Page 1


“Meyveden Çekirde¤e, Çekirdekten Meyveye” Türkiye'nin son elli y›l›nda e¤itim hayat›nda çok önemli yere sahip olan imam-hatip lisesi mezunlar›n›n say›s› ciddi rakamlara ulaflm›flt›r. Ülkemizde siyasetten ekonomiye, bürokrasiden sivil toplum kurumlar›na, toplumun çeflitli kademelerinde baflar› ve etkinliklerini kabul ettirmifl durumdad›rlar. Tohum Dergisi; böyle seçkin bir toplumun sesi olan sayg›n bir yay›n organ›d›r. ‹ki ayl›k periyotlarla ç›kan Tohum Dergimiz milletvekillerine, valiliklere, belediyelere, müftülüklere, sivil toplum kurulufllar›na, parti baflkanl›klar›na, imam-hatip liselerine, ‹HL mezun dernekleri ve okul aile birliklerine, üniversitelere, medya organlar›na kadar gönderilen genifl bir okur kitlesine sahiptir. Dergimiz ücretsiz olup, hedef kitleye postalama yap›larak ulaflt›r›lmaktad›r. Ayr›ca dergimiz yurtd›fl›nda (Almanya, Avusturya, Fransa, Bosna Hersek, Bulgaristan gibi) Avrupa ülkelerine de gönderilmektedir. Sadece Türkiye'de de¤il, yurtd›fl›na da ulaflan dergi hedef kitleniz için ciddi ve etkili bir mecra olmaya devam ediyor.

Dergimizin Reklam Tarifesi:

Arka Kapak Arka ‹ç Kapak Ön ‹ç Kapak ‹ç Sayfalar Dergi Ebat

7.000TL 4.000TL 4.000TL 1.500TL 21x29.7

*Dergimizde Reklam Boyutlar› Tam Sayfad›r.

Reklam Sorumlusu : Mustafa KARAHÜSEY‹NO⁄LU Gsm :0555 724 31 01 k-huseyinoglu@hotmail.com

133. Say›

ÖNDER

‹mam Hatip Liseleri Mezunlar› ve Mensuplar› Derne¤i

www.onder.org.tr


Kas›m - Aral›k 2009

01

Y›llar boyu kap›s›ndan içeri girmek amac›yla yar›fl at› gibi haz›rlan›lan, ne s›nav›nda, ne de e¤itim sisteminde olmas› gereken düzenin bir türlü oturtulamad›¤›, akademik kadrolar›n oluflmas›nda her daim flaibelerin kulaktan kula¤a dolaflt›¤› bir alandan, üniversite kürsü ve kampüslerinden seslenecek bu say›da Tohum… “Üniversite e¤itimindeki sorunlar ve akademik ahlak” konusu özellikle son dönemlerde üniversite e¤itimindeki önemli de¤iflimlerle beraber kendisini yeniden gündeme getirme ihtiyac›n› oluflturdu.

ÖNDER

‹mam Hatip Liseleri Mezunlar› ve Mensuplar› Derne¤i

ÖNDER ADINA ‹MT‹YAZ SAH‹B‹ Yusuf Ziyaettin Sula YAZI ‹fiLER‹ MÜDÜRÜ & ED‹TÖR ‹smihan fiimflek YAYIN KURULU Sabri Ota¤, Rabia Ayaz, Elif Y›lmaz, Bilal Akkaya, Ayfle Çoban, H.‹brahim Kelefl REKLAM SORUMLUSU Mustafa Karahüseyino¤lu Tohum Dergisi Önder ‹mam Hatip Liseleri Mezunlar› ve Mensuplar› Derne¤i yay›n›d›r. GRAF‹K TASARIM Halil Köseibifl - Adem Atilla Asil 0544 792 91 93 BASKI Cemre Ofset 0212 544 85 19 ADRES Alemdar Mahallesi Hükümet Kona¤› Sokak No: 7 34110 Ca¤alo¤lu - ‹stanbul Tel : 0212 519 09 53 - 519 12 76 Faks : 0212 519 09 57 onder@onder.org.tr Kaynak gösterilmeden al›nt› yap›lamaz. Yaz›larda k›saltma yap›labilir. Hukuki sorumluluk yazara aittir.

Üniversitelerde Kürtçe bölüm aç›lmas›, bölümsüz üniversite, katsay› zulmünün ortadan kald›r›lmaya çal›fl›lmas›, YÖK'de gerçekleflen istifalar ve yeni kat›l›mlar, YÖK baflkan›n›n ilginç aç›klamalar›, Cumhurbaflkan› Abdulah Gül'ün “Üniversiteler ülkeye katk›s›n› gözden geçirmeli” fleklindeki sözleri derken üniversitelerde bundan sonraki sürecin nas›l iflleyece¤i merak konusu oldu. E¤itim sisteminin handikaplar›n›n yan›nda özellikle akademik ahlak ve disiplinin kimi akademisyenlerce hala delik deflik ediliyor olmas› da dünya üniversitelerinin yan›nda Türkiye'deki üniversitelerin pozisyonunu da derinden etkileyen bir vak›a olarak duruyor. Tohum Dergisi, gençlerin yurtiçi ve d›fl›nda üniversite ö¤renimi görebilmeleri için y›llard›r seferber olan ÖNDER'in yay›n organ› ve imam-hatipli ö¤rencilerin sesi olarak konuyla ilgili bir dosya çal›flmas› ile okuyucu karfl›s›na ç›k›yor. Osmanl›'da zaman›n üniversite kadrolar›n›n ülke yönetiminde ne gibi fitneler ortaya ç›kard›¤› Yusuf Ziyaettin Sula'n›n kaleminden aktar›l›rken, benzer fitnelerin günümüzde nas›l flekillendi¤ini Doç. Dr. Berdal Aral'›n yaz›s›nda görüyoruz. Katsay› zulmünün bafllad›¤› günden bugüne ortaya ç›kan zayiat›n, hayat› karart›lan milyonlarca gencin ak›beti ve katsay› sorununun ortadan kalmas›yla ne tür bir iflleyiflin hakim olaca¤›na dair önemli çal›flmalar›n bafl›nda Hüseyin Korkut'un “Dünden Bugüne Katsay› Uygulamas›” bafll›kl› çal›flmas› geliyor. Prof. Dr. fiefik Dursun, Erol Erdo¤an, Sabri Ota¤ ve Ayla A¤abegüm gibi isimlerin yaz›lar›n›n yan› s›ra konu ile ilgili “Yurtd›fl›nda E¤itim, Bilimsel Ahlak ve Üniversitelerimiz” gibi haber dosyalar› bu say›m›z›n dikkat çekecek çal›flmalar› aras›nda… Yine dosya konumuz çerçevesinde Zümrüt Sönmez'in hocalar›n hocas› Prof. Dr. Nevzat Yalç›ntafl ile yapt›¤› röportaj y›llar›n birikimini heybemize doldurmak için ciddi bir kaynak… Vatan Gazetesi yazar› Mutlu Tönbekici ve internet âleminin yeni gözdesi ‹HL Sözlük kurucular› ile yapt›¤›m›z röportajlar, Cihan Aktafl'›n Tohum Dergisi'nde devam ede gelen yepyeni hikâyeleri ise okuyucunun farkl› yolculuklara ç›kaca¤› zaman aral›klar› niteli¤inde… 134. say› ile birlikte dergide yer alacak olan TOHUM NOSTALJ‹ sayfas› ise ilk olarak, 60'l› ve 70'li y›llarda dergimizin yazarlar› aras›nda bulunan merhum Yücel Çakmakl›'y› misafir ediyor. Zihin dünyam›za bereket, kalbimize ferahl›k getirmesi dile¤iyle buyurun içeriye… ‹smihan fiimflek


02

Kas›m - Aral›k 2009

‹Ç‹NDEK‹LER 04

Üniversiteler, Bürokrasi ve ‹htilalciler

08

Üniversitelerimiz ve E¤itimde Kalite Sorunlar›

10

E¤itimin Yurtiçisi ve D›fl›s›

12

Dünden Bugüne Katsay› Uygulamas›

14

Ayd›n Engellere Tak›lmay›n

16

Galeri: Nevzat Yalç›ntafl ile “Üniversite” Üzerine

20

Meselenin Ad› Oldu Sorun, Dedesini Anlam›yor Torun

24

Yurtd›fl›nda E¤itim... Peki Ama Nas›l?..

28

Üniversite-sizlik

30

Çocuklara Din E¤itiminde Yol ve Yöntemler

34

Uzaydan m› Geldik?

36

Bilim Ahlak› ve Üniversitelerimiz

38

Lidaru ya da ‹pli Kad›n

40

Davlumbaz: Mutlu Tönbekici: “Bizim Mahalle -Karfl› Mahalle S›kt›, 3. Mahalle ‹stiyorum”


Kas›m - Aral›k 2009

43

‹nsan, Bayram ve Din

45

Avrupa’da Türk ‹maj›n›n Dönüflümü

47

Yaflamak

49

Saray-Ova

53

Yelpaze: Dindar Camia Neyse Biz Oyuz...

57

Tarih: Evliya Çelebi

59

Gezgin: Poyrazköy

62

Psikoloji: Toplumsal Ruh Sa¤l›¤›m›z Nereye Gidiyor?

64

Bir Nefes: Tabiatin Bir Parças›y›z

66

Kültür Sanat

69

Tohum Nostalji: Milli Sinema ‹htiyac›

71

ES‹MDER

73

ÖNDER’den Haberler

79

ÖNDER’den Haberler: 5. ‹mam Hatip Kurultay›’na Do¤ru

03


04

Kas›m - Aral›k 2009

Yusuf Ziyaettin Sula

Üniversiteler, Bürokrasi ve ‹htilalciler Tarihimizdeki baz› hadiselerin mahiyetini anlamakta güçlük çekiyordum. S›k›nt›l› zamanlar›nda bile dünyan›n en büyük devletlerinden biri, hatta en büyü¤ü olan Osmanl› Devleti, hamam tella¤› oldu¤u söylenen Arnavut Patrona Halil isimli bir Arnavut'un ç›kard›¤› gaileye nas›l boyun e¤ebilir? Yine Rize'li bir kay›kç› olan yeniçeri yama¤› Kabakç› Mustafa ve taifesinin elinde nas›l oyuncak olur? Padiflahlar nas›l pald›r kültür devrilir? Payitaht nas›l tahrib edilir ve ortal›k nas›l eflkiyaya kal›verir? Pek bir mana veremiyordum. Böyle bir acziyeti koskoca cihan devletine yak›flt›ram›yordum. Ancak meselelere biraz yak›ndan bak›nca durumun pek de öyle olmad›¤›n› fark ettim.

Patrona Halil

Mesela Patrona Halil pek öyle küçümsenecek ve basit bir hamam tella¤› de¤ilmifl. Denizci (Levend) olarak ifltirak etti¤i Mora seferinde de isyan ç›karmaya teflebbüs etmifl, gözünü budaktan sak›nmayan naml› bitirimlerdenbiriymifl.Nifl'tebafl›n›çekti¤i bir isyan denemesinden sonra ‹stanbul'da izini kaybettirip çeflitli ifllerde çal›flm›fl, bu arada hamam tellakl›¤› da yapm›fl. Kendi gibi ç›banbafl› olan arkadafllar› Muslu Befle ve Emir Ali ile hem yeniçeri esnafl›¤› yap›p hem de akflamlar› vakitlerini iflretle geçirirlermifl. Bafllar›na bir s›k›nt› gelip hapse düfltüklerinde ise, çeflitli vesilelerle yak›nl›k sa¤lad›klar› paflalar vas›tas›yla paçalar›n› kurtar›rlarm›fl. Devir III. Ahmet devri. Sadrazam ise Nevflehirli Damat ‹brahim Pafla. Ekonomik hayat dengesini kaybetmifl.


Kas›m - Aral›k 2009

Ahali zulmetten zulmete sürüklenmifl. Ama iflin ac›s› bu facialar›n tertipçileri aras›nda o zamanki üniversiteler, yüksek bürokratlar ve ileri gelenlerin olmas›. Ço¤u zaman da geçici dünya emelleri için bu tertiplere kat›lmalar› ve memleketi hiç düflünmemeleri. Dikkatli bak›nca daha sonra yap›lan bütün ihtilal ve darbelerde görünüflte askeri bürokrasi olmas›na ra¤men, arka planda hep sivil bürokrasi, üniversite hocalar› ve ile gelen eflraf› görürüz. D›fl etkiler de cabas›.

05

çeteden kurtulup soluk alabildiler. Ancak bu zaman zarf›nda çok büyük kay›plar oldu. Devlet hazinesi ve birçok konak ya¤maland›. Birçok yerler yak›ld› y›k›ld›. Gerçi daha sonra bu ihtilali tertip edenlerin ço¤u kellerini siyaset meydan›ndan kurtulamad›lar. Ama olan olmufltu. Demek ki “Patrona Halil ‹syan›” basit bir hamam tella¤› Arnavut sergerdenin ifli de¤ilmifl. O zamanki üniversite ve bürokrasi iflbirli¤i ile yap›lan bir darbe, pis bir ihtilal imifl. Kabakç› Mustafa meselesi de hemen hemenböylehaz›rlanm›flveuygulanm›fl. Rumeli kava¤›nda yeniçeri yamakl›¤› yaparken sivrilmifl bir bitirim olan Rizeli Mustafa yine Patrona gibi haz›rlanan tertibin önüne veya bafl›na getirilmifl bir tafleronmufl me¤er. Osmanl› tarihinin en kanl› ayaklanmalar›ndan birini al›p götüren bu eflk›ya bafl› III. Selim'in bafl›n› yemifl.Yeniçeribelas›n›n›slah›n›önlemifl. Yeni bir askeri organizasyonu (Nizam› Cedit) yerle bir etmifl. ‹stanbul'u yakm›fllar y›km›fllar. Arkalar›nda kim var diye bak›ld›¤›nda, yine benzeri bir tertip görülür. Muhalif vezirler, paflalar, Medrese ulemas›n›n bir k›sm›, yeniçeri ve ayandan ileri gelenler.

Sâdâbad

Kaybedilen topraklardan gelen göçmenler periflanl›k içinde. Halk zaruri ihtiyaçlar›n› güçlükle temin edebiliyor. Bütün bunlara ra¤men Sultan, sadrazam ve çevresi, Bo¤aziçi k›y›s›nda, K⤛thane 'de yapt›rd›klar› köflklerde, yal›larda lale yetifltirme sevdas›na düflmüfller. Baz› çok nadir lale so¤anlar›n›n tanesi 1000 akçeye kadar sat›lm›fl. Birtak›m yenilikler de getirilmeye çal›fl›lm›fl ama bu tepkileri daha da art›rm›fl. Halktan gelecek tepkileri önlemek için de ara s›ra f›r›nlar› halka aç›p bedava ekmek ve sadaka da¤›tmakla yetinilmifl. Ayr›ca görev yeri bekleyen vüzera ve paflalar da Nevflehir'zadelerin kadrolaflmas›ndan dolay› ciddi rahats›zl›k içindeymifller. ‹ranl› Nadir fiah do¤u s›n›r›m›z› aflarak s›k›nt› ç›kar›nca Nevflehirli ‹brahim Pafla Üsküdar'a ordugâh kurup sefer haz›rl›klar› bafllatm›fl. Ancak, aylarca e¤leflip harekete geçemeyince orduyu sessiz sedas›z da¤›t›p saray›na çekilmifl. Do¤u flehirlerinden gelen yard›m ça¤r›lar› karfl›s›nda sergilenen bu aymazl›k her fleyin üzerine tuz biber

ekince fitne kazan› iyice kaynat›lmaya bafllam›fl. Art›k eyleme geçmeye geçme vaktinin geldi¤ini düflünen muhalifler Haf›z Ahmet Pafla'n›n kona¤›nda toplanarak fitili atefllemeye karar vermifller. Bu muhalif gurubun içinde azledilmifl paflalar (yani bürokratlar), medrese hocalar› (yani o zamanki üniversiteler) ve bir tak›m ayan varm›fl. Ald›klar› karar, fitnenin tetikçili¤ini isyan tertibindekitecrübesinebakarakPatrona Halil'e havale etmek olmufl. Patrona da kendi gibi haflerat› toplay›p açt›¤› isyan bayra¤›na, kimini gönüllü kimini gönülsüz ça¤›rmaya bafllam›fl. Kapal›çarfl› dükkânlar› silah zoruyla kapat›lm›fl, medrese ö¤rencileri soka¤a dökülmüfl vs... Gerisi tarih kitaplar›nda okunabilir. Netice itibariyle Sultan III. Ahmet hal edildi. Nevflehirli ve çevresi devrildi.Yekpareolanvücutlar›hezarpare oldu. Mallar› mülkleri ya¤maland›. Aylarca anarfli kol gezdi. Yeni Sultan I. Mahmut, Patrona ve arkas›ndaki darbe cephesinden gelen talimat ve atamalar› uygulamak zorunda kald›. Ancak aylar sonra bir yemek daveti hilesiyle bu

Bu isyanlar s›ras›nda nice servetler el de¤ifltirmifl. Nice haris devletlülerin sand›k sand›k alt›nlar› ya¤malanm›fl. Nice yal› ve konaklar ya¤ma sonras› yak›l›p y›k›lm›fl. Görünüflte “din elden gidiyor”, “devlet elden gidiyor” nidalar› ile koca Devlet-i Aliyye periflan edilmifl. Ahali zulmetten zulmete sürüklenmifl. Ama iflin ac›s› bu facialar›n tertipçileri aras›nda o zamanki üniversiteler, yüksek bürokratlar ve ileri gelenlerin olmas›. Ço¤u zaman da geçici dünya emelleri için bu tertiplere kat›lmalar› ve memleketi hiç düflünmemeleri. Dikkatli bak›nca daha sonra yap›lan bütün ihtilal ve darbelerde görünüflte askeri bürokrasi olmas›na ra¤men, arka planda hep sivil bürokrasi, üniversite hocalar› ve ile gelen eflraf› görürüz. D›fl etkiler de cabas›. Üniversiteler fitneden uzak durup bilim üretmeli. Herkes iflini yapmal›. Çünkü “Fitne ölümden efleddir.”


06

Kas›m - Aral›k 2009

Doç. Dr. Berdal Aral baral@fatih.edu.tr

Bizi Kuflatan Duvarda Bir Tu¤la:

ÜN‹VERS‹TELER‹M‹Z Tüm nicel geliflmelere ra¤men, "Bu Ülke"de ne yaz›k ki ciddî bir akademik gelenek oluflmad›, oluflturulamad›. Bu yaz›da üzerinde duraca¤›m›z Türkiye'nin ö¤retim üyesi profili çok uzun bir zamand›r üç temel sorunla malûl görünmektedir: Türkiye üniversiteleri ciddî ve nitelikli bir ilmî ve fikrî gelene¤in tafl›y›c›s› olmaktan uzakt›rlar; bu üniversitelerde e¤itim kalitesi genel olarak düflüktür; son olarak, akademya Türkiye'de özgürlükler alan›n›n genifllemesine destek olmak bir yana, ço¤u zaman köstek olmaktad›r. fiimdi bu "Üç Mesele"ye biraz daha yak›ndan bakal›m. Ülkemizde -en az›ndan- sosyal bilimlerle ilgili olarak gözlenen bir temel zay›fl›k noktas›, akademya içindeki hâkim ilmî ve fikrî konumun belli bir medeniyet bilincine ve -Bat›l› olmayan- bir dünya tasavvuruna sahip olmay›fl›d›r. 1920'li ve 30'lu y›llardaki büyük k›r›lma sonucunda kendi köklerinden kopmufl olmas› nedeniyle beslenece¤i bir kaynak olmad›¤›ndan, s›¤ bir Bat›c›l›k ve taklitçilik Türkiye akademyas›n›n en baflat özelli¤i haline gelmifltir. Geleneksizlik ve köksüzlük vizyon yoksunlu¤una, bu da misyonsuzlu¤a ve ifllevsizli¤e yol açm›flt›r. Dolay›s›yla ortada ne tarihî süreklili¤i olan bir akademik gelenek vard›r, ne alternatif aray›fllara zemin haz›rlayan bir medeniyet tasavvuru, ne de daha âdil ve yaflanabilir bir dünya için baflka uluslararas› aktörlerle paylafl›lan bir misyon vard›r.

1920'li ve 30'lu y›llardaki büyük k›r›lma sonucunda kendi köklerinden kopmufl olmas› nedeniyle beslenece¤i bir kaynak olmad›¤›ndan, s›¤ bir Bat›c›l›k ve taklitçilik Türkiye akademyas›n›n en baflat özelli¤i haline gelmifltir. Geleneksizlik ve köksüzlük vizyon yoksunlu¤una, bu da misyonsuzlu¤a ve ifllevsizli¤e yol açm›flt›r. Yaln›zca s›¤ bir ulus-devletçi 盤›rtkanl›k ve laik(çi)li¤e taç giydirmifl bir siyaset, toplum ve kültür/sanat alg›s›... Köklü bir gelene¤in olmay›fl› ve farkl› bir uygarl›k havzas›na at›lm›fl olman›n yol açt›¤› kafa kar›fl›kl›¤› ve tutars›zl›klar, ülkemizde ilmî disiplinlerde kullan›lan temel kavramlar›n genellikle "ithal" edilmesine yol açm›flt›r. Hem farkl› bilimlerin ve disiplinlerin esas›n› oluflturan temel kavramlar ve bilgiler yabanc› menflelidir -Bat›-, hem de bunlar› karfl›lamak için "uydurulan" kelimeler, sözümona "dil devrimi" nedeniyle i¤reti durmaktad›r. Ortak bir dil ve düflünce havuzu olmad›¤›ndan, yay›nlanan kitap ve makalelerde vahim düzeyde kavram karmaflalar›yla karfl›lafl›lmaktad›r. Neticede "a¤z›n› açan konuflmakta", ama kimse kimseyi lay›k›yle anlayamamaktad›r. Bu derece

savrulmufl bir akademyadan nitelikli bilimsel bilginin ve özgün kuramsal yaklafl›mlar›n sad›r olmas›n› beklemek, tabii ki eflyan›n tabiat›na ayk›r›d›r. Nitekim yazd›klar›yla uluslararas› düzeyde (çokça) at›f alan ve kendi ilmî sahas›nda literatüre elle tutulur katk›da bulunan ülkemiz bilim insan› say›s› bir elin parma¤›n› geçmemektedir. ‹kinci olarak, Türkiye üniversitelerinde hoca-yönetim ve hoca-ö¤renci iliflkisi aç›s›ndan da oturmufl ve sa¤l›kl› bir akademik gelenekten söz etmek zordur. Nitekim bu iliflkileri düzenleyen yönetmelikler ve baflka idarî mevzuatlar, yeri geldi¤inde rahatl›kla e¤ilip bükülmekte, "adam›na göre muamele" edilebilmektedir. Söz gelimi, X üniversitesindeki ö¤retim üyeleri uluslararas› konferansa kat›lma hakk›na sahip olsalar da, Dekanl›k ya da Rektörlük, X isimli hocan›n bu yöndeki baflvurusunu hiçbir gerekçe göstermeden reddedebilmektedir. Doçentlik s›navlar› için Üniversiteleraras› Kurul taraf›ndan atanm›fl (profesörlerden oluflmufl) jüriler de, ço¤u zaman koca koca adamlara ("doçent adaylar›") "çocuk muamelesi" yapar ve de bu kiflileri âdeta mahkeme salonundaki san›klar gibi terletirken, (Türkiye'nin akla ziyan ve insan haklar›na ayk›r›l›¤› kuflku götürmeyen doçentlik sistemi, kitap konusu olabilecek bir fasl-› di¤erdir) aday› çakt›rmalar› halinde bile hiçbir gerekçe göstermek zorunda de¤ildirler.


Kas›m - Aral›k 2009

07

nedir" sorusuna flu cevaplar› vermifllerdir: Ulusal kimli¤in zay›flamas›: %34, köktendinci ak›mlar›n güçlenmesi: %22, y›k›c› ak›mlar›n güçlenmesi %12, ba¤›ms›zl›¤›n k›s›tlanmas›: %11. Ö¤retim üyelerinin %67'si demokrasiye güvenmediklerini ifade etmifllerdir. En güvenilir kurumun hangisi oldu¤una iliflkin soruya ise, hocalar›n %45'i "ordu" diye yan›t verirken, demokratik bir rejimin en temel güvencesi olan Meclis'e olan güven ise %17'de kalm›flt›r.

X üniversitesindeki ö¤retim üyeleri uluslararas› konferansa kat›lma hakk›na sahip olsalar da, Dekanl›k ya da Rektörlük, X isimli hocan›n bu yöndeki baflvurusunu hiçbir gerekçe göstermeden reddedebilmektedir.

say›daki ufku genifl ve özgüveni yüksek hocalar›n derslerinde mümkün olabilmektedir. S›navlarda sorulan sorular da bu hâkim ezberci yaklafl›m›n bire bir yans›mas› olmaktad›r. Ne hazindir ki, hocalar, ö¤rencilerine, ilmî tecessüsü s›n›flardan kap› d›flar› etmelerinin herhangi bir gerekçesini sunmak zorunda de¤ildirler.

Pek ço¤unun flahsiyeti paramparça edilmifl bu akademisyenlerden, ö¤renciler ad›na iyi bir e¤itim beklemek de pek gerçekçi de¤ildir. Nitekim hemen hemen tüm anket ve araflt›rmalar›n gösterdi¤i gibi, Türkiye üniversiteleri ezbercili¤in revaçta oldu¤u mekânlard›r. Ö¤rencilerin kendi fikirlerini gelifltirmeleri, derslerde farkl› perspektifler sunmalar› ya da verili bilgileri elefltirmeleri, yaln›zca az

Üçüncü olarak, Türkiye'li akademisyenlerin kahir ekseriyeti, demokrasiye hiç de iyi gözle bakmamaktad›r. 2004 y›l›nda 51 kamu ve 18 vak›f üniversitesi mensubu 3.412 ö¤retim üyesininin kat›l›m›yla yap›lan bir anket, Türkiye üniversitelerindeki ö¤retim üyelerinin kahir ekseriyetinin ne denli derin bir ideolojik ba¤nazl›k içinde oldu¤unu aç›kça ortaya koymufltur. Bu ankette, ö¤retim üyeleri, "Türkiye'yi bekleyen en büyük tehlike

Önemli bir bölümü halktan ziyade resmi ideolojinin tafl›y›c›s› olan devlet kurumlar›na -askerî ve sivil bürokrasi- yak›nl›k duyan üniversite hocalar›n›n bu garip durumu akla ister istemez Marx'›n flu sözünü getiriyor: "Asl›nda e¤itimcilerin e¤itilmeye ihtiyac› var." Tabii, birçok anketin de ortaya koydu¤u üzere, bu hocalar›n k›lavuzlu¤undaki üniversite gençli¤inin di¤er toplum kesimlerinden daha ba¤naz ve d›fllay›c› olmas› da, herhalde flafl›rt›c› de¤ildir. Ülkemizin kanayan bir yaras› olan baflörtüsü sorunu konusunda üniversite yönetimlerinin -ki onlar da akademisyenlerdirald›¤› yasakç› tav›r da, asl›nda bu, "ne kendisi bulur huzur, ne baflkas›na verir rahat" denebilecek militarist ve anti-özgürlükçü tutumun önemli bir iflaret tafl›d›r. Ne ac›d›r ki, yasal hiçbir dayana¤› olmayan bu garip "yasak", ne denli "özgürlükçü" oldu¤unu propaganda eden üniversitelerin büyük ço¤unlu¤unda bugün bile uygulanmaktad›r. fiairin dedi¤i gibi, bütün bunlardan sonra, "elde var hüzün!"... Öyle görünüyor ki, yeni kuflak "fikri, irfan› ve vicdan› hür" bilim insanlar›n›n ülkemiz üniversitelerdeki en yayg›n hoca tipini oluflturmas› için galiba biraz daha beklemek gerekecek...

Köklü bir gelene¤in olmay›fl› ve farkl› bir uygarl›k havzas›na at›lm›fl olman›n yol açt›¤› kafa kar›fl›kl›¤› ve tutars›zl›klar, ülkemizde ilmî disiplinlerde kullan›lan temel kavramlar›n genellikle "ithal" edilmesine yol açm›flt›r.


08

Kas›m - Aral›k 2009

Prof. Dr. fiefik Dursun sefikdursun@hotmail.com

Üniversitelerimiz ve E¤itimde Kalite Sorunlar› Üzerine... Üniversitelerin dünya standartlar›na göre baflar›l› bir seviye tutturamad›klar› halde, sorguland›klar›nda akademik özerklik arkas›na s›¤›nmalar› kabul edilemez. Milletin kendilerine tahsis etti¤i imkânlar› en iyi flekilde kullanmal› ve sorumluluklar›n› yerine getirmelidirler. Üniversitelerimiz 2009-2010 e¤itimö¤retim y›l›na girmeye haz›rlan›yor. Muhtemelen birkaç üniversitenin aç›l›fl›na Say›n Cumhurbaflkan›m›z Abdullah Gül, baz› üniversitelerin aç›l›fl›na da Say›n Baflbakan›m›z Recep Tayyip Erdo¤an kat›lacakt›r. Üniversitelerin toplum hayat›ndaki önemi ve görevleri gündeme gelecek; bar›fl ve huzur içersindeki üniversite özlemlerini ve temennilerini dile getirecekler. Tabii ki devletin üst yönetiminin millet ad›na, milletin kurumlar›ndan

bekledikleri olacakt›r. Sadece bu nedenle devlet üst yönetiminin isteklerini üniversitelerin önemsemesi gerekir. Çünkü yönetimler millet ad›na bu kurumlar›n tüm ihtiyaçlar›n› karfl›l›yorlar. Giderlerini karfl›layan milletin, üniversitelerinden elbette bekledikleri de olacakt›r. Masraflar›n› karfl›l›yorsa bu kurumlar›n baflar›lar›n› da sorgulamakta hakl›d›rlar. Üniversitelerin dünya standartlar›na göre baflar›l› bir seviye tutturamad›klar› halde, sorguland›klar›nda akademik özerklik arkas›na s›¤›nmalar› kabul edilemez. Milletin kendilerine tahsis etti¤i imkânlar› en iyi flekilde kullanmal› ve sorumluluklar›n› yerine getirmelidirler.

Foto¤raflar: fiakire Günefl

Yeni bir e¤itim-ö¤retim y›l›n›n bafl›nda e¤itimdeki problemlerimizi k›saca ortaya koymak istiyorum. E¤itim toplum için hayati bir konudur. Gençlerimizi gelece¤e haz›rlamak zorunday›z. E¤itim sorunlar› bilimsel yöntemlere göre ortaya konulmal› ve çözümleri siyasi de¤erlendirmelerden uzak flekilde belirlenmelidir. Oysa ülkemizde gerek ortaö¤retimde gerek yüksekö¤retimde

düzenlemelerin önemli k›s›mlar› siyasi amaçla yap›lm›flt›r. Bu nedenle sorunlar›n çözümü imkâns›z hale getirilmifltir. Geliflen ve de¤iflmesi gereken bir sistemin mutlaka sorunlar› olacakt›r. Ve bunlar bilimsel düflünüldü¤ünde çözülebilir. Çözümü olumsuz etkileyecek siyasi mülahazalarla yaklafl›ld›¤›nda çözüm imkâns›z hale gelecektir. Ülkemizin e¤itim sistemi maalesef böyle bir tipin gerçek örne¤idir. Mesela sekiz y›ll›k kesintisiz e¤itim toplumun direnmesine ra¤men uygulamaya konulmufltur… Toplum demokratik haklar›n› kullanarak kesintisiz e¤itimi istemedi¤ini ifade etmifl olmas›na ra¤men dayat›lm›fl bir sistemdir. O günlerde e¤itimciler de bunu 5+3 olarak zorunlu hale getirilmesini istiyorlard›. Sekiz y›ll›k zorunlu e¤itime hiç kimse karfl› de¤ildi. Ancak biri siyasi hayat›na mal olsa da sekiz y›ll›k kesintisiz e¤itimi uygulamaya koyaca¤›n› söyledi, yapt› ve gerçekten siyasi hayat›na mal oldu. S›k›nt› zorunlu e¤itimin 8 y›la ç›kar›lmas›nda de¤il, belki ihtiyaçlar›m›za göre bu süre art›r›labilir de. Mesela 8 y›l de¤il zorunlu e¤itim 12 y›l olsun; yani 5+7. Ancak olaya pedagojik aç›dan bak›ld›¤›nda kesintisiz olmas› kabul edilebilir gibi de¤ildir. ‹lkö¤retime yeni bafllayan 7 yafl›na girmifl bir evlad›m›zla 15 yafl›ndaki ergenlik ça¤›na girmifl bir evlad›m›z ayn› çat› alt›nda birlikte okuyacak olmas›n›n sorunlar› olaca¤› aç›kt›r. Bu sorunlar› zaman zaman bas›ndan okumaktay›z. ‹flin esas›nda ‹mam-Hatip Liselerini


Kas›m - Aral›k 2009

bitirmek oldu¤u için bu mahsurlar görmemezlikten gelinmektedir. Acaba bu konuda direnenlerin ikna olmas› için onlar›n çocuklar›n›n bafllar›na mutlaka bir olay m› gelmesi gerekmektedir? B›rak›n zorunlu e¤itim kesintili uygulans›n. Toplumun ihtiyaçlar› aç›s›ndan bu gerekli… Ayn› flekilde olaya siyasi bak›lmas› ve bu nedenle ‹mam-Hatip Lisesi mezunlar›n›n önünü kesmek amac›yla meslek liseleri için farkl› katsay› uygulamas›, meslek liselerinin e¤itimindeki kaliteyi de düflürdü. Türkiye'de endüstrinin ihtiyac› olan kaliteli ara eleman s›k›nt›s› ortaya ç›kt›. Ancak arzulad›klar› gibi ‹mamHatip Liselerine toplumun ilgisini bitiremediler. Meslek liselerinin durumu yeniden ele al›nmal› ve ülke ihtiyaçlar›na uygun çözümler üretilmelidir. Bu liselere yönlendirme ilk 5 y›ll›k zorunlu e¤itimden sonra bafllamal›d›r. Gerçekten iyi bir meslek ve buna ba¤l› olarak piyasada aranan insanlar olmak için buna ihtiyaç var. Üniversite mezunlar›n›n iflsiz dolaflt›¤› bir ülkede ifl bulabilecek kaliteli bir eleman olmak, hem kifli için hem de ülke için çok önemlidir. Gerek baflörtüsü sorununa gerekse ‹mam-Hatip Lisesi mezunu olman›n tüm zorluklar›na ra¤men mutlaka üniversite mezunu olmak gerekir mi? Bu soru birkaç aç›dan tart›fl›labilir. Asl›nda üniversite mezunu oldu¤u halde kendi mesle¤ini yapmayan, baflka ifllerle hayat›n› baflar›l› bir flekilde sürdüren insanlar›m›z›n say›s› az de¤il. Üniversite mezunu oldu¤u halde ifl bulamayan insanlar›m›z›n say›s› da oldukça fazla... Gençlerimiz ülkemizin en k›ymetli gücü. Onlar ne kadar bilgili ve yetenekli ise ülkenin bu konudaki baflar›s› da o kadar mükemmel olacakt›r. Zamanla diplomadan ziyade ifl yapabilme becerisi daha önemli hale gelecektir. ‹nsan›m›z› en iyi flekilde e¤itmek zorunday›z; hem ülkenin ihtiyaçlar› hem de kiflinin yetenekleri göz önünde bulundurularak bunu baflarmal›y›z. Bir ülke kendi gücüyle kendi ihtiyaçlar›n› karfl›layabilmeli, ayr›ca üretip ihraç edebilmelidir. Bizler e¤er ülkemizde imkân veriliyorsa ülkemizde, flimdi oldu¤u gibi verilmiyorsa yurtd›fl›nda ülkemize hizmet için gerekli donan›m› kazanmaya çal›flmal›y›z… Bu bir

ibadettir. Üniversitelere Siyaset ve ‹deoloji Hâkim Olmufltur... Ayn› siyasi bak›flla üniversitelere müdahale, yüksekö¤retimde gayretle çözülebilecek sorunlar› kangren haline dönüfltürmüfltür. Daha birkaç y›l öncesine kadar rektörler, 28 fiubat'›n de¤iflmez (!) hükümleri do¤rultusunda üniversite aç›l›fllar›nda üniversitelerin gerçek sorunlar›n› dile getirmekten ziyade siyasi içerikli konuflmalar›yla dikkat çekiyordu. Kendilerini ziyaret eden rektörlere üniversite aç›l›fllar›n› de¤erlendirmeleri için tavsiyede bulunan üst düzey yetkililerin dilekleri derhal yerine getiriliyordu. Bunlardan biri kalk›p TBMM'nin çat›s› alt›nda millet iradesiyle iktidar olmufl bir siyasi partiye isterlerse % 95 oyla gelsinler fark etmez, onurlar›yla gitsinler diye yol gösteriyordu. Di¤er biri ana muhalefet partisinin TBMM'sindeki grup toplant›s›nda akademik k›yafetiyle siyasi içerikli konuflma yap›yordu. Ülkesini, üniversiteleri sevmek, rektör olarak sorumluluklar›n› yerine getirmek bu mu dur? E¤er ülkemizi seviyorsak kendi iflimizi en iyi flekilde yapmal›y›z. Tabii ki yöneticilerin de siyasi kanaatleri olabilir. Ancak makamlar ideolojilere alet edilmemelidir… Maalesef bu dönem yaflanm›fl ve üniversitelerimizin dünya üniversiteleri aras›nda baflar›lar›na göre s›ralanmas›nda seviyeleri hiç de iç aç›c› olmam›flt›r. Her y›l dünya çap›nda yap›lan iki ayr› araflt›rmada; Türk üniversiteleri bilimsel baflar› aç›s›ndan uluslararas› alanda varl›k gösterememifltir. Çin'de belirlenen dünya üniversiteleri s›ralamas›nda Türkiye'den hiçbir üniversite ilk 300'e girememifltir. ‹ngiltere'deki baflka bir araflt›rmada da sonuç de¤iflmemifltir. 2003 y›l›ndan itibaren yap›lan çal›flmalarda ülkemizden ‹stanbul Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, ‹stanbul Teknik Üniversitesi ve Ortado¤u Teknik Üniversitesi ilk 500' e bir veya iki, en fazla üç kez girmifllerdir. Üniversiteler bu çal›flmalarda uluslararas› bilimsel at›f indekslerinde yer alan makale say›lar›, bilimsel araflt›rma sonuçlar›n›n toplum hayat›na katk›lar›, ald›¤› patentler ve mezun etti¤i ö¤rencilerin nerelerde

09

çal›flt›¤›, Nobel ödülü alan mezunlar›n›n say›s›, toplum içindeki kazanm›fl olduklar› önem gibi kriterlere göre de¤erlendiriliyor. Baz› netameli konularda bilimsel araflt›rma yapmay› yasaklayan, hatta fark›na var›lmadan böyle bir konuda yap›lm›fl doktora varsa bunu iptal eden, anlay›fl›n yönetti¤i üniversiteler ne kadar baflar›l› olabilir? Baflörtüsüyle mücadele edip Cumhuriyeti böylece korumak için bilimsel çal›flmalar›n ihmal edilebilece¤ini isteyen üniversite yönetimleriyle bunun d›fl›nda nas›l sonuçlar al›n›labilir? E¤er ülkemizdeki e¤itim kurumlar›nda baflörtülü k›z ö¤rencilere ayr›mc›l›k yap›lmas›, bu nedenle bir insan hakk› olan e¤itim haklar›ndan mahrum edilmeleri yap›lan araflt›rmalarda kriter olarak al›nsayd›; üniversiteler bu küçük baflar›lar› da gösteremezlerdi... Bu araflt›rmalar›n sonuçlar›na göre baflta Amerika, ‹ngiltere, Almanya ve Japonya olmaktad›r. S›ralama fiili, Güney Afrika, Yeni Zelanda, Singapur, Çek Cumhuriyeti, ‹rlanda, Macaristan ile devam etmektedir. Yani bu ülkelere göre üniversitelerimiz çok gerilerde bulunmaktad›r. Oysa biz birbirimizle u¤raflaca¤›m›za ifllerimizi en iyi flekilde yapsak eminin ki ilk 200'e birçok üniversitemiz girecektir. Türk üniversitelerinin uluslararas› alandaki baflar›s›zl›¤›n›n sebebi, 28 fiubat döneminde Yüksekö¤retim Kurulu (YÖK)'nun vas›tas›yla siyaset ve ideolojinin üniversitelerde etkin olmas›d›r. Bilgi huzurlu ortamlarda üretilir. Sürekli gerginli¤in hâkim oldu¤u 28 fiubat döneminde üniversitelerin gerçek potansiyeli ortaya konulamam›flt›r. Ülkede kaosu hedeflemifl bir terör teflkilat›n›n mensubu olmas› iddias›yla, ergenekon davas›n›n san›klar› olarak yarg›lanan rektörlerin yönetimlerindeki üniversitelerden ne beklenebilir ki? Sadece istedikleri tipte insanlar› yetifltirmeyi hedeflemifl bir e¤itim politikas›n›n uygulanmas› ülkemizi ça¤dafl ülkeler seviyesine ç›karam›yor. E¤er halen üniversitelerimizde Ergenekon tuza¤›-baflörtüsü yasa¤›, yasaklayan bir kanun olmamas›na ra¤men devam ediyorsa, 28 fiubat etkinli¤i sürüyor demektir. Ve bu s›k›nt›lar›m›z da devam edecek gibi görünmektedir.


