracı ev sahibi Çekişmesi, dört kişilik bir ailenin yok olmasına ne­ .

.

den oldu. Bu kullanışta çeviri kokusu var. "Sebep olmak"ın dilimizdeki kar­ şılığı "yol açmak"tır. Örneğimizdeki kullanış şu biçimlerde olsa daha doğal bir anlatım olmaz mıydı? ' ' . . . . . . . yok olmasına yol açtı ' ' , "yok olmasıyla sonuçlandı " , "yok olması sonucunu doğurdu . "

başvuruda buıunmak 950. İsteklilerin Özlük İşleri Müdürlüğüne başvuruda bulunmaları. 95 1 . Ana sözleşme konusunda beş bankanın daha başvuruda bulunduğu,

bunlara henüz izin verilmedii!i. . . Osmanlıcadaki "müracatta bulunma" bu örneklerde " başvuru-


ÖMER ASIM AKSOY

1 78

da bulunma" olmuştur. Türkçeleri, daha kısa olarak "baivunnaları" ve " başvurduğu" dur.

umut etmek· 1

952. Bu cihet, eserde bir eksiklik vücuda getirmektedir. Umut ederiz ki sayın edip, ileride bu işi de başaracaktır. 953 . Gazetelerde okuduğuma göre Kurultay umut edilen sonucu verme­ miştir. Osmanlıcadaki "ümit etmek" , Türkçeye çevrilerek "umut etmek"

biçimine sokulmuştur. Oysa bu kavramın Türkçesi "ummak"tır.

( "Gereksiz Yardımcı Eylemler" ayrımındaki " umut etmek" ör­ neklerine de bakınız. )

954. (Bunlar) (filan kişinin) seçim tarihinde bir düzeltme yapacağım umut ediyorlardı. 955. Yeni yılda bir umpt, bir soluk beklentisi . . . yeni yılda bu özlemin di­ neceğini umut ediyorum ben. Osmanlıcada kimi Arapça ve Farsça sözcükler, Türkçe yardımcı eylemler eşliğinde çekime girerdi: Talep etmek, mevcut olmak, bahş, etmek, paydar olmak . . . gibi. Farsça "ümit" de "etmek"le birliktr ' ' ümit ederim' ' , ' ' ümit olunur' ' . . . biçimlerinde çekilifdi. Öte yandan Türkçede ' ' ümit etmek' ' anlamına ' 'ummak' ' mastan vardır. Çekim­ ler doğrudan doğruya bu mastardan kaynaklanır: Umdum, umarız,, umulur . . . . . gibi. Farsça "ümit"e benzeyen "umut" sözcüğü ise -

Ç

geçmek'ten ge it gibi- " ummak mastarının bir türevidir; yani Türk­

çedir. Bunu Farsca ' 'ümit ' ' gibi yardımcı eylemle çekimlemek yanlış­ tır. " Umit ediyorlar"ın Türkçt> �:arşılığı "umut ediyorlar" değil "umuyorl.ar"dır.

bahçeye egemen 956. Tek katlı küçücük evin bahçeye egemen olan geniş balkonunda kah­ velerimizi yudumlarken . . . "Bahçeye egemen olan" sözü. Osmanlıcadaki "bahçeye hakim olan" sözünün çevirisi olarak sırıtıyor. "Egemen", güç yönünden üs­ tünlük kurmuş olan anlamına gelir. "Hılkim"in anlamlarından biri bu­ dur. Ancak "hakim" dilimizde başka kavramlar için de kullanılır.


R ÇEVİRİ KOKAN SÖZLE_

-'--c-__ 1_ 79

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _

Sözgelişi "yargıç" . Yukarıdaki örneği "bahçeye yargıç olan" biçi­ minde söyleyemeyeceğimiz gibi "bahçeye egemen olan" diye söyle­ memiz de yanlıştır. Burada "hakim "in "yüksekten gören " karşılığı kullanılmalı idi . " Bahçeye bakan yüksek balkonunda" gibi .

kuşku etmek 957. Önce ondan kuşku ettiğimi sakladım.

" Kuşku ettiğimi" sözü , " şüphe ettiğimi" diye düşünmenin ürü­ nüdür. Türkçe düşünen, " kuşkulandığımı" der. (Bu örnek üzerinde "Gereksiz Yardımcı Eylemler" ayrımında da durulmuştur) .

son denli 958. Fi/imlerinde son denli seksi, ancak aptal sarışın rolleri oynuyordu. ,

' "Son derece"nin yanlış bir çevirisi olan "son denli" yerine "aşırı ölçüde" denilebilirdi.

işkenceye uyruk tutmak 959. Mithat Paşa davasında, Abdülhamit 'in isteği üzerine ikrara zorlanan Pehlivan Mustafa ve . . , kızgın soba üzerine oturtularak. işkenceye uy­ ruk tutiılmuşlar, istenilen elde edilince. , .

"İşkenceye uyruk tutulmuşlar" sözü, Osmanlıcadaki "işkence­

. ye tabi tutulmuşlar"ın çirkin bir çevirisidir. Burada "talıi 'in "uyruk "

sözcüğü ile karşılanan anlamı değil, başka- bir anlamı amaçlanıyor: "Uyruk" bir devlete bağımlı olan kişi demektir. Arapçası (çoğul ola­ rak) tebaa, (tekil olarak) tabi'dir. "İşkenceye tabi tutulmak" (devlet ve uyrukluk söz konusu olmayarak) işkence altında bulundurulmak, kendisine işkence edilmek demektir.

riyaset kovalamak 960. Nuri Sait'in ve Abdül 'ilahın yanlış sanılan politikalarına karşı yeni ricalin kovalayacakları siyasetin de hatalı olması mümkündür. _

'Kovalayacakları siyaset" sözü, açıkça "takip edecekleri siyaset" kokuyor. Bu kavramı karşılayan Türkçe sözlerimiz ' ' izleyecekleri siyaset" ya da " güdecekleri siyaset" değil midir?

önerge kovalamak 96 1 . . . . amaçları, söz konusu yolsuzluk savları İçin geniş kapsamlı kovuş­ turmak olsaydı, soruşturma önergelerini kovalarlardı.


1 80

ÖMER ASIM AKSOY

Bu örnekte " takip ederlerd i" diye düşünülen kavram , "kovalarlardı" diye Türkçeleştirilmiştir. "Kovalarlardı" sözcüğü, "ta­ kip ederlerdi "nin Türkçe· karşılıkJanndan biridir ama burada kullanı­ lacak olanı değildir. Buraya önergelerini " işleme koydurmaya,

962.

yürütmeye, Sonuçlıyıdırmaya . . . çalışırlardı" gıbi anlatıml ar gerekti . oı:.aıı Oran Ayrımı. Arapça bir dilbilgisi kitabının " Nisbet Babı" adı altındaki bölüm başlığı,

Türkçeye "Oran

Ayrımı " diye çevrilmiştir.

'

Arapça "nisbet" sözcüğünün Türkçe karşılıklarından biri "oran'­

' dır . ' 'Oran ' ' , birden çok nesneyi nicelik bakımından karşılaştırmak­ ta kullanılır: "Üçün beşe oranı, zenginliği oranında yardım etmedi" gibi. " Nisbet (nispet)in bir de " ilgi " , "ilinti" anlamı vardır ki dil­ bilgisi kitaplarında görülen " nispet" budur. Arapça dilbilgisi kitabı­ nın bu bölümündeki örnek ' 'Halebi" (Halepli)dir. Görülüyor ki

" Nisbet Babı" nın Türkçeye "Oran Ayrımı' ' diye çevrilmesi yanlış olmuştur: "İlgi Bölümü (ayrımı)" diye çevrilmesi gerekirdi.

düzeyli

963. Önemli olan, eleştirilen bir ilkeye dayanıp dayanmamasıdır. Yoksa düzeyli olduğu için beğendiğim eleştiriler benim açımdan da eksiktir. " Düzeyli" sözcüğü , Ôsmanlıcadaki " seviyeli" (kaliteli)nin kar-, şılığı olarak kullanılmış. Buraya "düzeyli " değil, "üstün nitelikli" gibi bir karşılık yakışırdı;

ko.i_u l

964. Haysiyetli aydınlara yaraşanı yap11ıamız, aklımızı başımıza toplama­ mız koşuldur. Belli ki "aklımızı başımıza toplamamız şarttır" diye düşünülmüş, sonra " şarttır"ın Türkçesi diye " koşuldur" yazılmış . Oysa burada "şart'ın öteki karşılığı olan "gerek" kullanılmalıydı. ( · • Yanlış AnlamJa Kullanılan Sözcükler ' ' ayrımında bulunan ko­ şul örneklerine de bakınız).

965 . Mifli Rilitim Bakanları için yakın çalışma arkadaşlarının çok üstün'Jıi­ telikli,_üstün düzey<k,. çok oJ_guP kisiler _olmaları k�uldur.

Bu örnekteki "kosul", Osmanlıcadaki " şart" sözcüğiınüiı çevi­

risi olduğunu haykırmaktadır. "Koşul" yerine "gerek" denilseydi çe­ viri özentisi diye nitelenemezdi.

•Besim Atalay


181

ÇEVİRİ KOKAN SÖZLER

yıllar var ki 966. Nedense, tanınmış ünlülerden kahramanlık, kafa tutarlık, gözüpeklik beklemekteyiz. Çok var ki Kahramanlık kılık değiştirmiştir. Bireysel olmaktan çıkmış, toplumsal olmuştur.

967. Yıllar var ki görüşmüyorduk. A rada bir BabıaJi rastlamaları da olma­ sa ne yapıyor, yaşıyor mu, nerelerdedir, bilmiyorduf1l.

968. Yıllar varki gazeteler ve dergiler okumanın kutsallığı yerine olmıya­ cak şeyler yazıp çizmekte/er.

969. Kaç yıl var ki A vrupa 'nın birkaç ülkesinde, gümrükten geçişte deği­

şik bir yöntem uygulanıyor: İki kapı yapmışlar; biri yeşil, öteki kır­

mızı . . . . Çantasında gümrük ödemesi gerekli bir şey bulunmayan yolcu; doğru yeşil yapıya gidiyor.

970. On yıl var olay geçeli: (Falanca) bir kart yollamış, nerede çalıştıgımı bilemediğinden zarfın üstüne . . . . . . diye yazmıştı. .

971 . Asırlardan beri Türkelere düşmandırlar.

Bu

düşmanlık

,

bilmeden, ta­

nımadan, kilise taassubu ve başka propagandalar yüzünden olmuştur�

Fakat on yıLvar ki bizimkiler büyük insan yürekleri, sevgileri, gayret ve fedakarlıkları ile A vrııpa 'da bulunuyorlar. Yukarıdaki altı örnekte geçen "çok var ki" , "yıll:ır var ki " , · 'Kaç

yıl var ki " , "on yıl var" , "on yıl var ki" sözleri Fransızca " i l y

a

tant d 'annees" , " il ya beaucoup d'annees " , " il ya dix ans" . . . sözle­ rinin çevirisidir. Oysa bu kavramlar Türkçede "çoktandır " , "yıllar­ dır " , " kaç yıldır" , "on yıldır" , "on yıldan beri" biçimlerinde söylenir.

yeter değil 97'1ı. Devlet daireleriyle, mahkemelçrlc, şirketlerle, vatand<l;şlaria gJrüe­ cek birçok işleriniz vardır. Bunların hepsini kendimiz takip edemiyo­ ruz. Buna zaten bilgimiz ve tecrübemiz yeter değildir. "Yeter değildir" sözü, Osmanlıcadaki "kafi değildir"in Türk­ çeye çevrilmiş biçimidir. Bunun doğı;u Tü rkç esi "yetmez " dir.

birkaç av var ki 973. Pasaportumu buldum. Bir de ne göreyim, süresi birkaç ay var ki bit­ miş. Bir geziye çıkmak söz konusu olmadığı için uzatmamışım.


ÖMER ASIM AKSOY

1 82

Türkçe doğru anlatım, "birkaç ay önce bitmiş"tir . "Birkaç ay vat ki bitmiş" sözü Fransızca kokan çirkin bir özentidir.

başvuru yapmak 974. TSYD tesisleri kesinlikle otel olacak. Şirketler ihale için başvuru yapıyor. . . Başvuru yapmak" "müracaat etmek"in sözde Türkçeleştirilmi­ şidir. Çeviri olduğu sırıtmaktadır . "Başvuruyor " demek varken "baş­ vuru yapır or" denilir mi?

etki etmek

975 . Kocaman fabrıka/ar yapılırken ekonomiye nasıl etki edeceğini kimse a raş tı rmıyor. "Gereksiz Yardımcı Eylemler" bölümiinde de görülmüş olan bu örnekteki "etki edeceği" sözü, belli ki eski "tesir edeceği" sözünün

çeviri.sidir. Çeviri kokma kusurundan da, gere siz yardımcı eylem­ den de kurtulmak için anlatımı "ekonomiyi nasıl etkileyeceği" biçi­ minde düzeltmek gerekir.

teessüre gömmek 976. Bu ölüm, bütün . . . ailesini derin bir teessüre gömmüştür ". Buradaki "gömmüştür" sözcüğü, Osmanlıcadaki "gark etmiştir"i söz­ cük olarak Türkçeye çevirme çabasının ürünüdür. ' 'Teessüre gömmüştür' ' ya da ' 'teessüre boğmuştur ' ' gibi karşılıklar yabancı izleri taşır. Bu kavra­ mın doğal Türkçe ile anlatımı "üzüntü içinde bırakmıştır"dır.

kısasa uyruk 977. II. surenin 1 78. ayetinde "Ey insanlar, öldürenler hakkında size kı­ sas farz kılındı. Hür ile hür insan, köle ile köle, kadın ile kadın . . . " denilmekle bir köleyi öldüreni bir hür 'ün kısasa uyruk olmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır. , Bu örnekteki " kısasa uyruk olmayacağı" sözü , belli ki Osmanlı­

ca olarak düşünülen "kısasa tabi olmayacağı" sözünün çevirisidir. (Kı­ sas: bir kimsenin başkasına karşı islediği sııcun cezası olarak kendisıne,

aynı eylemin uygulanmasıdır.) Yanlış şöyle düzeltilebilir: "Köleyi öl­

düren hüre kısas uygulanmayacağı . . . . ' '

( " Tab i " i n

"uyruk"

diye

"özentiler " ayrımına bakınız).

karşılaı:ımasındaki

sakatlık

için:


XVI BOZUK ANLATIMLAR Önsözde de söylediğimiz gibi, dil yanlışları çok çeşitlidir. Bundan ön. ceki ayrımlarda çeşitli yanlışları uygun gördüğümüz başlıklar altında gös­ terdik. Onlar arasına alamadığımız boruk anlatım örneklerini de bu aynında veriyoruz .

978.

Dijitadinden başka bir ilaç kullanmak, hastanın ıstırabını uzatmaktan, başka bir şey temin edilmiş olmaz. _

Düzeltme iki türlü olabilir:

a) Dijitalinden başka bir ilaç kullanmak, hastamn ıstırabını uzat­ maktan başka bir şeye yaramaz. b) Dijitalinden başka bir ilaç kullanılmakla, hastanın ıstırabı sa­ dece uzatılmış olur. 979. Kitapta her hastalığın ayrı ayrı rejim listeleri tanzim etmek ve hasta­ nın arzusuna göre gıdayı tertip edebilmek için gıdılJarın kalori, prote­ in, yağ, karbon hidrat, emlahı ihtiva eden cetvelleri ilave ettim.

Birbirine girmiş birçok yanlıs bir arada. Söylenmek istenenleri doğru tümcelerle bildirmeye çalışalım:

"Kitaba, gıdaların ne ölçüde kalori, protein, yağ, karbon hid­ rat ve emlah ihtiva ettiklerini gösteren cetveller ilave ettim. Bunlarla her hastalık için ayrı ayrı rejim listeleri tanzim edilebilir ve her hasta, arzusuna göre gıda tertip edebilir" . 980. ' 'Pabuç pahalı ' ' demek, üzerine aldığı işi beceremeyince bıriıkmasım bilmeyenler için kullanılır. Tümcede iki türlQ yanlış vardır. Birincisi ' 'pabuç pahalı' ' deyi­ mine verilen anlamdır. Bu, "Deyimlerdeki Yanlışlar" ayrımında açık­ lanmıştır. İkincisi, (anlam ı:loğru sayılsa bile) tümcenin kuruluşundadır. Tümce, doğru olarak iki yolda kurulabilirdi: a) Pabuç pahalı (demek), üzerine aldığı işi beceremeyince bırak­ masını bilmemek demektir.


ÖMER ASIM AKSOY

1 84

b) "Pabuç pahiılı" deyimi, üzerine aldığı işi beceremeyince bı­ rakmasını bilmeyenler için kullanılır.

981 . Adana şehri, il içindeki kasabalara göre cılız bir vücut üstünde nispetsiz derecede büyük bir baş f?ibi kalır. (Hilmi Uran)

Karşılaştırılan iki şeyden biri, ötekinin yanında şöyle kalır, deni­ lince "öyle kalan"ın daha değersiz, daha güçsüz, daha aşağı olduğu anlaşılır. Burada Adana şehrinin bü)'i.ikbir oaş, il içindeki kasabala­ rın da cılız bir vücut gibi olduğu söyleniyor. Öyle ise " . . . gibi ka­ lan ' ' . Adana �ehri değil, kasabalar olmak gerekir. Anlatımı düzeltmek için tümceye şu biçimi vermeliyiz: "Adana şehrine göre il içindeki kasabalar, nispetsiz derecede büyük bir baş altında cılız bir vücut gibi· kalır' ' . ' ' : . . kıtlır' ' lcullanılmayarak, şöyle bir tümce de kurulabilir: ' ' Adana, il içindeki kasabalara göre cılız bir vücut üstünde-büyük bir baş gibidir.

982. Para ile ve zorla otobü§.lere doldurularak seçim toplantısına götü­ rülen yığınları, o sırada bü1iıem neden anımsadım. O ısmarlama ala­ yın yanında, tozlu yollarda kendiliğinden oluşan içtenlik dolu bu birleşme, çok yüksekte kalıyor.

"Ismarlama alay" ile "tozlu yollarda olu�an içtenlik dolu birleşme" karşılaştırılıyor ve değerli görülen ikinci topluluk, "yük­ sekte kalıyor" diye niteleniyor. Biraz önceki örnekte de gördüğümüz gibi " kalıyor"un, değerli­ ye değil, değersize bağlanması gerek. Bu nedenle tümce, ya "yükseliyor" diye bitirilmeli idi ya da " . . . içtenlik dolu bu birleşme. yanında o ısmarlama alay çok ;tlçak kalıyor" gibi bir tümce kurul­ malıydı.

983. l:Jirçok kitabın çift nüsha olacağı bir mazaret değildir. Zira bu gibi kitaplar, her zaman için yabancı kütüphanelerde tllkas imkanına sa­ hiptir.

(Bu yazı resmi bir kuruluş için toptan satın alınması söz konusu olan bir kitaplığın-birçok kitabı iki nüsha olduğundan-pahalı görül­ mesi üzerine yazılmıştır). İki kısa tümce içinde üç yanlış var:


BOZUK ANLA TIMLAR

1 85

a) "Çift nüsha olacağı" yerine "çift nüsha olması " denilmeliy<i; b) "Mazeret değildir" sözü (yazarın kafasına göre) "mahzur de­ ğildir (yani sakınca olarak ileri sürülemez) olacaktır. c) "Kitaplar takas irnkılnına sahiptir" denilemez; çünkü takası ya­ pacak olan kitaplar değil insanlardır. Yazarın söylemek istediği, doğru olarak şöyle anlatılabilir: "Çift nüsha olan kitapları, başka kitaplarla değiş tokuş yapma olanağı vardır" .

984 .

. Bu kitaptan daha başka parçalar da alabiliriz. Ama s4nıyorum ki MiJJi Eğitim Bakanlığının, soyluluk, ayanlık, derebeylik müessesele­ rinin ihyası yolundaki bu çok demokratik (?) tavsiyelerini bugün, bu kadar tanıtmakla yetinelim. .

a) "Ama sanıyorum ki" diye başlayan tümce "tanıtmakla yetinelim" diye bitirilemez. Ya "tanıtmak yeter" ya da "tanıtmakla yetinebiliriz" diye bitmesi gerekirdi. b) İkinci düzeltme yolu "sanıyorum ki"yi çizmektir.

985 . Sinsi kuvvetlerin, bir milletin kalkınmasında tılsımlı rol oynayacak lisan kadar kudretli bir vasıtayı baltalamak için elden gelen her çare­ ye başvuracağı ve vurmakta olduğu tabiidir. a) Doğrusu "lisan kadar"mı, "lisan gibi" mi? b) "Başvuracağı tabiidir" gibi "başvunnakta olduğu tabiidir" deı denilebilir mi?

986. Millet Meclisi üye tamsayısının bir fazlası bulunursa, hükümet düşer. Buradaki yanlış, bir dalgınlıktan ileri gelmiştir. "Millet Meclisi üye �amsayısının bir fazlası" zaten söz konusu olamaz, Söylenmek istenen, "Millet meclisi üye tamsayısının yarısından bir fazlası"dır. (Yazdığım bir kez gözden geçirmemenin sonucu.)

9R7. Hükümetin . . . Şark 'taki isyana dair almış olması lazım gelen -velev tam veya noksan, velek ki yalan yanlış olsa- bütün haberleri . . . . Mec­ lise arz etmekteki lakaydi ve ihmal . . . Bu örnekte birkaç bozukluk var. Önce şunu belirtelim ki "velev"in Türkçe karşılığı "olsa da, olsa bile"dir. Bozukluklara gelince:


/ 8(ı

ÖMER ASIM AKSOY a)

· · Hükümetin -noksan olsa bil<'-

haberleri Meclise arz" etmesl

doğaldır. Ama hükümetin -tam olsa bile- haberleri Mecııse arz" .tt­ mesi denilemez. "Velev" kullanılmamış olsaydı bu yanlış bulunma­ yacaktı . Yani ' 'hükümetin -tam veya noksan- bütün haberleri Meclise arz etmesi" denilebilirdi ki " ister (gerek) tam, ister (gerek) noksan olsun . . . " , "tam da olsa, noksan da olsa" demektir. b) " Yalan yanlış da olsa" varken "velev ki" ye gerek yoktu. c) " Arz etmekteki gösterdiği"· sözünün doğrusu da " arz etmekte gösterdiği ' ' dir.

988. Emniyet memurlarının başarı ile neticelendirdikleri baskın neticesin-, de tabanca imalini bilfiil yapan ve satan kimselerin yakalanması uzun sürmemiştir. İşte yanlışlar: a) . . . neticelendirdikleri baskın neticesinde b) . . . tabanca imalini yapan c) . . . tabanca imalini satan

ç) . . . bilfiil yapan d) . . .

pilfiil

satan

989. Din adamlarının tahsil ve kıdemleri ile terfileri diğer devlet memurları gibi eşit ve itibarlı olacaktır. Çeşitli yanlışlarla dolu bir tümce. Anlatışa göre denilmiş oluyor ki: a) Din adamlarının tahsilleri devlet memurları gibi eşit olacak, b) Tahsilleri devlet memurları gibi itibarlı olacak, c) Kıdemleri devlet memurları gibi eşit olacak,

ç)

Kıdemleri devlet memurları gibi itibarlı olacak,

d) . . . terfileri devlet memurları gibi eşit olacak, e) . . . terfileri devlet memurları gibi itibarlı olacak. Bu yanlışların doğruları şunlardır: a) Din adamlarının tahsilleri, devlet memurarının tahsiline eşit olacak.


BOZUK ANLA TIMLAR

187

b) Din adamları, devlet memurları gibi itibarlı olacak, eşit

d

Din adamlarının kıdemleri. devlet memurlarının kıdemleri ne

olacak.

ç) Din adamları. devlet memurları gibi itibarlı olacak, d)

Din adamlarının terfileri. devlet memurlarının terfıine eşit

e)

Din adamları . devlet memurları gibi itibarlı olacak.

olacak.

Buna göre yanlış tümceyi şöyle düzeltebiliriz: "Din adamlarının tahsil. kıdem ve terfileri. öteki devlet memurlarınınkine eşit ve ken­ dileri onlar gibi itibarlı olacaktır" . 990 . (İttihatçılar) gerçi harp devrinin. başka memlekederde olduğu gibi bizde

de üreyen vurguncu/arın hepsinin önüne geçmeye muvaffak olama­ mışlarsa bile bazılarını şiddetle cezalanqırmaktan çekinmemişlerdir. -Kırk iki yıl sonra İttihatçılar zimmetine kaydettiğimiz şu birkaç mezi­

yete mukabil bir zaman gelip demokratlar lehine söyleyecek tek söz

bulabilecek miyiz?

a) "Gerçi" ile "muvaffak" olmamışlarsa bile" yi birlikte kul­ lanmak yanlıştır. ya " gerçi" ve "bile"yi çizip " muvaffak olmamış­ larsa da" demek ya da "gerçi "yi koruyup " muvaffak olmamışlarsa bile" yerine .. muvaffak olamamışlardır ( . . . . i başaramamışlardır), ama· · koymak gerekiyor. bl . . üreyen" yerine. "türeyen" kullanmak gerekmez miydi? c) " Ü reyen vu �guncuların hepsinin" yerine "çoğalan vurgunculuğun ' ' demek daha uygun değil miydi? ç) " Meziyet " . zimmete kaydolunmaz. lehe kaydolunur. d) Birbiri ardınca gelen üç tamlama (devrinin. vurguncuların. hep­ sinin) çirkin değil mi? 99 1 . Bu iki kelime (tamamı para), Türkçenin hangi kaidesine göre yan va­

na getirilmiş. anlayamadım. Acaba eski "cem 'an yekun " tabirinin bankacı ağzıyla terciimesi olmasın?

a) Yazarın "tamamı para"yı doğru bulmaması yanlış. Çünkü bu söz. " ikramiyenin yarısı para, yarısı tahvil olarak verilir" sözündeki . . yarısı para" gibidir. Dil kurallarına aykırı bir yönü yoktur.


188

Ö,\JER

ASI.\! . \ !..: SOY

b ) Yazarın kurduğu tümce yanl ıştır: " Acaba . . tercümesi olmasın" denilemez.

Ya

" acaba . . .

tercümesi

mid i r " .

va

da

- "acaba ·

kullanılmayarak- sadece · ·tercümesi olmasın· · denilmeli idi .

9Q?. Arazi-i öşriye üç nevidir. Birinci nev'i fetihten evvel ahalisi İslam di­

nini kabul ettiği takdirde onlara terk ve bırakılan arazidir.

Kimi yanlışları daha önceki ayrımlarda görülmüş olan bu örnek­ teki bozuklukları -geri kalanlarla birlikte- topluca gösterelim. a ) " A halisi " nin tamlayanı yok. bl ' " Kabul ettiği takdirde " . kabul ederse demektir ki konuşulan ' zamandan sonra belirecek bir durumu anlatır. Oysa " fetihten evvel" deniliyor. Buna göre · · kabul etmiş olduğu takdirde" ( kabul etmiş ise)

denilmesi gerekirdi .

e l " "A halisi · · v e "onlar · · aynı görevi yapan yinelenmiş sözcük­

lerdir: "onlar· · gereksizdir.

ç ) " Terk ' "

Ye

" bırakma" da aynı anlamda yinelenmiş sözcük-'

\erdir. · " terk ' · gereksizdir. Tümcenin düzeltilmiş biçimi şöyle olur: " Fetihten önce İslam di­ nini kabul etmiŞ olan ahaliye bırakılan arazidir · .

993 . Dava konusu olan . . ,·a ral uşçuluk · · adlı yazının ilmi bir yazı mı yoksa komünizmi telkin eden bir yazı mı olup olmadığının tespitini ancak mahkeme takdir eder. · · ilmi bir yazı olup olmadığının . . . ·· ya da ' " Komünizmi telkin eden

bir yazı olup olmadığının

. . ' ·

denilmiş olsaydı, ilişeceğimiz bir şey bu­

lunmayacaktı., Çünkü bu anlatımların her birinde. tek niteliğin (ilmi­

l iğin ya da komünizm telkin ediciliğinin) var mı. yok mu olduğu ara-' . nıyor demektir. Örneğimizde ise . ilm i ' " ve " ' komünizmi telkin eden" iki nitelikten birinin var olduğu kabul ediliyor. ancak bunlardan · " hangisinin · · rn r olduğu söz konusu oluyor. Bu duruma göre belirle� necek şey . şu veya bu niteliğin "var olup olmadığı · · değil . var olan niteliğin "hangisi olduğu " 'dur. Bu nedenle belirlenecek nitelik için ' "olup qlmadığı .. sözleri kullanılamaz. Bundan anlaşılır ki yukarıda­ ki örnek şöyle yazılmalıyd ı : · · . . . . adl ı yazının ilmi bir yazı mı yoksa komünizmi telkin eden bir yazı mı olduğu . . . · · B u örnekte de dava konusu olan yazının ilmi (ya d a komü-


BOZUK ANLATIMLAR

1 89

nizmi aşılayıcı) bir nitelik taşıyıp taşımadığının belirlenmesi istenseydi, o zaman " olup olmadığının" sözlerinin kullanılması gerekir, yazı şu biçimi alırdı: "Varoluşçuluk adlı yazının ilmi (ya da komünizmi tel­ kin eden) bir yazı olup olmadığı. . . " . Örneğimizin bitimi de, y a şöyle olmalıydı: " . . . olup olmadığını ancak mahkeme takdir edebilir' ' . Ya da şöyle: ' ' . . olup olmadığını ancak mahkeme tt!'!ipit edebilir" . Çünkü " . . . tespitini takdir edebilir" biçimindeki söz, amaçlanandan ayrı bir anlam taşımaktadır.

994. IJ.

kısımda. a) Doğrudan doğruya anlatma yolu ile yazılmış örnekler,

b) Tasvir yolu ile anlatılan, c) Hikaye tarzında ifade edilen, d) Her üç ifade tarzını da beraberce ihtjva eden kompozisyonlar vardır. Ana tümceyi belirtelim: " İkinci kısımda a), b}, c), d) ile gösteri­ len komposizyonlar vardır " . Yani dört kez, " şöyle olan komposiz­ yon vardır" denilmiş oluyor. Gelgelelim b) , c), d) bölümlerinde böy�

le denilebiliyor da a) bölümünde denilemiyor. Şöyle ki b) için "anlatılan

kompozisyon" c) için " ifade edilen kompozisyon, d) için "ihtiva eden kompozisyon" deniliyor. a) için ise " anlatma yolu ile yazılmış ör­ nekler kompozisyon" denilmiş oluyor. a) bölümünün de öteki bölüm­ lerle uyumlu olabilmesi için şu biçimde düzenlenmesi gerekirdi: " Doğrudan doğruya anlatma yoluyla yazılmış olan" Bir de yazım kurallarımıza göre c) bölümünden sonra -abecemize­ uyularak-

ç)

ile gösterilmesi gerekir. Burada ise -yabıincı abe,celere

uyularak- d) ye geçilmiştir .

9 5 . (Kadri Paşamn) pederi Kıbrıs mutasarrıfi İshak Paşa Ayıntap naki­

bü 'J eşrafi Emin Efendinin oğlu ve Kamus mütercimi vakanvis Asım Efendi merhumun biraderi idi.

Yazıyı eleştirmeden önce bir açıklama yapalım: Mütercim Asım'ın

kardeşi Emin Ef. dir. Emin Ef. nin oğlu İshak Paşa, onun da oğlu ( l 87C, da başvekil olan) Kadri Paşadır. Bu bilgi Şemsettin Sami 'nin Kamu·

sü' liilam 'ında, Kadri Paşa maddesinde, yukarıda görüldüğü gibi ya­ zılıdır. Şu anlatıma göre tümcenin öznesi olan İshak Paşa, Asım Ef. _ nin kardeşi oluyor . .Bu yanlış anlam, " merhum" sözcüğünün Asım için söylenmiş �ibi görünmesinden çıkıyor. "Asım Ef."den sonra vir­

gül konulsa yine olmaz; çünkü bu kez de " merhum" sözcüğü, İshak Paşa için söylenmiş duruma girer. Oysa " merhum" denilirken -Asım


1 90 ve

Ö.\IER

A SIM AKS0 1 "

İ shak değil- Emin EL düşünülmüştür. Yukarıdaki sözün doğru anlam belirtmesi için şu biçimde olması

gerekirdi : " (Kadri · Paşanın) pederi Kıbrıs mutasarrıfı İshak Paşa,

Ayıntap nakibü 'l-eşrafı Emin Ef.nin oğlu idi . Kamus mütercimi va­

kanüvis Asım Ef de Emin Ef. nin biraderi idi

".

Eski biçemle doğru anlatış da şöyle olurdu: " (Kadri Paşanın) pe­ deri Kıbrıs mutasarrıfı İshak Paşa. Kamus Mütercimi vakünavis Asım EL nin biraderi olan Ayıntap nakibü 'l-eşrafı Emin Ef. nin oğlu idi .

996. Kapalı zarf usulüyle tamirat yaptırılacak. Tamirat (onarım). kapalı zarf usulüyle yaptırılmaz; yaptırılacak onarım. kapalı zarf usulüyle eksiltmeye konulur ya da çıkarılır.

997. Tiıııur. Anadolu ) u baştan sona yakıp yıktıktan ve yüz binlerce Türkü kılıçtan geçirip çekildi. Yanlış apaçık görülüyor. İki türlü düzeltilebilir: a) . . . Yakıp yıktıktan ve . . . geçirdikten sonra çekildi . b) . . . Yakıp ve yüzbinlerce Türkü kılıçtan geçirip çekildi . Birinci biçim daha uygundur.

998. ( Tevfik Fikret) "Doksan Beşe Doğru · · şiirinin bir yerinde diyor ki: Hal;i düşünen başlara hep latma-i tenkil Hala sırıtan dişlere hep lokrna-i in ' anı

Gerçekten de Fikret 'in kudretle ifade ettiği bu durum, sanki top­ lumumuzun alınyazısıdır. Devrimlere rağmen. değişmelere rağmen gene de şurada burada. şunun bunun düşünen başları hiç olmazsa ifti­ ra ile tenkitle çalıştıkları. kendilerine sırıtan dişlere ise çok şüpheli yollardan edindikleri zenginliklerin verdiği imkanlara dayanarak ni­ met lokması dağıttıkları görülüyor hala. Dil yanlışlarıyl a dolu, karışık bir parça. Yazarın ne dediğini an­ lamak ve birkaç yerini düzelterek yazıya doğru biçim vermek olduk­ ça güç. Sanıyoruz ki şunlar söylenmek isteniyor: " Birileri düşünen başları. iftira ve tenkitle kötülüyor. Kendilerine sırıtan dişlere (yılı­ şanlar;ı. yardakçılık edenlere) . şüpheli yollardan edindikleri zengin­ liklerin verdiği imkanla nimet lokmaları dağıtıyor" .


BULUK A NLA TIMLAR

1 91

999 . Hüküm vermek, kaza hakkını istimal etmek, bir sanattır. Bu sanata yabancı olanların erişecekleri netice, müspet veya menfi bakımdan qa· ima tehlikeli olmuş ve daima umulmayan yanlış neticeler venniştir.

Anlatılan şey için en uygun sözcüklerin seçilmemiş olması bir yana ikinci tümcenin yapısı bozuktur: " Bu sanata yabancı olanların erişe­ cekleri netice . . . yanlış neticeler vermiştir" tümcesinin öznesi " netice" ve

iki yükl�minden biri " neticeler vermiştir " . " Netice. neticeler

verniştir" oluyor. Bu tümce şöyle yazılmış olmalıydı: "Bu sanata yabancı olanların verecekleri karar, -olumlu olsun, olumsuz olsun- çoğu kez tehlikeli olmuş, beklenmeyen yanlış sonuçlar doğurmuştur' ' .

1 000 . Evvelki yıllarda Toprak Ofisi. dahildeki hububat istih.çalinin nispeten cüzi nispetlerini satın almıştı. " Nispeten cüzi nispetlerini" ne demek? Kötü bir anlatım . "Ol­ dukça az (ya da umulandan az) bir miktarını" mı demek istiyor yazar?

1 00 1 . A cemi ellerde soysuzlaştınlmaya pek müsait olan konumuz bahsinde titizlik bakımından iş birliği yapmışız. Bu örnekteki "konumuz bahsinde " ve "titizlik bakımından" söz­ leri, anlatılmak istenen düşünceleri iyi belirten sözler değil . Söylenmek istenen şey şu olacak · · . . . soysuzlaştırılmaya pek el­ verişli olan konumuzu (mesleğimizi) titizlikle korumak için bir işbi­ rilği yapmışız " .

1 002 . Kaza kurbanları kadın,beş çocuk öksüz kaldı. /

Büyük bir gazetenin iri harflerle yazılı bu başlığının altında şu haber var:

" 1 75 sayılı evde oturan 5 çocuk anası Fikriye Ergin, tren hattını geç­

mek isterken, Halkalı'dan Sirkeci 'ye geçmekte olan trenin altında kal­ mıştır ' ' . Buna göre başlığın şöyle yazılması gerekirdi: "Kaza kurbanı ka· dmm beş çocuğu öksüz kaldı " .

1 003 . . . ın en ciddi bir işini A rap harfleriyle gördüğü, ajans bültenlerine inkilap etmemeliydi. .


ÖMER ASIM AKSOY

192

"İşini Arap harfleriyle görme " sözü, yazacağı şeyi Arap harfle­ riyle yazma" anlamına �eldiği zaman doğrudur - Burada söylenmek . istenen de budur. Ancak "en ciddi bir işini Arap harfleriyle görmek­ ten söz edilemez. Örneğimizin doğru anlatımı şudur: "En ciddi yazı­ larını Arap hrafleriyle yazdığı " . ( " İnkilap etmemeliydi" sözündeki yanlışlık, "İkinici Bölüm'ün ' 'Birbiriyle Karıştırılan Sözcükler ayrımında açıklanmıştır) .

1004. Yoğurt ve hububatın domates lezzeti ile karıştığı bu çorbaya yabancı­ lar bile ibret ile bakıyor ve onu uzun uzun methediyorlar. Yoğurt ve hububatın domates lezzeti ile karıştığı" sözüyle anla­ tılmak istenen kavram şu olacak: "Yoğurt ve hububata domates lez­ zetinin karıştığı bu çorbaya ' ' . (İkinci Hôlümün "Yanlış Anlamla Kullanılan Sözcükler ayrımında "ibret" sözcüğü üzerinde durulmuştur) .

. 005 . İlimde ihtisasa saygı gösterilmelidir. Hastalıkları nasıl tıp ilmi tedavi ediyorsa dil onarılmasını da filoloji ilmi tedavi eder. Tıp ilmi hastalıkları tedavi eder. Yazara göre filoloji ilmi de "dil onarılması" hastalığını tedavi eder. Oysa, "dil onarılması" bir has­ talık değil, bir hastalığın tedavisidir. Yazar, "dil hastal ığını da filolo­

ji ilmi tedavi eder" demek istemiştir. Belki de bu anlama gelmek üzere "dili de filoloji ilmi onarır" demek istiyordu .

006.

Bir duygu, Ömer Seyfettin 'e kaderini haber vermiş olmalı ki şu kısa­ cık ömre sığamayacağını umduğumuz sayfalarını yazdırmış. "Şu kısacık ömre sığamayacağını umduğumuz" değil, "şu kısa­ cık ömre sığabileceğini ummadığımız" denilmesi gerekirdi. İki deyiş ·arasında büyük anlam ayırımı vardır: Ömer Seyfettin 'in böyle bir şey yapamayacağı umuluyordu değil. böyle bir şey yapabileceği umul­ muyordu.

007. (Başlık:) Birkaç güne kadar ısı düşecek.

(Alttaki haber:) Meteoroloji Müdürlüğünden verilen bilgiye göre birkaç gün daha Ankara ve civarında ısı düşecek, sonra da şiddetli bir sıcak dalgası gelecektir. Başlık, haberi doğru özetlememiştir. Habere göre ısı düşmekte­ dir. Bu düşüş birkaç gün daha sürecektir. Başlığa göre ısı şimdi düş-


BOZUK A NLATIMLAR

1 93

memektedir, birkaç gün sonra düşecektir. 1008. (Başlık:) Değişen köy adları. (Altındaki haber:) Maraş 'ın Pazarcık ilçesine bağlı Narlı bucağı­ nın Şatırhüyük köyü, Gaziantep 'in Is/ahiye ilçesine bağlı sakcagöz bu­ cağına; Tokat'ın Reşadiye ilçesinin Ütük. Kozlu, Kadadiz köyleri, Sivas 'ın Hafik ilçesine bağlanmış/ardır.

Haber kimi köylerin bağlı bulundukları "yerlerin ' ' değiştirildiği bildirilmektedir. Başlıkta ise ' " köy adlarının" değiştiği . 1009. (Başlık:) Gümüşpala · ·evvela huzur sonra af" dedi. (Altındaki haber:) Gümüşpala. özetle şunları söylemiştir: Önce af gelsin sonra huzur hakim olacaktır.

Başlık, haberin tam tersi . 1010. (Başlık:) Tatvan belediye başkanı öldürüldü . (Altındaki haber:) Tatvan belediye başkanıBurhan.Cenkçi, dün sabah evinden belediyeye giderken dört kişinin saldırısına uğramış­ tır. Bıçak darbeleriyle ağır yaralanan Burhan Cenkçi SSK hastanesi­ ne kaldın/arak tedavi altına alınmıştır. Durumununun iyi olduğu bildirilmiştir.

Başlık ile altındaki yazı çelişiyor . kı yerinden Birçok seneler geçti dönen yok seferinden

101 1 . Birçok gidenin herbiri memnun

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler

Yahya Kemal'in en güzel şiirlerinden biri sayılan · · sessiz Gemi"de öyle büyüleyici bir ,hava var ki bunun etkisiyle dil pürüzleri kimsenin dikkatini çekmemektedi'r. Bu pürüzleri �ıralayalım. a) "Birçok gidenin herbiri" mi deriz. ' "gidenlerin birçoğu"mu? b) Gidenlerin birçoğu. yerinden memnun olduğu için dönmüyor­ muş. Bu " hüsn-i tal il ' ' i güzel bir "nedenleme" bul uyor musunuz? c) Gidenlerin "birçoğu" yerinden memnun olduğu için geri dön­ mediğine göre " kimisinin" de yerinden memnun olmadığı için dön­ mesi gerekmez mi? _ç) Geri dönmeyen. gidenlerin hir�·oğıı mu hep-,i ıııi'!


ÖMER ASIM AKSOY

1 94

d) "Sevilmiş ve seven" deı:nek Yahya Kemal'e yakışıyor mu? "Se­ vilen ve seven" denilmeli değil miydi? e) Sevilen ve seven, gerçekten "bilmez mi" ki giden sevgililer dönmeyecekler?

f) Sevilen ve sevenler, giden sevgililerin dönmeyeceklerini bil­

mezler de onları beklerler mi?

(Bu şiirdeki " sallanmaz o kalkışta ne mendil , ne de bir kol " di­ zesi " Deyimlerde Yanlışlar" ayrımında ele alınmıştır) .

1012. On Mısır 'a bir Sinan bedel olmazdı ey kaza Şevketlü Padişahı bu hal etti telhkam Bu beyit Yahya Kemal' in Selimname' sindedir. "Bir Sinan on Mı­ sır'a bedel olmazdı" deyişi, şairin kafasındaki düşünceye uygun de­ ğildir. Çünkü şairin söylemek istediği şudur: "On Mısır bir Sinan'a bedel değil ' ' . Bu dize şu biçimlerde olsa sakatlık bulunmayacak: a) On Mısr, bir Sinan'a bedel miydi ey kaza b) On Mısr, bir Sinan'a değer miydi ey kaza

1 013. Her ne kadar bazı gazeteler uydurma haber vermeyi, uyduruk başlık atmayı marifet saysalar da bizim bu başlığımız uydurma değildir. l ) " Saysalar da" sözünün "sayarlarsa da" olması, daha uygun,

değil miydi?

2) Baştaki "her ne kadar" sözü gerekli mi? 1014. Benim ve senin bileceğin sürekli gerçek şudur. " Benim ve senin bileceğimiz" denilmesi gerekirdi.

1015. "Sekiz Sütuna Manşet" çoğunlukla bir sinemasal anlatıma sahipt;. 1 ) ' 'Sahip' ' sözcüğü, kişilerin iyeliğini belirtmede kullanılır g'­

nellikle. Bir kişi mal sahibi olur; sanat sahibi , bilgi sahibi olur. An­ cak bir yapıt için " şöyle bir anlatıma sahip" demek doğru olmaz; "şöyle bir anlatımı var" denilmelidir.

2) "Çoğunlukla"nın da "daha çok" diye düzeltilmesi gerekit. !016. Bazı yerlere gelip oralarda oturmak, bazen iğneli fıçı gibidir. İnsanı


BOZUK ANLATIMLAR

1 95

tedirgin eder; uykularını kaçırır.

Kimi yerlerde oturmak, " iğneli fıçı gibi" olmaz; "iğnel i .fıçıya oturmak gibi" olur.

1017. Ulusal ile ulusal olmayan arasındaki ayraç, Anayasa tasarısını onay­ lamak ya da karşı çıkmak olabilir mi?

l) "Ulusal" sözcüğünden sonra bir "olan" eklemek uygun olurd•.

