Page 1

AVUSTURYA ALEVİ İSLAM İNANÇ TOPLUMU YAYIN ORGANI ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

Ünversitede Alevilik Kürsüsü’ne doğru Cemevlerimiz yasal ibadethane oldu

GÜÇLÜ ALEVİLİK BİRLİKTEN GEÇER

Dedelerimiz devlet nezdinde tanındı! Alevi inanç günleri resmi tatil

Aleviliğin içeriden ve dışarıdan

ASiMiLASYONUNA HAYIR


Kazım GÜLFIRAT Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu İcra Kurulu Federal Başkanı

Merhaba canlar

1

990 larda kurucusu olduğum Viyana Ehli Beyt Bektaşi Cemiyeti yıllar sonra adını değiştirerek Viyana Alevi Kültür Birliği oldu. Bu kurumun ilk kurucu sekreterliğini yaptim ve birkaç defa Başkanlığını üstlendim. Bu görevlerimi büyük bir arzu ve hizmet aşkıyla yaptım. Tüm kurum organlarımızla ortaklaşa Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumunun kuruluş dilekçesini verdik. Bu dernek içerisinde yaptığımız en doğru şey, Alevilik tanınma başvurusunun yapılması oldu. Bunu o dönemki kurumlarda görev alan arkadaşlarımızla birlikte onur gördük. Alevilerin kalıcı haklara ulaşması gerekti. Bunun yolu yasal tanınmaydı. Yolumuza erkanımıza sahip çıktık. Günlerimizi gecelerimiz harcadık.

Sonuçta inanılması güç kazanımları bir bir elde ettik.Çalışma arkadaşlarım büyük içtenlikle, büyük sabırla ve büyük bir özenle çalıştılar. 2013 yılında da dergi çıkarma kararı aldık. Dergimizin alt yapısını oluşturmaya büyük çaba harcadılar. Onları ayrım yapmaksızın tek tek kutluyorum. Alevi dergimiz her zaman Alevice duruşu sergileyecektir. Kurum olarak nerede Alevilik varsa biz oradayız diyoruz. Dergimiz ALEVİ nin toplumumuza hayırlı olmasını diliyorum. Emektarlarımızı kutluyorum. Bu güzel çalışmayı başlatan basın büromuz övgüleri hak etmektedir. Alevi toplumumuzun dergimizi sahipleneceğine ve katkılarını sunacağına eminim. Bizler başkalarıyla aramıza duvarlar örmeyi değil o duvarları bir bir yıkmayı hedefliyoruz. Biz Alevilerin sesi olacak ALEVİ ye hoş geldin diyorum.

Alevi mezarlığına ilk canımız defnedildi VUSTURYA’da yaşayan Alevi Bektaşiler için, Alevi mezarlığı talebinde bulunan Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu (İAGÖ)’nun başvurusu kabul edilerek, Avusturya’da yaşayan Aleviler kendi mezarlıklarına kavuşmuş oldu. Bilindiği gibi daha önce Aleviler, defin yer tahsisi yetkisi Sünni İslam Cemaatinin tekelinde oldugu için Sünni İslam mezarlığına defin ediliyorlardı. Hayatta oldukları dönemde hiç bir zaman kapısını dahi çalmadıkları Sünni İslam Cemaatinden belge almak zorundaydılar. Bu haksız durumun düzeltilmesi gerekliydi. Alevileri Sünni İslam Cemaatine yönlendirmek kabul edilebilir bir durum değildi. Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu, girşimlerde bulunarak Alevilere yer tahsis edilmesini sağladı. Viyana Eyaletinde inanç toplumu statüsüne gelmiş kurumların böylesi bir talepte bulunma hakları vardı. Bunun için derhal bir komisyon oluşturuldu. Komisyonda, Cemal Çukacı, Ali Çelik, Esalettin Yeşilyurt, Kazım Kaynak, Hasan Erol, İlyas Atmaca, Rifat Keleş, Turabi Çınar, Haydar Akmaz, Rıza Sarı, Mehmet Sarıyar yer aldılar. Alevilerin gereksinmelerini saptayan komisyon, Viyana Eyalet Hükümeti ile tespit edilen yerin krokisini ve diğer ayrıntılarını görüştü. Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu‘nun (ALEVİ) taleplerine Viyana Eyalet Hükümetinin olumlu yanıt vermesiyle, Alevi Mezarlığı hakkına kavuşuldu. Komisyon adına açıklama yapan,

A

editörden Zafer KURU

Biz Artık Burdayız…

N

E kadar farkındasınız bilmiyorum ama, Avusturya’da son 2 yıldır Alevilik adına harika başarılara imza atılıyor. Dünya’nın dört bir tarafında yaşayan aleviler, politikacılar, siyasetçiler, Alevi Düşünür ve Yazarlar ALEVİ kurumunu konuşuyor. Bu başarıları kabullenmeyen, benimsemeyen hatta Aleviligi farklı yollarda inceleyen bazı kişi ve kurumlara rağmen yoluna tüm hızı ile devam eden, Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu (ALEVİ) yöneticilerini gerçekten kutluyor ve takdir ediyorum. Ben Aleviyim diyen herkesinde bunu yapması gerektigine inanıyorum. Avusturya’da yaşayan Alevilerin bu başarıları duyması için Dergi projesinin hayata geçirilecegini duyduğumda gerçekten çok heycanlanmıştım. Hem biz Alevilerin, hem de Avusturya’nın böyle bir dergiye gerçekten ihtiyacı vardı, ve bu ihtiyacı bir an önce karşılamak için ekip olarak haftalarca gece gündüz calıştık, ve bu çalışma sonucu şu an elinizde okudugunuz dergi ortaya çıktı. Bence mükemmel bir dergi oldu... Tabi bu konuda takdir sizin... Aşk ile... Alevilik İslamın dışındadır diyenlere inat olarak Ya ALLAH, Ya MUHAMMED, Ya ALİ...

AVUSTURYA ALEVİ İSLAM İNANÇ TOPLUMU YIL : 1

İlyas Atmaca ve Cemal Çukacı, Yasal İnanç Kurumu, Alevi İslam İnanç Toplumu‘nun bu kısa sürede elde ettiği başarılarından dolayı, gözlerinin yaşardığını belirterek, Alevileri Hakka yürüyen canlarının defni nedeniyle, Sünni İslam Cemaatinin kapısına gitme devrinin kapandığını, ifade ettiler. Avrupa’da bildiğimiz kadarıyla ilk Alevi Mezarlığının Köln’de olduğunu belirten Rıfat Keleş, ikincisininde artık Viyana’da elde edildiğini vurguladı. Viyana Eyaleti Alevi İslam İnanç Toplumu dedelerinden, Haydar Akmaz dede ise konuşmasında; ‘‘18 Aralık 2012 tarihinde Hakka Yürüyen canımız, Cemile Karabulut, Viyana Alevi Mezarlığına ilk defin edilen canımız oldu. Kederli ailesine başsağlığı diliyoruz. Işıklar içinde yatsın, devri daim olsun.“ açıklamasında bulundu.

SAYI: 1 ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu Basın Bürosu Adına İmtiyaz Sahibi Ertürk MARAL Genel Yayın Yönetmeni Zafer KURU Görsel Yönetmen Semih ALTIN Grafik ve Tasarım Elvan DOGAN Adresse : Schererstr. 4, A - 1210 Wien Telefon : 0043 676 441 18 407 0043 660 686 25 28 Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.


GÜNCEL

ALEVİ

Dünyada bir ilk: Alevi inanç günleri resmi tatil

A

VUSTURYA Alevilerinin tek yasal inanç kurumu olan “Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu” (ALE-Vİ) Avusturya’da yasal kazanımlarına her geçen gün yenilerini ekliyor. Gectigimiz aylarda Kurban Bayramı ve Aşure günü, Avusturya’da okula giden Alevi öğrencileri için resmi tatil olarak kabul edilmisti. ALEVİ, Hızır ve Nevruz için de resmi tatil olması adına 7 Ocak 2012 tarihinde Avusturya Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı’na resmi başvuruda buim lunmuştu. Avusturya Devleti 8 Ekim 2012 tarihinde bu başvuruyu da kabul ederek, Kurban bayramının yanı sıra, Alevi inanç günleri olan Aşure, Hızır ve Nevruz’u da resmi tatil olarak kabul etti. Yukarıda saydığımız Alevi İnanç günlerinin resmi tatil ilan edildiği tek ülke olan Avusturya aynı zamanda tarihi bir adıma da ev sahipligi yaptı. Konuyla ilgili açıklama yapan ALEVİ İcra Kurulu Başkanı Kazım Gülfırat, “Ekip olarak Avusturya`da çok güzel olaylara imza attık, bizler yaklaşık 80 bin Alevi’nin sesi olmaktan gurur duyuyoruz. Bizim elde ettigimiz başarıların dünya üzerinde bir benzeri daha yok. Ben Alevi’yim diyerek Alevi olunmuyor, artık zaman, elini taşın altına koyma zamanıdır. Zaman nutuk atma zamanı değil, geleceğe yönelik kalıcı haklar alma zamanıdır. ALEVİ Kurumu olarak , resmi inanç statüsüne kavuştuğumuz 16 Aralık 2010 tarihinden bugüne kadar var olan enerjimizi kendimize degil, binlerce yıldır çok görülen yasal haklarımızın kazanımı için harcamaya özen gösterdik ve göstermeye devam ediyoruz. “ şeklinde konuştu. Burada elde edilen bu kazanımlar, gerek Türkiye, gerekse Alevilerin yaşadığı diğer ülkelere model örnek oldu, oluyor ve olacak. Bunun ilk takipçisi Almanya’da Hamburg Eyaleti oldu. Burada da Aleviler inanç günlerinin tatil olarak kabul edilmesi için başvuruda bulundular.

Bundesministerium für Unterricht, Kunst und Kultur

Bundesministerium für Unterricht, Kunst und Kultur

An alle LSR/SSR für Wien

Geschäftszahl: SachbearbeiterIn: Abteilung:

Antwortschreiben bitte unter Anführung

NEVRUZ Fest:

2013: 21. März 2013 2014: 21. März 2014

BMUKK-21.001/0004-III/3/2011 Elisabeth Kaiser-Pawlistik III/3

E-Mail:

elisabeth.kaiser-pawlistik@bmukk.gv.at

Telefon/Fax:

+43(1)/53120-2362/53120-812362

Ihr Zeichen:

Antwortschreiben bitte unter Anführung

der Geschäftszahl.

Dem Bundesministerium für Unterricht, Kunst und Kultur wurden von der „Islamischen Alevitischen Glaubensgemeinschaft in Österreich“ die Termine der religiösen Feiertage in den Jahren 2011 bis 2013 bekannt gegeben. Diese Termine sind wie folgt: Islamische Alevitische Festtage 2011: 06. bis 09. November 2011 – Opferfest 08. Dezember 2011 – Asure-Fest Islamische Alevitische Festtage 2012: 25. bis 28. Oktober 2012 – Opferfest 27. November 2012 – Asure-Fest

Es wird empfohlen, Schülerinnen und Schülern der islamischen alevitischen Bekenntnisgemeinschaft anlässlich des HIZIR-Festes und des NEVRUZ-Feste s (Geburtstag des Heiligen Ali) auf deren Ansuchen hin die Erlaubnis zum Fernbleiben vom Unterricht (§ 9 Abs. 6 des Schulpflichtgesetzes 1985 bzw. § 45 Abs. 4 des Schulunterrichts gesetzes) zu erteilen. Die Landesschulräte/der Stadtschulrat für Wien werden ersucht, die Schulleiterinnen und Schulleiter von diesem Erlass in Kenntnis zu setzen.

Islamische Alevitische Festtage 2013: 15. bis 18. Oktober 2013 – Opferfest 16. November 2013 – Asure-Fest Es wird empfohlen, Schülerinnen und Schülern der islamischen alevitischen Bekenntnisgemeinschaft anlässlich des Opferfestes und des Asure-Festes auf deren Ansuchen hin die Erlaubnis zum Fernbleiben vom Unterricht (§ 9 Abs. 6 des Schulpflichtgesetzes 1985 bzw. § 45 Abs. 4 des Schulunterrichts gesetzes) zu erteilen. Die Landesschulräte/der Stadtschulrat für Wien werden ersucht, die Schulleiterinnen und Schulleiter von diesem Erlass in Kenntnis zu setzen.

Mit freundlichen Grüßen Wien, 8. Oktober 2012 Für die Bundesministerin: i.V. Dr. Peter Rumpler

Mit freundlichen Grüßen Wien, 3. Oktober 2011 Für die Bundesministerin: Mag. Andrea Götz

Elektronisch gefertigt Elektronisch gefertigt 1014 Wien Minoritenplatz 5 T 01 531 20-0 F 01 531 20-3099 ministerium@bmukk.gv.at

www.bmukk.gv.at

1014 Wien Minoritenplatz 5 T 01 531 20-0 F 01 531 20-3099 ministerium@bmukk.gv.at www.bmukk.gv.at

DVR 0064301

DVR 0064301

Resmi İnanç günlerinden yararlanmak için… “Avusturya Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı (BMUKK) tarafından onaylanan Alevilik resmi tatil inanç günlerinden inanç hanelerine Alevi yazdırmış öğrenciler yararlanabilecek.“ Açıklamasında bulundular. Bunun için öğrenci velilerinin Avusturya Alevi islam İnanç Toplumuna baş vurarak Alevilik Beyanlarını doldurmaları ve bu beyanları okul idaresine iletmeleri gerektiğini önemle vurguladılar.

İşte resmi tatil ilan edilen günler: k Kurban Bayramı k Aşure Günü k Hızır Orucu k Nevruz Bayramı

SAYFA 4 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

der Geschäftszahl.

Fernbleiben vom Unterricht aus Anlass der islamischen alevitischen Feiertage in den Jahren 2011 bis 2013

Dem Bundesministerium für Unterricht, Kunst und Kultur wurden von der Islamischen Alevitischen Glaubensgemeinschaft in Österreich die Termine der religiösen Feiertage HIZIR und NEVRUZ in den Jahren 2013 und 2014 bekannt gegeben. Diese Termine sind wie folgt: 2013: 15. Februar 2013 2014: 15. Februar 2014

Geschäftszahl: SachbearbeiterIn: Abteilung:

elisabeth.kaiser-pawlistik@bmukk.gv.at

+43(1)/53120-2362/53120-812362

Fernbleiben vom Unterricht aus Anlass der islamischen alevitischen Feiertage HIZIR und NEVRUZ in den Jahren 2013 und 2014

HIZIR Fest:

An alle LSR/SSR für Wien

BMUKK-21.001/0004-III/3/2012 RgR Elisabeth Kaiser-Pawlistik III/3

E-Mail: Telefon/Fax: Ihr Zeichen:

3 gün 1 gün 1 gün 1 gün


Jenbach Anadolu Alevileri Kültür Birliği sunar

TÜRKÜLERLE ANADOLU


GÜNCEL

Dedelerimiz devlet nezdinde tanındı!

ALEVİ

Ertürk MARAL Alevi Genel Başkan Yardımcısı Basın ve Eğitim Bürosu sorumlusu

ÇIKARKEN

A

ERİYE dönüp tarihe bakıldığında, özellikle Peygamberimiz Hz. Muhammed‘in vefatıyla başlayıp, Hz. Ali, 12 İmamlara ve onların soyundan gelen Alevi İnanç Önderi olan Dedelerimiz kendilerine yapılan sayısız haksızlıklara, baskı ve zulüme rağmen, Alevi İnançını bu zamana kadar onurluca taşımışlardır. Tarihin hiç bir döneminde Dedelerimize maddi veya manevi bir destek verilmediği gibi, var olan imkanları da ellerinden alınarak sürekli dışlanmışlardır. Oysa Dedelerimiz, doğruluğu ve dürüstlüğü ile haksızlığa karşı boyun eğmemeyi kendilerine erdem edinmiş bir inancın yolunu süren Alevi inanç önderlerimizdir. 1400 yıldır süre gelen bu uzun yürüyüşte onlara bu gücü veren inançlarının güzelliğidir. Avusturya Devleti‘nin adalet terazisi de Dedelerimizi artık diğer inanç önderleriyle yasal düzlemde eşit konuma getirmiştir. Kısaca Papaz ve Haham hangi yasal hakka sahipse, dedelerimiz de aynı yasal haklara sahip olmuşlardır. Konuyla ilgili açıklama yapan, Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu, İnanç Kurulu Başkanı, Murat Yeşilbaş (Taner Dede), 1400 yılın eksikliğini bir günde gidermemiz mümkün değil, ancak kurumumuz ALEVİ ile birlikte bu eksiklikleri bir bir giderme çabasındayız. Bu güne kadar aslımız olan, soyundan geldiğimiz, Hz. Muhammed ve Hz. Ali nin yolunu sürmeye devam edeceğiz. Hz. Hüseyin gibi, Pir Sultan gibi, davamıza sahip çıkacağız“ dedi. Alevi İnanç önderi dedelerimize uygulanan haksızlığa son verdiği için Avusturya Hükümetine teşekkür ederiz diyen Taner Dede, ‘‘Tüm Alevilerin gözü aydın olsun, bu uygulamalar Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetlerine örnek olsun“ açıklamasında bulundu.

G

SAYFA 6 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

VUSTURYA Alevilerinin yasal düzlemde tanınmış inanç toplumu ALEVİ tanınmanın üzerinden geçen iki yıl boyunca ulaştığı kazanımlara elinizdeki dergiyle bir yenisini daha ekliyor. Elinizdeki bu dergi bir yandan İnanç Toplumumuzun somut kazanımlarını sizlere ulaştırırken, inancımızın temel taşlarını ele alırken, dergilerden, gazetelerden, elektronik medyadan uzak tutulan canlarımızı sizlerle bir araya getirirken, öte yandan sizlerin görüşlerinin yer aldığı bir platform işlevini görecek. Dergi çalışmalarına başladığımızda dergimize ne isim koyalım tartışmasını yaptık aramızda. Pek çok isim önerisi geldi. Geçmişte Viyana Alevileri olarak Canlar adında bir dergi çıkarmaya başlamıştık. Ne yazık ki, bizden habersizce, YK kararı olmadan, o dönemki kurum başkanımız dergiyi üst kuruma devretti. Üst kurum dergi çalışmasını ya yürütmek istemedi ya da yürütemedi, o kadar emek verilerek çıkarılan derginin yayın hayatına son verildi. Bu nedenle Canlara yeniden başlayalım düşüncesi atıldı ortaya. Ancak çoğunluk kendi adımızla çıkalımda karar kıldı. Böylece dergimizin adı artık netleşmişti. Adı Alevi olacaktı. İnancımızın, kimliğimizin ve kurumumuzun adı, yani ALEVİ. Alevi sizin sesiniz, sizin soluğunuz olacak. Alevi, görüşlerini hakaret etmeden ileten herkesin sesi olacak. Alevi kurum emekçilerimizin, yazarlarımızın, aydınlarımızın, bilim adamlarımızın görüşlerini paylaştığı bir platform olacak. Bu dergi Aleviliğin sadece bizim kuşağın değil, bizden önce yaşamışların ve bizden sonra geleceklerin de inancı olduğunu asla unutmayacak. ALEVİ, Aleviliği sünnileştirme, şiileştirme ya da köklerinden kopararak asimile etme çabalarına karşı bir ses, bir duruş olacak. Alevi, Alevilere Alevilik propagandası yapanların değil, Alevilerin somut hak mücadelesi yapanların sesi olacak… Merhaba ALEVİ


GÜNCEL

ALEVİ

Alevilik Kürsüsüne Doğru

Avusturya’da Alevi öğretmenleri yetişiyor Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu’nun (ALEVİ) girişimleri sonucu Avusturya‘nın köklü üniversitelerinden olan Viyana ve İnnsbruck Üniversiteleride Alevilik ögretmenleri yetiştirilmek için açılan master programı Bismi Şah, Allah Allah” denilerek başlandı.

