Issuu on Google+


A N A D O L U' N U N F E T H İ SELÇUKLUL A R DÖNEMİ


A TA TÜ R K K Ü L TÜ R , D İ L V E TARİH YÜ K S EK K U R U MU T Ü R K T A R İ H KU R U M U Y A YIN L A R I XXIV. DİZİ - Sa. 2

ANADOLU'NUN FETHİ SELÇUKLULAR DÖNEMİ (BAŞLANGIÇTAN 1086'YA KADAR) Prof. Dr. ALİ SEVİM

TÜR K TA R İH

K U R U MU

BASIM E Vİ-A N K ARA

1 9 8 2


İÇİ N D E K İ L E R ÖNSÖZ VII-VIII.

GİRİŞ 1-11 ANADOLU'NUN FETHİ SIRASINDA ORT A - DOGU'NUN SİYASİ DURUMU 1 . ı.

SELÇUKLU İMPARATORLUGU 1. 2.

BİZANS İMPARATORLUGU 2. 3. BAG DA D ABBASİ HALİFELİGİ 6. 4. BÜVEYH OGULLARI DEVLETİ 7. 5.

MISIR- FATIMİ H ALİFELİGİ 8.

BÖLÜM 1.

ANADOLU'YA GELEN İLK TÜRKLER 13-17. A. HUN TÜRKLERİ'NİN ANADOLU İSTİLASI 13. B. SABAR TÜRKLERİ'NİN ANADOLU İSTİLASI 14. c.

İLK MÜSLÜMAN TÜRKLERİN ANADOLU GAZASI 15.

BÖLÜM I 1. ÇAGRI BEY'İN ANADOLU SEFERİ 19-22.


İÇİNDEKİLER

iV

BÖLÜM III. İLK TÜRKMEN (OGUZ) AKINLARI 23-24. BÖLÜ M iV. SULT AN TUGRUL DEVRİNDE YAPILAN AKINLAR VE FETİHLER 25-38. Selçuklu ordularının harekatı 29. - Bizans'la yapılan barış 32. - Sultan Tuğ­ rul'un seferi 33. - Daha sonraki askeri harekat 35.

BÖLÜ M v.

SULTAN ALPARSLAN DEVRİNDE YAPILAN AKIN­ LAR VE FET İHLER 39-76. Sultan Alparslan'ın seferi 39. - Selçuklu komutanlarının harekatı 42. Bizans'ta durum 45. - Sultan Alparslan'ın ikinci seferi 46. -Bizans'ın karşı harekatı 47. Selçuklu emirlerinin akınları 48. - Sultan Alparslan'ın Anadolu ve Kuzey- Suriye seferi 51. - Romanos Diogenes'in hareketi 54. - Malazgirt meydan savaşı 58. Alparslan için okunan hutbe 61. - Alparslan'ın orduya hitabı 64. - Tutsak imparator Sultanın katında 69. Barış antlaşması 71. Zaferin akisleri ve sonuçları 7 4. -

-

-

-

BÖLÜ M V I. SULTAN MELİKŞAH DEVRİNDE YAPILAN FETİHLER

77-111. Selçuklu Fetihleri ve Bizans'ta durum 77.

A. TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLE TİNİN KURULUŞU VE FE T­ HİN TAMAMLANMASI 79. Kutalmışoğulları Anadolu'da 79. - Türkiye Selçuklu Devleti kuruluyor 81. Anadolu fetihleri süri i yor 82. Süleyman- Mansur anlaşmazlığı 84. - Dragos Suyu antlaşması85. - Doğu-Anadolu ve Erran'da fetihler 85. -


v

İÇİNDEKİLER

B. ' Ü S LEYMANŞAH IN KUZEY. SURİYE SEFERİ VE SONU 88. Antakya'ııın fethi 88. Süleymaıışah - Müslim çatışması 89. -Yeni ittifak teşebbüsü 90. Ebulkasım'ın yönetimi ve sonu 94. -

bir

-

c.

İZMİR VE BÖLGESİNİN FETHİ. ÇAKA VE TANRIBERMİŞ'İN KURDUGU BEYLİKLER 96. D. GÜNEY· DOGU ANADOLU BÖLGESİNİN SELÇUKLU YÖ­ NETİMİNE ALINMASI 99. Fahrnddevle -Artuk anlaşmazlığı 101. Türkmen baskını 102. sürüyor 103. Bölgede yeni Türk devletleri 107. -

-

SONUÇ 108. KRONOLOJİ CETVELİ 1 1 3 . BİBLİYOGRAFYA 1 19. DİZİN 123.

-

H arekat


Ö N SÖ Z Hiç şüphesiz, milli tarihimizin en önemli olaylarından birisi de bugün üzerinde yaşamakta olduğumuz A nadolu'nun Türkler tarafından fetlıedilmesidir. Müslüman Türkler (Sel­ çuklular) , Anadolu'yu istila ve fetih hareketlerinin başlangıcın­ dan (1038), fetihlerin büyük ölçüde tamamlanmasına (1086) kadar geçen aşağı - yukarı yarım yüzyıla yakın bir dönemde, bu ülkeyi ellerinde bulunduran Bizanslılarla, büyük bir azim ve kararlılıkla devamlı mücadelelerde bulunmuşlardır. Bu mü­ cadele, genellikle iki taraf ordularının çarpışması şeklinde cereyan etmiş olmakla beraber, kendine yeni bir yurt, yeni bir vatan bulma amacıyla, Anadolu'ya adeta bir sel gibi akan Türk milletinin mücadelesi olmuştur. Esasen Türkistan ve Horasan'dan sahip oldukları bütün kültür ve medeniyet unsurlarıyla Batı'ya sürekli olarak göç eden kalabalık Türk­ men (Oğuz) kitlelerinin iskan edilmesi, Selçuklu sultanlarının önemli tarihi bir sorunu olmuştur. Bu husus gözönünde tutu­ lacak olursa, bir millet halinde Batı'ya göç eden bu büyük Türk kitlelerine, üzerinde yaşayacakları bir yurt, bir vatan bulmak gerekiyordu ve hatta zorunlu idi. Bu bakımdan A nadolu'nun Türkler tarafından fethedilmesinin asıl sebebi, böylece daha iyi anlaşılmış olur. İ şte bu milli amacın gerçek­ leştirilmesi uğruna yapılmış olan Türk - Bizans mücadelesi, Anadolu'nun bir Türk yurdu haline getirilmesine kadar hiç durmaksızın devam ettirilmiştir. Başarıyla sürdürülen bu mücadeleler sonucunda, bazı kıyı kentleri dışında, Anadolu'­ nun hemen tamamı fethedilmiş ve dolayısıyla Türk hakimi­ yet, yönetim ve yerleşmesi gerçekleştirilmiştir. Esasen kıyı kentleri de dahil olmak üzere bütün Anadolu'nun fethi, Tür­ kiye Selçukluları ve Beylikler dönemlerinde ve nihayet çağ


VIII

ALİ SEVİM

açan büyük Türk Hükümdarı Fatih Sul t a n M e h m e d'in lstanbul'u fethi (29 Mayıs 1453) ve Trabzon Rum - Pontüs devletini ortadan kaldırmasıyla (1461) tamamlanmıştır. Çeşitli dönemlerde vuku bulan yoğun Türk göçleri so­ nunda, Anadolu'da Türk nüfüsu, yerli halka oranla hakim duruma geçmiştir. Böylece A nadolu, tam anlamıyla Türk­ leşmiş ve bir Türk yurdu haline gelmiştir. Anadolu'nun niçin ve neden fethedildiği, nasıl bir Türkiye haline getirildiği konularını aydınlatacağım umduğumuz bu küçük eser, ağır bilimsel ifadelerden uzak, halkımızın hemen her düzeydeki fertlerinin kolayca anlayabileceği bir şek.ilde hazırlanmaya çalışılmıştır. Eserin hazırlanması sırasında, seç­ me Bibliyografya' da gösterilen konuyla ilgili belli - başlı yerli ve yabancı araştırmalardan faydalanılmış, ancak eksik, karanlık ve kronolojik hoşlukların tamamlanıp açıklık kazanmaları için zaman zaman kaynaklara da başvurulmuştur. İ çinde bağımsız milli bir devlet kurarak yaşamakta olduğumuz bu Yurd'un nasıl fethedildiği olayını içeren hu eseri, geçmişine sıkı sıkıya bağlı olan yüce milletimize sunmakla kendimi sonderecede mutlu hissettiğimi içtenlikle ifade etmeliyim. Ankara 1987

Prof. Dr. ALİ SEVİ M A. Ü . D T C. Fakültesi Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı, Türk Tarih Kurumu Asli Üyesi


G İ Rİ Ş ANADO LU'NUN FETH İ SI RASINDA ORTA - DOGU'NUN Sİ YASİ DURUMU Anadolu'nun Türkler tarafından fethi sırasında, Orta Doğu'da büyük siyasi kuruluşlar olarak Büyük Selçuklu im­ paratorluğu, Bizans imparatorluğu, Bağdad Abbasi ve Mısır Fatımi halijelikleriyle Büveylıoğulları devleti görülmektedir. Bu büyük devletlerden başka, İsfalıan ve Hemedan'da Ka­ kuyeoğulları, Kafkaslar'da Aphaza ve Gürcüler, Cürcan ve Taberistan'da Ziyaroğıılları, Tebriz'de Revvadiler, Erran böl­ gesinde Şeddaoğulları, Diyarbakır ve yörelerinde Mervanoğul­ ları, Musııl ve çevresinde Ulwyloğulları, Hille'de Mezyedoğul­ ları, Halep ve yörelerinde Mirdasoğulları emirlikleri bulunu­ yordu. Bunlardan Aphaza ve Gürcüler önceleri Bizans'a, diğerleri ise Büyük Selçuklu devletine tabi idiler. ı.

SELÇUKLU İ MPARATORLUGU Selçuklular, Gaznelilere yaptıkları uzun süreli mücadele­ lerin doruk noktası olan ünlü Dandanakan Meydan Savaşından (23 Mayıs 1040) sonra başkent Nişapur olmak üzere, Hora­ san'da bağımsız bir devlet kurmayı başardılar. Türk tarihi bakımından önemli bir dönüm noktasını oluşturan bu zafer­ den sonra Selçuklular, Merv kentinde toplanan Büyük Kurul­ tay' da tespit edilip kararlaştırılan fetih planları gereğince, başta ilk Selçuklu sultanı Tuğrul B ey olmak üzere, Ç ağrı B ey , M u s a İ n a n ç Y a b gu, İ b r ahim Y ı n a l v e K ut al­ m ış gibi Selçuklu başbuğları, devletin gerek doğu ve gerekse


2

ALİ SEVİM

batı yönlerindeki çeşitli ülkelerde geniş fetih hareketlerinde bulundular. Devletin doğu ve güney bölgelerinde bulunan Karahanlı ve Gazneli devletlerine ait toprakların büyük bir bölümü, kısa zamanda fethedilerek Selçuklu sınırları içine alınmış ve bu devletler, birer küçük prenslik halinde devlete tabi duruma getirilmişlerdir. Ö zellikle sultan T u ğrul B ey önderliğinde yürütülen batı yönündeki fetihler, Türk ve dün­ ya tarihi bakımından daha büyük bir önem kazanmıştır. Bu fetihler sonucunda Erran, Kafkasya, Azerbaycan, Irak, Suriye ve Filistin tamamiyle fethedilmiş, hu küçük eserin konusunu oluşturan Anadolu'nun fethine de süratle başlanmıştır. Böylece Bizans ve Mısır - FatımUerine karşı mücadeleler sürdürülürken, başta Büveyhoğulları olmak üzere, yukarıda adları geçen Müslim ve gayrı Müslim bütün küçük siyasi kuruluşlar, Selçuklu devletinin tabiiyetine alınmıştır. Başta Anadolu olmak üzere, diğer yönlerde yapılan fetihler, sultan Tuğrul, Alp a r s l a n ve M elik ş ah devirlerinde de aynı hızla devam ettirilmiştir. Bu husustaki ayrıntılı bilgiler, bu el kitabının konusunu oluşturduğu için, burada, kısa da olsa, üzerinde durulmayacaktır. 2.

B İ ZANS İMPARATORLUGU Orta Doğu'nun büyük devletlerinden birisi olan Bi­ zans imparatorluğu, zaman zaman içte ve dışta ciddi tehlikelere düşmesine rağmen yine de ortaçağların kud­ retli bir devleti olarak hakimiyetini sürdürmeyi başardı. Bizans'a J ustinuanus'tan sonra en parlak devrini yaşatan Makedonya hanedanına mensup il. B asil ' i n ölümü (1025), imparatorluk için bir dönüm noktası oldu. il. B as il'den sonra tahta geçen hükümdarlar zamanında, Bizans imparator­ luğunda bir gerileme ve anarşi devri başlamışsa da bu devir, -


ANADOLU'NUN FETHİ

3

Komnenler hanedanının kurucusu Aleksi o s K o mn e n n o s'un iktidarı elegeçirmesiyle (1081) sona erdi. il. B asil devrindeki Balkanlar'dan Güney - Kafkasya'ya, Adriyatik kıyılarından Güney - ltalya'ya kadar uzanan geniş Bizans sınırları, gerile­ me ve anarşi döneminde, güneyde Nornıanlar, kuzeyde Peçe­ nekler ve Uzlar ve nihayet doğuda Selçuhlu baskıları sebebiyle oldukça daraldı. Bunun tabii bir sonucu olarak Malazgirt sava­ şına kadar Kafkasya, Mezopotamya, Suriye ve ltalya gibi sınır eyaletleri kaybedildiği gibi, Anadolu, Selçuklular tarafın­ dan istilaya uğratıldı. 1025 yılından itibaren VIII. K on s t a n ­ t i n v e kızları Zo e ve T h e o d o r a z amanlarında, Bizans'ta çök­ me devri başladı. Askeri aristokrasiye dayanan II I . Argyre, il. B a sil tarafından konan vergileri kaldırmak suretiyle, küçük mülk sahiplerinin zayıflamalarına sebep oldu. Fakat da­ ha sonra tahta geçen Mih a el Pap h l a g onien, bütün devlet yönetimini kardeşi J o h a n n e s O r p h an o tr o p he'e bırakmış­ tır. J o h an n e s'in ölümünden (1041) sonra yeğeni V. M i h a e l im­ parator ilan edildi. Bununla birlikte, V. Mi h a el, patrik Al ek­ s i o s'un hazırladığı ayaklanma sonucunda (Nisan 1042), bir manastıra hapsedildi; manastırdan çıkartılan T h e o d o r a impa­ rator ilan edilerek Z o e ile birlikte devleti yönetmesi sağlandı. Fakat bu yönetim, Zo e'nin, üçüncü kez, bir B i z a n s asilzadesi olan IX. K on s t a ntin M o n o m a k ile evlenmesiyle sona erdi. Bu devirde, orduya karşı başlatılan mücadele, sivil partinin zaferiyle son buldu. Dolayısıyla, orduda asker sayısı azaltıl­ mış, daha ziyade Norman, lskandinav, Rus ve Anglo - Sakson­ lardan oluşan ücretli askerler, ordunun esasını oluşturmuş, önemli yönetim görevlerine Ps e l l o s, Xip hilin ve M av r o p o u s gibi bilginler atanmıştır. B u sebeple orduda huzursuzluk başgösterdi, 1042'de general G eo r g i o s M an i a k e s, 1047'de de başta T o rniki o s olmak üzere, görevlerinden alınan ku­ mandanların çıkardıkları ayaklanmalar güçlükle bastırıldı.


4

ALİ SEVİM

Dış olaylara gelince, 1043 yılında lstanbul önlerine dek gelen Kiev Rus prensliğine ait bir donanma geri çekilmek zorunda bırakıldığı gibi, il. B a s il zamanında, Tuna boylarına yerleştirilen Peçenekler, kesin bir yenilgiye uğratıldı. İ mpara­ torluğun ilk gerilemesi, güneyde ltalya' da oldu. XI. yüzyıl ortalarında Güney - İtalya'da yerleşen Normanlar, Bizans top­ raklarını işgale haşladılar. Bizans'ın onları durdurma amacıy­ la giriştiği bütün çabalar olumlu bir sonuç veremedi. Böylece imparatorluğun güney sınırları ciddi bir tehlike ile haşhaşa kalmış bulunuyordu. Batıya oranla imparatorluğun doğu sınırları daha den­ geli bir durumda idi. Mısır Fatımıleriyle barış halinde bulunur­ ken, Anadolu'ya akmakta olan Selçuklu kuvvetletiyle çatış­ malar sürüp gidiyordu. IX. K on s t a ntin'in sınır koruma hizmetlerini, vergi karşılığında değiştirmesi, bütün Bizans savunma sistemini sarsmış ve özellikle Selçuklu istilasını kolaylaştırmıştır. K o n s t antin M o n o m a k'ın ölümünden son­ ra Makedonya hanedanının son üyesi olan Th e o d o r a, saray­ daki iktidarı temsil eden gurubun onayı ile Bizans tahtına geçti (1055). The o d o r a, bir yıl gibi kısa süren saltanatı sırasında, bütün devlet işlerini saray mensuplarına bıraktı. Doğuda Selçuklu askeri hareketlerinin önü alınmadığı gibi, Mısır Fatımileriyle de sürdürülen iyi ilişkiler bozuldu. 1056 yılında T h e o d o r a, ölüm döşeğinde iken saraydaki iktidar partisi tarafından kendisine halef olarak yaşlı ve zayıf şahsi­ yetli VI. M i h a el'i seçmek zorunda bıraktırıldı ve çok geçme­ den de vefat etti. Sivil partinin çabalarıyla tahta geçen (1056) VI. Mihael, bu parti yandaşlarını unvan ve armağanlarla ödüllendirdi. Fakat çok geçmeden, ordu kumandanlarının giriştikleri ayak­ lanma (özellikle Anadolu'da) sonucunda, Kastamonu kalesi muhafızı İ s a ak i o s K o m m e n o s'un imparator ilan edilmesi, askeri aristokrasinin sivil partiye karşı bir zaferi oldu (1057).


ANADOLU'NUN FETHİ

5

Bu imparator devrinde ordu, yine eski önem ve saygınlığını kazanmıştır. İ s a a k i o s, Balkanlar'a yaptığı bir sefer sıra­ sında hastalanmış, tahtı, önce kardeşine vermeyi kararlaştır­ mışken, onun kabul etmemesi üzerine, yakın dostu X. K o s­ t antin D u k a s ' a bıraktı (Kasım 1059). Bu devirde 1059 yılında, Peçenek yardımcı kuvvetleriyle Tuna'yı geçen Ma­ carlarla barış yapılmak zorunda kalındı; fakat onlar, bir kaç yıl sonra (1064) Belgrad'ı elegeçirdiler. 1065 yılında, Kuman­ ların baskısıyla Hazar kıyılarından ayrılan Oğuzlar (Uz), Peçenekleri de önlerine katarak Tuna'yı geçip Makedonya ve Teselya'ya kadar indiler ve bu bölgeleri yağma akınlarına uğrattılar. Bundan başka İtalya'da Nornıanlar, sürekli olarak Bizans topraklarını işgalden geri durmadılar. X . K o n s t antin D u k a s'ın ölümünden (Mayıs 1067) sonra vasiyeti gereğince, ikinci karısı E v d o k i a üç oğlu (Mi h a el, A n dr o n i k o s, K o ns t a ntin) adına Bizans tah­ tına geçti. Bununla birlikte iç karışıklıklar sürüp gidiyordu. Buna paralel olarak Bizans sarayında çeşitli gurupların devlet yönetimine yaptıkları gelişigüzel karışmalar sonunda, im­ paratorluğa bağlı eyaletler ihmale uğradı, özellikle ordu kendi kaderiyle haşhaşa bırakıldı. Öyleki Anadolu'da bakım­ sız ve dağınık bir durumda bulunan birlikler, çoğu zaman yiyecek ve giyecek bulma amacıyla il ve ilçeleri yağmalamak­ tan geri kalmıyorlardı. İ şte bütün bu sebeplerle imparatorluğun öteki eyaletlerinde olduğu gibi, Anadolu'da da sürdürülmekte olan Selçuklu askeri hareketlerine karşı koyabilecek bir Bizans ordusu görülmemekte idi. E v d o ki a tahta geçer geçmez ordunun bütçesi azaltıldı ve dolayısıyla kuvvetlerin sayısı indirildiği gibi silah ve techizatın da takviyesinden vazgeçildi. E v d o k i a, imparatorluğun, bürokratların yönetiminde, nasıl korkunç bir sona doğru gittiğini anlamakta gecikmedi. Bu sebeple saraydaki askeri kanadın tavsiye ve etkisiyle askeri aristok­ rasiye mensup ihtiraslı bir general olan Roma n os Di o g e n e s


6

ALİ SEVİM

ile evlendi (Ocak 1063). Kendisinden, imparatorluğu çöküş­ ten kurtarması beklenen D i o g e n es önceki imparatorlar gibi, pek fazla başarılı olamadı. Çünkü o, bomboş bir hazine, uzun yıllar yüzüstü bırakılmış bir ülke, perişan ve darmadağın bir ordu ile karşı karşıya gelmişti. Bu durum karşısında D i o g e n e s, devlet yönetiminde bir takım yenilikler yapmak istemişse de evlendikten yedi ay geçmesine rağmen, hala yönetimi elinde tutmakta olan karısı E v d o k i a ile arası açıldı. Bunun üzerine sarayı terk ile Anadolu yakasına geçip, özel­ likle Anadolu'daki Selçuklu ilerleyişini durdurmak amacıyla, hazırlıklara girişti. Fakat bilindiği üzere, 26 Ağustos 107l'de Selçuklu sultanı Alparslan'la Malazgirt'te yaptığı savaşta yenilip tutsak alınmasıyla, onun da imparatorluğu sona ermiş oldu. Bundan sonraki devirlerde de Selçuklu istilası sebebiyle Bizans'ın Anadolu'daki hakimiyeti çökmeye devam etmiştir. 3. BA GDAD ABBASİ HALİ FELİGİ H z. P ey g a m b e r'in amcası Ab b a s'ın soyundan gelen Abbasiler, Emevi hanedanına karşı sürdürdükleri uzun mücadeleler sonucunda, özellikle Büyük Zap Suyu sava­ şından (Ocak 750) sonra Emevflere son vererek kendi adlarıyla anılan Abbasi Halifeliğini kurdular. İ lk Abbasi halifesi E b ula b b a s S a ffah'tan sonra yerine geçen kar­ deşi E b u C afer M a n s u r (754-775) hilafet başkentini Bağdad' a naklederek halifeliğin doğuya yönelmesini sağladı. M a n s ur, halifeliği ciddi şekilde uğraştıran iç sorunları büyük ölçüde çözümledi ve halifelik ülkelerinde huzur ve sükunu sağladı. Bunda, İran asıllı Bermekoğulları ailesinin de büyük rolü olduğunda hiç şüphe yoktur. Fakat daha sonra halife olan M e h d i (775-735) devrinde, Horasan'da birtakım mezhep çatışmaları ortaya çıktı. Bizans'la da başarılı savaşlar yapıldı.


AA N DOLU'D N N FETHİ

7

H a di'nin kısa halifeliğinden (785-786) sonra H ar u n R e ş i d hilafet tahtına geçti. Onun halifeliğinin başlangıcında, A sya'da Arap hakimiyeti yüksek bir düzeye ulaşmış idi. Genellikle hilafet yönetiminin iyi ve düzenli bir şekilde yürütülme­ sinde, H ar u n Re ş i d'in yetenekli kişiliği yanında, Bermek­ oğulları ailesinin de katkıları büyük oldu. H ar u n Re ş i d'in son zamanlarıyla daha sonraki halifeler devirlerinde, IX. yüzyılda, halifeliğin siyasi birliği çözülmeye başladı; bu cüm­ leden olarak Emevi sülalerinin bir kolu, Ispanya'da bağımsız bir yönetim kurduğu gibi, Kuzey - Afrika'nın merkezle iliş­ kisi kesildi ve dolayısıyla Mısır'da Tulunoğulları tarafından bağımsız bir devlet kuruldu. Jlfaveraünnehr ve Horasan'da Tahiri, Samani ve Saffariler hilafetten ayrılarak bağımsız birer devlet kurdular; böylece Abbasi halifeliğinin hakimiyeti, Irak dışında, adeta tamamen yıkılmış bir duruma geldi. Mısır ve Kuzey - Afrika'da kurulan şii Fatımi halifeliği, Kızıldeniz'den Atlas Okyanusu'na kadar uzanan ülkelere hakim olarak sünni Abbasi halifeliğini tehdit eder bir duruma geldi. Nihayet Iran ve Irak'ta kurulup genişleyen şii Büveyhoğulları, halife M ü s t ek fi zamanında (944-046), Bağdad'ı işgal edip yönetimi ellerine geçirdiler. Fakat 1040 yılından sonra süratle genişleyip imparatorluk haline gelen Selçukluların Islum aleminin maddi kudretini ellerine geçirmeleri sonucunda, Abbasi halifeliği önce Büveyhoğulları, daha sonra da Fatımi halifeliğinin baskı ve tehdidinden kurtarıldı. 4. B ÜVEYHO GULLARI DEVLETİ E b u Ş u c a B üv e y h (B U.ye) tarafından kurulan ve daha sonra Ziyaroğullarının hizmetine giren üç oğlu İ m a d ü d­ d e v l e Ali, Rük n ü ddin H a s an ve Mui z z ü d din A h m e d'­ in büyük çabalarıyla, süratle gelişen Iran kökenli Büveyh­ oğulları devleti, kısa zamanda Isfahan, Cibal, Kirman, Huzis-


s

ALİ SEVİM

tan ve yörelerine hakim oldu, hatta A h m e d, 945 yılında, Bağdad'a girip yönetimi eline geçirdi. A h m e d'in oğlu A d u du d­ d e v l e f e n ah u s r e v, Irak, Güney - lran ve Umman'ı ele­ geçirdikten başka, Elcezire' de Hamdanoğulları, Taberistan' da Ziyaroğulları, Horasan'da da Samanoğulları devletleri aley­ hine, devletin sınırlarını en geniş bir düzeye ulaştırdı. Fakat onun ölümünden sonra aile içinde ayrılık ve çekişmeler haş­ gösterdi; Ö nce Gaznelilerin, daha sonra da Selçuklu sultanı T u ğrul B ey'in İslam dünyasına hakim olma faaliyetleri sonucunda ortadan kaldırıldı (1055) ; ancak bu ailenin bazı fertleri, tabi emirlikler halinde bir süre daha siyasi varlık­ larını devam ettirdiler. Büveyhoğullarının ortadan kaldırıl­ masından sonra bile Büveyhi valisi olarak Bağdad'da görev yapan Türk asıllı E b u'l - Haris A r s l a n B e s a siri, şu Mısır Fatımileriyle işbirliği yaparak 28 Kasım 1058'dc, T u ğ­ r u l B ey'in şehirde bulunmamasından istifade ile Bağdad'ı işgal ve halife K a a i m B i emrillah'ı tutsak alıp Fırat üze­ ı·indeki Hadise - Ane kalesine hapsettirdi. Fakat çok geçmeden T u ğrul B ey, yeniden Bağdad'a gelerek B e s a s iri'yi bertaraf ile halifeyi tutsaklıktan kurtararak makamına iade etti. Böylece son Büveyhi temsilcisi A r s l a n B e s a s iri'nin şiiliği yayma ve hakim bir mezhep ha]ine getirme faaliyetleri de kesin bir şekilde sona erdirilmiş oldu.

5. MISIR - FATIM İ HALİ FELİGİ Orta - Doğu'nun büyük devletlerinden birisi de Fatımi devleti idi. Bu devlet, İsmaili dailerinden Ş i i adıyla tanınan San'alı E b u Ab d u l l a h H ü s e yi n ve E b u M u h a m m e d M e h di'nin büyük çabalarıyla Kuzey - Afri­ ka'da, Ağlebi, Müdrari, Rüstemi, İdrisi ve İhşidi devlet­ lerinin topraklarında kuruldu (M. 909). Fatımi devletinin


9

ANADOLU'NUN FETHİ

sınırlarını genişletme girişimleri, ikinci halife E b ul k a s ı m M u ha m m e d K aa i m zamanında (934-946), özellikle E b u Y e z i d H a r i ci'nin başlattığı tehlikeli ayaklanma hareketi sebebiyle, uzun bir süre geri kaldı. Esas itibariyle devletin sınırları, halife M u i z z Lidinillah (953-975) ile oğlu Aziz B i llah (975/76-996) devirlerinde, Kızıl Deniz'den Atlas Ok­ yanusu'na kadar uzanan ülkeleri, yani Hadramut, Yemen, Hicaz, Filistin, Suriye ile bütün Kuzey Afrika'yı içine al­ makta idi. Fakat halife H ak i m zamanında (996-102 1) başla­ yan ve halife Zahir devrinde (1021-1036) belirli bir şekilde meydana çıkan Fatımi yönetiminin zaafiyeti sebebiyle, hali­ feliğe bağlı birçok eyaletlerde kanlı ayaklanmalar ortaya çıktı ve dolayısıyla hu eyaletlerin J.l!ısır'la idari ilişkileri kesildi. Halife Zahir'in ölümü üzerine sekizinci Fatımi halifesi olarak tahta geçen oğlu M u s t a n s ır'ın saltanatının ilk yıl­ larında, Ş i b l ü d d e v l e N a sr'ın elinde bulunan Halep ele­ geçirildi; böylece Fatımi devletinin sınırları Fırat'a dek ula­ şırken, bir yandan da Al i S u leyhi'nin başarılı fetihleri sonucunda, Yemen, Fatımi hakimiyetine alındı. Fakat gerek yetenekli vezir E h ulka sım C e r c erai ve gerekse değerli kumandan Anu ş t e k in'in ölümleri üzerine, devletin merke­ zi hükümranlığı süratle zayıflamaya başladı; bunun sonucunda Suriye ve Filistin'deki Fatımi hakimiyeti de çöktü. Bununla birlikte Fatımiler, 1048 yılında N a sır u d d e v 1 e ve ertesi yıl (1049) E b ulfa z l R ıf kulh a di m kumandasında, özellilde Kuzey · Suriye'de kaydedilen yerleri geri almak amacıyla, iki ordu gönderdilerse de başarılı olamayarak Mısır'a çe· kilmek zorunda kaldılar. Daha sonraki yıllarda Kuzey - Suri· ye'ye yapılan birkaç askeri harekat da başarıya ulaşamadı . Böylece Kuzey Suriye'yi kaybeden Fatımi devletinin haki­ miyetinde kalan ve Suriye nin en önemli kenti olan Dımaşk'ta da durum iyi değildi. Kentte yerleşen özellikle Türklerle Berberi unsurlar arasında ortaya çıkan anlaşmazlık ve yetki ·

'


10

ALİ SEVİM

çatışmaları gittikçe artmakta, huzur ve sükunu sağlamak üzere şehre gönderilen valiler başarılı olamamakta ve dolayı­ sıyla sık sık değiştirilmekte idiler. Özellikle devlet yönetimin­ de, Türklere oldukça geniş yer veren halife M u s t a n s ır'ın saltanatının ortalarına doğru, Mısır'da büyük huzursuzluk­ lar başgösterdi. Vezir E b u l k a s ı m C er c e r ai'den sonra vezaret makamına geçen E bfı. Sa'd 1047'de, ordudaki Türk ve Berberi kuvvetler arasında patlak veren çatışmalarda öldürüldü, yerine kardeşi H ar u n geçtiyse de çok geçmeden H a s an Y a zfı.ri, Fatımi veziri oldu. Fakat bu sıralarda, Mısır ve eyaletlerde huzursuzluk ve ekonomik sıkıntılar ciddi bir düzeye ulaştı. Halife, devletin mali durumunu düzelt­ mek amacıyla, halka para cezası kesmek, mal ve mülklerine elkoymak gibi huzursuzluğu daha da çok arttıran faaliyet­ lerde bulundu. Bu arada Delta bölgesinde Arapların tehlikeli ayaklanmaları güçlükle bastırıldı. Ayrıca orduda görevli Türk, Berberiler ve Sudanlılar arasında başgösteren gerginlik sonderecede tehlikeli bir durum aldı. Sivil yönetimin iyice bozul­ ması, devlet hazinesinin de boşaltılmasının etkisiyle askeri unsurlar, yetki çatışmalarına giriştiler. Bu cümleden olarak Hamdanoğulların'dan N a s ı r u d d e v l e, Türk ve Berberi­ lerle işbirliği yaparak 1062-67 yılları arasında Sudanlıları kesin olarak bertaraf etmeyi başardı. Fakat çok geçmeden halife üzerinde de baskı kurmak isteyen N a s ır u d d ev 1 e, bir yandan halife, öbür yandan da rakipleri durumuna geçen İ l de niz ve halifeliğin diğer ileri gelen emirleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Böylece sıkışık bir duruma düşen N a s ı r u d d e vl e, Selçuklu sultanı A l p a r s l a n'a başvurup, onu Mısır'a davet etti. Fakat bu vezir çok geçmeden 1073 yılında, İ l d e n iz tarafından bütün yakınlanyla birlikte öl­ dürüldü. Bununla birlikte 1067 yılından beri hüküm sürmekte olan kıtlık sebebiyle Mısır, büyük ve ciddi bir sefalet içinde bulunuyordu. Bu sebeple halkın bir çoğu Suriye ve Irak'a


ANADOLU'NUN FETHİ

11

göçetmek zorunda kaldı. Halife M u s t a n s ır, ülkeyi, içine düştüğü anarşi ve sefaletten kurtarmak amacıyla, hu sıra­ larda halifeliğin Akka valisi bulunan B e d r ül c e m ali'yi Mı­ sır'a çağırarak devlet yönetimini eline almasını istedi. Bir gece gizlice Akk<i'dan Kahire'ye gelen B e d r ü l c e m all, halifeyi şiddetle baskı altında bulunduran ve kendisinin Aiısır'a gelme sebebini anlatmakta geç kalmış olan Türk, Berberi ve Sudanlı emirlerin hepsini bir gecede öldürmek suretiyle, duruma hakim oldu ve Fatımi halifeliğini bir süre huzura kavuşturdu.


BÖ L ÜM 1.

ANADO LU'YA GE LEN İ LK TÜ RKLER A. HUN T ÜRKLERİ Nİ N ANADO LU İ STİ L ASI Selçuklu Devleti'nin kurularak, özellikle batı yönünde fetihlerin başlatılması ve dolayısıyla Anadolu'nun tamamen fethedilip bir Türk yurdu haline getirilmesinden çok önceki zamanlarda (Miladi iV. yüzyılın sonlarına doğru), Anadolu'ya ilk Türk girişi, Hun Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Şöyleki : Asya Hunları'nın devamı ve torunları oldukları bilim alemince tespit edilen Batı Hunları (Avrupa Hunları), hare­ ket kabiliyetleri fazla olan çevik atlı birliklerin den oluşan kalabalık ordularla Karadeniz'in kuzeyindeki Alan, Ostro­ got ve Vizigotları daha ilk saldırıda ağır yenilgilere uğratarak darmadağın etti1er; çok geçmeden miladi 378 yılında, Tuna ırmağını geçerek Batı - Roma ve Bizans imparatorlukları topraklarını istilaya başladılar. Yayılmalarına devam eden Hunlar, Roma imparatoru 1. T h e o d o s i o s'un ölümünden (395) sonra, bir yandan Balkanlar üzerinden Trakya'ya yürür­ lerken, öbür yandan da Kafkas dağlarını aşarak Anadolu'yu istilaya giriştiler. Ancak bu istila harekatı, Batı Hunlarının Doğu Bölümü tarafından yönetilmiştir. Kur s ık ve B as ı k adındaki iki başbuğun komutasındaki Hun atlı kuvvetleri, Erzurum üzerinden hareketle Karasu ve Fırat havzalarından Malatya'ya ulaştılar. Daha sonra bu kuvvetler, Çukurova'yı istila ettikten sonra, Orta Doğu'nun en sağlam surlarına sahip olan Urfa ve Antakya kalelerini başarısız bir kuşatmada -


14

ALİ SEVİM

bulundular. Çok geçmeden Suriye'ye inen Hun atlı birlikleri, Sur ve daha sonra da Kudüs şehir ve yörelerini ağır bir şekilde akınlara uğrattılar. Adeta bir yıldırım hızıyla sürdürülen hu istila hareketleri sebebiyle bölge halkları, büyük bir korku, dehşet ve heyecana kapılmışlardı. Suriye de pek fazla kalma­ yan Hun atlı kuvvetleri, kuzeye yönelerek Orta · Anadolu bölgesinden geçip, Doğu Anadolu ve Azerbaycan yoluyla yeniden Kafkas dağlannı aşarak Karadeniz'in kuzeyindeki yurtlarına döndüler (396) . Fakat iki yıl sonra, yani 398 yı­ lında, Anadolu'ya daha küçük çapta olmak üzere, yeniden bir takım akınlarda bulundular. Böylece Hunlar, hem batı, hem de doğu yönlerinden, yani iki cepheden, Doğu Roma (Bizans) imparatorluğunu baskı altında tutmuşlardır. Bu Hun baskı­ ları karşısında aciz kalan Doğu Roma imparatorları, herhangi bir ciddi önlem alamadılar. Netice itibariyle 395-98 yılları arasında cereyan eden Hun Tiirklerinin bu Anadolu istila harekatı, tarihte Anadolu'ya llk Türk Girişi'ni temsil etmesi bakımından dikkate şayandır. '

B. SABAR TÜ RKLER İNİ N ANADOLU İ STİLASI Hun Türklerinin istilasından sonra Bizans hakimiyetinde bulunan Anadolu'ya ikinci Türk istilası, Sabarlar tarafından gerçekleştirildi. Tanrı Dağları'nın batı bölgeleri ile lli ırmağı dolaylarında, Hunlara tabi olarak yaşayan Sabar (Sabir, Sibir) Türkleri, M. 508 yılında hakimiyet alanlarını Doğu Avrupa yönünde genişlettiler. Daha sonra onlar, 515/1 6 yı­ lında, ltil, Don ve Kuban ırmakları arasındaki topraklara yerleşerek bağımsız bir devlet kurdular. Bu coğrafi konumları dolayısıyla Sabarlar, Bizans ve Sasani devletleriyle çeşitli ilişkilerde bulundular. Bu cümleden olarak onlar, Sasanilerle


ANADOLU'NUN FETHİ

15

bir ittifak yaparak Bizans'la mücadelelere giriştiler. İ şte bu mücadeleler dolayısıyla Sabarlar, Kafkasların güney böl­ gelerine kadar olan Bizans memleketlerini istila ettiler. Daha sonra onlar, ileri hareketlerine devam ederek Kayseri, Konya, Ankara şehir ve yörelerine şiddetli akınlar yaparak pek çok ganimet elegeçirdiler. Bu geçici istila harekatından sonra Sabarlar, Kafkas dağlarını aşarak yurtlarına geri döndüler. Böylece Sabar Türkleri tarafından da Bizans'a ağır bir darbe indirilmiş oldu. c.

