Page 1

MEDYANIN GÜCÜ KALMADI, GÜÇLÜLERİN MEDYASINDAN VERELİM? S5

Yasama, yürütme ve yargının ardından dördüncü kuvvet olarak anılan medya, her ne kadar global ve ulusal anlamda gücünü korusa da, Türkiye’de özellikle 2001 krizinin ardından medya sektörüne giren oyuncular ve açılan yeni mecralar “Medyanın Gücü” yerine “Güçlülerin Medyası”na giden yolun taşlarını itinayla ördü. Geldiğimiz noktada açık olan bir şey varsa o da; Türkiye’de medya sahibi olmanın, bu alanda faaliyet göstermeyi istemekten çok daha büyük anlamlar ifade ettiği…

24 KASIM PAZAR SAYI:6

Elif Kavakçı: “Tesettürü Modaya Kurban Etmesinler” S6

SAĞLIĞINA ‘KIYMA’ Her “Organik” Organik mi? Doğukan Gezer’in Haberi Sayfa 2’de

Teknolojinin her geçen gün daha da gelişmesi, sağlık alanında yapılan denetimlerin de daha sıkı olmasına olanak tanırken, yapılan denetimler aslında sağlık hırsızlarının da gelişen teknolojiyle birlikte farklı yöntemler bulduklarını ve insan sağlığını tehdit eden ürünlerin her yerde kol gezdiğini gösteriyor. Genellikle marketlerde satışa sunulan ve her gün yüz binlerce eve giren hazır kıymalarda tavuk derisi, kemik zarı, kan pıhtısı, damar ve kas bulmak mümkün.

Nuh Albayrak: “Alaylı Bir Gazeteciyim”

Doğukan Gezer’in Söyleşisi Sayfa 3’te

Fikirlere Özgürlük, Bloglara Hücum S8 Messi Çalımı Var da, Neden Sabri Çalımı Yok? S9


02

Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

Her “Organik” Organik mi? İstanbul’un Şişli ilçesinde 2006 yılında hizmet vermeye başlayan Feriköy Organik Ürünler Pazarı’nın sağlıklı yaşam tutkunlarının vazgeçilmezi haline gelmesi, ülke genelindeki organik ürün satışlarını da arttırdı. Sokaklardaki nohut-pilav arabalarında bile “Organik” ibaresinin yer alması ise yeni bir sorunu da beraberinde getirdi; “Her organik gerçekten de organik mi?

Ü

retiminin ilk halkasından tüketicinin evine girdiği zamana kadar tüm süreci titizlikle takip edilen ve gerekli koşulları karşılaması durumunda sertifikayla organik olduğu belgelenen ekolojik ürünlerin popülaritesinin artmasıyla beraber doğal olan her ürün organik adıyla anılır oldu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilen sertifika kuruluşları, gerekli denetimlerin ve testlerin ardından ürün için sertifika verebiliyor. Sıkı denetimlere rağmen meyve ve sebzeden bal ve reçele, kuru bakliyattan içeceklere kadar çok sayıda ekolojik olmayan ürün, organik olarak piyasaya sürülüyor.

“Nohut-Pilavcılar Bile Organik Diyor” Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Proje Koordinatörü Batur Şehirlioğlu, ekolojik ürünlere ilginin artmasıyla bazı üreticilerin de organik olmayan ürünleri yüksek fiyata satabilmek ve tüketicilerin ilgisini çekebilmek adına “organik” adıyla satışa sunduğunu ifade ederek, tüketicileri sertifikası olmayan ürünleri almamaları yönünde uyarıyor. Bir ürünün ekolojik olabilmesi için tohumdan gübreye, hava koşullarından ekili arazinin yol ile arasındaki uzaklığına, kullanılan ilaçlardan antibiyotik katkı maddelerine kadar çok sayıda aşamadan olumlu anlamda geçmesi gerektiğini hatırlatan Şehirlioğlu, “Bu maddeleri karşılamayan ürünler dahi, organik olarak satılıyor. Sokaklardaki nohut-pilavcılar bile arabalarına

