Page 1

1


İÇİNDEKİLER

6 8 12

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Etkinlikleri Konserler— Festivaller Sergi

16 İstanbul’da Turist Olmak “Kivahan”

20

Evde Sinema Keyfi

26 Gezi “Meksika” 2

34 Markalaşma Sanatı 40

Bayram özel Röportajı

48 İnceleme “Agatha Christie” 50

Harekete Geç “Badminton”

53 Sergi “Gülay Alpay” 54 Bir Kaşık Bilgi “Bağbozumu”


58

İnceleme “Genç Kuşak Aktörler”

83 Tarihte Bu ay

62 Kaçamak “Polonezköy”

84

Vizyondakiler

68

Benimle Oynar mısın?

88

Ayın Blogu “Cafe Fernando”

72

Hobi “Paten”

94

Nostalji Film

74 Fotoğraf Dünyası

96

Gün Gün Ajanda

76

İnceleme “Agora”

98

Sizden Gelenler

80

Raflarda

99 Kaynakça

3


4


Eylül 2010 Sayı:4

AJANDA YAZARLARI AKIN ÇETİN AYÇA KOSTANDOF BANU HIDIRLAR BURCU ÇALIŞKAN KIRCI DUYGU PHILLIPS MÜGE KARAHAN SEDA ASOLAR SİNEM ERGUN ŞULE COŞKUN BALMUMCU (Yazar ve Çizer)

KONUK YAZAR MURAT YAMAN

KAPAK TASARIM Fotoğraf: MÜGE KARAHAN Tasarım: ŞULE BALMUMCU

İLETİŞİM ajandadergisi@gmail.com 5

Ne seninle ne sensiz! Güneşten bahsediyorum! Kışın yüzünü göstersin diye dua ederken, yazın bu kadar cömert davranmasını da beklemiyordum açıkçası. Enerji verdiğine inandığım bu güzel yıldız, artık enerjimizi düşürür oldu. Yine soğukları arar oldum. Yağmurlu, bulutlu havalarda köşe lambasının altında kitap okumayı, tiyatroya sinemaya gitmeyi özledim. Malum, yaz mevsiminde tiyatrolar kapalı, ihtişamlı ve merak uyandıran filmler ise sonbaharı bekliyor vizyona girmek için. Yine de, sıcaklarla kanımız yavaşça akarken, şehirlerde etkinlikler son sürat devam ediyor. Yaz denilince festivaller ve özellikle caz festivali gelir akla. Akbank Caz Festivali bu ayın en önemli etkinliklerinden biri bence, yakından takip etmenizi öneririm. Bir de doğanın başrol oynadığı festival mevsimindeyiz. Evet, Bağbozumu! Bağların ortasında kurulu, küçük tahta masalarda peynirler eşliğinde şarap içmeye ne dersiniz? Ya da alın sırt çantanızı bir medeniyetin doğduğu, neşenin bol yaşandığı yere gidin “Meksika’ya”. Eylül’ün gelişiyle hem veda, hem yeni başlangıçlar için heyecan yaşıyoruz. Şimdi hareketlenme zamanı, sıcağın rehavetinden kurtulalım! Bu ayı keyifle geçirmeniz için birçok önerimiz var. İçeriye buyurun!


İSTANBUL KÜLTÜR BAŞKENTİ ETKİNLİKLERİ SEDA ASOLAR www.sedasolar.blogspot.com

SAHNE KADINLARIN Bu proje ile; 12 ay boyunca, 10’u belgesel, 10’u fotoğraf ve 3’ü tasarım alanında olmak üzere toplam 23 kadın sinema, fotoğraf ve tasarım atölyelerine katılacaklar ve İstanbul’daki kadınların durumlarını, çok kültürlülüğün şehri İstanbul’u ve bir kent olarak İstanbul’u anlatacak ürünler ortaya çıkararak kendi gözlerinden İstanbul’u anlatacaklardır. Sergiler: 1234-

Bakırköy / Özgürlük Meydanı / 20-28 Eylül 2010 Beyoğlu / Taksim Meydanı, Cihangir Parkı / 1-10 Ekim 2010 Kağıthane / Kağıthane Meydanı / 15-24 Ekim 2010 Tuzla / İdris Güllüce Kültür Merkezi / 1-6 Kasım 2010

http://www.istanbul2010.org/KENTKULTURU/PROJE/GP_521546

BARBAROS (Temmuz—Eylül 2010) Sanat yönetimi-kurgu ve koreografisi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmeni Beyhan Murphy ’e ait. Eser, Barbaros Kardeşlerin 1500’ lerde başlayan yolculuğunu, Oruç Reis’in ölümünü, Hızır Reis’in Kaptan-ı Derya oluşunu ve Beşiktaş’taki vefatına kadar geçen süreci günümüz İstanbul’u ve Beşiktaş’ı dans, müzik, görsel tasarım ve yazın gibi sanatın farklı dalları ile buluşturarak yansıtıyor.

6

http://www.istanbul2010.org/SAHNEGOSTERISANATLARI/PROJE/GP_557140?WebsiteSearch=true


CİHANGİR INSOMNIA Tarih: 23.09.2010 (Prömiyer) Saat: 20:30 Yer: Garaj istanbul Tarih: 24.09.2010 , 26.09.2010 , 27.09.2010 Saat: 20:30 Yer: Garaj istanbul Tarih: 25.09.2010 Saat: 15:00, 20:30 Yer: Garaji stanbul

Cihangir Insomnia, Tarlabaşı'ndaki yıkık dökük bir evin çok-kültürlü sakinlerini, gizli aşıkların uykusuzluğunu, genç bir aktörün esrarengiz ölümünü ve yabancı bir ülkede yabancı olmayı anlatan müzikli bir tiyatro gösterisidir. Cihangir Insomnia'da, günlük hayatın ritüelleri, ritm ve enerjiyle dolu müzikal bir eyleme dönüşmektedir. Avusturyalı grup SUPER16 tarafından geliştirilmiş olan Cihangir Insomina, Türkiye, Avusturya, Almanya ve Danimarka’dan sanatçıları dünyaca ünlü grup STOMP’un performansçıları ile biraraya getiriyor. Cihangir Insomnia, Eylül ayında İstanbul'da yapılacak prömiyerinin ardından Viyana'da seyirciyle buluşacak. http://www.istanbul2010.org/SAHNEGOSTERISANATLARI/PROJE/GP_599672

7


KONSERLER—FESTİVALLER

SEDA ASOLAR www.sedasolar.blogspot.com

Ozzy Osbourne 30.09.2010 21:00:00 Turkcell Kuruçeşme Arena

Festival 15 - 19 Eylül arası bir çok ulusa ev sahipliği yapmış Çanakkale'de gerçekleşecektir. www.troiafilmfestivali.org

8


II.Güzelçamlı Bisiklet Festivali 24-26 Eylül 2010 / Herodot, burası için şöyle demiştir. “Panionion”da toplanan Ion”lar, kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimde kurmuşlardır.” Cennet gibi tasvir edilen bu coğrafyada pedallamanın tadına varmaya kim hayır diyebilir ki? 24 Eylül Cuma Cuma günü akşamından gelmek isteyenler için çadır kamp yeri Güzelçamlı Belediyesi tarafından ayarlandı. Çadırı ile gelenlerden, ek bir ücret alınmayacaktır. 25 Eylül Cumartesi 09.00 Kahvaltı 10.00 Panionion Antik Kenti gezisi 11.00 Kurşunlu Manastırı gezisi. 13.00 Zeus Mağarası piknik alanına geçiş. 14.00 Öğle yemeği 15.00 Zeus Mağarası gezisi. 19.30 Akşam yemeği. 21.00 Toplantı. (Güzelçamlı Belediyesi tarafından düzenlenecek alanda hoş ve sıcak bir ortamda müzik keyfi ve bisikletli yaşam üzerine sohbetler.) Not: Kamp yerine, Cumartesi yerleşmek isteyen arkadaşlara yardımcı olunacaktır. Çadırı ile gelenlerden, ek bir ücret alınmayacaktır. 26 Eylül Pazar 08.30 Kahvaltı. 09.30 Demokrasi Meydanı'na geçiş. 10.45 Güzelçamlı şehir turu. 11.00 Dilek Yarımadası Milli Parkı'na giriş. 14.00 Öğle Yemeği 16.30 Dilek Yarımadası Milli Parkı'ndan çıkış. 17.30 Zeus Mağarası Piknik Alanı'nda toplanma. (Belediye Başkanı'nın teşekkür konuşması ve bitiş.)

9


AKBANK CAZ FESTİVALİ 20. YAŞINI KUTLUYOR ! 23 Eylül-12 Ekim 2010 Kısa Notlar 20'inci yıl için özel olarak hazırlanan "20. Yılında Akbank Caz Festivali Kitabı", Festival ve Türkiye Caz tarihi hakkında önemli bilgiler içeriyor. •

"Akbank Caz Retrospektif: 20. Yıl Belgeseli" ise izleyenleri Festival'in 20 yıllık geçmişten bugüne keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.

"Akbank Jazz Festival's 20 Years-Akbank Caz Festivali'nin 20 Yılı (1991-2010)" isimli 13 parçadan oluşan compilation albümle hem festivalin 20 yıllık bir izdüşümünü, hem de farklı tarzlara kucak açan geniş müzikal yelpazesinin bir yansımasını görmek mümkün.

Akbank 20. Caz Festivali'nin öne çıkan isimleri; Count Basie Orchestra, Sun Ra Arkestra, John Surman ve Diane Schuur.

Sıra Dışı Sesler "Cazın First Lady'si" iki Grammy ödülü sahibi Diane Schuur da Akbank 20. Caz Festivali kapsamında caz severler için unutulmaz bir konsere imza atacak. Caz ve dünya müziğini benzersiz bir şekilde harmanlayan ve Türkiye'de "Beautiful Tango" parçasıyla tanınan Hindi Zahra, 08 Ekim 2010, Cuma günü Ghetto'da sahne alacak. Festivalin heyecanla beklenen performansları arasında bulunan Paganini Trio, klasik müzik, caz ve dünya müziği arasında bir köprü kuruyor. Aya İrini'de 25 Eylül, 2010 Cumartesi gerçekleştirilecek konserde ünlü perküsyon sanatçısı Burhan Öçal'a, besteci ve piyanist kimliğiyle harikalar yaratan Tuluğ Tırpan ve dünyanın en seçkin orkestralarında çalan bol ödüllü kemancı Atilla Aldemir eşlik edecek.

10


Türk Cazının Temsilcileri Türk Caz müziğinin en önemli trompet sanatçılarından biri olan İmer Demirer 23 Eylül 2010 Perşembe; Doğaçlama sanatın usta piyanisti Aydın Esen 25 Eylül 2010, Cumartesi; Modern cazın vazgeçilmezi İlhan Erşahin's İstanbul Sessions 25 Eylül 2010, Cumartesi; Alp Ersönmez 26 Eylül 2010 Pazar Babylon'da, Baki Duyarlar OnQ Band "Overseas" 29 Eylül 2010, Çarşamba Salon'da olacak. Başarılı caz gitaristlerimizden Önder Focan, 06 Ekim 2010, Çarşamba ve 07 Ekim 2010, Perşembe günü Nardis'te sahne alacak. Ünlü piyanist Tuluğ Tırpan, kontrabas'ta Volkan Hürsever ve davulda Volkan Öktem'den oluşan Tuluğ Tırpan Trio'ya 07 Ekim 2010, Perşembe günü The Seed'de gerçekleştireceği konserde Sertab Erener güçlü sesiyle eşlik edecek. Bas klarneti ile günümüz müziğine, caz üslubu ve Türk ezgilerini de katarak kendine has bir yorum getiren Oğuz Büyükberber, festival kapsamında Akbank Sanat'ta ilk olarak 05 Ekim 2010 Salı günü solo bir performans gerçekleştirecek,

20.Yıla Özel Projeler Festival'in "20. Yıla Özel Projeler"i arasında ise

Omar Sosa, Okay Temiz 3+1 ve Barbarlar featuring Craig Harris dikkat çekiyor. Afrika-Küba kökenlerine sadık kalarak aynı zamanda yenilikçi bir vizyonu temsil eden ve beş kez Grammy'e aday gösterilen piyaniste, Cemal Reşit Rey'de 02 Ekim 2010, Cumartesi günü gerçekleştireceği konserinde İtalyan trompetçi

Paolo Fresu

eşlik edecek.

Vurmalı çalgılar dendiğinde Türkiye'de akla gelen en önemli müzisyenlerden Okay Temiz ise, yepyeni projesi 3+1 ile Akbank 20. Caz Festivali kapsamında yenilikçi ve eklektik bir müzik anlayışını 24 Eylül 2010, Cuma günü Babylon sahnesine taşıyacak. Festival'in özel konuklarından biri de Barbarlar. Ünlü piyanist Ali Perret önderliğinde kurulan grubun 26 Eylül 2010, Pazar günü Babylon'da gerçekleşecek 11 konserinde ünlü tromboncu Craig Harris de gruba eşlik edecek.


SERGİ

Madde ışığa, ışık maddeye dönüşmeye devam ediyor MADDE - IŞIK SERGİSİ BAYRAMDA DA AÇIK

Borusan Müzik Evi’nde

9 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşmaya

devam eden “Madde - Işık” sergisi Ramazan Bayramı’nda da ziyaret edilebilecek. Borusan, Madde - Işık sergisi ile sanatseverlere alışık olmadıkları bir deneyim yaşatmaya bayramda da devam ediyor. Gördüğü yoğun ilgi ve gelen talepler nedeniyle Temmuz ayından bu yana Pazar günleri de 12.00 - 19.00 arasında ziyaret edilebilen sergi, bayramın 2. ve 3. günleri de açık tutulacak ve ziyaretçilere sıra dışı deneyimler yaşatmaya devam edecek. 12


Gerçeklik duygusunu kaybettiren “Madde – Işık” sergisi, dünyaca ünlü 9 sanatçı ve sanatçı grubunun teknolojik temalı yerleştirmelerinden oluşuyor. Eserler, ışık, hareket ve ses öğelerini birleştirerek izleyicilere etkileşimli ve çarpıcı bir deneyim yaşatıyor. Bugüne kadar 13 bin kişinin ziyaret ettiği sergide yer alan eserlerin bazıları esin kaynağını madde ve ışığın etkileşiminden alırken, bazıları da bu iki öğe arasındaki sürtüşmeden besleniyor. Böylece bazen maddenin ışığa, ışığın da maddeye dönüştüğü serginin

küratörlüğünü

dünyanın dört bir yanında

çok

önemli

sergilere imza atmış olan Richard Castelli üstleniyor. 13


ETKİNLİK SEDA ASOLAR www.sedasolar.blogspot.com

Çırağan Okumaları Yazar Kitap Tarih Saat Mekan

: : : : :

Ahmet Ümit İstanbul Hatırası 23 Eylül 2010 19:00 Çırağan Palace Kempinski

Ücretsiz olan bu etkinliklte yazar son romanı “İstanbul Hatırası”ndan bölümler okuyacak. Katılım için bu numaradan rezervasyon yaptırmanız rekmekte : 0212 245 44 06

14

ge-


Bunları biliyor muydunuz ?

Ülkemizde 1 Eylül’de kutlanan Dünya Barış Günü’nün dünyanın diğer ülkelerinde 21 Eylül’de kutlandığını.

1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya savaşını başlattığını.

Dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla yapılan ‘Barış Çanı’nın her yıl 21 Eylül’de BM merkezinde Barış için çalındığını.

15


GEZİ

İSTANBUL’DA TURİST OLMAK

Galata, Kivahan Restaurant

Yazı ve Fotoğraflar MÜGE KARAHAN www.yemekbahane.blogspot.com

Tekrar gelmek için mutlaka bir bahane yaratacaksınız ... Bohem nedir? Sanırım öyle bir sokak burası.. Dar bir sokak. Sağda solda eskiciler var. Tünelin oradan dümdüz iniyoruz aşağıya doğru. Komik gözlükler var sarı , pembe.. Deniyorum, hakikaten komik duruyor. Neden burada eskiler satılıyor? Bitpazarında mıyız? Hayır, “Vintage” mış.. Hani şu eskiye rağbetin artması ile ortaya çıkan akım. Her yer turist dolu. Tabii ben de turistim. Elimde kameram, sürekli fotoğraf çekiyorum. İlk kez mi geldim, hayır.. İlk kez turist olarak geldim. Dar sokak bitiyor. Sağa doğru kıvrılıyoruz. Karşıma çıkan görkemli bina çok tanıdık. 16


Sadece ben tanımıyorum, dünya

Evvel ezel yemek yemek ayrıcalık

tanıyor aslında onu. İstanbul’un

benim için. Bu sefer turist olmanın

siluetinde var o bina, neden

keyfi iki kat artıyor. Rotamız Galata,

tanınmasın? Koyu bir rengi var.. Ne

Kivahan Restaurant.

kadar eski olduğunu düşünüyorum. Nerdeyim ?

Anadolu’nun sır lezzetlerini tatmaya

İstanbul’da turist olmaya devam

gidiyoruz.. Anadolu mutfağına ilgim

ediyorum.. Kuledibindeyim...

hep olmuştur. Öyle şimdiki yemekler

GALATA Kulesi’nin dibinde,

gibi değil, pratiklik unsuru pek yok o

gölgesinde…

mutfağın özünde. Hatırlarsanız ilk sayıda, Haziran ayında Anadolu’da

Bu sefer amacım başka..

Düğün Yemekleri’ni yazmıştım “Bir

Gastronomi turizmi nedir bilir

Kaşık Bilgi” sayfamda. İşte o kadar

misiniz? Hani şu yeme-içme eylemleri- meraklıyım, anlayın… ne dayalı gezme biçimi. İstanbul’da gastronomik bir geziye

Kule’nin gölgesinde sokağa konmuş

çıkacağız bugün hep beraber.. Kulenin masalarda size kendinizi ayrıcalıklı hissettiren servis ekibi karşıladığında dibinde, Galata manzaralı.. sizi güzel şeylerin beklediğini İstanbul’da Turist Olmak, Eylül ayında anlıyorsunuz. Geleneksel mutfağı KİVAHAN Restaurant’ta sizler için… modern ortamı ile hiç sırıtmadan kaynaştırmış mekana geldiğinizde

17


masanızı seçip hemen içeri bir göz atın. Birbirinden zevkli ve lezzetli görünümleri ile KIVAHAN yemeklerini seçmeye çalışırken kendinizi tezgahın arkasında duran lezzet ustalarına ardı ardına sorular yöneltirken bulacaksınız... Bu ne, içinde ne var ? gibi... Bildik değil bilmedik bir şeyler yemek size heyecan verecek ... Esin kaynağını binlerce yıllık Anadolu yeme içme geleneğinden alan Kivahan Restaurant’ta çorbalar her yerde bilinmeyen türden. Tarifi aile büyüklerine ait , az yapılan yemekler çeşit çeşit.. Tatlı ekşiye karışmış, otun bin bir çeşidi salata halini almış..Kısaca ne yiyeceğinizi şaşırıyorsunuz. “Isırgan Otlu Çorba”, Gaziantep’in

18

Erikli ve baklalı yaprak sarma


“Maş Çorbası”, Tokat’ın “Yarma Toyga”sı, Çorum’un “Bütün Çorba”sı başlangıç için lezzetli örneklerden.. Erikli ve baklalı yaprak sarmalarını kesinlikle denemenizi tavsiye ediyorum. Tepsi Oruğunun tadına ise doyamayacaksınız. Vişne suyu ile pişen Dizmeç ise seçim yapmakta sizi zorlayacak. Zengin bir salata menüsü de bulunan Kivahan’da acıyı seviyorsanız muhammaradan kesinlikle tatmalısınız diyorum. Zahter salatası, kaya koruğu, deniz börülcesi daha saymakla bitiremeyeceğim bir zenginlik sizi bekliyor olacak.

Tepsi Oruğu

Eşsiz bir ambiyansta, kusursuz bir

yolculuk eden mideniz ve ruhunuz

yemeğin sonrasında Türk mutfağının

bayram halinde Galata’yı seyre

eşsiz tatlı menüsünden de

dalarak keyfinizi

nasiplenmeyi sakın atlamayın. Kıbrıs’ın katmerlendirebilirsiniz. “Ceviz Macunu”, Antakya’nın “Çıtır Kabak”ı vitrinden size bakarken

Ramazan ayının şu son günlerinde

dikkat edin kendinizden geçmeyin.

Kiva’da iftar eminim bir başka keyifli

Sıcacık sunulan un helvası benim için

olacaktır. Buraya tekrar gelmek için

son derece yerinde bir seçim oldu

muhakkak bir bahaneniz olacak…

diyebilirim. Tüm bu şölenin üzerine de odun ateşinde pişmiş mis gibi bir Türk kahvesi içtiniz mi tamamdır. Kahveniz elinizde, fiziksel olarak bugünde olan bedeninizde geçmişe 19

İletişim ve detaylı bilgi için http:// www.galatakivahan.com/


Solda: Nuri Bilge Ceylan Cannes’da ödülüyle. , Sağ Üstte: Semih Kaplanoğlu Altın Ayı Ödülüyle, Sağ Altta: Fatih Akın Venedik’te Jüri Özel Ödülü ile.

EVDE SİNEMA KEYFİ

BU FİLMLERİN ÖDÜLÜ BOL SEYİRCİSİ AZ!! Uluslararası Festivallerde Yarışan Filmlerimizden Haberdar mıyız? Kaçımız İzledik?

