Page 1

Satılmış Erdoğan: “Başbakan İsterse İsmimi Değiştiririm”

S2

Satılmış Erdoğan, Türkiye’nin seçim havasını iyiden iyiye hissetmeye başladığı bu günlerde, herkesin dikkatinin üzerinde olduğu ender kişilerden. Adaylığı ve vaat ettiği projelerden çok, adı ile gündeme gelen Satılmış Erdoğan, Başbakan Erdoğan’ın istemesi durumunda ismini dahi değiştirebileceğini söylüyor. Kendisine bulduğu yeni isim de hazır; “Kahraman Erdoğan”

17 KASIM PAZAR SAYI:5

Mercan Dede: “Aklımız Bir Karış, Ruhumuz Fersah Fersah Havada” S7

Kredi Veren Bankalarda Müşteri Çok, Kemik İliği Bankaları’nda Gönüllü Yok İlik nakli bekleyen 7 yaşındaki lösemi hastası Melis Akbaş’ın babası Bahadır Akbaş’ın, evladının kurtulması için verdiği mücadeleyi tüm Türkiye heyecanla ve kimi zaman gözlerinde yaşlarla takip etti. Çaldıkları her kapının yüzlerine kapandığı sırada sosyal medyada başlayan bir kampanya, hem Melis için büyük bir umut ışığının doğmasına sebep oldu, hem de Türkiye’nin kanayan yarasına bir kez daha dikkatleri çekti.

KIZLI VE ÖFKELİ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kızlı-erkekli öğrenci evlerine yönelik olarak yaptığı eleştiri, çok uzun bir süre ülke gündemini meşgul etti. Her kesimden insanın birbirinden ilginç savunma ya da tepki ile yaklaştığı konun ilk günleri “demek istenen şeyle” ilgili açıklamalarla geçse de, herkesin takıldığı nokta; olayın özel hayata müdahale mi yoksa olması gereken yaşam şeklinin sağlanması mı noktasında tıkandı.

Doğukan Gezer Haberi Sayfa 3’te

Taraftarlık Meslek Olunca Holiganlık Farz Oldu Son yıllarda Avrupa liglerinde artış gösteren şiddet ve tribün terörü, Türkiye’ye de sıçradı. Geçtiğimiz sezonlarda çıkan tribün olaylarının sonunda yaşamını yitiren taraftarların henüz acısı dinmemişken, Süper Lig’in 5’inci haftasında oynanan Beşiktaş-Galatasaray maçında sahaya atlayan grup, holiganizm bombasının pimini çekti.

Doğukan Gezer Haberi Sayfa 3’te

Kıymet Oğuz

Bombayı Biz Attık Cezayı Siz Ödeyin S4 Yerküre mi Isınıyor? İklim mi Değişiyor? S6


02

Sertaç Aksan

www.acabagazetesi.com

Satılmış Erdoğan: “Başbakan İsterse İsmimi Değiştiririm” Satılmış Erdoğan, Türkiye’nin seçim havasını iyiden iyiye hissetmeye başladığı bu günlerde, herkesin dikkatinin üzerinde olduğu ender kişilerden. Adaylığı ve vaat ettiği projelerden çok, adı ile gündeme gelen Satılmış Erdoğan, Başbakan Erdoğan’ın istemesi durumunda ismini dahi değiştirebileceğini söylüyor. Kendisine bulduğu yeni isim de hazır; “Kahraman Erdoğan”

S

atılmış Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Yozgat Belediye Başkanı Aday Adayı. Onu farklı kılan ise ne Yozgat’ın trafiğine ilişkin yaptığı çözüm önerileri, ne de Yozgat’ın nüfusunu 250 bine çıkartma hedefi. Satılmış Erdoğan’ın sosyal medyada en çok konuşulan isimlerden biri olmasının en önemli sebebi adı ve soyadı. Aday adaylığının duyulmasının ardından Facebook’ta binlerce kişi Satılmış Erdoğan’ın profilini beğendi, sitesi yüz binlerce kez tıklandı ve 4 kez çöktü. Twitter üzerinde en çok retweet alan isimlerden biri oldu. Acaba Gazetesi’ne konuşan Erdoğan, ilgiden memnun. “Gençler benim, ben de gençlerin doğallığını sevdim” diyen Erdoğan, kesin aday olma konusunda oldukça iddialı. Harita mühendisi olan Satılmış Erdoğan, siyasete pek de yabancı bir isim değil. AKP’nin Yozgat’ta kurucu üyeleri arasında olduğunu ifade eden Erdoğan, ismiyle gündeme gelmesine şaşırmadığını söylüyor. Yıllardır bu ismi gururla taşıdığını belirten Erdoğan, “Bu ismi bana annem ve babam takmış. İsmimi çok seviyorum. Özellikle Sayın Başbakanımızdan sonra soyadımı daha da bir gururla taşır oldum” diyor.