A

LEVİLİK Master Programına katılan Alevi öğrencileri öğrenimlerini başarı ile tamamladıklarında Avusturya genelinde ilk, orta öğretim kurumlarıyla lise ve dengi okullarda Alevilik dersleri verecekler. Master Programının, dersleri ve öğretim görevlileri, üniversite ile yapılan anlaşma gereği, Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu Eğitim Bürosu tarafından belirlenmiştir. Sunulan Yüksek Lisans (Master) programında genel pedagojik dersler Avusturya’lı Akademisyenler/Profesörler tarafından söz konusu Alevilik derslerini ise, kendilerini çalışma alanlarında kanıtlamış ve halen saygın Avrupa Üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışan Alevi Akademisyenler tarafından verilecektir. Viyana ve İnnsbruck Üniversitelerinin ortak olarak düzenlediği Alevilik Master Programı Alevi geleneğine uygun bir sunum ve törenle başladı. Master Programının ilk Alevilik dersi Alevi Akademisi Başkanı Sedat Korkmaz’ın verdiği “Alevi inanç öğretisinin ana temalarına giriş: İnanç Kaynakları, Kurumları ve Gelenekleri” , “Bismi şah, Allah Allah” denilerek başlandı. Bu tarihsel adım İnnsbruck Üniversitesinde yapılan törenle kutlandı. Düzenlenen törende ALEVİ Federal Başkanı Kazım Gülfırat, ALEVİ Genel Başkan yardımcısı ve Eğitim Bürosu sorumlusu Ertürk MARAL, ALEVİ Bürokrasiden sorumlu

SAYFA 8 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

Genel Başkan yardımcısı Rıza SARI, ALEVİ İnanç Kurulu üyesi Dedeleri Ali Cemal GÜLER ve Hüseyin AKSOY (Boro dede), ALEVİ Batı Bölgesi eyaletlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Erdoğan’nın yanı sıra Tirol Anadolu Alevileri Kültür Birliği (TAAKM) başkanı Nurettin ASLAN, Tirol Eyaleti İnanç Toplumu sorumlusu Zöhre DOĞAN, TAAKM Dedelerinden Dursun Ali ÇAMYURDU, Dursun BULUT, ALEVİ Vorarlberg İnanç Toplumu üyeleri ve çok sayıda can hazır bulundu. Bilindiği gibi Dünya‘da ilk defa bir üniversite bünyesinde, Alevilik dersleri öğretmenleri yetiştirilmektedir. Bu adımın ilk olmasının yanı sıra tarihi bir adımdır. Tarihsel olarak Aleviler çeşitli üniversitelerin kuruluşuna önderlik etmişlerdir., Alevilik yeniden üniversite bünyesine giriş yapmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere, Alevilerin yaşadığı pek çok ülkeye örnek olacaktır. Almanya’da Alevi kurum yetkilileri bu konuda girişimlerde bulunmaya başlamışlardır. Oralarda da, bu tarihsel adımı takip eden kazanımların mutlu haberini bekliyoruz. Master programına katılabilmek için özellikle eğitim fakültelerinden lisans (Bachelor) düzeyinde mezun olmak gerekmektedir. Bu konuda görüştüğümüz eğitim bürosu yetkilileri, master programına kayıt yaptırmak isteyen öğrencilerin eğitim bürosu ile ilişkiye geçmeleri gerekmektedir, açıklamasında bulundular.


GÜNCEL

ALEVİ

HAK DİVANI SONUÇ BİLDİRGESİ Alevi Toplumuna, Viyana Alevi Kültür Birliği’nin girişimiyle Alevi Kurumu ve AABF arasındaki sorunların çözümlenmesi amacıyla, Alevi Yol ve Erkanına uygun olarak isimleri aşağıda belirtilen dedelerden k Mustafa DÜZGÜN k Derviş TUR k Cafer KAPLAN k Sedat KORKMAZ k Hıdır TEMEL bir HAK DİVANI oluşturuldu. Sözkonusu sorunların çözümü amacıyla taraflara yapılan çağrıya AABF tarafının uymayıp gelmediği ancak ALEVİ (İAGÖ) kurumunun üstüne düşeni yapmak üzere hazır bulunduğu HAK DİVANI çalışmalarını başlattı. Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumunun Aleviliğin Avusturya’da tanınması için yaptığı başvuru, dayandığı anlayış ve izlemekte olduğu yol doğru ve Hak Muhammet Ali yoluna uygundur. İAGÖ tüzüğüne göre Avusturya ölçeğinde kazanılan yasal tanınma hakkı ve elde edilen diğer haklar Alevi toplumu için büyük kazanım olmuştur. Tanınma sonrası elde edilen: k Alevi Yol önderlerinin diğer inanç önderleriyle yasal düzlemde eşit statüye ulaşması k Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olarak tescili k Okullarda İnanç hanelerine Alevi yazdırma hakkı k Viyana’da Alevi Mezarlığı k Alevilik Dersleri öğretmenleri yetiştirmek amacıyla

SAYFA 10 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

Innsbruck Üniversitesinde Yüksek Lisans programına başlanması k Dünyada bir ilk olarak dört Alevi İnanç Gününün k Aşure günü (1 Gün) k Kurban Bayramı (3 Gün) k Nevruz (1 Gün) k Hızır (1 Gün) kazanımlar Alevi toplumunun yararınadır. Alevi kurumlarının gerek temsilcileri gerekse üyeleri, Alevi Yoluna uygun bir dil, duruş ve düşünceden sapmamalıdır. ALEVİ Kurumunun şu ya da bu nedenle dışında kalan Alevi kardeşlerimizin de elde edilen kazanımların önemini görüp bir an önce söz konusu bu etkinlikleri güçlendirmek üzere ve daha ileri kazanımlar elde etmek için birlik kervanına katılacaklarını umuyor, daha ileri başarıların elde edileceğini umuyor ve bekliyoruz. ALEVİ (İAGÖ) nün elde ettiği kazanımlar hem avrupa da hem de diğer ülkelerde yaşayan Aleviler için ciddi ve saygın bir örnek oluşturacağına yürekten inanmaktayız. Hak Divanımızın saygı ve selamlarıyla Hak Divanını oluşturan: Mustafa DÜZGÜN Dede Derviş TUR Dede Cafer KAPLAN Dede Sedat KORKMAZ Dede Hıdır TEMEL Dedeler adına Mustafa Düzgün


ALEVİ

KÜLTÜR SANAT

Japonya’dan geldi Aleviliği seçti UNCELİ Üniversitesi’nde Japon bir antropolog Alevilik dersi veriyor.Yrd. Doç. Dr. Hiroki Wakamatsu çalışmalarının da etkisiyle Alevi bir Müslüman olduğunu söyledi. Sophia Üniversitesi’nde antropoloji alanında yüksek lisansını ve doktorasını tamamlayan Japon antropolog, Tunceli Üniversitesi’nde Alevilik dersi veriyor. 2011 yılında Tunceli Üniversitesi’nde yardımcı doçentlik unvanını alan Yrd. Doç. Dr. Hiroki Wakamatsu, Alevilik’ten etkilenerek Müslüman oldu. Alevilikle ilgili araştırmalar yapan Wakamatsu zamanla Alevi olmaya karar verdiğini belirterek, “Tibet’te olabilirdim ya da Arjantin’de olabilirdim ama bir hocamın tavsiyesiyle Türkiye’deki Alevi toplulukları üzerine çalışmaya başladım” dedi. “Müslüman olmak için uzun zamandır tereddütüm vardı” diyen Japon antropolog Hiroki Wakamatsu, “Ankara Üniversitesi’nde samimi hocalarımız vesilesiyle Müslüman olmak kısmet oldu. Odan sonra Alevi olmayı seçtim. Alevi yolu bir meşrebdir benim için. Kendi adıma, İslam’ın Allah’a ulaşmak için en doğru yolu olduğuna inanıyorum”

T

şeklinde konuştu. Tunceli Üniversitesi’nde öğrenciler Japon hocalarından çok memnun. Bir öğrenci Wakamatsu’yla ilgili düşüncelerini şöyle açıkladı: “Açıkçası kendi alanımda Hiroki hoca gibi bir hocanın olacağını düşünmemiştim. Japon bir hocanın ders vermesi çok farklı bir deneyim oldu benim için” dedi.


GÜNCEL

ALEVİ

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ kurmumuz ALEVİ’yi ziyaret etti Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Avusturya gezisi sırasında Sivil Toplum kuruluşlarını da ziyareti kapsamında, Avusturya Alevilerinin yasal temsilcisi olan Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumunu da ziyaret etti.

P

LANLANAN 1 saatlik ziyaret yaklaşık olarak 2,5 saat devam etti. Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Viyana Büyükelçisi Ayşe Sezgin, Viyana Başkonsolosu İbrahim Mete Yağlı ve diğer yetkililer ile birlikte gazeteci ordusundan oluşan heyete önce, biz Alevilerin ibadet merkezi olan, kaba inşaatı bitmiş, ince işlerine başlanmış ve inşaatı tüm hızı ile devam eden Cem Evimiz gezdirildi. Cemevi komisyonu başkanı Hüseyin AYIK, Cemevini, projesini detayları ile anlattıktan sonra heyetler arası görüşmeye geçildi. Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu Federal Başkanı Kazım Gülfırat, Gündem ile ilgili açıklamasının ardından ALEVİ sözcüsü Genel Başkan Yardımcısı Ertürk Maral , konuşmasına başlamadan önce Başbakan Yardımcısı Bozdağ’a Avusturya da yaşayan Alevilerin almış oldugu haklar ve Türkiye’de yaşayan alevilerin taleplerini karşılaştıran bir dosya sundu. Daha sonra Maral, ‘‘Bizi ziyaret ettiğiniz bu hafta içerisinde Türkiye tarihinde insanlık dışı bir katliam yapıldı. Zaten bizlere katliam yapılmayan artık gün kalmadı dedi. 1978 yılında Maraş’ta Alevi Toplumuna yönelik bir katliam yapılmış ve ulaşılan bilgiler göstermektedir ki, bu katliam bizzat devlet organlarınca planlanmıştır. Bu katliam dosyası Alevilerce kapanmamıştır. Evet devletin çeşitli organlarının bu katliamda parmağı olduğunu biliyoruz. Ancak burada daha vahim olan, Alevilerin kendi komşuları tarafından vahşice katledilmiş olmasıdır. Yıllarca birlikte yaşadıkları Alevileri bu derece vahşice nasıl katletmişlerdir? Bu iklimi kimler ve nasıl oluşturmuştur. Tarihte antisemitizm

SAYFA 12 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

olarak bildiğimiz yahudi düşmanlığı suçtur. Alevifobi de Alevi düşmanlığını adıdır. Alevilere karşı işenen suçlar Alevifobi kapsamına alınmalı, zaman aşımı kapsamından çıkarılmalıdır. Bu suçlar insanlığa karşı işlenen suçlardır. Bu suçalara karışanların affı söz konusu olmamalıdır.

ALEVİLİK YASAL İNANÇ HALİNE GELDİ Bu suça karışan gerek devlet yetkilileri gerekse bireyler tekrar yargı önüne çıkarılmalıdır. Maraş dosyası yeniden açılmalıdır. Mecliste Maraş katliamı gibi Alevilere yapılan, gerek Sivas gerekse Gazi vb. Katliamları araştırma komisyonu kurulmalıdır açıklamasında bulunan Maral sözlerine şöyle devam etti: “Sayın Başbakan yardımcısı, Biz Alevilere Avusturya’da hiç bir devlet ya da hükumet yetkilisi, sizin ibadethaneniz şurasıdır demedi. Bizim tespitlerimizi aynen kabul ettiler. Avusturya’da Alevilik yasal inanç haline geldi. Yani Katoliklik, Protestanlık, Yahudilik, Sünnilik ne ise Alevilikte aynı düzlemde ve aynı haklara sahip oldu. Bize bu hakları veren Avusturya devletine sevgi, saygı ve bağlılığımız azalmadı, bilakis arttı. Tanınmamıza bir tek burada ki sünni İslam Cemaati engel olmak istedi. Aleviler islam değildir dedi. Türkiye’de komşu olduğumuz Sünni toplumdan tek bir karşı ses duymadık. Burada, Üniversitelerde, Alevilik dersleri öğretmenleri yetiştiriyoruz. Türkiyede var mı? Hayır. Burada Alevilik dersleri hakkımız var. Ya vatanımız


ALEVİ Türkiye’de? Hayır. Burada inanç hanelerimize Alevi yazdırıyoruz. Ya Türkiye’de? Hayır. Burada dedelerimiz, diğer inanç önderleriyle aynı göz hizasında. Ya Türkiye de? Hayır. Biraz önce gezdiğiniz Cemevinin temel atma ruhsatı, Alevilerin ibadethanesi olarak alındı. Ya Türkiye’de? Açık kalmaları yerel mülki amirin iki dudağının arasında. Burada Cemevleri yasal İbadethane olarak tanınınca, ne Camiye, ne Kiliseye ne de Sinagoga giden cematte azalma olmadı. Çünkü Aleviler ne Camiye ne Kiliseye ne de Sinagoga gitmiyorlar? Cemevlerini neden tanımıyorsunuz. Eğer buradaki devlet siz Sünnilere ibadethaneniz Cami değil, Kilise deseydi kendinizi nasıl hissederdiniz?

ALEVİ KÖYLERİNE CAMİYE SON VERİLMELİ Sayın Bakan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kökeni Bizansa dayanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Alevi köylerine cami yapımına son verilmelidir şeklinde konuştu. Cemevi Komisyon Başkanı Hüseyin Ayık, ise sayın Bakan siz kabul etsenizde etmesenizde cemevleri bizim ibadethanemizdir. Biz camiye de, kiliseye de gitmeyeceğiz. Oralar başka inanç mensuplarının ibadethaneleridir. O ibadethaneler de saygımız var. Ancak hiç kimse bize ibadethanemizin neresi olduğunu söyleme hakkına sahip değildir. Biz 1400 yıldır nerede ibadet ediyorsak oralarda ediyoruz dedi. Burada önemli Alevi İnanç günleri resmi tatil olarak kabul edildi. Kurban bayramı, Aşure, Hızır ve Nevruz. Bir tane Alevi İnanç günü Türkiye’de tatil mi? Hayır. Aşure resmi tatil olsa, kime ne zararı olacak, anlamış değiliz… Bu konuşmaların ardından söz alan Bekir Bozdağ, Cemevlerine hukuki bir statü verimesine karşı olmadıklarını, kendilerinin döneminde daha fazla cemevi yapıldığını, aleviliğin ve cemevlerinin tanınmasının önünde cumhuriyet kanunlarının engel olduğunu açılayarak, sözlerine kısaca biz

GÜNCEL buraya sizleri daha yakından tanımaya geldik, ders kitaplarına ilk defa Alevilik girdi, Madımak Oteli kamulaştırıldı, kebapçı kapatıldı ve bir anma bölümü açıldı dedi. Hacı Bektaş ta meydanevinin yanında cami de olduğunu açıkladı. Bekir Bozdağ’ın konuşmasının ardından, söz alan yetkililer, madımak otelinin kamulaştırılmasının iyi bir gelişme olduğunu ancak, katillerin adlarının şehitlerle birlikte yazıldığını, bunların adlarının kaldırılmasını talep ettiler. Hacı Bektaş külliyesine yapılan caminin yapım tarihinin 1834 olduğuna dikkat çeken yetkililer Hünkar döneminde yapılan cami yoktur. Bu cami külliyenin yapımından tam 500 yıl sonra oraya yapılmıştır. Bu cami tarih kitaplarında vaka i hayr olarak geçen ancak biz Alevilerce Vaka i Şer olarak adlandırılan dönemde yapılmıştır diyerek tepki gösterdiler.

TÜRKİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLER İÇİN İSTİYORUZ Bu konuda söz alan dede Miktat Güler, Tarihin hiç bir döneminde Aleviler ibadetlerini cami de yapmamışlardır. Sürekli olarak Cemevinde yapmışlardır. Hz Muhammed döneminde cami yoktur. İlk cami 705 yılında yani peygamberden 60-70 yıl sonra Şamda Emeviler tarafından inşa edildiğini açıklayarak itirazda bulundu. Görüşmeye katılan konuklardan Hasan Aslan, Dersim Katliamında, idam edilen, Seyit Rıza’nın mezar yeri konusunda hükümetin yardımcı olmadığını, bunun devlet arşivlerinde olduğunu ve yardımcı olunması gerektiğini dersimliler olarak talep etti. Viyana Alevi Kültür Birliği Başkanı Hasan Ayık ise, Bizler fazla bir şey istemiyoruz, tek istegimiz bizlere burada verilen hakların aynısı Türkiye’de yaşayan aleviler için istiyoruz. Elinizde burada ki haklarla ilgili dosya var. onların aynısını talep ediyoruz ‘’ dedi. Görüşme sonrasında Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ALEVİ Kurumuna iki kahve fincanı hediye ederken, Hasan Ayık, Bozdağ’a altında Alevilerin İbadethanesi Cemevi yazılı Viyana Cemevinin bir fotoğrafını hediye etti.

