Page 1

E-Delillere Müdahale Var; Yayalım! Balyoz davasında sanıkların suçlu bulunmasındaki en temel delillerden biri olan 5 numaralı hard diske sonradan müdahaleler yapıldığına ilişkin olarak TÜBİTAK’ın yayınladığı rapor, elektronik delillerde sıkça tartışılan “müdahale” sorununu bir kez daha kleniyor… Suç Unsurları Yü gün yüzüne çıkardı. S4

S4

2 ŞUBAT PAZAR SAYI:16

RTÜK Başkanı Prof. Dr. Dursun: “Suçu İlan Edilmeyen Kişilerin Suçlu Gibi Gösterilmemesi Konusunda Hassas Davranılmalı” S6-7

Asosyallik Pedofili’yi Doğuruyor!

S8

Anket Savaşları 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerine Az Kaldı

S2

İtirazım Var Hakem Bey!

S9

Kömürün Bahtı Kara S3

Siyasilerin propaganda söylemi haline getirerek sık sık işaret ettiği seçim sonuçlarına ilişkin olarak hazırlanan anketler, ülke gündeminde önemli bir yer tutuyor. Şirkete göre büyük oranda farklılıklar gösteren sonuçlar üzerine, ORC ve EFG araştırma şirketleriyle konuştuk. Ortak şikayet; bulguların reklam ve propaganda ürünü haline dönüştürülmesi. S5

Bijî Kürt Tiyatroları S8

Sakman’a Vefa S10


02

Ergen Çataltepe

www.acabagazetesi.com

n e u g n e Neden P lturi doğru çole r e b a h , Pedofili yayın kuruluşu r. u iy ğ r o e o sunda ç raflarına yer v ının ğ lar cuk foto lığının ve hak enk ğ a s la r d Çocuk doğrula caba ik t e a yanı sır tuma A n bu tu uz. e y e m ş or dü arşı çıkıy olarak k

Asosyallik Pedofili’yi Doğuruyor! Bir hastalık türü olan ve halk arasında “sübyancılık” olarak bilinen, en az 6 aylık süre boyunca ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla cinsel etkinlikte bulunma durumu olarak tanımlanan Pedofili’yi, Uzman Pedagog Sevil Yavuz tüm yönleriyle Acaba’ya anlattı.

Pedofili, önceden fark edilmesi mümkün olmayan bir hastalık. Üstelik uzmanlara göre bu hastalığın, kişinin bir çocukla herhangi bir cinsel etkinlik yaşamadan anlaşılması oldukça zor ve hatta imkansız.

Yaş Ortalaması; 40-70

Araştırmalara göre, Pedofili hastası olanların cinsel etkinlik yaşadığı çocuklar genellikle kişinin uzak akrabası ya da komşusu. Uzman Pedagog Yavuz, Pedofili hastalığının genelde aile içinde veya dışında sosyal ilişkileri kısıtlı olan ve içe kapanık, eşi ya da ailesiyle sıcak ilişki kuramama gibi belirtileri olan kişilerde görüldüğünü söyledi. Pedofili bireylerin ortalama 40-70 yaş arasında olduğunu belirten Yavuz, bu bireylerin büyük çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğunu sözlerine ekledi.

Tedavi İçin Pedagog Şart

Cinsel istismara maruz kalan çocukların problemlerini aşabilmeleri için pedagoglardan destek almaları gerektiğinin altını çizin Yavuz, tedavi sürecinden ise şöyle bahsetti; “Pe-

dagog, çocukta yaygın kaygı bozukluğundan şüphe ederse, klinik değerlendirmesinin ve çocuğa uyguladığı psikolojik testlerin sonucunu bir rapor halinde getiriyor. Elde ettiği sonuçları, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanına gönderiyor. Aynı zamanda tedavi sürecinde aileyi de bilinçlendiriyor. Böylece ebeveynler, çocuk psikiyatristi ile işbirliği içinde çalışarak çocuğun tedavisine destek oluyor.”

Çocuklar, Unutmuyor

Yaşanan bu tür olayların çocukları derinden etkilediğine ve yaşadıkları tramvayı ömür boyu unutamadıklarına işaret eden Uzman Pedagog Sevil Yavuz, istismara uğrayan çocukları bekleyen en büyük problemlerden birinin alkol ve madde bağımlılığı olduğunu hatırlatarak diğer sorunları ise şöyle sıraladı; “Bunun yanı sıra yetişkinlikte çeşitli cinsel işlev problemleri yaşama riskleri vardır. Ayrıca kaygı, uyku, yeme, dürtü-kontrol ve konuşma bozukluklarının yanı sıra dikkat eksikliği, fobiler, tikler, sosyal fobi, panik atak gibi problemlere de rastlanılabilir.”


Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

Ucuzdan Vazgeçerim, Lüksten Geçmem! Günümüzde kent yaşamının hemen hemen her noktasında tercih edilen doğalgaz sistemleri, geleneksel ısınma yöntemlerinden biri olan odun-kömür sobalarının da pabucunu dama atmış durumda. Biz de, “Doğalgaza yapılan yüksek zamlar, insanları yeniden soba kullanımına yöneltmiş olabilir mi acaba?” diye düşündük ve haberimizde bu soruya yanıt aradık… Gerek dış politikaya gerekse küresel ekonomideki değişimlere bağlı olarak belirlenen doğalgaz kullanımına ilişkin tarifeler, kış mevsimine girdiğimiz bu aylarda doğalgaz kullanıcılarının tepkisini çekiyor. Yıllar önce vazgeçilen odun-kömür sobalarına geri dönme tartışmaları yapılırken, bu düşüncelerin uygulamaya dökülmediği de dikkatleri çekiyor. Perakende fiyatları ortalama 80 ila 650 Lira arasında değişen kömür sobası satışlarında artış yaşanmazken, ülke genelinde yeni bir müşteri portföyü doğduğu görülüyor. Soba firması sahibi Ali Bostancı, Avrupa ülkelerinde de görülen ‘zevk için soba’ kullanıcılarının ülkemizde de görüldüğünü belirterek şöyle devam ediyor; “Son yıllarda iki türlü soba müşterisi oluştu diyebiliriz. Bunlardan ilki sadece ısınmak için sobayı tercih eden geleneksel kullanıcılar, ikincisi ise zevk için şömine tarzı önü büyük camlı sobalara fazla talep gösteren yenilikçi kullanıcılar. Geleneksel kullanıcıların sayısındaki düşüş ise yüksek düzeyde.”

Yeni Yapılan Konutlarda Baca Sistemi Yok

Doğalgazın mutfak ve banyoda kullanışlı olduğunu fakat ısınma sorunun yüksek maliyetle çözdüğüne işaret eden Bostancı, “Zaten bilinçli kullanıcılar evinlerinden sobayı sökmüyor ve biraz odun ve kömür bulunduruyor. Doğalgazda dışa bağımlı olduğumuz bu dönemlerde kendi kaynağımız olan kömürü tercih etmek ekonomik açıdan daha faydalı olacaktır” diye konuşuyor. Yeni inşa edilen konutlarda soba kullanımı için

olması gereken baca sisteminin yer almadığını de ekleyen Bostancı, kullanıcıların doğalgaz kullanımına mecbur bırakıldığını dile getiriyor.

İthal Kömür, Yanlış Seçim

Akçelik Madencilik’ten yapılan açıklamaya göre ise doğalgaz zamlarının ardından kömür satışlarında artış yaşanmamış durumda. İthal kömürlerin kullanıcılar tarafından tercih edilmesinin yanlış olduğunu ifade eden firma yetkilileri, ithal kömürlerin sağlayacağı faydayla yerli kömürün denk olmadığına dikkati çekiyor. Doğalgazlardaki tarife değişikliklerinin yerli kömürlerde görülmediğini de anımsatan firma yetkilileri, 25 kilogramlık kömür torbasının ortalama 20 Lira olduğunu belirtiyor.

Ya Hava Kirliliği?

Doğalgaza geçişle birlikte hava kirliliğinde görülen kısmi azalma; kükürt, kül ve nem oranı yüksek, kalori değeri düşük yakıtların kullanılması kentlerdeki hava kirliliğinin artmasına yol açıyor. “Doğalgaz çok pahalı, soba kullanmak şart” diyenlerin izlemesi gereken yol ise şöyle; “Kalitesiz kömür yerine kükürt oranı düşük, kalorifik değeri yüksek, kaliteli kömür tercih edilmeli. Baca filtrelerinin kurulması için de gerekli çalışmalar yapılmalı.

