Issuu on Google+

2 AYDA 1 YAYINLANIR - ÜCRETSİZDİR - 2012-01

WARHOLA SERGİSİ: KEZBAN ARCA BATIBEKİ - ARSLAN SÜKAN - SILACAN KÖSELER - KOMET - HANDE ŞEKERCİLER - KEREM OZAN BAYRAKTAR - ASLI ÖZDEMİR - TAYFUN SERTTAŞ - PROFİL: İPEK KURŞUNCU - SERGİ HABER: TURGUT YÜKSEL - OZAN OGANER - ESRA ŞATIROĞLU


İkindi

Geleceğin hümanist yaklaşımları

Lambampül

------- Humanistic Approaches in Future www.studiopunto.com a d r e s s__________ Cevahir Hotel Akin Plaza Addresistanbul A.V.M Studiopunto _ no _ 118 Sisli _ Istanbul _ Turkey t: 00902122101572 f: 00902122101573 g: 00905325533927

S T U D I O P U N T O creative interior designer

İsmail Oklugil _ _ _ _ _ _ io


warhola 08 - 11 / 01 - 12 / 2012 ALAN İSTANBUL

WARHOLA Sergisi güncel dolaşım ağları ile çağdaş sanatın birbirlerini - yeniden - üretme ilişkisi üzerine odaklanmaktadır.

2012-01 WARHOLA Dergi Yıl: 1 Kasım-Aralık 2012 Sayısı Sahibi: ALAN İstanbul Genel Yayın Yönetmeni: Aslı Biçer Editör: Efe Korkut Kurt Koordinasyon: Bengi Başaran Yazı İşleri Müdürü: Önder Duman Tasarım: Bürkan Özkan Fotoğraflar: Kayhan Kaygusuz Reklam Koordinatörü: Uğur Erdoğan Yönetim Adresi: Asmalı Mescit Caddesi No: 5/2 Tünel – Beyoğlu Renk Ayrımı / Baskı: A4 OFSET

Destek ve katkılarından dolayı AVANGARD HOTEL İSTANBUL’a teşekkür ederiz.

www.alanistanbul.com

Günümüzde sanatın toplumsal düzlemdeki tüketimi büyük ölçüde medya ve internet üzerinden gerçekleşmektedir. Sanat nesnesi alım-satım ilişkisine hapsedilirken; gerçek sanat nesnesinin yerini görsel imgesi alır. Bu imge ile nesnesi aralığında dolaşım aracına bağlı olarak bir deformasyon gerçekleşir. WARHOLA sergisi bu deformasyonu çeşitli boyutları ile açığa çıkartma girişimi olarak değerlendirilebilir. Bu sergi sekiz çağdaş sanat çalışmasının yayınlanarak kent içerisinde dolaşıma girecek olan WARHOLA isimli derginin sayfa düzleminde gerçekleşme halini gündeme getirir. Her bir sanatçı ALAN İstanbul galeri mekanında gerçek birer nesne olarak sergilenecek çalışmalarını WARHOLA’nın sağ sayfa düzlemlerinde konumlandırırlar. Her çalışma gerçek ve simülasyonu olmak üzere dergi, web sayfası ve galeri mekanında aynı anda varlık gösterirler. İzleyici ile iş aralığında gerçek zamanlı ve mekanlı bir sergi yeni bir mekan-zaman düzleminde neye denk düşer? WARHOLA bu yönde yorumları imkanlı kılacaktır.

Efe Korkut Kurt Küratör / Curator

www.warholamagazine.com

The WARHOLA exhibition focuses on the relationship of “re-production” between modern art and current day communication channels. Art consumption in collective degree commonly occurs through mass media and internet in our time. The object of art very commonly gets restrained within the narrow concept of purchase and sales; and as this happens, visual imagery replaces that object. A deformation takes place between the two with regard to the specific roaming network used. The WARHOLA exhibition can be seen as an attempt to expose this deformation in various aspects and dimensions. The exhibition brings forth the state of realization of WARHOLA Magazine, which will be circulated within the city publishing eight modern art works, on a page based platform. Each artist will position their works, the works that will actually be exhibited as real objects in ALAN Istanbul, on the right page plane of WARHOLA. Each piece of work will simultaneously exist both as an object in the exhibition hall and as a simulation on the website of the magazine. What does an exhibition occurring between the audience and the artwork in a brand new multi-dimension place and time correlation imply? WARHOLA certainly lets us discuss and comment about such a phenomenon.


WARHOLA SERGİSİ

Kezban Arca Batıbeki

WARHOLA EXHIBITION

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Resimle başladığım sanat üretimime; zaman içinde, farklı boyutlar, mediumlar ekleyerek her sanatçının içine girmesi olası kısır döngüden kurtulmaya çalıştım. Önce yerleştirme ve kısa filmlerle başladığım kaçış yolları sonunda beni fotoğrafa ulaştırdı. 2005 yılından bu yana resimle birlikte yoğun olarak fotoğraf üzerinde de çalışıyorum. Uzun yıllar fotoğraf çekmeme rağmen, ancak fotoğraflarımda da resimlerimdeki gibi gerçeküstü, kurgusal bir dünya kurmayı başardığımda, sergilemeye başladım. Etrafta o kadar çok ve iyi fotoğrafçı var ki, onların arasından sıyrılmanın tek yolu; kendime ait bir dünya kurabilmekti. Ben de evimdeki objelerden hareket ettim. Gerçek zaman ve mekanlardan kaçtım, fotoğraflarımı, resimlerimin mantığıyla yeniden kurguladım.

Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? Eğer öyle ise bu ne şekilde ve ne yönd oluyor? İki soruyu bir arada yanıtlayayım. Bu sorular bana “I Shot Andy Warhol” adlı filmimde kullandığım, elinde TV ile oturan Andy Warhol bebeğini hatırlattı. Döneminde medyayı sonuna kadar kullanan Warhol, yaşasaydı internette ne harikalar yaratırdı merak etmememek mümkün değil. Kendi sanatım adına çok daha geniş kitlelere ulaşabilmem açısından işlerimin başkalaşımından çok yayılımının artışından söz edebilirim belki. Bir anda dünyanın öbür ucundan gelen sorularla internet üzerinden söyleşi yapabiliyorum örneğin. Ama internetten sanat ürünlerini yaratmak için yararlanan ve yayan çok sayıda sanatçı da var. Ben sosyal medyayla o kadar içli dışlı olmayı seven biri değilim, dışardaki hayatı yaşamayı daha çok seviyorum.

Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? Öyle bir düzlemin varlığından bile emin değilim. Takip edebileceğimden çok fazla dergi ve blog var artık, hepsine ulaşamıyor olabilirim ama nadiren, gerçek bir eleştiriye rastladığımda çok seviniyorum. Türkiye’ de eleştiri adına; ya kırmamak için suya sabuna dokunmayan yazılar yazılır ki bunlar genelde dağıtılan basın bültenlerinden derlenmiş yazılardır. Ya da tam tersi karalama yazısı olur. Bir de dokunulmazlar vardır. Eleştirmenin öncelikle; sanatçıya, galeriye ve küratöre eşit derecede mesafeli olması gerekir ki dürüst olabilsin. Bunun yanısıra sevilmeyen insan olmayı da göze almalı tabi...

I started my art production with painting, over time I’ve tried different dimensions and mediums in order to avoid the vicious cycle which every artist probably finds themselves in. I started with installations and short films, finally my escape route approached me with photography. Since 2005 I’ve been working on painting also intensively with photography. In spite of taking photographs for many years, I’ve tried to find the same surreal and fictional world as in my paintings, when I finally established that,I began to exhibit my work. There are so many good photographers around, the only way to stand out from them is to built a world that belongs to me. So I started out from the objects at my house. I built my photographs with the logic of my paintings by escaping from actual time and space. What would you say about your work at Warhola Exhibiton ?

2012-01

Two photographs which are going to take place in the exhibition belong to an era whereI focused on “violance against women”. I’m not someone who likes to give mottos to every work. Although, this time for my work at the Warhola exhibition there is no needfor readingbetween the lines.

Do you think that your art production is in a transfiguration process in communication networks such as media and networks ? If so, in what way and to what extent is this happening ?

I will answer these two questions together. These questions reminded me of the doll which I used for my short film “I Shot Andy Warhol”, the doll was sitting and holding a TV with one hand. In his era Warhol used the power of media all the way, it’s inevitable not to imagine him working miracles on the internet if he was alive. My work is disseminating rather than transfigurating, so on behalf of my art I can say it is an approach to reach a major audience. For example, I can instantly answer questions which come from the far end of the world. On the other hand, there are so many artists using benefits of the internet in order to make their art and spread it at the same time. I don’t enjoy being sincere with social media, I rather love enjoying the outer world. What do you think about the platforms of art critism in Turkey ?

I’m not sure if such platform exists. Now, there are so many magazines and blogs to keep track of. I can’t be able to reach them all but rarely when I comeacrossone with a genuine criticism I’m glad for it. Turkey; in the name of criticism, usually don’t want hurt your feelings so they avoid med-

dling in the articles, these articles are usually a collection from press releases. The opposite scenario is they write it in order to abuse the artist, also there are untouchable ones. First of all a critic; should have an equal distance to the gallery, artist and to curator so he/she can be honest. In addition to this, you should try to be the unpopular one. If so, in what way and to what extent is thishappening ?

I will answer these two questions together. These questions reminded me of the doll which I used for my short film “I Shot Andy Warhol”, the doll was sitting and holding a TV with one hand. In his era Warhol used the power of media all the way, it’s inevitable notto imagine him working miracles on the internet if he was alive. My work isdisseminating rather than transfigurating, so on behalf of my art I can say it is an approach to reach a major audience. For example, I caninstantly answer questions which come from the far end of the world. On the other hand, there are so many artists using benefits of the internet in order to make their art and spread it at the same time. I don’t enjoy being sincere with social media, I rather love enjoying the outer world.

logic of my paintings by escaping from actual time and space.

Can you generally tell us about your art production ?

Gerçek zaman ve mekanlardan kaçtım, fotoğraflarımı, resimlerimin mantığıyla yeniden kurguladım. I I built my photographs with the

WARHOLA sergisindeki çalışmalarınız için neler söylersiniz? Warhola sergisinde yer alacak olan iki fotoğrafım, “Kadına karşı şiddet” üzerine yoğunlaştığım bir döneme ait. İşlerimde slogan atmayı seven biri değilim. Ama Warhola’da yer alan fotoğraflarımda bu kez, pek çok işimde olduğu gibi, söylenecek sözleri satır aralarında aramak gerekmiyor diyebilirim.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

2012-01

Can you generally tell us about your art production ?