10

Kas›m - Aral›k 2009

Erol Erdo¤an erol.erdogan@10yazar.com

E¤itimin Yurtiçisi ve D›fl›s› Son yüzy›lda, her konuda taraflar, taraftarlar oluflturmaya yatk›n hale gelmiflli¤imizden / getirilmiflli¤imizden olsa gerek; "yurt içinde e¤itim - yurtd›fl›nda e¤itim" meselesi de, sahici bir niza konusuna dönüflmüfl durumda. Bu taraflaflmada, Osmanl›n›n sonunu haz›rlayanlar›n genelde

Avrupa'da e¤itim gören gençler oldu¤una inan›lmas›n›n da bir miktar etkisi olabilir ama tepkilerin esas›nda iki husustan kaynakland›¤›n› düflünüyorum. Bunlardan birincisi adaletsizlik hissidir. E¤itimde imkân ve f›rsat eflitsizli¤i ile karfl› karfl›ya oldu¤unu

düflünen özellikle maddi imkân› yetersiz aileler ve gençler, yurtd›fl› e¤itime karfl› muhalif bir söylem gelifltirmifllerdir. Onlara göre yurtd›fl›nda okuyabilmek, zenginlerin ve devlette yak›n› olanlar›n iflidir. ‹kincisi de, milliyetçilik hislerinin oluflturdu¤u tepkilerdir. Baz›lar›na göre; ülkede Türkçe e¤itim almak


Kas›m - Aral›k 2009

varken, d›flar›da yabanc› dilde e¤itim görmek ve üstelik beyin göçüne sebep olmak vatanseverlikle ba¤daflmaz. Yurtd›fl› e¤itim karfl›s›nda geliflen her iki tepkinin de hakl›l›k paylar› olmakla beraber, bildiklerimizi gözden geçirme zorunlulu¤u bulunmaktad›r. Yurtd›fl›nda okumak, son döneme kadar - yukar›da özetlenen yarg›larda da oldu¤u üzere- genelde iki yolla mümkün oluyordu; devlet bursunu kazanarak veya kendi paras›n› harcayarak... Ancak, katsay› engeli ve k›l›k k›yafet yasa¤› sonras› çok say›da ‹mam Hatipli gencin yurtd›fl›nda üniversite okuyabilmek için özel çabalara girdi¤ini biliyoruz. Bu çabalara camian›n hay›rseverlerinden yo¤un destek gelince kiflisel çabalar projeye ve uzun vadeli planlara dönüfltü. Bugün yüzlerce genç Almanya, Avusturya, Fransa, ‹ngiltere, Romanya, Bosna, Makedonya, Bulgaristan, Amerika, Ürdün gibi ülkelerin iyi üniversitelerinde e¤itim görüyor. Yurtd›fl›nda e¤itim almak için kendi imkânlar› veya hay›rseverlerin deste¤iyle gidenlerin devlet bursuyla gidenlerden çok daha fazla oldu¤unu tahmin ediyorum.

11

Burada alt› çizilmesi gereken baz› yeni durumlar flunlard›r:

cesaret, kararl›l›k ve çaba iflidir diyebiliriz.

- Dünyan›n birçok ülkesinde e¤itim, Türkiye'den daha ucuzdur. Sözgelimi Sivasl› bir genç için Bosna'da veya Viyana'da üniversite okumak, ‹stanbul'da okumaktan daha pahal› de¤ildir.

Özellikle, ‹mam Hatipli gençlerin zorunlu bir çözüm olarak yöneldikleri yurtd›fl› e¤itimin, katsay›n›n kalkt›¤› veya hafifledi¤i bugünlerde ihmal edilebilir bir alternatif olma ihtimali belirmifltir.

- Yurtd›fl›nda e¤itimi destekleyen hay›rseverler, dernekler ve flirketler artmaya bafllam›flt›r.

Bu noktada y›llard›r kullanageldi¤imiz flu cümleyi tekrar etmekte fayda var: Ma¤duriyetin ortaya ç›kard›¤› zorunlu tercih olarak karfl›m›za ç›km›fl olsa bile, yurtd›fl› e¤itim bilinçli bir tercih olarak düflünülmeli, uzun vadeli planlar yap›lmal› ve kaynaklar artt›r›lmal›d›r. Gençlerimiz ve bu gençlere imkân sa¤layan dernekler, hay›rseverler ve aileler yurtd›fl› e¤itime bilinçli bir tercih olarak yöneldikleri zaman iki geliflmenin ortaya ç›kaca¤›n› düflünüyorum.

- Yurtd›fl›nda e¤itim hakk› elde etmek, eski y›llara nazaran daha kolayd›r. E¤itimle ilgili uluslararas› mevzuatta ve bürokratik ifllemlerde kolayl›klar bulunmaktad›r. Türkiye'deki üniversitelerden yatay geçiflle baflka bir devlette üniversite okumak mümkün oldu¤u gibi ÖSS'ye hiç girmeden de baz› ülkelerde bu hakk› elde edebilme imkân› bulunmaktad›r. - ‹letiflim imkânlar› "gurbet"li¤i hafifletmekte, uzakta e¤itim gören çocu¤un aileye uzakl›ktan kaynaklanan s›k›nt›lar›n› azaltmaktad›r. - Gençlerimizin kabul edildi¤i üniversiteler, dünya s›ralamas›nda üst s›ralardad›r. Dolay›s›yla, art›k yurtd›fl›nda e¤itim imtiyaz de¤il

- Yurtd›fl›nda e¤itimi, istekli ve yetenekli gençler tercih edecek, dolay›s›yla baflar› artacak ve keyfiyet yükselecektir. - Mezuniyet sonras›n› planlamak kolaylaflacak; yabanc› dil bilen, dünya ülkelerini tan›m›fl, cesareti yüksek gençlerimiz, siyasette, sosyal alanda ve ifl dünyas›nda üst görevler alabileceklerdir.


12

Kas›m - Aral›k 2009

Hüseyin Korkut K›rklareli Üniversitesi Ö¤retim Görevlisi

h.korkut@hotmail.com

Dünden Bugüne Katsay› Uygulamas› Mezunu ve mensubu oldu¤umuz ‹mam-Hatip Liseleri ile ilgili süregelen çeflitli tart›flmalar gündem oluflturmaya devam ederken halk›m›z da ‹mamHatip Liselerine çocuklar›n› sa¤l›kl› kaynaklardan dinlerini ö¤rensin, ülkesine de¤iflik meslek ve kademelerde hizmet etsin diye bütün olumsuz flartlara ra¤men göndermeye devam ediyor. Bir taraftan bu okullar varl›¤›n›, atmosferini, gençlerimize ve gelece¤imize kazand›rd›klar› de¤erleri önemseyen ve sahip ç›kan milletimizin kahir ekseriyeti, di¤er tarafta siyasi ve ideolojik tutumlara dayanan, belli belirsiz korkular üreten az›nl›kta kalan belli çevrelerin karfl› duruflu ve direnifli... Bugüne nas›l geldik? Bilindi¤i gibi imam-hatipler cumhuriyetin kuruluflu ile birlikte din hizmetlerini yerine getirecek din adamlar›n› yetifltirmek maksad›yla ilk önce imam-hatip kurslar› sonra okullar› olarak var oldular. 1951'den 1971' e kadar ‹mam- Hatip Okullar› orta k›sm› 4, lise k›sm› 3 y›l olmak üzere 7 y›l e¤itim veriyorlard›. MEB taraf›ndan May›s 1972'de yay›nlanan yönetmelik "‹mam-Hatip Okulu, ortaokul üzerine 4 y›ll›k e¤itim veren bir meslek okuludur, okul ö¤rencilerini hem mesle¤e hem de kendi alan›n da yüksekö¤retime haz›rlar" denilmekteydi. 1973 y›l›nda önemli bir de¤ifliklik yap›ld›. 1739 say›l› Milli E¤itim Temel Kanunu'nda yap›lan de¤ifliklikle; ‹mam- Hatip Okullar›n›n ismi ‹mam-Hatip Lisesi olarak düzeltildi ve hem mesle¤e hem de yüksekö¤retime haz›rlay›c› programlar uygulayan ö¤retim kurumlar› denildi. ‹mam- Hatip Liselerinin kapat›lan orta k›s›mlar› da önemli çabalar sonunda 1976 y›l›nda yeniden aç›ld›. Üniversite girifl sistemindeki

de¤iflikliklere ra¤men ‹mam-Hatip Lisesi mezunlar› bu düzenlemeler çerçevesinde hem mesle¤e yöneldiler hem de baflar›l› olabilenler de¤iflik yüksek ö¤retim alanlar›nda e¤itim ald›lar. De¤iflik mesleklerde ülkemize hizmet etmeye ve katma de¤er üretmeye devam ettiler. 1990'l› y›llarda milletimizin yüksek teveccühü ile okullar›n ö¤renci say›s› mevcut fiziki imkânlara karfl›lanamaz oldu. Binas› yap›lm›fl aç›lmay› bekleyen okullar›n aç›lmas› ve e¤itimin niteli¤ine yönelik gayretler ÖNDER'in öncülü¤ünde sürdürülürken 1996'dan 1999'lara uzanan 28 fiubat süreci diye tan›mlad›¤›m›z ve okullar›m›za, ülkemize, milletimize ciddi s›k›nt›lar getiren süreci yaflad›k. Bilindi¤i gibi, önce ilkö¤retim sekiz y›ll›k kesintisiz e¤itim karar›yla ‹HL'lerin orta k›sm› kapat›ld›. Sonra üniversiteye giriflte meslek liselerinin ve özelikle ‹HL'nin üniversiteye giriflini engelleyen katsay› engeli uygulamaya bafllad›. 28 fiubat 1997' deki MGK kararlar› do¤rultusunda 17 A¤ustos'ta 8 y›ll›k kesintisiz ilkö¤retim yasaklanm›fl, ard›ndan YÖK üniversite adaylar›n›n alanlar›ndan bölüm seçmeleri durumunda AOBP' lerin 0.5, alan d›fl› program seçmeleri durulunda 0.2 ile çarp›laca¤›n› karar›n› alm›fl ve bu karardan en çok meslek liseleri etkilenmiflti. 2003 y›l›nda yeni düzenleme ile bu katsay›lar 0.8 ve 0.3 olarak de¤ifltirilmiflti. 2004'te hükümet bir yasa tasar›s› haz›rlayarak katsay›lar›n kald›r›lmas›n› ön görmüfl, ancak dönemin Cumhurbaflkan› A. Necdet SEZER karar› veto etmiflti.

MEB'n›n katsay› engeline tak›lan üniversite adaylar›n›n aç›k liseden fark derslerini vererek istedikleri alanda mezuniyet hakk› almas›na yönelik düzenlemesi Dan›fltay'dan geri döndü. 17. Milli E¤itim fiuras›'n›n en önemli gündem maddesi "kademeler aras› geçifl, yönlendirme ve s›nav sistemi" idi. ‹lgili alt komisyonda üniversiteye giriflte uygulanan çarp›k katsay› uygulamas›n›n kald›r›lmas› karar› sorunu ortadan kald›rmad›. Nihayet haks›zl›k giderildi! YÖK geç de olsa milyonlarca ö¤renciyi ilgilendiren bir kararla y›llard›r süregelen haks›zl›¤› ve ma¤duriyeti ortadan kald›rm›fl oldu. Ancak bu haks›z ve adaletsiz uygulama nedeniyle 11 y›l bolunca milyonlarca gencimiz katsay› ma¤duru olarak hak etti¤i üniversitelerde okuyamad› ya da hiç üniversiteli olma imkân› bulamad›. 2010 y›l›ndan itibaren yeni sistem uygulanmaya bafllanacak. Sistem iki aflamal› olacak ve ö¤rencilerin uzmanlaflmas›n› ve hangi alana yöneleceklerini iyi belirlemesine yönelik olacak. Yeni sistemde öne ç›kan önemli bir noktas›; her yüksekö¤retim program›na, o program›n gerektirdi¤i nitelik ve bilgiye sahip ö¤renci al›nacak. Mesela; t›p e¤itimi almak isteyen ö¤renci fen sorular›na a¤›rl›k verirken, mühendislik okumak için matematik sorular›na a¤›rl›k verecek. Hangi bölüm hedefleniyorsa, o bölümü kazanabilmek için gerekli puan› oluflturacak test gruplar›na a¤›rl›k verecek. Yeni s›nav sistemi ne getiriyor?

Yine bu süreçte genelde meslek liselerine ve özelde ‹mam- Hatip Liselerine uygulanan bu haks›zl›¤›n ortadan kald›r›lmas›na yönelik ortaya konan mücadeleler sonuç vermedi.

Yeni sistem YGS (Yüksekö¤renime Geçifl Sistemi) ve LYS (Lisans Yerlefltirme S›nav›) olmak üzere iki aflamal› bir s›nav sistemi öngörüyor.


Kas›m - Aral›k 2009

YGS daha çok bir baraj s›nav› olacak. LYS2'ye girebilmek için bu baraj›n afl›lmas› istenecek. YGS (Yüksekö¤renime Geçifl Sistemi)'nde baflar›l› olan ö¤renciler, aç›k ö¤retim ve ön lisans programlar›na yerleflebilecek. LYS (Lisans Yerlefltirme S›nav›)'n› kazanan ö¤renciler ise girmek istedikleri lisans program›na yerleflebilecekler. ‹ki aflamal› bu sistemde üniversite adaylar› istedikleri yüksekö¤retim program›na göre s›navlara kat›labilecekler ve yeni sistemde adaylar›n testlerde gösterdikleri baflar› önemli hale gelecek. S›nav›n 1. aflamas› "Yüksekö¤retim Geçifl S›nav›" olarak adland›r›lan ortak ve tek bir s›nav olacak. ‹kici aflama ise "Lisans Yerlefltirme S›nav›" olarak adland›r›lan 5 s›navdan oluflacak. Yüksekö¤retime Geçifl S›nav›, orta ö¤retimi baflar› ile tamamlayan ve yüksek ö¤retime geçmek isteyen adaylar için yeterlili¤i ölçecek. Bu s›nav adaylar›n; 1. Aç›k ö¤retim programlar› ile ön lisans programlar›na yerlefltirilmesinde esas al›nacak olan baflar› puan›n›, 2. Lisans programlar›na yerlefltirilmesi için yap›lacak Lisans Yerlefltirme S›navlar›'na girebilmeleri için aranan asgari baflar› puan›n› belirleyecek. "Yüksekö¤retime Geçifl S›nav›'nda bütün ortaö¤retim kurumlar›nda okutulan ortak derslerden soru sorulacak. Bu s›nav; 1. Türkçe (Dil ve Anlat›m)

2. Temel Matematik 3. Sosyal Bilimler 4. Fen Bilimler alanlar›nda test usulü yap›lacak. "Lisans Yerlefltirme S›navlar›" adaylar›n ders düzeyindeki bilgi ve yeteneklerini ölçen ve aç›k ö¤retim d›fl›nda örgün lisans programlar›na yerlefltirmede esas al›nacak baflar› puan›n› belirleyecek. Bu s›navlar; 1. Matematik, Geometri S›nav› (LYS1) 2. Fen Bilimleri (Fizik, Kimya, Biyoloji) (LYS2) 3. Türk Dili ve Edebiyat›, Co¤rafya1 S›nav› (LYS3) 4. Sosyal Bilimler (Tarih, Co¤rafya2, Felsefe Grubu) S›nav› (LYS4) 5. Yabanc› Dil S›nav› (LYS5) olmak üzere befl alanda yap›lacak Bu s›navlar kapsam›na birden fazla dersin yer almas› halinde her bir ders için ald›¤› puan ayr› ayr› hesaplanacak. "Lisans Yerlefltirme S›nav›'nda" al›nan puanlar, 1. Matematik - Fen (MF) 2. Türkçe - Matematik (TM) 3. Türkçe - Sosyal (TS) 4. Yabanc› Dil (YD) olmak üzere dört grupta hesaplanacak. Bunlardan; 1. Matematik - Fen (MF) grubu puanlar› için; (SAY2 yerine) Matematik - Geometri S›nav›na (LYS1) Fen Bilimleri (Fizik, Kimya, Biyoloji) S›nav›na (LYS2) 2. Türkçe - Matematik (TM) grup puanlar için; (TM2 yerine) Matematik - Geometri S›nav›na (LYS1) Türkçe ve Edebiyat - Co¤rafya S›nav›na (LYS3) 3. Türkçe -Sosyal (TS) grubu puanlar› için; (SÖZ2 yerine ) Türk Dili ve Edebiyat - Co¤rafya 1 S›nav›na (LYS3) Sosyal

13

Bilimler ( Tarih,Co¤rafya2, Felsefe grubu) S›nav›na (LYS4) 4. Yabanc› Dil (YD) puan için, (YD yerine) Yabanc› Dil S›nav› (YD) S›nav›na (LYS5) girilmesi gerekmektedir. Bu yeni s›nav sisteminde kendi alan› d›fl›nda tercih yapmak isteyen ö¤renciler, farkl› alanlarda da s›navlara kat›labilecekler. Örne¤in Türkçe - Matematik alan›ndan mezun olan bir ö¤renci Mühendislik veya kimya ö¤retmenli¤i tercih etmek istedi¤inde Matematik - Fen alan›ndaki ö¤rencilerin kat›ld›klar› LYS s›navlar›na girebilecek bu bölümlere yerleflebilecekler. Ayn› flekilde herhangi bir meslek lisesi veya ‹mam - Hatip Lisesi mezunlar› da kendi alanlar› veya alanlar› d›fl›ndaki LYS s›navlar›na girebilecek ve tercih yaparak yerleflebilecekler. fiimdi ne yapmal›y›z? Katsay› engeli kalkt›¤›na göre hangi puan türlerinden hangi s›navlara girilece¤i belirlenmeli, buna göre bir çal›flma program› yap›lmal›d›r. S›navlarda sorumlu olunan konular de¤iflmeyecek olmas›na karfl›n daha detayl› ölçme de¤erlendirme yap›laca¤› için üniversite adaylar› ilgili olduklar› alanlara daha fazla yo¤unlaflmal›lar. Meslek lisesi ve imam hatip lisesi mezunlar› alanlar› ile ilgili meslek yüksek okullar›na s›navs›z giremeyecekleri için, meslek yüksek okullar›na ve fakültelere yerleflebilmek için daha gayret etmeliler. S›navlarda sorumlu olunan konular de¤iflmeyecek olmas›na karfl›n daha detayl› ölçme de¤erlendirme yap›laca¤› için üniversite adaylar› ilgili olduklar› alanlara daha fazla yo¤unlaflm›fl olacaklar.

Ekonomik geliflmelerin tetikledi¤i istihdam talebi ve nitelikli iflgücü ihtiyac› gibi nedenlerin mesleki e¤itime ilgiyi art›rmas› beklenirken Türkiye'de tam tersi bir durum yafland›. Tablo incelendi¤inde 1996-2007 y›lar› aras›nda mesleki teknik e¤itime ilginin giderek azald›¤› görülmektedir. Genel ve Meslek Lisesi Ö¤renci Say›lar›n›n Toplam Ortaö¤retim ‹çindeki Oranlar› Ö¤renim y›l› 1996 / 97 1997 / 98 1998 / 99 1999 / 2000 2000 / 2001 2001 / 2002 2002 / 2003 2003 / 2004 2004 / 2005 2005 / 2006 2006 / 2007

Mesleki% 45.08 45.02 43.76 39.56 37.04 35.01 32.59 34.08 36.02 36.02 36.07

Genel% 54.02 54.08 56.24 60.44 62.96 64.09 67.41 65.02 63.08 63.08 63.03

Dünyada tam tersi olurken Türkiye' de mesleki e¤itime ilgilinin azalmas›n›n temelinde yapboz uygulamas›na dönen e¤itim sistemimizle beraber, baflta mesleki e¤itimin önündeki üniversiteye girifl engeli olmak üzere baz› di¤er sorunlar da mevcuttur. - Mesleki yönlendirmedeki sorunlar - E¤itim programlar›ndan kaynaklanan sorunlar - Reel sektörle yaflanan uyumsuzluklar - Yetersiz altyap› ve teknolojik yetersizlik ve geri kalm›fll›k - Katsay› engeli vb. sorunlar

- Geliflmifl ülkelerde %65 - 70 aral›¤›nda olan mesleki e¤itimin tüm ortaö¤retime oran› ülkemizde %36.7 seviyelerindedir. Son 10 y›lda mesleki e¤itimin tüm ortaö¤retim içindeki pay›n›n geliflmifl ülkeler oran›na yaklaflm›fl olmas› gerekirken, mesleki e¤itim oransal olarak %46'dan %36'lara gerilemifltir. Bu gerilemenin üniversiteye girifl s›nav›nda meslek liseleri aleyhine yap›lan katsay› düzenlemesinin sonras›na rastlamas›, mesleki e¤itime olan talep düflüflünün en önemli sebebini ortaya ç›karmaktad›r.


14

Kas›m - Aral›k 2009

H. ‹brahim Kelefl kalemimden@yahoo.com

“Ayd›n Engel”lere Tak›lmay›n!

‹nsan, her yaflta farkl› hayaller kurar ve bunun için u¤rafl›r. Ço¤u zaman ise u¤rafl verdi¤i fleyler, onun için ne ifade etti¤ine bak›lmaks›z›n birileri taraf›ndan engellenir. Ne yaz›k ki engelleme durumunda olan kifli kötülük yapt›¤› düflüncesinde de¤ildir. Aksine uygulad›¤› engellemenin yanl›fl giden baz› fleyleri düzeltece¤ine inanmaktad›r. Çünkü engellemelerin ço¤unlu¤u kendisini "ayd›n" kabul eden (kültürlü, okumufl, görgülü, ileri düflünceli (kimse), münevver ) insanlar taraf›ndan yap›l›r. ‹flte s›k›nt› burada bafllar, "ayd›n insan"›n tarifi pratikte: Bir fleyin gerçekleflmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müflkül, pürüz, mânia, handikap'a dönüflünce bunun tan›mlamas› engel olarak de¤iflir. Engel kelimesinin baflka anlamlar› da vard›r:

"Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer". Spordaki anlam›yla bakt›¤›m›zda ise: "Engelli koflularda, her yar›flç›n›n üzerinden atlamas› gereken tahta düzenek, bariyer" anlam›na gelir. Hayat, "uzun soluklu bir koflu" oldu¤una göre bazen bizlerin de önüne üzerinden atlanmas› gereken düzenekler, bariyerler konulur. Bunlara ayd›n engeller diyoruz. ‹flte bu noktada bir insan olarak sizin önünüzde iki seçenek vard›r: Ya bu engellerden korkup çizdi¤iniz yoldan, hayallerinizden, inançlar›n›zdan ve hedeflerinizden vazgeçip baflka bir yola yani sizi engelleyenlerin gösterdi¤i ve mecbur k›ld›¤› yola yönelirsiniz. Ki yöneliflle birlikte art›k yollardaki kurallar›

hep o yönlendiricilerin istedi¤i gibi uygulars›n›z. Sonuçta da gitti¤iniz yol, sizi mutlulu¤a ve huzura götüren bir yol olmaktan ç›km›flt›r art›k. Gitti¤iniz yol,gitmekistedi¤inizyolde¤ildirçünkü. Ya da gitmek istedi¤iniz yollara ayd›n engeller olarak karfl›n›zda duran düzenek ve bariyerleri bir bir aflmay› göze alarak devam edersiniz. Her aflt›¤›n›z bariyerde belki biraz ac› ve zorluk çekersiniz, ancak yine her aflt›¤›n›z engel size düzenli antrenman yapan bir sporcunun kat etti¤i geliflimi kat ettirir ve sonunda bariyerleri zorlanmadan geçersiniz. Bir de bakars›n›z ki aflacak bir bariyer kalmam›fl ve siz; gitmek istedi¤iniz yolun da çok daha ötelerine gitmiflsinizdir.


Kas›m - Aral›k 2009

15

sebep oldu ve birçok gencin normal flartlarda hedefledi¤i baflar›lar›n da ilerisine gitmesini sa¤lad›.

‹kinci seçene¤i tercih edenler her zaman daha fazla fley elde ederler. Ancak ikinci yol zordur ve sadece d›flar›dan engellemeler olmaz. En yak›nlar›n›zdakiler de ayd›n engellerin do¤rulu¤una inan›r ve onlar da sizi, çizgileri belli ve sonucu karabulutlarla kapl› yola yönlendirmek isterler.

Katsay› veya baflörtüsü sorunu sebebiyle devlet üniversitelerine giremeyen ö¤renciler özel üniversitelerde veya yurtd›fl›nda e¤itim almaya bafllad›lar ve en az bir yabanc› dili çok iyi ö¤renip ayn› zamanda Lisans e¤itimiyle yetinmeyip Yüksek Lisans ve hatta Doktora yapt›lar.

‹flte bu noktada bilinçli olabilmek (‹nsan›n kendisini ve çevresini tan›ma yetene¤i, fluur) çok büyük önem tafl›r. Alg› ve bilgilerin zihinde duru ve ayd›nl›k olarak izlenme süreci; bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumlar›n

Birço¤u Türkiye'de bir üniversite kazan›p burada e¤itim alamaya devam etseydi, üniversiteyi bitirip bir ifl aramaya bafllayacak ve hayat›n zorluklar›yla bocalamaya devam edecekti. Oysa flimdi hepsi birer dünya vatandafl› ve çok iyi yerlerdeler. Çünkü onlar "okumay›n" diyenlere karfl› itiraz haklar›n› kulland›lar ve engelleri aflarak ilerlediler. fiimdi katsay› engeli kalk›yor. Bu engelin kalkmas› bir rehavete mi (Vücutta görülen gevfleklik, a¤›rl›k, tembellik) sürükleyecek gençlerimizi, yoksa art›k önümüzde duran engelleri aflm›fl modelleri mi örnek alaca¤›z?

bütününü teflkil etti¤inden dolay›, bilinç sadece bireyi de¤il toplumu da etkiler. Bilinçli olabilmek için ise size dikte ettirilen bir düflünce veya karar› benimsemeyerek karfl› ç›kmak yani itiraz edebilmek flartt›r. Engellerle mücadele etme azminde ve kararl›l›¤›ndaysan›z, bilinçli bir flekilde engelleri aflmaya devam ediyorsan›z, yine iki kesim ortaya ç›kar. Birincisi sizin bir haks›zl›¤a u¤rad›¤›n›z› düflünenler; bu haks›zl›¤› gidermek için u¤rafl verenler. ‹kincisi ise sizin çok h›zl› bir flekilde ve eskisinden de daha fazla kazan›mlar elde etti¤inizi gören ayd›n engeller, bu sefer önünüzdeki engelleri kald›rmaya kalk›fl›r hatta kald›r›rlar.

Engeller kim taraf›ndan konulursa konulsun veya kim taraf›ndan kald›r›l›rsa kald›r›ls›n art›k siz bir engelli atlama koflucusuysan›z ayaklar›n›z› sürüyerek yürümek yak›flmaz size. Zorluklar ve imkâns›zl›klara karfl› koydu¤unuz hedeflerden rahatl›¤›n gevflekli¤ine kap›l›p geri ad›m atmamal›s›n›z. Ayd›n engeller toplulu¤u'nun üniversite okumak isteyen gençlerin önüne koydu¤u engeller, farkl› aç›l›mlara


16

Kas›m - Aral›k 2009

Zümrüt Sönmez zumrutsonmez@10yazar.com

GALER‹

Foto¤raflar: ‹smihan fiimflek

Kürsü'de geçen 50 y›l: Nevzat Yalç›ntafl ile "Üniversite" üzerine... Üniversite e¤itimi... Sayfalarca s›ralanm›fl kurallar ve yasaklarla o kadar karmafl›k ve anlafl›lmaz k›l›nm›fl ki, neresinden tutsak elimizde kal›yor. Anfiler baflka söylüyor, kürsüler baflka. Siyaset baflka söylüyor, YÖK canavar› bambaflka. Her ilmi ehline sormal› elbet. Biz de düflündük, tafl›nd›k ve gördük ki tam 50 y›ld›r tam da meselenin merkezinde duran, üniversiteye dair her fleyi kendinde tekamül ettirmifl bir zat var: Hocalar›n hocas› Nevzat Yalç›ntafl... Genel Merkez'imizin y›llanm›fl havas›na, taze ac›badem kurabiyesi ve çay› kat›k ederek biz sorduk, o cevaplad›. Biz kay›t cihaz›m›z›n dü¤mesine bast›k, hoca köstekli saatini ayarlad›... Zaman o köstekli saatte pek bir telafls›z akarken yar›m as›rl›k bir ç›nar›n serinli¤inde, hayret biledik hali pür melalimize... Geçti¤imiz aylarda akademik hayat›n›z›n 50.y›l›n› geride b›rakt›n›z. Kürsüde geçen bu 50 y›l›n›z› k›saca de¤erlendirir misiniz? ‹lk olarak flunu belirteyim; ben akademik hayat› kendi karar›mla, bilerek ve isteyerek seçtim. Paris'te ve onu takiben Caen flehrinde doktoram› yap›p Türkiye'ye döndükten sonra, Ankara'da toptanc› tüccar› olan babam›n yan›na gitti¤imde, o bana "E¤er senin tüccar olman› isteseydim bu kadar masraf yap›p yabanc› ülkelere gönderir miydim, senin devlete hizmet etmen gerek" demiflti. Ben de böyle düflünüyordum ve bunun üzerine askerli¤ime kadar Devlet Su ‹flleri'nde -Süleyman Demirel beyefendinin bulundu¤u zamandaçal›flt›m. Dönünce Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde asistanl›¤a bafllad›m. Siyasal bilgiler 1960

senesinde kaynayan bir yerdi. Devaml› ideolojik çarp›flmalar oluyordu. Orada ilim yapman›n mümkün olmayaca¤›n› gördüm. O s›ralar nispeten daha sakin olan ‹stanbul Üniversitesi'ne geçtim. Hala ‹stanbul Üniversitesi ‹ktisat Fakültesi'ndeyim. Akademik hayat benim tercihimdi. Bugün sorulsa yine tercihim bu olur. Bana istiflare için gelenlere de e¤er ekonomik durumlar› müsaitse ve ilmi e¤ilimleri de varsa mutlaka üniversiteyi tavsiye ediyorum. Bunun iki sebebi var. Birincisi; Resul'ün meflhur bir hadisi flerifi vard›r: "‹lim rütbesi bütün rütbelerin üzerindedir". ‹kincisi de; benim zaman›mda Türkiye'de mevcut olan çok az say›daki üniversitelerde Türkiye'nin de¤erleriyle paralel, o de¤erleri özümsemifl ö¤retim üyelerinin say›s› parmakla

gösterilirdi. Herkes Ali Fuat Baflgil'den, Ümit Aktuna hocadan bahsederdi. Dolay›s›yla hizmet gerekiyordu. Bu o zaman bir ihtiyaçt› ancak bugün bu ihtiyaç hala devam ediyor. Hepsi için dua ediyorum. Hocalar›n hocas› berat› ald›n›z. Hem de bir zamanlar ö¤renciniz olan cumhurbaflkan›m›z Abdullah Gül'ün elinden. Hocalar›n hocas› olmak, bugün Türkiye'ye içerde ve d›flar›da yön veren isimleri yetifltirmifl olmak nas›l bir fley? Hocalar›n hocas› çok güzel bir unvan. Genelde mesle¤inin k›demlisi olan kiflilere bu s›fat söyleniyor. Yani yafl›n› bafl›n› alm›fl, kendi talebeleri hoca olmufl, hocalar› yetifltirmifl bir hoca manas›na geliyor. Bu her hocan›n, ö¤retim üyesinin elde etmek istedi¤i


Kas›m - Aral›k 2009

17

bir kanun ç›karacaklard› ve bize incelememiz için göndermifllerdi. O zamanki çal›flma bakan› rahmetli Bülent Ecevit'ti. Sonra Ankara'ya ça¤›r›rlard›. Ne düflünüyorsunuz diye sorarlard›. ‹flte bu vas›fl› insan gücünü yetifltirmek, bunu uygulamal› da yapmak, ilme katk›da bulunmak ve ülkeyi yönetenlere dan›flmanl›k yapmak üniversitelerin fonksiyonlar›d›r. Ama fluna da dikkat edilmelidir: Üniversiteler asla hangi taraftan olursa olsun siyasi düflüncelerin propaganda yeri olmamal›d›r. Peki, Türk üniversitelerindeki e¤itimi nas›l buluyorsunuz?

bir s›fatt›r. Bu s›fat kamuoyu taraf›ndan, herhangi bir prosedüre ba¤l› olmaks›z›n kendili¤inden veriliyor zaten. Mesela Ali Fuat Baflgil, Sulhi Dönmezer hoca bunlardand›r. Ama ben art›k bunun diplomas›na da sahibim (gülüyor). Bu sefer bu ifl yeni bir flekil ald›. Bir metne, bir diplomaya döküldü. Benim fakültemin (‹Ü ‹ktisat Fak.) ‹ktisat Fakültesi Mezunlar› ve Mensuplar› Derne¤i diye güzel bir kuruluflu var. Orada böyle bir unvan› bize münasip görmüfller ve bu arada yine bir talebemiz olan Cumhurbaflkan› Abdullah Bey'e temas ederek 50.y›l merasimine davet etmifller. Abdullah Bey'e teflekkür ediyorum, geldi ve bu berat› bana takdim etti. Güzel de bir efllefltirme olmufltu tabi: "Talebe ve hoca". Neler hissettiniz? Çok güzel bir duyguydu; bir flükür duygusu. Bir hocan›n en büyük hazz›, iftihar› üzerinde eme¤i olan kiflilerin kendisinin arzu etti¤i, ah flu talebem flöyle olsa diye içinden geçirdi¤i makamlara gelmesidir. Ben de o gün çok büyük sevinç ve gurur duydum. Bir ö¤rencimin Türkiye'nin en üst yönetim yerinde bulunup cumhurbaflkan› olmas›, di¤er ö¤rencilerimin bakan, baflbakan, üniversite hocas› ya da yazar olmas› duygu bak›m›ndan bana büyük

sevinç ve haz veriyor. Hepsi için dua ediyorum. Allah onlara güzel hizmetler nasip etsin. Üniversiteler hiçbir düflüncenin propaganda yeri de¤ildir! Bizim bu say›da dosya konumuz "Üniversite E¤itimi". Sizce nitelikli bir üniversite e¤itimi nas›l olmal›? Üniversite e¤itiminin dört fonksiyonu vard›r. Birincisi; dünyadaki ilmi birikimi ö¤renciye intikal ettirmek. Bu önemli bir fonksiyon. Çünkü üniversitenin ilk vazifesi, bu ülkeyi idare edecek, bu ülkenin beyni olacak, bütün müesseselerini devral›p onu kalk›nd›racak ve insanlar›n› mutlu edecek bir kadro yetifltirmektir. ‹kincisi, uygulamaya dönük, teknik e¤itimler vererek mühendisler, doktorlar yetifltirmek, üçüncü fonksiyonu ise ilme katk›da bulunan araflt›rmalar yapmakt›r. Araflt›rma yapmak da üniversitenin iflidir ve ilim adam› bunu bilmelidir. Kendi sahas›nda herkes araflt›rma yapmak, ilme katk›da bulunmak zorundad›r. Sonuncu fonksiyona gelince, o da ülkeyi yönetenlere her alanda dan›flmanl›k yapmakt›r. Benim asistanl›k, doçentlik yapt›¤›m zamanlarda, çok iyi hat›rl›yorum yeni

Kendi branfl›n› bizzat gidip yerinde okumufl, ihtisaslaflm›fl, dünya standartlar›nda hocalar› bulamayan üniversitelerin kalitelerinin tatmin edici oldu¤unu söylemek zordur. Çünkü unutmay›n ki üniversite demek hoca demektir, hatta okul demek hoca demektir. Üniversite organik bir müessesedir. Mekanik de¤ildir. ‹lim bir a¤aç gibi, insan gibi organik büyür. Bir fide nas›l ki belli flartlar içerisinde büyür ve ancak belli bir zaman sonra meyve vermeye bafllarsa ilim de öyledir. Elbette kaliteli hocalar›m›z› bünyesine alm›fl üniversitelerimiz de vard›r. Bugün ülkemizde baflta benim mensubu olmaktan gurur duydu¤um ‹stanbul Üniversitesi, ‹stanbul Teknik Üniversitesi, baz› branfllarda Bo¤aziçi, Ankara Üniversitesi gibi -daha sayabilirimokullar bat› ayar›nda üniversitelerdir. Sebebi köklü olmalar›d›r, ananeleri vard›r. Hocalar› iyi seçmifllerdir. Hatta hocalar›n› kendileri yetifltirmifller, yurtd›fl›na göndermifllerdir. Dolay›s›yla ilmi seviyesi yeterli ve Türkiye'nin imkanlar› içerisinde çok de¤erli bilim aktaran, vas›fl› talebeler yetifltiren üniversitelerimiz say›lar› çok olmasa da var ama tabi ki olmayanlar da var. Önemli olan nicelik de¤il nitelik! Türkiye'de yeterince üniversite var m›? Bildi¤im kadar›yla bugün 100'ün üstünde üniversite var, bunlar›n afla¤› yukar› 70-80 tanesi tam fonksiyon halinde. 30-40 kadar› da


18

Kas›m - Aral›k 2009

kurulufl aflamas›nda. Hatta baz›lar›n›n rektörleri benim talebem. Yeni haz›rlan›yorlar, kadrolar al›yorlar, ö¤retim üyelerini toplamaya çal›fl›yorlar. Büyük zorluklarla karfl›lafl›yorlar. Hakkari'de de üniversite açt›lar, Tunceli'de de. Bunlar elbette ki güzel geliflmeler ancak üniversite kalite demektir. Kaliteli bir ö¤retim yapam›yorsan›z, dünya standartlar›nda bilgi seviyesini ö¤rencilere kazand›ram›yorsan›z, herhangi bir uluslararas› toplant›da gönderdi¤iniz hocalar kalk›p da o konulara en az onlar kadar katk›da bulunam›yorsa, üniversite açm›fls›n›z açmam›fls›n›z fark etmez. Üniversite söz konusu oldu¤unda nicelikten önce nitelik gelir. Yüz küsür yerde açars›n›z, hatta imtihanlar› da kald›r›rs›n›z dersiniz ki; efendim biz üniversite okuyan gençlerimizin say›s›n› iki misline ç›kard›k. Siz bofl bir fley söylüyorsunuz demektir. E¤er onlara bu niteli¤i kazand›ram›yorsan›z, yapt›¤›n›z ifl bir üniversite e¤itimi de¤ildir. Üzerinde üniversite diplomas› yazan ka¤›tlar›, kartonlar› da¤›t›yorsan›z demektir. Yeni kurulan üniversiteler için yap›lmas› gereken, buralar›n çok titiz bir flekilde vas›fl›, kaliteli hocalarla takviyesidir. Üniversite e¤itiminin bahsetti¤iniz gibi kaliteli olabilmesi için hocalar kadar ö¤rencilerin de kaliteli ve iyi haz›rlanm›fl olmalar› gerekir herhalde. Peki, ö¤renciler genel olarak üniversite hayat›na nas›l haz›rlanmal›? Tabi ö¤rencilerin de iyi haz›rlanm›fl olmalar› gerekir. Öncelikle mecburi olarak s›navlara iyi haz›rlanacaklar. Bu bir yar›fl halidir. Yar›fl olmas› da kendili¤inden geliyor. A hacminde bir yeriniz var üniversitede 10A nispetinde ö¤renci müracaat ediyor. ‹ster istemez eleme yapacaks›n›z. Elemeyi kazanmak için de ebeveynler çocuklar›n›n daha fazla vas›f kazanmalar›n› sa¤layacaklar. Gerekiyorsa dershaneye gönderecekler. Benim de iki tane çocu¤um üniversite s›nav›na girdi. Ben b›rak›n onlar› bilgiyle teçhiz etmeyi, s›nava girecekleri zaman yurtd›fl›nda oldu¤um halde atlad›m geldim. Çocuklar›m› bizzat ben s›nav salonuna götüreyim istedim. Çünkü çocuk s›nava moralle girmeli.


