Page 1

İşbirlikçi İktidarlar Halkın Hiçbir Sorununu Çözemez!

Çözüm Zulme Karşı Savaşta Kurtuluş Devrimde

Haftalık Dergi / Sayı: 304 19 Şubat 2012 Fiyatı: 1 TL (kdv dahil)

info@yuruyus.com

DİSK Genel Kurulu yapıldı: Erol EKİCİ Genel Başkan oldu

AKP’nin, işçi sınıfına saldırısına karşı görev;

Devrimci Sendikacılık Anlayışıyla Örgütlenmektir!

info@yuruyus.com

İkisi de islamcı, ikisi de Amerikancı, Amerikan uşaklığında ve halk düşmanlığında birbirleriyle yarışıyorlar. Din ile halkı uyutup halkı sömürüyorlar!

www.yuruyus.com

AKP-Fethullah Çatışması, Sömürüden Daha Fazla Pay Almak İçin İktidar Kavgasıdır! Halka Karşı Savaşta Yine Birlikteler

www.yuruyus.com

DİSK’i düzen partilerinin arka bahçesi olmaktan çıkaracağız!


Ö ğretmenimiz Umudun iki yiğit evladı varmış. Biri öfke, diğeri cüret. Ve bu iki yiğidin gözlerindeymiş devrim... Öfkeli ve örgütlü halk, cüretli ve silahlı öncüsü. ........ Öfkeyi çift taraflı bıçak gibi bilemeliyiz. Cüreti emekle, irademizle büyütmeliyiz! Tel: (0-212) 251 94 35 Haftalık Süreli Yerel Yayın Siyasi Dergi Fiyatı: 1 TL

Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mustafa DOĞRU Adres: Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No: 20 / 2 Beyoğlu/İSTANBUL

Ofset Hazırlık: Ozan Yayıncılık Adres: Gülbahar Mah. Cemal Sahir Sok. Kral Apt. 7/1 B Blok No: 17 Daire: 6 Mecidiyeköy / İSTANBUL Tel: (0-212) 216 41 78 Faks: (0-212) 216 41 79 Yurtdışı Büro: Vakıf EFSANE

www.yuruyus.com Pieter de Hoochstr. 30 3021 CS Rotterdam/Nederland ISSN: 1305-7944 Baskı: Ezgi Matbaacılık-Sanayi Cad. Altay Sok. No: 10 Çobançeşme / Yenibosna / İST. Tel: (0-212) 452 23 02

info@yuruyus.com Dağıtım: Turkuvaz Dağıtım Pazarlama San. ve Tic. A.Ş. Tel: (0-216) 585 90 00

Avrupa: 4 Euro Almanya: 4 Euro Fransa: 4 Euro İsviçre: 6 Frank Hollanda: 4

Euro İngiltere: £ 3 Belçika: 4 Euro Avusturya: 4 Euro

Gerisi hayat...


İçindekiler 4 DİSK'in sendikal mü cadelede gü çlü bir mevzi olması ̇işçilere gitmekten, ̇işçileri örgü tlemekten geçiyor!

27 Evsiz barksız sokaklara atılan 28

Devrimci DİSK’i Yaratacağız

7 DİSK'in 14. Genel Kurulu yapıldı... 9 DİSK, gerçek kimliğini kazanmalıdır! 11 DİSK genel kurulunda DİH’li DİSK delegelerinin sunduğu kabul edilen önergeler 14 Halka karşı savaşta yine birlikteler! 17 Oligarşi içi iktidar kavgası sürüyor! MİT-polis-yargı arasındaki çatışma 19 Emek haberleri...

29

sonbaharı olmaz...

31 Hayatın Öğrettikleri:

32

33

20 Yıkım değil yerinde ıslah ̇istiyoruz 21 Devrimci Okul: Biz kimiz? Ne istiyoruz? (3) 25 Halk Düşmanı AKP: O aşağıladığınız “tinerci gençler” bir gün gelip hesap soracak 26 Cepheli: Cepheli boşlukları doldurandır

binlerce yoksulun sorumlusu AKP iktidarıdır! Özgür Tutsak: Halkımıza, tecritte direnen evlatlarından başeğmez bir selam gönderdik Bir gerçek: bilimin

Yaşamak tecrite karşı savaşmaktır. Tecrite karşı savaşmanın tek yolu örgü tlü olmaktır! Sınıf Kini: Adaletsizlik; bir anneye polisin belinden silahını da aldırır, tetiğine de bastırır... Ferhat’ı vuran polisler mahkemede bilirkişi oldular

Ülkemizde Gençlik

34 Gençliğin Gündeminden: AKP, devrimci gençliği alçakça iftiralarla karalayamaz!

35 Gençlik Federasyonu’ndan: Kampanyalarımız bizim iktidar hedefimizdir!

36 Liseliyiz Biz: Gü ndemi takip etmeli ve sü rece mü dahale edebilmeliyiz...

37 Gençlikten haberler... 39 Parasız eğitim, sınavsız gelecek, hakkımız! İstiyoruz alacağız! (4)

41 Gelecek bi̇zi̇z, tari̇h olan si̇z olacaksınız

43 Dünden Bugüne Halk Gerçeğimiz: Ülkemizde "Halk oyunları"

44 Devrimci İşçi Hareketi: Fatih: Tekelleri büyütme projesi

47 Röportaj: Canan ve Zehralar bitmez Anadolu’da

48 Avrupa’da Yürüyüş... 50 Avrupa’daki Biz... 53 Berkan... 54 Yitirdiklerimiz... 55 Öğretmenimiz

GENÇLİK FEDERASYONU’nun yapacağı

FÜZE KALKANI DEĞİL, DEMOKRATİK LİSE İSTİYORUZ! şenliğine tüm halkımız DAVETLİDİR! Tarih: 26 ŞUBAT PAZAR Saat: 13.00-17.00 Yer: OKMEYDANI ALTINSARAY DÜĞÜN SALONU

Grup Yorum Konserleri Sürüyor Yalova: 24 Şubat Cuma Saat 20.00

Bursa: 25 Şubat Cumartesi Saat 20.00

İzmit: 26 Şubat Pazar Saat 15.00


DİSK'in Sendikal Mücadelede Güçlü Bir Mevzi Olması

İşçilere Gitmekten, İşçileri Örgütlemekten Geçiyor!.. D

İSK 14. Genel Kurul’u 10-11-12 Şubat tarihlerinde yapıldı. 3 gün süren genel kurulda sendikal hareketin durumuna ilişkin çeşitli değerlendirmeler yapıldı. Herbiri kendi içinde ayrıca tartışmayı gerektiren noktalar olmakla birlikte DİSK 14. Genel Kurulu’nda altı çizilen noktalar şunlardı;

Ö

"A

B

rtık sokağa çıkmalıyız." Örgütlenmenin, saldırıları durdurmanın adresi işyerleridir, fabrikalardır, atölyelerdir...

Ö İ "A D D K

rgütlenmemizi büyütmek zorundayız.

şçi sınıfına yönelik kapsamlı bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyayız.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

KP, bize direnmekten başka bir yol bırakmıyor."

İSK, toplumun beklentilerine cevap vermelidir.

İSK onurlu bir geçmişe sahiptir. Bu onurlu geçmişine sahip çıkmalıdır.

onuşmalarda dile getirilen ortak söylem, AKP iktidarının sendikal ve siyasi baskıları yoğunlaştırdığı böylesi bir süreçte DİSK'e önemli görevler düştüğüydü.

D

iğer yandan AKP'nin Toplu İş Kanunu yasa tasarısında tartışmaya açtığı % 3 baraj ve bunun uygulanması durumunda başta DİSK olmak üzere yetkili pek çok sendikanın yetkilerini kaybedeceğinin ortaya çıkması sendikal hareketin durumunu bir kez daha gözler önüne serdi.

S

endikalar; dışta patronlar ve devlet tarafından, içte de uzlaşıcı, icazetçi, sarı işbirlikçi sendikal anlayışlar tarafından adım adım tasfiye edildiler ve eritildiler. '80'lerde 3.5 milyona varan üye sayısı gelinen noktada 600-700 binlere kadar düştü. Bu üyeler de çok büyük oranda işbirlikçi, devletçi sendikaların denetimindedir.

4

rgütlenmek kaçınılmazdır. Sendikaların varlık şartı örgütlenmektir. Sendikalar bunun için doğmuştur. İşçi sınıfı nicel avantajını ancak örgütlendiğinde bir güç haline dönüştürebilir. İşçi sınıfı kendi iktidarını kurmak için örgütlenmelidir. u nedenle işçi sınıfının sendikalarda örgütlenmesi hemen her dönem temel sorunların başında gelmiştir. İşçi sınıfı ne kadar örgütlenmeye çalışıyorsa, bu noktada yeni örgütlenmeler yaratıyorsa, örgütlenmelerini daha da yetkinleştirmeye ve yaygınlaştırmaya çalışıyorsa sınıf düşmanları da o oranda işçi sınıfının örgütlenmesini ve onun bir parçası olan sendikal örgütlenmeyi geriletmek, daraltmak, etkisizleştirmek için elinden geleni yapmıştır. 2 Eylül’le birlikte gündeme getirilen mevcut sendikalar yasası işçilerin örgütlenmesini engellemek üzerine çıkartılmıştır. Ve bu anlayış bugün de AKP eliyle devam ettiriliyor. oplu İş Kanunu yasa tasarısında gündeme getirilen % 3 barajı yapılan başka düzenlemelerle gerçekte varolan % 10 barajını % 24’lere çıkarmaktadır. Böylelikle varolan sendikalar bitirilmek istenirken sendikalaşmak daha da zorlaştırılıyor.

H

ızla yaygınlaşan taşeron sistemi de örgütlenme önündeki en büyük engellerden biridir. İşverenin “barajı geçemedi” demesi yetmektedir. Taşeron şirket bir sonraki ihaleye girmediğinde, aynı patronun başka bir şirketi ihaleyi aldığında örgütlenme çalışmaları deyim yerindeyse sıfırdan başlamak durumunda kalmaktadır.

D

evletin ve patronların; işçilerin örgütlenmesini istememesi, bunun için her türlü yasal tedbiri almaları, sadece bununla da sınırlı kalmayarak yasadışı baskı yöntemlerini kullanmaları onların doğası gereğidir.

Ö

rgütlenme bilincini geriletmek, örgüt ve örgütlenme korkusu yaratmak işçi sınıfına yönelen saldırılarının esaslarından biridir.

1

P

T

T

Burjuvazi "buyurun örgütlenin" demiyor, demeyecektir. Örgütlenme alanımızı kendi mücadelemizle, emeğimizle yaratacağız. Sorun bunun gerektirdiği inanç ve kararlılığa sahip olmaktır. 1 Mayıs Taksim mücadelesi bu noktada önemli, öğretici bir örnektir.

atronların, devletin örgütlenmeye dönük saldırıları yeni değildir ve asla bitmeyecektir. Bu nedenle belirleyici olan sınıf düşmanlarımızın politikaları, saldırıları değil; işçi sınıfının ve onun bilinçli öncülerinin politika ve çabalarıdır. am da bu noktada sorgulanması gereken karşımıza çıkarılan engelleri aşma noktasında ne yaptığımız ya da yapamadığımızdır.

Ö

nümüzdeki temel sorun örgütlenmektir. Bu ihtiyaç genel kurulda hemen herkesçe dile getirildi. Hemen herkes işçi sınıfına yönelen saldırılardan bahsetti. Yaşananlar, sendikal hareketin bugün içinde bulunduğu durum işçilere gitmeden, işçileri örgütlemeden sendikaların ayakta kalma şansının olmadığını gösteriyor.

Ö G

ncelikle Sendikaların Misyonu Yerli Yerine Oturtulmalıdır

enel Kurul'daki değerlendirmelerde hemen her şeyi adeta DİSK'ten bekleyen bir anlamda sen-


dikal mücadeleye büyük misyonlar biçen yanlış, çarpık bir bakış açısı ortaya çıktı. rneğin deniyor ki "AKP’nin baskı ve saldırıları karşısında demokrasi mücadelesi DİSK’in görevidir." Abartılı ve yanlış bir değerlendirmedir bu. DİSK demokrasi mücadelesinin sendikal mevzideki parçasıdır, tümü değildir. ir başka abartılı, çarpık, yanlış değerlendirme de DİSK'in geçmişten bugüne kadar ki tarihinin ele alınması noktasında görülmektedir. Bu değerlendirmelere göre DİSK'in geçmiş tarihi adeta pürü paktır, hiçbir eksik taşımamaktadır. DİSK'in geçmiş tarihinden söz edilirken 15-16 Haziran direnişlerinden bahsedilerek başlanmaktadır. Oysa Büyük 15-16 Haziran direnişinin uzlaşmacı, reformist, icazetçi DİSK yönetimine rağmen yaratıldığı ve bu anlayışın çabalarıyla söndürülmeye çalışıldığı gözardı edilmektedir. erçekler yerli yerine oturtulmadan, geçmiş pratiklerden doğru sonuçlar çıkarılmadan ileriye doğru adım atmak olanaklı değildir. er şeyi DİSK'ten bekleyen anlayış işçi sınıfı mücadelesini sendikal mücadeleden ibaret gören, Emek hareketi deyince sadece sendikaları ve yasal partileri anlayan çarpık bir anlayıştır. u anlayış işçi sınıfı mücadelesinin sorumluluğunu sendikaların sırtına yükleyerek deyim yerindeyse kendisini bu sorumluluktan sıyırmaktadır. Oysa kendisini komünist, sosyalist, öncü, emeğin partisi görenler öncelikle kendilerini sorgulamalıdırlar. Yani eğer sendikal hareketin durumu sorgulanacaksa, değerlendirilecekse öncelikle solun içinde bulunduğu durum sorgulanmalıdır. İdeolojisiyle, pratiğiyle sorgulanacak olan budur... ınıf ideolojisine, Marksist-Leninist ideolojiye dayanmayan bir sendikal hareketin geleceği yoktur. Bu ideolojiye dayanmayan bir sendikal hareket gerçek bir sınıf

Ö

B

G

H B

S

tidarı işçi sınıfının örgütlenmemesi için elinden geleni yapmaktadır. Bunun için her türlü yasal, yasal olmayan engeli karşımıza çıkarmaktadır. arşımızda, Amerikan uşaklığı belgeli, halk düşmanlığı ayyuka çıkmış bir iktidar var. Bu iktidar pervasızca "DİSK'in canına ot tıkayacağız", "DİSK'in işini bitireceğiz" diyor. u iktidar sırtını Amerika'ya, Avrupa emperyalizmine dayamış bir iktidardır. Böyle bir iktidara karşı örgütleneceğiz. Faşizmle yönetilen, yeni-sömürge bir ülkede örgütleneceğiz. e için örgütleneceğiz?

K

mevzisine sahip olamaz, sınıflar mücadelesindeki görevlerini yerine getiremez. İSK geçmiş tarihiyle, bugünü ve geleceğiyle tartışılıp değerlendirilirken ideolojik ayrımlar belirsizleştirilerek, sınıfsal bakış yitirilerek, uzlaşılarak değerlendirilemez. u anlamda DİSK'in sahip olması gereken çizgi açıktır: İSK, işçi sınıfını temsil ettiğini, mücadelesinin işçi sınıfının nihai kurtuluşunu hedeflediğini unutmamalıdır. İSK, emperyalizme karşı olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. İSK, oligarşinin Kürt halkına yönelik inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı açık tavır almalı ve Kürt halkının demokratik haklarının kabul edilmesini ve Kürt halkı üzerindeki baskılara son verilmesini istemelidir. İSK, sorunlarının tüm halkın sorunlarından bağımsız olmadığından hareketle mücadelesini tüm halk güçlerinin mücadelesiyle bütünleştirmelidir. İSK, düzen partileriyle arasına kalın bir çizgi çekmelidir. İSK, sınıf düşmanlarına karşı uzlaşmaz, militan ve sonuç alıcı bir mücadele anlayışını esas almalıdır. İSK'in başarıları ve başarısızlıkları bu çizgiye yakınlığı ve uzaklığıyla ilgilidir. evrimci ideolojiyle donanmalı işçilere gitmeliyiz! Ne için örgütleneceğiz? Hangi koşullarda örgütleneceğiz? Bu sorulara ülkemiz gerçeklerine, sınıflar mücadelesine uyan cevaplar vermeliyiz. Tekelci burjuvazi ve onun emrindeki AKP ik-

D B D D D D D D D D

B

N K

azanılmış haklarımızı korumak, burjuvazinin saldırılarını püskürtmek için; yeni haklar kazanmak için; sendikaları demokrasi mücadelesinin mevzileri haline getirmek için; halkın devrimci iktidarı mücadelesini büyütmek için örgütleneceğiz. halde örgütlenmede, mücadele biçimlerinde kendimizi yasalarla sınırlamayacağız. Fiili meşru mücadele anlayışıyla hareket edeceğiz. şçiler birincisi sendikalarına güvenmiyorlar. İkincisi iş güvencesinden yoksun işten atılma korkusu yaşıyorlar. Üçüncüsü örgütlenme bilinci oldukça geridir. Örgütlenme bu üç temel noktaya cevap verecek bir anlayışla ele alınmalıdır. ani doğrudan işçilerin irade ve inisiyatiflerini yansıtan taban örgütlenmelerini esas almalıyız. ararlı, ısrarlı, militan bir anlayışla hareket edilmelidir. İşçiler grevlerde, direnişlerde, eylemlerde örgütlenecektir. Fabrikalarda, işyerlerinde, atölyelerde, mahallelerde, işçi evlerinde örgütlenecektir. ınıf düşmanlarını, örgütlenmeyi engelleyen emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini hedeflemeyen, onunla uzlaşmaz bir mücadeleye sahip olmayan bir anlayış örgütlenmeyi sağlayamaz.

O

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

İ

Y K

S

5


H

alk kesimlerinin sorunlarına gözlerini kapayarak sendikal mücadeleyi ücret sendikacılığına, bugün çokça söylendiği gibi toplu sözleşme sendikacılığına indirgeyerek örgütlenilemez.

S

endikacılığı takım elbise giymek, diyalogcu olmak, kavgadan, çatışmadan uzak olmak olarak gören anlayışla örgütlenilemez. Uzlaşıcı, düzen sendikacılığına göre taş atan bir sendikacılık sendikacılık değildir.

E

mperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin örgütsüzleştirme saldırısına, ülke çapında örgütlenme kampanyasıyla cevap verilmelidir. İl il, semt semt örgütlenme komiteleri kurarak, yeni üye kazanma seferberliği başlatılmalıdır.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

6

Ö

rgütlenmede inanç, mezhep, milliyet farkı gözetmeden işçilerin yer alacağı işleyişi ve programı işçiler tarafından belirlenecek İŞÇİ KOMİTELERİ ve İŞÇİ MECLİSLERİ kurulmalıdır. Tüm organize sanayi bölgelerinde, işçilerin yoğun olduğu tüm yerlerde DİSK temsilcilikleri açılmalıdır.

mayı gerektirir.

Ö

şçi arkadaşlarımızın eğitimi, sınıf gerçeklerini, mücadele deneyimlerini, yeni mücadele yollarını, sınıf düşmanlarını öğrenebilmeleri için varolan eğitim merkezleri daha etkin kullanılmalı, yeni DİSK OKULLARI açılmalıdır.

rgütlenmek; bedelleri göze almaktır. Nasıl ki dişe diş, sonuç alıcı bir mücadele ile haklarımızı kazanabilirsek aynı tarzda da örgütlenebiliriz. Burjuvazi "buyurun örgütlenin" demiyor, demeyecektir. Örgütlenme alanımızı kendi mücadelemizle, emeğimizle yaratacağız. Sorun bunun gerektirdiği inanç ve kararlılığa sahip olmaktır. 1 Mayıs Taksim mücadelesi bu noktada önemli, öğretici bir örnektir. 1 Mayıs Taksim mücadelesi oligarşiyle halk ve devrimciler arasında bir irade çatışmasıydı. İşçi sınıfına böyle güven verilebilir.

Ö

Ö

İ

rgütlenmek; güvenmektir, emektir, iddiadır, inançtır, heyecan ve ruhtur. Bunlara sahip ol-

Düzen Sendikacıları İşçi Düşmanlarıdır, Göz Açtırmayalım İstanbul Maltepe Belediyesi’nde çalışan taşeron işçiler, soğuk kış şartlarına rağmen 51 gündür direnişteler. Sendikalı olmak istedikleri ve çeşitli taleplerde bulundukları için işten atılan Belediye işçileri, “Madem ki aynı koşullarda çalışıp, aynı işi yapıyoruz; o zaman biz de kadrolu işçilerle aynı hakları istiyoruz.” talebine sahip çıktıkları için cezalandırılmak isteniyor. Taşeron işçi çalıştırmanın kölelik olduğunu söyleyen CHP’nin elindeki Maltepe Belediyesi’nin işçileri işten atılmaları karşısında, burada yetkili bulunan Belediye-İş Sendikası, Maltepe Belediyesi’nden yana tavır belirledi. Örgütlenme çalışması başlatıp devam ettirmeyen, işten atılınca işçileri sahiplenmeyen Belediye-İş sendikası ve yetkili olmayan Genel-İş Şube Başkanı Nevzat Karataş, Maltepe Belediye Başkanlığı’nın işçileri suçlayan ve direnişi karalamaya çalışan yazısının altına da imza attılar. Söz konusu yazıda şu ifadelere yer verildi: “Toplamda yaklaşık 1500 kişi aidiyet duygusu içinde hizmeti esas alan sorumlulukla Maltepe halkına hizmeti sunarken; üç-beş kişilik örgütlü grubun farklı amaçlara hizmet uğruna huzur, sükun ve çalışma barışını bozmak için ücreti ve sosyal hakları bahane etmelerinin hiçbir haklılığı yoktur. Tüm uyarı ve emeğe olan saygımıza rağmen görevleriyle ilgili işbaşı yapmayan protestocuların 25.01.2012 itibari ile iş akitlerinin de feshedilmiş olacağı bilgisini basın ve kamuoyuna arz ediyoruz. Belediye çalışanları olarak; eylemin sabırla sonuçlandırılması çabalarına katkı sağlayan örgütlü, yetkili ve yetkisiz sendika yetkilileri ve temsilcileri olarak yönetimin uygulamaya esas almış olduğu karara katıldıklarını beyan etmişlerdir.” Devrimci İşçi Hareketi (DİH), düzen sendikacılığının bu utanmaz örneği karşısında “Bu nasıl halkçılık? Bu nasıl sendikacılık?” diyerek yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, CHP’nin halkçı görüntüsü arkasında işçi düşmanlığının yattığı belirtilerek, bunun düzen sendikacılığının işçi sınıfının ideolojisinden uzaklaşmasından kaynaklandığı ifade edildi.

rgütlenmenin önü direnişlerle, çatışmalarla, emekle açılacaktır. Güven bunlarla kazanılacaktır.

Haklarımızı Alıncaya Kadar Direneceğiz Ankara’da Çankaya Belediyesi'ne bağlı Belde A.Ş.'de çalışan Sosyal-İş Sendikası'na üye işçiler, uzun süredir birikmiş alacaklarının ödenmesi ve toplu sözleşmeden doğan haklarını alabilmek için eylem yaptı. 8 Şubat günü Çankaya Belediyesi'nin bahçesinde toplanan işçiler, kortej oluşturarak Çankaya Belediyesi'nin Maltepe semtinde bulunan hizmet binasına doğru yürüyüşe geçtiler. Yürüyüş boyunca sık sık “Belde İşçisi Direnişin Simgesi”, “Belde İşçisi Kazanacak”, “Zafer Direnen Emekçinin Olacak” sloganları atıldı. Maltepe hizmet binasının bahçesinde türküler söyleyip, halay çeken ve slogan atan Sosyalİş üyesi işçiler adına Ankara Şube Başkanı Murat Bozbeyoğlu bir açıklama yaptı. Açıklamada işçilerin haklarını vermeyen Çankaya Belediyesi uyarılarak, bu eylemin başlangıç olduğu, haklarını alana kadar eylemlerinin devam edeceği söylendi. Eyleme 255 kişi katıldı.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


DİSK'in 14. Genel Kurulu Yapıldı: Erol Ekici Genel Başkan Seçildi

Devrimci DİSK'i Yaratacak, Örgütlenerek Büyüyecek, Eylemlerle Direnecek, Halkın Tüm Taleplerine Sahip Çıkacak Bir DİSK Kuracağız

13 Şubat DİSK’in kuruluş tarihidir. DİSK 45 yıl önce, 13 Şubat 1967 yılında İstanbul’da kuruldu. Geçen kongrede olduğu gibi bu kongreyi de kuruluş yıldönümüne denk getiren DİSK, 14. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirmiş oldu. 10-11-12 Şubat günlerinde İstanbul’da, Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde yapılan genel kurulun ilk günü bir araya gelen 400 DİSK delegesi, saat 10.00’dan itibaren salona gelmeye başladı.

Mahirler’den ve Direnen İşçilerden Öğrenilen Türküler Sahnede Genel Kurul, “Biz türkülerimizi kerpiç bir evde Amerika’ya ve uşaklarına meydan okuyan Mahir’in ayak izlerine basarak yazdık… "Tam Bağımsız Türkiye" sözlerini ipin ucunda bile dilinden düşürmeyen Denizler’den, ser verip sır vermeyen İbrahim’den güç aldık da dizdik notalarımızı… Devrimi de devrimciliği de, halkı sevmeyi, halkı için ölmeyi de ONLAR’dan öğrendi bu vatan… Madende kömür diye yananın, tersanede ömrü solanın, tekstilde ciğeri bitenin, kazma sallayanın, taş kıranın, bantta yorulanın, ayazda ve alazda süpürge sallayanın alınteri karıştı türkülerimize… DİSK’in 14. Genel Kurulunun, işçi sınıfının mücadelesi açısından uzlaşmaz, kararlı, ısrarlı ve zafer dolu mücadele yılları getirmesi dileğiyle "İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız" sözleriyle sahneye çıkan Grup Yorum’la başladı. Daha sonra Yönetim Kurulu üyesi Ali Cancı’nın ve Yönetim Kurulu Sekreteri Tayfun Görgün birer konuşma yaptılar. Ardından sinevizyon

gösterimi yapıldı.

Devrimci İşçiler CHP’yi Protesto Etti: “O Kürsü İşçilerin Kürsüsüdür” CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da genel kurulda yer aldı. Ve sinevizyon gösteriminin ardından sahneye davet edildi. Kılıçdaroğlu’nun sahneye çıkmasıyla, Devrimci İşçi Hareketi (DİH), dövizler açaDİSK 14. Genel Kurulu’nda ortak rak, sloganlar atarak CHP’li Bevurgu: AKP’nin saldırganlığındaki şiktaş ve Maltepe Belediyelerinde dizginsizlik ve bir korku imparatorluğu işten atılan, taşerona mahkum ediyaratmış olması, buna karşı sokaktaki len işçilerin hesabını sordu. mücadelenin geliştirilmesinin tek yol DİH’li işçilerin “O kürsüden, olduğu, örgütlenmenin büyütülmesi o mikrofondan ancak attığınız işzorunluluğu, DİSK’in halkın tüm çilerin hesabını vermek için kokesimlerinin ihtiyaçlarına cevap nuşabilirsiniz. Yılbaşında işten atvermesi gerektiği oldu. tığınız Beltaş'lı işçilerin hesabını verin. Maltepe işçileri neden hala met Soğancı, Halkevleri Genel Başkanı sokakta direnmek zorunda? Bunları İlknur Birol, ÖDP Genel Başkanı konuşun o kürsüden..” diyerek hesap Alper Taş, EMEP Genel Başkanı Selsorması ve Maltepe Belediyesi işçima Gürkan, TKP MK üyesi Aydemir lerinin sloganlar atması, işlerini geri Güler, SDP Genel Başkanı Rıdvan istemesi ve Nevzat Karataş’ı istifaya Turan ve daha başka kurum temsilcileri çağırması nedeniyle Kılıçdaroğlu konuşmalar yaptılar. uzun süre sahnede konuşamadı. DüDKÖ temsilcilerinin konuşmaları zen partilerinin sendikaları arka bahbölümünde yer alan TAYAD'lı Aileçeleri haline getirmesini de eleştiren ler’den Nagehan Kurt, “Umudun yok DİH’liler Kılıçdaroğlu’nun konuşması edilmesine karşı tecritte yıllardır diboyunca dövizlerini indirmediler. Direnen devrimci tutsakların örnek alınvan başkanı ve bazı divan üyeleri, ması gerektiğini” vurguladı ve tecrite düşüncelerini dile getiren işçileri sakarşı verilen mücadelenin yalnız bılondan atmakla ve duruma müdahale rakılmaması gerektiğini ifade etti. etmekle tehdit etti ve işçileri provoTAYAD, Genel Kurul salonunun gikasyon yapmakla itham etti. rişinde devrimci tutsakların el eme45. yıl dolayısıyla 45 ayrı yabancı ğinin sergilendiği bir de stant açtı. sendikacının davet edildiği Genel Birinci günün son konuşmalarının Kurul'da ilk gün yabancı konukların yapıldığı sırada DİSK’e bağlı olan ve siyasi partilerin, DKÖ temsilcive kapatılan Emekli-Sen’in üyeleri lerinin konuşmasıyla devam etti. de sahnenin önünde 5 adet pankart TTB Merkez Konsey Başkanı Eriş açarak sendikalarının içinde yaşanan Bilaloğlu, KESK Genel Başkanı Lami tasfiyeciliği ve gayri meşrulukla Özgen, TMMOB Genel Başkanı Mehhareket eden Veli Beysülen’i pro-

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

7


dit etti. İşçi sınıfının DİSK cephesindeki ihanetçisi Rıdvan Budak, DİSK içinden çıkıp parlamentoya gitmenin nesinin yanlış olduğunu sorarak, düzen partilerine DİSK’i basamak yapmayı alçakça savunmaya devam etti. Genel Kurul’un 2, Devrimci İşçiler ve İşten Atılan Taşeron Maltepe gününde İzmir’den gelen İşçileri CHP’li Sendikacıdan Hesap Sordu: Genel-İş delegesi RezGenel Kurulun 1. günü program başlamadan zan Özoğlu’nun, konuşönce salonun önünde, CHP’li Maltepe ması, dikkatle dinlenen Belediyesi’nden 21 Aralık’ta işten atılan taşeron konuşmalardan biriyişçileri tarafından bir eylem gerçekleştirildi. Hem di. CHP’li Belediye Başkanı’ndan hem de CHP Özoğlu’nun konuşmazihniyetini sendikalarda var eden sendikal sı Genel Kurul'u özetler anlayıştan hesap soran Maltepe işçileri, Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 2 No’lu Şube Başkanı ve nitelikteydi. Özoğlu konuşması aynı zamanda CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı devrimci sendikacılığın Nevzat Karataş tarafından küfür edilerek yolunu çizdiği için pek tartaklandı. Buna kimi sendikacılar da çok kişi tarafından tebrik destek verdi. edilen İzmir delegesinin konuşması, geçen sene testo ederek, DİSK yönetimini bu Sayı: 304 DİSK Başkanı olan ve istifa ederek keyfiliğe müdahale etmeye çağırYürüyüş milletvekili koltuğuna oturan Süleydı. 19 Şubat man Çelebi’de de bir rahatsızlık ya2012 Genel Kurul'un 2. günü, konuşratmıştı. Kürsüde konuşma yapan mayan yabancı konuklar, sendika Süleyman Çelebi, DİSK’ten meclise başkan ve temsilcileri, çeşitli illerden giderek kimseye ihanet etmediğini gelen delegelerin konuştu ve çeşitli söyleyerek kendini savunmaya çaönergeler verildi. lıştı. Yönetime, ortak liste dışından 2. günün sonunda adaylar birer aday olduğunu açıklayan Dev Sağkonuşma yaptılar. Genel Başkan lık-İş Başkanı Arzu Çerkezoğlu da adayı olan Erol Ekici konuşmasını bir konuşma yaptı. şöyle tamamladı: “DİSK, sivil toplumculuk, çağdaş Genel Kurul'un 2. gününe sendikacılık türü sapmalara dirende bir önceki gün yapılan meye devam edecektir. protestonun yankıları Tarihinin ve güncel görevlerinin damgasını vurdu. kendisine yüklediği sorumlulukların Devrimci Yapı-İş Genel Başkanı bilincinde olan bir DİSK sadece Dursun Açıkbaş, işçilerin kendi bizim değil, bütün ezilenlerin bekdertlerini kendi genel kurullarında lentisidir. dile getirmelerini “provokasyon” DİSK, yine taraf olacaktır, emeğin olarak dile getirirken, Birleşik Metarafı olacaktır! tal-İş Genel Mali Sekreteri Erdoğan DİSK yine ideolojik davranacaktır, Özer, “Genel Kurul'u güme götürçünkü DİSK işçi sınıfının devrimci dünüz.” diye tepki gösterdi. Divan ideolojisine inanmaktadır. Başkanı, protestolar esnasında yabancı DİSK, tertemiz geçmişine uygun konukları gerekçe göstererek işçileri olarak uluslararası ilişkilerini örsusturmaya çalışırken, bir diğer divan gütsel bağımsızlık ve enternasyonal üyesi işçileri salondan attırmakla teh-

8

dayanışma temelinde yürütecektir, yürütmelidir. DİSK, yine Türkiye’nin en önemli ve en görkemli eylemlerini gerçekleştirecektir, gerçekleştirmelidir! Kırda, şehirde, tarlada, zindanlarda, kampüslerde, işyerlerinde, kısaca her yerde ezilenlere ve ötekileştirilenlere sahip çıkan yine DİSK olacaktır. Alanları işçi sınıfının sesini duyurduğu mekanlar olarak kullanan yine DİSK olacaktır. Türkiye işçi sınıfı başta olmak üzere, bütün halkımızın özgür, bağımsız ve esenlik içinde yaşaması için mücadele eden bir DİSK’i daha da güçlendirmeliyiz. Adına yaraşır şekilde, ilerici-devrimci, sosyal adaletçi, militan bir DİSK yine gündemde olacaktır. Bağımsız, demokratik, özgür, sömürüsüz bir dünya ve Türkiye özlemi ile hepinizi saygıyla selamlıyorum. 14. Genel Kurul'umuzun başta büyük DİSK ailesine, Türkiye işçi sınıfına ve emekçi halklarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Yaşasın DİSK, Yaşasın Mücadelemiz! Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Dayanışması!” Genel Kurul'un son gününde seçimler yapıldı. Genel başkanın ve genel sekreterin netleşmesinin ardından yönetim kurulu üyelerinin netleşmesi için iki tur seçim yapıldı. Hazırlanan ortak listenin seçimi kazanmasıyla seçim sona ermiş oldu. 9 kişiden oluşan Yönetim Kurulu’na Genel başkanlığa Erol Ekici, Genel sekreterliğe Adnan Serdaroğlu seçildi. Diğer Yönetim Kurulu üyeleri şu isimlerden oluşuyor: Celal Ovat (Gıda-İş), Alaaddin Sarı (Lastikİş), Metin Ebetürk (Sosyal-İş), Ali Rıza Küçükosmanoğlu (Nakliyatİş), Muzaffer Subaşı (Tekstil), İsmail Yurtseven (Genel-İş), Ergün Tavşanoğlu (Tümka-İş).