Most of the time I try to construct an image of a concept. It is a process of building mental representations of an idea using an image which becomes an issue of perception (physically or psychologically) and representation. So my work mainly deals with these questions. In the end, the image is limited to its boundaries but can serve to trigger certain ideas. Untill now I have worked with the medium of photography and now I m experimenting with new mediums, platforms as well as new themes to be released soon.

In order to overcome these issues, I have decided to take a different approach. I will be showing a code (qr) (that contains data) in all three platforms. By doing that, I do eliminate the issues to some degree that I have mentioned above. Once you scan this code with your smartphone, the work will reveal itself in your phone. The code that I m using is not the actual work but a step to reach and understand the work. So the whole work actually is a process of an action that will expose itself in a new environment which is your phone. Neither the code nor the new environment which work will reveal itself is only and the actual work but the whole process becomes complete as a work with human interaction. (the readers in this case, simply download the free apps like qr reader or kaywa reader to your phones and scan the right page with your phone. The work will present itself and becomes complete.)

Do you think that your art production is in a transfiguration process in communication networks such as media and networks ?

Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz ? İşim ile ilgili ortalama bir eleştiriyi hiç eleştiri almamaya tercih ederim. Sanatçıların pek çok objektif eleştiriye ihtiyacı var. Türkiye’de yeterli sanat eleştirisinin olduğunu düşünmüyorum bu nedenle daha fazla bağımsız eleştirmene ihtiyacımız var.

certain ideas.

Since we have to deal about presenting a work in three different environments, gallery space, printed magazine and a website; these different environments creates an issue of perception, representation and context.

Eğer öyle ise bu ne şekilde ve ne yönde oluyor? Obje ve imajın kendi başlarına sahip oldukları farklı algı nitelikler mevcut. Eğer basit bir örnek verecek olursam; biriyle gerçek anlamda tanışmak ile sanal ortamda tanışmak farklı deneyimler yaratır.

boundries but can servet o trigger

What would you say about your work at Warhola Exhibiton ?

Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? Evet düşünüyorum. Yine, bu farklı ortamlar; algı, temsil ve bağlam konseptlerini oluşturuyorlar.

In the end, the image is limited to its

WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? Üç ayrı ortam olan, galeri, basılı yayın ve internette işlerimizi sergilemek ile uğraştığımızdan, bu üç ayrı ortam; algı, temsil ve bağlamın konseptini oluşturuyor. Bu konuların üstesinden gelebilmek için, değişik bir yaklaşım kullanmayı tercih ettim. Her üç platformda bir QR kod göstereceğim (bilgi içerikli). Bunu yaparak yukarıda bahsettiğim konuları belirli bir seviyeye kadar elemiş olacağım. Bu kodu akıllı telefonunuz ile okuttuğunuz an iş kendisini telefonda gösterecek. İşi yayınlamak için kullandığım kod gerçek iş olmamak ile beraber gerçek işi anlamak için atılan bir adım olacak. Sonuç olarak, kendini yeni bir ortamda sergileyen iş, eylemin bir süreci halinde ortaya çıkacak, bu ortam da telefonunuz olacak. Ne kendini yeni ortamda yayınlayan iş ya da buna aracı olan kod işin kendisi olmayacak ama bütün bu süreç insan etkileşimini oluşturarak işi tamamlamış olacak.

(Bu durumda, okuyucular ücretsiz aplikasyonu QR okuyucuları ya da Kaywa okuyucuları ile sağ sayfadan scan edebilirler. İş kendini gösterip tamamlanmış olacak.)

Sonuç olarak, imaj kendi sınırları içerisinde kısıtlı olmasına rağmen hala belirli fikirleri tetikleyebiliyor.

Arslan Sükan

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Çoğu zaman, belirli bir imajın konseptini oluşturmayı deniyorum. Bu süreç, bir fikrin akli simgesini kurarken algı ve temsilin sorunu haline geliyor (fiziksel ya da psikolojik olarak). Yani, çalışmalarımda daha çok bu konularla meşgul oluyorum. Sonuç olarak, imaj kendi sınırları içerisinde kısıtlı olmasına rağmen hala belirli fikirleri tetiklemeye hizmet eder. Şu ana kadar fotoğraf aracılığıyla çalışıyordum ve şimdi çıkacak yeni temalar için araçlar, platformlar ile deneyler yapıyorum.

Yes it does. Again this different environments creates issues of perception, representation and context. If so, in what way and to what extent is this happening ?

The object and the image of it has different perceptive qualities. If I have to give a simple example, meeting someone in real life versus meeting someone in virtual world creates different experiences.

What do you think about the platforms of art critism in Turkey ?

I would prefer having an okey critic about my work rather than not having any critic at all. Artists needs many objective critics. I don’t think we have enough art criticism in Turkey. We need many independent art critics in this country.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

sılacan koseler Çoğunlukla tanışıklıkları, kültürel fenomenler vefazlaca kodlanmış fantezileriirdeleyen görsel bir slogan efekti kurguluyor ve izleyen gözü kurcalamaya çalışıyorum Mainly, I construct visual slogans that examine mutual relationships, cultural phenomenons and overly coded fantasies , while constantly trying to provoke that “ever seeing eye”.

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Çizmeyi, boyamayı severim. Tek başıma sokağa çıkmaya başladığım ilk zamanlardan beri de obje topluyorum. Bu sevdanın çığrından çıkmaya başladığını hissettiğim bir anda ise, kiminin kalacağı ve kiminin de gideceği bir noktaya geldim. Bu durum bazı parçaları aklımdaki net bir vizyonla biraraya getirmeme ve beni yönlendiren fikri çözümlemeye girişmeme vesile oldu. Devamında ise, kendi koleksiyonuma yeni objeler eklemeye benzer bir yönelimle heykel, rölyef gibi üç boyutlu işler üretmeye başladım. Epeyce öznel ve sezgisel bir yerden başlayarak, çalışmalarım üzerinde malzeme, doku, renk ve form kombinasyonlarıyla nesnel, plastik vurgular arıyorum. Çoğunlukla tanışıklıkları, kültürel fenomenler ve fazlaca kodlanmış fantezileri irdeleyen görsel bir slogan efekti kurguluyor ve izleyen gözü kurcalamaya çalışıyorum. Aynı çerçeve içinde, yitmekte olan kimi olguları aktarmak, görünür kılmak da ilgimi çekiyor.

2012-01

WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? Üretimi yıllar evvel durmuş olan ve özenli bir arayışın ardından toplu olarak bulunabilmelerinin ciddi derecede nadirleştiğini kavradığım iki obje: plastik kadın eli şeklindeki sabunluk ve turkuaz degrade dikdörtgen fayanstan oluşan, kült kombinasyona ithafen tasarladığım bir çalışma. Warhola projesi, sergiyi web sitesi ve dergiye de taşıyarak interaktif olarak dolaşıma soktuğundan, işin vereceği fotoğraf da çalışmamı yönlendiren unsurlardan biri oldu. Fotoğrafı tam karşısından ve mekana dair bir izden bağımsız olarak düşünerek; iki boyutlu, grafiksel bir etki yaratmak istedim. Künyesinden kopuk, buluntu imajlar karşısında sıkça yaşanabilen, format algısındaki şaşmalara referans vermek istedim. Evli (e çünkü yüzüklü) ve ojeli kadın eli şeklindeki sabunluk fetişinin yerel popülerliği ve turkuaz degrade fayansla olan nesli tükenmiş beraberlikleri adına, totem-vari bir imge oluşturdum.

Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? İnternet ve medya gibi iletişim ağlarında dolaşıma giren her görsel, apayrı bir gerçeklik yaşıyor. Yayınlanan görseli, sanat nesnesinin yapısını yeniden kodluyor. Hatta fazlaca dolaşan görsel, bir noktada anonimleşebiliyor. Eğer öyle ise bu ne şekilde ve ne yönde oluyor? Üç boyutlu çalışmalara özgü gerçekliğin, iki boyutlu bir imgeye indirgenmesi çoğu zaman ciddi bir etki kaybına yol açsa da ve tam anlamıyla bir temsilden yoksun olsa da; nesne ve görseli, yerine göre birbirini besleyebiliyor. Renk ve doku üzerine özellikle eğildiğim çalışmalarda ise, iş bazen şansa kalıyor. Nitekim kimi işlerde fotoğraftan alınan etki, işin kendi gerçekliğinin önüne geçebilecek derecede iyi sonuç verebiliyor. Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? Daha alternatifli bir ortam düşlemekten kendimi alamıyorum. Sanırım genel olarak daha işlevsel olunabilmesi adına, sanat eleştirisi düzleminde de bir nevi yaklaşım sorunu var. Kolektif çalışmalar ve enstitülerin sayılarının artması, bağımsız girişimlerin yaygınlaşması gibi gerekli, ancak nadir ortamların, günümüze hakim olan bireysel hattı kırarak sanat eleştirisini de, üretimini de daha verimli ve özgür kılacağını düşünüyorum.

Can you tell us about your art production ?

I love sketching and painting. I’ve been collecting objects, since I started rambling the streets alone. The moment I felt this passion of collecting getting out of hand, I came to a point where I had to start throwing away and keeping some of the objects. This situation helped me to bring some of these objects together with a clear vision and helped me to settle the ideas that came in to my mind. Afterwards, I started to add new objects to my collection with a similar tendency, I started to produce sculptures and relief. In my work I search for practical emphasises with the combination of materials, textures, colours, to form the starting of quite a lot of subjective and intuitional pieces. Mainly, I construct visual slogans that examine mutual relationships, cultural phenomenons and overly coded fantasies , while constantly trying to provoke that “ever seeing eye”. Within the same context, I enjoy presenting the disappearing ideals and values of our society that we are slowly losing grip of. What would you say about your work in Warhola exhibition ?

Two objects, that I got to understand, was how hard it is for them to co-exist considering that they are now obsilete regardless of how throughly you search for them; A soap dish shaped as a womens hand, made from cheap plastic and degraded turqoise tile...a project I dedicated to the cult combination between these two. Since the Warhola project will be displayed at the exhibition and through the website as well as published in the magazine creating a eventual interactive publication, I also thought about how it will appear in the photographs, this directly inspired my work too. I tried to create a two dimesitional graphical impact by considering the element of photography without trying to relate it to its functional reality of being a trace of what can be seen from infront of the whole. I tried to refer to confusions

in a perception of format that can often happen viewing cloudy images that do not relate to what is said on the tag. I tired to create a ‘totemistic’ image in the name of the extinct co-existence of the torquise degraded tile and the soap dish shaped as the nail polished hand of married women ‘since it has a ring on it’. Do you think that your art production is in a transfiguration process such as media and networks ?