SİNEM ERGUN www.sanatnotlari.blogspot.com

1-11 Eylül tarihleri arasında dünyanın en prestijli film festi vali olan Venedik Film Festivali’nin 67.si düzenlenecek. Bu önemli etkinlikten yola çıkarak, bu ay “Evde DVD Köşesinde” uluslararası festivallerde yarışan Türk filmlerinin bazılarından bahsetmek istiyorum. Gelin önce, Avrupa’nın en önemli film festivalleri olan Venedik, Berlin ve Cannes ‘da, Türkiye adına yarışan filmleri bir tablo üzerinde görelim. 20


Tablodan görüldüğü üzere, 1930’lu yıllardan beri yapılmakta olan uluslararası film festivallerinde, Türk filmleri çok yer almasa da, 80’li yılların ardından 2000’lerde tekrardan varlık göstermeye başlamış. Dikkat çeken bir unsur ise sadece iki üç yönetmene ait filmlerin yarışmalarda yer alması. Yıl

Film

Yönetmen

1971

Film Festivali Adı Venedik

Ağıt

Yılmaz Güney

1980

Berlin

Düşman

Zeki Ökten

1982

Cannes

Yol

1983

Cannes

Duvar

Yılmaz Güney Şerif Gören Yılmaz Güney

1983

Berlin

Erden Kıral

1985

Berlin

Hakkari’de Bir Mevsim Pehlivan

1987

Venedik

Anayurt Oteli

Ömer Kavur

1988

Berlin

Av Zamanı

Erden Kıral

1991

Venedik

Gizli Yüz

Ömer Kavur

1999

Berlin

Güneşe Yolculuk

Yeşim Ustaoğlu

2000

Berlin

Mayıs Sıkıntısı

Nuri Bilge Ceylan

2003

Cannes

Uzak

Nuri Bilge Ceylan

2006

Cannes

İklimler

Nuri Bilge Ceylan

2008

Cannes

Üç Maymun

Nuri Bilge Ceylan

2008

Venedik

Süt

Semih Kaplanoğlu

2008

İki Çizgi

Selim Evci

2009

Venedik / Critics Week Venedik

Soul Kitchen

Fatih Akın

2010

Berlin

Bal

Semih Kaplanoğlu

21

Kazanılan Ödül Adı

Altın Palmiye

Zeki Ökten FIPRESCI

Jüri Özel Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu FIPRESCI En İyi Yönetmen FIPRESCI 2009

Jüri Özel Ödülü Altın Ayı


Festival filmleri, özel bir izleyici kitlesine sahiptir. Tutkuyla ve merakla takip ederler film festivallerini, bazı kişiler için ise bu filmler ağır ve izlemesi zor diye nitelendirilir. Sanatsal film olarak da adlandırılan çoğu festival filmi, bizim alışık olduğumuz Hollywood sinemasından, büyük bütçeli ve gişe yapan filmlerden gerçekten farklı bir yapı ve anlatım tarzına

Bal filminden bir sahne

sahiptir. Bu tarz çekimlerin en büyük özelliği seyirciye, filmdeki karakterlerin duygu ve davranışlarını anlamaya ve hissetmeye yönelik bolca zaman yaratılmasıdır. Çoğu filmde görürsünüz, bir adam yolda yedi sekiz dakika yürür, yönetmen kamerayı kıpırdatmadan bu yürüyüşü çeker, sanki bir kartpostal içinde bir adamın yürüyüşünü seyrediyoruzdur, izleyici bu noktada o yürüyüşü kendisi yapar aslında, karakterin kafasından geçenleri tahmin eder, anlamaya çalışır, karakterle özdeşleşir adeta. Bu filmlerde olaylar, gerçek zamandaki hızda ilerler genelde. Adam büfeye uğrar, sigara ister, parasını verir, para üstünü alır, dışarı çıkar, paketi açar, çakmak arar ceplerinde, sigarasını yakar, dumanı üfler. Bu sahneyi gerçek zaman çizgisinde izleriz, bu çekim boyunca kamera hep sabittir, yakınlaştırma ve uzaklaştırma tekniği belki devreye girer o kadar. Ayrıca bu tür filmlerde genel de alışık olduğumuz fon müziği yoktur. Sokaktaki doğal sesler vardır, satıcılar, yol sesi, kuş sesi ve çoğu zaman sessizlik. Karakterler de ketumdur, çok konuşmazlar, gerekli konuşmalar yapılır, bazen de gözlerle anlaşma sağlanır, çünkü bu filmler samimidir, gerçeği olduğu gibi yansıtır, her türlü abartıdan yapmacıklıktan ve özentilikten uzaktır. Konu itibariyle sayılı karakterlere sahip senaryo da belli zaman aralığında gerçekleşen bir durum anlatılır. Çok fazla geçmişe inmez, gelecekten haber vermez. Karakterlerin geçmişi hakkında derin bir bilgimiz olmaz çoğu zaman. Onları, o zaman dilimindeki davranışlarıyla analiz etmeye çalışırız. Aniden başlar ve aniden biter film. Biz ise izlediğimiz o iki saat içinde yoğun bir duygu ve düşünce bulutuyla kaplanır, filmi doya doya yaşarız.

22


Ben bu filmleri izlemeyi seviyorum çünkü izleme esnasında nefes aldığımı düşünüyorum, mola verdiğimi. Hayatımız zaten hızlı, hareketlerimiz, planlarımız ve birçok şeye yetişme isteğimiz yüzünden ritmimiz çok hızlı. Bu hız içinde hızlı nefes alıp vermekteyiz, durmuyoruz, anda da kalamıyoruz. Ama bu filmleri izlerken zamanı fark ediyoruz, yavaşlığı hissediyoruz, kalp atışımız, nefes alıp verişimiz yavaşlıyor. Bu tür filmler beni dinlendiriyor açıkçası.

SEYİRCİNİN TERCİHİ! Şimdi biraz da gişe rakamlarıyla ilgili bilgilere bakalım. Aşağıdaki listeye bakmadan önce seyirci rakamı yüksek birkaç film listeleyeceğim karşılaştırma olsun diye:

Film

Seyirci Sayısı

Recep İvedik 3 (2010)

:

3.325.629

Yahşi Batı (2009)

:

2.322.826

Eyvah Eyvah (2009)

:

2.446.035

Issız Adam (2008)

:

2.788.550

Babam ve Oğlum (2005)

:

3.837.885

Kurtlar Vadisi Irak (2005)

:

4.256.566

Süt (Semih Kaplanoğlu)

:

6.613

Tatil Kitabı (Seyfi Teoman)

:

8.718

İki Çizgi (Selim Evci)

:

2.879

Üç Maymun (N.Bilge Ceylan)

:

127.668

Bal (Semih Kaplanoğlu)

:

31.910

İklimler (N.Bilge Ceylan)

:

35.345

Mayıs Sıkıntısı (N.Bilge Ceylan)

:

24.082

Uzak (N.Bilge Ceylan)

:

62.494

Güneşe Yolculuk (Yeşim Ustaoğlu) :

73.324

Gizli Yüz (Ömer Kavur)

35.514

:

Not: Bilgiler sinematurk.com dan alınmıştır. 23


Bu ay size birkaç film tanıtımı yapacağım, evde bir mola vermek ve başkalarının hayatına gerçekten dahil olmak isterseniz işte önerilerim.

Üç Maymun (2008) Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan Oyuncular: Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar Üç Maymun, 2008 Türkiye - Fransa - İtalya ortak yapımı ve Nuri Bilge Ceylan filmi olup Cannes Film Festivalinde En iyi Yönetmen ödülünü almıştır. Ayrıca Yeşilçam Ödülleri’nde 6 ödül ile Siyad Ödüllerinde 4 ödülün yanı sıra uluslararası 6 ödülün daha sahibidir. Muhalefet partisinden aday işadamı Servet bir trafik kazası yapar ve suçu para karşılığı şoförü Eyüp’ün üstlenmesini ister. Eyüp hapisteyken, oğlu üniversite sınavlarını kazanamadığı için bunalıma girer, annesi oğlunun iş kurması için, Eyüp’ün hapisten çıkınca Servet’ten alacağı toplu paradan bir kısım almak için Servet’e gider. Servet ile Hacer’in aralarında bir ilişki başlar. Oğlu durumu fark eder ama susar, Eyüp hapisten çıkınca durumu sezinler. Aile bireyleri teker teker üç maymun oyununu yaşamaya mecbur kalırlar. Yalanların yalanları doğurduğu ve altından kalkılamayacak yükler haline geldiğinin anlatıldığı filmde, gerçeklerden kaçmaya çalışan ve görmezden gelen karakterleri izliyoruz.

İki Çizgi (2008) Yönetmen: Selim Evci Oyuncular: Gülçin Santırcıoğlu, Kaan Keskin Selim Evci’nin 2008 Venedik Film Festivalinde Critics Week bölümünde yarışan ayrıca Moskova, Roterdam ve Kahire Film Festivalleri Resmi Seçkisi olan film, Sao Paulo Film festivali yarışmasına da seçilmiştir. Selin ve Mert’in ilişkilerinin bir dönemine şahit oluruz bu filmde. Selin bir işkadını, Mert ise fotoğrafçıdır. Birbirlerine soğuk ve uzaktırlar. Farklı zevklere sahiptirler. Selin kitap okumayı, piyano çalmayı, tiyatroya gitmeyi sever, Mert bütün gün sokakta fo24


toğraflar çeker akşam ise karanlık odada çalışmaya devam eder. Hayatındaki en büyük heyecan karşı binada oturan iki kızı gizli gizli kameraya çekmektir. Mert ile Selin’in çıktıkları bir tatilde arabayla yolculukları boyunca kişilik çarpışmalarını ve ilişkilerinin kopma noktasına nasıl geldiğini izleriz. Başlangıcını, önceleri birbirlerine duydukları heyecan ve ilgiyi bilemediğimiz bu ilişkinin bu noktaya nasıl geldiğini anlatmayan film, kopma noktasından başlayarak anlatıyor. İzlediğimiz sürece bu katlanamaz sürecin bir an önce sonlanmasını ve ayrılmaları gerektiğini düşünürüz. İki tarafın da samimiyetsiz düzeltme çabası olumsuz sonuçlanınca başlangıç noktasına dönüveriyor film. Film bende eksik bir şeyler varmış hissi uyandırdı açıkçası, karakterler bu noktaya nasıl geldiler, bundan sonra ne yapacaklar, devam ettirmeye değecek bir ilişkileri mi var, birbirlerini seviyorlar mı yoksa sadece ego tatmini davranışlar mı sergiliyorlar? Başı ucu çok açık bir film.

Tatil Kitabı (2008) Yönetmen: Seyfi Teoman Oyuncular: Taner Birsel, Tayfun Günay, Harun Özüağ, Ayten Tökün 2008 yılında 27. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde En İyi Türk Filmi seçilen ve FIPRESCI ödülü alan film aynı zamanda Artıfilm Festival birincisi ve iki uluslar arası festival ödülü sahibi. Tatil Kitabı, Silifkeli bir ailenin bir yaz boyunca başından geçenleri, daha çok ailenin küçük oğlu Ali’nin bakış açısını ön plana çıkararak anlatıyor. Filmin olay örgüsü, Ali’nin sert mizaçlı babası Mustafa ile ailenin diğer üyeleri arasındaki gerilimler üzerine kurulu. İstanbul’da askeri lisede okuyan büyük oğlu Veysel’in askeri okulu yarıda bırakarak üniversite sınavına girme isteğine şiddetle karşı çıkan Mustafa, çekingen ve içine kapalı bir çocuk olan Ali’yi de yaz tatilinde çalışıp kendisi gibi ticaret öğrenmeye zorlar. Kendisini aldattığından şüphelenen eşi Güler ve geçmişte şehirde şansını denemiş, ama tutunamayıp Silifke’ye dönerek baba mesleğini sürdürmek zorunda kalmış kardeşi Hasan’la Mustafa arasında da sürekli bir gerilim vardır. Tüm bu gerginlikler, limon tüccarı olan Mustafa’nın, iş için gittiği Ürgüp’ten dönüşte beyin kanaması geçirip komaya girmesiyle geri plana itilir. Başta, aileyi bir arada tutmak için Mustafa’nın yerini almak zorunda kalan Hasan olmak üzere, filmdeki karakterler belirgin bir şekilde değişir.

25


GEZİ

MACERA ÜLKESİ

MEKSİKA DUYGU PHILLIPS Www.saklamarkac.com

İlk Durağımız: Guadalajara Yüksek lisanstan sonra biraz macera aşkımın biraz da aşkımın peşinden giderek Meksika’da buldum kendimi. Meksika’nın Guadalajara kentinde İngilizce öğretmenliği kursuna katıldım. Gualajara Meksika’nın en büyük 3 şehrinden biri. Büyük caddeleri var. Ben eşimle bir “posada” da kaldım. Posada bir tür pansiyon / hostel. Birkaç kişi ile paylaşılan odalar ile tek kişilik odalar mevcut. Mutfak ortak. Meksika’daki yapıların çoğunda olduğu gibi evin dışı sokağa sıfır duvar, içeri girdikten sonra asıl güzelliklerini görebiliyorsunuz ve içeride bazen avlu oluyor. Bizim posada da öyleydi. Ortasında geniş bir avlu, masalar, koltuklar var. Bir de Senora Martina öğlenleri yemek yapıyordu. Okuldan gelip ev yemeği yiyorduk. 26


Harikaydı. Guayaba denen meyve ile yapılan meyve suyu aklımdan çıkmıyor. Guadalajara’da en çok aklımda kalan Pazar günleri ana caddenin trafiğe kapatılıp bisikletçilere bırakılmasıydı.

Posada’nın dışarıdan görüntüsü. Tipik renkli Meksika evi.

Aileler, gençler, yaşlılar bisikletini kapan tur atıyordu ana caddede. Hem sağlık, hem beraberlik, hem eğlence. Tabi her Meksika eğlencesinde olduğu gibi bunda da yolda palyaçolar size eşlik ediyor.

Guadalajara’dayken yakınlarda olduğundan kaçırmak istemediğimiz bir yer “Puerta Vallarta” idi.

Puerta Vallarta’da

deniz, kum,

güneş, güzel yiyecekler ile dolu güzel bir hafta geçirdik. En çok aklımda kalanlar her güneş batımında ortaya çıkan korsan gemisi (içinde yemek ve şov yapılan), Shrimp Factory (ballı, Hindistan cevizli, acılı, her türlü sosla hazırlanmış 2 kişilik ama 5 kişinin yiyebileceği bir menüden sonra nasıl sağlam kaldık bilmiyorum), sahile uzanan nehir ve kenarındaki yürüyüş, boğa güreşi (hiç sevemedim, ama çok etkileyici olduğu kesin). Tek kötü yanı fazla turistik olması, herkes İngilizce konuşuyor, herkes bir şeyler satmaya çalışıyor.

27


Boğa güreşlerinde öncelikle ekip sahaya çıkıyor. Boğa güreşi bir İspanyol geleneği. Genellikle 3 matador bulunur. Her matador 2 boğa ile güreşir. Her matadorun 6 yardımcısı vardır. 2 “pikador” (atlı güreşçiler), 3 “banderilleros” ve bir “sword page”. Bir trompet ile başlar güreş. Orkestra müziği ile tüm güreşçiler birlikte arenaya girer. Buna “paseillo” denir. Ardından boğa arenaya girer. Matador ve banderilleros boğanın “capote” adı verilen kırmızı ve altın rengi kumaşlarla vahşilik derecesini test ederler. Ardından bir mızraklı picador (atlı) girer. At, zırhlı bir giysi ile boğadan korunur. Picador boğanın ensesinde bir noktaya mızrağını saplayarak boğayı zayıflatır. Boğanın ata s aldırması matadora ipuçları verir. Eğer picador başarılı olursa boğa boynuzlarını biraz aşağıya doğru indirir. Ardından 3 banderillerios boğanın omuzlarına dikenli çubuklar saplarlar. Bu da boğayı çok kızdırır. En sonunda arenaya matador küçük bir kırmızı kumaş ve kılıç ile tek başına girer.Kırmızının boğayı sinirlendirdiği doğru değildir çünkü boğalar renk körüdür. Boğanın kanını gizlemek için kırmızıdır. Eğer matador çok iyi performans gösterirse seyirciler başkanın matadoru boğanın kulağı ile ödüllendirmesini isterler. Bunu göstermek için de beyaz mendil sallarlar. Eğer matador veya izleyiciler boğanın çok cesursa güreştiğini düşünürlerse başkandan boğayı ödüllendirmesini ve serbest bırakılıp ahıra dönmesini isteyebilirler. 28


İkinci Durağımız: Puebla Kursun ardından Puebla kentinde Volkswagen’in dil okullarında işe kabul edildik. Puebla Mexico City’nin doğusunda, 2 saat mesafede, büyük bir şehir. Hem eyalet, hem de şehrinin adı Puebla. Sabah vardığımızda Volkswagen’in tüm okullarının müdürü olan Senor Carlos ve bizi işe alan personel müdürü Luiz bizi karşıladı. Koskaca müdürün bizi karşılaması ve sonrasında özel ilgi göstermesi biraz şaşırtıcı idi. Daha sonra da bu gibi içten ve özel ilgi çeşitli kişiler tarafından devam etti ve bu beni Meksika ve insanları ile ilgili etkileyen önemli noktalardan biriydi. Volkswagen okullarından birinde müdür olan Ted Buzis bizi kendi apartmanındaki boş daireyi göstermek için otelden aldı bir akşam. Bu koca adam ve ailesi daha sonra bizim en yakın dostlarımız, hatta ailemiz oldu. Eve bayıldık. Bir fracconamiento içinde (site tarzı, ortak girişi ve güvenliği olan farklı tipte evlerden oluşan bir yer) 3 katlı mavi bir apartmanın 1. Katında 2 odalı şirin bir evdi. Puebla’nın bir güzelliği de volkanları. Bizim evin penceresinden görünürdü: Soldaki Popocatepetl, kısaca Pop (5500 mt), sağdaki İztacchiuatl, kısaca İzta (5230 mt). Popo Meksika’nın 2. En yüksek tepesi. Popocatepetl “Smoking Mountain, yani “Tüten Dağ” anlamına geliyor. Bazı sabahlar okula yürürken tüttüğünü görürdük. Çok heyecan katardı bu dağlar. Aztek mitolojisine göre Izta, Aztek prensesi, Popo da başka bir kabilenin prensiymiş ve evlenmek istemişler. Izta’nın babası Popo’yu savaşa göndermiş ve savaşta öldüğünü söylemiş. Popo’ya da Izta’nın üzüntüsünden öldüğünü söylemiş. Ancak buna inanmayan sevgililer birlikte olmuşlar, sonra kaçmışlar. Izta ölünce Popo onu volkanın oraya gömmüş, ve kendisi de yanına yatıp ölmeyi beklemiş. Yıllar sonra karlar ölü bedenlerini kaplamış.

29


Meksikalıların en çok sevdiği şeylerden biri dans etmek:

Salsa.

İnsanlar buldukları her fırsatta, duydukları her şarkıda dans ediyorlar. Harika bir şey. Tekilalar açılıyor, meyve suları ile karıştırılıyor. Bizdeki vodka yerine tekila en baş içkisi gece eğlencelerinin. Meksika’da her şehrin bir merkezi var. Ona da Zocalo deniyor. Hiçbir yer bilmiyorsanız atlayın bir taksiye ve zocalo deyin, orada mutlaka bir şeyler vardır. Palyaçolar, akrobatlar, mısırcılar, dondurmacılar, zıpzıpçılar (çocukları kemerle asıp fırlatıyor, hiç anlamadım nasıl güvenebiliyorlar) hepsi Zocaloda oluyor. Herkes sokaklarda yemek yiyor, herkesin ağzı çalışıyor, mısır, cips, ne varsa.

Üçüncü Durağımız: Oxaca Tatillerimizden birinde Oxaca kentine gitme fırsatı bulduk. Çok güzel bir şehir. Bu gezimizin özelliği de Day of the Death – Dia de los muertos (Ölüler günü) zamanında gitmiş olmamızdı. Oaxaca da bu işin merkezi idi neredeyse. Meksikalılar bu gün ölülerin ruhlarının geldiğine inanıyorlar. O nedenle de ölüleri için offerta (sunu) hazırlıyorlar. Bir masa hazırlayıp ölülerin en sevdiği şeyleri masaya koyuyorlar, meyvalar, yemekler, içecekler. İstediğiniz evin kapısını çalabiliyorsunuz, ancak mum götürmek şartı ile ve sizi içeri davet edip ikram yapıyorlar.

30


Dördüncü Durağımız: Zacatlan Alman ama tamamen bir Meksikalı olmuş olan dostumuz Martina bizi Zacatlan ile tanıştırdı. Puebla’ya 2 saat uzaklıkta bu sevimli kasabaya aşık olduk ve birkaç kere gitme fırsatı bulduk. Bir vadide kurulu olan bu kasabada bir ev kiralıyor, ve peynir, şarap ve gitar eşliğinde akşamlar ile manzarayı yaşıyorduk.

Beşinci Durağımız: Huatulco Huatulco’da da yine harika bir tatil geçirdik. Uzun bir otobüs yolculuğu ile vardık Huatulco’ya. Okyanus, kumsal, deniz ürünleri, el değmemiş sahiller. Bir at turu bulduk ve rehber ile birlikte 3 at ormanın içinde atla gezinti yaptık 3 saat boyunca, vardığımız el değmemiş, kimsesiz sahilde de durup soluklandık. Muhteşem bir deneyimdi. Bir de sınırsız bira sunulan tekne turunda Meksikalı halk ile eğlendik, dans ettik, kumsalın üzerinde kurulu masalarda deniz ürünleri ile dolu bir öğle yemeği yedik, şnorkelle dalıp türlü balıklar gördük.

