Page 1


İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER 2

4

6

8

11

13

ŞUBAT TATİLİNDE NE YAPMALI?

FİL İLE ÇALIKUŞU

Meyvelerin Yararları

HACİVAT İLE KARAGÖZ

3

Hoşgeldin 2013

5

Yeni çıkan çocuk kitapları

7

DON KİŞOT

10

ATATÜRK ÇOCUKLARI ÇOK SEVERDİ

12

RIFAT ILGAZ

KÜNYE

Antoine de Saint-Exupéry

Teneffüs Genel Yayın Yönetmeni: Nur Akınel Basıldığı yer: Selen Ofset İletişim tel: 0548 871 81 04 Mail: akinelnur@hotmail.com


3

HoĹ&#x;geldin 2013 YENÄ° YIL

Ocak ayÄą gelince Doyum olmaz sevince ÇßnkĂź yÄąlbaĹ&#x;Äą gelir Herkes gĂźler eÄ&#x;lenir

BĂźtĂźn eĹ&#x;, dost,akraba Gelirler bir araya Kßçßkler bir taraa BaĹ&#x;larlar tombalaya Saat %k tak ilerler Yeni yÄąlÄą beklerler Elek%rikler sĂśner Herkes Ĺ&#x;aĹ&#x;kÄąna dĂśner AydÄąnlanÄąnca her yer Ar&k yeni yÄąl girer Herkes tebrikler eder Eski yÄąl bĂśyle biter

AcÄąsÄąyla tatlÄąsÄąyla bir yÄąlÄą daha geride bÄąrakk. Kimi zaman hĂźzĂźnlendik, kimi zaman sevindik, baĹ&#x;arÄąlarÄąmÄąz oldu baĹ&#x;arÄąsÄązlÄąklarÄąmÄąz da... ÇoÄ&#x;u kez kĂźstĂźk, ardÄąndan barÄąĹ&#x;k. SaÄ&#x;lÄąkla, barÄąĹ&#x;la, sevgiyle, huzurla, baĹ&#x;arÄąyla, geçsin yeni bir yÄąl... Yeni umutlar olsun herkesin yeni yÄąlÄąnÄąz kutlu olsun... Yeni YÄąlÄą KarĹ&#x;Äąlarken Yeni yÄąlÄą karĹ&#x;Äąlarken EskimiĹ&#x; yÄąla elveda

GeleceÄ&#x;e umutla bakarken GeçmiĹ&#x;ini sakÄąn unutma

Mutlu olmak için haya'a Durmadan çalÄąĹ&#x; bu yÄąlda Asla yorulup vazgeçme Engeller var her yolda

Hep mutlu yÄąllarÄąn olsun Sevgin kalbine dolsun Seni Ăźzen her Ĺ&#x;ey

Bu yÄąl ebediyen yok olsun

Hepinizin yeni yÄąlÄąnÄą kutlarÄąm


4

31 Ocak 2013 tarihinde okullarda 15 günlük tatili başlayacak

Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı anaokul, ilkokul, ortaokul ve liseler ile özel okullarda 2012-2013 ders yılının ilk dönemi tamamlanıyor. 31 Ocak 2013 tarihinde okullarda karnelerin dağıtılmasıyla öğrenciler yanında öğretmenlerin de yaklaşık 15 günlük tatili başlamış olacak. Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı okullarda 19 bin 777’si anaokul ve ilkokul, 14 bin 494’ü orta öğretim kurumlarında, 3 bin 315’i de meslek liselerinde olmak üzere toplam 37 bin 586 öğrenci eğitim görüyor. Özel okullarda öğrenim gören öğrenci sayısı ise 5 bin 600. Yarı yıl tatili 16 Şubat’ta sona erecek.

! r o i y l e g i l t a T ŞUBAT TATİLİNDE NE YAPMALI?

Tatili verimli geçirmenin 10 yolu

1. Mutlaka bir tatil programı hazırlayın. 2. Ailenizle birlikte tatil yapın. 3. Tatilde ders çalışmayı ihmal etmeyin. (Eğer sınavlara hazırlanıyorsanız öncelikle okuldan dolayı geride kaldığınız konuları tamamlayın. Tatilde mutlaka birinci dönem gördüğünüz konuları kısa bir şekilde gözden geçirin ve her konu ile ilgili 15-20 soru çözerek iyi bir tekrar yapın. Tatilde kendinize bir çalışma programı hazırlayın ve her gün belirlediğiniz konular üzerine 3-4 saat tekrar yapın.) 4. Günün, haftanın ve yarıyıl tatilinin sonunda ulaşmayı düşündüğünüz yeni hedefler belirleyin. 5. Konu tekrarı yapın. 6. Eksik kalan konuları tamamlayın. 7. Yeni konulara çalışın. 8. Bolca kitap okuyun. 9. Dinlenmeye ve gezmeye vakit ayırın. 10. Sosyal faaliyetlere (tiyatro, sinema, konser, spor vb) zaman yaratın. Bilgisayar oyunlarına günde iki saatten fazla zaman ayırmayın.

Tatil ajandanız!