Every visual which cycles through the communication networks, such as internet and the media, experiences a quite different reality. It re-codes the published visual and the art object. Moreover if an object circles around so much it can become anonymous. If so, in what way or to what extent it is happening ?

Proper reality of three-dimensional work, that is reduced to a two-dimensional image mostly takes a serious loss of its impact and even through this it can entirely void the representation. According to its place and object, its visual supports eachother. Sometimes it’s just all about luck, when I especially lean in on colour and texture in the work. Hence, the impact you can get from a photograph of the genuine work. What do you think about the art criticism platform in Turkey ?

I can’t help but imagine having much more of an alternative environment. I think there is an approach issue, in order to be more operational. Collective workshops and increasing of the art institutes is needed. But I think that rare environments will break away from the individual and traditonal route and make both art criticism and production more productive and independent.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

K

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Sevgili Efe, benim çalışmalarım, ilgi alanlarım bir yanda sanat, bilhassa pentür ve şiir çerçevesinde diğer yanda temel olarak önce varlık bilimsel düşünce ve yatay bir geçişle marxizm ve türevleri arasında gidip gelmelerle özetlenebilir. Bu çerçevede humour ve Absurdite ve kışkırtıcı alışılmadık çıkışlarla rutini kırarak sanatsal denebilecek iletişim ve aksiyon biçimlerini bir yaşam davranışı olarak kendileştirdiğim söylenebilir.

WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? Bu çalışma 1989 da ampullerle yaptığım işin neonlu vesiyonu. 2000 yılında“İdi İdim İdik “sergimde göstermiştim. Edison burada bir sembol tabii ki. Edison ve gurubu 1500 kadar önemli teknolojik icad ve buluş gerçekleştirmişlerdir. Teknoloji zamanımızda öyle bir hale gelmiştir ki, dünyayı mahvediyor. Ve insan buna teknolojik gelişmeye mani olamıyor yani bize rağmen bizi ve dünyayı yok ediyor.

Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? Valla çeşitli dergi ve gazetelerde internetten faydalanılmış gelişi güzel yalan yanlış sergi tanıtım yazıları veya sanatsal bilgi sahibi olmadan yazılanlar bir felaket. Bir kısmı da burjuva kulelerinin özentili kiralık kalemleri. Ama bunların dışında bir sürü iyi donanımlı gençler var. Zamanla iyi eleştirel çalışmalar ve düşünce üreten birimlerin çok daha özgün ve özgür ortamlar bulacağından eminim.

Yani “Kahrolsun Edison” derken bu paradoksa dikkati çekmek istemiştim. Elektrik yüzünden başımıza gelenlere savaşlara toplu katliamlara bakın.

“Kahrolsun Edison” derken bu paradoksa dikkati çekmek istemiştim. Elektrik yüzünden başımıza gelenlere savaşlara toplu katliamlara bakın.

Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? Evet ama buna pentür dahil değil. Fotoğraf,video yazınsal alanda çok kolaylıklar ve yaratım olanakları sunuyor.

“When I said “Damn Edison” I wanted to emphasize this paradox. Look at the all things that happened to us, the wars, the massacres that happened because of electricity.will find milieus that are more authentic and free.

Could you tell us generally about your art production?

Do you believe that your art production is transmogrified through communication channels such as the Internet or various similar channels?

Could you tell us about your works in the Warhola Exhibition?

How do you view the platform of art criticism in Turkey?

Bu çalışma 1989 da ampullerle yaptığım işin neonlu vesiyonu. This work is a new version of a piece I made in 1989 with light bulbs, this time made with neon lights. I showed it at my exhibition entitled “İdi İdim İdik” in 2000. Of course Edison is a symbol here. Edison and his group have realized around 1500 technological inventions and discoveries.

2012-01

So, when I said “Damn Edison” I wanted to emphasize this paradox. Look at all the things that happened to us, the wars, the massacres that happened because of electricity.

Dear Efe, my work and areas of interest could be summarized as art, especially in terms of peinture and poetry on the one hand, and on the other as essentially moving between existentialist thought and, through a horizontal shift, Marxism and its derivatives. In this respect, it could be said that, by breaking the routine through humor, absurdity, and unexpected provocative acts I have made certain forms of communication and action, which may be considered as artistic, my own as a way of life.

In our time technology has turned into such a thing that it is destroying our world. And people can not prevent this, the progress of technology. So, it is destroying us and the world in spite of us.

Yes, but this does not include peinture. It offers many creative and convenient possibilities for production in the areas of photography, video and literature.

Well, some random and contrived exhibition reviews published in various magazines and newspapers, which have been written through information gathered from the internet or those that have been written without any artistic knowledge are terrible. Some of these are the wannabe hired pens of bourgeois castles. But, besides these, there are also many well-equipped young people. I am sure that, in time, units that produce good critical work and thought will find milieus that are more authentic and free.


Eser yapım yılı 1998. Aynı eser 2000 yılında Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde İdi-İdim-İdik sergisinde sergilenmiştir.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Hayat korkunç bir şiddet içeriyor bence. En güzel görünenin altında bile cinnet, öfke ya da vandalizm olabiliyor. Mad Men’de çok güzel bir sahne vardı; Don Draper’ın eşi çok güzel, tatlı, pembe dudaklı bir sarışın kadınken, derin bir nevrotik hal içerisinde, güzel beyaz sabahlığı ve ağzında sigarası tüfekle komşusunun kuşlarını bir bir avlıyordu. Yemyeşil çimenlerin ortasında, güzel bir havada ve sakince. Bahsettiğim tam olarak böyle bir şiddet. Hepimizde var bu hal. Çok sakiniz ama çantamızda eve gidince patlatacağımız el bombalarımız var. İşte bu şiddetle-güzelliğin, sakinlikle-cinnetin yarattığı zıtlık benim heykellerimin temelini oluşturuyor. Karşıtlık heykellerimin yapıtaşlarından birisi. Her zaman ya malzemeyi ya da malzemefikir zıtlığını kullanıyorum. Şu sıralar pin-up estetiğini kullanarak kadınların hayattaki konumları ve diğerleriyle olan ilişkileri üzerine bir seri üzerine çalışıyorum.

2012-01

Özellikle ilk dönem Pin-up resimlerindeki kızların güzel, kırılgan ve şaşkın ifadeleri, heykellerimde şiddet ve cinnetle birleşiyor.

WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? “Elbisen güzelmiş”, kadınlar arasındaki nevrotik ilişkiler hakkında. Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? Bu konuda sıkı bir takipte olmasam da zaman zaman yaptığım bir heykelin fotoğrafının akıllı telefonlar ve filtreleri marifetiyle bambaşka bir “iş” olarak internette karşıma çıktığı oluyor. Eğer öyle ise bu ne şekilde ve ne yönde oluyor? Heykel yaptığım için günümüzde popülerleşen internet ve yeni medya alanları çalışmalarıma çok fazla müdahale bulunamıyor. En fazla önceki soruda bahsettiğim kadar.

Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? Kurumsallaşmış ve tarafsız bir eleştiri ortamı olduğunu düşünmüyorum.

Can you tell us about your art production ?

I think, life includes a terrible rage. Even in perfect beauty you can find an insanity, rage or vandalisim.

What would you say about your work at the Warhola exhibition ?

“Your Dress Looks Nice.” Is about the neurotic relationship between women.

There was a lovely scene in Mad Men; we see Don Draper’s wife, she is this beautiful, blonde, pink lipped women but when she’s having a neurotic moment we see her in her white bedgown hunting the birds in her neighbours garden with a gun. The violence I’m talkıing about is just like this. We all have a hidden face like this. We are all so calm, yet on the other hand, sometimes we carry grenades in our bags which will explode when we get home.

Do you think that your art production is in a transfiguration process such as media and networks ?

My sculptures are created by using the opposite of terms; violance & beauty, serenity & insanity.

Since I’ve been making sculptures, the internet and new developing media fields don’t have any intervention on my work. If however it does so, it is mostly like I have mentioned in the previous question.

One of the building blocks for my sculptures are; contradiction. I always try to use the conflict of material and idea. Nowadays I’m working on women’s standing and their relationship with others in life using the aesthetics of pin-up. In the first era of pin-up paintings the expressions of; beauty, blankness and fragility however the girls in my sculptures have been combined with violance and insanity.

Çok sakiniz ama çantamızda eve gidince patlatacağımız el bombalarımız var.

Even though I don’t follow the subject rigorously sometimes I see a photograph of my sculpture through a different view, thanks to skills and technology of smartphones and their ablity to offer new ways to see the world. If so, in what way and to what extent it is happening ?

What do you think about the art criticism platform in Turkey ?

I don’t think there is any sort of corporate or independent criticism environment.

We are all so calm, yet on the other hand, sometimes we carry grenades in our bags which will explode when we get home.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

Kerem Ozan Bayraktar

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Çalışmalarımı bugüne kadar fotoğraf, dijital imge, metin ve üç boyutlu nesneler ile gerçekleştirdim.. Ağırlıklı olarak figüratif bir imge dağarcığını, tarihselliği dışlamadan, fizaman ve hareket gibi çok temel kavramlarla ele almaya çalışıyorum. Dizgelerin davranışları ve birbirleriyle olan etkileşimleri daha spesifik bir anlamda başlıca problematiğimi oluşturuyor.

Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? İnterneti hem bir sunum aracı olarak hem de sanat nesnesi olarak düşünmek mümkün. Beni her iki anlamda da etkiledi.

Can you generally tell us about your art production

It is possible to think about internet as a presentation tool also an art object at the same time. I can say that both concepts affected me the same.

Up to this point I practiced my work with photography, digital images, text and three-dimensional objects. Mainly, I try to deal with a figurative repertory image, with taking consideration of basic concepts like time and motion without deporting the historicity. Behaviour of the arrangements and their mutual effectstowardseach other creates the specific main problem. WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? Bu sergideki çalışmam, parça ve bütün ilişkisine odaklanıyor. Nesnenin ve parçaların tek tek işlevlerini, derginin üç boyutlu mekan içinde hareket eden iki boyutlu sayfasında ve üç boyutlu galeri mekanındaki iki boyutlu animasyonun zaman yanılsamasında içeriyor. Çalışmada kullandığım gösterge de sayfaya, harekete ve zamana dair. What would you say about your work at WarholaExhibiton ?

My work in this exhibition focuses on the relationship between the piece and the whole. Function of the object and pieces individually involvesa three-dimensional motionspacein two-dimensional magazinepage and when the three-dimensional venue space contains the illusion of the two-dimensional animation at the same time. Demonstration that I used for the work also relates to the page, motion and time.

Do you think that your art production is in a transfiguration process in communication networks such as media and networks ?