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


DİSK Genel Kurulu’nda DİH’li DİSK delegesinin yaptığı konuşma

DİSK, gerçek kimliğini kazanmalıdır! Bu, devrimci sendikacılık kimliğidir DİSK’in 14. Genel Kurulu’nda Devrimci İşçi Hareketi’nden İzmir Genel-İş Şubesinden DİSK kongre delegesi Rezzan Özoğlu’nun kongrede yaptığı konuşmanın tam metni ve kongreye sunulan önergeleri yayınlıyoruz. “DELEGE ARKADAŞLAR, DİSK’LİLER… İşçi sınıfı mücadelesine başarılar getirmesi dileğiyle 14. Genel Kurulumuzu selamlıyorum… DİSK, programında işçi sınıfını temsil ettiğini, mücadelesinin işçi sınıfının nihai kurtuluşunu hedeflediğini açıkça ortaya koymalıdır. DİSK, programında emperyalizme karşı olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. DİSK, programında tüm halk güçleriyle mücadelesini bütünleştireceğini ortaya koymalıdır. DİSK, programında düzen partilerinin arka bahçesi olmayacağını ortaya koymalıdır. DİSK, programında sınıf düşmanlarına karşı uzlaşmaz bir mücadele hattını, kararlılıkla ve zaferle sonuçlandırıcı şekilde yürüteceğini belirtmelidir. DİSK, programında Kürt halkının demokratik haklarının kabul edilmesini istemelidir. Kürt halkı üzerindeki baskılara son verilsin. DELEGE ARKADAŞLAR, DİSK’LİLER! İcazetçi sendikacılık anlayışı sendikaları bitirme noktasına gelmiş ve bitmiştir artık. Bu sendikacılık anlayışı kendi sınıf ideolojisine, işçisine güvenmeyen bir sendikacılıktır. İşçisini yönetime katmayan, işçisinin konuşmasından, tepkilerini dile getirmesinden korkan bir sendikacılıktır. Sendikaları düzen partilerinin ye-

DİSK, programında emperyalizme karşı olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. DİSK, programında düzen partilerinin arka bahçesi olmayacağını ortaya koymalıdır. DİSK, programında Kürt halkının demokratik haklarının kabul edilmesi gerektiğini belirtmelidir. Kürt halkı üzerindeki baskılara son verilsin. deği haline getiren sendikacılıktır. İşçinin kendi evi dediğimiz sendikasının genel kurulunun yaşandığı bir yerde işçinin susturulmaya çalışılması, divan başkanı tarafından “sabotörlükle suçlanıp” tehdit edilmesi, konuk konuşmacılar gerekçe gösterilerek engellenmeye çalışılmaları, ardından da işçiyle sendikasının buluşamamasından dert yanılması ne kadar gerçekçidir? Derdini anlatmaya çalışan işçiye “şov yapma” diyen bir sendikacılık bitmiştir. Kapısına kilit vurulma aşamasına gelmiş bir sendikanın hala geçmişteki

birkaç olumluluğa sarılıp ne yapacağı konusunda bir mücadele hattı çizmemesi, bunun derdine düşmemesi biten sendikacılığın aynadaki suretidir. Hem işçi sınıfı geri, cahil diyeceğiz hem de işçi sınıfını, sınıfının ideolojisiyle bütünleştirmeyeceğiz, işçiye eğitim vermeyeceğiz, onu kendi sınıf tarihiyle donatmayacağız. Hem işçiye eyleme katılmıyorlar diye yakınacağız hem de tepkiler, sendikacılığın boyunu ve düşüncesini aştığında “anarşist, terörist” demagojisine sarılacağız… Hangi işçi “bu sendikacımdır, öncümdür” diye öpüp başına koyar bu anlayışı?.. Elbette sendikalara işçi gelmeyecek, elbette eylem çağrısına cevap vermeyecek, elbette bu bilinç eksikliğiyle yalnızca maaş artışını talep edecek… İşçide gördüğümüz her eksik ve yanlış, sendikacı olarak bizim eksiğimiz ve yanlışımızdır. Böyle bakmadığımızda bu açmazdan kurtulamayız… DİSK, gerçek kimliğini kazanmalıdır. Bu, devrimci sendikacılık kimliğidir. DİSK, yüzünü işçisinin gerçeklerine dönmelidir. DİSK, gücünü işçi sınıfının ideolojisinden almalıdır. TÜRK-İŞ’i, HAK-İŞ’i AKP iktidarının, devletin sendikası olarak değerlendirenler, bunu mahkum edenler DİSK’in CHP’nin arka bahçesi olmasından neden rahatsızlık duymuyorlar? Bu mudur devrimci sendikacılık? Bu mudur sınıf ve kitle sendikacılığı? AP’siyle, CHP’siyle, DSP’siyle, SHP’siyle, DYP’si, AKP’si, MHP’siyle… onyıllardır bu ülkeyi yönettiler. İşte yarattıkları ülke tablosu; Ülkemizi emperyalist üslerle donattılar. Ülkemizi borç batağına sapladılar. Ülkemizi açlar, yoksullar ülkesi

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

9


Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

haline getirdiler. Kölece çalışma koşullarını adım adım uyguladılar. Onlarca katliama imza attılar. Hepsi de bu tabloda pay sahibidir. Hiçbiri sorunumuzu çözemez. Sorunlarımızın çözümüzünü kendi politikalarımızda bulacağız. Sorunlarımızı kendi iktidarımızda çözeceğiz. Bugün hemen herkesin beklentisi DİSK’in başta işçi sınıfının olmak üzere tüm halkın ihtiyaçlarına cevap vermesidir. Bu beklenti bir yerde anlaşılırdır. Beklentileri ifade edenler sınıf mücadelesini yumuşatan, iradesizleştiren, muğlaklaştıran ve giderek devlet sendikacılığı durumuna getiren anlayıştır. Ama beklenti içinde olmaktan ötedir bugünkü görev… Kimse kimseyi bekleyecek durumda değildir. Herkes, üstüne düşeni yapmak durumundadır. Mücadeleye omuz vermek, vermiyorsa kenara çekilmek sorumluluğu vardır. Hiç kimse, hiçbir anlayış mücadele önünde ayakbağı olmamalıdır. Bürokrat sendikacılık, çatışmayan sendikacılık, işçiyi masada bırakan sendikacılık, devletin alay ettiği sendikacılık artık geride kalmalıdır! Gücümüz ideolojimizde, pratiğimize, eylemimize yön veren anlayı-

şımızdadır. Arındıkça güçleneceğiz. Fazlalıklarımızı attıkça büyüyeceğiz. Fazlalık icazetçi, uzlaşıcı, çağdaş sendikacılık anlayışıdır. DELEGE ARKADAŞLAR, DİSK’LİLER, Evet DİSK değişmeli. Ama nasıl? -DİSK, emperyalizme, emperyalist politikalara karşı bakış açısını netleştirmeli, bu konuda netlik sağlamalıdır, anti-emperyalist mücadele içinde yer almalıdır. -İşçiler kararlara ortak edilmeli, taban örgütlenmeleri yaratılmalıdır. Sendika bürokratlarının dışında her fabrika ve iş yerinde, grev yerlerinde, meydanlarda, işçi komiteleri ve işçi meclisleri, işçi hareketinin vazgeçilmez örgütleri olmalıdır. -İşçi sınıfı mücadelesi diğer halk kesimlerinin mücadelesiyle birlikte ele alınmalı, ortak bir mücadele hattı belirlenmelidir. -İşçi eğitimine önem verilmeli, işçi sınıfı bilinci yükseltilmelidir. -Halkın yaşadığı sorunlar işçi sınıfının sorunlarından bağımsız değildir. Evi yıkılacak olan işçidir, paralı hale getirildiği için okul kapı-

sında kalan işçinin çocuğudur, hastane kapısından geri dönen işçidir, hakkını aradığı için, sessiz kalmadığı için F Tiplerine kapatılan emekçilerin çocuklarıdır… Bu konularda verilen mücadelelerde DİSK, kayıtsız kalmamalı, taraf olmalıdır, -Yönetime gelene kadar… anlayışıyla hareket edilmemeli, sendikaların paslanmış kapıları arkasında değil; fabrikalarda, meydanlarda, sokaklarda, işçilerin evlerinde işçilerle biraraya gelinmelidir. - İşçilerin, kendi eylemliklerinde, örgütlerinde ve geleceklerinde söz ve karar sahibi olmaları için gerekli mekanizmalar yaratılmalıdır. Oligarşinin Kürt halkına yönelik inkar, imha ve asimilasyon politikaları sürüyor. Kürdistan, Kürt halkınındır. Kürt halkının demokratik talepleri kabul edilsin. Vereceğimiz mücadele, önümüze koyacağımız somut hedef her ne olursa olsun azimli olmak, kararlı olmak, militanca mücadele etmek ve zaferi hedeflemek durumundadır… Başka çıkış yolumuz yoktur. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!

“Biz türkülerimizi kerpiç bir evde Amerika’ya ve uşaklarına meydan okuyan Mahir’in ayak izlerine basarak yazdık…” Biz türkülerimizi kerpiç bir evde Amerika’ya ve uşaklarına meydan okuyan Mahir’in ayak izlerine basarak yazdık… “Tam Bağımsız Türkiye” sözlerini ipin ucunda bile dilinden düşürmeyen Denizler’den, Ser verip sır vermeyen İbrahim’den güç aldık da dizdik notalarımızı… Devrimi de devrimciliği de, halkı sevmeyi, halkı için ölmeyi de ONLAR’dan öğrendi bu topraklar… Madende kömür diye yananın, tersanede ömrü solanın, tekstilde ciğeri bitenin, kazma sallayanın, taş kıranın, bantta yorulanın, ayazda ve alazda süpürge sallayanın alınteri karıştı türkülerimize… Avazı çıktığı kadar bağıranın, patrona yumruğunu sallayanın,“Direne Direne Kazanacağız” diyenlerin arasında, yanında yazıldı türkülerimiz… Dünden bugüne dişe diş kazanılan ne varsa, dökülen

10

terin, akıtılan kanın, ödenen bedelin ezgisi oldu halaylarımız, marşlarımız… Uzlaşmayan direnişte, sokaktaki kavgada, meydandaki sloganların arasında yazıldı türkülerimizin sözleri… 77 1 Mayısı oldu türkümüz, Mehmet’in elindeki taş oldu marşımız, madencinin ağıdı oldu ağıdımız grevlerde çekildi halaylarımız, ille de ille kavga oldu şiarımız … DİSK’in 14. Genel Kurulu’nun işçi sınıfının mücadelesi açısından uzlaşmaz, kararlı, ısrarlı ve zafer dolu mücadele yılları getirmesi dileğiyle “İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ” diyoruz…

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


DİSK Genel Kurulu’nda DİH’Lİ DİSK delegelerinin sunduğu kabul edilen önergeler

Önerge 1: Halklarımızın Anti-Emperyalist Birliğini Güçlendirelim! Halklarımızı köleleştiren, vatanımızı kirleten emperyalizmdir. Bugün ülkemizde ve dünyada işçi sınıfı, tarihinde görülmemiş bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyadır. Sürgün yasası olarak gündeme getirilen torba yasası, kıdem tazminatımızın gaspı, modern amele pazarlarının gündeme getirilmesi, esnek çalışma, istihdam büroları, işten çıkarmaların çığ gibi büyümesi, ekonomik ve sosyal haklarımızın gasp edilmesi, yüzde 3 barajı ve işkollarının birleştirilmesi… saldırıların bugün yoğunlaşan biçimleridir. Saldırının kaynağı tekelci sermayedir, yani emperyalizmdir. En büyüğünden en küçüğüne yaşadığımız tüm sorunların temelinde ülkemizin emperyalizme bağımlı olması yatmaktadır. EMPERYALİZME KARŞI BAĞIMSIZLIĞI hedeflemeyen hiçbir mücadelenin başarı şansı yoktur. Gelinen noktada başta DİSK olmak üzere işçi sendikaları emperyalizmi sözlüklerinden silmişlerdir. Emperyalizm yerine “neoliberalizm” denilerek gerçekte emperyalist soygun, talan, sömürü ve katliam gizlenmek istenmektedir. Emperyalizmi sözlüklerinden silenler, emperyalizme karşı mücadeleyi de pratiklerinden kaldırmıştır. Bu anlayışlar “emperyalizm değişti”, “emperyalizm yenilmez” teorisinden beslenmektedirler. Sınıf ve kitle sendikacılığını savunduğunu söyleyen bir işçi sendikası düşünün ki sömürüyü ortadan kaldırmaktan değil “sömürüyü sınırlandırmaktan” bahsetsin. Bu sendikacılık sınıf pusulasını kaybetmiştir. Emperyalizmin ideolojik etkisi altına girmiştir. Bu sendikacılık

emperyalist politikaların yedeğine düşmekte, önemli oranda emperyalizmle aynı dili konuşur hale gelmiştir. Emperyalizmin Irak, Libya, Suriye’ye yönelik saldırganlığında bu zayıflık, bu kafa karışıklığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu kafa karışıklığı nedeniyledir ki DİSK, NATO’ya, IMF’ye, emperyalist işgal ve saldırganlığa karşı cepheden ve kararlı bir tavır alamamaktadır. Dahası bu tür hareketlerden uzak durmaktadır. DELEGE ARKADAŞLAR, DİSK, programında emperyalizme karşı olduğunu açıkça ifade etmelidir. Füze kalkanı başta, topraklarımızdaki emperyalist üslerin kaldırılmasını istemeli bunun için mücadele etmelidir. DİSK, emperyalist saldırganlığa karşı tereddütsüz, dünya halklarının yanında yeralmalıdır. DİSK, anti-emperyalist birlikler içinde yer almalıdır. DİSK, emek cephesi ve emeğin mücadelesinin odağına anti-emperyalist mücadeleyi, bağımsızlık mücadelesini koymalıdır.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Önerge 2: Parasız Eğitim, Parasız Sağlık, Sağlıklı Konut İstiyoruz... Hakkımızdır! Özellikle paralı eğitimin getirdiği külfetler yüksek öğrenimi neredeyse imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle parasız eğitim ve çocukların okul masraflarının karşılanması herkesten çok biz işçilerin talebidir. Bilinçli olarak burjuvazi tarafından cahil bırakılan işçi ve eşi de hayatı anlamak, bunun için gerekli bilgi ve kültürel birikime kavuşmak istemektedir. Ancak buna da imkan tanınmamaktadır. Adeta posamız çıkartılana kadar çalıştırılmaktayız. Ondan da önemlisi, karnımızı doyurmaktan artırıp, bu tür faaliyetlere katılacak maddi imkanlara da sahip değiliz. Oysa eğitim hakkı, kültürel birikimimizi artırmak en doğal hakkımızdır. Parasız eğitim talebi sadece gençliğin talebi değildir. Biz işçilerin talebidir. Eğitimi paralı hale getiren burjuva düzen, sağlığı da paralı hale getirdi. “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında sağlıkta yıkımı dayatıyorlar.

“Paran kadar eğitim” diyenler, şimdi “Paran kadar sağlık” diyorlar. AKP iktidarı sağlıkta yıkımı, binbir yalan ve demagojiyle gündeme getiriyor. Eğitim ve sağlık hakkını halkın elinden alanlar, zenginlere peşkeş çekenler, evlerimizi de başımıza yıkmak istiyorlar. Emperyalist tekellerin çıkarlarını savunan AKP iktidarı “Kentsel Dönüşüm” adı altında sadece İstanbul’da 1 milyon evi yıkmaya hazırlanıyor. DELEGE ARKADAŞLAR, “Parasız Eğitim”, “Parasız Sağlık” mücadelesini kendi talebimiz olarak görmeli, mücadelemizi gençliğin, sağlık emekçilerinin, devrimcilerin mücadelesiyle birleştirmeliyiz. “Yıkım Değil Yerinde Islah İstiyoruz” talebine sahip çıkmalıyız. Genel kurulumuzdan parasız eğitim, parasız sağlık, sağlıklı konut talebi için birlikler oluşturulmasına öncülük etmesini, bu temeldeki mücadelenin aktif bir şekilde desteklenmesini talep ediyoruz.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

11


Önerge 3: Örgütsüzleştirme Saldırısına

Karşı Daha Fazla Örgütlenmeliyiz! İşçileri Daha Fazla Yönetime ve Karar Alma Sürecine Katmalıyız! (...) İşçi sınıfın örgütlenmesinin özellikle siyasi ve ideolojik bir içerik kazanmaması için egemen sınıflar her türlü önlemi almıştır. Emperyalist tekeller bunlarla da yetinmemiştir. Emperyalist politikaların ürünü olan taşeronlaşmayla, özelleştirme saldırısıyla, sürgün yasasıyla, yürürlükteki yasalarla, yeni düzenlemelerle işçi sınıfının sendikal örgütlenmesi olabildiğince etkisizleştirilmiştir. Faşizm işçi sınıfının da, onun örgütlenmelerinin de düşmanıdır. Sendikaları tabii ki yok etmek ister. Sarı Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

12

sendikaları da işçi sınıfının devrimci örgütlenmelere, sendikalara kaymaması için kendisi örgütler. Devletin sendikalarıdır. Eğer ortada devrimci bir sendika kalmamışsa sarı sendikaları da tasfiye etmekten, ihtiyacına göre yeniden şekillendirmekten çekinmez. İşçi sınıfının örgütlenmesinin ve mücadelesinin önündeki engellerden 12 Eylül’ün ürünü Sendikalar Yasası bugün Amerikan işbirlikçisi AKP eliyle yeniden düzenleniyor. Bugün yaşanan budur. Burjuvazi saldıracak biz direneceğiz. Onlar haklarımızı çalmak isteyecek biz vermeyeceğiz.

Burjuvaziye karşı kazanılacak her türlü hakkın baş koşulu mücadele ise, mücadelenin olmazsa olmaz baş koşulu da örgütlenmedir. Denilebilir ki örgütlenme önündeki asıl engel sendikal anlayışın kendisidir. İcazetçi, reformist anlayışlar terk edilmelidir. DELEGE ARKADAŞLAR, Emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin örgütsüzleştirme saldırısına, ülke çapında örgütlenme kampanyasıyla cevap verilmelidir. İl il, semt semt örgütlenme komiteleri kurarak, yeni üye kazanma seferberliği başlatılmalıdır. (...)

DİSK’i Devrimcileştirecek ve Yeniden Örgütleyeceğiz! DİSK’in 14. Genel Kurulu yaklaşırken, Devrimci İşçi Hareketi (DİH), “Demokratik, Mücadeleci Devrimci DİSK’i Yaratacağız” şiarıyla genel kurula kadar çalışmalarını sürdürdü. Birçok ilde binlerce afiş ve bildiri dağıttı. İSTANBUL: Devrimci İşçi Hareketi, 24 Ocak Salı günü, Ataşehir 1 Mayıs Mahallesi 3001. Cadde üzerinde Çeşme Durağı’ndan, Karakol Durağı’na kadar "Örgütlenerek Direnerek Kazanacağız, DİSK'i İşçilere İşçileri DİSK'e Taşıyacağız" ve "Demokratik Mücadeleci Devrimci DİSK'i Yaratacağız" yazılı 100 adet afişleme yaptı. Aynı içerikteki afişler 25 Ocak günü Gazi Mahallesi'nde asıldı. 4 Şubat günü de Tuzla Esenyalı, Tren istasyonuna ve Tuzla Aydınlı Mahallesi’ne 100 adet afiş astı. İZMİR: 31 Ocak, 1 Şubat ve 3 Şubat tarihlerinde İzmir’in Konak ve Buca ilçelerinde afişleme çalışması yapıldı. 3 günde İkiçeşmelik, Şirinyer, Üçkuyular, Alsancak ve Basmane semtlerinde 300 adet afiş yapıştırıldı. Ayrıca 4 Şubat günü Karşıyaka Çar-

şı’da 300 bildiri ve 350 broşür dağıtıldı. Dağıtım esnasında broşür yüksek sesle halka okundu ve talepler anlatıldı. Daha sonra Karşıyaka İskele’de bulunan ESHOT otobüsleri son durağında şoförlerle DİSK’in yeniden demokratik ve devrimci bir sendika haline getirilmesi gerektiği üzerine sohbet edildi. Çoğu Genel-İş üyesi olan şoförlere broşürlerden de verildi. Bazı şoförler kendileri dağıtmak için bildiri ve broşürlerden istedi. Aynı gün Konak-Kemeraltı girişinde de 490 broşür ve 490 bildiri dağıtıldı. BURSA: DİH, 30 Ocak günü DİSK/Birleşik Metal–İş Sendikası’nın örgütlü olduğu Bursa Orhangazi’de kurulu bulunan Asil-çelik fabrikasının önünde, akşam vardiyası girişinde bildiri ve broşür dağıttı. Kimi işçinin DİSK yönetimine kimisinin Birleşik Metal-İş yönetimine tepkileri vardı. Dağıtım esnasında fabrika güvenlik görevlilerinin engelleme girişimlerine rağmen bildiri dağıtımına devam edildi. Toplam 300 bildiri dağıtıldı. 2 Şubat günü de Genel-İş Bursa Şubesi’ni ziyaret eden DİH'liler, broşür ve bildiri

vererek sohbet ettiler. AKP’nin sendikaları tasfiye saldırılarına karşı yapılan eylemde broşür ve bildiri dağıtıldı. ADANA: 30 Ocak'ta Adana İnönü Parkı’nda broşür ve bildiri dağıtımı yapıldı. Eylemde ayrıca DİH’i anlatan broşür halka ulaştırıldı. 6 DİH’linin katıldığı ve 1 saat süren çalışmada yaklaşık 100 bildiri ile 60 adet DİH broşürleri halka ulaştırıldı. ANTALYA: 9 Şubat sabahı afişleme yapmaya çıkan devrimciler, yağmura aldırmadan merkezde, Meydan tramvay duraklarına, pazar yerlerine, otobüs geçiş güzergahlarına, Doğu garajı ve Andızlı Mezarlığı çevresine yüzlerce afişleme yaptı. Muratpaşa tramvay durağına ve bir çok noktaya afişleme yapan işçiler, halkın meraklı bakışları arasında 450 afiş astılar. MERSİN: Aynı gün Devrimci İşçi Hareketi tarafından DİSK’e bağlı Mersin Büyükşehir Belediyesi işçilerine bildiri ve broşür dağıtıldı. İşçilerle sohbet eden DİH’liler, “İşçilerle birleşip direnerek kazanacağız” dediler.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Önerge 4: Direnen Hapishaneler devrimci mücadelenin en önemli dinamiklerinden biridir. Kim ne derse desin gerçek budur. Gerçek budur; çünkü, mücadelenin en ileri unsurları, örgütlü unsurları hapishanelerdedir. Gerçek budur; çünkü, faşizmin olduğu yerde buna karşı mücadele edenler olmuştur. Gerçek budur; çünkü, ülkemiz topraklarında mücadele eksik olmamıştır. Mücadelenin olduğu yerde hapishaneler ve devrimci tutsaklar vardır. Bu nedenle hapishaneler ülkemizin temel gündemlerinden biri olmuştur. Yakın tarihte ülkemiz, tarihine damgasını vuran, etkileri yaşandığı anla sınırlı kalmayan bir direniş süreci geçirdi. 19 Aralık hapishaneler katliamından ve Ölüm Orucu Direnişi’nden sözediyoruz. Devlet, 20 hapishanede birden adeta savaşa gider gibi, başka bir ülke toprağına girer gibi dört duvar arasındaki tutsaklara karşı büyük bir katliam saldırısı başlattı. Adına “Hayata Dönüş” dedikleri, gerçekte daha sonra açığa çıktığı şekliyle adı “Tufan”, “Atmaca” olan katliam saldırısında amaç devletin en yetkili ağızlarının itiraf ettiği gibi; Bu ülke topraklarında devrimciliği bitirmekti. IMF’nin talimatlarını eksiksiz, rahatça uygulayabilmekti. Ülkemiz topraklarını emperyalistlere peşkeş çekmekti. Halklarımızı yoksullaştırmaktı. Tüm bunları yapmakta devrimcileri engel olarak görüyorlardı. Bunun için saldırdılar. Devrimci tutsakları F Tiplerine doldurup tecrit ederek “düşüncelerinden soyundurmak”, “pişmanlaştırmak” istediler.

Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur! Devrimci tutsaklar bu saldırıya içeride ve dışarıda yaklaşık 7 yıl süren Büyük Direniş’le karşılık verdiler. Başta ölüm orucu olmak üzere hemen her eylem biçimini gerçekleştirdiler. 122 canımızı yitirdik bu Büyük Direniş’te. Ancak devrimciliği bitiremediler. Devrimciler bu büyük saldırıdan, bu sınavdan alınlarının akıyla, başı dik çıktılar. Bu saldırı ve direniş karşısında sendikalar neredeydi? DİSK neredeydi? Bu saldırıdan başı dik çıktılar mı? Uzatmadan söyleyelim ki sendikalar, DİSK bu sınavdan başı dik çıkamamıştır. Direnenlere kapıları açmadılar, ölümüne direnişi görmezden geldiler. Hapishaneler kan gölüne dönmüşken, tutsaklar katledilirken, ölüm oruçlarında hücre hücre erirken sendikalar, DİSK, kendine solcuyum, ilericiyim diyenler mücadele çağrısını yükselteceklerine; devrimcilere DİRENİŞİ BIRAKIN çağrıları yaptılar. “Ölüm Oruçları işçi sınıfının gündemi değil” dediler. Bu nasıl solculuktur, bu nasıl ilericiliktir, bu nasıl sınıf sendikacılığıdır? Bu nasıl “devrimci işçi sendikaları konfederasyonu”dur? Yanı başındaki vahşete sessiz kalanların kendi işçisine sahip çıkması beklenebilir miydi? DİRENİŞİ BIRAKIN diyenler işçileri, emekçileri IMF’ye, Dünya Bankası’na, emperyalizme teslim edenlerdir. “Ölüm Oruçları işçi sınıfının gündemi değil” diyenler, işçi sınıfı mücadelesini “ücret sendikacılığına” düzeniçi sınırlara hapsedenlerdir. Ödenen ağır bedellerde bu anlayışların da sorumlulukları olduğu

unutulmamalıdır. Devrimci tutsaklar Tecrite karşı yaklaşık 7 yıl süren Büyük Direniş’te zulme, sömürüye karşı DİRENMENİN TEK YOL olduğunu gösterdiler. Emperyalizm işbirlikçisi AKP iktidarı işçilerin kazanılmış haklarını birer birer elinden alırken, kölelik yasalarını dayatırken, sendikalarını kapatmaya çalışırken DİRENMEKTEN BAŞKA BİR YOL VAR MI?.. YOKTUR!.. Devrimci tutsaklar halkın iktidarı için, işçi sınıfının iktidarı uğruna mücadele ederken tutsak düştüler. Devrimci tutsakları sahiplenmek bu nedenle işçi sınıfı için bir onur sorunudur. Hapishanelerde Tecrit Sürüyor! Devlet kendi yayınladığı genelgeyi uygulamıyor. Dönemin DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, genelgeye ilişkin “DİSK olarak gelişmelerin takipçisi olacağız” demiştir. Yine DİSK, TAYAD’ın çağrısıyla oluşturulan Hapishaneler İzleme Kurulu içinde yeralmaktadır. Geçen süre içinde DİSK ne gelişmelerin takipçisi olmuş ne de İzleme Kurulu içinde aktif şekilde yeralmıştır. DELEGE ARKADAŞLAR, DİSK, hapishaneler sorununda açık ve net biçimde devrimci tutsaklardan yana taraf olmalıdır. DİSK, direnenlere asla “direnişi bırakın” çağrıları yapmamalıdır. DİSK, Hapishaneler İzleme Kurulu’nda ve Tecriti ortadan kaldırma mücadelesinde aktif biçimde yeralmalıdır. Bunları genel kurul kararı haline getirmelidir.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

13


AKP-Fethullah Çatışması Sömürüden Daha Fazla Pay Almak İçin İktidar Kavgasıdır!

Halka Karşı Savaşta Yine Birlikteler!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

14

Oligarşi, hakim rinden kovuldu. Bu güçlerin çıkar ittifakıtasfiye sürecinde dır. Bu ittifak, işbirlikçi burjuva basın tamatekelci burjuvazi, topmen susturulup ikrak ağaları ve tefeci tidarın yayın organı tüccarlardan oluşur. İthaline getirildi... İştifakın en güçlüsü embirlikçi tekeller de peryalizmin işbirlikçisi iktidar olanaklarıntekelci burjuvazi oldan yararlandırılarak makla birlikte diğer ya da mahrum bırahakim güçleri tasfiye kılarak teslim alındı. edecek gücü olmadıAma AKP’nin 10 ğından ittifak yapmak yıllık iktidarı boyunzorundadır. Bu ittifak halkı ca bütün olarak tekeller İkisi de islamcı, İkisi de Amerikancı, sömürmek için kurulan zoiçin tarihlerinin en büAmerikan uşaklığında ve halk runlu bir ittifaktır. Aralarınyük karlarını yaptıkları daki çelişki ne olursa olsun dönem oldu. düşmanlığında birbirleriyle halka karşı her koşulda Çünkü AKP iktidarı yarışıyorlar. Din ile halkı uyutup halkı birlik olurlar. Ancak sömüboyunca yağma, talan, sömürüyorlar! rüden daha çok pay almak sömürü alabildiğine büiçin de aralarında kıyasıya yüdü. Emperyalist tedevletin tüm kurumlarını yeni yapıbir çatışma vardır. Bu çatışma her kellerin sömürüsünün önündeki enlandırdı. Bunu yapmak için önce zaman aynı düzeyde seyretmese de geller kaldırıldı. “Özelleştirme” adı Amerika’nın tam desteğini arkasına hiçbir zaman bitmez. altında devlete ait bütün işletmeler alarak “Ergenekon” adı altında yaptığı tekellere peşkeş çekildi. Madenler, Son bir haftadır gündemi oluşturan operasyonlarla herkes tarafından biormanlar, dereleler, ırmaklar, tarım Polis, Yargı ve MİT üzerinden sürlinen Veli Küçük gibi, JİTEM gibi arazileri, şehir merkezleri emperyalist dürülen AKP-Fethullah Gülen çatışdevletin kontrgerilla örgütlenmesi tekellerin yağmasına açıldı. Kanun ması da oligarşi içi çatışmanın bir içinde kullandığı tescilli katilleri tasboyutudur. Özünde iktidar kavgası Hükmünde Kararname’lerle sömürü, fiye etti. Peşinden “AKP’ye karşı yani çıkar kavgasıdır. Kim sömürüyağma ve talanın önündeki engeller darbe yapacaklardı” diye ordu ve den, yağma ve talandan daha fazla kaldırıldı. polis içindeki önlerinde engel olabipay alacak... Kavga bunun kavgasıdır. Devrimcilere yönelik saldırılar lecek unsurları tasfiye ettiler. Polis İkisi de dindar, ikisi de AmeriAKP iktirarı boyunca hiç eksik olmadı teşkilatı başta olmak üzere ACM’ler, kancı... Amerikancı demek tek başına ancak AKP iktidarının üçüncü döAnayasa Mahkemesi, YÖK, Danıştay, onların durumunu ifade etmeye yetneminde AKP politikalarını destekYargıtay ve faşizmin diğer baskı kumiyor. İkisi de kelimenin tam anlalemeyen halkın tüm kesimleri saldırumları bir bir AKP-Cemaat ittifakının mıyla Amerikanın uşağı, besleme... rıların hedefi oldu. Devletten kemadenetimine girdi. Bu kurumların kadAmerika’nın Müslüman halkları yenilistler tamamen tasfiye edildi. Burjuva roları bu ittifakın kadrolarıyla yeniden muhalefet partileri bile AKP’nin yeni sömürgeleştirmek için kullandığı mayapılandırıldı. Orduda önce emekli düzenine göre “kaset” tuzaklarıyla şasıdır. Bundan dolayı AKP’nin de, generaller, sonra muvazzaflar bir bir hizaya sokuldu. Futbol kulüpleri bile Fethullahçılar’ın da en büyük des“Ergenekon” kapsamında tutuklandı. hedef alındı, ele geçirilmek için komtekçisi Amerika’dır. Ordu dize getirilene kadar bu opeplolar düzenlendi. AKP, cemaatlerle ittifak içinde rasyonlar sürdü. Burjuva basındaki AKP, cemaatler ittifakı bütün bu 10 yıllık iktidarları boyunca AmeriAKP karşıtı yazarlar da “Ergenekon” süreçler boyunca devleti ele geçirmek ka’nın “ılımlı islam” projesine göre kapsamında tutuklandı ya da işle-

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


için sürdürülen oligarşi içi çatışmada polisi, MİT’i ve yargıyı kullandı. Yöntem olarak telefon dinlemeleri, kasetler, kamera çekimleri, sahte belgeler, şantajlar, komplolar, gizli tanıklar ve benzeri yıllardır devrimcilere karşı kullandıkları tüm yöntemleri kullandılar. AKP, siyasi yapı olarak geçmişten savundukları “Milli Görüş” çizgisi, dindarlık vb. iktidar olmak için her şeyi inkar etmiş, Amerikan’ın işbirlikçisi bir partidir. Ve icranın başındaki hükümet olmasından kaynaklı iktidar olanaklarından yararlanmak isteyen her türlü çıkar çevrelerinden oluşmaktadır. Fethullahçılar ise AKP dahil devletin bütün kurumlarına sızan yaygın kadro ve kitleler içindeki cemaat örgütlenmesiyle daha örgütlü siyasi bir güçtür. Ve bu güç etrafında da çok çeşitli çıkar çevreleri toplanmıştır. Sadece Gülen cemaatinin ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde yüzlerce özel okulu, dersanesi, özel kursları, şirketleri, vakıfları, yardım toplama adı altında kurulmuş yardım kuruluşları, irili ufaklı yüzlerce şirketi bulunmaktadır. Bunların yanında doğrudan cemaatin olmayan ancak “cemaat”i destekleyen 600’ün üzerinde şirket bulunmaktadır. Devlet tarafından sürekli korunup kollandığı ve gizli bir yapılanması olduğu için bilinen milyarlarca dolar servetinin yanında bir o kadar da kayıt dışı olan bilinmeyen servetinin olduğu söyleniyor. Sonuç olarak AKP-Fethullah itifakı devleti ele geçirdi. Devlet içinde bu ittifaka tehdit oluşturacak bir güç kalmadı. Artık yağma ve sömürü muslukları tamamen bunların kontrolündeydi. Ancak başında da belirttiğimiz gibi AKP-Fethullah itifakı çıkarlar üzerine kurulmuş bir ittifaktır. İkisinin de dinci olması, ikisinin de Amerikancı olması bu gerçeği değiştirmez. Devlet kurumlarının kilit noktalarına kim daha hakim olursa iktidarda o daha fazla söz sahibi olur. İktidarda kim daha fazla söz sahibi ise sömürüden, yağma ve talandan o daha fazla pay alır. Kemalist devlet yapılanmasının tasfiyesi sürerken AKP-Fethullah ittifakı içinde

Bu kavga, kim daha fazla sömürü, yağma ve talandan pay kapacak kavgasıdır. Bu kavga, kimin daha fazla katledeceği kavgasıdır. Bu kavga, kimin daha fazla emperyalizme uşaklık yapacağı kavgasıdır de devlete hakim olma çatışması hep sürdü. Fenerbahçe Futbol Kulübü’ne yapılan “şike operasyonu” ve “şike davası”na ilişkin gündeme getirilen yasa ile AKP-Fethullah arasındaki çatışma gün yüzüne çıkacak kadar derinleşti. Fethullahçılar “şike operasyonu” adı altında polis ve yargı marifetiyle komplo kurarak Fenerbahçe Kulübü’nü elinde tutanları hapse attırıp yönetimi ele geçirmek istedi. AKP’de buna karşı Fethullahçılar’ın hapse attırdıklarını kurtaracak “şike yasası”nı çıkartarak futbol kulüpleri üzerinde kendi ağırlığını koydu. Bu çatışma AKP-Fethullah ittifakının dışa yansıyan ilk çatışmasıydı. Neden bu kadar önemliydi futbol? Çünkü futbol hiçbir zaman kendi başına bir spor olmamıştır. Özellikle de faşist diktatörlükler tarafından halkı uyutmak, uyuşturmak, milliyetçi şovenist bir ruh hali yaratmak için iktidar aracı olarak kullanılmıştır. Fethullah Gülen de futbol için şöyle demektedir: “Büyük para trafiğinin denetlenemediği, yeraltı dünyasının işin içinde olduğu sisteme dinamit koyan bir düzenek.” Gülen’in burada “sisteme dinamit koyan” demesi kendi denetimlerinde olmadığı için kendilerine zarar veren bir “düzenek” olarak görmesindendir. Kendi denetimine aldığında o “düzenek” başkasına karşı, daha doğrusu halka karşı onlar tarafından kullanılacaktır... Devletin bütün kurumlarını ele geçiren AKPFethullah ittifakının çok büyük paraların döndüğü, kara paraların aklandığı, kitleleri uyutan futbol gibi

bir iktidar aracının kendi başına bırakılması sözkonusu olamazdı. “Şike operasyonu” iddia ettikleri gibi “daha temiz bir futbol” için yapılmadı. Ki, bu gerçekler her geçen gün daha çok açığa çıkıyor. Futbol kapitalist sistem için dünyanın hiçbir yerinde sadece futbol olmamıştır. Futbolda şike, kara para, mafya ve benzeri şeyler ne Fenerbahçe ile sınırlıdır ne de Türkiye ile sınırlıdır. Bu kavga da “şike” üzerinde milyarlarca doların döndüğü futboldan pay kapma kavgasıdır. Bu kavgada Abdullah Kiğılı, Cihan Kamer gibi AKP’li holdinglerin yanında Koç Holding de Fethullahçılar’a karşı açıkça AKP’nin yanında yer aldı. Koç Holding’in futbolla, Fenerbahçe’yle ne ilgisi olabilir? Ancak belirttiğimiz gibi mesele futbol meselesi değil. Tekeller iktidardan daha büyük pay almak için güçler etrafında çatışmada yer alıyor. Her geçen gün ittifak arasındaki pay kapma savaşı daha da derinleşiyor. Çünkü ortada paylaşılacak çok büyük bir yağma var. AKP’nin, “Kentsel Dönüşüm Projesi” adı altında yoksul halkın evlerine el konulacak, çıkartılacak 2B ve diğer yasalarla tarım arazileri, orman arazileri, kıyılar yağmalanacak. On yıl içinde İstanbul’da 2 milyon, bütün Türkiye’de 12 milyon yeni konut yapılacağı söyleniyor. İstanbul emperyalist tekellerin finans merkezi haline getirilecek. Bu yağma ve talanın toplam tutarı 400 milyar dolar. Ve bir taraftan ihaleler yapılıp yağma ve talan sürdürülüyor. Sadece bir alanda yağma ve talanın bu kadar büyük olduğu yerde ittifaklar arasındaki çatışmanın kendi içinde kalıp büyümemesi mümkün değildir. MİT’çilerin sorguya çağrıldığı gün Fethullah Gülen de internet aracılığıyla AKP’yi hedef alan bir konuşma yaptı. “Bunlar hakiki manada Müslüman değildir... Menfaat üzerine dünyalarını kurduklarından dolayı başkalarını karalamak suretiyle onlara alan tanımamak suretiyle bütün alanları kendi hesaplarına işgal etme gibi bir mülahazadan kaynaklanır. Her yeri biz tutalım... Böyle