Kas›m - Aral›k 2009

Ebeveynlere tavsiyemdir bu. Anne ve baba birlikte çocuklar›n› s›nava götürsünler. Onlar›n o s›rada morale ihtiyac› var. Peki, bu kâfi mi? Asla. Hayat sadece üniversitede verilen standart bilgilerle baflar›lacak bir süreç de¤ildir. Çocuklar›n sadece s›nava haz›rlanmakla yetinmemeleri gerekir. Ebeveynlerin de imkanlar› ölçüsünde çocuklar›na ekstra vas›flar kazand›rmas› laz›m. Gençlerin lisan, spor, sanat gibi ek çal›flmalar›n içinde bulunmalar›n›n büyük faydas› vard›r. Ay›pl›yorum... Bizim ülkemizde üniversite denince akla e¤itim kadar yasaklar da geliyor. YÖK diye bir yap› var. Katsay› meselesi, baflörtüsü sorunu vs. siz bu yasaklar› ve bu ba¤lamda YÖK'ü nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Bu yasaklar ak›l, vicdan, ülke menfaati genç nesli hür yetifltirme idealleriyle ters düflen fleylerdir. 18 yafl›na gelmifl bir genç k›za sen flunu giyeceksin, sen bunu takacaks›n, sen flunu yapacaks›n, genç çocuklara sakal›n› keseceksin, b›y›¤›n› flöyle yapacaks›n, kot pantolon giymeyeceksin demek, akla, fikre, hür bir insan yetifltirmeye ayk›r›d›r. Böyle fley olmaz. O yafla gelmifl bir genç k›z ne giyece¤ini sana m› soracak? Sonra senin ne hakk›n var? Benim bu konudaki düflüncem çok net. Ben bu yasaklar› insan akl›yla alay etmek gibi tamamen antidemokratik bir zihniyetin ürünü olarak görüyorum. Maalesef bu zihniyet Türkiye'de var. Tamamen totaliter bir anlay›fla dayanan bu bask›lar› insanl›¤a, akla, bizim manevi de¤erlerimize ayk›r› buluyorum. Hele üniversite hocas›, dekan›, idarecisi, ya da YÖK'te bir üye olup da böyle bir bask›ya saplananlar›, genç k›zlar›m›z›n e¤itimlerine mani olanlar› -kelimeyi bilerek kullan›yorum- "ay›p"l›yorum. Bu düflüncenin ilimle, milli düflüncelerle ve Türkiye'nin birlik ve beraberli¤ini her fleyin üstünde tutmam›z› önceleyen hedeflerle uzlafl›r bir taraf› yoktur. ‹lmin a¤›rl›k merkezi: Bat› Bu yasaklardan dolay› yüzlerce

ö¤rencimiz yurtd›fl›nda okuyor. Ama herhangi bir ma¤duriyet yaflamayan ö¤rencilerin de bilinçli olarak yurtd›fl›n› tercih etti¤ini biliyoruz. D›flar›da okuyan binlerce Türk ö¤renci var ve bu say› giderek art›yor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? ‹lmin merkezi do¤udan bat›ya kaym›flt›r. Bugün ilmin a¤›rl›k merkezi bat›d›r. Zaman›nda bat›l›lar bizden bu dersleri ald›lar. Bizim alimlerimizin eserlerini tercüme ettiler. Sadece bilgileri de¤il, ilmin ana temellerini de Endülüs-Sicilya yoluyla Müslüman ulemadan ö¤rendiler. Bu yüzden Türkiye'de lisans tahsilini yapt›ktan sonra imkan› olan kimselerin yurtd›fl›nda okumas› yerinde bir tercihtir. ‹lmin vatan› neresiyse oraya gitmek gerekir. Özellikle baz› branfllarda

ihtisaslaflmak için d›flar›ya gitmek flartt›r, ancak temel lisans e¤itimini burada almas› daha do¤rudur. E¤er burada olmayan bir ilimse d›flar›ya gidilebilir ama olan bir ilimse çocuk üniversiteyi bitirene kadar burada okusun. Onun üzerindeki tahsilini mümkünse d›flar›da yaps›n. Bilgisi, görgüsü artar. Tecrübe edinir, lisan ö¤renir, ilmin temellerine iner. Komflu ülkelerden ve Türkî cumhuriyetlerden de bizim ülkemize üniversite e¤itimi için ö¤renciler geliyor. Onlar›n Türkiye'yi tercih etmelerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Ben onlar›n Türkiye'yi tercih etmelerine seviniyorum. Bir kere bizim öz soydafllar›m›z olduklar› için, dilimiz, dinimiz, tarihimiz bir oldu¤u için çabuk kaynafl›yoruz onlarla ve

19

birbirimizden bir fleyler ö¤reniyoruz. Siyasiler Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar derler, ben Orhun Abideleri'nden Mostar Köprüsü'ne kadar diyorum -Süleymaniye Camii'nden de geçerek-, böyle büyük bir havza var. Buralardaki insanlar›n bizim okullar›m›zda okumas› kaynaflmam›z bak›m›ndan iyidir. Benim talebeli¤imde de bizimle beraber okuyan Suriyeli gençler, Irakl›lar vard›. Bunlar hem Türkçe ö¤renirlerdi hem daha ziyade t›p ve diflçilik tahsili yaparlard›. Seneler sonra onlar Türkiye'yle olan köprüyü tesis ettiler. Ben müspet karfl›l›yorum. Teflvik edilmeli. Dünyan›n belli bafll› üniversite flehirleri var. ‹çinde ünlü bir üniversitenin bulundu¤u, bu yüzden de ö¤renci nüfusunun yo¤unlukta oldu¤u bir nevi kampus flehirleri. Sizce Türkiye'de de böyle bir üniversite flehri kurulabilir mi? ‹mkanlar› sa¤larsak tabi ki olur. Dünyada üniversiteler ikiye ayr›l›r. Birincisi kampus üniversiteleri, di¤eri flehir üniversiteleri. Bizim üniversitelerimiz, yani ‹slam üniversiteleri flehir üniversiteleridir. Bizde, Ba¤dat'ta, fiam, Kahire ya da Kervan'da, ‹stanbul'da, Erzurum, Malatya ya da Konya'da medreseler hep flehir içindedir. Ama özelikle Amerikan üniversiteleri kampus üniversiteleri olmufltur. Bu bat›da yay›lm›flt›r ve bize de gelmektedir. Ben de böyle bir üniversitede okudum. Fransa'da Caen Üniversitesi, flehrin nispeten d›fl›nda bir kampus üniversitesiydi. Ancak kampus üniversitelerinin flöyle bir noksanl›¤› vard›r; yat›l› okullara benzer. fiehrin d›fl›ndad›r, ö¤rencinin gidece¤i yer yok, kaynaflaca¤› farkl› ortamlar yok. Bu durumda ö¤rencinin iliflkileri, görgüsü geliflmeyebilir. E¤er bu medeni, kültürel vas›flar› ve terbiyeyi gençlerimize bir flekilde kazand›rabileceksek tamam, ama kazand›ramazsak çocuk fanusun içinde yetifliyor gibi yetiflir. Diyelim açt›k bir kampus üniversitesi, o zaman sosyal faaliyetleri art›rmam›z gerekir. Çok teflekkür ederiz hocam. Ben de teflekkür ederim.


20

Kas›m - Aral›k 2009

Sabri Ota¤ onder@onder.org.tr

Meselenin Ad› Oldu Sorun Dedesini Anlam›yor Torun Önder organizesi ile yurtd›fl›na üniversite tahsiline gitmek isteyen lise mezunu gençlerle Önder genel merkezde mülakatlar yapmaktay›z. Bu mülakatlarda, liseyi bitiren, üniversiteye bafllayacak olan gençlerimizin ço¤unun fikri alt yap›lar›n›n çok zay›f olduklar›n› esefle müflahede ettik. Mehmet Âkif'i, Necip Faz›l, Aliya ‹zzet Begoviç'i, Nurettin Topçu'yu, yak›n tarihimizin önemli olaylar›n› bilmeyen yavrular›m›zla karfl›laflt›k. Üstelik bunlar›n ekseriyeti mütedeyyin, mutaass›p aile çocuklar› idi. ‹slam inanc›na göre "Her do¤an ‹slâm f›trat› üzere do¤ar." Yaratan, de¤iflik özellikte, güzellikte yaratt›klar›n›, raz› oldu¤u dine yatk›n ve meyyal halketmifltir. Her insan›n kapasite, beceri, hassasiyet ve duygular› baflka baflkad›r, t›pa t›p ayn› de¤ildir. T›pk› parmak izlerinde oldu¤u gibi nüans farklar› içerir ki, bu da Yaratan'›n gücüne, kudretine iflarettir. ‹lk emri "Yaratan›n ad›yla oku" olan dinimiz ilme ve e¤itime büyük önem verir. Zira ilim bilmeyi, önce kendini tan›may›, acizli¤ini keflfetmeyi, sonra da Kadir-i mutlak Cenab-› Hakk›n kudretini, gücünü hissederek O'na kul olma, O yüceler yücesine kul olmakla da her türlü kölelikten kurtulup gerçek hürriyete ve huzura eriflme erdemine ulaflt›r›r. Ö¤retilen, ö¤renilen ilmin gayesi bu olmal›d›r. Bu gaye ye hizmet etmeyen ilim ve ilim müesseseleri bir düflünürün dedi¤i gibi ya kör ya da topald›r. E¤itim ciddi bir ifltir. Tarih boyunca, medeniyet, kültür ve iktisadi kalk›nm›fll›kta önde olan milletler, e¤itimin ciddiyetini kavray›p pedagojisine vâk›f olan milletlerdir. K›yamete kadar da bu gerçek

de¤iflmeyecek, e¤itim ve ö¤retimi ideolojik saplant›lardan kurtararak tabii mecras›nda seyrettirebilenler ve din ile bilimin birbirini tamamlayan iki kavram oldu¤u bilincine erenler önde ve önder olabileceklerdir. Bu hususa, söz sultan› Peygamber Efendimiz flöyle iflaret buyuruyorlar. "Kim dünyay› isterse ilme sar›ls›n, kim ahreti isterse ilme sar›ls›n, kim hem dünyay›, hem ahreti isterse o da ilme sar›ls›n." Hay›rl› ifllerde yar›flan, bilim, teknoloji ve medeniyet alanlar›nda 盤›r açan bulufllar yaparak Avrupa'n›n karanl›k ça¤lar›n› ‹slam ile ayd›nlatan Müslümanlar›n torunlar›n›n hali günümüzde içler ac›s›d›r. fiöyle ki; Hep alan el olmalar› sebebiyle sömürülen, ezilen, flamar o¤lan› gibi hor görülen, öz yurtlar›nda garip, öz vatanlar›nda parya durumuna düflürülen Müslümanlar "‹ki günü müsavi olan ziyandad›r." buyru¤una kulak t›kay›p tembelli¤i meslek edinenler, okumay›, e¤itimi kitap hamal› olmak zannedenler, muhakeme ve mukayese meleke ve becerisi kazanamayanlar, gizli ellerce, e¤itim programlar›, müfredatlar› yazboz tahtas› haline getirilenler, ortak bilincin oluflmas›n›

engelleme ad›na, yabanc› kaynaklardan devflirilerek veya sipariflle yazd›r›larak gerçekleri ters yüz gösteren tarih kitaplar›, kendi de¤erleriyle tan›fl›p kaynaflmad›klar›ndan baflka kültürlerin zebunu, baflka milletlerin ve onlara ait mimsiz medeniyetlerin hayran› gençlik. Haya duygusu körelmifl, ahlaki de¤erleri dejenere olmufl, geçmifliyle irtibat› nerede ise koparm›fl, rüzgar önündeki kuru yapraklar misali oradan oraya savrulan topluluk. Daha bunun gibi nice olumsuzluklar dünya Müslümanlar›nda görüldü¤ü gibi, ülkemizde de durum bundan farks›zd›r. Oysa ülkemizde okuma yazma oran› her y›l artmakta, e¤itimli insanlar›n say›s› ço¤almaktad›r. Hal böyle iken bir taraftan da olumsuzluklar›n katlanmas›, olumsuzluklar›n ana sebebi olan cehaleti ortadan kald›racak e¤itim ve ö¤retimde istenen mesafenin al›nmay›fl›, bu sahada aksayan, ters giden baz› fleyler oldu¤u kuflkusunu uyand›rmaktad›r. ‹nsan, madde ve manadan, ruh ve ceset ikilisinden müteflekkil


Kas›m - Aral›k 2009

mükerrem bir varl›kt›r. Hem ruhun, hem de cesedin ihtiyaçlar› vard›r. Tek kanatl› kuflun uçamamas› gibi, bu ikiliden birinin ihtiyaçlar› karfl›lanmad›¤›nda insan›n huzuru ve sûkunu temin edilemez. E¤itim ve ö¤retim alan›nda da ayn› tespit geçerlidir. Ülkemizde, genellikle e¤itim ve ö¤retime bu perspektiften bak›lmamakta, din ile ilmin ünsiyeti arzulanmamaktad›r. Bu flafl› bak›fl ve özürlü uygulay›flta, kendisiyle, Rabbisiyle, toplumuyla ve insanl›kla bar›fl›k olmayan, helâl - haram demeden k›sa yoldan köfle dönmeyi hedefleyen diplomal› tiplerin oluflumunu sa¤lanmaktad›r. Elbette bu tespit, herkese flâmil olamaz, flüphesiz istisnalar› vard›r. E¤itimin temel tafllar›, olmazsa olmazlar› olmal›d›r. Ülke gerçekleriyle, ülke insan›n inanç, kültür ve medeniyeti ve geçmifliyle irtibatl› verilmelidir e¤itim. Her yafl grubu için kiflilerin istidat ve kabiliyeti göz önünde bulundurularak uygun ortamlarda ve pedagojik formasyon sahibi ö¤retmenler taraf›ndan ders verilmesi, ça¤›n e¤itim ve ö¤retim araç ve gereçlerinden azâmi istifade edilmesi, ezbere dayal› olmaktan öte mukayese ve muhakemeyi, düflünmeyi öne ç›karan metotlar›n takibi e¤itim için hayati önem arzetmektedir. Zorunlu e¤itimin süresi ne olursa olsun, Avrupa ülkelerinde uyguland›¤› gibi mutlaka 4 + 4 veya 5+ 3 fleklinde kesintili olmal›d›r. 06 yafl ile 14 yafl aras› çocuklar›n bir arada e¤itim görmeleri pedogojik gerçeklerle ba¤daflmamakta, fiziki flartlar bu uygulamaya elvermemektedir. Ayr›ca, birçok kavgaya, kargaflaya, ahlaki

yozlaflmaya ve tembelli¤e zemin haz›rlayan karma e¤itim uygulamas› da gözden geçirilmelidir. Avrupa ülkelerinin bir k›sm› karma e¤itimin iflas etti¤i feryad›nda bulunmaktad›r. ‹deolojik yaklafl›mlar›n gölgesi e¤itim üzerinden kald›r›larak bu yanl›fl uygulama, daha çok hasar açmadan son bulmal›d›r. Ders konular›, okutulan kitaplar gözden geçirilerek, ça¤›n gerekleri

21

Köklü bir millet oldu¤umuz, as›rlarca dünyaya sulh, huzur ve nizamat verdi¤imiz, ‹slam'›n hofl görüsü ile kimsenin ›rk›na soyuna bakmadan yüzy›llard›r bu ülkede kardeflçe yaflad›¤›m›z, ‹slam potas›nda eriyerek din kardefli oldu¤umuz, din kardefli de¤ilsek soy kardefli bulundu¤umuz, hepimizin Hz. Âdem(AS)'›n çocuklar› oldu¤umuz körpe dima¤lara flefkatli ö¤retmenlerimiz taraf›ndan üflenmelidir. Kültürel zenginli¤imizin temel tafllar›, Mevlana, Yunus Emre, Itri, Dede Efendi, Mimar Sinan, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Faz›l K›sakürek ve di¤erleri ve günümüzün yaflayan flair ve yazarlar› ve eserleri okullar›m›zda, yavrular›m›za anlat›lmal›, eserleri tan›t›lmal›, kitap okuma, fliir ve roman, hikâye yazma özendirilmeli, her okulun kütüphanesi ufuk aç›c›, fikri yap›y› ve inanc› pekifltirici kitaplarla donat›lmal›d›r. "Bu ezanlar ki flahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli"

ve bizi biz eden de¤erlerimiz esas al›narak müfredat yeniden belirlenmelidir. Ö¤rencilerin, öz benliklerine kavuflmalar›, geçmifllerini tan›malar›, kültürel de¤erlerinden haberdar olmalar› sa¤lanmal›d›r ki, di¤er kültürlerin esiri olunmas›n, kültür emperyalizmin a¤›na düflülmesin ve afla¤›l›k kompleksine duçar insanlar yetiflmesin.

diye Rabbe yalvaran iman flairi Mehmet Akif'i, çilesini "Çile" kitab›nda dile getiren, dâvâs›n› dert edinen; çilesini, derdini seven, "Durun kalabal›klar, bu cadde ç›kmaz sokak, Hayk›rsam kollar›m› makas gibi açarak" beytindeki feryad› ile hayata kurulmufl tuzaklara karfl› bizi uyaran Necip Faz›l'›. Na¤meleri ile ruh dünyam›z› ›s›tan, ›fl›tan, maneviyat› teneffüs ve terennüm ettiren Itri'yi, Kubbelere, ‹slam'›n hoflgörüsünü, minarelere tevhidi iflleyerek tafllar› konuflturan Mimar Sinan'› velhas›l geçmiflimizin flanl› simalar› ve hat›rlar› okul ça¤lar›nda anlat›lmal› ve ö¤retilmelidir.


22

Kas›m - Aral›k 2009

Geçmiflle hâl ve gelecek aras›nda iletiflimi sa¤layacak köprü dildir. Dil üzerindeki ideolojik çal›flmalar, di¤er dillerin etkisinden kurtar›p öztürkçeyi oluflturma çabalar›, uydurukça sözcüklerle geçmiflle hâl ve gelecek aras›nda uçurumlar meydana getirilmesi, bir yerde düflmanlar›n topla, tüfekle, bomba ile yapamad›klar›n› kendi kendimize gönüllü olarak yapmak olur. Geçmiflle hâl ve gelecek aras›nda iletiflimi sa¤layacak köprü dildir. Dil üzerindeki ideolojik çal›flmalar, di¤er dillerin etkisinden kurtar›p öztürkçeyi oluflturma çabalar›, uydurukça sözcüklerle geçmiflle hâl ve gelecek aras›nda uçurumlar meydana getirilmesi, bir yerde düflmanlar›n topla, tüfekle, bomba ile yapamad›klar›n› kendi kendimize gönüllü olarak yapmak olur. Bize mâl olmufl, eserlerimizde, fliirlerimizde, roman ve hikâyelerimizde hayat bulmufl deyimlerin, sözcüklerin menflei ne olursa bunlarla oynanmas›, geçmiflle irtibat› zay›flatman›n d›fl›nda bir ifle yaramaz. Bugün, dedesinin b›rakt›¤› el yazma eserleri, b›rak›n Osmanl›'y›, Cumhuriyet'in ilk y›llar›nda yaz›lan kitaplar› bile anlamaktan âciz ve uzak diplomal› insanlar›m›z ço¤unlukta. Osmanl› arflivlerinde, Süleymaniye kütüphanesinde araflt›rma yapan her yüz kifliden doksan› yabanc›d›r. Süleymaniye kütüphanesindeki eserleri anlamay› bir kenara b›rak›n okuyabilecek kifli say›s› 70 milyonda

kaç kiflidir? fiair “Mes'elenin ad› oldu sorun- Dedesini anlam›yor torun” beytiyle içinde bulundu¤umuz ac›nas› halimizi ne güzel tasvir ediyor. Önder organizesi ile yurtd›fl›na üniversite tahsiline gitmek isteyen lise mezunu gençlerle Önder genel merkezde mülakatlar yapmaktay›z. Bu mülakatlarda, liseyi bitiren, üniversiteye bafllayacak olan gençlerimizin ço¤unun fikri alt yap›lar›n›n çok zay›f olduklar›n› esefle müflahede ettik. Mehmet Âkif'i, Necip Faz›l, Aliya ‹zzet Begoviç'i, Nurettin Topçu'yu, yak›n tarihimizin önemli olaylar›n› bilmeyen yavrular›m›zla karfl›laflt›k. Üstelik bunlar›n ekseriyeti mütedeyyin, mutaass›p aile çocuklar› idi. fiimdi baz›lar›n›n, okullar›m›zda bunlar ö¤retilmiyor, yaz›l› ve görsel medya bu konulara yeteri kadar e¤ilmiyor diyerek suçlu arama telafl›na kap›ld›klar›n› görür gibi oluyorum. Milletçe, suçu baflkalar›na atma, her ihmalde bir günah keçisi bulmada üzerimize yoktur.

Hani çocuklar›n ilk muallimleri anne-baba idi. Çocuklar evlerde ebeveynlerinin ilgilerine göre flekillenirlerdi. Okul ve çevreden flikâyetçi olma yerine, ben neleri ihmal ettim, o¤luma k›z›ma ne kadar örnek olabildim, ne kadar zaman ay›rabildim, onlar›n fikri alt yap›lar›n›n sa¤lam oluflmas›, inançlar›n›n kavi olmas› için gerekeni yapt›m m›? Sorular›n› kendimize yöneltmek, kendimizle yüzleflmek durumunday›z. Unutmayal›m ki, çocuklar›m›z›n okullar›, ö¤retmenleri de¤iflebilir, yavrular›m›z bu müessese ve kiflilerden ideal manada istifade edemeyebilir. Ama ebeveynler, anababalar çocuklar›n›n de¤iflmeyen muallimleridirler. Bu görevlerini baflkalar›na devretme lüksleri de yoktur.

Tarih boyunca, medeniyet, kültür ve iktisadi kalk›nm›fll›kta önde olan milletler, e¤itimin ciddiyetini kavray›p pedagojisine vâk›f olan milletlerdir. K›yamete kadar da bu gerçek de¤iflmeyecek, e¤itim ve ö¤retimi ideolojik saplant›lardan kurtararak tabii mecras›nda seyrettirebilenler ve din ile bilimin birbirini tamamlayan iki kavram oldu¤u bilincine erenler önde ve önder olabileceklerdir.


BULUямБMA NOKTAMIZ www.onder.org.tr


24

Kas›m - Aral›k 2009

HABER...HABER...HABER Haz›rlayan: Ayflenur Bozkurt / aisenurbozkurt@hotmail.com

Yurtd›fl›nda E¤itim... Peki Ama Nas›l? Üniversite e¤itimi hiç kuflkusuz bugünün flartlar›nda hem gerekli hem de neredeyse zorunlu hale gelmifl bir e¤itim. Birçok genç, ifl sahalar›nda kendilerine daha çok yer bulabilmek için bu e¤itimin flart oldu¤u görüflünde. Ayr›ca, insan›n kendini gelifltirmesi, h›zla küreselleflen ve " küçük bir köy" olan dünyan›n kültürel gereksinimlerini karfl›layabilmek için, kimine göre insanlarla sosyal bir iliflki kurabilmek ad›na talep edilen yerler oldu üniversiteler. Öyle ki ö¤renciler art›k kendi ülkelerinde de¤il, tercih ettikleri yurtd›fl›ndaki üniversitelerde bile hiç sorun yaflamadan, birçok kültürle iç içe hayat› ve mesleki e¤itimlerini

ö¤reniyor ve gelifliyorlar. Türkiye'de ise durum biraz farkl›. Dünyan›n her köflesinde ö¤renci eksenli ve özgürlükçü olan üniversiteler, Türkiye'deki laik düzeni y›kaca¤› iddias›yla baflörtülü ö¤rencilere kap›lar›n› kapad›. ‹mam-Hatip Liseleri ve di¤er Meslek liselerini katsay› adaletsizli¤iyle bugüne kadar saf d›fl› etmifl ve görmemezlikten gelmifl olan e¤itim sistemi, ancak yeni yeni bu adaletsizli¤i çözmek ad›na büyük ad›mlar atabiliyor. Türkiye'deki bu adaletsizlikten muzdarip olan imam-hatip liseleri

ö¤rencileri ise Önder ve Önder gibi di¤er kurumlar›n deste¤iyle Dünya'n›n farkl› yerlerindeki Üniversitelerde hak ettikleri yerleri bulabildiler. Sümeyye Hekimo¤lu Kazgan seçimini yurtd›fl›nda ö¤renim görmek yan›ndan yapan ö¤rencilerden bir tanesi. Hatta Kazgan hem Türkiye'de hem de Amerika'da üniversite ö¤renimi görmüfl ve iki ülke aras›ndaki farkl› daha ayr›nt›lar›yla gözlemlemifl bir ‹mam-Hatipli. 2000 y›l›nda Güngören Anadolu ‹mam Hatip Lisesi'nden mezun olduktan sonra Beykent Üniversitesi Yönetim Biliflim Sistemleri Bölümü'ne bafllayan, Lisans

Ayflegül ‹lhan, 1984 y›l›nda Düzce'de do¤du. Düzce Anadolu ‹mam Hatip Lisesi'nden 2001 y›l›nda mezun oldu. 2002 y›l›nda üniversite e¤itimini devam ettirmek üzere WONDER arac›l›¤› ile Viyana'ya geldi. Viyana T›p Üniversitesi'nde 2002 K›fl döneminde bafllam›fl oldu¤u t›p e¤itimini 2006 K›fl döneminde tamamlad›. Halen Viyana T›p Üniversitesi Araflt›rma Hastanesi Dâhiliye Ana Bilim Dal›'nda araflt›rma görevlisi olarak çal›flmalar›n› sürdürmektedir.


HABER...HABER...HABER e¤itimim süresinde MatematikBilgisayar Bölümü'nde çift anadal program›n› tamamlayan Kazgan, 2006 y›l›nda Amerika Birleflik Devletleri- Kuzey Carolina eyaletine hayat›na devam etmifl ve orda Kuzey Carolina Üniversitesinde Uygulamal› Ekonomi alan›nda master yapma imkân› bulmufl. Türkiye'deki e¤itimin Amerika'daki e¤itime nazaran ne kadar farkl› oldu¤unu ise flöyle ifade ediyor: "Oradaki üniversiteler çok iyi, bizimkiler çok kötü de demek istemiyorum. Ama hepimizin bildi¤i üzere Amerika'daki okul sistemi dünyan›n en geliflmifl e¤itim sistemlerinden biri. Akl›ma ilk gelen farklardan biri orada daha ö¤renci eksenli bir e¤itim var. ‹kinci bir fark ise orada e¤itim üç boyutlu gibi. Yani, e¤itim derste bitmiyor, ders sonras›, arkadafllarla ve hocalarla kurulan iletiflim sonucu okul sadece bir ö¤retim yeri de¤il, ayn› zamanda e¤itim yeri, ya da bir yaflam biçimi oluyor. Bu da ders yükünüzü daha iyi kald›rabilmenizi sa¤l›yor. Tabi ki, en büyük fark özgürlük. Kimse sizi rahats›z etmiyor, hadi okulumuz kapand› demiyor, ya da bu k›yafetinizle girilmez demiyor. K›saca, her att›¤›n›z ad›mda üniversitede oldu¤unuzu: yani özgür bir ortamda oldu¤unuzu hissediyorsunuz." ‹mam-Hatipli k›z ö¤rencilerin yurtd›fl›ndaki en büyük rahatl›¤› baflörtülerinden dolay› herhangi bir ayr›m görmemeleri. Öyle ki üniversite hocalar› taraf›ndan ayr› bir destek görüyorlar ve Türkiye'deki bu ayr›ma karfl› duyduklar› üzüntülerini de ö¤rencileriyle paylafl›yorlar. Üniversite'yi yurtd›fl›nda okuyan ö¤rencilerin d›fl›nda, e¤itimini orada tamamlam›fl ve yaflam›n› gitti¤i ülkede devam ettirenler de var. Ayflegül ‹lhan ise bunlardan bir tanesi... 1984 y›l›nda Düzce'de do¤an Ayflegül, Düzce Anadolu ‹mam Hatip Lisesi'nden 2001 y›l›nda mezun oldu. 2002 y›l›nda üniversite e¤itimini devam ettirmek üzere WONDER arac›l›¤› ile Viyana'da e¤itimine bafllad›. Viyana T›p Üniversitesi'nde 2002 K›fl döneminde bafllam›fl oldu¤u t›p

Kas›m - Aral›k 2009

25

Nagehan Günan,1985 y›l›nda ‹stanbul'da do¤du. Ortaokulu Zeytinburnu ‹HL'de liseyi Güngören A‹HL'de okudu. Liseden mezun olduktan 2 y›l sonra YDS'den derece yapmas›na ra¤men puan k›r›lmas› nedeniyle burada hiç bir yere yerleflemedi¤inden üniversite e¤itimi için Güney Kore'ye gitti. Kore'ye gitti¤i yaklafl›k dört y›l oldu. fiu an Pusan Devlet Üniversitesi'nde ‹ngiliz Dili ve Edebiyat› 3.s›n›f ö¤rencisi.

e¤itimini 2006 K›fl döneminde tamamlad›. Halen Viyana T›p Üniversitesi Araflt›rma Hastanesi Dâhiliye Ana Bilim Dal›'nda araflt›rma görevlisi olarak çal›flmalar›na devam eden ‹lhan, insanlar›n baflörtülülere bak›fl aç›lar›n› salt baflörtüsüne ba¤lamaktan kaç›n›yor. Ayn› zamanda Avusturya'daki yasalar›n ise ayr›mc›l›k konusunda kesin kurallar› oldu¤unu belirtiyor. "Bence insanlar›n di¤er insanlara karfl› olan genel hal ve tav›rlar›n› ikiye ay›rmak laz›m. ‹nsan›n kendi karakteri gere¤i herkese tak›nd›¤› tavr›, kimi kiflilere özel veya kas›tl› olarak tak›nd›¤› tav›rlardan ay›rmak elzem. Direkt olarak baflörtüm konusunda ise belirgin olaylarla karfl›laflmad›m. Üniversite ortam› zaten belirli bir seviyeyi aflm›fl insanlar›n bulundu¤u yerler. ‹nsan›n içinde böyle bir fley varsa bile, gerek çevresinden gelebilecek tepkiden, gerekse yasalar›n din, dil ve ›rk nedeni ile yap›lan ayr›mc›l›¤a karfl› sert tutumundan olsa gerek somut bir vaka ile karfl›laflmad›m. Ve flu ana kadar hastalardan herhangi bir

negatif tepki ile karfl›laflmad›m diyebilirim." Bütün bu tarafs›z ve adil bak›fl aç›lar›na ra¤men hala neden baflörtüsü tak›ld›¤›n› anlamayan ve ‹slami ö¤retiyi zorunlu ve a¤›r gören milletlerle de karfl› karfl›ya geliyor ö¤renciler. Güney Kore'de ‹ngiliz Dili ve Edebiyat› okuyan Nagehan Günan Güney Korelilerin baflörtüsünün ne oldu¤unu bile bilmediklerini hatta ça¤d›fl› görenlerin bile oldu¤unu vurguluyor. "Kimisi güzel görüyor, kimisinin de ilgincine gidiyor, ça¤d›fl› olarak görüyorlar, bu ça¤da kafandaki ne, bizim de eskiden kad›nlar kafalar›na böyle fleyler tak›yorlard› diyorlar. Kimisi ‹slam'dan dolay› takt›¤›m›z› anl›yor ama neden siyah de¤il Arabistan'daki gibi diyorlar. ‹slam'dan dolay› tak›lan baflörtünün Arabistan'daki gibi olmas› gerekti¤ini düflünüyorlar, farkl› baflörtülü stillerinin dinden dolay› oldu¤unu anlayamayabiliyorlar" Türkiye'deki üniversite e¤itim sisteminin çarp›kl›¤› konusunda ise üçünün de fikri ayn›: özgürlü¤ün k›s›tlanmas›... Akademik personelin kalitesi konusunda da eksiklik


26

Kas›m - Aral›k 2009

oldu¤u görüflündeler. Çünkü hocalar›n ideolojileri ifl yaflant›lar›na yans›yor ve böylelikle özgürlüklerin k›s›tlanmas› kaç›n›lmaz oluyor. Ayflegül ‹lhan ise bu konudaki görüfllerini flöyle ifade ediyor: " Üniversitenin akademik personelindeki üniversiteye veya ö¤rencilere yararl› olmakla uzaktan yak›ndan alakas› olmayan ideolojik çat›flmalar... Bu durum özellikle tehlikeli çünkü üniversitelerimizin kabul edilirli¤ini ve Avrupal›lar›n gözündeki güvenilirli¤ini ve sayg›nl›¤›n› oldukça düflürüyor. Akademik disiplini en üst seviyede, yapt›¤› ifli maksimum titizlikle yapan ve en küçük bir hataya bile yer vermeyen akademisyenlere ihtiyac›m›z var." Nagehan Günan ise halk›n›n %99'unun Müslüman oldu¤u bir ülkede baflörtüsü problemi gibi ayr›mc›l›klar›n olmas›ndaki mant›¤› kavrayam›yor. Özgürlü¤ü en çok k›s›tlayan fleyin insanlar› olduklar›

HABER...HABER...HABER gibi kabul etmemenin oldu¤unu da sözlerine ekliyor. Sümeyye Kazgan'a göre ise özgürlükler d›fl›nda farkl› sebeplerin de Türkiye'deki e¤itim sisteminin kalitesini düflürdü¤üne inan›yor. Kazgan'a göre Üniversitelerin sadece meslek edindirmek için e¤itim vermesi bafll› bafl›na bir problem. "Bence üniversitelerin birinci amac› topluma daha bilgili, daha iyi düflünebilen ve daha verimli insanlar yetifltirebilmek. Ama üniversiteler art›k meslek edindirme amac›yla kuruluyor gibi. Bence bu ikinci amaç olmal›. Üniversite meslek edindirmekten çok akademik anlamda üretimin yap›ld›¤›, bilginin üretildi¤i bir yer olmal›."

hayatlar›n›n insanlarla iliflkilerinin ve ayakta yaln›z bafl›na durabilmenin bir yolu olarak da görüyorlar.

Üniversiteye gidiyor olmak birçok ö¤renciye göre avantaj ama olmazsa olmaz bir fley de¤il. Yurtd›fl›nda okuyan imam hatipli ö¤renciler için de ayn› düflünce gerekli. Ama yine de insan›n kendisini gelifltirmesi için bir araç oldu¤u kan›s›ndalar. Üniversiteyi daha çok sosyal

Yurtd›fl›nda okuyan imam-hatip liseli ö¤renciler Türkiye'deki e¤itimden daha iyi bir e¤itim ald›klar›n› söylüyorlar ama Türkiye'de okuyan di¤er imam hatipli arkadafllar›yla beraber daha iyi bir gelecek için ellerinden geleni yapacaklar›n› da sözlerine ekliyorlar.

Nagehan Günan ise bu konuda flöyle düflünüyor: "Üniversite e¤itimi olmazsa olmaz de¤il tabi ki ama insan›n bak›fl aç›s›nda, ufkunun genifllemesi, olaylar› farkl› flekilde yorumlayabilmesi aç›s›ndan önemli. Asl›nda üniversitede derslerden ziyade üniversite ortam›ndan sisteminden fark›na varmadan bir fleyler ö¤reniyor." Sümeyye Kazgan ise daha sa¤l›kl› bir toplumun oluflabilmesi için insanlar›n baflka insanlarla anlaflmas› gerekti¤ini bu yolun da üniversiteden geçti¤ini söylüyor.

Sümeyye Hekimo¤lu Kazgan, 2000 y›l›nda Güngören Anadolu ‹mam Hatip Lisesi'nden mezun olduktan sonra Beykent Üniversitesi Yönetim Biliflim Sistemleri Bölümü'ne bafllad›. Lisans e¤itimim süresinde Matematik-Bilgisayar Bölümü'nde çift anadal program›n› tamamlad›. 2006 y›l›nda Amerika Birleflik Devletleri- Kuzey Karolayna eyaletine tafl›nd› ve orda Kuzey Karolina Üniversitesinde Uygulamal› Ekonomi alan›nda master yapt›. Daha sonra Ekonomi yerine, daha çok ilgili oldu¤u Bilgisayar Bilimi bölümüne geçmek için tekrar okullara baflvurdu. Bilgisayar dal›nda master-doktoraya bafllamay› düflünüyor.


28

Kas›m - Aral›k 2009

Zümrüt Sönmez zumrutsonmez@10yazar.com

Üniversite-sizlik Bizim üniversitesizli¤imiz k›fl ortas›nda evsiz kalmaya benziyordu. Çünkü ebeveynlerimizin, hocalar›m›z›n, yak›nlar›m›z›n, dahas› sistemin dayatt›¤› modele göre üniversiteye "kapa¤› atmak" ömrün geri kalan›n›n refah› için tek yol olarak görülüyordu. ‹flte bu tek yolun sonunda herkes için haz›rlanm›fl tek renk, tek göz evden mahrum kalmak demekti üniversitesizlik.

Varl›¤› anlatmak zor de¤il. Zor olan yokluktan bahsetmek. Varl›¤› tarif edebilir, hayat›m›za eklediklerini, eksilttiklerini, iyi ve kötü yanlar›n›, güzelliklerini, kusurlar›n› tam bir kesinlik içinde sayabiliriz. Ama yoklu¤u anlatmak gerekti¤inde tariften çok tahrif giriyor devreye. Çünkü yoksunlu¤u çekilen her ne olursa olsun o halin kendisi sitem ve yak›nma yüklü k›l›yor insan›. Yoklu¤un tan›m›n› da yine ancak var olan›n üzerinden yapabildi¤imiz için derin bir k›skançl›k yerlefliyor o kavi gedi¤e. Yokluk, yoksunluk hem eksikli¤i çekileni hem de çeken kifliyi tahrif ediyor neticede.

Bu yüzden k⤛da korkarak yaklafl›yorum. Dosya konusu üniversite e¤itimi olan bir dergide "üniversitesizli¤i" yazabilecek olman›n flikâyeti üzerimde. Baz› arkadafllar›m›n hayat›nda ilkbaharyaz-sonbahar-k›fl diye bir tekerleme gibi devreden mevsimlerden bir mevsimken üniversite, benim için tam bir mevsimsizlik hali. Yeri pek çok flekilde doldurulabilir, her fley olabilir bir boflluk. "Lise-ÖSS-üniversite" ezberinin bozulmas› do¤du¤unuz gün çizilmifl yol haritas›n›n de¤iflmesi demekti. Bu yüzden baflörtüsü ve katsay› sorunlar›yla e¤itim hayat›m›z

baltalan›nca, direksiyonu tam tersi yöne k›rmam›za ya da can havliyle umulmad›k tali yollara sapmam›za neden olacak bir yörünge de¤iflikli¤i oldu yol haritam›zda. Bu "zorunlu" ama bir o kadar da "tercih edilmifl" de¤ifliklik olmasayd›, çok bilinmeyenli denklemlere konu edilip k›rp›ld›kça k›rp›lan puan›mla nasibime ne düflmüflse onu okuyacak, sonunda bin bir zorlukla "baflörtü"me ra¤men ald›¤›m diplomay› kendime sevdirmeye çal›flacakt›m. Hayallerini gerçeklefltirebilenler bir yana, bu yolu tercih eden arkadafllar›m›n yaflad›klar› benim tecrübe ettiklerimden daha da a¤›r oldu ço¤u zaman. Biz üniversite hayallerimizin y›k›lmas›yla sökülen hayat ilmeklerimizi tutturmaya, y›rt›klar›m›z› yamamaya çal›fl›rken onlar her gün kovulduklar› kap›y› yüzlerini önlerine döküp tekrar tekrar t›klatt›lar. Di¤er yandan bizim üniversitesizli¤imiz k›fl ortas›nda evsiz kalmaya benziyordu. Çünkü ebeveynlerimizin, hocalar›m›z›n, yak›nlar›m›z›n, dahas› sistemin dayatt›¤› modele göre üniversiteye "kapa¤› atmak" ömrün geri kalan›n›n refah› için tek yol olarak görülüyordu.


Kas›m - Aral›k 2009

29

‹flte bu tek yolun sonunda herkes için haz›rlanm›fl tek renk, tek göz evden mahrum kalmak demekti üniversitesizlik. Bu eksiklik, her ne kadar kendine farkl› evler infla edebilme ihtimalini imlese de karak›fla tutulmufltuk bir kere. ‹klim yeniden bafllamay› de¤il pes etmeyi, topra¤› tazeleyip yeni tohumlar yeflertmeyi de¤il nadas› zorunlu k›l›yordu. Ama fler görünenden hay›r ç›karmak bu k›tl›ktan bereket devflirmekle olacakt›. Üniversitesiz Okulluluk O gün dünyas› bafl›na y›k›lanlar zamanla yepyeni alternatif bir dünya kurdular. Üstelik sadece kendilerine de de¤il herkese... Bilimi, düflünceyi, felsefeyi, sanat› okul duvarlar› aras›ndan soka¤a, meydanlara tafl›d›lar. Yaflam›n en hayati alanlar›nda, sokakta, meydanlarda, sadece çay sat›lan duvar dibi ocaklarda bir araya gelmifl küçük gruplar kendi ekollerini, yani okullar›n› kurdular. Bu "üniversitesiz okulluluk" kurumsal terazi de¤erlerine uymayan, merkezine insan› ve hayat› alan yepyeni bir okulluluktu. Son on y›lda büyük bir art›fl gösteren alternatif e¤itim kurumlar›, sanatmeslek kurslar›, e¤itim amaçl› dernek ve vak›f organizasyonlar› da iflte bu küçük çapl› çabalar›n att›¤› temel üzerine kuruldular. Darbe mamulü bir zorbal›ktan Türkiye'nin her taraf›na hitabeden böylesi bir alternatif yolun yarat›lm›fl olmas›, insanlar›na adil davranmayan, ortak bir dilde birlefltirici olmas› gerekirken kutuplaflt›ran e¤itim sistemimizin elimizde patlad›¤›n›n resmidir. Burada konuyu -sistemin tüm eksikliklerine ra¤men- "bofl verin üniversiteyi, kurslara gidin" sonucuna ba¤layacak de¤ilim. Kald› ki yeterince didaktik olmasalar da, bu sat›rlar üniversite e¤itiminin önemini de vurguluyor. Ancak bunlarla beraber demek istedi¤im, yasak ve k›s›tlamalarla uygulanan e¤itim ayr›mc›l›¤›n›n özgün bir sistem elefltirisini de do¤urmufl oldu¤udur.