organik yazan tabelalar asıyor. (CERES) Türkiye İzmir Şubesi adına açıklamalarda buBunlar halkı yanlışa sürüklüyor” lunan Aylin Ünal, sertifikasyon sürecinin oldukça titiz ifadelerini kullanıyor. bir aşama olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: “Geçiş dönemi sertifikası ve organik sertifikalar, birbirleriyTürkiye’de, ekolojik ürünle karşılaştırılmamalıdır. Geçiş dönemi, ürünün organik ler için bir nevi kanıt özelliği olarak satılmasından önceki 2-3 yılı kapsar. Ürünün bu taşıyan sertifikaları veren 27 dönemde organik prensiplerle yetiştirilmesine rağmen adet kontrol sertifikasyon yine de organik olduğunu söyleyemeyiz. Ürün, ancak bu kuruluşu bulunuyor. Sertifika sürenin sonunda organik statüye kavuşur.” almak isteyen üretici, öncelikle bu kuruluşlardan birine başvuruBir ürün için verilen sertifikanın da uzun yıllar geçeryor. Ardından kuruluş tarafından li olmayacağını ve üreticinin katkı maddesi barındıran görevlendirilen yetkililer, ürünün ürünleri de organik olanlarla birlikte aynı tezgaha çıkarüretileceği yerde saha araştırmalamasının doğru olmadığını dile getiren Ünal, “Kontrol rına başlıyor. Bu araştırmaları, rapor esnasında kontrolör tarafından üreticinin üretim alanı yazımı ve analiz gibi süreçler takip ediyor. da baz alınarak bir tahmini verim değeri belirleniyor. Tüm şartların uygun olması durumunda da Üreticinin organik ve konvansiyonel ürünleri karıştıyüzde yüz organik sertifikası verilebiliyor. rarak satış yapması bu kota değerini aşması anlamına gelir. Fakat stokları bizim tarafımızdan düzenli olarak kontrol edildiği için bu mümkün değildir. Üreticiler her “Karma Satış Yapana, satışı bildirmek zorundadırlar. Ayrıca organik pazarlar oldukça sıkı denetleniyor. Böyle bir durum, üreticinin Organik Tarımdan Men” belki de organik tarımdan men edilmesi anlamına geleceğinden büyük bir risk taşımaktadır” diyor. Certification of Environmental Standards GmbH


Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

03

Nuh Albayrak: “Alaylı Bir Gazeteciyim” İnşaat mühendisliğinden gazeteciliğe uzanan bir hikaye… Başarılı bir gazete ve o gazeteye başarıyı getiren bir genel yayın yönetmeni… Özel haberiyle dikkatleri çeken Türkiye gazetesinin genel yayın yönetmeni Nuh Albayrak ile gazetecilik mesleğine ve hem içerik hem de tasarım anlamında önemli bir değişikliğe giden Türkiye gazetesine dair bir söyleşi gerçekleştirdik. İnşaat mühendisliği eğitiminden sonra içindeki habercilik aşkıyla gazeteci olmaya karar veren Albayrak, “Alaylı bir gazeteciyim” diyerek, meslekte uzun bir yoldan geçtiğini belirtti.

Ö

ğreniminizi inşaat mühendisi diploması alarak tamamladınız. Aslında gazetecilik yaparken de “inşa” süreci devam ediyor; sağlam temellerde yol alarak gazetenizi yönetiyorsunuz. Gazeteciliğe atıldıktan sonra nasıl bir yol haritası izlediniz? İnşaat mühendisliği öğrenimimden sonra sektörde 1 yıl görev yaptım ve ardından gazeteciliğe başladım. Fakat geldiğim noktada gazetecilik eğitimi görmemiş olmamın benim için bir kayıp değil, kazanç olduğunu düşünüyorum. Çünkü aldığım mühendislik eğitimi, bana alışılmış tarzın dışında farklı bir yerden bakma, kısa yoldan sonuca ulaşma ve sonuç odaklı düşünme alışkanlığını kazandırdı. Bu becerinin de gazetecilik yaparken farklı bir bakış açısı sağladığını düşüyorum. Gazeteciliğe geçtikten sonra nasıl bir yol izlediniz kısmına cevap olarak şunu söyleyebilirim: Bunu bir yarışa, koşuya benzetecek olursak; belki de ben gazeteciliğin eğitimini alanlardan biraz daha geride başladım koşuya. Gazetecilik mezunları gibi “teorik eğitimi alınan bir mesleğin

pratiğini öğrenme” şeklinde başlamadım bu mesleğe. Gazeteciliğin bir alt kategorisi diyebileceğimiz teknik bir kısımdan başladım. Biraz uzun bir yol belki ama merdiven basamaklarını ağır ağır çıkarak yoluma devam ettim. Dolayısıyla alaylı bir gazeteci olduğumu söyleyebilirim.