den de arkadaşlar arayıp memnuniyetlerini dile getirdiler. İsmim nedeniyle muhalefet partilerinin de bazı teklifler oldu. Ak Parti dışında, BaşbakanıEğer Başbakanımız isterse ben de iki mızın bulunduğu yer dışında siyaset Kemal hesabından yola çıkıp ismimi yapmam mümkün değil” sözleriyle, değiştiririm. Böyle bir durumun yaBaşbakan Erdoğan’a olan sevgisini şanması halinde almak istediğim isim; dile getirdi. Kahraman. Başbakanımızın uygun “Çok Çılgın Projelerim Var” görmesi durumunda ‘Kahraman ErYozgat’a başkan seçilmesi duru“Başbakanımız isterse doğan’ ismiyle siyasi hayatıma devam munda kente çağ atlatacağını iddia ‘Kahraman’ Olurum” edebilirim” diyen Satılmış Erdoğan, eden Erdoğan’ın, kendi deyimiyle İsminin siyasi hayatının önüne geç- sosyal medyada kendisine gösterilen “çok çılgın” projeleri var. Kenti, 2 bin meyeceğine inandığını dile getiren Sa- ilgisinden de oldukça memnun. hektardan 6 bin hektarlık bir alana tılmış Erdoğan, Başbakan Erdoğan’ın Sitesinin son iki hafta içerisinde yaymayı hedefleyen başkan aday ismini değiştirmesi yönünde telkinde yüz binlerce kez tıklandığına değinen adayı, aynı zamanda kentin trafik bulunması durumunda gereğini Erdoğan, “Önce sitemize saldırı oldu ve otopark sorununun yanı sıra Saat yapacağını da açıkça belirtiyor. “Bu sandık. Ama işin gerçeğini çok geçülkede Mustafa Kemal’in bile isminmeden öğrendik. Adımız, çok kısa bir Kulesi çevresindeki düzensizliğinde de de değişiklikle ilgili bir hikaye var. sürede yayıldı. Parti genel merkezin- çözüme kavuşturulacağını vurguluyor.


Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

03

Kredi Veren Bankalarda Müşteri Çok Kemik İliği Bankaları’nda Gönüllü Yok

İlik nakli bekleyen 7 yaşındaki lösemi hastası Melis Akbaş’ın babası Bahadır Akbaş’ın, evladının kurtulması için verdiği mücadeleyi tüm Türkiye heyecanla ve kimi zaman gözlerinde yaşlarla takip etti. Çaldıkları her kapının yüzlerine kapandığı sırada sosyal medyada başlayan bir kampanya, hem Melis için büyük bir umut ışığının doğmasına sebep oldu, hem de Türkiye’nin kanayan yarasına bir kez daha dikkatleri çekti.

B

ankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 2012 yılı verilerine göre, ülke genelinde 5 buçuk milyon kişi ihtiyaç kredisi çekmiş. Aynı yıl içerisinde ilik nakli bekleyen lösemili hastalara donör bulmak amacıyla hizmet veren Kemik İliği Bankası’na ise sadece 10 bin kişi başvuruda bulunmuş. Bir yanda insanlara yüklü miktarda borçlar veren bankaların rekor karları, diğer yanda insanların hayatta kalabilmeleri için son şansları olan ilik bankalarının sinek avlaması ülkemizin geldiği noktanın güzel bir aynası belki de… Lösemi hastası binlerce çocuk, yaşama tutunmak için kendilerine uyumlu ilik nakli arayışında. Her geçen saniyenin yeşeren umutları soldurduğu değerlendirildiğinde, nakil bankalarında gerekli bağışın olmasından dolayı yaşanan ölümler, hastaların çaresizliğini de gözler önüne seriyor. Amerika’da ilik nakli bekleyen her 100 hastadan 84’üne, Almanya’da 81’ine uygun nakil kısa sürede bulunurken, Türkiye’de ise 100 hastadan sadece 1 tanesi bu şansa sahip olabiliyor. Para işlemlerinin yapıldığı bankalar, her geçen dönem işlem rekorlarına

bir yenisini daha eklerken, Türkiye’de hizmet veren üç Kemik İliği Bankası, gönüllülerini bekliyor. Kredi ve fatura işlemleri için bazen uzun kuyruklarda saatlerini harcayanlar, hayat kurtarmak için yaklaşık 5 dakika süren kan örneği verme ve dilekçe doldurma işlemini görmezden geliyor.

“Melis’e Hastalığı Anlatmak Kolay Olmadı”

İlik nakli bekleyen 7 yaşındaki lösemi hastası Melis Akbaş’ın babası Bahadır Akbaş ile Melis’in hastalığı öğrenme sürecinden ailenin sosyal hayatındaki değişikliğe, yapılan projelerden Melis’e uygun donör bulma aşamasındaki son gelişmelere kadar çeşitli konular üzerine konuştuk. Melis’in, hastalığını ilk başlarda idrak edemediğini fakat sık sık hastaneye gittiklerinden dolayı annesine hastalığını sorduğunu belirten baba Akbaş, “Melis’e hastalığını anlatmak hiç kolay olmadı. Tedavi sürecinin kısa sürede tamamlanacağını ve ardından eve döneceğimizi söyledik. Televizyonu hayatımızdan çıkarmak zorunda kaldık. Ev içerisinde de steril bir ortam oluşturmaya çalıştık. Hala da bunun

için çabalıyoruz” dedi. Türkiye’de son yıllarda yapılan 10 bin gönüllü başvurusunun, Melis için yapılan başvurularla birlikte iki katına çıktığına dikkati çeken baba Bahadır Akbaş, “Sağlık Bakanlığı hayata geçirdiği proje ile bu alandaki çalışmaların hızlanmasını sağladı. Bu sırada biz de Amerika’dan olumlu bir haber aldık. Orada yaşayan ve Melis’e uygun iliği bulunan bir gönüllü üzerinde gerekli tetkikler yapılıyor. 15 gün sonra durum netleşecek. Umuyoruz ki olumlu haberler alırız” ifadelerini kullandı.