Eğer öyle ise bu ne şekilde ve ne yönde oluyor? Herşeyden önce ağın yapısı ve bu ağda imgelerin (metin, görüntü, ses) dağılımı ve bunun tek bir form yaratması benim ilgimi çok çekiyor. Daha önce karşılaştığım medyumlara yönelttiğim soruları tekrarladığımda ise çoğu kez cevapsız kalıyorum ve bu benim için ağlı ortamları daha da çekici hale getiriyor. Benim çalışmalarımda sıklıkla etkileşimli olmayan, statik ve sürekli tekrarları barındıran yapılar mevcut. Bunlar ağ kültüründen ve sanatından anladığımızın tam tersi. Bu anlamda, eksikliğin kendisini dikkat çekici bir biçimde kullanmak ile günümüz ortamlarını imlemek mümkün diye düşünüyorum. Çalışmamak ve etkileşime girmemek gibi bir işlevi olan bir robot projem vardı bir zamanlar. Internet üzerinde de sıklıkla kişisel olarak tekdüze sayfaları, metinleri ve hatalı yapıları topluyorum.

Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemine oldukça karamsar bakıyorum. Tamamen klişe ve derinliksiz söylemlerin arasından objektif iyi eleştirileri cımbızla çekiyoruz. Sergi ya da sanatçı tanıtımı ile eleştiri birbirine girmiş durumda. Medyada sıklıkla pohpohlanan galeri ve sanatçı yazılarından başka pek bir şey okuduğumu söyleyemeyeceğim ne yazik ki. What do you think about the platforms of art critism in Turkey ?

I have pessimist opinions about the art criticism platform in Turkey. You can rarely find a good, honest expression above all of the cliché and shallow criticism. The criticism about the exhibition and the artist is such chaos. Unfortunately, I can’t say much about it except how constantly I read articles about praised artists and venues.

If so, in what way and to what extent is thishappening ?

Above all,construction of a net (text, visual,sound) anddivision of the image included in the net,creating one form is the most appealing thing for me. Frequently, while I repeat the questions which I asked previously to other mediums stays unanswered, making the netted atmosphere more attractive. My work contains infrequent mutual effects which reserves statically and constantly with repetitive constructs. These are the opposite terms of what we understand about the net culture and art. In this sense, I think it’s possible to use deficiency in a remarkable way marking with today’s environment. At one time I had a project on my mind about a robot, what the function of the robot will be, how it isgoing to work andhow it will interact. Also I personally collect,monotonous pages, texts and incorrect structures on the internet.

Dizgelerin davranışları ve birbirleriyle olan etkileşimleri daha spesifik bir anlamda başlıca problematiğimi oluşturuyor. 2012-01

Behaviour of the arrangements and their mutual effects toward seach other creates the specific main problem.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Yumurtalamak gibi, belli dönemlerde üretiyorum. Öncesinde söylemeye değecek bir deneyim, beni değiştirecek bir olay, etkilendiğim birisi ya da bir takım şeylerin hayatıma girmesiyle tetiklenen bir süreçte üretmeye başlıyorum. Eğer her şey çok sıkıcıysa başımı derde sokacak bir olay buluyorum mutlaka, bir şeylerin peşinden koşuyorum. Tabi benim için sadece sergilenebilen işlerle kısıtlı değil üretim, müzik ya da yazı ya da sadece yeni bir düşünce seklinin oluşmasıyla da dışa dökülebiliyor, yoksa bir yasanmışlık zehirlenmesi geçiriyorum. Bu bir ölüm kalım meselesine dönüşebiliyor. Belli bir çalışma disiplinim hiç olmadı, bir yere yetişmesi gerekmeyen bazı işleri bitirmek icin sabah erkenden kalkıp çalışmaya başladığım oldu, bir solo sergiye iki hafta kala üretmeye başladığım da oldu. Yaptığım işlerde en çok insanlardan ilham alıyorum, ilginç insanlardan, garip insanlardan, yaşamak için yanıp tutuşan, aynı anda bir sürü şeye heves etmekten çekinmeyen korkusuz, üretici, tanımasan da yanından geçerken hareketlerinin serinliğini ya da sıcaklığını hissedebildiğin insanlardan, öyle birine rastlarsam yolumu değiştirip peşine takılıyorum. Bazen bazı olayların etrafında fazlaca dolaşıyorum, hayatıma başka bir yön verdiğini düşündüğüm belli travmatik duygulara yakın yerlerde durmak hoşuma gidiyor. Bu beni biraz kestirilemez birine dönüştürebiliyor ama çok umrumda değil. WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? Beni en cok neşelendirip güldüren serilerden biri. Neden böyle oldu emin degilim bazen calışırken kendi kendime yaptığım birşeye gülüyorum, aramızda bir espiri anlayışı doğuyor sanki. ‘Bak simdi sana neler edeceğim‘ gibi bir yaklaşım. Bir önceki sergimi hazırlarken aldığım kartpostalımsı fotoğraflardı onlar, oyun sadece tek bir parçayla onları başka bir hale getirmekti, parça konumsal olarak son derece uyumlu olacak ancak imajın oraya ait olmadığının çok aşikar olması gereki-

defa bir resim karşısında gözlerim doldu, tarif edemeyecegim bir durumlar zincirine sürükledi beni bu duygu. henüz ne resim ne de kolaj yapmıştım hayatımda. Bunu bana Hockney de yaptı, Bacon da, Freud da… Eğer öyle ise bu ne şekilde ve ne yönde oluyor? Dediğim gibi, bir sanat eseriyle karşı karşıya kalmak sadece üzerinde bir boya olan yüzeye veya bir materyal yığınına bakmakla aynı şey değil, bir durumla, bir hastalıkla cebelleşmek gibi bir şey.

yordu. Bunlar önceden üzerine düşünüp karar verdiğim şeyler değil daha çok bir çocuğun G.I Joe oynarken o anda kurduğu garip bir kurallar zinciri gibiydi. Tabi biraz daha derinlerinde daha üzgün bir davranış dokusu da var, pembe Hulk’a benzeyen ve bu dünyaya ait olmayan bir yaratığın bir anda kendini uzun zambaklar vadisinde yüz üstü kapaklanmış bulması gibi, kendi halinde giden bir yelkenlinin hemen yanında çarpışan aslan adam ve korkunç düşmanı, yada yansıması çok sakin görünen korkular adasına düşmekte olan bir uçak ve çakan şimşekler gibi, sanki aidiyet ve yabancılaşma duyguları arasında o ince zar kaldırılmış ve şimdi zamanların iç içe geçmesiyle birlikte bütün boyutların aynı yerde olduğu başka bir zaman gibi imkansiz, ancak benim için çok gerçek olan bu dünyadan küçük bir hissi (sanki) fotoğraflamaya çalıştım. Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? Tabi ki bir sanat eseriyle aranıza bir ekran ya da başka bir medyum girmesi o işi başkalastıran bir durum. Van Gogh’un en meşhur otoportrelerinden biri olan kulağı bandajlı resmi ile ilk karşı karşıya kaldığımda hissettim bunu. Daha önce broşürlerde, kalem kutularında, takvimlerde, internette her yerde gördüğüm bir resimdi o. Bir film izleyip veya bir sarkı dinleyip bir siir okuyup cok etkilendigim güldüğüm ağladığım zamanlar oldu. Ancak ilk

Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? Ben anlamıyorum. Sanat elestirişinin nasıl birşey olduğunu ve ne üzerinden şekillendiğini. Orta okul lise ve üniversitede müzik eğitimi aldım, çokça teknik ve icra üzerine yoğunlaşılan bir eğitim sisteminde, yaratıcılıkla ilgili durumdan önce doğruyu, kuralına uygun olanı yapmak üzerine bir çabam vardı, öncelikli olan benim için buydu. Tabi ki 12 sene sonunda bunaldım ve okulu bıraktım. Kendimi olabildiği kadar sanatsal olarak eğitmemeye calışsam da sergilere giderek resim bakarak, kitap okuyarak belli görsel bir state’e istemeden ulaştım, dolayısıyla maalesef hayatı bir kasabada geçmiş ve hiç bir sanatsal kaygısı olmadan hayatı boyunca resim yapmış bir rahibe ya da bir deli ya da bir çocuk kadar outsider değilim. Benim için fazlaca arada kaldığım bir durum, içten geliyor, o şekilde ortaya çıkıp var oluyor olması insanları tatmin etmiyor. İşlerimin sert bir şekilde eleştirildiği, başka şeylere benzetildiği, tekniğim üzerinden akımlara, dönemlere, kişilere referanslar verildiği oldu. Kitapları açıp elimden geldiğince okumaya çalıştım ancak yaptığım iş benim hayatımda böyle bir noktada.

Eğer herşey çok sıkıcıysa başımı derde sokacak bir olay buluyorum mutlaka, birşeylerin peşinden koşuyorum. If everything starts to become boring I find some trouble for myself, I am always in pursiut of something. Can you tell us abit about your art production ?

I like to create at certain times, just like blurting it out on the page. My creating process starts when something triggers within me, something worthy to speak of, something or someone impressive that has come into my life. If everything starts to become boring I try to find a solution for myself, I am always in pursuit of something. Of course, for me creating is not just limited to the pieces I exhibit. Music, writing or structuring new ideas in my mind, are other ways I can be express myself too. I have never had a specific working method. For example; I started working early in the morning for a piece that didn’t need to be rushed. However on the other hand I once started working for a solo show just two weeks before the opening. When I create my work, I am mostly inspired by the people. Exciting people, those who are not afraid of having interests in multiple things, creative people, who enjoy living no matter what is in their way, people who can make you feel their cold heartedness or warm heartedness within their actions. Even I don’t know, if I came across with them or I changed my direction and follow along the road. I like being around near to traumatic events which happened in my life. That sometimes makes me an uncertain person but sometimes, I can’t really care less.

within one piece. From a positional view, this piece would seem to match with the rest of the work; however it had to be necessarily obvious that the image itself doesn’t belong there. I didn’t intend to structure the work like this, you can think of me as a kid playing with his G.I. Joe spontaneously and making up his own rules. Of course, there is a sad message deep inside too. It is like a pink Incredible Hulk in a different world, who found himself fall flat to the ground, in valley of the lilies. Or a sailboat drifts along next to a Lionman fighting his enemy. Or a falling plane along with the lightning that struck it, the reflection of it stays calm above the island of terror. This is just as impossible as another dimension of time forming through integration of all available tenses of that time or another reality where the thin membrane between the feeling of belonging and alienation is removed. I tried to capture this, which is ironically, a highly probable state of mind I can imagine.

Do you think that your art production is in a transfiguration process such as media and networks ?