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

15


Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

16

bir fırsat ele geçmiştir ne yapıp yapıp ben böyle meşru gayri meşru bir yerlere bir şey akıtmalıyım bir havuz yetmez bir ikinci havuz daha doldurayım bununla. Bir üçüncü havuz daha doldurayım, bu biraz terbiye görmemiş insan tabiatını da ifade ediyor.” Gülen bir taraftan kendi dünyalarının “menfaat” üzerine kurulmadığını söylerken AKP’ye “hep bana hep bana” böyle de olmaz ki diyor. “İşi menfaate bağlı götürüyorsanız dindar bile olsanız, camide imam olsanız, beldede müftü olsanız, yaptığınız işin içinde şahsi çıkarlarınıza gayretlerinize bağlamışsanız, onunla bir şey elde etmeyi düşünüyorsanız, o krediyi şahsınız adına bir şey elde etmeye bağlamışsanız, o istikamette kullanıyorsanız hafizanallah hiç farkına varmadan başkalarının hukukuna girebilirsiniz. Elinizi de kullanırsınız, dilinizi de kullanırsınız. Kimbilir hiç farkına varmadan bazı siyasilerde olduğu gibi bunlar madem böyle güç haline geliyor, en iyisi bunları batırmak ve bunlara alan bırakmamak lazım. Alan bütünüyle bizim elimizde olursa kimse bize soru soramaz ama alanın içinde başkaları olursa sorgulama meselesi de beraber olabilir onunla. En iyisi mi bütün muhalifler yok olmalı, Allah'ım bütün muhaliflerimizi yok eyle bizi muhalifsiz bırak da ayıplarımızı mayıplarımızı yakın takibe alan insanlar bulunmasın. Bu mülahaza ile yaşayan insanların esenlik vaad etmeleri selam insanı olmaları 'selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü'ye bağlı yaşamaları mümkün değildir vesselam.” “Bunlar hakiki manada Müslüman değildir.” diyen Gülen’e bakın. Düne kadar ortaktınız. Ne oldu? AKP’nin sahtekarlığını “hakiki manada Müslüman” olmadığını yeni mi öğrendiniz? Din, halkı kandırma, uyutma ve iktidar aracı olmuşsa orada müslümanlık, inançlar, din, iman, Kuran, kitap yoktur. Orada her türlü aşağılık çıkarlar için dinin kullanılması vardır. Fethullah Gülen’in bazı dini kav-

ramlarla süslenmiş konuşmasında da görünen açıkça budur. AKP’ye “Geçtiniz muslukların başına, hep bana, hep bana yapıyorsunuz, bizim alanlarımızı daraltıyorsunuz. Sizi iktidar yapan bizi artık görmezden geliyorsunuz. Bizi böyle safdışı edemezsiniz, yağma ve talandan pay istiyorum” diyor. İttifak arasındaki çelişkiler derinleşiyor. Ve çatışma devletin güç araçları olan POLİS-YARGI-MİT üzerinden sürüyor. KCK ise bu çatışmanın malzemesi yapılıyor. Yargı ve polis üzerinde hakim olan Fethullahçılar MİT-PKK görüşmelerini bahane ederek AKP’nin hakim olduğu MİT’teki yapıyı bozmak ve MİT’i de denetim altına almak istedi. Çünkü MİT, POLİS, YARGI, ORDU demek bu savaşta iktidar olmak demektir. Bu ittifak tüm rakiplerini MİT, POLİS ve YARGI aracılığıyla yok etti. Kendi aralarındaki savaşta da AKP’den aldığı sınırsız destekle hesap sorulamayan, her türlü kontrgerilla faaliyetlerinin içinde bulunan, MİT’in önemi büyüktür. Devrimcilere karşı savaşta ve emperyalizmle işbirliğinde, her türlü kirli işlerinde hep MİT’i kullanmışlardır. MİT’i elinde bulundurmak kontrgerillayı elinde tutmaktır, mafyayı elinde tutmaktır, ihaleleri elinde tutmaktır, uyuşturucu trafiğini elinde tutmaktır, kumarhaneleri elinde tutmaktır, kirli paraları elinde tutmaktır. MİT’i elinde tutmak diğer sömürü, yağma, talanda ki payını da garanti altına almaktır. Sonuç olarak bu çatışma devletin kurumları üzerinden süren AKP-Fethullah ittifakı arasında süren kavga iktidar kavgasıdır. İktidarda daha çok söz sahibi olarak sömürü yağma ve talandan daha fazla pay alma savaşıdır. İpleri Amerika’nın elinde olan oligarşi arasında çatışmaların olmaması, çelişkilerin her geçen gün derinleşmemesi mümkün değildir. Özellikle AKP’nin sesi medya bu çatışmanın bu şekilde gün yüzüne çıkmasından rahatsız. POLİS-YARGIMİT üzerinden süren çatışmanın arkasında Amerika ve İsrail parmağı

arayarak komplocu bir mantıkla iktidar kavgasının üzerini kapatmaya çalışıyor. Yine AKP yalakası bir grup “liberal” yazarlar da olayın Kürt sorununun çözümü konusundaki AKP ile Cemaat arasındaki farklı yaklaşımlardan kaynaklandığını söylemektedir. Çatışmanın arkasında İsrail ve Amerika’yı arayanlar o zaman AKP ve Fethullahçılar’ın Amerikan uşağı olduğunu da söylemelisiniz. Türkiye’nin yeni-sömürge olduğunu, yargısının, polisinin, MİT’inin Amerika’nın denetiminde olduğunu da söylemelisiniz! Komplo teorileri, yağma ve talan üzerinden süren çatışmayı gizlemektir. Bu kavga, kim daha fazla sömürü, yağma ve talandan pay kapacak, kavgasıdır. Bu kavga, kimin daha fazla katledeceği kavgasıdır. Bu kavga, kimin daha fazla emperyalizme uşaklık yapacağı kavgasıdır. Kendi içlerinde birbirlerini yeseler de halka karşı birleşirler. Birbirlerini yiyerek sömürülerinin tehlikeye girmesini istemezler. Aralarındaki çatışmalar sürse de halka karşı birleşip sömürüye, yağma ve talana devam ederler. Nitekim Fethullah’ın Zaman gazetesinden Ali Bulaç 14 Şubat tarihli yazısında “Yemeyelim Birbirimizi” çağrısı yaptı. Bulaç; "Kardeşçe, adaletle, paylaşarak ve fedakarlık yaparak yolumuza devam etmekten başka seçeneğimiz yok." dedi. Bulaç’ın sözleri oldukça açık: “İttifak bozulmasın, yağma ve talana devam.” diyor. Halkımız! İpleri emperyalizmin elinde olan oligarşinin krizi bitmez. Oligarşi halkın hiçbir sorununu çözemez. Alın size ağızlarından Allah’ı, Kitabı, dini, imanı düşürmeyen “dindarlar”ın durumu! Dinleri, imanları paradır. Bu düzende çözüm değil; ölüm, açlık ve zulüm vardır! Çözüm, zulme karşı savaşta, kurtuluş devrimdedir. Amerikan uşakları Fethullah ve AKP’nin yalanlarına kanmayın. Halkımızı sömüren, ülkemizi yağmalayan Amerikan uşakları Fethullah’a karşı BİRLEŞELİM, ÖRGÜTLENELİM, SAVAŞALIM!

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


OLİGARŞİ İÇİ İKTİDAR KAVGASI SÜRÜYOR!

MİT-Polis-Yargı Arasındaki Çatışma “MİT Müsteşarı İfadeye Çağrıldı” “Hakan Fidan İçin Yasa Teklifi” “MİT Soruşturmasını Yürüten Savcı Görevden Alındı” Yukarıdaki başlıklar son bir hafta içinde gazetelere yansıyan MİT soruşturmasına ilişkindir. Başbakanın “bizzat arkasındayım” diyerek korumasına aldığı MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifade için savcılık tarafından çağrılmasının yankısı oldukça fazla oldu... Zira uzun süredir devletteki tüm ipleri eline alan AKP'nin arkasında durduğu bir kişinin herhangi bir şekilde soruşturmalara konu olması görülmüş bir şey değildi. Bu kez ne olmuştu acaba? ‘Derin’ güçler mi söz konusuydu? Kimine göre bu sakın İsrail'in bir operasyonu olmasındı, vb. bir dolu senaryo üretildi ve tartışıldı. Elbette salt tartışmalarla sınırlı da kalmadı mesele. AKP hızla harekete geçerek öncelikle savcıyı usül hatası gerekçesiyle görevden alıp hizaya çekti, hemen ardından da yeni bir yasa teklifi hazırlayıp hızla meclis komisyonuna sundu ve tasarı AKP’nin oylarıyla Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçti. 2002 yılında iktidara gelmesinden bu yana sırtını Amerikan emperyalizmine dayayan AKP, emperyalizmin Ortadoğu’daki projesi olan “ılımlı islam modeli” yani işbirlikçi islam modeli çerçevesindeki adımlarla iktidarını sağlamlaştırmaktadır. Amerika'nın onayıyla AKP, Fethullah ve diğer cemaatler ittifakı önce ulusalcıları tasfiye ettiler. Sonra ordudakilerini, yargıyı YÖK'ü ve devletin diğer kurumlarını ele geçirdiler... Polis içindeki kurumlaşma ise çok öncesinden tamamlanmış ve bir çok operasyon bu kurum üzerinden yürütülmeye başlanmıştır. Bu ele geçirme elbette politik ik-

tidarın nitelik değişikliği değildi. Emperyalizm adına ve oligarşi adına faşist kurumlaşmanın devam ettirilmesinden başka bir gelişme yoktur. Yaşananlar oligarşinin kendi içindeki kavgalardan ibarettir. AKP'nin kimi çıkışlarından hareketle tekellere ve emperyalizme karşı olduğu, bunlara kafa tuttuğu tamamen görüntüden ibarettir. AKP sırtını Fettullah'a ve bir bütün olarak cemaatlere dayamış olmakla kapitalizm dışı ve emperyalizme karşı bir iktidar olmamıştır. Tersine emperyalizm ile oldukça uyumlu ve onun isteklerini yerine getiren bir iktidar olmuştur. AKP yaptığı baskınlarla ile hem kendi iktidarını pekiştirmiş hem de oligarşinin teşhir olan ve deyim yerindeyse ipliği pazara çıkmış ve tepki çeken organlarında yeni düzenlemelere gitmiştir. Ulusalcıları tasfiye ederek kendi önünü düzleyen AKP ardından ordu içinde de kendisine uygun düzenlemeleri yapmaya başlamış ve bazı katilleri de yargılamaya başlamıştır. Yine hem çokça tepki çeken ve hem de eğitim sisteminde önemli bir yeri olan YÖK'ü kendine göre yeniden düzenleyerek ve buradaki kendine ters düşen kadroları tasfiye ederek kurumlaşmada yeni bir adım atmıştır. AKP'nin en önemli kurumlaşmalarından biri de yargı olmuştur. Yargıda gerçekleşen tasfiyeler yapılan atamalarla kendi kadrolarını yerleştiren AKP aykırı tüm sesleri de hemen bastırma yoluna gitmiştir. Özellikle HSYK'da yaptığı değişiklikler ile burası üzerinden tüm yargıyı denetim altına almış ve kendine aykırı çıkan sesleri hemen bastırmış, ters karar verenleri tasfiye etmiş, soruşturmalara, sürgünlere maruz bırakmıştır. Bugün artık burjuva siyaset sahnesinde dahi açıkça dile getirilen gerçek AKP'nin kendi faşist kurumlaşmasını yarattığıdır. AKP görünürde kontrgerillayı vb. tasfiye etmektedir. Ve bu operasyonları kimi sol kesim-

lerde de destekçi bulmuştur. Ancak tasfiye edilen kadroların yerine atanan yeni kadroların yaptıklarına bakınca eskiyi aratan uygulamaların yaşandığı da bir gerçektir. Bunları görmemek için kör olmak ya da AKP'nin bilinçli bir destekçisi olmak gerekir. Sadece geçtiğimiz sayıda ortaya koyduğumuz yargıya ilişkin gerçekler bile AKP'nin geçmiş faşist iktidarlardan hiç de aşağı kalmadığı, tersine onları bile aratacak nitelikte olduğunu gözler önüne sermektedir. Ki bu noktaların hiçbirinde AKP emperyalizm ve işbirlikçi tekeller ile tüm bir çatışma halinde değildir. Ancak bu AKP'nin oligarşi içi çatışmalarda taraf olmadığı ve bu çatışmaların yaşanmadığı anlamına gelmez. Bu çatışma AKP'nin kendi kadrolaşmasını yaratmak için yaptığı tasfiyelere karşı direnme ve karşı ataklar gerçekleştirme biçiminde sürekli gündeme gelmektedir. AKP uzun süreli operasyonları ve Amerika’nın açık ve tam desteği sayesinde bu çatışmalarda baskın gelen taraf olmaktadır. Bunun ne kadar süreceği, emperyalizmin desteğinin her zaman AKP'nin arkasında durup durmayacağını elbette sınıf mücadelesinin seyri gösterecektir.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

MİT Etrafında Kopan Fırtınanın Anlamı Bugün MİT müsteşarının ifadeye çağrılması ile başlayan tartışmalar da oligarşinin kendi içindeki çatışmasıdır. KCK baskınlarını yürüten özel yetkili savcının, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski 4 MİT'çiyi KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağırması oligarşi içinde bir fırtınanın kopmasının da nedeni oldu. Hakan Fidan, AKP iktidarının işbaşına getirdiği ve başbakanın tam desteğini ifade ettiği bir kişi olmakla iktidarın MİT içindeki temsilcisi durumunda görünmesine rağmen soruşturmaya uğramıştır. Bu da AKP cephesinde ciddi bir tepkiye neden oldu. AKP'li

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

17


bakanların soruşturmayı duyar duymaz Hakan Fidan’ı arayıp desteklerini ifade ettikleri, cumhurbaşkanının üstü örtülü desteği vb. ile AKP hemen harekete geçerek kendilerine yönelen saldırıyı bertaraf etme yoluna gittiler. Savcı görevden alındı, HSYK da savcı hakkında soruşturma başlattı. Sonra da yeni bir yasal düzenleme için kolları sıvadılar...

Kim Neden Hakan Fidan'ı ve MİT'i Hedef Almıştır?

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

18

Bunu kimi islamcı yazarlar İsrail'in, MOSSAD'ın bir operasyonu olarak değerlendirdiler. Bu da islamcıların, AKP'nin uzun süredir devam eden politikasıdır: En keskin İsrail karşıtı görünerek Ortadoğu halklarından ve halkımızdan destek toplamak... Bu nedenle oligarşinin kendi içindeki bir çatışmayı da bu şekilde yansıtmakta bir sakınca görmemektedirler. Gerçekte İsrail ile ilişkilerde olsun Amerika ile ilişkilerde olsun oligarşinin tüm kesimleri aynı meşrepten olup biri diğerine laf söyleyecek durumda değildir. Bu konuda AKP kendi kullandığı yöntemlerle vurulmak istenmiştir. Bir süredir Kürt halkı üzerinde ve KCK üzerinden estirilen terörle Kürt milliyetçi hareketi tam bir teslimiyete zorlanırken oligarşi de kendi iç çatışmalarını bu operasyonlar üzerinden çözme yoluna gitmiştir. AKP'nin, Ergenekon operasyonlarıyla kendi karşıtlarını tasfiye operasyonunun bir benzerini bu kez KCK operasyonu üzerinden AKP'ye karşı yapmak istemişlerdir. Görünürde AKP iktidarı oligarşi içi çatışmada devletin tüm kurumlarını ele geçirmiştir. Ancak yaşananlar bu sürecin bitmediğinin de bir göstergesi olmuştur. Amerikan'ın ılımlı islam projesi kapsamında devletin yeniden yapılandırılması bir yandan devam ederken öte yandan ise oligarşinin kendi içindeki çatışmalar da buna paralel olarak devam etmektedir. MİT müsteşarının ifadeye çağrılması da bu çatışmanın bir göstergesi ol-

maktan başka bir anlama gelmemektedir. Kavga AKP etrafında kümelenen çeşitli çıkar çevreleri ile Fethullahçılar arasındaki bir çıkar çatışmasıdır. Ancak temel olan ve esas üzerinde durulması gereken nokta oligarşinin bu çatışmalarının hiçbir zaman bitmeyeceği gerçeğidir. Yeni-sömürge bir ülkenin krizleri hiç bitmez. Emperyalizmin en derin krizleri yaşadığı bir dönemde AKP iktidarının krizin teğet geçtiği, krizin etkilemeyeceğine dair söylemleri boş söylemlerdir. İpleri emperyalistlerin elinde olanların hiçbir iradeleri ve güçleri yoktur. Bu nedenle sürekli çatışma halindedirler, bu nedenle sürekli biri diğerinin ayağını kaydırmakla, koltuğunu kapmakla meşgul olur. Hepsinin ortak noktası emperyalistlerden arta kalan kırıntılardan daha fazla pay kapmak... Ülkemizi her şeyiyle emperyalistlere peşkeş çekerken, emperyalizmin dayattığı tüm politikaları bir bir uygularken çatışmazlar. Ancak kalanları paylaşmak için birbirlerini yerler. Bu durum asla kendi ayakları üzerinde duramamaları ve krizlerinin sürekli oluşunun nedenidir. Bu nedenle bugün yaşanan krizin hangi nedenle çıktığı çok da önemli değildir. Bugün MİT, üzerinden patlak veren bir kriz yarın devlet organlarının herhangi birindeki bir atama nedeniyle patlak verir, başka bir gün daha küçük bir devlet memurunun atanmasında açığa çıkar. Ve bunlar üzerinden kavga yaşanırken de her türlü komplocu yaklaşım da sergilenir. MİT, KCK ile ilişkilendirilir, ya da tersten iktidara Oligarşi tüm tarihi boyunca kendi içinde her türlü it dalaşını gerçekleştirmiştir. Ancak halka karşı olma noktasında hiçbiri diğerinden farklı davranmamıştır. Ve halkın direnişleri, mücadelesi söz konusu olduğunda da hemen bir araya gelmek ve birlikte kararlar alıp uygulamak konusunda da ayrı düşmezler

muhalif olan herkes Ergenekon ile ilişkilendirilir vb. Tüm bunlar yaplırken de devlet kurumları kullanılır. Özellikle bugün yargı bu çatışmalarda temel olarak kullanılan bir kurumdur. AKP kendine muhalif olan tüm kesimleri ve tasfiye etmek istediği herkesi “bağımsız yargı” demagojileriyle ve yargı üzerinden tasfiye etmiş, hizaya sokmuş ya da hapishanelere atmıştır. AKP ile hesabı olanlar da yine yargıyı kullanarak bir atak gerçekleştirmişlerdir. Ve yarın belki başka bir kurum üzerinden başka türden saldırılarla birbirleriyle it dalaşına devam edeceklerdir.

Halka Karşı Hep Birliktedirler Tüm yaşananlar oligarşinin kendi içindeki dalaşın ifadesi olurken bunun halkla ilişkiler noktasında da devam edeceğini sanmak yanlıştır. Oligarşi tüm tarihi boyunca kendi içinde her türlü it dalaşını gerçekleştirmiştir. Ancak halka karşı olma noktasında hiçbiri diğerinden farklı davranmamıştır. Ve halkın direnişleri, mücadelesi söz konusu olduğunda da hemen bir araya gelmek ve birlikte kararlar alıp uygulamak konusunda da ayrı düşmezler. Çünkü oligarşinin kendi içindeki çelişkileri ve çatışması her ne kadar kimi zaman çok keskin noktalara varsa da halkla olan çelişkilerinin önüne geçmemektedir. Ve zaten böyle bir duruma ipleri elinde bulunduran emperyalistler de izin vermemektedirler. Bu nedenle oligarşinin kendi iç çelişkilerine ve birbirlerine karşı sarfettikleri sözlere bakarak oligarşinin bazı kesimlerinden beklentiler içinde olmak kendini aldatmaktan başka bir şey değildir. Halka karşı birlikte hareket eden oligarşinin çelişkileri karşısında devrimcilerin ve halktan yana olan kesimlerin yapması gereken bu çelişkileri daha da derinleştirmektir. Bunun yolu da halkın iktidarını kurmak için mücadeleyi daha da yükseltmektir.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


EMEK

Kamu Emekçileri Hak Gasplarına Karşı Çadır Direnişleriyle Hesap Soruyor Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeler Platformu'nun aldığı kararlar doğrultusunda "Sahte Sendika Yasasına Hayır" talepli çadır eylemlerinin ilki Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda gerçekleştirildi. 14 Şubat günü, polisin tüm engelleme çabalarına karşın, kamu emekçilerinin kararlı duruşu sayesinde çadır kuruldu. Çadır eyleminde KESK İstanbul Şubeler Platformu dönem sözcüsü Barış Uluocak tarafından yapılan açıklamada, "Hakem Kurulu dayatmasıyla kamu emekçilerini uluslararası sözleşmelerden aldığı, fiilen grev yaparak kazandığı grev hakkımızı engellemeyi planlayan hükümet, görüşme heyetinin çoğunluğunu da kendine yakın sendikanın yöneticilerinden oluşturarak kamu emekçileriyle adeta alay etmektedir." dedi. Kurulan çadırda bildiri dağıtılıp, imza toplandı. Standa gelip imza veren halkla sohbet edildi. Sahte yasa ve AKP’nin kamu emekçileri üzerindeki gözaltı ve tutuklama politikaları teşhir edildi. Türkülerle marşlarla geçirilen ilk günün ardından 15 Şubat sabahı çadır, Cevahir Alışveriş Merkezi önünde açılmak üzere toplandı. KESK’liler “Sahte Sendika Yasasına Hayır” sloganıyla Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi önünde açtıkları çadırda maaş bordrolarını yaktılar. “Gözaltılar Tutuklamalar Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Toplu Sözleşme Hakkımız Grev Silahımız”, “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek” sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Barış Uluocak, “Kamu emekçileri ilk kez 2012 yılının ikinci ayında zamsız maaş alıyor. Bunun gerekçesini ise Çalışma Bakanı, konfederasyonların yasa konusunda anlaşamamaları olarak gösteriyor” dedi. KESK olarak grev haklarının yasal teminat altına alındığı

toplu sözleşme düzeni talep ettiklerini de belirten Uluocak, son dönemde Meclis’teki 4688 sayılı yasa taslağına karşı ülke genelinde eylemlerini sürdürürken hükümet ve yandaşları tarafından çeşitli baskı ve karalamalarına maruz kaldıklarını söyledi. Açıklamanın ardından dağıtılan bordroları yakan emekçiler, çadırlarında Grup Yorum ezgileriyle imza toplamaya ve bildiri dağıtmaya devam ettiler. Kamu emekçileri, eylemin 3. günü olan 16 Şubat'ta da Kadıköy İskele Meydanı'nda çadır kuracaklar.

Çözüm Meclislerde Değil KESK’in Devrimcileşmesindedir İzmir’de Kamu Emekçileri Cephesi, 11 Şubat günü “Meclisler” konulu bir panel düzenledi. Panele Hayri Aktaş ve Özkan Kelek konuşmacı olarak katıldı. Hayri Aktaş, TBMM’nin yapısını, işleyişini ve görevlerini ele alarak; TBMM’de halkın değil oligarşinin temsil edildiğini, asıl yönetenin halk olması gerektiğini anlattı. Aktaş’ın “Halk Meclisleri”nin kısa bir tarihçesini, işleyişini anlatmasının ardından sözü Özkan Kelek aldı. Kelek, KESK Genel Kurulu’nda tabanla tartışmadan tüzüğe konulan Meclis sisteminin öğrenci, veli, öğretmen, hizmetli yani geniş katılımlı gibi göründüğünü ama aslında var olan yönetimlerin kendi kararlarını uyguladığı bir araca dönüşeceğini belirtti. Mevcut yönetimin yürütme olarak değiştirilmesine rağmen tabanın temsil edilmediğini ifade eden Kelek, Kamu Emekçileri Cephesi’nin meclisleri nasıl ele aldığını da anlattı. Son

olarak yaşanılan örnekler üzerinde duruldu ve mücadeleye neler katılabileceği tartışıldı. Panele 16 kişi katıldı. ÇİFTÇİNİN ZARARININ SORUMLUSU DA OLİGARŞİDİR ÇÖZÜM HALKIN ÖRGÜTLÜ GÜCÜNDEDİR Edirne’de, Bulgaristan barajlarından gelen suya karşı önlem alınmaması nedeniyle daha önce Meriç ve Tunca nehirleri taşmıştı. 13 Şubat günü de Edirne’nin Sarayiçi bölgesinde sel meydana geldi. Her sene yaşanan ve yaşanacağı bilinen taşkınlar ve sel için Devlet yine hiçbir önlem almadı. Bölge halkı zararlarıyla başbaşa bırakıldı. Nitekim sel sularının bir kısmı tarlalarda buzlanma yarattı. Bu durumdan ürünler zarar görmesine rağmen hala bir önlem alınmadı. Halk düşmanı AKP, hiçbir önlem almayacaktır da… Çözüm doğal olmayan bu felaketler karşısında önlem almayan AKP’ye karşı mücadele etmek, hakkımızı aramaktır.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

19


“Yıkım Değil Yerinde Islah İstiyoruz”

Talebi Konut Hakkımıza Sahip Çıkmaktır! İstanbul Halk Komiteleri, 18-19 Şubat tarihlerinde düzenlenecek olan “Yıkım Değil Yerinde Islah İstiyoruz Sempozyumu”na katılım çağrısında bulunmak için 11 Şubat’ta AKP Mecidiyeköy ilçe binası önünde eylem yaptı. AKP'nin polisinin eylemi engelleme çabaları boşa çıkarıldı. AKP’nin “Kentsel Dönüşüm” yalanıyla halkı evlerinden zorla çıkartacağının söylendiği eylemde yapılan açıklamada, “Konut hakkımızdır. Sağlıklı konutlarda, insanca bir yaşam hakkımızdır. Bizler de sağlıksız, depreme dayanıksız evlerde yaşamak istemiyoruz. Ancak, bunun çözümü yıkımlar ya da şehir dışına sürülmek değildir. Tüm şehri finans ve ticaret merkezi haline dönüştürecekleri teknoloji ve olanaklarla evlerimizin yerinde ıslahı sağlanmalıdır. Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Ama AKP iktidarı, demagojilerinin aksine halkın değil tekellerin çıkarlarını düşünüyor. Doğup büyüdüğümüz mahallelerimizde yaşamamızı, yarattığımız değerleri, ilişkileri sürdürmemizi engellemeye çalışanların karşısında duralım. Bize sormadan, bizi yok sayarak yaşamımız hakkında planlar yapanlara, bunun öyle kolay olmadığını gösterelim. Bizler, İstanbul Halk Komiteleri olarak diyoruz ki, çözümü halk olarak kendimiz aramalı, bulmalı ve hayata geçirmek için örgütlenmeliyiz. AKP ve tekellerin yıkım saldırı AKP Bi̇r Mi̇lyon Evi̇ larına dur demek, sağlıklı konutYıkacak! Yıkımlara Karşı larda insanca yaşayabilmek için, 18-19 Şubat tarihlerinde ‘YIKIM Bi̇rleşeli̇m, Di̇reneli̇m! DEĞİL YERİNDE ISLAH İSTİ Zengi̇ne Tapusuz Vi̇lla, YORUZ’ sempozyumu düzenliYoksula Poli̇s Zabıta Mafya. yoruz. Halkın kendi sorunlarını tartışıp, çözüm arayıp, kararlar Evlė ri̇mi̇zi̇ Yıktırmayacağız! alacağı ve bu kararları hayata geçireceği sempozyumumuza tüm  İşgalci̇ Deği̇l Halkız! halkımızı davet ediyoruz. Gücümüz örgütlülüğümüzdür. Birleşe Biz Halkız Yıkımlara lim, direnelim. Halk düşmanı Karşı Barikatız! AKP’ye halkın yenilmez gücünü gösterelim!” denildi.  Halkız Haklıyız Evimizi AKP ilçe binası önünde yapılan Yıktırmayız! açıklama sonrası metrobüs durağına doğru yürünerek bildiri da Yıkım Değil Tapularımızı ğıtımı yapıldı. Eylem sırasında İstiyoruz, İşgalci Değiliz! “Evimizi Yıkanın Villasını Yıkarız”, “Yıkım Değil Yerinde Islah Halkız Haklıyız İstiyoruz”, “Yıkımlara Karşı GüKazanacağız! cümüz Birliğimizdir”, “Direne Direne Kazanacağız”, “Halkız  Yıkımlara Karşı Haklıyız Kazanacağız” sloganları Bi̇rleşelim Di̇reneli̇m atıldı. İkti̇dara Halkın Yeni̇lmez Yapılan bildiri dağıtımına halGücünü Göstereli̇m! kın ilgisi yoğundu. Toplam 900 adet bildirinin halka ulaştırıldığı ̇ eyleme 40 kişi katıldı.

Halk Cephesi

20

Mahallemizi Yıktırmayacağız! Kentsel Dönüşüm Değil Yerinde Islah İstiyoruz Yıkımlara Karşı Armutlu Halk Komitesi, “Kentsel Dönüşüm Değil Yerinde Islah İstiyoruz” talebiyle Armutlu’da direniş çadırı kuruyor. 16 Şubat günü yapılacak eylemin ardından direniş çadırı kurarak eylemlerini başlatacak olan Komite, eyleme katılım çağrısında da bulundu. Saat 18.00’de Armutlu Cemevi önünde toplanılarak, mahalle içinde yürüyüş yapılacak. Komite tarafından yapılan çağrıda, “AKP iktidarı evlerimizi yıkmak istiyor. Bizleri evlerimizden, mahallelerimizden koparıp şehrin dışına çıkarmak istiyor. Bizim oturduğumuz yerleri zenginlere peşkeş çekiyor, rant elde etmek istiyor... “Gecekondularda oturan halkımızın gecekonduların sahibi olduğu kabul edilmeli, konut hakkı anayasal güvence altına alınmalı ve tapuları bedelsiz olarak verilmelidir.” Evlerimizin başımıza yıkılmasını ve kentten sürülmeyi değil, tersine mahallelerimizin ve evlerimizin insanca yaşanabilir olmasını istiyoruz. Kentsel dönüşüm değil, yerinde ıslah istiyoruz. Mahallemizde yapacağımız yürüyüşümüze ve çadırımızın açılışına tüm halkımızı bekliyoruz.” denildi.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


var. Ama bu olgunlaşmamış bir devrimci durumdur. Yani kitleler eski tarzda yönetilmek istememektedir. Bu nedenle iktidarlar hızla yıpranmakta ve kitlelerin gözünden düşmektedir. Egemen sınıflar da eski tarzda yönetememekte sık sık yönetememe krizine düşmekte, bu nedenle de sık sık iktidar değişiklikleri olmaktadır. Özellikle 1950'den sonra iktidarların ortalama ömrü bir yıl kadardır. Yine sık sık cuntalar, müdahaleler olmaktadır. Gelişmiş bir kapitalist ülkeyle bu açıdan temel bir farklılık hemen göze çarpmaktadır. Ama bu devrimci

Ders: Biz Kimiz? Ne İstiyoruz? (3) Sevgili Yürüyüş okurları, dersimize geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz. Devrimin olabilmesi için şu iki şartın oluşması gerekmektedir. Birincisi: Milli krizin var olması gerekiyor. Ne demek milli kriz? Yönetici egemen sınıfların eskisi gibi yönetememesi, yönetilenlerin de yani sömürülenlerin eskisi gibi yönetilmek istememesidir. Egemen sınıflar istikrarlı bir yönetimi bir türlü sağlayamıyorlar. Düzen büyük ölçüde devletin halk üzerinde uyguladığı şiddet ve terör üzerinde ayakta duruyor. Halkın büyük çoğunluğunun da böyle yönetilmek istemediğini, düzenden memnun olmadığını biliyoruz. Ama bunlar tek başına devrimin olabilmesi için yeterli olmaz. Bu krizin daha derinleşmesi, olgunlaşması gerekir. Bu da devrimcilerin vereceği mücadeleye bağlıdır. İkinci şart: Devrimci bir partinin önderliğinde, halkın bilinçli ve örgütlü olarak savaşa katılması gerekir. Eğer halkın büyük çoğunluğu olmasa bile, devrimi yapabilecek kadar önemli bir kısmı bilinçli olarak devrim mücadelesinde, yani iktidarı almak için yürütülen savaşta örgütlü olarak yer almıyorsa o devrimin başarıya ulaşma şansı yoktur. Tabi halkın örgütlenmesi, savaşa katılması ve bu savaşın doğru karar ve taktiklerle iktidara taşınabilmesi için de savaşı yönetecek bir kurmaya yani devrimci bir örgüte, partiye ihtiyaç vardır. Örgütlenmek, halkı örgütlemek ve savaşa katmak. Devrimin iki şartı bunlar. Bu iki şart bir araya gelmeden devrimin olması imkansızdır.

Evrim-Devrim Dönemleri: Bu dönemlerde proletarya partisinin politikaları, taktikleri, eylem tarzları, mücadele biçimleri değişir. Bizim ülkemizde devrimci durum

Biz Kimiz? Ne İstiyoruz, Nasıl Başaracağız? Devrimi Nasıl Yapacağız? durum olgunlaşmamış bir devrimci durumdur... Yani kitleler durumdan memnuniyetsiz olduğu halde buna denk düşen bir örgütlülük ve hareket içinde değillerdir. Özellikle devlete yönelmemektedirler... Bu nedenle de egemen sınıflar da bir devrime yol açmadan, çok ciddi sarsıntılar geçirmeden yönetememe krizlerini, cuntalarla, yeni koalisyonlarla, yeni seçimlerle, yöntemlerle geçici olarak atlatabilmektedirler. Kitleleri baskı ve terörle sindirip yıldırabilmektedirler. Bu tespit çok önemli bir tespittir ve bundan birçok can alıcı sonuç çıkar. Bu sonuçların başlıcaları şunlardır: Bir: Devrimci durum olduğuna göre ülkemizde iktidarı devrimci yoldan ele geçirmenin, yani devleti yıkmanın şartları vardır.

İki: Ülkemizde evrim ve devrim dönemlerini, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki gibi birbirinden ayıramayız. Her iki dönem iç içe geçmiştir. Yani devrimci durum var olduğundan esas olarak devrim dönemi yaşanmaktadır, fakat bu devrimci durum olgunlaşmamış olduğundan aynı zamanda evrim döneminin özelliklerini de kendi içinde barındırır. Dolayısıyla proleterya partisinin taktikleri de buna göre şekillenmek durumundadır. Üç: Ülkemizde devrimci durum olduğuna göre silahlı mücadelenin de objektif şartları vardır. Yani kitleler silahlı mücadele yürüten örgütlerin etrafında toplanmaya eğilimlidir.