31


Piramitler Meksika ile ilgili unutulmamas覺 gerekenlerden biri de piramitler.

32


Mexico City’nin meşhur meydanı Zocalo. Dev bayraklar her eyalette mutlaka oluyor. Zocalo yanındaki piramit kalıntıları da gezilebiliyor.

Son olarak da Meksika’nın geleneksel müzik grubu olan “Mariachi” leri mutlaka bir yerlerde dinleyin, izleyin..Geleneksel kıyafetler içinde hem görsel bir şov hem de muhteşem bir müzik ziyafeti. Meksika’dan okul arkadaşlarımız işte bizi sürpriz bu grup ile uğurlamıştı: Biz Meksikayı Meksikalılar ile Meksikalı gibi yaşamaya çalıştık. Ve aşık olduk. Hem Meksikaya hem de o güzel içten, samimi halkına. Meksika planınız varsa mümkünse alın biletinizi Mexico City’ye ama sonrasını kendiniz planlayın. Otobüs veya uçak ile değişik yerlerine ucuza sehayat edebilir, güzel otellerde kalabilir ve harika yemekler yiyebilirsiniz. Bir tura kendinizi ve tüm paranızı sunup gerçek Meksika güzelliklerinden mahrum kalmayın, derim ben.

33


MARKALAŞMA SANATI DUYGU PHILLIPS www.saklamarkac.com

Ramazan ayı devam ediyor… Geçen sayıda dediğim gibi büyük bir merakla bekliyordum Ramazan reklamlarını. Farklı neler göreceğiz, neler aynı olacak, neler Ramazan ayına damgasını vuracak diye. Gördüklerimden bazı seçmeler yapacağım bu ay. Genelde bir eğlence, neşe, heyecan hakim reklamlarda elbette, Ramazan ayı ile uyumlu olarak. Promosyona yönelik olmaktan çok birliği, beraberliği, aileyi, gelenekleri anlatıyor, duygulara hitap ediyor Ramazan reklamları. Bol davul, bol fes, bol pide kullanılıyor tabi her zamanki gibi. Çok reklam, çok marka var elbette, işte benim seçtiklerim: ÖnüM ARKAm Sağım Solum Sobe!

AYIN YARATICI REKLAMI Fasulyeli Avea reklamı Futbol maçı, takımlar belli, skor için herkesten para toplanıyor. Bizim karaktere gelince “sen fasulyesin’ senden para almayacağız deniyor. Çok üzülüyor bizimki ama ne yapsın, Turkcelli ve ya Vodafonelu olduğu için bu muameleyi görüyor, herkes ona acıyor. Tüm parasını başka operatöre yatıran zavallı Diğerleri ise akilli Avealılar, paralarını doğru harcıyorlar:) Mesaj güzel, iletim şekli eğlenceli. Ramazan reklamı olarak da mahallenin davulcusunun para almak için kapıyı çalması ve bu arkadaşı görüp haline acıması ve para istemeden, ağlayarak gitmesi çok komik. Kurumsal Sosyal Sorumluluk ARİEL Ariel şimdiden bayram için reklam yapıyor ve sosyal sorumluluk kampanyasını duyuruyor. Güzel bir kampanya. Çocuklar bayramda temiz giysiler giysin diye giysilerinizi bağışlayın diyor. www.kusursuz temizlik.com adresinden bilgi alabilirsiniz. 34


YENİ ÜRÜNLER Ramazan başlamadan küçük spotlar ile reklamları başlayan Cappy Şerbet yeni bir ürün olarak hemen dikkatimi çekti. Güzel fikir, geleneksel şerbeti şişelemek. Aynı zamanda düşündürdü de başka neler olabilir diye. Mesela lohusa şerbeti olsa, hazır, ilgi görür mü acaba? Hem dönemsel de olmaz Ramazan gibi. Ne dersiniz?

Bir başka yeni ürün de yine Cappy’den. Cappy Çilekli Limonata. Çok şeker bir görsel de kullanılmış web sitesinde. Aslında Çilekli Limonata olur mu, limonata limondan yapılır diye düşünüyor insan önce. Ama Cappy limonata uzmanı olma iddiasının arkasında duruyor. “Anne eli değmiş gibi” limonata yaparak limonatada uzman olduklarını vurguluyor Cappy. Cappy Çilekli İçecek, Çilek Suyu gibi tanımlamalar yapsa Limonatadan uzaklaşmış olacaktı. Doğru bir tanımlama olmuş bence, ne de olsa limonataya hepimiz aşinayız ve severiz. Ürünü de denemek lazım tabi. Ancak yeni ürün konumlandırması ve lansmanı ürünü denetmeye yönlendiriyor bence. Kripy Kreme Yabancılardan olan Krispy Kreme yerel adaptasyonlar uyguluyor zaman zaman. Ramazan için de Susamlı tatlı çörek çıkarmış. Gloria Jeans Gloria Jeans de hurmalı cheesecake ve pide sandviç sunuyor Ramazan ayı boyunca. Bu tür dönemsel yeni ürünler hareket katıyor işletmelere.

35


BILLBOARDLAR Bu ay sokak ve caddelerde gördüğüm Ramazan ile ilgili billboardları paylaşmak istedim. Resimlerini çektim, işte yorumlarım: PINAR Pınar’ın yeni ilanlarında “Ramazanda Yoğurt Pınar Yenir” şeklinde bir slogan kullanılıyor. Böyle ilanlarda alışık olduğumuz söylem “Yoğurt Pınarsa yenir ya da Pınar Yoğurt yenir” şeklindedir. Sütaş Ayran, Pınar Süt denirken, bu ilanlar bize “Pınar yoğurt aldım” yerine “Pınar aldım” dedirtmeye çalışıyor gibi. Kimsenin ben “Yoğurdu Pınar yerim” diyeceğini sanmam ama bu söylem farklı ve dikkat çekici olduğundan başarılı. Ayrıca genelde Tereyağı görselleri ve ilanları görmeye pek alışık değiliz. Ancak bu ay tam da yemek kültürümüzün on plana çıktığı ay, tereyağlı yemekler, güzel fikir tereyağını parlatmak.

KNORR Geçen ay da bahsetmiştim. Knorr başarılı sloganını kullanmaya devam ediyor. Değişmesinin bence de gereği yoktu. Çok akılda kalıcı. İstanbul için Çorba Vakti. İki yeni ürününü Toros ve Oğmaç çorbalarını birçok billboardda kullanıyor. Carrefour’un park alanında yan yana bir sürü aynı ilan var. Bu sıcaklarda ne kadar çorba tüketilecek bakalım ama sıcaklara rağmen iştah açıcı bir görsel ve akıllara kazınan bir marka Knorr. TV reklamları da tahta kaşıklar ile başlıyor, yöreselliğe vurgu yapılıyor.

36


BİZİM MUTFAK Knorr’a rakip Bizim Mutfak da yeni ürününü parlatıyor billboardlarda ve TVde.

PIZZA HUT Knorr’un sloganına benzememiş mi? MAXIMUM Maximum kart da Karagöz Hacivat kullanıyor reklamlarında. Fena değil, bıy bıy bıy:)

DİNÇER USA RICE Metrobüs hattı boyunca bu billboardları görünce trafikten istifade resimlerini çektim. Ramazan ayı, Türk kültürü, Türk mutfağı ve bu mutfağın vazgeçilmez, geleneksel ürünü Amerikan pirinci. Değil mi? Dikkat çekmek için yapmışlar herhalde. Bir de “USA” Rice

37


RAMAZAN REKLAM FİLMLERİ Geleneksel Ramazan mı Modern Ramazan mı? Akla ilk gelen öğeler neler? Her sene aynı, aynı… Carrefour Neden sürekli bu konsept işleniyor anlamıyorum. Ramazan deyince gidiyoruz gerilere, sanki hep ileri gidiyormuşuz gibi, fesler, Üsküdar’a gider iken şarkıları, şemsiyeler. Modern Ramazanı anlatmak isteyen yeme içme konseptini, eski, geleneksel Ramazanı anlatanlar fesli adamları kullanıyor. Carrefour’un içinde ne gerek var eskilere gitmeye? Biraz ileri gidelim nolur…

THY Ebru ile promosyon kampanyası anlatılıyor, arka planda geleneksel bir müzik. Fesler, eşarplar yerine geleneksel deyince akla gelmesi gerekenlerden biri ebru birilerinin aklına gelmiş en azından. Daha güzel kullanılabilirdi yine de diyorum ben. Hani biraz daha ebru desenleri olsaymış, renkler, vs. Diğerlerinden farklı olduğu için fena değil.

38


Sunar Mısır Yağı Sunar Marifetli İnce Belli reklam filmi, kantolu eğlenceli bir film. Ev hanımları çok gerçekçi. Güzel bir giriş olmuş bence, dikkat çekici, akılda kalıcı bir film. İnce belli sise ambalaj tasarımı ön plana çıkarılıyor. Bildiğimiz melodi, eğlenceli dans, ev hanımları, dolmalar, sloganı, hepsi güzel olmuş. İlk reklam filmi akıllarda kalacak, jingle dillere dolanacak gibi

Star TV Ramazan sofrasının etrafında oturmuş televizyonların ekranlarında Mehmet Ali Erbil, Uğur Dündar, Düriye’nin Güğümleri dizisinden bir sahne gibi Star yayınlarındaki kişiler konuşuyor ve bize Ramazan boyunca Star izlemememizi tavsiye ediyor.

39


40


AJANDA “BAYRAM ÖZEL RÖPORTAJI” SİNEM ERGUN www.sanatnotlari.blogspot.com

Eski Bayramlar Size Neler Hatırlatıyor? Çocukluğum 1940’lı yıllara denk gelir. O zamanlar bayramların hayatımızda ayrı bir yeri vardı. Bayram zamanı akrabaların birbirlerini ziyaret etme zamanıydı. Üç gün önceden hazırlıklar yapılmaya başlanırdı. Temizlik, yemekler, tatlılar… Bursa’da Burçüstün’de üç katlı bahçeli bir evde otururduk. En üst katta ağabeyim yengem, ablam ve benim odalarımız vardı. İkinci katta salon, misafir odası, ağabeyim, annemle babamın odaları vardı. En alt katta mutfak ve yemek odası bulunurdu. Bayram sofralarımızda muhakkak et olurdu, yaprak dolma, börek ve pilav ise diğer olmazsa olmazlardandı. Tatlı olarak ise oturtma adını verdiğimiz baklava türü yapılırdı. Akrabalar, aile büyüklerinden başlayarak ziyarete giderlerdi. En önce bizim eve uğranırdı. İkram olarak içinde su olan iki zarflı bardak bir kaşık ve ortasında reçel ile sunulurdu. Her çocuk için olduğu gibi benim de bayram denilince heyecanla beklediğim şey ayakkabıydı. Sabah bayramlaşma sırasında herkes kendinden büyüğün elini öper, en son annem babamın elini öperdi. Babam bize harçlık verirdi mendil arasında. O dönem bayramlarda en sevdiğim şeylerden biri de panayırlara gitmekti. Şimdiki fuarlar gibiydi. Kayık salıncaklar, sopa üstünde yürüyen cambazlar olurdu. Çok eğlenceli olurdu ya da bize öyle gelirdi. Ailecek nice mutlu bayramlar dileğiyle...

Nusret Tüfekçi 41


Eskiden bayramlar güzeldi, macera doluydu benim çocukluğumda. Her bayram keşifti, kaçamaktı, eğlenmekti… Herşeyden önce çok kalabalıktı. Tanıdık tanımadık herkes vardı. Eskişehir'de tek katlı bir evi vardı babaannemlerin. Arka bahçesi vardı, bir sürü ağaç vardı sanki içinde. Büyüyünce gittiğimde gördüm ki o bir sürü ağaç sadece dört taneymiş, o kocaman bahçe sadece dört adımmış. Bütün sülale orada toplanırdı bayramlarda...Bir kargaşa, bir gürültü, bir telaşe..Ramazan Bayramı en keyiflisiydi.. Büyüklerden paralar toplanır, komşulardan şekerler alınır, bir yandan şekerleri yerken bir yandan da paraları harcamak üzere mahallenin bakkalına giderdik kuzenler toplaşıp. Benim kuzenlerimin hepsi erkek, ben onlardan erkek, kız kaçıranlara yatırırdık paralarımızı, bizden yaramazı yoktu ama bizden mutlusu da. Sonra akşam olur herkes o tek katlı, sıcacık evin içinde toplanır bayram yemeğimizi yerdik. Bayram sabahı kahvaltıları da ayrı bir curcuna tabi, ben çok severim uyumayı, hala, ama o zamanlar sabah olsa da el öpsek paraları alsak, şeker toplamaya gitsek diye sabah olmazdı bir türlü..Biz de kuzenler otururduk sabaha kadar. Sonra dedem vefat etti, sonra biz büyüdük, sonra bayramlar sadece tatil olmaya başladı gözümde. İşin gücün telaşına düştük, hayat derdine düştük, yaşayamamaya, yaşatamamaya başladık bayramları..Kaç gün tatil var, kaç gün dinlenmek var oldu bayramlar… Hatta öyle bir gün geldi ki nerde o eski bayramlar bile demeyi unuttuk... Herkese mutlu ramazanlar… Sevgiler

İrem Alabacak

42


Nerdeee eski bayramlar?

babamın en son annemin elini öperdik, babaanneciğim bize mutlaka Evet şu an 35 yaşındayım bu cümle harçlık verirdi.Hemen yakın komşulabenim çocukluğumda da aynıydı. Büra gider kapıdan onlarla da bayramlayüklerimizden en sık duyduğum şıp halama gitmek üzere yola koyucümlelerden biriydi.Sanırım onların lurduk. çocukluğunda da bu cümle vardı. Her Rahmetli halacığım, inanılmaz lezzetli ne olursa olsun yaşanmışlıklar yemek yapardı, biraz oturduktan etraftaki aile büyüklerinin hayatta sonra yavaş yavaş sofra hazırlanmaolması ile alakalı bir durum diye düya başlardı, kurban bayramı ise şünüyorum. düğün çorbası mutlaka olurdu, Evlerimizin neşesi aile büyükleri, peşinden zeytinyağlı fasulye, zeytin şimdi etrafıma bakıyorum da en az on yağlı biber, yaprak veya beyaz lahana kişi bu tabloda eksik. E tabii ki şimdi dolması… herhangi bir et yemeği ki bayramların tadı kalmaz. pilav. En güzel son ise tatlıyla olurdu, kalburabastı veya kadayıf… Çocukluğumda rahmetli babaannem bayram yaklaşınca en sevdiğim lafı Tanrım o nasıl bir kadayıf tatlısıydı söylerdi. Anneme ''Ayşe bayram inanamazsınız. O hayattayken öğrengeliyor kumaş alda kıza bir elbise mediğim için hala pişmanım. Yemekdikeyim''. ler yendikten sonra çay kahve eşliğinÇoğu zaman yeni kumaş almaya bile de sohbet faslı gelenler gidenler.. gerek yoktu, kendisinin eski elbiselerini bozup bana çok güzel bayramlıklar dikerdi. Rahmetli halam da ondan aşağı kalmazdı . İkisi de adeta beni giydirmek için yarışırdı.

Akşam üzere eve dönmek için hareket..Bayramın 2.günüde diğer ahbaplarımızı gezerdik ama öyle uzun uzun değil kısa kısa öğlene kadar gezer öğleden sonra mutlaka evde olmaya çaEvlerde temizlik iki üç gün önceden lışırdık, malum sonrada bize gelmeye başlarlardı... yapılırdı, temizlikten sonra mutfağa girilirdi. Anneme çok yük düşerdi. Herkese mutlu bayramlar. Baklava börek ondan sorulurdu, dolmayı rahmetli babaannem hazırlar Bahar Keskinoğlu ve pişirirdi. Annemin yaptığını beğenmezdi. Bayram sabahı erkenden kalkar evin erkeklerini namaza yollardık. Rahmetli babam ve iki erkek kardeşlerim. Erkekler gelince hep beraber kahvaltı edilirdi, sofradan kalkınca acele ile bayramlıklarımızı giyer hazır olurduk, üçümüz sıra ile önce babaannemin elini sonra

43


İlkokulun ilk yıllarındaydım, Ramazan’dı hatta sonlarına yaklaşmıştık. Annem bir bebek bekliyor ve hayli sıkıntılı dönemler geçiriyordu. Açık söylemek

gerekirse

bebek

benim

pek

umurumda değildi, beni daha çok yaklaşan bayram ilgilendiriyordu. Yeni bir bayramlık elbise, eve alınacak şekerler, yapılacak tatlılar, bayramlaşmalar, radyodaki Karagöz-Hacivatlı bayram programları, kısacası tekdüze hayatımıza atılacak renkli bir fırça darbesiydi beklentim. Lakin bu yıl evde bir tuhaflık vardı. Annemle babam anneannemin de dâhil olduğu endişeli tavırlar sergiliyor, bana hissettirmemeye çalışarak kendi

Sabahleyin yaklaşan bayram ve okul

aralarında

Yolunda

tatilinin neşesiyle okula gitmiş, üç saat

gitmeyen bir şeyler mevcuttu, hissedi-

ders yaptıktan sonra da koşturarak

yordum ama çocukluk işte çok da üze-

eve dönmüştüm. Her zamanki gibi zile

rinde durmuyordum.

bastım açan olmadı, defalarca çaldığım

Benim derdim bayram gelmeden bir

halde kapı duvardı adeta. İlk aklıma

an önce bayramlığımın hazırlanmasıy-

gelen annemin ölmüş olabileceğiydi.

dı.

Evde birkaç gündür süren telaş ve gi-

Gelenekselleşmiş bir şeydi, çarşıya çı-

zemli tavır bu şüphemi kuvvetlendirdi,

kar kumaş alırdık ve annem dikerdi

kapının

elbisemi. Ben mızırdandıkça annem,

olanca gücüyle ağlamaya başladım.

fısıldaşıyorlardı.

önüne

çöktüm

ve

sesimin

“biraz kendimi toparlayayım, dikeceğim kızım” diyerek erteliyordu. Keyfi

Çok geçmedi, yan komşularımızdan

yoktu, sürekli yatıyor, zorunlu işler ya-

birinin telaşla koşturarak yanıma gel-

kınımızda oturan anneannem aracılı-

di, boynuma sarılıp korkacak bir şey

ğıyla hallediliyordu.

olmadığını, annemin biraz rahatsızlandığı için hastaneye gittiğini söyleyerek

Böyle böyle Ramazan’ın sonunu bul-

beni evlerine götürdü.

muştuk. Arifeden bir gün önceki Cu-

Akşama doğru babam gelebildi niha-

martesi günüydü. O yıllarda Cumartesi

yet, annemin karnındaki bebeğin öldü-

günleri de okullarda yarım gün ders

ğünü, anneme zarar vermemesi için

yapılırdı.

alınması gerektiğini ve bu nedenle

44


hastaneye yattığını, birkaç gün sonra

kerler, babanın bayram namazından

eve geleceğini öğrendim. Annemin

dönerken getirdiği renkli balonlar,

ölmediğini öğrenip sevinmiştim ama

oruçlu günlerden sonra hep birlikte

yine de boynum bükük kalmıştı.

yapılan sabah kahvaltıları, kapısında-

Babam beni komşu teyzeye emanet

ki kuyrukta uzun süre beklenerek

edip hastaneye geri döndü. O gece

doldurulan Eyüp Sabri Tuncer kolon-

orada yattım, ağlayarak uyuduğumu

yaları, konukların getirdiği karton

hatırlıyorum. Sabah başımı okşayan

kutulu, altı bir sıra lokum dizili, hiç

bir elle uyandırıldım. “Haydi” dedi

açılmayıp başka bir konukluğa götü-

komşu teyze, “Kahvaltını yap çarşıya

rülen hediyelik şeker paketleri,

gidip sana bayramlık elbise dikmek

çikolatinle birlikte minicik, ayaklı ka-

için kumaş alalım.”

dehlerde ikram edilen, parlak renkle-

Sonrası unutamadığım bir dostluk ör-

rine imrenilen ama içilemeyen likör-

neğidir.

ler, ev yapımı baklavalar, mendil

Sevgili

komşumuz

beni

elimden tutup kumaşçıya götürdü,

arasında verilen harçlıklar, hediyeler,

bana beğendirerek pembe ekose bir

bahşiş almaya gelen davulcular, pos-

kumaş aldı. Eve döndük, dikiş maki-

ta kutusuna atılmayıp bayramlaşmak

nesinin başına geçti, plili bir etek ve

için postacının bizzat kapıya getirdiği,

bluzu onca işinin arasında bir öğle-

heyecanla açılıp koleksiyona eklenen

den sonraya sığdırarak dikti, ertesi

tebrik kartları, Bayram Gazeteleri,

gün bayramda giymem için hazır etti.