‹llich'in "Okulsuz Toplum"u Tam da bu noktada Illich'i ve onun "okulsuz toplum" teorisini anmak gerek. Avusturyal› filozof Ivan Illich "Okulsuz Toplum" adl› kitab›nda, e¤itim sistemine en radikal elefltirilerden birini getiriyor. Illich'in "okul" sorgulamas›, "modernlefltirilmifl sefalet", "ça¤dafl azgeliflmifllik", "küresel yozlaflma" gibi balyoz etkili, dima¤ aç›c› kavramlar›n üzerinden yükseltiyor bafl›n›. Modern ça¤›n de¤erleri kurumsallaflt›rd›¤›n›, her bir de¤eri ona uygun hizmet birimiyle karfl›layarak al›n›r sat›l›r bir meta haline getirdi¤ini, bu hizmetlerden birinden eksik kal›nmas› durumunun da kiflinin ekonomik yoksulluk hanesine yaz›ld›¤›n› anlat›yor evvela. Bütünüyle materyalist olan bu döngüsel süreç içerisinde okul bir prototip olarak duruyor. Çünkü do¤ada ve insanda apriori olarak bulunan de¤erlerin, an›n muteber gördü¤ü araçlara indirgenmesi bizzat zihinlerimizin okullulaflt›r›lmas›yla mümkün. "Okul tüm dünyada e¤itim karfl›t› bir etkiye sahiptir" diyen ‹llich, analizlerini birbiri ard›na döflendikten sonra "okulsuz toplum" fikrini öneriyor. Bu fikir müfredata s›k› s›k›ya ba¤l› s›n›rland›r›lm›fl bir "insan e¤itimi" yerine yetenek ve keflfe

dayal› özgür ö¤renmeden yana. Ayr›nt›lar› ise hemen flu sat›rlarda buluyoruz: "(...) Yarat›c› ve araflt›r›c› ö¤renmeyi gerçeklefltirmek için ayn› terimler ya da problemlerle kafas› kar›flm›fl partnerlere ihtiyaç vard›r. Önemli üniversiteler programlar›nda çok say›da derse yer vererek insanlar› bir araya getirmede baflar›s›z olmaktad›rlar ve müfredata, ders yap›s›na ve bürokrasiye ba¤›ml› olduklar›ndan genellikle baflar›s›z olmaktad›rlar. Üniversitelerin de dahil oldu¤u okullarda; önceden belirlenmifl problemlerle, ritüel olarak tan›mlanm›fl oturumlarla ilgilenmek için s›n›rl› say›da insan›n zaman ve motivasyonunu elde etmek üzere pek çok kaynak harcanmaktad›r. Okula radikal bir alternatif olarak, ayn› sorunla motive edilmifl di¤erleriyle kendi sorununu paylaflmak için her bireye eflit flans verecek bir a¤ ya da servis oluflturulmal›d›r.(...)" ‹llich'in 1970'li y›llarda kafa yorup gelifltirdi¤i bu yeni tarz ö¤renme biçimi bence bugün geldi¤imiz noktaya hiç de uzak de¤il. Belki de bizim küçük harflerle düflündü¤ümüzü bir üst perdeden hayk›r›yor, o kadar. Hatalar›m›zla yüzleflmek, eksiklerimizi gidermek, hastay› iyilefltirmek için o sesin sesimizle çarp›flmas›na ihtiyac›m›z var.


30

Kas›m - Aral›k 2009

Ahmet Altun E¤itimci Yazar

a_altuni@hotmail.com

Çocuklara Din E¤itiminde Yol ve Yöntemler Günümüzde ise çocuklar› camilere götürmek cami adab›na ayk›r› gibi görülüyor. Hatta camiye giden çocuklar baz› haflin ve asabi yafll›lar taraf›ndan camiden so¤utulabiliyor. Hatta baz›lar›, dinden so¤umalar›na, çocukluklar›nda bir ihtiyar›n kendilerini camiden kovmas›n› sebep olarak gösteriyordu. Pek çok anne ve babalar, özellikle dindar olanlar, çocuklar›n›n da kendileri gibi dindar olmalar›n› beklerler, aksi bir durumla karfl›laflt›klar›nda da hayal k›r›kl›¤›na u¤rarlar. "Bu nas›l olur! Bizim çocuklar›m›z bizim gibi de¤il de flunun bunu gibi olurlar, bizi dinlemiyorlar, bize karfl› geliyorlar ve dinden uzaklafl›yorlar" diyerek üzülürler. Bunu hazmedemeyen ve kabullenemeyen anne-babalar, yanl›fl teflhislerde bulunurlar ve tedavide de hata yaparlar. Kur'an bize Hz. Nuh ve o¤lunun k›ssas›n› naklediyor. Hz. Nuh, asi olan o¤lunu do¤ru yola davet ederken, diyalog, anlay›fl ve güzel nasihatle davet ediyordu. Bu konuda ona bask› yapm›yordu. Çünkü o biliyordu ki hidayet Allah' tand›r, onun vazifesi, sadece hat›rlatmak ve uyarmakt›. Onun için anne-babalar çocuklar›n zorla hidayete sevk edemezler. Onlara düflen diyalog, anlay›fl, güzel söz ve yöntemlerle onlara do¤ru yolu göstermek, ve hat›rlatmakt›r. Bu konuda söz ve davran›fllar›yla onlara güzel örnek olmakt›r. Denge, itidal ve orta yolu elden b›rakmamakt›r. Her dünyaya gelen çocuk ‹slâm f›trat› üze do¤ar. Onun farkl› din ve inançlarda yetiflmesinde anne ve babas›n›n önemli bir yeri vard›r. Sonra

yaflad›¤› çevre, ald›¤› e¤itim ve gördü¤ü terbiye çocu¤u flekillendirmektedir. Çocuklara yarad›l›fl gayemizi ve ‹slam mesaj›n› anlatmak anlamas›n› sa¤lamak, çocuk e¤itiminde temel unsurdur. Çocu¤un yarat›c›s›yla, kendisiyle ve çevresiyle bar›fl›k olman›n yolu din e¤itiminden geçer. Anne-baba, din e¤itimini, çocu¤un yafl›na uygun olarak tedrici ve en güzel flekil ve yaklafl›mla vermelidir. Çocuk 4-5 yafl›na gelince ona, k›saca Allah, peygamber, Kur'an, ölüm, kiyamet, cennet, bir nebze de melek ve cinlerden bahsedilmeli, Hz. Peygamberin hayat› k›saca anlat›lmal›, ‹nsanda ve evrende Allah'›n gücünü ve kudretini gösteren delilere dikkat› çekilmeli. 7 yafl›ndan itibaren de Allah'›n gazab›, cennet ve cehennemi dengeli bir flekilde anlat›lmal›. Çocu¤a Allah'›n ismini telaffuz ettirmek, sonra Onu tan›tmak ve Onu sevdirmekle ifle bafllanmal›. Allah'› sevdirmek için de Allah'›n, bizlere olan sonsuz, sevgi ve merhameti anlat›lmal›, üzerimizdeki, sonsuz, nimet ve ikram›ndan bahsedilmeli, örnekler vermeli. Çocu¤a Allah, din ve mukaddes fleyler anlat›rken takip edilecek yol ve yöntemleri flöyle s›ralayabiliriz:

1. Küçükten Camiye Götürme Çocuklar daha küçük yafltan itibaren dini duygu ve düflüncede sa¤lam bir zemine basabilmesi için baz› hususlar göz önünde bulundurulmal›d›r. Bunlar›n bafl›nda onlar›n gözü önünde namaz k›lmak dua etmek, sadaka vermek gibi söz ve davran›fllar gelir. Özellikle erkek çocuklar, evde büyüklerden namaz› görüp benimsemesinden sonra camiye al›flt›r›l›r. Hz. Peygamber aleyhisselatü vesselam zaman›nda çocuklar camiye giderlerdi. Bu hususta da rehber olan Efendimiz (s.a.s.) camide cemaatin içinde namaz k›larken torunu Ümame'yi omzuna al›r, e¤ilirken yere b›rak›r, kalkarken de yeniden omzuna al›rdi. (Neseî) Peygamberimiz'in çocuklar›n camiden ç›kar›lmas› konusunda sert say›labilecek herhangi bir cümle ya da tavr› asla söz konusu olmam›flt›r. Günümüzde ise çocuklar› camilere götürmek cami adab›na ayk›r› gibi görülüyor. Hatta camiye giden çocuklar baz› haflin ve asabi yafll›lar taraf›ndan camiden so¤utulabiliyor. Hatta baz›lar›, dinden so¤umalar›na, çocukluklar›nda bir ihtiyar›n kendilerini camiden kovmas›n› sebep olarak gösteriyordu. Çocuklara yüz ekflitmek, kafl çatmak onlar› korkutmak yerine onlara cami sevdirilmelidir.


Kas›m - Aral›k 2009

Mümkünse onlar› camiden kovma yerine hediyeler verilmeli ve namaza ›s›nd›r›lmal›d›r. Çocuklara cami, caminin bahçesi sevdirilmeli ve her zaman onlar›n duygular›nda mabedin kutsall›¤› canl› tutulmal›d›r. Cem Karaca'n›n Camiye Gidifli Cem Karaca'dan flu hazin olay› dinlemifltim: " Yedi yafllar›ndayd›m, Kocamustafapafla semtindeki Sümbül Efendi camisine gitmifltim. Camide oturmufl kubbedeki muhteflem tezyinat sanat›n› seyre dalm›flt›m, manevi bir atmosferde hofl doygular yafl›yordum. Dizimde a¤r› oldu¤u için bir aya¤›m› uzatm›flt›m. Birden yafll› bir adam›n aya¤›yla aya¤›ma vurmas›yla irkildim. Sonra haflin bir ifadeyle "Utanm›yor musun, Allah'›n evinde aya¤›n› uzatm›fl oturuyorsun, kalk!" gibi sözlerine muhatap oldum. Kalkt›m ve camiden öyle ç›kt›m ki, ancak yetmifl sene sonra camiye dönebildim."

2. Çocuklar›n Ak›llar›na Tak›lan Sorular Daha Bafllang›çta Giderme Namaz ve daha baflka dini konularda çocu¤un bir k›s›m sorular› olabilir. Özellikle içe dönük çocuklar bu türden dini sorular›n› anne babalar›na büyük bir ihtimalle soramayabilirler. De¤iflik vesile ve vas›talar bulunarak bu konuda çocu¤un deflarj olmas›n› sa¤lamak çok önemlidir. Çocuk büyürken içindeki sorular da büyürse, zamanla her flüphe her tereddüt, aç›klamas› yap›lmayan her dini mesele, manas› ve hikmeti anlafl›lmad›k inançla ilgili herhangi bir husus çocu¤un kalbini sokan bir y›lana, içini kemiren bir kurda dönüflür. Zamanla hem dinine hem de dünyas›na zarar verir. En büyük müsibet ise, dine gelen müsibetlerdir. Bir gün ö¤retmen arkadafllardan biri ilk okula yeni bafllam›fl k›z çocu¤unu okula getirmiflti. Ö¤retmenler odas›nda çocu¤un, annesine birden bire, "anne cennet var m›?" diye bir

31

soru sordu¤una flahit oldum. Muhtemel ki, bir arkadafl› ölmüfltü ve cennette görüflme ümidiyle teselli ar›yordu. Annenin bu masum çocu¤un, son derece gerekli olan sorusuna cevab› flu oldu: "Ne bileyim var m› yok mu, bu ne biçim soru!" diye onu tersledi. Bu cevap çocuk için bir y›k›m, ümidinin yok oldu¤u an oldu. Bu aç›dan çocuk deflifre edilmeli, çözülmeli ve hiçbir zaman akl›, kalbi ve ruhu ile bofl b›rak›lmamal›, sürekli olarak yafl›na bafl›na göre sorular›na cevap verilmeli. Kafalardaki bin bir türlü flüphe ve tereddütler izale edilmeli istifhamlara cevap bulunmal›. 3. Çocu¤un Görebildi¤i Bir Ortamda ‹badet ve Dua Edilmeli Ev içinde ibadete ayr›lm›fl bir yer olmal›. ‹badete bir zaman ayr›lmal›. Namazlar, imkân varsa evde cemaatle k›l›nmal›. Dualar› aç›ktan yapmal›. Çocukla birlikte dualar etmeli. Çocu¤un yap›lan


32

Kas›m - Aral›k 2009

dualar›na "âmin Allah'›m!" demesi sa¤lanmal›, Rabb'in kendisine yap›lan dualar› geri çevirmeyece¤i, özellikle masum çocuklar›n yapt›klar› dualar›n kabul olaca¤›, onlar›n anlayabilece¤i bir dille anlat›lmal›d›r. Baz› küçük dualar ö¤retilmeli ve onlara dua ettirilmeli. Eski manken ve sanatç›lardan Yaflar Alptekin namazla dine yöneldikten sonra, ilk ö¤retimde okuyan k›z›n›n da namaz k›lmas›n› çok arzu eder ve bunu nas›l yapacak diye düflünmeye bafllar sonunda flöyle bir çözüm akl›na geldi¤ini söylüyor. Diyor ki, "Akflamlar› evde k›z›m›n beni görebilece¤i bir yere seccademi serdim, etraftaki lambalar› söndürdüm sadece tepemdeki spot lambay› aç›k b›rakt›m, beyaz bir cübbe giydim ve spot lambas›n›n ›fl›¤› alt›nda namaza durdum, namaz k›lmaya bafllad›m ve nihayet bir akflam k›z›m yan›ma gelerek, "baba ben de namaz k›lmak istiyorum" dedi. K›z›m›n, hiçbir telkinim olmadan kendi kendine namaz k›lmaya karar vermesi, sanki benim için ikinci do¤umu oldu."

4. Din Sevdirilmeli, Nefret Ettirilmemeli Çocu¤un kalbine, Allah, peygamber, anne-baba ve çevresindekilere karfl› sevgi ve merhameti, ac›ma duygusunu yerlefltirmeli. Çünkü sevgi, muhabbet, flefkat ve hoflgörü insan› genç tutar, insana huzur ve sükun verir. Çocuklar dini duygularla beslenmeli ve onlara din sevdirilmeli, nefret ettirilmemeli. Kolaylaflt›r›lmal› zorlaflt›r›lmamal›. Peygamber efendimiz, "Kolaylaflt›r›n›z, zorlaflt›rmay›n›z, müjdeleyin, nefret ettirici olmay›n" (Buhari) buyurmaktad›r. S›k›c› ezbercilikten uzak durulmal›. Allah sevgisi, peygamber sevgisi ak›l ve mant›k dairesi içinde kalplere yerlefltirilmeden, ö¤renilecek sure ve dualar› onlara zorla ezberletmeye çal›flmak çocu¤un dinden nefret etmesine sebep olabilir. Dersler sevimsiz hâle gelebilir. Alt› ayl›k bir çocu¤a nas›l ki yetiflkinlere ait yiyecekler verilmiyorsa öyle de belli bir yafla kadar ezberleme meselesini de çocuklara zorlamamak gerekmektedir. ‹man fluuru ve

bilincini elde eden çocuk daha sonra onu kendisi ezberlemeye çal›flacakt›r. Konu sevdirmek, düflündürmek, benimsetmek ve belletmek çerçevesinde ele al›nmal›d›r. Bir akrabam›n 4 yafl›nda olan Serdar ad›ndaki çocu¤u, bilgisayarla biraz fazla oynarken rahats›z olan babas› ona, "Ne bu bilgisayar, hep onunla oynuyorsun, biraz da Nass ve Felak surelerini ezberle" der. Bu serzenifl karfl›s›nda bozulan ve can› s›k›lan çocuk bir fley diyemiyor. Daha sonra geceleyin bir ara babas›na, " Baba! Nass ve Felak surelerini ezberlemek öyle sand›¤›n gibi kolay bir ifl de¤ildir" diye cevap veriyor. Lise birinci s›n›fta okuyan bir ö¤rencim anketinde "Babam yüzünden namaz› terk ettim" diye yazm›fl. Sebebini de flöyle aç›kl›yor: "Babam her akflam bize dini kasetler, programlar izletir. Her akflam din, din... Dinle ilgili her fleyden so¤udum, her fleyde çok ›srarc›d›r, kabad›r, art›k ondan nefret ediyorum."


Kas›m - Aral›k 2009

Baz› anneler de, çocu¤a Allah'› anlat›rken son derece yanl›fl bir tutum ve davran›fl içine giriyorlar: Çocuklara cenneti anlatma yerine cehennemi anlat›rlar, uslu olmalar› için cehennemden bahsederler, onunla korkuturlar. "Yaramazl›k yapsan Allah seni yakar, cehenneme koyar." gibi tehditlerle çocu¤u rap tu zapt alt›na almak isterler. Halbuki bu hal, çocu¤un Allah'tan nefret etmesine yol açar. Bunun sonucu olarak da çocuk da tutar, oyuncak silahlar›yla sürekli havaya atefl eder. Çünkü Allah'› yukarda zanneder. ‹lahiyatç› Prof. Dr. Halis Ayhan'dan dinledim: Dedi ki, "Bir ö¤rencim bir gün dört yafl›nda ki çocu¤unun ilginç bir sorusunu bana söyledi, çocuk babas›na, "Baba köyde Allah var m›" diye sormufl, baba da "Allah her yerde var" diye cevap verdikten sonra çocu¤a neden böyle bir soru sordu¤unu sormufl. O da flu cevab› vermifl: "Yaz›n köyde köye gidece¤iz. Ben orda yaramazl›k yapaca¤›m. Annem de dedi ki; "Yaramazl›k yaparsan Allah seni cehenneminde yakar." Köyde Allah varsa yaramazl›k yapaca¤›m için beni cehennem de yakacak onun için köye gitmek istemiyorum." 5. Kutsala Sayg› Hissi Vermeli ‹nanc›m›za göre birtak›m sayg› gösterilmesi gereken kutsal kavramlar, ve mekanlar vard›r. Kur'an, hadis, Ezan, selam, besmele, Mekke, Medine, Kudüs, camiler, türbeler gibi. Bunlar›n arkas›nda birtak›m kutsal anlamlar yüklüdür. Bunlar çocu¤un haf›zas›nda ve fluur alt›nda yer etmelidir. Bu da o mefhumlar›n s›k s›k tekrar edilmesi, sohbet konusu olmas›yla zihinlerde yer etmesini sa¤lar. O evde bu mukaddes mefhumlardan yer yer bahisler aç›p sürekli gündemde kalmas› sa¤lanabilir. Bu da çocu¤un hayal âlemini meflgul edecektir. Dini semboller de denilen bu kültürel kimlik ve de¤erler ö¤retilebilir, sevdirilebilir. Yanl›fl telkinlerle çocuk kutsala karfl› nefret de hissedebilir. Araflt›rmac› yazar Sait Çaml›ca flöyle bir olay naklediyor: "E¤itim merkezli yaz›lar›m› okuyan bir arkadafl›m "Biliyor musun, ben çocukken ezan okuyan müezzine küfür ederdim?

Ama sadece akflam ezan›n› okurken küfür ediyordum." deyince çok flafl›rd›m. Ezandan rahats›z olan bir ailesi olmad›¤›n› bildi¤im için flafl›rm›flt›m. Alt›ndan ilginç bir fleyler ç›kaca¤›n› tahmin ettim ama en çokta "Neden sadece akflam ezan›na okunurken küfür ediyordu acaba?" diye merak ettim. Neden akflam ezan› okuyan müezzine küfür etti¤ini sordum. "Annem evden ç›karken ezan okunurken eve gel!" derdi. "Ezan okunmaya bafllay›nca oyunumuzu b›rakmak zorunda kal›yorduk. Ben de çok sinirlenirdim. Ne olurdu sanki biraz daha geç okusayd›!" Oyunumu en tatl› yerinde b›rakt›rd›¤› için müezzine küfür ederdim! Ve yazar flöyle devam ediyor: Hayat› kar›flt›ran, her fleyimize kar›flan ALLAH de¤il, hayat›m›z› kolaylaflt›ran ALLAH kavram›n› yerlefltirmeliyiz çocuklar›n zihnine. "Müezzin ezan okumaya bafllay›nca annenin seni ne kadar özledi¤ini hat›rla. Lütfen hemen eve gel. Sen gelmezsen ben dayanamam seni almaya gelirim" denilebilir mesela. Oyunun en tatl› yerinde, oyundan daha tatl› olan annesine gitsin çocuk. Çocuklara dini terbiye verilirken, davran›fllardaki hassasiyet ve titizlik; e¤itim ve ö¤retimde temsil etme ve örnek olma; çocukta, muhatapta anlat›lan fleylerin tesirini göstermesi bak›m›ndan önemlidir. Rehberlik yapan kimselerce çocuk, Allah ve Resulü'nün ahlâk› ile yetifltirilmeli. Kur'ânî terbiye ile e¤itilmelidir. Efendimiz'in (s.a.s.) örnek hayat› de¤iflik boyutlar›yla, ilgilerini çekecek flekilde anlat›lmal›d›r. Sahabiler ve daha sonraki salih kimselerin ve Hak dostlar›n›n hayatlar›ndan günümüzün anlay›fl›na uygun olan menk›belerinden örnekler anlat›labilir. Çevrede sayg› duyulan, sevilen mühim flahsiyetler nazara verilmeli mümkünse onlar›n ziyaretine götürülmeli. Bir büyük görmenin, onunla tan›flman›n hazz›n› hiç olmazsa ömründe bir kere yaflamas› sa¤lanmal›. Dini merasimlere kat›lma, camilere cemaate kar›flma, Kur'ân-› Kerim'in, Mevlid-i Nebevî'nin ve güzel ilâhilerin okundu¤u merasimlerin yap›ld›¤› yerlere götürülmeli. Ruhu coflturan,

33

Hatta camiye giden çocuklar baz› haflin ve asabi yafll›lar taraf›ndan camiden so¤utulabiliyor. Hatta baz›lar›, dinden so¤umalar›na, çocukluklar›nda bir ihtiyar›n kendilerini camiden kovmas›n› sebep olarak gösteriyordu. Çocuklara yüz ekflitmek, kafl çatmak onlar› korkutmak yerine onlara cami sevdirilmelidir. rahatl›k ortamlarla tan›flt›r›lmal›. Güzel bir arkadafl çevresi ve örnek rehberler bulunmal›, yaflad›¤› ortam›n her türlü olumsuzluklardan ar›nd›r›lm›fl mekânlar›n olmas› sa¤lanmal›. Çocuklar›n sosyal hayatta, çarfl›da pazarda münasebet kuraca¤› kifli ve yerler iyi seçilmeli. D›fl çevrenin her türlü olumsuzluklar›ndan korunmal›d›r. Çocuklar›n seyredecekleri film ve TV programlar› e¤itici ve ö¤retici programlardan seçilmeli, uluorta filmler izletilmemeli, safi zihinler kirletilmemeli, hatta mümkünse ailecek seyredilmeli, seyredilen dizi veya film üzerinde kritikler yap›lmal›, çocu¤un görüfl ve düflünceleri paylafl›lmal› ve yanl›fl davran›fllar›n de¤erlendirilmesi yap›lmal›d›r." Netice olarak diyebiliriz ki, çocuk bofl bir bardak gibidir. E¤er onun içine bir fley koymasan›z hava ile dolacak. E¤er çocu¤a ‹slam terbiyesi ve kültürü verilmezse, çocuk heva ve hevesine göre davranacak ve baflka kültürlere maruz kalacak. Maalesef flimdi mimsiz medeniyet terbiyesi ‹slam terbiyesinin yerine geçmifl oldu¤unu söyleyen Bediüzzaman flu tespiti yap›yor: "Terbiye-i ‹slamiye yerine mimsiz medeniyet terbiyesi yüzünden ondan, belki yirmiden, belki k›rktan bir çocuk ancak anne-babas›n›n flefkatlerine mukabil evlatl›k vazifesini yapabiliyorlar. Geri kalanlar ise, endiflelerle, anne-baba flefkatlerini daima rencide ederek, o hakikî ve sad›k dostlar olan peder ve validesine vicdan azab› çektirir. Ve ahirette de dâvâc› olur: "Neden beni imanla terbiye ettirmediniz?" fiefaat yerine, flikayetçi olur.


34

Kas›m - Aral›k 2009

Ayla A¤abegüm

Uzaydan m› Geldik?

Foto¤raflar: Nesrin Özay

Sadece imtihan kazanmak için robotlaflan gençlerin nefes alacaklar› bir alan kalmad›. Sanat bütün alanlar›yla insanlar›, insani erdemlerle birlefltirirken, "ahlaki de¤erlerin" fliirde, müzikte, romanda, hikâyede, tiyatroda ayaklar alt›na al›nmas› normal say›lmaya baflland›.

Üniversite imtihan›n›n kazan›p büyük flehirlere p›r›l p›r›l ruhlar› ve dinç bedenleriyle gelen gençlerimizin yaflad›klar› hayal k›r›kl›klar›n› dinlemek ve onlara hak vermemek mümkün mü? ‹yi bir aile e¤itimi alm›fl ve flans eseri milli duygularla ve heyecanlarla dolu ö¤retmenler ve ö¤rencisi olmuflsa edebiyat› ve kompozisyon derslerinden baflar›l›ysa üniversite hayat›ndan beklentileri olacakt›r. Fakülte derslerine devam ederken kültür muhitlerinde ruh e¤itimi devam ettirecektir. Kald›¤› yurtta ve fakültesinde heyecanlar›n› hayallerini arkadafllar›yla paylaflmak ister. Onu dinleyenler hayretle bakarlar. "Uzaydan m› geldin" dediklerinde sessizleflir. Küfür, argo,

aç›k saç›k f›kralar, flakalar... Kendine yak›n bir hocas› olsa içinden geçenleri anlatacakt›r. Fakülte hayat› bir fil gibidir, derslere girilir, rolü biten sahneden ayr›lacakt›r. Bir anda unutmad›¤› edebiyat hocas›n› hat›rlar, ders bitiminde yap›lan sohbet merakl›lar› içindir. Y›l boyunca ezberledikleri m›sralarla konular›na göre konuflurlar. En sevdi¤i bahis tasavvuftu, hocas›n›n örneklerle tasavvufu anlat›fl›na hayran olur, ders bitmese diye dua ederdi. Çok sevdikleri yaz›lar›, yazar ve dergi ismini keserek getirirler, kompozisyon derslerinde okuyup, tart›fl›rlard›. Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabah› fliirini aç›klarken, "Siz hiç sabah ezan›nda kalk›p namaz k›ld›n›z m›, k›lmad›ysan›z yar›n sabah k›l›n ve duygular›n›z› yaz›n"

demiflti. De¤iflik siyasi fikirlerden gelen ailelerin çocuklar›yd›k. Bu samimiyet havas› içinde velilerimiz memnundu. Namaz k›l›nmayan bir evde, hocas›n›n bir sözü ile namaz k›lan ö¤rencinin annesi de memnundu. Kahraman›m›z Selma için hat›ralara dalmak güzeldir. Her gencin kendine göre bir hikayesi vard›r. Selma bir semboldür. fiu anda mutsuz olan di¤er Selmalar ve onlar›n hikayelerini, hayallerini düflünür. Memleketlerinden ayr›l›rken büyük heyecanlar yaflayan gençlerin büyük flehirlerin modern binalar›n›n içinde yaflayacaklar›, Türk gençleri için kader midir? Avukat, doktor, ö¤retmen, mühendis olmak için ç›kt›klar› yolda kör bir kuyuya düflmüfl gençler, H›z›r'›n


Kas›m - Aral›k 2009

35

kapanmad›, "uzaydan m› geldin?" alaylar›na ald›rmad›. Akif'in m›sralar›yla, Yunus'un m›sralar›yla dosttu, tek bafl›na da olsa As›m'›n neslini devam ettirebildi. Do¤rudan do¤ruya Kuran'dan al›p ilham›, asr›n idrakine söyletmeliyiz. ‹slami m›sralar› bir emirdi.

gelmesini manevi e¤itimlerinin tamamlanmas› için ellerinden tutmas›n› ve bu kör kuyudan ç›karmas›n› bekleyecekler. El de¤memifl benli¤ine gizlenen güzelliklerin ifllenmesi hayali ile yaflamak. Kör kuyuda onlar› ç›karmak için uzanan el H›z›r de¤ilse, tuzaklar sonsuzdur. "Zehrin alt›n kupa içinde sunuldu¤unu" bilmeyenler bu tuzaklara kolay yakalananlard›r. Selma "uzaydan m› geldin?" sorusuna cevap aramaz. Soruyu soranlar›n yetifltikleri aileleri ve okullar›n›, ö¤retmenlerini düflünür. Anlams›z kaba f›kralar, yüz k›zartacak kadar kötü sözler... Bunlar›n hepsi bu vatan›n çocuklar›n›n icad› de¤ildir. Ay›ps›z, yasaks›z, günahs›z bir hayat, sâri bir hastal›k gibi yay›lmaktad›r. Hastal›k maddi oldu¤unda tedbir alan kurumlar, manevi salg›n›n tehlikesinin nedense fark›na varam›yorlar. Hastal›k sâri olunca anne, baba, ö¤retmen, doktor, çocuk, genç tan›m›yor, hepsini pençesinin alt›na al›yor. Her yeni maddi salg›nlar için ilaçlar, afl›lar gelifltiriliyor, büyük mebla¤lar harcan›yor. Manevi salg›n›n virüsü televizyonla, ,internetle, yaz›l› bas›nla evlerimize giriyor. Ailelerin s›rlar›, yanl›fllar› topluluk önünde sansürsüz anlat›l›yor. ‹letiflim araçlar› hastal›¤›n yay›lmas› için bütün mekanizmalar›yla devrede. Ülkenin say›l› zenginleri programlar›n sponsoru, hastal›¤›n müzminleflmesi ve tedavisine f›rsat tan›nmamas› için yar›flta... Sadece imtihan kazanmak için robotlaflan gençlerin nefes alacaklar›

bir alan kalmad›. Sanat bütün alanlar›yla insanlar›, insani erdemlerle birlefltirirken, "ahlaki de¤erlerin" fliirde, müzikte, romanda, hikâyede, tiyatroda ayaklar alt›na al›nmas› normal say›lmaya baflland›. Yüzünüz k›zararak okuyaca¤›n›z, daha do¤rusu okuyamayaca¤›n›z moda kitaplar›n yazarlar›n› entelektüel olma boyutundan geri kalmamak için devlet büyükleri bile teba eder oldu. Edebi tenkit yap›lmad›¤› için Masumiyet Müzesi'ni (Orhan Pamuk), ona benzer eserleri okuyanlar bitirmek için zorlan›rken bu yeni tarza da al›fl›yorlar. Rahmetli Vasfi R›za Zobu (tiyatromuzun unutulmayanlar›ndan) ile bir röportaj yaparken sordu¤umuz bir soruya "Ayla evlad›m, tiyatro eskiden bir mekteb-i edeb idi, flimdi mekteb-i edepsizlik" oldu demifltir. Eskiden küfürün, müstehcenin, ahlaki olmayan›n önüne dini duygular geçerdi. Kötülükler d›flar› s›zmaz, mikrop olup etraf› zehirlemezdi. ‹nsanlar bu kötülükleri günah duygular› içinde damarlar›ndaki kanda eritirken, mikroplar savafl› kaybederdi. Dinin güzellikleri içinde verilen ahlaki terbiye çeflitli kötülüklere engel olurdu. Bu terbiye sistemi gün geçtikçe sert ve kat› oldu¤u için mahalle bask›s› dendi. Baflka isimler verildi ve unutuldu. Ailelerde ve e¤itim kurumlar›nda vicdani terbiye konusunda yeni yollar aranmad›¤› için iletiflim araçlar› yeni terbiye sisteminin bir basama¤› oldu. Kahraman›m›z Selma, Selmalar ad›na düflünürken dar›lmad›, küsmedi, içine

Önce yazarlar -çizerler, ayd›nlar, ahlaks›zl›¤a sponsor olan zenginlere ulaflmal›yd›. "Bütün de¤erlerimiz yok olurken, sessiz kalman›n bedelini millet ad›na siz de ödeyeceksiniz. Baflucu kitaplar›n›z yabanc› tesiriyle yaz›lan kiflisel geliflim kitaplar› olmamal›, Yunus'un, Mevlana'n›n, bütün tasavvuf erbab›n›n eserleri baflucu kitab›m›z olsun. Anlat›lanlar› bir senaryo gibi düflünün, yaflay›n, ruhunuzla yeni âlemlere seyahat edin, hissedin. Yeni bir ruha, yeni bir anlay›fla, yeni bir uyan›fla ihtiyac›m›z var. Cemiyetler ulvi duygularda yücelirse ilerler. Pervas›zca yap›lan ve söylenenin karfl›s›nda susmak suça ve günaha ortak olmakt›r" diye hayk›rmal›y›m. Sivil toplum kurulufllar›na, belediyelere ulaflmal›y›m, açlar› doyurmakla görevimiz bitmiyor. Ruh açl›¤›n› doyuramazsan›z, maddi açl›¤›n doyumsuzlu¤u bitmez. ‹stedikçe ister. Bütün istedikleri olmay›nca fliddetten yard›m umarlar. Biz kurulufllar›m›zda bugünün gençli¤inin ruh iklimini olgunlaflt›rman›n yollar›n› aramal›y›z. Y›llard›r yap›lan konferanslar faydal› olsayd› bugün Türkiye bu durumda olmazd›. Çare gençleri vak›f, dernek, belediye mekanlar›na toplayabilmek. Onlar›n uzmanlar›n eflli¤inde düzenlenen küçük grup sohbetlerinde aktif olmalar›n› sa¤lamak... Selma tek bafl›na ve ideali u¤runa Selmalar ad›na yola ç›kt›. Korkmadan y›lmadan çal›fl›rken yurdumuzun 4 köflesinden üniversite imtihan›n› kazan›p büyük flehirlere p›r›l p›r›l ruhlar› ve dinç bedenleriyle gelenlere, selam Yunus'un m›sralar›yla seslenecektir; " ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsen, ya nice okumakt›r. Okumaktan mani ne, kifli hakk› bilmektir, Gün okudun bilmedin, ha bir kuru emektir."


36

Kas›m - Aral›k 2009

Haz›rlayan : Muhammet Ayd›n

Bilim Ahlak› ve Üniversitelerimiz Prof. Dr. Teoman Dural›: ‹stanbul Üniversitesi Felsefe Tarihi Ana Bilim Dal› Modern kültür her fley gibi ahlak›n de¤er dünyas›n› da ayr›flt›rd›, her alan›n kendine özgü ahlaki de¤erleri ortaya ç›kt›. Art›k buna göre bir ifl ahlak›, aflk ahlak›, iktisat ahlak›, bilim ahlak›, vb. vard›. Ahlâk tektir. “Bilimsel, siyasî, ticarî ahlâk” diye bir sürü dala buda¤a ayr›lmaz. Arkadafll›kta, kardefller ile sevgililer aras›nda, kar› - koca ebeveyn - evlât ile ö¤retmen - ö¤renci iliflkisinde, k›sacas› insan olaylar›nda akl›n›za ne geliyorsa, istisnas›z her fley ahlâk söz konusudur. Nerede insan varsa, orada ahlâk kurallar› genel geçerdir. Bunlar, yafla, bafla, topluma, ça¤a, zamana, zemine göre de¤iflmez. ‹stisna kabul eder ama de¤iflmez. Ahlâks›zl›k, ise ahlâk›n olmamas› de¤il, ilkeleri ile kurallar›n› hiçe saymak

demektir. Ahlâk›n topyekûn bulunmamas› durumuna ahlâk d›fl›l›k denilir ki, yukar›da belirtildi¤i üzere, insan›n tek bafl›na yahut topluluk halinde bulundu¤u bir dünyada ahlâk mutlaka vard›r. Bilim adam›n›n deney sonuçlar›n› tahrif edip onlar› varsay›m›na uydurma¤a kalk›flmas›; gerekli s›namalar ile denemelerin imbi¤inden geçmeden kan›tlanmam›fl varsay›m› dört bafl› mamur bilgi diye ilân etmesi bilim ahlâks›zl›¤›na örneklerden biridir. Ahlâks›zl›¤›n yayg›n ve hâkim oldu¤u ortamda insanca yaflama dumura u¤rar. Oras› yaflanmaz hale gelir. Bilim de bunun istisnas› de¤ildir, demektedir. Bilim ile ideoloji aras›ndaki iliflkide; bilim araflt›rmas› önyarg›dan ba¤›ms›z olmal›. Oysa ideolojik mülahazalar, kifliyi önyarg›l› k›lar. fieklinde görüfllerini aç›klamaktad›r. Görüldü¤ü gibi ahlak yaflam›n her alan›nda olmas› gereken bir de¤erdir. Ahlak›n olmad›¤› ahlaks›zl›k devreye girmektedir ki, bu insan› özünden ç›karan ve onu gayr-i ahlaki davran›fla sürükleyen bir durumdur. Bilim de Türkiye'deki üniversitelerde bu durumdan nasibini alm›flt›r. Elbette flah›slar›n yapt›¤› ahlaks›zl›klar kurumlara mal edilemez. Ancak kurumlar› yönetenler bu ahlaks›zl›¤› yapanlar› bilim maskesi alt›nda saklamamal›, ahlak ve adalet ölçüsünde gere¤ini yapmal›d›rlar.