tilerine cevap vermeye yönelik bir girişim olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında yapmaya çalıştığımız şey, daha dolu ve çeşitlendirilmiş bir içerik ve yazar kadrosu ile daha da zenginleştirilmiş bir gazete. Bu iki hedefimizi de görsel açıdan daha albenili ve daha rahat okunabilecek bir format ile sunmaya çalıştık. ■ Katılır mısınız bilmiyorum ama günümüz medyasında özel haberciliğe pek önem verilmiyor. Fakat Türkiye Gazetesi bu konuya önem veriyor ve özel haber sayısını da gün geçtikçe arttırıyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık iletişim çağında yaşıyoruz ve herkes her şeyi anında öğreniyor. Bazı haber ve gelişmeleri insanlar, gazetenin ■ Peki, genel yayın yönetmeni olarak çalışma temponuz mutfağına düşmeden duyup öğrenebiliyor. Siz, gazete olanasıl gidiyor? Mesai saatleriniz nasıl? Gazete olarak yeni bir rak herkesin duyup bildiği bir haberi teknik açıdan ertesi güne nasıl hazırlanıyorsunuz? gün okuyucuya ulaştırıyorsunuz. Dolayısıyla haberciliğin zorlaştığı böyle bir dünyada, bir de bir gün geriden gidiyorHerkesin bulunduğu noktada kendine göre yoğunluğu var. Tabii genel yayın yönetmenliği de biraz hızlı bir tempo sunuz. Ama ben her şeye rağmen gazetelerdeki belirleyici unsurun iyi haber olduğunu düşünüyorum. İyi haberin gerektiriyor. Zaten bana göre büyük şehirde, özellikle uzaydan gelmiş, kimsenin bilmediği çok ütopik bir konu İstanbul’da yaşamak bile başlı başına bir koşturmaca olması gerekmiyor. Hemen hemen her gazetede çıkacak anlamına geliyor. Sabahın erken saatlerinde ilk iş olarak gündemle ilgili bir haber bile biraz daha yaşama dokunan, gündemi, medyayı, gazeteleri inceliyoruz. Tabii bu gazete okuma süreci yılların vermiş olduğu alışkanlıktan dolayı biraz daha insanların o haberi okurken içinden geçecek toplumdaki diğer bireyler gibi bilgi edinme, bilmediklerini sorulara cevap veren, ayrıntılardaki farkı yakalayan ve öğrenme amacıyla değil, biraz daha onlar ne yapmış, biz ne özgün olan her türlü ayrıntı iyi haberdir. Bizim yapamaya yapmışız anlayışıyla gelişiyor. Sonrasında günün gelişmeçalıştığımız da bu. Doğru söylüyorsunuz; biz, tabiri caizse leri başlıyor. Zaten kendinizi o akışa kaptırdığınız zaman unutulmaya yüz tutmuş olan özel habercilik kavramını yevaktin nasıl geçtiğini anlamıniden medyanın gündemine taşıdık. Gururla söyleyebilirim yorsunuz. ki bizden sonra diğer gazeteler de yıllar sonra özel haber birimleri kurmaya, özel haber üreten muhabirler istihdam ■ Biraz da Türkiye Gazeteetmeye başladılar. si2ndeki değişimden bahsedelim. Gazetenizin, geçmişte gazeteyi ■ Aynı zamanda pozitif yayıncılığı da iyi bir şekilde sanal ortama taşımak gibi, temsil ediyorsunuz. İşin magazinel boyutuna inmeden bu kurulduğu dönemden bu yana dengeyi korumak da zor olsa gerek. Bunun için nasıl bir yenilikleri yakından takip eden yol izliyorsunuz? bir gazete olduğunu biliyoruz. Şimdilerde de gazetenin gerek Pozitif yayıncılık özellikle Türkiye’de çok zor bir saha. içerik gerekse tasarım anlaÇünkü bizim mesleğimizde dillere pelesenk olmuş, atasözü mında değişikliklere uğradığını haline gelmiş bir söylem var. Eski kuşak gazeteciler çok sık görüyoruz. Yaşanılan değişimleri tekrarlarlar, mesleğe yeni başlayan stajyerlere, taze gazebizimle paylaşır mısınız? tecilere de en çok bu söylenir; “İyi haber, haber değildir.” Oysa Türkiye gazetesi, ne olursa olsun bütün yayın hayatı Türkiye gazetesi, toplumun boyunca o dönemdeki yayıncılığın genel gidişatına göre de geldiği noktada, toplumdaki hep farklı bir çizgi izlemiştir. Biz, toplumda hükümetlegelişime ve değişime ayak rin, şirketlerin, kamu kurumlarının, özel kurumların, kim uydurma ihtiyacı ile böyle bir olursa olsun herhangi kurum veya kişinin çevreye, çocukprojeyi başlattı. Kısacası bu lara, toplum için önemli olan konularda olumlu adımlarını değişimin, içerik açısından desteklemeyi bir borç biliyoruz. Ama her zaman olumsuz gelişen toplumun ve bireylerin, bakar ve olumlu habere haber değeri vermezseniz, o zadeğişen ihtiyaçlarına ve beklen- man güvenilirliğiniz kalmaz.