Aile büyüklerini ziyaret et

Seyahat edin Film izle

Kitap oku

Hobi edin


5

Yeni çıkan çocuk kitapları Fairy Oak- İkizlerin Sırrı

Fairy Oak Üçlemesinin Büyüleyici İlkKitabı. Binlerce yıldan bu yana, tam gece yarısı olunca, Fairy Oak’taki evlerde sihirli bir olay yaşanır: Pırıltılı minik periler, heyecanlı ve pürdikkat cadılara çocukların hikâyelerini anlatır. İnanılmaz, değil mi? Herkes bilir ki perilerle cadılar hiç anlaşamaz, cadılar da çocuklardan hiç hoşlanmaz. Ama biz Yeşildüzlük Vadisi’nde, Fairy Oak köyündeyiz ve burada her şey daima alışılmışın biraz dışında gelişir… Çok eski ve sihirli bir köy olan Fairy Oak, zamanın katmanları arasında gizlidir. Onu aramak isteyenin İskoç düzlükleri ile Normandiya resifleri arasında, Britanya’nın çiçekli bir vadisinde, İrlanda’nın yeşil çayırları ile okyanusa bakan körfezler arasında yolculuk etmesi gerekir. Köyde hem sihirli varlıklar hem de insanlar yaşar, ama bunları birbirinden ayırt etmek güçtür. Gerçekten de, periler, büyücüler, cadılar ve sıradan halk buradaki taştan evlerde o kadar uzun zamandır bir arada yaşamaktadır ki, artık kimse birbirinin tuhaflıklarının farkında değildir. Hem onca zamandan sonra herkes biraz da birbirine benzemiştir! Yalnızca çok, ama çok küçük olan, ışık saçan… Ve uçan periler dışında! Vadinin büyücüleri ve cadıları köyün çocuklarıyla ilgilensinler diye onları çağırırlar. İşte bu öyküyü bizlere anlatan da onlardan biri: İkiz kızlar Vaniglia ile Pervinca’nın perisi, Mutlu.

“Anne Ben Kimim?”

Çocuklarımıza sayıları, renkleri, şekilleri öğretiriz. Sonra gün gelir, yanıtlanması güç sorular sorarlar. Peki böyle durumlarda onlara ne kadar yardımcı olabiliyoruz? Elinizdeki kitap bir ömür boyu yanıtını aradığımız en önemli sorulardan biri hakkında: BEN KİMİM? Kahramanımız çocuklara sıkça sorulan “büyüyünce na olacaksın?” sorusunu kendine soruyor; “kimim ben; bir ressam mı, bir kimyager mi, bir düşünür mü?” “Anne Ben Kimim?”, bir annenin büyüme sürecindeki çocuğuna bakışını da yansıtan, resimli kitap sanatının özgün örneklerinden biri…

“Ne Kadar Naziksin!”

Kıtlıktan çıkmış gibi yemeğe saldırdığın oluyor mu? Ablana telefon geldiği zaman nazikçe not mu alıyorsun yoksa ablanın tuvalette olduğunu mu söylüyorsun? Kıyafetlerinin gittiğin yere uygun olduğundan emin misin? Yeni bir ortama girdiğinde iyi bir ilk izlenim bırakmanın püf noktalarını biliyor musun? Peki, bazı kültürlerde bir takım hareketler ve sözlerin senin hiç tahmin etmeyeceğin anlamlara geldiğinden haberin var mı? “Ne Kadar Naziksin!” kitabıyla, komik bir kedinin rehberliğinde pırıl pırıl bir genç olmaya hazır mısın?

“Gizli Yediler ve Havai Fişekler”

Peter, Janet, Jack, Barbara, Pam, Colin ve George ile tanışın. Onlar meşhur Gizli Yediler! Her türlü sırrı her an çözmeye hazırlar! Jack’in kız kardeşi Susie, bildiğiniz gibi tam bir baş belasıdır. Bu bölümde Gizli Yediler, Susie’nin de kendi gizli kulübünü kurduğunu öğrenince çıldıracak. Ortadan bir miktar para kaybolduğunda Susie baş şüpheli olarak senaryodaki yerini alacak. Ama yok canım! Yediler buna asla inanamaz. Susie bu kadar kötü bir şey yapamaz. Yoksa… Yapar mı dersiniz?

“Doğrucu Kurukafa”

Ya bir gün gerçeği söylemek zorunda kalırsan? Henry, yakın çevresine ipe sapa gelmez bir sürü yalan söylemesiyle ünlüydü. Öyle ki artık onun sözüne kimse inanmaz olmuştu. Doğruyu söylediğinde bile… Bir gün sihirbazlık eşyaları satılan bir dükkânda çok ilginç bir şey gördü Henry. Bu, gözlerinden alev saçan bir kafatasıydı ve altında şöyle bir not vardı: Doğruyu Söyleyen ve Söyleten Kurukafa. Henry bir yalancı olabilirdi, ama asla bir hırsız değildi. O kurukafayı niçin alıp kaçmıştı peki? Kanser olduğu için saçı dökülen bir kıza, “Berbat görünüyorsun!” denir mi? Peki onu kırdığın için seni azarlamaya gelen diğer kıza, “Bana bağırma çünkü seni seviyorum…” denir mi? Zavallı Henry, acaba insanlara gerçekleri söylerken kalp kırmamayı öğrenebilecek mi?


6

GÖÇ DESTANI

“Çin kaynaklarındaki şekli”

Uygur Elinde Hulin adında bir dağ vardı.Ondan Tuğla ve Selenge adında iki ırmak çıkardı.Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilahi bir ışık indi.İki ırmak arasında yaşıyan halk bunu dikkatle takip ettiler.Ağacın gövdesinde gebe bir kadına benzeyen bir şişkinlik peyda oldu.O ışık dokuz ay, on gün o şişkinlik üzerinde durdu.Bu müddetin sonunda o şişkinlik yarıldı.İçinden beş çocuk çıktı.O ülkenin ahalisi bunları alıp büyüttüler.Bunların en küçüğünün adı Buğu Han’dı.Büyüyünce herkesin hükmünü alarak hükümdar oldu.Otuz göbekten fazla bir zaman geçtikten sona Yulun Tigin padişah oldu.Çinlilerle birçok savaşlarda bulundu.Nihayet bu hale bir son vermek için oğlu Galı Tigin’i Çin hükümdar ailesinden Kiü-lien adlı bir kızla evlendirmeğe karar verdi.Bu prenses, sarayını Hatun Dağında kurdu.Bu civarda Tanrı Dağı adında bir dağ, cenup tarafında da küçük dağ şeklinde ve Kutlu Dağ adını taşıyan bir kaya vardı.Hatun Dağına