çaylar, köpüklü kahveler, "Biraz daha otursaydınız" ısrarlarına "Bayram

Sabah içim titreyerek uyandım. İlk

gezmesi, badem ezmesi" diyerek

kez bir bayramda evimde değildim,

atılan kahkahalar, yeni giysiler, el öp-

bayramlık elbisem vardı ama annem

meler, sırt sıvazlamalar...

yoktu yanımda. Gözyaşlarım akmaya hazır beklerken kapı çaldı. Gelen ba-

"Arife suyuyla yıkanırsan büyürsün"

bamdı ve bana bir sürprizi vardı,

derdi annem.

elimden tuttu, yan tarafa kendi daire-

Büyüdüm. Bayramların da eski tadı

mize geçtik. Annem hastaneden çık-

kalmadı, adı "Şeker" bile olsa. Yine

mış eve gelmişti. Artık hem bay-

de bu bayram kendimiz ve insanlık

ramlık elbisem, hem de yanımda

için iyi dileklerimizin gerçekleşmesine

annem vardı.

vesile olsun.

Şunca yıl geçti aradan, hâlâ daha sevinçli bir bayram yaşamadım. Ve de-

Kutlu olsun…

rim ki hiçbir çocuk bayram sabahla-

Nurşen Güllüoğlu

rında ve bütün sabahlarda annesiz

http://leylakdali.blogspot.com/

kalmasın. Günlerce en kuytu köşeye saklansa da bulunan süslü şekerlikteki şe45


Aaah, ah! Nerede o eski bayramlar?

Fakat bir boşluk bulup kaçmışsam akşama kadar dönmüyorum eve. Avare avare dolaşıyorum sokaklarda. Halı sahalara gidiyor, maç yapan birileri varsa onları seyrediyorum.

Benim için durum gerçekten budur. Çünkü eskiden bayramlarda harçlık alırdım. Artık büyüdüm diye vermiyorlar. Onun için bayramları sevmiyo- Akın Çetin rum. www.pamuksekerebenzeyenbulut.blo Küçükken herkes irili ufaklı bir şeyler gspot.com verir, damlaya damlaya göl olurdu vallahi! Çok da bereketli olurdu o para. Harcaya harcaya bitiremezdim. Otobüsler ücretsiz olurdu o zamanlar. Babaannemlerde bayram yemeğimizi yiyip harçlıkları topladıktan sonra arkadaşlarla düşerdik yollara. Durmadan gezer, bir şeyler alıp kurcalar, ufak tefek şeyler satın alır, sinemaya falan giderdik. Güzel vakit geçirip eğlenir, çocukluğumuzun tadını çıkartırdık. Fakat şimdi öyle değil. Büyüdüm diye harçlık vermiyorlar. Hala öğrenciyim. Bayramlarda harçlık veren tarafa geçemedim yani. Araftayım. Aile büyüklerine yalvaran gözlerle bakıyor, anlamadıkları takdirde imalı şeyler söylüyorum ama ya gerçekten anlamıyorlar ya da anlamazlıktan geliyor. Sonuçta yine zırnık koklatmıyorlar. Bir de çok gelen giden oluyor bayramlarda. Akrabalık ilişkileri iyi olan birisi olmadığım için evde durmamaya özen gösteriyorum. Kaçamamışsam ve yakalanmışsam mecburen bayramlaşıp yanlarında duruyor, sohbet ediyorum.

46


Bayramlarla ilgili hep güzel anıları olur insanın. Bayram öncesi yapılan alışveriş, alınan yeni giysiler, ayakkabılar, toplanan harçlıklar, diş ağrıtacak kadar yenen şekerler. Ancak ailemizin bayramlarda yaşadığı bazı bahtsızlıklar nedeniyle çok güzel anılarım yok bayramlara dair.Son 5 yıldır bayramlarımı işyerinde mesailerde geçirmem de bundan... Oysa ki bayram sabahı tüm aile bir araya gelerek büyüklerle yapılan mutlu kahvaltıları, başucumdan ayırmadığım o güzel kırmızı ayakkabıları hatırlamak isterdim. Hepinize hatırlayabileceğiniz güzellikte, şeker tadında bayramlar dilerim.

Banu Hıdırlar www.birazsoylebirazboyle.blogspot.com

Bayram anıları delinince aklıma çocukluğumdaki bayram anıları geliyor. Arife gününden annemin ve ablamların yemek hazırlıkları,gece geç saatlere kadar süren son ev temizliği ,ütülenmiş örtülerin yerlerine yerleştirilmeleri... Ertesi gün bayram sabahı erkenden kalkış,babamın camiye gitmesi,bizim o eve dönene kadar kahvaltı sofrası hazırlamamız,babamın camiden eve dönüşü onun elini öpüşümüz ve kahvaltı yapmamız;esas bayram tebriğimiz kahvaltıdan sonra olurdu,yeni elbiselerimizi giyip anne ve babamızın ellerini öpmemiz ve bayram harçlığı alışımız sonra kardeşler birbirimizin bayramını kutlaması ne sıcak,ne mutluluk vericiydi... Çocukluğumdaki bayramlar;siyah fiyonklu yeni alınmış ayakkabım,kırmızı üstten kapaklı çantam içine atılan demir paralardı,bolca yenilen şekerlerdi,o alınan harçlıklarla çatapat alıp arkadaşlarımla duvarlara sürtüp patlatmaktı,sonra kalan paramızı sayıp tekrar çantama koymaktı... keşke o günleri şimdiki çocuklar,çocuklarımız yaşayabilse!bizler gibi bayram heyecanını tadabilseler.. Hepimize sevdiklerimizle ,ailelerimizle ve çocuklarımızla geçirebileceğimiz mutlu bayramlar.

Nazan İnsan 47


İNCELEME—Bir Yazar Bir Kitap

AGATHA CHRISTIE ve Doğu Ekspresinde Cinayet

BANU HIDIRLAR www.birazsoylebirazboyle.blogspot.com

Agatha Mary Clarissa Christie (1890-1976). Dedektif romanlarının kraliçesi sayılan İngiliz yazar. Mary Westmacott takma adıyla aşk romanları da yazmıştır. 1971 yılında, İngiltere'nin en yüksek onur ünvanı olan Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı ünvanını almıştır. İlk dedektif romanı, The Mysterious Affair at Styles (Styles'daki Esrarengiz Olay) aynı zamanda yazarın ünlü Belçikalı dedektif karakteri olan Hercule Poirot’un ortaya çıktığı eserdir. Yazar, Poirot’un yanı sıra sevimli yaşlı kız olan amatör İngiliz dedektif Miss Marple’ı da romanlarında ğunluğunda yer alan en önemli karakterlerinden biri olan Hercule sıklıkla kullanmıştır. Poirot'un finalde olayı 2 farklı senaryo Hercule Poirot, olayları mantık ve akılcı ile çözmeyi başardığı kitaptır. metodları ile “küçük gri hücreler”ini Suriye'de bir davayı çözen Poirot, Londkullanarak çözmekte, Miss Marple ise empati ve kadınlık içgüdüleri ile çözüme ra'ya dönmeden önce birkaç gün İstanbul'da dinlenmek ister. Ancak İstanbul'a ulaşmaktadır. geldiği gün otelde aldığı bir telgraf neDoğu Ekspresinde Cinayet, aynı deniyle acilen dönmek zorunda kalır ve isimle filme de uyarlanmış olan, yazarın İstanbul'dan Londra'ya gidecek olan Doğu Ekspresinde yerini alır. Kış olmaen önemli kitaplarından biri. Yazar sına rağmen trenin yataklı birinci sınıf bu kitabı 1933 yılında İstanbul Pera Palas Otelde yazmıştır. Aynı zamanda vagonu tamamen doludur ve bu durum dedektifin dikkatini çeker. Agatha Christie kitaplarının büyük ço48


Yolculuk başladığında Suriye'den dönerken trende gördüğü birkaç kişinin de Doğu Ekspresinde olduğunu görür. Ayrıca trende neredeyse her millletten yolcu olduğunu da farkeder. Yolculuğun ikinci gecesinde tren Yugoslavya yakınlarında şiddetli kar yağışı nedeniyle durmak zorunda kalır. Ertesi sabah ise yolculardan birinin ortalıkta olmadığı görülür ve kısa süre sonra yolcunun bir cinayete kurban gittiği anlaşılır. Yolcu, birgün önce Poirot'tan kendisini korumasını isteyen ve düşmanları tarafından tehdit edildiğini söyleyen Ratchett'tir. Hercule Poirot, tüm yolcularla tek tek konuşur. Pasaportları, ipuçlarını özenle inceler ve finalde olay için iki farklı senaryo oluşturur. Senaryoları açıklarken yolcuların yüzüne bakmak aslında hangi senaryonun doğru olduğunu anlamak için yeterli olacaktır. Kitabın aynı isimle yapılmış uyarlaması da genel olarak bakıldığında başarılı. Neredeyse tek mekan kullanılan bir film olmasına rağmen konu itibariyle sıkılmadan, heyecanla izlenebilecek bir film. Yönetmenliğini 12 Angry Men ve Dog Day Afternoon filmlerinden de tanıdığımız Sidney Lumet yapmış. Başrollerde ise Albert Finney, Ingrid Bergman, Lauren Bacall, Anthony Perkins ve Sean Connery gibi ünlü oyuncular yer almakta. Hatta çok kısa da olsa tüm babacanlığı ile Nubar Terziyan da görünmekte. Ancak detayları incelediğimizde eksik ya da yanlış noktalar bulmak mümkün.

gibi bu filmde de kitaba bağlı kalınmayan ya da atlanılan noktalar mevcut. Bunun yanı sıra karakterleri kitap okurken gözünüzde canlandırdığınız ciddiyette göremeyebilirsiniz. Kitaba oranla daha karikatürize gibi görünüyorlar. Ancak bu detaylar filmi izlemeye engel olacak türde olumsuzluklar değil. Başarılı bir polisiye romanının 1970’li yıllardaki yorumunu görmek bile izlemek için yeterli bir sebeptir bence.

Dünyanın en ünlü polisiye yazarını ve onun yaratmış olduğu en ünlü karakteri okumak ve yorumlamak benim için büyük keyifti. Özellikle gar sahnesinde İstanbul’dan Bu nedenle Doğu Ekspresinde Cinayetziyade herhangi bir Arap ülkesindeymiş ’in yanı sıra yazarın en ünlü eserleri sahissine kapılmamak zor. Satıcıların yol- yılan Roger Ackroyd Cinayeti, Ve culara neredeyse yapıştığı sahneler Perde İndi, On Küçük Zenci, Cinasabrınızı zorlayabilir. yet Alfabesi, ve Beş Küçük Domuz kitaplarını da okumanızı tavsiye edeHer kitaptan uyarlanan filmde olduğu rim. 49


HAREKETE GEÇ!

BADMİNTON’LA EĞLENCELİ SAATLER SEDA ASOLAR www.sedasolar.blogspot.com

Yazın kavurucu sıcaklarını geride bıraktık. Havalar serinlemeye başladı. Çimenlerin üzerinde badminton oynamaya ne dersiniz? İhtiyacınız olan şey bir eş, badminton topu ve 2 raket. Aileniz kalabalıksa oyuncu sayısını artırabilirsiniz tabi çünkü orijinalinde 4 kişiden oluşuyor bir takım. 800 yıllık geçmişi var badminton oyununun. Doğu Asya ülkeleri tarafından icat edilmiş. Bir kaç yüzyıl önce İngiltere sahiplenip gelişmesine katkıda bulunmuş. Tesadüf değil tabi ki günümüzde bu sporda en başarılı olan ülkeler Asya ülkelerinin yanı sıra İngiltere ve Danimarka. 50


Türkiye’de ise bu oyuna merak

Kaç sene oynadınız ?

salanların sayısı hiç de az değil. Ekrem

İlk olarak 2000 yılında başladım,şu

Bey adını şu an duymuş olabilir ama

aralar pek aktif değilim ama hala oynu-

bakın aşağıda görüşlerine yer

yorum.

verdiğimiz Türk Gençliği neler diyor : Badmintonu nasıl tanımlarsın?

Eda Seherler / 28

Genelde spor yapmak bana angarya

İlk olarak badminton ile nerede ta-

gelir, zevk almam. Badmintonu ise spor

nıştın?

amaçlı değil, eğlence amaçlı oynadığım

Bilkent Üniversitesi’nde okurken

için çok seviyorum sanırım.

kursuna katıldım. Spor hakkında edindiğimiz bilgilere deKurs içeriği hk. bilgi alabilir miyiz ?

vam. Badminton 1972 yılı Münih olimpiyatlarına ilk kez katılarak spor dünya-

Önce oyunun tarihçesi ve kuralları

sındaki yerini sağlamlaştırmıştır.

hakkında bilgi aldık.

Orjinalinde kaz tüyü’nden yapılan topu ile genç, yaşlı, kadın, erkek herkes ko-

Haftada 2 gün, yaklaşık 20 kişi

layca öğrenip oynayabilir.

kız-erkek karışık,2 ya da 4 kişilik

Büyük süper marketlerden kolaylıkla te-

maçlar ile antrenman yapıyorduk.

min edebileceğiniz badminton setiyle

Hocanın yönlendirmeleriyle şekillendik.

size keyifli saatler dilerim.

Antrenmanlar yorucu geçer miydi?

http://tr.wikipedia.org/wiki/Badminton

Uzaktan bakınca diğer sporlara göre daha az güç sarf ediliyormuş gibi görünüyor. Öyle değil, yani daha az efor değil de raket hafif, top da hafif bu sebeple kol kasına fazla ihtiyaç yok diyebiliriz. Ama top hafif olduğu için hızlıca karşıya gidip sana geri dönüyor, sürekli bir koşma hali var. Eğer takim halinde oynuyorsan da takımın temposuna ayak uydurma zorunluluğun var.

51

http://www.muglabadminton.com/


Bir konuğumuz daha var, kendisi Endonezyalı :

Edit Octavia.

Edit: Badminton, Endonezya’daki en popüler sporlardan biri. Uluslar arası

Ajanda ekibi sizler için hiçbir

turnuvaları kazanmış bir çok badmin-

fedakarlıktan kaçınmadı, dünyanın

ton oyuncumuz var. Gerçekten bu

öbür ucunda bu oyuna gönül vermiş

sporda çok iyi olduklarını söyleyebili-

Edit ile ata sporu hakkında konuştu :

rim.

Edit: Badminton ya da bizim dilimiz

Badminton maçlarını takip eder

Bahasa’daki deyişi ile “bulutangkis” Endonezya’daki en popüler sporlar

misiniz, televizyonlarda sıkça yayınlanır mı?

arasındadır. Tek erkek , tek bayan,

Edit: Badminton maçlarını sahada iz-

çift ya da karma çift olarak

lemeye gider ya da televizyondan ta-

oynanabiliyor.

kip ederim. Ailem de bundan çok keyif

Endonezyalı oyuncular en prestijli tur- alıyor. Taraftarı olduğumuz badminton nuva olan Olimpiyatlara katılmak adı- oyuncularını özellikle rakip taraftarlara na kendilerini oldukça geliştirdiler. Son karşı desteklemek gerçekten çok dönemde sokaklarda dahi badminton eğlenceli oluyor. Skor olduğunda çığoynayan birilerine rastlamak mümkün. lıklar atarak, çubuklu balonla gürültü yapmak son derece keyifli oluyor. Asya’da gerçekleşmekte olan bir çok uluslararası yarışma bulunuyor. Thomas Cup (erkekler), Uber Cup

Badmintonu sevmek, oynamak

(bayanlar) ve Sudirman Cup da Endo- için 3 neden? nezya’daki badminton turnuvaları.

Edit: Çünkü badminton çok net ve Kaç yaşında badminton ile tanıştı- kolay bir oyun, eğlenceli ve sağlıklı… nız ?

Bu oyunu seyretmesi oynamasından

Edit: 8 yaşımdan beri badminton oy- daha keyifli… nuyorum. Her Pazar sabahı kuzenle-

Badminton sayesinde Olimpiyatlarda

rimle bir araya gelir beraber badmin-

Endonezya marşını duyabiliyoruz, bu

ton oynardık.

duyguyu size tarif edemem…

Türkler için futbol günlük hayatta

Badminton çok seviyorum!

rahatça oynanabilen ve çocukların küçük yaşta tanıştığı bir spordur, sanırım Endonezyalılar içinde badminton bu özellikte, değil mi? 52

Aku cinta Badminton! :)


SERGİ Yazı ve Fotoğraflar ŞULE COSKUN BALMUMCU www.susuoykusu.blogspot.com

CER MODERN

GÜLAY ALPAY’IN ‘INTERACTIVE’

SERGİSİNE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR 10 Ağustos-15 Eylül tarihleri arasında Ankaralıların beğenisine sunulacak olan Gülay Alpay ‘interactive’ sergisinin en büyük özelliği ismi gibi interaktif bir sergi olması. Ankaralı sanatseverler ve Ankara Çocuk Üniversitesi’nin minik öğrencileri Gülay Alpay ile birlikte bu özel ışıklı odaların ipek duvarlarını diledikleri gibi boyayıp sergiye aktif olarak katılabilecekler. Alpay’ın resimleri Yılmaz Zenger’in tasarımları ile birleşince şeffaf,ışıklı,sesli ve çok boyutlu bir sanat objesine dönüşerek Cer Modern’in muhteşem atmosferinde sergiye katılanları büyüleyecek. Alpay’ın dış etkenlere dayınıklı’ipek’resim odasının şeffaflığı hem içinden hem de dışından görünürlülüğüne olanak verirken,görmekle yetinmeyip içinde dolaşmak isteyenler için de masalsı bir dünyanın kapılarını açıyor. Sanat severler bu sergiyi 10 Ağustos-15 Eylül tarihleri arasında ücretsiz olarak gezebilecekler. Ayrıntılı bilgi ve iletişim www.cermodern.org Tel. 0312 310 00 00

53


BİR KAŞIK BİLGİ

Şarabın peynirle randevusu 54


hissettirdiği için dengeleyici olur. Bilindiği gibi çay da tanenli bir içecektir.Tıpkı çayın yanına peynirin yakışması gibi şarabın da yanına peynir MÜGE KARAHAN www.yemekbahane.blogspot.com aroması ile zenginlik katar.

Her ikisi de fermente edilerek

Bağbozumu zamanı… Bazı ikililer vardır, birbirini çok güzel tamamlarlar. Özellikle de sofra kültüründe bu ikililere sıkça rastlanır.

hazırlanan bu ürünlerin birbirleri ile tüketimi antik çağlara kadar dayanıyor. Şu peynir şu şarapla gider diye kati kurallar olmasa dahi bilinen en eski uyum eğilimi kırmızı şarabın sert

peynirlerle, beyaz şarabın da yumuşak Şarap ve peynirin birbirini tamamlaması peynirlerle içilmesi yönünde. gibi… Beyaz peynir ya da aşırı tuzlu peynirler Eşlik ettiği yemeğe farklı bir boyut katan şarabın doğru seçimi, doğru yemekle tüketilmesi, içim ritüelleri şaraba farklı bir tavır getirir. Antik çağlara dayanan şarap kültü ve mitolojik gücü, bu içeceği diğerlerinden ayırır. Peki nedir şarabı peynire yakıştıran? Her peynirle şarap içilir mi? Ya da hangi peynirin yanına nasıl şarap seçmeli? Mevsimlerden Sonbahar... Aylardan Eylül... Asmalarından sarkan salkımların zamanı.. Bağbozumundayız.. Konumuz şarap ve en kadim dostu peynirle uyumu. Şarap tanenli bir içecektir. Tuzlu gıdalar tanenli şarabı daha az acı, tatlı şarapları daha az tatlı, asitli şarapları daha az asitli 55

ise şarapla tüketilmeyen peynirler. Günümüzde bilinen en net doğru, ikili arasındaki aroma dengesinin uyumlu olması halinde bunun zevke göre değişebileceği.


Her ikisinin de aromasının birbirini

dil peyniri, isli peynir, örgü peyniri ve

bastırmaması durumunda en net uyum

keçi peyniri şarap ile tüketilebilecek

yakalanmış oluyor.

peynir çeşitlerimiz arasında yer alıyor.

Bir diğer uyum yakalama prensibi de her iki ürünün de aynı coğrafyadan çık- Şarap ve peynir ikilisinin buluştuğu parması. Diğer bir deyişle üzümün

tilerde en tercih edilen tariflerden biri

cinsinin ve peynirin aynı bölgeden

de İsviçrelilerin fondüsüdür.

olması da, benzer yöre kültürü

İsviçre’de 18. yüzyılda peynir ve şarap,

prensibinden yola çıkarak doğal bir

ekonomi için iki önemli girdiydi. Hemen

uyum sağlıyor.

hemen her evde bulunan şarap ve peyniri çok pratik bir tarifle harika bir ye-

Türk peynirleri aşırı tuzlu veya çok sert

meğe çeviren İsviçrelilerin fondüsü, bu-

olması nedeniyle şarapla çok uyumlu

gün geleneksel İsviçre mutfağının bir

peynirler değiller. Ancak son dönemde

lezzeti olarak biliniyor.

peynir firmalarının yaptığı farklı çalışmalar şarapla uyumlu sonuçlar da alın-

Geleneksel İsviçre fondü tarifinde,

masını sağladı. Taze kaşar, otlu peynir,

gravyer ve emental peyniri, erirken

56


peyniri direkt ateşten koruyan sek be- Ekim ayında başka sofralarda başka yaz şarap, çok taze olan peynirin tadı- lezzetlerde buluşmak üzere... nın keskin ve acı bir tat olmasını en-

Afiyetle & sağlıkla

gelleyen kirş (vişne brandisi kirsch), peynirin dağılmasını engelleyen mısır

ŞARAP TADIM AKTİVİTE

unu (normal un da kullanılabilir) ve

ÖNERİLERİ

sarımsak bulunuyor. Misafirler ise özel fondü çatalıyla ekmeklerini şarapta

MELEN BAĞLARINDA ŞARAP

erimiş sarımsak aromalı peynire daldı- TADIMI rıyor.