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 13


YORUM

ALEVİ

Aleviliğin içeriden asimilasyonu İbrahim BAHADIR

S

ON zamanlarda sadece Aleviler değil, Alevilikte tarihi dönemden geçiyor. Geleneksel birikimleri ve kurumlarını sürdüremeyen Alevi guruplar, günümüzde oldukça kafa karışıklığı yaşamaktadır. Gelenekten yetişmiş bir entelektüel gurup devir almayan günümüz Aleviliği ciddi bir çıkmazın içindedir. Bu açık, modern dönemde milliyetçi eğitim kurumlarında yetişen kadro ile kapatılmaya çalışıldı. Fakat onların Sünni ağırlıklı bir eğitimle onların Aleviliğe mesafeli şekilde yetiştiği göz ardı edildi. Ne yazık ki bu kesimlerin söylemlerini belirleyen de yetiştikleri dünya görüşüdür. Fakat bu kesimlerden bazıları, Aleviliğin içindeki sorunları çözmek yerine daha karmaşık hale getirip asimilasyonun yeni aktörleri haline geldikleri görülmektedir. Bu çevrelerin ortaya attığı fikirler üzerinden internet sitlerinde Alevilik adına çeşitli tartışmalar yürütülmektedir. Asıl kötü olan ise tartışmaları yapanların konuyla ilgili hiçbir uzmanlık alanına ihtiyaç duymadan aklına ne gelirse bunu dile getirmelerdir. Hiçbir düşünce ya da inanç bu kadar ucuzca önüne gelenin kafasında ne varsa söylediği bir alan olmamıştır. Bütün bildikleri duyduklarından ibaret kimi muhteremler internet sitelerinde “racon” kesmekle kalmayıp, hatta kimi kurum yöneticilerin bile tahdit etmekte bir mahsur görmemektedir. Bu kesimlerin ne kavramları nede o kavramların tarihsel gelişimi konusunda ciddi bir bilgiye sahip olmaması konuyla ilgili hem algılamada hem de anlaşılmasında ciddi problem yaratmaktadır. Bu durum çoğu zaman fikri savrulmalara neden olmakta, hatta çok uç kimi tezlerin ulu orta dile getirilmesinde hiçbir mahsur görülmemektedir. Daha da önemlisi bunların zararları konusunda hiçbir tartışma yapılmaması oldukça manidardır. Sözde Alevilerin asimilasyonu engellemek için ortaya atılan kimi tezlerin bu asimilasyona ne kadar hizmet ettiği gözden kaçırılmaktadır. Alevi çevrelerde genellikle Asimilasyon denildiğin de Sünni çevreler akla gelmektedir. Bu gerçeğin tamamını yansıtmaktan uzaktır. Son zamanlarda Alevi çevrelerin içinden çıkan bir diğer grubu da buna dahil etmek gerekir. Aslında her iki gurup sanki bir birine muhalif gibi dursa da söylemlerindeki benzerlik ve yaratıkları tahribat aynıdır. En azından her iki asimilasyoncu yaklaşımın hedefinde Alevilik bulunmakta onun içini boşatmak için çeşitli tezler ileri sürülmektedir. Her iki yaklaşımda Aleviliğin içerisini boşaltmak için elinden geleni yapmakta onu değersizleştirip onun hayata tutunmasını sağlayan organizasyonlarını tahrip etmeyi kendisi için başarı saymaktadır. Aslına bakılırsa içerdeki asimilasyoncuların dışarıdan daha fazla tahribat yaratığı son zamanlardaki gelişmelerden anlaşılmaktadır. Ne yazık ki tanrılardan ateş almak için gönderilenler onların safına geçmiş olduğu görülmektedir. Bu durumunun, Alevi çevrelerce çok farkına varıldığı ya da bilincinde olunduğu söylenemez. Bu çevreler kendileri için yeni olan bu fikirleri Alevi namı ile yürütmektedir. Ne yazık ki her toplumda olduğu gibi dışarıdan gelene savunma refleksler harekete geçtiği halde içerdekilere tam bir körlük hakimdir. Bunun için toplumsal dizaynlarda dışarıdan çok içerden onların değişimi için insanların harekete geçirildiği bilinmektedir. Buradan buna alet olanların bu işi maddi nedenlerden çok inandırılmış olması oldukça önemlidir Günümüzde devletin asimilasyon çabalarında sadece Diyanet-İlahiyat kanalına dikkat çekilirken bir diğer önemli alan unutulmaktadır. Oda Milli kültür boyalı yeni yönlendirme ve biçimlendirme çalışmasıdır. Bu yeni asimilasyonculuk milliyetçi dönemin üründür. Günümüzde bu asimilasyon çalışmaları iki ayak üzerinden yürümektedir. 1)Direk kendi teorik üretimi yaptığı ilahiyat fakülteleri aracılığı ile Sünnileştirme faaliyeti. 2)Devletin ulusal biçimlendirme için görevlendirdiği kurumlar aracılığı ile bozma ve bilgi kirliği yaratıp asıl guruba yönlendirme girişimi. Bu kurmaların başında Sosyal bilimler diye belirtilen Üniversitelerin Tarih ya da Edebiyat ağırlıklı çalışan eğitim kurumlarının ürettiği manipüle tezlerdir. Geleneksel refleksleri itibarı ile birinci başlıkta dile getirilen Sünnileştirme faaliyetinin etki alanı sınırlı olduğu görülmektedir. Fakat bütün Dünyada olduğu gibi Türkiye de en iyi sonuç aldığı ikinci olandır. Bu yazıda daha çok Alevi çevrelerdeki en etkili olan ikinci başlık tartışma konusu haline getirilecektir. Uzun bir tarihi mirası sahiplenen Sünni devletin asimilasyon çabaları bilinmektedir. Milliyetçi dönemde, bununla yetinmeyen devlet yeni ideolojik söylem ve kurmaları asıl hedef için dizayn etmiştir. Burada en çok Milli kültür politikaları ve devletin herkesi eğittiği eğitim kurumlarının önemli bir yeri vardır. Herkesçe bilinen bir gerçeği tekrar edersek; ulus devletlerde eğitim ve kültür Politikaları’nın amacı yerel kültürleri yaşatmak değil, Onları manipüle ederek kafa karışıklığı yaratıp, onları baskın olan kültüre adapte etmektir. Bu konuda devletin kültür üretmek ve yönlendirmek için kullandığı en etkin alan üniversitelerdir. Buralarda üretilen fikirlerle farklı inançlara sahip guruplar

SAYFA 14 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

içerisinde kafa karışıklığı yaratarak kendi inançları konusunda geleneksel kurum ve fikirlere yönelik bozma girişimleridir. Bu nedenle Üniversitelerde üretilen her bilginin tartışılmaz gerçek olduğu gibi bir yanılgıya düşülmemelidir. Şu durum kesinlikle unutulmamalıdır ki bu kurumların asıl görevi ulus devletin kültür politikalarına malzeme üretmektir. Bu nedenle, buraları masum kurumlar olarak görüp, Alevilik konusunda buralarda üretilen bütün fikirlerin nihai gerçeklermiş gibi muameleye tabi tutulması oldukça yanıltıcıdır. Toplulukları biçimlendirme ve yönlendirmede en etkili nokta onların yararına imiş gibi kimi fikirleri üretip sonra bu üretilmiş tezlere topluğun içinde inanan bir gurup oluşturmaktır. Burada temel amaç, topluğun kafasında kendi değerleri ile ilgili çeşitli soru işaretleri yaratıp inançları konusunda kuşkuya düşürmektir. Üretilen yeni tezlerle kendi kutsalları konusunda bilgi kirliği yaratıp onu muğlaklaştırıp değersizleştirir. Bu şekilde topluluğun inançları ile aralarında mesafeyi açmak için üretilmiş kimi manipülasyon fikirleri hayata geçirip yayar. Bu şekilde kafaları karışan dağınık küçük grupları büyük topluluğa yönlendirilir. Burada temel mesele hedeflenen kitlenin içinden insanların olması oldukça önemlidir. Topluğun kendi içinden insanları ürettikleri bu malzemeleri inandırıp yandaş bulmak ve bu tezleri işleyerek onları içerden topluğun değişim ve dönüşümü için kullanmak temel düsturdur. Hele o topluluk geleneksel değerleri ile bağları kopmuş ise bu etki katlanarak artmaktadır. Ne yazık ki günümüzde Alevliler bu süreci yaşamaktadır. Aleviliğe ilişkin beli dönemlerde üretilmiş kimi tezleri içerden yayıp ciddi bir bilgi kirlenmesi sağlamak topluğun çimentosunu bağlarını zayıflatıp büyük topluğa katılmasını hazır hale getirmeye çalışılmaktadır. Modern dönem Alevi kökenli bazı aydınların fikir donanım ve konuyla ilgi kavramları derlediği yerler geleneksel Alevilik değil Sünniliktir. Mesellere bakış açıları ve kavramlar verilen anlamlar bu nedenle Sünni teolojinin argümanları olmaktadır. Kullandığınız Kavramlar ve argümanlar hangi dünyadan derlenmişse sizin görüşlerinizi de oralar yönlendirmektir. Tartışmamız için buranın özelikle akılda tutulması önemlidir. Aleviler içinden çıkmış bazı araştırmacılar sözde bilimsel olan bu tezler üzerinden Aleviliğe yönelik çeşitli önermeler ve eleştirileri sıralamaktadır. Bu kesimlerin kullandığı kavramlarla sözde muhalefet ettikleri kesimlerin kavramlara verdikleri anlamdaki benzerlik dikkat çeçidir. Bu kesimlerin argümanların da ve kaynaklarında belirleyici olan gelenek değil, sözde bilimsel görüşler olarak lanse edilen manipüle tezlerdir. Bu görüşlere sözde bilimsel içerik ve alt yapı ise üniversitelerde üretilmektedir. Bu konuda Üniversitelerin Tarih bölümü ya da Halk kültürünü araştırma bölümleri kullanıldığı açıkça görülmektedir. Bununda bir diğeri kadar toplumsal biçimlendirmeye katkı sunmak amaçlı üretildiği ve masum olmadığı bilinmelidir. Günümüzde Alevilerin içinden çıkan kimi isimlerin Aleviliğe yönelik kimi fikirlerinde kendi geleneksel bilgi kaynakları yerine, dışında üretilmiş bu bilgi kaynaklarını esas almaları dikkat çekicidir. Özelikle 19 yy milliyetçi nedenle üretilen karşıt tezler bugün Alevi gerçeği olarak sunulmaktadır. Günümüzde etkili olmaya başlayan bir başka görüş ise Aleviliğin, Anadolu da ki eski inanç ve uygarlıkların devamı olduğu yönündedir. Aslında bu düşüncenin Kökleri 1924- 1925 arasındaki “Anadolu mecmuası”na dayansa da bu düşüncenin asıl icadı 1930 lu yılarda Mustafa Kemalin batıyla siyasal mücadelesinde yan üretim olarak ortaya çıkan Anadoluculuk fikridir. Bu tez Batılıların, “Türkler Asyalı oraya geri dönmelidir” fikrine karşı siyasal nedenlerle Anadolu da ki eski uygarlıklarla Türkler’ in bağlantısın kurmak için ortaya atılmıştır. Aslında Tasavvuf üzerinden ilişki kurma girişimleri 1920 ye kadar dayanmaktadır. Yakup Kadri Nur Baba romanında eski yunan sofralarını Bektaşi sofrası diye anlatmıştır. Bu tezin Alevilikle ilgili ilk bağların kurulması Hilmi Ziya Ülken aracılığı ile olmuştur. Bunun dışında bir değer isim Sebahattin Eyüpoğlu olup, Yunus Emre üzerinden eski Anadolu kültür ile Aleviliğin ortaklığını kuran kişidir. Daha sonra çeşitli yazarlarca bu tez geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Bunun için sözde Alevi tarihini aydınlatmak adına, başka nedenler ve ihtiyaçlar için üretilmiş kimi tezler Alevi tarih gerçeği olarak sunulmaktadır. Günümüzde ise bu tez tam bir şovun bir parçası olarak ortada durmaktadır. Konuyla ilgili ciddiyetsizlik o kadar artmıştır ki, iş artık Atlantis’e kadar gitmiş, yeni birisinin konuyu uzaydaki yeni bir medeniyetle ilişkilendirmesine ramak kalmıştır. Konuyla ilgili ciddi hiçbir veriye sahip olunmasa bile, kim olduğu bilinmeyen bazı guruplar Proto Aleviler olarak önümüze sunulmaktadır. Öne gelen her tarihi yapı kalıntısı dergah olarak kabul edilip oralarda dervişler babalar hayal edilmektedir. Bunun tarihsel gerçek olduğunu inan kimi şahsiyetler buralar üzerinden değme senaryolara taş çıkartacak metinleri yayınlamakta mahsur görmemektedir. Aslında bu söylem ve kurgularla bir roman için anlamı olabilir. Fakat Yakup Kadiri gibi bir iftiracı bile buna cesaret edememişken, bizim arkadaşların bilimsel çalışma diye bu kurguları Alevilere yönelik pompalanması en hafif deyim ile bizlerin zekaları ile dalga geçmektir. Bu kadar yalanı bir kalemde söyleme becerisi ise oldukça taktir edilmeye değer bir durumdur. Fakat asıl kerametin bu arkadaşlardan çok onların söylediklerin doğru olarak kabul edip içselleştirenlerdedir. Tarihte yaşamış günümüzde fikirleri ve yaşam tarzları konusunda yeterli


ALEVİ bilgiye sahip olmadığımız kimi topluluklara bu günden rol verilmektedir. Ne mentalite nede kapsam açısından yan yana getirilemeyecek gruplar Alevilik için arka bahçe haline getirilmek için montajlama yapılmaktadır. Tarihte yaşamış topluluklara bu günden başka roller vermek sadece Alevilere değil bu gün kendilerini savunacak durumda olmayan bu kesimlere de büyük haksızlıktır. O ünlü fıkrada olduğu gibi nasıl “fili döverek maymun olduğunu itiraf ettirilmeye çalışılıyorsa” ; birleri de sürekli benzer yalanlarla Aleviliğe yüklenerek Aleviliği zorla köklerinden kopartmaya çalışıyorlar. Arkadaşlar farkındamısınız? Montajlamaya çalıştığınız fikirlerle Alevilik arasında doku uyuşmazlığı var. Kendi kök ve inançları ile bağları zayıf olan internet gençliği üzerinde bu görüşler ciddi tahribatlar yaratmaktadır Bu tartışmaların etkisiyle günümüzde Alevilerle Aleviliğin farklılaşması açık ve bariz olarak kendini göstermektedir. Bu fikirleri ileri sürenlerin asıl garipliği ise bütün bunları düşünmeden asıl inancın aktörlerine (Dedeler) yönelik hakaret eden söylemleridir. Geleneksel Aleviliği yaşayanların sayısı azaldıkça Alevi kökenliler ile Aleviliğin arasındaki açı her gün biraz daha açılıyor. Hele bu konudaki yazan insanların fikri yapı ve gelişiminde gelenekler yerine sonradan ona rağmen üretilmiş tezlerle olunca onların anlatımlarda doğal olarak beslendikleri kaynakların fikirleri oluyor. Bunu da Alevilik adıyla içerden propagandası yapılarak ciddi bir asimilasyona hizmet ediyorlar. Ama bu kişilere bakarsanız tam tersine Aleviliği yeniden tarihi ile buluşturma, üretme ve olgunlaştırmasına hizmet ettiklerini dile getiriyorlar. Yani Aleviliğe yeni bir içerik kazandırma operasyonu Turuva atı zihniyeti ile faaliyet yürütmektedir. Aslında dönem, dönem bazı dar çevrelerde Alevi ad ve kalıbının içini yeniden doldurmak olarak dilendiriliyor. Yani bir dönem yeni Sosyalizm tartışmalarında benzer yöntem kova (isim) kalsın doğru bulduğumuz fikirleri içine atıp ve bunun adına Alevilik diyelim. Haklı olarak Ünsal Öztürk’ün buna itirazı var ve ona göre “Aleviliğin içeriğini yeniden doldurana kadar kendiniz yeni bir din üretin daha hayırlı olur.” Buradan baktığımızda var olan bu uğraşın art niyet beslemediği, beli bir hedef gütmediği hatta kimi bilimsel verilerde söylemlerin inandırıcılığı artırılmaya çalışılırken, teorik derinlik kazandırıldığı bile iddia edilmektedir. Ama ortaya çıkan sonuçlarına baktığımızda ise asıl acı tablo o zaman kendini göstermektedir. Ne yazık ki ateşi halka getirmesi için tanrıların yanına gönderilenlerden bazıları tanrıların safına geçtiği anlaşılmaktadır. Devlet bir memuruna konuyla ilgili bir görevlendirme yapsa böyle bir sonuç çıkartması oldukça zordur. Amaçlanan topluğun dağılması ve asimilasyonu ise daha iyisini yapamazsınız. Bunun içinde yapılması gereken, Aleviliğin üzerine inşa edildiği kimi kişi ve kurumları sözde bilimsel fikirlerle eleştirmeye değersizleştirme ve gözden düşürme operasyonunu hayata geçirmektir. Onun bir sonraki adım ise Alevilik içerisinden bunların kovulmasına çaba gösterip topluğun bağları ve çimentosunu bozmak. Şu acı sonucu artik görmek gerekiyor “budanan Aleviliğin kolları değil; ayaklarıdır. Bir inanca ancak bu kadar kendi içerisinden çıkanlarca zulüm edilir. Burada haklı olarak şu soruyu sormak gerekiyor. Herkes durduğu noktadan bir baksın “amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi. Bu tahrifatlar ve kafa karışıklığı sonucunda Aleviliği ilişkilendirmediğiniz hiçbir topluluk kalmadı. Hatta işi Atlantis’e Mu ya kadar götürülmesi pek yeterli gelememişe benziyor. Her gördüğümüz sakallıyı dede diyenler gibi dünyada Aleviliğe arka plan ilan etmediğimiz kaç kültür kaldı acaba? Bir inancı bu kadar komik duruma düşürmeye kimin hakkı var. Konuyla ilgi tartışmalarda hiçbir ciddiyetin kalmadığı kendi dışımızdaki kimi çevrelerin kıs, kıs güldüğünü ne zaman göreceğiz? Hiç bir toplulukta kendi değerlerine bu denli yabancılaşan onları aşağılayan örneklere rastlamak mümkün değildir. Kendi değerlerini bu denli hoyratça tüketme hakkına sahip olduğunu düşünenler, bu inancın oluşturup ayakta kalmasını sağlayan herkese haksızlık etiğini görmek zorundadır. Artık son zamanlarda dikkat çekmek için ne kadar uçuk şeyler söylersek o kadar kaale alınırız algısı artık terk edilmelidir. Meseleye böyle bakınca ağza ne gelirse dökülüyor. Sözde bilimsel eleştiri ve içerik oluşturma operasyonu sarsılmaz bir asimilasyon için uygun araçlar haline geliyor. Bu çevrelere kendilerine yönelik bütün eleştiriler rağmen “Durmak yok yola devam” diyor. Bu söylemleri dile getirenlerin kendi bilgi kaynaklarına bakmak akılarına gelmiyor. Birileri bu inancın oluşumunu ve bu güne kadar taşınmasını sağlayanları aşağılamaktaki özgüveni nereden alıyor acaba? Hz Aliye “bizim Ali değil Arap Ali” diyebilmek hangi mantıkla açıklanabilinir. Kerbela olayını eski Hititlere götürmek. Daha yetmeyip Muharrem matemine yeni ad bulmak. Hz Alinin Alevilikle ilişkisi olmadığını söylemek. Ya arkadaşlar bu ne cüret!!!!!!! Birilerin asıl görevi Aleviliği bitirmek mi acaba? Devlet de Aleviliğin İslam ile dinle ilişkisi olmadığını söylüyor. Sizlerde aynı ifadeleri tekrarlıyorsunuz. Devlet Aleviliğin içeriğinin boşaltılması noktasında gayret sarf ediyor, sizde. Sizin devlete nereniz muhalif anlamadık? Sorulsa Solcuyuz dersiniz ama milliyetçilerin ürettikleri tezleri el üstünde tutuyorsunuz. Şu gerçeği artık söylersek, aranızda organik bağ olmasa da mentaliteniz ve hedefiniz aynı. Arkadaşlar bu fikirleri siz ilk defa söylüyorsunuz ama biz bu söylemleri 1000 senedir biliyoruz. Bu söylemleri, sizden önce bizler çok duyduk. Ama kendine Aleviyim diyenden ilk defa duyuyoruz. Aleviliğe düşman adamaların söylemlerine alıştık da sizlerinki garibimize gidiyor. Böyle iddialar hep Sünni-Şia medrese çevrelerinden gelmiştir. Cüveyni, İmam Gazali, İbn-i Tevmiye, Ebu Suud, İbn-i Kemal, Halet efendi, Şemsettin Günaltay, ve en son Süleyman Ateş dile getirdi. Fikirlerinizin büyük kısmı İmam Gazalinin söylediklerinin aynısı. Onun talebeliğine soyunmak size mi kaldı? Kimlerin fikri mirasına sahip çıktığınızın farkındamısınız? Onlar bu değerlendirmeleri Alevi büyüklerini aşağılamak için söylerdi. Sizler Alevi büyüklerinin fikirleri yerine Gazalinin fikri mirasına sahip çıkıyorsunuz. Asıl ilginç olan Alevi eren yada evliyaların ve uluların fikirleri yerine onlara düşman olanların fikirlerini birde Alevi adıyla sürdürmeniz. Alevilik değerlendirmelerine ve kavramlara verdiğiniz anlamalar Sünni literatürden kopya. Eğer meseleye böyle bakıyorsanız sizin zihniyetinizi belirleyen zaten