Çin elçileri bakıcıları ile birlikte geldiler.Onlar kendi aralarında dediler ki:”Hatun Dağının saadeti bu kayaya bağlıdır.Bu hükümeti zayıflatmak için onu yok etmeli.” Bunun üzerine Tigin’i bularak Çinli prensesle yaptığı bu evlenmenin karşılığı olarak o kaya parçasının kendilerine verilmesini istediler.Tigin razı oldu.Fakat kayanın büyüklüğü yerinden kımıldatılmasına engel oluyordu.Kayanın çevresini odunlarla doldurarak ateşe verdiler.Kayayı iyice kızdırdıktan sonra üzerine keskin sirke dökerek parçaladılar. Sonra o parçaları arabalarına koyarak Çine götürdüler. Bu büyük bir hadise oldu.Memleketteki bütün kuşlar,hayvanlar, kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar.Bundan yedi gün sonra da Tigin öldü.Ondan sonra bu memleket felaketten kurtulamadı.Halk rahat yüzü görmedi.Yulun Tigin’den sonraki hükümdarlardan birçoğu çabuk ödlüler. Bunun üzerine hükümdarlar payıtahtlarını Hoçu’ya göçürmeğe mecbur oldular. Hakimiyetlerini orada Beş Balık’a kadar uzattılar.

( Türk Klasikleri C,1,S.54 )

FİL İLE ÇALIKUŞU

Çalıkuşunun biri bir yere yuva yapmış.Burada yumurtlamış ve yavru çıkarmış. Bu yuva,bir filin yolu üzerindeymiş.Fil,su içmek için hep bu yoldan geçermiş.Günlerden bir gün ,fil yine su içmeye giderken çalıkuşunun yuvasına basmış,çiğnemiş.Yumurtaları kırıp ezmiş ve yavruları öldürmüş.Yuvasına dönen çalıkuşu, bu ürkünç yıkımı gözleriyle görünce ,işin fil tarafından yapıldığını anlamış.Durmamış,ağlaya sızlaya doğru fili bulmuş.Ona: -Ulu fil,bu yerlerde hükümdarlık eden sensin… Ben de senin sayende şu çalı dibinde sığınmış yaşıyordum.Neden yuvamı çiğnedin?Daha gözleri açılmadık yavrularımı neden öldürdün?Bunu,beni küçük gördüğünden mi yaptın yoksa?demiş. Fil şu cevabı vermiş: -Evet,çok iyi anlamışsın.Bunu bilmeyecek ne var? Sen haddini bil bakayım!Sen kim oluyorsun hem?Hadi çek git buradan!... Çalıkuşu üzgün üzgün filin yanından ayrılmış.Kendisi gibi küçük kuşlara dert yanmış.Olanı biteni anlatmış.Kuşlar: -İyi ama demişler,bizler bir lokmacık kuşlarız.Elimizden ne gelir?Koca file ne yapabiliriz? Çalıkuşu bu kez saksağan ile kargaya gitmiş: -Ne olur benimle birlikte gelin,şu filin gözlerini bir oyuverin,ondan sonrası kolay ,demiş. Karga ile saksağan gidip filin gözlerini oymuşlar.Arkadan çalıkuşu dereye gitmiş.Derenin içi kurbağa doluymuş.Kurbağalar: -Anlattın,durumu öğrendik ama bizler minnacık yaratıklarız.Koca bir file ne yapabiliriz ki ?demişler. Çalıkuşu: -Yapacağınız şey çok önemsiz,ama benim için çok değerli…Filin bulunduğu yere yakın büyük bir uçurum var.Onun gözleri kör olduğu için artık göremiyor.Bu ırmak oralardan da geçiyor.Siz oraya gidip vıraklarsınız.


7 Kitap Okumayı Bırakıp Satır Aralarında Kendinizi Okumaya Ne Dersiniz? Hemen hemen herkes kitap okumanın önemini bilir ve gerekliliğine inanır. Fakat bu alışkanlığı kazananların sayısı her nedense çok az. Peki neden lüzumuna inanılan bu alışkanlık bir türlü kazanılamaz? İh.yaca dönüşmez? Acaba bu hususta yanlış veya eksik bir bakış açımız mı var? ''Çok kitap okumak lazım.'' veya ''Ben çok kitap okurum, okuyorum.'' gibi ifadeleri de çok duyarız. Tahşida/ yapılması gereken şey çok okumak mı, nitelikli seçici okumak mı? Her önüne konulanı yemek insanın sıhha. açısından nasıl pek faydalı değilse her eline geçeni okumak da insanın akıl, ruh sağlığı açısından pek faydalı olmasa gerek. Gelişigüzel, magazin ağırlıklı bir gazete, dergi, kitap okuru da görünüşte okuyor, ge.risini hesaba katmadan. Kültürün yansıması olan gazete, kitap okuma işini şahsında temsil ediyor sözüm ona. Hep gözü başkalarının haya/nda. Sanatçıların, mankenlerin, futbolcuların sevinçleri, üzüntüleri, nereye gi1kleri, ne yap/kları, kimden ayrılıp kiminle görüşmeye başladıkları vs...

Ne müthiş bir birikim (!). Günlük gazetelerin birçoğuna ve özellikle popüler kitaplara bakınca insanımızın bu müthiş birikimini (!) anlamakta güçlük çekmiyoruz. İnsanımız kendi haya/ndan çaldığının farkına varmadan ünlülerin haya/nda eriyip kaybolmakta adeta. Kitap okuma hususunda bir diğer takın/ da kitabın kalınlığı, inceliği. Bir kitap tavsiye etmeye kalkıyorsunuz ; ilk soru:''Çok mu kalın? Kaç sayfa?'' Okunacak kitabın kalınlığının, inceliğinin önemi var mıdır? Neden hemen bunu göz önünde bulunduruyoruz? Kitap okumak bir yönüyle üç boyutlu resimlere bakmak gibidir. Okuma ih.yacını hissetmeden okuyanlar her zaman zahire (görünüşe) takılıp kalır. Kitap kalın-ince, sıkıcı, yok macera olsun gibi mazeretler bitmez. Bu bakış açısıyla kitap okuyanlar, kitabın eşiğinden içeriye bir türlü giremez. Okuduklarını eleş.rip, içselleş.remez, kitabın sa/r aralarındaki sesleri işitemez; ışıkları, gözyaşlarını göremez; sevgiyi, ıs/rabı hissedemez. Sahi niçin okuyoruz? Kitaplarda ne arıyoruz?