1 Ekim 2010’a kadar her Cumartesi hareketle Cafétur: 021 444 0 179

Şarap kültürünü yerinde hissetmek ve www.cafetur.com farklı aromaları tatmak isterseniz

HİTİTLERİN ŞARAPLARINA YOL-

Bağbozumu zamanının etkinliklerini ve CULUK çeşitli yörelerde gerçekleşen

Her Salı hareketle Cafétur: 021 444 0

festivallerini kaçırmayın..

17 www.cafetur.com

57


İNCELEME

GENÇ KUŞAK AKTÖRLER AKIN ÇETİN www.pamuksekerebenzeyenbulut.blogspot.com

"Film yönetmenin midir, yoksa oyuncunun mu?" türünden tartışma- Tüm zamanların en iyi yabancı film lara rastlayabilirsiniz orada burada.

açılış hasılatını ele geçiren Twilight:

Hatta ortalama/ortalamanın altındaki

Eclipse'yi hiç kimse yönetiminden do-

izleyici kitleleri bir filmden bahseder-

layı izlemiyordur herhalde. Bir Robert

ken oyuncunun üzerinden niteleyerek

Pattinson çılgınlığı aldı başını gidiyor.

anlatırlar filmi. Saving Private Ryan için "Tom Hanks

Daha güzel bir örnek vermek gerekir-

filmi", Mission Impossible için "Tom

se Dirty Dancing deyince de akla ilk

Cruise filmi" diyen bazı kitleler vardır.

olarak Patrick Swayze geliyordur her-

Örnekler çoğaltılabilir.

halde. Önceki örneğe göre daha hoş bir durum.

Öncelikle kabul etmemiz gereken bir

Neyse, gelmek istediğim nokta şu:

şey var ki film, yönetmenin filmidir!

Oyuncu önemlidir ve hatta Naqoyqatsi

Onun komutasında çekilir. Kadrajda

gibi bir şey çekmiyorsanız en önemli

gördüğümüz pek çok şeyden, oyuncu- unsurlardan bir tanesidir. Herkesin nun mizansenine kadar her şey yönet- genellikle de yaşına uygun olarakmenin denetiminden ve onayından ge- vardır favori oyuncuları. çer. Oyuncu, yönetmenin derdini anlatmasındaki araçlardan birisidir. Ara-

Benim yaptığım liste de birazcık böyle.

cıdır.

İşte, "şimdiden dikkat çekmiş ve ileri-

Fakat şöyle de bir gerçek var ki, ge-

de daha da önemli yerlere gelecek

nellikle büyük bütçeli projeler için ge-

önemli isimler" türünden bir liste.

çerlidir bu, oyuncunun yapımın önüne geçtiği zamanlar olur. 58


Ryan Gosling Kuşağının en iyi aktörlerinden olduğu su götürmez bir gerçek. Dizilerden televizyon filmlerine, oradan da sinemaya geçtiği on beş yıllık kariyerinde oldukça önemli işlere imza atmış önemli bir aktör Ryan Gosling. Hepimizin ortak paydasının “insan”lık olduğunu vurgulayan Remember the Titans’ta futbol takımındaki karakterlerden birisini canlandırdı (saçları sarıydı o zamanlar.) Çıkış yakaladığı The Believer’da kafası karışmış Musevi öğrenci rolündeydi. Ertesi yıl Murder by Numbers’ta katil bir genci canlandırdı. Sıradan bir suç filminin ardından The United States of Leland’da yine sorunlu bir karakteri canlandırıyordu. Sevgilisinin kardeşini yirmi kere bıçaklayarak öldüren Leland rolünde pek bir numarası yoktu belki ama karakteri başından sonuna kadar herhangi bir falso vermeden istikrarlı bir biçimde götürüyordu. Sanırım onu önemli hale getiren unsurlarında en başında da bu geliyor. Adam oynamıyor, canlandırdığı karakter neyse o oluyor. Transeksüel melek rolüne bürünse, öbür tarafta meleklerin aynen o şekilde olacaklarına inanacağımıza yemin edebilirim. Başka bir şey gelmez aklımıza. Gosling ayrıca en iyi iki performansını sergilediği filmlerden Half Nelson’da gelmiş geçmiş en inandırıcı uyuşturucu bağımlısını, Lars and the Real Girl’de de bir şişme bebeğe aşık olan sorunlu bir genci başarıyla canlandırdı. Half Nelson ile Oscar’a aday olsa da kazanamadı.

Andrew Garfield Berbat bir kısa film ve bir takım dizilerdeki ufak rollerinden sonra yer aldığı ilk filmde ilk başrolünü kaptı. John Crowley ona epey güvenmiş olacak ki böylesine ciddi bir rolü emanet etmiş. Andrew da kendisine tanınan bu şansı iyi değerlendirerek Crowley’nin güvenini boşa çıkarmamış. Boy A’de en az filmin kendisi kadar etkileyici bir oyun sergileyen Andrew en iyi aktör kategorisinde Bafta ödülü kazandı. Yaratıcı yönetmen Spike Jonze’un ilginç kısa filmi I’m Here’da eski moda bir bilgisayarı canlandıran Andrew Garfield’ı ülkemizde büyük ihtimalle 2011’de vizyona girecek olan Kozuo Ishiguro uyarlaması Never Let Me Go’da kuşağının diğer önemli isimleriyle birlikte izleme fırsatı bulacağız. The Social Network’te David Fincher gibi bir ustanın yönetiminde Facebook’un kurucularından Eduardo Saverin’i canlandıran Andrew, yeni Spider Man ilan edilmesinin ardından rolüne hazırlanmaya başlamıştır herhalde. Tobey Maguire’dan çok daha iyi bir Peter Parker sergileyeceği konusunda ise kesinlikle şüpheniz olmasın. 59


Ben Whishaw Aslında çok az filmini izledim ama yine de söz etmek istiyorum. Çünkü ileride çok çok önemli yerlere geleceği alenen belli olan bir oyuncu Ben Whishaw. Ayrıca o meleksi yüzünden etkilenmemek de pek mümkün değil gibi. Tiyatro kökenli bir oyuncu kendisi. Hamlet’i canlandıran en genç isim. Tom Tykwer onu tiyatro sahnesinde gördüğünde Groneuille rolünü kime emanet edeceğine de karar vermiş oldu. Perfume: The Story of a Murderer’daki rolüyle dikkatleri üzerine çekti. Aslında ne kadar yetenekli birisi olduğunu anlamak için sadece bu filmi izlemek bile yeterli olur. Çekilmesi zor olan bir filmde (Kubrick Perfume’ün romanını okuduktan sonra “Filme çekilemez” demişti) tarifi zor olan duyguları aktarıyordu izleyiciye. İzlerken neler hissettiğini anlayabiliyordunuz. Hissettiği şeylere dair fikirler yürütebiliyordunuz. Öylesine açıklayıcı jestler ve mimikler sergiliyordu ki… I’m not There’de Bob Dylan’ın şairane kişiliğinin üzerinden ünlü Fransız şair Arthur Rimbaud’ya hayat veriyordu. Nadiren göründüğü ekranda birkaç etkileyici söz sözleyip yok oluyordu. Bright Star’da bir başka şair John Keats’i başarıyla canlandırdı. Son olarak bugünlerde Venedik Film Festivali’nde görücüye çıkacak olan Julie Taymor’ın Shakespeare uyarlamasında boy gösterecek.

Shia LaBeouf Listenin en genç ismi (1986 doğumlu.) Yadsınamaz bir komedi yeteneği var. Anne babasının boşanmasının ardından tiyatroyla ilgilenmeye başlıyor. Televizyon ve sinemadaki irili ufaklı rollerinin ardından ilk ciddi başrolünde A Guide to Recognizing Your Saints’te filmin senarist ve yönetmeni olan Dito Montiel’in gençliğini canlandırıyor. Kalabalık kadrodaki en iyi performanslardan birisini sergiliyor ve böylece Steven Spielberg’in de dikkatini çekmiş oluyor. Spielberg onu “Geleceğin Tom Hanks’i” diye nitelendiriyor ve hazır fiyatı da ucuzken -şakayla karışık- yapabildikleri kadar ortak film yapmak istediklerini belirtiyor. Şimdilik Spielberg’in kanatları altında bulunan Shia, Transformers serisinde ve Indiana Jones serisinin dördüncü filminde komedi yeteneğini bol bol sergileme fırsatı buldu. Enerjik oyunculuğuyla dikkat çeken Shia, Indiana Jones’un çekilmesi muhtemel devamlarında filmi sırtlayan isim olacak gibi görünüyor. Dram türünde de ne kadar başarılı olduğunu göstermiş olan oyuncunun bu tür yapımların üzerine gitmesi kariyeri açısından daha hayırlı olacakmış gibi duruyor .

60


Jake Gyllenhaal “Gişe filmlerinde oynamak istemem çünkü gişe filmlerini kimse hatırlamaz” dediği halde The Day After Tomorrow ve Prince of Persia gibi yüksek bütçeli yapımlarda yer alarak tükürdüğünü yalamış gibi gözükse de zararın neresinden dönülse kardır. Belki de Jerry Bruckheimer gibi güçlü bir yapımcıya “hayır” diyememiştir. Belki de o türden yapımlarda bir daha rol almayacaktır. Neyse, sinemacı bir aileden gelen (babası yönetmen, annesi senarist, ablası aktris) Jake, genç kuşağın canı ciğeri Donnie Darko tiplemesiyle geniş kitlelerce tanındı. Ardından da düşük bütçeli bağımsız yapımlarda rol almaya devam etti. The Good Girl’de Catcher in the Rye hayranı olarak Holden diye çağırılmak isteyen sorunlu genci canlandırdı. Filmin belki de en iyi tarafıydı. Moonlight Mile’da Susan Sarandon ve Dustin Hoffman gibi iki usta arasında ezilmedi. Brokeback Mountain ile Oscar’a aday oldu. Jarhead, Zodiac, Rendition gibi yapımlarda önemli yönetmen ve oyuncularla çalışarak iyice pişti.

Cillian Murphy Listenin en yaşlısı (1976 doğumlu.) Ragbi oynarken tiyatroya başladı. Tiyatrodan da sinemaya geçti. Sinemanın tiyatro ile aşık atamayacağını söylediğine göre vazgeçmiş değil demektir. İrili ufaklı birçok yapımdan sonra Danny Boyle’un zombileri koşturduğu 28 Days Later’da geniş kitlelerce tanındı. Daha sonraları Once adlı filmiyle meşhur olacak olan John Carney ile kısa ve uzun metrajlı birkaç filmde çalıştı. Intermission’ın kalabalık oyuncu kadrosunda öne çıkan isimlerden birisiydi. Girl With a Pearl Earring ve Cold Mountain’deki ufak rollerinin ardından Batman Begins’te psikopat doktor Crane’i canlandırdı. Red Eye’da başka bir psikopat olan Rippner’a hayat verdi. Ardından Breakfast at Pluto’da transeksüel Patrick’i canlandırdı. Aslında bu tip rollere fiziği de elverişli (masmavi gözler, beyaz ten) ve Peacock’ta da benzer bir karaktere hayat verdi. Murphy’yi son olarak Inception’da ölüm döşeğindeki babasıyla ciddi sorunları olan Robert Fishcer rolünde seyrettik. Kariyeri boyunca birbirinden farklı ve ilginç karakterlere hayat verdiğini görünce bundan sonra ne yapacağını merak etmeden duramıyor insan. 61


“Kıyıköy” Rüzgarlı bir Rüya Diyarı

62


GEZİ—KAÇAMAK

Kumsalın arkasından denize dökülen sakin nehirde de kanolar ile yemyeşil KONUK YAZAR

ağaçlar arasında küçük köprülerin altından geçerek aynı zamanda adre-

Murat Yaman www.zilliylekilli.blogspot.com nalin spor ihtiyacınızı da karşılayabi-

lirsiniz. Yorgun ve nemli İstanbullular, etrafımızda kısa sürede ulaşabileceğimiz çok çeşitli cennetler var bunlardan birisi de Karadeniz köyümüz

Kıyıköy. Nasıl gidilir ? Yazının sonunda “Ben gidiyorum arkadaş” kararınızı verirseniz yol haritasını rahatça her kaynaktan edinebilirsiniz. İstanbul merkeze sadece 2,5 saat mesafede... Kıyıköy, Karadeniz balıkçı köyü; deniz kenarında tepeye konumlanmış olmasıyla enfes manzara eşliğinde seyri ile en baştan alıp götürüyor insanı rüzgarlı rüya dünyanıza. Bu dünyaya, köye girişte kendinizi zafer sonrası eve dönen askerler gibi hissetmenizi sağlayan kemer şeklindeki kapısının da etkisi yadsınamaz tabii ki. Kıyıköy’de, dalgalı deniz seviyorsanız kısa, fakat oldukça derin, harika bir kumsal eşliğinde denize girebilirsiniz.

63

Kıyıköy, yürüyüş yapmak için kendinize parkur yaratabileceğiniz fazlaca mekan barındırıyor. Tek başıma sarp yamaçların altında yemyeşil deniz severim ben diyorsanız yine cennet gibi küçük koylar ile Kıyıköy sizi bekliyor demektir.


Fotoğraf çekmeye meraklıyım ve gittiğim Aynı zamanda yeşillikler içinde doğa yerlerde tarih kokusunu almak benim

fotoğrafı çekerken havanızı biraz daha

için olmazsa olmaz mı diyorsunuz yine

ciddiyete davet eden manastır ile

Kıyıköy sizin için yerinde bir seçim olur.

karşılaşırsanız şaşırmayın. İşte şimdi daha da net anladınız! Girişteki kemer,

Fotoğraf çekmek için manzaraya elverişli mağaralar ve manastır derken burası oldukça fazla lokasyon ile birlikte balıkçı

antik çağlardan kalma bir yerleşim

teknelerinin yarattığı rengarenk atmosfer merkezi... sizi hemen içine çekecektir. Tüm bunları yaparken karnınız acıktı ve tabii ki Karadeniz kıyısında balık yemek en güzeli olur. Yer seçmeye gerek yok manzarasını beğendiğiniz herhangi bir yerde çok lezzetli deniz ürünleri sizi bekliyor tek karar vermeniz gereken dere ile orman manzarası mı? 64


Sadece deniz manzarası mı?

Özellikle Şubat ile Nisan arası gidilirse

Deniz ile birlikte kumsal da olmalı mı?

kendinize enfes bir ziyafet çekebilirsiniz.

Birde deniz feneri mi eklesek manzaraya? gibi seçimleri kendi zevkini-

Eğer Kalkan yemek istiyorsanız öğleden

ze göre yapmanız.

önce sormanızı ve ayırtmanızı tavsiye

Tavsiyem Karadeniz kıyısına tatile

ederim.

gitmişken kesinlikle Kalkan yemeniz. “Burası harika, sabah temiz hava ile denizi hissetmek, bir yandan da horoz sesleri ile uyanmak istiyorum eve dönmüyorum” dediğinizi duyar gibiyim sanki…

65


Konaklamak için birkaç alternatifimiz var. Köy halkı kendi evlerini pansiyon olarak kiralıyor. İçinizin ısındığı kişilerin evinde oldukça uygun fiyatlara konaklayabilirsiniz. Yok ben şehirden geldim daha rahat olmalıyım, bu bana göre değil diyorsanız harika manzarası olan, solunda dere, orman, karşısında kumsal, deniz ve sağ tarafında köyü selamlayan küçük bir tesis var. “ Hotel Endorfina” (www.hotelendorfina.com) Burada ızgara kalkan yediğinizde masadan en fazla iki yada üç parmağınız kalmış halde kalkacaksınız. Otel ve restaurant temiz ve rahat, tavşanların koşuştuğu büyük bir bahçesi var.Endorfinanın şefi aynı zamanda tekne kaptanı ve harika seçilmiş balıklar ile tadında pişirilmiş lezzetler sunuyor. Kıyıköy günübirlik bir gezinti ya da uzun bir haftasonu tatili için tam biçilmiş kaftan. Özetleyecek olursak aşağıdakilerden herhangi ikisi ilginizi çekiyorsa Kıyıköy’e gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

66


Yemek yemeği seviyorsanız,

arıyorsanız,

Deniz ürünlerine “Hayır” demeyen bir damak tadınız var ise,

Tarihi mekanlar ilginizi çekiyorsa, Çok da uzağa gidip kendinizi yormadan

Yeşili ve maviyi bir arada görmek sizi

rahatlamak istiyorsanız,

heyecanlandırıyorsa, Gecenin sonunu, yörenin lehçesi ile “ Dere üzerinde kayık keyfinin sadece

Hadii içelim beyaaaa ” diye

Venedik’te yapılmadığına inanıyorsanız,

getiriyorsanız....

Sakin ve huzur içinde kitap okumak

Kıyıköy’e daha önce gittiyseniz bile tekrar

istiyorsanız,

gidin, her gün işe gitmiyor muyuz zaten ?

İş ve trafik ile ilgili tüm bağlarınızı koparma peşindeyseniz,

Lezzetle, doğayla sağlıcakla kalın… YAMAN

Fotoğraf çekmek istiyorsanız, *Yol üzerinde, köylerden manda yoğurdu Çocuklarınızın rahatça koşup eğlenebilecekleri bir aile ortamı 67

almayı sakın ola unutmayın..


ÇOCUĞUMUZLA BÜYÜYORUZ

BENİMLE OYNAR MISIN? http://ayca-mymood.blogspot.com/

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE OYUN VE OYUNCAKLAR Oyun ve oyuna aracılık eden oyuncaklar, çocuğun gerçek hayata hazırlanmasında, düşünmeyi ve keşfetmeyi öğrenmesinde, fiziksel becerilerini ve zihinsel yapısını geliştirmesinde, iletişim kurmayı öğrenmesi ve sosyalleşmesinde önemli faydalar sağlar. Çocuk oyun sayesinde, •

fazla enerjisini kullanır,

günlük yaşamında aldığı uyaranların oluşturduğu gerginlikten kurtulur,

doğal bir dürtü olan saldırganlık dürtüsünü boşaltır,

tecrübe kazanır, dış dünyayla kurduğu etkileşimlerle hem kendi dünyasını zenginleştirir hem de dışarıdaki dünyayı görebilme ve iletişim kurabilme kapasitesini geliştirir,

68


sosyal ilişkiler kurar,

iç dünyasını ve ihtiyaçlarını ifade etme olanağı bulur,

duygusal sorunlarını kendi kendine çözümleyebilmesine katkı sağlar,

korkularını, duygularını dışa vurma fırsatını bulur,

kendi gücünü, sınırlarını keşfeder, atılımlarda bulunur,

kendi algıladıklarına deneyimlediklerini, tecrübelerini katarak sonuçlar çıkarır,

kendi gücünü, sınırlarını keşfeder, atılımlarda bulunur.

göze çarpan en belirgin yön “taklit”dir. Yaş ilerledikçe konularda, taklit biçim-

OYUN, ÇOCUĞA KENDİNİ TANIMAYI ÖĞRETİR. Oyunun gelişiminde çocuğun yaşı en önemli belirleyicilerden biridir. 2 – 3 aylık bebeğinizin oyun faaliyeti, çevresindeki insanlara bakmak, yakınındaki objeleri yakalamaya çalışmaktan ibarettir. Çocuğunuzun fiziksel kontrolü artmaya başladıkça, yakınındaki objeleri çeker, vurur, yakalar ve inceler. Keşfetmeye çalışmaktadır. Bu dönemdeki oyunları spontandır. 2 yaşından itibaren, yetiştiği ailenin, kültürün özelliklerini, yaşamlarını yansıtan oyunlar yerini almaya başlar. Oyunları arasında kişileştirme, örneğin bebeklerini konuşturma, objeleri kullanma, evcilik vb. görülmektedir. Bu yaş diliminden itibaren oyunlarda 69

lerinde de farklılaşmalar görülür. Doktorculuk, poliscilik, itfaiyecilik vb. oyunlar da başlamıştır. Bu oyunlarda çocuğun bilgisi, yetiştiği çevre, ailesinin kendisine tanıdığı fırsatlar ve yaşantılar yönlendirici etkenlerdir. Çocuk tüm bu deneyimlerle hem içinde yaşadığı kültürü yansıtmakta, hem akranlarıyla oyun ve oyuncaklar aracılığıyla kurduğu iletişimle sosyalleşmekte hem de kendini tanıyarak, yeteneklerini geliştirmekte ve gerçek dünya ile kendi hayal dünyası arasında yol kurmaktadır. 4 -6 yaşlarında, kız ve erkek çocukların oyunlarında farklılıklar belirginleşmeye başlar. Örneğin, kızlar daha çok bebeklerinin üstünü değiştirmek, süslemek gb. oyunların içinde yer alırken erkek çocuklar araba oyunları vb. tercih etmektedir.


OYUNLARIMIN BİR DİLİ OLSA DA KONUŞSA... EVCİLİK Çocuklar bu oyunda kendi yaşamlarını oynamaktadır. Günlük yaşamlarını taklit ederler ve etrafında iletişimde oldukları ya da izledikleri rolleri üstlenirler. Oyunun içerisinde en çok anne ya da baba rolünü oynarlar. Eğer çocuğunuzun sizi nasıl bir anne ve baba olarak gördüğünü bilmek isterseniz, onu/onları evcilik oynarken gözlemleyin. Anne ve babanın arasındaki iletişim şeklini, bu iletişimle ilgili yanıt bulamadığı soruları oyunlarına yansıtırlar. Çocuğunuz hem sizi yansıtmakta hem de yetişkinlik yaşamına hazırlık yapmaktadır. 70


DOKTORCULUK

tercih ederler.