İLK M Ü SLÜMAN TÜ RKLERİN ANADOLU GAZASI Hun ve Sabar Türklerinden sonra Anadolu'ya Üçüncü Türk Girişi'ni, VIII. yüzyıldan itibaren Müslüman Türkler gerçekleştirdiler. Özellikle Abbasiler devrinde, Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya getirilerek Bizans'a karşı gazalarda bulunan gönüllü gaziler arasında, çok sayıda Müslüman Türkler de vardır. Bu olay şöyle cereyan etmiştir : Bizans yönetiminde bulunan Suriye, Elcezire ve daha sonraları Doğu - Anadolu ve Azerbeycan'ın lslam orduları tarafından fethinden sonra, lslam - Bizans mücadeleleri, Tar­ sus - Malatya - Erzurum hattı boyunca devam ettirilmiştir. Bu askeri mücadele bölgesi [Sugur (=uçlar) ve Avasım], Suriye, Elcezire ve Doğu-Anadolu ucu olmak üzere üçe ayrılır. Bu bölgenin belli - başlı şehir, ilçe ve kaleleri, sırasıyla Tarsus, Misis, Anazarba, Adana, Haruniyye, Bagras, lskenderun, Maraş, Kemah, Samsat, Adıyaman, Harput, Amid (Eski Diyarbakır) , Silvan, Erzen, Malatya, Bitlis, Malazgirt, Ahlat, Erciş ve Kalikala (Eski Erzurum)'dır. Abbasi halifesi Meh d i (775-785), genellikle lslamlar tarafından fethedilmiş olan Türkistan, Harizm ve Horasan'dan, başta Müslüman Türkler olmak üzere, lran, Sogd v.s. milletlerden çok sayıda gönüllü


16

ALİ SEVİM

kuvvetleri, yukarıda sözkonusu edilen askeri bölgelere yerleştirdi. Esasen eski ticaret ve hac yollarının geçtiği bu askeri bölgelerde, ticari faaliyetler yanında, geniş çapta ziraatın da yapılması sonucunda, buradaki şehirler zengin­ leşti ve dolayısıyla halkın refah seviyesi yükseldi. Gaza'nın önemini ortaya koymak amacıyla, bu bölgelerde, pek çok medreseler de kuruldu. Yapılan araştırmalardan anlaşıldığına göre, hu bölgelere yerleştirilen Türklerin sayısı, halife H ar u n R e ş i d (786-809), M e m u n (813-833) ve Mut a s ı m (833-842) de­ virlerinde, oldukça yüksek bir dereceye ulaşmıştı. Özellikle hali­ fe M üt e v ekkil (847-861) zamanında, hilafet ordusunun çoğun­ luğunu Türklerin oluşturması sonucunda, adları geçen askeri bölgelerin yönetimi Türk kumandanları tarafından yürütül­ mekte idi. Bu kumandanların belli - başlılarının adları şöyle­ dir; V a sıf e t - T ür k i , K ar i n o ğlu F a z l , F e r e c e t - T ürki, Am a ç u r e t - Türki, Bilge ç u r , Ferganalı H al e f, T o g a n­ o ğlu Ahmet, E b u S ab i t e t - T ü r k i , Y a z m a n , B u s r Afşinl, K ayı o ğlu A h m e t , B u r d u o ğlu Rüs t e m , M u­ n i s v. s. Genellikle Suriye ucunun merkezi olan Tarsus'ta oturan bu Türk kumandanları, biri yazın (Saife), diğeri kışın (Şatiye) olmak üzere, yılda iki kez Bizans'a karşı gaza­ larda bulunuyorlardı. Bu cümleden olarak Sivas, Niksar, Şarkikarahisar, Amasya, Zamantı Ulukışla, Çankırı, Ankara, Eskişehir ve hatta Bergama'ya kadar uzanan bölgelerdeki Bizans şehir ve kaleleri büyük tahribata uğratıldı, bu arada pek çok ganimet ve tutsaklar da alındı. Halen Türkiye'nin birçok yerlerinde görülen höyük kale v.s. gibi müstahkem yerlerin büyük bir kısmı, bu gazalar sonucunda harabe haline getirildi. Bununla beraber Bizanslılar da aynı şekilde lslfün uç bölgelerinde, lslanılarınkine benzeyen bir askeri teşkilat kurarak lslanı memleketlerine yağma ve tahrip akınlarında bulundular. Bu mücadeleler böylece uzun bir süre devam edip gitti. Ö zellikle Makedonya sülalesinin Bizans tahtına geç -


ANADOLU'NUN FETHİ

17

mesinden sonraki dönemlerde, lslfinı mücahidleri saldırılan bırakıp, savunmaya geçmek zorunda bırakıldılar. Dolayısıyla çoğunluğunu Türk mücahidlerinin oluşturduğu bu uç böl­ gelerindeki lslfinı kuvvetleri, X. yüzyılın ikinci yarısında, buralardan çekilmek zorunda kaldılar. Böylece Müslüman Türk gazilerinin A nadolu' cla Bizans'a karşı sürdürdükleri gazalar sona ermiş oldu. Sonuç olarak ifade edilebilir ki, aşağı yukarı 300 yıl boyunca, A nadolu' da, küffar Bizans'a karşı girişilen bu gaza hareketleri, hu ülkedeki şehir ve kalelerin geniş çapta harap olmasına sebep olmuş ve dolayısıyla bura­ daki Bizans savunmasına ağır darbeler indirilmiştir. Böylece Selçuklu Türklerinin, XI. yüzyılda, Anadolu'nun bir Türk yurdu haline getirilmesini sağlayan büyük istila ve fetih hareketlerinin vukuundan çok önceleri, yine kendi soydaşları tarafından aynı ülkede, aynı düşmana karşı sürekli mücade­ leler yapılmış olduğu ve dolayısıyla sözkonusu fetihlere ön­ cülük etmiş bulunduğu, önemli bir olay olarak tarih sayfa­ larına geçmiştir.


B ÖL Ü M il.

ÇA G RI BEY' İ N ANADOLU SE FERİ Henüz Selçuklu devletinin kurulmasından önce, Selçuklu ailesi, Maveraünnehr'de, Karahanlı ve Gazneli devletlerinin şiddetli takip ve baskıları altında, çok güç şartların yarattığı ümitsizlik içinde hayatlarını sürdürmekte idiler. İ şte bu bakımdan Selçukluların yeni bir yurt arama ve edinme zorun­ luluğu duydukları anlaşılıyor. Fakat bu yurt neresi olabilir­ di? I. Biilüm'de genel çizelgeleriyle görüldüğü üzere, Türkis­ tanlı Müslüman Türk gazilerinin küffar Bizans'a karşı uzun yıllar gazalar yapmış oldukları Anadolu ülkesi, bu vesileyle, Türk ellerinde bilinmekte idi. Bu itibarla Selçukluların da vaktiyle soydaşlarının Bizans'la mücadelelerde bulundukları Anadolu'ya ilerde yurt edinme amacıyla, bir keşif seferi yapılması kararını vermiş oldukları anlaşılıyor. Bu kararın uygulanması, yani keşif seferi görevi T u ğrul B ey'in kardeşi ve sultan Alp arsl a n'ın babası D av u d Ç a ğr ı B e y'e ve­ rildi. T u ğrul B ey, Selçuhlu ailesiyle birlikte aşılması çok zor, bu sebeple de savunması kolay olan uzak çöllere çeki­ lirken Ç a ğr ı B e y, üç bin Türk atlısıyla M av er a ü n n ehr'den batı yönüne Anadolu'ya hareket etti. O, 1015 yılında, Gazne­ lilerin yönetiminde bulunan Horasan'ı, daha önceleri buraya yerleşmiş olan ve kendisine katılan Türkmenlerle, bura valisi Arslan C a z ib'in takibine rağmen, adeta bir yıldırım hızıyla geçip Acem Irakı'na ( Zaganos dağlarının doğu bölgesi) girmeyi başardı. Ç a ğrı B ey'in bu harekatını haber alan ve bu sıralarda Hindistan'da fetihler yapmakta olan Gazne sultanı M a h m u d, Çağrı B e y'in geçişine engel olamaması sebebiyle, A r s l a n Cazib'e sonderecede kızarak onu şiddetle


20

ALI SEVİM

azarladı. Ç a ğrı B ey, burada pek fazla durmayarak Azerbey­ can yoluyla Doğu - Anadolu topraklarına girdi. Fakat daha önceki yıllarda, Doğu - Anadolu ve Azerbaycan'da bulunan küçük Ermeni ve Gürcü prenslikleri, birbirleriyle sürekli çatışmalarda bulundukları gibi, bu bölgelerdeki Müslüman beyliklerle de işbirliği ve ittifak yapmaları sebebiyle, vasal statülerine rağmen, Bizans'la ciddi bir anlaşmazlık içinde bulunuyorlardı. Bunu fırsat bilen Bizans imparatoru II. B a s il (B asile i o s), büyük bir orduyla harekete geçerek hazan savaş, hazan da anlaşmalar yoluyla, Ermeni ve Gürcü prensliklerini, yönetim bakımından doğrudan doğruya Bi­ zans'a bağladı ve hatta Van Gölü havzasında oturan 40 bin Ermeniyi, Bizans'ın geleneksel siyaseti uyarınca Orta - Ana­ dolu'ya zorla göç ettirerek özellikle Sivas ve Kayseri, kent ve yörelerine yerleştirdi. İ şte bu bakımdan Azerbaycan ve Doğu Anadolu'da vasal da olsa, artık ne Ermeni, ne de Giircü prens­ likleri mevcut değildi; ancak bunların prensleri, Bizans yöneti­ ci ve kumandanları olarak görev yapmakta idiler. Ç a ğrı B ey, kumandasındaki kuvvetlerle artık doğrudan doğruya Bizans yönetiminde bulunan Doğu - Anadolu sınırlarını aşıp Van Gölü havzasına girdi. İ lk olarak Anadolu'ya giren, özellikle Ermeni kaynaklarında belirtildiği üzere, "Mızrak, ok ve yaydan oluşan silahları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgar gibi uçan Türk atlıları" karşısında Bizans komu­ tanı S e n e k erim'in gönderdiği kuvvetler, "Yağmur gibi atı­ lan oklar" karşısında kesin bir yenilgiye uğradılar. Bunun sonucunda, bazı kaleler dışında Van Gölü bölgesinin büyük bir kısmı Türk kuvvetlerinin kontrol ve denetimine girdi. Bu bölgede, kendisine artık hiç bir Bizans kuvvetinin karşı koyamadığı Ç a ğrı B e y, kuzeye yönelip Gürcülerin oturduk­ ları Nahçıvan taraflarına yürüdü. Bizans'ın Gürcü asıllı ku­ mandanı Lip ari t'in savaşa cesaret edememesi sonucunda Ç a ğrı B ey, bütün bölgeyi kolayca hakimiyet ve denetimi altına


ANADOLU'NUN FETHİ

21

almayı başardı. Daha sonra o, Dovin şehrinin güneyindeki Nik bölgesine yürüyerek kendilerine karşı koymaya çalışan Beçni kalesi Bizans kumandanı V a s ak P ah l av u ni'nin kuvvetlerini bozguna uğratıp darmadağın etti, hatta bu kumandan bozgun sırasında, kaçarken Türk askerleri tarafın­ dan öldürüldü. Böylece Ç a ğrı B ey, güneydeki Van Gölü havzasından başka Nahçıvan ve Nik bölgesini de istila ve akınlara uğrattı. Netice itibariyle Ç a ğrı B e y, ilerde yurt edinilmesi amacıyla, başarıyla tamamladığı bu keşif seferi sonucunda, yolu üzerinde aldığı takviyelerle birlikte ancak beş - altı bin atlıyı bulan ve o devir için dahi küçük sayılabi­ len bir Türk kuvvetini, Bizans'm Doğu - Anadolu'daki kuv­ vetlerinin durduramayacak bir derecede olduğunu, böylece bizzat ve fiilen tespit etmiş oldu. Çok geçmeden Ç a ğr ı B ey, A r s l a n C azib'in aldığı emir üzerine kendisini şiddetle takibinden mahirane bir şekilde sıyrılmayı başardı; o, geldiği güzergah olan Azerbaycan ve Horasan üzerinden ilfoveraün­ nelır'e dönüp, devlet kurma yolunda mücadeleler yapmakta olan kardeşi T u ğrul B ey'e ulaşarak (1021) yaptığı keşif seferi hakkında ona geniş bilgi verdi ve ""Biz, buradaki güçlü devletlerle yani Karahanlı ve Gazneli devletleriyle mücadele edemeyiz, ancak Horasan, Azerbaycan ve Doğu Anadolu'ya gidip oralarda hükümran olabiliriz, zira oralarda bize karşı koyabilecek hiç bir kuvvete rastlamadım" diye­ rek onu batı yönüne harekete teşvik etti; ve gerçekten Sel­ çuklu devleti, olayların Ç a ğrı B e y'in düşündüğü şekilde gelişmesi sonucunda, Horasan'da kurulmuş, fetihler batı yönünde yapılmış ve dolayısıyla Anadolu'nun bir Türk yurdu haline getirilmesi gibi mutlu bir tarihi sonuç hasıl olmuştur. Bazı Türkmen kitleleri, Karahanlı ve Gazneli Türk dev­ letlerinin baskı ve sıkıştırmaları sebebiyle, zaman zaman Anadolu'ya giı-ip akııılarda bulunmuşlar, ancak Bizans'ın karşı koyması sonucunda, yeniden Azerbaycan ve Jran'a geri


22

ALİ SEVİM

dönmek zorunda kalmışlardır. Bununla birlikte onlar, bu ülkelerde de rahat bir yaşam sürdürememekte, sürekli bir mücadele halinde bulunmakta idiler. Selçuklu devletinin 26 Ağustos 1040 Dandanakan Zaferi nden hemen sonra, Horasan'da kurulmasına kadar geçen devrede, Anadolu'da girişilen bu Türkmen hareketleri, sadece bir akın ve istila niteliği taşır. Devletin kurulmasından sonra Türkistan'dan adeta seller gibi akan büyük Oğuz (Türkmen) kitleleri, Karahanlı ve Gazneli devletlerini engellemeye çalışmalarına rağmen, İslam ülkelerine yayılmaya başladı; öyleki bu ülkeler, onları almayacak bir duruma geldi. Bunun zorunlu bir sonucu ola­ rak Selçuklu sultanları (Özellikle T u ğr u l B ey), bir millet halinde gelmekte olan bu büyük Türk kitlelerini, "Küffar Bizans'ın Anadolu'suna yöneltme ve burada yerleştirme" planlarını yapıp uyguladılar; böylece çok önceleri, yine Türkler tarafından yapılmış olduğunu gördüğümüz cihat hareketleri bir tür devam ettirilmiş oluyordu. Ayrıca X. yüzyılda, Bizans karşısında eski kudretini kaybederek sa­ vunma durumuna geçen İslam alemi, Selçuklu devletinin sahip olduğu kuvvet ve kudret sayesinde, yeniden canlanıp üstünlük ve hakimiyet kazanmıştır. Artık Anadolu'da, bu kez Müslüman Türklerin Bizans'Ia mücadeleleri başlayacak ve dolayısıyla yapılan başarılı fetihler sayesinde bu ülke Türkleşecek ve bir Türk yurdu haline getirilecektir. T u ğrul B ey, Alp a r s l a n ve M e li k ş ah gibi büyük ve kudretli Sel­ çuklu sultanları, bu planı uygulamada, ciddi ve devamlı bir çaba içinde görünmüşlerdir. '


B ÖL Ü M 111.

İ LK TÜ RKMEN (O G UZ) AKINLARI Gazne hükümdarı sultan M a lı m u d, Karahanlılarla yap­ tığı anlaşma uyarınca, Türkmen başbuğu A r s l a n ( İ s r a il) Y a h gu'yu düzenlediği bir şölen sırasında yakalatıp Hindis­ tan' daki Kalincar kalesinde hapsetdikten sonra, ona bağlı olan ve kaynaklarda Balhan, Irak ve Navekiyye ( Yabgulu) adlarıyla anılan Türkmenlerden büyük bir kısmını Horasan'a yerleştirdi. Bu Türkmenler'in daha önce Samanoğulları dev­ rinde buraya gelmiş olan soydaşları Türkmenlerle birleşip kendilerini pek rahat bırakmayan Tus kenti Gazneli valisi A r s l a n Ca z i b'i bozguna uğratmaları üzerine, sultan M alı­ m ud bizzat harekete geçerek onları ağır bir yenilgiye uğrattı ve pek çoklarını öldürttü (1028). Bunlardan bazı zümreler, savunması daha kolay olan dağlara ve çöllere çekilirken, iki bin çadırlık başka bir kitle ise, Azerbaycan'a gelip bura hükümdarı V e h s u d a n'ın hizmetine girdiler ve onunla bir­ likte Anadolu'ya akınlara başladılar. Acem Irak'ı valisi bulunan sultan M ah m u d'un oğlu M e s u d, Horasan'daki diğer Türk­ menleri hizmetine aldı; babasının ölümü üzerine, Gazne sul­ tam olurken ve olduktan sonra onlardan sonderecede çok faydalandı. Bununla birlikte, bir süre sonra Rey kenti Gazneli valisi T a ş fe r r a ş'ın, ilerigelen Türkmen başbuğlarından Y a ğ­ ın u r B e y'i öldürtmesi sebebiyle, sayıları 10 bini geçen bura­ daki Türkmenler, K ı z ıl, B oğa, A n a s ı o ğlu, D a n a, G ö k­ t a ş ve O ğu z o ğlu M a n s ur gibi başbuğların yönetimleri altında, Gaznelilere karşı harekete geçtiler ve kendilerine karşı sevkedilen - başta T a ş fe r r a ş olmak üzere - bütün Gaz­ neli kumandanları yenilgiye uğrattılar. Daha sonra lmıılar-


24

ALİ SEVİM

dan bir bölüğü, Acem Irak'ında kalmışsa da asıl büyük bir kısmı, 1036 yılında, Azerbaycan'a gelerek buradaki soydaş­ larıyla birleştiler. Bu Türkmenlerden bazı zümreler ayrılıp doğu ve güneye yönelirlerken Azerbaycan'da kalan asıl büyük guruplar, Aras ırmağını geçip Erran bölgesine gelerek bura hükümdarı F a dlun ve oğlu E b ul e s v a r ile birleştikten sonra (1037 yılında) Doğu - Anadolu'daki bazı Ermeni zümrelerinin oturdukları yörelere akınlarda bulundular. Ayrıca bu Türkmenler, Bizans kumandanı II. B ag r a t'ın, Müslümanların elinde bulunan Tiflis'i kuşatması sırasında, ona karşı savaşa katıldılar ve onu geri çekilmek zorunda bıraktılar (1038). Bunlardan başka, E b ul h e y c a H e z­ b ani'nin yönetimindeki Um iye' de bulunan Türkmenler, Van Gölü havzasına akınlar yaparak Bizans generali H a ç ik'in kumandasındaki kuvvetleı·i yenilgiye uğrattılar, hatta H a çik de bu çarpışmalar sırasında hayatını kaybetti. Elcezire'de ve Musul yörelerinde harekatta bulunan başka bir Türkmen zümresi de 1042 /43 yılında kuzeye yönelerek Aras ırmağı yörelerindeki Beçni kalesine saldırdılar, fakat Anı Bizans valisi G a gik'in müdahalesi üzerine, kaleyi ele­ geçiremediler; ancak Ermenilerin oturdukları kesimlere ve özellikle Murat ve Dicle ırmaklarının kolları üzerindeki yöre­ lere akınlar yaparak pek çok tutsak ve ganimet elegeçirdiler. Azerbaycan ve Doğu - Anadolu bölgelerine giren -0u Türk­ menler, Selçuklu sultanı T u ğr u l'un buyruğu üzerine, genel­ likle, buradaki Selçuklu vasalı emirlerle birlikte Bizans'a akınlarda bulunmaktan geri kalmadılar. ı


BÖLÜM

iV . G SU LTAN TU RU L DEVRİ NDE YAPILAN AKIN LAR VE FETİ HLE R Bundan önceki Bölümde, Azerbaycan'a gelip Türkmen akınları bura hakimi V e hs.ud a n ile işbirliği yaparak Bizans'a karşı A nadolu'ya akınlarda bulunduğunu gördüğü­ müz Türkmenler, 30 kadar başbuğlarını öldürmesi sebebiyle onunla savaşa giriştilerse de başarılı olamadılar ( 1041) . Bu yüzden Azerbaycan'dan ayrılmak zorunda kalan bu Türk­ menler, Urmiye'ye gidip oradaki soydaşları diğer Türkmen­ lerle birlikte Hakkari yörelerine başarılı akınlar yaptılar. Bununla beraber kendilerini takip için harekete geçtiğini sandıkları sultan T u ğrul'un kardeşi İ b r a h i m Y ı n a l'ın batı yönünde fetihler yapmak amacıyla Rey kentine ulaşması sonucunda, buradan hareketle Azerbaycan'a gitmekte olan diğer bazı kalabalık Türkmen zümreleriyle birleşip güney batı yönüne hareket ettiler. Böylece çok kalabalık bir hale gelen bu Türkmen kitlesi, Buhtan ırmağı taraflarındaki sarp ve yüksek dağları geçip, Erzen ve Batman sularını besleyen dağlık yör_elere eriştiler ve buraları yağma akınlarına uğrat­ tılar. Bu kalabalık kitlenin bir bölüğü, A n a s ı o ğl u ve B o ğ a adlı beylerin kumandasında, daha güneye Diyarbakır, Silvan, Erzen ve Mardin arasındaki yörelerde harekatta bulunarak kontrolleri altına aldılar; diğer bir bölüğü ise Cizre yörelerine erişip buraları akınlara tabi tuttular. Cizre valisi Mervanlı S ü l e y m an, bu yörelerde konaklayan Türkmenlerin beyi O ğu z o ğlu M a n s u r'a bir ulak göndererek "Kışı burada geçirmelerini, ilkbaharda da diğer Türkmenlerle birlikte Su­ riye 'ye gitmelerini" teklif etti. S ül e y m a n , M a n s u r B ey'in


26

ALİ SEVİM

bu teklifi kabulü dolayısıyla düzenlediği bir şölen sırasında, onu tutuklatıp hapsettirdi. Bunun üzerine M a n s u r'un buy­ ruğu altındaki Türkmenler, oraya buraya dağıldı, önemli bir kısmı da Musul yönüne hareket etti. Bunun üzerine hareke­ te geçen Musul emlri U k a y l o ğl u K ar v a ş , Mervanlı emiri N a sr u d devle A h m e d'den de yardım ve destek alarak bu Türkmenlere saldırıya geçti; yapılan savaşta, müttefiklerin ağır bir yenilgi ve bozguna uğramaları (1042) sonucunda Türkmenler, Sincar ve Nusaybin yörelerini yağmaladıktan başka Cizre'yi de başarısız bir kuşatma teşebbüsünde bu­ lundular. Daha sonra, onların Diyarbakır ve yörelerine yayıl­ maları üzerine, bura emiri N a s r u d d e v l e A h m e d , Cizre'de tutsak bulunan M a n s u r B ey'i Silvan'a yanına getirttikten başka bölgede bulunan diğer Türkmen beylerine ulaklar gönderip "M a n s u r B e y'i serbest bırakacağını, topraklardan çekildikleri takdirde kendilerine pek çok mal ve para verece· ğini "bildirdi. Onun bu teklifinin kabulü üzerine, M a n s u r B ey, tutsaklıktan kurtulup Türkmenlerine kavuştu. Bununla beraber kendilerine gönderilen mal ve paraların azlığı sebe­ biyle Türkmenler, yeniden harekete geçerek Nusaybin, Sincar ve Hapur yörelerini yağma akınlarına uğrattılar. Diğer taraf­ tan Musul'a yürüyen başka bir Türkmen gurubu, 1043 yılında, şehir hakimi K arva ş'ı yenilgiye uğrattıktan sonra Musul'u işgal ve yörelerine yağma akınlarında bulundular; feodal bağ­ ları sebebiyle, işgal ettikleri yerlerde, Bağdad Abbasi halifesi ve Selçuklu sultanı (Tu ğrul B e y) adlarına hutbe okutmaya başlattılar. Özellikle lsUi.m memleketlerine yöneltilen bu Türkmen hareketleri sebebiyle, başta Abbasi halifesi olmak üzere, Irak Büveyhoğulları hükümdarı C e l al ü dd e v le, Mu­ sul emlri K arvaş ve Diyarbakır emiri N a s r u d d e vl e, bu sıralarda başkent Nişabur'da bulunan T u ğr u l B ey'e şika­ yetlerde bulunarak "Bu akınların durdurulmasını" talep ettiler; T u ğrul B ey de onları haklı bulmuş, şikayetlerini


ANADOLU'NUN FETHİ

27

dikkate alarak teselli etmiştir. Sultan özellikle Selçuklu vasalı Mervanlı emirine "Kullarımdan (tabilerimden) bazı zümre­ lerin (Türkmenlerin) senin memleketlerine girip birtakım yağma akınlarında bulunduklarını haber aldım. Sen bizim uç emirimizsin; onlara para, mal v .s. gibi istedikleri şeyleri vermelisin, böylece küffarla (Bizans) mücadelede, onlardan faydalanabilirsin" dedikten başka ona, " Türkmenlerin, Di­ yarbakır ve yörelerinden çekilmelerini sağlıyacağı hususunda" söz verdi. Esasen T u ğrul B ey, Türkmenlerin daha Azer­ baycan'da bulundukları sırada, onların ilerigelen beylerine ulaklar gönderip "Katına gelmelerini" istediyse de onlar, sultanın elçisini bir süre alıkoyduktan sonra, onunla sultana şu mesajı gönderdiler : " Bizleri hep birlikte huzurunda top­ layıp, yapmış olduğumuz hareketlerin cezası olarak tutuk­ lamak niyetindesiniz, bu sebeple bizler, korku ve endişe duy­ duğumuz için katınıza gelmekten çekiniyoruz. Siz, bizim hükümdarımız olarak bizlerin mutlaka huzurunuza gelmesini isteyecek olursanız biz buna razı olmayacağız ve Anadolu ve Suriye'ye çekilerek kendimizi kurtaracağız". Öte yandan Musul'u elegeçirdiğini gördüğümüz bir kısım Türkmenler, hakimiyet sahalarını sürekli olarak genişletmekte idiler. Bu­ nun üzerine Musul emiri K ar v aş, komşu Arap emirlerinden de geniş yardım sağladıktan sonra, bu sırada Diyarbakır yörelerinde bulunan B o ğ a ve A n a s ı o ğlu Beylerden yardım alan bu Türkmenleri 1044 yılında ağır bir yenilgiye uğrattı; böylece Musul'dan çekilmek zorunda kalan Türkmenler, diğer soydaşlarının bulunduğu Diyarbakır taraflarına gitti­ ler. Bu olayı haber alan ve bu sıralarda, devletin başkenti yaptığı Tahran yakınlarındaki Rey kentinde bulunan sultan T u ğ rul, Türkmenlere yeniden ulaklar göndererek "lslô,m memleketlerine akınlar yapmamalarını, Azerbaycan'a dönüp bu ülkede yaylak ve kışlalar kurduktan sonra Selçuklu emir ve kumandanlarıyla birlikte Bizans'a gazalara girişmelerini"


28

ALİ SEVİM

bildirdi. Sultanın buyruğunu alan O ğuz o ğlu M a n s u r, G ö k t a ş, A n a s ı o ğlu, B o ğa vs. gibi Türkmen beyleri, be­ raberlerindeki Türkmen zümreleriyle birlikte Diyarbakır yö­ relerinden ayrılarak daha kuzeye yönelip Bizans'a ait il, ilçe, bucak ve köyleri yağmaladıktan sonra Erciş'e ulaştılar; daha sonra onlar, buradan Azerbaycan'a geçebilmek için, birçok armağanlar gönderdikleri Van Gölü bölgesi Bizans valisi S t e p h a n o s'tan izin istedilerse de o, bunu kabul et­ meyip Türkmenlere saldırdı. Yapılan savaşta Bizans kuvvet­ leri yenilgiye uğradığı gibi, S t e p h a n o s da tutsak alındı (1045). Bunun üzerine Türkmenler, hiç bir engelle karşılaş­ maksızın Azarbeycan'a döndüler. Böylece sultanın buyruğunu yerine getiren ve dolayısıyla affına mazhar olan A n a s ı o ğlu ve B o ğ a, sultandan, Diyarbakır ve yörelerinin kendilerine verilmesi (ıkta) menşurunu aldıktan sonra yeniden, fakat bu kez sultan adına, bu bölgeye gelerek başta A m i d olmak üzere, diğer il ve ilçelere kuvvetler yerleştirdiler; daha sonra da Silvan'a giderek Mervanlı emiri N a s ru d d ev l e A h m e t ile bölgenin yönetimi hususunda müzakerelerde bulundular. Fakat bu sırada, bu iki Türkmen beyi, yaptıkları bir kavga sırasında birbirlerini öldürdüler. Bunu fırsat bilen Mervanlı emiri, tabi olduğu sultana "karşı koyma" gibi bir duruma düşmemek için, Büveyhoğulları hükümdarı E b u K al i c a r F e n a h ü s r e v'i harekete geçirterek memleketlerindeki bu Türkmenleri buralardan uzaklaştırmayı başardı. Görüldüğü üzere, kısmen Bizans, kısmen de lslam mem­ leketlerine karşı yapılmış olan bu Türkmen hareketleri, federal bünye gereği, Selçuklu devletine tabi olmalarına rağmen, devletin fetih planlarına uygun olarak yapılmamış ve dolayı­ sıyla da devletin kontrol ve denetiminden uzak kalmıştır.


ANADOLU'NUN FETHİ

29

Sultan T u ğrul devrinde de bir süre devam eden Türkmen akınlarından sonra artık düzenli ordularının Selçuklu orduları, Anadolu'nun istila ve fethine harekatı girişeceklerdir. Dandanakan zaferini müteakip Büyük Selçuklu devletinin kurulmasından bir süre sonra kararlaştırılan fetih planları uyarınca, batı yönündeki fetihleri yürütme görevini bizzat üstlenen sultan T u ğrul, devletin başkentini Nişabur'dan Rey kentine nakletti (1043). Böylece Anadolu'da, düzenli Selçuklu ordularının seferleri ve dola­ yısıyla fetihleri başlayacaktır. Birinci Bölümde kısmen do­ laylı olarak görüldüğü üzere, Emevi ve Abbasi devirlerinde, Anadolu'nun ve özellikle lstanbul'un fethi amacıyla yapılan girişimler, Bizans'ın şiddetle direnişi sebebiyle başarılı ola­ mamış ve dolayısıyla Anadolu'nun fethi de gerçekleşememiş­ ti. Fakat bir yüzyıl sonra, kuruluşundan itibaren, eski ruh ve kudretini kaybeden İslam aleminin, taze ve diri kuvveti olarak, bütün yükünü üzerinde taşıyan Selçuklu devleti, Selçuklu

daha

Önceleri

b aşarılamay an

A nadolu'nun

fethi

görevini

üzerine alıp başarıyla sonuçlandıracaktır. Anadolu'nun istila ve fethi harekatını bizzat yeni başkent Rey'den yönetmeye başlayan sultan T u ğrul, amcası Y u s u f Y ı n a l'ın oğlu İ b r a h i m Y ı n a l'ı Hemedan ve Isfahan il ve yörelerinin, diğer amcası A r s l a n Y a b g u'nun oğulları K u t­ a l m ı ş ve Res u l t e ki n'i Hazar Denizi bölgesinin, öteki am­ cası M u s a Y a b g u'nun ( İ n a n ç B ey) oğlu H a s a n ile, kardeşi Ç a ğr ı B ey'in oğlu Y a ku t i'yi de Azerbaycan'ın fethiyle görevlendirdi; ayrıca hu Selçuklu prenslerinin buyrukları altına, kalabalık Türkmen kuvvetleri de verildi. Bu sıralarda, Doğu - Anadolu ve Azerbaycan'da, yönetimleri Bizans'a bağ­ lanan Ermeni ve Gürcü halkları ile Müslüman Şirvanşahlar (Derbend ve Hazar Denizi kıyılarında), Şeddadoğulları (Nah­ çivan, Dübeyl ve Gence illerinde) ve Caferoğulları (Tiflis'te) beylikleri bulunuyordu. İ b r ah i m Y ın al, birkaç y ıl içinde,


30

ALİ SEVİM

Hemedan ve Isfahan bölgesini fethettikten sonra Dicle ırmağı kıyılarına kadar harekatını başarıyla sürdürdü. Öte yandan K u t a l m ı ş da Ceylan ve Tarim bölgelerini fethettikten sonra, ileri harekatına devamla, A ras ırmağını geçerek Erran ve Gürcistan'a girmeyi başardı. Bu arada K ut a lm ı ş , Bizans imparatoru IX. K o n s t an t i n M o n o m a k'ın, Gürcü asıllı kumandanı L i p a r i t yönetiminde sevkettiği ordunun, Şed­ dadoğulları beyliğinin başkenti Dovin'i kuşatıp sıkıştırması sonucunda, onları savunma amacıyla, harekete geçerek L i­ p ar i t ' i Gence önlerinde kesin bir yenilgiye uğratıp çekilmek zorunda bırakmış idi. Öte yandan prens H a s a n, Pasin ve Erzurum yörelerini istila ile, daha önce imparator il. B a s i l tarafından Ermeni yönetimine son verilip sınırları geniş­ letilmek suretiyle Grek Vaspurakan'ı (Grek Vaspurakania) haline getirilen Van Gölü havzasını istilaya haşladı. Sel­ çuklu - Bizans antlaşmasına rağmen girişilen bu harekat üzerine, Vaspurakan Bizans valisi A a r o n, kalabalık Türk ordusu karşısında, Gürcistan Bizans valisi K ek a v m e n o s 'tan yardım sağladı. Her iki taraf arasında, 1047 /48 yılında, Büyük Zap suyu yörelerinde yapılan savaşta, pusuya dü­ şürülen Selçuklu kuvvetleri yenilgiye uğradı; prens H a s a n ve yakın arkadaşları şehit olarak hayatlarını kaybettiler. Selçuklu ordusunun bozgununa, prens H as a n ve arkadaşlarının şehit olmalarına sonderecede üzülen sultan T u ğrul, Azerbay­ can Genel Valiliğine atandığı İ b r ah i m Y ı n a l'ı, Erran böl­ gesinde başarılı fetihlerde bulunmakta olan K u t a 1 mı ş ile birlikte, Anadolu'da fetihler yapmak ve bozguna uğratılan Selçuklu ordusunun öcünü almak amacıyla, seferle görev­ lendirdi. Derhal harekete geçen İ b ra h i m Yın a l , K u t al ­ mış'la birlikte Bizans kaynaklarının 100 hin kişi olduğunu ifade ettikleri büyük bir Selçuklu ordusuyla harekete geçerek 1048 yılında, Anadolu topraklarına girdiler. Bir yıldırım hızıyla ilerleyen Selçuklu ordusu�karşısında ne yapacaklarını


ANADOLU'NUN FETHİ

31

şaşıran Vaspurakan ve Gürcistan Bizans valileri A ar o n ve K e k av m e n o s, imparator IX. K o n s t a n t i n'den acele yar­ dım istediler. Bunun üzerine imparatorun emriyle, bütün Gürcü kuvvetlerini toplayan Bizans generali Lip arit, derhal A a r o n ve K e k a v m e n o s'la birleşti; hu arada K ek a v m e­ n o s'un hanş teklifi İ b r a h i m Y ı n al tarafından reddedildi. Bunun üzerine, Rum, Ermeni ve Gürcülerden oluşan takriben 35 bin kişilik Bizans ordusu, Hasankale (Kapetru) yörele­ rindeki Ügümi (Kastro - okomi) köyünde karargah kurdu. Bu sıralarda İ b ra h i m Y ı n a l ve K u t a l m ı ş'ın yönettikleri Selçuklu ordusu Aras ırmağını izleyerek birkaç kale ve müs­ tahkem mevkii fethederek eski Erzurum (Kalikala) yö­ nüne doğru ileri hareketlerine devam ediyorlardı. Çok geçmeden Erzurum'a erişen ve şehri bir saldırı ile elegeçi­ ren Selçuklu ordusu, buradan, Bizans ordusunun bulunduğu Pasin ovasındaki Hasankale önlerine gelip karargah kurdu. Böylece her iki taraf savaşa hazır duruma gelmiş idi. Bizans ordusunun sağ kanadında K a t a k a l o n , sol kanadında A ar o n ve merkez hattında d a Lip a r i t yer almışlardı. İ ki büyük bölümden oluşan Selçuklu ordusunun bir bölümüne İ b r a h i m Y ı n a l , öteki bölümüne d e K u t almış kumanda ediyordu. 18 Eylül 1048'de her iki taraf arasında şiddetli bir savaş başladı. Bütün bir gün, bir gece devam eden çarpışmalar sonucunda Bizans ordusu ağır ve kesin bir bozguna uğratıldı, başkomutan L i p a r i t de tutsak alındı. Ölüm ve tutsaklıktan kurtulabilen Bizans ordusunun bir kısım Rum, Ermeni ve Gürcü askerleri, Van ve Anı kalelerine güçlükle sığınabildiler. İ b r ahim Y ı n a l , tutsak L i p a r i t'i, elegeçirilen değerli gani­ metlerle, bu sırada başkent Rey'de bulunan sultan T u ğ­ rul'a bizzat götürüp, "Bizans'a indirilen bu ağır darbeyi ve zaferi" müjdeledi. Sultan da bu önemli başarısından dolayı kendisini kutlamış, hatta ona 40 bin altın başarı ödülü vermek istemişse de İ b r a hi m Y ı n a l bunu kabul etmemiştir.


