Page 1

www.felsebiyatdergisi.com | Felsebiyat Dergisi’nin Blog Ekidir! |MART

neden Felsebiyat Blog’da ben

! yazmayayım ki? ENTER

NOT: YAPTIĞINIZ ÇALIŞMADA SİYASİ, DİNİ, ETNİK PROPAGANDA VE BİR ŞAHISA HAKARET BULUNMAMALIDIR, AKSİ DURUMDA BLOG EKİMİZDE YER ALAMAYACAKTIR!


Dağıtım Sponsorumuz Olun, Reklamı Kapın! Facebook ya da Twitter’da geniş kitlelere hitap eden sayfanız ya da hesabınız var ise info@felsebiyatdergisi.com adresine “Dağıtım Sponsoru olmak istiyorum!” diye mail atın, detayları konuşalım. Eğer anlaşırsak; dergimizi ve dergimizi kapsayan haberleri paylaştığınız sürece, blog sayfamızda ve Felsebiyat Blog dergisinde reklamınızı yapalım!


www.felsebiyatdergisi.com | Felsebiyat Dergisi’nin Blog Ekidir! |

Felsebiyat Blog, siz okuyucularımız için hazırlanan ve tamamen okuyucularımızın gönderdiği yazılardan oluşan bir FELSEBİYAT DERGİSİ EKİDİR! Blog ekimize katılmak için çalışmalarınızı (fotoğraf, metin, çizim, şiir) blog@felsebiyatdergisi.com adresine mail olarak atabilirsiniz. Attığınız çalışmalar, Blog Moderatörümüz Tuğba Ekşioğlu tarafından incelenip işlem görmektedir.


www.felsebiyatdergisi.com

Ceyhun Kaygısız

Aşkım, Kim ister ki hazin bir aşk romanı gibi bitmeyi. Sehpadan parkeye iz bırakarak düşen vazonun, Etrafa saçılmış kırıklarından biri olmayı kim ister.

Sevgilim, Kim ister ki antika bir buzdolabındaki çürümüş bir kavun gibi kokmayı. Tütün kokan parmakların hışımla parçaladığı, Gözyaşlarından mürekkebi dağılmış bir mektup olmayı kim iste.

Bir tanem, Kim ister ki şehre yeni gelmiş Antepli ırgat gibi hor görülmeyi. Resmine bakarken kederlenip, Anason kokulu bardağa düşen gözyaşı olmayı kim ister.

Kim ister kadınım, Sevmeden seni, yaşamayı kim ister….


Sena Sabcıoğlu

www.felsebiyatdergisi.com

ZAMANI VAR biraz birikmiş sözcüğüm var yeri geldiğinde onu harcıyorum yoksa derin sessizliklere dalıyorum bir sevdam var hiç yaşamamış ona kıyamıyorum uykusuz geçen bir kaç gecem var ayrılıktan bu yana rüyalarımı kayan yıldızların kuyruğuna bağlıyorum onlar gibi sonsuzlukta kaybolup gidiyorlar


www.felsebiyatdergisi.com

Umut Gündoğdu

Belli Mi Olur?

"Nereye kadar gidecek peki bu böyle, hiç mi düşünmüyorsun geleceğini?"

"Neden yazar oldun?," diye sordu.

"3 tek içtim sadece oturduğumdan beri, bu geceyi çıkarırım."

"Gecenin bu saatinde, bu sessizlikte, önümde hafif dalgalı denize karşı boş boş oturabilmek için," dedim.

"Dalga geçme benimle." "Hiç öyle bir niyetim yok."

"Nasıl yani?," dedi. "Kelimelerle oynamayı bırak, açıkça söyle."

"Arkadaşın var mı peki? Yoksa sen de "Bir şeyle oynadığım yok, bak, hiçbir şey yazma- şu kalabalıklar içinde yalnız olan yazaryan bir adam burada benim oturduğum gibi lardan mısın?" otursa ergen derler; ama bir şeyler yazıyorsan ve bir iki öykünü okuyup beğendilerse sana ya- "Arkadaşım olmasa zar derler ve burada oturmaya hak kazanmış buraya nasıl geleyim, olursun. Anladın mı?" aynı evde misafiriz. "İnsanların düşünceleri senin için bu kadar önemli mi yani?" "Senin için değil mi?" Ay ışığı gittikçe daha da kırıyordu karanlığı, hoşlanmıyordum bundan. Üstelik ay ışığının tek marifeti karanlığı yok etmek değildi; daha bugün tanıdığım bu kadını da parladıkça güzelleştiriyordu sanki, tabi içtiğim şarabın etkisi de olabilirdi bu, bilemiyorum. Misafir olarak geldiğim bu yazlık beldede de en sessiz bankı bulup oturmuştum, benim tek amacım hiçbir şey düşünmeden öylece oturmaktı. Seviyordum böylece oturmayı, hiçbir şey düşünmeden oturabilmek büyük bir başarıdır. Önümdeki denizi izliyordum görebildiğim kadarıyla, sanırım biraz ilerde küçük bir ada vardı. Tam göremiyordum ama dağların denize paralel olduğu kıyılarda genelde öyle olur.