“Büyükler İçin Bile Zor Bir Hastalık”

Uzman Pedagog Sevil Yavuz, löseminin çocuklar üzerinde oluşturduğu etkileri ve ailelere düşen sorumlulukları bizler için açıkladı. Yavuz, bir yetişkinin bile kaldıramadığı bu hastalıkla, çocukların başa çıkmasının oldukça zor olduğunu dile getirerek, “Tedavi sürecinde çocuk, somut olarak vücudundaki değişiklikleri görüyor ve bu durumla başa çıkmak zorunda kalıyor. Aynı zamanda çocuğun çok halsiz olması, eskisi gibi oyun oynayamaması da çocuğu depresyona sürüklüyor” diye konuştu.


04

Sertaç Aksan

www.acabagazetesi.com

Bombayı Biz Attık Cezayı Siz Ödeyin Türkiye, her ne kadar bugün ileri demokrasi, kişi hak ve özgürlükleri, bağımsız medya gibi kavramları eskiye nazaran daha çok ansa da; çok değil, 20 yıl öncesinin karanlık günleri henüz aydınlanmaya başladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi 1994 yılında kendi vatandaşları üzerine bomba atmaktan suçlu buldu ve rekor bir ceza verdi: 2 milyon 305 bin Euro! Bu para devletin kasasından, yani vatandaşın cebinden çıkacak.

1

994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağı köyleri bombalandı, 38 kişi öldü. Devlet, “PKK saldırdı” dedi. Köylüler, “Askeri uçaklar bombaladı” iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gitti. AİHM, hava operasyonları sırasında hayatını yitiren 38 kişiyle ilgili Türkiye’ye tarihi bir ceza verdi. 38 kişinin öldüğü saldırının Türk devletinin iddia ettiği gibi PKK tarafından değil, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) uçakları tarafından yapıldığına hükmeden AİHM, Türkiye’nin zaten kabarık olan suç listesine bu kez de “rekor bir ceza” köyünde 13, Kuşkonar köyünde 25 sivil hayatını kaybetmişti. Ölen 38 kişiden eklemiş oldu. 24’ü çocuktu. Onlardan 7’si de bebek. Geri kalanların çoğu ise erkekler tarlaİki Askeri Uçak, da olduğu için kadınlar ve yaşlılardı. Bombalar ve 38 Ölüm

na bakan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderdi. Dosya tenis topu gibi yıllarca oradan oraya atılıp durdu. Gerçek öyle değildi ve mutlaka bir gün ortaya çıkardı. Bu sefer 2013 yılı Kasım ayında, olaydan yaklaşık 10 yıl sonra çıktı gerçek ortaya.

SHK: “Uçaklar Bomba Yüklüydü”

TSK, yıllarca o güne ilişkin kayıtlarını açıklamadı. Sadece “O gün herhangi bir uçuşumuz yoktu” cevabı verildi bu konudaki tüm sorulara. Her şeyi değiştiren, 2012’de avukat Tahir Elçi’nin Sivil Havacılık Kurumu’ndan (SHK) aldığı cevap oldu. Kurum, 26 Mart 1994 günü Şırnak’ta köylere yakın Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı iki uçuş misyonunu bildirdi. Panzer 60 adlı uçuşu yapan iki F-4 uçağı, ikişer MK83 26 Mart 1994 günü sabahına rutin tipi bombayla bölgede o saatlerde Başbakan Çiller: jet sesleri ile başladı Şırnak’ın Kuşkonar uçmuştu. Kaplan 05 kodlu uçuşu yapan “PKK Uçakları Yaptı” ve Koçağı köylüleri. 11.00 sularında iki F-16 jeti de MK82 bombalarıyla o O kadar çok korkmuşlardı ki, ilk duydukları uçak sesleri önce onları ifadelerinde “Kazaydı, şikayetçi değiliz” saatlerde köylerin üzerindeydi. Kayıtlakorkutmadı. Çünkü askerî uçak ve ra iki misyonun da başarıyla tamamlanhelikopterler sıklıkla köylerin üzerinden dediler. Koçağılı Köyü’nün muhtarı dığı notu düşülmüştü. Halil Seyrek ise 1 Nisan günü Şırnak keşif ve yakın dağlardaki PKK’lıları savcısına gidip köyün askeri uçaklar bombalamak için uçarlardı. Ancak az İşte bu belge, 2006 yılında AİHM’e tarafından vurulduğunu anlattı. Geçen sonra yaşanacaklar, ne onların hafıgiden davanın seyrini değiştirdi. Ve haftaya kadar süren hukuki skandallar zasından silinecek bir hatıraydı, ne de Türkiye, 2000 yılında Rusya’nın Çeçen serisi işte o gün başladı. Savcı, olayı Türkiye’nin karanlık yıllarında bazı köyleri bombalaması davasında verilen soruşturulmak üzere jandarmaya gönodakların ne kadar acımasız olduğunu rekor tazminatı katlayıp, 2 milyon 305 derdi. Bir de basına yayın yasağı koydu. unutturacak bir olay. bin Euro’yla AİHM tarihinin en rekor O sabah, tepelerinde uçan jetler bu Aslında yasağa da gerek yoktu. Zaten tazminat cezasını aldı. Bu para devletin bütün basın, 28 Mart günkü yerel seçimkez uçup gitmedi ve bombalarını onkasasından, yani vatandaşın cebinden lerden başka hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. ların üstüne bıraktı. Köylülerin “masa çıkacak. Dönemin Başbakanı Tansu Dönemin Başbakanı Çiller yoğun kadar” dediği kazan bombalarından ilki Çiller, Genelkurmay Başkanı Doğan seçim trafiği arasında konuyla ilgili bir evin üstüne, ikinci bomba ise okula Güreş, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe isabet etti. Sonra diğer bombalar geldi, tek bir cümle söyledi; “PKK uçakları yapmıştır.” Şırnak Savcısı, “Bu bir PKK gibi isimler ise hiçbir şey olmamış gibi sonra da helikopterden kurşunlar… hayatlarına devam edecek. Jetler gittiğinde bilanço ağırdı. Koçağılı saldırısı” diyerek dosyayı terör suçları-


Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

05

Kızlı ve Öfkeli

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kızlı-erkekli öğrenci evlerine yönelik olarak yaptığı eleştiri, çok uzun bir süre ülke gündemini meşgul etti. Her kesimden insanın birbirinden ilginç savunma ya da tepki ile yaklaştığı konun ilk günleri “demek istenen şeyle” ilgili açıklamalarla geçse de, herkesin takıldığı nokta; olayın özel hayata müdahale mi yoksa olması gereken yaşam şeklinin sağlanması mı noktasında tıkandı.

S

on dönemlerde yaptığı sert söylemleri ve bu söylemlere duyulan tepkilere rağmen geri adım atmaması nedeniyle kimi çevrelerce eleştirilen Başbakan Erdoğan’ın Kızılcahamam kampında yapmış olduğu “Kızlı-erkekli kalınan öğrenci evleri konusunda hassasiyetlerimiz var” açıklaması üzerine, kimi yerlerde valiler, “Bizim için talimat niteliğinde bir açıklama” ifadesini kullandı, kimi yerde ise polis, öğrenci evlerinin kapısını çaldı. İstanbul Emekli İl Müftü Yardımcısı Yusuf Kavaklı’nın, İnsan Hakları Ortak Platformu adına açıklamada bulunan Aysel Ergün’ün ve Açıköğretim Fakültesi Öğrenci Platformu Öğrenci Temsilcisi E. E.’nin konu üzerine görüşlerini aldık. Kavaklı, öğrenci evlerine yapılan baskınların doğru olmadığına dikkati çekerken; Ergün, ahlak bekçiliği yapılması yerine, temel insan haklarının gözetilmesi gerektiğini vurguladı. Erden ise durumu, “Bu evleri potansiyel ahlaksızlık yuvası olarak görmek öğrencilere hakarettir” diye yorumladı.

“İnsan Hakları Zedelenmeden Önlem Alınmalı”

Başbakan Erdoğan’ın uyarısının oldukça sert olduğunu ve bu yüzden de tepkilerin daha da büyüdüğünü belirten emekli İstanbul Emekli İl Müftü Yardımcısı Yusuf Kavaklı, “Devlet, öğrenci evleri üzerinde bu denli bir baskı kuramaz. Bir önlem almak istiyorsa, bunu daha sessiz bir şekilde ve özellikle doğru temeller üzerine kurabilir. Alınacak önlemler sırasında insan haklarının zedelenmemesi ise çok dikkat edilmesi gereken bir diğer unsurdur” dedi. Öğrencilere güvenmenin kültürel bir noktada yer aldığını ve Türkiye’de geçmiş dönemlerde hizmet veren köy enstitülerinde karma olarak barınan öğrencilerin olduğunu dile getiren Kavaklı, “1940’lı yıllarda Anadolu’da

okuyan öğrenciler köy enstitülerinde kalırdı. Hem de karma olarak. O dönemlerde hiçbir sıkıntı yaşanmıyordu. Benim de inceleme fırsatı bulduğum Hasanoğlan ve Pamukpınar köy enstitülerinde, öğrencilerin sorunsuz bir şekilde konakladığını gördüm. O dönemlerde öğrenciye güven olduğu için, günümüzdeki tartışmalar da yaşanmıyordu” şeklinde konuştu.

“Asıl Gereken Müdahale Değil Gençlere Güvence”

Hükümetin her fırsatta toplumun yaşam tarzına müdahale ettiğini ve bunun temel olarak yanlış olduğunu belirten İnsan Hakları Ortak Platformu adına açıklamada bulunan Aysel Ergün, “Asıl görev, gençlerin adil bir dünyada yaşamaları için gereken haklarının güvence altına alınması ve korumasıdır. Bu, yaşama hakkı, ifade özgürlüğü, gösteri ve toplantı yürüyüşü hakkı, barınma hakkı ve sayabileceğimiz pek çok hakkı ifade eder” diye konuştu. Çok sorunlu bir eğitim sisteminden geçtikten sonra bir şekilde üniversiteyi kazanan on binlerce öğrencinin başka bir şehre giderken en temel sorunun barınma olduğunu hatırlatan Ergün, “Gençler, yaşam alanlarına karışılarak korunmaz. Ancak gençleri polis şiddetinden, yoksulluktan, açlıktan, işsizlikten, erken evliliklerden koruyabilirsiniz. Siz hiç Başbakan Erdoğan’ın ‘Bu ülkede

milyonlarca üniversite mezunu işsiz genç var, gerekli talimatı bakanıma verdim’ ya da ‘Bu ülkede atanamadığı için intihar eden öğretmenlerimizi yedirmeyiz, gereken yapılacaktır’ dediğini duydunuz mu? İşte asıl beklenen bu. Bunlar söylenmedikçe toplum temelli düşündüklerinin de gerçeği yansıtmadığını göreceğiz” ifadelerini kullandı.