03


04

Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

E-Delillerde Yap-Boz Devri Balyoz davasında sanıkların suçlu bulunmasındaki en temel delillerden biri olan 5 numaralı hard diske sonradan müdahaleler yapıldığına ilişkin olarak TÜBİTAK’ın yayınladığı rapor, elektronik delillerde sıkça tartışılan “müdahale” sorununu bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Gerek çok yeni bir platform olması gerekse hızla gelişerek somut sınırları aşması, bilişim alanının hukuksal zeminin sağlam temeller üzerine oturtulamamasına da neden oluyor. Belirli kısıtlamalar çerçevesinde delil olarak geçerliliğe kavuşan elektronik veriler; Balyoz, Ergenekon ve Oda TV gibi önemli davalar hakkındaki kararların verilmesinde de büyük önem taşıyor.

alınmasıyla elde edilmiş olmasına bağlıdır. Şayet kayıtlar usulüne uygun değilse mahkemede kullanılamaz.” Görüntü kayıtlarında ise Tape’lerdeki izin sürecinin işlemediğine işaret eden Yrd. Doç. Dr. Hakan Albayrak, kamuya açık olan sokaklardaki ve bir mekanın güvenliği için taktırılan kameralardaki görüntülerin delil olarak sayılabileceğini dile getirdi.

İlk Örneklerden Biri; Oda TV Davası

Sahtecilik konusunda yaşanan ilk örnekler arasında Oda TV davası yer alıyor. Gazeteci Müyesser Yıldız’ın dava kapsamında tutuklanması ve bilgisayarındaki dosyaların delil olarak kabul edilmesi, sahte e-delil tartışmalarının örneklerinden sadece biri. Delil olarak sayılan verilerin virüs yoluyla bilgisayarına taşındığı tespit edilen Yıldız, 16 aylık tutukluluk sürecinin ardından serbest bırakılmıştı. Peki, tutuklanmalara ve yeniden yargılanmalara neden olan e-delillerin sınırlılıkları neler? Çu-

Hakim, Bilirkişiye Bağlı Olmalı

kurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Hakan Albayrak, hangi verilerin delil olarak sayıldığından bu delillerin elde edilme sürecine, yapılan müdahalelerden bu müdahalelerin sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulundu.

İzinsiz Tape’ler Delil Değil Ceza yargılamalarında hukuka uygun olarak elde edilen ses, yazı ve görüntü dosyalarının delil olarak sayılabileceğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Albayrak, ilk olarak en eski elektronik delil olan Tape’lerde işleyen süreci anlatıyor; “Tape’lerin mahkemede geçerli olarak kabul edilmesi, bu kayıtların hukuka uygun bir şekilde yani dinleme izinlerinin

Operasyonlar sonucunda elde edilen hard diskler konusunda da hukuka uygun bir arama ve karar sürecinin işlemesi gerektiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Albayrak, “Veriler üzerinde müdahaleler söz konusu olabilir. Bunlar, ilgili uzman bilirkişilerin tespit edebileceği durumlardır. Hakim de ilgili uzmanın görüşü ile konuya bağlı olmak durumundadır” dedi.

Yeniden Yargılanma Şart Hard disklere el konulmasının ardından müdahaleler yapılması durumunda bu delillerin niteliğinin zayıflayacağını ve hatta dikkate de alınmayabileceğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Hakan Albayrak, müdahalelerin tespit edilmesinin yargı sürecini nasıl etkileyeceğini de şöyle anlattı; “Şayet ilgili elektronik deliller üzerinde müdahale olmuş ve o delile dayanılarak bir karar verilmiş ise bu durumda yeniden yargılama süreci devreye girer. Ancak hüküm kesinleşmemiş ise bu durumda da hüküm, o çerçevede yeniden değerlendirilir.”

Adli Bilişim Derneği Başkanı Semih Dokurer: “Dijital Deliller Müdahaleye Her Zaman Açık”

“Daha düne kadar bilişim suçları konusunda kafamızda soru işaretleri varken, şuan birçok insan bu tür suçlardan dolayı mağdur olmuş durumda. Teknolojinin hayatımızın birçok safhasına girmesiyle de her geçen gün bu suçların sayısının ve şiddetinin daha da artacağını düşünüyorum. Dijital delili diğer delillerden ayıran en önemli özellik, bilginin kasıtlı olarak çok çabuk değişebilme özelliği. Bu yüzden dijital deliller müdahaleye her zaman açık olacaktır.”


Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

Bir Garip Propaganda Aracı: Anketler Seçimlere ilişkin anket çalışmalarını yapan araştırma şirketlerinin paylaştığı veriler arasındaki farklar, siyasilerin de dikkatini çekmiş olmalı ki; “Ben … araştırma şirketine güvenmiyorum” gibi söylemlerle sıkça karşılaşıyoruz.

