Page 1


TARİHİN BAŞLADIĞI

ÖN-TÜRK UYGARLIĞI RESMÎ TARİHİN ÇÖKÜŞÜ

HALÛK TARCAN

toşlİDoııgılaıiiiı ü ste li


Bu kitabın tüm yayın hakları

Ö n-Türk U ygarlığı A raş tırm a la rı M erke zi’ne aittir. Her türlü alıntılarda kaynak olarak adı belirtilmelidir

& T Ö R E Y A Y IN G R U B U İmecesidir

0212 2406555

C RA 5179 20% 9FR. 19.02.2003 Paris ISBN. 975-92670-0

Gen. Yay. Yönetmeni Son okuma Teknik hazırlık Baskı/cilt Kapak tasarım Grafik tasarım Koordinasyon Dizgi/Tashih Hukuk Danışmanı

Dagıtını Koordinasyon

S Kemal E R M E T İN Halûk T A R C A N Töre tasarım Çalış Ofset Ercüment Tarcan Nczahat İyidoğan Şenol Erdoğan Burcu Aybüke Ermelin Av Nevzat Çetin Av. Nccdcl Karatcpe Av. Başbuğ Pınarbaşı Şemsettin Ermelin

Dr. Mehmet Kutlu TANK ve Aydoğan KEKEVİ'ye bu imecedeki büyük katkılarından dolayı teşekkürler. Kapak resmini Ercüment Tarcan, bir "Bitig Taş” olarak düşünmüştür Dipteki üçgen ED, üstündeki çizgi İS. Alev OZ damgası...¿D İZ OZ. yaratma gücünün şekil değiştirerek bütün dünyaya yayılması...Yazıyı bulmuş olan Ön-Türk kişileri halay çekmektedirler...


Yayın kurulu

Prof. Dr. Ali Osman ÖZCAN Arkeolog Çığır ZORLU Dr. Demir ÖNGER Prof. Dr. Ergican SAYDAM Doç. Dr. Fatma AYHAN Prof. Dr. Ramazan ÖZEY Doç. Dr. Refika TARCAN Dr. Mehmet Kutlu TANK Dr. Tuncay SUPÇUN Prof. Dr. Musa YILDIZ Prof. Dr. Lale ORALOĞLU Doç Dr. Muhsin idikut KADIOĞLU Dr. Muzaffer MADEN Prof. Dr. Mustafa ERKAL Prof. Dr. Yıldız DAĞDELEN Dr. Yüksfel CAVLAK Bu imeceye destek verenler

Bertan ONARAN - Yazar / çevirmen. Mustafa BAKAN - Yük.Mühendis. Servet ELBER * Araştırmacı / yazar. Olcay TUNÇ - Öğretmen. Abdullah TUNÇ - Mühendis / Kültür araştırmacısı. Hatice BOZTEPE - Öğretmen. Nükhet KOCAAÇAR - Öğretmen. Erdoğan ASLIYÜCE - Araştırmacı / yazar Osman KARATAY - Tarihçi. Turan İNANÇ - Ekonomist. Tamer BACINOĞLU - Doğu Bilimci / İlâhiyatçı. Aydoğan KEKEVİ - Sosyal-Danışman. Oylar SAGUNER -Yüksek Mühendis. Alpaslan OZAN - Araştırmacı / yazar. Ali Bilge ONUR - Y.Mühendis / yazar. Mustafa BOZKURT - Araştırmacı / yazar.. Jacqueline ALATUR - Öğretmen. Irge SEZER - Kompozitör Veysel DİNLER - Araştırmacı /yazar. Mustafa İZBERK - Yük. mimar/yazar. Ilhan ÇİLOĞLU - Em. Alb./Yazar: Necati ÇANKAYA - Em. Kurm. Alb./ Yazar. Bahir Mazhar ERURETEN - Hukukçu/yazar. Timuçin MERT - Yazar. Günseli BAŞAR - Araştırmacı /yazar. Fatma Uner İNAL - Avrupa. Kad. Biri. Tr. Delegesi. Gülen SEZER - Opera Sanatçısı


Kurumlar Türk / Alman Dil ve Kültür Ensttltüsü Paris A nadolu Kültür Merkezi Fransa Atatürkçü Düşüncc Derneği Rccklinghausen Atatürkçü Düşünce Demeği Töre Türkçe Düşünenlerin Dergisi A .D .A Anti Deformation Association O f Yakut Turkish Americans

K;?abı baskıdan önce ulaştırdığımız, yoğun çalışmalarından vakit ayırarak okuyan, yapıcı eleştirileri ve uyarılarından faydalandığımız; Doç. Dr. Şenol BAL. Prof. Çetin YETKİN, Prof. Acar SEVİM. Doç. Dr. Fatma AYHAN Prof. Ali Osman ÖZCAN, Metin AYDOĞAN Arkeolog Çığır ZORLU Bilimse! disiplinleri ve yapıcı uyarılarından doiayıTeşekkurlerimizı sunarız

ö ıvT ü rk Uygarlığı Araştırm aları Merkezi Hacı Mansur sokak Nu. 41 kat 2 Nişantaşı İstanbul 212 2476370 / 2318035

&

Y A Y I N G R U B U

0212 2406555


ANAM'A

ZÜBEYDE A N A '

TÜM A N A LA R 'A


İÇİNDEKİLER

BÖLÜM I. Kitap Öncesi .............................................................................16 Aydınlığı yaratan Ön-Türkler ....................................................... 21 Ezilmişlik .....................................................................................23 Ortaasya’da yazının icadı ......................................................... 25 Şüphe edilen noktalar ...............................................................27 Ateş kültü ve Ateş Evleri ......................................................... 30 Tanzimat Döneminin Mirası ....................................................... 31 Türk adının yok edilmesi . .................................................... 34 Türk dememek için .................................................................... 36 Batılılann yanılgıları .....................................................................41 EYZİ'ler, Tarih öncesi dünyanın başkenti ....................................45 Türkçe kaynak dil .......................................................................46 Arap istilâsı ............................................................................... 51 Batı nın geleneksel iftira kampanyasında devamı. Türklerin imha edilmeleri ............................................................ 56 Ön-Türk Kültürüne hazırdan konmak ......................................... 59 BÖLÜM II. KİTAP I ..................................................................................67 Resmî tarihin çöküşü ................................................................. 70 Mozaikçiler ..................................................................................75 Bölüm III. Ön-Türk uygarlığı .......................................................................88 hamlamayacak yanılgılar ............................................................ 91 Budizm’in kökeni .......................................................................93 Yöntem .................................................................................. 100 Yazının doğduğu üçgen .......................................................... 101 Evrensel uygarlıkların kökenindeki Ön-Türk uygarlığının doğuşu .104 Orta Asya kişisinden. Ön-Türk kişisine .................................... 105 Yazıya doğru ilk adımlar . . . . * ........................................... 106 Yazının doğuşu ....................................................................... 108 Yazının doğduğu üçgen .......................................................... 111 ASYA yazıtları / OT-OĞ Yazıtları...............................................115 Bölüm IV. Uygarlıklar su kenarlarında doğarlar ......................................... 120 Bilinmeyen adlarıyla iç denizler ............................................ 122 Batının büyük yanılgısı ............................................................ 129 Bölüm V. Kara Tau Kültürü .................................................................... 126 Karatau kültürü Hindistan’da ' .................................................... 129 Tarihteki ilk siyasal kuruluş: UŞUNUY .................................... 130

6


Bölüm VI. Evrensel kültürün başlangıcındaki Ön-Türk dil, yazı, kültür ve tarihi ............................................ 132 Tarih Ön-Türklerle başlar ..........................................................133 Bölüm VII. Kaya resimleri damgalar .......................................................... 141 Oğ Tamgaları ..........................................................................150 Yazıtların içerikleri .....................................................................151 Yazı okulları ............................................................................. 15 ? Ön-Türk ve evrensel uygarlıklar tarihinde ilk açılan okul . . . .153 Bölüm VIII. İnsan üstü kuvvet inancı ..........................................................155 Kurganlar ve tümülüsler ..........................................................158 Kutsama merasimi .................................................................... 159 Kün-Ay Yakanlarının Anlamları .................................................. 161 Yılan-Boğa Kültü ....................................................................... 163 Hint-Avrupa dillerinde 7 sayısı * ..................................................164 Demokrasinin çekirdeği ............................................................ 173 Ateş Kültü / Ourgan Kültürü .................................................... 173 Varoluş felsefesi ........................................................................176 Ateşe urma" kuralları ............................................................... 177 Uça Barma ............................................................................... 179 Batı dillerinde Tanrı adlarının kaynağı .......................................180 Bölüm IX. Ön-Türk siyasal kuruluşları, ÖDÜS (devlet)leri ......................... 182 ON-UYUL, On notası, tarihteki ilk barışnotası............................... 185 TÜRÜK BİL, Türük egemenliği ..................................................192 Orhun yazıtlarının yanlış tarihi .................................................. 194 Avrasya tarihi .......................................................................... 196 Rus Çarlığının tarih araştırmaları .............................................197 Ötügen Ormanlanndaki barbar Tatarlar(!) ..................................198 Resmî Türk tarihindeki inanılmaz yanlışlar ve yanlışlarda ısrar .198 Uygur İmparatorluğu .................................................................. 199 Bölüm IX. Orta Asya, Üst Asya, Avrasya, Ön-Türk yazıtlarında bilinmeyen ya da bilinmeyen bilinmek istenmeyenkavramlar ...................... 200 Bölüm X. Göçler .................................................................................... 213 Doğu’dan gelen aydınlık, Talas’tan Gut-Yak’a ......................... 214 İsi-Yir’den Güneye .................................................................... 215 Doğu Anadolu kaya resimleri ve yazıtları ile Türklerin dördüncü anayurdudur ..............................................222 Ahtamar Adasında Ön-Türkler ................................................ 228 Karabağ Nogomi Karabağ .................................................... 230 Cunni Mağarası......................................................................... 230 16 bin yıllık kültür ve taşıdığıuygarlık .................................. 232 7


Bölüm XI. Kuzey Anadolu’da Karadeniz kıyılarında Ön-Türk izleri ...........236 Bölüm XII. UW-On'lar, Konstantinopolis Bizans, ASTAN-BOLIÛ, AASİTAANE İstanbul ...............................................................240 UW-ON'lar.................................................................................. 241 İstanbul yöresinde Ön-Türk kültürünün ilk delilleri.......................242 Bölüm XIII. TROİA TROYA)..........................................................................255 Beycesultan’da Ön-Türk yazısı ................................................. 258 Batı Anadolu'da bir yazıt daha ................................................. 259 Sagalassos, Batı Anadolu'da yenibir yerleşim merkezi .............. 260 Antalya - ATTALEİA ...................................... ................. 264 Bölüm XIV. Limni Adasında Ön-Türkler ve Kyme alfabesi ......................... 268 KYME alfabesindeki harflerin ÖN-TÜRK damgaları olan kökenleri ..........................................276 Grekler Alaşyada ne ararlar ? -Kıbrıs Adasında Ön-Türkler . . .278 Karia yazısı .............................................................................280 Likya Lik / ya ........................................................................281 Bölüm XV. Anadolu tarihi sorunu ............................................................... 284 Hint-Avrupa Kuramsal Dilini 4.binde Doğu Anadolu’ya yerleştirme çabaları .............................................285 Urartu ................... .. ................................................................. 286 Hurrumi .....................................................................................289 Hyrcanie, (İrkani) .................................................................... 290 Bölüm XVII. Altın ustası İskitler ..................................................................305 iskitler Rumanya'da ..................................................................306 İskitlerde müzik kültürü ............................................................ 313 Bölüm XVIII. Doğu Anadolu Ön-Türklerı. Özet .............................................315 Mezopotamya'ya kısa bir bakış .............................................316 Ön-Türkçe’nin etki alanı ..........................................................317 Sami Alfabesinin doğuşu ..........................................................318 Kitap sonrası .............................................................................325 Halkımıza ilk sesleniş ............................................................... 325 Bilimsel Mantık .............................................................. . .330 12 Temmuz 2002 Ceviz Kabuğu .............................................331 1970 den günümüze manzarayı umumiye ................................. 358 Konferans serüvenleri ............................................................... 360 Kaynakça .................................................................................. 363

8


H a lû k T a r a ın

TANITIM Yayınımın amaçları şöyledir: Bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen Ön-Ata, Ön-Türk kültür ve uygarlığını • Halkımıza • Türk kitlesine ve • Bütün dünyaya tanıtmaktır. Tanzimat döneminde bütün acılığıyla ortaya çıkmış olan • Batı uygarlığı karşısındaki ezikliğimiz, • kökleşmiş olan kendimize güvensizliğimiz ve nihayet • bir tür yeni kimlik haline dönüşmüş olan • Türk kültüründen, kültür ve uygarlık sahibi olmuş olmaktan • Korkmamız, bu çok yönlü aşağılık duygusundan kurtaracak olan Ön-Ata kültürümüzdür. Bu kültür Zaman ve mekân içinde • Tarihin onunla başladığı • Kaybolduğu sanılan büyük uygarlık olarak ortaya çıkmıştır. Bu uygarlık, • tümüyle erime noktasına getirilmiş olduğundan, bu çıkış çok zor altında gerçekleşmiştir. Türk ve uygarlık dünyası bunu iki kişiye borçludur: Atatürk (vol gösterici) Türkçülük akımını, • ‘’kuvveden fiile” , teoriden gerçeğe dönüştürmüş, • devletin kültür politikasını, • Öz-kültürümüze dönüş, ulusal kimliğimizi arama olarak saptamış, Bunun için de gerekli olan ilk adımı atmış, • Türk Tarih Tetkik Cemiyeti’ni kurdurmuştur. Fakat, Türk Tarih cemiyeti, (sonradan Türk tarih Kurumu), • sistemi YÖNTEM yanlışlığı içinde, Türk tarihinin kökenlerini Ön-Türk Uygarlığını bulamamış ve onu, • yani “kendi kendini Red” yoluna girmiştir. Âdetâ kendi uygarlığının derin ve genişliğinden korkmuştur. Ama, hiç olmazsa, • Türk tarihinin Islâm Tarihinden ibaret olmadığı meydana çıkmış, • Türk kültür ve tarihinin, eksik resmî tarihin vermiş olduğu (- 220)de başladığı kabul edildiğinde, İslâmiyet’in doğuş tarihi olan (+632)den, 220 + 632 = 852 yıl önce başladığı varsayımını olsun desteklemiştir. Ön-Türkler incelendiğinde görülecek olan; “C 14 ile, Sovyet Bilim Akademisinin Türk olduğunu bilmeden tespit etmiş olduğu ilk tarihi, 14 bini alırsak, 14.000 + 632 = 14.632 yıl önce Türk kültürü tarihe ayağını basmıştır”. Bir öteki kişi ise, Kâzım Mirşan’dır. Köşesinde sessiz sedasız onlarca yıl çalışan ve çalışmakta olan Orta Asya çocuğu Kâzım MİRŞAN, bu uygarlığı, • Tarihin başlamasını sağlayan, kaybolduğu sanılan bu büyük uygarlığın, Ön-Türk uygarlığı olduğunu, •>


Halûk Ta ram

en emin yol olan dil ve onu görselleştiren yazılı belgelerle ortaya çıkarmıştır • Bu şeref, yalnızca ona aittir. Geniş ve derin, en başta Türkçe olmak üzere dil bilgisi, Orta Asya’yı ana kucağında tanımış olmanın verdiği budunsal ve toplumsal bilgiler onun • gerekli olan araştırma sistemi içinde • gerekli olan YÖNTEM içinde olduğunu göstermiştir. Bu konuda • Anadolu Türkçesi dışında başka Türkçe ya da Türk lehçesi bilmeyen • yerli, ya da, onu da bilmeyen yabancı -iyi niyet sahibi olsalarbile— öteki araştırmacılardan ayıran müspet ve gerekli yönleridir. • Bu da, Türk Tarih Kurumunun sistem YÖNTEM YANLIŞLIĞINI ortaya koymuştur: 1- Türk tarihi, doğduğu dilde araştırılır. Bunun için de 2- Geniş çapta Türk dilleri, ya da lehçeleri bilgisine sahip olmak gereklidir.. Yayınım prensip olarak ZAMAN ve MEKÂNDA TÜM TÜRK KİTLESİNİ ELE ALIR Yayınımı iki kitap halinde planladım : Kitap 1 : • Yazının doğuşu, Yazının taşıdığı en yüksek seviyedeki fikirler, • Tek Tanrı kavramı, • ilk siyasal kuruluşlar, • Asya ve Anadolu’da DİP KÜLTÜRÜN Sahibi,ÖN-TÜRKLER Kitap 2 : • Avrupa, • Mezopotamya, • Amerika’ya yayılmış ve DİP kültürü oluşturmuş olan Ön-Türk Kültürü... KİTAP 1’in organizasyonu şöyledir: - Kitap Öncesi - Kitap 1 - Kitap Sonrası Kitap öncesi ...iki temel konuyu işler: A - VATİKAN ve BATI ÜLKELERİNİN TÜRKLERE KARŞI TUTUMU: (+ 5’nci) yüzyılda, cehalet, pislik ve yobazlık içinde sürünen Batıya, • 34 harfli alfabesi, Ön-Türk kültürü ve demirci körüğüyle bir ışık gibi girmiş olan Attilâ ve Hunlarm, halkın uyanmasına neden olması, dolayısıyla • Vatikan’ın eleştiri kabul etmez, mutlak otoritesini sarsması nedeniyle, • Barbar, yakıcı, yıkıcı ilân edilmesi ve Batıda Türklere karşı tarihi kinin başlangıcı ve tarihi ilk iftira; • Ostrogot kralı Totilâ’nın barbalığının Attilâ’ya mal edilmesi.. 1. Bu hislerle beşikten itibaren yetişen batılının • Türkleri Avrupa’dan, Anadolu’dan, Ortadoğu’dan silmenin Orta Asya’ya iti


Halûk Tartan

gönderme geleneksel siyasetinin doğuşu ve uygulanması...Haçlıların püskürtülmesi ve Avrupa’ya yayılışının bu siyaseti körüklediğini de unutmamak gerekir • 1774 Osmanlı İmparatorluğunu parçalama kararında sabırla yürüyerek 1920'de SEVR’e ulaşmak. 2. Türkleri, uygarlıktan nasibini alamamış, kendine özgü bir kültürü olmayan kötü kopyacı, şekilsiz bir kitle hattâ, bir sürü olarak gösterme azmi...Bunun için • Türk kelimesini ağza almamak, bunun yerine Müslüman, Mongoloid (Moğolumsu) deyimlerini kullanmak • Türk tarihin, çıkarlarına uygun gelen tarihlere göre kaleme almak : • Asya’da Tarihimizi (- 220)de başlatmak, • Anadolu’da Tarihimizi (+1071)de başlatmak, • Türk dilini yok saymak, bunun sonucu karşılarına çıkan bilmedikleri yazıları asla Türk dil ve kültüründe aramamak...Ve • Bilinmeyen ve ölü ırk a ait bir yazı ve dil kavramını yaratmak • Hazar’dan Çin’e kadar uzanan tek ülke • Türkistan’ı önce Batı ve doğu sonra da Türk budunlarınıadlarına göre Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan vb...şeklinde parçalamak. 3- İFTİRA, İNKÂR ve YALAN kampanyasının ULULARARASI SEVİYEYE ÇIKARILMASI • 1821 Yunan ihtilâlindeki Türk katliamının, Yunan katliamı diye yutturulması • 1976 Çarlık Rusya’nın Bulgar Türkleri katliamından asla söz edilmemesi ve nihayet, • Osmanlı imparatorluğunu etniler politikasıyla, • kan ve ateş içinde bırakan Batılının, nihayet • Anadolu’ya da sahip olması için • Ermenileri suça teşvik edip • Türk katliamına sebep olmaları ve bu tarihi suçlarını saklamak için, • Ermeni Soykırımı iftirasını ileri sürmeleri, bunu en ufak bir şeklide vicdanları sızlamadan tekrarlamaları, • okullarda ders haline getirmeleri Bununla da yetinmeyip, bütün tarih bilimine karşı çıkarak, • yerel meclislere ya da parlamentolara üye seçilmek ya da parti halinde oy kazanmak için, • bir milletin şeref, haysiyet ve tarihini hiçe sayarak • Parlamentolardan karar çıkarmaları, • TARİHTE GÖRÜLMEMİŞ BİR ALÇAKLIKTIR. Batı, bu genel çizgilerle 4 gurupta topladığımız geleneksel Türk karşıtı ya da Türk fobisi programını başarıyla uygulamıştır. Fakat, • 1919-1923 Anadolu ihtilâli bu başarıya ilk darbeyi indirmiş durdurmuştur.

11


Halûk Tartım

KİTAP 1 Asıl Ön-Türk dil, kültür ve uygarlığını, bunun doğuşunu, gelişimini ve yayılmasını açıklayan kitaptır. Başlangıç bölümü. 1923'te başlar, Atatürk’ün ölümüyle 1- Öz benliğimize dönüş çalışma ve çabaları ilk engellerde terk edilir. • Ülke, bu yolda yürüyemeyen • Ya da bu yolda yürümek istemeyen, • Fikir ve sistem üretemeyen, • Kişiler ve partilerin elinde • yönsüzlük içinde bocalama dönemine girer • En kolay ve en tehlikeli yol tercih edilir . DİN SÖMÜRÜSÜ... 2• • • • •

Atatürk’ün ölümü sonrası, bu durumu fırsat bilen Batı, Sevr’ dosyasını açar. Din sömürüsü yolunda sinsi bir şekilde yürüyerek bir taraftan kökten dinciliği horlatır, öte yandan Atatürk’ü değersizlendirme kampanyasına girişir. Tanzimat’ta doğmuş ve fakat asla eksilmemiş olan aşağılık duygusunu işleyerek • Tarihte hiçbir şey yapmamış, uygarlığa hiçbir katkısı olmamış halk olduğumuz duygusunu körükler. • Anadolu’yu halklara böler, Anadolu Mozaiği fikrini bazı kafalara yerleştirir. Bundan sonrası, SEVR’İ sabırla işlemek, Anadolu’yu parçalamaktır. Artık uygulama başlamıştır... Ö N - T Ü RK • • • •

UYGARLIĞI

TARİHİ BAŞLATAN KAYBOLDUĞU SANILAN BÜYÜK UYGARLIK ÖN-TÜRK UYGARLIĞI’na girilir...Asıl kitap, Ön-Türk gerçeğinin açıklanması burada başlar.

Adlandırma sorunu; Başlangıçları tarih öncesinin derinliklerinde ortaya çıkan atalarımızı adlandırmak pek kolay olmadı. • Önce İLK TÜRK adını düşündüm...ilk insanla karışacağından vazgeçtim, • sonra DİP TÜRK adını buldum...Hiç hoşuma gitmedi. Nihayet • ÖN-TÜRK adında karar kıldım...Bu adı, maket halinde kalmış olan ilk kitabımda 1993’te ilk kere kullandım...Sevildi, alışıldı ve tutundu. Bilimsel olarak PROTO-TÜRK denir. Fakat Proto deyimi yazının bulunuşundan öncesini gösterir. 12


Halûk Tartan

Halbuki yazıyı bulan ve tarihi bu bulguyla başlamış olan Ön-Atalarımız için bu deyim artık geçerli olamaz...Ön-Türk’ün karşılığını batı dillerinde de bulmalıyız, kullanmalıyız ve kullanmasını öğrenmeliler. Bir kitabın yazılması kadar zahmetli olan bir öteki iş, kitabı bastırmak için gerekli, maddî imkânı bulmaktır. Akurgal ekolünün etkisi altında çalışan çok değerli kültür kuruluşlarına başvurmanın - önceki tecrübelerimden ağzım yandığından - boş olduğunu kara kara düşünürken, Almanya’dan, internet aracılığı ile tanıdığım bir kişi, arkadaşıyla birlikte bu iki sayın kişi, Ön-Türkleri yayımlarından tanıyan iki dost, kendi imkânlarını önerdiler. .Âdetâ gökten bir mucize gibi inmiş gibi olan bu imkân beni çok mutlu kıldı. Dr. Mehmet Kutlu TANK ve Aydoğan KEKEVİ'ye bu imecedeki büyük katkılarından dolayı en samîmi teşekkürlerimi sunuyorum. Kitabım, bütün iyi niyetime rağmen farkında olmadan kullanmış olduğum bazı kelimeler ya da kavramlar nedeniyle kanun dışına sarkabilirdi. Bu tehlikeyi iki sayın avukat; Sayın Av. Necdet Karatepe ve sayın Av. Başbuğ Pınarbaşı'nın titiz ve özverili incelemeleri sayesinde aşabildim. Kendilerine teşekkürlerimi sunarım. Türk Kültürüne hizmet etmeyi aslî görevleri olarak niteleyen ve en yüce değer olarak sadece ve sadece "Türklüğe Hizmeti” alan bu iki dost sağolsunlar!.. Türk Kültür araştırmalarına 1962’de başlamıştım. 1984'de Kâzım Mirşan’ı ve tanıdım Ön-Türklerle ilk temasım bu tarihte oldu Şimdiye kadar yazmış olduğum her kitapta özellikle, büyük maddî imkanları olan kuruluşlara, Bir Ön-Türk Uygarlığını Araştırma Merkezi kurulması için yaptığım önerilere de hiçbir ses çıkmadı. İlk Ön-Türk makalemi 1988’de yazdım. O günden, bundan iki yıl öncesine kadar, yapayalnızdım. Kimse yanımda yer almadı. Zaten beklemiyordum...Fakat bu kişi beni hayretlerde bırakacak kadar heyecan ve mutluluk içinde yanımda yer aldı...Töre Dergisine yapjlan saldırı sonucunda çok ağır iki ameliyat geçirip aylarca hastahanelerde yatması sonucu oluşan fizikî engeli kendisine bazı kısıtlamalar getirmesine rağmen heyecanı ve mücadele azmi asla eksilmedi...Ön-Türklerin tanınması için elinden geleni esirgemeyen bu kişi sonunda beni de geçti, bugün, yıllardır özlemini çektiğimiz, • ÖN-TÜRK UYGARLIĞI ARAŞTIRMALARI MERKEZİ’ni kurdu... • Bu merkez için çok önemli olan adımlarından ilkini attı. • Ön-Türk Uygarlığı araştırmalarını destekleyen kişilerin varlığını ortaya çıkarmak için bir anket yaptı. • Tabiî benim kitabımın basılması için sağa sola koştu durdu. • İşte bu kişi, Kemâl Ermetin’dir...Bilmiyorum, yaptığı, başardığı işler için teşekkür ederim demek yeterli olacak mıdır ? Teşekkür etmek, ona maddi manevî hiçbir imkâna sahip değilken, “sıfır bütçeyle” ama tü rk olmanın gururunu rant amacıyla değil, Türk Ulusuna hizmet amacıyla taşıyan Töre Dergisi ve Töre Yayın Grubu'nun görünmeyen ama inancını ve gücünü her fırsatta hissettiğim gölgedeki destekçilerinin 13


Halûk l'arcan

imecesiyle kurmuş olduğu merkezi yönetmek görevi vermek, daha doğrusu, bu görevi kabul etmesini rica etmek şeklinde olacaktır. Bu merkezin doğal VE ONURSAL başkanı Kâzım Mirşan’dır. Merkez üyelerinin bilgi ve arzu derecelerine göre yapacakları araştırmalar, -Mirşan'ın kurmuş olduğu sistemde * geçerli 39 Türk lehçesi ya da dilinde kıyaslamalı olarak yapacağı inceleme süzgecinden geçtikten sonra yayımlanacaktır. Ben 1984’te yayınlarıyla tanımış olduğum Mirşan’ın dil bilgisinin genişliğine her geçen gün daha hayran olarak inandım Kendisine Ön-Türk kültürüne ait olabilir şüphesiyle, bulduğum ve gönderdiğim belgelerin pek çoğunu çok kısa zamanda çözerek yollamıştır. Gerekli olan zamanın çoğunu postada geçen zaman almıştır diyebilirim, Bu arada, İlk maket halinde kalmış olan kitabımda önermiş olduğum ÖNTÜRK deyiminin tutmuş olduğunu da mutlulukla görmekteyim. Önce İlk- Türk deyimini kullanmak istemiştim. Fakat, İlk insanla karışacağından vazgeçtim. Sonraları DİP TÜRK demek istedim...O da olmadı. Ön-Türk’te karar kıldım ve tutuldu. Bir noktayı daha açığa çıkarmak istedim: Ön-Türk gerçeğini eleştirmeye dayanamayanlar benim Mirşan’ın bilgilerini halk deyimiyle yürüttüğümü hattâ daha da ileri giderek "hırsız” olduğumu ileri sürmekteler. Açıklayayım: Ben bütün gücümle Almanya, Avusturya, İsviçre ve Paris’te verdiğim konferanslar, yazdığım makalelerde daima HABERCİ olduğumu ve ÖnTürklerı ortaya çıkarma şerefinin yalnızca ve yalnızca Mirşan'a ait olduğunu ifade etmişimdir. Tanıtmak için ise, işte Mirşan budur demem için elbette ki kitaplarından bazı belge ve bulguları almam gerekmektedir. Nasıl ki, bir bestecinin tanıtılması için o bestecinin eseri alınır, çalışılır ve icra edilir...Başka çıkar yol var mıdır ? Ön-Türklerin tanınması üç büyük sorunu çözümleyecektir; • Gerçek yönleriyle ve kat’i çizgileriyle ortaya çıkmış olan, bir türlü bilinemeyen TÜRK KİMLİĞİ öğrenilecektir. • Batı karşısındaki eziklik ve kendimize güvensizlik sonucu esas kültürümüzü öğrenme ve kabul etme korkusu ortadan kalkacaktır VE DE Batının 1774’ten beri hayâl ettiği, Türkleri yok etme arzuları ve bu arzularını gerçekleştirme yolundaki planları ve ilk adımlarını attıkları SEVR parçalanacaktır. Ama ne yazık ki bu ilhamı veren, bu hedefi işaret eden Atatürk hayatta değil...

14


Kitap Öncesi

Bölüm I.


Haliık Tartan

KİTAP ÖNCESİ Bu seri halindeki makaleler, şimdilik iki ayrı ve birbirini tamamlayacak şekilde tasarladığım iki kitabın girişidir. Amacım, Türk kitlesinin, • öteki ülkeler ve kültürlerle, zaman ve mekândaki çok kere aleyhine olmuş, ya da yaratılmış olan ilişkilerini • Batıdan tercüme ,onun çıkarlarına göre düzenlenmiş, yanlış, eksik, kökensiz bırakılmış Türk tarihine, Resmî tarihe inanmış, ona alışmış olan vatandaşlarımıza, • Tarihin kökeninde olan, tarihi başlatan, bilinmeyen, bilinmek istenmeyen, Ön-Türk uygarlığının varlığını tanıtmağa çalışacağım Aralarında, uluslararası seviyede tanınmış, dış ülkelerde kürsü sahibi olmuş, çok sayıda konferans vermiş, çalışkan, sevilen, sayılan Akademisyen­ lerimizden (profesör, doçent, asistan) gerekli olanı da eleştirecek ve yanılgılarına dikkatlerini çekeceğim. Elbette ki bu eleştirilerle onları asla küçültmek ya da cehaletle itham etmek gibi bir amacım asla yoktur ve olamaz. Bu eleştirilerde hareket noktam, • Bilim yanılarak ilerler prensibidir. • • • • • • • • • • •

Buna mecburum: Çünkü, ülkeye dışardan bakan bir araştırmacı olarak, ülkemiz üzerinde oynanan geleneksel Batılı oyunlarının içinde yaşadığımdan, bu oyunlarıçok yönlü olarak ortaya çıkarabilecek ve ona karşı kültürümüzü, uygarlığımızı ileri sürerek mücadele edebilecek olan araştırmacılarımıza büyük görevlerin düştüğünü kanısındayım. Ancak bu görevlerini, yanlış yolda yürümekte olduklarını kabullendikleri anda yerine getirebileceklerdir... Ülke tehlikededir...Kaybedecek zamanımız yoktur. Yeniden ateş çemberi, ikinci bir kurtuluş savaşı şartları içindeyiz . Bu kere silâhımız kalemdir, bilimdir.

Genel çizgiler: Çok çetin olan konu, her iki kitapta geniş bir şekilde ve ayrıntılarıyla işleneceğinden ve gerekli kaynaklar tümüyle verileceğinden, bu başlık altında ancak, bazı gerekli olan paragrafları verebiliyorum. Tekrarlar: Anlatı olarak, konferans sistemini kullandım; Aynı kavramları, bulguları, bilgileri, yerlerine göre, değişik bölümlerde tekrarlamaktan çekin­ medim. Amacım, okurun dikkatinin, öteki sayfalara gönderilerek dağılmaması­ dır. Bunun için her bölümü, gerekli olan bu tekrarlarla bağımsız bir bütün olarak takdim etme yolunu tuttum. Yazı için; dikey sistem kullandım, paragraflarda esas fikirleri görsel hale getirmek amacıyla, onları satır başlarına yerleştirdim. Bu teknik, zamanı az olan kişilere diyagonal okuma imânını vermektedir 16


Halûk Tarcan

BİZ TÜRKLER, kendimizi • resmî tarihin öğrettiği gibi, • Uygarlıktan nasibini alamamış bir göçebe sürüsü olarak görürüz ; Dahası da v a r, • Kimliğimizi bilmeyiz...Araştırılmamıştır. • Araştırdıklarını varsayanlar, kimliğimizi ortaya çıkarmak için değil, • Kimliğimizin olmadığı ön-fikriyle çalışırlar...çalışmışlardır. Çünkü, • Batıdan tercüme tarihimiz bizi daima çıkmazlara sürükler...Bilimsel gerçeklerin dışına iter. ETNO / MÜZİKOLOJİ Benim de inandığım, benimsediğim ve ıstırabını çektiğim bu seviyesizlik içinde, bana, Centre National de la Recheche Scientifique’e(Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi - Paris), gerekli olan yarışmayı kazanarak girdiğimde Türk olmam nedeniyle, etnolog ve müzikçi sıfatıyla, • Anadolu, Türk Halk Geleneksel öyunları ve müziğinin, • Aksak denen tartılarının kökenini aramam görevi verildi İddia edildiğine göre bu köken. Antik Yunan uygarlığında bulunuyordu. Bu büyük Uygarlıkta çalışma fırsatını ele geçirmiş olmanın mutluluğuyla araştırma lara başladım. Fakat, kısa sürede kökenin başka ülkelerde aranması gerektiği kanısına vardım... • Balkanlar, İsviçre, İtalya, Fransa, Portekiz... Atlantiği aştım, • Güney , Orta, Kuzey Amerika...Kızılderililerin izini sürdüm, • İlk sağlam şüpheler ya da bulgular, Alaska Eskimolarında karşıma çıktı • Aksak tartılarla oynuyorlardı.. .ilk öğeyi bulmuştum. • Bering yoluyla Kamçatka yarımadasına vardım...Baş şamanı, 5/4 lük ağır aksak tartıyla oynadıkları • geleneksel oyunlarıyla, havaya fırlatıyorlardı...Aradığım üç öğeden ikisini bulmuştum. • Yıllar sonra budunbilimci olarak Ön-Türkleri incelediğimde halk oyunlarının • Tinsel değerini ve baş şamanın havaya fırlatılmasının, • Ölümden sonra Tanrıya eriştirme kavramı olduğunun farkına varacak, halkımızın bu'oyunlarla, çok sayıda binlerce yıllık bir büyük geleneği, dolayısıyla, • Ön-atalarımızdaki Varoluş Felsefesini yaşattıklarını keşfedecektim. Kamçatka’dan sonra araştırmalarıma devam ettim. Yakutistan’da, kapkara parlayan uzun saçlı, tunç tenli bir Yakut güzelinin, “diphonie" yanı gırtlaktan iki sesi birden çıkararak söylediği bir türkü ile ilk kere karşılaşıyordum... Karşımda bilmediğimiz bir uygarlık vardı!.. Alaşka (yerli halk böyle diyor), Kamçatka, Yakutistan...Her üçü de kuzeyde buzlar arasında, dış ülkelerle çok az ilişkisi olan, binlerce yıllık olabilecek kültürleri, âdatâ buz dolabında saklı kalmış yöreler...Yakutça'nın, Türk dili için başvurulan en eski ve ilk kaynağını oluşturduğu düşündüğümde, Kuzey doğu 17


Haluk Tartan

Asya’nın, Türk kültürü bakımından büyük önemi olması gerektiği sonucuna vardım. • Aradığım üçüncü öğe, • tek heceli dil idi. Burada takıldım kaldım. • Çince, bilindiği gibi tek heceli idi ama, halk oyunlarının yapısının Aksak tartılarla hiçbir ilgisi yoktu...Üstelik, sonradan Çin Uygarlığından önce bir Ön-Türk uygarlığının varlığını öğrenecektim. 0 yıllarda • en eski Türkçe sandığım Orhun Türkçe’sine başvurdum, dilin tek hece ile hiçbir ilgisi yoktu. • 1964'ten 1984’e kadar 20 yıl çıkmazlarda dolaştım. Ancak 1984’te adını hiç duymadığımız, • Kâzım MİRŞAN adlı bir araştırmacımızın, Cumhuriyet gazetesindeki bir yazım nedeniyle bana göndermiş olduğu kitaplardan • ALTI YARIO TIGİN’de, aradığım tek heceli, • TEK ÇEKİRDEKLİ TÜRK DİLİNİ, ÖN-TÜRK DİLİ ni buldum...Öyleyse, geleneksel Türk Halk müziği ve oyunlarının kökeni Orta Asya’da, • tek heceli bir dil konuşan, • çok, pek çok eski bir uygarlığa ait olmalıydı. Türkistan(Orta Asya) çocuğu olan Mirşan, • tümü yazılı belgelere dayanarak,Türklerin Orta Asya'da binlerce yıl önce­ den yola çıkan, büyük bir uygarlığa sahip olduğunu ortaya çıkarmıştı Bu uygarlık • yazıyı icat etmişti, • evrensel uygarlıkların kökeninde bulunuyordu, • tarih onunla başlıyordu. ETNOLOJİK / BUDUNBİLİMSEL çalışmalar. Mirşan’ın ortaya çıkardığı ve şimdiye kadar kimsenin bilmediği, belge ve bilgiler karşısında, çalışmalarımı tümüyle • budunbilim(etnoloji) alanına kaydırdjm . Mirşan'ın bütün yapıtlarını 4 yıl süreyle inceledim, 1 O tarihte sayısı 360 olan Ön-Türkçe belgelerin teker teker Transkripsiyon­ larını yaptım, 2. Anadolu Türkçe’sinde karşılıklarını aradım 3. On-Türkçe belgelerin, analiz sonucu, içeriklerinin, uygarlık ve insanlık tarihi açısından büyük önem taşıdıklarını, budunbilim bakımından inanılmaz değerde olduklarını hayretle gördüm: Onları sistemleştirmeğe çalıştım. 4. Batılı büyük isimlerin yapıtlarıyla karşılaştırdım, yanlış, eksik aradım, sonuçta batı kaynaklarındaki bir türlü açıklanamayan çok büyük boşlukları, bilinmeyenleri doldurduğunu gördüm. 5. Bilinmeyen, ölü bir ırk ve bu ırkın bilinmeyen, okunamayan yazısının ÖnTürklere, Ön-atalarımıza ait olduklarını öğrendim. 6. Ön-Atalarımızın tarihin karanlıklarında ‘Tek Tanrı" inancına sahip, ıs


Halı'ık T am ın

7. ileri seviyede his ve düşünce sahibi olarak, Tanrı inançlarını görsel hale getirerek, yazıya ilk adımlarını attıklarını, yazıyı icat ettiklerini gördüm. Bu seviyeyle, 8. ilk aşiret birliklerini, ilk siyasal birlikleri oluşturduklarını yazılı belgelerinden öğrendim. 9. Budunbilimsel öğelerin varlığını keşfettim: • Ateş ve Güneş kültleri, alt kültler (boğa /yılan, it-kurt, yolbars, keçi) • Getirdikleri felsefî / tinsel seviyedeki fikirler • Alevî / Bektaşi’lerin, Mevlevîlerin Ön-Türk kültürüyle köken ilişkilerini, • halk oyun ve halk müziğimizin, aksak tartıların kökenlerini • Ön-Türk resim / heykel sanatını, halı / kilim / dişlerindeki tamgalar ve Rönesans sanatına etkilerini meydana çıkarmağa çalıştım. Vardığım sonuçları; • 1988’de Prof. Ekrem Akurgal’ın önce Cumhuriyette ve sonra da Hürriyette tekrarladığım bir makaleyle bilgisine sundum. Bu konuyu ele almasının, tanınmış, sevilen bir büyük hoca olarak. Ön-Türk kültürünün kısa sürede tanınmasını sağlayacağına dikkatini çektim. Hiçbir sonuç elde edemedim. • 1984’ten 1993’e kadar, heyecanımı tutarak sessiz sedasız çalıştım • 1993'te, Mirşan ve Ön-Türkleri tanıtmak için maket halinde kalmış olan, ilk kitabımı hazırladım. İlgi duyabilecek kişi ve kuruluşlara gönderdim. Ses seda çıkmadı... • 1998'de, Ön-Türk Uygarlıkları kitabım, maalesef, - Kaynak yayınevinin tek taraflı kararıyla, değişikliklerden haberim olmadan- "Ön-Türk Tarihi’’ adıyla ve "kaynakçasız” olarak çıktı. Bugüne kadar araştırmalarım, Mirşan’ın yayınları ve Batıdaki yayınlarla daha genişledi ve derinleşti. Yalnız bilgimin artması değil,Ülkemizin içinde bulunduğu zor durumda 1. Batının bize biçtiği 2 Yanlış ve eksik kökü budanmış Türk tarihine dayanarak 3. Türk kültürünü, Türkleri etkisiz hâle getirme ve 4. Ülkeyi içinden çökertme siyaseti ile, 5. SEVR’İ gerçekleştirme yolunda attıkları adımlarının sıklaşması üzerine, Ön-Türk uygarlığı konusunda daha geniş bir yayın yapmağa karar verdim. Koskoca bir Türk ulusu, zaman ve mekânda, kültür ve tarih yönünden büyük haksızlığa uğramış...uğratılmış, • Bilgi, kültür, uygarlık ve daha da ileri gidilerek • Tarih ve İnsanlık dışına itilmişti!?.. • Kimliği yoktu, olamazdı...ilkel bir göçebe sürüsü idi !.. Bu nedenlerle kat’i olarak ifade etmek isterim ki, amacım; • yüzeysel, ya da yapay olarak, büyük bir Türk uygarlığı yaratmak değildir. • Türklere karşı, inanılmaz derecede bir adaletsizliği ifade eden bu korkunç, itham, yalan ve saptırmalar önünde isyan etmekteyim!.. • Ve bu davranışım, benim doğal, İnsanî ve ulusal hakkımdır!.. Türkler, Sadece, yakan, yıkan, barbarlıkları sayesinde gittikleri her yere, l‘>


Halûk Turtan

• •

hemen egemen olan, fakat kısa sürede işgal ettikleri topraklarda eriyen, Uygarlıktan nasibini alamamış bir göçebe sürüsü diye horlanmıştı !..

Ona

• sen gözünü, Orta Asya çöllerinde açtın, bu çöllerde • göçebe olarak sürüklendin, • koyun çobanısın, evrensel uygarlıkta seviyen ve yerin budur. • Ona, hiçbir katkın olmamıştır demişlerdi. VE DE bu önyargılar; • Resmî Tarihimizin de temelini oluşturuyordu. • Türk Tarihi böyle biliniyordu ve böyle okutuluyordu. Okutulmaktadır. • Bu tarihe dayanarak her an, • herhangi bir komşu ülke, topraklarımızda hak iddia edebilirdi... • Edilmeğe - Batının yol göstermesiyle -başlanmıştır bile. Aslında, • Zamanın karanlıklarından yola çıkmış, • Binlerce ve binlerce yıllık tarihi içinde, • İşlenmiş kültürü, zaman ve mekânda, • İlkleri söylemiş ve yaratmış olduğu uygarlığıyla • Evrensel kültürün kökeninde yer almış olduğu kısacası • Tarihi başlattığı • Bilinmemiş ya da ve daha çok, bilinmek istenmemişti. Fakat, Çok geniş bir toprağa, kültürleriyle • İlk siyasal kuruluşlar halinde ya da • Göçmen (göçebe değil) olarak yayıldıklarından, • Her tür Kan ve ırkla karışmışlardı. Bu nedenle, iki kitap halinde tasarladığım yayınımın • Kan ve ırkla hiçbir ilgisi yoktur. • Antropoloji, bu bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen büyük Ön-Türk uygarlığını incelemekte, asla ölçü olarak alınmamıştır • Türk Kitlesini, birleştiren öğe • Türk Dil ve Kültürüdür. J.P.Roux’a karşı, tarihin başladığı Ön-Türk Uygarlığı kültürünün dilidir. • Eğer kan ve ırka başvurursanız, Türk Kitlesi parçalanır ve kültürü de silinir. Bu nedenle ben, • kafanın İçini ve onun zaman ve mekândaki • ürünlerini, bu ürünleri görsel hâle getiren, • günümüze kadar yaşatan, Yazıyı esas aldım, onunla çalışmalara başladım • Araştırdım, inceledim, incelemeğe devam etmekteyim. Halûk TARCAN Bilimsel araştırmacı etnolog (Centre National de la Recherche Scientifique - Paris / Sorbonne Vl’ncı section)dan Kekova, 5 Temmuz / Paris.10 kasım 2001 2<>


Haliık Tartan

AYDINLIĞI YARATAN ÖN-TÜRKLER ÖZÜ - ÖGÜZ (Dinyeper)den 8ÜKLİ ÇÖL (Gobi) ile Moğolistan’a varan geniş sahayı kaplayan beş büyük iç denizin yarattığı tropikal iklimde YERLEŞİK KÜLTÜRLE (göçebe değil) tarihe ilk adımlarının atmış olan İLERİ SEVİYEDE DÜŞÜNCE sahibi ÖN-TÜRKLER 1. • • • • • • •

Orta Asya kişilerinin (henüz Türk değil),seksen binlerde varmış oldukları İNSAN ÜSTÜ KUDRET İnancım, (Doss.d'Archeo n:198 / 1994) TEK TANRI KAVRAMI olarak algılamışlar ve onu, TEK TANRI - KİŞİ OĞLU ilişkisini açıklama çabasıyla SÖYLENCE BİLİM olarak tarihte ilk defa (**) DİN FELSEFESİ haline getirmişler, bu bilgileri tarihte ilk kez kurulmuş olan IB-İS BOLlO'larda, "düzenli düşünce siteleri”nde öğretmişler, İSİZ OYIBIZ QUL” ların, "rahiplerin’’ (-1517’den -512)ye kadar kaydettikleri bilgiler, ilk din/felsefe/tarih kitabı(*‘ ) • ALTI YARIO TİGİN adını almış,(**) 2 Tek Tanrı inancından doğan kavram, düşünce ve bilgileri • GÖRSELLEŞTİRME ihtiyacıyla, bunları • TAMGA adı verilen • SEMBOLVŞEKİL ler halinde • TAŞ’A URMUŞLAR ve • YAZIYI İCAT ETMİŞLER, • İcat edilen yazıyı öğretmek için de, tarihte ilk kere OKULLAR açmışlardır.(**) 3. TANRIDAN GELİŞ/TANRIYA DÖNÜŞ kavramları esas olmak üzere • TANRI TARAFINDAN - cins /ırk ayırımı olmadan - EŞ YARATILMIŞ oldukları inancına sahip olmuşlar • ATEŞ ve GÜNEŞ KÜLTLERİ ve devamında, • Boöa/vılan/it-kurt/volbars . alt-kültleri oluşmuş, 4. TEK TANRI - GÖKYÜZÜ ilişkilerini açıklama iradesiyle, • ASTRO/FİZİK biliminin çekirdeği meydana gelmiştir..(**) 5 • • • •

ATALAR RUHUnu temsil etmek için, halkın bir araya gelerek oluşturduk­ ları KURULTAYlarda, tarihte ilk kere SEÇİM ile AT-ATAnın (başkan, lider, önder) seçilmesi fikrini uygulamışlar ve bu sayedef*) DEMOKRASİ nin temeli atmışlar,

Tarihin ilk dönemlerinde aşiretlerini, 21


Halûk Tartan

6. DEVLET OTORİTESİ DİSİPLİNİYLE (Daniel Riba / Virgillio Correo) yönetme niteliğine eriştiklerinden, sonraları büyük alanları egemenlikleri altına aldıklarında • KONFEDERASYONLAR kurmakta güçlük çekmemişler(**) 7. GÖÇMEN (göçebe değil) olarak yayıldıkları bu geniş topraklarda, her yerde ve her kıtada • TARİHTEKİ İLK ADLARI vermişler, • YAZIYI ÖĞRETMİŞLER • TARİHTE İLK KERE OKULLAR AÇMIŞLAR • YAZILARIN İÇERDİKLERİ, • DİL. DÜŞÜNCE VE BİLGİLERLE (**) DİP KÜLTÜRÜ OLUŞTURMUŞLAR • KAFALARI BU IŞIKLA DONATMIŞLAR, • ONLARI AYDINLIĞA ÇIKARMIŞLARDIR... Adları, Evrensel Uygarlıklarda altın harflerle yazılı olan ülkeler ise, ‘’zaman ve mekânda” ancak • bir kere devlet olabilmişler, Evrensel uygarlıkların • kökeninde değil, sonradan bu uygarlıkların gelişiminde yer almışıardır. Lâtinler, Etrüsklerin getirdikleri büyük uygarlıktan esinlenerek, geldikleri yönü değerlendirmiş ve Ex Oriente lux, IŞIK DOĞUDAN GELİR demişlerdi; İşte o ışık, bu aydınlığın ışığı, ÖN-TÜRKLERİN YAKTIĞI IŞIKTIR. Bu ışık sayesinde, • Kaybolduğu sanılan • Tarihi başlatan büyük uygarlığın • Ön-Türk uygarlığı olduğu meydana çıkmıştır. İşte, TÜRK KİTLESİNİN KİMLİĞİ. Eğer, • “’Korkunç” diye tanınan "İvan" adlı bir kral, • işgal etmekte olduğu topraklardaki tarihi yok etmek için, 1552’de • Oazan kitaplığını yakmamış olsaydı,(**) • bu aydınlığın öyküsünü tümüyle bilecek, zaman ve mekânda, çok sayıda binlerce yılı deşmek gereğinde kalmayacaktık... • Birkaç kitabı gerektirecek olan seri, bu amaçla kaleme alınmıştır.

Not. (2.V II. 1552’de Qazan kcnlinı kitaplığıyla yakmış olan Korkunç jvan, halkını kılıçlan geçirmiş, kadınları askerlerine vermişıir...Gütniızde de Bosna’daki ü sm a n lı Kitaplığı yakılmıştır)

22


Halûk Turcntı

EZİLMİŞLİK Bu ilk sayfaları okuyanlar, refleks halinde hemen, Dünyayı Türk yaptık diyeceklerdir.Çünkü Batı karşısındaki eziklik ya da Batının devamlı propagandasıyla biz, hiçbir şeyiz...Bizden adam çıkmaz...Uygar dünyada yerimiz yoktur... diyecek hale gelmişiz... Getirilmişiz. Buna, • Batının zaferi de diyebiliriz ...Kendimize güvenimiz kalmamış ; Sanılacağı gibi, Reaksiyon olarak, ilkel hislerden, yobaz bir milliyetçilikten, inatla yola çıkarak, • dünyayı Türk yapmak diye bir • isteğimiz, maksatlı bir tutumumuz yoktur. Ancak, araştırmaların ortaya çıkardıkları • Bulgular vardır... Bu nedenle • İSTEMEK ve BULMAK kavramları birbirine karıştırmamaya büyük dikkat göstermek gerekmektedir...Bilimsel mantık bunu emretmek­ tedir; Sorun ve gerçek buradadır!.. Biz , • İSTEMEK peşinde koşmadık, sadece • ARADIK ve • BULDUK. • • •

İşte, dünyayı Türk yapmadığımızın ispatı; Aradık ve Ingiliz işgalinden önceki döneme ait bir • İrlanda haritasında karşımıza hemen adı Türkçe bir dağ çıktı; • AK DAGH...AKDAĞ İrlanda'nın, Atlas okyanusu kıyılarına baktık : • ARAN adası daha güneyde, ARAN adaları. Dublin kentinin ilk adı İrlanda dilinde de yazılmış : • Baile ATHA eli ATH...Ön-Türk kültüründen iki sözcük ATA ve AT... Atayı içeren başka kent adları : • Beal in ATHA, Beal ATHA en Sluıgh. Baile ATHA iuaın, Droichead ATHA çok sayıda (GH) halinde (Ğ)içeren adlar, BAİLE = BUY - UYULU (Bir karar, hüküm etrafında toplanma, şehir) . OULAGH, YOULAGH vb...ULAĞ, YULAĞ İrlanda dili nedir diye sorduk. Keltçe / Gaelik’çe dediler İrlanda ne demektir dedik ?.. • EİR kökeninden gelir, anlamını Gaelikçede aramak gerekir dediler. Çok sevindik . GAEL’ler,(**) üst Asya’da Ulu-kem vadilerinde KIZIL MACALIK yöresinden, şiddetli soğuklar yüzünde göç etmişlerdir. 23


Halıık T u ru n

• GAEL, Ön-Türkçe'de ÖG A EL” in sıkışmasından doğmuştur, "Yüksek düşünce sahibi halk” demektir. EIR ise, Ön-Türkçe’de • EİRİN halinde bulunur, ‘’mükemmeller” demektir(**). Halen kadınlara konur, dışı addır...EİR, sonuna ülke ekini alarak • EİR / land, İRLAND olmuş, (not: Piyanist ve Orkestra yöneticisi İrlanda kökenli arkadaşım John Mc Cauley’in kız kardeşinin adı EİRİN ‘dir) İncelemelerimize devam ettik: kökeni Kelt’çe olduğu sanılan bu ARDAGH özcüğünün, "Paris, İrlanda Evinde bana yardım eden M. Faivre'in internet’te yaptığı araştırma sonucu 20 ayrı yerde kullanıldığı ortaya çıktı: • Philip ARDAGH, ARDAGH hotel, ARDAGH Holiday Village... ARDAGH pommade (merhem)... Dünyayı Türk yaptığımızı iddia edenlere soruyorum : • Bu adları ben mi uydurdum yoksa, sözcüklerin Ön-Türkçe anlamlarını veren Kâzım Mirşan mı?.. Arzu edenler internet Google sitesinde (ardagh ya da, ardagh) olarak arayabilirler. ÖZET Ön-Türkleri kabul etmekte zorluk çekenlerin ilk itirazları şudur: • belge yok ki, neye dayanıyorsunuz?... • Ya da, ‘’literatürde böyle şeyler yok” !? Karşımıza daima basma kalıp olarak çıkarılan ve de ancak itiraz edenlerin zafiyetini gösteren bu "Literatür yokluğu” iddiasını ileri bırakalım, biz önce belge sorununa eğilelim. BU BİLGİ VE BULGULAR...(özet)C*) Bunların resmî diye adlandıracağımız bir bölümü, batının bize biçmiş olduğu resmî tarihimizde - bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen, ( - 879 ile + 580) yılları arasında, Balkanlar ile Çin arasında egemen olmuş olan • TÜRÜK BİL, Türük Egemenliği, döneminde yaşamış, 1/ Resmî tarihçiler, 2/ Ön-Türk rahiplerinin, 3/ tarih yazdıran kumandanların bıraktıkları belgelere dayanırlar bunlar: YOLUĞ TİGİN’ler • Oağan nezdindeki YOLUĞ TİGİN’lerin, “’olay yazarların - vak’a nüvis’ler, kronikörlerin - Bol-Boriarı(tarihleri)... • HOYTI TAMİR GÜNLÜKLERİ...(- 800 ile 500) arası, Urqun (Orhun) Nehri vadilerinin birinde bulunan bu adı taşıyan kayalıklara kaydedilen önemli güncel olaylar... • ilk açık hava gazetesi, ya da müzesi, 24


Ilalıık Tarcun

KUMANDANLARIN, • BİLGE ATUN UQUQ(Türük Bil mareşali)( - 572...535) • ÖNRE BİNABAŞI(Türük Bİ'l mareşali)( - 530/493) • ISUB URA BİLGE, ÖKÜLİ ÇUR (Isub Ura Bil, yani Kafkas orduları başkomutanı ÖKÜLİ ÇUR'un temsilcisi ÇUR TIGİN), • ALPERİN (...322) Çok geniş olan Türük Bil topraklarını, "teşkilât, teftiş ya da savaşlar nedeni ile" çok iyi bilmeleri sonucu, gördüklerini, yaşadıklarını ya da, doğrudan "Türk tarihini”ni tespit etmek amacıyla, genelde "taşa ur/durmuş oldukları” belgeler... BUĞUN TUR’lar(rahipler meclisinin) • ALTI YARIQ TİGİN, (Altın çiçek Doktrini - Budizm'in kökenini verir). (-1517/512) arası, • 1000 yıl süreyle kaydedilmiş BUĞUN TURlar, rahipler kurulu tarafından kaydedilmiş • BOLTI’ları, dinsel kaideleri, dolayısıyla, felsefî seviyede düşünceleri, söylence bilimi, • Tarihî olayları içerir. Öteki bölümünü, sayıları binleri geçen ve 460 kadarı okunmuş olan • PETROGLİFLER (Yazı öğeleri içeren kaya resimleri), • SIN-TAŞLARI • YAZITLAR, • TAMGALAR(damgalar) oluştururlar. Yalnız başına, 460 yazılı,görsel belgenin yani, yüzlerce satırın yüzlerce cümlenin, bilimsel değerinin itiraza yer vermeyeceğini tekrarlamaya gerek yoktur sanırız. Yazı söz konusu olduğuna göre kısaca yazını icadını görelim : ORTA ASYA’DA YAZININ İCADI( **) • 30 binlerdeki kaya resimlerinden gelişerek, • yaklaşık 18-12 binlerden başlayarak, • ’TAMGA” adı verilen sembol / şekillerden, en geç 8 /7 binlerde • TAMGALI SAY’I + TALAŞ VADİSİ + ISSIO KÖL’Ü ÜÇGENİNDE YAZI bütün mükemmelliğiyle ortaya çıkmıştır. Onun sayesinde ve onun yer aldığı • Mağaralarda, Yüksek yaylâlarda, kaya altı, kaya üstü resimlerinde. • Kemikler, taş, ağaç kabukları, tahta çubuklar, tahta panolar,demir, • bakır vb..madenî ve cam eşya, deri, giyim eşyası, süs eşyası, çuha, • koşum takımı, bir tür kâğıt, kilim, halılarda, • Dikilitaşlar, anıtlar, lâhitler, kül kapları, amforalar, paralarda,bazı • kiliseler, genelde Doğu Roma kiliselerindeki panolarda görselleşmiş .olan


Halûk Tartan

• • •

binlerce ve binlerce belgenin içeriğiyle, Tarihin başlangıcını, bu başlangıcı doğuran Ön-Türk dil, kültür ve uygarlığını öğreniyoruz.

Ön-Türklerin bir bölümü, • Asya’daki topraklarından ayrılmamışken, öteki bölümleri • Kore ve Çin’den, İspanyaya, kısacası Büyük Okyanustan Atlas Okyanusuna, • Sibirya’dan, Sina Yarımadasına, Suudi Arabistan'a, • Amerika kıtasına, kadar çok geniş alana, yayılmışlar, • Ön-Türk Dil ve Kültürü gittikleri yerlerin “Dip Kültürü”nü oluşturmuş­ tur. Kâzım MİRŞAN, Batılılarca, Ölü bir ırka ait ölü bir dili yazısı sanılan yazıların Ön-Türkçe olduğunu çözerek, • Türük Bil dönemi metinlerini, • damgaları, petroglifleri yazıtları okuyarak • Tarihin başladığı • kaybolduğu sanılan büyük uygarlığın • Ön-Türk Uygarlığı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu konuda tek ve ilk otoritedir. RÜN denen harfler ve URQUN. Resmî tarihine gelince o, yalnız • Urqun (Orhun) yazıtlarını bilir ve bu yazıtlardaki harflerin • RÜN harfleri olduğunu ve İskandinav ülkelerinden bize geçmiş olduğunu varsayar...Aslında, • Ön-Türk damgaları olan bu Rün harflerini bu ülkelere götüren Ön-Atalarımızdır. RÜN yazısının kökeninin, İskandinavya'da olmadığını bildikleri için İsveçli araştırmacılar onu, • İskandinavya’nın dışında aramışlarda. Örneğin isveçli araştırmacı E.N.Tigerstadt: • "...Çok zor ve şu anda bile çözüme ulaşılamayan sorun, Run yazılarının nasıl oluştuğu sorunudur. Bu yazı biçimi • ALP geçitlerinde mi, • DON Irmağı çevresinde mi ortaya çıktı yoksa • KUZEY ülkelerinde mi?...’’ (*) Don nehri, tarihteki ilk ve Ön-Türkçe adıyla OQ -ARAOY nehri bölgesin- de BİR -OY konfederasyonu egemendir. İtalyan AlplerindeKAMUNLAR Vadisi’ne (Val Camonica) Ön-Türkler yazılarıyla göç etmiş ve yerleşmişler- dir. KUZEYden maksat, ORAL’lar ise orada da - Başkurdistan’da şimdilik!4 (on dört) ve 12 (on iki) binlerde ilk Ön-Türk damgaları tespit edilmiştir.__________ i'KE.N.Tigcrstedl, Svvenska Litteratıır histofia. s.11, Solna. 1971 • Alı Rıza Ergüven)*

26


Halûk Tartıın

Bir öteki isveçli araştırmacı, Türk dili doçenti İsveçli GUNNAR JARRING’in Svenska Dagbladet gazetesinde 22.08.1985’te çıkan makalesinde Hazarlarla Iskandinavların uzaktan ilişkisi üzerinde durarak -abartmış olduğu korkusunu da ileri sürerek- runik yazının kökenini Hazarlarda aramakta olduğunu görüyoruz. (‘ ) • Aslında kökenin, Orta Asya’da Tamgalı/Talas/lssıq Kol üçgeninde bulun­ duğunu henüz bilmemektedirler. Önder Otçu, Sosyal Antropolog / Edebiyat eleştirmeni, Norveç Oslo Üniversitesinde Sosyal Antropoloji yüksek lisansı yapmış. Norveç Bilimler Aka­ demisinden SHELL ARTUN’un Üniversite gazetesinde 12 ekim 1994 tarihli, "Doğudan gelen Runik yazılar” başlıklı makalesinde “...Runik yazılar • Orta Asya’dan geliyor, • Alman kökenli değil, Türk kökenlidir, • bilinen ve zannedilenden 2000 yıl daha eskidir.1’ diye yazmış. • Akademisyenler onun tedaviye ihtiyacı olduğuna karar vermişler (**) (Not : Artun adının Türkçe olduğunu gözden kaçırmayalım) İsveççe'ye gelelim. Artikl’ler yani "belirtici son ekler Türkçe’de olduğu gibi sona gelir.. kapı = dörr ...kapı / <y)I = dört / F:.N. ..Örnek olarak bir cümle alalım :

âppna dörr/EN för mig... Açınız kapı/Yİ benim için. (***) En’ın seslendirilmesinde (E) yaklaşık (I) gibidir.

ŞÜPHE EDİLEN NOKTALAR Bir etnolojik, budunbilimsel öğe : İsveç’te Ön-Türk kültürünün bulunduğunun öteki delilleri, ilk kurulan İsveç kentlerinin adı, Serig ve SİGTUNA ve BİRKA. Bu son kentte • 600 Ourgan ve • ölü yakma (incinération) geleneği var. (Acheoiogie Nouvelle No 19). Demek ki Ön-Türklerin karakteristiği olan ATEŞ KÜLTÜ olduğu gibi mevcuttur. Bu bulgulara bir de yazıyı katacağız : Son durum: Kâzım Mirşan, Gotland adasındaki Run yazılı olduğu söylenen ve günümüze kadar okunamamış olan yazıtları Ön-Türkçe olarak çözmüştür. Bu gerçeğe itirazı olan, kabul etmeyen dilcileri ve tarihçileri, Mirşan’ın bu yazıları okuyamadığını, damgaları, cümleleri teker teker okuyarak - nasıl okuyacaklarsa - Mirşan’ın yanıldığını yazılı olarak ortaya koymağa davet ediyorum. Aksi, bilimsel seviye- de ispat edilmemesine rağmen sadece itiraz etmek, bilim dışı tutumdur ve ancak dedikodu çerçevesinde kalır, • Bizleri. tarih ve uygarlık dışı sayan batılı ortamların alkışını alır...Ve de; • Ülkeyi, tarihsiz kültürsüz bırakma yoluyla çökertmeye çalışarak • Sevr yolunda ilerleyenlere - bilmeden diyelim - destek verir; ilgililerin, içtenlikle ve ivedilikle dikkatlerini çekeriz.. C) (Alı Ri2a Erguven) (*’)(5 Temmuz 2002 ATV Ceviz kabuğu, açık oturum / Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde başlar. Ceviz kabuğu yayınları) (***)(A:R. Ergüven)

27


Halıık Tartan

YÖNTEM ve ŞARTLARI 1 -YER : Türk Kültür ve tarihi; • Doğduğu yerde, Orta Asya, Üst Asya ve Avrasya’da, • Göçmen olarak yerleştiği ülkede, öteki bölgeler ve kıtalarda tespit edilir. 2TÜRKÇE BİLME ve 3- TÜRKÇEYİ KULLANABİLME GEREĞİ Bu alelade mantığın kabul ettiği gerçekler yanında, Türk Kültür ve Tarihi • Doğduğu dilde araştırılır • eskiliği ve • yayıldığı geniş yerler gereği olarak, evrensel kültürün • kökenini oluşturmuş olduğundan, • Türkçe bilmek şarttır. Bu ne demektir ? Sovyet Bilim Akademisi eski üyelerinden Türk kökenli, Başkakov, yerinde yapmış olduğu araştırmalarla Türk dilinin, • 2 gurup, 8 dal ve 41 lehçeden oluşmuş olduğunu ortaya çıkarmıştır. (*) Bu gruptan bizim konuştuğumuz Anadolu Türkçe’si, Selçuklar ve Osman­ lIlar döneminde dilimize gereğinden çok girmiş olan Arapça ve Acemce sözcük ve kavramlar nedeniyle, Türk kültür ve tarihini aramak için yetersiz hale gelmişlerdir. • Hele sadece Türkçe tümcesi kalmış olan Osmanlıca hiç birşekilde işe yaramaz. Bu nedenle Türk dil, kültür, tarihi, kısacası TürkUygarlığı konu­ sunda araştırma yapmak için ilk seviyede zorunlu olan geriye kalmış 39 Türk lehçesidir'’ (bazıları için 39 “Türkçe” dir. Bu tartışmayı dilcilere bırakıyoruz) Batı, 1500 yıldır beslemiş olduğu Türk kiniyle, tarihin karanlıklarından gelen bu 39 lehçenin ne büyük bir • kültür hâzinesi olduğunu ve bilimsel araştırmalar için ne kadar • önemli bilgileri taşıdığının farkında olarak onu, • yok saymış, tarih ve bilim dışına atmıştır, işte Türk akademisyenler de Batı sistemi yani bu Batı kültürü içinde yetiştiklerinden Türkçe yerine yabancı dil öğrenmişler, bu büyük kültür hâzinesinden faydalanamamışlar, hattâ inkâr ya da reddetme yoluna bile girmişlerdir. BATIDAKİ YANILGI Yakın geçmişe bakarsak, Antik Grek kültür ve tarihinin keşfiyle, Antik Grekçe ve uygarlığının Evrensel kültürün kökeninin bulunduğu sanılıyordu. Fakat, kısa bir süre sonra, ortaya çıkan çok çeşitli yazıların - her ne kadar onların Pre-Grekçe olduğu iddia edilmişse de .asla Pre-Grekçe ile okuna maması- ilk seviyede sorunlar yaratmıştır.. • 1780’lerde Etrüsklerin bulunması, fakat dilinin çözülememesi, yazısının okunamaması, Mısır hiyerogliflerindeki kartuşların tümünün çözülememesi, ı*l (K.Rossi. le civilta dcllonente, Calini, 1957. Roma)


Halûk Tartan

Asya ve Avrupa’da yeni yazıların keşfedilmesi ve bu yazıların kökeninin ortaya çıkarılamaması, araştırmacılarda, • 5lü bir ırkın, artık bilinemeyecek dili ve yazısı kavramını doğurmuştur...Ve de asla, Türk dili düşünülmemiştir. Gerçekten bu noktada. Batılı araştırmacılar büyük bir yanılgı içine düştüklerinin farkında olamamış­ lardır -ya da bazıları olmamayı tercih etmişlerdir-. Çünkü, okuyamadıkları yazıların dilini, Türkçe dışında bütün dillerde aramışlar ve bir çıkmazdan ötekine sapmışlardır. Ya da, bu okuyamadıkları yazıları • Antik Grek yazısını başta olarak, Sanskritçe. Lâtince, okumak istemişler ve ancak yakıştırma seviyesinde kalmışlardır ; Bu dillerin, yakın zaman tarihine ait olduğunu düşünmek istemeden... Ve daha önemlisi • kökende Ön-Türkçe olduğunu bilmeden, bilmek istemeden...İşte bir örnek. USUÇUN UÇUZUT(**) Yukarda soldaki baykuş m resmi, Isa’dan önce 520 / 510 arasında Atina’da basılmış bir drahminin arka yüzünde bulunmaktadır. Ön yüzünde Atena’nın kasklı resmi vardır.(le petit Larousse, 1996, s. 1370) Bu yüz için, köşesinde Zeytin dalı sarkan yüz demişlerdir. Çok tanınmış olan bu drahminin bir eşi, Elmalı hâzinesinden de çıkmıştır. Eğlenceli olan ve bütün batı araştırmacıların Türk dilini yok saymakla ne büyük yanılgılar içinde, hattâ ne gülünç olduklarını ortaya koyan bu baykuştu yüzdür. • Baykuşun sağında aşağıya sarkmış olan harflerin • A..O..E’nin, Ön-Türkçe birer damga olduklarını görmemiş ya da görmek istememişlerdir. • A = AT, egemen.., 0,ortasında noktası ile, ON (ong), başarı, E = UÇ. lider...EGEMEN, BAŞARI (lı) LİDER:.. Vardığımız bir ikinci, Evrensel değerde sonuç, • Isa'dan 600 yıl önce Yunan Yarımadasında Ön-Türk kültürünün olduğudur. Çünkü, Yunanistan'da bulunan Ön-Türkler PELASG lardır. Mirşan 100 Pelasg yazıtını Ön-Türkçe çözmüştür. Sağdaki baykuş ise bu geleneğin kökeninin Etrüsklerde olduğunu göstermektedir; Baykuşun sağındaki yazı USUÇUN UÇUZUT DİYE OKUNMAK­ TA ve Hanlar katında Tanrılaşma demektir. (**).' Bu örneklere çok kullanılan ve Grekçe sanılan bir ad daha katalım; BAZİLEUS = OKUT OZUS ULUÇ US...Tanrıya geçiş anındaki yücelik sembolü. Fransız dilci André Martinet, bu kelime-için kökeni bilinmiyor kaydını koy- muştur (des Steppes aux Océans)


Haluk Tartan

Köken, Pelasg'lara aittir. Mirşan tarafından okunan 120 Pelasg metni ara­ sında bulunmaktadır. İleriki sayfalarda geniş olarak göreceğimiz gibi, • Türkçe bilmenin gerekli olduğu gerçeği - şimdilik kabul edilsin, edilmesin ortaya çıkmaktadır. ATEŞ KÜLTÜ ve ATEŞ EVLERİ(**) Tek Tanrı İnancı, büyük çoğunlukta Ön-Türkçe yazıtların içeriğini oluşturur. Bu inanç ve Tanrıya erişme gereksinimden Ateş Kültü ve Ateş evleri doğmuştur. Fakat, hemen söyleyelim ki. Ateş kültü, Ateşe tapmak değil, Ateşi Tanrıya erişmek için bir araç olarak kullanmak demektir. Ön-Türkler tanrıdan eş olarak doğduklarını kabul ederler. Toplanıp araların­ dan birini Buğ (bey-ced) seçerler. Bu kişi, halkına • kul-köle gibi hizmetle yükümlüdür. Ölümünde, yeniden toplanan halk, Buğ'a - eğer halkına iyi hizmet etmişse, bu konuda başarılı ise • vücudunun ateşe verilmesi hakkı tanınır. • Ateş evinde yapılan özel merasimle, • Buğ’un vücudu yakılır, can’ı uçar ve Tanrıya erişir. Vücudunun külleri ya da, yarı yanık kemikleri toprak kaplarda saklanır. Ateş evleri ve toprak kaplar Ön-Türklerin varlığını gösteren en büyük elemanlardır. Bu, ateş kültü merasimleri pek çok sayıda • Bitig Taşların içeriğini oluştururlar.(“ ) Bu kült, • Hint, ya da Antik Grek kökenli sanılır, tarih ona göre yazılır veçıkmazlara sapılır; Çeşitli ortamlarda yaptığımız tartışmalarda, özellikle arkeologlar, '’ölü yakma” geleneğini Ön-Türklere başladığını bilmediklerinde hemen bu kavrama sarılır ve bizi şiddetle(l) eleştirirler. OURGAN(kurgan) Batılılar, Qurgan sözcüğünü KURGAN diye yazarlar, • ATAMAN ve YAZIK sözcükleri ile bunların • Rusça olduğunu sanırlar VE DE araştırmalarını - Rusça’nın da içinde bulunduğu - ‘’kuramsal” Hint-Avrupa diline göre yaparlar...Örneğin; • Hıtitler Kurgan halkıdırlar, Kurgan sözcüğü de. Rusça yani Hint-Avrupa dilinden (*) olduğuna göre, Hititler AvrupalIdırlar!.. (*) Ya da, AvrupalInın - özellikle Almanların - Hitit kökenli olduğu iddia edilir. (**) Bilimsel gerçek şudur ki, (**) -şimdilik1- öurgan sözcüğü OQ ve URUOUN’un sıkışmasından oluşmuştur. OQ, bir bölüm Ön-Türk halkının kendine verdiği addır.Öteki bölüm kendini ON (Hun) olarak adlandırır. • URUOUN ise, mezar demektir, • Oq-Uruqun yani QURGAN, Oq(kişisi) mezarı anlamını vermektedir. 2- Ourgan sözü doğduğunda tarihte başlayarak, Rusların ortaya çıkması için En az 8 bin, (sekiz bin) yıl geçmesi gerekir. Bir kere daha Türkçe bilmenin mutlak bir şart olduğu ortadadır. (*) (Ord. Prof. E. Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi. Tûbitak, 1998, Ankara)(“ )(Almanlar Kökenlerini Auadolu'da arıyor. Töre Dergisi Sayı 2000/1 İsi.) (*) (Hint-Avrupa Dil gurubu KURAMSAL'dır,)

30


Haluk Tartan

TANZİMAT DÖNEMİNİN MİRAS!

Genel çizgilerle • Allah’ın verdiği en büyük lütuf un “akıl ve akılcılıksın farkında bile olmadan “kadercılik”e saplanmış, • “Hikmetinden sual olunmaz” diyerek -felsefesinden uzaklaşmış- günahlar / sevaplar listesi haline dönüştürülmüş, yozlaştırılmış dinin, • 708'de, Orta Asya'nın Arap istilâsından, 1923’e kadar derin etkisinde kültür ve tarihini kaybetme sınırına gelmiş olan Türk kitlesi, • Sömürgecilikle aşırı zengin olmuş • Buharın keşfi, Elektriğin icadı sonucu büyük adımlarla ilerlemiş olan Batı karşısında geri- lemiş olan Osmanlı imparatorluğunda, bu gen kalmışlığın verdiği eziklikten, • Tanzimat döneminde “Avrupa karşısında aşağılık kompleksi” doğmuş, kendimize olan güven yok olmuştur. • Batıyı yakalamak için onu taklit yoluna girilmiş, Batıda her şeyin, en güzel, en doğru olduğu fikri kökleşmiş, 'sonuçta • kafalarımızın içini Batı ambargosuna teslim etmişiz. Bunun içindir ki, Kâzım Mirşan’ın • 1970’de ‘Proto-Türkçe Yazıtlar adlı kitabıyla başlayıp bugüne kadar yapmış olduğu - Evrensel uygarlığın kökenindeki Ön-Türk kültürünü ortaya çıkaran - sayısı 40’a varan yayınları, benim bu konuda • 1988'den beri Batı yayınlarında aradığım paralellikler sonucu yapmış olduğum çeşitli yayınlar, makale, kitap, konferans, • Kültür Bakanlığı, Milî Eğitim Bakanlığı, Türk Tarih Kurumu ve • İlgili araştırmacılar tarafından ilgisizlikle karşılanmışlardır; Aslında beklenilen. Batının son sözü söylemesidir. Bu durumda, bizdeki ve Batıdaki büyük yanılgıları sergilememiz gereği ortaya çıkmaktadır. ARAŞTIRMACILARIMIZIN YANILGILARI

_________

Yukarda gördüğümüz gibi, ilk yanılgı: Türk tarihi 1 / doğduğu yer ve göç edilen ülkede ve 2 / doğduğu dilde araştırılır. Araştırmacılarımızın 39 Türk lehçesinin birkaçını bile gereği kadar bilmedikleri bir gerçek. Üzerinde çalıştıkları metinler genelde, • Batılılar tarafından tespit edilmiş olan metinler, Batılılar tarafından yorumlanmış Batı kaynaklarıdır. • Türkçe, dil kaidelerinin tümünün çok iyi bilindiği iddia edilse bile, ancak • gramer bilgisi seviyesinde ve yetersiz kalacağından, Türkçe”yı • ’ana dili" gibi, her şeyin üstünde hissederek bilmek, • bunun yanında, sözlü edebiyatı tanımak, • Asya budun bilimini, Asya etnolojisini (gelenekler, töreler, merasimler, geleneksel müzik ve oyunlar vb...) gereğince bilmek en başta gelen şartları oluştururlar. M


Halûk Tarcan

SORUYORUM Bu geniş bilgiye acaba kaç akademisyenimiz sahiptirler? Bu bilgilerle donatılmadan Ön-Tü.rk kültürünü nasıl reddedebilmektedirler?. Yanılgıların bu ilk kaynağından sonra İkincisi, Batı araştırma sistemidir. Batılılar pek çok hallerde sübjektif hareket ederek, • kendi dünya görüşlerini esas almışlar, • araştırmalarında her şeyden önce kendi kökenlerinin izini sürmüşler, • Sınıflandırma ve tarihlendirmeyi de bu esasa göre yapmışlardır. Genel­ de, siyasal etkiler altında da kalarak • “Türk kültür ve uygarlığı olasılığfnı, yukarda gördüğümüz gibi, en başta ‘Türk dili” olmak üzere kenara itmişlerdir. Bu çerçeve içinde özel olarak Türk dili araştırmaları için kurulan sistemi incelersek yanılgıların ne kadar derin olduğunu görürüz: 1/ Türk dilinin varlığı, Prof. Sertkaya’nın ifade ettiğine göre (+696) dan başlamaktadır...(*) 2/ Fonetik sistem, günümüzde konuşulan Türkçe’ye göre tertiplenmiştir. 3/ Zaman ve mekânda geç kalmış olan, eksik sesli Batı dillerinden yola çıkılmış, 4/ Batının kulak ve gırtlağına göre tertip etmiş oldukları sistem örnek alınmıştır. Bu sistemin, yani, • Ön-Türkçe’nin eskiliği ve ses zenginliği karşısında yetersizliğinden söz etmek gereksizdir. Zaten dilcilerimiz, • eski Türk dili diye Orhun dilini, yani tamamen yanlış olarak (+8)nci yüz yıl Türkçesini bilmektedirler. Bilimsel gerçek şudur ki, - şimdilik 1/ Şölgen taş mağarasında (- 14) binlerde doğmuş olan Türkçe 2İ (-Sbin)lerde Kırgısiztan’daki Açıktaş Oququ-pultu'nda (okuma işaretleri) 36 damga 36 sesle ifade edilmektedir. Buna karşın Attilâ döneminde (-500) lerde, 3/ İngilizce 22, Fransızca 21 kadar sesi içerirler. Bu, -bilerek ya da bilmeyerek- yapılan yanlış, eksik ya da maksatlı yayın­ larda, Türk Kültür ve tarihini konusunda'çalışan araştırmacılarımız da aynı yanılgıları tekrarlamışlar ve bunları, üniversitelerimiz, okullarımız ve kitaplarımızda öğretmişlerdir, ısrarla öğretmektedirler.. TARİHE İLK ADIM ve GÖÇMEN TÜRKLER Örnek: Türk tarihinin başlangıç noktası, tamamen kasıtlı olarak, (- 220) olarak kabul edilmiştir. Tarihi ve bilimsel gerçek şudur ki, Türkler, "yazı öğeleri içeren kaya resimleriyle, Sovyet Bilim Akademisinin C14’le tespit ettiğine göre ŞİMDİLİK, • (14-on dört) binde, AŞ damgası ve • (12-on iki) binde Kozmos, anlamını taşıyan ON damgasıyla tarihe ilk adımlarını atmışlardır. Ve de bu tarihten itibaren, (*) (ATV, Ceviz Kabuğu açık oturumu, 26 Haziran 2002 ).


Haluk Tartan

Buzul dönemi sonu su baskınları Kuraklık vb...nedenlerle büyük ve sürekli göçler olmasına rağmen, Türk kitlesinin büyük bir bölümü doğdukları bu topraklardan ayrılmamışlardır. Bu büyük gerçek, görülmemiş, gözden kaçmış, kaçırılmıştır GÖÇMEN TÜRKLER, GÖÇEBE TÜRKLER

Göç eden Türk kitleleri, daima ısrar ve inatla, • Göçebeler diye tanımlanmıştır. Halbuki bu göç eden kitleler, • İlk topraklarını terk eden, yerleşmek amacı ile yeni bir yurt, bir ülke arayan. • YAZI sahibi, bunun sonucu ileri seviyede kültürlü olan GÖÇMEN kitleleridir • Asya’dan, Talaş Vadisinden, bugünkü Kırgızistan’dan yola çıkıp, İsviçre Alplerıne yerleşen, orasını kendisine vatan, yurt eden Ön-Türkler göçebe değil göçmendirler. • Günümüzde Avrupa’ya gidip yerleşen vatandaşlarımız da göçmendirler, göçebe değildirler. Göçebe ise, 1- Konar /göçerler yani dönüp dolaşıp gene aynı, geçici olarak terk ettiği yere geri dönenlerdir, çobanlıkla geçinenler, ya da yakın yörelerde iş arayanlardır. Örneğin, pamuk toplamak için Adana ovasına inip sonradan gene eski yerlerine dönenler gibi... • Göçebelik bir yaşam tarzıdır. Arabalar ve çadırlarda yaşarlar. Belirli bir bölgede geçici olarak yerleşir, değişen şartlara göre başka bir yer ararlar.. Yaşam tarzları hiç değişmez, değerler hiçbir zaman reddedilemez. • Batılılar, Türklerin göçmen olduklarını kanıtlamak için, Asya'da, yaylâlarda birkaç çadırdan oluşan obaların resimlerini çekerler ve de çadırları, bilme­ dikleri Türkçe ile YURT diye adlandırarak, işte!..demek isterler ‘Türkler göçebedirler” ... • Altay dağlarında otlak peşinde yer değiştiren, daimi yer değiştirme yaşamını sürdüren, ama belirli bir yöre içinde dönüp dolaşanlar, • Konar / Göçerler göçebedirler. Soruyoruz . • Asya'daki ilk şehirleri kuranlar ve bu şehirlere tarihteki ilk adlarının verenler kimlerdir? • Bunlar şehirleri kurduktan sonra, yaylâlara göç edip, çadırlara mı yerleşmişlerdir? • Ya da çobanlar, yaylâklarda bina mi inşa etmişlerdir? Son zamanlarda bizde de düşünmeden ve bilmeden kullanılan bu yurt sözcüğüne gelelim: • yurt, bu çadırların kapladığı yere, toprağa verilen addır, yurt, çadır, çobanın içinde yaşadığı "keçeden inşa edilmiş bina” demek değildir. Onun adı, Asya'da ÜV yani evdir. Ana dilimizi de artık batıdan öğrenmeyelim...

33


Halûk Tartan

Batılının sübjektif tutumu ise, Türkistan (Orta Asya) Türk kültürünü yok etmek, Türk tarihini, kenara itip, tarihi kendisiyle başlatmak üstünlük kompleksi halinde ortaya çıkar

Batının bu davranışı bilim dünyasında gerçekten büyük başarı sağlamıştır. ŞARKİYATÇILARIN(Doğucular) BECERİSİ, Hazar’dan Çin’e kadar tek bir ülke olan • TÜRKİSTAN’I önce Doğu ve Batı Türkistan diye ikiye bölmüşler, sonra da çıkarları için, "Etni” ler yaratmışlar, Bu da Tüm Türkistan’ın , Çarlık Rusya ile Çin tarafından işgalini kolaylaştırmıştır. TÜRK ADININ YOK EDİLMESİNDE İLK ADIM, TÜRKİSTAN adının yok edilişi - ORTA ASYA DEYİMİÇarlık döneminde, işgal ettikleri Türkistan’ın batı bölümünü, ya da, "Batı Türkistan” ı belleklerden silmek, dolayısıyla Türk Dil, Kültür ve tarihini yok etmek için bu adın yerine, • ORTA ASYA deyimini kullanmış, başta bizler olmak üzere bu, bütün dünyaca kabul edilmiştir. (*) • Türkistan adının yok edilişi ile artık Türkistan denmediğinden Türk kelimesi ağızlara alınmadığından Türk dil, kültür ve tarihinin, inkâr ve yok edilişi çok kolaylaşmıştır. Bu kolaylık nedeniyle, Batılı kaynaklara dayanan Türk tarihi de Türkistan’la beraber yok olmuş, Tarihimizin (-3ncü) yüzyıllara atılması hiç bir zorluk göstermemiştir....Artık, Türkistan denen ülkede Türk yoktur denilmez diye itiraz etmek tümüyle imkânsızdır... DOĞU TÜRKİSTAN Kısa sürede • Doğu Türkistan adı Çinlilerce, önce Çin Türkistan'ına, sonra da • Sin-Kiang’a (yeni sınır demek), Sin-can’a (not.Ankara yakınındaki ‘ ’Sincan'la ilgisi...dilcilere?) dönüştürülmüştür. Bu da başta tarihçilerimiz olmak üzere, hiçbir itiraz edilmeden kabul edilmiş ve kitaplarımıza bu şekilde geçmiştir. ÇİN YÖNETİMİNİN STRATEJİSİ • Günümüzde, Uygur devletinin bu geniş topraklarında varolan Türk Kültür ve tarihinin şahidi ve kanıtı olan yapıtlar sistemli bir şekilde yok edilmektedirler ??.. (*) • Amaçları, bu Ön-Türk topraklarında tarihin, • Çin uygarlığıyla başladığını kabul ettirmektir. ÇİN’de PİRAMİTLER Bu çabalarına, bir de Şensi eyaletindeki Mısır ve Meksika piramitlerinin babası sayılan BEYAZ PİRAMİT’ ve etrafındaki (not: moda olan ve denn bir anlamı olduğu sanılan bu etm sözcüğü, halk. bud. budun demektir, başka fevkâlade bir anlamı yoktur) (*)(K.Jetmar, I’Art des Steppes. Payot 1956, Paris)

34


100'e yakın piramidin bilinmemesi için konulmuş olan yasakları da katmamız gerekecek. Tesellimiz şudur ki bu piramidin, ikinci Dünya Savaşında, uçaktan resmi çekilmiş ve bu resim 1957’de Life dergisinde yayınlanmıştır. (*) Acaba tarihçilerimiz, Kültür Bakanlığı, UNESCO, İnsan Hakları kuruluşları, bu konuda ne düşünmektedirler!?.. YERLEŞİLMEMİŞ TOPRAKLAR !!??... Rus ve Çin işgalinden önce • Türkistan’da (Orta Asya'da) tarih, Batılı araştırmacıların lütufları ve ilgili Proflar ve TTK’nin kabulleri (!??) ile ancak, • (-220)de Türklerle başlatıldığı için, tarihten yok edilmiş olan Türkistan, • Yerleşilmemiş topraklar diye kabul edilmiştir. (**) Sovyet Rusya’nın yıkılmasından sonra, Batılılar birbirleri ile yarış halinde • Türkistan’da (Orta Asya’da) araştırma merkezleri açmışlardır. • ‘’Uygarlıkların beşiğinin Türkistan .ve Türkistan'ın sahibinin 'Türkler” oldu­ ğunu bilen, fakat bu gerçeği bir türlü üstünlük duygularına ve gururlarına yediremeyen Batılılar Orta Asya’ya yerleşmek için çok yönlü • "yakıştırma imkânlar” ı aramaktadırlar. • Ruslar, Ön-Türk Kültür ve tarihini, başta iskitler olmak üzere şiddetle reddetmektedirler. Batılının her yazdığına inanan bazı araştırmacılarımız ise, rahatların kaçıran Ön-Türk uygarlığını reddetmek için bu, kökeni olmayan iddiaları benimsemektedirler. • Bu, Rus iddiaları o kadar bilim dışıdır ki, bunların bugünkü Rusya topraklarına gelişi ISA’DAN SONRA DOKUZUNCU YILDADIR. • Kiril alfabesinin kökeni Ön-Türkçe’ye dayanır. Dip Kültürde Ön-Türk Kültürü ve tarihi vardır. • Bu gerçeği yok etmek için, Ruslar TÜRK / RUS etnisi icat etmişlerdir??. DNA TESTİ ?...Kan’dan, GEN’lere iniş Kan ve Irka karşı olan Batılılar, bu kere daha da derine giderek DNA testine başvurmaktadırlar. Şimdiye kadar -ön yargılara dayanan- kendilerini Türkistan’da görmek için sarf ettikleri bu çabalar genelde büyük fiyaskoyla sonuçlanmış olmasına rağmen, bir an için Orta Asya’nın ilk halkının • AvrupalIlar olduğu kabul edilse bile, biz • Kültürü, Ön-Türk Kültürünü esas aldığımızdan, bizim için sonuç • Hiç bir şekil ve şartta değişmez. • Üstelik, bizi Anadolu’dan DNA testiyle silmek isteyen Batı, büyük hayal kırıklığına uğrayarak bu testin lehimize sonuç verdiğini hayretle görmekte. Batı Anadolu'da Grekleri aramak için yapılan testler sonucu buranın, buradaki yerli ahaliye ait olduğu ortaya çıkmıştır. Son olarak Van Muradiye İlçesi/İtalya tecrübesi gibi!.. C)(Levent Alaybeyoğlu) (*’)( J P Loubes - Archeologie et urbanisme de Turfan, l’Harmattan 1998 Pans)


Halıık Tarcan

TÜRK DEMEMEK İÇİN Türk dememek için Batı, • ’Türkik" der. Bu adlandırmayı "Türkümsü” anlamına getirme dolayısıyla, Anadolu ve Asya Türklerini parçalamak gayesi güder...Sinsi ve kurnazdır. Tarihin başlangıcından beri topraklarından kımıldamamış, Türk dil ve törelerini çok iyi korumuş olan Asya Türklerini, • Türkümsü yapar da. biz Anadolu'da, kültürünü, dilim, törelerini, gelenek­ lerini şaşırmış, dilini, hele Hilâfetten sonra, Osmanlıca’da ve Osmanlı kültüründe kaybetme tehlikesini en son noktasına kadar yaşamış, kaynaklardan uzaklaşmış, • yozlaşmaya yüz tutmuşlara Türk der...Bu maksatlı, yapay sınıflandırma kitaplara geçer. Türk kitlesini paralayan bir öteki ad ise • TÜRKÎ sözcüğüdür. Günümüzde Anadolulu için TÜRK, Asyalı için TÜRKİ kullanılmaktadır. Başka bir ad. • AZYANİK(asianıc)dır...Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu ad, • Nerede ne zaman olduğu bilinmeyen Asyalı anlamını verir. • Osmanlıca'sı 'Ne idüğü belirsiz” ...Bir ulus için bundan daha büyük bir hakaret olamaz...Amaç, Türkleri yalnız zaman içine değil, i’mekân”da da belirsiz bir coğrafya içinde kaybetmektir. Yalnız burada farkında olunmadan, • Türklerle Sümerler birbirine bağlanmıştır. Sümerler için de Azyanik derler!.. • Anadolu Türküne , "Orta Asya’dan geldin, oraya dön der, kovar...Sanki, Anadolu’nun tapusu kendine aitmiş gibi...Bunun paralelinde, • Anadolu Türküne ait bir sanat ürünün göstermek gereğinde kalırsa, örneğin, 18'nci Yüzyıl Çini tabakları, için etiket şudur: • 18nci yüzyıl Asie Mineure (Küçük Asya)...Anadolu’da da Türkleri yok saymıştır.. Orta Asya’ya bakarsınız, bir toprak kap resmi altında şu kayıt vardır: • -ll’nci bin Orta Asya...Orada da Türk’ü bulamazsınız, • İran'ın kuzey göçebeleri vardır, • Çin’in kuzey komşuları vardır, bozkırlarda sürüklenen Moğol ve Tunguzlarla karışan bazı göçebelerden söz edilir. • Semerkant, Turfan, Yarkent’te ise Müslümanlar oturur. Evet Türk dememek için bu kere "Müslüman” der, • Orta Asya Müslüman’ı, • Bulgar Müslüman’ı, • Grek Müslüman’ı der...Pekiyi, • Hıristiyan Türkler, Musevî Türkler, Budist Türkler, Manihaist Türkler ne olacaklardır.? Yakutlar, bir bölümü zorla Hıristiyanlaştırılmış Türklerdir ve bugün Türk dilinin ilk ve en saf kaynakları Yakutçada bulunur. 36


Ualı'ık Tartan

Türk dilinin ikinci saf kaynağı Kırgızca’dır, yani, Batlılara göre, Kırgız "Müslüman” Cumhuriyetinin dilidir. Ya da "Müslüman lehçeli bir dildir” ??... Bu ülkeler Türk sayılmaz da, en ince, en süzülmüş, buna karşın incelmiş fakat, kaynaklardan uzaklaşmış Türkçe’yi konuşan • sadece Anadolu Türkleri Türk diye anılır ?. Batı gene kurnaz ve sinsi hareket etmektedir: Müslüman Cumhuriyeti demekle, Türk kültür ve kimliğini "İslâm kültüründe eritme siyaseti” güder. Kendilerine gelince, devlet adlarını dine göre sınıflandırmaz: • Ege Ortodoks Krallığı = Yunanistan, • Akdeniz Katolik Cumhuriyeti = İtalya • Orta Avrupa Protestan Cumhuriyeti = Almanya..demez... Türk kitlesini parçalamak için, boy adlarını kullanır ki, bu boy adlarının hemen tümü yakıştırmadan ibarettir. Doğru olduklarını farz edelim: • Asya Türkleri için, • Kazak der, Kırgız der, Uygur, Uztfek, Çuvaş, Yakut...der, ama, bize gelince • Oğuz demez Türk d e r: Türk dünyası, Türk kitlesi parçalanmıştır. GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ Batı, istediği kadar ‘inkâr” siyasetini kullansın, bir büyük Türk kitlesinin varlığını kabul etmek gereğindedir. Aksi, bilimsel ve tarihi bir gerçeği değiştiremez. Unesco, 1951'de -Sovyetlerin eksik verdiği bilgilere rağmen- 100 milyonluk bir kitlenin varlığını kabul ediyordu...Günümüzde bu sayıyı 250 milyona yüksel tenler vardır. Gerçek sayının 180 /200 civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Orta Asya’da yazıyla ifade ettikleri; • Türk dil ve düşüncesinin birbirine bağladığı aşiretler, kendilerini • OQ USUZ ÖKÜK TÜRÜK DİYE adlandırılan; Bu, "OO’lar dan sembol Türk" demek olduğuna göre, (**) Türkier, • 0 0 ırkındandırlar. Fakat, bu, başlangıçta ancak doğdukları bölgede nispeten kısıtlı sayıda yaşayan Türkier, • yazı sahibi, yani ileri seviyedeki düşüncenin verdiği üstünlükle, zaman ve mekân içinde büyük bir sahaya yayılmışlar ve egemenlikleri altına aldıkları halklarla karışmışlardır. Bu şartlarda • Irk teorilerine göre hareket edilirse. Antropolojiye başvurulursa, • Türk Kitlesi parçalanır ve Kültür birliğini kaybeder. Fakat bütün bu dağılma ve parçalanmaya rağmen onları birbirine bağlayan öğe, Türk dil ve düşüncesi olmuştur, günümüzde, değişik dillerde ve değişik yörelerde, • Dip Kültür halinde ortaya çıkmıştır daha da çıkacaktır. Bu arada şu noktaya dikkati çekmek isteriz: Hıristiyan Türklerin eski Sovyetler Birliği olarak bilmen Orta Asya’daki sayısı 22 milyonu bulur. Ayrıca Hazar Türklerinin Museviliği kabul etmiş olduklarını, ve Ural devletinin ve dünyaya yayılmış olan Yahudilerin kökenlerinde bulunduklarını gözden kaçırmamak gereklidir. Kitabın sonunda Prof. Musa Yıldız’ın çalışmasından alınan biF haritada Türklerin Orta Asya’daki yerleşimleri görülmektedir. 37


Haluk Tarei>n

GÜNÜMÜZDE DURUM Bugün Türk dememek için bu kere • TÜRKÇE KONUŞANLAR denmektedir. Bundan amaç, Batının, Türkleri haritadan silmek için uyguladıkları GELENEKSEL ETNİLER POLİTİKASIDIR. Bununla; 1- Türk dilinin kökenindeki Ön-Türk kültürünün zenginliğinden bilerek ya da bilmeyerek- söz edilmemiştir. Çünkü onlar için, 2- Afrika’da, dünyanın pek çok yerlerinde konuşulan diller vardır. Türkçe de bu türden bir dildir. Fakat Türklerin istilaları ile birlikte bu dil de pek çok yere yayılmıştır ama kültür değeri yoktur. 3- Türkçe konuşulan her yerde bu, Türk kültürünün varlığı ya da Türk halkının varlığı demek değildir. Artık, • Orta Asya haritasında Türkler yoktur. Sadece Türkçe konuşanlar, yani sadece TURCOPHONE’ler vardır...Dipteki, Türk kültürü yok edilmiştir. Profesör Jean Paul Roux Türkleri böyle tanıtır...Ya Fransa'da? (*) • Basq’lar, Bröton'lar, KorsikalIlar...Büyük Okyanusta Kanak'lar Fransızca konuşurlar ama Fransız kökenli midirler? • Öyleyse, Fransa da FRANCOPHONE bir ülkedir.bu durumda, bu mantığa göre Fransa parçalanmalı ve bir federasyon olmalıdır... Yakıştırma boy adlarından birkaçı (**) Uygur’lardan başlayalım : • Şarkiyatçılar Moğolistan’da Oara Balgasun’da bulunmuş bir bitig taş üzerinde, • TENRİDE QUT BULMUŞ TENRİ UYUĞUR OAĞAN, cümlesindeki, UYUĞUR sözcüğünü bir Türk boyu, etnisi sanmışlar, bu sözcük zamanla UYGUR halini almış, bizim dilcilerimiz de bundan UYGAR sözcüğünü uydurmuşlar...Çünkü gerekli olan Asya Türkçelerini bilmemektedirler. • Cümle, “’tanrıya uyan Oağan” ‘Tanrının varlığını kabul eden demektir. Bu konuda ısrar edilerek, ortaya bir de uydurma Uygur tarihi çıkarılmıştır. Sonunda bu halk da kendine Uygur, demeğe başlamıştır. Yani koskoca Türkistan’ın doğusunda yaşan Türklere önce ’Doğu Türkistanlf’denmiş o da paralanarak ondan da yapay kimlikli bir Uygur halkı yaratılmıştır. Bu örnek, bir kere daha Türkçe bilme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Türkçe bilme zorunluluğunda ısrar etmekte haklı mıyız, değil miyiz?.. Bir öteki ad, ÖZBEKlere aittir, • ÖZBEK diye ayrı bir Türk boyu yoktur. • Kendilerine bugün Özbek diyenlerin tarihi karıştırılmış, çok eskiden yaşamış olan bir ÖZBEK HAN adı bulunmuş ve onlar da Özbek Han’dan geldiklerini kabullenmişlerdir..Bu kere • Batı Türkistan da kendi içinde bölünmüştür. Yukarda gördüğümüz gibi, Hazar’dan Çin Hududuna kadar uzanan TEK ÜLKE TÜRKİSTAN, (")( Fransız Türkoloji Profesörlerinden J.P.Roux TürWerin Tarihi adlı kitabında )

38


llaluk 1arcan

Önce; • Doğu, Batı diye bölünmüş , • Ondan sonra da, • Şarkiyatçıların becerileri ile, • Türkler, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kişisel ihtirasları nedenleriyle kendi aralarında parçalanmışlar ve sonunda, Çin ve Rus işgallerine karşı koyamayarak bu ülkelerin egemenliklerine boyun eğmişler, ezilmişlerdir. Bugün yok edilen, • Türkistan adını savunmak, yeniden yaşatmak, bunun için de gerekli olan her yere kaydetmek, okullarda okutmak, ulusal bilimsel görevimiz ve hakkımızdır...Fransa’nın, Kanada’yı - Fransızca'yfesas alarak - Fransa’ya bağlama çabaları içinde olduğunu hatırdan çıkarmayalım TÜRK DEMEMEK İÇİN BU KEZ DE; Mongol(Moğol), mongoloid yani* Moğolumsu ve çok mecbur olursa TürkoMongol der. Dili, bir türlü Türk demeyi kabul edemez. Yalnız bu kadarla da kalmaz.Türkleri barbalıkla küçültmek söz konusu olunca • Attilâ ve Hunlar Türk türler, fakat, Hun sanatı söz konusu olunca • Hunlar Moğol oluverir!?. ANADOLU Doğu Anadolu’da -derinlemesine ve genişlemesine- tarih araştırmaları yapmamışlar, bu bölgeyi boş, âdeta tarihsiz bırakmışlardır. (*) Amaç, gereğinde Batılının geleneksel etniler politikasını uygulamak için YAPAY DEVLETLER kurması. Bu amaca hizmet için örneğin; • Rus Çarlığı 1828’de Erivan yöresinde, AHIRKELEK kasabasına, 20 bin Osmanlı ve 20 bin Rus Ermenisi yerleştirmiştir: Çar, kendim Ermenistan kralı ve tüm Ermenileri de Rus ilân etmiştir. (**) • Bu yapay Ermenistan kuruluşuyla Çarlık, Anadolu Türkleri ile Asya Türklerinin arasını kesmiştir...Batı bu çok arzu ettiği amacına erişmiştir. Günümüzde ise Karabağ’ın başına Nagorni ilâve edip bu toprakların tarihî sahibi AzerbaycanlIdan toprak çalmak yolundadır. Doğu Anadolu’da konuşulan en eski dilin Ural/Altay dili olduğu iddia edilirken bundan vazgeçilmiş, bu dil için bitişgen bir dil deyimi kullanılmaya başlanmıştır... (*) Bu iddia ile Almanca’nın da bitişken bir dil olduğu fikri ilham edilmektedir!. Eğer Ural-Altay dili denilirse, Doğu Anadolu tarihinin -4 binlerde Türk olması gerekmektedir.(**) Bu da, batının etniler politikasına aykırı düşmektedir. Batı, Anadolu’ya yerleşmek, Türkleri zararsız hale getirmek, onları Anadolu’dan silmek için,.Türklerin Anadolu’ya • (+1071 )de geldiğinde inanılmaz bir şekilde ısrar etmiştir, etmektedir. Bu tarih, Batının etniler politikasının hareket noktasıdır... • Resmî tarih de bunu -tartışmasız- kabullenmiştir. (*)(Prof A Erzen. Urartular TTK, 1983)(” ) (Kemal Ermetın, Ermeni sorununun, Ermeniler tarafından dikkatle saklanan yüzü ,Türk Soykırımı, Töre yayın gurubu. İst.2001 ,sa.72 )

39


Halûk Tarcun

• • •

Doğu Anadolu, 13 binlerde Orta Asya kültürüyle ilişki içindedir. En geç, 8/7 binlerde ilk Ön-Türk yazı örnekleri ortaya çıkmıştır, 6500’de Çatalhöyük, Ödemiş, Beycesultan, Zümran(lzmir) ve Antalya Beldibı mağarasında Ön-Türkçe damgalan vardır. • 5500”de İstanbul yöresinde , toprak kaplarda Ön-Türk damgaları vardır. • Gerisi için Anadolu bölümünde bol bol yazılı belgelerin varlığı görülecektir. • Anadolu Dip Kültüründe Ön-Türkler -şimdilik bulunanlarla- bu tarihlerde yer almıştır. YAYINLANMASI YASAK BÜYÜK BİR GERÇEK Ortadoğu’ya, hayallerini okşayan zenginliği için -dinsel endişelerle değilgelen Haçlıların, Asya içlerine yayılmasına engel olan kuvvetin kaynağını arayan Prof. M. A. Rawlinson, • “Altıncı Büyük Doğu Hakanlığı” adıyla 1872’de yazdığı kitapta, karşılarında büyük bir kültürü ifade eden bir Türk Hakanlığının bulunduğunu sergilemiş, İngilizler, sömürge Politikalarına uygun düşmeyen bu kitabı yasak etmişlerdir. (***) Bu tarihlerde biz, • tarihimizi İslâm tarihi, • Arapça’yı da Kur’an’ın, dolayısıyla da Allah'ın dili olarak okumaktaydık. Böylece tamamen “şirk" içinde debelenmekteydik. • Bir sapkınlık bataklığını, tamamen Islâm karşıtlığını, din olarak bize yutturmuşlardı. • Kültürümüz, kat’i ve mutlak bir şekilde İslâm kültürü diye öğretiliyordu... VE DE, • Osmanlı, içinden çıktığı Türkleri, İmparatorluğun temel halkını, ‘’Etrak-ı bî idrâk” , İdrâksiz Türkler olarak tanımlıyordu ?!. • Kökenlerimizden, ata kültüründen tümüyle kopmuştuk. Gerçek şu ki, tüm dünyada olduğu gibi; • Öz kültürümüze sahip olmak, • İslâmiyet, ya da başka bir dini kabul’etmek için bir engel değildir!.... • Dinlerin doğuşundan binlerce yıl önce oluşmuş olan halk/millet kültürü ile sonradan doğmuş olan Din, Dinlerin kültürü iki ayrı kuramdır. Fakat halk yeterince ve gereğince bilgilendirilmemiştir. Örneğin: İngiliz ben İngiliz’im der, onun Protestan olması, milletini inkâr etmek demek değildir. Çünkü dini, milletini kökenini inkâr etmek için kullanmaz, kullansa bile gerçeği yok edemez...Almanlar da Protestan olduklarına göre, İngiliz ben İngiliz değilim Protestan’ım dediğinde, Alman ulusu, İngiliz ulusu yok olurlar. • Türk, Türklüğünü inkâr ettiğinde, öteki Müslüman uluslardan, Acem, Hintli, EndonezyalI, Arap hangi kavrama ait olacaktır? • Ya da Milliyetsiz, kimliksiz mi kalacaktır? (*) {Prof E Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, Tübitak ),(**) (Prof. E. Feıgl) (**’ ) (Doç. Süreyya Ülker, Dod-Mea pub. N.Y.-Erhan Bılgen)(*)(6500de Çatalhöyük’te yazı vardır Ödemiş'te Soğukluk Kanyonundaki damgalar da 6500 tarihlidir.)

40


Haluk Tarc;ın

BATILILARIN YANILGILARI TÜRK DİL VE KÜLTÜRÜNÜN YOK SAYILMASI EVRENSEL KÜLTÜR ARAŞTIRMALARINDA EN BÜYÜK TARİHÎ YANILGIYI OLUŞTURUR.