“Öğrenci, İkinci Sınıf İnsan Değildir”

Öğrencilerin kimseye rahatsızlık vermediği sürece barınma hakkını rahatlıkla kullanabilmeleri gerektiğinin altını çizen Açıköğretim Fakültesi Öğrenci Platformu Öğrenci Temsilcisi E. E., kişinin kendisine ve karşısındakine güveni tam olduktan sonra, hiçbir baskının olmaması gerektiğini söyledi. Öğrencileri ikinci sınıf insanlarmış gibi yargılamanın oldukça vahim göründüğünü söyleyen E. E., “Öğrencilerin asli sorumluluk ve sorunları derslerini başarıyla tamamlayarak mezun olmak. Fakat bu eleştiriyle birlikte yeni bir sorunları daha doğdu. Artık gerek aileler gerekse emlakçılar öğrencilere tedirgin bakıyor. Olayların büyümesiyle ailelerinin izin vermediği için şehir dışında okuyamayan öğrenciler ve kızlı-erkekli olduğu için emlakçılar tarafından ev verilmeyerek barınma sorunu yaşayan öğrencilerin yardım çağrılarını yakın zamanda duyacağız gibi gözüküyor” dedi.


06

Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

Yerküre mi Isınıyor? İklim mi Değişiyor?

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye dahil olmak üzere çok sayıda ülkede, dünyanın küresel bir krizle karşı karşıya olduğu ve önemli tedbirlerin alınması gerektiği yönünde çağrılarda bulunuldu. Özellikle enerji tasarrufu yönünden tedbirler aldıran küresel ısınma, şimdilerde ise sadece yaz aylarında hatırlanıyor.

“Enerji Harcarken, Dünya’yı da Harcıyoruz” Peki, insanlar ne yaptı da yüzde 95’inin insan kaynaklı olduğu söylenen küresel ısınmaya neden oldu? Ozan Mert, bu soruyu şöyle yanıtlıyor; “Fosil yakıt tüketerek atmosferi sera gazıyla dolduruyoruz, böylece Dünya ısınıyor. Teknolojinin gelişmesiyle de enerji tüketimi zirveye ulaştı. Bu kapsamda geçmiş yıllarda olmadığı kadar enerji harcıyor ve o derecede doğayı etkiliyoruz. Yani enerji harcarken Dünya’yı da bir o kadar harcıyoruz.” İklim değişikliğinin sona ermesiyle de bu tüketim sorununun devam edeceğini belirten İklimbilimci Mert, “Dünya kaynaklarını o kadar kötü harcıyoruz ki bu, mahvoluşa doğru bir yol izleyecek gibi görülüyor. Bir an önce sürdürülebilir enerji tercih edilmeli ve Dünya daha yaşanabilir bir hale bürünmeli” diyerek, geleceğe umutla bakmanın en önemli yolunun “yenilenebilir enerji” olduğunu bir kez daha vurguluyor.

D

ünya’nın ortalama sıcaklık değerlerinin 1800’lü yıllardan itibaren düzenli olarak artmaya başlaması, küresel ısınma tehlikesini doğurdu. Yüzde 95’inin insan kaynaklı olduğu söylenilen bu tehlikeyle birlikte gezegende doğal dengeler bozuldu, çevresel felaketlerin sayısı da arttı. Durum böyle devam ederse havanın daha sıcak, deniz seviyesinin daha yüksek olduğu, yağış şiddetinin çok fazla arttığı ve fırtınaların güçlendiği bir dünyayı çocuklarımıza bırakmış olacağız. İklimbilimci Ozan Mert ile küresel tehlikenin unutulmasının nedenlerinden iklim değişikliği sorununa, küresel ısınmanın tehlikelerinden insanların doğaya verdiği zararlara kadar çeşitli konularda konuştuk.

Toplumda iklim bilimine ilginin ve algının az olmasından dolayı sadece havalar ısındığında küresel ısınmanın akıllara geldiğini ifade eden Mert, “Son 10 yılda küresel ortalama sıcaklıktaki artışın yavaşlaması ve hatta durması, Avrupa’da görülen sert kışlar ve iklimdeki doğal değişkenliğin zaman zaman küresel ısınmanın etkilerini ikinci plana itmesi, bu panik havasının kaybolmasında etkili oldu” dedi.

İklim Değişiklikleri İnsan Kaynaklı Değil

Bazı bilim insanlarının “küresel ısınmada insan elinin ne ölçüde olduğu” konusunda fikir ayrılıkları yaşadıklarını vurgulayan Mert, “Bazı bilim insanları ‘İnsan etkisi aslında bir hiçtir. Güneş ve okyanus döngüleri her şeyi belirler.’ Görüşünde. Ben de ‘Bekle ve gör’ diyenlerdenim. Çünkü bugüne kadar yapabildiğimiz gözlemlerin, Dünya’nın yakın geleceğini net olarak tahmin edebilmemize olanak sağlamaktan uzak olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.


Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

07

Mercan Dede: “Aklımız Bir Karış, Ruhumuz Fersah Fersah Havada” İlhamını Rumi’den, müziğinin temelini ise dervişlerin şiirsel duruşlarından alan Mercan Dede, geleneksel Sufi müziğini farklı enstrümanlar, insan sesleri ve elektronik müzikle birleştirerek adeta kulaklarımızın pasını siliyor. Biz de Acaba Gazetesi olarak, bugüne kadar çıkarmış olduğu albümlerle milyonların takdirini ve sevgisini kazanan Mercan Dede ile son albümü “Dünya” hakkında keyifli ve bir o kadar da derin bir söyleşi gerçekleştirdik. n “Nar”, “Su” ve “Nefes” albümlerinin ardından “Dünya” – “Earth” albümüyle karşımızdasınız. Nedir “Dünya”nın hikayesi? “Dünya” kelime manası olarak aynı zamanda “yaşam” anlamına geliyor. “Dünya”yı ve “Dünya”nın içindeki yaşamı, hayatı değişik boyutları ile yansıtan bir albüm. Tabi burada bahsettiğim “Dünya”, benim çok kişisel, öznel bir gözle gözlemlediğim, gözlemlerimi, tecrübelerimi içselleştirip dış “Dünya”ya sesler, yankılar olarak yansıttığım bir “Dünya”. Bu anlamda belki de “Dünya”dan ziyade benim “Dünya”mı anlatıyor. Ne “Dünya”nın ne de benim ayaklarımız yere basmıyor. Hatta aklımız bir karış, ruhumuz fersah fersah havada.  Aslında insan, kanımca kökleri yerde değil gökyüzünde olan bir yaratık. Böylesine gökyüzüne çıkmaya çalışmamız, teleskoplar icat etmemiz, bale sanatında ayak parmaklarımızın ucunda durmaya çalışmamızın arkasında önemli ölçüde bunun olduğuna inanıyorum. n “Dünya” için 6 yıl bekledik. Neden bu kadar uzun bir ara verdiniz albüm yapmaya? Müzikle olan yolculuğumun, Mercan Dede ile olan dostluğumun en başından beri samimiyetle söylediğim bir şey var; tam argo tabiri ile asla “otomatiğe bağlanmış” halde bir şeyler üretmek isteyen, böyle ticari zihniyetle yaratılan eserlere inanan biri değilim. Hayat, sanat, müzik, insanın kalbinde Türk kahvesi gibi kısık ateşte

pişmeli, oluşmalı, oturmalı, kabarmalı. İnsanın hayatta kaç albüm yaptığı, kaç sanat eseri yarattığı, ne kadar sürede yaptığı değil, bu eserlerin hakları olan zaman diliminde, yine hak ettikleri özen gösterilerek yapılıp yapılmadığı daha önemli. “Düne ait söz dünde kaldı. Bugün yeni bir söz söylemek lazım” ile Mevlana belki de kendi içimizdeki yenilenmeyi anlatıyor. Kendin yeni bir “sen” olmadıktan sonra söyleyebileceğin şey nasıl “yeni” olabilir? n Geleneksel Sufi müziğini diğer enstrümanlar, insan sesi ve elektroniklerle birleştiriyorsunuz. Bu albümde de böyle bir sound mu var? Bu albüm akılla değil kalple yapılmış, tabiri caizse “kalbî bir albüm” oldu. “Dünya” dediğinizde, aslında tüm seslerin buluştuğu, gökkubesinde yankılandığı bir alemden bahsediyoruz. Geçmiş gelecek, doğu batı ayrımı ya da buluşmasından ziyade, yukarısı ile aşağısı arasındaki bir buluşma bu. Ve ortaya çıkan eserler de bu buluşmanın yankıları. n “Su” albümünde Türkiye, Tunus ve Kanada’dan müzisyenlerle çalışmıştınız. Ayrıca Ceza’dan Hüsnü Şenlendirici’ye, Azam Ali’den Yıldız Tilbe’ye pek çok isimle de işbirlikleriniz oldu. Bu albümde kimler var? Bu albüm öncelikle baştan sonra Mercan Dede albümü. Mercan Dede derken, çoğu kez insanların yanıldığı üzere kendimden ya da aslında olmayan Mercan Dede

isminde bir kişiden bahsetmiyorum. Bestesinden düzenlemesine, icrasından kayıtlarına kadar grubumuzdaki tüm değerli kardeşlerimizle birlikte oluşturduğumuz bir albüm. Tek bir kişinin değil, bir ailenin albümü bu anlamda. Misafir sanatçı olarak vokalde sevgili Azam Ali ve çok değerli Sabahat Akkiraz katıldı. Bu albümde diğer albümlerden daha da yoğun olarak şairlerimiz, seslerimize kelimelerle can verdi. Kanada’dan  olağanüstü şair Jeff Biens, topraklarımızdan Yalınayak Başıkabak  üstadımız, genç kuşak şairlerimizden Mahir Karayazı gibi çok değerli dostlarımız sağ olsunlar bizi yalnız bırakmadılar. Ayrıca “Dünya”nın birçok yerinde kayıt ettiğimiz şehir, insan, tabiat sesleri albümün içinde yoğun olarak yer aldı. “Dünya”da, Dünya’ya bir yolculuk yapıyoruz.