Kas›m - Aral›k 2009

Doç. Dr. Mustafa Ayd›n: Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Ö¤retim Üyesi Ahlâks›zl›k, ise ahlâk›n olmamas› de¤il, ilkeleri ile kurallar›n› hiçe saymak demektir. Ahlâk›n topyekûn bulunmamas› durumuna ahlâk d›fl›l›k denilir ki, yukar›da belirtildi¤i üzere, insan›n tek bafl›na yahut topluluk halinde bulundu¤u bir dünyada ahlâk mutlaka vard›r. Bugün her fleyin h›zla de¤iflti¤i bir dünyada de¤er yarg›lar› da de¤iflmektedir. Ahlak anlay›fl› da bu de¤iflimden nasibini almakta insanlar baz› modern söylemlerin arkas›na gizlenerek ahlaks›zl›¤› normallefltirmeye çal›flmaktad›rlar. Türkiye'de üniversitelerde de belli bir dönem baz› ideolojik söylemlerin ard›na s›¤›n›larak insanlara yap›lan haks›zl›klar›n normal oldu¤u kabul ettirilmeye çal›fl›lm›flt›r. Bilimle u¤raflmas› gereken üniversiteler bilimi bir kenara koyarak bilim ahlaks›zl›¤› yapm›fllar, bilim ahlaks›zl›klar›na da göz yummufllard›r. Bilim ahlak›n›n sekteye u¤rad›¤› ya da olmad›¤› yerde ise sorunlar ç›kmaktad›r. Ahlak eylemle ba¤lant›l› olan ve onun do¤ru veya yanl›fll›¤›n› gösteren de¤er ölçe¤idir. Bildi¤imiz kadar›yla, modern kültür öncesi dönemlerde ahlak tüm eylemleri ilgilendiren ölçeklerdi. Modern kültür her fley gibi ahlak›n de¤er dünyas›n› da ayr›flt›rd›, her alan›n kendine özgü ahlaki de¤erleri ortaya ç›kt›. Art›k buna göre bir ifl ahlak›, aflk ahlak›, iktisat ahlak›, bilim ahlak›, vb. vard›. Buna göre ayr› bir bilim ahlak› vard›r ve bu bilim ahlak›n›n ölçekleri farkl›d›r. Bilim ahlak›, bilimsel tespiti iyi yapmak, sapt›rmamak, al›nt›larda kayna¤› gizlememek, yani al›nan yarg›lar›n sahibine referans vermek ve bilgileri ç›kar için kullanmamak, fleklinde özetlenebilir. Bilimde ahlaks›zl›k bu ilkelere uymamakt›r. fiüphesiz bilim ahlak›n›n olmad›¤› yerde pek çok sorun ç›kabilir. Bilimsel tespit sürecindeki hatalardan onun kullan›m›na kadar problemler yaflanabilir. Ne var ki burada modern kültürün bir çeliflkisiyle karfl› karfl›yay›z. Modern anlay›fla göre bilgi güçtür, yani bir iktidar ve ç›kar arac›d›r. Bu durumda daha üst de¤erlerle bir otokontrol sistemine ba¤l› olmayan bilim adam›, bilim ahlak›n›n s›n›rlar›n› aflarak her zaman için bilimi istismar edebilir. ‹ntihal (Türkçe'deki tam karfl›l›¤›yla bilim h›rs›zl›¤›) ad›yla üniversitelerimizin önemli sorunlar›ndan birisini oluflturmaktad›r. ‹ntihal büyük suç say›lmakla birlikte ciddi bir cezaland›rma görmemektedir. fiimdiye kadar Rektörlük ve YÖK baflkanl›¤›na ç›km›fl, etkin politik faaliyetleriyle Türkiye'de tan›nm›fl kiflilerin

aras›nda ciddi bilim h›rs›zl›klar› tespit edilmifltir. Ancak s›rt›n› devlete dayanm›fl örgütlenifllerin sahipleri olan bu kimseler hiç bir cezai müeyyideye tabi olmam›fllard›r. Öyle ki bir k›sm›n›n yegane akademik çal›flmas› olan Doktora tezlerinin bile afl›rma oldu¤u bilinmektedir. 28 fiubat döneminde, baflörtüsüyle, tüm düzeni ve insanl›¤› zorlayarak mücadele veren ve flimdilerde Ergenekon san›¤› olarak yarg›lanan zaman›n YÖK Baflkan›na bir rektörün, “‹yi de bu polisiye faaliyetlerin aras›nda dersler nas›l gidecek, bilim ne olacak” sözüne verdi¤i “aptal senden ders ve bilim isteyen kim” cevab› bas›n organlar›nda yer alm›flt› ki bilim ahlaks›zl›¤›n› bundan daha iyi ifade edebilecek bir örnek olamaz. Araflt›rma say›s› ve seviyeli eser verme bak›m›ndan elefltirsek bile üniversitelerimizdeki akademisyenler flüphesiz iflin ahlak›na uygun bir flekilde sessizce çal›flmaktad›rlar. ‹llegal örgütlenifllerle toplumun burnunu sürtenler, katsay› skandal› gibi oyunlarla on birlerce ö¤renciyi ma¤dur edenler ayn› zamanda bilim ahlak›n› ihlal eden bir az›nl›kt›r. Nereden bakarsak bakal›m konulan ölçekler tart›fl›l›r olsa bile bilim ve ideoloji farkl› fleylerdir. Bilimin genel geçer formel bir mant›¤› vard›r. ‹deoloji böyle bir mant›¤a sahip de¤ildir. Her fleye içerden bakar, do¤ru olan onun kabul etti¤idir ve bu araflt›rmay› gerektirmeyecek kadar aç›kt›r. Bilimin önünde ideolojik politik engeller olamaz. Ne konu belirleme ve ne de sonuçland›rma bak›m›ndan ilimin s›n›rlar›n› ancak bilimin söz konusu edilen formel mant›¤› çizer. Yasakl› konular ve tehlikeli sonuçlar öngörüsü bilim ahlak›yla ba¤daflt›r›lamaz. Ne var ki Türkiye, kendisi mevzii ama etkisi büyük olan böylesi bilim ahlaks›zl›¤›n› yaflamaktad›r. Sözü edilen YÖK Baflkan› gönderdi¤i gizli tamimde master ve doktora tezlerinde din ile ilgili konular›n yer almamas›n› Atatürk ve Cumhuriyetin ifllenmesi gerekti¤ini belirtmifl, dini ça¤r›flt›racak do¤u dillerine ö¤renci al›m›n›n önüne ciddi engeller ç›karm›flt› ki bu tam anlam›yla bir faflist tutumdur ve bilim ahlak›yla ba¤daflt›r›lamaz.

37


38

Kas›m - Aral›k 2009

Cihan Aktafl aktascihan@gmail.com

Lidaru ya da ‹pli Kad›n Hacer Gündüz için... Köydeki sohbet ortamlar›nda sarfedilen bir sözün hangi söze kap› açaca¤› belli olmaz. Fazladan bir söz yüzünden kendi kendini yiyip bitirmektense, a¤açlar›n, otlar›n dostlu¤una kaçmaya haz›r oldu¤unu herkes bilir. Terkedilmifl kad›nlara özgü bir gölgesi vard›, hiç ayr›lmayaca¤a benzeyen mutlu çiftlerden binlerce defa özür diler gibi bak›fl› yüzünden. Herkesten özür diler gibi dururdu asl›nda, bir ad›m geride, arkalarda, eski elbiselerin, rengi solmufl pefltamallar›n içinde. B›rak›ld› çünkü, y›llar önce apans›z terk edildi ve bir daha da aran›p sorulmad›; çocuklar›yla birlikte. Onlar da benim yüzümden b›rak›ld›lar. Baflka bir kad›n olsayd› onun yerinde, bir yolunu bulup gitmez miydi Almanya'ya? Baflka bir kad›n›n hayali, günün birinde dönüp gelmesini sa¤lar m›yd›, b›rak›p da gidenin? Bu sorular üzerine fikir yürütmekten hofllanmazd›. Konu aç›ld›¤›nda s›k›l›r, ipini omuzuna atarak ormana do¤ru giderdi. Lidaru, Lidaru, diye ba¤›r›rd› arkas›ndan çocuklar. Bu ona yan›nda tafl›d›¤› ipi yüzünden konulmufl lâkap, ama ismi Vildane. Kimileri, onu eskiden beri tan›mayanlar, "Lidaru" kelimesinin Türkçesini kullan›yor, ‹pli Kad›n diye söz ediyorlar arkas›ndan. ‹pi her zaman yan›nda, çünkü beklenmedik bir anda ormana kaçmak isteyebilir. Köydeki sohbet ortamlar›nda sarfedilen bir sözün hangi söze kap› açaca¤› belli olmaz. Fazladan bir söz yüzünden kendi kendini yiyip bitirmektense, a¤açlar›n, otlar›n

dostlu¤una kaçmaya haz›r oldu¤unu herkes bilir. Ormana zaten gidecekti, daha sonra öyle söylerdi. Ormanda her zaman yap›lacak bir ifl bulunurdu. A¤açlar›n alt›nda saatlerce dolafl›r, ot toplar, odun keser, ipine ba¤lar getirirdi. Cuma günü d›fl›nda... Cuma günü çal›flmaz, köyün hastalar›yla ilgilenirdi. Onlar›n çamafl›rlar›n› y›kar, yemeklerini yedirirdi. Kimisinin banyo yapmas›na yard›mc› olurdu. Hay›r için. Bu ona yaflama sevinci verirdi. Bir ifle yaramak, bir derde derman olmak gerekir dünyada. B›rak›lm›fl kad›n olarak yaflaman›n da incelikleri vard›r. Her eve girip ç›kmazd›. Kalbini herkese açmaz, b›rak›p giden adam üzerine konuflmay› da sevmezdi. Çünkü sevildi¤ini bildi¤i anlar vard› ve onlar› hat›rda tutmay› önemsiyordu. Birlikte büyüyen iki kardefl çocu¤una özgü hofl karfl›laflmalar, bak›flmalar, kaç›flmalar... Bunlar› yaflam›flt›. Bir gün bir telefon geldi: "‹ki Amerikal› kad›n sizin bahçelerinizde geziniyor, biri sürekli a¤l›yor." Sürekli a¤layan kad›n asl›nda Amerikal› de¤il, ama kardefliyle ‹ngilizce anlafl›yor. B›rak›p giden adam›n Almanya'da evlendi¤i kad›ndan olan iki k›z›ndan biri, bir bilim kad›n›. Ortaasya'da bir ülkeye giderken akl›na düflmüfl: Buras›

babam›n memleketi. B›rak›lan kad›n›n o¤luyla konufluyor telefonda: "Siz çok flansl›s›n›z baban›z›n yan›nda yaflamad›¤›n›z için." Nas›l bir adam b›rak›p da giden? Sanki unutmufltur, Vildane. O¤lunun ›srar›yla eski günlerden söz etmeye raz› oldu bu kez. Önce bizi istemiflti Almanya'ya. Kay›nbabam göndermedi. ‹fl güç var, kim yapacak? B›rak›lan kad›n say›lmaz öyleyse, peki neden hikayeyi bu flekilde anlatm›yor? O zamanlar kay›nbabam sa¤d›. Bana söz düflmezdi. Kay›nbaba çok uzun yaflad› ve b›rak›ld›¤› varsay›lan kad›n›n o¤ullar›na göz kulak oldu. Fakat o bir kez daha geldi, Mollaçay›r›'na kadar geldi de yukar› ç›kmad›. Bu bir rüya ya da baflka bir fley. Ne oldu¤una kimse karar veremiyor. O gerçekten de bir kez geldi mi? Öyle, geldi¤ini söylüyor Vildane. Çay bahçelerine giden yolda görünmüfl, karfl›s›na ç›km›fl ve kolunu tutmufltu. Kolunu hiç b›rakmayacak gibiydi. Daha sonra neler olmufltu ki... Vildane alzaym›ra yakalanm›flt›. Hayali gerçe¤e kar›flt›r›yordu. Nefleli bir kad›nd›, gelini öyle söyledi. Fakat hep tedirgindi de, B›rak›p Giden üzerine karfl›laflt›¤› sorular yüzünden. Nas›l adam o, insan


Kas›m - Aral›k 2009

39

geçti¤inde ipini alarak orman›n yolunu tutuyor?

de¤ilmifl, erkek de¤ilmifl, derler, nefretini kusmas› için yüzüne bakarlard›. Kolay bir yas paylafl›m› gibi görünüyor olmal›yd› ona bu k›flk›rtmalar. Susar ya da konuyu de¤ifltirirdi. B›rak›p giden biri yok ki dönsün, adam tahsile gitmiflti Almanya'ya, öyle de¤il miydi? Bir telgrafta aç›kça, çocuklar› al›p gelsin, amcam›n o¤lu onlar› ‹stanbul'dan uça¤a bindirsin, denmiflti. Do¤ru, bir telgraf gelmiflti o flekilde, ama bilet gönderilmemiflti ve kay›nbabas›n›n mazareti çok geçerliydi. Elden ayaktan düflüyordu o ve evin içinde genç sesler istiyordu.

Zavall›, genç bir gelinken terkedildi, bunu hak etmiyordu, güzeldi, çal›flkand›, terbiyeliydi; yaz›s› böyleymifl, kaderi buymufl, diyorlard›.

Hizmet etmeyi seviyordu. Sürekli kofluflturmas› ve hizmeti, b›rak›lm›fll›¤›n›n duyurttu¤u özrünün bir ifadesi gibi görünürdü gelinine.

Bir de kesintisiz uyumazd› geceleri, o yüzden de gün içinde ara ara dal›p giderdi. Sabit bir yata¤› yoktu, uykusu geldi¤inde küçük bir koltu¤a, bir mindere k›vr›l›rd›. Sürekli teyakkuz halinde uyudu¤unu anlat›rd›, bedeninin biçimi. Cenin hali içinde olurdu, uykuya geçti¤inde. Yumulur, ufal›rd›. Sanki elif halinden vav haline geçerdi. Gündüz saatlerinde bir elif gibi dimdik koflturan kad›n› uykuda vav halinde izlerken flafl›r›rd› yak›nlar›.

Terkedildi¤i düflünüldü¤ü için yafl›n› yitirmiflti oysa. Çoktand›r, genç taklidi yapan bir yafll›yd›. ‹nsanlar içten içe böyle bir hikayenin geride kalan kad›n kahraman›n›n sonsuzca terkedilmifl olmas›n› istiyorlard›.

Boflubofluna onu oturup dinlenmeye davet ederdi. Köflesine çekilip dinlenmesinin zaman› gelmedi mi... Niçin biri su istedi¤inde kimse de¤il, gelini ya da torunu de¤il, o kofluyor... Hâlâ neden b›rak›p gidenin bahsi

Öldü¤ünde y›kamakta zorluk çekti¤ini söyledi gelini. Yine cenin hali içinde, fakat kaskat›yd› bedeni. Sa¤ baca¤›n› daha çok k›v›rm›flt›, düzeltemedik, diyordu, baflsa¤l›¤› için gelenlere.

Yeri doldurulamaz oldu¤unu dile getiren yoktu. O çocuklar›n› al›p da geçip giderse evin neflesi söner diye düflünmüfltü kay›nbabas›. Kalabal›k giysilerine karfl›l›k çevik ad›mlarla yürüdü¤ünü hat›rlard› yafll›lar.

Nefleli bir kad›nd›, gelini öyle söyledi. Fakat hep tedirgindi de, B›rak›p Giden üzerine karfl›laflt›¤› sorular yüzünden. Nas›l adam o, insan de¤ilmifl, erkek de¤ilmifl, derler, nefretini kusmas› için yüzüne bakarlard›. Kolay bir yas paylafl›m› gibi görünüyor olmal›yd› ona bu k›flk›rtmalar.

Çizim: Fatma H›z›ro¤lu


40

Kas›m - Aral›k 2009

‹smihan fiimflek ismihansimsek@gmail.com

DAVLUMBAZ

Foto¤raflar: ‹smihan fiimflek

Mutlu Tönbekici: "Bizim Mahalle-Karfl› Mahalle S›kt›, 3. Mahalle ‹stiyorum" Evinin oldu¤u soka¤›n bafl›nda k›rm›z›l› bir han›m beliriveriyor. Bu kesin o'dur diye geçiriyorum içimden, bana do¤ru yürüdükçe eminli¤im art›yor. Göz göze geliflimiz birbirinin mahallesinde salyangoz satmaya yeltenen bir halin çok uza¤›nda... Haf›zamda yer eden baz› yaz›lar› geliyor gözümün önüne. Nereden bafllasam diye düflündürtmeden kendi mecras›n› belirliyor kelimeler bugünü beklermifl gibi. Neden bir araya geldi¤imize, bir baflkas›yla de¤il de neden onunla bu söylefliyi gerçeklefltirmek istedi¤imize dair gizli bir bilgi var sanki zihnimizin bir köflesinde. Ses tonundaki canl›l›¤›n, kimli¤iyle müsemma olufluna flahitli¤imle sohbet bafll›yor. "Tu¤çe Baran" mevzusunu hiç açmamaya and içmifl olarak. Sizin yaz›lar›n›z›n alt›nda isminizi görmesek de bunu Mutlu Tönbekici yazm›flt›r diyebiliyoruz. Üslup yazd›kça m› oluflur, yoksa zaten belli bir tarz› olan kifli yaz› yazmaya bafllay›nca da di¤erleri aras›ndan m› s›yr›l›r? Bu iltifat› ilk defa duyuyorum, itiraf edeyim çok hofluma gitti. Hissedilen bir üslubum varsa ne mutlu bana. Üslup baflta yoksa bir fley olmuyor. Ama bafltan itibaren varsa yazd›kça geliflen bir fley. Üslubu olan yazarlara bakt›¤›n›z zaman hiçbiri bafllad›¤› gibi de¤il. Perihan Ma¤den'in üslup serüveni mesela beni her zaman çok etkilemifltir. Bafltan itibaren bir tarz› vard› ama o tarz flahane bir flekilde evrildi, serpildi ve sonunda baz›lar› için anlafl›lmaz bir hal ald›. Ve o noktada b›rakt›. Son on y›l›n en çarp›c› kalemi olarak iz b›rakt›. Bazen "bütün bunlar› neden yaz›yorum, neyi de¤ifltiriyorum, köfle yazarl›¤› da ne ola ki" fleklinde

düflündü¤ünüz oluyor mu? Çünkü "köfle yazarl›¤›yla dünya kurtar›lmaz" gibi bir cümleniz var. Köfle yazarl›¤›yla ne yap›l›r? E¤lenilir ve e¤lendirilir! Köflelerle ne dünya kurtar›l›r ne de bir fikri empoze edilebilir. Herkes kendi gibi düflünen köflecileri okuyor anlad›¤›m kadar›yla. "Bir köfle okudum bütün fikrim de¤iflti" diyen kimse bilmiyorum. "Bak ne güzel yazm›fl" dedikleri zaman anl›yorum ki "bak benim fikrimi ne güzel yazm›fl" demek istiyor. Bir çeflit "yaln›z de¤ilim" tesellisi köfle okumak. Yaz› köfleniz ayn› zamanda at›fl alan›n›z m›? Sürekli biri ya da bir fleyle cebelleflme hali var gibi... Laptoptan tutun, su faturas›na, kendi okurlar›n›zdan, di¤er köfle yazarlar›na, devletten orduya kadar... At›fl alan› demeyelim de dertleflme alan› diyelim. Sürekli bir cebelleflme hali hepimizde yok mu? Köfle

okumak kadar köfle yazmak da asl›nda bir "yaln›z de¤ilim" tesellisi. ‹lla birileri ç›k›yor "benim de bafl›ma geldi" diyor mesela. Çok t›r›v›r› bir konuymufl gibi gelse de baflta, bak›yorsun birçok insan ayn› fleylerle u¤raflm›fl, ayn› dertleri yafl›yor veya ayn› fikirde. Yaln›zl›¤›m›z› gideriyoruz iflte karfl›l›kl›. "Cumhuriyetin baflka kad›nlar›" isimli yaz›n›zda "cumhuriyet kad›n›" kavram›n› adeta ütopik bir kavram olarak sunuyorsunuz. Resmi ideolojinin pratik hayat ile uyuflturamad›¤› bunun gibi baflka hangi kavramlar ve durumlar var? "Cumhuriyet Kad›n›" projesi esasen iyi bir proje. Veya en az›ndan benim anlad›¤›m anlamda. Yani okuyan, çal›flan, memleketten ve dünyadan haberli olan, kendi ayaklar› üzerinde durabilen, kocas›na veya ailesine ba¤›ml› olmayan kad›n anl›yorum ben o laftan. Çok da ütopik de¤il asl›nda. Oldu da. Yüz binlerce k›z


Kas›m - Aral›k 2009

41

Siz, bafl›n›z örtülü diye niye bir “Cumhuriyet Kad›n›” say›lmayas›n›z ki! Okudunuz ve çal›fl›yorsunuz. Kendi ayaklar›n›z›n üzerinde duruyorsunuz. Eminim kendinizi ezdirmezsiniz. Ezdiriyorsan›z çok ay›p ediyorsunuzdur. Viyana’da okumalar v›z gelmifl t›rs gitmifl demektir. Bu kadar basit asl›nda. Kad›nlar›n özgürleflmesine giden her yol benim için mübaht›r. Kardelen projesini de desteklerim, ÖNDER projesini de. okudu, milyonlarca kad›n çat›r çat›r çal›flt›, okumaya ve çal›flmaya da devam ediyor. Bu kavram, ideolojiden ar›nd›r›larak yeniden canland›r›lmal› bile hatta. Siz, bafl›n›z örtülü diye niye bir "Cumhuriyet Kad›n›" say›lmayas›n›z ki! Okudunuz ve çal›fl›yorsunuz. Kendi ayaklar›n›z›n üzerinde duruyorsunuz. Eminim kendinizi ezdirmezsiniz. Ezdiriyorsan›z çok ay›p ediyorsunuzdur. Viyana'da okumalar v›z gelmifl t›rs gitmifl demektir. Bu kadar basit asl›nda. Kad›nlar›n özgürleflmesine do¤ru giden her yol benim için mubaht›r. Kardelen projesini de desteklerim Önder projesini de. Türkiye'nin haysiyetli, kiflilikli, güçlü ve cevval kad›nlara ihtiyac› var. ‹ster bafl› aç›k olsun ister bafl› kapal›. ‹nan›n kurtuluflu bunda buluyorum.

hofluma gidiyor ne Kemalist tektiplefltirme çabalar›. Ben her iki mahalleden de s›k›l›yorum. Üçüncü mahalle de olmal›. ‹lla mahallen neresi diye sorarsan›z evet üçüncü mahalle derim. Bu mahalle ayr›mlar›n›n kutuplaflmay› körükleyen bir yönü var m›, yoksa tan›mlad›kça taraflar› rahatlatarak iletiflimin sa¤l›kl› ilerlemesini sa¤l›yor olabilir mi?

Mahalle d›fl›ndan bak›yorum san›r›m. Veya bakmaya çal›fl›yorum. Zira kendimi hangi mahalleye koysam olmuyor. ‹slami bir hayat sürmüyorum, sürmek de istemiyorum. Öte yandan darbe tehditli, tektiplefltirici, antl›, resmi tarihli, tek ›rk, tek dil, tek mezhep bir hayat da sürmek istemiyorum. Ne ‹slam tektiplefltirme çabalar›

Benim mahallem cahil olmayan, klifle olmayan, faflist olmayan ve mizah duygusu olan kiflilerden oluflur. Gerisi hangi mahalleden olursa olsun benim için karfl› mahalledir. Sizi her iki mahalle için de okunulabilir, kabullenilebilir k›lan nedir? Her iki mahalleye de ayn› mesafede duruyor olmam herhalde. Temel insan haklar›ndan baflka bir do¤rum yok. Hem Musa'n›n hem ‹sa'n›n hakk›n› savunup ne Musa'ya ne ‹sa'ya yaranabilenlerden. Ama bu da benim tabiat›m.

Resmi ideolojinin pratik hayatla uyuflmad›¤› yüzlerce konu var. Herhalde en önde gideni Kürt meselesidir. ‹flin içinden ç›k›lamaz bir hal al›ncaya kadar ›srar edildi. Ne olacak merakla bekliyoruz. Son zamanlarda ortaya ç›kan "bizim mahalle-karfl› mahalle" karfl›laflt›rmalar›n› nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Siz hangi mahalleden bak›yorsunuz tüm bu yaz›l›p çizilenlere?

daha fazla yap›yor üstelik. Fakat ak›ll› insan için bunlar farazi ve gerçekçi olmayan mahalleler. S›rf bafl› kapal› diye birini karfl› taraf›mda addedemeyece¤im gibi s›rf bafl› aç›k diye kendi taraf›mda da addedemem.

Gelecek, ölüm, öte dünya ve Yarat›c› kavramlar› hakk›nda neler düflünüyorsunuz? Bir gün yok olup gitmek, hiç olmam›fl gibi olmak, en az›ndan dünyadaki k›sac›k ömrü yetersiz bulmak gibi fikirler hiç zihninizi meflgul ediyor mu? Ediyorsa nas›l bafl ediyorsunuz? Aptallar için kutuplaflt›r›c› bir etkisi vard›r muhakkak ve her iki mahallenin de hayli aptal› var kabul etmek gerek ki. Evet dedi¤iniz gibi taraflar› rahatlat›c› bir etkisi var. "Yaln›z de¤ilim" tesellisi yine. Hesapça bir aidiyet. Befliktafll› veya Galatasarayl› olmak gibi. Üstelik karfl› taraf diye gördükleri insanlar› da tan›maya zahmet etmeden karalama ve hatta öcü görme mekanizmas›. ‹slami taraf bunu

Ölüm ölümdür. Gerisi kafam› hiç kurcalam›yor aç›kças›. Bu k›sac›k hayat bana yetiyor. Herkeste ölüm korkusu vard›r bende ise ölememe korkusu var. Haddinden fazla yaflayaca¤›m diye ödüm kopuyor. Cehennem de cennet de burada. "‹rtica geliyor, bizi kesecekler" yaygaras›n›n yeniden yutturulabilece¤i bir dönemi olacak m›d›r Türkiye'nin sizce?


42

Kas›m - Aral›k 2009

‹ran devrimi oldu¤undan beri bu yaygara ile büyüdüm, 30 y›l oldu... 30 y›ld›r içimi fliflirdiler. Asmalar kesmeler de olacakt›r bu arada, oluyor da, son ‹dil Biret konserinde de gördük. Marjinal seviyede bir potansiyel var hakikaten. Ama hep vard›. Mad›mak'› unutmak mümkün mü? Ama bu tip olaylar hep marjinal kald›. Sistemli olmad›.

hakikaten. Ama hep vard›. Mad›mak'› unutmak mümkün mü? Ama bu tip olaylar hep marjinal kald›. Sistemli olmad›. Sistemliymifl gibi davran›lmas› beni sinir ediyor. Ama asma kesme d›fl›nda çok fley oluyor tabii. Fethullah Gülen hareketi son derece sistemli, disiplinli ve kararl› bir hareket. Asmadan kesmeden de ‹slami bir fleyler yap›labiliyor yani. Bunu be¤eniriz be¤enmeyiz ayr›.

Bana kimse yutturamaz böyle bir zokay› bir daha ama bu zokay› bile bile yutmak isteyenler de az de¤il. Bu paranoya onlar› dinç ve genç mi tutuyordur nedir... Sürekli teyakkuzda olman›n getirdi¤i bir telafltan m› besleniyorlar bilmiyorum ama beni yordu. ‹ran devrimi oldu¤undan beri bu yaygara ile büyüdüm, 30 y›l oldu... 30 y›ld›r içimi fliflirdiler. Asmalar kesmeler de olacakt›r bu arada, oluyor da, son ‹dil Biret konserinde de gördük. Marjinal seviyede bir potansiyel var

Ne yurdu, ne kütüphanesi ne adam gibi kantini olan, inflas› tamamlanmam›fl berbat bir kampüste (bu nedenle hayli hayal k›r›kl›¤› içinde) ama öte yandan da bir daha kolay kolay bir araya gelemeyecek bir kadro ile e¤itim gördüm. Hocalar›m› sayay›m: Taner Berksoy, Asaf Savafl Akad, Ayhan Aktar, Hurflit Günefl, Mete Tunçay, fiule Kut, pek olumlu hislerim olmasa da Nilüfer Narl›... Çok süper bir ekipti, çok fley ö¤rendim. Ama o kampuste e¤itim vermek cidden

Üniversite y›llar›n›zdan bahsetsek biraz? Siz e¤itim sisteminin hangi olumsuz ya da olumlu yönleriyle muhatap oldunuz?

çok büyük bir ay›pt›r, YÖK'ü affedemem. Sizin üniversite döneminizle bu dönem aras›nda bir karfl›laflt›rma yapsan›z eksiler ve art›lar nas›l s›ralan›r? YÖK bu eksi ve art›lar›n neresinde kal›r? Benim iki y›l önce bir master denemem oldu. Üniversiteye tekrar gidiflim öyle oldu. Bu sefer özel üniversitede. Anlad›m ki her fley hocaya bak›yor. Tamam, çok güzel kampüsler yap›yorlar ki ö¤rencili¤in tad› çokça da kampüsün güzelli¤inden gelir ama maksat ö¤renmek ise kampüs mampüs palavra. Hocan iyi ise ö¤renme zevkinden dört köfle oluyorsun. De¤ilse cahil kalmakla kalm›yor bir de ö¤renme, bilgi düflman› veya benim gibi master düflman› oluyorsun. B›rakmak zorunda kald›m çünkü bir süper hocaya karfl›l›k üç z›rva hocay› çekecek durumda de¤ilim. Yaz›k ki aç›lan okullar›n ihtiyaç duydu¤u kadar esasl› hoca yok piyasada. Çok fena ellere kal›yor e¤itim ifli. (YÖK neresinde kald› aç›kças› bilemeyecek kadar uza¤›m konudan.)


‹K‹ BAYRAM ARASI...‹K‹ BAYRAM ARASI...

Kas›m - Aral›k 2009

43

Haz›rlayan: Birsen Akgün

‹NSAN, BAYRAM VE D‹N Bayramlar, toplumlar›n kültürlerini oluflturan son derece önemli unsurlard›r. Bir toplumu, bayrama nas›l haz›rland›¤›, bayram› ne flekilde geçirdi¤i, ne kadar de¤er verdi¤i hususlar›nda gözlemlersek, kültürü ve ahlakî de¤erleri hakk›nda kayda de¤er bilgi birikimi edinebiliriz. Y›l›n her günü birbirine eflit de¤il elbet. Olmamal› da. ‹nsano¤lunun do¤as›na ayk›r›. O günler içinde do¤um günleri, y›ldönümleri, popüler kültürün toplumlara adapte etti¤i baz› özel(!) günler d›fl›nda, tarihin ve kültürün aynas› niteli¤inde olan bayramlar›n yerini ay›rmak gerekir.

Biraz köken bilgisi verecek olursak; Kaflgarl› Mahmud'un tespiti, kelimenin asl›n›n Farsça "bezram" oldu¤u ve sevinç, e¤lence günü anlam›na geldi¤idir. Bayram olarak telaffuz edilmesi ise O¤uzlara aittir. Arapçada el-›yd kelimesi " âdet hâlini alan sevinç ve keder; bir araya toplanma günü" anlam›ndad›r ve bayram kelimesinin karfl›l›¤›d›r. Asl›nda kelimenin kökenleri ne çok fley ifade ediyor. ‹nsanlar, tarih içinde kendilerine önemli gelen olaylar› bayram ilan ederek, onlar› çeflitli merasimlerle kutlam›fllar. Öyle ki Çatalhöyük duvar

resimlerinde M.Ö. VI. yüzy›la ait bayram sahnesi tasvirleri kayda geçmifl ve bu tasvirde toplu bir dans sahnesi resmedilmiflti. Bayram günlerinde dans, raks etme merasimlerinin yan› s›ra bazen mahkûmlar›n affedilmesi gibi uygulamalar da görülüyor. Yemeiçmenin normal günlerden fazla oldu¤u da dikkat çekiyor. Tüm bunlar bayram günlerinin mutluca yaflanan günler olmas›, toplu bir flekilde e¤lenme, birlik ve beraberlik içgüdüsünün d›fla vurumu olarak de¤erlendirilebilir. Geçmiflte de günümüzde de insanlar belki unutmak istemedikleri ama geri plana att›klar› de¤erleri ve olaylar› hat›rlamak ve yaflad›¤› topluma aidiyetini, beraberce kutlad›¤› bayramlarda daha yo¤un hissetmek için bayramlara ihtiyaç duyarlar. Dinî bayramlarda ibadetlerin toplu olarak ifa edilmesi de bunun bir sonucu olsa gerek. Bayramlar, toplumlar›n kültürlerini oluflturan son derece önemli unsurlard›r. Bir toplumu, bayrama nas›l haz›rland›¤›, bayram› ne flekilde geçirdi¤i, ne kadar de¤er verdi¤i hususlar›nda gözlemlersek, kültürü ve ahlakî de¤erleri hakk›nda kayda de¤er bilgi birikimi edinebiliriz. Her ne kadar bayramlar olan de¤il olmas› gereken bir ahlak›n sergilendi¤i günler olsa da toplumun günlük de¤erlerinden tarihi gerçeklerine kadar büyük izler tafl›r. Yahudilikte ve H›ristiyanl›kta Bayram Yahudiler, M›s›r esaretinden kurtulufllar›n›n y›l dönümünü canland›rd›klar› Pesah bayram›nda Tevrat okurlar ve dua ederler. Bayram sofralar› bir ziyafet sofras› de¤il, tuzsuz ekmek ve ac› otlar›n bulundu¤u mütevaz› bir sofradan ibarettir. Tövbe ve af günü olarak kabul ettikleri ve oruçlu geçirdikleri Yom Kippur da di¤er


44

Kas›m - Aral›k 2009

‹K‹ BAYRAM ARASI...‹K‹ BAYRAM ARASI...

bayramlar›ndand›r. Yapt›klar›n› düflünüp gözden geçirmek için ifl yapmadan geçirdikleri fiabat ve daha baflka bayramlar› da vard›r. Yahudilerin bayramlar› her ne kadar Tanr›'yla iyi iliflki kurmak gibi amaçlar tafl›sa da, tarihte yaflanm›fl olaylar› diri tutma istekleri de göz ard› edilemez.

Herkes taraf›ndan bilindi¤i gibi Noel H›ristiyanlar›n en önemli bayramlar›ndan. 25 Aral›k tarihine denk gelen Noel, Hz. ‹sa'n›n do¤umunun kutlamalar›n› temel alan bir bayram. Noel ve y›lbafl› asl›nda ne ayn› güne denk geliyor, ne de ayn› anlam› tafl›yor. Fakat insanlar›n miladî y›lbafl›n› neden Noel gibi kutlad›¤› ayr› bir soru iflareti. Noel'in bir H›ristiyan bayram› olmas›na ra¤men, miladî y›lbafl›n› ya da Noel bayram›n› Noel kutlamalar› yaparak geçiren di¤er dinlere mensup insanlar›n bulunmas› da ilginç bir hadise. Öncesinde befl haftal›k bir haz›rl›k dönemiyle karfl›lanan ve Hz. ‹sa'n›n ölümünden sonra üçüncü günde diriliflinin kutland›¤› Paskalya da H›ristiyanl›¤›n di¤er bayramlar›ndan. H›ristiyan bayramlar› da Yahudi bayramlar› gibi tarihte yaflanm›fl olaylar› canland›rmaya yönelik amaçlar tafl›d›¤›n› görebiliyoruz.

Foto¤raf: fiakire Günefl

H›ristiyanlar›n baz› bayramlar›nda, gerek tarihlerinde gerek baflka unsurlarda Katolik ve Ortodoks de¤iflkenli¤i dikkat çeken bir husus.

bayramlar›n bayram namaz›yla bafllad›¤›n› anlam›fl oluyoruz. Oruç ibadetini hakk›yla yerine getiren, yaln›z midesine de¤il, nefsine de oruç tutturan, "ey oruç tut bizi" tad›nda bir ramazan ay› geçirmifl Müslümanlar›n Ramazan Bayram›ndan alaca¤› haz kelimelerle ne kadar ifade edilebilir ki! Kurban Bayram› da, Hz. ‹brahim (a.s)'›n Rabbine karfl› o¤lu Hz. ‹smail (a.s)'› kurban olarak sunma iste¤indeki sadakati yaflamak ve Allah'a yaklaflmak için bir f›rsat de¤il midir? Gelin, kurban için Ali fieriati'nin Hacc kitab›nda insan›n kalbini titreten sözlerini hat›rlayal›m: Senin ‹smail'in kim veya ne? Makam›n m›? fierefin mi? Konumun mu? Kariyerin mi? ... Gençli¤in mi? Güzelli¤in mi?...

Ve Bayrama ‹slâm Geldi... Tevhid inanc›n›n gölgesinde birleflen tüm dünya Müslümanlar› ve ayn› günlerde coflan gönüller... ‹flte, Müslümanlar›n bayram›... Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye hicret etti¤inde, burada Mihrican ve Nevruz ad›nda ‹ran'dan al›nma iki bayram kutland›¤›n› görür. "Allah sizin için o iki günü daha hay›rl› iki günle, Kurban ve Ramazan bayramlar›yla de¤ifltirmifltir." Buyurur. "Bu günümüzde yapaca¤›m›z ilk fley namaz k›lmakt›r." Hadis-i flerifiyle de

O, seni iman yolunda zay›flatan, gitmeye de¤il, kalmaya ça¤›ran, sorumluluk yolunda seni tereddüde düflüren ... her fley... Bu bilinçle kesilen bir kurban, Allah'› memnun etmifl bir Müslüman ve akabinde sofralarda paylafl›lan kurban etleri... Beraber doyan kar›nlar... T›pk› Ramazan Bayram›'nda oldu¤u gibi. ‹nsan›n iflte bayram böyle olur diye hayk›ras› geliyor. Tevhid inanc›n›n gölgesinde birleflen tüm dünya Müslümanlar› ve ayn›

günlerde coflan gönüller... ‹flte, Müslümanlar›n bayram›... Her fiey De¤ifliyor... Bayramlar Bile Dünya, olaylar, olgulara yüklenen anlamlar de¤ifltikçe, insanlar›n olaylar› yorumlama biçimleri, bak›fl aç›lar› da de¤ifliyor flüphesiz. Bu de¤iflimden olumsuz yönde etkilenen de¤erlerimizdendir bayramlar da. Noel'de H›ristiyan çocuklar›n Noel Baba'y› Hz. ‹sa'dan daha fazla önemsemeye bafllamalar›, bu ac› gerçe¤e bir örnek teflkil edebilir diye düflünüyorum. Hz. Peygamber (s.a.v)'in dini terim ve kavramlar›n korunmas› hususundaki hassas tutumuna ra¤men, dini bir bayram›n ismini "fleker bayram›" olarak de¤ifltirmeye çal›flmak yaln›z bayram›n ismini etkileyen bir faktör de¤il takdir edersiniz ki. Ya da bayram tatili denilince bayram›n de¤il tatilin öncelik al›nmaya bafllanmas›n›n topluma ne denli zarar verdi¤i aç›kça ortada. Ahlakî çözülmelerin tetiklenmesi, toplumun kültüründen kopmas›yla do¤ru orant›l›d›r sonuçta. Buna karfl› durmak için, bayramlara tüm dünya olarak sahip ç›k›lmas› gerçe¤ini destekliyorum. Bayram› bir mü'min bilinciyle karfl›lamak, yaflamak ve yaflanmas›na ortam haz›rlamak ve dolay›s›yla bayram gibi bayramlar geçirmek duas›yla...


Kas›m - Aral›k 2009

45

Tu¤ba ‹smailo¤lu Kac›r

Avrupa'da Türk ‹maj›n›n Dönüflümü Habsburg Hanedanl›¤›, halk›n›n "Türk alg›s›"n› bir korku unsuru olarak kullanmak suretiyle topraklar›n›n birli¤ini ve bütünlü¤ünü korumay› hedeflemifltir. Koyu Katolik olan Habsburg Devleti topraklar›nda büyük bir h›zla yay›lmakta olan Protestanl›¤a karfl› fledit politikalar uygulamaktad›r ve Protestanl›¤a büyük ilgi gösteren Macarlar baflka dinlere karfl› oldukça hoflgörülü davranan Osmanl› hâkimiyetini istemektedirler. Bu sebepten Protestanlarla mücadele eden Habsburg Devleti, güneydo¤u topraklar›ndaki halk›n Türklere karfl› sempati duymas›n› önlemeye çal›flm›flt›r. Osmanl› Devleti'nin bat›ya do¤ru genifllemesi Avrupal›lar taraf›ndan sürekli korkuyla izlenmifltir. 1453'de ‹stanbul'un Padiflah II. Mehmet taraf›ndan fethedilmesi H›ristiyanl›¤›n iki kalesinden birisinin düflmesi olarak alg›lanm›fl ve Katolik Avrupa büyük bir telafl içine düflmüfltür. Bu ba¤lamda Habsburg Hanedanl›¤› taraf›ndan yönetilen Avusturya Devleti, H›ristiyan Avrupa'n›n temsilcisi olarak Osmanl› ile karfl› karfl›ya gelmek durumunda kalm›flt›r. Osmanl› ve Avusturya Devletleri, Güneydo¤u Avrupa topraklar› için neredeyse 300 y›l boyunca mücadele içinde bulunmufllar ve uzun y›llar Osmanl› Devleti bu savafllarda üstünlük kurmufltur. 1526 Mohaç Meydan Savafl›'nda Kanuni Sultan Süleyman önderli¤inde elde etti¤i zaferle Macaristan Devleti'ne son veren Osmanl›, Macar topraklar›n›n büyük k›sm›n› kendi topraklar›na katm›flt›r. Bu tarihten itibaren Osmanl›'n›n Macar topraklar›ndaki ilerleyifli h›zla devam etmifl ve 1683'e gelindi¤inde Osmanl› s›n›rlar›n› Viyana'y› tehdit edecek kadar geniflletmifltir.