Bunun nedenleri, Bazı Türkologlarla birlikte, içlerinde istisnaları olduğunu bildiğimiz ve bundan mutluluk duyduğumuz dış ülkelerdeki kısıtlı sayıdaki araştırmacıları bir kenara bırakırsak, Batılı araştırmacılar, genelde. Batının bize uyguladığı, • geleneksel, ‘’etniler politikasının paralelinde ve çok hallerde, • Zorlama, yakıştırma, gerçek dışına kayma çerçevesinde kalan bir Türk tarihi biçmişlerdir. • Çünkü, bütün gayretlere rağmen tarihleri en çok 2 bin yıllık bir zaman ve dar bir mekân içinde kalmaktadır. • ve çünkü, hâlâ ortaçağ seviyesinde sürüklenen, • BAĞNAZ DİNSEL duygulardan kendini ayıramamış olanların varlığı, • Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da karşılarında • Hıristiyanlığın yayılmasına engel olmuş olan Türkleri görmeleri, • 16’ncı, hâttâ 18 yüzyıla kadar Türkler karşısında hissettikleri eziklik ve • bunun getirdiği AŞAĞILIK KOMPLEKSİ, • 18’nci yüzyıldan sonra icatlar, keşifler ve • sömürgecilik döneminde elde ettiği bolluk, zenginlik nedeniyle hastalık derecesine varmış olan • ÜSTÜNLÜK KOMPLEKSİ, Batılıları -geçmişten intikam alırcasına• Türk dil, kültürünü yok sayma noktasına itmiştir; henüz bu noktadadırlar. • Bu ‘’sübjektif” tutum sonucu, • 1780’de Etrüsklerle - belki de daha önceleri - karşılarına çıkmış olan • Yazıların, ölü bir ırka ait, ölü bir bir dili ifade ettiğini saymaları ve onları okuyamama sonucu genel olarak, • Tarihin derinliklerinde, ya da yakın zamanlara ait olsun,Tarihî gerçekler, • bilimsel değerden yoksun yorumlar, • yakıştırmalar çerçevesinde kalmışlardır. ÇIKMAZDA ISRAR Ölü dile ait sandıkları bütün yazıları; • Grek yazı ve dili • Lâtin yazı ve diliyle çözmeğe çalışmışlardır. • Bu ısrarın nedenini açıklamanın imkânı yoktur; nasıl olur da bu iki uygarlıktan binlerce yıl önce var olmuş ve • bu uygarlıkların yayıldığı yerler dışında kalmış topraklarda bu yazılar ve içerdikleri diller, araştırmaların hareket noktalarını oluştururlar? • Ya da. - hangi hakla - özellikle Anadolu'daki, • Lıkya, Lidya, Frigya vb...gibi Antik Yunan öncesi uygarlıkların tarihlerini, Yunan öncesine indirmemeğe çalışmışlar, • Anadolu’da, eski bir yerli halktan söz ettikleri halde, bu halkın kinliğini nedense araştırmamışlardır.____________________________ 41


Halûk Ta rcan

işte Anadolu’dan bir örnek

APOLLON Anadolu’da yaptığı arkeolojik kazılarla ün yapmış çok değerli araştırmacı Prof Kurt BİTTEL, Türkçe bilmemenin verdiği büyük yanlışlardan birini yapmış Ön-Türkçe yazıyı Grekçe okumağa uğraşmış ve yakıştırma çerçevesinde kalmıştır(*‘ ) Sıde/Antalya'da bulunan Apollon tapınağında, Ön-Türkçe • ÖGÜS ATIK ATAR OĞ diye başlayan yazıtın bu ilk cümlesini, antik Grek yazısının bir türü sanarak, onu yakıştırma yoluyla ve harf ilâveleriyle • APOLLON diye okumuştur.Yanılgıları sırayla şöyledir. 1. sağdan sola yazılan Ön-Türkçe cümleyi soldan sağa, dönüştürmüştür. 2. ÖG ve ÜS damgalarını tek bir harf halinde (P ), 3. AT damgasını (O), 4. IK damgasını iki kere (LL), 5. AT damgasını bu kere (OMEGA), 6. Ters AT damgasını (N), 7. ÜR(R) damgasını (I), 8 OĞ damgasını (US) diye okumuş, ortaya çıkan POLLONlUS’un başına , her ne hakla bilemiyoruz , 9. (A) harfi katarak onu (A)POLLONIUS haline sokmuştur. Sonuçta, Antalya ve yöresindeki • Ön-Türk Kültürü bu yakıştırma yoluyla • Antik Grek kültürü diye dünya literatürüne geçmiş, bizim tarihçilerimiz de • buna bilim diye inanmış ve üniversitelerde okutmuşlar ve günümüzde de bunun şiddetli savunucuları olmuşlardır. Apollon şekline sokularak okunmuş olan ÖGÜĞ ATIK ATAR OĞ anlamı; • (Ögüs adıyla adlanan, ifade edilen kişi).demektir.. ( ögüs = Tanrı elçisi, atıq = ad’lı, atar = adlandırılan, ifade , oğ = kişi...Ögüs diye adlandırılan kişi...) Üçüncü yanılgı Bu yanılgıların paralelinde, yazıların okunması için sarf ettikleri çabalarda, • iki seri büyük yanılgılarla çıkmazlara saplanmışlardır. Ön-Türk yazısının her biri ayrı kavramı ifade eden 1/ TAMGA(damga)lar olduklarını düşünememişler ve bu yazıları Batılının, 2i ALFABE SİSTEMİ ile çözmeğe çalışmışlardır; harflerin tek başına hiçbir anlam ifade etmediğini düşünmemişlerdir. Örneğin; • Ölü sanılan yazılardaki (E) şeklini, alfabe sistemiyle • E harfi diye değerlendirmişlerdir. Gerçekte ve Ön-Türkçe’de onun, UÇ diye okunan bir damga olduğunu ve Lider anlamını ifade ettiğini düşünememişler, bilememişlerdir. Bir öteki büyük örnek : Eskişehir’deki Fryg’lerin

42


Halıık 'l'arcan

MİDAS adı verilmiş olan anıtında, alfabetik sistemle MİDAİ diye görünen yazıyı MİDAS şeklinde okumuşlardır. Aslında bu sözcük Ön-Türkçe • EMİS EDİTİS diye okunur ve cümle içinde ‘’bizim kralımız” denen damgalar serisidir. • M - EM, İ = İS. D = ED, A = (İ)T, I = İS. Gerçekte, MİDAİ şeklinde yazılan sözcükte, • ilk (I) nin (i), ikinci (l)nin (S) şeklinde okunması, polemiklere yol açtığından, sonradan bu sözcüğü • MİDAİ diye okuyarak onun, Midas’ın annesi(?) olduğu iddia edilmiştir. Ama, Grek/Romen kültürüne hastalık derecesinde yapışmış olan ortamlar, Midas'ta ısrar etmişlerdir...Midas adlı bir kralın yaşamamış olduğunu savunanların varlığına rağmen !.. (*16) Dördüncü yanılgı Bilmedikleri, okuyamadıkları ^ bu dilin daha yazılarını çözememişken, üzerinde çalıştıkları Ön-Türkçe metinler için, • Alfabeler tertip etmişlerdir(**). Örneğin, Etrüsk dil ve yazısını çözmeden önce bu dilin, okunabilmesi için, onun, • ne Hint-Avrupa (ki kuramsaldır) • ne de semitik bir dil olmadığını bildikleri halde, hareket noktaları daima • Greko / Romen düşünce ve yazı sistemi olmuştur. Bunun sonucu her araştırmacı benzetme ya da tümdengelim yoluyla yeni bir alfabe tertip etmiştir. Bu tertiplerinde kullandıkları sistem -damga sistemini bilmediklerinden • alfabetik sistemdir. Bu sistemle yarattıkları, kişisel icatları olan alfabeler içinde çıkmazlara saplanıp kalmışlardır. Lâtin alfabesi neden (A) ile başlar? Bu çıkmaz nedeniyle, Lâtin alfabesinin neden (A) harfiyle başladığını Bir türlü açıklayamamışlardır. İşte bu çıkmaz, 1 /Türkçe’nin yok sayılması ve 21 Damga sisteminin bilinmemesinden doğmuştur, şu büyük bir gerçektir ki, • Lâtin alfabesi, Ön-Türkçe bir cümledir, bu cümle • Düşünceleri halka anlatmayı sağlayan alfabe denen ezgi(kutsal) şekiller demek olan Etrüsk’çe, yani Ön-Türkçedir: • AT ÖKÜDÜÇ, EB-İL UQUNUSUQ OLUMUN OOUŞUNUPULT ESİDİR EZİSİG UQUSUNUÇ(**) Cümleyi oluşturan seri halindeki damgaların başındaki ilk damga, Lâtinlerin • “A" diye okudukları, aslında • “AT” diye okunan Ön-Türkçe damgadır. İşte, sorunun çözümü !. (A) hiçbir anlam ifade etmeyen bir "steril” şekildir, Halbuki, AT damgası Tanrıya erişmek üzere- ‘’canın, vücudun dışına AT/ılması” kavramını verir.. 43


Haluk i'arcan

Beşinci yanılgı Günümüzden ancak, 2700 yıl önce tarihte görünmüş olan Antik Yunan Uygarlığının, hâlâ tarih araştırmaları için bir hareket noktası sayılmasıdır. Bunun sonucu, yeni bulgular karşısında değerini kaybetmekte olan, sübjektif bir yorum haline dönmekte olan Helenistik dönem adıyla, sınıflandırmanın neden olduğu yanılgılar ortaya çıkmağa başlamıştır. Örnekler: • Sinop müzesinde bulunan, tarihi (-500) Helenistik dönem(!) diye adlandırıl an bir amforanın üstündeki "harf ilâvesi, harf eksikliği vb..gibi çarelere başvurularak yakıştırma yoluyla Antik Grek’çe okunduğu İddia edilen cümle Ön-Türkçe bir cümledir. • Iskıtlerin Antik Yunan etkisi altında olduğunu ispat için, sunulan Drahmilerin üzerindeki, Ön-Türkçe yazıların yer aldığının kimse farkında değildir, ya da farkında görünmemek istemişlerdir. • Troya : Tübingen Üniversitesi Profesörlerinden Manfred KORFMANN’ın • TROYA’nın şimdiye kadar sanıldığı gibi. Antik Yunan uygarlığına değil, • Eski bir Anadolu uygarlığına ait olduğunu ortaya koyması, artık Antik Yunan uygarlığının araştırmada esas fikir olamayacağının ispatıdır. • Hele Troya savaşındaki gruplar arasında, • TURCİ’lerin de bulunduğunu ortaya çıkarmış olması, • «Ateş Kültü, bu eski Anadolu uygarlığının kökeninde kimler olabileceğim de göstermektedir. ATEŞ KÜLTÜ Nihayet Latince’de var olan kullanılan bir deyim vardır. • ATA / VlSME...Bu deyindeki ATA ne zaman ne şartlarda doğmuştur... Yani, Lâtinler bu sözün yaratıcısıdırlar da, zamanı durdurup pek çok sayıda bin yıl geriye götürüp Orta Asya’ya ihraç mı etmişlerdir? Altıncı yanılgı • Batılı araştırmacılar, Çince ve Semitik diller dışında kalan dillere kolayca • "Hint-Avrupa dili” damgası basmakta ve bu yolla da her yerde • Avrupalıyı aramakta, ya da geleneksel önyargılarla ilgili yer ve uygarlığın • Avrupa kökenli olduğu iddiasını işlenmektedir. KURAMSAL HİNT-AVRUPA UYGARLIĞI İleriki sayfalarda geniş bir şekilde görüleceği gibi, Önce • Hint-Avrupa Uygarlığı denen, kökenini, Hint uygarlığından aldığı sanılan bir teori ortaya atılmıştır. Kısa sürede, • Uygarlık kavramının iddia edilen bütün ülkeleri içine almadığı görülünce, • Bu kere de Hint-Avrupa Dilleri çerçevesi kabul edilmiştir. (” ) • Başlangıçta, bütün dillerin belkemiğini oluşturan • İmek/ olmak fiilinin, Sanskritçe’deki • ASMİ, ASİ, ASTl’den geldiği iddia edilmiştir. Bu fiil Yunanda • EİMİ, El, ESİ olmuş ve Lâtince’de SUM, ES, EST şekline dönüşmüştür.^*) C)(G. Ville, D icf Archeologie. Larousse. 1968, Paris) {” )(G.Ville - G.Dumezıl)

44


Türk dilini ve Türk Tarihini (-220)’ye yükselten Batılılar, Pamir’in kuzeyinde Orta Asya’da, binlerce yıldan beri konuşulan Ön-Türkçe imek/olmak fiilinin • ËSl ËM, ËSi ËN, ËSi olduğunu öğrenememişlerdir. Bu fiil, Sanskritçe, Yunanca ve Lâtince’ye geçtiği gibi, • Lâtince ve İtalyanca’ya mastar olarak ES/SERE’yi, Fransızca’ya ÊT/RE'i vermiştir. Ësi-Em. ..Bizde, ETTİM, ETTİN, ETTİ çeşitlemesini vermiştir. EYZÎ’ler,ÖN-TÖRKÇENİN VARLIĞININ TARİHİ VE BİLİMSEL ŞAHİTLERİ. TARİH ÖNCESİ DÜNYANIN BAŞKENTİ EYZİ'ler, FRANSA’NIN Prehistuar dönemindeki ilk sakinleridirler.(*) Fransa'nın, Dordogne(dordony) bölgesinde ilk oturanlara • “’LES EYZİES” (EYZl)ler denir...Bunun ESİ’ler olduğu meydandadır. Ë’nin ince ve uzun okunuşu yaklaşık EY sesi vermesi (S)nin ise Z’ye yakın olması bu seslendirme şeklini oluşturmaktadır. Fransız araştırmacı, J.J. Caude-Mark ve J.Pierre Boulard, Dordony bölgesi için Tarih öncesi dünyanın başljenti demişlerdir. Gerçekler bu kadar da değildir, Fransa mağaralarında, başta en tanınmış • LASCAUX • (Lasko) mağarası bu Dordogne (Dordony) yöresindedir. Batılılar- ca hiç bir şekilde okunamamış olan Ön-Türkçe bir cümleyi içerir. Vichy kentinde bulunan • GLOZEL bölgesinde ise. kil tabletler üstünde ateş kültünü gösteren metin­ ler vardır. Buraya yerleşen Ön-Türk siyasal kuruluşunun adı ODUQ ËL "muzaffer halk” adını taşır.f*) Asya’dan, öteki kıtalara göçlerle yayılmış olan • Ön-Türkçe, Batı dillerinde - henüz sayısını tespit etmemiş olduğumuz sayılarda yer almış ya da köken oluşturmuştur. Bazı örnekler (**) Min Bin = ich bin , Ur- ëbis = urbis Bos = bos(öküz) ËI - uqus = iogos Od-usuz = Odisseus Ap-ata ër = Pater Luu- bars = léopard Oqun uçu = croce, kreuz, croix vb...Oq bayrağı Ub-uruq = burg Esi ëm = İ am Eirin = Eire(irlanda) Ës aru at = se hâte(sô at) Bil = ville Qa-amoğ = Camone (Kamon), commune(Kommune)...” Kamu” (*)(J.P.Auberbier - M.Binet, Chemin de la Préhistoire en Périgord, ed. Ouest-France/ Rennos, 1997)(J.J.CIaude-mark/ J.Pierre Boulard Aimer les Eyzies, Capitale Mondiale de la Prehistoires, Ed. Ouest. Fr. 1990)

45


Halûk Tarcan

TÜRKÇE KAYNAK DİL Dikkatten kaçan bir FENOMEN vardır. Özellikle dilcilerimiz farkında değildirler. O da şudur; • Biz, devrik cümleyle konuşuruz...Örneğin ada vapurunda çaycı bağırır: "VAR MI ÇAY İSTEYEN !..” • Eskiden tramvaylar da biletçi sorardı: “VAR MI BİLETSİZ?.” Bu örnekleri konuşma yaşamımızda çoğaltırsak Hint-Avrupa cümlesiyle, devrik cümle ile konuştuğumuz görülür. Çok önemli olan şudur: • Ön-Türkçe cümleler devrik cümleler, Hint-Avrupa cümle sisteminde olan cümlelerdir. İşte bu şartlarda dilcilerin araması gereken. On-Türkçe’den Batı dillerinin ne zaman ayrıldığı ve • Ön-Türkçe'de bugün resmî yazı dili olan dilin ne zaman oluştuğudur • Bu gerçek de göstermektedir ki, • ÖN-TÜRKÇE , ARANAN. BÜTÜN DİLLERİN KAYNAĞI OLAN DİLDİR. TÜRKÇENİN ANLATIM ZENGİNLİĞİ

Batı kültüründe erimiş olanlar, süper entellerimiz, Türk dilinin fakir, zavallı bir dil olduğunu ileri sürerek bu konudaki sonsuz bilgılerini(?!) kanıtlamaya çalışırlar. Gerçekte, ilk dil olmanın güçlülüğüyle Türk dili zaman ve mekânda büyük gelişme göstermiş ve zaman tayininde en hassas noktaya varmıştır. Önce Osmanlıca’sıyla MÜZARİ sığasını, Türkçesiyle. geniş zaman’ı ele alalım: • Ederim, ederiz vb..diye karşımıza çıkar. Teşekkür ederim denir. Bu, her zaman teşekkür halinde olduğumuzu gösterir. Ana diline ek olarak Türkçe’yi öğrenenlerin en büyük zorlukları bu çekimi kullanamamalarıdır. • Büyük üzüntüyle söyleyelim: Bu çekim dilimizden düşmektedir. Artık herkes “teşekkür EDİYORUM" demektedir. Büyük bir nezaketi, binlerce yıllın tecrübesinden geçmiş ve çok eski, “ilk dil”e sahip olduğumuzu gösteren bu nitelik yok olmaktadır. NEDEN • televizyon sunucularıdır. Genelde Anglo/Amerikan düşün sistemiyle dış ülkelerde staj görmüş bu kişiler, • eğitim gördükleri bu dilde düşünmeye şartlandırıldıklarından, bu dilde düşündüklerini, simültane (anında) tercüme yoluyla Türkçe’ye çevirerek konuştuklarından “Ederim” yok olmuş yerini Batının geç kalmışlığını seslendiren “EDİYORUM’’a bırakmıştır. (*) Geçmiş zamanı ifadelendirmeye gelelinr.Türkçe’de iki geçmiş zaman vardır: 1. yaşadığımız geçmiş zaman, Osmanlıca'sı, şuhüdi-mazi, yani şahit olduğumuz geçmiş zaman... 2. yaşamadığımız, fakat bize nakledilen geçmiş zaman...Örneği bir Fransız 4(>


"Napolyon falan tarihte öldü" der. Sanki, öldüğü esnada başucunda imiş gibi.,, 3. Biz ise, ölmüş ya da resmî bildiri dilinde ölmüştür deriz. Bu çekimleri, Lâtin dillerinde bulamazsınız. Ancak, Pirenelerde Bask’larda mevcuttur. Onlar da, Orta Asya’dan Hotan bölgesinden göç etmiş olacaklardır(M) Bu ifade hassasiyetinin farkında olmayan süper entel’ler(!) hemen aşağılık duygularını hareket geçirirler...Türkçe fakir, ifade kıtlığı olan bir dilidir!!.. BATI TÜRK DİLİ DEMEMEK İÇİN... Batının çıkmazının, Türk diline asla başvurmamak olduğunu gördük. Çünkü Batı, Türk dili dememek için, • Orta Asya’da taş döneminde konuşulan dil demiştir. Daha yakın zamana gelince onun için de • URAL-ALTAY dil gurubu kavramını kullanır, dili bir türlü, ‘Türk dili” demeğe varmaz.. • ORAL ve ALTAY’lar Türk kültürünün doğduğu esas coğrafî bölgedir.Bu kültürün dili Türkçe’dir. Batı, Türk dili dememek için bu dilin doğduğu Coğrafyayı ad olarak kullanır. Ve Ural / Altay dil gurubu der... Türkçe bir gurup içinde ikinci dereceye düşürülmüştür. Son yıllarda bundan da vazgeçmiş, Ural-Altay adını terk etmiş bunun yerine • Asianic (azyanik) dil deyimini kullanmıştır. Bu kere, belirli bir coğrafyayı da terk etmiş. • Asya’da, nerede, ne zaman olduğu bilinmeyen bir dil kavramı yaratmıştır.. Artık Türk dilinin ne olduğu da anlaşılmaz hâle gelmiştir; Osmanlıca’sıyla *’ ne idüğü belirsiz"!?... Dilcilerimizde gene ses yok!. • Doğu Anadolu’daki Ural/Altay dil gurubu da Prof. Akurgal tarafından yok edilmiş yerine Bitişgen dil denmiştir(!) İLK DİL Batının, Orta Asya’da (Türkistan'da) iddia ettiği • Taş döneminden beri konuşulan bir dilin • Orta Asya’dan tarihin karanlıklarından beri buradan ayrılmamış kişilerin, Türklerin dili olduğuna göre bu dil Ön-Türk uygarlığının ortaya çıkmasıyla bugün 41 lehçeden oluşan • Türk dilinin,Türk kişilerinin dili, dolayısıyla bu dilin, • İLK dil olduğu da, bu münasebetle ışığa kavuşmuştur. Tarihin derinliklerinden haber veren bu emsalsiz bilgi ve kültür hâzinesinin, horlanması ve yok sayılmasıyla ona hiçbir araştırmada başvurulmamıştır... • Başvurulmamış ama Evrensel uygarlıklar tarihi de çıkmazlar içinde bocalamıştır. • Batılı, ayrıca aşağıdaki görüşle kendi kazdığı kuyuya da düşmüştür: Sümerler AZYANİKTİRLER !...______________________________________ 0 (T ö re Dergisi sayı 1 s. 68 2000 İstanbul)

47


Halıık Tarcan

BO(Ğ)A...BOA Batılılar, yanılgılara sadece Ön-Türk dilinin değil günümüzdeki Türkçe'yi bilmemekle de sapmaktadırlar. Uluslararası değerde etnolog Rumen Mircea Eliade’nin Sibirya'daki araştırmalarında karşısına • BO(Ğ)A kültü çıkmıştır.M.Eliade, Batı kulağıyla bunu, • BOA diye algılamış ve bu tropik yılanının Sibirya’da bulunmasını, • Hint kültürünün bu yöreyi etkisi altına almış olduğu şeklinde yorumlamıştır. Aslında, söz konusu olan • BOĞA ve binlerce yıllık BOĞA kültüdür.Ön-Türkçe’yi değil, günümüzdeki Türkçe'yi bile bilmemek sonucu bir tek (Ğ) harfi nedeniyle. Ön-Türk kültürü yok olmuş yerini Hint kültürüne bırakmıştır. (*19) Bir öteki araştırmacı K. Jettmar, mumyalama tekniğinin • Orta Asya’da Tunç çağından beri varlığını kaydeder. Fakat, Ön-Türk Kültürünü bilmediğinden, Oağan için yapılacak • YUĞ AYlNl’ne uzak ülkeleri davet etmek, davete yanıt almak ve bu uzak ülke temsilcilerinin gelebilmeleri için cesedin birkaç yıl bekletildiğini bilmez. Sonuçta, • mumyalama tekniğinin Ön-Türklere ait olduğunu, egemen oldukları uçsuz bucaksız Ormanlarda bu teknik için gerekli her tür bitkinin varolduğunu düşünemez. • Çünkü, botanik biliminin yalnızca Çinlilere ait olduğunu sanır - yanılgılar içinde olan Batılı, • Iskitleri Greklere bağlar ve • Ourgan Kültürünün da Batılılara ait olduğunu varsayar.(*) • Ruslar ise kendilerine bağlama çabası içindedirler. ÇİN’DE TÜRK MUMYALARI •

Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın’dan öğreniyoruz: "1984'te Çin’i ziyaretinde götürüldüğümüz Turfan’da buldukları mumyaları gösterdiler ve onların Mısır mumyalarından üstün olduğunu ifade ettiler. Çocuk, kadın.erkek mumyaları gördüm. Mumya kültürünün Türklerle başladığı ortaya çıkıyor. Eğer Mısır'da mumya kültürü olmuş olsaydı bu kültürün içinde geliştiği bir kültürün de olması gerekirdi...” (**) Turgay Tüfekçioğlu tamamlıyor : Sayın bakan Urumçi mumyalarından söz etti. Bakın buradaki mumyalardan ilki 55 yaşında ve I.Ö 1000 yani günümüz­ den önce 3000 yıllık, bir başkası gene I.Ö 1600, en yaşlı Lolan denilen bayan mumyası var İ.Ö.2000..Yani 4000 yıllık. En büyük özelliği iç organları çıkarılmamış olması...Mısır tekniğinden çok ileri...dahası var, mumyanın üzerinde ameliyat izi var, At kılıyla dikilmiş...Amerikan doktorlarının tespiti, dünyada ilk ameliyat olarak kabul ediliyor..Dahası da var, kumaş ekose ve boyalı I.Ö.2000...(Gaelik dili konuşanların Üst Asya’da, Macalık yöresinden yola çıkıp Ingiltere’ye göç ettikleri düşünülürse?) (**)_____________________ (')(Le Chamanisme, Payot, 1951, Paris)

4X


Halil Şıvgın: İsviçre’de beyin cerrahımız Gazi Yaşargil’le 13 / 14 yıl önce bu ameliyat konusunu konuştum. Yaşargil, aynı yörelere bir heyetle gidildiğini, yapmış oldukları çalışmalarda Türklerin çok önceleri bizim şu anda yapmakta olduğumuzu beyin ameliyatlarını yaptıklarını tespit ettik Hattâ ben o ameliyatlarda kullanılan aletlerden birini aldım, günümüze uyarladım...O alet şimdi benim adımla anılıyor.” (*) TİKA’nın BÜYÜK BAŞARISI Bu haberi,15 Ağustos 2002 tarihli basında heyecanla okuduk..TİKA adlı kuruluşu mutluluk ve saygıyla selâmlıyoruz. Moğolistan’da yaptıkları araştırmalarda çok sayıda bulgular ortaya çıkarmışlar. Fakat, araştırmacılarımız, Türkçe yani, Anadolu lehçeleri dışında, Asya Türk lehçelerini, antik Türk dilini ve Ön-Türk dilini bilmediklerinden, bazı bilenlerin ise, Ön-Türk Uygarlığını bilmediklerinden büyük yanılgılar içinde kalabilirler...İşte birkaç örnek (**): "...BİLGE KAĞAN...” Bilge sözcüğü, bilmek sözünden Bilgi sahibi demek değildir. Bilme, Bilig dir...Kutadgu Bilig’de olduğu gibi...Bilgili ise, BİLİGLİ'dir. Bilge, ‘egemenlik, ülke, belde” anlamlarını veren BÎL’den gelir. BİL/GE, BİLYE, ÜLKE’YE, BELDE/YE demektir. Bizde, bunu EDİRNE/GE, İZMİFl/GE şeklide söyleyebiliriz. Demek ki, Bilge Qağan, Ülke/ye Oağan anlamınadır. Örneğin ; Oangım Türük Bilge Oağan II gibi...Yani, "Han’ım, Türük ülkesine, egemenliğine Oağan II” :(-512/494) tarihlerinde Qağan'dır)(**). "...İLTERİŞ KUTLUK KAĞAN ...” ( " ) Yalnızca "İlteriş” sözcüğü bile Türkçe bilmenin gereğini ortaya çıkarır. Sözcük İL- ETİRİŞ’tir. İL, halk demektir, etiriş ise ettiren, eden anlamına geldiğine göre "halkını, değerli hale getiren , onu yükselten” demektir. Tarihçilerimizin bilmedikleri Türük Bil döneminde, İl-Etiriş Oağan (-565/538) arasında yaşamıştır. "Ölüm tarihi 732 diye ısrar edilen Kül-Tigin, 575 (beş yüz yetmiş beş) te ölmüştür. Ölümünden 5 yıl sonra yerine geçen Oağan nâibi, federatif devletler tarafından kabul edilmediği için (-879)de kurulmuş olan Türük Bil (+580)de dağılmıştır.Bu konfederasyon konusunda ilerde geniş bilgi vereceğimizden şimdilik not edip geçiyoruz. 575’te ölmüş olan Kül-Tigin’in 731de öldüğünde inat edip bu tarihte dikildiği varsayılan anıttaki yazının, Orhun yazısının, Türklerin ilk yazjsı olduğu konusunda yerli, resmî dil ve tarihçiler inanılmaz bir şekilde ısrar etmektedirler. Çin kaynakları: Kül-TTgin’ hakkında • Çinli tarihçi Liu Mau Tsai’ın (+6’ncı yüzyıl)da yazdığı makalelerde • Türük Bil tarihinde ve bütün bunların Türk Kültürü dergisinin 240/241 nisan/mayıs sayılarında K. Mirşan tarafından ayırımlı açıklamasını ve ispatını okuyabilirsiniz. Ayrıca Thomsen’in verdiği 732 tarihi yanlıştır.

4*»


Halûk Tartan

Mirşan’ın Türk Kültürü Dergisi’nin 240 / 241 sayılarında bu yanlışları teker teker çürüttüğünü belli bazı akademisyenler herhalde okumamışlardır. • Akademisyenlerin 732 tarihini kabul etmeleri Batı kaynaklarının birbirine dayanarak verdikleri bilgilere dayanmaktadır • Araştırmacılarımız bu verilen bilgilere ‘’bilimsel şüpheyle” bakmayıp olduğu gibi kabul etmişlerdir. • Araştırmacılarımızın verebildikleri ve ispat edecekleri bir tarih mevcut değildir. ÇADIR OKULLARI (-86)da göçebelerin cahil kalmamaları için çadır okulları açılmıştır. Aynı okullarda o dönemde gerekli olan bazı meslekler de öğretilmektedir. IRK BİTİG O Çin’de bulunmuş olan VII. Yedinci...Yy.la ait IRK BİTİG adlı eserin serbest şiir şeklinde yazılmış olan satırları şöyle başlar; UZUN TONLUĞ KÜZÜNGİSİN Bugünkü sekil KOLKA IÇĞINMIŞ, Kadın aynasını YARIN YANGRATUR Göle düşürdü KEÇE KANGRANTUR, TİR Sabah inler Gece homurdanır YARIN YANGRANTUR Biliniz ki der KEÇE KANGRANTUR, TİR Bunalımlıdır, kötüdür o... ANÇA BİLİGLER MUNGLUG OL, AYIĞ YABLUĞ OL Çin’de bulunan DULBÂÇİN alfabesiyle yazılmış olduğu ifade edilen IRK BİTİG’in, 732 tarihinde ısrar eden dilcilerimiz, Türkçe olmadığını iddia ve ispat edebilirler mi? ARAP İSTİLÂSI Araplar, Orta Asya’ya 708’de girmişlerdir. Bu görüşe göre, demek ki Türkler okuyup yazmayı bu tarihte Araplardan öğrenmişler. Öğrendikleri ilk alfabe Arap alfabesidir (?!) Sonra da 732’de Orhun alfabesini, ilk Türk alfabesini öğrenmişlerdir ?. Sonra da, tekrar Arap alfabesine dönmüşlerdir. Bu hangi mantığa sığar, bilim adına yanıt bekliyoruz?. Türk halkını, Pigmelerden birkaç yüz yıl önce yazı öğrenmiş ilkel ve zavallı bir halk yerine koymağa hiçbir surette ve kimsenin hakkı yoktur. • Bir yazının doğması için binlerce yıla gereksinim varken UROUN Yazısı gökten zembille mi inmiştir. • UROUN Yazısı MÜKEMMEL bir yazıdır; Hiçbir yazı mükemmel olarak doğmamış, binlerce yılda mükemmelleşmiştir. UROUN yazısı Türklerin • ilk yazısı değil, • Ön-Türk damga sistemi yazının ("20)(K.Jettmar, l'Art des Sleppes. A.Michel, 1965. Pans) (*21)( 29 haziran 2002 Ceviz Kabuğu)(*22){ATV Ceviz Kabuğu, açık oturum. 5 Temmuz 2002)

50


• ••« •m ı

« U I V M II

alfabetik yazı sistemine döndüğü SON YAZISIOIR...Bu, katî ve BİLİMSEL olarak böyle BİLİNE!... TİKA’dan devam : "...BULUNTULAR TÜRKLERİN KENTLEŞME KONUSUNDA BÜYÜK AŞAMALAR KAYDETTİĞİNİ ORTAYA KOYUYOR..." Yanıtımız: Türkler, • Ön-Atalarımız, • Su kenarlarında doğmuş olan • yerleşik uygarlıktan gelirler, • Asya'da ilk kentleri onlar kurmuşlardır: SUB-OĞ, ANT-URUQ, ÜRAPA, AT-OĞI BOLIQ, QAPIĞQAĞAN(Samarkant) AQSU, vb...nehir ve göl adlarını geçiyoruz Tika’nın bu yanılgısı, Türk tarihin, (-220) başlatıldığına kati ve mutlak surette inanmasından doğmuştur... Fakat, biz Tıka’nın çalışmaların mutlulukla karşılıyoruz...Rus Çarlığının bu araştırmalara Deli Petro zamanında başlamış olduğu düşünülürse... 18’nci yüzyılda? AVRUPA’YA ACIYINIZ AvrupalI, • dilini dışardan, Hint’ten almış, bir Hint/Avrupa dilleri teorisi icat etmiş ama kuramsallıktan ileriye gidememiştir...Kökende Ön-Türk kültürü vardır. • Dinlerini, Mezopotamya’dan almışlardır...Kökende önce Orta Asya sonra da Türkistan yani, Ön-Türk kültürü vardır • Yazılarını kendileri icat etmemişler, onu da Mezopotamya’dan almış... olduklarını varsayarlar. Kökende doğrudan Etrüskler On-Türkler mevcuttur. Kısacası ortada ‘ • Tarih sahnesine çıkmakta, • Uygarlıkta, • Geç kalmış ‘’acınacak bir Avrupa” vardır. Bu Avrupa'da; • Fransa’nın tarihi (+ 500)ler de • İngiltere’nin, aynı. • Almanya’nın (- 100)ler de başlar. • İtalya’da Roma öncesi Etrüskler, • Yunanistan’da, Pelasg’lar bulunur. STANFORD ÜNİVERSİTESİNDEN YÜKSELEN İTİRAZ Kabul etmemiz gerekir ki, Batıda siyasal çıkarlar ve propagandalar dışında düşünen, bilimin su geçirmezliği içinde çalışan bilim adamları da vardır. Bu türden araştırmacıların Stanford Üniversitende bir kuvvet halinde toplanmış olarak gerçeklere açılmış bir pencere oluşturmuşlardır. Stanford üniversitesindeki bu hareket üniversiteyi aşmış, artık gazete ve dergiler yoluyla dünyaya yayılmaya başlamıştır. İsmail Cem’in Güneş Gazetesinde

‘’Ferment in Higher Education” ,


Halûk Tartan

Dialogue Dergisi 1989 şubat s. 21-35”den yayımladığı, Milliyetin 13 mart 1989 tarihli sayısında okuduğumuz bu konudaki makalenin özeti şudur.. Avrupa ve Amerika • Evrensel Kültürün yaratıcısı değildir, fakat bu kültüre katkıları vardır. Batı kültürü • beyazlar, erkekler ve Hıristiyanlara aittir. • Öteki ırklara ve kadınlara kapalıdır. • Tarih öğreniminde en az - Batı dışı bir kültürün • Afrika, Hint, İslâm, Uzak Doğu vb...incelenmesi gereklidir... Biz bu öğelere, Stanford üniversitesinde bile sözü geçmemiş olan Türk kitlesinin, • bilinmeyen, bilinmek istenmeyen Ön-Türk uygarlığının -zaman ve mekândaki- büyük önemini katmak isteriz. Batının tarihi yanılgılar içinde olduğunu, bizzat Batının ortaya atması, bizim, bugüne kadar tarihin yanlış ve eksik olduğunu iddia etmemize rağmen ne kadar haklı ve nasıl bir doğru yolda olduğumuzu ortaya koyar. Bazı meraklar ? Bir noktayı merak etmekteyiz : Nasıl olmuş da, İsmail Cem bu makaleyi halkımıza sunmuş olmasına rağmen • kendisi Dışişleri Bakanı iken bu konuya asla eğilmemiştir. • 1970’de Kâzım Mirşan Anadolu Proto-Türkleri kitabını yayınlamıştır. Bu kitap, Anadolu’nun Tarihi tapusunun bize ait olduğunu belgelerle açıklar, • 1984’te Prof. A. Erzen, Doğu Anadolu ve Urartular kitabıyla Doğu Anadolu’da 13 binlerden başlayarak Orta Asya kültürünün varlığını, ekibiyle ortaya çıkarır. • 1989’da İsmail Cem, Stanford makalesini yayınlar. Acaba, Prof. A. Erzen’in bulgularına önem vermeyen, bütün hayatınca (+1071) de ısrar eden . • Ord. Prof. E. Akurgal’ın büyük etkisinde mi kalınmıştır? • Çünkü Akurgal, 1986’da Üçüncü ‘Askerî Tarih Seminerinde 1071 tarihinde ısrar etmiştir. • Akurgal’ın, 1998’de Anadolu Kültür Tarihi kitabında, Prof. Erzen ve ekibinin Doğu Anadolu’da ortaya çıkarmış oldukları bulgulardan bir tek satır bile yoktur. • Akurgal'a göre, Doğu Anadolu’da Ural / Altay dili bile mevcut değildir. Dışişlerinde parlayan iki ışık: Dışişleri eski bakanlarından, • Rahmetli Haşan Esat Işık, Paris Büyük elçisi iken beni çağırmış 1962’de CNRS’e girdiğimde, Ön-Türklerle ilgili çalışmalarımı önce kendisine iletmemi istemişti...Beni çağırır bilimsel bulgularımı ve tezlerimi dinlerdi. Bir öteki Paris Büyükelçimiz, 52


1 IU IU IV

M. U I v u ı ı

Ön-Türk çalışmalarımıza büyük ilgi göstermiş olan bu elçimiz, Ülkemizin çıkarlarıyla ilgili politik tartışmalarda, ilgili diplomatların bizleri, resmî tarihimizle köşeye sıkıştırmak istediklerinde, ‘ Ön-Türk uygarlığı olasılığı stratejisiyle tereddüt yaratarak, zaman ve hattâ hak kazanmıştır. Gene -üzülerek söylüyorum- bazı Büyükelçiler döneminde Türk propagandasıyla görevli olan Turizm Tanıtma Müsteşar­ ları, ‘’şiş kebap, Adana kebabı, Bursa kebabı" geceleriyle, seçkin davetli­ lerini, baharatlı et kokuları içinde doyurarak Türk propagandası yaptıklarında, "Türk halı ve Kilimlerindeki Ön-Türkçe Damgalar ve Rönesans Resim sanatına etkisi" konusunda yapmış olduğum konuşma teklifim tersine tepmiş ve bizi Turizm bürosuna sokmaz olmuşlardı...2001 yılında, Sayelerinde,’’Persona non grata "da olduk !...

Avrupa, aşağılık duygusu Avrupa ve devamında Atlantik Ötesi Batı, sistemli bir şekilde Türkleri, her tür bahaneyi geçerli sayarak dışlamak istemiş ve bunda büyük başarı sağla­ mışlardır. Türklerde aşağılık kompleksi yaratmış ve onu müzminleştirmişlerdir. ALMAN PROF. NEUMARK’IN İTİRAFLARI : Almanya’da Nazilerden kaçıp 1940-60’larda İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan Türk dostu Prof. Neumark ile bir kısım öğrencisi Boğaziçi’nde geziye çıkarlar. Öğrencilerinden biri Prof Neumark'a sorar: Avrupa bizi neden sevmez? . Neumark şu cevabı verir; 1- Çok samîmi olarak itiraf edeyim ki, AvrupalI Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır, kilisenin Türk ve Islâm düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince: Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama, faraza, laiklik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder. 2-Sızler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar; tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir. 3Avrupa’nın pazarı idiniz, şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız. 4- En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ensemizde at koşturdunuz . 5- Selçuklular Anadolu’yu, OsmanlIlar ise Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler. 6- Sizi silâhla yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar. 7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslâmiyet’i kabul edip yaymasaydılar, İslâmiyet bugün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki, Vahabiliği kuranlar da İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır. 8- Batı her yerde İslâmiyet’i, sapık inançlara kanalize etti. Ama, Osmanlı Asr-I saadeti devam ettirdi. 9- Kilise size kan kusturmaktadır ve sebepleri yukardadır. 53


Halûk Tartım

10- Ben Türkiye'ye geldiğimde 2 üniversitemiz vardı, şimdi 19 Üniversite var(o tarihte öyle idi şimdi daha fazla) 11-Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa’nın refah ve medeniyeti yıkılır. 12-Yine sizler, Avrupa’nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız "...(*) Acaba, Karen Fog’lar, “Dış Mihraklar” ve onların içteki uzantıları tüm “AntiTürk” birimler, Türk Cumhuriyetini yıkma görevlerini gerçekleştirecek gücü bu, 1.1'nci maddenin verdiği endişeden mi alıyorlar ? 1500 YILLIK KİN ve BATININ TÜRKLERE ATTIĞI İLK İFTİRA Bu başlık bir çok şekilde yazılabilir. BATI USULÜ İNSAN HAKLARI: İnkâr, iftira, yalan saptırma, yakıştırma..Frenk atasözü der ki: iftira et, iftira et muhakkak bir şey kalacaktır. AVRUPA'NIN İLK RÖNESANSI. Bu başlıklar altında konumuz Attilâ ve Hunlardır. Attilâ ve Hun’lar, cehalet, pislik içinde yaşayan Avrupa’ya, yazıları ve kültürleri, 34 harfli alfabeleriyle bir ışık gibi girmişlerdi.(**) Batı halkının, gerçek anlamda bir kültürle karşılaşmaları onların, Kilise- nin karanlıklar içinde bırakan bağnazlığının, kimseye göz açtırmayan baskısının farkına varmalarını gerçekleştirmişti. Bu "uyanmaya” tahammül edemeyen Vatikan; • Ostrogot kralı TOTİLÂ’nın yaptıklarını , isim benzerliğinden faydalanarak ATTİLÂ’ya yamamıştır. (***) Bu kin, günümüze kadar, sürekli taze tutulmuştur. Tekrarlamakta fayda vardır, Türkleri, barbarlıkla itham etme söz konusu olunca, Attilâ Türk’tür. Fakat, Hun sanatından söz edilince, Hun’lar Moğol oluverirler. Attilâ’nın gelişi, düşmana karşı dua ile değil, Universiteiiier<8ıtopica.com • Tanrının verdiği akıl ile karşı konulacağı fikri, bazı işleyen kafalarda Vatikan için çok zararlı olan kafalarda*- çakmıştı...Bu da, • Batının uyanmasında, "Rönesans'ında, kısacası AKILCILIĞIN doğmasında atılan ilk adım olmuştur. • Attilâ’nın Avrupa’ya demirci körüğünü getirmesi, Vatikan’ı büsbütün kuşkulandırmıştı...Bu yeni teknoloji ile kolayca ve çok sayıda kılıç ve hançer üretilebiliyordu? • Attilâ’mn düğmeyi de getirmesi, ata binmede pantolon giyilebilmesi, at üstünde kolay hareket, şüpheyle karşılanıyordu...Roma askeri o yıla kadar etek giyiyordu. Beylerin, derebeylerinin • kiliseye kafa tutabilme, isyan etme kolaylığı ortaya çıkıyordu... Elbette, bu noktaya gelme çok uzun yıllar almıştı , ama, kafalarda çakan ilk şimşeğe sebep olan Attilâ ve Hunlardı... “

54


“Dua ile, akıl” ilk defa karşı karşıya gelmişlerdi...Dua ise tinsel değerinin dışında • batıl ile yozlaşmıştı...Akıl, eleştiri, doğruyu, bilimseli arama Vatikan ı kökünden sarsmak oluyordu. Batılı, beşikte, yuvada, okulda, çevresinde. Kitaplarda ansiklopedilerde, sesli, yazılı, sözlü, her tür yayında Türkü • yıkıcı, yakıcı, uygarlıktan nasibini alamamış bir sürü olarak öğrenir ve öğretir.Bu canavar Türk’e örnek, “ATTİLÂ ve HUNLAFTdır.. Bir an için, Hunlar ve Attilâ’nın insanlık tarihine kötü örnek olduklarını kabul edelim. • Neden Batılılar bundan ders almayıp sekiz kere ve üç yüz yıl, Ortadoğu’yu “ haçlı seferleriyle " kan, ateş ve gözyaşı içinde i bırakmışlardı ? Bu ne muazzam bir kindir ki, 5’nci yüzyıldan 2001'e kadar taptaze muhafaza edilmiştir... 1500 yıllık kin. Batı bu kini daha da devam ettirmeye kararlıdır...Bu insanlık meşalesini (sözde) elinde tutanlar Yalnız. Batıda tarafsız araştırmacılar bu gerçekleri açığa çıkarmağa başlamışlardır. “Dikkatle saklanan gerçek şudur” der tarihçi GREMBLAUX (1) ATTİLÂ, MÜŞTEREK OLARAK BÜTÜN BATININ İFTİRA ETTİĞİ, TARİHTEKİ TEK KRALDIR...

Batının medar-ı iftiharı büyük tarihçi HAMBİS (2),. • ATTİLÂ, değeri olan kişiyi, din ve ırk ayırımı yapmadan kullanır ve, • Yönetimde yüksek hizmetlere getirir der. Tarihi olayları kaydeden PRİSKOS(3), • Alfabenin mükemmelliği, dil, düşünce ve edebiyatın ileri seviyesini ifade ettiğine göre, harflerin çokluğu, dolayısıyla çeşitli ifade şekilleri, Hun Türklerinin, bu zamandaki öteki halklara olan üstünlüklerini ortaya koyar. Bamberg Eveque’i GÜNTER(4), • Attilâ’nın şarkılarını, zamanındakilere tercih ettiğini söyler. • İL LİBRO D’ATTİLÂ, 1490 - 1521 de çıkan 4’ncü baskısında, Attilâ’nın ŞARKILARINDA "Tanrının yankılarını buluyoruz” diye yazar. • ATTİLÂ, FLAGELLUM DEl "tanrının kamçısı” diye tanınıyor. Ama bu kamçı, gene Batının iddia ettiği gibi zulüm yapmak için değil ‘'hak yolundan ayrılanlara karşı” kullanılıyor...ve nihayet Hunlardan söz ederken,(5) • PLINIUS SECUNDUS POMPEİÜS MELA(6), Türklerin İsa’dan önce 5’nci binde İTİL yöresinde yaşadıklarını kaydediyor... • Bu kayıtla, Türk tarihini (-220)de başlatanların, Türk tarihinden, 5000 - 220 = 4780 yıl çalmışlardır Aslında Türk tarihinden çalınan yıl sayısı şimdilik, (14.000 - 220 = 13780 yıl dır...12 bin tarihini, C14 testiyle verenlerin Batılılar olduğu düşünülürse !..(***) Attilâ döneminin şahidi olan Batılıların ATTİLÂ’sı işte budur. (*)(Attilâ Gürbüz, doktora tezi. Sortoon büyük kitaplığı özel bölüm. Paris)(**)(G.Laszlo, l’Art de nomades, E.CercIe d'Art, Pans 1971,s.38) (‘ 25)(1,2,3,4,5,6. - Attilâ Gürbüz, Etnoloji bölümü doktora tezi, Sorbonne büyük kitaplığı , özel bölüm)

55


Halûk Ta rca n

Bu tarihî iftirayı çürüten öteki kaynaklara göre, Attilâ, asla PÓ nehrini aşarak Roma’ya inmemiştir.Dolaysıyla Batılının dinsel duygularını isyan haline getirmek için İFTİRA yolunu seçerek, iddia edildiği gibi papayla karşılaşmamış ve onu küçültücü hareketlerde bulunmamıştır. 452 yılı baharında, Pavia’ya kadar ilerlemiş, Roma’dan gelen Eveque Saint leon Le grand( Evek, sen leon lö gran)ın ricası, İmparatorun kızı Honoris’in verilmesi ve yıllık vergi sözü (6 Temmuz 452) sayesinde geri dönmüş, bir yıl sonra 453’te ölmüştür.(*) Ostrogotlar ise, başlarında TOTİLA’yla, yakıp yıkarak bütün İtalya’yı istilâ etmişlerdir. Totila Roma’ya (549)te girmiştir.(Larousse) Bu seviyede aklın alamayacağı bir iftira tarihte ilk kere görülmektedir. BİR ÖTEKİ TARİHİ İFTİRA : PARTENON Ansiklopedilere, kitaplara geçmiş bir iftira daha vardır : PARTENON'un Türklere tarafından hasara uğratılması...Bu iftira, Eski Yunan tarihiyle, genç kuşaklara ve Atina’yı ziyaret eden turistlere, kelimelerin üstüne basa, basa tekrarlanır...Bizzat yaşadım. İddiaya göre: • OsmanlIlar, Atina’yı alırken şehri tahrip etmişler ve bu tahrip esnasında uygarlık tarihinin en büyük anıtlarından biri olan Parthenon tapınağı da büyük hasar görmüştür. Ya da, • Sanattan, uygarlıktan nasibini alamamış olan Türkler. bu mimarî sanatının en büyük yapıtını, barut deposu haline getirmişler...Ve bir gün depo patla­ yarak tapınağın hasar görmesine neden olmuş...imiş?...Nasıl patladıysa? Tarihi ve bilimsel gerçek şudur : • Girit adasını zaptedememenin öfkesi ile, Venedikli Amiral Francisco MOROSİNİ, 1687 yılı Eylül ayının 26’sında, Atina’yı kuşatıp ağır bir şekilde bombardıman etmiş ve bu bombardıman esnasında, Parthenon’a düşen bombalar da, anıtı büyük hasara uğratmıştır. Bu gerçeği. Paris’te 1986 da Atlas yayınevi tarafından yayımlanmış olan ARCHEO dergisinin "La Grece Archaïque" adı taşıyan M5964-9 sayısjnın175’nci sayfasının 10 ve 20’ncı satırları arasında okuyabilirsiniz. Bu dergi, İtalyanların "medar-ı iftiharı” olan Istituto Geográfico de Agostini tarafından 1985’te basılan "Le Grandi Scoperte dell’Archeologia” serisinden Fransızca’ya yukarıdaki adla çevrilmiştir. Bağnazlık hastalığından uzak durmuş olan bu Fransız ve İtalyan tarihçilerine teşekkür edelim... BATININ GELENEKSEL İFTİRA POLİTİKASINDA TÜRKLERİN “SAKLANAN!” KİTLE HALİNDE İMHALARI

DEVAMI

YA DA

Batı, Türkleri tarih ve uygarlık dışına ittikten başka, dünya ulusları karşısında küçültmek ve insanlık dışına atmak için onun ‘’’katliamlar yapan bir ırk” olduğu iddialarını her fırsatta ileri sürer. "Katil Türk” imajı yaratmak için her tür iftiraya başvurur. (*24)(René Grousset l'Empire des Steppes, payot, 1980 paris s. 122)

56


ı a ı v u ı ı

ASIL GERÇEK TÜMÜYLE TERSİDİR. 1821 Yunan ihtilâlinde 900 bin Türkü öldürmüş olan Yunanlılar Yok olan Türkler sorulduğunda "Onları Ay yuttu” diye alay edebilmişlerdir!. (*) Bu Türk katliamı, • Batılı tarih kitaplarına, Yunan ihtilâlinde Türklerin Yunan soykırımı yaptığı şeklinde geçirilmiştir. (Larousse) • 1876 / 77 Osmanlı Rus savaşında, Çarlık ordusu savaş yapacağına Bulgar Türklerini köy kasaba dolusu kılıçtan geçirmiş ve • 450 bin Türk’ü öldürmüşler, 1 milyon Türk İstanbul’a kaçmıştır. Batı kitap­ larında bunlardan asla söz edilmez. Yunanlıların yaptıkları, “Girit Bağım­ sızlık Savaşı”nda neler olduğunu öğrenmek için Girit’ten yelken kürek kaçanların torunlarını Side’de dinleyebilirsiniz. Kalanlar ad ve din değiştir­ mek zorunda bırakılmış böylece ada ‘’temizlenmiştir” . Yakın geçmişte • Kerkük’te çoğunluğun elde edilmesi için yapılan Türkmen katliamı(1956) • Kıbrıs katliamı da hasır altı edilgniştir. • Asya’da, Rus ve Çin imparatorluklarının kaç yüz bin, kaç milyon Türkü katlettiklerini -kesin sayılarla- bilmiyoruz. En son kere Uygur Türkleri katliama uğramışlardı. • Programlanmış etnik katliamlar sonucu varılacak sayı .Almanların Yahudilere karşı işledikleri cinayetler sonucu elde edilecek sayının çok üstünde olması ihtimal dahilindedir. • Bütün bu sıraladığımız olaylar ne kadar büyük haksızlıklarla karşılaşmış olduğumuzu hatırlatmak içindir. Çünkü, Bütün bu ülkeler halkları, (Türk) dendiğinde, refleks halinde aklilarına gelen, Türklerin yaptıkları iddia edilen şu ya da bu katliam ve “katil Türkler”dir. kuşaklar bu iftiralarla yetiştirilirler... Bize gelince önce halkımız bu konularda • asla bilgilendirilmemişlerdir...Uslu çocuk rolünde, komşularımız rahatsız edilmemek istenmiştir!. Bu gerçekleri, bıkmadan -usanmadan ve her fırsattan faydalanarakçürütecek bir propaganda hizmeti kurulmamıştır. En son İftira Türk Soykırımının Ermeni Soykırımı haline dönüştürülmesi. • Ermeni sorununun dikkatle saklanan içyüzü, Türk Soykırımı, S.Kemal Ermetin, Töre yayın gurubu 2001 + Bitmeyen Soykırımı başlıklı kitaplar, • Ingiliz Foreign Office, • Fransız, Dışişleri arşivi, • Amerikan Senato arşivi, • Alman Die Grosse politik, • Rus komutanların anıları, • Osmanlı arşivi, • Ermeni yayınları, vb...kaynaklarına dayanmaktadırlar. Aşağıdaki açıklama özet olarak bu kitaptan alınmıştır. •OsmanlIların, millet-i sadıka diye tanımladıkları, çalışkan, becerikli, sanatçı ve zanaatçı, Osmanlı kültüründe büyük yerleri olan vezir, büyükelçi, konsolos, 57


Ilalıık Tartan

genel müdür yaptıkları Ermeniler, 1- Ermenistan sözüyle Ingiltere, Fransa, Rusya ve ABD tarafından aldatılarak - geriye kalan batı ülkelerinin da çeşitli yardımlarıyla, suça azmetfirilmişlerdir. .Amaçları OsmanlI İmparatorluğunun bölüşülmesidir. 2- İsviçre’de yuvalanan Hınçak, Rusya’da yuvalanan Daşnatsutyun Ermeni terör Komitaları dıştan güdümlü olarak, • Türk Soykırımı genişliğine kadar varan etnik temizlik yapmışlardır. Bu organize edilmiş cinayetler, devamlı Ermeni propagandası ve Batılıların yardımıyla 3- Ermeni Soykırımı haline dönüştürülmüştür. Osmanlı İmparatorluğunu yıkıp paylaşmak üzere, bu kışkırtmaları yapan ve organize olmalarını sağlayan, 4- Esas suçlular yukarıdaki dört büyük devlettir. Bunlar sahne gerisine çekilerek hakem rolünü oynamıştır...Oynamaktadırlar. Amaçları, Osmanlı döneminde 5- Türk ve Ermenileri karşı karşıya getirip, Türksüz ve Ermenisiz, stratejik değerde bir Doğu Anadolu yaratmaktır. 6- Günümüzde Ermeni Soykırımı ithamı, Batılılar tarafından gerektiğinde, şantaj olarak kullanılmaktadır. Töre yayın gurubu kitabında, şu öneride bulunmaktadır: Ermeni yöneticiler, bizi suçlandırmak yerine bizimle beraber olun, barış içinde mutlu yaşayan bizleri birbirimize kırdıran Batılılardan birlikte hesap soralım. (*) TARİH ÖNÜNDE ESAS SUÇLULAR: • • • •

Ermeni sorunu, ya da Ermeni Soykırımı adı altında bilinen olaylar: 1780 den 1922'ye kadar 142 yıl süregelen tarihteki en uzun ve zamanın büyük devletlerinin sahne gerisinde olduğu TÜRK SOYKIRIMI haline dönüşen tarihteki en büyük TERÖRİZM’dir, 1701/1702’de Fransız imparatorluğu Güneydoğu Anadolu’daki Protestan Ermenileri Katolik yaparak 1850’lerde etkisi altında bir Katolik Ermeni Cemaatı elde etmiş Onlara Küçük Ermenistan’ı kurma sözü vermiştir.Bu söz hiçbir şekilde belge haline getirilmemiştir. Doğu Anadolu’da himayelerinde biri Ermenistan kurma sözü vererek bu devletler Ermenileri aldatmışlar ve onları tetikçi olarak kullanmışlardır. 1916’da İngiltere-Fransa-Rusya Anadolu’yu paylaşmak için gizli bir anlaşma imzalamışlardır. Ermenilere verilen Ermenistan sözüne antlaş­ mada. Anadolu’nun bölüşülmesinde yer verilmemiştir (Foreign Office ) Bu devletlerin istedikleri Ermenisiz ve Türksüz bir Doğu Anadolu’dur.

(*25)(W.st.Clair, That Greece Migt Still be Free. The Philhellens in the War of independence. London 1972 s. 2-Biiai §im §ir/akt: S.K.Ermetin, Turk Soykirimi.Tdre yay 2001)

5X


H a h ık T a rta n

ARAP İSTİLASI, SELÇUKLU VE OSMANLI İMPARATORLUKLARI Araplar Orta Asya’yı 708 yıllarında istilâya başlamışlardır. Hurma, çöl, vaha, kum fırtınası, kültürlerinin içinde bulundukları çerçevedir.

İslâm dîni ve felsefesi, onları yüzyıllardan beri içinde yuvarlandıkları koyu cehaletten çıkarmağa uğraşmış ve zamanla bunda, • geniş çapta başarı sağlamıştır. Fakat, Asya’nın, İpek yolunun zenginliği, her tür kumaş, maden, kürk, altın, gümüş, deri, onlara çekici gelmektedir. • Araplar Orta Asya’ya Islâm felsefesini yaymak görünümü altında, bu zenginliğe sahip olmak üzere girmişlerdir.. Bu tarihlerde, büyük konfederasyonlar kurmuş olan Türkler, hanlar, Oağan’lar, kumandanlar, birbirlerine düşmüşlerdir, parçalanma halindedirler. Çinlilerin de saldırıları, Arap istilâsını kolaylaştırmıştır. Kısacası, • Arapların Orta Asya’ya , kılıç ve kamçıyla girmeleri zor olmamış, • Dinin ve İslâm felsefesinin kabul edemeyeceği şekilde hareket etmişler ve Katliamlar yapmışlardır. Arap tarihçilerinden öğrendiğimiz bu katliamlar, 12 yıl Horasan valiliği yapmış olan Kuteybe ile başlamıştır ve sadece bu 9 yıl sürmüştür. (*) Türk siyasal kuruluşlarının, Öağanlık, hanlık, beylik ve aşiret birliklerinin dağılma halinde olmasının vermiş olduğu imkân ve şartların, Arapların bu kadar lehine olmasına rağmen Türklerin İslâmiyet’i kabûlü 350 yıl sürmüştür.(**) Son defa, Türkmen Beylerbeyi Selçuk'un- binlerce yıllık Türk geleneği ve töresini ifade eden Beylerbeyi sıfatını ve egemenliğini terk edip - Bağdat’ta Halifeye "biat” etmesiyle, halkı da İslâmiyet’i kabul etmişlerdir. (1050). ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜNE HAZIRDAN KONMAK Türkistan’ın, (Orta Asya), Türklerin Müslüman olmasıyla Araplar, bütün ÖnTürk kültürüne hazırdan konmuş, binlerce ve binlerce yıldan beri süzülerek gelmiş olan bütün bilgileri, başta Astronomi olmak üzere Arapça’ya çevirmişlerdir. • Türkistan'daki binlerce çeşit bitkileri öğrenmişler, Arapça adlandırmışlardır. • Bunların nerde ve ne şartlarda kullanıldıklarını, hekimliği • Devlet teşkilâtını Ordu teşkilâtını öğrenmişlerdir. • Ön-Türkler, Göçlerle “tek tanrı kavramım” taşıdıkları Mezopotamya’da tek tanrılı dinlerin doğmasında kökeni oluşturmuşlardır. (Halep Sırlı taşı -9300/ 8700),Türkistan’dan geniş çapta taşıdıkları bilgilerin de katılmasıyla Arap çöllerinde birdenbire, parlak bir Arap kültürü ortaya çıkmıştır. • Türkler Araplara, Ordu kurmasını öğretmişler, Arap adları alarak bu kuvvetlerin başlarına geçmişler ve İspanyaya kadar "Muzaffer İslâm kuvveti” olarak gitmişler, ispanya'da Arap-Endülüs devletini kurmuşlar, (*X Erdoğan Aslıyüce, Kurultay dergisi İst. 24.5.1999)(~)(Nasıl Müslüman olduk- Erdoğan Aydın, Doruk b.Evi..1996 Ankara . 12’nci basım)

59


Halûk Tartan

• • •

• • • • •

• •

Fransa ortalarına Puatye'ye (Poitier) kadar ilerlemişlerdir. Türklere gelince 708’den başlayarak, İcat ettikleri yazıyı terk edip, Arap alfabesini kabul etmek ve ana dil seviyesinde Arapça öğrenmek zorunda bırakılmışlar, bunun sonucu, Türk dilindeki kelime sayısı o tarihlerdeki sayıyla, 30 binlerde kalmış, örneğin, Astronomide kullanılan Türkçe adlar yerlerini Arapça'ya bırakmış ve yıllar sonra Astronomiyi Araplardan öğrendiğimiz iddia edilmiş, Arap dehası önünde saygıyla eğilmişiz....Örneğin: KÜN/ güneş, ŞEMS ANĞARAO, çolpan, çoban, ZÜHRE ŞİM, ‘’Satürn” , ZÜHAL ŞIPKAN, "planet, SEYYARE vb..olmuş, Osmanlı döneminde karşımıza bilim dili olarak çıkmış, icatlar ve keşiflerle yeni doğmuş olan kavramlar dilimize Arapça olarak girmiş, dilimizdeki kelime adedi sürekli olarak ayni sayıda kalmışlar, Bütün Bitig taşlarda varlığını okuduğumuz Tek Tanrı kavramı ve İb-ls bolıq’larda okutulan dinsel kavramlar, binlerce yıl sonra karşımıza Arap ve Acem din felsefesi halinde çıkmış, Mevlevîlerdeki ‘’hoşgörülü” din kavramı Acem kültürü sanılmış, bu da ezikliğimizin bir öteki nedenini oluşturmuştur. Düşünürlerimiz, sanatçılarımız, bilimsel kişilerimiz, kafa ve ruh ürünlerini, Arapça ve Acemce yazmışlar, Arap ve Acem kültürü zenginleşmiştir. Türk adları yerini Arap, Acem adlarına bıraktığından, yaratıcı zekâdaki Türk kişileri, düşünürler, sanâtçılar, araştırmacıların ürünleri Arap ve Acem’lere mal olmuştur. Örneğin, İBNİ SİNA, Acem âlimi olarak kabul edilmiştir. Bunun sonucu. Türklerin hiç bir düşünme ve yaratma kabiliyeti olmadığı iddiaları kolayca ileri sürülebilmiştir. Türkler, bilim ve sanat dünyası dışına atılmışlar, uygarlıktan nasibini alamamış bir sürü oldukları kafalara ve kafalarımıza yerleşmiş, Akademisyenlerimiz bu iddiaları bilimsel şüpheyle inceleme­ mişlerdir. Ön-Atalarımız ve ata kültürüyle bütün ifişkiler unutulmuş, ancak İslâmiyet’le uygar bir seviye elde ettiğimiz işlenmiş, bu iddia özellikle 2002 yılının son çeyreğinden sonraki zamanlarda -Türk kavramını cemaat kavramında eritmek gayesiyle- yeniden canlandırılmış ve dış destek ve zorlamalarla hızla yayılmaya başlanmıştır. Türk dili en son darbeyi şair Ahmet Haşim zamanında yemiş: lûgatlardan unutulmağa yüz tutmuş Arap ve Acemce kelimeleri bulup çıkartmış ve şiir diline sokmuş, Türkçe dili, kelime ve kavram fakirliği içinde bocalarken, Batı dilleri 120/ 180 binlere yükselmiştir. Tesellimiz şudur ki,

fil»


ıiaiuk iareatı

Ön-Türk kültürü, -büyük ölçüde- Alevî-Bektâşî Türkmenler sayesinde yok olmaktan kurtulmuş, halk kültürü halinde, ozanların şiirleri, deyimler, masallar, oyunları kısacası gelenekleriyle günümüze kadar yaşamıştır

Özellikle, kadın/erkeğin dinî ritüellerde bile beraber oluşu. Tanrıdan eş doğduğumuzun en güzel örneğidir. Saf Türkçe’ye örnek olarak üç Türkçe’yi karşılaştıralım : 1 / Arzumend-i ruh-i al ü leb-i handaninem 2 / bir nefescik söyliyem, dinlemezsen niyleyem 3 / Ezüy Editiz unult onunutuz Ilkı Osmanlıcadır, Fuzüli’nindir, 400 yıl öncesine aittir, Türkçe’den sadece (em) kalmıştır. İkincisi Pir Sultan Abdal’ındır, cümleyi anlamayacak kimse yoktur Üçüncüsü, Etrüsk’çedir, "Yâdigar edilen şey, unutulanı(yönü) düzeltendir; Pusula söz konudur.Bu cümlede en az 2700 yıllık geçmişe rağmen, edit, (edilen), Unutult (unutulan)kelimeler’i biraz gayretle keşfedilebilir. Ön-Ata kültürünü yaşatmada Mevlevîleri unutmamak gerekir. Mevlevîler de, felsefî düşünce ve dönen dervişlerin hareketi ile Ön-Türk kültürünü yaşatırlar. • Binlerce yıllık KARA-TAU kültürü ve bu kültürün ilk ürünlerinden olan • UŞUN-UY (Uşunguy) aşiretler federasyonu ile, Pamir eteklerinde ortaya çıkan Ön-Türk kültürü ve devamında, • OQ-UŞ/han (Kuşhan) devletinin kültürünü, BELH kentinden Anadolu’ya taşımışlar, Türkistan’da doğmuş olan hoşgörüyü, felsefelerinin hareket noktası olarak günümüze kadar yaşatmışlardır. • Yalnız, Ön-Türk dilinin önemini kaybetmiş olması nedeniyle olacak, Acemce yazmak gereğinde kalmışlardır. Plastik sanatlar...Ön-Atalarımızla, mağara duvarlarına , kayalara resimler yapmak, taş döneminin taşına, kayalara yazı yazmak ve Ön-Türk kültürünü, “Petroglifler”, “sın-taş”ları, “bolbol”lar “bitik-taşlar" halinde yontu sanatıyla, evrensel kültüre, ilk adımı atarak, hediye etmişken, Islâm’ın bize yasak ettiği plastik sanatları binlerce yıl sonra Batıdan, batı sanatı diye öğrenmek gereğinde kalmışız. OSMANLI İMPARATORLUĞU Osmanlı tarihi incelendiğinde eğer, imparatorluk kavramı esas alınırsa, bu kuruluş, zamanının 3’ncü Roma imparatorluğudur (llber Ortaylı); ilk Roma imparatorluğunun kültür kökenindeki Etrüskleri unutmamak gerekir. Egemenliği altındaki - özellikle 1555 tarihindeki en geniş dönemindebütün dünyaya, günümüzde bile ders verecek, örnek teşkil edecek bir yönetime sahiptir. Üç kıtada, Asya + Avrupa + Afrika’da her dil, her din ve her renkten milyonlarca kişiyi, disiplin altında ve barış içinde yönetmesini bilmiştir ki, bu nitelik Ön-Atalarımızın,

61


Halûk Tartan

Zaman ve mekân içinde, bir çok kere bin yılı kaplayan geniş ve derin siyasal kuruluşların tecrübesinden gelmektedir. Bu nitelik, Aşiret, aşiretler birliği ile başlayan ilk tecrübelerden, UŞUY’lar, federasyonlar, ve sonunda büyük imparatorluklar demek olan Konfederasyonlara kadar varmışlardır. Ve de,Tarihin ilk dönemlerinde bir tek değil ÜÇ büyük Konfederasyon kurmuşlardır :BlR-OY BİL+ AT-OY BİL + TÜRÜK BİL...

Osmanlı imparatorluğunun • Askerî ve sivil kuruluşları, zamanında Batılılar tarafından incelenecek seviye ve kudrettedir. Bu da, Ön-Atalarımızın mirasıdır. Mimarî sanatı, • Köprüler, Kervansaraylar, Köşkler, Yalılar ve câmiler...Camiler.. Aynı dönemlerdeki Avrupa sanatına oranla, Özellikle kubbe inşasında • bugünün mimarî sanatının, onun • sadelik + işlev prensibinin öncülüğünü yapmıştır. Örneğin, Süleymaniye camii, ayni tarihlerde inşa edilmiş olan Sen-Piyer kilisesine oranla, mimari sanat bakımından üstündür. • Roma imparatorluğunda mimarî sanatı, kişinin algılama kabiliyetini dışına çıkan, yapabildikleri en büyük inşaatı gerçekleştirmişlerdir. • Hıristiyanlık döneminde de. bu büyüklük son haddim bulmuş ve dünyanın en büyük bazilikası olan Sen Piyer inşa edilmiştir. ; • İçine, Londra’daki ;Sen Pol, Ayasofya, Süleymaniye rahatça inşa edilebilir. • Fakat, büyüklüğü nedeniyle görme açısının dışındadır, görebilmek için gereği kadar uzağa gidildiğinde büyüklüğün vermesi gereken güzellik kaybolur, • Yakına geldiğinizde, bina, görme açısının dışına taşar.. İçi, ise, yorgunluk veren çok zengin bir müzedir. • Bizans'ta bu büyüklük. Aya-Sofya kilisesi ile muhafaza edilmiştir. Ama içi sade ve sâkindir. Saygı telkin eder. Osmanlı Mimarisine gelelim, örneğin Süleymaniye Camii... Görme açısının içindedir..yakın bir yerden bakıldığında temelden Minare­ lerin tepesine kadar yükselen piramit içinde bütün cami idrâk edilir, algılanır. İçi, çok sade ve süssüzdür. Sadece, İlgiyi merkezleştiren dikkatleri kendine çeken Minber, itinayla yapılmıştır; mermer ve tahta işçiliğinin en hârika örneklerini verirler. . Pencere ve kepenkler, demir parmaklıklar dikkati dağıtmazlar. Sadelik ve sessizlik saygıyı gerektirir, tahta ve demir işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Süleymaniye, dünyaya bir türlü tamtamadığımız bir şaheserdir.(‘28) Osmanlı mimari sanatı paralelinde süsleme sanatları, minyatür, Tahta, bakır, demir işleme, çini sanatı, İpek ürünleri vb...Osmanlı kültürü, Ortadoğu’daki • Tek sesli müziğin en güzel ve kibar örneklerini vermiştir. Selim gerçek şaheserlerin sahibidir... (*28)(Y.Mimar Ercüment Tarcan : Süleymaniye belgeseli) 62


Haliık Tarcan

İmparatorluğun kendine özgü dili vardır: • Osmanlıca...Roma imparatorluğunun Lâtince'si gibi (kökende Etrüsk vardır) Kısacası, Osmanlı imparatorluğu “Büyük” sıfatına çok yönlü olarak sahiptir. Fakaat!... Bir, öteki tarihî ve bilimsel gerçek de şudur: İmparatorluk, Türk dil, kültür ve düşüncesi açısından incelendiğinde, varılan nokta tam anlamıyla, menfîdir. 1 . Arapların 708'de Türkistan’ı (Orta Asya) işgaliyle, Ön-Türk yazısı terkedilmiş, Türk dili ise bu tarihteki kısıtlı sayısında, yerinde saymış, zenginleşememiştir. • Bu dil aslında, en önemli öğelerinden biri sadelik olan Islâm kültürü ile ilgisi olmayan, Arap+Fars kültünden oluşan “batard"ın etkisiyle kaybolmuş olan Türk kültürünü kamufle eden bir kültürdür. Türk’ten, Ön-Türk kültüründen ve törelerinden hiçbir şey kalmamış ancak Türkçe’nin cümle yapısı korunabilmiştir. • Varlığıyla iftihar edeceğimiz ve Türkistan’da (Orta Asya’da) doğmuş olan Hoşgörünün, (*) İslâmiyet’ten sonra ve sadece İslâm yoluyla bize girdiği kabul edilmiştir. • Dil, özel bir öğrenime gereksinim gösteren ve bu nedenle ancak, sınırlı bir ortamda, saray ve yönetimde konuşulabilen Osmanlıca denen dildir. • Dil öğrenimi Arapça ve Farsça yapılır. Türkçe öğrenim yoktur, Türkçe diye öğretilen bir dil yoktur. • Osmanlıca, bu öğrenim sonucu, çoğunluğu Arapça ve Farscadan oluşan bir dilidir, Türkçe'den ise sadece cümle yapısı kalmıştır. • Hilafetin Yavuz Selim tarafından alınmasıyla, Türkçe'den tümüyle uzakla­ şılmış ve İmparatorluğun son döneminde, şair Ahmet Haşim’in, sözlüklerde kaybolmuş Arapça / Farsça kelimelerini kullanmasıyla da en son noktasına, Türkçe’den en uzak noktasına varmıştır. • Anadolu halkının asla kabul etmediği bu dil. • Bilimsel deyimiyle BATARD(batar), BASTARDO, BASTARD yani Türkçeye tercümesiyle ‘’piç” bir dildir. Bu kelimeyi esas anlamında, sözlük anla­ mında hemen, bilmeden hakaret, ya da bazı ortamların sandığı gibi bunun bir redd-i miras nedeni olarak düşünülmemelidir. Bu kavram • bilimsel ortamda ve bilimsel anlamda daima kullanılan bir deyimdir; Açıklıyorum : • Esas dil Türkçe’dir. İmparatorluğun ilk yıllarında Arapça ve Farsça ile bir sentez oluşturulmuştur. Fakat, aşiretten devlete, devletten İmparatorluğa geçildiği sürede, Türkçe'nin yavaş yavaş tümüyle silinip geriye sadece ve ancak Türkçe tümcenin kalmasıyla, dilde sentez kavramı, • Oluşan büyük derece farkı nedeniyle, kaybolmuş yerini, yem bir kavrama, (Not: Çok Sesli Türk Müziği bestecisi Bülent Tarcan Ölümsüz Mimar Sinan adlı, koro ve orkestra için yazdığı yapıtla, müzik halinde de halkımıza sunmuştur.) (*29)(A.BELENİTSKY,

L'Asıe Centrale, Nagel, 1968 Geneve) 63


Halûk Tarcan

BATAR kavramına bırakmıştır. Yani, Arapça ve Farscanın, Türkçe’ye oranla genelde bütün dili kaplamasıyla, • Türkçe’nin boğulmasıyla, sentez kavramı da yok olmuş ve ortaya bilim dilinde batard, “piç” denen kavram çıkmıştır. • Arapça ve Farsça kelimeler* Türkçe’ye, Türk gırtlağına uymama nedeniyle • şekillerini değiştirdiğinden bu dili, • ne Arap ve ne de Acem, içeriğindeki Türkçe de yok olduğundan, Türkler de anlayamamaktadırlar. • Bu haliyle ortaya, kökeni kaybolmuş bir dil çıkmıştır. • Yapay olarak üretilmiştir. Türk geleneklerinden, Türk dilinin zaman ve mekânda gelişmesinden doğmamıştır. • Türk halkının büyük çoğunluğu bu dili kabullenmediği için • İmparatorluğun yıkılmasıyla yok olmuştur. • Osmanlıca’yı Alman, Fransız, Ingiliz eski dilleri ile kıyaslayandayız. Bu dillerde, geriye, tarihin derinliklerine inildiğinde daima Almanca, Fransızca, İngilizce ve bu dillerin ilk hali bulunur. • Kökene bu dillerle inilir, eski dönemden, evrimlerle, yeni sentezlerle zamanımıza gelinir ama esas dil kaybolmaz. Osmanlıca’da ise evrim, sentez, Türk dilinin yozlaşması, sonunda tanınmaz hale gelmiş, kaybolmuş, sentezden büyük derece farkının neden olduğu kavram farkıyla ayrılmıştır. Bunu iki örnekle de görebiliriz: Kırmızı ile beyaz karışımından doğan renk pembedir, renk pembedir ama kırmızı köken kaybolmamıştır Kırmızı ile yeşil karıştırılınca ortaya kahverengi çıkar. Bu rengin kökenin­ deki öteki iki rengi göremeyiz. • Ortada "Piç”, “batar” bir renk vardır • Yapay olarak elde edilmiştir. Fakat oluşumunda doğadaki, kahverengi vardır, bunu reddedemeyiz çünkü, doğaldır. Karışım, sentez söz konusu değildir. “Piç kavramı” aynı zamanda değersiz, çirkin demek değildir. Sanat tarihi ile ilgilenenler, bu konuda yaygın olarak dullanılan bu kelimeyi bilirler. Sanat tarihinde piç ürünler vardır. Bunlar aynı zamanda, sanat tarihinin en güzel örnekleri içinde de yer alırlar... Divan edebiyatı da bu konuda örnek olarak verilebilir. Büyük ve geniş bir edebiyat türüdür. Ama bu edebiyat dalında Türkçe’nin yeri sonunda sadece tümce halinde kalmıştır. Osmanlıca ve Lâtince, yapay olarak ortaya çıkmış olduklarından, bulundukları ortamda yaşayamamışlar, yok olmuşlardır. Günümüzde, Türkçe’nin gelişimden doğmamış olan Osmanlıca kelimeler, bu kalıntılar bunların anlamlarının bilinmeden yanlış şekilde kullanılmaları yani asla halk tarafından hazmedilememiş olmaları sonucu BATARD kavramını daha iyi ortaya koyarlar:

w


Haluk larcaıı

talim(tekii), talimat(çoğul)tır, ‘'talimatlar" yanlış

• • • • • • • •

tanzim(tekil), Tanzimat(çoğul), Tanzimatlar( yanlış) varak(tekil), evrak(çoğul), "evraklar” yanlış ; İnşa(tekil), inşaat(çoğul), ‘’inşaatlar” yanlış tatbik (tekil), tatbikat (çoğul), tatbikatlar yanlış...vb Biz Hüseyin deriz, Arap HOSSEEN Ümmü Gülsüm deriz . Arap.UM KALSUM der,... Biz şeriat deriz, ‘Arap ‘’Şana" der ve alay eder. Biz Naciye” (çoğul) deriz, aslı ‘’Naciya” (tekil)dir... Fikirler, hisler, bilimsel kavramlar, icat ve keşiflerle ilgili yeni deyimler Osmanlıca, yani Arapça/Acemce adlandırıldığı. ifade edildiği için, her geçen gün Türkçe biraz daha zayıflamıştır... Bu şartlarda, Türkçe’nin herhangi bir düşünceyi anlatmada aciz kalan, zavallı bir dil olduğuna inanılmış inandırılmışız...Nedenleri aramadan... • Kabahati Türk düşüncesine . onun zavallılığına atfederek... Türkçe’nin tarihte yazısıyla ortaya çıkan • ilk dil olduğu BİLMEDEN!..Ya da BİLMEK İSTENMEDEN!.. KÂZIM MİRŞAN Ön-Türk kültür ve tarihini dolaylı olarak TÜRK KİMLİGİ’Nİ dil bilgisi sayesinde ortaya çıkarmış bilginimizdir. 1919'da Balkaş gölünün güneyindeki OULCA’da doğmuştur. Bu kent Çin işgalindeki Doğu Türkistan'da bulunur. Orta Asya çocuğudur, Asya’yı iyi tanır. 1- Kazakça, Uygurca, Tatarca, Tarançça, Kırgızca, Kaşkarca(Uygur), Tümenlikçe, Azerice lehçeleri ile, "Oğuzca” ve Osmanlıca onun, • "ana dili" seviyesinde bildiği, konuştuğu, okuyup yazdığı, Türk kültür ve tarihi araştırmaları için gerekli TEMEL DİLLERdir. Bunun yanında, • Almanca, Rusça, İngilizce, bilmekte. Çince’yi okumakta, çalışmalarını Sanskritçe ve eski Grekçe ve Lâtince’de genişletebilmektedir. 2- Halk yazılı edebiyatına, halk müziği ve oyunlarına, • Orta Asya sözlü edebiyatına, yani destan, masal, efsanelerine, • töre ve geleneklerine vakıftır. 3- Araştırmalarında, incelediği sözcük ve kavramları • üç ayrı lehçede ve metinde kullanılış, gereğinde • Batı dillerinde yerleşme şekillerine ve kökenlere inerek değerlendirmekte­ dir. Kısacası halk deyimiyle "Amazon", "amma uzun” şeklindeki yakıştırmalara dayanan bir çalışma söz konusu değildir. Örneğin : • Fransa’da, Niyo (Niaux) mağarasındaki duvar resimleri arasında sâkin görünen bir bizon üzerinde


Haluk Tartan

BOS BU BOS yazmaktadır : sâkin mi sâkin ?..Bos sözcüğü Lâtince öküz demektir. Halbuki, Mirşan, bu sözcüğün esasının. Tatar lehçesinde • Bosanıw= hâlden düşme, yorgun olma, Qirgizcada • Bosqoy=kendini tutan, sâkin şeklinde bulunduğunu ortaya koymaktadır. 4- Matematik disiplininden geldiğinden, sadece matematik katiyete dayanan sonuçları vermektedir.ve nihayet, 5- kendisinden önce yapılmış olan bütün araştırmaları büyük bir sabırla incelemiş ve hatâları tespit ederek ilerlemiştir. Bilimsel gerçek şudur ki, bugün bu seviyede araştırma yapan bir dilcimiz, araştırmacımız yoktur. Mirşan’ın bulgularına önem vermez görünen bazı sayın kişiler, bu nitelik farkını kabullenmek, Türk ve Evrensel Kültür ve tarih araştırmaları yapanlar bu seviyeye erişmek gereğindedirler. Ancak, bu şartla, yaklaşık 220 yıldan beri, gerçekle yakıştırma arasındaki çıkmazlarda yolunu bulamamış, ya da bulamadığının farkında olmamış olanlar -Batıda olsun, doğuda olsun- doğru yola girebilirler. Tarihi bir tartışma Mirşan, Floransa’ya giderek, Floransa Etrüsk Enstitüsü müdürü büyük Etrüskçü Prof. G. Camporeale ile tartışmış ve vermiş olduğu çok yönlü, geniş bilimsel açıklama sonucu, Camporeale Etrüsklerin ÖN-Türk olduklarını kabul etmiştir...Ve de ilâve etmiştir " Ben, 21 yıllık profesörüm bu yaştan sonra Türkçe mi öğreneceğim?. Tarih: 20 Mayıs 1997...(adresi aşağıdadır) Son söz, ya da sonuç : Profesorün bu samîmi itirafı göstermekte dir ki, bundan sonra yapılacak evrensel kültür ve tarih araştırmaları için mutlak surette zorunlu olan, • Grekçe, Sanskritçe ve Lâtince’den önce, bu dillerin değişik şekil ve tarihlerde kökeninde bulunan ÖN-TÜRKÇE öğrenilecektir. ÇAĞRI: HABERCİ sıfatıyla, bildiklerimi, öğrendiklerimi, bulduklarımı masanın üstüne döküyor ve araştırmacılarımıza sesleniyorum : •

Bir araya gelsek, birbirimizi tamamlasak, zaman ve mekândaki, tarihteki, evrensel uygarlıktaki lâyık olduğumuz yeri ortaya çıkarsak...ve alsak. “’Kitapta geçen Ön-Türk uygarlığıyla ilgili Kâzım Mirşan'dan yapmış olduğum tüm alıntıların her türlü hakkı Kâzım Mirşan’a aittir". Adresler: • •

Kâzım MİRŞAN, P.K. 29 BODRUM Prof. Giovannangelo CAMPOREALE , Universita degli studi di Firenze, Piazza Brunelleschi 4, 50121 Firenze- İTALİA

66


KİTAP I.

Bölüm II.


Haluk Tarcan

Başlangıç; İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden NEUMARK öğrencilerine' şöyle diyordu: "...Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar : tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir...” . Biz kitabımızla, Osmanlı Arşivlerinin de çok aşağısına ineceğiz . 1923 SONRASI Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Hükümeti İnönü’ye tesüm etmiş ve iki yıl süreyle bütün dünya tarihini incelemiş ve şu sonucu elde etmişti: ’ Büyük devletler kuran atalarımız, yaygın uygarlıklara da sahip olmuşlardır. Bunu aramak ve incelemek, Türklüğe ve evrene bildirmek bizler için bir borçtur...” • Bu amaçla.’’Türk Tarih Tetkik Cemiyeti” kuruldu ve O’nun başkanlığında, Türk Tarihi çalışmaları yapıldı. • Öz Türk kültürü, öz Türkçe, esas tarihimiz, kökenlerimiz arandı. Ulusal kültür politikamızın esası, kendi • öz -ata kültürümüze dönüş olarak tespit edildi.. Gene, Atatürk biliyordu ki, • savaş meydanlarında ve Lozan’da, Anadolu topraklarındaki hakkımızı kabul etmiş olan Batı, yakın ya da uzak gelecekte, • tarihi bahane ederek • Sevr'i uygulama imkânlarını arayacak ve •

ülkemizi "behemahâl” (ne olursa olsun) parçalamaya uğraşacaktır, Türk tarih öğrenimi için Avrupa'ya, seçkin gençler gönderildi. Atatürk. Dolmabahçe Sarayında hasta yatağında son nutkunu hazırladı. Bu nutuk, 28 birinci teşrin (Ekim) 1938’de zamanın Başvekili Celâl- Bayar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında okundu : İKİLİ ANLAŞMALAR TARAFLARDAN BİRİNİN ESARETİ İLE SONA ERER Atatürk, bu tarihten 12 gün sonra 10 Kasım'da öldü. Buna, son nutkuna, O nun vasiyeti diyebiliriz. ATATÜRK’ÜN ÖLÜMÜNDEN SONRA '’MANZARAYI UMUMİYE” ... • • • •

Kimliğimizi tespit. Öz Kültürümüze dönüş çalışmaları gevşedi, ilk engellerde terk edildi ve GERİYE SAYIŞ başladı ; buna YÖNSÜZLÜK de diyebiliriz... ANAYURT kavramını işleyen tarih kitapları 1939’da yerlerini, bu kavramı yok etmiş olan Şemsettin Günaltay’ın yazdığı, tarih kitabına bıraktı. Kızılderililer konusunda Atatürk’e verilmiş olan raporlar yok oldular 68


i İdiurv

ı d l i / d i l

Genel çizgilerle : • Yerli Malı haftaları geride kaldı. • Temeli atılmış olan yerli sanayi, gelişip stratejik madde üretebilecek yerli sanayie dönüştürülemedi. • Demiryolları siyaseti yerini Oto-Yollara bıraktı . halbuki, Ülkede bu siyaset için gerekli iki ham madde bol miktarda vardı demir ve kömür.. • Petrolle kısa sürede dışa bağımlı olduk. • Kara ülkesiymişiz gibi, deniz yolları taşımacılığı da, kara yollarına yüklendi, zengin ve sanayide ileri ülkeler, ülkelerinin içinde nehir yataklarını yol haline getirirlerken!.. • Büyük faydalar sağlanacağı beklenen Marşal yardımının, İnönü döneminde üç gazetede dağıtım şekli yayınlanırken , sonraki dönemlerde bu gizili tutuldu ve sonunda bazıları emsaliz bir beceri ile bir hortumculuk sıstem( !)i yarattılar?.„Kısacası Marşal plânıyla ikinci bir Lâle devri'ni yaşadık....Bu saltanat devrini Halkın tamamı değil, bazı ayrıcalıklı kesimler yaşadılar, yaşamaktadırlar... Atatürk 10’ncu yıl nutkunda, Dışardaki itibarımızı paramızın değeriyle ölçebiliriz diyordu. Ölümünde Türk Lirasının değeri, dolar karşılığında yüz on kuruş idi...Ya Şimdi?...İkinci Dünya Savaşı başladığında Almanlar Türk Lirası satın alıyorlardı... Siyasal itibarımıza gelince?...‘’Kâse- i Fağfur”a dokunmayalım.! ülkenin kısa sürede dış itibarını elde edenler, sanatçılar ve Futbolculardır: İkinci dünya savaşından sonra, Adnan Saygun’un Yunus Emre oratoryosu Paris'te ve Zamanın büyük orkestra yönetmeni L. Stokovsky yönetiminde New-York’ta verildiğinde Paris'teki eleştirmenler, "Sanki gök yarıldı ve Tanrı gökyüzünden indi” demişlerdi....Çok sesli Türk Müziği bestecileri, solistler, Opera sanatçıları, Resim / heykelciler kendi ortamlarında Ülkemizin kültür seviyesinin büyükelçileri oldular. Türk futbolu mu? Dünya üçüncülüğüne yükseldi, az daha ikinci olacaktı... Ya Ekonomimiz? Osmanlı dönemi Düyûn*u Umûmîsini (devlet borçları) geçtik mi geçmedik mi? Bu noktaya 50 yılda geldik mi gelmedik mi9 1949 5 Temmuz 2002, ATV, Ceviz Kabuğu açık oturumuna dışardan katılan Aslan Bulut konuşuyor: ‘’...Özellikle Atatürk’ten sonra, yani Atatürk’ün Türk tarih tezinden sonra, ki, bir devlet kurmak demek aslında bir tarih tezi sahibi olmak demektir. Atatürk ‘Türk Tarih Tezi’’ni ortaya koymuş, “Türk Dil Tezi"ni ortaya koymuş, “Türk Dil Kurumu”nu kurmuş, “Türkiyat Enstitüsü”nü kurmuş ve bir tarih programı koymuş, bizlere de birinci, ikinci, üçüncü sınıflarda okutmak üzere ‘Türk Tarihinin Ana Hatları” ders kitabını koymuş. Bu kitabın yazımıyla bizzat kendisi ilgilenmiş, hatta bazı bölümlerini kendisinin yazdığı da söylenir. 69


Haluk Tarcan

Şimdi dolayısıyla, Atatürk’ten sonra bu çalışmalar bırakılmış. Atatürk’ten sonra , özellikle 1949 yılından itibaren Amerika birleşik Devletleri’yle yapılan gizli bir anlaşma var. Burada Millî Eğitim politikasında Amerikalılar müdahale ediyor ve 1949 yılından itibaren Türk Millî Eğitim sistemi tamamen Batılı sisteme geçiyor. Şimdi 1975 yıllarında bir Amerikalı uzman ki, bu. Türk Millî eğitim teşkilâtında çalışıyordu, bu Millî eğitimin içersine nüfuz etmelerinin amacını şöyle açıklıyor: diyor ki, 'Türkiye yönetiminde Amerikan eğitimi görmemiş hiçbir şahıs kalmayacaktır”...f ) 1939...1949....1975....Bu amaca büyük ve sinsi adımlarla yaklaşılmış... Ve 3’ncü bine girdiğimizde (2001), bir Batı ülkeleri temsilcisi: Türklerin, kendi tarihlerini reddetmelerini sağlayabilsek !... diyerek, Batının idealini resmî ağızdan açıklıyor...Ülkemizde birlikte çalışacak kişiler, gazeteciler bulabiliyor... • SEVR uygulanması başlanmıştır. • Resmî Tarih'in verecek cevabı yoktur... İnönü döneminden devam ediyoruz : Kısa sürede Grek / Lâtin kültürüne dönüldü. (***) • Arapça'Acemce bilimsel terimler yerlerini Lâtin ve Grekçe'ye bıraktı... “teşrih” , "anatomi” oldu. Zühre, yerini Venüs'e bıraktı; Halbuki, atalarımız ona "Anğaraq" derlerdi... • Deyimler Türkçeleştlrilip dilimiz zenginleştirilemedi, bilimsel zenginlikte bir Türkçe yaratılamadı. • Sadece, dilin, genel çizgiler içinde Türkçeleştirilmesi devam etti, o da yapay halde ve Asya kökenleri aranmayarak... • Batıda tarih, arkeoloji öğreniminden geçen değerli gençler ülkeye döndüler. Araştırmalara ve Üniversitelerde öğrenime başladılar...Fakat, bugün bu değerli kişilerin, Batı’nın gösterdiği ve Batının çıkarlarını kollayan eğitim sistemi içinde yanlış yola girmiş oldukları açığa çıktı. işte ispatı: RESMÎ TARİHİN ÇÖKÜŞÜ Ön-Türk uygarlığına, onu incelemeden sırtını dönmüş olan akademisyenler, ancak, içlerinden bir akademisyen, bir profesör Prof. Dr. Ali SEVİN (TÜBA-AR IV 2001) • (-1200)de Doğu Anadolu’da Hakkâri’, /Hakkâri Sterleri adını verdiği, • on üç mezar taşı buldum dediğinde bu taşların Moğolistan, Kazakistan Kırgızistan, Avrasya’da, Hazar gölünün Kuzey Batısında, İran Azerbaycan’ında, Arabistan ve Yemende, Antakya’da, Kuzey Irak’ta Anadolu’da Hakkâri, Diyarbakır, İran sınırına yakın Muğeşir’de, Troya’da tarihleri, (II.000 ile 1000) arasında değişen benzerlerini buldum demesi üzerine______________________________ (*)(Hûlki Cevizoğlu.Tarih TCırklerde başlar. Ceviz Kabuğu yayınları 2002 Ankara) ( )(Attilâ Ilhan - Cumhuriyet temmuz 2001) 7U


Haluk Tarcan

• •

ADTKYK hemen harekete geçmiş, 14'ncü toplantısını yapmış ve DOĞU ANADOLU’DA ÖN-TÜRKLERİN VARLIĞINI KABUL ETMİŞTİR.

Her şeyin üstünde bu mezar taşlarının OURGAN kültürüne ait olması bunların ÖN-TÜRK oldukları konusunda her tür tereddüdü yok eder. Demek ki, Türklerin Anadolu’ya (+1071)de geldikleri önem verilmeyen büyük yanılgıdır Demek ki, Türkler, Zap Suyu vadi ve mağaralarına ‘2nci binde yerleşmişlerdir Demek ki, Türkleri Anadolu’da yok sayarak. Doğu Anadolu’ya yerleşmek, yapay olarak yerleştirilmek istenenler tarihten söz edemeyeceklerdir Demek ki Türkler, taşı işlemekle zaman ve mekân içinde, yaratma gücüne ilk adımlarını atan, yaratma kudreti olan, uygarlıktan nasibini almış bir topluluktur... Demek ki, RESMİ TARİH ÇÖKMÜŞTÜR VE BU ÇÖKÜŞ 14’ncü TARİH KURULTAYI TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞTİR !.. İlk seviyede; Türklerin Doğu Anadolu’da EN AZ İsa’dan önce 2’nci binde var olmuş olduklarını açığa çıkmıştır... • Bu gerçeğin, 1970’de Mirşan tarafından (Anadolu Proto- Türkleri) kitabında yayınlanmış olmasına rağmen !. Bunun dışında tarihçilerin çok iyi bildikleri • Profesör A. Erzen ve ekibi tarafından Urartular başlıklı kitabında 13 binden başlayarak - (Yazıyı bulmuş olan , ileri seviyedeki) Orta Asya kültürünün Doğu Anadolu’ya varmış olduğunu ve • bu kültürün -1000 yılına kadar Doğu Anadolu Yüksek yaylasında, ŞANİDAR MAĞARASI kültürüyle Kuzey Irak’a yayılmış olan varlığını ortaya konulmuş olmasına rağmen, • Prof. E. Feigi’ln, 4’ncü binde Doğu Anadolu’da egemen olmuş olan bir Proto-Türk kültürünün varlığına dikkati çekmiş olmasına rağmen, • Prof. Ekrem Memiş’in Mısır, Asur ve Hitit kaynaklarına dayanarak (-2200)de Doğu Anadolu'da TURKİ krallığının varlığını meydana çıkarmış olmasına rağmen, • Asur salnamelerinde TÜRK adının geçtiğinin tespit edilmiş olmasına rağmen, Akurgal’ın 1071’de ısrarının açıklanması imkânsızdır. Biz buna bir de, 6 numaralı taşın üstündeki Ön-Türk damgasının, • tarihinin 7 binler olduğunu katarsak . TÜRKLERİN ANADOLU'YA GELİŞ TARİHİ, . PROF. ERZEN’İN YOK SAYILAN DOĞU ANADOLU TARİHİNİN DOĞRULUĞU ORTAYA ÇIKARIR. Bu gerçeklere bu mezar taşlarının benzerlerinin Fransa, Ispanya Portekiz, Ingiltere ve İrlanda’da varlığını da katmak gerekecektir. (*) {’ }(Doss-.Aicheo!ogie N.230 / 1998 şubat),


Halûk Tarcan

ÖN-TÜRK GERÇEĞİNİN SU YÜZÜNE ÇIKMASI BU KADARLA DA KALMAMIŞTIR. 18 Ekim 2002 tarihli gazetelerden öğrendiğimize göre, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi. Malatya İnönü Üniversitesi ve Amerikan National İntitues Healt İşbirliğiyle, • Van Muradiye ilçesindeki bir aile ile İtalya’daki bir aile arasında yapılan • DNA testi sonucu her iki ailenin genlerinin ayn olduklarını, aralarında akrabalık bağlılığını saptamışlardır. Bu bağın 500 yıllık bir tarihe dayandığını ileri sürmüşlerdir. Bu kökeninin,- 500 yıla dayandığını iddia ediyorlarsa da • Doğu Anadolu’da 13 (onüç) binlerden itibaren bulunan, Anadolu dip kültürünün tarihi sahipleri Ön-Türklerin, • 5 binlerde Italyan Alplerinde Kamunlar vadisinde. • Etrüsklerin 3 / 2 binlerde yazıları ve • Ön-Türk kültürleriyle İtalyaya yerleşmiş olduklarını kabul etmek, mutlak gereğindedirler: Ön-Türk gerçeği bir kere daha• bizim aramadığımız ama Batının ırkçılık saydığı, aleyhinde olmasına rağmen başvurduğu - aslında Türkleri bir de bu yolla tarih dışına bırak­ mak için başvurdukları• ’kan” tahlili yoluyla ortaya çıkmıştır; • Resmî tarihi çökerten SON bilimsel kaynak da budur. DNA testi, genlerin aynı oluşu fiziksel eşliği meydana çıkarır, tarih araştırmalarında sağlam bir yoldur. Fakat yukarda kaydettiğimiz gibi, • biz kan bağının da üstünde • dil ve kültür birliğini esas alıyoruz ; Doğu Anadolu’daki Türk’ün akrabası Ön-Türk, Asya’dan yola çıkıp İtalya' ya yerleşmiş ve Latin kültünün kökeninde yer almıştır. Lâtin alfabesinin OnTürkçe bir cümle oluşu, bunun en güzel ispat şeklidir. Bu bulgulara. Akademisyenlerimizi^ bilmedikleri ve belki de bilmek istemedikleri, • (-879 ile + 575) arasında egemen olmuş olan • TÜRÜK BİL dönemi tarihçilerini, Ön-Türk rahiplerinin yazıtlarını, bitik taşları, bitik kayaları da katmamız gerekecektir AMA, 32 YILLIK ÇOK DEĞERLİ BİR ZAMAN KAYBEDİLMİŞ, ÜLKE • MİNİ İÇ SAVAŞA SÜRÜKLENMİŞ, GENÇLER ÖLMÜŞ. ULUS İLE CEMAAT ARASINDA PARÇALANMA YOLUNA İTİLMİŞ, • DİNLİLER. DİNSİZLER DİYE İKİYE AYRILMIŞ • BATI, KENDİ ÜLKELERİNDEKİ MOZAYİK SORUNUNA BAKMADAN . ÜLKEMİZDE, MOZAYİK SORUNU YARATMIŞ, • İÇİMİZDE BAZI ORTAMLARLA, DOLAYLI OLARAK, İŞBİRLİĞİNE BİLE GİRİŞMİŞ, ve BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZLA HEVESİ KURSAĞINDA KALMIŞ OLAN BATI, NİHAYET,

72


Haluk Tarcan

1774TEN BERİ HAYAL ETTİĞİ

SEVR DOSYASININ İLK YAPRAKLARINI, YENİDEN AÇMAĞA BAŞLAMIŞTIR

K ISA C A SI,

1970’den 2002'ye 32 YIL KAYBEDİLMİŞTİR...BU KEMİKLEŞMEYLE DAHA DA KAYBEDİLECEĞİ GİBİ... Akademisyenlerimiz • yanılgılarını kabul etmek faziletini göstermelidirler. • Bilim yanılarak ilerler prensibinden yola çıkarak, Ön-Türk belgelerine, hislerine kapılmadan • Bilimsel şüpheyle bakmalı ve incelemeli, • Batı nın gerçeklerini, ya da kendi gerçeklerini değil, belgelerin vereceği gerçekleri aramalıdırlar, birkere daha geç kalmadan...Artık, Türklerin uygralıktan nasibini alamamış bir kitle, hattâ bazılarının benim­ sediği bir çoban, göçebe süihjsü olmadıklarını kabuletmeli ve araştır­ malar, öğretim bu temel göre yapılmalıdır. Tarihe bir göz atalım 1774’ten 1920’ye...SEVR’e Zamanın tüm Batı ülkeleri, hücrelerine kadar işlemiş olan ‘'Attilâ ve Hunlar” Ön yargısının etkisi altında , Haçlı seferlerinden doğan kinle, tarihte ilk kere, • Küçük Kaynarca antlaşmasını fırsat bilerek, • Osmanlı imparatorluğunu bölüşme ve yok etme çarelerini tartışmışlardır. Sabırla ve kurdukları sistemlerle, bir program dahilinde çalışarak gerekli ve çok yönlü imkânları kullanarak, 1920'ye SEVR'e kadar ilerlemişlerdir. Bağımsızlık Savaşını ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu, Batı bir türlü hazmedememiştir.Bu, onlar için, Osmanlı imparatorluğunun parçalanması, Türklerin zararsız hâle getirilmesinde bir • “’geri bırakma” Osmanlıcası ile bir ‘Tecil”d ir ; • Sevr gerçekleştirilmelidir! Bu amaçla Batı, ikinci dünya savaşından sonra, yavaş yavaş • SEVR dosyasının açmış ve gerekli şartları incelemeğe, fırsatları kollamağa başlamıştır. • Resmî tarih, Batı için en güzel bir zemindir Çünkü Dil, tarih Kültür alanında çalışan araştırmacılarımız, • Batı tarihçilerinin dünya görüşü, • Batının - doğal olarak- kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarını öne alan sistemleri, içinde, • Lâtince, Grekçe, ve Sankritçeden yola çıkmış olduklarından Türkler, • Tarihte GEÇ kalmış Asya'da, ancak (-220)lerde görünmüş, deneyimsiz • ' GENÇ bir halk...

73


Halûk Tarcan

Anadolu’ya (+ 1071)de gelmiş, • Uygarlıktan nasibini alamamış • GÖÇEBELER • Evrensel Uygarlığa hiçbir katkısı olmamış • Kötü taklitçi, yaratma gücü olmayan, sadece yakmasını, yıkmasını bilen, • işgal ettiği ülke kültüründe eriyen bir toplumdur. Türk tarih ve Uygarlığı • Resmî Türk tarihinin temelin oluşturan, Yabancı kaynakların ve bu kaynakların bulguları, kaynakların yorumları, açıklamaları en ufak bir bilimsel şüphe süzgecinden geçirilmeden kabullenilmiştir.. Asla. "Kitap Oncesi’Yıde gördüğümüz gibi, • Türk tarihinin doğduğu yerde ve doğduğu dilde öğrenilmesi ve • 39 Asya Türk lehçesinin, araştırmalar için esas temeli oluşturduğu düşü­ nülmemiş ya da uygulanmamıştır. Bunun sonucu gerekli olan • Türkçelerı ya da, lehçeleri bilmeyen Türk tarihçileri yetiştirilmiştir. • Batıdaki Türkoloji merkezlerinin de bu seviyede ve amaçla çalıştıklarının farkına varılmamıştır. • Yeni bulgu ve bilgileri frenleyen merkezler oldukları gözlerden kaçmış ya da kaçırılmış, bunların, • geleneksel Batı politikasının sınırlarının aşılmaması ve etniler politikasında uygun çerçeceve içinde kalınması için uğraştıklarına dikkat edilmemiştir. Bu tarih Batının istediği sonuçları vermiştir. • Türkler henüz bir Ulus değildirler. • Kimlikleri henüz oluşmamıştır. Bu iki sinsi temel üzerinde yürünmüş, halkımız ne olduğu tam bilinmeyen • Öz kültürümüz, bazı ortamlarda yozlaşmış, taklit çerçevesinde kalmış olan Batı kültürü ile • Hz. Muhammet zamanındaki esas ve .felsefesinden uzaklaştırılmış İslâm kültürü arasında, • yönsüzlük içinde bocalamıştır. • Benliğini, öz kültürünü ve gerçek tarihini öğrenemedi. • kimliğini bilemedi, bildirilemedi, kendini korkunç bir boşlukta, yönsüzlükte hissetmiştir... Bu boşluk hissi, • Kimliğini arama çabaları, • yaklaşık 1990’larda moral çöküntü haline dönüşerek bir mürekkep lekesi gibi yayılmıştır. İşte bu sıralarda, bu soruyu tartışan pek çok yayın arasında Prof. Bozkurt Güvenç’in yayınladığı, • yabancı kaynaklara dayanan • Türk Kimliği başlıklı kitabı, bu çöküntüyü daha da derinleştirmiştir: • Biz ulus olamadık, 74


Haluk Tarcan

• • •

devlet kurmasını Çinlilerden öğrendik, tarihçi yetiştiremedik, barbar, yıkıcı, yakıcı, önemli bir kültürü olmayan, iyi savaşçı niteliğiyle gittiği yere hemen egemen olan, ama, kısa zamanda gittiği yerin kültüründe eriyen bir halkız !.. Bu kitabın ilk iki baskısı Milli Eğitim tarafından yapılmış ve okullara tavsiye edilmiştir... Prof. B. Güvenç'in bu kitabı, yabancı kaynaklardan -bilimsel şüpheyle incelemeden - faydalanmanın bizi nerelere götürdüğünün en güzel örneğidir.; "Sözbaşı’nda, 1 . Amerikan Kongre Kütüphanesi'ne, 2. Ulusal arşivlerden yararlanma olanağı sağlamış olan Washinton’daki Smithsonian’a bağlı Uluslarası Wilson Merkezinin bir yıl süreli araştırma bursunu verenlere 3. Alman ve Avusturya kaynaklarını bulup çeviren kişiye teşekkürlerini sunmaktadır. (*) Tarihsiz ve kökensiz bırakılmış ve Anadolu'ya (+1071)de göçebe sürüsü olarak geldiğine inanmış ve bunu benimsemiş olan halkımızı içinden çökertmek için ilk büyük adım atılmış, ve batının en korkunç ve iki yüzlü silâhı - çünkü etnilerden oluşmayan hiç bir ülke yoktur- olan gelenekselleşmiş etniler politikası su yüzüne çıkmıştır: • artık, böl ve yönet sistemi, her tür şantaj altında uygulanabilir. 1. Mozayikçiler; Batı karşısında ezilmiş bir tür olan", süper aydın(!) denen kişiler, aslında yüzeysel bilgi sahibi kişiler sahibinin sesi halinde • „Anadolu halkları“ „Anadolu Mozaiği“ „Türkiyeli“, şarkılarını tutturmuşlardır.. • Anadolu dip kültürünü tanımadan, öğrenmeyi bağnaz milliyetçilik, ilkellik sayarak, Türk olmaktan utanarak...Öteki ülkelerdeki mozayikleri görme­ yecek kadar körleşerek...Ve Batıdan aferin bekleyerek...Sadece, ülkemizi mozaik sanan bu kişilere bir mozaik örneğini aşağıda sunuyoruz : İşte 20 etnili, sınır komşumuz Hayastan (Ermenistan)ın etnik, budunsal yapısı: 1.Azerî 2 .Kumuk 3.Karaçay 4.Balkar 5:Nogay,Kazak 6 ,Ost 7.Tat

15.Çerkeş 16.Dağıstan 17. Acar 18.Kalmuk 19.Gürcü 2 0 .Ermeni

8 .Talus

9.Kürt lO.Çeçen H.Kabard 1 2 .ingus 13.Adige 14 Abhaza

(Prof.E.Feigl,)

(*)(Not. Prof.Güvenç, 23 haziran 2003 ceviz kabuğu açık oturumunda tarihimizin Batı kaynaklarına dayandığı gerçeğini kabullenmiştir.) 75


Halûk Tarcan

Günümüzde bir öteki mozaik ülke A.B.D.dir. Bilmem kaç yüz milyonluk bir konfederasyon, büyük bir mozaiktir....Ama, çocuk okulda önce, İ am Américain demesini öğrenir, öğretilir...Ve bundan gurur duyar.... Yeridir, hemen dikkatleri -önemle- çekelim : Yeryüzünde mozayik teorilerinin, etniler politikalarının uygalanamayacağı yegâne ülkeler Türk ülkeleridir. Ön-Türk kültürü, bulundukları topraklarda, • dip kültür halinde, temelde, esas’ta bulunmaktadır Batının etniler politikasıyla ortaya çıkardıkları etni, budun sayısı, bazı Alman araştırmacılaraının iddia ettikleri • 47 etniden oluşan Anadolu mozayiği var ise, Bu etniler • ÖN-TÜRK dip kültüründen yola çıkarak meydana gelmiş sentezleri oluştururlar. Ama, Akademisyenlerimiz, Türkistanda(Orta Asyada), • ( - 220) ortaya çıktık, Anadoluya . (+1071) de • çoban sürüsü halinde göçebe olarak geldik derler ve bütün belgelere 1970'den ve 1988’den günümüze dikkatlerini, • Ön*Türk gerçeğine ve • Sevr tehlikesine çekmiş olmamıza rağmen• yanılgılarını kabul etmezler, bunda ısrar ederlerse, ülkemiz, -vatan sevgilerinden en ufak bir şüphemiz olmayan- bu akade­ misyenlerin, farkında olmadan, savundukları • resmî tarih esas alınarak ve de • ADTKYK’nun onayıyla da • Sevr’i kabul yoluna girer... Bu nedenledir ki, • Kıbrıs sorunu, Pontus iddiaları, Karabağ, Ermenistanın kuruluşuna doğru atılan adımlar karşısında söyleyebilecek hiç bir sözleri olamaz • Ülke, karansarlık içinde bocalarken, bunun karşısına bütün kudre­ tiyle çıkarabilecekleri ve Millet olma şuurunu dayandıracakları bir • Ön-Türk Kültürü onlar için vara olamaz...Tarihin başlangıcını oluşturan Ön-Ata kültürümüzü, uygarlığını hiçe sayarlar. • Çünkü, onlar ancak, ülkemiz üniversitelerine Akademik kariyer yapanların gerçekleri bildiklerini ve bildiklerinin mutlak değerde olduklarını kabul ederler... Yunanistan’da etnik gruplar: Aşağıdaki nüfus sayıları 17 Mart 1991 tarihinde Yunanistan'da yapılmış olan genel nüfus sayımı esas alınarak yapılan demografik prokeksiyon sonucunda elde edilmiş tahmini nüfustur Ayrıca Yunanistan’daki azınlık grupların gerek Yunanistan içinde, gerek ABD. Kanada, Avustralya, Arnavutluk, Makedonya’da kurmuş oldukları dernek, vakıf, haber ajansı gibi 76


Halûk Tarcan

(NGO) (Non Governementel Organizasyon) statüsündeki kuruluşların beyanları da dikkate alınmıştır. Bunların yanısıra Yunan isyanından günümüze kadar iç çekişmeleri devam eden bellibaşlı Yunan kabilelerinin tespit edilmelerinin de dökümü sunulmaktadır. En az En çok Türkler 1 2 0 .0 0 0 150,000 Makedonlar 300,000 1 ,0 0 0 , 0 0 0 Ulahlar 300,000 450.000 Arnavutlar 50,000 250,000 Bulgarlar 26,000 54,000 Ermeniler 16,000 30,000 Yahudiler 6 ,0 0 0 15,000 Giritliler 500,000 900.000 Türk Ortodokslar 350,000 450,000 Pontuslular ‘1 0 0 .0 0 0 1 0 0 ,0 0 0 Gagauzlar 1 0 ,0 0 0 15,000 Çingene Ortodokslar 30,000 30,000 Elen Ortodokslar 8,407.000 6,509.000 Elen Katolikler 50,000 60,000 Elen Protestanlar 5,000 5,000 Toplam (1991) 10.269,000 10,269,000 Diğer 1,862,000 3,509,000 Elen Ortodoks nüfus içinde yer alan kabileler. 1 . Mavrokordatos 2. Perraukas 3. Kountouriadis 4. Botasis 5. Zalmis 6 . Kolettis 7. Kolokotranis 8 . Deliyannis 9. Notaras 10. Sisinis 11. Androulsos 12. Miaoulis 13. Karaiskakis 14. Kapodistras 15. Spiladis Elen Katolikler arasında da Bizans Rit’i (2300), Lati.n Rit’i(40.450), Ermeni Rit’i(700), gibi ayırımlar vardır. (Yesevî Dergisi, s.112 ) 2. Nev- Osmanlıcılar Bir öteki bölüm aydın ise, bu itildiğimiz, yuvarlandığımız çıkmazda Tanzimat'ta doğmuş ve günümüze kadar gelmiş olan eziklik hislerini yenmek için, geriye dönüşle geçmiş tarihimize, Osmanlıcığa sarılmışlardır...Bu konudaki değer hükümleri arasındaki ayırımları, kavram kargaşası içinde, kaybederek ...Hissi hareketle, OsmanlI’nın sadece büyüklüğünü görerek eleştiriden kaçınarak... Aslında İmparatorluğa dönüş hasreti, nostaljik bir özlem olmaktan öte, • Dış kuvvetler tarafından Cumhuriyet’e bir alternatif olarak ilham edilmektedir. Temel sorun buradadır: Türk kimliğini ve kültürünü yok etmek... • ‘ Bunun için bir öteki yol da Atatürk”ü değersizlendirmekti: Bir zamanlar, Atatürk doktrin adamı değildir deniyordu. Bu fikre sarılan çok sayıda 77


Halûk Tarcan

süper entellerimiz vardı...Fakat, Doktrin sahibi, Mussolini ve Hitler’İn âkibeti, Stalin ve Lenin’in heykellerini yıkılması üzerine fena sustular...Bu kişilerin gözleri o kadar dönmüştü ki, bizzat Atatürk’ün, ben Doktrin adamı olmam dediğinin farkında bile değillerdi... Evet, Atatürk doktrin adamı olamazdı. Çünkü, o herşeyden önce Kurmay subaydı...Mobil zekâyla hareket etmesi gerekirdi...Savaşta ve barışta, yeni durumlara göre, yeni plânlar yapması mesleği ve formasyonu gereğiydi...Kendisini, doktrin denen, katı sistemlere esir edemezdi.. Hiçbir zaman etmemişti...“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır“ demekle, ülkenin en büyük felâketle karşı karşıya geldiği an, gerekli olan prensibi ortaya koymuş, binlerce yıllık, akademik savaş prensibini silip atmıştı. 3- Samîmi Atatürkçülerin büyük bir bölümü ve bilgi seviyesi yükseltilmemiş halkımızın büyük çoğunluğu, Atatürk’ün kurmuş olması nedeniyle olacak, • Türk Tarih Kurumu'nun çizgisi dışına çıkmadılar, çıkamadılar. Gerçekte, • Atatürk’ün yaşamında özlemini çektiği Ön-Türk kültürü bulunmuştu Ama onun kabûlü için, O'nun direktifi gerekiyordu... • Batı Kaynaklarına inanmağa devam ettiler...Akurgal Ekolü’nün mutlak etkisi altında kaldılar . Bu etki bütün genişliğiyle süregelmektedir... • Tarihin derinlerine, tarih öncesine inemediler, Ön-Türk kültürüne ve tarihine bir türlü inanamadılar, Fakat • incelemediler de.. Sevr dosyası açıldığının farkına vardıklarından beri, • gerçekler etrafında döndüler dolaştılar, çıkmazlarda, ya da • yüzeysel çareler içinde çabaladılar...Sevr’e karşı, • köklü ve mutlak bir çözüm getiremediler...Sonuçta daima aleyhinde oldukları • Emperyalizme ve • kültür emperyalizmi yoluyla, ülkenin sinsi bir şeklide içinde çökertilmesine karşı - bütün gayretlerine rağmen -etkili bir şekilde karşı koyamadılar, koyamamaktadırlar... İkinci Kurtuluş Savaşı şartları içindeyiz demelerine rağmen!... • üzülerek söyleyelim: Bu, Batının farkında olunmayan zaferidir... VE DE • Lozan’dan bugüne, tarihe dayanan bir değişiklik olmadığından çözüm yeniden • Askerlere, Ordu’ya bırakılmıştır. 4- TÜRK / İSLÂM sentezi: Bu kavramı iyi anlamamız için, geniş bir analiz yapmamız, tarihin derinliklerine inmemiz gerekecektir. Prof. B. Güvenç Türk Kimliği kitabında şu iddiayı ileri sürüyordu.(s.1 2 ) 1 - 1920'lerde Türk toplumu henüz Ulus değildi 2- Ulusçuluk ideolojisine uygun çabalar sonunda, ilerde ulus olabilecekti 78


Haluk Tarcan

Bu her iki fikir de iki büyük , geniş ve derin yanılgı serisini ifade eder. 1- ULUS kavramından yola çıkalım : Ulus'un klasik tarifi şudur: • Aynı dili konuşan, aynı düşünce ve kültürden olan iç ve dış çıkarlarda birlikte hareket eden, tek yönetimi kabuleden halklar...Tek yönetimi kabul etmek Siyasal birlik yani devlet olabilmek demektir. Öyleyse, Budun bilimin ileri sürdüğü öneriye göre, • Devlet kurabilen halk ULUS’tur. Ön-Ata kültürüne bakalım : a - Onlar TEK TANRI’dan geldiklerini kabul ediyorlardı. Bu nedenle de; • İleri seviyede düşünce sahibi, ya da ilkel kişiler arasında ileri seviyede bulunduklarından önce, • Birlikte hareket etmek gereğini, BİR’lik olmak gereğini duymuşlardı. • Forum yaparak ya da KURULTAY oluşturarak aralarından birini • BUĞ seçiyorlardı. Fakat, • Herkes Tanrıdan EŞ doğduğundan BUĞ'a halkını yönetme yetkisi • TANRI tarafından., Tanrının kudretini temsil eden • GÜNEŞ / AY İkilisinden • AY - Tanrı adına - veriyordu. b- Tanrıdan geldiklerine inanmış olan Ön-Türkler kendilerini ÖKÜK TÜRK, TÜR/ÖK yani, RAB'dan, gelen Rabbani Türk diye adlandırıyorlardı. Demek ki Türkler, yeryüzünde ilk kere Tanrıya, Tanrının varlığına inanmış kişilerdi. Öyleyse, • „Türk demek, dinsiz demektir“ iddiası, Türk kitlesini parçalamak ve yok etmek için ileri sürülen ve hiç bir bilimsel kökene dayanmayan, boşlukta kalmaya mahkûm bir iddiadır. Kurultay’ı, BİR olmak, tek bir kişinin yönetiminde hareket etmek için toplamış olan Türkler • ULUS'turlar...Fakat, bunu abartma olarak sayacak kişilere cevabımız şu olacaktır: • Kurultay oluşturdukları yıllar, Ateş Kültünün doğduğu yıllardır ki, bu yıllar için henüz kat'ı bir tarih veremeyiz ama, bunun için ONBİN’Leri düşünmemiz gerekecek...Bu durumda, • Ön-Türkler henüz ULUS değil iseler de • ULUS olmanın ilk basamağına ayaklarını basmışlardır. İncelemelerimize tarihin derinliklerine devam edeceğiz ; 2- Aşağıda KARA-TAU kültüründe ayrıntılı olarak göreceğiz : Orta Asyada, milyon yıllarda doğmuş olan • KARA-TAU kültüründen,


Halûk Tarcan

Ön-Türk kültürü, tarihi, Sovyet Bilim Akademisi tarafından C 14 testiyle ondörtbin tarihinde ortaya çıkmıştır. Bu seviye içinde Orta Asyada, • ŞUNYU (Pamir) eteklerinde • 10500 ile 700 arasında, Ön-Atalarımız, oba/aşiret ve sonunda aşiretler birliği haline geçmişler, yani, • Bu aşiretler halkı, BİR, BİRLİK olma gereksinini duymuşlar, tek yönetimde birleşmişler ve • UŞUNUY(Uşunguy) adınyla tarihe geçmişlerdir. Demek ki, Pamir eteklerinde yaşayan On-Türk halkı artık, • ULUS olmuştur... 1920’ler değil, tarihte ondan çok sayıda bin yıl önce ULUS olmuş bulunmaktayız. Bu gerçeği, Portekiz'e İtalyan Alp'lerine Val Vamonica’ya yazılarıyla -ileri seviyedeki kültürleriyle yerleşmiş olan öteki Ön-Atalarımızda da görmekteyiz : • Val Camonica’da(Kamunlar vadisi) (5000- 3800)de Hükümet otoritesiyle yönetilen aşiretler (*) Portekızde,3880/2700’de devlet rejimi ile yönetilen yerleşik aşiretler(**) Orta Asya'da bir öteki devlet ON-UYUL’dur...Federasyondur...Devam edebilir ve devamında federasyondan da ilerde konfederasyonların kurulduğunu görürüz. • BİR-OY BİL • AT-OY BİL • TÜRÜK BİL...Bu konfederasyonla ( + 780) yılını bulmuş oluruz. Buradan iki sonuca varırız : Türkler tarihin ilk dönemlerinden başlayarak a / ULUS’turlar, Ateş Kültü’nden başlayarak ve sonra da devletler kurduklarına göre, her tür b / AHLÂKİ DEĞERLER’e SAHİPTİRLER • birlik olmak, karşılıklı olarak birbirini hakkına saygı duymak demektir: • söz, şeref, haysiyet, namus, saygı,sevgi, hak, hukuk...bütün bunlara binlerce ve binlerce y ıl, her dönemde claha da gelişerek • Mezopotamyada Tek Tanrı döneminden önce sahiptirler Bu ileri seviye, tarihte Etrüsklerle, • ROMA HUKUKU halinde tarih yüzüne çıkarlar. Prof. Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği adlı kitabında, • ulusçuluk ideolojisine uygun çabalar sonunda "...ileride ulus olabilecektik” diyor. Bu tür bir ideoloji yoktur. Çünkü, ULUS • Başlangıçta vardır, ise bu ulus’a • ideoloıji sonradan aşılanmıştır. (’ )(tnbu avec gouvernement autoritaire - D. Riba- Peintures Rupestre du Val Camonica .Fr.Empire, 1984)(**) (Sédentarisation de Société Stratifiées annonçant un régime étatique — le Protugal, Dossiers d'Arcahologie., N0.198/1994)) 80


Haluk Tarcan

İdeolojiler, genel çizgiler halinde • manevî değer sistemleri yani, • Dinler, • maddî ya da • İktisâdi değer sistemleri olarak görünürler ki, bunlar genelleme yaparsak -genel çizgilerle iki uçta bulunan- Kapitalizm / komünizm halinde ortaya çıkarlar. Örneğin, Önce Batılı halk vardır, sonradan bunlar Hıristiyan ideolojisiyle yetışirilmışlerdir. İdeoloji aşılamaları bu kadarla kalmamış. Daha sonraları, • DİN + İKTİSADİ SİSTEM ortaya çıkmıştır. Yani, • Batılı Ulus + HIRİSTİYAN + KAPİTALİST ya da • Batılı Ulus + KOMÜNİST olmuşlardır. Örneğin, Komünizm yıkılmış ama, • Batılı ulus, gene bir toplum, belirli dil ve kültürü olan bir toplum halinde Varlığını devam ettirmiştir..Soruna kısaca bakarsak, • din ya da İktisâdi sistemler bir örtü gibidirler. Ulus / halk bu örtüyü, içinde bulunduğu şartlar gereği kaldırabilmelerdir. Bu nedenle 1920’lerde Ulus değildik fikri bir yanılgıdır. Türk Ulusu daima vardır. Bu ulus, zaman ve mekân’da çeşitli örtüler altında tarihte görülmüşlerdir.: • Müslüman Türkler, Hıristiyan Türkler, Musevi Türkler. Budist Türkler Menikeist Türkler vb...Türkler, çok geniş bir alana yayılmış olduklarından • doğdukları ülkenin dinini almışlardır... • hattâ zaman zaman Türklüklerini-yüzeysel olarak-unutmuşlardır. Ama • tarihin derinliklerinde araştırma yapılınca, onların • Ön-Türk kökeni hemen ortaya çıkar. Anadolu Türk halkı, 1920’lerde bağımsızlık savaşını KUVAYI MİLLİYE olarak, yapmıştır...Şartların tamam olması ile, ulusal kuvvetler, Türk Ulusu olarak ortaya çıkmıştır. Savaş, yalnız işgalci kuvvetlere karşı değil, aynı zamanda dış güçlerin içteki uzantıları, „Amerikan, İngiliz, vb...muhibleri ve mandacılara, Hilâfete ve şeriat yanlılarına“ karşı da yürütülmüştür. Bir öteki örnek Arap Milliyetçiliğidir. İlk dünya savaşında, • Din kardeşimiz Araplar, İngilizler ve Ermenilerle bir olup, • Halife’nin çocukları, din kardeşleri Türklere saldırmışlardır. • Ortada her iki ulusu birleştirmesi, birbirlerine karşı olmamalarını gerektiren • Din, bir örtü gibi olduğundan kalkmış, altından • Arap Milliyetçiliği çıkmıştır. 1. Halk kültürü ve devlet halinde ULUSAL KÜLTÜR, 2 . DİNSEL KÜLTÜR...

31


Halûk Tarcan

Endonezya, İran, Arabistan Müslüman ülkelerdir, ama İslâm’dan önce bu ülkelerin kendilerine özgü kültürleri vardır. Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, Yunanistan Hıristiyan ülkelerdir. Ama Hıristiyanlıktan önce bu ülkelerin kendilerine özgü kültürleri vardır. Bugün, hiçbir ulus, adının başına, Hristiyan, Budist, Yahudi vb...sıfatlarını takmaz. • Fransız Katolik sentezi, İngiliz Protestan sentezi, • Ortodoks Helen sentezi, Budist Vietnam sentezi, Yahudi İsrail sentezi vb...diye bir tanımlamayı düşünmezler.... Çünkü bu uluslar, kimliklerini, kültürlerini bilmek onun şuuruna sahip olmak için dinlerini, adlarının başına takmayı düşünmezler bile... • Fransız’dırlar, Alman’dırlar, Italyan'dırlar... • Vatikan ise, "herkesin inancında bağımsız olma” prensibini ifade eden lâikliğe ve ‘Tanrı vergisi bilimsel düşünce”ye karşı gelmeyi çoktan terketmiştir. • Yukarda verdiğimiz çok yönlü açıklamalarla, maksatlı olarak • Tarihsiz, kimliksiz, kültürsüz bırakıldığımızı, hattâ insanlık dışına itildiğimizi görmüştük. Bu kitapta geniş olarak göreceğimiz gibi kültürümüz ve uygarlığımızla evrensel kültürün kökeninde, tarihi başlatan kavim olarak bulunuyoruz. Fakat, • Evrensel Uygarlığın kökeninde olmak, bundan • Türk olarak gurur duymak, • Türk kimliğini ortaya koymak ASLA • Dini yasak etmek demek DEĞİLDİR. • Dinsizliği savunmak demek DEĞİLDİR • İNANCINDA HERKES SERBEST’tir. Bunun bilimsel adı • LAİKLİK’tir. Halkımıza bu kavram gereği gibi anlatılmamıştır. Laiklik, kanun çnünde, Anayasa önünde, herkesin inancında serbest olması demektir. Bu aynı zamanda • Herkesin inancında, kanun önünde eşit olduğununKAT’İ VE BİLİMSEL ifadesidir. Bu şu demektir; • Kimse, • Dinler ve kişiler arasında • Ayırımcılığı ifade eden, • Dinsel sembolleri resmi yerlerde taşımak hakkına sahip değildir. • Müslüman, Hıristiyan, Musevi, vb...Dinleriyle ilgili,dinlerini vurgulayan semboller, türban, haç, şedday vb...taşıyamazlar,çünkü bu işaretleri taşıyan kişilerin. 82


Halûk Tarcan

• bu işaretleri taşımayanları, • sen Müslüman değilsin, sen Hıristiyan değilsin, sen Musevi değilsin ya da ben dine bağlıyım, sen dinsizsin şeklinde, • dolaylı olarak • itham etmeleri anlamına gelir. Bu da; • kanun önünde ve güncel hayatta eşitsizlik, dolayısıyla ve açıkça kanuna karşı gelmeyi ifade etmektedir. • Herşeyden önce Islâm felsefesi bu tür ayırımlara karşıdır. • Çünkü o. • Kul hakkında ancak • Allahın hüküm vereceğini kabul etmiştir. • Kul ile Allah arasına kimse giremez. Türban, haç, şedday vb...taşıyarak • kulları, dolaylı olarak • dinsizlikle itham etmek, onlar hakkında • hüküm vermek demektir. Bu da • kökten, İslâm dininin felsefesine aykırıdır. İşte bu çok hassas ve çok yönlü sorun, • kullar arası, vatandaşlar arası inanç eşitsizliği • laiklikle, laiklik prensibi ve kanunla yok edilmiştir. Bu akılcı yolla din yasak edilmiş değil, tam tersine ona en saygın yer verilmiştir. Laikliğin inaç serbestliği olduğu ile ilgili birkaç örnek; • Alevîler, Türk olmakla Övünürler,ibadet Türkçe yapılır, şekilci ve maddeci değildirler. • Gagavuzlar, Hıristiyan Türklerdir, sloganlardan biri ”ne Mutlu Türküm Diyene’dir. Türk Ortodoksları ya da Karaman Rumları, Türklükleriyle övünürler. PAPA EFTİM İstiklâl savaşına katılmış ve katılmayı sağlamıştır. Kitabımızın başlangıcında Batının Türk Uygarlığına, Türklere açıkladığımız nedenlerle karşı olduğunu ve Türkleri - savaşla ortadan kaldıramayacaklarına göre HİLE ile içinden çökerterek, kendileri için zararsız hale getirmeğe, yer­ yüzünde zayıf cılız, silik bırakmağa niyetli olduklarını ve bunun 1774 Küçük Kaynarca ile başladığını yazmıştık. İşte Batının Türkleri Çökertmek için yaptığı en alçakça hile, dindar, bu konuda samîmi olan halkımızı, • • •

Türk olmaktan uzaklaştırmak, onda ulus olmak şuurunu yok etmektir bunun için de -dört fikir işlemiştir, işlenmeye devam etmektedir.