32

ALİ SEV İM

Hasankale yenilgisi ve ayrıca Balkanlar'da T urak komutasında başlayan Peçenek Türklerihanş nin istilası sebebiyle sıkışık duruma düşen imparator K o n s t a n t i n, sultan T u ğr u l'a bir elçi gönderip ba­ rış önerisinde bulundu; aynca, daha önce Bizans, fakat şimdi ise Selçuklu vasalı olan Diyarbakır emiri N a s r u dd e vle A h m e d'e de başvurarak ''Barış için sultan katında aracılık yapmasını" istedi. Sultan, kendisine çok değerli armağanlar getiren ( İlgili kaynaklarda bu armağanlar hakkında geniş bilgiler yer almaktadır) Bizans elçisini, Şeyhiilislfım E b u Ab d u l l a h ile birlikte huzuruna kabul etti; imparatorun, Lip arit için gönderdiği kurtuluş akçasını ( Fidye-i necat) almayarak onu elçiye teslim etti. İ mparatorun barış öne­ risini kabul eden sultan T u ğr ul, Bizans'la imzalanacak olan barış antlaşmasını konuşmak ve imza etmek için Abbasi halifesi K a ai m B i e m rilla h'ın akrabası Şerif E b ul fazl N a s ı r başkanlığında bir heyeti, Bizans elçisiyle birlikte lstanbul'a imparatora gönderdi (1049/50). İ mparator K o n s­ t an t i n ile Selçuklu elçisi arasında yapılan birçok müza­ kereler sonucunda : Bizans'Ia

yapılan

1 - Emeviler devrinde M e s l e m e b. Ab d ü l m e l i k tara­ fından yaptırılan cami ve medrese tamir edilecek, 2 - Şii Fatımi halifeliği adına okutulan hutbe, Abbasi halifesi ve Selçuklu sultanı adına değiştirilecek, 3 - Cami mihrabına, eski Türk hakimiyet alameti olan ve sultan T u ğr u l'un kullandığı "ok ve yay" işaretleri işlenecek, şeklindeki maddeler aynen kabul edildi; fakat "Bizans'ın vaktiyle Abbasi halifeliğine ödediği yıllık verginin, bu kez, Selçuklu devletine ödenmesi" maddesi uzun müzakerelere rağmen imparator tarafından kabul edilmedi. Bu önerilerinin kabul edilmemesi sebebiyle, Selçukluların Anadolu'da yeni­ den istila hareketlerine başlayabileceklerini düşünen impara-


33

ANADOLU'NUN FETHİ

tor, özellikle Doğu · Anadolu'daki Bizans kale ve müstah­ kem yerlerin kuvvetlendirilmesini ve askeri birliklerin artırıl­ masını emretmek zorunda kaldı. Sultan T u ğ rul, başkenti Hamedan olmak üzere, kendine ayrı bir hakimiyet bölgesi sağlamak seferi amacıyla harekete geçen kardeşi İ b r a him Yın a l'ın isyanını bastırdıktan ve böylece devletin merkezi­ yetçi kudretini sağlamlaştırdıktan sonra Anadolu seferine girişti. Esasen T u ğrul B e y, bir yandan gittikçe artan Türk­ men nüfusu ve dolayısıyla Anadolu'yu yurt tutma zorunlu­ luğu, öbür yandan da imparatorla yapılan barışta tam bir anlaşma olmaması sonucunda Bizans'ın Anadolu'ya yeni kuvvetler göndermesi sebebiyle, Anadolu'nun fetih hareka­ tına başlamak gereğini ve zorunluluğunu duymuş idi. Sultan T u ğrul, 1054 yılında, kuvvetli bir orduyla harekete geçerek Anadolu sınırlarını aşıp, Van Gölü'nün kuzey - doğusundaki bugünkü Muradiye (Bergiri) , daha sonra da Erciş'i kısa bir kuşatmadan sonra fethetti. Sultan, Van Gölü nün kuzeyindeki ilerleyişine devam ederek sağlam surlarla çevrili büyük bir kalesi bulunan Malazgirt önlerine gelip karargah kurarak şiddetle kuşatmaya başladı. Kale, Bizans ku­ mandanı V a sil tarafından savunuluyordu. Sultan, kale­ nin bir an önce düşmesini sağlamak amacıyla, bir yandan lağımlar kazdırırken, bir yanda da Bitlis'ten getirttiği büyük mancınıkı kurdurup kaleyi dövdürmeye başlattı; aynı şekilde vali V a sil de karşı savunma önlemleri almakta idi. Fakat çok geçmeden, öğle vakti, Selçuklu askerlerinin çadır­ larına çekilip dinlenmekte oldukları sıralarda, hile ile büyük mancınıka yaklaşan bir Norman fedaisinin koynunda sakladığı kükürt petrol karışımı maddeleri süratle fırlatması sonucunda, mancınık alevler içinde yanmaya başladı. Norman askeri derhal takip edildiyse de yakalanamadı. Bunun üzerine sulSultan Tuğrul'un

'

·


34

ALİ SEVİM

tan, yeniden kuşatmayı şiddetlendirdi, fakat savunucuların karşı hareketleri sebebiyle kuşatmayı kaldırdı. Bu sıralarda sultan T u ğr u l'un üç yönden sevkettiği kuvvetlerden ilki, kuzeyde Kafkaslar'a, batıda Canik orman­ larına, güneyde Tercan, Hanzit ve Erzincan'a kadar ilerler­ ken, ikinci kol, Oltu yörelerinden geçip Çoruh ırmağı vadisi­ nin ötesindeki memleketleri istilaya uğrattı; geri dönüşleri sırasında, Bayburt yörelerinde kendilerine saldıran ücretli bir Frank kuvvetiyle savaştılar; çarpışmalar sırasında Selçuklu kuvvetleri komutanı şehit edildi ise de Türk kuvvetleri başarılı bir şekilde geri çekildiler. Kars yönünde ilerleyen üçüncü Selçuklu birlikleri, buranın Bizans valisi G a gi k ile giriştikleri bir savaş sonunda, Bizans kuvvetleri adeta yok edildi. Öte yandan Malazgirt kuşatmasını kaldırdığını gördüğümüz sul­ tan T uğrul, ordusuyla Kars'a gelerek şehri bir süre kuşattık­ tan sonra Pasin ovasından geçerek Erzurum yörelerine, hatta daha doğuda bulunan Ügümi ye değin ileri harekatını sür­ dürdü; bu bölgede hiç bir Bizans kuvveti, kendisine karşı çıkıp savaşmaya cesaret edemedi. Kuzey - doğu Anadolu'da­ ki harekatını böylece tamamlayan sultan T uğrul, güneye inerek yeniden Malazgirt'e gelip kuşatmaya başladı. Şiddetle yapılan çarpışmalar sırasında, dört yüz kişinin kullandığı büyük Selçuklu mancııııkının attığı iri taş ve kaya parçaları­ nııı surlarda açtığı gedikten şehre saldıran Selçuklu askerleri, başarılı olamayarak geri çekilmek zorunda kaldılar. Sultan T u ğrul, kış mevsiminin yaklaşması sebebiyle, baharda ye­ niden gelip fetihlere devam etmek amacıyla, kuşatmayı yeniden kaldırdı. Giriştiği bu sefer sırasında elde etti­ ği pek çok ganimetlerle buradan hareketle yolu üzerin­ deki Adilcevaz'ı fethettikten sonra Anadolu'dan ayrıldı. '


ANADOLU'NUN FETHİ

35

Sultan T u ğrul, özellikle Bağdad askeri valisi Daha sonraki (Şıhne) şii inançlı Ars l a n B es asi ri'nin Abbasi askeri harekat halifeliğine karşı giriştiği isyankar hareketler sebebiyle, Anadolu'dan ayrıldıktan sonra Selçuklu vasalı Erran valisi E b u l e s v ar, 1055 /56 yılında, Türkmen kuvvetlerinin yardım ve desteğiyle, Anadolu'da akınlara devam ederek Anı ve yörelerini istila etti. Bunun üzerine Bizans imparatoru K on s ta n t i n'in gönderdiği general N i k e p h o r o s , Dübeyl ve Gence yörelerine kadar ilerleyerek E h ul e s v ar'ı yenilgiye uğratıp onunla "Bizans vasallığını kabul etmesi" şartıyla bir antlaşma imzaladı. Öte yandan, sultan T u ğ r u l, imparatorluk içinde ortaya çıkan çeşitli buhranlar sebebiyle, Anadolu fetih harekatını bizzat yönetememekle birlikte görevlendirdiği Selçuklu prens, emir ve Türkmen beyleri, A nadolu'da Bizans'a karşı askeri harekatı sürdürmekte idiler. Şöyleki : Beraberinde kalabalık bir Türkmen kuvveti olduğu halde, Azerbaycan ve Ana­ dolu sınır boylarına gelen Ç a ğrı B ey'in oğlu Y ak u t i , Anadolu'ya akınlara haşladı. Y a k u ti'nin emirlerinden olan S ah u k (Belki S un d u k veya S al t u k) 1057 yılında, Doğu Anadolu'ya sürekli ve başarılı akınlar yaptı. Anadolu'daki Rumeli ve Makedonya kuvvetleri komutanlığına atanan gene­ ral N i k e p h o r o s B ry e n n i o s'un çabaları, S a b u k'un hare­ katını durdurmaya yeterli olamadı ve bu yiğit Türk emiriyle yaptığı bütün çarpışmalarda yenilgiye uğramaktan kurtu­ lamadı. Yine Y a k u t i'nin sevkettiği diğer Selçuklu birlikleri, 1058 yılında, Kars yörelerine akınlarda bulundular; Kars ve Anı kalelerini kuşattılarsa da fethedemediler. Daha sonra bu kuvvetler, Pasin ovasına inerek hu kesimdeki bir çok kent ve kaleleri kuşatıp sıkıştırdılar, bunlardan Ügünıi yi fethettiler. Başka bir Selçuklu birliği, Malazgirt ve Muş taraflarına akın­ larda bulundu. Yine aynı yılda, Y a ku t i'nin Azerbaycan ve Erran'dan sevkettiği başka bir Selçuklu birliği, Anadolu '


36

ALİ SEVİM

sınırlarını aşarak Erzurum yörelerine, daha sonra da Erzincan ve Kemah'a kadar ilerleyip elegeçirdi, bu arada Harput yörelerine de akınlarda bulundu. Bu kuvvetlerden bir kol, Çoruh ve Kelkit vadisi yoluyla ilerleyerek Şebinkarahisar (Şarki Karahisar)'ı elegeçirdi . Ü ç bin kişilik bir kuvvetin ba­ şında bulunan kahraman Türk emiri D i n ar, Fırat ırmağı yönünde hareketle Malatya'ya ulaştı. Az sayıda bir Bizans atlı birliğinin savunmaya çalıştığı, fakat yok edildiği şehir kolaylıkla fethedildi, yöreleri akınlara tabi tutuldu. Emir D i n a r'ın bu çarpışmalar sırasında şehit olduğu rivayet edi­ liyor (1058). Şehirde on gün kadar kalan ve çeşitli yönlere akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetleri, Doğu - Anadolu ve Azerbaycan'a dönüşleri sırasında da Bizans kent ve kalelerini, onlarla giriştikleri bir çok çarpışmalar sırasında, tahribata uğratmaktan geri kalmadılar. 1059 yılında, sultan T u ğrul'un buyruğuyla Anadolu'ya Selçuklu akınları yeniden başladı. Prens Y akuti, beraberinde Horasan Saları, Kapar (Belki E mir-i K e bi r), Ermeni kay­ naklarındaki imlasıyla K i c a c i ç ve yine S a b u k adlı Selçuk­ lu emirleri olduğu halde, sünni Abbasi hilafetine bağlı olmaları sebebiyle kara bayraklar taşıyan Selçuklu ordusuyla Van Gölü'nün kuzeyinden Anadolu topraklarına girdi. H o r a s a n S al a r ı , Urfa'yı kuşattıysa da Antakya dükü K h a ç a t or'un müdahalesi üzerine, başarılı olamadı. Bununla birlikte Ana­ dolu'nun kuzey bölgelerinde, emir S a b u k'un kumandasında ileri harekatına devam eden Selçuklu birlikleri, Bizans ku­ mandanları A t o m ve E b u S eh l'in yönetiminde bulunan Sivas üzerine yürüdüler. Şehrin kilise ve kulelerini Bizans ordu çadırları sanan ve bu sebeple bir süre duraklayan Sel­ çuklu kuvvetleri, Temmuz 1059' da her iki kumandanın Develi'ye kaçmaları sebebiyle, şehri ve kalesini hiç bir direnişle karşılaşmaksızın elegeçirdiler; şehri ancak bir hafta süreyle


ANADOLU'NUN FETHİ

37

ellerinde tutan Türk kuvvetleri, pek çok tutsak ve ganimetler elegeçirdiler. Ö te yandan İ s a a k i o s K o m n e n o s'dan (10541059) sonra Bizans imparatoru olan X . K o n s t a nt i n D u k a s (1059-1067), sözkonusu Selçuklu askeri hareketlerini dur· durmak amacıyla, general P an k a r a s'ı görevlendirdi. Hare· kete geçen P a n k a r a s , Anadolu'dan elde ettikleri tutsak ve ganimetlerle Erran ve Azerbaycan'daki kışlaklarına dönmekte olan Selçuklu kuvvetlerine birtakım saldırılarda bulundu; fakat giriştiği bütün çarpışmalarda ağır darbeler yiyerek perişan ve darmadağın edildi (1061). Bu sürekli yenilgi ve başarısızlıklar sonucunda imparator K o n s t a n t i n D u k a s , başta Sivas ve Malatya olmak üzere, Anadolu'daki belli başlı Bizans kentlerinde bulunan sur ve kalelerin yeniden onarıl­ ması hususunda, doğu eyaletleri valilerine emirler gönder­ mekten başka hiç bir önlem alamadı. Sultan T u ğrul, 1062 yılında, Azerbaycan ve Erran'a gelerek buraları yeniden kendisine tabi kıldıktan ve özellikle, sürdürülen Anadolu harekatını inceleyip denetledikten sonra Irak'a gitmek üzere, bu bölgeden ayrıldı. Bununla birlikte Anadolu'da akınlara devam etmek üzere, prens Y a kuti'yi yeniden görevlendirdi. Bu Selçuklu prensi, beraberinde, H o· r a s an S a 1 arı, Ermeni kaynaklarındaki imlasıyla C e m c em (Belki Erzurum'da türbesi bulunan C em c em e S ult a n) ve İ s uli (Belki A n a s ı o ğlu) adlı emirler olduğu halde, Anadolu'­ ya girip Ergani'nin kuzeyindeki Bagin, Tulhum ve Ergani' yi istilaya uğrattı; daha sonra, Selçuklu vasalı Diyarbakır emiri N a s r ile birlikte Dicle ve Fırat ırmakları havzala­ rına akınlarda bulundu. İ mparator D uk a s, bu akın­ ları durdurmak amacıyla, Normandiyalı general H erve ile Urfa valisi T a v d a n o s'u görevlendirdi ise de Selçuklu akıncıları tutsak ve ganimetlerle Azerbaycan'daki üslerine döndükleri için herhangi bir çarpışma olmadı. Bununla bir­ likte bu iki Bizans generali, emir N a sr'ın Türk kuvvetlerinden


38

ALİ SEVİM

de yardım alıp savunduğu Amid'i şiddetle kuşatıp sıkıştır­ dı. Şehrin Rum Kapısı tarafında yapılan çarpışmalar sırasında, Türk başbuğlarından H a c ı B a ş a r a şehit olduğu gibi, general T a v d a n o s da hayatını kaybetti; bu çarpışma­ larda her iki taraf da ağır kayıplar vermiştir. Böylece bu Bizans karşı harekatı da pek başarılı olamadan sonra erdi. İlk Selçuklu sultanı T uğ r u l B e y devrinde, Selçuklu devletinin fetih planları uyarınca, Anadolu'da ırmak vadileri boyunca düzenli bir şekilde sürdürülen Selçuklu askeri hare­ ketleri, Kızılırmak'a kadar uzatıldı. Bu hareketler, tam an­ lamıyla bir fetih niteliği taşımayıp, daha sonraki yıllarda yapılacak olan fetih ve yerleşme hareketlerine uygun bir zemin hazırlaması bakımından önemlidir. Gerçekten bu akın ve istilalar sonucunda, batıda Sivas'a kadar olan Bizans kale ve müstahkem mevkileri, büyük çoğunlukla tahrip edilmiş, böylece, bu bölgelerdeki Bizans savunma gücüne ağır darbeler indirilmiştir. Esasen Selçuklu sultanı T u ğ­ rul, gerek devlet içinde ortaya çıkan huzursuzluk (özel­ likle İ b r ahim Y ııı a l ve K ut al m ı ş isyanları), gerekse Bağdad Abbasi halifeliğini ciddi şekilde saran olaylar (Ar s­ l a n B e s a siri isyanı) sebebiyle, Anadolu'nun fethiyle bizzat ilgilenememiş, ancak görevlendirdiği Selçuklu prens ve emir­ lerinin gerçekleştirdikleri askeri hareketler, genellikle bir akın ve istila faaliyetlerinden ibaret kalmıştır.


BÖLÜM v.

SULTAN ALPARSLAN DEVRİ NDE YAPILAN AKINLAR VE FETİ HLER Büyük Selçuklu devletinin ilk sultanı T u ğ r u l B ey'in ölümü (Eylül 1063) üzerine, o sıralarda Horasan Genel Valisi bulunan A l p a r s l a n, vezir K ü n d üri'nin, kardeşi S ü le y­ nı a n'ı Selçuklu tahtına geçirme teşebbüsünü süratle bertaraf ile Büyük Selçuklu devleti sultanı olmayı başarmış idi. Ayrıca o, saltanat iddiasıyla sultan T u ğ r u l devrinin sonlarına doğru harekete geçerek bunu devam ettirmekte olan amcası A r s­ l a n Y ah gu'nun oğlu K u t almış'ı da bertaraf etti (1064 yılı başları). Böylece ülke içinde huzur ve sükunu sağlamış oldu. Sultan

A l p a r s l a n,

yönetimde

istikrarı

sağ­

Sultan A?�slan'ın ladıktan sonra devletin fetih planlarına uygun se.en olarak sultan Tuğrul zamanında yapılan Anadolu seferlerini sürdürmek amacıyla, Şubat 1064'de, başkent Rey'den hareketle Azerbaycan'a geldi. Burada ordusuna katılan kalabalık Türkmen kuvvetleriyle Urmiye Gölü'nün kuzey - doğusundaki Merend kentine geldiği zaman, Ana­ dolu'ya sürekli akınlar yapmakta olan emir T u ğ t ekin, huzuruna çıkıp giriştiği akınlar ve Anadolu'ya ulaşan belli başlı yollar hakkında kendisine bilgi arzetti. T u ğ t ekin'den başka, sultan T u ğ r u l zamanından heri A nadolu'daki Sel­ çuklu askeri harekatını yönetmekte olan kardeşi Y a ku t i ve yukarıda adları geçen Selçuklu emir ve Türkmen beyleri de kendisine katılmış olmalıdırlar. Çok geçmeden Nahçıvan'a gelen A l p a r s l a n, Aras ırmağını teknelerden oluşturulan bir köprüden geçirttiği ordusunu iki kola ayırdı. Bizzat yönet-


40

ALİ SEVİM

tiği ordusunun ilk koluyla ilerleyerek Selçuklu istilası sebe­ biyle, Bizans'ın Anadolu'daki hakimiyetinin çökmesinden fay­ dalanarak Lori kentini başkent yapıp yeniden bir prenslik kurmaya çalışan Ermeni prensi D av i d o ğlu G i o r g'un "Yıl­ lık vergi verme" karşılığında Selçuklu vasalı olması önerisini kabul etti. Daha sonra sultan, Gürcistan topraklarına girerek Kangarnı, Kartlı ve Javakhet (Tiflis - Çoruh ırmağı arası) bölgesini istila ile Gürcistan'ın kuzey uçlarına kadar ileri harekatını sürdürdü. Bu cümleden olarak o, Kür ırmağı yönündeki dağlık Trialet'i istila ettiği sıralarda, ordusunun öncü kuvvetleri, batı yönündeki Kür ırmağının Cek kolu üzerindeki Kveliskür'e kadar ilerlemişlerdi. Sultan Alp a r s l a n, Şavşat üzerinden geniş bir yay çizmek suretiyle geçerek güney yönüne inip Panaskert çayı üzerinde bulunan aynı addaki kente ulaştı. Daha sonra o, Kartlı - Kars arasındaki Akşehir (Sepidşehr, Akhalkelek) yörelerini de elegeçirdi (Temmuz 1064). Bundan başka sultan, Gürcü kuvvetlerinin savunduğu Borçala ırmağı kıyısında bulunan Allaverdi kentini de şiddetli çarpışmalardan sonra hücumla elegeçirmeyi başardı; şehirden pek çok ganimet ve tutsak elegeçirildi. Bu arada Selçuklu kuvvetleri, Gürcü prensi iV . B a gr a t (P a k r a t')ı yakalamak üzere idiler; fakat prens, Kafkas dağlarına kaçarak canını güçlükle kurtarabildi. Bununla birlikte B a gr a t, sultana bir elçi heyeti göndererek " İ taat ve tabiiyetini" arz edip "Sel­ çuklu devletine yıllık vergi vermek" şartiyle barış isteğinde bulundu. Onun bu teklifini kabul eden Alp a r s l a n, ileri harekatını durdurarak Aras ırmağı havzasına geldi. Bu hare­ kat sırasında sultan, elegeçirilen zengin ganimeti başkent Rey'e göndermiştir. Öte yandan sultanın oğlu Melik ş a h, beraberinde Y akuti, vezir N i z a m ülmülk ve Horasan a midi M uh amme d b . M a ns u r olduğu halde, emrine verilen Selçuklu kuvvetleriyle Aras ırmağı yönünde ilerleyip Bizans kuvvetlerinin savunduğu Anberd (Buirakan)'i şiddetli bir kuşatmadan sonra elegeçir-


ANADOLU'NUN FETHİ

41

di; çok geçmeden Sürmeli ve Hagios Georgio kalelerini de aynı şekilde fethetti. Daha sonra o, kaynaklarda Farsça im­ lasıyla kaydedilen ltleryemnişin (Belki Şirek'teki Marmara­ şin) i kuşattı. Pek çok Hıristiyan din adamının yaşadığı bu kutsal ve sağlam surlara sahip olan ünlü şehir, günlerce süren ve gece gündüz yapılan çapışmalardan sonra fethedildi. Bu önemli kalenin alınması ve dolayısıyla oğlunun başarısına sonderecede sevinen sultan A l p a r s l a n, oğlunu ve veziri N i z a m ülmülk'ü huzuruna çağırtıp onları kutladı. Çok geçmeden sultan, oğlunun kumandasındaki kuvvetleri de yanına alarak yine Bizans yönetiminde bulunan Anı kalesi üzerine yürüdü. Arpaçay üzerinde bulunan, yüksek ve sağlam surlar, içi su dolu derin hendeklerle korunan Doğu - Anadolu'­ nun bu ünlü kalesi, Bizans generalleri B a gr a t ve G r i g o r tarafından savunulmakta idi. Bizans birlikleri, şehir dışında karargah kurup kaleyi kuşatma hazırlıklarına başlayan Sel­ çuklu askerlerine karşı saldırıda bulundularsa da yenil­ giye uğrayıp kaleye kaçmak zorunda kaldılar. Çok geçmeden kaleyi kuşatan Selçuklu kuvvetleri, özellikle lağımcılar ile, kalenin karşısına kurulan tahtadan bir kule üzerindeki mancı­ nıkın ve stratejik önemi haiz noktalara yerleştirilen okçuların gece gündüz azimle savaşmaları sonucunda ve dolayısıyla Büyük Sultan Alp a r s l a n'ın uyguladığı mahirane savaş tak­ tiği sayesinde, kaynaklarda "Asla zaptedilemez" biçiminde nitelenen Anı kalesini fethetmeyi başardılar. Fethinden son­ ra sultan şehir ve kalenin yönetimlerine M u h a m m e d b . M a n s u r ve hadimi Ş e m s'i atadı; çarpışmalar sırasında yıkılan surların, tahrip edilen şehrin onarılması hususunda onlara emirler verdi ve şehirde bir de mescit yaptırdı. Teslim _ olan Hıristiyan din adamları ve halk, başvergisi (Cizye) ödemek şartıyla canlarını kurtardılar (Ağustos 1064) . Bizans imparatorluğunun ve dolayısıyla Hıristiyan aleminin hu ünlü kentinin ltlüsliıman Tiirklerin eline geçmesi, Hıristiyan dün'


ALİ SEVİM

42

yasında derin üzüntü yaratmasına karşılık lslam aleminde büyük sevinç gösterilerine vesile teşkil etmiştir. Sultan A l p a r s l a n, gerçekleştirdiği bu sefer sonucunda, fethettiği Ermeni ve Gürcülerin oturdukları çeşitli Bizans memleketlerinin yönetimlerini beraberinde sefere katılan va­ sal emirlere bıraktı. Şöyleki : Van Gölü bölgesi, Nahçıvan emiri S ak a r o ğlu E b u D ülef'e, Anı ve yöreleri Dübeyl emiri E b ul e s v a r o ğlu M i n u ç e h r'e, Gürcistan'ın bir kı­ sım Gence valisi F a dl u n'a, bir kısmını da Tijlis emirliğine. Sultan Alp a r s l a n, başta Bağdad Abbasi halife K a aim B ie m rill a h olmak üzere, bütün lslam hükümdar ve emir­ lerine birer Fetihnfime göndererek küffara karşı kazandığı başarılar ve yaptığı fetihler hakkında bilgi verdi. Bu haber üzerine halifelik başkenti Bağdad ve öteki İslam memleket­ lerinde büyük sevinç gösterileri yapıldı. Ayrıca halife, sultana Fetihler babası (Ebu'l - feth) ünvanını gönderdi. Sultan Alp­ a r s l an, gerçekleştirdiği Doğu - Anadolu ve Gürcistan seferin­ den sonra, ülke içinde

ortaya

çıkan

birtakım huzursuzluk­

lar ve özellikle ülkenin doğu sınırlarında fetihler yapmak amacıyla, Anadolu'dan ayrıldı. Bununla birlikte çok önem verdiği A nadolu askeri harekatıııa devam edilmesi hususun­ da gerekli emirler vermekten geri kalmadı. Sultan A l p a r s l an'ın buyruğu gereğince, daha komutanlarının önceleri de Anadolu'da akınlarda bulunan H oharekatı r a s an S a l a rı, Ergani yörelerindeki Tulhzını ve Siverek kalelerini başarısız bir kuşatmadan sonra Urfa'ya yürüyerek bu yörelerde birtakım yerleri elegeçirdikten başka A ntakya dükünü yenilgiye uğrattı, fakat U1Ja'yı kuşatma girişimi başarılı olamadı (1065 /66). O, aynı yıl içinde yeni­ den Urfa yörelerine akınlarda bulunarak Kısas (K'sos = Ak· sos) ve Celeb'i kuşattıktan başka Diphisar'ı elegeçirdi; bunun üzerine karşı harekatta bulunan dört bin kişilik Selçuklu


ANADOLU'NUN FETHİ

43

bir Bizans kuvvetini de bozguna uğrattı. Bu kumandan, aynı yılda, üçüncü kez, Urfa yörelerine akınlar yaparak tutsak ve ganimetler elegeçirdi. Daha sonra hu Selçuklu emlri, Diyarbakır'a gelerek şehrin Hevve Kapısı önlerin­ de karargah kurdu. Bura emiri N i z a m ü d d in'le müzake­ relerde bulunmak üzere, şehre girdiği zaman hile ile yakalanıp beraberindekilerle birlikte öldüı-ülerek cesetleri bir kuyuya atıldı. Bu sebeple bu kuyu Horasan Saları Kuyusu (Bi'rü Saları Horasan) adıyla anılmıştır. Bu sıralarda Karahanlı devletinin Batı Kolu hükümdarı E b fı İ b r ah i m 1 . T a m g a ç H a n'ın (1058-1067 /68) oğul­ larından biri olması mümkün olan H an o ğ lu H arun, Sel­ çuldu hizmetinde olarak, bin Oğuz atlısıyla Anadolu sınır­ larını aşıp Diyarbakır yörelerine akınlarda bulundu. Daha sonra o, Haleb' deki Selçuklu vasalı A rap Mirdasoğulları emirleriyle (At i y y e ve M a h m u d) birlikte Bizans'a karşı akınlara girişti; Halep için stratejik bakımdan önemli olan Artah ve lmm kalelerini fethettikten başka, Kuzey - Suriye'ye bir sefer yapan Bizans imparatoru R o m a n o s D i o g e n es'e karşıda başarılı savaşlarda bulundu (1064/65-1067 /68). 1066 yılında, Selçuklu devlet adamlarından hacip G ü­ m ü ş t e k in, sultan Alp a r s l a n'ın emriyle, beraberinde A f­ ş i n, A h m e t ş a h ve daha bazı Selçuklu emir ve Türkmen beyleri olduğu halde, Murat ve Dicle ırmakları havzalarından ilerleyerek Elcezire bölgesine inip, Ergani ve Nizip yörelerindeki birtakım kaleleri elegeçirdi; Nusaybin'e başarısız bir kuşatma harekatmda bulundu. Daha sonra o, Fırat ırmağını geçip Adıyaman yörelerini akmlara uğrattı. Bunun üzerine, Bizans uç kumandanı Aru a n d a n o s, Selçuklu kuvvetlerinin önünü kesip bir baskın girişiminde bulundu ise de Hoşin kalesi yörelerinde yapılan çarpışmalarda, Bizanslılar ağır bir yenil­ giye uğradılar, Aru a n d a n o s da tutsak alındı; fakat daha sonra 40 bin altuı kurtuluş akçası karşılığında serbest bırakıl-


44

ALİ SEVİM

dı. Bu başarılı hareketlerden sonra G ü m ü ş t e k i n ve diğer emirler, büyük ganimet ve tutsaklarla birlikte Anadolu' da Selçuklu askeri üssü haline gelen Ahlat'a döndüler. Fakat burada emir A fş i n, G ü m ü ş t e kin'le bozuşup yaptıkları gavga sırasında onu öldürdü. Sultan Alp a r s l an'ın kendisini cezalandıracağından korku ve endişeye kapılması sebebiyle, o, buyruğu altında bulunan çok sayıdaki Türkmen atlılarıyla batı yönüne hareketle Anadolu'da akınlara başladı. Bu sırada karargahını Amanos dağlarındaki Karadağ'da kuran Af­ ş in'in kuvvetlerinden bir kısmı, Gaziantep'in kuzey - batısın­ daki Dülük'ü elegeçirdi, başka bir kısmı (bin kişilik) da An­ takya yörelerine inip geniş yağma ve talan hareketlerinde bulundu (Ağustos 1067). Afş in, daha sonra kuzeye Malat­ ya'ya yönelerek burada karşılaştığı bir Bizans birliğini yenilgi­ ye uğratıp darmadağın etti. Daha sonra Tohma suyu vadisi boyunca ileri harekatına devam ederek Kayseri'ye gelip kenti geçici olarak işgal etti. Bunu izleyen günlerde Afşin, Karaman yörelerine de akınlar yaptıktan sonra Toros ve Ga­ vur dağları yoluyla Kuzey - Suriye'ye gelerek Anadolu'dan ele­ geçirdiği çok sayıdaki ganimet ve tutsakları, önemli bir ticaret merkezi olan Halep pazarlarında sattı (1067 sonları). Haleb'den ayrılan emir Afş i n, ertesi yıl (1068), yeniden Antakya üzerine yürüyerek yörelerine akınlarda bulundu. Onun bu harekatı sırasında, Halep ve Antakya yörelerinde akınlara uğratıl­ madık hiç bir yer kalmamış, dolayısıyla sayısız ganimet ve tutsak elegeçirilmiş idi; ayrıca o, Antakya Bizans vali­ sinden 100 hin altın ve savaş aletleri aldı. Çok geçmeden sultan Alp a r s l a n, Afş in'in Bizans'a karşı giriştiği bu çok başarılı akınları sebebiyle, ona bir mektup yollayıp kendisini affettiğini bildirdi. Antakya yöre1erinde harekatta bulunduğu sıralarda, sultanın bu af mektubunu alan Afş in, onun huzu­ runa çıkmak üzere, atlı kuvvetleriyle birlikte buradan ayrıldı (Nisan 1068). Bütün hu Selçuklu akınlarını durdurmak ve


ANADOLU'NUN FETHİ

45

özellikle doğu ve güney - Anadolıı'da tahrip edilen kaleleri onartmak amacıyla, doğu orduları başkomutanlığına atanan N i k e p h o r o s B o t an i a t e s, Sivas, Malatya, Divriği ve diğer kent ve ilçelerin kalelerini tamir ettirip kuvvetlendirdi, fakat hiç durmaksızın sürüp giden Selçuklu akınlarını önlemeyi başaramadı. Esasen A nadol ıı'daki Selçuklu istila hareket!erinin başlamasından itibaren Bizans'ta iç karışıklıklar ve buhranlar sürüp gitmekte idi. Özellikle im­ parator K o n s t a n t i n X. D u k a s'ın bu sıralarda ölümünden (1067) sonra vasiyeti gereğince karısı E u d o k i a, üç oğlu adına Bizans tahtına geçmişti. Bununla birlikte Bizans sara­ yındaki çeşitli gurupların devlet yönetimine gelişi güzel karış­ maları sonucunda, impzratorluk içindeki eyaletler ihmale uğramış, özellikle ordu, kendi kaderiyle haşhaşa bırakılmıştı. Anadolu'da bakımsız ve dağınık bir halde bulunan Bizans kuvvetleri, çoğu zaman yiyecek ve giyecek bulma amacıyla, kent ve ilçeleri yağmalamakta idiler. İ şte bütün bu sebeplerle imparatorluğun öteki eyaletlerinde olduğu gibi, Anadolu'da da Selçuklu istila hareketlerini önleyecek bir Bizans ordusu sanki yok gibiydi. İmparatorluk içinde gittikçe artan ve ciddi boyutlara ulaşan tehlikelerin önlenememesi sebebiyle E u d o k i a'nın niyabeti ancak yedi ay sürdü. Saraydaki askeri kanadın baskısı sonucunda imparatoriçe, askeri aristokrasiye mensup Kayserili bir genernl olan R o m a n o s D i o g e n e s ile evlenmek zorunda kaldı. Böylece, daha önce tahtı ele­ geçirmek amacıyla, başarısız bir teşebbüste de bulunmuş olan R o m a n o s D i o g e n e s, Ocak 1068'de Bizans imparatoru oldu, bu suretle amacına ulaşabildi. Bununla birlikte o, daha önceki imparatorlar gibi, devleti, içine düştüğü bu ciddi durumdan kurtarma yolunda pek fazla bir varlık gösteremedi. Çünkü o, bomboş bir hazine, yılJardan beri yüzüstü bırakılBizans'ta durum


ALI

46

SEVİM

mış bir ülke, perişan ve darmadağın bir ordu ile karşı karşıya gelmiş idi. Bununla birlikte iktidarı bir türli.i elinden bırakmak istemeyen karısı E u d o k i a ile arası açılan imparator, sarayı terk ile A nadolu yakasına geçerek özellikle Selçuklu istilasını durdurma planları yapmaya haşladı. Sultan Alp a r s l an, kuzeyden men gayri .Müs­ lim Türk Alan, Komıık, Sarir ve bir kısım ikinci seferi Hazarların, Selçuklu vasalı Şeddadoğulları ve Şir­ vanşahların memleketlerini istila etmeleri (1065) sebebiyle 1067 /68 yılında, Horasan' dan hüyük bir orduyla hareket edip ikinci kez, Aras ırmağını geçerek Gürcistan ülkesine girdi; beraberinde veziri N i z amülmülk ve Kafkasya fatihi emir S av t e k i n bulunuyordu. Bu sıralardaki Şeddadoğulları emiri F ad l u n ile Şirvanşahlar hükümdarı F e ri b u r z sultana itaatlarını yenilediler. A 1 p a r s 1 a n'ın derhal Şeki ve yörelerine yürümesi üzerine, Aphaz ve Gürciiler buradan çekildiler. Sultan, yöredeki ormanları yaktırmak suretiyle, burada üs­ ler kurup gizlenen Gürcü şakilerinin kalelerini fethetti. Savaşa gfrişmeye cesaret edemeyen Gürcii, prensi B a gr a t kaçtığı gibi, Şeki hakimi A k lı a s t a n (Ag a s ar t a n)da teslim olmak zorunda kaldı, hatta lsliimiyeti kabul etti. Daha sonra sultan, onun yönetimindeki memleketlere yürüyerek hir buçuk ay zarfında, başta Tiflis ve Rustov olmak üzere, bir çok kent ve kaleleri fethetti. Çok geçmeden B a gr at, "yıllık vergi ödeme" şartıyla Selçuklu vasallığını yeniden kahul etti. Bu arada Selçuklu akıncıları, Trabzon' a kadar olan yörelere akınlarda bulundular. Bu sıralarda Derbendilerle Şirvanşahlar arasında çıkan anlaşmazlık ve savaşlardan istifade eden Gürcüler, Khartli'ye yürüyüp Tiflis'i yeniden elegeçirdiler, hatta emir F a z lu n'u da tutsak aldılar (Temmuz 1068) . Bunun üzerine sultan Alp a r s l a n'ın Nisan 1069'da emir S a v t e kin'in ku­ mandasında gönderdiği bir ordu, Gürcüleri yenilgiye uğrattığı Sultan

Alparslan'ııı


ANADOLU'NUN FETHİ

47

gibi, F a d lu n'u da tutsaklıktan kurtardı ; ayrıca sultan, Derbend yönetimine emir Y a ğm a'yı bir menşurla atadı. Esas amacı, bütün Gürcü ve Aphaza memleketlerini fethile Selçuklu smırları içine aldıktan sonra Anadolu'da bizzat fetihler yap­ mak ve dolayısıyla Bizans'a ağır darbeler vurmak olan sultan A l p a r s l a n, Karahanlı lıükiimdarmm ölümü üzerine, impara­ torluğun doğu sınırlarında ortaya çıkan karışıklıklar sebebiy­ le, fetih planlarmı tam anlamıyla gerçekleştiremeden geri dönmek zorunda kaldı. Bununla beraber ordusunun bir kısmını Anadolu sınırlarında bırakarak, K u t almı ş o ğlu M a n s u r ve S Ü 1 ey m a ıı ile, kardeşi Azerbaycan Genel Valisi Y a k uti, eniştesi E r b a s g a n (E rb a s aıı) ve Anadolu'da giriştiği akınlarla ü ıı salan emir S u ıı d u k 'u fetih hareketlerini devam ettirmekle görevlendirdi. Derhal askeri hareketlerine yeniden haşlayan hu Selçuklu prens, emir ve Türkmen heyleri, Bizans'a siirekli akınlarda bulundular. Yeni Bizans imparatoru R o m a n o s D i o g e n e s, gittikçe artan Selçuklu akınlarını durdurmak amacıyla, büyük hir çaba göstererek Anado­ lıı' dan, özellikle memleketi olan Kayseri yörelerinden çok sayıda asker topladığı gibi, Rumeli' deki Uz (Hıristiyan Oğuzlar) ve Peçenek Türklerinden de kuvvetler sağladı. Ayrıca, Frank, Alman, lskandinav ve ltalya Normanla­ nndan ücretli askerler tuttu. Çeşitli milletlerden çabucak oluşturulan bu Bizans ordusu gerçek bir bir1ikten yok­ sun idi. R o m a n o s D i o g e n e s, Mart 1068'de Suriye yö­ nüne hareket etti. Kayseri'ye gelmeden önce, Selçuklu kuvvetlerinin Niksar'ı alarak yağma ettiklerini haber alın­ ca yolunu değiştirip Sivas'a, oradan da Divriği yönüne yiiriiyiişüne devamla bu bölgelerde kendisine saldıran Selçuklu kuvvetlerini geri çekilmek zorunda bıraktı. Kazandığı hu ilk başarıdan sonra imparator, Maraş'a gelip buradan, Fırat Bizaus'ııı karşı harekatı


48

ALİ SEVİM

boylarına gönderdiği birliklerle sol-ard yanını güven altına almak istediyse de bu yörelerde harekatta bulunan Selçuklu emiri H a s İ n al, bu kuvvetleri yenilgiye uğratıp, imparatorun bu harekat planını uygulamasına engel oldu. Çok geçme­ den Kuzey - Suriye'ye gelen imparator, Halep ve yörelerine ağır bir şekilde yağma ve tahrip akınlarına uğrattı. Daha sonra Kuzey - Suriye'nin en önemli kalelerinden birine sahip olan ve U m u r t ekin adlı bir Selçuklu emirinin savun­ duğu Menbic'i elegeçirdi. Bu sıralarda H an o ğlu H arun ve Selçuklu vasalı Halep Mirdasoğulları emiri M a h m u d, Tiirk­ men ve Arap kuvvetleriyle Halep yörelerindeki Bizans asker­ lerine saldırıp onları yenilgiye uğrattılar. Bunun üzerine derhal Halep yörelerine gelen imparator, Türkmen ve Arap kuvvetleriyle şiddetli bir savaşa girişti; çarpışmalarda her iki taraf da ağır kayıplar verdi (Kasım 1068). Bu savaştan sonra imparator, daha önce H a n o ğl u H ar u n tarafından fethedi­ len Artah ve 1mm kalelerini yeniden elegeçirdi, sonra da Çukurova'ya indi. Bu sıralarda emir Afş i n, A h m et ş a h'la birlikte Orta - Anadolu yönünde akınlara başlayarak Sakarya ırmağı vadisine kadar ileri harekatını sürdürdü; lstanbul Çukurova yolu üzerinde önemli bir konuma sahip olan Emir­ dağ yörelerindeki ünlü Amuriyye kentini elegeçirerek yerle bir etti. Bunu haber alan ve sonderecede üzülen imparator, Afş in'in yolunu kesmek amacıyla, derhal harekete geçtiyse de Af ş in'in bir yıldırım hızıyla sürdürdüğü harekat sebebiyle, buna muvaffak olamadı ve kış mevsiminin gelmesi sonucunda da lstanbul'a dönmek zorunda kaldı. o,

R o m a n o s D i o g e n e s'in lstanbul'a dönmesin­ den bir süre sonra 1069 yılında Afş in, S u n du k, Ahm e t ş a h, T ü r k m a n, D e m l e ç o ğlu M e hm e t, D u du o ğl u , Serh e nko ğlu ve A r s l a n t a ş komutasındaki Selçuklu kuvvetleri, doğu, güney - doğu ve güney bölgelerinden Selçuklu emirlerinin akınları