Okuyacağım kitabın bana ne katacağı, duygu-düşünce dünyama neler ekleyeceği, beni ne kadar zenginleş.receği, uumu ne kadar geliş.receği daha önemli değil midir? Ruhuma ve gönlüme ait güzelliklerin ilmek ilmek dokunarak haya/mın kusursuz bir dantela gibi işlenmesi, şekillenmesi, adlandırılıp kıymetlendirilmesi okumanın temel prensibi olamaz mı?

Kaç sayfa okuduğumuza değil, kitabı nasıl okuduğumuza bakmak lazım. Cemil Meriç kitap okuma hususunda çok haya. bir tespi0e bulunuyor. Diyor ki: ''Ben putperest değilim, kitaba tapmıyorum. Kitabın içindeki ses, ışık, sevgi, çile, gözyaşı ve de içindeki tecrübe çekiyor beni!'' Ben de Cemil Meriç gibi kitap okumanın kutsanmamasını, bir tapınmaya dönüştürülmemesi gerek.ğini düşünüyorum. Matema.ksel hesaplamalar yapmadan sa/r aralarında bambaşka dünyaların, yeni yakalayışların kapılarını aralamak için okuyalım. Madem ki bütün büyük düşünürler ve mutasavvıflar ''Hayat kalbin ve ruhun derece-i haya/nda yaşanır.'' diyor. O halde biz de haya/n monotonluğunu gönül ve ruh dünyamıza bir şeyler ekleyerek, onlara ait değerleri yenileyerek giderelim. Yunus Emre: ''İlim ilim bilmek.r İlim kendin bilmek.r. Ya sen kendin bilmezsin Bu nice okumak/r.''

mısralarıyla okumanın mahiye.ni ve gayesini enfes bir şekilde dile ge.rmiş. Dörtlükte ifade edildiği gibi her okuma beni kendime yaklaş/rmalı, kendimle buluşturmalı... Kendi gönlümün ve ruhumun derinliklerinde büyük hazinelerle karşılaş/rmalı... Beni öyle zenginleş.rmeli ki ebedi ve kalıcı olanla buluşturmalı... Böyle bir zenginlik ve hazine bizi bekliyor. O halde ne duruyorsunuz? Dalın kitaplara, düşün kendi peşinize... Ayşe Yalçınkaya Özel Keçiören Samanyolu Lisesi Türk Dili Edebiya4 Öğretmeni

DON KİŞOT (Don Quixote)

İspanya’nın Alcala şehrinde doğan ve bir cerrahın oğlu olan Miguel de Cervantes Saavedra (1547-1616)nın romanı. Cervantes bu eserle şöhret bulmuştur. Eserin ilk kısmını El Ingenioso Hidalgo don Quixote de la Mancha adıyla 1605 yılında yayınladı ve büyük bir rağbet gördü. Arkasından Avellaneda (Meçhul Bir Kimse) adı ile Don Kişot’un sözde ikinci kısmını ortaya koydu ise de, asıl ikinci kısmını 1616 yılında yayınladı. Don Kişot, küçük bir köy azilzâdesidir. Şövalye romanlarını okuya okuya dimağı karışmış4r. Silahdâr olan Sanşo Pansa (Sancho Pança) ile birlikte serserice bir şövalye hayâ4 sürmek ister. Böylece bütün dünyâda zevkle okunan sergüzeştler ortaya çıkar. Bunlar; kahraman olarak Don Kişot’un yel değirmenlerine karşı savaşı; kürek cezâsına çarp4rılanların onun tara!ndan kurtarılması; arabaya hücûmu; bir otelde Sanşo Pansa’nın bir örtü içinde havaya sıçra4lması; hizmetçi Maritornes’un mârifetleri; Don Kişot’un hayâlinde yaşa6ğı Dülsine du Tobosa (Dulcinee du Toboso) adlı sevgilisi ile geçirdiği mâcerâlar; Sanşo Pansa’nın vâli tâyin edilmesi ve adâletle iş yapması gibi hâdiselerdir. Bu vak’alardan başka asıl konu ile ilgili olmayan hikâyeler de Don

Kişot romanında yer almaktadır. Kahraman olarak asıl Don Kişot; Rossinante adlı a4nın üstünde, başında miğfer, elinde mızrak uzun, zayıf ve üzüntülü bir çehre ile görünen ve okuyucunun hâ!zasına bu şekilde nakşedilmiş Figür şövalyesidir. Tabiî eşeğinin üstünde iki heybesi arasında yerleşen, Don Kişot’un zıddına şişman ve kısa olan Şanso’ya da onun yanında yer vermek gerekir. Zâten asıl romanı roman yapan kahramanlar bunlardır. Romanda düşünce ile, uygulamalı hayat karşı karşıya gelmektedir. Zıtlık, zâten beşer fikrinin iki kutbu olan Don Kişot ve Sanşo’da mevcu5ur. Don Kişot, sâbit fikirler bir yana; aklın, asâle3n ve kibârlığın 3msâlidir. Ağzından güzel sözler çıkar. Sanşo ise değişik bir akla sâhip3r. Bu onun atasözlerine ve tecrübelere bağlılığından ileri gelmektedir. Günlük konuşmaya giren Don Kişot kelimesi asıl mânâsını Don Kişot romanının kahramanından alır. Kelimenin “iyilik ve yardım sever” mânâsı yanında “deli ve gösteriş meraklısı, şöhrete düşkün” mânâsı da vardır. Böylece Don Kişot başka milletlerin yanında bizim de günlük dilimizde yer almış4r.