2) "Anayasa tasarısını onaylamak ya da bu tasarıya karşı çıkın�� ' denilmeliydi. ÇünkU " onaylamak" eyleminin � ·tasarısını · ' tümleciy­ le kullanılması doğru ise de "kafşı çıkmak" eyleminin aynı tümleçle kullanılması yanlıştır. "Ayraç" sözcüğünün yanlış kullanılmış olduğu il. ayrımda gös­

terilmiştir.

1 0 18 . Türkiyemiz, servet kaynakları bol, çok feyizli ve daima artan bir nü­

fusu var. Başka bir memleketten imrenecek hamdolsun hiçbir şeyi�

miz yok.

1 ) İlk tümcenin doğru biçimi şudur: " Türki1emiz, servet kay­ nakları bol, çok feyizli ve nüfusu daima artan bir ülkedir.

2) İkinci tümcedeki tümleç yanlışı XII. ayrımda. 1019. Bir tek aksi reyin dahi vatan hainliği sayıldığı dönemler olmuştur: O

dönemlerde bu olumsuz reyler yok farz edilmiş, verenler için cidJ/i tehditler icra edılmiştir.

Bu sözler, bir profesörün, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Araştırma Merkezi dergisinin July 1988 ( ! ) tarihini taşıyan sayısından alınmıştır. ' 'Tehdit icra etmek' ' Osmanlıca döneminde bi­ le görülmeyen bir kullanış . . . 1020. Türkiye için ekonomik ve sosyal kalkınmasını gerçekleştireceği en

olumlu ortamı, Avrupa Ekonomik Topluluğunun oluşturduğu artık tar­ tışılamayacak somut bir örnektir.

"Somut bir örnektir" mi, "bir gerçektir" mi?

l 02 1 . XIX. ve XX. asır Türkçüleri. . Türxçenin bağımsız bir dil olacağı da­ vasını ortaya atmışlardı . . Atatürk'ün, hareketi takip etmeye vakti ol­ duğunu zannetmiyorum. Hiç ardı arası kesilmeyen politika buhranları


ve harpler yüzünden bu vakit b;;l�amağı kendisine mazur görmek

de lazım gelir. (Çankaya, s. II. s.

440)

' ' . . . bu vakit bulamarnağı kendisine mazur germek de lazım gelir'' sözündeki "bu" ve "kendisine" sözcükleri gereksiz, "bulamamağı" biçimi de kullanımdan düşmüştür. Parçayı şöyle yazmak daha doğru

olmaz mıydı: . . . . . vakit bulamayışını maruz görmek de lazım

1022

.

gelir" .

. . Bu tahakkuk edinceye kadar memurlara ek vazife. ucuz gıda mad­ desi, uzun krediler ve mesken verilmesi, hatta karı-kocanın aynı yer­ de çalışabilmesi, kayın peder, baba, ana, kardeş gibi yakınlarının bulunduğu yerlere nakledilerek geçimine yardım eder şahsi müsait şart­

ların yaratılmasına çalışmak suretiyle maişetlerini kolaylaştıracak yar' dımlar da ihmal edilmemelidir.

İşte size, parçaları arasında uyum bulunmayan, bağlantıları bo­

zuk bir tümce örneği.

1023 .

Hacı Arif Bey, Nigarnik adlı cariye ile üçüncü defa evlenmiştir.

Bu anlatımdan, Hacı Arif Bey 'in, evli bulunduğu bu cariyeden iki kez ayrıldığı, onunla üçüncü kez evlendiği aİılamı çıkıyor. Oysa söylenmek istenen şey , Hacı Arif Bey 'in daha önce iki başka evlilik, yaptığı, üçüncü evliliğini de nigfuiıil( adlı cariye ile gerçekleştirdiğidir.'

IP24.

Vergi iadesi bildirimine pul yapıştırılmaması gerekiyor.

"Yapıştırılmaması gerekiyor" mu daha uygun, yoksa "yapıştı­ rılması gerekmiyor" mu? 1 025 . Bir iki saat uçak yolculuğu ile rahatca bir memleketten başkasına gi­ den ' 'seferi ' 'ye otuç tutmamak hakkını veren din_im, en aşağı yüz yıı geceli gündüzlü sefere çıkan milletlere oruçla yılda bir ay çalışma ka.1betmeyi haram ettiği fetvasını Burgiba mı vermeli idi?

Yanlışı bulunmamakla birlikte çok dolamtaçlı, karışık, uzun bir tümce.

ıpı6. Kaçak katilin yakalanışı; yörede şüpheli bir kişinin dolaştığını gören Taraklı köylülerinin, durumu akrabalarının yanına izinli olarak gel­ miş bulunan Nevşehir'in A vanos ilçesinde görevli polis Sabri Keleş 'e bildirmesi üzerine mümkün olmuştur.

Yanlışı bulunmamakla birlikte dolaşık bir anlatım.


BOZUK ANLATIMLAR

197.

1027. 1 961 Anayasasının 1 49. maddesi: Cumhurbaşkanı; son milletvekili ge­ nel seçimlerinde muteber oy sayısının e)1 az yüzde onunu alan veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasi partiler veya bunların meclis grupları; Yasama ·Meclislerinden birisinin üye tanı sa­ yısının en az altıda biri tutarındaki üyeleri; kendi varlık ve görevleri­ ni ilgilendiren alanlarda YükSek Hiikimler Kurulu, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Ünivesiteler, kanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin Ana­ yasaya aykırılığı iddiasiyle, Anayasa Mahkemesi 'nde doğrudan doğru­ ya iptal davası açabilirler. Yanlışı bulunmamakla birlikte çok dolaşık uzun ve güç anlışılu bir tümce.

1028. YÖK üyeleri, Kamu Yararına kurulmuş dernekler, Vakıflar ve bun­ lara bağlı kuruluşlarda herhangi bir ücret almadan görev yapma ve Bakanlar Kurulutıca verilecek geçici görevler dışında herhangi bir Ka­ mu Kuruluşuı.da veya Özel kuruluşta çalışmayacak/ardır. Bu örnek 6 Kasım 1981 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan YÖK Teşkilatı yönetmeliğinden alınmıştır. "YÖK üyeleri. . . ücret almadan görev yapma" sözlerinden sonra "ve" denildiğine göre , arkadan bir başka eylem adı geleceğini düşünüyoruz. Ancak tümce bitince görü­ yoruz ki "görev yapma" , "çalışmayacaklardır" eylemine bağlanmış.

Bu yanlış bir bağlama. Bağlantının doğru olması için, • 'görev yapma' ' sözü " görev yapmayacak" biçimine sokulabilir. Ama yine de şöyle

bir anlatım _bozukluğu ortadan kalkm�z: "Ücret almadan görev yapmayacaklar" gibi bir kavram. Söylenmek istenenin bu olduğunu sanmıyoruz. Resmi Gazete metninde bir yanlışlık olmayacağına göre yönet­

meliğin yazılışında bozukluk olduğu anlaşılıyor.

Öyle görünüyor ki söylenmek istenen şey, "herhangi bir ücret

almadan" yerine " ücretsiz de olsa" konulmasıyla belli olan anlamdır.

1 029 . 4.skerlere işkence ediyorlarmış. Harp esirleri, onların yanında bey gibı

kalır diyorlar. "Gibi kalır" sözü, bir benzetmede zayıf olan benzeyeni belirtir.


Burada "askerler" ile "esirler" karşılaştırılmakta ve esirlerin asker­ lerden daha iyi durumda (be): gibi) olduğu belirtilmektedir. Öyle ise daha kötü bir durumu belirtmeye yarayan ''kalır' ' sözcüğünün, daha

iyi bir durumu belirtmeye yarayan ' 'bey gibi ' ' ile birlikte kullanılma- . sı yanlıştır. "Bey gibi"den sonra "yaşıyor" "rahat" anlamlı bir sözcük seçilmeliydi.

1030. Japonya 'nın kıyısındaki İzu Denizi 'nin sularında yaşayan örümcek yen­ geci, kıskaçları arasın�aki üç metreden fazla açıklığıyla diğer bütün kabuklu hayvanların yanında dev gibi kalıyor. Bu yengeç öteki hayvanlardan daha küçük olsaydı, onların yanında -sözgelişi- "pire gibi kalıyor" denilebilirdi. Ama "dev gibi" benzet­

mesi, onlardan çok büyük olduğunu gösteriyor. Bir nesnenin daha kü­ çük olduğunu belirtmekte kullanılması gereken "kalıyor" sözcüğü, daha büyük olduğunu bildirmekte kullanılmakla bir anlatım yanlışı ya­ pılmış oluyor.

103 1 Atatürk 'ün Türk Ocağı 'na karşı tutuma ne idi? Genel başkan maka­ mında

uzun yıllardan

beri bulunan Hamdullah Suphi ye büyük bir saygı

duyan ve Kurtuluş Savaşı sırasında yanından ayırmayıp önemli sorum­ luluklar verdiği bu kişinin, yeni gelişmeler sırasında gene aynı ma­ kamda kalmasına destek olmuştu.

"Saygı duyan" sözü, "saygı duyduğu" olsaydı anlatımda bozuk­ luk bulunmayacaktı.

1032. Lucknow Üriiversitesinin Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü başkanı Dr. Veli al-Hak Ensari, Hıristiyanların, Atatürk 'ün yüzünü görmedikleri halde onun fevkalade bir şahsiyet ve Asya 'nın yüce önderi olduğunu ifade etmiş, doğu ülkeleri için onun hala aynı kişiliğini koruduğunu eklemiştir.

Karışık, bozuk bir anlatım. Atatürk'ün "fevkalade bir şahsiye ve Asya'nın yüce önderi olduğunu ifade eden" Kim? Dr. Veli al-Hak Ensari mi, yoksa "Atatürk'ün yüzünü bile görmemiş olan" Hıristi­ yanlar mı?

1033. Milliyetin Sanat Dergisinin 1985 sayısının kapağında . . . . Arka arkaya üç tamlayan . . . ("Milliyet" ile "-in" eki arasına da bir kesme imi konulmalıydı. )


H< J/ l 'f.:

\ .\ 1 . \ 1 J \ 1 1 . A R

/ 99

1 034. Yirıııi11<·i yiiz yılın ortasından sonra yeıııek/erde dua etme adeti geri hir zihniyeti teııısil ettiği zehabiyle ortadan kalkııiağa başlamıştı ki te­ levizyon yeniden bizi kendimize yöne/tıı ıeğe hatırlatmış oldu. Çeşitli yanlışlardan sadece biri . "Telev izyon yeniden bizi kendi­ mize yöneltmeğe hatırlatmış oldu · · ,

1 035.

li:meııni ederiz k i ii/kcıııiz hin/aha J .! l:,)liil iince;;iııiıı koşulları i�·ine

dii->lllCZ. " Temenni ederiz k i " sözü . bir eylemin gen;eldeşmesi di leğinde bulunulacağını baştan haber vermeye yarar. Buna göre gen;ekleşme­ si di lenen eylem . istek anlamı içeren bir eylem olmalıdır. Öyle ise ' 'bir daha böyle koşullar içine düşmez" yerine " . . . düşmesin" de­ mek daha uygun olmaz mı?

1 036. /\.11111/ miicadc/esi için Kuzeydoğu 'da haı·a ya!Jı->lı olacak. Siiııe miicadc/e.�i için Trakya 'da hava . . . olacak Yaz tıırinııi .iı,:in Giiııeyege 'de hava . . . . olacak. Radyo . yazın her sabah saat 7 . 30 haberleri sonunda hava duru­ munu anlatırken yukarıdaki tümceleri kullanır. Bu anlatımlara göre hava sanki " kımıl, süne mücadelesini ve yaz turizmini sağlamak iı;in . . . . . olacak " . Hava amaca göre ayarlanacakmı� gibi . Bu terslik "iı;in " sözcüğünün yanlış kullanılmasından doğuyor. Radyo . kimi günler . birinci ve ikinci bilgileri doğru bir anlatımla şöyle veriyor: " K ımıi mücadelesi yapılan Kuzeydoğu:da hava . . . . " , · ' süne mücadelesi yapılan Trakya 'da hava . . . . · · Üçüncü örnekte . yaz turistlerine havanın güney egede nasıl ola­ cağı bildirilmek istend � ğine göre şöyle bir tümce kurulabilir: "Turizm . bölgelerinden Güneyege'de hava . . . . . olacak . .

1037. L inlıi rek

rod. .�arkıcı.'1 /Jalİd Bowie. hir kadıııın. kem/isine tecıı iiz ede­ ıı ı irfüii hula.�tırdıfjını iddia ctıııe.,i iizeriııc A IDS ı e., ı iııdc

A IDS

g<-\'meyi kahul elli. Yukarıdaki anlatımda geçen " kendisine" siiıeüğünden Da\ id de kadın da anla�ılabi lir. Yani bu anlatım " bir kad ının Dav id'e teca'. ÜZ ettiği" anlamına da ,l!elebilir: " David 'in bu kadına tecavüz ell iği " an­ l:ııı ı ııa ,J;ı B 1 1 �:ırı'ı 1-J ı ğ ı !inlemek için anlatıma �u biı;iıııi ı c r ı ııL·� �L·-

;


<}\ 1 / :R .·\S/,\1 A K SO }

rekiyor. " B i r kadının, Da\id 'in kendi-,ine tecaviL'. ederek A I DS v i rüsü bula�tı rdığını iddia etmesi üzerine David A I DS testinden geçmeyi ka­ bul ett i . " Tümceye � u biçim d e verilebi lir: "Bir kadın Dav i d ' i ıı kendisine tecavüz ederek A I DS virüsü bula�tırdığını iddüı eııııi�: bunun üzerine David A I DS testinden geçmeyi kabul ctmi�tir. "


xvıı

ÖZENTİLER Kitabımızın bu baskısına yeni hir ayrım ekliyoruL Bu ayrımda "özentiler" üzerinde duracağız. Kimi yazarlar. daha ö,ı:gün. daha etk in . daha güzel olsun diye yeni sözcükler yaratır ya da dilde hulanan sözcükleri yepi bir anlamla, yeni bir biçimde kullanırlar. Bu çahanın ba�arılı ürünleri de ha�arısız ürünleri vardır. Aşağıda iki çe�it başarısız özenti ör neğ i gii­ receğiz. A. Özenti ürünü olan sözcükler; B. Yadırganmayan sözcükleri özentili kullanışlar. A. ÖZENTİ ÜRÜNÜ SÖZCÜKLER Sonsal 1 03 8 . A rıık gözler. en yiiksck yargı organının sonsa/ karanııa çcırilmı.)tir. Dedikodusal 1 039. Dedikodusal ayrıntılardi.111 aynlm:ık

·

ıc

.>erin k:mh hir giizlc konuı ;ı

eğilmek için vakit gelmiş midir?

Aritmetiksel 1 040. Demirel

CHP

hiikiiııı �ciııiıı iktidar siiresini aritmetikse/ hiç[ıııde de­

j!cr/eııdiriyor.

Unı;arlıksal ! 04 1 . Türkiye geh-;;ti: biiyiidii ve yiicc/di. Ne var ki toplumsal. uygarlıksa/. ekiıısel ı·e siyasa/ açılardan oluşumumuzun çizdiği ağma�"ı dikkatler­ den uzak tutmaya da olanak yoktur.

Yaşamsallık 1 042 . Ailedcıı ha.�layanık iinivcrsiteyi bitirene kadar eğitim ve öğretimin ya­ !;jamsallığı ön plana çıkmaktadır.


İnsansal 1043 . Köroğlu, bu filmde vurdu kırdılı bir serüven öyküsünün cambazlıkta usta bir şövalyesi gibi belirtilmiş, Köroğlu 'nun insansal yönü görmez­ likten gelinip çoşkulu, kaba kahramanlık öğelerine geniş yer verilmiş. 1044. "Sekiz Sütuna Manşet ", çoğunlukla bir sinemasal anlatıma sahipti. 1045. Ecevit hükümeti, bir süredir Batılı büyüklerin artık IMF'sel ışığın ren­ gini beklemeksizin en az bir milyar dolarlık bir • 'acil yardım fonu ' ' oluşturmalarını istemekte idi. 1046. Şiir, onlar için ne olduğu bilinmez bir şeydir; güzellik rastlantısaldır. 1047. Onun başbakan olmasını, yurt yönetimini eline geçirmesini olağan sayıp bundan bir eğlence konusu çıkarmak, bu ülkede bir şeylerin çürümüş olduğunun gülmecesel bir tepkisidir. Bu on örnekte gördüğümüz "sonsal" , "dedikodusal " , "aritme­ tiksel " , "yaşamsallık. " insansal " , "İMF'sel " , "uygarlıksa!" , "si­

namasal " , "rastlantısal " ' , "gülmecesel" , sözcüklerini beğeniyor muyuz? Bunlar "bilimsel, kişisel, bölgesel, kutsal, kırsal, anıt­ sal, sÖzcükleri gibi tutunabilecek nitelikte mi? Heğenileri tartışmak is­

temiyoruz ama biz sevildiklerini sanmıyoruz . " - sel . -sal" ekinin işletilmesi gerekli bir şeydir. Ancak bu, acemice bir özenti olarak de­ ğil titizlikle yapılmalıdır. Ekleri rasgele, yama gibi kullanmak doğru değildir.

IÇ.endimserlik 1048. Anadoluyu kıpırdatacak okulların öğretmenleri hep böyle miydi? Ne

kadar erken kopmuştu ülkesinden! Ne kadar apaçık bir kendims�rli­ ğin içindeydi! Tutmuş bir madenciliğe kaptırmıştı kendini.

Eyleın ve ad köklerine eklenerek "gülümsemek, anımsamak azımsamak, benimsemek' ' gibi türevler meydana getirmiş olan · ' .ımsa' ' ekinin kullanımını alabildiğine ·geni şletemeyeceğimiz. bu ör nekteki başarısız türevden de anlaşılacaktır. Osmanlıcanın "nefs­ perest" i mi Türkçeleştirilmek istenmiştir derdiniz.

Özgeçili 1049. Fasistler bu aşırılıktan çok da hoşlanırlar. Çünkü böylece kendileri-


OZJ:: NTİLER nin en özgeçili, en pekyürekli, kahraman, ulusalcı sayılmaları gerek­ tiğini düşünürler.

"Özverili " , Osmanlıcadaki "fedakiir"ı karşılayan güzel bir söz­ cüktür. Buna benzetilerek, Osmanlıcadaki "kragatkiir"ı karşılamak üzere kullanıldığı anlaşılan ' 'özgeçili ' ' , sanıyorum ki tutunamayacak bir özentidir. Sıradanlaşmak 1050. Eskiden güneydoğru iJJerinde çoğu kişinin kaçakçılıkla geçindiğini her­ kes bilir. Oralarda bu iş öylesine sıradanlaşmıştı ki birisine ne iş yap tığı sorulduğunda kaçamaksız yanıtlayabİliyordu: Kaçakçıyım.

"Kendimserlik" maddesindeki sözlerimizi burada da yineleye­ ceğiz: " Güzelleşmek, odunlaşmak" gibi türevlerde bulunan " -!aş-" ekini rasgele sözcük türetmede kullanamayacağımız yukarıdaki başa­ rısız türevden belli oluyor. B. ÖZENTİLİ KULLANIŞLAR Yeterli zaman boyutunda 105 1 . Vergi dairesi personeli. bu verginin yapısı ve işleyişi konuları ile bil­ gisayar konusunda yeterli zaman boyutunda yoğun bir eğitime tabi tu­ tulmalıdır.

Burada "boyutunda" sözcüğünün kullanılmasını gerektiren bir durum yoktur. Yazarın bu sözcüğü -yerine uyup uymadığına bakmadan- kullanmaya heveslendiği anlaşılıyor. " Yeterli zaman boyutu" yerine "yeterli bir süre" denilebilirdi. Gözlemlenmek Bağlam içinde Tanıklık ediyor 1052. (Gazeteci yazara soruyor) Son yıllarda yayıma/ incelemeye ağırlık ta­ nıdığınız gözlemleniyor. Bu bağlam içinde yeni kitabınızı irdeler misiniz? (Yanıt:) Edebiyatımız son üç dört yıl içinde tarihinde pek rastl;ı­ nıadığımız tartışmalara tanıklık ediyor. Bütün bıı wrtışmalarda b;J.>I çekense çok iddialı. Birtakım sözler. Sözler de değil, savsöz olması istenmiş buluşlar ağırlıkta.


OMER ASIM A KSO Y

204

Sorudaki "gözlemleniyor" , "bağlam" , yanıttaki "edebiyatı­ mız . . . . tartışmalara tanıklık ediyor" sözleri, özentili kullanış örnek­ leridir "gözlemleniyor" yerine "görülüyor" denilmeli �di . "Bağlam içindc"ye gerek yoktu. Bunun yerine "bir de" denilebilirdi. " Edebiyatımız . . . tanıklık ediyor' ' ise gülünç bir anlatım. Uygunu ' 'edebiyatımızda . . . tartışmalar görülüyor (sürüyor) . . . . " demekti. Kaygı üretmek

1 053. Sınavları ortadan kaldırırsanız bireyler kaygı üretemeyecektir. "Kaygı", kişinin i�teyerek yapıp ortaya çıkardığı bir nesne ya da durum değildir ki " kaygı üretme" denilebilsin. Yukarıdaki tümce şu biçimlerde kurulabilirdi: "Sınavları ortadan kaldırırsanız. bireylere kaygı veren şey kalmayacaktır" . " . . . birey­ ler kaygılanıp durmayacaklardır' ' . Tanıklık etmek

1 054. 1 985 Ankarası, bir · ·soyut şenliği "ne tanıklık ediyor. Nedır hu

.m­

yu:. abstre. nonfigüratif denen nesne?

"Tanık" , Osmanllcadaki "şahit" in Türkçesidir. Bir şeyi gören, bilen, gerektiğinde bunu söyleyen kişidir. "Tanıklık etmek" şahitlik etmek yani bildiğini, gördüğünü (özellikle mahkemede) söylemektir. Yukarıdaki örnekte de böyle bir durum yoktur. " 1 985 Ankarası bir soyui şenliği görüyor" yerine. başka bir anlamı olan " . . . . tanıklık ediyor" demek, yenilik gösterme heves ve özentisinden ileri gelen bir yanlış uygulamadır. Uyruk tutulmak

1055. Mithat Paşa davasında. A bdü/hamit 'in isteği üzerine ikrara zorlanan Pehlivan Mustafa ve . . . kızgın soba üzerine oturtularak işkenceye uy­ ruk tutulmuş/ar, istenilen elde edilince . . .

' ' Uyruk' ' bir devletin yurttaşı olan kişi demektir. Osmanlıcadaki karşılığı "tebaadır". "Tebaa " , " tabi" sözcüğünün çoğuludur. "Bağımlılar" anlamınadır. "Tabi "in bir de (devlet ve uyrukluk söz konusu olmayarak) "bir şeye bağlı" anlamı vardır. Yazar, Osmanlı­ cadaki "işkenceye tabi tutulmuşlar" sözünü düşünerek, bunu Türk­ çeleştirmeye özenmiş, "tabi" yerine " uyruk" demiştir. Oysa "tabi


tutulmak" uyruk tutulmak anlamına değil, "altında bulundurulmak" , "altına alınmak" , "bağlı bulundurmak" anlamınadır. B u nedenle ör­ neğimizdeki " işkenceye uyruk tutulmuşlar" kullanışı yanlıştır. " İş­ kence altında bulundurulmuşlar" ,' " işkence altına alınmışlar" , " kendilerine işkence yapılmış" gibi b i r anlatıma başvurulmalıydı.

Uyruk olmak 1056.

ll. surenin 1 78. ayetinde "Ey insanlar, öldürenler hakkında size kı­ sas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle, kadııı ile kadın . . . " denilmekle bir köleyi öldüren bir hür'ün kısasa uyruk olmayacağı açık­ ça hükme bağlanmıştır. B iraz önce de görüldüğü üzere " uyruk " yurttaş kavramı taşır.

Buna göre örneğimizdeki " kısasa uyruk olmayacağı" sözü, " kısasa yurttaş olmayacağı" gibi bir anlam verir. Bu durum Osman­ l ıcadaki " kısasa tabi olmayacağı" sözünde bulunan "tabi" sözcüğü­ nün

"uyruk"

karşılığı

ile

yanlış

Türkçeleştirilmesinden

ileri

gelmektedir. "Kısasa tabi olmak" "kendisine kısas uygulanacak durumda bulunmak" diye Türkçeleştirilebilir. ( ' ' Çeviri Kokan Sözler" ayrımına da bakınız. )

Brinfing vermek 1057. (Tunel inşaatında 18 işçinin zehirlenerek ölmesi üzerine) bölge mü­ dürü Bakana olayla ilgili brifing verdi. Büyük bir gazetenin

30

Ağustos 1 986 günlü sayısında okuduğu­

muz bu haberdeki "brifing verd i " sözü çirkin bir özentidir. Neden bilgi verilmiyor da brifing veriliyor?


XVIII .ATASÖZLE-RİNDE YANLIŞLAR Atasözlerinin belli sözcük !rle belli bir kalıp içinde biçimlenmiş olma­

sı, en önemli özelliklerindendir . Sözcükleri ve biçimi değişm\ş olan atasö­ zü, niteliğini yitirir. Kimi yazilarda ve atasözlerini derleyen kimi kitaplar-, da bu tür bozulmuş atazsözleri bulunmaktadır. Aşağıya aldığımız ilk on dört örnek atasözlerini derley!;!n kitaplardan alınmıştır.

1058. Aç ölmez, benzi sararır. 1

Atasözünün doğrusu şudur: "Borçlu ölmez, benzi sararır" .

1059. Adam kıtlığında keçiye Abdurrahman Çelebi derler. Doğrusu şudur: "Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler" .

1060. Ateşten korkan soğuk suyu üfleyerek içer. Doğrusu şudur: "Sütten ağzı yanan ayranı üfleyerek içer".

1061 . insana kardeş gibi yar, Irak gibi diyar olmaz. Doğrusu şudur: "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" .

1062, Ağaç dalıyla gürler. Doğrusu, şudur: Ağaç yaprağıyla gürler".

1063: Çeşmeye gidenin testisi kırılır. Doğrusu şudur: "Su testisi su yolunda kırılır"

1064. Kart ağacın kırılması güç olur. Doğrusu ·şudur: Ağaç yaşken eğilir' '

1065. Kesesine güvenen borazancı başı olur. Doğrusu şudur: "Nefesine güvenen borazancı başı olur"

1066. 4.bdal abdalın ne umduğunu ister. ne bulduğunu. Doğrusu şudur: Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister ne onduğunu"


A TASÖZLERİNDE YANLIŞLAR

207

1067. 4çma kutuyu söyletirsin kötüyü. Doğrusu şudur: "Açtırma kutuyu , söyletme kötüy ü" .

1068. Faide zararın kardeşi<lir. Do.ğrusu şudur: "Kar zarann ortağıdır (kardeşidir) " .

1 069 . Boruda peşrev olmaz; ne çıkarsa bahtına. Doğrusu şudur: "Zurnada peşrev olmaz; ne çıkarsa bahtına"

1 070. ft ürür, kervan göçer. Atasözünün doğrusu şudur: "İt ürür, kervan yürür" .

107 1 . Denize düşen yosundan imdat umar. Doğrusu şudur: ' 'Denize düşen yılana (yosuna) sarılır" . 1072.

Bir tilkinin derisi iki defa soyulmaz. Bir takvim yapra.ğında verilmiş olan atasözünün doğrusu şudur: "Bir koyundan iki post çıkmaz" .

1073. Besmelesiz çıkma yola; başa gelir türlü bela. Bir takvim yaprağında verilmiş olan atasözünün doğrusu şudur: "Deli ile çıkma yola; başına getirir bela " .

1074. Sizleri büyütüp adam etmek haram zaten. Besle kargayı; gözünü oy­

sun. Defol, itin oğlu.

Bir romandan aldığımız bu sözler içinde geçen atasözünün doğ­

rusu şudur: "Besle kargayı; oysun gözünü" .

1075. Türkçemizde "iti öldürene sürdürürler " diye bir atasözü vardır. Bir yazıda geçen bu atasözünün doğrusu şudur: "İti öldürüne sü­ rütürler" .

1076. "Benim oğlan ders çalışmıyor, televizyon seyrediyor" dedi. Ubürü

"döv keratayı " diye yanıtladı. Sordu "Niye?" - Çocuğunu dövmeyen dizini döver.

Atasözünün doğrusu "kızını dövmeyen dizini döver" dir.


XIX DEYİMLERDE YANLIŞLAR '

Atasözlerinde olduğu gibi deyimlerde de sözcükler belli, biçim kalıp­ laşmıştır. Bunlar değiştirilemez. Aşağıdaki örneklerde iki türlü yanlış gö­ rülmektedir.

A. Deyimin biçimi, yapısı çarpıtılmıştır. B. D�yim doğrudur da anlamına uymayan yerde kullanılmıştır A . BİÇİMİ DEGİŞTİRİLEN DEYİMLERE ÖRNEKLER İlk üç örnek, atasözlerini ve deyimleri derlemiş olan bir kitaptan alın­ mıştır.

1077. Suyu devirmiş kediye döndü. ::::>eyimin doğrusu şudur: "Süt dökmüş kediye döndü " .

1078. Halep yolunda deve izi sayar. Doğrusu şudur: " Halep yolunda deve izi arıyor" ' .

1079. Zincirini biraz çekmeli. Doğrusu şudur: "Pizginini çekmeli".

1080. A.çıkgözler,

üçkağıtçılar, vurguncular ise ' "bu düzenden yararlanmalıyız " diye yoksul halkın sırtında boza pişirmekte. Deyimin doğrusu: "ensesinde boza pişirmek"tir; "sırtında boza

pişirmek" yanlıştır.

108 1 . Köylünün elle tutulur dertlerine parmak basmak, sömürünün kör kör

gözüm parmağına örneklerini sergilemek. . . Bu örnekte " kör kör gözüm parmağına" biçiminde geçen deyi­

min doğrusu "kör kör parmağım gözüne"dir.

1082. Şeni hiç anlamıyorum, neden hala hükümete külah sallıyorsun? Doğru deyim, " kavuk sallamak"tır; "kü�ah sallamak" değil.

1083. Dil, evvela kulaktan öğrenilir. Çocuk, etrafında konuşanlara kulqk asa-


DEYİMLERDE YANLIŞLAR

209

rak kelimelerin telaffuzunu beller. Dilimizde "kulak asmak" diye bir deyim yoktur. ' 'Kulak asmamak" vardır ki "önem vermemek" demektir. Buradaki "kulak

asmak" ise, dikkatle dinlemek anlamına gelen " kulak vermek" yeri­ ne kullanılmıştır. Buna benzer bir deyimimiz de "kulak kabartmak': 'tır. Bunların yerine "kulak asmak" biçiminde bozuk bir deyim kullanılamaz.

1084. Kıytırık oylar, ancak kimseyi darıltmamak. l!Ücendi�emek. tedirg etmemek, herkesin ağzına bir kaşık bal çalmak, kimsenin tavuğuna kışt dememekle derlenir. .

' •Ağzına bir kaşık bal çalmak ' ' ın doğrusu ••ağzına bir parmak bal çalmak"tır.

1085. Şimdi yan oturup doğru konuşalım. Ankara 'ya yakın bir ilde durum böyle olursa bunun sonu nereye varacaktır? · " Yan oturup doğru konuşalım" yanlıştır. Doğrusu şudur: " Eğri

oturup doğru konuşalım" .

1086. Arkadaşları Mamak'ta bile böyle bozuk gbrmemişlerdi onu. Yüzün­ den dökülen bin parçaydı sanki. Deyim, "yüzünden dökülen" diye değıl, "yüzünden düşen" di­

ye başlar. Bunu izleyen "bin parça"nın doğrusu da "yüz parça"dır.

Nedeni "yüzünden" sözcüğü ile "yüz" sözcüğü arasında bir " söz sanatı"na da yer verilmiş olmasıdıf. Yani deyimin doğrusu şudur: "Yü-1 zünden düşen yüz parça' ' .

1087. flepsinin ,köküne kibrit suyu ekmeli. Nerede komünisderin köküne kib· rit ekecek iktidar? Deyimin doğrusu: " Köküne kibrit suyu dökrnek"tir.

1088. Laiklik prensibine rağmen devlet bu görevi yarım yanlış üzerine aldı ğına göre. . . "Yarım yanlış" biçiminde kullanılmış olan ikilemenin doğrusu

'yarım yamalak"tır.

1089. Medeni ülkelerin arasında ilkel bir millet olarak yaşamanın acısı, ya­ vaş yavaş cümlenin iliklerine sinmeye başlamıştır. ' 'Kişinin benliğine girmek, içine iyice yerleşmek' ' anlamına olan

·


ÔMER ASIM AKSOY

210

deyimimiz, '.'iliğine işlemek"tir; "iliğine sinmek" biçiminde bir söz, deyim sayılamaz. Yazar, belki de, deyimden esinlenerek böyle bir söz kullanmıştır. "Yavaş yavaş" dediğine göre. . . Bir de "içine sinmek" deyimi var ama, buraya uymaz. Çünkü bu deyim, "isteğine uygun olduğu için içi rahat etmek " demektir.

1 090. Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal. "Çehre çatmak" diye bir deyimimiz yoktur; "kaş çatmak" var­ dır. Burada "çehre çatma"nın "surat asma" anlamına kullanılmış ol­ duğu görülüyor.

1 09 1 . fliç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol Birbirinden ayrılıp gitmekte olan kişiler, "mendil" sallarlar, "el" ,

sallarlar; ancak ''kol" sallamazlar.

''Elini kolunu sallayarak ' ' biçiminde bir deyimimiz varsa da an­ lamının buradaki durumla ilgisi yoktur.

. 092. Çekap denilen baştan tırnağa muayeneden geçmışti. Bu yazıda geçin deymin doğrusu şudur: ''Tepeden tırnağa ...

093. On altı günü on yedinci gün, on yedinci günü yirmi yedinci, otuz ye­ dinci, elli yedinci gün izleyince Füsun İğdeci 'nin içine bir bit düştü. Bu yazı içinde geçen deyimi� doğrusu şudur: ' 'İçine kurt düştü' '.

094. f?.eagan 'ın Salt

-

2 'ye karşı takındığı tavır mide karıştırıcı niteliktedir.

Bu yazı içinde geçen deyimin doğrusu şudur: ''Mide bulandırıcı'�.

095. Ressam Chagall demiş ki: Renoir hep kıçına bir şaplak indirme isteği duyduğumuz kadın resimleri yaptı . Rembrandt ise hep aynı ışığı kul­ landı. Kimse bunları o iki devin kafasına kakmıyor da neden benimle uğraşıyorlar, anlamıyorum. Bu yazıda geçen deyimin doğrusu şudur: "Başına kakmıyor".

096. Irkçı Güney Afrika yönetiminin akıllara durgunluk veren, saçları di­ ken diken eden uygulaması . . . B u yazıda geçen deyimin doğrusu şudur: "Tüyleri diken diken eden'-'


DEYİMLERDE YANLIŞLAR

211

1 097. (Televizyondaki) bayram oyununu seyretmek için insanda Eyüp Sul­ tan sabrının olması gerekirdi. Sabrın en yüksek örneğini göstermiş olan kişi Eyüp Sultan değil,

peygamber Hz. Eyür'tür.

1098. Mihrabım diyerek sana yüz vurdum. Bir şarkıda bulunan bu dize dolayısıyla basında "dilimizde yüz vurmak diye bir deyim var mı, yok mu? ' ' tartışması yapıldı. Dilimiz­ de "yönelmek" , "başvurmak" anlamına "yüz vurmak" , deyimi kul­ lanılmıştır. Fuzuli, · ünlü şikayetnamesinde "ve ibraz-ı hükm içlin mütevelli-i evkaf huzuruna yüz urdum" der. Ancak zamanla kulla­ nımdan düşen ya da biçim değiştiren deyimler vardır. Bu deyim de kullanımdan düşmüştür.

1 099. ' 'Başbakan gruba danışmadan ve gruptlJ görüşmeden karar alıyor. Bizi !ıer konuda cepte keklik sanıyor ve her istediğinin tartışılmadan kabul edilmesini istiyor" diyorlar. , Bu örnekte geçen "cepte keklik" , yanlış bir deyimdir. doğrusu "çantada keklik"tir. 1 100. Okumaya çalışanların belini her geçen gün biraz daha eğen bir prog­ ram (Kitaba, kağıda zam yapmak) . . 'Çalışanların belini eğen" yanlıştır Dob, u�U . ·çalışanların beli­ . ni büken"dir. 1 10 1 . flalkın tepesinde boza pişiren sermaye sınıfı zorbalığı açık .5eçikken, . . . . gücünü nasıl koruyabiliyor? Deyim, "tepesinde boza pişirmek" değil, "ensesinde boza pi­ şirmek "tir. 1 102. Biz, yıllar yok . . in yanında yer alan . . . . ın neden ayrıldığını, kulağı kesik eski bir gazeteciden öğrendik. Bu yazıda geçen deyimin doğrusu "kulağı delik"tir.

1 103. Susuyorlar; bok yemiş bülbül gibi susuyorlar. Deyimin doğrusu "dut yemiş bülbül gibi"dir.

1 104. Türk Kamuoyu bu konuda hassastır. Peynir ithalatında ya da merci­ mek ihracatında bile saman altında su arayan Türk Kamuoyu silah alını satımındaki iddiaların suskunlukla karşılanmasını kabul edemez.


212

ÖMER ASIM AKSOY

Bu örnekte iki türlü deyim yanlışı var: l ) "Saman altında su aramak" diye bir deyim yoktur; "saman altından su yürütmek" de­ yimi vardır; onun da burada kullanılmasi söz konusu değildir. 2) an­ laşılıyor ki yazar "öküz altında buzağı arayan" diyecekti; bunu "saman altında su arayan" biçimine soktu. 1 105. Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanı İmren Aykut'a hekimler hakkw­ daki sözleri nedeniyle işçiler de5tek verdi. . . · 'Doktorlara v·ereceği mü­ cadelede hep yanında olacağız " dediler. ha

Bu yazıdaki "destek verdi" yerine "destek oldu" denilmesi da­ uygun olmaz mıydı?

1 106. En hayati bir meselede beş yıl heba eder, o meseleyi işte böyle elimi­

ze yüzümüze bulaştırırız.

Yukarıdaki sözler. bir yazarın büyük bir gazetede 1 Şubat 1 989 günü çıkan yazısından alınmıştır "elimize yüzümüze bulaştırırız" bi­ çiminde kullanılan deyimin doğrusu ' 'yüzümüze gözümüze bulaştırı­ rız"dır. 1 107. "Serbest piyasa ekonomisi " diye ortaya çıkılacak. Bu serbestlik ele yüze bulaştırılacak. Sonra da devletin şirketlere mali yardım yapması istenecek.

Bu sözler içinde.geçen deyimin doğrusu şudur:; "Yüzüne gözü­ ne bulaştırılacak " . 1 108. Bakan şimşek çekiyor. 29 Ağustos 1 988 günlü bir gazetede iri puntolarla bu başlık var. Altındaki haber şöyle: "Şimdiye kadar hiçbir Çalı�ma ve Sosyal Gü­ venlik Bakanını istenmeyen bakan olarak ilan etmediklerini söyleyen İstanbul Tabip Odası yetkilileri , dün şu açıklamayı yaptılar. Gelecek günler bizleri buna da mecbur edecektir?" Başlıktaki "şimşek çekiyor" sözünün doğrusu ' ' şimşekleri (ya da yıldırımları) üstüne çekiyor"dur. 1 109 . Davetli li.<itesine kendine yakın kimseleri alarak şimşekleri· üzerinde toplayan ulaştırma bakanı . . . 3 1 Ağustos 1 988 günlü bir gazetede çıkan bu yazıdaki "şimşek­ leri üzerinde toplayan" deyiminin doğrusu "şimşekleri (yıldırımları) üzerine çeken" değil mi?


1 1 10. Özal, yabancı dil eğitimi konusunda Güzel 'e sırt çıkıyor. "Hasan haklı,

bu yolla hiç olmazsa bi; miktar insana yabancı dil öğretebiliriz ' ' diyor.

3 1 Ağustos 1 988 günlü bir gazeteden aldığımız bu yazıdaki "sırt çıkıyor" sözü ile "arka çıkıyor'' deyiminin bir sözcüğü değiştirili­ yor. Dilimizde "sırt çevirmek" var ama,. "sırt çıkmak" yok. 1 1 1 1 . Devlet yağmasının e/ebaşlarına sırt çıkanları aklamak . . .

' Deyimin doğrusu "sırt çıkan" değil, "arka çıkan"dır. 1 1 12 . "Dünyadaki en iyi öğrencisini " uyarmaktan geri kalmıyor Uluslara­

rası Para Fonu. Hatta uyarmak ne sözcük, yoksa İMF de sol amigolar arasına mı katıldı ?

Dilimizdeki " ne demek' ' deyimi, eskiden "ne kelime" biçimin­ de de kullanılırdı. "Şöyle dursun" , "bir yana" gibi anlamları bulu­ nan ve kelime"yi Türkçeleştirmek amacıyla da olsa, " ne sözcük" biçimine çevirmek doğru değildir. Deyimin sözcükleri rasgele değiş­ tirilemez. Büyük bir gazetenin 14 Şubat 1 989 gün! ü sayısında çıkan bir ya­ zıdan aldığımız aşağıdaki parçada, deyim doğru kullanılmıştır: 1 1 1 3.

Japonya adalarında 250 milyon insan yaşıyor ve orada doğum kontrolii ne kelime, çocuk sahibi olmayı teşvik edici tedbirler alınmakta.

B.

YERDE DEYİMLERE ÖRNEKLER

ANLAMINA UYMAYAN

KULLANILAN

l 1 1 4 . Bahsi geçen emekli subaylar, 2-izce bu sakametli yola kerıdilikle!)n­

den ve bilerek, isteyerek atılmış değildirler. Bazı gazetelerin çanak açışları, iğfalleri ve tahrikleridir ki onları böyle beyanlarda bulunmak gafletine düşürmüştür.

"Çanak açmak" ya da "çanak tutmak" . kendisine zarar gelme­ sine yol açacak bir iş yapmak demektir. Gazeteler . kendilerine zarar getirecek bir iş yapmış olmadıklarına göre çanak açtıklarından söz edilemez. ııe İLinli o/aral< memlekete gelen iki eski Milli Birlik üyesinin bir siyasi hareketin li­ derleri imişçesine ta hudut boylarından karşılayarak türlü türlü poz­ larla fotoğrat7arını çekenler ve yakası açılmadık bir sürü sualleı ya�muruna tutanlar. . .

1 1 1 5 . Geçenlerde ailelerini görmek gibi masum bir vesile


"Yakası açılmadık" deyimi, açık sa5 ık sözlerin ve küfürlerin sı­ fatı olarak kullanılır. Gazetecilerin soru yağmurunda böyle bir şey bu­ lunamayacağına göre "yakası açılmadık soru" yanlış bir kullanımdır. 1 1 16.

Hayır, öyle yapmıyorlar. Hem suçlu hem güçlü pozunu takınarak üç buçuk yılda berbat ettikleri toplum düzeni, sanki üç buçuk haftada yerli yerine oturtulurmuş gibi yeni hükümete veryansın ediyorlar.

Bir kişi, başkasını "hem suçlu hem güçlü" diye niteleyerek kı­ nar. Hiç kimse "ben hem suçluyum hem güçlüyüm" demez. Bu ne­ denle, "hem suçlu hem güçlü pozunu takııımak" yani kendisini bu durumda göstermek, deyimi yanlış kullanmaktır. . 1 1 1 7 . Bayan . . . , lüks mağazaların vitrinlerinde satılmak için bekleyen çiçekler gibi kadın. Fotoğraflarına bakarsanıı;, Holiwood patentli bir sinema yıldızına rahmet okutacak kadar cazibe fışkırıyor.

" Rahmet okutmak" deyimi, karşılaştırılan iki kötü kişiden, son- . raki öncekinden daha kötü çıktığı zaman kullanılır: "İkisi de kötü ama, ikinci o denli kötü ki birinciyi rahmetle anıyoruz" anlamını taşır. Yu­ karıdaki örnekte iki kötü şey değil , iki güzel şey karşılaştırılıyor. De­ yimin gerçek anlamını buraya uygularsak şöyle bir durum çıkar: " Fotoğraflarına baktığınız bayan o kadar Çirkin ki, çirkinliğiyle ünlü bir Holliwood yıldızına rahmet okumak gerekiyor" . Oysa yazıda, fotoğraflarına bakılan bayanın ünlü bir Holliwood yıldızından daha güzel olduğu belirtilmek isteniyor. Bunun için kul­ lanılması gereken deyim " gölgede bırakacak" idi. Sözcük olarak da ' 'kıskandıracak' ' vardı. 1 1 1 8.

. . Parti iktidarı, milletin bu çok haklı itirazına göz yummuş, kulak tıkamıştır. .

"Göz yummak' ' , bir kusuru görmezlikten gelmek demektir. Bu­ rada ise kusur yok, haklı itiraz vardır. Bundan anlaşılıyor ki "göz yummuş" deyimi doğru anlamla kullanılmamıştır. Söylenmek istenen şey, söz konusu partinin bu haklı itirazı · ''görmek ve işitmek istememiş' ' olduğudur: Buna göre "kulak tıkamış"ın kullanışı yerindedir. Ancak, " itiraz"ın görmek ile ilgisi bulunmadığından "göz yummuş" yerine "gözlerini kapamış" bile denilemez. 1 1 19. insana dinginlik veren durağan görünüşlü ormanda acımasız bir ya-


DEYİMLERDE YA NUŞLAR şam savaşı da sürer: Kertenkele, kayaların çat/ağında renkli bir kele­ beğe saldırmaya yönelir; yılan, çalılar arasından kurbağaya sokulur; atmaca, yüksek dalda cıvıldayan serçeyi kapmak için nöbeı ıuıar.