 Neden Kitleler Memnuniyetsizliklerine Denk Düşen Eylemler İçine Girmemektedirler? Özellikle devlete neden yönelmemektedirler? Biz buna, yani kitlelerin memnun olmamaları, durumlarının değişmesini istemeleri ama buna denk düşen eylemlilikler içine girmemesi, özellikle de devlete yönelmemesi haline SUNİ DENGE diyoruz. Suni dengenin oluşmasına neden olan olgular ise şöyle: Bir: Halkın devleti yıkılmaz, yenilmez bir güç olarak görmesi... İki: Emperyalizm yeni-sömürgecilik sürecinde ülkeleri tankıyla, topuyla fiilen işgal etmediği için kitlelerin; devletin, ordunun ve polisin emperyalizmle işbirliğini görememesi yani gizli işgal koşulları. Kendi ulusal ordusu ve polisi sanması. Emperyalizm adına ülkeyi işgal ettiklerini anlayamaması... Böylece kitlelerde yabancıya, gavura alerjinin nötralize (etkisizleştirilmesi) olması. Üç: Emperyalizmin güçlü propaganda araçları ve yozlaştırma politikası. Dört: Çarpık anlamda da olsa kapitalizmin gelişmesiyle birlikte kitlelerin yaşam tarzında geçmişle kıyasladığında değişiklikler yaratmıştır. Bu nedenle kitlelerde geçmişiyle kıyasladığında mevcut durumuna şükreden bir ruh hali oluşmuştur. Devrimci durumun geliştirilerek

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

21


Devrimi yapabilmemizin temel kı koruduğu yalanlarıyla, bunderinleştirilmesinde suni denkoşulu, çıkarı devrimde olan lar yetmezse baskı ve terörle genin yıkılmasının belirleyici halkın tüm kesimlerini halkla devrimcilerin birleşmerolü vardır. Bu da silahlı mücasine engel olmaya çalışır. Devdelenin gerekliliği demektir. birleştirmektir. Yani işçi sınıfı, let sadece halkla devrimcilerin Devrimin olabilmesinin ikinköylülük ve küçük burjuvaziyi birleşmesine engel olmaya çaci şartı devrimi yapacak partinin parti bayrağı altında toplamak, lışmakla yetinmez, halkın da varlığıdır. O halde parti devrim birleşmesine engel olmaya çaiçin vazgeçilmez gerekliliktir. düşmanı yani devleti bu lışır. Zaten bu ikisi birbirine Devrimci durum irademiz dıkitlelerden tecrit ederek, onu bağlıdır. Halkı birleştirmeden şında var olan bir durumdur, fatemsil ettiği sınıfla devrimci parti bayrağı altında kat parti tamamen bizim iradeda birleştiremezsin. Devlet mize bağlıdır. Yani devrimciler sınırlandırmaktır. Bunu parti kurmazlarsa devrimin olbunu bildiğinden halkı bölüp başardığımızda devleti yıkmamız ması da hayal olur. Bu nedenle parçalamak, güçten düşürmek örgüt bizim her şeyimizdir. Bu için halk arasındaki çelişkileri, bir darbelik işe dönüşür. günümüzü ve yarınımızı kurtaörneğin küçük burjuvalarla işracak olan odur. Bizi komünist çiler, köylülerle işçiler veya sahibiz. O halde devrimi nasıl yapatopluma taşıyacak temel araç odur. Kitdeğişik uluslar, inançlar arasındaki cağız sorusu kalıyor geriye. leleri harekete geçirecek, politika ve çelişkileri, hatta bölgesel çelişkileri sütaktikleriyle onlara doğru yolu gösterekli körükler ve halkın birbiriyle çaDevrimi Nasıl recek, devrime yöneltecek tek araç partışmasını teşvik eder. Tabi devrimciler tidir. Bu nedenle devrimciler her şeyYapacağız? de oligarşi arasındaki çelişkilerin deden önce bir partiye, devrimci Markrinleşmesini isterler ve bu doğrultuda Devrimi yapabilmemizin temel kosist-Leninist bir partiye sahip olmalımüdahalelerde bulunurlar. Çünkü olişulu, çıkarı devrimde olan halkın tüm dırlar. Tabi bir partinin kuruluşu kolay garşi arasındaki çelişkilerin derinleşkesimlerini birleştirmektir. Yani işçi sıdeğildir. Bu yıllar alan bir çabanın ürümesi de devleti yıpratır ve güçten dünıfı, köylülük ve küçük burjuvaziyi nüdür. Bir partinin oluşması için "ben şürür. Parti ile devlet arasındaki teparti bayrağı altında toplamak, düşmanı devrimciyim" diyen insanların bir aramelde halkı kazanmaya yönelik bu sayani devleti bu kitlelerden tecrit edeya gelmesi yetmez. Önce düşüncenin vaş karşılıklı sürer gider. rek, onu temsil ettiği sınıfla sınırlanoluşması ve yayılması gerekir. “Nasıl Bu savaşta devrimci parti galip dırmaktır. Bunu başardığımızda devbir dünyada yaşıyoruz, nasıl bir ülkeçıkmak istiyorsa, en başta her durumleti yıkmamız bir darbelik işe dönüşür. de yaşıyoruz, bu ülkede nasıl bir topda halkın çıkarını, halkın birliğini saBu nedenle parti ile devlet arasındaki lum, nasıl bir devlet var, nasıl bir vunacak, halk arasındaki çelişkileri desavaş daha baştan bu alanda sürer. Devdevrim yapacağız, bu devrimi gerğil birliği ön plana çıkaracaktır ve dikrimci parti, devleti halktan tecrit etmeye çekleştirmek için nasıl bir yol izlemekatleri hep devletle halk, oligarşi ile ve halkla birleşmeye çalışırken, devmiz gerekiyor?” sorularına cevap bulhalk arasındaki çelişkiye çekmek zolet te devrimci partiyi veya daha genel mak ve bu konularda asgari bir düşünce rundadır... Bu kavramamız gereken en söylersek devrimcileri halktan tecrit etbirliği oluşturmak gerekir. Bu da yettemel sorunlardan biridir. meye ve kendisi halkla birleşmeye çamez bu düşüncelerde birliği sağlayan lışır. Zaten devlet gerçek yüzünü gizTabi partinin ve devletin ittifaklainsanların bir örgüt disiplini altına lediği, kendini sınıflarüstü, tüm halkın rı sadece ülke ile sınırlı değildir. Ulusgirmeleri ve mücadeleye atılmaları, devleti olarak gösterdiği için halkın lararası dost ve düşman güçler vardır. mücadele içinde bildiklerini pekiştirtutar. önemli bir kesimini etkisi altında Devletin uluslararası güçleri, empermeleri, yetkinleşmeleri; politika, savaş, Sadece örgütlülüğü ile değil bu açıdan yalist devletler ve işbirlikçileri iken, örgütlenme ve halkı örgütleme sanada devrimciler karşısında önemli bir üspartinin uluslararası güçleri anti-emtında asgari birikim sağlamaları ve beltünlüğe sahiptir. Bu üstünlüğünü koperyalist, anti-faşist devletler, örgütler li bir kadro birikimine sahip olmaları rumak ve daha da pekiştirmek için devve ezilen halklardır. Bunlarla birleşmek gerekir. Bu süreç ülkemizde 78'den 94'e rimcilere karşı her türlü yalan ve dekonusunda da bir savaş uluslararası arekadar, yani 16 yıl sürmüştür. Tabi bu magojiyi kullanır. Halkı devrimcilere nada sürer. Ama esas olan içerde olan süreç; nice şehitler, tutsaklıklar, fedakarşı şartlandırır. Bunun için de her türsavaştır. Çünkü sonucu belirleyecek karlıklar, umutlar, umutsuzluklar, dölü araca sahiptir. "Komünizm KORolan odur. külmeler, kahramanlıklarla yürümüşKUSU", "terörizm KORKUSU" yaHalkı kazanmanın ön koşulu halkı tür. Yani bugün sahip olduğumuz parratır. Devletin demokrasi ve özgürlüinandırmaktır. Yani halkın beynini ve tinin temelinde diğerleri bir yana yüzruhunu kazanmaktır. Halkı inandırğün koruyucusu olduğunu, devrimcilerce devrimcinin kanı, şehitliği vardır. mamız için halka gerçekleri açıklalerin diktatörlük istediklerini, devOna bu bilinçle sahip çıkmalıyız. Bugün bizim partimiz de var. Yani mamız ve pratikte bizzat yaşatarak gösrimcilerin halkın can ve mal güvenliülkemizde devrim için bütün şartlara termemiz gerekir. Yani yazılı, sözlü, eyğini tehdit ettiklerini, kendisinin ise hal-



Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

22

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Kısacası bizim ülkemizde devrimciler, devrim yapmak istiyorlarsa silaha sarılmak zorundadırlar. Devrimci durumun varlığı da daha önce ifade ettiğimiz gibi, silahlı mücadelenin objektif temelini oluşturuyor. Yani bu çelişkilerin derin olması ve halkın silahlı mücadeleye duyarlı ve yatkın olması anlamı taşır.

lemli propaganda yapacağız. Bunlarla hangi gerçekleri göstereceğiz? Başta anlattığımız düzenin nasıl bir düzen olduğunu, açlığa, yoksulluğa, adaletsizliğe, baskılara, zulme son vermek için bu düzeni değiştirip anti-emperyalist, anti-oligarşik bir devrim yapmamız gerektiğini, bunun yolunun bu düzenin koruyucusu olan devleti yıkmaktan ve halkın devletini kurmaktan geçtiğini, devletin bir avuç sömürücünün devleti olduğunu, halka düşman olduğunu, halkın tek dostunun devrimci parti olduğunu, örgütlenerek ve devrimci partinin bayrağı altında birleşerek devleti yıkabileceğimizi, bunun yol ve yöntemlerini halka göstereceğiz. Bunları lafla değil, bizzat pratikte, eylemli propagandayla halka göstereceğiz. Yazılı, sözlü ajitasyon propaganda da önemli araçlardandır. Sloganlar yoluyla; müzik, tiyatro gibi sanat yoluyla; bildiri, dergi, gazete, kitap gibi yazılı yollarla propaganda yapmak da hep bu gerçeklerin anlatılmasına hizmet etmek de önemli araçlardır. Fakat belirleyici olan silahlı propagandadır. Sadece lafla kalırsak zaten halk inanmaz. Halk deneyleriyle, bizzat yaşayarak öğrenir. Gördüklerine inanır. O halde bizzat pratikte halka bunları göstermemiz gerekiyor. Bunun için devrimci parti üç cephede birden bizzat mücadelenin içinde olmak zorundadır. Bu üç cephe; politik, ekonomikdemokratik ve ideolojik mücadeledir.

 Politik, ekonomikdemokratik, ideolojik mücadele nedir ve araçları nelerdir? Bu mücadelede halkı kazanmak kadar, halkı örgütlemekte temel önemde bir sorundur. Halkın hepsini kazansak da örgütlememişsek hiçbir sonuç alamayız. Denilecektir ki parti var. Halkı parti bayrağı altında toplamak, zaten partide örgütlemek anlamına gelmiyor mu? Hayır, bu anlama gelmiyor. Parti, Marksist-Leninistler örgütüdür.

Halkı Marksist-Leninist yapmak düzen şartları içinde hayaldir. Bu devrimden sonra da uzun bir süreci kapsayacak bir sorundur. Kaldı ki kişi Marksist-Leninist’im demekle Marksist-Leninist olamaz. Marksist-Leninist olabilmek için Marksizm-Leninizmi asgari oranda kavramış olmak gerekir. M-L bir bilimdir ve onu kavramak bizzat sınıf mücadelesi içerisinde, savaş içinde kazanılacak bir iştir. Sınıf mücadelesi dışında kalıp ben Marksist-Leninist’im diyenler sahtekarlardır. Parti üyesi olacak kişinin sınıf mücadelesinin kızgın pratiğinden geçmesi ve bu mücadele içinde inancını, kararlılığını, fedakarlığını ispat etmesi, halka örnek olma, öncülük etme, halkı örgütleme yeteneklerini kazanması, hayata M-L açıdan bakıp politikalar üretebilmesi gerekir. Ve az sayıda kişi bunu başarabilir. Bu nedenle parti dar bir örgüttür. Öncü müfrezedir. Ancak diğer halk örgütlülüklerini yöneterek, onlara öncülük ederek devrimi yapabilir. O halde parti dışında da halkın her kesiminin bilinç seviyesine uygun düşen örgütlülüklere de ihtiyaç var. Bunların en önemlisi CEPHE'dir. Cephe, partinin öncülüğünü kabul eden, devlete karşı savaşmak ve mücadele etmek isteyen halkın her kesimini kapsar. İlla halkın Marksist-Leninist olması gerekmiyor. Bizim gibi ülkelerde sınıf çelişkilerinin derinliğinden dolayı daha başlangıçta henüz M-L olmayan geniş bir kesim de ML'lerle birlikte savaşa girer, devrim mücadelesi içinde yer alır. Bu nedenle par-

ti ile cephe birlikte kurulur. M-L'ler parti üyesi, henüz M-L olamayanlar cephe üyesi olarak istihdam edilir ve eğitilirler. Parti bizzat cepheyi yönetir, bu nedenle parti üyeleri bizzat cephenin de üyesidirler. Cephe içinde çalışırlar ve cephe üyelerini parti üyeliğine yükseltmek için eğitirler. Sınıfsal olarak ise cephe, işçi sınıfının halkın diğer kesimleriyle birliğinin zeminidir. Küçük burjuvazi ve köylülük, M-L'yi, sosyalist bir devrimi kitlesel olarak desteklemez. Onların kitlesel olarak destekleyeceği devrim anti-emperyalist, anti-oligarşik devrimdir. Bu sınıfları, işçi sınıfıyla tek bir örgüt altında birleştirmenin yolu bu programla sınırlı bir cephe örgütü altında toplamaktır. Cephe dışında halkın daha geri bilinç seviyelerine denk düşen örgütler ise halk meclisi gibi halk örgütleri ve ekonomik demokratik mücadele örgütleri olan demokratik kitle örgütleri ve sendikalardır. Parti üyeleri tüm bu örgütler içinde çalışmak ve onların yönetimlerine egemen olarak veya içindeki kitleleri örgütleyerek devrime kanalize etmeyi başarmalıdırlar.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

 Devlet Faşist, Baskıcıdır. Halkı Örgütlememize ve Halka İnandırma Çalışmaları Yapmamıza İzin Vermiyor: Daha başlangıçtan itibaren, henüz devrimci örgütlenme ve mücadele daha çok cılız halindeyken bile baskı, terörle yani esas olarak silahlı güçleriyle, bizi yok etmek istiyor. Burjuva demokrasisinin hüküm sürdüğü ülkeler gibi bile değil, hiçbir hak tanımıyor. Sadece devrimcilere, devrimci partiye değil, halka da silahla saldırıyor. En temel demokratik-ekonomik talepleri bile terörle bastırıyor. Demokratik kitle örgütlerini, sendikaları bile yasadışı ilan ediyor, kapatıyor, gelişmesine izin vermiyor. Her şeye rağmen birazcık ipin ucunu kaçırdığında cuntalara başvuruyor, devrimcileri, ilericileri hapishanelere dolduruyor. Bu durumda ya teslim olacağız ve devrim davasından vazgeçeceğiz, ya da her

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

23


şeye rağmen direnecek ve devrim mücadelesini bu duruma denk düşen araçlarla geliştireceğiz. Tabi ki direneceğiz. Biz devrim yapmak istiyoruz. O halde bedellerini göze alarak halka gerçekleri açıklayacağız ve göstereceğiz. Bedelleri nedir? İşkence, gözaltı, tutsaklık, katliam, kaybetme ve her türlü vahşet... Bunları devrimci mücadelenin bir parçası sayıp, onlara karşı direnişi vazgeçilmez koşul sayıp, hareket tarzımızı, kadroların ve kitlelerin eğitimini, her şeyi buna göre ayarlayıp devrimci mücadeleyi sürdüreceğiz. Direnişler örgütlemeliyiz. Bu direnişleri örgütlenmeyi mücadele tarzının gerçekliğinin ışığında ele almamız gerekir. Yani her alanda duruma denk düşen araçları devreye sokmalıyız.

 Örgütlenmenin İmha Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Olmasını İstemiyorsak, İllegal, Gizli Örgütlenmeyi Esas Alacağız: Özellikle partiyi korumak hayati önemde olduğundan parti tam bir gizlilik içinde örgütlenmek zorundadır. Ancak legal olanaklardan da yararlanacağız. Gizli örgütlenmezsek parti imha olur, legal olanaklardan yararlanmazsak partinin kitlelerle bağını kuramayız, kitleler içinde partiyi geliştiremez, yenileyemez, daralır ve yine imhaya açık hale geliriz. Bu nedenle ör-

gütlenme konusunda illegal örgütlenmeyi temel almayanlar sağ sapma, legal olanaklardan yararlanmayanlar ise sol sapmayı temsil ederler. İki sapmanın da varacağı sonuç partinin imhasıdır. Bizim gibi ülkelerde faşizmin özgün karakterinden dolayı cunta gibi kısa dönemler hariç legal olanaklar vardır. Çünkü faşizm baskı ve terör uygularken bir yandan da demokrasicilik oyunu oynar. Bu demokrasicilik oyunu son derece sınırlı da olsa, hep baskı, terör altında da tutulsa bazı legal olanaklar sağlar. Mücadele tarzı açısından ise, silahlı mücadeleyi esas alacağız. Devletin silahı devreye soktuğu koşullarda silaha sarılmaktan başka yol yoktur. Silahı dayatan bir güç karşısında silaha sarılmamak ya teslimiyettir ya da imha olmaktır. O halde silaha sarılmak her şeyden önce bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Bu nedenle ülkemizde oportünistler silahlı mücadeleden ne kadar uzak durmaya çalışırlarsa çalışsınlar, zaman zaman silaha baş vurmak zorunda kalırlar. Ama silaha sadece zorunluluk olarak baş vurduklarından, bir silahlı mücadele anlayışı, stratejisi ve örgütlenmesine sahip olmadıklarından, düşmanın artan baskısı karşısında eskiden daha da pasif bir konuma düşerek, teslimiyetten başka anlam taşımayan tamamen legal çalışmaya sığınıyorlar. Kısacası bizim ülkemizde devrim-

ciler, devrim yapmak istiyorlarsa silaha sarılmak zorundadırlar. Devrimci durumun varlığı da daha önce ifade ettiğimiz gibi, silahlı mücadelenin objektif temelini oluşturuyor. Yani bu çelişkilerin derin olması ve halkın silahlı mücadeleye duyarlı ve yatkın olması anlamı taşır. Silahlı mücadeleyi temel almak, bir silahlı mücadele stratejisine ve silahlı mücadele temelinde bir örgütlenmeye de sahip olmanın zorunluluğu anlamına gelir. Tabi silahlı mücadeleyi temel almak, politik mücadelenin barışçıl biçimleri yapılmayacak anlamına gelmez... Böyle bir anlayış bizi örgütlenmede olduğu gibi mücadele tarzı açısından da sol sapmaya götürür... Aksi taktirde silahlı mücadeleyi geliştirip kitleselleştiremeyiz. Dar kalır ve düşmanın silahlı mücadele örgütlerine karşı yönelttiği darbeler karşısında kendimizi yeniden ve yeniden üretemediğimiz için yok oluruz, silahlı mücadeleyi de yürütemez hale geliriz. O halde silahlı mücadeleyi temel alırken, diğer politik, ekonomik-demokratik ve ideolojik mücadeleyi de ona tabi olarak ele alacağız ve bu temelde her türlü olanaktan yararlanacağız... Bu haftalık konumuzu burada bitirelim. Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın.

Polis Okmeydanı Sokaklarından Marşlar ve Sloganlarla Kovuldu 12 Şubat Pazar akşamı polis, çevik kuvvet otobüsleri, akrepleri ve panzerleriyle Okmeydanı’nı tam bir ablukaya aldı. Mahallenin giriş çıkışlarında yığınak yapan polis, saat 19.00’da akrepleri ve yüze yakın çevik kuvvet polisiyle mahalle içine girerek, Sibel Yalçın Parkı ve çevresini adeta işgal etti. Fazla bir zaman geçmeden bunu duyan mahalle halkı ve Halk Cepheliler, Sibel Yalçın Parkı’na girdiler. Parkın içinde bekleyen polislerin yanına kadar gelerek marşlar söyleyen, “Katil Polis Mahalleden Defol”, “Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa Kadar Savaş”, “Kurtuluş Kavgada Zafer Cephede”, “Halkız Haklıyız Kazanacağız” sloganlarını haykıran Halk Cepheliler’den duydukları korku yüzlerinden okunuyordu polislerin. Mahalleden defolup gitmelerini, halkı rahatsız etmemeleri-

24

SÜRECEK

ni söyleyen Halk Cephelilere söyledikleri ise korkunun ifadesiydi. Polis amiri; mahallede katil, işkenceci polisleri istemediklerini, halkı rahatsız etmeye, baskı altına almaya hakları olmadığını, mahalleyi terk etmelerini söyleyen Halk Cepheliler’e, “Söyleyin arkadaşlarınıza, sizin için gelmedik. Bir istihbarat üzerine geldik. Zaten şimdi gidiyoruz…” diyerek hemen parktan ve çevresinden ayrıldılar. Okmeydanı çocuklarının sokak aralarından attığı küçük maytapların patlamasıyla yerlerinden zıplayan, sıraları birbirine karışan polislerin bu görüntüsü mahalle halkının ve Halk Cepheliler’in kahkahalarıyla karşılandı. Arkalarından Halk Cepheliler’in marşları ve sloganlarıyla geldiklerini gördüklerinde ise, “koca” polis ordusu, bir anda ara sokakların birinden kayboldu. Halk Cepheliler marşları ve sloganlarıyla mahallenin sokaklarında dolaştılar, polislerin yığınak yaptığı Anadolu kavşağına kadar yürüdüler. Halk Cephelilerin yürüyüşlerinin ardından bir süre sonra polis mahalleyi terketti.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


O Aşağıladığınız “Tinerci Gençler” Bir Gün Gelip Hesap Soracak

Halk

Düşmanı

AKP

Bu Çocuklara Dair... Hayatın ötesinde bir araya gelen Tinerciler, kapkaççılar, torbacılar Ve saire soyunun asil çocukları Küfür indirerek ibadet ediyorlar Ve en çok polise sövüyorlar... Bu çocuklar, Bu düzenin medar-ı iftiharıdır? Bu çocuklar, Bu hayatın intiharıdır Ne kadar çok karanlık Ve kar ederse burjuvalar O kadar çok belaya Ve sokağa düşer bu çocuklar Ve “muasır medeniyet” herzesi Bu çırpı omuzlarda yükselen Öyle bir çapuldur ki Değdiği sokaklarda açan Bataklık çiçeğidir bu çocuklar... Ümit İlter (Anka Destanı şiir kitabından) Farklı inanç ve değerlere saygı gösterdiklerini, bu konuda yeni atılımlar yaptıklarını her defasında dile getiren AKP hükümetinin halk düşmanlığının yeni örnekleri ortaya çıkmaya devam ediyor. Halk düşmanlığının son örneğini, Başbakan Tayyip Erdoğan Fatih (Fırsatları Arttırma Teknolojiyi İyileştirme Harekatı) projesi kapsamında Tablet PC’lerin tanıtımını yaptığı konuşmaları sırasında gösterdi. Erdoğan ne dedi? “Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz. Ne yani ateist bir gençlik mi yetiştirelim? Biz muhafazakar, demokrat, milletinin, vatanının değerlerine, ilkelerine, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan bir nesil yetiştireceğiz. Bunun için çalışıyoruz… Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz? Büyüklerine isyankar bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Milli manevi değerlerinden kopuk, hiçbir istikameti olmayan, meselesi olmayan bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır, farklı düşüncelere de saygılıdır...” Erdoğan’ın burada sözünü ettiği “dindar gençlik”, faşist dinci gençliktir. Ve halka karşı saldırılarda kullanıl-

mak üzere yetiştirilmektedir. Devrimciler toplumsal ve tarihi bir gerçek olan insanların dini inançlarına karşı çıkmaz, siyasallaştırılan ve ideolojik olarak sınıfsallığı ve ulusallığı yok sayan, zulme karşı mücadeleyi reddeden bunun yerine kaderciliği ve ümmetçiliği koyan dinciliğe karşıdırlar. Çünkü bu samimi tarzda bir dindarlık değildir. Aksine “din adına” halk sömürülmektedir. Egemenlerin elinde halkı denetim altında tutmanın aracı haline getirilen din bugün de AKP tarafından kullanılıyor. Baskı ve şiddetin yanında halkın dini duygularını da kullanarak iktidarını sürdürüyor. Gençliği din ile etkileyerek halka karşı kendi yedek gücü haline getirmek isteyen AKP’nin Başkanı Erdoğan, bu düzenin yarattığı tinerci çocukları da halk düşmanı gibi gösteriyor. Binlerce çocuğumuzun sokakta yaşamasının sorumluları kendileri değilmiş gibi bir de onları suçlu gösteriyorlar. Erdoğan’ın bu sözleri karşısında 10 yıl sokaklarda kalmış 19 yaşındaki bir genç duygularını şöyle anlatıyor: “Ben çok kırıldım, arkadaşlarım da çok kırıldı. Biz sokaklarda üşüyerek kalırken, soğuktan arkadaşlarımızı kaybederken, gidip esnaflardan ekmek isteyerek geçimimizi sağlarken, sokaklarda perişan olurken dindarları yanımızda göremedik. Biz dindarlar değiliz ama tinercileri de kimse kötülemesin. Ben 10 yıl boyunca sokakta yaşadım, şimdi 19 yaşındayım. 10 yıldır sokaklarda çocukların olduğu biliniyordu. Ama 10 yıldır neden kimse elimizden tutmadı, dindarları neden yanımızda göremedik?” diye soruyor. Tiner kullanmaya itilen bu çocuklarımızın tüm yaşadıklarından egemenler sorumludur. Düzen hiçbir zaman neden-sonuç ilişkisiyle bakmıyor, bakmaz. Çünkü sorumlusu kendileridir. Bu çocuklar neden evlerinde değil de sokakta yaşıyor? Neden aç-açıkta kalıyorlar? Tinerci, balici, uyuşturucu bağımlısı, sokak çocuklarının, dilenci çocukların, açlıktan ölen çocukların sorumlusu bu düzendir. Geleceklerini kararttığınız, sokaklara sürüklediğiniz; adaletsiz, ekmeksiz bıraktığınız gençler bizim gençlerimizdir. Siz tabi bu gençleri yok sayacaksınız, görmezden geleceksiniz, çünkü hor gördüğünüz ve korktuğunuz bu gençler bir gün gelip sizden hesap soracaklar. Burjuvazinin tiksinerek baktığı, aşağıladığı, sokakta yaşamak zorunda bıraktığı çocukların sayısının Türkiye genelinde iki yüz bin olduğu tahmin ediliyor. Tespit edilebilen 16 bin 577 çocuk sokaklarda çalışıyor. 2 bin 550 çocuk ise uyuşturucu kullanıyor.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

25


Sokakta yaşayan çocuk sayısı gün geçtikçe artıyor... Uyuşturucu kullanma yaşı gün geçtikçe düşüyor, sokaklarda çalışmak zorunda bırakılan çocukların sayısı gün geçtikçe artıyor. Suçlusunuz, milyonlarca halkı yoksullaştırdığınız, aç-işsiz bıraktığınız, sağlıksız-güvencesiz bir yaşama mahkum ettiğiniz için suçlusunuz. Düzen kendi yarattığı bu sonuçların hesabını vermezken; çocuklarımızı aşağılıyor. Burjuvazinin çocuklarının karıştığı herhangi bir olayda, onlara bırakın kelepçe takmayı, kolundan tutup bir kenara bile çekmezsiniz ama karşınızdaki bir halk çocuğuysa, tüm saldırganlığınızla boy gösterirsiniz. Din, dil, ırk ayrımı yapmıyoruz diye yalan söylüyorsunuz. Yatacak yer bulamadıkları için camilerde kalmak isteyen çocukları, tinerci oldukları için cami avlusunda bile yatırmayan sizin düzeninizdir. Aşağılanmanın, hor görülmenin, açlığı bastırmanın, soğuktan korunmanın çözümünü tiner çekerek unutmaya çalışan bu gençlerden siz sorumlusunuz.

Halkın bu çocuklara korkarak yaklaşmalarına sebep olduğunuz, tinerci, katil, hırsız damgasını vurduğunuz, her an suç işlemeye hazır olarak gösterdiğiniz için suçlusunuz. Onları suç işlemek zorunda bıraktığınız için suçlusunuz. Gençlerimizi Birlikte Kurtaracağız. Halk Anayasası Taslağı’nda; “Gençliğin gelecek demek olduğunun bilinciyle, geleceğin toplumunun mimarı olacak gençler için tüm imkânlar seferber edilerek, onların sağlıklı, üretken, yurtsever insanlar olarak yetiştirilmeleri için her türlü koşul sağlanır.” Biliyoruz, ekonomik, sosyal sorunları yaratan, aileleri parçalayan, ahlaki yozlaşmayı yaratan bu düzendir. Bu nedenle ne yapılırsa yapılsın göstermelik çözümlerden öteye geçilmesi mümkün değildir. Biliyoruz, bu düzen insana dair sorunları çözemez. Çünkü sömürü üzerine kurulmuştur. Halk için değil, halka karşı kurulmuş bir düzendir. Bu düzen yıkılmadan çocuklarımızı kurtaramayız. Onları aşağılayanlara karşı çocuklarımızla birlikte savaşacağız.

Cepheli Boşlukları Doldurandır Devrimci mücadelenin en temel özelliklerinden birisi kolektivizmdir. Kolektivizm paylaşmaktır, bir işi beraber yapmaktır, eksiği tamamlamaktır, boşlukları dolduran olmaktır. Cepheli her işi kolektif bir şekilde yapar. Devrimcilik yapmanın belli sınırları, alanları yoktur. Devrimci mücadelenin büyümesi ve ilerleyebilmesi için Cepheli sürekli yeni görev ve sorumluluklara gönüllüdür. Cepheli boşlukları görebilen ve doldurandır. Örneğin son süreçte oligarşinin devrimcilere yönelik yürütmüş olduğu tutuklama terörü mücadelemiz içerisindeki birçok insanımızı tutsak vermemize neden oldu. Düşman bu sayede devrimci mücadelenin sürekliliğini kesintiye uğratabileceğinin hesabını yapıyor. Cepheli düşmanın bu çabalarını boşa çıkarır. Bu ise ancak kolektif bir çalışma ile engellenebilir. Bu demek oluyor ki yapmamız gereken yoldaşlarımızın görev ve sorumluluklarını sahiplenmek, eksiklerini giderebilmektir. Onların boşluğunu doldurmaktır.

26

Cepheli görev bilincine sahiptir. Gecenin bir yarısı, herhangi bir günün, herhangi bir saati gelen bir haberle yeni bir göreve gitmeye hazırlıklıdır. Bu sıra neferi olmaktır. Cepheli sıra neferidir. Fakat kişinin görev ve sorumluluk alanındaki boşlukları doldurması tek başına yeterli değildir. Öncelikle bilgi donanımı bakımından eksiklerini kapatması, yani öğrenmesi gerekir. Bunun için devrimci düşünür. Boşlukları görebilmek vakıf olmakla mümkündür. Yani devrimciliğimizi büyütmek, kendimizi geliştirmek gerekir. Bu ise savaşı da geliştirmek demektir. Cepheli asla koşullara teslim olmaz, vazgeçmez. Her sorunun mutlaka bir çözümü olduğunu bilir. Bundan dolayı ihtiyaçlarını giderip, yeni görev ve sorumluluklar almaya hazır hale gelir. Yaptığımız işleri ve kendimizi asla yeterli görmeyeceğiz. “Ben bu alandaki, birimdeki ihtiyacı bu kadar karşılayabiliyorum.” cümlesi Cepheliye ait değildir. Çünkü Cepheli asla “bu kadar”la yetinmez. YETİNMECİ DEĞİLDİR. Kendini geliştirme-

nin savaşı geliştirmek olduğunu bilir. İşimizi ne kadar iyi yaparsak savaşımız o kadar büyür. Yani sürekli daha fazla sorumluluk alacağız. Şunu hiçbir zaman unutmayacağız: Bizim yaptığımız bir işle devrim büyüyecek veya yapmadığımız bir işle devrim gerileyecek. Boşlukları doldurmak asla yetinmemekten geçer. Cepheli “Şu alanda, şu birimde şu kadar kişi yeter.” asla demez. Bir kişiyi daha, bir eksiği, bir boşluğu daha doldurması için kazanmak gerektiğini bilir. Yapmakla yükümlü olduğu görevini, bir memur gibi değil coşkulu bir devrimci gibi yerine getirir. Eksik varsa tamamlar, soru sorar ve yoğunlaşır. Eksiklerimi başkası tamamlar deyip üstünkörü iş yapmaz. Aksine, nasıl yaparım da eksik bırakmam diye düşünür. İlk başta belki gücümüz yetmez ama bu yapmamamız, çaba göstermememiz için bir gerekçe olamaz. Öğreneceğiz… Sürekli daha fazla sorumluluk alacağız. Her aldığımız sorumluluk bizi zafere hızla yaklaştıracaktır. Boşlukları biz dolduracağız.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Evsiz barksız sokaklara atılan binlerce yoksulun sorumlusu AKP iktidarıdır! AKP’nin Çözümü;

Spor Salonlarına Doldurmak!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kış koşullarında 'sokakta kalan' insanlarımızla ilgili bir çalışma! başlatmış. Gazetelerde şöyle yer aldı bu çalışma!; “İstanbul'u etkisi altına alan soğuk hava ve kar yağışı nedeniyle sokakta kalan vatandaşlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından spor salonlarında misafir ediliyor. Evsizlere 3 öğün yemek, banyo ve sağlık hizmeti veriliyor.” Binlerce kişi evsiz barksız ve sokaklarda yaşıyor. Bunlardan bir kısmı AKP belediyelerince şov amaçlı sokaklardan alınıp spor salonlarına götürülüyor. Refah seviyemiz yükseliyor, zenginleşiyoruz, yoksulluk yok propagandası yapan AKP aynı zamanda kendi yalanlarını da itiraf etmiş oluyor. Kayıtlara geçmemiş binlerce kişi var sokakta yaşayan. Ama AKP yalakası burjuva basının haberi veriş sekline göre, sokaklardaki yoksullara AKP” elini uzatıp ilgileniyor, banyo bile yaptırıyor... “sağ ol varol devletlim AKP demedikleri kalmış. Onu da zaten yoksullara dedirtmek için yapıyorlar. Yaptıkları yardım değil, şov... Halkı kışta kıyamette sokakta yaşamaya mahkum eden, barınma hakkından, hatta yaşama hakkından, mahrum bırakan onlar değilmiş gibi, şükretmemizi istiyorlar. Burjuva basının haberleri, AKP’nin sokakta yaşamaya mahkum ettiği binlerce evsiz insan gerçeğinin üstünü örttüğü gibi bir de AKP’ye şükredilmesini istiyor. Aynı haberde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Darülaceze Müdürü İsrafil Aydın “Burada sokakta kalan evsiz vatandaşlarla ilgili, barınma, beslenme ve acil durumlar için sağlık hizmeti vermekteyiz…” diyerek nasıl da güzel bir hizmet verdiklerini anlatıyor. Sanki babalarının malını bağışlıyorlar. Kimin malını kime veriyorsunuz?