ANADOLU'NUN FETHİ

49

Anadolu'ya akınlara başladılar. Bu akınları önlemek üzere impa­ ratorun gönderdiği kuvvetler, Türk atlı birlikleri tarafından ta­ mamen bozguna uğratıldılar. Bunun üzerine imparator, M a n u e l K o mn e n o s komutasında Sivas'a, P h il ar et o s B ra ch a­ m i o s kumandasında da Malatya'ya iki ordu sevkettikten başka, üçüncü bir orduyla da bizzat harekete geçerek Kayseri yörelerine geldi; buralarda harekatta bulunan bir Selçuklu birliğini geri püskürttü ve Fırat ırmağına kadar harekatını sürdürdü. Onun esas amacı, Anadolıı'ya yapılan akınlarda, Selçuklu harekat üssü olan Ahlat'ı almak, doğu ve güney Anadolu'daki Selçuklular tarafından fethedilen belli - başlı kaleleri yeniden elegeçirmek ve dolayısıyla Selçuklu kuvvet­ lerini Anadolu'dan çıkarmak idi. Bu planını gerçekleştirmek üzere imparator, Harput yörelerine geldiği zaman Selçuklu kuvvetleri de Malatya'ya saldırarak kenti savunan P hila­ r e t o s'u yenilgiye uğratıp perişan ettiler; çok az bir askeri birlikle kaçmayı başaran bu Bizans generali binbir güçlükle imparatora katılabildi. Buna rağmen R o m a n o s D i o ge n e s, �Murat suyu boyunca ilerleyerek Palu'ya geldi. Fakat öte yandan ardı arkası kesilmeyen akınlarla Anadolu içlerine akmakta olan Selçuklu kuvvetleri, başta Karaman ve Konya olmak üzere, birçok il ve ilçeleri istila ile elegeçirmeyi başar­ makta idiler. Özellikle Orta - Anadolu'nun önemli kenti olan Konya'nın fethini haber alan imparator, daha ileri gitmekten vazgeçerek Selçuklu kuvvetlerinin dönüş yollarını kesmek amacıyla, Sivas üzerinden Kayseri'ye geldi. İ mparatorun bu planını tespit eden Selçuklu kumandanları, onun bütün çaba ve önlemlerine rağmen Toros dağları geçitlerinden güneye inerek Kuzey - Suriye'deki hareket üsleri olan Haleb'e ulaşmayı başardılar. Böylece R o m a n o s D i o g e n e s, giriş­ tiği bu ikinci seferde de başarılı olamayarak İstanbul'a döndü. Bununla birlikte o, bitip tükenmeyen bu Selçuklu akınlarını durdurmak amacıyla 1070 yılında, yeniden A nado!u'ya bir sefer -


50

ALI SEVİM

düzenlemek istediyse de kendisine yakın olan birtakım saray er­ kanı buna engel oldu. Bunun üzerine imparator, Doğu - Anado­ lu orduları komutanlığına atadığı M an u e l K o m n e n o s'u ka­ labalık bir orduyla Anadolu'ya gönderdi. Bu sıralarda, sultan A 1 p a r s 1 a n' a isyan sebebiyle arası açılan eniştesi (sultanm kızkardeşi G e v h e r H at u n'un kocası) E rb a s g a n, Navekiyye ( Yabgulu) adlı kalabalık bir Türkmen kitlesinin başında olarak sultanın emriyle kendisini takip ve yakalamakla gö­ revlendirilen Afşin ve diğer Selçuklu emirlerinin önünden batı yönüne kaçarak Kızılırmak kıyılarına kadar ulaşmış idi. E rL a s g a n, yolunu kesme harekatına girişen M a n u el'i Si­ vas yörelerinde bozguna uğrattı, hatta onu, N i ke p h o r o s M e li s s e n o s ve daha bazı Bizans generalleriyle birlikte tut­ sak aldı. Bununla birlikte E rb a s ga n'ın Selçuklu emirleri tarafından izlenmekte olduğunu öğrenen tutsak M a n u e 1, onu, Bizans'a sığıııması hususunda ikna etti. Bunun üzerine E r­ b a s g en, M a n u e l ve diğer Bizans generallerini serbest bıraktı ve sultanın gazabından korkup endişe etmesi sebebiy­ le, ailesi ve bazı yakmlarıyla birlikte lstanbul'a gitti. İmparator R o m a n o s D i o g e n e s, onu sanki bir müttefik devlet başkam imiş gibi, çok parlak bir törenle karşılayıp kabul etti; böy­ lece tarihte, ilk Selçuklu prensi Bizans'a sığmmış oluyordu. Öte yandan E r b a s g a n'ı izlemekte olan emir Afş in, batı yönünde ileri harekatma devamla Kayseri - Sivas bölgesin­ deki kent, kale ve ilçeleri bir yıldırım hızıyla çiğneyip istila ettikten sonra Afyon - Uşak - Denizli bölgesine girip Honas ve Laodicea kentlerini yakıp yıkarak Nlarmara denizi kıyılarına kadar ileri harekatmı sürdürdü. Çok geçmeden Kadıköy'e kadar gelen Afş in, lstanbul'a imparatora bir elçi göndererek "Selçuklu - Bizans devletleri arasmda barış olduğunu ve bu sebeple, Sultana isyan halinde olan E r b a s g aıı'ı, heraberin­ dekilerle birlikte kendisine teslim etmesini" sultan adına


ANAJJULU'NUN

51

.FETHi

bildirdi ise de kabul edilmedi. Bunun üzerine Afşin, 1070 yılı sonbaharında, gidişinde olduğu gibi, dönüşünde de Bizans kent ve kalelerini adeta yerle bir etti. o, giriştiği bütün bu harekatı sırasında elegeçirdiği sayısız ganimetlerle kışı Ana­ dolu' da geçirdikten sonra Ahlat'a döndü ve sultan Alp a r s­ l a n'a ''E r b a s g a n ve Bizans" hakkında bilgi verdi. XI . yüzyıl Orta - Doğusu'nun büyük deYletle­ Sultaıı Alparslaıı'ııı rinden birisini oluşturan şii JV!ısır - Fatımi haAuadolu ve Kuzey- ' 1. ' halııe lııe ıgı, ozellı'l le sekızıncı ' M u s t a n s ı r devSuriye seferi rinde (1036-1094), mülki yönetimin bozulması ve devlet hazinesinin boşalması, askeri unsurların yetki ça­ tışmalarına girişmelerine sahne olmuştur. Halifelik veziri N a s ı r u d d e vl e H a s a n, şii halifeliğin yerine sünni bir devlet kurulması amacıyla, bu sıralarda Horasan'da bulu­ nan sultan A l p a r s l a n'a Buharalı fakih E b fı C a fe r Mu­ h a m nı e d'i elçi olarak gönderdi ve " ordusuyla lVIısır'a gel­ mesini, ülkeyi kendisine teslim edeceğini ve şii hutbesini kaldırıp yerine sünni hutbesi okutacağını" bildirdi. Bu çağ­ rı üzerine sultan, esasen fethedilmesi, Selçuklu fetih plan­ ları içinde bulunan lVfısır ülkesini, Büyük Selçuklu devleti­ ne katmak amacıyla, kuvvetli bir orduyla Azerbaycan üze­ rinden Doğu - Anadolu'ya girdi (1070 yılı ortaları). Bu böl­ gede üslenen Selçuklu akıncı kuvvetleriyle de ordusunu güçlendiren A l p a r s l a n, Van Gölü'niin kuzeyinden lVIalaz­ girt önlerine geldi. Daha önce görüldüğü üzere, amcası sultan T u ğrul'un iki kez kuşattığı halde alamadığı sağlam surlara sahip Malazgirt'i, daha sonra da Erciş'i güçlük çekmeden fethetti. Henüz Selçuklu kuvvetleı·i tarafından alınmamıs olan Murat, yukarı Dicle ve kolları arasıııdaki biı·takım kale­ leri birer birer fetheden sultan, Diyarbakır topraklarına gele­ rek Dicle ırmağı kıyısındaki lforşefiyye yörelerinde konakladı. Diyarbakır'ın muhteşem surlarını hayranlıkla seyreden sulc

- ·

..

\:

·

·

c


52

ALİ SEVİM

tan, hala yürürlükte olan Türk adeti uyarınca, ellerini sur taşlarına, daha sonra da göğsüne sürdü. Sultan Diyar­ bakır ve yörelerinin yönetimini ellerinde tutan ve anlaşmazlık halinde bulunan Selçuklıı vasalı Mervanoğulları ailesinden iki kardeş N a s r ve S ai d arasında, uzlaştırıcı bir barış yaptık­ tan sonra Tulhum ve Siverek kent ve kalelerini fethetti; o zamana kadar Selçuklu kuvvetleri tarafından birkaç kez kuşa­ tılmasına rağmen fethedilememiş olan, fevkalede sağlam surlara sahip bulunan dük V a s i l'in savunduğu Urfa yı kuşatıp sıkıştırmaya başladı (Mart 1071). Sultan, 50 gün süren bir kuşatmadan sonra, gereksiz yere zaman kaybetme­ mek ve Mısır'ın fethini biran önce gerçekleştirmek amacıyla kuşatmayı kaldırdı. O, hareketinden önce, yanında bulunan elçi E b u C afer M u h a m m e d'i, Selçuklu vasalı Halep Jı;fir­ dasoğulları emiri M a h m u d'a gönderip "kendisine itaat arz­ eden bütün vasal hükümdar ve emirler gibi, onun da katına gelip itaatını arzederek yenilemesini" bildirdi. Buna rağmen M ah m u d, H a n o ğlu H ar u n'un telkini ve sultandan çekin­ mesi sebebiyle, onun bu çağrısına uymayıp Haleb'den süratle topladığı para ve armağanları ona göndermekle yetindi. Bunun üzerine sultan, M a h m u d'a gönderdiği cevapta "Adı­ ma hutbe okutup benimle böyle mektuplaşmayı sürdürdüğün halde, niçin katıma gelip itaat arzetmekten çekindiğini an­ layamıyorum. Halbuki sen, katıma gelen bütün tabilerinıize gösterdiğimiz lütuf ve yaptığımız ihsanları çok iyi bilirsin" dedi. Emir M a h m u d'un, huzuruna gelmemekte direnmesi üzerine A l p a r s l a n, U1fa'dan ayrılıp Ocak 1071 sonlarında, Birecik yakınlarındaki Nehrülcevz yöresinden Fırat'ı geçerek burada bulunan çok hoşlandığı bir çayırda dinlenmek üzere konakladı. Bu sırada fakih E b u C afe r, sultan'a " Ey Efendi­ miz, ulu T a n r ı'nın sana ihsan ettiği bu nimete şükret" deyince, sultan " Bu nimet nedir ?" diye sordu. Bunun üzerine fakih "Bu ırmağı şimdiye kadar Türk olarak yalnız köle asıllı hü'


ANADOLU'NUN FETHİ

53

kümdarlar geçmişlerdir; halbuki, bu gün, Hazret-i alileri, ilk kez bir Türk sultanı olarak geçiyorlar" dedi. Sultan, çok geçmeden yoluna devam ederek eriştiği Haleb'e bağlı yöre­ lerde karargah kurdu. İ taat arzı için katına gelmesi hususunda, emir M a h m u d'a yeniden ulak gönderdi ise de o, bir türlü gelip sultanın huzuruna çıkmadı. Buna sonderecede kızan sultan Alp a r s l an, Nisan 1071 başlarında, Haleb'i kuşat­ maya başladı. İ ki ay kadar süren bir kuşatma sonucunda Halep burclarının en sağlamı olan Ganem burcu delindi; kent, buradan yapılacak bir saldırıyla alınabilecek bir duruma geldiği halde, sultan "Savunmasız kalıp Bizans'ın eline düş­ memesi için, bu uç kentini kılıç kuvvetiyle almaktan endişe ederim" diyerek kuşatma harekatını durdurdu ve böylece ciddi bir savaş yapılmadı. Bununla birlikte çok sıkışık ve ciddi bir duruma düşen emir M a h mu d, Oğuzlara mahsus giysiler giyerek annesiyle birlikte sultanın katına çıkıp, yer öperek arzı ubudiyette bulundu; sultan da onu affedip, bir ferman ve hil'atlerle Halep emirliğini yeniden kendisine verdi. Sultan Alp a r s l an, Mısır'a gitmek üzere, Dımaşk yönünde bir günlük yol aldığı sıralarda, Bizans imparatoru R o m a n o s D i o g e n e s'ten kendisine gelen bir elçi "Men­ bic, Ahlat ve Malazgirt'in Bizans'a geri verilmesini" istedi; ayrıca bu isteğin yerine getirilmemesi halinde imparatorun kuvvetli bir orduyla harekete geçeceğini de bildirdi. Bununla birlikte imparatorun, Doğu - A nadolu (Erzurum) yönünde ilerlemekte olduğunu haber alan sultan, elçiyi sert bir cevapla geri yolladıktan sonra ordusunun bir kısmını, burada bıra­ karak emir Aytekin ve M a lı m u d' u Mısır'ın fethiyle görevlen­ dirdi; kendisi de ordusunun büyük bir kısmıyla Bizans im­ paratorunu karşılamak üzere, derhal vakit kaybetmeden Doğu - Anadolu yönüne hareket etti. Fırat ırmağını süratle geçişleri sırasında, ordusunda bulunan at, deve, mal ve yiyecek maddelerinin çoğunun telef olmasına hiç aldırmayan sultan,


ALİ SEVİM

54

ileri yürüyüşüne devam etti. Fakat bir süre soııra yiyecek sıkıntısı sebebiyle ordudaki Irak askerlerini terhis etmek zorunda kaldı, böylece orduda, Horasan, Erran ve Azerbaycan kuvvetleri kalmıştı. İ leri yürüyüşüne devam eden Alp a r s la n, Urfa üzerinden Diyarbakır yörelerine ulaştı. Silvan'da, Malaz­ girt' e kadar ilerleyip kaleyi elegeçiren Bizans ordusunun kıyımından kurtularak kaçan Malazgirt kadısıyla birçok Müslümanlar, durumun ciddiyeti sebebiyle kendisinden acele yardım istediler. Böylece Bizans ordusunun nerede bulunduğunu öğrenen sultan, süratle Erzen ve Bitlis boğazından 7 ,cçerek Selçuklu hareket üssü Ahlat'a geldi. Yukarıda gfüiildüğü üzere, Anadolu'd.a başarı� Diogenes'in sız iki sefer girişiminden sonra yıllardır sür­ hareketi dürülen Selçuklu istila hareketlerine bir son vermek ve onları kesin olarak bu ülkeden çıkarmak amacıyla, uzun süreden beri Anadolu ve Azerbaycan'a büyük bir sefer hazırlığına başlamış olan R o m a n o s D i o g e n e s, Balkanlar'da­ ki Peçenek, Uz (Hıristiyan Oğuz) , Kıpçak ve Hazar Tiirkle­ riyle Islav (Rus), Alman (Gotlar), Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşan büyük bir ordu hazırladı. Çeşitli .Müslim ve gayri Müslim kaynaklardaki kayıtlarda, hu ordunun sayı­ sının 600 bine kadar çıktığı abartmalı olarak ifade edilmekte ise de bunun, büyük ve küçük rütbeli 30 bin kumandanın yönettiği atlı ve yaya olmak üzere, 200 bin kişi civarında olması düşünülebilir. Bu orduda, kale delicileri, lağımcılar, çarlıçılar, arabacılar ve mancınıkcılarla birlikte çok sayıda ustalar, 800 mandanın çektiği nal ve çivileı·i taşıyan 400 araba ile içleı·inde silah, mancınık ve diğer savaş aletlerinin bulunduğu 1000 araba mevcuttu. Bunlar arasında, 1200 kişi tarafından çekilen ve on kantar ağırlığında taşlar fırlatabilen çok büyük hir mancınıkın d a yer aldığı, çeşitli kaynaklarda kaydedilmiştir. Bütün hunlardan başka, imparatorun beraRomanos


ANADOLU'NUN FETHİ

55

berinde getirdiği hazinesinde, bir milyon altın, 100 hin ipekli giysi, altın eğerler, kemerler, pek çok altın ve gümüş eşya da bulunuyordu. İmparator, sayı ve donatım bakımından ger­ çekten muazzam sayılabilen bu orduya güvenerek güya Ana­ dolu'yu Türklerden kurtaracağına inandıktan başka, bü­ tün lslum ülkelerini de elegeçireceğini ümit ediyor, hatta hu düşüncesinin etkisiyle beraberindeki kumandanları ls­ ltun kentlerine vali olarak atamayı planlıyor, "bütün camileri kiliseye çevireceğini" bildiriyordu. R o m a n o s D i o ge n e s, lstanbul'dan hareket etmeden önce, Ayasojya kilisesinde düzenlediği büyük bir dini törene katıldı ve buradaki hüyük haç'ı ziyaret etti . Tarihi bir değer taşımamakla bir­ likte, bu ziyaretle ilgili olarak, o devirde yaşamış olan bir Müslüman tarihçi (G a r s u n n i'me M uh a m m e d S abii), ye­ nilgiden sonra tutsak alınan imparatorun ağzından şu hikayeyi nakletmiştir : ''Herhangi bir sefer dolayısıyla l stanbul'dan çıkan impa­ ratorların törelerinden birisi de Ayasojya'ya gidip yakut­ larla bezenmiş olan altın haç'tan yardım ve şefaat dileme­ sidir. Ben bu geleneğe uyarak Ayasofya'ya gidip burada­ ki altın haç'tan başarı için şefaat diledim. Bu sırada haç, bulunduğu durumdan Müslümanların kıblesine doğru çev­ rildi. Buna sonderecede hayret edip şaşakaldım ve onu, ye­ niden doğuya çevirip eski haline getirdim. Ertesi günkü ziyaretimde, haç'ın yine kıbleye dönmüş olduğunu gördüm. Bunun üzerine onun, zincirlerle bağlanmasını emrettim. Fa­ kat bununla birlikte üçüncü günkü ziyaretimde haç, yine kıbleye yönelmişti; hayretler içincle kalıp bunu, çıkacağım seferde yenilgiye uğrayacağıma yormuştum. Bununla birlik­ te arzu ve ihtiraslarımın etkisiyle, lslftm ülkelerine yürü­ düm ve işte biitün hunlar başıma geldi". Ayrıca Bizansfr bir tarihçi (K e d r e n o s), eskiden heri Roma ve Bizans hüküm­ dar]arının başlarına gelecek iyi ve kötü olaylarm, daha önce


56

ALİ SEVİM

vukuubulan bazı olaylarla belli olduğu inancına dayanarak, R omanos

D i o g e n e s'in başı üstünden kara bir güvercinin

uçmasını, sefer sırasında, çadırının zarar görmesini ve nihayet atlarının ahırının yanmasını, onun yenileceğine yormuştur. Yukarıda sözkonusu edildiği üzere, yapacağı büyük se­

Halep

önlerinde bulunan sultan

gönderip,

"Ahlat, Erciş, Malazgirt

ferini gizlemek amacıyla, A l p a r s l a n'a

bir

elçi

v.s. kent ve kalelerin geri verilmesi" şartlarıyla b arış önerisin­ de bulunan imparator, büyük ordusuyla İstanbul'dan hare­ ketle bir kısım eyaletlerden gelen kuvvetlerin kendisine katıl­

Sakarya ırmağı yörelerine gelip konakladı. D aha Kayseri - Sivas bölgesine ulaşan imparator, burada,

ma yeri olan sonra

uygulayacağı planlar konusunda, ordudaki bütün kumandan­

Savaş Meclisi topladı. Yapılan müzakereler "Azerbaycan'a girilerek oradan Sel­ çuklu başkentine (Rey) yürüme" önerisinin, genç ve tecrübesiz generaller tarafından desteklenmesine rağmen N i k e p h o r o s

ların katıldığı bir

sonunda, imparatorun

B r y e n n i o s ve

Tiirk asıllı J o s e p h T r a k h a n i o t e s (T a r h a n)

gibi tecrübeli generaller "A nadolıı'dan uzaklaşılmasının ciddi tehlikeler

doğurabileceğini,

Erzurum'da

en

uygun

planın,

Sivas

veya

karargah kurulup, bu bölgelerde gerekli önlem­

lerin alınması, bu sıralarda,

Türk

ordusunu yiyecek sıkın­

tısına düşürmek ama cıyla, yağma ve tahrip hareketlerinde bulunulmasını ve nihayet çekerek onlarla

Erzurum

Selçuklu kuvvetlerini Anadolu'ya Pasin ovasında savaşa tutuşul­

veya

ması" fikrini ileri sürüp savundular. Fakat hu görüşü benim­ semeyen imparator, kendi planını uygulamak,

baycan'a

yürümek üzere,

Sivas

üzerinden

yani

Erzurum'a

Azer­

gelerek

genel karargahını burada kurdu . Çok geçmeden imparator,

Iran

içlerine yürüyüşü sırasında, arkasını güven altına al­

mak amacıyla, general T r a k lı a n i o t e s ve giren ünlü

Norman

s e 1 ) kumandasında

Bizans

hizmetine

soylularından U r s e l (U r s e l i u s, R o u s­

30

bin kişilik Uz ve

Franklardan oluşan bir


ANADOLU'NUN FETHİ

Ahlat üzerine fethedilerek Selçuklu kuvveti

57

Selçuklular tarafından giren Gürcistan'ı yeniden

sevketti. Ayrıca vasallığına

elegeçirmek ve özellikle ordusunun yiyecek ihtiyaç]arını sağ· Jamak için

20

bin kişilik bir kuvveti

Gürcistan'a

gönderdi;

beraberindeki birliklerle de bizzat, daha önce sultan A l p a r s· lan

sıralarda şan

Malazgirt üzerine yürüdü. Bu Bizans ordusunun Türk asıl1ı askerlerden olu· birliklerinden sultana "Endişe etme, Bizans

tarafından bazı

fethedilen

ordusunun çoğu seninle birliktir" şeklinde mektuplar gönde­ rildiktfn

başka,

Uzlar

da

Selçuklulara, bilinemeyen Türk

ırktaşları

heri kullanılan, fakat ne olduğu

eskiden alamet·

!erinden bir işaret (Belki ok) yolladılar. Bunu tespit eden İm· parator, kendisine yardımcı olabileceği düşüncesiyle, beraberin· de getirmekte olduğu ve bu hareketlerin önderi olabileceğine ih· tim al verdiği E r b a s g a n'ı derhal İmparator, birlikleri

Malazgirt'e

kumandanı

1 s t a n b u l' a geri gönderdi.

yürümekte iken

B asilakes

Ermeni

(V a s i l a k e s)

ve

Elcezire

Magistros

d a kendisine katıldı. B u sıralarda bu birliklerin kumandanları L e o n D e b a t e n e s ve B a s i l a k e s, imparatora, A l p a r s l a n'ın

Bizans

lrak'a gittiğini bildirdiler. Gerçekte ise sultan, lslam ve Bizans kaynaklarının belirttikleri üzere, Haleb'den ayrılıp Fırat ırmağını geçtikten sonra, bir ara Musul yönüne gitmişse de daha sonra Silvan ve Erzen üze­ rinden Bitlis boğazı yoluyla Ahlat'a ulaşmış idi. Çok geçmeden Malazgirt üzerine yürüyen imparator, az sayıda Selçuklu kuvvetlerinin savunduğu kaleyi aman ile teslim almasına rağmen pek çok Müslüman halkı kılıçtan geçirdi. Öte yandan sultan A l p a r s l a n, Ahlat'a geldiği zaman, U r s e l ve T r a k h a­ n i o t e s, Ahlat yönünde hareket halinde idiler. Bu Bizans kuvvetleri, Selçuklu atlı birlikleri tarafından bozguna uğratı· lıp geri çekilmek zorunda bırakıldılar. Sultanın Ahlat'a geldiği ve Selçuklu kuv vetlerinin hareket h alinde bulundukları ha­ ordusundan korkup

beri, etrafa yayılınca imparator, bunun doğruluğunu tespit


58

ALİ SEVİM

ıçın N i k e p h o r o s

B ry e n n i o s kumandasında

yeniden bir

Selçuklu ordusunun öncü A hlat Selçuklu garnizonu komutanı

kuvvet gönderdi. Bu kuvvetler, kuvvetleri

ve

esasen

olan emir S u n d u k tarafından bozguna uğratıldı, B r y e n n i o s, yaralı bir halde güçlükle kaçmayı b aşardı. Bu bozgun üzerine imparatorun, B a s i l a k e s kumandasında gönderdiği kuvvetler de yine S u n d u k tarafından bozguna uğratıldı, B a s i l a k e s tutsak alındıktan b aşka, beraberinde taşımakta olduğu bü­ yük haç da

Selçuklu

kuvvetlerinin eline geçti. Sultan, "bu

haç'ın, zafer alameti sayılarak için, bu sıralarda

Hemedan'da

Bağdad'a

halifeye gönderilmesi

bulunan vezir N i z a nı ü l m ü l k'e

Malazgirt Meydan Savaşın­ Selçuklu - Bizans öncü savaşları, Selçuklu

ulaştırılmasını" emretti. Böylece

dan

önce yapılan

kuvvetleri tarafından kazanılmış oldu. Malazgirt

meydan savaşı

Doğu - Anadolu'ya

karşılamak amacıyla,

lat'a

Bizans imparatorunu Diyarbakır üzerinden Ah-

yönelen

ulaşan sultan A l p a r s l a n, burada kuvvet-

leriyle birlikte kendisini bekleyen emir A fş i n ile karşılaştı. Sultan, karısı ve veziri N i z a m ü l m ü l k'ü hazinesiyle birlikte

Hemedan'a

gönderdi

ve

onlara

"Kendisine

süratle

asker

göndermeleri" hususunda talimat verdi. Sultanın beraberinde,

Hassa askerinden b aşka, Anadolu'ya akınlarda bulunan Selçuklu prens, emir ve Türk­ men beylerinin kumandalarındaki takriben 40 bin akıncı kuvveti, ayrıca Büyü.k Selçuklu devletine tabi çeşitli bölgeler­ den 10 hin kadar atlı kuvveti kendisine katılmış idi. Yu­ karıda niteliğinden bahsettiğimiz 200 bin kişilik ve çeşitli milletlerden oluşturulması sebebiyle birlikten yoksun Bizans ordusuna karşılık, sayıları aşağı - yukarı 50 hin kişiyi bulan ve genellikle atlılardan meydana gelen Selçuklu ordusu, küffara karşı manen Türklük ve cihat ülküsüyle donatılmıştı. yedek atlarıyla birlikte dört bin

Sultan A l p a r s l a n'ın beraberinde, G e v h e r a yin, Afş i n, S a v-


59

ANADOLU'NUN FETHİ

t e k i n, S u nd u k, A y t e k in, T a r a n k o ğl u

(S e r h e n k o ğ l u),

A h m e t ş a h, D e m l e ç o ğ l u M e h m e t, D u d u o ğl u gibi do lu'ya sürekli akınlarda bulunan tecrübeli vardı.

Ayrıca

D e vlet

ve

S al t u k ,

Selçuklu

Kutalmışoğullarından A l p il e k

ile

A r t u k,

Selçuklu

M a n s u r, T u t a k,

Ana­

emirleri

S ül e y m a n, D a n i ş m e n d,

M e n g ü c ü k, Ç a v l ı, Ç a v u l d u r ve P o r s u k

gibi

devletinin en değerli ve savaş tekniğini sonderecede

iyi hilen emirlerin de savaşa katıldığı, bazı kaynaklarda ifade edilmiştir. Sultan

A l p a r s l a n,

savaşlarından bir hareketle gelip

süre

yukarıda sonra

Ahlat - Malazgirt

ordusunun

su

sözünü

ettiğimiz

öncü

ordusuyla birlikte Ahlat'tan

arasında bulunan

ihtiyaçlarını

sağlamak

Rahve

ovasına

amacıyla,

bu

yörelerdeki dağlardan inen sularla beslenen bir çay yörele­ rinde

karargahını

kurdu ;

buralardaki tepeleri elegeçirerek

Süphan dağının Malazgirt yönündeki kuzey eteklerinde bulunan Sul­ tan ve Ziyaret Tepeler'e, sultanın buralarda Genel Kararga­ hını kurmasıyla ilgili olarak bu adların verilmiş olması kuv­ vetle muhtemeldir. Öte yandan Bizans imparatoru, ordu­ suyla J\rlalazgirt'ten hareket ettikten biraz sonra, Selçuklu ovayı kontrolü altına aldı

(24

Ağustos

1071).

Bugün

ordusunun çok yakınlara kadar gelip ovaya hakim olduğunu öğrenince büyük bir telaşa kapıldı ; onun bu telaş ve heyecanı

Bizans ordusunda rehin olarak getirilmekte olan J\rialazgirtliler, kaçıp Selçuklu ordusuna katıldılar. A l p a r s l a n, Bizans ordusuna oranla Selçuklu ordusunun çok az oluşu sebebiyle kesin sonuçlu bir ordusunu da etkiledi. Bundan faydalanan ve

meydan savaşına girişmeye henüz karar vermedi. Görünüşte

Bizans ordusunun Abbasi halifesinin (K a a­

barış önerisinde bulunmak, gerçekte ise durumunu tespit ettirmek amacıyla,

i m B i e m r i l l a h) kendisine yolladığı elçisi İ h nül

·

M a h l e h a n ile

Selçuklu

E h u l - Ga n a i m

emiri S a v t ek i n'in başında

bulunduğu, yani hem halife, hem de kendi adına, bir elçi


ALİ SEVİM

60

heyetini imparatora gönderdi. Sultan, imparatora gönderdiği önerisinde "Ülkene geri dön, barış yapmak istersen, bunu

Bağdad ve

halifesi aracılığıyla yaparız, aksi takdirde biz, azim

kararımızı,

içtenlikle

bağlı

olduğumuz

Ulu

T a n r ı 'ya

bırakırız" dedi. Öncü savaşlarını kaybetmesine rağmen, as­ kerlerinin çokluğuna ve iyi donatılmış olmasına güvenen ve savaşı kazanacağından emin görünen imparator, A l p a r s l a n­ ın, bu elçi heyetini, sıkışık bir durumda bulunduğu için gön­ derdiğini sanmış ve önerisini sert ve kaba bir biçimde reddet­ miştir.

O, Selçuklu

heyetine "Ben, bu üstün ve kudretli duru­

ma, pek çok para ve çaba sarfederek eriştim . Barış, ancak ve ancak

Selçuklu

başkenti Rey'de yapılacaktır. Ben,

İslam

ülkelerine, kendi ülkem gibi hakim olmadan asla geri dön­ meyeceğim"

dedikten sonra

" İsfahan

güzeldir, yoksa

Hemedan mı ?" diye sorunca heyet başkanı İ b n ül - M a h­ l e h a n, "İsfahan" diye cevap verdi. Bunun üzerine imparator "Hemedan'ın çok soğuk olduğunu haber aldım, bu bakımdan biz, lsjahan'da kışlayacağız, hayvanlarımız ise Henıedan'da kışlayacaklardır" dedi. Bu alaylı sözler karşısında İ b n ü 1 M a h l e b a n,

ona

"Hayvanlarınız

Hemedan'da

-

kışlayabiiir­

ler, ama sizlerin nerede kışlayabileceğinizi bilemem" şeklinde çok anlamlı sözler söyledi . Güya çıkarttıktan planlarını

başka

bütün

İslfım

Selçukluları Anadolu'dan ülkelerini

daha şimdiden uygulamaya

Iran, Irak, Suriye

de

elegeçirme

kalkışan imparator,

ve Mısır'a beraberindeki generalleri atadı,

ancak hilafet başkenti

Bağdad'ı

bunun dışında tutarak ••iyi

dokunmayınız" dedi. B öylece geri

şeyh'e (yani hcılifeye) dönen Selçuklu elçi heyeti,

imparatorun,

red

bir insan ve bizim dostumuz olan o barış

hususundaki

cevabını

sultana

arz

edince, savaşın artık kaçınılmaz bir duruma geldiğini anlayan ve

Hıristiyan

Lir tarihçi

C H.

L e b e a u'nun ifade ettiği üzere,

"R o m a n o s'tan daha b ah a yiğit ve cesur olan, ancak barış hususunda çaresizlik içinde kalan, bu sebeple de kılıca sanl-


61

ANADOLU'NUN FETHİ

mak gerekliliğini anlayan sultan A l p a r s l a n," lıklarının

derhal

imamı ve fatihi "Ey sultanım,

İslam

bitirilmesini

Buharalı

sen,

emretti. Bu sırada sultanın

E b u N a s r M u h a m m e d,

T a n r ı'nın diğer dinlere

dini için savaşıyorsun, bu sebeple

camilerde bütün hatiplerin

savaş hazır­

Müslüman

lslam

ona :

üstün kıldığı ülkelerindeki

halkla birlikte senin

için dua edecekleri Cuma günü, öğle namazı sırasında, düş­ mana saldır. Ben, U 1 u T a n r ı' dan, zaferi senin adına yazmasını beklerim"

diyerek onu moral bakımından

kuvvetlendirdi.

Bağdad Abbasi halifesi K a a i m B i e m r i l l a h da, o sıralarda bütün İslam dünyasının yakından ilgilendiği Malaz­ girt savaşının A l p a r s l a n tarafından kazanılması hususunda, Ayrıca

M u s l a y a o ğlu Cuma

Ebu

namazında

S a i d'e, bir dua metni

bütün

lslam

ülkelerindeki

hazırlatarak minberlerde

okutulmasını emretti. Bugün elimizde bulunan ilgili

lslam

kaynaklarında yer alan bu dua metni aynen şöyledir :

Tanrım! İslim sancağını yükselt ve İslama yardım et! Şirki, başını ezmek ve kökünü kazı­ mak suretiyle yok et! Sana itaat için, canlarını feda edip kanlarını, sana tabi olma hususunda akıtan senin yolunun mücahitlerini, onları kuvvetlendirerek yurtlarını, gü· venlik ve zaferle dolduran yardımlarından yoksun kılma ! Mü'minlerin emirinin burhanı olan Şehinşahü'I - azam (yani Sultan Alparslan)'ın senden dilediği yardımı esirgeme ki o, hu sayede hükmünü yürütür, şanıııı yayılır kılsııı ve zamanın giiçlükleri karşısında kolayca yerinde tutunabilsin. Senin di· nini şerefli ve yüce tutabilmek için onu, lütufkar ve her za­ man etkili olan desteğinden yoksun kılma ! Onun, kafirlerin karşısmdaki bugünkü günü, yarınına da yetsin. Ordusunu meleklerinle destekle, niyet ve azmini hayır ve başarıyla so­ nuçlandır ! Çünkü o, senin ulu rızan için rahatını terketti; malı ve canıyla buyruklarına uymak amacıyla, senin yoluna Alparslan için okuııaıı hutbe


ALİ SEVİM

62

düştü. Çünkü sen "Ey iman edenler, can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir yolu size göstereyim mi? Tanrı'ya ve onun Peygamberine inanıyorsanız, onun yolunda, can ve malmızla­ savaşırsınız" diyorsun. Senin sözün gerçektir. Tanrım! o, nasıl senin sözüne uyup şeriatının korunmasında, gevşeklik göstermeden buyruğuna uymuş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için gecesini gündüzüne katmışsa sen de ona zafer kısmet eyle, dileklerinde ona yardımcı ol, kaza ve kaderini, onun için iyi ve hayırlı bir şekilde tecelli ettir! Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki, düşmanların her türlü hilelerini defetsin ve lütfunla, hu koruyucu onu, güzel sıfatların içinde, en emin ve sağlam ellerle korusun! Yapmak istediği her işi, ona kolay kıl! Böylece onun, düşmana karşı giriştiği hu "Kutsal Hareket", zaferden ışık alsın ve şirk zümresinin, hak yollarını göremeyip sapıklıkta gözleri yumul­ sun. Ey Müslümanlar, doğru bir niyet, içten bir azim ve Tan­ rı'dan korkan temiz kalplerle ve birlik bahçesinden kısmet alan inançlarla Sultan Alparslan için Tanrı'ya yalvarıp yakarı­ nız ! Çünkü eksiklerden yoksun olan Yüce Tanrı şöyle buyuru­ yor : "Ey Muhammed, 'onlara dualarınız olmazsa Rabhim size niçin değer versin' de". Ey Müslümanlar, Alparslan'ın şerefli olarak düşmanlarını yoketmesi, sancağım yükseltip zaferlerin en son derecesine ve amacına erişmesi hususunda, Tanrı'ya dua ve niyazda bulununuz!. Tanrım! onun bütün güçlüklerini kolaylaştır ve şirki, onun önünde boyun eğdir! Bu duanın, s avaş günü, başta hilafet başkenti olmak üzere, bütün

lslum

Bağdad

ü1kelerinde, derin bir inanç ve

içtenlikle yapılacağının yayılması, bütün

Türk

kumandan ve

askerleri üzerinde moral yönünden kuvvetli bir etki yap­ mıştır. Sultan A l p a r s l a n, bir kısım atlı kuvvetlerini bugün

1\1alazgirt'in

sağ taraflarında bulunan ve ilçenin s ağ - arka

yörelerine kadar uzanan küçük bir yarma

vadi boyunca

kurduğu pusulara yerleştirdi, kendi de merkez hattında yer


ANADOLU'NUN FETHİ

63

aldı. Böylece, uygulanacak takdik ger eğince, Bizans or dusu, önce yar ım bir çenher , daha sonra da tam bir kuşatma altına alınacaktı. Öte yandan Bizans or dusunun sol kanadında Rumeli kuvvetler iyle N i k e p ho r o s Br y e n nio s, sağ kana­ dında Uz asker leriyle Ali a t t e s, merkez hattında kır mızı atlastan bir giysi giymiş olan impar ator Ro m an os D io ge­ n e s, ger ideki ihtiyat kuvvetler inin başında da imparator un üvey oğlu (eski impar ator Ioa n n e s D uk a s'ın oğlu) Andro­ n ikos D uk a s yer almışlar dı. XI. yüzyıl Bizans vekayiname müellif ler inden ve Rom ano s D io g e n e s'in Harp Divanı başkanı olar ak onun sefer ler ine katılmış olan M ih a e l A t t a­ l e i a t e s'in (Ölümü 1079'dan sonr a), bugün elimizde bulunan eser indeki (lslam kaynaklar ında yer almayan) kayıtlar a gör e, "Mehtapsız kar anlık bir gecede, baskın düzenleyen Sel­ çuklu atlı bir likler i, Bizans or dugahının dışındaki ır ktaşlar ı Türk asker ler ini kuşatıp har eketsiz hale getir dikten sonr a -belki de işbirliği yapar ak- Bizans erzak muhafızlar ını yok ettiler . Onlar ın at üstündeki çevik har eketler i, yağdırdıklar ı oklar , insanı şaşırtan savaş çığlıklar ı, Bizans or dugahında ölüm ve dehşet saçtı. Bu ar ada Bizans asker ler i or dugah içler ine ve kaleye sığınmaya çalışıyor lar dı, hatta baskın yapan 'Selçuklu atlılar ının da Bizanslılarla bir likte kaleye gir dikleri ve or dugahın bütün ağır lıklar ıyla eller ine geçtiği' haber ler i bile yayılmıştı. Kimin kaçtığı, kimin kovaladığı, kimin düşman, kimin dost olduğu anlaşılamıyor du; özellikle Bizans or dugahındaki Uzlar, hu kar gaşalığı bir kat daha artır ıyor lar dı". Ayr ıca, bir Norman şair inin kaleme aldığı Gesta Roberti Wiscardi destanında : "Bu gece baskını sır asında impar ator , kendiler ini kuşa­ tan Selçuklu kuvvetler inin dikkatler ini çekmek ve böylece kendiler ini bitaz olsun topar layabilmek amacıyla, hazinede bulunan par a, değer li giysiler , çeşitli altın, gümüş kaplar ı


64

ALİ SEVİM

ordugahın ıçıne serptirdi. Böylece ganimete dalan Selçuklu kuvvetleri, kendilerini izleme ve yok etmeyi bırakacaklardı. Fakat hu plan gerçekleşemedi; çünkü hu değerli eşya, Bizans ücretli askerleri tarafından kapışıldıktan sonra hunların ara­ sındaki Türk asıllı olanları, elegeçirdikleri ganimetlerle bir­ likte ırktaşları Selçuklu birliklerine katıldılar". Böylece, daha esas savaş haşlamadan, hu gece baskım sonucunda, Bizans ordusuna maddi ve manevi bir darbe vurulmuş oldu. Bununla birlikte Bizans ordusunun yeniden toparlanmada büyük bir çaba gösterdiği anlaşılıyor. Gerçekten birkaç gün sonra, karşılıklı olarak savaş düzeni alan Sel­ çuklu ve Bizans ordu birlikleri, 25 Ağustos 1071 gününü böy­ lece geçirdiler. Bu arada Selçuklu atlı birlikleri, devamlı olarak tekbir sesleriyle horu ve davullar çalıp hay kırarak ve oraya buraya oklar atarak karşılarındaki Bizans asker­ lerini moral bakımından. çökertmeye çalıştılar. Buna karşılık Bizans askerleri arasında da çanlar çalınmaya başladı. Bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan ve ak giysileri giyerek '"Ölür­ sem kefenim hu olsun" diyen sultan A l p a r s l a n, Cuma sabahı, ordugahtaki bütün kumandanları toplayarak onların önünde, T a n r ı'ya şöyle bir yakarıda bulundu : "Ey Tanrım! sana müvekkil oldum ve hu cihatta sana yaklaştım; şu an senin huzurunda secdeye kapanıyor ve yalva­ rıyorum. Bu sözlerim, benim gerçek duygularımı yansıtmı­ yorsa heni, beraberimdeki yardımcılarımı kalır et!. Eğer içten­ liğimi kabul edersen hu cihatta düşmanlara karşı hana yar­ dımcı ol ve heni muzaffer bir sultan kıl!". Bu duadan sonra

sultan kumandanlarına şu hitabede bulundu : "Ben. Tanrı'ya kendini veren muhtesipler gibi sabırlıyım ve hayatını tehlikelere atan kimse­ !erin yaptıkları gibi, gazilerin başında savaşacağım. Eğer Tanrı, kendisinden beklediğim üzere, heni başarıya

Alparslan'ın orduya hitabı


ANADOLU'NUN FETHİ

65

ulaştırırsa bu güzel bir sonuç olacaktır; eğer durum bunun tersi olursa oğlum Melikşah'ı yerime geçirip ona itaat etmenizi

Büyük bir heyecan ve inançla sultanı dinleyen kumandanlar, hiç duraksamadan lıep bir ağızdan "Baş üstüne" dediler. Sultan, 26 Ağustos 1071 Cuma günü, bütün kumandan ve askerleriyle birlikte Cuma namazı kıldı ve onlara son olarak şu hitabede bulundu : sizlere vasiyet ediyorum".