Okul öncesi dönemde çocukların en

“Taklit” oyunlarında egemendir.

çok oynamayı tercih ettiği oyunlardan

Oyuncak bebekler, arabalar, tekerlekli

birisi de doktorculuktur.

oyuncaklar... Artık seçenekler artmış-

İlk çocukluk döneminde, sık yaşanan

tır.

hastalıklar, aşılar, çocuk hastalıkları sebebiyle oldukça sık bir araya geldik- Tüm bu oyun malzemelerinin yanı sıra leri doktorları da oyunlarına dahil doğal oyuncaklar da çocuğun hayaederler.

Doktorların muayene edişlerini, yaptıklarını taklit ederler. Çocuğun bu oyunun içerisinde cevap aradığı sorulardan biri de cinsler arasındaki farklılıklardır. Oyun içerisinde çocuklar, birbirlerine dokunarak, sorular sorarak, kontrol ederek bu farklılıklara dair bilgi sahibi olmaya çalışırlar. Aynı zamanda doktorlara karşı duy-

tında önemli yer tutar. Bunların başında “su” ve “kum” gelmektedir. Prof. Dr. Haluk Yavuzer, çocuğun ilk 6 yılındaki en önemli oyuncakları şu şekilde sıralamaktadır: Çıngıraklar Yumuşak Oyuncaklar Faaliyet Merkezi

dukları varsa korkuları, gerginlikleri de Telefon dışa vurmaktadırlar.

İç içe Geçebilen Kaplar Şekilli Kutular

OYUNCAKLARIM

Çekmeli Oyuncaklar Toplar

Başlangıç 0 – 18 aylık:

Müzik Oyuncakları

Ses, şekil, renklere karşı duyarlıdır.

Kitaplar

Görsel ve işitsel duyulara yönelik oyuncaklar tercih edilir. Oyuncağın kırılmayan, boyası sökül-

El Arabası ve Tahta Bloklar Oturup Sürebileceği Araba

meyen, yıkanabilen, güvenli olmasına

Oyuncak Bebek

dikkat edilmelidir.

Yap-boz’lar Şekillendirme Malzemeleri

18. aydan itibaren:

Mum Boya, Kalem ve Tebeşirler

Keşif ve yaratıcılık ön plandadır.

İnşa Oyuncakları

Birleştirmekten, ayırmaktan, inşa etmekten hoşlanırlar. Yürümeye başladıktan sonra hareketli, sürebileceği, çekebileceği oyuncakları 71

Uygulamalı Oyuncaklar Minyatür Oyuncaklar


HOBİ ve ETKİNLİK

Paten Keyfi

SEDA ASOLAR www.sedasolar.blogspot.com

Küçükken en sevdiğim vakit geçirme araçlarımdan biri , çocukluğumun yıldızı, ikisi önde ikisi arkada 4 tekerleği olan patenlerimdi. Makyaj malzemeleriyle tanışma dönemime yakın rollerblade’ler çıktı ve ben makyaj malzemelerimle vakit geçirmeyi tercih ettim. Malum, daha renklilerdi. Rollerblade jenerik bir marka aslında, ‘Rollerblade’ o patenleri üreten markanın adı. Arda arda dizilmiş 2,3,4 yada 5 tekerleğe sahip paten. Nasıl içim gidiyor rollerblade’leri ile kayanları izlerken, tadılması gereken bir hazzı var çünkü bu işin. Bir kız arkadaşım 2 sene önce Caddebostan sahilde paten kaymaya başladı. 26 yaşındaydı ve ayağına ilk kez paten geçirmişti. Şimdiki durumunu söyleyeyim, o artık bir bağımlı. Çevresini bile değiştirdi,patenci arkadaşlarıyla paylaşır oldu vaktinin büyük kısmını. Siz de ister eğlenceli vakit geçirmek, isterseniz daha farklı amaçlar için paten kayabilirsiniz : Fitness, artistik, hız, şehir içi ulaşım ... Bir yere gitmek için kullanacağınız transportation pateninizin bir özelliği de istediğiniz zaman tekerlekli aksamını çıkarıp ayakkabı haline getirebilmeniz olacak. Daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki sitelere göz atmanızı tavsiye ederim : http://www.patenokulu.com/ http://www.patenturk.net/ 72


Normal şartlarda yazımı burada bitiriyordum ancak şimdi sizlerle ilginç bir anımı paylaşmak istiyorum : Daha detaylı bilgi için Paten Türk ile diyaloğa geçmiştim ki, Suat Bey ilgilenip, yazımın içeriğini talep etti. Yazımı okuduktan sonra da, bu bahsettiğiniz paten sever kişilik Nesrin olmasın sakın diyerek bağlantıyı kurdu. Dünya küçük, cevabım evet oldu. Şimdi sözü işin piri Suat Kumaş’a bırakıyorum ve kendisiyle yaptığımız mini röportajı sayfaya taşıyorum: İstanbul’da Paten kaymak için en uygun mekanları öğrenebilir miyiz? İstanbul'da bu iş için en güzel mekanlardan biri Caddebostan sahil. Onlarca patenci görmeniz, hatta yeni patencilerle tanışmanız mümkün. Şaşkınbakkal sahildeki etkinlik alanı da büyüklüğü ile hareket çalışabilmeniz için gayet uygun. Bostancı'dan Kartal'a doğru devam sahil şeridi de uzun soluklu bir paten turu için biçilmiş kaftan. Avrupa yakasında Yeşilköy sahil fazla uzun olmasa da zemin olarak gayet iyi. Beşiktaş'tan Bebek, İstinye yönüne doğru sahilin durumu paten için pek için pek elverişli değil. Bir de paten gösterileri var, biraz bahsedebilir misiniz? Pateni düz yol yapmak dışında adrenalin için kullananlarda mevcut. Kullandıkları patenin

türüne agresif paten , bu patencilere de agresif patenci

denir. Şaşkınbakkal sahildeki etkinlik alanında kendi yapmış oldukları rampadan uçarken ya da banka benzeyen ve iki kenarında borular bulunan bir kutunun üzerinde kayarken görebilirsiniz.

73


FOTOĞRAF DÜNYASI BURCU ÇALIŞKAN KIRCI www.hayatiminrenkleri.blogspot.com

İYİ FOTO ÇEKMENİN 10 KURALI 1. YAKINLAŞIN! Bir objenin fotoğrafını çekerken yakınlaşarak veya varsa objektifinizin zoom özelliğini kullanarak objenin bütün fotoğrafı doldurmasını sağlamak çoğu zaman daha güzel sonuçlar verir. Böylece bakan bir kişinin dikkatini dağıtabilecek obje etrafındaki başka görüntüleri fotoğraf içine almamış olursunuz. Bu özellikle portre ve doğa fotoğrafları çekerken işe yarayan bir kuraldır. Fakat fotoğraf çekeceğiniz konuya fazla yaklaşırsanız bu sefer obje üzerindeki bazı ayrıntılar kaybolabilir. Örneğin portre fotoğrafı çekerken kişinin yüz ifadesi yanında ellerinin duruşunu da göstermek güzel olacaktır. 2. HIZLI OLUN Fotoğrafını çekeceğiniz obje bir kuş ise uçabilir, insan ise gülümsemeyi bırakabilir veya beklemekten yorulabilir. Siz makinenizin ayarları ile uğraşırken beğendiğiniz konu büyük olasılıkla uzaklaşacak veya değişecektir. Bunun için makinenizde sürekli birkaç poz çekebilecek film bırakın. Makinenizi kapatırken tam otomatik moda getirin ve çabuk ulaşabileceğiniz bir yerde bulundurun. Film harcamaktan korkmayın. (Sanki film çok ucuzmuş gibi!) 3. FOTOĞRAFINIZIN SANAT ÖZELLİKLERİNE DİKKAT EDİN Fotoğrafçılığın rastgele görünen konuların filme aktarılması değil bir sanat olduğunu unutmayın. Her çektiğiniz fotoğrafın kart baskısından sonra nasıl iyi görünebileceğini düşünmeye çalışın. Bunun için yandaki kuralları uygulamaya çalışın. Ufuk çizgisini tam yatay tutmaya çalışın. Etraftaki fazlalıkları kadraj yaparak dışarıda bırakmaya çalışın. Objenizi en uygun olacak yere yerleştirin. Örneğin obje bir işçi ise otururken değil de kendi işini yaparken fotoğrafını çekmeye çalışın. Fotoğraf sınırları içindeki bütün çizgilerin bir perspektif içinde ve obje ile uyumlu olmasına dikkat edin. Üçte birler kuralına dikkat edin. 4. EN CAN ALICI NOKTAYI BULMALISINIZ Fotoğrafını çektiğiniz konuya bakarken en dikkat çeken şeyi fotoğrafınıza almaya çalışın. Örneğin bir kişinin yaptığı iş, bir hayvanın oynadığı nesne en dikkat çekici unsur olabilir. Böyle bir konunuz varsa yalnızca bu en can alıcı noktanın fotoğrafını çekin. Böylece etraftaki nesneler kompozisyona girmeyecek, fotoğrafın anlatım gücü artacaktır. 5. ODAK NOKTASI OBJE ÜZERİNDE OLMALIDIR Fotoğraf çekerken alan derinliğini kullanmayı öğrenin. Alan derinliği azaldıkça obje üzerindeki netlik etrafa göre artacak ve obje daha dikkat çekici olacaktır. Alan derinliğini azaltmak diaframı açmakla olabilir. Bu arada film üzerine düşen ışık artacağından enstantane süresi de uygun biçimde kısaltılmalıdır. Alan derinliğini artırmak ise fotoğraf içindeki bütün noktalardan gelen ışığın film üzerinde odaklanması demektir. Böylece bütün fotoğraf, yakından sonsuza kadar net olacaktır. Bu ise doğa manzaraları gibi konuları çekerken fotoğrafınızın değerini artıracaktır.

74


6. ZAMANI KULLANIN Fotoğrafın en basit, eğlenceli özelliklerinden biri zamanı durdurması ve belli bir anı yakalamasıdır. Enstantane ayarını değiştirerek çok güzel etkiler yaratabilirsiniz. Fotoğraf belli bir anı yakalar fakat fotoğraf çekerken kullandığınız teknik objenin hareketli olduğunu gösterebilir. Örneğin, enstantane süresi biraz uzatılırsa, halı dokuyan bir işçinin elleri net görülmeyecek ve fotoğrafa bakanlar ellerinin hareketli olduğunu düşünecektir. Enstantane süresini uzatırsanız, vücudunuzun hareketleri yüzünden nesnelerin netliğinin bozulmaması için tripod kullanmalısınız. Kural olarak objektifinizin kullandığı odak uzunluğundan daha az enstantane ayarları için tripod gereklidir. Örneğin o an için 200 mm. odak uzaklığınız varsa ve 1/125 sn. değerinde enstantane kullanmak istiyorsanız fotoğrafınızı elde çekemezsiniz. İstenilenden daha uzun enstantane değerleri kullanırsanız hareketli objeler hiç görülmeyebilir, örneğin bir köprü üzerinde giden araçlar fotoğraf üzerinde görülmeyecektir, dikkat edin. 7. IŞIĞI İZLEYİN Işığın kaynağını ve gölgelerin durumunu izlemeniz fotoğraf çekerken çok önemlidir. Işık obje üzerine düşünce nasıl olacak, gölgeler nasıl görünecek veya parlak ışık bölgeleri (patlamalar) olacak mı? Güçlü ve dik gelen ışık bazen obje üzerinde beklenmedik gölgeler ve parlamalar yaratabilir. Yan gelen ışık ise gölgeleri belirginleştirir ve baskıda zorluklar yaratabilir. Birçok durumda, özellikle portre fotoğrafı çekerken indirekt ışık kullanmak daha iyi sonuçlar verecektir. 8. HAVAYI DA İZLEYİN Gökyüzüne bakın ve fotoğraf üzerinde nasıl bir gökyüzü görünümü istediğinizi düşünün. Eğer hava bulutlu ve bulutlar yüksekte ise gökyüzünü fotoğraflarınızda göstermemeye çalışın. Böyle havalarda mimari ve portre fotoğrafları çekmek daha iyi olabilir. Hava olaylarının değişiminde, örneğin yağmurdan hemen sonra güneş açtığı zamanlar fotoğraf çekmek için çok uygundur. Hava açık veya parçalı bulutlu ise manzara fotoğrafları çekmenin tam sırası olabilir. Böyle manzaralar için özellikle polarize filtre kullanmanızı öneriyoruz. Böylece gökyüzünün ve denizin mavisi daha koyu olacaktır. 9. İŞLERİ BASİTLEŞTİRİN Fotoğraf çekerken yaptığınız işleri basitleştirin. Örneğin makinenizin pozometresinin verdiği ayarları kullanmayı öğrenin. Fakat yanlışlık olmasın makinenizi tam otomatik (program) konumunda kullanmayı önermiyoruz. Her ayarı makinenin yapması durumunda sanat açısından kötü fotoğraflar ortaya çıkacaktır. Bunun yerine, örneğin diafram ağırlıklı konumda daha rahat çalışacaksınız. Bu durumda diafram değerini siz vereceksiniz, makine enstantane ayarını kendi yapacaktır. Böylece daha kolaylıkla fotoğraf çekebileceksiniz. Makinenizin pozometresini merkezi ayara getirin ve fotoğraf çekeceğiniz konu üzerindeki en ışıklı alan ile en karanlık alanda ölçüm yapın. Bu iki uç noktada yapılan ölçümlerde ayarlar arasındaki fark beş basamağı geçiyorsa, film üzerinde tamamen karanlık alanlar veya ışık patlamaları oluşacaktır. Örneğin bir oda içinde fotoğraf çekilirken, diafram ayarı sabitken, enstantane değeri fotoğraf kompozisyonu içinde bulunmasını istediğiniz pencerede 1/125, objenin oturduğu yerde ise 1/2 olursa fotoğraf çekmeyin. Dünyada hiç bir film (yada dijital sensör) beş basamaktan daha fazla ölçüm farklılıkları olan konularda iyi sonuçlar vermez. Bu sorunu çözmeyi ise sizin yaratıcılığınıza bırakıyoruz. 10. CESUR OLUN Doğru film seçimi, doğru makine ayarları veya fotoğrafını çektiğiniz kişilere doğru sosyal yaklaşım konularında çok düşünerek sorunları fazlalaştırmayın. Fotoğraf çekerken kararsızlık sizin yavaşlamanıza neden olacaktır. Fotoğrafını çekeceğiniz insanlarla konuşmaktan çekinmeyin, gidin ve fotoğraf çekmek için izinlerini sorun. Eğer isterlerse fotoğraflardan göndermek istediğinizi söyleyin, bu onları çoğunlukla yumuşatacaktır. Doğa fotoğrafları çekiyorsanız, başkalarının gitmediği yerlere gidin. Doğada yaşayan hayvanları bulmaya ve fotoğraflarını çekmeye çalışın. Fakat yırtıcı hayvanlardan ve dağcılık konusunda eğitimli değilseniz yüksek yerlerden uzak durmanızı söylemeye gerek yok sanıyoruz. 75


İNCELEME—BİR KİTAP

AGORA “ Ben felsefeye inanırım !”

BANU HIDIRLAR

www.birazsoylebirazboyle.blogspot.com

Agora,

şehirle ilgili politik, dini,

ticari her türlü faaliyetin gerçekleştiği, tüm kamu binalarının etrafında sıralandığı halka ait geniş açık alan olup, Helenistik dönemde şekillenip Roma İmparatorluğu’nda ortaya çıkan kent merkezleridir. laşmanın güçlendiği bir süreçtir. Doğa İskenderiyeli Hypatia ( 370–415)

bilimleri ve matematik gibi alanlarda

ise, o zamanların üniversitesi kabul

yoğun bir gerileme dönemi bu tarih-

edilen İskenderiye'deki Museion'da

lerden itibaren başlamıştır.

felsefe, matematik ve astronomi dersleri vermiştir. Platon ve

Hypatia çağının yegane bilim kadını

Aristoteles'in tanıtılmasında etkili

olarak bilinir. Zeki ve güzel bir kadın

olmuştur. Hypatia M.S. 415’te

olarak zamanındaki erkek dünyasında

dönemin ilk Hıristiyanları tarafından

etkili olmuştur. Aritmetik alanında bir

fikirlerinden dolayı linç edilmiştir.

yapıtı söz konusudur. Bununla birlikte

İnançsız bir kadın filozof olarak

ne felsefe ne de bilim tarihinde adı

tanınmıştır. Zamanının iktidar

belirgin bir şekilde geçmemektedir.

ilişkilerinde ve politikada yeri olduğu sanılmaktadır ve etkili bir kişi olması

Gökyüzüne bakıp bu evrenin nasıl

nedeniyle bazı entrikaların kurbanı

işlediğini sorgulamayan var mı-

olduğu düşünülmektedir. Bu süreç bir

dır ? Ya da milyonlarca yıldızın her

yandan da, Antik bilimlerin ve Pagan

gece kusursuzca yaptığı sessiz

felsefesinin sona erdiği ve Hıristiyan-

dansı çözmeye uğraşmayan ?

76


yaşadığım doğruydu fakat Kitap, Mısır’ın Roma İmparatorluğu

kalbimle aklım özgürdü ve

egemenliğindeki günlerinde,

hayallerle doluydu.

İskenderiye’de geçmekte. Hıristiyanlığın, Paganizmi ve Yahudiliği Şimdi diğerleri gibi özgür sayılan alt etmek uğruna yarattığı yıkımı,

bir adamım ama anılarımın

şiddeti ve tüm bu olayların ekseninde

tutsağıyım ve mahkumiyetin en

İskenderiyeli Hypatia ve genç kölesi

ağırını kalbimde barındırıyorum:

Davus’u anlatmakta.

Suçluluk. Belki benim olduğumdan

Hypatia, İskenderiye Kütüphanesinin

daha da özgürdünüz. Belki sizin

baş kütüphanecisi Theon’un kızı ve

kalbiniz tüm mahkumiyetlerden

aynı zamanda burada eğitim veren bir özgürdür. Özgür geçen hayatımın filozof ve matematikçidir. Zekası ve

tümünü İskenderiyeli filozof

çalışmaları ile olduğu kadar güzelliği

Hypatia’nın kölesi olarak

ve etkileyiciliği ile de dillere destandır. yaşadıklarımın tek bir anına değiKitapta geçen tüm olaylar Hypatia’nın

şirim.

kölesi Davus tarafından anlatılır.

Davus’un kendi hayal dünyasının dışında, gerçek dünyada ise karışıklık-

Davus, kendisine verilen eğitim ve

lar başlamıştır. Hıristiyanlığı yaymaya

Hypatia’nın derslerinde bulunduğu

çalışan inananlar, kendi çıkarlarını dü-

sürece duyduklarından çok etkilenir.

şünen yönetim tarafından kışkırtılarak

Eğitimsiz bir köle olmak yerine

adeta bir savaş ortamının oluşmasına

Hypatia’nın öğrencileri gibi özgür biri

sebep olur. Hıristiyanlar, yönetimden

olmayı arzulamaktadır. Hypatia’nın

aldıkları destekle İskenderiye

zekasına, bilgisine, güzelliğine tutku

Kütüphanesini yerle bir eder. Yahudi

ile bağlıdır. Hiçbir zaman onunla

ve Paganlar için iki seçenek vardır;

köle-efendi ilişkisini aşamayacağını

Hıristiyanlığı kabul etmek ya da

düşünse de bunu umut ve hayal

kaçmak. Bu ortamda felsefi

etmekten vazgeçmez. Ancak İskende- inancından vazgeçmeyen, tüm dinlerin riye’de meydana gelecek olan olaylar özgürlüğünü ve kardeşliğini savunan Davus’a özgürlüğü getirecek olsa da

Hypatia, kendisine aşık eski öğrencisi

tutkuyla bağlandığı kadından

yeni vali olan Orestes’in de desteğini

uzaklaşmasına neden olacaktır.

alması nedeniyle Hıristiyanların hedefi haline gelir. Orestes, onun için ne

Bazıları “bir kölenin öyküsü!” diye kadar endişelense ve onu ne kadar korumak istese de çaresiz kalacağı alaycı bir şekilde bağıracaktır. Gizli bir alayın samimiyetsiz sesiyle “gelecek nesiller için ne kadar ilgi çekici!” diyeceklerdir. Evet, uzun bir süre köle olarak 77

günler uzak değildir.


iz-

Kitaptan aynı isimle uyarlanan ve

leme fırsatı bulmuştum. Henüz

yönetmenliğini çağımızın başarılı

kitabından haberim yoktu. Daha sonra

isimlerinden biri olan Alejandro

D&Rda dolaşırken kitaba rastladım ve

Amenábar’ın yaptığı bir film

düşünmeden aldım. Bazı küçük

bulunmakta.

farklılıklara rağmen film kitaba başarı

Agora’yı tamamen tesadüf eseri

ile uyarlanmış. Hypatia rolunde

78


güzelliği ile göz dolduran Rachel

daha önce sevmediğim kadar severek,

Weisz, Davus rolunde Max Minghella

ızdırabını hissederek, diğer kolumla bur-

ve Orestes rolunde Oscar Isaac

nunu ve ağzını kapattım. Hafifçe sıkmaya

oldukça başarılıydı. Anlatılan ne kadar bıçak sırtı bir konu olsa da olaylar tarafsız gözle anlatılmaya çalışılmış gibi görünüyor.

başladım ve şiddetini giderek arttırdım. Hypatia karşı koymadı ve böylece ona sarılırken kalbimin parçalandığını hissederek, onu yavaşça nefessiz bırakırken, aklı-

(Elbette bunun tam tersini düşünenler ma onun hayat dolu olduğu anlar gelmeye de bulunmakta.) Ayrıca görüntüler ve başladı... müzik mükemmel.