Bu güzel parçadaki "nöbet tutar" ' deyimi. kanımızca betimlen­ mekte olan durumun karşılığı değildir. Çünkü "nöbet tutmak". sıra kendisine gelince, belli bir süre görev yapmaktır. Atmacanın yaptığı iş ise "fırsat gözlemek" "fırsat kollamak"tır. 1 120. Pabuç pahalı demek, üzerine aldığı işi beceremeyince bırakmasını bil­

meyenler için kullanılır.

Tümcedeki kuruluş yanlışı, "Bozuk Anlatımlar" ayrımında gö­ rülmüştür. Burada "pabuç pahalı" deyimine verilen anlamın yanlış olduğu­ nu belirteceğiz. Bu deyim, "üzerine aldığı işi beceremeyince bırak­ masını bilmeyenler" için söylenmez. Önce "üzerine aldığı işi" yerine "giriştiği işi" demek gerek. Ama asıl yanlış, "beceremeyince bırak­ masını bilmeyenler" kavramında. "Pabucun pahalı" olduğunu gören kişi, giriştiği ya da.girişmek üzere olduğu işten, çoğu kez vazgeçmez mi? 1 12 1 . Bu arada sekreteri, yüklü bir arayanlar listesiyle sökün ediyor.

"Sökün etmek", birçok kişi, nesne, durum, topıuca art arda gelmek demektir. Örneğimizde, gelen sadece bir sekreterdir; listede adları yazılı olan kişiler değil. Demek ki deyim, anlamına uymayan yolda kullanılmıştır. 1 122. Mudi öyle bir duruma düşmüş ki dostlar başına . . . Gazeteler artık mu­ diin yakınmaları, öfkeleri, hıçkırıkları, tepkileriyle dolup taşıyor.

"Dostlar başına" deyimi, dostlar için iyi bir şey dilerken kulla­ nılır. Burada ise dostların başına kötü şeyler gelmesi isteniyor. Yani deyim anlamına uyan yerde kullanılmamıştır. 1 123. Usta bir hikayeciydi Muzaffer Hacıhasanoitlu: has bir insandı; topra­

ğı bol olsun.

Hayır ile anılacak ölü Müslüman ise "Tanrı rahmet etsin" "nur içinde yatsın" denir. Müslüman değilse "toprağı bol olsun" dileğin­ de bulunulur. Burada anılan ölüler Müslüman olduğundan. toprağı bol


ÖMER ASIM AKSOY

216

olsun, dileğiyle anılmamalıydı. 1 124. Adını her anışta mavi bir gül oldu gökyüzü. Toprağın bol, benzerin

çok olsun, sevgili öğrs:tmenim. l l25 . Toprağı bol olsun.

Tanrının rahmetine kavuşmuş. Türk ve MÜslüman ünlü sanatçıyı anma programında konuşan bir kişi, sözlerini bitirirken "toprağı bol olsun" dedi. Bu deyimleşmiş dua, Müslüman olmayan ölüleri hayır ile anmak içindir. Müslüman ölüler "Tanrı rahmet etsin" diye anılır. Bu sözler, bir yazarın Müslüman olan öğretmenini anma yazısın­ dan alınmıştır. 1 126 . . . Yaşayanlarının ömrü uzun. ölenlerinin toprağı bol olsun. . .

Bu sözler, bir yazarm Müslüman ola!1 öğretmenlerini andığı bir y:ızl'<la geçiyor yukarıdaki örneklere benziyor. 1 127. Sayın Cumhurbaşkanı, seçım öncesı yapaı;_ağı konuşmanın yeni siya­ sal tartışma/ara önayak olabileceğini varsayıyor; bu nedenle 1 Eylül­

de Meclise hitap etmekten vaz geçtiğini bildiyordu.

' 'Önayak olmak'', kişilerin eylemleri için kullamlır: ' 'Filan kimse bu işe önayak oldu" denilir. � ·Konuşma" nın önayak olması" diye bir eylemden söz edilemez. Bu nedenle deyim yanlış kullanılmıştır. Burada kullanılması gereken _deyim "yol açabilece�i" idi.

1 128. '3akan teröristlerin iistesınden geıınecegıni söyledi.

(Bu sözler, 19.8. 1987 günü TRT haberlerindendir) "Üstesinden gelmek' ' , "bir işi başarmak demektir. Teröristler başarılacak işler değil "haklamıdan gelinecek kişiler"dir. Anlaşılı­ yor ki "üstesinden gelmek" , burada kullanılması gereken "hakkın­ dan gelmek" deyimi ile karıştırılmıştır. "Hakkından gelmek" , "hak ettiği cezayı vermek" demektir. 1 129. Vemırcı kasabası, oldum olası bir bakan çıkarmış.

"Oldum olası" deyimi, ileriden beri sürüp gelen bir durum için kullanılır. Burada ise "ömürde bir, var olduğu günden beri" denil­ meli isteniyor. 1 130. Bir atasözümüz vardır: ' 'Gidene ağam gelene paşam ' ' denir. Çok az


DEYİMLERDE YANLIŞLAR

217

gerçeği yansıtsa da biraz eyyamcılık kokan bu sözü sevmem. Bu, atasözü değil , deyimdir. 1 13 1 . Bu konferansa (Lozan Konferansına) gelenler, alıştıkları ve tadına do­

yamadıkları kapitiilasyonlardan vazgeçmeyi bir �rlü gözlerine alama­ mışlardır. ' ' Göze alamamak' ' , girişilecek işte karşılaşılacak tehlikeyi göğüs­

lemeye hazır olmamak, bu gücü kendisinde görememek" anlamına ' kullanılan bir deyimdir. Burada bir tehlike ile karşılaşmak değil , bir çıkarı yitirip yitirmemek söz konusudur. Bu deyim, böyle bir durum için kullanılmaz.

132. Kalaycı, lehimci, tenekeci, kaJdı mı? Mahalle aralarında tezgahını ku­ rup tenekeleri lehimleyen/er, bıçakları bileyenler, tencereleri kalay­ /ayanlar nerede? Cim karnında bir nokta. Hepsi de uçup gittiler. Tanınmış bir yazarın 4 Şubat 1 989 günü büyük bir gazetede çı­ kan yukarıdaki sözleri arasındaki "cim karnında bir nokta" deyimi "ortalarda yok; hiç görünmüyor" gibi bir kavram için kuU anılm ış. Oysa "hiçbir şey bilmeyen, karacahil kimse" demektir. ,


İKİNCİ BÖLÜM

OSMANLICA YANLIŞLARI


OSMANLICA YANLIŞLARI İ çinde Arapça. Farsça dil üğeleri . Türkçe dil öğelerinden daha çok olan ve Osmanlıca diye anılan d i lde . yanlış türetilmiş ( uydurma) Arap,·a. Farça

(daha çok Arapça) birçok sözcük vardır. Bunlar. Osmanlıcanın geçerli ol­ duğu çağlarda bile sözlüklerde ya · · galat" (yanlış) ya da " mü\ e l let " ( -.,on' radan yapılmış . uydurma) d iye giistcrilmi�tir. Bundan başka . Osmanl ıcada yanl ış okunan . yanlış yazılan . yanlı) siiy­ lenen . yanlış anlamla kul lanılan sözcükler ve dil öğelcri vardır.

Bu k itapta, ayrı bir bölüm olarak Osmanlıca yanlışlarına yer vermemi­ zin nedeni şudur: Dil devri m i bir süreçt ir. Akım ço k i lerlem i ş olmakla b i rl i kte d i l i ııı iı.dc Osmanlıca kal ıntı ları sürmekted ir. Özleşti rme yanl ısı oldukları halde eski alışkanlık dolayısıyla ve belki dalgınl ıkla ara sıra Osmanlıca söıleri kulla­ nanlar görüldüğü gibi akımın karşısında ya da yanında bulunmayanlar ve özleştirme akımı ile ilgilenmeyenler de bu kalıntıları kullanmaktadırlar. Akı­ mın karşısı'nda olanlar ise zaten Osmanl ıcayı yeğlemektedi rler. Hangi nedenle olursa olsun, Osmanlıca kullanmayı sürdürenlerin bir­ ç<i ğu bu d i l i -incel iklerini b ilmedikleri için- yanlış kul lanırlar. İ şte burada göstereceğimiz yanlış örnekleriyle, onlara, doğru yolun özleşen Türkçe yol u olduğunu anlatmak istiyoruz. Osmanlıca yanlışlarını -aşağıda görüleceği üzere- b i rkaç ayrımda ele al ıyoruz.


xx

YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER Yapıları

göreceğiz:

y a nl ı�

olan 0-,ııı a n l ıca

siiıcük iirnck lcrın i �u h a > l ı Ua r a l t ı nda

A. A rapça ya da Farsçaııııı d i l h i l g i s i kurallarına ayk ı rı olarak hiçim·

lendirilıııiş sözcükler.

B. K u ru luşları yanlış olan sözcük toplu lukları . C . Türkçe yardımcı eylemi doğru almamış olan Osmanl ıca bileşik ey· · !emler. A. D İ LB İ LG İ S İ K U RALLAR I N A A Y K I R I OLARAK BİÇİ MLEND İ R İ L M İ Ş SÖZC ÜKLER Osmanl ıcada. Arapça ve Farsça d i l k u ral ları yanl ış uygulanarak türe­ tilmiş birçok sözcük vard ı r . Bunlar . A rapça ve Farsçada bulunmadığı hal·

de dilinıizde ·Arapça ve Farsça i mişler gibi· kul lanıl mıştır. Örnekler:

1 1 3 3 - I 1 35 .

1

Y an/ış olarak · 'if'al ' · kalıbına uydurulmuş sözcüklerden örnekler:

İ hcal . ibzal . ınıha . . .

1 36 - 1 1 45 . Yanlış olarak "tef'il " kalıbına uydurulm �ş sözcüklerden ör­ nekler:

Tahkim . tatmin. tecrim. tedfi n . tenkid . tensib . terzil , tes ' id . tesın i m . tesri . . .

1 146- 1 149. Yanlış olarak "infial ", "iftial " kalıplarına uydurulmuş söz­ cüklerden örnekler: Incimad. ihtilal. ihtisas . . . . . . . . ı

1 50- 1 1 57 . Yanlış olarak "tefe 'ül " kalıbına uydurulmuş sözcüklerden ör· nekler: Taazzu v . tebellür . teessüs , tehaddüs . tehattu r . teressüb. tesemmüm . . . .

l 1 58- 1 1 62 . Yanlış olarak "tefaül ", "mütefail " kalıplarına uydurulmuş söz­

cüklerden örnekler:


_}� \ /'İl.ARI }A l'iLIŞ OLA N SÖZCÜKLER

223

Tebadül. tcbadür, tesadüf. mütedair. l 1 63- 1 1 70. Yanlış olarak "istif'al " kalıbına uydurulmuş sözcüklerden ör­

nekler:

İsticvab. istifraş, istihsal, istiknah, istimlak, istimzaç. istirkab . . . . l 1 7 1 - 1 1 72 . _ Yanlış oiarak "müfaale " kalıbına uydurulmuş sözcük örneği:

Münakasa l 1 73- 1 1 80. Arapça masdar biçimi verilmiş uydurmalardan örnekler:

Ciyadet, dehalet, felaket, hacalet, sükunet, şebabet, tababet, vüs'at. . . . l l 8. 1 - l l 88. Yanlış olarak çeşitli kalıplara uydurulmuş sözcüklerden ör­

nekler:

Acuze, ahşab, ensice, esham, hayadld, muaf, müdrir, müstahkem . . . .

l 1 89- 1 2 1 1 . Yan/Jş olarak sonlarına "-iyyet" eklenmiş sözcüklerden b1 -

nekler:

Cemiyyet. cibilliyyet, ehemmiyyet, emnıyyet , harabiyyet. hayatiyyet. islamiyyet, kemmiyyet, kurbiyyet, mağduriyyet, mahiyyet, maliyyet, masuniyyet, mevkufıyyet,nailiyyet, nuranıyyet, salahiyyet, scbebiyyet, ünsiyyet, vaziyyet, zafiyyet. zıddiyyet. ·

1 2 1 2- 1 234. a "-at " ile çoğul biçimine sokulan ve. Arapçada bulunmayan sözcüklerden örnekler:

Heyanat, hafriyyat, hissiyyat, istihbarat, istihzarat, mahrukat, malumat, matbuat. mefruşat, mekiilat, mensucat, meşrubat, müşkilat, tahsilat, tatbikat, tamirat, teberruat, tedkikat, tedrisat. teshilat, tenzilat varidat. . . . 1 235- 1 239. Çarpıtılarak kullanılan sözcüklerden örnekler:

Ceriha (doğru "cirah:ı ) "

Gıda (doğrusu "gıza ) "

Hizr\ıet (doğrusu "hidmet ")


OMER A SIM A KSO'r'

224

Kıyye (doğru su · "ukka ") Ratıp (doğrusu "ratlb") 1 240-1246. Farsça sözcüklerin Arapça kalıba dökülmesine örnekler:

Mahiyye, matruş , memhur, nezaket, peşinat, peşinen. temhir . . . . 1 247- 1 258. Türkçe sözciiklerin Arapça ve Farsça kalıplara dökülmesine

örnekler:

Altuni, ayrıyeten . emektar, gidişat, işgüzar. kardeşane . kurşuni . otlakiyye, variyyet. verimkiir, yakinen. yemekhane . . . İlginç bir örnek de Türkçe erkek adı Dursun 'un sonuna Arapça dişilik eki getirilerek Dursune diye bir kadın adı uydurulmasıdır. Yukarıdaki sözcüklerden kimisinin tümce içinde kullanılışından örnekler görelim: Yakinen 459. Bütün sevinçlerime.-·bütün üzüntülerime yakinen i!itirak ederdi. 26(). Adı

geçen şahsın Ankara 'ya gittiği, milletvekillerinden birinin evin­ de misafil kaldığı kendisini yakinen tanıyanlar tarafından söylen­ mektedir.

Arapçada "yakin" sağlam bilgi demektir. Bundan yapılan "yakinen" belirteci ise bilginin "kuşku götürmeyecek biçimde" ol­ duğunu anlatır. Türkçedeki "yakın" sözcüğünün söylenişi de, anla� mı da Arapça "yakin"den ayrıdır. Ama Arapçaya özenmenin hüner sayıldığı zamanlardan kalma bir alışkanlıkla, çok kimse, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, Türkçe "yakın" sözcüğünün sonuna Arapça "-en" eklemekte ve onu Arapça "yakinen" gibi söylemekte, bunu da "yakından" anlamına kullanmaktadır. Mezbelelik ?.61.Haliç gibi bir mezbeleliği beş yıl içinde temiz/emek tarihi hir olay­ dır. . . Haliç gibi bir mezbeleliği inanılması zor bir hızla be!i yıl içinde temizleyen. . . kentin silüetini bozacak yüksek binaları da dikebilirdi.

Büyük bir gazetenin 3 Nisan 1 989 günlü sayısından alınan bu ya­ zıda iki kez kullanılmış olan "mezbelilik" sözcüğü yanlıştır. ''Çöplük' ' anlamı taşıyan Arapça "mezbele" , gübre süprüntü, çöp demek olan "zibl" sözcüğünün bir türevidir. Arapçada bir "mefale" kalıbı var-


YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER

225

dır ki yer adı anlamlı sözcükler türetmeye yarar; Türkçenin "-lik" eki gibi. İşte " zibl" sözcüğünden bu kalıba göre çöplük anlamındaki "mezbele" oluşturul muştur . Buna bir de "-lik" ekleyip "mezbelelik" demek, "çöplüklük" demek gibi bir şey oluyor. Sayfiyelik 1262. Kiral ık : Boğazda sayfiyelik ev.

Arapça "sayf" yaz demektir; "sayfiye" de yazlık. Bunun sonu­ na yeniden Türkçe " -lik" eki getirmek, gereksiz ve yanlıştır: '' Yazlıklık" denilmiş oluyor. Kardeşane 1263. Aramızda daima arkadaşlık ve kardeşlik esas olmuştur. Memleket me­ seJekrini daima kardeşane ve dostluk içerisinde görüşmüşüzdür. 1 264: Kalbimizi hiç incitmeyen bir tenkidin bizde ne dereceye kadar karde­ şane ve samimi hisler yaratmış olduğvnu . . . .

"-ane" Farsça bir ektir, Farsça ve Arapça sözcüklere eklenir. Sözcüğe "-ce", " -cesine' ' anlamı katar. "Biraderane" kardeşçe "akılane" akıllıca demektir. Ancak, bu ekin Türkçe sözcüklere g eti rilmesi yanlıştır. "Kardeşanı. " denilemez.

'

Ayrıyeten '265 Bir televizyon·konuşmacm ' 'ayrıca ' ', · 'bundan başka · ' diyeceği yer­ de "ayrıyeten " dedi. Türkçe "ayrı " sözcüğünün sonuna Arapçanın

"temvin " denilen ekini getirerek bir türetme yapmak yanlıştır.

Madden 1266- Mademki Türk milletinin gelişme, yükselme gibi ideallerine bağlı ol­

mak, gerçek Türk milliyetçiliğidir, o halde bu amacın gerekleri olan madden yükselme ve manen yücelme davasına ters düşen her _türlü baskı ve tendit unsuruna karşı olmak da milliyetçilik anlaşıyımız çer­ çevesinde del!erlendirilmelidir. "Cisim, nesne" demek olan Arapça " madde" sözcüğünün bu dil­ de "tenvin" eki almış biçimi "madden" değil "maddeten"dir. "Maddeten" madde olarak, madde olma bakımından somutluğu yönüyle" anlamına gelir.

12b7

28 Eylül 1 986 ara seçimleri dolayısıyla radyoda ve televizyonda bir­ kaç kez konuşan bir parti yetkilisi, her konuşmasında · 'madden �e


ÖMER A SIM A KSOY

226

manen " sözcüklerini kullandı. ' · Kamilen . şarkan. aynen ' ' demliyor da neden "madden" deni­ lemiyor? Çünkü "madde" sözcüğünün sonunda "-cümle, hassa, kaffe"

sözcüklerinde olduğu gibi -Arapçanın "yuvarlak t 'si " vardır. Bu harfe "-en. -an " (yani tenvin) eki gelince "t " sesi kendini gösterir. Bu ne­ denle "madden, cümlen, hassan, kiiffen " yanlıştır. Doğtuları "mad­ deten, cümleten, hassaten, kiiffeten . . . . "dir.

Fiziken !68. Burada çok rahatız, fiziken de ruhen de.

Bu tümce 7 Aralık 1 985 akşamı televizyondaki " Yeni Ufuklar" . programında geçti. Arapça "-en · ' ekinin Arapça bir sözçük olan nıh"aı .

eklenerek (ruhça anlamına) " ruhen" diye bir sözcük türetilmiş ol� ması doğaldır. Ancak bu ekin Fransızca fizik" sözcüğüne eklenmesi "

yanlıştır.

Peşinen 269. Birçok malın fiyatı, diğer. mallara gelecek zamları karşılamak için peşinen artırılıyor.

!70. �arkı, bestelendikten sonra "güfte " ismini alır. Peşfoen güfte yazıl­ madığı içindir ki "güfte yazarı " tabiri de yanlıştır.

?7 1 . El yazılı sorguma "Silahlı Kuvvetlerde oluşturduğumuz cunta " diye başlasam suçlamaları peşinen kabul etmiş olacaktım. !72. TR T ve basın yoluyla verilen demeçlerle suçlu gösterilmeye çalışıl­ mıştır. Bu usul ile hem polis görevlileri hem de adalet görevlileri pe­ şinen yönlendirilme ve tesir altında bırakılma yoluna gidilmiştir . Farsça ' 'peşin ' ' (pişin) sözcüğünün sonuna ' 'tenvin ' ' denilen Arap­ ça ' '-en ' ' ekinin getirilmesi yanlıştır.

Gidişat 273 . . Tozkoparan

fırtınası hızını yıllar geçtikçe artırarak sürüyor. Gidişata bakılırsa bu fırtına dinmeyecek. Gidişat nedir?

!74. (O 'nun) bir özelliği, maalesef halkı yok farzediyor. Yani aldığı eko­ nomik tedbirlerin, ekonomik gidişatın halk üzerindeki etkilerini dik­ kate almıyor.


227

· ·sü rüp gitmekte olan durıını. tutum · · anlamına yaygın olarak kul­ · ·gidiş ' sözcüğüne Arapça dişil çoğul eki olan · ·-at · · ile çoğul biçimi verilmiştir lanılan · ·gidişat " · sözcüğünün yapısı yanlıştır. Çünkü Türkçe

İnzivaı l 275 . de Ga ul/e. bir halkoylama.o;ında dilediği sonucu alamayıp inzivaına çe­

kildi ya . . . . 29 Ağustos 1 988 tarihli bir gazeteden aldığımız bu yazıdaki Arapça " inziva" (köşesi ne çekilm�) sözcüğünün tamlanan biçimi " inzivaı" değil " inzivası " dır. Son harf " içtima" sözcüğünde olduğu gibi "ayn" (yani Türkçede "a" ile gösterdiğimiz ünsüz harf) olsaydı " 'içtimaına" gibi o da " inzivaına" olurdu.

·

matruş 1 2 76. Yobaz, karikatürlerde başı takkeli, eli tespihli çember sakallı. ayağı

takonyalı çizilir. . . peki, başı açık. yüzü matrıış. hoynu kravatlı. aya­ ğı kunduralı adamdan yobaz çıkmaz mı'! " Matruş" , Farsça "traş" sözcüğünün Arapça "mef'ul" kalıbı­ na sokul mu�. yapısı yanl ış bir sözcüktür.

Serbe'itiyet 1 277. Öncelikle hürriyeti ve serbestiyeti tesis etmek lazımdır. 1 278. İthalatta serbestiyet arttırılmış ve bu

yönde

çok ciddi kararlar geti­

rilmişti. "Serbest" Farsça bir sözcüktür. "-iyyet" Arapça bir ektir; Türkçe " '-lik" ekiyle karşılanır. Farsça sözcüğün sonuna Arapça ekin getiril­ mesi yanlıştır. Farsçada bu görevi yapacak

"-

!

"

eki vardır. Yani

" serbestl i k " anlamına olan sözcüğün doğrusu " serbestl"dir; '' serbestiyet · yani ıştır. •

mugaddi 1 279. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun bir bölümü olan Türk Dil Kurumu ' nun Eylül l 988'de yayımladığı Türkçe Sözlük, dilimiz­ de değişik biçimde kullanılan yabancı sözcüklerin doğru olan asıllarını göstermektedir. Bu arada " ' mugadd i " diye kullandığımız sözcüğün Araçpa doğrusunu ' 'mugaddi' · biçiminde vermiştir. Bu saptamada iki yanlış vardır. 1) Sözcüğün sonundaki " i " n ispet " i "si değildir. Bu


2:!8

OMER ASIM AKSOY

------

nedenle Sözlük.ün nispet "i . .lerine kaymakta olduğu uzatma imine, gerek yoktu. Nitekim özdeş nitelikte o/an'l 'mürebbi " sözcüğünü uzat­ m;mz "i . . ile yazmıştır. 2) Sözcüğün a.�Jı "mugaddi . . değil "mugaz­ zi . .dir.

Seyyanen

1 2 80. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun bir bölümü olan Türk Dil Kurumu'nun Eylül 1988 'de yayımladığı Türkçe Sözlük, di­ limizde değişik biçimde kullanılan yabancı sözcüklerin doğru olan asıl­ larını

da

göstermektedir.

Sözgel işi

" rica"nın

aslını

" reca" ,

" seyahaf ' in aslını " siyahat" olarak bildirmiştir. Bunlar doğrudur. Ama " seyyanen" diye. kullandığımız sözcüğün doğrusu diye " se" ile başlayan "seyyanen " i göstermiştir. Oysa sözcüğün doğrusu

"si '

ile başlayan " siyyanen "dir.

Tabaat

1 28 1 . Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 'nun bir bölümü olan Türk Dil Kurumu'nun Eylül 1 988'de yayımladığı Türkçe Sözlük, di­ limizde değişik biçimde kullanılan yabancı sözcüklerin doğru olan asıl­ larını da göstermektedir. Bu arada " tabaat" diye kullandığımız söz­ cüğün Arapça doğrusunu " tabaat" olarak saptamıştır. Bu saptamada

üç yanlış bulunmaktadır: J ) Sözcük · ·ıa · · diye değil ' 'tı · · diye başlar. 2) Kısa olarak yazılan ikinci · ·a · · uzun olacaktır. 3) Uzun olarak ya·

zılan üçüncü "a " kısa olacaktır.

Tesmiyye 1 2 82 . Atatürk Kültür. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ' nun bir bölümü olan Türk Dil Kurumu 'nun Eylül 1 988 'de yayımladığı Türkçe Sözlük, di­ limizde değişik biçimde kullanılan yabancı sözcüklerin doğru olan asıl­ larını da vermektedir. Bu uygulamada "tesmiye" sözcüğünün Arapça doğrusunu "tesmiyye" diye göstermiştir ki yanlıştır. Doğrusu tek " y ' " .

i l e " tesmiye "dir.

Hulliyyat 1 28 3 . Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ' nun Eylül 1 988'de ya­ yımladığı Türkçe Sözlük, dilimizde değişik biçimde kullanılan yabancı sözcüklerin doğru olan asıllarını gösterirken haylı yanılgılara düşmüş­ tür. Örneğin " mi safir" in doğrusunu "müsafır" , " hizmet " i n aslını "hidmet" diye vermiştir. Bunlar doğrudur. Ama dilimizde "hulliyat" diye kullanılan sözcüğün Arapça doğrusu "huliyyat" olduğu halde bu


}A l'll�.__ \ Rj_ )jlNUS OLA_N

SO/CL!l\U:R

229

sözlükte yanlı� olarak " ' hull iyyat " ' diye iki ' T ' l i gösterilmiştir.

Mersiyye 1 284. Atatürk Kültür. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 'nun bir bölümü olan Türk Dil Kurumu ' nun Eylül ! 988'de yayımladığı Türkçe Sözlük, di­ linıi7de değişik biçimde kullanılan yabancı sözcüklerin doğru olan asıl­ larını göstermektedir. Bu arada " mersiye" diye kullandığımız sözcüğün Arapça doğrusunu "mersiyye" olarak vermiştir; yanlıştır,

ılo)irusu tek

· · y"Ji

olarak

..

nıcrsiy e " d i r .

teşneli 1 285 . Sanatçılarımız dünden teşneli. . . Bir kulpunu bulup oraya (televizyo­ na) çıktıııız mı artık diirt köşesinizdir. Farsça olan "teşne" sözcüğü, "susamış", "çok istekli " anlamı taşıyan bir sıfattır. Buna ayrıca "-li" eklemek yanlıştır.

Leyh 1 286 . Hakkında dava açılan bir kimsenin /eyh ve aleyhine gazetelerde ya­ yın yapılamaz. " aley h " in karşıtı nlan Arapça sözcük " leh"tir. "Bir kimsenin lehine" bir kimseden yana" demektir. Kimileri , "aleyh"in ikinci he­ cesiyle ilgili sanarak " leyh " diye bir sözcük kullanırlar. Böyle bir sözcük yoktur. B. KURULUŞU YANLIŞ OLAN SÖZCÜK TOPLULUKLARI Osmanlıcadaki dil kurallarına göre de yanlış olan birtakım sözcük top­ lulukları , bu d i l in öğeleri arasına girmiştir: Resmigeçit, sürçü lisan, hüs­ nü kuruntu, gün begün, can ü gönülden . . . . gibi . Aşağıda yanlış sözcük topluluklarından örnekler görülecektir.

Gayri pratik 1 287. Talebe için ilk anda çok akademik ve gayri pratik görünen bu dersler, ister istemez daima caizp, daima enteresan ve daima çiçeği burnunda taze malumat yüklü idi.

Gayri Sosyal 1 288. Bizde ise siyasi ve gayri sosyal mülahaza/arla vakıf tesisleri yapıl-


OMI::R ASIM AKSOY maktadır.

Gayrırasyonel 1 289 . Memleketimizde enfla.-;yonun kaynaklarından birisi, kit 'lerin gayrı­

rasyoııc/ çalışmaları ise ondan dalıa önemlisi /ıür reşebbüs kesiminin /ıerlıangi bir ekonomik disiplin tanımayan icraatıdır.

Gayri güncel 1 290 . Onun amacı . . . aydınlatılarak kurtarılmış /ıalk kitlelerine yöneticilik

eğitimi verecek. gayri güncel bir siyaset akademesi kurmak değil. doğ­ rudan Özal 'a alternatif olmak. Gayri estetik

1 29 1 . Boğaz 'da kaçak yapılarla meydana gelen gayri estetik görünüm. Bo­

ğaziçi yasasıyla sert tedbirler alınmasına yol açtı. "Gayr" Arapçadır. Arapça sıfatların başına gelerek " . . . olmayan" anlamlı birleşik sıfatlar yapar. Gayri kanuni, gayri kafi . . . gibi . Ancak Fransızca ve Türkçe bir sözcükle birlestirilmez.

Hüsnü kuruntu 1 2 92 . (Hitler) Sovyet tehlikesine karşı müctefıklerin son anda Almanya ile

birleşebilecekleri olasılığı ile kendini kandırmaya çalışıyor, ama he­ men arkasından zihninin sağlıklı kalabilmiş gerçekci yani onu bu hüsnü kuruntudan çabuk uzaklaştırıyordu. "Olmayacak bir şeyin iyi biçimde gerçekleşeceğini sanma" an­ lamıyla kullanılan bu Osmanlıca kalıntısı, Arapça bir sözcükle Turk­ çe bir sözcüğün Farsça " terkib-i izafi" biçiminde birleştirilmesidir _ ki yanlıştır. (Böyle bir terkip yapılması doğru olsaydı yazım " hüsn-i kuruntu " olacaktı.)

Laf-ı güzaf

1 293 . Cumhuriyetçilik. milliyetçilik. layiklik, devletçilik, halkçılık, devrim­

cilik ilkelerini neden benimsemiştir A tatürk: laf-ı güzaf diye mi? "Laf-ı güzaf ' , Farsça "terkib-i izafi" biçiminde yazılmıştır. Doğ­ rusu " laf u güzaf"tır ki " söz, boş lakırdı " anlamına Osmanlıca bir söz kalıbıdır.


YAPILARJ YA NL/Ş OLAN SÖZCÜKLER

231

Ademi bilgi 1 294. Temsilci gönderdiği hakkındaki haber hususunda ademi bilgi beyan etm iştir.

"ademi bilgi" sözünde, önce kuruluş yönünden "gayri pratik" ve "gayri sosyal "e benzeyen bir yanlış vardır. Arapça · :adem" yok­ luk demektir. Arapça sözcüklerle ' ' . . . sizlik' ' , ' ' . . . . yokluğu' ' anlamlı terkipler meydana getirir: " Adem-i malumat" , "adem-i itimat" gi� bi . Ama Türkçe sözcüklerle ve böyle Farsça "terkip" biçiminde "Ade­ mi bilgi" diye bir araya gelemez. Ayrıca "ademi" sözcüğünde yazım yanlışı vardır. " adem' ; ve "adem" başka başka sözcüklerdir. "i" yerine de "-i" konulması ge­

, rekirdi; kurulan Farsça terkip yanlış olmakla birlikte

Can ü baş 1295. Karamanlılar, bu eski Türk paytahtını tarihine layık bir hale getirmek için can ü baş ile çalışıyorlar. İki Arapça ya da iki Farsça sözcük arasında "ve" varsa ve birin· ci sözcüğün sonu ünsüz ise " ve" sözcüğü "u" ya da "ü" diye söyle­ nir. Sözcüklerden birbirinin Türkçe olması durumunda bu kural işlemez, " ve" olduğu gibi kalır . . Bu örnekte, işlememesi , gere­

ken kural uygulanmış, "can ve baş" denilecek yerde "can ü baş" denilmiştir.

Nam-ı hesabına 1296. Büyük Türk milleti nam-ı hesabına mücadele veren . . . Bu örnekte " nam-ı hesabına" biçiminde yazılı olan Osmanlıca söz kalıbının doğrusu " nam u hesabına"dır ki "adına ve hesabına' " demektir. Örnekte geçen biçim, " hesabının adına" gibi anlamsız bir laftır

Öz beöz 1297. Öz beöz Türk olan gişe

m em uru . . . .

Yinelenen Farsça.ve Arapça sözcüklerden ikincisinn başına Farsça " be" eki getirilerek "dem bedem" , "saat besaat" gibi sözler yapı­ lır, ama bu ekin Türkçe sözcükler arasına getirilmesi yanlıştır. ' 'Gün begün, öz beöz" bunlardandır.


OMER ASIM AKSOY Can-ı yürekten 1 298. Bu gerçeği bize pek kaba, pek hödükçe gösteren bu kişi/erin hepsine can-ı yürekten koca bir aferin bizden. A rapça "can " ile Türkçe . . yürek "in birbirine Farsça taFJJama kuralıyla ya da " 've" yerini tutacak " u , ü ' ' ile "can ü yürekten' � bi­ çimiyle bağlanması yanlıştır. Burada " yüreğin can ı " gibi bir anlanı düşünülmediğinden zaten tamlama, söz konusu değildir. Sözün doğ­ rusu " ' can ve yürekten"tir.

Sebeb-i hikmet 1 299. Almanya '!1an kalkıp Brezilya 'da ev yaptırmasının sebeb-i hikmeti ise Brezilya hükümetinin yabancılara bu konuda çok büyük teşvikler ver­ miş olmasıydı. 1 300 . . Arayışın teme/inde yatan bu insanların kendilerine bir "sebeb-i

hikmet " bulma arzusudur. Sebeb-i Hikmet bulabilecekler mi? 1 30 1 . Anadolu Üniversitelerinin sebeb-i hikmetini asıl bu amaç vurgulaya­

cak, hatta kutsallaştıracaktır. Bu örneklerdeki " sebeb-i hikmet" , aynı anlamda kullanılan ve birbirini pekiştiren iki sözcüklü eski bir söz kalıbıdır. Eskiden " se­ beb ve hikmet i " biçiminde yazılır, " sebeb ü hikmeti" diye okunur­ du.

Bu okunuşu.

tamlama gibi

" sebeb-i hikmeti"

biçimine

dönüştürmek yanİıştır.· Çünkü o zaman hikmetinin sebeb i ' ' yani ' ' ne­ deninin nedeni" denilmiş 9luyor.

Vücud-i hikmet 1 302. l_Bu kişi) zaten vücud-i hİkmetini sağ 'ın bütünleşmesiyle izalı etmekle . .

Osmanlıcada " h.ik.met-i vücut" (varlık nedeni) diye bir söz kalı­ b ı vardır. Burada kullanılmak istenen de bu kalıp. Ama becerileme­ miş, ters söylenmiştir. (Bu örnek. 25 Mart 1 986 günlü bir gazeteden

sürekli köşe yazıları yayımlayan bir yazardan alınmıştır.)

C, YARDIMCI EYLEMİ OOGRU ALMAMIŞ OLAN BİLEŞİKLER

İdame ettirmek İhsas ettirmek


YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER

233

llt'3 . . . . ın vazifesi, . . . . ile . . arasındaki teması temin ve idame ettirmekten

ibarettir.

l '°4. Dış ticaretimizdeki açığı idame ettirme ve bu suretle enflasyonun te­ sirlerini kısmen hafifletme . . . 1 �5 . Komşuları ile olan dostane münasebetleri idame ettirmeye taraftardJr.

1 306. Günden güne baş döndürücü bir süratle artan fiyatlar karşısında za­ vallı bordro mahkumları, aldıkları maaşla geçinme, yaşamı idame et­ tirme gayreti içindeler. 1 �07. Her zamanki neşesinden bir şey kaybetmediğini ihsas ettirmek lüzü­

munu hissetmiş ve bir ara "gÖTÜ""rsunuz gülüyorum, ağlamıyorum " demiştir. Yuıcarıdaki örneklerde Arap_ça bir eylemle Türkçe yardımcı bir eylemden oluşan yanlış bileşik eylemler vardır. "İdame" , devam et­ tirmek, sürdürmek demektir. "İhsas"da hissettirmek, sezdirmek an- . lamındadır. Ettirgen anlam taşıyan bu Arapça eylemleri, "ettirmek" eylemiyle bir daha ettirgenleştirmek yanlıştır. Doğruları, " idame et­ mek " , " ihsas etmek" tir. ··

Tahrip olmak Tahliye olmak Tatmin olmak Tahrif olmak İcat olmak Kaydolmak Devrolmak

1 308 . Başaran 'ın evi, bir em�kli aylığının' kaldıramayacağı kadar onarımı

gerektirecek ölçüde tahrip oldu. 1 309 . Bombanın atıldığı çatı katı tamamiyle tahrip olmuştur. 1 3 1 0. Alevlerin benzin depolarına sirayeti halinde çarşının büyük bir kıs-

mının tahrip olacağı anlaşılmıştır. 1 3 1 1 . Bir süre sonra (filan kişi) tahliye olmuştu. 1 3 1 2 . Keeler, tevkif edildi, sonra tahliye oldu. l 3 B . (Bu kimseler) gazetede okudukları haberlerle kolay kolay tatmin ola­

mayacaklardır. ·


OMER ASIM AKSOY 1 3 14.

R;ıkwıılar tahrif olmaz.

1 3 1 5 . Tüft'k 1 3 HL . . . e 1 3 1 7.

icat oldu mertlik bozuldu.

kaydolan gençler. . .

. Gazze 'nin idaresi Mısır a de vroluyor '

.

Bu örneklerdeki Arapça eyl�lerin, Türkçe "olmak" yardımcı eyle­ miyle birlikte kullanılması yanlıştır.

"Tahrip olmuş.t ur" . rap olacağı · · :

"

t ah rip olacağ ı " yerine "harap olmuştur" , " ha­

Tahliye olmuştu" yerine ' "tahliye olunmuştu " , "tahliye edilmişti " ; "Tatmin olamayacaklardır" yerine "tatrrrirı olunamayacaklargır" , "tat-

min edilemeyeceklerdir" ;

"Tahrif olmaz" yerine "tahrif olunmaz " , "tahrif edilmez " ; · · icat oldu" yerine

" icat

olundu " , " icat edildi " ;

" Kaydolan" yerine " kaydolunan, kaydedilen " ; " Devroluyur" yerine "devrolunuyor" , "devrediliyor" denilmes i ge­ _

rekirdi .

Yanlış örneklere " iptal oldu " , "ilave oldu " , "tayin oldu" gibi kullanımlar da eklenebilir.

Teşekkül ettirmek 1 3 1 8 . Dev'let Danışma Konseyi yerine Cumhurbaşkanlığı Danışma Heyeti ıeşekkül ettirilerek üye sayısı dokuzda dondurulmuştur. A rapça "teşekkül " sözcüğü "etmek " yardımcı eylemiyle kulla­ nilırsa "oluşmak, biçimlenmek" anlamına gelir. Geçişlisi " biçimlen� dinnek, oluştunnak"tır. Bu kavramı Arapça "teşekkül " ile " teşekkül ettirmek" biçiminde söylemek yanlıştır. Çünkü "teşekkü l "ün Arap­

ça geç iş l i

biçimi vardır. Onu kullanmak gerekir. Yani doğru kuruluş

"teşkil etmek"tir.

Tahliye oldular 1 3 1 9 . (Gazete haberinin başlığı:) Tahliye oldular. (Altında: ) Gasp iddiasıyla yargılanan (şu, şu , şu kişiler) yüzer bin lira nakdi kefaletle tahliye oldular.


YAPILARI YANLIŞ OLAN SÖZCÜKLER

235

"Tahliye oldular" yanlı)tır. Doğrusu " tahliye olundular" · "tahliye .

edildiler_"dir.

Tahrip olmak . Bağdat radyosu. tahrip olan petrol sanayiinin yeniden işlerlik kazandı­ . rılması amacıyla Suudi Arabistan ve K uveyt ıle göriışmelerin sürdü­ rüldüğünü haber vermiştir.

l 320.

1 32 1 . Irak Haber Ajansı. saldırı sırasında bir çocuğun yaralandığını. iki evin de tahrip olduğunu duyurdu. Bu iki örnekteki "tahrip olan " . "tahrip olduğunu" yanlıştır. Doğ­ rusu · ·ıahrip olunan. harap olan" . "tahrip olunduğunu . harap oldu­ ğunu"dur.

1 322 . Bombardımanda Narlı köyünün telefon ve elektrik telleri tahrir> oldu. .

"Tahrip" sözcüğü. Arapça müteaddi bir fiildir. Yani etken (öz: nesi belli) bir eylemdir. Bundan dolayı birl ikte kullanılacağı Türkçe yardımcı eylemin edilgen değil. etken olması gerekir. Örneğimizde kullanılan "oldu" yardımcı eylemi ise edilgendir. Bu nedenle "tah­ rip oldu" sözü yanlıştır. Yukarıdaki tümce , " bombardıman . . . . elek­ trik tellerini tahrip ett i " biçiminde yazılsaydı doğru olurdu " . ' '-Bo.mbardırrtanda . . . elektrik telleri harap oldu" da denilebilirdi.

Tasfiye olmak

1 323. Türkçe. bir ilim konusuydu . İlimde doğrular yaşar. yanlışlar tasfiye olurdu. " " Tasfiye olurdu " yanlıştır. Doğrusu " tasfiye olunurdu'.'dur.

İade-i afiyet bulmanız

324. Süratle iade-i afiyet bulmanız için her ne mümkünse yapılmasının temini. . . Bu sözler. 1 987 temmuzunda yayımlanan ağırbaşlı bir derleme­ den alınmıştır. Hamdul lah Süphi 'nin İstanbul ' da Fransız Hastanesi' nde ·yatan Ziya Gökalp'a gönderdiği telgraftan bir parçadır.

-

" Afiyet buJmanız", doğru bir sözdür; " sağlığa kavuşmanız" demek­ tir, ama "sağlınızı gerı getirmeye ;kavuşmanız" diye Türkçeleşti· .


L\ PILA RI YA ı\'UŞ OLA N S07CÜKU:R

l3f:

____

rilebılen " iade-i afiyet bulmanız" sözü yanlıştır. Çünkü " sağlığa ka­

vuşmak " . hastan ın gerçekleştirdiği bir eylem değil , Tanrının verdiği iyiliği hastanın bulmas ıd ır.

İkna olmak 1 325 . Çoğunluğun benim görevde kalmanı istediğine ikna oldun,ı. Bu sözler, Avusturya Cumhurbaşkanı'Kurt Waldheim ' ı n 1 6 Şu­ bat 1988 tarihli bir gazetede çıkan demecinde geçiyor. Demecin Türkçe çevirisinde kullanılan " ikna oldum" sözü yanlıştır; doğrl}SU . . kani oldum" ya da " kanaat getirdim"dir. ' " ikna" sözcüğü ya

.

. ikna olundum" biçiminde kullanı l ı r ki

" inandırıldım" demektir. Ya da " ikna ettim" sözcü ğü nde geçer , bu da " i nandırdım " denıektir.

Tatmin duymak 1 326.İstanbul gazetecileri, gerek Orgeneral Evren 'in gerekse diğer komu­ . tanların Gazeteciler Cemiyetinde basın özgürlüğü ve basının güvenli­ ği üzerinde verdikleri teminattan bir kez daha tatmin duymuşlardır. "Tatmin duymuşlardır" yanl ıştır. " Duymuşlardır" yardııı1cı ey

lemıyle kullanılacak Arapça sözcük " tatmin" dt;ğil "itminan"dır. 1 Burada tatmin " .ile bi.rlikte " ol unmuşlardır" kullanılması gerek i r "

tatmin olmak 1 327.0 da. özür diliyor ve tatmin olup olmadığını soruyordu . ' ' Tatmin olup olmadığın ı ' ' değil ' ' tatmin olunup olunmadığını ' ' denilmeliyd i .

İcat olmak 1 32 8 . Burjuvalar palaz/anmışlardır, top icat ol� uş, şatonun duvarları artık düzenli korumaya yetmiyor. " İcat olmak" yan l ı ştı r ; doğrusu " icat olunmak"tır.


XXI BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER Birbiriyle karıştırılan Osmanlıca sözcükleri üç öbekte toplayabiliriz: A . Arap harfleriyle tek yazımı bulunduğu halde birkaç türlü okunabi­ len sözcükler,

B. Arap harfleriyle yazımları ayrı. söylenişleri benzer olan sözcükler. C : Kök ve kavram yakınlığından ya da benzerliğinden dolayı birbiriy­ le karıştırılan sözcükler. A. TEK YAZIMI BULUNUP BİRKAÇ TÜRLÜ OKUNABİLEN SÖZCÜKLER Arap harfleriyle yazılan Arapı;,a ve Farsça birçok sözcükte ünlü harf kullanılmadan ünsüzler yan yana yazıldığından: a) Bu sözcüklerin doğru okunuşları ancak öğrenmekle elde edilir. b) Tek başına yazıldıkları zaman doğru olarak birkaç türlü okunabilen sözcükler vardır. Bunlar tümce içinde bulundukları zaman, yerlerinin ge­ reklerine göre şu ya da bu biçimde okunurlarsa doğru okunmuş olurlar . Görülüyor ki Arap harfleriyle yazılmış sözcüklerin, önce okunuş bi­ çimlerini öğrenmek, sonra da kullanıldıkları yerde bu biçimlerden hangisi­ nin geçerli olduğunu düşünerek okumayı ona göre kararlaştırmak gerekiyor. Bu tür sözcüklerden örnekler görelim:

__X!ızılışla12_ __ li.>':ı\.ı 1

.., y � )) ;:, ,y.. :.