"Ey

askerlerim ve kumandanlarım !

Daha ne zamana

kadar biz azınlıkta, düşman çoğunlukta olarak böyle bekle­ yeceğiz ? Ben, Müslümanların camilerde

bizler için dua et­

mekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak isti­ yorum. Galip gelirsek arzu ettiğinıiz sonuç gerçekleşecektir, aksi takdirde şehit olarak cennete gideriz. Beni izlemek iste­ yenler gelsinler, istemeyenler ise serbestçe geri dönebilirler. Bugün burada, ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Biz, Müslümanların eskiden beri yapageldikleri

bir

gaza yapıyoruz".

Sultanı tam bir dikkat ve heyecanla dinleyen asker ve kumandanlar hep bir ağızdan : "Ey sultan, biz, senin kulların olarak sen ne yaparsan biz de aynı şeyi yapar ve sana yardımcı oluruz, istediğin biçimde hareket et" dediler. Sultan Alp a r s l a n, vakit kaybet­ meden Türk töresi gereğince, bizzat atının kolanını sıktı ve kuyruğunu bağladıktan sonra ok ve yayını atarak kılıç ve topuzunu aldı; kumandan ve askerler de kendisi gibi yaptılar, fakat onlar, ok ve yaylarmı yanlarında alıkoydular. Artık büyük tarihi savaş başlamak üzere idi. Ö te yandan Bizans imparatorunun son olarak topladığı savaş meclisinde yapı­ lan müzakerelerden sonra "Taarruz" fikri benimsendi. İm­ parator, eskiden Romalıların uyguladıkları savaş taktiklerin­ den dikdörtgen düzenini uygulamak istedi. Esasen hu düzen,


66

ALİ SEVİM

çok uzun bir alanı kapsaması ve kolayca yarılma tehlikesine düşülebileceği sebebiyle, tecrübeli kumandanlar tarafından pek kullanılmamakta idi. Yine Roma savaş yöntemine göre hareket eden R o m a n o s D i o g e n es, ordugahının çevıesini bir hendekle çevirterek kazıdan çıkan toprakları ordugah tarafına yığdırdı. Böylece imparator, ordugahını, sağlam Malazgirt kalesinde değil, ancak dışında bir yerde kurmuş oldu. Bu sıralarda Bizans ordusunda, bir yandan saldırı hazırlıklarının son safhaları tamamlanırken, bir yandan da dini törenler yapılıyor, ellerinde renkli bayraklar tutan ku ­ mandan ve papazlar, askerler arasında dolaşarak onları moral bakımından kuvvetlendirmeye çalışıyorlardı. Öte yan­ dan Selçuklu ordusunun merkez hattında yer alan sultan Al p a r s l a n'ın komutasındaki atlı birlikler, tekbir sesleri, horu ve köslerden çıkan etkili gürültüler yanında, insan ru­ hunda heyecan yaratan devamlı haykırışlarla hareket ha­ linde idiler. Çok geçmeden hu kuvvetler, okçuların savunma desteğiyle Bizans ordusunun merkez hattına, onları taarruza kışkırtan düzme bir saldırıya geçtiler. Pusulardakine oranla daha az sayıda olan hu kuvvetleri yok etmek amacıyla derhal saldırıya geçen Bizans imparatoru, Türklerin eskiden heri uyguladıkları bozkır savaş taktiği gereğince, savunma sa­ vaşı yapa yapa yavaş yavaş, sanki kaçar gibi, çekilmekte olan Selçuklu atlı kuvvetlerini izlemeye haşladı ve hu sıra­ larda da oldukça ağır kayıplar verdi. Bizzat sultan Alp a r s1 a n tarafından büyük bir ustalık ve maharetle uygulamakta olan hu düzme geri çekilme harekatı tam hir haşarıya ulaşmış­ tı. Şöy1eki : Selçuklu pusularının bulunduğu hatlara kadar ilerlemiş olan imparator, artık genel karargahından epeyce uzaklaşmıştı. Büyük Sultan'ın, ordusu.na, kesin sonuçlu bir meydan savaşı için genel bir taarruz emri verme zamanı artık gelmiş bulunuyordu. Çok geçmeden hu emir verildiği zaman Bizans ordusu, pusulardaki Selçuklu atlı kuvvetleri


ANADOLU'NUN FETHİ

67

tarafından ciddi bir şekilde tehdide başlandı. İmparator, hatasını anlamakta artık çok geç kalmıştı. Pusulardaki Selçuklu atlı kuvvetleri, saldırıya geçtikleri sırada, Alp a rs1 a n da komutasındaki merkez hattı kuvvetlerinin taktik gereği, çekilmesini durdurmuş ve onları karşı saldırıya geçir­ mişti. İşte bu anlardan itibaren şaşkınlığa düşen Bizans ordusunun savaş düzeni bozulmaya başladı. İlk Selçuklu darbesini yiyen Bizans merkez hattı, süratle çenber içine alınmakta idi. Bu hatta bulunan imparator, N i k e p h o r o s B ry e nn i o s kumandasındaki sol kanattan yardım istemişse de artık pusulardan çıkmış bulunan Selçuklu atlı birlikleri, buna imkan vermediler. Öte yandan Alia t t e s'in kumanda­ sındaki sağ kanat kuvvetleri de yine Selçuklu atlı birlikleri tarafından bozguna uğratıldılar. Bu arada, bu kanatta yer alan Uz ve Peçenek atlı kuvvetleri, başlarında T a mı ş adlı heyleri oldukları halde, kendi öz soydaşlarına karşı savaş­ mayarak Bizans saflarından ayrılıp Selçuklu kardeşlerinin tarafına geçtiler. İşte hu olay, ünlü Bizans komutanı N i ke p­ h o r o s komutasındaki sol kanadın tamamen çöküp dağıl­ masına sebep oldu. Bu durum karşısında imparator, ordusunu geriye çekip karargahın arka tarafında toplamak için büyük çaba göstermişse de ardı arkası kesilmeyen Türk saldırıları ve dolayısıyla ok yağmuru sebebiyle, uygulamak istediği bu harekatı da başaramadı. Çok geçmeden Bizans ordusu tam bir çenber içine alınmış bir duruma getirildi. Esasen geride takviye kuvvetlerinin başında bulunan ve üvey bahası R o m a­ n o s Di o g e n e s'e adeta bir düşman gözüyle hakan An d ­ r on i k o s D uk as, Bizans ordusunun bozulup tam bir çenber içine düştüğünü ve hatta imparatorun öldüğünü ilan etmiş ve çarpışmalara katılmaksızın daha da gerilere çekilmişti. Aynı şekilde Bizans'ın özellikle mezhep ayrılığı ve baskıları sebebiy­ le hoşlanmadıkları Ermeni birlikleri de savaş alanından çekilmişlerdi. Bunlardan başka, kendi başına buyruk


68

ALİ SEVİM

olan ücretli Frank askerleri komutanı U r s e 1, kendisinin sabırsızlıkla yardıma gelmesini bekleyen imparatora git­ meyip, Ahlat yörelerinden derhal uzaklaşarak batı yönüne, kendisini güvencede gördüğü bir yere çekildi. Sultan Alp· a r s l a n, kuşatılan Bizans ordusunun yok edilmesi harekatını yönettikten başka, bizzat at üstünde, bir asker gibi, oraya buraya koşuyor, zaman zaman kılıç ve süngüsü ile düşman askerlerine saldırıyordu. Bu sırada değerli Selçuklu emirlerin­ den A y t e k i n, atından inip yer öperek ona : "Bir sultanııı JVliislümanlara merhamet etmesi gerekir; bir eşi daha bulun­ mayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm tehlikesine atmamalı, rahatı, savaşa tercih etmelidir" dedi. Sultan, çok sevdiği bu emirin bu sözlerine karşılık olaıak : "Bu zalim milleti yok edersem o zaman rahata kavuşurum. Benim hu rahatsızlığım sonunda, Müslümanlar esenliğe kavuşacağından ben, hu rahatsızlığı, bir rahatlık sayarım" dedikten sonra Aytekin ' i savaşa teşvik ettiği gibi, kendisi de aynı şekilde hiç durmadan savaşmıştır. Ö ğle vaktinden akşama, hatta geceye kadar devam eden bir meydan savaşında, koskoca Bizans ordusu yenilgiden kurtulamadı. Kuşatılan ordunun büyük hir kısmı kılıçtan geçirilmiş, çok sayıda general tutsak alınmış, askerlerden ancak bir bölümü, kaçarak canlarını kurtarabilmişti. Bozgun sırasında imparatorun özel çadırı, tahtı, hazinesi, imparatorluk tacı'nın bazı değer1i taşları, çok değerli bir inci, çeşitli silah ve savaş aletleri ganimet ola­ rak Selçuklu askerlerinin eline geçti. Artık hiç bir çıkış ve kaçış imkam bulamayan imparator R o m a n. o s D i o g e n e s, at üstünde kılıcıyla çarpışmalara katılmış, elinden yaralan· dıktan başka atı da bir okla vurulup yere yıkılmış, bir kargaşa halini alan savaş alanında yaya kalmıştı. Yaralı bir halde, akşam karanlığıııdan faydalanarak emin bir yere çekilip akıbetini beklemekte olan imparator, kaçan atını aramaya çıkan emir S ad ud d e vle G e v h e r ayin'in bir askeri tarafın-


ANADOLU'NUN FETHİ

69

dan bir rastlantı sonucu görülmüştür. Bu asker, altın tolgalı ve yine altınla örülmüş bir zırhı bulunan hu adamın, değerli bir kimse olduğu kanısına varınca, ödül alırım düşüncesiyle, onu öldürmekten vazgeçti, ellerini bağlayarak çadırına geti­ rip bütün gece burada yanında alıkoydu. Ertesi gün emir G e v h e r a y i n'e gösterilen ve daha sonra da onun tarafından sultan Alp a r s l a n'ın karargahına götürülen hu tutsağın, Bizans imparatoru olabileceği düşünülmüşse de hu hususta bazı şüpheler uyanmıştı. Fakat çok geçmeden, savaştan önce, imparatora elçi heyetiyle birlikte gönderilen hadim Ş a d i'nin onu tanıması, ayrıca öncü savaşları sırasında tutsak alınan general B a s i l a k i s ve diğer ilerigelen Bizans tutsaklarının onu görür görmez ağlayarak ayaklarına kapanmaları, hu tutsağın "Bizans imparatoru R o m a n o s D i o g e n e s " olduğu hususunda hiç bir şüphe bırakmamıştır. lslunı, Bizans, Er­ meni ve Süryani kaynaklarının özellikle belirttiklerine göre, sultan Al p a rs l a n, imparatora, bir savaş tutsağı değil, bir konuk hükümdar muamelesi yapmıştır. Gerçekten sultan, onun imparator olduğunu tespit ettirip anlayınca derhal onun için "özel bir çadır kurulmasını ve emrine hizmetkarlar tahsisini, ayrıca kendisine, özel masrafları için her gün, yeterli miktarda para verilmesini" emretti. Sultan, bir süre sonra huzuruna getirtip süslü ve güzel bir yere oturttuğu imparatora şunları söyledi :

Tutsak imparator sultanın katında

"Sana, barış konusunda, halifenin elçisini gönderdiğiın halde, sen bunu niçin reddettin ?. Sana, düşmanlarımın (Erbasgan ve ailesi) bize teslimi

için emir Afşin ile haber gönderdiğim halde, bundan niçin kaçındın ?. Daha önce, anlaştığımız halde, bunu bozup, be­ nimle savaşmak suretiyle, bana neden zulmettin ?. Savaştan vazgeçip memleketine dönmen hususunda, sana,

daha dün

haber gönderip teklifte bulunmama, 'Buraya gelebilmek ve


70

ALİ S EVİM

amacıma ulaşmak için pek çok para sarfettim ve dolayısıyla çok asker topladım. İslam ülkelerini, kendi ülkeme katmadan nasıl geri dönebilirim ve ülkeme karşı girişilen bu istilaların sonuçlarını nasıl mazur görebilirim' diye cevap verdin ?". Bunun üzerine imparator : "Ey sultan, ülkeni almak amacıyla para sarfedip çeşitli milletlerden asker topladım, buna rağmen zaferi sen kazandın. Ülkem böyle perişan, ben de tutsak olarak senin huzurundayım. Bu durumda beni lütfen azarlama ve bana sert sözler söyleme, ama istediğini yap" deyince sultan ona : "Eğer zaferi sen kazansaydın ve beni böyle tutsak alsay­ dın ne yapardın ?" diye sorunca imparator : "Fena şeyler" diye karşılık verdi. Bunun üzerine sultan : "Gerçekten doğru söyledin, eğer bunun aksini söyleseydin, o zaman yalan söy­ lemiş olurdun". Daha sonra sultan huzurundakilere : "Bu, akıllı ve baba yiğit bir adamdır, hu bakından onun öldürül­ mesi doğru değildir" dedikten sonra imparatora : "Şimdi sana ne yapacağımı sanıyorsun ?" diye sorunca imparatoı "Bana şu üç şeyden birini yapabilirsin : Birincisi, öldürmek, ikincisi, elegeçirmek istediğim ülkende heni halka ibret olsun diye, teşhir etmek, üçüncüsü ise yapmayacağın bir şey olduğu için söylenmesi gerekmez" dedi. Sultan : "Bu nedir?" diye sorunca imparator : "Affetmek, takdir ettiğin para ve armağanlar ile iyi niyetimin kabulü ve Bizans ülkesinde senin bir ku­ mandanın ve bir naibin olarak beni memleketime geri göndermendir. Eğer beni öldürtürsen bu, sana bir fayda sağlamaz, çünkü başka birisini benim yerime imparator ya­ parlar" dedi. Onun hu sözlerine kaı şılık sultan : "Seni affet­ mek niyetindeyim, ancak sen, ümitsizliği giderilmiş ve hakkın­ daki kararımı öğrenmiş bir kimse olarak, seni serbest bıraka­ cak para, yani kurtuluş akçası'nın miktarını söyle" dedi. İmparator : "Sultan, istediği miktarı söylemelidir" dedi. Sultan'ın "10 milyon altın" demesi üzerine imparator : "Benim


ANADOLU'NUN FETHİ

71

hayatımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır. Tahta çıktığımdan heri ordu hazırlayıp savaş yap­ mak amacıyla Bizans'ın mal ve paralarını tükettim, bu sebeple halk yoksullaştı. Eğer durum böyle olmasaydı istediğinden çok daha fazlasını verirdim" dedi. Böylece A l p a r s l a n ile R o m a n o s D i o g e n e s arasında yapılan müzakereler s onun­ da, aşağıdaki maddeleri kapsayan bir barış antlaşması ya­ pıldı :

İ mparator kurtuluş akçası olarak bir buçuk milyon altın verecek, Bizans devleti, her yıl, Selçuklu devletine 2 360 bin altın vergi ödeyecek, 3 Bizans'ın elinde bulunan bütün İslam tutsakları serbest bırakılacak, 4 Bizanslılar, gerektiğinde Selçuklulara as­ keri yardımda bulunacak, 5 İmparator, kızlarından birini sultanın oğ­ luna verecek, 6 İmparator, yeniden tahta oturduğu tak­ dirde Antakya, Urfa, Menbic, Malazgirt kent ve kalelerini Selçuklulara bırakılacak. Barış antlaşması yapıldıktan sonra imparator, sultana : "Yerime başka birisi geçirilmeden önce heni süratle İstanbul'a yollayınız. Aksi takdirde amaca ulaşılamaz ve hen de imparator olarak Bizans tahtına geçemem, hu durumda da barış şart­ larından hiç birisi yerine getirilemeyecektir" dedi. Bu müza­ kerelerden sonra kendisine tahsis edilmiş olan özel çadırı­ na çekilen imparatora 10 bin altın borç verildi. O da bu altın­ ların bir kısmını yakııılarına dağıttı, bir kısmıyla da tutsak generallerden birkaçının serbest bırakılmasını sağladı. Bununla birlikte sultan Alp a r s l a n'ın emriyle geri kalan tutsak Bizans generalleri kurtuluş akçası alınmaksızın serbest bırakıldılar. Barış

1

-

antlaşması

-

-

-


72

ALİ SEVİM

Ertesi gün, sultanın huzuruna yeniden getirilen imparatora, özel bir giysi ve elegeçirilen kendi tacı giydirildi. Bu sırada sultan ona : "Sana güveniyor ve sözlerine inanıyorum, bu sebeple seni ülkene yollayarak hükümdarlığına iade ede­ ceğim" dedi. Daha soma sultan, üzerinde kelimei şehadet (Tanrı'dan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir =La ilahe illallah Muhammedun Resulullah) yazılı bir bayrak hazırlatarak ona verdi. Sultan, atına binip imparatorla bir­ likte 1 - 2 km. giderek onu uğurladı. Vedalaşma sırasında imparator, atından inerek sultana tazimde bulunmak iste­ mişse de sultan, huna engel olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda ant içtikten sonra onu kucaklayıp veda­ laşmıştır. Daha sonra sultan lsjahan'a ve kendisine iki hacip ve 100 Hassa askeri eşlik edilen imparator da lstanbul'a doğru hareket etmişlerdir. Malazgirt yenilgi ve bozgundan bir fırsat bulup kaçarak lstanbul'a gelebilen bazı askerlerin duıumu bildirmeleri üze­ rıne, toplanan Bizans senatosu, R o m a n o s D i o g e n e s'i tahttan indirip yerine V I I. M i h a e l D uk a s'ı (1071-1078) impa­ rator ilan etti. Öte yandan Erzurum ve Şebinkarahisar üzerin­ den Amasya (veya Tokat) 'ya geldiği zaman durumu haber alan R o m a n o s D i o gen es, yeni imparatora bir mektupla şunları hildiı di : "Ben, para sarfedip asker toplamak, ordu kurup savaşa girişmek suretiyle, Hıristiyan dinini yüceltmek için elimden geleni yaptım. Bununla birlikte zaferi, Müslümanlar kazandı. Bu sonucu, hiç kimst:- değiştiremezdi. Sultan A l p a r s l a n'ın eline tutsak düşünce o, bana, hiç ummadığım bir şekilde iyi davranışlarda bulundu ve beni, barış için ödeyeceğim para miktarım tespit ve kararlaştırdıktan sonra lütuf ve ihsan­ larda bulunarak serbest bıraktı. Hükümdarlıktan ayrılarak sof giyip bu kaleye yerleştim ve senin, başkalarından daha çok hakkın olan Bizans tahtına çıkmandan dolayı T a n rı'ya şük-


ANADOLU'NUN FETHİ

73

rettim. Şimdi sultanın durumu ve hana yaptığı iyilik ve in­ sanlığı sana bildiriyorum. Onunla yaptığım barışı sakın bozma. Bu teklifimi kabul edip uygularsan Hıristiyanlığın korunması hususunda, sultanla senin aranda aracılık yaparım, yok eğer kabul etmezsen sen bilirsin. O zaman benim için kararlaştırıl­ mış olan parayı, yani kurtuluş akçasını ver ve heni bu yük­ ten kurtar". R o m a n o s D i o ge n e s'in hu önerisini oluın1u karşılayan yeni imparator M i h a e l D uk a s, "sürekli savaşlar sebebiyle, Bizans hazinesinde çok az para kaldığını" bildi­ rerek geri kalanını sonra ödemek üzere, ona, kurtuluş akça­ sının ancak bir kısmını yolladı. D i o g e n e s , hu paralarla birlikte Amasya'dan topladığı 200 hin altın ve içinde, değerli taşlarla bezenmiş altın bir leğen , ibrik ve tabak bulunan 70 hin altın değerindeki mücevheratı, sultana verilmek üzeıe, kendisiyle birlikte gelen iki Selçuklu hlicibine teslim etti ve onlara, "Bunlardan daha fazlasını göndermesinin mümkün olmadığını, sultana bildirmelerini" söyledi. Ayrıca kendisine eşlik eden iki hacih ve askerlere de para ve çeşitli armağanlar verip onları geri yolladı. R o m a n o s D i o g e nes, hir süre sonra, Bizans tahtına yeniden çıkmak amacıyla, harekete geçmişse de kendisine karşı gönderilen K o ns t a n t i n D u k a s ile Tokat yörelerinde tutuştuğu savaşta yenilgiye uğradı. Daha sonra o, 1072 yılında imparator Mihael D u k a s'ın kendisine karşı sevkettiği oğulluğu A n d r o n i k o s D u k a s ile Tarsus ovasında giriştiği savaşı d a kaybetti. Çok geçmeden "hayatının bağışlanması" şartıyla teslim olan R o m a n o s D i o g e n e s, getirildiği Kütahya'da gözlerine mil çekilerek hapse atıldı; o, hu acıklı durumunu, hu sıralarda lsjohan'da bulunan sultan Alp a r s l an'a gönderdiği bir mektupla bil­ dirmiş, çok geçmeden sevkedildiği Kınalı adada, ıztı raplar içinde, feci bir şekilde hayata gözlerini yummuştur (Ağustos 1 072).


ALİ SEVİM

74

Özellikle bütün islam dünyası'nın çok yakınll tf" d an iz1ediği Malazgirt JH eydan Savaşı sonund a ve sultan Alp a r s l a n, başta Bağdat Abbasi h alifesi olmak üzere, diğer bütün fslam memleketleri hükümdarlarına birer Fetihname göndererek kazandığı zaferi müjdeledi. Bu zafer h aberi, bütün lslam ülkelerindeki insanlar üzerinde derin bir etki meydana getirdi. Zafer mektubu (Fetihname) Bağdad'a h alifeye getirilip, halifelik ilerigelenleri ile sara­ yın önünde toplanan halka, törenle okundu, hu vesileyle büyük coşku ve şenlik gösterileri yapılmış, davullar çalınıp borular öttürülmüş, ayrıca zafer tankları da kurulmuştur. Öte yandan halife K a a i m B i e mr i l l a h, sultan A l p a r s l a n'a değerli armağanlarla birlikte özel bir mektup göndererek kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini kutladı. Mektup­ ta ona Tanrı'nın desteğine mazhar, galip ve muzaffer evlad, en büyük sultan, Arap ve Acem hükümdarı, dünya hükümdarla­ rının efendisi, Müslümanların yardımcısı, insanların sığınağı, Zaferin akis eri

l sonuçlan

deyfetin kahredici bileği, dinin parlak tacı ve İslam ülkelerinin sultanı gibi ünvanlarla hitap etmiştir. Halifedf,n başka diğeı

lslam memleketleri hükümdarları da bu '!liralarda lsjah an' da bulunan sultan Alp a r s l a n'a ayrı ayrı özel heyetlerle değerli armağanlar ve tebrik.nameler gönderip kendisini kutlamış­ lardır. Ayrıca devrin şair ve edipleri sultan hakkında kaside ve çeşitli övgüler kaleme almışlardır. Birçok özel ve genel vekayiname yazan tarihçilerin bu büyük zaferi, Hz. Ö m e r devrinde, Bizans'a karşı kazanılan ve islam hakimiyetinin Asya ve Akdeniz' de kesin olarak yerleşmesini sağlayan Kadi­ siyle ve Yermuk zaferlerine benzetmişlerdir. Bu büyük zafer, yalnız lslam dünyasında değil, Bizans ve Avrupa ülkelerinde de dikkat ve ilgiyle izlenmiştir. Zaferden birkaç yıl gibi çok kısa süre sonra Anadolu ve Suriye'de hakimiyetin Türklerin eline geçmesi sonucunda, bütün Avrupa, Bizans'ı kurtarmak


ANADOLU'NUN FETHİ

75

amacıyla harekete geçecek ve Haçlı Seferleri'nin hazırlık­ larına başlayacaklardır.

Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinin dönüm nokta­ larından birisini oluşturan önemli bir olaydır. Bu zafer sonunda, Bizans'ın bütün maddi imkanları kullanılarak hazırlanmış olan büyük ordu, darmadağın edildiğinden zaferi izleyen yıllarda, Türk akıncı kuvvetleri kendilerine karşı belirli hiçbir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak kısa zamanda, Adalar Denizi ve Marmara kıyılarına kadar kolayca ilerlediler. Artık bir millet halinde, sel gibi akmakta olan Türkler, hu kez bir istila ve yağma amacıyla değil, artık feth­ ettikleri bölge ve yörelerde yerleşmeye başlamışlardır. Esasen zaferden sonra, yukarı Fırat'ta Erzurum merkez olmak üzere, Saltuklular (1072-1202), aşağı Fırat'ta Erzincan Şebinkarahisar şehirleri arasında Mengücükler (1080-1228), Sivas başkent olmak üzere, Orta - A nadolu'da Danişmendliler (1080-1 178), Bitlis ve Erzen'de .Demleçoğulları {1084-1393), Van Gölü havzasında Sökmenliler (Ahlatşahlar) (1110-1207), Diyarbakır'da Yınaloğulları (1098-1 183) , Harput'ta Çubuk­ oğulları (1085-11 13) ve Hasankeyf, Mardin ve Harput merkez olmak üzere Güneydoğu - Anadolu'da A rtuklular (1102-1409) adlarında Türk devletleri kurulmuş ve hu devletler, Anadolu nun bir Türk yurdu haline gelmesinde önemli tarihi rollerini oynamışlardır. Genel bir sonuç olarak ifade edilebilir ki, Malazgirt zaferi ve hu zaferin eşsiz kahramanı Ulu S u l t a n A l p a r s l a n'ın Türk ulusuna en büyük armağanı, bugün üzerinde yaşamakta olduğumuz hu yurdun baştan haşa feth­ edilerek hu ülkede bağımsız bir devlet haline gelip, dünya siy asetinde önemli roller oynamamızı sağlamış olmasıdır. Malazgirt Zaferi'nden sonra lsjahan'a dönen sultan Alp­ a r s l an, Maveraünnehr'e büyük bir sefer hazırlıklarına haş­ ladı. Bununla beraber o, Anadolu'yu ihmal etmemiş, özellikle


76

ALİ SEVİM

R o m a n o s D i o g e n es'in bertaraf edilmesi sonucunda, onun­ la yaptığı barış antlaşmasının geçerliliğini yitirmesi üzerine, "Selçuklu prens, emir ve Türkmen beylerinin Anadolu'da istila ve fetih hareketlerini sürdürmeleri" emrini vermiştir. Bu emir üzerine, özellikle emir K a p a r ( K eb i r) , Murat suyu yörelerinde fetihlere girişti. Malazgirt Zaferi'nden , sultan Alp ar s l a n'ın ölümü (24 Kasım 1072) arasında geçen aşağı yukarı bir yıllık bir sürede, Anadolu'da yapılan Selçuklu fetihleri hakkında, daha fazla bir bilgiye sahip değiliz. Ancak Malazgirt Zaferi'nden sonra A nadolu'nun etnik durumu sü­ ratle değişti. Esasen Horasan'da Büyük Selçuklu Devleti'nin kurulmasından (1040 Dandanakan Zaferinden) sonra ve tabii olarak 1\!Ialazgirt Zaferini izleyen yıllarda, Türkistan. Mavera­ ünnehr ve Horasan'dan bütün lslam ülkelerine ve özellikle küffar diyarı sayılan Anadolu'ya dalgalar halinde Türk göçleri yapıldı. lszam kaynaklarından başka, çeşitli Bizans Gürcü ve Ermeni vekayinameleri, bu Türk göçlerinin nasıl sürekli ve çok büyük ölçüde yapılmış olduğunu özellikle ifade etmişlerdir. Artık A nadolu'ya yapılan bu göçler, Nfalaz­ girt Zaferi'nden önceki devirlerde olduğu gibi, istila ve yağma hareketleri şeklinde değil, bir yeşleşme ve yurt tutma ama­ cıyla yapılmıştır. Böylece Anadolu'nun başta Rumlar olmak üzere, Ermeni ve Gürcü nüfusu, Türk nüfus yoğunluğu karşı­ sında çok azınlıkta kalmıştır. İşte Anadolu'nun Türkleşmesi gibi Tiirk ve dünya tarihinin çok önemli dönüm noktasından birini oluşturan bu sonucu, Ulu S ul t a n Alp a r s l a n'ın kazandığı Büyük Malazgirt Zaferi'ne borçluyuz.


BÖLÜM VI . SULTAN MELİKŞAH DEVRİNDE YAPILAN FETİHLER Sultan Alp a r s l a n'ın ölümü ve oğlu M e likş ah'ın Büyük Selçuklu Devleti tahtına geçtiği fetilılerı ve rt Zaferı'nden sonBizans'ın durumu 1072 yılında, esasen Malazgı ra yapılan Selçuklu - Bizans barış antlaşmasının R om a n o s D i o g e n e s'in ölümü sebebiyle, bozulması üze­ rine, sultan Al p a r s l a n ' ı n emriyle Selçuklu prens ve emir­ leri Anadolu'da fetihlere devam etmekte idiler. Bu cümleden olarak başta Kutalmışoğulları S ü l e y m a n ş a h, M an s u r, Alp­ i l e k ve D e v l e t olmak üzere, Art uk, T u t a k ve diğer Selçuklu emirleri, Kızılırmak'ı geçip Orta - Anadolu yönünde fetihlere devam ettiler. Bunun üzerine yeni Bizans imparatoru

S�Içu�Iu

.

VII . M i h a e l D u k a s , bu Selçuklu fetih hareketlerini durdur­

mak amacıyla I s a a ki o s K o m n e n o s ve kardeşi A l e k s i o s'u Frank başbuğlarından Urs e l ile birlikte Anadolu'ya gönderdi. Bizans kuvvetleri Kayseri'ye gelince Urs e l, aralarının açıl­ dığı başkumandan durum.unda bulunan I s a a k i o s'a isyan etti ve daha sonra da 400 atlısıyla Bizans ordusundan ayrılıp Sivas yönüne hareket etti. Onu yakalamak ve cezalandırmak amacıyla harekete geçen I s a a k i o s, Kayseri yörelerinde, Selçuklu kuvvetleriyle giriştiği savaşta, yenilgiye uğrayıp tutsak alındı . Kardeşi Al e k s i os ise gizlice ve tek başına Ankara'ya ulaşabildi. Öte yandan I s a ak i o s da Bizans kent­ lerinden toplattırdığı paralarla kurtuluş akçasını (fidye-i necat) ödedikten sonra Ankara'ya gelip kardeşiyle birlikte 1stanbul'a gitti. Bu sıralarda kuvvetleri gittikçe çoğalan U rs el, Sivas'ın batı yönüne hareket ederek yolu üzerindeki bütün Bizans, kent, ilçe ve köylerini tahrip ve yağma akın-


78

ALİ SEVİM

lanna uğratmakta idi. Öte yandan yukarıda sözkonusu edilen Kutalmışoğullarından başka Artuk, Tut ak, Afşin, D em­ l e ç o ğl u M e h m e t , T a r a nk o ğlu ve D u d u c ğlu adla­ rındaki Selçuklu emirleri de özellikle Orta - Anadolu yö­ nünde fetih hareketlerini aralıksız sürdürmekte idiler. Bu durum karşısında ciddi bir endişeye düşen imparator D uk a s, büyük bir ordunun başında eski nazın I o nnes D uk a s'ı N ike p h o r o s B o t a n i a t e s'le birlikte asi U r s el'i yakalamak ve Selçuklu fetihlerini önlemekle görevlendirdi. Önce U rs el üzerine yürüyen D uk as, onunla Sakarya ırmağı yöre1erinde yaptığı savaşta yenilgiye uğradıktan başka tutsak ta alındı (1073). Bu haşan üzerine U r s el, tutsak D u k a s'ı imparator ilan ile Sapanca Dağı'na çekilip lstanbul'u elegeçirme ha­ zırlıklarına haşladı. Bu nazik ve tehlikeli durum karşısın­ da Nike p h o r o s, hu sıralarda büyük bir Selçuklu kuvve­ tiyle lzmit yönünde fetihler yapmakta olan Artuk B e y'le bir antlaşma yaparak onu U r s e l üzerine saldırıya razı etti. Derhal harekete geçen Artuk B ey, Sapanca Dağı'n­ daki karargahında bulunan U r s el'e öncü kuvvetleriyle bir baskın yaptı. Daha sonra da asıl ana kuvvetleriyle yapılan şiddetli çarpışmalarda Frank kuvvetleri yenilgiye uğradığı gibi, bütün çıkış yollan kesilen U r s d, beraberindeki l o nnes D uk a s ile birlikte tutsak alındı. Çok geçmeden Artuk B ey, tutsakları kurtuluş akçası karşılığında serbest bıraktı. I o nnes D uk a s lstanbul'a dönerken, Ursel Amasya yörelerinden topladığı kuvvetlerle yeniden isyana haşlayıp, kendisine karşı gönderilen hir Bizans kuvvetini yenilgiye uğrattı. Böy­ lece hir yandan Selçuklu fetihleri, öbür yandan U r s e l'in isyan harekatı karşısında Bizans'ın tehlikeli durumlara düş­ mekte olduğunu gören imparator, daha sonra Bizans tahtına oturacak olan A l e k s i o s K om n e n o s'u Doğu Ordusu başko­ mutanlığına atayarak Anadolu'ya gönderdi. Bunu haber alan Urs e l, kuvvetleriyle birlikte Amasya yörelerinde hare-


ANADOLU'NUN FETHİ

79

katta huhuıan emir T u t a k'ın yanına gelip, Bizans'a karşı onunla bir ittifak yaptı. Öte yandan Amasya yakınlarına kadar gelip T u t a k - U r s e l ittifakını haber alan A l e k s i o s, derhal harekete geçip Tut a k'la ilişki kurarak Bizans ve Selçuklu memleketlerini tahrip ve yağma eden U r s e l'i büyük bir fidye ve değerli armağanlar karşılığında yakalatıp kendi­ sine göndermesini sağladı; böylece Bizans i çin ciddi bir duruma gelen U r s e l tehlikesi de emir T ut a k'ın yardımı sayesinde ortadan kaldırılmış oldu. Öte yand an Selçuklu kuvvetleri, bir yandan lzmit yakınlarına kadar ilerlerken öbür yandan da özellikle, Kutalmışoğulları'nın harekatta bulunduğu Güney - doğu Anadolu bölgesinde fetihlerini sür· dürmekte idiler. A. TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİNİN KURULUŞU VE FETHİN TAMAMLANMASI Sultan M e likş a h devrinin en önemli taıihi olayı, hiç şüphesiz, üzerinde yaşam.akta olduğumuz hu yurtta ilk Türk devletinin kurul­ masıdır. Sultan M e li k ş a h'ın Büyük Selçuklu Devleti tahtına çıkmasından biraz sonra, ülke içinde başgösteren birtakım karışıklıklar sırasında, Türkiye Selçuklu Devleti'nin ilk hüküm­ darı olacak olan K u t a l m ı ş o ğl u S ül e y m an, kardeşleri M a n sur, Alpilek ve D evlet ile birlikte diğer muhtelif Selçuklu emir ve kumandanlarının fetihlere devam ettikleri Anadolu'ya gelip Fırat ırmağı boylarında ve Urfa yörelerinde fetihlerde bulunmakta idi, tarih sahnesinde de ilk kez bu­ rada göründü. Bu sıralarda emir A t s ı z, Büyük Selçuklu Devleti'ne tabi olarak Filistin'de bir Türkmen Beyliği ku­ rup, hu ülkede ve Suriye'de fetihler yapmakta idi. Atsız'ın maiyyeti emirlerinden Ş ö ki ü, Mısır Fatımileri'nden AkKutalmışoğullan Anadolu'da

__


80

ALİ SEVİM

ka'yı alarak burada ayrı bir beylik kurma faaliyetlerin­ de bulunuyordu. Bu cümleden olarak Ş ö klü, S üleym an'­ ın kardeşlerinden hangisi olduğu belirlenemeyen biri­ sine bir mektup yazarak "Sen Selçuklu sultanları ailesine mensupsun, sana tabi olup, hizmetinde bulunursak bunun.la şeref duyarız. Halbuki biz, sultan sülalesinden olmayan Ats ı z'a tabi olmak istemiyoruz ; onu bertaraf ile Suriye'ye hakim olmak güç bir iş değildir. Eğer At s ı z'ı hu ülkeden uzaklaştıracak. olursak Mısır Fatımi Devleti de bizi yardımla destekleyecektir" diyerek ona Filistin'e gelip birlikte fetihler yapmasını önerdi. Emir Ş ö klü'nün bu önerisini olumlu bulan K u t almış o ğ lu, bir kardeşi ve amcasıoğlu ile birlikte derhal Tabariye'ye gelerek Ş ö kl ü ile birleştiler ve "Şii - Mısır Fatımi Devleti'ni resmen tanıdıklarını" ilan ettiler. Böylece, Suriye ve Filistin'de emir A t s ı z'ın tabi olduğu Büyük Sel­ çuklu Devleti'ne karşı, Mısır Fatımi Devleti'ni tamyan ve içinde, Selçuklu hanedanına mensup kimselerin (Prens )de yer aldığı bir ittifak kurulmuş oldu. Bütün hu gelişmeleri yakından izlediği anlaşılan A t s ı z, Ş ö kl Ü ve müttefiklerine karşı harekete geçerek onları, Taberiye'de 1074 /75 yılında, yenilgiye uğrattı. Tutsak aldığı Ş ö klü ve oğlunu derhal öldürttü, fakat yine tutsaklar arasında bulunan Kutalmış­ oğullarını koruması altına alıp, durumu, derhal özel bir elçi aracılığıyla tabi olduğu sultan M e lik ş a h'a arzetti. Öte yan­ dan kardeşleri ve amcaoğlunun tutsak olduklarım haber alan Süleyman, süratle Kuzey - Suriye'ye inip Selçuklu vasalı Niirdasoğlu N a sr'ın yönetimindeki Haleb'i kuşatarak bir miktar vergi aldıktan sonra kuşatmayı kaldırdı; daha güneye inip emir A t s ı z'a bir ulak göndererek "tutsak kardeşlerinin ve amcaoğlunun kendisine teslimini" istedi. Fakat isteğinin yerine getirilmemesi üzerine S ü le y m a n, buradan ayrılarak Bizans yönetiminde bulunan Antakya'ya yürüyüp kuşattı. Şehir valisi I s a ak i o s K om n e n os, Süleyman ile giriştiği


ANADOLU'NUN FETHİ

81

savaşta yenilgiye uğradı ve "yıllık 20 hin altın vergi ödeme" karşılığında yapılan antlaşma sonucunda, kuşatma kaldırıldı. Daha sonra Süleym a n yeniden Halep yörelerine gelerek sultan M e lik ş a h'ın emriyle emir At s ı z'ı takviye için gön­ derilen üç bin Türkmen atlısına saldırarak yağmaladı ve yeniden Antakya yörelerine döndü (1074) . Süleym a n ş ah giriştiği hu Kuzey - Suriye seferinden sonra tekrar Anadolu'ya dönerek fekuruluyor tihlere haşladı. Kısa zamanda, Orta - Anadolu üzerinden daha önceleri Selçuklu akıncılarının harekatta bu­ lundukları Marmara Denizi'ne kadar ilerledi. O, 1075 yılında Bizans başkenti lstanbul'un hemen yanıhaşında, büyük "\ e tarihi bir Bizans kenti olup sağlam surlara sahip bulunan lznik'i fethetti ve burasını, temellerini atmakta olduğu Türkiye Selçuklu Devleti'nin başkenti yapmak suretiyle, dev­ letini kurdu. Böylece Sül e y m a n ş a h'ın Selçuklu akıncılarının Marmara Denizi kapılarına kadar harekata bulundukları bütün Anadolu'yu fethetme planlarını uygulama safhasına koymaya haşladığını görüyoruz. Hatta onun, Hz. P e y g a m b e r'­ in "İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kuman­ dan, ne iyi bir kumandan, onu fetheden ordu, ne iyi bir ordu­ dur" dediği Bizans başkenti 1stanbul'u da fethedip Rumeli yakasına geçerek fetihlerini orada da sürdürmeyi planlamış olması mümkündür. Bu sıralarda Bizans ülkesinde isyanlar haşladı. Şöyleki; Rumeli ve Anadolu orduları komutanları olan N i k e p h o r o s B ryennios ve N ik e p h o r o s B ot ani­ a t es, imparator M i h a e l D u k a s'a karşı isyan ile impara­ torluklarını ilan ettiler. Kütahya'dan lstanbul'a yürüyen B o t a n i a t e s, yanında tuttuğu, daha önceleri Bizans'a sığındığı­ nı gördüğümüz E r b a s g a n'ı lznik'te bulunan Süleym a n ş a h'­ a gönderip ittifak önerisinde bulundu. Devletinin sınırlarını genişletmek isteyen S ü l e y m a n ş a h hu öneriyi kabul ile ona Türkiye

Selçuklu Devleti


82

ALİ SEVlM

iki bin kişilik bit kuvvet gönderdi. Böylece Türk kuvvetleriyle daha da güçlenen B ota n i a t e s, 1078 yılında, Bizans tahtını elegeçirip imparator oldu. Onun hu başarısında büyük rol oynayan Türk askerleri Üsküdar'da kurdukları çadırlarda konaklamakta idiler. Çok geçmeden yeni imparator bu Türk kuvvetlerini Rumeli'de hala taht iddiasında bulunan B r y e n n i­ o s'a karşı da gönderdi. Öte yandan Bizans'ın hu karışık durum­ dan faydalanan S ül e y m a n ş a h, devletinin sınırlarını Mar­ mara - Karadeniz ve Akdeniz yönlerinde genişleterek kısa za­ manda, Bursa ve yörelerinden başka, Kocaeli Yarımadasını ele­ geçirerek Üsküdar ve Kadıköy'e doğru ilerledi; hatta Anadolu kıyılarında gümrük daireleri kurup boğazdan gelip geçen gemilerden vergi almaya haşladı. Sül e y ma n ş a h'ın Türkiye Selçuklu Devleti'ni kurması ve başarılı fetihler yapması sonu­ cunda, özellikle 1080 yılında, Azerbaycan'dan kalabalık Türk kitleleri, Anadolu'ya adeta akmaya haşladı ve dolayısıyla hu ülkede, Türk nüfusu süratle çoğaldı. Ayrıca Bizans'ta bitip tükenmeyen buhranların yarattığı huzursuzluklar sebe­ biyle, çeşitli ırklardan oluşan yerli halklar (Ermeni, Siiryani, Gürcü vh. gibi) S ü l eyma n ş a h'ın yönetimini benimsedik­ leri gibi, büyük arazi sahiplerinin hizmetinde çalışan ve tutsak muamelesi gören köylü sınıfı da uyguladığı miri toprak rejimi dolayısıyla, Selçuklu yönetiminde hürriyetlerini elde ettiler ve toprak sahihi oldular.