Ağlama isteği beni ele geçirdi ama dur-

Kitapta ve filmde yer alan bir sahneyi

mamam gerektiğini, tereddüt edemeyece-

paylaşmak istiyorum. Kitabı

ğimi biliyordum. Cesaret bulmak için ta-

okuduktan sonra filmi tekrar izlememi vanda bulunan daire şeklindeki açıklıktan sağlayan ve daha çok etkilendiğim bir sahneydi. Derin bir nefes aldım ve Hypatia’nın arkasından yaklaştım. Bugün bile saçının kokusunu hatırlayabiliyorum. Elimi kolunun üstüne koydum ve hüzünle, vücudunun titrediğini fark ettim. En azından korkusunu geçirebilir miydim ? Yavaşça yaklaşarak vücudumla çıplaklığını örttüm. Kolumla onu belinden kavradım ve ne kadar hızlı soluduğunu fark ettim. Sırtından tutarak ona yavaş yavaş sarılırken dehşetten soluk soluğa kalmıştı. Sonra, beni görebilmesi için vücudunu nazikçe çevirdim. Yüzümü onunkine yaklaştırdım ve sakinleşti. Gözlerinin içine sonsuz aşkla baktım ve o da hemen anlayarak kabul etti. Gözleri bana hazır olduğunu söylüyordu, sessiz... Bana sükunetle bakıyordu. Elimden geldiğince hafif bir şekilde yanağını okşadım ve yeniden arkasına geçtim, vücuduna iyice yaklaştım, kolumu boynuna doladım, başımı onunkiyle birleştirdim, tüm nefesimi toplayarak, iki parçaya bölünmek üzere olan ruhumla, yapacağım şeyin karşısındaki perişanlık içinde hıçkırmayı engelleyemedim. Onu 79

gökyüzüne baktım ve gözyaşlarımın arkasından, dairenin şekli bir elipse dönüştü. Hypatia’nın bedeninden çıkan bir mutluluk sarmalı hissettim ve anladım... Yıldızlı bir gecede, gizlice okşayarak tenine dokunduğum geldi aklıma. O esnada, bir yandan teselli edilemez bir şekilde ağlayarak son nefesini bastırırken, giderek daha da sıktığım teni... Müzede yanıma oturup benimle konuştuğu gece, o kadar yakındı ki... O gün, lanet bir anda, canını alarak susturduğum sesi... Ellerimin arasından kaçıp gittiğini hissedince, ızdırap içinde ve can çekişerek, kalbim son atışıyla kırılana dek sıktım daha da sıktım. Onu bırakamadığım için sarılmaya devam ederek, ağlayarak, tüm aşkımı beraberinde götürmesini istedim. Fakat parabonilerin ayak seslerini duydum ve onu yere bıraktım. Nefes aldım, döndüm ve onlara şöyle dedim: “Bayıldı.” Not: Tarihi kaynaklara göre Hypatia’nın derisi canlıyken yüzülmüş, vücudu parçalanmış ve kalıntıları İskenderiye sokaklarına atılmış ve yakılmıştır.


RAFLARDA BANU HIDIRLAR www.birazsoylebirazboyle.blogspot.com

Yer altı Günlükleri Serisi 1

GREGOR VE GRİ KEHANET

DUR BİR MOLA VER Tom Robbins

Suzanne Collins

Tutkunu olduğunuz açlık oyunları serisinin yazarı suzanne collıns'ten renkli yeni bir dünya! Yeraltı günlükleri sizi soluksuz takip edeceğiniz bir dünyaya davet ediyor. Yazın başıdır ve on bir yaşındaki Gregor dışında herkes yaz kampındadır. Gregor, babasının New York'taki evlerinden çıkıp kaybolmasından beri küçük kız kardeşlerine bakmaktadır. Özellikle de iki yaşındaki kardeşi Bot'a. Evlerinin bodrumunda çamaşır yıkarken, Bot bir hava boşluğunun içine düşüp kaybolur ve Gregor da onun arkasından gider. Artık Yeraltı'ndadırlar ve onları bambaşka bir dünya beklemektedir... "Fantastik hayranları ve fantastik edebiyata yeni başlayanlar için muhteşem bir macera." -School Library Journal"Collins, ustalıkla seçilmiş kelimelerle muhteşem bir dünya inşa ederek büyük bir iş çıkarmış. Oradan gitmek için sabırsızlanan Gregor'un tersine, okuyucular Yeraltı'nı oldukça fantastik ve etkileyici bulacak." -Publishers Weekly"Muhteşem bir roman, iyi yazılmış, akıcı, hareketli bir fantastik...Özellikle genç fantastik hayranlarını büyüleyecek." -Booklist80

Kısa sürede kendi hayran kitlesini yaratarak bir "kült roman"a dönüşen Parfümün Dansı'nın yazarı Tom Robbins'ten başka bir uçarı, oyuncul, bilge roman: Dur Bir Mola Ver. Yazar bu romanda, insanın acı çekmesini, özgür ve mutlu olamamasını doğadan kopmasına, kazanma hırsı, kaybetme kaygısı gibi "doğadışı" gerginlikler edinmesine bağlıyor. Ve bütün bunlara neden olan otoriter, teknolojiye tapınan ve ekonomiyi sağlıktan, sevgiden, hakikatten, güzellik ve seksten üstün tutan modern medeniyeti suçluyor. Emir, sansür, ödül ve ceza ile sistemi ayakta tutan politikacıların, askerlerin ve din adamlarının doğadan, dolayısıyla hayattan korktuklarını belirtiyor. Özgür ve neşeli bir hayat yerine "istikrar"ı amaçlayan bir hayata maruz kalmamızda dinin rolünü deşiyor. En istikrarlı toplumların polis devletleri olduğunu, doğanın ve hayatın istikrarlı olmadığını, istikrarın doğal olmadığını vurgulayarak dinin Cennet ödülü ve Cehennem cezası ile istikrarı sağlamaya çalıştığına dikkat çekiyor. Nesneyle özne, ölümle hayat, doğal olanla doğaüstü, uyanmakla rüyalara dalmak arasındaki hiçbir sınırın kalmadığı bütünlüklü hayat tarzını kaybeden insanların da korkuya kapılarak, dine sığındıklarını, böylece yaşamaktan vazgeçtiklerini söylüyor...


KİRLİ KÜÇÜK YALANLAR John Macken Reuben, bütün ekibi yok olmadan önce katili bulmak zorundadır, ama sorular çoğaldıkça yanıtlar da karmaşıklaşır. Reuben Maitland, ingiltere'nin sadece üst düzey vakalar üzerinde çalişan, ülkenin en korkunç suçlularının izini süren, en seçkin suç birimini yönetmektedir. Genetik Suçlar birimi ihtilaflı yöntemleriyle, amansız, etkin biçimde, en ileri teknolojiyi kullanarak her zaman kendine düşman yaratmıştır. Şimdi kendileri de tehlikeye düşmüştür. Bir katil kendi tekniklerini onlara karşı kullanmaktadır. Avcılar birer ava dönüşmüştür. Reuben, bütün ekibi yok olmadan önce katili bulmak zorundadır, ama sorular çoğaldıkça yanıtlar da karmaşıklaşır. Vaka aydınlandıkça özel hayatı da yıkıma uğrar. Sadece çalışma arkadaşlarını kurtarmak için değil kendi mesleki ve kişisel kurtuluşu için de savaşır.

CESUR YENİ DÜNYA Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya" bizi "Ford'dan sonra 632 yılına" götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında "Cemaat, Özdeşlik, İstikrar" yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, "annelik' ve 'babalık' pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya uykuda eğitim ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. "Herkes herkes içindir." "Cesur Yeni Dünya"nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda 'birey yok edilse de süren macerasının' sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopa geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp 'iyi edebiyat' kategorisine yükseltiyor. 81

ALDATMA Philip Roth Evli eşlerin birbirlerini aldatmasının arkasında; Jung'ın deyimiyle "karanlık oda"da neler var, eşler neden aldatır? Peki aldatma nedir? Yeni bir dokunuşla günlük sıradan ilişkilerin boğuntusundan kaçış mı? Bireyin kendini arayış sürecinde "yaşanmazsa olmaz" bir uğrak mı? Haz, şiddet ve ihanetin tadıyla bezenmiş bir yasak meyve mi? Ego'nun bitip tükenmeyen isteklerinin bir sonucu mu? Aldatan neden haz duyar? Aldatılan neden acı çeker? Aldatma, aldanma mı yoksa? Times Literary Supplement tarafından yüzyılın en iyi yüz romanından biri seçilen Portnoy'un Feryadı'nın yazarı ve tutkuların parlak gözlemcisi Philip Roth, bu kitabında işte yukarıda sıralanan türden soruların peşine bütün dobralığıyla düşüyor. Aldatmanın sıcak olduğu kadar tedirgin dünyasını diyaloglardan oluşan sürükleyici bir üslupla aydınlatıyor. Romanın kahramanları olan kadın ve erkeğin sığınaklarında sürdürdükleri sakınımsız konuşmalar kitaba cüretkâr bir özellik kazandırırken, cesur okuru da söyleşiye davet ediyor.

MELEĞİN OYUNU Carlos Ruiz Zafon Barselona’da berbat bir pansiyonda yaşamakta olan genç David Martín, gecelerini, yaşadığı kentin yeraltı dünyası hakkında öyküler yazarak geçirmektedir. David’in günün birinde, önünden geçmekte olduğu eski bir ev, nedenini bilmediği bir içgüdüyle ilgisini çeker ve David kısa bir süre sonra bu eve yerleşir. Genç yazarın içinde yaşadığı evin gizemlerle dolu öyküsü zaman içinde etkili bir zehir gibi kemiklerine kadar işler. Genç yazar bir gün, Andreas Corelli adındaki esrarengiz bir yayıncıdan bir mektup alır. Adam, ona müthiş bir teklif yapmaktadır. Ondan, o güne dek benzeri olmayan, kalpleri ve akılları yerinden hoplatacak güçlü bir roman yazmasını ister. David çalışmaya başladığı zaman, romanı ile yaşadığı evi saran gölgeler arasında bir bağ olduğunu fark eder...


CLARISSA Stefan Zweig Edebiyat tarihinin büyük isimlerinden Stefan Zweig, gözlemleri ve acı dolu geleceği öngören duyarlılığıyla 20. yüzyıl Avrupasına damgasını vurmuş bir aydındı. Clarissa, Zweig'ın sözleriyle, "Bir kadının yaşadıklarından hareketle, 1902'den savaşın patlak vermesine kadar geçen süre içinde dünyanın anlatıldığı roman"dır. Zweig, Avusturyalı bir subayın kızı Clarissa Schuhmeister'in hayatını anlatırken, Birinci Dünya Savaşı'nın gerek Avusturya ve Orta Avrupa kültürü, gerek bireyler üzerindeki etkisini gözler önüne serer. Clarissa, yazarının 1942'deki intiharıyla yarım kalmış, ancak 39 yıl sonra 1981'de gün ışığına çıkarılan metni Zweig'ın yayıncısı Knut Beck tamamlamıştı.

İSTANBUL Edmondo de Amicis Ünlü İtalyan yazar Edmondo de Amicis'in 1870'lerde büyük bir heyecanla geldiği ve aynı duygularla kitabını yazdığı İstanbul, bu şehir üzerine yazılmış en güzel ve etkileyici kitaplardan biridir. Amicis'in müthiş gözlem gücüyle ruhunu okumaya çalıştığı İstanbul, yayımlandığı günden beri pek çok yazar ve ressam için de esin kaynağı olmuş. Tuhaflığı, güzelliğinden fazla bu şehrin insanlarına ve alışkanlıklarına, iskelelerinden kuşlarına, camilerinden sokak aralarına, çeşmelerinden meydanlarına, İstanbul'un her yerine tutkulu bir merakla, hayranlıkla bakmış Amicis. Aşkla ışığına bağlandığı İstanbul'un geleceğiyle ilgili olarak kaygı duymadan da edememiş... İtalyanca aslından ilk kez ve eksiksiz yapılan bu çeviriye, Cesare Biseo'nun gravürlerinin de tamamı eklenmiştir. 82

ABRA KADABRA Jodi Picoult Delia Hopkins babası ile birlikte yaşayan, arama kurtarma çalışmalarında önemli görevler alan, nişanlısı ile görünürde huzurlu bir hayat süren biridir. Bir gün olmadık bir anda geçmişine ait bazı şeyler hatırlamaya başlar: Hayal meyal annesini, babası ile bitmek tükenmek bilmez tartışmalarını hatırlar ve sonunda sarsıcı bir gerçekle yüzleşir: Annesi, babasının dediği gibi ölmemiştir, babası onu daha küçük bir kızken annesinden koparmış ve farklı bir şehire kaçırmıştır. Annesinin de ortaya çıkmasıyla Picoult romanlarında alışık olduğumuz yüksek tempolu mahkeme sahneleri ve aile bireyleri arasındaki duygusal çekişmeler başlar. Picoult bu kitabında sadakat, iyi ebevyn olmak, doğru tercihte bulunmak gibi temalara dair önemli ipuçlarını okuyucuyla paylaşıyor ve kararı yine onlara bırakıyor. Suçlu kızı için bütün hayatını değiştiren ve alkolik bir anneden onu koparan baba mı yoksa kötü de olsa bir anne olarak üzerine düşenleri çok sonradan öğrenen ve af dilemeye hazır anne mi? Delia'nın hikayesi son derece ilgi çekici.

KAYIP ZAMANIN İZİNDE Marcel Proust I. Cilt 1556 Sayfa II. Cilt 1592 Sayfa Marcel Proust'un dev yapıtı "Kayıp Zamanın İzinde"nin tümü Delta Dizisinde bir arada... Delta Dizisi, şık tasarım ve baskısıyla edebiyatın önemli isimlerinin birden fazla kitaba yayılan büyük külliyatlarını ve önemli eserlerini bir arada okura sunuyor. Zaman'ın peşi sıra sürdürülen yolculuğun tüm halkaları Swann'ların Tarafı'yla, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermantes Tarafı, Sodom ve Gomorra, Mahpus, Albertine Kayıp ve Yakalanan Zaman bir arada. Yirminci yüzyıla modern romanın başyapıtlarından biri olarak damgasını vuran bu yapıta "Dev" tanımlaması kadar uygun düşecek başka bir tanım yok herhalde.


TARİHTE BU AY BANU HIDIRLAR www.birazsoylebirazboyle.blogspot.com

01/09/1481 - Galatasaray Lisesi, devlet adamı yetiştirilmesi amacıyla Sultan II. Bayezid tarafından kuruldu. Okulda 1868'de Fransızca eğitime geçildi. 10/09/1855 - Türkiye'de ilk telgraf haberleşmesi başladı. 29/09/1887 - İlk gramofon patenti, Alman kâşif Emil Berliner tarafından alındı. 05/09/1901 - National Association of Professional Baseball Leagues (NBA) kuruldu. 03/09/1908 - Türkiye'deki ilk haftalık mizah dergisi ''Kalem'' yayımlanmaya başlandı. 19/09/1921 – TBMM, Mustafa Kemal Paşa'ya, ''Mareşal'' rütbesiyle ''Gazi'' unvanı verdi. 01/09/1922 – Mustafa Kemal Paşa, Başkomutanlık Meydan Savaşı'nın kazanılması üzerine emrini verdi: ''Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir. İleri'' 08/09/1925 - İngiliz sinema oyuncusu Peter Sellers doğdu. 02/09/1929 - Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği ilk güzellik yarışmasında, Feriha Tevfik Hanım, Türkiye Güzeli seçildi. Feriha Tevfik, sinema ve tiyatro oyuncusu oldu. 22/09/1939 - Cannes Film Festivali’nin başlamasına karar verildi. 20/09/1951 - Türkiye’nin NATO’ya katılması kabul edildi. 09/09/1974 - 11. Antalya Film Şenliği'nde, Altın Portakal Ödülü'nü Lütfü Ömer Akat'ın ''Düğün'' filmi aldı. 12/09/1980 - Ordu yönetime el koydu. Siyasi faaliyetler durduruldu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 30/09/1991 - İstanbul Metrosu'nun ön tünel inşaatı başladı. 23/09/1993 - İnönü Stadı’nda konser veren Michael Jackson’u yüzbinlerce kişi izledi. 83


BU AY VİZYONDA MÜGE KARAHAN www.yemekbahane.blogspot.com

Çılgın Hırsız (Despicable Me) Gösterim tarihi : 3 Eylül 2010 Yapım : 2010 , ABD Yönetmen: Sergio Pablos, Chris Renaud, Pierre Coffin Renk renk çiçeklerle çevrili, güleryüzlü komşuluk ilişkilerinin sürdüğü banliyöde, bu yaşantıyı bozacak bir sır saklıdır. Banliyönün en bakımsız ve çirkin evinde yaşayan Gru, küçük köleleri ile birlikte dünyanın kaderini değiştirecek bir plan yapmaktadır. Gru, dünyanın uydusu Ay'ı çalmaya karar vermiştir. Üç küçük yetim olan Margo, Edith ve Agnes, bu kötü kalpli adamla karşılaştıklarında ise, hiç kimsenin göremediği bir ayrıntıyı fark ederler: Gru onlar için potansiyel bir baba adayıdır.ABD’de çılgınlık yaratmış olan bu animasyon filmi meraklıları tarafından heyecanla bekleniyor.

Centilmen (The American) Gösterim tarihi : 3 Eylül 2010 Yapım : 2010 , ABD Yönetmen: Anton Corbijn Oyuncular : George Clooney, Bruce Altman, Paolo Bonacelli, Thekla Reute Tetikçiliğini de bir sanat gibi icra eden Jack, her zaman işini sağlama alan bir suikastçidir. Ancak son işinde tuzağa düşer ve sevdiği kadının ölümüne neden olur. Jack kendisine verilen işi yaptıktan sonra, mesleğini bırakmaya and içmiştir. Yeni işi için gittiği yer, kartpostallardan fırlamış, hayat dolu bir İtalyan kasabasadır. Oysa Jack için huzur çok uzaktadır, çevresindeki herkes potansiyel birer tehdit unsurudur. Günler geçtikçe Jack, kasaba halkı ile iletişim kurmaya başlar. Kasabada Clara adlı bir kadınla beraber olmaya başlayan Jack'in hayatı, Mathilde adlı Belçikalı'nın devreye girmesi yeniden allak bullak olacaktır. 84


Death at Funeral Gösterim tarihi : 3 Eylül 2010 Yapım : 2010 , ABD Yönetmen: Neil LaBute Oyuncular : Martin Lawrance, James Marsden, Luke Wilson, Danny Glover, Zoe Saldana İngiliz komedi filmi Cenazede Ölüm’ün yeniden çevrimi olan filmin konusu ölen babalarının cenazesi için toplanan ailenin hiç bilmedikleri bir aile sırrı ile yüz yüze kalmalarından oluşuyor. Bir cenaze ve açığa çıkan sırlarla oluşan film komediseverlerin ilgisini çekeceğe benziyor.

Killers Gösterim tarihi : 10 Eylül 2010 Yapım : 2010 , ABD Yönetmen: Robert Luketic Oyuncular : Ashton Kutcher, Katherine Heigl, Katheryn Winnick, Usher Raymond, Catherine O’Hara Devlet adına çok gizli görevlerde çalışan bir ajan olan Spencer Aimes (Ashton Kutcher), Avrupa'nın lüks, egzotik, spor arabalar ve kadınlarla dolu yerlerinde, her zamanki gibi yaşamını sürdürmektedir. Fakat bir gün, sevgilisinden yeni ayrılmış, güzel ve çekici Jen Kornfeldt (Katherine Heigl) ile tanışıp, gerçek aşkını bulur ve hayatına, hiçbir entrika olmadan sıradan bir şekilde devam eder. Üç yıl sonra Spencer'ın otuzuncu yaş gününün ardından, evliliklerine ve mutlu yaşantılarına devam etmektedirler. Jen, Spencer'ın milyon dolarlık bir hedef olduğunu öğrendiğinde ise, kaçarak sürdürmek zorunda oldukları yaşantıları başlamış olur. Daha da kötüsü, çevrelerindeki herkes bir kiralık katil olabilir: komşuları, arkadaşları, market sahibi hatta sokağın karşısında oturan yaşlılar bile... Artık, Spencer'ı kimin öldürtmek isteyeceğini öğrenip, evliliklerini kurtarmak için sürgün hayatı yaşamaktan başka seçenekleri kalmamıştır; ve onlar, bunun kolay olacağını sanmaktadır. Romantik komedi ve aksiyonu beraber barındıran film ilgi çekeceğe benziyor.

85


Beyond a Reasonable Doubt Gösterim tarihi : 10 Eylül 2010 Yapım : 2009 , ABD Yönetmen: Peter Hyams Oyuncular : Michael Douglas, Jesse Metcalfe, Amber Tamblyn, Jel Moore, David Jensen Gizemini sonuna kadar koruyan sürükleyici filmde valiliğe aday başsavcının kanıtlarla oynayarak suçluları mahkum ettiğini düşünen bir gazeteci bunu kanıtlamak uğruna 2. derecede delillerle kendisini suçlu duruma düşürüyor ve sonrasında her şey planladığı gibi ilerlemiyor.