8

Meyvelerin Yararları

Hangi meyvenin ne yararı var?

Bi kere vücudumuzun başlıca düşmanı olan kolesterol hiçbir meyvede yoktur!

Meyveler doğal şeker içerir, ne kadar çok meyve tüketirsek beynimizdeki sinir hücreleri de o kadar gelişir, meyve yemek hafızamızı canlandırır!

Meyveler mükemmel lif kaynağıdır, Meyveler vitamin ve mineral açısından çok zengindir!

Az kalorilidirler ve kilo aldırmazlar!

(Ancak rejim sırasında kalorisi nispeten yüksek olan incir, muz ve üzümden uzak durun)

Bol miktarda antioksidan içerirler! Meyveleri aç karnına yemek sindirimi kolaylaştırır!

KİRAZ

Güçlü bir ağrı kesicidir, 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin Aspirinden on kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir, Kolesterolü ve kan şekerini düşürür, Kirazlarda bulunan flavanoidler vücuttaki zehri temizler,antioksidan etki yapar Kabızlık gidericidir, Nikotinin vücuttan atılmasına yardımcı olur, Böbreklerin taş ve kum yapmasını önler ve varsa zamanla döker, Safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olur, Yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlamaktadır

ÜZÜM

Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler, Karaciğeri temizler, Siyah üzüm, kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yenileyicidir, Sindirimi kolaylaştırır, kansızlığı giderir, Bebeklerin gelişimi için çok faydalıdır Ancak kalorisi yüksek olan üzümün bir günde 15-20 adetten fazla tüketilmemesi gerektiğini de unutmayın

ELMA

Kanı ve böbrekleri temizler, Cilde parlaklık ve güzellik verir, Soğuk algınlığı ve öksürüğe iyi gelir, Kolesterolü düşürür, Sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder, Baş ağrısına iyi gelir, Yüksek tansiyonu düşürür Kan şekerini kontrol altında tutar, Romatizma ve gut hastalığına iyi gelir, Uykusuzluğa iyi gelir, Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar

MUZ

Kalbe ve kas sistemine yararlıdır, Yorgunluğa ve ishale birebirdir, Yüksek tansiyonu önleyici özelliğe sahiptir, Uykuyu düzene sokar,* Ülseri önler ve ülser yaralarının tedavisine yardımcı olur, Kolesterolü düşürücüdür ve migren ağrısına faydalıdır, Böbrek ve eklemlerdeki iltihaplanmalarda tedavi edici özelliğe sahiptir

PORTAKAL

Soğuk algınlığı ve gripten korunmaya yardım eder, İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır, Kalp hastalığı ve felçten korur, Ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar, Mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır, Tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur İçindeki potasyum cildin kuruyup kırışıklıkların oluşması önler, Bağırsak gazlarını söker,bağırsak parazitlerinin dökülmesini sağlar, Karaciğerin düzenli çalışmasını sağlar, Safra salgısını arttırır


9

Bunları biliyor musunuz

?

•Bir yılan 3 yıl uyuyabilir. •Bal bozulmayan tek gıdadır. •Denizyıldızının beyni yoktur. •Üzüm mikrodalga fırında patlar. •Karınca iki hafta su altında yaşayabilir. •Sabahları elma kahveden daha fazla uykumuzu açar. •Türkiye'de Mehmet adında 1 milyondan fazla kişi var. •Otomobil sayısı insan sayısından 3 kat daha hızlı artıyor.

•Doğum günümüzü en az 9 milyon kişiyle paylaşıyoruz. •Çin'de İngilizce konuşan kişi sayısı ABD’den daha fazladır.

•Bir bardak sıcak su, buzdolabında soğuk sudan daha çabuk donar.

•13 rakamının uğursuz olarak bilinmesinden dolayı ABD'de birçok otelde 13. katta oda yok.

•Uzayda yerçekimi olmadığı için astronotlar ağlasa da gözyaşı aşağı düşmez.

•Salatalığın yüzde 96'sı sudur. •Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır. •Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır. •Dünyadaki tavuk sayısı insanlardan fazladır. •Salyangozların 25.000 civarında dişi vardır. •Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi Bambu bir günde 90 cm. kadar uzuyor.

•Gün içinde uyuyacağınız 1 saatlik uyku, 4 saatlik gece uykusuna bedeldir.


10

ATATÜRK ÇOCUKLARI ÇOK SEVERDİ

Atatürk çocuklarla konuşmayı çok severdi.Bir gün Çankaya sırtlarına dolaşmaya çıkmıştı.Küçük bir çocuğa rastladı: -Adın nedir senin bakayım? -Cemil, efendim. -Çankaya’da mı oturuyorsunuz? -Hayır, Ayrancı’da -Okula gidiyor musun? -Evet efendim, gidiyorum. -E ne okuyorsun orada? -Her şeyi okuyoruz. -Peki, ben kimim Cemil? Zeki çocuk gözlerini Atatürk’ün yüzünde gezdirdi: -Siz Gazi Paşa’sınız. Ata gülümsedi: -Beni benzetmiş olmayasın?.. -Hayır, iyi biliyorum. -Nereden biliyorsun? Çocuk güvenle cevap verdi: -Çünkü, bu dünyada kimse size benzemez. Çelik gözler bulutlandı.O sessiz kafanın içinden kim bilir ne düşünceler geçti o anda! -Cemil sen büyüdüğün zaman ne olacaksın? Cevap o ufacık ağızdan tereddütsüz çıktı: -Asker olacağım. -Asker olup ne yapacaksın? -Düşman bu topraklara bir daha ayak basacak olursa onu buradan kovacağım. Gazi bir şey demedi.Küçük Cemil’i kollarından tuttu, kaldırdı, alnına sıcak bir öpücük kondurdu.Sonra onu oyuna iade edip de yoluna devam ederken bize döndü.Başlangıçta kendi zihninde kalan cümleyi bize söyleyerek tamamladı: - Evet… öyledir.Ulusun bağrında temiz bir kuşak yetişiyor.Bu eseri ona bırakacağım, gözüm arkamda kalmayacak.