04

Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

Sağlığına ‘Kıyma’ Teknolojinin her geçen gün daha da gelişmesi, sağlık alanında yapılan denetimlerin de daha sıkı olmasına olanak tanırken, yapılan denetimler aslında sağlık hırsızlarının da gelişen teknolojiyle birlikte farklı yöntemler bulduklarını ve insan sağlığını tehdit eden ürünlerin her yerde kol gezdiğini gösteriyor. Genellikle marketlerde satışa sunulan ve her gün yüz binlerce eve giren hazır kıymalarda tavuk derisi, kemik zarı, kan pıhtısı, damar ve kas bulmak mümkün.

İ

stanbul’un 10 ilçesinden 127 kıyma örneği alınarak yapılan araştırma sonuçlarına göre, hazır kıymaların yüzde 75’i hastalık ve zehirlenme riski taşırken, toplanan örneklerin yüzde 38’i ise tüketime uygun değil. Hazır kıymalar; sakatat, kemik ve bol miktarda iç yağın yanı sıra havuç, patates gibi sebzelerin karıştırılmasıyla da elde edilebiliyor. Dökme kıyma da denilen bu karışım kıymalarda çok sayıda hilenin yapılması, hazır kıymalara olan tüketici güvenilirliğini de azalttı.

Tüketicilerin güvendiği kasapları tercih etmesi gerektiğini de ekleyen Yalçındağ, “Tüketici, kıymasını kendi istediği şekilde ve gözü önünde hazırlatmalı. Kasaplar, müşteri memnuniyetini önemsediği için bu tür hileli yollara girmez. Marketlerde ise yıllık ciro müşteri sağlığından önce geldiği için dökme kıyma kullanımı çok fazla” ifadelerini kullandı.

“Kemikteki Zararlı Kalsiyum, Kıymaya Karışıyor”

Tavuk derisi, kemik zarı, kan pıhtısı, damar ve kas gibi “etin içinde olmaması gereken ne varsa” kemik sıyırma makinelerinden geçirilmesiyle elde edilen ve çok sayıda tehlikeyi de beraberinde getiren mekanik kıymalar da, bazı gıda firmalarının yemeklerinde kullanılıyor.

mine uygun olmadığının altını çizerek, “Federasyon olarak bu tür kıymaların yasaklanması “Ciro, Sağlıktan Daha Önemli” gerektiği yönünde sunduğumuz öneri, Sağlık Bakanlığı tarafınTürkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yal- dan kabul edildi. Umuyoruz ki çındağ, mekanik ve hazır kıymaların halkın tüketiyakın zamanda denetimlerin de arttırılmasıyla piyasada bu tür tehlikeli ürünlerin satışı sonlanır” dedi. Kemik sıyırma makinelerinde iskelet dokunun üzerinde kalan maddelerin sıyrılmasıyla oluşturulan mekanik kıymalara ve çöpe atılması gereken parçaların karıştırılmasıyla hazırlanan hazır kıymalara tüketicilerin de dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Yalçındağ, “Bu tür ürünlerin alınmasını kesinlikle tavsiye etmiyoruz. Ayrıca, tüketiciler hazır kıyma satan yeri ‘Alo 174’ hattını arayarak şikayet edebilir” şeklinde konuştu.

Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü Araştırma Görevlisi Güzin İplikçioğlu, özellikle kanatlı hayvanların kemiklerinin makinelerden geçirilerek sıyrılmasının sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyleyerek, “Kemiğin sıyrılması sırasında kemikte bulunan yüksek orandaki kalsiyum da kıymaya karışıyor. Buradaki kalsiyum, gündelik hayatta tüketmememiz gereken türden değil. Bu yüzden kalp krizi gibi riskler de mekanik kıymayla birlikte geliyor” diye konuştu. Hazır kıymaların alaşımlarından dolayı bakteri üretimine uygun olduğuna dikkati çeken İplikçioğlu, “Saklama koşulları da oldukça önemli. +4 derecede saklanmayan hazır kıymalardaki tehlike daha da artıyor” dedi. Karışımların bakarak ya da tadarak anlaşılamayacağını söyleyen İplikçioğlu, şöyle devam etti; “Hazır kıymadaki kolay ayırt edilememe, üreticilerin bu alana yönelmesine yol açıyor. Ürünün içerisinde bulunan maddelerin ayrımı ancak çok ciddi analizler sonunda anlaşılabilir.”