Propaganda Söylemi: “Anketlerde Öndeyiz” Politikacılar, miting alanlarından sosyal medya mecralarındaki hesaplarına kadar çeşitli platformlarda kendi partilerinin oy oranlarının rakiplerine göre açık ara önde ya da yükselişte olduğunu ifade ediyor. Araştırma şirketleri ise güven unsurunu zedelediği için çalışmaların propaganda unsuru haline gelmesinden şikayetçi. Seçim sonuçlarına ilişkin ülke genelinde anket çalışmalarında bulunan ORC Araştırma ile Denizli’de yerel seçimler üzerine araştırmalarda bulunan EFG Tanıtım ve Araştırma Hizmetleri ile tüm yönleriyle anket çalışmalarına dair konuştuk.

16 Binde Bir Kişiye Soruluyor ORC Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Murat Pösteki, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini baz alarak bölgelerin demografik yapısı ve seçmen sayısına göre örneklem belirlediklerine işaret ederek, ‘Bana soru sorulmadı, neye göre bu sonucu çıkarmışlar?’ gibi düşünceleri şu şekilde değerlendirdi; “Türkiye’deki kayıtlı seçmen sayısı 2010 yılı itibariyle yaklaşık 48 milyondur. ORC tarafından yapılan Türkiye geneli siyasal araştırmalar ortalama 3 bin denek ile gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla herhangi bir seçmenin ankete katılma şansı yaklaşık 16 binde birdir.” Anket şirketlerinin politikacılarla olan çıkar ilişkilerinin de dikkat edilmesi gereken bir unsur olduğunu anımsatan Mehmet Murat Pösteki, “Her üç ayda bir yayınladığımız Belediye Başkanları Performans

05

Yerel seçimlerin yapılacağı 30 Mart 2014 tarihine sayılı günler kala, seçim sonuç tahminlerine ilişkin hazırlanan anket sonuçları da medya ve politikacılar aracılığı ile seçmenlerle paylaşılıyor. Anketler arasındaki büyük farklar ise güvenilirlik konusunu akıllara getiriyor.

Ölçümü araştırmalarımızda ilk sıralarda çıkan belediye başkanlarının ORC müşterisi olmamaları bizim ne kadar objektif bir araştırma şirketi olduğumuzun da göstergesi” diye konuştu.

Sorular, Propaganda Cümlesi Olmamalı EFG Tanıtım ve Araştırma Hizmetleri’nin Kurucusu İlker Özmen, hazırlanan soruların araştırmaya katılan tüm denekler tarafından aynı şekilde anlaşılacak yapıda olması gerektiğinin altını çizdi ve şöyle devam etti; “Diğer bir önemli nokta ise, soruların kesinlikle denekleri yönlendirmeyecek şekilde hazırlanmış olmasıdır. ‘X parti belediye başkanlığını kazanırsa şehrimiz kalkınacak, biliyor musunuz?’ şeklinde hazırlanan bir soru tipi, bir görüşü empoze etme amacı taşıyan propaganda cümlesidir.”

Kararsız Seçmenler Üzerinde Etkili

Yayınlanan araştırma sonuçlarının, kararsız bireylerin kararlarını belirleme sürecinde etkili olduğu ve bu nedenle propaganda amacı güden araştırmalar yapıldığını ifade eden Özmen, “Bu nedenle, yayınlanan araştırmaların müşterisinin kim olduğu, hangi araştır-

ma firması tarafından gerçekleştirildiği gibi bilgilerin yer almadığı araştırmalara ‘şüphe’ ile yaklaşmalarını tavsiye ederim” dedi. Araştırmaların propaganda aracı olarak kullanılmaması gerektiğini söyleyen İlker Özmen, “Araştırmaların, apolitik ve bilimsel süreçler olduğunu, reklam aracı olmadığını, bu yüzden de kötü niyetle kullanılmasına karşı olduğumuzu vurgulamak isterim” şeklinde konuştu.


06

Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

RTÜK Başkanı Prof. Dr. Dursun: “Davalar Lehimize Sonuçlanıyor” Avrupa ve Amerika’daki örneklerinde olduğu gibi ülkemizde radyo ve televizyon alanında düzenlemeler yapan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), bugüne kadar farklı konularda sıkça eleştirildi ve eleştirilmeye de devam ediyor. Biz de RTÜK Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun ile bu konulara dair konuştuk. Prof. Dr. Dursun, RTÜK’ün yalnızca bir denetim organı gibi algılanmasının sebebini, medyada bu şekilde ön plana çıkarılmasına bağladı. ■ RTÜK, her zaman kısıtlama ve yasaklamalarla karşımıza çıkıyor. Fakat biz RTÜK’ün tek görevinin bunlar olmadığını, bunların dışında kamu yararına çeşitli düzenlemeler geliştirdiğini de biliyoruz. Bizim için kısaca RTÜK’ün görev ve sorumluluklarından bahseder misiniz? Üst Kurulun kanunla belirlenen misyonu; yayın hizmetleri alanında ifade ve haber alma özgürlüğünün, düşünce çeşitliliğinin, rekabet ortamının ve