İsterdim aslında öyle olmayı ama benim hayatım hiç öyle havalı olmadı. Yalnız olduysam da gayet yalnızlık içinde yalnız oldum, hiç kimse yoktu yani. Kalabalıkta yalnız kalmadım, illa ki bir şeyler paylaşacak birileri oldu o kalabalığın içinde," şaşırmış görünüyordu. İnsanlar alışmıştı bir kere; yazar adam nevrotik olmalıydı, ben değildim. Tamam, hiçbir zaman etrafıma neşe saçan bir adam olmamış olabilirim ama bu ruhumun derinliklerinde çok büyük sorunlar yaşıyor olmamı gerektirmiyordu. Ben yazıyordum sadece.

"Nasıl geçiniyorsun peki? Bu işlerde çok para "Sevgilin var mı peki?" kazanılmıyor diye biliyorum, kaç para var şu an cebinde?," binlerce kez duymuştum bu soruyu. "Var, ama ay ışığını da hiçbir zaman görmezden gelemiyorum." "Bir şişe şarabım bir paket de sigaram var."


www.felsebiyatdergisi.com

"Anlamadım." "Boşver."

Vakit geçiyordu beraberce. İki şişe de o aldı tekelden, güzel geçiyordu vakit. Muhabbet ilerledikçe daha keyifli oluyordu, bu benim düşünmeme işini biraz baltalamıştı ama olsun, çok da sorun değildi. Seviyordum insanları dinlemeyi, hele bir de hiç tanımadığım insanları. Çok iyi bir dert ortağı sayılmam, genelde dinlemek üzerine eğittim kendimi. Zaman zaman sinir bozucu sessizlikler yaşatırım insanlara, itiraf etmek gerekirse bundan bazen ben de rahatsız oluyorum. Hayatını anlattı uzun uzun. Zaman zaman gülerek, zaman zaman çok ciddi bir yüz ifadesiyle. Birkaç yerde ağlayacak gibi oldu ama tuttu kendini. Babasını erken kaybetmiş, ailesinden üniversite yıllarında ayrılmış bir daha da çok samimi olamamış, çok arkadaşı yokmuş, sevgilisi varmış. Hatırladıklarım bunlar. Son şişenin sonlarına doğru bir sessizlik oldu. Pek rahatsız görünmüyordu.

titrediğini görebiliyordum. Bazen öyle olur. "Anladın mı ay ışığını?" Küçük bir tebessüm oldu yüzünde, "Kalkalım mı?" dedi. Kalktık. Eve girdiğimizde sabahın dördüydü. Sabah evdeki gürültüye uyandım. Evde tek tanıdığım ev sahibiydi, Murat. Dün gelen arkadaşlarından biriyle bağrışıyordu. "Nereye gider abi, manyak mı bu kız, kafayı yedirtecek bana." "Dur be oğlum gelir şimdi sakin ol nereye gidecek sanki." "Nereye gelir, çantasını toplayıp çıkmış," düşündüğüm şey olmamasını dileyerek aşağı indim. "Hayırdır Murat?" "Samet'in sevgilisi," dedi. "Erkenden toparlanıp gitmiş, biz de bilmiyoruz." Bir an suçluluk duygusunun gelmesini bekledim, gelmedi. Bundan haberim yoktu. Koskoca gece bir sürü şey anlatmıştı bana ama sevgilisinin de o evde olduğunu söylememişti. Şimdi düşününce belki de söylemiştir diyorum, ama söylediyse de hatırlamıyorum; bu beni sorumluluktan kurtarır. Kısa gergin bir kahvaltıdan sonra çantamı toparladım. Evin havası çıkmamı gerektirecek kadar gergindi, ben oraya keyif yapmaya gitmiştim. Anladığım kadarıyla dün geceden haberleri yoktu ama olsun, orada kalmamın da kimseye bir faydası yoktu. Öğlene doğru çıktım. Otogarda elimi kalan son tek sigaramı yakmak için cebime attım, bir not çıktı:

"Güzel bir geceydi, bir daha görüşeceğimizi sanmıyorum, belli mi olur belki bir gün yazarsın bunları..." "Baksana," dedim. Usulca yaklaşıp öptüm. "Belli mi olur," dedim, "belki bir gün yazarım..." Sessizliği bozmayacak bir öpücük. İçinin


www.felsebiyatdergisi.com

Hasan Markoç

1) Zaman ilerledikçe arkanda daha çok şey bırakmaya başlıyorsun. Dönüp hatırlamak isteyemeyeceğim hatıralar. Onları taşımak zor geliyor artık. Kötü olanlarının sayısı diğerlerini bastırmaya yetecek kadar fazla. Tek istediğim dönüp yanıma baktığımda ''yalnız değilsin'' diyecek birinin olması. O zaman hepsiyle yüzleşebilirim. Sanırım bu hiç olmayacak. Buna izin vermeyecekler! Ve bu lanet, hayatım boyunca beni takip edecek. Adım adım.. Yalnız yürümek istemiyorum artık. Sanırım buna hayat deniyor.