“Türk - Avusturya Silah Kardeflli¤i”, Galiçya’da savaflan Osmanlı askerlerine yardım toplamak için bast›r›lm›fl, renkli tafl bask› sokak afifli, Viyana 1916

16. yüzy›ldan itibaren Habsburg topraklar›nda do¤rudan tehdit olarak alg›lanan Osmanl› Devleti'ne karfl› pek çok tedbir al›nm›fl ve say›s›z politika gelifltirilmifltir. ‹slam'la özdefllefltirilen Türkler din temelli devlet alg›s›n›n bir sonucu olarak Avrupal›lar taraf›ndan


46

Kas›m - Aral›k 2009

ötekilefltirilmifltir. Avrupal› yöneticiler, topraklar›nda Türklere karfl› propaganda yaparak halk aras›nda Türk korkusunun yay›lmas›n› ve olumsuz bir Türk alg›s›n›n yerleflmesini sa¤lam›fllard›r. Kutsal Roma-Germen ‹mparatorlu¤u*'nun tac›n› tafl›yan Habsburg Hanedanl›¤›, halk›n›n "Türk alg›s›"n› bir korku unsuru olarak kullanmak suretiyle topraklar›n›n birli¤ini ve bütünlü¤ünü korumay› hedeflemifltir. Koyu Katolik olan Habsburg Devleti topraklar›nda büyük bir h›zla yay›lmakta olan Protestanl›¤a karfl› fledit politikalar uygulamaktad›r ve Protestanl›¤a büyük ilgi gösteren Macarlar baflka dinlere karfl› oldukça hoflgörülü davranan Osmanl› hâkimiyetini istemektedirler. Bu sebepten Protestanlarla mücadele eden Habsburg Devleti, güneydo¤u topraklar›ndaki halk›n Türklere karfl› sempati duymas›n› önlemeye çal›flm›flt›r. Türkleri kötü flekilde resmeden tablo ve süslemelerin yo¤unlaflt›¤› dönemde, özellikle 16. yüzy›lda matbaan›n yayg›n olarak kullan›lmaya bafllanmas›yla Türk aleyhtarl›¤›n›n yap›ld›¤› el ilanlar›, kitapç›klar, broflürler bas›lm›fl ve bunlar sokaklarda da¤›t›lm›flt›r. Halk, barbar, cani, ac›mas›z olarak resmedilen Türklere karfl› dehflet bir korku duymaktad›r ve dönemin en korku salan sözü "Türkler geliyor"dur. Büyütülen bu korkuyla ayr›ca baflka ç›karlar da elde edilmektedir. Habsburg yöneticileri derebeylik sistemiyle yönetilen topraklar›nda giderlerini köylülerden toplanan vergilerle sa¤lamaktad›r. ‹mparatorluk uzun süre devam eden Türk savafllar›n› finanse edebilmek için de bu vergilere gereksinim duymufltur. "Türk vergisi" olarak bilinen bu vergiler, kimi zaman amac›n›n d›fl›nda kullan›larak baflka yerlere sarf edilmifl ve halk›n bu konudaki korkusu, hassasiyeti kötüye kullan›lm›flt›r. ‹ki devlet aras›ndaki savafllar 1683'e de¤in Osmanl›'n›n ezici üstünlü¤ünde seyretmifltir. Ancak Sadrazam Kara Mustafa Pafla komutas›ndaki Türk ordusunun 1683 y›l›nda ikinci kez kuflatt›¤› Viyana önlerinde yenilgiye u¤ramas›n›n ard›ndan Osmanl› Devleti'ne karfl› Kutsal ‹ttifak kurulmufl ve Osmanl› on befl y›l boyunca dört devlete karfl› savaflmak zorunda kalm›flt›r. Avusturya,

Lehistan, Rusya ve Venedig Cumhuriyeti ile farkl› cephelerde savaflan Osmanl› Devleti bu dönemde büyük toprak kayb›na u¤ram›flt›r. Dolay›s›yla II. Viyana Kuflatmas›, gerek Osmanl› Devleti tarihinde, gerek Osmanl›-Avusturya iliflkilerinin genel seyrinde bir dönüm noktas›d›r. 1683'e kadar Osmanl› sald›ran, Avusturya savunan konumundayken, kuflatman›n ard›ndan roller de¤iflmifl ve Osmanl› Temeflvar d›fl›nda Macaristan'daki tüm topraklar›n› kaybetmifltir. II. Viyana Kuflatmas›'na ve Viyana flehrine atfedilen önemin anlam› buradan gelmektedir. Viyana'n›n Türkler taraf›ndan ikinci kez kuflat›lmas› Avrupa'da birlik, beraberlik bilincinin oluflmas›na sebep olmufl ve k›ta Avrupas›n›n flekillenmesinde önemli rol oynam›flt›r. Avrupa'n›n girifl kap›s›

Avrupal›'n›n gözünde hala güçlü olan Osmanl›'n›n bir tehlike olarak alg›lanmas›na ra¤men yenilebilece¤i görülünce Türk alg›s› "olumsuz"dan "olumlu"ya do¤ru bir de¤iflim geçirmifltir. Art›k uzak bir tehdit olan Türklerin Avrupa'daki imaj› korku kültünden e¤lence kültürüne do¤ru bir geçifl yaflam›flt›r. Alla Turca olarak adland›r›lan ve Bat› Avrupa'da çok daha önceden var olan Türk modas› 18. yüzy›lda Orta ve Do¤u Avrupa'da da yayg›nl›k kazanm›flt›r. olarak alg›lanan Viyana'y› Türklerden kurtarmak için Papal›k taraf›ndan Müslümanlara karfl› H›ristiyanl›k bilinci ön plana ç›kart›lm›fl ve Viyana Kuflatmas›'n›n baflar›s›zl›kla sonuçlanmas›n› sa¤layan Kutsal ‹ttifak ordusu kurulmufltur. Bu tarihe kadar asla yenilemez olarak görülen ve kendisinden çekinilen büyük düflman Osmanl› karfl›s›nda elde edilen bu zafer, Avrupa'da büyük bir flaflk›nl›k ve sevince yol açm›flt›r. Dünya tarihinin de bir k›r›lma noktas› olarak görülen bu olay›n ard›ndan Osmanl›'n›n üst üste ald›¤› yenilgiler, Avrupa'daki Türk imaj›n›n büyük bir dönüflüm geçirmesine sebep olmufltur.

17. yüzy›la de¤in güçlü, korkutucu ve ac›mas›z olarak resmedilen Türkler, 18. yüzy›la gelindi¤inde, hakim olan barok dünya görüflünün de etkisiyle egzotik, gizemli ve oryantel olan› simgelemeye bafllam›flt›r. Avrupal›'n›n gözünde hala güçlü olan Osmanl›'n›n bir tehlike olarak alg›lanmas›na ra¤men yenilebilece¤i görülünce Türk alg›s› "olumsuz"dan "olumlu"ya do¤ru bir de¤iflim geçirmifltir. Art›k uzak bir tehdit olan Türklerin Avrupa'daki imaj› korku kültünden e¤lence kültürüne do¤ru bir geçifl yaflam›flt›r. Alla Turca olarak adland›r›lan ve Bat› Avrupa'da çok daha önceden var olan Türk modas› 18. yüzy›lda Orta ve Do¤u Avrupa'da da yayg›nl›k kazanm›flt›r. Bu dönemde Do¤u'ya ait olan her fley büyük ra¤bet görmüfl, Avrupal› asiller Türk k›yafetleri içersinde resimlerini yapt›rm›fl, saraylarda hizmet görevi Türk esirlere verilmifltir. Di¤er bir yandan Osmanl› üzerinden Avrupa'ya gelen kahve, tütün gibi kültürel de¤erler Türklerle özdefllefltirilmifl ve Türk motifleriyle yayg›nlaflm›fllard›r. Türk tasvirleri fincanlar›n, vazolar›n, oyun kartlar›n›n üzerine resmedilmifl, Türkler üzerine "Türk oturuflu", "Türk afl›", "Türk yolu" gibi çeflitli deyimler üretilmifltir. Türklerin kulland›¤› ordu, saray, köflk, çakal gibi pek çok kelimenin Almanca'ya geçti¤i bu dönemde Türk mutfa¤›ndan çeflitli tatl›lar ve yiyecekler ve baz› Türk k›yafetleri Avrupa'da ö¤renilmifl ve sevilmifltir. Türk modas› sadece günlük hayatta de¤il sanat, edebiyat ve müzikte de varl›¤›n› göstermifltir. Türk müzik aletleri ve Mehter Müzi¤i'nin ritimleri Avrupal› sanatkarlar taraf›ndan kullan›lm›fl, Mozart, Beethoven, Strauss gibi ünlü müzisyenler Türk operalar› bestelemifller, Avrupa sahnelerinde Türk oyunlar› oynanm›flt›r. Halk edebiyat›nda da kendine yer bulan Türk imaj› fliirlerle, flark›larla betimlenmifltir. Osmanl› Devleti'nin Avrupa ile olan askeri, siyasi ve kültürel iliflkileri köklü bir Türk alg›s›n›n oluflmas›na ve Avrupa kültüründe etkin olmas›na sebep olmufltur. *Voltaire'e göre "Ne Kutsal, Ne Roma, Sadece Bir Alay Alman"


Kas›m - Aral›k 2009

47

Halil Kurbeto¤lu

Yaflamak Yaflamak nedir sevgili dost? Yaflamak... Daha ilk günden 'çatall› bir yol a¤z›nda' "seç" demek mi neyi ve nas›l seçece¤ini bilmeden?


48

Kas›m - Aral›k 2009

Arvasi'ye sorsak 'suya çizilen bir resim', Goethe'ye sorsak 'O'ndan bir yans›ma ve mecaz' Schiller, 'haydutlar' diyor, "zincire vurulmufl bir hücrede yatan haydutlar..." ‹nsan için yaflamak, zincire vurulup bir hücrede kalmaya mahkûm olmak m›d›r? Zincirsiz de nice esirler var fakat esaretinin fark›nda de¤iller. Yaflamak bir fliir gibi dizilmek m›sralara. Tam, zengin ve yar›m kafiyedir yaflamak. Yoksa Hikmet o yüzden mi: yaflamak, bir a¤aç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeflçesine.../ diyor? Descartes'e soruyoruz "yaflamak nedir?" "Düflünmektir" diyor Descartes. Yaflamak, takvimlerin devaml› yenilenmesi mi yoksa yenilenen takvimlerin devaml› eskimesi mi acaba? Veya k›talar› kumafl bir ipek gibi keser biçerken, kesilir biçilir ipek haline gelmek mi yaflamak? Yaflamak, Necip Faz›l'›n deyimiyle ölmemek... Ölmemek midir yaflamak? Yoksa üstad›n dedi¤i gibi 'ölmemek için ölüme çarp›lmak' m›d›r? Ölümden sonra hayat bulmas› m›d›r çürümüfl ve kokuflmufl cesetlerimizin... Yaflamak; gençken "flunu sevdim" "bunu sevdim", olgunlafl›nca "flunu yapt›m" "bunu yapt›m", ihtiyarlay›nca "kahpe dünya" ve "hey gidi dünya" diye say›p yetmiflinde "çürümek" midir Seyfi Orhon'a göre? Yahya Kemal 'meçhule giden bir gemi olarak tan›mlarken' "yaflam›", Mevlana "asl›ndan, vatan›ndan ayr›lan insan›n tekrar vatan›na dönecek kadar yollarda geçirdi¤i bir süre" der yaflam için. Pisagor'a sorsak 'herhalde bir noktadan di¤er noktaya çizilen do¤ru' derdi yaflam için. Âfl›k Veysel'de öyle demiyor mu zaten; "iki kap›l› bir handa gidiyorum gündüz gece..." Konfüçyüs'e göre "hakiki iyili¤e ve mutlulu¤a götüren ruhun olgunlaflmas› ve geliflmesi? Brahma'ya göre "hayat 'Nirvana' gerçek mutlulu¤una ulaflmak için nefisten bütünüyle feragat etmek? Buda'ya göre "ilahi emri yerine getirerek mutlulu¤a ulaflmalar› için insanlara üfürülen bir esinti? Yahudi bilginlerine göre "iyili¤e ve mutlulu¤a götüren akla tabi olmak? Hz. ‹sa'ya göre "insan› iyilik ve

mutlulu¤a götüren sevgi ile baflkalar›n› sevmektir" yaflam... Buna karfl›l›k Nietzsche tüm bu tarifleri reddeder ve yaflam› bir hiçten ibaret görür. Ona göre Tanr› ölüdür. Ölümle hayat› anlat›r ve yaflamak onun bir bofllukta yuvarlanan ceviz tanesi gibidir. Ucu ve sonu olmayan bofllukta yuvarlanan ceviz tanesi... Marx'a göre "savafl ve mücadele" Yunus'a göre "bar›fl ve sevgi" yaflam. Hitler "kavga" demifl yaflam için ama geceler boyu hayat üzerinde düflünen Tolstoy neden Hitler kadar rahat olamam›fl? O da "kavga" deyip kesip atmaz m›yd› sanki? Ama Tolstoy; "Yaflam kavgalar› önlemek, hayvani de¤il insani bir flekilde hayat sürmektir" diyor Hitler'e meydan okurcas›na... Yaflamak... Ya¤mur tanesi gibi. Yeryüzüne inip sonra tekrar buharlaflmak ve tekrar yeryüzüne inmek. Yaflamak gözlerini açmak her do¤an yeni güne ve salk›m salk›m zaman› eritmek üzüm taneleri gibi... Bozk›rdaki Kürflat'a göre "at binip k›l›ç sallamak", Bakiye göre "gezip e¤lenmek" Fuzuli'ye göre "gündüzü olmayan gece..." Yaflamak ar›n›n bal›n›, a¤ac›n meyvesini, ine¤in sütünü, tavu¤un yumurtas›n›, kuzunun etini yemek de¤ildir sadece. Yaflamak sivrisinekle, salyangozla, zehirli y›lanla, akreple, örümcekle ve kelebekle koyun koyuna yatmakt›r. Yaflamak ‹skender için "güçle hükmetmek" ve Süleyman için "güce hükmetmektir". Yaflamak bir a¤aç gibi topra¤a kök salmak, bir sincap gibi nehre baraj kurup ve bir aslan gibi av›n› çakallarla paylaflmakt›r.

Yaflamak bazen a¤›t yakmak bazen de k›na yakmakt›r. Bazen türkü söylemek bazen de sövüp saymak duyars›zcas›na. Bazen a¤lamak ve bazen gülmektir. Bazen dalgalan›p bazen durulmak. Bazen susup bazen konuflmak ve bazen de hayk›rmakt›r delicesine... Yaflamak bazen bebekle kunda¤› ve kundakla bebe¤i, bazen de ölüyle mezar› ve mezarla ölüyü paylaflmakt›r... Yaflamak bazen bir ömür boyu ayn› yast›¤› paylaflmak sevgiliyle ve bazen de bir ömür yaln›z kalmak kendi kendine... Yaflamak bazen içeri girmek ve bazen d›flar› ç›kmakt›r. Bazen düflmek bazen kalkmak, bazen vermek bazen almak, bazen gitmek bazen gelmek, bazen yemek ve bazen de aç kalmakt›r. Bazen sevmek bazen de bu¤zetmektir yaflam. Bazen küsmek bazen de bar›flmakt›r. Bazen k›zmak ve bazen de affetmektir. Bazen beklemek bazen de hemen kavuflmakt›r. Yaflamak sürüklenmektir bir flelalede kontrolsüzce. Ve bir dala tutunup uçurumdan afla¤›ya düflmeden kurtulabilmektir yaflam. Bazen de düflmektir uçurumdan afla¤›ya...

Ama yine de "ne olursa olsun" yaflamak yaflamakt›r. Bazen dost ve bazen düflman olmakt›r. Ama hiçbir zaman kallefl olmamakt›r yaflamak. Sevgili dost!

Sokrat için, "ölüme de¤er bir fleyler bulup ölebilmektir" yaflam. Sokrat'› Sokrat yapan kar›s›n›n d›rd›r›, Sokrat'› ebedi k›lan ise mahkemenin "ölüm" karar› de¤il midir? O halde cesurca ölmektir bezen yaflamak...

Yaflamak "insan" olmakt›r...


Kas›m - Aral›k 2009

49

‹smihan fiimflek ismihansimsek@gmail.com

Saray-Ova Bir flehre kar ya¤ar, bir flehre ya¤mur ya¤ar, bir flehre “kurflun” ya¤ar. Geriye izi kal›r. Bir kardelen, bir yeflil ova, delik deflik duvarlar…

Saraybosna

Ad›n› ilk olarak çocukken savaflla birlikte duydu¤um Saraybosna'ya son ya¤mur damlalar›yla birlikte düflüyoruz gökten. Havaalan›ndan ç›k›p flöyle bir etrafa bakt›¤›mda Do¤u Karadeniz'in bir ilçesine gelmiflim hissine bürünüyorum. Tepelerinde gördü¤ünüz tek tük evler Karadeniz yaylalar›ndan bir foto¤raf çiziveriyor. Ya¤murun ard›ndan kalan toprak kokusuyla birleflen hafif puslu hava,

Saraybosna'y› daha net bir ekrandan izlememiz için aç›l›yor ö¤le vakti. “Herhalde zaman›nda Osmanl› Saray› yap›ld›¤› için buraya Saraybosna denmifltir” fleklinde ortaokul y›llar›nda yapt›¤›m ak›l yürütmenin pek yerinde oldu¤unu sonras›nda ö¤renmifltim. fiimdi efendim, Saraybosna bir flehir halini almaya bafllad›¤›nda Brodec köyünde yapt›r›lan muhteflem bir Osmanl› Saray›'ndan dolay› (859/1445)

buraya Sarayova denmifl. fiehrin Bosna Nehri ile bütünleflmesi ise ad›n›n Saraybosna olmas›n› sa¤lam›fl. Yani Saraybosna tam olarak fethedilmeden önce Osmanl›'n›n saray› gelmifl köyün ekin arazisine konuvermifl. Bize ev sahipli¤i yapacak rehberimizin arabas›nda, içimdeki merak duygusunun bana olur olmaz fleyler


50

Kas›m - Aral›k 2009

Dualar Aliya ve fiehitlere

yapt›rmas›ndan, kendimi frenleyemeyip sokaklara do¤ru b›rakmaktan korkarak flehir turuna bafll›yoruz. Yolda giderken gördü¤üm bina ve camilerin ço¤unun duvarlar› savafltan kalan izlerle delik deflik. Foto¤raf çekmek istiyorum fakat ev sahibimiz “bunlar bir fley de¤il, sizi götürece¤im yerde savafl›n izleri daha fazla” diyor. Yaklafl›k 10 dakika sonra ulaflt›¤›m›z mahallede gördü¤üm apartmanlar donup kalmama yetiyor. Hala o apartmanlar›n içinde ikamet edenler ise pencerelerinden bana bakarken neden evlerinin foto¤raf›n› çekip durdu¤umu çok iyi biliyorlar. Binalarda ve özellikle camilerde oluflan bu kadar hasara ra¤men kiliselerde hiçbir hasar›n bulunmamas› ise anlat›lmas› gereken her fleyi sözün ellerinden al›p, gözün flahitli¤ine b›rak›yor. Aliya ‹zzet Begoviç'e selam vermeden Saraybosna'ya girifl yapmak, bir eve destursuz girmekle eflde¤er olaca¤›ndan ilk dura¤›m›z, Bilge Kral'›n dava arkadafllar›yla sahiplendikleri topra¤a birlikte uzanmak istedi¤i Kovaçi fiehitli¤i. Genel Müdürümüz Sabri Ota¤ ile birlikte bafllad›¤›m›z yolculu¤un görünürde en sessiz, fakat içimizden geçenlerin en yo¤un oldu¤u vakitler flehitlikte geçirdi¤imiz vakitlerdi. Derin sessizlikle içimize dönüflümüzü Sabri hocam›zdan dinledi¤imiz Kuran-› Kerim daha da derinlefltirdi. fiehitlerimize Türkiye'den getirdi¤imiz selam› teslim ettikten sonra, flehitlik ç›k›fl›ndaki Aliya ‹zzet Begoviç Müzesi'ne yöneliyoruz. Bilge

Kral'a ait birçok eflyan›n sergilendi¤i müzede savaflta kullan›lan malzemelerin sergilendi¤i bir bölüm de bulunuyor. Düzenli bir ordusu ve yeterli bir silah donan›m› olmayan Bosna'n›n ilkel silahlar›yla verdi¤i mücadeleye olan bu yak›nl›k Ali ‹mran Suresi'nde Bedr Savafl› ile ilgili geçen ayetleri hat›rlat›yor bana. Müzeden ç›karken ziyaretçi defterine düfltü¤ümüz notlar müzenin bizde b›rakt›¤› etkiye karfl›l›k gelen bir etki b›rakamayacak olsa da sanki tarihe geçecekmifl gibi titizlikle seçiyorum cümlelerimi. Herhalde Saraybosna'ya giden birçok kifliden duyulan bir sözdür bu; ”Bursa sokaklar›nda geziyormuflum gibiydi sanki.” Bir tepeye do¤ru ç›k›yoruz ara sokaklardan, geçmiflim sanki bu yoldan daha önce, bu evleri, küçük camileri görmüflüm… Dejavu çeflitlemesi… Tepeye vard›¤›m›zda Saraybosna yara bereleri olsa bile gözlerimizin önünde tastamam arz› endam ediyor. Gördü¤ümüz yeflilden hem nefesimiz hem gözümüz pay›n› ald›ktan sonra Baflçarfl›'da buluyoruz kendimizi…

bu çarfl›n›n insanlara Anadolu'yu yaflatmak için kurulan bir dekor oldu¤unu düflünebilir insan. Çünkü sokaklar›nda ilerledikçe bu Osmanl› dekoru yerini tam bir Avrupa flehrine b›rak›yor. O geçifli fark etmeden kendinizi modern ma¤azalar›n, bat› mimarisinin örnekleriyle ifllenmifl binalar›n ortas›nda buluyorsunuz. Boflnak böre¤i satan dükkânlar›n dolulu¤unun getirdi¤i merak, e biraz da “buraya kadar gelmiflken yemeden gitmeyelim” “acaba annemin yapt›¤›ndan güzel mi?” düflüncesi, karn›m›z›n açl›¤›yla bir araya gelerek ad›mlar›m›z› ufak flirin bir dükkâna do¤ru iteklemeye bafll›yor. Piflirilifl flekli ve gördü¤ünüz manzaradan nas›l lezzetli bir tatla buluflaca¤›n›z› tahmin edebiliyorsunuz. Güler yüzlü han›mlar›n çat pat konufltuklar› Türkçe ile yapt›klar› hizmet, “nas›ls›n›z” gibi sorulara “elhamdülillah” vs. gibi ortak cevaplar veriyor olabilmek, böreklerin sipariflinin ard›ndan birbirimize yine ortak bir dille “Allah'a emanet” diyebilmek “onlar bizden, biz onlardan” diye y›llard›r anlat›lanlar›n ak›ldan kalbe nüzulünü sa¤l›yor birden. Savafl s›ras›nda büyük bombalamalar›n yap›ld›¤› ve çok say›da Boflnak'›n hayat›n› kaybetti¤i baz› sokaklarda ölenlerin isimlerinin yaz›ld›¤› an›tlar bulunuyor. En çok dikkatimi çekense isimlerin yaz›l› oldu¤u an›t›n önündeki yolda tam bomban›n konuldu¤u yere yapay kan izlerinin simge olarak yerlefltirilmesi. Yürürken dikkat çeken fleylerden biri

Baflçarfl›… Osmanl› döneminde de çarfl› olarak kullan›lan bu meydan Saraybosna'n›n tam göbe¤inde, tek ya da iki katl› yap›lar›yla bir Anadolu çarfl›s› gibi… Tafl yollar›, s›ra s›ra dizilmifl Türk dönercileri, biraz afla¤›s›nda yan yana darac›k sokaklarda küçük bak›rc› dükkânlar› ve her bir buca¤›ndan kalem ucu gibi sivrilen minareleriyle

Baflçarfl›, Bak›rc›lar Soka¤›


Kas›m - Aral›k 2009

Savafl›n izleri

de yan›n›zdan geçen birçok kiflinin Türkçe konufluyor olmas›. Saraybosna Türkler için, vize sorunu olmamas› ve Türklere yabanc›l›k hissi yaflatmamas› sebebiyle tatillerini geçirebilecekleri, gezip görebilecekleri favori flehirlerden biri haline gelmifl. Özellikle de Türkiye'den Saraybosna'ya giden ö¤rencilerin son y›llarda artmas›yla ö¤rencilerin aileleri de bunu de¤erlendirip bu topraklar› görme baht›na ermifller. Epeyce ilerledi¤imiz sokaklardan Baflçarfl› meydan›na do¤ru Cuma vakti yaklaflt›¤› için geri dönüyoruz. Dolafl›rken birkaç yerde daha ismini gördü¤üm Gazi Hüsrev Bey'in ad›n› verdi¤i cami dolup taflarken ev sahibimiz onlar› beklemem için beni Gazi Hüsrev Vakf›'na götürüyor. Gazi Hüsrev Bey, 16 ve 17. yy.larda Bosna sancak beyli¤ine getirilerek kurdu¤u külliye ve vak›flarla buray› bir Türk-‹slam flehri haline getirmifl. Saraybosna ve çevresinin ‹slamlaflt›r›lmas›nda çok önemli bir rol oynayan dini, ticari ve kültürel tesisler yapt›rm›fl. Bu sebeple Saraybosna'n›n ilk kurucusu olarak ‹sa Bey, ikinci kurucu olarak Gazi Hüsrev Bey gösteriliyor. Onun flehrin ortas›nda tesis etti¤i külliye bir sembol olmufl, medresesinde birçok kifli yetiflmifl. Gazi Hüsrev Bey Vakf›'ndan içeri girerken buran›n ‹stanbul'daki Lalezar, Çorlulu Ali Pafla Medresesi gibi yerleri and›ran bahçeli bir kafe olmas›n›n d›fl›nda, özellikle üst kat›n›n vak›f yeri olarak kullan›ld›¤›n›, Aliya ‹zzet Begoviç ve arkadafllar›n›n topland›klar› mekân oldu¤unu ö¤reniyorum. Gözüme

kestirdi¤im bir yere oturup ev sahibimizin siparifl etti¤i (böylece beni “o gidince meram›m› anlatabilecek miyim acaba?” derdinden kurtarm›flt›r) kahvemin gelmesini beklerken kafede sadece Türkçe ilahilerin çal›n›yor olmas›, gittikçe “baflka bir ülkedeyim” hissini tamamen üstümden atmaya sebep oluyor. Boflnak kahvesi geliyor ve içme usulünü izliyorum etraftan, bir yanl›fl yapmayal›m diye. Beyler Cuma namaz›nda olduklar› için han›mlar yo¤unlukta. Bir anda beylerin içeri girmesiyle Cuma namaz›n›n sona erdi¤i anlafl›l›yor. Uluslar aras› Saraybosna Üniversitesi ve Ö¤renci Yurdu Aç›l›fl› Gazi Hüsrev Vakf›'n›n ard›ndan Saraybosna Üniversitesi'ne gidiyoruz.

Boflnak kahvesi

51

Üniversitenin bahçesindeki masan›n etraf›ndan Türk k›z ö¤renciler karfl›l›yor bizi. ‹lk defa birbirimizi görmemize ra¤men y›llard›r tan›fl›yormuflças›na bir karfl›laflma her fleyin özeti sanki… ‹çlerinde o akflam mezuniyet töreninde diplomas›n› alacak olan da var, henüz 2. S›n›fa geçmifl olan da. Bosna'y› soruyorum onlara. Muhtemelen çok kifliye anlatt›klar›ndan bu soruyu beklermiflçesine bafll›yorlar anlatmaya. Yabanc›l›k çekmediklerini söylüyorlar ilkin. Sonras›nda Saraybosna halk›ndan bahsederek “hiç tahmin edemeyece¤iniz kifliler ‹slami konularda çok hassas ve titiz davran›yorlar, burada görünüfle aldanmamak laz›m” diyorlar. Ben “Türkiye'de de benzer bir durum yok mu?” desem de içimden, ayn› ifadeleri daha sonra, ÖNDER'in bursuyla Viyana'da okuyarak baflar›l› olmufl, ard›ndan Saraybosna Üniversitesi'nde ö¤retim görevlisi olarak hizmet vermeye bafllayan Sümeyye Kuflakç› ve Elif Nuro¤lu da kulland›¤›nda daha farkl› bir durum oldu¤unu anl›yorum. Saraybosna Ünversitesi'nde ö¤retim görevlisi olarak doktora haz›rl›¤› yapan Ekonomi Bölümü Ö¤retim Üyesi Elif Nuro¤lu ve ‹flletme Bölümü Ö¤retim Üyesi Sümeyye Kuflakç› zahmetten rahmet do¤du¤unun en iyi göstergesi olmufllar ve ailelerinin bile bu duruma inanamad›klar›n› söylüyorlar. “Özlüyor musunuz Türkiye'yi?” diye sordu¤umda, “asl›nda al›flt›k, Türkiye ile arada pek fark yok yaflam biçimi aç›s›ndan, sadece ailelerimizi özlüyoruz” diyorlar.


52

Kas›m - Aral›k 2009

‹lim Yayma Cemiyeti'nin Saraybosna'da yapt›rd›¤› erkek ö¤renci yurdunun aç›l›fl töreninde s›ra... Bizimle birlikte birçok akademisyen, gazeteci, ifladam›, STK baflkanlar›n›n da bulundu¤u heyet aras›nda Çevre ve Orman Bakan› Veysel Ero¤lu, ‹stanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Yunus Söylet, Çapa T›p Fakültesi Baflhekimi Prof. Recep Gülo¤lu, ‹lim Yayma Cemiyeti Baflkan› Hamza Akbulut, Saraybosna E¤itimi Gelifltirme Vakf› Baflkan› Hasan Topalo¤lu da vard›. Protokol konuflmalar›n›n ard›ndan yap›lan aç›l›fl sonras›nda gezdi¤imiz yurt, lüks bir otel standartlar›nda. Özellikle projenin bitmifl hali ile ilgili verilen bilgiler buran›n Saraybosna Üniversitesi ö¤rencileri için büyük bir nimet oldu¤unu gösteriyor. Akflam›nda gitti¤imiz üniversitenin mezuniyet töreni üniversiteyi ö¤rencilerden dinlediklerimle daha yak›ndan tan›mama vesile oluyor. Son zamanlarda Türk ö¤renciler taraf›ndan çok ra¤bet gören Saraybosna Üniversitesi gün geçtikçe ç›tas›n› daha da yükseltiyor. 2004 y›l›nda ö¤retime bafllayan üniversite özellikle bu yüzy›lda ön plana ç›kacak meslekleri göz önüne alarak çal›flmalar›n› sürdürüyor. E¤itim dili ‹ngilizce olmas›na ra¤men Türkçe, Boflnakça, çeflitli Do¤u ve Bati dilleri de ö¤retilen üniversitede 4 fakültede 14 akademik program ile ö¤retime devam edilirken 5 programda da lisansüstü e¤itim veriliyor. Üniversitenin Türk ö¤renciler için en cazip yönü ise ÖSS s›nav›na girmeden de okula kay›t yapt›rabiliyor olmak. Bunun için Saraybosna'da da girme imkân› bulaca¤›n›z y›lda 6-8 defa yap›lan SAT s›nav›n› geçmeniz gerekiyor. S›nava girenler Türkiye'deki ÖSS'den daha kolay bir s›nav oldu¤unu söylüyorlar. Henüz 5 y›ll›k bir üniversite olmas›na ra¤men gerek e¤itim kalitesi, gerek akademik kadrosu ile gelece¤in parlak üniversitelerinden biri olmaya haz›rlan›yor Saraybosna Üniversitesi. Ayr›ca bar›nma konusunda Boflnaklar Türk ö¤rencilere evlerini kiralayabilmek için can at›yor. Ö¤renciler evde kalmay› yurtta kalmaya tercih ediyorlar, kiralar ise ‹stanbul'a göre çok daha uygun. Velhas›l Saraybosna hem turistik olarak gezilip görülmeyi, hem de Saraybosna Üniversitesi ile e¤itimde kendine yer edinmeyi fazlas›yla hak ediyor.

‹lim Yayma Cemiyeti taraf›ndan yeni yap›lan erkek ö¤renci yurdu binas›

Saraybosna Üniversitesi’nde Türk ö¤renciler

Saraybosna Üniversitesi mezuniyet töreni


Kas›m - Aral›k 2009

53

Ayfle Çoban aysecoban@gmail.com

YELPAZE

Foto¤raflar: ‹smihan fiimflek

Dindar Camia Neyse Biz Oyuz...

Kurucular›n›n diasporal›ktan vatana dönüfl yolculu¤u olarak adland›rd›¤› yeni bir internet giriflimi olan ‹HL Sözlük, interaktif sözlük kullan›m›n›n artt›¤› sanal dünyaya farkl› içeri¤iyle h›zl› bir girifl yapt›. Bafllang›çta 70 sözlük içinde 3. s›raya yükselen bu sözlükte, hakaretvâri yazmayan herkes yer alabiliyor. ‹HL Sözlük’ün hedefi avamileflen di¤er sözlüklere karfl› entelektüel anlamda yükselmek. "‹nsanlar›n heva ve heveslerini de¤il; sadece fikirleri bir araya" getiriyoruz diyen sözlük kurucular› ‹mam-Hatiplilerin kaliteli bir formasyonla kaliteli paylafl›mlar yapt›klar›n› da belirtiyor.

Türkiye'de sözlük çal›flmas› nas›l bafllad› ve neyi amaçl›yor?

en çok t›klanan 200 sitesi içerisindeki ilk 3 sözlü¤ün günlük okuma say›lar› milyonu geçer. Sözlükler de fikrini özgür bir flekilde ifade etmek isteyenlerin platformudur.

Seyyar Gazali: Bu çal›flmalar›n bafllad›¤› nokta Ekfli Sözlük'tür. Ekfli Sözlük' ün ortaya ç›k›fl felsefesi de insanlar›n çok rahat bir flekilde istedikleri kavramlar› kiflileri ve tan›mlar› paylaflabilece¤i bir platform oluflturabilmekti. Bu mant›kla oluflturulmufl siteler özellikle son on y›lda ciddi anlamda geliflim gösterdi. Bugün Türkiye'nin

Meçhul-X: Günümüzde gündem o kadar çabuk de¤ifliyor ki bir gündem hakk›nda kanaatimiz oluflmadan baflka bir gündeme geçiyoruz. Sözlükler geriye dönüp de bunlar› konuflma ve kanaat oluflturma imkân›n› sa¤l›yor.

Ahmet Müsaadeetmez: fiu anda interaktif sözlüklere gere¤i kadar önem verilmiyor. Sanal âlem diye bunlar› bir köfleye atamay›z, çünkü kanaat oluflturmaya bafllad›lar. Belki ilk ç›kt›¤›nda bu kadar tutaca¤› tahmin edilmiyordu. Ben 5 senedir sözlük yazar›y›m. Bu sözlüklerde neden yaz›yorum diye kendime sordum; bu kadar popüler olmas›na ra¤men Ekfli Sözlük' ü duymam›fl olanlar da mevcut.


54

Kas›m - Aral›k 2009

Bu sözlü¤ü dindarlar›n da Türkiye' de söyleyecek sözü oldu¤unu ve bu sözü gayet edeplice, üsturuplu bir flekilde ifade edebilece¤ini göstermek için kurduk. ‹HL Sözlük' ün karar aflamas›n› ve oluflum sürecini de¤erlendirir misiniz? Seyyar Gazali: Meçhul-X'le sohbet ederken birkaç web sitesi projesinden bahsettik. Meçhul-X de benim akl›mda ‹HL Sözlük diye bir fley var dedi. Ben de internet camias›n› biliyordum. E¤er hemen bafllarsak tutar; Ekfli' yi de geçeriz ve Türkiye' de çok ciddi anlamda topluma yeni bir söz, yeni bir dil katm›fl oluruz dedim. Bu sözlü¤ü dindarlar›n da Türkiye' de söyleyecek sözü oldu¤unu ve bu sözü gayet edeplice, üsturuplu bir flekilde ifade edebilece¤ini göstermek için kurduk. Meçhul-X: ‹ki tane sözlükte yazarl›k yap›yordum ve bu sözlükler müthifl derecede küfür içeriyordu. Geçen sene evlili¤imin ikinci üçüncü ay›nda yine bunlardan bir tanesine yaz›yordum. Eflim geliyordu, ben de kapat›yordum. Bana "o halde sen neden okuyorsun" dedi¤inde bu benim için bir ayr›m noktas› oldu. Sözlük ama yazd›¤›m yaz›n›n hemen alt›nda küfürlü bir bafll›k var. Suland›r›lm›fl cinsellik, afl›r› derecede küfür, argonun dibe vurmas› söz konusuydu. Bu noktada ‹HL Sözlük fikri do¤du. ‹mam-Hatip özellikle 28 fiubat sürecinde bir direnç noktas› oluflturdu... Neden ‹HL Sözlük? Muhtevas› ismiyle paralel mi? Seyyar Gazali: Hiç ‹mam- Hatibe gitmedim. ‹mam-Hatiple olan iliflkim 2001 y›l›nda Eyüp ‹HL önünde yedi¤im dayakla bafllad›. Bir de k›z kardeflimin imam-hatipli olmas› var tabii. Biz gerçekten özgür düflünceye sahibiz, san›ld›¤› gibi kal›plarla

düflünmüyoruz. San›r›m Türkiye' de dindar camia kadar sinema merak› olan bir baflka homojen camia yoktur. Bu insanlar her gün befl vakit namaz k›lar, ayn› zamanda sinemaya da artan bir oranla ilgi duyarlar. Dindarlar›n da bu noktada söyleyecek sözü oldu. Özellikle kültür-sanat alan›nda ortaya koyabilecekleri ciddi meseleler oldu¤unu görüyorduk, bunlar› ifade edecekleri bir platform oluflturduk. Neden ‹HL Sözlük sorusunun cevab› tam olarak bu. Çok ulvi bir amaçla yapmad›k. S›rt›m›z› ‹HL' lere yaslayal›m, ‹HL' li görünelim mant›¤›yla yapmad›k, fakat fluna inand›¤›m›z için ismini ‹HL olarak seçtik; ‹mam-Hatip özellikle 28 fiubat sürecinde bir direnç noktas›n› oluflturmufltur. 28 fiubat sonras› sistemimizin savaflt›¤› iki temel sorun baflörtüsü ve ‹mamHatiplerdir. Bunlar›n ikisi de Müslümanlar aç›s›ndan müdafaa edilmesi gereken de¤erlerdi. ‹mamHatipli gençli¤in, en az›ndan kendisini ‹mam- Hatibe yak›n gören gençli¤in, daha genifl anlamda dindar gençli¤in çok fazla söyleyecek sözü oldu¤unu, henüz çekip gitmedi¤ini; fakat sözü kesildi¤i için sanki yokmufl gibi göründü¤ünü, konufltu¤u zaman herkesten daha gür bir sesle konuflabilece¤ini göstermek için sözlü¤e ‹HL ismini vermifl olduk. Meçhul-X: ‹mam- Hatipleri bitirmeye çal›flan zihniyet bizi öyle bir noktaya getirdi ki, art›k süper liseden ve di¤er liselerden ‹mamHatipliler mezun oluyor. Hepimiz ‹mam- Hatip temelinde bulufluyoruz. Bir fleyi bitirmeye çal›fl›rsan›z tepki olarak ‹mam- Hatipli olmayanlar› da ‹mam- Hatipli yapars›n›z. Hep öyle olmad› m›? Darbeden sonra darbe yap›lan kitle daha büyük tepki vermedi mi? Birileri ‹mamHatiplileri bitirmeye çal›flt›kça ‹mamHatipliler katlanarak gelecek. ‹flte ‹HL Sözlük bunun sonucudur. Ahmet Müsaadeetmez: Di¤er sözlüklerde yok say›ld›k, diaspora muhabbeti vard›. Konufltuklar›m›z› yok sayan, bize siz ne anlars›n›z tarz›nda yaklaflan bir sürü olumsuzlukla karfl›laflt›k. Biz flu anda kendi saham›zda, kendi taraftar›m›z›n önündeyiz.

Di¤er sözlüklerde ‹slami de¤erlere ciddi hakaret ve küfür yer ald›¤›ndan dolay› ‹HL Sözlü¤ü kurdunuz. Peki, sözlükte seviye korunuyor mu, hassasiyetiniz ve yay›n kriterleriniz nedir? Seyyar Gazali: Kaos teorisine göre hiçbir fley tüm flekilleriyle planland›¤› gibi sona ulaflmaz. Mutlaka da¤›n›k baz› parçalar olur. Sözlü¤ü yüzde yüz kontrol alt›nda tutamazs›n›z, çünkü günde ortalama befl bin tan›m giriliyor. Örne¤in iki ay önce girilmifl argo içerikli tan›m› bugün görüyorsak hemen siliyoruz. Argoya, hakarete, ‹slami anlamda lisan-› münasip olmayan herhangi bir dille bir ismin, kavram›n ya da siyasînin iliflkilendirilmesine müsaade etmiyoruz. Meçhul-X: Argo içeren seviyesiz bafll›klar› açanlar; sözlü¤ü çekemeyen, di¤er sözlüklerden gelen, sözlü¤ü provake etmeye çal›flan insanlar. Bunlar bilinçli olarak yap›l›p oradaki hassas, inançl› insanlar› burada bunlar yaz›l›yor dedirterek sözlü¤e olan ra¤beti azaltma amac›na sahip genelde ateist kiflilerdir. Çünkü ‹HL Sözlük' ün aç›lmas›yla di¤er sözlüklerde tan›m kayb› oldu. Ayl›k on bin tan›mdan alt› bine kadar düfltüler. Büyük bir imtihandan geçiyoruz... Yap›lan yorumlar›n tümüyle ‹mamHatiplere mâl edilme riski hakk›nda ne düflünüyorsunuz? Ahmet Müsaadeetmez: Orada yaz›lan her fleyden koskoca bir camiay› mesul tutmak çok büyük bir haks›zl›k olur. Ad›n› ‹HL koyarken belirli konularda hassas

fiuna inand›¤›m›z için ismini ‹HL olarak seçtik; ‹mam-Hatip özellikle 28 fiubat sürecinde bir direnç noktas›n› oluflturmufltur. 28 fiubat sonras› sistemimizin savaflt›¤› iki temel sorun baflörtüsü ve ‹mam-Hatiplerdir. Bunlar›n ikisi de Müslümanlar aç›s›ndan müdafaa edilmesi gereken de¤erlerdi.