çoğulculuğun güvence altına alınmasını sağlayarak yoğunlaşmayı önlenmek ve kamu menfaatinin korunması amacıyla gerekli tedbirleri almaktır. Ancak Kurulun yayınlarla ilgili kararları medyada daha sık yer aldığı için, denetim fonksiyonu daha fazla öne çıkmaktadır. Kurul, kanunla belirlenmiş olan yayın ilkelerinin ihlali halinde, yine kanunla belirlenmiş olan müeyyideleri uygular. Üst Kurulun çocukların televizyonun olumsuz etkilerinden korunmasına yönelik çalışmaları da

bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi medya okuryazarlığı dersidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın işbirliğiyle yürütülen çalışmalar çerçevesinde ilkokullarda medya okuryazarlığı dersi verilmektedir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu aynı zamanda, 6112 Sayılı Kanun kapsamında Radyo ve Televizyon yayın hizmetleri ile ilgili uluslararası platformlarda ülkemizi temsil etmekte ve bu çerçevede bir dizi faaliyeti yürütmektedir.


Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

“Reklamlar Uzun Gelebilir Ama Süre Aşımını Titizlikle Takip Ediyoruz” ■ Bazı kesimler RTÜK’ün iktidar yanlısı tavır takındığı ve bu doğrultuda kararlar aldığı görüşünde. Hatta öyle ki; son olarak “Yetenek Sizsiniz” programı hakkında yapılan işlemler sonucunda “RTÜK kendi yandaşına da ceza verebiliyormuş” şeklinde yorumlar geldi. Bu düşünceler hakkında ne söylemek istersiniz? Üst Kurul uzmanlık esasına göre çalışır. Yayınlarla ilgili değerlendirme raporları Üst Kurul uzmanları tarafından hazırlanır. Uzmanlar yayınları, kanunda belirtilen kriterler açısından denetler. Uzman raporları her hafta Üst Kurul tarafından gündeme alınıp değerlendirilir ve yayın ihlali görülmesi halinde ilgili kuruluşa müeyyide uygulanmasına karar verilir. Üst Kurul kararları hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılmakla birlikte, aslında bu iddiaların tam tersini gösteren pek çok Kurul kararı da mevcuttur. Kurulun bütün kararları resmi internet sitemizde yayımlanmaktadır. Bu açıdan tam bir açıklık söz konusudur. İlgilenen herkes Kurul kararlarını web sitesinden takip edebilir ve

kendi değerlendirmesini yapabilir. Diğer taraftan Kurulun bütün kararları yargı denetimine açıktır. Yayın kuruluşları Üst Kurulun müeyyide kararlarının iptali istemiyle davalar açmaktadırlar. Bu davaların büyük bölümü Üst Kurul lehine sonuçlanmaktadır. ■ 17 Aralık örneğinde de olduğu gibi, bu tarz özel dönemlerde yayın ilkelerinizde ayrıca dikkat ettiğiniz hususlar oluyor mu? Bu dönemlerde özel olarak dikkat ettiğiniz yayın ilkelerinizden bize bahsedebilir misiniz? Medya haber alma özgürlüğünün vazgeçilmez unsurudur. Bu açıdan çevremizde meydana gelen olaylar hakkındaki haberleri medya aracılığıyla takip ederiz. Dolayısıyla yaşananların haber değeri olduğu bir gerçektir. Ancak her zaman dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Örneğin terör olayları söz konusu olduğunda, yayınlarda terör örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmamasına özen gösterilmesi gerekir. Aksi halde medya teröre alet olur. Böyle dönemlerde de yayın kuruluşlarının, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmemesi ve yargı kararıyla suçlu ilan edilmeyen kişilerin suçlu gibi gösterilmemesi konusunda daha hassas davranmaları önem taşımaktadır. 17 Aralık’tan itibaren yapılan denetimler sonucunda 9 televizyon kanalı hakkında hazırlanan toplam 15 ihlal raporunu görüşen Üst Kurul, söz konusu raporlardan 8’inde yayın ihlali olduğuna, 7’sinde ise gelişmelerin haber sınırları içerisinde kalınarak aktarıldığına, yayın ihlali olmadığına karar verdi.