Bizans'ın buhranlar içinde çalkanmakta ol­ Anad���. fetilıleri duğu bu sıralarda, takriben 1074 yılından haşsumyor !ayarak A r t u k B ey, Kelkit ve Yeşilırmak havzalarını, M e n g ü c e k B e y, Divriği, Erzincan ve Şebin­ karahisar taraflarını, emir E b ul k a s ı m S al t u k da Er­ zurum ve Çoruh ırmağı yörelerini fethetmekte idiler. Bun­ lardan başka S ü l e y m a n ş a h'ın dayısı emir D a n i ş m e n d­ o ğlu G ü m ü ş t ekin A h m e d G a z i, Kızılırmak ve Yeşil-


ANADOLU'NUN FETHİ

83

ırmak havzalarınııı fethini tamamlayarak Sivas, Amas· ya, Niksar, Tokat, Çorum, Kayseri, Elbistan ve Malatya kent ve yörelerinde hakimiyet kurmayı başardı. Ayrıca sultan M e l ik ş a h'ın kumandanlarından Gümüşt ekin C a n· d a r olması mümkün olan Gümüş t ekin a dl ı b i r S e l ç u k l u emiri, Diyarbakır, Nizip ve Urfa taraflarında fetihlerde bulu­ narak buralardaki Bizans kuvvetlerini darmadağın etmişti (1077). Bundan başka Süleym a n ş a h'ın valisi olan ve mezarı bugün hala Çankırı'da bulunan emir K a r a t ekin de Sinop, Kastamonu ve Çankırı'yı fethedip Selçuklu sınıdarına almayı başardı. Fakat Karadeniz kıyıları, buradaki Türklerin, devle­ tin kurulduğu bölge olması bakımından l\farmara bölgesine göç etmeleri sebebiyle, yeniden Bizans'ın eline geçti. Bununla beraber çok geçmeden, buralara hakim olan T h e o d o r G a b­ r a s, Trabzon'da bağımsız bir devlet kurarak Türklerin yardı­ mıyla Bizans'a karşı hakimiyetini sürdürmeyi başardı. Fırat ırmağı boylarında ise birtakım küçük Ermeni prenslikleri bulunuyordu. Bizanslılar, XI. yüzyılın başlarından itibaren (imparator il. B a s il'den başlayarak) mezhep ayrılıklarından başka, birçok kanlı isyanlara kalkışan Doğu · Anadolu'daki Ermeni siyasi teşekküllerini ortadan kaldırdıktan sonra halkını da Orta · Anadolu ve Çukurova bölgelerine sürdüler. Böylece siyasi birlik ve yönetimden yoksun bir durumda yaşa· yan Ermeniler, bir millet halinde Anadolu'ya gelip yurt tutan ve kendilerinin dini inanç ve faaliyetlerine herhangi bir müdahalede bulunmayan Selçuklu Türklerini bir kurtarıcı olarak karşılamakta idiler. Özellikle Malazgirt savaşından sonra genişleyen Türk istila ve fetihleri karşısında, Anado­ lu'daki Bizans hakimiyetinin süratle çökmesinden istifade eden Ermeni asıllı Bizans generali P h il a r e t os B r a ch a m i­ os, Bizans'a tabi olmayarak, önce Maraş'ta, daha sonra da Malatya, Harput, Palu, Elbistan, Tarsus ve Urfa'ya hakim oldu; böylece o, sınırları Çuk u rova' dan Güney - doğu Anadolu


84

ALİ SEVİM

bölgesine kadar uzanan bir Ermeni prensliği kurdu. Bununla birlikte P h i l a r e t os, bir taraftan Bizans'a tabi görünmekte, öte yandan da Büyük Selçuklu Devletine yıllık vergi ödemek ve dolayısıyla tahiyet arzetmek suretiyle, prensliğinin devamını sağlamakta idi. Böylece hu Ermeni prensliği, Doğu ve Güney doğu Anadolu bölgelerinde, Türkiye Selçuklu Devleti'nin diğer Türk ülkeleriyle olan ilişkilerini keser bir durum yaratmakta idi.

Büyük Selçuklu imparatorluğuna tabi olarak d ev1etını • · kurmuş o1an S u "" l e y m a n s, a h , h aş· ı ı. an aşmaz ıgı langıçta, devlet yönetimini ağabeyi M an.sur ile birlikte yürütmekte idi. Fakat devlete tek başına hakim olmak isteyen M a n s ur'un, bu sıradaki Bizans imparatoru Nikep h o r o s B o t ani a t e s'le kardeşi aleyhine işbirliği ve ittifak yapması üzerine, S ü l e y m a n ş a h, durumu tabi olduğu sultan M e likş ah'a bildirdi. Bunun üzerine M e l ik ş a h, im­ paratorluğun değerli ve işhilir emirlerinden, adı bugünkü Porsuk Çayı ile hala devam etmekte olan P o r s uk'u bir Sel­ çuklu kuvvetiyle İznik'e sevketti. Neticede M a n s u r bertaraf edilmek suretiyle, Türkiye Selçuklu Devleti'nin yönetiminin Süleym an ş ah'ın üzerinde kalması sağlanmış oldu. Böylece emir P o r s u k'un bu seferinden sonra daha da güçlenen Sü­ l e y m a n ş a h, Bizans'taki taht mücadelelerinden faydalanarak devletinin sınırlarını sürekli olarak genişletme fırsatları bu­ luyordu. Bu cümleden olarak N ikep h o r o s M e l i s s e n o s , imparator B o t a n i a t e s'e karşı S ül e y m a n ş a h'la anlaşarak Denizli ve Ankara taraflarındaki kent ve kaleleri, Türkiye Sel­ çuklu Devletine verdi. Öte yandan müttefiki S ü l e y m a n ş a h'ın kendisine karşı bu tutum ve davranışı üzerine B ot a n i a t e s , gönderdiği kuvvetlerle Selçuklu başkenti İznik'i kuşattı ise de Eskişehir taraflarında M e l i s s e n o s'la birlikte olan S ü l e y­ ın a n ş a h'ın derhal harekete geçmesi sonucun.da, kuşatmayı

Süleyman-Mansur


ANADOLU'NUN FETHİ

85

kaldırmak zorunda kaldı. Çok geçmeden Nike p h o r o s M e li s­ s e n o s, beraberinde Selçuklu kuvvetleri de olduğu halde, Kadz.köy'e kadar ilerlediyse de kendisinden daha önce ve süratle harekete geçmiş bulunan Alek s i o s K o nı n e n os, Bizans tahtını elegeçirerek imparatorluğunu ilan etti (1081). Yeni imparator, S ü l e ym a n ş a h'ın başarılar ka­ zanıp devletinin sınırlarını Bizans aleyhine ge­ nişletmesi sonucunda, çaresiz kalarak çok miktarda vergi vermek suretiyle, S ü l e y m a n ş a h'la bir antlaşma yaptı. Böylece Selçukluların lstanbul Boğazını terk ile Dragos Suyu'na kadar çekilmelerini sağlamış oldu (1081). Esasen hu antlaşma sonucunda S ü l e ym a n ş a h, Marmara Denizi kıyı­ larına kadar hemen hemen bütün Anadolu'ya fiilen hakim olduğunu, Bizanslılarla kabul ve tasdik ettirmek sııretiyle, büyük bir haşarı elde etti. Bununla birlikte Bizans imparatoru, Anadolu'd aki Selçuklu fetihlerinin sultan M el ik ş a h'ın buy­ ruğuyla yürütüldüğünü biliyordu. Bu itibarla bu fetihleri durdurmak veya hiç olmazsa hafifletmek amacıyla, Kuzey Çin hükümdarına bir elçi heyeti göndererek "doğudan Sel· çuldulara karşı askeri harekata girişmesini" bildirmişse de (1081) olumlu bir sonuç alamamıştır. Dragos Suyu antlaşması

Türkiye Selçuklu Devleti'nin kurulması ve dola­ yısıyla Batı - Anadolu'da Türk fetihlerin.in sür­ atle sürdürülmesi sırasında, Doğu - Anadolu ve Erran bölgelerinde de Selçuklu fetihleri yapılmakta idi. Şöy­ leki : Büyük Selçuklu Devleti'nin vasalı durumunda olan Gürcü kralı II . G i o r g i devrinde (1072-1089) L i p a rit'in oğlu I u v a n e (Yuv a n e) isyan ile Gag kalesini alıp Şeddad­ oğulları emirlerinden Gence hakimi F a dl un 'a satmış idi; ç9k geçmeden kendisi ve oğlu L i p a r it, sultan M e l ik ş a h'ın huzuruna çıkıp hizmet ve tabiiyetlerini arzettiler. Daha sonra sultan, beraberinde 1 u v a n e ve oğlu olduğu halde, Gürcistan'a Doğu Anadolu ve Erran'da fettihler •


86

ALİ SEVİM

yürüyüp burada birtakım fetihler yaptıktan (K'art'li, Gence vs . yerleri) sonra Şirvan ve Erran yörelerinin yönetimini serhenk S a vt ekin'e verdi; o hu bölgelere çok sayıda Türkmen yerleştirdi (1076 başlan). Bununla birlikte S av t e kin, Giorgi ile yaptığı savaşta yenilgiye uğradı ve bazı yerleri (Kars, Anapa, Vanand v.s.) terketmek zorunda kaldı. Bu yenilgi üzerine sultan M e lik ş a h, yeniden Gürcistan'a bir sefer düzen­ ledi (1078-79) ; I uva ne'yi yenilgiye uğratıp tutsak aldıktan sonra tekrar buradan ayrıldı. Fakat çok geçmeden S a vt ekin, Giorgi karşısında ikinci kez yenilgiye uğradı; bunun sonucun­ da, Erzurum, Oltu, Kars ve yöreleri Bizans sınır komutam Gri o g o r B a kury a n'ın eline geçti. Bunun üzerine sultan M e likş a h, değerli Selçuklu kumandanlarından emir Ah m e d'i Gürcistan seferine gönderdi (1080). Emir Ahm e d, Gürcüleri ağır bir bozguna uğratarak kısa zamanda, kaybedilen kent ve kaleleri yeniden elegeçirdi. Fetihlerine devam eden emir Ahmed, Gürcüleri ikinci kez yenilgiye uğrattıktan sonra Erran'a döndü. O, hu sıralarda, hu yörelerde fetihler yapan İ s a ve Y a ku p adlarındaki iki Selçuklu emirini, Gürcistan'a sefere teşvik etti. Harekete geçen Selçuklu emirleri, Şavşat, K'art'li, Acara, Ardanuc, Kiltayis v.s. kent ve yörelerini fethedip Karadeniz'de Trabzon'a kadar ileri hareketlerini sürdürdüler; böylece Türkmenler hu bölgede yurt edindiler (1080). Bu iki Selçuklu emiri, daha sonraları yeniden Gürcis­ tan'a seferler düzenlediler. Nihayet sultan Melikş a h, 1084 yılında, Erran bölgesinin yönetimini Azerbaycan Selçuklu Genel Valisi amcası Y a kut i'nin oğlu K uth eddin İ s m a il'e verdi. Sultan, 1086 yılı başlarında, Gürcistan'a yeni bir se­ fer daha yaparak bütün hu bölgeleri, kesin bir şekilde Selçuklu hakimiyeti altına aldı. Girişilen bu askeri hareketler sırasında, adlarıgeçen bölgeler, direniş dolayısıyla tahribata uğratıldı, ayrıca bölge halkına ağır vergiler yüklendi. Bu sebeple Anı Ermeni başpiskoposu B a rs e ğ, haZl prens ve din adamlarından


ANADOLU'NUN FETHİ

87

oluşan bir heyetle birlikte "vergileri azaltmak, P h i l a r e t o s B r a c h a m i o us'un çabalarıyla sayıları dörde çıkarılan Ermeni

Patrikliğinin durumunu arzetmek üzere" lsfahan'a sultan M e lik ş ah'a gitti. Sultan, huzuruna kabul ettiği hu Ermeni heyetini çok iyi bir şekilde karşıladı ve "Ermeni Katolikos­ luğunun tek bir makamda temsil edilmesi, bütün kilise, ma­ nastır ve ruhanllerin vergi dışı bırakılması" hususunda bir ferman hazırlatıp B a r s e ğ'e verdi. Sultan, içinde ilerigelen

Selçuklu askeri ve mülki erkanın da yer aldığı bir askeri birliğin korunması altında

onları, memleketlerine uğurladı

ve ayrıca Azerbaycan Genel Valisi K u t h e ddin İ s m a il'e "ferman hükümlerinin aynen yerine getirilmesi" hususunda talimat gönderdi.

Türkiye Selçuklu hükümdarı S ü l e y m a n ş a h, Bizans'la Dragos Suyu antlaşmasını yaptıktan sonra, özellikle Güney doğu Anadolu bölgesinde, vasal durumunda da olsa, bir Er­ meni pıensliğinin kurulmasını nazarı dikkate alarak 1083 /84 yılında, bu bölgeye bir sefer düzenledi. Ordusuyla Çukurova'ya inen S ü l e y m a n ş a h, Tarsus, Adana, Misis, Anazarba ve yörelerini fethetti, hatta Malatya'yı da yıllık vergiye bağladı. S ü l e y m a n ş a h, hu sıralarda Mısır - Fatımi devletine isyan ile Trablusşam'da bağımsız bir yönetim kuran şii inançlı E b u T a lip

İbn

A m m ar'a bir

olduğu memleketler

elçiyle

için kadı

başvurup,

"fethetmiş

ve hatipler göndermesini"

istedi; çok geçmeden adıgeçen kent ve kalelere Selçuklu vali ve kumandanları atadıktan sonra başkent lznik'e döndü. Böylece Ermeni prensliği kontrol altına alındıktan başka, bu bölge de Türkiye Selçuklu D evleti 'nin sınırları içine alınmış oldu.


88

ALİ SEVİM

B. SÜLEYMANŞAH'IN KUZEY - SURİYE SEFERİ VE SONU Yukarıda faaliyetlerden bahsettiğimiz Selçuklu vasalı Er­ meni Phil a r e t o s B r a c h a m i o s, başta Antakya olmak üzeıe, yönetimi altında tuttuğu şehirlerdeki halka ve askerlere çok kötü davranmakta ve onlara şiddetli baskı ve zulümler yap­ makta idi, hatta oğlu B a r s a m a'yı bile hapse atmaktan geri kalmamıştı. Ph i l ar e to s 'un Urfa 'ya gitmesinden faydalanan Antakya askeri valisi (Şıhne) Türk asıllı olması muhtemel olan İ s m a il, derhal harekete geçerek B a r s a m a'yı hapisten çıkartıp, onunla bahası aleyhine işbirliği yaparak şehri, S ül eymanşah'a teslim etmek üzere, onu özel bir mektu pla Antakya'ya davet ettiler. Bunun üzerine Süley m a nş a h, yerine emir Antakya'nın E h ul k a s ı m'ı bırakıp 300 atlı ile derhal fethi lznik'ten Antakya yönüne hareket etti. O, şehre hakim olmak isteyen Suriye Selçuklu hükümdarı T a c ü d d e v l e T u t u ş ile, kentten her yıl Büyük Selçuklu devleti adına vergi almakta olan vasal Musul emfri Ş er e fü d d e v l e Müs­ l im'in, kendisinin gelmekte olduğu haberini alabilecekle­ ri ve şehre karşı herhangi bir askeri harekata girişebilecek­ leri ihtimalini düşünerek, geceleri sürekli hareket, gündüz­ leri de vadilerde konaklamak suretiyle, kuzey - batıdan gü­ ney - doğuya bütün Anadolu'yu oniki gecede geçip An­ takya yörelerine geldi. Çok geçmeden A ntakya önlerine eri­ şen S ü l e y m a n ş a h, vali İ s m a i l ve B ar s a m a ile işbirliği sonucunda, hu sırada atlı kuvvetleriyle kendisine katılan M e n c e k o ğlu adlı bir Türkmen heyi ile birlikte Faris Ka­ pısı'ndan girmek suretiyle, 12 Aralık 1084'de şehri, 12 Ocak 1 085'de de bir süre direnen kaleyi elegeçirdi. Böylece şehre ve kaleye hakim olan S ül e y m a n ş a h, halka hiç dokunmayarak


ANADOLU'NUN FETHİ

89

aman verdi ve alınan bütün tutsakları karşılıksız salıverdi. O, Türk askerlerine "Hıristiyan halka iyi davranmaları, onlar­ dan hiç bir şey almamaları, evlerine giı·memeleri ve kızlarıy­ la evlenmemeleri" hususlarında bir emirname çıkardı ve halka sonderecede iyi muamelelerde bulundu. Daha sonra S ü l e y m a n ş ah, şehirde Kawasyana kilisesini camiye çevirtti; 17 Aralık 1084 Cuma günü, hu camide, 110 müezzin tara­ fından okunan ezandan sonra çok kalabalık bir ce,maatla Cuma namazı kılındı. S ü l e ym a n ş a h, elegeçirilen bütün. ganimetleri dışarı çıkartmayıp, ucuz fiyatla da olsa, şehir. içinde satılmasını emretti. Ayrıca Hıristiyan halkın dileği iizerine şehirde, Meryenwna ve Azizcercis adlarında iki kilise inşasına izin verdi. Şehir içinde birtakım imar faaliyetlerinde de bulunan Süleym a n ş a h, ortaçağlar Hıristiyan aleminin en kutsal kentlerinden sayılan Antakya'nın fethini, özel. bir elçi heyetiyle tabi olduğu sultan M e l ik ş a h'a arzetti. Buna sonderecede sevinen sultan, başkent lsjahan'da fethi kutlama tiireni yaptırdı ve miijde davulları vurdurdu. Ayrıca devrin ünlü şairi E h ul - M u z affer M u h a m m e d E b i ve r d i ( Ölü- · mü 1 113), hu fetih dolayısıyla bir kaside kaleme aldı. S ü­ ley m a n ş a h, Antakya'nın fethinden sonra buraya bağlı Bagras, Süveydiye, lskenderun, Derbesak, Artah, Harim, Tellbiişir, Gaziantep v .s. kent ve kaleleri hireı- birer feth­ etti. Yine 1085 yılı içinde, kendisine bağlı em1rleı·den B ul­ d a c ı, Elbistan, Göksun, Maraş, Behisni, Ruban v.s . . gibi. şehir ve kaleleri fethile, Tii.rkiye Selçuklu devleti sınırlan içine aldı. Böylece devletin sınırlan, Fırat ırmağı ve Halep yörelerine kadaı- uzatılmış oldu.

Süleym a n ş a h'ın Antakya'yı fethile Halep kaMüslim pılarına dayanması, özellikle, bütün Mezopoçatışması t a mya'dan başka Haleb'i de yönetimi altına almak suretiyle, Kuzey - Irak ve Kuzey - Suriye' de tek başına Süleynıanşalı·


ALİ SEVİM

90

hakimiyet kurma plan ve uygulama çabaları içinde bulunan ve şehre sahip olma emelleri besleyen Selçuklu vasalı Musul emiri M ü s l i m'i harekete geçirdi. S ü l e y m a n ş a h, ""Daha ön­ ceki şehir hakimi P h i l a r e t o s'tan almakta olduğu yıllık vergi­ yi, bu kez, şehre hakim olduğu için kendisinden talep ile, aksi takdirde sultana isyan etmiş olacağını bildiren M ü s l i m'e '"Sultana itaat etmek ve dolayısıyla hakim olduğum memle­ ketlerde adına hutbe okutup para bastırmak, benim biricik şiarnndır. Ben, Antakya ve diğer küffar memleketlerini, an­ cak onun varlığı yüzünden, T a n r ı'nın benim elimle fethet­ tirmiş olduğunu, kendisine bildirdim. Benden istediğin vergi­ ye gelince, daha önceki Antakya hakimi kafir idi, bu sebeple kendisi ve adamları için başı1ergisi (cizye) veriyor ve böylece kendilerini İslam cihadından koruyorlardı. Halbuki şimdi şehir hakimi olan hen, çok şükür Müslümanım ve T a nr ı'nın cihad buyruğunu yerine getirmekteyim. Antakya artık Müs­ lümanların eline geçmiştir. Ben, bir Müslüman olarak sana nasıl başvergisi öderim" şeklinde bir cevap gön.derdi . Böylece S ü l e y m aıı ş a h ile M ü s l i m arasında şiddetli bir gerginlik havası esmeye başladı. Esasen M ü s l i m'in sert tutumu ve davranışları sebebiyle, ona ait bir kısım askerler, bazı K il ap­ o ğu l l a r ı kabilesi kuvvetleri ve eski Halep Mird a s o ğu l l a rı emir Ş eb i b ve M a n s u r, S ü l e y m a n ş a h'a katılmışlardı. Böylece M ü s l i m, askeri bakımdan oldukça zayıf bir duruma düştü . Bu sebeple o, Anadolu ve S ııriye' yi birbirine bağlayan önemli bir ticaret yolu üzerinde hu­ iuifak teşebbüsü lunan ve her yıl 30 hin altın vergi almakta olduğu Antakya'yı sessiz sedasız fethediveren , dolay ısıyla yönetimi altına geçen Halep Kapılarına dayanmak suretiyle, hükümranlık alanlarını tehdit eder duruma gelen S ü l e y m a ıı­ ş a h ile tek başına mücadeleye girişemeyeceğini anlayan Yeni bir


AN AD OL U' NUNFETHİ

91

M ü s lim, hu snalarcla, sultan M e l ik ş a h ve S ü l e y m a n ş a h ile arasının açılması sebebiyle, Suriye Selçuklu hükümdarı T u t u ş'un hizmetine giren (1085 başları) ünlü Selçuklu emiri Artuk B e y'e başvurdu. Aralarında yapılan antlaşmaya göre, 1 - Müs lim, Artuk hizmetinden ayrılacak,

B ey gibi, sultan M e l ik ş a h'ın

2 - S uriye Sel ç uklu lı iikiimdarı T u t u ş, Büyük Sultan olarak tanınacak, 3 Manen bağlı bulundukları Bağdad Abbasi halifeli­ ğinden ilişki kesilip şii ]}[ı sır - Fatımi halifeliğine bağlanı­ lacak. Böylece Büyük Selçuklu Devleti'ııe karşı bir ittifak teşebbü­ süne geçilmiş olunuyordu. Bu arada durum T u t u ş'a açıkla· nırken, Mısır Fatımi halifeliği ile de bir elçi aracılığıyla, müza· kereler başlatıldı. M ü slim, bir yandan, böyle büyük bir siyasal teşebbüste bulunurken, öbür yandan da Sül e y m a n ş a h'a karşı Haleb'i savunma amacıyla, süratle hazırlıklara girişti. O, Antakya'yı kuşatmak üzere, beraberinde Türkmen atlı­ larıyla birlikte kendisine katılan Ç u b uk B e y olduğu halde, altı hin kişilik ordusuyla Haleb'den çıkıp Antakya yönüne hareket etti. Öte yandan M ü s l i m'in bütün bu hareket ve teşebbüslerini yakından izleyen S ü l e y m a n ş a h, derhal dört bin kişilik ordusuyla onu karşılamaya çıktı. Çok geçmeden her iki taraf arasında, Amik ovasındaki Kurzahil yörelerinde yapılan savaşta (20 Haziran 1085), özellikle Ç u b u k B e y'in kuvvetleriyle birlikte S ü l e ym a n ş a h tarafına geçmesi sonu­ cunda M ü s lim, yenilgiye uğradı ve hatta çarpışmalar sıra­ sında hayatını da kaybetti. Bu zafer sonunda S ü l e y m a u­ ş a h, Selçuklu vasalı olmasına rağmen Mezopotamya ve Ku­ zey Sur�ye'yi içine alıp bütün Irak, Suriye ve Filistin'c kadar yayılma plaıılanyla genişlemekte olan M üslim'in -

,

-


ALİ SEVİM

92

Arap hakimiyetine son verdi ve özellikle Antakya ve yörele­ rinde Türk hakimiyetinin sağlanmasında önemli bir haşarı kazandı. Fakat Bwıwıla birlikte Selçuklu vasalı M ü s l i m'in bertaraf edilmesi, S ü l e y m a n ş a h - sultan M e l ik ş a h ilişkile­ rını nazik bir safhaya sokmuş oldu. S ü l e y m a n ş ah, Ş e r e fü d d e vl e M ü s l i m'in ölümüyle sona eren Kurzfılıil savaşından sonra hu sıralarda ş e r i f H a s a n İ b nülhu t e y t i'nin elinde bulunan Haleb'i ku­ şattı (Haziran 1085) . Ayrıca gönderdiği kuvvetlerle böl­ gedeki Maarretünnuman, Kefertab, Kınnesrin, Latmin kent ve kalelerini fethile buralara vali ve kumandanlar ata­ dı. Fakat S ü l e y m a n ş a h, İ b nülhu t e yt i ile yaptığı an­ laşmada " şehrin sultan M e li k ş a h'ııı onayını aldıktan sonra kendisine teslimi" hususu kararlaştırılınca kuşatmayı kaldırdı. T u t u ş'un yönetim bölgesine girmemek amacıyla, daha güneye inmeyen S ü l e yın a n ş a h, Antakya gibi Ku­ ZB)' Suriye'nin en önemli kenti olan ve kuzeyden güneye uzanan ticaret yolu üzerinde bulunan Haleb'e de kesinlikle hakim olma emelinden. asla vazgeçmemişti. Bu amaçla o, M e l ik ş a h'ın onayını beklemeden şehre karşı harekete geçe­ rek kuşatmaya başladı (Nisan/Mayıs 1086) ve ş e rif H a s a n İ b nülhut c y t i'den Haleb'in derhal teslimini istedi. Esasen kenti S ü l c y m a n ş a h'a vermek istemeyen İ b nülhute y t i, şehrin teslimi konusunda daha önce başvurduğu sultan M e­ lik ş a h'tan herhangi bir cevap alamamıştı. Bu sebeple o, bu sıralarda Dımaşk'ta bulunan Suriye Selçuklu hükümdarı T u t u ş'a haber gönderip "Haleb'i gelip teslim almasını" bildirdi. Esasen eskiden heri şehre hakim olmak için birçok başarısız teşebbüslerde bulunmuş olan T u t u ş , beraberinde S ü l e y rn a n ş a h'la arası açık olan A r t u k B e y olduğu halde, ordusuyla Haleb'e hareket etti. Ö te yandan İ b nülhut e y t i'­ nin şehri teslim etmek üzere Tu t u ş'u davet ettiğini haber -


ANADOLU'NUN FETHİ

93

alan S ü l e y m a n ş ah, onu karşılamak üzere, kuvvetleriyle birlikte süratle harekete geçti. Savaşın kaçınılmaz bir duruma geldiğini gören Tutuş, Süle y m a n ş a h'ın beraberinde bulu­ nan bazı Türkmen beyierinin kendisine katılmaları hususunda büyük çaba gösterdi. Nihayet birbirlerine karşı hareket ha­ linde bulunan iki Türk ordusu, Halep yakınlarındaki Aynu Seylem yöresinde karşılaştı . İlgili kaynaklarda belirtildiği üzere, "Her iki tarafın Türk askerleri, birbirlerini amansızca kırıp yok ettikleri" çarpışmalar sırasında, bazı Türkmen beyle­ rinin Süle ym a n ş ah'ın saflarını terkedip T u t u ş'un saf­ larına geçmeleri yüzünden ve özelJikle, savaş tekniğini son­ derecede iyi hilen Ar t u k B e y'in Tutuş 'un ordusunu ma­ hirane yönetmesi, cesurane çarpışması sebebiyle Süle y m a n­ ş a h, hayatında ilk kez olarak yenilgiye u ğradı. Bir Bizans kaynağına göre (A n n a K om n e n a : Alexiade) , "Sü le y m a n­ ş ah, dağılan ordusunu toparlamak için büyük çaba gösterdi ise de başarılı olamadı ve savaş meydanından ayrılıp ıssız bir yere çekildi. Çok geçmeden T u t u ş, adamlarını göndererek 'Onu yanına getirmelerini, ken disiyle öpüşüp barışacağını ve kendisinin yanında, şerefine yakışır bir muamele göreceğini' bildirdi. Fakat S ü le y m a n ş a h, T u t u ş'un bu jçten önerisi karşısında, içine düştüğü bu elim son 'un yarattığı ruh haleti· nin etkisiyle, yanında taşıdığı bıçağı kalbine saplamak sure­ tiyle, hayatma son verdi" (Haziran 1086). Halep bölgesi olaylan hakkında güvenilir bilgiler veren bir İ slam kaynağında ise ( İ b n ü'l - A d i m : Bugyetii't-taleb) "Süle y nı a n ş a h'ııı, ken­ disine rastlayan T u t u ş'un atlılarıııdan birisinin attığı okla öldürüldüğü" belirtilmekle birlikte aynı kaynakta bu konuda şöyle ilginç bir rivayet daha yer almıştır : "Tutu ş'un askerleri, savaş sona erdikten sonra, savaş ala­ nınd a dol a şırlarken ölüler arnsııı d a , üzerinde yakut ve zarif som altınlarla işlenmiş zırhlı bir giysi bulunan bir ceset gördüler ve onu, derhal T u t u ş a haber verdiler. T u t u ş bu ,


94

ALİ SEVİM

işlemeli gıysıyı yanına getirtti ve 'Bu hükümdarların giysi· sine benziyor' dedi. Daha sonra T u t u ş , bizzat maiyyeti erkanıyla cesedin bulunduğu yere gitti ve onlara ' Ölüler arasında, ben, onu size göstermeden siz bana göstermeyiniz' dedi ; çok geçmeden T u t u ş, orada kanlara bulamış bir ce· sedi göstererek 'Bu, S ü l e y m a n ş a h'a benziyor' dedi. Bunun üzerine onlar 'Bunu nasıl tanıdınız ?' diye sorunca T u t u ş : 'Onun ayağı benim ayağıma, yani Selçukoğullarının ayak· larına benziyor' dedi. Daha sonra hu cesedin S ü l e y m a n ş a h'a ait olduğu kesin olarak tespit edildi. T u t u ş , cesedin başında üzgün bir şekilde Türkçe olarak : 'Biz, sizlere zuJmettik, sizleri bizden uzaklaştırıp, işte böylece de öldürüyoruz' diyerek kendisinin ve S ül e y m a n ş a h'ın ait oldukları M i k ail ve İ s r ai l (Ars l an Y a b g u) oğulları aileleri arasındaki eski kırgınlığı belirtmiştir. S ü l e y ın a n ş a h'ın ölümüne sondereccde üzülen T u t u ş, onu en iyi kefenlerle kefenlettikten sonra Haleb'e gönderip M ü s l i ın'in mezarının bulunduğu Halep Kapısı'nda bir yere defnettirdi". Bu olaydan çok geçmeden sultan M el i k ş a h, Kuzey Suriye hakimiyeti için, imparatorluğun vasalları arasında ottaya çıkan hu kanlı lmhran sebebiyle, 1 086 yılı sonbaharmda, Kuzey - Suriye'ye bir sefer düzenleyerek hnhrana sebep olan Kuzey - Suriye bölgesinin yön etimini, buradaki Antakya, Ha­ lep ve Urfa'ya valiler atamak suretiyle, doğrudan doğruya imparatorluğa bağladı. S ü l ey m an ş a h'ın ölümünden sonra, Kuzey Suriye seferine çıkarken yerine, İznik'te vekil yonetımı ve sonu olarak bıraktığı e m i r E b u 1 k a s ı ın, devlet işlerini tekelinde topladı. Çok geçmeden o, kardeşi E h ul g a z i' H a s a n'ı Kayseri, ve yörelerine vali atadığı gibi, dah a önce, Bizans'la yapılan Dragon suyu antlaşmasını bozarak ]Marmara denizi kıyıları ile lsuınbul Boğazı'ııa kuvvetler -

.�h�lk�eım'ın


ANADOLU'NUN .FETHİ

95

gönderip akınlarda bulundu ; fethettiği Kios kıyı kentindeki limanda, Bizans'la denizlerde de mücadele etmek amacıyla, gemi yapımına başlattı. Bu nlardan başka onun Bizans'a karşı, lzmir Türh beyi Ç a k a ve Balkanlardaki Peçenek Türk­ leriyle de ilişkiler kurduğu kaynaklarda rivayet edilmştir. E b u l k a s ı m'ın bu teşebbüsleri üzerine Bizans i mparatoru Ale k si o s K o m n e n o s, Türlr asıllı T a d i k ile B u t u m i t e s kumandasında, iki ayrı kuvvet göndererek Türkiye Selçuklu devleti başkenti lznik'i kuşattlJ"dı. Fakat çok geçmeden Selçuklu devleti sultanı M e l i k ş a h 'ın e mir P o r s u k'u kala­ balık bir Selçuklu atlı kuvvetiyle lznik'e yardıma gönder­ diği haberi üzerine, Bizans kuvvetleri kuşatmayı bırakıp geri çekilmek zorunda kaldı. E b u l k a s ı m, çekilmekte olan bu Bizans kuvvetlerine yetişip onlarla savaşmış, hatta bu arada, lzmit'i de fethetmiştir. Fakat bununla birlikte E b u l ka­ s ı m, P o r s u k'uıı lznik'e yaklaşmasından korku ve endişeye kapılarak bu kez, Bizans'Ja anlaştı ve hatta davet edildiği lstanbul'a gitti. Bir süre sonra gelip iznik'i ku şatan P o r s u k, Bizans'ın müdahalesi üzerine çekilmek zorunda kaldı (l 086 / 87). Öte yandan sultan M e l i k ş a h, P o rs u k'tan sonra, yine ilerigelcn Selçuklu t.mirlerinden B o z a n'ı da lznik seferine gönderdi. B o 7 a n Bizans'tan yardım alan E bu l k a s ı m'ı İznik'te şiddetle kuşattı ise de şehri e1egeçiremedi ve Ulıt­ bat gölii taraflarına çekildi. Bütün bu olaylardan sonra E b u,l k a s ı m , İznik yönetiminin kendisine verilmesini sağlamak amacıyla, değerli armağanlarla l�falıan'a kadar giderek sultan M c l ik ş a h'ın huzuruna çıkmak istemişse de kabul edilmedi ve lznik yönetimi hususundaki istediği de reddedildi. Böy­ lece İsjahan'dan geri dönmek zorunda kalan E h ulka­ s ı ın , yolda, e m ir B o z a n tarafından yakalanıp öldürüldü. Bu sıralarda İznik'tc kardeşi E b u l g a z i H a s a n bulunu­ yordu.


96

ALİ SEYİl\I

Aşağı - yukarı yarım yüzyıl süren bir mücadele devresi sonucunda, Anadolu'daki ilk Türk devletini, yani Türkiye Selçuklu Devletini kurma şerefine sahip olan K u t a l m ı ş o ğl u N a s ı r ü d d e v l e E h u l fe v a r i s Rükne d d i n S ü l eym a n­ ş a h , ilgili bütün kaynakların belirttikleri üzere, Anadolu Ffıtihi ve Gazi unvanlarını almıştır. Onun, Doğu - Roma ve dolayısıyla Bizans imparatorlarının Pers ve lslllm istilalarına karşı yaptırıp takviye ettikleri çok sayıdaki kale ve müstah­ kem yerlerin savundukları Anadolu'nun fethedilip bir Türk yurdu haline getirilmesinde, çok şerefli ve eşsiz bir yeri vardır. Ayrıca onun hu fetihleri, Adalar Denizi ve Akdeniz'e ulaşan Türklere, Avrupa milletleriyle ilişki kurma im.kanı verdiği gibi, daha sonraki yıllarda Avrupa ortalarına kadar fetih­ lerini sürdürecek olan Osmanlı 1mparatorluğunıın fetih plan­ larına da öncülük yapmış olması bakımından da önemli sa­ yılmalıdır. c.