11

MEKTUP

(İki arkadaş yürüyorlar.)

HACİVAT - Hoş geldin sevgili Karagöz'üm!

KARAGÖZ - Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm! HACİVAT - Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?

KARAGÖZ - Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okumaya çalıştık... Biraz gezeyim dedim. HACİVAT - Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur.

KARAGÖZ - Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım.

HACİVAT - Efendim müdür değil müdür! Hani imza yerine bastığın damga yok mu? KARAGÖZ - Öyle söylesene köftehor!

HACİVAT - Pekâlâ mektup yazmasını biliyor musun? KARAGÖZ - Biliyorum Hacı Cavcav, çok kolay!...

HACİVAT - Aferin, demek bilgini o kadar ilerlettin? O halde söyle bakalım, mektup nasıl yazılır? KARAGÖZ - Oğlum "Hazır Mektuplar" diye bir kitap getirmiş... Onun içinden seçip seçip yazılır.

HACİVAT - Hemen yanlış anlama, yani uzun zaman ders çalışmaktan kafan şişmiştir.

HACİVAT - Allah iyiliğini versin" desene oğlun da senin kafada yetişiyor. Hiç kitaptan kopya edilerek mektup yazılır mı?

HACİVAT - Allah iyiliğini versin! Neyse, çalışmalar iyi gidiyor mu?

HACİVAT - Pekâlâ cevap geldi mi?

KARAGÖZ - Kafam pişti de soğutmaya çıktım. KARAGÖZ - Hem de nasıl iyi gidiyor bilemezsin Hacı Cavcav! Sen söyle de müdür benim ilkokul diplomamı hazırlasın...

HACİVAT - Efendim sen hele hepsini iyi öğren de diploma işi kolay... KARAGÖZ - Şey, okuma yazma öğrenirsem diploma başka başka ne işime yarayacak? HACİVAT - Bak, meselâ artık mühüre lüzum kalmayacak... KARAGÖZ - Yerine kimse bakmayacak mı? HACİVAT - Kimin yerine Karagöz'üm?...

KARAGÖZ - "Artık müdüre lüzum kalmayacak..." dedin ya!

KARAGÖZ - Niye yazılmasın? Bir yere yazdım, oldu.

KARAGÖZ - Cevap gelmedi, mektubun kendisi geri geldi.

HACİVAT - Neyse... O zaman seninle biraz mektup üzerine konuşalım. Örnek ister misin? KARAGÖZ - Parasız olursa isterim Hacı Cavcav! Pişirip akşama yeriz. HACİVAT - Yine ne anladın, mektup pişirilip yenir mi?

KARAGÖZ - Köftehor, "Ördek ister misin?" dedin ya!... HACİVAT - Aklın yine başka yerlere gitti. Sen şimdi beni iyi dinle! Bir defa tarifsiz mektup olmaz.

KARAGÖZ - Anladım, talihsiz mektup olmaz.

HACİVAT - Talih değil, tarih!... Yani mektup kâğıdının üst-sağ köşesine o günün tarihi yazılır. KARAGÖZ - Hay hay, yazılır!

HACİVAT - Mektubu kime göndereceksin Karagöz'üm?

KARAGÖZ - Yabancıya gitmesin, kendime gönderirim. Hem de çabuk gelir.

HACİVAT - Saçmalama, insan kendine mektup göndermez. Diyelim ki babana yazacaksın! KARAGÖZ - Pataklarım ha! Babam mezarda, postacı mektubu ona nasıl verecek? HACİVAT - Allah Allah... Pekâlâ, mektubu bana yazıyorsun nasıl başlarsan?

KARAGÖZ - "Keçi suratlı Hacı Cavcav, çabuk yanıma gel, canım seni pataklamak istiyor!" diye yazarım. HACİVAT - Efendim olur mu? "Çok sevgili arkadaşım, Hacivat Çelebi Beyefendi" diye yazılır.

KARAGÖZ - Ben sana öyle yazamam, çok istiyorsan otur kendin yaz!

HACİVAT - Pekâlâ, bana yazma! Oğluna yazıyorsun "Çok sevgili oğlum!" diye başlarsın. KARAGÖZ - Gerisini biliyorum. Mektup bitince zarfa koyar, üstüne de adres yazarım. HACİVAT - Aferin Karagöz'üm, sonra?...

KARAGÖZ - Sonra da oğluma telefon edip, mektubu okurum.

HACİVAT - Yine sinirlerim oynamaya başladı. (Giderler.)

(Sizin Gazete)


12 İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazdı. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970’te Basın Şeref Kar7’nı aldı. 1974’te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide’ye yerleş6. 12 Eylül 1980 döneminde gözal7na alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözal7nda kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamağa başladı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anla7lır. Onu hepimiz Hababam Sını#’nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına rağmen onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993 günü öldü.