1 TÜRK olmak, dinsizliktir Türklerin 83


Halûk Tarcan

2. 3. 4. • •

KÜLTÜRLERİ KİMLİKLERİ yoktur. Türkler ancak MÜSLÜMAN OLDUKLARINDA, kimlik ve kültür sahibidirler; bu kültür de İSLÂM KÜLTÜRÜDÜR...Bu sürekli ve çeşitli bahanelerle işlenen iddilarla Türkleri Cemaat kavramında eritmek ve onlarda Türk olmanın hiçbir şey ifade edemediği hissini yaratmaktır.

Bu sinsi iddialar aklın alamıyacağı kadar alçakça ileri sürülmüş fikirlerdir. Çünkü yukarda kısaca gördüğümüz, Kitabımızın devamında çok geniş olarak göreceğimiz g ib i, TURKLER, TARİHE, TEK TANRI İNANCIYLA BAŞLAMIŞ, ADLARINI ÖKÜK TÜRK. TÜR/ÖK. RABBANİ TÜRK DİYE ALMIŞ İLK KİŞıLERDİR, İLK ULUSTUR. Bu ulus’a, kendi gelenekselleşmiş çıkarları için, bu kadar ağır iftirada bulunmak, kendi zavallıklarını kısacası, ALLAHSIZLIKLARINI gösterir. Atatürk’ün çizdiği yoldan, çok yönlü olarak, saplıdı...Ya da yönsüzlük başla­ dı. Kimlik, kültür arayışları içide -yukarda işaret ettiğimizi gibi- halk boşlukta kaldı...Bırakıldı. Ticâni denen ufak bir gurubun, ikinci Dünya Savaşından sonra Atatürk heykellerine saldırıları, şeriat özleminin ilk sinyallerini verdiler. Yeniden Din ve İslâm felsefesinin dışına çıkan, şekilciliğe kayan ve dayanan günahlar / sevaplar serisi haline dönüşmüş, • Diyanetin bütün ihtarlarına rağmen • Cinler, periler, melekler, zebâniler, mucizlere yol gösterici olmuş, • Islâmın doğduğu yıllardaki saflığını kaybetmiş, • Allahın en büyük lütfü olan • akıl ve öğrenme kabiliyeti işlenmemiş, bunun sonucu • bilgi seviyesi kısıtlı, bir bölüm halkımızı "Islâm kültürü adı altında sunulan Arap kültürüne” ne itiş başlamıştır. Bu sürüklenmeye karşı, bütünüyle halkımıza, • Ulus ne demektir, Din ne demektir, • Türk ne demektir, Müslüman ne demektir asla öğretilmedi. • Kırsal kesim genelde, İslâmî eğitimden yoksun köy imamına, onun, orta çağda kalmış olan dünya görüşüne terkedildi. • Din sömürüsü politikacılar arasında yarış seviyesine kadar yükseldi. • Günaydın deyenlerin cehenneme gideceği bazı camilerde vaaz edildi, • İstenirse TBMM'nin hilâfeti bile geri getirebileceği ifade edildi. • Şeriat devleti kurabilme arayışının ilk denemeleri bile yapıldı.... Batıda, tarih, arkeoloji öğreniminden geçen değerli gençler, ülkeye döndü­ ler, araştırmalara ve üniversitelerde öğretime başladılar...Fakat bu değerli kişilerin, farkında olmadan Batının gösterdiği ve Batının çıkarlarını kollayan eğitim sistemi içinde yanlış yola girmiş olmaları nedeniyle ortaya çıkan Yanlış ve eksik resmî tarih, Kökenlerimizi aramaya, öz kültürümüze dönmeye dolaylı olarak engel teşkil etti. Türklerin, uygarlıktan nasibini alamamış bir kitle, hattâ 84


Haluk Tarcan

bazılarına göre, bir çoban, göçebe sürüsü olduklarına inanmışlardı. • İşte bu temel üzerinde, dış ve bazı iç kuvvetlerin işbirliğiyle • Türk kitlesinin • Kültürsüz, kimliksiz olduğu iddiaları su yüzüne çıktı. VE DE , Türklerin ancak • OsmanlI imparatorluğunda o da mutlak surette Islâm sayesinde Kültür sahibi olduğu ve ahlâki değerleri öğrendiği fikri işlendi....işlenmektedir. • OsmanlI imparatorluğuna dönüş - günümüzde -bir alternatif olarak gösterildi.. .gösterilmektedir. Bu açılan yol üzerinde halkımızı ve • pek azı bilinen Türk kültürünü, Henüz kendine gelmiş ve •* Ulus olduğunun farkına varmış olan halkımızı, • Cemaat kavramı içinde eritmek ve onda, • şeriatı geri getirme arzusunu uyandırmak zor olmadı. Atatürk, • ’yaşamda en gerçek, yol gösterici bilimdir” öğesini en mükemmel şekilde uygulamak ve • Türk gençliğinin en yüksek seviyede yetişmesini sağlamak için Lise öğrenimini Avrupa seviyesinde tutmuştu. Uzun yıllar Türk liseleri diplomaları örneğin "Fransız Bakaloryası” seviyesinde idiler. Ama, siyasal çekişmeler sonucu bu seviye • ters orantılı hale dönüşmüştür. Tanzimat usûlü... Kökenini, kendini, kültürünü tanımamış olan ülkemizde, yönsüzlük, sistem­ sizlik içinde bocalandığından başka Türkün ne olduğu,olaylar karşısında • davranışı incelenmemiş, • Algılama niteliği nasıldır, nedir, aranmamıştır.. Herşeyin üstünde Türk halkının ilerlemesi için, • yapısına uygun yöntem seçilmemiş, araştırma yapılmamış, derinleme­ sine genişlemesine düşünülmemiştir. Ülkemizde bu konuda sözü dinlene­ cek bir budun bilimcisi yetişmemiş, ya da var ise, dinlenmemiştir. Sonuç olarak bunun farkına bile varmamış olan yetkililer, kolaya kaçmışlar, • Tanzimat usulü hareket ederek, • Dış ülkelerden kopya çekmeyi çare sanmışlardır...Vücuda uymayan hazır elbise kabilinden...Sonuçta, • Gençlik, ülkenin geleceği olan gençlik, • Bilgisizlik ve kültürsüzlüğe sürüklenmeğe başlamıştır: Soruna topluca bakacak olursak, biz • Ön-Türk kültürünü ortaya koyarak, düşmüş olduğu seviyenin • üstüne çıkmak, kitleye, bunun içinde gençliğe, kendine güveni vermeğe çabalarken, • uygulanan öğrenim sistemi, 85


Halûk Tarcan

bugünün de aşağısına inme yoluna girmiştir : Puan usûlü, meslek ve gelecek tayin etme sistemi olarak kabullenilmiş... • Binlerce yıllık tarih ve kültürle yoğrulmuş olan, • Asya ve Akdeniz ülkelerinde, bunların içinde Türklerde, • öğrenim yıllarının zayıf öğrencisinin arzu ettiği yolu bulduğunda, bu yolu kendi şuuruyla seçtiğinde, hayatta büyük başarılar elde ettiği bu, çok bilinen gerçeği kulak arkası ederek... • Puanı en yüksek olanın hayatta en büyük başarı sahibi olacağı ve olduğu kâğıt üzerinde geçerliliğine, YAPAYULIĞINA gözlerini kapayarak ... • Bu sistemle , puan nedeniyle hayali yıklmış ve istemediği mesleği icra etmek gereğinde kalmış olan • mutsuz kişilerden oluşan bir toplum yaratılacağını düşünmeden ... 2. Borçlu geçme sistemsizliği bir başarı sayılmış...Amaç, • acaba çalışkanı cezalandırmak mıdır? • Bilgi seviyesini düşürmek, bilgi birikimiyle elde edilecek • yaratma gücünü yoketmek için midir, bunun için vicdan muhasebesi yapmadan?.. 3. AF(!!!)...tümüyle bilgisiz ve kültürsüz bir gençliği kısacası • cahil yetiştirmenin, • ülkenin geri kalmasını dolaylı olarak sağlamanın • en kestirme yolu olduğunu idrâk etmeden... 1.

İlkeyi yeniden Atatürkçü raya oturtmak gerekmektedir...Mânen, ikinci kurtuluş savaşını yaşamaktayız. Bu savaş, kalemle, bilgiyle • EVRENSEL ÖN-TÜRK UYGARLIĞINI ORTAYA ÇIKARMAK • ÖZ KÜLTÜRÜMÜZÜ TANIMAK • VARLIĞI BİLİNMEYEN KİMLİĞİMİZİ ORTAYA KOYMAKLA KAZANILACAKTIR Atatürk kuşağından olan ben, Atatürk’ün gençliğe çağrısını yerine getirmek üzere, halkımıza, Türk Milletine, • Kan ve Irk sorunlarının dışında olarak, • bilmediği, olmadığı iddia edilen • kültürünü, kimliğini Batının korktuğu ve yoketmek için çabaladığı • Ön-Türk Uygarlığının, • Kaybolduğu sanılan ve • ‘ tarihi başlatan‘’evrensel uygarlığın kökenindeki • büyük uygarlık olduğunu bilmesi için uzun yıllar süren • eziklikten kurtulması • kendine güveni gelmesi amacıyla • bu yayını kaleme aldım : Hareket noktam,


Halûk Tarcan

Ön-Türk uygarlığını bulmuş olan Orta Asya çocuğu, Ön-Atalarımızın toprak­ larında doğmuş, yayınımızın GİRİŞ’inde gördüğümüz KÂZIM MİRŞAN adlı bilginimizin, çok yönlü etnolojik, budun bilimsel araştırmalara imkân veren bulgularıdır. İlk seviyede , 1 / Mırşan'ın bulgularını olduğu gibi bir HABERCİ olarak serdim, 2./Yabancı yayınlarda paralellerini aradım, 3./ Evrensel uygarlığın doldurduğu boşlukları saptadım, onlardan 4./ Evrensel uygarlıkların kökeninde olan 5 / kültürümüzü ortaya çıkaran budunsal öğeleri işledim : 1. Kültler ( Ateş Kültü, Güneş kültü , alt kültler...) 2. Alevi, Mevlevi tarikatı, öteki dinlerdeki Türkler., 3. Ön-Türk yontu / resim ve mimârî san'atının doğuşu 4. Halk oyunlarının kaynağı, halk müziğimiz ve çalgıların kaynağı 5. Halı, Kilim ve el işlerindeki damgaJar... Kitaptaki bütün, • Coğrafi, yerel adlar, tarihçi, hanedan dönem ve kişi adları, tarihleri, • Ön-Türkçe metinler ve içerikleri, genelde Transkripsiyonları, • Şemalar, haritalar. Mirşan’ın günümüzde kırkı bulan yayınlarından alınmıştır. Bu alıntılar(**)ıle işaretlenmişlerdir. "Bu malzemenin her hakkı doğrudan Kâzım Mirşan’a aittir” Yazı tarzım, Konferans-Konuşma tekniğine göre sistemleştirilmiştir: • Okuyucunun bilgileri kolayca kapması için, diyagonal okuma sistemine uygun olarak bu • bilgiler satır başlarına getirilmişlerdir. Okuyucuyu • öteki sayfalara göndermemek, • aynı zamanda kitaba, soğuk, kuru bir bilimsel hava vermemek için • gerekli olan konu, kavram vb... • gerekli bölüm ve paragraflarda • bu bölüm ve paragrafların bakış ve görüş açısına göre • özellikle tekrarlanmışlardır. KÂZIM MİRŞAN’ın geniş dil bilgisi açısından kimliğini GiRİŞte görmüştük.

87


ÖN-TÜRK UYGARLIĞI : TARİHİN BAŞLADIĞI, EVRENSEL UYGARLIKLARIN KÖKENİNDEKİ, KAYBOLDUĞU SANILAN BÜYÜK UYGARLIK...

Bölüm III.


Halûk Tarcan

ÖN-TÜRK UYGARLIĞI: . TARİHİN BAŞLADIĞI, • EVRENSEL UYGARLIKLARIN KÖKENİNDEKİ, • KAYBOLDUĞU SANILAN BÜYÜK UYGARLIK... Bu amaçla, Türkiye Cumhuriyetinin Kültür politikası olan kökenlerimizi arama ve özümüze dönüşten oluşan ulusal kültür politikamız için ilk seviyede gerekli olan • Kaynakları ve onları oluşturan • belgeleri, bulguları ve, • Yöntem şartlarını sıralayorum. Çünkü, Ön-Türk kültür ve tarihini incelemeden, yanılgı ve eksikliklerini kabullenemeyen yerli ve yabancı araştırmacılar, sadece ön fikirlerle reddeden ya da reddetmek için bahaneler arayan bu sayın kişiler, • Kaynak ve • belge yokluğu ya da, • yanlış yöntem iddialarını ileri sürmekte, son çare olarak da • amatörizm ithamına sıkı sıkı sarılmaktadırlar. TÜRÜK BİL, TÜRÜK EGEMENLİĞİ, ya da KONFEDERASYONU,KAYNAK VE BELGELERİ (**) [Prof. Sına Akşin, Türklerin tarihte ilk kere (-220) de göründüklerini savunur..) Batılının • aralarındaki istisnaları olanları -onlara minnetlerimizi sunarak- bir kenara bırakırsak, kaleme aldıkları ve hattâ empoze ettikleri, • eksik, yanlış, yakıştırma Türk tarihinin bilmediği, bilmemekte ısrar ettiği Ön-Türk devletlerinden biri, TÜRÜK BIL...Türük Egemenliği’dir.... Bu konfederasyon, • ikinci başkent Rusya’da Oazan’ın güneyinde SUB-OĞ olmak üzere İÇÜÜM APAM BUUMİN OAĞAN İSTEMİ tarafından (-1 .VII. 879)_ Îdil-Oral’da kurulmuş, kısa bir karışıklık döneminden, (-774) ŞUBİ SELENA alındıktan sonra, başkent, (- 565)te UROUN BOLIQ’a(Orhun Bolıq) nakledilmiştir. Ve • (+580)de, Kül-Tigin'in’te 575 (732 değil) ölümünden 5 yıl sonra dağılmıştır. (KM1) Karşımızda bilinmeyen, bilinmek istenmeyen, alay edilen deyimle(!), • Adriyatikten Çin’e, Sibir’den Pamir'e kadar yayılan ve • (-879)dan, (+580)a kadar, egemen olduğu geniş topraklardaki halkları Türk dil, kültür ve, uygarlığı altında 1454 yıl birleştirmiş olan bir BİL, bir egemenlik, imparatorluk vardır. Bu egemenliği bilmeyen „Resmî Tarih“ tarafından, • hayâlî Göktürk ve Uygur devletlerinin kurulduğu ileri sürülmüştür ve bunların, ilk Türk devletleri olduğu iddia edilmiştir. İlerde bu konuyu geniş olarak ele alacağız. Böyle bir devletin olmadığını ve böyle bir tarihi yaşamadıklarını, Orta Asya’lı kardeşlerimiz ifade etmişlerdir (*), (*)( Tarih-TCırklerde başlar. H.cevizoğlu, Cevzi oğlu yayınları Ankara 2002) 89


Haluk Tarcan

ON-TÜRK KÜLTÜR VE UYGARLIĞINI ORTAYA KOYAN BİLİNMEYEN TARİHÇİLERİMİZ ve BELGELERİ ve BU BELGELERİN ORTAYA KOYDUKLARI İKİNCİ SEVİYEDE KAYNAKLAR ( ** ) (Prof. Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği kitabında ‘’...Biz tarihçi yetiştirmekte geç kaldık. Bunu Batıdan öğrendik..." der) Batı ise, Herodot’u tarihçilerin babası sayar!..

Bu Yoluğ Tıgin Kegdesi (**) Anonim tarihçiler: Oağan nezdindeki YOLUĞ TIGİN’lerin, "olay yazarlar vaka nüvis’ler, chroniqeur’!er” tespit ettikleri BOL-BOL’iar, “’tarih olayları” ... (-879 / -575)e kadar 1454 yıllık tarih...Övünülecek nokta şudur ki, Bu olaylarHerodot’ta olduğu gibi gerçekle hâyalin birbirine karıştığı masalvâri bir açıklama tarzında değil, resmî ve bilimsel bir ağızla yazılmışlardır. Bu yazıtlardan ikisi, • 1 km. aralıkla Ögey Gölü ile Qaraqurum harabelerinin ortasında Ulan Batur a 400km. uzaklıkta, Kökşin Urqun ırmağının sağ sahilinde ve OoçoÇaydam özeninde, (47,5 kuzey enlemi ve 102,5 doğu boylamı) bulunurlar. Oağan İstemi ile başlayan bütün bir Türük Bil tarihini ve Kül-Tigin'in (+575) ölümüne kadar, qağan’ların doğum, ölüm, tahta geçişleri, savaşları, başarıları vb...bol-bol’larda okunmaktadır. Resmî, Oağan tarihçileri dışında. Türük Bil mareşalleri de. imparatorlukta, teftiş, kuruluş, savaşlar nedeniyle yaşadıklarını, karış karış dolaştıkları toprak­ larda gördüklerini taşa UR/dutmuşlardır. Dört Tarihçi ve yapıtları 1‘'Mareşal” BİLGE ATUN UQUQ (Atung -572 / 535). Türk Bîl’in başlangıcında başlayan BOLBOL, yukarıda sözünü ettiğimiz iki Bitig Taş’ın 300 km. Doğusunda Bayın-Çoqto yöresinde Tola ırmağının yukarı mecrâsında bulunur 2‘’Mareşal” ÖNRE-BİNABAŞI (öngre-.binğabaşı) (- 530 / 493)nın, Tariat bölgesinde, Terhingol yöresinde 1969’da bulunmuş olan • Tariat bitik taş'ı, kaplumbağaan oluşan bir kaide üzerine oturulmuştur.öteki ise • Şine-Usu bitik taşlarıdır, Moğolistanda, Şîne Usu ırmağı yöresinde Finliler tarafından 1909'de bulunmuş ve 1918’de Ramstedt tarafından yayınlanmıştır.. (N ot:.kaplumbağanın kaide halinde kullanılışının günümüze kadar geldiğim görmekteyiz. Örneğin Barselona’daki Gaudi’nin katedralinin girişindeki sütun­ lar kaplumbağalar üzerinde yükselmişlerdir. Sanat tarihçilerinin dikkatine...) TARİAT bitig taşı; Tenride Bolmış İl îtmiş Bil, ’Tanrıda doğmuş halkı kalkındırmış egemenlik” başlığını taşır, nasıl egemenlik kurduklarını anlatır ve taşın kaplumbağa kaidesine, bitig’i yazanın, taşa ur/anın BÖKE olduğunun kaydıyla sona erer, 1 0 bölümdür. 90


Halûk Tarcan

SİNE-UŞU bitig taşı: TÜRÜK BIL’İN kuruluşunu anlatır 11’nci, bölümden devam eder başlar, • 14’ncü bölüm ÇİK-BIL, ‘’Pers”seferini, (-14.2..533)de Daryüs I ile barış anlaşmasını, • 15’nci bölümde TUTUQ BAŞ,”Çanakkale”seferini, İstanbul’da kurulmuş olan tarihteki ilk devlet OY-URUM ATIN, başkenti OY-OĞ(İstanbul)da tahta geçen Ürün Beğ’in Perslere karşı yardım istemesi ve Öhre-Biriabaşının 20.7.516’da hücuma geçtiğini bv..anlatır. • 17'nci bölümde Yunanistanın ilk adının İÇÜY ÖK olduğunu öğreniriz. Son bölüm olan • 18’nci bölümde TABIĞAÇ; "Çin” egemenliğinde ıstırap çeken Oğuzları, Sibir Oğuzlarının kurtararak, Tabığaç’ta (-505) egemen olduklarını yazar. İNAN İLAM AYACAK YANILGILAR: Gördüğümüz gibi, (-6 ’ncı) yüzyılda yani İsa'dan 600 yıl önce yaşamış olan Tarihçiler tarafından taşa vurulmuş olan bu yazıtların tarihi İsa'dan sonra 6’ncı (altı’ncı) yüzyıla alınmış ve Asyalı kardeşlerimizin bilmedikleri, yaşamadıkları bir hayali Göktürk devletinin sonra da Tariat’ı İsa'dan sonra (8)nci yüzyıla alarak, ya da öyle olduğunu sanarak, • 754’te Uygur İmparatorluğununkuruluş yıllarına yerleştirilmişlerdir. • Halbuki birkaç satır yukarda İsa’dan önce 505 tarihinde Tabığaç yönetiminden Oğuzların kurtarıldığını okumaktayız. Korkunç olan ise araştırmacılarımızın Herodot’tan önce yaşamış tarihçileri- mize asla önem vermemeleri onları yok saymalarıdır: HERODOT: Tarihçilerin babası sayılan bu kişinin doğum ve ölüm tarihleri Halikarnas (Bodrum) (-484) .Atina (-420) olduğuna göre, tarihçilerin babası sıfatı, • BİLGE ATUN UQUQ, (- 572) , • ÖNTRE -BİNABAŞINA (-530) doğum tarihleri ile • ANTİK TÜRK UYGARLIĞI’ndan bu iki tarihçimize aittir. Hoytı Tamir günlüklerini Mirşan’ın bütün yayınlarına rağmen sırtlarını dönmeleri, Ön-Türk rahiplerine, İsiz Oyubuz Ûullara (rahipler) en ufak bir ilgi duymamalarıdır...Sanırız, bu tarihçilerin metinlerini okuyabilecek Türkceve sahip olmamaları, araştırmacılarımızı, onları vok savmağa sevk etmiş olacaktır!... İTİZ ÜR-ÖG'Ü, (-522J 519) yılları arasında Ö-Biriabaşfmn ltiz(Qama)de diktirdiği bitig taşta, Türk B’ilden önce eki AT-OY BÎL’in kuruluşunu açıklar. Qama, Volga ile Öama'nın birleştiği noktada, Qama başındadır. ALP-ERİN (- ?.../ 322):, BU ALP-ERİN KEGDESİ Ongın ırmağı ve Manitu dağı yöresinde, Yoluğ Tıgin yazıtlarından 160Km uzaklıkta iki taş üzerine yazılmıştır. • BOLBOL UOUS’ta, AT-ÖG’ün, "Büyük İskender"(356/323)’in Samarkand’ı kanlt bir şekilde işgalinden sonra, Alp-Erin’in' den kaçarak Makedonya 91


Halûk Tarcan

kuvvetleriyle Zarafşan (Ök'ı-Suuq baş) ırmağında bir adaya sığındığını, kuvvetlerinin imha olması sonucu Türk ellerini işgâlden vazgeçip, Hindis­ tan’a yöneldiğini anlatır. 3Kafkas orduları başkomutanı ISUB URA BİLGE, ÖKÜLİ ÇUR’un başarıları (-522)de savaş alanında ölümünden sonra, hakan temsilcisi ÇUR TiGİN ve öteki 4 Tıgin tarafından taşa ur/ulmuştur. Moğolistan’da İke- Xuşotu denilen yerde Kotvvics tarafından bulunmuş ve 1928'de yayınlanmıştır. • SUB-URA BİL yani Urartu söz konusudur. Yazılı belge Belge 1/ ALTI YARIQ TİGİN,(**) "Altı Işık Nasibi, Altın çiçek doktrini *’.( -1517 ile - 512) arasında 1000 yıl süreyle kaydedilmiş BUĞUN TUR’lar, rahipler kurulu tarafından kaydedilmiş BOLTI’ları, dinsel kaideleri dolayısıyle, Felsefî saviyede düşünceleri, felsefeye ilk adımları gösterdiği gibi, yaşanmış olan tarihi olayları da nakletmektedir. Kısacası, Din / felsefe/ tarihi birlikte veren belgeler halindedir. Altı Yarıg Tîgin. "Altı Işık Nasibi” va da "Altın Cicek Doktrini* Macar Türkolog Aurel Stein, 1907'de "İçki Türkistan'ın Miran (Tunghuang) kentinde, (3 yaprak kâğıt) bulmuştur. Bu kâğıtlar üzerinde "çok eski bir Türkçe" ile yazılmış metinler vardı. Bu metinlerden, ait olduğu kitabın -emin ve üstün bir ifade şekliyle- varlığımızın sırrını açıkladığı anlaşılmaktaydı. • 1 . yaprak, yazının 6 maddelik ana bölümünü oluşturan Yarlık Boltı'lara, onlar da sekiz maddelik Bîrile'lere ayrılmıştır. • 2. ve 3. yapraklar ise, Yarlık Boltı'lara göre meydana gelen Boltı'lara ayrılmıştır. (Boltı, "inanç ve onu kaideleştiren doktrin" demektir.) • Altı Yarıq, "Tanrı’ya varma, onda erime, onunla özdeşleşme için gerekli 6 fazileti ifade eder. • Tîgin ise, “bu faziletlere sahip olabilmek için, ona nüfuz edebilme, yani “içeriği, felsefesini kavrayabilmek için gerekli ilme sahip olma"yı öğretir. • Varoluşu tek bir esasa, tek bir temele ”determinizmne bağlıyor. • Ol-Onı, "Evrenin, âlemin kuruluş mekaniğini", halkın anlayacağı "sembolsöz"lerle anlatıyor. Bu, tarihteki ilk din kitabı ne zaman yazılmıştır? Aurel Stein, bu metinlerin “çok, pek çok eski bir Türkçe" ile yazılmış olduğunu kaydetmektedir. Moğolistan'lı Türk tarih yazarlarına göre, Boltı'lar, yani "dinsel inançlar ve kaideleri" • -1517'den -516'ya Daryüs'ün Ür Apa yenilgisine kadar 1 000 yıl süreyle kaydedilmiştir... Fakat, ana metin, tarihten süzülerek gelen Tektanrı kavramına ait inançlar ve bu inançların çerçevesini oluşturan merasim ve kaideler ne zaman yazılmıştır? Aurel Stein ve henüz tarihi konusunda araştırma yapmamış olan tarih yazarları • "çok eski” fikrinde birleşmektedirler. 92


Halûk Tarcan

Bu konuda K. Mirşan'ın kanısı şudur: Miran'da bulunmuş olan metinlerde, ancak, tarihleri 1 2 (oniki) binleri gösteren en eski Sintaş'larında (heykel değerindeki yazılı taşlar) görülebilen tamgalara rastlanmaktadır. Örneğin, Öge Ke'deki "G“ harfi, Üç Yarıq 'daki "A‘ harfi için, ilk ve en eski tamgalar kullanılmaktadır. • Ana metni kopya edenler, metinleri tam okuyamadıkları ve anlayamadıkları için, büyük güçlükler çekmişler ve yanlışlıklar yapmışlardır. Örneğin, Ösü Uçi yerine Su Uçu ya da uzun bir cümlede geçen Alt A'yı Qa, Aw A'yı ise Da şekline sokmuşlardır. Herhalde, Altı Yarıq TTgin, • taş üzerine yazılı bir halde, bir mabette saklanmış; bu metne göre rahipler, • -1517'den, -512'ye kadar Boltı'ları kaydetmişler ve • - 516'da mabetlerin kontrol altına alınmaları üzerine, mabetteki yazıların hepsi kopya edilerek, • Miran kentine götürülmüştür... Ve de, A. Stein, bu kopyalardan şimdilik- 3 yaprağı bulmuştur. •

BUDİZM’İN KÖKENİ Altı Yarıq felsefesi doğrudan doğruya Budizm'in kökenini oluşturmuştur^*) Ön-Türkçeden Budizm'e geçen ve Sanskritçe sanılan birkaç kelime veriyoruz: Buda=ayrılma (buda/mak, budak); Buddha=bilgisizlikten ayrılan, bilgisizlik rüyasından uyanan. o'-hj,“ ' d : İ 7 *;â : ? ^ Ni-lrwan=ilk hale dönüş; Nirwana=kurtuluş. 7>*;>>\ı>-Çx;yjS-i£/ f Way-Nıqı=talim; Vaineyika=talim vb...(**) iV a ı TEK TANRI İNANCININ YAYILMASI.

Jp

£ '■'>-» * D

Tektanrı kavramı 2 şekilde MezopoB^ *■Î Î tamya'ya inmiştir: :T nn-YJfr • Isub-Ura, sonradan, lsuwa. Subar; ^ r* £ v \ ^ d ir Sabir, SâbirHer, şekline dönüşmüş — — 1 ------olmalıdır. • Tarihte, Om-Oğ Köl’ünün kuzeybatısında ve bu köldeki tektonik çatlakta ortaya çıkacak olan Aral gölünün Güneyinde görülmüş olan • ESEN'lerin, kuraklık nedeniyle göç edip Lût Gölü kıyılarına yerleşmeleriyle gerçekleşmiştir. 0 - l T 'J J Acaba, Altı Yarıq Tigin, " 6 emir o i y Z. l ^ Y A ?HİC7ö wio Mi yî (?)" Mezopotamya’ya indiğinde, _ „ . _, ^ Hazreti Musa'da "10 emir“ olmuş X) * U J &..^X £ f ^ olabilir mi?; Din tarihi araştırmacıları JutuTÛ 5 1 0 6 'iJ I 8 Hie) i M fll bu konuya eğilirlerse, Tenoha dahil, pek çok bilimsel gerçeği ortaya çıkaracaklardır. 93


Halûk Tarcan

Altı Yariq Tiğin'den, K. Mirşan'ın tercümesiyle bir bölüm: (**) • Takvimin On yılının, beşinci ayının, sekiz yirmincisinde (d.ö. 18.5.519), • "Beldesinin Kralı olarak Sahib-i Muvaffakı“ teşyi olunarak geldi, • canlı-ruh olabilmek üzere, namının yakılması suretiyle Tanrı'ya geçebilmesi için. • Ateşte yakılmak suretiyle geçmiş, • Bü (muhteşem)) olarak yakılmış olması dolayısıyla, • "muvaffak olarak ölen namın uçurulması" gayesiyle yapılan • dua sebebiyle muvaffak oldu; • ateşin Tanrı namına yakılmış olması dolayısıyla muvaffak oldu. OQ ONIN OGIN isimli halk yüzünün Ot-Oz askeri olarak gelen, bir tek Rabbe inananların beş ordularının beyi hakkındaki işbu yazıyı dinimizin hizmetkârı olarak yazan Buğun Tur ("Superiority", yani dini kurum) mensubudur. (**) Tun-Huang'da (Miran-Biş Boliq), -519'da yazılmıştır(**) Ön-Türklerin tektanrı inancını ve Ön-Türklerin karakteristiği olan Ateş Kültü'ne göstermektedir; "Lider"ın ölümünden sonra, onun • BAŞARISI’na dikilen bütün yazıttaşlarda daima aynı kavram işlenir. • Bu yaprağın yazılan tarihi -529'dur, ama bu, önceki binlerce yıllarda mevcut tektanrı inancının sadece - 6 . Yüzyılda, • bir tür kâğıt(!) üzerine geçirilmiş örneğidir.(kâğıdın, Türklerin icadı olduğu olasılığı vardır, aranmalıdır) • Tarih yazarları arasında önemli yeri olan Buğun Tur’un yerine dikkati çekeriz...* Tarihin babası, Herodot değidir, Ön-Türk devlet kuruluşunun mükemmelliğini ortaya çıkarır.. • Tun-Huang, Tarihin yazıldığı, Kültürün yazılı olarak tespit edildiği büyük bir kültür merkezi, bir kültür sitesi bir üniversite halinda ortaya çıkmaktadır. Fakat, Ön-Türk kültürünü reddeden resmî tarih, bu konuya sırtını dönmek­ tedir... Acaba hakları var mıdır? * (Gücümüzde, bu yer, atom denemeleri bölgesidir). Aynı içeriği hemen tümüyle ifade eden yazıtı, Fransa'daki Vichy kenti yöresinde Glozel'de yaklaşık 3. binde Ub-Oş (yüce konfigürasyon- Yüce, Tanrı Bilinde " cennette oluşma) Yazıtı'nda okumaktayız. (Bkz. Glozel yazıtları, kitap ıı)

J t i =»*»>£>:P ^h '-HML>V3 > \r i î> d VJ«ID İ M l t U t í a -»^rjL-ı<«T^Drp>j ,r r ı ı *r> j r^ J V IH D I M U t A JTÍ jı j u r - ı r f t ı r ı * * - : * * 1 ^ ? •Tri:>nu> CİMİ JAD

Altı Yariq'tan bir diğer sayfa...

:V J 4 0 -4 r* !D

-

<jr*iD 11v? î *

vrft-

Miran, Oq-Onım Oğ devletinde, Uçuğuy Kof doğu sahilindeki tarihi 94

vi*ı d

<rrttı ır ırv>


Haluk Tarcan

Ib-ls Bolıq'tır; bu adın "üniversite“ demek olduğunu görmüştük Altı Yarıq Tıgin’in faziletlerini manalandıran bir Qara-Suğ, Ourgan sıntaşı (Ulukem kolu); tarihi, Sovyet kaynakları (- 2000 )diye vermişlerdir. Tam bir petroglif olan bu taş, 15/8. binler arasına yerleştirilmelidir. Din anlayışı bakımından BUDİZM’in kökenini verir ve bu nedenle ÖnTürklerin köken dînî BUDİZM’dir de diyebiliriz. Ayrıca, • Yunanlılara mal edilen İYİLİK ve KÖTÜLÜK felsefesini de ve başka felsefe disiplinlerinin kökenlerini bu belgelerde bulmak imkânı va rdır.O Belge 21 QARA BALGASUN bitig (**): büyük yanılgılara neden olan yazıtın başlığı şöyledir: [B]U TENRİKİN[İNJ TENRİDE Q[U]T BOLMIŞ AL[P] BİLGE TEN[İ] UYUĞUR Q[ AĞAN İN BİTİĞİ. Bu cümledeki • TENRI, UYUĞUR OAĞAN'a (Tanrıya uyumlu Qağan) anlamı verilemediğinden • UYUĞUR’un bir halk adı olduğu sanılmış ve o dönemden beri, bu yanlışlık nedeniyle bugüne kadar gelmiş olan Uygurlar yaratılmıştır. Aslında Türkistan halkı söz konusudur. İkinci yanlışlık, yazının ve dilin • UYGUR yazısı olduğu sanılarak Türük Bîl dönemi yazısı Uygur devletinin yazısı sanılarak yaklaşık 1 0 0 0 yıllık bir yanlış yapılmıştır Belge 3/ ISIZ UYUBUZ QUL Yazıtı(**): Miran(Tun-Huang ateş e v i) • UYUB-ONUŞAT-OTUQ'un BUĞUN -TUR(dînî kurum) mensubu, • İSİZ OYUBUZ OUL(rahıpler) tartından yazılmıştır. OT-OZ savaşçısı olarak gelen, tek tanrıya inananların beş ordularının beyi olarak (-18.5.519) ölen OO-ONIM OĞIN, yakılarak, "canlı-ruh” halinde tanrıya geçmesi için yapılan merasimi nakletmektedir^*). Tek Tanrı inancı’la ilgili merasimlerinden en önemlisi , dolayısiyle ÖnTürklerin karakteristiği olan Ateş kültü söz konusudur. ATEŞ KÜLTÜ SORUNU

(NoT :(-6)ncı yüzyılda, dinsel kuruluşların kapatılmasıyla, kopya edilen bilgiler, MıRAN, bugünkü TUN -HUANG’ın 10 km. Yakınındaki mağaralara götürülüp saklanmışlardır.(Ligeti, Bilinmeyen Içasya .TTK) Fakat, Çin'in bu yöreyi işgaliyle, mağaralar dolusu malzeme Berlin, Paris, Londra ve Pekin müzelerine deve, yükleriyle kaçırılmışlardır. Tarihimizin ve Evrensel kültürün büyük hâzinesini taşıyan bu belgelerin, ülkemize getirilmesi ve okunması üzerinde çalışılması için, Bilim ve Ütopya dergisinde, Kültür Bakanlğına yapmış olduğum çağrı hiçbir sonuç vermmiştir. Eğer, Batılıların bu belgelere eğileceği ve yayım yapacakları sanılıyorsa bu ancak büyük bir hâyâli ifade eder.


Halûk Tarcan

Burada bir parantez açıp ateş Kültü’nün adı nedeniyle bu kültün yanlış anlaşıldığına dikkayi çekmek isteriz. Ateş Kültü, asla Ön-Türklerin ateşe taptıkları anlamını taşımaz. Bu kült, canın Tanrıya uçurulması için kullanılan bir ‘’araç”tır. Bu araç, ateş kavramı etrafında sistemleşmiş olduğu için bu adı, „Ateş Kültü" adını almıştır. Demek ki, Ateş kültü ARAÇ’tır, AMAÇ değildir. Tekrarlayalım Ön-Türkler ateşe tapmazlar. GÜNEŞ KÜLTÜ ve öteki kültler için de sorun aynıdır. Ön-Türkler güneşte, Tanrının kudretini, enerji, ışık kudretini görürler. Güneşe tapmazlar. Ateş Kültü, güneş kültü dediğimizde, bu kültlere tapıldığını sananlar, ÖnTürk kültrünü tanımayan bilmeyen batılı araştırmacıların yanılgılarını, bilgisizliklerini ortaya koyarlar. Bu nedenle, batılıların bilgileri, Ön-Türk kültürünü öğreninceye kadar, eksik ve yanlış kalmaya mahkûmdurlar. Öteki yazıtlardan örnekler (**): Belge 4/ ATA-OĞ Belge 5/ UÇUN-İR Belge 6/ BU-AT Belge 7/ OZ-AT yazıtları belgeler arasında yer almaktadırlar Bunlara Çinli yazar Belge 8/ LİU MAU TSAl'ın Türkçeden Çinceye tercüme ettiği yazıtları da katabiliriz (**) ki, • Türk dil ve kültürü tarihinde çok büyük bir yanlışın yapıldığını ve bunda anlamsız bir şekilde ısrar edildiğini göstermektedir. O da, • Kül Tıgin’in ölüm tarihinin 732 diye kabul edilmiş olmasıdır. Bu tarihin 575(beşyüz yetmiş beş) olarak düzletilmesi bilimsel bir gereksinimdir: • T’U-MEN hakkında • KÜL-TİGİN’in VUĞ’u hakkındaki BİTİG TAŞ yazıtı(tarihi+732 olarak verilen ve Orhun abideleri diye tanınan bitig taş) • SÜY-OY BUDUN hakkında • TÜRÜK BİL hakkında • T'U-MEN hakkında (+546) • MUĞAN HAN hkkında • KÜL-TÎGİN hakkında • KÜL-TÎGİN hakkında’ • KÜL TÎGİN hakkında(+554) • KÜL TİGİN ve T’A-PO hakkında. (Ilerki sahifelerde bu konuda geniş bilgi verilmiştir) Belge 9 / HOYTI TAMİR GÜNLÜKLERİ (**): Urqun vadilerinde bulunan Hoytı Tamir adındaki kayalıklardır. Üzerlerine, 9b


Halûk Tarcar»

(- 879’dan —516)yılları arasında yaşanan , günlük önemli olaylar kısa kısa, birkaç satırla vurulmuştur. • 363 yılın önemli olaylarını nakletmesi bakımından değeri çok büyüktür; Hoytı Tamir kayalıkları için açık hava arşivi ya da açık hava gazetesi diyebiliriz Yukarda sıraladığımız belgeler Türük Bil döneminin belgelerdir. Tarihin derinliklerinde, Türük Birin kuruluş tarihi olan (-879) yılına kadar inerler. Fakat, tüm belgelerin bu kadar olmadıkları bilinmelidir. SONUÇ : Buraya kadar vermiş olduğumuz tarihçilerimzin adları, bıraktıkları yazıtlar, belge yoktur kaynak yoktur iddiasında bulunanlar için geçerlidir sanırız. Bu belge ve kaynakları aşağıdaki şekilde sistemleştirebilriz. _DÖRDÜNCÜ BASAMAK : Orhun yazısı ve bu yazıyla okunabilen belgelerdir. _ÜÇÜNCÜ BASAMAK : Fakat, bu İkinci seviyedeki kaynak ve belgeler ÖnTürk kültür ve uygarlığını ortaya’ çıkaran bunun için üçüncü basamağı oluşturan malzemedirler. Bu malzeme, araştırmacıya Türük BİL döneminde yazılmış olan belgeleri okuma imkânını verdiği gibi, aynı zamanda daha önceki yüzyıllara inebilmek için gerekli ip uçlarını verir. JKİNCİ BASAMAK: AT-OY BİL dönemi dil ve yazısıdır. Bu seviyede yani (2 )nci bindeki yazıtları okumayı ve ondan önceki döneme ulaşma imkânını verir JLK BASAMAK: BÎR-OY BİL: Büyük bir olasılıkla 8500'lerde bulunmaktayız. Araştırmacı bu döneme ait yazıtları okumak için gerekli dil bilgisiyle donanmıştır. Bu SON BASAMAKTA (C14)testiyle yaşları tespit edilmiş olan her tür damgayı okuyacak ve petrıogliflerde ortaya çıkan, yaşı henüz tespit edilmemiş olan damgaları da tanıyacak ve onları anlamlandıracak seviyeyi elde etmiştir. İşte Mirşan’ın seviyesi budur. Bu sahip olduğu seviyeyle şimdilik 430 Asya. Anadolu ve Avrupa, 184 ÖnMısır yazıtını okumuştu SONUÇ elimizde 600 OKUNMUŞ YAZILI BELGE VARDIR. Bu açıklamadan sonra sadece itiraz etmek için, "belge yoktur” iddiaları zaman kaybetmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bunun paralelinde, bu belgeleri ileri sürerek yazmış ve konuşmuş olmamıza rağmen, Ön-Türk Kültür ve uygarlığını ispat edemediğimiz iddiaları da bilimsel mantık dışıdır. Ancak, bu belgelerin doğru olmadığı, yanlış okunduğu, iddia sahipleri tarafından ispat edilirse o zaman bir diyeceğimiz olmayacaktır. Fakat Bunun içinde, bu iddia sahiplerinin yukarda sıraladığımız şartlarla donanmış ve bu belgeleri Mirşan’ın okuduğu kolaylıkla okumuş olmaları gerekir...Bu seviye büyük temennimizdir. Fakat bekleyecek zamanımız kalmamıştır. Batı fiilen SEVR dosyasını açmıştır. 97


Halûk Tarcar»

Bu dosyayı yırtacak olan, 1. Resmî tarihin çöküşünü açığa çıkarmış olan belgeler ve 2- bu belgeleri tamamlayan Ön-Türk kültürü -hissî nedenlerle-reddedilmemeli bunun büyük tarihî ve ağır sorumluluk olduğu idrâk edilmelidir. Kimsenin vatan sevgisiden en ufak bir şüphemiz yoktur. Ama araştırmacıları­ mız bilim yanılarak ilerler prensibini kendilerine uygulamalı, bilgi eksikliği içinde ve yanlış yetiştirilmiş olduklarını itiraf etmelidirler.. TÜRÜK BİL ÖNCESİ Bu Egemenliğin öncesinde İTİZ anıtında, Ö.Biribaşı'nın bildirdiği • (-1517)de kurulmuş olan AT-OY BİL, AT-OY Egemenliği vardır. Fakat, atalarımızın kurdukları devletler, At-Oy’la sona ermemektedir( * * ). At-Oy’dan önce, onun yeniden yapılanmasını sağlamış olan • BİR-OY BİL yer almaktadır, Urqun yazıtlarında adı okunmaktadır. Tarihte görünmesi, -şimdilik ± 8500'ler olmalıdır. (*) Bir Oy Konfederasyonu Orta Asya'da ondan önce bulunan • ON UYUL ve öteki devletlerin federasyonundan oluşmaktadır (“ ) Biz OnUyul öncesine inip Ön-Türk Siyasal kuruluşlarını • UŞUN-UY’dan başlayarak inceleyeceğiz. İşte, belge yoktur diye yırtınan araştırmacıların - yerli olsun , yabancı olsun • Bilmedikleri ya da bilmek istemedfikleri, herhalde • Evrensel tarihin , • Türk tarihinin i yeniden yazılmasını gerektirecek bir büyük bölüm belgeler bunlardır. BELGELERİN YAYILDIKLARI YERLER Belgeler yalnız BiTlerin egemen oldukları • Orta, Üst Asya ve Avrasya’da değil, 1- Buzul dönemini sonundaki büyük su baskınları, tufanlar, 2 - Orta Asyada geniş çapta başlayan ve uzun süren kuraklıktan kaçan atalarımız, ön-türkler 1 - ANADOLU 2- BALKANLAR 3- OUT-YAK, Avrupa. Doğu Anadolu’dan 4 - MEZOPOTAMYA 5- OT-OĞ (ön-Mısır) Hazarın doğusundan 6 - İRAN YAYLÂSI üzerinden, bir kere daha 7- MEZOPOTAMYA’ya yazıları ve bu yazıların ifade ettiği dil ve taşıdıkları kültürü de birlikte götürmüşlerdir. Bu yayılmaya, bu konuda şimdilik iki yazılı belgemiz olan 8 - AMER-İNDlEN’LER’i (kızılderilileri) de katarız. Ç)(Archeologia No. 311/1995)

98


Halûk Tarcan

YAZIT VE DAMGALARIN SAYISI Bu, geniş alana yayılan, Mirşan tarafından okunmuş olan tamga ve yazıt­ ların 1970'de sayısı 350 idi, günümüze kadar, yani 2001’in sonuna kadar toplamı, son kere, Ot-Oğ (Ön-Mısır) yazıtlarından 186’sını da okumasıyla, 600’ü bulmuştur. TAMGALARIN BİLİMSEL DEĞERİ Tarihte, • Türk dil kültür ve tarihini aydınlatan • Evrensel tarihin kökenlerini ortaya çıkaran ilk belgeler • TAMGA adı verilen sembol şekillerdir. Bunlar, önce, • PETROGLİF’lerde de yani, yazı öğelerini içeren • kaya resimlerinde ortaya çıkmış ve sadece • Türkçe okunabilmişlerdir.petrogliflerin devamında , • sıntaşları ve • yazıtları görmekteyiz. PETROGLİFLER’in ortaya çıkış tarihleri, yaklaşık 18 binlerdir (**) Fakat biz kat’i tarihleri aradığımızdan -şimdilik- tarihleri 14/12 binler olarak tarih tespiti yapılmış olan iki tamga veriyoruz. • Başkurdstan’da Şölgen Taş mağarasında, Mirşan tarafından bulunmuş ve Tarihleri C14 ile kat'i olarak tespit edilmiş ilk iki damga : • AŞ, AŞA damgası, tarihi (-14) ondört bin ve • ON damgası, tarihi (-12 ) oniki bin.. SIN-TAŞLAR (-12) onikibin...SINTAŞ’lar, tarihteki ilk heykeller diyebilecğimiz göğe doğru yükselen yontulmuş taşlar ve üstlerinedeki tamgalar, Ön-Türk uygarlıklarının bilinmesi için başvurulan öteki öğelerdir YAZITLAR...En az iki tamganın biraraya gelmesiyle yazıya ilk adım atılmıştır...Bunlar • Ön-Türk Kültür ve tarihi, kısacası Ön-Türk uygarlığı konusunda bilgiler veren birer yazılı-GÖRSEL belgelerdir. • Gözle görülen ve yazının sabitleştirdiği içerikler ‘’olasılık ya da yorum” yanlışlıklarına yer vermeyeceklerinden bilimsel değerleri, aranan, istenen seviyededirler. TARİHTE İLK KERE fiziksel coğrafi adlar • Özellikle Orta, Üsta Asya ve Avrasyada, • Kentler, akarsular, göller, dağlar Siyasal sıfatlar • devletler, At-oğ(hanedan)lar, qağanlar, tarihler, savaşlar vb...Bu belgelerdeki bilgilerden alınmışlardır. Bu malzeme ve belge bolluğuna rağmen ‘'belge olmadığr’nı iddia etmek dolayısiyle 99


Halûk Tarcan

• • •

Türk kültür ve tarihini inkâr yoluna sapma niyetini ya da, belgeleri okuyamamanın verdiği istirabı ifade etmektedir. Bu nedenle Ön-türk uygarlığının reddedenlere sorduğumuzu ilk soru şudur: • Türkçe biliyor musunuz? Bu soru bizi yöntem kavramına götürür YÖNTEM

Zaman ve mekânda genelde Türk kültürünü, özelde ÖN-TÜRK KÜLTÜR ve UYGARLIĞINI ortaya çıkarabilmek için temel şart 1-Türk dili ve Asya kültürüdür bu kültür Doğduğu yerde Doğduğu dilde araştırılır Buna yardımcı olarak, 2-Jeo-fizik şartlarını 3Arkeolojii ve tarih 4- etnoloji (budun bilimi) / sanat tarihi bilmek gereklidir. Türk dili, Başkakov’un (*) yerinde yapmış olduğu araştırmalarla vardığı sonuç şudur: Türk dili 2 gurup 8 dal ve 41 lehçeden oluşur. Bunlar içinde: • Anadolu lehçesi ve Osmanlıca araştırmalariçin hareket noktalarını vermekten çok uzaktır. Bu şartlarda, geriye kalan • 39 Asya lehçesi (ya da Türkçesi - dilciler arasındaki lehçe / Türkçe tartışmaları konumuz dışı olduğundan lehçeyi pratik düşünceyle kabul etmiş bulunmaktayız) • araştırmalar için geçerlidirler.ve çok zengin bir • kültür hâzinesi oluştururlar. Yukarda Tanıdığımız Mirşan’ın bilgi seviyesinde • Türkçe bilmek ve bu Türkçeyle • araştırma yapabilecek niteliğe sahip olmak gerekir. Şu bilimsel bir gerçektir ki, henüz • yerli ve yabancı Türkologlar arasında • bu nitelik ve genişlikte Türk diline vakıf hiçbir • Türkolog / Dilci yoktur. Örneğin, Dortmund üniversitesinde 25 yıldır Türkloloji öğrenimi yaptığını ifade eden, Profesör Semih Tezcan, -sanırız bu niteliklere sahip olamadığının İstırabıyla olacak• Ön-Türk Uygarlığını • deli saçması saymış ve • Mirşan ile benim . akıl hastası olduğumuzu iddia etmiştir. (**) (*)(E.Rossi, le Gjvilte delI’Oriente, Casini. 1957, Roma) (” )(Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar, Ceviz kabuğu y.. 26 Haziran 2002)

100


Halûk Tarcan

GEREKLİ SİSTEM (sistem içinde tekrarlamak gereğindeyiz) Ön-TCırk dil ve kültürünü araştırmak için gerekli olan sistemi şu şekilde kurabiliriz, Orhun yazısından, yani Türük Bil yazısının en son döneminden (yanlış olarak, var olduğu sanılan Göktürk imparatorluğu yazısından) başlaya­ rak zamanın derinlerine inilir. Ağacın yapraklarında yola çıkıp, dallar ve gövdeden geçip köklere inmek gibi...Bunun için : 1. URQUN yazıtlarındaki (+575, 732’de değil) Türkçeyi, en gelişmiş seviyedeki Türük Bil Türkçesini en kolayca okuyacak ilk biligiye sahip olmak gereklidir 2 - (-879/+580) yıllarında egemen olmuş olan) TÜRÜK BÎL dönemi Türkçenin (Antik Türkçe diyebiliriz),(-879)da kuruluş yıllarındaki ilk seviyesine inilir. Bu bilgiyle donatılmış olarak İlk Ön-Türk Konfederasyonu (-879/ 1517) 3. AT-OY BİL dönemi Türkçesine ilk adım atılır, • ÖN-TÜRK TÜRKÇESİ öğrenilir, tarihin derinliklerinde yola devam edilerek, (*1517) öncesinden yaklaşık (-8500 *) yıllarına, 4. BİR-OY BÎL dönemi ve bu konfederasyonu oluşturan ilk Ön-Türk devletleri Türkçesi çözülür... Yukarda işaret ettiğimizi gibi, Mirşan daha da derinlere inmiş ve Oral dağlarında Başqurdistanda 5. ŞÖlgen Taş mağarasında, Sovyet Bilim Akademisi araştırmacılarının 6 . tarihi C14’le, 14 bin olarak tespit edilmiş olan AŞ damgasına 7. tarihi C.14’le, 12 bin diye tespit edilmiş ON tamgasına varmıştır. Böylece, zaman ve mekânda, • 14bin tarihi ve Oral dağlarından, günümüzdeki Moğolistan’da bulunan UROUN yazıtlarını (+575) birbirine bağlamıştır. örneği olmayan Tarihî sonuç : TARİHTEKİ İLK YAZI OLAN TÜRK YAZISI, 14BIN + 575 = 14BİN 575 YILLIK YAZIDIR. TÜRK DİL, KÜLTÜR VE TARİHİ, KISACASI TÜRK UYGARLIĞI 14BİN YILINDA , GÜNÜMÜZDEN 16 BİN YIL ÖNCE BAŞLAR. YAZININ DOĞDUĞU ÜÇGEN (Prof. Talât Tekin, Türklerin ilk yazısının Orhun ve tarihinin (+732) olduğunda ısrar eder. Prof. Sina Akşin, Hunların yazısı bile yoktu der) Bir noktayı açığa çıkarmak isteriz, Yazının doğduğu Yer • Kazakistan’daki TAMGALI SAY’İ başta olmak üzere. ISSIO KOL ve Kırgızistan’daki TALAŞ vadisi üçgenidir, ilerdeki sahifelerde göreceğiz UROUN yazısından tarihin derinliklerine inişle ilgili örnekler: Ön-Türkleri incelemeden reddeden araştırmacılardan hangisi, örneğin, • UROUN(orhun) alfabesindeki (N) harfından yola çıkıp bunun, • 5’nci binde Kırgızistandaki TALAŞ vadisindeki Açıktaş alfebesinde (ON) dâmgası, 101


Halûk Tarcan

8 binlerde, Üst Asya’da Sülyek vadisinde gene (ON) damgası halinde varlığını ortaya çıkarmış ve daha da derinlere giderek, ORAL dağlarında, Başqurdistan’da, ŞÖLGEN TAŞ mağarasındaki • 10 (ON) çizgiden oluşan ilk halini ve bunun (C 14) sistemiyle yapılan tespite göre • 1 2 bin tarihiyle mevcut olduğunu ortaya çıkarmıştır ? Soruyorum ve biliminden emin olanların yazılı yanıtını, eleştirilerlerinı bekliyorum...Türklerin okuyup yazmaya (+732)de başladığını iddia edenlere soruyorum. Ayrıca • HUN adının (ON)’un, ileriki binyıllarda bozulmuş şekli olduğunu da ilâve ediyorum Böylece, zaman ve mekânda, • 14 bin tarihi ve Oral dağlarından, günümüzdeki Moğolistan’da bulunan UROUN yazıtlarını (+575) birbirine bağlamıştır.

Bu yöntemi şematik olarak işleyelim . 1. Bilinen, okunmuş olan, ifiigik köl (Barış gölü - Baykal) güneyindeki UROUN (Orhun) nehri bölgesinde bulunan ve tarihi (+575) olan UROUN yazısından yola çıkacağız ve Mirşan tarafından okununcaya kadar bilinmeyen olarak kalmış olan 2. ULUĞKEM oququpultu...Tarinu-ola dağlarının kuzey vadileri, tarihi yaklaşık 3500'ler(") 3. AÇIKTAŞ oququpultu...Kıgızistan TALAŞ vadisi, 5000’ler(**) 4. İSKİT-Avrupa oququpultu, Rumanya, Karadeniz kuzeyi (-1517 ve sonrası) (**)yazıları ve 5. ETRÜSK oququpultu, Italyan yarımadası (- 2500 /100 arası)(**) Bu yöntemi şematik olarak işleyelim . 6 . Bilinen, okunmuş olan, ihigik köl(Barış gölü-Baykal) güneyindeki UROUN (Orhun) nehri bölgesinde bulunan ve tarihi (+575) olan UROUN yazısından yola çıkacağız ve Mirşan tarafından okununcaya kadar bilinmeyen olarak kalmış olan 7. ULUĞKEM oququpultu...Tannu-olâ dağlarının kuzey vadileri, tarihi yaklaşık 3500’ler(**) 8 . AÇIKTAŞ oququpultu...Kıgızistan TALAŞ vadisi, 5000’ler(**) 9. İSKİT-Avrupa oququpultu, Rumanya, Karadeniz kuzeyi (-1517 ve sonrası) (**) yazıları ve 10. ETRÜSK oququpultu, İtalyan yarımadası (- 2500 /100 arası)(**) Miran, Oq-Omm Oğ devletinde, Uçuğuy Köl doğu sahilindeki tarihî Tb-îs Bolıq'tır; bu adın “üniversite’’ demek olduğunu görmüştük • • •

OAPIĞ-OAĞAN, OAPAĞAN’dır. ŞUNYU’nun tarihi C l4 ’le 10500 / ± 700diye tespit edilmiştir. Mevcut qalalar arasında en yükseği, tarihteki ilk adı Şunyu olan Pamir eteklerinde 2000 metre yüksekliğe yerleşmiştir. Ön-Türk kültür ve tarihi ve Evrensel tarih bakımından büyük 102


Halük Tarcan

önemi olan ŞUNYÜ yu, Ön-TCırk devletleri başlığı altında geniş bir şekilde göreceğiz Üst Kabataş döneminde • Qala olarak tarihte görünmüş ve zamanla Ön-Türklerin karakteristiği olan• Devlet otoritesiyle Yönetilen Aşiretler (UY)u, (Birliği) halinde tarihte yer almıştır. • Orta Asya’nın güneyini oluşturan bu yörenin yazıyı tanımış olması, en aşağı bu seviyeye ermiş kişilere sahip olmuş olması düşünülebilir. Yani, qalalar halindeki obalardan, siyasal kuruluş seviyesine geçiş, • UY seviyesine gelmesi için, daha önceki dönemlerde, Orta Asya kişisinin sürekli • gelişim/sentez çabaları içinde olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

103


Halûk Tarcan

EVRENSEL UYGARLIKLARIN KÖKENİNDEKİ TARİHİ BAŞLATAN, ÖN-TÜRK UYGARLIĞININ DOĞUŞU. Ön-Türk Uygarlığının kökenine ilk adım: Anımsayalım, bu adım Orta Asya kişisinin, doğum / ölüm, doğadaki jeo/fizik olaylar, mevsimler, gece, gündüz, yanardağlar, su baskınları, orman yangınları, buzlar, sıcak, soğuk, kar, tipi, don, fırtına, güneşli hava, hastalıklar, mevsimler, gökyüzü, yıldızlar ay. güneş, yıldız yağmurları, göktaşları vb...şimdiye kadar incelediğimiz gibi, insanlığın ilk çilelerini KALA’larda yaşam mücadelesi vererek çekmişlerdir. TAŞ, İNSANLIĞA GEREKLİ MADDE. Yaşam mücadelesine bunun için kendisine en gerekli olan Taşı işleyerek başlamıştır. Orta Asya'nın yüksek geçit vermez dağlarının, yüksek vadilerideki yerleştiği mağaralarda, fizikî, hayvâni yaşamını devam ettirmek, en çetin güçlüklerle mücadele edebilmek için ondan, ilk vurucu, kesici âletleri üretmiştir...Milyon, 850 bin, 700 bin, 400bin..yüzerbinleri teker teker yaşayarak, kafası yaptığı uğraşılar oranında gelişerek, Nihayet Orta-kabataş döneminde (80/35 binler)de dört büyük aşama yapabilecek niteliği elde etmiştir : Semerkandın güney doğusundaki BAYSUN dağında, Sovyet araştırmacı Okladnikov, 1938’de, ağzı taşla örülü TEŞİK-TAŞ mağarasında 9 yaşında bir çocuğa ait bir mezar bulmuştur. Okladnikov bu mezar için 40 bin tarihini vermiştir. Sonradan bu tarih,C 14’le 80 binlere indirilmiştir.Olayı zaman içinde düşünürsek, Orta Asya kişisi, 850 binlerden, 700 bin yıldan fazla çile çekerek, 80 bine, gelmiştir. Bu mağara ve mezarı incelersek şu noktalara varırız : 1 insan üstü bir kudretin varlığını kavrama seviyesine erişmiş, ölüm / doğum kavramlarını düşünmüş olacak ki, buradan 2 . kutsal kavramına varmış ve.ölüye saygı duyarak onu 3. saklamak gereğinin hissetmiş, ölüye mezar kazmıştır Kutsalı korumak için de mağaranın girişini 4. taşla örmeği düşünmüş ve bunu gerçekleştirmiştir. Demek ki, • Orta Asya kişisi (henüz,Türkistan ve Türk yok) • SOYUTLAMA niteliğini elde etmiştir.Elle tutulamayanı gözle görülemeyeni • kafasının içinde "yaşamaktadır” ...hayvandan tümüyle ayrılmıştır. Budun bilimin analiz sonucu elde ettiği budur. Hrdliçka, Çek asıllı etnolog, budun bilimci bu konuda, • insan oğlu “öteki dünyayı”keşfetmiştir der. (*) TAŞ. MİMARÎ ÖĞE Artık, Orta Asya kişisi Taştan sadece âlet yapma dönemini aşmış, onu, tarihte ilk kere 80 binlerde Mimarî öğe olarak kullanmıştır: • Taşı üstüste dengeli bir şekilde yerleştirerek, 80 binde tarihte ilk defa onu, mimarî öğe olarak kullanmış duvar örmüştür._________________ (*)(Belenisky, Asie Centrale, Nagel 1983 Geneve)

104


Haluk Tarcan

Mezarın tarihi C14’e göre 80bin olduğuna göre taş duvarın örülme tarihini, ya da Mimarlığın başlangıç tarihini 80 bin diye kabul etmemiz gerekecektir. (Doss Archeo 185 /1993) RESİM SANATINA DOĞRU Soyutlama niteliğinin, his ve düşünceyi görsel hâle getirmesi resim yapması için bir 50 bin yıl daha geçecektir. ORTA ASYA KİŞİSİNDEN ÖN-TÜRK KİŞİSİNE : Orta Asya kişisi, • 30 binlerde kayalara resim yapmağa başlamıştır. İlkel Kişiler, ayni tarihlerde, yer toparlağının başka taraflarında da resim yapmaktadırlar; Fakat, bu resimlerle, Orta Asya kişisinin yaptıkları resimler arasında çok büyük bir ayırım vardır: öteki kişilerin yaptıkları resimler birer • natürist resimlerdir, doğada gördüklerinin ayninin, büyük bir artist tarafından yapılmış mükemmel resimleridir, kusursuz kopyalarıdır. • Orta Asya kişisinin yaptıkları resimlerin çocuksu bir halleri vardır, basit çizgiler, noktalar,şemalar halinde kişiler, stilize edilmiş hayvan resimleri ile, • bir şeyler anlatma endişesi taşımaktadırlar. • Kısacası doğada gördüklerini değil, • kafada, düşündüklerinin resmini yapmak çabası sezilmektedir. Burada karşımıza, insanlığın ilerlemesi bakımından çok önemli bir durum ortaya çıkmaktadır. 1. Doğayı aynen kopya eden, gözleriyle, yani kafasının dışıyla yaşayan kişiler, bir de, 2. Doğaya, olaylara, kafasının içiyle bakan, hissettiğini, düşündüğünü, SOYUT kavramları, • görselleştirebilen onu, önce • mağara duvarlarına resim halinde işleyerek sonra da • taşa vurarak 3. SOMUT hale getiren kişiler,: ÖN-TÜRK KİŞİLERİ... Ön-Atalarımız bu kişilere doğanın, yaşamın sırlarını • anlamaya , onları • açıklamağa ve sonunda onları • görselleştirmeye çabalayan ve bunu başaran kişilere ÖGÜL UOUS lar demişlerdir...DÜŞÜNCENİN RESMİNİ YAPANLAR...Ög, düşünme yeteneği", Uqus. "yazı, resmetme"... İleri seviyede düşünme ve onu icra yeteneği olan olan kişiler...(**) TAŞ’la resim yapma san'atı: Bu sanat, 20 binlerde, bir adım daha ileri gitmiş sert kayaların uçlarıyla, daha az sert kayalara vurarak • "’noktalama tekniği“ bulunmuştur. Orta Asya kişisi, çok sayıda binlerce yıldan beri kullandığı 105


Halûk Tarcan

• •

TAŞ’ı bu kere, Evrense! uygarlığa resim yapma aracı olarak hediye etmiştir.

YAZIYA DOĞRU İLK ADIMLAR : • • • 1.

PETROGLİF’LER yani, yazı öğelerini içeren kaya resimlerindeileri seviyede düşünme kabiliyeti olan bu Orta Asya kişileri, İnsan üstü kudret inancının görselleştirilmesinin itici gücünden olacak artık bütünüyle bir olayı anlatacak resimler yapmağa başlamışlardır, Taşa resim yapmak çok zor olduğundan,Bu öyküler içinde binlerce yıl boyunca tekrarlanan bazı kavramları sembol / şekillerle ifade etme kolaylığını bulmuşlar, resimler içinde yazı elemanları ortaya çıkmıştır ki, bunlara, 2. TAMĞA (damga) adı verilmiştir. İşte bu tamgaların doğuşuyla, YAZIYA İLK BÜYÜK ADIM ATILMIŞTIR. Petrogiflerin tarihi 18 binler olarak düşünülmüştür. (*) SIN-TAŞ’LAR ...ÖN-TÜRKLERDE YONTU SAN’ATI, DİKİLİTAŞ’lar Ön-Türkler kavramları ve düşüncelerini, ±13/12 binlerden başlayarak, • yazılı kayaların paralelinde,

D

(1)

(2)

(3)

(4)

binlerden daha yakınlara gelen dikilitaşlar: Damga döneminden yazı dönemine olan evrim izlenebilmektedir. 12

1 AQ YÜS sintaşı 2 Uyuq Arxan'da bulunmuş AQIN yazıtı 3, Uybat TÜRÜK QAN yazıtı 4, Yalbaç ‘ta bulunmuş AQIN yazıtı. (Italyan Alplerinde Kamunlar vadisinde bulunmuş bu tür fakat yarım kalmış bir dikilitaş için -gerçeği ve Türkçeyi bilmediklerinden - KESİK KAFA adını koymuşlardır.) 106


Halûk Tarcan

• • •

SIN = anlam ifade eden, TAŞ’larla da gerçekleştirmişlerdir.Bunlar, şekil, yazı yazma ve resim yapma yolları ile bir anlam ifade edecek şekilde, YONTULAN DİKlLİTAŞ’lar, taşlar, SIN-TAŞ’lardır.

Orhun'dan, (+732)den önce • Türklerde yazı yoktur diyenler, • Türklerde yaratma kabiliyeti yoktur diyenler acaba ne düşünürler? Sın-taşlar büyük çoğunlukta. Üst Asya’da, • Sayan, Tarinu-Ola (Tanrı) dağlarının kuzeye bakan yüzündeki Sibirya otlaklarına, • Abakan steplerinde, • Yenisey’in kaynak kolları olan, Uluğ-kem nehirlerinin suladıkları geniş topraklarda bulunmuşlardır.f*) Yüksekliği 5 metreyi bulan, • ‘’totem” denen şekildeki Sıntaşları, Soyut bir kavram olan • Tek Tanrı inancını, ince ve süzülmüş bir zekâyla • somut bir şekilde ortaya koyan • senbolik şekileri / tamgaları içeren birer HEYKELDİRLER : Ön-Atalarımızda YONTU san’atının varlığının "elle tutulan gözle görülen” ispatlarıdırlar, San’at tarihçileri için tükenmez birer kaynaktırlar. • • • • • • • . •

Orta Asya kişisinin YÜZBİNLERDE ilkel gereksinimleri sağlayabilmek için bir ARAÇ olarak yüzbinlerce yıl işleyerek çile doldurdukları TAŞ, 20 binlerdeki Piktogram döneminde, bu kere kayalara resim yapma ARAC’ı iken, yaklaşık 12 binlerde ANIT değeri kazanarak başlıbaşına bir SAN’AT DALI oluşturmuş, san’at tarihindeki ilk şaheserleri vermişlerdir. Özlü söylemek istersek TAŞ, YONTU SAN’ATINA, ÖN-TÜRKLERDE ve ÖN-TÜRKLERLE EVRENSEL UYGARLIKTA PLÂSTİK SAN ATLARA İLK ADIMINI ATMIŞTIR.

107


Halûk Tarcan

YAZININ DOĞUŞU (Prof. Akşin "...Orta Asya'da büyük bir uygarlıktan söz etmek olanaksızdır..." der ve devam eder: “...Türkler tarihte geç kalmış, genç bir kavimdir,.. Türkler göçebedirler!..) Tamga Sistemine Dayanan Ön-Türk Yazısı Batı'daki Yazı Sistemi Bugün Batılı yazı sistemini incelersek, temelinde • yalnız başına hiçbir anlam ifade etmeyen, • harfleri görürüz. Harfler heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler de cümleleri teşkil ederler; harf, heceden itibaren değer kazanmaya başlar. Ön-Türklerde Yazı Sistemi Yazı sistemi, Ön-Türklerde, damga (tamga) kawami üzerine kurulmuştur. Bu, • çizgiler, • lekelerle ifade edilen • kendi içinde tam ve • yeterli olan bir sistemdir. Sembol-resim'dir. OQ UÇ ON AT Her biri birer, • .damga'dır, (tamga) her biri ayrı bir • kavram'ı ifade eden • hece okunuşunda birer sözcüktürler. Örneğin; OQ, günahsız olma- / quantum , Ok/uma, yorum ; UÇ; lider, bayrak... ON; kozmos, kozmos kişisi... AT; ad, can’ın ten’den dışarı( Tanrıya) atılması), egemen...vb anlamlarını taşırlar, yani her biri • tek şekil, tek harf görüntüsünde olmasına karşın,hece olarak okunurlar. Ve önemli olan bu "hecelerin, bir "sözcük" oluşu, yukarda gördüğümüz gibi, yalnız başına bir kavram’ı ifade edişidir. Bu damgaların cümle içinde yer almalarına gelince, • her damga, esas olarak kendi kavramını verdiği şekliyle okunur. Örneğin "+" damgası Oq olarak okunur ve bu anlam cümlede yer alır, • ya da cümle içinde damgayı hece haline getiren ve başında bulunan sesli harf kaldırılır, damga “sessiz harf" haline gelir. Damgalığını kaybetmiş olan şekil, artık "harfleşmiş" olduğundan, cümle gereği olan sesli harfle okunur; Oq damgası, "O" harfi olmuştur, önüne A. U, I... seslileri getirilir.

+

106

M

*


Halûk Tarcan

TAMGALARI OLUŞTURAN ÖĞELER Hayvanlar: • Kuş, • Keçi, boynuzlarının sayı ve şekilleri, ayak sayısı • Boğa/ inek, boynuzlar sayı ve şekilleri, ayaklar, cinsel aygıtlar, • At, doğal ya da stilize edilmiş şekilleri • Yılan, doğal ya da stilize edilmiş şekli • İt,stilize edilmiş şekli • tüy Doğada, • Gök / Güneş / Ay, • Irmak, • Arazi • Şimşek İnsan vücudu, • Gövde, kollar, bacaklar’ın tek ya da bibirleriyle ilişki halinde ortaya koydukları şekiller • Göz, gözler • Beyin • Beyin • kulak • Fallus • Kafa, kafatası • Alın ve yanak çizgileri, bıyıklar Sayılar • Ub-Er, Bu-Er...bir.. .tek olan, tanrı • Eki..."eşi", İki, 2, ikilem-düalite . Üç, 3, *’uç”=lider • Tört, 4 (4 öğe : yanardağlar, su, ateş, gök..."evren” ) • Biş, 5, Oağan’a tâbi olma • Altı, 6 , Alt/ı, Tanrı altı, Tanrı temsilcisi, kadın(kraliçe) • Ez-edi, "kutsal edi/lmiş” , Seti(yakutça), Ceti(Orta Asya), Yedi (Anadolu)... septem, sette, sept, seven, zieben(Kuramsal Hint-Avrupa dilinde(!) 7 ‘nin benzer adları ),Güneş, • Tokuz, Tanrı katı, Qağan • On, kozmos, 10 Tamga ve şekilleri yazmak için araçlar • Sert taş • Maden...(çizme - oyma tekniği) Yakın zamanda • . Kamış, Fırça Bu araçlarla: 109


Halûk Tarcan

• Nokta • Leke • Çizgi / Yüzey teknikleri kulllanılmış... Malzeme • Taş/maden • ağaç kabukları, çubuklar, panolar • cam eşya • deri, • keçe, yün, pamuk, ipek(kilim-halı- örtüler- giyim ve kuşam eşyası vb...) • kâğıt...( kâğıdı icat etmiş olmaları düşünülmektedir) TAŞ : Açık havada, • petrogifler • Sın-taş’lar • Kaya üstleri yazılı taşlar, örnek :üst Asya SÜLYEK yazılı kayaları, • moğolistanda HOYTI TAMİR kayalıkları, üzerlerine önemli günlerin olayları kısaca kaydedilmiştir. • Bıtig taşlar. - anıt olarak yontulan yazılı taşlar, örnek : OARABALGASUN, ATA-OĞ, UÇAN İR... Yakın tarihte, • Sarkofajlar, mezar odaları,taşlarında • Dış mimarîde kullanılan yazı öğeleri vb... KAPALI YERLER Mağara duvarlarında • Kayalara yapılan resimler ve yazılan yazılar, ve yakın zamanlarda, • ^Oturma yerlerine, tapınaklara yazılan yazılar, sembolik olarak kullanılan tamgalar... BOYALAR: • Doğal, madensel malzeme • Doğal bitkisel malzeme • Kan ile genelde, kirecin karışmasından elde edilen kırmızı boya.

110


Halûk Tarcan

YAZININ DOĞDUĞU ÜÇGEN Bir noktayı açığa çıkarmak isteriz, Yazının doğduğu Yer • Kazakistan’daki TAMGALI SAY’i başta olmak üzere, ISSIO KÖL ve Kırgızistan’daki TALAŞ vadisi üçgenidir, ilerdeki sahifelerde göreceğiz URQUN (Orkun) yazısından tarihin derinliklerine inişle ilgili örnekler : Ön-Türkleri incelemeden reddeden araştırmacılardan Hangisi örneğin, • UROUN(Ortıun) alfabesindeki (N) harfinden yola çıkıp bunun, • 5’nci binde Kırgızistan’daki TALAŞ vadisindeki Açıktaş alfabesinde (ON) damgası, • 8 binlerde, Üst Asya’da Sülyek vadisinde gene (ON) damgası halinde varlığını ortaya çıkarmış ve daha da derinlere giderek, ORAL dağlarında, Başkurdistan’da, ŞÖLGEN TAŞ mağarasındaki • lO(ON) çizgiden oluşan ilk halini ve bunun (C 14) sistemiyle yapılan tespite göre • 1 2 bin tarihiyle mevcut olduğunu ortaya çıkarmıştır ? Soruyorum ve biliminden emin olanların yazılı yanıtını, eleştirilerini bekliyorum...Türklerin okuyup yazmayı (+732)de başlatanlara soruyorum. Ayrıca • HUN adının (ON)’un, ileriki binlerde bozulmuş şekli olduğunu da ilâve ediyorum Bu yöntemi şematik olarak işleyelim . 1 . Bilinen, okunmuş olan , Inigik köl(Barış Gölü - Baykal) güneyindeki UROUN(Orhun) nehri bölgesinde bulunan ve tarihi (+575) olan UROUN yazısından yola çıkacağız ve Mirşan tarafından okununcaya kadar bilinmeyen olarak kalmış olan 2. ULUĞKEM oququpultu...Tannu-ola dağlarının kuzey vadileri, tarihi yaklaşık 3500’ler(‘ ) 3

AÇIKTAŞ oququpultu...K ıgızistan TALAŞ vadisi, 5000'ler(**)

4. İSKİT-Avrupa oququpultu, Romanya, Karadeniz kuzeyi(-1517 ve sonrası) (**) yazıları ve 5. ETRÜSK oququpultu, İtalyan yarımadası (- 2500 / 100 arası)(**) ŞÖLGEN TAŞ mağarası (**) Oral'larda Başkurdistan (-14 bin). tamgalarını kıyaslayacağız TÜRKÇE BİLME ZORUNLULUĞU BİR KERE DAHA KARŞIMIZDADIR Örnek aldığımız oququpultlar, yazılar ve yazıtlar asla bu kadar değildir, Orta Asya, Üst Asya, Avrasya dışında Avrupa'da, • Bulgaristan. Yunanistan Sırbistan, İsviçre, Avusturya, Italyan Apleri (Kamunlar vadisi), Toskana, Fransa, Portekiz, ispanya Güneyde • Sina yarımadası, Egyptologlarca okunamamış ve terk edilmiş olan - Ot-Oğ (Ön-Mısır) hieroglifleri bu şemanın dışındadırlar. 111


Halûk Tarcan

Tamgalar arasında kıyaslamalar: Bundan amacımız, Ön-Türk dili araştırma­ ları yapmak için, • Orhun alfabesinden yola çıkan kişinin kıyaslama yoluyla, • tarihin derinliğine inebileceğini göstermektir. Örneğin, Urqun alfabesi ile Uluğ-kem alfabesi arasındaki 22 şekilden doğan benzerle, Uluğ-kem yazısının çözülmesi için 22 imkân vermektedir. Böylece araştırmacı (+600)yıllarından birkaç bin yıl önceki Uluğ-kem dönemine inebılmektedir. Orhun alfabesindeki 46 harften 22’si Uluğ-kem Tamgalarıyla aynidirler E, Ö, O. Y, R, L, N, Ş, Ğ, K(Q), D, T, Z, S, G, K, Ç harfler Uluğ-kem de Tamga değerindedirler: E, O, (O)N, (U)Y, (Ü)R, (U)L, (l)N, (O)Ş, (O)Ğ. (0)0, (E)D, (A)T, (0)Z , (E)S, (Ö)G, (U)K, (U)Ç.. Uluğ-kem ile Urqun arasındaki çok sayıda benzeyiş, bölge olarak birbirlerine yakın olmaları olarak açıklanabilir. Aslında Urqun alfabesi başlangıç değil, Ön-türkçenin vardığı son noktadır; Uluğ-kem den Urqun’a varıldığını göz önünde bulundurmak gerekir. Urqun ile açıktaş kıyaslaması: UROUN : A-E, l-İ, Ç, G, Ğ, N. R, Ç, NÇ, D, X. şeklinde harf halinde seslendirilen şekiller AÇIKTAŞ, (Talaş vadisi 5 bin, 34 tamga) oququ-pultu’nda A-E, harfler hariç, damga halindedirler (U)Ç, (Ö)G, (0)Ğ, (Ü)R, (Ö)C. (O)NÇ. (U)Y, (E)D. UROUN ve AÇIKTAŞ oququpult’larında 13 harf-tamga aynidir.

İ-l,

sesli

AÇIKTAŞ oququpultu 34 tamgasıyla Türk dilinin bütün seslerini veren temel oququpult, -bugün için- alfabedir. Günümüzde konuşulan Türkçenin temeli TALAŞ vadisinde, * Orta Asya’da 5 binlerde atılmış bulunmaktadır. AÇIKTAŞ(- 5 bin) ile İSKİT(-1517...), 17 tamga eştirler. I-İ, O, Ü. (U)Y, (0)Ş, (0)0. (A)S. (U)Ç. (A)LT, (0)N İSKİT ile ETRÜSK(-2’nci bin/100) 15 tamga eştirler. O, l-İ, (E)D, (Ö)C, (U)P, (A)T, (U)Ç ETRÜSK ile UROUN 12 harf- tamga eştirler. A, E, i-l. O, U, L, IK-K, S, P. İÇ, A, E, l-l, O, U, U)L, (0)0, (£)S, (U)P, (Ö)C, 112

NÇ (O)NÇ

(U)R.

(Ö)G.

B(U),

(E)D

(Ü-E)R,

(U)P.

(U-E)M,(0)N


t*

♦576

UftÛUN

Halûk Tarcan

f

4*

0 .0

i n

r

ti

>

I

>

0. 0

E

r

il

c U

5

*

A,

OC !

A A

t

-S A

T

T

>

> o $ ? o o

*

1 —

1*3.)

U Y

A

1 k *

|

1

h

1

l x

1

\

UM

J

- l l

.

> B

R

I

-

1

0

C

¿xac<:C

t

t H iA & l { X

*

i

a

|K

1

>ı< L _ 1

2 İ

^ t£ ^

f. u

ır

ğg

'w r

1*

? « K

1

-

>1 i §

x x

X

O EKİ UL ]

«

Y , . t

12J

£K *

1

m

1 * * 1

A B P

OK

V| m V M Ç

o

J I

ı

>

*

xc> ! ■^1

•V

A

\ a

* l o

N

I T

e

06

• .'!

\

r*ı

|*> x l

■ » :X : l ü _ l

OG

t

r

İ M

X

6D

i

n

G Z I-

m

Ü L İ

J

522222^

3

Ü 323

l

h \ L ü J ............. .1

N

ue

E

!

E

l

m

I

l >

İ S

I

i l

İSKİT

5

T *>

Ö J n

Y

~) m

<£> S f r /

u t —

l

113

7 V J A

M

X. A . t l


(W j ,p n

ON

UP

tfv 1

US* ÉS!

ln |

uş.oş

Y

T

UR q - -1

♦ h -------- !--------

atI

ur -------ı oz

0

İ T

OQ

4g. - «Ü

+

i i

İ

(A)LT « 1

g

t> |*İ u 1 «-ıT<->

ı >

n p H

¿c

P l? c ıc p ö s 1 1

V U N T

* İ

n

DP E

«

»

W

^11 s p t H

1

.

s v y y

------- '

< w s o e s z

tx « — -— M

> 1 İM

i en 8

qsu

#

uw

(OWÇ

İ D

|M= 1

p

rn

+1

n

1

1

T &

1 * 1

û rb o o e E

_ 0 İD r ( N H _

£

’ H T 1 /N

-------- ^

t>

|<SKS>a| i. ------

X

M i ! *7 |

I

i 2 =3

ETRÜSK

AÇIKTAŞ

ULUĞ-KEM

1 I

Halûk Tarcan

>

*

î r------1 M

U)

• •

*

t u

I*

UROUN alfabesinden (+575)ten yola çıkarak, bu alfabenin kökeninde bulunan ya da yakınh akraba olan sadece 4 türünü verdiğim OQUQUPULTlardaki DAMGA'lar arasında bu kıyaslamalar kolayca yapılabilir. Damgalar, yerlerine göre onların ilk okunma şeklini veren sesli harfler değişebilirler ve damgalar • Harf haline dönüşürler ya da, • Başlarındaki sesli harfin değişmesiyle okunuş ve anlam da değişebilir, örneğin, Ub...Eb gibi. 114


Halûk Tarcan

Yukarıda, cetvel halinde sıraladığımız Tamga / Harflerin araştırmacıya çok büyük imkânlar verdiği meydandadır. Bu oququpultlar dışında sayısı 600’ü bulan yazıtların sağladığı imkânları da gözönüne alırsak Ön-Türkçe yazıları çözmek bakımından araştırmacının elinde kıyaslama kaynaklarının bolluğu ortaya çıkar (Acaba, Prof. Semih Tezcan bu tür bir karşılaştırma yapmış mıdır, daha doğrusu yapabilir mi, bunu yapacak Türkçe bilgisi var mıdır ?) OT-OĞ YAZITLARI( **) Mısır hiyeroglifleri ise sadece bir ROSETTA taşından yola çıkılarak okunmak istenmiştir. Rosetta taşı bazı adların okunmasını sağlamış, fakat çok sayıda kartuşlar çözülememiş pek çok metinler “yakıştırma” yoluyla çözümlenmeğe çalışılmıştır. • Mirşan OT-OĞ(ön-Mısır) yazılarından 184’ünü Ön-Türkçe olarak çözmüştür. Sonuç olarak Mirşan 600'den fazla Asya. Anadolu, Avrupa'ya kadar yayılmış olan yazıtları çözmüştür. Aşağıdaki listede okunmuş olan, • sadece 55 yazıt, EN SON YAZIT OLAN Orhun yazıtlarının • TEK ve İLK yazıtlar oldukları iddiasından bir türlü vazgeçmeyen, yanılgılarını kabul etmeyen akademisyenlerimizin (profesör, doçent, asistan), davranışlarının • bilim dışı olduğunu ve Türk kültürünü inanılmaz bir şekilde kısıtladıklarını göstermeğe yeterlidir. Günümüzde, Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla çok sayıda, bitig taşlar, petroglifler bulunmuştur, yalnız Altaylarda 6 bin yazıtın varlığından söz edilmektedir. ASYA yazıtları. (1970’e kadar Mirşan tarafından okunmuş olan yazıtlar) Talaş ION NOTASI tarihteki ilk barış notası Ulukem Yazıtları 1 -OOUŞ ES 2 -ONUL ET 3-

ÜWE

Bavkal -Lena yazıtları 1 - BUĞOĞUŞ 2 - EKİÖZÜP 3- ELESİS 4- ESİN 5- ESİZ 6 - ON ÖZÜ 7- ON ÖZÜ 115


Halûk Tarcan

891011-

OCÜC ESİ S ÖGÜ EKİ ÖZÜ ESİS UÇULUB.

Talaş II yazıtları 1- QARA AT 2- OARABARS 3- OARA-ÇUR 4- UYUR UÇI

Ulu Kem II OĞIW OŞ Ulukem III yazıtları 1- 1-ALTIN OŞUĞI 2- BEGİT ERKİN(Ğlegest ı) 3- BEGLİK KÜMİS 4- B&G TUROAN BİLGE TİRlG(elegest ıı)

İçki Türkistan Yazıtları 1- IS UR 2- OSUG ÖCÜM

Ulukem ıv yazıtları 1- AQIN(Uyuq Arkan) 2- ALPARUNU(Çaqul ıv) 3- EL ININÇİ ELİN(oznaçennaya) 4- EL TOĞAN(Uyuq Tariıq) 5- ERİMKE AVRILIWIM 6- ERİN-ULUĞA ERDEMİĞ BATUR(Altın-Köl m) 7- EZGENE(tuba m) 8- KÜLÜG APA(çaqul VII) 9- KÜLÜG ÇUR(barlıq III) 10- KÜLÜG TİRİG(Uyug Turan) 11- KÜLÜG-TOGAN(kızıl çıra II) 12- OIYGAN lÇREKl(Ulukem ottıq taş) 13- OUTLUĞ İÇİGlZl(Çağul vıı) 14- OMAY BEG(Altın-Köl II) 15- OT AVRILTIM(Kızıl-Çıra I) 16- ÖKÜNÜTİRİG (Barlıq II) 17- TENRİM EÇİK BİZKE(Tuba III) 18- TENRİDEKİ KÜN AYA UZAWIM(6legeş) 19- TOR APA İÇREKl(Begre) 20- TÜRÜS BUTUN BUĞU(Aq-Yüs) 21- TÜZ BAY(Çapul V) 22- UR ÜÇÜN YAĞIDA8Tuba II) 23- ÜÇLÜG YASIM(çaqul X) 24- YARUO TEGİN(Çaqul III) 25- YALBAÇ(Uybat I)

116


Halûk Tarcan

Altav yazıtları 1- ERLÜKESİM 2- TÜRÜKUÇ 3- OTAÇIÛ Î=KÜNİSİN Issıg Köl ALTIN ELBİSELİ ADAM

ANADOLU Doöu Anadolu Yüksek Yavlâsı • Genel anlamda kayaüstü ve mağara resimleri • yazı elemanlarını içeren kaya resimleri (petroglifler) • yazıya geçişi gösteren kaya resimleri ve nihayet, • yazıtlar şeklinde 4 grup halindedirler. Bunların tarihleri: •

Van-Hakkâri, Tİr-i-Şin yaylası. (Ermenistan'da devam eder), Kâhn-i Melikân (2 600 metre), Taht-ı Melikan (2 850 metre), 15/5 binler, -buzul döneminden kalan tek hayvan 15 bin tarihli geyik resmi buradadır-. • Gevaruh Vadisi 10/8 bin, • Sat Dağı ve Gölü, 8/6/4 binler, • Hırkanıs Suyu, Mazur Vadisi, 8 bin, • Pagan köyü (Van. Özalp ilçesi) 8 bin, • Başet Dağı, 4 bin,(8 binden önce olamlıdır) • Put (Yedi Salkım) köyü 4/3 bin, (Erzen 13/6 bin), • Cudi Dağı, -1 500 • Varagöz Yaylası 8/1000...(**) Sonuç: Doğu Anadolu yaylası, • • •

15000(onbeşbin)/1000 tarihleri arasında, yaklaşık 40 bin kaya üstü ve mağara resimlerine sahiptir. Bunlar, Orta Asya ve Üst Asya ile "eşlik ve benzerlik" göstermektedirler.

Doğu Anadolu’da yazıya geçiş dönemi, • Sat Dağı’ndaki tamga-resim döneminde, yani 8. binde olmuştur. Van-Hakkâri, Tır-i Şin Yaylâsı’nda, yazıtlar ise, sayı ve tarih olarak şunlardır:(**) • 5 başka yazıt- tamga: Tört Ök; Oh At Uç; Tört Up, As Üç; Oş Uş (...8bin?) • Çilgiri Yazıtı, -Davulcular, 7 bin, (2 yazıt), • Van Ahtamar Yazıtı, 7 bin (henüz okunmamıştır), • Van, Başet Yazıtı, 4 bin (2 yazıt), Ed Ad Ök ; Uw Oğ Bu (...8 bin?), • Erzurum, Cunni Mağarası, 5 yazıt, 1 petroglif, 5 bin (6 yazıt). • CRJT-YAK (Avrupa) •

VİNÇA -TARTARİ A......

8 yazıt

(Sırbistan , Rum anya)

RETÜS bölgesi

4 yazıt

(İsviçre Alpleri) 117


Halûk Tarcan

VAL CAMONİCA ETRÜSKLER MAUTHEN GLOZEL - ODUQ EL BASOUES’lar Portekiz ispanya AT-ATA US PELASG’lar

9 yazıt 100 yazıt 7 yazıt 19 yazıt 2 yazıt 9 yazıt 1 yazıt 1 yazıt 120 yazıt

(İtalyan Alpleri) (İtalya, Etrürya) (Avusturya Alpleri) (Fransa, Vichy bölgesi) (Fransa/ ispanya) (Portekiz) (okunmamıştır) (Limni adası) (Yunanistan) / (Bulgaristan)

MAĞARALAR : LASCAUX (lasko) 2 yazıt (Fransa) FONTARNAUD A LUGASSON(fontarno a Lügason)1 yazıt (Fransa) NİAUX (Niyo) 2 yazıt " " ROCHBERTİER (Rokbertiye) 1 yazıt 41 " MAS D'AZİL(Mas dazil) 4 yazıt GOURDEN(Gurden) 1 yazıt MARSOULAS(marsulas) 1 yazıt PASSİEGA 1 yazıt ALTAMİRA 1 yazıt (Ispanya) MEZOPOTAMYA Halep Sırlı taşı Sina yarıamadası 1 yazıt Ot-Oğ 220’den fazla (ejiptolog’lar tarafından yanlış okunmuş ya da okunamadan bırakılmış) yazıt, tamga, şekil, ve kartuşlar.

118


UYGARLIKLAR SU KENARLARINDA DOĞARLAR

Bölüm IV.


Halรปk Tarcan


Halûk Tarcan

Günümüzde araştırmacılar, “uygarlıklar su kenarlarında doğarlar” prensibine uygun olarak, Dicle ile Fırat arasını, Mezopotamya’yı bu tarife uygun bulmuşlardır .Onlara göre, Evrensel uygarlık bu iki akarsu arasında doğmuş ve Anadolu’dan, Iran yayfâsından Orta Asya’ya giderek bütün Asya kıtasına yayılmıştır. Yapılan araştırmalarda tarih (-Hbin)lere inmiştir... Bu tarihe rağmen, • İnsanlığın uygarlığa atabileceği en büyük adım olan yazı, yazıyla ilgili, mağara, kaya üstü, resimleri, petroglifler(yazı öğeleri içeren resimler) bulunamamıştır. • Dicle / Fırat arasında, bu sıcak ve bereketli ortama rağmen, geniş anlamda bir uygarlığın doğması için gerekli olan Bitki ve hayvan çeşitleri de sınırlıdır. IŞIK DOĞUDAN GELİR, (ex oriente lux) Araştırmacılar, Etrüsklerin Avrupa’ya aydınlığı getirmesi üzerine prensip haline gelmiş olan • Işık Doğudan gelir fikrini ve bu ışığın geldiği Orta Asya’yı terkedip, âdetâ akıntıya karşı kürek çekerek, ışık Batıdan gelmelidir demeğe başlamış­ lardır? Söz konusu batı, Asya’nın batısı, bereketli hilâl(??ü) adı verilen Dicle / Fırat arasıdır. • Acaba, Orta Asya'da, evrensel uygarlığın kökenini aradıklarında karşılarında Türkleri buldukları için mi? Ve de, • Orta Asya’nın şimdi çöllerle kaplı olmasını Türkleri reddetmeğe yarayan mükemmel bir bahane olarak kullanabilmeleri nedeniyle midir? (Prof. Sina Akşirı, "...Orta Asya 'da bereketli bir gölün bulunduğu iddiası, gerçeklere tamamen aykırıdır... ” der. ???... Profesör B. Güvenç ise, “....arkeolojik bulgular, kuruduğu söylenen Orta Asya'daki içdenizin belki de hiç var olmadığını gösteriyor... ” diye yazar (*)

Biz önce jeoloji bilimine başvuralım : 1—167/ 60 milyon yıl önce Oazan ile Krasnoiafsk arası tek bir içdenizdir( **) 2 - Eureka dergisi 155 /135-/85 milyon yıl vermektedir. 3 -.Bu büyük içdeniz, yer kabuğundaki büyük jeofizik değişmelerle parçalanarak, ondan beş büyük içdeniz ve gene büyük bir bataklık kalmıştır. Batılı jeologlar. (Göksel Türk) • H. Fliesword 1906, 1907 ,1939, • Prinz Gyula, 1906, • C.Douglas Richard 1912, • Foster Pilint 1971 ve çeşitli yayınları • Türk Jeolog Sırrı Erineç, ist.Üni. jeo.inst. Revue No.1. 1954 (Göksel Türk) 5 Les Dossiers d’Archeologie, N.185 / sep.1994 A.Ranov. 38 kala nın yerleşme noktası olarak, Kabataş(paleolitik) ilk döneminden 85 bin yıllarına kadar,OM-OĞ KÖL’ün güney doğu sahillerini vermektedir.________________ ('1)(B. Güvenç, Türk Kimliği s.94)

~ 121


Halûk Tarcan

COĞRAFİ-FİZİKSEL ŞARTLAR • Himalayalardan Sibirya’yı da aşarak Kuzey Denizi’ne kadar olan bu kıtada, • yüksekliği sekiz bini geçen üç dağ, tepeleri yedi binlerde dolaşan ve genelde yükseklikleri beşbin lerde dolaşan on iki kadar dağ vardır. Bu engebeli arazinin, göl, akarsu, vadi, uçurum, derin ormanlar, şelaleler vb...bitki, hayvanlarla verdiği doğa imkânları, • yakıcı sıcaktan, tropikal iklimden dondurucu soğuğa, kutup iklimine kadar her tür iklim değişikliği ve bu değişikliklerin yarattığı imkânlar, • Buzul, kuraklık dönemleri, büyük su baskınları, orman yangınları, çölleşme insan oğluna her tür imkânı doğayla mücadele imkânını sağlamıştır. BİLİNMEYEN ADLARIYLA İÇDENİZLER ve BİR BATAKLIM ** ). Yukarıda sunmuş olduğumuz belgeler sayesinde, 167 milyon yıl önce, Kretase dönemi sonunda ortaya çıkan iç denizler aşağıdadır; Yaklaşık 8/7 binlerde çölleşmiş olan bu içdenizlerin sınırlarını bilebilmek için onların kurumasıyla ortaya çıkmış olan çöllerin adlarını da beraber vereceğiz: BEŞ İÇDENİZ OZU ÖGlZ(Dinyeper)ile Krasnoiarsk arası tek bir içdenizdir. Yer kabuğundaki jeo-fizikî cteğişmeleıie parçalanarak, bundan beş içdeniz doğmuştur.Bu 122


Halûk Tarcan

içdenizler kuruyarak geriye Hazar'dan Gobiye kadar çok sayıda çöller kalmışlardır. • OĞ-UR , Bükli çöl(Gobi çölü)’ün, batısı, URUMÇİ, liman kenti. • OBIL-UÇI, Balkaş gölü ve günyinde, Sarı ışık ve Tau kum çölleri • UÇUĞUY KÖL: Taklamakan çölü ve ortasından akan Tarım ırmağı, sahil kentleri: Aqsu, Quça, Oaşgar, Yarkent, Hotan, îb-îs Bolıq (Miran)... • OM- OĞ KÖL’ü : IKlN-ERİŞ(Aral) gölünü ve Karakum, Kızılkum, Akkum çöllerini içine alan, Karadeniz’den biraz daha büyük KÖL, • UÇUĞLTIR KÖL, Hazar denizini içine alan, kuzeyde, Oazan’a çıkan, doğusu Ural nehri, batısı Saratov, olup.Azak deniziyle Karadenize birleşen, iki Karadeniz büyüklüğünde bir içdeniz...Kuzeyde en uç nokta, SUBOĞ’dur. • KARA KÖL: Azak denizi • OB-OL: Kuzeyde, bugün, Sibirya tundraları ve bataklılarının kalmış olduğu büyük batak göl.(*). Bu jeolojik çerçeve dışında, sadece adı Ön-Türkçe olduğu için, bir deniz daha katabiliriz : OQ-OZ ULIQ KÖL: Karadeniz’i de katarız. BİLİNMEYEN ya da BİLİNMEK İSTENMEYEN DENİZDEN GELENLER Her biri Karadeniz, bazıları iki Karadeniz büyüklüğünde olan bu denizlerde gemi, kürek, yelken kültürünün olamayacağını kimse iddia edemez; Bu konuda hiçbir araştırılma yapılmamıştır. Batfnın bir türlü çözemediği - çözdüğü takdirde karşısına Türkistan'daki Ön-Türk Uygarlığı çıkacağı korkusuyla olacak -denizden gelenler sorunu ise, bu haritaya bakmakla çözülür, örneğin,: • OM-OĞ’KÖL’ünde, OQ-OMIĞ(Buhara)dan kalkan bir gemi, ÇELEKEN boğazından UÇUĞILTIR KÖL’e geçer Yoluna devam ederek QARA KöL’ile • OQ-OZ ULIQ KÖL’e yani Karadeniz'e varır. Bundan sonrası ise, • OY-URUM ATIN, OY-OĞI’na yani ISTANBUL'a varmak ve yola devam ederek, • Ege denizine açılmaktır.. Bilinmeyen, ya da bilinmek istenmeyen denizden gelenler artık, OT-OĞ’a kadar uzanabileceklerdir. BATININ BÜYÜK YANILGISI: Batı, tarihin babası sayılan Herodot’la başlattığı için ve, Türkleri Evrensel kültür ve tarih dışı saydığından, Herodot’un verdiği bilgilerle düzenlenmiş olan aşağıdaki haritayı esas aldığından Asya’daki Büyük Ön-Türk kültürünün doğ­ duğu haritadan ya da bu haritayı oluşturacak bilgilerden haberi yoktur. (not: Ege adını Yunan Mitolojisi “denize düşen AEGEUS”’tan gelir diye bildirilir. Biz bu.adın Ön-Türkçe, “akarsu,deniz, su örtüsü” anlamına ÖG-ÜZ, ÖG-IZ'den gelmiş olduğunu düşünmekteyiz) 123


Halûk Tarcan

HERODOT 'un Dünya haritası (*) (*)(J.Lacarriere, en cheminant avec Herodot, Seghers, 1981 paris)

124


KARA-TAU KÜLTÜRÜ

Bölüm V.


Halûk Tarcan

KARA-TAU KÜLTÜRÜ

İNSANLIĞA İLK ADIMLAR:

Bu içdenizlerin ve bu denizlere akan nehirler ve kollarının oluşturduğu yüksek vadilerde hüküm süren sıcak ve rutubetli iklimin sağladığı imkânlar sayesinde, • Orta Asya kişileri, (henüz Türk değil) Kabataş (paleolitik) Çağından başlayarak, yüzbinlerce yıl süren çilelerle, insanlığa ilk adımların atmışlardır. ANA YURT, EVRENSEL UYGARLIKLARIN BEŞİĞİ, KARA-TAU KÜLTÜRÜ Araştırmacı, Vadim A Ranov, “ her şey Paleolitik (kabataş) dönemde başlar adlı makalesinde ” şuurun gelişiminin, bütün insanlığın gerçekleştirdiklerinin en aşağı biyolojik olarak doğuşu, paleolitik dönemde olmuştur. Her ne kadar, • taş’ın işlenmesini bütün ayırımlarıyla biliyorsak da, • ilkel kişinin düşünce tarzı konusunda bilgimiz çok azdır diye yazar.(*) Biz, Ranov’un meydana çıkarmış olduğu Kara-Tau kültürünü minnetle karşılarken bu araştırmaya • "İlkel Orta Asya Kişisi’nin” düşünce tarzını bildiğimizi katacağız ve • 35/12/10 binlerdeki “ üst kabataş” (paleolitique supérieur) döneminde, • soyutlama yapabilen kafa, düşünce yapısına sahip olarak, • yazının icadına ilk adımlarını attıklarını ortaya koyacağız. Ranov’dan özetleyerek ve bazı terkedilmiş sanılan bilgilere dikkati çekerek yazımıza devam ediyoruz. Bütün araştırmacılar tarafından “kabullenilmemiş olan” İnsanın Afrika’da doğduğu hipotezine karşı, aynı milyon yıllarda, Asya’da da İnsanın varlığı hipotezinden vazgeçilmiş değildir. Hattâ, son zamanlarda yeniden Asya'ya dönülmüştür. MİLYON Y1LDAN-ONBİNLERE (**)

Bütünüyle Kabataş dönemi, bugün ittifakla kabul edildiği şekliyle;’ • Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan adları altında parçalanmış olan ve artık kullanılmayan TÜRKİSTAN’da .(Ranov, Tacikistan Arkeoloji Enstütüsü müdürü olduğundan, çalışmaları Tacikistan ekseni üzerinde yoğunlaşmıştır) • Güneyde IDUK-AT ÖGİZ(Amu derya), • kuzeyde AYIRIS(Çu) nehri, ISSIQ KÖL, • batıda Hazar kıyılarında ATREK/KRASNOVODSK, arasındaki topraklarda . Milyon yıldan başlar ve 12/ 10 binlerde Yenitaş(neolitique) dönemine kadar sürer. İncelemelerimizde kullandığımız "Orta Asya kişisi” ile "ÖnTürk kişisi” deyimlerinin ayrı kavramlar olduğuna dikkati çekeriz. Bu yaygın alanda, Orta Asya kişileri OALA'larda, “kalınan’’ yerlerde, “station” larda insanlığın ilk çilelerini çekmişlerdir. <Qala. Arapçaya Ö n- Türkçctlen je ç m ı

126


Halûk Tarcan

• Bu Oala’ların kültürü tümüyle, yerel, otokton kültürdür, dışarıdan hiçbir etki söz konusu değildir (Ranov) Alt kabataş, milyon yıldan 100/ 80 binlere kadar dönemde şimdilik yedi Qala tespit edilmiştir.: • Karatau, Kuldura, Lahuti, Sel'ungur, Kulbulak, Karakala, Kazakistan’daki Karatau... • Bunların içinde en eskisi, başlangıcı milyon yıla dayanan Tacikistan’daki (yani adı Orta Asya olarak değiştirilmiş olan Türkistan’daki) KARATAU’dur. İlk olması nedeniyle ve ondan sonraki qala’larla gelişim/sentez ilişkisi içinde olduğundan bu Orta Asya'da doğan kültüre KARATAU kültürü denmiştir. Bir öteki KARA-TAU Oala’sı • Kazakistan’da bulunmaktadır. Yazıya atılan ilk adımlar, ilk sembol şekillerin bir büyük bölümü bu dağdadır. Cambul kentinin batısında uzanır, kuzeyinde AYIRIS(günümüzde ÇU) nehri akar, Kara-tau kültürünün kuzey sınırını oluşturur.. • Tarihi 850 binler olan ikinci Kala, KULDURA’dır. Kunduz kenti yakınında, Iduk-At Ögüz’ün kenarında bulunur. • Bundan sonra 500 / 400 / 300. Binlere çıkılır, 200binler “termo lüminisans” tekniğiyle kat’i olarak tespit edilmiştir. • SEL’UNGUR ve KULBULAK Fergana vadisinde, OQ kenti yöresindedirler, tarihleri 250 / 200.binlerdir.V.i.islamov(aynı kaynak), bu tarihi 500 binler diye düşünür. ORTA- KABATAŞ (paleolitik- müsteriyen) DÖNEMİ, 80 / 35 bin yılları arası. Bu dönemde Türkistan'ın bir bölümünde 14 Qala tespit edilmiştir. • “Oğzı-Kıçı”, “Hucı”, “Teşik-Taş”, “Aman-Kutan”, “Ob-ı rahmaf, “Kulbulak”, “Ga-kuş”, “Esen M", “Karabura", “Kayrakum", “Carkutan", “GeorkievskiBugor”, “Tossor”, “Kuturbulak”, • Bunlardan, “Teşik taş”, “Aman Kutan”, “Hocakent”, “Ob-ı rahmet”, Özbekistan'da, • “Oğzı Kıçık” ise, Tacikistan’da bulurlar en çok incelenmiş mağaralardan­ dırlar. • Bu kültür Kuzey Doğu Hindistan’a da inmiştir. İNSAN ÜSTÜ KUDRET KAVRAMININ DOĞUŞU Bunların içinde TEŞİKTAŞ mağarasının, insanlık tarihi bakımından değeri çok büyüktür. Samarkand’ın güneyinde, 5489 metreye yükselen BAYSUN dağındaki bu ’’ağzı taşla örülü” mağarada 1- 9 yaşında bir çocuğunu mezarı bulunmuştur. Çek asıllı Amerikan Etnolog Hrdlıçka mezarın varlığını; 2- İNSAN ÜSTÜ BİR KUDRETİN VARLIĞINA İNANILMIŞ OLMASI seklinde açıklamaktadır. Tarih olarak C 14 testi. 80 bini vermektedir. 35 bin olacağında ısrar edenler de vardır. Önemli olan • Orta Asya kişisinin (henüz Ön-Türk kişisi değil) 127


Halûk Tarcan

• TEK TANRI KAVRAMINA doğru ilk adımı atmış olmasıdır. 3- tarihte ilk kere ÖRME TAŞ DUVAR inşa etmiştir. BİR SORU VE BEYAZ PİRAMİO Çin Halk Cumhuriyetimin sınırları içinde, Xian şehrini 100 km. Uzaklıkta Qin Ling Shan dağlarında bulunmaktadır. 300(üçyüz)metre yüksekliktedir. İkinci Dünya Savaşında Çin’e yardım malzemesi götüren C-54 uçağının pilotu tarafından fotoğrafı çekilmiş. İlk kere 1957’de Life dergisi tarafından yayınlanmış. 1994 yılında Şensi bölgesinde bir araştırma gezisi yapan Alman bilgini Hartwig Hausdorf kendi koleksiyonundan birkaç resmin halka verilme­ sine izin vermiş. Hausdorf’a göre piramidin yaşı -2500’ler civarında. Aynı piramidin etrafında daha küçük 100 kadar piramit var. Turgay Tüfekçioğlu'nun haberini verdiği bu piramidin yüksekliğinin 300 metre olduğunu hayretle karşıladım ve New-York’ta öğrencim Levent Alaybeyoğlu'ndan tamamlayıcı bilgi rica ettim. Piramit gerçekten 300 metre yüksekliğindedir. Yani, Eyfel kulesi yüksekliğine varan bir tepe halindedir. Hausdorf un verdiği bilgiye göre tarih (-2500)ler olacaktır. Çin'de Ön-Türkler (-3000)lerde devlet kurmuş olup Çin tarihi (-1700)lerde başladığına göre bu piramidin ve etrafındakilerin On-Türkler tarafından yapılmış olmaları gerekmektedir; • Orta Asya kişisinin Samarkand yakınındaki Teşik-Taş mağarasının ağzının kapamak için kullandıkları Taş örme tekniği, On-Türklerle bu piramitte en yüksek noktasına varmıştır dersek abartmış ya da yanılmış olur muyuz? İleride göreceğimiz gibi, Ön-Atalarımızın OT-OG dedikleri Ön-Mısır’a (-3000) lerde Doğu Anadolu’dan Isub-Ög yazısının gittiğini öğreneceğimiz gibi, Mirşan’ ın 184 Mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe okumuş olduğunu göreceğiz. Mumyalama tekniğinin 3000lerde Altaylarda olduğunu da bilmekteyiz, (Jettmar) Bu şartlarda Piramitlerin ancak Ön-Türkler tarafından yapılmış olduğunu kabullenmemiz bilimsel mantık sonucudur. 4- ESEN II QALA’SI - HIRİSTİYANLIĞIN BEŞİĞİ Hıristiyanlığın kökenini arayan araştırmacılar bir yandan, Lût gölü vadilerinde yazıtlarda çalışırken, aynı gölün yakınındaki UMRAN’da • ESEN'ler (essenniens) adlı bir halkın (-2’nci) yüzyılda tarihte görüldüğünü ve bu halkın, Isa zamanında da var olduğunu tespit etmişlerdir. Bunlar tarihte ilk kere. Orta kabataş döneminde. Uçığıltır Köl’ün kuzey batısında görünmüşlerdir. • ESEN’ler dünyadan elini eteğin çekmiş, sadece “varlık yokluk ve yaratan’” felsefesiyle meşgul olan ufak bir topluluktur. • ESEN’ler, İSA’ya atfedilen EŞİTLİK, KARDEŞLİK, FAKİRLİK kavramlarını, insanlığın ve yaşamın prensibi olarak İSA’dan ÖNCE söylemişlerdir. • Bu gerçeğe göre Hıristiyanlığın kökeni ESEN’lere dayanmaktadır. Bu bilgi­ leri -ESEN’lerin kim olduğunu arayan- Fransız televizyonu T F I’de François de Clozets’nin "Ölü Deniz Yazıtları” adlı yayınından aldık (26.12.1994) 128


Halûk Tarcan

KARATALI KÜLTÜRÜ HİNDİSTAN’DA Bu dönemde, Karatau kültürü, Himalâyaların güney batısından, Hindistan’ ın kuzeybatısında • Aravalli dağlarına ve eteklerindeki THAR çölüne kadar inmiştir.O • Karatau kültürünün doğu sınırı • Himalâyaları ve Tibeti batıdan çevirir, Çin’e girmez, Kuzeye yükselir, Fergana vadisini, geçer • Kırgızistan’dan Tarbagatay ile doğuya Altaylara doğru yönelir ve Bükli çöl(Gobi)e erişir. • Güney doğu Asya ve Çin, Karatau kültürünün doğu sınırının dışında kalır. Batı sınırı ise.yukarda sıraladığımız incelenmiş qala’lar dışında, • Hazar kenarındaki Krasnovodsk, (Türkmenistan), • Uçığıltır Köl’ün kuzey kıyısında Esen II (Özbekistan) ile • lssıq köl (Kırgızistan) arasında.100 qala daha tespit edilmıştir.(tümüyle, artık adı kullanılmayanTürklstan’da olduğumuzu unutmayalım) ÜSTKABATAS (Paleolitique superieure)dönemi. 35/10 bin yılları, iki qala tespit edilmiştir SAMARKAND ve ŞUNYU: SAMARKAND Oala’lar içinde; • AMAN KUTAN kalasının, Samarkand yöresinde oluşu da ayrı bir önem taşımaktadır. Demek ki, Orta Asya’dan bugüne kadar binlerce yılı aşarak gelmiş olan • Samarkand’ın oluşmasına ilk adımlar atılmağa başlanmıştır. • Samarkand için C l4 ’a başvurulmamıştır, tarihi 40/20/15 binler arasında değişik sayılarla verilir. Güney doğusunda Baysun dağlarından doğan • ÖKİ-SUUQ BAŞ(Zerefşan) nehri kenarında bulunur.. İlk adları • QAPIĞ-QAĞAN, ÛAPAĞAN’dir. • ŞUNYU’nun tarihi Cl4'le 10500 / ± 700diye tespit edilmiştir. Mevcut gala­ lar arasında en yükseğe, tarihteki ilk adı • Şunyu olan Pamlr eteklerinde 2000 metre yüksekliğe yerleşmiştir.ÖnTürk kültür ve tarihi ve Evrensel tarih bakımından büyük önemi olan ŞUNYU ‘yu, Ön-Türk devletleri başlığı altında geniş bir şekilde göreceğiz Üst Kabataş döneminde • Kala olarak tarihte görünmüş ve zamanla Ön-Türklerin karakteristiği olan Devlet Otoritesiyle Yönetilen Aşiretler (UY)u, (Birliği) halinde tarihte yer almıştır. • Orta Asya’nın güneyini oluşturan bu yörenin yazıyı tanımış olması, en aşağı bu seviyeye ermiş kişilere sahip olmuş olması düşünülebilir. Yani, qalalar halindeki obalardan, siyasal kuruluş seviyesine geçiş, • UY seviyesine gelmesi için, daha önceki dönemlerde, Orta Asya kişisinin . sürekli gelişim/sentez çabaları içinde olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. (’){Dossiers d’Archologiel85/1996)

129


Halûk Tarcan

TARİHTEKİ İLK SİYASAL KURULUŞ: UŞUN-UY (Prof. B. Güvenç, ‘biz devlet kurmasının Çinlilerden öğrendik”.diye yazar) Yukarda incelediğimiz bu sentezler sonucunda, ÖN-Türk siyasal kuruluşlarının tarihinin, • 10.500’de ki ÛALA’nın gelişerek sonradan, • UŞUN-UY adını almış, tarihteki ilk • AŞİRETLER BİRLİĞİ - aşiretler federasyonu ile • Orta Asya’da başladığını ileri süreceğiz...Ve ilerde bu konuyu “tarihteki ilk siyasal kuruluşlar” başlığı altında geniş bir şekilde göreceğiz. Karatau'dan beri gelen, taş işleme şeklinin benzerini Sibirya ve Moğolistan’da bulmaktayız. (Ranov) Kabataş dönemine toplu olarak baktığımızda, araştırmacılar sadece taşın binlerce yıl boyunca işlenmesini ele almış ve sadece bunun gelişimini izlemişlerdir. 3 5 / 1 0 binlerin, buzul dönemine girilmiş olması nedeniyle iklim şartlarının ağır olduğu ileri sürülerek gerekli bilgi ve bulguların elverişsiz olduğu iddia edilmiştir. Bilimsel veriler, bu dönemdeki Orta Asya kişisinin, san’at Tarihine İlk adımlarıyla - kelimenin esas anlamıyla - Evrensel kültürün temelini attıklarını göstermektedir. MAĞARA VE KAYA ÜSTÜ RESİMLER Ranov, ve öteki araştırmacılar, Taş işleme tekniğinin zaman ve mekândaki gelişmesi dışında, bu dönemde doğan mağara ve kaya üstü resimlerin ilgi duymamışlardır. Belki de onların incelenmesini sanat tarihçilerine bırakmışlar, dır. Sanat tarihi göstermektedir ki; ’’Yaklaşık” kaydı ile tespit edilmiş olan tarihlere göre, (**) • Orta Asya kişisi 30 binlerde mağara duvarlarına ve Kaya üstlerine resimler yapmağa başlamış, • 20 binlerde piktogramlar, yani kayaları daha sert kayalarla ‘'noktalama" tekniğiyle resim yapma dönemi, • 18 binlerde petrogliflerle, yazı öğeleri içeren resimler dönemine girilmiştir • 12 binler sıntaşlar, çok sayıda ve çok çeşitli tamgalar...Anımsayalım, bunların arasında ‘tarihleri tespit edilmiş” olan • Şölgen taş AŞ, AŞA tamgası, C 14 ile, 14 (ondört) bin, • Şölgen taş ON tamgası, C 14 ile, 12 (oniki) bin tamgalardır...

130


EVRENSEL KÜLTÜRÜN BAŞLANGICINDAKİ ÖN-TÜRK DİL YAZI, KÜLTÜR VE TARİHİ,

Bölüm VI.