Like I mentioned, looking at artwork is not the same as looking at a surface which has paint on it. It’s like struggling with a situation or an illness trying to make sense of it. If so in what way and to what extent it is happenin?

What would you say about your work at Warhola Exhibiton ?

2012-01

This is one of the most cheerful sets I’ve ever done. I don’t know why, but sometimes I can laugh to myself about something that I’ve done while I’m working. In that manner, I am trying to share humor with this work. The postcards are from a former set to which I was working on before. The game is to make them something else

As I mentioned before, viewing a painted surface or looking bulk of objects is not the same thing with an artwork, it is like handling a stiuation or dealing a disease. How do you find the platform of art criticism in Turkey ?

I don’t understand the platform of art criticism in Turkey. What is art criticism and through what are its structures. I had music education from middle school through to

university. In an education system which focuses on technique and multiple fulfillments, before my creativity, my effort and priority was to follow the rules. After 12 years I felt suffocated and dropped out of school. Even though I worked on educating myself about art, I reached a visual state –not on purpose-, by going to exhibitions and reading books. Hence, I never portrayed myself as an outsider or as a nun who made paintings for all of her life or acted like an insane kid. For me, it’s a situation of being torn between satisfying people or just creating what comes from inide of me and exists as it is. My work has been rigorously criticized, assimilated with something else, been made to references of movements, eras and people through my technique. As far as it goes for me I leaned on books and tried to learn as much as I could. However the work that I do, doesn’t exists in this era of my life. I don’t normally pay attention to criticism like that but, being aware of what I am doing right now, makes the conscious creativity necessary. When I first exhibited my collage set I felt so happy but never said to myself “I am going to be an artist.” Though now I do this and I do this the most. If I can’t make any money from it, it is still a commitment which makes me say “I would serve tables but I still keep making collages.” You know what I mean ?


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

Tayfun Serttaş

Genel olarak sanat üretiminizden bahseder misiniz? Lisansımı sosyal antropoloji üzerine tamamladım, disiplinlerarası sanat üzerine tamamladığım master eğitiminden önce bilimsel bir eğitim almamın en büyük faydası, metodoloji oldu diyebilirim. Çünkü bir yapısalcı olarak, fonksiyonel bir amaç uğruna önce metodoloji kurmayı öğrendim. Akabinde post-yapısalcılık geldi. Modernizm görmemiş bir toplumu post-modernizm üzerinden anlamaya çalışanlar vardır, arada hep bir şey eksik kalır onların tariflerinde. Pratiğimle ilişkimi biraz buna benzeterek tanımlıyorum. Ben önce sağlam bir modernist eğitimden geçtim, modern bir bilim adamı olmak üzere yetiştirildim, akabinde sanat yaptım ve eleştirimin ayakları o noktada yere sağlam bastı. Bugün her sanatçının kendisine dair bilgiyi üretebilmesi için metodolojiye ihtiyacı var. Sonra o metodolojiyi de derinlemesine sorgulamaya da ihtiyaç var elbet. Belli bir mediuma ya da ekole bağlı üretmediğim için, sanat pratiğimi birkaç cümle ile özetlemem zor fakat buradan soruna dönersek, kısaca, gerektiğinde hayli yapısalcı yöntemler kullanarak, nihayetinde içerisinde yapısalcılığın da sorunsallaştırıldığı ve yapısalcılığın gerektirdiği mantıksal sonuçların eleştirildiği bir düzlemde, mevcudiyetlere ayna etkisi yapıyorum. Bu bağlamda, arşiv ve hazır malzemeden, video ve sanatçı kitabına uzanan bir perspektifte neredeyse her tür malzeme ile çalışıyorum. Sanat yapmak için özel bir arayışa girmiyorum, sanatımı bir yerlerden sipariş etmiyorum, o manada interneti pek kurcalamıyorum, aksine, gerçek yaşamda önüme çıkanlar üzerine düşünüyorum. Derinlemesine düşünüyorum ama kolaycılık gibi anlaşılmasın. Önüme çıkan hayli karanlık bir tarih, berbat bir siyasi iklim, uyduruk bir entelektüel zemin, perşian bir kültür yapılanması üzerine çalışıyorum. Gayet tabi çok tahrik oluyorum ama bunu pratiğime kesinlikle yansıtmıyorum. Spekülatif felsefe üretmiyorum. WARHOLA sergisindeki çalışmanız için neler söylersiniz? Maryam Şahinyan arşivi yüzlerce farklı mizansen kalıbından meydana geliyor. Bu görsel lokomitifleri belli bir düzen içerisinde birbirine bağlamak Foto Galatasaray projesinin en elzem basamaklarından birisi. Grafik, kültürel, estetik ya da tamamen dönemsel tercihler üzerinden birbirine bağlanan fotoğraflar var. Aynı koltuk üzerinde, aynı yaşlarda, aynı pozisyonda yatan 50 adet bebek fotoğrafından meydana gelen “Anti-Oedipus”, Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin şizoanaliz üzerinden Sigmund Freud’un psikanaliz kuramını eleştirdikleri yapıtlarına referans veriyor. Hem eşsiz bir grafik bütünlük hem de belli bir yaş grubunu içermesi açısından çarpıcı bir koleksiyon “Anti-Oedipus”. Maryam Şahinyan arşivi, yarım asır boyunca böylesine incelikli ve farkına varılmadan oluşturulmuş sayısız koleksiyon içeriyor. Bu koleksiyonlardan çok azını basılı olarak yeniden üretme ihtiyacı duyuyorum. Deleuze ve Guattari’ye göre, şizoanaliz, deliliği özgürleştirerek, insanoğlunu kapitalist yabancılaşmadan da kurtarmak için bir formül. Bu noktada şizofren başkahraman olarak ele alınıyor. Aynı zamanda siyasal bir karşılığı olan şizoanaliz, klasik psikanalizde gerçeklikten kopuk olarak betimlenen efsanevi şizofren tipini, militan devrimci düzeyine yükseltiyor. Şizofren karşıtı ise - faşist benzeri - paranoyaktır ve gerçekliği keyfi olarak ve zorla toparlayıp birleştirmeye çalışır. Oysa şizofren, “gerçekliği” oluşturan bölümleri darmadağın eder ve değişikliğe uğratır. Stüdyo fotoğrafının, fotoğrafın tüm diğer pratiklerinden en büyük farkı kamusal alan ve sanat – kurgu – arasında bir tür köprü işlevi görmesi ve bunu seçici olmadan yapması. Gündelik yaşamın en ince detaylarından, insan hayatının en kritik anlarına dek, stüdyo mizansenlerine yansıyan şey hayatın “gerçekliği”. Bu bakıma stüdyo fotoğrafı bir yandan belgeci, fakat bu aynı zamanda idealize edilmiş bir “gerçekliğin” belgesi. “Anti-Oedipus”da aileler tarafından bebeklerin bedenlerine yüklenen anlam ve bu görselliğin kışkırttığı göndermeler, bence tamı tamına bahsi edilen kırılmayı içeriyor.

Bugün her sanatçının kendisine dair bilgiyi üretebilmesi için metodolojiye ihtiyacı var. Sonra o metodolojiyi de derinlemesine sorgulamaya da ihtiyaç var elbet.

2012-01

Today, every artist needs methodology in order to produce the information which belongs themselves. Afterwards, there is a need to deeply examine the information also.

Sanat üretiminizin internet ve medya gibi iletişim ağlarında bir başkalaşım yaşadığını düşünüyor musunuz? İnternet, medya ya da kısaca yeni teknoloji olanakları, bu teknolojilerin sunduğu şeffaflık ve ulaşılabilirlik ilkesi benim çalışmalarıma yapıcı – tamamlayıcı – olarak yansıyor. Bu açıdan yeni medyayı, salt plastik sanatçı olmamanın da doğurduğu bir takım avantajlar üzerinden değerlendiriyorum. Örneğin arşiv çalışmalarında ben ikinci üretici olarak devreye giriyorum, o fotoğrafları çeken değil, onları formülize eden, bugünün tartışmalarına eklemleyen, görsel hafıza üzerinden iz süren çalışmalar bunlar. Fakat süreç bende bitmiyor, işin nihayete ermesi için başka aktörlere ihtiyaç var. Kimliklendirme sürecinde tümüyle dijital ortamın sağladığı olanaklardan yararlanıyorum, keza tag sürecinde de öyle. 200 bin imajdan meydana gelen Maryam Şahinyan arşivindeki her bir fotoğrafı seneler süren bir çalışma sonucunda teker teker tagledik. Demografik özelliklerden, aksesuarlara, düğün ya da komünyon gibi ritüellerden, gerçeksütü diyebileceğim mizansenlere dek... Hepsi farklı gözler tarafından incelendi ve bu tespitlerin tümü datalandırıldı. Örneğin bir izleyici dijital arşive gelip 1935 – 1965 arası düğünlerde breton şapka takan, “Ray Ban” gözlük kullanan ve puantiyeli papyonu olan bir çifti aradığında, arşiv içerisinde bu verileri içeren tüm imajlar önüne seriliyor... Üstelik bizim gözümüzden kaçan bir tag opsiyonu varsa, izleyicilere kendi tag gruplarını oluşturma imkanı da tanıdık. Bir diğer aşama kimliklendirme, bu aşamada ise dünyanın neresinde olursa olsun dijital arşivi inceleyen birisi şayet fotoğraflardaki bireyleri tanıyorsa onlarla ilgili bilgileri istediği yerden sisteme girebiliyor, böylelikle her imajın altında kendiliğinden kimlik havuzları oluşuyor. Böylelikle, belki asırlar boyunca sürecek bir araştırmayla dahi elde edilemeyecek düzeyde olağanüstü bir bilgiyi, dijital ortamın sağladığı olanaklarla kolaylıkla elde etmiş oluyoruz. Diğer yandan, sergideki multimedia sunumu izleyen ya da New Jersey’deki evinden fotoğrafları tagleyen kişi, aynı kişi değil. Birisi ile ilişkilenen, bir diğeri ile hayatı boyunca ilişkilenmeyebilir. Bu açıdan her bir alan tekil, kendi başına ayakları üzerinde durabilecek biçimde üretiliyor. Hepsini bir arada görenler çok şanslı ama küçük bir azınlık olduklarını unutmamalıyız. Bugün o sergi yok ama kitap var, kitap neredeyse tükendi, bir sonraki baskıya kadar yok ama web üzerinden sunum var, tüm bu araçlar projenin sürekliliğini sağlamak için zorunlu. O nedenle özellikle arşiv projelerinde çok kaynaklı üretimler yapıyorum, sonra o kaynakları gerektiği ölçüde, gerektiği yerlerde dolaşıma sokuyorum. Bu bağlamda yeni medya, haliyle benim en büyük destekçim oluyor. İşime yeni medya üzerinden bakan izleyici ne düşünür ya da ne derece başkalaşır diye de hiç düşünmedim açıkçası, amacım “izlenmesi” değil “müdahale edilmesi” çünkü, bilemiyorum belki ressam olsam böyle kaygılarım olabilirdi ama ben networkumu zaten dijital ortamın sağladığı erişim demokrasisi üzerinden kuruyorum. Türkiye’de sanat eleştirisi düzlemini nasıl buluyorsunuz? “Heykelin kalıbını kim almış?” üzerinden “iyi sanatçı - kötü sanatçı” analizi yapan bir sanat eleştirisi, davayı baştan kaybetmiş sanat eleştirisidir. Sanatçıları belli bir üretim tekniğinin sürekliliği üzerinden tasnifleyen ve sanat tarihini bu yolla örgütleyen tavır, kelimenin sözcük anlamıyla bocalıyor. Çok ciddi bir zafiyet var çünkü bunun altında. Benim bir sonraki işimi üretirken, bir önceki işime ne derece “uygun düşmeli” gibi bir kaygım olmamalı, bu kaygı başlı başına tahakküm yaratıyor sanatçılar üzerinde. Unutmayalım, Leonardo da Vinci yüzlerce asistanla çalışıyordu. Bugün o fresklerdeki hangi figürü kendisinin, hangisini asistanlarının yaptığını hala bilmiyoruz, bilmemize de gerek yok çünkü tek bir Leonardo da Vinci var. Fakat siz İtalya’daki dönem katedrallerini incelerseniz, tavanlarında nice Leonardo’nun gizli olduğunu görürsünüz, öğrencileridir. Andy Warhol, Factory’de onlarca kişi ile çalışıyordu. Ben gayet tabi bir heykel yaparken bunun kalıbını dökmekle yükümlü değilim, eğer bir profesyonel bu işi benden daha iyi yapacaksa, onunla çalışır ben de kafamı toplayıp işimin teorik sorumluluğuna odaklanabilirim. Bu bağlamda sanatçı olarak benim önceliğim sanat üretmek, teknik üretmek değil. Geçtiğimiz yüzyılda zanaatten beklenen geleneksel faaliyetlerin haddinden fazla sanatın sırtına yüklendiği bir eleştiri kültürü geliştiği doğru. Ancak, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra her şey değişti. Bugün böyle eleştiri vereni azarlarlar, ama Türkiye’de hala bazı köşelerde böyle isimler duruyor. Ciddiye almıyorum. Hayatım boyunca birbirini tekrarlayan yüzlerce tuval resmi üretmek gibi bir gayem hiç olmadı benim. Bu tip beklentileri karşılamadım. Bu açıdan Türkiye’de takip ettiğim kritik sayısı 5’ten fazla değil, geri kalanların ne yazdıkları ile ilgilenmiyorum.