■ En çok tartışılan konulardan biri de reklam. Reklam sürelerinde yapılan düzenlemeler sonucu reklamların en fala 4 dakika olacağı belirlenmişti. Fakat görüyoruz ki televizyon kanalları, verdikleri 4 dakikalık reklam sonrasında sadece 1 dakika daha yayın yapıp tekrardan reklam veriyor. Reklam için yeni düzenlemeler gelecek mi yoksa mevcut düzende devam edilecek mi? Tele-alışveriş yayınları hariç her türlü reklam yayınlarının oranı, bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde en fazla 12 dakikadır. Yayın kuruluşları bu süreyi bir defada kullanabileceği bir saatlik yayın dilimi içinde toplam 12 dakikayı geçmemek üzere birkaç defa da reklam kuşağı yayınlayabilir. Program desteklemesi ve yayıncının kendi programlarının tanıtımlarına ayrılan süre ile ürün yerleştirme bu süreye dahil değildir. Bunun yanında program tanıtımlarının oranı, bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde 3 dakikadır. Ayrıca sesli ve görüntülü bir uyarı ile açıkça belirtilerek, kesintisiz en az 15 dakika süreyle tele-alışveriş yayını yapılabilir. Bu yayının süresi ise bir gün içinde toplam bir saati aşamaz. Reklam kuşaklarının arasında yayınlanan program tanıtımları nedeniyle izleyiciye reklam süreleri olduğundan daha uzun gibi gelebiliyor. Ancak reklam yerleştirme süreleri Üst Kurul Uzmanları tarafından titizlikle takip ediliyor ve süre aşımı halinde yayın kuruluşlarına müeyyide uygulanıyor.

07


08

Bade Sümen

www.acabagazetesi.com

Rewşa Azadîya Li Ser Diké; Şanoya Kurdî * Geçtiğimiz yıl İstanbul’da kurulan Theatre Deng û BéJ, alternatif tiyatronun başarılı örneklerinden biri. Biz de Acaba Gazetesi olarak bugüne kadar “Korku ve Sefalet” adlı oyunlarıyla sahnede kalan topluluğun kurucu üyelerinden Güldestan Yüce ile kendi emekleriyle kurdukları tiyatroları üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yüce, tiyatrolarına bu ismi vermelerinin nedenini ise şöyle anlatıyor; “Ne birbirimizi ne de kültürlerimizi yeterince tanımıyoruz. Tiyatromuzun adı bu noktada bizler için tamamlayıcı bir önem kazanıyor. Çünkü Kürtçe’de deng ‘ses’, béj ise ‘söylem’ demek. Lacan’ın da belirttiği üzere geleceğimizin ve şimdinin, geçmişin ta kendisi olduğunu düşünüyoruz. Arayışımız bu nedenle geçmişe dair söylenmişlerin, sese dökülmüşlerin ışığında olacaktır.”

Theatre Deng û Bej’in kurucuları arasında bulunan Güldestan Yüce, bugüne kadar farklı tiyatrolarda çalıştığını, fakat çalıştığı süre içerisinde kendisine eksik gelen birtakım şeylerin olduğunu belirterek, tiyatronun kurulma sürecini şöyle anlatıyor; “Bu eksiklik, kendi dünya görüşümüzün, fikirlerimizin ve duygularımızın ortaya çıkardığımız işlere tam anlamıyla yansımadığını düşünüyor olmamızdan kaynaklanıyordu. Geçtiğimiz sene bu hissiyatla işe koyulduk ve Theatre Deng û BéJ’ i kurma hazırlıklarına başladık.” Theatre Deng û BéJ, oyunlarını iki dilde oynuyor; Kürtçe ve Türkçe. İki dilde de üst yazıyla desteklenen oyunlarında kendilerini daha iyi ifade ettiklerini belirten Yüce, ihtiyaç olması halinde farklı dillerde oyunlar sergileyebileceklerini de ekleyerek, tiyatroda vicdan unsurunun ön planda tutulması gerektiğini ve bütünleştirici bir dil kullanılması gerektiğini söylüyor.

Kürtçe Tiyatro

hedeflediğimiz için Kürtçe dilli tiyatroyu tercih ettik” diyor.

Tiyatro, hem icra edenlerin hem de izleyenlerin kişisel özgürlüğüne ulaştığı önemli bir sanat dalı. Tiyatronun bir de alternatif tarafı var. Son zamanlarda ülkemizde de bağımsız tiyatro gruplarının başarılı işlerini görmek mümkün. Bu topluluklardan bir tanesi de; Theatre Deng û Bej.