Rıfat Ilgaz 1911 yılında Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu.7 Temmuz 1993 tarihinde öldü.Rıfat Ilgaz 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairlerindendir. 1911 yılında Cide’de doğdu. Şiir yazmağa ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927 ‘de,günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü sebebiyle buradan ayrıldı. Ya7lı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu. Al7 yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yap7. Ankara Gazi Eği6m Ens6tüsünü 1938 ‘de bi6rdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939’da İstanbul Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz’ın,yazı ve şiirleri dergilerde yayınlanmağa başladı. 1940 ‘da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çık7 ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1042’de Yürüyüş Dergisi’ni çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalış7lar. 1943’te ilk kitabı "Yarenlik"i

yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944’de "Sınıf" adlı şiir kitabı çık7. Sıkıyöne6m kararı ile topla7ldı. 1945’te Gün Dergisi çık7. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalış7. 1946’da Esat Adil, Sabaha8n Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisi’ni Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar. Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra BoğazlayanYozgat’a tayini çık7. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda ya9. Şubat 1947’de Sabaha8n Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz’un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapa7lan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu. 1950’li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960’da Tan Gazetesi’nde dizgicimusahhih ve röportaj yazarı olarak çalış7. Turhan ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sını#, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı.Hababam Sını#’nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne" (Yedek Las6k) takma adıyla yazdı. Ocak 1953’te Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da topla7ldı. Rıfat Ilgaz Demokrat

ESERLERİ Şiir: Yarenlik (1943), Sınıf (1944), Yaşadıkça (1948), Devam (1953), Üsküdar'da Sabah Oldu (1954), Soluk Soluğa (1962), Karakılçık (1969), Uzak Değil (1971), Güvercinim Uyur mu? (1974), Kulağımız Kirişte (1983), Bütün Şiirleri (1983), Ocak Ka7rı Alagöz (1987).

Hikaye: Radarın Anahtarı (1957), Don Kişot İstanbul'da (1957), Kesmeli Bunları (1962), Nerde O Eski Usturalar (1962), Saksağanın Kuyruğu (1962), Şevket Ustanın Kedisi (1965), Geçmişe Mazi (1965), Garibin Horozu (1969), Al7n Ekicisi (1972), Palavra (1972), Tuh Sana (1972), Hababam Sını# Baskında (1972), Hababam Sını# Uyanıyor (1972), Hababam Sını# Sını$a Kaldı (1975), Rüşve6n Alamancası (1982), Çalış Osman Çi$lik Senin (1983), Sosyal Kadınlar Par6si (1983). Roman: Hababam Sını# (1957), Bizim Koğuş (1959), Karadenizin Kıyıcığında (1969), Meşru6yet Kıraathanesi (1974), Karartma Geceleri (1974), Sarı Yazma (1976), Yıldız Karayel (1981), Hababam Sını# İcraa7n İçinde (1987).

Oyun: Hababam Sını# (1967), Karadenizin Kıyıcığında (1965), Hababam Sını# Sını$a Kaldı (1971), Hababam Sını# Uyanıyor (1972), Hababam Sını# Baskında (1972). Anı: Yokuş Yukarı (1982), Kırk Yıl Önce, Kırk Yıl Sonra (1986). Fıkra: Nerde Kalmış7k (1984), Cart Curt (1984).


13

Antoine de Saint-Exupéry

Count Antoine Jean-Baptiste Marie Roger de Saint-Exupéry, 29 Haziran1900'de Fransa'nın Lyon kentinde doğdu. Lyon'da asaletli bir ailenin beş çocuğundan üçüncüsüydü. Sigortacı olan babası, Antoine 3 yaşındayken ölmüştü. Okulun hazırlık sınavlarında başarısız olunca Ecole des BeauxArts'da mimarlık okudu. Sainte-Croixdu-Mans ve İsviçre'de okuduktan sonra donanmaya katılmayı denedi ama Deniz Harp Okulu'na giremedi. 1921'de Fransız Hava Kuvvetleri'ne teknisyen olarak katıldı. Strasbourg'a pilotluk eğitimi almak için gönderildi. Ertesi yıl Hava Kuvvetleri'ne katılmak için lisansını almıştı. Fakat ailesinin isteği üzerine Paris'de bir ofis işine girdi. Başarısız olduğundan sık sık iş değiştirmek zorunda kalıyordu. 1926 yılında tekrar uçmaya başladı. Toulouse ile Dakar arasında posta servisi yapan uçağın pilotu oldu. İs-

panya İç Savaşı boyunca Güney Afrika'da pek çok şehre uçtu. 1928 yılında ilk hikayesi "L'Aviateur", Le Navire d'argent adlı dergide yayımlandı. Aynı yıl ilk kitabı "Courrier Sud" yayımlandı. Ardından CasablancaDakar rotasında uçmaya başladı. Cape Juby ofisinin şefliğine getirilerek Western Sahara'nın hava kontrol sorumlusu oldu. 1929 yılında Güney Amerika'ya yerleşerek Arjantin Hava Postası Şirketi'nin başına getirildi. 1931 yılında Prix Femina Ödülü kazanan "Vol de Nuit" adlı kitabını yazdı.

1938 yılında Alman ordusu Fransa'yı işgal edince, Amerika'ya gitti. Exupéry, ABD'de kaldığı sürece pek çok roman yazdı. Bunlar arasında 1940 yılında New York'da yazdığı Küçük Prens (Le Petit Prince) en meşhur olanıdır. 2. Dünya Savaşı çıkınca Fransa'ya

geri dönen Exupéry, yeniden orduya katıldı. 31 Temmuz 1944'de Akdeniz'deki görevi sırasında Alman Birliği'nden kaçarken kayboldu. Uçağı ve cesedi uzun zaman bulunamadı. 1998 yılında Marsilyalı bir balıkçı Saint-Exupéry'e ait bir bileklik buldu. 2004 yılında bilekliğin bulunduğu bölgede yapılan araştırmalar sonucu Saint-Exupéry'nin kullandığı Lockheed p-38 lightning model uçak bulundu. Lyon'a 1 saat uzaklıktaki havaalanına anısına ismi verilmiştir. Eserleri: L'aviateur- Pilot (1926), Courrier sud- Güney Postası (1929), Vol de nuit- Gece Uçuşu (1931), Terre des hommes- Rüzgar, Kum ve Yıldızlar (1939), Pilote de guerre- Arras'a Uçuş (1942), Lettre à un otage- Bir Rehineye Mektup (1943), Le Petit Prince- Küçük Prens (1943), Citadelle- Kumların Bilgeliği (1948)


OKUMAK

14

Kültürü çok geniş, değerli bir dostum bana diyordu ki: Artık benim için yeryüzünde bir tek eğlence kaldı: Okumak. Ne danstan, ne toplanmalardan, hiçbir şeyden tatlı bir duygu alamıyorum. İnsanlardan kaçan yabanî bir mahluk oldum.