O tabloyu siz yarattınız. O tablonun sorumlusu sizsiniz. Halkımızın barınma sorununu çözmeyen, hatta var olan evlerimizi de “Kentsel Dönüşüm” yalanıyla yıkmaya hazırlanan AKP iktidarıdır. Yoksul halkın yaşadığı mahallelere zenginler için lüks villalar yapacaklar. Kış kıyamet demeden insanları sokağa atıyor AKP. Sonra da hayırseverlik reklamı yapıyor. Bir yandan vanda bu dondurucu soğuklarda Van halkına bir çadırı bile çok görüp ellerinden alan AKP büyük bir pişkinlikle sokakta bıraktığı halkımızı spor salonlarına doldurarak suçlarını gizlemeye çalışıyorlar. Yoksuluz; halkımız yoksul. Kimimizin ancak başını sokacağı bir göz kondusu var. Kimimizin bu kadarı da yok; evsiz ve kimsesiz bir şekilde sokakta yaşıyor. Her gün biraz daha yoksullaştırılıyoruz. Bu yoksulluk, kaderimiz değildir; bizi sömürenlerin yarattığı bir sonuçtur. Onlar villalarını dikerken bize bir göz konduyu bile çok görüyorlar. Onlar lüks içinde yaşarken biz akşama götüreceğimiz ekmeğimizin derdine düşüyoruz. Bu yüzden, onlar sorunlarımızı çözemezler, daha doğrusu çözmezler. Onlar, halka düşmandırlar. Bu nedenle halktan korkarlar. Bu düşmanlıklarını ve korkularını her fırsatta gösterirler. Sokakta kalmışları spor salonlarına doldururken bile korkularını, halkı fişleyerek gösteriyorlar. Halk, bu salonlara alınırken sabıkalı muamelesi görüyor. “İstanbul'da soğuk havada spor salonlarına götürülen evsizler 'kalıcı' barınak istiyor. Bir diğer dilek de kayıtta kendilerine sabıkalı muamelesi yapılmasından artık vazgeçilmesi... Metin Oktay Spor Salonu’nda kalanlardan Yılmaz Başvardar, Bolluca’da kaldığı barakadan alınarak getirilmiş. Başvardar, personelin ken-

dilerine sabıkalı muamelesi göstermesinden şikâyetçi: ‘‘Parmak izlerimiz alındı. Sıra sıra dizili yataklar psikolojimi bozuyor. Bakar mısınız? Mülteci kampı gibi burası.’’ 61 yaşındaki, şeker hastası, felçli İsa Biril aslında huzurevinde kalmak istiyor. Yaşlı bir amca: ‘‘Fotoğrafımı çekme yavrum, yakınlarım görürse çocuklarım rahatsızlık duyabilir’’ diyor. Ayrılırken bize de sitemde bulunuyorlar: ‘‘Sadece kışın havalar soğuyunca yüzümüze bakıyorsunuz. Halbuki biz her zaman çevrenizdeyiz. Unutuyorsunuz bizi.’’ (Radikal haber sitesi) Kayıt, parmak izi, banyo, traş... Kayıtta kimlik bilgilerinin yanı sıra fotoğrafları çekiliyor, parmak izleri de alınıyor. Daha sonra saçsakal kesimleri yapılarak banyo ettiriliyor. Yeni giysiler veriliyor, sağlık kontrolleri yapılıyor.” Bu aktardıklarımız, devletin halka bakışının resmidir. Devlete göre yoksul halk potansiyel suçludur. Hepimiz ‘terörist’ olma potansiyeli taşımaktayızdır, hırsız, arsız, katilizdir. Hayır! En büyük hırsız onlardır. Emeğimizi sömüren, sırtımızdan geçinen asalaklardır onlar.. En büyük arsız da onlardır. Yüzlerine tükürseniz umurlarında olmaz, ceplerine giren paraya bakarlar. En büyük katil milyonlarca insanı emperyalist işgallerde katledenlerdir. Kömür yardımları, yiyecek paketleri, spor salonları gibi göstermelik yardımlarla halkın sorunları çözülemez. Bizi yoksulluğa mahkum edenler, sorunlarımızı çözemezler. Bütün sorunların çözümü, ancak halkın sömürülmediği bir sistemde, sosyalizmdedir. Bizi yoksul bırakanlara karşı, barınma hakkımız için örgütlenmekten ve direnmekten başka ‘kalıcı’ bir çözümümüz yoktur.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

27


Halkımıza Tecritte Direnen Evlatlarından Başeğmez Bir Selam Gönderdik

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Özgür Tutsaklık, yüreğin ve beynin hücrelere sığmama halidir. Yani tutsak olan ancak bedenlerimizdir, aklımız-fikrimiz-kalbimiz ise kavganın olduğu her yerdedir. ‘Mahpusta yatacak olana öğütler’ veren Nazım Hikmet diyor ya “Dışarda yaprak kıpırdasa senin yüreğin ürperecek” aynen öyle. İşte bizim de yüreğimizin bir parçası Kocaeli’deki, Edirne’deki çadırlarda, diğer parçası ise Van’daki deprem çadırlarında atıyor. Ne zaman bir çadır yansa Van’da ateş bizim yüreğimize de düşüyor. Açlıktan, soğuktan, çadır yangınlarından ölen bizim çocuklarımız-kardeşlerimizdir. Enkaz altında son nefesini verenler bizim canlarımızdır. Kendi ülkesinde gurbete mecbur bırakılanlar bizim halkımızdır. Bu düzen Mustafa Bayram’ların düzenidir. Bu düzende, çadır isteyene buz gibi havada tazyikli su, cop ve biber gazı revadır. Varsın bütün silahlar, zulmün ve yalanın her çeşidi onların olsun. Bizim ise ahımız, öfkemiz ve dayanışmamız var. Nasıl is-

terdik biz de Hasan amcamız gibi oraya koşmayı, “diş ile, tırnak ile” enkazları kazmayı, halkın yaralarına merhem olmayı. Bir kez daha lanet okuduk bu tecrit duvarlarına ve bu duvarın içinde bizi halkımızdan tecrit edenlere. Van’daki deprem haberini duyduğumuzda ayrı ayrı hücrelerde tutulsak dahi aynı duyguları yaşıyorduk… İlk defa yaşamadık depremi, ilk defa yaşamadık depremde, selde, heyelanda, açlıkta-açıkta bırakılan insanlarımızın acısını… Tecrite bin kez lanet okuduk, tecrite, tecritin sorumlusu emperyalistlere… Dayanışmalıydık Van’daki insanlarımızla, ulaşmalıydık, sarıp sarmalamalıydık yaralarını. Burada kaloriferler yanmadığında, her taraf duvarlarla çevriliyken üşüyorsak; Van’da yazlık çadırlardaki insanlarımız soğuktan nasıl titriyor, biliyorduk… “İnsanlarımız için bir şeyler yapmalıyız.” dedik. Jiletli telleri-duvarları aşıp hep bir yürekten karar verdik; “Her bir özgür tutsak kendi harcamalarından 30 TL kısıtlama yapacak ve bunları Van’daki halkımıza ulaştıracaktık.” Özgür Tutsaklar olarak 500 lira tasarruf yapıp, bütün engellemelere-olanaksızlıkla-

ra rağmen ailelerimize teslim ettik. TV’lerde “yardım şovları” yapan asalakların yanında bizimkisi “devede kulak” bile değil. Önemli olan şudur ki biz en temel ihtiyaçlarımızdan feragat ederek topladık. Öznurların boğazında bir lokma ekmek olmak, bir battaniye olup onları ısıtmak için ailelerimizin alınterinden bir parçayı sunduk. Dayanışmanın büyüğü-küçüğü olmadığının bilincindeydik. Önümüze engeller çıkarılmazsa, Gölcük depreminde yaptığımız gibi kan verip gönderebilir, ilaçlarımızı yollayabilirdik. İçinde bulunduğumuz hapishane koşulları daha fazla dayanışmamıza engel olsa da; asla dayanışmamız önünde engel olamadı-olamayacak da. Van’da kar yağdığında biz burada üşüdüğümüz için, çadırlarda her çocuk yandığında biz zulmün yaktığı Seyhanlarımızı hatırladığımız için, onlar bizim olduğu için, küçük de olsa dayanışmamızı ifade ettik. Bu dayanışma eylemimiz de, hem tecrite vurduğumuz bir darbedir hem de halkımıza tecritte direnen evlatlarından başeğmez bir selam… Fikret Kara Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Hapishanesi

YASEMİN KARADAĞ’I TECRİTE ÖLDÜRTMEYECEĞİZ Hasta tutsak Yasemin Karadağ’ın rahatsızlıkları her geçen gün artıyor. TAYAD’lı Aileler tecritin aramızdan bir can daha almaması için mücadelelerine devam ediyor. Her hafta Bakırköy Hapishanesi’nde yapılan ziyaretten sonra, Yasemin Karadağ için hapishane önünde eylem yapılıyor. 13 Şubat günü, hapishane önünde yine bir araya gelen aileler, Yasemin Karadağ’ın serbest bırakılması için sloganlar attılar. Ardından Yasemin’in kardeşi Olcay Karadağ tarafından basın açıklaması yapıldı. Karadağ, ablasının düşünme ve örgütlenme özgürlüğünü savunduğu için polisin hazırladığı komp-

28

loyla tutuklandığını, ablasının tutuklanmadan önce yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması geçirdiğini ve şu anda da yüksek tansiyonunu tetikleyen etkenlerden birinin tek böbrekle yaşaması oluğunu anlattı. Karadağ, sözlerini şöyle bitirdi: “Yasemin Karadağ’ın, hapishane koşullarında tansiyonunun fırlamadığı gün yok. Hapishanede tedavi koşulları da yok. Nitekim bir kez hastaneye götürüldüğünde, zaten ayakta zor duran Yasemin Karadağ güvenlikten görevli subayın attığı yumrukla, yere devrilmiş, hayatına kastedilmişti. Yine başka bir gün tansiyonu yükseldiğinde, hastaneye saatler sonra götürülmüştü. Yaşadıklarından da anlaşılıyor ki, Yasemin Karadağ hapishane koşullarında öldürülmek isteniyor. Buna izin vermeyeceğiz.” dedi. Yapılan açıklamanın ardından eyleme son verildi.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Filmin Adı: Sonbahar Bir Gerçek: Bilimin Sonbaharı Olmaz

DİRENİŞ HEP KAZANIR!..

İnsanlığın ilk ve ilkel halini saymazsak, günümüze kadar gelen her toplumsal gelişmenin asıl itici gücü sınıflar savaşı olmuştur. Zira ustalar tarihin “sınıf mücadeleleri tarihi” olduğunu söyler. Ezen ve ezilen sınıflar arasındaki savaş bir bakıma tarihi ileriye doğru hareket ettiren temel güç olmuştur. Kapitalist toplumdaki insan ilişkilerini belirleyen de bu temel çelişkidir. Ekonomi, politika, ideoloji, kültür, sanat... buna göre şekillenir. Sınıflar savaşının, en vahşi ve acımasız bir şekilde sürdüğü günümüzde sınıflar üstü kalmanın maddi zemini yoktur. Ya halktan yanasın ya da burjuvaziden. Tarafsız kalanlar, objektif olarak, mevcut durumda egemen olan sınıftan yana olurlar. Ki, bu durumda insan kendine yabancılaşmış olur. Çünkü insanı insan yapan onun toplumsal yönüdür. Bir parçası olduğu halka karşı taşıdığı ve yerine getireceği görev ve sorumluluklarıdır. Bir olayı, bir sanatsal etkinliği ya da bir sanat ürününü değerlendirirken dikkate alınması gereken temel kriter o sanat ürününün kime hizmet ettiğidir. Aydınlarımız, yorum yaparken bu bilimsel gerçeği göz ardı etmemelidir.

Neyin Sonbaharı ? 19 Kasım 2011 Cumartesi gününü Pazar’a bağlayan gece, saat 01.00’de, Kanal D’de gösterilen SONBAHAR isimli filmi izledik. Hem uykusuz kaldık hem de uykumuz kaçtı. Hücre yaşantısında disiplin önemlidir. Sabahları erken kalktığımız için normalde filmin gösterildiği saatlerde uykuda oluruz. Günlük programlarımız bozulmasın diye uykusuz kalmamaya özen gösteririz. Buna rağmen zaman zaman geç saatlerde izlediğimiz filmler oluyor. Bazen filmi izle-

diğimize değiyor. Bazen de hayal kırıklığı yaşayıp uykusuz kaldığımıza yanıyoruz. SONBAHAR filmini izlediğimizde de uykusuz kaldık. Yaşadığımız hayal kırıklığı ve duyduğumuz öfke de cabası oldu. Filmin, Adana Film Festival’inde, “En iyi film” dalında Altın Koza ödülünü aldığını, konusunun “Ölüm Orucu ve F tipi hapishaneler” olduğunu basından okumuştuk. O gece, uykusuz kalmayı göze alarak filmi izlememizin nedeni buydu. Zira, Ölüm Orucu sürecinin, F Tipleri ve tecritin, bizzat yaşayan, canlı tanıkları ve bu sürecin asli unsurlarıydık. Sözde film bizi anlatıyordu!...

Bir Direniş Destanı “Dram” Olarak Gösterilemez Sonbahar filmi, Altın Koza ile ödüllendirildiğinde, ulusal ve yerel basından, olumlu-olumsuz birçok tepki aldığını öğrenmiştik. Daha çok olumlu tepkiler almıştı. Festivalin jürisinde yer alanlar başta olmak üzere, geniş bir aydın ve sanatçı çevresi filmi öven açıklamalarda bulunmuştu. Yine adında Marksist, Leninist, Komünist sözcüklerinin yer aldığı sol çevrelerin yayınlarında filme övgü dolu yazılar çıkmış, filmin yönetmeni ile röportajlar yapılmıştı. Doğrusu, bizde ilk başlarda filmin ödül almasına sevinmiştik. Ödül sevincimizi, mektuplarla arkadaşlarımızla da paylaşmıştık. Ölüm Orucu direnişini yaşayanlar olarak, bu süreci anlatan bir filmin ödül alması, bizim açımızdan önemliydi. Yeter ki, film direnişin hakkını verebilsin. Gazeteler filmi “Bol Ödüllü Politik DRAM” başlığıyla tanıtmış, konusunu da “Cezaevleri ve Ölüm Orucu gerçeğine insancıl açıdan bir yaklaşım.” demişler.

Tanıtım yazısının devamında: “Yusuf, 1997 yılında, 22 yaşında üniversite öğrencisi iken girdiği cezaevlerinden 10 yıl sonra sağlık nedenleriyle tahliye edilir. Yusuf’u, cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadeniz’deki köyünde bir tek yaşlı ve hasta annesi karşılar. O cezaevinde iken babası ölmüş, ablası ise evlenip büyük bir kente taşınmıştır. Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde Yusuf, Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne de koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür.” denilmektedir. Sanırım, bu tanıtım başlığını ve filmin kısa özetini medyaya servis eden filmin yönetmeni ya da yapımcısı olmalıdır. Çünkü, bütün gazetelerin televizyon sayfalarında film aynı şekilde, tek tip yukarıdaki cümlelerle tanıtılmıştı. İzlendiğinde bu tanıtıma uygun bir film olmadığı anlaşılıyor. Her şeyden önce filmde, kurgulanmış doğru dürüst bir hikaye yok. Akıcılığı olmayan, sıkıcı bir film. Doğu Karadeniz’in doğa manzaraları olmasaydı, konuyu F Tipleri ve Ölüm Orucu direnişi ile ilişkilendirmeselerdi, baştan sona pek fazla kimse izlemezdi. Film bittiğinde insanın aklına gelen ilk soru “Bu film neden çekilmiştir?” sorusudur. Filmin, Ölüm Orucu, F Tipleri ve tecritle ilgili sürece dikkat çekmek gibi bir derdi yok. İzlendikten sonra, filmle ilgili, olumlu konuşan, övücü beyanlarda bulunan aydın ve sanatçılara şaşmamak mümkün değil gerçekten.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

29


Arada, birkaç kez, beş-on saniye gösterilen 19 Aralık katliamı ile ilgili televizyonlarda verilen görüntüler ve Av. Behiç Aşçı’nın on saniyelik görüntüsü vitrin olmuş. Zaten o kısacık görüntüler de olmasaydı filmi hapishanelerle ilişkilendirmek de oldukça zor olacaktı.

Devrim ve Sosyalizmin Sonbaharı Olmaz

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Filmin baş karakteri Yusuf’un şahsında devrimciliği, fahişelik yapan Gürcü kızı Eka’nın şahsında ise sosyalizmi karalayan bir film. 1- Karalama daha ilk karede başlıyor. Görüntüde gardiyanlar Yusuf’u revire götürüyorlar. Yusuf’u, ruhsuz, yaşayan bir ölü sanırsınız. İkinci karede, doktor tarafından muayene ediliyor. Doktor “Ciğerlerin iflas etmiş, sen hala ayakkabısız çıkıyorsun!” diye çıkışıyor. Yusuf’un ağzından tek bir kelime çıkmıyor. Gerçek hayatta hiçbir örgütlü, özgür tutsak, bu aşağılanmaya sessiz kalmamıştır. 2- Filmin tanıtım yazısında, Yusuf’un sağlık nedeniyle tahliye edildiği yazılsa da bu doğru değildir. 1997’de tutuklanmış 2007’ de tahliye olmuştur. Aldığı ceza 12 yıl 6 aydır. Tutsaklığı 10 yıllık süre aldığı cezayı karşılıyor zaten. Yusuf’un ruh hali, tavrı ve karakteri, içerde on yıl kalan bir dev-

rimcinin tavrı ve karakteri değildir. Bu kadar uzun süre tutsak kalan bir siyasi tutsak, deyim yerindeyse bir bilge olmuştur. Oturup kalkması, halkla ilişkileri bu bilinçtedir haliyle 3- Yusuf sözde hastadır. Üstelik ”ciğerleri iflas” etmiştir. Ama fosur fosur sigara içiyor, içki kullanıyor. Sağlığına dikkat etmiyor. 4- On yıl içeride kalan bir devrimcinin günlük yaşamı disiplinli olur. Yusuf, bütün gün yatmaktadır. Bir süre sonra, yaşlı anası bile bu duruma tepki gösterir ve ona “Çık dolaş biraz, arkadaşlarınla otur.” vb. der. 5- Oturmuş, sohbet eden köylülerin yanından geçerken onlara selam vermez, onlara küsmüş gibi somurtup geçer. Köylüler, kendi aralarında, onun için “bu kafayı yemiştir” diye konuşur ve onunla alay ederler. Devrimci halka küsmez, onu sever ve sayar. Halkın geleneklerine saygı gösterir. Devrim ve sosyalizm davası, bilimsel bir gerçekliktir. Bu dava halkın davasıdır: Coşku, moral ve bir sevgi işidir. Devrim ve sosyalizmin bilimsel bir temeli vardır. Halk bugün aktif olarak katılmasa da, devrimciliğin iyi bir şey olduğunu bilir. Birgün gelir diye umut eder. İçerden çıkan siyasi bir tutsak bu anlamda gittiği yere sevgi ve saygı, aydınlık götürür. Gittiği, katıldığı ortamın çekim mer-

kezi, soruların ise hedefi olur, parmakla gösterirler. Faşizmin teslim alma ve yok etme politikalarının hedefi olmasının nedeni budur. Filmde, “Cezaevi ve Ölüm Orucu sürecine insancıl bir yaklaşım”ı göremedik maalesef. “İnsancıl” olma kriterlerimiz farklı olmalı. Bize göre insancıl olmak, insanları yaşatmak için ölen insanları anlatmaktır. Umutları büyütenleri, onları yarına taşıyacak olanları göstermektir. Vatanın bağımsızlığı ve halkın özgürlüğü için canını feda edenleri görmektir. Faşizmin zulmü sürerken, zulme karşı mücadele etmektir. “İnsancıl” olmak budur. Belirttiğimiz gibi film, Yusuf’un şahsında devrimciliğin, Gürcü kızı Eka’nın şahsında ise sosyalizmin cenazesini kaldırmaktadır. “Devrim ve sosyalizm öldü, işte ispatı” demeye getirmiştir. Film için “Sonbahar” isminin seçilmesi de bilinçlidir. Çevre tanıtımı dışında halk yararına diyebileceğimiz bir yönü olmayan bu film, tesadüfe bakın ki tam da bu yazıyı yazdığımız sırada Kültür Bakanlığı tarafından Türkiye‘yi tanıtan on film arasında gösterilmiştir. Bir söz vardır, “Eğer düşmanın seni methediyorsa kendinden şüphelenmelisin!” Aydınlarımıza duyurulur!...

Evlatlarımızı Tecrite Ezdirmeyeceğiz

23 Şubat’ta Ankara’dayız

İstanbul’da TAYAD’lı Aileler, 8 Şubat günü Mecidiyeköy meydanında, F Tipi Hapishanelerde uygulanan tecrit politikasına karşı bildiri dağıttı. 8 kişinin katıldığı bildiri dağıtımında, TAYAD’lı bir anne sembolik bir hücre içine girerek bildirileri oradan dağıttı. Sembolik hücrenin üzerinde “10 Saatlik Sohbet Hakkı Uygulansın”, “Tecrite Son”, “Hapishanelerde 10 Yılda 1758 Ölüm” yazan dövizler asılıydı. Mecidiyeköy’den geçen halk, hücreye ve dövizlere ilgiyle baktı. Bildiriyi okuduktan sonra dönüp gelen, sorular soran, TAYAD’lılarla tanışmak isteyen kişiler oldu. Soğuk havaya rağmen yapılan dağıtımda 400 bildiri halka ulaş-

30

tırıldı. TAYAD’lı Aileler, tecrite karşı sürdürdükleri kampanya kapsamında, 11 Şubat günü de Taksim’deki Galatasaray Lisesi’nin önünde masa açıp imza topladılar. Topladıkları imzaları, 23 Şubat günü Meclis’e götüreceklerini dile getiren TAYAD’lı Aileler, iki saat boyunca imza için gelenlerle sohbet ettiler.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Yaşamak Tecrite Karşı Savaşmaktır Tecrite Karşı Savaşmanın Tek Yolu Örgütlü Olmaktır!

Hayat okuldur, şehitlerimiz öğretmenimizdir deriz sık sık… Bu sözlerin altını herkes yaşadığı anılarla dolduruyordur mutlaka. Ben size, yüz yüze geldiğim tecritin doğurduğu sonuçları anlatmak istiyorum. 7 yıl aralıksız süren bir direniş boy verdi ülkemizde. 122 canla “tecrit öldürür” diye haykırdık. 122 can, yaşatmak için öldüler. Tecrit öldürür gerçekten. Ben size nefes alan, kalbi atan bir ölüyü anlatacağım. 10 yıl önce tanıdım onu. Henüz özlüyordu içinde doğduğu düzeni. (Bulgaristan’da sosyalist dönemde, 1960’lı yıllarda doğmuş…) Henüz, içinde yaşadığı düzene öfke duyuyordu. Henüz hayalleri, cesareti vardı… NATO, Yugoslavya’yı bombalarken, direniş çadırı kuranlardandı Bulgaristan’ın başkenti Sofya’nın merkezine… (O dönemin hükümeti NATO askeri uçaklarına ülkenin hava sahasını vermişti, bunu protesto edenler de şehir merkezine çadır kent kurup savaş boyunca eylemlerini sürdürmüşlerdi 1999 yılında…) Sonra ABD, Irak’ı işgal etme kararı aldı... En ön saflardan haykırıyordu “Irak’ta Savaşa Hayır” diye… 2004 yılında Bulgaristan NATO üyesi olurken ve hükümet “Bulgaristan Evet Diyor” konseri düzenlerken, o, “Halk Hayır Diyor” eyleminde yine en önde olanlardandı… Çünkü direniyordu. Çünkü o zaman devrimci sorumluluğu henüz vardı… Ama direnişi bitti… Hayat acımasız dedi ve teslim oldu… Nasıl mı? Tecrit oldu… O, hiç tutsak düşmedi. Hiç gözaltına alınmadı hayır, tecriti hücrede yaşamadı hiç. O hiç faşizm koşullarında yaşamadı da… Bulgaristan’da sosyalizmin çöküşünün ardından faşizm yaşanmadı. Adım adım gelişen kapitalizm aslında buraya ithal edildi. Irak’ı bombalarla teslim olmaya zorlayan emperyalizm, burada teslimiyeti tecritle dayattı. On yıl görmediğim bu kişinin nasıl “Tecrit öldürür” sözünü doğrulayan bir mühre, yaşayan ölüye dönüştüğüne tanık oldum. 7 yıl 122 can anlattı… “Tecrit emperyalizmin politikasıdır” dediler. “Tecrit edilmek istenen sadece tutsaklar değil, tüm ülkeyi, tüm halkları tecrit etmek istiyorlar, F Tipinin içeride dışarıda yaymak istiyorlar. F Tipine direnmek insan olan herkesin sorumluluğudur” dediler. “Tecrit emperyalizmin saldırısıdır, direnerek püskürteceğiz” dediler. “Direnme hakkı için ölüyoruz” dediler… “Yaşamak direnmektir”i anlatmaya devam ediyorlar… 10 yıl önce yaşayan birini anlatıyorum size… O, tecritin öldürdüğü yaşayan biri… Size onu neden anlatıyorum? Hayat öğretir çünkü. Hayatın onun gözlerinden tecriti anlattığını gördüm. Tecrit illa dört duvar ardında değildir. Tecrit beyinde teslim olmakla başlar ve yavaş ya-

vaş sarar tüm beynini, bilincini, yaşamını insanın. İşte bunun için aslolan direnmektir. Tüm saldırılara rağmen ayakta kalabilmektir önemli olan. Zorluk yaşamayanımız yoktur. Herkesin içinde bulunduğu koşulların yarattığı zorluklar vardır. Zorluklar küçük büyük diye ayrılamaz. İşte bu zorluklara karşı ayakta kalma mücadelesi vermektir teslim olmamak. Emek vermektir. Zorluklarla baş etmek için emeğin adı direnmektir. Yaşamaktır. Yaşadıkça yenileriyle karşılaşsak bile, teslim olmadıkça yanı başımızda dost omzu, gözümüze değen sıcacık bakış, elimizi tutup kaldıran yoldaşımız, direniş ortağımız, tecrit kıranımız olur. Yani teslim olmamaktır yaşamak. Teslim olmama gücünü ise herkes verdiği emek kadar besler. Kendimize emek vermek düşünmektir, okumaktır, gelişmektir, paylaşmaktır, vermektir, tembel olmamaktır. Kişiliğimizi geliştirmektir. Kendimize emek vermek devrimcilik yapmaktır. Kendimize emek vermek örgütlü olmaktır. 10 yıl aradan sonra bir TV programında gördüm bu kişiyi… Yalnızlığı anlatıyordu ve o anlattıkça düşündüm… Tecrit öldürür sözü beynimin en güçlü çığlığı oldu, paylaşmak istedim sizinle. “… acı çektim çok… işsiz kaldım… moralim bozuldu okuma fırsatım olmadı… param yoktu, dışarıda arkadaşlarla harcayacak param yoktu… babam hastaydı, vefat etti, annem hasta oldu, o da öldü… acıydı her şey ve benim kitap okuyacak moralim yoktu… iş bulamıyordum… arkadaşlarım da kalmadı… evde yalnızım… yok hayır okumuyorum zamanım yok…” Ona bakınca sadece yaşı ilerlemiş yalnız bir adam değil, bu düzende insanı insana yabancılaştıran, insanı insandan koparan bir gerçek gördüm. Tecriti gördüm. Ona baktım ve hayatın öğrettiklerini gördüm… İnsan kalmak, devrimci olmaktır. İnsanlık dışı bu düzende devrimci olmaktan, örgütlü olmaktan başka yol yoktur. Direnmek görevdir hayatta. Tecrit silahıyla emperyalizmin yaratmak istediği, emir eri robotlardır. O emredecek, robot yerine getirecek. Hayır! Tecrit bulunduğumuz her yerdedir. Devrimcilik insan olma görevimizdir. Başta, yaşatmak için ölen 122 canımıza ve bu savaşta öğretmeye devam tüm şehitlerimize öğrenme borcumuz, direniş görevimiz devam ediyor demek istiyorum. Hayatın öğrettiği gerçek şu ki, tecrit silahını imha edecek güç bizdedir. Yaşama görevini yerine getirme sorumluluğundadır. Yaşamak direnmektir. Bulgaristan’dan sosyalizm sevdalısı bir Yürüyüş okuru. Şubat 2012

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

31


Daha iki hafta önce yaşandı:

Adaletsizlik bir anneye polisin belinden silahını da aldırır, tetiğine de bastırır...

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

32

“Adaletin bu mu dünya?” diye söylenir bir türkümüzde. Adalet oligarşinin mahkemelerinde değil bunu biliyoruz. Malatya’da yargılanan ve demokratik eylemlere katıldıkları için 8 ila 14 yıl arasında hapis cezası verilen arkadaşlarımızdan biliyoruz. Oligarşinin adalet dediği, halka sınıf kinlerini kusmalarıdır. 150 bin kişilik Grup Yorum konserinin intikamını almak için verdiler 14 yıla varan cezaları. Ama sanmasınlar ki bu kin bir tek onlar da var. Oligarşiye kinimiz artarak devam ediyor. Gençliklerini, ömürlerini aldıkları, dört duvar arkasına hapsettikleri arkadaşlarımızın ömürleri bizdedir artık. Çocuklarını mahkeme kapılarında bekleyen ve elleri koyunlarında evlerine geri dönen anaların ahını kattık kinimize… Öyle bir keskinleşti ki kinimiz, analarımız artık mahkemeden beklemiyor adaleti. Elde silah gerekirse vuracak oğlunun ömrünü çalanları. 60 yaşında bir anamız, oğlunun çalınan yıllarının hesabını sormak için, oğlunu ringe yolculayan yoldaşlarına saldıran polisin belindeki silahı aldı ve bastı tetiğe. Mahkeme sonrası tutsaklar ringe bindirilirken, “Burada duramazsınız” dedi polis ve Halk Cepheliler’e saldırdı. Cepheliler bu saldırıya direnirken, oğlu mahkeme tarafından hapse gönderilen 60 yaşındaki bir anamız, polisin belinden silahını aldı. Silahın emniyeti kapalıydı ama açtı emniyeti ve bastı tetiğe. Silahın şarjörü olmadığı için ateş al-

madı. (Adliyedeki polisler ya silahsız oluyorlar ya da silahlarına şarjör takmıyorlar.) Mermi olsaydı silahta, oğluna ceza verenlere, yoldaşlarının oğlunu yolculamasına saldıran polislere sıkacaktı bütün öfkesiyle, kiniyle… Adalet haktır, adalet hesap sormaktır. Oğlunu elinden alanları öldürmeye çalışacak kadar gerçek adalete susamaktır… Sınıf kini ne korkuya yer bırakır ne de kendini düşünmeye. Hesapsızca atılır düşmanın üstüne. Ve 60 yaşında da olsa, bir polisin belinden silah alacak kadar güç verir, kuvvet verir. Polis bile şaşkın, beklemiyor böylesine bir hareketi, gözaltına alamıyor anamızı. Alsa rezillikleri daha bir açığa çıkacak. “60 yaşındaki bir kadın silahımızı belimizden aldı ve biz bir şey yapamadık” diye anlatmak zorunda kalacaklar çünkü. Düşman sadece duruşma salonunda güldüğü için Sevcan Göktaş’a 1 yıl daha fazla ceza verdi. Devrimcilerin ömürlerini bir kalemde çalanlar, geride kalanların sınıf kinini biliyor. Bilincini aydınlatıyor, düşman gerçeğini kavratıyor. Düşman, karşısında el pençe divan durmuş, yalvaran insanlar görmek istiyor. Ama göremiyor, göremeyecek. Verilen hapis cezalarını onurla karşılayan özgür tutsaklar var onların karşısında. Mahkeme kürsülerini devrim kürsüsü olarak kullanan ve kendilerini yargılayanları yargılayan tutsaklar onlar. Düşmanın 14 yıla varan cezaları karşısında

SABRET! Bir ucun yüzlerce kilometre uzaklarda Bir ucun bir nefes yakında, soluğumdasın, Sıradağlar. Uçsuz bucaksız ormanlar, Damar damar kınalı topraklar. Karadenizin mavi, hırçın, soğuk suları, Akdenizin delikanlı sıcağı, Öylesin ve yalnızca bunlar değilsin... Lokmayı ağzında çiğneyip çocuğuna yediren anamsın. Bakınca yüreği titreyen, gözleriyle seven babamsın. Aynı elbiseleri giyerek büyüdüğümüz kardeşimsin. Arkadaşımsın ve Yoldaşımsın. Yoldaşımsın 122 kez kelimeleri anlamsız kılan. Yeterince anlatamadığım ve mutlak, Mutlak anlatacak olduğum Beni en iyi sen anlarsın, Bin yıl da geçse unutmazsın, Yediğin her tokadın acısı suratında... Suyum, toprağım, köküm sensin. Yüreğin yanmış, dudakların çatlamış susuzluktan. Kulağın bizde ve fakat "Söz bitti" diyorsun, Dediğin yerdeyim Sabret ... aman dilemeyen tutsaklar onlar. Tutsaklarımız düşmanı yargılıyor, analarımız hesap soruyor. Korksunlar bizden, korksunlar adalet diye hak yiyenler.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Bozacının şahidi şıracı

Ferhat’ı Vuran Polisler Mahkemede Bilirkişi Oldular Güler yüzlü Ferhat’ımızın Yürüyüş dergisini satması nedeniyle polis tarafından sırtından vurulmasının üzerinden 4 yıl 5 ay geçti. Yapılan yargılamada Ferhat’ı vuran polisler için 9 yıl ceza, Ferhat için ise 15 yıla varan cezalar isteniyordu. Biz 4 yıl 5 aydır Ferhat’ın kayıp tişörtünü arıyor, Ferhat için adalet istiyoruz. Halkın çıkarı, hak ve özgürlüklerin koruyucusu olan mahkemelerde karanlıkta kalan gerçekler aydınlanır, kargaşa ayıklanır, görüntüler berraklaşır, adalete aç bırakılmaz. Çünkü adalet ekmek gibidir ve her gün gereklidir. Burjuva Düzeninde ise mahkemeler polisi, işkenceciyi korur, gerçekler gizlenir, halk adalete aç bırakılır. Ferhat Gerçek vurulduğunda Polis Vazife Salahiyetleri Hakkındaki Kanun yürürlüğe gireli daha bir yıl olmamıştı. Artık polis duraksamadan silah kullanma yetkisine sahipti, bu yetkiden sonra polis kurşunuyla ilk vurulan kişi Ferhat oldu. Ferhat, anayasal hakkını kullandığı için hem vurulmuş, hem de şüpheli olmuştu. Vurulduğunu görenler kendisine yardım etmek istediği için işkence gördüler, gözaltına alındılar, haklarında dava açıldı. Ferhat’ın ise nasıl vurulduğu anlaşılmasın diye tişörtü kaybedildi. Olay yerindeki deliller gizlendi, yalan yanlış tutanaklar düzenlendi. Ferhat’ı vuranların ifadesi şikayetçi sıfatıyla, Ferhat’ın ifadesi ise şüpheli sıfatıyla alındı. Sözde soruşturma işlemleri savcılar tarafından yürütülür, önemli kararlar hakimin denetiminden geçer. Ferhat’ın olayında ise öldürme kastıyla hareket eden bir polis olmasına rağmen savcı polisin noteri gibi çalıştı. Polisler delilleri yok ettiler. Savcı, “neden kim yok etti” diye sormadı. Polis uydurma tutanaklar yazdı, savcı yalan yanlış tutanaklardan iddianame hazırladı. Polis, Ferhat’ı şüpheli yaptı,

savcılar da sanık yaptılar. Mahkeme aşamasında da polisin rolü azaltılmadı. Ferhat’ın davasına bakan 9. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi dosyada bulunan CD’lerin incelenmesi ve görüntüler hakkında bilirkişi raporu hazırlanması için CD’leri 1. Sınıf Emniyet Müdürü Necati Erdem isimli polis amirine verdi. Mahkeme Ferhat’ı vuran polisi korusun diye bağımsız bir bilirkişi yerine polis amirini bilirkişi olarak atamıştı. Necati Erdem ise görevini layıkıyla yerine getirdi. Raporunda dedi ki, “ 01.41 dk-sn ile 09.06 dksn arası görüntülerde dava konusu olaya suç teşkil eden kareler mevcut değildir ancak olay sonrası görüntülerde sanık Mustafa Kaya’nın olay yerinde bir grup insanla görüşmeler yaptığı, yanında üzerinde yeşil bluz bulunan bir kadının da sürekli cep telefonu ile birileriyle görüştükten sonra Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’ne girdiği tespit edilmiş olup elde edilen kareler yüce mahkemenize arz edilmiştir.” Mustafa Kaya kimdir, Ferhat’ın vurulduğunu gördüğü anda yanına koşan, yaraya müdahale etmeye çalışan ve Ferhat’a yardım ettiği için işkence görüp gözaltına alınan daha sonra hakkında 15 yıla varan ceza istenen kişidir. Emniyet Müdürü’nün incelediği görüntüler ise Mustafa Kaya ile Ferhat gibi dergi satan kişilerin gözaltına alınmasından sonra mahalle halkının polise göstermiş olduğu tepkiyi yansıtan görüntülerdir. Mahalle halkı Ferhat’ın vurulmasına sessiz kalmamış, eylem yapmış, polis ise mahalleye saldırmış, çok sayıda biber gazı kullanarak onlarca kişiyi gözaltına almıştı. Emniyet Müdürü bu görüntüleri izlemiş, Mustafa Kaya olduğunu iddia ettiği kişi de Mustafa Kaya’ya hiç benzemeyen olay ne-

deniyle orada toplanan insanlardan bir tanesidir. O da polisin saldırısında gözaltına alınan ve yaralanan kişilere yardım ediyor, dayanışma duygularını gösteriyordur. Ama “Emniyet Müdürü nasıl olsa mahkemeler dosyayı okumuyor” diyerek Ferhat’a yardım eden kişinin cezalandırılması için gerçeği yansıtmayan, mahkemenin sorduğu sorulara cevap vermeyen, dosyayla ilgisi olmayan bir rapor hazırlamıştır. Çünkü dosyada Mustafa Kaya’nın değişik boyutlarda çekilen fotoğrafları da mevcuttur, dosyada bulunan fotoğraflara rağmen yanlış teşhiste bulunmak için özel bir kasıt taşımak gerekiyordur. Ayrıca Emniyet Müdürü dosyayı baştan sonra okumuş olmalı ki, Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’ne de çamur atmaya çalışmıştır, Ferhat’ın vurulmasından sonra da polisler Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’ne gelip, Ferhat’ı vuran kişiler buraya girdi içeride arama yapacağız demiş, bunun için özel karar almışlardı. Ferhat’ın derneğe gidip geldiğini bilen polis, onu vuranların arkadaşları olduğunu iddia etmişti. Raporu hazırlayan Necati Erdem’in de dosyayla ilgisi olmadığı halde halktan birilerinin sürekli telefonla konuşup derneğe girip çıktığını yazmasının nedeni Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’nin halkı kışkırttığı, yaşanan olaylardan derneğin sorumlu olduğu şeklinde bir sonuç çıkartmaya çalışmasından ötürüdür.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

33


Ülkemizde Gençlik

Gençliğin Gündeminden

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

AKP, Devrimci Gençliği Alçakça İftiralarla Karalayamaz!