Kas›m - Aral›k 2009

oldu¤umuzu da göstermek istedik. Asl›nda büyük bir imtihan da geçirmiyor de¤iliz. ‹nsanlar bizden bir fleyler bekliyor. Bu sözlük ‹HL ismini tafl›d›¤› için gelenler var ve ben onlar›n düflüncelerini yerle bir edecek bir hâl içine girmemeliyim, çünkü bu insanlar sözlü¤e San Marino tak›m›n›n Brezilya'y› yenmesi ya da Anadolu tak›m›n›n üç büyük tak›mdan birini devirmesi gibi bak›yorlar. Umutlar› çok sönmüfl bir kitle var, bu bir gerçek. Böyle bir kitleye karfl› oluflum içindeyiz, ama büyük bir fley vaat etmiyoruz. En az›ndan yapt›¤›m›z teselli gibi bir fley oluyor. Meçhul-X: Biz kendi içimizde cemaatlerin hatalar›n› görüp konuflmuyor muyuz? Sadece ne yap›yoruz Allah'a, peygamberine, kutsal de¤erlere hakaret ettirmiyoruz. Mesela ben Uluda¤l› de¤ilim ama Uluda¤ Sözlük'te yaz›yorum. ‹HL Sözlük 'e de 90 ülkeden girifl var. Demek ki ‹mamHatipliler doksan ülkeye da¤›lm›fllar. Biz sanal dünyada ‹HL ismini yeniden gündeme getirdik ve konuflulmaya bafllad›k. Bu ciddi bir misyondur. ‹HL' yi temsil eder noktaya geldik. Sosyolojik olarak medya ‹mamHatipliler ne düflünüyor, dindarlar ne düflünüyor diye önce bize bak›yor. Polemik olsun, çok okunal›m diye bir amac›m›z yok.

55

Sözlükte casuslar da bulunmaktad›r. Bu anlamda her yaz›lan›n ‹HL' ye mal edilmemesi de gerekir.

"Entry nedir ey kardefllerim?!!!"

Sözlük sadece üniversite ö¤rencilerinin girdi¤i bir yer de¤il...

Meçhul-X: Çorum' un bir ilçesinde internet kafeden girip bize yazan çocuklar da var. Mesela Trabzon'un Arakl› ilçesinden "bugün gireyim sözlü¤e de, kendimi biraz ifade edeyim" diyen insanlar da var. Film elefltireyim, entelektüel olay›m kayg›s› de¤il; gençlerin sorunlar› var. Bu çocuklar›n sevdalar› var, içinde ukdeleri var. Bunlara kap› açacak, sözlerini söyleyebilecekleri bir fley yapt›k. Türkiye'nin nüfusunun ço¤u genç, fakat gençlerin kendilerini ifade edecekleri mecralar› yoktu. ‹HL Sözlük yeni bir mecra açt›.

Marjinal olma kayg›s› güdüyor musunuz? Meçhul-X: Marjinal olan biz de¤iliz asl›nda. %99'u Müslüman olan bir ülkede peygamberimize hakaret eden sözlükler marjinal olmuyor, biz marjinal oluyoruz. E¤er biz küfür, cinsellik ve argo için suland›r›lm›fl flekilde olmayacak dedi¤imizde ve buna müsaade etmedi¤imizde marjinal kal›yorsak toplumdaki yozlaflman›n geldi¤i nokta faciad›r. Seyyar Gazali: Marjinal olsak da bizim aç›m›zdan de¤iflen bir fley olmaz. Peygamberimiz Mekke' de marjinal bir davayla ortaya ç›km›flt›r. Tek bafl›na ortaya ç›kan ve yüzy›llar sonra dünyan›n üçte birine hakim olan bir inanc› benimseten birinden bahsetmifl olsak bu sosyolojiye göre tutars›z bir önermedir ya da mucizevîdir. Kuran'da da onlar›n pek ço¤u inanmazlar deniliyor. ‹nanmayanlar›n ço¤unlukta olmas› sizi marjinal k›labilir. Say› Müslümanlara göre bir ölçü de¤ildir. Bu anlamda ‹HL Sözlük sözlük camias› içinde marjinaldir ve bu gereklidir.

‹HL sözlük hangi yönleriyle bir "ilk"?

Seyyar Gazali: ‹HL Sözlük etki ve görüntü ortaya koydu. Türkiye'deki Müslüman alg›s›n›n temeline saatli bombay› koydu. ‹HL Sözlük büyüdükçe bu bomba biraz daha patlayacak. Ahmet Müsaadeetmez: Biz sözlükçülü¤ü de s›f›rdan ö¤retiyoruz asl›nda. dünyabizim.com'da ‹HL Sözlük hakk›ndaki haberde sözlüklerle ilgili bir yorumda birisi


56

Kas›m - Aral›k 2009

"Entry nedir ey kardefllerim! " demifl. E¤er bu kifli ad› ‹HL diye gelip burada yaz›yorsa, onu kazand›ysam mutlu olurum. Keflke Kütahya Tavflanl› ‹HL'nde okurken böyle bir sözlük olsayd› diye içimde bir ukde vard›r. Biz de bilinçalt›nda imam- hatipliye dair; kumafl pantolonlu, fliir yazan, arabesk dinleyen, platonik aflk› olan, büyük ceketli, ayran lekeli kravat takm›fl bir imaj vard›r. O dönemde böyle bir sözlük olsayd› ne olurdu? Ahmet Müsaadeetmez: Böyle bir çocuk o dönemde böyle bir sözlü¤e eminim atlayacakt›. O dönemde böyle bir sözlük olsayd› baz› fleyler daha rahat anlat›labilirdi. Ben de Mehmet Emin Ay'dan "Selam ‹mam- Hatiplim", Aykut Kuflkaya' dan da "Allah Sorar" › yazard›m herhalde. Web sayfas› dizayn› tamamen orijinal diyebilir miyiz? Sözlü¤ün kendine has bir üslup oluflturmas› için neler yap›ld› ve yap›lacak?

yapt›¤›m›zla ayn› diye elefltiri yapabilirler; ama di¤er sözlükler içerik olarak da Ekfli'yi örnek ald›klar›ndan eziklik hissediyorlar, bizde o yok. Futbolu ‹ngilizler bulmufltur ama kupay› en çok Brezilya kald›rm›flt›r. Bu mant›kla yola ç›karsak asl›nda baz› fleyler çözülüyor. Di¤er sözlüklerde T.C. Anayasas›na ayk›r› olan fleyler siliniyorken, biz de Kuran' a ayk›r› olanlar da siliniyor... Siyasi, f›khî ve cemaat farkl›l›klar›n›n belirdi¤i yorumlardan daha ziyade bilgi girifline ihtiyaç yok mu? Seyyar Gazali: Biz cemaat- mezhep çat›flmas› olsun istemiyoruz ama cemaatlerin içinde bulundu¤u zihinsel durum bu. Bunu biz oluflturmad›k. Bu bizim gerçe¤imiz, içerde böyle bir tepkisellik var. Bunun sözlü¤e yans›mas› da daha

ziyade fanatikçe ifadelerle oluyor. Meçhul -X: Fikirler de özgürce seçilebilmeli, kifliler içinde bulunduklar› cemaati neden benimsediklerini, hangi fikirlere sahip oldu¤unu anlamal›. Sözlükte bunlar konufluluyor, ‹HL Sözlük bunu da sa¤l›yor. Müthifl derecede bilgi giriliyor. Yetmifl bin bafll›k, befl yüz bin tan›mdan bahsediyoruz. Bunlar›n en az yar›s› bilgi zaten. Tart›flma odakl› oldu¤umuz için bilgiler göze görünmüyor. Moderasyonun konsept ve iflleyifli nas›ld›r? Meçhul-X: Kafam›za göre kimseyi sözlükten atm›yoruz. Kurallar ihlal edildi¤i takdirde bunu yap›yoruz. T.C anayasas› yan›nda Kuran anayasas›n› da dikkate al›yoruz. ‹kisinden birini tercih etmiyoruz. Di¤er sözlüklerde T.C. Anayasas›na ayk›r› olan fleyler siliniyorken, biz de Kuran' a ayk›r› olanlar da siliniyor.

Seyyar Gazali: Önce bu iflin fikri anlamda öncülü¤ünü yapan, Ekfli Sözlü¤ü kuran "ssg" nickli Sedat Kapano¤lu'na teflekkür etmemiz gerekiyor. Sözlük dedi¤imiz konsept, flablon bu adama aittir. Mesele bu flablonun Ekfli' de veya baflka bir yerde kullan›lmas› de¤il. Bütün kanallar, video izleme siteleri, birbirine benzer; çünkü bunlar ortak bir zevke göre düzenlenir. Biz Ekfli Sözlük' ün ve di¤er sözlüklerin tekni¤ini al›p kullan›yoruz; fakat önemli olan bu sözlüklerin ahlak›n›, içeri¤ini almamakt›r. Teknik aç›dan farkl› bir flablon denenemez. Bizde de ezan vakti ezan okunacak. Meçhul-X: Tekni¤i de¤ifltirirseniz bu sefer sözlük olmayacak. ‹nflallah ileride gelifltirerek daha fonksiyonel hale getirece¤iz. Bize özgü fleyler yapaca¤›z. Ahmet Müsaadeetmez: Görüntü olarak bizim

‹mam- Hatipleri bitirmeye çal›flan zihniyet bizi öyle bir noktaya getirdi ki, art›k süper liseden ve di¤er liselerden ‹mam- Hatipliler mezun oluyor. Hepimiz ‹mam- Hatip temelinde bulufluyoruz. Bir fleyi bitirmeye çal›fl›rsan›z tepki olarak ‹mam- Hatipli olmayanlar› da ‹mam- Hatipli yapars›n›z.

Seyyar Gazali: Türkiye Cumhuriyeti anayasas› da elefltirilebilir bunu da belirtelim; çünkü kutsal bir metin de¤il. Sözlü¤ü kuranlar›n, moderasyonun, yazarlar›n, talebelerin de tabi oldu¤u yaklafl›k 100 maddeden oluflan ilkelerimiz var. Türkiye' de ‹mam Hatiplilere karfl› zihinlerdeki ön yarg›y› y›kmak, sözlükte 500.000 yazar›n yazmas›ndan daha hay›rl›d›r. Meçhul-X: Yurtd›fl›ndaki ‹HL ç›k›fll› ö¤rencilerimiz ‹HL Sözlükle memleketine dönüyor, ülkemde ne oluyor deyip buradaki sorunlar› konufluyor. Art›k ‹mamHatipliler dünyan›n her yerinde. Daha çok geziyorlar, daha çok ö¤reniyorlar, kendilerini gelifltiriyorlar. Son olarak flunu da söyleyelim, ‹mam-Hatipli arkadafllar›m›z sözlü¤ün gerçek sahibidirler. Gelsinler bilgi birikimlerini paylafls›nlar. Türkiye görsün ‹mamHatiplerin önünü kapatt›lar m› yoksa ‹mam- Hatipliler sel olup akt›lar m›?


Kas›m - Aral›k 2009

57

TAR‹H

Evliya Çelebi (1611-1682) Türk gezi edebiyat›n›n en büyük temsilcisi. Üslubu ile ça¤›na damgas›n› vurmufl bir yazar. Osmanl› tarihine, sosyolojisine kaynakl›k eden bilinçli bir gezgin. Uluslararas› ünü olan birkaç fikir adam›ndan sonra, alan›nda tek olan bir gezi yazar›... Evliya Çelebi, 25 Mart 1611'de ‹stanbul'da, Unkapan› semtinde dünyaya geldi. Evliya Çelebi'nin soy kütü¤ü, Fatih dönemine kadar ç›kar. Babas›, Dervifl Mehmet Z›lli'dir. 100 yafl›nda ölen Dervifl Mehmet Z›lli, Kanuni'nin Zigetvar seferine kat›lm›fl, Lala Mustafa Pafla 1571'de Magosa'y› feth etti¤i zaman, bu sefere de kat›lan Mehmet Z›lli, Magosa'n›n anahtarlar›n› ‹stanbul'a götürmek görevini yapm›flt›. Osmanl› devletine daha pek çok hizmetler görmüfl olan bu baban›n o¤lu, Evliya Çelebi, babas›n›n arkadafllar› aras›nda yapt›¤› savafl sohbetlerini dinleye, dinleye, savafllara kat›lma, dünyay› gezip görme merak›na kap›ld›.

Bütün Emeli Dünyay› Gezmekti Ama Nas›l Yapacakt›? Evliya Çelebi'nin kendi kalemiyle yazd›¤›na göre, soyu, Germiyano¤lu Yakup Bey'e uzan›r, o yoldan da Hoca Ahmet Yesevi'ye ba¤land›¤›n› söyler. Çocuklu¤unda, gördüklerini incelemek, incelediklerini yazmak merak› vard›. Babas›n›n yapt›¤› uzun geziler, onu da dünyay› dolaflmaya, gördüklerini efline dostuna anlatmaya ve yazmaya teflvik ediyordu. Zeki, hoflsohbet, nüktedan bir insand›. Zaman›n ansiklopedik bilgilerini okumufl, ö¤renmiflti. Arapça da biliyordu. Bütün emeli, dünyay› gezmekti ama, bunu nas›l yapacakt›?.. Bir gece rüyas›nda, Hz. Peygamberi

gördü. O kadar heyecanlanm›flt› ki, "fiefaat Ya Resulallah" diyece¤i yerde flafl›r›p, "Seyahat Ya Resulallah" demifl, böylece, Hz. Peygamberin hem flefaatini, hem seyahat iznini alm›flt›. Kendisinin anlatt›¤›na göre, Sa'd ‹bni Ebi Vakkas da kendisine gezdi¤i yerleri yazmas›n› tavsiye etmiflti. Bu rüyas›n›, zaman›n ünlü kiflilerine anlatt› ve bu kifliler kendisine, ‹stanbul'u dolaflmas›n›, gördüklerini yazmas›n› önerdiler... O da öyle yapt›, ‹stanbul'u, bütün çevresiyle birlikte gezdi, dolaflt›. Tarihini, insanlar›n› araflt›rd›. Adetlerini, yaflay›fllar›n›, ünlü kiflilerini yazd› ve böylece, Seyahatnamenin birinci cildini haz›rlam›fl oldu.


58

Kas›m - Aral›k 2009

Bütün Hayat› Yollarda ve Duraklarda Geçti Melek Ahmet Pafla, Evliya Çelebi'nin akrabalar›ndand›. Silahtar bulundu¤u s›ralarda 4'üncü Murad'a Evliya Çelebi'den bahsetmifl ve saraya musahip al›nmas›na önayak olmufltur. Evliya Çelebi'nin sesi güzeldi. fiark›gazel okur, ezana kalkar, imam bulunmazsa namaz k›ld›r›rd›. Güler yüzlü, hoflsohbet, kimsenin kalbini k›rmaz, herkesle hofl geçinir bir kifli oldu¤undan, k›sa bir zamanda sarayda ün yapt›.

ifllerini kolaylaflt›rarak dost kazand›. Melek Ahmet Pafla, sadrazaml›ktan af edilip Özi beylerbeyli¤ine atan›nca, Evliya Çelebi de kendisiyle Özi'ye gitti. Bütün hayat› yollarda, duraklarda geçmifltir. Seyahatnamesinden, Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, M›s›r, Girit, Hicaz, Macaristan, Transilvanya, Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek, Dalmaçya, Güney Rusya, K›r›m, Kafkasya ve ‹ran'a gitti¤ini ö¤reniyoruz.

gerçek yüzünü gösteren bir tablodur. Çelebi; anlataca¤› fleylerin, sarayca iyi karfl›lanmayaca¤›n› veya zaman›n ulemas› taraf›ndan hofl görülmeyece¤ini fark edince, hemen o anlatt›¤› yerde bir rüya görmüfl ve bu rüyas›n› teferruat›yla anlatm›flt›r.

Evliya Çelebi, gezdi¤i, dolaflt›¤›, bütün bu yerlerde, incelemeler yapm›fl, o topraklar›n folklorunu, sanat›n›, edebiyat›n›, sanat eserlerini incelemifl ve bunlar› üflenmeden, usanmadan

Hiç kimse, gördü¤ü rüyadan sorumlu olamayaca¤› için, bütün tenkitlerini rüyan›n mistik tablolar›n› s›¤d›rm›flt›r.

Evliya Çelebi, zaman zaman, resmî görevlerde de bulunmufl ve devlete böylece de hizmet etmifltir. Fakat Evliya Çelebi'nin y›ld›z›n› parlatan olay, teyzesinin o¤lu olan Melek Ahmet Pafla'n›n sadrazam olmas›d›r. Ba¤dat Valili¤i'nden, Sadaret mevkiine getirilince, Evliya Çelebi sadrazam›n en güvendi¤i kifli oldu.

bir bir defterine yazm›flt›r. Birçok savafllara kat›ld›, iyi ata biniyor, s›ras› geldi¤i zaman, yaman dövüflüyordu. Birçok defalar ölüm tehlikesiyle yüzyüze gelmifl, fakat ince zekâs›, haz›rcevapl›¤› ve güler yüzü ile bu ölüm tehlikelerinden yakas›n› s›y›rmas›n› bilmifltir.

Ancak, bu gücünü hiçbir zaman kötüye kullanmad›, tersine birçok insanlar›n

Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 17'inci yüzy›l Osmanl› imparatorlu¤umun

‹mparatorlu¤un çöküntü sebepleri, bu rüyalarda anlat›lm›flt›r. Devrin elefltirisi, rüyalar›d›r.

Evliya Çelebi'nin bir baflka önemli yan›, kulland›¤› üsluptur. Abartmaya dayanan bu üslup, Grotesk'te oldu¤u gibi, de¤erleri gerçekteki boyutlar›na göre çizmifltir.

Yani Grotesk ressamlar› nas›l bir kral› çocuk boyunda, tutup, bir bal›kç›y› dev gibi çizerek, onlara verdikleri de¤erleri anlatmaya çal›flm›fllarsa, Evliya Çelebi de zaman›n ünlü kiflilerini, e¤er de¤ersiz iseler, abartma yolu ile küçültmüfl, oradaki sade bir vatandafl›n de¤eri varsa, onu da yine ayn› yolla gerçek çizgilerine oturtmufltur. Evliya Çelebi'ye, Osmanl› ülkesinin ilk Grotesk yazar› gözü ile bak›labilir.


Kas›m - Aral›k 2009

59

Elif Y›lmaz elifyilmaz04@gmail.com

GEZG‹N

Foto¤raflar: Elif Yilmaz

Poyrazköy Vira Bismillah 314 haneli 1220 nüfuslu Poyrazköy Beykoz ilçesine ba¤l› Anadolu yakas›nda ‹stanbul Bo¤az› Karadeniz ç›k›fl›nda yer almaktad›r. ‹lçeye uzakl›¤› 13 km’dir. ‹lkö¤retim Okulu, sa¤l›kevi vard›r. Halk önceleri tar›mla daha sonra tamam›yla bal›kç›l›kla flimdi ise kar›fl›k ifllerde çal›flarak geçimini sa¤lamaktad›r. Köyün % 99'u Rize'den göçle gelmifller Poyraza... Köyün tarihi; Köyde önceleri Cenevizliler daha sonrada Bizansl›lar›n oturdu¤u bu yerde insanlar geçimini bal›kç›l›k ve üzüm ba¤l›klar›ndan sa¤lad›klar› bilinmektedir. ‹shak a¤a kay›tlar›na göre 1840 y›llar›nda 16 haneden oluflan köyde 64 insan yaflamaktad›r. Ço¤unluk Rum kökenlidir ve birkaç tane de Türk vard›r. Bu tarihten itibaren Karadeniz kökenli vatandafllar›n köye yerleflmeleri ve ço¤almalar›yla az say›da Rum kökenli insanlar köyü terk etmifllerdir. Poyraz köy'e ilk indi¤imiz yer olan sahil fleridinde bizi teknesini tamir eden ‹smail kaptan karfl›l›yor. Rize'den seneler önce göç etmifller Poyrazköy'e. "Tenimiz bile yosun kokar al›flm›fl›z bir kere bu mavili¤e" diyor kaptan›m›z.


60

Kas›m - Aral›k 2009

Hemen ilerisinde hummal› bir çal›flma oldu¤unu görüyoruz. Biri günefl gözlükleri di¤eri flapkas›yla, isimlerini de sordu¤umuz Mehmet ve ‹brahim kaptan›n a¤lar›n› ay›klad›klar›n› ve Eylül'e haz›rl›k yapt›klar›n› ö¤reniyoruz. Yüzlerindeki heyecan ve coflku bizi de heyecanland›r›yor... "Eylül Vira Bismillah diyece¤iz" diyor kaptanlar›m›z. ‹lerde a¤ ören kaptan›m›z bizi önce garipsiyor. Garipsemesinin sebebi yabanc› olmam›z. -"Çok can›m›z yand› köye gelen yabanc›lardan" diyor, isimsiz kaptan›m›z. Ama oturup konufltu¤umuzda sevimlili ve y›llar›n verdi¤i tecrübeyle ben ifl yapar›m arada size cevap veririm diyor. ‹smini soruyoruz söylemem diyor. Bizde eyvallah diyoruz... Bafll›yoruz Poyrazköy'ü anlatmaya; Seneler önce babalar›m›z Rize'den göç etmifller buralara. Do¤ma

büyüme bural›y›z diyor amcam›z. "Cengizkaptano¤lu'nun serüvenini bilir misiniz?" diyor. Bizde eh az da olsa bilgimiz var diyoruz. Merakl›lar› araflt›rabilir diyor ve a¤ yap›m›nda ki ince ifllere geçiyoruz.

"A¤ yap›m› sanatt›r, her bal›¤›n kendine göre a¤ çeflitleri vard›r. Dikkatle ifllenip ilmekleri özenle at›lmal›" diyor ve ekliyor ustam›z, "bu da sevmekle ve merakla olur..." Gökyüzüne bakt›¤›m›zda tepede


Kas›m - Aral›k 2009

61

kazada kaybetmifl. "Halen bak›nca hüzünlenirim" diyor... Remzi amcam›zdan ayr›l›nca yukar›ya do¤ru yürüyoruz. Cenevizler'den kalan gözetleme kulesi dikkatimizi çekiyor. Manzara, esinti muhteflem. Kanatlar›m›z olsa uçabilirdik... Günün yorgunlu¤unu günbat›m›n eflli¤in de atmaya çal›fl›yoruz. Yorgunlu¤umuz geçince gezimize otobüse binerek son veriyoruz. Gezilecek ve sunulacak o kadar çok fley var ki Poyrazköy'de. Bizden bu kadar diyelim, keflif yapmaya ve iyi bir esinti almaya ihtiyac›n›z varsa Poyrazköy'e bekliyoruz. Poyraz gibi esen rüzgâr›n eflli¤inde heybetle duran Poyrazköy evlerini görüyoruz, manzara süper, yokufl hariç Zor da olsa yokuflu ç›k›yoruz Dönüp de arkam›za bakt›¤›m›zda 1 Eylül'de "vira Bismillah" diyen tekneleriyle Poyrazköy sahili bizi selaml›yor... Tekrar hafif bir yokufl eflli¤inde son zirveye ulaflt›¤›m›zda Poyrazköy Camii, sakinleri ile bizi selaml›yor. Tarihi caminin tepedeki yeflil minaresi dikkatimizi çekiyor. Tabi bahçesinde oturan ve Rize'den göç eden 80 yafl›ndaki Remzi amcam›z

bizi "hofl geldiniz" diyerek karfl›l›yor. Bizi k›rm›yor Remzi amca ve sohbet davetimize icabet ediyor. ‹ç çekerek bafll›yor sözlerine; -"80 yafl›nday›m" diyor, "Çocuklar, buran›n havas› bir baflka, Baflka yerde nefes almak zor." Caminin yan› bafl›ndaki mezarl›¤a bakarak iç çekiyor ve ekliyor; -"Beni buraya ba¤layan k›ymetli hat›ralar var"... Remzi amca 16 yafl›nda olan k›z kardeflini üzücü bir

Aaaa bir de bal›k seviyorsan›z 1 Eylül'den sonra bal›k yeme¤e de bekliyoruz... Vesselam...


62

Kas›m - Aral›k 2009

Mehmet Erdem Gürhan m.erdemgurhan@gmail.com

PS‹KOLOJ‹

Toplumsal Ruh Sa¤l›¤›m›z Nereye Gidiyor?.. Bir dönem evin baflköflesine oturan ve varl›¤›yla dahi birçok sorunu bafllamadan çözen büyük anne ve babalar›n yerine çekirdek aile de televizyon evin baflköflesine oturmufl ve gözler ona kilitlenmifltir. Karfl›l›ks›z sevilmeyi bekleyen yavrular akflam eve geldi¤inde TV ye hapsolan babas›n›, kendi dünyas›nda babal›ktan ç›karm›fl ve kendisini dinleyen, de¤er veren modern sokak gruplar›n›n bir üyesi haline gelerek aidiyet hissini orada gidermeye çal›flm›flt›r. izliyorlar. Ve korkularla dolu bir yaflamda insanlara güvenmeden sürekli teyakkuzda yaflamak zorunda kalman›n dayan›lmaz zorlu¤unu yafl›yorlar.

Türkiye son 5 ayda cinnet senaryolar›n›n neredeyse her yaflta olan›na flahit olmufl durumda. 12 yafl›nda küçücük bir çocuk annesini bafl›ndan vurarak öldürüyor. 11 yafl›nda baflka bir çocuk kendini asarak intihar ediyor. Baba evde adeta tetikte bekliyor ve eve gelen tüm aile üyelerini s›rayla kurflunluyor, birileri bir köyde hiç ac›madan çoluk çocuk katliam yap›yor. Uyand›¤›m›z günün sabah›nda gözlerimizi nas›l bir sabaha açaca¤›m›z› bilemez bir hal içindeyiz. Müthifl bir toplumsal çözülme yafl›yor ve bu durumun önünü bir türlü alam›yoruz. Anne ve babalar bu durum karfl›s›nda endifleli bir bekleyifl içinde durumu

Bu noktada durup bir soruyu sormam›z gerekiyor... Ruh sa¤l›¤›m›z nereye gitmektedir? Ne yapmal›y›z? Asl›nda bir analiz yap›ld›¤›nda yaflam›m›z›n bundan sonraki safhas›n› bu soruya verece¤imiz yan›tlar flekillendirecektir. Her cevap bir de¤iflimi tetikleyecek ve her aile kendi sistemi içinde eksiklikleri de dikkate alarak sorunlara aile eksenli çözümler üretmeye çal›flacakt›r. Ailedeki bu de¤ifliklikler onun üst sistemi olan toplumun refah› ad›na önemli bir ad›m› oluflturacakt›r. Her olay için farkl›l›k arz etmekle birlikte sorunlar›n toplum temelinde karfl›l›k geldi¤i farkl› kodlar bulunmaktad›r. Bu kodlar›n çözümlenmesi en az›ndan, hassas olan sinir uçlar›n› tekrar fark etmemizi ve buna yönelik önlemler almam›z› belki de radikal önlemler almam›z› gerektirecektir.

Özellikle son y›llarda köyden kente göçlerin artmas› ve bununla birlikte bireylerin çok sade ve kendi özelinde sosyal olan bir ortamdan kopmas› Türk aile yap›s›n› dinamitleyen bir etken olarak görünmektedir. Bu göçlerin etkisi, zamanla genifl aile yap›s›n› bozmufl ve çekirdek aile dedi¤imiz modern(!) aile yap›s›n› do¤urmufltur. Bu durum bireylerdeki aidiyet hissinin art›k aile taraf›ndan karfl›lanamamas›na sebep olmufl, aileyi farkl› kültürel etmenlerin etkisine sokmufltur. Daha önce problemlerini özellikle de gelenek ve göreneklerinin etkisiyle kendi içinde çözen bu sistem ifllemez olmufl ve art›k aile içindeki karfl›l›kl› güven duygusu yitirilmifl, çocuklar sevgi ihtiyaçlar›n› d›flar›da arar hale gelmifl ve aile dinamikleri tüm bu durumlardan darbeler yiyerek a¤›r hasta haline gelmifltir. Bir dönem evin baflköflesine oturan ve varl›¤›yla dahi birçok sorunu bafllamadan çözen büyük anne ve babalar›n yerine çekirdek aile de televizyon evin baflköflesine oturmufl ve gözler ona kilitlenmifltir. Karfl›l›ks›z sevilmeyi bekleyen yavrular akflam eve geldi¤inde TV ye hapsolan babas›n›, kendi dünyas›nda babal›ktan ç›karm›fl ve kendisini dinleyen, de¤er veren modern sokak gruplar›n›n bir üyesi haline gelerek aidiyet hissini


Kas›m - Aral›k 2009

orada gidermeye çal›flm›flt›r. Akflam yeme¤ini aile üyeleriyle birlikte yeme, aile içi hasbihal kültürü gibi de¤erlerimiz dezenformasyona u¤ram›flt›r. Bu aç›dan flu an TV'lerde ve gazetelerde karfl› karfl›ya kald›¤›m›z cinnet ve katliam haberleri, art›k bu hasta vücudun bu a¤›r problemi kald›ramad›¤›n›n yaln›zca birkaç iflaretidir. Toplumsal olarak temel dinamiklerimizin yeniden kazan›lmas› için geleneksel de¤erlerimizi yeniden hat›rlamak ve buna ba¤l› olarak çocuklar›m›z› zaman›n flartlar›na göre yetifltirmek çözüm ad›na en temel düsturlar olarak görünmektedir. Zira bu ülke de bir tak›m insanlar taraf›ndan kutsal hep eski diye reddedilmeye çal›fl›lm›fl, olumlu katk›lar›n›n neler olabilece¤i dahi düflünülmeden bir kenara at›lm›fl ve varolan problemlere güya modern çözümler(!) bulunmaya çal›fl›lm›flt›r. Bu çözümsüzlüklerin yan›nda çözüm önerilerinin öznesi durumunda olan anne babalar bu travmalara maruz kalmamak için aile içinde ne yapmal›d›rlar? Cinayetler ve travmalar 9 yafl dolaylar›na kadar inmiflken bu çocuklar için yap›lmas› gereken davran›fl önerileri nelerdir?

flahit olunmas›, TV ve arkadafl grubudur. Bu üç temel alana yap›lacak stratejik müdahaleler sistem içindeki fasit dairenin yok olmas›n› sa¤layacakt›r ki aile terapistlerinin en önemli müdahale yöntemleri aras›nda bu sistemi çözme vard›r( Genel Sistem Teorisi). Vurma, k›rma, duygular›n› konuflarak de¤il fliddete baflvurarak ifade etme gibi davran›fllar ö¤renilmifl davran›fllard›r. Öyleyse ilk akla gelen bireyin bu fliddet içerikli gözlemlerini önce aile içinde yapt›¤›d›r. Özellikle de kad›na uygulanan aile içi fliddet davran›fl›nda

Aile ‹çi Dinamiklerin Güçlendirilmesi Çocuklar›n en önemli davran›fl özelliklerinden birisi taklittir. Taklit, çocukta davran›fllar›n› sa¤lam bir zemine oturtmas› için gelifliminin bir basama¤› olarak ona verilmifl özel bir yetidir. Özellikle ergenlik dönemine kadar ki olan süreçte çocuklar için baz› olaylar soyut kal›r ve bunlar› anlamland›ramazlar. Onlar sadece gördüklerini taklit eder ve ödüllendirildikçe o davran›fl›n do¤ru oldu¤una olan inançlar› artarak onlar›n al›flkanl›klar› haline gelirler. Çocuk görmedi¤i bir davran›fl› yapmayaca¤›na göre onun o davran›fllar› gözlemleme imkan ve ihtimalinin oldu¤u alanlar, durumlar ve kifliler vard›r. Bunlar temel olarak; Aile üyelerinin birbirlerine karfl› kulland›klar› davran›fl kal›plar›na

uluslararas› mahkemeler taraf›ndan da sab›kal› oluflumuz bu davran›fl›n ilk uyguma alan›n›n aile oldu¤unu göstermektedir. Çocu¤un zihin dünyas›nda bir flema oluflturan bu durumun en iyi besleyicisi ikinci olarak TV'lerdir. Çizgi filmler, sinemalar, tüm ailenin izledi¤i kad›n programlar›nda çocu¤unda karfl›laflt›¤› her türlü ahlaks›z davran›fl ve buna ek olarak çocu¤unda izlemek zorunda kald›¤› olumsuz haberler zihinde oluflmufl fliddet flemas›n› adeta destekler ve tetikler. Durum art›k öyle bir hal al›r ki uygulayarak ö¤renme safhas›na

63

gelinmifltir ve bu önce d›flar›daki küçük arkadafl gruplar›nda antrenman yap›larak uygulan›r. Çocuk arkadafl iliflkilerine zihnindeki flemaya göre yön verecektir ki ö¤renilen davran›fl kal›plar›n› bu iliflkilerinde kullan›r. Gruba dahil olma, akran bask›s›, gruptaki prestij ve de aidiyet hisleri, çocu¤un ö¤rendi¤i kal›plara yenilerini katarak davranmas›n› sa¤lar. Tetiklenen bu davran›fllarla çocuklar art›k donan›ml› ve her an patlamaya haz›r bombalar gibidirler. Resmetmeye çal›flt›¤›m›z bu tablo çok uzak oldu¤umuz bir durum de¤il. Ancak ebeveynlerin unutmamas› gereken fley, kiflinin 7'sinde kar›lan topra¤›n 70'inde de onun hayat›n› flekillendirecek güce sahip olmas›d›r. Bizler ne kadar davran›fl de¤ifltirme e¤itimleri de alsak, okuyarak ve kendimizi gelifltirerek daya¤›n, fliddetin kötü fleyler oldu¤unu ö¤rensek de zaman zaman yedekte bekletti¤imiz ve küçükken en yak›n çevremizden görerek dem ve damarlar›m›za ifllemifl davran›fl kal›plar›na geri dönebilmekteyiz. Çok sayg› duydu¤unuz bir insan›n h›rç›nlaflt›¤›nda sergileyece¤i davran›fl genelde onun ilk ö¤rendi¤i davran›fl kal›b› olmaktad›r. Öyleyse hamurun çocukluktan iyi kar›lmas› ve mümkün oldu¤u kadar aile içindeki sorunlar›n çocu¤un olmad›¤› bir ortam ve zaman diliminde çözümlenmesi yararl› olacakt›r. Anne babalar ve e¤itimciler s›ralad›¤›m›z aile, TV ve arkadafl mevzusunun üzerinde hassasiyetle durmal›, ebeveynler aile içinde her fleye ra¤men bir sevgi çemberi oluflturarak çocuklar›n› korumal› ve anlay›flta s›n›r tan›mamal›d›rlar. Sorunlar›m›z›n çözümü, temel milli ve örfi de¤erlerin bu kadar horland›¤› bir yüzy›lda, geleneksel ailevi de¤erlerimizin yaflat›lmas›nda ve adeta pergel gibi bir aya¤› gelenekleriyle s›ms›k› yere basan ama di¤er aya¤›yla da modern dünyay› peylemeye azmetmifl gençlerin yetifltirilmesine emek vermededir.


64

Kas›m - Aral›k 2009

Ümran Turan Atefl umranturanates@hotmail.com

B‹R NEFES

Tabiat›n Bir Parças›y›z Bizler, emanetçi olarak yaflad›¤›m›z dünyada sadece istifade edici rolüne sahibiz. Kendi s›fatlar› üzerine yaratt›klar›n› yok ederken, yok oluyoruz. Asl›m›za yabanc›lafl›yoruz. Çevre kavram›n› çiçek-böcek meselesine indirgiyoruz. Kald› ki, çiçek ve böce¤i var edemezken; onlar› yok etme ve bu ahengi bozma hakk›n› nereden buluyoruz? ‹nsan›n tabiata s›rt›n› dönüflü üzerine bir yaz› yazmak istedim. Do¤aya yabanc›laflmam›z›, çevreye duyars›zlaflmam›z›, Dünyam›z›n kirlenmesine, canl›lar›n yok olmas›na seyirci kald›¤›m›z› anlatan sitemkâr bir yaz›. Bilirsiniz, yaz› yazmadan önce yaz›n›za materyal bulmak ve güvenilir k›lmak için bir sürü kitap okur ve kaynak araflt›r›rs›n›z. Önce günlerce okursunuz. Bir bafllang›ç yapsam da sonra, nas›l olsa devam› gelir, dersiniz. Nereden, nas›l bafllasam diye düflünürken; bir televizyon kanal›nda 'Sinema Psikolojisi' ile ilgili bir

program› izlemeye bafllad›m. Görme engellilerin konu edildi¤i, ''Cennetin Rengi''isimli Mecid Mecidi'nin bir filmi elefltiriliyordu. Program› sonuna kadar izlemekten kendimi al›koyamad›m. Filmde, gözleri do¤ufltan görmeyen bir çocuk, baflkahramand›. Çocuk, çevresi taraf›ndan yad›rgand›¤› ve istenmedi¤i hissi yafl›yordu. O,arkadafllar›yla ayn› okula gitmek ve okumak istiyordu. Ama görme engelli oldu¤u için özel bir e¤itim almak zorundayd›. Görme engelliler okulunda da belli bir s›n›fa kadar e¤itim veriliyordu. Bulunduklar› flehirde e¤itimini devam ettirebilece¤i bir okul da yoktu. Ailesi,

O'nun okumas›ndan ziyade hayat›n› kazanabilmesi için ama bir marangoz yan›nda zanaat ö¤renmesini istiyordu. Sonuçta; çocu¤u, ailesinden ayr›, bir baflka flehirde ki marangozun yan›na ç›rak olarak verdiler. Çocuk gitti¤i ortam›, elleriyle tan›maya çal›fl›yordu. Sevdiklerinden uzak olman›n hüznüyle, hayat›n› a¤layarak, sorguluyordu. Ustas›, neden a¤lad›¤›n› sordu¤u andaki sahne çok etkileyiciydi. Çocuk, a¤lamas›n›n sebebini flöyle anlat›yor. Körler Okulu'nda ki ö¤retmenime sordum:''Allah beni sevmedi¤i için mi körüm ve O'nu göremiyorum?''dedim.


Kas›m - Aral›k 2009

65

oluyor. Tabiata sadece gözlerimizle bakmak yetmiyor, demek ki. Kâinat; Yarat›c›n›n bir eseri, bizde kâinat›n sadece bir parças› de¤il miyiz? Ruhumuz rüzgârdan bir parça de¤il midir? Gökyüzü bizler gibi damla damla a¤lamaz m›? Çiçeklerin yapraklar› gökyüzüne dua eden bir el gibi aç›lmaz m›? Denizdeki sular Hakka ulaflmak için dalda dalga zikredip, cezbeye düflmez mi? A¤açlar›n yapraklar›, Allah korkusuyla tir tir titremez mi? Kar›ncalar, birbirleriyle karfl›lafl›nca durup, ayn› iki insan gibi selamlaflmaz m›? And olunan ikindi vaktinde tüm tabiat, boynunu büküp Rabbini rab›ta etmez mi? Tabiat, bizler gibi baharda do¤up; yaz›n yetiflkin bir birey gibi verimli; sonbaharda yafllan›p kenara çekilip; k›fl›n ölmez mi? Tüm canl›lar gece uyuyup, gündüz uyanmaz m›? Hepimiz tüm canl›lar, ayn› sanatç›n›n eseriyiz. Bu muhteflem tabloyu bozmaya, bir sigara izmaritiyle dahi olsa çimenleri kirletmeye, gereksiz su harcay›p topra¤› çöl etmeye, kirli sular› denize boflalt›p bal›klar› öldürmeye, ne hakk›m›z var? Ö¤retmenim de bana''Allah '›n görülmez ve gören oldu¤unu anlatt›. Ellerinle dokunarak, O'nu yaratt›klar›nda, görebilece¤imi ve bir gün Allah'› bulaca¤›m› söyledi.''diyor.

var›fl›m›z. Allah'›n sanat eseri olan dünyada mekân› iyi de¤erlendiremeyip, senaryonun d›fl›na ç›k›fl›m›z. Oysaki mekân sabit ve sahibi belli.

Çocuk, her yerde ve her fleyde Allah'› ar›yor. En dokunakl› k›sm› da ''Bir gün, O'nu görürsem, O'na, tüm bu olanlar› ve her fleyi anlataca¤›m.''demesiydi.

Bizler, emanetçi olarak yaflad›¤›m›z dünyada sadece istifade edici rolüne sahibiz. Kendi s›fatlar› üzerine yaratt›klar›n› yok ederken, yok oluyoruz. Asl›m›za yabanc›lafl›yoruz. Çevre kavram›n› çiçek-böcek meselesine indirgiyoruz. Kald› ki, çiçek ve böce¤i var edemezken; onlar› yok etme ve bu ahengi bozma hakk›n› nereden buluyoruz?