03.10.2012

2) Uykusuzluk uyumak istememe. Neden? Ellerim artık isteğini kaybediyor. Yeteneğimi de kaybettiğimi hissediyorum! Şuan ben yokum. Gözlerim benden gitmek istiyorlar. Artık sahip olamıyorum onlara. Uyuşuk beynim suçu kendi üzerine almayı öğrendi. Haklı sebeplerim var. Fakat ne için. Yaptığım bunca şeyin ne açıklaması olabilir ki. Çok uzaktayım artık o yoldan. Beraber yola çıktığım duygulardan çok uzakta, geri dönemeyecekleri ve dönmeyecekler bir yerde. Pişmanlıklarla dolu bir yer burası ve bu korkunç yerde tek başıma ışığı bulmaya çalışıyorum. Artık gelmiş olmalıydım. O kulenin içinde olmak istiyorum. Sonsuz denizi seyrederken esen rüzgarı hissetmek ve çalan şarkının beni ağlatmasına izin vermek. Yılların geçmesini bu kadar isterken benim bu isteğimi bu kadar çabuk yerine getireceğini hiç tahmin etmemiştim. Artık ona suç bulmuyorum. Kabul ettim.

27.10.2012


Kırık Kahkaha

Seçil Saraçoğlu

www.felsebiyatdergisi.com

BASUR İMPARATORLUĞUNDAN OSMANLI TOKATI İçinizde tarih dersi kitaplarında haremin ne olduğuna dair bilgi edinen şanslı var mı ? Muhteşem bir Yüzyıl ekranlarımıza çıkıp gelmese haremin ‘ h ‘ sinden haberimiz olmayacakmış. Tarih bile birbirine girdi harem yüzünden. Dizinin sadece görsel bir şölenden ibaret olduğunu yazdılar, reyting için haremde olmayacak işlerin döndüğünü söylediler, ihtişam fazlalığı var diye çizdiler. Söz yerini buldu Müslüman’a inanmak düştü… Gani Müjde’nin kaleminden dökülen Harem kırık bir kahkahadan ötesi değil. Öncelikle belirtmeliyim ki bu dizinin

müptelası değilim, denk geldikçe ara sıra izlerim. Basını hararetle ayağa kaldırdığı gözümden kaçmadı değil. Abartmayı çok seven basın kritik bir dönem gibi aktarmış medyaya. Sanki önemli bir olgu ya da olay olmuş sonuçları da tüm seyirci dünyasını derinden sarsmış. Eleştirilecek tek bu dizi kalmış gibi eleştirilmişte eleştirilmiş. Oysa ki gülmenin ötesinde modern insanların trajedisi yaşanıyor adeta. İroni ile yoğrulmuş diyaloglar akılda kalıcı. Kimse farkında değil midir

bilmem tipik bir Türk toplumunun belirsiz bir geçmiş zamanda ki imparatorluğunu sit-com tarzında ekranlara yansıtılması, toplumumuza bir hediyeden başka ne olabilir. İç karartıcı, birbirinin aynısı olmaya çoktan başlamış hala süratla devam eden dizilerin arasında bir seçki niteliğinde. Zaten pasif izleyicilerin sayısını çoğaltan bohem dolu, insanın içini şişiren, yaşanmışlık kokusu serpilmiş, kaosa dönüşen ilişkilerden ibaret olan diziler yeteri kadar sıkmadı mı? Bırakında biraz gülmek, gülerken düşündürmek isteyen, hayali unsurlarla yoğrulmuş diziyi eleştirmeyin sayın büyükler. Müsaade edin de tutarsızlıkları, mantıksal hataları fak ederek farkındalık yaşasın seyirci. İnanıyorum ki biraz entelektüel açıdan izlenirse bu dizi hiçbir gerilemeye, düşük ahlak bilince götürmez kimseyi. E birazda entelektüel açıdan eleştirilirse tarihimizin zamansal etkisini kaybetmediğini anlarsınız.