İZMİR VE BÖLGESİNİN FETHİ ÇAKA VE TANRIBERMİŞ' İ N KURDUGU BEYLİKLER Bundan önceki bölümlerde görüldüğü üzere, Anadolıı'd a Türk fetih ve yerleşmesi devam ettiği ve ayrıca Bizans'ın Balkanlardaki Peçenek Türkleriyle uğraşmak zorunda kaldığı sıralarda, lzmir ve çevresinde, Ç a k a ve T a nr ı h e r m i ş b e y­ l e r tarafından Selçuklu devletine tabi olmayarak bağımsız iki Türk beyliği kurulmuştur. Selçuklu - Bizans mücadeleleri sı­ rasında (Takriben 1078-1081), Bizanslılar tarafından tutsak alınan ve yeteneği sayesinde, asalet unvanı kazanan Ç a k a B e y, Bizans imparatoru Aleks i o s K o m n e ıı os'un tahta geçmesi (1081) üzerine, lstanbul'dan ayrılarak lzmir'e gelip, Batı - Anadolu içlerinden topladığı Tiirk kuvvetleriyle şehri Bizanslılardan almayı başardı. Aşağı - yukarı hu sıralarda,


ANADOLU'NUN FETHİ

97

T a nr ı b e rm i ş adlı başka bir Türk beyi de Hıristiyan ale­ mince kutsal bir şehir sayılan Efes (Epheos)'i elegeçirip burada Ç a k a'dan ayn bağımsız bir Türk beyliği kurmuş idi. Ç ak a B e y, Adalar Denizi kıyılarında ve lç Ege'de bulunan Türk­ leri bir araya getirdikten başka Bizans'ta kazandığı tecrü­ beleri sayesinde, kuvvetli bir donanma meydana getirdi. Çok geçmeden o, harekete geçerek Urla ve Foça kıyı kent­ lerini elegeçirdikten başka ')}[idilli, Sakız, Sisam, lstanköy, Rodos ve diğer adaları fethedip hakimiyeti altına aldı. Ayrıca o, Bizans imparatoru A l e k s i o s K o mn e n o s'un N i k e t a s K a s­ t a m o n i a t e s kumandasında gönderdiği donanmayı ağır bir yenilgiye uğratarak bir kısmını batırdı, bir kısmını da ele­ geçirdi. Bu başarı üzerine Ç a k a B e y, bir yandan, İstanbul yakınlarına kadar gelen Balkanlardaki Peçenekler, öbür yan­ dan da bu sıralarda, S ü l e y m a n ş a h'ın ölümünden s onra lznik Selçuklu yönetimini eline olan E hul k a s ı m ile ilişkiler kurmak suretiyle, Bizans'a karşı bir ittifak cephesi oluşturma girişimlerinde bulunmakta idi. Onun bütün bu teşebbüslerini gözden uzak tutmayan imparator A l e ks i o s K o mn e n o s, D a l a s s e n o s ve O p os komutasında, yeni bir donanma sevkedip Ç a k a B e y'in lzmir'de bulunduğu sıra­ larda, Sakız adasına bir çıkarma yaptırdı. Bunun üzerine Sakız'a gelip donarunasının başına geçen Ç a k a ile Bizans kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar başladı. Neticede D a l a s s e n o s ile Ç ak a arasında yapılan anlaşmadan çok geçmeden sonra Ç a ka'nın adadan ayrılmasını firsat bilen D a l a s s e n o s, Sakız'ı kolayca elegeçirdi, fakat diğer adala­ rı alma teşebbüsü başarılı olamadı. Bununla birlikte donan­ masını gittikçe çoğaltıp kuvvetlendiren Ç a k a B e y, Çanak­ kale Boğazı ve Gelibolu yarımadasını ele geçirmek suretiyle, lstanbul üzerin.e yürüme ve Bizans'a hakim olma planla­ rı yapmakta idi. Böylece Bizans, Trakya'da Peçenekler, Marmara. yönünde Tiirkiye Selçukluları, İzmir ve çevresinde


98

ALİ SEVİM

de Ç a k a B e y'in baskı ve tehdidi altına girmiş bulunuyordu. Bu ciddi durumdan kurtu1mak isteyen A l e k s i o s K o m n e­ n o s, Volga ırmağı yörelerinden Balkanlara sarkmış olan Kumanlarla işbirliği yaparak Peçenekleri ağır ve kanlı bir şekilde yenilgiye uğrattı (29 Nisan 1091), böylece Peçenek tehlikesini ortadan kaldırdı. Müttefiki Peçeneklerin kalabalık Bizans - Kuman orduları tarafından adeta imha edilmelerine rağmen Ç a k a B e y, İzmir'de devamlı olarak donanmasını kuvvetlendirme faaliyetlerinde bulunmakta idi. Öte yandan, lzmir'i elegeçirerek ikinci düşmanı Ç a k a'yı bertaraf etmek isteyen Bizans imparatoru, I o a n n e s D uk a s'ı karadan, D a l a s s e n o s'u da denizden lzmir'c Ç a k a üzerine sevkctti. Ç a k a , kardeşi Y a l v aç'la birlikte JYiidilli adasına çıkarma yapan Bizans kuvvetleriyle başarılı savaşlar yaptı ise de hu sırada, ortaya çıkan şiddetli bir fırtına sebebiyle, D a l a s­ s e n o s'la barış yapıp İzmir'e çekilmek zorunda kaldı. Bununla birlikte Girit ve Kıbrıs adalarında Bizans'a karşı çıkan isyan­ lardan faydalanan Ç a k a B e y, hu ke z, karadan harekete geçerek Çanahkale Boğazına kadar ilerle di ; Edremit'i fethet­ tikten başka Boğazın Asya tarafında bulunan gümrük kenti Abidos'u kuşatmış idi; o, ayrıca İzmir'den bir donanmayı da Çanakkale Boğazına sevk.etme hazırlıklarına başlamıştı. Ç ak a'nııı Bizans'a yönettiği hu geniş askeri harekatı, Çanak­ kale ve yörelerini kendi yönetim sahasında gören Türkiye Selçuklu sultanı olan damadı I . K ı lı ç a r s l a n ile Bizans imparatoru A l e k s i o s K o m n e n o s'un dikkatlerinden uzak kalmıyordu. İmparator, bir yandan, D a l a s s e n o s'u yeni bir donanmayla İzmir'e sevk.ederken, öbür yandan da sultan K ıl ı ç a r s l a n'a bir elçi göndererek onu, Ç a k a'ya karşı kış­ kırtmak suretiy1e, ittifakını sağlamayı başardı. Bu antlaşma ve ittifakın böylece gerçekleşmesinden hemen sonra, bir y an ­ dan K ı h ç a r s l a n'm karadan, öbür yand an (]a Bizans'm deniz<leıı teh dit ve saldırıları karşısmda ciddi bir tehlikeye


ANADOLU'NUN

FETHİ

99

düşen Ç a k a B ey, rivayete göre, Abidos yakınlarında bulu­ nan sultam ziyarete gittiği zaman, bir şölen sırasında öldürül­ dü (1093). Öte yandan A l e k s i o s K o m n c n o s, I o a n n e s D uk a s kumandasında yeniden s evkettiği bir donanma, başta lzmir ve Efes olmak üzere, Ç a k a ve T a nr ı b e rmiş Beylerin yönetiminde bulunan bütün bölge ve adaları, birer birer ve kolayca elegeçirdi; bu bölgedeki Türkler de uç Türkmenleri­ nin Bizans'la devamlı mücadele halinde bulundukları Ege içlerine çekilmek zorunda kaldılar. Böylece aşağı - yukarı 15 yıl Türk yönetim ve hakimiyetinde kalan Adalar Denizi kıyıları, yeniden Bizanslıların eline geçmiş oldu. D. GÜN EY - DOGU ANADOLU B Ö LGESİN İN SELÇUKLU YÖNETİMİNE ALINMASI Büyük

Selçuklu devleti sultanı M e likş a h devrinin Tür­ kiye tarihiyle ilgili önemli olaylardan birisi de Güney - doğu Anadolu bölgesinin Selçuklu yönetimine alınması olayıdır. Tarihte Mervanoğullan adıyla anılan ve sultan T u ğ r u l dev­ rinden beri Selçuklu devletine tabi olan Müsliiman bir emirli­ ğin yönetimi altında bulunan bu bölge, XI. yüzyıld a, Diyar­ bekir ve Ahlat olmak iizere, iki bölüme ayrılmış illi. Diyar­ bekir bölümü, Amid (Eski Diyarbakır), Silvan (Meyyfıfari­ kin) , Erzen ve Mardin kentleriyle Siirt, Dıuıeysir (Koçhi­ sar = Koçar köyii = Kızıltepe) , Hasankeyf (H1snı Keyja), �Maden, Gölciik, Atak, Ergani, Çermik, Cizre, Savur, H1snı Ziilkarneyn, Behmııt v.s. gibi ilçe ve ka1eleri içi ne alıyordu. Ahlat bölümü ise Ahlat ve Bitlis kentleriyle hunlara bağlı ilçe ve kaleleri kapsamakta idi. ftfervanlı emiri N i z a mü d d i n N a s r'm ölümünden ( 1080) sonra, emirliğin yönetimini üzerine alan N a s r u d d e vl e M a n­ su r'un A1üsliimmı veziri E h u T a lı i r E nb ari'yi azledip


100

ALİ SEVİM

Hıristiyan

yerine

getirmesi,

tabib

S a l i m'i vezirlik makamına

Selçuklu

görüldüğü üzere,

Kuzey Irak

olmasına rağmen,

Arap

Ebu

daha önce de

ve Elcezire'de bağımsız bir

-

devleti kurmak isteyen

vasalı

Musul

emiri Ş e r e fü d d e vl e

M ü s l im ile sıkı ilişkilerde bulunması ve ayrıca şii eğilimli olması,

Mervanlı

ülkesindeki özellikle

Müslüman

halk ara­

sında birtakım hu zursuzluk ve şikayetlere yol açtı. Devlete tabi olan hu

l\1erv<ınlı

emirinin vasallık statülerine aykırı

hu tutum ve teşebbüslerini dikkatle izleyen sultan M e l i k­ ş a h, vasallar arasında ortaya çıkması muhtemel bir buhranı önlemek amacıyla, hu önemli bölge yönetiminin. doğrudan doğruya

Büyük Selçuklu

devletine b ağlanmasına karar verdi.

Ayrıca, hu sıralarda , hilafet merkezi

Bağdad'da çıkan birtakım

olaylar sebebiyle, vezaretten azil ile ailesiyle birlikte buradan ayrılmak zorunda kalan ve sultanın huzuruna

çıkan

Selçuklu başkenti İsfalıan'a Ciilıeyroğlu F a h r u d d e v l e,

gelip daha

önce vez:irlik yaptığı için çok iyi bildiği hu emirlik hakkında, sultana geniş bilgi verdi ve bölgenin Selçuklu devleti sınır­ larına alınmasının yerinde olaca ğını arzetti.

Türkiye,

gerek

Suriye Selçuklu

Esasen

gerek

devletlerinin imparatorluğa

tabi olmalarına rağmen, daimi bir kontol altında bulundurul­ masında

önemli ve merkezi

bir konumda

nazarına

olan, hu sebeple d e

Diyarbekir

olmasını dikkat

bölgesinin impara­

torluk sınırları içine alınmasını, bu b ölge siyasetlerine uygun bulan sultan, F a h r u d d e v l c'nin bu önerisini olumlu karşı­ ladı. Çok geçmeden

Haziran/Temmuz

1083

tarihinde

meliklik (yarı bağımsız, muhtar) alametlerinden olan (günde üç kez çalınmak üzere) ve

sancak

onu,

hil'at, kus

Yererek "halife

ve sultan adına hutbe okutmak, para bastırmak ve devlet hazinesine

Diyarbekir

her

vermek" şartıyla , bölgesi hakimliğine atadı ; ayrıca emir S a d u d d e v l e

G e v h e r a y i ıı,

yıl

muntazaman

h a c ip

A l t u ıı t a k,

vergi

H u m a r t a ş,

Türşek,

Türkmen cınirleriııden Ifolv<ırı hakimi A r t u k B e y, Ç ö k ü r-


101

ANADOLU'NUN FETHİ

müş,

Malazgirt

ve

Mıış

emiri S u n d uk ( S a n d a k) Bey, D e m·

l e ç o ğ l u M e h m e t, Ç u b uk B a h a ü d d in

Hille emiri değerli Selçuklıı

B e y, A y a z , vasal

M a n s u r, oğlu S a d a k a gibi

emir ve kumandanları kendisine yardımla görevlendirildiler. F a h r u d d e vl e ve adları geçen kumandanların yönetimindeki

Selçuklu

Diyarbekir

askeri birliklerinin

Ahlat

ve

bölgesi kent

ve kalelerini kuşatmaya başlamaları üzerine, harekete geçen

l\Iervanlı

emiri M a n s u r, savunma işleriyle yakından ilgilen­

dikten başka, hu sıralarda

Musul, Elcezire

ve

Halep

hakimi

bulunan Ş e r e fü d d ev l e M ü s l i m'e ulaklar göndererek

Cizre

Amid,

ve birtakım kale ve kentlexi kendisine vermek şartiy1e

yardım teklifinde bulundu. aralarında kendi

Kaynaklardaki ifadelere

eskiden b eri sürüp

ülkesinin de

bir

gelen güvensizliğe rağmen,

Selçuklıı sınırlarına Diyarbekir harekatının

gün

ihtimalini düşünen M ü s l i m,

göre,

katılması durdurul­

ınası hususunda, sultan katında teşebbüste bulundu ise de başarı sağlıyaınadı. Bunun üzerine M e r v a n o ğ l u n a yardıma karar vererek ileride kendisinin olacak olan Amid'e gelip sur dışında karargahını kurdu. Çok geçmeden F a h r u d d e v l e, A r t u k ve Ç ub uk B e y l e r de kuvvetleriyle birlikte ovasına

Selçuklu

Fahruddevle-

�rtuk yük

anlıışmazlıgı

ve

vasalları)

ordusunun azametini ve özellikle Bü­

S ultan M e l i k ş a h'ın

sanca ğının dalgalan­

dığını gören M ü s l i m, işi siyasal yolla çözmek

herhangi

geçerek şeklinde

' "Ben

bir ve

tehlikeye

düşmemek

M ervan o ğl u

olduğumuza b aşkumandan

göre,

bu

amacıyla,

sultanın savaş

neden

F a h r u d d e v l e'ye

]i

harekete

bendeleri bir

derdi. Esasen ırktaşı, hatta akrabası bulunan

ların

Amid

geldiler.

(yani

yapılıyor ?" mesaj

gön­

Musullu Arap­

kendi yüzünden kanlarının dökülmesine, içindeki mil­

duyguları

kesin bir şekilde engel olan

F a h r u d d e v l e,

M ü s l i m ile derhal ve çekinmeden yaptığı barış antlaşması


102

ALİ SEVİM

geregınce, Selçuklu ordusu biraz geri çekilecek ve kuşatılmış olan M ü s l i m ve kuvvetleri herhangi bir kayba uğramadan sağ - salim memleketine geri dönebileceklerdi. Fakat M ü s l i m'­ in askerlerinin önemli bir kısmını kuşatan A r t uk B e y, Selçuklu ordusunun geri çekilmesine razı olmadı ve "Sultanın sancağını asla geri çekemeyeceğini" ifade ile haşkumandan F a h r u d d e v le'ye karşı geldi. Ö te yandan barış görüşmelerinin v apılmakta oldugunu ogrenen Tur . k men askerlerı,· "B ız uzak ülkelerden buraya ganimet elde etmek için geldik, halbuki görüyoruz ki, şimdi barış yapılıyor; biz buradan böyle elleri boş mu döneceğiz ?" diyerek 31 Temmuz gece yarısı, atlanıp Amid surları dışında konaklayan M ü s l i m'in askerlerine ani bir baskııı yaptılar. Arap kuvvetleri at, deve, koyun ve silah­ lardan oluşan ağırlıklarım bırakıp oraya buraya dağıldılar, kumandanları M ü s l i m ise sonderecede hızlı koşan atı sayesinde Amid surları içine güçlükle sığıııabildi. Arap ordugahını ta­ mamen yağma eden Türkmenler, elegeçirdikleri çeşitli ganimet­ leri Amid surları önünde sattılar. Kaynakların anlattıklarına göre, Türkmenler ellerine geçen 1 O bin kadar mızrağın tahta kısımlarını kazananlarının altına atarak yemeklerini pişir­ mişlerdir. Yine ilgili kaynaklardaki bilgilerden anlaşıldığına göre, Türkmenlerin bu baskını Artuk B e y' i n izniyle emir Ç u h u k'un yönetiminde yapılmıştır. Sabah olunca durumu öğrenen F a hru d d e v l e, bu Türkmen baskınının Artuk B e y'in gizli bir emri veya göz yumması sonunda yapıldığını anlamış, onu sultan katında güç bir duruma düşürmek amacıy­ la, " Türkmenlerin elegeçirdikleri bütün gaııimetlerin toplatı­ lıp sultana lsfahan'a gönderilmesini" A r t u k B e y'den iste­ miştir. Türkmen törelerine aykırı olan F a hru d d c v l e'nin hu teklifinin nasıl bir kurnazlıkla yapıldığını anlayan A r t u k B e y, "'Biz savaş adamıyız, tutsakları hapsetmek ve elegcçirTürkmen haskıııı

v

.. v

·


103

ANADOLU'NUN FETHİ

diğimiz ganimetleri geri vermek, bizim törelerimize uymaz, biz onları ya satar, ya da azad ederiz" diyerek onun bu öneri­ siiııi reddetti. F a h t u d d e v l e, Artuk B e y'e yaptığı bu öneriden başka, M ü s l i m ile kararlaştırdığı batış antlaşmasını örtbas etmek ve ileride sultan katnıda herhangi bir sorum­ luluk altın a düşmemek amacıyla, bu kez, Artuk B e y'e, "Amid surları içinde kuşatmakta olduğu M ü s l i m'i yakalayıp getirmesini ve böylece sultanın takdirine mazhar olacağını" bildirmişse de onun hu siyasal oyununu da anlamakta güçlük çekmeyen A r t u k B e y, tam bu sıralarda kendisine bir ulakla başvurarak "para ve mal karşılığında, sağ - salim memleketine dönme" teklifinde bulunan M üsli m'in hu isteğini yerine getirmekten çekinmedi (Ağustos 1084), bundan hemen sonra da sa vaş alanını terk etti. Selçuklu ordu komutanları arasın­ daki hu anlaşmazlığı haber alan sultan M e l i k ş ah, imparator­ luğun vasalları arasında bulunan, ayrıca şii 1Yf1,sır Fatımi halifeleriyle birtakım ilişkiler kuran Müsli m'in Musul, Halep ve Elcezire'deki bütün topraklarının yönetimini elinden aldığı gibi, F a h r u d d e vl e'nin aleyhdeki şikayeti üzerine, Artuk B e y'e de şüpheli nazarlarla bakmaya başladı. Esasen A :r t u k B e y, gerek sultan Alp a r s l a n, gerekse kendi zamanında imparatorluğa büyük yararlılıkları dokunmuş olan çok de­ ğerli bir kumandan idi. Gerçekten lslam kaynaklarında onun "katıldığı hiç bir savaşta yenilmediği" açık ve kesin bir şekilde ifade edilmiştir. Artuk B e y'in kuşatma savaşını terk etmesı uzerıne F a h ru d d e v 1 e, og�lu z a •ı m u cld e v l e'yi hir kısım emirlerle birlikte Amid kuşatma hare­ katını sürdürmekle göı-evlendirdikten sonra kendisi de ha­ dp Altuıı t a k, emir A y a z, T ü r ş e k ve H u m a r t a ş'ı ya­ nına alarak bölgenin ikinci önemli kenti ve kalesi olan Silvan'a ( Meyyafarikin) gidip kuşatmaya başladı. Hatta Harekat sü rüyor

.

..

·

..


104

bu

Al,İ SEVİM

sırada,

gelip

M e r v a n o ğlu

savunma

M ansur

işleriyle

kalelerinin

en

kalelerinin

alınması,

bizzat

dayanıklısı

olan

da

Amid'den

buraya

Bizans Silvan

ilgileniyordu. ünlü

Amid

ve

gerçekten çok güç idi ve uzun süre­

li bir kuşatma savaşına ihtiyaç gösteriyordu. Bu iki kaledeki çarpışmalar devam ederken başkumandan F a h r u d d e v l e'ııin b ölgenin öteki kent ve kalelerine yolladığı kuvvetler,

Siirt, Erzen

Mardin,

ve Hasankeyj'deki savunmayı kolaylıkla kırmayı

başardılar. Memleketinin :İstilası ve kaybı karşısında ümit­ sizliğe düşen M e r v a n o ğ l u, veziri

E b {ı

S a l i m'i

Silvan'da

kendi yerine vekil bırakıp h alka ve asker]ere, "Ona, kesin olarak itaat etmelerini" bildirdikten ve

özellikle ülkesjnin

savunmasııu yakınlarına bıraktıktanı sonra, şehir ilerigelen­ leri, emlrler, kabile reisleri ve birçok değerli armağanlarla

lsfahan'da sultan M e l i k ş a h'ın katına çıkıp, "ülkesine karşı girişilen Selçuklu askeri harekatını duı durınası" hususunda rica ve istirhamda bulunmak üzere, Silvan'dan gizlice ayrıldı. lsfah an'da birçok Selçuklu emirleri, h atta birlikte bizzat

vezir N i z a m ü l m ü l k ile de görüşüp aı-acı olmaları için, getir­ diği armağanların bir kısmını onlara vermesine rağmen sultan tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine son bir girişimde bulunarak

sultanın

karısı

T erken

H a tu n'u

da

ziyaret

edip, "huzura çıkabilmesi için onun aracılık etmesi" husu­ sunda büyük çaba gösterdi, fakat başarı sağlayamadı. So· ııunda sultanın "yalnız

Silvan'ın

kendisine bırakılabileceği,.

ülkesinin öteki bütün kent ve kalelerinin doğrudan doğruya

Selçuklu

yönetimine geçmesi gerektiği ve bu takdirde hareka·

tııı derhal durdurulacağı" hususundaki teklif ve kararı, ken­ disine

bildirildi.

Bunun

üzerine

Merv ano ğlu

sultanın

hu teklifini, kalelerin sağlam, savunmalarının iyi y apılmakta olması ve ayrıca y aklaşmakta olan kış yüzünden harekatın gevşeyeceği sebepleı·iyle, diişmeyeceğine inanan veziri E h u S a l i m ile mektuplaştıktan sonra, kabule yanaşmadı.


ANADOLU'NUN FETHİ

105

Öte yandan Amid kuşatması şiddetle sür dür ülüyor du. Şehir içinde, Hıristiyan halkın yiyecek maddeler ini depo edip saklamalar ı ve Müslüman halka satmamalar ı sebebiyle kar ışıklıklar çıkıyor , yiyecek elde etmek için Müslümanlar, Hıristiyanlar mahallelerine baskınlar yapıyor lar dı. Amid )\fer­ vanlı asker i valisinin ser t tutumu, özellikle Müslüman halka kar şı gir iştiği zulme var an har eket1er i sonunda, kar ışıklıklar yatıştırıldı, fakat şimdiye kadar M e r v a n o ğ l u'na bağlı kalmış olan Amid Müslüman halkı, ger ek valinin sert hare­ ketler i, ger ekse açlık tehlikesi sebebiyle savunmadan vazgeçip teslim olmaya kar ar ver diler. Çok geçmeden E b ul ha s an adlı bir Müslüman köylünün yönettiği kalabalık bir halk kitlesi, sur lar a çıkıp F a hr u d d e v l e lehine göster iler de bu­ lunduktan sonr a der hal sur kapılar ından bir isini açıp, Sel­ çuklu kuvvetler inin kolayca şehre gir melerini sağladılar (Ma­ yıs 1085) . Öte yandan Amid'in düştüğünü haber alan F a h­ r ud d e v le, Silvan'dan sür atle geler ek şehir de genel af ilan etti, onların eski veziri olması dolayısıyla Amid1ilere çok iyi muameleler de hulwıdu; uzun bir sür e yiyecek sıkıntısı çeken halka dışar dan yiyecek maddeler i getir tip dağır ttır dı. Şehir yönetiınini oğlu Z a imüd d ev l e'ye, askeri valiliğini de emir Ç u b uk'a ver dikten sonr a yeniden Silvan kuşatmasını yakından yönetmek üzer e, or aya gitti. Hala lsfahan'da bulunan ve ü1kesinin yönetimini elinde tutma ümidini kaybetmeyen M e r v a n o ğ l u M a n s ur , Ho­ rasan'da isyan eden kar deşi T ek i ş'in teslim olma haı ekatını bizzat yöneten sultan M e l ik ş a h'ın kar ar gahına kadar gide­ r ek "huzur a kabulünü" istemişse de haşan sağlayamamış, sultanın eski teklif i, yani "sadece Silvan'a r azı olması" yeniden kendisine bildirilmiştir. İşte tam hu sır ada, başkumandan F ahr u d d evle, sultana bir ulak gönder er ek "Amid, Siirt, Erzen, Bitlis, Ahlat ve Hasankeyf kentler iyle bir likte bir çok kaleler in düştüğünü" bildir di. Bu haber in kar ar gahta yayıl-


106

ALİ SEVİM

ması üzerine, tam bir ümitsizliğe düşen M e r v a n o ğlu, hu kez "sultanın teklifini kabul ettiğini" bildirdi ise de "artık vaktin geçmiş olduğu" söylenerek kabul edilmedi. Fakat kendi aleyhine cereyan eden bütün bu olumsuz durum ve sonuçlara rağmen o, ülkesine yeniden hakim olma yolundaki ümidini h ala yitirmeyerek, karargahtan ayrılmadı ve sultanla birlikte lsjahan'a döndü. Ö te yandan Silvan kuşatması bir yıldan beri sürüp gidi­ yor, kale bir türlü alınamıyordu. Harekatı yöneten ha c i p Altu n t a k'ın aniden ölümü üzerine, F a h r u d d e v l e'nin is­ teği üzerine, Hasankeyj'de bulunan G e vh e r a y i n büyük bir kuvvetle gelip kuşatmayı şiddetlendirdi. Şehrin dışarı ile ilişkisi tamamen kesildi ve özellikle büyük mancılıklarla surlar dövülmeye haşlandı, suru savunan askerler de şiddetli ok yağmuru karşısında aciz kaldılar. Harekat böylece bir süre devam ettirildikten sonra bütün kuşatma aletlerinin kullanılması sonucunda, surlardan bir kısmı yıkıldı ; Sel­ çuklu kuvvetleri, bu yıkılan yerlerden saldırıya geçerek şehre girdiler (Ağustos 1085). Üç gün süren bir çarpışma sonunda, şehrin bütün burçları elegeçirildi. Savunmasız halkın aman dilemesi üzerine G e v h e r a y i n, çarpışmaların derhal durdurulmasını emretti. Başkumandan F a h r u d d e v l e, daha sonra şehre gelip A"mid'de olduğu gibi, burada da genel af ilan etti ve iç - kaleye çıkarak burasını da teslim aldı (Eylül 1085). Daha sonra M e r v a n o ğ lu'nun hapisten çıkarılan eski Müslüman veziri E b u T a hir'in yardımlarıyla, Mer­ vanlı ailesinin değerli hazinesi elegeçirildi. Bu hazine ve değerli eşya, bizzat Z a i nıü d d e vl e tarafından başkent ls­ fahan'a götürülerek Sultan'a takdim edildi. M e rv a nl ı b e y l i ğ i'nin başkenti Silvan'm düşmesinden sonra, Selçuklu kuvvetlerine karşı hala direnmeye devam eden öteki kaleler de birer birer teslim olmak zorunda bırakıldı-


ANADOLU'NUN FETHİ

107

dı1ar. Bölgenin müstahkem kalelerinden birine s ahip bulunan

Mardin

kenti, emir M o n c u k

(B o n c u k) B ö r i t arafından

alındığı gibi, G e v h e r a yi n'in beraberindeki emirlerden Ç ö­ k ü r m ü ş de kuşatmakta olduğu Cizre'yi şehir rinin

s ayesinde ele geçirdi .

ilerigelenle­

B öylece bir buçuk yıla yakın

devam eden bir askeri harekat

Diyarbekir ve A h­ Büyük Selçuklu İmpara­

sonunda,

lat bölgeleri, doğrudan doğruya torluğu sınırları içine alınmış oldu.

Çok geçmeden hu b ölge­

lerin kent ve kalelerine, bu harekata katılan emir ve kumandan­ lar, vali veya muhafız olarak atandılar. Bu emir ve kumandan­ ların mensup oldukları muhtelif

Türkmen

boy ve oymaklara

ait kalabalık kitleler, bu bölgenin çeşitli yörelerine yerleşerek yaylak ve kışlaklar kurdular. Bu geniş iskan faaliyetinden sonradır ki, genellikle yazın lara

gelmekte olan

Arap

Diyarbekir

bölgesindeki yaylak­

göçebeleri, artık

Hapnr Suyu'nun

kaynaklarından yukarılara çıkamaz oldular.

JWervanlı ailesinin y önetiminden alıDiyarbekir ve Ahlat bölgeleri , başkenti uı· ev Sifoan olmak üzere, doğrudan doğruya Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na tabi eyaletlerden birisi h aline

�öklgeddc 1Ye1ııi. et erı T

Böylece

nan

getirildi. Genel V aliliğine de harekat başkumandanı F a h r u d­ d e v l e atandı. F a h ru d d e v l e, G e v h e ı· a y i n ile birlikte önce

Bağdad'a

halifeye, dah a sonra da

İsfahan'a

sultan M e l i k ş a h'a

giderek huzura çıktı, fethedilmesi bölgeler ve kurulan ey a­ let,

huna bağlı

Türk

b eylikleri ve emirleri hakkında ona

geniş bilgi arz ettikten s onra mı

alarak

Silvan'a

Eyfılet Genel Valiliği Menşuru­

d öndü.

Sultan M e l i k ş a h'ın

1092

yılında ölümü üzerine, impara­

Suriye Selçuklu Meliki bulunan T a c ü d d e v l e T u t u ş , Diyarbekir bölgesi gibi, doğrudan doğruy a imparatorluğa bağlanan Ku ­ zey Suriye'ye <le hakim olduktan sonra Doğu - Anadolu torluk içinde saltanat çatışmaları haşladı. Bu arada


108

ALİ SEVİM

ile birlikte

Diyarbekir

bölgesine de h akim olmakta gecikmedi.

Gerek T u t u ş'un hakimiyet d evresinde, gerekse ondan sonra

Diyarbekir

ve

Ahlat

bölgelerinde birçok

Türk

beylikleri kurul­

muştur. Onlar sırasıyla şunlardır :

1

-

Mardin, Silvan

ve

Hasankeyj'de Artukoğulları.

2 - Amid'd e Yınaloğulları.

3 - Bitlis'te Demleçoğulları .

4

-

Siirt

ve

Erzen'de Toganarslan ailesi.

5 - Ahlat - Van Ahlatşahlar.

bölgesinde

Sundukoğulları,

dah a sonra

Sözkonusu bu beylikleı-in kurulması sonunda, bu bölgede keşif bir

Türk

le edecek zinde

Türkleşmesi Haçlılarla mücade­

yerleşmesi ve dolayısıyla buranın

sağlanmış oldu. Ayrıca bu bölge, ilerde,

Türk

kuvvetlerinin büyük bir yığınağı h aline

geldi.

XII. yü7yılın sonlarına kadar devam edecek olan bu Türk beylikleri, XII I . yüzyılın başlarından itibaren, özellikle, Anadolu birliğini kurmaya çalışan Türkiye Selçuklu Devleti'­ nin geniş merkeziyetçi faaliyetleri sonunda, birer birer kayb­ olup gideceklerdir.

S O N U Ç Yukarıdaki bölümlerde görüldüğü üzere,

lerin, IX.

Müslüman Türk­

yüzyıldan itibaren yaptıkları gaza, keşif seferi v e

Anadolu ülkesi 10151086 yılları arasında, Selçuklu Başbuğ ve Sultanları'nın u ygula­ dıkları fetih planları gereğince, büyük bir Türklük bilinci, azmi

istilalar dolayısıyla yakından tanıdıkları

ve hey acanıyla sürdürülen bir mücadele sonucunda, bugün üzerinde bağımsız bir devlet kurarak yaşamakta olduğumuz bir

Türk

y urdu haline getirilmiştir. Özellikle

1071 Malazgirt


ANADOLU'NUN FETHİ

109

Zaferi'ne kadar yapı1an mücadelelerde Bizans'ın doğu sınır­ larındaki öncü kuvvetlerini oluşturan Gürcü, Ermeni ve Aphaz'ların direnişleri süratle kırıldıktan sonra, batı yönün­ deki yollar üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Malatya, Sivas, Kayseri, Konya v.s. gibi belli · başlı Bizans savunma merkezleri etkisiz hale getirilmiş, özdlikle bütün Bizans direnişini kıran Malazgirt Zaferi'nden sonra da Türkler Bo­ ğazlara ve Adalar Denizi kıyılarına kadar dayanmışlardır. XI . yüzyıldan itibaren başladığını gördüğümüz ve özellikle sultan M e l ik ş a h d evrinde, ünlü vezir N i z a mülmü l k'ün büyük icraatı arasında yer alan 24 Oğuz boyuna mensup kala­ balık göçebe Türkmen kitleleri, Türkistan, Horasan ve Azer­ baycan'dan Anadolu'ya sevk edilerek onlara burada yurtlar verilmek suretiyle yerleştirilmeleri olayı, Anadolu'da Türk nüfusunun yerli halka oranla süratle çoğalmasını ve do­ layısıyla hakim duruma geçmesini sağlamıştır. Bu hu­ sus, bugün bir kısmı elimizde bulunan arazi sayım defter­ lerinde de açık ve seçik olarak görülmektedir. Bunun sonu­ cunda, Anadolu'daki pek çok bölge, yöre, ilçe, bucak, köy, ova, dağ, tepe, ırmak, çay ve derelerin Türkçe adları (Coğ­ rafi adlar), bugün hala o zamanki şekillerini korumakta­ dır. Böylece Anadolu'ya sevk edilen Türkmenler, hu ül­ kede, Orta - Asya'da yaşadıkları bölgelere uygun yörelere yerleşmek suretiyle eski yaşamlarım sürdürmüşlerdir. B u cümleden o1arak bütün kültür varlıklarıyla, eşyasıyla "bir evden bir eve taşınır gibi" bir millet halinde Anadolu'ya gelen Türkler, bir yandan, Orta - Anadolu ve Adalar Denizi kıyı­ larına kadar uzanan geniş ve otlağı bol ovalara yerleşirlerken, bir yandan, Canik ve Ilgaz dağlarını aşarak Karadeniz'e, öbür yandan da Toros Dağlarını geçerek Çukurova ve Akdeniz kıyılarına değru yayılıp yurt tutmuşlardır. Ö zdliklt bu Tiirk­ men kitleleri, aile başbuğlarının veya yurt tuttuklaı ı bölge, yöre ve oymak adlarına göre, İnallı. Danişmendli, Dulkadırlı,


110

ALİ SEVİM

Bayburtlu, Maraşlı, Germiyanlı, Bozdağlz , Akçalwyunlu, Ka­ rakeçili, Tekelü, Dündarlu, Karalıisarlı, Ramazanlu, Tecirli, Özerlü, Ceridlü, Osmanlı v.s. �bi adlar altında, yeni yeni boy ve oymaklar meydana getirmişlerdir. Dah a sonraki devir­ lerde bu Türkmen zümreleri , zaman zaman birleşmek s uretiy­ le, çeşitli adlar altında, büyüklü - kü çüklü birçok devletler kurup, o devir siyasi tarihinde önemli roller oynamışlardır. Bu Türkmen kitlelerinden başka, Orta - Asya'nın Karaçuk, Karnak, Sağnak, Sitgün, Barçınlığkent vs. gibi çeşitli kent­ lerindeki yurtlarından, daha iyi yurt bulma amacıyla, sahip oldukları bütün kültür u nsurlarıyla birlikte göç eden Tiirl.� kitleleri de artık göçebeliği bırakan Türkmenler gibi, Ana­ dolu'daki mevcut yerleşim merkezlerine veya yeniden kuru­ lan il, ilçe ve köylere yerleştiler, eski yurtlarındaki sanat ve ticaret işlerini, burada da devam ettirdiler. Türkiye Selçuklu Devleti başta olmak üzere, Anadolu'nun çeşitli bölgeleriude kurulan ve adları y ukarıda belirtilen Türk devletlerinin yö­ netimleri altında tutulan, Karadeniz ve Akdeniz kıyı kentleri dışındaki bütün Anadolu, artık Tür!� hakimiyetine geçmiştir. Bununla beraber XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Haçlı seferlerinin başlaması ve bund an faydalanan ve Anadolu'yu artık kaybeden Bizans'ın yeniden saldırıya geçmesi sebep­ leriyle Türkler Orta - Anadolu'ya çekilmek zorunda kalmış­ lardı. Fakat Türkiye Selçuklu Dcvleti'nin büyük çabalarıyla ve özellikle Orta - Asya ve Azerbaycan'dan yapılan sürekli Türkmen göçleri sayesinde, Anadolu'da kısa zamanda, Türk hakimiyet ve yönetimi yeniden ve tam anlamıyla kurul­ muştur. Böylece, miladi iV. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan Türk giriş, istila ve fetihleri, 1085 /1086 yılına kadar hiç durmaksızın devam etmiş, Büyük Selçuklu Devleti sultanı M e l ik ş a h zamanında kurulan Tiirkiye Selçuklu Devleti'nin ilk hükümdarı K u t a l m ı ş o ğ l u S ü l e y m a n'ın büyük azını,


111

ANADOLU'NUN FETHİ

bitip

tükenmeyen

mücadelesi

sayesinde,

Tiirk

ve dünya

tarihi bakımından büyük bir önem kazanan A nadolu, bir

Tiirk yurdu,

Tiirkiye haline getirilmiştir. Bu sebeple ve her şeyden evvel, Anadolu Fatihi ünvanını kazanan bu Ulu Tiirk Hiikiimdarı'nı ve kanlarını, bu yurdun fethi uğruna bir

akıtmaktau çekiumemiş olau aziz şehitlerimizi , en içten duy­ gularla, milletçe aumak ve gururla hatırlamak, biz

Tiirkler

içiu ihmal edilmemesi gerekeu milli bir görev olmalıdır.


KRONOLOJİ CETVELİ 378

Batı (Avrupa) Hunlarının Tuna ır­ mağını geçip Roma imparatorluğu topraklarını istilaları .

395

Hunların ilk Anadolu istilası.

398

Hunların ikinci Anadolu istilası.

516

Sabarların Anadolu'ya akınları.

1015

Ç a ğr ı B e y'in Doğu - Anadolıı'ya ke­ şif seferine çıkması.

1021

Ç a ğr ı B e y'in Doğu - Anadolu keşif seferini sona erdirmesi.

1028

Gazneli sultan M a h m u d'un Nave­ kiyye Türkmenlerini yenilgiye uğrat­ ması.

1037

Navekiyye Türkmenlerinden bazı züm­ relerin Doğu - Anadolu'ya akınlarda bulunmaları.

1038

Navekiyye Türkmenlerinin, Bizans ku­ mandanı il . B a gr a t'ı yenilgiye uğ­ ratmaları.

1041

Navekiyye Türkmenlerinin Azerbaycan hakimi V e h s u d a n'la yaptıkları sa­ vaşta yenilgiye uğramaları.

·1042

Nôvekiyye Türkmenlerinin A'lusul emi­ ri K a r v a ş ve müttefiklerini bozguna uğratılmaları.


114

ALİ SEYİM

1043

Navekiyye Türkmenlerinin Musul'u iş­ galleri.

1044

Musul emiri K a r v a ş ve müttefik­ lerinin Nfıvekiyye Türkmenlerini boz­ guna uğratıp Musul'u geri almaları.

1045

Nfıvekiyye Türkmenlerinin Van Gölii bölgesi Bizans valisi S t e p h a n o s 'u yenilgiye uğratmaları ve tutsak al­ maları.

1047/48

Bizanslıların Büyük Zap Suyu sava­ şında Selçuklu kuvvetlerini yenil­ giye uğratmaları ve prens H a s a n'm şehit olması.