Filmi tamam›yla izlememe ra¤men, içindeki o güzel mesajlar yüre¤ime dokundu. Allah'› görmeden, görme melikesine bile sahip olmadan, dokunarak; yaratt›klar›nda Yaradan'› arama ve bulma vurgusu... Asl›nda, hepimizin bildi¤i bir fley ve unuttu¤u. Allah'›n güzelli¤ini eserlerinde görmek. Ya, gözleriniz görmüyorsa. ‹flte bu nokta da film, beni çok etkiledi. Görmeyen gözlerden, göremeyen gözlere, görme dersi... Benim de ifllemek istedi¤im ve sitem etti¤im konu buydu. Tabiata s›rt›m›z› dönerek, yarad›l›fl gayemizden ve asl›m›zdan uzaklaflma noktas›na

‹nsan›n ruh, ak›l, iman üçlüsü çok önemli. Kimimiz papatyay› seviyorsevmiyor fal› olarak görürken; kimimiz, sar›çiçekle Rabbini konufluyor. (Yunus Emre) Kimimiz köpekleri tafllarken; kimimiz, y›llarca kendini onlar›n hizmetine aday›p; onlardan Allah'tan af etmesi için dua diliyor. (Muhammed Bahuddin) Kimimiz kufl seslerini ahenkli bir musiki olarak dinlerken; kimimiz, onlar›n c›v›lt›lar›ndaki zikre vak›f

‹nsan da di¤er canl›lar gibi dilenilen zamanda var edilip, dilenilen zamanda yok ediliyor. (ölüyor) Di¤er mahlûkattan yegâne üstünlü¤ü ak›l sahibi olmas›d›r. Bu özelli¤i de ona, kendi haricindeki canl›lar›n da Allah›n eseri olmas› sebebiyle; onlar›n yaflamlar›na k›ymet verilmesi hassasiyetini kazand›r›r. ‹nsan sadece istifade edicidir. ‹htiyac›ndan fazlas›n› tüketmesi, di¤er canl›lara hükmedici ve yok edici olmas›; yarat›lm›fll›k haddini aflmas›d›r. ‹nsano¤lu, topraktan yarat›lm›flt›r. Ak›lla flereflendirilip, Allah'a en yak›n k›l›nm›flt›r. Özü olan topra¤a yabanc›laflmadan, bir gün toprak olaca¤›n› bile bile topra¤› kirletip zulmetmeden, kendine verilen de¤ere yak›fl›r bir flekilde yaflamal›d›r. Öldükten sonra da bedeniyle di¤er mahlûkata fayda sa¤layaca¤›n› düflünüp, sevinmelidir. ‹lahi Âlemde de insan s›fat› ile huzura ç›kmay› dilemelidir. Tabiata s›rt›m› dönemem. Çünkü di¤er mahlûkat gibi ben de onun bir parças›y›m...


66

Kas›m - Aral›k 2009

Esma Acar daimaesma@yahoo.com

KÜLTÜR - SANAT Palermo'da Yüzleflme / Palermo Shooting)

cevap arayaca¤› ve belki bulaca¤› yola yönlendirilmifltir art›k. Usta yönetmen Wim Wenders'in y›llar sonra kendi topraklar›ndan bizimle buluflturdu¤u son filmi Palermo'da Yüzleflme'yi 2007 y›l›nda ayn› gün ölen iki usta yönetmen Ingmar Bergman ve Michelangelo Antonioni'ye adam›fl. Dil ve metin olarak çok katmanl› bir yap›ya sahip olan film, yo¤un metafizik söylemler bar›nd›r›yor.

Yönetmen-Senaryo: Wim Wenders Oyuncular: Campino, Giovanna Mezzogiorno, Milla Jovovich, Dennis Hopper Yap›m: ‹talya, ABD, Almanya, 2008, 124 dk. Uluslar aras› üne sahip moda ve reklam foto¤rafç›s› olan Finn, çok renkli ve hareketli görünen yaflam›na ra¤men her sabah ayn› ana uyand›¤›

hissi yaflamaktad›r. Sürekli dinledi¤i müziklerle hayat›n›n tekdüzeli¤ine bir anlam›yla kulak t›kayan sanatç›, bir gece ölümle burun buruna gelir ve çekti¤i sanc›lar varoluflsal bir sorgulamaya dönüflür. Rüya gerçek aras› yaflad›¤› halüsinatif durumlar onu Düsseldorf'tan ay›r›p, gizemli bir atmosferi olan Palermo'ya yönlendirecektir. Hayat›na, anlam dünyas›na dair sorgulamalar›na

Görünmeyene inanma, ölümün bir ç›k›fl olarak alg›lanmas› gibi dini referanslara olan göndermeler, izleyeni yüksek düzlemlere tafl›yor. Basit bir konuya sahip görünmesine karfl›n, farkl› imgelefltirmeler bizi çok temel ve insani bir sorgulamaya götürüyor. Aflk al›flageldi¤imiz temsillerinin çok ötesinde yüceli¤i teslim edilerek bambaflka bir tecrübeye dönüflüyor. Ölümün bir son de¤il bafllang›ç oldu¤unu teslim etmenin huzuruna ulaflma yolculu¤u, yönetmenin olgun anlat›m›yla ile gözlerimizi güneflli bir Palermo sabah›na aç›yor, ölüme ve hayata karfl› sorumlulu¤u hat›rlatarak...

John Malkovich Olmak / Being John Malkovich Yönetmen: Spike Jonze Senaryo: Charlie Kaufman Oyuncular: John Cusack, Cameron Diaz, John Malkovich Yap›m: 1999, ABD , 112 dk. Yetenekli bir sokak kuklac›s› olan Craig, para kazanamad›¤› için kar›s›n›n da bask›lar› ile bir meslek

edinmeye karar verir. Bir firmada dosyalama memuru olarak ifle bafllar. Bu s›rada flirkette tan›flt›¤› Maxine'e âfl›k olan Craig, odas›nda çal›fl›rken dolab›n arkas›na düflen bir dosyay› almak için dolab› çekti¤inde gizli bir geçit keflfeder. Bu geçit oyuncu John Malkovich'in beynine aç›lmaktad›r. Bunu Maxine'e

anlat›r ve birlikte bunu pazarlamaya bafllarlar. ‹nsanlara para karfl›l›¤›nda 15 dakikal›¤›na John Malkovich olman›n nas›l bir fley oldu¤unu tatt›rmaya çal›fl›rlar. Zamanla Malkovich'in bedenini adeta canl› bir kuklaya dönüfltürerek sömüren bilinçalt› kahramanlar›, kendi varl›klar›n›n fark›na varacaklard›r.


Kas›m - Aral›k 2009

67

Müzeler Art›k Ücretsiz Kültür ve Turizm Bakanl›¤›, Bas›n ve Halkla ‹liflkiler Müflavirli¤inden yap›lan aç›klama ile ziyaretçi say›lar› düflük olan müze ve ören yerlerine halk›n ve yabanc› turistlerin ilgisini art›rmak amac›yla 45 ildeki 83 müze ve ören yeri 15 Temmuz'dan itibaren ücretsiz hale geldi. Tarihî, arkeolojik ve kültürel de¤erleri tan›tmay›, yaflatmay› ve gelecek kuflaklara aktarmay› hedefleyen uygulaman›n bu müze ve ören

yerlerine ziyaret taleplerini olumlu etkilemesi bekleniyor. Buna göre Türkiye genelindeki baz› giriflleri ücretsiz olan baz› müzeler flöyle; ‹stanbul Adam Mickiewicz Müzesi, Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Bursa Türk ‹slam Eserleri Müzesi, ‹zmir Tire Müzesi, Erzurum Arkeoloji Müzesi, Konya Ere¤li Müzesi, Milas Müzesi...

Bursa Türk ‹slam Eserleri Müzesi

Vesika ve Foto¤raflarla Osmanl› Devrinde Kudüs - 1 Haz›rlayanlar: ‹lhan Oval›o¤lu, Cevat Ekici, Dr. Raflit Gündo¤du, Ebul Faruk Önal. ‹stanbul: Çaml›ca Bas›m Yay›n, 2009 Yahudi, H›ristiyan ve Müslümanlar için kadim ve kutsal olan Peygamberler flehri Kudüs... Hz. Ömer devrinde Müslümanlar›n hâkimiyetine giren flehir, 1917'deki ‹ngiliz iflgaline kadar ve Haçl› Krall›¤› dönemi hariç Müslümanlar›n yönetiminde kalm›fl. Osmanl› idaresi

Cat Stevens özleyenlere... Roadsinger Yusuf /Cat Stevens Yap›m: EMI/Kent, 2009 70'li y›llardaki müzi¤ini b›rakarak uzun süre farkl› tarzlara yönelen Yusuf ‹slam (Cat Stevens) bu süreçten tam 28 y›l sonra, 2006 y›l›nda ç›kan ilk albüm "An Other Cup"›n ard›ndan ikinci albümü ile müzik piyasas›na geri döndü. "Uzun zamand›r dinleyicilerimden ayr›yd›m ve yeni bir albümün art›k gelmeyece¤i düflünülüyordu. 'Roadsinger' sürpriz oldu. En iyi yapt›¤›m ifle geri döndüm; müzikle resim yapmak ve sözlerle çok insanc›l, kiflisel hikâyeler anlatmak." diyen Yusuf ‹slam 'Roadsinger'da bir flark› haricinde tüm parçalar› canl› kaydederek otobiyografik parçalar› bir araya getirmifl. Özel kapak tasar›m› ile içerisinde 20 sayfal›k bir kitapç›k bar›nd›ran albüm 11 parçadan olufluyor.

alt›na girdikten sonra ise kente emniyetin yan› s›ra yo¤un imar faaliyetleri ile büyük hizmetler götürülmüfltür. Osmanl›n›n Kudüsi fierif diye hitap ettikleri bu mukaddes flehre gösterilen hürmet, Baflbakanl›k Osmanl› Arflivinden vesikalar ve Y›ld›z Foto¤raf Albümü arflivlerinden oluflturulan seçki ile Çaml›ca Bas›m Yay›n taraf›ndan "Vesika ve Foto¤raflarla Osmanl› devrinde Kudüs" isimli çal›flma ile belgelenerek okurun be¤enisine sunuldu.


68

Kas›m - Aral›k 2009

Bir Yay›nevinin ‹zinde...

‹Z YAYINCILIK Ticari kayg›lar yerine Kutlu ‹z'in peflinde bir iz b›rakmak niyetiyle yola ç›kan bir yay›nevi olan ‹z Yay›nc›l›k, Türkiye'de bilgi, düflünce, kültür ve sanat alanlar›nda kal›c› bir katk› ve etki oluflturma kayg›s› tafl›yarak yoluna devam ediyor. Klasik ‹slâm miras›n› bugünün entelektüel ortam›na kazand›rmak kadar ‹slami bilimler ve siyaset alan›nda ça¤dafl çal›flmalara alan açma hedefi ile niteli¤in egemenli¤i ilkesinden ödün vermeden, kaliteli kitaplar›n titiz ve güvenilir bir flekilde yay›m›n› hedefliyor. Yay›nlar› aras›nda araflt›rma inceleme kitaplar› a¤›rl›kta olan yay›nevinin bu anlamda ilgi alan› oldukça genifl. ‹slam felsefesi, f›k›h, tefsir, ‹slam tarihi, dinler tarihi baflta olmak üzere psikoloji, felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, siyaset, iktisat alanlar›nda da kitaplar yay›ml›yor. Tasavvuf, kelam ve f›k›h klasiklerimizin neflrine de özel bir önem veriyorlar. Geçti¤imiz günlerde ‹bn Hacer'in görkemli el-‹sâbe'sini Sahabe-i Kiram Ansiklopedisi'ni 600. kitaplar› olan olarak yay›mlad›klar›n› belirten yay›nevi editörü Ali Akyurt, kurulduklar› 1990 y›l›ndan bu yana y›lda ortalama 30 kitap ç›kartt›klar›n›, bu rakamlar›n bazen iki bazen üç kat› kadar kitab›n da yeni bask›s›n› yapt›klar›n› söylüyor. ‹nternet ve internetle iliflkili teknolojilerin birçok fleyi de¤ifltirdi¤i bir ortamda kitap iflinin küçük bir pazar, sektör olarak varl›¤›n› sürdürebilece¤ini inanc›n› tafl›yor Ali Akyurt ve "nitelikli kitap okuyucular›n›n, yani kitap kültürünün esas mirasç›lar›n›n çok farkl› sebeplerle gösterece¤i direnç de süreci etkileyecek tahminen" diyor. Piyasa ortalamas›na göre hesapl› kitaplara sahip olan yay›nevinin redaksiyon, bask› ve tasar›m kalitesi ise ortalaman›n üstünde. fiu an itibariyle yay›nevi editörlük ya da

pazarlama anlam›nda çok büyük giriflimlere imza atam›yor. Ama kaliteden ve ahlaki-siyasi kay›tlar›m›zdan taviz vermeden varl›k ve etkinli¤imizi sürdürme amac›na sad›k kal›yor. Peki, yapt›¤› iflin karfl›l›¤›n› alabiliyor mu sahiden? Yapt›klar› iflin karfl›l›¤›n›n nihai olarak iktisadi bir fley olmad›¤›n› belirten Akyurt, temelde kitaplar› duyurmak, tan›tmak ve da¤›tmakla ilgili engellerin varl›¤› nedeniyle iktisadi engelleri aflman›n çok yeterli olmad›¤›n› belirtiyor; "As›l zorluk, kültürel alan›n sahte hiyerarflilerini, gizli aç›k iktidarlar›n› ve iliflki a¤lar›n› aflmakta." Da¤›t›m konusunda hayli yol alan yay›nevi Ca¤alo¤lu'ndaki sat›fl noktas›nda ‹nsan, EnsarDEM, ‹FAV, Hece, Litera, Do¤uBat›, P›nar-Aç›l›m, Ra¤bet, Paradigma, Anka-A¤aç, Edebiyat Dergisi Yay›nlar›, Uluda¤-S›r, Esra, Hüner, Rumi baflta olmak üzere birçok yay›nevinin stoklar›n› bulunduruyor. Yay›nevine u¤rayan okuyucular hem bu yay›nlar› toplu halde bulabiliyor, hem de da¤›t›mda kolayl›k oluyor. Bu alandaki faaliyetlerini yak›nda internet kitap sat›fl sitesi ile yeni bir mecraya kavuflturacak olan yay›nevinin internet sitesinin ad› son ç›kartt›klar› dergiyle adafl: Kitap Postas› (www.kitappostasi.com)


Kas›m - Aral›k 2009

69

TOHUM NOSTALJ‹ Bugün pek çok ‹slâm devleti Türkiye'den film sat›n almak veya Türklerle müflterek film yapmak arzusundad›rlar. Fakat onlara verebilece¤imiz - kelimenin tam mânâs›yla - «Türk filmi» nerede? ‹flbirli¤i yapacak «zihniyet» nerede? Bu yaz› Tohum Dergisi'nin 1964 y›l›n›n A¤ustos ay›nda bas›lan say›s›nda yay›nlanm›flt›r.

Millî Sinema ‹htiyac› Yücel ÇAKMAKLI Filmcili¤imize, sineman›n imkânlar› ve dünya filmcili¤i içinde Türk sinemas›n›n yerini tayin etmek gayesiyle, dikkatle bakarsak görürüz ki; sinemam›z "Milli Sinema" hüviyetinden çok uzaktad›r: Filmlerimizin büyük k›sm›, sinemay› sadece ticari bir kazanç vas›tas› telakki eden tüccar prodüktör ve rejisörlerin yapt›klar›, uydurma Amerikan filmlerinin taklidi veya piyasa romanlar›ndan aktar›lm›fl baya¤› komediler, a¤dal› melodramlard›r. Bunlar›n yan›nda bir de sinemadan; propaganda arac› olarak faydalanan ve köfle bafllar›n› tutan hilekâr, politikac› prodüktör ve rejisörlerin «toplumcu sinema», «olumlu sanat» parolas› ile meydana getirdikleri filmler vard›r.


70

Kas›m - Aral›k 2009

Birinci grup filmlerin yap›mc›lar›ndan zaten «Milli sinema» çabas› beklenemez. Fakat «Türk toplumumun sosyal gerçeklerini küçük görünen büyük dertlerini, sosyal yap›n›n çürük temellerini a盤a ç›karaca¤›z; Anadolu köylerinin ve insanlar›n›n yaflant›lar›n›, davran›fllar›n› mücadelelerini yans›tarak, Türk sinemas›na yön verece¤iz.» diye ortaya ç›kan 2'inci grup film yap›mc›lar›n›n yönleri de «Milli Sinema» ya do¤ru de¤ildir. ‹flte eserleri meydanda... Bu eserler, her türlü ahlâki kay›tlar› ve manevi ba¤lar› lüzumsuz addeden materyalist felsefeden ve Marksist edebiyat›n prensiplerinden mülhem,

«sosyal realizm» cereyan›n›n Türk sinemas›ndaki örnekleri olma çabas›ndan öteye geçememifllerdir. Türk sinemas›n›n ancak; köylüsü ve flehirlisi ile manevi k›ymetleri maddeden üstün tutan Müslüman Türk halk›n›n inançlar›, millî karakterleri, gelenekleri ile yo¤rulmufl, Anadolu gerçe¤ini yans›tan filmler vererek «Milli sinema» hüviyetine kavuflaca¤› aflikârd›r. Bugün pek çok ‹slâm devleti Türkiye'den film sat›n almak veya Türklerle müflterek film yapmak arzusundad›rlar, fakat onlara verebilece¤imiz kelimenin tam mânâsiyle «Türk filmi» nerede? ‹flbirli¤i yapacak «zihniyet» nerede?

Gerçi bu yolda çal›flmak isteyen sanatç›lar›m›z ve müteflebbislerimiz vard›r; teknik kadro vard›r; kaliteli film ç›karacak stüdyolar›m›z - az da olsa - vard›r. Lâkin prodüktör, sermayedar yoktur. Yukar›da bahsetti¤imiz mevcut yap›mc›lar, filmlerine d›fl pazar olarak gördükleri «Bat›» dan, gözlerini «Do¤u» ya, ‹slâm âlemine çeviremezler, çevirmezler... Bunun için film piyasas›na bu zihniyeti tafl›yan yeni sermayedarlar›n girmesi gereklidir; kendi tutum ve anlay›fl›m›z›n temsilcilerini desteklemek, yenilerini yetifltirmek gereklidir ve nihayet devletin bu endüstri - sanat koluyla «ilgilenmesi» gereklidir.


Kas›m - Aral›k 2009

71

ES‹MDER

ES‹MDER Eskiflehir ‹mam Hatip Mezunlar› Ve Mensuplar› Derne¤i

Esimder Dernek Binas›

Esimder 2000'li y›llarda temellerini oluflturmufl ve resmi olarak 2005 y›l›nda faaliyete bafllam›flt›r. Derne¤in 1300 üyesi vard›r. Yap›lan çal›flmalar neticesinde Eskiflehir' de 15000 ‹HL mezunu oldu¤u tespit edilmifltir. Derne¤in amac› Eskiflehir ili ‹HL mezunlar› aras›nda yard›mlaflma ve dayan›flmay› sa¤lamak, e¤itimin her

kademesindeki ö¤rencilere maddi, manevi yard›mda bulunmak, bu amaçla da sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler gerçeklefltirmektir. Ramazan Faaliyetleri Dernek, her y›l ramazan ayn›n son haftas› iftar vermektedir. Arefeden bir gün önce yap›lan iftar programlar›, flehir d›fl›ndan da gelen

üyelerin yo¤un kat›l›m›yla bayram havas›nda geçmektedir. Tüm üyelerin davet edildi¤i iftarlara flehrin büyükleri, bürokratlar› ve esnaflar› da dâhil edilmektedir. Amaç, tan›flma ve kaynaflma ortam› oluflturmak ve eski an›lar› da canland›rmakt›r. Ramazan ay›nda yap›lan di¤er faaliyet ise Eskiflehir' in tarihi camii


72

Kas›m - Aral›k 2009

Kurflunlu'da hatimle teravih namaz› k›l›nd›ktan sonra dernek binas›nda düzenlenen, sadece üyelerin de¤il birçok insan›n buluflma mekân› haline gelen çay ve kahve toplant›lar›d›r.

kademelerinde görev almaktad›r. Esyo her y›l haziran ay›nda sivil toplum kuruluflu festivali yapmaktad›r. Esimder bu festivalde stant kurarak yerini al›r. Dernek tan›t›m› için broflür da¤›t›r.

Yaz Program›

Mezunlar üye formu doldurmaktad›r ve kendilerine ulafl›lamayan üyelerin de bilgileri bu sayede güncellenir. Bu festival 2 gün devam eder.

Haziran ay›n›n son pazar› da geleneksel olarak piknik yap›lmaktad›r.

Wonder'in Misafirli¤inde Avusturya Gezisi Bu y›l Wonder' in misafiri olarak dernek üyeleri ile Avusturya gezisi yap›ld›. Oradaki ortam ve çal›flmalar› gören dernek üyeleri onlar› daha iyi anlama ve anlatma imkân›na ulaflt›. Böylece yurt d›fl› e¤itim düflünen ve ÖSS' ye giren ö¤rencilere konferans düzenlenerek ÖSS ve Wonder hakk›nda bilgiler aktar›lmaktad›r.

Kad›n Kollar› Buluflmas›

Esimder Dernek Baflkan›

‹l d›fl›ndan misafir ve üyelerin de davet edildi¤i piknikler her dönemin ‹HL mezunlar›n› buluflturmaya vesile oluyor. Sivil Toplum Kuruluflu Festivali Esimder Eskiflehir Sivil Yerel Oluflum platformuna üyedir. K›sa ad› Esyo olan kuruluflun yönetim

Esimder hala teflkilatlanmas›n› sürdürmektedir. Çal›flmalar›na bafllayan kad›n kollar›, her hafta pazartesi günleri dernek binas›nda genifl kat›l›ml› toplant›lar yapmaktad›r. Çal›flmalar›n› devam ettiren dernek, kad›n kollar› buluflma günü tertip ediyor. Programa kat›lan bayanlar bir araya gelmenin coflkusu ile ‹mam-Hatipli olman›n onurunu yaflarken irtibat bilgilerini alarak kopan arkadafll›klar›n› tekrar perçinleme f›rsat›n› da buluyorlar. Esimder' in düzenledi¤i kaynaflma ve birliktelik aç›s›ndan önem arz eden bayanlara yönelik son programa yüzlerce bayan kat›lm›flt›r.

Eskiflehir ‹HL Binas›

Esimder Avusturya Gezisi


Kas›m - Aral›k 2009

73

ÖNDER’DEN HABERLER

‹HBZ 'den ÖNDER'e Ziyaret

Avrupa'da yaflayan Türk çocuklar›na ait olduklar› kültür çerçevesinde e¤itim vermek amac›yla WONDER derne¤i bünyesinde kurulan ‹mam-Hatip E¤itim Merkezi'nin ö¤rencileri geçti¤imiz Temmuz ay›nda ÖNDER Genel Merkez'i ziyaret ettiler. ÖNDER yönetim kurulu üyeleriyle birlikte yemek yiyip sohbet eden ö¤renciler ‹stanbul'da bulunman›n sevincini paylaflt›lar.

Tatillerini ‹stanbul, Çanakkale, Edirne gibi illeri ziyaret etmek amac›yla anavatanlar›nda geçiren ö¤renciler imam-hatip neslinin ülke s›n›r, co¤rafya tan›madan dünyan›n her yerinde temsil edilebilmesinin örne¤ini en iyi flekilde gösterdiler ve ald›klar› e¤itimle ilgili bilgileri aktard›lar. ‹slami ilimlerin yan›nda okullar›ndaki derslere takviye amac›yla düzenlenen


74

Kas›m - Aral›k 2009

kurslar›n da yer ald›¤› ‹mam-Hatip E¤itim Merkezi 'nde ‹slami ilimler dersleri ö¤rencilerin yafl seviyelerine göre düzenlenen programlar çerçevesinde veriliyor. Bu derslerin yan›s›ra rehberlik programlar›, sosyal ve kültürel konularda seminerler, e¤itim

dan›flmanl›¤›, tatillere yönelik özel programlar, tiyatro klübü, film gösterimleri, kitap okumalar›, spor aktiviteleri ve çeflitli sanat kurslar› gibi etkinliklerle ö¤rencilerin sosyal yönlerini de gelifltirmeyi amaçlayan ‹mam-Hatip E¤itim Merkezi önceli¤i Avrupa'da yaflayan Türk çocuklar›n›n düzgün Türkçe konuflabilmesine yönelik

e¤itime veriyor. Yaz okullar›yla da desteklenen e¤itim sisteminde ö¤renciler yafllar›na göre 6-10 yafllar› aras›ndaki ö¤rencilerin kat›ld›¤› Kubbe 6 Çocuk Kulübü ve 10-17 yafllar› aras›ndaki ö¤rencilerin kat›laca¤› ‹mam-Hatip E¤itim Merkezi olmak üzere iki koldan e¤itimlerine devam ediyor.

ÖNDER Han›mlar Komisyonu Yeni Çal›flmalar ‹çin Kollar› S›vad› 3 Ekim 2009'da Önder Han›mlar Komisyonu Baflkan› Yasemin Bilnur Erenci'nin organizesiyle bir kahvalt›

program›nda bir araya gelen han›mlar yeni e¤itim-ö¤retim dönemi için çal›flmalara bafllad›. ‹mam-Hatip mezun dernekleri ve birçok sivil toplum kuruluflundan kat›l›m›n oldu¤u kahvalt› geçen dönemin de¤erlendirilmesi, yeni dönem için yap›labilecek çal›flma ve organizasyonlar›n belirlenmesi noktas›nda han›mlarla istiflare sa¤lanmas›na vesile oldu.

Yasemin Bilnur Erenci

‹stinye Sosyal Tesisleri'nde gerçekleflen programda yeni e¤itimö¤retim y›l›nda imam-hatiplerdeki kay›t durumu, e¤itim sistemindeki yenilikler hakk›nda bilgi veren Yasemin Bilnur Erenci, han›mlar komisyonun önümüzdeki günlerde yapaca¤› faaliyetlerde birlikte çal›fl›lmas›n›n önemine vurgu yapt›. Kahvalt› program› yap›lan hediye çekiliflinin ard›ndan son buldu.


Kas›m - Aral›k 2009

75

‹mam-Hatipliler Ramazan Coflkusunu Birlikte Yaflad›lar

ÖNDER Baflkan› Yusuf Ziyaettin Sula

‹mam-Hatipliler 51.kez ÖNDER çat›s› alt›nda bulufltular. Yaklafl›k 1000 kiflinin kat›ld›¤› iftarda eski ve yeni mezunlar coflkulu bir iftar geçirerek an›lar›n› tazeleme f›rsat› buldular. Kuran-› Kerim tilavetiyle bafllayan iftar›n ard›ndan bir konuflma yapan ÖNDER Baflkan› Yusuf Ziyaettin Sula, böyle bir davetli kitlesini a¤›rlamaktan duyduklar› memnuniyeti dile getirdi. YÖK'ün ald›¤› katsay›y› kald›rma karar›na da de¤inen Sula, art›k bu karardan

hiçbir flekilde dönüfl olamayaca¤›n› ve imam-hatipleri bundan sonraki süreçte parlak bir dönemin bekledi¤ine dikkat çekti. Verilen iftar yeme¤ine Fatih Belediye Baflkan› Mustafa Demir, Bahçelievler Belediye Baflkan› Osman Develio¤lu, TGTV Baflkan› Necati Ceylan, ‹lim Yayma Cemiyeti Baflkan› Hamza Akbulut, Uluslararas› Organizasyonlardan Sorumlu Baflkoordinatör Mehmet Atalay, Prof. Dr. ‹hsan Süreyya S›rma, Hüseyin Goncagül gibi birçok

davetli ve sivil toplum kuruluflu kat›ld›. Bir selamlama konuflmas› yapan Fatih Belediye Baflkan› Mustafa Demir davetlilerin yo¤un ilgisinden ve böyle köklü bir toplulu¤a hitap etmekten duydu¤u sevinci dile getirerek ÖNDER' e teflekkür etti. ‹ftar›n ard›ndan gece geç saatlere kadar ÖNDER bahçesinden ayr›lmayan misafirler sohbet çemberleri oluflturarak hasb›hal ettiler.


76

Kas›m - Aral›k 2009

Öncüspor Çal›flmalar› istifade ettiler. Akflamlar› kamp atefli programlar›nda çeflitli gösteriler haz›rlay›p sundular. Ayr›ca yar›flmalar yap›p oyunlar oynad›lar. Pratik izcilik uygulamalar› e¤itimiyle kendilerine yararl› olacak birçok bilgiler edindiler. b) 14-20 Haziran 2009 K›z ‹zci Kamp›

Öncü Gençlik ve Spor Kulübümüzün 2009 yaz çal›flmalar›n› iki bafll›k alt›nda toplayabiliriz. 1 - ‹zcilik Uygulamalar›. (Gençlerimizin sosyalleflmesi hedefine yönelik) 2 - Spor meslek yüksek okullar›na mezunlar›m›z› yönlendirmeye ve okul kazand›rmaya yönelik çal›flmalar. Bu çal›flmalar›m›z ‹mam-Hatip Lisesi ö¤rencileri ve mezunlar›na aç›k ücretsiz çal›flmalar olup kat›l›mc›lar kendi masraflar›n› karfl›lamaktad›rlar. 1 - ‹zcilik Uygulamalar› a) 04-11 Haziran 2009 Erkek ‹zci Kamp› Öncü Gençlik ve Spor kulübü 2009 yaz faaliyetlerinin ilkini Kütahya Gediz Murat Da¤› ‹zcilik Tesisi'nde ‹stanbul 'umuzun Çatalca, Sar›yer, Üsküdar, Beykoz ve Samand›ra ‹mam-Hatip Lise'lerinden yaklafl›k 80 erkek izci ve ö¤retmen lider ile 4-11 Haziran tarihlerinde (okullar›n kapanaca¤› son hafta) gerçeklefltirdi. Bu kampta gençlerimiz hoflça vakitler geçirdiler. Kapl›ca suyu ile dolan yar› olimpik

yüzme havuzunda yüzme bilenler yüzdüler, yüzme bilmeyenlere de yüzme dersleri verildi. Ok istasyonunda gençlerimiz antrenörümüz Ömer CAN lider nezaretinde olimpik yay kullanarak okçulukla tan›flt›lar, at›fllar yapt›lar. 1450 metredeki kamp yerinden 2030 m yükseklikteki zirveye yürüyüfl düzenlediler. Kamp bölgesindeki kapl›ca tesislerine giderek kapl›cadan

K›z izci kamp› daha önce uygulamad›¤›m›z bir çal›flma idi. Yetiflmifl bayan liderimiz yoktu. ‹stanbul ‹zcilik ‹l Temsilcisi Say›n Lütfiye Özkan bu konuda bize destek oldular. Bizzat kendileri gelerek ve sorumluluk üstlenerek bizim k›z izcilere yönelik ilk faaliyetimizi bafllatmam›z› sa¤lad›lar. ‹lk çal›flmam›z oldu¤u için duyuruyu s›n›rl› tuttuk. Sar›yer, Üsküdar ve Beykoz ‹mam-Hatip Lise'lerinden 70 civar›nda k›z izci, lider aday› ö¤retmen, izci gönüllüsü veliler ve mezunlarla birlikte Kütahya Gediz Murat Da¤› ‹zcilik tesislerinde kamp›m›z› gerçeklefltirdik. Bu kampta da erkekler kamp›nda yapt›¤›m›z bütün çal›flmalar› yapt›k. Sadece okçuluk çal›flmalar› yapamad›k.


77

Kas›m - Aral›k 2009

Kamp sonunda kat›l›mc›larla (izciö¤retmen-veli-gönüllü-uzman) yapt›¤›m›z anketlerde genel bir memnuniyet gördük. c) 27 Haziran -1 Temmuz Lider Yetifltirme Kamp› ‹stanbul, Ümraniye, Kent orman› ‹zcilik Tesislerinde gerçeklefltirdik. 30 c›var›nda mezun izci ve ö¤retmenimizle kat›ld›. 18 yafl›ndan gün alm›fl 20 civar›nda ö¤retmen ve mezun izcimiz ‹zcilik Federasyonunca o mekânda aç›lan Liderlik Temel Kursuna (LTK) kat›ld› ve sertifika almay› hak ettiler. Yafllar› tutmayan di¤er izcilerimiz çeflitli izcilik uygulamalar› yapt›lar. Bu arada at bindiler, t›rman›fl, kürek, ok vs. e¤itimler ald›lar. 2 - Spor meslek yüksek okullar›na (BESYO) mezunlar›m›z› yönlendirmeye ve okul kazand›rmaya yönelik çal›flmalar Ön bilgi olarak vermeliyim ki; Milli E¤itim Bakanl›¤› her y›l 1200'den fazla beden e¤itimi ö¤retmeni al›yor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlü¤ü, Belediyeler, özel spor salonlar›, çeflitli kurulufllar da bir o kadar çal›flt›r›c›, spor yöneticisi vs. s›fatlarla BESYO mezunlar›na istihdam sa¤l›yor.

ÖSS-1 HAM PUANI ve spora yetenek s›nav› toplam›yla bu okullar› kazanmak mümkün. Örnek olmas› için veriyorum: 2008 y›l›nda Eyüp ‹mam-Hatip Lisesi mezunu Abdülkadir fiAL ÖSS-1 Ham puan› 208 ‹ken BESYO kazanm›flt›r. fiöyle bir soru sormak istiyorum: 2008 y›l›nda 208 ÖSS-1 ham puan› ile 4 y›ll›k baflka bir yüksek okul kazanabilen BÜTÜN TÜRK‹YE’DE B‹R TEK MEZUNUMUZ DAHA VAR MI? Bu yaz›y› kaleme ald›¤›m s›rada 2009 BESYO s›navlar› devam etmekte. Ancak 187 ÖSS-1 ham puan› ile BESYO kazanan bir mezunumuz (Mustafa Koç, Ümraniye ‹HL Mezunu) oldu¤unu buradan mutlulukla ifade etmek isterim. Bu puanla 4 y›ll›k bir yüksek okul kazanabilen baflka bir ‹HL mezunu oldu¤unu da zannetmiyorum. 27 Haziran 2009 tarihinden itibaren Türkiye'nin çeflitli yerlerinden

gelen 26 mezunumuz ile bu çal›flmay› yapmaktay›z. ÖSS-1 ham Puan› 220'nin üzerinde 8 kifli var. Haz›rl›klar›m›z› ÖSS-1 ham puan› 220'nin üzerinde 80 kifliye göre planlam›flt›k. Bütün imam-Hatip liselerine duyuru yapm›flt›k. Ancak okullar›m›zdan gelen 26 kifli ve ÖSS1 ham puanlar› da iç aç›c› de¤il. Buna ra¤men 2009 ÖSS yerlefltirmesinde de en düflük ÖSS1 puan›yla 4 y›ll›k bir yüksekokula imam-hatip lisesi mezununu yerlefltirmeyi bu çal›flmam›z baflaracakt›r.

Ahmet ‹mdat Saliho¤lu

Mustafa Koç


78

Kas›m - Aral›k 2009

Önder ve Wonder'den ‹HL'li Ö¤rencilere Yurtd›fl› Rehberli¤i

ÖNDER Genel Baflkan Yard›mc›s› ve WONDER Baflkan› Yusuf Kara, ÖSS'de baflar›l› olan ‹mam Hatip Lisesi mezunlar› ve yurtd›fl›nda e¤itim f›rsatlar› hakk›nda Temmuz ay›nda gerçeklefltirilen mülakatlar öncesinde bir bas›n aç›klamas› yapt›. Kara aç›klamas›nda, yurtd›fl›nda e¤itim sürecine 10 y›l önce bafllad›klar›n› hat›rlatarak: "Bu zamana kadar 8 ö¤retim üyemiz üniversitelerde akademik kariyerine devam etti, 50 üzerinde ö¤renci doktora çal›flmas› yapt›, 100 üzerinde ö¤renci yüksek lisans bitirdi, 800 ö¤renci ise e¤itim hayat›n› devam ettiriyor" dedi. ‹mam Hatip Liseleri Mezunlar› ve Mensuplar› Derne¤i (ÖNDER) ve yurt d›fl›nda e¤itim almak isteyen ö¤rencilere rehberlik eden Viyana uzant›s› WONDER, ÖSS'de baflar›l› olan ö¤rencilerin durumlar›n› de¤erlendirmek, ö¤rencilerin yurt d›fl›nda e¤itim almalar› konusunda dan›flmal›k, rehberlik ve burs verme konular›n› konuflmak için üniversite adaylar› ve velilerle iki hafta sonu boyunca toplant›lar gerçeklefltirdi. Toplant›lar öncesinde Önder Genel Baflkan Yard›mc›s› ve WONDER Baflkan› Yusuf Kara, bas›na aç›klamalarda bulundu. Aç›klamas›nda ÖNDER ve WONDER'in her zaman oldu¤u gibi bugün de ‹HL'lilerin yan›nda olduklar›n› belirten Kara, ‹mam

Hatip Liseleri'ne ra¤betin her geçen gün artt›¤›na iflaret ederek; "Baflar›l› ö¤rencileri Viyana baflta olmak üzere Avusturya, Almanya, Romanya, Bosna, Üsküp vb. ülkelerdeki YÖK taraf›ndan geçerli görülen ve diplomalar›na denklik verilen üniversitelere yönlendiriyoruz. Onlara dan›flmanl›k ve rehberlik yap›yoruz" diye konufltu. Aç›klamas›n›n devam›nda Kara, yurtd›fl›nda e¤itim sürecine 10 y›l önce bafllad›klar›n› hat›rlatarak: "Bu zamana kadar 8 ö¤retim üyemiz üniversitelerde akademik kariyerine devam etti, 50 üzerinde ö¤renci doktora çal›flmas› yapt›, 100 üzerinde ö¤renci yüksek lisans bitirdi, 800 ö¤renci ise e¤itim hayat›n› devam ettiriyor" dedi. ‹HL'L‹LER‹N BAfiARISINI KATSAYI ENGELLED‹ Rize ‹mam-Hatip Lisesi Mezunu ÖSS ikincisi Zahide Keskin'i de tebrik ederek, ‹mam Hatip Liseleri'nin baflar›l› oldu¤unu ama katsay› adaletsizli¤inin kalkmas›yla baflar›lar›n›n daha da artaca¤›n› kaydetti. Yurt d›fl›nda e¤itim alma maliyetinin Türkiye'de e¤itim için il d›fl›na gidilen okul kadar oldu¤unu belirten Kara,

okullara düflük harç ücreti verildi¤ini ve ücretsiz e¤itim ald›klar›n› bildirdi. Bas›n aç›klamas›n›n ard›ndan Önder Genel Merkez'de oluflturulan rehberlik masalar›nda yurtd›fl›nda e¤itim almak isteyen ö¤rencilere üniversitelerin yetkili isimleri taraf›ndan bilgilendirme ve yönlendirmeler yap›ld›. Türkiye'nin dört bir yan›ndan gelen 300'e yak›n ö¤renci yurtd›fl›nda okumak amac›yla Önder'in dan›flmanl›¤›ndan ve deste¤inden yararlanmak için mülakatlara kat›ld›. Wonder Baflkan› Yusuf Kara, Wonder yöneticisi Nadire Kara, Önder Yurtd›fl› E¤itimden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Fahrettin Postac› ve Önder Genel Müdürü Sabri Ota¤'›n ö¤renciler ve velilerle yapt›klar› görüflmeler sonucunda ö¤renciler Viyana, Romanya, BosnaHersek ve Makedonya gibi ülkelerde kendilerine uygun bölümlere yönlendirildi. Uzun süren görüflmeler sonucunda gerekli bilgileri al›p, ifllemlerini tamamlayan ö¤renciler yurtd›fl›ndaki e¤itim alma isteklerini katsay› ve baflörtüsü sorunu d›fl›nda kaliteli e¤itim almak ve dil ö¤renmek fleklinde aç›klad›lar. ‹mam-hatipli olmayan birçok ö¤rencinin de kat›ld›¤› mülakatlar oldukça verimli bir atmosferde gerçekleflti.


Kas›m - Aral›k 2009

79

5. ‹mam-Hatip Kurultay›’na Do¤ru Her y›l kurultaylara haz›rl›k olarak düzenlenen bölge toplant›lar› 2009 y›l›nda da h›z kesmeden Türkiye'nin dört bir yan›nda devam etti. Teflkilatlanmadan Sorumlu Genel Baflkan Yard›mc›s› Ömer Ceylan

öncülü¤ünde gerçekleflen toplant›lar imam-hatiplilerin teflkilatlanmas› ve sorunlar›n›n çözülmesi noktas›nda bir lokomotif görevi üstleniyor. Her y›l 9 ayr› bölgede belirlenen illerdeki ‹HL'lerin ev

Bat› Akdeniz Bölgesi - Burdur

sahipli¤inde yap›lan toplant›lar bu y›l 5. Kurultaya haz›rl›k çerçevesinde genifl kat›l›mlarla gerçekleflti. ‹flte bölge toplant›lar›na emekleriyle, fikirleriyle ve gönülleriyle ifltirak edenler;

Do¤u Akdeniz Bölgesi - Osmaniye

Güneydo¤u Bölgesi - Diyarbak›r

Do¤u Anadolu Bölgesi - Bitlis

‹ç Anadolu Bölgesi - Aksaray

‹ç Anadolu Bölgesi - Aksaray


80

Kas›m - Aral›k 2009

Do¤u Karadeniz Bölgesi - Samsun

Do¤u Karadeniz Bölgesi - Samsun

Bat› Karadeniz Bölgesi - Tokat

Ege Bölgesi - Ayd›n

Marmara Bölgesi - Bal›kesir

Marmara Bölgesi - Bal›kesir


Tohum Dergisi 134  

dergi tohum

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you