www.felsebiyatdergisi.com

Zengin Dilenci

babaannemde olduğunu bildiğinden giriş kapısının eşiğinden yukarı kata sesleniyor. Çok geçHaber Bekir Amcamdan geldi. Babaannemin meden babaannem ve kardeşim, ikisinin de elletek öz kardeşinin oğlu hastaneye kaldırılmış. Bir rinde birer tepsiyle içeri giriyorlar. birahanede maç izlerlerken kavga çıkıyor ve beş Babam ve babaannem salonda kendileri için en yerinden bıçaklanıyor, şuansa durumu kritik. rahat yeri bulup kuruluyorlar. Annem, “Dünden Yoğun bakımda ve hayati tehlikesi devam edikalma yayla çorbasıyla pilav var. Onları ısıtiyim yor. ister misiniz? Yoksa sadece böreği mi getireyim, Telefonu babaanneme götürüyorum, kapıyı aça- çayla birlikte yeriz?” diye soruyor ve sorusuyla na dek apartmanda kapısını çalabilecek her ismi aslında oyunu börekten yana kullanmış oluyor. işitiyorum “… sen misin?” sorusuyla. “Benim Ben de ne çorbası ne pilavı diyorum kendi kenbabaanne, Özkan.” dememle eşzamanlı kapı açı- dime, börek varken yiyelim işte sıcak sıcak. Yalıyor. Elleri, üstü başı unlu ve hamurlu karşılı- nında demli bir çay da olmazsa olmaz gayet tayor beni. Durumu izah ediyorum ve amcamla bi. konuşması için telefonu uzatıyorum. Telefonu Doğalgazdan tasarruf etmeye çalışmamız da bir parmaklarının ucuyla tutup usulca kulağına gösebep olabilir belki; ama daha ziyade eskiden, türürken, sol gözünü biraz kısıp ağzını da biraz sobanın kurulu olduğu kış akşamlarında olduğu açarak telefon görüşmesine hazırlıyor kendini. gibi salondan dışarı çıkmaya pek yanaşmıyoruz. Amcamın, babaannemden ah vah ederek “Deme Ayrıca salonun kapısını kapatıp elektrikli ısıtıcıyav, ciddiymiş mi? Kurban olduğum Allah, sen nın da bir gözünü çok değil, en fazla on beş dayardımcısı ol!” sözlerini işitene dek yaralananın kika açtık mı zaten sıcacık oluyor salon! Sofra kim olduğunu anlattığından emin olmaya çalışı- bezini serip küçük sehpayı ortasına koyuyor yorum. Aslında bir bakıma eminim, çünkü soru kardeşim. Çok geçmeden annem elinde tepsiyle işareti saçan gözleri ve una bulanmış göz altı salon kapısını aralayan kardeşimin refakatinde sulkuslarıyla hala tam çıkaramamış gibi duruiçeri giriyor. İki ayrı koca tabakta, iki ayrı çeşit yor babaannem. Biraz sonra biçare bir ses tobörek gözüme ilişiyor. Çay bardakları, şeker, nuyla “He oğlum, sen git ama deme ki anneme çatallar… da tepside. Dört bardak olması dikkahaber verdim! Zaten ben gelsem ki napıcam? timi çekiyor ama birkaç saniye sonra kardeşiEvet, evet akşam buraya gel hele, bakalım.” söz- min çay içmez biri olduğu aklıma geliveriyor. Bu lerini işitiyorum. Tam telefonla işinin bittiğini kızı hiç anlamıyorum. sandığım sırada tekrar telefonu kulağına yaslıHerkes sofradaki yerini almaya başlıyor. Çaylar yor ve ekliyor: “Börek yapıyorum zaten, akşam doldurulmaya başlandığı esnada babaannem gel mutlaka.” yutkunarak söze giriyor: “Siz duydunuz mu bi’ Aradan birkaç saat geçiyor. Annem ve babam şey?” Annem ilgisiz davranıyor. işten geliyorlar. Kardeşim telefonla babama haBabam: “Sana kim dedi, Halil mi?” ber vermiş olacak ki babam içeri girer girmez “Hele ne yapmış ki bu kocakarı? Bakalım bi’ şe- Babaannem: “Yok, Bekir aramış. Özkan getirdi telefonu, konuştuk.” ye benzemiş mi?” sorularıyla içeri giriyor. Her zamanki bu çocuksu tavırların artık anneme pek Babam: “Bizi de Halil aradı. Durumu ciddiymiş, işlemediğini görüyorum. Annem, kardeşimin

Saklama Kabında Hayatlar


www.felsebiyatdergisi.com

diyor. Ameliyat olmuş, yoğun bakımda…” Babaannem: “Top izlemişler, işte anam, top. Köpekler, gözü kör olasıcalar…”

içtiği esnada bunu duyunca az daha tam karşısındaki bana püskürecek oluyor. Kardeşimse gülümseyerek ilgisizce gözünü televizyona çeviriyor.