YORUM Sünnilik. Adları günümüze kadar yaşayan hiçbir Alevi Bektaşi ulusunun söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söyleme cesaretini nerden buluyorsunuz. Akla mantığa gelmeyecek söylemlere insanların zihinlerine tecavüz ediyorsunuz. Arkadaşlar Alevilikte imamlar kutsal kişiliklerdir; anlaşılan onların manevi iktidarına göz koydunuz. Yada bu zamana kadar hiçbir Alevi ulusunun aklına gelmeyen Aleviliğin İslam dışında olduğunu söylemek inancın içindeki bunca ritüele ve söylemlere rağmen nasıl açıklanabilinir. Ağzınızla kulağınız arasındaki mesafe çok mu uzak. Demek ki bu yanlışları sizden önceki 800 senedir bir insan oğlu görmemiş bizim yeni nesille nasıp olmuş. Asıl Keramet Ehl-i eskiler değil, bu gün bu fikirleri bu topluğun içinde savunma ve tepki almama becerisini gösterenlerdir. Alevilik sadece yaşayan değil, ölmüş olan ve gelecekte yaşayacak olan bir topluğun ortak inancı. Bunu kendi mülkünmüş gibi bozma hakkını nereden alıyorsunuz? Hele kişisel bu tür tartışmalar ölçülü olunca anlamak mümkündür. Ya kurumlar adına açıklamalara ne demeli. Özelikle A.A.B.F den gelen açıklama ilginç. Bu zaman kadar hiçbir kurumun söyleminde yer almayan Aleviliğin “ayrı bir din olduğunu” hiç tereddütsüz söylemek acaba hangi akılla açıklana bilinir. Merak ediyorum, 23 senelik köklü bir kurum böyle bir söylemi ya önemli bir alan araştırma sonucu üzerinden açıklar yada uzun senelerdir araştırma yapan bilimsel bir projenin sonuçlarını kaynak gösterir. Var mı böyle bir şey ? Arkadaşların üç kuruşluk projelerin hatırına Aleviliği katlettiklerinin farkın ne zaman varacaklar. Ya bu söylemleriniz size bağlı olan derneklerde ne kadar paylaşılıyor. Yada sizler kendi fikirlerinizi bütün toplumun fikri gibi neden sunuyorsunuz. 25 senedir konu üzerine yaptığım çalışmalardan çıkardığım sonuç şudur. Ortada yazım sahasında oluşmuş literatürün Alevi inancıyla bire, bir ilgisi tartışma konusudur. Bu literatürün kökeni de 19 yy sonrasındaki milliyetçi çatışma döneminde üretilmiş fikirlerdir. Bunlar geleneksel Aleviliğin tezleri değil, ona rağmen üretilmiş olanlardır. Şu gerçeğin altını özelikle çizmek istiyorum. Geleneksel Aleviliği anlama anlamıyla tarafsız bir çalışıma (Bende dahil) daha Alevi çevrelerce yapılmamıştır. Aleviliğe ilişkin gerçek bilimsel çalışmalar daha başlamamıştır. Bu nedenle bazı arkadaşların bilgi kaynaklarını üretenlere hizmet ettiğini hatırlatmak isterim. Bu bilgileri üretenlerin Aleviliğin nasıl yaşaması konusunda bir dertleri yoktur. Onları için en uygun şey Aleviliğin içeriğinin boşalması ve tesviyesidir. Sizler yıkmaya çalıştığınız duvara bir tuğla olduğunuzun farkına ne zaman varacaksınız. Sizlerin art niyetli bir amaç taşımadığını biliyoruz, ama yaptığınız iş çok eleştirdiğiniz devletin amacına hizmet ediyor. Sizler daha önce ulamaca bin yıldır dile getirilen iddiaları, yeni söylemenin verdiği heyecanla verdiğiniz zararın farkında değilsiniz. Bir düşünün sizin söylemlerinizi Alevi çevrelerde 1000 senelik tarihte dile getirecek bir akılı yok muydu acaba? Sizler Aleviliğin içini boşaltıp inanları arasında kafa karışıklığı yaratıp onun tasfiye edilmesinde ne çıkarınız var. Bu halk bu zaman kadar çok acı çekti. Bu insanlara kendi dostunun hançeriyle ölme acısını yaşatmayın. Daha da önemlisi Alevilik bitince onun yerine ne koyacaksınız? Bizler asıl bilgi kaynaklarımızı ihmal ediyoruz. Eğer Alevilik ayağa kalkacaksa ancak kökleri ile buluşarak mümkün olur. Yoksa sizin yürüttüğünüz tartışmalar kendi tabanınızı devlete teslim etmekten başka bir işe yaramaz. İşlevsizleşen kurumlar varsa cin fikirlerle bulduğumuz çözümler yerine, daha dikkatli olumlu yada olumsuz noktaları ortaya koyan fikirler üretmeliyiz. Bunun içindir ki biz Aleviliğin bu gün anlamsız gibi gelen kimi kurum ve söylemlerinin anlamını anlamıyoruz. Anlamayınca da yetiştiğiniz bilgi kaynaklarınızın yönlendirmesi ile sözde eleştiri ve yeni bir içerik oluşturma harekâtı Aleviliğin asimilasyona hizmet ediyor. Kimileride buna yeni anlamalar yükleyerek istediği gibi bozma hakkını kendinde görebilir Onun içindir ki kimi kavramları anlamakta ve kimi kurumların ne anlama geldiği noktasında bu gün Nazizim ile eşleştirecek kadar akıl ve mantık hatası yapılmaktadır. Dedelerin soyları ile ilgili tartışma yapanların söylemleri ile Şeriatçı çevrelerin tanrıya şirk koşma söylemelerindeki benzerlikten ne anlayacağız? Dedelerin kutsiyeti kan bağı tartışması bu kadar neden önemsenir anlamak zor. Her toplulukta tarih boyunca aynı çevrelerin farklı kimliklerle tanımlandığı bilinmektedir. Bir dönem bir etnik gurubun üyesi diye tanıtılanların bir dönem sonra başka ismi aldıkları bilinen bir gerçektir. Anadolu en iyi örneklerden birisidir. Şunu iyi anlamak gerekirki millet yada ulus genetik degil kültürel bir durumdur. Bir dönem bir başka etnik yapının üyesi olanın daha sonra bir başka grubun üyesi olması şaşırtıcı olmamalıdır . Almanya da 60 sene önceki Polonyalılar bu gün en has Almanlar olarak kendini tanıtırlar. Dahası dedelerin soyunun Hz Muhammet ve Hz Ali ile ilişkilendirilmesi bu kadar neden acayip karşılanır. Hz Hüseyin’in ölümün ardından imamların saklanmak için Horasan bölgesine kalmaları İmam Rıza örneği ile bilinen bir durumdur. Birde eskilerin tabiri ile don değiştirmek terimi vücuttan gelmek anlamına gelmeyip, bir fikir devamlığına işaret eder. Ünlü “Aynayı tutum yüzüme Ali göründü gözüme” sözündeki gibi anlaşılan Hz alinin fikirleridir.. Aslında benzer bir durum Avrupalıların Helen uygarlığı ile kurduğu fikri bağ gibi anlaşılır. Daha da önemlisi bu kesimlerin soyu ne olursa olsun inançta sembolik önemli bir yeri var. Onları tartışma konusu haline getirip değersizleştirerek ritüelleri kimlerle yürüteceksiniz. Hocanız iyi akıl vermiş vuracak yeri biliyorsunuz. Sonuç olarak söylenmesi gereken şu ki bir topluğun ortak mirası olan bir inanca yönelik söylemelerde her aklımıza geleni söylemek bu kadar kolay olmamalıdır. Hele o inancın temel direkleri ve çimentosunu tartışma konusu haline getirip, değersizleştirme harekatı son tahlilde ona hizmet değil, onun asimilasyonuna hizmet etmektedir. Şunu iyi düşünmeliyiz Devlet Aleviliği Sünnileştirmeye çalışıyor ve asimile ediyor diye kızarken, acaba sizlerin yaptığının ondan ne farkı var. Hatta hakkınızı yememek lazım sizler devletten daha başarılısınız. Şunu bilin ki gençler arasındaki bu işin yaygınlaşması fikirlerinizin yetkinliğinden yada tutarlılığından değil, çocukların Alevilikle ilgili donanımsızlığından ileri gelmektedir. Aleviliğe, devlet dışarıdan siz içerden vurun, bitirmeye az kaldı. Benim merakım bu gayretin ödülü ne? Eskilerin deyimi ile “Edep ya hu”

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 15


GÜNCEL

ALEVİ

Aleviliğin Avusturya’da yasallaşma süreci Nurettin ARSLAN

B

AŞVURU öncesi yaşanlar ve niyetlere yönelik kuşkular. AABF’ye üye dernekler olarak daha önceki bir Genel Kurulda Avusturya’da Aleviliğin yasal olarak tanınması için bir başvuruda bulunma kararı aldık. Bu karar sonrasında Federasyonumuzun 17.01.2009 günü St.Pölten de yaptığı 3.ncü Temsilciler Meclisi toplantısına doğal olarak Tirol AAKM olarak bizlerde katıldık. Toplantının gündem maddelerinden bir tanesi de, Avusturya‘ da Aleviliğin yasal olarak tanınması için, Tüzük Hazırlama Komisyonun kurulmasıydı. Toplantı başlayıp adı geçen gündem maddesine gelindiğinde; ben Tirol AAKM o dönemki Başkanı olaraktan temsil ettiğim kurumum adına söz aldım. Amacım geleceğe yönelik daha sağlıklı ve özüne uygun bir İnanç Toplumu Tüzüğünün hazırlanabilmesiydi. Bu düşünce ışığında, içerisinde Dedelerin de ağırlıklı olduğu, AABF’ye bağlı olan Dernek üyelerinden oluşan bir Tüzük Komisyonu kurulmasını önerdim. Bu öneriye Özellikle AABF yöneticilerinin inatla karşı çıkmalarına, katılımcı bazı üylerin de destek vermesiyle karşılıklı tartışmalar başladı. Kabul edilen Tüzük Komisyonu nasıl tekrardan red ettirildi? Mevcut salonda Viyana AKB, Bendorf PSAKM, St.Pölten AKM, Wels AKM, Tirol AAKM ve Vorarlberg AKM olmak üzere altı dernek ile, Avusturya’da yeni kurulmuş fakat AABF ye üyeliği henüz resmi olaraktan gerçekleşmemiş olan Linz AKM yi de eklersek yedi dernek bulunuyordu. Tüzük hazırlama komisyonu kurulması veya kurulmaması doğrultusunda, sırası ile her Dernek başkanı veya temsilcisi kendi görüşünü belirtti. Buna göre yedi dernekten (Viyana AKB, Bendorf PSAM, St.Pölten ve Tirol AAKM) olmak üzere dört tanesi EVET Dedelerin ağırlıklı olduğu bir Tüzük Hazırlama Komisyonu kurulması görüşünü savundu. AABF yöneticileri çözümsüzlük yönündeki ezberlerini yineleyerek ‘yönetici olarak bizleri seçtiyseniz bizlerde bu komisyonu kendimiz kuracağız!’ gibi dayatmaları sonucunda Federasyon yöneticilerinin çoğunluğu oluşturacağı ayrı bir oylama yoluna gidildi. Burada dikkat çekici olan, Federasyon yönetim organları tek başına iki derneğin toplamından daha fazla oy hakkına sahip olması ve gene Federasyona henüz üye olmamış bir derneğe de oy kullandırılmasıydı. Sonuçta yapılan oylama neticesinde AABF nin belirleyeceği bir Tüzük hazırlama Komisyonun kurulmasına karar verildi. Bir önceki Dernek başkanlarının çoğunluğunun aldığı karar ise geçersiz sayıldı. Alevilik tanımlaması üzerine fikir ayrışması! 1.Tanımlama: AABF ‘nin oluşturduğu Tüzük hazırlama Komisyonunun ‚Aleviliği İslam dışı, Senkretik (Yamalı bir bohça) bir inanç olarak gösteren‘ tanımı. Ki bunu Komisyonun sözcüsü olan Deniz Karabulut ‚Alevi tanımının içerisinde İslam sözü geçer se içeriye verilecek Tüzük taslağının Bakanlık tarafından reddedileceğini söylemiştir. Aleviliğin tanınması için böyle olmasının şart olduğunu defalarca vurgulayarak hem de bağıra bağıra söylüyordu. 2.Tanımlama: Viyana AKB ‘nin ‚Aleviliği İslam içi gösteren, Alevilik İslamın batini bir yorumudur‘. tanımı idi. Toplantıda ‘kırılma noktası’ na gelindi!

SAYFA 16 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

Bu iki tanım üzerinde tartışmalar düğümlenmiş, gecenin geç saatlerine kadar bir türlü oylamaya geçilememişti. Oylamaya geçileceği her anda, Federasyon yöneticileri veya Tüzük Komisyon üyelerinden birileri araya girerek söz almaları, oylamayı engellemeye yönelik tavır ve hareketleri toplantının adaletli bir şekilde yönetilmediği kuşkularını doğurdu. Tam o esnada AABF Başkanı M.Ali Çankaya ayağa kalkıp kendi hazırladıkları Tüzük Taslağını katılımcılara göstererek, çok sert ve dikta bir ifade ile „Ben bundan başka içerisinde İslam yazan bir Tüzüğü içeri verdirtmem, imza da atmam, takipçisi de olmam“ diyerek, kendi asıl niyetlerini açıklayarak toplantıya son noktayı koymuştu. Artık bizler de doğal olarak düşüncelerimizin ve fikirlerimizin dikkate alınmadığı, biz yerine Ben zihniyetiyle hareket eden ve her şeyi kendi tekellerine alarak ona göre şekilendirmeyi tasarlayan, bir toplantıda durmamızın yersiz ve anlamsız olduğu kanaatine vardık. Bu nedenle de bizler toplantıyı terk etmek zorunda bırakıldık. İnanç toplumu tüzüğünü hazırlamaktan dedelerin men edilmesi kabul edilir bir durum değildi. Artık bizlerde kurum yöneticileri olarak, sorumluluğu Yol Önderlerimiz olan Dedelerimize bırakma kararını aldık. Onlarda 13.06.2010 tarihinde Viyana’da, Avusturya’da yaşayan bütün Dedeleri kapsayacak şekilde bir’İnanç Önderleri Kurultayı‘ düzenlediler.Başkanlığını ise ‚Avrupa Alevi Akademisi Başkanı sayın Mustafa Düzgün Dede yapmıştır. Kurultaya,AABF ye bağlı Dedeler, Cem Vakfı’na bağlı olan Dedeler ve Avusturyada var olan Bağımsız Dedeler ile Balkanlardaki bazı Bektaşi Babalarının da içinde olduğu toplam altmışa yakın Dede katılmıştır. Oluşan bu Kurultayda Aleviliğin tanımı yapılarak, belirlenen tanım cerçevesinde başvuruda bulunulması kararını almışlardır.O gün Kurultayı oluşturan on beş Dedenin yaptığı imzalı basın açıklaması elimizde bulunmaktadır... Elbetteki, TAAKM olarak bizlerde Aleviliğin taşıyıcıları olan Dedelerimizin yapmış olduğu Alevilik Tanımına sadık kalarak, desteğimizi ve kararımızı Genel Kurulumuzda onlardan yana verdik. Ama genede ilerleyen süreçte Örgütlülük bilincimizle, barış ortamının yeniden sağlanması için gayretlerimizi hep sürdürdük. Bugün Yapılması Gerekenler! Diğer taraftan ise Dedelerin öncülüğünde Viyana AKB tarafından yapılan, Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu (Alevi) Tüzüğü ise Avusturya da 16 Aralık 2010 tarihinden itibaren yasal olarak kabul edilmiştir.Ne tesadüfdür ki bu tarih; Muharrem Oruçlarımızın onuncu günü olan, Şehitler şahı İmam Hüseyin’in Şaadetine denk gelmektedir. Buda İmam Hüseyin’in insanlığa açtığı çığırda, davasında ne kadar haklı olduğunu müjdeleyerek kanıtlamıştır. Bunun getirileri olarak, Cem Evlerimiz yasal ibadethane statüsüne kavuştu. Viyana’da Aleviler kendi Mezarlığına kavuştular. Çocuklarımız Okullarda Karnelerinin İnanç hanelerine Alevi yazdırıyorlar. Karnelerinde Alevi yazan Çocuklarımız , Askerlik hizmetini yapanlar, Sosyal Hizmet görevlileri ve askerliğini sivil olarak yapanlar isterlerse,Kurban Bayramında üç gün, Aşürede bir gün, Hızır Orucunda bir gün, ve Nevruz Bayramında bir gün olmak üzere tatil hakları bulunmaktadır. Üniversitede, Alevilik İnanç Pedagoji Yüsek Lisans(Master) programı başladı.