'a l nı bla bvl cnt dvr dyn esr ilm

_Q�!Jnuşları_ iilem, alim bela, bila bevl, bol , böl , bul cennet, cinnet devr, dur, dur deyn, din, diyen eser, is r ilm, alem


UMl:R A SIM A KSO }'

.:!JH

f

' .! �:ı J;j

)lıo,.;;, \

�$......

�.ı.

)r:

.;.U.. .J' )f

kül (bütün). kel . gül (ç içek)

ki

kavi. kol. kul

kvl kvm

kavın , kum

ksm

kısım, kasem

iş'ar

i ş 'ar, eş'ar

mskn

mesken, müsekkin

mzhb

mezhep, müzehhep, müzehhip

mhrr

muharrir, muharrer

mlk

mülk, melek, melik

m v ' mn

mü'mi n . müemmen

Bu gibi sözcüklerin, yanlış okunması dolayısıyla yeni yazıya.yanlış ge­ çirilmiş olmasına örnekle_ı::

Ahar-Ahır 1 329. Saki mey-i aşkın feraha dairi yok mu Aya bu humaran-ı meyin aharı yok mu (Enderuni Vasıf)

1 330. Mah veder revnak-ı ruhsarını hatt-ı siyehin Kangı gündür ki anın aharı akşam olmaz. (Şeyhülislam Yahya)

"Klasik Divan Şiirimiz" adlı , yeni harflerle basılmış bir kitap­

tan aldığımız bu iki beyitte görülen "ahar" sözcükleri, "ahır" ola­ caktır. Arap harfleriyle yazılan bu sözcük hem "ahar " , hem "ahır"

;

okunabilir. "Ahar" başka. Özge; " ahır" ise son d mektir. Bu beyit­ lerde "özge" anlamı bulunmadığından "ahar" okuyuşu yanlıştır. Doğ-' ru okuyuş "ahır"dır.

Muhaddis-muhdis-muhdes

1 33 1 . İslamiyette halifelik yoktur; muhaddis bir makamdır. Arap harfleriyle yazılan bu sözcük " muhaddis " , "muhdes" ve " muhdis" diye üç türlü okunabilir. "Muhaddis " , hadis nakleden ya­ ni Hazret-i Muhammet' in sözlerini bildiren kişi demektir._ Bu yazıda böyle bir kavram yoktur. "Muhtes " , eskiden bulunmayıp sonradan çıkarılan demektir. Örneğimizde belirtilen anlam da budur. Omın için burada geçen sözcüğü "muhaddis" diye değil, "muhdes" diye oku­ mak gerekird i .

1 332. Şeyh Tabak Efendi, karibul 'asr, ulema-yı zahirden muhdis ve müfes­ sir ulu bir sultan idi.


Bundan önceki örnekte sözcüğün "muhdis"de okunabileceği­ ni bildimiştik. İşte burada öyle okunmuştur. "Muhdis" , ihdas eden., yani daha önce bulunmayan bir şey ortaya koyan demektir. Ne var · ki bu örnekte böyle bir kavram yoktur. Birlikte kullanılan "müfessir" sözcüğünden de anlaşılacağı üzere bu sözcüğü "muhaddis" (Hz. Mu­ hammet' in

sözlerini bildiren)

diye

okumak gerekmekte

idi .

("Müfessir" de Kuran'ı açıklayan demektir . )

Müveddi-mudi

1333. (Bankaların, para yatıran anlamına kullandığı "mudi " sözcüğünün "müveddi " olması lazım gelir. Çünkü) "tevdi ", tefi/ babından "müveddi " olur. Arap harlleriyle "müveddi ". "mudi " kelime/eri aynı şekilde yazılır. Cahiller onu Latin harfleriyle ikinci şekilde yazmışlar ve okumuşlar. (Peyami Safa-Milliyet, 4 Mayıs 1 958). �

"Tevdi"in ism-i faili " müveddi"dir, doğru. Arap harfleriyle " müveddi" ve "mudi" sözcüklerinin aynı biçimde yazıldığı da doğ­ ru. Ancak '"cahillerin" "müveddi" okuması gereken sözcüğü "mudi" okuyup Latin harfleriyle bu biçimde yazdıkları" savı yanlış. Çünkü Arapçada "tevdi" masdarının ism-i faili olan "müveddi "den başka bir de " ida" masdarının ism-i faili olan "mudi" sözcüğü var. Bura­ da söz konusu olan da budur. " ida" vedia olarak (korunmak üzere emanet olarak) bırakmak demektir; "mudi"de bu yolda etnanet bıra­ kan kişidir. İkisi de eski hukuk terimleridir. Borçla"r Kanununda bile yerleri vardır . 463. madde şöyle der: " ida bir akiddir ki onurila müs­ tevdi, ,mudi tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hif­ zetmeği deruhte eder " . Prof. Velidedeoğlu bunu şöyle Tü.rkçeleştirmiştir: "Saklatım bir sözleşmedir ki onunla saklayıcı, saklatanca kendisine bırakılan taşı­ nir bir nesneyi kabul etme ve onu güvenli bir yerde koruma borcu altına girer·: .

Bu açıklama da gösteriyor ki "mudi" sözcüğü cahillerin yanlış

okuması sonucu ortaya çıkmış değildir. Arap dili kurallarınca doğru türetilmiştir. Bankaya para yatıran kişiye "müveddi" değil "mudi" denilir. Dilimize girmiş olan Arapça sözcükler, bilgili ve usta yazarları

bile işte böyle yanıltıyor.


Ö_ 240·������� ����� A_ M_E_R� S_ Y IM �A_K � _S_O � �

Güne-gene

1 334J Ben açtım o güncü ben tükettim*

(Şeyh Galip)

Bu dize, Yahya Kemal 'in, "Mektuplar ve Makaleler'.' adı altın­ da toplanıp yeni harflerle basılan yazılarından birinde böyle geçiyor.

-C:S

Dizenin Arap harfleriyle yazılışı aslında biçiminde görülen Farsça sözcük iki türlü okunabilir: "Güne, gene . " Güne" köşe, "gene" ha­ zine demektir. Galip Dede "dil hazinesini ben açtım, ben tükettim" diyor. Burada " köŞe "nin bir anlamı yok. Bu nedenle � sözcüğü­ nün "gene" okunması gerekirdi .

B . ARAP HARFLERİYLE YAZIMLARI AYRI, SÖYLENİŞLERİ BENZER SÖZCÜKLER Bunlar yeni harflerle yazılırken kimisi bir harf değişikliği ya da uzatma imi ile birbirinden ayırt edilir. Kimisi- ayırt edici harf ya da im kullanılmadığından- birbiriyle karıştırılır. Şu sözcükler gibi: (alem) (arıza) (azim) (bak i ) . ( d e l a l e t )' (hakim) ( ihtisas) ( i s t i fa ) (istisna) (ihtiras) ( k ab i l ) (kabile) (mahzur) ( m e fh u m )

�!.>-

(alem) (ariza)

�f' jL

(azim) ( baki) (dalalet)

4'> )\.>-

..:..ı � �

f�

1 ...f' L.=o'�\ \.;;;;;,..., \

...f' ' r'

yl! .tl.J

; j ,i,:

���

( m ü t e h a s s ı s ) �· (n ü f u s )

...r' _,AJ

(hakim) (ihtisas) (istifa) (istisna)

(i ti raz) , ( i htiraz) (kabll) (kabile) (mahsur) (mevhum) (mütehassis) (nüfuz)

�.!' �

..f4

..;.J":A;;

...r' �

I

. l.ıi.,.:...ı l

;. \.;.,a;;....ı l

'-

��'?''

J.J

Jl.rı

.,..

�\.i )� ��Y'

}) _,AJ

. *Bu örnek, Orhan.Şaik Gökyay 'ııı, Türk Dili'nin Şubat 1978 sayısında çıkan "8iz ne düşü görüyoruz" başlıklı eleştirisinden alınmı�tır.


BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILAN SOZCUKLER ( rakip) (sani) (sema) (sevap) ( s ükut) (tabi) (terfi)

�) j\;

�ı;

.:;.;�

..., \;

._.

(tasmim) (tevzi) ( v az e t m e k ) (zaman)

�;

� �jy � , �_,

.:ıı..; j

241

(rakip) (sani) (sema') (savap) (sukut)

._,$\)

�\...>

t.� � l_r.P .1ı_,Q...ı

(tabi) (terfih) (tesmim) (tevsi) (vaaz etmek) (zaman)

�\

�u. �; . � �y J:ı&.) .:ıl..P

Bu tür sözcüklerin kullanılışlarından birkaç örnek görelim:

Kabil-kabil 1 335. Bu kabil olduğu kadar çabu� yapılmalıdır. Bu örneği radyoda bir spikerin okuşuyundan alıyoruz. Spiker önündeki yazının, "bu gibi" anlamına gelen "bu kabil" ile başladı1 ğını sandı , öyle okudu. (Her halde "bu"dan sonra virgül konmamış­ tı) . Tümcenin okunuşu bittikten sonra anlaşıldı ki doğru okuyuş, "bu, kabil olduğu kadar (olanak elverdiği ölçüde) . . . " dir.

İş'ari-işari 1 336. "Dil üzerine " adlı yapıtımızda * "işarı-iş 'arı " başlığı altında şunları yazmıştık: " Radyoda kendisinin ağzından dinlemişsinizdir: Yüksek görevi gereğince Büyük Millet Meclisinin İçtüzüğünü uygulamış olan bir ki­ şi, bir kanuıı için "iş'ari rey"e başvurulduğunu birkaç kez söyled i . O zamanki adı ile Dahili Nizamname'de üç türlü o y verme yöntemi vardı: " Açık rey " , üzerinde milletvekillerinin adları yazılı kağıtları kutuya atmakla; "gizli rey" , işaretsiz yuvarlakları kutuya atmakla; " işari rey " , el kaldırmak ya da ayağa kalkmakla belirtiliyordu. İşa­ retle belirtildiği icin "işari rev ' '.denilen ov verme yönteminin adını bu kiş i , Arapça -bildirmek demek olan- "iş'ar"dan gelir sandığı için " iş 'ari" kılığına sokarak söylüyordu. Böyle bir oruna yükselmiş olan * Dil üzerine Dü�ünceler, Düzeltmeler, Ömer Asım Aksoy , Ankara, . . ,

1 964, 2.b.

s.

235 .


OMER ASIM AKSOY

242

kişi her gün uyguladı ğı içtüzükte geçen Osmanlıca bir sözcüğün doğ­ rusunu bilmezse o Osmanlıcada yaşama gücü kalmıştır denilebilir mi?" Bu yanlışı 1 977'de bir spiker ve 1 989'da bir konuşmacı da yi­ neledi. Şe'ni-şeni

1 337. Bir spiker ' 'şeni ' ' sözcüğiinü · ·şe '11i ' ' diye o�udu. · 'Şeni ' ', çok kötü, utanılacak iş demektir. Osmanlıcada kullanılan sözcüklerdendi. An­ cak "şe 'ni " diye bir sözcük Osmanlıcada yok iken toplum bilim teri mi olarak Ziya Gökalp 'ın ortaya .attığı bir ' 'şeniyet ' ' vardı kJı "gerçeklik " (realite) an/anıma kullanılmıştı . Bir de Osmanlıcanın "şüün ", "şüünat "ı vardı ki "şe 'n "in çoğulu­ , dur; olaylar demektir. Sanıyoruz ki spiker · 'şe 'niyet ' 'in etkisi altında "şe 'ni " qedi. Kısacası. "şeni " ile "şe 'ni " birbirine karıştırılmış oldu.

Resmi kabul-resm-i kabul 1 338. 5piker. bir ' 'kabul töreni "ni anlatan yazıdaki · 'resm-i kabul ' 'ü ' 'res­

mi kabul · 'diye okudu. ' 'Resmi kabul · ' biçiminde yazılmış olduğu an­ laşılan sözdeki "resm ", Osmanlıcada "merasim " adı da verilen ' 'tören · ' demektir. Genç spiker ' 'resm-i kabul ' ' sözünün nasıl kurul­

ft

muş oldu unu bilmez, doğal olarak. Bu sözü belki daha önce işitme­ miştir de. Ama "devletle ilgili " demek olan ve son sesi uzatılarak söylenen "resmi "yi her zaman işitiyor. Bu nedenle ' 'resm-i kabu/ '­ 'ü, "resmi kabul ' ' diye okuyor. Bu duruma göre spike/{yanlış okudu diye suçlamaya hakkımız yok. Asıl suçu. "kabul töreni " dururken "resmi kabul " yazmış olan kişi işlemiştir. Hangi nedenle olursa olsun, ortada birbiriyle karıştırılmış iki söz var. C . · KÖK VE KAVRAM BENZERLİGİNDEN BİRBİRLERİYLE. KARŞILAŞTIRILAN SÖZCÜKLER

Vakfiye-vakıf 1 339. (Bir öğrenci yurdunun boşaltılması dolayısıyla) İktidar, Cami Külli­

yesinin, Sultan Fatih Hazretlerinin vakfiyesinin kapısına kilit vurdu.

"Cami Külliyesi" , cami yakınında, üniversite durumunda olan


BİRBİRLE�IYLE KARIŞTIRILAN SÖZC0KLER

243

, medre�edi r . " V akfiye . , bir vakfın kurulu'i ereğini ve i�leyi� ko-:;ulla­ rını bildiren belgedir ki bir adı da " vakıfname "dir. · 'Külliyenin kapısına kilit vurdu" tümcesipde bir kuruluş yanlışı yoktur. Ancak "vakfiyenin kapısına kilit vurdu" sözünde anlam yan­ lışı vardır: Bir belgenin kapısına kilit vurd u , denilemez. Bu örnekte "vakfiye" sözcüğü "vakı f ' sözcüğü ile karıştırılmış, o anlama kullanılmıştır.

Tevkif-mevkuf 1 340. Bir hafta tevkif kaldıktan sonra . . . . "Tevkif ' tutuklamadır. "Tutuklama kaldıktan sonra" denilemez .

"Tutuklu kaJ9 ıktan sonra" denilmek istenmiştir. Bu nedenle "tevkif '

sözcüğünün yerine "mevkuf" hıllanılması gerekird i . ' 'Tevkif' 'le ' ' mevkuf' ' birbirine karıştırılmıştır.

Zayiine-zıyaına 1 34 1 . Yüksek Tedrisat Gene/ Müdür/üğiinünbu yoldaki hareketleri. binler­ ce öğrencinin haklarının zayiine sebep oluyor. " Haklarının zayiine" yanlıştır; " haklarının ziyaına" denilmesi gerekirdi. Çünkü "zayi" kaybolan, ·"zıya' " kaybolma demektir. ' · Hak­ Jarının kaybolanına" denemez; " haklarının kaybolmasına (yitmesi­ ne) " denilir.

Caniyane hareket-_çinayet 1 342 . Abdi İpekçi 'nin öldürü/Jiıesi caniyane bir harekettir. " Caniyane ' " , canice, cinayet işler gibi deme'ktir. Sözgelişi " tar­ la edinmek için orman yakmak caniyane bir harekettir" denilebilir. Abdi İpekçi 'nin öldürülmesi, cinayete benzer değil cinayetin kendisi­ dir. Bu.na "caniyane" demek, davranışın ağırlığını azaltmak, "cina­ yet"le "caniyane hareket' ' i birbiriyle karıştırmaktır.

Şükretmek-teşekkür etmek 1 343 . (Filan kişi), kendisini bu duruma düşürmediği için yatıp kalkıp (filan kişiye) şükretmelidir. Bu örnekte, " teşekkür etmelidir" denilecek yerde " şükretmelidir'· ' denilmiştir. Tanrıya şükredilir. insanlara teşekkür edil ir.


ÖMER ASIM AKSOY

244

. Mümkünü var mı-imkanı var mı Mümkün nispetinde-imkan nispetinde

1 344. Bugün yer yüzünde, ortanın solundan aşırı sola dek sosyalist ve ko­ münist partiler arasında Marksizm felsefesi açısından uyumlu bir sı­ ralama yapmanın mümkünü varmı?

1345 . . . izdihamı mümkün nispetinde önledi. .

1 346. (Falan kişi) mümkün nispetinde munis konuştu. " Mümkün " , sıfattır. Yukarıdaki örneklerde sıfatın yeri yoktur; bu kökten bir ad kullanılmalıdır. Yani " mümkünü var mı" yerine "im­ kanı va r mı" denilmelidir. Birinci brnekte " mümkün" sözcüğünün _ kullanılabilmesi için tümcenin şöyle olması gerekirdi: " . . . bir sırala­ ma yapmak mümkün müdür?" Şayanı hayretle-hayretle

1 347 . Bu sözleri şayanı hayretle karşıladığını bildirdi. Bu örnekteki "şayanı" gereksizdir. "Hayretle karşıladığını bildirdi" denilmeli idi . "Şayanı hayret" hayret edilmeye değer, anlamına gelir. Bu Os­ manlıca kalıp kullanılarak kurulacak tümce şöyle olur: "Bu sözleri şayanı hayret bulduğunu bildirdi". İcrayı faaliyet-faaliyet

1 348. Diğer günlerde de Sivas 'a gelerek icrayı faaliyet gösterdi. " Faaliyet gösterdi" denildiğine göre "icra "ya gerek yoktur. " İ cr� " kullanılacaksa "icrayı faaliyet etti" denilir. " İcrayı faaliyet gösterdi" sözü yanlıştır. Tebaaı:iına-tabiiyetine

1 349. Amerika 'da bulunan caz sanatçısı (bir Türk), Amerikan tebaasına ge­ çerek orada yerleşmiş . . .

1 350. lkeda (bir Japon) , İçişleri Bakanlığına müracaat etmiş ve Türk tebaa­ sına alınmasını istemiş.

"Tebaa" uyruk dernektir. " Amerikan uyruğuna (yurttaşına) geç­ me", Türk uyruğuna (yurttaşına) alınma" denilemez. "Amerikan uy-

·


BİRBİRLER İ YLE KARIŞTIRILAN SÖZCOKLER

245

rukluğuna (yurttaşlığına) geçme" , "Türk uyrukluğuna (yurttaşlığına) alınma' ' denilir. " Uyrukluk"un Arapçası " tabiiyyet' 'tir. Bunun için yukarıdaki örneklerde bulunan "tebaasına" sözcüklerinin yerine " 'tabiiyetine" (yurttaşlığına) kullanılması gerekird i . Görülüyor ki bu sözleri yazanlar, "tebaa" i l e "tabiiyet "i birbi­ rine karıştırmışlardır. Bu da yabancı sözcük kullanmanın acı bir mey­ vesidir. (Birinci Bölümdeki " Yanlış Anlamla Kullanılan Sözcükler"de ge­ çen 'uyruk" örneği ile de karşılaştırınız) .

İstihbarat alma-haber alma 1 35 l . Böyle bir İstihbarat mı alındı, kolayı var: Bütün birlik komutanları "firar" olayları üzerinde ısratla dunırlar. "İstihbar" haber alma, "istihbarat" alınan haberler demektir . Bundan dolayı ' 'istihbarat mı alındı' ' demek yanlıştır. Doğrusu ' ' ha­ ber mi alındı "dır. " İstihbarat mı var" da denilebil i rd i .

Ceza Mahkemeleri-Cez� Muhakemeleri 1 352.Adal�t Bakanlığı, söz konusu başvunıyu, Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu 'nun 343. madde�çİne dayanarak yapmıştır.

1 353:Tutuklama kararı Ceza Mahkemeleri Usulü Yasasına göre alın­ maktadır. Kimi kişiler "mahkeme" ile " muhakeme"yi bi rbirine karıştırır­ lar. Mahkeme" yargı yeri, "muhakeme" ise yargılama demektir. Yu­ karıda geçen yasanın adı "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (eski adıyla Usul-i Muhakemat-ı Cezaiye" yani "Ceza Davalarında Yargı­ lama Yöntemi Yasası"dır; "Ceza Mahkemelen Usulü " (ceza dava­ larının bakıldığı yargı yer erinin yöntemi) değildir.

!

Hukuk usulü muhakenı,eleri Hukuk muhakemeleri usulü 1 354. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu. Yasanın adı b'ir gazetede böyle geçıyor. Doğru adı "Hukuk Muha­ kemeleri Usulü Kanunu"dur. Yani "hukuk davalarının· duruşma yön­ temi·yasası"dır. Gazetenin yazışına J?Öre yasanın aclı ' 'hukuk yöntemi duruşmaları" (yargılanmaları) oluyor. Bu yanlışlık kanunun eski adf


2�6

ÖMER ASIM AKSO Y

olan " Usul-i Muhakemat,ı Hukukiye' 'deki Farsça " usul-i" biçimi­ nin, Türkçe " usulü ' ' biçimine sokulmasından ileri gelivor.

Portre-porte 1 355. Kararnamenin mali portresi 450 milyop liradır. 1 356. Hayali ihracat yoluna gidilmiştir, ama bizim tespitlerimize göre bu olayın mali portresi çok geniş değil. 1 35 7 . Verilecek ikramiyelerin ve artan maaşın bütçeye getirceği mali yü­ kün ne olacağının ortaya çıkması gerektiğini vurguladı ve · 'bu ma­ li portre ortaya çıktıktan sonra öneri üzerinde daha ayrıntılı görüşebiliriz " dedi. " Portre" (portrait) Fransızca bir sözcüktür. İnsan resmi

ve in­

sanları betimleyen anlatım demektir. Yukarıdaki üç örnekte böyle

bir kavram yokt r . Kullanılmak istenen, başka bir Fransızca sözcük, yani " porte" (portee) dir ki bir işin genişlik ve önem derecesi anla­ mınadır.

İnsiyak-insiyatif 1 358. Bugün kelime türetme işi artık Türk Dil Kurumunun insiyakından çık­ mış, yazarlardan tutunuz da yazı yazan her bir aydına kadar uzanmış bulunuyor. Buradaki " insiyak" ArapÇadır. " İçgüdü" demektir. Tümcede böyle bir kavram söz konusu değlidir. Anlaşılan şudur ki yazar, Fran­ sızcadaki " initiative" ile (ki Türkçede " insiyatif" diye kulllariılmak­ tadır) " insiyak"ı birbirine karıştırmıştır . .Yani "önce davranma, öncelik" kavramını belirten " insiyatif" sözcüğünü kullanması gere­ kirken " içgüdü" anlamına gleen " insiya�"ı kullanmıştır.

Cürüm-cirm 1 359.Dünya Kapitalizminin içinde cürmü kadar yeri olmayan iş adamları­ nın Amerika 'da lobi oluşturmaya kalkışları ne denli boşsa dünya po­ litikasında gücü olan bir devletin Amerika 'da l.obi oluşturmaya o denli gereksinmesi yoktur. . "Cürm" (biz "cürüm" diyoruz) Arapçadır; suç demektir "cimı" de Arapçadır; oylum, hacim demektir.


24 7

BİRBİRLERİYLE KARIŞTIRILA N SÖZCÜKLER Yukarıdaki örnekte iki yanılma vardır:

( 1 ) Kullanılması gereken

sözcük "cürüm" değildir. 2) "Cirm" kullanılmak istenmiş ama, doğ­ ru

anlamıyla değil " küçük bir nesne" anlamına kullanılmıştır. Yazarı yanıltan "ateş olsa cirmi kadar yer yakar" deyimindeki

"cirmi kadar" sözü olsa gerek.

1 360. (Başlık:) Cürümleri kadar (Alttaki yazı:) Dış güçler tarafından kışkırtılan bir avuç eşkiya, neticede cürümleri kadar yer yakmışlardır. Bu örnekteki yanlış, "cirm . . . yerine "cürüm" kullanılmasıdır.

Kayyum-Kayyım 1 36 1 . AP Genel Sek[eteri, kayyum için başvurduklarını, ancak henüz bir atama yapılmadığını bildirmiştir. MSP'nin, kayyum atanması için he­ nüz başvuruda bulunmadığı öğrenilmiştir. Kayyum, Tanrının adlarından biridir. "Kayyım" ise bir kişinin temsilcisi olarak bir malı yönetmek ya da bir işi yapmak üzere mah­ kemece atanan kimsedir. Görüldüğü gibi , bu örnekte kullanılması ge­ reken · " kayy ı m "

sözcüğü

yerine

yanlış

olarak

" kayyu m "

kullanılmıştır.

1 362 . CHP'ye daha önce atanan (filan kişi) dışındaki kayyumlara itiraz edil­ miştir. Bir önceki örnekte olduğu gibi burada da " kayyım ' ' yerine "kayyum" denilmiştir.

SükUt-Sukut 1 363 . (Başlık:) Ne büyük hayal sükutu. (Altındaki yazı:) Batı kültürüyle eği­ tilmiş seçkin aydınlar. . . için ne büyük hayal sükütu! Osmanlıcada kullanılan " sukut-i hayal " i n Farsça olan tamlama­ sı Türkçe tamlamaya çevrilince "hayal sukutu" olur. Buradaki " sukut" sözcüğü, y ukarıdaki örnekte " süküt" olmuş. Daha yaygın olan " ha­ yal kırıklığı ' ' tamlaması kullanılmış olsaydı bu yanlışlığa düşülme­ miş olurdu. ("Sukut" düşme, " sükut" susma demektir.)

Mahsur-mahzur 1 364. (Gazete haberinin başlığı) Japonya 'da grizu faciası: 6 ölü, 56 işci mah-


l-18

ÖMER ASIM AKSOY

zur kaldı) (Altında): Japonya 'nın kuzeyindeki Hakkaido adasındaki bir kö­ mür madeninde wizu patlamasında 6 maden işçisi öldü, 56 'sı da yer altında ıııah7ur kaldı .

1 365 . Prens ' 'siz aileyi tanıyorsunuz; mahsuru yoksa kendilerine iletin, ak­ şam yemeğinde olsunlar " dedi'.

1 366. Bakan. · 'ikinci dilleri İngilizce olan Pakistanlıların Türkiye 'de İngi­ lizce Öğretmeni o/atak görev yapmasını nasıl karşılıyorsunuz?' ' şek­ lindeki soruya "bir mahsuru olduğu kanaatinde değilim " karşılığını verdi.

1 367. (Başlık:) İthal patatesin dezenfekte edildikten sonra girmesinde mah­ sur görülmedi. (Altında:) . . . . 25 ton patatesin antiparaziter ile ilaç­ /andıktan sonra Türkiye 'ye girmesinde hiçbir mahsur olmadığını söyledi.

" Mahzur" sakınca, "mahsur" muhasara edilmiş, çevresi sarıl­ mış demektir. Birinci örnekte " mahsur" denilmesi gerekirken " mahzur" denilmiş ; ikinci, üçüncü ve 4. örneklerde ise " mahzur" kullanılacak yerde " mahsur" kullanılmıştır. Hesabıyla-hasebiyle 1 368. Türkiye 'nin · 'İslam Eğitim Bilim ve Kültür Konferansı ' 'nın üyesi ol­ ması hesabıyla özel bir statü içinde konferansa katıldığı belirtildi.

Bu örnekteki "hesabıyla" sözcüğü yanlış kullanılmıştır. Kulla­ " hasebiyl e "dir ki dolayısıyla demektir.

nı lması gereken sözcük

Muhafaza-mahfaza

1369. Harputta . . . bir ceset 800 yıldır bozulmadan, hemen hemen olduğu gibi etiyle. kemiğiyle, derisiyle bir cam muhafaza içinde yatıyor. A rapça bir. koruma anlamlria " muhafaza " . bir de k oru y aca k kap anl amına " mahfaza" sözcüğü vardır. Burada ikisi birbirine ka­ . rıştırılmış " mahfaza" denilecek yerde " muhafaza" denilmiştir.

Mahiyet-maiyet ı :rnı.Söylentilere göre (Atatürk Recep Peker 'e sorar:) - Siz benden korkmuyormuşsunuz; öyle mi?


BiRBiRLERiYLE KARIŞTIRIL A N SÖ7.C0KU:R

- Estağfurullah efendim; ne siz korkunç birisiniz ne de sizin ma­ hiyetiniz olarak bizler korkak kişileriz.

Bu örnekte "mahiyet" ile "maiyet" birbirine karıştırılmıştır. "MaJ:ı iyet", " nitelik" demektir ki burada yeri yoktur. Burada kulla­ nılacak sözcük "maiyet" idi. "Maiyet"in asıl anlamı "birlikte bu­ lunma "dır. Osmanlıca "bir üst görevlinin buyruğu altında ve onunla birlikte çalışan" ya da "bu durumda çalışma" anlamına kullanılmıştır. Şen'i-şeni' l 37 1

.

los Angeles 'ta şehit edilen başkonsolosumuz Kemal Arıcan için 2 Şu­ bat 1 982 günü Ankara 'da Devlet Töreni yapılmıştı. Dışişleri Bakanı­ mız bu törendeki konuşmasında "şeni · cinayet " sözünü kullandı. Konuşma, daha sonraki saatlerde, radyoda birkaç kez verildi. Spiker, Dışişleri Bakanımızın "şeni ' cinayet " diye doğru söylediği sözü, "şen 'i cinayet " diye yanlış okudu.

Sun 'i-sünni 1 372 . "Sun 'i " yapma, yapmacık demektir. "Sünni " ise Hz. Muhammet'­

in sünneti yolunda olan mezhebe bağlı kişidir.

12.9. 1 982 sabah haberlerini okuyan spiker "sünni" diye okuması gereken sözcüğü "sun'!' ' diye okudu. Konu "şii-sünni" idi. mumanat-müdara (İktidarın başı konuşuyor:) . . . . . Beyi iktidarda görmek isteyenler çok olursa biz de kimseye mumanat (müdara anlamında) etmeyiz, buyurun ya­ pın deriz.

Bu sözler, büyük bir gazetenin 25 Mart 1 989 tarihli sayısında iki kez (hem başlıkta hem. metinde) geçiy�r. Yanlışlarını sıralayalım: a) "mumanat" sözcüğünün, doğrusu (yazımımıza göre) "mümanaat"­ tır. Mani olma yani engel olma demektir. Türkçesi varken, büyük bir ga­ zetenin bile doğru yazamadığı anlamını da yanlış verdiği bir sözcüğü kullanmak, zamanın çok gerisinde kalmak değil midir? b) Gazetenin " mumanat' 'ı " müdana" ile açıklaması yanlıştır. Çünkü "müdara " , rica minnet kavramı için kullanılır; "mümanaat" (engel olma) kavramı için kullanılmaz. c) Gazetedeki "müdara" yorumunun doğru olduğu kabul. edilirse (ki


biz böyle düşünmüyoruz) ' 'mumanat (mümanaat) sözcüğü yanlış kullanıl­ mış olur. ç) "müdara" sözcüğünün kendisi yanlıştır. Arapçada bu sözcüğün as­ lı di e gösterilebilecek iki sözcük vardır: Biri "müdahene" öbürü "müda­ ra" . "müdahene" dalkavukluk demektir. Ragıp Paşanın şu beytinde

y

kullanılmıştır.

Ragıp, müdaheneyle riyadır zemanede Dünyayı sanma cevr ü sitemdir harap eden .

İzzet Mollanın aynı mealde olan şu beytinde de geçer: Meşhurdur ki zulm ile olmaz cihan harap Eyler anı müdahene-i aliman harap.

"müdana" sözcüğü çıkar sağlamak için yüze gülme, hoş görünme, ri-

ca ve minnet gibi kavramlar içerir.

Yine Ragıp Paşanın şu mısrasında görüldüğü gibi: Eyledim Ragıp müdara şeyhe de dervişe de.

Kemalzade Ali Ekremin aşağıdaki mısrasında da bulunmaktadır: Her gördüğüm insana müdaradan usandım.

Hafız Şirazinin de şöyle bir beyti vardır: Asayiş-i do giti tefsir-i in do harfest Ba dostan telattuf ba düşmenan modara

(Dünya huzurunun gerçekleşmesi şu iki duruma bağlıdır: Dostlarla iyi ilişkiyi sürdürme, düşmanlara hoş görünme) . (Dünya rahatlığı, şu iki sö­ zün gereğini yeri�e getirmekle sağlanır.) d) Buraya şu yanlışı da ekleyelim: Dil Kurumunun 1 988 'de yayımladı­

ğı "Yeni Baskı Türkçe Sözlük" , "müdana" sözcüğünün Arapça aslı diye "mudana" yazımlı bir sözcük göstermiştir. Arapçada böyle bir sözcük yoktur.


XXII OKUMA, YAZMA, SÖYLEME YANLIŞLARI Burada söı konusu olan yanlışlar: A . Eski harflerle yazılmış olan Arapça, Farsça sözcüklerin, yanlış okun­ ması dolayısıyla yeni yazıya yanlış geçirilmesi, B. Arapça ve Farsça sözcüklerin söylenişinin yanlış olmasıdır. A. OKUMA VE YAZMA YANLIŞLARI Arap harfleriyle yazılmış olan Arapça ve Farsça sözcüklerin, kimile­

yin birkaç türlü okunabileceğipi daha önce bildirmiştik. Bunları, okunması gereken biçimle okuyamayanlar, yeni yazıya gççirdiklerinde, nasıl yanlış okuduklarını ortaya koyuyorlar. Çünkü yeni yazımız ancak bir çeşit oku­ nabilir.

Yanlİş okuma yüzünden yeni yazıya yanlış geçirilmiş örnekler görelim: Hamil 1 373 . Cemreler düşüp küremizin hamil burcuna girmesi yaklaştığı sırada . . .

" Hamil" sözcüğünün doğrusu "hamel"dir ki Arapçadır, '� kuzu" demektir. Güneş 2 1 Martta, eskiden Hamel Burcu, şimdi Koç Burcu denilen burca girer.

Huy 1 374 .

Divan edebiyatını .inceleyen bir yapıtta Nedim 'in: Büy-i gül taktir olunmuş nazın _işlenmiş ucu Eiri olmuş h uy birisi destmal olmuş sana Beytinin çevirisi şöyle verilmiş: · ' Gülün kokusu süzülmüş , nazı.1 iş lenmiş ucu. Biri olmuş huy, birisi mendil olmuş, yar, sana " _ İkinci dizede "huy" biçiminde yazılı olan sözcük yanlış okun­ muştur; " hoy"- okunacaktı . Farsça olan "hoy" "ter" demektir.


ÖMER ASI.M A KSO Y

ankasdan 1 375 . Bir tıı ri.'t gclclif!i zaman daha Jıııdııtta ona

kahkahalar attırarak güldür­

mek, eğlendirmek lüzumunu takdir ettiğimiz için bunu ankasdan ya­ pıyoruz.

"Ankasdan" yanlıştır. Doğrusu "ankasdın" dır. Başında "an " bulunmasaydı "kasdan" demek gerekirdi. B u , Arapça dilbilgisi ile ilgili bir kuraldır. (Bu örnekte tümleç yanlışı da vardır. O ayrımdaki açıklamaya da bakınız) . ittihaf

1 376. Tevfik Fikret 'in devr-i istibdatta yazıp ensal-i atiyeye i�tihaf ettiği şiirler. . .

" İ ttihaf" biçiminde yazılmış olan Arapça sözcüğün doğrusu " it­ haf"tır. "Tuhfe "nin ifal " kalıbına girmiş türevidir. Armağan de­ · '

mektir.

Esabi'-firib

Tezkire-yi samiyye-yi

1 377. Esabi '-firib-i tebcil olan tezkire-yi samiyye-yi asafaneleriyle . . . . (Türk Dili, Nisan 1 954, Prof. Kenan Akyüz)

Bu yazıda Şinasi 'nin öğrenimi ile ilgili kimi belgelerin, fotokopi­ leri verilmekte, bunların yeni yazıya çevrilen okunuşları gösterilmek­ tedir. Arap hartleriyJe yazılmış olan belgelerin ok u n uşund a önemli yanlışlar görülmektedir. Şöyle ki: a)"Esabi · " parmaklar, "csabi '-firitı" parmakları aldatan demek­ tir. Oysa fotokopide bunun ' 'esabi' -zib'' olduğu görülmektedir ki ' 'par­ makları süsleyen anlamına gelir. Yazı, büyük bir makamdan gelen tezkirenin v_anıtıdır. Bu tezkire ele alındığı zaman "parmakları süsledi " denilmektedir . İ nceleyicinin okuyuşuna göre ise anlam "parmakları aldattı" oluyor. b) Farsça sıfat tamlaması olan "tezkire-yi samiyye "de iki yanlış vardır. Düzelterek yazıyoruz: "Tezkire-i samiye" . ("Ara -yi umumiyye' ' gibi tamlamalarda görülen doğru yazım bu örneğe de uy­ gulanır sanılmıştır) .


253

OK UMA . YAZMA . SÖYLEME YANLIŞLAR/

c) " . . . samiyye-yi asafaneleriyle" tamlamasının doğrusu da "samiye-i asafaneleriyle "<lir. Ufak

1 378. Makam-ı sadrdır ufak Fuat Paşaye 1278 (1 861) Bu bir tarih dizesidir. Antep şair·ve alimlerinden Hasırcıoğlu, Ke­ çecizade Fuat Paşa sadrazam olduğu zaman yazmıştır. "Hası:reıoğlu" adlı yapıtımıza* -tarihin hesap edilebilmesi için- eski harflerle yazdı­ ğımız bu dize, Arap harfleri bulunmayan, Gaziantep'teki basımevin­ de yeni harflere çevrilmiş ve yukarıda yazılı olduğu gibi çıkmıştır. Oysa "ufak" sözcüğünün doğrusu, Arapça "çok uygun" demek olan "evfak" idi. Arap harfleriyle . .j J' biçımınde yazılan ou sözcuK, hem "evfaK " , hem "ufak" okunabilir. Bu yanlışı yapanlar, dizeyi belki de şöyle anlamışlardır: "Sadaret makamı, Fuat Paşa içın ufaktır" . Zebun-keş

1 :\79. İnhitat fııtınasının ortasında bu mülke sarılan evladı zebunkeş bir düş­ manın elinde katlediliyor.

Farsça " keşiden" çekmek, " küşten" öldünnek demektir. "Çi­ lekeş"teki "-keş" , çekmek anlamına olan "keşiden"den gelir. hem " keş" okunabilir, hem Arap harfleriyle yazılan " küş". Bu inceliği bilmeyenler, "zebunküş"ü "çileşek"e benzete­ rek "zebunke�" diye okurlar ve yazarlar. "Zebunküş" " güçsüzü. ezen" demektir Kef-i billahi 1 3 80.

Arap harfleriyle yazılmış olan sözcüklerden alınıp Hayat Büyük Tiirk Sözlüğü ' ne 1 ,yeni harflerle yukarıda yazılı olduğu gibi geçirilmiş olan söz, .ı.lıl.ı .fi nin yanlış okunuşudur. Arapçada "elif-i maksfıre" de­ nilen bir ünlü vardır ki " ..S .: i " olarak yazılır ama "a" gibi okunur. işte "kef-i" diye okunan fi nin sonundaki � '-i" bunlardandır. Yani sözcüğün "kefa" okunması gerekir. "Kefa billahi" , "Tanrının tanıklığı yeter" demektir.

Ha"rrnığlu Haf11

Mch ıııcı

Ağa. Ömer A " ııı A Ksoy . Gaziantep.

1 94 1 .

s. 7 1


ÖMER ASIM AKSOY,

254

Min evvele ilA Ahrre 138 1 . Arap harfleriyle yazılmış sözlüklerden alınıp Hayat B�yük Türlq � _r\

Sözlüğü'ne

jı _.u_,ı

lihi ilı1

)eni harflerle yukarıda yazıldığı gibi geçirilmiş olan söz,

.J" nin yanlış okunmuş biçimidir. Doğru okunuşu "min evve­

ahırıhi"dir. Anlamı "başından sonuna değin"dir.

ila Mıire

1382. Arap harfleriyle yazılmış sözlüklerden alınarak Hayat Büyük Türl

Sözlüğü 'ne3: yeni harflerle yukarıda yazılı olduğu biçimde geçirilmiş

olan söz

.r"İ J ı nin yanlış okun'!şudur. Doğru okunuşu "ila filıiri­

o

hi" dir. "Afıır'� söıcüğüne Türkçe ; '-e" eki getirilmiş gibi ok:Ônmuş­ tur. Arap aQecesinde hu harf, ' '-he'' dir. Arapçanın tekil üçüncü erkeki kişi adılı ollll\lK kullanılmıştır.

·

iıa ahırıhi,.nin anlamı, " sonuna değin"dir. (Şimdi v.b. , vs. ik gösterdiğimız .ıosaltmaların Usmanlıcaoa.ıa karşılığı, -' 'ila ahırını ·nrn·

kısaltması olan-"

t1

ilh"tır.

Müddeayyat 1383. Arap harflenyle yazılmış sözcüklerden alınıp Hayat Büyük Türk .

SözlüğU'ne4 yeni harflerle hem madde başı olarak hem metinde

"müddeayyat" diye yazılı:nlş olan sözcüğün doğru oktınuşu ve yazı­

lışı tek (y)" ile "müddeıayat"tır. Anlamı "haksız iddialar"dır.

Hemşeriliği l 384. Hususa ki Süleyman 'a Lokman 'ın hemşcriliği ve İskender 'e Hızır 'in

rehberliği5

.

Arap harfleriyl� "hemserliği

..fJ.;-1

"dive yazılı olan sözcük

"hemşeriliği" diye okunmuştur. "Hemser" arkadaş, kafadar demektir.

·

1385.

Hanak Her ne dese hallak olur

. Her sözü mahzı laf o/ur6 Arap harfleriyle " hilaf l , 2. 3. 4, 5,

...)�

"

diye yazılı olan sözcük

6 Hayat Büyük Türk Sözcüğü, Hayat Yayınları N. Md. Ş.:vKet Rado, İlmi'

Kontrol. Doç. Dr. Muharrem Ergin (Tarih yok) s. 44, 27, 897

Bu örnekler. Orhan Şaik Gökyay'ın Türk Dili, Haziran 1976'da çıkan "Kumsal·!"

başlıklı eleştirisinden alınmıştır.


255

OKUMA, YAZMA, SÖYLEME YA NLIŞLARl

"hallfilc" okunmuştur. "Hilaf ' aykırı, ters; "hallak" yaradıc ı Tan­ rı demektir. ,

1 386- 1 389. Bilnetce, darülterbiye, darülnafaka, tahtels'ı fır

Bu sözcükler, Yahya Kemal 'in M e ktup lar ve Makaleler7 ad ı al ­ tında topl anan yazılarında geçmektedir. Dördü de yanlış okunmuş ve yeni yazıya yanlış geçirilmiştir. Doğruları şöyledir: "Bi'n-netice, darü't-terbive. darü'n-nafaka. tahte's-sıfr 1 390 ·1392. Çare-yi hal, sene-yi tedrisiye, gaye-yi hayal .

. 8 Bu tamlamalar, Yahya Kemal 'in Mektuplar ve Makalelcr adı al­ tında toplanan yazılarında geçmekte ve yanlış okuma son uc u olarak yeni yazıya yukarıda yazılı olduğu gibi geçirilmiş bulunmaktadır. Doğ­ ruları şunlardır: "Çare-i hal, sene-i tedrisiyye, gaye-i hayal . Müfahir

Bu sözcük Yahya Kemal'in Mektuplar ve Makaleleri9 adı altında top­ lanan yazılarından birinde geçmekte ve yanlı� okunmu� bulunmaktıi-1 dır. Arap harfleriyle ?lıi.o in iki türlü okunabilmes i bu yanlı�a yol açmıştır. "Müfahir" övünen, mefah i r " övünceler. övünülecek �eyler demektir. Burada " mefahir" okunmalı idi .

1 393.

"

'

Ulvi cenaba

Bu tamlama, Yahya Kemal in M ek tu pl ar ve Makaleler 1 0 adı altında toplanan yazılarından birinde geç me kte ve yanlı� okunarak yeni yan­ ya geçirilmiş bulunmaktadır. Dogrusu ' " ulüvv-i cenaba ' " dır.

1 394.

'

Taktir-Takdir 1 395 . Başvurmamış vatandaşların dosyaları raflardan indirilerek taktir ko­

misyonlarına havale edilecektir.' Taktir komisyonunun faraza üç yıl önce İntikal eden taşınmaz mala o tarihteki rayice gore değer biçece­ ği. . Mademki yüzde otuz değer artırılmasını kabul etmemi!;', gelsin de şimdi bizim taktir ettiğimiz değere itiraz etsin.

Arapça olan "taktir " , damıtma, inbikten çekme demektir, ki bu­ rada yeri yoktur. Burada kullanılmak istenen sözcük, yine Arapça olan 7,8.9.IO �u örnekler, Orhan Şaik Gökyay ·ın, görüyoruz" başlıklı eleştirisinden alınmıştır.

Türk

Dili. Şubat 1 978'dc çıkan "Biz rıc dü�ü


ÖMER ASIM A KSO Y

"takdir" dir. ki "değer biçme, değerlendirme" demektir. Yeddi emin - yedi emin 1 396. (Başlık :) . . . uçağı yeddi emine teslim edildi.

