Page 1

Düzyazı şekIinde düşünen zihni bırak. ŞiirIe düşünen bir başka zihin türünü uyandır. Hece uzmanIığını bir kenara koy. Yaşam tarzın şarkıIar oIsun. Zihinden sezgiye geç. Kafadan, kaIbe. Çünkü kaIp, gizemIere daha yakındır.

OSHO

PARADOKS

Şubat 2014 Sayı:2

Uzunköprü Anadolu Lisesi Felsefe Kulübü


İç ndek ler... Sözün devamı...........................................................1 Bütün filozoflar erkek mi yoksa?..........................2 Eğitimciler dizilerden ne öğrenebilir?..............3-4 Felsefe gözüyle futbol.........................................5-6 Kitap önerileri.........................................................7 Balzac’tan seçmeler.................................................8 Neler oluyor hayatta..........................................9-10 Sevgiliye mektup.....................................................11 Okulumuzdan Tübitak’a Başvuru........................12 Film Önerileri..........................................................13 Doğallık üzerine......................................................14 Nasreddin Hoca ve Charlie Chaplin....................15 Kurşun Kalem-P.Coelho........................................16 Gülümsemen için çok nedenin var.......................17 Norveç eğitim sistemi.......................................18-19 Doğru yerde olmak.................................................20 Her şey zihinde........................................................21

Uzunköprü Anadolu Lisesi Felsefe Kulübü İmtiyaz Sahibi: Kadri ADANIR(Felsefe Öğretmeni) İnceleme Kurulu: Büşra GÜLLER-Gülafer ÖZALP Seçme Kurulu:Kadri ADANIR-Nesrin SAPMAZ Görsel Tasarım ve Grafik: Kadri ADANIR

Her Şey Zihinde... Eski bir hikaye vardır…. Memleketinden gitmiş olan bir adam geri gelir ve evinin yandığını görür. Bu şehirdeki en güzel evlerden biriydi ve adam evi çok seviyordu. Pek çok insan eve iki kat fiyat vermeye hazırdı, fakat adam hiçbir fiyatı kabul etmemişti ve şimdi ev gözlerinin önünde yanıyordu. Ve binlerce kişi toplanmıştı, ama hiçbir şey yapılamıyordu. Yangın o kadar ilerlemişti ki söndürülse bile hiçbir şey kurtarılamazdı. Oğlu koşarak geldi ve kulağına bir şey fısıldadı," Kaygılanma. Evi dün sattım ve çok iyi bir fiyata-üç katına. Teklif o kadar iyiydi ki seni bekleyemedim. Affet beni." Fakat babası şöyle dedi: "Eğer onu fiyatının üç katına sattıysan iyi". O zaman baba da diğer insanlar gibi izleyici oldu. Bir dakika önce izleyici değildir, özdeşleşmiştir. Ev aynı ev, yangın aynı yangındır- fakat şimdi adam ilgilenmiyor.Tıpkı başkalarının eğlendiği gibi o da eğleniyor. Sonra koşarak öteki oğlu gelir ve babasına şöyle der: "Ne yapıyorsun? Gülümsüyorsun ve ev yanıyor" Babası "bilmiyor musun" der "kardeşin onu satmış". Oğul der ki: "Satmaktan bahsetti, fakat daha hiçbir şey yapılmadı ve adam artık evi almayacak." Ve yine her şey değişir. Gözyaşları yeniden adamın gözlerine dolar, artık gülümsemez, kalbi hızla atar. İzleyici gitmiş, yeniden özdeşleşmiştir. Ve sonra üçüncü oğul gelir ve şöyle der: " Bu adam sözünün eridir: şimdi ondan geliyorum". "Evin yanıp yanmaması önemli değil. O benim ve anlaşmış olduğumuz fiyatı ödeyeceğim. Ne siz ne de ben evin yanacağını bilmiyorduk" dedi. Adam yine bir gözlemci olmuştu. Artık özdeşleşmiş değildi. Gerçekte hiçbir şey değişmez, sadece "Evin sahibi benim, ben evle bir şekilde özdeşim" düşüncesidir tüm farkı yaratan. Hemen ardından şöyle hisseder,"Ben özdeşleşmiyorum: Başka biri aldı evi, ebenim onunla bir ilgim yok. Ev yanarsa yansın." Zihni gözlemenin basit yöntemi budur: İşte onunla bir ilginiz yoktur… Zihninizin düşüncelerinin çoğu sizin değil, ebeveynlerinizin, öğretmenlerinizin, arkadaşlarınızın, kitapların, sinemaların, televizyonun, gazetelerin düşünceleridir. Sadece ne kadar düşüncenin kendinizin olduğunu sayın ve tek bir düşüncenin bile sizin olmadığını görünce şaşıracaksınız. Hepsi de başka kaynaklardan gelir, hepsi de ödünç alınmıştır. Ya başkaları, sizin üstünüze atmıştır bunları ya da aptal gibi siz bunu kendi üzerinize almışsınızdır. Fakat hiçbiri sizin değildir.

Osho 21

21


Sözün Devamı

Doğru Yerde Olmak Anne ve yavru deve, tembel tembel yemeklerini yerken birden yavru anneye dönmüş ve “sana bir şey sorabilir miyim, anne?” demiş. “Elbette yavrum sor” diye cevaplamış anne. T-Yavru devam etmiş: “Anne bizim niye hörgücümüz var?” Anne gururla, “Bu hörgüçler biz su biriktiririz yavrum ve bu sayede çölde herhangi birisinden çok daha uzun süre susuz dayanabiliriz.” diye yanıtlamış.

Yavru deve yine sormuş” Peki anne, bizim bacaklarımız niye bu kadar uzun ve ayaklarımız yuvarlak?”

İlk sayısıyla büyük beğeni toplayan dergimizin ikinci sayısını yayınlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Aldığımız olumlu tepkiler, bizleri hem teşvik etti hem de sorumluluğumuzu biraz daha arttırdı. Duygu ve düşüncelerin aktarımı güzel ancak aynı zamanda dünyanın en zor işlerinden biridir. Her bireyin ayrı olduğu bir sistemde aynı duyguları yaşamak, yaşananları aynı şekilde hissetmek mümkün olmasa bile benzer etkiler yaratmamız bile büyük bir başarı olsa gerek.