Annem: “Ya işte bak! Televizyonda görüyoruz, etraftan duyuyoruz; ama bizim başımıza gelmez Annem (gülerek): “Sen kurban ol, sizin köylüye. Benden başka kimse senin kahrını çekemez!” sanıyoruz!” Babam: “Kurban olucak mışım? Şu burna bak! Babaannem: “Öyle anam, öyle valla. Gencecik bak, daha yeni yuvasını kurdu, işlerini düzeltti; Nerdeyse benim burnum kadar.” ama şu olana bak hele?” Babam: “Futbolmuş… Futbol nedir ya? Bilmem hangi takım gol atsın da maçı kazansın… Boş işler bunlar ya… Şu olana bak, bunlar hep oluyor işte anne. Sanki takım kazanınca nolucak, senin mi cebine para giricek?” Annem: “Halil’in dediğine göre beş yerden bıçaklanmış. Kalbine bir santim kalmış ki girsin, diyor. Allah yardımcısı olsun…” Bunun üzerine babaannemin olduğu yerde bir sağa, bir sola gidip gelmesi ve derinden bir iç geçirmesiyle herkes susuyor. Çaylar karıştırılıp böreğin tadına bakılırken babam, babaanneme “Anne, sen naptın ki bi’ yanlışlık mı oldu(?) Niye bu kadar lezzetli bunlar?” diyerek takılıyor. Ekranda bir şarkı yarışması açık. Herkesin gözü orda aslında. Hülya Avşar dekolteli bir elbiseyle gerine gerine oturuyor jüri koltuğunda. Alçak ama herkesin duyabileceği bir seste “Bu da bi’ şeylerini önplana çıkarıyor hep!” diyor babam. Kardeşim alaylı bir şekilde kızarak “Babaannemden de mi utanmıyorsun?” diyor ve devamını annem getiriyor. “Yok kızım, yok. Ne utanması…” diyor ve babama dönerek “ Hülyacığın da zamanın da varmak istedi mi sana?” diye soruyor. Babam gözlerini arada kardeşime ve bana çevirerek “İstedi tabi. İstemez mi? Ajda’dan çok o istedi, ama işte bizim köylüyü aliyim dedim ben(!)” Babaannem tebessümünü gizlercesine böreği ağzına tıkıyor, annem çayını

Annem gülüyor, ama yine de burnunun küçük olup olmadığını yoklarcasına kontrol ediyor. Derken kapı çalıyor ve bekliyorum biri fark etse de kalkıp baksa. Kardeşim kalkıyor. Gelen en büyük amcam, Osman. Böreğin kokusunu almamış olması komik olurdu zaten. “Ohoo, kurabiyelerden bize de yok mu?” diye soruyor neşeyle. “Sen ve hemen önünde duran göbeğine mi?” diye sormak geçiyor aklımdan. Babamla aralarındaki bu şakalaşmaya yine şahit olacak olmam beni tedirgin ediyor. Gayet çene zorlayan, yani hiç de ağızda dağılır bir tarafı da olmayan bu börekler için neden kurabiye benzetmesi yapıyorlar emin değilim, ama börekler bitene kadar belli aralıklarla bunu duyacağımı tahmin edebiliyorum. Ve evet, o börekler bitecek. Haberi, Osman Amcama babaannem veriyor: “Osman, Osman! Bacımın oğlunu yaralamışlar, hastahanede şimdi…” Bunu, böreğe uzandığı esnada duyan amcam birkaç saniye duraksıyor ve yüzünde belli belirsiz çizgiler beliriyor. “Nasılmış durumu?” diye soruyor endişeli bir tonda. Anlatıyorlar. “Şerefsiz heriflere bak hele, kaç kişilermiş? Yakalanmışlar mı?” Babaannem: “Valla, onu bilmiyoruz kurban. Bekir gelsin hem ki öğrenek.” Annem: “Yakalansa ki nolacak abi? Biraz tutarlar belki, sonra salıverirler…” Babam: “Artık o bile yok. Şikâyetçi olsa onun


www.felsebiyatdergisi.com

Zengin Dilenci

başı belaya girer… Artık şikâyetçi de olamıyorsun işte anne, ne günlere kaldık!” Babaannem: “Hele börekten biraz Bekir’ime de bırakın. Gelir şimdi, yakındır. Aç acına çocuk, yazık…” Babam ve amcam pek umursamış görünmüyorlar ve aksine hızla devam ediyorlar yemeye. Aralarında işleriyle ilgili bir sohbet dönüyor.

herkes bundan emin. Biraz sonra, salon eşiğini geçip içeri adımladığında bir hayli bitkin olduğunu hemen anlıyorum. Gelip babaannemin yanına oturuyor. Hikâyeyi etraflıca tekrar aldıktan sonra Bekir Amcam, babama bakarak tüm içtenliğiyle “Abi, bağırsaklar mağırsaklar hep dışardaymış ya!” diyor. Herkes kendi üslubunca ah-vah edip “Allah yardımcısı olsun!” türevi dileklerini söylerken annem elinde küçük bir tepsiyle gözüküyor. O da Bekir Amcamın dediğini duymuş olacak ki yüzünü buruşturmuş… Bekir Amcam ailemizin üniversite görmüş tek kişisi ve bunu her an belli ediyor. Börekten aldığı henüz ilk ısırığın ardından babaanneme içten bir teşekkür ediyor kendince.