İki Dilli, Bol Vicdanlı

n ü ğ ü l r ü g z *Ö ; i l a H i k e d Sahne

“Birlikte Yeni Cümleler Kuralım”

“Kürtçe’ye Siyasi Açıdan da Sahip Çıkmayı Hedefliyoruz”

Tiyatronun dünyayı değiştirebilecek güce sahip olduğunu düşünen Yüce, “Kimse kimseyi ayrıştırmasın ve tiyatromuza herkes gelsin, sözümüze kulak versin, birlikte yeni cümleler kuralım istiyoruz” diyerek, bu yaklaşımla aslında barış, güzellik, dostluk gibi kavramların toplumlar üzerinde ne kadar etkili olabileceğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor.

Anadilleri olan Kürtçe’nin kulaklarına işleyen tınısıyla birlikte kendilerini sahnede daha da ‘var’ hissettiklerini dile getiren Yüce, “Hem bir oyuncu olarak kendimizi sahnede daha iyi ifade edebilmek için anadilde oyunlar oynamayı hem de dünya görüşlerimizden dolayı Kürtçe’ye siyasi açıdan da sahip çıkmayı

Gelecek projelerinin arasında kendilerinin metinleştirdiği ve hem Kürt hem de batı kültüründen harmanlanarak hazırlayacakları bir oyunla sahneye çıkmak olduğunu kaydeden Güldestan Yüce, Kürtçe oyunculuk eğitimi veren bir kuruma dönüşme planlarının da var olduğunu ifade ediyor.


Özge Özkul

www.acabagazetesi.com

09

İtirazım Var Hakem Bey!

Günümüzde spor kelimesini duyduğumuzda aklımıza gelen ilk branş futbol oluyor. Futbol, her ne kadar taraftarlar arasında gerginlik yaratsa da, futbolcu ile hakem arasında da benzer sorunlar olabiliyor. Bunun örneklerinden biri de “hakemin kararlarına itiraz etmek…” Futbolda oyuncuların gol atması kadar önemli olan hakem kararları, futbolcular arasında büyük sorunlara yol açabiliyor. Bilindiği gibi hakem kararının ardından hiçbir şey geri alınamaz. Futbolcular da bunu bilmelerine rağmen hakem kararlarına sık sık itirazlarda bulunur. Spor Psikoloğu Prof. Dr. Turgay Biçer, bu durumun “futbolcuların yenilgi ve hatalarına kılıf araması” ile ilgili olduğunu söyledi.

Hatalarına Kılıf Arıyorlar! Oyuncuların itiraz etmeyi, galip gelmenin bir yolu olarak gördüğünü ifade eden Turgay Biçer, oyuncuların hakemi etki altına alarak yenilgilerine ve hatalarına kılıf aradıklarını ve baskı yoluyla hata yapmalarına neden olduklarını belirtti. Prof. Dr. Biçer, bu durumun psikolojik nedenini şöyle açıklıyor; “Ne yazık ki bu durum, sporcuların spor kültürü eksikliğinin yanı sıra, profesyonellik bilinçlerinde de başka bir sıkıntı olduğunun göstergesi.”

Spor Kültürü Her Konuda Eksik Futbolcuların, itiraz etme nedenini spor kültürü eksikliğine bağlayan Prof. Dr. Biçer, diğer bir eksikliğin de sevinç göstergesi olarak kullandıkları forma çıkarma gösterisinden kaynaklandığını söyleyerek devam etti; “Forma çıkarmak bazı yabancı sporcuların sevgi göstergesinin kötü bir taklididir. Kendilerini çok önemli bir şey yapmış, diğer büyük ve ünlü sporcularla özdeşleşmiş olarak görme eğilimidir. Yanlıştır, taklittir ve sporcunun eğitim eksikliği ve spor kültürü yoksunluğunun bir göstergesidir. Gelişmiş ve spor kültürünü sindirmiş sporcularda böyle ham davranışlar göremezsiniz. Sevinç ve üzüntü belirli ölçülerde yaşanmalı ve kültüre uygun olmalıdır.”

Spor Kültüründen, Skor Kültürüne Sporculara öncelikle spor kültürünü vermek ve sporun değerlerine saygıyı öğretmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Turgay Biçer, “Sporcu üstün yeteneklere sahip bir dehadır. Ama bizim sporcularımızın çoğu bunun farkında olmadıkları gibi sadece skor kültürüne özgü davranış içindedir. Oysa spor çok boyutlu, insanı geliştiren ve eğiten önemli bir kültür olgusudur. Sporda yetenek ve kişilik birlikte eğitilmeli ve harmanlanmalıdır. Biri olmadan diğeri eksik kalır” dedi.