Öğrenci her zaman suçludur, bu yüzden hak sahibi olamaz diyen iktidarın asıl amacı devrimci demokrat öğrencilere saldırmak ve onları sindirmektir. Mecliste CHP’li milletvekilleri tutuklu öğrencilerle ilgili araştırma önergesi verdiler. AKP’li vekillerin verdikleri cevapta ise gençliğe nasıl baktıklarını açıkça görebiliyoruz. AKP İstanbul Milletvekili Bülent Turan buna karşılık diyor ki; “Öğrenciler puşi takmakla değil, insan öldürme, uyuşturucu, gasp, hırsızlık, yaralama, cinsel suçlar, sahtecilik ve dolandırıcılıkla suçlanıyor." ve ekliyor: "Puşi ve pankart devede kulak." CHP’li vekil, öğrencilerin yargılanma sebeplerine şunları örnek gösterdi: "Parasız Eğitim" pankartı açmak, puşi takmak, konser bileti satmak, üniversite yönetimini eleştirmek, basın açıklaması yapmak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne katılmak, 1 Mayıs'a katılmak, YÖK'ü protesto etmek. Evet, yüzlerce öğrenci en meşru haklarını talep ettikleri için, en demokratik haklarını kullandıkları için bu “suç”lardan aylardır tuktuklu ve büyük çoğunluğu 15 yılı bulan hapis cezalarıyla yargılanmaktadır. Ama AKP, her konuda olduğu gibi bu konuda da ALÇAKÇA yalan söylüyor. Tutuklu öğrenciler, "İnsan öldürme, uyuşturucu, gasp, hırsızlık, yaralama, cinsel suçlar, sahtecilik ve dolandırıcılıkla suçlanıyor."muş. AKP, kendi suçlarının, terörünün, hukuksuzluğunun üzerini örtmek için böyle alçakça yalanlara başvuruyor. “Hırsızlık”mış... Sizden ala hırsız mı var bu memlekette? “Dolandırıcılık”mış! Sizden ala dolandırıcı mı var bu memle-

kette? İçinden AKP’nin polislerinin çıkmadığı tek bir uyuşturucu olayı var mı? Yoksul gecekondu mahallelerinde halkı yozlaştırmak için hırsızlığı teşvik eden sizin iktidarınız değil mi? Tecavüzcüleri koruyan siz değil misiniz? Sadece koruyan değil, tecavüzcü de, sapık da sizsiniz. 500’ün üzerinde öğrenci tamamen siyasi düşüncelerinden ve haklı meşru eylemlerinden dolayı faşist iktidarınız tarafından tutuklanmışlardır. Devrimci, demokrat, ilererici öğrencileri ‘terörist’ diye tutuklayan, aylarca hapis yatıran ama çek dolandırıcılarını affeden yasayı çıkartan AKP iktidarı değil mi? Devrimci öğrencileri böyle alçakça iftiralarla karalayamazsınız. Devrimci gençlik bu ülkede, halkı için, vatanı için, değerleri için canlarını veriyor. Sizin gibi Amerikan uşaklığı yapmıyor. Amerikan füze kalkanına hayır dedikleri için Kocaeli’de iki DEV-GENÇ’li tutuklandı. Amerikan uşaklığı yaptığınız için tutukladığınızı neden söylemiyorsunuz? Açıklayın o zaman: Kaç öğrenci hırsızlıktan, kaç öğrenci cinsel suçlardan, kaç öğrenci dolandırıcılı ve benzeri sizin söylediğiniz suçlardan tutukludur. Ama açıklamıyorsunuz. Bir yalan atıp halkı aldatıyorsunuz. Daha doğrusu kendi tabanınızı aldatıyorsunuz. AKP her şeye bir kulp takıyor nasıl olsa. Kimse gazetecilkiten tutuklu değil, hepsi “polis asker vurmaktan tutuklu”, Devrimciler; “yasadışı, terörist, bölücü”... Asıl TERÖRİST sizsiniz. Sizin ağababanız Amerika’dır. Amerika’nın çocukları, devrimci gençliği bu tür iftiralarla karalayamazsınız! Devrimci Gençlik bu vatanın en onurlu evlatlarıdır. Vatan için ölüyorlar. Sizin gibi vatanı satmıyorlar!

gençliğin tarihinden

Yunanistan'da protesto eylemi

18-24 Şubat 20 Şubat 1995: DLMK’lı öğrenciler paralı eğitimin yaygınlaştırılmasına, faşist disiplin yönetmeliklerine karşı başlatmış oldukları kampanya dahilinde Buca, Bornova, Karşıyaka semtleri başta olmak üzere İzmir’in çesitli liselerinde pullamalar yaptılar. 22 Şubat 1994: İstanbul Üniversitesi Merkez Bina’da Küba ile dayanışmak amacıyla yapılan afişlerin polis tarafından indirilmesi üzerine slogan ve alkışlarla yürüyüşe geçen öğrenciler Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı, Pertev Bilge’nin odasına girerek hesap sordular. 22 Şubat 1995: Dev-Genç’liler birçok ilde ve okullarda “Cüret Direniş Savaş Yaşasın Önderimiz Dursun Karataş, Baş komutanımız Dursun Karataş Talimatlarını Bekliyoruz DHKC/DEVGENÇ imzalı pankartlar astı ve pullamalar yaptı.

34

Dünya Gençliğinden Atina'da kamu çalışanları, yerel yönetim çalışanları, gazeteciler ile ortaokul ve lise öğrencileri protesto gösterileri düzenledi. Kent merkezindeki Omonia Meydanı’nda toplanan öğrenciler, ellerinde "Okul, kitap ve öğretmen istiyoruz", "Füzeleri satın birkaç kitap alın" yazılı pankartlarla Parlamentonun bulunduğu Sintagma Meydanı’na kadar yürüdü. Okullardaki kitap eksikliğini protesto eden öğrenciler, sloganlarla yöneticileri portesto ettiler. Sintagma Meydanı’na kadar yürüyüş yapan öğrenciler, okullarda kitap yerine dağıtılan CD'leri parlamentoya fırlattılar.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Ülkemizde Gençlik

G ençlik Federasyonu’ndan Yeni Bir Kampanyaya Başladık: “Parasız Eğitim, Sınavsız Gelecek Hakkımız! İstiyoruz, Alacağız!”

Kampanyalarımız Bizim İktidar Hedefimizdir! Yeni bir kampanyaya başladık. Uzun bir kampanya süreci bizleri bekliyor. Aslında her kampanya iyi ve kötü yanlarıyla yeni bilgiler, tecrübeler katıyor bize. Geleneklerimize yeni halkalar ekleyerek büyüyoruz. Kampanyamızın adı “PARASIZ EĞİTİM, SINAVSIZ GELECEK HAKKIMIZ! İSTİYORUZ, ALACAĞIZ!” Kampanya süresince üniversite ve liselerde faaliyetler yürüteceğiz. Gençlere ulaşacak, düzenin öğrencilerin geleceklerini nasıl çürütüp onun yerine bunalımlı, intihar edebilecek kadar yaşamdan kopmuş gençler yetiştirdiğini anlatacağız. Yalnız anlatmakla, onlara ulaşmakla kalmayacak gençleri düzenin bu adaletsizliklerine karşı örgütleyeceğiz. Unutmayalım ki kampanya bizim için bir araçtır. Amacımız tüm halkı, özelinde öğrenci gençliği devrim mücadelesine katmaktır. Daha öncesinde birçok kampanya örgütledik, bu konuda zengin bir deneyime sahibiz. Kitlelere ulaşmada, eylem biçimlerinde eksiklerimiz olduğu kadar yarattığımız gelenekler de oldu. Son yaşanan “Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz” kampanyasında yaratılan direniş geleneği ile halkımıza ulaştık, örnek olduk. DevGenç’in militan, cüretli, başeğmeyen tavrını yaşattık. Çadırlarımız mevzimiz oldu, yeni insanlara buralarda ulaştık. “PARASIZ EĞİTİM, SINAVSIZ GELECEK HAKKIMIZ! İSTİYORUZ, ALACAĞIZ!” kampanyasında da imza masalarımız, eylemlerimiz ve daha birçok aracımızla kitlelere ulaşacağız. Her seferinde öğrenecek, neler yapabiliriz diye düşüneceğiz, düşünmeliyiz! Çünkü bu kampanyayı omuzlayacak, halka ulaştıracak ve yeni örgütlenmeler yaratacak olan bizleriz. Coşkumuzla, hesap sor-

ma bilincimizle Dev-Genç’in mücadelesini büyüteceğiz. Dev-Genç ruhunu halka taşıyacağız. İşte bunları başarmak, mücadelede bir adım daha atmak kendi gücümüze güvenmekle, kampanyamızın amacını kavramakla mümkün olur. Bunun için kampanya için kafa yormalı, her anımızı kampanya ile geçirmeliyiz. Kampanyamız aynı zamanda parasız, demokratik eğitim istediği için tutuklanan Meral Dönmez ve Gülşah Işıklı’nın serbest bırakılması içindir. Düzen, kendi ideolojisine uygun bir gençlik yaratmayı hedeflemektedir. Bunun dışında var olan alternatiflere azgınca saldırmaktadır. Gülşah ve Meral’de iki Dev-Genç’lidir. Kocaeli’de füze kalkanına karşı yapılan çadır direnişinde tutuklandılar. “Bağımsız Türkiye” istedikleri ve ancak bağımsız bir ülkede eğitimin halkın çıkarına olacağını savundukları için işkence gördüler, tutuklandılar. Bu kampanya ile Gülşah ve Meral’in mücadelesini bizler devam ettireceğiz. Her sloganımızda, halkımızla her konuştuğumuzda onlar da bizimle olacaklar. Üniversite gençliğinin Meral ve Gülsah’ın mücadelesinden haberdar olması bizim elimizdedir. Üniversite gençliğinin bugünkü durumu ortadadır. İşte Meral ve Gülşah, düzenin yaratmak istediği gençliğe alternatif olan bir geleneğin temsilcileridir. Bunun için Devrimci Gençlik saldırılara uğramakta, tutuklanmaktadır. Liseli gençlik, sınavlardan etkilenen en önemli öğrenci kitlesidir. Bunalıma giren, intihar eden liselileri çokça istiyoruz. Tüm yaşamları YGS, LYS’ye endeksli olan liseli gençler istedikleri puanları alamadıklarında bunalıma girmekte, bencilleşmektedir. Sınav süreci boyunca yaşamdan kopmakta, dershanelere çokça paralar harcamakta, sınava göre eğitim veril-

diğinden düşünmeyen, robot beyinli liseliler yetişmektedir. Bu nedenle liseli gençliği sınav sisteminin etkisinden kurtarmak, geleceğin sınavlarda değil örgütlü mücadelede olduğunu kavratmak ve örgütlemek Dev-Genç’lilerin görevidir. Kampanyayı liselerde bu temelde ele almak daha sistemli ve hedefli bir çalışma oluşturacaktır. Komiteler kampanyaların beynidir. Çalışmalarımızın işlevli olmasını, aksamadan devam etmesini sağlar. DevGenç’liler olarak komiteler oluşturmak bir zorunluluktur. İki kişi de olsak bir komite ile işlerimizi daha iradi, programlı hale getirir ve hedefli bir çalışma yapmış oluruz. Yaratıcı eylemler örgütler, herkesi, her şeyi kampanyaya katabiliriz. Her Dev-Genç’li kampanya üzerine düşünmekle yükümlüdür. Kafa yoracağız, araştıracağız yeni yöntemlerle halka ulaşacağız. Bunu başarmak için komiteleşecek, her işimizi komitelerle yürüteceğiz. Denetleyecek, program yapacak ve bu programda ısrarcı olacağız. İhtiyaçlarımızı ve olanaklarımızı bilmek için alanımızı, çalışma yapan insanlarımızı tanıyacağız. Yeni başlayan kampanyamızı kitlelere ulaştırmalıyız. Onları, DevGenç’in militan, cüretli mücadelesine katmalıyız. Düşmanın saldırıları, provokasyonları olacaktır. Ama bunlar bizi engelleyemez. Yeni direniş gelenekleri, mücadele alanları yaratmalıyız. Yani eğer yapılacak bir şeyler varsa bizim dışımızda olamamalı. Sahiplenmeli, eksikleri, hataları düzeltmenin yollarını aramalıyız. Haziran ayında yapılacak olan LYS sınavına kadar sürecek olan kampanya tüm Dev-Genç’lilerin omuzlarındadır. Dev-Genç’liler bu yükün altından kalkacak güce sahiptir. Tarihimiz, şehitlerimiz gücümüzün kaynağıdır.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

35


Liseliyiz Biz Bu ülkede yaşıyoruz... Bu halkın çocuklarıyız... Ezilen, sömürülen, katledilen bir halkın çocuklarıyız... Bu halkın kavgasında biz de varız!

Ülkemizin ve Halkımızın Sorunlarından Kopmamak İçin Gündemi Takip Etmeli ve Sürece Müdahale Edebilmeliyiz

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

36

Düzenin gençlik üzerindeki en somut hedefi vatan ve halk sevgisinden kopmuş, sorumsuz, geleceğe dair iddiası olmayan bir gençlik yaratmaktır. Eğitimiyle, verdiği kültürle, tatlı dille, saldırarak, dinle ya da milliyetçilikle, kısaca tüm yol ve yöntemleri kullanarak, zararsız, sömüreceği bir gençlik yaratmak ister düzen. Özellikle 1980 faşist cuntası sonrası gençlik sindirilmiş, korkutulmuş ve kuşatma politikalarıyla birlikte sürdürülen yozlaştırma saldırısıyla gençlik apolitikleştirilmiştir. Bu apolitiklik öylesine boyutlanmıştır ki, gençlik ülkede ve dünyada yaşanan gerçeklerden iyice uzaklaşmıştır. Oysa ki gençliği harekete geçirmenin ilk şartı gençliğe misyonunu, sorumluluğunu kavratmak ve gerçekleri gösterip eğitmektir. Düzen, eğitimi, gençliği halk sevgisinden vatan sevgisinden uzaklaştırmanın aracı haline getirdiği gibi; halk kültüründen, halkın değerlerinden koparmak için de kullanır. Sorumsuzluğun, bencilliğin geliştiği zemin de budur. Böyle olduğu içindir ki biz önce "gençlik gelecektir" misyonunu, gerçek vatanseverliği anlatacak ve mücadelemizle, yaşamımızla göstereceğiz. Düzen ne kadar istese de, her yoluyöntemi denese de gençliğin saflığını, dinamizmini yok edememiştir. Biz gençliğin yok edilemeyen bu özelliklerini açığa çıkaracak ve geliştireceğiz. Gençliği politikleştirmek de, bizim gençliğin örgütlü gücü olarak sürece müdahale etmemiz de doğrudan gündemi takip etmemizle ilgilidir. Gündemi takip etmemek ülkenin ve halkın sorunlarından uzaklaşmaktır. Unutmayalım ki, ne okullarımızda yaşadığımız sorunlar, saldırılar ülkemizin, halkımızın sorunlarının dışındadır; ne de bizim sorumluluğumuz ve müca-

delemiz yalnız okullarımızla, eğitim hakkımızla sınırlıdır. Onurla, gururla geleceğe taşıdığımız tarihimiz, şehitlerimiz her konuda yol gösterenimiz, öğretmenimizdir. İddiamız onlardan öğrendiklerimizle, yeni gelenekler yaratarak on binleri, yüz binleri harekete geçirmek, örgütlemek ve mücadeleyi büyütmektir Ülkemizin, halkımızın hiçbir sorunu bize yabancı olmadığı gibi bizim misyonumuz, iddiamız öncü olmak, toplumu harekete geçiren dinamit fitili olmaktır. Bizim olduğumuz yerde emperyalizmin temsilcileri, askerleri elini kolunu sallayarak vatanımızda dolaşmamalıdır. İşbirlikçileri en kaba yalanlarla, sahte vatanseverlik şovlarıyla halkımızı aldatamamalılar. Halkımız depremle katlediliyorsa en önce biz hesap sormalı, halkımızla dayanışmaya koşmalıyız. Oligarşi halkımızın evlerini yıkmak için saldırıyorsa, karşısında halkımızla omuz omuza bizi bulmalıdır önce. Eğitimdeki sınav sistemine karşı vereceğimiz mücadele bile tek başına politikleşme sağlayacaktır. Sınavın nedenlerini ve sonuçlarını anlattığımız zaman sorular soruları kovalayacak ve bu içinde bulunduğumuz düzeni tanımaya başlamak için bir fırsat olacaktır. Soru sormaktır politikleşmek. Sorulara cevap aramaktır. Gençliğin soru sormasını sağlamalıyız ve bu sorulara verilecek doğru cevapların sadece devrimciler de olduğunu göstermeliyiz. Yaşımız küçük olsa da yüreğimiz büyüktür. Kirletemedikleri beynimizle gerçekleri herkesten önce görmek, hızla kavrayıp harekete geçmek bize hastır. Gençliğin apolitikliği nasıl ki somut bir gerçeklikse biz gerçekleri götürdüğümüzde bu kuşatmayı, iddiasızlığı, sorumsuzluğu aşacağımız da gerçektir, inancımızdır.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Ülkemizde Gençlik İstanbul Taksim

MEB İl Müdürlüğü Önü

Edirne

DEV-GENÇ’LİLER “PARASIZ EĞİTİM SINAVSIZ GELECEK HAKKIMIZ! İSTİYORUZ, ALACAĞIZ!” KAMPANYASINI BAŞLATTI İstanbul’da, Dev-Genç’liler 13 Şubat Pazartesi günü Galatasaray Lisesi önünde yaptıkları eylemle, başlattıkları “Parasız Eğitim Sınavsız Gelecek Hakkımız! İstiyoruz, Alacağız!” kampanyasını halka duyurdu. Kampanya sloganının yazılı olduğu bir pankartın açıldığı eylemde, “Vatansever Öğrenciler Gülşah Işıklı ve Meral Dönmez Serbest Bırakılsın” dövizleri de taşındı. 1 Nisan 2012 tarihinde yapılacak olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) öncesinde Gençlik Federasyonu tarafından başlatılan bu kampanya ile sınav sisteminin kaldırılması talep ediliyor. Liseli gençliği sınav sistemine karşı mücadele etmeye çağıran Dev-Genç’liler, eylem sırasında yaptıkları açıklamada, “Vatanımızdaki eğitim sistemi, paralı ve anti-bilimseldir. Sınavlarla öğrencilerin geleceği ipotek altına alınıyor. Harç ve kayıt paraları yüzünden birçok arkadaşımız okuyamıyor. Öğrenciler ev-okul-dershane arasında, hiçbir sosyal yaşam hakkı olmadan yaşamaya mahkum ediliyor. Birçok genç sınavlar yüzünden intihar etti, ediyor. Geleceğimizin sınavlarla gasbedilmesine izin vermeyeceğiz.” dediler. Parasız, demokratik eğitim istedikleri için tutuklanan Meral Dönmez ve Gülşah Işıklı isimli iki DevGenç’linin derhal serbest bırakılmasını isteyen Dev-Genç’liler, “Parasız

eğitim isteyen gençlik baskılarla, gözaltılarla, tutuklamalarla susturulamaz. Bilimsel, demokratik eğitim, sınavsız gelecek hakkımız için mücadele edelim.” diyerek açıklamalarını bitirdiler. Basın açıklamasının ardından yapılan bildiri dağıtımıyla halka mücadele çağrısı yapıldı. Bir saat boyunca 500 bildiri dağıtıldı.

Dev-Genç’li̇ler, Gençli̇ği̇n Geleceği̇ni̇ Gasbedenleri̇n Kapısında Haykırdılar Sloganlarını Dev-Genç’liler, “Parasız Eğitim, Sınavsız Gelecek İstiyoruz, Alacağız!” kampanyasının başladığını duyurmak için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün önünde de eylem yaptılar. 13 Şubat’ta yapılan eylemde eğitim sistemi teşhir edildi. Kampanya pankartını açan 2 DevGenç’li, halka yönelik konuşmalar yaparak, eylemlerinin nedenlerini anlattılar. Dev-Genç’liler halka şöyle seslendiler: “Bizler, bu ülkenin vatansever devrimci gençliği olarak parasız eğitim istediğimiz için 15 yılla yargılandık. Füze kalkanına ve Amerikan emperyalizmine hayır dediğimiz için tutuklandık. Bizim ülkemizde harç parasını toplamak için

inşaatlardan düşüp ölen arkadaşlarımız var. Bizim ülkemizde çocuğunun dershane parasını toplamak için temizliğe gidip pencereden düşüp hayatını kaybeden insanlarımız var. Onların katili Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM ve çürümüş eğitim sistemdir. Bizler parası olmadığı için okuyamayıp çalışan milyonlarca gencin sesiyiz! Bizler, füze kalkanına hayır dediği için tutuklanan Gülşah ve Meral arkadaşlarımızın sesiyiz! Bizler, bu ülkenin evlatları, bu ülkenin vatansever gençleriyiz. Katillerimizin peşini bırakmayacağız. Gittikleri her yerde sesimizi duyacaklar. Bizler, geleceğe umutla bakmak istiyoruz. Geleceğimizin birkaç saatlik sınava sığdırılmasını istemiyoruz. Üniversitelerin bizi değil, bizim gideceğimiz üniversiteyi seçeceğimiz bir eğitim sistemi istiyoruz.” Eylemde “Gülşah ve Meral Serbest Bırakılsın”, “Parasız Eğitim, Sınavsız Gelecek İstiyoruz, Alacağız”, “Öğrenciyiz, Haklıyız Kazanacağız”, “Yaşasın Dev-Genç, Yaşasın DevGenç’liler” sloganları atıldı. Polisin eylem yerine yığınak yapmasına rağmen eylemi izleyen halk, “Sizi destekliyoruz, haklısınız gençler...”, “Sesiniz daha güçlü daha çok çıkmalı gençler...” diyerek destek oldular. Yoldan geçen öğrenciler de durup büyük bir ilgi ile eylemi takip

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

37


Ülkemizde Gençlik Antalya

İzmir

ettiler. Dev-Genç’liler bir saatin sonunda eylemlerini iradi olarak bitirdiler.

Parasız Eği̇ti̇m İstedi̇k Di̇rendi̇k Şi̇mdi̇ de Sınavsız Gelecek Talebi̇mi̇zi̇ Haykıracağız

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Dev-Genç’liler, 13 Şubat Pazartesi günü saat 17.00’de “Parasız Eğitim Sınavsız Gelecek Hakkımız! İstiyoruz, Alacağız!” yazılı pankartı İstanbul’un Beşiktaş semtinde bulunan Yıldız Teknik Üniversitesi köprüsünden sallandırdılar. Başarı ile gerçekleşen eylemin ardından eylemi sonlandırdılar.

Her Duvar Sesi̇mi̇zi Duyurabi̇li̇r Eğer Sloganlarımızla Donatırsak Dev-Genç'liler 14 Şubat'ta İzmir Bornova'ya bağlı Naldöken Mahallesi'nde yazılama yaptı. Mahalledeki lisenin etrafına ve meydana çıkan sokaklarına toplam 4 tane, “Liseli Dev-Genç”, “DEV-GENÇ” ve “CEPHE” yazılamaları yapıldı. Mahalle halkına devrimcilerin yanlarında olduğu gösterilerek, "Dev-Genç'liler burada" denilmiş oldu.

Mahirlerin Mirasını Omuzladık Antalya'da 11 Şubat Cumartesi günü Kışlahan Meydanı'nda DevGenç’liler NATO üssüne karşı eylem yaptılar. Yapılan açıklamada, yaşadığımız sorunların temel sebebinin emperyalizme olan bağımlılığımız olduğu, emperyalizmin demokrasi yalanlarıyla halkları katlettiği anlatıldı.

38

Dev-Genç’liler, 42 yıllık mirasın sahipleri olduklarını Mahir Çayanlar’dan beri faşizmin karşısında dimdik ve onurla durduklarını söylediler. 17 kişinin katıldığı eylemde, açıklamanın ardından masa açılarak imza toplandı. Masada ayrıca 40 Yürüyüş, 6 Tavır ve 3 adet kitap satıldı.

Anti̇-Emperyali̇st Mücadele Onurumuzdur Aynı Onuru Paylaşan Li̇seli̇ Dev-Genç’li̇ler Şenli̇kte Buluşacaklar Liseli Dev-Genç’liler, Ekim 2011Ocak 2012 tarihleri arasında yürüttükleri “Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz” kampanyasının sadece birkaç aya sığdırılamayacağını, emperyalizme karşı mücadelenin kesintisiz olduğunu şimdi de yapacakları şenlikle gösteriyorlar. 26 Şubat günü İstanbul Okmeydanı’nda bulunan Altınsaray Düğün Salonu’nda yapılacak olan şenliğe katılım çağrısında bulunan Gençlik Federasyonu, “Ülkemizin dört bir yanında füze kalkanına karşı ve Amerikan işbirlikçilerine karşı eylemler yaptık. Ülkemizin bağımsızlığı ve halkımızın kurtuluşu için mücadelemizi tüm ülkeye yayarak geliştirdik. Amerika’nın sadık işbirlikçisi AKP iktidarı biz Dev-Genç’lilere birçok kez saldırdı. Gözaltına alındık, işkencelerden geçirildik ve gencecik beyinlerimiz teslim alınmaya çalışıldı. Fakat yılmadık. Füze kalkanına karşı mücadelemize ve biz liseli gençlere yönelik yapılan saldırıların hepsini boşa çıkardık. Ve bir kez daha sesleniyoruz: FÜZE KALKANI DEĞİL,

İzmir

DEMOKRATİK LİSE İSTİYORUZ! AMERİKA DEFOL BU VATAN BİZİM! Bu sloganlarımızı hep birlikte haykırmak için tüm öğrenci arkadaşlarımızı, vatanını seven tüm halkımızı yapacağımız şenliğe çağırıyoruz.” dedi. Direnişte kolkola olan Liseli DevGenç’liler şimdi de halaylarda omuz omuza olacaklar; yürüttükleri kampanyayı, bir şenlikle kutlayacaklar. Anti-emperyalist direniş bayrağını en önde taşıyor olmanın gururuyla şenlikte bir araya gelecekler.

Emperyali̇zmi̇n Üsleri̇ni̇ Vatanımızda İstemi̇yoruz Edirne’de Dev-Genç’liler, Malatya Kürecik’e kurulması planlanan füze radar üssünü istemediklerini dile getirmek amacıyla yazılama yaptılar. Vali Konağı Mevkisi’ne 12 Şubat günü yapılan yazılamalar, sabah işine giden insanların dikkatini çekti.

Evlatlarınız Ortadoğu Halklarının Katili Olmasın İzmir'de Liseli Dev-Genç'liler “Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz” kampanyası dahilinde 8 Şubat Çarşamba günü Buca Forbes Caddesi'nde imza masası açtı. Açılan masada halka yönelik yapılan konuşmalarda, evlatlarının başka halkların katili olmasına izin vermemeleri söylenerek, “Vatan topraklarımızın Amerika'nın silah deposu olmasına karşı çıkalım” çağrısı yapıldı. 2 saat süreyle açık kalan masada 120 imza toplandı ve 200 bildiri dağıtıldı, ayrıca Yürüyüş dergisinin tanıtımı yapıldı.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Ülkemizde Gençlik

Parasız Eğitim, Sınavsız Gelecek, Hakkımız! İstiyoruz Alacağız! larımız bize kadermiş gibi gösteriliyor ve kaderimize rıza göstermemiz isteniyor. Ses çıkarmadan, olağan bir durummuş gibi davranmamızı istiyorlar. Biz sesimizi çıkarmadıkça da, şifre yolsuzluklarıyla, gözümüzün Geleceğimizi Sınavlarla Gasp Etmelerine içine baka baka bizi kandırmaya devam ediyorlar. Peki buna izin verecek miyiz? Haklarımızı, geİzin Vermeyelim, Sınav Sistemine Karşı leceğimizi çalanlara karşı sessiz bir kabulleniş Mücadele Edelim içinde mi olacağız? Sınavlarla seçilmek istemediğimizi, isyanımızı haykırmayacak mıyız? Üniversiteye giriş için bize dayatılan sınavlar, basitGeleceği gasp edilen 1 milyon 860 bin 515 kişiyiz biz. masum bir eleme sistemi değil, eğitim sisteminin çürüAilelerimizle birlikte sayımız 2’ye, 3’e katlanıyor üstemüşlüğüdür. Lise öğrencileri arasında parası olan-olmayan, lik. Çok büyük rakamdır, çok büyük bir güçtür bu. Bizi başarılı-başarısız ayırımı yapan bu sistem baştan sona adasınavla elemelerine izin vermeyecek letsizdir, hak gaspıdır. kadar önemli bir güçtür. Parasız eğitim tüm halkın hakkıdır.  Parasız Eğitim Sınavsız Bizi birbirimizin rakibi olarak Sınavlar, bu hakkın alınmasıdır. Sadece Gelecek, Demokratik Lise gösterip, aynı taleple örgütlenmemiüç saate sığdırılan gelecek beklentisi Istiyoruz. zin önüne engel olmaya çalışıyorlar. yüz binlercemiz için hayal kırıklığıy Parasız Eğitim Sınavsız Bencil, sadece kendini düşünen gençla sonuçlanıyor. Ailelerimizin bekGelecek Hakkımız! ler olmamızı istiyorlar. Böyle olunca lentisi, emekleri bir sonuca ulaşamıyor. da, haksızlıklar karşısında birlik olaÇünkü 1 milyon 860 bin 515 genç Istiyoruz, Alacağız mıyoruz. bu sınava eşit olmayan koşullarda ha Elenmek, Seçilmek İçin Çözüm sınavlarla üniversiteye girzırlanıyor. Dershane masraflarını karDeğil, Halk İçin Eğitim mek değil, parasız eğitim-sınavsız şılamak, üniversite harçlarını ödemek İstiyoruz! gelecek hakkımız için birlik olmakta, için çalışmak zorunda kalan binlerce mücadele etmektedir. YGS’yi kazanöğrenci var. Ve parasızlık yüzünden  Sınavsız Gelecek sak bile arkasından karşımıza LYS, İstiyoruz! tüm bunlardan mahrum bırakılan da onu da kazansak KPSS ve daha onbinlerce öğrenci var.  Gerici Faşist Bir Eğitim larca sınav çıkacak. Bu sınavlar bitHayatımızın dönüm noktası olarak Değil, Demokratik Lise meyecek, hayat boyu elenecek, başgördüğümüz sınavları kazanamayınca İstiyoruz' kalarını geçmek için yarışacağız. umudumuzu kaybediyor, gelecek bekYine bir YGS var karşımızda. lentimizi yitiriyoruz. Bu yüzden inti-  Gelecek Sınavlarda Değil, Yine öğrenciyi haklarıyla değil ezÖrgütlü Mücadelemizdedir har eden onlarca arkadaşımız var. Bu berledikleriyle değerlendiren, öğrendüzen bütün umutlarımızı eliyor, puan  Dershaneye Para, Evimize cinin hayatını üç saatlik sınava bağsistemiyle sıralamaya sokuyor. Sınırı İcra, Anne Babamıza Hapis layan bir sistem var. Ve geri dönüşü de geçen okurken, geçemeyen hayal kıDeğil, Eğitim Hakkımızı yok. 1 Nisan’da hasta olamayız, sarıklıklarıyla birlikte kendisine, içinde İstiyoruz! katlanamayız, bir yakınımızı kaybeeğitime yer olmayan, meslek edinmedemeyiz, geç kalamayız, psikolojimiz ye yer olmayan bir hayat kurmak zo-  Geleceğimize El bozulamaz… Bunların hiçbirisine Koydurtmayacağız! runda bırakılıyor. hakkımız yok, çünkü sınava gireElemeyi geçenler ise sistemin de-  Geleceğimize Sahip mezsek geri dönüşü yok. Ne olursa olÇıkalım! vamını sağlamak üzere yetiştiriliyor, sun o gün o sınava girmek zorundayız, mazeret gösteremeyiz. Giremezhalkı ezenlerin-sömürenlerin hizme-  Gerici Eğitim Değil, sek, bir dahaki sene aynı aşamalardan tinde çalışıyor, ucuz iş gücünü oluşParasız Eğitim İstiyoruz! geçip yine eleme sistemine dahil olturuyorlar. mamız gerekecek. Harcadığımız paEğitim sistemi halk için değil, oli-  Gerici Eğitim Değil, Demokratik Lise İstiyoruz! ralar, verdiğimiz emekler, uyumadıgarşinin çıkarı için çalışıyor. Yaşadık-

4

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

39


Ülkemizde Gençlik

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

ğımız uykular, yıpranan sağlığımız… boşa gidecek. Kazanamama ihtimalimizin çok yüksek olduğu sınavlar için ne kadar yoğun bir emek harcıyor, nasıl bir umut besliyoruz… Öyle bir umut ki bu kaybettiğimizde canımıza kıyabiliyoruz. Liseli gençlik tüm duygularıyla birlikte çok güçlüdür, umut doludur. Emeğimizi, umudumuzu bizi çalanların eline vermek yerine, geleceğimizi yeniden kuracak, parasız eğitim-sınavsız gelecek hakkını verecek bir sistemi kurmak için kullanalım. Gençliğin örgütlü gücü en büyük silahımızdır. Örgütlü güç örse vurulan çekiç gibi azimle, emekle, ısrarla, umutla döver, demiri de çelik yapar. Biz de emeğimizi, geleceğimizi kurmak için örgütlenelim, gücümüzü birleştirelim. Biz bu ülkenin gençliği olarak sesimizi ne kadar gür çıkarırsak o kadar fazla yankı yapacaktır. Ve sesimize ses katan mutlaka olacaktır. Hayatımızı üç saate sığdırmaya, umutlarımızla, özlemlerimizle oyun oynamaya kimsenin hakkı yok. Bu hakkı onlara vermeyelim. Üniversite kapıları halk çocuklarına açılana dek mücadele edeceğiz. Öğrenci arkadaşlarımız, hepimiz görmeliyiz ki, sorunlarımızın tek çözümü birlikte mücadele etmektir. Bugüne kadar yüzlerce vaatte bulundular ama biz onların çözümlerini iyi biliyoruz. Yeni bir sınav, ödenecek yeni paralar, kaybedilecek yeni umutlardır. Hiçbir sorunumuzu ne AKP ne başka bir parti ne de bu düzen çözemez. Bizim sorunlarımızı bizden başka kimse çözemez. Çözüm örgütlenmekte, örgütlü mücadele etmektedir. Sınavsız geleceğimiz için sınavlara girmeyelim, boykot edelim. YGS-LYS KALDIRILSIN ÖSYM-YÖK DAĞITILSIN!

Manisa

Propaganda Araçlarımızı Yaygın Olarak Kullanacak, Halka Ulaşacağız Dev-Genç'liler Manisa'nın Turgutlu ilçesinde 6 Şubat günü 5 ayrı yerde olmak üzere toplam 8 tane yazılama yaptılar. “Manisalı Gençler Davası” ile devrimci öğrencilere polislerin yaptığı işkenceyle tarihe geçen Manisa'da faşizmin kalesi olarak görülen Turgutlu ilçesinde yapılan yazılamalar halkın yoğun ilgisi ve sempatisi ile karşılandı. Dev-Genç'liler Hasan Ferdi Turgutlu Endüstri Meslek Lisesi'ne “Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz! - Halk Cephesi/Dev-Genç” ve “DEV-GENÇ”; Niyazi Üzmez Lisesi'ne “Füze Kalkanı Değil Demokratik Lise İstiyoruz - Halk Cephesi/Liseli Dev-Genç”; Turgutlu Lisesi'nin iki farklı yerine “DEV-GENÇ” yazılaması yaptılar. Ayrıca Turgutlu'nun çeşitli yerlerine “CEPHE” ve “DEVGENÇ” yazılamaları yapıldı. Okulların açıldığı ilk gün okullarının duvarlarında DEV-GENÇ'lilerin yazılamalarını gören öğrenciler, gerici-faşist ablukanın gençliği esir aldığı Turgutlu'da devrimcilerin de olduğunu görüp DevGenç'lilerin füze kalkanı karşıtı taleplerine hak verdiler.