WARHOLA SERGİSİ WARHOLA EXHIBITION

İnternet, medya ya da kısaca yeni teknoloji olanakları, bu teknolojilerin sunduğu şeffaflık ve ulaşılabilirlik ilkesi benim çalışmalarıma yapıcı – tamamlayıcı – olarak yansıyor. Bu açıdan yeni medyayı, salt plastik sanatçı olmamanın da doğurduğu bir takım avantajlar üzerinden değerlendiriyorum. I can safely say that Internet, similar channels and the transparency provided by them clearly reflect on my work as a complementary aspect. With this regard, I consider this new media through various advantages of not being a plastic-only artist.

Do you believe that your art production is transmogrified through communication channels such as the Internet or various similar channels?

Can you generally mention about your art production ?

I completed my bachelor degree in social antropology. Before I completed my masters degree in interdisciplinary art, I can say that biggest advantage of getting a scientific education is methodology. Because as a structuralist, I learned to establish a methodology in a pursuit of function. Right after post-structuralism came. Some, tries to understand post-modernism through the people who never see modernism, there is always something missing in their description. I describe my relationship with my practise as I mentioned above. Firstly, I had a strong modernist education, raised to be a modern scientist, soon after I start making art and by that my criticism stood strong on the ground. Today, every artist needs methodology in order to produce the information which belongs themselves. Afterwards, there is a need to deeply examine the information also. It’s hard to describe my art pratic in limited sentences because I’m not connectly producing my work for a specific medium or an ecole. But briefly, when needed I use plenty of structuralist methods. In conclusion, by doing that structuralism questiones it self inside of it also in a platform where logical conclusions got criticised I create a mirror effect. In this context, I can say that I work nearly with every kind of material. I don’t specifically search for art, I don’t order my art from somewhere, I don’t poke the internet in that manner. On the contrary, I think about the things that came across to me in reality. I think deeply, I don’t want to be sound easy. I work on a; highly dark history that cames infront of me, a horrible political climate, a fake intellectual platform and a miserable structured culture. Quite ofcourse it’s provocative but I never reflect it to my practise. I don’t generate speculative philosophy.

What would you say about your work at Warhola exhibition ?

Marham Şahinyan archive drives from hundreds of scene moulds. One of the most hardest steps of Foto Galatasaray project is to connect these visual locomotives together. There are photographs which connects with each other graphically, culturally, aestheticly or with completely periodical preferences. “Anti-Oedipus” refenrances to, Gilles Deleuze and Felix Guattari through schizoanalysis they criticize Sigmund Freud’s pshycoanalysis to a photograph which there is a 50 babies lying in the same position, on the same caouch, at the same age. Anti-Oedipus collection is a unique integrity also really intense in order to involving a specific age group. Marham Şahinyan archive involves a unique collections. I felt the need to re-produce some of these collections in print.

2012-01

According to Deleuze and Guattari schizoanalysis, is a formula which liberates the insanity and saves the humanity from the capitalist alienation. At this point schizoid becames the leading character. Also there is a political response to schizoanalysis. It takes the classic schizophrenic into a level of militant revolutionist. Anti-schizophrenic –similar to fascist- is paranoid and forces himself for gathering the reality. On the other hand, schizophrenic crabbes the chapters of reality and make them something else. Studio photography separates from other practices of photography; is public space and art – fiction- has a bridge function between these two concepts and it makes it without being picky. Realities of life… it essentially is the reflection on the studio materials of various elements ranging from tiny details of everyday life to most critical points of human life. With this regard, studio photography is both a proofer and a proof of idealized “reality”. If you ask me, in “Anti-Oedipus”, the meaning devoted on the babies’ bodies by their mothers and the provocation of this imagery, includes the very rupture that is been talked about.

I can safely say that Internet, similar channels and the transparency provided by them clearly reflect on my work as a complementary aspect. With this regard, I consider this new media through various advantages of not being a plastic-only artist. In my archive projects, for example, I take the role of a secondary composer. These works charge me with a responsibility to arrange, formulize, combine them with current day discussions and relate them with visual memories. That is not all of course, other actors are needed to finalize the work. During tagging and ID forming I take mainly take advantage of the digital environment. We tagged over two hundred thousand photos in the archives of Maryan Sahinyan in a time lapse of two years. These tags range from demographics to accessories or local rituals to supernatural stage directions… All of them were inspected by various professionals and all of the findings were put in databases. To illustrate; if one wants to find specific images taken between 1935 and 1965 of a couple wearing Briton style hats or a pair of Rayban glasses with a dotted piece of bow-tie, well they will find them… We even provided the tools to let the audience tag whatever we might have missed during the process. Another important part of the process is the digital identity matching. In this part, any user from any part of the world can enter information about the people in the photographs. This lets automated identity pools to take place under the works. An unimaginable size of information is put in a digital database that would otherwise be impossible to attain with this way. On the other hand, the person who views the exhibition presentation is not the same as the person in New Jersey tagging them. One match may not be repeated or duplicated for a life time. With this regard, each area is produced in a unique formation. Those who see it all together are very lucky, but also very rare. Today that exhibition does not exist, yet we do have the book… then the book might be gone, until the next print? Yet we have the presentation over the web and that is necessary to protect the unity of the project. That is why I use many sources in archive works, and use those sources wherever is necessary. Media, in this regard, is my greatest helper. My aim is not for them to be watched, but be interacted with. That is why I never consider how they could be transformed or alienated in the new media. Maybe if I was an oil painter, I would have these issues. Not in this condition, no. How do you view the platform of art criticism in Turkey?

A point of view valuing “who” more than “what”, and coming up to conclusions of good art performer, leads to criticism that has no value. This attitude that evaluates artists over a specific production technique and the continuation of that technique while also classifying art history within this regard is ultimately purposeless. There is a very serious problem lying underneath this. I should not have the worry to provide any form of relativity while working on a brand new art project. This sort of worrying only limits an artist. When you think about Leonardo da Vinci, for example, he was working with hundreds of assistants. We still have no information of which fresco is his, and which is not. To be honest, we do not need to either. There is only one Leonardo da Vinci. Yet if you look at the ceilings of Italian cathedrals of the era, you will see how many different approaches that one Leonardo had, those are his students. Andy Warhol worked with tens of others in Farctory. I of course am not responsible for doing every single detail of a sculpture. If there is a better professional that can cast better, that gives me the opportunity to focus on the theoretical responsibilities that come with my work. With this regard, my priority is to produce art, not art techniques. We witnessed a century where the expectations from craftsmanship were heavily forced onto the art itself. And a criticism style evolved in parallel to this. Things changed after the Second World War. Today, such criticism would be dismissed soundly, yet in Turkey it is still somewhat common. I do not take them seriously, for I never had the intention to produce hundreds of portraits that resemble each other a bit more than necessary. Considering all this, I follow at most five critiques from Turkey; I do not pay attention to what the others say.


PROFİL PROFILE

“Şu anda elimde kahve, önümde yeni boyalar, bu yol nereye çıkacak bu kapının arkasında ne var diye geziniyorum.” “So here I am, with a cup of coffee thinking where will these new paints take me, what lies behind this door in front of me. I wonder.”