Sertaç Aksan

www.acabagazetesi.com

05

MEDYANIN GÜCÜ KALMADI, GÜÇLÜLERİN MEDYASINDAN VERELİM? Yasama, yürütme ve yargının ardından dördüncü kuvvet olarak anılan medya, her ne kadar global ve ulusal anlamda gücünü korusa da, Türkiye’de özellikle 2001 krizinin ardından medya sektörüne giren oyuncular ve açılan yeni mecralar “Medyanın Gücü” yerine “Güçlülerin Medyası”na giden yolun taşlarını itinayla ördü. Geldiğimiz noktada açık olan bir şey varsa o da; Türkiye’de medya sahibi olmanın, bu alanda faaliyet göstermeyi istemekten çok daha büyük anlamlar ifade ettiği…

G

alatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenlerinden Dr. Ceren Sözeri’nin T24’te yayınlanan “Türkiye’de Medya Sahipliği ve Getirileri” isimli makalesi, Türkiye’deki medyasermaye sahipleri ilişkisine ayna tutuyor. 1980’lerde başlayan ve medya dışı alanlarda yatırımları bulunan sermayedarların medyaya yöneliminin, kısa sürede medyanın hemen tüm alanlarının birkaç patronun elinde toplanmasıyla sonuçlandığını vurgulayan Dr. Sözeri, 2001 krizinin etkisiyle bu yapının değişmiş gibi görünmesine karşın, gelirlerin paylaşımı anlamında değişen pek bir şey olmadığının altını çiziyor.

Siyasi Baskılar Kanal/Gazete Sahibi Yapıyor Peki, çok sayıda TV kanalının ve gazetenin ekonomik olarak rasyonel olmayan şartlar altında faaliyet gösterdiğini, çoğunun zarara katlanılarak yayınlandığı bir ortamda medyanın çekici gelmesinin ne gibi bir nedeni olabilir? Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun yaptığı görüşmelerde bazı medya patronları, bu sektöre siyasilerin ricası/baskısı nedeniyle girdiklerini ve zararlarını azaltmak için çoğunlukla televizyon satın almak yoluyla büyümek durumunda kaldıklarını ifade etti. İktidar kaynaklı bu tür ricaların bugün de sürdüğünü, iktidara yakın sermayedarlar arasında sürekli el değiştiren medya şirketlerine bakarak söylemek mümkün.

Santral Yapalım, İstediğiniz Kanalı Alırız Medya sektöründe son dönemde adını sıkça duyduğumuz kişilerin, medya dışı çok sayıda alanda milyarlarca

dolarlık yatırımları mevcut. Bu gidişata Projesi’ni kazandığını da kamuoyuna duyurdu. bakıldığı zaman herkesin net bir şekilde gördüğü bir diğer gerçek ise, bu Her Sektörden Adam Var ihalelerin ardından patronların (belki de zarar edeceğini bile Dr. Sözeri, medya patronlarının ilgi gösterdikleri bile) herhangi bir medya alanların enerji/inşaat yatırımları ile sınırlı olmadığını begücüne sahip olma dürtüsü. lirterek, liman yapımı ve işletmeciliğinin de sektörde boy gösteren sermayedarların iştahlarını açan alanların arasınDr. Sözeri’nin makada yer aldığını ifade ediyor. Televizyon ve radyo yayıncılığı lesinde yer alan bilgilerde yapan medya sahiplerinin finans alanında yatırımlarını de, Çukurova Grubu’nun engelleyen yasağın uygulanmaması ve sonunda tümden medya şirketlerine Tasarkalkmasının ardından daha da büyüyen Doğuş Grubu, ruf Mevduatı Sigorta Fonu Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin sahibi. Ayrıca (TMSF) tarafından el konul- Çalık Grubu’nun da finans şirketi bulunuyor. Çukurova masının ardından sayısı dörde ise bilindiği gibi Türkiye’nin en büyük telekomünikasyon düşen en büyük medya gruplarışirketinin, Turkcell’in ortağı. nın hemen hepsinin enerji, madencilik, finans ve inşaat alanlarında büyük yatırımları bulunduğunu görüyoruz. Doğan Kazanılan halelerde Medyanın Rolü Grubu, Çalık Grubu, Doğuş Grubu, Ciner Grubu’ndan oluşan bu dörtlünün hepsinin en az bir hidroelektrik santTüm bu yatırımların gelişimine bakarak denilebilir rali var. ki; medya sahipleri büyüklükleri oranında devletten önemli ihaleler İnşaat da medya gruplarının alıyor ve pek çoğunun bugün gelmiş önemli yatırım alanları arasında. olduğu noktada iktidarla ilişkileriKendi özel projelerinin yanı sıra nin önemli bir payı var. Bu ilişkinin devlet ihalelerindeki başarılarıyla iyi yürüyebilmesinde de medyanın da öne çıkıyorlar. Örneğin Doğuş azımsanamayacak ölçüde rolü buluGrubu’nun İstanbul Metrosu ve nuyor. ülkenin çeşitli yerlerinde karayolu inşaatı projeleri var. Ciner Asıl sorulması gereken soru, Grubu’nun karayolu, altyapı ve belki de bu nedenlerden dolayı havalimanı projeleri bulunuyor. uzunca bir süredir ıskalanıyor; “ÇıAlbayrak Grubu’nun inşaat yatıkar ilişkilerinin sorunsuz ilerlemerımları içindeki en önemli kalesi sinde bu kadar etkin olan medya, İstanbul Metrosu. Çalık Grubu da insanların tarafsız, güvenilir, doğru Tarlabaşı, Fener-Balat, Ayvansave hızlı bir şekilde haber/bilgi almaray Kentsel Yenileme Projeleri’ni sını sağlamak noktasında ne yönde yürütüyor. İhlas Grubu ise yailerliyor?” Belki de en iyisi; ayakkın zamanda Türkiye gazetesi ile larınızı koltuğa uzatıp, bir penguen yayın çizgisini, hükümeti daha çok belgeseli açmak ve ihalelerden milyardestekler şekilde değiştirdi. Grup, larca dolar kazanan insanlara sağlanan geçtiğimiz hafta Gaziosmanbazı mali ayrıcalıkları ödediğiniz paşa ilçesi Kentsel Dönüşüm vergilerle usulca finanse etmek.