(Altında:) . . . nin yolcu uçağı, dün Bursa hava alanında yeddi emine teslim edildi. 1 397 . Gene/ Başkan . . . yeddiemin olarak gene/ başkanlık yapıyor.

'Yeddi emin" biçiminde yazılmış olan sözün doğru yazılışı "yed-i emin" dir ki "yedi emin" biçiminde yazı.iması yaygınlaşmıştır . " gü­ venilen el " (güvenilen kimse) demektir. Reyülayn-r'eyelayn

1 398. Sana şimdilik bir tek emir vercceg im . O da şudur: Takımını reyülayn görüp öyle teslim alacaksın. " Kendi gözüyle görerek" dem_ek olan Arapça, söz, "reyülayn" değil . " re 'yelayn "dır. Bilzarure-bizzarure 1 399 . Bir yazının başlığı olan "bilzarure " sözcüğü Arapçadır; "zorun.Iu

olarak ' ' demektir. Doğru yazılişı ' 'bi 'z-zarure ' 'dir; ama 'bizzarure ' ' biçiminde yazılması yaygınlaşmıştır. Arap harfleriyle ' 'bilzarure ' ' gibi yazılırsa da ' 'bizzarure ' ' diye okunur. Türk yazısı ile ' 'bilzarure ' ' di­ ye yazmak doğru değildir. Kuvva-kuva

1400 . Böyle koşullarda özlemi duyulan inanç Kuvvayı Milliye ruhunda aran­ malıdır. . . 1 40 1 . Ku vvayı Milliye ruhu dediğimiz ulusal birlik. . .

1 402 . Bu oyunları bozabilmenin yolları, Kuv\!ayı Milliye ruhunun yeniden diriltilmesine bağlıdır.

Arapça olan " kuvvet"in çoğulu "kuvva" değil. Bu nedenle yu­ karıdaki örneklerde "kuvvayı" biçiminde iki "v" ile yazılı olan söz­ cük. bir " v " ile " kuvayı" olarak yazılmalıdır. Haffaş-huffaş 1 -W3 . Erbabı

kemali çekemez nakıs olanlar


..

DKUMA Y4ZMA, SÖYLEME YANLIŞL1RI ....,. ,

25 7

___,,_ __ _ _ _

Rencide olur didei haffaş (baykuş) ziyadan. Ziya Paşa'nın bu beyti, bir takvim yaprağında yukarıdaki gibi ya­ zılıdır. İki yanlış yapılmıştır: l ) ' 'Haffaş" biçiminde yazılmış olan Arapça sözcüğün doğrusu "huffaş"tır. 2) Anlamı baykuş değil ya­ rasadır.

l\fevzusu-1\fevzuu

1 404. (Parti başkanı) - (Filan kişi) 'nin partimizin başkanlığına getirilmesi mevzusu yok, dedi. Bu bir gazete haberidir. Arapçada ünsüz olan "ayn harfi, Türkçe yazımda, bir ünlü ile

gösterilir. Ancak kimi sözcüklerin sonundaki "ayn" , ünlü ile başla­ yan bir ek alınca, ünsüzlüğünü belirten bir özellik gösterir. İşte "mevzu" sözcüğü bunlardandır. Tamlanan durumunda "mevzusu"

olmaz da "mvzuu" olur. "-i" durumu da "mevzuyu" değil , yine "mevzuu"dur. "Mevzusu" yazımı yanlıştır.

İknaya-iknaa 1 405 . (Filan kişi) (filan kişiyi) iknaya çalıştı.

Bir gazeteden alınan bu tümcedeki "iknaya" sözcüğünün doğru yazımı "iknaa" dır. Çünkü "inandırma, kandırma demek olan Arap­ ça "ikna" sözcüğünün sonundaki "ayn" harfi ünsüzdür.

Eşgal-eşkal 1 406. Katilin eşgali belli olmasına karşın . . .

1 4�7. Tokat valisi, eşgali görgü tanıklarının ifadesine uyan ve savcıyı öl­ dürdüğü sanılan kişinin olaydan kısa bir süre sonra yakalandığını bil­ dirmiştir.

1 408. Kuyumcuyu soyan, biri kız, silahlı dört kişiden üçüniin eşgalleri be­ lirlendi. A,!S:r suç masası yetkilileri eşgalleri belirlenen üç soyguncu hakkında şu açıklamayı yaptı. . .

" Eşgal " sözcüğünün doğrusu -"şekil "in çoğulu olan- "eşkiil" dir. (Arapçada "eşgal " sözcüğü de vardır ama, yazıda kuilanılmak

istenen sözcük bu değildir. "Eşgal " , iş demek olan "şugl"ün ço­ ğuludur) .


ÖMER ASIM AKSOY

258

B. S O YLEME YANLIŞLARI Bu yanlışı , Osmanlıcadaki Arapça ve Farsça sözcüklerin doğru söyle­ nişlerini bilmeyenler ya da beceremeyenler yapmaktadırlar. Örnekler:

Zülfikar _!_409 . Zülfikar Ali Butto 'nun affı için Pakistan 'a giderek Devlet Başkanı Zi­

yaülhak ile görüşen üç parlamenterden (filan kişi) düzenlediği basın toplantısında ' 'Butto 'nun affı için hiçbir umut ışığı görmüyoruz ' ' de­ miştir. Buradaki "Zülfikar" sözcüğünün yazımı yanlış olduğu gibi rad­ yo ve televityonda dinlediğimiz, bu yazıma uyan okuyuş da yanlıştı. Sözcüğün doğrusu '. '. Zülfikar"dır. Son hece, kazanç anlamına olan

" kar" gibi değil , kışın yağan " kar" gibi yazılmalı ve söylenmelidir. Hakkari ·

1 4 J O. Bir radyo konuşmacısı Hakkari ilimizin adını Hakkari diye söyledi.

Kabil 1 4 1 1 . "Zij[fikar "ın tersi olan yanlışa da Afganistan 'ın başkenti "Kabil" sözcüğünün söylenişinde rastlanmaktadır. İlk hecesinin ' 'katip ' 'teki

, · ·ka · · gibi söylenmesi gereken bu sözcük kimi spiker/erce ' 'olası · · an­

lamına gelen "kabil " gibi söylenmektedir.

Ademi bilgi 1 4 1 2 . (Filan kişi) temsilci gönderdiği hakkındaki haber hususunda ademi bilgi beyan etmiştir. Osmanlıcada " kişi ile ilgili " anlamına bir " ademi" vardır. An­

cak buradaki "i1demi" o değildir. " Ademi bilgi" ile, "bilgisi bulunmama" anlamına !!elen "adem-i malumat" anlatılmak istenmiştir. Bundan dolayı "ademi" sözcüğünde yazım yanlışı yapılmıştır.

Kaldı ki biraz önce de görüldüğü üzere, Arapça " adem" sözcü· ğü ile Türkçe "bilgi" sözcüğü , Farsça bir "terkip" (tamlama) içinde birleşemez.

Tafzih 1 � 1 -' . . . . Bu şekilde tafzih ini rica ederim.

Söylenişi ve yazılışı yanlış olan bu Arapça sözcüğün doğrusu


Ot.: UMA . YA/MA .

259

SÖYLEME YANLIŞLART

"tavzih "tir. "Açıklanmasını" denilmiş olsaydı bu yanlış yapılmamış olacaktı .

Befat ı -1 1 -1 . Bundan 4 ve 5 ay evvel Befat. etmiş olduğundan verilemedi iade.

Bu, bana geri gelen bir derginin kılıfı üzerindeki yazıdır. Posta dağıtıcısı yazmış olmalı . Görülüyor k i bir profesörün "kedi, köpek ölür, ama insan vefat eder" sözünde somutlaşan çarpık inanış, dağıtıcıda da vardır. O da "ölmüş" sözcüğünü kaba saymış, "bilgili"lere özenerek "vefat" söz­ cüğünü kullanmak istemiş; ne ki onu da becerememiş, "befat" yaz­ mış. '' "Ölmüş" yazsaydı bu duruma düşmeyecekti. (Yanlış bu kadarla kalmıyor: Söz arasında "Befat" büyük harfle başlatılıyor. Bundan başka kendisine dergi gönderilen kişi.4 ve 5 ay önce iki kez ölmüş oluyor) .

Tasviye ! 4 1 5 . Fas

İstiklal Partisi içinde tasviye var. "Tasviye" sözcüğünün doğrusu "tasfiye' 'dir; Arapça olan "tas

fiyo " , öyle görünüyor ki Arapça "tesviye" ve "tavsiye" sözcükleri

ile karıştırılmıştır.

Televizyon konuşmalarında Televizyonun 1987 güz programları arasındaki bir "sohbet" dizisin­ den saptadığımız " uzun sesleri kısaltma" yanlışlarından birkaçını aşağıda gösteriyoruz . Konuşmacı: 1 -1 1 6 .

"

Mana sözcüğünün uzun söylenmesi gereken birinci hecesini "bana " "

der gibi kısa söyledi.

1 4 l 7 . İlk ve son hecelerinin. uzun söylenmesi gereken

tarumar

' '

' '

sözcüğü·

nü · 'Saruhan " der gibi söyledi.

1 4 1 8 . Kısa olan "fi " heeseni uzatarak "müteflki " diye okudu. 1 4 1 9 . "Binaenaleyh " sözcüğünü "inan Ali " der gibi söyledi. 1 420."İptila " sözcüğünün uzun olan "la " hecesini "gitti ya "nın sonunda ki "ya " gibi kısa söyledi.

-


Öı\1ER

\ S / .\1 A K SO Y

1 42 1 . "Lalezar "ı "Jale var" gibi söyledi. 1 422 . İlk hecesi uzun olan "yani " sözcüğünü özel ad " Yani " gibi söyledi ..

1 423 . "Mevlana "nın uzun "la ' 'sını "lah<ına "nın kısa "fa · \ı gibi söyledi. 1 424. "Kainat "taki uzun "kfi " hecesini · "hadi at "taki kısa "ha . . gibi

söyledi. 1 425. "Arif"in uzun

"a "sını, "zarif"in kısa ' 'za "sı gibi söyledi. Müttefikimiz

1 426. Bir televizyon konuşmacısı · 'müttefikimiz ' ' sözcüğündeki k ısa · ·- fi · · hecesini uzatarak ' 'müttefikimiz " diye-söyledi. 1 427

6 Aralık 1 985 akşamı haber programını veren televizyon spikeri de kısa olan "fi " hecesini uzatarak "müttefiki " diye okudu.

Müteselsilen

·

1 42 8 . 28 Mart 1 985 akşamı, radyoda konuşan bir kişi. "birbiri ardınca · ·

anlamındaki Arapça ' 'müteselsilen ' ' sözcüğünün kısa söylenmesi ge­ reken "si " hecesini uzatarak "müteselsilen " diye söyledi.

Erkan 1 429. Spiker, önünde bulunan yazıdaki "erkan " sözcüğünü "erkan " diye okudu. İskat ! 43U . 29 Temmuz 1 982 akşamı " İ nanç Dünyası " \aatindc konuşan 'Pikcr . Mehmet AkiI'in bir dizesindeki "iskfit " sözcüğünü "iskat " diye

okudu. Tekamül 1 43 1 .Bir spor alıştırıcısı, televizyonda konuşurken ' 'Tekamül kursu · 'nu,

"tekamül kursu " diye söyledi. Keykuubat 1 432 . Bir radyo konuşmacısı Keykubat özel adındaki kısa "-ku " hecesini

uzatarak "Keykuubat " diye söyledi. Môkim 1433 . Bir radyo konuşmacısı, birinci hecesi kısa, ikinci hecesi uzun söylen-


OK UMA . YAZMA . _SÖ YLEME YAN _L _l"""" Ş_ L_ A_ R_ J

2_ 6ı

_ _ _ __ _

mesi gereken ' 'mukıym ' ' sözcüğünün birinci hecesini uzun, ikinci he­ cesini kısa söyledi.

Tôrabi 1 434 . Bir sunucu ozan Türabi 'nin adını Türabi diye andı.

Abdülhak Hamit 1 43 5 . Bir konu'şmac;ı Abdülhak Hamit adındaki Hamit sözcüğünün birinci

hecesini kısa olarak söyledi.

Hasan Ali Yücel 1 436. Bir konuşmacı, Yücel 'in adındaki Ali 'yi Ali gibi söyledi.

ZMe� 1 43 7 . 3 1 Ocak 1 985 akşamı, İnanç Dünyası programında konuşan kişi,

· 'zafer " sözcüğünü "yaver" gibi söyledi.

Gazabından 1 43 8. 18 .8. 1982 günü radyoda, İnanç Dünyası konuşmacısı, "gazabından "

sözcüğünün kısa söylenmesi gereken ' 'a ' 'Janndan birincisini kısa ikin­ cisini uzun söyledi: "Azabından " sözcüğünün söylenişine benzetti.

Mizah 1 439. Radyoda bir konuşmacı, ' 'mizah ' ' sözcüğünün kısa söylenmesi gere ken birinci hecesini "mizah " diye uzun sesle söyledi.

Nisa 1 440 . 20 Ocak 1 985 günü, televizyonda izlediğimiz ' 'Parmak İzi ' ' oyunurı­

Ja. camide vazeden hoca rolündeki oyuncu "Nisa Süresi " sözünü "Nisa Süresi " diye söyledi. Yani "nisa " sözcüğünün birinci hecesi­ ni "isa, mizan " sözcüklerinin birinci hecesi gibi uzattı. Oysa "lisan, hisar " sözcüklerinin ilk hecesi gibi söylenmeliydi.

Atika l ·H l . Bir radyo konuşmasında "asar-ı atika " sözü, "asar-ı §tıka " diye söy­

lendi. Yani "atfka " sözcüğünün başındaki "·a "nın kısa, ondan son· rakı "ti" hecesinin uzun söylenmesi gerekirken, bastaki "a " uzun,

onu izleyen "ti" kısa söylendi.


262

ÖMER ASIM AKSOY

Asa 1442 . Bir radyo konuşmasmda Hz. Musa nın '

"asa "sı. "fısa " diye söylen­

di. Oysa ilk hece kısa, ikinci hece uzun söylenecekti.

Azamet 1 443 . Bir televizyon konuşmacısı, her üç hecesi de kısa olan "azamet " söz­ cüğünün ikinci hecesindeki "a "yı uzun soyledi.

Aı:ami 1444 24 Kasım 1 985 günü televizyonda konuşan önemli bir kişi, birinci "a "sı uzun, ikinci "a "sı kısa söylenmesi gereken "azami" sözcü­

ğünün birinci "a "sını kısa, ikinci "a "sını uzun söyledi.

Aşar

1 445 . 25 Şubat l 986 akşamı televizyonda "Tarihte Bu Ay"ı okuyan kişi, birinci hecesi uzun olan Arapça "aşar '. ' sözcüğünü (ki eskiden bir tür vergi idi), Türkçe "aşar " gibi okudu.

Demokrasi 1 446 . 27 Kasım 1 985 günü televizyonda bir konuşmacı. birkaç kez kullan­

dığı "demokrasi " sözcüğünün "ra " hecesini "arazi "nin "ra "sı gibi­ -

uzatarak söyledi.

Mevlid 1 447 . 18 Temmuz 1 982 (Kadr) gecesi bir camide okunan "Mevlid-i Şerif' ',

"Mev/id-i Şerif" diye sunuldu . Yani "Mevlid " sözcüğünün "lid "

hecesindeki "i " kısa söylenmek gerekirken uzun söylendi.

- Lakaabı 1448. Bir spiker ' 'lakabı ' ' derken, kısa söylenmesi gereken ' '-ka ' ' heces in i uz

a ttı .

Lakaabı, Hanllfi 1 449 .

.

12 Aralık 1 985 günü radyoda İmam Rabbani üzerine yapılan

' 'din ve

ahlak konuşması "nda "lakabı " sözcüğü " lakaabı " . "Hanefi " sözcü­

ğü de "Hanfıfi" diye; yani "lakabi "deki "ka " ve "Hanefi deki "na . . "

uzatılarak söylendi. Oysa b u hecelerin ikisi de kısadır.

AJ-i İmran

l 450 . .Televizyonun bir İnanç Dünyası programında konuşmacı ' 'Al-i imran ' '


OKUMA . YAZMA . SÖYLEME YANLIŞLARI

263

diye söyledi. Yani birind sözcüğü ozeı sundu. Oysa bu sözcük "soy, kuşak " demek olan ve "fi "sı uzun olan "fil "dir.

suresinin adını "Ali imran " ad olan "Ali " gibi

,

Saha -15 1 . Spor spikerlerinden biri, birinci ; 'a ' 'sı uzun, ikinci ' 'a ' 'sı

kısa olan "saha " sözcüğünü, "daha " der gibi, birinci "a "yı da kısal.tarak

söyledi .

İmalat + :' 2 . Bir radyo konuşmacısı, "imalat " diye

söylenmesi gereken, yani her üç hecesi de uzun olan sözcüğü -her 'üç sesli harfi de kısa okuyarak­ "imalat" biçiminde sundu.

Hulasa, hulasıi: 453. Birçokları yalnız ' 'la ' ' hecesi uzun söylenecek olan ' 'hulasa ' ' sözcü .

ğünün hem "la "sını , hem "sa "sını uzun ya da "Ja "sını kısa, "sa ' 'sını uzun söylüyorlar.

Müsadire ı5-I

(Başlıkta:)

Muhbir

ve müsadirelere ikramiye.

(Altında:) Uyuşturucu madde kaçakçılığında mu h bi r ve müsadi­ relik yapanlara bugüne kadar 100 milyon lira ikramiye ödendi . . . İlaç ve Eczacılık genel müdürü şunları söyledi: " . . . Uyuşturucu madde kaçakçılığında muhbir ve müsadirelere bakanlığımızca ikramiye öden­ mektedir. B�güne kadar 543 yakalama olayına 100 milyon lira muh­ bir ve müsadirelere ikramiye olarak ödenmiştir. Yukarıdaki örnekte dört kez " müsadire" sözcüğü geçiyor. Sö· zü n gel işinden anlaşılıyor ki bu nl ar "müsadir" (musadere eden) ola·

caktır. Ancak 1 0

Nisan

1 986

günlü gazetey,.e bu haberi yazan kişi

"müsadir" i bilmeyip, " müsader·"! "yi b]ytğinden, demeci verenin "müsadir" d iy e k u l l andığı� sözcüğü :ı:usadere'.' ye benzeterek "

mü sad ire

''

yap�ış. Btı

durum , " müsadir" sözcüğünün dilimize ne

denli yabancı olduğunu kanıtlıvor.

Mütevanip <; 5 . Ölüm

ccza.�ı yauııda scçiı.ı/i olarak m üebbe� hapis cezasına da yer verilmek suretiyle ııı ute vanip (seçenek) ceza o, ırak. düzenlenecektir.


"Seçenek" anlamı taşıyan Arapça sözcük "mütenavip"tir, " nöbet" kökünden türenü�tir. " Mütevanip" . bunun yanlı� siiy lcnişidir. Hakaret hamiz 1456. Yabancı bir sözcü� olan "şov ", dar anlamda değil de geniş anlamda

hakaret hamiz bir kelime olarak düşünülebilir.

Bir dergiden aldığımız ou satırlar içinde geçen dalıa sonra birkaç kez yinelenen "hakaret hamiz"in doğrusu "hakaretamiz"dir. Arap­ ça ve Farsça iki sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur. "Hakaret içe­ ren, küçültücü" demektir. Yanlış, ister yazanın, ister dizenin olsun, sözcüğün yu.kartdaki biçime girmiş olması, bu Osmanlıca kalıntısının artık yaşatılamayacağını göstermektedir. Şevkat 1457 ,

. . . ve şevkatli ilgilerini esirgemeyen hastane hem�ire ve personeline en derin şükranlarımı . . . Ara�a bir sözcük olan "şefkat"i "5evkat" b çiminde s0yleınek ve yazmak yanlıştır. Mehfuz

1458. Bize müşahhas olaraJ.. isnat �dilmiş bir SL<' yoktur. Ama ceu

ı dıı ;

m�hfuz ve muh 1esti1. Yanı farz edilmiş ve ihdas edi/Tiştir.

Artık kullanımda düşmüş Arapça sözcüklerle dolu olan bu konuş­ ma içinde bir de " mehfuz" sözcüğü geçiyor. Söyleyen i n doğru ola­ rak "mefruz" dedeiği belli; çünkü "farz edilmiş" diye bir açıklama yapıyor. Ancak bu konuşmayı yazıya geçirip gazeteye veren kişi ya da basın;ıevindeki dizici onu çarpıtmış. Suç onlarda mı . yoksa böyle sözcükler kullanan kişide mi? Maliyet, muhafiyet 1459 . (Türkiye 'de,ı_ O.tuk Pazar ülkelerire ihraç edilecel: bazı ma.-Jdr:/ere)

gümrük;ınafiyeti uyg:ılanırken baz• dönemlerde muhaflyı�t kaldı.-ı!a­ rak ithal�ttan vergi alı!Jabilecek. (13ir .sazetedrn)

"mafiyet" , bif krz de "rnuh ifiy.:t" diye ) a­ -yanlış bir türet­ me olmakla birlikte- " muafiye:"�ır. Osmanlıc;ı.da bu gibi yaygın beniınsel)IIllş yanlışlara "galat-ı meşhur" denılirdi. Böyle sözcükler Bu örnekte bir kez

zılmış olaı1 �özcüğüıı Osmanlıcada kullanılan biçımi


265 h.u l l aıımah.taıısa ıııı;. d ı '.'

Tü rh.�·esi

olan · · hağı)ıh.l ıh. · · ı

) eğlcmeh.

doğru ol ıııaz

Tekellüm vahde 1 460. Cavit Be) "dediğim dedik çaldığım diidiik . . diyecek kadar tckc/liim ı

ahde haline gelmijti.

.

Osmanl ıcada kullanılmış olan A rapça siiz kalıplarından " nefsi mü­

tekellim vahde" . yukarıdaki tümcede hem eksik hem yanlı� verilmiştir.

" \'L'l'si ıııiitckc l l i m ı ahde " . h. i l h i r i n c i

a s l ı n d a hir

d i lhilgisi terimid i r . "Tc­

ki�i . hen " kar�ıl ığıd ı r. Dilhilgisi d ı �ında da " Tek konu�a­ cah. " İ ) İ benim . dürumu takı nan kişiler i�·in kullanılırd ı . .

Teship sihlenıe .•;anatında tes­ h ip ve minyatür kur.-; u 2 yıllık çalışma süresine başlayacaktır. Mürac­

46 1 . "vli/li K iiıiipha n e Başkanlığı nezaretinde Tii rk .

caat: l\.1illi Kiitiiphane Başkanlığı. (Bir duyuru). Bu i"ı rııektcki

"teship"in doğrusu "Tezhip" tir. Arapça olan

" TC!hip" yald11lama . yaldızla süsleme demektir. "Tezhip" sözcü­ ğ ü . " zehep"ten türcmi�t ir. "Zehep" altın demekti r . "Tezh ip"in asıl anl am·ı " altınla süslemek "tir:

Meczeden ı62.

29 Mayıs

günü, stadyomda biz halka bir konser verdirdik . Orada bel­ ki yetmiş bin kişi vardı. Bütün tribunler ve saha doluydu. Orada şunu müşahede ettim. Cazından dansına. kahramanlık türkülerinden halk tiirkiilerine kadar her türlü sanatkarı yani doğu ile batıyı meczeden her ikisini de alkışlayan muhteşem bir topluluk gördük. Bu iirııekte "gördüm " denileceği yerde ' " müşahede etti m " de­ nilmesindeki tutuculuktan başka " mezceden" sözünün ' "meczeden " biçimine sokulması -ister kul lananın ister d izicinin yanlışı olsun-.. r ­ tık bu sözcüğün dil i mizde yeri kalmadığını gösteriyor .

İkamet -l-63 . I Şubat 1 986 akşamı tc/evizyonda kendı\iyle söyleşide bulunu/an bir

devlet görevlisi "ikamt'I · · sözcüğünü · 'ikamet " diye söyledi.


O\ IJ R . \ Si.\ / \ f{SO \

Sinı-i zer 1 464. Olnwdını mcliıııııı maim. riiıbcııin. 'inı-i /erin . N ey ze n Tevfi k üzerindeki b i r y a z ı da y u k a rı da k i yazımla verilen bir d i ıe-,i de yer a l maktad ı r . .. Si m · · g ü ııı ü � . . . 1.er .. altın deıııeı. olan

Far:-.,· a siizcüklerd i r . . . Sim-i ıer . . bi�· i ııı iııdeki y aı ı m . Farsça kurala gö re k u ru lmu) b i r ı a m la n ı a dı r : .. altının gümü�ü . . g i b i anlamsız b i r sözdü r . Doğ ru ya11m · · gümü� v e altın . . anlamına g e len · ' sim ü 1.er"dir.

Senin mezarın 1 465 .

Bir giin silinir senin mezarındaki namın Lakin seni ruhum ebedi yad eder ağlar. Recaiıade E krem ' i n b i r i nceleme ) apıtına alınını� o l u n bu bey­ . tinde . . seni n mezarın . . d i y e okunmu� olan Türkçe tanı l amanın doğru

o k unu � u . Farsça tamlama olarak " seng-i me z a rın "

( yani

met.ar ta­

şın)dır. Yanlı� okuyu� vez n i de hozmuştur. Vez i n " mef'ulü me fii i lü

meföilü fc lı l ü n "dür. Ahiren 1 466 . İki başbakan. resmi şahsiyetlain ahiren yaptıkları bazı beyanların iki

ülke ;ırnsırıdaki ilişkilerin gclişıııesiııc yardımcı olııımlığırıı iiziinlii ile karşıla1111�/ardır. İsviçre ' ni n Davos kentinde Tii rk ve Yunan ba�bakanlarının gö-.

rüşmeleri sonunda hazırlanan b il d i r i y i te l evi zy onu mu z 3 1 Ocak 1 988 akşamı sayın Başbakanı m ız T . Özal ' ı n okuyuşu ile yayımladı . Sayın Başbakanımız - " ka r ibe n " g ib i - "ahiren" d iye okunması gereken söz­ cüğü - "dahilen" gibi- "ahi ren" diye okud u . Hatt-ı müdafaa

1 467 . Hattı müdafaa yoktur. sathı miidafaa vardtr. 2 3 N isan 1 98 8 a k ş a mı . saat 2 1 -2 1 . 30 arasıııda t e l ev i zy onda Kur­ tuluş Savaşıııı özetleyerek anlatan kişi . Atatü rk ' ün ünlü " hatt-ı

mü­

dafaa yoktur . sath-ı müdafaa vardır" sözünü " hattı müdafaa yoktur . sathı müdafaa vardır" biçiminde söy led i . " Hatt-ı müdafaa" ve " sath-ı müdaffaa" sözleri , Farsça tamlama kural ıııa gö re oluşmuş ad tamla­ mal a rıd ı r . " Savunma ç izgi s i " ve " savunma y ü z ey i " demektir. Ata­ türk 'ün sözü Far�ça tamlamal ıdır. Bunun söy l e n i ş i n d e vurgu birinci


OK UMA . YA/l\.JA . SOYL EMJ: Y A ı'<IL/.� L A R 1

:;6 _ 7

_______ _

hecelerde . yani " hat . . ve " sat . . üzerinde(1 ir. Sunucunun söylediği bi­ çimde ise v urgu ikinci hecelerde . yani · -tı . . . . . -hı · · heceleri üzerin­ ·

dedir. İ ki söy leyiş arasında anlamca bir ayrı l ı k görülemezse de sözün asl ındaki biçim bozulmuş oluyor.

Taksidi 1 468 . Priııı/criııiıı ilk raksidiııiıı çar�aıııba giinii akşamıııa kadar ödenmesi . . .

. . Taksit . . sözcüğü Arapçadır. Sonunda " t " bulunan Arapça her sözcüğün " t ' 'si çekimde " d " ye dönüşmez. Yazım Kılavuzumuzda da görüldüğü gibi doğru yazım " taksiti " dir.

Tereddüb ! 469 . Dilimizi de: en az dinimiz. en

az

namusumuz kadar koruyup onu eski

lctil feti. eski ahenk ı c zilrafcıi. kı vraklığı ve giizelliği. ihtişam ve şa­ şaası idndc mulıafazil etmek. dinine. diline ve milletine.bağlı her mu­ hafazak:ir ferdin iizerine tereddiib eden bir vazife olmalıdır.

Bu den l i " muhafazakar . . eski dile bu den l i bağlı olan yazar . ne

yaz ı k k i eski dildeki "terettüb" (terettüp) sözcüğünü yanlış yazıyor. ' " Üzerine terettüp eden " i n anlamı , " üzerine düşen" . " yapması gereken . . dir.

Mahfı

;

1 470 Faydalı çalı nıa k . insanların mahti için diişmanca çalışmak değildir.

. . M ahvı" biçiminde yazılması gereken sözcük . yanl ış yazılmış­

tır. Demek k i yazan böyle söylüyor.

Sahibatı nisfandan 1 -17 1 . Bir öliim duyurusunda gördüğiimiiz bu kalıplaşmış söziin doğrusu

· ·salilıat-ı ni.wandan · :dır. · ·Dindar kadınlardan · · demektir. Söyleni­ şini de yazılışını da beceremedikleri bu gibi yabancı sözciikleri niçin kullanır. giiliinç olurlilr?

Siizcük sonundaki "ayn (

"lar

A rapçada . . ayn harfi ünsüzdür: ancak Türkçe söy leyişte ve yazışta bir ünlü ile karşılanır: Aziz . in i l k harfi . . . şule " ıı in i k i n c i harfi . " ' mev k i " i n s o n harfi A rapça d a "ayn"dır. ··

Son harfi "ayın . . olan Arapça sözcükler Türkçe çekime giri nceı


l6H

OMl:R

A SJA1 A K SOY

ünsüzlüğünü gösterir. Örneğin Türkçe " inci " sfacüğü çekime g i r i n . c e ' ' i nciye . incinin . incisi · · olur: aıııa Arapça . . merci . sözcüğü " nıcr­ .. ciye . merc i n i n . merc i s i " diye çel-- ilmeı; · · merc ic merc i i n . merc i i . d iye çek i l i r . Yani sözcük sonundaki " ay ı n ' " harfi . gene l l ı k l e ünsüı görevi yapar. D i l i m izde sadece bi rkaç Arapça sözcüğün sonundaki " a y ı n " son harfi ünlü olan Türkçe sözcükler gibi çek i l i r : ' " Cami . . sözcüğü . " cam i ; " d iye de "camisi ' " d iye de söylenmektedi r . .

Aşağıya aldığımız iirneklerdeki . son harfi "a_v ın " l ı A rapça söz­

cükler, ( kullananların " ay n ' " ı n varl ığını bilmemelerinden) Türkçe \iil­

cüklermi� gibi çek i l m i�lerd i r . Doğru çekim ve söyleni�leri . yanı ba�larında ayraç içinde gösterilıııi�tir.

İrticaya, irticayı, irticanın 1 47 2 . Gürkan: Özal 'ın irticaya (irticaa olmalıydı! çocuksu yaklaşımı tehlikeli. 1 4'/J . Bu sırada yanındaki bir gazeteciye dönerek. "Bakın irticayı (irtacaı olmalıydı) nasıl anlıyorlar. Vatandaş da irticayı kaba kuvvet olarak anlamış " dedi. 1 474. Türkiye 'de irticanın (irticanın olmalıydı) ilk şehitlerinden olan Kubi­ lay 'ın mezun olduğu okulda öğretmenlik yapmaktayım. 1 4 75 . "İrtica "nın (irticanın olmalıydı) devlet içinde tırmanmasına ilişkin . . . . 1 4 76 . .Gerilik/e irticayi (irticaı o/malıydı) birbirine karıştırmamak lazımdır.

Mürtecinin 1 47 7 . Hu konuda derhal birleşmek ve mürtecinin (nıürteciin olmalıydı) oyunu kazanmak . . .

Mercinin 1 478 . Şikayet edeceğiniz mercinin (merciin olmalıydı) de iistünde bir mev­ ki sahibi ise . .

Mısraya 1 479. Koca ömür bir mısraya (mısraa olmalıydı) verilebilir.

Fecisine 1 4!\ı!. Bir gece, felaketin daha fecisine (feciine olmalıydı) uğradık.

Rücuya 1 48 1 . O heyecanlı zamanda ağzından kaçırdıklarının farkına varışı. adamı


OKUMA . YAZMA . SO YLEME YANLIŞLARI

269

rücuya (rücua oımalıydı) sevıcediyor.

Mevziyi

1 48 2. A rap Demokratik Pa[tisi

Tarabulus 'un doğusundaki Abu Samra ka

sabasında Tevdih militanlarına ait çok sayıda mevziyi (mevzn olma­ lıydı) ele geçirdiklerini bildirdi.

İknaya Onu İknaya (iknaa olmalıydı) çalışmış, başaramamıştı.

1 483.

1 484. (Filan

kişinin) Şah 'ı iknaya (iknaa olmalıydı) çalıştığı. . .

Sanayinin

1 485 . Doğal denge bozuklukları,

çeşitli bilim dallarının ilgisini çekmekte­ dir. Sanayinin (sanayiin olmalıydı) oluŞturduğu fiziksel, kimyasal sa­ kınca/arı ortadan kaldırmak için yeni yeni sanayi dalları oluşmaktadır.

1 486.

Hızlı bir sanayileşme, ağır sanayinin (sanayiin olmalıydı) gelişmesi­ ni de içerecektir. A ncak ağır sanayinin gelişmesinde kapitalist/erimi-

zin tam çıkarı yoktur.

1 487 . Motor sanayisi (sanayii olmalıydı) gelişmemiş olan memleketlerde. . . . . 1 488.

Bir yandan döviz kıtlığı. öte yandan enerji yetersızliği, yatırımlaq ve mevcut sanayinin (sanayiin olmalıydı) üretimini h ı?la düşümıektedir.,

Emrivakisi

1 489.

Bir arkadaşın emrivakisiyle (emrivakiiyle olacaktı) yönetim kurulı üyeliği yaptım.

1490. Bu emri vakiyi (emri vakii olmalıydı) en olumlu biçimde yürürlüğe' koymakta . . .

Tevazuyla

1 49 1 . Yazı dizısinin'genel havasına bakıyorum. Büyük bir tevazuyla (teva­ zııla olmalıydı) bu görevi yalnız kendi yaparmış hayaliyle yaşamış . 1 492. izleyenler,

alışılmışın dışında bir gerçek kibarlıkla . . . biraz çocuksu

tevazuyla (tevazula olmalıydı) insanı alabildiğine coşkulandıran bic açık yüreklilikle karşılaştılar.

mütevaziyim, mütevazıydı

1 493 . Ben çok mütevaziyim

(mÜtevazıım olmalıydı).

_


2 70

OMER ASIM AKSOY

1 494. En büyük üne kavuştu. Fakat hep mütevazıydı (mütevazıdı olmalıydı.) yedayı

1 495 . Vedayı (vedaı olmalıydı) müteakip yola çıktı *

mevzusu, mevzuya 1 496. Eserin mevzusu (mevzuu olmalıydı) . . . 1 497 . .Komisyon bu mevzuya (mevzua olmalıydı) ait bir rapor tanzim etti.

kaniyim 1 498. Kararın yerinde olacağına kaniyim (kaniim olmalıydı).

intifasma 1 499 Bedelsiz olarak başkalarının intifasına (intifaına olmalıydı) bırakılan ..

mal ve haklar. . .

Kısa sesleri uzun Uzuiı sesleri kısa söylemek Arapça ve Farsça sözcüklerde ünlüler ya uzun ya kısadır. Arapça "müsavi" sözcüğünün birinci hecesi kısa, ikinci ve üçüncü heceleri ' ünlüdür. Farsça "saye" sözcüğünün-birinci hecesi uzun, ikinci hece-. si kısa ünlüdür. Uzun heceleri kısa, kısa heceleri uzun söylemek yan­ . lıştır. Arapça ve Farsça sözcükler kullanmaktan vazgeçmeyen kimi kişiler, bu sözcüklerdeki hecelerin uzununu, kısasını iyi bilmedikle­ rinden söylerken yanlışlar yaparlar. Örneğin ' 'Ahi Evran' ' üzerine dinlediğimiz bir radyo konuşma­ sında " Ahi" nin kısa söylenmesi gereken "a". sesi uzatılıyordu. Yine radyoda, Hz. Muhammet'in yaşamı ile ilgili bir yazı okunurken " Hatemü'l-enbiya"daki uzun "ha" sesi, "haber" sözcüğünün "ha"sı gibi kısa söyleniyordu.

Kısa sözlerin uzun söylenmesine örnekler: Doğru söyleyiş 1 500.

Yanlış söyleyiş

Ayar

ayar

*Orhan Şaik Gökyay'ın Türk Dili, Şubat 1978'de çıkan ' ' B iz ne düşü görüyoruz" başlıklı eleş· tirisinde belirtildiği gibi Yahya Kemal 'in Mektuplar _ve Makaleler adı altında toplanan yazıların­

dan birı•ıde geçen "veda'a"d

"vedaya" diye yazılmış.


1 50 1 . hatıra

hatıra

1 502 . hibe

hibe

1 503 . hulasa

hulasa

1 504. kelime

kelime lisan

\ :'i 05 . lisan

m izah mükım münferiden m üsten iden müttefikimiz ruhsatiye

1 506. mizah 1 507. mukıym 1 508. münferiden 1 509 . müstenid".n

1 5 1 O. müttefikimiz

15l 1

.

ruhsatiye

1 5 1 � - sun 'i

sı1nf

Uzu n seslerin kısa söylenmesine örnekler:

Yanlış söyleyiş

Doğru soyleyiş 1513

cezaevi

cezeevi

ı 5 15.

hulasa

hulasa kazeden m ücedele seha

1 5 ı 4. adalet

adelet

ı 5 ı 6. kazadan

ı s ı 7 . mücadele 1 5 1 8 . saha

Yazım Kılavuzu 'nda uzun seslerin kimisi için im kullanılmışsa da bir­ çokları için kullanılmamıştır. Bu seslerin uzun oldukları ancak kulaktan öğ­ renilir. Biz yukarıda doğru söyleyişleri gösterirken, Yazım Kılavuzu'nda imli olmayan kimi seslere de -dikkati. çekmek için- im koyduk . Kimi sözcüklerin söylenişinde vurgu yanlışı d a yapılmaktadır. Ö rne­ ğin radyoda dinlediğimiz, tarımla ilgili kimi konuşmalarda ' 'mer'a" söz­ cüğünün vurgusunun "mer" hecesi üzerine verildiğini saptadık. Oysa vurgu "a" üzerindedir.

Halef-selef

J 5 1 9. B;ı.kanlar haleflerinden görevlerini devraldıkları zaman, önce bakan-

lık ileri gelenleri ile, sonra da . . . ile tebrikleşiyorlar. Bir bakanın "halef "i, kendisinden sonra gelen bakandır. Kendısinden önceki bakan ise " selef" idir. Bu nedenle yukarıdaki örneğin doğrusu şudur: "Bakaıilar, seleflerinden görevlerini devraldıkları za­ man . .

"

·


XXIII y ANLIŞ

ANLAMLA KULLANILAN OSMANLICA SÖZCÜKLER

Osmanl ıcadaki siiıcükleriıı· anlam ince l i k le r i n i b i l meyenler. onları ya

yanlış bir anlamla ya da kullanılması gereken ba�ka bir sözcük yerine kuı­ lanmaktadırlar. Ö rnekler: Mütehassis-müteessir 1 520 . . . . . Her büyük ailede olduğu gibi, iyi okumayan çocuklar da vardı.

Onların bu durumunu duyduğunda çok mütehassis olduğunu ve ba­ zen geldiklerinde onlara çıkıştığını haşladığını hatırlıyorum. 1 ) Mütehassis olmak, güzel bir duygunun etkisi altında kalmak, demektir. Burada belirtilmek istenen duygu ise üzüntüdür. Bu neden­ le " mütehassis" yerine " müteessir" denilmesi gerekiyordu. 2) Bu örnekte bulunan tümle� yanlışı için o ayrıma bakınız.

Kehanet-keramet 1 52 1 . Hacı Bayram Veli (Sultan II. Murat 'a) dedi ki "İstanbul "un zaptını

ne sen göreceksin ne de ben. Onu beşikteki şehzaderıiz Mehmet ile bizim köse Akşemsettin alacaklar ". Yirmi iki yıl sonra kehanet ger­ çekleşmişti.

"Kehanet", bir olayın gerçekleşeceğini önceden haber verme (fal­ cılık) demektir ki Müslümanlıkta haramdır. Müslümanlıkta bu tür haber vermeler evliya denilen ermiş kişilere özgüdür ve "keramet" diye anı­ lır. Bu nedenle Hacı Bayram Veli 'nin sözlerini "kehanet" diye de­ ğil, "keramet" diye adlandrmak gerekirdi. Adil-adilane 1522. Spor toto kolonlarını değerlendirirken hata yapan iki kızcağıza çok

acıdık. Yanlış değerlendirdikleri için ceplerinden para ödeyecek olan . bu memurelere ceza vermek belki doğru ama acaba adil mi?


��NUŞ ANLAMLA K ULLANILAN OSMA NLICA SÖZCÜKLER

2n

· · Adil · · , adaletle iş gören kişi demektir. örneğimizde adil olan " 'ceza vermek" olarak gözüküyor. Ceza vermek, kişi değil, bir ey0 !emdir. Bu nedenle ancak "adalete uygun' ' anlamına gelen bir belir-, tcç alır. Yani "adil " yerine "adilane" denilmesi gerekirdi. İbret-ders 1 523 . SODEP 'in daha birinci yaşında ilk gene/ kongresini yapışı ve örnek oluşu, demokrasiye umut yolunda önemli bir aşama olmuştur. Bun­ dan, öteki partiler ibret almalıdır.

" İ bret " , kötü sonuç veren bir olgudan alınan derstir. Burada ise kötü bir sonuç veren değil, izlenmesi gereken bir durum söz konusu­ dur. Onun için " ibret" yerine "ders" sözcüğü kullanılmalıydı. Miras-ilham 1 524 . (Ahmet Hamdi Tanpınar) Yahya Kemal Beyatlı 'nın öğrencisi olmıiş, şiirlerindeki titiz işçiliği ve müziği andan miras almıştı.

" Miras" (kalıt) ölen kişinin bıraktığı mal, mülktür. Tanpınar, Yahya Kemal'den önce öldüğüne göre, ondan aldığı titiz işçilik ve mü­ zik için "miras" sözcüğünü kullanmak doğru olmaz. " İlham" de­ mek daha uygun olurdu. Mahkôm-mecbur 1 52 5 . Drtadoğu 'nun anahtarı durumundaki Anadolu yarı�adasınının sahibi olan Türkiye, en kısa sürede sanayileşme aşamasını tamamlamaya,mah­ kümdur.

" Mahkum" , istenmeyen bir şey yapmak zorunda bırakılmış kişi demektir. Burada istenmeyen bir şey yapmak söz konusu değildir. Kul­ lanılması gereken sözcük, "yükümlü" , "yapmak zorunda" demek olan "mecbur"dur. Selef-halef 1 526. Sağlığı bozulan liderin (Brejnev 'in) selefi kim olacak.

Arapça olan "selef" , bir görevde bir kişiden önce bulunmuş olan kimsedir. Örneğimizde ise adı geçen kişiden önce o görevde bulun­ muş olan değil, kendisinden sonra o göreve gelecek olan kimse denil­ mek isteniyor. Kullanılması gereken söz'cük "halef" idi.


2 74

ÖMER A SIM A KSO t

Tahliyeler 1 52 7. Filistin 'li gerillaların· Beyrut 'tan tahliyesi devam ediyor.

1 528. Arjantin, İngiliz askerlerinin Falkland adasından tahliye edilmesini is­ temektedir

"Tahliye" , bir şeyi, -içindeki nesneyi dışarı çıkararak- boş du­ duruma getirmektir. Birinci örnekte Beyrut'un içindeki gerillalar çı­ karılarak Beyrut boş duruma getiriliyor. Yani dolu olan Beyrut'tur; gerillalar değil. İkinci örnekte de ada askerlerle doludur. Boş duruma getirilmesi istenen şey, askerler değil, adadır. Öyle ise birinci örnek­ te gerillaların, ikinci örnekte askerlerin tahliyesi söz konusu olamaz. Aşağıdaki örnekte doğru bir anlatım vardır. 1 529 . Tahliye edilen Libya elçiliğinden silah çıktı.

Ülkeden tahliye

1 530. İran 'da yabancıların ükeden tahliye edileceği bildiriliyor. Arapça 'tahliye" sözcüğü "boşaltmak" anlamına geldiği gibi di­ limizde ("tahliye-i sebil" yani yolu boşaltmak, açık tutmak'tan) tu­ tukluyu salıvermek anlamına da gelir: "Ev tahliye edilecek" dediğimiz gibi "mahkum tahliye edilecek"de deriz. Yukarıdaki örnekte bulunan "tahliye edilecek" , bu iki anlama da avkırı düsüvor. Yabancılar, tutuklu olmadıklarına göre onların ülke­ den çıkmalarına ya da çıkarılmalarına "tahliye" denemez. Bu nedenle "Yabancıların ülkeden tahliye edileceği" kullanımı da "ülkenin ya­ bancılardan tahliye edileceği " kullanımı da yanlıştır. teamül-temadi , temayül

J .5-3 1 . Gıda maddeleri fiyatları artmaya teamül edecektir. Gıda maddelerinin fiyatları yükselmeye teamül edecektir. Gıda maddelerinizin fiyatları yükselmeye teamül edecektir.