Halûk Tarcan

EVRENSEL KÜLTÜRÜN BAŞLANGICINDAKİ ÖN-TÜRK DİL, YAZI, KÜLTÜR VE TARİHİ, (Prof. Talât Tekin,"...En eski Türkçe Orhun Türkçesidir der ve tarihini (+732) diye verir...Tam, 14732 yıllık bir yanılgı..Prof. S.Akşin ise der ki, "...Hunların yazısı bile y o k t u . Ar a ş t ı r ma c ı . Attilâ gürbüz, Sorbon doktora tezinde, Attılâ'nın Avrupa’ya Isa’dan önce, 5 ’nci yüzyılda, 32 alfabeli bir yazıyla girdikle­ rini yazar!.. Sorbon özel kitaplığı) (Birinci Dünya Savaşında İngiltere Başvekili ve yeminli Türk düşmanı olan Lloyd Corc, ’’...yakıp yıkmaktan başka hiçbir niteliği olmayan, Evrenesel Uygarlığa hiçbir katkıda bulunmayan Türkler, Kızılderililerin akıbetine uğramağa müstahaktırlar” der... Prof. Tarık Zafer Tunaya)

1 Yapılan sembolik şekillerin okunması , 2. bu okumayı seslendiren dilin Ön-Türkçe olmasıyla Orta Asya kişisi artık • Petrogliflerden, yani ‘'yazı işaretlerini içeren kaya resimleri’”nden başlayarak • C 14’le yapılan tespite göre • ÖN-TÜRK KİŞİSİ olmuş, Her biri ayrı bir kavramı ifadelendiren sembolik şekillerle • TAMGA adıyla değerlendirilmiş Bu tamgaların bir fikri ifadesi için sıralanmasıyla • YAZI İCAD EDİLMİŞ, yazının ifade ettiği • DİL • DİL’in İFADELENDİRDİĞİ DÜŞÜNCEYLE • ÖN-TÜRK YAZI , DİL VE DÜŞÜNCESİ ile • EVRENSEL UYGARLIKLARIN TEMELİ ATILMIŞ • GÖÇMEN (göçbebe değil!) ÖN-TÜRKLERLE BU IŞIK • YAYILDIKLARI YERLERDE • DİP KÜLTÜRÜ OLUŞTURMUŞTUR. Başlangıçta işaret ettiğimiz gibi, • Yazının icadın doğru atılan adımlar ve sonuçta yazının icadıyla, artık, • "Kabataş dönemi ilkel kişisinin düşünce şekli’’ni de ortaya koymuş oluyoruz SONUÇ: ÖN-TÜRK UYGARLIĞI. ÜST KABATAŞ (paleolitik süperiyor) DÖNEMİNDE, ON DÖRT BİNDE, TARİH YÜZÜNE ÇIKMIŞTIR. Bu da gösteriyor ki “uygarlığımız, tarihimiz 16 bin yıllık bir uygarlık ve tarihtir!..” VE DE TARİH ÖN-TÜRKLERLE BAŞLAR diyeceğiz.._________________________ (not: Zavallı Loyd Corc. Aleyhimizdeki bütün yazılarını, Türk Alfabesi olan Lâtin yani, Etrüsk alfabesiyle yazdığının farkında bile değildir...Çok büyük söz söylemiştir!.) 132


Haluk Tarcan

YENİTAŞ (Neolitique)12 / 1 0 - 6500 yılları. 12/10 bin yılları bir geçiş dönemi taşıdığından bu döneme,”ara-kabataş" (Epipalöolitique)”de denmektedir. Bu dönemde, • örnek qala Semerkand’dır ve bu geçit döneminin kaynak kültürünü verir, • asla dış etki söz konusu değildir. Yerel, otokton kültürün gelişmesini ifade eder. (*)(sa. 12) Yenitaş dönemini incelemiş olan “G. Amosov”, “V.A.Ranov”, ‘Tania G. Filimonova” çalışmalarının sonucunda, (**) • Pamir'den Altaylara • Hindigüş’tan Himalayalara kadar geniş Asya topraklarındaki gelişme • DIŞ ETKİ OLMAKSIZIN (sa.13) tespit etmişlerdir. Ceytun, Kelteminer ve Hisar bu dönemin karakteristik Öala’larıdırlar. • HİSAR, bu yüksek dağlar ülkelerinin modeli halindedir, insanlığın şafağındaki Karatau kültürünün devamını temsil etmektedir.. Bunlar içinde, Hisar kültürü, genel çizgilerle C 14 tekniğine göre, (-8020) den, en aşağı tarih olarak ±40’a kadar sürmüştür. Bu devamlılık karşısında araştırmacılar şu suali sormuşlardır: ...Yenitaş Dağ kültürü neden bu kadar uzun sürebilmiştir? (sa.21). Bunun yanıtını biz veriyoruz . • Çünkü bu kişiler artık yazı sahibidirler., ileri derecede düşünme niteliğiyle binlerce yılı aşmışlardır, • etki altında kalmak yerine, kültürleri ve yazılarıyla egemen olmuş, • etki altına almış olan kişilerdir. ÖZET: Orta Asya kişisinin TAŞ’ı işlemesi hareket noktası alınarak bunun • milyon yıldan (- 40) yılına kadar • Kabataş döneminde 23, Yenitaş döneminde 15 • Kala(yerleşme noktaları,stationlar)da • Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan ve Kuzey Afganistan'da gelişmesini izlenmiş (yani Türkistan), bunun • Üst Kabataş döneminde Sibirya ve Moğolistan'a kadar yayıldığı tespit edilmiş • 100 ûala’nın yerleri tespit edilmiş olup henüz açılmamış olduğu kaydedilmiş, Orta Kabataş dönemine ait, • Teşik Taş mağarasının ağzının taşla örülmüş olduğu görülmüş, • Aynı mağarada 9 yaşındaki çocuğa ait bir mezarın varlığı da ortaya çıkarılmıştır. Fakat, • kaya resimleri, sembol şekiller incelenmemiş yazı düşünülmemiştir... Bu, milyon yıllardan (- 40) yılına kadar yapılan, değeri ölçülemeyecek kadar büyük olan araştırmalara bakarsak araştırmacılar sadece ”taş"ın günlük gereksinimler ve koruma âleti halindeki değerini hareket noktası aldıklarından, bu taşlarla işlenmiş, (*1)(Dossiers d’Archeolgıe. 1 8 5 / 1993, sa.12-}

133


Halûk Tarcan

• • •

Resimler ve sembol şekiller ya da taşlara işlenmiş resimler ve şekiller üzerinde durmamışlardır; yazının Türkistan’da (Orta Asya’da) icat edileceğini düşünmemişlerdir, çünkü, bu araştırmacılar yazının Mezopotamya’da icat edilmiş olduğu ön fikrine sahiptirler ve bunda direnmekte kararlıdırlar...11bine kadar yazı bulunamamış olmasına rağmen...Ya da Çivi Yazısının ilk yazı olduğunda ısrar ederek...

Türkistan'ın Hazar’dan, Çin’e kadar uzanan geniş coğrafî alana verilen ad olduğunu, Çarlık Rusya’nın bu toprakları işgaliyle Türkistan adının ORTA ASYA’ya dönüştürüldüğünü görmüştük. Çin de, bu politik manevrada yer alarak, "Doğu Türkistan/Çin Türkistanı derken, Sincan adıyla Türkstan’ı belleklerden tümüyle sildiğini görmüştük...Iran ise. Orta Asya’nın batısını, aslında Batı Türkistan’ı DOĞU İRAN diye adlandırmaktadır.O Türkistan bir kere daha yok edilmiştir. Günümüzde, tümüyle araştırmacıları yanıltan bir öteki önemli nokta, bu araştırmalarda bugünkü siyasî haritanın etkisinde kalmış olmalarıdır: çünkü, Ranov ve ekibi Tacikistan Arkeoloji enstitüsü araştırmacıları olduklarından araştırmalarını, Tacikistan’ı hareket noktası almak üzere yapmışlardır Bu nedenle bugün Tacikistan adının, siyasî değeri olduğu bu ülkenin, Orta Asya'nın yani Türkistan’ın bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Şunu da hemen ilâve etmeliyiz ki, değerini daima saygıyla karşılaya­ cağımız çalışmaları sonucu, Ranov ve ekibi, Pamir’den yola çıkıp Kırgızistandan geçip Altaylarla Bükli Çöl’e varan çizgi üzerindeki qalaların varlığını haber vermişlerdir. • Fakat, bu qalalar henüz derinlemesine incelenmemişlerdir. • Daha açılmamış olan qalalar vardır. Özellikle bu çizgi üzerinde bulunan petroglifler, Ourganlar’ın, • yerleri ve saylan tümüyle tespit edilmemişlerdir. • Tarinu-ola, Sayan dağlarının vadileri vp onların • Üst Asya’ya bakan yüzleri, güney Sibirya henüz incelenmemişlerdir. Türk dil ve kültürü yok sayılmıştır. Bunların dışında, Türk kitlesinin konuştuğu • 2 gurup 8 dal ve 41 lehçeden oluşup (Başkakov- E.Rossi,) • Kabataş(paleolitik)döneminde, • Orta Asya kişisi döneminden beri yaşadıkları, • Türkistan ve Avrasya’dan ayrılmamış olanların, şimdilik • 14 binlerden beri konuştukları • Türk dili, zaman ve mekândaki bu dilin taşıdığı kültür hâzinesi yok sayılmıştır...Bunu, resmî araştırmacılarımız da bilmeden - kabullenmişlerdir._____________________________________ (’ )( Belentsky. Asie Centrale, Nagel, 1968 )

134


Haluk Tarcan

Qalaların adları: bunların tümüyle Türkçe olduğu bilinmemekte, ya da bilinmek istenmemektedir. İçlerinden ikisi'Farsca, biri ise Rusçadır.. • Karatau.Kuldura.Sel’ungur, Kulbulak, Kara-kala, Oğzı-Kıçık, Teşik-taş, Aman-Kutan, Kulbulak, Ga-kuş(ög-a oq/ök-uş?),Karabura. Kayrakum, Carkutan, Kuturbulak, Şunyu(Uşun-Uy), Samarkand... • Lahuti, Huci, iranca ;Tossor, Rusça... Eğer Türk tarihi, resmî tarihin öğrettiği gibi, • ( • 220)de başlamışsa, nasıl olur da tarihin derinliklerinden gelen bu qalaların adları Türkçe olur? • Neden tümü Farsça, Grekçe, Sanskritçe, değildir? Ranov ve ekibinin Ön-Türkler konusunda hiçbir bilgileri olmadığından OmOğ Köl’ünün varlığını farkında değildirler. Buranın bugün, Karakum, Kızılkum çölleri olduğu dolayısıyla hiçbir kültüre kaynak olamayacağı ön fikriyle hareket etmişlerdir. Ranov ve ekibinin vermiş oldukları qalaların harita üzerinde yerine bakılırsa bunların, Mirşan’ın belgelere dayalı olarak ortaya çıkarmış olduğu, • Bir-Oy Bil çağı haritasındaki • OM-OĞ KOL’ünün Güney doğu sahilini oluşturan dağların vadileri oldukları fark edilir. Burada büyük bir parantez açacağız: BAKTRİYAN ve KUŞHAN: Bu parçalanmaya bir de Baktriyan’ı katmak gerekmektedir. Bu konuda yazılan makaleleri özetlersek, genel olarak ortaya çıkan gerçekler şunlardır: (*) Baktriyan denen bölge, siyasî haritaya göre değişmekteyse de genelde : Afganistan’ın kuzeyi, Özbekistan ile Tacikistan’ın güneyi arasındadır. Kuzeybatıda, QAPIG OAĞAN’a (Samarkand)a dayanır. Bu konuda bilgi veren tarihçiler • Strabon, Arrien ve Curce vb..dirler.Onlara göre : • Baktriyan (-2nci binde) tarihte ortaya çıkar. • Türkmenistan ve İran’dan gelenler tarafından kurulmuş oldukları iddia edilir....(Ama, gelenler kimlerdir, hiç bir açıklama yoktur?) • Büyük İskender tarafından (-329 / 328)de işgâl edilmiştir. Yerel gelenek ve Grek kültüründen GREK - BAKTRİYAN devleti doğmuştur. Batının geleneksel alışkanlığı gereği, • Grek kültüründen dolayı hemen, Hint-Avrupa dili ilerisürülmüştür. • (-2)yüzyıl ortasında kuzeyden gelen göçebelerle, karanlık bir dönem başlamış, fakat, • yüzyıl sonra bundan, -Grek’lerin uygarlığında büyük payı olduğu, parlak bir Kuşhan imparatorluğu doğmuştur..(denir!..) Avesta ve dini merasimlerde içilen Haoma ve “ateş kültü”yle Zerdüşt dini, •

(*)(Archeologie No. 211 /1996)(")(Dossiers d'Arcehologie 185/1993)

135


Halûk Tarcan

Kuşhan’ın din kültürü, yani Fars kültürü halinde ortaya çıkar; Bu kültte, ölülerin kemikleri toprak kaplarda saklanır. • İran, Helen, Hint ve Baktrian geleneklerini içeren bu devlet, Çin, Iran ve Roma imparatorlukları arasında önemli bir dört yol ağzıdır. • 3'ncü yüzyılda Hindistan’a iner • Zamanla Sasanilerin satraplığı haline girer, • 5'nci y.yılda Eftalitlerin (Ap-Atalıt’lar) egemenliğinde kaybolur. • Dilleri bir tür Farscadır, (o türün ne olduğu asla söylenmemektedir!..) • Yazıları bir tür Grekçeye benzer, (o tür nedir??)... Bir de, "hiç bilinmeyen bir yazı şeklini” (??) daha kullanırlar. Baktriyan ve Kuşhan kültürünü tümüyle incelemek konumuz dışı olduğu için burada duruyoruz. Yanılgılar ve Eleştirilerimiz : Genel olarak, Orta Asya'da Batının kendine ait saydığı ve (kuramsal)Hint-Avrupa dili gurubundan olan İran, Hint ve Grekleri Orta Asya’da kabil olduğu kadar tarihin derinlerine indirmek endişesi sezilmektedir. • Kara-Tau kültüründen, milyon yıldan (-2 bin)e kadar - zaman aşımına uğramadan- gelmiş olan bu dip kültürden hiçbir söz yoktur. (- 329)dan sonra, ancak yüzyıl kalmış olan Greklerin getirdikleri "Hellen Mimari” öğeleri, sütün başlıkları, korniş motifleri, oluklar, Attik öğeler başlı başına büyük bir Grek etkisinden söz edecek seviyede değildir, • Üstelik, Grek tapınak mimarisi, Urartu + Sümer + Mısır = Girit tapınağıdır, Girit’ten Greklere geçmiştir, Korniş ve friz motifleri Ön-Türkçe damgalardır, • (Attika’nın, Ön-Türkçe, At-ata ök/a = At-ata yönetimi, Oağan yönetimi, demek olabileceğini geçiyoruz..) Dahası da var, • Grek adı, Ön-Türkçe ÖK-ERİK’(krallık)tan gelir, bunlar, Üst Asya’dan, Kızıl Macalık yöresinden göçetmiş Ön-Türklerdir...(‘ *) • Yunanistan’ın ilk adı İÇÜY ÖK’tür.(**). Kuzeyden gelen "göçebeler kimlerdir? Bunlar Türk göçedenleri iseler, göç etmeleri nedeniyle, yazın yaylâklarda gpzen, kışın geldikleri yere dönen, uygarlıktan nasibini alamamış denen göçebeler oldukları sanılan kişiler değil, • göç etmek gereğinde kalmış "Göçmen”lerdir, her şeyin üstünde, • YAZI sahibidirler...E.V. Krtveladze’ye göre bunlar, YU-EÇİ’dirler başlar­ ında YABGU bulunur. (*) KUŞHAN’lar Batının kendine yamadığı Kuş/han’ın esas adı, • •

OQ-UŞ’tur. Oq yönetimi, devleti demektir. OQ-UŞ’lar yönetimi altına aldıkları ülkeleri, TABIĞAÇ ONUTU OQ-AT diye vasıflandırırlar:

(‘ )(Dossıers d’Archeologie. 2 1 1 1 1996. sa, 15)

136


Halûk Tarcan

• Oq yönetimini, uygarlaştırdığı barbarlar, ya da US-OQ US İSİM KİŞİ AT ONIRA ONITU AT diye ifade ederler. Bu ülkelerle İran, Hint kastedilmiştir.(**)...

ve ye

OQ-UŞ HAN, Türkçe bilmeyenlerin kulaklarında KUŞHAN haline dönüşmüş olacaktır. • Avesta, yaklaşık (-6)nci yüzyılda doğmuştur. Bu tarihe kadar Kara-tau kültüründen gelenlerin dinsiz ya da, din felsefesinden uzak olduğu asla iddia edilemez. Ayrıca, bu konuda açık ve seçik hiçbir kayıt yoktur; Daha çok, tümdengelime dayanır, ön fikirle beslenmiş iddiaları içerir, ispatı yoktur. Aşağıda göreceğimiz üzere, Orta Asya kişisi, • 80 ya da 40 binlerde ‘insan üstü kudret” fikrine erişmiştir, • Ateş kültü, ön-Türklerin karakteristiğidir, Baktriandan, binlerce yılöncedir, doğuş ve gelişim ve yayılmasını aşağıda göreceğiz. • Baktrian ve Kuşhan’larda ateş kültü araştırılmamıştır, çünkü varlığı konusunda hiçbir bilgi edinilememiştir. • Yalnız kemikler değil, aslında yakılan vücudun külleri - Ateş küftü gereğitoprak kaplarda saklanır. Budizm, Ön-Türklerde doğmuştur(**)BUDA, kötü olanı atmak anlamına gelir ki, günümüzde bitki budama, ölü dalları kesip atma anlamını muhafaza etmiştir. Örneğin : • Nirvana, Bodisatva Ön-Türkçe kelime ve kavramlardır. • "Bir tür Farsça" denen dil, • Ön-Türkçe bilinmediği için, • Ön-Türkçe olabileceği düşünülmemiş ya da düşünülmek istenmemiştir. • "Bir tür Grekçe" denen yazının kökeni Ön-Türkçe olan ve Grekçe okunamayan yazıdır, ya da, bilinmeyen yazı da Ön-Türkçe yazıdır. • Kaplar, giysiler, süs işleri, mimârî öğeler, frizler, kornişler vb...üzerindeki, geometrik şekiller, sembolik şekiller büyük çoğunlukla On-Türkçe damgalardır. Bunların varlığı bilinmemektedir. Türkçe bilmemek • • • • • • •

Başvurdukları tarihçiler arasında bir tek Türk tarihçisi yoktur. Türkçe bilmedikleri için Türkçe kaynak aramamışlardır. Araştırmalar, akarsuların adları, ya Grekçe ya da Farsça olduğu ön fikriyle yapılmıştır, örneğin; Oxus’un, Amu Derya’nın , aslı Ön-Türkçe, İDUK-AT ÖGÜZ; iaxarta, Sir-i Derya, aslı İYİNÇÜ ÖGÜZ’dür. Bizim araştırmacılarmız da Türkçe bilmediklerinden, Iduk-At Ögiz’i, 137


Halûk Tarcan

• ÖKÜZ nehri, lyinçü Ögiz’i, • İNCİ nehri yapmışlardır, tarih kitaplarına da böyle geçmiş, böyle öğretilmiştir. • Baktriyan kültüründen söz ederken ileri sürülen arkeolojik sit'lerin adları­ nın büyük çoğunluğu Türkçedir: • Kızıl tepe, Kara tepe, Zor tepe, Barat tepe, Kambur tepe, Sapallı tepe, Altın tepe, Paşmak tepe, Ay hanım. Çim Kurgan vb...Bir tek Grekçe ad mevcut değildir. Kuramsal Hint-Avrupa dilleri: (Kitap II. de geniş bilgi verilecektir.) • 200 yıldır kökeni asla bulunamamış ve bu nedenle bir türlü kuramsallıktan kurtulamamış olan Hint-Avrupa dilleri iddiasının asla geçerli olamaya­ cağını özellikle ifade etmek isteriz. Bu teori, bütün kökensizliğine rağmen, terk edilmemiş, dallanıp budaklanmış ve kökensiz olduğu unutulmuştur; Bu haliyle, • 2'nci kattan başlayarak inşa edilmiş bir binaya benzemektedir ve • marnlamayacak kadar çok, büyük yanlışlar yapılmakta, bir yanılgıdan ötekine sürüklenllmektedir. Örneğin: kökeni Farsça (Partça) sanılan PATER’in Ön-Türkçe, AP-ATA ER’den başka bir kelime olmadığı bilinmemektedir.(**). Ve de, son araştırmalarda Part’ların bilinmeyen bir dil konuştukları tespit edilmiştir. (*) •

Özetlersek: KUŞHAN imparatorluğu, kökeninin Türklere ait olduğu bir sentezdir. Eftalitler’le(Ap-Atalıt) tarihten silinmişlerdir. Fakat kökendeki ÖnTürk kültürü, yeni İNCİ nehri yapmışlardır, tarih kitaplarına da böyle geçmiş, böyle öğretilmiştir. • Baktriyan kültüründen söz ederken ileri sürülen, arkeolojik sit adlarının büyük çoğunluğu Türkçedir: • Kızıl, tepe, Kara tepe, Zor tepe, Barat tepe, Kambur tepe. Sapallı tepe, Altın tepe, Paşmak tepe, Ay hanım, Çim Kurgan vb...Bir tek Grekçe ad mevcut değildir. Kuramsal Hint-Avrupa dilleri (kitap II de geniş bilgi verilecektir.) • 200 yıldır kökeni asla bulunamış ve bu nedenle bir türlü kuramsallıktan kurtulamamış olan Hint-Avrupa dilleri iddiasının asla geçerli olamayacağını özellikle ifade etmek isteriz. Bu teori, bütün kökensizliğine rağmen, terkedilmemiş, dallanıp budaklanmış ve kökensiz olduğu untulmuştur; Bu haliyle, • 2’nci kattan başlayarak inşa edilmiş bir binaya benzemektedir ve • marnlamayacak çok büyük yanlışlar yapılmakta, bir yanılgıdan ötekine sürüklenilmektedir. Örneğin : kökeni farsça (partça) sanılan • PATER’in Ön-Türkçe, (*)(Dossiers d’Archeologie no.271/ 2002)

138


Halûk Tarcan

AP-ATA ER’den başka bir kelime olmadığı bilinmemektedir.(**). Ve de, • Son araştırmalarda Part’ların bilinmeyen bir dil konuştukları tespit edilmiştir. (*) • Özetlersek : KUŞHAN imparatorluğu, kökenininTürklere ait olduğu, bir sentezdir, Eftalitler’le(Ap-Atalıt) tarihten silinmişlerdir, takat, kökendekiÖnTürk kültürü, yeni sentezler halinde zaman ve mekânda devam etmiştir. • KUŞHAN’ların (-1450)lerde Mısırda da bulunduğuna dikkati çekmek isteriz. Belenitsky ve hoşgörü Ön-Türkler konusunda hiçbir bilgisi olmayan bir araştırmacı, Alexander BELENİTSKY’nin, Baktrian ve Kuşhan sorununda savunmuş olduğu fikirlerden bazılarını alıyoruz. (**) Afganistan, ya da Baktriyan için sadşce • İran, Türkmenistan’ın batısı için, • Doğu İran denmesinin batılı araştırmacıların • kötü bir alışkanlığı olduğunu yazıyor, • Kuşhan sanatının büyük ve parlak bir sanat olduğunu, Türkistan’da olduğu kadar, hattâ ondan da fazla, • Ghandara sanatının oluşmasında büyük rolü olduğunu kaydediyor. Kuşhan’da da, Türkistan'da (Orta Asya) egemen büyük bir yönetimin gereği olarak, burada yaş ayan bütün halkların geleneklerinin, bütün dinlerin, birlikteliği kabul edilmiş olması sonucu, • Hoşgörü’nün(**) doğmuş ve bunun alışkanlık, gelenek haline gelmiş olduğuna özellikle dikkati çektikten sonra, bu geleneğin • Kuşhan’larda da aynen devam etmiş olduğunu kaydetmektedir. • Kuşhan resim sanatı konusunda da incelenecek ve analiz edilecek çok sayıda malzeme vermektedir, örneğin,Yılanlı kadın resmi sadece ‘yılan” motifi ve yılanın Ön-Türklerin sembolü olması bakımından önem derecesi tartışılamaz.[(not : Hoşgörü, (+700)de doğmuş olan İslâmiyet’e ve 1299 tarihli OsmanlIlara mal edilir)] SONUÇ: Önce, Türkistan’da Kara-Tau kültürünü inceledik, sonra da Türkistanda, Baktrian adını ağızlarından düşürmeyen ve bu kültürü Iran, Hint ve Grekler yoluyla Batı kültürüne, kuramsal Hint-Avrupa dillerine bağlamak isteyen batılıların yanılgılarını ortaya koyduk. Böylece, • Zaman ve mekânda Orta Asya kültürünün her şeyden önce bir bütün olduğunu, çeşitli etkilerin bu bütünü bozamadığını gördük. ('}(Dossiers d’Archeologie no.271/ 2002)(**)( Asie centrale, Nagel 1968, Geneve)

139


KAYA RESİMLERİ, DAMGALAR

Bölüm VII.


Halûk Tarcan

KAYA RESİMLERİ, DAMGALAR Yeryüzünde Kayalara resim yapılması tarih öncesinden başlar. Bu resimler, tabiatta mevcut olanın, aynen resmedilmesı şeklindedir. Bazen bu ortaya çıkan resimler, bir "fotoğraf" mükemmeliğini taşır. Örneğin Bodensee'de Thaygen yakınında Kesslerlovch Mağarasında bulunmuş mamut dişine resmedilmiş ren geyiği. D Pek çokları da, bir av sahnesini canlandırır­ lar. Yani, resim yapan kişi, gözünle gördüğünü, elinle tuttuğunun resimini yapar, “natürist" resimlerdir. Ögül-Uqus'lar Ögül sıfatıyla "doğanın, yaşa­ mın" sırlarını aramışlardır. Bunlardan, soyut sonuçlar çıkarmışlar, bu sonuçları Ön-Türklerin dünya görüşü olarak sistemleştirmişlerdir.( **) Yalnız..Bu dünya görüşünü, bu soyutlamayı "sözlü felsefe“ seviyesinde bırakmayıp, onu, • taşa ur/muş, somutlaştırmış, görselleştirmiştir...Kendisinin Ögül-Uqus olduğunu ortaya koymuştur ve • uygarlık tarihinde ilk kez soyut kavramlar taşa vurulmuşlardır. Bu taşa ur/ulan kaya resimleri, ilkel, çocuksu denebilecek sadelikle, fakat kat’i, yalın çizgiler, lekelerden oluşurlar. Çok nadir hallerde natürist görünümlü tarafları olsa bile, bu yönleriyle ancak beceriksizce çizilmiş birer dekor halinde kalırlar. Uygarlık tarihi bakımından, bu Ön-Türk kaya resimlerinin esas değeri, “yazı bulunlarfnı taşımaları, yazıya doğru yönelmiş olmalarıdır. Kısacası, Ön-Türk kaya resimleri, • soyut düşünceyi aksettirir, • yazı bulunları taşırlar; halbuki, yeryüzünde öteki kaya resimleri • somut düşünceyi aksettirir, • yazıyla, hiç bir ilgisi yoktur. Asya'daki kaya resimleri -30 binlerde görülmeye başlarlar. Bu kaya resim­ lerinin "yazı öğeleri" içermeleri tarihi, genel olarak, 1 8 - 1 5 binler olarak verilmiştir. Yazıya geçiş ise en geç, -8 / binler olmalıdır. (*)

C)(G. Musabayev, A. Maxmutov, G. Aydarov. Qazak Epigrafikası, Almatı, 1971- K. Mirşan.)

141


Halûk Tarcan

Bu konularla ilgili örnekleri görelim: Yukardaki resim,Tamgalı Sayı galerisinden bir petroglife aittir. • Dikkati ilk çeken şey, şekillerin belirli bir yön'e ”doğu”ya doğru yöneldiklerini göstermektedir. Bu da bize, resmin bir amacı olduğu,bir fikri ortaya koymak, bir fikri anlatmak istediği düşüncesini uyandırmaktadır. • Sol kenarda iki damga oluşmuştur ve nasıl okunacağını bile ortaya koymuştur: • Haç şekli’nin AT okunacağı altındaki’’AT’larla’ açıklanmaktadır. • Artık, karşımızda tipik bir petroglrf vardır; resimler arasında İki tamga bu kaya resminde, ilk kere tarihte görülmektedir, UÇ DAMGASI

Şekil 2 ise, gene Tamgalı Say'ında bulun­ maktadır. Daha ileri bir dönemi, yazıya geçiş dönemini ifade etmektedir. Çünkü, • hayvan ve insan şekli tamamen şematize edilmiştir: İnsanın bacakları artık (Y)şekliyle (Uç), aşağı sarkan kollar ( At), kafanın içinde 10 nokta (ON) damgasını vermişlerdir. • Boğa-inek'in boynuzları “OK", gerisindeki 4 nokta "Tört=doğum" diye okunmaktadırlar. • Sol üst köşede ise, “kuş" şeklinin şematize edilmesinde doğmuş olan OQ damgası yer almaktadır.( * * ) Şekil 3 de, aynı bu petroglifin Doğu Anadolu'da Sat Dağı'nda bulunan paralelini vermektedir: • yan gelmiş kıskaç şekli “OĞ", 10 çizgicik "ON" ve boynuzlar "ÖK n damgalarıdır. Bu, Sat Dağı petroglifinin tarihi. Ersin Alok tarafından -8 bin olarak tespit edilmiştir. (*) YAZININ OLUŞMASI .

18. binlerden itibaren petrogliflerle gelişen ve ortaya soyutlaşarak, tamga olarak çıkan şekillerin, dizi halinde (genel olarak) sıralanması sonucu, yazı doğmuştur.

(*)(E. Alok, Anadolu Kaya Üstü Resimleri, Akbank, İstanbul, 1988.)

142


Halûk Tarcan

• resim kavramından çözülerek, İleri seviyede bir yazıt örneğini: Yenisey'in vadilerinden Sülyek'ten veriyoruz(**). SÜLYEK yazıtı

kaynak kolu

Uluğkem

ÜE YAZITI (&EVE YAZITI) UtUKBM vadisindeki SÜLYEK U jtin d t butunmuş kaya y a tıM ır Apdgtea-Kivalo A«-aJta'octw kunSdM*aal<f T H»ISirtç(Ort 1931 (M 87-8»)K iltRŞAN

®----------- ---- -------------- <««*-. -.»fc., ,

>

/

Y

^

v

l

i l ’p

/

r f

/

¡

' r

f

l

o

n

n

l

E

V1 H 4 . > U 1 I K n S > * >• WA Ql 30 aa ?M0 MUpüpua

. W3ü

i

D 1

>

1 ,1 t D o tk l Y

J

A Yü J3 U8 2 İ2 â A YO ZlTİZâ U8 $HO »•w ---* ~ ~ ____ . r__ — _

> v . VrtJ ua

iy M‘i 23 .0

\ \ k 3 i h i . v ı . \ ı.

l

oy

1X3 50 »S etm » ua e ıjjjo jij) urJL

M

ı Y Nt AÇ>nnhr k

Bü 2 İ* 3

J3 ÎU â u ?U MUÇO 2İT123 ?U

Bin kadar kaya resmi, "tamgalı taşlar” ın bulunduğu ve yazıya doğru "büyük adımların atıldığı" yer (Kazakistan'daki Tamgalı galerisidir. Sülyek'teki bu yazıt, 22 damga ile ilk dönemlerin -şimdilik- en uzun yazıtıdır. Yazıttaki deve resimleri "saydam” resimler olduklarında, bu yazıtın tarihi, saydam resmin üst sınırı olan, 8 bin olarak tespit edilmiştir.(saydam resim tekniği -8. Bindir- (*) 143


Halûk Tarcan

Bu yazıtı değişik kavramlar halinde tekrar göreceğiz, ilk ve en eski yazıtın, pitrogramlar ve petrogliflerin gelişerek tamgaların doğduğu "Tamgalı Say"ında ya da Kara-Tau / Ala-Tau, Talaş bölgesinde bulunmamış olması, bu konuda şimdiye kadar pek az araştırma yapılmış olması nedeniyledir. Tamgalı'daki 1000 kaya resminden ancak 56'sı yayınlanmış ve bütün Asya'da en çok 60 yazıt okunmuş olduğuna göre, ileriki yıllarda "çok yönlü" sürprizlerle karşılaşmak imkânı çoktur. Petrogliflerdeki soyutlamalara gelince, bu dereceye, • yaşam tecrübesinin birikmesiyle, daha ileri bir düşünce seviyesinin elde edilmesi ve kayalara resim yapmanın büyük güçlüğü sayesinde varılmıştır. Örneğin, Tanrıya Uç/ma sembolü olarak da kullanılan OQ tamgası, başlangıçta kuş resmiyle ifadelendirilmiştir. Bunun için, vücut ve kanatlar 90 derece kesişen iki çizgi ve ufak kıvrık bir gaga halinde çizilmiş zamanla bu sade bir HAÇ şeklini almıştır. (**) Çizgilerle Bazı Damgalar ve Etkileri(**) 12 binde doğmuş olan ON , kozmos, kozmos kişisi anlamlarını verir. Şölgen Taş mağarasındaki ilk şekli, Gök­ yüzü ve yer yüzünü ifade ettiğini düşündüğümüz • iki yatay çizgi arasına bu iki çizgiyi, “gökyüzü ve yeryüzün” ü, birleştiren 1 0 çizgiyle ifade edilmiştir. Tarih öncesi dönemlerdeki kışı, gökyüzünde, ani ve büyük bir parlamayla çakan ışığın ve sonra duyulan patlama ve yere düştüğünde yakmasının verdiği sonsuz korku içinde, bu kavrayamadığı kudreti Şimşekyıldırım olarak çizmiş olduğunu düşünmekteyiz. Bu şekil, zamanla, 10 nokta, 10 leke, 10 tüy, 10 figürle ifade edilir

144


Halûk Tarcan

i t ı

t

ı

m

«

A

ı t

m

IT T F r i • • • •

Tamgalı petroglifinde Buğ'un kafasındaki (güneşin içi) On nokta, Kün’ün kafsının içindeki 10+1 nokta Sat Dağı’nda, kral damgasında on leke lssıq-Köl'de altın elbisesi, adam mezarlarından çıkan yüzüğün üstündeki 1 0 tüy Arcisa nekropolünde bulunmuş bir "fibula’’..Üst sırada =N(kozmos) 10 kozmik kişi, İç sırada On kafa ile yeryüzükişisi tasvir ediliyor(**) İtalyan Alplerinde “Naquane” bölgesinde halay çeken on figür gibi... (Grav. rup. Val Camonica, D. Riba, Fr. Emp., 1984, Paris.)

ON’lar, HUN'lar (**) Ön-Türklerin bir bölümü kendilerini ON diye adlandırırlar. ON adı devlet adı olarak kullanılmıştır : Türkistan’da On-Uyul Orta, Isvçre'de On-Oyung...( **) Bu ad, Orta doğuda HUN halini almıştır. On kavramı, değerini kaybederek bugün 1 0 sayısı halini almıştır. (**) Hitit Öncesi Anadolu'da On Sayısı Sistra adlı vurma çalgının üzerindeki 10 hayvan ile 10 kavramı sadece, sayı olarak süregelmektedir.

Güneş kursunda 10 sayısı ışınlarla ifade edilmiştir.(biri kopuktur.) On adı kaybolmuş olmakla beraber, belki kozmos fikri muhafaza edilmiştir. 145


Haluk Tarcan

Grek Mitolojisinde On Kavramı: Grek mitolojisinde Daktiller'den (Dactyiles) söz edilir. Bunlar, demircidirler, bulundukları yörede, bu mesleği, bütün incelikleriyle öğretirler. Nereden, ne şartlarda gelmişlerdir, bu konuda ileri sürülen iddialarda kopukluklar vardır. Biz, bu söylenenlerden aşağıdaki etnolojik elemanları ayıklayabildik: • Frigya'daki Ida (Edremit’teki) Kaz Dağından ya da, • Girit'teki ida Dağı'ndan gelmişlerdir. • Bunlar 10 kişidirler. İki elin 10 parmağı, gibi...(Daktil'in, parmak demek olduğunu ve elin 1 0 daktilden olduğunu göz önünde bulunduralım.) Sonuç: 10 sayısı, bu kişilerin adedini değil, ait oldukları Ön-Türk grubunun adını, “Onları verir. • Demirci adı Grekçede "demioergoi" şekline girmiştir.(’ 4)Türkçe olduğu bilinmez • Demirciler, -3/2. binde Ortadoğu’da "tunç dönemini“ başlatmışlardır. Eğer Frigya kaynak ise, • Grek uygarlığına bağlanan Frig adının esas şekli, Ön-Türkçe olan UbUruq' olmalıdır...Friglerin esas Anadolu'daki bulundukları yaylânın adı, bugün Obruk adını taşımaktadır!. • Anadolu'nun bir öteki adı Frigya'dır. (Bkz. Midas Yazıtı.) Demek ki, • Grek mitolojisindeki “Daktiller", demirci mesleğine sahip Ön-Türkler olmalıdırlar. • Bu kelime, Demurge(demürj) olarak Fransızcaya geçmiştir :lsa’nın sıfatlarında biridir ‘’yaratma gücü”nü ifade eder...Demircinin iki ayrı madenden bir yeni maden yaratması gibi...(Larousse) DAMGALAR: OQ DAMGALARI

Tanrıya erişmek için gerekli şart, kısacası günahsız olma demektir. İlk ve esas anlamı budur. Aynı anlam, Astro-fizik’te "Quantum” diye adlandırılır: ilk seviyede gerekli olan şartlar...Öteki anlamları. Yönetim, savaşçı, oq/uma, tefsir anlamlarını taşıdığı gibi, kendilerine ON diyen Ön-tTürklerin öteki bölümü kendilerini OQ diye adlandırılan Biz Anadolu Türkleri OO’lardanız. Doğu Anadolu'da, adı ISUB ÖG olan Ön-Türk alfabesinde (şekil) şeklinde olan Oq damgası, Ot-Oğ'a, yani Ön-Mısır’a (şekil) şeklinde geçmiştir. Oq Uçu, "Oq bayrağı” demek olan kelime Latincede croce (kroçe) şekline girmiştir, haçın Latincesidir Oq Aç, "Oq sembolü“ anlamındaki kelime ise, bizde haç haline gelmiştir.(154) Haç şeklindeki Oq damgası, bazı yörük aşiretlerinin armaları olarak 146


Halûk Tarcan

yazılmaya devam etmektedirler. Dündarlı, Çavdarlı, Karahacılı, Karakoyunlu, Yeşilyurt, Kınık ve Hayta gibi...(Yusuf Durul.) Bunlarca yıllık ayrılığa rağmen, Büyük Asya kökenlerini bu işaretlerin ne olduğunu hatırlamadan gelenek olarak kullanmış- lardır. Bir Van kiliminde, göbek motifi halinde birOq damgası... Malta Haç'ı şeklinde.

Göbekte 1 büyük Oq damgası ve onu süsleyen 5 küçük Oq... Kars halısı. UW,OW...OĞ DAMGALARI Şeref, kutsal, kişi mensup olma. Ön-Türklerin ilk damgalarındandırlar. Daha sonra sadece Oğ şeklinde seslendirilmiş, "şekil ve anlam" sayısı çoğalmıştır. Oğ-Altı şeklinde, Tanrı temsilcisi demektir. • Göğe, Tanrı beldesine doğru "açılan ve yükselen" kollar, • boğanın "göğe erişen boynuzları" Tanrı inancının hareket noktası olduğunu düşündürmektedir..

1

B

B

1 A-B, Doğu Anadolu yüksek yaylasında Mağarası"ndaki duvar resimleri, havaya kalkmış kollar, bu iki kavramı ifade edebilmektedirler: Tanrı beldesine yönelmek, boğanın baş ve boynuzlarıyla sembolize edilmiştir. 2 A-B, Sat Dağı’ndaki Oğ damgası ise, boğa kafası ve iki boynuzun stilize edilmiş şeklidir. 147

Başet

Dağı'nda

"Kızların


Halûk Tarcan

KARA TEPE Heriki kabartmada Oğ damgası, • ad olarak unutulmuş; fakat kavram ve şekil aynen kalmıştır. • Baş ve kollar Oğ tamgasını vermekteler. (Bacaklar ise Uç damgasını oluşturmaktadırlar.) Halılarda Oğ Tamgaları Dört Oğ damgası, diplerinden yapışık olarak, Antalya Döşeme Altı halısında göbek motifini meydana getirmişlerdir; günümüzde bu motife "örümcek" adı verilmektedir. Bir Kars halısında kenar motifi: Sat petroglifindeki "boğa kafası ve boynuzları" Oğ damgasına oluşturmaktasalar da, bu damga, Bir Oy Bil'de Us damgası adıyla, en yüce anlamını vermektedir. Güneydoğu Anadolu'da bir grup dağ, Binboğa Dağları adını taşımaktadır. O* 03 06 oĞ ve ON Q | 0 }(0 jj( damgalarını, -------- Grek ve Roma İHOlHOm sanatında "Friz motifi" halinde görürüz. Çok sevilen bir motif olduğundan günümüze kadar gelmiştir. Bütün dünyaya yayılmıştır. Binaların girişlerinde panoların, tavanların kenar motifleri halinde yüzbinlerce kere tekrarlanmışlardır. İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki "İskender'in Lahti’ nin iç çerçeve motifi buna güzel bir örnektir. Alttaki şekil, ON-OĞ dömgasının bir türevidir. Tek bir yuvarlakla gösterilen damga, Oh (ong) diye okunmakta ve 'başarı, uygar, uygarlık" anlamlarını vermektedir. Bu şekli de, halılarda kenar motifi halinde görmekteyiz.

ÖK DAMGASI ÖK tamgası. (B),(K) Rab, gök, kral, sembol, sınırlayıcı, kuvvetlendirici...

3

f

X

B k R 148

Oazakstan'da Oara-Tau’da, Doğu


Halûk Tarcarı

Anadolu da Cilo dağında, Tir-i şin yaylâsında, Antalya Beldibi mağarasında gördüğümüz, ÖK, yani dağ keçileri ayni çizim karakterindedirler., Ön-Türkçe tamgalar yalnızca yukarıda gördüğümüz sayıda ve çeşitlemede değildirler, Biz sadece genel bir fikir edinilmesi için bazı örnekler verdik. Tamgalar konusunda ilk seviyede en geniş fikri verecek olan OQUQUPULT’lardır.Asıl esas ve temel fikir yazıtların incelenmesiyle elde edilir. Türkistan'daki 7 binlere kadar yükselen dağların tepelerinde, derin uçurumların kenarlarında, erişilemeyen en yüksek yerlerde korkmadan koştuklarından zıpladıklarından kafalarda GÖK kavramını yaratmış olacaklardır ki bu damga aynı zamanda GÖK anlamını vermektedir..

m

b

Dağ keçisinden iki tür damga doğmuştur. Boynuzlar daima Ok okunur. Kara-Tau‘da bacakları çapraz olarak çizilmiş olan dağ keçisi, bu çapraz bacaklardan, • "B" ondan da, BE harfi sanılan, aslında “Ok" okunan şekli vermiştir.

Aynı şekil zamanla sadeleşerek - çünkü kayaya resim yapmak çok zordur• K şekli doğmuştur bu da gene ÖK okunur. Lâtin alfabesiyle okuma yanlışlığı nedeniyleyani ÖK damgasını (B) ve (K) diye okuduklarından Etrüsk yazısı asla çözülememiştir. Zaten bu damga Ök diye okunmuş olsa bile Ön-Türkçe bilmeden Etrüskçenin okunmasına imkân yoktur

İ l i l [tört] *=* [aç]. Tir-i Şin Yaylası (7/6 bin) Beldibi Mağarası (8 binler?) Antalya Dağ keçisinin bir öteki verdiği damga TÖRT okunan birbirine paralel olan bacaklarıdır. (Not: Ök...(b) Uk (bouc, fr. teke.) dilcilere)

149

e«idibt aa&arasi (8 binpA ntşiyf


Halûk Tarcan

OZ DAMGASI ;Öbür dünyaya geçerek orada teşekkül etme ( metamorfoz), oluşum, Alevilerimiz de, grup halinde eksenleri etrafında dönerek "göğe” yükselirler,‘'OZ'laşırlar...Saz şairleri de sazları ile CANlarıOZlaştırarak Tanrıya eriştiriler. Bu nedenle saz şairlerine OZ/AN denir. Saz, bağlama kutsaldır, yere konmaz duvara asılır. Bağlama dinlerken konuşulmaz, saygılı olunur. Oz'laşma kavramının, Ateş Kültü'nden doğduğu bir gerçek olduğu meydandadır. Bu kavramı, Güneş Kültü'ne ait kutsama töreninde görmekteyiz: Kutsama töreni • Boğanın boynuzlarıyla -Tanrı temsilcisiGüneş'e erişilen yeryüzünün iyilik ve bereketini Tanrı, güneş vasıtasıyla, • şık ve enerji halinde yeryüzüne yılan şeklinde yolluyordu.(**) Kutsama töreninde, sağ alt köşede Buğ, Bike ve Kün kollarıyla Tanrı beldesini göstermekte ve Tanrısal ışık, kün ve eki'ni yılan şeklinde saçlarla donatmış, karşımızda, -8. binde kaya resmi olarakgördüğümüz dünya görüşü, gelenek halinde kopuksuz ve kesiksiz, günümüze kadar Mevlevi ve Alevilerimizle gelmiştir. Alevilerde bu gelenek sonucu, saz şairlerini OZ/AN, yani onları "müzik ve şiirleriyle Oz’laştıran" diye adlandırmaktadırlar. Bu gelenek halılarımızda da devam etmiştir. Yandaki halıda kenar motifi ola­ rak harika bir Oz damgası görül­ mektedir. Bu damga, sonraki bin yıllar­ da Grek alfabesine (şekil) şeklinde, Lâtin alfabesine ise "Z“ olarak geçmiştir. X-

Tamgaların tümü bu kadar değildir , biz bu konuda geniş fikir edinilmesi için K : Mirşan’ın “’Alfabetik Yazı Başlangıcı” kitabını tavsiye ederiz..

150


Halûk Tarcan

YAZITLARIN İÇERİKLERİ • Ateş Kültü: Ateşe vurulma, uçma, Tanrımla özdeşleşme, kül kapları Ourganlar... • Buğ'a Bu'luk halkına hizmet görev ve yetkisi verme törenini, • Buğ, Han, Oağan’ın anısını yad edici sözleri, • Türk tarihini, • savaşları ve diğer çeşitli konuları içerir. Ib-İs Bolıq metinleri TAMGALARI OLUŞTURAN ÖĞELER TAMGALARIN KULLANILIŞI Tamga, Cümle içindeki, yerine, cümlenin anlamına göre • Tek kavramı ifade eden bir sözcük olarak kaldığı gibi, Cümlede Tamga bütünlüğünü kaybedebilir ve • Steril bir harf halini alabilir. Örneğin, • OQ tamgası, Haç şeklindedir,OÖ diye okunur ve anlamlarından biri olan "günahsız olma” anlamını verir. Fakat aynı OQ tamgası, cümle içinde,cümlenin anlamına göre sadece • (Q)harfi olabilir ve başına, bütün sesli harfler gelebilir.Bu nedenle, ÖnTürkçe bir cümleyi okuyabilmek için, Yukarda sıraladığımız gibi, 1- yaşayan Asya Türk lehçelerini, 2- Türük Bil Türkçesini ya da antik Türk dil ve yazısına, 3- Ön-Türkçe ile 10 binlere kadar inilebilmektedir. Bu konuyu Ön-Türk devletleri başlığı altında geniş ve ayırımlı olarak göreceğiz. BATIDAKİ YAZI SİSTEMİ Bugün Batılı yazı sistemini incelersek temelinde, • Yalnız başına hiçbir anlamı olmayan," steril” diyebileceğimiz • Harf denen şekilleri görürüz. Harfler, heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler cümleleri oluştururlar. Harfler ancak heceden başlayarak değer kazanırlar. (i) ve (P) yalnız başlarına hiçbir şey demek değildirler, ancak ikisi ilk seviyede birleşip (İP) olduklarında anlam kazanırlar. Halbuki Ön-Türkçede (î) tamgası, his, düşünce, P=UP tamgası, esas merkez demektir.;karşımızda iki ayrı kavram vardır...ve UP İngilizcede aynen bulunur, seslendiriliş (A)P şekline dönüşmüştür. Birkaç örnek daha: (A) tamgası, AT okunur, ve canın tenden dışarı AT/ılması demek olur. (K) tamgası, ÖK okunur, gök, rab, kral vb., anlamlarını verir. Batıdaki sistemden bir öteki farkı şudur: Batıda, harfi okutan sesli harf, harften sonra gelir. Örnek: (T)harfi için (TE) denir. Ön-Türkçede ise (T), (AT) diye seslendirilir. • Bu temeldeki ayrılık, Ön-Türkçenin , Batılılarca çözülememesinin ilk nedenlerinden biridir, 151


Halûk Tarcan YAZININ DOĞDUĞU TARİHİ ÜÇGEN Orta Asya kişisinin yazıya doğru ilk adımları attıkları yerler, KARA-TAU; ALATAU’ların bulunduğu Kazakistan’da Balkaş gölünün güney batısındaki 1000 sayısındaki damgalarıyla 1. TAMGALI SAY’ı, Tamgalı vadisi, Kırgızistan’da 2. TALAŞ VADİSİ ve 3. ISSIO KÖL'den oluşan tarihî üçgendir.(KM) Tamgalı say’ındaki resimlerden ancak 56'sı yayınlanmıştır.

YAZI OKULLARI D K. Mirşan 1994'te yapmış olduğu çalışmalarla Asya ve Avrupa'daki ÖnTürk yazı okullarını meydana çıkarmıştır. • Tamgalı Say'ı Okulu: Bu okul, dünyanın en eski Sabaq, yani ders verilen yeridir.Yazı burada doğmuştur. • Süjyek Okulu: Ot-Oz sıntaşları, bu okul ürünü olmalıdırlar.(Ulukem VadisiÜst Asya.) • Manğıstav Okulu: Bir bölüm Anadolu ve Avrupa okullarının merkezi.Hazar Denizi'nin doğusunda... (**) • Isub-Ög Okulu: Cunni Mağarası, Erzurum; Doğu Anadolu yüksek yaylası, Mezopotamya (Fransa ekolü, kitap II) Ön-Türk okullarının Avrupa’daki devamını ikinci kitapta göreceğiz.

152


Halûk Tarcan

tw ao»L

nt.«00-15.000

M«*«Sİ>

I i n ! ı r ı i ı tmt buI v l U r i M ( P lr tıt* U r ,M » W r ,ll* T n .C iU

!•»•» m ır ,| «a,ly>. UMM» U|iı7.rtl 05..o. O ( t « m n o t* . , h i l ı > « I» N u r l a r ı « » { , H M M u

<3.90«J.*.! dr»

• •» » • I.lr ril k i l t i r l

Uzflûz 2# itimUr PtvtaOKkçoiiri

M jtt

ULUĞ-KEM’de bir derslik(")

J “

0

A

2 3

M

H

>

" /

A

OU

ü

M lj

m

8 3

"

ÖN-TÜRK ve EVRENSEL UYGARLIKLAR TARİHİNDE "İLK AÇILAN OKUL” Bu o k u lD Karargâh yönetimi, karagâh yönetecek personel için, ULUKEM vadisinde SÜLYEK’te açılmıştır. • SÜLYEK yazıtı adıyla tanınan ÜE yazıtının bulunduğu kayalara EBİN ÉMÜ UQ ÉSA Şeklinde yazılan cümle, KARAGÂH( personeli) YETİŞTİRMEK İÇİN VERİLEN DERS demektir.

153


İNSANÜSTÜ KUVVET İNANCI

Bölüm VIII.


Halûk Tarcan

Yazının doğuşunu oluşturan moral neden, Orta Asya kişisinden, İnsan üstü kudret kavramını öğrenmş olan Ön-Türk kişisinin, bu hisleri görsel hâle getirme arzusu olmalıdır. İnsan üstü kudret inancının idrâki. Ön-Türklerde 4 tür kavramı doğurmuştur :(**) I- ÎSİS, bir olay nedeniyle kendi ikendini belli eden...Orta Asya kişisinin TURUM-ARA”da, (yaşam ortamındaki olayları yorumlama çabasından doğmuş olan kavramdır. II- TENRİ (EDİN-ER...dingir...tengir...tefiri...tanrı ): yoktan var edici, evren'in yaratıcısıdır. Asya kişisinin üstün kudret’inden On-Türk kişisi, bu kudretin vakuum’da.boş bir hacim'de, boşluk ta bulunabileceğini, bunu yaratan bir varlığı düşünmüş ve Yaradan kavramına varmıştır. III- İÇÜÜM APAM : kişi, Yaradının bulunduğu bir öteki dünyayı tasarlamış, bu dünyaya varmak ve bu dünyada yaradanın hükmüne geçmek, yaradana erişmek için, öbür dünyaya götürürücü olması gereken bir öteki kudret’i düşünmüştür. Bu da, İÇÜÜM APAM’dır, yani, arapçasıyla AL-İLÂH , ALLAH’tır, ALAPA’dır, kişi canını öbür dünyaya götüren, canları kendine alan AL-ÎSİS’dir, IV-ÖK , Rab, Yöneten, bu dünyanın hâkimi... Bu dört kavram, Tanrının dört vasfıdır. 1- Evrenin yaratıcısıdır, 2- kendi kendini belli eder, 3- öbür dünyaya hâkimdir, 4- bu dünyanın hâkimidir.(**) Orta Asya kişisinin ancak hissiyata dayanarak kudret diye algıladıkları kavramı, Ön-Türkler, 1- kendisinden geldiğimiz ve 2- GÜNAHSIZ olmak, kendine özgü deyimiyle, OQ olma 3- BAŞARISI’m elde etmek şartıyla kendisine dönebileceğimiz ve 4- yeni bir evren’de 5- yeniden yaşama imkânını bize verecek BİR’i, TEK TANRI olarak algılamışlardır.(“ ) (Günahsız olma, Astro-fizik’te quantum, OQ damgasıyla... başarı, ON tamgasıyla ifade edilir, anımsayalım) Tek Tanrı - Çok Tanrı kıyaslaması Ön-Atalarımızın İleri seviyede soyutlama yapma yeteneğiyle varmış oldukları TEK TANRI inancına, ÎSlG’ine, imân’ına kıyasla, binlerce yıl sonra, Antik Grek Kültürünün yarattığı çok sayıdaki Tanrıları, insanlar gibi, yiyen, içen, âşık olan, öldüren bir tür yaratıklar, geri kalmış ilkel, çocuksu, bir hâl arzetmektedirler; 155


Halûk Tarcan

Bu tasavvur, felsefe’den çok, masal kavramına girmektedir ve bu nedenledir ki, çok sevilmiş ve tutunmuştur.Fakat,yalıt Tinsel / felsefe değeri,ile masal ve hikâyelerden alınacak dersler arasınde büyük seviye farkı vardır .Bu seviye, bu derece farkı sonuçta büyük kavram farkını ortaya koyarlar. TANRI’dan GELME Kişi, enerji ve ateş demek olan Kozmik ışık’tan (ONÇ)tan(islâmda ve öteki dinlerde‘’Nûr” ) yaratılmış halde Tanrıdan, döne döne alev ve ateş halinde eşdeğerde olarak yeryüzüne inerler.(A.inan)(onç = on/içi, kozmos içi) DEMOKRASİNİN ÇEKİRDEĞİ GÜNEŞ VE ATEŞ KÜLTLERİ , "SEÇİM" , "EGEMENLİK ULUSUNDUR" Bu kültler, • Tanrıdan eşgelme, • yönetilme gereksinimi, • seçim, • Tanrıdan yetki, • görev, • muhakeme, • başarı, • ateşe verilme yoluyla ödüllendirilme, safhalarından oluşur. Halkın • forum yaparak • seçim le kişiyi görevlendirmeleri • Demokrasinin çekirdeğini, oluşturur Kadın-erkek ve Tür ayırımı olmadan Tanrıdan eşdeğerde gelen Ön-Türk halkı, • yeryüzünde yönetilebilmek için • forum oluşturarak, toplanarak, aralarından bir kişiyi • BUĞ seçerler, fakat herkes eşdeğerde olduğundan,bu kişiye • halkını yönetme yetkisi, • Tanrı adına verilmelidir; Bu, • KÜN’ün(gün, güneş)EKl(eşi) AV tarafından verilir(Tamgalı Say’ı,‘’Kozmik dünya” , "kutsama töreni” petroglif’i). Artık Buğ, tanrı kralıdır, OsmanlIlarda bu, Allahın yeryüzündeki gölgesi seviyesine kadar yükseltilmiştir. Tanrı adına hareket eder, • halkına kul gibi hizmetle görevlidir, (imparator değildir!) • Ölümünden sonra halk yeniden forum oluşturarak • buğ’u mahkeme eder (musalla taşında, bu kişiyi nasıl bilirsiniz ?) • Buğ’, halkına iyi hizmet etme • BASARhsını elde etmişse 156


Halûk Tarcan

0Q olmuştur, günahsızdır, yani Tanrıya geçmek için gerekli ilk seviyedeki şartları sağlamış bu • BAŞARI’yı elde etmiştir ki bu ON(ong)tamgasıyla gösterilir. • BUDA-ÖG’dür, günahsızdır, öz’ü kurtulmuştur, kötülüklerden BUDA’nmıştır. Bunu başardığına göre, • vücunun ateşe verilmesi ile ödüllendirilir. (* Astro-fizik deyimiyle quantum) ATEŞ EVl’nde Halkı tarafından toplanan OTUN (ateşe ait - odun) ile ve belirli kurallar çerçevesinde, vücudu ateşe verilir. Yakılmak suretile can'ı Ruh’u UÇ / ar, UYUN-ONUŞ yani, canlı ruh olarak öbür dünyaya geçer.( **) Portekiz yazıtlarında okunduğu gibi,(**) APAN ONUSU, Allahın lütfu’nu elde etmiştir. Bu sayede oluşan bir AWIS ile, değişim ile, ED-AT EMİNİP ÜZÜN Tanrıya mal olmuştur, artık ASQAN olabilir, gökte AS/ılı olma hakkını elde etmiştir. UÇMAQ’ta "cennet’te I” bulunmaktadır... Tanrı yeniden evrenler yarattığında, bu evrende yeniden doğacaktır... Bu da, ölümden sonra yaşama, <’Reincarnation”un -tarihte ilk kere- Ön-Türk Kültüründe varlığını göstermektedir.(**)(Osmanlıcası, Baas-ü baad-el mevt) Yeryüzünde kalan küllerin ve yarı yanık kemiklerinin içine konduğu kabın gömüldüğü yer, ya da mezar’ın etrafında 7 kere dönülür, KÜTSANIR. Bu Merasim, ATEŞE VERME ZİYAFETİ ile sona erer. (Islâmda ölü yemeği),(**). (Bu merasimin müzikle yapıldığını tahmin etmekteyiz, kullanılan çalgının Yunan'a mal edilen, son araştırmalarda Iskitlerde ortaya çıkan LİR sazı olduğunu tahmin etmekteyiz...bekleyeceğiz.(’ ) Alevîlerde, • bağlama eşliğinde, • kadın -erkek beraberce kendi eksenleri etrafında dönerek ve aynı zamanda da bir daire çizmeleri, Mevlevîlerde, • ney ile dönen dervişler ve bu merasimlerin müzikle yapılışı bizde bu fikri uyandırmıştır.ü • Etrüsklerle, Roma’da orgie(orji)ve Batıda "banquet” (müzikli toplu ziyafet) kökeninde de yer almış olmalıdır. FORUM ve SEÇİM, demokrasinin çekirdeğini oluştururlar, Ön-Türk kişisinin(-15) binlerden, petrogliflerden başlayarak oluşan kültürü, • Etrüskler’de Roma hukukundan, • Likyalılar’da seçim, dolayısıyla demokrasi, (*1)(Doss. Archeolgıe No. 212 / 1996).

157


Halûk Tarcan

• Grekler’de demokrasi ve sonuçta • Fransız İhtilâlinden geçerek... Bizde • 1923'te "egemenlik Ulusundur”a varmıştır. Bu, tümdengelim yoluyla, herhangi belirsiz bir cümleden elde edilmiş bir fikir değil, yüzlerce bitig- taşa, ve yukarda gördüğümüz yazı yazılabilecek maddeler üzerine ur/ulmuş belgeler halinde gördüğümüz, okuduğumuz gerçeklerdir. KURGANLAR, TÜMÜLÜS’ler (**) ölülerin vücudlarının eşyalarıyla muhafaza edildiği mezarlardır; Kül kaplarının konulduğu , genelde toprağa kazılmış,büyük kutsal depolardır... Ourgan’lar, Külkapları, kül kapları depoları, Ateş kültü'nü belirten mezarlar ve eşya Ön-Türk uygarlığının yayıldığı yerleri ortaya çıkaran belge ve bulgulardır. YAZITLARIN İÇERİĞİ, büyük çoğunlukta , Buğ’un başarısı ve bunun sonucu Çan’ının Tanrıya uçuşunu naklederler. ÎB-ÎS BOLIO’LA : “ Düzenli düşünme siteleri” , yani zamanın üniversiteleridir. Burada • İSİZ OYUBUZ OUL’lar, rahipler, • dinsel eğitim yapmakla birlikte • Din/Tarih / felsefe/ gök bilimle ilgili bilgileri, • yaşadıkları, öğrendikleri bilgileri toplarlar, Bu bilgi ve bulgular • BUĞUN TUR, rahipler kurulunda incelenir, seçilir ve kaydedilir. Ön-Türk düşüncesinin büyük bir bölümünü bu kaydedilmiş bilgiler oluştururlar(**) • BUDA: Ön-Türk Dini, BUDA’nın temelini oluşturur. Bu nedenle Türklerin esas inancı Budizm’dir dememiz gerekir. Budizme girmiş birkaç On-Türk kavramı: • BUDA=ayrılma, BUDA(ma, bu/dak); • BUDHA = bilgisizlikyen ayrılma, bilgisizlik rüyasından uyanan • Ni-İRVAN = ilk hale dönüş ; NİRVANA = kurtuluş, . WAY-NIQI = talim ; VAİNEYİKA = talim vb... (**) Tayland’da, Buda’nın uyandığı ağacı gösteren kaya rölyeflerine SEMA denmektedir. (*) GÜNEŞ KÜLTÜ Ögül-Uqus'lar, tek ve yaratıcı kudret yerine güneş resmi çizmişlerdir. Bu hal onların güneşe taptıklarını ifade etmez; sadece, güneşin, yaşamı temin eden, sonsuz enerji kaynağı olduğunu görmüş olduklarını ve bu enerjiyi Tanrı'dan aldığını tasavvur ettiklerini ifade eder. "0(Archeologie N o .3 5 5 /1990 s.59-85)

158


Halûk Tarcan

Güneş, bu kavramın sembolü'dür. Bu kavrama günümüzde, örneğin Uygurlarda rastlarız. Onlar dualarında, güneşi ısıtan ulu Tanrı cümlesini kullanırlar. Ön-Türklerde, Güneş Kültü'yle ilgili en eski belge, Tamgalı Say'da (Damgalı Vadisi) bulunan bu yukarda görülen kaya resmidir. Tamgalı Say’ı, Almatı'nın 160 kilometre kuzeybatısında, Balkaş Gölü'nün güneybatısında, Ayırıs (bugünkü Çu) Nehri'ne açılan vadilerden biridir. Tarihi, eski Sovyet Bilim Akademisi araştırmacıları tarafından -6 bin olarak tespit edilmiştir. (*) Kozmik Dünya'yı, dolayısile Güneş Kültü'nü ifade eden bu kaya resminde kutsama merasimi hikâye edilmektedir.(**) KUTSAMA MERASİMİD Kutsama merasimi, Kün-Eki huzurunda yapılır. Kün ve Eki, gökten yere inmişlerdir (resmin sağ alt kenarında bulunmaktadırlar). BUĞ'a, yani Bey e merasimle BU'luk unvanı, halkının yönetme yetkisi vereceklerdir. Bu‘luk y y sıfatı, "beylik, hanlık, krallık" anlamını ifade m hf , etmek- tedir ki, bir buğ bu unvana sahip JA l olmakla, halkına, bir kul, bir köle gibi ~ ? \ hizmet etmekle zorunludur. Bu zorunluluk bir görev ve aynı zamanda bir yetkidir. Bu yetki ve görev kutsal'dır; bu nedenle, ‘ kutsama merasimiyle” ve Kün’ün EKİ, güneşin eşi, "kraliçe" tarafından verilir. Bu da, Ön-türklerde kadının önemini ve aldığı yeri göstermektedir. Kadın / erkek esliği Evli olmayanın Başkan, Oağan, Han ve Batı ülkelerinde kral olamayaca­ ğının hareket noktasını vermektedir. Bu merasimin gerçekleşebilmesi için Buğ’un, eşi’nin, merasimde hazır bulunması şarttır. Bu da "evli olmayan" olgunluğa kavuşmamış Buğ'un "asla (BU) sıfatını alamayacağını gösterdiği gibi, Ön-Türklerde" kadının sosyal mevkiinin kocasının yanında ve onunla aynı değerde olduğunu açık ve seçik bir şekilde, İsadan Önce 8. binde bu kaya resmiyle ortaya koyar. KÜN, (gün)... EKİ, tamamlayıcısı, güneş ve eşi olan AY... • Buğ’a yetki verilmesi, Kün'deki Uç hassası sayesinde oluşmaktadır ki, bu hassaya sahip olduğunu şu şekilde anlamaktayız.f*) Güneşin başındaki noktalı ya da benekli 3 daire, 3 hayvanla bağlantı ki, bu bağlantı 2 kol ve 1 bacakla elde edilmiştir. • UÇ sözcüğü, Tanrıya UÇ/ma hakkını ifade ettiği gibi, aynı zamanda 3 sayısını verir. • Kün’ün solundaki Ay-teririsi ise Eıki (2) niteliğini taşımaktadır: 2 niteliği, hassası, başın etrafındaki "çizgili halka" ve başın dışındaki "noktalarla, (*)(Qazaq Epigrafikası, G. Musabay, A, Maxmotov, G. Aydarov, Almatı, 1971.- K Mirşan))

159


Halûk Tarcan

• • •

2 kol. 2 ayak, sol elde 2 parmak ve sağ elin Bu:1, yani keçi ve it, ona ait hayvanlardır. Keçi "dağ keçisi“dir Tanrı'ya haber götürür, köpek muhafızdır.

Kün'ün hayvanlan ise, inek ve yolbars’dır (kaplan). Kün Tanrısı, 2'den fazla (inek ve yolbars=2 eleman) olan 3'lük hassasıyla, dünyamızdaki hayatı mümkün kılmaktadır. Onun bu hassası "doğum vaziyetinde"ki keçi ve bu keçinin arkasını tamamlayan 4 çizgi ile işaret edilmiştir. Bu sayı, Toğ Ur...Tör Et...Tört... ve bugünkü dört şeklini almış olmalıdır.. Toğ/ur'an kadının, Tor Et’mesi, TÖR denen, evin en itinalı yerine yerleşmesinden oluşmuştur. Merasim Ez Ed A Em, yani takdis merasimidir; bunun sağ alttaki figürlerin, "7 yalqın"dan oluşan saçlarından ve kolun bele dayanmış durumundan anlıyoruz. En sağdaki figür ise, kollarını kapalı olarak beline bağlamıştır; bu da, EM duruşudur. Bu duruş dünyamızda, hayatın mümkün olduğunu doğrulayan bir öteki bulun’dur ve aynı zamanda Göksel’liğin ifadesidir(**) Öteki 3 fig ü r: Kollarından birini havaya doğru kaldırmış olmakla gök'ü işaret etmekte kudretlerini gök'ten, Tanrı'dan aldıklarını ifade etmektedirler. Ez Ed A Em cümlesinde; Ez, takdis, Ed yaratma. Em ise duruş, yani kelimeleri toplarsak takdis etme duruşu, kutsama merasimi duruşu anlamını elde ederiz. Kun ve eşi Buğ’u. • yılan vasıtasıyla takdis ederler. Antik Yunan takılarında görülen ve bir türlü kaymağı bulunamayan(l) • yılan motifi'nin kaynağını bu gelenekte aramak gerekir.Çünkü; yılan, aynizamanda .Bu Oğ A...Buğ A...Buğa...Boğa sıfatını taşımaktadır. BU :.han, kral, yüce...Oğ: güneş, kutsal, şeref, A: artikl'dir. Hepsine toptan bir anlam vermek istersek, "yüce güneş" anlamı, boğanın işlevine en yakın olan anlam olacaktır. Öte yandan, Yılan, OZ'laşma, yani yanarak (Tanrı katına geçmek üzere) şekii değiştirmeyi ifade eder. Resimde bo(ğ)a, YILAN, buğ'un hizasında oynayan "7" kişi tarafından temsil edilmektedir..."Başlarında Buğ bulunmaktadır; resmin sol alt kenarında yer almış olan bu grupta, Buğ'un kolunun yan yatmış baston şeklinde içeri kıvrık olarak resmedilmiş olduğu görülmektedir. Demek ki, Buğ'a göksel yetki, 160


Halûk Tarcan

kutsal yetki verilmiştir ve artık, o, (BU), Ez Edi A olmuştur; takdis edilmiş han, kutsal han unvanı verilmiş, halkını yönetme sorumluluğuyla yüklenmiştir. BU, HAN, KRAL... sembolü “Bir” sayısıdır.(“ ) EZ EDİ, takdis edilmiş...sembolü 7 sayısıdır... Bu cümle, sayılarla *1+7“ olarak da gösterilir. BU, Ez Edi tahta oturacak ve yanında “ BU EKİ A’’, "BU EŞİ” , kraliçe yer alacaktır. Resmin sağ alt köşesinde, kral+kraliçe, Kün ve Ay çiftleri görülmektedir. Piktogramı “taşa Ur/an" kişi ya da Ön-Türk heykeltraşı, Kün ve Ay Tanrılarının genel niteliklerini bu şekilde belirttikten sonra, onların başlarına yaiqın (ışın) halinde işlediği noktalar ya da lekelerin adediyle aşağıdaki fikirleri açıklamaktadır.

• • • • • • • •

Kün-Ay Yalqınlarının Anlamları(“ ) Kün Tenri'sinin başına, sembolik olarak şunlar yazılmıştır; Us, yüce kat; 3 daire...yüce kat tarafından, Ot Oğ Ez On... Otoğuz On...On Toğuz...On Dokuz: 19 nokta; bu sayıyla ifade edilen şudur: On(ların, On halkının), Ot-Oğ Ez (kutsal Güneş Tanrısı): On halkının kutsal Güneş Tanrısı. Ez Ed A On...Cedi On...On Cedi...On Yedi 17 nokta. Yani, Tanrı'nın yarattığı On (halkı için) ya da kutsal On (halkı için). Bu-Er On...Bin On...On Bir...11 nokta...On(lara) han (olarak). Em (baş dairesi ve kollarının kapalı bir şekil arz etmeleri ile oluşan. Uç Em, Ucum duruşu): takdis olunanım. "On halkının, Güneş Tanrısı’nın yüce katı tarafından, kutsal On halkı için, bey olarak takdis edilinenim“.

Ay Tanrısı'nın başında ise şunlar yazılıdır(**) • Us (Kün Tanrısı), • Ez Ed A On... 17 nokta, • Ek A... iki daire, • Ez Ed A On... 17 halka boşluğu, • Ek A (2. 2 parmak, 2 hayvan). • “Yüce katın. On halkınca kutsal sayılan eşiyim ve On halkının takdis eden hayır sahibiyim". Sonuçlar: 1. ESİS, ÎSİS(**) Buğ'u takdis ederek, ona (BU) sıfatının verilmesi, Tanrı adına Kün-Eki (Kün-Ay) tarafından gerçekleştirilmektedir, Kün-Ay'ın resmi yapılabilmektedir. Fakat, asla “yaratan'ın, Tanrı'nın” resmi yapılmamıştır. Zaten, o temsili olarak erişilemeyen bir mekân olan göklerde” olduğu düşünülebilirse de, ÖnTürk kişisi "yaratan“ için herhangi bir yer tayin etmemiştir. Bu nedenle de ona 161


Halûk Tarcan

Tanrı, yaratan sıfatı dışında Esis denmiştir, yani, hatırlanan, daima hatırda, düşüncede olan... (Ot-Oğ'da izis olmuştur.) 2. KADIN-ERKEK İLİŞKİSİ Tanrı'yı temsil eden ve kutsal olan KÜN-AY çiftinin paralelini, yeryüzünde BU-EKİ (bey ve eşi, kral ve kraliçe) olarak görüyoruz. Takdis merasiminde, Buğ, kutsal sıfatını aldığında eşi de, derhal kutsal sıfatını kazanmaktadır... Demek ki, Ön-Türk toplumunda kadın ile koca'mn değerleri aynıdır... Neslin, dolayısıyla, Buvv'un, Budun'un devamı için karı-koca ilişkisinin, toplumda karı-koca dengesinin temel şart olduğu daha tarihin bu ilk dönemlerinde bilinmektedir. BU EKİ A...Begik...Bike... şekline dönüşmüştür, kraliçe demektir. Begik, Sanskritçeye oradan da Batı dillerine Begüm olarak geçmiştir.(**) 3. SAYILARD Ön-Türklerde, başlangıçta, sayı diye tanınan bir soyutlama yoktur; sonradan yapılan soyutlamayla sayı haline gelmiş olan '"cümleler" vardır. Bu resimde, 19, yani 9 ve 10 şu cümlelerden oluşmuştur: • On (halkı): 10; Ot-Oğ Ez (kutsal güneş) • 9...bu sözcük sıkışarak Otoğuz...Toğuz...Toquz...Dokuz olmuştur. • Güneş, Tanrı’yı temsil ettiğinden 11 sayısı binlerce yıl sonra Şamanizm döneminde Tanrı'yı ifade etmektedir. • 11, yani 1 ve 10... Bu-Er: (bir) 1... Bu'ya Er işmiş, bey, han, kral olmuş... • Ayrıca tek başına 1 sayısı Tanrı demektir. • Bu-Er On: 1 ve 10: 11. • 17, yani 7 ve 10 bu sayı aslında Ez-Ed A On cümlesidir. Yukarda görmüştük. • Ez-Ed: 7 idi, On: 10. Sonuç 7 ve 10: 17.(91) 4. YEDİ SAYISI VE YA YILM ASI*) Ez-Ed A Em'in takdis merasimi duruşu* olduğunu görmüştük, bu kavram güneşin yalqınlarını ''yılan''la temsil ediliyordu. • Takdis merasimi 7 yalqınla ifade ediliyordu. • Yılanı, oynayan 7 kişi temsil ediyordu... • ve bu merasimin adı Ez-Ed A Em idi. • Bu cümle sıkışarak Ez-Ed Em...Ez Edi sonunda, • Yakutlarda SETİ, • Orta Asya'da CETİ • bizde YEDİ olmuş, esas anlamını kaybederek 7 sayısını ifade etmek için kullanılmıştır. • (7)sayısını, • Kün’ün 7 yılan’dan oluşan saç telleri sayısı, ve 162


Halûk Tarcan

AY’ın 6 saç telinin, güneş tarafından 7’ye tamamlanması ile karşımızda gene EZ-EDİ kavramı 7 sayısı vardır ve yılan sayısıyla ifade edilmiştir.

Hint-Avuoa dillerinde 7 savısı Ön-Türkçedeki Seti, Batı dillerine, SEPTEM, SETTE, SEPTE, SEVEN, ZİEBEN...şekillerinde geçmiştir, bu dillerin hiçbirinde 7 sayısının bir anlamı yoktur ve Hint-Avrupa teorisinde bu sayı, bu dillerdeki müşterek sayı diye iddia ve kabul edilmiştir.(Bu da Hint-Avrupa dillerinin KURAMSAL olduklarının bir başka delilidir.(**) 5. ED TAMGASI VE YAYILMASI Ed sözcüğü Ön-Türkçede, Var etme, Eylem, olan, etme, ...dir,...rak (cinsi ilişki halinde kadın şeklinde olan bir damgayla ifade edilmiştir); ED-İN ER, binlerce yıllık gelişme ve değişme sonucu, Edingir, Terigir, Tenger... sonunda Tehrı ve bugün Tanrı olmuştur, yaratan demektir.(**) Edis, -3000'lerde Yunan yarımadası ve Ege’ye inmiş olan Pelasglarda "Tanrı" anlamını vermiştir. A I 0= ED-ÎS ON(edisong), Yaratma başarısı= Yaratan, yani=Tanrı (**) Em, bugün kilim ve halılardaki şekille­ re İM denir. Kilimler­ deki eli belinde diye adlandırılan motif bu HM şekildir. Bu eli belinde şekli, kilim ve halılar 6. £ m TAMGASI, "ELİ BELİNDE" MOTİFİ üzerinde, uğradıkları değişikliklere göre Ön-Türkçedeki değişik damgalara benzer­ ler ve buna göre de değişik adlar alırlar. 7. HZ. SÜLEYMAN’ın MÜHRÜ, 6 Köşeli Yıldız, Kün- Eki’nin sembolü, iç içe, tersyüz halde yerleştirilmiş iki üçgendir; bu şekli, İdil-Oral ve Alplerde Kamunlar Vadisi'nde, yandaki ve aşağıdaki iki şekilde görürüz.f“ ) görürüz.( ı*n onlnm Ters-yüz çift üçgen ED-ED okunacağına göre anlamıı "yaratma etme” yani "yaratan” olacaktır. Dibi noktalı, Beş köşeli yıldız’da ED-ED İN, gene "yaratma başarısıdır” , yaratan demek olmalıdır. Bu şeklin en geç -3000‘lerde Ortadoğu'ya indiğini düşünmekteyiz. Aslı bilinmediği, fakat kutsal sayıldığı için, “Hazreti Süleyman'ın mührü" diye adlandırılmıştır. 163

A


Halûk Tarcan

Kutsallığı nedeniyle, Selçuk ve Osmanlı sanatlarında çok kullanılmış ve çok şekillere girmiştir. Esas şekil dışında en çok, içi başka figürlerle doldurulmuş 6 köşeli yıldız şeklinde kullanılmıştır. Çini panolar, tabaklar, tahta işleri, tavan süsleri, sırçalı tuğladan kubbe şekilleri, sahanlar ve sinilerde yer almıştır. Levnrnin, padişahlara ait minyatürlerinde pek çok yerde geçer. Kutsal olduğu uğur, bereket getirdiği düşüncesiyle hemen her yerde kullanılmıştır. Son zamanlara kadar, bakır, hattâ alüminyum tepsilerde bile göbek motifiydi. Bu şeklin, bizdeki mermer işçiliğini gösteren en harika örneğini, Nevşehir Camii'nin, mermer bloktan oyularak yapılmış olan giriş parmaklığında görürüz...Kökten dinciler tarafından Musevi simgesi olduğu varsayımıyla kırılmamış olduğunu ümid ederiz. Orta Asya'da, Hazar Türkleri tarafından da kullanılan bu şekil, Hazarlar Museviliği kabul etmiş ve bugün İsrail devletini kurmuş olduklarından İsrail bayrağı olarak kabul edilmiştir. Göksel olduğundan, bayraklarına mavi renkle işlenmiştir. Bizde, İsrail devletinde önce, 14. yüzyılda beylik bayrağı şeklinde de kullanılmıştır. Bayrakta bu Ön-Türkçe damgaları okuyabiliriz. Resim: Teke beyi Müberizüd'din-Mehmet Bey'in 14 Mayıs 1373'te Antalya'nın burçlarına astığı, beyaz zemin üzerine kırmızı Mühr-ü Süleyman (altı köşeli yıldız) taşıyan (*) Günümüzde Antalya Kale Dibi mahallesindeki evlerdeki kafeslerde, ve Kale Dibi Camiinde, minarenin pabucunun güdük köşesinde ve Anadoluda pek çok yerlerde görmekteyiz. YILAN-BOĞA KÜLTÜ Güneş Tanrısı, yalçınlarını yeryüzüne yılan şeklinde gönderir. Kün Tanrısı'na ait olduğu için kutsaldır. Nitekim, yukarda gördüğümüz gibi, takdis merasiminde, takdis, boğa sıfatını alan yılan'la uyulan'la yapılır Bu sıfat, Bu, beylik yetkisi; Oğ, kutsal, şeref, güneş; A, artikl olduğuna göre, Bu Oğ A...Buğ A...Buğa...Boğa şeklindeki zaman ve mekân içindeki değişim sonucu sıkışmadan oluşur, yukarda görmüştük.(**) Burada dikkat edilecek nokta, kocabaş hayvanlar sınıfından olan BOĞA ile, BOA olarak Batı'dan adını tercüme olarak öğrendiğimiz "yılan’ ın aynı adı taşımalarıdır. Boğanın, Batılı kulağıyla boa şeklinde duyulmuş, idrak edilmiş ve bu şekilde yazılmış olması, büyük bir etnolojik yanılgıya neden olmuştur : Sibirya etnolojisini inceleyen bir heyet, burada duydukları “boğa” sözcüğünü “boa” sandıklarından Hindistan'daki bu “tropikal yılan"ın(!) Sibirya'da bulun­ 164


Halûk Tarcan

masının bilim dışı olduğunu düşünerek, Sibirya'nın Hint kültürünün etkisinde kalmış olduğuna karar vermişlerdir. Böylece başlarında Mircea Eliade gibi büyük bir etnoloğun bulunduğu heyet, Güneş-Boğa Kültü'nün, dolayısıyla OnTürk kültürünün varlığının farkına varamamışlar ve bu kültürü Hint kültürüne hediye etmişlerdir. (*6) Anımsayalım, yeryüzündeki iyilik, boğa'nın boynuzlarıyla Kün Tehgrisine erişmekte, o da bu iyiliği gene, • boğa sıfatıyla • yılan halinde, yalçınlarıyla, yani ışınlarıyla yeryüzüne göndermektedir. Bu da, yeryüzüne iyilik, hayatın esasını oluş­ turan ışık ve bereket halinde iniyor, hayatın, dolayısıyla nesillerin sıfatıyla dedik; çünkü, boğa kutsal, şeref, güneş gibi "büyüklük, kudret şeref, birikmiş enerji" anlamlarının hepsini devamını sağlayarak TANRININ KALICIĞINI ortaya koyuyor.. Olayı şema halinde görmek istersek: • Gidiş: iyi lik, kocabaş hayvan Boğa ile Güneş’e dolaylı olarak yerden Tanrıya erişiyor, • Dönüş: İyilik, güneşin ışınları halinde, gene boğa adını taşıyan boğa yani yılan ile yeryüzü- ne iniyor. Bu "yeryüzünde iyiliğin devamının sağlanması ile kötülüğe , yeryüzünde yaşamın kuşakların devamını sağlamakla, TANRININ KALICILIĞI ortaya çıkmaktdır. YILAN: Aile-Ocak-Ateş Yeryüzünde, yaşam, kişi, çift-aile ve ’ barınakta" devam eder. Barınakta ateş esas elamandır, ısınma ve pişirme onunla sağlanır. Ateş; hayati değeri, yakılmak ve korunmaktaki güçlüğü ve asıl, Tanrı’dakı güneşin yeryüzündeki benzeri olduğu için kutsaldır. • Ateş yakılan yere ocak denir. • Ocak ve ateş, pek çok halde aynı anlamı verir. • Ocaksız barınak olamaz, bu nedenle, • "Ocak, barınak, aile" aynı anlamları verirler. • ’’Ocağın sönsün” en büyük lânatlemedir. • Ateşe basılmaz, üstünden atlanır.• Kişi, -Ateş Kültü'nde gördüğümüz gibi— kutsaldır, dolayısıyla aile de • kutsal'dır, ocak da kutsaldır. Kutsal olan yılan, iyiliğin temini, hayatın devamının temini için yeryüzüde gönderildiğinden, hayatı devam ettirecek olan kişi-aile-ocak koruyucusudur... Ocağın sönmemesine, aileye bir fenalık gelmemesine dikkat eder, onlara daima iyilik aşılar, iyi yaşamalarını ve kötülüğe, ihanete uğramamalarına dikkat eder. Ama ocağa bir kötülük gelir de, kutsal olması nedeniyle T a n r fy a bağlı 165


Halûk Tarcan

olursa, bu kötülüğün T a n rı'y a edildiği demek olur ki, en büyük ihanet sayılır. Bunun da cezası, şartlar ne olursa olsun intikam'dır. Koruyucu ve intikamcı yılan, Ön-Türklerin sembolüdür. Çünkü, Tanrı ve kut- sal kavramları içinde yetişmiş olan, bu dünya görüşünün ürünü olan On-Türk kişisi, dostluğa sadık, ihanete tahammülsüzdür. YILAN-Saç (Işık, Bereket) Sağ altta tören duruşundaki Kün ve Ëki’nin başlarını 7 yılan, yani 7 yalqin'indan oluşan saçları örtmektedir Dikkat edilirse. Kün, saçının 1 teliyle bağlantı kurarak, Ëki’nin sayısı 6 olan saçını 7'ye tamamlamıştır. Ön-Türkçede ‘Tanrı temsilcisi" anlamına alt, 6 çizgi, noktayla yazılır. Ëki, bu takdis törenini Tanrı adına yönettiğinden alt, yani temsilci sıfatını taşımaktadır. Öte yandan Kün ve Ëki 1'dirler, bütündürler, bu nedenle, yarım olan Kün, yarım olan Ëki'yi 7'ye tamamlayarak onunla bütünü elde etmiştir; ...Ëki'nin, (ikinci, tamamlayıcı) demek olduğunu unutmayalım. Halk adetlerinin birinde, bereket timsli ve temnenisi olarak saç telleri tutulur, ‘’berektli olsun” denir.. Yazıda YILAN Van, BAŞET dağından iki örnek (-4 bin.prof.Esin Alok)(bizce, petrogilf 13 binler? • Uw Ub-Oz Mukaddesata yüce geçiş • Uw: kutsal

^

H J

• •

Ub: yüce Oz: gtçaş (ş«fc* değiştirerek).

Uw Bu (mukaddes); Uş (majestelerinin); Oq-Oş (kuant konfigürasionu); Ësitis (denen yere) Uç (uçuşu).(**)

Quant: Değişmez değer, Canın Tanrı ile özleşmesi için, gerekli değer sahibi olma...Sonraki dinlere ve İslamiyet’te “günahsız olma, konfigürasyon, canların, ruhların toplandığı yer", Islamiyette “Arafat". (Kutsal majestelerinin "gerekli değere sahip olan canının“ ruhların toplandığı denen yere uçuşu.) Halk Oyunlarının Kökeni 8’nci bindeki kutsama töreninde yılan'ı (bu-oğ-a’yı/boğa-yılan) temsilen 7 kişi oynamakta, (H)alay çekmekte­ dirler. Baş tutgan kişi, elinde mendiliyle Bug’un, (BU)luk sembolü olan kıvrık kolunu canlandırmaktadır. 166


Halûk Tarcan

Asya ve Anadolu geleneksel Türk halk oyunlarının kökenini başka kültürlerde aramanın bilimdışı olduğu meydandadır. Bu kavramı, tarihi 7 binler olan Van/-Hakkâri, Tir-i Şin Yaylası kaya resimlerinden Davulcular’da görmekteyiz. Anadolu Geleneklerinde Yılan Anadolu geleneklerine göre, her evin bir yılanı vardır ve yeri, o evin ocağıdır. Evin koruyucusu, uğur ve bereketi olan yılana dokunulmaz. Eğer, yılanın öldürüleceği şartlar doğmuş ve yılan öldürülmüşse, onun hemen yakılması gerekir; çünkü yakılan yılanın dumanları göğe yükselir, bulut olur ve yağmur halinde yağıp yeryüzüne "bereket“ , iyilik getirir. (Bu Ön-Türklerden çok yakın tarihe ait bir inanış olabilir.) Orta Asya geleneklerini, genellikle koyuyabilmiş olan Yörükler, yılanı, "bir kedi okşar gibi okşarlar".Eğer bir yılan öldürülürse, onun eşi, şartlar ne olursa olsun intikam alacağından, o da öldürülmek üzere aranır. Söylence bilimde YILAN Anadolu tarihinde aranması gereken bir illujanka yılanı vardır. Dev bir masal yılanıdır. • Ön-Türk inanışlarında, • Boynuzlu yılan, • tüylü yılan, • beyaz-kraliçe yılan (aknine diye Girit’te bulunur- (P.Faure, uiysse ie Cretois) • kanatlı yılan vardır. • Oazan şehrinin arması böyle bir kanatlı yılandır. Bu arma sonradan Moskova arması haline getirilmiş, ona bir de “canavar’ ı öldüren SaintGeorg«« masalı uydurulmuştur.(**) Asya söylence biliminde yılan • Erlik han’ın • dokuz kızı vardır. • Hepsinin saçları karadır, fakat, bu kızlar, • kötücül ruhları kovarlar, iyilikçi kızlardır. Başka türlü olmasına imkân yoktur, çünkü, Kutsama töreni kaya resminde,Tanrının yeryüzüne iyiliği, güneşin ışınlarını yılan şekline sokarak gönderdiğini anımsayalım ; • Yunan söylence biliminde Medüz’ün saçlarıyılan şeklindedir. YILAN Kültünün Yayılması Kanatlı yılan, çok başlı olarak değişik şekillerde, Batı resim sanatında mitolojiye ait tablolarda, Dragon, Ejderha şeklinde resmedilir.. Tüylü ve boynuzlu yılan, Behring Boğazı'nı geçerek Yeni Dünya'da, bazı Kızılderili kabilelerinde gelenek olarak devam etmiştir. Yılan motifinin, Avrupa'da bulunduğu, tarihteki en eski yerler, Italyan Alplerindeki Kamunlar Vadisidir. Bu vadide, bir savaşçı “yılan-mızrak” şeklindeki 167


Haluk Tarcan

*

t

r i

-

M

"

ışını güneşten koparmaktadır. Bir öteki savaşçı mızrağı koparmış gitmektedir. Yılan, savaşçının elinde kudretli bir mızrak şeklinde işlenmiştir; âdetâ, gökten hemen inmiş bir yılandır Bir öteki savaşçıya gelince, yılan halindeki mızrağını, güneşten koparmamıştır bile... Bu motite güney Fransa'da "Harikalar Vadisi'nde" de rastlarız. (**) (*)

ATAN AT EKİZ ESİDİT SMİNİ2 ODUÇUY EKİZ ESİDİT EMİN ESİN ATAN AT EKİZİTİN CTİRİNIStN UÇUY ERİŞtK AT-ATA ESİÇİN OKUT ULUNUZ. (Bkz Kitap 2)

»»

ATAN AT(**) Pelasglar, yani Ön-Türklerle, "yılan" Antik Yunan'a gitmiştir: Yukarda, K. Mırşan tarafından Ön-Türkçe olarak deşifre edilmiş olan bir Pelasg yazıtı görülmektedir, tercümesi şudur: Atalarımızın adı olarak kaim olan şahsın (Atalarımızın adının yerini tutan, dolayısıyla onu temsil eden kişinin) yakılarak, • Canı uçmak suretiyle (Tanrısına) erişmiş bulunuyor.Ve buna göre o • At-Ata ruhu olarak sizin Rabbani ulunuzdur (At-Ata ruhu olarak sizin Tanrısal ulunuzdur). Görüldüğü gibi, “Ateş Kültü”, yılan motifi ya da “Yılan Kültü”, bir kere daha aynı kavramın iki değişik yüzü halindedirler. • Antik Grekte, yılan, “Delf Tapınağfnda “Pythorî’la temsil edilir. • Meduse'ün saçları, . Antik Grek takılarında kaynağı bilinmeyen diye kaydedilen yılan motifli, kaynağını bu Yılan KÜftÜ'nden alır. (*8)(Masson, La Vallée des Merveilles.) 168


Halûk Tarcan

Etrüsklerde vılan Yazıtlarda “dragon“ şeklindedir, aynalarda koruucu rolündedir, zekâyı da temsil eder.(**) Arzuları gerçekleştirme meleği -Kanatlı yılan- bu yazıtla Etrüskçe olarak "Arzularını yerine ulaştıran mukaddesatındır" diye yazmaktadır.(**) Yılan, Etrüsklerle İtalya’ya girmiştir, Etrüsklerin sembolüdür; bununla ilgili olarak, Marquis de Campana’nın Ermitaj Müzesi'nde bulunan aynasında görüyoruz. Aynanın arkasında, Oq Uyuzunut yazıyor. Oq Yılanı demektir. Bu yazıt, ÖnTürk geleneklerinin Etrüsklerde de devam etmekte olduğunu göstermektedir; büyük bir yılan, aynanın ortasındaki sevişen bir çift, onları çevreleyerek ‘'koruma'1halindedir. (**) ROMA’da YILAN Roma'da, Via Appia'daki Neptün Hamamı'nın zeminine işlenmiştir; tüylüdür ve kuyruğu 3 çatallıdır, yani • BU damgasını taşımaktadır. • Tanrı Mitra adını ve bu adı taşıyan kutsal odada savaşçı elinde yılan şeklinde bir mızrak tutar... Val Camonica’da olduğu gibi... Kudret ve Egemenlik Timsali YILAN Musa'nın Tanrı'nın emriyle karayılan’ı kuyruğundan tutmasıyla onun "asa" şekline dönüşmesinin Ön-Türk Yılan Kültü’yle ilgjsi düşünülebilir. Din büyükleri, imparatorlar, kumandanların Âsâları da bu kökten doğmuş olabilirler. Bazı asa'ların içeri kıvrık olan uçları • Us=en yüce, Ub=yüce, kutsal damgalarını temsil edebilirler... • Hitit’lerde, mezopotamya lygarlıklarında görülürler. OT-OĞ’da (Ön-Mısır’da) YILAN Ön-Mısır hiyeroglifleri arasında Mirşan’ın ön-Türkçe okuduğu kartuş (cartouche)lardan birinde Yılan halinde OZ damgası görülmektedir.. Son satır "yaradanın, geçeceğimiz beldesine Oz'muş olanlar" demektir; Oz'mak, şekil değiştirerek -metamorfoz sonucu- geçmek... Tanrı beldesine geçmek; yılan "Oz/laşmayı" ifade etmektedir(**). Mirşan son kere, Ot-Oğ, Ön-Mısır kartuşlarından 184’ün Ön-türkçe olarak çözmüştür

fe» anim oa

ocuç

onc

¿D-AT ÖİÜZ eBIL OGUS OZ.

Z O t O -5 o J l a s ZÜ TÖ TA 0 3

Yazıda Boğa Tamgalıdan iki Örnek (-8 bin) 169


Halûk Tarcan

Soldaki resimde boğa, kutsama töreni bütününde bir “parça'*dır. İşlevi, yeryüzü bereketini, güneş vasıtasıyla Tanrı'ya iletmektir. Bu görevi icra edebilmek için, boynuzları güneşe varacak kadar uzamış, yeri göğe bağlayan bir yazı elemanı olmuş, tamgalaşmıştır. İkinci resimde ise, boğa “birleşik bir tamga" halindedir: Boynuzlar Ök, boyun çukuru On, ön bacaklar İki, arka bacaklar ile fallus ve karın çukuru Er, geride 4 çizgi tört, sırtın kavisi Uw damgalarını oluşturmaktadır. (**). Boğanın omuz başları “Uç/maya, At/ılmaya" müsait bir pist haliyle, ’ dolmen" kavramını ilham etmektedir. Akurgal, Anadolu Kültürü Tarihi’nde, "dünyanın, bir öküzün boynuzları üstünde durduğu" masalının Hititlere ait olduğunu iddia ile, bunu, Hint/Avrupa (!) yaratıcı gücü­ ne hediye ediyordu.Bu iddia ancak, Hitit dip kültüründe, Ön-Türk kültürünün varlığı ile açıklanabilir. “Güneş Kültü”nde yer alan diğer kozmik değer taşıyan sembol-hayvanlar: Yolbars (Leo-Pard- luu-bars) Leopard, kutsama töreni petroglifinde, Kün'ün alt hizasında, ona tâbi bir hayvan olarak yer almıştır. Kün, Leopard ve Boğa'nın üstünde, yüce mevkide bulunmaktadır. Bu kavram, Anadolu uygarlıklarında, "Kralların tepeler üstünde“ resmedilmeleri şeklinde görülmektedir. • Luu-Bars kelimelerinin sıkışmasından oluşmuştur: • Luu, "kurt, yırtıcı hayvan" demektir. Ön-Türk söylencebiliminde, • 'Tanrı, toprakları yaratmak için bir yüce hüküm" vermiştir... Yüce hüküm, yani 170


Halûk Tarcan

• • •

UB-URUŞ; Ub=Yüce, Uruş=Hüküm... Bu kelime sıkışarak Barş halini almış, zamanla da 'Tanrı'nın toprakları Barş yılında yarattığı inancı" doğmuştur.(**)

Herhalde, Bars’ın kozmik değeri nedeniyle, Güneş Kültü'nde, güneşe ait bir hayvan olarak yer almış olacaktır. Kurt, Ön-Türk söylence biliminde "ışık yeleli" dolayısıyla, göksel sıfatla tanınır. Luu ve Bars, zamanla sıkışarak Yolbars halini almışlardır; • Luu-Bars, Batı dillerine • Leo-Pard olarak geçmiştir.... Hınt-Avrupa dilcileri, Leopard kelimesinin bu dillerde, tek müşterek kelime olduğunu iddia etmekle büyük bir yanılgı içinde olduklarının farkında değildir­ ler. Bunun nedeni, Türk dili ve kültürünü yok saymaktan ibarettir. • Anadolu Türkçesinde, Pars, Asya’da ise Yolbars denmektedir. • Kozmik kudret ifadesini taşıdığından olacak, • Çatalhöyük Ana Tanrıçası’nın iki»yanında "koltuk" halinde bulunurlar. • Avcılar, leopar postunu bellerine sararlar ve kendilerine yolbars’ın tüm kudretinin geçtiğini sanarlar, • Asya ve Mezopotamya'da erken dönemde toprak kapları süslerler. • Şaman davulunda lekeler halinde yer alırlar. • hanlar, kralların tahtlarına leopar derisi serilir. • Mehter takımında, Kös’ün derisi, "kaplan / leopar"derisidir. ÖK. Keçi (Dağ Kecisi-‘’ökeci = keçi)

Dağ keçisinin • KÜN, Doğum demek olan gerisindeki 4 çizgiyi göstermektedir • EKİ ise, GÖK anlamına ÖK diye okunan dağ keçisini göstermektedir. KURT Kutsama töreni petroglifinde it ya da Kurt, göksel, kozmik, Kün-Eki’nin ayaklarının dibinde yer almıştır; Kün-Eki, Tanrı adına Buğ’a yönetme yetkisi veriyordu, bu yetki nedeniylel kozmik değerdedir. Ön-Türk söylencebiliminde “ ışık yeleli olarak gökyüzünden geldiği" kabul edılir;(**) bu nedenle kozmik değerler arasında yer alır... 171


Halûk Tarcan

Kurtun Asya'da adı Börü'dür. Bunun BÜ=muhteşem, URÜK=öteki dünya’dan oluşan Bü-Ürük'ün, Börük=muhteşemden türediği bılinmektedir.(**);llerki bin yıllarda "yol gösterici" anlamında, (-1800)lerde, • Ergenekon Destam'nda yer alacak ve "örs/demir"le beraber timsal olarak kullanılacaktır. Sağdaki resim, Bulgaristan'da ŞUMAN sıntaşı yazıtıdır. İskit yazısının altında, sağda yılan kuyruklu bir kurt; solda, yılan kuyruklu bir köpek görülmektedir. Burada, It-Kurfun kudretiyle yılanın kozmik kudreti birleşmiştir.(lskit Yazıtı tamamen okunmuştur.) Dikkat edilirse, Luu-Bars kavramında ’ kozmik değerde iki hayvan" bir arada kullanılmıştır. • •

OĞ [İnsan]

) OH AT [kozmostaki] *? w

UW İT [mukaddes impulsudur]

Ed-Ed [kreaBİonun].

• On At (kozmostaki) • Oğ (insan) • Uw İt (mukaddes impulsudur) (İt), itmek fiilini ifade etmektedir. • Ed-Ed (kreasionun). "insan Kozmostaki Yaratma’nın kutsal İT/ işidir." Ana Tanrıça’nın gövdesini örten yazıt, Çatalhöyük, Konya, 6500.(**) ("meydana gelişteki" Oq uygar­ lığı halkı) Başet Dağı (Van) -4 bin (6 bin ?)(**) (Prof. E. Alok) Val Camonica'da Esis il Yazıtından detay (sağdan ikinci şekil İt'tir İt damga ve kelimesi it/meyi, it/me işlevini ifade eder, it/me ise, Batı dillerinde impulsion, impuls olarak ifade edilen haldir.(**) it/me ise, itilerek ortaya çıkış, doğuş, doğma" kavramlarını kapsadığından Tanrısal kudret" niteliğindedir. • It/mek fiiliyle köpek anlamına “it" arasındaki ilişkinin nasıl doğduğunu bilmiyoruz; fakat herhalde bu • “Tanrısal kudret ve buna ilaveten köpeğin • sadık ve koruyucu vasfı“, onun • "bayrak, devlet sembolü" halinde kullanılış ve bayraklara işleniş nedenini açıklar. • Kozmik değerde olduğu için, Güneş Kültü'nde yer almıştır. 172


Halûk Tarcan

ATEŞ KÜLTÜ - ÛURGAN KÜLTÜRÜ ATEŞ KÜLTÜ SORUNU Ateş Kültü’nün adı nedeniyle bu kültün yanlış anlaşıldığına dikkati, bir kere daha çekmek isteriz: Ateş Kültü, asla Ön-Türklerin ateşe taptıkları demek değildir. Bu kült, can’ın Tanrıya uçurulması için kullanılan bir l’araç"tır. Bu araç, ateş kavramı etrafında sistemleşmiş olduğu için bu adı, “Ateş Kültü” adını almıştır : Merasimin işlevi: • ‘’buğun vücudunun ateşe verilmesidir Merasimin yapıldığı yerin adı • "Ateşevi”dir. • Ateş evinde ateş, halkın belirli dualarla topladığı, • oturi'larla ’’Ateş” yakılır • Buğun vücudu "ateşe" verilir • Buğun vücudu yanar • Çan’ı tanrıya uçar Merasim ” • ateşe verme ziyafeti" ile sona erer. ( İslâm’da, ölü yemeği) Görüldüğü gibi merasimin her safhasında ateş, sistemin eksenini oluşturmaktadır. Ama, ateş’ten maksad, • AMAÇ buğun vücudunun yakılarak • ruh’unun canının Tanrıya uçmasını sağlamaktır. Demek ki, Ateş kültü ARAÇ’tır, AMAÇ değildir!.. Tekrarlayalım Ön-Türkler ateşe tapmazlar. TANRI’dan GELME Kişi, enerji ve ateş demek olan Kozmik ışık’tan (ONÇ)tan (İslâmda "Nûr") yaratılmış halde Tanrıdan, • döne döne • alev ve ateş halinde • eşdeğerde olarak yeryüzüne inerler.(A.İnan)(onç=on/içi, kozmos içi) (**) DEMOKRASİNİN ÇEKİRDEĞİ GÜNEŞ VE ATEŞ KÜLTLERİ / ‘’SEÇİM" / "EGEMENLİK ULUSUNDUR" Bu kültler, • Tanrıdan eşgelme, • yönetilme gereksinimi, • seçim, • Tanrıdan yetki, • görev, • muhakeme, • başarı, • ateşe verilme yoluyla ödüllendirilme, safhalarından oluşur. Buğ> 173


Halûk Tarcan

Tanrısal kraldır, (Osmalılarda bu. Allahın yeryüzündeki gölgesi şeklindedir) onun adına hareket eder. • halkına kul gibi hizmetle görevlidir. • Ölümünden sonra halk yeniden forum oluşturarak • buğ'u mahkeme eder(İslâm’da=musalla taşında, bu kişiyi nasıl bilirsiniz?) • Buğ’ halkına iyi hizmet etme BASARISI’nı elde etmişse • OQ olmuştur, günahsızdır, yani Tanrıya geçmek için gerekli ilk seviyedeki şartları(“ ) sağlamış bu • BAŞARI’yı elde etmiştir ki bu ON (ong) tamgasıyla gösterilir;(0)daire şeklindedir. • UDA-ÖG’dür, günahsızdır, öz’ü kurtulmuştur, kötülüklerden BUDA’nmıştır. • Bunu başardığına göre, vücunun ateşe verilmesi ile ödüllendirilir. OQ kavramını, K. Mirşan bu kavramı Astro-fizik deyimiyle QUANTUM diye adlandırmaktadır. ATEŞ EVİ’nde halkı tarafından toplanan, • OTUN (ateşe ait - odun)ile ve belirli kurallar çerçevesinde, vücudu ateşe verilir. Yakılmak suretile can’i Ruh’u • UÇ/ar, • UYUN-ONUŞ yani, canlı ruh olarak öbür dünyaya geçer.(**) Portekiz yazıtlarında okunduğu gibi,(**) • APAN ONUSU, Allahın lûtfu’nu elde etmiştir. Bu sayede oluşan bir • AWIS ile, değişim ile, • ED-AT EMİNİP ÜZÜN .Tanrıya mal olmuştur, artık, • ASQAN olabilir, gökte AS/ılı olma hakkını elde etmiştir. • UÇMAO’ta "cennet’te !’’ bulunmaktadır... Tanrı yeniden evrenler yarattığında, bu evrende yemden doğacaktır... Bu da, ölümden sonra yaşama, ‘,Reincarnation” un- tarihte ilk kere- Ön-Türk Kültüründe varlığını göstermektedir.(*,,)(Osmanlıcası, Baas-ü baad-el mevt) Yeryüzünde kalan küllerini ve yarı yanık kemiklerinin içine konduğu kabın gömüldüğü yer ya da mezar’ın etrafında • 7 kere dönülür, KUTSANIR. • Bu Merasim, ATEŞE VERME ZİYAFETİ ile sona erer • Bu merasimin müzikle yapıldığını tahmin etmekteyiz, kullanılan çalgının Yunan’a mal edilen, son araştırmalarda İskitlerde ortaya çıkan LİR sazı olduğunu tahmin etmekteyiz...bekleyeceğiz . (*) Alevîlerde, Bağlama eşliğinde, kadın -erkek beraberce eksenleri etrafında dönerek ve aynı zamanda da bir daire çizmeleri, Mevlevîlerde Ney ile dönen dervişler ve bu merasimlerin müzikle yapılışı, bizde bu fikri uyandırmıştır. (’ KD'Ossiers Acheo. N.211 / 1996)

174


Halûk Tarcan

Etrüsklerle. Roma’da orgie(orji)ve Batıda "banquet” (müzikli toplu ziyafet)kökeninde de yer almış olmalıdır?. • OT-OZ değişimi ve ATEŞ KÜLTÜ • Ateş Kültü [Ot-Oz=Ateş Yoluyla Değişim, Metamorfoz- (**) ] • Gök kubbe, erişilmezliğiyle ateş, kudretli bi ışık ve enerji kaynağı olarak ilk insanı en çok meşgul eden iki elemandır. Bu gök kubbede erişemediği iki ateş vardır; ilki.Kün-Eki'dir. Tengri'nin kudretini temsil eder Gök kubbedeki ikinci ateş, Şimşek ve yıldırım, gökten düşen ateştir.Kudretli ve korkunç bir ışık olarak büyük bir patlamayla, indiği yeri yakar, ulu ağaçları devirir, orman yangınları çıkarır, canlıları öldürür. Bu, bugünkü şimşek ve yıldırım'dır. Bu kudret Ön-Türk kişisine iki kavramı ilham etmiştir. ON kavramı ve tamgası... Yukarda görmüştük, Kozmos demektir. • Kozmostan, kozmosun iç'inden çıktığı için onu, • ON-İÇ, kozmik güç, ışık, diye adlandırır ve(**)şekliyle somutlaştırır. Bir de yeryüzünde ateş vardır: Kendi yaptığı ateş, "enerji ve ışık" kaynağı olarak hayatın devamını sağlar. Yapılması zor olduğu için, bir kere yaptı mı, bir kere yaktı mı bir daha sönmemesine dikkat eder. Kendi ölçüsünde imal ettiği bir mini-güneş'tir... Bu nedenle kutsaldır. Bu mini-güneş, gökteki ateş gibi, korkunç bir kudret ve enerjidir. Değdiği, kendisine verilen, yani, • "Aiydığı” her şeyi yakar, kendi gibi AL/ev, ateş haline getirir. Rengi • AL/dır, kutsal olduğu için, rengini ifade eden AL kelimesi de kutsal anla­ mına gelir. (Prof. A. İnan.) (not: bayrağımızın esas rengi AL'dır, kırmızı değildir) • Al/ıp gökyüzüne, Tanrfya götürdüğü için kutsal demektir. • AL-APA, AL/an = ilâh, alıp Tanrı'ya eriştiren "ilah" demektir (**).AL-AP, sonunda ALP şekline gırmiştir.(**) Alp dağlarına bu adı verenler, Kamunlar adını taşıyan, İtalyan Alplerine yerleşmiş olan Ön-Türklerdir. (Bkz. Kamunlar bölümü, 2'nci kitap)

Yalnız, insanoğlunun imal ettiği ateşte bir terslik vardır. Gökteki ışık yeryüzüne inerken, onun yaptığı ışık gökyüzüne yükselmektedir. İşte bu gözlemler serisi, bu olaylar karşısında duyulan korku, hayranlık, sevinç, ümit, ümitsizlik, Ön-Türk kişisi için, "hayal ve düşünceyi" harekete geçiren bir etken olmuştur: • Gökten ateş halinde iniş • göğe ateş halinde çıkış. Bu iki karşıt olaydan, varoluş kavramını yaratmıştır. Ve de “varoluş olan" ÖnTürk kişisini, asıl • ölümden sonra yaşama, ölümsüzlük, Tanrı'ya erişme, ilgilendirmiştir. 175


Halûk Tarcan

Bunun için. Ön-Türk kişisi, kendisinin, • Ol+On (Ol, dünya; On. kozmos), KOZMİK DÜNYA’ya, gökyüzüne ait olduğunu kabul eder. Bu tasavvur içinde, kozmos ve kendisi, Kozmos ve kişi, aynı gerçeğin iki ayrı görüntüsü gibidir. Kozmosa ON dediği gibi, kendini de Kozmos’la özdeşleştir ve • ON-OĞ sıfatını benimser: KOZMİK KİŞİ, KOZMOS KİŞİSİ... • OT-OZ DEĞİŞİMİ [Yanma Yoluyla Değişim-Oz: (** ) metamorfoz] • On-Oğ'un yeryüzüne inişi, gökten inen ateş gibi, olmalıdır; bunun için de • On-Oğ,Oz'laşıp yani şekil do değiştirip ,OT yani “ateş, ışık, enerji" haline dönüşür, yeryüzüne iner, orada yeniden • Oz'laşarak,"madde, cisim, kişi“olur. Yeryüzünde VAR olur, E:S, yani CAN olur, ÖN-TÜRK KİŞİSİ olur. Artık sıra bu, "carT'lar, “kişi” ler arasında, ayırım, belirleme yapmaya gelmiştir. Kendini, yakınındakini, uzaktakini “belirlemek" gerekmektedir: • kendi için, ...Esi-Em...ben-im, • yanındaki için...Esi-En...sen-sin, • uzaktaki için...Esi..."o-dur". Bunun, • can olan, varolan ben...can olan, varolan sen... can olan, varolan o...demek olduğu düşünülebilir. Türk dilleri içinde bizde ve Fin’lerde üçüncü kişi (o) ile ifade edilir. Ön-Türkçenin ve Ön-Türkçeden kaynağını alan bütün dillerin bel kemediğini teşkil eden • VAR OLMAK fiili doğmuştur. • On-Türk kişisi, yeryüzünde, varlık olarak, fiilen mevcuttur. VAROLUŞ FELSEFESİ***) Artık Tanrı'ya geçecektir, Tanrı'da eriyecek, ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Bu dönem, • Öc-Onun, “var olma başarısı" diye adlandırılır ki, • Öc-Öcüy için, "var olma, var olmaya devam'için, • içiliş Öc Ad'da bulunur, buradan, "var olmaya, Tanrı'da ebedileşmek için ilk adım“ını atar, Tanrı hükmüne girer... (İçiliş Öc Ad, islamiyette "Arafat"). • Ög-Öcüm Öd, "var olma, Tanrı'da var olma" dönemini başlatmıştır. • Öc-Onun'a Tanrı’da özleşmeyi, ölümsüzlüğe kavuşmuştur; • Bü-Öcüm'de "muhteşem varlık"ta bulunmaktadır.(**) Muhteşem varlıkta. ‘Tanrfda bulunma. Uyu-Usuq diye ifade edilir, “yüce uyku hali" demektir, buna "uyku ruhu" da denebilir; cümle halinde şöyle ifade edilir: • Atas Uq Ebin Asım Uyuy Emis=gökyüzünün ateş gibi olan bin'leri... ya da 176


Halûk Tarcan

Uyqun Esimiz Özün Apan As Uy, Özüm Uy Apan Asız = uyku ruhu ile Tanrı'nın gökyüzünde kalışımız, kendimizin Tanrı'da kalışıdır.f*) Ön-Türklerin varoluş felsefesi budur. Görüldüğü gibi Ön-Türkler tektanrı'yı bulmuşlardır; Görüldüğü gibi Ön-Türkler "gök"e değil, Tanrı'ya; yaratana taparlar. ATEŞE UR/MA KURALLARI(” ) “Güneş Kültü”nde, Buğ'un takdis merasimiyle Buğ, han, kral sıfatını aldıklarını gördük. Yukarıda görmüş olmamıza rağmen, sistemi dağıtmamak için tekrarlıyoruz. (BU)nun ölümünde, halkı toplanıp, kendilerine gerçekten bir "kul ve köle" gibi hizmet etmiş olup olmadığına karar verir. Eğer karar müspet ise, yakılma şerefine ve bu şerefle Tanrı’ya geçme hakkını kazanmıştır. • Her "Bu", her han, Oağan, Tanrı'ya oz/ar diye bir kural yoktur. • Halk ona, Bu, yani muhteşem unvanı da tanıyabilir. • Müspet karar aldıktan sonra ya'kılma ateşinin • halk tarafından, • Tanrı adına yakılması, halkın kendisi içi dua etmesi ya da • mezarına Bengü, yani anıt-taş dikmesi lâzımdır. URUNA Qara Çur yazıtında okumuş olduğumuz URUNA sözcüğü, ‘’oyma, oymak, dolaysıyle mezar anlamına gelmektedir, günümüzde (k)urna olmuştur. Bu kavram, Etrüsklerle, lâtinlere geçmiş ve URNA şekline dönüşmüştür. Ölü küllerinin konulduğu kap, günüzde ise ‘’seçim sandığı” demektir. Fransızcada URNE(ürn) diye bulunur. Antik yunan’da ES-URUS’tan SOROS olmuştur. OQ-URUQUN: Bu kapların konulduğu, ölülerin gömüldüğü mezarlara Oq mezarları demektir. Bu bizde ve Batı’da Kurgan olmuştur. Aynı zamanda kullanılan bir başka deyim ise, OTUN EBİL ULU-US "Ateşi gök'e ulaştıran düzen“ demektir. Batı dillerine Tumulus, Temenos diye geçmiştir. ATES-EVİ. İB-ÎS BOLIO "Üniversite"***) • Cesedin yakılmasına,OTUQ, • yakılmış olduğu yere İB-IS BOLIO. AT-OTUO Namın yakılması, Tanrıya geçmeğe hak kazanmış kişi'nin yakılması demektir. Bolıq ise. site demektir. At-Oğu Bolıq, hanedanının oturduğu yer, "başkent” demektir. Bolıq, Balıq diye de okunabilmektedir. Bu, balık anlamına geldiği gibi balıklardan doğan ışık, kutuplarda görülen ışık da Balıq diye adlandırılır. 177


Halûk Tarcan

"Aydın bölge“ anlamına gelen site demektir. Örneğin Biş Bolıq, beş adet kentten oluşan siyasal kuruluşlardır.. Ib-ls Bolıq deyimi iki anlamı ifade eder: “Tertipli olarak düşünme yeteneği kazandıran site, yani üniversite, “ölen kişilerin canlarının öz-içiş’e geçmelerini sağlayan kuruluşu bulunan site”, yani ATEŞ EVİ SİTESİ. İSİZ OYIBIZ QUL’lar (rahip) tarafından yazılmış olan bir ateş evi yazıtının ve Altı Yarıq Tıgin’in, Türkistan’da Miran kentinde bulunmuş olması, bu kentin Ibls Bolıq'lardan biri olduğunu kanıtlamaktadır. Bu kentte bulunan Min (Mille, dilcilere...) ÜY'ün (bin ev), aynı zamanda bir üniversite kenti olabileceğini de gösteriyor. Turpan'da (Turfan) bulunmuş olan ve başlangıcını aşağıya almış olduğu­ muz yazıt, bu kentin de bir Ib-ls Bolıq olduğunu göstermektedir: “Ub Ozulın'da iyime Öküp, Oğ-Urulunın iyime, iç Etür Ölüg Omun Uçuqun Ata-Oğa Urın Erde-Ebi..." Bu uzun metin bu kentin yalnız bir "ateş evi" olduğunu değil, Ön-Türklerin dini kavramlar üzerinde yoğun düşünmeleri sonucu "astro-fizik" ilmine ilk adımları attıklarını da göstermektedir. Nitekim, Turpan kenti, üniversitelerinde astro-fizik öğrenimi yapılan önemli bir ilim merkeziydi. Turpan'ın batısındaki YAR nehırciğindeki YAR-HOTO harabelerinde pek çok fizik metni bulunmuştur. YUĞ(**) • "Ateşe urrna" işlemini • ölünün küllerinin gömülmesi • yas tutma işlemi izler. Buna Yuğ denir, ölüm kederi töreni de denebilir. • Yuğ'lama, ağlama olmuştur; Yuğ'ma, yıkama olmuştur. • Yuğ’un, ölenin at'ına, nam'ına, şöhret’ine uygun olabilmesi için çok sayıda önemli kişiler davet edilir, bu nedenle cesedin yıllarca bekletildiği olı*r. • Örneğin: Oanım Oağan'ın ölüm nedeniyle, -489 yılında oğlu tarafından diktirilmiş olan Bengü’de şu satırları okuyoruz: • Babam hakan at yılının 10. ayında (-26/10/494) uçarak bardı (uçarak vardı) ve domuz yılının 5. ayının 27'sinde (27/5/489) Yuğ ettirdim. • Burada, Oariım Türük Bilge Oağan'ın cesedini yaklaşık 5 yıl bekletmiş olduğunu okumaktayız. Bir cesedin yıllarca bekletilmesi, "cesedi muhafaza“, yani “mumyalama" teknik ve ilminin Ön-Türklerde varlığını gösterir. Yuğ'a 500 erin (müstahkem mevki kumandanı), çok sayıda siyasal temsilci ve yoğun bir halk tabakası katılmıştır. Yazıtın devamında, yas tutma'nın, "öz halkımızın edgü namı için (başarılı niteliği) göğün yerlere değdiği yerlere kadarki, Oq'lar ortamı kişileri, sayılamayacak miktarda gelerek, evet onun kut'una... Bunca kavimler saçlarını kulaklarını yoldu biçtiler..." şeklinde olmuş olduğunu okumaktayız. 178


Halûk Tarcan

UÇA BARMAf*) Ön-Türkler, liderler, Oağanlar için "öldü" demezler. Çünkü, lider Qağan Oz'laşıp Tanrı'ya geçecektir, ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Bunun için UÇA BARDI, uça vardı, uçarak (Tanrı'ya) vardı derler. Oağan'ın eşi içi ise UYUQ BOLMIŞ, uykuyu bulmuş, uyumuş deyimini kullanırlar. Önemli deyimler: içiliş Öc Ad ve Uyu-Usuq kavramları, "Bu Ad A", “Buda"mn, kökenini oluşturuyor. ÖC, Çinceye YU, Ç’i; Uyuv ise, WU olarak geçmişlerdir.(**) “Ateş kültü”nün Anadolu’daki yerleşimleri -şimdilik- Hitit, Urartu, Hurri, Mitanni, Troya, yer olarak da Ödemiş, Gedikli, Halep... ÖN-TÜRKLERDE TANRI İNANCININ SÜREGELMEKTE OLDUĞUNU GÖSTERİR İKİ BELGE: Moğolistan'da, Mogoitsu Irmağı, Sine-Uşu Gölü ve Örgütü Dağı yöresinde, Finliler tarafından 1909'da bulunmuş ve Ramstedt tarafından 1918‘de yayınlanmış olan belgeye göre, bir grup Ön-Türk, Boğaziçi'ni at üstünde geçerek Erenköy'e yerleşiyor ve yaklaşık -1980 yıllarında İstanbul'da tarihin ilk devletini kuruyorlar: Oy-Urum At...İstanbul'a, "başkent" demek olan Oy-Oğ adını veriyorlar, işte, bu Ön-Türk halkı kendilerini, • “Uw-On: Tengrili yerli, Üç-On Kelmiş" diye takdim ediyorlar. • ‘’Uw-ON, kutsal On halkı, biz "Tanrı’nın yerlisi, Tanrı'nın yarattığı esas halk, Tanrı'dan, Üç On'lar olarak geldik...(**) Bu takdim cümlesi, Ön-Türklerde tektanrı inanışının devam etmekte olduğunu gösterir. Moğolistan'da, Tariat bölgesindeki Terhingol Vadisi'nde 1969'da bulunmuş ve Örire-Biriabaşı tarafından "taşa vurdurulmuş" olan Türk tarihine ait belgenin birinci bölümü şöyle başlar: "... Tenri'de Bolmış Bilge Oağan II Bilge Oatun Oağan..." Tanrı'da bulunan, onda oluşmuş olan, halkı kalkındırmış "egemen Oağan" ve eşi qatun (kadın) Oağan... Bu taş Önre-Binbaşı tarafından -517'de yazdırılmıştır, -1517'de kurulmuş olan At-Oy Bil devletine atıfta da bulunmaktadır.(137) Bu belge de bize, -6. yüzyılda tektanrı inancının tazeliğini koruduğunu göstermektedir. Vermiş olduğumuz bu iki örnekten ilki "-2 bin“, İkincisi ise “-879, yani -9. yüzyıla" aittir. Sadece bu iki belge, 12binlerde, ON(Kozmos) tamgasıyla ilk adım atılan Tek Tanrı kavramının bu tarihlerde süregelmekte olduğunu gösterir. Ayrıca, Yalnızca, örnek olarak Bilge Oağan'ı alırsak, islâmiyetin doğuşuna daha 1.500 yıl vardır. Dikkatimizi çeken bir nokta. Oağan'ın yanında eşi de Oatun Oağan da zikredilmektedir; 1.500 yıl sonra kadın, Türk toplumunda tamamen değersizlendirilecektir. 179


Halûk Tarcan

BATI DİLLERİNDE TANRI ADLARININ KAYNAĞI(**) Batı dillerindeki DEUS’un, Grekçe, THEOS'tan doğduğu iddia edilir, aslında THEOY+US = THEOS’dan doğmuştur. Bu kelime Ön-Türkçedeki uluğ anlamını veren Ezüy kelimesinde yapılan değişikliklerden meydana gelmiştir: • Ezüy (0 ¥) şeklinde yazılır, Ez (9) ve Üy ( ¥) şeklindedirler. • Ez damgası "O" diye, Üy damgası "Y* harfi diye okunmuş, başlarına da the hecesi getirilmiş, aslında • THE-EZ-ÜY olması gerekirken ortaya THEO-Y yani THEOY kelimesi çıkmış, • EZÜY-US’tan, US ilâvesiyle THE+US= THEOS doğmuştur. Uluğ demek olan Ezüy kelimesini, Trabzon Ayasofya Kilisesi'ndeki, üstte görülen resimde okumaktayız. Oy-Oğ'da (İstanbul) Oy-Urum Atın devletini kurmuş olan Ön-Türkler, Hıristiyanlığı etkilemişler ya da Hıristiyanlığı kabul etmişler ve Hıristiyan ayinlerinin Ön-Türkçe olmasını sağlamış olacaklardır ki, bu resimdeki yazılar, iddia edildiği gibi Pre-Grekçe değil, Ön-Türkçe okunmaktadırlar. • DİO kelimesi ise doğrudan Grekçe olarak kabul edilmiştir. • Yunanca harf sanılan ,A + 1+ O = DİO kelimesini vermiştir. • Aslında bu şekliller harf değil birer Ön-Türkçe damgadırlar • A = ED; I = IS; O = ON;, ED IS ON. (ed-is-ong)anlamı, yaratma başarısı, YARATAN... Grekler, Ön-Türkçe, yani Pelasgca'yı okuyamıyorlar, fakat anlamlarını biliyorlardı. Edisong, DİO diye okumuşlar ve Ön-Türkçe anlamı olan Yaratan anlamını verdiğini kabul etmişlerdi.