RÖPORTAJ

ALEVİ

Bizim inancımızın adı

ALEViLiKTiR Avusturya’da Aleviliğin yasallaşma sürecine yönelik ALEVİ Basın Bürosu sorumlusu Ertürk Maral ile gerçekleştirilen Röportajı sizlere sunuyoruz… ALEVİ basın sözcüsü Ertürk Maral, www.aleviten.at’nin konuyla ilgili sorularını tüm samimiyeti ile yanıtladı.

A

LEVİLİK artık 13 Aralık 2010 tarihinden geçerli olmak suretiyle Avusturya’da yasal inanç statüsüne kavuştu. Bu noktada 13 Aralık’a kadar gelinen süreç ve sonrasına yönelik kamuoyundan İAGÖ’ye karşı nasıl bir yaklaşım sergilendi? Gelen tepkiler ne yönde oldu? Alevi toplumu nasıl karşıladı bu başarıyı? Öncelikle Alevi Toplumunun gözü aydın olsun. Dünyada ilk defa bir ülkede yani Avusturyada Alevilik yasal inanç olarak ulusal ölçekte tanındı. Bu tanınmada emeği geçen tüm canlarımızı ve onların kurumlarını kutluyorum ve teşekkür ediyorum. Elbetteki Alevilerin tanınmamasının bir anayasal hak ihlali olduğu kararını veren Avusturya Anayasa Mahkemesininin saygın üyelerini de kutluyorum. Anayasa mahkemesinin kararına uygun davranarak Aleviliği diğer inançlarala aynı göz hizasına getiren Avusturya İnançlar dairesine de teşekkür ediyorum. Aleviliğin devletçe yasal olarak tanınan an inançlar arasına alınmasına Avusturya Toplumu çok büyük üyük bir destek verdi. Yüreklerini açarak bu yasal tanınmanın gerçekleşmesini arzu ettiler. Tanınmayla la birlikte binlerce kutlama iletisi aldık. Bu iletilerin çok büyük çoğunluğu ana dili olarak Almanca konuşan Avusturya’lılardandı. Avusturya Kamuoyu Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumunu yüreğini açarak karşıladı. Alevi Toplumu büyük bir coşku ve sevinçle karşıladı. Tanınma haberi (Resmi karar) r) Muharrem oruçlarımız içerisinde elimizde ulaştığında ştığında Aleviler Derneklerimize akın akın gelip o yas-ı matem ayında sevincimizi paylaştılar. Sadece Avusturyadan yadan değil dünyanın dört bir yanından Aleviler kutlama mesajları ilettiler. Bu önemli gün sadece Avusturya Alevilerinin değil, tüm Alevilerin tarihine yazıldı. Pek çok Alevi kurumumuz tanınmayı, Alevi geleneğine uygun olarak, kurbanlar keserek kutladı. m Aleviliğin yasallaşma sürecinde siz ALEVİ’ ye yönelik ne gibi destek gördünüz? Bu konuda başvurunuzu kimler destekledi? Öncelikle Aleviliğin Avusturya’da yasallaşması hususunda Avusturya kurumları yasaların amir hükümlerini uyguladılar. Bu yasalaşmanın önünde bazı engeller vardı. Bu engellerin ortadan kaldırılması için bir dizi çalışma yapmak, kamuoyunu hakkımızda yeterince bilgilendirmek, Avusturya gündeminde söz hakkı olan kurum ve sivil toplum kuruluşlarının keza siyasal partilerin desteğini almamız gerekmekteydi. Tanınma sürecinde önce bir platform oluşturduk. Bu platformun düzenli toplantılarını yaptık. Hedefimiz Aleviliğin Avusturya’da tanınması olduğu için sadece bu hedefe kilitlendik. Gecemizi gündüzümüzü bu tanınma işlemine verdik. Öyleki bu arada ailelerimize ayıracak zamanımız neredeyse kalmamıştı. Bir yanda işimiz, öte yanda onurlu bir görev olan Aleviliği tanıtma girşimimiz vardı. Bu ikisini birarada götürdük. Avusturya Parlamentosunda temsil edilen siyasi Parti grupları Ale-

SAYFA 18 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

viliğin yasallaşması konusunda olumlu yönde görüşlerini beyan etmişlerdir. Bir röportajında Avusturya İç İşleri Bakanı sayın Maria Fekter Aleviliğin yasal statüye kavuşması yönündeki desteği ve memnuniyetini açıkça dillendirmiştir. Alevi toplumu içerisinde, 12 Alevi kurum ve kuruluşu destek verdiler. Bu kurumlardan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu üyesi olanlar olduğu gibi, bağımsız kurumlar ve bunun yanında Cem Vakfı kurumları da vardı. Bu başvuru Alevilerin adına yapıldı. Başvuruyu herhangi bir kurumun özel iç meselesi değil, Alevilerin tümünün meselesi olarak gördük. Buna göre de davrandık. Alevi olan bütün kurumlara kapımızı açtık. Hiç bir kurumu dışlamadık. Çünkü tanınması istenen Alevilikti. Bizim kurumlarımızın kapısından faaliyetlerini sürdüren Alevi kurumlarının üyeleri giren Alevi ile bağımsız faaliye var? Böyle bir anlayış olabilir mi? Cem Vakfına arasında fark mı var Aleviyle, başka bir Federasyona bağlı olan Aleviler giden Aleviy arasında fark olabilir mi? Biz Alevi Canlar arasında kesinlikle kesinl ayrım yapmadık. Böyle bir ayrım bizim açımızdan hiç bir zaman olmadı. Buradan fark çıaçım karmaya çalışanlar varsa eğer, onların Aleviliğe ka zarar verdiklerini düşünmekteyiz. za

A ALEVİLERİ İSLAM DIŞINDA GGÖSTERİYORDU m Avusturya’da Aleviliğin İslam içi yada İslam dışı tar tartışmaları bazı alanlarda halen sürdürülmekte vede bu sürtüşme kimi kurumların aralarınıda açmakta. Bu konuda ko da başvurunuzda b zd nasıl bir Alevilik tanımlaması yapıldı? Bu tanımlama kimler tarafından yapıldı? Öncelikle bu tartışmanın Avusturya’ya özgü bir tartışma olmadığını belirtmek gerekmektedir. Evet Aleviler arasında marjinal bir grup Alevilerin islam dışı olduğu tezini ileri sürmektedir. Buna neden ise, yüzyıllarca Alevileri islamdan saymayan, zulüm ve işkence yapan, aslı olmayan iftiralar atan, arap milliyetçiliğini İslam olarak dayatan Emevi Zihniyeti ve dolayısıyla bu Emevi Zihniyetinin sergilediği İslam anlayışının gerçek İslam olarak kabul görülmesidir. Emevi Zihniyeti, Alevileri her yerde dışlıyor ve İslam dışında gösteriyordu. Bazı Aleviler tepkisel olarak “Yeter İslam değilsek değiliz“demeye başladılar. Sonradan bu tepkisel yaklaşıma kendileri de inanmaya gerçek öyleymiş gibi dillendirmeye başladılar. Bizim kabul edilen inanç tüzüğümüzde Alevilik şöyle tanımlanmaktadır: “Alevi“ kavramı peygamber Hz. Muhammet’in amcasının oğlu ve damadı Hazreti Ali’den gelmektedir ve buna göre Ali’nin yolunu sürenler anlamına gelir. Alevi deyimi Bektaşi, Kızılbaş, Tahtacı, Sıraç, Yörük, Çepni, Abdal, Nusayri,Mevlevi…vb. lerin ortak adıdır. Alevilik, ‘Hakk-Muhammed-Ali’yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü


ALEVİ rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le,diğer Anadolu erenleriyle ve ulu ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan,kadın ve erkeğin bir arada dede huzurunda saz ve nefesler eşliğinde, semahlarla icra edilen İslam inancının adıdır. Alevilik inancı, hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve ‘Rehber’ huzurunda ikrar verilerek ‘Dört Kapı Kırk Makam’ aşamasından geçilir. İnancımızın uygulandığı mekân cemevidir.“ Bu yukarıda yazdığım tanımlama 2009 yılı Mayıs ayında Viyana’da toplanan 1. Avusturya Alevi Yol Önderleri Kurultayında Avusturyalı dede ve analar tarafından yapıldı. Bu tanım Bektaşı babalarına, İzzettin Doğan’a ve diğer Balkan Alevi yol Önderlerine gönderildi onların görüşleri alındı. Avrupa Alevi Akademisi başkanı Mustafa Düzgün dedeye son düzeltmeler için gönderildi. Bu son şekli yeniden Avusturya Alevi İnanç Önderleri tarafından görüşüldü ve karar bağlanarak kamuoyuna duyuruldu. Yani bu tanım Alevi Yol Önderleri tarafından yapıldı. Zira bir inancın ne olduğunu tanımlamak o inanca mensup, İnanç önderleri (Dede, Baba, Ana) tarafından yapılır. O inançtan olmayanların betimlemeleri dışarıdan bakıştır. Bu tarz görüşler o inanç mensuplarını, inanç önderlerini bağlayacak görüşler değildir. Bu nedenle adları ne olursa olsun, Alevi olmayan, çeşitli din ve dil bilimcilerin Alevilik tanımları sadece kendilerini bağlamaktdır. Onların Aleviliği tanımlama hakkı da zaten yoktur. Ne Diyanetin ne de Alevi olmayan, Aleviliği yaşamayan insanların, çeşitli jargonlar kullanarak yaptıkları tanımlamaları kabul etmemekteyiz. Hele bu tarz kişilerin Alevilik tanımlamalarını başvuru dosyalarımız arasına koymayı da, en hafif deyimiyle inancımızla bağdaştırmamaktayız. Bu yolun kurucuları ve inanç önderleri bellidir: Hz. Muhammettir, Hz Ali dir. 12 İmamlardır. Ehli Beyt soyundan gelen ocakzadelerimizdir. Biz inancımızın ne oduğunu bunlardan, Ser çeşmemizin postnişinlerinden ve ona bağlı dedelerimizden, babalarımızdan öğreniriz. Alevi olmayanlardan değil. İnanç öğretimizin tanımını yaparken, kendisine verilen bir görevi yerine getirmeye çalışan, bir raportörün görüşlerini inanç öğretimize koymayız. O raportörlerin yazdıklarını Alevilerin inanç kaynağı olarak almak, kabul edilemez bir yanlışlıktır. İnancımızın kaynağı Buyruktur, Hünkarın Makalatı, Vilayetnemesidir, Ulu ozanlarımızın nefesleridir…

KİM İDDİA EDİYORSA MAKSATLI YAPIYOR m Kurumunuzun Alevilik tanımlamasında Alevilik bir Mezhep olarak mı gösterildi? Bu yönlü çeşitli açıklamları biz de duymaktayız. Aleviliği tanıttığımız tanımı açıkladım . Bu tanımın neresinde mezhep sözü geçiyor? Yok böyle bir şey. Bunu kim iddia ediyorsa maksatlı yapmaktadır ya da kabul edilen Alevi İnanç Öğretisinin açıklamasını okumamışlardır. Yani bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. Burada kendilerince sanki Alevilik Mezhep olarak tanıtılmış gibi bir fikir üretip onun hakkında görüş açıklıyorlar. Mezhep sözünü kullananlarda, ona karşı çıkanlarda aynı insanlardır ama kesinlikle biz değiliz. m Peki hangi gerekçeler ile başvurunuz Avusturya eğitim Bakanlığı Din İşleri dairesi (Kultusamt) tarafından ilk etapta ret edildi? Burada Avusturya İslam Teşkilatı İGGiÖ ve onun başkanı Anas Schakfeh nasıl bir tavır sergiledi? Aleviliğin tanınması yönünde verdiğimiz başvuru ilk etapta inançlar dairesi tarafından reddedildi. Alevi yol önderleri olan dedelerin peygamber soyundan olduğu, Aleviliğin islamın bir yorumu olduğunu açıkladı inançlar dairesi. Reddin gerekçesi olarakta Avusturyada İslamı temsil yetkisinin 1912 yıllı islam yasası uyarınca başında Anas Schakfeh’in olduğu islam cemaati kurumu İGGiÖ de olduğu ve yasaların ikinci bir kurum kurulmasına izin vermediği ileri sürüldü. Bu ret kararının çıkmasına etki edip bu yönde bir tavsiye yazısı veren ise Anas Schakfeh yani İGGiÖ dür. İGGiÖ bizlerin İnanç öğretimizde bulunan islamla ilgili ifadeleri çıkarmamamız halinde Aleviliğin ayrı bir din olarak tanınmasına karşı olmadıklarını yazılı olarak ilgili daireye belirttiler. Aleviliğin, tıpkı diğer başvuru sahiplerinin başvurusunda tanımlandığı üzere senkretik (karma) yani yamalı bohça bir inanç olup islamla ilişkisinin olmadığını yaz-

RÖPORTAJ

dılar. İnanç öğretimizde islam sözü geçtiği sürece bunu içişlerine karışmak olarak gördüklerini belirttiler. Bu nedenle başvurumuza ilk etapta ret geldi. Bununlada kalmadılar. Her platformda Alevilerin islamın dışında olduğunu açıkladı bu Emevi Zihniyetliler. Bu yönlü açıklamayı tarihimizde Alevilerin katlinin vacip olduğu fetvasını veren Osmanlı Şeyhül İslamı Ebu Suud’dan bilmekteyiz. Esas sorun İGGiÖ nün burada, diğer başvuruyu örnek vererek aynen orada ki gibi Alevilik senkretik yani yamalı bohça bir inanç olup islamın dışındadır demeleri. Yoksa Emevilerin bizi nasıl gördüğü onların sorunu. Bizim adımızı bizden başka hiç kimsenin koyma hakkı yoktur, olması da mümkün değildir. Bunu da zaten dik duruşumuzla gösterdik. m Din İşleri dairesinin kararının sonrasında Anayasa Mahkemesine taşıyarak itiraz başvurusunda bulundunuz. Anayasa Mahkemesinin kararını nasıl değerlendirirsiniz? Burada bulunan Emeviler istedi diye elbetteki biz ne adımızı ne de inanç öğretimizdeki islam ilişkilerini çıkartmadık. Bizim ne olduğumuza kararı verecek olanlar, bizim yol önderlerimiz yani dedelerimizdir. Bu nedenle İmam Hüseyin’in duruşunu sergileyerek, başvurumuzun noktasını bile değiştirmeden bu ret kararını anayasa mahkemesine taşıdık. Düşünebiliyor musunuz, şu Emevi iddialarına bakın: Peygamber soyundan gelen dedeler İslam değil, Emeviler islammış.!.. Hz Muhammet İslam değilde Ebu Süfyan mı islam? Hz Ali İslam değil de Muaviye mi İslam? Hz Hüseyin İslam değil de Yezit mi İslam? Bunları elbetteki kabul etmedik. Ayrıca maalesef yasal olarak bu emevi kurumu kağıt üzerinde Alevilerin temsilcisi olarak görünmekteydiler. Bütün Aleviler Avusturya devletinde ikametgahlarını doldurdukları zaman, din hanesine İslam yazdılar. İddia ediyorum kendisini ateist olarak görenlerinde çok büyük bir çoğunluğunun din hanesinde ilk kayıttta İslam yazılıdır. Bu emevi cemaatide yasal olarak tanındığı için kendisini İslam olarak deklere etmiş herkesin yasalar önünde tek yasal temsilcisi olarak kabul edilmekteydi. Biz gerçi bunlar bizim temsilcimiz değil diye her platformda dile getirip, basın açıklamalrı yapıyorduk ama realite maalesef farklıydı. Hakka yürüyen canlarımızı Viyana’da defin ederken, Aleviler gidip onlardan islam olduklarına dair belge almak zorunda kalıyorlardı ki, islam mezarlığına gömülebilsiner diye. Hiç bir zaman gitmediğiniz mekana sizi hakka yürümenizde mecbur kılıyorlardı. Bunu ortadan kaldırmak, Avusturya kamuoyunda inanç hanelerinde islam yazan Alevilerin ayrı bir inanç toplumu kurduklarını ve gerçekte hiç