2012-01

2009 yılında yılın genç sanatçısı seçildikten sonra nasıl bir süreç yaşadın? Aslında yarışmanın hemen öncesinde daha belirleyici, bir anda herşeyin olup bittiği kısacık bir süreç var. Yeni mezun olmuştum, henüz ne gelecek kaygısı duyacak vaktim ne de işim üzerine daha ciddiyetle eğilmeme sebebiyet verecek fırsatlar olmuştu. Kısaca henüz işin eğlencesindeydik ve tek derdim üzerimdeki akademi tozunu silkeleyerek kendimi anlatabileceğim farklı bir şeyler ortaya koymaktı. Denedim, yırttım attım, olur olmadık binlerce malzeme gezindi durdu atölyede. İlk defa elime airbrush alıp kendimi resmen evimde gibi hissettim ve böylece yaklaşık üç sene kadar sürecek bir serinin ilk resimleri çıkmış oldu. Yarışma benim için o kendimi rahat hissettiğim bölgenin doğru yer olduğunun onayını almak gibi oldu biraz. Ondan sonrası birileri pimi çekmiş veya kazağın söküğünden sarkan ip bir yerlere takılmış gibi kendiliğinden gelişti. Ben de bu süreci o garip rahat bölgenin içinde bulmuş olduğum şeyi geliştirip olgunlaştırarak geçirdim. 2013’de ALAN İstanbul’da 3. Kişisel sergine hazırlanıyorsun. Bu sergin hakkında neler söylersin? Bahsettiğim o rahat bölgenin artık rahatsızlık vermeye başladığı, beğenilen ve onaylanmış bir şeyi sürdürmenin verdiği güven duygusu ilüzyonunun artık sona erdiği, bilinmeyenin heyecanını özlediğim, yeniliğin zamanının geldiğini hissettiğim; her yeni fikrin, dinlediğim ve izlediğim her yeni şeyin beni fazlaca heyecanlandırdığı bir dönemdeyim. Dolayısıyla bu sergi benim için çok önemli. Daha fazla düşünüyorum, beni bile şaşırtan kaynaklardan besleniyorum, hazırlık aşamasını daha yoğun, üretim kısmını daha rafine tutuyorum. Kalınca bir çizgi çekip “İşte böyle böyleyken bundan sonra böyle oldu” diyeceğim yer ve

zaman burası. Farklı referanslar teknik ve malzeme açısından da değişikliğe götürüyor. Ben de şu anda elimde kahve, önümde yeni boyalar, bu yol nereye çıkacak bu kapının arkasında ne var diye geziniyorum. Uluslararası veya ulusal düzlemde beğendiğin sanatçılar kimler? Neden? Şu anda yüksek lisans tezimi tamamlayabilmek adına sahip olduğum tek motivasyon konusunun çağdaş Japon sanatı olması. İşi güçü bırakıp japonca kursunun küçücük sınıfında bir senemi geçirttiren de aynı motivasyondu. Yani işte kısaca çağdaş Japon sanatı, özellikle Takashi Murakami. Pop surrealizm de kendime yakın hissettiğim ve gelişmelerin mümkün olduğunca takibinde kalmaya çalıştığım bir akım. Aklıma gelen beğendiğim isimler Audrey Kawasaki, Elizabeth McGrath, Greg Craola Simkins, Amy Sol.. Diğer genç çağdaş sanatçılar ile aranızda nasıl bir ilişki ve etkileşim mevcut? Özgün kalabilmek bir taraftan algılarını mümkün olduğunca açarken, bir taraftan da sımsıkı kapatmayı gerektiriyor gibi. Resim tekniğin hakkında neler söylersin? “Karışık teknik” kavramının hakkını veriyorum bence. Akrilik, çini mürekkebi, ekolin, marker ve kurşun kalem kullanıyorum. Boyaları çay kahveyle inceltiyorum. Bir şekilde kıvamı tutan olur olmadık şeyleri airbrushla püskürtmeyi ve bazen fırça yerine bildiğimiz bulaşık süngeri kullanmayı seviyorum. Rastlantısallık ve yapıldığı ana dair birşeyleri resme katma fikrine açık bir tekniğim var. Çalışmalarının canlı ve pozitif bir içeriği var. Bu izler-çevre üzerinde nasıl bir etki bırakıyor? Genel olarak hep “güzel” şeyler duyuyor olmam kullandığım canlı renklerin, seçtiğim figür ve objelerin yarattığı havanın biraz yanıltıcı olduğunun da göstergesi. Biraz birşeyleri üstü kapalı olarak söylemek gibi. İyice içini karartan bir durumu fosforlu pembeye boyamaktaki ironik durum, farkettiğin ve rahatsız olduğun bir şeyi daha tatlı sözcüklerle anlatmak gibi. Dolayısıyla “Aslında böyle böyle birşeyden bahsediyor ama ne kadar da tatlı anlattı” yerine “Ne kadar da tatlı şeyler anlatıyor” etkisi olabiliyor, yanılsaması burda. Bir yandan da resimlerimde herşeyi deneyip sonuç vermedikçe uzaklaşıp, yabancılaşıp, sonunda kendini renkleri daha parlak, görüntüleri daha güzel, gerçek dünyaya tercih edilebilirliği bir yerde anlaşılabilir bir sanal dünyaya kapatıp herşeyden koparak orada yaşamaya başlama durumu var. Varılan sonuç bu albenisi yüksek hayal dünyası ve onun sahteliğine karşın yarattığı mutluluk hissinin gerçekliği. Resimlerimin bıraktığı etki de böyle birşey sanırım. Büyük boyutlu resimlerin ile daha küçük boyutlular arasında bir ayrım yapman gerekirse ne dersin? Küçük tualler ya da kağıtların yaşattığı sıkışmışlık hissine karşın

boyutlar büyüdükçe, hareket alanı genişledikçe ben de daha rahat oynuyorum. Şu an İstinye’de büyük bir atölyen var. Atölye ortamının resimlerine etkisi olduğunu düşünüyor musun? Atölye ortamı resimlerimi en çok etkileyen şeylerden biri ve ben aslında mekanları tüketen bir insanım. Özellikle de söz konusu atölye gibi içinde geçirilen zaman çok yoğun yaşanan, mekanın bütün enerjisi sömürülen bir yer olunca, orası bir süre sonra “bitiyor.” Alışınca olmuyor, hemen yeni bir yere ihtiyaç duyuyorum. Genelde böyle hissetme sürem değişiyor ama demin saydım burası 9. atölyem. Üstelik mekanların hiçbiri birbirine benzemiyor krem rengi halılı derli toplu apartman dairesinden, camları kırık dükkana oldukça geniş bir skala. Bazen atölyemde yaşamam gerektiğini hissediyorum, bazen de resimlerle aynı mekanda durma fikrine tahammül edemiyorum. Şimdiki atölyem de İstinye Park’ın yan sokağında olmasına rağmen gün içinde önünden tavuk, horoz eksik olmayan, açık unutulan kapıdan içeri keçiler girebilen gerçekten değişik bir yer. Şu ana kadar katıldığın sanat fuarları hakkında ne söylersin? Fuarlar bir şekilde içinde yer almaya başlamadan önce de heyecanla beklediğim etkinlikler oldu hep. Sonuçta herkes oraya normal bir günde bir arada göremeyeceği sayıda ve çeşitlilikte eseri bir arada görmeye gidiyor. Bir duygudan başka duyguya hop diye atlanıyor, bir eserin havası henüz üzerindeyken köşeyi bir dönüyorsun bambaşka bir dünya. Tabi şöyle birşey de var ki, kendi yarattığın bir şeyle içinde yer aldığında o kalabalık ve kargaşa heyecan verici olmasının yanı sıra tehditkar bir hal de almaya başlıyor.


How would you tell us about the time period after you were chosen the young artist of the year in 2009?

There actually is a short but more important and more distinctive period of time before the competition. I was a fresh graduate; I neither had the time to worry about the future nor the opportunities pushing me to focus on what I do in a serious way. I was just enjoying what I was doing while trying to put forth something different that reflects me and differentiate myself from the academy. I tried for a time, various things; various materials came to pass in the workshop. Then I tried the airbrush for the first time and felt, strangely home. The first works of a project that is going to last three years were done this way. The competition was a confirmation of how good a choice it was to take place in where I feel comfortable. The rest just followed, as if someone pushed a secret button. I spent this period improving the thing I found in that weirdly comfortable zone. You are preparing for your 3rd personal exhibition in ALAN Istanbul, in 2013. How would you describe it?

I’m in an era in which I am getting rid of the unreal comfort that this zone provided me, doing the same sort of works over and over again. I once again feel excited by everything I try. It is no longer about continuation, but perhaps about the excitement of the unknown. And that is why this exhibition is very important to me. I think more, I feed myself from sources even surprising me, I keep the preparation more intense while keeping the production more raw. This is where I will draw a thick line and say “and this and this happened after this and this.” Different references also push one into considering different techniques and materials. So here I am, with a cup of coffee thinking where will these new paints take me, what lies behind this door in front of me. I wonder. Who are some of the artists you enjoy in the international platform? Why?

The only motivation I have currently to complete my Master’s project is that the subject is contemporary Japanese

art. The same motivation was what made me take Japanese courses in a tiny class for an entire year. Well, the answer is contemporary Japanese Art, especially Takashi Murakami. Pop Surrealism is another current I felt close and followed. Some names I can think of right this moment are Audrey Kawasaki, Elizabeth McGrath, Greg Craola Simkins, Amy Sol…

creates despite its fake nature. I believe this is the residue my paintings leave behind on people.

What sort of a relationship and interaction do you have between other young modern artists?

You currently have a large workshop in Istinye. Do you believe working in the workshop affects your projects?

To stay unique, one has to broaden her perceptions to the fullest, while also harnessing them it seems. How would you describe your technique in painting?

I think I fulfill the “assorted technique”. I use acrylic, ceramic ink, markers and pencil. I thin the paint with coffee or tea. I love to randomly use not really on target intensity paint in my airbrush and sometimes to use dish sponge instead of a brush. Coincident and marks carried of the moment a work was made are notions that fit within my technique. Your works are lively and positive. How would you describe this affects the ones around you?

Well I’m usually getting positive comments; this could be a pointer that the properties of the colors, objects and figures I use are a bit distracting. It is a bit like having hidden meanings in the things one says. Painting a gloomy feeling with phosphorescent tones of purple is somewhat like describing something that I know is disturbing with a wiser and perhaps sweeter choice of words. So at the end instead of the “She speaks about even the most disturbing things in a sweet and cute way” effect, I sometimes think I cause a “She tells about sweet and cute things” effect. There is, on the other hand, a situation in my paintings like I try things, and give up then I get distant and alienate myself then start to express myself in a virtual world where colors are brighter, images are sharper and end up living in there. The result, perhaps, is this highly attractive imaginary world and the unlikely intense happiness it

How would you comment if you were to distinguish between your larger scale works and the smaller ones?

As the space I get to act increases, I feel more comfortable with regard to the limits of frame, paper and canvas.