Sadece Okullarda Değil, Yoksul Halkın Olduğu Her Yerdeyiz! Liselilerin mücadelesi sadece demokratik lise mücadelesi ile sınırlı değildir. Çünkü onlar Dev-Genç'li olma bilinci ve sorumluluğu ile yaşadıkları her alanda mücadeleyi yükseltirler. Dev-Genç’liler hayatın her alanında halkın içindedirler. Düzen sadece kendi sorunlarıyla ilgilenen, halkın sorunlarını görmezden gelen bir gençlik yaratmaya çalışıyor. Liseli Dev-Genç’liler düzenin bu dayatmasına karşı yıllardır demokratik eğitim mücadelesi yanında halkın devrimci mücadelesi ile kavgasını büyütürler. Onlar bu halkın çocuklarıdır ve halkının her sorunu onu ilgilendirmez değil halkının mücadelesi için en ön safta mücadele ederler. Halkı için bedel öder ve hesap sorma bilinciyle büyürler. Liseli Dev-Genç’liler mücadelesini halklaştırırlar. Halkının mahallesinde hırsızlık varsa hırsızlık sorununu çözerler, uyuşturucu sorunu varsa mahallesinde uyuşturucuya izin vermezler. Halkının en iyi şekilde yaşaması için devrim bayrağını yükseltirler. Liseli Dev-

40

Genç’liler halkın sorununu kendi içinde içselleştiriler. Liseli Dev-Genç’liler halkın içinde halkıyla omuz omuza sırt sırta mücadele ederler. Yıkımlarda halkıyla direnen, halka öncülük edendir. Liseli Dev-Genç’lilerin tarihinde vardır halkın mücadelesinde yer almak. Liseli Dev-Genç şehitlerinden İrfan AĞDAŞ yoksul halkın yaşadığı Alibeyköy Mahallesi’nde Kurtuluş dergisini halkına ulaştırmak için polis tarafından vurularak şehit düşmüştür, Ali Haydar ÇAKMAK Gazi ayaklanmasında halka “hedef karakol” deyip halka yol gösteren halkın öncüsüydü, Kahraman ALTUN halkının sorunlarına neden olan emperyalizme, halkının acılarını içinde hisseden ve halkın adaleti için emperyalizmin karşısında halkın adaletini savunandır. Liseli DevGenç’liler halkla beraber büyür ve kavgasını halka beraber büyütür. 43 yıllık mücadele geleneğini daha da sağlamlaştıran, çelikten bir irade ile kuşatan ve yayan halktan alınan bu büyük güçtür.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Gelecek Biziz, Tarih Olan Siz Olacaksınız Hadi! Tekrar Deneyin, Halkın Sesini Susturmayı. Başaramayacaksınız. Türkülerimizle Devrim Yolunda Yürümeye Devam Edeceğiz. Halklar İse Yeni Tarihler Yazmaya Devam Edecek. 25 Şubat Cumartesi günü Bursa Müjdat Gezen Kültür Merkezi’nde düzenlenecek Grup Yorum konseri ile ilgili olarak konseri düzenleyen Ada Organizasyon tarafından Biletix firmasına bilet bastırmak için yapılan müraacat, Biletix yetkilileri tarafından "Grup Yorum konser bileti satmanın suç olduğu, bu konu hakkında mahkeme kararı bulunduğu, bilet satanların 13 yıl hapis cezası aldığı, bilet gelirlerinin örgüte gittiği, avukatlarımız tarafından araştırılıyor." gibi gerekçelerle geri çevrilmiştir. Bunun üzerine konseri yapacak firma, kararın kendilerine resmi bir şekilde iletilmesini istemiştir. Ancak böyle bir resmi cevap verilmemiştir. Bu aşamadan sonra biz de Grup Yorum olarak karşılaştığımız bu durumu her pazar Galatasaray Lisesi önünde tutuklu elemanımız Seçkin Aydoğan için yaptığımız eylemde duyurduk. Bu açıklamamızla birlikte olay basında sıkça yer almaya başlamış ve yüz binlerce dinleyicimizin tepkisiyle karşılanmıştır. Tepkiler üzerine yapılan Biletix açıklamaları ise gerçekleri ortaya koymaktan ve sorumluluktan uzak açıklamalar olmuştur. Biletix, Grup Yorum'dan ve Grup Yorum dinleyicilerinden, Ada Organizasyon'dan özür dilemelidir. Diyorlar ki "Hukuki olarak araştırdık, bir sorun yok, Yorum bileti satmaktan mutluluk duyacağız." Araştırmışlar, bir sorun olmadığını fark etmişler ve biletleri satmaktan mutluluk duyacaklarını açıklıyorlar. Peki sorun olsaydı ne olacaktı? Biz verelim cevabı, biletlerimizi satmayacaklardı, Grup Yorum'u yasadışı göstereceklerdi. Bu kadar kolay, Biletix için 27 yıllık bir müzik grubunu

ve sanatçıları hiçe saymak. Biliyoruz ki bu yaşadığımız olay hiç masum ve kabul edilir bir şey değildir. Grubumuz şaibe altında bırakılıp, yasadışı gösterilmeye çalışılarak meşru olmayan bir zemine çekilmeye uğraşılmaktadır. Aylardır grubumuz üzerinde baskılar devam ettirilmektedir. 2011 yılı 17 Nisan tarihinde Bakırköy'de düzenlediğimiz “Bağımsız Türkiye” konseri ardından kültür merkezimizin basılması, Eğitim-Sen’li Berivan Doğan'ın bilgisayarında Grup Yorum şarkı sözü bulunduğu için 10 ay meslekten uzaklaştırma alması, grubumuz elemanı Seçkin Aydoğan'ın tutuklanması, 26 Şubat'ta Kocaeli'de yapacağımız konser için tutulan salonun valiliğin yönlendirilmesi ile iptal edilmesi ve en son Biletix ile devam eden saldırılar organize, bilinçli yapılan saldırılardır. 55 bin kişilik İnönü ve 150 bin kişilik “Bağımsız Türkiye” konserlerine duyulan hazımsızlıktır. İşte bu hazımsızlıkla saldırıyorlar grubumuza, türlü türlü yöntemler deniyorlar. Bu anlamda Biletix'in bilet satmama kararı alması da bu gerçeklikten bağımsız değildir ve "hukuki olarak yanlış yapmamak için araştırıyoruz" gibi gerekçelerle yumuşatılamayacak kadar ciddidir, masum değildir, kabul edilebilir hiç değildir. Tüm bu saldırıların arasından AKP iktidarını görmek gerekir. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in bir süre önce yaptığı "terörün arka bahçesi" güzellemelerinin pratikte karşılığıdır bu yaşadıklarımız. AKP için kendisine yalakalık yapmayan, kendisi gibi düşünmeyen herkes düşmandır. En çok da halktan yana sanat yapanlar düşmandır. Ancak AKP bilmelidir ki bu türlü uygulamalarla grubumuzu yolundan çeviremez. İstanbul'da geçtiğimiz aylarda kültür merkezimizin de içinde bulunduğu devrimci kurumlara yönelik yapılan saldırılarda, gözaltına alınan insanlara "bir sizi yola getiremedik..." denmişti. İşte bunun için saldırıyorlar, yola getirmeyi, ıslah etmeyi düşünüyorlar hala, bu ne acizliktir. Hadi hiç durmayın elinizden gelen ne varsa yapın, ama

aklınızın bir yerine şunu yazın; devrimci sanatçıları ve onların dinleyicilerini, yüreği devrimden, insanlıktan, bağımsızlıktan yana olanları asla ıslah edemezsiniz. Siz saldırdıkça, biz büyüyoruz. Doğru yoldayız ve bu yolda yürümekten onur duyuyoruz. Şarkılarımız tersanelerde, madenlerde ölenlerimizin öfkesi olmaya, “Bağımsız Türkiye” dediği için hapislere atılanların sesi olmaya, açlıkla yoksullukla terbiye edilmeye çalışanların ahı olmaya devam edecek. Biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Grup Yorum halktır, halkın önünde duracak hiçbir güç yoktur. Geriye bir tek şey kalıyor artık söylenecek, daha büyük konserler düzenleyeceğiz, daha çok örgütleneceğiz. Bunu da başaracağımıza eminiz. Bütün dinleyicilerimizi tüm bu saldıralara karşı "Grup Yorum'a Özgürlük, Seçkin Aydoğan Serbest Bırakılsın" kampanyamızı büyütmek için her pazar saat 18.00'de Galatasaray Lisesi önünde yaptığımız eylemlere katılmaya ve geçen seneki “Bağımsız Türkiye” konserimize gelen 150 bin dinleyicimizi yanına sadece bir kişiyi daha katıp Bakırköy'de 15 Nisan'da 300 bin kişi olmaya davet ediyoruz.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Türküler Susmaz Halaylar Sürer ! Devrimci Sanat Susturulamaz ! Grup Yorum Halktır, Halk Yokedilemez !

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

GRUP YORUM

41


Grup Yorum’u Susturamazlar, Çünkü Halkın İçindedir Grup Yorum Halkı Yok Edemezsiniz…

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

42

Kültür merkezleri basılan, elemanları tutuklanan, konser biletini satan dinleyicileri tutuklanan Grup Yorum’a yönelik saldırılara bir yenisi daha eklendi. Konser, tiyatro ve gösteri organizasyonlarının biletlerini satan Biletix firması, Grup Yorum'un konser biletlerini, "örgüte yardım yapılıyor" gerekçesiyle satmama kararı aldı. Grup Yorum’un, Bursa’da vereceği konser öncesinde Biletix’le görüşme yapan Ada Organizasyon’dan Ali Şenol, “Emniyet’ten gelen yazı üzerine Biletix artık Grup Yorum konserlerine bilet satmayacaktır” cevabını aldı. Biletix yetkilileri, "Biletix’in kararı var. Grup Yorum biletleri ile örgüte yardım yapılıyor, satamayız" diyerek, polisin talimatlarıyla hareket ettiklerini gösterdi. Grup Yorum’un 26 Şubat’ta Kocaeli’de vereceği konser de Kocaeli Valiliği tarafından engellendi. Biletix, Yorum dinleyicilerinin gösterdiği tepki karşısında geri adım atmak zorunda kalarak, “Grup Yorum konser biletlerinin satışına ambargo koyduğumuza yönelik açıklama ve yorumlar hiçbir doğruluk payı içermemektedir… Konunun hassasiyeti göz önünde bulundurularak, basına da yansımış olan yargı kararının içeriğinin anlaşılması ve şirketimizin faaliyetlerine olan etkisini netleştirmek amacıyla, başvurumuza paralel olarak firmamız avukatları çalışmalarına başlamışlardır. Satışın önünde hukuki bir engel olup olmadığının netleşmesinin ardından, her ticari işletme gibi organizasyon ile ilgili son kararımızı alarak uygulamaya koyacağız.” açıklamasını yaptı. Biletix’in uyguladığı polis merkezli bu ambargo aslında 55 bin kişilik İnönü ve 150 bin kişilik Bakırköy konserlerine duyulan tahammülsüzlüğün göstergesidir. Yorum’u

ve konserlerini bu şekilde engelleyeceklerini sanıyorlar. “Bilet satmazlarsa konserlere kimse gitmez” hesabını yapıyorlar. Grup Yorum’u terörize ederek halkın sahiplenmesinin önüne geçmek istiyorlar. Ama asıl terörist onlardır, oligarşidir. Bilet satılmaması için firmaya baskı uygulayanlardır asıl teröristler. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in sanata ve sanatçılara söylemlerinin ardından halkın müziğini yapan, umudu halka taşıyan Grup Yorum cezalandırılmak isteniyor. Korkuları yüz binlerin sel olup akmasındandır. Grup Yorum üyesi Cihan Keşkek, Biletix’in ambargosuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: "Eskiden konserler yasaklanırdı, albüm toplatma vardı, şimdi bilet satışı, konser kaygısıyla ikna edilmeye çalışılıyoruz." Evet, düzen uzlaştırmaya çalışıyor. Benim istediğim gibi hareket etmezsen, konser de veremezsin diyor. Ama bu dayatma ile daha önce de çok karşılaştı Grup Yorum, daha önce de bedeller ödedi, yıllarca konser veremediği yerler oldu. Fakat kimse teslim alamadı Grup Yorum’u. Bugün konser biletini satmayarak halkın konsere katılmasını engelleyeceklerini sananlara, 150 bin kişilik ücretsiz konseri hatırlatmak isteriz. Bilet almadan geldi 150 bin kişi. 55 bin kişiyi İnönü’ye getiren Biletix’in bilet satması değil, oluşturulan komitelerle mahallelerde tek tek kapılar çalınarak yapılan bilet dağıtımlarıdır. Verilen emektir. Kimse oturup da Biletix’in bilet satmasını beklememiştir, beklemez de. İşte bu yüzden bitiremezler Grup Yorum’u. Halkın içinde, halk için sanatını yapan Grup Yorum tüm engellemelere rağmen yolunda yürümeye devam edecektir.

Grup Yorum Susturulamaz Türküler Susmaz Halaylar Sürer Grup Yorum, üyeleri Seçkin Aydoğan'a özgürlük ve Grup Yorum üzerindeki baskılara son verilmesi talebiyle ikinci kez Galatasaray Lisesi önünde dinleyicileriyle birlikte eylem yaptı. 12 Şubat Pazar akşamı 18.0019.00 saatleri arasında yapılan eylemde yüzlerce dinleyicisi Yorum'a destek için dövizleriyle ve sloganlarıyla birlikte oradaydı. Eylemde, ilk olarak Grup Yorum üyesi Cihan Keşkek, kısa bir açıklama yaparak, son dönemde yaşanan baskılarla ilgili bilgi verdi. Keşkek; Seçkin Aydoğan'ın tutukluluğu ve geçtiğimiz günlerde Grup Yorum’un konser biletini sattıkları için onlarca yıl hapis cezasına çarptırılan öğrencilere bu hafta da Biletix'in “Yorum bileti satmama” kararının eklendiğini belirtti. Keşkek ayrıca 26 Şubat’ta İzmit'te Sabancı Kültür Merkezi'nde yapacakları konserin, İzmir Valiliği tarafından keyfi gerekçelerle engellendiği bilgisini verdi. Grup Yorum üyesi Caner Bozkurt da basın metnini okuyarak, “Grup Yorum üzerindeki baskılar halk sanatını engelleyemeyecektir. Grup Yorum tutuklamalarla bitirilemez.” dedi. Açıklamanın ardından yaklaşık üç yüz kişi hep bir ağızdan Yorum türkülerini söyledi. Cemo'yla başlayan türküler, halaylarla devam etti. Eylem, Seçkin Aydoğan'ın 2 Nisan'da yapılacak mahkemesine çağrı yapılarak ve Çav Bella marşı söylenerek bitirildi. Grup Yorum, 19 Şubat günü de aynı saatte, aynı yerde eylem yapacak.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Bu Halk, Bu Vatan Bi̇zi̇m! Kahrolsun Faşi̇zm Kahrolsun Emperyali̇zm! Acısıyla, Sevi̇nci̇yle Gelenekleriyle Halk oyunları kimliğimizdir aslında, kültürel kimliğimiz. Oyunlarımız bizi yansıtır, o yörenin insanının kimliğini yansıtır. Dışarıdan bakıldığında belki sadece güzel olarak geliyordur. Ama o oyunun tarihi, anlattıkları o yörenin halkı için farklıdır. O bütün duygularını yansıtmıştır o oyuna. Anadolu'da oynanan bütün oyunların anlamları vardır. Sadece basit bir dans, el kol sallanması değildir. Ritmiyle, hareket yapısıyla o yöre halkının yaşamını anlatır. Birlikte oynanması da birliği beraberliği geliştirir. Halk oyunları, nişanlarda, düğünlerde, askere uğurlamada, yaylaya çıkış ve inişte, doğumda, bayramlarda, kazanılan zaferin sonunda oynanır. Özellikle köy düğünlerinde, yörede iyi oynadığı bilinen kişiler alana çağırılır. Aslında bu oyunların bu kadar zenginleşmesi, değişik figürler katması bu kişiler sayesindedir. İşte bu kişiler sayesinde günümüze kadar gelmiştir, onlar gençlere sevdirmiş, göstermiştir. Şimdi düğünlerimizi düşünün, yine en güzel oynayan ilk çıkar alana. O kişi değişik doğaçlama figürler de katar ve oyunu zenginleştirir. Halay başını çekeni düşünün, en iyi oynayandır. Horon tepen de ekibe en iyi vakıf olandır.

Dünden Bugüne

HALK GERÇEĞİMİZ

Ülkemizde "Halk Oyunları" Ne kadar zengin kültüre, geleneğe, değerlere sahiptir Anadolumuz. Her köşesinde başka bir kültür, başka bir dil, başka bir gelenek. Yemeğiyle, oyunuyla, giyimiyle. Bu zenginliğin içinde olmak başka bir onur. Bu zenginliklerden biri de "Halk Oyunları." Durunca halaya, tepince horon, çalınca bir zeybek havası, tutmasın kimse bizi. Halk oyunlarına folklor da deniyor. Ama bu doğru değil. Folklor; halkın bütün kültürünü kapsar. Bunlar yemeği, türküsü, kıyafeti, efsaneleri, kahramanlarıdır. Halk oyunları folklorün dallarından biridir, sadece yöresel oyunları ve giyimini kapsar. Halk oyunları, Anadolu'da, köylerde, kasabalarda oynanan yöresel oyunları ve yöresel kıyafetleri inceler. Anadolu’da halkın olduğu her yerde bu oyunlar oynanır. Halk gittiği her yere kültürü ve değer yargılarını da götürmüştür. Bu oyunların temelini halk oluşturduğu için "Halk Oyunları" denmiştir. Anadolu, 4 binin üzerinde halk oyunu ile dünya üzerindeki en zengin oyun karakterine sahip ülke olarak tanımlanıyor. Hemen her yöresinde ayrı oyunlar, ayrı giysiler, ayrı çalgılar, müzikler vardır. İşte bu Anadolu’nun zenginliğinin göstergelerinden biridir. Bunun dışında hala derlenmemiş oyunlar var. Bunların derlenmesi ortaya çıkarılması devletin yapması gereken işlerdir. Ama bu düzen, değil halk oyunlarımızı zenginliklerimizi ortaya çıkarmak; onları yok etmek için, yozlaştırmak için elinden geleni yapıyor.

Halk oyunları kolektif oynanan oyunlardır. Kolektivizm bencilliği değil, paylaşmayı, birlikte iş yapmayı geliştirir. Dostluğu, arkadaşlığı geliştir. Kapitalizmin yoz kültürünün insanlarımızı bencilleştirdiği, bencilliğin tüm yaşama yansıdığı günümüzde halk oyunlarının önemi çok daha artmaktadır. Halk oyunları illa yöresel kıyafetlerle mi oynanır? Elbette yöresel kıyafetlerin oyunun bir parçasıdır. Bir kültürün yaşatılması açısından önemlidir. Ancak şart değildir. Halk oyunları halkın yaşamının bir parçasıdır. Halk düğününde, bayramlarda, kutlamalarda

kendi oyunlarını oynamaktadır. Anadolu’da halkın kendi yöresel oyunlarını öğrenmek için özel bir kurs almaya da ihtiyacı yoktur. Yaşamın içinde onu kendi doğallığında öğrenir. Ki çok çeşitlilik taşıyan oyunlarımız bugüne kadar varlığını böyle korumuştur. Ancak kapitalist ilişkilerin köylerden büyük şehirlere göçü artırması, kapitalizmin kendi yoz kültürünü toplumda hakim kılmaya çalışması halk oyunlarının da genç kuşaklarda unutulmasını getirmektedir. Halk oyunlarının büyükşehirlerde öğrenimi daha çok okullarda, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde, belediyelerde daha çok düzenlenen yarışmalar için öğretilmektedir. Yine yöresel kültür dayanışma derneklerinin açtıkları kurslarda vardır. Bu dernekler büyükşehirlerde her yörenin kendi kültürünü yaşatmak için önemlidir. Ancak bunların kapitalizmin yozlaştırma saldırıları karşısında çok yetersiz olduğu da bir gerçektir. Devrimciler halk oyunlarını kapitalizmin yozlaştırma saldırılarının karşısında halkın değerlerini yaşatmak için onu çok daha ciddi ele almalıdır. Halk oyunlarının birleştirici, dayanışmayı, kolektivizmi geliştirici yanını düzenin saldırılarına karşı kullanabilmelidir. Halkın oyunlarını, kültürünü değerlerini bu kokuşmuş düzen-kapitalizmin yoz düzeni-değil ancak devrimciler yaşatır. Bu düzen kültürümüzü yok etmek için elinden geleni yapıyor. Biz ise bu değerlerin yok olmaması için elimizden geleni yapmalıyız.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

43


Devrimci İşçi Hareketi

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

44

Geçtiğimiz günlerde “Eğitimde devrim!”, “Yeni bir çığır açıyoruz!” manşetleriyle gazetelerin, televizyon kanallarının en öncelikli haberi haline gelen son model bir projenin hayata geçirilmesine şahit olduk. Fatih Projesi’nden söz ediyoruz. Projenin adı Türk-İslam sentezi kafa yapısının tipik bir ürünü. Başbakanın, “Dindar gençlik yetiştireceğiz.” açıklamasıyla birlikte ele alındığında daha manidar geliyor kulağa. Açılımı; Fırsatları Artırma Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH). Bu zorlama kısaltma isimden başlayarak projenin nasıl bir anlayışla biçimlendirildiği anlaşılabilir. İsim Türkİslam motifli ama ilk ihaleyi kazanarak projeye tablet bilgisayar sağlayan şirket General Mobile. Bir Amerikan tekeli. Adından başlayarak biçimsel olarak milli bir kılıfla sunulmaya gayret edilen projenin bütün araç gereci büyük kapitalist tekellere ihale edilmiş. FATİH Projesi ile sınıflara akıllı tahta yerleştirilip öğrencilere tablet bilgisayar verilerek eğitimin teknolojinin bütün olanaklarından yararlanarak yürütülmesi hedefleniyormuş. Akıllı tahtalar için bir başka büyük sermaye VESTEL ile 339.6 milyon liralık sözleşme imzalanmış. Böylelikle büyük şirketler sınıflara kadar girerek eğitim hizmetinin doğrudan birer aktörü haline getirilmiş oluyor. Bu ihalelerle çok büyük miktarlarda para bu tekellere aktarılıyor. Aşağıdaki rakamlara bakarak eğitim hizmetinin temel sorunlarına bu projenin derman olamayacağını görelim. Okullarda kaynak yetersizliği bahanesiyle onlarca kalemde para toplanıyor. Kimden? Veli ve öğrencilerden. Okulları temizleyen görevlilerin maaşları, okulların elektrik, su, doğalgaz gibi birtakım zorunlu giderleri, fotokopi, tebeşir gibi kırtasiye giderleri ve aklımıza gelen her türlü ihtiyaç toplanan bu paralardan karşılanıyor. Eğitim artık anaokulundan başlayarak bütün kademelerinde paralı hale getirilmiş durumda.

FATİH: TEKELLERİ BÜYÜTME PROJESİ Taraf Gazetesi’nin 9 Şubat 2012 tarihli haberi şöyle: “Türkiye’de 6-14 yaş arasındaki çocuklardan 945 bini herhangi bir okulda okumuyor, 22 bini çalışmak zorunda, 194 bini ise okul harcamalarını karşılayamadığı için okula gidemiyor. Bu çocukların binlercesini mevsimlik işçiler oluşturuyor.” Kısaca söyleyecek olursak ülkemizde bir milyon çocuk okula gitmiyor. Okullarda, hemen hepsi yoksul mahallelerdeki okullarda olmak üzere 60 bin ücretli öğretmen çalıştırılıyor. Ücretli öğretmen ucuz ve güvencesiz iş gücü demektir. Esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, emeğin azgınca sömürülmesi demektir. MEB’in açıklamalarına göre (itiraflarına diyelim) 146 bin 194 öğretmen açığı var bugün. İşsiz, atama bekleyen 280 bin öğretmen var. Kamusal bir hizmet olan eğitim; her kademesinde parasız, nitelikli ve bilimsel bir tutumla devlet tarafından organize edilmesi gerekirken tamamen paralı, niteliksiz ve bilimsellikten alabildiğine uzak ticarileştirilmiş bir meta olarak değerlendiriliyor. Yukarıdaki rakamlar eğitim alanında bir bakışta gözlenebilecek temel sorunların yalnızca bir bölümü. Fakat bu kadarı bile meselenin ciddiyeti ve çözümünde ivedilikle hareket edilmesi gerektiği konusunda fikir veriyor. Oysa okullarda yaşadığımız süreçleri “eğitim” diye adlandırmaktan bunca uzak bir noktada iken AKP’nin tercihi tekelleri zenginleştirmek oluyor. Eğitimin özelleştirilmesi, adım adım ticarileştirilmesi konusunda büyük bir mesafe alınmış oluyor böylelikle. Hem de “devrim niteliğinde” yorumları eşliğinde, projeye karşı çıkanlar teknoloji düşmanı ilan edilerek büyük bir gösterişle yapılıyor bütün bunlar. AKP’nin popülist icraatları esasen halkı soyup kapitalistlerin cebini doldurmayı amaçlıyor. Bu yaklaşım salt eğitim alanında değil, başta sağlık olmak üzere, belediye hizmetleri, ba-

rınma hakkı ve halk için verilmesi gereken her türlü hizmet sermaye için, emperyalist politikalarla kusursuz bir uyum içinde gerçekleştiriliyor. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in bakan olur olmaz yaptığı ilk şey bir Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Milli Eğitim Temel Kanunu’nu değiştirmek olmuştu. Bu değişiklik sonrasında eğitim araç ve gereçlerinin incelenmeden uygulamaya konulabileceği yönündeki yönetmelik uyarınca FATİH Projesi pervasızca, kamu kaynakları sermayeye deyim yerindeyse peşkeş çekilerek var edildi. Eğitim Sen’in itirazı sonrasında Danıştay 8. Dairesi eğitim araç ve gereçlerinin incelenmeden uygulamaya konulabileceği yönündeki ilgili yönetmelik hükmü hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Fakat mahkemenin bu açık kararına rağmen FATİH Projesi, uygulandı. AKP, işine gelmeyince kendi hukukunu dahi çiğnemekten çekinmeyecek kadar halk düşmanı olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Yeri gelmişken “projecilik” ile ilgili de birkaç söz söylemek gerekir. Projecilik esasen sivil toplumcu kafa yapısının ürünü. Düzenin aksayan yanlarını “kamu yararı” etiketli projelerle kapatmaya, sömürüyü gizlemeye hizmet ediyor bu yaklaşım. Çoğunlukla emperyalist-kapitalist kurumların, şirketlerin aktardığı kaynaklarla kotarılıyor projeler. AKP’nin FATİH Projesi de gizlenemeyecek kadar açık bir biçimde kapitalist bir projedir. Hedefi ihalelerle, kaynak aktarımlarıyla vb. tekelleri büyütmektir. Şirketleri her okula her sınıfa her sıraya sokmaktır. Eğitim paralı iken, okula gitmeyen bir milyon çocuk varken, öğretmenler işsiz öğrenciler öğretmensizken bu proje eğitimi ciddiye almamaktır. Yoksul halk çocuklarının eğitim haklarının gasp edilmesinin üzerinin “tablet” bilgisayarlarla örtülmesidir.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Ankara

Ankara

İzmir

İzmir

UMUDUN SESİNİ SUSTURAMAYACAKSINIZ ANKARA 14 aydır tutuklu bulunan Yürüyüş dergisi çalışanlarının serbest bırakılması için her hafta yapılan eyleme 10 Şubat Cuma günü Ankara Sakarya Caddesi'nde devam edildi. Eylemde yapılan açıklamada “Niçin gözaltına alındıklarını dahi bilmeden tutuklanan Yürüyüş dergisi çalışanlarına gözaltında oldukları sürede AKP polisi tarafından ‘Bir siz değişmediniz’ sözleri söylenmiştir. Evet, biz değişmedik, evet Yürüyüş dergisi çalışanları, Yürüyüş dergisi ve okurları hiçbir zaman değişmediler.” denildi. Malatya'da Grup Yorum konseri bileti sattıkları, devrimcilerin cenazelerine katıldıkları için 14 yıla varan hapis cezaları verilen devrimcilerden de söz edilen açıklamada, “Ne Grup Yorum'u, ne Yürüyüş dergisi'ni ne de umudun türküsünü söyleyenleri asla susturamayacak, değiştiremeyeceksiniz.” denildi.

30 kişinin katıldığı eylemde “Adalet İstiyoruz”, “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Yürüyüş Halktır Susturulamaz”, “Yürüyüş Çalışanları Serbest Bırakılsın”, “Halkız Haklıyız Kazanacağız” sloganları atıldı. 9 Şubat günü de Ankara Tuzluçayır Mahallesi'nde Halk Cepheliler tarafından dergi tanıtımı yapıldı. Saat 14.30'da başlayan ve iki saat süren dergi dağıtımında 30 dergi halka ulaştırıldı.

lenin sorunları hakkında konuşuldu. İşsizlik ve uyuşturucu sorunlarından yakınan mahallelilerle, Kentsel Dönüşüm hakkında toplantı yapma kararı alındı. 7 Yürüyüş okurunun, üç saat süren dergi tanıtımında Gültepe’de 52, Bademler köyünde ise 62 Yürüyüş dergisi halka ulaştırıldı.

İZMİR

Mahallede gerçekleştirilecek yıkımlara karşı halk toplantısına dair çağrılar yenilendi ve halk 18-19 Şubat’ta yapılacak sempozyuma çağrı yapıldı. Megafonla sürekli çağrıların yapıldığı dergi dağıtımı 1,5 saat sürdü. Eylemde toplam 81 dergi halka ulaştırıldı.

İzmir’in Gültepe ve Bademler köylerinde 12 Şubat Pazar günü Yürüyüş dergisinin tanıtımı yapıldı. Kentsel Dönüşüm Projesi ile vatanımızın nasıl karış karış satıldığı anlatıldı. Daha sonra mahalledeki Kars Dernekleri Fedarasyonu’yla mahal-

İSTANBUL - SARIGAZİ 12 Şubat Pazar günü Sarıgazi Sancaktepe Kavaklık Mahallesi’nde, 12 Yürüyüş okurunun katıldığı toplu dergi dağıtımı gerçekleştirildi.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

45


Peru’da Aydınlık Yol örgütünün Lideri 'Yoldaş Artemio' faşist devlet güçleri tarafından yaralı yakalandı”

Devrimci Önderleri Katlederek, Tutuklayarak Bitiremezsiniz! Peru'da mücadele eden "Aydınlık Yol" örgütünün lideri 'Yoldaş Artemio'nun, (Florindo Eleuterio Flores) Peru Savunma Bakanlığı'nın yaptığı açıklamada Peru'nun ormanlık bölgesinde olan Puerto Pizana köyünde askerle girdiği çatışmada kolu kopmuş olarak yaralı yakalandığı söylendi. 150 kadar gerilla birliğine komutanlık yaptığı söylenen 50 yaşındaki 'Yoldaş Artemio'nun göğsünden ve bacağından yaralı olduğu söyleniyor.

Son Lideri Asla Yakalayamayacaksınız! Olayı bir burjuva basını "Aydınlık Yol'un son lideri yakalandı" başlığıyla

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

haber yapmış. Emperyalist katiller ne zaman bir devrimci önderi katletse, ya da yakalasa burjuvazi refleks olarak sevinç çığlıkları atıyor. Boşuna sevinmeyin, kursağınızda kalır. Emperyalistler ve onların işbirlikçi faşist temsilcileri halkların "Son lider"ini asla yakalayamayacak. Son lideri asla katledemeyecek. Çünkü "son lider" asla olmayacak. Halklar her zaman zalimlere karşı kendi liderini çıkartacaktır. Halklar lidersiz kalmaz. Mao'nun Halk Savaşı Stratejisi’ni savunan Aydınlık Yol Örgütü Amerikan işbirlikçisi Peru devletine karşı 40 yıldır silahlı mücadele ediyor. Özellikle 1980-1990 yılları arasında Peru

devletine güçlü darbeler vurdu. Kelle avcısı ABD, Artemio için 5 milyon dolar ödül koymuş. Bu Amerika ve işbirlikçilerinin Artemolar’dan korkusunu göstermektedir. Amerikan işbirlikçisi katliamcı Peru devleti gitsin efendilerinden ödülünü alsın. Fakat boşuna sevinmesinler; Artemiolar’ı katledebilir, tutsak alabilir ancak bitiremezsiniz.

Devlet Mesajını Verdi; Değişen Bir Şey Yok, Zaafa Uğramadık, Asayiş Berkemal 13 Şubat’ta KCK Operasyonu denilerek 30 ilde yapılan ve 149 kişinin gözaltına alındığı operasyonların ardından Halkın Hukuk Bürosu (HHB) tarafından 15 Şubat tarihli yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada, operasyon kapsamında MİT’çilerin ifadesinin alınması talebinin ardından İstihbarat ve Terörle Mücadele Şube Müdürlerinin görevden alınıp merkeze çekildiği; dosya ile ilgilenen Savcı Sadrettin Sarıkaya’nın görevden alınıp yerine üç yeni savcı görevlendirildiği, MİT Müsteşarı Hakan Fi-

dan’ın ifadeye çağrılmasını engellemek içinse jet hızı ile bir yasa değişikliği hazırlandığı belirtildi. “Neden önce müdürlere müdahale edildi?” diye soran HHB, yaptığı açıklamada “Dosyayı polis hazırlar, takip eder, savcı ise yasanın zorunlu gördüğü konularda hazırlanan evraka imza atar ya da talebi mahkemeye gönderir. Savcı masasının başında iş yapan bir memurdur. İşe hakim olan polistir. Savcılar polisin söylediklerinin doğruluğundan şüphe etmezler, edemezler. Bunu bilen iktidar önce polislere müdahale etti.”

dedi. “Özel Yetkili Savcılar ne zaman emniyetin taleplerine hayır dedi ki?” sorusuna ise “Savcıların bir talebe hayır diyebilmesi için soruşturma dosyasını bilmesi gerekir. Oysa savcılar yalnızca polisin önlerine getirdiğini bilirler.” denildi. Açıklama şöyle bitirildi: “Düzen güçleri halka ve halkın haklarına karşı yürütülen savaşta hemfikirdir. Bu konuda kişiler, kurumlar, dönemler, hükümetler arasında bir çelişki yoktur. Çelişki varsa yalnız kendi içlerindedir.”

İşkenceci Polisin Rahatsızlığının Kaynağı Korkudur Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Çorum Şubesi üyelerinin, polise hakaret ettikleri gerekçesiyle yargılandıkları davanın duruşması 10 Şubat günü Çorum Adliyesi’nde görüldü. Polisler, PSAKD’lılar tarafından 20 Eylül günü Eti Lisesi önünde yapılan eylemde kendilerine yönelik atılan ''Katil Polis Okuldan Defol”, “AKP'nin Polisi Faşizmin Bekçisi'' sloganlarından rahatsız olduklarını ve şikayetçi olduklarını belirttiler. Duruşma 16 Mart tarihine ertelenirken, mahkemeden

46

sonra Adliye önünde eylem yapan dernek temsilcisi, “Zorunlu din derslerinin kaldırılması için başlattığımız kampanya kapsamında polisin saldırsına uğradık, Eti Lisesi önünde işkenceyle gözaltına alındık, polis yaptığımız tüm eylemleri provoke etmeye çalıştı ve şimdi bize hakaret ettiğimiz gerekçesiyle dava açıldı. Bu dava sadece bizim şahsımıza açılmış bir dava değildir. Bu dava Alevi inanç ve özgürlüğüne açılmış bir davadır. Bizler mücadelemizden hiçbir zaman vazgeçmeyecek, kültürümüze ve geleceğimize sahip çıkacağız Aleviyiz haklıyız kazanacağız.” diye konuştu.