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 19


GÜNCEL bir zaman içinde olmadıkları o kurum İGGiÖ den, yasal olarak ayrı olduklarının ortaya çıkması gerekmekteydi. Bunu anayasa mahkemesine taşıdık. Anayasa mahkemesi bize hak verdi. Yani Hz. Hüseyinin duruşunu sergileyen, birileri istedi diye adlarını değiştirmeyen Aleviler haklı dedi. Alevilerin başvurularının reddi yanlıştır. Bu red kararı ileri sürülen gerekçeyle verilemez dedi. İslam adı hiç kimsenin tekelinde değildir dedi. Amaçladığımız sonuca ulaştık. İGGiÖ artık Alevileri gerçekte temsil etmediği gibi, yasal olarak ta temsilci görüntüsüne son verilmiştir. m Anayasa Mahkemesinin kararı Aleviler için kutsal bir ay olan Muharrem ayının 3.gününde (İmam Hüseyin adına oruçların tutulduğu günde) vede hemen ardından Din işleri Dairesi (Kultusamt) ise Muharrem ayının 10.gününde (İmam Hüseyin’in şahadete erdiği günde) kararını açıkladı ve Aleviliği resmi inanç olaraktan kabül etti. Bu tesadüfleri nasıl değerlendirirsiniz? İşin doğrusunu söylemem gerekirse, yola çıktığımızdan beri görünmez bir el bize hep yardım etti. Bunun bu kadar ayan beyan olacağı hiç aklıma gelmezdi. Hak Erenler koruyucu kollayıcı gücünü bizden yana kullandı. Boz Atlı Hızır yardım etti. Aleviler Emevilerin tüm itirazalarına rağmen Hz. Hüseyin’in şehadet gününde haklarına kavuştular. Öyle bir tesadüfki, inanılması güç bir tesadüf. Emevi Zihniyeti hem de Hz. Hüseyin’in şehadet gününde darbe aldı. Yola çıkarken Hz. Hüseyin’in ne inancından ne duruşundan taviz vermedik. Hz. Hüseyin sadece duruşundan ibaret değildi elbet. O duruşa kaynak olan inancı vardı. O inancıda babası Hz. Ali’nin, dedesi Hz. Muhammedin inancıydı. İşte bu yüzden Hz. Hüseyin’in onurlu duruşu ve buna kaynak olan Babası ile Dedesinin inancı, haklı mücadelimizde bizlerin yardımcısı olmuştur. Aynen Pir Sultan Abdal’ın bir deyişinde dile getirdiği gibi Muhammed dinidir bizim dinimiz Tarikat altından geçer yolumuz Hem Cibril-i Emin’dir rehberimiz Biz müminiz mürşidimiz Ali’dir m Ayrıca başka bir iddia ise kurumunuz ALEVİ’nin varolan İslam Teşkilatı (İGGiÖ) ye bağlı olduğu vede ALEVİ nin başkanının Anas Schakfeh olduğu söylentisine ne yorum getirirsiniz? İGGiÖ ile herhangi bir bağlantınız varmı kurum olarak? ALEVİ nin başkanı şuan kim? Gerçeği söylemek gerekirse bu tür karalamalara yetişmemiz mümkün değil. Siz gidipte bir kuruma üye olmak isterseniz nereye başvurursunuz? O kuruma mı yoksa Avusturya devletinin inançlar dairesine mi? Elbetteki üye olmak istediğiniz kuruma, öyle değil mi? İGGiÖ`ye üye olmak için Anayasa Mahkemesine gidilmez, gider onlara başvurur ve üye olursunuz. Bu tür açıklamalar art niyetli açıklamalardır. Ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Bu iddialar Alevilere hakaret içeren iddialardır. Bunu söyleyenlerin ne söylediklerini düşünmeleri gerekmektedir. Ancak bu iddialarla uğraşsaydık işlerimizi yapamazdık. Biz kendi işimize bakıyoruz. Ne Anas Schakfeh ne de onun kurumu İGGiÖ ile bugüne kadar tek bir görüşmemiz dahi olmamıştır. Onlarla gidip görüşenler bunu düşünsünler. Kimlerin onlarla gidip görüştüğü ortadadır. Kendi ağızlarından bunu açıklamaktadırlar. O açıklamayı okuyunca insanın içi sızlıyor. Biz içeride de dışarıda da aynı şeyleri söyleyenleriz. Birilerinin isteği üzerine inanç öğretilerimizi değiştirenlerden değiliz. Ayrıca Emevi zihniyetliler bizim muhatabımız hiç bir zaman olmadı ve olmayacaktır. ALEVİ Avusturya yasalarınca kurulmuş Alevileri temsil yetkisi olan kurumdur. Diğer kurum ise burada yaşayan sünnileri temsil etmektedirler. ALEVİ nin prezidenti olarak İnanç Kurumu başkanı dedemiz Derviş Cemal ocağından Taner Dede (Murat YEŞİLBAŞ) seçilmiştir. Yürütme başkanımız ise gene bir dede soylu AĞUÇAN ocağından Kazım Gülfırat’tır. Bunun dışında yalan yanlış bir karalama Aleviler tarafından hoş görülmemektedir. Aleviler kendi aralarında tartışmalarını uygarca, alevi etiğine uygun olarak yapabilmelidirler. Avusturya’da Alevi inancının tek yasal temsilcisi olan inanç toplumumuzun başkanı olarak bir Emevi zihniyetliyi göstermeye çalışmak sadece Alevi İnanç Toplumuna değil, genel olarak Alevilere yapılan bir kötülük olarak değerlendirilir. Alevilerin birbirlerini bu tür ithamlardan özellikle kaçınmaları gerekmektedir. Bırakalım Alevileri, sizin iyi olmanızın ölçütü başkasının kötü olması olamaz. Eğer siz iyiyseniz iyisinizidir. Başkasının kötü olması sizin iyi olmanız

SAYFA 20 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

ALEVİ anlamına gelmemektedir. Başkalarını karalayarak iyi olmanın bugüne kadar herhangi bir örneği yoktur. Bu tür ifadeler savunduklarından emin olmayanların ifadeleri olarak görülür ve öyle değerlendirilir. Kısaca bu tür ifadelerin, yapanlara da yararının olduğu tek bir örnek mevcut değildir. m Kısaltması İAGÖ olarak adınızı neden ALEVİ olarak değiştirdiniz? Bizler bir kurumun kısa adının o ismi oluşturan sözcüklerin baş harflerinin yana yana getirilmesinden oluştuğunu zannediyorduk. Sanıyorduk diyorum, çünkü bu alışılmış bir uygulama bu idi. Önümüzde başka bir örnekte yoktu. Ancak öğrendik ki, bu kurumun kısa adını biz kendimiz tercih etme hakkına sahibiz. O halde inanç toplumumun kısa adı olarak neden İAGÖ yü seçeyim. Kısa adımız aynı zamanda inancımızın da adı olsun. Bizim inancımızın adı Aleviliktir ve bizlerde Aleviyiz. Bu nedenle kurumumuzun kısa adını da kullanacağımız inancın adını da ALEVİ olarak değiştirdik. Böylece artık hem kurumumuz hem de inancımız, anlamsız harflerin bir araya gelmesiyle oluşması yerine kendimizin adı olan ve hem de buradaki kısaltma kullanımına tamamen uyan ALEVİ olarak değiştirdik.

İLK ADIMI BİZ ATTIK m Avusturya’da okula giden Alevi çocuklar artık karnelerinin din hanelerine ALEVİ yazdırma imkanı doğdu. Bu konuda neden ALEVİ İSLAM değilde sadece ALEVİ yazılacak? Bu konuda birinci olarak Avusturya’da tüm inanç yorumları ayrı ayrı tanınmışlardır. Örneğin Katolikler, Protestanlar, Ortodoksların türlü renkleri, ayrı ayrı tanınmışlardır. Okullarda karnelerinde de Hıristiyan olarak değil, katolikse Katolik, protestansa Protestan, ortodokssa Ortodoks vs. yazmaktadır. Bu durum dinleri islam, ancak yolları farklı olanlar içinde geçerli olacaktır. Buna ilk adımı biz attık. Okullarda çocukların inanç hanelerinin netliği açısından gerekmektedir. Alevilik dersleri verilmeye başlandığında Alevi çocuklarının sayısının bilinmesi gerekmektedir. Buna neden öncelikle tamamen istatistiksel ve yönetsel karakterdedir. Bu çocukların inanç kurumu Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumudur. Bizim kurumumuz Aleviliği islamın içinde görmektedir. Avusturya’da din dersleri uygulaması “Konfessioneller Unterricht” yani dini yorumların ayrı ayrı verilmesi üzerine kuruludur. Burada devlet tarafından tanınan her inancın pek çok yorumu vardır. Bu yorumların tümünün inanç dersleri, kendi yorumlarına göre ve kendi öğretmenleri tarafından verilmektedir. Oysa hem Katolikler hem Protestanlar hem de Ortodokslar Hıristiyandır. Ancak kayıtlarında Hıristiyan olarak değil, kendi yollarının adlarıyla kayıtlılardır. Avusturya sistemi budur. Hepsi inanç hanelerinde hıristiyan adıyla kaydedilirse, bunları birbirinden ayırmak olanaksızlaşır ve karışıklığa yol açar. Yani bir neden buradaki yasal durum; buna bağlı olarak yönetsel, istatistiksel karakterdir. İkinci neden gene buna bağlı olarak, inanç hanelerine öğrencini karnesinde bağlı olduğu inanç toplumunun inancı yazılmaktadır. Bu inanç yazılırken kısaltılmış haliyle yazılmaktadır. Bu da teknik bir sorundur. Alevi islam yazılması uzunluğu nedeniyle mümkün olmamaktaydı. Örneğin roman katolik’ler karnelere röm.-kath. olarak yazılmaktadır. Ya da sırp ortodokslar, srb.-orth. Olarak yazılmaktadır. Eğer bizler Alevi İslam olarak yazdırmak isteseydik, bunun kısaltılması bizim için hiç bir anlamı olmayan harflerin yanyana gelmesinden oluşacaktı. Yani ALV.-İSL. yazılacaktı. Böyle anlamsız harflerin yanayana gelmesi bizim inancımızın kısaltılmış adı olacaktı. Bizim inancımızın adı ALV.-İSL. değil, ALEVİLİKTİR . Bu yola inananların adı ise ALEVİ dir. İşte özellikle bu nedenden dolayı inancımızın kısa adı olarak, kendi adımızı yani ALEVİ kısaltmasını tercih ettik. Karnelerinde inancını Alevi olarak değiştirenler artık her sene başında okulda başka bir inanç dersinden kayıtlarını sildirme zorunda kalmayacaklardır. Sildirmeyi unuttukları için sünni islam derslerine girmeyeceklerdir. Prosedürler yerine geldiğinde, Telli Kuranla deyişlerinin okunduğu Alevilik Dersleri de başlayacaktır. Bunun için yasal olarak tanınan eyalet Alevi İnanç Toplumlarımızdan Alevi olunduğuna dair belge alınarak, okullarda inanç hanelerinin ALEVİ olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Alevi canlarımızı bu tarihi kazanımlarını kullanmaya ve haberdar olmayan canlarımızı bu önemli gelişmeden haberdar etmeye çağırıyoruz.


YORUM

ALEVİ

Yaşamımdaki inancım

B

UNDAN tam 20 sene önce, Avusturya`ya evlenerek geldim. Geldigim günden itibaren kültürünü, dinini, dilini, cografyasini bilmedigim bu ülkeye nasil uyum saglayabilirim korkusuyla burda yasamaya başladim.Bu kargaşa içinde kendimi bölgemizde yeni açılan, Alevi dernegi de(TAAKM) buldum. Türkiye’de baski yüzünden yaşayamadıgım inancimi bu ülkede yani Avusturya’da yaşamaya başladım. Burda işleyen ve varolan demokrasinin verdigi imkanlarla, ve yapılan güzel calışmalarla Alevi Derneğimiz belli bir yere geldi. Göçmen olarak yaşadıgımız, Avusturya’da inancımızın önemsenmesi, bu yöndeki calışmalarımıza ilgi gösterilmesi bizleri dahada hizlandirarak güçlendirdi. Ama bunlar bana yetmiyor ve ben bu ülkeye ısınamıyordum. Her sey çok güzel ama bir yerde eksiklik vardi. 16 Aralik 2010 da Muharrem Oruçlarinin onuncu günü, Avusturya Anayasa Mahkemesi ALEVİLERİ resmen tanidigini duyurdu. Burda yaşayan aleviler olarak bizlere verilen büyük ödül karşısında şaşırdık, sevindik cok heyecanlandık. Ben, Cumhuriyet Kadiniyim. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurdugu okullarda okuyup onun ilke ve inkilaplariyla yetiştim. Atamizin bizleri bagisladigi demokrasi herkese ayni işlemezken, inancimiza yönelik çirkin saldirilar sürerken, Avrupa’nin Hristiyan bir ülkesinde

Zöhre DOĞAN ALEVİLİK resmen tanindi. Dolayisiyla bir sürü haklar bizim oldu. Hayallerimiz Rüyalarimiz Gerçek Oldu. Kendi ülkemde 14 yıllık eğitim süresince aleviyim diyemezken bu ülkede okula giden 12 yasindaki kızım AŞURE GÜNÜ resmi izinli sayildi ve o gün okula gitmedi. Avusturya’daki güneş bu sefer İnnsbruck’ta dogdu. İnnsbruck Üniversitesi Pedagoji Fakültesi tarafında bir hak daha hediye edildi. Alevilik Kürsüsü açıldı. Okullarda ALEVİLİK dersleri verecek ögretmen adaylarımızın ilk dersleri 26.10.2012 tarihinde baslatildi. Ben böylesine onurlu, anlamli bir çalışmada bulundugum için orda cok duyguladım ve onur duydum. Mutlulugum dakikalar geçtikce yerini hüzne bıraktı. Dilegim ve hayalim kendi Anavatanimda yaşayan Alevi canlarimizin da ayni mutlulugu yaşamaları. Resmi taninma sürecinde kendi aramizda yaşanılan tatsızlıklar, üzüntüler bizleri engellemedi. İnancimiz hakettigi yere geldi. Çocuklarımın karnelerine her baktigimda tekrar onurlandim sevindim. benim için önemli olan çocuklarimin karnelerindeki başarının yanı sıra inanç hanelerinde, İslam yerine ALEVİ yazmasi... Bizleri onurlandıran ve onurlandırmaya devan ettiren, emek veren bütün canlara sonsuz teşekkürler. Yirmi senedir alişamadıgım, beni ülkemden kopardıgı için sevemedigim bu ülkeyi artik çok seviyorum. TEŞEKKÜRLER AVUSTURYA....


RÖPORTAJ

ALEVİ

Taner dede ile dünden bugüne A

LEVİLİĞİN yasallaşma sürecinden bu güne kadar aleviligi konuştugumuz Taner Dede, söyleşiye kısaca kendini tanıtarak başladı. Ben, 1978 Erzincan dogumluyum. Seyit Nur Derviş Cemal ocagindanim. Yaklasik 22 yıldır, Avusturya´da yaşamaktayım. Evli ve 3 cocuk babasiyim. m Avusturya’da 2010 yılı Aralık ayında Alevilik resmen tanındı. Bu tanınmaya esas olan başvurudaki Alevilik inanç öğrestisini kimler hazırladı.? Bütün inançlarda oldugu gibi, bir inancı temsil eden kişiler o inancin inanç önderleridirler. Alevilerde inanç önderleri bildiginiz gibi Dedelerimiz ve Pirlerimizdir. Avusturya´da yaşayan bütün Dedelere Aleviliğin inanç öğretisini belirtmeleri için cagri yapildi. Toplam 55 Dedemizle beraber çalışmalarımıza başladık. Alevi Akademi Başkani Mustafa Düzgün Dedemizin de katkılarıyla, ilk defa Avusturya´da Aleviliğin yasal olarak tanınmasi için, inanç öğretisini biz Dedeler kamuoyuna açıkladık. m Yasal tanınmadan sonra dedelerin ve cemevlerinin konumu hakkında neler söyleyebilirsiniz? Yıllardir Alevi Kültür Derneklerinde, Avusturya dernekler yasalari altinda ve tüzüklere bağımlı bir şekilde hizmette bulunmakta olan dedelerimiz, artık yasal olarak tanınmakta ve onunla beraber Cemevleride yasal statüye kavusmustur. Yani kısacası bir Papaz, bir Haham veya diğer inanç önderleri yasalar önünde hangi haklara ve hizaya tabii ise, Dedelerimiz ve Cemevlerimiz ayni haklara kavuşmustur. Hak Muhammed Ali Yolumuzu açık eyleye. m Bu tanınma sonucunda hangi haklara kavuştunuz? Tanınmak demek, Anayasanin vatandaşlarına teminat olarak verdiği Eşitlik demektir. Örneğin kendisini ALEVİ olarak beyan eden bir öğrenci , karnesinin inanç hanesinde Alevi olarak geçecektir, ve Sünniİslam din derslerine girme zorunluluğu otomatik olarak kalkacaktır. Alevi mezarlığı , Üniversitelerde Alevi kürsüleri, İnanc günleri olarak Hizir, Nevruz, Kurban bayramı ve Aşure gibi günler bayram olarakta taninmıştır. Ne mutlu o Canlara ki Hak Muhammed Ali aşkıyla mücadele edip bu hakları halkımıza kavuşturana, Alevi Canları yüzyıllar sonra eşit vatandaşlığa kavuşturanlara selam olsun,.. m Küçücük bir grup Aleviliği islam dışı görüyor. Bu konuda düşüncelerinizi alabilir miyiz? Yolumuz diyorki; Gelme gelme, dönme dönme! Gelenin malı Dönenin Canı!! Eger kişi İslamın kurucuları Muhammed Ali yoluna gelmek ve ikrar vermek istiyorsa, Materyalist anlayışından ve Benlik (egozenrik) duruşundan geçecek, varlığını ve malını paylaşmak durumunda olacak ve Müsahip kardeşlikle kardeşliğe kavuşacaktır, işte gelenin mali budur. Eger Yolundan vazgeçer ve Dünya malına tamah ederse iste o zaman da dönenin Canı. Tarihte ilk defa Alevilere İslam dışı diyenler Emeviler olmuşlardir. Muaviye ve oglu Yezit Emevi Camii´lerinde, Hz. Şah-ı Merdan Aliye küfürler ettirtip Alinin İslam dışı oldugunu idda edip Siyasi entrikalar oynayıp ve daha sonrasın da Kerbelalar yaşanmıstır.

SAYFA 22 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

Aleviler Kerbelalardan ders almış ve kendilerine şu ilkeleri koymustur; Ol Ikrar verme, Öl İkrarından dönme. Biz Alevi canlar, Yolumuzu Hak Muhammed Ali´den tutmuşuz. Ehlibeyte ikrar vermişiz, kendimizi deyişlerimizle ve Duvazı-İmamlarımızla ifade ederiz. Cemlerimizde Allah Muhammed Ali diye dua ederiz. O Allah ki, yeri gögü ve tüm kainati İnsan için yaratmış ve güzel kullarına Habibim (Sevgili) diye hitab etmiş. O Muhammed ki Alemlere Rahmet ( bagislayici) olarak gelmiş ve merhamet sahibi ve yolun habercisi olarak İnsanlara müjdeleyici olmuş. O Ali ki adalet ve kuvvet sahibi Velilerin (Hak Dostlari) başı olmuş. Herkes umduğundan Medet umar. Her kim bilerek kardeşliği, paylaşımı, özgürlügü ve barışı , merhameti, sevgiyi ve Adaleti benimsemiyorsa İslamın dışına çıkar ve Alevilikten Düşer. (Düşkünlük) Bir Alevi Deyişinde Derki ; Hüdey Hüdey Hak Aşkına, Sen Yardim Eyle Düşküne!! O kadar engin bir inancımız ve merhametli yolumuz varki yoldan Düşenlere bile bizler Dua ederiz! m Yasal tanınma sonrası Alevi kurumlarına insanların bakışları nasıl değişti? Muhteşem bir sıcaklık ve samimiyetle karşılandık. Cünkü 1400 yıldır ezilen Halkın inancını yad ettik. Hak ettiği yere taşıdık. Kuşkuyla karsilayanlar da oldu elbet, fakat o şüpheli canlara da çok görmemek lazim çünki Osmanlının zulmünü hala iliklerinde hisseden kişiler, verilen haklarada kuşkuyla yaklaşabilir. Ancak Eşitlik Alevilerinde hakkidir, alınan haklar Aleviliğin ve Alevilerin hakki oldugunu anladıkca bütün kuşkular Alevi kurumlarına karşı ortadan kalkıyor. m Dedeler olarak inanç kurumunun neresindesiniz? Sorumluluklarınız arttı mı? İnanc Önderlerimizi Kurumun başında görüyoruz. İnancın gereğide onu gerektiriyor. Bir kilisede Papaz önder ise, bir havrada Haham , büyük bir Cemevi olarak görülmesi gereken İnanc Kurumunun bası da bir Dede bir Pir olsa gerek diye düşünüyorum. Onun icinde Hak Aşikları Ehlibeyt Sadıkları ve tüm canları Yola hizmete çağırıyorum. Artik zaman hizmet zamanıdır, dileğim odur ki Hz Pir de bizlere Himmet eyleye. m Ocakzade dedeler olarak, dedelerin yetkinleştirilmesi yolu üniversite bünyesinde açılırsa, orada mürşitler dersleri verirlerse, buna nasıl bakıyorsunuz? İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Marifeet kapısı da İlim irfan kapısıdır, onun icin imkanımız çerçevesinde bütün ilim kapılarını zorlayacağız, Hakka hizmet Halka hizmetten geçer , bunun önce İlim ile olduğunu bilmemiz gerekir. Kuran-i Kerimde; Oku ! demiyormu?. Bilmemiz ve dikkat etmemiz çok ince bir nokta´da; ilmin ilim bilmekle , ilmin kendin bilmekten geçtiğini! Yani, kişi hukukçu olabilir , ilahiyatci yada profesor olabilir ama okumak ile Pir olunmuyor. Okumuş kişinin, Dedelige veya Pirlige yetki sahibliği vermesi Yolumuz da kabul görülmeyecek bir düzen olur. Belki danışmanı olabilir, Yardımcısı olabilir ama Üniversite bünyesinde dedelerimizin yetki sahibi olmasi Erkan degildir.