ACABA

HAFTALIK SÜRELİ ÜCRETSİZ E-GAZETE 2 ŞUBAT PAZAR SAYI 16 Genel Yayın Yönetmeni DOĞUKAN GEZER (539) 879 71 55 dogukan.gezer@hotmail.com

Yazı İşleri Müdürü ECE MEHMETOĞLU ece.mehmetoglu@hotmail.com

İçerik Danışmanı ALİ İYİDERE aliiyidere@gmail.com

Sayfa Tasarım BERK AKCAN b.berkakcan@gmail.com

İletişim Adresleri: www.acabagazetesi.com facebook.com/acabagazetesi acabagazetesi@gmail.com instagram/acabagazetesi twitter/acabagazetesi

www.acabagazetesi.com

Sakman’a Vefa Gökçe Öztürk Son yıllarda yaşanan eskiye özlem duygusu, yaşantımıza yoğun bir şekilde hakim olmaya başladı. Halk arasında neredeyse bu konuda bir dil oluştu desek yeridir. Bayram yaklaştığında eski bayramlara özlemle başlar atıflar, şehir yaşamında bir sorun olur ise eski İstanbul için duyulan hasretle devam eder. Bu özlem şu an mesleki alanlarda bile kendini hissettirir oldu. Bu ayki Vefa Sayfası’nda sizlerle biraz eskilere yolculuk yapacağız. Duayen gazeteci Ünal Sakman’ı, kardeşinin penceresinden dinleyecek ve o güzel Bâb-ı Âlî dönemine bir parça dahi olsa tanıklık edeceğiz. 26 Mayıs 1955 yılının Mayıs ayında İstanbul’da yayın hayatına başlayan Tercüman gazetesinin kurucularından olan Ünal Sakman, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Kardeşi İnci Özgüven, Sakman’ın üniversitede okurken gazetecilik yapmaya başladığını ve bu şekilde mesleğe adım attığını ifade ediyor. Kardeşlikte çocukluk, gençlik dönemi önemlidir. Yapılan paylaşımlar ve birlikte öğrenilen onca şey vardır. Bunların paylaşımların içinde kitap ise en güzeli ve kıymetlisi olsa gerek. İnci Özgü-

ven, “Abim, ben 11 yaşındayken bana Tolstoy’un Sefiller kitabını getirdi ve 3 gün içinde bitirmemi istedi. Ben o kitabı öyle çok sevdim ki sonra o bana sürekli kitap almaya başladı. Bana kitap okumayı sevdirdi. Şimdi benim için kıymetli olan kocaman bir kütüphanem var ve bunda O’nun emeği büyük” diyor. Tabii ilişkileri bir kitapla sınırlı kalacak gibi değil. İlkler her insanın hayatında önemlidir. İlklerin unutulmayan bir yeri vardır. Çünkü, yeni bir yola başlangıç demektir bir ilk... İnci Özgüven, bu ilklerin içinde ilk tiyatroya gidşini anlatıyor abisi Ünal Sakman’ı anarak; “İlk kez abim götürdü beni tiyatroya. Beyoğlu’nda Yıldız Kenter ve Müşvik Kenter’in oynadığı bir oyuna gittik. Çok güzel bir gündü; hala unutmam.” Bu güzel anıların yanı sıra İnci Özgüven babasız büyüdükleri için abisinin desteğini her zaman dağ misali arkasında hissettiğini vurguluyor. Ve her gece baş ucuna sessizce parmak çikolata getirip koyan bir abiye sahip olduğu için kendini çok şanslı hissettiğini söylüyor. İş yaşamını anlatırken ise, Ünal Sakman’ın gençlik dönemlerinde neredeyse hiç tatil yapmadığını belirtiyor. İnci Özgüven, Sakman’ın iş hayatında tatlı-sert olarak anıldığını, çok sevildiğini belirtirken bir vurguda bulunmayı da ihmal etmiyor; “Çalıştığı gazeteden her gün onu almaya gelen arabada hiçbir zaman arka koltuğa oturmadı. O, hep şöförün yanındaki koltuğa otururdu.” İnci Özgüven, abisinin başarısını çalışkanlığına, çok okumasına ve iyi bir kalbe sahip olmasına bağlıyor. Hızla ilerleyen zamanı durdurmanın tek yolu; sevdiklerimizle biriktirebileceğimiz anılardır. Yaşam yolumuzda ilerlerken sıkıntılar, acılar, zorluklar, belki yokluklar içinde zamana inat sevdiğiniz insanlarla gülümseyebileceğiniz bol anılarınızın olması dileğiyle... Bu belki bir parmak çikolata, belki bir kitap, belki de bir tiyatro bileti...


Acaba Gazetesi Sayı 16  

Haftalık E-Gazete

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you