Yüksek düzeyde bir yöneticinin bir gazetede çıkan demecinde yu­ karıya aldığımız tümceler bulunmaktadır. Birinci tümce başlıkta, bir­ birine benzeyen ikinci ve üçüncü tümceler metinde geçmektedir. "Teamül " Arapçadır. " Halk arasında süregelen davranış, adete


A ı"VUS . \ Nl . A A 1 / A K ULLA N/LAN OSMA NUCA SÖ�CliK U:R

l 75

ve geleneğe yaklaşan alışkanlık" demektir. Eskiden "teamül şöyle­ dir, teamül böyledir" denilirdi ama hiçbir zaman "teamül etmek" diye bir söz kullanılmamıştı. Buradaki " teamül edecektir" olsa olsa "te­ madi edecektir", "devam edecektir" anlamına kullanılmış olabilir. Ancak "yükselmeye temadi edecektir" denilemez de "yükselmesi te­ madi edecektir" denilebilir. Kullanılmak istenen sözcük belki de " meyletme . yönselme" demek olan "temayül" idi . Osmanlıcayı bilmeyenler neden onu kullanmaya yelteniyorlar? İnkilap-intikal '.D2 (Filan kişinin)

en ciddi bir işini Arap harfleriyle gördüğü. ajans bül­ tenlerine inkilap etmemeliydi.

Buradaki " inkilap" yerine kullanılması gereken sözcük, " inti­ kal ' ' dir. Çünkü ' ' inkilap ' ' , bir durumdan başka bir duruma geçmek (dönüşmek} demektir. Süt mayalanırsa yoğurda inkilap eder. Yani sütün durumu değişir. Örneğimizcje, yapılan iş değişmiyor, sadece bir yerlere ulaşıyor. Bir yerden başka bir yere geçmek, Arapçada ' 'intikal " sözcüğü ile karşılanır: "Onun sözleri bana intikal etti" , " filan kişi ahırete intikal etti" tümcelerinde olduğu gibi. Görülüyor ki bu örnekte " inkilap" yanlış kullanılmıştır. ("En ciddi bir işini Arap harfleriyle gördüğü" sözü de, Birinci Bölümde ' T,..,z uk Anlatımlar" ayrımında ele alınmıştı). Tecviz-telif l 53<.

Mebus. bizzat giriştiği teşebbüslerle milletvekilliği ile tccvizi müm­ kün olmayan elfaz ve efalde bulunmuştur. _ _

"Milletvekilliği ile teC\'İzi mümkün olmayan" sözü, Osmanlıcada " milletvekilliği ile telifi mümkün (caiz) olmayan" biçiminde söyle­ nirdi. "Tecviz" caiz görme, sakıncasız bulma demektir. "Milletvekilliği ile bağdaştırılamayan söz" denilir, ama "millet­ vekilliği ile caiz görülemeyen söz" denemez. En doğrusu ise '.'bir mil­ letvekiline yakışmayan "dır. ("Bizzat giriştiği teşebbüsler", "elfaz ve efalde bulunmak" söz­ lerindeki yanlışlar başka ayrımların konusudur).


2 76

ÖMER A Sl.\1 A KSOY Sıhhi vergi

1 534. Türkiye "de gelmiş geçmiş hükümctlerin en büyük günahları sıhhi bir vergi ve bir para politikası takip edememiş olmalarıdır.

, ' 'Sıhhi" sözcüğü " 'sağlığa yarar· · demektir. Sağlık için yararlı olan bir vergiden söz edilemeyeceğine göre burada kullanılması ge­ reken sözcük · · sağlam . doğru . düzenli" " anlamına gelen " " sağl ıklı " " dır. Ümidvar kaynak

1 535.

Orman varlığı . Türkiycnin kalkınmasının en ümidvar kaynaklarından birini teşkil eder.

" Ü midvar'".sözüğünün sonundaki "-var"ı, yazar belki de Türk­ çe sanmıştır. Bu "-var" , Farsça ektir. " Ü midvar", "ümit eden, umutlu' " an­ lamına gelir. " Ü midvarım" . umutluyum, demektir. "Kişi ümidvar'" olur ama " kaynak ümidvar'' olmaz. Zammın sirayeti

1 536

.

.Memurlara yapılan zammın işçilere de sirayeti bekleniyor.

"Sirayet'" (en çok kötü şeyler için) buluşma, geçme. yayılma de­ mektir; "hastalığın sirayet etmesi" örneğinde olduğu gibi. Bu nedenle. "sirayet'' sözcüğünün örneğimizde yeri yoktur. Yazar, Arapça kul­ lanmayı seviyor ama, burada "teşmil ' · kullanılması gerektiğini bil­ miyor. En doğrusu; "işçilere de uygulanması " ' demektir. Zamma muhatap olmak

i 537 . . . . ayı .� onuna kadar· ödeyenler % 10 gecikme zammına muhatap ol­

mayacaklardır.

' ' Muhatap olma k " ' . ' " kar)ıya alınıp kcnd is;nc h itap edilmek . söz. söylenmek demektir. " , . . . ödeyenlerden gecikme zammı i stenmeye­ cektir, ·' . . . ödeyenler gecikme zammı vermeyeceklerdir' " gibi anla­ tımlar dururken, Osmanlıcanın saygın olduğu çağlarda bile kullanılmamış olan bir anlatım kalıb ı ortaya çıkarmak yersiz ve çir­ kin birşeydir. Dağlardan mütehassis olmuş

1 538.

Kolonel, Çukurovayı metheder ve kitabını şu cümle,ile bitirir: "Ki-


YANLIŞ A�LAMLA !i_U_LLANILAN OSMANLICA SÖ7CÜKLER

277

Jikya bir Mısır'dır. Hem de Alp ']eri ile birlikte ". Kolonel, Mısır 'ın cehennemi bir çöl durumuna mukabil Çukurova 'nın üstünd�ki Toros dağlarından pek mütehassis olmiış olacak ki onları A vrupa 'nın meş­ hur Alp dağlarına benzetmiştir.

"Mütehassis" sözcüğü yerinde kullanılmamıştır. İ nsan, güzel bir davranıştan "mütehassis" olur (duygulanır) , ama dağdan mütehassis · olmaz; hoşlanır. Civarında 1 539. Bu yazıyı geceleyin dizgiye vermiştik. Sabahleyin de bu konu civa­ rında sinema artistlerinıizle telefon muhaberesine devanı ediyorduk.

"Civar" , yöre yakın yer, dola'y denmektir. eskiden "bu civar­ da, evin civarında" gibi yerlerde kullanılırdı . Son zamanlarda "yak­ laşık olarak" anlamına-da kullanılır oldu: "Filan yerin nüfusu 300.000 civarındadır", "her yıl. . . . . tön civarında kömür tüketilmektedir ' ' gibi . Dahası , zamanı belirten saat için de "üç, üç buçuk civarında" denili­ yor; " sıralarında" demek dururken. Bu yersiz kullanışlara, bir der­ gide çıkan, yukarıda gördüğünüz yazı da yeni bir örnektir. Osmanlıcada "bu mevzu hakkında" , "bu mesele etrafında" vardı. Aynı a nlamda­ ki " hu konu civarımla"ya · ·yeni Osmanl ıca" ( 1 ) demek gerek . " konu "

ile civarında"nın bir arada kullanılışı da ayrı bir pürüz. Neden "bu konu üzerine" denilmiyor? Ziraat yetişmeyen

1 540. Bölgesinde başka ziraat yetişmeyen Anadolu 'mın birçok yerlerinde hu­ bubat ziraatini takviye etmek nı�cburiyetindeyiz.

. Bu örnekte iki kez geçen "ziraat" sözcüğünden ikincisi doğru ola­ rak "ekip biçme" anlamına kullanılmıştır. Ancak birinci "ziraat" ye­ rine "ekip biçme"yi koyarsanız "ekip biçme yetişmeyen" gibi gülünç bir söz ortaya çıkar ve buradaki "ziraat"in yanlış anlamla kullanıldı­ ğı, kullanılması gereken doğru sözcüğün "hububat (tah• ' ı" olduğu he­ men anlaşılır' ' . Çorbaya ibretle bakmak 1 54 1

.

ve

h ııhııh:ıt 111 domates lezzet i ile karıştığı

bu çorbaya yabancı­ lar bile ibret ile bakıyor ve onu uzun uzun methediyorlar. Yoj!ıırt

Bu 'al ı rlar tarhana <;orhası

i<;in yazılmış hir yazıdan alınmıştır.


:!78

ÖMER ASIM AKSO Y

" İbret " , kişiye doğru dav ranış yollarını öğreten olgudur. Bura­ da yanlış bir anlamla kullanılmıştır. Tarhana çorbasını daha önce gör­ memiş olan kişi ona ibretle değil, olsa olsa hayretle ya da hayranlıkla, ilgiyle, gıpta ile, imrenerek . . . bakar. Eleştirimizi biraz daha derin­ leştirirsek, kişinin çorbaya bakmasını da yad ı rgarız Yazar, bu çor­ banın "yapılışını seyretme "yi amaçlamışsa başka. .

("Yoğurt ve hububatın domates lezzeti ile karıştığı bu çorba " sö­ zündeki çarpıklık, Birinci Bölümün "'Bozuk Anlatımlar" ayrımında açıklanmıştır). Karun sahibi 1 542 . Yiğit kuşçubaşı. bana kıyma. seni mal içinde karun sahibi ederim.

" Karun", Musa peygamber zamanında yaşamış çok zengin bir kişidir. Bugün, bir kimsenin çok zengin olduğunu anlatırken de "Ka­ run gibi" deriz. Şu duruma göre "seni Karun gibi zengin ederim " denilebilir; ancak " karun sahibi ederim " denilemez. Denilirse Ka­ run, " hazine" anlamına kullanılmış olur. "Mal içinde" sözü ise büsbütün gereksizdi r . Durmağa muvaffak olmuş 1 543 : (Hareket eden frensiz otobüs. önündeki arabaya çarpıyor. onu ileri fırlatırken kendisinin hızı azalıyor. Öndeki araba fırladığı yerde kalı­ yor. Hızı azalan frensiz otobüs) bu arabaya ikinci defa çarparak dur­ mağa muvaffak olmuştur.

"Muvaffak olmak" (başarmak), yapmak istediği işi, istediği hi çimde bitirmek , elde etmek demektir ki carrl ılara özgü bir eylemdir . Frensiz otobüsün böyle bir iş yapmak istemesi söz konusu olalııaz,. Bu nedenle . " muvaffak olmu,;ur" sözü yanlış kullanılııı ışıır . Anla­ tım. "bu arabaya ikinci kez çarptıktan sonra durmuştur" ya da " an­

cak bu arabaya ikini kez çarptıktan sonra durmuştur" diye düzelti­ lebilir.

Hırsızı ihtar 1 544. (Başlık:) Hırsızı ihtar eden bekçi vuruldu. (Altındaki yazı:) Çiftçi mallarını koruma bekçiliğini yapan Hani­ fi Doğan. fıstıklıkta dolaştığı sırada meçhul bir kişinin fotık topladı-


ğını gördü. Bekçi. meçhul hır•, , 'ı ih . . r edince açıfan ateş soı,'.•cu vurularak yaralandı. " B i r durumu ihtar etmek" olur. Çünkü " ihtar · · hatırlatmaktır. B i r k imseye bir şey h;ıt ı rlatılır. Ama b i r kişiyi ihtar etmek" olmaz. Ancak "bir kişiye ihtar etmek " ' n!abi l i r. " İ ht ar " yerine . uyarmak de­ mek olan " i kaı" kullanılsaydı yanlış söz konusu olmayacak t ı .

Biri � ekdiğerinin 1 545 . Muhafazakar ve mürteci: Bu iki kc/in;e. biri yekdiğerinin yerine isti­

mal edilmiş olan ve birbirinden ayırt edilemeyen mefhumlar ara­ sındadır. · · Yekdiğerinin

..

birbirinin demekti r. " Bi ri yekd i ğerinin . . sözün­

deki ' ' biri" gereksiz . Ya sadece "yekdiğerinin" ya da "biri diğerinin" denilmesi gerekird i . Daha doğrusu ise " bi rbirinin" demekti r .

Menfi duygularla mütehalli 1 546. Bütün bu yazdıklarım, hakikatlerin ifadesi olarak . . . Partisinin millete

karşı tam manasıyla menfi duygularla mütehalli olduğunu gösterir. Arapça olan · · ıııütehal l i · duyguları

\C

·

,(ı-,fenııı iş demekt i r . Eskiden güıel

olan f. i ımclerc "hu d u y g u l a r ve huylarla

huyları

ı ı ıütehal l i ' · deıı i l i nl i . Y u karıd. . ise " ıııiitehal l i " siizcüğü kiitü duygu­

lar için kullanılmıştır. Bu gibi gülünç örnekler. Osmanl ıca kul lanma­ ·ya özenen kimseler için uyarıcı bir ders olmalıdır.

Lahdi toprağa vermek 1 54 7. Merhumun lahdini böyle hazin fakat hürmetkar b.i r törenle toprağa ver­

miştik. " Lahit " . kenarları karki r , üstü taş ya da ç imento ile örtülü me­ zard ı r . Bundan da anlaşıh.cağı üzere lahit toprağa verilmez: toprdğa veri leıı -Osıııanl ıcasıyla " naa{ ' . yani iilünün cesed idir. Görülüyor ki " lahi t " yanlış anlamla kullanılmıştır.

Hizmetin kefareti 1 548 . Yüz bin lira değerindeki ba.\İt villa, (Cemal Gür.\el 'in evı) silahlı kuv-

VetJerdek İ O(LJ7 fiC'.._ faretidir.

\.1�'•

:,

."İk r-ı rfa k f'cJ k L (

:· · -

..

"'


ÖMER ASIM AKSOY

"Kefaret" , işlenen bir günahı affettirmek için verilen sadaka ya da tutulan oruç demek olduğuna göre bu villayı parlak hizmetin kefa­ reti diye nitelemek büyük yanlıştır. İla en çok

1 549 Yenişehirde yaptırılan lüks karkas apartmanların metrekaresi 380 ilii en çok 450 liraya mal olmaktadır.

Bu örnekteki "ila en çok" kullanımı yanlıştır. " İ la" Arapçadır "-e değin" demektir. "380 ilil 450" denilseydi, en çok miktarın 450 olduğu anlışılırdı; çünkü bu söz "380'den 450'ye değin" demektir. Bu nedenle "en çok" sözü gereksizdir. "en çok" kullanılacaksa "ila'­ 'ya gerek yoktur: "en az 380, en çok 450" denilir. (Bundan önceki ayrımda verilen " ilii" örneğine de bakınız) . Hikmeti vücutlarıyla 1 550.Böyle/eri. sadece bütçeyi kemirmekle kalmıyorlar, aynı zamanda hik­ meti vücutlarıyla bizim için dışarıda fena propaganda örneği oluyorlar.

" Hikmeti vücut " Osmanlıca söz kalıplarındandır. "Var oluşun nedeni" "bulunuşun inandırıcı dayanağı " gibi anlamlara gelir. Sözgelişi bir işyerinde yabancı dilden Türkçeye çevirme işi sona ermişse o işyerinde çevirmen bulundurmaya gerek kalmaz. Buna karşın çevirmenin görevine son verilmemişse "bu kişinin hikmeti vücudu nedir" diye soruluı'. Örneğimizde, bizim için kötü propaganda olan "kişiler" amaç­ lanıyor. Oysa "hikmeti vücutları" (bulunuş nedenleri)nın kötü pro­ paganda olduğu söyleniyor. Bu, söylenmek istenenden başka bir şeydir: "Kişi " yerine "kişinin bulunuş nedeni" deniliyor. " Hikmet ' ' kaldı­ rılırsa. anlatımdaki sakatlık düzelmiş olur: " Böyleleri . . . vücutlarıyla (varlıklarıyla) . . . fena propaganda örneği oluyorlar' · . Daha düzgün bir anlatım için "hikmeti vücut"u bütünüyle kal­ dırmak gerektir: " Böyleleri kötü propaganda oluyorlar" . Kasda mahsus 1 55 1

.

Mahkemeye verilen dansözün çırılçıplak kalmasının bir kasda mah­ sus olup olmadığını anlamak için olay yerinde keşif yapılmıştır.


YANLIŞ ANLAMLA KULLANILAN OSMANLICA SÖZCÜKLER

28 1

Osmanlıcada " kasda makrun" diye bir söz kalıbı vardır; " kasıt­ lı, bir maksatla yapılan" demektir. Yazar bunu işitmiş ama iyi öğre­ nememiş olacak ki " kasda mahsus" diye yanlış bir söz kullanmıştır. Osmanlıcada bir de " kasd-ı mahsus" vardır ki "özel bir maksat" de­ mektir. Yukarıdaki tümce bu kalıpta yazılmak istenmişse şöyle ola­ caktı : " . . . çırılçıplak kalmasının kasd-ı mahsus l_le yapılıp yapılmadığını. . . ' ' . Kısacası " kasda mahsus" diye bir söz yoktur. Bu minval üzerine 1 55 2 . Tali komisyon 6- 7 Eylül olaylarının hükümeı tarafindan tertip edildi­

ği kanaatine varmıştır. İddianame bu mival Üzerine hazırlanmaktadır.

"Bu mival üzerine" sözünün doğrusu bu "minval üzere"dir. "Bu tarzda bu yolda" anlamına gelir. Birtakım sözlerden sonra kullanılan "bu minval üzre" şu kavramı verir: "Sözü uzatmaya ve tamamını belirtmeye gerek yok; arkası da bu biçim' ' . B u açıklamaya göre ' 'bu minval üzerine" sözü "bu minval üzere" diye doğru da yazılmış olsa yine yerinde kullanılmış değildir. Yerin­ de kullanılmış sayılabilmesi için iddianameden kimi parçalar aktarıl­ malı ve "daha buna benzer sözlerle" yerine · 'bu minval üzere" denilmeliydi. " Bu minval üzere hazırlanmak" da olmaz. "Bu minval üzere sürmek" olur. Tü mireved-tü mirevi

1 553 . İn reh ki tü mireved be- Türkistanest. " Tanınmış, yaşlı bir yazar "Dil meselesi ve yarcsi" başlıklı yazı­ sında öz Türkçe, arı Türkçe akımını, "felaket" saymış ve nereye git­ tiğimizi bilmediğini belirttikten sonra yukarıdaki Farsça dizeyi yazmıştır. Ne var ki bu Osmanlıca savunucusu, Osmanlıcaının üç aya­ ğından biri olan Farsça'da yaya olduğunu ortaya koymuştur. Yukarıdaki dize Şeyh Sadi'nindir; ondan önceki dizesiyle bırlik­ te doğrusu şöyledir: Tersem neresi be-Kabe ey A rabi in reh ki tü mirevi be-Türkistan 'est. * Burhan Felek.


ÖMER ASIM AKSOY

Anlamı şu: "Ey çöl Arabı, korkarım ki Kfibe'ye erişmezsin. Çün­ tuttuğun yol Türkistan'a gider" .

Yazar, yararlanmak istediği Farsça dize ile iki yanlış yapmıştır. Biri "m:revi " sözcüğü yerine "mireved" koyması: Farsçada "mireved ' ' var ama "gidiyor" demektir. Yani "tü mireved"in Türk­ çesi "sen gidiyor" dur ki yanlışlığını açıklamaya gerek yoktur. "Sen riJiyorsun"un Farsçası "tü mirevi"dir. İkinci yanlışı, dizeyi duruma uygulamakla yapmıştır. Bu da bir düşünce çarpıklığ·dır: Yazar, Arabistan'a gitmek gerekirken Türkis­ tan'a yönelmeyi (Arapçası baskın olan Osmanlıca yerine Türkçeyi ge­ liştirmeyi) korkulacak bir eylem saymıştır; bu dizeyi espiri gibi kulanarak.


xxiv

OSMANLICADAKİ KALIPLAŞMIŞ SÖZLER Osmanlıcada yüzyıllar boyunca kullanılmış Arapça. Farsça yalın söz­ cüklerden başka ekli sözcükler, bileşik sözcükler, Arapça ve Farsçanın ku­ rallarına göre yapılmış tamlamalar, tümceler, kısacası yabancı "söz kalıpları" da vardır. Bunların sayısı da binleri bulur. Günümüzde artık kullanımdan düşmüş olan bu sözlere. kend ilerini es­ ki bağlardan kurtaramamış kimi kişilerin yazılarında ara sıra rastlannıak­ ta,dır. Aşağıda bunlardan ve bunların kullanıldığı yazılardan örnekler sunuyoruz: Ahüd:ı ıı . ahrCı. üğu�. üreuıı .

asude. bed�h1. heray . bünyan, buy , cedid,

<lamen. derağuş. eşk, evla, gir1ban, güzeşte, hahiş, ısga, ibtihac, ibtilii, ibzal icazet. ihticiic,

ihtirak, iktisab, infi sal . in' itaf, inşirah, irtihal , is­ keenne , keza, mahrukat, menkul, mergub, merkum,

t i rdad . isticvüb. ittisül .

mezkur, muhavere, mündemic, müsteb'ad, müteaddid, nehari, paymal , pe­

nah, peyam, pür, seza, suılbet, şebmen, tafviz, tarik , vahi, vikaye, addet­ mek . ahzetmek , ıtlak olunmak, ıttıla kesbetmek , ibtidar olunmak, ictinab

etmek. ihya etmek, iktiham olunmak, iktiran etmek, imrar etmek, irae et­ mek, irsal etmek, isal etmek, izam etmek, istihare etmek, istinkaf etmek, i�aa etmek. iş 'ar etmek , 1ta etmek, kıraet etmek, mümaşfü etmek , serfüru etmek. şitab etmek . . tağyir etmek , tebaiyyet etmek. tecviz, teemmül etmek. tehaffuz etmek, tethim etmek. tekasül göstermek , tefahhus etme k . tevag­ gul etmek, vusul bulmak . . . alelade, alehusus, alel 'imiyya, alii kaderilistitaa, alii meleinnas, alelu­ sul, arzı iftikar, an karib, an samimilkalb, badema, bean şert k i ., beheme; hiil, ber minvali sabık, bertaraf etmek , ber vechi ati biavnillahi tea1a, biey­ yi hiil, binaberin, b inaen aleyh, bizatihi, derpiş etmek, destres olmak, dür ü diraz, ez dil ü can, farzı muhiil, ferden ferda, fima ba'd, fi sebilillah, fi yev­

mına haza, hasbunallah, hayyizi husus, herçi hadabad, hini hacette, hüsnü­ amiziş, ıgmazı ayn. ifadei mafizzamir, ifatei zaman, ila ahirihi, ilii cehen­

neme zümera, ila nihaye, ilel 'an, it'abı zihn, kaydı ihtiraz!, keen lem ye-


ÖMER ASIM A KSOY

:!84

kün, kemii fissabık, kemiikiin , kellim kellim liiyanfa, keyfe mii yeşa, kezalik, kıyl ü kal . kut layemfıt, liialettay in. la rahate fıddünya, laşey mesabesinde. liiyuad velii yuhsii, la yüsel amma yefam, ledeliktıza mak'ad, makbul, ma­ dun. mafevk , miiliiyanl, mamafih , mamelek. mavuzıa leh. meskatı re's. meh­ mii emken, minelbab, ilelmihrab, min gayri haddin, rnin_ küllilvücuh, muhtelefün fıh, mukabele bilmisl, mumaileyh, münazaun fih. müşarun ile­ yah, müşkilpesend, mütesariülfesad, müttefakun aleyh, nefsi mü_!.ekilim vah­ de, numunei imtisal , re'yelayn, salifüzzikr, seddi ramak, sübhanallah, sümmettedarik, şakkı şefe etmek, tahdişi ezhan, taksimi amal, tatili aş�al , teklifi mala yutak, telafi mafat , teşriki mesai. tevhidi tedrisat. ve illa tela ve helümme cera . . . . Allah alem bissavab, el ' aceleütü mineşşeytan vetteenni minerrahman. el'iirifü yekfıhil' işare, el-badi azlam, el'emrü fevkaledeb, elintizar eşedd minenniir, elkanaatü enzün la yüfnii, elmukadder la yugayyer, ennecatü fıssıdık, errizk, alallah, essabr miftahul ferec , essulh, seyyidül'ahkam, hasbünallah ve nimelvekil, hayruttaam mahazar, hayrül 'umur evsatuha. innallah ma­ assabirin, inna lillah ve inna ileyhi raciıın; lii havle vela kuvvete illa billah, la rahate fiddünya. layalemülgayb illallah. leysel haberi kelayen, men dalb­ ka duka, men sabere zafer, mine! kalbi elkalb sebilii, sahibülbeyt liiyük­ rem, selametül insan fi hifzıllisan, şereflümekiin bilmekin, mütevekkilen

alallah, üzkürfi mevtaküm b ilhayır, ve minallahittevfik, yevmün ce� id rız­

kun cedid . . .

Bu sözlerin kullanışından örnekler de görelim:

İşkenceye tabi tutulmak 1 554. Diyotinde can verenlerin, idam edilenlerin, odun üstünde yakılanla­ rın, insanlık dışı işkencelere tabi tutulanların eserleri, düşünceleri, in­ sanlığa, insanlığın mutluluğuna ışıklarını serpti. 1 555 . rşkenceye tabi tutularak şehit edilmiştir. Bu anlatımın Osmanlıcadaki yaygın biçimi " i şkenceye maruz bı­ rakılarak . . . "tır. Ancak "işkence edilerek" , "işkence ile" denilse daha kısa ve daha güzel olmaz mıydı? Bir de " işkenceye tabi tutularak "ın sözde Türkçeleştirilerek kul­ lanıldığı şu örneğe bakalım:


( JS.\ 1. \ .\ UC \ /J \/..:! f\ . \ UP/. \ S.\l/S SO/C{ 1\ U:R

1 556. Mithar Pa�a da v a mıda . Ahdülhmııit 'in isteği üzerine ıkrara zorlanan .

Pehlivan Mustafa ve (arkadaşları) kızgın soha üzerine oturtularak. iş­

kenceye uyruk tutulmuşlar. i.�tcnilen elde edilince de özgürlük kalını­ mam Pa�;ı lıükümlcmlirilmiştir.

Buradaki " iş kenceye uyruk tutu larak . . da yan l ı ş ve ç i r k i n h i r çe­ v i ridir . (Bu örnek. Birinci Bölümün "Çev i r i Kokan Sözcükler" ayrımında da görü l müştür) .

Tabi tutulmak 1 55 7 .

Eğitim Enstitüsünde 8 1 6 öğrenci. fıızlandırılmı� eğitime ıa h i

tu-

tulacak. Bu örnekteki "tahi tutulacak" . Osmanlıca d i l anlayışına göre doğru kullan ı l mıştır . Ne var ki Türkçe olarak daha kısa söylenebilird i : · . . 8 1 6 ·

öğrenc i . hızland ırılnıış eğitim göreLek · · ya da · · . . .

land ı r ı l nı ı ş eği t i m uygulanacak . . .

.

8 1 6 öğre nciy e hıı­

Bertaraf etmek 1 5 5 8 . Bizce gecekonduhırın cvihcsini bertaraf etmekle hu fıadisn i

ra\\ < >­

nel bir _, ııreııc iinlcmek imUnı pek zaif olsa gerektir.

" yok etmek . . . " ortadan kaldırmak . . anlam ı ­ na k u l l an ı l an b i r kalıptır . Farsça " her" i l e Arapça "taraf" hir a ray a . . Bertera f e t m e k . . .

getirilerek yapılmışt ı r . " Et m e k " s i z " bertaraf" sözü de " h i r yana " .

" şöyle dursun" anlamına kul l anı l ırdı : " Lati fe bertaraf. �unu sii y l e ­

nıek istiyoru m k i . . . . . gibi . (Örnekteki a n l at ı m

çcl i �kisi . B i rinci Böl ümün "Çel i�crı S<iz k r "

ayrı m ında gi i rü l m ü� t ü r ) .

1 5 59 . Şehrimize gelecek olan ıııisalirlcrin ağırlanmasına fıazırlanılmakıadır.

Bu kabilden olmak ıiın'l' �chinle/.. i yedi okııl ıafıliyc cdilmc_ı c ha � l: ın ­ .

ıııı�tır.

Bu ya11da geçen "hu ı..ah i lden ol mak üzere" yerinde ı.. u ı ıa n ı l ­ ıııamışt ı r . Osma n l ıcad a k i . . hu cümleden o l m a k üıere . . i l e karı ;, t ı rı 1 nı ı ş . o anlamla k u l l a ıı ı l ııı ıştır.


(),\ JJ:H

\ S i.\ !

\ ,J., Sı n

Bu cün,lcden olarak 1 560 . l 50-200 seneden beri el süriılmenıiş olan Topkapı Sarayı 1.i!ip kuyu­ sunun bir haftadır kar;.�tırılıp temizlenmesi neticesinde ban kıymetli eserler meydana çıkar, /ıııakwdır. Bu cümleden olarak dün de çiip ku­ yusundan bir flrıize ; /Ük. çıkanlmı.)lır. · · Bu cümleden ol: ;!,, k ' ibı . "bu tümden hir pan;a olarak . . · · -.ii,1 . konusu işin. durumun ııir örneği olarak · · . ' ' Bunlar arasında ><1y ı l ıııak . üzere . gihi bir kavram hildirir. Buna giire yukarıdaki "hu cümleden olarak" yerine · ' sözgcli�i . . . "nitek i m " . "örneğ i n " kul larıı labi 1 i r. . .

1 56 1 . . . Otelinde adıma tahakkuk ettirilen miktar. bizzat tarafiım/an daha önce ödenmiştir. Bu ciimled,·n olarak tahakkuk ettirilen bir borç içiıı de :;;ahsıma herhangi 'ıir ya/ı yazılmamıştır. .

Bu iirnektcki "hu cüıııL:dcn ularak ' ' . kendi anlamıy l.ı kullanıl­ mamış . " hununla ilgili olarak" anlam ına kullan ı l m ıştır . (Örnekte. haşka anlatım .;akat l ıkları da vardır: Birinci tümce · · . . . parayı daha iince iidemi ştiıı · biç i m i nde düzenlenmiş olsay d ı . · ·hiı­ ·

zat tarafımd;;n" gibi siizcükiere yer verilmemi� olurdu . İ kinci tümc.:­ Jeki " şahsı ma " , neden " bana" deği l 'l)

1 562 . Halk eğitimi faaliyeti devan: etmektedir. Bu cümleden olarak (şu . şu

işler yapılmaktadır). Buradaki " b u cümleden olarak" yerine "bu çalışmalarla ·bu <;a­ l ı şmalar arasında" den ılebi : i r.

1 563 . Eğitim faaliyeti cünılesindı.'11 olmak üzere . . . B u örnekteki " . . . cümlesinden olmak üzere" yerine . . . . . çal ış­ malarından olmak üzere" konulab i l i r. Ancak son i k i örnekteki · hu cümleden olarak " ı ıı kullan ı l ı � ı . Os­ manl ıca bak ı rn ı ııdan doğrudur.

'l\ �kil etmek 1 564. Bazı üyeler. yürüyüşün esas mabadı olan sindirme ve yıldırımının kongreye saygısızlık teşkil ettiğini söylemişlerdir. "Oluşturma k " , "meydana getirmek" demek olan "teşkil etmek" kal ı b ı . bu örnekte görüldü�ü gibi . k i m i yazılarda. doğru Osmanl ıca-


OSMA NLICA "DAKI KALIPLAŞMIŞ SOZCÜKLER

287

ya da uymayan bir kullanışla yer almaktadır. Yukarıdaki "teşkil ettiğini . . yerine ' "oluşturduğunu .. koyamayız. doğru anlatım şudur: . . . . . kongreye saygısızlık olduğunu söylemişlerdir . . "Teşkil etmek"in, çoğunlukla, birkaç şeyi birleştirerek oluştur­ mak demek olduğu da unutulmamalıdır. 1 565 . 'Büyük Washington yürüyüşü ", siyahların ihtilalinde bir dönüm nok­

tası değilse bile yeni bir safhanın başlangıcını teşkil edecek niteli dedir.

Bu tümcedeki ' "teşkil edecek" , yukarıdaki gibi "olacak . . ile kar­ şılansa anlatım daha doğru ve güzel olacak: ' ' . . . yeni bir safhanın baş­ langıcı olacak (sayılacak) niteliktedır' ' . 1 566. Dil meselelerinin esasını, yüzyıllar boyu devam eden yazı

ve konuş­ ma dilleri arasındaki ayrılığın kaldırılması teşkil etmektedir.

" Dil meselelerinin esasL . . ayrılığın kaldırılmasıdır" denilse, an­ latım daha güçlü olmaz mı? "Teşkil etmektedir" kalıbını kullanma tutkusu . ya Ja alışkanlığı, Jolambaçlı bir yol izlemekten başka nedir? 1 56 7. Okuyucularımdan zaman zaman aldığım mektuplarda sıkıntılarından

şikayet edenler çoktur. Son aldığım bir mektup tipik bir örnek teşkil ettiği için aşağı alıyorum.

Buradaki "teşkil ettiği" de "olduğu" ile değiştirilirse anlatım daha yalın olacak ve tümce gereksiz bir yükten kurtulacak. 1 568 . Yurdumuzda arsa, yapı maliyetinin % / O "u ile % 50 "si arasında önemli bİr pay

teşkil etmektedir.

Bu örnekte "teşkil etmektedir . . ne denli eğreti ise yerine Türkçe karşılığı olan "oluşturmaktadır. . sözcüğünü koymak da o denli yer­ siz olacaktır. Tümcenin güzel Türkçesi şudur: "Yapı maliyetinde ar­ sanın, % 1 0 ile % 50 arasında önemli bir payı vardır.

1 569 . iki kıtanın birleştiği yerde bulunmak . İstanbu/ 'un müstesna coğrafi vas­ tinı ve hususiyetini teşkil eder.

Buradaki " 'teşkil eder . . de yersiz kullanılmıştır. Yerine "meyda­ na getirir . . . ' "oluşturur .. konulamaz. Tümce şu biçimde olrııalıyJ ı : " İki kıtanın birşletiği yerde bulunmak İstanbul "un müstesna coğrafi . bir hususiyetir" . 1 570. Ekserisini Anadolu "dan şehrimize iş bulıııağa gelip de aç kalanlar tc�kil etmektedir.


2HH

OMER A SIM A KSOY -----

" "Teşkil etmektedir" yerine · ·oluştunnaktadır" demek de olur ama daha kestirme anlatım. "ekserisi . . . �ç kalanlardır" değil mi?

Tarafından 1 5 7 1 . Bir söz, okuyan ve dinleyen tarafından an/aşılıyorsa . . . 1 5 72 . Hiç gelişmemiş memleketlerde nasıl bir uyanış olduğu herkes tarafın­

dan bilinmektedir.

"Tarafından" sözcüğünü Türkçcl�tirmck için dilimizde iki yol vardır: Biri "tarafından" yerine " -ce" kullanmaktadır. Buna göre yu­ karıdaki örnekler şöyle olur: "Bir söz okuyan ve dinleyence anlaşılı­ yorsa" . " . . . olduğu herkesçe bilinmektedir· · . İ kinci yol . tümcedek i edilgen eylem yerine etken eylem kullanmaktır. Yani yukarıdaki tüm­ celere şu biçimleri vermektir: "bir sözü, okuyan ve dinleyen anlıyor­ sa . . . ' ' , '' . . . nasıl bir uyanış olduğunu herkes bilmektedir. ' ' 1 5 73 . İncirlik üssünde yoğun bir faaliyetin başladığı, Dışişleri yetkilileri ta-

rafından doğru/anmıştır.

" Y u karıda gösterdiğimiz iki yolu bu örneğe de uygulayal ım: a) . . . başladığı Dışişleri yetkililerince doğrulanmıştır. b) . . . başladığını Dışişleri yetki lileri doğrulamıştır. 1 5 7 4 . A naya.;a ( 1 96 1 ) . Madde 6- Yiirütmc gı'ircvi. kanunlar çcn;cvesindc.

Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu Tarafindan yerine getirilir. 1 5 75 . A nayasa ( 1 96 1 ) . Madde 1 2 1 - . . . Devlet taratindan kurulan veya Dev­

letten mali yardım olan haber ajanslarının tarafsızlığı esastır.

Bu maddelerdeki " tarafından " lar da, daha önce gördüklerimiz gibi, iki yolla Türkçeleştirilebilir. Madde 6'dak i : a ) Yürütme görevi , kanunlar çerçevesinde. Cumhurbaşkanı v e Ba­ kanlar Kurulunca yerine getirilir.

b) Yürütme görevi n i kanunlar çerçevesinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar K u ru l u yerine getirir. Madde 1 2 1 'deki : a ) Devletçe kurulan veya . . .


< 1.\ \ i \ \ / /C\ ·n \ /..:/ /-.. . \ U/'L \. \ .\ l /S .\( )/( ·ı /-.. I U�

b ) Dev 1 et in-Mı-ffitıgtı veytı . . .

"Tarafından" y·erine "-ce" "eliyle"

.

. Anayasa ( 1 96 1 ) kimi maddelerinde " tarafından . yerine . -ce ya da "el iyle . . kullanılmıştır . Örneklerini aşağıda veriyoru z . \ S7 6 .

M:ıdd,·

patılır.

1 9- . .

..

,.,. ,j_ı ;ı,j parı ilcr /\ııaya.'iı Ma/ıkcmc.,iııcc ll' m cll i ka­

1 5 7 7 . Madde 64- . . . mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yeri­ ne gctirilme.o;ine kar:.ır vermek . Türkiye Büyük Millet Meclisinin yet­ kilerim/endir.

Bı.: maddelerde " tarafından . . yerine . . -ce . . kullanılmış olduğu gii­ rülmektedir. 1 5 7 8 . Madde 1 1 7- Devletin ve diğer k:.ımu tüzel kişilerinin. genel id:.ıre esa_,_

/arına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerek­ tirdiği :.ısli ve sürekli gii re ıler /Jll'lll Urlar eliyle giirüliir.

1 579. 4nayasa . Madde

130- . . . A rama ve işletmenin . . doğrudan doğruya özel

teşebbüs eliyle yapılması kanunun açık iznine bağ/Jdır.

Bu maddelerde "tarafından . . denilmemiş . " el iyle" kullanılmıştır. 1 5 8 0 . Madde 1 20- . . . Üniversiteler, devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir.

Bu maddede hem " tarafından" , hem "eliyle" kullanılmıştır. 1 5 8 1 . Madde 1 44-. . . Hakimlerin denetimi ve haklarındaki soruşturma, Yük­ sek Hakimler Kuruluna bağlı. ve sürekli olarak görevli müfettiş ha­ kimler eliyle yapılır. Müfettiş hakimler, hakim ve Cumhuriyet sa vcıları ile hu mesleklerden sayılanlar arasından Yüksek H!ikiıııler K urulun­ ca atanır.

Bu maddede " tarafından" sözcüğü hiç kul lanıl mamış, bir yerde "eliyle . . , başka bir yerde de " -ce" denilmiştir.

Ait 1 'i 82 . .-\ 11a_ı asa. ( 1 96 1 ) ı'v!a ddc J 3H- . . Bu mahkemeler. asker kişilerin aske­

ri ola 11 _,uçla rıyla hunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahal ,

/erde yahut a., kcrlik h i/llıet ve giire vleriyle ilgili olarak i:;; lcdiklerı sııı;hıra ait da ı ·a /a ra hakm:.ık/a görevlidirler.


' ' Ait" sözcüğü . yerine göre " ilgi l i , i l işkin" sözcükl eriyle k a r�ı­ lanabilir. Bu madde için " i l işkin" uygun düşmektedir. SXJ . Anayasa ( 1 96 1 ) Madde 128- Kesin hesap kanunu tasarıları, kanunda

daha kısa bir süre J...abııl edilmemiş ise. ilgili oldukları mali yılın

.,o-

nundan başlayarak en geç bir yıl sonra. Bakanlar Kurulunca. Türkiye Büyük Millet Meclisine .,unu/ur.

Bu madde . TeşkilaH Esasiye kanununun 99 . maddesinde şöyle yazılı idi : " Hesab-ı Kat i Kanunu layıhası . müteallik olduğu senenin so­ nundan itibaren nihayet i kinci senenin teşrini sanisinin i ptidasına ka­ dar Büyük Millet Meclisine takdim olunmak mecburidir" . Görülüyor ki Teşkilat-ı Esasiye Kanunundaki " müteallik olduğu" yerine Anayasa 'da " ilgili oldukları " kullamlmıştır.

-e sahip 5 8 - L lMF ile uzlaşmak, yeni alınacak borçların yanında. birikmiş borçla­

rın geleceği açısından da değere sahiptir. . .

Bir şeye "sahip" olanlar gene l l ikle kişiler ya da kişi gibi düşü­ nülen va rl ı k lard ı r Bu örnekteki " uzlaşmak . . . sahiptir" anlatımı ya­ .

d ırganmaktadır. Tümce şöyle olsaydı çirkinlik olmayacaktı. "IMF ile uzlaşmak, birikmiş borçların geleceği açısından da değer taşımakta­ dır". Ya da şöyle denilebil ird i : "IMF ile uzlaşmanın . . . birikmiş borç­ ların geleceği bakımından da değeri vardır" . 1 5 8 5 . İncecik sinir uçları. kılları, yağ ve ter bezleriyle ve bunların birbirini tamamlayan işlevleriyle derimiz. yaşamımızda çok önemli bir yere sa­ hiptir.

Buradaki "-e sahiptir" . çok kolayl ıkla şu biçime sokulabilirdi . . . . . . derimizin yaşamımızda çok öneml i bir yeri vard ır " . 1 586. Gerilla savaşı için çok elverişli bir konuma sahip olan dağlık A fga­ nistan 'da kış ortasında kısa sürede kesin zafer sağlamak pek olw,·ı gö­ rünmüyor.

" Bi r konuma sahip olan ' ' . "bir konumu bulunan" demektir. 1 587. A ııi!_ı a"ı ( / 96 / ) . MadLlc 20- Hcrf.. c.' . dii.�iiııcc ı c /.. aııaaı /ıiirri_ı ctiııL -;a/ıipıir.

.


OSMA NLICA 'DAKI KA LIPLAŞMIŞ SOZCUKLER

1588.

A naya.'" ( 1 96 1 ) . Madde 29- Herke., . önceden

291

izin alnıahınn dernek

kurma hakkına sahiıir.

"-e sahiptir" kalıbı, Osmanlıca kullanma alışkanlığının ürünü­ dür. Türkçe anlatım şudur: " Herkesin, düşünce ve kanaat hürriyeti (özgürlüğü) vardır " . "Herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma hürriyeti (öz­ gi rlüğü) vardır " . İkinci örnek, şu biçimde de Türkçeleştirilebilir: " Herkes önceden izin almaksızın dernek kurabilir" . -i haiz 1 589. Teyp bantlarının tek başına delil vasfını haiz olamayacaf!.ı düşü­ nü lmeden . . . "i- haiz' sözü Osmanlıcadaki söz kalıplarındandır. "Delil vasfı­ nı haiz olamayacağı", "kanıt niteliği taşıyamayacağı" demektir. -den ibaret 1 590 . Süpürge makinesi, biliyorsunuz, tozları emme esa:.ı üzerine yapılmış bir hava tulumbasından ibarettir.

Bu tümce " . . . bir hava tulumbasıdır" diye bitirebildiği gibi, "hava tulumbasından başka bir şey değildir" biçiminde de bitirilebilir. 1 59 1 . Hareket ve konuşmadan ibaret olan tiyatro . . Bu söz, " Hareket ve konuşmadan oluşan tiyatro" ya da "hare­ ket ve konuşmadan başka bir şey olmayan tiyatro . . . ' ' biçiminde söy­ lenebilir. J .'1 92 . 5ize söyleyecekıerim bundan ibarettir. Şöyle denilebilir: "Size söyliyeceklerimin hepsi budur" , "Size bundan başka söyliyeceğim yoktur" . 1 S93 . Yüreklerinde taşıdıkları, sadece kara renkli intikam bayrağından iba­ rettir.

Tümce içinde "sadece" bulunduğuna göre "ibarettir"e gereklik yoktur. Tümceyi "yüreklerinde taşıdıkları, sadece kara intikam bayrağıdır" diye bitirmek daha etkin bir anlatım biçimidir. 1 594. "Dünya Tarihi", yirmi ana bölüm içinde tahminen 39-40 ciltten iba­ ret olacaktır.


292

OMI:R i\S/M A 1'S0 }----- -

------- --- ---------- ---

Buradaki "-den ibaret olacaktır"ı . " ' -den oluşacaktır" diye Türk­ çeleştirebil iriz' ' .

-den itibaren

1 595 . Tatbikat, Kanunu, Madde 48- İşbu kanun 4 Ekim 1 926 tarihinden iti­

baren mer'idir. Bu maddeyi Prof. Dr. H . V. Velidedeoğlu şöyle Türkçeleştirmiş­

tir: "Bu yasa, 4 Ekim 1 926 tarihinden başlayarak uygulanır " .