“Evladım” diyerek başlamış söze anne deve, biraz daha gururlanarak, “bu sayede biz çölün kumlarında herkesten daha rahat ve daha hızlı hareket edebiliriz.”

“Bunu da anladım, anne peki, kirpiklerimiz niye böyle uzun, bazen görüşümü bile bozuyorlar” diye sorularına devam etmiş.

Anne, “Hayatım, onlar gözlerimizi çölün kumlarından korur, gözümüze kum kaçmaz” diye cevaplayınca yavru deve dönmüş ve şunları söylemiş annesine: “Anladım, hörgüçlerimiz çölde daha uzun dayanabilmemiz için su depolar, bacaklarımız uzun ve böylece çölde daha hızlı, daha rahat hareket edebiliriz, kirpiklerimiz gözlerimizi çölün kumlarından korur. Anlayamadığım şey, o zaman bu hayvanat bahçesinde bizim ne işimiz var anne?”

Her canlı gibi insan da öncelikle ayakta durmasını öğrenmeli, ardından geleceğine yürümelidir. Unutmamalıyız ki, ayağa kalkmadan koşmak mümkün değildir. Ne olduğumuz sorusu, ne olacağımızın cevabını da belirler. Bu nedenle önceliğimiz varoluşumuzu olduğu gibi kabullenmekten geçer. Ancak bu farkındalık düzeyi başkalarının bizlere yüklemiş olduğu maskelerle bezenmiş varoluşumuz değildir. Bir tohum kendi kimyası gereği duvarını çatlatır, zorlanmadan atar kendisini yaşamsal alana. Bir bulut akıp gider gökyüzünde teklemeden. Yaşam akıştır. Sürekliliktir. İnsan atalarından devraldığı doğallığı kaybedip modern(!) hayatın içerisinde gerilmiş, stres hastalığına yakalanmış ve mutluluğun yolunu unutmuştur. Yoksa bu kadar savaş, bunca ölüm ve nefret insanın özü olamaz.

İnsan olmanın gereği yalnızca düşünmek değil, düşüncenin yanında eylemsellikten de uzak kalmamaktır. Hem taraf olmalı, hem de cesaretli olmalıyız.

Gelecekte olacağı hesaplanarak ertelenen hayaller, kolayca harcanan fırsatlar. Zihnimizin etrafında şekillendirdiğimiz kendi dünyamız. Başarısızlıkta kendimizi sorgulamak yerine dışarıda ararız günah keçisini. Bir tatmindir yaşanan, ancak çözümsüzlüktür başa gelen. Zihinsel bulanıklık, hedeflere yürünmesini zorlaştırır. Mazeretler üreterek amaçtan sapmaya yol açar. Önce harekete geç, sonra değerlendirmeyi yap. Önce adım at. Süreci sonradan analiz et. Kendi başına eyleme dönüşmeyen zihinsel işlemler sizi harekete geçmekten uzaklaştırır. Başarısızlıklara kızmayı bırak. Onlar, aslında, hedefe ulaşmayı ne kadar çok istediğini ölçmektedir. Olumlu düşünceye yönel. Enerji dolduğunu hissedeceksin. Tek yapman gereken bu isteği kaybetmemek. Alışkanlıklara ve negatif insanlara boyun eğmemek. Kendinde bir değer yarat, onunla bütünleş ve hedefe kilitlen. Hiçbir güç seni yolundan edemez, sen izin vermedikçe.

Kadri Adanır

Siz doğru yerde misiniz?

20

1


Bütün filozoflar erkek mi yoksa! Bazı erkeklerin soruya evet cevabı alabilmek için çırpındığını bilsek de tarih onlara papuç bırakmaya hiç de niyetli değil. Bu yazımızda felsefe tarihine yön vermiş olan bir kaç kadın filozoflardan söz etmek istiyoruz. Kadın her ne kadar modern(!)yaşamda zayıf kılınmaya çalışılsa da düşünce tarihinde felsefenin kendisine yüklemiş olduğu rolü başarıyla yerine getirmiştir. Irmtraud MORGNER’in dediği gibi, “Filozoflar şimdiye kadar dünyayı sadece erkeklere göre yorumladılar. Fakat onun insanlık bakımından değiştirilebilmesi kadınca da yorumlanmasını gerektirir.” Yaşamın diyalektiği, tek kutupluluktan hoşlanmıyor. Konumuza Antik Çağ ile başlayalım. Bu altın çağda kadınlar felsefe okulları açmış ve dönemlerinin ünlü filozoflarına dersler vermişlerdir. Bu filozoflardan ilki Miletli Aspasia’dır.

Miletli Aspasia

Sokrates’in öğretmenidir. Sokrates’in ironi ve maiotik denilen diyalog yöntemini Aspasia’dan aldığı söylenir. Hakkında çok farklı iddialar olsa da Aspasia’nın Atina siyaseti üzerinde etkili olduğu bazı kaynaklarda yer almaktadır.

Eşitlik ve bireyin kendi seçimini yapma özgürlüğü Norveç toplumundaki temel değerlerdendir. Bu değerler okulda da kendini gösterir. Okuldaki eğitim ve etkinlikler öğrencilere bütün insanların değerlerinin aynı olduğunu, öğrencilerin okuldaki günlerini değiştirebileceklerini öğretmelidir.Öğrenciler kendi eğitimlerinin sorumluluğunu küçük yaşta üzerlerine almayı öğrenirler. Okul her öğrenciye en uygun eğitimi sunmakla yükümlüdür.Okulun amacı, sosyal ve akademik yetenekleri olan bağımsız hareket edebilen insanlar yetiştirmektir. Modern bir demokraside, vatandaşlardan bilgili olmaları, bağımsız düşünebilmeleri ve iş hayatına ve toplumsal yaşama aktif olarak katılmaları beklenir.Okul, çocuklara her alanda genel bilgi verecektir. Bu, çocukların birçok farklı konuyu öğreneceği anlamına gelir. Dil, matematik, toplum bilgisi ve çevrelerindeki doğayı öğreneceklerdir. Çocuklara genel bilgi vermeye ek olarak, okulun pek çok başka görevi vardır. Örneğin çocuklar, şunları öğreneceklerdir: -