Babaannemin bana bir soru yönelttiğini fark ediyorum. O duymadığımı anlıyor ve yineliyor: “Paşam nasıl olmuş, beğendin mi?” Düşününce, deminden beri bana hiçbir şey söylemedikleri ve sormadıklarını fark ediyorum. Bu durum garip bir şekilde hoşuma gidiyor. Babaanneme hemen cevap verip babam ve amcam arasındaki diyalo- Osman Amcam: “Yapan adam yakalanmış mı, ğa dikkat kesiliyorum. Babamın, “Yarın yükle- peki?” mem var abi ya, işler güç şu sıra. Napıcam bilBekir Amcam: “Valla tam bilmiyorum orasını. miyorum!” dediğini duyuyorum. Herif kaçmış sanırım.” … Annem: “Bi’ kamera görüntüsü filan illaki varBirden nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde dı?” hararetli bir tartışmanın başlamış olduğunu fark ediyorum. Televizyona gözlerimi dikeli çok Bekir Amcam: “Evet, ondan söz ettiklerini hatırlıyorum; ama ne yalan söyliyim, pek sormak isda olmamıştı, ama belli olmuyor işte. temedim o sırada…” Annem: “Gitmezsek olur mu hiç? Bu zor günde Derken, söz yine ziyaret etme mevzuuna geliyor. de gitmeycez de ne zaman gidicez?” Babaannem: “Hangi hastahanedelermiş ki, çok Bekir Amcam: “Hastaneye gitseniz ki napıcaksınız? Zeycan Teyzem de oradaydı dayanamayıp uzak değildir ya?” döndü o da.” Annem: “Guraba’da sanırım.” Bunu demesi üzerine babaannem dikkat kesiliOsman Amcam: “Ooo.. tee Aksaray’a şimdi nasıl yor ve soruyor: “Oyy kurban, bacım nasıl? Özgideriz!” lemgiller ya? Onlar da şimdi perişan oldular…” Babam: “Yav işten gelmişiz… Yorgun argın, bak Bekir Amcam: “Nasıl olsunlar işte… Özlemler hanım, sen gördün eve zor geldim. Benim göbekliyorlar ki bir doktor, hemşire çıksın da iyi züm hiç kesmiyor ki. Yarın uğrarız, yarın.” bir haber versin… Teyzem de biliyosunuz, dayaBabaannem: “Ooo.. daha bugün gitmedikten sonra, yarın gitsek ne anlamı var…” Kapı çalıyor. Bu kez gelen Bekir Amcam olmalı,

namıyor zaten. Eve gitmeye ikna ettiler de Muratlar götürdü sonunda. O da iyice yorgun düştü.”


www.felsebiyatdergisi.com

Annem: “Hiç değilse Zeycan Teyzeye birkaç dakkalığına da olsa uğrasak ya?” Osman Amcam (babama fırsat vermeyerek): “Adam, şimdi gecenin bir vakti… Yarın iş güç var…” Babaannem: “Yarın gitsek de işte olmuyor ki… Şimdi gitmedikten sonra...” Babam: “Yav benim gözüm hiç kesmiyor diyorum, siz hala konuşuyosunuz. Yorulmuşum, gözlerimi zor tutuyorum bak. İsterseniz veriyim Bekir’e anahtarı o götürsün sizi! Ben benzin parasındayım mı sanıyosunuz? Tutsun tutsun 5 lira, 10 lira…”

Babam, “Düzgün elbiseni giyin ha, kocakarı. Öyle yamalı tumanını giyip de el âlemin karşısına çıkma!” diye gülerek bağırıyor ardından. Annemi kaşları çatık uyaran gözlerle bakarken görüyorum. Bekir Amcam biraz bozulmuş olsa da tebessüm ediyor, Osman Amcam ise zaten katıla katıla gülmekten başka bir şey yapmıyor… Ha, bu arada kardeşim nereye kaybolmuş olabilir, hiç bilmiyorum?

Babaannem çok geçmeden geliyor ve onu görür görmez Bekir Amcam da ayaklanıyor. Paltosunu giydikten sonra babama bakarak “Hadi, abim iyi akşamlar olsun sizlere…” diyor. Tam gidecekleri sırada durduruyorum. Anneme bakarak “Hiç Bekir Amcam: “İşte ben de süremiyorum ki bü- börek artmadı mı, biraz koysan da Zeycan Babaanneye götürseler...” diyorum. Herkes birden yük arabayı be abim.” duraksıyor. Akşam boyunca neredeyse hiç duyOsman Amcam (Bekir Amcam ve babaanneme madıkları bu ses -sesim- tuhaflarına gitmiş olabakıp gülerek): “O zaman siz yola aşşağı gındırı cak… Çok değil, birkaç saniye sonra herkes bu gındırı gideceksiniz artık!” fikri yerinde buluyor. Annem hemen bir saklaAslında Osman Amcamın dediği oluyor ve baba- ma kabına tadımlık da olsa biraz börek koyup annem bu kararı uygun buluyor. Sanıyorum ki babaannemin eline tutuşturuyor. Babaannemin caddeye varıp artık dolmuş, taksi ne bulurlarsa gözleri en çok sevdiği torununa bakarken “Ne iyi bir şekilde gidecekler; ama hastaneye değil, kız etti de akıl etti bak, maşallah pek düşünceli bu kardeşinin -Zeycan- yanına. Babaannem, üstü- çocuk!” dercesine ışıldıyor. nü başını değiştirmek ve paltosunu almak üzere evine gideceğini söylüyor.