GÜNCEL

ALEVİ

ALEVİ Kronoloji İZLERLE Avusturya’da Alevi inancını temsile yetkili tek kuruluş olan Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumunun (ALEVI) devlet nezdinde resmi statüye kavuşması sürecine yönelik kronolojik bilgileri paylaşıyoruz…

S

23 MART 2009 Avusturya’da Aleviliğin yasallaşması ve diğer inançlarla eşit haklara sahip olması amacıyla 23 Mart 2009 tarihinde Viyana Alevi Kültür Birliği önderliğinde Avusturya İnançlar Dairesine resmi başvuruda bulunuldu. Başvuruyu takiben, 13 Haziran 2009 tarihinde Viyana’da 55 Dede ve Ananın katıldığı 1. Avusturya Alevi İnanç Önderleri kurultayı gerçekleştirildi. Bu kurultayda alınan kararlardan birisi de Alevi kurumlarına, Wr. Neustadt Alevi Kültür Derneği tarafından yapılan, Avusturya Alevi İslam inanç Toplumu Platformu kurmaları önerisi oldu. Bu öneri üzerine 20. Haziran 2009 tarihinde Avusturya’da ki Alevi Kurum ve Kuruluşları bir araya gelerek, Avusturya’daki Alevilerin yasal haklara kavuşması mücadelesini İnanç Önderlerinin çizdiği çerçevede, tüm kurumların eşit katkısıyla bir platform çerçevesinde yapma kararını aldılar. Böylece Alevilerin yasal haklara kavuşması için birlikte uğraşı verecek bir platform oluşturdular.

TÜZÜĞÜMÜZDEKİ ALEVİLİK TANIMLAMASI Alevilik ‘Hakk-Muhammed-Ali’ yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde olgunlaştığı ve Oniki İmamlarla devam eden; İmam Cafer-i Sadık’ın akıl ölçüsünü rehber olarak alan, Horasan erenlerinin himmetleriyle Anadolu’ya gelen Hazret-i Pîr’le, diğer Anadolu Erenleriyle ve Ulu Ozanlarımızın nefesleriyle hayat bulan, kadın ve erkeğin bir arada dede huzurunda saz ve nefesler eşliğinde, semahlarla icra edilen İslam inancının adıdır. Alevilik inancı, hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve ‘Rehber’ huzurunda ikrar verilerek ‘Dört Kapı Kırk Makam’ aşamasından geçilir. İnancımızın uygulandığı mekân CEMEVİ dir.

İNANCIMIZI İNANÇ ÖNDERLERİMİZ TANIMLADI! Yapılan başvurunun inanç maddeleri tamamen Viyana’da toplanan 1. İnanç Önderleri Kurultayına katılan İnanç önderlerimiz Dede ve Analar tarafından yapıldı. Avusturya Alevi İslam inanç Toplumu tüzüğünün inanç maddelerinin oluşturulmasına Avusturya’da ki dedelerin yanı sıra, Babagan kolundan Babalar, Avrupa Alevi Akademisi başkanı Mustafa Düzgün ve Prof. Dr. İzzettin Doğan bizzat katkıda bulunmuşlardır. Avusturya dışında yaşayan Alevi-Bektaşi inanç önderlerinin de rızalıkları alındıktan sonra son şekli yeniden Avusturya Alevi İnanç Önderleri tarafından görüşüldü ve karar bağlanarak kamuoyuna duyuruldu.

BAŞVURU TÜM ALEVİLERİN BAŞVURUSUDUR! Başvuru Avusturya Alevilerinin tümünü kapsayacak şekilde çerçevelendirilmiş, katılımcı dernekler arasında kesinlikle ayrım gözetilmemiştir. Alevilerin Federasyoncu yada Cem Vakfıcı olarak bölünmesine, ayrışmasına ve bu ayrışmaya hizmet edilmesine karşı çıkılarak, bir grup Alevinin değil tüm Alevilerin başvurusu olması ilkesiyle hareket edilmiştir.

25 AĞUSTOS 2009 Aleviliğin tanınması yönünde verdiğimiz başvuru ilk etapta inançlar dairesi tarafından reddedildi. Alevi yol önderleri olan dedelerin peygamber soyundan olduğu, Aleviliğin islamın bir yorumu olduğunu açıkladı inançlar dairesi.

Reddin gerekçesi olarakta Avusturyada İslamı temsil yetkisinin 1912 yıllı islam yasası uyarınca İslam Cemaati Kurumu (İGGiÖ) de olduğu ve yasaların ikinci bir kurum kurulmasına izin vermediği ileri sürüldü. Bu ret kararının çıkmasına etki edip bu yönde bir tavsiye yazısı veren ise İGGiÖ nün dönemin başkanı Anas Schakfeh dir. İGGiÖ bizlerin İnanç öğretimizde bulunan islamla ilgili ifadeleri çıkarmamamız halinde Aleviliğin ayrı bir din olarak tanınmasına karşı olmadıklarını yazılı olarak ilgili daireye belirttiler. İnanç öğretimizde islam sözü geçtiği sürece bunu içişlerine karışmak olarak gördüklerini belirttiler.

07 EKİM 2009 Başvurumuzun, Sünni İslam Teşkilatının (IGGiÖ) isteği doğrultusunda İnançlar Dairesi tarafından red edilme kararına bizler Anayasa Mahkemesinde itirazımızı yaptık.

01 ARALIK 2010 Avusturya Anayasa Mahkemesi, Viyana Alevi Kültür Birliği’nin 12 Alevi Kuruluşu adına, Alevi yol önderleri, dedelerin verdiği görevle yaptığı başvuruyu reddeden İnançlar Dairesinin işlemini anayasaya aykırı bularak, red kararını oy birliği ile kaldırıp, Aleviliğin tanınmasının önünü açtı.

16 ARALIK 2010 Avusturya Eğitim Bakanlığı Din İşleri dairesinin kararı uyarınca, Alevilik Avusturya`da, Muharrem Oruçlarının 10.gününde (16 Aralık 2010) yasal inanç statüsüne kavuşmuştur. Böylelikle Alevilerin artık Avusturya’da Sünni İslam Teşkilatı (İGGiÖ) tarafından temsiline son verilmiştir. Avusturya’da Alevileri inançsal bazda temsile yetkili tek yasal kurum olan ALEVI bağımsız bir Alevi İnanç kurumudur! Bu hak mücadelesinde emeği geçen tüm bireylere, kurumlara ve her şeyden önce duruşlarından bir an bile ödün vermeyen, yol önderlerimiz olan dedelerimize teşekkür ediyoruz. Başta Avusturya Alevileri olmak üzere, tüm Alevilerin gözü aydın olsun. Teşekkürler Avusturya! Elbetteki bir büyük teşekkürü yeni vatanımız, Alevi Yolu’nun yeni vatanı olmaya karar vermiş Avusturya Federal Cumhuriyeti hak etmiştir.

İNANÇ KURULUNUN BAŞKANI İNANÇ ÖNDERİDİR! Kurumumuzun Başkanı, Alevi Yolunun gereği olarak bir inanç önderimizdir. Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu (ALEVİ)nin ilk prezidenti olarak İnanç Kurumu başkanı dedemiz Derviş Cemal ocağından Taner Dede (Murat YEŞİLBAŞ) rızalık ile göreve gelmiştir. Aynı şekilde Kurumumuzun ilk Yürütme başkanı ise gene bir dede soylu AĞUÇAN ocağından Kazım Gülfırat’tır.

KURUMUMUZUN KISALTILMIŞ ADI “ALEVİ” DİR! Bizler bir kurumun kısa adının o ismi oluşturan sözcüklerin baş harflerinin yana yana getirilmesinden oluştuğunu zannediyorduk. Sanıyorduk diyoruz, çünkü bu alışılmış bir uygulama idi. Önümüzde başka bir örnekte yoktu. Ancak öğrendik ki, bu kurumun kısa adını biz kendimiz tercih etme hakkına sahibiz. O halde inanç toplumumun kısa adı olarak neden İAGÖ yü seçeyim. Kısa adımız aynı zamanda inancımızın da adı olsun. Bizim inancımızın adı Aleviliktir ve bizlerde Aleviyiz. Bu nedenle kurumumuzun kısa adını da kullanacağımız inancın adını da ALEVİ olarak değiştirdik. Böylece artık hem kurumumuz hem de inancımız, anlamsız harflerin bir araya gelmesiyle oluşması yerine kendimizin adı olan ve hem de buradaki kısaltma kullanımına tamamen uyan ALEVİ olarak değiştirdik.

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 23


GÜNCEL

ALEVİ

Diyanet’in haramla

iMTiHANI! Murtaza DEMİR

D

iyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, kapıcısından başkanına kadar bütün kadroları Sünni olan Sünni Diyaneti eleştirenlere celallenerek; “bizim bütçemizin %95’i maaşlara gidiyor” demiş ve devam etmiş; “Başkanlığımızı, milletimizin sırtında bir yük gibi göstermek hiç kimsenin haddi de değildir, hakkı da yoktur. Ülkemizin tarihine baktığımızda, hem din hizmeti, hem de yaygın din eğitimi amacıyla kurulan vakıflarımızın mal varlığını düşündüğümüzde aslında DİB devlete hiçbir şekilde borçlu değildir… bu nevi haber ve gazete manşetleri camiamızı üzmektedir.”

CAMİAMIZI ÜZMEKTEDİR Teşekkürler Sn. Görmez, DİB’nın kamuya değil, bir camiaya hizmeti ettiğini, dolaysıyla meşruiyet dışılığını kızgınlıkla da olsa itiraf ettiniz. Kurumunuz, neresinden tutsak elimizde kalıyordu, bu itiraf da tuz-biber oldu. DİB, yasal bir kurum elbette ama uygulaması-kurumlaşması, kadrolaşması ve dininanç algısı itibariyle, vicdani ve meşru değil. Bu olgu, hemen herkesin zımni olarak kabul ettiği ancak itirafa yanaşmadığı bir gerçek... Zira din, doğası gereği, gayrı vicdanilik, kul hakkı ve haram üzerine bina edilemez. Sn. Başkan, kurumsal olarak yaptığınız şu; dini, din olmaktan çıkarıp, elbirliğiyle siyasetin bir aracı haline getirdiniz; camiler ibadethane niteliğinden çok birer siyaset merkezi olarak öne çıkıyor. İmamlar, bir partinin ilçe başkanı gibi boğazınıza kadar siyasetin batağında… Bu durumdan utanç duymanız, bir din

SAYFA 24 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

adamı olarak “yahu kamunun bütçesi, dinin finansı adına kullanılmaz; kutsal dinimiz bu duruma düşürülmez, ayıptır, günahtır” demeniz gerekirken, “bu para az” diyerek “üzüldüğünüzü” okuyunca, yemin derim yüzüm kızardı! Paranın az olmasına değil, konumunuza, durumunuza, manevi dünyamızı nasıl bu duruma getirdiğinize üzülün! “Az” dediğiniz bütçe; 4.6 milyar lirası başkanlığınıza tahsis edilmek üzere; imam okulları, ilahiyatlar, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, il özel idarelerinin, belediyelerin, Vakıflar Genel Müdürlüğünün harcamaları, cami onarımları derken bu rakam toplamda 10 milyar liraya ulaşmaktadır. Ve bu rakamın tamamı “camianıza” verilmektedir. 10 milyar lira Sn. Başkan… Türkiye bütçesinden, sizin deyiminizle “camiaya” verilen para 10 milyar lira! 12 bakanlığın bütçesinden daha büyük… İşte çarpıcı gerçek ve bunca kul hakkı üzerine inşa edilen bir “inanç!” Gerçek inanan Sünni kardeşlerimi tenzih ederek ve özenle ayırarak, bunun bir “sus payı” olduğunu söylemek zorundayım. Bunun inançla, maneviyatla bir ilgisini, mantığını bulamadım. Yüce Allah ve ahlak bağırıyor Sn. Başkan, böyle bişey yok!

YAZIK Vergisini, parasını-pulunu kullanıp, varlığını inkâr ettiğiniz, düşmanlık güttüğünüz, akıl dışı fetvalar düzenlediğiniz, üzerinize vazifeymiş gibi “cemevi ibadethane değildir” dediğiniz, iftira ve buğuz ettiğiniz inancın size, devlete, millete bir kuruşluk maliyeti var mı? Nedir derdiniz; neden size benzememizi zorluyor, dayatıyorsunuz? Aleviler de bu anlayışa evrilir, inançlarını para, çıkar, siyasete endekslerse, nicolur bu ülkenin hali; nereye gider!


RÖPORTAJ

ALEVİ DİB’nın bütçesi, imam maaşlarına gidiyormuş! Vah, vah, vah! Tüyü bitmedik yetimin hakkını gasp edip, dağıttınız kadrolarınız ne iş yapıyor; bunlara niçin maaş veriyorsunuz? Namaz kıldırıyor, ezan okuyor, cenaze kaldırıyorlar değil mi? Sn. Başkan, lütfen söyler misiniz? 1- İnancınızın giderini, neden bize-millete fatura ediyorsunuz? Kendiniz karşılasanız ya. 2- Her mahalleye, köye, sokağa, caddeye, mezraya hatta meraya cami yapılıp, kadrolu imam ve vaiz atanmasından önce, yani devletin inanca müdahil-yönlendirici hale gelmesinden önce bu “hizmetler” nasıl yapılıyordu? 3- “Bu para az” diyerek üzülmek yerine; bir din adamı olarak alakalı-alakasız herkesten, helal eden etmeyen, hatta genelevden dahi alınan verginin, böylesine ulvi ve kişiye özel bir alan için sarf edilmesine itiraz etmeniz, aydınlatmanız gerekmez mi? 4- İslam Dininin, “Diyanetin dini” durumuna getirilmesinden önceki olumlu-birleştirici rolünü siz de özlüyor musunuz?

BEN ÖZLÜYORUM Bakın neden? 1950 öncesi ve sonrası dönemde, köylerde imam da, dede de herkes gibi günlük işleriyle meşgul olur, ibadet zamanı da ibadete öncülük-rehberlik ederlerdi. Kentte de durum bundan farklı değildi. Örneğin bir esnaf hem esnaflığını yapar, hem de bir koşu gider ezanını okur, arkasından namazını kıldırır, tekrar işine dönerdi. Keza dede, akşam ceme-ibadete rehberlik eder, günlük yaşamına devam ederdi. Dolaysıyla, Hak için ibadete bir bedel-ücret düşünmek, günahla eşdeğer sayılırdı. Uzatmayayım ibadet; ticaret, siyaset, terfi ve tribünler için değil, inancın gereği için yapılır, mescit, cami, kilise, havra ve cemevinin tüm gereksinimleri, mekânda ibadet eden cemaat tarafından yerine getirilirdi. Ve herkes, bütün farklı kesimler birbiriyle dosttu. Bu gelenek salt camiyi siyasetin işgal etmesini önlemekle kalmaz, o ibadethaneye gerçek bir ibadethane niteliği yükler, inananların iç huzuruyla ibadet etmelerini de beraberinde getirirdi. İbadethaneye dedikodu ve fitne giremez, diğer mekânlarda ibadet eden-etmeyen kesimlere iftira edilmez, nefret aşılanmaz, siyasetin oyuncağı olunmazdı. Sn. Başkan, gerçek dünyanızı bilemem, ama kabul edin, siz yaptığınız görev itibariyle inancı, huzuru, kardeşliği değil, inançlar arasındaki çelişkinin nefrete dönüşmesine hizmet ediyorsunuz! Çünkü vicdani-dini değil siyasi davranıyorsunuz.

Yukarda da ifade etmeye çalıştığım gibi size ne Alevinin cemevinden, ibadethane olupolmamasından; siz Alevi misiniz ki, cemevine dair fetva veriyorsunuz? “Cemevi ibadethane midir” zırvalarına; “ben karışmam kardeşim; insanlar nasıl inanıyorlarsa, nasıl huzur buluyorlarsa, hangi mekânda ibadeti makbul görüyorlarsa doğru olan odur; herkesin günahı da, sevabı da kendine” diyemiyor musunuz? Gayet açık olan, bu doğruları söylediğiniz an, makamınızdan olursunuz değil mi? Yani siz doğrunun-hakkın değil, menfaatinizin yanındasınız… Sn. Başkan; Sivrialan, İğdeli, Karaözü, Yusufoğlan gibi yüzlerce Alevi köyüne imam atadınız… Ve bu köylerde bir tane dahi namaz kılan cemaat olmadığını biliyorsunuz. İmam geliyor, gelmiyor, ezan okuyor okumuyor… hiiiç kimsenin umurunda değil… Hatta “okumasa daha iyi” deniliyor… Nedir derdiniz; Alevi köylerine neden cami yapıyor, imam atıyor, nifak sokuyor, tahrik ediyorsunuz? Yeni bir fetih harekâtı mı? Birbirinden nefret eden, mezheplerini sorgulayan, mezhebine-meşrebine göre davranan bir toplum haline geldik; bu duruma gelmemizde büyük paylardan biri de DİB’dır. Dolaysıyla kurumun yönelimini tespit eden sizlerin… Sadece demokrasiye, laikliğe, insan hak ve özgürlüklerine değil, ayırımcı, ötekileştirici ve nefret saçan siyasetinizle birliğimize de kıydınız. Bu gidişle pek yakında din ve mezhep adına birbirini boğazlayan diğer İslam ülkelerinden farkımız kalmayacak; bizi hızla o noktaya taşıyorsunuz. Din, her geçen gün siyasetin güdümünehimmetine daha muhtaç duruma geliyor. Böylece halk dini olmaktan çıkıp, bir tür devlet ve Diyanet dini haline geliyor; siyasallaşıyor, paragöz oluyor, doymuyor… Din adına sorumlu olduğunu iddia eden kurum ve kişiler kirlenince, manevi alan da kirleniyor, toplum; düne göre daha hırçın, mutsuz, kavgacı, hırsız, arsız, şiddet yanlısı oluyor! Bunu da araştırmalar söylüyor.