İ


06

Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

Elif Kavakçı: “Tesettürü Modaya Kurban Etmesinler” Son yıllarda giderek değişen ve modanın son trendlerini kendi sınırları içinde takip eden tesettür kıyafetlerine artık hemen hemen her alanda rastlamak mümkün. Geçmiş yıllarda çok fazla göz önünde olmayan ve geri planda bırakılan tesettür kıyafetleri, günümüz modacılarının ekmek paralarını kazanma yolunda açılan yeni bir kapı oldu. Böylece tesettür ile moda birleşti ve hayatımıza yeni bir tabir girdi: “Tesettür Modası”

M

odaya yeni bir soluk kazandıran tesettür modası, beraberinde birtakım tartışmalara da yol açtı. “Tesettürün modası olmaz” görüşünü savunanlar ile “Ölçülü olduğu sürece tesettürün de modası olur” diyenler arasında çekişmeli bir tartışma sürüp gidiyor. Konunun uzmanları arasında yer alan modacı Elif Kavakçı ile yeni nesil tesettür modası hakkında konuştuk. 1999 yılında milletvekili seçilen ve yemin töreninde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başörtülü girdiğinden dolayı meclisten çıkartılan ablası Merve Kavakçı için de kıyafetler tasarlayan Elif Kavakçı, “Tesettürü modaya kurban etmesinler” diyerek, bu konuda ölçülü davranmak gerektiğinin altını çiziyor.

“Tesettür Her Zaman Gündemde” Günden güne büyüyen ve hitap ettiği kişi sayısını daha da arttıran tesettür modasının içinde yer alan Kavakçı, bu alandaki gelişmelerin aslında ihtiyaçların doğal bir sonucu olarak yaşandığını savunuyor. Genç nesillerin hem tesettüre hem de modaya uygun giyinmek istemeleri doğrultusunda arz ve taleplerin de bu yönde yükseldiğini belirten Kavakçı, “Toplum olarak bireylerin hayatlarına, giyim tarzlarına karışma haddine sahip olduğumuzu sanıyoruz. Bunun sonucunda da tesettür her zaman gündemde oluyor. Yani kadınların kıyafetleri genelde hep gündemde zaten ama özellikle tesettürlü kadınların kıyafetlerinin herkes tarafından eleştiriye açık olduğu düşünülüyor” diyor.

Bazı kesimlerin “Tesettürün modası olmaz” görüşünü hatırlattığımızda ise modanın ne anlama geldiğini bilmeyen insanların bu yorumları yaptığını açıkça dile getiriyor Elif Kavakçı. Bu tarz yorumları oldukça yüzeysel bulduğunu ifade eden Kavakçı, konuya dair şöyle bir açıklık getiriyor: “Tesettür modasına, moda konseptinin çerçevesi içinde bakmamız gerekiyor. Moda hayatimizin her alanında yer alıyor. Ofise pijamayla gitmediğimiz, uyurken de takim elbise giymediğimiz sürece hepimiz, erkek veya kadın, modaya uyuyoruz. Tesettürlü hanımlar da bu hayatın içindeler. İnançlarımızdan dolayı başımızı örtüyoruz ama herkes gibi bizler de toplum içinde yaşayan bireyler olarak, kıyafetin toplumdaki rolüne ve konumuna özen gösteriyoruz.”


Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

“Etek ve Kol Boylarına Dikkat Edilmeli” sonucu boyunlar, kulaklar ve saçlar görünmeye başladı. Etek ve kol boylarına dikkat etmek gerekiyor. Tesettürlü bir hanımın açık kolları tabii ki insanın gözüne takılıyor. Özellikle göz önünde bulunan tasarımcılar ve stil danışmanları bu tarz kıyafetler giyince bilir bilmez takip eden genç kızlarımız da bu şekilde giyinmeye başlıyor. Tesettürlü hanımlara desenli kumaşlardan “Lütfen modaya ı, düz uymaya çalışıyoruz uzak durmaların ında plar derken tesettürün tonları gardıro siye kullanmalarını tav kurallarını modaya kurban ediyorum. Kesinlikle iki deseni hiçbir zaman etmesinler” beraber kullanmamaları uyarısında gerektiğini de öğrenmelerini bulunan istiyorum” diyerek, tesettürün Kavakçı, “Örneğin de modası olduğuna inanan okuyucularımıza önerilerde şal modası bulunmayı ihmal etmiyor.

Geniş bir coğrafyayı kapsayan tesettür modasında Türk kızlarının moda trendlerini harfi harfine uygulamaya çalıştıklarını ve abartılı sayılabilecek ölçüde marka düşkünü olduklarını söyleyen Kavakçı, gençlerin aşırı desenli kumaşları seçmelerinden dolayı rahatsız olduğunu da dile getiriyor. “Tek tipleşmenin arkasında sosyo-psikolojik bir durum olduğunu ve trend olanı giyersem daha az dışlanırım ya da toplumda daha iyi bir konumda olurum düşüncesi olduğunu tahmin ediyorum” diyen Elif Kavakçı, tesettürlü kadınlara önerilerde bulunmayı da ihmal etmiyor.

07


08

Ece Mehmetoğlu

www.acabagazetesi.com

Fikirlere Özgürlük, Bloglara Hücum

Bireylerin kendilerini daha rahat ifade edebilmesini, ulusal ve uluslararası etkileşimde bulunabilmesini sağlayan bloglar, bugünlerde sosyal paylaşım sitelerinin en gözdeleri arasında yer alıyor. Blog kullanıcılarının gün geçtikçe artmasının temel nedeni ise, günlük hayatta dile getiremedikleri düşüncelerini, kendi alanlarında özgürce ifade edebiliyor olmaları.

S

osyal paylaşım siteleri, son günlerde insan hayatındaki etkisini daha da artırmış durumda. İnsanların hayatında önemli bir yere sahip olan bu mecralar, insanlara büyük kolaylıklar sağlıyor. Hızla artış gösteren sosyal paylaşım siteleri arasında ise bloglar ön sıralarda bulunuyor. “İnternet günlüğü” anlamına gelen bu alanlar, insanların düşüncelerini özgürce dile getirebilmeleri açısından büyük önem taşıyor ve bu nedenle de çok tercih ediliyor. Haber, moda, oyun, spor, gezi ve yemek gibi özel ilgi alanlarına göre farklılık gösteren bloglarda, daha küçük yaşlarda herkesten sır gibi saklanarak yazılmaya başlanan günlükler, artık sanal ortamda herkesle paylaşılıyor. Yapılan araştırmalara göre her 2 saniyede bir blog açılıyor. Bu da demek oluyor ki günde ortalama 38 bin kişi, blog kullanıcısı yani “blogger” oluyor. Bu bloglara her saniye 6 yeni bilgi girişi yapılıyor. Bu da günde 500 binden fazla kayıt anlamına geliyor. İki buçuk sene önce 100 bin olan blog sayısı, bugün 25 milyonu bulmuş durumda. Psikolog Hasan Kaya’ya göre bu artışın temel nedeni; insanların toplumdan dışlanma ve ayıplanma korkusuyla günlük hayatta dile getirmekten çekindikleri düşüncelerini, kendi alanlarında özgürce ifade edebiliyor olmaları. Kaya, “İnsanlar, toplumdan dışlanma korkusu yüzünden çoğu zaman düşüncelerini rahatça dile getiremezler. Aile, okul ya da iş hayatında etkileşimde olduğu insanlar tarafından ayıplanacağı endişesi, kişinin sorunlar yaşamasına neden oluyor. Fakat günümüz insanları, yargılanma korkusu olmadan kendilerini rahatça ifade etmek istiyor. Bloglar da bu nedenle çok rağbet görüyor. Kişi, değer yargılarını tedirginlik yaşamadan kendine özel bir alan olarak gördüğü ama

aslında milyonlarca kişinin bir tık ötesindeki bir mecrada paylaşabiliyor” diyerek blogların özgür düşünce ortamı olduğu konusuna dikkati çekiyor. Genel toplum görüşüne aykırı düşünceler dile getiren çoğu kişinin kimliğini gizleyerek blog yazmasını, bir kalkan ve savunma mekanizması olarak nitelendiren psikolog Hasan Kaya, “Kişiler her ne kadar düşünce ve görüşlerini bloglar aracılığıyla rahatça dile getirebiliyor olsalar da, içlerinde ‘tanıdık birilerine yakalanma’ korkusu devam eder. Bu da onları, kimliğini gizleme davranışına yöneltir. Böylece kendilerini koruma altına alırlar” ifadesini kullanıyor.