Bu duyuş, belki sinir bozukluğundan ileri geliyor. Yalnız doğru bir tarafı var ki, o da bu dostumun her tatlı duyguya karşı taş gibi donuk ve soğuk kaldığı halde okumaktan kendini alamamasıdır. Demek ki kültürlü bir insan için; düşünen, anlayan, öğrenmek isteyen bir kimse için her eğlence geçilebiliyor, hepsi sönüp gidiyor; yalnız okumak kalıyor. Öyle ise okumak nedir, nasıl bir iştir ki böyle sürekli ve kolay ölmeyen bir tadı var? Yazı, bir türlü ölümü ortadan kaldıramayan insanoğlunun ölüme karşı bulabildiği tek çaredir. Yazı, zekânın fotoğrafıdır. Çağlardan çağlara, ellerden ellere geçe geçe bütün tarihi aşıp gelir. Onda, insan hayatının her yaprağı üstünde gezen gözlerin ışıkları, düşünen kafaların gölgeleri bulunur. Güzel yazılmış bir yazıyı okumak, sönüp gitmiş bir varlığın fotoğrafına bakmak gibidir. Daha doğrusu, donup kalmış, sessiz bir fotoğraf değil; konuşan, düşündüklerini anlatan canlı ve sesli bir sinema. Onun içindir ki yazı, birçok olamamazlıkları olur yapmıştır. İyi bilmeliyiz ki okuduğumuz her satır, kafamızın içinde yeni bir düşünce âlemi yaratır. Ya eski düşüncelerimizi yerinden oynatarak onları canlandırır ya yeni bir düşünce ile varımızı artırır. Kitap, en gerçek bir dosttur. Dalgınlığa vurmadan okunan güzel bir kitaptan sonra, tıpkı çok sevdiğimiz bir arkadaşla konuşmaktan aldığımız tadı duyarız. Ona her an davetli gibiyizdir. Çağırmasına gitmesek bile o yine darılmaz, bıkmadan usanmadan bizi bekler. Biz yanına gidinceye kadar gözleri gözlerimize tatlı tatlı güler; açmaya ve çevirmeye başladığımız beyaz yapraklan sevinçten ellerimizi okşar. Okunacak şeyin ne değerde olduğunu kitapsız, gazetesiz kaldığımız zaman çok iyi anlarız. Hele yalnızlıkta… Mütareke içinde İngilizlerin Malta’ya sürdükleri yurttaşların pek çoğu gazetesizlik ve kitapsızlığı yiyecek ve içeceksiz kalmak kadar acı bulmuşlardır. Bir an kendinizi tek başına bir odaya kapatılmış olarak düşünün. Biraz ekmek ve su bulduktan sonra ilk arayacağımız şey dilimizden anlayan, konuşacak bir insandır, değil mi? Bu his, içinde yaşadığımız cemiyetten uzak kalmanın verdiği manevi açlığımızın giderilmesini istemekten ve başka insanlarla olan bağımızın koparılması kaygısından başka ne ifade eder? Yalnızlıkta, dost ve arkadaş yokluğunun yerini ancak kitap tutabilir. Bulabildiğimiz kitabı yazan, sizin bu tek başına kaldığınız anda konuşabileceğiniz tek arkadaş değil midir? Yazık okumaya alışmamış, onun tadını almamış olanlara. Onlar, ıssız bir âlemde, yapayalnız yaşayan mahluklardır. HASAN ALİ YÜCEL (1938-1946 arası Milli Eğitim Bakanı , Şair CAN YÜCEL’in babası , güzel insan..)

Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim Ne başta dert ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı


Bulmaca Zamanı 15

Uçakğın havaalanına inmesi için hangi yolu izlemesi gerekmektedir?

BİLMECELERİMİZ

1 Doktor verdi, ben içtim.Çabucak iyileştim.

2 Duruşu ömür, gözleri kömür, soğuk dondurur, sıcak öldürür.

3 Dalda durur, elde durmaz.

4 Bahçede kırda dolaşır, evini sırtında taşır.

5 Daldan dala atlarım, kuyruğumdan sarkarım.

6 Dumanı tüter, isterse gider. Balık değildir, denizde yüzer.

7 Dizi dizi odalar birbirini kovalar.

8 Dışı var içi yok, dayak yer suçu yok. 9 Kırışık mırışık bu giysiyi giyemem,

kim düzeltir bilirim adını söyleyemem.

10 Ayrı yerde olsak da, o yaklaştırır bizi,"Alo" deyince ne güzel, duyarız sesimizi. 11Bilmece bildirmece, el üstünde kaydırmaca.

12 Basamak basamak bastı bacak.

13 Ağzı var odun yutar, bacası var duman tüter.

14 Yaprak kadar hafif, dağlar kadar büyük, onu havada gördük.

15 Suyu tuzlu içilmez, vapursuz hiç geçilmez, rüzgârlar çok eserse, dalgaları eksilmez. 16 Suda yaşar, karada ölür.

17 Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane.

18 Gökte görüdüm bir köprü, rengi var yedi türlü. 19 Akşam baktım çok idi, sabah baktım yok idi.

1- İlaç 2- Kardanadam 3-Kuş 4-Kablumboğa 5-Maymun 6-Gemi 7-Tren 8-Top 9- Ütü 10- Telefon 11- Sabun 12- Merdiven 13- Soba 14- Bulut 15- Deniz 16- Balık 17- Nar 18- Gökkuşağı 19- Yıldızlar

İki resim arasındaki beş farkı bulunuz


Tenefüf  
Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you