180


ÖN-TÜRK SİYASAL KURULUŞLARI, ÖDÜS(devlet)LERİ.

Bölüm IX.


Halûk Tafean

ÖN-TÜRK SİYASAL KURULUŞLARI, ÖDÜS(devlet)LERİ: (Prof.Bozkurt Güvenç, Biz, Devlet kurmayı Çinlilerden öğrendik, der) Mirşan, Türk devletlerini Zaman ve mekânda aşağıdaki şeklide sıralamıştır • ON-UYUL ilk devlettir, İkincisi • BİR-OY BİL’ dir, üçücü sırada • AT-OY BİL yer almakta ve en son devleti • TÜRÜK BİL olarak vermektedir. Biz son yaptığımız çalışmalarla Kara-tau kültüründe, 35bin / 10 bin yılları arasındaki ÜSTKABATAŞ (Paleolitique superieure)döneminin sonlarında, iki qalanın tespiı edilmiş olduğunu gördük: ŞUNYU ve SAMARKAND: Bu iki Kala arasında, kat i tarihi ve siyasal kuruluş adıyla ŞUNYU’yu Orta Asya’daki ilk Ön-Türk devleti(aşiret birliği,federerasyonu) olduğunu kabullenmek gereğini duyduk. • Rus(Ranov), • Alman(De Groot), • Çin(Liu Mau Tsai) ve • Türk (Mirşan) araştırmacılardan yola çıkarak ve Zeki Velidî Togan’ın haritasını da buna katarak, USUNG-UY'u bulduk. Tarihteki ilk siyasak kuruluş diyeceğimiz UŞUNG-UY ve genelde ilk ÖnTürk siyasal kuruluşlarını algılamak için ilk seviyede yardımcı bilgilere gereksinim vardır: Devlet rejimiyle yönetilen halk Ögül Uqus’larla ileri seviyede düşünme yeteneğine sahip olan Ön-Ata uygarlığının karakteristiklerden biri de, zamanın derinliklerinde oluşan ilk aşiretlerin, tek tek yaşayan aşiretler döneminden “Aşiretler Birliği”ne geçmeleri ve tarihte ilk kere devlet kuruluşunun ilk "çekirdek” halini vermeleridir. ‘les Dossiers d’Archeologie dergisinin Portekiz’i konu alan 198/1994 sayısında 6500’lerde batı Portekizde mağaralara yerleşmiş olan aşiret halinde yaşayan halkların, 3800’lerde devlet rejimi ile yönetildiğini kaydeder. Bu halk, bu yörelere yazılarıyla gelmiş ve yazıları Ön-türkçe okunmuş olan halktır, yani Ön-Türklerdir ;ilerde yazıtlarıyla göreceğiz. Bu iki kaynağa İskit tarihini - Türkçe kaynaklar yerine kendi kaynaklarıma baş vuran ve İskitleri Grekier bağlamak için çabalayan Batı kaynaklarında sözü edilen İskitleri de katabiliriz : Not: İskitler’in tarih sahnesine (-800)lerde çıktığını sanan araştırmacılar, onların devlet rejimiyle yönetilen aşiretler olduklarından söz ederler, (aslında 1517)de OQ-UŞUY’u, Oq egemenlik birliği’ni (federasyonunu) kurmuş olan İskit tarihinden 700 yıl yokedilmiştir.) 182


naıuK ı arcan

ÖN-TÜRK SİYASAL TARİHİ TÜRKİSTAN’DA BAŞLAR

Anımsayalım, Orta Asya adı, zamanla tarihten Rus Çarlığı zamanında silinmiş olan ve Orta Asya deyimi ile değiştirilimiş olan TÜRKlSTAN’dır.(*) Bugün, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazaklistan,Tacikistan ve Afganistanın kuzeyini içine alan bölgedir. Yukarda gördüğümüz gibi A. Ranov, Türkistan’da yapmış olduğu araştırmalarda bir milyon yıldan, 10 bininci yıllara kadar süren Kabataş (paleolitik) döneminde 25 QALA tespit etmişti. Bu kala’larda, • 15 binlere kadar Orta Asya kişisi, tarihin ilk çilelerini çekmiş, • gelişim / sentezlerle yazının icadına kadar ilerlemiş • 15 binlerden sonra Ön-Türk Kişisi olmuştur. Bu 25 Oala içinde Batılıların; ŞUNYU (chougnou) adıyla verdikleri, Semerkand’ın güney doğusunda ŞUNYAN adını taşıyan dağın 2000 metre yüksekliğindeki bir vadisindeki bir qala'da gelişim 10500’den (- 700)e kadar sürmüştür. Bu kala’daki taş tekniğini, Sibir/Moğol (Batı,Türk dememek için Moğol der) tekniğine, benzer ve paralel olarak vasıflandırılmaktaddır ki bu da Şunyu’nun Orta Asya’daki gelişimin bir parçası olduğunu göstermektedir. Şunyan adı taşımakta olan dağa bugün, PAMİR dağı denmektedir. 1921’de bu adı, araştırmacı.J.J.M.de Groot,(*2) Çin kaynaklarının bu kuruluşu, Hunların 2300/1900 yıllarındaki HİA sülâlesi çağındaki Uçbeyleri ŞUN-UY'lar diye verdiğini kaydeder.(**) Yalnız bu tarih,Şun-Uy’ların tarihinin daha eskilere inmediği demek değildir Bu Şun-Uy’lar kimlerdir? K.Mirşan bu adın ön-türkçe olarak UŞUN-UY, federal devlet yüce katı, ya da, ŞUN-UY egemen kat anlamını ifade ettiğini yazmaktadır. Federal devlet adı yukarda adını verdiğimiz üç kaynakta Ön-Türk aşiretlerinin, devlet otoritesiyle yönetildikleri gözlemlerinin doğru olduğunu da göstermektedir. Uşun (UY), On (UY)ul, adlarındaki UY, birlik demek olduğuna göre bu iki devletin aşiretler birliği halinde, geniş anlamda devlet kavramının öncüleri olduklarını düşünmemiz gerektirmektedir. Çünkü, sonraki siyasai kuruluşlar. BİL, Egemenlik (imparatorluk-Konfederasyon)sıfatıyla, Konfederasyon haline dönüşmüşlerdir. Sonuç :ÖN-Türk Siyasal kuruluşlarının tarihini 10500’de qala olarak tarihte görünmüş, gelişerek aşiretler birliği halinde devletleşerek UŞUN-UY adını almış olan bu siyasal kuruluşla Orta Asyada başladığını ileri süreceğiz... Bir noktayı açığa çıkarmak isteriz : Uşuri-Uy’u tespit eden Ranov, yazı olup olmadığıdan söz etmiyor. Henüz bilmiyoruz, bekliyeceğiz. (‘ )(K.Jettmar,.rArt des Steppes. A. Michel, 1965 paris);(**)(Die Hunnerı d. vorchist zeit. Berlin/ Leipzıg1921- K.Mirşan) Not: Günümüzde Moğolistan’da yapılan araştırmalarda araştırmacıların karşılarına Hunlar yönetiminde, (SHANYO) denen, ne olduğu bir türlü bilinemeyen bir halk çıkmıştır. SHANYO = UŞUN...)

183


Haluk Tarcan

Araştırmacılar, Uşun-Uy’un 10500den 700’e kadar uzun yıllar süren tarihini hayretle karşılamakta, bunun nedenini bir türlü açıklayamamaktadırlar. Bizim bu konuda düşündüklerimiz şunlardır. • Aşiret yaşamından ‘devlet yönetimine” yükselecek EB-IS, yani düzenli düşünce sahibi olduklarından* **) İleri seviyedeki düşünceleriyle soyutlama yapan ve yazıyı bulmuş olan bir toplumdan gelmektedirler. Tarihte geç kalmış ve henüz genç birer ülke olan batı ülkelerine mensup araştırmacıların, 10 binlere inmelerinin güçlüğü bir öteki nedendir. Gerçekten, • Fransa, İngiltere 1500 yıl, Almanya 2100 yıllık tarihe sahiptirler, Roma ve Yunan'ın kökeninde ise doğrudan, Etrüskler ve Pelasglar bulun- maktadır. • Uşuh-Uy’un tarihte ortaya çıkışına örnek olarak Osmanlı imparatorluğunu alabiliriz. 1299 imparatorluğun başlangıç tarihinde, beylik/ aşiret dönemidir. 1400’lerde devlet olmuş ancak 1500’lerde tam anlamıyla bir İmparatorluğa dönüşmüştür. • Uşuri-uy’da 10.500’de klan’lar oba’lar halinde olacaktır. Çok sonraki tarihlerde "aşiretler birliği” haliyle, siyasal kuruluş’a dönüşmüştür. • Öyle sanıyoruz ki, Uşun-Uy aşağıda inceleyeceğimiz On-Uyul ve öteki Ön-Türk federe devletleriyle, BİR-OY BİL konfederasyonuna katılmıştır... Ileriki araştırma sonuçlarını bekleyeceğiz. SAMARKAND: Kara-tau kültürünün sonundaki, üst kabataş 3 5 / 1 0 bin ve sonraki, yenitaş çağı arasında geçit dönemini gösteren 1 0 /6 binler arasındaki epipaleolitik(ara-kabataş)teki öteki kala, ilk adları OAPIĞ OAĞAN, OAPAĞAN olan Samarkand’dır. Ranov, “...tam tarih için C14 e başvurulmamıştır, tarih için 40 / 20 ve 15 binler verilir...” diye yazar. Güney doğusundaki Baysun dağlarından doğan ve iduk-At Ögüz’e (Amu Derya) dökülen ÖKİ-SUUQ BAŞ(Zerefşan) nehri kenar­ ında bulunur. Aşağıda On-Uyul’u incelerken Samarkand’ı yeniden ele ______________ alacağız.__________________________ ^ u

* j, n * o

t o l

184

> -f

n > >-


Halûk Tarcan

ON-UYUL, ON NOTASI, TARİHTEKİ İLK BARIŞ NOTASI

K.Mirşan, ON-UYUL’un adını, tarihi en çok 5 binler olabilecek On Notası denen , çubuklara yazılmış tarihteki ilk barış teklifi metninde okumuştur: ON-UYUL yani ON(Hun) federe devleti.(**) Bu şartlarda şu sonuca varıyoruz. On-Uyul’un kuruluş tarihini bilmediğimiz için, On Notasının tarihinde takılıp kalıyoruz. Aslında bu devlet daha öncelerde varolmuş olmalıdır...Çünkü, aşağıda görüleceği üzere, • On-Uyuldan sonra bilinen Bir-Oy B'ıl’in tarihi, 8500’ler diye tahmin edilmektedir. Bu şartlarda ondan evvelki On-Uyul’un tarihi, daha aşağıdaki yüz, belki bin yıllara inmelidir. Mirşan'ın vermiş olduğu On notasının metni şudur, tekrarlayalım : On-Uyul’un, ÖDÜS UÇI (devlet başkanı) ÖGÜZ (nehir) ötesindeki halkın liderine gönderdiği nota'da şöyle denmektedir: ÖC-UÇU ÖGÜZ AŞU EL: BU ALTIN ON-UYUL UÇ BU-£l BU, £S BU İSİD.:

‘’Liderlik İyeliği ÖGÜZ aşa halk işbu yetkilin ON-UYUL lideridir. Halkım namına söyleyeceklerimi dinle. ÖGÜ AP-AOIN UÇ ISIP BUY, İP-İNİNÇİP, İNİNÇİN AP-ANTI BU ÖGÜÇ. Krallığı savaşlarda nam salan lider yazdı bu yazıyı, sana barış önererek ki, bu barış şartları için yüce andım teminattır. BU ÖP-ÖSÜ AQIN ALT AW ES ÖG(ÜÇ BU ESİD)EKİ ÖDÜS UÇI Bu (yazıyı yazan)ordu akını yetkilisinin haşmetmeap(majeste) namı devlet lideridir. K. Mirşan’ın bizim Türkçemize tercüme ettiği bu metinde 3 önemli öğe vardır. ON’un sonraki bin yıllarda HUN haline dönüştüğünü görmekteyiz Demek ki, Hun’ların ortaya çıkışı, resmi tarihte okutulduğu gibi (-220) tarihinde değildir Bu ad altında, • Îdil’(Volga)in bulunduğu yerde ON-UYUĞUR, • İsviçre’de Graubünden Kantonunda ON-OYUN devletleri...Bu devletin bulunduğu yer bugün, • RETÜS/RETA diye adlandırılmakta, bozulmuş bir Etrüskçe konuştuğu sanılmaktadır. Konuşulan dil aslında • On-Oyun Türkçesi’dir. Buna biz önemli bir nokta daha katacağız, Ermeni araştırmacı Rouppen Courian (Rupen Kuryan), bu bölgedeki bazı kelimelerle Ermeni­ ce arasındaki eşlik ve benzerlikten söz ederek, Ermenilerin buradan geldiğini iddia etmektedir. (*) Bu iddiayla araştırmacı, Ermenilerin Turanî kavimlerden gelmiş olduklarını ve dillerinin kökeninde Ön-Türkçe olduğunu istemeden açığa çıkarmıştır. 185


Haluk Tarcan

Sözünü ettiğimiz iddiaya Rupen KUR/yanın adını da katabiliriz. KUR, günümüzde Isviçredeki (CHUR)adıyla ayni olduğunua göre bunun aslında OQ-UR’dur. (**), Ön-Türkçede "mahkemesi olan kent” demektir ki, isviçrde ki Ön-Türk devleti ON-OYUN’dan kalmış olmalıdır. Bu, bugün İsviçre’de CHUR(kur)şehri şeklinde bulunmaktadır...Bazı Ermeni tarihçileri, Orta Asya’dan geldiklerini reddetmek için. Hint-Avrupa dili (kuramsal’dır)konuşan Frig’lerden olduklarını ve Frig'lerle Avrupa’dan geldiklerini iddia ederler .Kuryan, bunun da kökenine ineyim derken esas kökenin nereye dayandığını ortaya çıkarmıştır...Teşekkürler. Ayrıca Friglerin Ön-Türklerden oldukları Midas anıtının Mirşan tarafından Ön-Türkçe okunmasıyla ortaya çıkmıştır(**) ON notası tarihteki ilk BARIŞ notasıdır ÖGÜZ ötesi halk dendiğine göre bunun IDUK-AT ÖGÜZ yani Amu derya ötesi halk olması gerekmektedir. Çünkü biz, eldeki bulgulara göre On-Uyul’un Samarkand ve yöresindeki büyük kültürden doğduğunu sanmaktayız Samarkand'ın güney doğusundaki Baysun dağlarında 9 yaşındaki çocuğun mezarını, bu kişilerin Üstün bir kudretin varlığına inandıkları şeklinde algıla­ mışlardır, tarihi C14’le 80 bin diye tespit edilmiştir...İleri seviyede bir düşüncenin varlığını gösterir. Yukarda görmüştük.. Samarkand, iduk-at ögüz’ün kollarından Öki-Suuq-baş( Zerefşan) üzerindedir. Uşun-uy ise gene Iduk At'ın kollarından, bu adın bugünkü şekli olan Şunyan nehri kenarındadır Uşun-Uy ve ON-Uyul Orta Asya tarihinde ilk ve en ileri seviyeyi göster­ diklerine, On-Uyul’un barış teklif ettiği ve ÖGÜZ ötesinde oturanlara hitap ettiğine göre bu ad, bu akarsu, IDUK-AT ÖGÜZ, bugünkü Amu Derya’dır. Bu şartlarda On-Uyul’un başkentinin Samarkand olduğu da düşünebiliriz... Yeni bulguları bekliyeceğiz. Ranov, Samarkand için 15 bini en geç tarih olarak veriyordu. Biz bu tarihi başlangıç noktası alırsak ki, bu tarih petrogliflerin, yazı öğelerini içeren kaya resimlerinin başlangıç tarihidir, Tamgalı / Talaş / lssıq Köl’den buraya ilk tamgaların gelişini 1000 yıl sonrası diye düşünürsek, Samarkand’ın Ön-Türk devleti olması ya da bu şekille ortaya çıkması tarihi 14 binler olabilecektir...Semerkand için verilen en geç tarih 12 bin idi... Bekleyeceğiz

• • • • •

ON-UYUL’ıın sınırları Güneyde Çik Bil yani Sümer( günümüzde lran)in kuzey sınırında, Hazar'a’ akan ARA-£TlG(Atrek)nehriyle başlar,sıradağlarla Pamir’den UÇUĞUY KÖL’e varıp QUÇA kentinde kuzeye yönelir, OĞ-UR Köl’ünün batı sahilinden batıya dönüp OBIL UÇI KÖL’ünü kuzeydan kuşatarak AYIRIS(Çu) nehri ile OM-OĞ’a varır. On-Uyul’un kuzey batısı tümüyle OMOĞ’un sahildir, (harita) 186


Haluk T arcan

Bu geniş coğrafya tümüyle Türkistan’ı kapsamaktadır Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistanın bir bölümü bu çerçeve içindedir. Yazının doğduğu, Tamgalı / Talaş / lssıq Köl üçgeni bu alanın sınırlarında, kuzeyde yer almaktadır. ON-UYUL’un kültürü konusunda ise şu gerçeği belirtmeliyiz : Baktrian adıyla son yüz yılları antik Grek kültürüne hediye edilen bu yörede, 3/2 binlerde, Perslerden önce, ileri seviyede kent ve yapı kültürü vardır (*) ON-UYUL halkının yayılması. Idil-Oral’a, Anadoluda, Erzurum, Trabzon, İstanbul, Side’ye, Avrupa’da; Avusturya, İsviçre, Fransa, Potekiz’e yazılarıyla göç etmişlerdir. Biz buna Ispanya’yı, Katalanya bölgesini ve (-1200)de bu bölgede “Ateş kültü”nün varlığını katacağız.(Barselona Etnoloji müzesi) Katalan’lar, kökenlerinin İspanyol olmadığını sürekli iddia etmektedirler. Göç eden Ön-Türkler, sanıldığı gibi göçebe yani konar-göçerler değil yazı dolayısıyla, ileri seviyede uygarlık sahibi GÖÇMEN’dirler, vatanlarını bırak­ mışlar, kendilerine başka yurt aramak için yola koyulmışlar çok uzaklara gitmiş yayılmışlardır. Bu nedenlerle, yazısı olan ilk devlet ON-UYUL evrensel uygarlıkta, yazısıyla evrensel tarihte ilk siyasal kuruluş olmak, ve sınırları içinde yazının yaratıldığı ilk toprak olmak şerefiyle baş köşeyi alır. (Uşuh-Oy’da Ranov, yazıdan sÖz etmediği için -şimdilik- On-Uyul’u yazısı olan ilk devlet diye tanımlıyoruz İkinci devlet olarak Bir-Oy Bıl’n kurulması On-Uyul’un yıkılışı, tarihten yok oluşu demek değildir. Sadece aralarında tarihte görünme yılları birinin ötekinden sonra gelmesi durumunu ifade eder. BİR-OY BİL : Rumanya ile Altay dağları arasında kurulmuştur. Mirşan, Romanya’nın Bir-Oy BiTe dahil olduğunu şu şekilde açıklamakta: Romanya(Urum-an/ıa) halkı batıda GETAİ ler diye tanınan ÖK-ÜR’lardır. Bunlar, Daryüs 1’le (- 513)te yapılan savaşı kaybetmiş ve imha edilmişlerdir. Bu yenilgiyi -Tanrı inancıyla- Tanrıya kılıç ruhu ile kavuşmanın zaferi” diye algılamışlardır.(“ )... Sonraki bin yıllarda, bu inanç "şehit derecesine erişme” diye tanımlanabilir. Altay sınırı için de, Mirşan, şu olayı nakletmektedir: Kırgız Hanı, kumandan Önre- Bihabaşı’ya, Daryüs l’in, Anadolu Oarluklarını imha ettiğini bildirir. Bunun üzerine, Örire-Binabaşı, hemen Sibirya’ya giderek İKİM ve ÎRTİŞ ırmağı OO’larını askere almak ister, onlar, • BİR-OY BİL majestelerine tâbi olduklarını söylerler. Buradan, On-Uyul’un bağımsız bir devlet olmakta devam ettiğini ve o tarihte bir Oırgız Han’ı tarafından yönetildiğini de anlamaktayız. Bir-Oy B'ıîin ilk başkentinin nerede olduğu bilinmiyor. Ancak ikinci başkenti SUB-OĞ’dur tarihi 8600 diye verilmiştir.***) Bu kent yukarda gördüğümüz Mos­ kova kuzeyinde, Volganın kollarından Dubna üzerinde günümüzdeki Zamostje de bulunmuş, tarihi 8500/3300 diye tespit edilmiş olan kala olmalıdır. (*) f)(Archoologıa no.311 /1 99 5)

187


Halûk Tarcan

Bu kültürün Ön-türk kültürü olabileceği olasılığı iki noktaya dayanmaktadır: Volga, ön-türkçe ve tarihteki ilk adıyla İTİL nehri, Kurumuş olan UÇUĞLTIR KÖL’ün doğu sahilindeki tektonik çatlakta, yani göl seviyesinin aşağısında bulunan derinlikteki çatlakta, bu derinlik sayesinde kurumamış ve nehir haline dönüşmüş olan bu Köl’ün suyudur: Dubna'da, bu çatlaklardan biri olmalıdır. Toprak kapların geometrik şeklilerle süslü olduğu kaydedilmektedir ki, dergide örnek verilen tek geometrik şekil, Ön-Türkçe UÇ tamgasıdır. Halkı balıkçıdır, doğal olarak "su kenarı kültürü" söz konusudur. Bundan sonrası, arkeologlarımızın bu konu üzerine eğilmelerine kalmıştır...Eğer konu­ ya, meslekleri gereği "bilimsel şüpheyle bakmak” arzusunu gösterirlerse ? Üçüncü başkenti, Uçuğıltır Köl’ün üzerinde liman şehri olan AT-OĞI BOLIQ’tir (-4200) tarihini taşır.(**) Yönetim olarak bu devletin At-Oy BTL’e , üçüncü devlete dönüşmesi, yeniden yapılaşması (-1517)tarihidir. Bir-Oy Bil. Bu adın anlamı ve anlamının kökenleri nedir, ne demektir ? Bu konuda büyük bir parantez açacağız. Mirşan’ın BİR kavramı konusunda vermiş olduğu açıklamaları izleyeceğiz : Mirşan, BİR adını önce, Astro Fizik biliminin ana kavramlarından biri şeklinde izah etmektedir: BİR 1/ Vakuum, hayal gücünün alamayacağı büyük bir boşluk, batıda bunu bir "balon” şeklinde tasavvur etmektedirler!.. 2/ Doğa’da görünen en ufak parçacıklar ile görünmeyen her şeyin örneği "kuvvetler" gibi, birbiriyle bağlantılı, ilişkili, birbirine tâbi, bütün’ü, BİRlik hâli olduğu gibi...Öte yandan 3/ herşey Vakuum’dan doğar ve basamaklar halinde gelişerek, günün birinde Vakuum haline gelir. Yani, 4/ vakuum herşeyi içerir ve herşeyi meydana getirir. Bu nedenle: BİR aynı zamanda ALQU, evren, Alqu, dâ BİR demektir. ALTI YARIQ TÎGİN’de ise. BİR: Tanrı inancıyla, o’na ilk defa varan, erişen kişi olmakla açıklanmaktadır: İLK BUĞ'un, İLK KERE TANRIYA UÇURULAN KİŞİ olduğu anlatılıyor • Tarihçilerden, Önre-Biriabaşı BİR’i, BİRİKİ AT, "Birleşik Nam” diye tanımlıyor . Burada NAM kavramı, Tanrıya erişme şartlarına sahip olma, günahsız olma, Astro fizik deyimiyle Quantum, halkı tarafından Tanrıya uçurulma başarısını elde etme anlamlarını verir. Birleşik nam, başarı elde etmiş, Tanrıya uçurulacak kişide BİR/leşmiş kavramına girmektedir. • Yoluğ Tigin ise, bunun yerine BİRİKİ BUDUN, "birleşik kavim” demektedir, BİR olmuş kavim... Rumanyanın Bir-Oy BiTe dahil olduğunu Mirşan, "Ök-Ür’lerin, kılıç hakkı ile 188


rtaıuK iarcan

tanrıya geçme” cümlesini, aynı zamanda, BİR-kararı ile savaşa giren Ök-Ürleri Tanrılarına varma zaferine kavuşmuş bulunuyorlar...şeklinde de manalandırıyordu. Burada, ‘’Karar", Tanrıya kavuşmayı, onunla özdeşleşmeyi önceden kabul etme, BİR olma kararında bulunma, günümüze göre düşünürsek “ şehit olmayı" kabul etmede kararlı olma şekillerinde açıklayabiliriz. Bir-Oy’dan başlayarak kurulan devletler, artık, Çok sayıda Ön-Türk Birlikleri ,Ön-Türk federasyonlarını yönettiklerinden devletler, BİL yani “egemenlik” adını almıştır biz buna Konfederasyon diyebiliriz. Bir otekı karakteristik nokta da şudur , Ön-türklerde yeniden devlet kurma yerine Yeniden yapılaşma yani zaman ve mekânda devam, vardır. Halk daima aynı halktır ve bu süreklilik, Türkleri bir bayrak altında toplama fikir ve davranışını bu, Atadan gelme refleksi'ni doğurmuştur. Bunu Türük felsefesiyle açıklayabiliriz : Mademki, ALQU , BİR halindedir., öyleyse bu BİR’i yeryüzünde temsil eden Ön-Türklerin de BİR halinde yaşamaları gerekir, daha doğrusu doğaldır. Bu bilgiler ışığında BİR-OY BİL’in tam anlamını verebiliriz . OY inanç, BİL, egemenlik, regnum, öylese devletin adı; BİR İNANCI EGEMENLİĞİ’dir.

Bu egemenlik, yukarıda işaret ettiğimiz gibi, yönetim açısından bir Konfederasyon’dur...BİR kavramı tarih boyunca refleks halinde günümüze kadar gelmiştir: Buzların erimesi sonucu su baskınlarının ,sonra da, tam tersine uzun yıllar süren kurak tıkların neden olduğu göç’ler. • Orta Asya’ya Araplarla, din felsefesinden uzak, günahlar ve sevaplar listesi halinde giren İslâmiyet. • Çin ve Çarlık Rusyası istilâsı • Çin ve Rus Komünüzmi... • Türkistanı, yanlış ya da maksatlı bilgilerle, budunlara göre, Türkmenistan, Kırgızistan vb..parçalayan, • Türkistan adını yok edip Orta Asya’ya dönüştüren Batılı Şarkiyatçılar, (Doğu bilimciler) bütün bunlara rağmen, • BİR halinde, BÜTÜN halde, öz kültürünü, dip kültür olarak korumuş olan Türk kitlesi ve herşeyin üstünde • Arka arkaya kurulan ve günümüze kadar gelen Çoksayıda Türk devlet­ leri...İşte bu refleks halindeki BİR felsefesi...siyasalkuruluşlar küçük ölçülere düşseler bile, bu felsefe daima su yüzüne çıkmıştır... Hemen ilâve edelim: Tarihte bu kadar çok sayıda devlet kurmuş başka bir halk yoktur. BİR refleksini, İtalyan alplerinde Milano’yla İsviçre arasındaki OGLİO(olyo) vadisine yazılarıyla yerleşmiş olan yerleşmiş olan Ön-Türklerde de görürüz, Kendilerini,

189


Haluk Tarcan

ÛA-AMOĞ diye adlandırılan..QA, BİR/likte, AMOĞ , halk...BlR/lik, halde halk, bütünüyle halk... Batıda bu kavram mevcut değildir, QA’nin Batı dillerine CO(ko) halinde, KO-operativ, KO-ordinasyon(CO-ordination) vb...girişi bunun delilidir. • QA-AMOÔ zamanla • QAMUN şekline girmiş(**) ve bir kaç bin yıl sonra Lâtince’ye COMMUNE (kommune) halinde geçmiştir...Fransızca da COMMUN(kommön) olmuş İngilizcede de, COMMEAN şekline dönüşmüştür...Bizde bu KAMU diye seslendirilmiştir. Batıda bu kavram yoktur demiştik...Bu, yakın zamalara kadar bağları çok kuvvetli bir mahalle hayatını da ifade eder. Mahalleli beraber yaşar. Bir kişinin derdi herkesindir, mahalleli evlerde toplanır. Mahallenin şerefi vardır, sözü dinlenen büyükleri vardır. Mahalle ufak bir ‘’federasyon” halindedir. Batı ise, birlikte olmayı, atalardan gelen bir ruh birliğiyle değil, mantık yoluyla çözmüştür, onların kulüpleri vardır. Herşey bu kulüpte geçer. Kulüp dışında herkes ayrı birer hücre halindedirler. KAMU, COMMUNE(kommune) mevcut değildir. Türk halkında, hücrelerine kadar yerleşmiş olan, atalardan miras gelen bu hissin ne olduğunu bilmeyen fakat onun farkına varmış olan, Fransız Türkolog Jean Paul Roux (Jan Pol Ru) bir konuşmamızda bana : "Ağır, uykulu görünen Türklerde, bir tehlike karşısındaki, içten çoşkuyla gelen ve birbirine ani kenetlenmeye varan bu BİR/liğe hayranım, birden tekvücut olabilme inanılmaz bir fenomen” diyordu. ATATÜRK Bunun, Atatürk de farkındaydı. İmparatorluğun dört bir köşesindeki savaş­ larda halkını denemiş, son kere imkânsız şartlarda, bağımsızlık savaşında bu kilitlenmeyi bu • BİR’liği, • KUVAYI MİLLİYE olarak görmüş, yaşamış ve bu kere Türk'ü • ULUS olarak tanımış, 708’den 1923’è kadar süren "cemaat kavramfmn, altından, onunla örtülü olan TÜRK OLMUŞ OLMA ŞUURU çıkmıştır.. •

Bu milletle neler yapılmaz dediğinde, bu bir içi boş meydan nutku değildir. • Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur dediğinde bu içi boş bir meydan nutku hiç değildir. • Türk kişisindeki bu atalardan gelen • BİR ruhunu, bu kinetik enerjiyi, bu saklı enerjiyi keşfetmiştir. Bu ruhu, • SAĞ DUYU diye adlandırırdı bir nutkunda şöyle demişti : • ...Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kaabiliyet ve yüksek SAĞ DUYUsu, başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur... 190


ı-ıaıuK iarcan

Bu deyimi İnönü pek çok kereler kullanmıştır. Bu sağ duyunun İngiliz gazetecileri farkındadırlar. Demokrat partinin ülkeyi iki kampa bölen tehlikeli tutumundan 1960 Askeri darbesiyle kurtulduğu­ muzda , ‘Türkler son dakikada daima bir çıkış yolu bulurlar” demişlerdi. 1970/1980 mini iç savaşı, hiçbir şeklide arkasında kitleyi sürükleyememiş, Ispanya'daki gibi bir iç savaş haline dönüşememiştir...Çünkü kökeninde zaman ve mekânda binlerce yıl demlenmiş, Ön-Ata kültürü, zamanın örsünde dövülmüş sonsuz deneyimi vardır. Türk Milleti kuru gürültünün ne olduğunu sağ duyusuyla hemen sezer. BİR’in kökenini Ön-Türklerde Tek TANRI inancı bölümünde bir kere daha göreceğiz. AT-OY BİL***) Bir Oy Bil, yönetimi, bu ad altında siyasal varlığı, zaman ve mekândaki gelişimler yüzünden etkisini kaybetmiş, yaniden yapılanarak (-1517)de AT-OY BİL adıyla tarihte yer almıştır. Bu egemenlik AT-OY’lar tarafından kurulmuştur. • AT, esas, dip anlamı, • Tanrıya kavuşmuş ruh demek olduğuna göre, AT-OY • Tanrıya kavuşmuş ruh inancında olanlar, AT-OY BİL • Tanrıya kavuşmuş ruh inancında olanlar Egemenliği demektir. At-Oy Bil'in öteki adları, AT-UOUŞ BİL, AT-OY ÖGE ve AT IL'dir. dördüncü devlet olan Türük Bil kumandanlarından ve ayni zamanda tarih yazarı olan Örire-Binabaşı, (- 517)de, Volga ile Kama’nın birleştiği yerde ITİZ’de, 1000 yıl önce yaşamış ve At-Oy Bil’i kurmuş olan, • İL BİLGE OAĞAN ile İL BİLGE OATUN QAĞAN(kadın qağan)’ın anıtlarını dikiyor. (-522)BARŞ yılı ile (-519)Yılan yılı arasında iki yıl, ayniyerde, îtiz’de yaylâdığı sırada kaleme almış olduğu yazıları da bu anıtlara UR/dutuyor. Bu yazılar sayesinde AT-OY BİL'in ( - 1517)de kurulmuş olduğunu öğreniyoruz öğreniyoruz.***) AT-Oy’un başkenti AT-OĞI BOLlO’dır..Sınırlarının genişliğini aşağıda görmekteyiz • BIR-Oy Ana devlet olmak üzere • İSİKİZ OĞUZ(Sibirdeki Üçül ögüz) • ÖKÜGİMİN YIŞ (Orallar) • OQ-UŞUY(iskitler- Karadeniz kuzeyi • 0 N -0 0 BUDUN(Ararın kuzey doğusu) • AT OMUĞ IDUO BAŞ(Astarhan hanlığı) • TATAR-BİRİLE OO-AT(Harzem) • ÖG-ÖDÜS(Kırım) • IŞUB-URA(Kafkaslar ve Doğu Anadolu) • İSİ YÎR(Rumanya) • ÖK-ÜR BUD(Bulgaristan) Bu geniş alana yayılmış 60 halk, özerk olarak, AT-OY Egemenliği altında bulunmaktadır.***) 191


Halûk Tarcan

İnceleme sırası dördüncü ÖDÜSe ^devlet) gelmiştir. TÜRÜK BİL, TÜRÜK EGEMENLİGİ (Prof. Talât Tekin : "...Türk adı (+ 600)de ortaya çıkmıştır..“ diye yazar) Hürriyet, Yalçın Bayer'in Yeter Söz Milletindir, köşesine K:Mirşan’dan aldı­ ğım ve Mirşan kaynaklı olarak verdiğim TÜRK kelimesinin anlamını, halkımızın bilgisine sunmuştum. Prof.Talât Tekin aşağıda fotokopisi görülen cevabı verdi. Kozmostan geldikleri inancını taşıyan Ön-Türklerin kendilerini bir kere daha TÜRÜK diye adlandırmaları doğaldır, TÜRÜK yani TÜR/ÖK dür, cıns=TÜR Ök=GÖK GÖK TÜR’ü GÖKTEN GELEN TÜR...Gökten gelen cins, RABBÂNİ CİNS. Demişlerdir.(**) Dİkkat edilirse, ON, BIR-OY, AT-OY, TÜR/ÖK.. .sıfatlarını, bu inancı taşimalari onların İleri seviyede düşünce sahibi oIHı ık la rım

hu

<î p v İv p

İİp T P K

TANRI

Bildiğimiz en eski biçimi Tiktik ya da Tö,ük o'an bu etnik adın Macarca'daki biçimi Tftrök, eski Rusça'daki biçimi de Toıirtur. Bu veriler Türk.etnik adının adının ijuhecelıTftriik ya da bunun kısalmjş t»çımı Tflci oJdugu y0 |u0daJâJg(yuşû desteklemektedir. Bu veri-

Olduklarını, DU seviye lleTclv I A N K İ kavramına varmış olduklarını, kavram Tere ¿breTorük adı, buyokbk olasılıkla’duğetrafinda düşünerek mak, yaratılmak türemek' adamındaki eski Felsefeye, örneğin, Altı Yarıq Tigin’de ‘Takçe t ö r t^ ie m in d e n -k eki ile oreAnis görüldüğü gibi yöneidiklenni^ başta ■— * ' * .Yunan’a mal edilen lyılık/kotuluk ■ prof.Talat tekİn-İSTanbul kavramlarını, Varoluş’u açıklama, $*l *2i QO0 algılama ve devamında değişik felsefe kavramlarının şuurunda oldukları Gökbilime ilk adımlarını attıklarını ve öğrenmekteyiz. Ateş ve Güneş kültleri. Tanrıdan geliş, Tanrıyla özdeşleşme, TÜMÜ’ile bu TİNSEL kavramlar Ön-Türk adının RABBANİ TÜRK anlamına TÜR-ÖK’trn gelmesi kadar akla yakın bir kavram olamaz. Bu nedenlerle, Türk adının kökeni, Macar’cada, Rusça’da değil, Türkçede , Ön-Türk kültüründe aranır; Bir kere daha, ‘Türk kültürü, Doğduğu yerde Doğduğu dilde aranır" prenseibi karşımızdadır.. Türk BiTin kuruluşu, yeni bir din inancının doğması ile gerçekleşiyor.Bu inancı ALTI YARIQ TİGİN’de buluyoruz (**): "Altı Yarıq Tigin, İT-ÖG(itici kudret, atılım bilinci)deyimyle, ortaya yeni bir dîni kavram atıyor ve bu kavramı kendileri için erdem yapan Ot-Oz’(ölünün yakılarak ruhunun kozmosa geçişi)lara,günün birinde bir peygamber gelerek, halkını zaferden zaferlere götürdüğünü yazıyor”. İT-ÖG’ün gerçekleştirilmesi konusunda ileriye iki fikir ileri sürülüyor. Bilge Aturi Uquq, Sibir ‘de, Üçül Ögüzde, Bir-oy Egmenliğine tâbi. ON’lar arasında bir, İT- ÖG KİŞİLERİ GURUBU varlığını bildiriyor.

192


naıuK iarcan

Önre-Binabaşı ise, İT-ÖG u, At-Oy Bil hallkarı arasında TENRİM OANIM (“Han” ım- hanım değil)) kavmi tarafından gerçekleştirildiğini kaydediyor. At-Oy BıTidin egemen olduğu özerk 60 ÎL-BUYURUO BAŞI olan BUĞA TUROAN Üç-yüz qarlukları, bunlara Tâbi OO-ATLARI egemenliği altına alıp onları ÜÇ-AT OGlLIO TÜRÜK BUDUN diye adlandırıyor. Bundan anlaşıldığına göre TÜRÜK BUDUN’un dini İT-ÖG’dür. Önre-Bihbaşı buna İT-İSİZ diyor{**) Yeni bir din doğmuştur... • IT-ÖGve • Yeni bir kavram, "TÜRÜK“ doğmuştur. Bunun üzerine, • İÇÜÜM APAM, BUUMİN OAĞAN, At-Oy Birden ayrılıp, • ÜÇ-00 OĞIN ya da ÜÇ-OQ URIQ(Ot-Oz Tatar, Oltan,Tatabı) egemeni olarak yeni bir devlet kuruyor ,adı artık Türk adını taşımaktadır: TÜRÜK BİL’dir Türk Adı TÜRK adı (-879)'da tarihte ikinci kere bu sefer bir konfederasyon bir büyük imparatorluk adı olarak tarihe geçmektedir, Anadolu bölümünde göreceğiz. Doğu Anadolu’da ilk kere ( -2200)de TURKİ adıyla bir site devlet adı diye kullanılmıştır. TÜRÜK BÎL( **) • • •

TÜRÜK BİL( - 879), Başkent AT-OĞI BOLlO’tır.. BİRİNT AT-OĞ(ilk hanedan) Devlet ( -774)te SELENE(selenge)ye taşınıyor. Fakat, Oğuz beylerinin kendi istekleriyle Çin yönetimine yönelmeleri sonucu .Türük Bil’de hakan seçimi yöntemi aksamıştır.. • Bu dönem OANIM İL ETİRİŞ ‘in hakan olması ile sona eriyor • Artık İKİNT TÜRÜK BİL söz konusudur. Altı Yarıq Tigin’deki verilere göre tüm, Türük Bil AT-OĞ’larını , hanedanlarını sıralayoruz : (Türük Bil tarihi tüm ayırımlarıyla konumuz dışı olduğı için arzu edenler K. Mırşan'ın yayınlarında bu konuda geniş ve ayırımlı bilgi elde edebilirler) Türük Bil’in (-879 / +580) 1450 yıllık tarihi, 5 At-Oğ’u .çermektedır: • İçuum Apam Buumin Oağan İstemi (-879) • inişi Oağan başkent Selehe(selenge) taşınmıştır (-774) • Oğlı Oağan (başkant Urqun(orhun) İKİNT AT-OG • Oanım ll-Etiriş(-565 / 538) • Oanım Kül Bilge Qağan(-536 / 525) • ÖkülTigin (-524/514) • Oanım Türük Bilge Oağan II ( - 512 / 494 ) • Eçim Oağan II (- 488 / ? ) 193


Halûk Tarcan

ÜCÜNC AT-OĞ • Tenritiğ Tehride Bolmış Tiirük Bilge Qağan III (- 356 / ? • Benigü Oağan ( - 356 / ? )

)

TÖRTİNC AT-OĞ • Tenride Qut Bulmuş Alp Bilge Tenri Uyuğur Qağan(? / +318 ) • Eçim Oağan IV ?..Qafiım Oağan IV?.. BESİNC AT-OĞ • Oanım Oağan V ( ? / + 536) • Kül Tîgin ( + 544/ 575 ) • Iniçu Apa Oyurıgın Turgan ( + 580)...TürükB'il’in sonutarihidir. TÜRÜK BİL’in Avrasya’da devamını geçmeden önce, Türk dil, kültür ve uygarlığı açısından büyük önemi olan ORHUN(Urqun) yazıtlarının tarihleri sorununa değineceğiz. ORHUN YAZITLARININ YANLIŞ TARİHİ Bu tarihi, bilimsel mantığın 732 olarak kabul etmesine imkân yoktur!..

Kül Tigin’in ölüm tarihi yani 575(beşyüzyetmişbeş)Urqun (Orhun) yazıtları­ nın tarihidir. Fakat tarih Türkçe bilmeyen Radlof tarafından teorik olarak 732 diye tespit edilmiştir. Bu nedenle, bu tarih asla ispat edilmemiştir. Resmî tarih ve dilcilerimiz ise, aslını asla araştırmadan bu tarihi kabul etmişlerdir. K. Mirşan, bu büyük tarihi yanılgıyı, Türk Kültürü dergisinin 1983 yılı 241/242 sayılarında belgelerle açığa çıkarmıştır. 732 ‘i kabul edenler Mirşan’ın belgelerini ön yargıyla, incelemeden reddetmişledir; Bu gerçek 12 Temmuz 2002, Hûlki Cevizoğlu yönetimindeki Ceviz Kabuğu açık oturumunda meydana çıkmıştır. 1- CİNLİ TARİHÇİ: +6. yüzyılda yaşamış olan Çinli tarihçi LİU MAU TSAl’ın Türkçeden Çinceye tercüme ettiği yazıtları da katabiliriz (**) • T’U-MEN hakkında • KÜL-TIGİN’in YUĞ’u hakkındaki BİTİG TAŞ yazıtı, (tarihi +732 olarak verilen ve Orhun abideleri diye tanınan bitig taş) • SÜY-OY BUDUN hakkında, • TÜRÜK BİL hakkında, • TU-MEN hakkında (+ 546), • MUĞAN HAN hkkında, • KÜL TÎGİN hakkında(+554), • KÜL TÎGİN ve T’A-PO hakkında.(**) Makale olduğu gibi 194


nam« iarcan

2- KUL-TİGİN, (+568)yılında, Türk ipeğinin pazarına izin verilmesi için Bizans

kraü JÜSTİNYEN’e bir heyet gönderir, heyetin krala takdim ettiği mektupların İSKİT DİLİ'nde yazılmış olduğunu tarihçi MENANDER ifade eder.(Menander 1 8 )D 3- ÇADIR OKULLARI: Çin tarihçilerine göre, Yerleşik Türklerin arasındaki göçebe, konar-göçerterin, çobanların cahli bırakılmaması gereksinimden doğmuştur ( - 85 / 68) yılları arasında görülür. Önce, 22 mart ( - 72)de "gezgin öğretmenlik, Çadır okulu Öğretmenliği” oluşturuldu, değişik lehçeler arasında tek konuşma dili tespit edildi. GökTürk(Türük Bil olacaktır)alfabesindeki 34 harf, UygurfTurük Bil olacaktır) alfabesindeki 14 arasında benzeşme sağlandı.Bundan sonra öğrenime başlandı.Bu okullar ayniizamanada Lonca okullarıydı. Öğrenimin yanında bir iş bir san'at, ata binme, kılıç kuşanma da öğretiliyordu.da öğretiliyordu. Çadır okullarında, eşit haklar içinde kız ve erkek beraber okuyorlardı. Bu okullar Kışlak ve yaylâklarda göçbelerele birlikte yer değiştiriyorlardı.* - Y. Öztuna Türkiye Tarihi, C.l.sa. 130 - Altay Oymakları „Alman VViedermann : Fin Castren ; Macar Vambery ; Rus, Aristov’dan derleme / Zeki Teoman -) 4- ARAP İSTİLÂSLÇünkü Arap istilâsfnın Orta Asya'ya yayılması 708 tarihini taşır ki, bu tarihten itibaren Arap yazısı Orta Asya'ya girmiş ve Türklere kabul ettirilmiştir. Bu tarihten sonra Türklerin Orhun yazısına sahip oldukları ve sonra gene Arap alfabesine dönmüş olmaları bilim dışı, mantık dışı bir davranıştır. 5- Bir yazının doğuşu binlerce ön-yıla ihtiyaç gösterir. 732’de birden bire yazı ortaya çıkamaz. 6- Orhun yazısı “mükemmel bir dil"in yazısıdır. “İlk Dil” in birdenbire mükemmel olarak doğuşuna imkân yoktur. 7- Yazı alfabetik yazıdır. 8- (+575) tarihine kadar mevcut -sayısı şimdilik 600’ü bulan- yazıtlar. Bosuna ısrar Prof .Talât Tekin URÛUN yazısının Türklerin ilk yazısı olduğunda ısrar etmektedir. Bilimsel gerçek şudur: Bu yazı Türklerin SON YAZISIDIR. • Yazı tamga sisteminden • ALFABETİK yazı şekline dönüşmüştür, • artık her şekil, ayrı bir kavramı ifade eden bir damga değil, yalnız başına anlamı olmayan bir harftir.. Tamgaları bir kenara bırakalım, Eğer Büyük çapta bir metin içerdiği için, ÜE yazısının 8 bin tarihini hareket noktası olarak alırsak, Türük Bil hanedanın tarihleriyle (+575)te Kül Tıgiin’in ölümüne kadar mevcut Bitik taşları, çeşitli eşya üzerine yazılmış ve şimdilik sadece 600’ü okunmuş olan metinleri yok saymağa hakkımız var mı?. 195


Halûk Tarcan

AVRASYA TARİHİ TÜRÜK BİL'in, Resmî tarihte bilinmeyen ve bunun sonucu okutulmayan AVRASYA’daki devamını görelim (**): 576 Nınçu Apa-Oyiriğin Turqan'ın Türük Bil yönetimine seçilip At-Oy Bil konstitüsyonunun yeniden geçerlik kazanması; 641, Ozum On-Oq. yani "Federe Hazar Devleti”nin, Hazar Devleti ve OqUşuy'la (İskitler) kurulması, başkent İtil.. .Kafkaslar, kuzey Karadeniz, Turla Ögiz (Dinyester) ile Ozu Ögüz (Dinyeper) arasından itil Irmağı'na, Kiev’den Moskova güneyi arasına kadar genişler, bu coğrafi alanı tümüyle kaplar. Hazarların devlet dini, Musa dini(Musevilik) olduğundan, bu devletin 1016'da yıkılmasından sonra yaşamakta olan Karayım ve Karaitler, Musevi Türkleridir. 675, Buy-Uruqlardan (Bulgar) bir kolun Tuna'yı aşması 879. Normanlardan Rurik'in Yanga Kal'a'da (Ninji Novgorod) bir prenslik kurması (bu prenslik sonradan Rus Çarlığı olarak büyüyecektir). 900 lerde, Buy-Uruqlarının (Orak Bulgarları) At-Oy Bil yönetimine hâkim oluşu 976 yılında Uçuş Başı’da para bastırmaları 1236, Oq-Uşuy ve Isub-Ura BiTden oluşan Deşt'i Kıpçak'ın 1237, Ökügimin Yış'ın (Oral Bulgar devleti), 1237'de On-Uyuğur Yış'ın (Kazan Tatarları), 1238, Oğuzların (Oasim ve Oka Tatarları); Çingis (Cengiz) ordusu tarafından yenilmesi 1238, Altun-Ur (Taht ili) devletinin “Ötügin Yış", yani "geçerli anayasa" esasına göre Cengiz Han tarafından kurulması. Bu devlette, “Türk ve Moğol" aslından 25 Han hüküm sürmüş ve gittikçe zayıflayarak 1505'te tarihten silinmiştir. 1395,Deşt-i Kıpçak'ın (Oq-Uşuy+lsub Ura Bil) Terek Savaşı'yla Aksak Timur'un egemenliğine geçerek son bulması 1436, Altın Ur devletinin Han'ı iken, Uluğ Muhammet Han, bu devlette "Ötügin Yış"ın tamamen geçersiz olduğunu görerek, Bir-Oy BiTi yeniden canlandırmak ve ona At-Oy Bil anayasasını vermek üzere Kazan Hanlığı'nı kurması... Binlerce yıllık Ön-Türk kültürünün mirasını taşıyan Avrasya'nın tarihinin, dolayısıyla evrensel tarihin 'kökenden +16. yüzyıla kadar bütün belgelerini içeren Kazan Kütüphanesinin, 1552 tarihinde Korkunç Ivan tarafından yakılarak kül haline gelmesi (Kazan Hanlığı'nın -Müslümanlığı kabul etmiş olmasına rağmen- armasının ortasında ŞEKİL şeklinde Uş, yani Oağan, imparatorluk demek olan Bir-Oy Bil döneminde mevcut olan Ön-Türk damgası vardır). 1449, Giray Han tarafından Kırım Hanlığı'nın kurulması 1556, Kırım ve Astarhan Hanlığı'nın sonu, Çarlık Rusya'sının Avrasya'da siyasal egemenlik kurması... 196


t-ıaıuK iarcan

RUS ÇARLIĞININ TARİH ARAŞTIRMALARI 1675 Yenisey petrogliflerini, Çin seyahati esnasında ilk bildiren Rus B.Elçisi Alexis Mihaileviç’tir 1692 ilk yayın : N. Witsen "nord und Ost Tartarey". 1722 Deli Petro tarafından doğayı incelemesi için gönderilen G. Messerschmidt tarafından ilk Qurgan’m açılması... Bizler tarihimizi sadece İslâm tarihi diye okurken, Türkistan’da Türk tarihini araştırma noktaları açıp Türkçe bilen araştırmacı yetiştireceğimiz yerde, o coğrafyalarda sadece cami yaptırıyor, imam gönderiyoruz. Türk okulları adı altında, ABD sermayesi ile...“Çete kurmadığını”, dolayısıyla “suçlu olmadığım” savunduğu halde, İradesi hilafına Türk Yargısından kaçırılarak yıllardır ABD’de ClA’nın çiftliğinde ağırlanan emekli vaiz Fethullah Gülen adlı din adamının adını kullanan, kendilerine cemaat adı veren grup aracılığı ile açılan ABD güdümlü okullarla övünüyoruz... Kendi öz kültürümüze, sırtımızı dönüyoruz, batının bizi uygarlık, tarih ve insanlık dışına itmesi karşısında hiçbir çaba sarf etmiyoruz., ve son yıllara kadar da sarfetmedik. İlk kere, nihayet TİKA kuruldu ve acak 2001’de bu coğrafyada çalışmalar başladı...326 yıllık bir gecikme...Mutluyuz, başarılar dileriz. Deli Petro ve devamında Sovyet Rusyanın yaptıkları araştırmalar -ilk seviyede- Ön-Türk topraklarına geliş tarihlerini geriye almak, hattâ bu toprakların tarihi sahibi olmak için yapılmıştır, yapılmaktadır. Ne yazık ki bu tarihlerde OsmanlIlar tarihimizi İslâm ve Peygamberler tarihi diye okutmakta idiler. Bu nedenledir ki Türk Tarih Araştırmaları ancak Cumhuriyet’ten sonra, "Türk Tarih Tetkik Cem’iyeti” nin kuruluşuyla başlamış, bu kere de -nihayet 26 Haziran 2002’de Töre Dergisi’nin ve Günseli Başar’ ve Kemal Ermetin’in olağanüstü, gerçekten özverili çalışmaları sayesinde Haber Türk programında başlayarak, ATV. ekranlarında Ceviz Kabuğu tartışmalı yayınında geniş bir şekilde sürdürülmüş- tarihimizin, Batıdan tercüme, resmî tarih halini almış olduğu ortaya çıkmış ve .halkımız bu gerçeği haftalarca ATV ekranlarından izlemiştir. RUS ÇARLIĞININ KURULMASU + 879) Avrasya topraklarında, tarihin Çarlık Rusya'yla başladığı sanılır Halbuki, şimdiye kadar gördüğümüz gibi, bu topraklarda tarih, -9. binlerde Bir-Oy BiTle başlamış, kesiksiz olarak At-Oy Bil ve Türük B'ü'le devam etmiştir. Çarlık Rusya'nın kuruluşu, İskandinav asıllı Askold'un Kiev'de, Norman asılı Riurik’in 879'da Yanga Qala'da (Nijni Novgorod) prensliğini ilân etmeleri ile başlar.f*) Zamanla Çarların yönetiminde gelişerek 16.yy.da, bütün Avrasya da egemen olurlar. Türklerin siyasal egemenlikleri sona erer. Daha da ileri giderek, Orta ve Üst Asya'yı işgâl ederler, bu toprakları Çinlilerle paylaşırlar. Avrasya topraklarındaki tarihi, kültürel durumu özetlersek; 197


Halûk Tarcan

Türkler, -9000'den +1556'ya kadar, bu topraklarda kesiksiz olarak egemendirler. Bu egemenlik her şeyden önce, 'Türk dil ve kültürünün" 10 556 y>l süren egemenliği demektir ki, bu da Avrasya dip kültürünün -tartışmasız- Ön-Türk kültürü olduğunu ortaya koyar. Günümüzde, iskitler başta olmak üzere her tür Ön-Türk kültür ve tarihi ile ilgili malzame Ruslar tarafından kendilerine yamanmağa çalışılmakta, Ruslar en azından bu malzemenin kökeni konusunda susmaktadırlar. ÖTÜGEN ORMANLARINDAKİ BARBAR TATARLAR(I) Rus Çarlığı döneminde, Türkler büyük bir çoğunlukla TATAR adıyla ve ÖTÜGEN ormanlarında yaşayan BARBARLAR diye tanıtılmışlardır. Romanlarda ve filimlerde Türkler hep bu görünüş altında ileri sürülürler. Bu yanılgının kökeni ÖTÜGEN YIŞ federasyonunun adından kaynaklanır. YIŞ, “’ağaç” diye algılanmış ve Otügen Yış, ‘'Ötügen ormanları” şeklinde tercüme edilmiş buradan da, “’Ötügen ormanlarında yaşayan Tatarlar” deyimi ortaya çıkmıştır. YIŞ, “federasyon, geçerli anayasa” anlamına UYUŞ’un zamanla sıkışması ve esas şeklini kaybetmesinden oluşmuştur TATARLARA GELİNCE... Çarlık Ruslarınca ve dolayısiyle batı tarafından Küçük görülmek istenen tatarların esas adı: • OQ - ATA UR’dur(**) Oazan, Tipter, Börü, Kreşin, Geyne, Nuqrat, Oasım, Mişer, Tobul, Saz-Yaq, Tevriz, Tara, Tümenlik Omığı-Ourganlardan oluşurlar, • Tatar Türkçesi Etrüsk Türkçesinin kökenlerinden birini oluşturur. • Ön-Türk dil ve kültürünü, bugünkü Moğolistan, Mançurya ve Çin'e taşıyan Oq-Ata Urlar, yani Tatarlar'dır...(**) • Asya ile Japonya arasındaki boğazın adı Tatar Boğazı olduğuna göre, Tatarlar, Kore'deki Aynuların Ön-Atalqrı olmalıdır; İnternetten öğrenilebilir. RESMÎ TÜRK TARİHİNDEKİ İNANILMAZ YANLIŞLAR VE YANLIŞLARDA ISRAR Resmî tarihe göre, (+525)de, BUMİN KAĞAN tarafından GÖK TÜRK İMPARATORLUĞU kurulduğu sanılır ve böyle öğretilir.(??). K. Mirşan’ın ortaya koyduğu yanlışları sıralayoruz : Ön-Türkçe ve Türkçe yazıtların hiçbirinde GÖK TÜRK İMPARATORLUĞU diye bir imparatorluğun varlığından söz edilmemiş olduğu Temmuz 2002 Ceviz Kabuğu açık oturumunda K. Mirşan tarafından kanıtlanmıştır. Türki devletler bu adda bir devletin varlığını BİLMEMEKTEDİRLER. • GÖK diye yanlış okunan damga Ön-Türkçe • ÖK-ÜK ‘tür “ RABBÂNÎ TÜRK demektir. • ök, GÖK, RAB ; 198


• Uk, ...şuurunda olma. • BUMİN değil BUUMİN’dir. • BUUMİN ad değildir, Ecdadımın demektir. Tarihteki esas unvan İÇÜÜM APAM, BUUMİN QAĞAN İSTEMİ’dir. Buumin Qağan istemi, eksik adıyla (+ 525)te değil, • (-879) İÇÜÜM APAM ,BUUMİN QAĞAN İSTEMİ, gerçek adıyla, yukarda gördüğümüz 5 qağan sülalesiyle, • (+580)e kadar tarihimizde 1450 yılı kapsayan İTÜRÜK BIL’i kurmuştur.f*) Sonuç : (-879)dan (+ 525)e kadar, 1404 yıl Türk tarihinden yok edilmiştir. (•879) tarihini bilerek ya da bilmeyerek*!) yapay bir devlet kurmak üzere, ileri alıp (+525)tarihi icad edilmiş, belki de kitaba uydurulmuştur; Kim, kimler tarafından ve hangi hakla???...(resmî tarih ve Jean Paul Roux’nun, Türklerin Tarihi,- öteki dillerdeki Türk tarihleri) UYGUR İMPARATORLUĞU^*) Tarihte UYGUR diye bir ad , bir halk yoktur. Balasagun yazıtında, TENRİDE UYUĞUR QAĞAN - Türkçe bilinmediği için olacak - UYGUR OAĞANI diye tercüme edilmiştir. Aslı - hemen anlaşılacağı üzere - Tanrıya uyan, onu varlığını kabul eden Qağan' demektir. Doğu Türkistan halkına yıllar boyu " sen Uygur’sun” dendiğinden onlar da bu adı benimsemişlerdir. (K.Mirşan'la söyleşi) Uygur imparatorluğunu kuruluş tarihi olarak (+754) verilir ve bu imparator­ lukla TARYAT yazıtı arasında ilişiki kurulur...TÜRKÇE BİLMEDEN... Bu yazıt, Moğolistanda TARİAT bölgesi Terhingol ırmağı vadisinde 1969 yılında bulunmuştur. Prof. Talât TEKİN, bu yazıtı “Kuzey Moğolistanda yeni bir Uygur anıtı.” başlığıyla Belleten, Cilt XI.VI sayı 184, ekim 1982’de vermiştir(**). Yazıtta tekrarlanan "UYUĞUR” sözü nedeniyle, Prof. T. Tekin’in bu anıtı Uygur anıtı sanmış olacağını düşünmekteyiz. • Anıt, Türük BTI tarihçi-kumandanlarından • Örire-bihabaşı tarafından taşa Ur/ulmuştur(**)demek ki tarih bilimsel olarak Isa'dan önce önce altıncı yüzyıldır.. Sonuç: Türk tarihi 600 + 754 = 1354 yıl ileriye atılmıştır. ???. Bu, belgelenmiş gerçekler gösteriyor ki, 580’de son bulmuş olan Türük Bil tarihinin devamını; • Türk tarihinin doğduğu yerde, • doğduğu dilde -tercüme değil- Türkçe bilen yani, Asya Türkçelerine ana dili seviyesinde sahip Türk araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılmalıdır.. .Tarihimizi, kendimiz, fakat bilimsel tarafsızlığı elden bırakmadan yazmalıyız...” diyordu ATATÜRK... 199


ORTA ASYA, ÜST ASYA, AVRASYA, ÖN-TÜRK YAZITLARINDA BİLİNMEYEN, YA DA BİLİNMEK İSTENMEYEN KAVRAMLAR

Bölüm IX.


Halûk Tarcan

• • • •

S.Akşin Türklerirı tarihini (-220) başlatmaktadır. Jean Paul ROUX (Jan Pot Ru) Türklerin Tarihi kitabında, tarih'mizi Sibirya'dan başlatmakta ve bizi Orta Asya’dan yok etmektedir. T. Tekin: Türklerin okuyup yazmayı (+732)de öğrendiklerinin savunmakta. Bozkurt Güvenç: 1920lerde ulus değildik, ulusçuluk ideolojisine uygun çabalar sonunda, ilerde ulus olabilecektik, diye yazar)

Aşağıda bu iddiaların ne kadar yersiz olduklarını ve ilgili araştırmacıların büyük yanılgılarını göreceğiz, örnek olarak aldığımız yazıtlar 1. Orta Asya, Üst Asya, Avrasya olarak, Türklerin sırayla vatan edindikleri Asya’da, bu üç büyük yöreden alınmışlardır : 2. Ön-atalarımız, - şimdilik -tarihini • (- 8)bin olarak bildiğimiz • 22 damgayla yazılmış en uzun yazıtı • (ÜE) yazıtını örnek alırsak • (+ 575'de, 732 değil!) en son şeklini alan • Orhun tipi yani alfabetik yazıyla yazılmış bitik taşa kadar, yüzlerce yazıt bırakmışlardır.. • 8575 yıl yazıya sahip atalarımızı, • (+732) tarihine lâyık görmek ve tarihte en geç kalmış yazı sahibi sanmak ,Türk düşünce ve kültürüne yapılan tarihi bir • bağışlanılması zor bir haksızlık ve inanılmaz bir yanılgıdır. 3. Bu yazıtlarda, Ön-Atalarımızda HALK ve MİLLET kavramlarının varlıkları, 4. FEDERASYON sıfatını kullanmaları onların ilk siyasal kuruluşları oluşturdukları, 5. bir araya gelerek Buğ seçimi yapmaları, 6. seçim sisteminin daha aşiretler döneminde ortaya çıkışı, EGEMENELİK ULUSUNDUR kavramının çekirdeğini oluşturur. 7. Aynı yazıtlar, • Tanrının kudretinin sembolü olan GÜNEŞ kültü, • Tanrıya varma aracı olan ATEŞ kültlerini, • ON ve UÇ(önder) ve öteki kavramlarını içerirler Bu noktada durup, Profesör Bozkurt Güvenç’in ulus olmadığımız iddiasına cevap verelim Ulus’un klasik tarifi şudur : Aynı dili konuşan, iç ve dış çıkarlarda birlikte olan, tek yönetimi kabuleden halklar... Tek yönetimi kabul etmek, siyasal birlik, yani devlet olabilmek demektir. Öyleyse, Budun bilimin ileri sürdüğü öneriye göre. Devlet kurabilen halk ULUS'tur. Bu konudaki açıklamaları daha önce görmüştük. AİLE...HALK...ULUS: Bu birbirini izleyerek ortaya çıkan kavramlar -zaman ve mekânda- toplumun varmış olduğu üst noktadır. 201


Halûk Tarcan

• • •

Sonradan doğmuş olan dinler, ulus olma halini yok edememişlerdir. Batıda savaşlar, aynı dinden olanlar, Hıristiyanlar arasında geçmiştir. Fransız, Almanla, Italyanla savaşmıştır. İran / Irak Savaşı, iki müslüman devlet arasında olmuştur. Birinci Dünya Savaşında Müslüman Arap, Hıristiyan Ermeniyle birlik olarak Halifenin Müslüman askerlerine karşı savaşmıştır....Çünkü din örtüsü altından ulus çıkmıştır.

Yazıtları inceleyelim : ORTA ASYA (TÜRKİSTAN) yazıtları Talaş I. Yazıtı. ON NOTASI / ON - UYUL yazıtı( - 4780- ‘ )

Li > □ W . C > u >’ ' - v x r

^ ^

X C . Ci z'i . u8

i;Ü05 C Od

Ct >^ '• n i

> o

{ o t> h v £ > o ) >

X § n ^ D U8

C

.Ü83Ü ıJOYO-Hft *

> ) >\ ?

JT H A -S A v. i X İ U )

1

% > Q &C >X Y

Ü8 : J3 U^A SuûC U3U-3U

.r Cf

> ^ rS X O C n î> ■ j j u ? v?qo i *3 oa ^3

Sl*l

W tja

X

>n 0 V ue

UÇ-UÇU ÖGÜZ AŞU EL. BU ALTIN ON-UYUL UÇ BU, ES BU ESİD. ÖGÜ AP-AOIN UÇ ISIR BUY, İP-İNİNÇİTİP İNİNÇİN AP-ANTI BU ÖĞÜÇ. BU ÖP-ÖSÜ AOIN ALT AW ES ÖG EKİ ÖDÜS UÇU. «

Liderlik sahipliği deniz aşa HALK: iş bu selâhiyetin ON-UYUL lideridir. HALK’ım namına söyleyeceklerimi dinle. Krallığı savaşlarda şöhret bulan lider yazdı. Bu yazıyı, sana sulh teklif ederek ki, bu sulh şartları için yüce andım teminattır. Bu (yazıyı yazan) ordu akını selâhiyetlisinin haşmetmeap namı, devlet lideridir. Talaş II yazıtı (**) OARA AT yazıtı Malov S.E. (aynı kaynak) Orhun H.N.(a. k. II 1939) Mirşan K.(aynı kaynak) ÖGÜÇ UR A, OĞUL A OSUĞI OS-OĞILIN ELİNİM A, OARA AT ULI A OULUN UB AY OSIN A, ON OSIN A, ULI AT A UWUN Öğüç ile gömüldü, HALK’ın evlâdı idi. HALK arasında nam kazandı, HALKA yaptığı hizmet ile valilik unvanını ulu etti, ON devletindeki bu nam onu ON mukaddesatında ulu etti.

202


n a ıu K ı a rc a n

ÖGÜÇ: övünç; UR/vur, gömülme; OĞUL: Oğul; QARA: yöneten; ULİ: ulu; OULUNUB: kulluk, hizmet etme; A: ya!, QARA AT: bakan, yüksek yetkili olarak bilinen vali. QARA CUR(") OT-OZ OĞLINA ATEŞ vasitası ile Tanrıya geçacek olan ES OĞIVI MİLLET evlâdını yadettiren bu anıt İÇİL URUP İÇİN A mezar içinde yakıp gömmek için İLİTTİĞ ERİŞİ A, teşyi ettiğiniz asker için AP-ATIM OARA ÇIR A şeref adım Qara Çur UYUĞU ATI OARA YÜZÜNÜZ halkımın acı Qara-Yüz - ALTI ON ESİBİ On valiliği selâhiyetine - E, İRİKİZ AL Evet, sahibiz ya! Qar-Çur namının yükselmesine OAR-ÇUR ATUNUN hizmetkâr idi Qara-Yüz denilen HALK QUL A OARA YÜZÜNÜZ -(QAR)- ÇUR (qulunuz) qar-Çur adlı MİLLET hizmetkârının kendine uoyulmuş mezarına konularak ÖZÜGE OYUL URUNA tanrıya evrildiğim zaman, AWRILIMA Beyi bulunduğu HALK BU ELİ ATI AT OT: ateş; OĞLINA: oğluna; İÇİL: içine; URUP; vurup, gömme ; İLİTİG: ilettik, ilettiğimiz; ER/isi: er; ATIM: ad’ım; UYUĞU: uy’anı, halkı; ATUNUN: ad’ının, namının; QUK: hizmet; ÖZÜGE: özüne; URUNA, AVVRILINIMA; evrildiğime. (not: Uruna: oyulmuş, vurulmuş (hamamlarda k/uma...Batı dillerinde URNA, URNE-ürnölü killerini konulduğu kap, seçim sandığı) Etrüsklerle latin dillerine geçmiştir.

ÜST ASYA - Ulukem yazıtları (**) OARAATYAZISI {*«111

Maiov S.E. (aynı kaynak) Orhun H.N, (aynı kaynaklan 111939) Mlrçan K. (aynı kaynak)

v- i

} X

i ÖÜİİÇ

ı ! n

2: V<U > i'V , y ı D»* ; h t* ıfc <ı.ı \ vı ı « »

û. CÖX û (KuG' HİJÎt/0-20 l-LİKÎH

AT u J A 0ULL‘İİL>e.

* V'C \ ( V U l* * » 1 * 1 l fc O A: ft- OSI* A. ON CSIN A. X I ATI A ÜVJN .

Ulukem ırmağı, Yenisey nehrinin Tannu-ola dağlarından çıkan en büyük 203


Halûk Tarcan

kaynak koludur. KEMÇİK ırmağıyla birleşip Yenisey’e akarlar. Bu ırmağın vadileri Ön-Türk yazılarının bir öteki kaynağıdır. Cif*-*»»aıu

ÜE yazıtı(*‘ ) ULU-KEM vadisindeki SÜLYEK köyünde* bulunmuş kaya yazıtıdır. Yukarda görmüştük. Tarihi -saydam resimlerin sona erme tarihi olan- bin olarak kabul edilmiştir. (*) BU QUQUN ONÇ ES ÜE İÇ AW UÇ AW. BU ESİTİS OY A ESİS BU EL OY A UYU EM ESİS ONÇ ES BU ESİTİS EN UÇ EKİ BU UW UÇ ESİTİS OŞUN UÇ UĞUQ EL ES ESİS ÜE UQ EL ES Beyine hatıra edilmek üzere bu şekilde kayaya resmedilen deve, beyin sahip olduğu liderlik vasfının gerektirdiği devedir, (beye ancak deve armağan edilebilir!) (*)(Daniel Riba, Gravures Rupostres du Val camonica, ed. Fr. Empire)

204


Haluk Tarcan

Çünkü, onun lider oluşu, MİLLETince tasvip olunmuş bulunuyor ki, bunun da hatırası olarak yapılan deve resmiyle (aynı zamanda HALK’ın değerbilirliği de ortaya konulmuş oluyor. •

Bu yazıt, artık Ön-Türk kişisinin nida’ile, haykırı ile konuştuğunun son dönemim gösteren Dil ve Yazı tarihinde bilinen ilk belgedir ; bu dönem sona ermiş ve • Tek çekirdekli Ön-Türk dili tümüyle oluşmuş bulunmaktadır. Yukarda bu yazıt’ta Ü ve E haykırılarını görmüştük • Haykırıdan, tamga sistemine, tek çekirdek sistemine geçilmiştir. • Bu yazıtta ki tamga sayısı 22’dir. • On-Türkçe daha 2 bin yıl işlenecek ve Kırgızistan’daki • TALAŞ vadisinde -500’de 30+5=35 sesi şekillendiren ilk Ön-Türk alfabesi • Yeryüzünde şimdiye kadar bilinen ilk alfabe, ilk • OQUQU-PULT’U • (OKUMA-PUT’ları işaretleri) • TALAŞ OQUQUPULTU adını alarak doğacaktır. L ' 5 o ® X. / n ı ¿3 ? İ ^ Mi no flıo u 23 ¡¡UOü

ULUKEM I yazıtıf*) (yazının ilkelliği, -8 binden aşağı UYBAT çaatası (çaba-taşı, heykel) UQUŞ ES (anlatılan konu), BUQ enşmesidir) ES(ruhunun) Anlatılan erişmesidir, ruhunun.

bir tarihi düşündürmekte) QUŞ ES yazıtı. (*) ONIN (bey olan kişinin) AN-AN (gayesine konu, bey olan kişisin gayesine(zekâsına)

ONUL EL ESİNÇİN y a z ıtiD Minusisinsk Müzesindeki envanter no. 2164 yazıtı. (**) ONUL ET ESİNÇİN OOUŞ EL, ONUN OŞOZUS ONUZ UYUN, UYUL. ON MİLLETİ halinde oluşmayı sağlayan Uçun(önderin)öğüşlü halkı, ON MİLLETİNİN birleşmesi ile federal ON devletini oluşturmuştur. ONUL : On halinde ; ONUN : On halinde . uyun : UY’ma hali, birleşme UYUL : uyulmuş, federasyon, EL ; halk

M

<0

<.

o > >

JUYU HUYU SUK) SU^O-^O »OWO

H .n +

<. I . ı.. h. k

.J3 ŞUOO M 19*1129 T3 JUHO

ONUL fit fflH Ç İS OÇUŞ EL. OSttK OS-OiVZ OtTJZ ITVTJ»/ CYUL ıbu onua). On miDetı h*Urd» tejfkfcûl tlrr.tyl tt.-n!n t£cn cçun Sgiçlu h ılk ^ o n milletinin bl:2epr.«ıl Ut r ıi» :s l On Devittim t«V kil rtxl{ bul-jr.uyer.

(*)(Kısetev S.V.Drenyaya Istonya Yuvnov Sıbir.Mos.Len.1949(cet.LIII s.345 -K.Mırşan) (")(Kiselev S.V. Drevrıyaya Istoria Yujnov Sibiri. Mos. Len. 1949 Lll /15- K. Mirşan) 205


Halûk Tarcan

ULUKEM ll(**) UYUQ - MALİNOV ya z ıtıD OĞIVV OŞ EBİZ BU OŞI ER-AT BU OĞU AT ESİS, ER-ERİM BU ESİD Öğüşülümüz şu şekilde olmuştur. Asker olarak şerefli bir nama sahibiz. Erliğimi bu şekilde duy.

;:a \\ m

0

• D

* İ>

i

U8

20

2123

^

°

SÎ23 > M

20

^

W1D0 ^

T

TA UÖO UQ TA-A3 *

a

o İ 23

»

U8

8 > !î. '?

Mlfl3-fl3

ULUKEM lll(" ) Kazakistanda KOPEN ÇAATASI qurgan Nö.2 yazıtları. (*4) BEGLÜK KÜMİS ES BERTİMİZ, ESİS ESİS ESİD ALTI BEG ESİS

beylik fermanı vermemizin sebebi vekillik yetkisine sahip bey olarak atanma dolayısıyladır.

Yazı, altın bir şişenin dibine yazılmış olmasına rağmen KÜMIS(gümüş) sözü kullanılmıştır. BAYKAL - LENA yazıtları (**) DAVİDOV yazıtı Bernstam A.N : Epigrafika Vostaka IV Mos.Len. 1951 - K. Mirşan EKİ ÖZÜP OQUN, İS QUT BU - OQUN QAÇUĞ yazıtı Bernstam ON ÖZÜ ESİD AW EL URUB .

Beni ON MİLLETİ HALKI gömdü.

(')(Kıselev S.V : Dranvyaya Istoria Yuvnov , Sibın. Mos. Len. 1949. LV/6 ve LV/4 - K. Mirşan) 206


Halûk Tarcan

.

ji

;:Q

\\ M ^

i

20

><> U8

• •» * 2123 TA

St İ "23 > w. UÖO

0123

Q 20 *> U0

- r

WI *

T

TA-A3

US M133-83

NXAY yazıtı, Bernstam; ON ÖZÜ ESİK ON MİLLETİNE (mensup) anı

. „ A * \ r^ . M( 5}İ 23 U 2 0 HO Kendisini yadettiğimiz bir OO’tur.

PİSAN yazıtı, Bernstam; ÖĞÜÇ ESİS OQUQUN

ALTAY yazıtları. (**) Kiselev S.V: Drevyay istoriya Yuvnov Sibiri Mos. Len. 1939-K.MİRŞAN QORAY gümüş kap kuşağı yazıtı: ER ESİM ERLİĞİN £S . Kahramanlığımın, kahramanlık hatırası QORAY gümüş kap kuşağı yazıtı: OTAÇIO EKÜNİSİN OUSAĞ ESİLİG = Doktor olma dolayısı ile verilen hatıra kuşak. TÜTÜK UÇ A KÜMÜSÜĞ E = Türk uç beyi ya ferman verilen er. .... __ __ (Tuyaçta gümüş kap altına yazılmıştı İÇKİ TÜRKİSTAN yazıtları:

A

TURFAN I duvar yazıtı İS UR BİTİDİM = Mukadderatı yazdım.

^

2~— ^

f

1

Y"

— A j

A T

TURFAN II duvar yazıtı HUQUQO 2 ¡2 3 3üOc OSUQ ÖCÜM ÜNİSTİL ÖKÜKİSİL DEVLET ----------------------------- -— selâhiyetimin ünü olması dolasıyla yadolunmaktayım. ULUKEM IV yazıtları(**)

207


Halûk Jarean

Damga sistemi yerini hemen tamamen alfabe sistemine bırakmıştır. Örneğin (SİZ) kelimesi damgalarla değil, damgaların harfleşmiş şekilleriyle yazılır

|—|—| ^ ^

|

Z İ S( soldan sağa ) UYUQ- TARLIK yazıtı: Batman İ.A.Yazıtı Yenisey akih pamyatnikov dreynetyurskoy pismenosti. Frunze (Pişpek)1959 Orhun H.N: “Eski Türk Yazıtları. İstanbul 1939 III”- K.Mirşan SIZ ELİME OUNÇUYUMA, OĞLINIMA. BOWINIMA. SİZİME; ALTMIŞ YAŞIM AWA!. „ „ Mukaddes MİLLETimin ebedî ;JO&)cWMWt)-'tyD)J)l1:WYX4ıfl istirahatına, oğlum ve neslim 48 sayesinde TANRI’nın himayesi ile :$Y£tT1h:fH i. evrilirken altmış yaşında idim. :îrt08><J,l£c T :ttJ :* h T m Y X :n * h Y :€A EL TOGAN yazıtı: ATIM EL-TOĞAN TUTTUO BUN,TENRİ ELİMKE ELÇİSİ ERTİM ALTI BUĞ-BOWINDA BEG ERTİM. Adım El-Toğan’dır TANRI ilime tanrının elçisi idim. Cumhurbaşkanı vekili olarak MİLLETİMe bey idim. H u e n rm m .O to Y O D J BARLIO II ÖKÜNİTRİG yazıtı: a*T>cJo>cT ^TJ>*>Y>o><r Orhun H .N : “Eski Türk Yazıtları,İstanbul III 1940'' - K. Mirşan Ben öküni'ng UÇ mevkiine erişerek 6 1 0 "«

:M W TO8w.:W m o , >rt:a, D>rt

ayinimi Kuluğ adlı ağabeyim tertip etti. Ebedî istirahatgâhıma konulunca ablam, evrilerek kavuşacağım.

♦ im M»

AVRASYA yazıtları: (**) ŞÖLGEN TAŞ MAĞARASI Tamgaları ( Başqurdstan, Oral’lar) AŞ tamgası tarihi Sovyet Akademisi araştırmacıları tarafından C14 testi ile 14 (on dört) bin olarak tespit edilmiştir. ON tamgası: Sovyet Bilim Akademisince, C14 ile 12.bine tarihlendirilmiştir. Kemik iğne yazıtı: Aq-Îdil ile Sim ırmaklarının birleştiği Aqtaş köyünün mezarlığında bulunmuş UB-ATA ÖK ÖZ Pre ata olarak RAB’be geçen. 2C3


naıuK iarcan

Oonakbay köyünden bir hançerin kabza yazısı OQ-UQ (Oquq), OQ'lar. EL ESİŞ yazıtı: Sapay köyü yöresinde TAŞMURUN (taş burun) dağı yazıtı EL ESİŞ ÖG-ÖGİNİZUQUŞUNIT UQUŞ, SAQ UQUS EKİSİM EDİNİS OY ESİŞ ESİŞ-İŞ(onususuş) EDER ; ÖC-ES UŞU IŞIŞ ESİŞ -IŞ(Esisiş)ÖGİM UQA ,ÖKÜK ED AYIL, ÖKÜŞ ANUYERİM ESİŞİRİN HALKın, anmakta olduğu haşmetmeap hakkında güven belirten, Düşünce ifadelerinin (HALKın düşüncelerinin) duyulmuş (söylenmiş) olması ona başarı temin eder: (Bu düşüncelere) sahip çıkma yazısı yazmış olduğum kralıma yönelerek yaratan RAB’be özgü kalabalık (hazır bulunanlar) tarafından yapılan tavaf onun (TANRI’ya) erişmesi içindir. ÇAQUL II ELÇ UÇUR ÖKÜÇ BARIŞ QOYUWA OUNÇUYIMA SİZİM OĞLUMDA BÜKMEDİM. TENRİ ELİM ULUN SUWA ERİMKE AWRILIWIM. Kederli teşyi ile UÇ/urulmak üzere mezara verilerek ebedî istirahatgâhıma konulurken tanrının himayesindeki oğluma hürmetkârım. TANRI HALKInın yücelttiği kocama evriliyorum. KÜLÜG - ÇUR(baarluq III) BUYUNA UŞUNUN OĞLI KÜLÜĞ-ÇUR, BUNUŞUZ ULUĞA ATIM-BUĞ BU ERMİŞİ TENRİDEKİ KÜNKE, ÇERDEKİ ELİMKE BÜKMEDİM OOYUMA OUNÇUYUMĞADA ÖZEWE OĞLIMOA AWRILTIM. Buyuna paşasının oğlu Külüğ-Çur. Bu derece uludar namım, fakat kader böyle imiş!.Tanrıdaki GÜNEŞE, yerdeki MİLLETDAŞLARIMA hürmetkârım. Ebedî istirahatgâhıma konulunca öz evlâdıma kavuşacağım. KÜLÜG-TİRİG (Uyug-Turan) QOYUWA OUNÇUYIM, ÖZDE OĞLIM AYITA, SİZİME AYITA BÜKMEDİM, AVVRILTIM KÜNÜM QAWISIM AYITA AWRILTIM, ALTUNLIĞ KESİG BELİMTE BUNTUM, TENRİ ELİMKE BÜKMEDİM, SİZİME AYITA ÜÇİN KÜLÜG-TİRİG BUN. TENRİ ELİMKE CEMLİG BUN. Ebedî istirahatgâhıma konulunca öz oğluma ve TANRI himayesine hürmetkâr olarak evrildim GÜNEŞ’e kavuşmak üzere evrildim. Selâhiyet fermanına sahip olarak, Tanrının himayesinde TANRI İLİM'e hürmetkârdım. Çünkü tanrı İLl'men saadeti için çalışan mes’ut bir vatandaş idim. 209


H a lu k T a rc a n

ELEGEŞ ANITI OOYOVA ÛUNÇUYIMA, SİZİME AYITA, ÖZDE OĞLUM, SİZİME AWRILTIM. CÜZ ERQAWIŞIM UYARIN ÜÇÜN, CÜZ ERİNLİĞ ÖKÜZÜN TİKDÜK UÇUN AWRILTIM. ÖKÜK TENRİDE KÖNAYA UZAWIM AYITA, SİZİME AVRILTIM ÖKÜ ERTİL. QAN ALPURUNSU ALTUNLIĞKESİGİN BUNTIM BİLDE ELİM, TOQIZ QIRO YAŞIM(awrılwın?)URUNU KÜLÜG TUTUQ BÜGÜT ERKİNE QUNUM BEG ERTİM ÜÇÜN BUN ERKİ BARIWIN. QARA BOWINIMIN AÛTIĞLANIN EL TÖR-ÖSÜ IWIMIŞ AYITA SİZ ELİM OANIM. ELİM OGRİNTA ÖSÜ BOLINERLERİM EDÜKİM YOQ, UÇ BİLDİKTE BİR-BİRTİĞİME SEKİZ ER EEDİM....BUN BUNA(büdibin?) BNRMİŞ ÖLDİM AYITA SİZİME YOLIOAYIN TÖRTTAVIÛ YILDIM SEKİZ AWIQLIĞ BARINIM, BUNUM YOQ ERTİM. QAWIŞIMA, KESİME AWIQ ATIMA AYITA , QARA BOWINIMA AVVRILTIM AYTAMIN. KÜN-AY, KÜN-EKİ yerini KÜN-AY’a bırakmıştır. ÖKÜ-ERTİL bugün KÜRT dediğimiz ad’ın ilk halidir; ÖKÜ-ERT = KÜRT. Ebedî istirahatgâhıma konulunca silâhın himayesinde oğlumun inayetiyle himayesine evrildim. Yüz asker arkadaşım bana tâbi olmaları dalayısı ile Yüz -er değerinde anıt dikildiği için sana evrildim. Mukaddes gökteki GÜNEŞ ve AYA uzayarak sana evrildim. Halkımın hanı tanrının himayesine senin sayende evrildim. Sana hamdolsun. Beni takdi et. Alparuriu han bana verdiği HALKIMI İDARE ETME FERMANIna sahip olarak, "dokuz mekiinde, kırk yaşımda sana evrilmeme karar vermen dolayısı ile, KÜLÜK adını namına mersiye okumaya lâyık mezarım bey olmam dolayısı iledir ve sayende sana gitmekteyim. MİLLETimin hâlen generali bulunuyorsunuz. HALKımın hanı....İLim uğruna, birliğime dahil askerler dışında, onların uçu olarak tek başıma sekiz asker değerinde idim. Kederim şudur; beyliğimi bırakarak ölüyorum. Tanrının himayesine duçar olurken dört ağıl değerinde atlarım, sekiz ağıl değerinde varlığım vardı, kederim yok idi. Kavuşacağım yere, selâhiyet fermanımın temin ettiği namla MİLLETimin sayesinde evrildiğimi teyid ederim. KÜLÜG ÇUR ‘’....TANRIDAKİ GÜNEŞE, yerdeki MİLLETdaşlarıma hürmetkârım...” KÜLÜG TİRİG "...GÜNEŞE kavuşmak için evrildim...” QARA-ÇUR "...ATEŞ vasıtasıyla TANRI’ya geçecek olan...mezar için YAKIP gömmek...” QARA BARS "...ATEŞ vasıtasıyla TANRIYA geçsin diye mezara verdiğimiz ...” ÛUTLUĞ İÇİŞİ "..TANRI’ya, erişmem için sağu söyiiyen HALK’ım ATEŞ vasıtasyla öbür dünyaya geçeceğim yere götürerek..."(sağu, mersiye) 210


Halûk Tarcan

ÇACRJL VII OUTLUĞİÇİGİSİ BUN. QOVUR YAĞIWA( QARA BOVVINIMA AAYITA, SİZİME, ELİME ! Outluğ mensubuyum. TANRI’mn himayesine ulaşmam için HALK’ımın beni YAKMASI ile İL'imin ve TANRI’mın himayesindeyim. UR ÜÇÜN YAĞIOA ÖKÜNÇ TUTTUQ. TANRI kararı için YAKILMAYA yas tuttuk. UYBAT I yazıtı ERDİM QUN ALTUĞIL BERMEESE! ON İNİŞİ, ATIM OIZ-OĞLI BAR ÜÇÜN, ÜÇ BASİT.ON TURUQQAN BENÜSİ TİKE BERTİM. ERDİMİM ÜÇÜN EL ARADA OARA-OANDA BARIPPIN, YALVAÇ BARIPPUN KELMEDİNİZ BEGİMİZI.O Şerefli bir mezar, TANRI ona veliaht vermemiş olsa dahil: ON inişi, öz kızları olduğu için üç başlıklı ON değerinde sıntaşını diki verdim. HALK arasındaki şerefi için Qara-Qaan vardı. Elçi olara'k vardı, fakat geri dönemedi beyimiz!. ON NOTASI ‘...bu yetkililer ON- UYUL’un UÇU’dur...” OOUS ES "...övünülen UÇ’u olan ON MİLLETini hatırla ONUL ET ESİNÇİN "...Övünülecek olan HALK, federal ON devletini teşkil etmiştir...” OAÇUĞ Beni ON MİLLETİ gömdü YALBAÇ ...ON değerinde sıntaşı..." ÜS "...HALK tarafından benimsenerek hatırlanış...” QARA AT HALKIN evlâdı idi, HALK arasında nam kazandı, HALKA KULLUK ederek valilik unvanını elde etti. QARA ÇUR "...MİLLET evlâdı....MİLLET HlZMETKÂRI(kulluk)...” UYUQ TARLIO "...mukaddes MİLLET'imin ebedî istirahatgâhı..." ERİMKE AWRILIW "...Tanrı HALKIMIN yücelttiği kocam ...” Yukarda gördüğümüzü örnekler, • Ön-Türk HALKI’nın 211


Halûk Tarcan

• • •

MİLLET şuurunda olduğunu gösterir Güneş kültünde HALK ,’’forum” yapar ve Buğ’u seçer Ateş kültünde HALK toplanır yeniden “’forum” yapar, Buğun hizmetini muhakeme eder ve hüküm verir. Devamında tüm merasim HALK tarafın­ dan yapılır. Yukarda gördüğümüz örnekler bu geleneğin devamını göstermektedir. Sonuç : Güneş ve Ateş kültlerinin içerikleri, Egemenliğin halka ait olduğunu, EGEMENLİĞİN ULUSA AİT olduğunu gösterir. Etrsüklerle Roma’ya gitmiş olan bu kavramın varlığını, Etrüsk yazıtlarında örneğin: • CİPPUS ve PİACENZA / SETTİNA yazıtlarında geniş olarak okuruz.

212


GÖÇLER

Bölüm X.


H a lû k T a rc a n

GÖÇLER

Buzul dönemi sonu Doğu Anadolu yüksek yaylâsında, Orta Asya’yla eşdeğer arz eden kaya resimlerinin 15. binlerde ortaya çıkışının nedeni, bu tarihte Orta Asya'da buzul döneminin sona ermeye başlaması olmalıdır. Büyük su baskınları, fırtınalar, Orta Asya halkını güneye göç etmek gereğinde bırakmış olacaktır... Bu tarihlere kadar, yaşadıkları ‘’kala’larını,yerleşim noktalarını, yerlerini, şiflerini terk eden • yerleşik kültürden gelen halkı • göçmen diye vasıflandırmamız gerekecektir. Yüzeysel bilgilerle, Orta Asya'daki tarihöncesi, milyon yıldan 100'lere, oradan 80, 40... 10'lara gelmiş olan, • QALA’ların"yerleşim noktalarının varlığı ve herşeyin üstünde • tarihte ve Asyada , ilerki bin yıllarda ilk kere ve de • YAZI SAHİBİ olarak • KENTLER kurduklarını bilmeden ya da bilmek istemeden ileri sürülen göçebelik iddiaları, temelsiz kalmaya mahkûmdurlar. Kuraklık Büyük Asya'da yüzyıllarca sürecek ve tekrarlanacak olan göç serisinin ikinci bir nedeni kuraklıktır. Yaklaşık, 8/7. binlerde, büyük ve devamlı jeofizik değişimler sonucu, denizler kurumaya başlamış, kuraklık, bir insanlık felâketi halini almıştır Bu kuraklık nedeniyle On-Türkler, ilk kültür yuvaları olan • Kara-Tau, Ala-Tau'lar, Tamgalı, Talaş vadilerinde, kuraklıktan kaçıp bu yörelere sığınan öteki Ön-Türkler nedeniyle kalabalıklaşmışlar, göç etme gerekli hale gelmiştir.f*) Doğudan Gelen Aydınlık Talas'tan Qut-Yak'a... İlk göçler • Talaş Vadisi'nden Qut-Yak'a, • Batıya, Avrupa'ya doğru olmuştur. Qut, "emniyet, mutluluk, mükemmellik, kurtuluş, yaşama ruhu"; Yak ise, "yaka, yön" demektir. Batıya, Avrupa'ya göç, onlar için • “kurtuluş" olduğu gibi, Avrupa için de • "aydınlığa kavuşma* olmuştur... Göç eden Ön-Türkler "yazı sahibi, tek tanrıya tapan, dolayısıyla iyilik-kötülük felsefesini tasavvur etmiş, • güneş (boğa-yılan) ve • ateş-ozlaşma (metamorfoz, ) kültlerini benimsemiş, yerleşik kültürden" gelen göçmenlerdir (göçebe değili). İlk yerleşim bölgesi olarak, "bizim yer" anlamını • ÎSİ-YÎR, Tuna bölgesini seçmişler ve Tuna Nehri'ne tarihteki ilk adını vermişlerdir: İSKE OGÜZ; bu ad, Yunancada ”İstroz"a dönüşmüştür.^*) 214


H a lû k T a rc a n

İsi-YTr'den Güneye On ya da Oq adını tercih etmiş olan bu Ön-Türklerden bir bölümü, • Balkanlar, Makedonya ve Trakya'ya yayılmışlar, daha da güneye inerek • Yunan yarımadasına ve Ege Bölgesi’ne yerleşmişlerdir. Yaklaşık -7. binlerde yola çıkış bir istilâ hareketi olmayıp, yerleşmeye elverişli yerler aramak şeklinde olduğundan, ilerlemek ağır olmuş ve zaman almıştır. Susuzluk ve kıtlıktan kaçtıkları için, daima münbit arazi aramışlar ve esas olarak su yollarını izlemişlerdir. Isi-Yir‘den ayrılan bir öteki bölüm göçmen Ön-Türkler, Tuna üzerinde ilerleyerek Sırbistan’da • Vinça-Tartaria yöresine yerleşmişler ve Qut-Yak'taki "ilk Ön-Türkçe okulu" oluşturmuşlardır. Qut-Yak'ta oluşan "Ön-Türkçe yazı merkezleri ya da okulları (ekoller) Yollarına devam edenler, • Avusturya, İsviçre Alplerini aşıp,falyan Alplerinde, • VAL CAMONİCA’ya (Kamunlar Vadisi) yerleşmişlerdir. Burada ikinci bir okul oluşmuştur.Daha da ilerleyen On-Türk göçmenleri, Alplerden inerek, Massif santrallarda Vich(vişi) kenti yakınlarında • GLOZEL yöresine yerleşmişler ve böylece, burada bir öteki okul oluşmuştur. Fakat K. Mirşan’ın 1994'te yapmış olduğu çalışmalarla ortaya, yeni ve evrensel kültür tarihi bakımından çok ilginç gerçekler çıkmıştır. Bu gerçeklere göre, Ön-Türkler Talas'tan yaklaşık 7. binlerden çok önceleri Batı'ya göç etmiş olduklarını kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bu göçlerle Ön-Türkler, Pireneler merkez olmak üzere, • Fransa, Kuzey İspanya ve Portekiz'de Alvao bölgesindeki mağaralara kadar uzanmışlar ve bu mağara duvarlarına yazılar yazmışlardır. Bunlardan K. Mırşan’ın Ön-Türkçe okumuş ve 1994'te yayımlamış olduğu yazıtların bulunduğu mağaraları aşağıya sıralıyoruz: • Lascaux, Mas d'Azil, Les Trois Freres, Nıaux. Altamira, Passiega, Gourden, Rochbertier, Marsoulas, Fontanaud a Lugasson... Bu mağara yazıtları -genel olarak ve şimdilik- bilgilerimize göre • Pirene Okulu etrafında kutuplaşmaktadır. Alvâo "Alvong“ diye seslendirilir. Bu göçlere, Mirşan’ın son kere, • Rün yazısı denip aslında, ön-türk göçleriyle yayılmış olan damgalardan oluşan • İsveç’teki yazıları okumasıyla iskandinavyayı, İrlanda da Ön-Türkçe dağ ve kent adlarını tespit etmemizle, • İrlandayı da katmamız gerekecektir. (*) Bu bulgulara, Prof. Veli Sevin’in Doğu Anadolu’da ortaya çıkarmış olduğu 13 taşın benzerlerinin bulunduğu . Fransa ispanya, Portekiz, Büyük Britanya, İrlanda’yı da katacağız H(Doss. Archeologıe.No. 2 3 0 / 1998) 215


H a lû k T a rc a n

ANADOLU KAYA RESİMLERİ VE YAZITLARI Resmî Türk Tarihine bakalım : Prof.E.AkurgaTın, 1986 Üçüncü Askerî Tarih semineri bildirisi şöyle başlar: • Anadolu aülkesi, Türklerin Anadol’uya gelmesine kadar ( 1071) bir mozayikler ülkesi İdi • Prof. T. Tekin. "... Türk adı ( + 600)de ortaya çıkmıştır. • Prof Fahri Işık'ın Savunucusu olduğu Anadadolu uygarlıkları'nda‘’Anadolu halkları” kavramında,, orta Asyayla ilişki, Türk kültürü , Türk adı yoktur.. Atatürk diyordu ki, Anadolu’da eski çağlarda Türklerin bulunması gerektiğini ilk düşünen Atatürk’tür: ‘’...Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu, Bu sahne 7 bin seneyi aşan bir Türk beşiğidir...” Bu sezginin bir gerçek olduğunu, 7 bin seneyi aşarak 13 binde Orta Asya ile ilişki içinde olduğumuzu, Prof.A.Erzen’in Urartular, TTK 1984, kitabında okumaktayız. Batı, Anadolu'dan Türkleri kovmak, ya da en aşağı Anadolu'da Türkleri etkisiz hâle getirmek ve her şeyin üstünde, doğu Anadolu'da çıkarlarına en uygun "yapay” devletler kurmak için , Doğu Anadoluyu tarihsiz bırakmıştır. Prof.A.Erzen, Van bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi’ni kurmuş ve Prof.K.Kökten, M.Uyanık, O.Belli ve bazı yabancı araştırmacıların katılmasıyla Doğu Anadolu’da 30 yıl süren çalışmalarıyla • Doğu Anadolu tarihinin, Orta Asya’dan gelen göçlerle 13 binlerde başladığını • Doğu Anadolu Yüksek Yaytâsında • Sayısı 40 bin kadar olan kaya resimleriyle, Orta Asya kişisi kültürünün "eşlik ya da benzerlik” halinde ilişki içinde olunduğunu ortaya koymuşlardır. • Bu kültürün Mezopotamya'ya indiğini ve etkilediği de ortaya çıkarılmıştır. Fakat, • Batının Anadolu'da Türk kültürünü yok sayma politikası sonucu, bu büyük Doğu Anadolu kültürünün • Mezopotamya’da doğup Doğu Anadolu’ya yükseldiği iddiaları sıklaşmıştır. Akıntıya kürek çekmek demek olan bu iddialara en güzel cevap Mezopotamya’da • 11’nci bine kadar inilmiş olmasına rağmen yazının bulunmamış olması, • Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsındaki 40 bin sayısındaki kaya resimleri • Bunların arasında Kazakistan'da Kara-Tau’daki sembol/şekillerin aşağıda -görüleceği üzere - Doğu Anadolu mağara ve kaya resimleri arasında bulunması (aynı şekilleri Fransa’da da....görmekteyiz. Kitap II) 216


H a lu k Ta rc a n

Nihayet • Van / Başet Dağı petroglifleri • Çilgiri yazıtı, Sat Dağı Petroglifi gibi (8 / 7)’nci binlerde yazının doğuşu ve bu yazıtlar ve tamgaların Ön-Türkçe okunuşu ile verilmiştir. Sıra artık, Anadolu Kaya Resimleri ve Yazıtlarını daha yakından incelemeye gelmiştir. Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsı • Genel anlamda kayaüstü ve mağara resimleri • yazı elemanlarını içeren kaya resimleri (petroglifler) • yazıya geçişi gösteren kaya resimleri ve nihayet, • yazıtlar şeklinde 4 grup halindedirler. Bunların tarihleri: • Van-Hakkâri, Tir-i-Şin yaylası (Ermenistan’da devam eder), Kâhn-i Melikân (2 600 metre), Taht-ı Melikân (2 850 metre), 15/5 binler, -buzul döneminden kalan tek hayvan 15 bin tarihli geyik resmi buradadır-, • Gevaruh Vadisi 10/8 bin, • Sat Dağı ve Gölü, 8/6/4 binler, • Hırkanis Suyu, Mazur Vadisi, 8 bin, • Pagan köyü (Van, Özalp ilçesi) 8 bin, • Başet Dağı, 4 bin,(8 binden önce olmalıdır) • Put (Yedi Salkım) köyü 4/3 bin, (Erzen 13/6 bin), • Cudi Dağı, -1 500 • Varagöz Yaylası 8/1000...(**) Sonuç: Doğu Anadolu yaylası, • 15000(onbeşbin)/1000 tarihleri arasında, yaklaşık • 40 bin kaya üstü ve mağara resimlerine sahiptir. Bunlar, • Orta Asya ve Üst Asya ile "eşlik ve benzerlik" göstermektedirler. Doğu Anadolu'da yazıya geçiş dönemi, • Sat Dağı'ndaki tamga-resim döneminde, yani 8. binde olmuştur. Van-Hakkâri, Tir-i Şin Yaylâsı'nda, yazıtlar ise, sayı ve tarih olarak şunlardır:***) • 5 başka yazıt- tamga: Tört Ök; Oh At Uç; Tört Up, As Üç; Oş Uş(...8bin?.) • Çilgiri Yazıtı, -Davulcular, 7 bin, (2 yazıt). • Van Ahtamar Yazıtı, 7 bin (henüz okunmamıştır), • Van, Başet Yazıtı, 4 bin (2 yazıt), Ed Ad Ök ; Uw Oğ Bu (...8 bin?), • Erzurum, Cunni Mağarası, 5 yazıt, 1 petroglif, 5 bin (6 yazıt). Erzen ekolünün bulguları dışında olan öteki yörelerdeki yazftlar: OQ-UZ ULIK KÖL (Karadeniz ), Kuzey Anadolu)(**) • Oy-Ohul (Oy-Ongul, Trabzon) mağara yazıtları, 2 bin, (2 yazıt), • Sinop, Sinop Tersane Kapı Üstü Yazıtı, (2 bin, belki daha eski ?) • Sinop Amfor yazıtı (-500) 217


H a iu k T a rc a n

İSTANBUL • Fikirtepe'de çıkan toprak kap OQ,(6bin) • Kemerburgaz mağarasındabuluna toprak kap 0Z(6birı) Oz (5 bin) damgalarıyla süslenmişlerdir. (Alpay Pasinli, İstanbul Arceological Museum , A Turizm,1995 İst.) • Erenköy , UVV-ON Yazıtı.(1980) • İstanbul Ayasofya: Bizans sanılan Yazıtlar,denen Pre-Grekçe olduğunun iddia edilmesine rağmen bu dilde okunayan, Mirşan tarafından ön-türkçe okunmuş olan yazıtlardır. • Kandıra hâzinesi, 122 parça Bizans sanılan sikke( prof.Oğuz Tekin, Bizans sikkeleri, YKY 2000 İst) • Trabzon Ayasofya, • Ankara, Dikmen, • Roma, San Françesko da Laterano, • Suudi Arabistan, Meda-in Salih ve • çeşitli gümüş eşya üzerinde bulunan yazıt1ar(**), TROYA ZÜMRAN(İzmir)(**) • APA-USUZ(?) (Efes) Artemision Yazıtı(**). • ÖDEMİŞ. Ot-Utuq, Oh damgaları . BEYCE SULTAN • SAGALASSOS ANTALYAD • Beldibi Mağarası, 6/5 bin, (3 yazıt), • 5 Side parası • Side Yazıtı • Apollon ve Artemon yazıtları, 2 bin (2 yazıt). • Side hamam yazıtı KONYA-Çumra, • Çatalhöyük "Ana Tanrıça Yazıtı", 6500 (**)ve duvar damgaları, ESKİŞEHİR • At-Esiç Öz (Midas) Yazıtı,(-1200)(*‘ ) • Petroglrfler ve Bizans yazıtları hariç, Anadolu'nun her yanında bulunan 25 yazıt, Anadolu dip kültürünün Ön-Türklere ait olduğunu gösteren yeterli sayıda belgelerdir. (Asya'da, K. Mirşan tarafından okunmuş olan yazıt sayısı şimdilik 62’dir.) Fakat bilimsel gerçekler bu tarihlerin çok daha aşağılara inmesi gerektiğini ortaya konmuştur. Fransız dilci A Martinet, "Steplerden Okyanusa" adlı yapıtında, (*) O iD es Steppes aux Océans, Payot 1986)

213


♦ıcııu rv i cıı uaı <

• •

Dinyeper (OZÜ ÖGİZ) nehri yöresinde yaşayan KURGAN halkının 6’nci binlerde göç ettiklerini yerleştikleri yerlerden birinin de Doğu Anadolu olduğunu yazar: Ozu Ögiz yöresinde 6 binlerde BİR OY Egemenliği vardır. Kurgan kelimesi QURGAN olup Ön-Türkçe, OQ-URUQUN OQ(kişisi) mezarı demektir...daha önce görmüştük.

Önce ‘Türk" sorununu çözümleyelim : Doç. E. Memiş. belgelerle Türk tarihi Dergisinin, 42 / 1988 sayısında( -2200)de Doğu Anadolu’daki site devletlerin arasında bir • TURKI KRALLIĞI olduğunu yazar bu gerçekle ilgili belgenin Mısır, Asur kaynaklarından başka, Boğazköy arşivinde KB III O kaydıyla bulunduğunu yazar...Hititçilerimiz bunu nasıl olmuş da görmemişlerdir. • Troya’nın Grek uygarlığına değil, eski bir Anadolu uygarlığına ait olduğunu Almanya’da sergilemiş olan Prof. Manfred Korfmann Troya savaşı esnasında kentten kaçanlar arasında • TURCİLER’in de bulunduğunu göstermiştir. Bu iki kaynağa göre • Ord. Prof. E. Akurgal 1071 + 2500 = 3571 yıl • Prof. T.Tekin, 2500 + 600 = 3100 yıl yanılgıyla Türk tarihini bu kadar yıl ileriye atmışlardır. • Prof F. Işık’ın bu konudaki düşüncesi nedir? Akurgal ekolü, Anadolu tarihini, • Hint Avrupa(!) dili konuşan Grek, Bizans ve Hititlerle başlatırlar. Hitit öncesine inmezler. İnilemez de, çünkü birçok kereler tekrarladığımız gibi, • Hitit öncesine, Anadolu’da tarihin derinliklerine, dip kültüre inilebilmesi için • Türkçe bilmek gereklidir. Anadolu Türkçesi araştırma yapmağa elverişli değildir, Arap, Acem kelime ve kavramlarıyla boğulmuştur. Ayırımlarla Doğu Anadolu kültürü Yukarda, Batının Doğu Anadolu'yu tarihsiz bırakma çabası içinde olduğu­ nu yazmıştık Fakat, Batılı araştırmacılar arasında bağnaz olmayan tarihçiler de vardır; A. Erzen başkanlığındaki Doğu Anadolu’daki arkeolojik çalışmalara, Prof. Kılıç KÖKTEN, Oktay BELLİ, Muvaffak UYANIK, Ersin ALOK’tan... oluşan ekipte onlarla çalışan W.FREH, E.FEİGL örnek teşkil ederler. Sözü Prof. Afif Erzen’ e bırakalım : • Kafkaslardan Kuzey Suriye ve Irak’a kadar uzanan ‘’Yüksek Anadolu Yaylâsında 4’ncü binlerde, • URAL-ALTAY dili konuşan halkların oluşturduğu ÇOK GÜÇLÜ BİR KÜLTÜRÜN varlığını biliyoruz. Yeterince ayırımlı açıklamalar için Prof.A.ERZEN’in, “Doğu Anadolu ve Urartular” adlı, TTK tarafından 1984’te basılmış kitabına başvuralım : "...Bundan 30 yıl öncesine kadar, Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsında, tarih 219


H a lû k T a rc a n

Öncesi hakkında pek az bilgi sahibi idik. Avrupa ve Avustralya’da keşfedilen mağara ve kaya üstü resimleri nedeniyle, insanlık tarihinin en eski kalıntı merkezleri buraları sanılıyordu. Buna karşın, büyük bir kavşak yeri olan • Doğu Anadolu Yüksek Yaylasında neredeyse tarih öncesi çağlarda yaşayan taş devri insanının OLMADIĞI (!) kanısına varılmıştı. Oysa, Türk bilim adamlarının sistemli araştırmaları sonucu bu yaylalarda, Tarih öncesinden başlamak üzere yoğun bir iskân geçirdiği artık kesinlikle açıklığa kavuşmuştur; Kaya altı sığınaklarına ve kaya yüzlerine çizilmiş insan ve hayvan resimleri bu gerçeği ortaya koymaktadır. Mağara ve kayaüstü resimleri 4 ana bölgeye ayrılmaktadır 1. Adıyaman - Malatya bölgesi: 8’nci binlere insan ve dağ keçisi figürleri 2. Kars Bölgesi, Prof. K.Kökten, Kars’ın kağızman ilçesine bağlı, Çamışlı köyü yöresinde "yazılı kaya” kaya altı sığınağı ve "Kurbanağa” mağarasında yüzlerce kaya resmi keşfetmiştir: 10bin ile 6 binler arası... 3. Van bölgesi, Dr. O Belli’nin keşfettiği yüzlerce boyalı mağara resimleri 13 (onüç) ile 6 bin tarihleri arasındadır. Van’ın, güney doğusunda "Yedi salkım, Çapanuk, Bihıri” , doğusunda "Yeşil alıç” gibi tarih öncesine ait kültür merkezlerinde gelenek halinde mağaralarda yapılan boyalı resimler burası ve komşu ülkelerdeki tarihlerin aydınlatılması bakımından çok önemlidir. 4. Hâkkâri bölgesi, Prof. M. Uyanık, ‘Gevâruh ve Tir-i şin” yaylâsında 35 bin kaya resmi keşfetmiştir. Türkiyemiz dergisinin 1’nci sayısında "Anadolu Kaya Resimleri” adlı makalesinde Uyanık aşağıda aynen almış olduğumuz bilgileri vermektedir: Tir-i şin kaya resimleri merkezi "...1/ 1967,68,69 yıllarında yaptığım araştırmalarda Van / Hâkkâri sınırı arasında Çatak’ın doğusunda • Tir-i şin yaylâsında, dünyanın belli başlı • Kaya resimleri merkezleri ile kıyaslanabilecek bir kaya resimleri merkezi bulmak mümkün olmuştur. Tiri-i şin kaya resimleri merkezinin. Irak’ın kuzeyinde Türk hududundan 20,30 km. mesafede • Zap suyu üzerinde , • Şanidar mağarasına yakın olması de buluşun önemini arttırıyor. Bilindiği gibi, bu mağarada 1955 yılında, Amerikalı Ralph Solecki tarafından, • Neanderthal insanın kemikleri bulunmuştur. Ayrıca, Tir-i şin, • Tel Halaf Kültür merkezine de (Mardin- Suriye sınırında) yakın sayılır. Bu resimlerin eşlerine, • Azerbaycan, Kobistan bölgesinde, sayısı 4000 olan resimle, güneyde • Filistin bölgesinde, yüzlerce sayıda rastlarız.Bu yörede tarih • 4bin ile bin arasında düşünülür...” Bu tarih sonradan yapılan çalışmalarla göreceğimiz şekilde önceki binlere inmiştir. 220


n aıu ıı i cirudii

Ersin Alok 1972 / 79 yıllarında Van-Hâkkâri sınırında büyük bir alanı kaplayan Tir-i şin yaylâsını geniş bir şekilde inceleyerek, bu yayladaki kaya resimlerinin tarihlerini 15 (on beş bin) ile 7bin olarak tespit etmiştir. Gevâruh vadisi kaya resimleri için • 10(on)bin tarihini vermiştir. ‘’...Resimlerin büyük bir bölümü, dağ keçileri, bizonlar, çeşitli av hayvanları, • SİHİRLE ilgili motifler, • STİLİZE edilmiş şekiller ve eski yarı göçebe Türk boylarının kullandıkları • AMBLEMler meydana getirmektedirler. Özellikle, daha geç döneme ait Stilize edilmiş resim ve anblemler, kuzeyde, Erzurum yakınındaki, •

CUNNİ mağarasındaki resim ve amblemlerle, daha batıda Kütahya tapınağının yakınındaki • AİZANİ tapınağının duvarlarındaki büyük taş blokları üzerindeki hayvan resimleriyle çok büyük benzerlik.göstemnektedirier.Bu resimlerin, eski Türk boyları tarafından yapılmış olduğu kesindir. Ayrıca, bu tasvirlerin Anadolu dışındaki benzerlerini ise, • Azerbaycan, Kobistan, Sibirya'da son yıllarda keşfedilen binlerce kaya üstü resmi halindedirler. Görüldüğü gibi, çok geniş bir coğrafî bölgeye yayılmış olmasına rağmen, şekil ve içerik yönünden birbirinin benzeri olan bu resimlerin, eskiden göçebe (*), yarı göçebe • Türk boyları tarafından yapılmış oldukları bugün arfık, yerli ve yabancı bilim adamları tarafından kesinlikle kabul edilmiştir. Dolayısıyla, tarih öncesi çağlarda bile, • Anadolu bölgesi ile Azerbaycan ve Asya bozkırları arasındaki • kültür ve sanat merkezleri arasında • kopmaz bir birliğin olduğu açıktır. Bu durum ayrıca, tarih öncesinden yeni zamanlara kadar, Orta Asya’dan, Anadolu’ya (aslında Türkistan’dan Anadolu’ya) devamlı göçlerin yapılmış olduğunu da gösterir, çünkü, Orta Asya’yı, Anadolu, Mezopotamya ve Akdeniz’e ulaştıran tarihi kavşak Doğu Anadolu’dur..” .(*) Otuz yıllık çok ciddî ve zahmetli bir çalışma sonucu • 1’den fazla Üniversite profesörünün, 1984 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından basılarak ortaya konulmuş olan gerçeklere göre: TÜRKLER ANADOLUYA BİNLERCE YIL ÖNCE AYAK BASMIŞLARDIR Bu bilimsel ve tarihi gerçeğe rağmen, Bin dokuz yüz seksen altı yılında • Üçüncü Askerî tarih seminerinde • Türk - Yunan ilişkileri konusunda, Çok değerli Ord.Profesör Ekrem AKURGAL’ın • "... Türklerin Anadolu’ya gelmesine kadar'’ cümlesiyle (1071) de ısrar etmesini anlamamıza imkân yoktur.________________________________ (‘ )(Not Prof. Erzen henüz Ön-Türk uygarlığını bilmediğinden, resmî tarihe uyarak Türklen göçebe olarak zikretmiştir.)