“bilgiyi araştırmak ve bu bilgiyi eleştirel bir biçimde değerlendirmek ellerindeki bilgi ışığında kendi düşüncelerini oluşturmak düşüncelerini savunmak”

Mantinealı Diotima

Lise eğitimi

Arkadya’da bir rahibe olduğu varsayılmaktadır. Platon’un Şölen adlı diyaloğunda geçmektedir ve Sokrates’in hocası olduğu bildirilmektedir. Böyle bir kişinin olup olmadığı bir bilmeceye dönüşmüş görünmektedir. Ancak Antik yazarların onun varlığından kuşku duymadıkları söylenebilir. Diotima, dönem itibariyle, felsefenin erkek işi sayıldığı ve erkekler arası aşkın geçerli olduğu ve felsefenin kadınlara yasaklandığı bir dönemde yaşamış ve kendini kabul ettirmiş bir kişi olarak belirir. Platon, Diotima'nun ağzından, Eros'u anlatır ve onu "güzellik sevgisi" anlamında tanımlayarak erkekler arasındaki aşkı yüceltir.

Norveç’te ilköğretimi bitiren her genç üç yıllık lise eğitimi almaya hak kazanır. Gençler lise eğitimini 24 yaşına gelene kadar bitirmek zorundadır. Lise eğitimini il belediyesi karşılar ve buna hakkı olan herkese bu eğitimi vermekle yükümlüdür. Lise eğitiminin üniversiteye hazırlayan ya da mesleğe yönelik dalları vardır.

İskenderiyeli Hypatia Yunan filozof, matematikçi ve astronomdur. İskenderiye Kütüphanesi'nde felsefe, matematik ve astronomi üzerine dersler vermiştir. Yeni Platonculuk öğretisine bağlı olan Hypatia, Atina Akademisi'nin Eudoxus'ün başını çektiği Matematik geleneğine üye idi. Hypatia doğayı; mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalıştı. Hypatia'nın devrin en güzel kadınlarından biri olduğu ve Vali Orestes'in bizzat Hypatia'dan ders aldığı sıralarda Hypatia'ya aşık olduğu bilinmektedir. Anlaşmazlıklara ise Vali Orestes'in, İskenderiye'de Hypatia'ya karşı hızla büyüyen nefretin —Piskopos Cyril'in kışkırtmaları ile— önüne geçmeye çalışması olmuştur. Hypatia, İskenderiye'ye Hristiyanlığın hakim olduğu son yıllarında Piskopos Cyril, Hypatia'yı hedef göstererek İncil'den yaptığı alıntılar ile halkı kışkırtmış ve Hypatia, halk tarafından "dinsiz" ve "şeytan" olarak nitelendirilmiştir. Kısa bir süre içerisinde de Kıptî bir Hristiyan çetesi tarafından taşlanarak öldürülmüştür. Devam edecek...

2

Okulun Bağlı Olduğu Değerler

Yüksek öğrenim Lise eğitiminden sonra öğrenciler yüksek okulda ya da üniversitede yüksek öğrenime devam edebilirler. Üniversitelerin ya da yüksek okulların çoğu devlete bağlı olup, eğitim bu kuruluşlarda ücretsizdir. Bu eğitimin maliyetini devlet üstlenir. Yine de öğrencilerin sömestr harcı olarak ufak bir harç ödemeleri gerekebilir. Özel yüksek okullar da bulunmaktadır. Öğrenciler burada eğitim için bir katkı payı ödemektedir. Devlet okullarının ya da üniversitelerin maliyeti kamu tarafından ödenir ve üniversiteler, halk için parasızdır. Ancak, hem devlete bağlı okullarda hem de özel eğitim kuruluşlarında öğrencilerin eğitim malzemelerini kendileri alması gerekmektedir. Derslerde okunacak kitapları ya da diğer okul malzemelerini öğrenciler kendileri öderler. Üniversiteler ve yüksekokullar ücretsiz olmalarına rağmen, insanın başka giderler için de paraya ihtiyacı olur. Bu nedenle öğrenciler Devlet Kredi Kurumundan kredi alırlar, okurken gerekli olan ev kirası, yiyecek ve diğer gerekli ihtiyaçlarını böyle karşılarlar. Bu biçimde, isteyen herkes ailesinin ekonomisinden tümüyle bağımsız olarak yüksek eğitim sahibi olur. Birçok öğrenci eğitiminin yanı sıra çalışarak geçinecek parayı kazanır.

19


Norveç Eğitim Sistemi İlk sayımızda dünyada eğitim adına en büyük model durumunda olan Finlandiya eğitim sistemi üzerinde durmuştuk. Bu sayımızda ise yine dünyaya kalitesini bir çok alanda ispatlamış Norveç eğitim sisteminin temel özelliklerine değinmeye çalışacağız.

Zorunlu eğitim Çocuğu yuvaya göndermek parasız değildir. Aileler her ay katkı payı öder. Gerçek bedelin kalanını devlet öder. Norveç’te çocuklar ve gençler için eğitim zorunludur. Yani Norveç’teki tüm çocuklar temel öğrenim düzeyinde on yıl eğitim almak hakkına sahiptir. Çocuklar okula altı yaşını doldurduktan sonra başlar. Tüm gençler ve çok sayıda yetişkin lise öğrenimi görmek hakkına sahiptir. Devlet yüksek okulları ve üniversiteler ücretsizdir. Çocuk yuvası zorunlu değildir. Ancak, çocukların çoğu bir –iki yaşından itibaren yuvaya gider.