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Röportaj

Canan Ve Zehralar Bitmez Anadolu’da

Kızlarına, Büyük Direniş’te ölümsüzleşen Zehra ve Canan Kulaksız kardeşlerin adını koyan Burhan Turan ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz: Yürüyüş: Sizi tanıyabilir miyiz? Burhan Turan: Merhaba, ben Burhan, öncelikle Uşak’tan selamlarımı iletiyorum hepinize. Yürüyüş: Canan ve Zehra'yı tanıyor muydunuz? Sizde nasıl bir etki bıraktılar ki, çocuklarınıza onların adını koydunuz? Duygularınızı anlatır mısınız? Burhan Turan: Çocuklarıma Canan ve Zehra’nın isimlerini koydum;

tabi ki birçok insanda olduğu gibi bu iki kardeş bende de büyük bir etki bıraktı. Gerçi sadece Canan’la Zehra değil; bu Büyük Direniş’in büyük kahramanlarının hepsi sadece bizlerde değil dünyada büyük etki bıraktılar diye düşünüyorum. Ve bu direnişteki insanların bazılarını tanımak daha farklı bir duygu. Bir de bizler de sürecin uzağında değildik; işin bir de bu boyutu var tabi ki. 19 Aralık katliamında ben de kardeşimle beraber Nevşehir Hapishanesi’ndeydim. Yani süreci yaşayan bir insanım. Bundan dolayı bu güzel insanların isimlerini çocuklarımda yaşatabilmek bile benim için büyük bir onur. Canan ve Zehra’ya gelince, Zehra’yı birebir tanımıyorum ama Canan, direnişin başlarında İzmir’deydi; 56 defa ziyaretlertine gittim, sohbetimiz oldu tabi ki de. Canan’ın gözlerindeki o kararlılık hiç aklımdan çıkmıyor zaten. Ben 19 Aralık’tan 3 gün sonra o dönem ki yasadan sonra dışarıya çıktım. (169. maddeden dolayı iki kardeş hüküm giymiştik.) Dolayısıyla birçok şehidimizin üzerimizde çok büyük emeği var. Yürüyüş: Canan ve Zehra'nın babası Ahmet Kulaksız kızlarıyla hep gurur duymuştur. Şimdi yüzlerce

Küçük Canan ve Zehra

Canan ve Zehra var. İkisinin babası da sizsiniz. Kızlarınızın nasıl olmasını istersiniz? Burhan Turan: Umarım benim kızlarım da isimleri gibi kahramanca yaşarlar, dileğim bu. Tabi ki bizlere düşen görev de onların taşıdıkları isimlere layık olmaları için elimizden geleni yapabilmek, umarım böyle de olur. Kızlarıyla hep gurur duyan Ahmet Kulaksız’a ve sizlere en sıcak selamlarımı iletiyorum. Umarım günün birinde Canan ve Zehra’nın ellerinden tutar, Ahmet abimizin yanına ziyarete giler ve tanışırız. Zehra şu an beş yaşında, Canan ve Zehra’yı fotoğraflarından tanıyor. Şu an en büyük isteği ablalarının mezarını ziyaret edip kocaman çiçekler koymak. Sizleri bu duygularla tekrar selamlıyor, iyi çalışmalar diliyorum. Hoşçakalın.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Şehitlerimizi Mezarsız, Analarımızı Tesellisiz Bırakmayacağız Ayhan Efeoğlu’nun mezarının bulunması için aylardır eylemler yapan TAYAD’lılar, 9 Şubat günü Mecidiyeköy Metrobüs çıkışında bildiri dağıttı. Yapılan bildiri dağıtımında Ayhan Efeoğlu’nun bir devrimci olduğu için gözaltında kaybedildiği anlatılarak; her Cuma yapılacak eylemlere çağrı yapıldı. Ayhan Efeoğlu’yu anlatan TAYAD’lı Aileler, “O da sizin gibi bir gençti, halkı için mücadele ediyordu” diye haykırarak, sahiplenmeyle mezarını bulma çağrısı yaptılar. Bildiri dağıtımı boyunca “Kontrgerilla Ayhan Çarkın Açıklamalıdır, Ayhan Efeoğlu’nun Mezarı Nerede?TAYAD’lı Aileler” pankartı metrobüs çıkışında bulunan tellerde asılı kaldı.

Toplam 400 bildiri halka ulaştırıldı. TAYAD’lı Aileler, 10 Şubat’ta da Taksim Tramvay Durağı’nda eylem yaptılar. 58 kişinin katıldığı eylem, sloganlarla başladı. Galatasaray Lisesi’nin önüne kadar sloganlar ve konuşmalar eşliğinde yürüyüş yapıldı. Galatasaray Lisesi’nin önünde, kardeşi Ali Yıldız’ın mezarını bulmak için Ölüm Orucu yapan Hüsnü Yıldız tarafından basın metni okundu. Yaldız, Ayhan Çarkın’ın, bir devlet görevlisi, özel harekat polisi olarak devrimcileri katlettiği, kayıpların bir Devlet politikası olduğu söyledi. Ayhan Efeoğlu’nun mezarını bulana kadar mücadele edeceklerini söyleyerek eylemlerine son verdiler. Ankara’da da 11 Şubat’ta Mamak

Şirintepe Mahallesi'nde bir araya gelen TAYAD'lı Aileler, Ayhan Efeoğlu'nun mezarını bulmak için eylem yaptılar. Şirintepe Muhtarlığı önünde başlayan eylem 636. Cadde boyunca sürdü. Meşaleli yürüyüş boyunca sloganlar atılarak, “Dev-Genç” marşı söylendi. Eylemde yapılan açıklamada Ayhan Efeoğlu hakkında bilgi verilerek “Dün Ayhan Efeoğlu'nu kaybedenler, bugün Grup Yorum konseri bileti sattıkları için devrimcilere onlarca yıl hapis cezası veriyor, hapishanelerde ağır tecrit koşullarıyla devrimcileri ve düşüncelerini yok etmeye çalışıyor. Başaramayacaklar! Devrimcileri her koşulda sahipleneceğiz.” denildi. Yaklaşık 20 kişinin katıldığı meşaleli yürüyüş sloganlarla sona erdi.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

47


Avrupa’da

İşkenceyle Katlettiğiniz İhsan Gürz'ün Hesabını Vermekten Kaçamayacaksınız

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

İhsan Gürz ile Dayanışma Komitesi, 11 Şubat günü Hollanda’nın Beverwijk şehrinde İhsan Gürz’ün katledildiği bölge polis merkezinin önünde siyah çelenk bırakma

eylemi yaptı. Hollanda'da bulunan RAGDER (Rotterdam Aile ve Gençlik Derneği), Anadolu Gençlik, Haarlem ve Beverwijk Alevi Derneği, HTİB, Anti-Faşist Dernek ile İhsan’ın ailesinin ve sevenlerinden oluşan 200 kişilik kitle, Beverwijk’teki spor salonunun önünde toplanarak, buradan İhsan’ın öldürüldüğü polis merkezine doğru yürüyüş düzenledi. “Irkçılığa ve Ayrımcılığa Karşı Birlikte Mücadele Edelim”, “Karakolda Yaşanan Gerçekler Açıklansın” pankartları ve “Hepimiz İhsan’ız, Polisi Kınıyoruz” dövizlerinin taşındığı eylemde açıklama yapılarak, İhsan’ı öldürenlerden hesap soruldu. Daha sonra Beverwijk Belediye Başkan Yardımcısı’na talepleri içeren bir dosya verildi. Eylem, “Karakolda Yaşanan Gerçekler Açıklansın”, “İhsan’ın Katilleri Hesap Verecek” sloganları eşliğinde, “Polisi Kınıyoruz” yazılı siyah çelengin polis merkezinin önüne bırakılmasıyla sona erdi.

Irkçı Faşist Saldırılara Karşı Tek Ses Tek Yürek Olma Zamanı

Almanya’da Anadolu Federasyonu çalışanları, 27-28 Ocak ve 3-4 Şubat tarihlerinde Köln'de Türkiyelilerin yoğun olarak yaşadığı Corweiller,

48

Brül, Kalk, Vings ve Waydengasse semtlerini dolaşarak bildiri dağıtımı yaptılar. Tek tek evlere, esnaflara, semt pazarına ve iki camiye gidilerek, toplam 1470 bildiri halka ulaştırıldı. Federasyon çalışanları, "Nazi çetelerinin işlediği cinayetlerin arkasında kimlerin olduğu gerçeğini göçmen halkımıza anlatmaya devam edeceğiz." diyerek çalışmalarına devam edeceklerini belirttiler. Anadolu Federasyonu çalışanları, “Irkçı Saldırıları Durdurabilmek İçin Tek Yürek Tek Güç, Olalım” çağrısını Köln'de yaşayan tüm Türkiye'li göçmen halkımıza ulaştıracaklarını da duyurdu.

DUYURU! Şehitlerimizin Mezar Yerleri Şehitlerimizin mezar yerlerinin herkes tarafından bilinip ziyaret edilebilmesi için internet sitesinde ve dergimizin "Yitirdiklerimiz" sayfasında şehitlerimizin mezar yerlerini yayınlayacağız. Ancak bazı şehitlerimizin mezar yerine ilişkin kesin bilgiler elimizde bulunmamaktadır. Onun için tüm Cephelilerden, Cephe dostlarından ve şehit ailelerimizden bildikleri şehitlerimizin mezarlarının bulunduğu yeri aşağıdaki internet adresine göndermelerini istiyoruz. Halk Cephesi mail: halkcephesi@ymail.com

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


Yunan Halkı IMF'nin Borç Karşılığı Dayattığı Politikalara Karşı Sessiz Kalmıyor IMF ve AB’nin borçları karşılığında Yunanistan’a dayattığı, Yunan halkının kazanılmış bütün haklarını gasp eden “kemer sıkma paketi” 12 Şubat günü işbirlikçi Yunan hükümeti tarafından onaylandı. On yılların mücadelesi ile kazanılmış hakların gasbını öngören, Yunanistan’ı ucuz işgücü cenneti haline getiren, ülkenin ekonomik bağımsızlığını AB ve IMF’nin eline veren kemer sıkma paketine karşı işçi-memur konfederas-

yonlarının çağrısı ile 12-13 Şubat günleri genel grev ve eylemler yapıldı. Pazar günü görüşmelerin başladığı saate Meclis önünde on binlerce kişi toplandı. Eyleme sanatçı Mikis Teodorakis ve 2. Emperyalist Paylaşım Almanlara karşı direnişin sembollerinden Manolis Glezos da destek verdi. Kitle daha toplanırken polisle çatışmalar başladı. Onlarca kişinin yaralandığı çatışmalar gece geç saatlere kadar devam etti.

Eylemlere “Krizin, İşsizliğin, Açlığın, Sömürünün, Mülteciliğin Sorumlusu Emperyalizmdir-Halk Cephesi Agonas Dergisi” pankartıyla Halk Cepheliler de katıldı.

Şehitlerimiz Onurumuzdur Unutmayacak Unutturmayacağız 9 Şubat 1996’da İstanbul Bahçelievler’de, Meral Akpınar ve Fuat Perk'le birlikte kuşatıldıkları evde İstanbul polisi tarafından katledilen Ayten Korkulu, şehitliğinin 16. yıldönümünde İngiltere'nin başkenti Londra’da anıldı. Korkulu’nun Londra’da yaşayan abisini ziyaret eden Halk Cepheliler, “Şehitlerimizi yalnızca ölüm yıldönümlerinde değil, yaşamın her alanında, onların değerlerine uygun yaşayarak anacağız. Şehitlerimiz

dünümüz, bugünümüz ve yarınımızdır." dediler. Anma ziyaretinde Ayten Korkulu, Meral Akpınar ve Fuat Perk'in özgeçmişleri ile yakınlarının ve yoldaşlarının anlatımları okundu. Ayten Korkulu’nun abisi, “Oturduğumuz mahallede Devrimci Sol çok güçlüydü, etkileniyorduk ve evde sohbet şeklinde tartışmalar oluyordu. Ayten bu tartışmalara daha farklı katılıyordu tabi. Ayten’in ge-

lişim süreci çok hızlı oldu." diyerek, Ayten’le ilgili anılarını anlattı. 21 kişinin katıldığı anma ikram edilen yemeğin ardından sona erdi.

Alman Emperyalizmi Özgür Tutsaklarımızı Teslim Alamaz Biz Devrimci Oduğumuz İçin Suçlu Değiliz Ama Siz Katil Olduğunuz İçin Suçlusunuz Alman hapishanelerinde tutsak olan Türkiyeli devrimciler Şadi Özpolat ve Ünal Düzyar’ın 9 Şubat günü Düsseldorf Eyalet Mahkemesi’nde görülen davasında mahkeme heyeti kararını açıklandı. Özgürlük Komitesi’nin de katıldığı karar duruşmasında, mahkeme heyetinin verdiği karar protesto edildi. Yaklaşık 100 kişinin “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur”, “Vatan Bizim Halk Bizim Kahrolsun Emperya-

lizm”, “Devrimci Tutsaklara Özgürlük” sloganlarını atmasıyla birlikte güvenlik görevlileri Şadi Özpolat ve Ünal Düzyar’ı salondan çıkartmaya çalıştı. Tutsaklara yapılan saldırı üzerine öfke daha da büyüdü. Hakimlerin ve avukatların, gözlerinin önünde yapılan saldırıya müdahale etmemeleri de protesto edildi. Mahkeme salonu, marşlar ve sloganlarla bir kez daha inletildi. Özpolat ve Düzyar’a verilen hapis

cezalarının ardından 11 Şubat günü de Köln’ün Dom Meydanı’nda eylem yapan Özgürlük Komitesi, mahkeme kararını ve mahkemede tutsaklara yapılan saldırıyı anlatarak Alman yargısını teşhir ettiler. Komite üyeleri, 4 Şubat’ta da Dom Meydanı’nda eylem yaparak, devrimci tutsaklara uygulanan, hukuksuzluğu ve tecriti teşhir etmişlerdi.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

49


AVRUPA’dakiBİZ İhsan Gürz kimdir? Futbol nedir? İkisini bir arada buluşturan nedir? İhsan Gürz Hollanda polisi tarafından karakolda işkenceyle katledilen bir gencimiz. İhsan Gürz’ün fotoğrafına baktığımızda ne görüyoruz? Katil Hollanda devletini. Hesabı sorulmamış bir katliamı. İşte o fotoğrafın yanında başka gençler görmek istemediğimiz için tekrar bakıyoruz fotoğrafa ve unutturmayacağız, diyoruz. O fotoğraf bizim gözlerimizin içine bakıyor ve bakmaya devam edecek. O fotoğraf hep sorgulayıcı gözler ile bakacak. Ne zaman ki sorumlular yargılanır, gerçek katiller ortaya çıkar, işte o zaman biraz umutlu gözlerle bakacak bize. O fotoğrafın yanında başka fotoğraflar görmek istemediğimiz için yapıldı bu turnuva. Bu turnuva neyin başlangıcıydı? Sesimiz yettiğince, gözümüz gördüğünce, ayaklarımız tuttuğunca yani insanlık var olduğunca KATİL HOLLANDA POLİSİNİ unutturmayacağımızın ilk adımıydı. İhsan’ın nasıl katledildiğini ve kimlerin katlettiğini unutturmayacağımızın başlangıcıydı. UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ'ın sesi... Peki futbol nedir ve neden futbol gençlik için önemlidir soralım. Spor; insanları disipline eder. Sağlıklarını düzeltir. Sağlam, becerikli, engellerle savaşmayı başaran, geleceğe güvenle bakan insanların yaratılmasında önemli bir etkendir. Düşünceleri disipline eder. İnsanları çalışmaya alıştırır. Yani beynimizle vücudumuzun ortak çalışmasına yarar. Bu yüzden; spor-kültürfizik halk arasında yayılmalıdır. Bir de bir amaç uğruna bir araya gelince çok daha iyi sonuçlar alınacaktır. Bu turnuvada da olduğu gibi. Futbol arkadaşlığı geliştirir, çünkü bir takım oyunudur. Bencil değil-

uyuşturucu kullandı ve karakolda öldü. Siz kapayın çenenizi” diyordu. Peki o işkence izleri ne oluyordu acaba? Diyelim ki öyle; uyuşturucu kullanıyordu, bunun sorumlusu gençliğini kendi elleriyle zehirleyen Hollanda devletidir. Onların kokuşmuş düzenidir. Ayrıca karakol'da senin sorumluluğun altındadır. Polis sorumludur ölümünden. Annesi babası yoktu yanında. Hollanda polisi, başından bugüne kadar oldukça pervasızdı. Herkesin susmasını istediler. İşte bu daha da öfkelendiriyor insanı. Ben katlederim, her şey benim elimde, zaten ben devletim, diyordu. Futbol turnuvasını başından itibaren engellemeye çalıştı. Ailenin evine gitti, yapılmamasını söyledi. Turnuvanın yapıldığı salona geldi engellemeye çalıştı. Hani nerede demokrasi? Her şey özgürdü Hollanda da hani? Bizim bildiğimiz tek özgürlük uyuşturucu kullanma özgürlüğüdür Hollanda’da. Onun dışında hiçbir özgürlük yoktur. Bir de Hollanda polisine işkence yapma özgürlüğü vardır. İhsan Gürz Futbol Turnuvası’na 15 takım takıldı ve bu turnuvada Avrupa'da bir ilktir turnuva. Bu, Anadolu Gençliğin emeğinin, meşruluğuna olan inancının sonucudur. Bu sonuç İhsan Gürz'ün katillerinin yargılanmasındaki iddialarının göstergesidir. "Anadolu Gençlik" İhsan Gürz katledildiği günden itibaren onu sahiplendi ve hesabını sormadan bırakmayacağız, dedi. Avrupanın her tarafında yaşanan bu ırkçı saldırıların tek amacı halkımızı yıldırmak ve yozlaştırmaktır. Buna tek cevabımız olabilir. Biz bu ülkelerde kendi emeğimiz ile varız ve kendi kültürümüzle, değerlerimizle yaşamaya devam edeceğiz. Katlederek, diri diri yakarak sesimizi kısamayacaksınız. İHSAN GÜRZ’ÜN KATİLLERİ HESAP VERENE KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK..

İhsan Gürz Futbol Turnuvası Gerçekleri Unutturmayacağımızın Sesidir! Turnuvaya 15 Takım Katıldı! Bu "Anadolu Gençlik"in Emeğinin Sonucudur!

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

50

dir yani. Birlikte düşünür, birlikte kızar, birlikte üzülürsün, birlikte aynı duyguları yaşarsın. Arkadaşlığımızı, birlikteliğimizi geliştirir futbol. İşte İhsan Gürz’ün turnuvasını güçlü yapan bu şekilde sonuç almasını sağlayan da budur. Dayanışma, sahiplenme bilinci, hesap sorma, zor gününde yanında olma bilinci. Gençlik öfkelidir, duyguları güçlüdür. Oraya 15 takımı getiren de İhsan'ın fotoğrafıdır. Ona baktığında duyulan arkadaşlık, öfke, sahiplenme duygularıdır. Bu turnuva ile ırkçılara, bu kadar pervasız olan Hollanda polisine bir cevaptır. Öfke duymamak elde mi? "Anadolu Gençlik" İhsan katledildikten bir hafta sonra basını aramıştı gerçekleri anlatmak için, haber yapmaları için, bazılarına direk gitmişti. Aldıkları cevaplar neydi; “Biz polisin dediğine inanırızdır polisin söylediği asıldır bizim için. Sizin söylediklerinizin bir önemi yoktur” denildi. Polis ne diyordu peki; “Biz gözaltına almadan önce yüksek derecede

DEVRİMCİ SENDİKACILIK


AVRUPA’da Hayatın Öğrettikleri

KUCAKTAKİ DERGİ

Yıllardır Avrupa'da işçi olarak çalışıyorum. 2000'de devrimcilerle tanıştım, faal çalışmalarım oldu; dergi dağıtmak, yürüyüşlere katılmak vs. Ama bu çalışmalarım yasadışıymış gibi gösterilip tutuklandım. Kısa süreli tutsaklık dönemim oldu. Çıktıktan sonra acaba gene aynı şeyleri mi yaşayacağım korkusuyla mücadeleden 5-6 yıl ayrı kaldım. Ta ki işim gereği bir kadınla tanışıncaya kadar. Gişede bilet satarken, kalabalığın içinde bir kadın dikilmiş dergi okuyordu. Çok belirgin biçimde hemen gözüme çarptı. Ama ben ilkin görmek istemedim. Fakat o önüme kadar aynı şekilde geldi. Bilet almak için çan-

tasından cüzdanını çıkardı. Bu arada dergisi düşmesin diye kucağına aldığı, kucağında sardığı o dergi sanki bebesiymiş gibi bir duyguya itti beni. Orada Yürüyüş yazıyordu. Tanışmak için sordum, “O Yürüyüş mü?” diye. “Evet, Yürüyüş” dedi. “Nereden tanıyorsun, daha önce okudun mu?” vb. sorular sordu. Çıkarken dergiyi bana bir daha görüşmek üzere bıraktı. Ben ise üzerimde sanki bir vicdani yıpranmışlık hissettim. Bunca ağır bedellerin yaşandığı ülkemizde, ben Avrupa’da yasal demokratik mücadelenin bir parçası olmaktan korkmuştum... Şimdi o dergi, dergimiz yine benim kucağımda. Manheim'dan bir Yürüyüş okuru

Özgür Tutsakların İradesini Teslim Almak İçin İşkenceleriniz de Gücünüz de Yetmez Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nde, tutsaklara yönelik yeni bir hak gasbı daha yaşandı. Mahkemeye veya hastaneye giden ya da herhangi bir sebeple hapishane dışına çıkan tutsaklar X-Ray cihazından geçtikleri sırada, böyle bir yükümlülükleri olmadığı infaz hakimliği kararıyla da sabitlenmiş olduğu halde, ayakkabılarını çıkarmaya zorlanıyor; kendileri çıkarmadığı için de ayakkabılarına hiçbir hukuksal dayanağı olmadan el konuluyor. Bu sebeple birçok tutsağın giyecek ayakkabısı kalmadığından, tutsaklar mahkeme ve hastanelere çıplak ayakla gidip gelmek zorunda bırakılıyorlar. Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nde 8 aydır tutuklu bulunan ve kron kanseri tedavisi gören özgür tutsak Fatih Özgür Aydın da bu yeni saldırı uygulamasıyla işkenceye maruz kaldı. 2 Şubat günü hastaneye sevk edilen Aydın, ayakkabısı hapishane idaresi tarafından gasbedildiği için yalınayak hastaneye götürüldü. Çıplak ayakla uzun süre kar üstünde bekletilen Aydın, ring aracının içinde de klimanın soğuk ayarı çalıştırılarak bekletildi. Gördüğü soğuk işkencesi nedeniyle aynı günün akşamı rahatsızlanan

Aydın, sürekli kusmaya başlayarak fenalaştı. Ve acil olarak hastaneye kaldırıldı. Hastanede tansiyonunun 6/8’e düştüğü söylenip serum takıldı ve ardından hapishaneye geri götürüldü. Halkın Hukuk Bürosu, müvekkillerine yapılan işkenceyle ilgili olarak 11 Şubat tarihli yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada “Fatih Özgür Aydın’ın yaşadıkları ne sadece Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’ne özgüdür ne de sadece onunla sınırlıdır. Maruz kaldığı işkence ve keyfi uygulamalar tüm devrimci tutsaklara yönelik olarak yıllardır uygulanan tecrit politikasının bir sonucudur. Müvekkilimiz Fatih Özgür Aydın’a yapılan işkencenin ve Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nde devrimci tutsaklara yönelik keyfi saldırı ve hak gasplarının sorumlusu her anı, her adımı işkence olan tecrit politikasının uygulayıcısı AKP’dir.” denildi. TAYAD’lı Aileler de 10 Şubat’ta yaptıkları açıklamayla, “Yaşananlar, F Tipi gerçeğini, tecriti bir kez daha gözler önüne seriyor. Ve biz bir kez daha diyoruz ki; Hasta Tutsaklar Yalnız Değildir! Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur! Tecrite Son!” dediler.

TAYAD’lı Aileler Gazi Esnafına Teşekkür Etti TAYAD’lı Aileler, Van halkına yardım kampanyası yürüttükleri sırada İstanbul Gazi Mahallesi esnafını dolaşarak yardım toplamıştı. Hem topladıkları yardımları Van’a ulaştırdıklarının birebir bilgisini vermek, hem de Gazi esnafına teşekkür etmek için TAYAD’lı Aileler 12 Şubat günü, Gazi esnafına bildiri dağıttı.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Çocuklarımızı Düzenin Yoz Eğitimine Terk Etmeyeceğiz Ankara’da faaliyet gösteren İdilcan Kültür Merkezi Halk Okulu, çocuklarla yürüttüğü çalışmalarına devam ediyor. Okula devam eden çocuklarla birlikte 11 Şubat günü Kung-Fu Panda 2 filmi izlendi. 1. bölümü de yaygın olarak izlenen film, istenilen her şeyin yapılabileceğini, yeteneğin değil emeğin önemli olduğunu anlatıyor. Halk okulunun çocukları, film gösterimi öncesinde de, hafta boyunca çalışıp ezberledikleri “Çav Bella” şarkısını söyleyip şiirler okudular.

ANLAYIŞIYLA ÖRGÜTLENELİM!

51


 Takiyeci düzenbaz sahtekarlar: Daha önce "Kürtçe medeniyet dili değildir" diyen AKP'nin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tam da kendisine uygun olanı yaptı. "Çark" etti. Halktan yoğun tepkiler alınca her zaman olduğu gibi takkiye yaparak bu seferde "Her etnik grubun medeniyeti vardır" dedi. Deme ya... çarkçı başı Arınç: Halkların kültürü siz “var” deyince “var” oluyor, “yok” deyince “yok” oluyor öyle mi?

 Vatanını satanlardan başka ne beklenir? Yargı-polis-MİT adı altında devam eden AKP-Fethullahçılar arasında süren iç çatışma içinde bildiğimiz gerçekler halkında gözleri önüne seriliyor.

Sayı: 304

Yürüyüş 19 Şubat 2012

Hatay’daki çadır kamplarında bulunan Suriye ordusundan kaçan işbirlikçi iki subay 5 MİT’çi tarafından 100 bin dolar karşılığında Suriye devletine satılmış. Bu çatışma esnasında 5 MİT’çi tutuklandı. 5 MİT’çi çıkar çatışmasının kurbanı oldular. Yoksa devlet için bu tür olaylar siçtan sayılmaz. Vatanı satanlar için 2 subayın satılmasının ne önemi var...

 Bu ahlaksızlığı ancak emperyalistler ve onların uşakları yapar: Gazetelerde Libya'nın devrim lideri Muammer Kaddafi'nin gömleği ve alyansının iki milyon dolara satışa sunulacağı haberi çıktı. Ahmet Varfali adındaki bir Libyalı işbirlikçi Kaddafi linç edilerek katledilince üzerindeki gömleğini ve alyansını çalmış. Bu gömlek ve alyansı 2 milyon dolara satacağını açıklamış. İşbirlikçi Arap basını da "Avrupa'da satarsan daha çok para eder" diye akıl veriyor. Ölü soyucular, bunlar bir de müslümanlıktan, dinden, imandan bahsederler. Emperyalizmin uşağı olanların dini de, imanı da para olur. Kaddafi'yi tekbir getirerek katletmişlerdi. Sizin dinine de, inancınız da budur. Sivas'ta, Maraş'ta, Çorum'da da “tekbir Allahuekber diyerek katlettiniz. Ne uşaklıkta, ne yobazlıkta aralarında bir fark yoktur. Hepsi de aynı gericilikten beslenmektedirler.

52

Kafası dağınık olanın, yaşamı da dağınık olur Dağınıklık, hayatımızı zorlaştıran, bizi yavaşlatan, dışımıza karşı olumsuz bir örnek yaratan bir sorundur. Sürekli zaman sıkıntısı yaşıyoruz. Yapılacak işimiz her zaman çoktur. Dağınık olmak ise her saniyesi değerli zamanımızı daha da yetersiz hale getirmektir. Düzenli olmayan, sistemli hareket etmeyen, çalışma ve yaşam alanında neyi nereye koyduğunu, nerede bulacağını bilmeyen biri, sürekli zaman kaybetmeye mahkumdur. Sürekli sıkışır, sıkıştıkça üretimi yavaşlar, verimliliği düşer. Dağınık birini, sürekli koşturmaca içinde görebilirsiniz. Bir şeyler arıyordur, bir şeyler soruyordur. Kitabını, defterini arıyor bulamıyordur mesela. Belki bir konuşma yapacaktır ya da bir yazı yazacaktır ama gerekli bilgiler, tuttuğu notlar derli toplu değildir. Ne anlatacağını, nasıl anlatacağını binbir güçlükle toparlar. Bu zamanlar küçük gibi görülebilir ancak zamanın her saniyesinin değerli olduğu gerçeği bir yana, kaybedilen küçük sürelerin toplamı büyük işlerin ertelenmesi, yapılmaması demektir. Dağınıklık aynı zamanda devrimciler açısından halkın gözünde bir prestij ve güven kaybı demektir. Üstü başı dağınık bir devrimci, dağınık bir kurum, program ve disiplin olarak dağınıklık; bunlar, halk üzerinde nasıl bir etki bırakacaktır? Dağınıklığı sadece yaşam ve çalışma alanlarımızın dağınıklığı olarak ele almamalıyız. Çalışma alanı, derneği, bürosu, masası, dış görünüşü dağınık olanın kafası da dağınıktır. Dağınıklığın kaynağı da burasıdır zaten. Kafası, düşünceleri, duyguları düzenli, derli toplu olan birinin yapacağı işleri de buna paralel olacaktır. Programı, düzenliliği, işlerini kolaylaştırır ve hızlandırır. Kafası dağınık olan insan dikkatsizdir. Bir çok şeyi farketmez, unutur. Çünkü onun kafasında binbir sorun vardır, yapılacak ve yapılmayan işler birbirine geçmiştir. Sorulduğunda rahatlıkla “kafam dağınık biraz” diyebilirler. O zaman dağınık kafayı toparlayacağız, düşüncelerimiz disiplinli olacak, planlı programlı olacağız. Aksi taktirde uyarılarla etraf biraz toparlanır ama kafa aynı kalır. Sonra dikkat yine dağılır, ortalık da... Dağınık kafanın getireceği en doğal sonuç kendiliğindencilik olacaktır. Dağınık olan programını değil dağınıklığını izler, dağıttıklarının peşinden sürüklenir. İşleri doğal olarak yolunda gitmez, birikir ve aksar. Dağınıklık sorununun kişiliğimizi, yaşamımızı teslim almasına izin vermeyelim. Önce kafamızı, sonra çevremizi, çalışmalarımızı toparlayalım.


Mizah Mazlumun Zalimden İntikam Alma Aracıdır

ÖSYM’YE İTİRAZ EDENLERDEN 5 TL ALINIYOR BASINDAN

1.700.000 X 5 TL OH OH BİZ KÖŞEYİ DÖNDÜK YİNE ONLAR VARSIN YİNE ŞİFRE İLE UĞRAŞIP DURSUNLAR Hİ HA HA


Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm Mücadelesinde

Yitirdiklerimiz 25 Şubat-2 Mart

Düzeltme: Yürüyüş dergisinin 300. sayısında yayınlanması gereken şehidimiz İmran Ayhan teknik bir hatadan dolayı yayınlanmamıştır. Bu sayıda yayınlıyoruz. Ailesinden, yakınlarından ve yolİmran AYHAN daşlarından özür diliyoruz. İmran AYHAN 1966 Ağrı-Tutak doğumludur. Azeri milliyetindendi. İlkokul öğretmeniydi. İlk atandığı şehir Hakkari oldu. Daha sonra Konya Cihanbeyli’de öğretmenlik yapmaya başladı. Burada Hareketimizle ilişkiye geçti. Sürekli gerillaya katılma isteğini dile getirdi ve sonunda katıldı. 30 Ocak’ta Sivas’ın Hafik ilçesinin Yukarıasarcık köyü yakınlarında düşman tarafından Mete Nezihi ALTINAY, Cömert ÖZEN, Mustafa AKTAŞ, Tevfik DURDEMİR, Muharrem ÖZDEMİR, Ali Duran EROĞLU yoldaşlarıyla birlikte kuşatıldılar. Çatışarak şehit düştüler. Orhan Oğur, 3 Mart 1981 İstanbul doğumludur. 1998 sonlarında örgütlü ilişkiler içinde yer alarak, gecekondu semtlerinde devrimci çalışmasını sürdürdü. 6 Kasım Orhan OĞUR 2001’de DHKP-C davasından tutuklanarak F Tipi hapishanelere atıldı. Tek kişilik hücresinde, tecrit işkencesi altında, bireysel bir kararla, bedenini tutuşturarak tecrit altındaki bu yaşamı reddetti. 27 Şubat 2003’te şehit düştü. Örgütünün iradi bir kararı sonucu olmasa da, ölümünü zulme karşı bir protestoya dönüştürdü.

Liseli DevGenç örgütlenmesinde Cemal ÖREK yer aldı. 29 Şubat 1980’de İstanbul Etiler’de oligarşinin askeri güçleri tarafından vurularak katledildi.

Anıları Mirasımız Bir arkadaşı Orhan’ı anlatıyor: “Sen cevap oldun duranlara, susanlara!” 1996 yılında Hasköy Lisesi’nde tanıştık Orhan’la. Aynı sınıfta karşılaştık, yaşam bizi bu sınıf içerisinde bir araya getirdi. Bir hocamız vardı, biz ona "entel hoca" derdik. Ama her şeye rağmen bize okumayı o sevdirdi. İkimiz de hiç kitap okumayı sevmezdik, hocamızla tanıştıktan sonra kitaplara ilgimiz daha bir arttı. Derken dünya devrim klasikleri "Maksim Gorki - Ana", "Mitka Grıbçeva"..."Şeyh Bedreddin"... sonra daha da "biz"e doğru gelmeye başladık. Mahir - Bütün Yazılar vb... İkimiz de artık bir tercih yapmak gerektiğini düşünüyorduk. "Okumak yetmez artık pratik zamanıydı.", "Hayatı, zulmü, sömürüyü tanıdık bir şeyler yapmalıyız." demiştik... Orhan’ın tercihi bir süre başka bir siyasetten yana oldu, benim tercihim de malum! Ama yine de ayrı yerlerde olsak da zaman zaman karşılaşmamızda "gönlüm sizlerle" diyordu. "Bu-

“Sonuna kadar, zafere kadar. Bu yürek daima size, BİZ'e ait olacak...” Muharrem KARADEMİR 1973 Sivas Hafik doğumludur. İstanbul’da mücadele saflarına katıldığında, gecekondu semtlerinde, bir parçası olduğu yoksul halkımızı örgütlü bir güç haline getirmeye çalıştı. Daha sonra SDB üyesi olarak mücadelesini sürdürürken 1992 Haziran’ında tutsak düştü. Tutsaklık yıllarıMumarrem KARADEMİR nı hep direniş içinde yaşadı. 20 Ekim 2003'te Kandıra F Tipi Hapishanesi’nde ölüm orucuna başladı. Ölüm orucuna başlayınca, tek kişilik hücreye alınarak fiziki-psikolojik baskılara maruz kaldı. Fakat o, yoldaşları adına, halkı, vatanı, örgütü adına kuşandığı kızıl bantına ihanet etmedi. 27 Şubat 2004’te şehit düşerek zulmün nasıl yenileceğini direnişi ile gösterdi. Rize, Ardeşen ilçesi Duygulu Köyü’nde doğdu. Emekçi bir ailenin çocuğu olan Ali, devrimci mücadeleyle lise yıllarında tanıştı. Devrimci hareketin bir taraftarı olarak mücadele içinde yer aldı. Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1992’de Hacettepe Tıp Fakültesi Ali TOPALOĞLU Hastahanesi’nde tedavi görürken Karadeniz’de devrimci harekete karşı gerçekleştirilen bir operasyonda işkenceciler tarafından hasta yatağına zincirlendi. Tedavisi tamamlanmadan tutuklandı. Tahliye olduktan sonra ilerleyen hastalığı nedeniyle Rize’de 28 Şubat 1993’te yaşamını yitirdi. 1956 yılında Sivas Divriği’de doğdu. Halkının kurtuluş mücadelesine katıldı. Bunun bedelini tutsaklıkla ödedi. Hapishanede gördüğü işkencelerle hastalığının ilerlemesi ve tedavi ettirilmemesi sonucu 26 Şubat 1983’te Cemal ÖZDEMİR aramızdan ayrıldı.

rada yetmiyor yaptıklarım." diyordu. Yetmedi de, daha sonra öğrendim ki Orhan bizim saflarımıza gelmiş. Sık sık görüşemiyorduk ama aynı ailenin içinde olmak aynı havayı solumak aynı duyguları yaşamak demekti. Okulda faşistlerle olan çatışmayı hatırlıyorum, soğukkanlıydın, onlar kalabalıktı, cevabını verdik. Armutlu barikatlarında görmüşler seni, eminim yine aynı soğukkanlılığın, cesaretin üzerindeydi. Yine bir şeyler yapmak somutlanıyordu sende. Bir ay önce eski okulda arkadaşlarla bir araya geldik konuştuk, seni andık, sevdiğimiz hocalarla da karşılaştık, sonra yine seni andık. "Orhan da olsa" dedi birisi. Sonra hapishaneler konuşuldu, ölüm oruçları, direniş. Bu konulara uzak olanlar bile seni anarken “bir şeyler yapalım mı diye” konuştu... Daha sen şehit düşmemiştin... Halen yerinde duranlara, kaçanlara, kulaklarını tıkayanlara şehitliğin bir cevap oldu; "Ne duruyorsunuz hadi biz canımızı ortaya koyuyoruz"... Halen bir şeyler yapmak gerekir diyenler... demeyi bırakalım, Orhanlar’ın son sözü bir şeyler yapalım oluyor. Daha fazla insan ölmesin... Senin son sözün çınlıyor kulaklarımda halen.

Yürüyüs 304  

Turkish-language weekly magazine

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you