The workshop atmosphere has a great influence on my paintings, and I actually am a person that consumes places quite fast. Especially in an isolated place like a workshop where the time spent is extremely intense and the energy within extremely exploited, this fact is more visible. That location, after a point, is “exhausted”. I can’t work after I get “used to”. The time it takes me to get to this stage differs, but as I just counted it’s my 9th workshop. Besides, none of the places resemble another. They range from a tidy apartment with cream colored carpets to a shop with broken windows. I sometimes feel I have to live in my workshop and sometimes I can’t stand the notion of staying the same room with my paintings. My current workshop, despite being in the parallel street of Istinye Park, has weird scenery with chickens, cats and goats wondering in through left open doors… How would you comment on art fairs you attended up to this moment?

Fairs were events that I always eagerly await, even before I started to attend as an artist. Well, people visit them to experience works of great variety and count; something they can’t have every day. One jumps from one emotion to another. In every turn you experience different feelings, see different worlds sometimes even when you are under the effect of the previous one. Though, there is yet another feeling one can experience in fairs; that crowd, that chaos you enjoy sometimes become almost threatening when you attend as an exhibiting artist.


SERGİ HABER EXHIBITION NEWS

Turgut

SAVUNMA SANATLARI

Martial Arts

06 - 29 / 12 / 2012 ALAN İSTANBUL

2012-01

Sergi Danışmanı / Exhibition Supervisor: Şeref Erol


SERGİ HABER

o g a n e r

DILEMMA

09 - 27 / 11 / 2012 GALERİ MERKÜR

EXHIBITION NEWS

ol-

dantel, bir genç kızın geçmişini anlatır ama

sur olarak ortaya çıkar, hem de görünür kılar.

ve farklı bir boyutta var oluşudur. Dantelin

gusu ön plana çıkmaktadır. Sergiye adını

gelecek için hazırlanır. Bu anlamda danteller

Transparan, şeffaf yapısıyla arka plandakini

transparan ve kamufle eden yapısı, ışıkla

veren bu ‘transparanlık’ başlı başına işlerde

zamansızdır ve sürekli güncellenen bir belleğe

gözler önüne serer, bu şekilde bir çeşit kamu-

buluştuğunda

kullanılan malzemenin yarattığı görsel algıdan

sahiptir. Dantelin, dünün izlerini, hikayelerini

flaj sağlar. Aslında arka plandakini gösterirken

Dışarıdan bakıldığında sanatçının işleri tek

kaynaklanmaktadır. Oganer, malzeme tercihini

üzerinde barındırıp, yarında var olma duru-

asıl özne gizlenir. Sanatçı, adeta, kadın be-

başlarına ‘var olabiliyor’ larmışcasına gibi dursa

geleneksel Türk el sanatlarında önemli bir yer

mu, Oganer’in işlerinin bu alt metni üzerinde

denlerini dantelle örtmüş ama iç dünyalarını

da, Oganer’in bu geçirgen çalışmalarını meka-

teşkil eden ‘dantel’ ve ‘iğne oyaları’ ndan (genel

taşıması, bir belleğe sahip olması demektir.

saydam, gözle görülebilir bir hale getirmiştir.

na ait kılan veya farklı bir uzama taşıyan unsur,

adıyla dantel olarak nitelendirebiliriz) yana

Diğer bir yandan dantel ve çeyiz kültürü, bir an-

Dantellerdeki her motifin etnografik anlamı,

onu aydınlatan ışıktır. Işığın kullanılış biçimi,

kullanmıştır. Bu bağlamda sanatçının işleri

lamda kızı evliliğe hazırlamaktadır. Çeyiz kül-

heykellerin beraberinde taşıdığı bir unsur

eserin algısını her seferinde değiştirmektedir.

gelenekle bir ilişki içerisindedir. Sanatçının ge-

türü, toplumda bereket anlayışını, bir genç kızın

olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadın beden-

Bu durum, işi her zaman canlı kılar ve hareketi

lenekselden beslenen malzeme tercihinin yanı

sahip olması gerekenleri imgelemektedir. Dan-

lerine her bir motif özenle modle edilmiştir.

güçlendirir. Oganer, dantelle inşaa ettiği işlerini

sıra yarattığı form ve kavramsal yönüyle, işleri,

telin geleneksel tavrı ve sosyokültürel kodları ile

Dantel, anatomik formlara uyum gösterir,

renklendirmektedir de…

bugünü yakalamaktadır.

Oganer’in genç kadın heykellerindeki seksapel-

hatta biraz daha hatları yuvarlaklaştırır. Beden,

Oganer’

in

transparan

farklı

bir

anlam

kazanır.

lik, ironik bir hal almaktadır. Aslında bugün

cinselliğin mekanı olarak somutlaşırken, ruh,

Ozan Oganer, tüm bu durumları izleyicinin

zihinde

ülkemizdeki genç kadın profiline bakıldığında,

dantelin saydam yapısıyla özgür kılınmıştır.

algısına bırakmayı tercih eder… Onun için

yarattığı durum, Oganer’in heykellerinin kom-

Ozan Oganer’in heykelinde yakaladığı ifade,

Oganer’in heykellerinde kadın bedeni, izlenen

önemli olan izleyicinin “Transparan”a nasıl

pozisyonunda

geleneği – dünü – sırtında taşıyan ve bugüne

durumundadır. Kadın, izlenmeyi arzu etmiştir,

bakacağıdır: Görünür kılan mı? Yoksa,

figürlerinde tercih edilen duruşlar çekici,

ait olmaya çalışan kadının içsel probleminin

duruşu bunu vurgular.

örten mi ?...

davetkar ve flörtözdür. Heykellerin yapımında

bir yansımasıdır. İşlerdeki ironik tavır, malze-

kullanılan dantel, transparan yapısıyla be-

menin yarattığı transparanlıkta da devam

Oganer’in işlerinin bir diğer özelliği; ışıkla

deni sarar ve cinsel vurguyu arttırır. Çeyiz ve

etmektedir. Çünkü dantel, hem örtücü bir un-

ve renkle yakaladığı ritm, aidiyet duygusu

Transparanın,

2012-01

heykellerinde

kültürel

algısının

görselleşmiştir.

Genç

kadın


which the exhibition is named after, entirely originates from the visual sensation caused by the material used in the works. Oganer has made his choice in materials as ‘dantel’ (lace) and ‘iğne oyaları’ (embroidery), both of which have an important place in Turkish hand crafts. In this context, the artist’s works have a relationship with the traditional. Aside from the choice of materials aspect, which is nourished from tradition, the artist’s works gain a contemporary status in terms of the form and conceptual aspects. The mind’s cultural understanding of the word transparent gets visual at the compositions of Oganer’s statues. The chosen postures of the young female figures are captivating, suggestive and flirtatious. The lace used in the making of the statues wraps the body and reinforces a sexual emphasis. Each piece of lacework found in the bridal belongings are hand crafted with care. Every single one of it has a memory, with traces of the past and efforts of the maker…. The traditional attitude of lace and its sociocultural codes create an irony with the sexual appeal found in the young female statues of Oganer. In fact, considering the young female profile in Turkey today, the expression captured in Ozan Oganer’s statues is a reflection of the internal problem of the women who carry on their shoulders the weight of traditions

Transparency: Does it reveal or conceal ?

the statues of Oganer. This ‘transparency’,

Transparan: Görünür mü kılar, yoksa örter mi?

Transparency is the prominent element in

–of yesterday- while trying to belong to the present day. The ironic attitude in the works also con-

Another aspect of Oganer’s works is the

tinues with the transparency caused by

rhythm they capture along with light and

the material used. Because, lace is a con-

colors; a sense of belonging and an exist-

cealing element and yet still, a reveal-

ence within a different dimension. The

ing one. Transparency serves to vaguely

transparent and camouflaging nature

display what is in the background with

of lace takes on a whole new meaning as

its see-through nature while creating a

it meets light. The way light is used is ca-

certain form of camouflage. In fact, the

pable of changing the way an artwork is

actual subject is concealed while the back-

perceived each time. This situation makes

ground is displayed. This way, the artist

the works alive and strengthens motion.

has managed to conceal the female bod-

Oganer also colors the works that he has

ies with lace but also to make the inner

made by using lace….

worlds of them visible and see-through. The ethnographic meanings communi-

Ozan Oganer prefers to leave all of these

cated by each of the motifs on the lacework

circumstances to the observer’s percep-

appear also as elements that the statues

tion… What’s important for him is how the

carry on them. Each of the motifs have

observer is going to look at the “Transpar-

been carefully woven on to the female bod-

ent”: Does it conceal, or does it reveal ?...

ies. Lace conforms with the anatomical shapes and even serves to make all corners rounder. Whereas the body materializes as an abode of sexuality, the soul is set to be free with the transparent nature of lace. In Oganer’s works the female body is an object of observation. The woman herself desires to be observed. That is what her posture conveys.

Özlem Ünsal


SERGİ HABER EXHIBITION NEWS

Esra Şatıroğlu

Bana Ait

2012-01

Belongs To Me 01 - 11 / 01 - 12 – 2012 GALLERY LiNART

boyutta yitirilen / kavuşulamayan / özlenen ile mekandan ve zamandan bağımsız buluşulan bir _”alanın”_ yaratılması sözkonusudur. Ve hatta izleyeni içerisine sürükleyerek, _”kendilerine ait olanı”_ keşfetmeye davet eder.

Esra Şatıroğlu’nun özlenene ulaşma yolundaki düşünselliği içeren eserlerinde, net olmayan, _”kaos”_ yaratmaktansa soyutlanmış, sade ve yalın, ama farklı ve anlamlı, izleyeni içine çekercesine girdap şeklinde dönen geometrik ifadelerin kullanımı ile, sanatçının net açık sınırlar yaratmak ve hatta sınırları ortadan kaldırarak, yalıtılmış, alansal etkileşime açık saf bir

In Esra Şatıroğlu’s works, reflecting spirituality in the way to reach the long-awaited, with the use of abstracted avoiding to create _”chaos”_, plain and simple, but different and meaningful, swirling geometric expressions like dragging the viewer in by creating clearly open borders and even eliminating the borders, the meeting of isolated, lost in a pure dimension open to spatial interaction / unreachable / long-awaited and creation of a _”space”_ independent of time and space is concerned. And even by dragging the viewer in, she invites him / her to discover _”what belongs to him”_.


22 - 25 / 2012 ALAN İSTANBUL LK-104 KOMET A. Cem Şahin Arda Yalkın Ayline Olukman Hande Şekerciler İpek Kurşuncu Monika Bulanda Murat Pulat Roberly Bell Süha Şahin Turgut Yüksel


AÇILIŞ OPENING

Murat Pulat

2012-01

04 - 10 - 2012 ALAN İSTANBUL

TEST YAYINI

Broadcast Testing


AÇILIŞ OPENING

Yağız Özgen 13 - 09 - 2012 SANATORYUM

TAYF

Spectrum



WARHOLA Magazine 01