İlköğretim konusunda bazı bilgiler Bütün çocukların on yıl boyunca ilköğrenime devam etmeye hakları vardır. Çocuklar birinci sınıfa 6 yaşını dolduklarında başlar. Bütün çocukların gelişme düzeylerine göre eğitim görmeye hakkı vardır ve ek yardıma ihtiyacı olan çocuklara da bu sağlanmak zorundadır. İlkokuldaki çocukların seviyeleri sözlü ya da yazılı bir değerlendirmeyle bildirilir, ancak not verilmez. Ortaokuldaki çocuklar ise her dersten not alırlar. Notlar 1 ile 6 arasında olup, 6 en iyi nottur, 1 de en kötü nottur. İlkokuldaki bütün çocuklar yaz tatilinden sonra bir sonraki sınıfa geçer. Bu, çocuğun okuldaki notlarıyla bağlantılı değildir. Kimse sınıfta kalmaz, aynı sınıfı bir daha tekrarlamaz. İlkokul tüm ülkede aynı şekilde düzenlenir. Herkes için 190 okul günü vardır ancak her belediyedeki politikacılar çeşitli tatil günlerini hangi günlerde kullanacaklarını kararlaştırırlar. Resmi ilkokulların yanı sıra bazı özel okullar da bulunmaktadır. Norveç’teki çocukların sadece yüzde 2,5’u özel okullara giderler.

Okulda eşitlik Eğitim yasası, tüm çocukların, yetenekleri ya da başlangıç noktaları ne olursa olsun, kendilerine uyan bir eğitimden görmeye hakları olduğunu belirtir. Bu politik presinsibe okulda eşitlik prensibi denmektedir. Okulda eşitlik tüm yurttaki öğrencilerin aynı müfredat programına göre eğitim görmeleri anlamına gelmektedir İlköğretim kurumları öğrenciler için ücretsizdir. Öğrenciler, okudukları kitapları okuldan ödünç alırlar. Kendilerine defter ve kalem de dağıtılır. Bütün masrafları devlet karşılar. Masrafların en büyük bölümünü öğretmenlerin maaşları, okul binalarının inşası ve binaların işletilmesi oluşturmaktadır. Özel okullarda okul parasını aile öder. Aileler yine de sadece bir katkı payı ödediği için, devlet maliyetin geri kalanını karşılamaktadır.

18

Eğitimciler Dizilerden Ne Öğrenebilir? - Özgür Bolat Bazı diziler tutuyor, bazıları hemen televizyondan kaldırılıyor. Tutan dizileri analiz ettiğimizde görüyoruz ki her bölümün bir hikayesi var ve bütün bu küçük hikayeler tüm dizinin genel hikayesini besliyor. Yani, altta temel bir hikaye var ve her bölümdeki küçük hikayeler bu ana hikayenin bir parçasını oluşturuyor. Örneğin, “The Mentalist” dizisinde ana karakter ailesinin katilini arıyor ama her bölümde de ayrı bir cinayet çözüyor. Derslerde bu şekilde kurgulanmalı. Her dersin genel ana bir hedefi olmalı ve her ünitenin de özel bir hedefi olmalı. Her ünite kendi içinde bütün olmalı ve aynı zamanda dersin genel hedefine hizmet etmeli. Örneğin, tarih dersinin genel hedeflerinden bir tanesi “Tarih belirli bir bakış açısı ile yazılır.” olmalı ve öğretmen 1. Dünya savaşını işlerken, hem İngiltere'nin (kazanan), hem de Almanya'nın (kaybeden) bakış açısını irdelemeli. ÇATIŞMA Her dizide bir hikaye olması yetmiyor. Bu hikayenin iyi kurgulanması da gerekiyor. Yani, hikaye gerçek bir çatışma üzerine kurgulanmalı. İyi dizilerde her bölümde bir çatışma çözülür ve dizinin geneli de başka bir çatışmayı çözer. Aynı şekilde derste çatışma olmazsa, ders sevilmez. Sadece kuru bir anlatım yapan öğretmen ilgiyi toplayamaz. Derste çatışma da “temel sorular” ile sağlanır: Romalı'lar sıfırı kullanmıyordu. Neden sıfır çıktı? Çevresel koşullar sosyal yapıyı nasıl belirler? Yazarlar okuyucuda bir duyguyu nasıl yaratır? Sanat, kültürü ne şekilde oluşturur ve yansıtır? Hem dersin, hem de her ünitenin bir çatışması olmalı.

KARAKTERLER Her dizide bir sürü karakter ve her birinin de bir hikayesi vardır. Dizide bu karakterlerin hikayeleri işlenir. Bazılarının hikayeleri derin işlenir, bazılarınınki ise yüzeysel.Sınıfta öyledir. Her öğrenci bir karakterdir ama öğretmen çoğu zaman onların hikayelerini, yaşantılarını derse entegre etmez. Onların hayatından uzak müfredatı işler. Halbuki onların hikayelerini işlemelidir. Çocuk derste kendisini bulmalıdır. Örneğin, Othello'yu işleyen bir öğretmen, kıskançlık duygusunu çocukların hayatıyla bağdaştırabilir.

3


Gülümsemen İçin Çok Nedenin Var SENARYO Dizideki bazı hikayeler derinlemesine bazıları yüzeysel işlenir. Her hikaye derinlemesine işlenirse, ana hikayeden uzaklaşılır. Hiçbir hikaye derinlemesine işlenmezse, dizi yavan kalır. Müfredattaki bazı konular da öyledir. Bazıları derinlemesine işlenmeli, bazıları yüzeysel. Başka bir deyişle, bazıları anlama seviyesinde, bazıları bilme. Onun için müfredattaki konular ilk önce kavrama dönüştürülmeli, sonra da hiyerarşik sıraya konulmalıdır. Temel konular anlama seviyesinde derinlemesine işlenmelidir.

ANA KARAKTER İyi dizilerin ana karakterlerine izleyenler hayranlık duyar. Olumlu ya da olumsuz onu model alır. Karadayı'lar, Polat'lar türer. Öğretmen dersin en önemli karakteridir aslında. Alanına aşık olan öğretmeni çocuklar model alır. O öğretmen değerlerini, tarzını, prensiplerini, heyecanını ortaya koyar. Çocuk öğretmeni seviyorsa, dersi de sever. Sadece ders anlatan ve çıkan bir öğretmen model olamaz.

Merhaba eski yapraklarımın arasında silinmiş yazılarım... Keşke sizi yazdığım gibi silebilsem, yırtsam, atsam. Çok mu canım acır? Çok mu ağlarım? Ben söyleyeyim çok severim... O kadar çok severim ki ne seni anlatan bu kalam dayanır ne de bomboş sayfalar...