Burada "-den itibare_n" sözü , " -den başlayarak" diye karşılan­ nı ıstır. 1 596 _ Teşkifat-ı Esasıye kanunu. Madde 99- Hesab-ı Kati Kanunu layihası, müteallik olduğu senenin sonundan itibaren nihayet ikinci senenin . 1 96 1 Anayasasının 1 28 . maddesinde bu hüküm Türkçeleştiril.

miş olarak şöyle yer almıştır: ' 'Kesin hesap kanunu tasarıları . . . ilgi l i oldukları mali yılın sonundan başlayarak e n geç b i r y ı l sonra . . . " Görülüyor ki burada da "-dan itibaren" yerine . . -,ıan başlayarak" konulmuştur.

-diği takdirde 1 597. İspirto 'I! 15-20 nispetinde benzine karıştırıldığı takdirde makine kud­

retinde kaydedilebilecek bir takat tebeddii/ii göriilemcz. 1 598. Adaylar belgelerini ek.'>ibiz ve yanlışsız doldurarak başrnrdukhırı tak­

dirde sınava girme hakkını kazanmış olacaklardır.

Bu örneklerde de Osmanlıcadan kalma " -diği takdirde" kalıbı gö­ rülmektedir. "Birinci örnekteki " karıştırıldığı takdirde" yerine "karıştırılırsa" ikinci örnekteki "başvurdukları takdirde" yerine "başvururlarsa" de­ nilmekle, söz hem kısaltılmış hem Türkçeleşti •ilmiş olur. 1 599. Kutunun üstiindeki tarife riayet edildiği takdirde fevkalade netice el­

de ediliyor.

" Riayet edildiği takdirde" sözü de Osmanlıca söz kalıplarından­ dır. " Uyulursa" demektir. " Fevkalade" de bir kalıptır. Olağanüstü demektir. İşte bir örnek daha:

1 600 . Bizce bir ülke bir takım haklı ve milli davalarını milletlerarası forum-


293 �� OSMA NLICA DAKİ KALIPLAŞMIŞ SÖZCÜKLER ���� !arda başarı ile savunup kabul ettirebildiği takdirde dış itibarından göğ­ sünü gere gere söz edebilir.

("Bir takım" için Yazım Yanlışları ayrımına bakınız).

-nıak suretiyle '. 60 1 . Vaktiyle kaybettiği zamanı, şimdi daha çok çalışmak suretiyle karşı­

lamaktadır.

"-mak suretiyle" kalıbının yerine "-rak" ekini koyarsak yuka­ rıdaki söz şöyle olur: " Vaktiyle kaybettiği zamanı, şimdi daha çok çalışarak karşılamaktadır' ' . Görülüyor k i anlatım, Türkçeleştirilmekle daha kısa v e daha gü­ zel oluyor. ita

1 602 . Denizlerimizde rüzgar. yıldız

ve poyrazdan iki ilii dört kuvvetinde saatte on ila yirmi deniz mili hızla esecek, görüş uzaklığı üç ila beş kilometre olacak.

1 603 . Onarım dolayısıyla . . . yolunun 57 ile 62 kilometreleri arasında geçit aralıklı olarak veriliyor.

Eskiden iki sayı arasına konulan bir çizgi de "ila" diye okunur­ du: 3-5 (üç ila beş) gibi. " İlii " Arapçadır; "-e değin" demektir. Bir şeyin en azı ile en çoğu arasını, ya da sonunu belirtmek için kullanılırdı. Yukarıdaki ör­ nekler, eski kullanışın bugün de rastlanan kalıntılarıdır. Birincisinde "en az iki, en çok dört" yerine, ikincisinde "57'den başlayıp 62'de biten" anlamına kullanılmıştır. (" IHi ahirihi", "ila nihaye" sözlerinde ise " -e değin" ile karşılanır: Bunların Türkçesi "sonuna değin"dir. }

Mukabele-i bilmisil 1604. Bu durumda Türkiye "nin ne yapması beklenebilirdi. Şimdi yapılma� istenen işte budur: yani mukabele-i bilmisi/dir.

"Yapıları yanlış olan Osmanlıca sözcükler" ayrdıında geçen bu örnekteki "mukabele-i bilmisil " sözü, (ki doğrusu " mukabele bilmi­ sil"dir). Osmanlıca söz kalıpları için verilecek örneklerden biridir. " Benzeri ile karşılık verme" demektir.


OMER A SIM A KSOY

294

Yeddi emin 1 605 . (Filan kimsenin i yolcu uçağı dün Bursa hava alanımla yeddi emine .

teslim edildi

.

"Osmanlıc. ;özelikleri okuma, yazma, söyleme, yanlışları " ay­ rımında geçen i- "" örnekteki "yeddi emin' ' sözü, (ki doğrusu "yed-i emin "dir) Osıwr.lıca söz kalıplarındandır. "Güvenilen el demektir. "

Reyülayn [606. Sana şimdilik bi,- tek emir v ereceğim . O da şudur: Takımını reyülayn

görüp öyle teslim alacaksın .

"Osmanlıca sözcükleri okuma, yazma, söyleme yanlışları " ay­ rımında geçen bu örnekteki · ' reyülayn" sözü , (ki doğrusu "re 'ye'l­ ayn"dır) Osmanlıca söz kalıplarındandır. Reye l ay n görmek' ' kendi gözüyle görmek demektir. "

'

-

Alelade 1 607 . 4.lelade yazı yazmak, Mısır'da, Beni-israil arasında görülmüş, haı

Hz. Musa 'nın Tevratı yazmaya memur edilmesi de bu iddiayı kı vetlendirmiştir.

· ·Alelade' ' , Osmanlıca söz kalıplarındandır. "Olağan, bayağı, ner zaman yapılan" demektir. Burada kullanılmayabilirdi. 1 608 . Bizim bu yapamadıklarımızı mükemmelen yapıp yürüten bazı mem­

leketler var. Oralarda bazen alelade bir memura bizim hayal bi.'e ede­ meyeceğimiz yetkilerin verildiğini pek illa görüyoruz.

Yukarıdaki satırlar bir yazarın büyük bir gazetede 2 Şubat 1 989 günü yayımlanan yazısından alınmıştır. Eskiden "bayağı, sıradan" anlamına kullanılan "aleliide" sözcüğünün bugünkü bir yazıda yer al­ masını yadırgamıyor musunul? Lazımı gayrı müfail 1 609 . f{ür ve serbest seçim eski tabiriyle demokrasinin lazımı gayrı mu­

failidir.

Bir şey, başka bir şeyin ayrıl maz bir gereği olursa Osmanlıcada ona "lazım-ı gayr-ı müfarık" denilirdi. Bir demeçten aldığımız bu örnekte kullanılmış; ancak dinleyen doğrusunu bilmediğinden yuka-


OSMANLICA 'DAK/ KALIPLAŞMIŞ SÖZC ÜKLER

295

rıdaki örnekte görüldüğü biçimde yanlış y azmıştır . DinleyiJ" yazanı kınamaya hakkımız yok. Ölmüş yabancı bir söz kuruluşunu bugünkü kuşak bilmek zorunda değildir .

Bilhassa 1610. İstanbul Babil Kulesine döndü. Bilhassa İstanbul 'u ele alışımın sebe­ hi

v:ır.

"Bilhassa" , Osmanlıcada "özellikle" anlamına kul lanılan bir söz­ cüktür.

İkame etmek 1 6 1 1 . Anlaşıldı ki zaman, eskisinin yerine yenisini ikame etmiştir. " İkame etmek", "yerine koymak" anlamına Osmanlıca bir söz kalıbıdır.

Kemarrssabik 1 6 1 2 . Ben. Keıııafissabık Nişantaşı istikametinden hangi düşünceye takıl· nıış geliyordum. hadi bilin bakalım. " kema fi 's-sabık" , "eskiden olduğu gibi" anlamına Osmanlıca bir söz kalıbıdır.

hakeza 1 6 1 3 . Bir pasaport alabilmek için zor açılır birçok kapıyı ddlaşmağa mec bur bırakılanlar da öfkelerin.' yenemeyip kim bilir neler söylemişler­ dir. Evlilik cüzdanı için de hakeza.

Bu satırlar, bir yazarın büyük.bir gazetede 2 Şubat 1 989 günü çı­ kan yazısından alınmıştır. Eskiden "bunun gibi, böyle" anlamına kul­ lanılan "hakeza" sözcüğünün ·bugünkü bir yazıda yer almasını

kınamaz mısınız?

bizatihi

ı 6 ı 4. Be.�ikt;ış/ı Saıııet "in kalimna adaylık tikrini sokanlar da bizatihi par­ tililerdir. ' " Ba�kası

değil kendisi� ' demek olan bu Arapçasöz. büyük bir gazeteniıı

9 Şubat 1 989 gü nl ü sayı sı nda çıkan bir yazıda geçmektedir.

Nev'i şahsına münhasır l615.

Uygulamaya koyduğu modelin nev'i şahsına münhasır bir· icadın so-


ÖMER ASIM AKSO'ı nucu olduğuna inandıktan sonra . . . .

"Benzeri yalnız kendisi olan". "o tür davranışlar yalnız kendi­ sinde bulunan" anlamındaki bu söz kalıbı Osmanlıcada çok kullanılırdı. Yukarıdaki yazıdan bir ay sonra (Ocak 1 986 içinde) yayımlanan bir başka yazıda bu kavram -aşağıda görüldüğü gibi- Türkçe sözcük­ lerle karşılanmıştır: · 'İki partinin birleşmesi. Türk siyasal tarihinde çok önemli bir olay� dır; türü kendine özgü bir olay . "

Zannedersem 1 6 1 7 . Benim yaptığını açık. dürü.�t ve zennedersenı mantık yoluyla tatmin edıci olan s(;_ı lc.� im lıakk ıı](/;ı· yapılan yorumu dikkatle okudum.

ı618.

.

. Bizim siyasetimiz, zannedersem böyledir.

Koşul anlamı taşıyan "-sem" eyleminin bu örneklerde yeri yok­ tur: çünkü koşula bağlı yargı ileri sürülmüyor. Doğru anlatım "zan­ nederim ki" (daha doğrusu "sanırım ki) <lir. Sebeb-i hikmeti 1 6 1 9 . . . A nadolu üniversitelerinin sebeb-i hikmetini asıl bu amaç vurgula­ .

yacak , hatta kutsallaştıracaktır.

"Yapıları Yanlış Sözcükler" arasında görülen bu örnekteki "sebeb-i hikmeti" bu ayırım için de örnek olabi l i r . Hikmet-i vücut 1 620

. . . .

Görevi reddetmek . . . olan bir parti için izahı çok güç ve partinin

hiknıet-i vücudunu adeta ortadan kaldıracak bir davranış olacaktı .

"Hikmet-i vücudu " , Osmanl ıcanın bir kalıp sözüdür: " varlık nedeni " demektir. Bu örnek, 1 986'da yayımlanan bir yazıdan alın­ mıştır. Farz-ı muhal 1 62 1 . A raıJ'ızda derin ve köklü görü� ayrılıkları vardı . Bıı ayrılıkhmn iilı;iidc ıızakla�tınlabileccği.

biı

fa rz ı muhal. kabul edilse dahi . . . -

"Olmayacak şey ya! " anlamına gelen " farz-ı muhal" kalıp sö-


OSMANLICA 'DAK İ K 4.LIPLAŞMIŞ SÖZCÜKLER

297

zünü, artık unutulması gereken bu lafı, örnekte görüldüğü gibi, 1 986'da dahi kullananlar oluyor. Hüsnü kuruntu 1 62 2 . (Hitler) şimdi Sovyet tehlikesine karşı müttefiklerin so;ı anda Alman­

ya ile birleşebilecekleri olasılığı ile kendini kandırmaya çalışıyor, ama hemen arkasından zihninin sağlıklı kalabilmiş gerçekçi yanı, onu bu hüsnü kuruntudan çabuk uzaklaştırıyordu .

"Yapılan Yanlış Sözcükler" arasında görülen bu örnekteki "hüsnü kuruntu " , "Söz kalıplan" bölümü için de örnek olabilir. Meflıuıiı-ı muhalif 1 623 . TR T Kanununun 20. maddesinde "Türkiye Büyük Mi/Jet Meclisi 'n .. de grubu bulunan kaydı vardır. TR T yöneticileri bu kaydın methu' mu muhalifinden hareketle bundan maddenin Meclis 'te grubu bulun­ mayan siyasi partilerle ilgili haberlerin radyo ve televizyondı. yayımlanmasını yasakladığı anlamını çıkarmaktadırlar.

" Mefhumu muhalif" bir kavramın karşıtı olan kavram demek­ tir. Yukarıdaki örnekte geçen bu söz kalıbı Türkçeleştirilirse tümce �u

biçimi alır; " . . . . TRT yöneticileri, bu sınırlamanın karşıtı olan kav­ ramdan yola çıkmak (ya da . . . karşıtı olan kavrama dayanarak), ( . . . . karşıtı olan anlamı ileri sürerek) maddenin (şu çeşit haberlerin) ya­ yımlanmasını yasakladığı. anlamını çıkarmaktadırlar" . Her halükarda

1 624. Yüzde 92 oyla kabul edilmiş bu anayasanın kolayca değişeceğine inan­

mıyorum. Biz her halükarda . . . bu işe sımsıkı sahibiz.

'c 625 . .. . . . Bu nedenle beklemeyi uygun gördük. Ama her halükarda kasım aymda ortaya çıkmış olacağız.

" Herhalde" nın pekiştirilmiş biçimi olarak "hangi durum ve ko­ şul altında olursa olsun" gibi bir anlamla -Osmanlıcada kullanılan bu­ kalıp 1 985 Ekimirrde ve 1 986 Şubatında yazılmış iki yazıdan alınmıştır. Kuvveden fiile çıkmak 1 626. Sapd;ı

ve

solda ağırlıklı bir biitiinle�mc görülecektir. Kuvveden fiile


ÖMER ASIM AKSOY

298

çıkmaya başlayan bu bütünleşmenin, sağ eğilimli görünmeye çalışan iktidar partisini rahatsız etmeye başladığı görülmektedir.

"Tasarlanan şey eyleme dönüşmek" anlamına ol an "kuvveden

fii le çıkmak" kalıbını bugün ( 1 985 Ekim) bile kullanan çıkıyor! .

Anhası minhası 1627. Devrimler tarihini öğrenmek ve algılamak isteyen kişi · 'sınıf' ' kavra­ mıyla al tekke ver külah uğraşmak zorundadır. Burjuva sınıfının ne demek olduğunu anhasıyla minhasıyla öğrenmeyen insan Fransız dev­ rimini nasıl anlayabilir ki. . .

"anha minha" Arapçadır; "ondan ondan" demektir. Osmanlıcada " şu bu, şöyle böyle, girdisi çıktısı" , gibi kavramlar için kullanılırdı. Yukarıdaki örnek, 1 3 Kasım 1 985 tarihli bir yazıdan alınmıştır. Ya­ zar, ilerici bir kişidir. Artık ölmüş olan "anhasıyla minhasıyla" söz kalıbını benimsediğinden değil şaka yaparak kullanıyor; "her yönüy­ le, bütün ayrıntılarıyla" anlamına. Laf-ü güzaf 1 62 8 . Yasaklar boşuna . bu siyasi ahlak. siyasi terbiye meselesidir. Geri5i laf-ü güzaftır.

Bu Osmanlıca söz kalıbı, "boş, anlamsız, gereksiz söz" demek olan Farsça " laf" ile "güzaf" sözcüklerinin " ve" bağlacı ile birbi­ rine bağlanmasından oluşmuştur. Ancak doğru yazımı " laf ü güzaf'­ 'tır. Yukarıda görülen yazım da "laf-ı güzaf" yazımı da yanlıştır. İade-i ziyaret 1 629. . . daha önce kendisini ziyaret eden yakınlarına iade-i ziyaret yapmak üzere Ankara 'dan İstanbu/ 'a gelecek.

" İade" geri çevirmek demektir. "İade-i ziyaret" birinin yaptığı ziyarete karşılık olarak yapılan ziyarettir. İki Arapça sözcükten Fars­ ça kuralıyla oluşturulmuş ad tamlaması , Osmanlıca bir kalıptır. Ör­ neğimiz 27 Kaslın 1 985 günlü bir gazeteden alınmıştır. Emrivaki 1 6301 Bir arkadaşın emrivakisiyle yönetim kurulu üye/iği yaptım. "Oldubitti"nin Osmanlıcası olan "emr-i vaki " , vaktiyle bu bi­ çimde sıfat tamlaması olarak yazılırdı. Şimdi kullananlar, tek sözcük


OS.\ f\\ UC \ 'f) \ k i kA UPIAŞMJ� SULCÜKLER

-�--

:!99

-

gibi yazmakla birlikte sondaki ünsüz "ayn " harfini sesli gibi görü­ lllduğuııu daha iiııc.: giirı ı ı ü � t ü k . ' " r l ; ı r 1 Dıığ r u , 1-ımııı · · c·ııır İ \ a k i i . .

Nazaran 1 63 1 . Bıı yıl tiitiinc :!-10 lira haş fiyat konmuştur. Bıı . geçen yılki 160 lira

haş fiyata nazaran yii7dc elli artış demektir.

Arapça sözcük kullanma alışkanlığı ne denli etkinleşmiş ki " göre" gibi her bakımdan güzel bir sözcüğümüz dururken " nazaran" gibi ka­ l ıplardan bir türlü kurtulamıyoruz .

Yegan yegan Önce yegJn yegJn herkesin kendi muhasebesini yapması gerekiyor

.

. . Birer birer . tek tek , ayrı ayrı' " demek olan bu söz , büyük h i r Şubat 1 989 günlü sayısında çıkan yazısında kullanılmıştır.

gaı.:ten i n 1 2

Sayesinde 1 632 . Sanayi dallarının ekonomide ağırlığı artarken diğer yandan gelir da­

ğılımının bozulması sayesinde toplumun geniş kesiminin ekonomik du­ ruma iyiye değil kötüye giderken . . . "saye" Farsçadır; gölge demektir. " Sayesinde" sözcüğü, Os­ manlıcada "koruması, yardımı ile" anlamına kullanılırdı. "Bu iş, onun sayesinde b aş arı ldı" "sayenizde sıkıntı çekmiyoruz" örneklerinde ,

görüldüğü gibi bu sözcük, istenilen bir durumun gerçekleşmesine yar­ dımı içerir. Yukarıdaki "gelir dağılımının bozulması sayesinde" sö­ zünde ise " istenmeyen bir durumun gerçekleşmesine yardım ettiği için . . anlamı vardır. Burada " sayesinde" kullanılması yanlış olmuş­ tur. " Do lay ıs ıyl a " sonunda" gibi bir sözcük kullanılmalıydı . " .

Yukarıdaki ôrneği aldığımız gazetedeki başka bir yazıda "sayesinde" sözcüğü şöylece doğru kullanılmıştır: 1 633. Tübitak Genel Sekreteri, bilimin temel öğelerinin "merak, soru sor­

mak, şüphe duymak ve seyahat etmek " olduğunu vurguladı ve büyük buluşların bunlar sayesinde gerçekleştirildiğini söyledi,

Arapça dişil sözcükler Türkçe sözcüklerde erkeklik dişillik yoktur. Ancl\k, Osmanlıcanın saygın olduğu çağlarda Arapça eril sözcüklerin dişilleri de saygı görmüştür. Yani


300

ÖMER A SIM AKSOY

erkek öğretmene "muallim " , kadın öğretmene "muallime"; erkek yönet­ merıe "mildir" , kadın yönetmene " Müdire " ; erkek görevliye "memur" , kadın görevliye " memure" ; elçiye "sefir' ' , karısına "sefire " denilmiştır. "Katibe, sahibe, merhume, maznune, mağdure, rakibe . . . gibi sözcükler de bunlardandır. Atatürk, 1 922'deki Bursa konuşmasında öğretmenlere: "Muallim Ha­ nımlar, muallim Beyler" diye seslendikten sonra şöyle demiştir: "B�ki eski deyişle "muallime" demediğim için beni ayıplıyorsunuz . Ben dilimizde il­ le dişiliği belirten yabancı ekler kullanmanın gerekli olmadığını sanıyorum· ' (Arapçada b u �kin adı "ta-i tenis"tir) . Atatürk çok önemli bir konuya parmak basmıştır. Arapça sözcükleri -eril biçimleri yetmiyormuş gibi- bir de dişil biçimleriyle kullanmaya artık son verilmesi gerekir. Aşağıdaki örnekler arasında bulunan ' 'müdire hanım ' ' tamlamasında "müdire" sözcüğünün sonundaki dişillik eki ile yetinilmeyerek yanında bir de "hanım" sözcüğü kullanılmış olması çok gülünçtür. Aşağıda bir gülünç örnek daha vardır: Türk�ede "müdür" biçiminde kullanılan sözcüğe dişilillik eki getirilerek "müdüre" denilmiştir. (Türkçe erkek adı olan Tosun'uıı, kadın adı olarak Tosune biçimine sokulması gibi) . Örnekleri görelim: Müdire, müdüre 1 634. Okulun müdiresi Saniye Yaman . yıllık izninin bir bölümünü nıyordu .

kulla­

1 635. Sheraton otelinin halkla ilişkiler müdiresi Betül Mardin 'e f!Örc. . . . 1 636. Bunlardan biri de ri.esim ve Heykel Müzesi 'nin anlı şanlı müdiresi. Bu müdire Hanımın ne yaptığını merak ettinizse açıklayalım: Arife gününden bayram sonuna kadar müzevi kapattı .

1 637. Büyük bir gazetede iri harflerle bir başlık: Müdire hanımın önlenen yukselişi

1 638. Cumhurbaşkanı Evren, Sabancı Kız Öğrenci Yurdu müdüresi Barı� Gülser'e yemek fiyatını ve kalitesini sordu.

Memure

1 639. Yorgunluktan biten bi,- Ziraat Bankası memuresi "Hazine, Bonolurı


)01

OSı\I A NLICA 'DA K İ K A LIPLAŞ,""1IŞ SOZC UKLfR

tüketti. Biz de tükendik. Parası olanlar. bonoları bin lira maaşlı memureler kaldık "

dedi.

aldı; geriye

biz 20

i

1 640. K ba r santral memuresi. nıuhaschc .,crvisiııi . bağlad ı . 1 fı -l l . Ya n l ış

değerlendirdikleri i�·iıı ce�lerinden. . ama ceza verım:k

olan hu me­

belk i doğru

mure/ere

e

para ödeyecek

1 fr: Q . S vgilis in i

öldüren polis memuresi Nuran Arat 'ın

ya rg ılanmasına

başlandı .

Sefire 1 h43 . Fransız sefiresi. sosyal çalışmalara

da büyük katkılarda bulunuyor.

1 64- L Fili/. ;111m:ıııin ilk ıonıııu: şiıııı!i . \ mııwıı :•ehrc'nıiz.

Katibe 1 645 . Doktor.

i

kat bes ine

_,c.., leııdi.

Sahibe 1 646. K i racı ile ev sahibe'i 1 64 7.

Nazm iy e

ıııalıkeıııelik oldu.

Amerikalılar, başkanlarının eşine çok ilgi gösterirler. Beyaz Sarayın şimdiki sahibesi Nancy Reagan da bu sürekli ilgiden payını alıyor.

e

'

1 648. Bır kürgı.: otelin .'ialıibc.,i I_ ılan Süheyla. Ç t in 'in ilkok uldan sıra

ar-

kada.� ıydı.

Merhume l 64l) . Merhume Stare Agaoğlu ile merhum Ahmet Ağaoğlu 'nun oğlu mer­

hume Tezer Taşkıran ile . . . ın kardeşi Samet Ağaoğlu 6.8. 1 982 sabahı hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Müvekkile 1 650 . A vukatı

müvekki/esi adına teşekkür ediyor.

Maznune 1 6.'i 1 .

Maznunenin müdafaası. bilirkişi raporu ve bütün kamtlar karşısında . . . nıazmunenin bu suçu işlediği saptanamadığıııdan beraetine karar ve­ rilmesi talep olunur.

Mağdure i 6) 2

lücudunun çeşitli yerlerinde ekimozfar olduğu raporla saptanan mağ-


ÖMER ASIM AKSOY

302 dureni� şikayeti üzenne . . . Rakibe

1653. Waıy Deeker, bir mili, en yalan rakibesinin 50 metre önünde ta­ mamlıyor. Aşağıdaki

Örnekte doğru bir kullanış vardır:

1 654 fransız.ca veya İngilizce bilen bayan memur alınacaktır.


xxv

ARUZ YANLIŞLARI Göreceğimiz yanlışlar, aruz ölçüsünü kullanan şairlerin değil, aruzla doğru yazılmış mısraları yazılarına aktaranları n . yaptıkları yanlışlardır. Örnekleri görelim: 1 656. Tanınmış bir yazarımız Abdülhak Hfunit'in bir beyitini şöyle aktarıyor:

Tat yok gecesinde gündüzünde Neyleyeyim ben bu yer yüzünde

Beytin vezni "meffüü mefiii lün feı1lün"dür. İkinci dize bu ölçü­ ye uymaz. Doğrusu şöyledir: Ben neyleyeyim bu yer yüzünde 1 65 7 . Bir yazarımız diyor ki: ' ' Şair Cahit Sıtkı ne zaman Abdülhak Hamit' -

in adı anılsa:

Meyhanelerin saat-i vakti pek erken

diye mırıldanırdı. . . Meyhanelerin erken kapanışından Hamit'in diliyle yakınıyor olmalıydı" . Hamit' in dizesi yukarıda yazılı olduğu gibi değildir. Dize bu biçimle şu yanlışları taşımaktadır: a) Vezin bozuktur b) "Saat-i vakti " doğru bir kullanış değildir. c) Dize, bu durumuyla meyhanelerin erken kapandığını belirtmiyor. Dizenin doğrusu şu: Meyhanelerin saat-i tatili pek eri<en.

Dizenin vezni de şu: " mef'füü mefüilü mefüilü feftlün" . 1 65 8 . Bir yazar, Ziya Paşa'nın bir beyitin şöyle aktarıyor:


OMER A SIM AKSOY

304

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

Beytin vezni "mefı1lü mefüilü meffıilü feı1lün"dür. Birinci dize­ de aruz bozulmuştur. Dizenin doğrusu şöyledir: Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir.

659. Eski yapıtlarla çok uğraşmış, şöyle aktarıyor:

tanınmış

bir yazar� Ali' nin bir beytini

Ali Kemine bende-i edna olup sana Bir zerre-i hak-i payini dünyaya vermedi. Beytin vezni "mefı11ü füilatü mefaılü füilün' �dür. Bozuk olan ikin­ ci dizenin doğrusu şu: Bir zerre hiiki piiyini dünyaya vermedi. 1 660, Eski yapıtlarda çok uğraşmıŞ olan bu. tanınmış yazar 1 Fuzuli' nin bir ,

beytini de şöyle aktarıyor:

Rahmetmedin ciğeri kan olanlara Gurbette rüzgarı perişan olanlara

Bu beyit, Hadikatü's-suada'da geçer. Vezni "mef' ulüfüilıltü me füilü füilün"dür. Birinci dize yanlış verilmiş ve vezin bozulmuştur. Doğrusu şöyledir:

­

Bir rahm kılmadan ciğeri kan olanlara 1 66 1 . .Ünlü bir şairimizL, Fuzuli'nin bir beytini şöyle al ıyor: Ya Rap inayetini eksik etme ehl-i dertten Yani ki çok beliilara kıl mübtelii beni beytin vezni "meI'Ulü fiiiliitü mefiiflü fiii�ün "dür. Birinci dize· nin aslı ve vezni bozulmuştur. Doğrusu şudur: Az eyleme inayetini ehl-i dertten 1 662 . Bir yazarımız Nedim'in bir beytini şu biçimde veriyor:

Mukassi görünür meyhane taşradan amma 1 . Ulunay

2. Behçet Kemal Çağlar


i

J,\ Tl:R ASI.\!

ı

l(}5

'- \( ) )

Bir başka ferah. başka letafet var içinde

Beytın \ et n i . . mef'ulü . meffıilü . ıııetailü . feülün"dür. Birinci dü­ ı i mk Yet i n bo ı u l ın u� tu r. Aslı �öyledir. Meyhane mukassi görünür taşradan amma i 6fı."l

Tanırımı� bir yazarımız. Emin Bülent' i n bir beytini şöyle veriyor: Ey gaıp 'in cebin-i zalimi affetmedim seni Türküm ve dü:;; 11ıanı111 sana . katsam da bir ki�i

Beytin vezni : · mef'ül ü füilatü mefüilü fiiilün "Jür. B i rinci dizeni n başındaki -aslında bulunmayan- "ey" kaldırılırsa vezin düzelir. 1 6fı-I .

Bir yazar . M ualim Nae i ' n i n bir dizesini şöyle aktarıyor. Çelebim böyle olur bizde konser dediğin

Bu dizede vezni bozulmuş olan manzume, "feiliitün feiliitün fei­ liitün feilün" ölçüsü ile yazılmıştır. " Bizde" sözcüğü , aslı ndaki gibi , " bizde de " diye düzelti l i rse vezin de düzelmiş olur. 1 665 .

Bir yazar, Tevfik Fikret 'ten şu beyti alıyor: Artık tehi vücut tehi dil. tehi hayal Dünyada şimdi ben dahi artık bir fazla sik/etim lk�. ı ı ıı wzni . . md \llü fiiiliitü mefiii lü füilün"dür. İ kinci dizedeki · · artık" sözcüğü sil inince, bozul mu ş olan vezin düzelir.

1 tılılı Bir yazar, T. Fikret' in b i r beytini şöyle veriyor.

lmaıılığı payiıııal eden alcaklığı yık, ez. Bil/alı yaşamak. yerde sürüklenmeye değmez.

Vezni. " mef' ulü mefiii lü mefiiil ü feGlün "dür. B i rinci dizedeki " pay imal " sözcüğü vezni bozmuştur. Dizenin asl ı şöyledir:

ln'<ııılıf:ı p;lımil eden alı;aklığı yık

.

ez

. . Payıııal . de . " paıııül . . de sözcük olarak doğrudur. Ancak bu vezin içinde . . pümal" kul lanılması gerekmektedir.

l 667 . Tanınmış bir yazar, ünlü bir beytin i l k dizesini şöyle veriyor: Ne kendi eyledi rahat ne aleme verdi huzur.

Vezin şudur: "mefüilün feilatün mefüilün feilün " . Yukarıdaki bi-


OMER ASIM A KSO}' çimiyle dizenin vezni bozuktur. Doğrusu �udur: Ne kendi eyledi rahaı ne halka ı ·en/i hu/ur.

1 668 . Bir yazar, Mehmet Akif in argoya da değer verdiğini göstermek için . . . Meyhane . . adl ı manzumesinden şu parı,:aları al ıyor:

Otur biraz çakalım . . Onun bir dalgası olmak gerek Temel geçiyor. ,

" mefiiilün feilatün mefiii lün feilün" vezninde olan "onun bi dal­ gası olmak gerek tünel geçiyor"daki "bi" yerine "bir" yazılması venıi bozmuştur. 1 669 . Bir yazar Baki 'nin ünlü beytini şu biı,:iıııde yazıyor:

Seng-i musallada bilip kadrini ey Baki Durup el bağlayalar karşına yaran saf saf Vezin "füilatün (feilatün) feilatün feilatün fa' lün"dür. Birinci di­ zede söcükleri� yeri değiştirildiğiden vezin bozulmuştur. Dizenin doğ­ rusu �udur: Kadrini .\ cng-i mu i..a //ada hilip

c_ı

Hak i

1 670.Radyodaki bir bilgi yarışması programında ş u soru soruluyordu: " Baki kalan dünyada hoş bir seda imiş" mısrası kimindir? Büyük şair Baki'nin bu dizesi bozularak verilmişti . Dorrusu şudur: Baki kalan hu k uhhedc

ho� hir ,,ıı/;ı imi�.

1 67 1 . Bir yazar, Osman Cemal ' i n bir şarkısını şu biçimde aktarıyor:

Uyan ey nazlı uykundan uyan artık o dem geçti Bu yıpranmış köhne yoldan babam geçti dedem geçti Üç ay evvel senden bana bir acayip sitem geçti Muhabbetler gönüllerde muvakkat hep birer rüya Vezin: "mefiii lün mefüilün mefiiiün meffülün" dür. İkinci ve üçün­ cü dizelerde, yanlış aktarma yüzünden, vezin bozulmuştur. İkinci di­ zenin vezne uygun olabilmesi için " köhne" sözcüğü yerine, aynı

anl�mda olan "köhen" sözcüğünün konulması gerekmektedir. Üçüncü dizedeki " senden bana bir acayi p " sözcükleri de " bana senden aca­ y ip bir" olmalıdır.


307

ARU/ 't'ANUSLARI

1 672. fanınmış yaşlı bir yazar 1 , bilinen döıtlüğü şöyle veriyor: Yadında mı doğduğun zamanlar Sen ağlar idin gülerdi alem Bir öyle ömür sür ki versin Mevtin sana hande, halka matem

Vezni: "mef'ı11ü mefiii lün feı11ü n" olan bu dörtlüğün üçüncü di­ zesi vezinden saptırıımı�lır. Doğrusu şöyledir: Bir öyle ömür geçir ki olsun 1 673 . Radyoda bir konuşmacı, Namık Kemal'in mezar taşındaki beyti şöyıe söyledi: Ölürsem görmeden millette ümmit ettiğim feyzi Yazılsın seng-i mezarıma vatan mahzun ben mahzun

Beytin vezni: "mefiiilün mefiii lün mefiiilün mefiiilün'dür. Vezni bozuk olan ikinci dizenin doğrusu şudur: Yazılsın seng-i kabrimde vatan mahsun ben mahzun

1674. Radyoda bir konuşmacı

İç bade güzel sev

Ziya Paşa 'nın ünlü beytini şöyle�-söyledi:

var ise ak1 u şuurun

Dünya var imiş yok imiş ne umurun

Beytin vezni "mef'ulü mefiiilü mefailü feı1lün"dür. İkinci dize, vezin bozularak yanlış söylenmiştir. Doğrusu şudur: Dünya var imiş ya ki yok olmuş ne umurun

1 675 . Tanınmış bir politikacı, seçimler dolayısıyla yaptığı konuşmada: "-

Hayr umulur mu böyle gecenin seherinde " dedi.

Ziya Paşa'nın ünlü Terkib-i bendinde geçen bu dizenin doğrusu. "Böyle :;ecenin hayr umulur mu seherinde "dir.

Her iki biçimde geçen sözcükler aynı. Her iki biçimin anlamı da a)lnı Apcak manzumenin vezni "ı:nef'ı11ü mefiiilü mefiii lü füı1ün" olduğundaıı konuşmacı vezni bozmuş oluyordu.

l Ulunay


OMER ASIM A KSO Y

308

1 676. Bir derginin dil köşesinde şu beyte yer verilmiş: Kendi elimle kesip yare verdi�im kalem

;

Fet a-yı hun-i nahakımı yazdı iptida

Beytin vezni "mef'ı1lü füiliitü mefüilü füilün"dür. Birinci dizede iki sözcüğün yer değiştirmesi, vezni bozmuştur. Dizenin doğrusu şudur: Kendi elimle yare kesip verdiğim kalem

1 677. Bir dergide şu beyit var: Ne sizlerden rüku ne bizden kıyam Selamün aleyküm aleyküm selam

İkinci dizenin vezni " feı1lün feı1lün feı1lün feı11 "dür. Birinci dizenin bu ,vezne uyması için: Ne sizden rukü u ne bizden kıyam

olması gerekir. Bu dize Farsça olarak: Ne ez tü rüku u ne ez men kıyam.

diye söylenmiştir. Türkçesi aynı vezinde olmak üzere şöyledir: Ne senden rükı1 u ne benden kıyam. 1 678. " İyi ve doğru yazı yazma usulleri "ni öğretmek amacıyla yazılan bir kitaba3 Şeyhi'nin Harname' sindeki bir beyit -uzun okunacak heceler imlenerek- şöyle yazılmış:

Gah · odunda vü gah süda idi Dün ü gün kahr ile kısüda idi

Bu yazışa göre birinci dizenin vezni bozuktur. Vezin: " fiii!atün (feilatün) mefiiilün feilün" olduğuna göre "odunda" sözcüğünün "o" su uzun okunur, "vü" sözcüğü de yerinde durursa vezin bozulmuş olur. Veznin bozulm'lması için iki yol vardır: , a) "o" uzun okunur, "vü" kaldırılır. Yani dize şöyle olur. Gah Odunda gah süda idi.

b) " Odunda"nın "o"su kısa, "da" sı uzun okunur. " vü" kal­ dırılmaz. Yani dize şöyle olur: GJh

3

odu

nda vü f!iih süda idi.

Fevziye Abdullah' ın


ARUZ YANLIŞLARI

309

1 679. Bir yazar şöyle diyor: " Yahya Kemal bile " Leyla" şiirini: Dediler Leyla uğradı nazara

diye bitirmez mi?" Yahya Kemal 'in " Nazar" adlı şiiri, yukarıda yazılı olduğu gibı değil, şöyle biter: Dediler uğradı Leyla nazara

Vezni: "Feiliitün feiliitün feilün"dür. Dizeyi aktaranın yazdığı biçim aruz veznine uymaz. 1 680. Ölümünden sonra çıkan yazılardan dokuzunda Yahya Kemal ' in söylediği son beyit şu biçimlerde verildi : Ölmek kaderde var yaşayıp köhnemek hazin Buna bir çare yok mudur ya Rabbül 'alemin Ölmek kaderde var yaşayip köhnemek ne hazin Buna bir çare yok mudur ya Rabbül 'alemin Ölmek acıdır yaşayıp köhnemekse hazin Başka bir çaren yok mudur ey Rabbel-alemin Ölmek kaderde var yaşayıp köhnemek hazin Buna bir çare yok mu Ya Rabbe '}alemin

Bunlardan kinıisi�in hem birinci hem ikinci, kimisinin yalnız ikinci dizeleri yanlıştır. Doğru biçim şudur: Ölmek kaderde var: yaşayıp köhnemek hazin Bir çare yok mudur ouna ya Rabbe '1-iilemın

Vezni: "mef'ı11ü, failiitü mefiiilü fiii lün"dür-. Kimi alıntılardaki "ya Rabbül' filemin" yazımı da yanlıştır. Doğ­ rusu "ya Rebbe'l -iilemin"dir. 1 68 1 . Sebepsiz ta o kadar cehl olmaz. Yahya Kemal'in " Mektuplar ve Makaleler" adı altında toplanan yazılarından birindeki bu mısram doğrusu : Kispsiz ta o kadar cehl olmaz

dır. Vezni "fiii liitün feiliitün fa ' lün"dür. "Kispsiz" sözcüğünün yanlış olarak " sebepsiz" okunması vezni de bozmuştur.


ÖMER ASIM AKSOY

310

ıtı82. Bir yazarımız Mehmet Akiften şu beyti almış: -

Aili bir inkılap isteyen meyus olur Başka hiçbir şey kazanmaz şonunda deyyus olur

Aktarma, bu biçimi ile yanlış. Aruza uygun olabilmesi için beytin şöyle olması gerekiyor: Aili bir inkılabi isteyen meyus oİur Başka hiçbir şey kazanmaz akıbet deyyus olur

Ölçü: Fiiiliitün fiiiliitün fiiiliitün fiiilün 1683 . Şairin dediği gibi: Kendileri verirler laf ile aleme nizamat Bin türlü teseyyüp bulıi{Jur hanelerinde

Ziya Paşa'nm bu ünlü dizelerinden birincisi, aruz bozularak yan­ lış aktarılmıştır. Doğrusu şöyle: Anlar ki verir laf ile dünyaya nizamat

Ölçü: Mef'ülü mefüilü mefiiilü feulün

-1684. İşim kara gece ta besubh nale vü feryad Ne verseler ana şakir ne kılsalar ana şad.

Yaz ısına Fuzuli ' nin bir beytini bu biçimde alan yazar, birinci mıs­ radaki "besubh" sözcüğünde yanılmış, bu yüzden vezin bozulmuş­ tur. Mısram doğrusu şudur: işim. kara gece ta subh nale 't'.Ü feryad

Ve!ni: "mefiii lün feiliitün mefiii lün fa'lün (feilün) dür. 1685. Ya Rab hemişe kıl Jutfunu rehnüma bana Gösterme ol tariki ki yetmez sana bana. ,

Yazar, Fuzuli'nin bu ''eytinin birinci mısramı değişik biçimde ya­

zarak vezni bozmuştur. Mısram doğrusu şöyledir: Ya R:ıh, hemi§e lütfunu kıl rehnüma bana

Vezni: "Mef'Cılü fiiitatü me"fattü fiiilün"dür. 1686: 4.rtık demir almak vakti gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Yahya Kemal ' in bu beytini yazısına alan yazar, ilk mısradaki bir


ARUZ YANLJ.';L1!il_

__

___

3 1. l

______

sözcüğü değşitirmekle vezni bozmuştur. Bu mısranın doğrusu şöyledir: Artık demir almak günü gelmişse zamandan Vezni: Mefülü mefailü mefii.ilü feülün " dür. 1 687 Deme olmaz olmaz olmaz Bir iilem-i

imkandır bu.

Yazar, şairin beytini, yukarıdaki biçimde aktarıyor. Vezni de bozulmuş olan beytin doğrusu şudur: Buna kim alem-i imkan derler. Olmaz olmaz deme. olmaz olmaz. Vezni: ' "Feiliitün (Failiitün) feiliitün fa 'lün "dür. 1 688 . Tövbe hata rahına gittiklerime

Bilip ettiklerine bilmeyip ettiklerime.

Bir yazarın yazısına aldığı bu beyit, Sarı Danişmend Zade Ab dürrahim Merzifonl'nindir. Birinci mısradaki eksiklik yüzünden ve· zin bozulmuştur. Mısra şöyledir: Tevbe Ya Rabbi hata rahıma gittiklerime

Vezni: "Failıltün (feilıltün) feiliitün feilıltün feilün"dür. 1 689. Zalimleri ne zaman hiik edeceksin

Mazlumların çıkmadadır göklere ahı

Bir yazıda Ziya Paşa'nın bu beyti yanlış verilmiştir. Doğrusu şöyledir: Zalimleri adlin ne zaman hiik edecektir Mazlumların Ç'kmadadır görke/er ahı

Vezn i : "Mef'ulü meffülü mefil!lü fefılün"dür. 1 690. İnsana sadakat yakışır görse de ikrah

Doğruların yardımcısıdır Hazret-i Allah

Bir radyo konuşmacısı , Ziya Paşa'nın bu beytinin ikinci dizesini yan­ lış söyledi. Doğrusu şöyledir: Yardımcısıdır doğruların hazret-i Allah

Vezni: "Meffılü mefftllü mefü.ilü feı11ü n"dür. 1 69 1 . Geh varıp havz kenarında hıraman olalım

Geh gelip kasr-i cinan seyrine hayran olalım


3 1 .!

----- - - - - - -

-- ------

OMER ASIM AKSOY

Geh şarkı okuyup geh gazelhan olalım Gidelim serv-i revanım yürü Sadabad e

Bir takvim yaprağında N_edim'in bu şarkısı yukarıdaki biçimde gösterilmiştir. Üçüncü mısrada vezin bozulmuştur. Bu mısranın doğ­ rusu

şöyledir:

Gah prkı okuyup gah gazelhan ofalım

Vezni: ' "Failil.tün (feilatün) feilatün feilatün feilün"dür. 1 69 2 . Gün doğmadan neler doğar meşime-i şebden Bir yazıya bu biçimde alınarak vezni bozulmuş olan mısram doğ­ rusu şöyledir: Giiıı ,Joğmadan ıııeşiıııe-i şebden neler doğar

Vezni: "mefulü füilatü mefii'ilü füilün 'dür. 1 693 . Kocam ne yaptı, ne cürmü var bigünah adamın Yazar, Akifin bu mısramı yanlış aktarmıştır. Doğrusu şudur: Koc.ıııı. ııc yaprı nedir cürmü bigün:ıh :ıdamm

Vezni: "mefüilün feiliitün mefüilün feilün"dür. 1 694 . Sanma ciddiyet ile sarfederim san 'atımı Ney elimde suyu durmuş musluk gibidir. Bezm-i meyde süfehanın saza meftun oluşu Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir.

Neyzen Tevfik'in, bir takvim yaprağına alınmış olan yukarıdaki dörtlüğünün ikinci nısraı eksik olduğundan vezin bozulmuştur. Bu mıs­ ram doğrusu sudur : Ney elimde suyu durıııu� kuru ıııııslıık gibidir.

Vezni: "feilil.tün (fiiilatün)

feiliitün

feilil.tün feilün"dür.

1 695. Türk ordusu İstanbul "ıı sarmış çepeçevre Dünya

girecektir bu sabah yeni bir devre

Orhan Seyfi Orhan 'ın bu beytini yazısına alan inceleyici, ikinci dizede yaptığı bir değişiklikle aruzu bozmuştur. Dizenin doğrusu şöyledir: Dünya girecektir bu sabah bir yeni devre


A R UZ YANLIŞLAR/

313

Vezni : "mefCılü ınefailü nıefiiilü feCılen"dür. 1 696 . .. . . hangi şehir görmüş onun gördüğünü Bizim İstanbul 'u fethettiğimiz o mutlu günü

Yahya Kemal 'in bu beytini yazısına alan inceleyici, ikinci dize­ ye, aslında bulunmayan bir "o" eklenmiş olduğundan vezin bozul­ muştur. Beytin aslı şöyledir: Hepsi der: Hangi şehir görmüş onun gördüğünü Bizin Ustanbul 'u fethettiğimiz mutlu günü

Vezni: " fiii lil.tün (feiliitün) feiliitün feiliitün feilün "dür. 1 697. Şehy Galip 'in Nefi için söylediği "eyvah ki bir çorak vadide akq. gitmişsin · · dizesindeki gibi Ruhi Su da çorak yönetimlerin çölünde akıp gitti.