221


Halûk Tarcan

DOĞU ANADOLU KAYA ÜSTÜ RESİMLERİ PETROGLİFLER; TAMGALAR VE YAZITLARLA TÜRKLERİN DÖRDÜNCÜ ANAYURDU’DUR.(*‘ ) ERSİN ALOK....İLK OQ DAMGASI Van'ın Özalp ilçesi Pagan köyündeki mağarada bulmuş olduğu ve kanatlarını açmış kuş şeklindeki resim OQ damgasını doğuran ilk şekillerden olmalıdır. Tarihi 8 (sekiz) bindir. Oq, günahsız olmayı, tanrıya erişmek için gerekli olan BAŞARI’yı ifade ettiğini görmüştük, (ateş kültüne bakınız). Ersin Alok, en yeni kaya resimleri olarak Mardin’in Silopi ilçesi yöresindeki Cûdi Dağı kaya resimlerini göstermekte ve (-1500) tarihini vermektedir. Özetle Doğu Anadolu kaya resimleri, onbeşbin ile 1500 yılları arasında yelpazelenmektedirler. (*6) Bu kaya resimlerindeki şekilleri başta OQ, yani haç motifi olmak üzere kilim, halı, elişleri vb... üzerlerinde görmekteyiz. DOĞU ANADOLU Ya da TÜRKLERİN DÖRDÜNCÜ VATANI: Bu bölüme, Doğu Anadolu Yüksek Yaylasının 35 bin sayısınca en zengin kaya resimlerinin bulunduğu, Tir-i şin Yaylâsının 8 km. Kuzey doğusundaki Taht-ı Melik Zirvesinden alınan bazı petrogiflerle başlayacağız ve • Düşüncenin, • soyutlama yoluyla • tamga halini aldığını, bunun • yazıya atılan ilk adımlar olduğunu göreceğiz. Bu nedenle Kâzım Mirşan’ın Doğu Anadolu’yu • TÜRKLERİN DÖRDÜNCÜ VATANI diye ifade etmesinin ne kadar isabetli olduğunu göreceğiz. (**) Sağdaki petroglifte, • 3 dağ keçisi, • 2 adam ve bazı diğer şekiller’ görülmektedir. Şekilleri, her biri birer • sembol olduklarından ve yalnız başlarına bir, ya da daha fazla kavramı ifade ettiklerinden, bunları, örneğin doğadaki bir tablo, hele ‘natürist’ bir resim gibi görmemize imkân yoktur Bu şekilleri iki gurup halinde inceleyebiliriz : 1/ dağkeçileri ve adamlar, doğada görüldüğü gibi çizildiklerine göre, henüz • somut' görüntülerini kaybetmemişlerdir. Fakat, öte yandan birer kavramı ifade ettiklerinden, her biri, bir • Tamga’dırlar yani, doğal görüntülerinden, 222


naıuK »a rca n

• soyutlaşmışlardır (dağkeçisi’ni, adam’ı)ifade etmemektedirler. Sol üst kenardaki kollarını açmış adamın vücudu • (AT) diye okunur, at/ılmış, fırlatılmış anlamını verir, kapalı bacakları • (AD) okunur,ad/ım demektir, ikisi birlikte • (AT-AD) okunur, (atılmış adım) demektir. Dağkeçisinin bacakları • (tört) okunur,4 demektir; iki paralel eğri halindeki boynuzları • (ÖK) okunur,gök demektir ¡ikisi birarada(tört-ök),dört gök demektir. 2/ Sağ alt köşedeki,(tavaya benzeyen saplı ezik daire), ve onun yanındaki sola dönük(C ); • Sol kenarda, adamla, üç keçi arasınadki, ters (J) ile, açık (L) şekilleri doğada mevcut değildirler.Her ikisi de.önce birer kavramı temsil ettiklerinden birer • Tamgadırlar, soyutlamadırlar. Ayni zamanda da, ‘grafik / şekil’ halinde de gene, soyutlamayı ifade etıjıekte olduklarından, çifte soyutlama sonucunda ortaya çıkmış birer • TAMGA’dırlar. Bu iki şekil, petroglifin • yazıya doğru yol almakta olduğunu göstermektedirler. Şöyle ki, zamanla, hayvan şekilleri terkedilecek, yerlerini bu şekillerin grafizm yoluyla soyutlanması sonucu yerini, bir tür soyut şekillere bırakacaklardır. Çünkü, taşa yazı yazmak çok güçtür. Yazıcı / ressam / heykeltraş, • (Ök) kavramını verecek olan keçi resmi yapacağına, önceleri sadece keçinin • bacaklarını yapacak, sonraları da, ‘soyutlama’ sonucu • (K) şekli ortaya çıkacaktır. Bu gelişimi Orta Asyada Kara-Tau’da görmüştük Bu iki tamga'yı okuyalım : Sağ alt köşede, ezik daire ve ona asılıtek çizgi • (AS) okunur.asılı olma demektir: Sola dönük (C), • (ON)okunur, kozmos demektir; ikisi birlikte • (AS-ON), asılı kozmos demektir. Ön-Türkler, • Kozmos’un ‘asılı’ olduğunu tasavvur ediyorlardı ve • Tört Gök bu kozmos’da bulunuyordu.(**) Prof.Ersin Alok bu petroglifin tarihini 6 binler diye vermiştir. Aşağıda göreceğimiz ve tümüyle soyutlamayı, tamgalardan oluşan yazıtı ifade eden ÇİLGİRİ YAZITI’nın tarihi 7 binler olduğuna ve bu petrsoglifin öteki petroglifleıie kıyazlaması sonucu, tarihini 9 / 8 binler olması gerekmektedir.(” ) Bu petrogilf yukardakine kıyasla daha derli toplu bir hâl arzetmek- tedir. Keçilerin vücutlarının • paralelliği, Kişilerin vücutlarının dikeyliği* • satır kavramına doğru gidildiğini göstermektedir... Bunun bir tesadüf olmasını- bundan sonar gelen yazıtlarla kıyasladığımızda- geçerli bulmamaktayız. 223


Halûk Tarcan

Doğu Anadoluda Ön-Türk kültürü bakımından Bu iki petroglif, „Evrensel Aydınlanma“ bakımından iki büyük gerçeği görselleştirmektedirler: 1.Anadoluda yazının doğuşu 2.Tek Tanrı kavramının işlenmesi Petroglif’in içeriği (Mukaddesata erişen, ölen kişinin...GÖKTE ASILI KALMASI...yani, ‘tekrar doğmak üzere, 'cennet’te yer alması) cümlesi, Ön-Atalarımızın, Tek Tanrı inancına sahip olduklarını göstermektedir. Bilinmeyen ve de bilinmek istenmeyen bu bilimsel ve görsel gerçek, (+2000)de Tüklerin dinsiz, Tanrıtanımaz olduğu iddiasını işleyenlerin nasıl bir gaflet içinde olduklarını açığa çıkarmaktadır. BAŞET petroglifi(**) Yandaki petroglif, 3720 m. yükseklikteki Başet Dağı yazıtıdır, tarihi (-4 bin) olarak tespit edilmiştir. Bu petroglifte, • Damgaların, satır, dizi halinde sıralandığı, düşüncenin ‘’düzen kavramına vardığı seçici olduğu bir döneme girmiş bulunmaktayız...Belki 8 binlerin altına inmek gerekecektir. Daha yakın tarihlere gelmemize sağ baştan itibaren

Cls\

[u w ] * [ 6 4 J : t > « ) f c i: 8 İ

v®y*

a

[oji ı [üsi ?nr [i-o - ti*]

um

BU [M»kadıf«s3 UŞ

cm şu]

B İR ] • f’

[u$3

"t"

[o o ]

> M OO-OŞ [k u -

kontlgurasionu] §5 İTİŞ [denen yere) ÜÇ .

• (yılan, ortada İt, sonda Kuş) olması, bu hayvanların • somut bir şekilde bulunması, izin vermemektedirler. Okunuşunu Mirşan şöyle vermektedir: UW BU(mukaddes) UŞ (majestelerinin) OQ-OŞ (kuant konfigürasyonu) ESITIS (denen yere) UÇ (uçuşu), Yani; Kutsal majestelerinin, günahsız ruhların toplandığı yer denen yere uçuşu’... Kuant, fiziksel bir deyim halinde, ilk seviyedeki müşterek değerler demektir...Ön-Türkler için bu deyim günahsız olma anlamına gelmektedir. Korıfigürasyon ise; „bu ruhların toplandığı yer“ demektir. 224


n a i l l i i arcarı

Burada, "ruhların toplandığı yer“, yukarda gördüğümüz gibi, ileriki bin yıllarda, cennet kavramı haline dönüşmüştür. Bir farkla ki, Ön-Türklerde ruh­ ların toplandığı bu yerde, “ hüriler, şerbetler ve bunlarla ilgili zevkler” yoktur. Başet dağından 2 yazıt daha(**) Yazıt, somut şekil halinde • (2 adam ve1 it) içermektedir, gerisi • (U, OQ, ON ve İL) tamgalarıdır Okunuşu :şu UTU AT (meydana gelişteki; yan, UTUŞ’taki, tekvindeki) OO ON (Oq medeniyeti ) İL (halkı).; meydana gelişteki Oq uygarlığı halkı... Bu yazıt, Doğu Anadolu’ya Türkmenistan'dan (Orta Asya'dan) göç eden Ön-Türkler’den kendilerini, • OQ diye adlandıran bir bölüm halka ait bildiğimiz -şimdilik- en eski belge’dir. (**)

T n r < [ınuj

t

£aî)

t

[0 9 } O Coi] Y İİL).

ü T ü AT [ n * j d a n * g© I i ç \ i ; y a n S » U T U Ş *d o k i ♦ t e * v i n • ö « k l ] 0 0 ON [0Q H©d«n i y « t i ] İ L [ h ö i n ] .

UW UB-OZ (Mukaddesata yüce geçiş), us Yılan, Tanrının yeryüzünde bereketin devam etmesi için, ı yeryüzüne gönderdiği güneş ışınlarının sembolü olduğu -1 02 gibi, tamga halinde (Ozlaşmayı) yani, yanarak şekil değiştirmeyi (metamorfozu, transfigürasyonu) ifade ettiğini 1 * daha önce görmüştük. U

ÇİLGİRİ yazıtı(**) Doğu Anadolu'da, Ön-Türk Dil ve düşüncesi hakkında geniş bilgi veren, ilk ÖnTürk yazıtıdır, ilk ve en eski olması nedeniyle bütün Anadolu Uygarlık Tarihinin en eski yazıtı dememiz gereklidir.. .VE DE Anadolu’nun • Tapusunun bize ait olduğunun • Dip kültürün Ön-Türk olduğunun görsel şahididir... • Hâlâ mı 1071...Hâlâ mı SEVR? Çilgiri Yazıtı; 45 santimetre çapındadır, mermer bir silindir, belki bir sütun dilimidir. Ortasındaki haç ve kenarındaki çok sonraları kazınmış olan Ermenice yazı nedeniyle "Ermeni mezar Taşı” sanılmıştır. 225


H a lû k T a rc a n

Van müzesinin bahçesinde güneş, kar, yağmur altında bulunan bu yazıtın Turk ve Evrensel tarihi için önem derecesini bildirdiğimiz, zamanın Kültür Bakanı Sayın.Namık Kemal Zeybek’in emriyle Van müzesinin içine, yanında bulunan çift haçlı (oq’lu) bir öteki Ön-Türkçe yazıtla birlikte alınmıştır. (*) (Sayın Namık Kemal Zeybek’e yalnıız bunun için değil, Bakanlık yaptığı dönemde hiçbir ideolojik ayrılık gözetmeden, sadece Türk Kültürü ve Atatürk ilkeleri esasında yaptığı hizmetler için de şükran borçluyuz. T.C. Kültür Bakanlığı makamını işgâl edenler çalışmalarında O'nu örnek almalıdırlar.) Üzerindeki yazılar çok silik olmasına rağmen, sağ kenarda ancak fark edilen yazı karakterinden, bu taşın bir Ön-Türk yazıtı olduğu anlaşılmaktadır. Profesör Uyanık .Çilgiri yazıtı yazısının “’Urartu” yazısı olduğunu ileri sürmüştür. Demek ki onun Ön-Türkçe bir yazı olduğunu hissetmiştir. Yazıtın tarihin 7/6 binler olarak vermektedir...Doğu Anadolu Petroglifleriyle kıyaslama tarihini 8/7 binlere indirebilir. Bu yazıttaki damgaların benzeri karakterde olanlarını • Ağrı’da Nuh’un gemisini arayan Amerikan araştırmacı gurubunun bulduk-0 ları yazıtta gördüğümüz gibi, • Başkurdistan’ta TAŞ MURUN (burun) yazısında bulduk. (İğdır’da da Taşburun vardır) Çatal Höyük Anatanrıça yazıtı 6500 olduğuna göre bu tarihi 7 bin olarak tespit edebiliriz. Mirşan'ın 10.01.1989 tarihli Ankara’dan göndermiş olduğu , bu konudaki son mektubunda Çilgiri Yazıtının son okuma şeklini şu şekilde vermiştir. I.Oriu-Utus Ögis ^ ^9 1.0nu (uygarlıkların) Utus c' U ü UM0 (ilkönce oluşumunu sağ>j j (ÖD ►-c» r» >4-< layan) ögis (peygamber) t l, i .1 ti« > ta 2.0q At Ogıs 2.0q (Oqların) At (içinden • u çıkmış olan) Ögis'tir. 3 • 'L m O ^ o 3. Ohu-On Oqun şnîaâ a * a ufi ro ua Turna f<o uüo 3,Oqun (Oqların), Onu (uygar olmalarını sağla. mış olan) On (o). > m n t rn ~ r p j\ 4. Ata Oq Us Esis 9 vh£a ¿ '3 0 » tî ooa ia 4. “Oqun“ (Oqların) Us (Oağan) Ata (atası) Esis (olarak anılmalıdır). 5. Işı Öz-lçiş Bolu 5-Oz-lçiş (”cennette,‘) İşi (yer) Bolu (alabilmiş olma) 6. Ub-Oz Bu Aşa Ekin 6.Ub-Oz Bu (Tanrı'ya) Aşa (aşma demektir) Ekinç (işte), 7. Esi Ögis Aşınç 7.Ögis(ögisimizin) Esi(canı) Aşınç(oraya aşmış bulunuyor). Cümleyi toplu olarak görelim:

225


h a lu K l a rc a n

Uygarlıkların ilkönce oluşumunu sağlayan Ögis, Oqların içinden çıkmış olan Ogis'tir. (Uluğ, filozofik seviyeye ermiş kişidir). Oq'ların uygar olmalarını sağlamış olan o, Oq'ların Qağan atası olarak anılmalıdır. "Cennette" yer alabilmiş olan, Tanrı'ya aşma demektir, işte, Ögisimizin canı oraya aşmış bulunuyor. (Cennet, "geçilmiş olan Tanrı beldesi" demektir.)

^ u n Lj z t q uı u f

ATC.rH>DHT-f-g CAX f f i K X M

Y ç ırn u g a rM 1 XABKr°ı RVA s c p A H y p rv ş P K

Soldaki yazının bulunduğu yazıt’a, CÛDÎ dağında NUH’un gemisini arayan Ameriken gurubu rastlamıştır. Çilgiri Yazıtıyla yazısı benzerlik göstermektedir. Tarihinin de onun kadar eski yani, 7 binler olması yazı karakterinden anlaşılmaktadır Sağdaki resim ise, Oral’larda Taşmurun mevkiindedir. Çok daha yakın zamanalara aittir. Her üç yazının köşeli karakteri aralarındaki benzerliği ortaya çıkarmaktadır,

DAVULCULAR Van/Hakkâri arasına yayılmış olan. Tir-i Şin (yeşil ok) yaylâsında Prof. Muvaffak Uyanık tarafından bulunmuştur. Bu resimde sol taraftaki gurup, "Taht-ı Melik" sağ gurup, Kâhn-ı Melikân adı verilen yerlerde. Tir-i Şin yaylâsında bulunmuş ve M. Uyanık tarafından kâğıda geçirilmiştir. Türkiyemiz dergisinde (sayı 1. Haziran 1970- Akbank) "Anadolu Kaya Resimleri Sanatı” başlıklı makalesinde Uyanık, aşağıda aynen almış olduğumuz bilgileri vermektedir. Tir-i Şin kaya resimleri merkezi; ” ... 1/1967, 68, 69 yıllarında yaptığım araştırmalarda Van/Hâkkâri il sınırı arasında Çatak'ın doğusunda • Tir-i Şin yaylâsında, • dünyanın belli başlı kaya resimleri merkezleri ile kıyaslanabilecek bir kaya resimleri merkezi bulmak mümkün olmuştur. Tir-i şin kaya resimleri merkezinin, Irak’ın kuzeyinde Türk hududundan 20,30 km. mesafede Zap suyu üzerinde. Şanidar Mağarasına yakın olması da 227


H a lû k T e rc a n

buluşun önemini arttırıyor. Bilindiği gibi bu mağarada 1955 yılında, Amerikalı Ralph Solecki tarafından, neanderthal insanının kemikleri bulunmuştur. Ayrıca, Tir-i Şin, Tel Halaf Kültürü merkezine de (Mardin-Suriye sınırında) yakın sayılır..." Bu resimlerin üzerindeki damgaların Ön-Türkçe olabileceği düşüncesiyle K Mirşan'a başvurduk. Mirşan, 17 .06.1985 Ankara tarihli mektubunda aşağıdaki açıklamayı verdi : ‘\..(+ I )şeklindeki yazı ES OQ okunur, OQ’dur anlamını verir. ES Almanca ‘"der” İngilizce “’the” dir, Oq’u tayin eder. Sağ yukarıdaki damgalarda sola yatmış (V) = O, ya da sola yatmış (W) = NÇ okunacağından bu damga ONÇ yani kozmik güç demektir. Bayrak ise Liderlik sembolüdür. Ortada görülen sola yatmış (V) yukarı = O okunduğu gibi OG diye de okunur, 6 nokta ALT demektir, bütünü, OĞ-ALT anlamını verir Soldaki kişinin başlangıcında bulunan sola açık (ay) ise Us, Kozmos demektir. Şekiller üzerinde durmak istemiyorum. Resmin kopya edilmiş olması, hata yapmamıza neden olabilir..." OG-ALT damgasını Ön-Türkçenin yayıldığı pek çok yerlerde görebiliriz . örneğin • Italyan Alplerinde VAL CAMONİCA'da • Antalya'da SİDE’de vardırlar. Kozmos, evren demek olan US damgasını ise, yarımay şeklinde, kubbe ve minarelerin, tuğların, bayrak direklerinin tepesinde görürüz. Bu damgalardan şu sonuçlara varırız : • Buraya yerleşenler OQ adını taşıyan Ön-Türklerdir • Kozmoz, Kozmik güç, bayrak ve davulcular buranın bir Kült Yeri olduğunun işaretleridir, aynı zamanda • Halk Oyunlarımızın kökenini vermektedir: • Davulcu elinde bayrak, yanında Elinde “’mendili ile” BAŞ TUTGAN KİŞGİ...günümüze varan köklü bir geleneği ispat etmektedir. AHTAMAR ADASINDA ÖN-TÜRKLER AHTAMAR Ermeni kilisesinin 200 metre kadar kuzey batısındaki ufak körfeze inerken ayağıma takılan bir taş üzerindeki Ön-Türkçe damgaları hemen tanıdım .Zamanın Kültür bakanı Sn. Namık Kemal Zeybek’e durumu bildirdim. Yazıt, emirleri ile hemen Van Müzesine kaldırıldı. (Kültür bakanlığı Anıtlar Müzeler Gn.Md.Kazı şb.689.3(65) 06-02-91 0673)) Yazının değişik fotolarını Mirşan’a gönderdik. Herhalde okuma sırası gelmediği için yazıtın tercümesini veremeyeceğiz. Yazıttaki damgalar, Çilgiri yazıtıyla benzerlik ve eşlik arz etmektedir. Taşın üst kenarında On-Türkçe bir metin vardır.

223


AKTAMAR YAZITI Van götünde. AKTAMAR Ermen» kilisesinin bulunduğu AHTAMAR adasında, kjfoenın 200 metre Kuzeybatısında, toprağa gömüKı olarak bulunan bit taş ayağımıza takıldı Üzenndeki Ön-Tûrkçe damgalan hemen tanıdık. Zam anın KütlOr Bakanı N.Kemal ZEYBEK’e durumu M öiıdik.Yazıt emirleri ile Van Müzesine kaldırıldı. Yazıtın d e ğ iş * fotolarını K M lRŞAN e bildirdik Okuma sırası henüz bu AKTAMAR yazılı adını verdiğimiz yazıta gelmediğinden tercümesinin şimdilik veremeyeceğiz Yazıttaki Ön-Türk yazı karakteri Çitglrt yazısınm aynıdır. Yazıtın usl kenarında boydan boya bir cümle vardır Gerek bu cümlede gerek laşın bütününde

^

vu

f

f

4 - 1

şeklinde Ön-Turkçe damgalar hemen göze çarpmaktadır. Taşın ortasında iki buyun OQ damga» bulunur 8u iki demganm şekli bu taşın Çilgtn Yazıtı ile aynı dönemden olduğunu gösterir Aynı damgalan Van'ın Pul, şimdiki Yeşilalıç, Köyündeki koya resimlerinde'Ve ÇatathöyuMe (-6600) bulutuz Aynı tıp OQ damgaîarı. halt ve kıtımtenmızde göbek ve kenar motifleri olarak butunur. Aynca. ortada resimde görüldüğü gibi AKTAMAR kilisesinin duvarındaki haç şekilleri ise bu kilisenin inşa tannlnde (*1002) de bde On-TCıı*lenn OQ c*mgasmın *e*.linin süregelmekte olduğunu göstermekledir

-

,

f

AKTAMAR Yazıtı ortasındaki iki OQ damgası üe bu adada binlerce yıl evvel oturan ÖnTûrkiervn 0Q 'tar grubundan olduğunu ortaya koyar

t

ÇtFT OQ tu YAZIT Van müzesindedlr Batıçtıdcn içen afinnıışlıi Özerindeki yazılar çok silik olmasına rağmen ssğ kenartnea bulunanlardan bu yarılın da bir Ön-Tüfk yazıtı olduğum anlamaktayız.

-

û

t 'V i) r

- v 'î- c

1

I / • \ C . .■/**-- _

|

1

¿ r- r

-j

V

71 U ■

f

..

._'J l . .%■ -\ i

■J -

'.'i i!

.

< y . a -i .• * J

.

.

1

;.V

'

; ^ ;> r r •: > r ■*

i

*

•»* *• ¿2 ' -•»

' • r ’ ’ * * *■ *-• ' -? l .

r ' ./

r C : > >■ -* ' . - V . ^ .

Kuliur B.ık

A ı ı ı l İ J t \o

Mu/clcl Cn-Mod

K a/ı $b 6SS i( ı* i) <>I.I*M**1

229

'V I'


Halûk Tarcan

Taşta bulunan damgalar arsında en karakteristik olan, • taşın ortasını kaplayan iki büyük OQ damgasının • Çilgiri yazıtının ortasındaki OQ ile eş olmasıdır. • Aynı tip OQ’u Van'ın P u t, şimdiki Yeşilalıç köyünde de görürüz Ayrıca ortada resimde görüldüğü gibi, AHTAMAR kilisesinin dış duvarındaki "HAÇ şekilleri Ahtamar yazıtında gördüğümüz OQ(haç)ın aynidir. Kilise (+1002) tarihinde yapılmıştır. Ahtamar yazıtı ise, kıyaslama yoluyla, Çilgiri yazısı dönemi olan 7 binlere ait olacaktır.. Çatal Höyük Ana Tanrıça yazıtı 6500’ler olduğuna göre, bir kere daha, Doğu Anadolu dip kültürünün Ön-Türklere ait olduğuna itiraz edilemez. AŞKENAZYAN: Bazı Ermeni yazarlarına göre, Ermenistan’ın bir adı Aşkenazyan’dır. Bu ad Gomer’in oğlu Aşkenaz’dan gelir. (*) Aşkenaz, AŞGUZA’nın, Iskitlerin bilinen öteki adıdır.. Bu ad, yalnız başına Doğu Anadolu’da Ön-Türk Dip kültürünün varlığını ortaya koyan bir başka delildir. KARABAĞ...NAGORNİ KARABAĞ Başına Rusça, Nagorni ilâvesiyle tarihte, Karabağ'ın Ermenilere ait olduğu iddiası gülünçtür. Üstelik, Karabağ’ın esas adı, • QARA - BUĞ olmalıdır. • Qara, yönetim / Buğ’da Bey demek olduğuna göre, QARA BUĞ. BEY YÖNETİMİ; yani BEYLİK; PRENSLİK demek olacaktır.. • Tarihte de zaten bu yörede Çarlık Rusya’nın işgaline kadar Türk beylikleri hüküm sürmektedir (**) Azerbaycan’lı dostlarımızdan öğrendiğimize göre sorun, İnsan hakları çerçevesinde Ermeni kimliği değil, toprak altı zenginlikleri, özellikle de altın yataklarıdır.. CUNNI MAĞARASI Erzurum Karayazı ilçesinin Salyamaç köyü yakınlarındadır. Mağara duvarlarına işlenmiş olan yazılar, (On) ve (Oq) ÖnTürklerinin Doğu Anadolu yayla­ sından, Anadolu içlerine doğru ilerlemiş olduklarını göstermekte CUNNİ mağarasında, iki ayrı gurup Ön-Türkçe yazıt bulun­ maktadır.

OM**' 1 L * OINtO 2 tvı OAY&

11 * u o»

OARA8ÖLÜK

3 e?

8AYUN0U»

a ş

aloaböuOk

i M

tWA,TTWA Ü

14 *

iaoiR

i *

SAL&JR

15 Ga. YÖREGİR

C t

AFŞAR

7

bEgtîiî

S ■=7 BÜGOÜ2 (*)(M Aktok -Tkae. Pub.no:74, Sen III, no:A,19lntro.a la liv.des ethnies du Haiastan sa.138).(*2)(Prof.E.Feigl)

OMPW-I

CunnT

a 10

BAYAT VAZ&ft

JC

*

lAfV

ıs VA

TUTIROA

17 ÉS.

UlA-YOfOlUC Uf

18

TÜGER

\1? 19 o

SEÇENEK

>—ıu »

ÇUWALOAR

*1 230

eymür

Cunrâ

Ç£PNİ

l X


İlk gurupta 0Q ISİLİS. ON ISİLİS ve OQ ANILIS cümleleri okunmaktadır. Isilis = etiliş, ediliş...Oq oluş, Oq olma Ariılıs = angılıs, an/layış...Oq diye anlama, Oq olma Cümleleri OO’lar, ON’lar OO’lar diye söyleyebiliriz. Anadolu Türkçesiyle ediliş ve an(ang)’la yış sözcüklerini yakalayabiliyoruz. Yalın OQ damgası (+) haç şeklini kaybetmiş (**) Ok şeklini almıştır. 2’ncı gurup yazılardan CUNNİ mağarasında kral ISUB-ÖG’ün gömülü olduğu anlaşılmaktadır. Tabiî gömülü olan kralın külleridir. ’’Kendisini yad etmekte olduğumuz kaydetme yetkisine sahip liderin, • UÇUŞUNUN anılışı sayesinde ruhunu tasavvur” kaydı, Lider1 • ATEŞE URULMUŞ olduğunu göstermektedir, Lider Tanrıya, • vücudu ateşe verilmek suretiyle uçurulmuştur. Demek ki, Cunni mağarası bir "ATEŞ EVl”dir. Cunni yazıları için en geç tarih 3 binlerdir.Bu yazıların alfabesi olan ISUB ÖG alfabesi OT-OG’a (ÖnMısır) gitmiş ve Hiyerogliflerin TEMELİNDE YER ALMIŞTIR. Bu tarihin en geç diye algılanması, Mısırda tarihin 1nci Meneş sülâlesi ile (-2849) da başlamış olması nedeniyledir Demek ki, Tarih, (-5 ile3bin)ler arasındadır; (-3bin)den daha yakın IH li­ KtE- n ı.- tM l- I3UB- lltfî- H t- a u olmasına imkân yoktur.Aşağıda Cunni ft', KX. 1ÜK MJŞU cc HDCL T tttj mağarasındaki Orta Asya kökenini û t fQ bildiğimiz‘Tamga'ların OT-OG’da (ÖnAft ! Mısır) devamını görmekteyiz. il II M S a i ö UQ ISUB-ÖG alfabesi Isub-ög yazısının OT-OĞ’a inmiş r X ) CN W? olduğunun bir öteki ve Evrensel uygar­ lıklar bakımında büyük önemi, Mısır ) üc w f AT î î hiyeroglifleri arasında, bilinmeyen bir dile aittir diye okunamamış olan Kartuş­ uu □ o -b a cş lardaki yazıların, Mirşan tarafından İÜ uu AŞ UB m % okunmuş olmasıdır. Bu yazıtların sayısı 184’tür. Ayrıca, Hiyerogliflerden önce, ONU + û ü -f + 00 hiç sözü edilmeyen bir Mısır Alfabesi de vardır!. İşte bu alfabe Orta Asya'dan Ot«V * az — Ek Oğ’a kadar gitmiş olan Ön-Türk damgalarının oluşturduğu alfabedir. j J J uı J1 i A

A Ih ■h

p

L

S

9

b

l

OQîsiüs "Oû'lar

00AMLIS ıs _

ON SİLİS ON'lar"

"OCT denen Kalk

Prof..Dr. Hâmit Zübeyir KOŞAY tarafından bulunmuş olan Cunni mağara resimleri ve Sivas'ta da bulmuş olduğu öteki resim ve taşlardaki damgaların eşler­ ini ya da benzerlerini, Divan-ü Lügat-it Türk ve Cami’ül Tevarih’te verilmiş olan, Ana­ dolu aşiretlerinin damgalarıyla mukayesesi görülmektedir 231


HstCî'. Tercan

Bu kıyaslamada Divan-ü Lügat teki damgalarla Erzurum ve Sivas’taki damgalar eştirler. Bu da gösteriyor ki, (-3bin)de Doğu Anadolu’da kullanılmış olan damgalar, Oaşgarlı Mahmut dönemine gelecek kadar Türk gelenekleri içinde yaşamıştır. Ön-Türk yazısının Türk kitlesinde ancak aşiretlerin damgası halinde devamı, yani kendi öz yazımızın yok olması, İslâmiyet’in Arap harflerim kullanmağa Türk kitlesini mecbur etmiş olması nedeniyledir. Yukarıdaki resimde Mirşan'ın, Divan-ül Lûgât'teki damgalarla, Cunnı damgalarının arasında yapmış olduğu kıyaslamalar görülmektedir. Cunni mağarası damgalarından 12’sinin eşleri ya da benzerleri verilmişlerdir. Cami'ül tevarih’teki damgalar ise, Cunni Mağarası damgalarından farklıdırlar. Bu damgaları, doğrudan Asya’da kullanılmış olan hattâ, Mısır'a kadar gitmiş olan damgalarla kıyaslayabiliriz :Avşar, Yazır, Eymür, Ula Yondluğ, Çuvaldar, Çepni’lerin damgalan. Cunni damgalarından farklıdırlar, Salur ve Bayat damgaları, Mısıra inmiş olan damgalarla benzerlik arz etmektedirler. 16 BİN YILLIK KÜLTÜR ve TAŞIDIĞI UYGARLIK Orta Asya'dan Doğu Anadolu'ya gelmiş, Doğu Anadolu’dan, aşiretlerde damgalar halinde günümüze kadar yaşamış olan Ön-Türk kültürünü, sayın Akurgal'ın “Anadolu Kültür Tarihi" adlı kitabında göremedik. Evrensel Kültür tarihinde, • Zaman ve mekân aşımına ilk damganın • 14 binde doğuşundan, günümüze kadar 16 bin yıl dayanmış, zaman ve mekân içinde kıtalar arasında yer değiştirmesine rağmen, • devamını başarmış, başka bir kültür ve bu kültürün taşıdığı • uygarlık mevcut değildir. Bu nedenle sayın Akurgalın, “Anadolu Kültür Tarihi” adlı kitabında, • Doğu Anadolu kültürünün yer almamış olması, hem Türk tarihi, hem de Evrensel kültür bakımından çok büyük bir boşluktur, büyük bir üzüntü kaynağıdır Prof. Fahri Işık’ın, Troya kültürü nedeniyle 11.ocak.2003 Ceviz Kabuğu açık oturumunda Anadolu uygarlığından söz ederken Doğu Anadoluda bu geniş bir zamana yayılan, Doğu Anadolu kültürüne asla dokunmamış olması, ‘’Anadolu halkları” çerçevesinde Türk kelimesini ağzına almamasını anlayamadık. ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜNÜN YAYILIŞI: Doğu Anadolu ön-Türk Kültürü, • Dipkültür halinde, bir yandan, • Antalyada Beldibi mağarası ya da Beldibi Ateşevi’yle Akdenize erişmiş, öte yandan, • Güney Anadolu yoluyla Mezopotamya’ya inmiş, • Mısır ve Suudi Arabistan’a kadar uzanmıştır. OLASI YANILGILARIN NEDENLERİ: Bu yayıldığı geniş alanda. Kültür tarihi ve özellikle 232


lalC. k Tarr.jp

• • •

diller üzerinde çalışmalar yapanlar, On-Türk dil ve kültürünün dip kültürde varlığını bilmediklerinden, sadece Hint-Avrupa denen kuramsal dilleri ve Semitik dilleri ve esas alarak araştırmalara girişmişlerdir. Bunun sonucu, • Çivi yazısını ve Hiyeroglifleri deşifre etmekte, • eski Mısır dili, Asurca, Arapçada, 1/köken aramada, 2/ kökenlerde, 3/ke!imelerın okunmasında, 4/ kavramlarda büyük yanlışlar yapmışlardır. Bu yanlışlar sonucu da ortaya konan tarih • KURAMSAL TARİH halini almıştır... Ve de halen • Bu yolda yürünmektedir, Bu kuramsal tarihten de „Resmî tarif}imiz“e varılmaktadır.. Bu noktada araştırmacılarımızın .akademisyenlerinizin - hiç birinin vatan sevgisinden asla şüphe etmeden - farkında olmayarak SEVR’e imzalarını koyduklarını hatırlatmak isterim. Bu yol, özellikle (+1071)tarihi batının ideali olan SEVR’in hareket noktasıdır Bununla ilgili bir kaç örnek görelim (**) • HUA, XUA, Arapça sanılır, kuvvet, kudret demektir = Oırgızca QUU(dişiye binme) ve Tatarca XURUMŞA( kiriş- taşıyıcı kuvvet) kelimenin benzeri • Hititçe de bulunmaktadır, • Çince KUANG-HUA (ışılanma gücü, ışığın özü). • SUDUR kelimesi, Arapça sanılır, meydana çıkma, hasıl olma vb... • SETIR’den doğan Sanskritçe SUTRA, Arapçada SETR olmuş Ön-Türkçe, • KÜL, Arapça Kül haline dönüşmüştür...(Kül-Tîgin gibilerden) BATI YAYININDA DOĞU ANADOLU Doğu Anadolu’da Ön-Türklerin varlığına inanmayanlar daha kat’i bir ifade ile kısacası Mirşan’ın bulgularına Türk olduğu için inanmayanlar, çürütecek bilgileri olmadığından susmakla bu gerçekleri geçiştireceklerini sananların aşağıdaki belgeye reaksiyonları ne olacaktır bilmek isteriz. “'Belgelerle Türk Tarihi Dergısi"nin ağustos 1988 sayısına doçent Ekrem MEMİŞ, Hitit çivi yazısıyla yazılmış bir belgeden söz etmektedir: Bu belge, • 1938'de H.G.Göterbock tarafından Assyrilogie dergisinin 44’ncü sayısında Berlin’de yayınlanırııştır.(not. Ne yazık ki bu tarihte ölen Atatürk’ün bu bütün yaşamınca bekldıği bulgudan haberi olmamıştır.) Aslı Akatça’dır, Hititçe’ye tercüme edilmiştir. Bu belgeye göre : • Türkler 3’ncü binyılın sonlarında Doğu Anadolu’da bulunmaktadırlar • Bu tarihte, kent / devlet sahibidirler. Devletin adı; • TURKİ KRALLIĞI’dır. Kralın adı • İLŞU NAİL’dir. 233


H a lû k T a rc a n

Bu belge, (-2350 / 2150) yıllarında yaşamış olan Akad karlı NARAM-ŞİN’e aittir. Doğu Anadolu bu tarihte varolmuş olan öteki site / devletleri nasıl yendiğini anlatır. Bunlardan biri • Babil'de, öteki • Mısır’da Tel Amarna'da, üçüncüsü de • Hattuşaş Arşivinde KBO III /1 3 koduyla kayıtlıdır. Buradan şu sonuçlara varıyoruz : • TURKİ adını, Anadolu’da, ilk kere (2200)de görmekteyiz. Halbuki Prof. Talât TEKİN Türk adının ilk kere (+ 600)de ortaya çıktığını ileri sürer. • Bu tarihe kadar Ön-Türk kültürü Anadolu’da süre gelmekte ve Türk Adı, devlet adı olacak seviyeye kadar işlenmiş bulunmaktadır. • Prof F.lşık’ın, Acaba bu belgeden haberi yok mudur? İLŞU NAİL adına gelelim : Mirşan, 2 6 /0 6 / 1989 tarihli cevabî mektubunda şu açıklamayı yapmaktadır. • ilşu Nail diye gösterilen ad, İL-ŞU AÑ’a(anga- o'na) İL olmalıdır; il-şu Aña İl, İL-ŞU’ya ÜLKE demektir. Örneğin, • BİLGE QAĞAN, Bil(g)e, Bile, egemenliğe Oağan... • İL-BİLGE QATUN, İL’e, egemenliğe KADIN, yani Kraliçe, • BİLGE OUTLUĞ TURQAN, Bil(g)e, egemenliğe TURQAN yanı Sancak beyi demektir ki bu tür deyimler Türkçede çok yaygındır..." Bil(g)e, tçel(g)e, izmır(g)e şeklinde algılayabiliriz. Bu bilginin paralelinde Doç (Prof.) Ekrem Memiş aynı makalede Nuh’un YAFES adlı oğlunun torunlarından birinin adının TÜRK olduğunu ilâve etmektedir. (*) TURKİ krallığının bu kişi tarafından kurulmuş olduğu düşünülebilmektedir. Fakat, esas olan, (-2200)de Türk adı olan bir krallığını Doğu Anadolu’da varlığının üç kaynakta bulunmasıdır. Ayrıca, (-2200) tarihi, krallığını kurulduğu tarih değil, Naram Şin’in savaşı nedeniyle adının duyulması tarihidir.Bu da Turki krallığının daha önceki tarihlerde kurulmuş olduğunu ortaya koyar. Hititolog Prof. Akurgal Hitit arşivinde KBO III - 13 sayısıyla buluna bu belgeyi asla zikretmediği gibi öteki sayın Hititologlar da bu konuda hiç bir şey söylememilerdir. Halbuki, Anadolu'nun tapusunun bize ait olduğunu gösteren, istenildiği ve inanıldığı gibi, yabancı kaynakların verdiği bu bilginin sükûtla geçiştirilmesi nasıl açıklanabilir ?

(‘ )(I.Kafcsoğlu, Türk Milli Kültürü, TKAE. 1977 Ankara s.25)

234


KUZEY ANADOLU’DA KARADENİZ KIYILARINDA ÖN-TÜRK İZLERİ

Bölüm XI.


Haluk Tarcan

KUZEY ANADOLU’DA KARADENİZ KIYILARINDA ON-TURK İZLERİ DOGU ANADOLU'dan Kuzey Anadolu’ya geçiyoruz. OO-OZ ULIQ KOL (Kardeniz)ün, kıyılarını tarayacağız. Sadece, bu denizin tarihteki ilk adı bile burada, Pontus Bizans sorunlarını yaratmanın ne kadar köksüz iddialar olduğunu ortaya çıkarmak için yeterlidır. TRABZON'da ÖN-TÜRKLER (**) UW-ON,’ların , Istanbulda ilk Ön-Türk Siyasal kuruluşunun sınırları olan İSTABUL / Ankara / Trabzon üçgeninin doğu ucunda Trabzon bulunmaktadır. Bu kentin tarihteki ilk adı •OY-ONUL olduğunu Trabzon mağaralarındaki Ön-Türkçe yazıtlardan öğreniyoruz. • Bu isim ’başarı İnancı” demektir. Bu hale göre burada bir düşünür, bir filozof yaşamıştır ve bu düşünürün ortaya çıkış tarihi (- 515)dir... Not :Oy-ongul kelimesi bize 21 ONGUL /DAK adını buradan doğmuş olduğu şüphesini vermiştir, bekleyeceğiz?.) •

Bir, ikinci yazıtta ise, OY^N j ESİNİS okunmaktadır ki,2 1 1 4 1 2 3 ‘inancı anma’ anlamını vermektedir.

Pimi

suou^

^ ^

¿ u ju h o

N

m

yk

wu ___

|

J J

yg

V *

Üçüncü bir yazıtta»

,x

\AhJZ

N>"vj

I

UW-ON ONULUS UOUS yazılmıştır, anlamr’kutsal evrende kozmoslaşma, Tanrıyla özdeşleşme” demektir. İnanç, başarı, Tanrıyla özdeşleşme, tüm bu kavramlar • “Ateş Kültü"nü dolayısiyle, Bu yörede • On-Türklerin dip kültürü oluşturduğunu göstermektedir. Yazı tipi Oy-Oğ'da kullanılan • ISSIO KOL tipi yazıdır, ON’lar (Hun)lar tarafından yazılmışlardır. Fakat, Trabzon gibi, Oq-Oz Ulıq Kol ile Doğu Anadolu arasında önemli bir geçit yeri olduğundan bu yörede yalnız ON’ların bulunduğunu düşünemeyiz. Bunların içinde • OQ Türklerini de var olduğunu görmekteyiz; Lâz grameri bu gerçeği kanıtlamaktadır (**) Ön-Türkçe Lâzca EM AT med ma ES AT OQ EM him US UQUW AT UCUVVA tkvva 0 0 OYUNU

236

sed si sima hini


Hailik Tarcar

Bizans döneminde Trabzon Bizans dönemine ait • Trabzon'daki Ayasofya kilisesindeki, • Ön-Grekçe olduğu ileri sürülen yazılar asla Grekçeyle çözümlenememişlerdir. Bunlar tümüyle Mirşan tarafından Ön-Türkçe okunmuşlardır. Zaten, Bizans tarihine bakıldığında • Yunancanın başlangıçta resmî dil olduğundan kati olarak söz edilememek­ te, ya da ispat yolu güven sağlamamaktadır. • Dinî merasimler de Yunanca yapılmamakta, bu belki de • (+9/10)uncu yıllara, Vatikan’dan ayrılma yıllarına kadar süregelmektedir. Tarafsız Bizans tarihçileri bu konuya eğilebilirler. KYTOROS: Kastamonu yöresinde Cide yakınlarında sandığımız bir öteki Antik Yunan sitesidir. Bu ad Ön-Türkçe çağrışımı yapmaktadır. (Y), U okunduğundan Kytoros. ÛUTOROS olabilir. Toros, Tau / Er / uS okunabildiğine göre OROS, (ER-US) olacaktır bu halde, kentin adının QUT/ ER / US şeklinde düşünebiliriz...Her harfi bir damga olarak algılarsak, ortaya ÖK / UY / AT/ER / US'da çıkabilir?...Son söz Mirşan’nındır. SİNOP KALESİ TERSANE KAPISI y a z ıtın ONUY ERAT Bizzat Kâzım MİRŞAN bulmuştur.

/ A TA

b » 513

y \ 23

Y I Y

< O U M C

Tersane kapısının lento taşı olarak kullanılmıştır. ONUY ERAT, başarısı nedeniyle takdir ediliş... Yazının şekli onun 2 binlerden daha eski ve ÖnTürkçe yazının henüz petroglif dönemine ait olduğu­ nu göstermektedir. Bu konuda düşünülen en üst çizgi • 6 binler olacaktır, yeni bulguları bekleyeceğiz. Sınop’un kuruluşu konusunda çeşitli iddialar vardır. En çok itibar edileni, kentin • (-631 )de Yunanlılar tarafından kurulduğu ve • ( -756)da kurulmuş olan Trabzon’un, Sinop’un sömürgesi olduğudur. Sinop, Karadeniz’in en büyük ticaret merkezidir ve Karadeniz'in Venedik’i sayılır (archeo. 308) Kentin kuruluşu konusunda bir öteki iddia ise, geçmiş dönemlerde buranın Suriyeliler tarafından kurulduğu ve eski halkı(!) oluşturduğudur.(308) İleri sürülen bütün iddialara karşın, var olan Ön-Türkçe yazıtlar karşısında bilim dışı oldukları ortaya çıkar. Sinop Müzesinde bulunan a S T I <H> I s T t A I 0 <S> bir amfora üzerindeki (- 400)e a < T V i < t a ait yazıların antik Grekçe olduk^ I <T I A I O ları kabul edilmiştir. Yazı yakış- M M A ı . . ı ı N I M A X(?» tırma yoluyla okunmağa çalışıl77-i ' m ıştır. Mirşan hepsini On- N I M A K T C 237


H a lu k T a r c a r

Türkçe olarak okumuştur. Bu tür yazılı amforalar çok sayıda bulunmaktadır. • En eski tersane kapısı yazıtı, • (-4’ncü yüzyıla ait amfora yazısı burada Ön-Türk kültürünün sürekii varlığının görsel ispatlarıdır. T ASTİ, ad, (H)İSTAİO ise adı t I I I A I O tescil eden hakimin adı, NİMAX EZ İS ts fes İT İS İR(ng) ise üreten atölyenin adı...imiş??? a < T Y Yakıştırma yoluyla, bilim adına bu .. . kadar uydurma hareket edilmez. AT EZ IS OY • Yukarda, eski Grekçe diye iddia edilen yazının Ön-Türkçe damgalardan oluştuğu görülmektedir, ‘'...ruhun kutsallaşması, Ad’ın (lider) kutsallaşması demektir...Cümle tam değildir Nimax diye okunan Ön-Türkçe damgalar ve devamı eksiktir. I ¿S

NERİK. Sinop yöresinde, 2000’lerde bu adda bir siyasal kuruluşun varlığını - önünde bir soru işareti ile - Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisinin 19’ncu sahifesindeki haritada gördük, (doç. Ali Dinçol. Görsel y. 1982) Bu ad ON-ERİK olmalıdır, Erik, ermiş , On'a ermiş, On olmuş, ON’LAR anlamım verebilir. Kendilerini ON (Hun) diye adlandıran bir Ön-Türk krallığı olmalıdır....Sinop yazıtları ve Erzurum'da CUNNİ mağarasında bulunan ‘’ONLAR’ bu konuda ki şüphelerimizde haklı olduğumuzu göstermektedir.

238


UW-ON’lar OY-URUM ATIN ödüsü OY-OĞ, KONSTANTİNOPOLİS, BİZANS, ASTAN-BOLIO, AASİTAANE İSTANBUL

Bölüm XII.


Haluk Tarcan

UW-ON'lar OY-URUM ATIN ödüsü OY-OĞ, KONSTANTINOPOLİS, BİZANS, ASTAN-BOLIQ, AASİTAANE İSTANBUL İstanbul'un tarihinin iyice anlaşılması için, yanlış verilere dayanan Bizans’ı incelemekle işe başlayacağız. BİZANS Bizans’ın tarihte ortaya çıkışı konusunda anlatılan masallardan sadece üçünü alıyoruz: - Osmanlı kaynaklarından verilen, • 5’ncı yüzyıl sonralarında yaşamış olan Oruç bin Adil adlı bir tarihçi halk arasında • yaygın söylentilere dayanarak yazdığı • "tevârîh-î Âlı Osmânî (yüksek Osmanlı ta;ıhı) “ de • Yanko Bin Madyan (Madyan oğlu Yanko) başlıklı efsane yer alır: •’Hz. Süleyman’ın 3'ncü kuşaktan torunu Yanko gördüğü rüya üzerine, Ak sakallı bir derviş, Hükmettiği tüm ülkeler içinde Akdeniz’le Karadonız'i birleştiren yerde bir kent kurmasını ister...kent 7 kere kurulur 7 kere yıkılır... - Tarihçi Oruç’a göre bu kent, • Hz. İsa’dan 1000 yıl önce kurulmuştur. Bizim için önemli olan ortada daha VYZAS adı yokken bu efsanenin varlığıdır. Yeni "Yanko bin Madyan” lar serüven mi? (’ ) - İkincisi şudur: Poseidon ile Dareos’un oğulları tarafından • VYZAS adı verilmiş olan kişi ile Bizans Tarihı(!??) doğmuş ve bu ad kentin esas adı haline dönüşmüştür. "Yanko Bin Medyan masalı” İstanbul'u yeterince Antik Grek tarihine bağiayamadığından VYZAS masalı gerçek tarihmiş gibi kabullenilmiştir. • Yunan yarımadasında Megara dan yola çıkan göçmenler, başlarında VYZAS olarak kendilerine yem bir kent ararlar: Delf’teki Apollon tapınağının kâhinine başvururlar ve onun tavsiyesi üzerine .... -Burada masalı kısa kesiyoruz- ...Sarayburnu’na yerleşirler. • (-657)...Kurdukları bu kentin adı, * VYZAS’tan bozma, VYZANTIUM, BYZANTIUM...gibi şekillerle karşımıza çıkar. Demek ki, bu masala göre, çam ağaçları, böğürtlenlerin denize kadar indiği, Haliç ve Boğaziçi’nin billûr su gibi aktığı bu doğa harikasında tarih ancak (-657) de başlamıştır. Örneğin; • Balkanlar, Makedonya ve Trakya binlerce yıldan beri büyük insan kitleleri­ nin hareketine sahneyken, • İstanbul’un birkaç yüz kilometre yakınında TROYA uygarlığı yer alırken Güneyde Batı Anadolu’da 6 binlerde Hacılar ve Orta Anadolu’da, 7 binlerde Çatal Höyük, gibi önemli uygarlık merkezleri varken, daha adı bile tartışma konusu olan VYZAS’ı ileri sürmek ve onun bir imparatorluğun kökeni olduğunu iddia etmek ve bu tarihi de (-657) ile noktalamak hiçbir şekilde bilimsel mantığa sığamaz. f)(Günaydm, 30 temmuz 2002 / Ercüment Melih Özbay)

240


Amaç, • Doğu Roma imparatorluğu tarihini, • Bizans YAKIŞTIRMA adıyla Antik Grek tarihine bağlamak için ancak masal seviyesinde kalan boş bir iddiadır. Bu amaçla yazılmış olan bazı yapıtlarda, • Doğu Roma İmparatorluğu yerine • Doğu Roma GREK İmparatorluğu adına sık sık rastlanmaktadır. Prof. Afif Erzen ‘’İstanbul Şehrinin Kuruluşu” başlıklı yayınında şöyle yazar : • "...Ciddî bir dilci olan ve fakat Bizans adına inanmış olan Paul Kretchmer, bu uydurma adın kökenini bulmak için büyük gayretler sarf etmiş • BİEZAS, BUEZAS. BEUSANTİS gibi sözcüklere el atmış sonuçta ortaya bilimsel değerde hiçbir şey koyamamıştır...” (*) UW-ON’lar... OY-OĞ, KONSTANTİNOPOLİS, BİZANS, ASTAN-BOLIO, ASİTANE İSTANBUL İstanbul’u incelemeğe, tarihteki kökenlerinden başlayalım. • 100.000 yıl önce YARIMBURGAZ mağarasında başlamıştır. Burada “mastodont” kemikleri bulunmuştur. (**) • Prof.Afife Batur bu tarihi 300 binlere indirmektedir. Bu bulgular arasında üzerinde Oz damgaları bulunan bir toprak kap bulunmuştur tarihi 6 bin olarak verilmiştir. ikinci yerleşim bölgesi • İstanbul'un Asya yakasındaki FİKİR TEPE höyüğüdür. (***) Buradaki buluntular arasında da üzerinde, • OQ damgaları olan bir öteki toprak bulunmuştur. Her iki kabın tarihi, İstanbul Arkeoloji müzesi katalogunda 6 bin olarak verilmiştir. 7750 ve 3432 Nu.ile müzeye kayıtlıdırlar..(***') Üçüncü yerleşim bölgesi • SİLÂHTARAĞA’dır, (-4/3000)lerde, bakır çağından sonra meydana çıkar. • SARAYBURNU’nda, - Vyzas’ın tarihi başlattığı bu yerde (-900 )da LYGOS adlı bir balıkçı köyü vardır. Bu, tarihçilerin kabul ettikleri 9’ncu yüzyıldan sonra tarih birden 1130 yıl boşluk bırakarak, • (+330)a ve bütün aksi iddialar rağmen Putperestliğini korumuş olan Roma imparatoru Konstantin zamanına geçmektedir. Konstantin, İstanbul’u baş kent olarak seçmekte, bu kente adını vermektedir: KONSTANTİNOPOLİS. TARİHÎ YILLAR ARASINDA BOŞLUKLAR • Lygos ile Konstantinopolis arasında 1130 yıllık boşluk vardır. Vyzasın kurduğu Bizans ne noktadadır ? (*)(TTK.belleten no.70 / 1954 nisan- Ercüment M. Ozbay)(**)(prof Ş.A.Kansu. prof.K.kökten , 1964 t 1982 sec. Prehis. Üni.İst- Ercüment M özbay)(***)(Prof.Kurt Bıttel, Alman Arkeoloji Ens. Ankara 1939 1 1942.)(****)(Alpay Pasinli,İstanbul. Arcehological museum. A Turizm y 1995 ıst.) 241


H a lû k T a rc a n

Eğer böyle bir devlet var idi ise, Roma İmparatorluğuna ne olmuştur ?

• Vyzas’tan sonra bu devleti kimler yönetmiştir? İşte bu boşluk (aslında boşluk olmadığı görülecektir) Vyzas masalıyla doldurulmuş, ve •

Doğu Roma Tarihi

Bizans Tarihi haline dönüştürülmek istenmiş ve bunda büyük başarı sağlanmıştır.

Tarihi yıllardaki boşluklar bu kadar da değildir: • Bakır çağıyla, (-3000)ile Lygos, yani, (-900) arasında 2100 yıllık çok büyük bir boşluk vardır. Bu boşlukla, Batılı ve yerli tarihçiler neden ilgilenmezler, açıklanamaz? Bugün biz bu boşlukları; • YAZILI BELGELERLE doldurarak ortaya . BİLİNMEYEN ya da BİLİNMEK İSTENMEYEN . BÜYÜK ÖN-TÜRK UYGARLIĞININ . .

BİZANS VE ROMA ÖNCESİ KURMUŞ OLDUKLARI TARİHTEKİ İLK ÖN-TÜRK DEVLETLERİNİ

UW- ON ve

OY URUM ATIN devletini inceleyeceğiz

İSTANBUL YÖRESİNDE ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜNÜN İLK DELİLLERİ Yarımburgaz ve Fikirtepe’deki kalıntılar arasında bulunan 6’nci bin tarihli kapların üstündeki OQ ve OZ damgaları Ön-Türk kültürünün bu yöredeki varlığının delilidirler. OZ damgalarının arka arkaya dizilmesi Hasır örgü diye adlandırılmışlardır. Çok sevilen bir kenar motifi olarak günümüze kadar gelmişlerdir; genelde, mozaik panoların etrafını bezemek için kullanılmıştır.

33

E

OQ motifi ise, toprak kap üzerinde 5’li gurup halindedir; boşluklar ise, ED dam- gasını verirler. Bu şekil halk arasında sinek ayağı diye geçer. Osmanlı Giyim eşyasında beylik mühür olarak kullanılmıştır.

m

OQ’lar OZ’lar Sağda, III.Murad’ın kaftanının etek ucundaki Beylik mührü damgaları, İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü. Alpay Pasinli’nin hazırladığı, İstanbul Arkeoloji Müzesi Katalogundan aldık.

242


naıuK ı a rc a n

UW-ON DEVLETİ İstanbul'da varlıklarını 0Q ve OZ damgalarıyla, 6’nci binde tanıdığımız ÖnTürkleri bundan -şimdilik- 4bin yıl sonra yazılarıyla tamyacağız.(**)

ÜW-ON yazısı, Erenköy / lstanbul(**) IÖ 1980 yıllarında, Anadolu ve Rumeli hisarları arasından, • At Öze, Aq-Urug sök'erek, "at üstünde akıntıyı sökerek" İstanbul Boğazı'nı geçen bir halk, • Erenköy'de, akmermer sütunlu ve süslü mermer kornişli bir saray yaptır- mışlar ve binanın giriş kapısının üstüne güzel bir Ön-Tıirkçe ile • UVV-ON : AT-ATA, UÇ ETİLİS ESİS cümlesini yazmışlardır. Kutsal On: At-Ata(nın), lider ediliş anısfna...Görüldüğü gibi, yaklaşık 4bin

ST

I V

IV I ' X

I/H

*

H N/V

2İ23

&İ J i T 3

ATA

TA

WO V& U

Türkçe cümleyi biraz gayretle günümüzedeki, Türkçeyle anlamak hiç zor değildir. • Etilis, bugün (ET/mek)den EDİLİŞ olmuştur. (Fransızca’da imek / olmak fiili ET / re dir.) • Esis ise, ES/mek, Esinlenmek halinde karşımıza çıkar.. Burada, (anı) anlamınadır. “ ...TENRİLİ YİRLİ (tanrının yerlisi, Tanrıdan gelen) olduklarından haklı olarak kendilerine • UW (kutsal) diyen bu kişiler, • ÜÇ-ON KELMlŞ(üç-kozmik halinde gelmiş...Kozmos’tan, evrenden, Tanrı beldesinden gelmiş) olduklarının bilincinde idiler...” Türkistan’da ( Orta Asya’da), • ON-UYUL Batıya akınlar yapıp, Idil-Oral’ın tünortasında • ON-UYUĞUR, İsviçre’de • ON-OYIN siyasal kuruluşlarını oluşturmuşlardır. UW-ON devletinin sınırlarını yazılarının bulunduğu yerleri esas alırsak • İstanbul / Ankara / Trabzon üçgenini için alacak şekilde belirleyebiliriz. Belki buna • Antalya/Side’yi de katmak gerekecektir. Bu takdirde, Uw-on kültürü, 243


Halûk Tarcan

Karadeniz’den geniş bir kuşak halinde Side ile Akdeniz’e varmış olacaktır; Antalya bölümünde Uw-On yazısının örneklerini göreceğiz. Özetlersek ,Uw-On yazısı;(**) • Erenköy (İstanbul), Sinop, Trabzon (Oy-Ongul), Side yazılarının alfabesi olduğu gibi, • Proto-Sami (Fenike), Proto-Grek, lon ve Byzance harf vermiştir" ya da • onların "kökeninde" yer almıştır.. • UW-ON alfabesi OY-URUM ATIN ödüs’ü (devleti)

1

0

Bu kültürel köken,temel üzerine, merkez İstanbul olmak üzere ikinci bir ÖnTürk devleti yükselmiştir: OY-URUM ATIN... Bu devletin varlığını ŞİNE USU Bitig taşı’nda okumaktayız ; Örire-Binabaşı tarafından taşa ur/dutulmuştur. Öhre-Bİ)abaşı (-6ncı) yüzyılda yaşamıştır.. Daha önce görmüştük. Pc-BJzır« Ton Pr.-Gr. Prolo-Samî \

A.E

a.*' A a -

-

a,e * BÜYÜK BİR YANILGI b 6 </ B B.6 b B b F b bet Burada bir parantez açıp çok büyük giml g 1 1 6 r 9 r 9 r 9 bir yanılgıyı ortaya çıkarmak gereX 0 delt d A d A d A d a ğindeyiz : Batıdan tercüme Türk E 9 E Ç >- ç e hi h f tarihine göre bu taşın (-600)ler olan w,o.v H H U.Ü UJ w - - V Ü tarihi (+800)ler olarak verilmiş ve z 1 * oz e,$ z 2 dz i z » / Türk tarihi yeniden 1400 yıl kaybet­ — H • S l t M - — ¡fit miştir. Çünkü, Taşa tarih biçenler, AT a ,a t e th A t t c taşın metnini okuyacak, İsa’dan yöd y,t i y OY Y,¥ y I i V Y kaf k K k K k önce 600’lerdeki Ön-Türkçeyi I,k X K K K l A t t.A / lim d bilecek seviyede Türkçeye sahip 1 L ü UL A mfm m "1 *1 M M,M m M m r m değillerdir. N N,H n N n n n i nJn Tarihi(-600)lar olan bu taş Batı­ s 1 Z ks l 5 s J 5 ? stmk dan tercüme Türk Tarihinde,(+800) 'ayn o 0 o . t / , / 5 0 n 0 , 1 1 C 0 0 0 lere yükseltilmiş, Türk tarihi köken­ P n P n P f P P* P/i 1 den 1400 yıl kaybetmiştir. s s V ps D <JS V * ÜS f [ d i C fi TÜRÜK BİL’in kuruluşunu anla­ 0Q * +,x < 1 < 7 / X t <7 tan bu bitik taşı bugünkü Moğol­ /•Of r > * R ?,R r p r P r istan’da 1909’da Fin araştırma / fin esis s - 1 ' sıt z M heyeti bulmuş ve Ramstedt 1918’ .t taw th.t •r “5 ir T T t T (5 de yayınlamıştır. Şine Usu bitig taşı’nın, TUTUQ BAŞ (Çanakkale) seferi başlıklı 15’nci bölümünde şu cümleyi okumaktayız (**)....İYİME, OY-URUM ATIN OY-OĞI’da (...Oy-Urum Atın, başkenti’nde,)

ERMİŞ ÜRÜN BEGİG, OO-ARA UB ULUOIĞ ONI OLIRMIŞ (Yüce komün­ ikasyonun O û’lar arasındaki ON temsilcisi olarak (tahta) oturması üzerine.... 244


Halûk Tarcan

Önce bu iki cümleden anladıklarımızı ortaya dökelim : Istanbulda bir OY-URUM ATIN devleti kurulmuştur. devletin tahtına ON(Hun)ların temsilcisi geçmiştir. İstanbul’un tarihteki İLK ADInın, başkent anlamına OY-OĞ olduğunu öğreniyoruz. Tarihi (-516) olan olaylar dizisini, Herodot VI/33 aşağıdaki şekilde vermektedir^**) "...Hellespontos (Çanakkale boğazının Anadolu sahilleri) Perslerin işgali altındadır. lonia'dan kalkan Pers donanması, Hellespotos’un Avrupa yakasını da ege­ menliği altına alır. Ancak (Byzantion-lstanbul) ve karşısında Kalchedon’lular (Kadı-köylü'ler) Fenike yani Pers donanmasının gelmesini bile beklemeden bırakıp kaçmışlar ve Karadeniz'e açılarak orada Mesembria (Burgaz yakını) kentini kurmuşlardır. Bu ifade bize İstanbul'un gerçekten, • ÜRÜN BEG tarafından işgal edilmiş ve bunun üzerine Pers donanmasının harekete geçmiş olaacağını kanıtlamaktadır.(**) (*) Görüldüğü gibi, İki kaynak • Herodot ve • Şine usu bitig taşı İstanbul’un ve bu yörenin tarihinin Bizans masallarıyla başlamamış olduğunu açığa çıkarmaktadır.. .Bizanscılara saygılarla bildirilir...Bu gerçeği bir üçünücü delille daha sağlamlaştıralım KANDIRA/istanbulSİKKELERİ Prof. Metin Tekin’in BİZANS SİKKELERİ adlı Yapı Kredi a Bankası tarafından yayınlan M mış olan kitapta, jm • KANDIRA ' HÂZİNESİ (■ bölümünde mevcut 123 y| sikkenin bir yüzündeki \ • ÖG damgaları • YELDEĞİRMENİ olarak ad­ landırılmış, esas yüzündeki Ön Türkçe yazı görülmemiş yalnız .TON BALIĞI ve KOCABAŞ hayvandan söz edilmiştir, tarih olarak (-500)ler verilmiştir. Bu da bize Ürün beğ in OY-OĞ’da İstanbul’da, İSKİT tahtına oturduğu tarihte İstanbul’da • Bu • • •

(*)(Not: Ürün Bâg, Trakya'daki ÖK-UR BUD'un han’ıdır...Büyük bir olasılıkla Herodot'un (IV/'94)sözünu ettiği OLOROS tu r (")(Not :Yukardaki sikke resmini, İstanbul Arkeoloji Müzesi

direktörü Alpay PASlNLİ'nin sayfasından aldık.)].

İstanbul Archaeloghical Museum .1995 İst. kitabının 128ncı

245


Halûk Tarcan

• ÖN-TÜRKÇEnin DİL ve YAZI olarak varlığını göstermektedir. Bizans’a ait olduğu SANILAN bir diğer sikke : • İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde, "Bizans sikkeleri koleksiyonunda "1" numara ile kayıtlı olan bu paranın 11(-5. Yüzyıl) Helenistik dönem’ e ait olduğu yazılıdır. K. Mirşan, 1 Aralık 1995‘te göndermiş olduğu mektupta, bu paranın iki yüzündeki şekilleri • OY ÖGÜY=düşünme yeteneği, ikinci yüzündekileri ise • ÖG, ÖG, ÖG. ÖG olarak okumuştur, YÜKSEK SEVİYEDE DÜŞÜNCE demektir. Bu sikke Kandıra hâzinesindeki sikkelerden biridir. OY=düşünce, felsefe, istemek, "'sistem-devlet", (bugün, düşünmeyi ifade etme aracı Oy); Ög=düşünme yeteneği, felsefe, bilinç, övünç, majeste, kral, (bugün Öge=prensip, Üy=ev, "toplu hal, nizam" (bugün Asya'da Üy, Üv: Anadolu'da ev).Fakat, bu cümlede üy, son ek olarak bulunur: "yetenek“ kelimesini, yetene(ği) ya da yetene(yi) haline getirir. "Üy” hecesindeki "Y" aynen kalır veya "U” olur. "U" ise, Türkçenin karakteristiği olan vokal armoni kaidesine uyarak “e" sesini T sesiyle devam ettirir: Örneğin yeteneğ(i)... Ön-Türklerin İstanbul'da, Bizans(?!)‘tan çok önce Oy-Urum At devletini kurmuş olduklarını gösterir bir öteki belgedir. Ög, diye okunan damga antik Grek alfabesine •. gama harfi olarak girdiğinden, dört ÖG’ün döner şekilde tertip edilmesiyle meydan çıkan haç şekli, • Yunanca “gamalı haç” diye yanlış okunmuş- tur. Ön-Türk göçleriyle Hindistan’a gitmiş olan bu damga, Nazilerin Hint/ Cermen ırkçı teorilerinin amblemi halinde otaya çıkmıştır. • Ön-Türklerde . yüksek düşünceyi ifade eden bu damga, Nazilerde insanlık suçu timsali i; ® olarak kullanılmıştır. x VOBI S

pa

h+P

ÎMİR

JY * UluAfta

Bizans (Doğu Roma) yazıtlarının Eski Grekçe olduğu iddia edilmiş ve fakat asla bu dille okunamamış, yakıştırma çerçe­ vesinde kalınmıştır.

- \H £ \ pbS. Sophie'.kirche ir» Trabzon 246


Halûk Tarcan

Dördüncü gurupta ise delil değil, deliller mevcut- turlar. Bunlar Eski Grekçe ile okunduğu iddia edilip ancak yakıştırma çerçeve- sinde kalmış olan • İstanbul Ayasofya, Trabzon Ayasofya ve Roma’da, San Giovanni in Laterano kiliselerindeki kutsal resimlerindeki Ön-Türkçe yazılardır. Figür'ün solundaki MP, alnındaki OQ(haç) ve sağındaki (OY) MARİA haline dönüştürülmüştür. Maria Öteki dillerde Myriam Meryem olmuştur. Ayrıca MARİA asla Bizans'a ait bir ad değildir. Bu ad LEO VI zamanında ilk kere kullanılmıştır. ULUğ demek olan EZÜY(**)=EZ, ={ÜY) damgasının X A IP € K İ -h

M

p

0QeM İR

X A i p e r U Q ITT U S fc| ıC ¿e * Hab«an(IWyOTM) «atar»»,

9 y

EZüY

başına TH sokulmuştur. THEOY, Tanrı demek olmuştur.

katarak

THEOY

şekline

Bunun için, tepeden çengelli, ortası çizgili ezik bir daire şelinde olan EZ damgası, (O) ya da ÜY diye okunmuştur. EZÜY US= THEOS DEUS , DİO, P A

PA

X

VO B

IS

v o

EftlT

UQ

OYUN OK

USUS «

X

I

b i s

erit uo ovl-’N Ö*»JSL»S

DİEU halinde Lâtin dillerine geçmiştir... Dilcilere !... Vahiy: Roma’daki San Giovanni in Laterano kilisesindeki bu yazıt, PAX VOBİS diye okunmuştur İstanbul’da Ayasofya kilisesinde ise, ONUT ÖfiÜS ONUS ISUW ONURUPUN ULURUN ONUMUS cümlesi okunmaktadırrtse’nın öğretisine başarıyla hizmet eden gerçek hâvâri halindeki aziz. JÛUT

CTISJT

COIÇIZ

T " ,A

e'P İNİ T

fiT

eRİT

A PA

AEI

0<5 X

eHİÇİT

n fT

ONGULUT EMİTİGİZ

OAA

hA ru

UWUNC

'i o Ankara Dikmen yazıtı Ululuk katına ulaşmayı başaran savaşçı hakkında anlaşmaya varılıyor. Son olarak en uzak nokta olarak Suudi Arabistan'daki MEDA İN SALİH yazıtım veriyoruz. Ûl

U V U O U N oKi/NGuS

"T CSI L y ••

£T İR İM İN e TİOIRİSİT

VXH BOC

TP» «

ET IÇTIG ETITJT A

E r

t t t

AA P I A

EKyY ky 247

ANJNGIS

H O C

OZUWUCURT H İ N C İ S

IWrPA î) 0 O


Halûk Tarcan

Öldükten sonra ahrette kutsanmanı, cenaze töreninde anıyoruz. Buna, Mirşan’ın Almanca yazmış olduğu kitaptan "pronom possesif” tablosunu katalım. (Dechiffrierung der Protogriechischen.,1973) Grekçe olduğu iddia edilen pek çok sözcüğün kaynağının Ön-Türkçe olduğunu gösterir. THEOS ÉZÜY US PALAVOS UP-ULUWUS LAOS ÉL US URANOS, URUNU-US, ASPAN-US(Etrüsk)LOGOS ÈL-UQUS PYR UP-UR EROS ÜRÜW-ËS EGON ÖGÜ OIKOS ÖGUNÜS KİRİOS OQ ÉRÜYÜS, OQ ÉRÙYÜS US PROTOS BİRİTİS, BİR A TËS

Grekçede sonu (S) ile biten sözcükler Anadolu kaynaklıdır denir. Bu liste bu • Fikrin doğruluğunu • Anadolu’da Greklerden önce Ön-Türk dil ve düşüncesinin bulunduğunun bir öteki delilidir. Bir kere daha tekrarlayalım: • Vyzas MASALIna dayanarak • “Doğu Roma İmparatorluğu”nu, BİZANS yapan tarihçiler bilim dışı davranmışlardır. İSTANBUL adı; İddia edildiğine göre bu EİS-TİN POLİN'den gelmektedir. Bu konuda Profesör A. Erzen’in, TTK 1954 Nisanında yayınlanan Belleten in 70'nci sayısından öğrendiklerimizi yazalım: ‘’...XVII’nci yüzyılın ortasında yaşamış olan Selânikli gramerci Romanos Nikeferos'un Vulgar gramerinde, • Grekçe’de "şehre, şehirde” anlamına gelen EİS-TİN POLİN, Türk gırtlağın­ da bozularak İSTANBUL halini almıştır der??...Uydurma masala göre, Konstantinopolis’e gelen, şehre girmek isteyen Türklere nereye diye sorulduğunda, "eis-tin polin" yani, şehre diye cevap veriyorlarmış da, İstanbul adı buradan kalmış...İMİŞ? •

Bu "uydurma” , önce E.Jacquet (Journal Asiatique ıx s 456) Psichiari ve onlardan sonra, Du Cange (Glosser med. Et Garl.1687) adlı kitaba alınmış ve bu kitap "esas kaynak” (!) olarak bugüne kadar tüm dünyayı aldatmış, 1453’ten başlayarak, Konstantinopolis yerine EİS-TİN POLİN kırması İSTANBUL dendiği varsayımını ileri sürülmüştür. Bu iddiaların uydurma olduğunu bilimsel belgelerle ortaya koyalım :

• •

• •

İstanbul’un fethinden önce, II. Murat zamanında bu kentin adı İSTANBUL idi (Osman Turan) X'ncu yüzyılda yaşamış olan Tarihçi MESUDÎ, "Efembih Vellişref" adlı kitabında bu şehre, Halk arasında BULEN dendiğini, resmî dilde ve aydınların dilinde ASTAN-BULEN - baştaki A elif olarak okunduğundan ESTAN-BULEN adının kullanıldığını yazar XlV’ncü yüzyılda, İBNİ BATTUDA , İZTANBUL. Gene XIV’cü yüzyıl yazarı Vartan’ın Ermenice Coğrafyasında ESDAMPOL

248


Halûk Tarcan

XV'nci yüzyılda, seyyah J.Slimberger İSTAMBOLİ, STAMBOL şekillerinde kaydetmiş olmaları yeterli birer belgedirler.

Aynı konuda H. Berberian, İstanbul Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisinde(*) • EİSTİN; STİN sonunda STANA dönüşmesini KHATAY...gibi sözcüklerin Ermenicede var olduğunu gözönünde bulundurarak bu değişmenin Ermenice’ye bağlanması gerektiğini ileri sürmektedir. • Berberian’a yanıtımızı şöyledir: Berberian, Ön-Türkçenin, Kafkas dilleri, dolayısı ile Ermenicenin geniş bir şekilde kökeninde, <enazından etkilediği alanda> olduğunu, • Ve Ön-Atalarımızın 13 binlerden başlayarak Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsında, dilleri ve kültürleriyle bulunduğunu bilmemektedir. • STANA’nın, Ön-Türk Tek Tanrı inancında ASQAN, ‘Tanrı Birinde AS/ılı olma, cennette olma, kavramını ifade ettiğini ve bu sözcüğün, ASPAN, ASTAN...Sonunda Asüman şekline dönüştüğü konsunda hiçbir bilgisi yoktur. • Hititlerde, Hatti’lerin mirası. ESTAN dlı bir gök tanrısı vardır. (**) • Orta Asya'da Tufan kenti yakınında ASTANA şehri vardır. • Murat Suyu üzerinde şeyh Sait’in babasının gömüldüğü tepenin adı ASTANA dır. (***) • Kazakistan, başkentinin adını ASTANA’ya değiştirmiştir. İSTANBUL adının İSTAN bölümünün kökenini, yukarda sıraladığımız şekilde "Ön-Türk Söylence Biliminde” aramak gerekmektedir. Fakat, herşeyin üstünde • İstanbul’un tarihteki ilk adının • OY-OĞ olduğunu ve bunu OY-URUM ATIN’ın başkenti demek olduğunu hatırdan çıkarmayalım (Önre-binabaşı- Türük Bil tarihi) İSTANBUL adının ikinci yarısı / BUL’u inceleyelim. Ön-Türklerin ilk büyük Konferasyonu Bir-OY'un ikinci başkentinin adı ATOĞI BOLlO’tır, tarihi yaklaşık 4 binlerdir.(**) ‘’site" demek olan bu sözcüğü zaman ve mekânda izleyelim : • Kazakistan'da, Beş Balık diye tanıdığımız BIŞ-BOLIQ, • BOLU adını Bolıq’tan dönüştüğünü düşünmekteyiz ki, aynı çerçeve içinde kalarak • (K)estan / POL,(Trakya- Balkanlar) • (K)astan / BOLU ( Kastamonu - Anadolu) • Can / BOL, Aral gölü yakınında..(Asya) Yukarıda sıraladığımız ASTAN - bulin, ESTAN-bulin, İZTAN / bul, ESDAM / pol, STAM / bol, Sonuç: ASTAN ve BOLIO kavramalarından doğan bu adların ASTAN / BOLlO'tan H (H . Berbenan, İstanbul Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, IV sayı 9 -1 9 4 5 s 187/192) (**)(E.Akugal, Anadolu Kültürü tanhi Tübitak 1997)(***)(Metin Toker. Şeyh Said isyanı)

249


Haluk Tarcan

• •

İSTANBUL’U vermiş olduğunu iddia edebiliriz ki anlamı Tanrı BİTİ Kenti, cennetsel, göksel kent anlamlarını verecektir. İstanbul’un OsmanlIlar döneminde kullanılan "kibar” adlarından birinin ÂSİTÂNE olduğunu kaydederek, Eis-tin Polin’i UYDURMA çerçevesinde bırakırız. Hatti tanrısı ESTAN, Hitit’lerde İSTANU olmuştur, Kazaklar başkentlerinin adını ASTANA’ya çevirmişlerdir, Murat Suyu’nda bir tepenin adı ASTANA’dır.. istan ya da Sitan haliyle iranca sonek sanılan bu ad, ülke ya da kent adlarında ’sonek" olarak kullanılmıştır: Arab/İSTAN, Ermen/İSTAN, Afgan/İSTAN, RUM adının kökeni: Geleiim OY-URUM ATIN cümlesindeki URUM kelimesinde bilimsel gerçek tümüyle başkadır: İstanbul’da kurulmuş ve Ankara / Trabzon üçgenine -sınıra belki Antalya da dahildir- yayılmış olan, • OY-URUM ATIN nedeniyle olacak Anadolu’nun adını 11'nci yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi Mesûdi, . DIYAR-I RUM, Akdeniz'in adını; • BAHR-I RUM diye verir.. • UR / ARAT..Ararat’ln esas adıdır, Ümran -Ibrâni metinlerinde geçer,(*) • ARZ-ER-RUM, Erzurum . Nizib ER RUM (**) • VVAD-İ RUM (Arap yarımadası) • Bizim tarihimiz, bilmememiz nedeniyle Anadolu Selçukları dediğimiz Selçuklar aslında RUM SELÇUKLARI adını taşırlar. Fransız kaynakları, onların esas adı olan, Sultanat Seldjoukides Roum, ‘’Selçukî Rum Sultanlığı' adını kullanırlar. Frig’lerin sonlarına kadar HATTİ ÜLKESİ yanı • OAĞAN ÜLKESİ denen Anadolu, Oy-Urum Atın devletinden sonra bu sefer • RUM ÜLKESİ adını taşımış yani dairrîa dip kültürde bulunan Ön-Türkçe su yüzüne çıkmıştır. Bu dönemden bize İstanbul’da Grek asıllı, Bizans asıllı sandığımız • RUM' vatandaşlarımız ve • KARAMAN RUMLARI diye tanınan, TÜRK ORTODOKS’ları kalmıştır. > RUM’larımız, Bizans kilisesinde ayinlerin Grekçe yapıldığı yıllardan kalan, Oy-Urum Atın kişilerinin, Ön-Türklerın devamıdırlar, kökenlerini unutmuş­ lardır, unutturulmuştur. • Dip kültürlerini unutmuş veya unutturulmuş olan bir başka RUM gurubu ise • KIBRIS RUMLARI’dır..Tabîi Anadolu’ya (+1071 )de geldiğimizde -açıklanamayacak bir kemikleşmeyle bütün bulgulara rağmen- ısrar edilirse Kıbrıs’taki Rum, çıkarları gereğince, Ç) {Prof E.Fetgl)(’ “)( M.A.Kaşgarlı)

250


Halûk Tarcan

Ben ne Rum, ne de Türk’üm, KIBRISLIYIM diye haykırabilir...Ve de tarihçi­ lerimiz ses çıkaramazlar...Siyasal düzeyde tarihten söz edemeyiz. URUM kavramı ve ERMENİ adı Bu guruba Ermeni adının kökenini de katabiliriz. Kâmran Gürün, Ermeni Dosyası’nda bu adı , • URUMENİ / UHİNİ diye verir. • UHİNİ; (nin) ekidir. URUM / EN / I RUM ‘’OLAN” adını taşımış, yani daima dip kültürde bulunan Ön-Türkçe su yüzüne çıkmıştır. Doğu Anadolu'yu gösteren Batı yayınlarında buranın adının, • ARMENİE diye gösterilmesi şu şekilde olmuştur; • 1830’da, Elie Smith adlı bir Ermeni, OsmanlIların buranın Türkmenistan olarak gösterilmesine ilgi duymadıklarını ileri sürerek bu yörenin adının, • Ermenistan olarak değiştirilmesini teklif etmiş ve bu teklif • Berlin Kongresinde İngilizler tarafından savunulmuş ve kabul edilmiştir. Bu tarihten sonra, Qsmanlı İmparatorluğunu parçalamak için Armenie adı daima ileri sürülecektir. Batı yayınlarında, Hayastan’dan binlerce yıl öncesini açıklayan her tür tarih kitabında • Doğu Anadolu daima • Armenie diye gösterilecektir. (*) Roma kenti ise Etrüskler tarafından kurulmuştur (Bloch).esas adı UPURUM ‘dur; ’’esas”, Urum yani başkent demektir. Orta Asya’da ona PURUM denirdi.(‘ *)RUM-ELİ, bu dönemin etkisi altında doğmuş olacaktır. Dil ve onun ifade ettiği kültür bir bütündür Bu bütün içinde tarih, arkeoloji, sosyoloji paralelinde etnolojinin ilgi alanına giren bir de mutfak kültürü vardır, gözden kaçmış , gözden kaçırılmıştır: • Osmanlı mutfağının Bizans mutfağı olduğu iddia edilir, halbuki, yemeklerin adlarının tümü Türkçedir..."yalancı dolma” asla "yalanxi dolmas” değildir...’’Cacık” , 'tzatzikis”ten gelmez..."pastırma” , ‘'Pestauramas” dan değil ‘’bastırma"dan gelir. • Türk Sanat Müziği (demek ki Türk sanatsızlık müziği de var!) denen ‘‘Divan müziği” için, gene aynı cesaretle "Bizans müziğinin devamı” denir... Mezopotamya ve onun kökenindeki Asya yok edilmiştir. Bir de Ayasofya'nın kubbesi sorunu vardır. Sanat tarihi denen bilim onun için; Büyük kubbe mimârisi doğrudan Asya’dan Sâsânîlerden gelmiştir” der. Ayasofya kubbesi de bu etkiyle yapılmıştır. Bu kubbeyi yapanın Grek olduğu iddia edilirse de Grek değil, (U)RUM'dur, Anadolulu dur. Kökeninde, • Grek uygarlığını da etkisi altına almış olan temelinde Ön-Türk Uygarlığı olan, çok sayıda bin yıllık "Anadolu Ön-Türk Uygarlığı’ vardır. • Bir gerçek daha: Bizans denen surlar, DOĞU ROMA SURLARI’dır. Evrensel uygarlıklar tarihinde çok önemli bir nokta vardır: • UVV-ON yazısı FENİKE YAZISINA 13 ŞEKİL VERMİŞTİR. 251


Halûk Tarcan

Daha önce, yazıyı Fenikelilerin icat etmemiş olduklarını görmüştük. Sözü, Ege Uygarlıkları konusunda çok önemli araştırmalar yapmış olan Profesör GLOTZ’a bırakıyoruz : • '...Fenikeliler yazıyı icat etme niteliğine sahip değildirler, Kolayca akla gelen şudur ki, • Fenikelilerin. Girit ve Mısır kaynaklarını kullandıkları gibi, • Girit ve Mısırlılar da • Yenitaş (neo-litik)dönem, arkaik dönem kaynaklarını kullanmışlardır...” der Yarım yüzyıl önce Prof. Glotz’un ifade ettiği düşüncelerin ne kadar doğru olduğu açık bir şekilde ortadadır; Bu kaynakların, Neolitik olsun, yuvarlak ifadeyle Arkaik dönem olsun, kökeninde Ön-Türk kültürünün olduğunu yayınımız ortaya koymaktadır. Sonuç : Bizans’ın dip kültüründe Ön-Türk kültürü yer alır. Şimdi de aydınlanması gereken bazı notalar üzerinde duracağız. Gözden kaçan bir nokta: Vyzas masalına uygun olarak kentin adının BYZANCE olduğu iddia edilir, fakat kentin Konstantinopolis adını almasıyla bu kere devletin adı BİZANS olur. Fakat gerçekte ortada yalnızca • DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU vardır ve bu devlette ibadet yukarda örneklerini gördüğümüz üzere, • Dip kültürün Ön-Türk kültürü olması nedeniyle • ÖN-TÜRKÇE yapılır • İbadetin tümüyle Grekçe olmasının ancak (+9 /10) yüzyılda gerçekleş­ tiğini düşünmekteyiz. Bu tarih, • Anadolu Kilisesinin, Vatikan’dan ayrıldığı ve Anadolu’da zamanla etkin olmağa başladığı tarihtir. Buraya, ‘’Karaman Rumları’’ denen Türk Ortodoksları’nı koymamız büyük olasılıktır. İlk seviyede düşündüğümüz , bu Ortodoksların, Ortodoksluğa geçmiş olan Ön-Türkler olduklarıdır. Hıristiyanlığa gelince; • (+40)larda Saint-Paul(Sen Pol)tarafından Anadolu'ya yayılır. • İstanbul’a, sanıldığı ve iddia edildiği gibi Yunanistan’dan değil, güneyden Palestin’den gelmiştir. • Yunanistan’a ise, İstanbul’dan gitmiştir. Bu soruların aydınlanması için Evrensel Uygarlık tarihinin doğru bilinmesi gereklidir. Kısacası • Bütün uluslararası çabalara rağmen ‘’Bizans masalı”, Ön-Türklerin Evrensel uygarlık tarihindeki yerini örtememiştir. Sonuç: İsa’dan 1453 yıl sonra Bizans başkenti vehmedilen Konstantinopolis’in Türkler tarafından ‘’fethedilme, alınma tarihi değil, • Oy Urum Atın’ın başkenti OY-OĞ’un, esas sahibi Türklere geri dönüş, Osmanlıcası ile ‘’istirdat’’ tarihidir. ...Tüm Dünya bunu böyle bile!..

252


naıUK ı a r t a n

not. Bizans konusundaki açıklamalarımız ve kitabımızın bütününde rastlanacak olan Antik Grekle ilgili eleştirilerimiz nedeniyle hissi hareket ettiğimizi düşünülebilir. Gerçek, tümüyle bunun tersidir: Grek Uygarlığını “kökeninde Ön-Türk Uygarlığı Olan” hârika bir sentez olarak görüyoruz. Grek’ten önce hiçbir şey yok, Grek'ten sonra da hiç bir şey yoktur, iddiasında bulunanlara karşıyız. Çünkü bu iddiada bulunanlar, ortaya bir “Grek Mucizesi” koymaya çabalamaktadırlar. Zaman ve mekân da Mucize yoktur, SENTEZ vardır. Sentez ise kafa gücüyle elde edilir. Esas, uygarlık değeri buradadır. Mucize ise, hazır olarak gökten inmiştir. Kültür ve uygarlık bakımından hiçbir değeri yoktur. Hazıra konmaktan başka bir şey değildir. Talihi ifade eder, insan gücü sıfırdır.

Bir yakıştırma : Grek Mitolojisinde göre ve Boğaziçi ni Grekleştirmek için havadan bilmem ne sebeple suya öküz düşürürler ve de bu doğa harikası su geçidi düşen öküz sayesinde OXUS , ÖKÜZ geçidi adını alır. Ya da, öküz anlamına BOS sözcüğünü esas ondan BOS / FORUS’u Uydururlar?...BOS'un Ön-Türkçe olduğunu ve Lâtinceye Ön-Türkçeden geçtiğini bilmeden!.. Fenike alfabesi konusunda son durum Paris’te Portekiz kültürü ataşeliği kitaplığında yapmış olduğum araştırmalar sonucu 3 Ön-Türkçe yazıt bulduğum gibi, "les Dossiers d’Archeologie dergisi 1991/14 Novembre 185 Nu.lı sayısında Conimbringa Müzesi Direktörü Virgilio H.Correıa’nın yayınlamış olduğu 13 bıtig taş gördüm, hemen K.Mirşan’a yolladım, kısa sürede sonuç geldi • Yazıların içeriği ‘Tanrıya geçiş”i ifade ediyorlardı, • Bu yazı sahipleri Portekiz gemicileri (Ön-Türk olmalılar) Akdeniz’e gitmiş Fenike’ye yazılarını da götürmüş olacaklardı. Çünkü, yazıları ile Fenike yazısı arasındaki ilişki, Fenikelilerin yazıyı almış oldukları kökeni ortaya koyuyordu. Aşağıya K. Mirşan’ın 5 Kasım 1996 tarihli mektubuyla ikinci kere tercüme- sini gözden geçirmiş olduğu yazıtlardan birinin ilk beş satırını alıyorum(kitap II) T_--------------------------- ----------------------EMİR-UR(oluşum) ABOBADA yazıtı: Yazının oluşması için, akademik sayı 3 / 4 bindir...Biz bu sayının Orta Asya’da 30 binden g 14 bine yanı 16 bin yıla ihtiyaç ~ EMIH ERUUN ESİS £ > A T . gösterdiğini gördük. Bu ÖZ URUN ÜW AT APAN CNUSUS; birden şartlarda, ASIS US ERİN AWIS. Mezopotamya’da ortaya çıkmış ÖKÜNÜ EMİM. olan Fenikelilerin alfabe sahibi olmaları, yazıyı icat ettikleri düşünülemez. Portekiz Ön-Türk yazısı bunun en güzel ispatıdır. 253


TROİA (TROYA)

Bölüm XIII.


Haluk i arcan

TROİA (TROYA) Tübingen Üniversitesinde, yıllardır Troya Projesini yürüten Profesör Manfred KORFMANN’ın bu konuda varmış olduğu sonuçları kısaca görelim : (Arkeolog N.Bayçin Evrensel tarih ve kültür için varmış olduğu çok önemli ilk sonuç şudur: • Troya, Antik Yunan kültürüne değil, • eski bir Anadolu kültürüne aittir. Bu konuda Profesör Korfmann’ın ileri sürmüş olduğu fikirler arasında bulunan beş eleman Ön-Türk Kültürünü ilk seviyede ilgilendirmektedir. 1/ "...Troyalılar ölülerini yakarlar..." Yukarda kısaca değindiğimiz, ön-Türk kültürünün karakteristiklerinden biri olan Ateş Kültünün varlığı Troya’da görmekteyiz. 2/ "...Yunanla olan savaşta, Kentten kaçanlar arasında, TURCİ’ler vardır...” Bu bulgu Prof. E. Akurgal’ın ısrarla üzerinde durduğu (+1071) tarihini çürüten bir öteki bulgudur. 3/ ‘’...Troyanın esas adı WİLUŞA’dır.\." Luvi diline ait olduğu sanılan bu ad, Ön-Türkçedir. UW - İL - UŞ/A Olmalıdır: UW = kutsal; ÎL = halk; UŞ = yönetim; A = son ek ‘T ’... KUTSAL HALK YÖNETİMİ...Bu noktadan hareketle, • Luvi dili adı altında tanınan dilin • Ön-Türkçe olması olasılığı ortaya çıkar 4/” ... TRO / İA...” (İA, İE) son ekleri, Ön-Türkçedeki İERÜÜ fiilinden gelmektedir. Buna göre, TRO-İA, Tro’lar Ülkesi demektir. Arab/İA, Türk/İE gibilerden...Bundan sonra sorun TRO kelimesinin anlamına kalmaktadır? Acaba AT-UR mudur ? 5/ "...Ölülerini Küp mezarlara koyarlar..." Ateş kültü gereği, Buğ’un ateşe verilen vücudunun külleri toprak kaplarda saklanır. Bunlardan birinin göğsünde ön-Türkçe bir cümle vardır:TÖRT ON(ong) OQ...anlamı "dört öğede başarı’yı okuma" Dört cihanda, yani Evrende başarı sahibi olma, "Ölümsüzlük” ... Bu verilere göre, Troya'nın dip kültüründe Ön-Türk kültürü olduğu meydandadır. Ancak, belirli bir dönem sonra bu dip kültürü üzerinde yeni bir Anadolu ön-Türk kültür sentezi meydana gelmiş olabilir diye düşünmekteyiz...Yeni bulgular sonucu Troya’nın tüm olarak Ön-Türk olduğu da ortaya çıkabilir. Bu kısaca verdiğimiz açıklama, Ön-Türk Tarihi, Ön-Türk Kültürü , Ön-Türk dili ve Ön-Türk yazısını bilme gereğini ortaya çıkarır. (Not: Prof M Korfmann’a bu konuda 11.07.01 tarihinde Fransızca gönderdiğim faksa hemen Türkçe yanıt aldım ve gereği olan cevabı yeniden faksladım...Sn.Korfmann’a. gösterdiği ilgi ve bilimsel ciddiyet için saygı ve teşekkürlenmı sunarım...Bizim "sayın" larımızla da, bilimsel ciddiyetten kaynaklanan aynı ilişkinin kurulmasını çok arzu ederdim.. 1988’denberi!...

255


Halûk Tarcan

ZÜMRAN - İZMİR yazıtı İÇİŞ EL ESÜY. Bu ehlî bir uluş (halk)tır... ZÜMRAN İzmir’in Ön-Türkçe ilk adıdır. Zümran Grek gırtlağında SMYRNA haline gelmiş biz de onu İZMİR yapmışız Ön-Türkçe Z ÜM RAN ' ' Grekçe S MYR NA Türkçe İZ M İR Yukarıdaki yazıt, Prof. E. Feigl tarafından Efes’te, Tunç çağına ait kalıntılar arasında bulunmuş ve K. Mirşan’a verilmiştir. Tunç çağı söz konusu olduğuna göre yaklaşık 2500’ler söz konusudur. , ÖDEMİŞ. Bu başlık altında, yazıyı, Tarih öğretmeni / araştırmacı Behiç Galip Yavuz’a bırakıyorum. Ödemiş’ te oturan Yavuz, bildiği yöreyi bir tarihçi olarak taramış, Ön-Türk Uygarlığının varlığını öğrendikten sonra, bu araştırmalarını bu kere Ön-Türk açısından değerlendirmeğe çalışmıştır.yazıyı ona bırakıyorum “YUKARI KÜÇÜK MENDERES HAVZASINDA ÖN-TÜRK KALINTILARI Asya kıtasının Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan Anadolu yarımadası tarihte birçok dönemlerde gerek boğazlar ve gerekse Transkafkasya üzerinden göçler almıştır. A. Martinet’e göre Anadolu 6500 / 6000’lerde de Trakya üzerinden ve Kafkasya üzerinden göç aldı. Doğu Anadolu’da Çayönü Höyüğü, Orta Anadolu’da Çatal höyük, Biraz daha Batıda Burdur Hacılar ve en batıda İzmir / Urla / Limantepe höyüğünde 6500’/ 6000’lere ilişkin, Neolitik çağı topluluklarının oluşturduğu kültürler bilimsel kazılarla ortaya çıkarıldı. Konumuzu oluşturan yukarı Küçükmenderes havzası, Limantepe ve Hacılar höyüklerinin orta kısmında bugün İzmir lli’nin Kiraz, Beydağ, Ödemiş, Tire ve Bayındır İlçelerinden kapsamını alan genişçe bir coğrafyadır; 6500 / 600 yıllarındaki göçlerden etkilendiği düşüncesindeyim.” “Edouard Meyer’e(2) göre, İ.Ö.1300’yıl öncesi Anadolu’nun budunsal yapısında Hint-Avrupalı halklar hiçbir zaman bulunmamış, Onlardan önceki kültür Anadolu’da egemen olmuştur.Daha çok Asya ağırlıklı göçlerle beslenmiş bu kültür Anadolu’da egemen olmuştur.Proto-Türk (ÖN-TURK) dediğimiz Orta AsyalIların yarattığı bir unsurdur. Yukarı Küçükmenderes havzasında yazı, damgalar, bazı yerel adlar, höyükler , kurganlarla kendini gösteren 6500 / 600 yılları ya da sonraki dönemlerden kalmış olan bu kültürü kısa da olsa ele alalım . 1. Tamgaların bulunduğu yerler Soğukluk Sayı, (kanyonu) damgaları. Ödemiş ilçesinin Konaklı Belde’sinin Soğukluk Say’ındaki kayalara işlenmiş 46 damga vardır. Bu damgalar arasında okunan OTUQ damgası buranın bir ateş evi olasılığını ortaya koyar. Bu havzada bildiğimiz iki ateş evinden biridir. 256


n a ıu n . ic iri'd iı

Damlacık Suyu Damgaları: Bırgi Beldesi nin yaklaşık 500 metre batısında Damlacık Suyu yöresinde _ bir kayanın üzerine oyulmuş yaklaşık 45 santimetre çapında üç adet ON(ong)damgaları yer alır On, başarı, yani halkına gereği gibi hizmet etmiş olan buğun vücudunun ateşe verilme hakkını kazanmış olduğunu gösteren, ‘’başarı” demek olan bu damganın varlığı da bizde buranın bir ateş evi olduğu fikrini uyandırmıştır.. Kavaklıdere damgaları : Ödemişin kuzey doğusunda Akrandı Dağı nın güney eteğindeki, Kavaklıdere’nin Akçeşme yöresinde büyük bir kayanın üzerine yapılmış ON ve OŞ tamgaları vardır. Bu kayanın 150 metre kadar güneyinde yol açma çalışmaları esnasında üstü düzleştirilmiş bir Ourgan mevcuttur. 2 Höyükler :1973 yılında Prof. Veli SEVİN Küçükmenderes havzasından 7 5 - 150 km. İçeriye doğru 10’dan fazla Höyük tespit etmiştir. 3. Ourgan’lar. Küçükmenderes ovası tarihte HYRCANİE (irkani)*ovası olarak bilinirdi. Ourgan kelimesinin batı kulak ve dilinde almış olduğu HYRCANİE sekli, Ourgan adının bozulmuş şeklidir. Küçükmenderes havzasını yukarı bölümünde bir kısmı tarafımızdan saptanmış yüzlerce Ourgan vardır. Damgalar, Höyükler ve qurganlar burada geniş çapta Ateş Kültünün varlığım göstermektedir. Zaten, Beylikler döneminde, Aydın beyliğinin mevcut olduğu dönemde bu geniş yörede “ateş kültünün” zaman aşımına dayanarak süregelmekte olduğuna ilişkin belgelere sahibiz: 14’ncü yüzyılda, Aydın Beyliğinden OsmanlI’lara kalan TAPU ve VAKIF defterlerinde, bugünkü BİRGI ve TİRE çevresinde yaşayan “CEMAAT-I GEBRÂN, ateşe İnananlar, ateşi kutsal sayanlar"a rastlanmaktadır. Bu bilgiyi, Doktor Himmet Akın'ın Doktora tezinden aldım. Bu konuda daha ileri yüzyıla 1531 e kadar uzanacağız : Bu tarihi taşıyan AYDIN LİVÂSI, DEFTER-İ HAKÂNÎ kayıtlarına göre, Birgi’de kentin içinde, 32 hane Gebrân, yani “ateşe inananlar” yaşamaktadır. Birgi’nin, yukarıda gördüğümüz Damlacık Suyu’nun, 400/500 metre yakınındadır. Bu da bize Gebran’ların bu gelenekle ilişkisi olabileceği düşüncesini vermektedir. Osmanlı döneminde GEBRÂN halkı için, İMÂM-İ BÜYÜK MÜDERRİS bu yöreye gönderilmiştir. Bu İmâmın esas unvanı Kazaskerdir. Bu seviyedeki bir kişinin görevlendirilmesi, buna Osmanlı yönetiminin ne büyük önem vermiş olduğunu göstermektedir. Gebrân halkının varlığı, bu yörede dip kültürden yani, 6500’lerden başlayarak beylikler, oradan da, 16’ncı yüzyıla Osmanlı dönemine kadar ÖnTürk kültürünün sürmüş olduğunu göstermektedir...” Sayın Behiç Galip YAVUZ, bu kısa yazısıyla çok büyük gerçekleri ortaya koymuştur: • Anadolu Ön-Türk tarihi denen Puzzlein, Küçükmenderes yöresindeki 6500’lerden 16. y.yıla kadar devamını yaklaşık 8 bin yıllık Ön-Türk kültürünü araştırmacıların dikkatine sunmuştur. • Beyce Sultan’m, Sogalassos’un ortaya çıkardıkları gerçeklerle Batı 25/


Halûk Tarcan

Anadolu Ön-Türk kültürünün genişliği gözlerimizin önüne sürülmüştür. Arap kültürünün İslâmiyet'i kültürel yayılma unsuru olarak kullanmasıyla, bu Ön-Turk kültürünün üstü örtülmüştür diyebiliriz. Çünkü bu yörede, İslâmiyet adı altında koyu taassubun uygulanması, İslâm’ın kişisel ve toplumsal geliş­ meyi öngören ve öğütleyen özüne de aykırı şekilde, bazı değişiklikler getirmiş olabilir...Belki düşüncede, davranışta, Ön-Türk kalıntılarına da rastlanabilir ? B E Y C E S U L T A N D A Ö N -T Ü R K Y A Z IS I n (Bilim ve Ütopya)

Ege Üniversitesi Lisans tezinde HAŞAN KALE • (Batı Anadolu’da bir bronz çağ kenti: “Anadolu Dip Kültüründe Beycesultan") adlı, • Ön-Türk Kültürünün yerini bir kere daha açığa çıkaran, hiçbir tereddüt e yer vermeyecek olan bir Ön-Türkçe yazıt yayınlamıştır. Haşan Kale • Anadolu Türk tarihi ve Evrensel tarih açısından önemi tartışılamayacak kadar büyük olan bu belgeyi -Ön-Türkçe olduğunu bilmese bile- ortaya çıkarmıştır. BEYCESULTAN yazıtı adı vereceğimiz bu yazıtın, üzerinde bulunduğu toprak kap, Erken bronz çağına yani, • (3200 / 3000) tarihleri arasına yerleştirildiğine göre, Beycesultan’da, •4'ncü binde Ön-Türk yazı, dil ve kültürü ve dolayısıyla Ön-Türk sanatı mevcuttur. Yazıtta Ön-Türkçe damgaları teker teker deşifre etmeden önce, ortada görülen ve fakat ne olduğu nereden nasıl ve ne şartlarda Anadolu'da bulunduğu bilinmeyen ve • GAMALI HAÇ adıyla Batı ve dünya tarihinde yer almış olan en büyük cinayetin ifadesi olan bu damga, (aslında Ön-Türk sembolü olan) bu şekli görelim. Bu şekil, • UÇ. (Ya da ÖG) diye okunan Kozmik ve felsefi değerde bir Ön-Türk damgasıdır. Bu tamga, Ön-Türk göçleriyle Indüs vadisi yoluyla • Hindistan'a inmiştir. Hint-Avrupa Uygarlıklarının(!) kökeninde, dolayısıyla. Batı Uygarlıklarının kökeninde • (Üstün Irk) halinde bulunmak iddiasında olan Hitlerciler hayal ettikleri • Hint-Cermen üstün ırkına(!),i Ön-Türkçe bir damga olduğu bilinmeden, sembol olarak almışlardır. Gamalı Haç deyimini anımsayalım: • Türk dili, evrensel tarih dışına atıldığı veTürklerin kültür ve uygarlık sahibi olmadıkları kabul edilmiş olduğundan, en önemli kökenden mahrum olan Dünya tarihi bu şekli de açıklayamamış ya da, araştırmalar için, zamanımıza en yakın tarih olan • Grek antik tarihini esas almış olduğundan, bir çıkmazdan ötekine sürüklenmiştir İşte bu nedenle, Yanlış, eksik ve yakıştırmalarla dolu Dünya tarihi nedeniyle, bu damganın bir çeşidinde gövdeden ayrık olan ve 2i>8


Halûk Tarcan

(ÖG yani felsefî düşünce) anlamına gelen kolları, Grekler tarafından, Og’den kırma • (gama) diye okunuca, bu şekline adı (gamalı haç) olarak kalmıştır. Bu konuyu “Kandıra Hâzinesi" adı altında İstanbul bölümünde görmüştük. Beyce Sultan’da toprak kap üzerinde bulunan şekli Ön-Türk damgası değerini taşıyarak • (UÇ) adıyla Ön-Türk yazısında yer almıştır. • halkına iyi hizmet etmiş buğun canının tanrıya • UÇ/uşu’ anlamını verir, kompozisyonun ‘döner' hissi vermesi nedeniyle olacak bu adı almıştır. Bununla ilgili bir örneği, Fransa’da Vichy kenti yakınların da, Glozel’de, Ön-Türklerin • ODUQ-, EL adıyla kurmuş oldukları devlete ait, sayısı 3 bine varan yazıtlarından en önemlisini aldık. Tarih Reinach tarafından 4’ncü binler olarak verilmiştir. UB-

v>ı^Ji

JLh V V vin jv t o

u

’ ? . v ı ^ ü

f-l I £ U y o ö> u. T,t, s

P

' * - ’3

ü

t

a

T ’

fc

ı V ' . ^ j V i 5 p V vA ]jî [ \ x *T-.j K \ ^

l]

1 ,1 . .

f l ı . n

Ilı

v » n

M

<•

« «

*

Yüce Konfıgürasyon yazıtı.UÇ damgasının yerleşmiş olduğu 6’ncı satır • (itüy Es Uqu- sung Oz, Öz UÇ/uşu) © \ ı t \ A r *> ? < ? okunur. Anlamı; & • onun özünün, UÇ/ma yoluyla, empülsif olarak - ani bir itişle canını öbür dünyaya geçirme...(**) U lV -r» V v T

^

BATİ ANADOLUDA BİR YAZIT DAHA Önce, yazıttaki damgaları tanımaya çalışalım: • Ortadaki UÇ damgasının iki yanındaki çapraz çift çizgiler • (esis-esis) diye okunabilir, (daima hatırda olan yani, Tanrı) anlamını verirler ki , Ot-Oğ da , Ön-Mısırda • (Izis-isis) diye karşımıza çıkar. En baştaki, damgalardan ağzı kapalı yarımay; • (AS ) ve altındaki (ON) damgalarıdır. Fakat, şunu hemen belirtmek isterim ki, tanıdığım damgaları arka arkaya sıralayarak bir cümleyi çözmeğe çalışmam büyük yanlışlara yol açabilir. Çünkü, Anadolu lehçesi dışında geriye kalan 29 Türk lehçesinden en az bir kaçını bilmeden damgaları, ilk anlamlarına göre sıralamak yakıştırma çerçevesine bile giremez. Bu damgalar ancak bilinen Türkçeler, lehçeler yardımıyla cümle içinde değer ve anlam kazanabilirler. Bu nedenle, yazıtın Mirşan tarafından okunması için bekleyeceğiz. 259


H a lû k T a rc a n

Türkleri. medeniyetten nasibini alamamış, yaratma kabiliyeti olmayan sürüler halinde görenler araştırmacılar acaba ne derler.??.. Kabın üzerinde ön-Türkçe yazı olmasına rağmen, bu ürünün ön-Türk ürünü oduğunu kabul etmemiz için, bir Batılının ökeyim mi bekleyeceğiz?.Kafamızın içini, hâlâ Batı ambargosundan kurtaramayacak mıyız ? Acaba. Anadolu’da (-1600)a kadar yazı yoktur diyenler -bizim verdiğimiz yazı örneklerini kabul etmiyorlarsa- bunu da mı reddedeceklerdir ? ^kurgal hocamız bu gerçeği nasıl karşılayacaktır ? SAGALASSOS, BATI ANADOLU’DA YENİ BİR YERLEŞİM MERKEZİ. Sayın Haşan Kale'nin dikkat ve ilgisine (Ön-Türk dil ve kültürü) şüphesini taşıyan bir bulunu sunmak isterim : • Burdur gölü yöresindeki Hacılar’ın topraklarında 3’ncü binde doğmuş olan • Sagalasscs adlı yeni bir yerleşme merkezi bulunmuştur. Bu merkez, Hitit devleti sınırındadır, konuştukları dil ise. (Luvi/ Hitit) dillerini andıran bilinmeyen, bir dildir. • Beycesultan'da Ön-Türk dii ve kültürünün bulunması, onun komşusu olan Sagalassos dilinin ön-türkçe olabileceği şüphesini uyandırmaktadır. Bunun yanında. • SAGA’nın Ön-Türkçe, felsefî düşünce demek oian ES-ÖG'den doğdunu bildiğimiz gibi, • (...ssos) son ek'nın Kent demek olduğu ileri sürülmekte ve bu son ekin Pelasgçada bulunduğu P.Paure tarafından kaydedilmektedir; (Pelasg yazıtlarından 120'sini Mırşan tarafından ön-Türkçe okunmuştur.) • Bu veriler Sagalasossos kültüründe araştırma yapmak için önemli ıp uçlarıdır sanınm. MİDAS (EM İS EDIT İS) anıtı: A'r cSİÇ CZ A

r

?

E M - İS

S

i

A

p

r

l

UÇ'JBETİGutf. AT LklÇ A

i A 1;

A P -A T

E & -O T

A

r

Dk

A

ÖGUS

â

M

M >0 A î ,M tD cG E S İ T J Ç I S T

T

EH İÇ ) ; ^

A

S

F A

r

i

I

A

t

i

O

r

*

r

o

<>

;

T;

o T u 9 CÇUS ONUNÇ F ft î'A ? E | g j i

ONC E S İ K İÇ

I

k E

OÇ E M ÎT o ,

F

f

f A

ö lT O K E S İÇ ’İ S . r

'

A

E S İN Ç . ı

fl

AT UÇUNÇ

^

Çi

260

K

T

.

Ç

i

E S İR İN IS I?

.

U Ç -E L

rt rA l-! i

A

E9-AT

o ü -U Ç f

A ı

E S -A 1 t

1

C 3 -A T

{

|t

ÖTÜ ON İG-AT

E D İT İS

f i

P

GT ERKESir

o ı

î

UÇUD AT ^

ES T

f

i

k

A

e

AT E ö İN A F

û

t

U R -o k U

JRUS. U


n c iiu n i ¿n ucii i

MİDAS (AT ESİÇ OZ) anıtı

4 T ? íiA P fc lA fc F A r í !A K I K A fa rA F o M ft A A l! fA FA P TA tl ! FArAK T il rfAAfe i B A B Ïir jf T: Ï F A \ ) \ I R>ITA Fo % t« l F R^AFEIof Ul «

261


Haluk Tarcan AT £SÎÇ OZ(halk tarafından) ‘nam’ olarak (cennette*) yer almaya namzet bilinerek AT £RİK ESİT rahip tarafından uçurulmak suretiyle UÇUB ET(GÛW ‘nam’ olarak yani, halka iyi *nam* halinde AT EKİÇ hizmet etmiş olmakla "nam yapmış* tanınmış ve yakıiarakTann'ya erişme lütfuna sahip olmuş gerçek anlamda ‘halkın lideri sayılan O G -A T EB-ONUZ

öbür dünyaya geçmeye muvaffak olan ÖGtJS: Tanrı yolunda olan Kral Cenapları (Sayın Kral)

ÉMIS EDİTİS

Dizimdir (yani bizim kralımızdır)

AP-AT EB-AT

AP-AT (Tanrı) yücesindeki

ÖG ESITIÇ İS

-Kral olarak bilinen- bu ruh

OTU ON

CENNET Tanrıyla özdeşleşme Tanrıda enme Bu yazıtta AT-ESİÇ sözcüğü ATTIS, OK ÖTÜK OGUS sozc jğü ise baba diye okunmuştur

yüceliğe (yani Tanrı "ya) geçmiş olan ruhtur, ve o.UÇUD (Tanrı tarafından tayın edilen i der) olmuş olması nedeniyle IJ Ç U W (veya UÇUNÇ) (Rahip tarafından) uçurulabilmiş takınmaktadır. Tanrıya geçmiş olan OGUS (Aposıl) ÖK OTÜK OGUS bizim Lider Kral EMİÇ ÔG-UÇ hazretımızdır (yüceliğimizdir) EB-AT ESİNÇ Onun canı ËSiRiftiS ES “nam* halinde A T EBİN defnedilmiş bulunuyor UR-ÖK URUS Buna göre, Yüceliğe geçmek üzere EB-AT ÖTÜB uçmaya muvaffak oldu UÇUŞ ONUNÇ Bu şekilde hatırlanmak suretiyle ONÇ ESİKİÇ vefal etmiş olma OÇ ÈMtTÜ onun, halk lideri olarak UÇ-ÊL AT Hderlik yapmış olmasındandır UÇUNÇ EB-AT ĞTÜK ESİÇ İS UÇUD AT

Ub-Uruq1arm bir öteki karakteristiği - Geleneksel Öo-Tifrk sanatı olan Taş işçiliğinin. Urartular-da olduğu gibi, bunlarda da var olmasıdır kayalara büyük galenler açmışlar, 27 metre yüksekliğindeki bir kaya kitlesini işleyerek ondan sanat değeri çok yüksek olan bir anıt meydana getirmişlerdir Midas denen antL.. Bugün Frigler’de AlZANl. AREZASTİS şeklinde okunan adlar MİDAS gibi yakıştırma yoluyia yanlış okunmuş sözcüklerdir. Mevcut yazı ve yazıtlarm okunmasıyla ortaya gerçek bir Tarih, Evrensel uygarlıkta yeri olan bir başka ÖrvTûrk kültürü çıkacaktır. Son bir noktaya dikkati çekmek isteriz: - Güney Fransa’da GLOZEL yazıtlar nedeniyle, 06-RAK adlı yüksek bir yaylanın varlığının faikına vardık. Burada konuşulan dil "Fransızca'yla karışmış bir başka tür dil* diye vasıflandınlmaktadır. bunun dışında da Pireneler'deki mağaralarda Ön-Tûrkçe intibaı veren yazılar vardır Bunların incelenmesi karşımıza süpriz gerçekler çıkarabilirler

262


naıuK ı arcan

Baykuş, Attiia. Etrüskler ve Greklerde bulunur. Damgalar yukardan aşağıya AT ON(ong) UÇ diye okunurlar Elmalı kazıları çerçevesinde, Karaçlı Köyünde açılan höyüklerden (C) Höyüğü Ateş kültünün, yani “Ateş Evi”nin varlığını gösterir. ANTALYA BELDİBİ MAĞARASINDA “ATEŞ EVİ” VE OCTlar. Doğu Anadolu Yüksek yaylasında 15 binlerde, mağara vadilerde kaya üstü ve duvar resimlerinin benzerlerini az sayıda Anadolu’nun öteki ucunda Akdeniz kıyılarında görmekteyiz. Antalya'yı Kemer ilçesine bağlıyan sahil yolunun yarmış olduğu Akyarlar Tünelinin deniz tarafındaki kesiminde kalmış olan BELDİBİ mağarasındaki Ön-Türk damgalarını görüyoruz (bildiren Gül Gürman): 1 yaban keçisi, , 6 Oq damgası andıran bir damga daha... Şeytana benzeyen OTUQ diye Okunuyor:

damgadan

(A)T r

ve bir de şaytanı

a/ajm:^

baş!

U

r n

OQ = OTUQ. OT ; ateş, OTUQ , “ateşle yakılma.” Buna göre, bu mağara, Ön-Türklerin burada yaşadıklarını dönemde bir • ATEŞ EVİ idi, • BUĞun VÜCUDUNUN ATEŞE VERİLME, YAKILMA TÖRENLERİ BURADA YAPILIYORDU. Mağara duvarlarında üç çeşit OQ damgaları görülür Aynı tür Oq damgaları. • Van’daki PUT (Yeşil alıç) kaya resimlerinde çok sayıda bulunması nedeniyle, âdetâ bu yüksek yaylânın sembolü gibidir; aynı damgayı • Akdeniz kıyılarında görmemiz, bu damgayı kullanan büyük bir • OQ halkının Doğu Anadolu'dan yola çıkıp • Orta Anadolu’da Akdeniz’e kadar yayılmış olduğu fikrini uyandırır. Bu damga çok sevilmiş olacak ki, • Halı ve kilimlerimizde, kitap kaplarında göbek, kenarlarda, esas ya da doldurucu motif halinde çok kullanılır. Mağaradaki yaban keçisi damgasının benzerleri, Doğuda Tir-i şin yaylasında, Oazakistan’da Kara-Tau’da bulunur. OTUQ damgasına gelince, ATEŞ EVİni işaret etmesi bakımından Ön-Türk i

263


H a lû k T a rc a n

damgaları arasında -şimdilik- bulunmuş olan tek damga olduğunu sanıyorduk. Halbuki, Bu damganın Ödemişte Soğukluk Sayında da varolduğu ortaya çıktı.