Dinlesem rüzgarın ninnisini, sadece dinlesem... Sussam, içime kapansam kim fark eder bu fırtınayı? Kimseyle konuşmasam, kendime zarar versem kimin canı acır? Yine ben söyleyeyim kendinden başka kimsenin ne canı acır ne de zarar görür. Üzülen de sen olursun kaybeden de. Kim demiş ''ağlayınca her şey düzelir'' diye? Ben ne ağladığım zaman her şeyin düzeldiğini gördüm ne de üzüntüden gülen bir yüz. Sadece mutlu olmak istemiştim. Küçük bir çocuğun lunaparka gitmek için o minicik ama en emin, en kararlı adımları atmak istemiştim. Ama olmadı, yapamadım. Ne çocuklar kadar mutlu olmayı öğrendim ne de sessizliği kahkahalarla yıkmayı...

Ama hayattan öğrendiğim o kadar çok şey oldu ki geriye baktığımda geçmişimin sonsuzluğunda kayboldum. Bazen müziği son ses açtıp hayallerimi seyrettim. Bazen de odama kapanıp sessizliğin mırıltısını dinledim. Benden başka kim hayattan soğdu ya da kim acı çekti? O yüzden sen, sen ol en kötü anlarında bile o güzel yüzüne minicik bir tebessüm yerleştir. Bırak kim ne söylerse söylesin senin gülümsemek için çok nedenin var.

DERSLER DİZİ GİBİDİR

D

(11- )

Aslında dersler dizi gibidir. Hikayesi, çatışması, karakterleri, senaryosu ile iyi kurgulanan dizi tutar. Aynı iyi kurgulanan bir ders gibi.

4

17


KADIN DAHA ŞANSLI Geçmişteki görevlerine bakıldığında kadının günümüzde daha şanslı olduğu görülür. Erkeğin içindeki ilkel adam futbolun dışında pek bir işe yaramıyor. Ama kadının geçmişteki toplayıcılık rolü, günümüz için kaçınılmaz bir model olarak çıkıyor karşımıza. Çünkü toplayıcılık, tüketiciliğe giden en kısa yol, diyor Alman filozof. Ve bu noktada kadınlar kapitalizmle daha uyumlular. Sonuçta tüketicinin içinde, evine sepetiyle dönen kadının sessiz bir zaferle elde etmiş olduğu hoşnutluk duygusu kabarmakta. Kadının geçmişteki toplayıcılık görevinden ayrıca ilginç bir şekilde el çantasının esrarengiz evrenselliği de doğmuştur. Erkek, mızraksız veya topsuz dolaşabilirken, kadını çantasız görmek neredeyse olanaksızdır. Yabancı futbolcu transferlerinden sonra ulusal takımın “ulusallığı” da tartışılır hale geldi, ama ulusal takım yine de anlamını ve işlevini korumakta, diyor filozof. Modern uluslarda insanlar takımlarının elçileri olmaya çalışıyorlar. Ve nüfusun büyük bir kısmının katılmak için can attığı sözcülük törenleridir gerçekleştirilenler.

Nasredd n Hoca ve Charl e Chapl n 7 Aralık 1942 İkinci Dünya Savaşı başlamış, dünya kan gölü, Hitler Mussolini ile beraber her yeri kasıp kavuruyor. Amerika’dan Amerika’nın Sesi radyosu yayın yapıyor ülkemize. Türkçe yayın yapıyor. Ve çok ünlü bir sinema oyuncusunu, Hollywood yıldızını konuk ediyorlar Amerika’dan. O ünlü oyuncunun konuk olacağı haftalar önce duyurulmuş Türkiye’ye. Herkes radyoları başında merakla bekliyor.

Kadın spiker soruyor; "Sizi Türkiye’de dinleyen sevdiklerinize bir mesajınız var mı?”

- "Var. Onlara bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmak istiyorum." (Aynı anda Türkçeye çevriliyor.) "Hoca'nın bir gün kapısı çalınır. Hoca kapıyı açar, komşusu der ki; Hoca eşeğini ödünç alabilir miyim? Hocanın vermeye niyeti yok. Eşeğim burada değil. Peki der adam tam gidecekken eşek ahırda anırır, komşu bunu duyar, geri döner; "Hoca, hoca utanmıyor musun şu koca sakalınla yalan söylemeye?" Nasreddin Hoca cevap verir. "Be adam bana mı inanacaksın? yoksa eşeğin anırmasına mı?”

Antrenör, kabile reisi mi yoksa? Ulusal takımı çalıştıran antrenör, avcı kabileyi yöneten kişi gibi görülebilir ve başarıları kolektif toplumun keyfi üzerinde etkili olur. Fakat artık kahramanlarımız yok, diyor Sloterdijk, biz onları yıldızlara dönüştürdük. Peki kahraman ve yıldız arasındaki fark ne? Kahramanlar erken ölürken, yıldızlar hayatta kalır. Ama aslında ikisi de erken ölüme mahkûmdur. Kahraman ölümü dövüş alanında yaşarken, yıldızın yeniden sivil yaşama dönüşü, sembolik bir ölümdür bir anlamda. Bu açıdan bakıldığında birçok sporcu için erken ölüm aslında hiç fena olmazdı, sonuçta kariyerlerini tamamlayan sporcuların en karizmatikleri bile çekilmez oluyorlar. Futbolcuların yıldızlaşmaları biraz da çok fazla izleniyor olmalarıyla ilgili. Mesela Beckham gibi ünlü futbolcular, yıldız rolleriyle modellik yaparak başa çıkabiliyorlar, dahası bu şekilde futbolcu bile kahramanlığın artık öldüğünü kabul ettiğini gösterir. Futbolcu modeller, altmışlı yıllarda g özlemlenmeye başlanan evrimsel trendi izliyorlar, diyor filozof. Bu trend “hermafroditleştirmeye” giden yolu açmıştı. Bu uzun vadeli hareketlenme, erkeklerin kozmetik sunumlar için keşfedildikleri dönemdi.