18 Eylül 1048

Selçuklu ordusunun Hasankale yöre­ lerinde Bizans ordusunu yenilgiye uğratması ve L i p a rit'in tutsak alın­ ması.

1049/50

Selçuklu - Bizans barış antlaşmasınııı imzalanması.

1054

Sultan T u ğrul'un Anadolu seferine başlaması.

1055/56

Erran Selçuklu valisi E b u s s e v a r'ın Türkmen kuvvetleriyle Anadolu'da akınlara girişmesi.

1057/58

Selçuklu prens ve emirlerinin Anado­ lıı'da akınlara girişmeleri; Kars ve Anı kalelerini kuşatmaları.

1058

Emir D i n a r'ııı şehit olması.


ANADOLU'NUN FETHİ

l l5

1059

Sultan Tuğrul'un buyruğuyla Ana­ dolu'ya Selçuklu akmlarının yeniden başlaması ; Sivas'ın elegeçirilmesi.

1061

P a nk a r a s komutasındaki Bizans or­ dusunun Selçuklu kuvvetleri tarafın­ dan yenilgiye uğratılması.

1062

Sultan Tu ğrul'un Azerbaycan ve an'a yeni bir seferi.

r

Er­

Şubat l OM,

Sultan Alp a r s l a n'ın ilk Anadolu ha­ rekatına başlaması.

Temmuz 1064

Sultan A l p a r s l a n'ın Akşehir (Se­ fidşehrJ'i fethi.

Ağustos 1064

Sultan A 1 p a r s 1 a n'ın Anı kalesini fethi.

1064

A l p a r s l a n'ın oğlu M el i k ş a h'ın An­ berd ve ]\iferyemnişin kalelerini fethi.

1064/1065

H o r a s a n S a l arı'nın Urfa 'yı başa · rısız kuşatması.

Ağustos 1067

Emir Afşin'in Antakya yörelerine akınları ve Haleb'e gelişi.

1067 /68

Sultan A l p a r s l a n'ın ikinci Anadolu '3eferi.

1068

H a n o ğ l u H a r u n ve Halep cnıiri M a h nı u d'un Bizanslılarla başarılı mücadeleleri; Artalı ve İmm kalele­ rini fetihleri.

Mart, Kasım 1068

R o nı a n o s D i o g e n e s'in Anadolıı ve Kuzey - Suriye seferi ; Menbiç, Artalı ve İmm kalelerini elegeçirmesi.


ALİ SEVİM

116

Temmuz 1068

Gürcülerin Tiflis'i elegeçirmeleri.

Nisan 1069

Emir S a v t e ki n'in Gürcistan seferi.

1070 Ortaları

Sultan Alp a r s l a n'ın Anadolu ve Kuzey - Suriye seferi.

Mart 1071

Sultan Alp a r s l a n'ın Urfa kuşatması.

Nisan 1071

Sultan A l p a r s l a n'ın Halep kuşat­ ması.

25 Ağustos 1071

Selçuklu ve Bizans ordularının Ma­ lazgirt Savaşı ıçın savaş düzenine geçmeleri.

Ağustos 1071

Sultan A l p a r s l a n'ın Malazgirt za­ feri, Bizans imparatoru R o m a n o s D i o g e n e s'in tutsak alınması.

26

1071

M i h a e l D u k a s'ın Bizans impara­

toru olması.

1072

R o m a n o s D i o g e n e s'in, A n d r o ni­ k o s D uk a s tarafından Tarsus ova­ sında yenilgiye uğratılması ve tes­ lim olması.

Ağustos 1072

R o m a n o s D i o g e n e s'in ölümü.

24 Kasım 1072

Sultan Alp a r s l a n'ın ölümü.

1073

Asi Frank başbuğu U r s e l'in I o ıı­ n e s D u k a s'ı yenilgiye u ğratıp tut­ sak alması.

1073/74

Suriye Selçuklu meliki A t s ı z'ın emir Ş ök l ü ve K ut a l m ı ş o ğu l l a rını Ta­ beriyye'de yenilgiye uğratması ve cn­ ları tutsak alması.


ANADOLU'NUN FETHİ

117

1074

K u t a lm ı ş o ğ l u S ül e y m a n ş a h'ın Antakya y örelerine akınları.

1075

S ü l ey m a n ş a h'ın İznik'i fethi ve Türkiye Selçuklu Devletini kurması.

1076

Sultan M e lik ş a h'ın emir S a v t e ki n'i Şirvan ve Erran bölgesine ataması.

1077

Emir Gümü ş t e k i n'in Bizans kuv­ vetlerini yenilgiye uğratması.

1078/79

Sultan M e 1 i k ş a h'ın Gürcistan seferi.

1080

Azerbaycan'dan kalabalık Türkmen kitlelerinin Anadolu'ya gelmesi.

1080

Sultan M e lik ş a h'ın emir A h m e d'i Gürcistan seferine göndermesi.

1081

S ül e y m a n ş a h - Al e ks i o s K o m n e­ Dragos Suyu antlaşması­ nın yapılması ; A l e k s i o s K o mne­ n o s'un Kuzey - Çin hükümdarına bir elçi göndererek, doğudan Selçuklu­ lara saldırmasını önermesi. n o s arasında

S ü l e y m a n ş a h'ın Çukurova seferi.

1083 Haziran/Temmuz

Sultan M elik ş a h'ın Erran bölgesinin yönetimini K ut b e t t i n İ s m ail'e vermesı.

1084

12

Aı·alık

1083 F a h r u d d e vle'nin Diyarbekir bölge­ sinin Selçuklu yönetimine ahnması harekatına atanması ; Türkmenlerin, M ü s l i m'in kuvvetlerine baskını.

1084

Süle y m a n ş a h'ın Antakya'yı fethi.


ALİ SEVİM

118

1085

Elbistan - Behisni A r t u k B e y'in Su­

Emir B u l d a c ı'nın yörelerini fethi;

riye Selçuklu hizmetine 12

Ocak 1085

hükümdarı T u t u ş'un

girmesi.

Antakya

S ü l e y m a n ş a h'ın

kalesini

fethi .

Mayıs 1085

Amid'in Selçuklu

kuvvetleri tarafın­

dan fethi. 20

Haziran 1085

Süleyman şah lim

-

Musul

cmiri M ü s­

Kurzfihil sa­

arasında yapılan

vaşı. Haziran 1085

S ü l e y nı a n ş a h'm

Ağustos / Eylül 1085

Silvan

Haleb'i

ve kalesinin

kuşatması.

Selçukln

kuvvet­

leri tarafindan fethi. 1086

Nisan/Mayıs 1086

Sultan

cistan

M e l i k ş a h'ın seferine

Giir­

yeniden

çıkması.

S ü l e y m a n ş a h'ın ikinci

Halep

ku ­

şatması.

Haziran 1086

S ü l e y m a n ş a h - T u t u ş arasında ya­

Aynu Seylem

pılan

savaşı ve

S ü­

l e y m a n ş a h'ın olümü.

Ekim/Kasım 1086

Sultan

M e l i k ş a h'ın

Kuzey - Suriye

seferi.

iznik'i

1086/87

Emir P o r s u k'un

29

Peçeneklerin, Bizans - Kuman

Nisan 1091

ları

tarafından

ağır

ve

y enilgiye u�ratılmaları . 1 093

Ç aka

B e y'in ölümü.

kuşatması. ordu­

k anlı

bir


B İ B L İ Y O G RAFYA AKSARAYI, KERİMÜDDİN MAHMUD : Müsameretü'l

ahbar ve Müsa­ yeretü'l - ahyar (Yay. O. Turan), Ankara 1944 = TTK. Yay. •

The Alexiad of Anna Comnena (İngilizce çev. E. R. A. Sewter (1969 = Penguin Books. AMEDRoz, H. F. : T/ıe Marwanis Dynasty at Mayyafarikin in tlıe tenılı and elevenıh centuries = JRAS (1902, 1903).

BAŞTAV, ŞERİF : Sabir Türkleri

:

Belleten V/17-18 (1941).

CAHEN, CLAUDE : La Premier Penetration Turque en Asie Nlineure

=

Byzantion XVII. (1946-48).

"

"

: The Turkislı invasion, The Selchukids

=

A His-

tory of the Crusades, I . Bölüm V. Fhiladelphia 1955.

"

"

: History of the Seljukid Period = Historians of

the Midle East. London 1962.

" "

"

Qutlumuslı et ses fils a vant l'Asie Nlineure

=

Islam XXXIX (1964). "

: Pre Ottoman Turkey, A general survey of the material and spritual culıure and lıistory 1 071-13.W. London 1968. CRAEFE, E. : i. A. "Fatımiler" mad. •

ÇA(';ATAY, NEŞET : Fatımiler devletinin kuruluşu ve akidlerı'. = A. Ü. İlahiyat Fakiiltesi Dergisi. Cilt Yii (1970). EYİCE, SEMAVİ : 1\!falazgirt Savaşını Kaybeden I V. Romanos Diogenes.

Ankara 1971 = TTK. Yay. HoNIGMANN, E . '

'

"

''

"

. I . A . "Sugur" A

: 1. A .

ma d .

"Avasım" mad.

: Bizans Devleti'nin Doğu Sınırı (Türkçe

Çev. F.

Işıltan.), İstanbul 1970 = İ. Ü. Ed. Fak. Yay. İBNü'L - EslR, Enu'L - HASEN ALi : el - Kamil fi't - tarih (C. J. Tornherg yayınının tıpkıbasımı). Beyrut 1966. Cilt IX, X.

İBNÜ'L - E ZRAK, AHMED : Tarihu ]l,feyyafarikin ve Amid, British Mu­

seum, Or. 5803.


120

ALİ SEVİM

KAFESOGLU, İBRAHİM : Doğu - A nadolu'ya ilk Selçuklu akını (10151021) ve Tarihi ehemmiyeti = Fuad Köprülü Armağanı. İstanbul

1953. "

"

: Sultan

Melikşah

Devrinde

Büyük

Selçuklu

İmparatorluğu, İstanbul 1953 = İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Yay. " " : Anadolu Selçuklu Devleti hangi tarihte kuruldu ?

İ Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 10-11 (1981 ). =

"

"

Türk Milli Kültürü, İstanbul 1983. 2. Baskı =

Boğaziçi Yay. "

"

"

"

İ. A . " Türkler" mad. İ. A . "Selçuklular" mad.

KöYMEN, MEHMET ALTAY · Anadolu'nıın Fethi = Diyanet İşleri Baş·

kanlığı Dergisi. Ankara 1961 . "

"

"

M. E. B. Kültür Yay. " " "

·

Tuğrul Bey ve Zamanı. İstanbul. 1976 =

·

Alp A rslan ve Zamanı. İstanbul 1972. =

M. E . B. Kültür Yay. K UBAT, AKDES NİMET : Çaka Bey. İzmir ve civarındaki adaların ilk Türk Beyi (1081-1096). Ankara 1966 = TKA. Yay. LAURENT, J .

:

Byztıce et les Turcs Seldjoucides

jusqu'en

1 081 .

Nancy 1913. "

"

: Byzance et les Tures Seldjoucides dans l'Asıe Occidentale jusqu'en 1081 . Paris 1914. LEVI, E . - PROVENÇAL : İ. A. "Emeviler" mad. Malazgirt Armağanı,

Ankara 1972 = TTK. Yay.

(952-1 1 36) ve Papaz Grigor'un Zeyli 1 131-11 62) (Türkçe Çev. H. D. Andreasyan.), Ankara 1962

MATEOS, URFALI : Vekayiname

=

TTK. Yay. ÜSTROGORSKY, G .

:

Bizans Devleti Tarihi (Türkçe çev. F. lşıltan),

Ankara 1981 = TTK. Yay. SEVİM, ALİ : D i:yarbekir Bölgesinin Büyük Selçuklu İmparatorlu­ ğıına Katılma.� ı = Atatürk Konferansları V. (1971-72) = TTK.

Yay.


ANADOLU'NUN FETHİ

"

"

"

"

121

Malazgirt Meydan Savaşı . Ankara 1971 = TTK. Yay. Suriye ı•e Filistin Selçukluları Tarihi . Ankara 1983 =

TTK. Yay. ,, "

: Artukluların soyu ve Artuk Bey'in siyasi faaliyetleri =

Belleten XXV /101 . S rnT İBN Ü'L - CEvzi, Eeu'L - MuzAFFER YusuF : 1\ılir'atü'z - zeman fi Tarihi'l - ayan (Selçuklularla ilgili bölümlerini Yay. A. Sevim). Ankara 1968 = A. Ü. DTCF. Yay. Yıva

Sül\rnR, FARUK

Oğuz Boyuna

Dair = Türkiyat Mecmuası

(TM), cilt IX.

"

"

Oğuzlar ( Türkmenler) Tarihleri - Boy Teşkilatı Destanları . 2 . Baskı = A. Ü. DTCF. Yay. " " : Anadolu'ya Yalnız Göçebe Türkler mı Geldi ? =

Belleten XXIV /96 (Ekim 1960). SÜMER, F . - SEVİM, A . : lslanı Kaynaklarına Göre 1vlalazgirt Savaşı

(Metinler ve Çevirileri). Ankara 1971

=

TTK. Yay.

TURAN, ÜSMAN : Selçııklı.ılar Tarihi ve Türk - İslam 1Wederıiyeti. İs­ tanbul 1965 = TKA. Yay. " " : Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul 1971 =

Turan Neşriyat Yurdu Yay.

"

"

1973

=

: F>oğu - Anadolıı

Türk

Devletleri

Tarihi.

Türkler.

İstanbul

İstanbul

Turan Neşriyat Yurdu Yay.

YILDIZ, D URSUN HAKKI : İslamiyet ve 1. Ü. Edebiyat Fakültesi Yay.

1976

=

Tarihi, Selçuklıılar Devri, 1 . Anadolıı'nun Fethi. İstanbul 1944 = İ . Ü. Edebiyat Fakültesi Yay. " " " : İ. A . "Diyarbekir" mad.

YiNANÇ, MÜKRİMİN HALİL : Türkiye

ZETTERSTEEN, K . v . ,, ,, ,,

İ. A. "Büveyhiler" mad. İ. A. "Abbasiler" mad.


GENEL DİZİN A

Aaron, 30, 31. Abbasi ve Abbasiler, 6, 7, 15, 26, 29, 32, 35, 36, 59, 61, 74, 91. Abidos, 98, 99. Acara, 86. Adalar Denizi, 75, 97, 99, 109. Adana, 15, 87. Adilcevaz, 34. Adududdevle Fenahusrev, 8. Adriyatik, 3. Afşin, 43, 48, 44, 50, 51, 58, 69, 78. Afyon, 50. Ağlebi Devleti, 8 . Ahlat, 15, 44, 49, 5 1 , 5 3 , 54, 56, 57, 58, 59, 68, 99, 101, 105, 107, 108. Ahmed, Kayıoğlu, 16. Ahmed, Muizüddin, 7. Ahmed, Nasruddevle, 26, 28, 32. Ahmed, Toganoğlu, 16. Ahmetşah, 43, 48, 59. Akka, 80. Akçakoyunlu, 110. Akdeniz, 74, 82, 109, 1 10. Akhastan (Agarsatan), 46. Akşehir, (Sepidşehr, Akhalkelek), 40. Aleksios Komnenos, 3, 77, 78, 79, 85, 95, 97, 98, 99. Ali Süleyhi, 9 .

Aliattes, 63, 67. Allaverdi, 40. Alman, 47, 54. Alparslan, 2, 6, 10, 19, 22, 40, 41, 42, 43, 44, 46, 50, 51, 52, 53, 56, 57, 59, 60, 61, 62, 64, 66, 68, 69, 71, 73, 75

39, 47, 58, 67, 77.

Alpilek, 59, 77, 79. Altuntak, 100, 103, 106. Amaçur et - Türki, 16. Amasya, 16, 72, 73, 78, 79, 83. Amanos, 44. Amid (Eski Diyarbakır), 15, 28, 38, 99, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 108. Amik Ovası, 91. Amdriyye, 48. Anadolu, I, V, 13, 14, 15, 23, 25, 27, 36, 37, 38, 44, 45, 46, 54, 55, 59, 79, 81, 83, 108, 109,

2, 3, 4, 5, 6, 17, 19, 21, 22, 29, 30, 33, 35, 39, 40, 42, 43, 47, 49, 50, 5 1, 60, 75, 76, 77, 85, 88, 90, 96, 1 10, 1 1 1 .

Anasıoğlu, 23, 2 5 , 2 7 , 28. Anazarba, 15, 87. Anberd (Buirakan), 40. Andronikos Dukas, 5, 63, 67, 73. Anı, 24, 31, 35, 41, 42, 86. Ankara, 15, 16, 77, 84.


ALİ SEVİM

1 24

B

Antakya, 13, 36, 44, 71, 80, 81, 88, 89, 90, 91, 92, 94.

Anuştekin, 9. Aphazalar, I, 46, 47, 109. Arap ve Araplar, 7, 10, 27, 43, 48, 74, 92, 109, 102, 107.

Aras ırmağı, 24, 30, 3 1, 39,

Arpaçay, 41. Arslan ( İsrail),

29,

23,

30.

Arslan Besasiri, 8, 35, 38. Arslan Cazih, 19, 21, 23. Arslantaş, 48. Artah kalesi., 48, 89. Artuk Bey, 77, 78, 82, 91, 92, 100,

46.

Bağdad, 6, 7, 8, 58, 61, 62, 100, 101, 107.

Balhan, 23. Balkanlar, 3. 5, 13, 32, 54, 97, 98.

46. Ardanuç, 86. 40,

93,

Bagras, 15, 89. Bagrat IV. (Pakratlı), 40, 41,

101,

102,

103.

Aruandanos, 43. Asya, 7, 74, 98. Atak, 99. Atlas Okyanusu, 7, 9. Atom, 36. Atsız, 79, 80, 81. Avrupa, 74. Ayasofya Kilisesi, 55. Ayaz, 101, 103. Aynu Seylem, 93. Aytekin, 53, 59, 68. Azerbaycan, 2, 14, 15, 20, 21, 23, 24, 25, 27, 28, 29, 30, 35, 36, 37, 39, 47, 51, 54, 56, 81, 86, 109, 110.

Aziz Billah, 9. Azizcercis Kilisesi, 84.

Barçınlığkent, 110. Barsama, 88. Barseğ, 86, 87. Basil II., 3, 41, 20, 30, 69. Baş Vergisi (Cizye), 90. Batman, 25. Bayburt, 34, 1 10. Beçni, 21, 24. Bedrülceınall, 1 1 . Behmut, 99. Behisn}, 89. Belgrad, 1 . Bergama, 16. Berberi, Berberiler, 9, 10, 1 1 . Bermekoğulları, 6, 7 . Bitlis, 15, 33, 54, 5 7, 75, 99, 105, 108.

Bizans, Bizans İmparatorluğu, v, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 13, 15, 16, 17, 19, 20, 21, 24, 25, 27, 28, 29, 30, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 40, 41, 42, 43, 45, 47, 50, 51, 53, 54, 55 , 57, 59, 60, 63, 64, 65, 67, 72, 73, 74, 75, 77 , 79, 82, 83, 84, 85, 86, 104, 109,

14, 22, 31, 38, 48, 58, 71, 81, 95,


125

ANADOLU'NUN FETHİ

Boğa, 23, 25, 27, 28. Bozan, 95. Bozdağlı, 1 10. Bozkır savaş taktiği, 66. Buhara, 5 1 . Buhtan, 25. Bulgar, 54. Bursa, 82. Busr Afşin!, 16. Büveyh (Bı1ye), Ebı1 Şuca, 7. Büveyhoğulları, 1 , 2, 6, 7, 8, 28. Büyük Zap Suyu, 30. c

Cercerai, Ebulkasım, 9, 10. Ceridlü, 1 10. Cibfıl, 7. Cizre, 25, 26, 99, 100, 101, 107. Cürcan, 1.

ç Çağrı Bey, 1 , 13, 20, 2 1, 29, 35. Çaka Bey, 95, 97, 98, 99. Çanakkale Boğazı, 97, 98. Çankırı, 16, 83. Çavlı, 59. Çavuldur, 59. Çermik, 99. Çoruh, 34, 36, 82, Çorum, 83. Çökürmüş, 101, 107. Çubuk Bey, 91, 101, 105. Çubukoğulları, 75. Çukurova, 13, 48, 83, 87, 109. D

Dalassenos, 98. Dana, 23.

Dandanakan, 1 , 22, 29, 76. Danişmendliler, 59, 75, 82, 109. Demleçoğulları, 75, 108. Denizli, 60, 84. Derbend, 46, 47. Derbesak, 89. Develi, 36. Devlet, 59, 77, 79. Dımaşk, 9, 53, 92. Dicle, 24, 30, 37, 43, 51. Dinar Bey, 36. Diphisar, 42. Divriği, 45, 47, 82. Diyarbakır, 1, 25, 26, 27, 28, 32, 37, 43, 51, 52, 54, 58, 75, 83, 99, 100, 101, 107, 108. Doğu - Anadolu, 14, 15, 20, 21, 24, 29, 33, 35, 36, 41, 42, 50, 51, 53, 58, 83, 85, Don, 14. Dovin, 21, 30. Dragos Suyu, 85, 87, 94. Duduoğlu, 48, 54, 78, 1 . Dulkadırlı, 109. Duneysir (Koçhisar = Koçar köyü = Kızıltepe), 99. Düheyl, 35, 42. Dülük, 44. Dündarlı, 110. E

Ebiverdi, Ebul - Muzzaffer Muhammed, 89. Ebı1 Abdullah, Şeyhülislam, 32. Ebı1 Sabit et-Türk!, 16. Ebı1 Salim, 100, 104. Ebı1 Sehl, 36.


126

ALİ SEVİM

Ebu Tahir, 106. Ebu Talip İbn Ammar, 87. Ehulganaim İhnülmahlehan, 59. Ehulhasan, 105. Ehulheyca Hezbani, 24. Ehulkasım, 88, 94, 95, 97. Ebu Yezid Harici, 9. Edremit, 98. Efes (Ephesos), 97, 99. Elbistan, 83, 89. Elcezire, 8, 15, 24, 43, 57, 100, 101, 103. Emevi, Emeviler, 6, 7, 29, 32. Emirdağ, 48. Enbari, Ebu Tahir, 99. Erbasgan (Erhasan), 47, 50, 51, 57, 69, 81. Erciş, 15, 28, 33, 51, 56. Ergani, 37, 42, 43, 99. Ermeni ve Ermeniler, 20, 24, 29, 30, 31, 36, 37, 40, 42, 54, 57, 67, 69, 76, 82, 83, 84, 86, 109. Ermeni katolikosluğu, 87. Ermeni patrikliği, 37. Erran, 1, 2, 24, 30, 35, 37, 54, 85, 86. Erzen, 15, 25, 54, 57, 75, 99, 104, 105, 108. Erzincan, 34, 36, 75, 82, 109. Erzurum, 13, 15, 30, 31, 34, 36, 56, 92, 75, 82, 86, 109. Eskişehir, 16, 84. Evdokia, 5, 6, 45, 46. F Fadlun, 24, 42, 46, 47, 85. Fahruddevle, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107.

Fatııni, Fatııni halifeliği, 11, 7, 8, 9, 10. Fatih Mehmet, 6. Fazl, Karinoğlu, 16. Ferec et - Tiirki, 16. Ferihurz, 46. Fetihname, 42, 74. Fırat, 8, 9, 13, 36, 37, 43, 4� 49, 52, 53, 57, 75, 79, 89. Filistin, 2, 9, 79, 80, 91. Foça, 97. Frank, Franklar, 34, 27, 54, 56, 68, 77, 78. G

Gag, 85. Gagik, 24, 34. Ganem hurcu, 53. Gaziantep, 44, 89. Gazne, Gazneliler, 2, 8, 19, 21, 22, 23. Gelibolu Yarımadası, 97. Gence, 30, 35, 42, 85, 86. Georgios Maniakes, 3. Germiyanlı, 1 10. Gesta Robert Wiscardi, 63. Giorgi, Davidoğlu, 40. Girit, 98. Göktaş, 23, 28. Gölcük, 99. Gümüştekin, 43, 44, 82. Güney doğu - Anadolu, 75, 79, 87, 99. Gürcistan, 30, 40, 42, 46, 57, 85, 86.


ANADOLU'NUN FETHİ

Gürcü, Gürcüler, 1, 20, 29, 30, 31, 40, 42, 46, 47, 54, 76, 82, 85, 86, 109. H

Hacı Başara, 38. Haçik, 24. Hadi, 7. Hadise - Ane, 8. Hadraınut, 9. Hagios Georgio, 41. Hakim, 9. Hakkari, 25. Haleb, 9, 43, 44, 48, 52, 53, 56, 57, 80, 81, 89, 91, 92, 93, 94, 101, 103. Halef, Ferganalı, 16. Hamdanoğulları, 8, 10. Han:.ôt, 34. Hapur Suyu, 107. Harizm, 1 5 . Harput, 15, 36, 49, 75, 83. Harşefiyye, 51. Harun, Hanoğlu, 43, 48, 52. Harun Reşid, 7. Haruniye, 15. Has İnal, 48. Hasan, Ebul Gazi, 94, 95. Hasan, İbnül - huteyti, 92. Hasan, Nasruddevle, 51. Hasan, Rükııüddiıı, 7. Hasankale, 31, 32. Hasankeyf, 75, 99, 104, 105, 106, 108. Hasan Yazı1ri, 10. Hazarlar, 5, 46, 54. Hemedan, 1, 29, 30, 33, 58, 60.

1 27

Hevve Kapısı, 43. Hıristiyan, 41, 60, 72, 73, 89, 97, 100, 105 . Hısııı Zülkarneyn, 99. Hicaz, 9. Hindistan, 19, 23. Horasan, VI, 1 , 6, 7, 8, 15, 19, 21, 22, 23, 39, 40, 46, 54, 76, 105, 109, Hoşin, 43, 50. Hulvau, 100. Humartaş, 100, 103. Hun, Hunlar, 13, 14, 15. Huzistan, 7. Hüseyin, Ebu Abdullah, 8. 1

Ilgaz dağları, 109. Irak, 2, 7, 8, 10, 23, 26, 37, 54, 57, 60, 91. Islav (Rus}. 5 4. 1

İznik, 95, 95, 97. J

Javakhet (Tifüs - Çoruh arası}, 40. Johannes Orphanotrophe, 3. Joseph Trakhaniotes (Tarhan), 56. Justinuanus, 2. K

Kaaim Biemrillah, 8, 9, 32, 42, 59, 61, 74, Kadıköy, 56, 82, 85 . Kafkas, Kafkaslar, 1, 2, 3, 13, 14, 5, 34, 40, 46.


128

ALİ SEVİM

Kahire, 1 1 . Kakuyeoğulları, ı . Kalikala (Eski Erzurum), 15. Kalincar, 23. Kangarnı, 40. Kapar (Kebir), 36, 76. Karaçuk, 1 10. Karadağ, 44. Karadeniz, 13, 14, 83, 86, 109, 1 10. Karahanlı Devleti, 2, 19, 21, 22, 23, 43, 47. Karahisarh, 1 10. Karakeçili, 1 10. Karaman, 44, 49. Karasu, 13. Karatekin, 83. Karnak, 1 10. Kars, 34, 35, 86. Karvaş (Ukayloğlu), 26, 27. Kastamonu, 4, 83. Katakalon, 31. Kawasyana, 89. Kayseri, 15, 20, 44, 47, 49, 50, 56, 77, 83, 94, 109. Kedrenos, 55. Kefertab, 92. Kekavmenos, 30, 31, Kelkit, 82. Kemah, 15, 36. Khaçator, 36. Khartli, 46. Kıbrıs, 96. Kılıçarslan I., 98. Kınalı Ada, 73. Kınnesrin, 92. Kıpçak, 54. Kısas (Kisos = Aksos), 42.

Kızıldeniz, 7, 9. Kızılırmak, 38, 50, 77, 82. Kicaçiç, 36. Kiev Rus Prensliği, 4. Kilaboğulları, 90. Kios, 95. Kirman, 7. Kocaeli Yarımadası, 82. Koınnenler hanedanı, 3. Konstantin VIII., 3. Konstantin IX., 4, 31. Konstantin Dukas X., 5, 45, 73. Konya, 15, 49, 109. Kuban, 14. Kudüs, 14. Kumanlar, 5, 98. Kursık, 13. Kurtuluş AkçaH (Fidye-i necat), 32, 71, 77, 78. Kurzahil, 91, 92. Kutalmış, 1 , 29, 30, 31, 38, 39. Kutalmışoğulları, 78, 79. Kutbeddin İsmail, 86, 87. Kuzey - Afrika, 7, 8, 9. Kuzey - Çin, 85. Kuzey - Irak, 89, 100. Kuzey - Suriye, 9, 44, 48, 4.9, 80, 81, 89, 91, 94. Kündüri, 39. Kür ırmağı, 40. Kütahya, 73, 81. Kutayis, 86. L

Laodicea, 50. Latmin, 92.


ANADOLU'NUN FETHİ

Lebeau, C. H., 60. Leon Dehatenes, 57. Liparit, 20, 31, 85. Lori, 40. M

Maden, 99. Mahmud (Gazneli), 23, 48, 52, 53. Makedonya, 5, 16, 35. Makedonya hanedanı, 2, 4. Malatya, 13, 15, 36, 37, 44, 49, 83, 87, 109. Malazgirt, 3, 6, 16, 33, 34, 35, 51, 53, 54, 56, 57, 58, 59, 61, 62, 66, 71, 72, 74, 75, 76, 77, 83, 101, 108, 109. Mansur, Ebu Cafer, 6. Mansur, Kutalmışoğlu, 47, 59, 77, 79, 89, 101. Mansur, Nasruddevle, l\'lervan­ oğlu, 99, 105, 105. Mansur, Oğuzoğlu, 23, 25, 26, 28. Manuel Komnenos, 49. Maraş, 15, 47, 83, 89, 1 10. Mardin, 25, 75, 99, 104, 107, 108. Marmara Denizi, 50, 75, 81, 83, 85, 97, 99. Maveraünnehr, 7, 19, 21, 75, 76. Mavropous, 3. Mehdi, 6, 15. Mehmet, Deınleçoğlu, 48, 59, 78 101. Melikşah, 2, 22, 40, 65, 77, 79, 80, 81, 83, 84·, 85, 86, 87 '

129

89, 92, 94, 95, 99, 100, 107, 109, 101, 1 03, 104, 1 05, 110. Memun, 16. Mencekoğlu, 88. Menhic, 48, 53, 71, 75. Mengücük Bey, 82. Merend, 39. Merv, 1 . Mervanoğulları, 1 , 27, 28, 52, 99, 100, 101, 104, 106, 107. Meryemana Kilisesi, 89. Meryemnişin, 41. Mesud, 23. Mezopotamya, 3. Mısır - Fatımi Halifeliği 1, 2, 4, 7' 8, 9, 10, 1 1 , 51, 52, 53, 60, 79, 80, 87, 91, 103. Midilli, 97, 98. Mihael V., 3 . Mihael VI., 4 . Mihael, Attaleiates, 63. Mihael Dukas VII., 72, 73, 77, 81. Mihael Pophlogonien, 3. Mikail, 94. Minuçehr, Ebussevaroğlu, 42. Mirdasoğulları, 43, 48, 52, 90. Misis, 15, 87. Moncuk (Boncuk), Böri, 107. Monomak, 3, 4, 30. Muhammed, Ebu Nasr, 61. Muhammed b . Mansur, 40, 41. Muhammed Sabi'!, Garsunni'me, 55. Muizz Lidinillah, 9 . Muradiye (Bergiri), 33. Murat Suyu, 76.


ALİ SEVİM

1 30

Musa İnanç Yabgu, 1, 29. Mustansır, 9, 10, 11, 51. Musul, 1, 24, 26, 27, 57, 88, 100, 101, 103. Muş, 35, 101. Müdrari devleti, 8. Müslim, 54, 88, 90, 91, 92, 100, 101, 102, 103. Müstekfi, 7. Mütevekkil, 16. N Nahçıvan, 21, 39, 42. Nasr, 37, 52, 80. Nasır, Ebulfazl, 32. Nasr, Şiblüddevle, 9. Navekkiye (Yabgulu), 23, 50. Nelırülcevz, 52. Nikephoros Botaniates, 45, 78, 83 84. Nikephoros Bryennios, 56, 58, 63, 67, 81. Nikephoros Melissenos, 50, 84, 85. Niketas Kastamoniates, 97. Niksar, 16, 47, 83. Nişapur, 1, 26, 29, 99. Nizamülmülk, 41, 46, 78, 104, 109. Nizip, 43, 83. Norman, Normanlar, 3, 4, 5, 33, 37, 45, 47. Nusaybin, 26, 43. o

Oğuzlar, VI, 5, 22, 34, 53. Oltu, 34, 86. Opos, 97.

Orta - Asya, 109, 1 10. Osmanlı, 1 10. Ostrogot, 13. ö

Ömer (Hz.), 74. Özerlü, 1 10. p

Palu, 49, 83 . Panaskert, 40. Pankaras, 37. Pasin, 30, 3 1 , 34, 35, 56. Peçenek, Peçenekler, 3, 4, 5, 32, 49, 54, 67, 95. Philaretos Brachanios, 49, 83, 84, 87. 90. Porsuk, 59. Porsuk Çayı, 84, 95. Psellos, 3. R

Raban, 89. Rahve, 59. Ramazanlu, 1 1 0 . Resultekin, 29. Revvadiler, 1. Rey, 23, 25, 27, 29, 31, 39, 56, 60. Rıfkulhadim, Ebulfazl, 9. Rodos, 97. Roma, Romalılar, 13, 55, 65. Romanos Diogenes, 5, 6, 43, 45, 47, 48, 49, 50, 55, 56, 63, 66, 67, 68, 71, 72, 73, 76, 77.

40,

66, 23, 54, 69,


131

ANADOLU'NUN FETHİ

Rum, 31, 38, 76. Rumc1i, 35, 47, 63, 81, 82. Rus, 3. Rustov, 46. Rüstem, Burduoğlu, 16. Rüstem! devleti, 8 . s

Sabarlar, 14. Sahuk, 36. Sadaka, 101. Saduddevle Gevherayin, 58, 68, 69, 106, 107. Saffah, Ebulabbas, 6. Sağnak, 1 10. Sakaroğlu Ebu Dülef, 42. Sakarya, 48, 56, 78. Sakız, 28, 97. Saltuk, Ebulkasım, 82. Saltuklar, 59, 75. Samanoğulları, 23, 8. Samsat, 15. San'a, 8. Sapanca, 78. Sasani, l·ı. Savtekin, 46, 58, 59, 86. Selçuklu ve Selçuklular, V, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 10, 13, 17, 19, 22, 24, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 54, 56, 57, 58, 59, 60, 63, 64, 66, 67, 68, 71, 73, 76, 77, 78, 79, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87' 88, 90, 92, 94, 96, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 106, 107.

Senekerim, 20. Serhenkoğlu, 48. Siirt, 104, 105, 108. Silvan, 15, 25, 26, 28, 54, 57, 99, 103, 104, 105, 106, 107, 108. Sincar, 26. Sinop, 83. Sisam, 97. Sivas, 16, 20, 36, 37, 38, 49, 50, 54, 75, 77, 83, 109. Siverek, 42, 52. Sökmenliler (Ahlatşahlar), 75. Sugıir ( Uçlar) ve Avasım, 15. Sunduk, 47, 48, 59, 58, 101. Suriye, 2, 3, 9, 10, 14, 15, 16, 25, 27, 47, 60, 74, 79, 80, 88. =

Süleyman, Mervanlı, 25. Süleymanşah, 25, 39, 47, 59, 77, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 87, 99, 89, 90, 92, 93, 94, 97, 110. Süveydiye, 89.

ş Şavşat, 40. Şebib, 90. Şebinkarahisar (Şarkikarahisar), 16, 36, 72, 75, 82. Şeddadoğulları, l, 29, 30, 46, 85. Şeki, 46. Şems, 41. Şirvanşahlar, 29, 46, 86, Şöklü, 79, 80.


132

ALİ SEVİM T

Taberistan, 1, 8. Taberiye, 80. Tadik, 95. Tahran, 27. Tamgaç Ebı1 İbrahim I., 43. Tanrıberıniş, 97, 99. Tanrı Dağları, 14. Tarankoğlu (hk. Serhenkoğlu), 59, 78. Tarim, 30. Tarsus, 15, 16, 73, 83, 87. Taşferraş, 23. Tavdanos, 37, 38. Tebriz, 1 . Tecirli, 1 10. Tekelü, 1 10. Tekiş, 105. Tellübaşir, 89. Tercan, 34. Terken Hatun, 104. Teselya, 5. Theodora, 3, 4. Tifüs, 24, 42, 46. Toganarslan, 108. Tohma, 44. Tokat, 73, 83. Tornikios, 3 . Toros Dağları, 109. Trahlusşam, 87. Trabzon, 46, 83, 86. Trakhaniotes, 56, 57. Trakya, 13, 97. Trialet, 40. Tuğrul Bey, 1, 2, 8, 19, 21, 22, 24, 25, 26, 27, 29, 30, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 99.

Tuğtekin, 39. Tulhum, 37, 42, 52. Tulunoğulları, 7. Tuna, 4, 5, 13. Tus, 23. Tutak, 59, 77, 78, 79. Tutuş, Tacüddevle, 88, 91, 92, 93, 94, 107, 108. Türk, Türkler, 7, 5, 1, 2, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17, 19, 20, 21, 22, 34, 35, 36, 37, 38, 46, 47, 49, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 74, 75, 76, 79, 80, 82, 83, 92, 93, 95, 96, 97, 99, 107, 108, 109, 1 10, 111. Türkmen, Türkmenler� 1, 19, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 33, 35, 39, 4,3, 44, 47, 48, 50, 58, 76, 79, 86, 91, 93, 99, 100, 102, 107, 109, 1 10. Türkistan, 6, 15, 22, 76, 1 09. Türşek, 100, 103. u

Ukayloğulları, 1 . Ulubat Gölü, 95. Umman, 8. Umurtekin, 48. Urfa, 13, 36, 37, 42, 43, 52, 54, 71, 79, 83, 88, 94, Urla, 97. Urmiye Gölü, 24, 25, 39. Ursel (Urselius, Roussel), 56, 57, 67, 77, 78, 79.


133

ANADOLU'NUN FETHİ

Uşak, 50. Uz ve Uzlar, 3, 47, 54, 56, 57, 63, 67. Ügümü (Kastro - okomi), 31, 34, 35. Üsküdar, 82. v

Van, 31. Van Gölü, 20, 21, 24, 28, 30, 33, 36, 42, 51, 75. Vanand, 86. Yasak Pahlavuni, 2 1 . Vasif e t - Türki, 16. Vasil, 33, 52. Vaspurakan, 30, 31. Vehsudan, 23, 25. Vizigotlar, 13. Volga ırmağı, 98.

y

Yağma, 47. Yağmur Bey, 23. Yakup, 86. Yakuti, 29, 35, 36, 37, 39, 47, 86. Yalvaç, 98. Yemen, 9. Yermuk, 74. Yeşilırmak, 82, 83. Yınaloğulları, 75, 108. Yusuf Yınal, 29. z

Zahir, 9. Zaimüddevle, 103,

105,

Ziyaroğulları, 1, 7, 8. Zoe, 3.

106.


5

-

Malazgirt Kalesi'nden bir kule (TĂźrk Ansik.)


-·- ·

·-·

- · -· - ·

-

·-·

- ·

..... . -·

c:::;:::

A n ka r a .

s Cl (}

ıo86 Yılına ka dar Anadoh


.,

\

.

ı

/ "" c;;!-

Tr a bz o n

-- · -- · .,,,

· - · - · .... ..

5

C i z r.e

s

"'"

)

u

R

ç

u

y

E

HA,!- E P 5

E

l

ıedilen Bo .. l geler ve Beylik!er

.

K

u

A

R

1



Ali sevim anadolu'nun fethi~selçuklular dönemi (başlangıçtan 1086'ya kadar)