ÖNERİM ŞU İnancı rahat bırakın; Tanrıyla kul arasından çıkın! Caminin, mescidin, inanç mekânlarının kadro, temizlik, bakım ve giderini, eskiden olduğu gibi köyemahalle halkına bırakın. Diyanet Kurumu olarak harakiri yapın. Bu milleti kul hakkıyla ibadet edilen, siyaset merkezleri haline getirdiğiniz mekânlarda ibadet etmekten kurtarın. Misyonerlikten vazgeçin. Günahlı-ayıplı bir kurum olduğunuzu ilan edin ve kendinizi lağvedin!

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 25


YORUM

ALEVİ

Günceldeki Alevilik ve Sünnilere sorular İsmail KAYGUSUZ 1. Bazı Diyalektik Saptamalar ve Alevilik

D

İN ve dinsel inançlar ilk ortaya çıktıklarında, içinden çıktığı toplumun dinine, inançlarına ve sosyo/politik düzenine karşı tümüyle aykırı ve devrimci niteliktedir. Öznel ve nesnel koşulların oluşturulup tam olgunlaştığında, yıktığı inanç ve düzenin yerine kendininkini koyar. Ancak iktidar olduğunda, eski düzenin tüm kurumlarını ortadan kaldıramadığından tutunmak için kısa bir süre sonra çeşitli sosyal katmanlar ve sınıfların çıkar gruplarıyla uzlaşmaya girişir. Bu girişimlerin başlamasıyla eski aykırı ve devrimci gerçekliğini yitirip ortodokslaşma sürecine girmiştir. İlk halifeler döneminde İslam dini, özellikle üçüncü Halife Osman (644-656) zamanında, Peygamberin yıktığı düzenden kalan, yani ortadan kaldırılamamış olan çıkar gruplarının aracı olmaya başladı. 661 yılında Emevi hanedan devletinin kurulmasıyla birlikte egemen yönetimin çıkarlarına uygun biçimde bir ortodoks İslam yaratılarak katı değişmez dogmalar geliştirilip tam anlamıyla baskı aracı durumuna yükseltildi. Hiç kuşkusuz, çeşitli biçimlerde uygulamaya sokulan her düşünce ve inancın, kendi karşıt gerçekliğini, aykırı gerçeğini yaratmış olması kaçınılmazdır. Bu diyalektik bir oluşumdur. Bu bağlamda İslam heterodoksizmi, yani egemen ortodoksizme karşıt olarak, din kurucusu Peygamberin yakınları Ali ve Ehlibeyt’in yüceltilmesiyle ortaya çıkıp, çeşitli dinsel ve felsefi inançlardan alınan ögelerle zenginleştirilip, kendi aykırı batıni gerçek(lik)lerini yarattı. Yönetimler de çıkarlarına uygun biçimde dogmalaştırdıkları İslam adına, aykırı inançsal gerçeklere bağlı olanları dinsizlik kâfirlikle suçlayıp kırımlardan geçirdiler. Hristiyanlık da Roma paganizmine, yönetimlerin zulüm ve baskılarına karşı aykırı inanç ve toplumsal gerçeklikleriyle ortaya çıkmış; ama Roma imparatorluğunun bilim, felsefe ve siyasal erkinin yüksekliği ve güçlülüğü, onun devletin egemen dini olmasını yaklaşık 400 yıl geciktirmiştir. Tarih

SAYFA 26 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

boyu Ortodoks İslam ile Ortodoks Hrisiyanlık sürekli birbirlerine düşman, karşılıklı birbirlerinin inançlarını yadsıyan ve “dinsiz-kâfirler” olarak niteleyen konumdaydılar. Ancak ikisi de yönetimlerin dinleri olduğundan, egemenlik alanlarını koruma, sağlama alma çıkarlarıyla doğrudan ilişkiliydi. Yönetimler, karşılıklı birbirini tanıma, anlaşma ve uzlaşma dönemlerinde bile halkları, yani teb’alarını sürekli birbirine düşman tutmaya büyük özen göstermişlerdir. Buna karşılık heterodoks inançlar, daha çok kırsal halk yığınlarına özgü olduğundan ortak yanları çoktu. Öyle ki, bir Alevi-Bektaşi dervişiyle, yoksul bir manastır keşişinin yaşam görüşünü ve biçimini birbirinden ayırmak güçtür. Alevilik inanç ve düşüncesi bağlamında İslamın gelişimi farklıdır. Muhammed’in Peygamberliğini duyurusundan altı yıl sonra, ilk kez Mekke’de tarihsel olarak 616’da kuruluşu tamamlanmış Kırklar Meclisi düzenine Medine’de eklenmiş olan “Kardeşlik Sözleşmesi” ile İslam, değişimi öylesine hızlandırmıştı ki, ortak kazanıp ortaklaşa yemeyi ve herşeyi paylaşmayı ve hatta kardeşleşenler arası veraseti bile getiriyordu. Alevilik toplu tapınması Cem’in en önemli kurumlarından olan Musahipliğin temeli burada atılmıştı. . Demek ki Mekke ve Muhammed dönemi Medine İslamlığını farklı kategoriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor. Biz Aleviler İslam dini olarak bu ilk oluşum dönemini algılıyoruz, Hanefi İslam anlayışını değil Daha önce de birkaç yerde açıkladığımız gibi, Muhammed’in dünyadan göçmesini izleyen daha ilk on yıl içinde, Kırklar Meclisli ve yol ve inanç kardeşliği kuruluşlu Muhammed dönemi İslamlığın getirdiği düzenin toplumsal eşitlik kurallarından eser kalmadı. İslam dini, bezirganların, büyük toprak sahipleri ve fetihçi asker oligarşisinin eline geçmiş ve kuralları onlar koymaya başlamıştı. Peygamberin damadı ve amcası oğlu Ali, çevresindeki bir avuç şiasıyla/yandaşıyla barışçıl siyaset yöntemi uygulayarak Peygamberin kurduğu düzeni geri getirmek için harcadığı büyük çaba fazla işe yaramadı. Öyle ki, Muaviye yandaşları ve Emevi/Abbasi tarihyazıcıları, onun İslami anlayışı ve uygulamalarına “Din i-Ali” yani “Ali dini” demeye ve onu Muhammed dini


ALEVİ

İslamında dışında sapkın dinsel inanç gibi görmeye başlamışlardır. 260 Ne zaman ki, Peygamberin vefatından tam yirmi dört yıl sonra Abdullah ibn Saba, Salmani Faris ve Abuzer Gaffari’nin düşünsel katkı ve propagandaları, Malik Ejder’in de askersel yardımıyla Ali adına halkı ayaklandırarak Küfe, Basra ve özellikle Mısır’dan getirdiği isyancı halk güçleriyle Halife Osman’ı alaşağı etti; Böylece 632 yılında hakkı gasbedilmiş İmam Ali, bu halk ihtilai sonucunda, Tanrının mazharı olduğu ve tanrısal gücü özünde taşıdığı inanç ve söylemler çerçevesinde Halifeliğe getirildi (656). 261 Alevi inançlı halkların tüm siyasetleri Ali ve Ehlibeyt adınanaydı. Başlangıçtan itibaren bütün Alevi siyasetleri ve başkaldırıları Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin adına yapılmıştır. Ve Muhammed dönemi Mekke ve Medine İslamlığındaki Tanrısal Demokrasi’ye hep özlem duyulmuş, simgeleşmiştir. O düzen geliştirilerek uygulanması istenmiştir. Eşitlikçi, adaletçi ve kardeşçe paylaşımcı kurumlarıyla, hiçbir ayırım yapmaksızın insanları bir gören inanç ve ahlak anlayışıyla Alevilik, işte bu dönem Mekke ve Medine İslamlığının devamı görülmekte ve bu nedenledir ki İslamın özü olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle Aleviliğin başlangıç sürecinde, Proto Alevilik (Ön Alevilik) diye adlandırdığımız, yaklaşık yüzelli-iki yüzyıllık dönem içindeki Alevilik inanç ve siyaset akımlarının hepsi de İslamdışı ögeleri alırken, onları gerçek temel kaynak olan Kurân’dan bazı ayetlere ve Peygamber’in çok yakın dostları ve Ehlibeyt İmamları aracılığıyla gelen hadislere bağlamışlar. Aleviliğin özünde, Peygamber ailesinin, yani Ehlibeyt ve Oniki İmamların Tanrısal nuru taşıdıkları ve zamanın İmamı/Velisi olarak Tanrının bir mazharı olduğuna inanmak vardır. Tıpkı kandil,

YORUM

lamba, ampul, meşale gibi ışık veren bir aracın kendisi ışık olmadığı halde; ışıktan da ayrı olamıyacağı ve ışığın da bu araçlar olmayınca çevreyi aydınlatamıyacağı optik gerçekliğe benzetilmektedir Ali ve Ehlibeyt tanrısallığı. İnsan-ı kamil mertebesine ulaşmış ve Enelhak diyen büyük veliler de theosis’in yani tanrılaşmanın bu ışıksal bütünlüğe ermek olduğunun ayırdına varmıştır. Alevi-Bektaşi toplumunun bazı örgüt önderleri ve yazarlarının kendi siyasal görüş açılarından Alevi inancını tanımlama ve düşünce yapılarına uygun yorumlamalara girişmiş olmaları, özellikle son birkaç yıldır büyük karışıklıklar yarattı. Türk-İslamcı resmi devlet anlayışı, kendisine yakın bazı vakıf ve örgütleri de yanına alarak onlara karşı sözde Alevileri savunmayı üstlenip, Aleviliği ortodoks İslamın içine sokmaya, yani Sünnilik ve Şlikle uzlaştırmaya, kısacası assimile etme gayretlerini hızlandırdı. Aşırı siyasal İslamcılar ve tarikatçılar ise, Yavuz’un-Kanuni’nin şeyhülislamları İbn Kemal’ler ve Ebu Suudlar’ın anlayışı içerisinde, Aleviler için değil İslam, “dinsiz, zındık, rafızisapkın” nitelemeleriyle açık ve kapalı olarak yazıp söylemeyi, saldırmayı sıklaştırdılar. “Aleviliğin İslamın dışında kendine özgün bir din olduğu, Ali ile ilgisi bulunmadığı; zaten İslam’dan çok önce varolan Aleviliğin Muhammed Peygamberi de tanımadığı, İslam dinine de sonradan girerek batıniliğini benimsediği” tarzındaki görüş ve düşüncelerini sözlü ve yazılı basında tartışmaya açan bazı örgüt önderleri ve yazar-çizerler, ister istemez sözünü ettiğimiz ikinci anlayışla, yani Alevileri İslam dışı sapkın, dinsiz-inançsız sayan(Alevi düşmanlarıy)la uyuşum içine girerek bu topluma ve inancına zararlı olmaktadırlar. Bu arkadaşların birtakım siyasal ve kişisel çıkar hesapları içinde hareket ederek, “kendine özgü”

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 27


YORUM

SAYFA 28 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

ALEVİ


YORUM

ALEVİ

Acaba ikinci “Ebu Hanife” diye adlandırılan, Şeyhülislam Ebusuud Efendi’nin yeri Sünniliğin neresindedir? Haydi bu anlı-şanlı Osmanlı fıkıh bilgini(!) çok eskilerden diyelim; “Rasail’i Nur” sahibi Şeyh Saidi Nursi ve tilmizleri mi yoksa Esat Coşan Efendi ve tilmizleri mi Sünni inanç anlayışını temsil ediyor?

Ayrıca Fethullah Efendi hazretleri, Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın ile vakıf kuruluşları ve 6-7 Bakanlık bütçesine eş bütçesi, 100 binlik İmam ordusuyla Türkiye’nin en büyük Holdingleri arasında yerini almış Diyanet İşleri kurumunun Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Sünni inancının hangi yanına düşüyor dersiniz?

ŞUBAT - MART - NİSAN 2013 / SAYFA 29


GÜNCEL

ALEVİ

AVUSTURYA OKULLARINDA

ALEVİLİK DERSLERİ BAŞLIYOR A

VUSTURYA’da ilk orta ve dengi okullarda Alevilik derslerinin başlaması hakkında ALEVİ Eğitim Bürosu aşağıdaki açıklamalarda bulundu: Alevilik derslerinin başlayabilmesi için 17000 Alevi’nin Aleviliklerini beyan etmesi gerekmektedir. Burada önemli olan Avusturya’da ikamet ediyor olmasıdır. Beyan formu her bir birey için ayrı ayrı doldurulmalıdır. Burada yaş önemli değildir. Yeni doğmuş bebekler için de beyan formu doldurulacaktır. Unutmayın ki, Avusturya yasalarına göre Alevilik beyan formunu dolduranlar, Alevi İnançı mensubu olarak tanınacaktır. k Yan sayfamızda yer alan beyan formunu doldurarak ALEVİ genel merkezine posta ile iletebilir ya da ALEVİ’yi destekleyen kurumlara teslim edebilirsiniz. k www. aleviten.at adresinde online olarak doğrudan doldurabilirsiniz. Okullarda Alevilik derslerine katılacak öğrenci

SAYFA 30 / ŞUBAT - MART - NİSAN 2013

sayısı ve buna bağlı olarak ne kadar öğretmenin atanacağı ise, okullarda inanç hanelerini alevi olarak yazdıran öğrencilerin sayısına bağlıdır. Ne kadar çok öğrenci inanç hanesine alevi yazdırırsa, o kadar çok ders saati alma hakkımız olacaktır. Buna bağlı olarak o kadar çok sayıda Alevi öğretmeni okullarda istihdam etme hakkına kavuşacağız. Tüm bun elde ettiğimiz haklarımızı kullanabilmemiz için erinmeden Alevilik beyanlarımızı yapmanız gerekmektedir. Unutulmaması gereken önemli nokta şudur. Alevilik dersleri verme hakkı, yasal olarak tanınan inanç kurumlarındadır. İnanç kurumu olarak devletçe tanınmamış kurumların Alevilik dersi verme hakları bulunmamaktadır. Bu nedenle kurumumuz ALEVİ dışında Alevilik dersleri için imza topluyoruz açıklamalarına itibar etmeyiniz. Alevilik derslerinin engellenmesi çabalarına dur diyelim. Çünkü Alevilik tektir, Alevilik hak Muhammet Ali yoludur, Ehl-i Beyt yoludur.




        ȁ‡„•‡‹–‡ǣ™™™ǤƒŽ‡˜‹–‡Ǥƒ–Ȁ™‹‡ȁƒ‹Žǣ™‹‡̷ƒŽ‡˜‹–‡Ǥƒ–ȁ

"

 



…Š „‡ƒ–”ƒ‰‡ Š‹‡”‹– ˜‘ †‡” Žƒ—„‡•‰‡‡‹†‡ ‹‡ ‡‹‡ ‡•–¡–‹‰—‰ †‡• ‡Ž‹‰‹‘•„‡‡–‹••‡• ˆò”ƒ–Ž‹…Š‡™‡…‡Ǥ ‹–‡Ž

ƒ—•‰‡™‹‡•‡†—”…Šȋ—•™‡‹•ǡ—•™‡‹•—‡”Ȍȗ





‘”ƒ‡ȗ

ƒ…Šƒ‡ȗ





‡•…ŠŽ‡…Š–ȗ

–ƒƒ–•ƒ‰‡ŠÚ”‹‰‡‹–ȗ †Y•–‡””‡‹…Š†ƒ†‡”‡ǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǤ

†‡‹„Ž‹…Š†¡Ž‹…Š 



‡„—”–•†ƒ–—ȗ

‡„—”–•‘”–ȗ





ƒ‹Ž‹‡•–ƒ†ȗ †Ž‡†‹‰†˜‡”Š‡‹”ƒ–‡–†˜‡”™‹–™‡–

‡”—ˆ





‘Šƒ†”‡••‡Ȁ•…Š”‹ˆ–ȗ

ȗ



”–ȗ



‡Ž‡ˆ‘ȗ

‘„‹Ž

ƒ‹Ž ȗˆŽ‹…Š–ˆ‡Ž†‡”ò••‡ƒ—•‰‡ˆòŽŽ–•‡‹Ǥ

† ‹‡”‹–‡”Ž¡”‡‹…Š‡‹†‡••–ƒ––Ž‹…Šǡ†ƒ••‹…Š‡‹‡”ƒ†‡”‡‰‡•‡–œŽ‹…Šƒ‡”ƒ–‡‡Ž‹‰‹‘•‰‡‡‹•…Šƒˆ–ƒ‰‡ŠÚ”‡Ǥ † ǡ ‹…Š Ú…Š–‡ òˆ–‹‰ †‡ ‡™•Ž‡––‡” †‡”   ‡‡‹†‡ ’‡” Ǧƒ‹Ž ‡”ŠƒŽ–‡Ǥ …Š „‹ ‡‹˜‡”•–ƒ†‡ǡ †ƒ•• †‹‡   ‡‡‹†‡ ‡‹‡ ‰ƒ„‡ „‹• ƒ—ˆ ‹†‡””—ˆ •’‡‹…Š‡”–ǡ — ‹…Š ò„‡” ‡”ƒ•–ƒŽ–—‰‡ ’‡” ǡ Ǧƒ‹Ž ‘†‡” ‘•– ‹ˆ‘”‹‡”‡œ—Ú‡Ǥ



ǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥ ǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥ ǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥ ”–ǡƒ–—

–‡”•…Š”‹ˆ–†‡•Ȁ†‡” –”ƒ‰•–‡ŽŽ‡”•Ȁ‹

ò”‹†‡”Œ¡Š”‹‰‡ȋ—–‡”ͳ͸ ƒŠ”‡ƒŽ–Ȍ –‡”•…Š”‹ˆ–†‡” ‡•‡–œŽ‹…Š‡ ‡”–”‡–‡”

‹‡•‡”„•…Š‹––™‹”†˜‘†‡”Ž‡˜‹–‹•…Š‡ Žƒ—„‡•‰‡‡‹†‡ƒ—•‰‡ˆòŽŽ–Ǩ



Ǧǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥ ǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥ ǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǥǤ

Ǧ”Ǥ

‡‰‹•–”‹‡”–ǡƒ

ò”†‹‡Ž‡˜‹–‹•…Š‡ Žƒ—„‡•‰‡‡‹†‡‹‡



           Y  ȏ     

     Ȑ ȁǦͻǤͲʹͲȀͲͲͲͳǦȀʹͲͳͲȁ  YǦ‘—ǤǦ ǣ ǦʹͲͳͳǦͲͲͲͷȁ…Š‡”‡”•–”ƒé‡ͶǡǦͳʹͳͲ‹‡ȁ™™™ǤƒŽ‡˜‹–‡Ǥƒ–ȁ‹ˆ‘̷ƒŽ‡˜‹–‡Ǥƒ–ȁ


ALEVİ Avusturya  

Austurya Alevi İslam İnanç Toplumu yayın organı ALEVİ 1. sayısı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you