1 : 2 :

3 :

EL O Ş ES £D

TÖRT ÖK AT

Sağ figür 1: bacaklar: TÖRT, Boynuzlar : ÖK , Haç: AT = TÖRT GÖK AT/ İLİMİ. aîıirr.;ş, dört gök, dört dünya , “dört cihan" Orta figür 2 : yukarı doğru içteki çizgi = ES. üçgen : ED Sol figür 3 :tepedeki (Y) = EL, kollardan oluşna kare = OŞ, bacaklar = ÜŞ Her ikifigür: ES ED EL O Ş ÜŞ = K O N F İG Ü R A S Y O N M A JE S T E L E R İN İN HALKI • Konfigürasyon, Tanrı beldesine geçen can ların Tanrı beldesinde buluştukları yer. Tek tanrılı dinler için ‘’cennet’’.demektir. Cümleyi ş1' şekilde anlayabiliriz • Majestik Tanrı beldesinde halkın ruhunun yaratılması, halkın ruhunun artık, Tanrı beldesine ait olması, Halkın, Ulu Tanrı Beldesi halkı olması... ANTALYA - ATTALEİA Antalya’da bulunan mağaralarda Taş devrim yaşamış olan insanların daima ‘’Homo Alpinus” ya da Afrika kökenli ‘’koşan zenciler olabileceği düşünülmüştür. Beldıbi mağarasındaki OO'lar ise, • Anadolu dip tarihinde 2’nci bir halk türünün varlığını ve bu türün yazı yazmasını bilen, ileri seviyede uygarlığa sahip bir halk olduğunu Ortaya çıkarmıştır. ANTALYA’da FEDERASYON: Mırşan, Antalya adını, Ön-Türkçe AT-ATA UYULUY US’dan doğduğu­ nu ortaya koymuştur: Oağan, yüce federasyonu...Oağan demek olan • AT-ATA zaman içinde değişime uğrayıp sıkışarak, ATTA...sonunda ANTA olmuş olmalıdır. • Buuyu/LUY...UYUL(federasyon)...LY haline dönüşmüştür. Sahip olmayı ifade eden lerüü fiilinden İYE ...EİA ‘yı vermiştir, sonuçta . AT-ATA UYULU US...ATTA LEYUS...ATTA LEİA...ANTALYA adına dönüşmüştür. Demek ki, Antalya’nın tarihinde bilinmeyen bir devlet, bir federasyon var olmuştur. 264


Haiûk Î 3 r c a n

Bu konuda öteki en önemli kanıtlar Sıde’de bulunmuş olan "çok eski’ denen paralardaki yazılardır. (-2) yüzyılda yaşamış olan tarihçi riavius Arianus, Side halkının yeni bir dil konuştuğunu yazar. Bu dil’i, UW-ON türü yazıdan okumaktayız. Aşağıda, pek çok sayıdaki eski paralar arasında bulunmuş olan ikisi çift dilde yazılmış beş adet paradaki metinleri okumaktayız : _ İÇÜ-OĞ OY OZUS OZ ESİSİN

*7

Hükmüne gireceğimiz duruma ^ 1 2 1 2 3 SO 2 U 5 0 VO O O -ü D I (Tanrıya) geçiş halinin (Ölüm) hatırası...Bu paranın iki yanında Apollon ve Athena resimlen vardır. (Her iki Yunanca ad aynı zamanda Ön-Türkçe okunur ve her ikisi de doğrudan ateş kültü ile ilgilidir. Athena, "ateşe vurma meleği" diye okunur. İÇU OĞ OZUS US Hükmünde bulunmak üzere olduğumuz Tanrı..her iki yüzünde Apollon ve Athena vardır.

• * 7 2U

\_t < _ dc uşı

ANU-OĞ OZUS ESİS US Kendisini daima yad etmekte c UŞO w olduğumuz‘’geçme idrâki hali” , ^ O O ^ ijb 4/\* • yak'lafak kendisine geçtiğimiz ___ _ _ ______ ________________ ^ j an ı İdrâk ettiğimiz hal...Yani, ateşe verilip Tanrıya erişerek Tanrıyla özdeşleştiğimiz an ... USU-OĞ OY OZUS ESİSİ US Saygın yaşayanlar Tanrıya kavuşurlar

eu z J ^ 123 2JJS0 Yo DO-ciU

ONU OĞ OY OZUS ESİSİ US Hatırımızda olan geçiş denen başarı... a y fi 4 . ¿0 21c3 v0 00 UHÛ Burada ilk "geçiş” sözcüğü Tanrı, İkincisi ise Fiziksel ölümden ölümsüzlüğe geçiş anlamınadır. Yakılmayı hak etmenin, ateşe verilmenin bir başarı olduğunu ateş kültüründe gömüştük. Antalya’da Ön-Türk dil,kültür ve devletinin varlığını yazılardan öğrendiğimiz gibi. Ön-Türklerin karakteristiği olan ATEŞ KÜLTUnün varlığıyla da öğreniyoruz. SİDE YAZITI : Side müzesinin hamam kısmındadır.

#W

IL V < ^ i'-

f ü iî t >f


H a lû k T a rc a n

APOLLON, Ön-Türkçesi ile rA]n0AASiMOI OGÜS ATIQ ATAR OĞ yazıt. /nOAAOdiiPOY Yazının yakıştırma olarak [TJorA nM A nM or yazılmış olan Grekçe kısmının 1 ”

><^ ^ IA < * A Î* l< X y > < K * + l

: ; o r P:r°'- B0SSert ŞU * * * £ (A) pollonıus, Apollonıos 9 E 0 II HAZ, Apollodoroy Apollodoros’un (oğlu) (T)oy Apollonioy Apollonios'un (oğlu) anetheken dikti (ei) kona tende aytoy kendi heykelini theois pasi bütün tanrılar için

Yazıtın Ön-Türkçe transkripsiyonu, Ön-Türkçe okunuş şekli ve anlamı şudur: ÖGÜS ATIK ATAR OĞ ÖGUS ATALIO ATALI S ÖGÜS ATIQ ATAR OĞ-OZUS OZANIZILIZ Apollon okunan kelime OGÜS ATIK ATAR OĞ'dur. Ogüs = yüksek düşünce sahibi kişi, filozof, Ermiş... AT/ık = AD/ lı(kesik, kopuk gibi...), AT / ar = AD / landırılan OĞ = kişi...OGUS, AD/ıyla AD/ landırılan kişi, • , ARTEMON yazıt, , u m Side'de bulunmuş Artemon yazıtının Tı » 3 Z U n u u j u Bossert tarafından yapılmış kopyası 4 4 < *1 > A S *0 T Ö İ » J I 13

i ) ;o ¡yu

I-

*

1

y \

TA5

/ K ^ ! 5U O < H f

X V

00

îo

O

ı

s

o

I.

T

4

îu

«o

Ǥ

5

><

J

zü 1

*

O

Bo

i <

2 u z u j u eu 00 ti * 3

ULUUZUNUT ERİT. Yüceliğe erişmek üzere EZİLİG ÖTÜR mukaddes öldürme ONUZ ER ÖGÜZ OĞUS başarılı havari kişiliğinin ÖZ-ERİS OĞUZ ULUZUS özverisi(ya da adağı) olan kişi haline yücelmedir. Mukaddes öldürme, "tanrıya erişmek üzere yakılma” anlam madır. Muvaffak havari kişiliğin "Tanrıya erişme hakkını kazanmış bu başarıyı elde etmiş, ögüs sıfatını kazanmış demektir. Kısacası, • Tanrıya erişmek üzere yapılan kutsal yakılma, • Tanrıya erişme hakkının kazanan his anlamına yücelmendir. Görüldüğü gibi tekrar Ateş Kültü karşısındayız. Bir de SİDE adının kökenini arayalım: Eski kaynaklara göre Side "eski bir dilde NAR” demekmiş. Bu konuda Mirşan’a danıştık, 29 Ocak 1986 Ankara, tarihli mektubunda şu bilgileri veriyordu :

266


Haiük Tarcan

“...Nar sözü, Türkistan’da ANAR şeklindedir, savaşa giden oğlunu, nişanlısını ANMA için kullanılan meyve” olarak bilinir.” Öte yandan, ESİÇ AT ÖĞÜNÜZ. "Koku demonu” demektir.. Fakat Esiç aynı zamanda esas anlamıyla "hatıra, anma"dır. Öyleyse, ESİÇ AT "anma aracı” şekline dönüşmüştür, oradan da SİDE doğmuştur.(*) Bütün bu yazıtlar, Doğu Anadolu hariç olmak üzere, batı, Orta, kuzey Anadolu'nun Antik Grek etkisinde, hattâ onun devamı olduğu düşünce ve kanısı altında daima Grekçe okunmak istenmiştir. Bu ön fikir nedeniyle Anadolu kültürünün direkt olarak Grek kültürünün devamı olduğu kanısıyla Hitit sonrası Anadolu’daki yazıtların, • bir tür Grek yazısıyla yazıldığı sanılır, okunamamasına rağmen onların • ARKAİK GREK, PRE-GREK yazısı olduğu iddia edilir. Çok fazla çıkmaza girildiğinde bu yazıların, • BİLİNMEYEN, ÖLÜ BİR IRKA ait olduğu teranesi başlar ve asla • TÜRK DİLİ DÜŞÜNÜLMEZ. Ya da benzetmelerle Grek, Lâtin dillerinden • Birkaç sözcük ortaya atılır ve bu şekil geçerli hale dönüşür. Grekçede, Apollon adının bir anlamı yoktur. Çünkü bu ad • ATHENA, ARTEMİS, AFRODİT ve ZEUS gibi • ÖN-Türkçe cümleler olup • Yakıştırma yoluyla Grekçe adlar haline sokulmuşlardır. Artık günümüzde, -bilimsel ortamlar- bu tanrıların yabancı tanrılar oldukları savını refleks olarak kabullenmişlerdir. Böyle bilmektedirler... ÖN-TÜRKÇE BİR CÜMLE OLAN APOLLON ADI Mirşan Ankara’dan gönderdiği mektupta şu açıklamayı vermektedir: Apollon Grekçe şu şekilde yazılır: A fi OA A O N Grekçedeki bu harfler Ön-Türkçe kökenli olduklarından A = ED; n( P) = UR; O = ON(ong); A = UL ; (ikinci A (A )= (U)T ; N= (U)N damgalarıdır .bunun sonucu, OD UR UNG UL UT UN = OD URUNGUL ULUTUN diye okunur. Ortada Ön-Türkçe bir cümle vardır ve bu ATEŞE VURULMA MELEĞİ demektir. OD = Ateş, Osmanlıcada OT olmuş Batı dillerine HOT diye geçmiştir. UR/UNGUL VUR/Ulma hali vurulmuş ULUTUN , uluğ = yüksek, ULUTUN = yükseğe ait, melek... Savaşta ölenler, yani "şehit mertebesine erişenler, Ateşe Vurulma, Ateş halinde yükselerek Tanrıya erişme hakkına sahiptirler. İşte bu görevi yerine getiren ATEŞE VURULMA MELEĞİ’dir ki, Grekçeye yakıştırma (" uydurma” dememek için bu kelimeyi kullanıyorum.) APOLLON adıyla Grek mitolojisine mal edilmiştir. Bütün dünya da bunu böyle öğrenmiştir. Yukarıda Apollon mabedi frizi daha önce görmüş olduğumuz Ön-Türkçe Oğ -ON damgalarıyla süslenmiştir. (Not Muzaffer Maden'in {Kaşgar ve ötesi, Eren y. 1994, İst) kitabında ANAR’ı, Kaşgar kentinin simgesi diye bulduk, Kent merkezinde her yandan görülebilen dev gibi bir NAR heykeli yer almaktadır.)

267


LİMNİ ADASINDA ÖN-TÜRKLER VE KYME ALFABESİ


H a lû k T a rc a n

LİMNİ ADASINDA ÖN-TÜRKLER VE KYME ALFABESİ Limni adasında KAMİNİA adıyla tanınmış bir yazıt vardır. Bu yazıtın okunabilmesi için araştırmacılar akıllarına gelecek bütün dillere başvurmuşlardır. Genelde yazının Etrüskçe’ye benzediği kabul edilmiş fakat Etrüskçe okunamadığı için bu noktada kalınmıştır. Başvurulma­ yan dil sadece Türk dilidir. Yanda bu yazıtı ve altta Mırşan tarafından Ön-Türkçe

‘ i l " 4 / , <» ^ * n * V’ 1 A ^ A •— • , ,v - '- , £ ,c '■ | _. <] t ı-o. N G

ATA İ

t

■l..l_ İ

j s

lm

rte

aî.

vsu cr

e

? !İt :

ik tsra: . n u j â ^ -

*L L'SL'ÇL'CC? ETİ.Sİ.SÇ l ÇU

tsi.vç

tırûifırı;

li£ e r iis i:iı neyse.;.';! nçıçıc on:; Tnnrıla;t:raai; iç in iit

aü : q ik

AÇURUS ÖTliSCQiÎ

rsiTl'SA. â .

okunuş ve günümüz Türkçesine çevrilişi görülmektedir. Han vekilini tanrıya maietmek için ayinle göğe ulaştıran hanın heykelini açışım onu tanrılaştır­ mak içindir. Millî hatıra edilen göğe geçiş anıtını açma dolayısı ile ateşte yakılma ziyafeti onun mukaddes ateş vasıtasıyla işbu açılışta göğe geçebilmesi için verilmiş bulun-

.v ı

e

: :

Al.-.

e

Kıj11 hctıra tâılcn

s îç

¿ciıdını Al JTcSl'V ANİCİK ETİK ycfc ûçr.c ûoj&jiiilc, AÇ-:. İ S j JIU-AT US AS IN . e t r ş t e yakılma z i y a f e t i UB-OT üT l'r '¿TİNÇİSİc",.n üufcaddes ro- vat a

ziic

Tİ?

AÇLRUN ttİSCSÜfiCSl* ârisip.

açılıp 1c çeçt tiimesi için verilm iştir.

iu yB Ejtir;,d6'ns geç çfc*Itrds." yc zıiıu ? cien (r.

7C),bir Oc talar, yazı iı

1-)-nu;.cr;

E5İ7İNÎK at

¿cif, cn'ıisu

— AL

—ayin ic (Tanrıya) naleıınel'. iç in — halk ttrarmdsn jeğe ulaşt:rı!(Jı.

O SU

FT

L*ûr trim » — İL USÜCUP ETİSİZ.

nam

4 'F A I A2UTU2Ü j ^

t ¿"t

O

li

^

A

e :* :w 3

İHA J3 * A .. > IT 3

A. r \ “ 3 ü2ı_

O -V O O I A l I /IC lv<û Hu Sj To JA T

â i û/ı 2 ^ İ2 1 ~ 3 I * «

*

123 5H>QA

o l l . <\

A

3A

tfI2A P U T A - U T O

" i i } A T A ^ ^:‘TI2Iİ-1IT 3 «iüTüHö -

; A

qİ2İTî

V

A ^ 70-SW

İO H SU S U Ş A

269

3 T 3 I " I m3

i. ı A..

I «2IT3 o + o

ı

-A a

-f .

R U .îü J 3 } t

-3

Cİ13IVtA 0 U 1 2 3

UQU

! Kİ O S Hlj0u2uTo tfUAUtJA


H a lû k T a rc a n

maktadır.Yukarda bulunan yazıt, Limni adasında Kaminia'da bulunmuştur. Önce Grekçe okunmak istenmiş fakat, hiçbir sonuç alınamayınca -Türkçe dışında- bütün dillere, Ermenice, Kopt’ça ve Dravitçe dahil başvurulmuştur. Daima çıkmaza saplanan yazıtın, Etrüskçeye benzemesi nedeniyle Etrüskçe olduğu ve Kyme alfabesiyle yazıldığına karar verilmiştir. Fakat, tartışmalar hâlâ devam etmektedir. Yazıt Mirşan tarafından Ön-Türkçe olarak okunmuştur. Ön-Türkçeden günümüz Türkçesinde bulunan bazı sözcükleri alıyoruz : A l: kutsal, ateş kırmızısı USYüce kat, gök, bizde akıl UÇ: UÇ/ maktan UÇ. ETİSİNÇ.ETİK, ETİSİP: ET/ mek fiilinin çekimleri,...edilmiş, edilip, edilerek ANIĞIN: AN/maktan, an/ılan’a ait ANIT AÇURUM: .AÇILIŞ OT: OD, ATEŞ Limni yazıtı için düşünülecek en geç tarih burasının Yunan işgalinden önceki son tarihi yani (-6)nci yüzyıl olacaktır... Limni yazıtı Milliyette Melih Aşık’ın köşesinde yapmış olduğumuz yayın nedeniyle iki araştırmacı itiraz ettiler. İlk araştırmacı şöyle diyordu : “--O yazılar Türkçe değil Helencedir." “Helenler alfabeyi Fenikelilerden almışlar ve geliştir­ mişlerdir... Yayınladığınız yazıtta şu cümle okunuyor: £ © O l E P ON Bu sözcük “TAPINAĞA" demektir. Milâttan Önce 6/7 ncı yüzyıllara ait olmalıdır, (tahminimiz doğru çıkmıştır) Araştırmacımız bu bilimsel açıklamadan sonra bizi azarlamaktadır: “...Bu konularda dikkatli olmalıyız, aksi takdirde ülkemizin prestijini sarsmış olacağız(!!???) (Atatürk’ten sonra Batı ile emsalsiz bir uyum içinde elbirliği ile bitirdiğiniz, yok ettiğiniz prestijden mi bahsediyorsunuz.) Araştırmacımızın vermiş olduğu bilimsel yanıtı inceleyelim : Araştırmacımız —8 satırdan oluşan yazıttan — başını ve sonunu budayarak 3 \ O © }1 — ayrı iki sözcüğü almış ondan a 7 O S 3 \ i O © t \ 53 | --- Helen’ce olduğu iddiasıyla — BİR TEK kelime inşa etmiştir....???? ® t ah Ki pi eÛTÖ

o q 3 i ÜUSUPA

o e Ü»£>»MA

* 1 q3 ?Mİ23 U ?U

Yazı sağdan sola okunduğuna göre baştaki ilk harf ve sondaki üç harf (damga) atılmış ortada kelimeleri ayıran 3 nokta ise yok sayılmıştır. Cümlenin anlamı; UÇU ESİNÇ AÇURUN ÖTÜSÜQIN...Han ın anıtını açışım, onu tanrılaştır­ mak içindir...Nerede tek başına TAPINAĞA sözcüğü ???. Batı etkisinden kurtulamamış olan araştırmacılara soruyoruz, ülkeyi küçük düşüren kimdir...kimlerdir ?9. 270


H a lû k T a rc a n

İtirazımız üzerine aynı araştırmacı bu kere yanıtını değiştirdi; • Yazıt TYRRHENCE'DİR. Bu dil, Etrüskçeyle yakınlık gösterir ancak, • ETRÜSKÇENİN TÜRKÇEYLE HİÇBİR İLGİSİ YOKTUR(??) • ETRÜSK ALFABESİ, KYME ALFABESİNDEN ALINMIŞTIR.*???) Bu tartışmaya katılan Sayın Prof. Talât TEKİN ise şu iddiayı ileri sürmüştür • Bugün bilinen EN ESKİ TÜRKÇE, MİLÂTTAN ÖNCE 8 (SEKİZ) NCİ YÜZYILLA AİT GÖKTÜRK ALFABESİDİR. • GÖKTÜRK YAZITLARINDAN 1400 YIL ÖNCEYE AİT BİR METİN NASIL BİR TURKÇEDİR...diye sormaktadır?. Sayın Prof. T. Tekin'in yanılgılarının beş temel noktası şudur. 1. Kül-Tıgın’in (+ 575)te öldüğü Çin kaynaklarındaki yayınlarda kat’i olarak görülmektedir 2. Orhun Yazıtlarının taşa kazınmış olan 732 tarihi asla ispat edilmiş değildir, yukarda görmüştük : 3. Araplar’ın +708’de Orta Asya'yı işgale başlamaları 4. Çadır okulları 5. Kül Tîgin'in ipek satışına izin için Bizans kralı Jüstinyen’e Heyet göndermesi...(+575)in doğruluğunu gösterir Bu konuda bir öteki ilginç yanıtı Mirşan’dan dinleyelim : Araştırmacımız, Ön-Türkçe diye bir dilin varolamayacağını ve en eski Türkçenln • (+8)nci yüzyılda yazılan Göktürk yazıtları olduğunu savunduğunu görmekteyiz. Elbette bu, Göktürklerin tarihini, İslâmiyet’in Orta Asya’ya yayılışından sonraki yıllarda başlatmaktan başka amacı olmayan, isabetsiz bir iddiadır. Bu hususta şimdilik şunu belirtmekle yetinmeliyim . • (-529)yılındaki Kyros ve (-512) yıllarındaki Daryüs seferlerinin her ikisinin mağlubiyetle neticelenmesine sebep olan kumandanımızın Göktürk, (gerçekte,Türük Bil) dilinde yazılmış iki yazıtı bulunuyor...” Bu konuda geniş ve ayırımlı yanıtı Kâzım Mirşan’a bırakıyoruz , herhalde diici ve tarihçilerimiz pek çok faydalanacaklardır. ‘’...Sayın araştırmacı, Limni adasındaki anıt yazısının benim iddia ettiğim şekilde Proto-Türkçe değil Hellence olduğunu iddia ediyor. Araştırmacı bunu yaparken ansiklopedilerde yer alan klâsik görüşlere dayanıyor ve benim uzun yıllar süren araştırmalarımın sonucu olarak elde ettiğim bulgulara ise hiç mi hiç yer vermiyor. Halbuki, benim tarafımdan yapılan araştırmalar ve keşifler (meselâ İstanbul'da bulmuş olduğum UVV-ON yazısı...) her şeyi çok değiştirmiş ve bir çok klâsik görüşün (meselâ Fenikelilerin dünya alfabesinin mucitleri oldukları) tamamıyla geçersiz olduğunu ortaya koymuş bulunuyor. Buna misâl olarak Mısır hiyerogliflerinin orijinal şekillerinin Anadolu’da bulunmuş olduklarını söyleyebilirim. Buna rağmen ben burada sayın araştırmacının yazısının onun aşina olduğu bilgilere , yani klâsik görüşlere göre cevap vereceğim : 1. Araştırmacı, ‘’Helenler alfabeyi Fenikelilerden alarak geliştirmişlerdir" demekle hakikatleri saptırmış bulunuyor. Çünkü burada söz konusu olan, Hellenler değil, Güneybatı Anadolu sâkinleri olan lyonlalılardır. 271


Halûk Tarcan

Herodot’ta okuyoruz : lyonyalılar harfleri Fenikelilerden aldılar, kendilerince biraz değiştirdiler ve PHOİNIKEA adını verdiler.(Herodot, v '58;. Herodot’un bu sözü elbette doğrudur. Çünkü Anadolu'nun ve Yunanistan'ın bazı bölgelerini egemenlik altına alan Fenikeliler, buraların yerli halkına kendi alfabelerin de empoze etmişlerdir. Ancak, Herodot ‘'AtinalIların tümüyle Hellen sayıldıklar^!?) zaman " diyerek (Herodot 11/51) • AtinalIların aslında tümüyle Helen olmadıklarım beliıtmekle yetinmeyerek söyle diyor : • Pelasqlar bir barbar dil konuşuyorlardı. Eğer bu hal bütün Pelasglar için geçerli idi ise, o takdirde Pelasg soyundan olan Attıka halkı da Helonleşirken aynı zamanda dillerim de değiştirmiş olacaklardır.(Herodot 1/57) Nitekim. Auika’da (Atina ili) bulunmuş olan kırmızı ve siyah figürlü vazolardaki yazıların Proto-Grekçe olduğunu görmekteyiz. Yanı, Fenikelilerden alfabe alanlar lyonyalılardır. Fakat, Attikalılar değillerdir. Lımni adasının iyonya ile hiçbir ilişkisi yoktur, buna karşılık bu ada Attıka ve Proto-Türkçe UW-ON yazısının bulunmuş olduğu İstanbul ile yakın ilişki içindedir. 2. Dünya literatüründeki Limni yazıtı Etrüsk yazısı olarak kabul edilmektedir ve BRITANNİCA (BRITANNICA C . 6 . S . 1018) • “ Etrüsk tutanakları tercüme bekliyorlar...” diyor. Araştırmacımız ise bu Etrüsk yazısını Hellen dilinde okunduğunu söylüyor. 3. Sayın araştırmacımız “ Helenler alfabeyi Fenikelilerden aldıkları için yazı sağdan sola yazılır" dıyor(??) ve Limni yazıtının da bu şekilde yazılmış olması dolaysı ile onun Heience olacağını dile getirmek istiyor, Yazının sağdan sola yazılması alfabelerini Fenikelilerden alan iyonlalılar için geçerli olabilmekle beraber, ne Grekler, ne de Etrüskler ve hattâ ne de Türkler için geçerli bir kaide olamazlar. İ.Ö.500 yıllarından sonra ise, Grekçe istisnasız olarak sağdan sola yazılmıştır. Buna karşılık Etrüskçenin, genel karakteri sağdan sola yazılmasıdır. Meselâ Etrüskçenin en uzun yazıtlarından biri olan Perugia’da bulunmuş olan CİPPUS yazısı sağdan sola yazılmıştır. Limni yazıtındaki bu Etrüsk karakteri, bu yazıda geçen (F) harfi bakımından da belirginleşiyor. Bau ve Digamma adları verilen ve Etrüskçede bol-bol kullanılan bu harf, doğu, batı ve klâsik Grekçede bulunmamakta ve onun ancak erken Grekçede bulunduğu söylenmektedir. Bu harfin yerini (B) harfine bıraktığı da düşünülmektedir.( E.Scheizer, 1953, Griechishe Grammatik, s. 147) ve buna göre onu “bau” şeklinde de isimlendireceğiz. O halde, araştırmacı nasıl oluyor da Limni yazıtı klâsik Heience okundunğunu iddia edebiliyor?. Nitekim, bu ada ancak İ.Ö.510’da Atina’ya ilhak edilmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan Atina ancak I.Ö.403'de İyon alfabesini adapte etmiş bulunuyor. O halde araştırmacının, Limni yazıtını İON alfabesi ile okuduğunu iddia edebilmesi imkânsız. 4. Araştırmacı Limni yazıtının bir tek satırı üzerinde duruyor ve bu satırdaki 272


ı-taııiK ia r c a n

noktalama işaretlerine önem vermeyerek, onu bir tek söz halinde okuduktan sonra "tapınağa” şeklinde tercime ediyor. Onu bu manaya Ei ..OE..sözü "koşarak girmek ve başvurmak" manalarındadır. İEPON ise "mabet” demektir. Ancak mesele bununla bitmiyor, Çünkü yazı çok eski çağa aittir ve buna göre bu sözlerin bu eski çağlarda ne şekilde söylendikleri üzerinde durmalıyız. E..OB (eski Attikaca) ve İPON (iyon) lehçesi. Bu söz şekilleri ise yazıtta geçmiyor. O halde araştırmacı onları nasıl varsayabilir ? Ayrıca araştırmacı satırın başında yazılmış olan E harfini yok saymakta ve ondan sonra gelen F harfi ise E şeklinde okumaktadır ki. buna hiçbir şekilde imkân yok. Burada şunu belirtmeden geçmeyeceğim, İEPON sözü Türkçe İERÜÜ (mensup olma) veya İERÜÜN (mensubiyet) köküne dayansa gerek... Yani, yazıda gerçekten İERON sözü geçmiş olsa bile bu yazının ille de Helence olması anlamına gelmez. Böyle hallere örnek olarak şöyle de diyebiliriz: Proto-Türkçe OT (hararet) .İngilizce HOT anlamına, BÜK sözü Almanca BIEG, İngilizce Bent anlamına BUD(separasion) sözü, İngilizce BUD tomurcuk anlamına QUT sözü, Almanca GUT, İngilizce GOOD olmakta ve Proto-Türkçe ESİ-EM, ESİ- BİN sözlerini İngilizce "I am" ve Almanca "ich bin” şekillerinde görmekteyiz .Bu sözcüklerin Almanca ve İngilizce metinlerde mevcut olması bu dillerin Türkçe olduklarını ispat etmez. Kaldı k, araştırmacı uzun bir metin halinde yazılmış olan Limni yazıtının bir tek satırının üzerinde durarak bu metnin Helen dilinde olduğunu iddia etmektedir. Dünyada hiçbir kimsenin okuyamamış olduğu bu yazıyı lütfen tam metin halinde okuyunuz ve biz de bu şekilde Etrüsklerin Helen’ce konuşmuş olduklarını öğrenmiş olalım. 5. Fenike yazısında yalnız konsonantlar yazılmakta vokaller kullanılma­ maktadır. Türkler ise vokalleri ancak ve ancak kaçınılmaz olmaları halinde kullanmakta, gerekli olmamaları halinde yazmamaktadırlar. Örneğin ÖC-UÇU (lidfcriik sahipliği...liderlik) sözünü Türkler CÇU şeklinde yazmaktadırlar Çünkü (C, ancak ÖC, Ç ise UÇ okunur, gerekli olan U harfi sona ilâve edilmektedir). ÖC-UÇU ÖGUZ AŞU EL cümlesinin ise şu şekilde yazıldığını görmekteyiz : C-ÇU GZ ŞUL. Bu kaide Limni yazıtı için de geçerlidir ve ben de sayın araştırmacının okuduğu satırı Etrüsk alfabesi ile şu şekilde okumaktayım: UÇU ESİNÇ ANIOIN, AÇURUN ÖTUSUOIN : Lider hatırasına anıtın açılış töreni...Bu okunuşta Proto-Türkçe harflerin değerim ise şu şekilde açıklayabiliriz : U Ç U ıT

â )£ s 'N Ç ( $

OTUSÜQIN (

l )^ IQ tN a \

O ) , AÇURUN ( O

^

3

\ )

Bu Cümleden anlaşılacağı üzere üç vokal kullanılmış, diğer

vokallerin yazılmasına ge-ek duyulmamış bulunuyor U ( “î ) .

A (1*) ve Ö ( ' ’I ) Türfcçeae

ise W vokali > şeklinde yazılmakla, c ^ e r iki vokal, yanı A ve Ö ise aynen Elrüskcedek' gibidir

273


Halûk Tarcan

Mirşan’ın yazıtının özeti Milliyette, Melik Âşık Pencere köşesinde yayınlamıştır. Türk Kimliği kitabında Sn. Prof. Bozkurt Güvenç bu konuyu bir tür espri malzemesi olarak kullanmıştır. TYRRHEN adına gelelim, Mirşan bu konuda şu açıklamayı vermiştir: Tyrrhen, Grekçesi ile TYRHENOİ, Ön-Türkçe "sancak beyi" demek olan TUROAN’dan başka bir sözcük değildir... Çünkü bu, U'nun Y ile ,Q’nün H ile ifade edilmesi sonucu doğan yanlış okuma sonucudur. • Herodot’a BELCE 27-1 GÜNLÜK BASINDAN BİLİME ÇAĞRI göre Etrüskler Lid yadan TYRRHEN "Linini Adasında resmini gördüğünüz anıt Al*/, OS adlt bir prens Orta Asya doğumlu bilginlerce okunmuş vc bu Ön-Tı7rfcçe'nin, MÖ V yy1a kadar bu yönetiminde, adada yaşayan Ön-TürUerte konuşulduğu ZÜMRAN anlaşılmışlar." Anıtın üzerinde bir de MÖ (izmir)dan yola 450 tarihlemesi varsa (!) habere gerçekten çıkıp İtalya ya inanmak; yoksa, Sorbonne'da görevli Türk gitmişlerdir. asıllı bilginin ve Gazetenin çağnsına uyarak Yanıtımız : ülkemizdeki bilimsel araştırma ve araştırma • Türklerde alan desteklemek gerekir. Han ve Ağa pb2, Lemnos adları YOKTUR,

tası açısından, Türk fatihler tümüyle yabancı bir dünyayı fethedip yerleşmişlerdi. Farsça, Arapça, Rumca (Latince ve Elence) konuşulan bir anayurtta kendini kabul ettirmeye çalışan Türklerirı "barbarlığı" (ya da F.lence bilmezliği), bu dil farklılığından, çevreyle iletişim kur­ mada karşılaştıkları çetin engellerden kaynaklanıyordu. Gerçi, Tar. can adlı bir meraklının (!) Limni A dasında bulunduğunu haber ver­ diği proto-Türkçe y a z ıt MO 500 yıllarına tarihienmiş ama ya Türkçesinde, ya alfabesinde ya da tarihlemesinde bir yanlışlık var gibi görü­ nüyor (Bz Belgeler Eki § 27-1). N öyleyse Tirhen-Os bir prens adı olamaz. • Etrüskler, Anadolu’dan değil, Avusturya Alplerinden İNNSBRUCK üzerinden, Toskana bölgesine inmişlerdir. Anadolu’dan gidenlerin ise, Etrüsklerle hiçbir ilgisi yoktur. Etrüsklerin Ön-Türk olduğunu Mirşan'ın Floransa’da Tartışmaya açtığını anımsayalım...Mirşan Floransa’ya gitmiş, İtalyanların büyük Etrüskoloğu Giovannangelo CAMPOREALE ile 12 mayıs 1997 tarihinde bilimsel platformda tartışmış ve Camporeale’nin Etrüsklerin Ön-Türk olduklarını kabul etmiş olduğunu görmüştük. (İkinci kitapta geniş olarak görülecektir) KYME lere gelelim : Bu ad, İtalyanca CUMA(kuma), Fransızca CUME(küm) şeklinde söylenir. 274


Halûk Tarcan

Kyme'ler İzmir yöresinde Nemrut Kale’de KYME ya da KUMA kentini kurmuş olarak yaklaşık ( -8’nci ) yüzyılda tarihte görülürler. Bu da Frygya kralı Midas(!)ın bu tarihte KYME kralının kızıyla evlenmiş olmasıyla ortaya çıkar. (*) Anlatıldığına göre Kyme kenti, Amazonlar tarafından kurulmuştur. (**) Kyme’ler buradan Eğ RİBOZ adasına (Fransızcası EU-BEE, Almancası EUBOA, yunancası EVRİPOZ*) göç etmişlerdir. Batı kaynakları KYMEïerden genelde, "sır bir halk” (peuple mystérieux) olarak söz ederler. Bize Kyme alfabesini sağlamış olan çok değerli bir Batılı araştırmacı, Anadolu'yu söz konusu ettiğimizde:...Bizi, öteki taraf ilgilendirmez demişti... Öteki taraf, Yunanistan'ın doğusundaki taraf, yani Anadolu ve qerisindeki Asya I. Kyme’ler Eğriboz‘daki, EUBEA’lar ve CALCİDE (kılkış)larla rekabet etmişlerdir. Son defa İtalya Campana kıyısına (Napoli yöresi) göç edip KYME'yi burada kurmuşlardır. Etrüsklerle rekabet etmişler, Roma ile birleşerek Etrüsklerin yıkılmalarını kolaylaştırmışlardır. Kyme'ların Batı tarihindeki yerleri çok büyüktür. Çünkü; • Greklere ait olduğu kabul edilen ve • Grek kültürünü temsil ettiği kabul edilen yayınları vardır. Bu nedenle tüm Batı bilginleri bu yazının • ETRÜSK ALFABESİNİN ESASINI OLUŞTURDUĞUNU • LÂTİN ALFABESİNİN KÖKENİNDE BULUNDUĞUNU KABUL ETMİŞLERDİR. Büyük çoğunluk bu iddiaları kabullenmiş fakat • 1780’den, Etrüsklerin bulunduğu bu tarihten beri bu yazıyla Etrsükçeyi çözememişlerdir. (***) Eğer yakıştırmalar, zorlamalar sonucu okunabilmiş birkaç sözcük varsa, onlar ancak (-7) y.yıldan sonra ÖN-ROMA diyebileceğimiz döneme ait olacaklardır. Çok eğlenceli olan taraf şudur: • Ancak (-8)nci yüzyıldan sonra doğmuş olan KYME yazısıyla nasıl olur da • yaklaşık (2500)lerde tanımış olduğumuz Etrüsk yazısı okunabilir?. Batıyı hayal kırıklığına uğratacak bir öteki gerçek ise şudur : Kyme alfabesindeki harfleri incelersek, bunlar • Grafizm olarak tümüyle Ön-Türklerin • Asya, Anadolu ve Qutyak alfabelerinde vardırlar, bir farkla ki, Bunlar, • GREKÇE ADLANDIRILMIŞLARDIR. Bu harflerin kaynağının asla, Ön-Türkçe olabileceği düşünülememiş olduğun dan . bilmedikleri , tanımadıkları harfler için, (*) (Türkiye Gizemleri N 67.Halûk SARIKAYA. Bilim Araşt. Mer.1983 lst.)(**)(G.Ville Dıct. Archco. Larousse 1968 Pans) ( ’ **) '{Not :Eu-Bee Fransızca(eu) = güzel, (bée) = sığır

demekktir, Almancadaki BÖA'mn Ön-Türkçedeki (bu-oğ-a= boğa'dan geliş olmalıdır} 275


Halûk Tarcan

• • • • •

ARKAİK ARKAİK GERK PRE-GREK gibi adlarla sürekli GREK SABİT FİKRİ etrafında ve onu eksen alarak bir açıklama getirmeğe çalışmışlardır.Daha önemlisi bu harflerle yazılmış metinlerin hiçbirinin tamamını okuyamamışlardır.

KYME alfabesindeki harflerin ÖN-TÜRK damgaları olan kökenleri Bu alfabeyi ‘Grek alfabesindeki adlarla adlandırılan Ön-Türk damgaları diye adlandırabiliriz. Grek alfabesi: Alfa, Beta, gamma, delta, epsilon, bau, zeta, eta, thete, iota, Kappa, ksi, mu, lambda, omikron, psi, qoppa, rho, isgma, tau, üpsilon, phi, nu, omega.

* * f U <

B f

D f P I -

k

|ı v

k

H ç po t i e y

B & l t U r ' N g J o r - o

A ? < & *C B <B K A A* /Y X O P A < Û E HO W N+ • r ■ "* m M A Kyme alfabesinin Ön-Türk kökenleri

Ps

T

K $ t #

f " V fr S Y

-

® V ^ İ

AT = alfa, ÖK = beta , ÖG = gamma, ON = gamma, ED = delta, UÇ = epsilon, UB = bau, ON = eta ES = iota, OQUN = theta, ÖK = kappa, UL = lambda, UM = mu, UN= nu ALT = mu, OQ = ksi( OQ+ İZ = ksi), UQ = ksi, ON = omikron, 5, UP = psi. ON-ES = qoppa, UR=rho, OZ = sigma, ES = tau, 6.UY = üpsilon, UÇ, ÖC = ph, UW, OĞ = omega. Görüldüğünce Kyme alfabesinin kökeninde Ön-Türk dil ve kültürü vardır. (2. kitap) KYME, CUMA(kuma) CUME(küm) şekillerinde yazılan ve hepsi KUMA adın­ dan çıkan bu adın kaynağını araştıralım : Mırşan’ın çalışmalarında, • OUMA adlı bir nehrin Nogay steplerini aşarak, Hazar’ın batı kıyısında • KIZLAR körfezine aktığını görüyoruz. Uçığıltır Kölünün kurumasından sonra ortaya çıkan Hazar denizini*. kuzey batı kıyısında bu kölün ortasında • OUMA adlı nehrin aktığı NOGAY stepleri kalmıştır. At-OY konfederasyonunda KARA KÖL(Azak) ile Kızların Körfezi arasında • ÖZ- BUDUN adında bir devlet vardır.Ouma nehri bu yöreyi ikiye ayırarak tam ortasından akar. ÖZ-BUDUN, At-Oy Bil'e ait olduğuna göre tarihinin (-1500)leri göstermesi gereklidir. 276


Halûk Tarcan

Uçuğıltır Kölünün kurumağa başlaması üzerine batıya göç edip yeni bir "kol” aramış olacaklar ve sonuçta, • Ege kıyılarında • BEHRAM KALE yöresine yerleşmişlerdir. Ileriki araştırmaları bekleyecoğiz. Antalya’da DEMRE (Demyra-Demura) ilçesinin, Üçağız köyünü gerisinde bulunan YAVU köyünün eski adı • KYNElA!’dır...Kune/ia...Kune ülkesi...Bu adın, 1^ p * £> • Quma ya yakınlığı dikkat çekicidir. I \ 1 / I tS Ouma, Batılılarca KYME şeklinde yazılmıştır.Aslı Ön-Türkçe aşağıdaki şekil olmalıdır. Bu yazı şekli, Ön-Türkçede • KÖYPENG diye okunur anlamı • Tapınağı bulunan yer demektir.ki, bu kelime • KÖKK ÜY BİLİN, beldenin gök evi, • KÖYÜBİLİN+OĞ...yukarda gördüğümüz , ön-Türkçe şekli almıştır. Bunun dışında • KÖYPEN + ERİS, Grekçeye kilise anlamına KURİOS diye geçmiştir, • İsveç’te KÖJPEN adlı bir kent vardır. • Danimarka’nın başkentinin adı KÖBEN / haag’dır; RÜN harflerinin vatanı sayılan İskandinavya'nın birer parçasıdırlar...Ve de Mirzan, Gotland adasında 39 okunamayan yazıtı, Ön-Türkçe okumuştur...Hatırlatırız!. Bir önemli noktaya daha değinmeden geçmeyeceğiz : • Grek Mitolojisinde yanardağlar ve demircilik: • Bu işler EPHAİSTOS’a atfedilir ve bunun kaynağının Limni olduğu kaydedilir. (*) Gerçek şudur ki, • Ege bölgesine • demirciliği getiren Ön-Türkler olduğu gibi Lirnni’de • Ateş Kültü gene Ön-Türklet sayesinde varolmuşlardır. Bu nedenle Efaistos’un kökeninin, Ön-Türk kültüründen geldiğini düşür mekteyiz GREKLER ALAŞYA ‘da NE ARARLAR ? -KIBRIS ADAMDA ÖN-TURKLFHHitit ve Babil kaynakları Kıbrıs’ın tarihteki ilk ve c-sas adının ALASKA olduğunu kaydederler. (**) ALAŞYA ne demektir? Bu sözcük, ALAŞ ve İYA ekinden oluşrr.'jştur. İYA’nın On-Türkçe İERÜÜ fiilinden geldiğini, Limni yazıtı konusunda Mirşan’ın vermiş olduğu açıklamada görmüştük. "Sahipolma" dolayısıyla ‘’ülke" anlam­ ını vermektedir ki, Alaş/iya, Alaş/ya ALAŞ ÜLKESİ anlamını vermektedir. Alaş ne demektir, sözlüklere bakalım? ( Fuat AKSOY) Kazakça sözlük: ALAŞ 1/ Kazak, Kırgız ve Tatarların eskiden kullandıklar ad, 2/ memleket, millet. (“)(Le Who’s Who de la Mythologıe, G.Grant, J Hazel, Seghers, 1975 paris) (**) (İncil cilt I, Ancien testament, Gallımard, 1956, s 31)

277


Halûk Tarcan

3/ Altayca sözlük, ALAŞ, kutsama nidası (ş ya da s ile olabilir) 4/ Teleutçe sözlük: Büyü yaparken büyücünün söylediği sözler. Alaş'ın kutsama nidası olması, en eski donemie ilgili olmalıdır. Çünkü, (S’)nin (Ş) haline dönüşmesini ATAS...ATAŞ... AYIRIS...AYIRIŞ şeklindeki zamanla değişen örnekleri bilmekteyiz. ALAS sözcüğü iki ayrı damgadan oluşur: AL ve AS... • AL, AL/mak fiilini oluşturmuştur: Ön-Türk söylence biliminde AL kutsal demektir ( prof.A. İnan) • AL bayrağımızın esas rengi olan ATEŞ rengidir. Ateş kendisine verilen her şeyi yakarak, şekil değiştirerek, yukarı, göğe, Tanrı’ya yükseltir: • AL / mış tanrıya eriştirmiştir. • AS, AS/qan, AS/pan, AS/tan , ASÜMAN şekline dönüşmüştür. • AS , AS/ılı olmayı ifade eder k i, • AS/ılı olunan yer Tanrı B'ıTi tanrı beldesidir. Demek ki, ALAS • TANRI BELDESİNE AUINMIŞ demektir. Altay’larda ‘’kutsama nidası” oluşu, bu kutsal değeri taşımaktan olacaktır. Türk söylence biliminde bir ALAŞ HAN vardır. Türk boylarını birleştirip 6-12 yüzyıllarda egemen olan ALTI ALAŞ devletini kurmuştur. Bunun Dest-i Kıpçak olduğu iddia edilir: Urartu + Oq Uşuy (İskit) konfederasyonu... Kazaklar, ALAŞ’I kutsal nida olarak, savaşta hücum anında ALAŞ, ALAŞ ! diye haykırırlar. 1917 ihtilâlinden faydalanan Kazaklar ALAŞ ORDA diye bir devlet kurmuş­ lar bu devlet 1919’da son bulmuştur. Alaş, Komünist yönetimine karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde Kazaklar’ın URAN’I parolasıdır. ALAŞ URAN.. Alaş sözcüğünün bulunduğu bir bitik Taş vardır. Bu taş, Kazakistan’da İLİ nehri yöresinde KARKARALI mevkiinde dikilmiş olup, 1,90 ölçüsündedir. Üzerinde • OAĞAN ALTI BÖRİG ALAŞ yazılıdır. Kazak Sovyet Akademisi üyelerinden Musabayoğlu tarafından okunmuştur. (*) Kıbrıs’ a ayak basanlar Kıbrıs’a, kendilerini Alaş diye adlandıran Türk boyu ya da boylarının ayak basmaları tarihi (-1400)dür. Halbuki Minoen göçmenlerinin adaya göç etmeleri tarihi (-58). (**) Fakat, Kıbrıs’ a ilk ayak basanlar, Yunanlı Arkeolog, Lefkoşa Müzesi eski müdürü P.DİKAOS’a göre 6’ncı Binde Anadolu’dan gelenlerdir. (*9) Jeolojik olarak Kıbrıs’ın Akdeniz deki yeri, İskenderun körfezinden kopmuş olduğunu göstermektedir. Yunan yarım adasına uzaklığı 600 km. Anadolu'ya yakınlığı 60km.oluşu, P.Demargne'ın belirttiği gibi Kıbrıs’ın, kökenini Orta Asya’dan (Türkistan’dan) alan, Anadolu kültürünün devamı olduğunu gösterir.______________________________ (‘)(Hasan Oraltay, ALAŞ. Türkistan Türklerinin Millî istiklâl parolası. Türkelı Y. 1973, İst.) (**) (Petit Larousse 1996 ) {***)(P- Demargne, Naissance de l'Art Grcc, Gallimard, 1964 Paris)

278


Haluk Tarcan

Araştırmacılarımızdan Halûk BERKMEN, Kıbrıs’ta Ön-Türkçe adlı yazısını içeren Viyana’dan gönderdiği mektubunda (Şubat 1994) şöyle demektedir ‘...Kıbrıs bir Akdeniz adası olmak itibarı ile eski Yunan uygarlığının bir parçası kabul edilmiş ve bu bakış açısı ile değerlendirilmiştir. Oysa ki, Anadolu halkları ile Ege halklarının yarattığı kültürü, iyon kültüründen ayırmak ve onları ayrı bir sınıflama içinde değerlendirmek gerekir. Bu görüşü değerlendiren yeni deliller ele geçtikçe , 16’ncı yüzyıldan kalma bir şartlanmışlıkla, görmezlikten gelmek ya da alışılagelmiş kabulleri yıkamamak devri geçmektedir. Artık elimize geçen bulguları bilimin, mantığın ve tarafsızlığın ışığı altında bağnazlıktan kaçınarak değerlendirmek gerekmek­ tedir. Özellikle genel bir bakış açısı ve sentezci bir bakış açısı bu seviyede önem kazanır.." şeklinde başlayan mektuba esas kaynak olarak aldığı, Ernest DOBLHOFFER’in, Voices in stone başlıklı kitabın 231’nci sayfasında, çok önemli bir paragraf dikkati çekmektedir. "...İkinci kere Samuel BEACH sahneye çıkmış ve Kıbrıs dilinin tüm eski teorilere rağmen ne Semitik ve ne' de Mısır dili olduğunu, fakat Yunanca olduğunu ispat etmek istemiştir. Fakat bir çok sebepten bu Yunancanın çok barbar ve alışılmışın dışında bir görünüşü vardır...” Önce çözmekte hata yapmak kolaydı, çünkü alfabe yazının gerektiğinden çok daha fazla sayıda işaretlerden oluşmaktaydı. • İkinci olarak, Kıbrıs dialekti o zamana kadar bilinen diğer Yunan dialektlerinden çok daha farklı idi ve • Üçüncü olarak YAZININ KENDİ YAZILIŞ ŞEKLİ (ortografısi) VARDI, AÇIKÇA. BİR YUNAN YARATMASI OLMAYIP, İLKEL VE FAKAT, YUNAN OLMAYAN KIBRISLI BİR HALKTAN ÖDÜNÇ ALINMASINDAN DOLAYI İDİ... 7 50 harfli Kıbrıs alfabesine ilk bakışta bu işaretlerin Ön-Türk olduğu bu kökene dayandığı anlaşılmaktadır. Bunların arasında 25 harf (damga) • Ön-Türk damgalarıdırlar. Fakat Yunan dili esas kabul edildiğinden damgalar Yunanca adlandırılmışlardır. Örneğin, UR damgasına RHO adı verildiği gibi.... Bilimsel gerçek şudur ki, KIBRIS ALFABESİNE AİT DİLİN YUNACA OLDUĞU­ NUN İDDİA EDİLMESİNE RAĞMEN BU ALFABEYLE HİÇBİR METİN.... Berkmen şöyle devam ediyor, ,”..bu ifadede dikkati çeken nokta, • YUNAN’a ALFABEYİ ÖDÜNÇ VEREN KÜLTÜRÜN İLKEL, ÖDÜNÇ ALAN KÜLTÜRÜN İSE ÜSTÜN OLDUĞU KANAATİ AKTARILMIŞ OLMASIDIR. Bu da, Batının bütün gerçekler rağmen önyargılardan bir türlü kurtulama­ mış olduğunun bir öteki şahidi, 19 yüzyıla ait bir şartlanmışlıktır.


Halûk Tarcan

Alfabe veya işaretler Yunan kültürü tarafından kendi dillerini kaydetmek için kullanılmış ve bu arada esas dil, yani, yazıyı yaratan kültürü zaman içinde yok olmuştur. Berkmen bundan sonra kitabın 236'ncı sayfasında Kıbrıs alfabesini vermektedir.

Kıbrıs alfabesinde hemen göze çarpan yukarda gördüğümüz 27 şekil .ÖnTürk damgasıdır. Bu da Kıbrıs Dip kültüründe Ön-Türk kültürünün bulunduğu­ nu göstermektedir. Bu nedenle Kıbrıs yazısı -tüm iddia ve ısrarlara rağmen- ne Grekçe v ne de Pre-Grekçe ile çözülmüştür. AMATHİOS .Yunan Mitolojisi, Afodit’in kendi Mitolojisine ait olduğundan ısrar eder ve bu bütün dünyaca kabul edilmiştir. Kıbrıslılar ise, Afrodit’in Kıbrıs Tanrıçası olduğunu iddia ederler Bu adı analiz edersek ortaya AM + ATA(athı) + OS çıkar. ilk hece Ön-Türkçede sevgi demektir, Ata, biliyoruz geçelim, os ise Evren anlamını verir. Cümleyi toparlayalım EVRENSEL SEVGİ ATA'sı...Ön-Türk dilinin ve kavramlarını Kıbrıs'ın kökeninde olduğunun bir delili daha... Kıbrıs adası münasebetiyle Anadolu kıyısındaki bazı Ege adalarının ÖnTürkçe adlarını da verebiliriz. (**) Sakız adası ‘’nöbet, garnizon demek olan SAÛA'dan Yunancada SAKAİ, Latincede SACCUS, Attika dilinde yani Pelasgça’daki SAKOS bizde SAKIZ olmuştur. Fransızcaya, torba anlamına SAC(sak) şeklinde girmiştir. SAQA garnizon, anlamına, üç tarafı kapalı, bir tarafı kapı, korunmalı yani torba şeklindedir. A.B. bu gerçekleri kabul etmelidir...de, bu gerçekleri önce bizim resmî kişilerimiz öğrenmelidirler...ki. Tarihî bir hak savunabilsinler. KARİA YAZISI Batı kaynaklan, Batı Anadolu’da Karyalıların okunamamış olan yazısının • KIBRIS HECE alfabesi ile yazıldığını kaydetmektedirler. Tarihçiler bu noktadan başlayabilirler...Türkçe bilmek şartıyla... KAR / İA adı bazı şüpheleri uyandırmaktadır • (İA)son eki, buranın • KAR ülkesi diye adlandırıldığını göstermektedir. KAR, • ne demektir, bu ad hangi dilde vardır, doğru okunmuş mudur ? Acaba, • Ön-Türkçe bir adın zaman içinde bozulmasından mı oluşmuştur? Bu soruların cevabını beklemekteyiz:


Halûk Tarcan

LİKYA...LİK/YA

• •

Likyalıların kökeni konusunda Fransız araştırmacı Paul Faure onların Girit’ten gelen PELASG’lar olduğunu ileri sürer ve tarih olarak (-1200)leri verir. (Ulysse le Cretois) Pofesör Laroche’a göre Anadolu’nun otokton (esas) halkındandırlar. Hitit’lerden kaçarak sahile, bugünkü LİK/YA adını verdikleri bölgeye yerleşmişlerdir.

(not: Paul Faure aynı kitapta Ulysse adının eski bir Anadolu dilinde OTOUSSE olduğunu kaydeder.(Bu ad Mirşan tarafından OD-USUZ şeklinde Ön-Türkçe okunmuş ve anlamı muzaffer olarak verilmiştir)

Dil sorunu : Batılı kaynaklar, Likyalılar ile Luvi’leri ayırırlar. Lıkya dilinin daha eski olduğu iddiasıyla onu, • Örnek bir Hint-Avrupa dili olarak ileri sürerler. Gene aynı kaynaklara göre Likya ve Luvi dili ve yazısı artık bilinmektedir her iki dilin yazıları okunmuştur(??), İşte bir örnek : • SE...İJE...NTADE... TESİ... anlamı şöyle verilmektedir. • ‘...ve onun tarafından , içinde onun tarafından koymak, bu sonundaki(??) Bu cümleden - tamamlayıcı bir cümle bile olsa- kimse hiçbir şey anlayamaz.. Yanlış tercüme ettiğimizin sanılmaması için Fransızcasını aynen alıyoruz "...et-par lui., dédans... déposer-parlui... celui-qui est... Bu cümlenin (!) bizim ve evrensel kültürü tarihine ait gerçeklerin açığa çıkması bakımından en önemli yönü yazarın, cümledeki TESİ sözcüğünü Tl + ESİ olarak vermekte ve ESİ’nin, "verbe être” (imek / olmak) fiili olduğunu söylemektedir. (*) Hemen anlaşılacağı üzere, • ESİ’nin ËSi-ËM’in, yani (can-ım, var-ım, ‘’ben”-im)imek / olmak ön-Türkçe fiiinin ilk kişisi olduğudur. AvusturyalI dilci. Paul Kretschmer, Likya dilinin ÖN-HİNT AVRUPA dilinden 5nci binlerde ayrıldığını ve ESİ-EM halinde Ege adalarına bu tarihlerde yayıldığını ifade eder. (J.Faucounau) Aynı cümledeki NTA gibi hecelerin Pelasgça olduğu, Paul Faure tarafından “Ulysse le Cretois” adlı kitapta ortaya konmuştur. Ayrıca, NNE...PDDE...MME...TTRE...PZZI... heceleri oluşturan şekiller • Harf mıdır ? • Damga mıdır ? • Neye göre bu tarzda okunmuşlardır?... Bu kesik kopuk cümleler dışında, okunduğu iddia edilen tam cümleler de vardır. Bunların, Trilingue, bilingue metinlerin yardımıyla okunduğu ileri sürülmektedir...Grekçe’den faydalanılmıştır. Soruyoruz; • Ön-Türk damgaları nasıl seslendirilmiş , nasıl manalandırılmışlardır ? Grekçe esas alınmış ise, Apollon ve Midas’ın yakıştırma okunuşunu unutmamız imkânı var mıdır ? • Acaba, Grekçe gerçekten doğru okunmuş mudur? C)(J. Faucounau. Bull.Soc. Ling. De Paris LXXXVII (as 1-1982

"LXXXH fas. 1.1987)


Halûk Tarcan

Bugün, Likya yazıtlarındaki şekillerin, çok büyük çoğunluğunun, • Ön-Türkçe damgalar olduklarını biliyoruz • Likya anıtlarının pek çoğunun üçgen alınlığında kocaman bir haç şeklini, OQ damasını görüyoruz. • Kaş ilçesinde meydana açılan yokuşun tepesindeki Likya anıtının tabanı ile gövdeyi birleştiren Friz, ON-OĞ damgalarından oluşmaktadır: "başarılı kişi. Tanrıya erişme başarısını elde etmiş kişi” ... Antalya -Kekova adasında, Likyalılar döneminden "depo" adıyla bilinen ufak limana girişte, sağ kenarda dört köşe çerçeve içinde, üç, • ÜÇ, OQ damgası bulunmakta, ayni damgalar sağ üstte yüksekte, geniş aralıklarla gene, üç sayısınca işlenmiş OQ damgaları görülmektedir. ; ÖnTürklerde, • üç sayısının UÇ yani lider ve liderlik anlamına geldiğini bilmekteyiz. Bazı alınlıklarda, DANA BOYNUZU denen şeklin, • Üst Asya'da, 12 bin tarihlerinde ortaya çıkan sıntaşlarında varlığını ve bunların ON damgası olduklarını biliyoruz.örneğin, • AO-YÜS sıntaşının tepesinde bu tür bir ON damgası vardır. • LİK/ya, LİC/ie, LUK/ya, son hecelerin Ön-Türkçe • İerüü fiilinden geldiğini ve "sahip olma ” demek olduğunu görmüştük • LUK ÜLKESİ...Bu da, kökende Ön-Türk kültürünün varlığını gösteren çok kuvvetli bir delildir. Dil ve yazı dışında, söylence bilime başvurursak , • Apollon'un öteki adı, LlKYALI’dır. Bu adla, ayni zamanda, • KURT / TANRI diye bilinir.(-2) .Kurt’un Türk söylence biliminde yerinin önemini anımsamamız gerekir? Bu bulgu ve bilgiler ışığında, • Likya yazısının Ön-Türk damgalarından oluştuğu tam anlamıyla bilimsel bir gerçektir: Elinde Orhun yazısı olan herhangi bir kişi bu gerçeği reddedilemez bir şekilde görür. • Bu nedenle, Likya dip kültüründe, Ön-Türk Kültürünün bulunduğunu kolayca ileri sürebiliriz. Likya yazısının tümünün okunmasıyla Likyalıların Ön-Türkler olup olmadıkları kati olarak ortaya çıkacaktır.. Son söz: Likyalılar, büyük taş işçisidirler. Evlerini kayalara oymuşlardır. Bu da Ön-Türk dip kültürüne onları bağlayan bir öteki elemandır...Ön-Türklerin taşı sevdikleri ve yazıyla işlediklerini anımsayalım. Bu konuda Profesör Fahri IŞIK'ın Ön-Türk öğelerini kenara itmesini anlamakta güçlük çekiyoruz...Ve de, Kaş ilçesindeki Likya anıtının kenarına , bizim bu konudaki düşüncelerimizi protesto edercesine bronz bir levha üzerine "Likya yazısı çözülememiştir” diye ilân etmesi, bilimsellikten tümüyle uzak hissi bir davranış ileri sürdüğümüz olasılıklar karşısında bir tür anlamı olmayan kemikleşmedir. Bunun yerine oturup tartışsak?... (*)(la mythologie E. Hamilton e. Verviers 1962 Paris).


ANADOLU TARİHİ SORUNU

Bölüm XV.


Halûk Tarcan

ANADOLU TARİHİ SORUNU • Anadolu’nun doğusunda Hititler, • Batısında, antik Grek esas alınarak, Hint-Avrupa adı verilen kuramsal dil ve kültüre yakıştırılmıştır. Nitekim, Anadolu tarihi, • Hititlerle başlatılır • Hitit öncesine inilmez Hititler’in, kendilerinden önce Anadolu’da var olmuş olan kültürleri emmiş oldukları geriye atılır. Hattâ Anadolu'da, Ord. Prof. E. Akurgal, Hitit öncesi ÖnTürklenn aranmasına karşı çıkar. ‘’Yunanlı dostlarımızı gücendirmenin gereği yok” !..der...(Cumhuriyet) Dilci Profesör C. Renfrew, Hint-Avrupa denen dilin hareket noktasını • Doğu Anadolu diye gösterir ve günümüzden 6 bin yıl önce yani ( - 4 bin)de, Hint-Avrupa dili burada doğmuştur der... Fakat, bu dilin bu tarihte hemen ortaya çıkmasının imkânsız olduğunu gören dilciler, • NOSTRATİK(...bize ait, yani batıya ait!...demek olacak) adı altında bir "kaynak dil” Orta Anadolu'ya Eskişehir - Konya yöresine yerleştirirler. Ama iş burada da bitmez. Çünkü, Nostartik’e rağmen bazı sözcüklerin • Bilinmeyen bir ırka ait olması gerektiği sorunu ortaya çıkar...Ona da ad bulunur • PROTO-WORLD dil??? (*) İşte Bu ‘‘proto dünya"dan iki sözcük: HAKU VE KUNİ Proto-World'da HAKU su demektir Nostartik'te HAKU aynen kalır Hint-Avrup’cada HAKW olur ve...??? Lâtince'de AQUA şekline girer Türk dilini araştırmalar dışına atmanın zavallığı burada hemen ortaya çıkar: Ön-Türkçede AQUVVA sözcüğü SIVI demektir.(**) Bundan AQ/mak (ak/mak) ve QOVA (kova) sözcükleri doğmuş olacaktır . Lâtinceye Etrüskler sayesinde geçmiştir. AquWa, yani sıvı, LuWî dilinde AKU, Palait: AHU, Hitit: EKU, Gotlarda, yani Cermenlerde: AHWA şeklinde ve nehir anlamına kullanılır, (longine des langues, M. Ruhen, de bats, Bertin, 1997, sa: 271)

Herhalde, Aquwa ve onun paralelinde ATA/eus sözcükleri yaklaşık (7’nci) yüzyılda yola çıkıp, zamanı geriye sayarak en az (-5.) binlerde Türkistan’da Ön-Türklere erişmiş olamayacaktır!. İş bu kadarla da kalmıyor, yakıştırma yolu\ .ru h yazanlar, büyük bir beceri ile, Aqua’da WAZAR ile WATER’i de dogurtmjş ird ir... WAZAR’dan önce, Anadolu'da WADAR'in bulunduğunu bilmeden...Belki de bilmek istemeden??... Belki de, Aqu/ WA’nin WA’si, WA / dar’ın meşru anasıdır, bilemeyeceğiz. Dilcilere...İkinci örnek : Proto-World KUNİ sözcüğü Nostratık’teKÜNİ olmuş Hint-Avrupa’caya GWEN diye geçmiş


H a lu k T a rc a n

İngilizcede QUEEN halini almış olduğunu sanmaktayız. Gene aynı bağnazlık: Hz. Isa’dan P bin yıl önce Qazakstan’da Tamgalı Say da bulunan ve kutsama törenim ifade eden kaya resminde. GÜNEŞ ve eşi AY’ı yan yana görürüz. Tanrının kudretini temsil eden güneşin adı • KÜN ve eşi olan ayın adı, "eşi, iki/ncisi" anlamına • EKİdir. KÜN / EKİ...Zamanımızda GÜNAY... Yanılmıyorsak, • Bu KÜN, Proto-World’ca KUNİ...İngilizcede KİNG, • KÜN-EKİ ‘de KÖNİGİN ve QUEEN olmuş olmalıdır...Son söz dilcilerin. Biraz da, Nostratik i inceleyelim: Nostratik in yerleştirilmiş olduğu Eskişehir / Konya yöresine (- 6500) tarihli ÇATAL HÖYÜK vardır, ileri seviyede bir uygar­ lıktır. Çatal bıçakla yemek yerler. (*) Konuştukları dil konusunda hiçbir fikir ileri sürülmemiştir. Biz bu konuda çok önemli bazı şüphelerimizi dile getirmek isteriz : Çatal Höyük duvarları • AQIN, ED vb..kilim ve halılarımızda bulunan Ön-Türkçe tamgalarla süslüdür. • Ana tanrının vücudu ise başlı başına bir yazıttır. Bu öğeler Orta Anadolu dip kültüründe en 6500’lerde Ön-Türk kültürünün var olduğunun görsel ispatıdırlar. Orta Anadolu’da Ön-Türk kültürünün bir öteki temsilcisi FRİKYALI’lardır Bu konuda yakıştırma adıyla, MIDAS anıtı bölümüne bakınız. Bu öğelere Ödemiş’teki yaklaşık 6500’leri gösteren Soğukluk ve Damlacık taki damgaları da katabiliriz.Bu üç görsel ve Ön-Türkçe okunmuş olan yazıt, ana tanrıça, Midas ve Ödemiş Soğukluk Kanyonu, eğer, Nostratik buradan doğmuşsa onun Ön-Türkçe olduğunu ispat ederler. Kuramsal Hint-Avrupa dilinin Doğu Anadolu’ya (-4.) binlerde yerleştirilmesi çabalarını, ya da becerilerini inceleyelim : HİNT-AVRUPA KURAMSAL DİLİNİ 4’ncü binde DOĞU ANADOLU’YA YERLEŞTİRME ÇABALARI Batılı tarihçiler Türk dil ve kültürünü yok saydıklarından, • 4’nci binlerde Doğu Anadolu’ya özgü bir tarih olabileceğini düşünmemişler ya da düşünmek istememişledir, • Kuramsal Hint-Avrupa dilinin burada doğmuş olduğunu iddia ederek, bütün bir Doğu Anadolu halkının ancak ve de çok emin bir şekilde “ÂRİ IRK”tan olduğunu sanki çok doğalmış gibi ileri sürmüşlerdir. Daha kısası: • Hint-Avrupa dilinin egemen olduğu bir • KAFKAS KÜLTÜRÜ, daha da ileri giderek bir • KAFKAS IRKI, ya da ÂRİ IRK yaratılmıştır. Aslında, bu yörede, tarihte ilk devlet kuranların • URAL- ALTAY dili konuşan HURRİ ve URARTU’lar (isub-ura) olduğu gözden kaçtığı, ya da kaçırıldığı etkisini vermektedir. (*4)( James Melleart, çatal Höyük. Tallandier. 1971. Suisse))


Halûk Tarcan

Örneğin. Prof.Akurgal Anadolu Kültür Tarihi adlı kitabında, Ural- Altay dili yerine BİTIŞGEN bir dilden söz eder...Almanca'nın da bitişgen bir dil olduğunu düşünürsek, Akurgal’ın Hititçede Almanca sözcükler aradığını, bulduğunu göz önünde bulundurursak...Hititler, Almanların ataları olmalıdırlar düşüncesine doğru akarız...Yalnız Almanca’da Ön-Türkçe sözcüklerin varlığını ne yapacağız? URARTU (**) Kafkaslar ve Doğu Anadolu bölgesine, • ISUB-URA BİL deniyor. Kaydetme yetkisi olan ülke anlamını taşıyor. ISUB, yazı; URA, ur/ulmuş... Bu ülkenin yöneticisinin sıfatı ISUB-URUŞ TURUO’tur. Turuq vali demektir. Bu da gösteriyor ki, Isub Ura bir valiliktir ve bu haliyle Asya'da egemen olan AT-OY BİL’in UÇ devletidir. Isub Uruş Turuq’a aynı zamanda • URUUA TURU, "kaydetme yetkisi” tanınmıştır. Kaydetme yetkisi, bir devlet yöneticisi gibi " askere alma, savaş ilân etme, savaşma ...’ yetkisini kapsamaktadır. Herhalde bu yetki, URUUA TURU, Asurluları korkutmuş olacak ki, bu ülkeyi • URUATRI adıyla anmışlar, ondan da URARTU adı doğmuş olacaktır. Urartu’nun öteki resmî adları; • AT UQUS YÜZ • ISUB URUŞ TUTUQ • ISUB URA UÇ...şekillerindedir. Son iki ad bu ülkenin kuzeydeki Ön-Türk konfederasyonu AT-OY BIL’in UÇ'u olduğunu ispat etmektedir. Bu tarihi gerçekleri, Moğolistan’da tKE-XUŞOTU’nda bulunmuş ve Kotwicz tarafından 1928’de yayınlanmış olan Bitig Taş’tan öğreniyoruz, başlığı şudur: ISUB-URA BİLGE, ÖKÜLÜ ÇUR EB-EDİZİ BİTİĞİN UÇU ÛAĞAN İNİŞİ OYI, ÇUR TİGİN, ULAYI TÖRT T İĞİN Isub Ura bilge, (bil’e,ülkeye, egemenliğe) krallık ÇURunun başarılarını içeren yazıt...Yazan Hakan temsilcisi Çur Tigin ve sırayla dört Tigin.. Bu bitig taş, Öküli Çur’un başarılarından sonra 80 yaşında öldüğünü kaydeder; BİLGE ÖKÜLİ ÇUR , AT-URUDUŞ BUDUNİG, İTİ OYU OLURTI Egemenliğin Öküli Çur’u bakanlar kurulu oluşturarak oturdu , Yani • başbakan oldu (-542)...birçok satırları geçiyoruz, • Çeşitli savaşlar için asker topladı... • Seksen yaşında ( - 552) şehit oldu..diye yazar Bu çok kısaltarak aldığımız Bitig taş şu gerçekleri ortaya koyar: HURRİ ve URARTU’ların dillerinin Ön-Türkçe olduğunu GÖRSEL HALDE ve TARTIŞMASIZ bir şekilde ortaya koyar. (Not: Acaba, Anadolu'yu 47 etniye, halka, buduna bölen bazı Alman kuruluşları ¡İhamlarını buradan mı almışlardır? ) 28i.


Halûk Tarcan

Kaya resimleri, damgalar döneminden, 15 binlerden, (-522) daha doğrusu İskitlerin Urartuyu yıkma tarihi olan (-516)ya kadar Doğu Anadolu Yüksek yaylâsında yalnız Türkçenin değil ayni zamanda, • Türk devletlerinin de varlığını meydana çıkarır. • Doğu Anadolu’da tarihe dayanarak asla kimsenin toprak talebinde olamayacağını ispat eder...Kısacası SEVR’İ yırtar • Anadolu’ya 1071 de geldiğimizde ısrar eden E. Akurgal’ın yanıldığını da gösterir. Urartu'dan son kere (-516)da söz edilir. Ordu kumandanı olan ÖNRE-BİNABAŞI, (-516) da Çanakkale savaşını yönetmektedir. Bu esnada QARLUQ'lar, Güneydoğu Anadolu’da ÇİK BUDUN (çit, sınır budunu, Pers’ler) le savaşmış ve esir düşmüştür. Ö.Bihabaşı, Çanakkale savaşını bırakıp, 1'nci Daryüs'ün Kafkasya seferine çıkmasına, TÜRÜK BIL’in valiliği olan ISUB URUŞ’u URARTU’yu almalarına engel olmak üzere CETİ SU’ya (Balkaş’ın güneyi) giderek ÜÇ OARLUO’LARDAN ASKER TOPLAR ve aynı yıl AT-UB UÇUĞ’a, yani ASUR’a ordu sürerek ISUB- URUŞ TURUO’un intikamını alır, tarih (-516). Urartu konusunda son bilinen budur. (-516)dan sonra tarihten siyasal bir kuruluş olarak silinir...Ama. Ön-Türk kültürü "siyasal kuruluşlar çerçevesinde en az, (-1517)den (-516)ya, bin yıl kökleşmiş, mayalaşmıştır. Unutmayalım ki, devletin çökmesi, Ön-Türk kültürünün yok olması demek değildir... • Kültür, asla kaybolmaz, en aşağı, dip kültür halinde yaşar ve bu dip kültürler üzerinde tabakalar halinde yeni sentezler oluşur.. Urartu’nun başkenti bugün Van kalesi olan TUŞPA’dır.(O.Belli) Acaba bu ad, AT / UŞ/ UP-A diye ön Türkçe okuyabilir miyiz?.. " ruhun Tanrıya geçmesi inancında olan yönetim merkezi"?...Son söz Mirşan’ındır. Van kalesinin güney doğusundaki son mezar odasının içinde, içlerine yakılan kişilerin külleri konulan • 78 oyuk vardır..Bu, ATEŞ KÜLTÜ geleneğinin varlığının delilidir. • Urartu kralı Haldi’nin baştan aşağı OQ damgalarıyla kaplı giysisi, Urartuların OO’lardan olduklarını gösterir. Doğuda, Anadolu'ya giren • UÇ-ESİG ELAT’lar , İSKİT’ler de OQ gurubundandırlar. Bugün Doğu Anadolu’da yaşayan KIRMANÇ'ların adı OÛ-ERİM UÇ’un sıkışmış şekli olduğuna göre, Doğu Anadolu’ya yerleşmiş bir büyük bölüm Ön-Türklerin OQ gurubundan olmaları gerekmektedir. Oq-Erim Uç, Liderliğe erişmiş Oq,Oq’lar demek olacaktır. İskit ve Kimmerlerin göçlerinden sonra, Anadolu’ya SON TÜRK GÖÇÜ için TOKUZ OĞUZLAR’ı, (+1071) beklemek gerekecektir. Kimmerler Ön-Türktürler, İskitlerin öncüleridirler. (*) URARTU SANATI Prof. Oktay BELLl'nin, "Urartu başkenti Van” başlıklı kitabından kısaca aldığımız bilgileri aktarıyoruz: 0 (M : Taner Tarhan “’eski Çağda Kimmerler Problemi VII T.Tanhi kongresi Cilt I Ankara 1979 s 355 / 369 - H.K. Türközü)


Halûk Tarcan

Urartu sanatı Doğu Anadolu kültürünün zirvesinde bulunmakta, binlerce yıllık bilgi ve sanat birikiminin sentezini vermektedir. Bugün bu sentez, • Arap, İran ve Ermenilere mal edilmektedir. • Urartu Kültürünün net etkilerini, Etrüsk ve Antik Yunan uygarlıklarında sanıldığından daha geniş çapta görürüz. (*) • Van’daki başkentleri Tuşpa’yı, 0.75 X 6.00 metrelik duvarlarla inşa etmekle yüksek mimâri seviyelerini gösteren Urartular, Yunan tapınağının ilk örneğini de verirler. Bir tepe üstüne kurulan üçgen çatı, önde 6 sütun, girişte 2 bronz heykel, iç ve sütunlar altın kaplı...(**) Urartu sanatının esasını • TAŞ İŞÇİLİĞİ oluşturmaktadır. • Yiyecek / içecek kapları, şekil, renk ve teknikleri • Giyecek eşyası, başta meşin kemerler, başlıklar, olmak üzere • Süs eşyalarıyla, tam ve mükemmel bir sanat kompleksi oluşturmaktadır. Müzelerimizde bulunan 19 bin Urartu süs eşyası, bu zenginlik hakkında açık bir fikir vermektedir. Urartu Sanatı zamanında • Tüm Anadolu, • Ege Adaları, • Ege ötesi yani, antik Grek ve • Güneydoğu Mezopotamya’yı etkisi altına almıştır.-( O. Belli) HUR kelimesini,(H)ATTİ kelimesinde olduğu gibi • (H)UR olarak görmekteyiz. Gırtlaktan konuşulan Sami dillerinin etkisiyle olacak. örneğin On-Türkçe (his ve düşünce) demek olan • İS kelimesi Arapçada HİS halini aldığı ve buna ait başka örneklerde olduğu gibi UR kelimesinin de (H)UR haline gelmiş olduğunu düşünüyoruz. UR, tamgasının en az 13 anlamı arasından bu araşt"mamız için • BAYINDIR (Osmanlıcasıyla mâmûre), • VURMA ve GÖMÜLME'yi ve bir de bu kökten doğan yukarda görüldüğü gibi, • Hurca URB, Urartu'ca URBU kelimelerinde k'.fhan etme, hayvanı vurma, kullanılmayan kısmının gömülmesi olasılığına gorc.vurma, vurulma ve gömülmenin kökeninde olan • UR(vur) kelime ve kavramını bulmaktayız. UR’un bir öteki anlamı ise Bayındır demek olduğundan, bu kökten doğmuş olan ve bayındır, mâmûre(îmâr edilmiş) dolayısıyla şehir demek olan kelimeler UR, URUQ, URUM’dur.Sümer kentlerinin adı UR, URUÛ’tur. Karşımızda UR/kis vardır, ve biz UR’dan sonraki Kis’in doğru okunduğunu sanmıyoruz. Hurrilere ait ilk yazılı belgenin bulunduğu yerin adı URKİSdir. (*7) Açıklayalım :KİS hecesindeki sesli harf gerçekten (I) midir? (*)(M.Pallottino - B. Piotrovsky)(*')(B,Piotrovsky. Ourartou, Nagel Geneve 1970.S.70)

2* S


Halûk Tarcan

Batılılar tarafından okunmuş ya da okunduğu iddia edilen metinlerde asla (I) sesli harfine rastlamadık...Bu hale göre kelime belki UR/KIS’tır ? Rastlamadığımız bir öteki harf ise (Ğ)dir.Bu iki harfin metinlerde yokluğu bizde, yazıları çözmede büyük yanlışlıklar yapıldığı fikrini uyandırmıştır. HURRUMİ • Hur’lerin ilk yerleştikleri NUZİ (Yorgantepe) bölgesindeki adları • HURRUMI’dir. (*8) • Etrüsklerin ROMA kentini kurmuş olduklarını öğreneceğiz (Bloch). Etrsükler bu ebedî kente UP-URUM adını vermişlerdir. Up-Urum, • Bayındır başkent demektir. Orta çağda, Orta Asya’da bu ad; • PURUM olmuştur. Osmanlı imparatorluğu zamanında Avrupa yakasına • RUM / ELI bu nedenle denmiş olacaktır. Anadolu'ya gelince Prof. Akurgal, • Araplar ve İranlIlar Anadolu’ya Roma çağından beri • Diyar-ı Rum demişler...Nitekim Selçuklularsa Roma imparatorluğu’nun varisleri olduklarını belirtmek için kendilerine "Sultan-ı Rum” demişler, diye yazar. (**) Bilimsel gerçek tümüyle başkadır: İstanbul’da kurulmuş ve Ankara / Trabzon üçgenine - sınıra belki Antalya da dahildir- yayılmış olan, • OY-URUM ATIN nedeniyle olacak, Anadolu’nun adını 11’nci yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi Mesûdi, • DIYAR-l RUM, Akdenizin adını • BAHR-İ RUM diye verir.. UR / ARAT..Ararat’ın esas adıdır. Ümran -İbrani metinlerinde geçer.(*10) • ARZ-ER-RUM, Erzurum • Nizib ER RUM (M. A. Kaşgarlı) • WAD-İ RUM (Arap yarımadası) Bizim, tarihimizi bilmememiz nedeniyle Anadolu Selçukları dediğimiz Selçuklar aslında; RUM SELÇUKLARI adını taşırlar. Fransız kaynakları onların esas adı olan*, Sultanat Seldjoukides Roum, ‘’Selçukî Rum Sultanlığı“ adını kullanırlar. • Frig’lerin sonlarına kadar HATTİ ÜLKESİ yani; OAĞAN ÜLKESİ denen Anadolu, Oy-Urum Atın devletinden sonra bu sefer RUM ÜLKESİ adını taşımış yani daima dip kültürde bulunan Ön-Türkçe su yüzüne çıkmıştır. Bu dönemden bize İstanbul’da Grek asıllı, Bizans asıllı sandığımız (*)(s.173 Anadolu Kültür tarihi)(**)( Anadolu Kültür Tarihi, sa.50)(~*)(Prof.E.Fetgl) [not: (UP) aynen Ingilizceyo geçmiştir, seslendirilmesi Ingiliz gırtlağına göre değişmiştir.]

289


Halûk Tarcan

• • •

RUM’lar KARAMAN RUMLARI diye tanınan, TÜRK ORTODOKS’ları kalmıştır. RUM’larımız, Bizans kilisesinde ayinlerin Grekçe yapıldığı yıllardan kalan Oy-Urum Atın kişilerinin. Ön-Türklerin devamıdırlar. Kökenlerini unutmuş­ lardır, unutturulmuştur. • KARAMAN RUMLARI ise, Hıristiyanlığı kabullenmiş, ama Türkçeden ve Türklükten vazgeçmemiş olan ve yanılmıyorsak. Oy-Urum Atın, Ön-Tür1< kültürünü taşımakta olan kişilerdir...İncelenmemiş bir Karaman Rumları dili ve yazısı vardır...Tarihçilerimiz ve dilcilerimizin dikkatine sunulur... Dip kültürlerini unutmuş olan bir başka RUM gurubu ise • KIBRIS RUMLARıdır.Tabîi Anadolu'ya (+1071) tarihinde geldiğimizde açıklanamayacak bir kemikleşmeyle bütün bulgulara rağmen ısrar edilirse— Kıbrıs’taki Rum, çıkarları gereğince, • Ben ne Rum, ne de Türk'üm, KIBRISLIYIM diye haykırabilir...Ve de tarihçilerimizden ses çıkmaz...Siyasal düzeyde tarihten söz edemeyiz. URUM kavramı ve ERMENİ adı; Bu guruba Ermeni adının kökenini de katabiliriz. Kâmran Gürün, Ermeni Dosyası’nda bu adı URUMENİ / UHİNİdiye verir. • UHİNİ; (nin) ekidir. URUM / EN / İ, RUM ÜLKESİ adını taşımış, yanı daima dip kültürde bulunan Ön-Türkçe su yüzüne çıkmıştır. Doğu Anadolu'yu gösteren Batı yayınlarında buranın adının, ARMENIE diye gösterilmesi şu şekilde olmuştur : • 1830'da, Elie Smith adlı bir Ermeni, OsmanlIların buranın Türkmenistan olarak adlandırılmasına ilgi duymadıklarını ileri sürerek; bu yörenin adının • Ermenistan olarak değiştirilmesini teklif etmiş ve • bu teklif Berlin Kongresinde • İngilizler tarafından savunulmuş ve kabul edilmiştir. • Bu tarihten sonra Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak için Armenie adı daima ileri sürülecektir. Batı yayınlarında, Hayastan’dan binlerce yıl öncesini açıklayan her tür tarih kitabında Doğu Anadolu daima, • Armenie diye gösterilecektir. (*) Osmanlı imparatorluğu döneminde Abdülaziz’e, Iran Şahı başvurmuş ve biz Türk KAÇAR aşiretindeniz sizde KAYI aşiretindensiniz, birlikte hareket edelim diye bir teklif te bulunmuıştur. Fakat, tarihini sadece İslâm tarihinden ibaret olarak kabul eden Abdülaziz'den ses çıkmamıştır. (**) HYRCANİE,(İrkani) Hurrilerin Hazar’ın güney doğusundan geldikleri iddia edilmeye başlanmış ve bazı tarihçilerimiz bunu hemen kabullenmişlerdir. (*)(lntroduction à la Civilisation des Ethnies de Haïastan, TKAE 74 / seri III.A.19 ve TKAE, no 56/sen: IV - sayı: A. 17 Aktr : S. Kemal Ermotın, Türk Soykırımı, Töre Yay. 2001, İst.) (")(Aziz Tansu, Kabataş Lisesi Tarih dersleri)


Halûk Tarcan

Fransız kaynakları, Hurrilere HYRCANE(lrkan), ülkelerini de • HYRCANİE (İrkani) diye vermektedirler. Ad, Fransızca nedeniyle tanınmaz hâle gelmiştir. Bu dilde (H) okunmadığı ve (Y) yani Upsilon (İ) okunduğu için başta çok önemli olan • HUR yok olmuştur... • HURKAN, bu halkın yerleşim bölgesi olarak gösterilen Hazar’ın güney doğusundaki kent • GURGAN adını taşımakta ve bu kent’te • 100 Qurgan bulunmaktadır. Eğer HUR’lar buradan gelmişlerse adları ve bu yer'in zamanımıza kadar gelen adı, bu halkın • OURGAN kültünden olduğunu gösterir. HYRCAN / lE(İrkan / i) ise. sondaki (İE) eki, İerüü fiilinden geldiğine ve ülke demek olduğuna göre HURKANİ, GURGAN/I, OURGAN ÜLKESİ demektir. Bütün bu araştırmalar çok kere tekrarladığınızı gibi, Türkçe bilme zorunluluğunu ve bütün bu yörenin Jürkistan(0rta Asya) göçleriyle Ön-Türk dip kültüründe yer aldığını gösterir. Bu şartlarda HUR’CA’nın Almanya da öğretilmesi ne kadar doğrudur ? Buraya kadar sıraladığımız öğeler, bulgular nedeniyle, • Hur’ca öğrenmek için • Almanya’ya gitmek ve Alman kaynaklarından, sanki Hur’ca, mutlak surette bir • Hint / Avrupa diliymiş gibi, Hur’ca öğrenmek büyük bir yanılgı olmalıdır... Hur’ca sorununda da, önce • Hint-Avrupa yapay adı takılan, • Kökeni bilinmeyen Kuramsal dilin var olduğu sanılarak... Sonuçta , • bilimsel bulguların gösterdiği gerçek yerine, • Ön-Fikirlerin egemen olduğu • tarihî yanlışlara varılır Bunun sonucunda da , • Türkler uygarlıklar, tarih ve insanlık dışına itilirler.


HATTI ÜLKESİ

Bölüm XII.


Halûk Tarcan

HATTI ÜLKESİ Prof. Akurgal, Anadolu Kültürü adlı kitabının 15/16'nci sayfalarında şunu demektedir: ‘Anadolu’nun bilinen en eski adı • HATTI ÜLKESİ dir.Bu Uygarlık (I.Ö. 2500/1700) arasında mevcuttur. Konuşulan dil, • kendine özgü, ne Hint-Avrupa ve ne de Semitik olan bir dildir. • Hatti adı Asurlar tarafından nakledilmiştir. Hatti adının Ön-Türkce olduğunu görelim (H)ATTİ adı, Ön-Türkçedeki, QAĞAN demek olan AT-ATI ya da AT-ATA sözcüklerinin sıkışması değişik yöre ve Ön-Türkçeye kıyasla ilerki yıllarda değişmiş olan şeklidir. Bu konuda iki örnek görelim(**): 1 / ATTILÂ : Bu ad, ATTİ / LA olarak, (AT-ATA / UYULA) nın sıkışmasından meydana gelmiştir. OAĞAN demek olan, AT-ATA, değişime uğrayarak(ATTI ) halini almıştır. 2/ AT-ATI: Bu sözcüğü, ÖTÜMİN tKÜNLİG BİTİG BILGÜ, (geçmiş günlere ait yazılı belge) adını taşıyan kumandan ve tarih yazarı Örire-binabaşı’nın taşa vurduttuğu yazıtta okumaktayız Bu yazıtın (-512/511)yılında OANGIM TÜRÜK BİLGE OAĞAN’ın Daryüs’e karşı yapmış olduğu ÜR-APA savaşını anlatan 9'ncu bölümünün 15’nci satırında, (AT-ATI) sözcüğünü (Seferber haldeki üç Oarluk merkez cenahına, Ür-Apa'ya gelmiş olan AT-ATI’yı getirdiler.) cümlesininin (AT-ATI ELT ÜRAPA BOLTIM) şeklindeki ikinci yarısının başında okumaktayız. Demek ki, (-6’nci) yüzyılda AT-ATI sözcüğü OAĞAN anlamını vermektedir. Orduyu yönetmesi için, (merkez yan) cephede bulunması gereken de herhalde, Oağan'dan başkası olamaz.(**) ATTİ’yi, HATTI haline getiren, baştaki (H) harfine gelince: Türkçedeki ALAY ve ANA sözcüklerinin Mezopotamya'da, HALAY ve HANA sekline dönüştük­ lerini göz önünde bulundurursak, sorunu çözmüş oluruz. Kaldı ki (H) harfi yerinden oynamasa bile onun, Orta Asya’dan, Mezopotamya'da Asurlara ininceye kadar (ATTI) sözcüğünün başına ilâve edilmiş olması, bir gramer sorunu değil, zaman-Mekân ve kulak-gırtlak sorunudur. SONUÇ: Hatti ülkesi, Ön-Türkçe; • OAĞAN ÜLKESİ demektir. Öyleyse Hatti denen halk ne semitik ne HintAvrupa dili konuşmadıklarına göre geriye bilinmeyen ya da, bilinmek istenmeyen ÖN-TÜRKÇE kalmıştır. Yukardaki yazıt, Moğolistanda, ŞINE USU gölü yöresinde, 1909'da Finliler tarafindan bulunmuş ve Ramstedt tarafından 1918'de yayımlanmıştır. Kâzım Mirşan tarafindan okunmuş ve 1985'te yayınlamış olduğu (Anadolu Prototürkleri) kitabından alınmıştır. Attilâ adı ise, (Prototürkçe Yazıtlar) adlı kitabında bulunmaktadır. ATT kelimesine bir öteki örnek Tuz Gölü’nün hangi dilde olduğu bilinmeyen adıdır: TATTA Lacus* ...Aynı muhakeme yoluyla AT-ATA Lacus...OAĞAN GÖL’ü demektir. Ön-Türkçedir. Orta Anadolu'da ÖnTürkçenin varlığına bir öteki delildir..(*) (“)(Albert Gabriel, La Turquie, Terre d’Histoire et d'Art, Yapı Kredi Yay.)


Halûk Tarcan

Bir öteki örnek İTALYA adıdır. İtalya’nın ilk adı AİTALİA şeklinde verilir: Ön-Türkçe olan bu ad • AİTA / EL / İA olmalıdır. • AİTA , Pelasg ve Etrüskler Ata yerine AİTA derler, • EL = halk, İA = ierüü fiilinden sahip olma , ülke...hepsinin toplarsak • ATA HALKI ÜLKESİ anlamını elde ederiz. Hatti sanatında Ön-Türk kavramları Alacahöyük’te "dünyayı simgeleyen Tunç dinsel bayraktaki, (*2) 1/ kursu çeviren 10 sayısınca figürler, Ön-Türklerin ON kavramını ifade için kullandıkları, 10 sayısınca çizgi, nokta, leke, ya da figürden oluşan kompo­ zisyonlardan bir başkasıdır. 2/ İçiçe Haç şekli ve İks harflerinden oluşan şekiller: Haç = OQ, iks = OĞ damgalarıdır. Oq-Oğ okunmalıdır. Anlamı ise, OQ KİŞİSİ ya da Tanrı inancında olan kişi dir. 3/ Kurs’un üstündeki iki halka, bir daire = ON, ve içinde ki Haç = OQ damgalarından oluşur OQUN( oqung) diye okunur. Toprak, altın, gümüş kapları süsleyen damgaların analizini şimdilik başka bir yayına bırakıyoruz. Horoztepe kazılarında çıkan Sistra adlı çarpma çalgı, üzerinde 10 yürüyen hayvancık vardır. 1. 10 sayısı yani, ON damgası burada da karşımızdadır.. 2. Bu ON damgası yani, Kozmos 10 yürüyen hayvancıkla anlatılmaktadır ki, 3. Akurgal,Yürüyen hayvancıklar motifinin, • Maikop kapları üstündeki hayvanları andırmaktadır. Ayni yürüyen hayvancıklar motifi • Horoztepe sistrum'ları nın kenarında da görülmektedir” diye yazar ve • Hint-Avrupa olması gereken” (??) Maikop uygarlığı / qurgan kültüründe de vardır. Diye ilâve eder.(s.27) HİTİTLER’de ASTAN : Akurgal’ın Anadolu Kültür tarihi kitabının 124’ncü sahife satır 8'inden başlayarak iki örnek daha ilâve edelim : ’...Hititlerin, • Arinnanın güneş tanrıçasından ayrı bir güneş tanrıçası daha vardı. Hititçe adı • ISTANU idi ve Hattilerin • ESTAN’ından geliyordu. Hiyerogliflerdeki ideogramlara göre ‘Göğün Güneş Tanrısı’ olarak tanımlanıyordu !.. Hatti tanrısı ESTAN , Ön-Türklerdeki ASTAN’dan başka bir şey olamaz. Gökte , Tanrı BiTinde (cennette !) AS/ılı olma • AS/OAN diye adlandırılır. Bu ad, • ASPAN, ASTAN ve zamanımızda ASÜMAN olmuştur (**) ASTAN adında bir kent Türkistan’da bulunduğu gibi, Kazak’lar başkentleri­ nin adını ASTAN’a çevirmişlerdir. Murat suyunda bir tepenin adı ASTAN’dır (*)(sa.25, Anadolu kültür tarihi)

244


Halûk Tarcan

Haiti’lerde ESTAN olan bu kelime Hititler’ geçmiş ve onlarda • göğün Güneş Tanrısı sıfatıyla İSTANU şekline dönüşmüştür HİTİT Uygarlığı ( -1660 /1190) Prof. Akurgal, Hititlerin Azak gölü ile kafkaslar arasındaki MAİKOP uygarlığı ya daOURGAN kültürüne ait olduklarını ve Anadolu’ya buradan göç ettiklerini, • NESİ’ce konuştuklarını, dillerinin 1917’de Çeoslovak bilim adamı Hrozny tarafından • HİNT-AVRUPA dili olarak tespit edilidiğini kaydettikten sonra, "...Bilindiği gibi, der, ölü yakma Hint-Avrupa kavimlerinin bir özelliğiydi ve • HİTİTLER DE ÖLÜLERİNİ YAKIYORLARDI..” (s. 176) Yanıtlarımız: Hititler Ourgan kültüründen olduklarına göre, en aşağı dip kültürleri ÖnTürk kültürü olmalıdır. Çünkü, 1. Türkçeyi kenara itmiş olan batılı dilciler, • Kurgan, Ataman ve Yazık kelimelerini Rusça olduklarını kabul etmişlerdir. Buna göre, • Kurgan kültürü Hint-Avrupa kültürüdür; • Öyleyse. Hititler Hint-Avrupa halkıdır. Kurgan ‘ın OURGAN olup OQ, Tanrı inacında olanların URUQUN’u yani mezarı demek olduğunu ve OQ + URUQUN‘un sıkışarak OURGAN kelimesini oluşturduğunu görmüştük. ûurgan kavram ve kelimesi doğduğunda, Tarihte Rus adı bile yoktur. 2. Sözü edilen bölge de sırayla, BİR-OY, AT-OY ve TÜRÜK konfederasyon­ ları egemendirler bu konfederasyonlarda ÖN-TÜRKÇE ve ANTİK TÜRKÇE KONUŞULUR VE YAZILIR.. 3. 2’nci, binlerde egemen olan At-Oy‘un varlığını İTİZ bitig taşından öğreniyoruz; (-522 / 519) yıllarında Önre-Binabaşı tarafından taşa urdurulmuştur.At-OY Bil. (-1517)de önceki egemenlik, Bir-Oy’un yeniden yapılanmasından doğmuştur(**) 4. Türük BİL, bu kere, (-879)da, At-Oy’un yeniden yapılanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu tarihi, Örire-Biriabaşı’mn yazdırdığı ŞİNE -USU bitig taşından öğreniyoruz. 5. Maikop kültürü bölgesinin, kuzeyinde Azov diye bilinen iç denizin adı KARA-KÖL’dür 6. Batısında, ilk adı OO-OZ ULIO KÖL Karadeniz vardır, bir ÖN-Türk gölüdür. 7. (+15)nci yüzyılda Karadeniz yeniden bir Türk gölü halindedir. 8. Doğuda ise sonradan Hazar adı almış olan ve bir Ön-Türk gölü olan UÇIĞILTIR KÖL’ü bulunur. 9. Rusların, bugün Rusya adı verilen topraklarda, NİJNİ NOVGOROD adını verdikleri YANGA KALA’da görünmeleri (+ 879)dur. 10. İlk kere, Ancak 18’nci Yüzyılda, Azak gölünden Kafkaslar a doğru uzanarak buraları işgal altına almışlardır..


Halûk Tarcan

Sonuç : Maikop ya da Qurgan kültürü bölgesinde binlerce yıl konuşulan dil ÖnTürkçedir ve buralara Ön-Türk kültürü egemendir. Bu Çok geniş Zaman ve mekâna yayılan kültürü tarihten yok edip bu topraklarda Rusça’nın dolaysile Hint-Avrupa dilinin konuşulduğu bilim dışı bir iddiadır. Üstelik her fırsatta ileri sürdüğümüz gibi, 11. Hint-Avrupa adı verilen dil kökeni bulunamamış ve fakat, kendini askıda, havada hisseden Batılı bu hissini tatmin için bu adı asla terketmemiş, onu alelacele sistemleşmiştir, sistemleştirmeğe devam etmektedir. NESİCE; Ön-Türkçe kelimelerin başındaki sesli harflerin, Ortadoğu'ya indiklerinde kayboldukları ya da başına bir (H) ilâve edildikleri daima görülmüştür. NESİ kelimesi • ON-ESİ olmalıdır, yani, NESİ olan, NESİ’lre anlamı ortaya çıkar. Bu da Hititlerin ON’ların dilini konuştuklarını gösterir Bunun bir örneğini Doğu Anadoluda CUNNİ yazıtlarında, • ON-ÎSİLİS şeklinde görmüştük. • Demek ki Hititler ON’ların diliyle konuşmakta olduklarını iddia edebiliriz. ÖLÜ YAKMA GELENEĞİ: Bu geleneğin Ön-türklerden geldiğini ve, yeniden ATEŞ Kültünü açıklamamıza gerek yoktur Ourgan Kültüründen olmuş oldukları ve OURGAN adı bu konuda yeterlidir. Profesör Dinçol Urartu'larda, iki tür ölü gömme adeti olduğunu kaydettikten sonra, bunlardan biri olan • Yakarak gömme geleneğinin, dışardan mı geldiği, yerel bir gelenek mi olduğu ve ne zamandan beri var olduğu sorunu karanlıklar içindedir diye yazar ve dolaylı olarak, • bu geleneğin hiçbir ispatı olmadan Hint-Avrupaya mal edilmesini ve bu tür Ön-fikrİ reddeder.(s,195. Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi.) SONUÇ : En aşağı ve ilk seviyede, Hititlerin dip kültüründe, Ön-Türk dil ve kültürünün varlığını kabul etmemiz gerekecektir. • Ön-fikirle hareket edip her yere Hint-Avrupa damgası vurduklarından. • Türkçe bilmediklerinde ve • Türkleri tarih dışına ittiklerinden yanılgılar ve çıkmazlar içinde kıvranmakta ve Bilimsel gerçekleri değil • Kendi gerçeklerini aramaktadırlar. Hattice olan HATTUŞ adı HATTUŞA olmuştur. ‘....Sedat Alp’in saptadlğı üzere, Hititçedeki i, li, ala, ula suffixleri de Hatticedeki ‘il, ul, ve al’dan gelmektedir. Örnek, HATTUŞIL sözcüğünün HATTUŞ’LU anlamına geldiği gibi...” (Akurgal, Anadolu Küttür tarihi) Bu bilgilere dayanarak Hatti, Hattuşa, Hattuşil gibi adların anlamlarını ve bu konuda yanılgılar olup olmadığını arayabiliriz. HATTUŞA, Ön-Türkçe • (H)AT-ATA UŞ / A kelimesinin sıkışmış, bozulmuş - büyük bir olasılıkla eksik ve yanlış okunmasından meydana gelmiş halidir. 2%


Halûk Tarcan

• UŞ / A’da UŞ , yönetim, A, artikl, belirleme eki, olduğuna göre anlamı • YÖNETİM / 1olacaktır ki sonuçta QAĞAN YÖNETİMİ,anlamı ortaya çıkar. Eğer, Hattuşili, Hattuş’lu anlamın geliyorsa. • HATTUŞİLİ, (H)AT-ATA UŞ İL / İ şeklindedir, İL/ I ; halk'ı demektir • QAĞAN YÖNETİMİ HALKI anlamına varılır. Bu da, Hint-Avrupa sabit fikrini bırakıp bütün yazıtları ön-Türkçe süzgecinden geçirmek gerektiğini ortaya koymaktadır. MAİTANNİ ya da, MİTANNİ'ler Konuya, Akurgal'ın bulgu ve bilgilerini incelemeden önce, iki ayrı kaynakla gireceğiz. Batılı araştırmacılar; • Maitannilerin dilini bir türlü çözemediklerinden ve de • Hint-Avrupa iddiasında da bulunamadıklarından yeni bir dil yaratmışlardır: • Bir tür Sanskritçe?...Ne demektir bu...Bu iddiaya nasıl ulaşmışlardır, hiç bir açıklama yok... Sorun ortaya bir fikir atmaktan ibarettir. Bu iddiayı araştırmacı Necmi Dayday bize iletmiştir :(*) Güneydoğu Anadolu dillerinde araştırma yapan M. Kemal Kop ise • Bu gün güney Anadolu’da Irak bölgesinde, Orta Asya’dan geldiklerini söyleyen ve Türkçe konuşan METİNAN’lar yaşamaktadırlar diye yazmaktadır.. (**) Birbirini reddeden iki kaynaktan ilk i, • On-fıkirli ve teorik, İkincisi ise, • yerinde yapılan pratik ve gerçek sonucu vermektedirler. Anadolu Kültür Tarihi kitabında Prof Akurgal’ı okuyalım: MAİTANNİ VE YAZILARIN OKUNMASI S.178'de E. Akurgal, Mitanni adının eski yazıtlarda , • MAİTANNİ olduğunu kaydetmektedir.Bundan başka, Mitanni kral adlarının • Hint-Avrupaca olduğu kabul edilmektedir(?) diye yazmaktadır. Kral adlarının ne şartlarda, nasıl okunduğu , anlamlarının ne olduğu, na sil kabul edildiğiyle ilgili hiçbir açıklama yoktur. Bizim dikkatimiz bu adlarda, sıkışmış ve şekli bozulmuş halde, • AT-ATA’ kelimesinin yer almış olduğu üzerinde yoğunlaşmıştır. Önce Maitanniyi ele alalım ve sonra da 12 kral adının ortasında bulunan ATA kelimelerini tespit edelim .: MAİTANNİ, SUTTARNA, BARATAMA, PARSATATAR, SAUŞSATTAR, ARTATAMA. SUTTARNA. ARTUŞAMARA, TUŞRATTA, MATTİVAZA, SATTUARA, VAŞASATTA. SATTURA... M-AlTA-nni;(ata demek olan AİTA, Pelasq'lar ve Basq’lar tarafından kullanılır) su-TTA -rna ; bar-ATA-rna ; pars-ATATA-r ;sauşs-ATTA-r ;ar-TATAma ; su-TTA-rna ; ar-TA-şu- mara ; tuşr-ATTA ; m-ATTI-vaza ; s--ATT-uara ; vaşas-ATTA ; s-ATT-ura... (*3)(The Mother tongue U.S. News e World Rep. Nov. 1990)("4)(M.Kemal Kop, Doğu ve güney doğu Anadolu ana Türkçesini etkileyen faktörler TKAE.1982).

2l>7


Halûk Tarcan

ilk kral KİRTA’nın adının Hint-Avrupaca olmadığı kaydedilmiştir.Bu takdirde bu adın Ön-Türkçe olabileceği akla gelir ve de.KİRTA adını ,ÖnTürkçe şöyle okuyabiliriz : • ÖK ER ATA...ÖK, Tanrı, gök, kral, yönetme, sembol, kuvvetlendirici vb...’demek olabileceğine göre son sözü Mirşan'a bırakıyoruz. • YÖNETME’ye ER/işmiş ATA yani YÖNETEN ATA diyebiliriz ki. İlk Maitanni kralı, • ATA sıfatını kullanmış olması nedeniyle olacak, ondan sonra gelen • 12 kralın adlarında ATA’nın yer almış olduğunu düşünebilir hattâ, böyle olduğunu iddia edebiliriz. ATA ‘yı, yalnız Maitanni’lerde değil bütün Anadolu tarih ve kültüründe aramak gereklidir örneğin, • Anitta’da, An-i-TTA şeklinde gördüğümüz gibi, Yukarda sıraladığımız örnekleri de unutmamak gerekir. Mirşan'ın araştırma yönteminden bir kere daha söz etmek isterim: O, her hangi bir kelimenin anlamını ararken onları • Değişik Türkçelerdeki cümleler, metinler içinde aramakta ve ancak ondan sonra kararını vermektedir. Bu da, • Batılı arşatırmacıların, • Hattice denen dilde ve öteki metinlerde yapılan araştırmalarda genelde, • ön-fikirlerin peşinde, • yakıştırmalar içinde kalınmış olduğu kanısına sevketmektedir. Gelelim yazıların okunmasına: Yazılarda ve resimlerdeki sembolik şekillerde karşımıza hemen tanıdığımız • Ön-Türkçe damgalar, • heceler ve sözcükler çıkmaktadır. Bunları herşeyden önce bir • HABERCİ olarak araştırmacılarımıza ve tüm • Hititçi araştırmacıların dikkatine sunuyor ve onları aşağıya sıralıyorum. Önce Batılı ya da Batı dünya görüşüne göre araştırma yapanların çıkmazlarını görelim : ÇİVİ YAZISI VE HİYEROGLİF Bu başlık altında .Akurgal’n kitabının 51/52’nci sahifelerindeki bilgiler bize ışık tutmaktadırlar. Faydalandığımılz bilgiler özetle şudur: • Boğazköyde binlerce belge, çivi yazısıyla yazılmıştır, • bu yazı, Asur Çivi yazısından daha eskidir, (- 2150-2005) Babil öncesine aittir, • bu yüzden, bu yazının Hititlerin Anadoluya gelmeden önce, ya da sonra mı aldıklarıTARTIŞILMAKTADIR, • Bu yazınıln Eski Hitit Krallığı döneminde kullanıldığı KANISI EGEMENDİR • Hititler sözcükleri HECELER halinde bu yazıyla yazıyorlardı ; Hattuşil’i, HA-AT-TU-Şİ-Lİ şeklinde...

29S


Haluk Tarcan

Hititlerin bu yazısından başka bir da, hiyeroglif yani, kutsal oyma anlamına gelen Resim/yazıları vardı.L.Messerschmidt, 1900’larda Hitit resim/yazılarını toplayan kitabını yayınlamıştı. Ancak, bu yazının ÇÖZÜMÜ TAMAMLANMA­ MIŞ olarak bugüne kadar sürdürülmektedir. • Hiyeroglif yazı, orta, güney, güneydoğu Anadolu ve Suriye’de yaygındır,Girit Hiyeroglifleriyle benzerlik arz etmektedir. • Luviler tarafından İCAD EDİLMİŞ sonra da Anadolu’ya yayılmış OLMASI MÜMKÜNDÜR, Hitit Hiyerogliflerinin ilk çözüm denemelerini • A.H.Sayce yapmıştır, • Bossert, Forrer, Gelb, Hrozny ve Meriggi gibi bilginler 1930’larda ELLE TUTULUR sonuçlar ELDE ETTİLER . • H.G.Güterbock bu çalışmalar büyük katkılarda bulundu, • Sedat Alp, kombinasyon metodu ile şahıs adları alanında önemli adımlar attı! Karatepe’de Fenike ve Aram dili ile anlatılmış olan metinler üzerinde • Bossert ve Steinherr’in yaptlğl çalışmalar BEKLENENİ HENÜZ VERMEDİ • E. Laroche’un çalışmaları bu çalışmalara YENİ BİR HIZ verdi, (...vermiş!.) Bizim bu bilgilerden vardlğlmlz SONUÇ: • 1900 yılındanberi çok sayıda ve uluslararası seviyede yapılan araştırmalar istenen , beklenen sonuçları VERMEMİŞ..” 100 yıldanberi çok sayıda tanımmış kişiler bu konuda beklenen sonuçları VEREMEMİŞ...NEDEN ?Yanıtımız aşağıdadır: Yalnız, Hitit yazıları değil, Bütün Anadolu Kültür ve tarihi araştırmalarını yapanlar, 1 Hint-Avrupa uygarlığı sabit fikriyle hareket eden, 2 Anadoluya doğudan Kafkaslar, İran , mezopotamya ya da batıdan, Trakya üzerinden gelen her kavmin Hint-Avrupalı olduğu ön fikrini tartışmasız kabullenmiş olan, 3 genelde ,Anadoluda Batı’yı arayan araştımacılardır.. Bunlar büyük çoğunlukla, 4 Lâtin alfabesinin harflerine göre yani, bu harflerin ilham ettikleri, yönettikleri ‘düşünce, kavrama , algılama’ şekline göre araştırma yapanlardır. 5 Lâtin alfabesinin yanında Grek alfabesini esas alarak araştırma yapanlar da ayni yanılgılar içindedirler. Örneğin, (B) şekli • Latincede steril harf halinde sadece (BE) okunur ve hiçbir başka anlamı yoktur. • Grekçede bu, BETA’dır sonuçlar aynidir. Halbuki, • Ön-Türkçede bu şekil (ÖK) diye okunur, damgadır, başlı başına bir kavramı ifade eder o da (gök, rab, kral, sembol, sınırlayıcı vb..) anlamlarını taşır. Bu şartlarda 2W


H a lû k T a rc a n

6. kelimeler, genelde steril ve yakıştırma hecelerden oluşan ve bilimsel ve tarafsız gerçeği değil, araştırmacının gerçeğini aksettiren birer kompozisyon haline dönüşmektedirler örnek : (s.92’de resim 33'ü) MUVATALLİ adı... Muvatalli adının okunuşunda verilmiş olan • heceler’den hareketle, bu • hece/şekillerin Ön-Türkçedeki • olası damgalarını tespit etmeğe çalışalım : Kral Muvatalli'ye ait(- 1315/1282) mühür baskısı: Bu sahıfede verilen açıklamalar şöyledir, Muvatalli, gök tanrısının koltuğu altındadır. • elinde ‘kalmuş” denen ucu kıvrık bir baston tutmaktadır, • Tanrının sol elinin üstünde hiyeroglif yazısının en üstünde ‘iki ucu kıvrık’şekil BÜYÜK, ortada W biçiminde şekil • YILDIRIM, en altta 'açık hilâl’ • GÖK anlamlarını vermektedirler ki, üçü birden GÖK, • BÜYÜK FIRTINA TANRISI demektir. Tanrıve kral’ın arkasındaki şekiller: iki ucu kıvrık BÜYÜK okunan şekil, altındaki sivri uzun üçgenle • BÜYÜK KRAL anlamını kazanıyor.sağındaki boğa • MU ya da • MUVA .altındaki iki çift kısa çizgiden oluşan dört çizgi • MU,altındaki el biçimi • TA, en alttaki bıçak resmi • Li diye anlamını vermekte, hepsi birden • BÜYÜK KRAL MUVATALLİ diye okunmaktadır...’ denilmektedir. Muvatalli, hoşgörülü, bağışlamasını seven ve bilen dolayısıyla sevilen sayılan kendisine saygı duyulan bir kral’ olarak tanıtılmaktadır.(s.92) İşte kralın bu niteliği bizi bu adı ön-Türkçe açısından incelemeğe sevketmiştir ki, bu ad • Çivi yazısında, heceler halinde - demek ki ön-türkçe damga sisteminin etkisi henüz mevcuttur bu nedenle • MU-UT-TA-AL-LI=muttalli şeklinde yazılmaktadır. Fakat, yukarda açıkladığımız gibi, • heceler Latin ve Grek alfabesine göre tasarlanmışlardır. Biz, bu kelimede Ön-Türkçeyle ilgili ve çok önemli olarak • iki damga görmekteyiz : en başta 1: dört çizgi de MU diye okunmaktadır, daha önce boğanın MU diye okunduğu söylenmişken buna neden gereksinim duyulmuştur? Eğer sırayla okumak sözkonusu ise • MU- MU- vatalli ya da, MUVA-MU talli olacaktır? 3(10


Halûk Tarcan

Bunun paralelinde, MU diye algılanılan ses, • onomatope’dir. Neden, O, Mö vb..değildir de kat’i olarak (MU)du r?. Bizde kocabaşların çıkardıkları ses • Böğürmek diye adlandırılır. Resimdeki kocabaş Anadolu’lu olduğuna göre, Batılının kulağındaki MU ile değil, sözlüklerdeki BÖ ile bağırması söz konusu olmalıdır. Onomatope dışında, bu sesin MU olmasını gerektiren başka bir kayıt var mıdır?...Her tür olasılığın üstünde, Onomatope asla itimat edilemeyecek bir elemandır. Muvatalli kelimesinin okunmasında • Çivi yazısındaki şekil esası ifade ediyorsa, • mU-Ut hecelerinin arasındaki iki U nasıl, VA şekline girmiştir? Bu okuma şekli araştırmacıları tatmin ediyorsa burada duracağız, sadece bu şekillerden • 5’inin ön-Türkçe damga olduklarını ve • MUVATALLİ adının ön-türkçe okunması konusunu göreceğiz. Hitit Kral adları konusunda C.VV.Ceram : • Hitit kral adları Hint-Avrupa değil Azyanik’tir. (Hatti’dir) Aynı şekilde Hitit Tanrılarının adları da, • Azyanik’tir, Hurri’dir.diye yazar.(be Secret de Hittıtes, s. 94-95.)

(Muvatalli ve Teşüp'ün resimleri,C.W.Ceram, Le Secret des Hıttites, pion,i9 5 5 )ten alınmıştır.) Büyük anlam ına gelen şekil

• OS damgasıdır, • MEKÂN, Tanrı Bil, varoluş,; Yüce, anlamlarına gelmektedir. Bu damgayla ilgili ilk yazıtlardan biri, • BİRİA / TASMİN petroglifidir(**). Tarihi 15 binler civarında olmalıdır Yıldırım anlamına gelen şekil • ONÇ damgasıdır. ON-İÇİ, Kozmos içi’nden onç şekline dönüşmüştür KOZMİK IŞIK, KOZMİK GÜÇ demektir.Yıldırım ve şimşeğin verdiği korku ve hayranlıktan doğmuş olmalıdır. Damganın şekli bu hissi doğrulamaktadır: 301


Halûk Tarcan

Üe yazısında ONÇ damgasını görmekteyiz, sağ alttaki ÜE yazıtının ayrıntısında (ok)la işaretlenmiştir. ( resimde ok(**) • TANRI TEŞÜP’ün elindeki (ÜÇ) şimşek üç ONÇ damgasından oluşmuştur. Gök anlamına gelen açık hilâl şekli • ON damgasıdır, • KOZMOS demektir. İlk örneklerinden birini Abakan steplerindeki sıntaşlardan • AQ-YÜS’te görmekteyiz tarihi (-12) binlerdir. Kral anlamını veren sivri üçgen • ED. damgasıdır • YARATMA, EYLEM, OLAN, ETME vb., anlamlarını verir. Antik Yunanda DELTA adını almıştır, OT-OĞ(ön-Mısır)da hierogliflerde ve ‘okunamamış olan kartuş'larda yer alır ve ED okunur.(**) Ön-Türkçe bilinmediği için, resmin anlamını kavramı bilerek değil, görsel olarak örneğin, Hasanoğlan gümüş heykelciği (-2100/2000) ‘Kadın’ diye tanıtılmıştır. (Sa.31.) Çünkü, araştırmacılar cinsel organ örtüsünü, ilkel bir düşünceyle, ‘ • ’kadın diye algılamışlardır. Ön-Türklerde kadının bu üçgen şeklindeki cinsel uzuv örtüsü • YARATMA ve SEVGİ anlamını verir, ED okunur.(**£ Heykelcik ve ÖnMısır’da On-Türkçe okunan kartuş’ta (ED) damgası fîd-At Ötür Ebît görülmektedir. OgusOz. Açıkladığımız dört V t damganın oluşu, w uuim ^ ui ııı ı vÖn-Türkçe ı ı ı v*M\y\y vıuyu, zo 'Oo J l z-ü t 6 t a oŞ Aşıda sıraladığımız öteki damga ve kavramlar, Hitit uygarlığının, Ön-Tiirk kültürü açısından yeniden incelenmesi gerektiğini ortaya koyar. Kalmuş adlı kıvrık baston ise, bu mühürde iyi seçilmemektedir. • US damgasıdır. Aynı işlevi ifade eden, fakat ucu havaya doğru kıvrık bastonu(-14/ 13)ncü yıllara ait, Anadolu medeniyetleri müzesinde bulunan, geyik derisine yapılmış resimde, geyik üzerindeki tanrının elinde görmekteyiz, (sa.170) • US damgasıdır,; • YÜCE KAT, tanrı, oluşum, Instans anlamlarını taşır. Onu, Oququ-pultlar dışında örneğin • Doğu Anadolu’da Tiri-i şin yaylasında bir dikili taş üzerinde görmekteyiz Prof. Muvaffak Uyanık tarafından tespit edilmiş ve çizilmiştir (H.Başbuğ, Göktürk,Uygur, Zaza, Kırmanç lehçeleri, TKAE. 1984 Ank.)