08

Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

Taraftarlık Meslek Olunca Holiganlık Farz Oldu

Son yıllarda Avrupa liglerinde artış gösteren şiddet ve tribün terörü, Türkiye’ye de sıçradı. Geçtiğimiz sezonlarda çıkan tribün olaylarının sonunda yaşamını yitiren taraftarların henüz acısı dinmemişken, Süper Lig’in 5’inci haftasında oynanan Beşiktaş-Galatasaray maçında sahaya atlayan grup, holiganizm bombasının pimini çekti.

P

eki, “Futbol dışında neredeyse hiçbir spor branşında görülmeyen bu tribün terörü neden ortaya çıktı?”, “Tribünlerdeki zıtlıklar, kızışmalar sahalarda top koşturan futbolculara nasıl yansıyor?” ve “Bu önemli sorun daha da büyümeden nasıl çözülür?” Spor Psikoloğu Arda Coşkun, merak edilen bu soruları Acaba Gazetesi için yanıtladı.

“Temel Suç Yöneticilerde”

Holiganizmi tetikleyen nedenlerin başında futbolun endüstriyelleşerek büyük paraların kontrolsüzce kazanıldığı ve harcandığı bir sisteme dönüştüğünü dile getiren Coşkun, “Bu yeni düzenle futbolla birlikte taraftarlık da erozyona uğradı. Futbolseverlik artık meslek olarak yapılan ve para kazanı-

lan bir olgu halini aldı” dedi. Burada en büyük suçun yöneticilerde olduğunu da ekleyen Coşkun, şöyle devam etti; “Yöneticiler, dönemsel çıkarları için bazı taraftar gruplarını kullanarak bu grupları güçlendirdi. Bu durum bir süre sonra kontrolden çıktı. ‘Çarşı’ gibi örnek ve sporun özünü kavramış taraftar gruplarının tersine, bu işi bir kazanç sağlama amacına dönüştüren taraftar grupları türedi.” Tribünlerde yaşanılan terörün, sahada top koşturan futbolcuların genelde dikkatini dağıtmadığını ifade eden spor psikoloğu Arda Coşkun, “Tabii istisnai durumlar da yaşanabiliyor. Örneğin; Volkan Şen’in kendisine yönelik yapılan kötü tezahüratlara verdiği tepki gibi. Taraftarların hem birbirlerine hem de sahadaki oyunculara küfür ve hakaret

gibi kötü tezahürat etmeleriyle sporcular üzerinde doğabilecek sorunları, spor psikologları olarak engellemeye çalışıyoruz” dedi.

“Sokakta Yapamayacaklarını, Tribünde Yapıyorlar”

Holiganizm sorununun çözülebilmesi için iki ana başlığın dikkate alınması gerektiğini belirten Coşkun, “Birincisi eğitim, ikincisi de uygulanabilir cezalar. Futbol sevgisi ve kültürü çocuk yaşlarda kazanabilecek bir olgu. Maalesef ilkokul çağındaki çocukların sporla buluşma olanakları çok ama çok az. Bu nedenle hem uygulamalı hem de kavramsal olarak ne kadar spor dersi olursa çocukların spor kültürüyle yetişmesine o kadar yardımcı olabilir. Diğer taraftan halihazırda olan olaylarda şiddet üreten taraftarları caydırıcı hiçbir uygulama yok. Yani sokakta giderken yapamayacağınız davranışları veya söyleyemeyeceğiniz sözleri, milyonların önünde yapabilir ve söyleyebilirsiniz gibi bir hava yaratılıyor. Bu davranışların karşılığında da herhangi bir yaptırımla karşılaşmıyorsunuz. Bu nedenle bu insanlar bırakın caydırılmayı, aksine teşvik edilmiş bile olunuyor” ifadelerini kullandı.


Lütfü Özel

www.acabagazetesi.com

09

Haber Analizi

Olur Olmasına da!

S

porda şiddet üzerine tonlarca yazı ve görüntü her gün televizyonlarda yayınlanırken, konunun muhataplarından sürekli yeni toplantılar gerçekleşip durduğuna ilişkin bilgiler geliyor. Sözel ya da yazınsal herkesin bir fikri var. Önüne geçme, engel olma, ortadan kaldırma açısından karşımıza çıkan en önemli engel, samimiyetsizlik! Çünkü şiddetin gerçekten ortadan kalkmasını isteyenler sadece ve sadece bundan canı yananlar. Maça gitmek isteyip de olası bir kargaşadan çekinerek evinde oturmak zoruna kalanların serzenişini de buna dahil edebiliriz. Şiddetle samimiyet arasındaki bağlantıyı rant kurar! Her türlüsü! Paradan, güce, siyasetten rantla ilgili neyi nasıl anlıyorsanız odur işte! Yıllardır ama özellikle aylardır, ölümlü sportif şiddet vakaları incelendiğinde “Neden olayların yaşandığı anda ‘operasyon’ yapılmıyordu da son dönemde birdenbire polisiye baskınlar başladı, insanlar evinden toplandı?” sorusunu düşünmek bile konu hakkında fikir yürütmeye yardımcı olabilir.