6

Bunu anlatır da Amerika’dan bu ünlü oyuncu ve şunu söyler devamında “İnsanlar artık bir karara varsın. Eşeklerin anırmalarını mı dinleyecekler, yoksa insanların sözünü mü?" Bu sinema oyuncusu hayatı boyunca bir defa Türkiye'ye canlı yayınla bağlandı onda da Nasreddin Hoca'yı anlattı. O Nasreddin Hoca'yı okuyor, Nasreddin Hoca'ya gülüyordu. Hepimizin sevdiği bu oyuncu, bu adam Charlie Chaplin'di.

15


Kurşun Kalem - Paulo Coelho Öyküsü

Felsefe Gözüyle Futbol?

Ninesini bir mektup yazarken izleyen çocuk sordu: - "Yaşadıklarımız için bir hikaye mi yazıyorsun? Yoksa benim hakkımda mı?" Ninesi yazmayı kesti ve torununa şöyle dedi: - "Aslında, senin hakkında yazıyorum.. Fakat kelimelerden daha önemlisi, kullandığım Kurşun Kalem. Umarım büyüdüğünde sen de bu kurşun kalem gibi olursun." Çocuk merakla kurşun kaleme baktı... Özel bir kalem gibi görünmüyordu. - "Fakat daha önce gördüğüm diğer kurşun kalemler ile aynı!" - "Bu, senin nasıl baktığın ile alakalı. Kurşun Kalemin 5 önemli özelliği vardır, ki sen onlara sıkıca tutunduğunda ömrün huzur içinde geçecektir." Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Allah dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi O yönlendirir. İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar. Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir. Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın. Beşinci özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şey n b r iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.

Paulo Coelho

16

Futbol oyunu antropolojik bir düzenleme, diyor Almanların gözde filozofu Peter Sloterdijk: Erkek bir zamanlar avcıydı, ancak insanoğlunun tarım ve hayvancılığa geçmesinden bu yana, neredeyse 7000 yıldır avcılığı içinde taşımakta… İşte futbol, erkeğin içindeki avcıyı yeniden yaşatıyor, tabii bu durumda av vahşi hayvan değil, gol. Geçmişteki görevlerine bakıldığında kadının günümüzde daha şanslı olduğu görülür. Erkeğin içindeki ilkel adam futbolun dışında pek bir işe yaramıyor. Ama kadının geçmişteki toplayıcılık rolü, günümüz için kaçınılmaz bir model olarak çıkıyor karşımıza. Çünkü toplayıcılık, tüketiciliğe giden en kısa yol. Ve bu noktada kadınlar kapitalizmle daha uyumlu! Ulusalcılıktan uzaklaşma eğilimi içindeki toplumlar, şampiyonalar sırasında ilginç bir şekilde yeniden uluslara dönüşüyorlar. Dünya Futbol Şampiyonası, futbol kültürünü iyice canlandırdı. Almanya’nın ünlü filozofları futbolun toplumlar üzerindeki etkisini ve önemini tartıştılar ve bunların arasında Peter Sloterdijk de vardı… Futbol kültürü günümüzde artık bir spor karşılaşmasından çok fazlası. Toplumlar futbolun, iş piyasasını ve ekonomiyi canlandırmasını ve yaşama anlam katarak, insanlara moral vermesini bekliyorlar. Kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan futbol, insanların istekleri için geniş bir izdüşüm alanı sunuyor bir yerde. On bir oyuncudan oluşan bir birlik, tek bir hedef için mücadele ederken, oyuncular arasındaki müthiş dayanışma birçok insan tarafından hayranlıkla izlenir. Sonuçta insanların gündelik yaşamında sosyal bağların çözülmesi yüzünden herkes tek başına mücadele etmeye çalışıyor. Üzerinde yaşanması gitgide daha zor bir hale gelen dünyamızdaki, küreselleşme ve inovasyon süreçlerinin baskısı altında yaşayanlar için, futbol belki de güven uyandıran bir kurum olarak düşünülebilir. Oyunun kuralları belli ve on yıllardan bu yana aynı ilkeler geçerli. Peki futbol ne ve insanlığın tarihi gelişiminde neyi temsil ediyor? Futbol oyunu atavik ve antropolojik bir düzenleme, diyor Almanların gözde filozofu Peter Sloterdijk. 61 yaşındaki filozofun “Kritik der zynischen Vernunft” (Sinik Aklın Eleştirisi) adlı çalışması 20.yy’ın en çok satılan felsefe kitaplarından biri olarak bilinir. Son Spiegel dergisindeki (3.06.06) söyleşisinde filozof, futbolu arkeolojiden yola çıkarak irdelemekte: ERKEK HÂLÂ AVCI Erkek bir zamanlar avcıydı, ancak insanoğlunun tarım ve hayvancılığa geçmesinden bu yana, neredeyse 7000 yıldır avcılığı içinde taşımakta. İşte futbol, erkeğin içindeki avcıyı yeniden yaşatıyor, tabii bu durumda av vahşi hayvan değil, gol. Sloterdijk, başka hiçbir sporun, avcılıkla elde edilen başarı duygularını bu kadar iyi canlandırmadığından emin. Ve içimizdeki avcıyı tamamen etkisiz hale getirdiğimizde, dünyada futbolcunun gol sevincine gösterdiği tepkiden daha aptalca bir şeyin olmadığını anlarız, diyor. “Golün ardından, kale önünde gerçekten de ayıp sahneler gösteriliyor bizlere. Milyonlarca kişi önünde yaşanan bu tuhaf (gol orgazmı), porno oyuncularını bile utandırabilecek nitelikte”. Fakat içlerindeki avcıyı öldürmedikleri zaman, çimlerin üzerinde aslında nelerin yaşandığını hissediyor erkekler. Çünkü insanlığın en eski başarı duyguları canlanıyor futbol sahasında.

5


Kitap Önerileri

Doğallık Üzerine

Bin Muhteşem Güneş Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan'ın Khaled Hosseini'de yaşadığı gibi… Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı'yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hosseini'nin ikinci romanı. Yazar bu romanında da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden…

Toplumca beğenilen davranışlarda bulunmak mı yoksa insanın kendini kabul edip istediği gibi davranması mı? Bazen ikinci seçenek çok zor olabiliyor. Herkes kendi sevdiği şeyleri ister sizden. Sadece uygun olan davranışlar sergilemenizi. Çünkü rezil olma ve onları da rezil etme düşüncesi vardır.