Ruhi Su'nun mezarı başındaki bu konuşmada iki yanlış vardır: 1 ) Anılan dizeyi Nefi için söyleyen Şeyh Galip değil, Tevfik Fikret'· tir. 2) dize, yukarıdaki biçimi ile aruza uymaz. Aslı şu beyit içindedir Öyle bir nclır-i muazzam gibi cuş etmişsin Fakat evyah çorak yerde akıp gitmişsin

Vezni: "füiliitün (feilil.tün) feiliitün feilil.tün fa'lün " . 1 698.

Hani Kanun, adalet nerede Mülki millette himaye saadet nerede Haricen mülkü himaye nerede

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kültür Merkezin­ ce yayımlanan Erdem dergisinin Eylül 1 987 sayısındaki Atatürk ve Edebiyat başlıklı incelemede Atatürk'ün Harp Akademisindeyken yaz­ dığı ileri sürülen yukarıdaki dizeler, vezin, kafiye ve yazım yanlışla­ rıyla doludur. Doğru biçimin şöyle olması gerekir: Hani kanun. adalet nerede Mülk ü millete saadet nerede Haricem mülkü himayet nerede Vezni: " feilil.tün feilil.tün feilün"dür. 1 699. �'azık oldu vatan ah yazık Her ağızdan çıkıyor: Eyvah yazık


314

ÖMER ASIM A KSOY

Acısın bizlere ah yazık

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kültür Merkezin­ ce yayımlanan Erdem dergisinin Eylül 1 988 sayısındaki Atatürk ve Edebiyat başlıklı incelemede, Atatürk'ün Harp Akademesindeyken yaz­ dığı ileri sürülen yukarıdaki dizelerin vezin ve kafiyesi bozulmuştur. Doğru biçim şöyle olabilir: Yazık oldu vatana ah yazık Her ağızdan çıkıyor: Vah yazık Acısın bizlere Allah yazık. Vezni: "feiliitün feilatün feilün"dür. 1 700. Mahveder bülbül bile kendini hürriyet için

Namık Kemal' in, bir inceleme yazısına bu biçimde alınmış olan dizesindeki " kendini" sözcüğünün yeri değiştirildiğinden vezin bo zulmuştur. Dizenin doğrusu : "Mahveder kendini bülbül bile hürriyet için "dir

.

Vezni: "Fiiiliitün feiliitün feil:ltün feilün"dür. 1 70 1 . Kim demiş bizde bir demokrat idare yoktur Ne demek, olmasa elbet dışardan alırız.

Bir yazıya bu biçimde alınmış olan dizelerde aruz bozulmuştur. Aruza uygun olmaları için dizelerin şöyle düzeltilmeleri gerekir: Kim demiş bizde demokrat bir idare yoktur Ne demek olmasa elbette dışardan alırız

Vezni: fiiiliitün (feilatün) feiliitün feiliitün fa'lün (feilün) 1 702 . Gençler, bütün ümmid-i vatan şimdi sizdedir Her şey sizin, vatan da sizin her şeref sizin

Tevfik Fikret'in Ferda adlı şiirini inceleyen bir yazıda yukarıda­ ki beyitte bulunan "ümid" sözcüğü "ümmid " biçiminde yazıldığın­ dan aruz bozulmuştur. Bu sözcük kimi manzume.lerde vezin gereği iki "m" ile yazılır. Ancak burada iki "m" ile yazılması yanlış ol­ muştur. Vezin: "mef'ı1lü fii iliitü mefüllü fiii lün"dür. 1 703 . Bir küçük şahıs, önünde bir bayrak

Bir vatan bayrağıyla yanmak için


A R UZ YA NLJŞLARI

315

Tevfik Fikret'in Ferda şiirini inceleyen bir yazıda bu dizelere de yer verilmiştir. Arapça olan "şahıs" sözcüğünün öu dildeki yazımı "şahs"tır. Ama Türkçede "şahıs" diye söylenir ve yazılır. Ne var ki yukarıdaki dizede "şahıs" biçiminde yazılmasıyla aruz bozulmuş­ tur. Burada "şahs" yazılması gerekirdi. Vezin: "fiiiliitün mefii i lün fa ' lün (feilün)"dür. 1 704. flamiyyet gamz eden bir pak alın kimde gördünse "Bu bir cani " dedin' sürdün, ya mahküm eyledin hapse

Mehmet Akif'in bu beyti alınırken birinci dizede bir sözcük at­ landığından vezin bozulmuştur: "Kimde" sözcüğünden önce " her" eklenecektir. Vezni: "meffillün mefiiilün meffillün mefiii lün "dür. 1 705 . Sığmıyor en büyük endazeye işler artık Saltanat namına din namına maskaralık

Mehmet Akif'in bir yazıya alınmış olan bu beytinin ikinci dize­ sinde bir sözcük eksik olduğundan vezin bozulmuştur: " Maskaralık' 'tan önce "bin" sözcüğü bulunacaktı. Vezin: " füiliitün feilatün feilatün fa 'lün (feilün)'dür. 1 706. Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına

Mehmet Akif'in, bir yazıya alınan bu beytinin ikinci dizesindeki "ya" yerine "yahut" konulursa vezin düzelecektir. Vezni : " feilatün (füilatün) feilatün feiliitün feilün"dür. 1 707 . İnmemiştir Kur 'an bunu hakkıyle bilin Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için

Mehmet Akif' in, bir yazıya alımış olan bu beytinin birinci dize­ sinde bir sözcük eksik olduğundan vezin bozulmuştur. Bu dizenin as­ lı şöyledir: İnmemiştir hele Kur 'an bunu hakkiyle bilin.

Vezni: " Failiitün (feilatün) feilatün feilatün feilün"dür. 1 708 . Ne hatırata hürmet . ne an 'anatmı yıid Deden de mi böyle yapmıştı ey sefih evJad


ÖMER ASIM AKSOY

3 16

Mehmet Ak.irin, bir yazıya alınmış olun bu beytinin her iki dize­ sinde vezin bozulmuştur. Beytin doğrusu şöyledir: Ne hatıratına hürmet, ne an 'anatını yad Deden de böyle mi yapmıştı ey sefih evlad

Vezni: "mefüilün feiliitün mefeilün feilün (fa'lün) "dür. 1 709. Mülkü baştan başa imar edecek şirketler Halkın irşadına hadim cemiyyetler

Mehmet Akif' in, bir yazıya alınmış olan bu beytinde ikinci dize­ nin vezni bozuktur. Bu dizenin doğrusu şudur: Halkın irşadına hadim yeni cem 'iyyetler

Vezni: "fiii liitün feiliitün feiliitün fa'lün"dür. 1 7 1 O ı Şeriat çalış dedikçe çalışmadın durdun Onun hesabına birçok hurafe uydurdun Sonunda tevekkülü sokuşturup araya Zavallı dini çevirdin maskaraya

Mehmet Akif' in bir yazıya alınmış olan yukarıdaki dört dizesin­ den yalnız ikinci dize doğru . Öteki üç dize -sözcüklerin yer değiştir­ mesi ve eksik sözcükler hnfünması yüzünden- aruz bozulmuştur. Dizelerin doğrusu şöyle: Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun Onun hesabına birçok hurafe uydurdun . Sonunda bir de tevekkül . sokuşturup araya Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya . .

Vezni: "mefiii lun fei!atün meffölün fa'lün (feilün). 1 7 1 1 . Alınız ilmini garbın, alınız san 'atini Veriniz hem de mesaiye son sür'atini Çünkü kabil değil yaşamak bunlarsız

Mehmet Akif'in. bir yazıya alınmış olan yukarıdaki dizelerinin ikinci ve üçüncüsündeki eksiklikler yüzünden aruz bozulmuştur. Bu dizelerin doğruları aşağıda gösterilmiştir: A lınız ilmini garbın. alımz sanatini Veriniz hem de mesainize son süraatini Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız


\ R l i/ YANU�L A R I

317

Vezni : " Feilfüün (failfüün) feilatün feilfüün feilün (fa'lün)dür. 1 7 1 � . Ümidimiz bu . ölürsek biz . yaşar mutlak Vatan sizinle şu zından karanlığından uzak Tevfik Fikret'in, bir yazıya alınan yukarıdaki beytinin hirinci di­ zesinde bir sözcüğün eksik olmasıyla vezin bozulmuştur. Dizenin doğ­ rusu şudur:

Ümjdimiz bu. ölürsek de biz. yaşar mutlak Vezn i : "mefiiilün fcilatün mefailün fa' lün (ieilün) "dür. 1 7 1 3 . Her şey vediadır sana ey genç unutma ki Senden de hesap arar iiti-i müşteki Tevfik Fikret' in, bir yazıya alınmış olan bu beytinde ikinci dize­ nin vezni. bir sözcük eksikliği yüzünden bozulmuştur. Dizenin doğ­ rus u ş ud ur :

Senden de bir lıc.�ap arar ;iti-i müşteki Vezni : · ' mef'ulü föiliitü mefiiilü fiii lün"dür. 1 7 1 - L Siıcun bu nazıı oeyıerın ne varsa ortalıkta say: Hasep. nesep. şeref, şatafat, oyun, düğün, konak, saray Tevfik Fikret'in yukarıdaki dizelerinin ikincisinde geçen " şatafat"

, sözcüğü dolayısıyla dizenin vezni bozulmuştur. Bu sözcük " şataf" olarak düzeltilmelidir. "Şatafat" da, " şataf" da gösteriş demektir. Dilimizde yaygın olan biçimin " şatafat" olması böyle bir yanlışlığaı yol açmıştır. Vezni : "mefüilün mefii i lün mefii i lün meffülün"dür. 1 7 1 5 . Bize kafir demiş müftü efendi

Tutalım ben diyem ana müseiman Vardıkta yarın ruz-i cezaya İkimizde çıkarız anda yalan Ünlü şair Nef' i 'nin, bir takvim yaprağına alınmış olan bu dörtlü­ ğünün üçüncü dizesindeki "vardıkta" sözcüğünün doğrusu "varıldı�­ ta "dır. " Vardıkta" biçiminde yazılmasıyla vezin bozulmuştur. Vezin: " mefiiilün mefüilün feCılün "dür.

1 7 1 6. Kimseler hafız 'ın alnı yere gelmiş diyemez


31H

OMER A SIM A KSU ) ' ---- -·-

--

- -----

-------

Doğduğundan beri kıç dönmedi şeytana bile Hacıyatmaz gibidir sanki köpoğlu köpek Ayak üstünde kalır düşse de mizana bile

Bir yazıda Neyzen Tevfi k ' in bir dörtlüğü y ukarıdaki biçimde ak­ tarılıyor. Vezin: "fiiilatün (feilatün) feilatün feilatün feilün" dür. Ancak üçüncü dizede vezin bozu k , Nedeni, aslında " köpek oğl u " olan söz­ cüğün " köpoğlu " biçiminde yazılmasıdır. Bu düzeltme yapılınca ve­ zin bozukluğu kalmaz .

yapar,\;111 bcrceı ip iucıi nefsinle gc<;in Kimseden bekleme yardım. iki el bir baş için.

1 7 1 7 . Her ne

" Neyzen Tevfik'ten Şiirler" başlıklı derleme arasında verilen bu beytin vezn i : " fe iliitün (fiiiliitün) fei l iitün feiliitün feilün" dür. Başta­ ki "her" sözcüğü veı;ni bozuyor. Aslında bulunmayan bu sözcük kal­ dırılınca vezin düzeliyor.

1718.

Ne var acep üstünde cihan-ı deycurun Recaizade Ekrem' in , bir inceleme yapıtına alınmış olan bu dize­

sindeki "üstünde" sözcüğü vezni bozmaktadır. Bu sözcüğün "ötesinde" olması gerekiyor. Vezin " mefiiilün feilatün mefiiilün fa' ­ lün" dür.

1 7 1 9. Yakın zamanda idi bir münasebet düşerek Ona dedim ki: "Evlat ölüm felakettir " Recaizade Ekrem ' i n , bir inceleme yapıtına alınmış olan bu beyti­ nin ikinci dizesinde bulunan "dedim ki" sözü vezni bozmaktadır. "me­ fiiilün feilatün mefii i lün fa'lün" olan vezin, bu sözün "dedimdi k i " olmasını gerel<ıırıyor.

l 720. Abdülhak Hamit ' 'nakafı ' ' sözcCğünü kullandığı zaman . Süleyman Na­ zif itiraz etmiş "bu olur m u ? " diye. Abdülhak Hamit şöyle karşılık vermiş: Bugün ben yazdım . kullanır ahfad "naföki " Dize, aktarılan biçimiyle aruza uymaz , Aruza uygun olması için �u biçimlerde bulur.ması gerek: Bugün ben yazdım. elbette ya?:ır ahtad · ·nakall · · Bugün ben yazdım elbet der yarın ahfad "nakili/ ·


------�

J /9

Ölçü: Meffülün mcffülün meffülün mctfülün 1 72 1 .

Yok �enden bana faide ey gül Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül Bir yazar . Nevrcs' in beytini böyle aktarıyor. B irinci mısra yan­ l ıştır: doğrusu şöyledir: Senden

hiliriın

yok hana

hir faide ey giil

Vezn i : " meffılü meffülü meffülü feGlün"dür. Bu· mısra şöyle de olsa vezne uygun olurdu : Senden hana yoktur hi/irinı fa ide ey g ü l 1 722.

Şarkı pek güzeldır:

Senden bilirim yok bana bir faide ey gül diye başlar. İlk dört mısraı 14 heceli. iki son mısraı 1 J hecelidir. Şair öyle münasip görmüş. Beşinci mısra: Sor güle hülbül ne çeker harın elinden. Ünlü ve yaşlı köşe yazarımızın*bu sözlerinde yanılgılar var: a) Yazıya alınan iki d ize aynı şarkının içinde değildir. Başka baş­ ka şarkılarda geçer. b) Birinin 1 4 . ötekinin 1 3 hecel i diye nitelenmesinden anlaşıl ıyor ki bunlar hece ölçüsüyle yazılmış sanıl ıyor. Oysa ikisi de <1nız ölçü­ süyle yazılmıştır. c) Birinc i dize Nevre s ' indir. Ölçüsü : Mef'ulü meffülü mefailü feı'.llün: ç ) İ kinci dizenin ölçüsü: M ü fteilün müftei lün müfte i lfüün: ya da M ü fteilün ıııüfteilün müfteilün fa.'dır.

llurhan holch


EK

TÜRKÇE SÖZLÜK'TEKİ ÇEVRİYAZI YANLIŞLARI


TÜRKÇE SÖZLÜK'TEKİ ÇEVRİ YAZI YANLIŞLARI Atatürk Kü ltür D i l ve Tarih Yüksek K u rumu · nun bir biılüınü olan Tür1' . D i l K u ru ıııu · nca E y l ü l 1 988\Jc yayımlanan " Ye n i Baskı Türkçe Siiı l ü 1' . .

.

d i l i m izde deği�ik biç imde k u l l an ı l an Arapça ve Farsça sii.rcükleri n

th•ğnı

a s ı l l arını çevriyazı ( t ranskripsiyon) ile de göster m i ş ancak bunu yaparken . b i n;ok y a n l ı ş saptamalarda bulunmuştur. Bu çevriyazı yanlışlarında b i rka­ çı. k it ab ı m ı z ı n 1 279 , 1 280, 1 28 1 , 1 282. 1 28 3 . 1 284. maddelerinde göste­ ri l ıı ı i �t i r . K ı tap bas ı l d ı ğ ı s ı rada giizürııüze il işen leri de e 1' olarak \ e rıııe'

ı

uygun giird ü k . Bunlar düzelt i c i n i n ya da basımc ı n ı n d i kkahi'zl i ğ i rıden i l c rı gebe de . giirevi doğruyu öğretmek olan -,iizlükte y a n l ı ş yazımla yer a f ııı;ı­ larına giiz y u m u lamaz

Bu nedenle dop ru l a rıııı göstermeyi gere k l i buld u 1' .

.

Yanl ışları daha i y i a ç ı k layab i l mek i ç i n k i m i çev r iyazı i m leri üzerine b i l g i l e r de vereceğ i z . Çevriyazı yanl ı ş l a r ı . genel d i l yaz ı m y a n l ı ş l a r ı n ı n uzmanl ığa i l i ş k i n ' iinüd ü r .

l\gulanmakta olan çeHi� azı abecesine eklenmesi gereken iki harf \·a r d ı r : ı .o.ı" \'e ""�"' . D i l i ıııi.rde -,es ve biçim değ i ş i k l iğiyle kul lanılan A rapça -,iizc ü k l e r i n a-,ı l ­ : larındaki '-C' \l' biçimlerini be l i rtmek i ç i n k u l l anılan çevriyaz ı abecesindL Arapçanın . . , . . se-,ini ve Türkçede " z " sesi ile söylenen . . dad " harfi n i be­ l ı necel-; h a r t l c ı y ok tu r . Durumu iirnd lerle a ç ı l-; l a y a l ı ııı :

. . , . . � erine kullanılan " i "

. . 1-;c-,re . . s i rüyet . . .

A rapı;ada i l e -.iiy lerı : r :

=

c-,re" denilen " " a ü n l ü i nce hece l e rde · · i · " ,c" . " t i l avet .. sözc ü l-; f e r i nddi " i " le r g i b i . K u lla n ı l a n

ı; e n i rn 1 1 abec.: -. i ııde " i " harfi vard ı r . Arap,·a -.iizcül-;lerdcl-;i " l-;e-,c = esre" -,esi k a l ı n hecelerde

ı·aı

. . , .. dır: . . "_

· " t ı l l \ 1 1 1 1 .. -,iiıui 1' l c r indc . . , . . far lar g i b i . İ � t e bu ''" i,· i ıı ç e \ rİ\ a ı ı ahc· .

c·L·<.imk

lı;ıı·J y ı ıl-; tu r. T ü r " '·e Sii.r f ü l-; de - b u nedenle olacak- . . , . . '>C'> İ l l İ lıcp

. : i . . ile gii-.terııı i , ı i r . � u -,iiıc ü k lerde olduğu g i h i

1 - 1 8.

h7'iıil . lıiı/ir. ;_, ıil:ilı . ı,r;İr.�itriı ı aı . ı,. ;,,;ıcı . ı.. ;ı ·a. kiı :iııı . ııılllıiİJiı . ıııu 1;ı ';01" iİ1ıııu11a:ir. ;ııll;ta,il . ·,j·J;ıl. ,;İi-. ,;ıı:i :aİ . <İıir. ıidd. ;iıııııT .


32-l

ÖMER ASJ.1\1 A KSOY B u y a1 1 ııılarda 'nıni k krirı a ' i l larırıda l\ i · · ı · · ı l c gii\lcri l m ı �t i r . Türk<:c Siiı ! ü k d ı � ı nd a k i

'c'ı

y:.m/ ı.� olarak · · ; · ·

' iiz l ü kl e r .

) U karıda k i iir­

ııc l-. l e r i · · ı · · h a r ı i ık gn,ıcre ı·d \ a ııl ı , " n ky i � ı ı iııl e ıııı;,k rd ı r . rli r k ­

,. ,. Siiı l ü k · ı l· ele

hl\ ·:ıı . tı;j,ıf. ı'tır;ir. 1'tırarı. m utc..Jıa;� ı �

g i h i ,iizc ü k l e r i n <;e\ rıya1 1 s ı nda · · ı · · k u l l a n ı l d ı ğ ı halde y u karıda k ı iir­ neklerde · · j " k u l l a ıı ı l ı ı ı ı s o l ıııa'ı h i r ,-c l i � l\ ı . daha doğrw,u yanl ı� u y ­ gulamad ı r .

"d", "d" sesleri Arapı;ada · ·dad · · harliy le \ an l an siiı c u k l erin k i m i s i Türkı;ede ··d··

.

k i m i s i · · ı · · ses i y l e siiy leni r : · · ;arar · · . · · ıaznıi n · · sözc ü k l e r i nde

"z" sesiyle söy lenen " 'd ad " çe\ r i y a11da · " ! ° · üstüne hir nokta konu­ . larak gösterilmektedir. Ancak · · darbe · · . · · adale · · gibi sözcüklerde · · J · · sesiyle söylenen " d ad " i ı; i n çevriyazı ahecesinde h i r harf y ok tur . Bu sözcükler " d " i le yazılm.a a s ı l larındaki harfin · · dal " olduğu sanıl a­ caktır. Böyle bir yanılgıya düşmemek için " d " harfinin altına bir nokta koyma k , k i m i sö z l ü k le r i n uygu l ad ı ğ ı h i r yônıenı d i r k i y erind ed i r . Türkçe Sözlük'te i se

" d ' · sesiy le söy lediğimiz k i m i sözcü klerde

"d"nin altına nokta konmuş .

?ala/et, gu'!ubet. ka'!i·

sözcüklerinde noktalı "d"

k i m i sözcü klerde konmamışt ı r . Ö rneği n :

'!

'!

'!

nıa rub. mu ' il. 'a ale.

'!arbe

k u l l anılmı�. ama şu sözc ü kl e r

noktasız "d"

ile yazılmıştır.

1 9-20 .

darh-ı mesel, dumur . . . .

Kısacası " d " sesinin de çelişkili k u llanılmış olması , önemli çev­ riyazı yanlışları oluşturmaktadır.

Çevriyazı uygulamasında "

>

"

ve

"

<

" sesleri

Türkçe Sözlük, çevriyazı uygulamasında ya · · ' " ve " > " ses­ lerini birbirine karıştırmış ya da " c · · ses i n i h iç göstermemiştir. Ör­ nekler: Türkçe Sözlükte 21. 22.

23.

erba ' in fa'aliyyet fi ' len

Doğrusu

erbıffn fa"liliyyet ' fı len


TÜRKÇE SÖZL ÜKTEKİ ÇEVRİYAZI YA NLlŞLARI •

24.

b ud 'a

25. 26.

hud 'a intiba ka'ide

27.

mezru

28.

muteka'id

intıbii'

ki'ide �ezrÜ' muteka'id

.

Nispet "i"si Uygulamasındaki Yanlışlardan

29.

30 . 31. 32. 33.

34. 35.

Türkçe Sözlükle

Doğrusu

cari hali fani naşi sari mer'i mugaddi

carı hali fani na�ı .-,arı ııı e rı

mugaddi

Diirt Türlü "z" Yanlışlarından Arapçada dört harf vardır ki Türkçede "z" sesiyle karşılanır. Ücü "ze . zaL z ı " d ı r . Biri d e k i m i sözcüklerde " z " sesi veren · ·dad"dır. Dört türlü "z" örneği şu dört sözcükte bulunmaktadır: "ziraat, zeki . zarf . zarar· · . Bu sözcüklerdeki " z " ler . çevriyazıda sırasıyla şöyl e gösterilir: " imsiz z" . "altında bir çizgi bulunan , . . . "altında bir nokta bulunan 7 . . . üstünde bir nokta bulunan z " . . .

Türkçe Sözlük'teki çevriyazı yanlışlarından 36. Saygı ile bildirme . sunma demek olan "arz " sözcüğünün · ·z " 'si mık ·

tasız yazılmış: böylece arapça asl ının " ze " harfiyle yazıldığı bildiril­ miştir. Oysa sözcük Arapçada "dad " i le yazılır. Bu nedenle " z " nirı üstüne nokta konulmal ıydı.

31. Sakınca demek olan . " ıııahzur"un " z "si . altına bir nokta konulara� gösterilmiş . böylece aslının · ·zı . . harfiyle yazıldığı bilgisi verilmiştir Bu harf "zal" olduğundan "z ' ' nin altında çizgi bulunmal ıyd ı .

3 8 . "Taziye" sözcüğünan " z . . s i altına bir nokta konulmu� . böylece Arapç; aslımn "zı " harfiyle yazıldığı bildirilmiştir. Oysa aslı "ze" harfıyl• yazılır. Bu nedenle "L"nin imsiz olması gerekirdi.

39. "İkaz" sözcüğünün "z"si, üstünde bir nokta olarak gösterilmiş, böy


ÖMER A SIM A KSOY

326

lece Arap�·ada "dad " ile yazıldığı bi l g i � i verilmiştir. Oy sa " z ı " i l e yaz ı l ı r . Bu nedenle noktanın "z" altına konulması gerekird i . .

Ü ç Türlü " s " Yanlışlarından A rapçanın " sin " harfi . çevriyazıda imsiz gösterilir. Bu sese benzeyen " sad" ses i , " s " n i n altına bir nokta konularak, peltek " s " sesi de " s" n i n altına b i r ç izgi çekilerek gösterilir. Türkçe Sözlük'teki yanlış yaz ım l a rdan örnekler: ..J.( ) .

İ stihsal . . sözcüğünün ikinci · ·s .. si imsiz gösterilmiş olduğundan Arap­ s i n " olduğu bildiriyor. Doğrusu "sad"dır; . . s . . nin altına nokta konulmal ıyd ı . . .

ça asl ı n ı n

41.

"

" Nüsha" sözcüğündeki " s "nin altına nokta konulmuş, böylece söz­ cüğün A rapçada "sad " ile yazıldığı bilgisi verilmiştir. Doğrusu im­ siz "s" i le yazılmasıdır.

42 . " Saniye" sözcüğündeki "s"ni n altına nokta konulmuş, böylece Arapça da " sad"

ile yazıldığı belirtilıııİ'jtİr. Oysa bu harf peltek · · s"dir. "s "nin bulunmal ıyd ı .

a l t ı ml a .;izgi

L ç Türlü "h" Yanlışlarından Arapçanın " he " ad l ı harfi ç en i y a n d a imsiz gösteril i r . " ha" harfi altında bir nokta bulunan " h " ile karşılanır " h ı " adl ı harfi ise al tın.­ . da ka 'i imi bulunan "h . . ile bel irtilir. T ürkçe Sözlük'teki yanlış yazım­ lardan iir ııd.lc r : -U.

..

"h . . , noktasız yazılmıştır. Bununla Arapça Oysa aslında bu harf a l t ında kaş . i m i b u l u na n " h "dir.

Dehalet . . sözcüğündek i

a s l ı n ı n " h e " ile yaz ı l d ığı b i l d i r i l m i ş olmaktad ı r . " h ı "d ı r .

Çev riyaz ıs ı

.

4 4 . " H i l k at " sözcüğündeki

. .

h " ııin altına bir nokta konulmuştur. Bu, söz­

cüğün aslı " ha" ile yaz ı l ı r demektir. Oysa " h ı " ile yazıl ı r. Bu neden­ le . h . nin altına kaş konu lmalıyd ı . Bu yanlış " mahlukat" sözcüğünün � az ı n ı ı ıı d a da görülmektedi r . . .

-15 .

.

" H uru fat " sözcüğündeki " h " n i n a l t ı na k a ş konu l m u ş , böylece söz ­

cüğün Arapçada " hı " i le yazıldığı bilgisi verilmiştir. Oysa bu harf. ,\ rapça asl ı nda . . ha"dır; " h " nin altına nokta konulması gerekird i . İki Türlü " t " Yanlışlarından Arapçanın iki " t " si nd..on biri, imsiz " t " ile gösteri len "te" , öteki

dP


TÜRKÇE SÖZLÜKTEKİ ÇEVRİYAZI YANLIŞLARI

327

"t"nin altına bir nokta konularak yazılan " tı "dır. Türkçe Sözlük'tcki uygulama yanlışlarına bakalım:

46. · · irtibat" sözcüğünün sonundaki "t" noktasız yazıldığına göre Arap­ ça asl ı "te " adını taşıyan harftir, demek oluyor . Oysa bu harf "tı" diye anılan " ( ' çeşididir k i çevriyazı ile altına b i r nokta konularak gös­ ter i l i r .

47 . Azarlama . başa kakma demek olan " itap" . Türkçe Sözlük'te " t " nin

altına nokta konularak yazılmış, böylece Arapça asl ının "tı" harfiyle yazıldığı bildirilmiştir. Oysa "t" ile yazılır. Bu da çevriyazıda imsiz "t' 'dir.

'ariz 48.

"Sonradan ortaya çıkan" anlamındaki sözcük ""ariz" yazımıyla gösterilmiştir. Doğrusu "ciirız "dır. •

'ariza 49 .

" Engebe, aksaklık" anlamındaki sözcük "<ariza" biçiminde yazılmıştır. Doğrusu "<arı:la "dır. ·

'ariza 50. " D ilekçe

demek olan sözcük " •ariza" yazımıyla gösterilmiştir. Doğ­ arTia"dır.

rusu

"

"�

'arizl 5 1 . " Geçic i . eğreti " de�1ek olan sözcük " ·ari:f · yazımıyla gösterilmiş­

tir. Doğrusu "C8'rızi "dir.

'avariz 52 .

"Engebeler, aksaklıklar" anlamındaki sözcük "<avariz" biçiminde gösterilmiştir. Doğrusu "'avarız" dır. •

a'sab 5 3 . Türkçe Sözlük'te Arapça aslı "a'�ab" olarak yazılan sözcüğün doğru

.

çevrıyazısı " atr�-b"d a ır.

asahh 54. Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı "asahh" diye verilen sözcüğün doğru

çevriyazısı "e�a�� "tır.


ÖMER ASIM AKSOY

328 asgari 55.

Türkçe Sözlük 'te Arapça asl ı asgari biçiminde gösterilen sözcü­ ğün doğru çevriyazısı a�ğar i' di r "

"

'

"

.

beka 56. Türk1,T Sözlük'te . Arapça asl ı "beka" olarak gösterilen sözcüğün doğru y az ı m ı "beka" biçiminde verilmeliydi. Çünkü " k " sesi kalındır. .

cembiyye 57.

Bir çe�it kama anlam ı na olan Arapça sözcük Türk<;e Sözlük'te çcv ri­ . ya11 ile . ccmbiyyc " b içiminde yazılmı�tır. Doğrusu . . m " i le değil "n . . . ile . cenbiyye . . dir. harr

58.

" ' Sıcak " demek olan bu siizcüğün <;cvriyazısı Tü rkçe Sözlük'te nokta­ sız . . h . . ve kısa "a" ile gösterilmişt i r . Doğrusu " arr"dır.

hasil 59. Türkçe Sözlü k ' te . "yeni başak tutmaya başlamış yeş i l ekin" diye ta­

nımlanan Arapça . . has ı l " maddesinin çevriyazısı . . �a� i l " biçiminde göste r i l m i ş t i r. Bu yazımla verilen sözcük . ' ' kısacası: elhas ı l " anlamı­ nı ta�ır. .. Yeşil ekin . . demek olan sözcüğün çevriyazısı "b a�l "dır. Yani hem . . h . . yerine . b . . yazılacak hem "a" k ısa sesli olacak hem de " ' i " .

harfi bulunmayacaktır.

hikftye

60. Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı · 'h i kaye" yazımı i l e gösterilen sözcü­

ğün doğru yazımı " � ik<lyc ' 'dir. " h " harfi n i n altında nokta bulunma­ l ıdır. Noktasız " h " . ba�ka bir harft i r .

hunnak .

"

6 1 . Boğaz �işmesi . anj i n anlamını alan bu sözcüğün Arapça aslı tek "n " l i­ dir. Türkçe Sözlük i k i " n " l i olarak vermiştir. Oysa kaynakları ara­

sındaki Ş. Sami 'nin kamus-ı Türkisinde iki " n " l i yazımın yanlış olduğu bel i rt il miştir.

itrna·

62. Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı i !!ila " olarak gösterilen sözcüğün üç ".

"

yerini düzeltmek gerekiyor. İ ki " i " harfi ' -' ı "ya çevri lmel idir. Sözcü-


TÜRKÇE SÖZLÜKTEKİ ÇEVRİYAZI YANLJŞLARI

329

ğün son sesi de hemze değil , ayndır. Yani çevriyazı ile doğru yazımı "ıttılii'"dır. '·

ıvaz - ·

63 . Türkce Sözlük'te. Arapça aslı " ivaz" biçiminde verilen sözcüğün doğ­ rusu ' 'C ivaz "dır. Yani "a" harfi uzun sesli değil kısa seslidir. imtina' 64.

Türkçe Sözlük'te Arapça aslı "imtina' " biçiminde gösterilen sözcü­ ğün doğrusu " imtina:ı'dır. Yani sonda hemze değil ayn bulunacaktır. intiba

; 65. Türkçe Sözlük'te Arapça aslı " intiba' olaraka yazılan sözcüğün doğ­ rusu "intıba'"dır. Yani hem " i " yerinde , ; ı , , bulunması hem de söz­ cüğün sonuna; "ayn: 5 " eklenmesi gerekir. 66 .

�al!_

Tür_!<:ç� Sözlük'te, Arapça aslı " i�� " olarak gösterilen sözcükte "y" sesi eksiktir. Doğru yazın ' "işyan"dır. istihrac

67.

Türkçe Sözlük'te, aslı " istiprac" olarak bildirilen sözcüğün doğru y&­ zımı " isti�rac"dır. Yani "�" yerine "f' kullanılması gerekirdi. istihlak

68 .

Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı "istihİak" biçiminde gösterilen sözcü­ ğün doğrusu " istihliik"tır. Yani "h" yerine "h" yazılması gerekirdi. �stikrai

69. Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı "istikraz" olarak gösterilen sözcüğün doğru yazımı " istikraz "dır. Yani "k" sesi kalındır. mahlükat 70.

Türkçe Sözlük 'te "mahlukat" sözcüğü " h " ile gösteri�miştir. Oysa "h" ile gösterilmeliydi . ..

masÜ�iyet 7 1 . Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı "masunıyyet" biçiminde gösterilen söz­ cüğün çevriyazı ile doğru yazımı "ma�Üniyyet"tir.


. ÖMER ASIM AKSOY

330

Merih 72 . Türkçe Sözlük, Arapça aslını " Merih" biçiminde gösterdiği sözcüğün çevriyazı ile yazımında üç yanlışlık yapmıştır; yanlışlar "e", "r", "h" üzerindedir. Doğru yazım " Mirrih"tir. •

...

mezru 73.

' Türkçe Sözlük'te "mezru " sözcüğünün sonunda bulunan "ayn' " harfi gösterilmemiştir. (Yapısı buna benzeyen "mevzu' " sözcüğüne ise "C" imi konulmuştur. Doğru olan da budur.)

muhabbet 74. Türkçe Sözlük'te Arapça aslı "muhabbet" olarak gösterilen sözcüğün doğrusu "mahabbet "tir.

muhteviyyat 75. Türkçe Sözlük'te Arapça aslı "muhteviyyat" diye gösterilen sözcü­ ğün doğrusu "mu�teveyat"tır. Yani " i " yerinde "e" bulunacak ve "y" harfi iki tane değil bir tane olacaktır. " f

mu,hUra 76. Türkçe Sözlük'te "muhtıra" sözcüğü "i" ile gösterilmiştir. Oysa Arap­ ça söylenişi " ı " iledir.

muzlim 77.

Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı ' 'muzlim' ' biçiminde gösterilen sözcü­ ğün çevriyazı ile doğru yazımı "mu�lim"dir.

muddei·ateyh 78.

Türkce Sözlük'te aslı "muddeı'aleyh" biçiminde gösterilen Arapça te­ rimin doğrusu "müdde·ili�aleyh"tir

mudrir 79.

Türkçe Sözlük'te bu sözcüğün Arapça aslı yanlış olarak "mudrir" di­ ye gösterilmiştir. Doğrusu "mudirr"dir. Yani hem " i " uzun olmaya­ cak, hem de " r " çift olacaktır.

na'lin 80.

Türkçede " nalın" diye kullanılan sözcüğün Arapça aslı, Türkçe Söz­ lük'te "na'lin" olarak gösterilmiştir. Arapçada böyle bir sözcük yok-


TÜRKÇE SÖZLÜKTEKİ ÇEVRİYAZI YANLIŞLARI

331

tur. Ancak Arap harfleriyle �. biçiminde yazıldığı için '"ııa'lin" gibi de okunabilen, doğru okunuşu ise " na'leyn" olan bir sözcük vardır ki ' ' iki na 'l'' (bir çift ayakkabı) demektir. Türkçe Sözlüğü hazırlayan­ lar, Arap harfleriyle yazılan sözcüğün sonundaki iki harfi, Arapçanı11 çoğul eki olan "-in " sanmışlardır. Oysa "tesniye" (ikilik bildiren) bir ektir. (Türkçe Sözlük'ün kaynakları arasında gösterilen Ş. Sami' nin Kamusu Türki'sinde " naCJ.eyn" diye yazılı olduğu gibi Ferit De­ vellioğlu'nun Sözlük'ünde, Pars Tuğlacı'nın Kamus'unda da doğru olarak "nacleyn" biçimindedir . )

musteb'at 8 1 . Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı "musteb'at" biçiminde bildirilen söz­ cüğün doğru yazımı "musteb'ad"dır. Son harf "t" değil "d" olacaktır.

sisam 82 .

Türkçemizde " susam" adlı iki bitki vardır. Birinden, tohumları ezi­ lerek susam yağı (şırlağan) ve tahin elde edilir. Öteki, mor ya da be­ yaz çiçeği olan süsü bitkisidir. Türkçe Sözlük'te birincisinin Arapça . . aslı "sısam " diye gösterilmişse de Arapça sözlüklerde böyle bir sözcük görülmemektedir. Mütercim Asım, ünlü çevirisinde " tahrif ile susam tabir olunur" dive "simsirn" sözcüaünü vermekte.. ' 'Faı:iside Konced denir" sözlerini eklemektedir. Ahteri'nin "susam ki yağına şır­ lağan derler" sözleriyle tanımladığı sözcük de "simsim "dir. Süs çiçeği olan çiçeğe Farsça ''süsen' ' denir ki ses yönünden Türk­ çesine daha çok benzer.

ta zib 83.

Türkçe Sözlük 'te, Arapça aslı ' " ta zib" olarak verilen sözcüğün doğ­ ru yazımı "ta'!ib"dir.

teshir 84.

Türkçe Sözlük'te "tes�ır" yazımıyla gosterilen Arapça sözcük "büyüleme " diye tanımlanmıştır. Sözcük, bu yazımla "büyüleme " değil , " zaptetme, ele _geçirme" anlamı taşır. "Büyüleme" demek olan sözcüğün çevriyazısı " teshir"dir.

tevfü 85.

Türkçe Sözlük'te, Arapça aslı "tevfi':z" olarak gösterilen sözcüğün


332

ÖMER ASIM AKSOY

doğrusu "tefviz" dir. tuhaf, tuhafiye .

"'

86.

Türkçe Sözlük'te "tuhaf ' sözcüğünün Arapça aslı iki kez "!]" ile gös­ terildiği gibi "tuhafiye' ' sözcüğünün aslı da "h" ile yazılmıştır. Üçü de "h" olacaktır. ...

ih

vaz 87.

Türkçe Sözlük'te Arapça aslı " -$°az'ih" biçiminde gösterilen sözcü­ ğün doğrusu "vazıh"tır. Yani sözcüğe aslında bulunmayan "aync" sesinin eklenmesi yanlıştır. Bir de Arapça okunuş "i" sesli de�iI · ' ı " seslidir.

88.

· Türks_e

iya

z

'

Sözlük'te aydınlık anlamındaki Arapça ii ya ile kaybolma anlamındaki "ziyıl''ın ikisi de "ziya>" biçimirıde gösterilmiştir. Kay­ bolma demek olan sözcüğün çevriyazısı yanlıştır. Doğrusu "ziyac"dır. Sonda " ayn c " harfi vardır hemze değil . i sesi de "ı" olmalıycıı. "

"

"

"

Daha başkaları Aşağıdaki yanlış örneklerini de açıklama yapmadan sadece kar�ılarında doğrularını göstererek veriyoruz. Sözlük'teki yazım 89 . 90. 91.

92. 93 . 94.

95 . 96. 97 .

98. 99. 1 00 . 101 . 102.

Abbasi arazi 'ariyyet 'ariyyeten Batini cusse bıy ' at hakaret haliil ,1lalhal halt hin hinz'fr hiss

Doğrusu cAbbasT arazT 'liriyet 'ariyeten Batıni cu_şş_e bi'at hakaret hala! halbal bal� gin hinzir l]iss .

.,

.


TÜRK<;_E SÖZLÜKTEKİ ç_EVRİYAZJ YA NLlş_LARI 103.

1 05 .

Huda huruf ihanet

1 07 .

izh

1 04 .

1 06 .

!08.

Huda �urüf ihanet i l t isaki

iltisaki

-

meblag

l 12.

melik . mev ·ıze mevzu'at mibzer

1 14.

mukni

! 09 . l IO.

111.

,,

1 1 3.

muhzir

l 15.

mulahaza munzarrı

1 1 6.

1 17. 1 18.

1 19.

1 20 .

.

izan

.

meblag melik mev"'iza mevi.ü fil mib�er muhzır mu�ni c muliitıap muniam murabba (terbiye'den) musteına muteşebbi� munfesig .

. .

· murabba .

mustesnii muteşebbis munfesih .

1 22 .

mu ntehir muz l i m rehavet

reuavet

124.

rehın

rehn safra �aJ�a

121.

1 23 . 125.

.

-

safra

1 26 .

�a°"ika

1 28 .

uranı

1 27 .

sinf

,,._

munte�ir

muzlim

sınf

tatam

tahfif

· tahfif

131.

t ak a ss

ta�a � �

1 33 .

tebahhur

tavassut tebahhur

1 35 .

tenkil

tenkil

1 29 .

1 30. 1 32 . \ J-1- .

tahliye tavassut

tek l i f

t

a� l iye

_ ..

teklif

1 36.

terzil

terzil

1 38 .

titl t i n ne t

tıtl tınnet

1 37 .

1 39 .

teşvik

.

--

te�vi�

.

333


ÖMER ASIM AKSOY

334

140.

141 .

1 42. 1 43 . 1 44. 1 45 .

tohum

to,Ym

zarar

iarar

zelil zeveban zimnen �iyafet

ı:eıTJ ,ı:eveban Zımnen ziyafet

..


BU BASKI ÜZERİNE Doğruya, güzele erişmemize iyi örnekler gibi kötü örnekler de yardım eder

"Dil yanlışları" ilkin 1 980'de Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'ıi­ ca basılmıştı . İçinde 1 957- 1 980 yıllarında derlediğim 900 sözün elestirisi vardı. 1 985 'te, 270 yeni yanlışı eleştiren "Yine Dil Yanlışları" Oğretmen yayınları arasında çıktı. 1 985 'ten sonra gözüme ilişen yanlışların daha ön" ceki iki yapıtta bulunan örneklere eklenmesiylede bu yapıt oluştu ve eski iki çalışmada 24 olan ayrım sayısı bu kez "Özentiler" ayrımının katılma­ sıyle 25 ' i buldu. Eski "Önsöz "ü yinelemeyi yeterli bulduğumdan yeni bir önsöze ge· rek görmüyorum. Her üç derlemeyi birleştirip sıralayan değerli çalışma arkadışım Sevgi Özel'e ve bu çalışmalarla yakından ilgilenip basım düzeltme işini üstlenen sayın meslektaşım Cevdet Yalçın'a en sıcak teşekkürlerimi �unmayı borç biliyorum. Oc:ık 1 990 Ö.A.A Not: Eleştiri konusu olan örnekler italik harflerle dizilmiştir.

III


BİRKAÇ SÖZ

S

'öz, düşüncelerin dışa vurumudur. Bu iki kavram arasında mutlak bir dengenin kurulması gerekir. Ozanın, yazann, sanatçının dili kullanmadaki üstünlüğü, onun ustal®nı da göste­ rir. Bir yazının söz örgüsündeki fazlalıklar, eksiklikler, uyumsuz­ luklar o yazann yazı işinde henüz olgunlaşmadıgını kanıtlar. Buna dil duyarl®nı da eklemek gerekir. Sözcüklerin seçimi, cümlele­ rin iç ve dış yapısına gösterilen özen, ses ve anlam degeri bu du­ yarlıkta sanatçıya özel bir yer hazırlar ve onu öteki bireylerden ayırarak ayncalıklı bir yere oturtur. Neresinden bakılırsa bakılsın yazar bir dil işçisidir. Ağını ören bir örümcek ya da gergefte nakış işleyen bir gelin edasıyla hare­ ket etmek zorundadır. Düşünceler her yönüyle bu dil işçisinin ka­ leminde berraklaşmalıdır. Biçim ve anlamsal yönüyle her yazısı pınl pınl olmalıdır.

"Eger yazar ya da ozan imge ve çagnşım güçlerini açıklıga ka­ vuşturamıyorsa, bunu bir görev olarak düşünmüyorsa, anadili­ nin gereklerini yerine getirmede güçsüz kalıyorsa, ne yazarsa yazsın, ne söylerse söylesin sadece kendini yaşar ve böyle bir sanatçı kimltgi kendini bile aşamaz. Yıllann kıymetli ve eskimez adı; dilci, ede�iyatçı Sayın Ömer Asını Aksoy "Dil Yanlışlan " adlı bu yapıtında, yanlışlara bir da­ ha düşülmemeyi hem gösteriyor hem ögretiyor. Anadilini dogru kullanmak için . . . Cevdet GEN E L

YALÇIN

D A GI TI M

YALQN EMEL YAYINEVİ Karanfil Sok. No 24 I 1 Tel: 9(4) 1 2 5 55 39 0665 Kızılav /Ankara ·

F

-TL

Dil yanlışları ömer asım aksoy