Doğukan Gezer

www.acabagazetesi.com

?

Messi Çalımı Var da, Neden Sabri Çalımı Yok Avrupa liglerinde top koşturan ve futbolun çeşitli alanlarında “en iyi” unvanını kazanan yıldız futbolcular, sadece topu ağlarla buluştuklarında değil, gole giderken attıkları çalımlarla da dikkatleri üzerlerine çekiyor.

B

arcelona’nın Arjantinli yıldızı Lionel Messi, Real Madrid’in Portekizli golcüsü Cristiano Ronaldo ve Atletico Mineiro’nun kaptanı Ronaldinho… Bu oyuncular günümüz futbolunda efsane haline gelmiş ve attıkları her çalımla tribünleri ve ekranları başından maçları takip eden milyonlarca futbolsevere futbolun ötesinde bir “gösteri” sunuyor. Peki, futbola oldukça önem verilen ve büyük kitlelerce yaşamın ayrılmaz bir unsuru haline gelen Türkiye’de, futbolcuların attıkları çalımlar neden markalaşamıyor? Mesela, Galatasaray’ın kaptanı Sabri Sarıoğlu’nun neden dünya genelinde bilinen bir çalımı yok? Bu soruyu Freestyle Futbol Uzmanı Murat Barutçu’ya sorduk.

yanında oyun içinde farklılık oluşturmak için özel antrenmanlarla çalım atma becerilerini geliştirdiklerini de belirten Barutçu, “Bu çalımları en üst düzey turnuvalarda, en güçlü rakiplere karşı hatasız bir şekilde yapabilmeleri ise onların sürat, kuvvet, çabukluk, çeviklik ve dayanıklılık gibi özelliklerinin üst düzeyde olmasından kaynaklanıyor” dedi.

Altyapılardaki Yanlış Yöntemler

Türk futbolunda bu tür yeteneklerin çıkmaması için aslında hiçbir engel olmadığını dile getiren Freestyle Futbol Uzmanı Murat Barutçu, “Gerek altyapılardaki yanlış futbol eğitimi gerekse sosyal çevre, bu tür yetenekli “Özgürlükleri Kısıtlanmadan Gelişiyorlar” futbolcuların kaybolmasına sebep oluyor. Altyapılarda Messi, Ronaldo ve Ronaldinho gibi futbolcuların bu oyun gelişiminden ziyade başarıya endeksli futbol anlayışı alanda doğal ve özel yeteneklerinin olduğunu söyleyen Ba- ve yetenekli çocukların saha içerisindeki özgürlüklerinin rutçu, “Bu oyuncuların özellikle altyapıda doğru eğitmen- kısıtlanmaları, bu alanda yetenekli oyuncuların kendilerini ler ve doğru antrenman metotlarıyla, yeteneklerine ve saha geliştirmelerini engelliyor” diye konuştu. içindeki özgürlüklerine kısıtlamalar getirilmeden, fiziksel, Kim bilir, belki de futbol altyapılarındaki eğitim sistefizyolojik ve psikolojik gelişimleri takip edilerek elit futbol- minin revize edilmesiyle birlikte, gelecek yıllarda top koşcu olmaları sağlanıyor” ifadelerini kullandı. turmak için çalışan genç Sabriler dünya futboluna “çalım” Yıldız futbolcuların, temel futbol antrenmanlarının atarak izleyicilere zevkli gösteriler sunar.

09


ACABA

www.acabagazetesi.com

5N 1K 1A

e erede e zaman eden asıl

Duayen tiyatrocu Nejat Uygur’a Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileriz.

HAFTALIK SÜRELİ ÜCRETSİZ E-GAZETE 24 KASIM PAZAR SAYI 6

Genel Yayın Yönetmeni DOĞUKAN GEZER (539) 879 71 55 dogukan.gezer@hotmail.com

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ECE MEHMETOĞLU ece.mehmetoglu@hotmail.com

İçerik Danışmanı SERTAÇ AKSAN aksansertac@gmail.com

Sayfa Tasarım BERK AKCAN b.berkakcan@gmail.com

İletişim Adresleri: www.acabagazetesi.com facebook.com/acabagazetesi acabagazetesi@gmail.com instagram/acabagazetesi twitter/acabagazetesi

im

caba

Acaba Gazetesi Sayı 6  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you