İşte o zaman kendi içinde tartışırsın gerçek dostluk kavramını. Düşünürsün ve bir sonuca varamazsın.Çünkü bazen bu durum senin için sorun olmaz, bazense sırf arkadaşsız kalmamak için boyun eğersin, onların istediği kişi olursun.Çünkü arkadaşlık kutsal bir kavram ve onu kaybetmek büyük kayıp.Diğer yandan insan ancak öyle dönebiliyor içine.Yanlışlarını kendisi fark edip kendisi düzeltmek zorunda kalıyor.Onun için saatler ilerlemiyor, günler geçmiyor.Çünkü biliriz ki en eğlenceli dakikalar arkadaşlarla geçer.

Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar… Khaled Hosseini, hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlığı en iyi anlatan yazarlardan. Başarıyla kurduğu olay örgüsüyle, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem. Bin Muhteşem Güneş, kelimenin tam anlamıyla "beklenen" bir roman…

Kelebek

Hiçbir sorun olmasa, arkadaşların senden kaçmasa bile sen kendinden kaçarsın. Onların karşısında yanlış bir şey yapmaktan korkarsın.Bu yüzden ya dostluğundan emin olacaksın, ya da doğallıktan kaçınarak her geçen gün kendi benliğini kaybedeceksin.Seçim senin…

use

14

(11- )

İşlemediği bir cinayetten, müebbet kürek cezasına çarptırıldığı sıra, Henri Charrièrein özgürlük mücadelesinin bir ifadesi olarak doğdu Kelebek. Çok genç yaşında tutkunu olduğu idealleri ve gelecek arzusu onu insanca bir felsefe ve üstün bir uygarlıkla tanıştırdı: Modern sistemin kokuşmuş yolları yerine Kızılderililerin, cüzzamlıların, okuma yazma bilmeyen yoksul balıkçıların gerçek uygarlığıyla . Bir, iki, üç, dört, beş; bir, iki, üç, dört, beş. Ardı ardına sıralanan bu rakamlar aslında bir hücrenin uzunluğu: Bir uçtan bir uca beş adım. Tüm yaşamın göz önünden geçtiği beş adım. Hayallerle ve tutkularla atılan beş adım. Yargıçlara, mahkemeye ve insan kazanmak yerine kaybetmeye dayalı yargı sistemine atılan beş adım. Modern olarak nitelenen ülkelere atılan beş adım. Tüm duyguları iğdiş eden her türlü korkuyu insanın içine salan beş adım. Özgürlüğe ve geleceğe atılan beş adım. Kelebek bir özgürlük mücadelesi...

7


Balzac’tan Seçmeler

Film Önerileri

Black Hem kör hem de sağır bir kızın yaşadığı dramını fantastik hikayesi ile anlatan film adeta bir başyapıt olarak gösterilebilir. İzleyen herkesi salya sümük ağlatmayı başaran bir filmdir Black. Şimdilerde Benim Dünyam isimli bir Türk filmi vizyona girdi. Uğur Yücel’in başrolünde olduğu Benim Dünyam’ın da senaryosu bu filmden alıntıdır. Konusu ne mi? Bir öğretmenin hayatına girmesinin ardından tüm yaşantısı değişen kız herkesi şaşırtmaya başlar. Tüm çevresi tarafından başarısız olarak görülen kızın, çabası sayesinde başardıkları tüm herkesi şaşkınlıklar içerisinde bırakır.

*Altından zincirler en ağır olan zincirdir. *Ancak en son katedralin en son tuğlası en son papazın kafasına düşüp ezdiği zaman insanlık gerçekten özgür olabilecektir. * Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm. Ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar. *Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerekir. *Bir kadın sevdiği adamın yüzünü ,bir denizcinin açık denizi bildiği kadar iyi bilir. * Bir kelimenin insanın hayatını değiştirdiği çok görülmüştür. *Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir. *Dünya zevkleri acıdan başka bir şey doğurmaz. *Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz. **Evliliğin, her şeyi kemiren bir canavarla bıkıp usanmadan boğuşması gerekir: Alışkanlık. *Eşitlik bir hak olabilir, ama dünyada hiç bir güç bunu gerçeğe çeviremez. *Felaketin iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır. *Gençlik adaletsizliğe doğru yöneldiği zaman, bilincin aynasına bakmayı göze alamaz. Oysa olgunluk çağı kendini bu aynada görür. Yaşamın bu iki evresindeki tüm ayrım buradadır.

Düşler Tarlası Ray K nsella, mısır tarlası olan b r ç ftç d r. B r süred r sürekl olarak tarlasını beyzbol sahasına çev rmes n söyleyen gar p sesler duymaktadır. Joe Jackson ve 1919 Dünya Kupası’nda oynamaları yasaklanan Ch cago Wh te Sox takımının d ğer yed oyuncusunun hayaletler n n de tarlanın üzer nde görünmes sonucu, Ray K nsella yapması gereken konusunda y ce kna olur

*Gözle görülür bir nedeni bulunmayan servetlerin gizi, temiz yapıldığı için unutulmuş birer cinayettir. *Her servetin arkasında bir suç vardır. *Istırapların en gizlileri dayanılması en güç olanlardır. *İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli. *İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince. İnsanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunma! *İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.

8

13


Okulumuzdan Tübitak’a Başvuru

L R OL YOR H Y TT ! Yıllar önce çalışkan bir adam, ailesini avantajlı bir iş imkânı sağlamak için New York'tan Avustralya'ya götürdü. Adamın ailesinden biri, sirke trapez artisti olarak katılmak veya aktör olma tutkusu olan genç ve yakışıklı oğluydu. Bu genç adam zamanını bir sirk işi ya da herhangi bir sahne işi gelene kadar kasabanın sınırındaki batı bölümünde yerel bir tersanede çalışarak geçirdi.