www.felsebiyatdergisi.com

Şahin Timur

İSTİSNA Kaldırım kenarındaki rengi solmuş taşlar. Taşlar ve soğuk adımlar atan file çoraplı bacaklar. Bacaklar derisi soyulmuş, yara bere içinde kırmızı. Kırmızı kapıların ardındaki küçük odalar. Odalar içinde soğuk sıcak yek vücut. Vücut sıcakta olsa soğukta titremeler aynı. Aynı bakar ama farklı gösterir her ayna. Ayna güzellikten değil, sırdan çatlar aslında. Aslında yalancıdır herkes kendi boyunca. Boyunca aynalarda file çorap deneyen kadınlar. Kadınlar, sultanlar ve aşçılar diye ayrıldılar. Ayrıldılar ancak, kanlı file çoraplar istisna, istisna, istisna, istisna.


Yunus Lekesiz

www.felsebiyatdergisi.com

tanrının insanları hayattan almak için yolladığı kancaları. Kendime geldiğimde hızla çekildi kancalar. Kopardı umutla ileriyi gösteren parBembeyaz bir pamuk tarlasıydı benim küçüklü- maklarımı. Pes ettim önce… Sadece oturup, değüm, mahallem… Ben de bembeyaz bir pamuk- nize güç kattım ufak göz yaşlarımla. Boğulmayı tum. Sonbahar hüzünleri, kış dertleri, yaz ihti- denedim daha da güçlendim. Anladım ki ölüme rasları, ilkbahar umutsuzlukları umrumda de- ne kadar yaklaşırsan o kadar pay alıyorsun ğildi. Mevsimler gelir geçerdi. Ve mevsimler onun karşı konulmaz gücünden. Boğuk sesleri geldi geçti… fark ettim beynimde yankılanan. Kulaklarımı tıkadım hüzünlü müziklerle. Ama her hüznün Koparıldım bir gün. Bir denize uçurdu bir sonu varmış. Bittiler... kaderin rüzgarı beni. Dert suyuyla ağırlaştım, ağırlaştıkça büyüdüm, olgunlaştım. Her dertte biraz daha dibe battım. Gözlerimi acıttı tuzlu özlem. Genzime kaçtı kirli aşklar. Nefesimi kesti keskin, öfkeli yosunlar. Acıya alıştım zamanla. Gözlerimi açabildim kendimi savunma ihtiyacıyla. Hayatla karşılaştım bulanık sularda. İleriyi göremedim hiçbir zaman. Arkama dönme fırsatı vermedi önümdeki tehlikelerin bitmeyişi. Bazen üzerime geleni dost sandım, gelen geçti içimden, canım yandı. Arkamdan geleni düşman bildim sonra, kaçtım daha puslu dünyalara. Savaşı fısıldadı kulağıma, dalgaların kayalarla çarpışı. Silahı kuşandı nemli ellerim; son bulan savaşların kalıntısı, Geride kalan, bedenimdeki çizikler ve çürüyen bedenlere inat kumların altına saklakalbimin dinmek bilmez sancılarıydı. Ve bu benan sivri tırnakları… Ne zaman düşsem beyaz denimdeki çizikler bir harita görevi görüyordu; toprakların üstüne, sahibini uyandırdım bir me- hepimizin varacağı o mutlak son için. zarın. Abandı sırtıma ölü bedenlerin kemikleşmiş elleri. Ne zaman yorulsam, tutup dinlendim

Gücün Mavi Tarafı


www.felsebiyatdergisi.com

Altan Kendirci

Her şey aslında, babamın o gece

-Tabi ki bunun için buradayım. Şimdi siz bekleyin ben haber vermeye gidiyorum.