“Birbirine Karışmayanlar” Döngüsünden Kurtulmalıyız Sporda şiddetin kaynağı taraftardır demek yanlıştır. Taraftar güruhu içinde yer alan profesyoneller, işi yürütmektedirler. Bu profesyonellerin sayısı ve yeri yurdu bellidir. Bunlar benim tanımımla profesyonel taraftarlardır. Tek başlarına iş yapmazlar. Hangi takımla ilintililerse onun yöneticileri tarafından beslenirler. Onlar bedava bilet verirler; bunlar da o biletleri satarak yollarını bulurlar. Bu bir çeşit alışveriştir. Yönetici kendi gücünü ve hakimiyetini yeteri kadar ses getirecek şekilde sürdürebilmek için bu profesyonelleri böylece “satın alır”! Çark döner. Bunu güvenlik

güçleri bilirler ama “karışmazlar.” Karıştırılmazlar! Zira o yöneticiler kulübün adından, futboldan ve spordan ortaya çıkmış inisiyatifi gerekirse bulunduğu kentin milletvekillerine ve hatta bakanlarına kadar götürerek, dolaylı bir baskı oluştururlar. Milletvekili, valiyi ve emniyet müdürünü arar, “Kasmayalım” der bıraktırır. Bu noktada, birbirine karışmayanlar döngüsünden kurtulmak gerekliliğini önemle vurgulamakta fayda var.

işler yeterli! Statları konforlu hale getireceksiniz, gidiş gelişleri raGerçek Taraftarı Ayrı Bir Yere hat ve sorunsuz olacak. Tuvaleti, Koymak Gerek yiyeceği, konforu olacak. Alkollü girmesinler elbette spor alanlarına! Tribüne gidip maç izlerken bağı- Sporu, futbolu güzel anlatacaksınız! rıp çağıran, gerçek anlamda şiddet Yani medya da satırlarda, ekranlardiye tanımladığımız faktörlerin da sakin olacak. Gözlerini fal taşı gibi açmış, sadece bir gol kaçıran yanında hikaye kalır. Bu noktada ya da hatalı karar veren bir hakemi gerçek taraftarı ayrı bir yere koyyorumlarken tükürükler saçarak, mak gerek. Onları yola getirmek şart bile değildir. Adam patronuna avazı çıktığı kadar bağırarak, adı yokızar, bağırıp rahatlayabileceği tek rum olan saçmalığa devam edenlere de gerekli uyarıları yapacaksınız. yer stattır, yapar! Şiddete başvurmaz! Sorun şiddettir. O sayıları belli Eleştirilsin de, adam öldürülmüş muamelesi yapmaya gerek yok! güruh, toplum psikolojisi çerçevesinde her türlü aracı kullanarak Ayrıca elbette sosyal bir takım şiddetin büyümesini körükleyebilir. eylemlerle sporun ana merkezinin eğlence, heyecan, keyif olduğuna toplumu ikna edeceksiniz.

Sorunu Anlatmak, Çözümü de ifade Ediyor Aslında Değil mi?

O güruhu yok edeceksiniz. Statlara sokmayacaksınız. Onları sokan, göz yumanları da bertaraf edeceksiniz. Özel güvenliği eğiteceksiniz. Onlar sokuyor silahı, kesici aletleri, patlayıcıları içeri. Yoksa polisin ne işi var statta. Yöneticileri, yaptıkları her kışkırtıcı konuşma adına cezalandıracaksınız. Hapis değil ama. Belirli bir noktada yöneticilikten menedeceksiniz. Para cezası vereceksiniz. Bizde insanlar hapse bile girer, yeter ki parasını istemeyin!

İngiltere Önemli Bir Örnek

Bu konuda en radikal işi yapan İngiltere’dir ve bu açıdan önemli bir örnektir. Yukarıda saydığım tablonun katbekat üstünde olan olayların kesilmesini kararlı iradeyle sağlamışlardır. Samimiyet derken bunu kastediyorum. “Bizde önemli bir çoğunluk işin önlenmesini istemiyor ki zaten”, noktasından çıkmaya çalışıyoruz. Onlar, UEFA’ya “Bizi 5 yıl Avrupa kupalarına almayın” deme cesaretini göstermişlerdir. Onların Başbakanı, şiddete neden olanlara “hayvanlar” deme cesaretiSporu Güzel Anlatabiliyor muyuz? ni göstermiştir. Diğer kesim için ise standart Ne diyelim, böyle işte!


www.acabagazetesi.com

Fotoğraf: Murat Özçelik-Hindistan

ACABA

“Saha muhabirliğinin saygın temsilcisi Savaş Ay’a Allah’tan rahmet, tüm sevenlerine başsağlığı dileriz.”

HAFTALIK SÜRELİ ÜCRETSİZ E-GAZETE 17 KASIM PAZAR SAYI 5

Genel Yayın Yönetmeni DOĞUKAN GEZER (539) 879 71 55 dogukan.gezer@hotmail.com

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ECE MEHMETOĞLU ece.mehmetoglu@hotmail.com

İçerik danışmanı SERTAÇ AKSAN aksansertac@gmail.com

Sayfa Tasarım BERK AKCAN b.berkakcan@gmail.com

İletişim Adresleri: www.acabagazetesi.com facebook.com/acabagazetesi acabagazetesi@gmail.com instagram/acabagazetesi twitter/acabagazetesi

Acaba Gazetesi Sayı 5