Okulumuzdan akademik alanda büyük bir adım. Tübitak tarafından her yıl düzenlenen Ortaöğretim Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışmasına okulumuz bu yıl-ilk defa-sosyoloji alanında iki, psikoloji alanında bir ve kimya alanında bir proje olmak üzere toplam dört projeyle başvuruda bulunmuştur. Okulumuz Felsefe Öğretmeni Kadri ADANIR ve Kimya Öğretmeni Hatice CİN danışmanlığında yürütülen projelerde görev alan öğrencilerimiz Büşra SARGAN(12-E), Soner ARKAT(12-E), Sinem İPTAŞ(12-F), Gamze ALBAYRAK(12-C), Buse ONAR(11-C),Funda KAYA(11-D), Asena KÜÇÜK(11-A) ve Hande SABAN’ı(11-A) attıkları bu adım için kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Bir akşam işten eve gelirken onu soymak isteyen beş haydut tarafından saldırıya uğradı. Genç adam, parasından vazgeçmek yerine onlara karşı koydu. Bununla birlikte onu kolayca alt ettiler ve onu feci şekilde dövmeyi sürdürdüler. Botlarıyla yüzünü parçaladılar ve tekmelediler, vücuduna acımasızca vurdular ve onu ölüme terk etiler. Aslında polisler, onu yolda uzanmış bir şekilde bulduklarında, öldüğünü sanmışlardı.

Morg yolunda, polislerden biri, adamın zorlukla nefes aldığını duydu ve onu hemen hastaneye götürdüler, Acil bölümüne yatarken, bir hemşire korku içinde bu genç adamın uzun süre bir yüze sahip olamayacağını fark etti. Göz yuvaları parçalanmış, kafatası, bacakları ve kolları kırılmış, burnu askıda kalmış, bütün dişleri kırılmış ve çenesi hemen hemen kafatasından ayrılmıştı. Yaşama imkanı az olmasına rağmen, bir yıla yakın zamanını hastanede geçirmişti. Sonunda hastaneden ayrıldığında vücudu iyileşmişti. Fakat yüzü bakılmayacak kadar biçimsiz ve iğrençti. Artık herkesin imrenerek baktığı yakışıklı genç değildi. Genç adam yeniden iş aramaya başladığında herkes tarafından geri çevrildi. Bir işveren ona sirkte yüzü olmayan adam adında tuhaf bir şov önerdi ve bir süre bu işi yaptı. Bu olanlar boyunca o hala herkes tarafından reddediliyor, iş yerinde hiç kimse onunla görünmek istemiyordu. Genç adam intiharı düşünmüştü. Tüm bu yaşananlar beş yılda gerçekleşmişti. Bir gün kiliseye uğradı ve bir teselli aradı. Kiliseye giderken bir rahiple karşılaştı. Rahip ona acıdı ve onu uzun uzadıya konuştukları odasına götürdü. Rahip çok etkilenmişti. Onun yaşamını ve gururunu tekrar kazanabilmesi için elinden gelen her şeyi yapacağını söyledi. Rahip genç adamdan sadece iyi bir Katolik olmasını istemişti. Genç adam her gün ibadet için kiliseye gidiyor ve dua ediyordu.

12

9


Sevgiliye Mektup Merhaba Sevgili ! Benim tek varlığım. Hayatımın anlamı. Dünya'nın ne kadar küçük ve aynı zamanda ne kadar büyük olduğunu seni tanıdıktan, sevdikten sonra anladım. Her şeyin seninle var olduğunu, seninle güzel, seninle bütün olduğunu, seninle anlam kazandığını. Rahip kişisel ilişkileri sayesinde Avustralya'da ünlü bir plastik cerrahla görüştü. Genç adam hiçbir ücret ödemeyecekti. Genç adamın mizah ve sevgi dolu yaklaşımı doktoru çok etkilemişti. Cerrah harika bir iş başardı. En iyi yüz ameliyatını gerçekleştirdi. Genç adam Tanrıya söz verdiği her şeyi yerine getirdi. Tanrı da ona çok güzel bir eş, yedi çocuk ve kariyer için düşündüğü iş hayatındaki başarıyla ödüllendirdi. Bu genç adam Mel Gibson'dı.

Sevgilim! Sen olmadığında sana bağlı, seninle atan, ancak seninle can bulan şu küçücük yüreğim çok acılar çekmekte. Seninle yaşama sevincimin arttığı şu minicik dünyamı gelişinle aydınlattığın için sana borçluyum, biliyorum. Şu an yanına gelebilmeyi, ellerini tutabilmeyi, gözlerinin içinde akıp gitmeyi, teninin eşsiz kokusunu içime çekebilmeyi çok isterdim. Hayatıma girenler teker teker beni terk ederken, ben onların ardından el salladım ve seninle vedalaştım hep. Dinlediğim bütün şarkılar, aldığım bütün kokular seni hatırlatır oldu bana. Şu ölümlü dünyada sadece gözümle görebildiklerime inanırdım, ta ki seni görene kadar. Ama şu anda yüreğimle görüyorum seni. Bu yüzden bakmaya doyamıyorum sana. Ben kalbimi sana verdim. Sen bilmiyorsun ki o kalbin içinde ne dağlar, ne denizler, kıyıya vuran dalgalar var. Ben o dalgaların hırçınlığında, martıların o kulakları sağır eden sessizliğinde hep seni arıyorum ama sen yoksun. Sen bilir misin ki ben seni nasıl özlerim, bir su damlasının denize olan özlemi gibi. Sen bilir misin ki ben senin ardından nasıl bakarım, bir çocuğun elinden kayıp giden uçurtmasının ardından baktığı gibi. Sen bilir misin ki ben seni nasıl severim. İşte bunu bilemezsin, çünkü ben bile hala öğrenemedim. İşte böyle Sevgili! Ben seni bu satırlarla anlattım. Kayıp gittin kalemimin mürekkebinden. Tıpkı benim hayatımdan kayıp gittiğin gibi. Senin çığlıkların yankılandı hep odamın sessizliğinde. Benim çığlıkların ise senin sessizlik denizinde boğulup gitti. Olsun Sevgili! Ne kadar uzağa gidersen git, sen hep benim küçük kalbimde sana ayrılmış olan bu kocaman dünyada benimle beraber yaşayacaksın. Aşkından ölsem ya da seninle beraber bu aşkı öldürsem de…

SEVGİLERİMLE! Büşra SARGAN

10

11

Paradoks 2.Sayı  

Uzunköprü Anadolu Lisesi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you