anneme yemek masasında attığı o tokat ile başlamıştı. Küçücük ömrümde ilk kez böylesine bü- Etrafa haber vermiş çeşitli kamu görevlilerinin gelmesini bekliyor ve adam ile sohbet ediyoryük bir acıyı hissetmiştim. dum. -Ayşe'nin beni değil de o kıl kuyruk şefiği sevdiSıkıcı bir ği gün hariç. bekleme Babam yeni yeni, yeni rakı içmeye başladığı geç kalıngünlerdi. Her şey rutin seyrinde ilerlerken baba- mış bir mın kükremesi ile masa da soğuk bir rüzgar es- yolculuk. ti. Adam süMasada kavunun olmayışı, babamın yıllardır rekli eski içinde sakladığı bizim pek sevmediğimiz yanısevgililenın ortaya çıkmasına sebep olmuştu. rinden Bizim yanımızda ilk kez anneme el kaldırmıştı. bahsediyordu, O gece babam ile birlikte rakıya olan inancımı onların da yitirmiştim. güzel ve Ömrümde ilk kez ciddi ciddi bir şeye karar vervarlıklı miştim, ilk fırsatta evden kaçıp, hiç bilmediğim oluşlarınbir şehirde, hiç dan. BüBilmediğim bir şekilde yaşayacaktım. Plan yok, yük bir ders programı yok, sıkıcı hocalar ve bu geceden övünç ile sonra sürekli dayak atma gereği duyan bir baba anlatıyorolmayacaktı hayatımda. du. Sanki o görüyor, ben kör Firarımın ilk dakikaları, kör bir dilencinin bele- olmuşdiyenin açtığı foseptik çukuruna düştüğünü far- tum. ketmiştim. Babam hep sahtekar derdi bu adamBenim lar için. bile aşık İlk ben duymuştum yardım çığlıklarını. Aman olasım geldi, kör bir adamın anlattığı bu güzel tanrım ne kutsal bir görev vermiştin bana. ve varlıklı kadınlara. Görmemezlikten gelmeye çalışsamda, kör bir adamı görmemek büyük ayıp olurdu biz iyi insanların için. -Merhaba, iyi geceler. -Merhaba bana yardım edebilir misiniz?

Ama bunu Aylin'e yapamazdım. O'nu aldatamazdım çabucak toparladım duygularımı. Ne de olsa gerçek aşkı Aylin ile tatmıştım, ilk elini tuttuğum kadın, annem ve ablamdan sonra tabi ki.


www.felsebiyatdergisi.com

En sonunda itfaiye gelmişti fakat hiç beklenme- maya niyetli polis girdi içeri. dik bir süpriz ile birlikte aynasızlarda gelmişti. Ama öyle hemen ötmeye niyetim yoktu ne de Babam polislere hep aynasızlar derdi. olsa benim haklarım vardı Babam 24 saat tutaBenim ortadan kaybolma vaktim gelmişti, ufak bileceklerini söylerdi hep. Evden kaçarken bile ufak yol alırken aklımda hep babamın oluşu ne manidar bir duufak bir ayrıntıyı rumdu. hesaba katmaŞurada kaç saat kalmıştı ki zaten, hem o kadar mıştım. Amerikan filmi izlemiş birini kandırmaları pek Polislere benim haber verdiğimi söylemeleri pek uzun sürmedi zaten.

kolay değildi.

Daha sonra elinde süt ve kraker ile bir kadın polis girdi içeri, tebessüm edip beni kandırabileceğini zannettiyse de, süt ve krakerin dayanılmaz görüntüsüne daha fazla dayanamamıştım, hoş Hemen bir sorgu- karnımda iyiden iyiye acıkmıştı. lama tipik ayna- Dayanamayarak öten ben işgalci güçlere yanlış sız mantığı. bilgi vermiştim yarım aklım ile, ne de olsa kapı-Bu saatte sokak- ya kadar götürürlerdi, daha sonra bırakırlardı ta ne işin var beni. ufaklık? Amcam açtı kapıyı. Beni ve polisleri karşısında Sonunda soru görünce şok olmak ile sevinmek arasında bir işareti olan hiç boşlukta gezinen hipopotamlar gibi garip sesler bir cümleyi sev- çıkarmıştı. miyordum galiba. Polislere teşekkür etti, polislerden gecenin öze-Sevgilimden ayrıldım bazı psikolojik sorunlarım var memur bey. Dediysem de pek inandırıcı gelmemiş olacak ki, beni karakola götürmeyi uygun buldular. Planlar alt-üst ve hayallerin bir kaç sokak gerisindeydim.

tini dinledi. Amcam babam gibi değildir, o severdi polisleri. Beni eve aldı biraz öğüt verdi, O arada yengem atıştırmalık bir şeyler yapmıştı. Kuzenlerimle oturduk televizyonda Jackie Chan'in o saçma filmlerinden biri vardı. Onu izledik biraz. daha sonra amcam gece burada kalmamı istedi. Ertesi gün yine eve gitmek zorunda olacaktım.

Çocukken evden kaçmak bile zor Hep merak etmişimdir karakolları. Ama öyle Amerikan filmlerinde ki gibi olmadıklarını anla- Evden kaçmak üzerine ablam ile söyleşi. yınca biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Saf saf beklerken her halinden beni konuştur-


kitap sevenler

Edebiyat D羹nyas覺-Al覺n lar

Felsebiyat Blog - Şubat '13  

Felsebiyat Dergisi'nin yeni blog eki, her ay sizlerle!

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you