Şeytan (Devil) Gösterim tarihi : 17 Eylül 2010 Yapım : 2010, ABD Yönetmen: Drew Dowdle, John Erick Dowdle Oyuncular : Chris Messina, Bojona Novakovic, Caroline Dhavernas, Matt Craven, Kim Roberts Bir grup insan bir gökdelenin asansöründe mahsur kalır, buraya kadar tek sorun bu gibi görünse de aralarında bir kişinin şeytan olduğunu henüz bilmiyorlardır…

Le Concert Gösterim tarihi : 17 Eylül 2010 Yapım : 2009, Belçika, Fransa, İtalya, Romanya, Rusya Yönetmen: Radu Mihaileanu Oyuncular : Melanie Laurent, Francois Berleand, Jacqueline Bisset, Maria Dinulescu, Lionel Abelanski Eski orkestra şefi Andrei Filipov, orkestrasının üyelerini yeniden bir araya toplama fırsatını hemen değerlendirir. Tek bir konser için Moskova'dan Paris'e gidecek ve kendilerini Bolşoy Filarmoni olarak tanıtacaklardır. Ancak Andrei'in Paris'te bir işi daha vardır; solo kemancıları olacak genç bir kadınla görüşmesi gerekmektedir. Karanlık sırları nedir? Peki ya gerçek Bolşoy onları yakalarsa ne olur? 29. İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen film, müzik dolu ve drama tarzını güldürerek anlatıyor. 86


Büyük Oyun Gösterim tarihi : 17 Eylül 2010 Yapım : 2009, 2010, Türkiye Yönetmen: Atıl İnaç Oyuncular : Rana Cabbar, Haktan Pak, Selim Bayraktar, Serkan Genç, Selen Üçer ABD’nin Irak’ı işgâl sürecinde direnişçileri yakalamak için operasyon yapan askerlerin bastığı köyde bütün ailesini kaybeden Cennet hayatta bir başına kalmıştır. Yaşamı boyunca köyünün dışına adım atmamış bu genç kız çaresizliğin dayattığıi cesaretle Kerkük'te berber olarak çalışan ağabeyi Azim'i bulmak için yola çıkar. Ama Kerkük'e vardığında ağabeyinin de bir patlamada yaralandığını ve Türkiye'deki bir hastaneye götürüldüğü öğrenir.

Wall Street 2 : Money Never Sleeps Gösterim tarihi : 24 Eylül 2010 Yapım : 2010, ABD Yönetmen: Oliver Stone Oyuncular : Michael Douglas, Shia LaBeouf, Charli Sheen, Susan Sarandon, Carey Mulligan Dünya küresel bir ekonomik krizle çalkalanmaktadır. Genç bir Wall Street yatırımcısı kötü bir durumda kalmış eski bir Wall Street uzmanıyla iki aşamalı bir görev için anlaşır. Görevi gelmekte gözüken finansal çöküş öncesi finansal çevreleri bundan haberdar etmek ve bu genç yatırımcının akıl hocasının ölümünden kimin sorumlu olduğunu bulmaktır.

Dinner for Schmucks Gösterim tarihi : 24 Eylül 2010 Yapım : 2010, ABD Yönetmen: Jay Roach Oyuncular : Steve Carrel, Zach Galifianakis, Paul Rudd, Bruce Greenwood, Stephanie Szostak Fransız güldürü sinemasının en iyi örneklerinden biri olan Le diner de cons'un Hollywood versiyonu. Geleceği parlak bir yönetici gibi duran Tim, her hafta arkadaşları ile birlikte düzenledikleri "salaklar sofrası"nda bu kez kazanmayı garantilediğini düşünür. En salak konuğu getirenin kazandığı bu yemekli toplantılara, Tim vergi bürosunda çalışan ve herkesi yıldırmış olan Barry'yi çağırır. Kendi zekası ile övünen Tim için bu yemek, uslanacağı bir ders olacaktır. 87


AYIN BLOGU

Café Fernando www.cafefernando.com Böyle amaçsız bir istekti ilk etapta. MÜGE KARAHAN www.yemekbahane.blogspot.com

Ondan sonra düşününce oraya buraya yazdığım tarifler, yemek dergileri ve kitaplarında işaretlediğim yanında tonlarca notlar olan tarifler bir düzene gi-

Merhaba Cenk; Biraz seni tanıyabilir miyiz ? Adım Cenk. Yemekler yapıp fotoğraflarını çekiyorum. Café Fernando ile çok bilinen ve okunan bir blog yazarısın. Bir blog sahibi olma fikri ilk nasıl ortaya çıktı? Ne kadar süredir blogunuzda aktif olarak yazıyorsun? Blog yazmaya 31 Mart 2006'da başladım. 4 seneden fazla oldu. İlk başlarda çok bir amacım yoktu. Günlerden birgün bir blog gördüm ve hayatım değişti. Böyle klişe cümleleri hiç sevmem ama gerçek. En yakın arkadaşımın bir yemek blogu var, ara sıra onu okurdum, sonra onun blogundaki bir linkten İngiltere'de yaşayan yemek blogu yazarı ve fotoğrafçı Keiko'nun bloguna girdim (nordljus.co.uk) ve o anda ben de bunu yapmalıyım dediğimi hatırlıyorum. 88

rer hem de yurtdışındaki arkadaşlarımla sitem aracılığıyla iletişimde kalırım (o zamanlar facebook da yok) diye başladım.


Neden bloğunun adı Cafe

aralarına serpiştirdiğim anılarımı ve

Fernando? Bloğunu bize nasıl ta-

seyahat notlarımı paylaştığım

nımlarsın?

blogumdur.

Blogum adını büyük hayranı olduğum The Golden Girls (Altın Kızlar) dizisin-

Çoğu zaman zorlayıcı ve çok aşa-

den alıyor. Fernando, bu dizideki en

malı tarifler deniyorsun. Özellikle

sevdiğim karakter olan Rose Nylund'ın tercih ettiğin bir mutfak ya da kaçocukluğundan beri yanından ayırma-

tegori var mı? Örneğin tatlılar gi-

dığı tek gözlü oyuncak ayısının adı.

bi? Fırından çıkan her şey, çikolata ve

Cafe Fernando, hepsi defalarca denen- dondurma özel ilgi alanıma giriyor. miş, bu denemeler süresince geliştirilmiş, ardından da mutfak bilgisi çok kı- Bir tarifi uygulamaya geçirmeden sıtlı olan bir okuyucunun bile rahatlıkla önce onu seçmeni sağlayan kriteruygulayıp güzel sonuçlar alabileceği

ler nelerdir?

şekilde en ince detayına kadar hem

Öncelikle mevsimsellik. Yaz ayların-

yazılı hem de görsel olarak anlatılmış

daysak domatesi, kış aylarındaysak

ve profesyonel kalitede fotoğraflar eş- portakalı keşfetmeye çalışıyorum. liğinde sunulan tariflerimi, bu tariflerin 89


Bloğunun arşivine baktığında en

mam. Yemek yapmak, fotoğraf çek-

çok hangi alanda gelişme kat etti-

mek ve yazı yazmak bana büyük ke-

ğini gözlemliyorsun? Ya da bloğun yif veriyor. Dolayısıyla her şeyi içimolduğu için kendine hedef koydu-

den gelerek ve severek yapıyorum.

ğun gelişim alanları oldu mu, bunlar için nasıl aksiyon aldın?

Yemek pişirmeyi deneme yanılma yöntemiyle öğrenmiş biri olarak, okur-

Eski yazılara baktığımda en çok fotoğ- ların tarifleri denerken aldıkları malzeraf ve tarif yazımı konularında gelişme melere harcadıkları paraya ve daha kaydettiğimi görebiliyorum. Böyle

önemlisi vakitlerine büyük saygım var.

planlı programlı gelişmedi aslında. Herhangi bir hedef koymadım kendi-

Verdiğim detaylar ve defalarca dene-

me. Her iki konu da ilgimi çektiği için

nip geliştirilmiş tarifler sayesinde de-

okuyup öğrenmek içimden geldi.

neyenlerin büyük çoğunluğu uyguladıkları tariflerde başarılı oluyor. Bu da

Yazıların çok güzel ve yüksek sa-

yorumlara yansıyor. Bir de siteye ek-

yıda yorum alıyor. Bunu neye bağ- lediğim içerik konusunda çok seçicilıyorsun? Okuyucularınla nasıl bir

yim. Dışarıdan bakıldığında göründü-

iletişim tarzın var?

ğünden çok daha fazla mesai harcıyorum. Siz ayda birkaç yazı görüyorsu-

Bunun başlıca sebebi blogumu ve

nuz ama içime sinmediği için yayınla-

okurlarımı çok fazla önemsiyor ol-

madığım bir o kadar daha yazı ve fo-

90


toğraf oluyor.

Önce ne hakkında yazacağıma karar

Gelen yorum ve sorulara teker teker

veriyorum. O kararı verdikten sonra

cevap yazmayı blog yazarlığının bir

tarifini deneyip geliştirmeye başlıyo-

parçası olarak görüyorum. Okurların

rum. İçime sindiğinde tarifi

tarifleri uygularken yaşayabilecekleri

yazıyorum, tarife baktıktan sonra çe-

sıkıntıları tahmin edip yazılara yeri

keceğim karelere karar veriyorum ve

geldiğinde püf noktaları sıkıştırıyorum, ardından fotoğraflarını çekiyorum. Maama buna rağmen takıldıkları konular

sa başına oturduğumda da hikayesini

olunca da elimden geldiğince hızlı bir

hazırlayıp yazıyı yayınlıyorum. Dikkat

şekilde cevaplamaya çalışıyorum.

ettiğim iki şey var.

Her gün bir o kadar da e-posta alıyorum ve hepsini tek tek ve olabildiğince Birincisi kendime hep sorduğum bir detaylı cevaplıyorum. Yardım etmek

soru: Bu yazı, fotoğraflarıyla beraber

hoşuma gidiyor. Sanırım okurlar bu

istediğim hikayeyi en iyi şekilde anlatı-

yakın ilgiden hoşnut kalıyorlar. Kesin-

yor mu? Çoğu zaman cevap hayır ol-

likle okurlarımla aramda çok sıkı bir

duğu için ek fotoğraflar çekmem ve

iletişim var diyebilirim.

yazıya eklemeler çıkarmalar yapmam

Bir yazıyı hazırlaman ve yayınla-

gerekiyor.

man nasıl bir süreçte gerçekleşi-

İkincisi de, yemek tarifini olabildiğince

yor? Özellikle dikkat ettiğin şeyler net anlatabilmiş miyim? var mı post yayınlarken?

91


Mutfak bilgisi sınırlı olan biri bile yaz-

nellikle yemek, fotoğraf ve tasarımla

dıklarımı anlayabilecek mi? Tarifi de-

ilgili blogları takip ediyorum.

neyeceklere fotoğrafta gördüklerini bi- Takip etmekten en keyif aldığın rebir yapabilmeleri için yeterli ipuçları- blogları bizimle paylaşır mısın? nı vermiş miyim? Bu soruların hepsine yanıtım evet ise yazı yayın için hazır-

Takip etmekten keyif aldığım blogların

dır.

çoğu blogumda sağ alt tarafta linkler

Genel olarak blog yazarlığı

başlığında yer alıyor. Ama aklıma gel-

konusuna gelecek olursak, bir

dikçe arşivlerine tekrar tekrar gömül-

bloğun içeriğinin tek bir konu üz-

düğüm favorilerim var elbette. Bunlar-

erine yoğunlaşması gerektiğine mi dan bazıları Orangette, David inanırsın? Senin takip ettiğin blo-

Lebovitz, Nordljus, Homesick Texan ve

glarda nasıl bir içerik hakim

The Traveler’s Lunchbox.

oluyor? Ajanda bir aktüalite dergisi... O Hayır. Blog içeriği konusunda kesin

yüzden seni biraz da bu yönden

kurallar olmaması gerektiğine inanıyo- tanımak isteriz. Tek bir öneri imrum. İnsanlar nelerden zevk alıyorlar- kanın olsaydı Ajanda okurlarına sa onlardan bahsetsinler bloglarında.

hangi filmi önerirdin ? Neden ?

Başkalarının nelerden hoşlanabileceği- Food, Inc. Genelde insanlara neleri yeni hesaplamaya çalışarak hazırlanan

meleri ya da yememeleri gerektiğini

blogları samimi bulmuyorum. Ben ge-

dikte eden film, kitap vs. ne olursa ol-

92


sun bana itici gelir, dolayısıyla hoşlan- istanbul’da yaşadığımın tekrar farkına madığım bir şeyi okuyanlara yapıyor-

varıyorum. Bir restorana gitmeyeli ay-

muş gibi hissediyorum, ama bu filmin, lar oldu sanırım. En son Zuma’da çok seyreden herkesi mutfak alışverişi ya- güzel bir yemek yediğimi hatırlıyorum. parken daha bilinçli hale getireceğini düşünüyorum.

En son kendine ne zaman, ne hediye aldın?

Mutlaka görülmesi gerekir dediğin bir yer varsa, öğrenebilir miyiz?

Geçen ay, çok eski analog bir fotoğraf makinesi aldım.

Big Sur, California. Eylül ayı için planladığın bir gezi, Sana İstanbul’da yaşadığını his-

konser vb şey var mı ?

settiren en belirgin şey nedir? En son İstanbul’da gittiğin ve beğen-

Uzun süredir iple çektiğim bir San

diğin bir mekan ismi verebilir mi-

Francisco gezisi var. Bir aksilik olmaz-

sin?

sa Eylül ayının bir kısmında orada olacağım.

Maalesef aklıma hep trafik, bürokrasi gibi negatif şeyler geliyor. Dışarıya adımımı attığımda 1 saatte yapabileceğim işler beş saatimi alınca

93


NOSTALJİ FİLM KÖŞESİ

The Third Man (1949)

SİNEM ERGUN www.sanatnotlari.blogspot.com

1949 yılı yapımı harika bir kara film örneği. Yönetmen Carol Reed ve başrollerde Joseph Cotten, Alida Valli, Trevor Howard, Orson Welles yer almakta.

Amerikalı ucuz roman yazarı ve beş parasız olan Holly Martins çocukluk arkadaşı Harry Lime (Orson Welles) tarafından iş görüşmesi yapmak üzere Viyana'ya çağırılır. Geldiği gün arkadaşının bir araba kazasında öldüğünü öğrenir ve olay anında bulunan kişilerin çelişkili açıklamaları üzerine kazayı araştırmaya başlar. Mezarlıkta İngiliz polisi Binbaşı Colloway'le tanışan Martins arkadaşının bir hırsız ve katil olduğunu öğrenir. Yine mezarlıkta gördüğü arkadaşının sevgilisi aktrist Anna Schmidt'in izini bulup, gerçeğin peşine düşer.

İkinci dünya savaşı sonrası Viyana kuşatma altındadır ve İngiltere, Fransa, Rusya, ABD tarafından kontrol edilmek- Savaş sonrası Viyanasında mimari tedir. harikası binaların yanında yıkıntılarla 94


Filmin seyredilmeye değer olduğunu düşündüğüm için daha fazla bilgi vermek istemediğimden konuyu üstü kapalı olarak anlatmaya çalıştım. Genelde gece çekimleri ağırlıkta olan, karanlık boş sokakları, duvarlara yansıyan Filmin sonlarına doğru seyirci ve asıl kahraman tüm sebep sonuç ilişkisini dev insan gölgeleri, yakın plan çekim karakterleri ve yarım asır sonrasında bize beraberce öğrenir ve kahraman da bir seçimin eşiğine gelir. parmak ısırtacak kanalizasyon tünellerinin içinde kaçma kovalamaca sahneleri ile Kara film Bu seçim noktası kahramanın da kırılma (Film Noir) türünün tüm özelliklerini noktası olur. barındırıyor The Third Man. Filmi özel kılan ve senaryosundaki Şüpheli karakterlerin abartılı mimik ve gerilimli sahneleri farklı bir yaklaşımla davranışları, çelişkili konuşmaları, baştan sunan en önemli etken ise müzikler. itibaren seyirciye sonuca giden yolu işaret Film müzikleri "zither" adlı bir ederken, asıl kahramanımız gerçeklerin enstrümanla Anton Karas tarafından peşinde daha temkinli ve iyi niyetli yaklaşımıyla olayı araştırmaktadır. bestelenip çalınmıştır. dolu parke taşlı sokaklar filmin genelinde atmosferi oluşturmakta.

İşlenen suçları ve sonuçlarını öğrendiğimizde bir savunma ve hayat görüşü olarak karşımıza filmin o önemli repliği çıkar. « ...İtalya'da 30 yıl boyunca Borjiyalar hüküm sürdü, bu süre içinde hep kan döküldü, cinayetler işlendi yani hep savaş, kıyım ve terör vardı. Ama Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Rönesans'ı da onlar yarattı. Oysa İsviçre'de 500 yıl boyunca barış, kardeşlik ve demokrasi vardı, ama buna karşılık ne yaratabildiler? Sadece guguklu saati! » 95

Zither, kanundan biraz daha büyük, mızrapla çalınan ve çok sesliliğe sahip bir enstrümandır.


GÜN GÜN AJANDA 01/09 Çarşamba - Willie Gonzalez Y Su Banda Latin - Monk by Babylon İzmir 02/09 Perşembe - Boş Oda - Kulis Oda Sahnesi Caddebostan İstanbul 03/09 Cuma - Fresh by Mabbas - Babylon AyaYorgi İzmir 04/09 Cumartesi - Cover Party: Kolpa-Pijama - Balans Jolly Joker İstanbul 05/09 Pazar - Projecto Cubano ve Montuno Dans Stüdyosu Murphy's Dance Bar İstanbul 06/09 Pazartesi – U2 - Atatürk Olimpiyat Stadı İstanbul 07/09 Salı - Türkiye – Belçika - Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu İstanbul 08/09 Çarşamba - Karım Şov Yapıyor - Kulis Oda Sahnesi Caddebostan İstanbul 09/09 Perşembe - ROCK TATİLİ Olympos Mini Fest. Antalya 10/09 Cuma - Emre Aydın - Ooze Venue İzmir 11/09 Cumartesi - Oldies But Goldies - Babylon AyaYorgi İzmir 12/09 Pazar - 2010 FIBA Dünya Şampiyonası Final Karşılaşması 13/09 Pazartesi - Çırağan Sanat Galerisi’nde Pina Bausch Fotografları Sergisi - Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi İstanbul 14/09 Salı - Karım Şov Yapıyor - Kulis Oda Sahnesi Caddebostan İstanbul 15/09 Çarşamba - Bay J – Geveze - Jolly Joker Balans İstanbul 96


GÜN GÜN AJANDA 16/09 Perşembe - Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz - Kulis Oda Sahnesi Caddebostan İstanbul 17/09 Cuma – Teoman - Jolly Joker Balans İstanbul 18/09 Cumartesi - Cover Party: Kolpa-Pijama - Balans Jolly Joker İstanbul 19/09 Pazar - Al Gözüm Seyreyle / Güneş Karabuda’nın Yaşar Kemal Fotoğrafları - Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu – İstanbul 20/09 Pazartesi – Tindersticks – Babylon İstanbul 21/09 Salı – Tindersticks – Babylon İstanbul 22/09 Çarşamba - Leyla'nın Evi - Bostanlı Karşıyaka Açık Hava Tiyatrosu İzmir 23/09 Perşembe - Cihangir Insomnia - garajistanbul 24/09 Cuma - Bülent Ortaçgil - Zuhal Olcay - Turkcell Kuruçeşme Arena İstanbul 25/09 Cumartesi – MFÖ - Jolly Joker Balans İstanbul 26/09 Pazar - Alp Ersönmez Quartet - Barbarlar featuring Craig Haris – Babylon İstanbul 27/09 Pazartesi - Graham Haynes / Hardedge - Babylon İstanbul 28/09 Salı – Archive - Küçükçiftlik Park İstanbul 29/09 Çarşamba - Miroslav Vitous Remembering Weather Report featuring Franco Ambrosetti - CRR Konser Salonu İstanbul 30/09 Perşembe - Ozzy Osbourne - Turkcell Kuruçeşme Arena İstanbul 97


SİZDEN GELENLER Bu Sayfalar Sizin, Düşüncelerinizi, kısa hikayelerinizi, şiirlerinizi, karikatürlerinizi bize gönderin yayınlayalım. Hep beraber okuyalım. ajandadergisi@gmail.com

Gönderen: Zuhal Erkan www.sadececizgi.blogspot.com

98


Kaynakça •

www.greenwichblog.com

www.gurmerehberi.com

www.sarapuzmani.com

www.hobimlemutluyum.com

www.kayrawinecenter.com

http://utkumersinli.com/Resim/Ba%C4%9Fbozumu.jpg

www.sinemalar.com

http://tr.wikipedia.org/wiki/Badminton

http://www.muglabadminton.com/

http://eu.art.com

http://www.patenturk.net/

Prof. Dr. Haluk Yavuzer - Çocuk Psikolojisi

Prof. Dr. Haluk Yavuzer – Çocuğunuzun İlk 6 Yılı

Prof. Dr. Haluk Yavuzer – Anne- Baba ve Çocuk

Yard. Doç. Dr. Necla Tuzcuoğlu – Yard. Doç. Dr. Semai Tuzcuoğlu –Çocuğun

Cinsel Eğitimi

99

AJANDA EYLUL  

ONLINE DERGI

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you