Ileriki bin yıllarda


Halûk Tarcan

LİTU / US, adıyla egemenlik, kudret, otorite timsali halinde kilise, krallar vb..taşırlar. HUAŞİTAŞI (s.121 resin 51 A) Oturan boğa Resmi önünde duran SUNAK TAŞI’dır. Büyük kral ve eşi taşa karşı saygı duruşundadırlar. 1. Boğa, tarihte ilk kere, Ön-Türklerle bir alt kült halinde görülür 2. HUAŞİ -TAŞI cümlesinde TAŞI kelimesinin Türkçe olduğunu söylemeye gerek yok. 3. HUA, kudret, kuvvet demektir, Arapçaya geçmiş ve orada KUWWA haline dönüşmüştür...(Şl) için Mirşan’ı dinlemeliyiz. HUAŞİTAŞI, KUDRETİN TAŞI anlamını çıkarmaktayız... TANRI HEPATU.(s,122 - s.161 resim. 65 Yazılıkaya tapınağı) Hepatu diye okunan şekiller arasında, Ön-Türkçe damgalar hemen seçilmektedir: (10 =) Akurgal bu şekil için ‘"ikiye bölünmüş elips” der. Tanrı denen bu şekilde • I = IS, yüksek, felsefi düşünce, "iyiliklerle bezeli” , "halkına iyi hizmet etmiş” alt anlamını taşır. • O = ON (ong), başarı, tanrıya uçma başarısı. • ÎS-ON (ong) Yüksek düşünce başarısı demektir. Tanrıya erişmek için, yüksek düşünce seviyesine gelmiş, bunun için vücudu ateşe verilmeye hak kazanmış demektir. HE, ONÇ damgasıdır, ON = kozmos, Ç = içi , ONÇ kozmostan gelen yani şimşek ve yıldırımdan verdiği ilhamla şekillenmiş bir damgadır. ÜE yazıtında bunun ilk şeklini görürüz. PA , UÇ damgasına benzemektedir.ve PA’nın altına ya da üstüne konan nokta TU. ON okunacaktır. Her iki damga • UÇUN diye okunmalıdır. ES..Can, düşünce, hatırlama, tâbi olma anlamlarını verir ki. bütün bu damgaları bir Ön-Türkçe cümle halinde görmek için Ön-Türkçe bilmek gereklidir. KUSU, Ay tanrısı ÖK-US/ U olabilir...US = gök, US = Enyüce , U = artikl... • GÖK’ÜN EN YÜCE/SL.? ŞAUŞGA, Savaş Tanrısı. ...SAVAŞ / GA ?. HALPA (s.90) Hitit federasyonundaki 21 bölgeden biri olan HALPA günümüzde Halep olmuştur. Bu adı aynı zamanda HUALPA şeklinde gördük. Bu durumda • HUA / AL-APA’yı düşünebiliriz. • HUA ; kudret, kuvvet, AL-APA, canı alıp (tanrıya) götüren • KUDRETLİ ALAPA...( apa. arapçada İLÂH demektir) YAZI ÇEŞİTLERİ: Prof.Akurgal, Ön-Türkçe dışında Doğu Anadolu ve Hitıtler üzerinde araştırma yapanların 3 çeşit yazı tespit etmiş olduklarını


Halûk Tarcan

kaydetmektedir: • 1/ eski Hitit döneminde kullanılan ve Çivi yazısını ‘hece sistemine göre’ yazanlar. Örneğin yukarda incelemiş olduğumuz Mu-ut- ta-al-li gibi... • 2 / doğrudan Çivi yazısını kendi sistemiyle kullananlar, • 3 / Resim-yazı adı verilen sistem ki bunların içinde Ön-Türk damgalarını da görmekteyiz. Prof. Dınçol, resim yazının ‘Urartu krallığı kurulmadan önce çok yaygın olduğunu, (-700)lerden, Urartunun gerilemeye başladığı dönemde bulunan kapların, kulp, ağız, karın’larında çok sayıda resim/yazının bulunduğunu ve yaygınlaştığını yazmaktadır .sa.196, Resim / yazı ile Ön-Türk tamgalarının birbirine karıştırıldığını sanmaktayız. Buna örnek olarak -700’lerden, Arkeolog A.Uhri'nin, Kral Rusa II dönemine ait,verdiği Urartu Taş Kap parçalarını alıyoruz : üçüncüsünde görülen şekil eğer resim/yazı sanılmışsa, aslında bu, ön-Türkçe enyüce anlamını taşıyan UB damgasıdır(**). Bu damgayı Asya ön-Türklerinin Oququ-pult(okumaputu.işareti)larında görmekteyiz: Hititlerin. başlangıçta, ‘heceve dayanan’ çivi yazısını kullandıkları bilinmekte fakat bu bilgi araştırmacılara • zorluk vermemektedir. • Neden ne şekilde. • ne zamandan beri • hangi kültürden geldikleri araştırılmamış, va da bu sorun çözümlenemediği için, • sanki çözümlenmiş gibi hareket edilmiş, sonuç olarak.arastırmacılar • bilimsel mantıöln dışına çıkmışlar VE DE bu volda yürümüşlerdir.. .Yürümektedirler. Sonuç: 1 Anadolu dip kültürünü oluşturmuş olan Ön-Türk Dil ve Kültürü hareket noktası olarak alınmazsa Anadolu Kültür tarihi yazılamaz. Anadolu Dip kültürünü 2. Bilmemek, 3. araştırmamak 4. Dip Kültür ortaya çıkıca da 5. Bilimsel şüpheyle incelemeden reddetmek 6. Bilip de ortaya çıkarmamak. Ülkemizi doğrudan SEVR şartlarına götürür...Bunu hiçbir araştırmacının kabul edeceğini düşünmemize imkân yoktur...Özellikle, Sevr dosyasının uygulama dönemine girdiği şu yıllarda!...

304


ALTIN USTASI İSKİTLER

Bölüm XVII\


Halûk Tarcan

ALTIN USTASI İSKİTLER (Prof.Bozkurt Güvenç, ‘’...Bilindiği gibi Iskitler Türk değildir...” der. Daha ileride ise "...Horodot’un İskitleri TURKAE halkları olarak kaydettiğini...’’ yazar.) TURKAE = TURK/AE Kafkasya, Karadeniz’in tünortasından Trakya’ya kadar olan geniş alan­ larda yaşayan Ön-Türk halkıdır, bu halkın kendilerini • OQ diye adlandıran gurubundandırlar,(**). Bu gurupta, • OQ-AT, ALT UÇUQ esas adlarıyla bulunurlar. İskit adı, • UÇ-ESİG EL-AT cümlesinin bozuk ve yanlış seslendirilmesi sonucu sıkışmasından doğmuştur. Bu cümle • Lider olarak bilinen halk demektir, egeemen halk. UÇ = lider, ESİG = "etik” edilmiş, olanEL = halk, AT = ad, tanınan, bilinen • Herodot bu adı ASKOLAT diye okumuştur, Asya’da bazı yörelerde bu ad OSKOLOT diye devam eder, Yunanlılar Askolat’ı SKYTH haline sokmuşlardır, aynı ad, İstanbul’a varınca SCUTAl (Üsküdar), Fransızcada SCHYTH (Sit) olmuştur. Biz İSKİT deriz.lncilde ASHGOUZA (Aşguza) diye geçer.(") İskitler Rumanya’ya • QUT-YAQ adını vermişlerdir. Qut = değişmez değer, değişmez değer taşıyan yaka, taraf...Bu ad genel halde Avrupa anlamını da taşır. Ön-Türkler, Tuna yöresine • İSİ YIR DERLER , Tuna nehrini adı • İSİ ÖGİZ’dir Yunanca’da İSTİROZ olmuştur. Bir öteki Ön-Türkçe ad, • İSTER ÖGÜZ, yunancada İSTRİA olmuştur. Genelde İskit tarihini Yunan tarihinden sonraya oturtmak iradesi mevcuttur . Bu genel eğilim son zamanlara kadar İskit tarihini “lütfen” (-700) indirebiliyordu Kısa bir süreden beri bu tarih (- 800)e indirilmiştir. Tarihi 700’ler civarında tutmaktan amaç, İskitleri Yunan uygarlığı etkisinde göstermektir. Çünkü, İskit sanatı herşeyden önce • Altının, çok ince sağlam ve zevkli bir şekilde işlenmesi halinde ortaya çıkar. • Bu ustalık nedeniyle Evrensel sanatta yerleri büyüktür. • Yayıldıkları yerlere taşımış oldukları bu altın işleme sanatı nedeniyle, bu sanatın sahiplerinin Türk olduğu ya da, Türk olasılığı bağnaz araştırmacıların asla kabullenemeyecekleri bir evrensel felâkettir. İSKİT DİLİ Batı tarihçilerine göre Bir tür • FARSÇA konuşurlar. Farsça, Hint-Avrupa dili olduğuna göre İskitler HintAvrupa ırkından ve kültüründendirler denir(??) .MI*


Halûk Tarcan

Son araştrımalarda Farsça'nın ,PART’çanın bilinmeyen bir dil olduğu ortaya konmuştur. (*) Bilinmeyen dil iddiasının Ön-türkçe demek olduğunu görmüştük. Fakat, gene burada duracağız ve seri halindeki yanılgıları göstereceğiz: 1. Orta ve üst Asya’da yapılan kazılarda çıkan bazı eşyanın, bulguların hemen İskit ve Hint-Avrupalı olduğu kabul edilmiştir. Bu yanılgıya örnek olarak • ISSIO OURGAN yazıtını alalım. Bu yazıt • ALTIN ELBİSELİ ADAM yazıtı diye tanınmıştır. Tanınmış araştırmacı K.A.AKİSHEV yayınında; • Grek uygarlığını esas alıyor tarihini buna göre • (-5)nci yüzyıl olarak tayin ediyor. Bu tarihi bizim araştırmacılarımız da en ufak bilimsel şüphe duymadan aynen kabul etmişlerdir. Akişev,Batılı araştırmacıların kopyacısı olmuştur ve doğal olarak tümüyle yanılmıştır: Söz konusu yazıt. • ON yazısıyla yazılmıştır.Bu yazıyı 8 bin tarihli . „ • ÜE yazıtında görmüştük. k . . i A j A '* ISSIO-KÖL yazıtı Üe yazısı A V f" ^ ALTIN ELBİSELİ YAZITI ISSIO yazısı ÜE yazısı ** • Altın Elbiseli yazıtının yazısı grafizm bakımından, bazı değişikliklere karşın ÜE yani ON yazısıyla benzerlikler göstermektedir. Yazıtın tarihi ( -3500)dür.0kunuşu ve anlamı şudur: • OGÜN AN ONUY A ÖCÜ OQ. UB-OZ UÇ &SİTİS OZ-ÖTÜ ONUY-OY EKİÇ EKİL ALIZ AT. Yüce kişiliğini taziz etmekte olduğum kişi (öğün an), kozmozlaşmış (Tanrıyla özdeşleşmiş) bir OO’tur (yani iskitlerdir) O, UB-OZ liderliğine OZ’arak (şekil değiştirerek - metamorfoz'a uğrayarak) geçmek suretiyle, kozmoşlaşma mahalline dönebilmiş, Kozmos’la bütün­ leşmiş, Aynı yazıyı (-1980)lerde İstanbul/Erenköy’de bulunan UWON yazıtında da görürüz. 2. Bu belgeler kadar önemli bir veri de şudur: Akişev’in vermiş olduğu 500 tarihinde On-Türk yazısı artık • damga yazısından uzaklaşmış ve UROUN yazısına yani • Alfabetik yazıya doğru büyük bir evrim göstermiştir(**).


Halûk Tarcan

Pazırık halısı hemen Iran sanatına mal edilmiştir; yanılgıları sıralayalım : • QURGAN şimdiye kadar gördiüğümüz gibi 0QLU öt URUQUN Oq mezarı demektir. Halının ortasında 24, iç çerçevesinde • 62 adet OQ-Oğ damgası vardır. Atlı figürlerinin bir bölümünün semer halısında • ÜÇYÜZOTUZÜÇ diye okunan, aslında • ESİS, ESİS, ESİS yani, Tanrı, Tanrı; Tanrı damgaları vardırf*). S « A

W)T

£ J . T A

Güraf(grifon)figürünün, baş + kuyruk + kanatları ÖG, ayakları,

• AT damgalarıdırlar... Tümü birden • ÖG-AT = Güraf damgasını oluştururlar Geyiğin iç uzuları • AN(ang), İdrâk, diye okunur (**). 4. HERODOT’ta İSKİT’LER (**) Türkler’le, Fenikeliler arasında( -516)da TUTUO-BAŞ(Çanakkale) savaşında • Dolonk hükümdarı MİLTİADES, Iskitlerin önünden kaçmışlardı, Çünkü, Daryüs’ün kışkırtmış olduğu İskit (göçebeleri) Gelibolu Yarımadasına kadar inmişlerdir. (Herodot VI / 40) Herodot, Türkler arasında hiçbir ayrılık yapamakta her Türk’e İskit demektedir. Halbuki İskit ordusu • OO-AT’lar yani, gerçek iskitler, • QARLUQ’lar, • QIRGIZ’lar, • ÖK ERİGÜN UŞ-OOK UŞIN’lar(Messaget’ler), • İKİM OQ-URIĞU( İşim ırmağı Oq’lari) • TÜRGlS’ler(Türkmen’ler) • ÖZ-ÎL ÖKİ atlıları’ndan oluşmaktadır. Türklerin hepsine birden Yunanlıların İskit dedikleri bir ikinci olayı da AT-ÖG (Büyük İskender) tarihinde görmekteyiz (**): • AT-ÖG, bugünkü Leninabad yöresinde İYİNÇÜ ÖGÜZ’ü (Sir-i Derya) geçmek istereken karşısında Oğuz'ları bulur. Tarihçi, ALP-ERİN, olayı şöyle anlatır: 308


Halûk Tarcan

AT-UQUZ OĞUZ’ların komutanı QANIM BUĞA’dır, At-Ög’e, TENRİKİN ÎYİN’ini iletir{Tanrının arzusunu) ve onun suyu geçmemesini ister.AtÖg(İskender) söz vermesine rağmen suyu geçmek ister, Qanim Bura hemen harekete geçer ve ordusunu hırpalar. İskender özür dileyip geri çekilir. J.G.DROYSEN bu olayı, Münich’te 1954 basılmış olan Geschichte Alexanders der Grossen adlı kiatbın 296’ncı sahifesinde şöyle a n la tırf*): • "...İskit güruhu, karşı sahilde toplanmış idiler savaşa davet eder gibi ok atıyor caka satarak gürültü ediyorlardı. Ecnebiler herhalde savaşı göze alamazlardı. Eğer cesaret ederlerse FARS KORKALARI ile ÇÖL OĞULLARI arasındaki farkı anlamış olacaklardı..." • Çöl oğulları diye tarif edilenler Iskitlerdir. Böylece, iskitler ile Farsların aynı halktan olmadıkları ortaya çıkmaktadır.(**) 5...Bir belge daha : • KÜL-TIGİN (+568) yılında, Türk ipeğinin pazarına izin verilmesi için Bizans kralı JÜSTİNYEN’e bir heyet gönderir. Heyetin krala takdim ettiği mektupların İSKİT DİLİ’nde yazılmış olduğunu tarihçi MENANDER ifade eder. (Menander 18 M) 6. Sonuçta, iskitlere ait yazıtlar, • dillerinin Ön-Türkçe olduklarını ispat etmektedirler, gerisi "beyhude”

N

t ı c

TA Jl Oi 23 çırpınmalardan ibarettir...

ULUĞUÇ UYUL ÖZÜV ULUĞUÇ yazıtı (damgası) Yukarda görülen MİKLOS hâzinesine

NAGY ait,

SZENT

ULUĞUÇ, (Uluğ Uç-Uçu) damgasında, • OQ-AT, OQ EKİ-ÖZÜWÜN UC ESİG EL AT ANIS UÇ-UÇUN EDİLİNTÜ EPPİN EDİSİNİL EKİ UYULUĞTUNGUÇ UÇ-UÇU ED cümlesi okunmaktadır. OQ-AT(Oq adlı), OQ EKİ-ÖZÜWÜN( Oqşerefine sahip),UÇ ESİG EL-AT(lider halk’a), AT-ANIS (izafe edilen), UÇ-UÇUN(devlet) EDİLİNTÜ (edilen, halinde), EPPİN EDİSİNGİL (bulunuş), EKİ (Şerefi), UYULUĞTUNUÇ (federatif), UÇUÇU (devlet) ED (..dir, halinde bulunmuştur). Cümleyi toparlayalım : • Oq adlı, Oq şerefine sahip lider halka izafe edilen devlet halinde bulunuş. Yazıtın ortasındaki 309


Halûk Tarcan

• 0Q (haç) damgası, Iskttlerin OQ halkından olduklarını gösterir bir öteki delildir. Bu damganın, genelde, Cermenler ait olduğu sanılır. O Q £ k İE S Ü O Q ü ç u *K SN

OQ ftSÜÜÇt UÇU OQAÇ)

Oq nama Oq bayrağı o la»

OQU$ u c tr iî ClİQOT-YAQ. o o o ş ü iî AT OÇU İT a t UÇU ÎT

Oq mUJtÜnln m em l«l»U ATrupadir ög*«î& adrnrn bayratf WBr. M l»un bayrtftı ittir.

o o tî İT ISb) OOOÇU5Î AT UÇU İT OGOÇttS AT UÇU ÎT. ÖKUTUB 0KUL080N (Sb> ö a O şO S AT UÇU İT

W «ttlf. ÖÇÛ*1Ö J* ö fW ü adrnıa fcayj»iı tttlr. |aita» ^ enil*r' ögfkilü « ta u n bayraf» ittir.

0 U 9 f ÖKOYÜÖ («-«> ÖSUMUN U5UNTNÇI OKÜÇ i7> OKU Ö LSSüK £ x i fiSU (îl-10b). EKİ ESU ESKB BU6 <10*14-15» ÖICÜ OLKSUK ESİP e-BİHSİO (12-17-16) iP-ÖrtNÇİS (15)

M e th ü - « * ş u ta « » û ^ * r c k Yarlığım ın yüc*U*l m üfKlUr. «önne |aıkı*ı Ue * « e iljm n » » suratilc « m il anılan bejr övm* şarta» ite anılan suBöCTerütr.

UYUL ÖZÜV yazıtı Aynı koleksiyondandır. Bir kabın dibine yazılmıştır. . 0Q ÖKÜ(WÜ)YÜN ELİZÜ(W) EPPEN ATANISIN ED YAĞINTU, OGÜN • ÖKÜ(W)ÜYÜTE UYUL ÖZÜW EPPEN ETİG URUĞUN ANTIZ-ÖGÜN ETİ(W): ÜŞÜN. • Oq’un şerefli adının egemenliğinde bulunan ülke, övülecek bir kuruluşa sahip olan bir ırkın yönetimindedir. • Yazının ortasında OQ damgası görülmektedir. Bu yazılar, ne Grek ne de Slav dilleriyle çözülemeyince.hemen • Ölü ırka ait, ölü bir dil damgası vurulmuştur. Aşağıda değişik örnekler görmekteyiz. (**) A

İJ 3

f)

j

»il

"3 X JU 90

*1TF sO E £ 2 » > PA V

T tı/O

• frftK İ

» O Û t â ı * 3 f)Q

S rF F 7 NwOO

M >

^

->ı°|-mP*H^yjP-+*L

OQ-UÇU, (OQ BAYRAĞI) yazıtı Bu yazıtta bulunan 5 Haç(Oq)şekline bakılarak bunun "çok” dindar bir Hıristiyan topluluğuna ait olduğu sanılmıştır. Rumanya’da Torontal kentinde, Maros nehri yakınında, Aranyka deresi yanında NAGY-SZENT MİKLOS denilen yerde, Vuin adlı bir köylünün evinin avlusunda bulunan 23 parça altın eşya yazıtlarındandır. 310


Halûk Tarcan

Kaplar üzerindeki ayrı ayrı yazılmış cümleler bir araya getirildiğinde • OO’lara ait bir dize oluşur .Bir ÖGÜĞ ; Övüş şarkısının metnidir. i ;«

t* «i

„ ..i

i v

• »• Ö r/

¿?A

^

.W

8|

*

’Yo^ı

KÖMEÇ yazıtı : aşağı Don alanında bulunarak Novoçerkask Müzesine konulmuş olan gümüş Şişe yazıtı ELCIOINU BUCIOINU KÖMEÇ İSİR , Halkçığına, Beyciğine bira içir(**)

M n o o yi. ;Vİ A

t

f

ojjoi & U IÜ A

^ a

> p

a

o

v y

& uj> j İty «ÖM

JA

o xj t

o-i u;

~y

o ^ A

M 17 i W i 2 3M İj

¡*3

ŞUMAN SINTAŞI Yazıtı (**) E

LL<,

^ o u Ju

£ RRCL ) ’? CU<. '.tu p o r : i :!

3188123 w i d £ j u

Bulgaristanda bulunmuş olan ŞUMAN SINTAŞI yazıtı

v

EKİ EM ESİW!ZİN EL )>oL<; J»»* KÖKRKÜ EKEYİN ANILIO£ m "îPAjyp •* ANIN, Şerefli olarak andığın halkın anıtıdır.işbu a n ı:

eıw

EKİ OQUN UL-ESİN ESİBBİO ULU OY , ŞEREFLİ Oq milletinin ulu anısını anan ulu düşünce 311


Halûk Tarcan

ÖGÜŞÜN AT UÇU İT ....Öğüşlü adının bayrağı it’tir(kurt’tur) ALT UÇUQ yazıtı(**) Rumanya’da Siebenbur köylerinden Homorodkaracsonu’da bulunuştur. ÖKÜ ESİC İT, ESİT EKİ ALT UÇUQ Övülme sembolü it, duyulma şeref-i selâhiyeti (sorumluluk şerefi)UÇUQ

Mm#

ESİN ANIÇ yazıtı (**) < />, bir kabin altına yazılmıştır, ^ Szeeged-Nagyszeksos - N. r ^ Fettich’e göre h. * ^ ^ ESİN ANIÇ ÖKÜLÜGÜM J * ^ EDİDİG ESİDİS ÖKÜB 9° yü ~ & K * % >* OQUN Allahı anma cemali )Qi t i <noâ (mutlak güzelliği) ile duyu­ larak fazitletleşen Oqun 7...Araştırmacılar, Farça’nın kökeninde, Hint-Avrupa dili olmayan • Bilinmeyen bir dil olduğunu ortaya çıkarmışlardır. (*1) Demek ki, Farsçaya benzeyen d il, bu son düşünülen • Bilinmeyen bir dildir ...Onun da Ön-Türkçe olduğunu yazısıyla gördük. Hint-Avrupa dili, kökeni 1780’den beri bulunamamış, Olmak ve Imek füleri ÖnTürkçe olan, ve yapısında çok sayıda Ön-Türkçe kavram ve kelime bulunan bir dil - kabul edilinceye kadar ve hiç olmazsa • KURAMSAL bir dildir. Batının tarihte geç kalmasının vermiş olduğu sıkıntıdan, alelacele ortaya konmuş bir dildir... Büyük Hint-Avrupacı G. Dumezil’in bilimsel şüpheye dayanan tarifiyle “O, bir bir romandır...der.” (*) • "...Hint-Avrupacılar, kazılarında büyük bir saray bulacaklarını sanıyorladı. ortaya bir anıt bir hamam çıktı..." Hint-Avrupa dili, çok yazarlı bir roman gibidir...Kitaplığımda onu "roman” bölümüne naklederim ...” SONUÇ : Sunduğumuz bu tüm belgeler ışığında Herodot, • İskitler TURK/AE halkındadır demekte haklı olduğunu göstermektedir. • (-1517)de, bir önceki Bir-Oy BıTin yeniden yapılanmasıyla doğmuş olan AT-OY BİL konfederasyonuna • OO-UŞUY (0q Birliği) adıyla dahidir. Genelde egemen olduğu topraklar Karadeniz’in kuzeyidir. Bunu, Heredot’un haritasında bile görmek kabildir. (-516)da URARTU devletini çökertmiş ve fakat onda sonra URARTU ile birleşerek DAŞT-İ KIPŞAK’ı devletini kurmuşlardır. Başkentleri Kafkaslardaki ÇUR kentidir. 312


Halûk Tarcan

Bu devlet 1236'da CINGİZ’le yaptıkları TEREK savaşı yenilgisiyle dağılmıştır(**)... İSKİTLERDE MÜZİK KÜLTÜRÜ(kısa olarak) Strabon, Sakalarda, büyük tinsel bayramlarının adı SAKEl olduğunu nakletmektedir; Baktrian kökenli(?) Kibele kaynaklıdır. SARMIŞ SAY kaya resimlerinde görülen figürlein bu bayram ait olması ihtimali vardır. Bayram esnasında Kibele’ye “’deri kaplı tembal” hediye edilmektedir. Bu saz bizim mehter takımının KÜS’ü olmalıdır. At, ve deve üstünde taşınır, Kanûnî dönemine ait kös’ler kaplan derisi ile kaplanırlardı, tek tokmak darbesi, yaklaşık 1km uzaklıktan duyulurdu. Mehter takımları 3’lü, 5’li, 7’li, 9’lı köslerden oluşurdu. iskitlerin başlarına geçirdikleri sivri uçlu şapkaya KYRBASSY* denir. Pazırık qurganlarında, (-5)nci yüzyıldakilerden ARP ve Tambur(küçük davul), (-3)yüzyıldadikilerden, kemik flüt çıkmıştır.Bu sazlar, Ziraî bayramlarda çalınıyordu. KAMPYR (kambur ?) tepede bugün çalınan tek ve düz (transversale) flüt’ bulunmuştur. Bulgular arasında Çifte flüt de bulunmaktadır; Grek kültürüyle buraya gelmiştir.(?) Adı Grekçe AULOS'tur. Baktrian'da bulunan çifte flüt ün uzunluğu 50 /60 santimetredir. Roma ve Grek’te bu ölçü daha küçüktür. Kampyr tepe ve Zam tepe’ de Pan Flüt bulunmuştur. Vurma çalgılardan Çifte ( koshık) orta Asyada günümüze kadar gelmiştir. Kuşhan döneminden BABADAĞ’da UT bulunmuştur... Makaleyi yazan Veronika A. MESHKERİS, (*3) bu müzik kültürünü Grek etkisi altında görmektedir. Çünkü, Bakrtiyan, Batılılar için Orta Asya’da Grek uygarlığı olarak görülmektedir. Yukarda Baktriyan konusunu incelemiştik, Kuşhan’ları da görmüştük. Sorun, bu konuya eğilerek bu sazların kökenini - tarafsız bir şekilde incelemektir Örneğin Grek sazı denen AU/los adının başındaki AU, Türkçe AĞIZ demektir. OS ise EVREN anlamını verir. İskit ya da Saka şapkasının KYRBASSY şeklinde yazılan adı KURBASI, Yada KURBA gibilerden olabilir....Belki de BASI, yanlış duyulmuştur, BAŞI olacaktır? Asya lehçelerinde bu kelime aranmalıdır. Şapkanın şekli ES damgasıdır, ucu sivri bir külâhtır. Bu tür külâhları Kırgız kızlarının başında görmekteyiz. Rönesans’ta, Floransa’da, bayramlarda kadınlar aynı şapkayı giymektedirler, "elinde sihirli değneğini tutan kız” ın külâhı da aynıdır. * (not: Kös, kelimesinin yanlış olarak Acemce KÛS'tan geldiği sanılır...At, ve deve üstünde taşınır, Kanûnî dönemine ait kös’ler kaplan derisi ile kaplanırlardı, tek tokmak darbesi, yaklaşık 1km uzaklıktan duyulurdu.Mehter takımları, 3 ’lü, 5'li, 7’li, 9’h köslerden oluşurdu. Çapları 1 metreye yaklaşır.) (*)(Dossiers d'Archeologie N.171 / 2001)(” )(entretiens avec Didier Eribon ,folio, Gallimard 1987)(” *)( Veronika A. MESHKERİS,Dossiers d’ArcheoJogie N.211 / 1996)

313


DOĞU ANADOLU ÖN-TÜRKLERİ ÖZET

Bölüm XIX.O


Halûk Tarcan

DOĞU ANADOLU ÖN-TÜRK TARİHİ (özet) (13bin) / 6bin / 4bin / 2bin / - 600 / +1236 -devamlı Türk kültürü. • (15 BİN)-Ren geyiği, Ersin Alok • (13 bin) -1500 Orta Asya ile ilk ilişki, kaya ve mağara resimleri Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsı 45 bin resim, petroalifler. damgalar yazıtlar. (8 bin) ilk damga, 7 bin ilk yazıtlar... 1500 son yazıt - (Prof.A.Erzen) • (6 bin) Ozu ögiz(Dinyeper) yöresinden Hint-Avrupa dili konuştuğu sanılan kişilerin geniş çaptaki göçleri (Hazarın iki yanından, Doğu Anadolu, İran yaylâsı, Indüs vadisi - Balkanlardan Anadolu- (A.Martinst) • (4 bin) Doğu Anadolu proto-Türk kültürü birliği - (Prof.E. Feigi) • (3 bin)2200 Doğu Anadolu'da Turki krallığı • (2 bin)-1517 Doğu Anadolu’da, At-Oy Bil’in uç devletleri Isub -Ura Bil (Urartu - lsuwwa- Subar) • (bin) -516 İskit istilâsı ve İskit + Urartu federasyonu Deşt’i Kıpçak kurulması. • (+1236 Terek savaşıyla Cengiz Han ın bu devlete son vermesi. (+ 1071) Türklerin TOKUZ OĞUZLAR adıyla Anadolu’ya son geliş tarihi • Selçuklar / Osmanlı imparatorluğu / Türkiye Cumhuriyeti Bu kısa tablo gösteriyor ki:, • Doğu Anadolu’da • Ön-Türk kültürü • Bütün kopukluklara rağmen • 13 binden (+14’ncü) yüzyıla kadar süregelmiştir. Bir devletin yok olması, yok olduğu tarihte Ön-Türk Kültürünün de yok olduğu demek değildir. Devlet tarihe karışır, siyasa! egemenlik yok olur, ama kültürün yok olması silinmesi için geçecek zamanda, yeni bir Ön-Türk göçü ya da yeni bir Ön-Türk egemenliği, Dip Kültürü yeniden su yüzüne çıkarır. Bu tarihi ve bilimsel gerçek Doğu Anadolu’da Dip Kültürün tam anlamıyla Ön-Türk kültürü olduğunu açığa çıkarmaktadır. Zaman içinde Doğu Anadolu için bir şema yapmak istersek. • Dip kültür + yabancı kültür + Dip Kültür + yabancı kültür...gibi bir görüntü elde deriz...Ya da Kısaca, “Dip Ön-Türk Kültürü“ üzerine kurulan sentezler: Ön-Türk kültürü + sentezler şeklini buluruz. SONUÇ : Doğu Anadolu’da, • MOZAYİK ya da yeni icat • TÜRKİYELİ kavramları, kökende • DİP KÜLTÜR olarak daima ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜ bulunduğundan geçerli olamazlar Başlangıçta söylediğimiz gibi; Etniler politikasının, • uygulanamayacağı yegâne ülkeler TÜRK ÜLKELERİDİR!... Bu gerçek . BÜTÜN ANADOLU . BÜTÜN ASYA TÜRK DEVLETLERİ İÇİN GEÇERLİDİR.______________ CKprof.Bahadır Alkım . Anatolie, Nagel, Geneve, 1968)


Halûk Tarcan

MEZOPOTAMYA’ya kısa bir bakış Güney doğu Anadolu: İslâhiye yöresinde Gedikli’de yüzeyi 20 X11 m. derinliği 2.50/3m. olan ATEŞ EVİnde. 159 toprak "kül kabı" ve yanık kemikler bulunmuştur.tarihi (-3bin ) sonlarıdır. (*1) Hatay: Ön-Türk kültürü 10’ncu binde Mezoptamya’ya inmiştir. Şimdilik, en eski tarih olarak Halep yöresine yerleşmiş olanlarla ilgili Halep sırlı taşı adlı petroglifi bilmekteyiz. Üstünde Mirşan’ın okumuş olduğu şu cümle vardır: • Uçulan yer, Tanrı BiTi göğü heyhat!. • Lyon Termo nükleer laboratuarı taşın tarihini 9300 / 8700 olarak vermiştir. (*2) Tarih öncesi araştırmacısı Danielle STORDEUR, Fırat’ın sol kıyısında JERF EL AHMAR kazısında iki oval taşın üzerine insan eliyle oyulmuş bazı şekliler bulmuştur: ...Baykuş’a benzeyen, gözlerinin etrafı 34 tane, ay’a benzeyen noktalarla çevrilmiş bir figür.OK’lar, ZİG-ZAG’lar ve bir YILAN...Bu oymalar ONBİN senelik olmalıdırlar...Yani,en eski sayılan Sümer çivi yazısından iki misli daha eski olması çok ilginçtir...Stordeur, eski taş döneminin mağaralarındaki resimlerle yazı sanatının arsında bir ’’missinglink” olarak görmektedir; şekiller soyuttur ama .henüz bir yazı dili değildir. Eğer bunu biri yazmışsa bu bir mesajdan başka bir şey olamaz. 1996 ve 1997 yıllarında birbirinden habersiz iki araştırmacının -oyuk figür­ leri görmemiş olmamıza rağmen, örneğin, yılan gibi baykuş gibi,- Ön-Türk Kültüründe bulunan elemanları bulmaları ve her ikisinin de On bin tarihlerini vermeleri, Ön-Türk kültürünün bu tarihlerde Mezopotamya’ya inmiş olduğunu gösteren iki delildir. Bunlara Sümer yazısında 18 Ön-Türkçe damgayı da katabiliriz. Mezopotamya’ya Sümerler dışında Orta Asya kültürünü getirenler • ELÂM’lar • KASSİ’ler • GUTİ’ler • QARLUQ ya da QARDUQ’lardir. Bu boylar, içinde Qarluq ya da Qarduq adları Ön-Türkçede "egemen halk” demektir: Qara-Uluq-cüz...Qarluquz...QARLUQ Qara-uluq-cüz...Qarduquz...QARDUQ olmuşlardır...qara = yönetim, Qarluk’lar, OQ Türklerindendir. Balkaş güneyinden, Hazar doğusuna gelmişler, oradan "Yüksek Doğu Anadolu Yalâsına” göç etmişlerdir. uluq = ulaşmış, cüz = kuruluş..."yönetimin ulaştığı kuruluş yani, devlet...” anlamına gelir. Babilonya’ya yaklaşık, ( -1600)larda KARDUNİAŞ adı verilmiştir ki bu ad; OARDUN-UYUŞ, "Qarluq’lar federasyonu” demektir. Qarluq’larin Mezopotamya tarihindeki önemi ortadadır. ('((Arcbeologie, no.332/1997)(“ )(New Scientist -D ie Presse Wien 21.12.1996-/ SolisSchmidt) (***)(Le Civilta delI’Oriente, casini, 1957, Roma)

31*


Halûk Tarcan

Guti’lerin Türk olduklarını Italyan Türkolog Ettore Rossi iafade etmektedir. André Parrot, Guti’lerin, Orta Asya’dan geldiklerini, ilk kere Van ve Urmiye gölleri arasında göründüklerini, buradan Mezopotamyaya indiklerini kaydeder ve at kültürünü getirdiklerini yazar.(*) Prof.Neşet Çağlayan ‘KUT’ları En eski Türk devleti olarak sunar. Elâm’lar konusunda ise, Hamit Zübeyir Koşay, “...onların BASQUES’ (Bask) laria dil yakınlığını gösteren çalışmaları, Ön-Türk Kültürü bakımından çok önemlidir der. (**) Irak: 6 bin tarihli Tel Es Sawwan seramikleri Ön-Türkçe damgalarla bezenmiş­ lerdir. Samarra seramikleri: 5nci binde Ön-Türkçe OQ, OZ, ONÇ damgalarıyla bezelidirler. (***) • 4’ncü binde SUBAR-TU devleti Mezopotamyay egemendir. (A:Parrot) • 2’nci binde Asur'da SUBARCA konuşulmaktadır. (A.Parrot) • 4 / 2 binler arasında, Sümer ve Babil egemenlik bölgesindeki tabletlerden 13’ünde TURUKKU adlı bir kavimden söz edilmektedir (*8) • ASUR salnamelerinde TÜRK adı mevcuttur (Prof.A.Çay) • ASUR’un Ön-Türkçe adı AT-UB UÇUĞ’dur, Yüce yönetim liderliği(**)) (Tamamlayıcı belgeler, SİNAİ yazıtı, Hyksos(Oq -usuz)lar, Ön-Mısır vb...Kitap 2) ÖN-TÜRKÇENİN ETKİ ALANI (** ) Doğu Anadolu’da, Ön-Türklerin yukarda gördüğümüz gibi, en eski çağlardan beri bulunduğunun bir öteki gurup delili, • AKAT diline olan etkisiyle ortaya çıkar ki, bu etki, Akatlar yoluyla • Arapça’ya geçer. Sami dil gurubu, bu büyük dil gurubundan “Günortasf gurubundan • ARAPÇA, HİMYARİTÇE. HABEŞÇE, “Günbatısf gurubundan • FENİKECE ve HARAMİCE, “Gündoğusu” gurubundan • AKATÇA,(Asurca- Babilonca)oluşur. İşte bu dil gurubu, yani AKATÇA, Ön-Türklerin etkisi altında kalmıştır. Biz buna Mirşan’ın son kere okumuş olduğu • Portekiz yazıtlarındaki Ön-Türkçeyi de katmak gereğindeyiz. Çünkü, Portekiz gemicilerinin (...ya da bu ad altında Ön-Türk gemicileri) • Fenike’ye götürdükleri yazı, Fenike alfabesinin kökenini oluşturduğuna göre AKATÇA; • çift yönlü olarak Ön-Türk dil ve kültürünün etkisi altındadır.. Akatça’da Ön-Türk etkisini göstermek için Mirşan aşağıdaki örneği vermektedir._____________________________________________________ C)(Sümer, Gallimard; 1960, paris)(*’ )(makaleler, incelemeler, Ankara 1974)("“ )(katalog, Bağdat Müzesi şaheserlen. Petit palais 1981 Pans) (*8){Sadi Bayram, kaynaklara göre Güney Doğu Anadolu'da proto-Türkçe izleri. 1990 1st. s.92 - Prof. A. Çay , Her Yönüyle Kürt Dosyası) 317


Halûk Tarcan

PARÇA (isim) ve PARÇALANMAyı (fiil) alalım : Bu sözü Babilce PRS kökü halinde görürüz. Anlamı PARÇALAMAK bölmektir. Bu kökten doğan • “İPRUS’u Böldü” ve “PARASSU“ bölme (kısım) demektir. ...Acaba , bu sözü kim kimden almıştır ? Bunun Akatçaya Ön-Türkçe’den geçtiğini ispatlamak için elde iki delil vardır. • Almanca ve • Kürtçe • Almanlar bunu PAAR olarak yani, Tatarcadaki, PAR’ın azıcık değişmiş şekli olarak kullanırlar. • Kürtçede ise PAR denir. Ne Almancada ne de Kürtçede PARASU kullanılmaz. Demek ki, bu sözcük. • Ön-Türkçedir ve Akatça'ya Ön-Türkçeden geçmiştir. Bu konuda ve Arapçanın da Ön-Türk etkisi altında olduğuyla ilgisini ayırımlı olarak öğrenmek isteyenler "K. Mirşan, Anadolu Proto-Türkleri" adlı eserine başvurabilirler. SAMİ ALFABESİNİN DOĞUŞU(**) Bu alfabenin kaynağını doğrudan SİBİR ve TALAŞ ‘ta aramalıyız. Zaten buna gerek de yoktur; çünkü, Ön-Türkler Anadolu’nun dip tarihinde bulurlar. Şu bilinmelidir ki, MESA TAŞI, GEZER ve ZENCİRLİ yazıları, çok eski yazılar değildirler. Bu nedenle, Sümer ve Akad kökü aranmayacaktır.. O halde, bunların Anadolu kökenli olacaklarını düşünmek gerekecektir. Bazı Filistin ÛALAlarında, (-1700)e ait olacağı tahmin edilen yazılar bulunmuştur. Yalnız bunlar henüz okunabilmiş değildir. Bu alanda okunabilmiş en eski yazı Lübnan'da (Fenike) bulunmuş olan BYBLOS ve AHİRAM yazısıdır. (-11 )nci yüzyıla ait olduğu söylenmektedir. En eski İbrâni yazısı ise kral SAUL ya da DAVİD (-1011 / 972) çağına ait olan GEZER takviminde görmekteyiz. Kuzey Semiti, yani AHİREM alfabesinin ARAM diline uygunlaştırılması tarihi( - 10)ncu yüzyıldır. Biz buna gene Portekiz Ön-Türk yazısını katacağız. İddia edildiğine göre,(???) (mevcut olmayan) Göktürk devletinin alfabesi, kuzey Mezopotamya ve Suriye’de konuşulan ARAMCA’dan doğmuştur!..??..derler Fenike alfabesinden doğan öteki alfabe ise • İYON denen, ÖG-AT OĞUR alfabesi, bundan da PROTO-GREK ve ETRÜSK alfabesi doğmuştur!..??? derler ve • ARAM , İBRÂNİ ve SÜRYANİ alfabeleridir. Gene aynı iddialara göre Süryani alfabesinden, • Eski UYGUR alfabesi I..ondan da, • MOĞOL alfabesi doğmuştur. Bu görüşün temelinde, Bodrumlu Herodot (*484 / 425)un aşağıdaki yanlış ifadesi bulunur.

M S


Halûk Tarcan

.

İyonlar harfleri Fenikeliler- den aldılar, kendilerince biraz değiştirdiler ve PHOİNİKEA adını verdiler. (Herodot V /58-K. M,r?*n)

ProtcS.mî totf-Ofta-Sand Ten Proto-S»mî LAV-ON Pr.-Bizans Ic n hvGr.l FYrGr. 'ktf s «Le \T Â T 'V İ* * ' Stf M * \ A,E V A * — — t*b tit bb ^ u 8b B,İ İ BB b b F F bb B.S b g*ml fl8 T1 T1 GGTr gaml 99 r r g g rr 3g dolt d < XX □D &a d»U A dd d Jj d d A hhi i h *\>e ç E * E >-ı ç.ç e E e E Çç P . WSWw,o,u — — w,o.ui VHH u.u vv — ti,ü uı w v <7 ü Z dz i z z Z oz & İ 2 2 1 1 b *OZ tüt Ö** *X HH -- -- - - —- HH • • B ll A T t*. cC t e A th V . ^ *«a f 9 thAAt t /5tf y.ı i > OY Y.¥ r / i V y ykaf. îs,k i İX K2 Kk kK* ik LK l 'tK kl k wl*md ı t L Jj UL UL * t, mA 1 sA 1, /r>#m mim m ,M m mT m m ,*1 **1 **1 1 MMM M,M m M M m r m ^nün n n / nV nNS n i . H on N.H n ' /•/HMN N N,H stmk */ I £ ks tt ss stmk ss ?? i1 Ss I 1 'ayn o,u o,u oo cc 0o o0 0'U,n '*yn o,u,no0 o 0 o 0 nfi * \ P 1 n pP* ş _ a P n pP *“ nn ■p p tr Pp Aff 1 *\ ş id i *s VY ^* US C,9 *s V ps us C,9 p* t>D ÜS us g51 q ^<f ^ Od +,x Q q *X X* *+ <7 q rö j r 1 * R ?,R r p r P f T* \ ^ ' r. £ r ^ fin ESİS Y sis z s - 1 M fj? fTt T Tt t T t / tT is 7* taw th,t ¿ta. T 6 ÎT

Böylece Herodot, Yunanlıların, ondan önce yazıyı tanımadıklarını iddia etmektedirler. Halbuki Yunan'da, Ön-Türk yazısı yüzyıllar önce mevcuttur. Ancak bu yazı okunamamış oldugundan Herodot bu şekilde konuşmuştur. Bugün Mirşan tarafından okun muş 120 PELASGÇA yazıt vardır. Bu yazıtlar Grekçe okunamadığı için, ölü bir dile, ölü bir ırka ait sayılmışlardır...Hattâ bazı İtalyan araştırmacılar, Pelasg’ların Etrüsk lerle akrabalığını yok saymak için, Pelasg’ların tarihte var olmadığını bile iddia ederler. Amaçları, Etrüsk ------ ^ —L-*---------— *-— — — —»— lerin İtalyan yarımadasının kök halkı, otokton halkı olduğunu kabul ettirmektir, işte bu d il, • ATTİKA, yani Atina yöresine 8/3 binlerde yerleşmiş ve antik Greklerin dip kültüründe yer almış olup Asya’dan göç etmiş olan PELASGların konuştukları ÖN- TÜRKÇEDİR. Günümüze kadar, Fenike alfabesinin nasıl doğduğu, hangi kaynaklara dayandığı konusunda açık, kati bilimsel değerde hiç bir açıklama yapılmamıştır. Her şeyin üstünde, Fenike alfabesinin • Tarihte, önceden hiçbir şekilde bilinmeyen bir şekilde Fenike’de ve • âni olarak bir kaç yüzyılda doğmuş olduğunun düşünülmesi ve bunun kabul edilmesi, bilimsel mantık dışıdır. Tabloda görülen UW-ON alfabesinden BET, GAML, WAW, ZAİ, YOD, MEM, NUN PE, ŞADE, QOF, ROŞ, SİN, TAW harfleri, Sâmi alfabesine geçmişlerdir. Ön-Türkçenin Ortadoğu’da sanıldığından da geniş bir alana yayıldığı ve değişik kültürleri etkisi altına almış olduğunun bir öteki delili, SUUDİ ARABİSTAN’ın kuzeyinde bulunan • MEDA İN SALİH yazısının da Ön-Türkçe oluşudur: • ÖN-TÜRKÇE, ARAP YARIMADASIna kadar yayılmıştır. Sülyek yazıtı 8 binlerde doğmuş olduğuna göre, "öğretme ve öğrenme *’ ihtiyacından okul kavramına, sistemli bir eğitime gidişin bu tarihlerde doğmuş olduğunu düşünebiliriz. 314


Halûk Tarcan

Mirşan bu yazıtı 1994 nisan ayında bulmuş ve okumuştur. Acaba, bu bulguların değerinin takdir edilmesi ve • Bütün dünyaya duyurulması için "Batı’nın onayını mı bekleyeceğiz...ya da ikinci bir Atatürk mü?... SONUÇ : Asya ve Anadolu Dip kültürünü ön-Türkler oluştururlar. Türk tarihinin (-220)de Hunlarla başladığı, Batılıların kendilerini tarih öncesinde Asya’ya yerleştirip Evrensel Uygarlığın kendileriyle doğduğunu iddia etmeleri için izlenen, zorlama çarelerden biri ve en başta gelenidir.. Asya’da, Çin, Hint ve Iran uygarlıklarından önce Ön-Türk uygarlığı vardır. Bu dip kültür üzerindeki sentezlerle Çin, Hint, Iran uygarlıkları doğmuştur. Yazı, dil ve dil’in taşıdığı kavramlar bu gereğin delilleridir. Anadolu, dip Ön-Türk kültürü üzerine kurulmuş sentezlerden oluşur. Bu gerçek bilindiği için Hitit öncesine inilmez ya da inilemez. İddia edilen etniler ve bilinen devletler bu kökenden doğan sentezlerdir Doğu Anadolu’nun Batı tarafından -gereğinde istedikleri devletleri yapay olarak kurmaları için- tarihsiz bırakılmış olması bu gerçeğin dikkatle saklanan sırıtan yüzüdür.. 3 binde Doğu Anadolu’nun, 6 binde İstanbul yöresinin, Orta Asya ile kültür ilişkisi bu politik iddiaları kökünden silip atar... Israrla üzerinde durulan ve Sevr’in hareket ve dayanak noktası olan (+1071) in son bulgularla da iflâsı, Batının politik amaçlarına indirilmiş son ve en büyük darbedir. Tekrarlayalım: Türklerin topraklarını, Asya’da ve Anadolu’da, etniler politikası ve köken / kimlik prensibiyle parçalanamaz, Dip kültür, köken kültür, Ön-Türklere aittir. Bu gerçekleri batının kabullenmesi uzun sürecektir Çünkü karşımızda Tarihte ve kültürde geç kalmış bir batı vardır.Ayrıca bu Batı, "Kitap Öncesi" kısmında gördüğümüz nedenlerle Türklere asla tahammül edemez, onu, tarihten silmek ister. BATI’nın geri kalmışlığını anımsayalım . • Yazı : - 700 lâtin yazısı, Etrüsklerden öğrenmişler. / Sümer 3500 / Çin 1700/ Fenike-1200 • Ön-Türk’le r: İlk tamga 14 bin - ilk en uzun, 22 damgalı yazı 8 bin... • DiL.Hint-Avrupa denen dışardan gelmiş bir dil, köken Ön-Türkçe. • Hint-Avrupa denen kuramsal dilden önce, Ön-Türk yazı ve dili ve kavramları Qut-yak a, mağaralara - Lasko gibi- kayalara, madeni eşyaya vb. yazılmış, • Din...Mezopotamya’dan gelmiş, Mezopotamya’ya ise Ön-Türklerle inmiş. Orta Asya da din, 80 bin, • Ön-Türklerde :-12 bin. tarihi (C14) ile kat’i tinsel tamga. • Ön-Türk Dip Kültüründe, ancak 2100 yıl önce Batı ortaya çıkmağa başlamış ve ilk devletleri kurmuşlar:


Halûk Tarcan

• Almanya (-100), Fransa, İngiltere ( + 500)... • Ön-Türk devletleri: Fransa'da Oduq- El, (yaklaşık -3000), İsviçre’de On-oyun, İtalya’da Etrüskler... İtalya’da Alplerde Kamunlar.. Tarihte, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunu, İstanbul Boğazın­ daki “Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı” bile görmüştür!... Bu 2000 yıllık cüce tarih içinde doğmuş Batının, bilinen nedenlerle. Türklere hele Evrensel değerde bir Ön-Türk uygarlığına tahammül etmesine imkân olmadığı gibi, sekiz binler, On binler, ondört binleri algılaması, hele kabul etmesi bile düşünülemez. Bunun ileriki yıllarda çaresiz kabulü için herhalde çok zorlanacaktır. Ne diyelim, bilmeleri gerekirdi; GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ . Kitap ll’de, Batı uygarlığının kökeninde yer alan ve Batının uygarlığa ilk adımları atmalarını sağlayan Ön-Türk Kültürünü göreceğiz v ^. 9.n‘T.ürk Uygarlığının Evrensel değerini tümüyle öğreneceğiz.. GÜNÜMÜZDEKİ GERÇEK : Kitabımızın başında kaydetmiştik : "...Atatürk biliyordu ki, savaş meydanlarında ve Lozan’da, Anadolu topraklarındaki hakkımızı kabul etmiş olan Batı, yakın ya da uzak gelecekte, tarihi bahane ederek, Sevr’i uygulama imkânlarını arayacak ve • ülkemizi “’behemahal” (ne olursa olsun) parçalamaya uğraşacaktır. Türk tarihi öğrenimi için Avrupa’ya yeterli, seçkin gençler gönderildi. • Atatürk bu endişesini 1933’de dile getirmiş ve „Türk Tarih Tetkik Cemiyeti“ni kurmuştu. Ama varılan nokta tasavvur ettiğinin tam tersidir. Yıl 2003...SEVR, FİİLEN UYGULANMAĞA BAŞLANMIŞTIR. Batının çıkarlarını ifade eden TERCÜME TARİH’le çalışan Türk Tarih Kurumu, eski başkanının Ön-Türklerle alay ederek onu BİLİM -KURGU ROMAN sayması, değiştirilen adıyla, “Atatürk Dil Tarih Kültür Yüksek Kurumu” bir öteki başkanının Ön-Türk kültürünü BİR TAKIM İDDİALAR diye değersizlendirmesi gibi davranışlarla 1933’ten 2003 ‘e TAM YETMİŞ YIL ALEYHİMİZE İŞLEMİŞTİR... Hâlâ mı Resmî Tarih ??? ATATÜRK’e NE CEVAP VERİLECEKTİR ? SON DURUM :...SEVR DOSYASI AÇILMIŞTIR!.. 15. Şubat.2002 • • • •

Atatürk ne demişti? "...Ülkemizi, tarihe dayanarak BEHEMAHAL(ergeç) PARÇALAMAĞA UĞRAŞACAKLARDIR...” Tarih öğrenimi için "Avrupa’ya” gönderilen gençler ne yaptılar: Resmî tarihi öğendiler ve öğrettiler. ? Resmî tarih ne d e r : Biz Anadolu’ya uygarlıktan nasibini alamamış bir çoban sürüsü olarak geldik ?..


Halûk Tarcan

• Bu ne demektir: Anadolu bizden önce Andolu’da bulunanlara aittir... 1919-1922 : Anadoluyu kanımızla kurtardık 1923 Lozan: Savaşla kurtardığımız Anadolu’yu, Siyasetle onaylattık ... SONRA ? AKURGAL EKOLÜNÜN «1071’in » ARKASINDA UYUDUK, UYUTULDUK. AYDINLAR SUSTU BASIN SUSTU RESMÎ’LER SUSTU... 6 MART 2003 !...Akurgal ekolü susmuştur...Türk Askeri konuşmak gereğinde bırakılmıştır... YAPAYALNIZIZ... ÇÖZÜM İÇİN TEK YOL, YENİDEN, SİLÂHLI KUVVETLERİMİZ,

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI !...


Halûk Tarcan

KİTAP SONRASI Teşekkürler, eleştiriler ve eleştirileri açıklamalar. sonuçlar...Biraz da polemik..

Türk olma zorluğu,*

Teşekkürlere, rahat çalışabilmem için elinden geleni yapan, gereğinde, yabancı dergilerden istediğim belgeleri bulup, özetlerini hazırlayan, az Türkçe bilmesine rağmen, sayfalar dolusu notları bilgisayara geçiren, tarayıcıdan resimleri ve haritaları metinlere yerleştiren, bazen sabahın ilk saatlerine kadar uzayan araştırmalarım esnasında masamdan, tavşan kanı çayımı eksik etmeyen eşim Therese’le başlayacağım... GLOZELveBİR GÖNÜLLÜ ÖN-TÜRKÇÜ. Glozel, Ön-Türkçesi ile ODUQ -EL, Fransa'da Massif Santral'lara yerleşmiş olan Ön-Türklerin tarihî topraklarıdır. Burada bulunmuş olan 3000 kadar yazıt, uzun tartışmalara, hattâ davalara bile neden olmuştur. Bir rastlantı sonucu bulduğum iki yazıtı Mirşan hocamıza göndermiştim. Yazıtların okunması sadece bir mektubun gidip gelmesi kadar zamanı gerektiren süreyi almıştı. Ondan sonra,onu Sorbon’da bir konferans vermeğe davet ettirmek hiç zor olmamıştı. Konferans sonucu, ders vermesi teklifi de yapılmıştı. Bu başarıyı Hürriyet gazetesi yazmıştı... Yazmıştı ama ülkeden yalnız bir tek kişi, Avrupa eski Dünya güzelimiz Hürriyet Gazetesi eski köşe yazarı Günseli Başar bu bulguya ilgi göstermişti... 1994’ten bu yana, sayın Günseli Başar’ın bu ilgisi asla eksilmemiş, her yıl daha da artmış, içinde bulunduğu ortamlarda yorulmadan, bıkmadan, usanmadan konuşmuş, belge dağıtmış, bütün varlığıyla Ön-Atalarımızı, ÖnTürk kültürünü tanıtmak için çalışmıştı, çalışmaktadır. Aramızda onu, On-Türklerin Büyükelçisi diye tanımlarız...Onun sayesinde konferanslar vermiş, onun sayesinde, sayın Can Ataklı’yla tanışmış, Haber Türk’teki ilk konuşmamı yapmış, gene onun sayesinde sayın Hülki Cevizoğlu’nu tanımış ve Ceviz Kabuğu tartışmalarına katılmıştık. Bugün Günseli Başar hanımefendinin etrafında bir Ön-Türk halkası oluşmuştur. Bu halka onun çabalarıyla her gün biraz daha genişlemek­ tedir...ona, en candan teşekkürlerimizi, sunmak isteriz!... HALKIMIZA İLK SESLENİŞ Sayın CAN ATAKLI, 13 Haziran 2020 ‘de HABER TÜRK’te 23.00/ 24.00 yayınında halkımıza televizyon yoluyla ilk kere seslenmemi, İlk kere ÖnTürklerden söz etme imkânını tanıdı. Yaklaşık 45 dakikalık konuşmanın bir bomba gibi patladığını söyleyebilirim. Ben daha eve dönmeden ağabeyimin telefonu işlemeye başlamış... Tebrikler, teşekkürler dışında bazı çok önemli bilgiler de aldım : • Karabağ’da, üzüm yetişmeyen bu toprakların altında, altın varmış... Petrolden de kıymetli...İşte size, Batının Karabağ tutkusu... 323


Haluk Tarcan

Bir de keşif: • Türk Ortodokslarının, İstanbul’daki Oy-Urum Atın ın bu, ilk Ön-Türk devletinin devamı olabilecekleri...Ortodoksluğa geçmiş Ön-atalarımızın torunları?...Karaman Rumları adıyla tanıdığımız Türklükleriyle öğünen Ortodoks vatandaşlarımız.. CAN ATAKLI’ya sonsuz teşekkürler!... CEVİZ KABUĞU ?...MİHENK TAŞI MI DESEK? Sayın Hülki Cevizoglu, geçen yazdan beri beni Ceviz kabuğu tartışmalarına çağırır. Evimde çanak anten olmadığı için, bir türlü yapılan tartışmaları izleyemem. ATV dedikleri zaman, ne olduğunu bile bilmiyordum. Bilgisayarım ise - galiba beceremediğim için olacak- tıknefestir...beş saniye çalışır on dakika susar. Nihayet şeytanın bacağını kırdık. 29 Haziran’da halkımızın huzuruna çıktık. Sabahın 6’sına kadar süren tartışmalarda, -her ne kadar söyleyeceklerimin onda birini söyleyebildiysem de gene 5 saat süresince her tür, ihtiras, hiddet, minnet, iltifat, hakaret ile kurulan bomba, bu ikinci bomba, daha geniş ve derin bir çukur açarak patladı. Her şeyin en mükemmelini aradığım için, eksikleri, tartışma esnasında aklımdan kaçanları düşündüğümden kendimden pek memnun değildim. Otele dönüşte biraz gözümü kapamaya hazırlanırken telefon çaldı: ÖnTürk heyecanının telefonla bizi birleştirdiği -çünkü henüz karşı karşıya gelmedik - Nükhet Özeken hanımefendi • Halûk, başardın dedi...Koca bir OHH!... Haber Türk te konuştuğum duyulmuş idi...Bu ilk konuşma, Ceviz Kabuğu' nun "giriş'i gibi olmuştu...Bu kere, daha geniş bir seyirci kitlesi, her şeyin üstünde Ceviz Kabuğu tiryakileri televizyon başında olduklarından Ön-Türk Uygarlığının varlığı çok geniş bir alana yayılmıştı. Bu yayın, üstat Kâzım Mirşan’ı da harekete geçirmiş ve Ceviz kabuğu onun için 2 yayın daha yapmıştı: 5 Temmuz ve 12 Temmuz 2002 Sonuç : istediğimizden daha müspet idi. Nihayet Ön-Türk gerçeği bizleri, • Ön-Türk saçmasıyla (!) uğraşan, sinir hekimine lâyık iki kişi, diye üstün ‘yetenekleriyle tanımlayıp, yüzyılın tıp ödülüne lâyık olanların ’koydukları ‘’teşhis”e , , • tarihi tahrif eden, uydurma tarih yapanlar diye algılayıp, bilgi ve sistem eksikliklerinin vermiş olduğu hayal kırıklıklarını tatmin edenlere, • Orhun yazılarını amuda kalkıp okuduklarıyla övünenlere, • Herodot’tan önce Türk tarihçilerinin varlığını öğrendiklerinde tüm dünyaları yıkılanlara, 324


Halûk Tarcan

Ceviz Kabuğu açık oturumunu, "Çatladıkapı köşebaşı kahvehanesi” ile karıştıranlara rağmen, bizlere Orta Asya’dan çok önemli tarihî bilgileri taşıyan, • bilmedikleri - çünkü tarihte asla varolmamış olan - bu Gök Türk devletinin vatandaşı olmamış olduklarından üzülen (!) Asyalı Türk lerin, • İlk beyin ameliyatını yapanların atalarımız olduğu haberini verenlerin, • Annesinin dizi dibinde - benim de Mirşan’ın dizinin dibinde olduğum gibi(!)yayını sabaha kadar izleyen öğrencilerin, • şimdiye kadar tarih diye kül yutmuş olduklarını ifade edenlerin şaşkınlıklarını tanımlayan ilgileri sayesinde Ortaya bütünüyle çıkmıştı. • Sayın Cevizoğlu, bu söz konusu üç yayını tek kitap altında birleştirmiş... TARİH TÜRKLERDE BAŞLAR-TÜRK DİLİNİN KÖKENİ, Cevizoğlu yayınları Bu teşebbüs Ceviz Kabuğu açık oturumları kadar, hattâ daha da faydalı... Bol bol eleştiri...Hem de beklediğimizden fazla...Herkesin ne dediği ne söylediği ortada...Vallaa! ben öyle dememiştim yok...Lâflar, sözler, fikirler, eleştiriler uçup gitmemiş hepsi görselleştirilmiş... Ne diyelim, nasıl teşekkür edelim, acaba bunun için başka bir cümle mi icat etmeli ?...ÜIke size minnettardır diyelim? Teşekkürlerimi ancak, eleştirileri, eleştirmekle ifade edebileceğim...Onu da aşağıda okuyacaksınız 29 HAZİRAN 2002 CEVİZKABUĞU AÇIK OTURUMU Halûk Tarcan / Profesör Bozkurt Güvenç Açık oturuma Prof. B. Güvenç’in katılacağı bana e-posta ile Paris’e bildirildiğinde ben İstanbul’da olduğumdan, haberim olmamıştı. Bu nedenle, aslında çok sıkı bir şekilde tartışmak istediğim Prof. Güvenç’le tartışmam ikinci plâna düştü, zayıfladı. Buna rağmen bazı şeyler söyleyebildim. Bu oturumda yapılan eleştirilere yerinde cevap vermiş olduğum için, onların yeniden tümünü almıyorum. Bu cevaplar Hûlki Cevizoğu tarafından yayınlanmış olduğundan ancak bazı, müspet ve menfi sivri noktaları veriyorum. Yrd. Doc. İsmail Doğan / Gazi Üniversitesi, Kırşehir Fen Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bl.: ‘’...1071'de biz gökten zembille inmedik..” Yanıtımız : ulu tanrıya şükürler olsun, nihayet bir Türkolog’dan - bir Akurgal ekolünden olmayan kişiden • Anadolu’ya ilk kere 1071’de gelmediğimiz, halkımızın önünde söylendi. Yrd. Doc. I. Doğan : ‘’...Türklerin vatanı sorunu hâlâ tartışmalıdır. Kanaatime göre Kafkasya’dan başlayan ve Doğu Anadolu dahil olmak üzere bir Türk vatanı meselesi vardır. Bunu değişik toplantılarda söylüyorum ::elimdeki belgelere göre:::” Yanıtımız : Orta Asya, Üst Asya, Avrasya'daki belgeleri görmüş bulunmak­ tayız. Mirşan’ın ve benim kitaplarımı okuduktan sonra Kafkasya üzerinde ısrar nasıl açıklanabilir?


Haluk Tarcan

Niçin Prof A .Erzen’in, Urartular kitabında, ekibiyle yapmış olduğu 30 yıl süren çalışmalar sonucu • Orta Asya’yla 13 binden başlayarak ilişki içinde olduğumuz Prof. Muvaffak Uyank’ın Çilgiri Taşı için en az 6000 tarihi vermiş olduğundan söz edilmez... Evet, bu bulguların Ord.Prof E.Akurgal’ın • Anadolu Kültür tarihi kitabında yer almadığını biliyoruz, fakat neden, Türkologlar bu konuda susarlar bir türlü anlayamadık? Yukarda Doğu Anadolu konusunu geniş olarak gördüğümüz için bu bilgileri tekrarlamayacağız Yrd.Doç.l.Doğan : Anadolu’da İ.Ö.3000, 4000, 5000 yılına varan bir Türk varlığı kesindir. Yanıtımız : buna da teşekkürler..Prof E.Feigl, • 4'ncü binde Doğu Anadolu’da, proto-Türk kültürü egemendir der.. Yrd.Doç.l.Doğan : "...Anadolu Türk’ün temeli, Bu ispat edildiği takdirde : sayın Tarcan, Kâzım Mirşan, Selâhi Diker, • bazı konulan yakalıyorlar • haklı oldukları bir çok nokta var, • Fakat etimolojik yanlışlıklar var ve bazen tarihin çakışmayacağı gibi aksaklıklar bu insanlarımızı... Hülki Cevizoğlu : birbirine düşürüyor. Yanıtımız ¡Yakaladığımız, haklı olduğumuz noktaların açığa çıkarılmasını çok arzu ederdik. • Tarih yanlışlarımızı da...Ama, bu eleştirileri 5 Temmuz 2002 açık oturumunda duyamadık...Boşuna ispat bekledik. Bizi en çok ilgilendiren, iddia edilen Etimolojik yanlışlarımız : • Acaba, 5 Temmuz’ açık oturumunda Türkçede (Ğ) yoktur diyen bu mütehassısımızın fonetik bilgisine nasıl itimat ederiz? • Bu konudaki eleştirilerim "yumuşak G” tartışmasında aşağıda okunacaktır. Prof Gürer Gülsevil (Afyon. Kocatepe Üniversitesi, Uşak, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı): "... Altın elbiseli adam bizim İsa’dan önce 500 diye bildiğimiz, ama Halûk Bey’in ısrarla 3300 dediği yazıtlar...Halûk bey bunu ispat edemiyor. Yanıtımız : Batı dünyası, (-700)lerde ortaya çıkmış olan Yunan Uygarlığından önce başka önemli bir uygarlığın varlığını istemediği için tarihler 700’ün üstüne alınmıştır. • Bilinen (-500) tarihini ileri süren Akişev’dir, o da bu yolda hareket etmiştir. Akademisyenlerimiz de bunu olduğu gibi kabul etmişlerdir. 3300 tarihi Mirşan tarafından, • yazı, damga şekilleri, kelimler ve kavramların kıyaslanması sonucu ortaya çıkmıştır. Bu tarihi reddetmek için • 3300’lerde konuşulan dili bilmek ve yazıyı okumak gereklidir...Bu seviye ancak 3300 tarihini reddedebilme imkânını sağlayabilir. ' Üstelik sayın profesör, 326


Halûk Tarcan

"...Halûk Beyin söyledikleri kaynaklardan haberimiz yok...” demekle, bilmediği için reddetmiş olduğunu itiraf etmiş bulunmaktadır.!!.. Hulki cevizoğlu : sayın Hocam, bu kaynaklardan niye haberiniz yok? Prof.G.Güreli: Olmayan kaynaklar, şimdi söyleyeceğim... Yanıtımız: Prof. Güreli olmayan kaynaklar derken, "...bir Portekiz araştırmacının ekranın sol kısmında yazdığı İsa’ dan önce 3300 yıllarında bazı isimler..."diye başlaması, kaynakların mevcut olduğunu fakat, kendisinin bu Portekiz’li araştırmacıyı, bu kaynağı bilmediğini göstermekte.. Bilmediğini, bilmemiş olduğunun farkında olmadığını da ispat eder. Zaten şimdiye kadar bazı araştırmacılarla yapılan tartışmalarda itirazlar hemen tümüyle aynıdır ve bundan şu sonuç ortaya çıkar: Yeni bulgu ve belgeler ancak onların bildikleri • kaynaklar, • yayınlar ve • isimler çerçevesinde olmalıdır. Bana, bize, verdiğimiz isimler karşısında ilk sordukları soru şudur: • kimdir?... yani, zannedersiniz ki, yeni bulgular ortaya koyacak olan kişilerin yeryüzündeki listeleri vardır da, bu kişiler ancak onların arasında o lu r. Cevapları katidir; • tanımıyoruz!!!???.. Bilmedikleri konu, pek çokları için gurur sorunu olduğundan bu kere özellikle diplomasını yeni almış olanlar- yöntemi ileri sürerler. Bu aslında ,yöntemin yanlış olduğunu iddia ederek reddetme yolları arama taktiğidir. • Çünkü, sadece onların bildikleri bir yöntem, kavram ve sistem içinde araştırma yapılır. Bu bildikleri sistemin dışında başka bir mantık, bulguların gerektirdiği başka bir yol olamaz, değişik bir bakış açısı olamaz ve de, hemen saptırmayı denerler. Çok sayıdaki tecrübelerimle sabittir...En son örnek sn. Prof. Fahri Işık’tır...Aşağıda görülecektir. Bu da çıkmazsa bu kere amatörlük ileri sürülür...Gene bindikleri dalı keserler • Çivi yazısını okuyan kişi, 19 yaşında bir meraklı, 19 yaşında bir gençtir. • Oumran yazıtlarını ortaya çıkaran, bir “keçi” dir. Arap çöllerinde , engebeli , çorak bir arazide, Arap çoban keçisini kaybetmiştir. Keçiyi, kayalar arasında girdiği boşluktaki yakalayan çoban, küpler içinde Oumran yazılarını BULMUŞTUR Arkeolojik kalıntıları BULANLAR, • “Avcılar'’, “tazılar", “çobanlar”, “orman koruma memurlarıdırlar”. Sorun, • BULUNMUŞ olanı DEĞERLENDİRMEKTİR. ■ Bulgular ancak diplomalı kişiler tarafından bulunduğunda değerlidir diye düşünmek onlar için bilim dışı bir davranıştır. • Ön-Türk Dil, kültür ve tarihini incelemeye gerekli dil seviyesine sahip olmadan reddederek onunla alay edenler, bu çerçevede kalmağa kendi kendilerini, mahkûm etmektedirler.


Haluk Tarcan

BİLİMSEL MANTIK, • BULUNLARİN , BELGELERİN BİLİMSEL ŞÜPHEYLE İNCELENMESİNİ GEREKTİR.. • Bizim de beklediğimiz bu • GEREĞİN yerine getirilmesidir. Prof. Dr .G. Gülsevil: ŞINE-USU yazıtı Köktürkler döneminde bile değil, Uygurlar döneminde yazılmış ama taşlara Türk harfleriyle, Uygur harfleriyle değil Türk harfleriyle yazılan yazılardır... Yanıtımız : Sn profesör’ bu iddiayla büyük yanılgı içindedir. Şıne Usu bitig taşı İSA’DAN ÖNCE 530 (beş yüz otuz) yılında doğmuş ve 493 (dört yüz doksan üç) yılında ölmüş, yani İSA’DAN ÖNCE ALTINCI YÜZYILDA yaşamış olan ÖNGRE-BİNGABAŞI TARAFINDAN YAZDIRILMIŞTIR. Konu : TÜRÜK BİL tarihidir ve • TENRİDE[DE BJOLMUŞ İL İTMİŞ, • BÎLGE ÛAĞAN.......Diye başlar...Türük Bil Türkçesi ile yazılmıştır Yanıtımız : Trak/YA, Bitin / YA, Patagon / YA, Misin / YA, Lid / YA, Klik / YA, Erman / YA, Antak / YA, Mezopotam / YA... Bu adların sonundaki YA ekleri, Ön-Türkçe İERÜÜ , sahip olam fiilinden gelirÇ**). Demek ki, bu adların sahipleri • Ön-Türk kültürünün büyük etkisi altında ülklerıni, kentlerini, • Anadolu kültürünün dibindeki Ön-Türk kültürüyle ifade etmektedirler. Buna , Malat / İYA; Maraş / İYA, Adan/ İYA vb... katabiliriz ki, Doğu Anadolu Dip kültürünün Ön-türklere ait olduğunu gösterir bir öteki seri delillerdir. Yanıtımız : 23 Ocak 2003 Fransa ve Almanya vatandaşlarına karşılıklı Fransız ve Alman pasaportu verilmesini karar altına aldılar...acaba , gelecekle ilgili ilk adım mı? Halûk Tarcan : ilk devlet olan Uşunguy’u ortaya çıkaran 6 kaynak’ dışında bir kaynak daha vardır o da, mumyalanmış atların midesinde çıkan Altaylardaki otlardır... Hulki cevizoölu : Birçok izleyicimiz soruyor, Altaylardan oraya gidene kadar yolda hiç ot yemedi mi bu atlar ? Yanıtımız: Bu sorunun cevabını zamanında hemen hatırlayamadığım_için şimdi veriyorum : Mumyalanmış ve üzerinden en az 4 bin yıl geçmiş olan bu mumya atların midesi, termo / nükleer sistemlerle analiz ediliyor... Altaylarda büyümüş bir atın, Altay otlarıyla oluşmuş sindirim organında, bünyeler arasında fark olduğu ortaya çıktığı gibi, her iki yöre otları arasındaki bu sistemin tespit edebildiği ayrıntılar bulunuyor...Yoksa midelerde otları kökleri, yaprakları çiçekleriyle bulmak diye bir şey yok. Ya da, - nasıl düşünülmüşse- Altaylarda otlayan atların dört nala Pamirlere gitmesi ve ancak bu şartlarda midesinden Altay otları çıkması beklenemez.


Haluk Tarcan

5 Temmuz Ceviz Kabuğu Açık Oturumunun eleştiri ve cevaplarının hemen tümünü almak gerektiğinden, bu da kitabı olduğu gibi kopya etmekle sona ereceğinden, kitabın okunmasının daha doğru olacağını söylemek isterim . Bu nedenle, ancak bir kaç noktayı almakla yetindim. 12 TEMMUZ 2002 CEVİZ KABUĞU Kâzım Mirşan, Prof. Muazzez İlmiye Çığ, Yrd.Doç. İsmail Doğan Yrd.Doç. İsmail Doğan: İllâ Erzurum yazısının Türkçe olması şart değil ki, başka medeniyetin olabilir. Yanıtımız : hayır, olamaz Çünkü Türkçe okunmuştur. Yrd.Doç İsmail Doğan. Mirşan’a: Siz bir Türkoloji eğitimi almamışsınız, leksikoloji eğitim almamışsınız, bunların hepsini karıştırıyorsunuz. .Yanıtımız: Bu eğitimleri almış olanlar 100 150 yıldır Batı sistemi içindedirler ve • Batının, kendi dünya görüşüne göre çizmiş olduğu çerçeve dışına çıkamamışlardır. • Bunun sonucu, Türkoloji ve leksikoloji, var olmadığı ortaya çıkmış olan hayali • KÖKTÜRK ya da GÖKTÜRK devletinin çerçevesinde kalınmış, Bu devletten önceki Türk tarihini bilmediklerinden, bunun da aşağısına • tarihin derinliklerine inememişlerdir. Kısacası • Türk kültürünün kökenlerini budamışlardır...Ya da Türkoloji • Kökeni budanmış Türk Kültür ve tarihini kabullenmiştir. Leksikoloji sorunu Yanıtımız : Ben etnolog olduğum için leksikoloji eleştirisi Kâzım Mirşan İçin yapılmıştır. Keşke yapılmamış olsaydı; • 14 binlerden başlayarak • Dikey ve Yatay yani, • Tarih öncesinden günümüze, • Türkistan'dan İki Okyanus arasını kaplayan çok geniş bir alana, Amerika’ya kadar (Afrika da dahil olacaktır, Ingiliz kaynakları Afrika’da Etrüsk yazısının varlığından söz ederler) yayılmış olan • Ön-Türk kültürünü ve bu kültürü ifade eden • Türkçe kelime ve kavramları • tespit etmiş, anlamlarını kıyaslamalı olarak vermiş olan Mirşan’ın lexig inin zenginliğini, incelemeden leksikolojiden söz etmek gerçekten çok bilinen bir deyimle • Amatör cesareti ister. Bu eleştiriyi yapmaya, • Kendi bilgi sığlığının farkında olmamak da denebilir. Dr.Ümit Emre :Fransa'da bir arkeoloji dergisi Şölgenteş mağarasının yaş tespitini 16 bin yıl olarak tespit etmiştir Yanıtımız: Doğrudur bu dergi “L’Archéologue No.24/1996,” tarih ve numarasını taşır. 329


Halûk Tarcan

Y.D.Ismail Doğan: Türkçede (Ğ) yok diye uzun zaman ısrar ettikten sonra, bugün konuşmada (Ğ) sesi yok. laboratuarlarda bilgisayarlar kaydedemiyor. Yanıtımız: Üst Asya’da Uluğ-kem yöresinde, Kızıl Macalık'tan Ingiltere’ye göç etmiş olan GAEL’ler, dillerindeki (Ğ) i de beraber götürmüşlerdir. Kıbrıs Barış harekâtında 1974'te, İngiliz Dışişler bakanı CALLAGHAN idi ; Biz bu adı KALAGAN diye telâffuz ederdik, öğrendik ki, onu • KALAGAN diye söylemek gerekmiş...Aktris Vivian LEİGH için de aynı seslendirme geçerli, LEG değil LEĞ deniyor... • İrlanda adasına -2 binlerde göç etmiş, kökeni bilinmeyen göçmenler var: Kitabımızın başında görmüştük; Bu göçmenler İrlanda’ya (Ğ) sesini götürmüşlerdir... Coğrafyalarında AKDAGH , yani AKDAG var. • Demek ki, 2’nci binlerde Ön-Türkçede (Ğ) vardır; Gaelik’in İngiltere’ye gidiş tarihini incelemek gerekir. Bilgisayara gelelim... • Batı kulağının ve dilinin, duyduğu söylediği seslere göre tertip edilmiş olan sistem, gene geçerli sistem olarak ileri sürülmektedir. • Bilgisayara (Ğ) yüklenmediği için alet bu sesi duyamaz arayamaz, • Acaba aynı alet (I) sesini verebilmekte midir? Bir de Diksiyon sorunu vardır. Yani, dili doğru seslendirme bilimi: Örneğin • Yrd. Dç.l. Doğan’a göre, QAĞAN kelimesi KAAN şeklinde söylenmektedir, (G) yok olmuştur öyleyse Türkçede (Ğ) yoktur • İddiasını alalım. Şu anda, Etnolojiyi terk edip, müzisyen ve etno/müzikolog olarak konuşuyorum : Konservatuarlarda tiyatro sanatçısının mecbur olduğu derslerin başında • Diksiyon, yani; dili doğru seslendirme dersleri gelir, örneğin; • KAAN’ın doğru telâffuzu, iki (A)yı -adetâ- aralarını keserek okumak şeklindedir: KA/ AN.. • Fakat, OAĞAN da ise, doğru diksiyonda, yumuşak (G). bu kesintiyi yok eder, ve ilk (A) dan İkincisine "kayarak” geçilir...ve devamında • KAHAN şeklinin de doğru seslendirilmesi gibi çok ince ayırımlara kadar inilir, (Ğ) ile (H)’nın doğru seslendirilmesi öğrenilir. Bu farkları yazı dilini öğrenmiş olan Türkler algılarlar... Öteki dillerde de bu türden incelikler vardır örneğin, Fransızca'da • BASTİEN ile BASTlENNE.JIki, BASTİ(Y)EĞN, İkincisi ise BASTİ(Y)EN diye seslendirilir...Hiçbir Fransız dilci buna itiraz etmez. Bunu, Fransız dilinin zenginliği ve inceliği diye kabul eder. Diksiyon derslerinde, yukarıdaki bu üç seslendirme şekli için (KAAN; KAĞAN; KAHAN) temel kaide • Yazı dilidir. Kulak, bu esasa göre terbiye edilir. • Bu kulak, konuşulan ve artık yerleşmiş seslere göre oluşmuştur. Bilgisayar’ da, bu tür gelişmiş bir kulak yoktur. Çünkü bu seslere dillerinde sahip olmamış olan Batılı, bilgisayarı da kulaksız bırakmıştır. 33»»


Halûk Tarcan

Etnomüzikolog ya da Müzisyen kulağına gerek bile olmadan...genelde, • Şehirler lehçesindeki KARI kelimesi, kırsal kesimde GARI olmuştur... Türkçede (K) yoktur mu diyeceğiz. • (G)harfı, Gaziantep isminde (H) olur, Garaj yerine (H)araj denir.. • ÇAY, açık (a) ile seslendirilen bu kelime, Güneydoğu Anadolu’da Semerkant’ta yaklaşık (ÇOY) olur, bu kadarla da kalmaz • ÇAY-HANE, [ÇOY(O)ANE) haline dönüşür. Sayın Fonetik mütehassısımız, pek çok yerleri gezip dolaştığını söylüyor, ama bir fonetikçi olarak bu gezintilerinde kulağını kullanmamış olduğu görülüyor. Prensip: Dil ve kelimeler, çeşitli yöre halkının ve özellikle öğrenim ve bilgi seviyesi düşük kişilerin ağızlarına göre değerlendirilmezler. Bir Dili en iyi seslendirenler - tekrarlayalım- Tiyatro oyuncularıdır. Bu nedenle, onlar önce sıkı bir diksiyon öğreniminden geçerler...Darısı, televizyon sunucularımızın başına...Aralarında, kulakları, *’Amerikanca”dan geçmiş olanların, CÛDİ dağı yerine, yaklaşık CYUDİ dediklerini müzisyen/ müzikolog olmayan kulaklar da duymuştur...(U)nun üstündeki uzatma işareti yok olmuş, kelime (katı) kelimesinde olduğu gibi her iki hecesi eşit olarak seslendirilmiştir.. .zavallı Türkçemizü Bilgisayar, seslerin analizi için başvulacak bir âlet olamaz Sesleri analiz eden, SONOGRAM denen alet vardır. Bu tür deneyler orada da yapılabilir ve (AA) ile (AĞA) arasındaki titreşim farkı orada görülebilir. Sonogram, müzik analizleri için kullanılır, tartı ve ses değişikliklerini bu alet kâğıt üzerine yapar, görsel hale getirir...Sevimli, Fonetik mütehassıslarına öncelikle tavsiye ederiz. Yrd.dc.l.Doğan : Efendim, kafanızdan, Taryat Yazıtı bilmem kaç bin yıllık, öbürü (S/ne usu olacak) bilmem kaç bin yıllık, birçok uydurma(?) rakamlar var. Yanıtımız: Bu taşları yazıya vurdurtan ÖNRE-BİNABAŞI (Öngre-bingabaşı) İsa’dan önce (530/493) tarihleri arasında yaşamıştır. Bu tarihlerde yaşayan kişi, taşları, ondan bin küsur sene sonra yazdırdığı düşünülemeyeceğine göre ortada tarafımızdan uydurma yoktur, • taraflarından saptırma vardır. • Türklologlar, tarihçiler, bu Ön-Türk tarihçilerinin varlığını bile bilmemektedirler. • Kitaplarımızı okumuş iseler, Örire-Biriabaşının doğum-ölüm tarihlerini bilmezlikten gelmektedirler! • Okumamış iseler, okumadan konuşamazlar. Hele bilimsellikten uzak, • uydurma kelimesini kullanmak, bazı ata sözlerine çağrışım yapmaktadır?. • Herodot’tan önce yaşamış tarihçilerimizin varlığını inkâr etmek, ya da reddetmek • Adını bile söylemekten âciz olmak, bu öğünmemiz gereken kişileri yok saymak, bilmem, Türk kültürü araştırmacıları(?) için nasıl açıklanabilir?. Yrd.Doc.İ.Doaan :Sn. Halûk Tarcan, sn. Mirşan’ın 331


Haluk Tarcan

• dizinin dibinde • amatörce çalışıyor. • kendi kendilerini tatmin ediyorlar, • bunlar bilim dünyasını tatmin etmiyor. Yanıtımız: Yanıt vermek, kanıtlamak seviyesinden yoksun kişiler, cevap veremeyecek duruma gelince, amatörlük ithamıyla kendini kurtarmaya çalışır..Bunun için de önce • belge yok derler, belgeyi sunarsınız, bu kere • yöntem yanlış derler, yöntemi açıklarsınız bu kere • Amatör derler...Bu iddialar onların çıkmazlarını gösterir!.... Kendi kendini tatmin ediyor sözünü ele alalım : Amatör(ü) olan ben, öğretmek mecburiyetindeyim ki, • bir fikri savunmak için 1. Bu tür bir ifade, bilimsel tartışmalarda değil, belki seviyesi bilimsellikten uzak özel toplantılarda geçer 2 Bu şekilde, genel çerçeve içinde konuşmak, bilmem kaçıncı kere tekrar ediyorum, • fikri savunmakta zorluk içinde olanların başvurdukları bilim dışı davranıştır... 3. ‘'Kendi kendimi tatmin eden bulguların" (ki, Batılı kaynaklardan verdiğim bulgu, belge ve bilgiler dışından hepsi Mirşan’dan alınmıştır), • ortaya dökülüp teker teker eleştirilmesi ve • olamayacağının ispatı gerekir. Yoksa bu iddialar havada kalırlar... Kalmışlardır...Bu sevimsiz ve bilimsel olmayan deyimi, bu şekilde kullanan akademisyenlerimizin(?ü) ‘'havasına” uymak için kullandım.. Çabuk kapan bir öğrenciyim değil mi?!. Bilim dünyasını tatmin etmiyor..ifadesi ise, 4. Yardımcı Doçent, bilim dünyası adına nasıl konuşabilir. O adına konuştuğu bilim dünyası hangi dünyadır? • İspat zorluğu karşısında kaldığı için, arkasına Bilim Dünyasını almak gereğinde kalmıştır Bu ifade, "cılız bir çocuğun, mahallesindeki boksörle öğünmesi”ne benziyor. • Sayın Y. Doçent, eğer fikrilerini ispat edebilseydi, Bilim dünyasını ileri süreceğine, ona dayanacağına, Bilim Dünyası onu, içine alırdı. Ceviz Kabuğu açık oturumunda • Yüzbinlerce seyircinin huzurunda • Ülkemde ilk kere, birkaç akademik unvanı olan kişilerle tartışıyorum... Bundan büyük şeref duymak isterdim, ama üzülerek, çok üzülerek söyleyeyim ki bu kişilerde daha tartışma disiplinin bile mevcut olmadığını gördüm...Şaşkınlık içinde kaldım...Ülkemizdeki bilim seviyesine Batıda hücum edildiğinde, onu dilim döndüğü kadar savunmuştum...Bundan sonra, bu konuda konuşmam pek kolay olmayacak...Ümit ederim, akademisyenlerimizin genel olarak seviyesi bu değildir.


Haluk Tarcatı

Ayrıca • ‘’Mirşan’ın dizinin dibi” deyimi, - özür dileyerek söylüyorum - biraz mahalle kahvesi dedikodusu kokmaktadır, Mirşan'ın amatör olduğu ithamına gelince bir kere daha tekrarlayacağım; 1. Gerekli olan dil bilgisine 2. Gerekli olan, -Orta Asya töre ve gelenekleri bilgisine, hiçbir Türkolog'un (Batılılar dahil) onun derinliğinde sahip olmadığını 1984'ten bugüne kadar gördüm. 3. Yöntem, yukarıdaki iki hareket noktasından yola çıkmış olan sistemdir. Yani, Batı sistemi yerine, Türk dilinin gerektirdiği sistemi kurmuştur...Bu sistem, • Bulguyu, kelime ya da cümleyi • Dikey olarak. Orhun yazısından tarihin derinliklerine inmek; bu sistemi, kendilerini hayali KÖKTÜRK devletiyle ve kökeni Köktürk sayan ve çerçeve içinde dolanıp duran Türkologlar kurmamışlardır; leksikoloji ve fonetik bilgilerine rağmen dikey inememişlerdir.... • Yanlışları teker teker bularak ilerlemek • Yatay olarak, Türkçenin yayıldıkları yerlere uzanmış ve bulgularını, kendi yöntemi olan en az üç ayrı Türkçede arayarak ortaya koymuştur. Kısacası. Batı kaynaklarını, • belge bulmak için kullanır, • delil toplamak için kullanır. “’Batıdan tercüme” , onun lügâtında yoktur. Zaten bunun için her iddiayı önce bütün imkânlarıyla inceler, ondan sonra gerekliyse onu kullanır. Bu şekliyle, çalışma tarzı Einstein’in aynıdır. O, rölativite teorisinden önce her şeyi sil baştan yapmış ve bütün fizik tecrübelerini tekrarlayarak herhangi bir yanlışlık olup olmadığını araştırmıştı. 5. Kısacası, Kâzım Mirşan için amatör deyimi ise tümüyle geçersizdir. Kitap öncesinde ortaya serdiğimiz gibi, Mirşan’ın bir Türkolog için gerekli olan derin ve geniş dil bilgisi ve Orta Asya’yı burada doğmuş büyümüş bir kişi olarak tanıması, büyük “derece farkı” yarattığından (sayın doçent yardımcısı, lise mantık derslerinde okumuş ise), derece farkının kavram farkı demek olduğunu hatırlaması gerekir, seviyesi, tanıdığımız ve bildiğimiz yerli ve yabancı bütün Türkologlardan çok daha yüksektir. Bana gelince, arzu edildiği gibi, amatör olmadığımı, iddia sahiplerini hayâl kırıklığına uğratmak gereğinde kalarak en sonda açıklayacağım. Yrd.Doc.l.Doöan: İşinize geldiği zaman Batıya inanıyorsunuz, işinize gelmediği zaman inanmıyorsunuz. Yanıtımız: Batı kaynaklarında çok sayıda belge vardır. Bu belgelerin hemen tümü verdikleri bilgilerin Türklerle ilgisini bilmeden, haber verirler, bilimsel deyimle • “’enformatör” , " haber verici " durumdadırlar. Biz, bu bilgiler alırız. Bunun, canımızın istediği, istemediği kavramıyla ilgisi yoktur. Kısacası: • Kendi gerçeğimizi değil, bilimin gerçeğini ararız


Halûk Tarcan

Bu tür bir iddia, Yrd.Doç.İ.Doğan’ın kavramları birbirine karıştırdığını ortaya koyar. • Prof.Osman Fikri Sertkava (ist.Üni.Türkivat Enstitüsü Müdürü): ‘ "...Mirşan'a göre,Türk takvimiyle ve Bizans kaynaklarına göre, Kültigin İsa’dan önce 575’te, 731’den 156 yıl önce ölmüş bulunuyor, eleştirilerimi hemen veriyorum diyor ve devam ediyor : 1. Josph Marc 1898 falanca eseri 2. Edward Sheawan,1906’ falanca eser 3. Louis Bazin 1974 falanca eser 4. Güstav Schelegel, 1892 falanca eser 5. Tokyo Üniversitesinden bir araştırmacı daha Bu beş yabancı isime ilâveten iki Türk var. 1. Prof. Osman Turan 2. Necati Akgör..." Yanıtımız : Bu isimler, sayfalar dolusu olabilir, fakat, ispat için • SAYI = GERÇEK diye bir formül geçerli olamaz. Sayı Çokluğu, yani Çoğunluk, demokratik düşünceyi ve demokrasi sistemini ifade eder...ve bu sistemde, çoğunluğun fikri kabul edilir Bilimde ise geçerli tek sistem • ISPAT’tır. İspat edilmiş bir tek bulgu, bir tek kişinin bulgusu, o ana kadar milyon kişinin bildiğini yıkmak için yeterlidir. Klâsik örnek Galile’nin sözleridir ...buna rağmen Dünya dönüyor !... Acaba, Sayın Sertkaya’nın isimlerini sıraladığı yabancı kişilerin seviyesi. Mirşan’ın seviyesinin üstünde midir? Elbette ki, bu seviyenin aşağısında olmak, araştırma yapmaya izin vermez diyemeyiz. Fakat, • Mirşan’ın 20 sayfada yazmış olduğu, vermiş olduğu eleştiriler, dayanak noktaları, sunduğu malzeme iyi niyetle ve tarafsız düşünceyle incelenmiş midir? Üç Ceviz Kabuğu açık oturumundan elde ettiğimiz sonuca göre : • HAYIR !...Bu takdirde, sadece yukarıdaki adları sıralamak • eleştiri değildir, • Biz Türkologuz bizim üstümüzde, dışımızda bilgi yoktur demek acaba geçerli midir? Kitabımızda, Kül-Tigin hakkında Mirşan’ın bulgularını, geniş bir şekilde verdiğimiz için burada tekrarlamıyoruz Hulki cevizoâlu. Yd.Doc.l.Doğan’a: Biz, 10 bin yıl önceki bir olaydan söz ediyoruz, milattan önceki bir olaydan, • Siz, Osmanlı döneminden kalma bir makastan söz ediyorsunuz. • Makasın yaşı 150 yıl önce... • Göktürklerle, bu 150 yaşındaki makasın ne alâkası var ? Yrd.Doc.l.Doğan’ın cevabı: Bakın, Kafkasya’da bizzat tarafımdan bulunan mağaralar ve yazılar var ? Hulki Cevizoölu : Şuna bir cevap verin, sonra onu da... Yanıtımız:...Akademisyenimiz, soruya cevap vermemeğe ve konuyu saptırmaya devam ediyor. 334


Halûk Tarcan

Yrd. Doç. İ.Doğan Ahmet Bican Ercilasun yönetimindeki komisyonla bu bölgeye giderek, Karaçay, ve Matra bölgesi başta olarak Don Volga kanalından, Iran sınırına kadar bütün bölge teker teker tarandı, Hazarlara ait, Proto-Bulgarlara ait birçok eser daha önce..." Kâzım Mirsan : "...hepsini Ruslar neşretti, sizin gitmenize gerek yok ...” Hulki cevizoğlu : Bakın izleyicilerden gelen bütün sorular, bütün demeyelim, bilimsel olalım, yüzde 99’u sizin konuları karıştırdığınız yolunda, müthiş şikâyetler geliyor... Yrd.Doç ¡.Doğan : Bu Vişnevskaya bölgesindeki mağara yazıtları, tarafımızdan tepit edilenler, buyurun, K.Mirsan . Bunun Göktürk olduğunu söylüyorsunuz Doğan : evet Kâzım Mirsan : bence Ermenice ...??? Ertan Çakmak. Biyolog, bir faks göndererek, kayaların yaşının tespitinde C14'ün geçerli olmadığını söylemiş... Yanıtımız: çok doğrudur ve bunu bilmeye ihtiyacımız var. Mağaralardan söz ederken daima bu itiraz yapılmıştır. Kayaların değil, üzerlerindeki resimlerin boylarının analiziyle, kaya ve mağara resimlerinin yaşı bulunur; • Kaya resminin tarihi şudur demek, kayanın yaşı demek değildir...Ertan Çakmak'a teşekkürler. Yrd.Doç. Cengiz Alvılmaz (Atatürk Üni. Türkçe bölümü):’:...Ama ben beklerdim ki. Kâzım bey gerçekten arkadaşımıza ne okudun diye sorduğunda bize de sorsun. Yani biz kendilerine diyelim ki, • Költigin, Bilge kağan, Tonyukuk yazıtları • Türklerin ilk yazıtları değildir. Çünkü dilimizi burada , • deyim, vecize atasözü, seviyesine ulaşmıştır ve dilimiz burada • bir mükemmeliyeti yakalamıştır... Yanıtımız: Alyılmaz, Orhun Türkçesinin en mükemmel Türkçe olduğunu ortaya koymakla, akademisyenlerimizin bu, en • mükemmel Türkçeyi hareket noktası olarak aldıkları ortaya çıkmıştır. Çünkü, şimdiye kadar herhangi bir akademisyenin • Damgalar döneminden, bu dönem Türkçesinden söz ettiğini duymadık Tam tersine bu dönemden • söz etmemekle bu dönemi yok saydıkları anlaşılmaktadır. • Bilimsel gerçek şudur ki, Bir dil doğar doğmaz en mükemmel şeklinde değildir. Bu seviyeye gelmesi için, uzun ve büyük bir evrimden, dönemden geçmesi gerekir • İşte Türkologlarımız bu dönemi, damgaların doğuşu, binlerce yıl gelişimi vb...Bilmemekte, bilmek istememektedirler. Bu da • Orhun Türkçesinin kökünü yok etmekte, ona birden • Gökten düşmüş havasını vermektedir. Sayın Yrd.Doç, I. Doğan daha önce bir dilin oluşumu 3000/4000 yıl ister demekle • 150 yıldır var olduğu söylenen Türkoloji’yi temelden eleştirmiştir. 335


Halûk Tarcan

VE DE...Orhun yazısının en az 3000 yıl önce doğmuş olması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Sonuç : (+ 732) tarihi yapay tarihtir...Hâlâ mı itiraz? C. Alvılmaz devam ediyor, 732’de ısrar ediyor...Ortaya çeşitli deliller koyuyor ve Taryat kitabesi konusunda şöyle diyor: • “'...tarihi yanıltıyor Kâzım bey, çünkü, Herodot'tan önce Taryat kitabesinin dikildiğini ve buradaki bir Bina Başı’dan bahsederek ve bunun Türklerin en eski tarihçisi olduğunu söylüyor. Oysa çok büyük bir hata....Taryat kitabesi. • 30 satırlık Köktürk harfli Uygur döneminde yazılmış • MOUN ÇUR Kağan tarafından dikilmiş bir yazıt tarihi 753 yılıdır...” . K. Mirsan : Alyılmaz’ın iddialarının Gömeç bey tarafından daha önce yapılmış olduğunu ifade ediyor ve diyor ki; • Gömeç Bey diye biri vardır. Bu konuları baştan sona kadar ele alıp bir kitap yazmış. Ben bunun hatalarının hepsini çıkarttım...Beyefendinin sözlerinin hiçbirinin doğru olmadığını... • Gömeç bey Orhun kitabelerini nasıl okumuş...Aslında Thomsen’in okuma­ sı bu...devam ediyor: K.Mİrsan : MOUN ÇUR diye bir isim yok Türkçede...Ben bunu 20 sayfalık yazıyla neşrettim. Bunun kitabı vardır. Bu kitap Thomsen’in okumasını vermiştir.... • Siz bu bilgileri aktarmaktasınız...Ben bunların tenkidini • 20 sayfalık makalemde verdim , siz bunları okumamışsınız... • MOUN ÇUR diye bir isim yoktur. Hulki Cevizoğlu soruyor, Kâzım Mirşan’ın verdiği tarihe itirazınız var mı? Yrd.Doc.C.AIyılmaz ....Hiçbir tereddüde mahal vermeyecek olan, • Sadettin Gömeç gibi çok değerli bilim adamları ve eserleriyle, • Yurt dışındaki bütün yerli yabancı insanlarla beraber çalışıyoruz. Yanıtımız: Gömeç’in' Thomsen’in bilgilerini aktardığını Mirşan ifade etmişti. Yurt dışındaki yerli ve yabancı kişilere gelince, • Batının kendi dünya görüşüne göre verdikleri bilgilerdir... • Bu kaynakları ve adları zikretmek ve bir yığın ad saymak 732 tarihinin doğruluğu demek değildir. • Bu davranış çoğunluk prensibine yani demokrasi prensibine girer. Bilimsel mantıkla ilgisi yoktur. • Çok sayıda isim eşittir = doğru bilgi denklemi geçerli olamaz...üstelik, Türk’e tahammül etmesini öğrenememiş Batılıların yorumları söz konusu olunca...Burada Mirşan’ın verdiği örneği hatırlatmak isteriz : • “ ...Daha Sibirya yazıtları okunmadan Çin heyeti gitti oraya...Bu yazıtlar için en az 3000 yıllıktır dediler. Ondan sonra bunların Türkçe oldukları anlaşılınca • Radloff Milâttan sonra 648 diye indirdi 3000 yılından... Alvılmaz. 732 tarihini ispat için ,


Halûk Tarcan

• Asya Türk kaynaklarından ve her şeyin üstünde Türkçenin • Damga dönemi dilinden yola çıkabilmeliydi. C. Alyılmaz “Mirşan’ın Türk takviminin” yanlış olduğunu söylemekle yetinmeyip, onun yanlış olduğunu ispat yoluna girmeliydi. Alyılmaz “Yurtdısındaki. yabancı insanlarla çalışıyoruz” demekle, ispat güçlüğü içinde olduğunu, sırtını onlara dayamak gereğini hissettiğini ortava kovmuştur. Doç:C.AIyılmaz : "...Kültigin’in ölümü üzerine, TANG imparatoru duymuş olduğu üzüntüyü bildirir mesaj göndermiş...” K.Mirsan : Tang imparatoru yazmış diye bir şey yok... C. Alyılmaz : Tang imparatoru Şuan hükmediyor... K. Mirsan : hayır efendim böyle bir şey yok gösterin bana onu... Yanıtımız : Mirşan ve bu iddiada bulunanlar karşılıklı geçip metin üzerinde bu tartışmayı yapmalılar...Yalnız • Akademisyenlerimiz bu tür bir tartışmaya bugüne kadar yanaşmamış­ lardır.. • Acaba sadece, 732 yılı civarındaki Türkçeyi mi bilmektedirler...Acaba, Mirşan’ın milâttan önceki Türkçeye olan bilgisinden mi çekiniyorlar ? Ortaya ilk seviyede çıkan gerçek, • Mirşan'ın 20 sayfalık yazısına önem verilmemiş okunmamış , • biz akademisyeniz, bizim bilgimizin dışında başka bilgi yoktur diye düşünmüş ve davranmış olmalarıdır. Radlofun tarih yanlışlığı (Bunu yöntem konusunda kullandık)... Hülki Cevizoğlu : Füsun Paran İstanbul’dan soruyor, Mirşan 10 dil biliyor siz kaç dil biliyorsunuz? Yrd.Dc:I.Doğan : Kazak, Kırgız, Uygur, Azerî Türkçesi biliyorum. Birçok Türk lehçesini de gramer olarak . Konuşabildiğim Türk lehçeleri var. Yanıtımız : Mutluluk veren bir dil bilgisi seviyesi... Fakat sorun . • Bu bilginin kullanılış şekli... Mirşan, • 10 Türk diliyle Türk kültürünün derinliğine iniyor, dikey çalışıyor, • yerli yabancı bütün bilgi ve bulguları daima sıfırdan başlayarak incelemek, • kaynaklarda, yanlış ve saptırma olup olmadığını ortaya çıkarmak için kullanıyor. • Yrd. Doç. i. Doğan ise: yatay çalışıyor, resmî tarihin çerçevesi dışına çıkamıyor... • Damgaların doğuşuna ve damgalar dönemi Türk dili’ni incelemiyor, ya da inceleyemiyor? • Bu nedenlerle, aslında Mirşan’ın yanında yer alacağına, büyük bir azimle karşısında bulunuyor, kendisi ve ülke zaman kaybediyor. 11 ocak 2003 Ceviz Kabuğu Açık Oturumu Konuşmacı Profesör Fahri IŞIK Konu : Troya kültürünün kaynağı Sn Profesör’ün konuşmasına Paris’ten telefonla katıldım.


Halûk Tarcarı

Prof.İşıkla, özellikle Likya konusunda tartışmak isterdim. Antalya’nın Kaş ilçesinde 2002 Eylül ayında Ön-Türk Uygarlığı konusunda verdiğim konferansa, tartışabilmemiz için davet ettim. Gelmediler. Ceviz Kabuğu’na katılarak Onunla tartışmak benim için çok güzel bir fırsattı. Fakat, tartışmayı ne görüyor ne de dinleyebiliyordum. Bilgisayarım ise, konuşmayı üçer dörder saniye veriyor sonra ses dakikalarca kesiliyordu. Prof Işık’ın konuşmasını bir arkadaşım, telefonla ara sıra kısa kısa bilgilerle aktarıyordu; Zaten yazları Kaş’ın yakınındaki Batık kentte, Kekova' da, Prof.lşık’ın araştırma konusu olan LİKYA'nın bir mahallesinde oturduğum ve Kaş’a sık sık gidip geldiğim için Prof. Işık’ın fikirlerini az çok biliyordum İddiası şu id i: • Troya’nın Anadolu kültürüne ait olduğunu ilk ortaya çıkaran benim • Anadolu kültürü, Anadolu HALKLARINA AİTTİR Troya, kısa süre önce incelediğim bir konu idi...Yukarda Troya konusunda bilgi vermiştim. Fakat, asıl sorun Sn. Profesörün Anadolu halkları arasında TÜRKLERİN varlığını kabul etmemesi idi.. Bu iddia, Akurgal tarafından ilk kere ortaya atılmış, bu fikir önce, bu konuda samimî olan bazı değerli kişiler tarafından ve iyi niyetle kabul edilmişti. Fakat, bu iddia • dıştan gelen bazı ilhamlarla, Anadolu halkları, • Anadolu mozaiği ve sonunda Anadolu’nun • 48 etniden oluştuğu, federasyon fikirleri kısacası • Anadolu'nun parçalanması, • Batının geleneksel Türk politikası olan etniier politikası açığa çıkmış • SEVR dosyası açılmış, yürürlüğe konmuştu. Anadolu halkları iddiası çok sakat bir iddia idi. Bizler madem Anadolu halkıyız. • Bizim kökümüz, kökenimiz yok mudur? Anadolu’da birden, ot biter gibi mi bittik? • Türkçe konuşuyoruz, bu dil nereden gelmiştir? Bu soruları cevaplandırmak için ileri sürülen tek fikir, tek bahane Anadolu'ya 1071 geldiğimiz idi...Ord. Prof Ekrem Akurgal daima bu iddiada idi ve yukarda gördüğümüz gibi, bütün yeni bulgulara rağmen bunda ısrar ediyordu..Ölümüne kadar ısrar etmişti. Ceviz Kabuğu tartışmasına özellikle • Troya’nın kökenindeki Anadolu kültürünün dip kültüründe, Ön-Türk Kültürü olduğunu halkımızın bilgisine, Ceviz Kabuğu yayınının çok geniş olan seyirci kitlesine sunmak • Anadolu’nun kökeninde Orta Asya’nın bulunduğunu bizim Orta Asya’dan ve fakat • 1071’de değil, ondan binlerce yıl önce geldiğimize bir kere daha seyircilerin dikkatini çekmek istiyordum. Sayın Hûlki Cevizioğlu’nun bana söz hakkı vermesiyle önce • Kitap l’in sonuna doğru olan bölümlerde, TROYA konusunda vermiş ¿.«8


Halûk Tarcan

olduğum bilgileri sıraladım, ondan sonra gene kitapta geniş surette açıkladığım • KARA-TAU KÜLTÜRÜ’nü verdim. Bu kültürün, • insanoğlunun 2 milyon yıl önce çekmeğe başladığı İnsanlık çilesinden doğduğunu, 850 binlerden itibaren 100 kadar OALA’nın yerinin tespit edildiğini • 15 binlerde de bundan Ön-Türk Kültürü doğmuş olduğunu açıkladım • 13 Binde Doğu Anadolu’ya gelindiğini vb...izah ettim • daha başka bazı bilgilerle • Anadolu halkları arasında • Dip Kültürün Ön-Türklere ait olduğunu söyledim. İlk kere ülkemden bir profesörle tartışacağım için mutluydum. Bir profesöre hitap ettiğim düşüncesiyle, ayırımlara girerek ve bilimsel seviyeyi yeterince yüksek tutmağa çalıştım...Belki bu dinleyiciler için biraz abartmalı idi ama, Profesör unvanı taşıyan bir kişiyle tartışmaktaydım. Fakaat! Söz, cevap ve eleştiri sırası kendisine geldiğinde karşımda bir profesör değil, eleştirilerini ispat yerine, müze bekçisini azarlar haliyle konuşan bir yönetici buldum. Bana, • “Sen Etnologsun, arkeologların işine ne karışıyorsun” diyordu. Bu davranış karşısında gerçekten şaşırdım,.. Aynı seviyede mi cevap vermem gerekiyordu...Bu tür bir cevap nasıl verebilirdim...Bu şaşkınlık içindeyken, bu kere,. • Türk tarihini 2 milyon yıl önce başlatmış olduğumu iddia ederek bir de beni seyirciler karşısında bir kara cahil yerine koyması, bu saptırmayla, • bana ait olmayan bir fikri bana yamaması beni çileden çıkardı. Ve çok üzgünüm, bağırarak Kendisinden • bu saptırmayı ispat etmesini istedim...İşte, ders alınacak bir bilimsel tartışma !!??... • İki milyon yıl önce , kişi, maymundan ancak ayrılmıştır ; Aklımda kalan antropolojik bilgim doğruysa, kişi o yıllarda, HOMO HABlLİS’tir, becerikli adam’ dır; taşı, atmasını akıl etmiştir...avını “vurup elde eder", düşmanına karşı kendini, onu, kendisine yaklaştırmadan korur. İnsanî bilimler gurubunun bir dalı olan arkeolojide, • Arkeolog / tarihçi / dilci / antropolog / etnolog / sosyolog / sanat tarihçisi beraber çalışırlar ve birbirlerini tamamlarlar... • Sayın profesör herhalde sistem dışı çalıştığı için olacak, ben, • KAŞ’taki Likya anıt yazısının Ön-Türkçe damgalarla yazılı olduğunu söylediğimde bana çok sinirlenmiş olduğunu duymuştum. • Bunun yerine benden -bu konuda benimle tartışmak için- davetlerimi kabul etseydi vereceğim bilgiler bir ip ucu olarak onun arkeolojik çalışmalarında daha da derine gitmesini sağlayabilirdi. Duyduğuma göre, -telefon kapandığı için dinleyemedim- benden sonra söz 339


Halûk Tarcan

alan ve kendisiyle Antalya/Karaain mağarası kazılarında çalışan, Işık Yenersu adlı araştırmacı da benim, Türk tarihini 2 milyon yıl önce başlattığımı tekrarlamış.(?ü) Fakat, sonra aldığım telefonlar, bazı seyircilerin bu çirkin durumu kabul edemediklerini ortaya koydu... Sonuç: 29 Haziran, 5 - 1 2 Temmuz 2002 ve 11 Ocak 2003 Ceviz Kabuğu tartışmaları ortaya koymuştur ki, genelde, 1- tartıştığımız akademisyenlerimiz aynı ve kalıplaşmış bilgiler etrafında dönüp dolaşmakta ve bu nedenle de bilgileri 2- tek merkez etrafında yoğunlaşmakta. Bunun sonucu 3- yeni, bilinmeyen bir bulgu, bilgi, 4- incelenmeden şiddetle reddedilmektedir. 5- Batı kaynaklarının Yorum ve açıklamaları ve geçerliliği bütün kudretiyle devam etmektedir; özetlersek, 6- Tercüme bilgi, genelde, hâlâ en geçerli bilgidir dememiz gerekecek... Tartışma seviyesi, • Sen benden ya da, büyük isimlerden daha mı iyi bileceksin çerçevesi içindedir. Tartışma’nın karşılıklı 1- BİLİMSEL iddia ve BİLİMSEL ispat olması gereği kaybolabilmekte ve pek çok hallerde 2- Kavram kargaşası halinde ortaya çıkmaktadır. Bir araştırmacının ,Orhun yazılarının doğru okunması konusunda • ‘’...ben bunları amuda kalkar da okurum...” gibi ifadeler “bilimsel ispat” şekli olarak kullanılabiliyor. Ya da • ‘'..ben bu anıtları yerinde gidip gördüm” diyerek anıtın iddia edilen tarihinin doğru olduğunu ispat için ileri sürülebiliyor. Bu iddia ancak, o anıtların yerinde gidilip görüldüğünü ifade eder, değeri sadece Turizm çerçevesindedir. Hele, programa katılıp, kendini araştırmacı diye tanıtıp “-acaba, araştırmacı unvanını hangi üniversiteden almıştır-“ • “Sesini kes, bu kafayla...” gibi olan konuşma şeklinin • saygı terbiye dışına çıktığını, zaten bu kelimelerle konuşanın, bilgi diye ileri sürdüklerinin • kendi icadı fikirler olmuş olması, ilgili kişi hakkında yeterince bilgi edinmemizi sağlamıştır.. SAHTEKÂR, DİPLOMASIZ OLDUĞUM SÖYLENTİLERİ Hakkımda sahtekâr, diplomasız olduğum söylentileri kulağıma geliyordu.. Bir anlamda memnun oluyordum...demek ki, bazı tabular yıkılmıştı.."tercümebilim” yapanları sarsmıştım . Fakat bu ,açık bir şekilde KAŞ Kaymakamı tarafından ifade edilmeğe başlayınca -çünkü aynı ilçemizde Ön-Türkler konusunda bir konferans vermiştim, kaymakam bundan hiç memnun olmamıştı, İkincisi ise dolaylı 34»


Halûk Tarcan

olarak engellenmişti- ve artık elle tutulur hale gelince, tedbir almak gereğinde kalmış ve savcılığa başvurmuştum. (Belgeleyebilirim). Fakat beni en çok üzen, çok değerli, • Osmanlı tarihi Profesörü İlber Ortaylfnın bana e-posta göndererek benden Sorbon'la ilgim konusunda soru sormuş, tahkik etmiş olmasıdır. Sanırım, Sorbon’a kadar başvurulmuş ve hakkımda bilgi istenmiş...? Söylentiler, sönüp sönüp yeniden alevlenmektedir, Öyle ki, bunların içinde yakın bilimsel çalışma ilişkisi içinde olduklarımda bile şüpheler doğmağa başlamıştır. Bu nedenle: Kendimden, artık bu dedikoduların bitmesi için Sahtekâr ve amatör olmadığımı ispat etmek için- özür dileyerek ve çekinerek, utanarak, söz edeceğim. 1965 yıllarında Paris Bilim Akademisinin organizasyonu şöyleydi : 1. Sorbon ve Üniversiteler : • Esas görevleri öğretimdir. Fakat bu, bilimsel araştırma yapmağa engel değildir. 2. Centre National de la Recherche Scientifique (Bilimsel, Ulusal araştırma Merkezi) • Esas görevi bilimsel araştırmadır. 1000 laboratuarla çalışır. Sonuçlar, aylar, bazen yıllar süren araştırma sonuçları ders / konferans halinde öğrenciye ve ilgili profesörlere açıktır. Bu dersler, daima tartışmalıdır, öğrenci ve profesörler katılırlar...Seviye ve tartışma disiplini çok çalışmayı ve büyük dikkati gerektirir, (korkunç) tur!!..gerçek bir. teke / tek meydan savaşıdır. Bu merkeze yarışma ile girilir üç diploma ya da önemli bir buluş mecburidir. Ben buraya iki diploma ve bir buluşla girdim : • zamanın bölünmezliğini, halk oyun ve müziğimizin karakteristiği olan “aksak tartılardan hareketle” açıklıyordum. Başvuru için bir tek yer vardı, yarışmayı ben kazandım. Benim çalıştığım bölüm, ders / Konferansları - o zamanki organizasyona göre “Sorbon 6’ncı seksiyonda” verilir idi. Burada bir noktayı vurgulayacağım : Sadece, gerektiği zaman, imzama (CNRS) kısaltılmış adını koyduğumda bizde, bunun ne olduğu bilinmediğinden, bazıları Öğretim görevlisi olduğumu sanıyorlar ve beni öyle takdim ediyorlardı. Ben de, CNRS’ten sonra, Sorbon 6’ncı seksiyon diye yazmayı denedim. Halkımız, sadece Sorbon’u tanıdıkları için, ancak bundan sonra bir değer kazanmağa başladım. Bu kere, Sorbon adını duyanlar, adımın başına (Sorbon’da profesör) unvanını ilâve ettiler. Adresim, Profesör Dr. H. T oldu. Bu yanlışı düzeltmek için çok sayıda faks göndermek gereğinde kaldım. Artık değer verilsin verilmesin -(CNRS)den diye imza atıyorum. Kartvizitimde hiçbir unvan kullanmıyorum. 341


Haluk Tarcan

Sahtekâr olmadığımın delili: • (CNRS; carte de Chercheur) numaram : 41322 Çalışmalarınızla memleketimizin olumlu şekilde tanıtılmasına kıymetli katkılarını* olacağını ilmid ediyorum.

Başarı temennilerim

Te saygılarım.

Haşan Esat IŞIK Büyükelçi

şahidi, 1972de Paris Büyükelçisi Haşan Esat Işık’ın mektubudur. HAKARETLER, AŞAĞILAMALAR Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Dr.Yusuf HALAÇOĞLU ile yazılı tartışma: İlk yazdığım ve adı, BİLİNMEYEN ya da BİLİNMEYEN ÖN-TÜRK UYGARLIĞI başlıklı kitap idi. Maket halinde kalmış basılmamıştır. Onu, zamanın Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ve Kültür Bakanı olan sn. Namık Kemal Zeybek’e göndermiştim. Kitap Türk tarih Kurumuna önerildi. İki yıl cevap alamayınca bilgi istedim Gelen yazılı cevaptan bazılarını, benim cevabımla aşağıya alıyorum : Kitabımın KURGU-BİLİM ROMAN olup basılmasının SAKINCALI olduğu bildirildi (sayı: VI. YD: Şb.Müd.610 - 524 - 1653 tarih : 20/10/1995 Ankara). Aynı fikir, Tansu Çiller dönemi Kültür Bakanlığı tarafından tekrarlandı. Halaçoğlu :” ..Yazar, binlerce yıl önce, Karadeniz’le Büyük Okyanus arasında, uçuğıy Köl, Oğ-Ur, Obıl Uçı, Ooğ, Uçığıltır Köl” adlı beş büyük iç deniz bulunduğunu ve bu iç denizlerin kıyılarında "Sub-Oğ , Ant-uruğ, Ür-apa, İkiz, At-Oğı Bolık, kaşgar, aksu, Kuça, E b js Bolık , Omığı- Kugan, At-Om Esig” adlı liman şehirlerinin yer aldığını tasavvur etmektedir...” Cevabım : TASAVVUR etmek diye kendi deyimleriyle "kurgu bilim” yoktur. Bu kentler, göller Asya kaynaklarında mevcutturlar. TTK’nın bu adlarla hemen yakından ilgilenmesi gerekirken, bunların tarafım­ dan tasavvur edildiğini düşünmek nasıl açıklanabilir? 342


Halûk Tarcan

Halaçoğlu : "...Yazara göre burada büyük bir "Ön-Türk Uygarlığı” vardır ve Türkler bu geniş coğrafyada "Bir-Oy Konfederasyonu” adıyla büyük bir devlet kurmuşlardır Cevabım : bu devlet Asya kaynaklarında mevcuttur. Fakat, profesör gerekli Türkçeyi bilmediğinden bu kaynaklara kadar ınememekte ve onu da hayalimiz­ den uydurduğumuz hissi vermektedir. Beklenen, TTK’nın hiç olmazsa bu ad üzerinde durması ve araştırmasıdır. Halaçoğlu : ” ... iç denizlerin kuruması ve Bir -Oy Bil’in çözülmesiyle dağılan Ön-Türkler Cevabım : Kitabımda bu tür bir ifade yoktur, olamaz. Çünkü, Bir-Oy Bil asla dağılmamış yeniden yapılanarak ondan At-Oy Bil doğmuştur. Bunu, tarihçi Kumandan Örire-Biriabaşı, İTİZ şehrinde, (-521/519) yıllarında taşa vurdurtmuştur. Sn. profesör bu “Bitik taşı” bilmediği gibi, merak edip sormamıştır bile. Halaçoğlu: "...Anadolu’ya da binlerce yıl önce gelmişler ve Erzurum, Trabzon, Sinop, İstanbul İzmir, Antalya, Eskişehir ve Konya’da M.Ö: 8 binle 7 yüzyıl arasındaki tarihlere ait olan Ön-Türkçe yazıtları bırakmışlardır: bu yazıtlara "okunmuş hâliyle sahip” bulunuyoruz...” Cevabımız: Orta Asya’lıların Doğu Anadolu’ya 13 binlerden başlayarak yerleştikleri ve Orta Asya kültürünü Doğu Anadolu’ya taşıdıklarını biz hayalimizden söylemiyoruz. Sn. Profesör bu ifadeleri Türk tarih Kurumu tarafından basılmış olan Prof A. Erzen’in URARTULAR kitabında okur. Acaba sn. Profesör için Prof. Erzen'de Kurgu-Bilim Roman mı yazmıştır.? Acaba “Urartular da Sakıncalı mıdır ?’’ Sn. Profesöre soruyorum: Batı, Doğu Anadolu’yu, politikalarına göre, bazen Ermenistan bazen de Kürdistan diye gösterirler. Bu konuda verecekleri cevap ne olacaktır.?. Akurgal Anadolu’ya (+1071)de geldiğimizde ısrar ettiğine göre, TTK bu iddialar karşısında Doğu Anadolu’yu teslim mi edecektir? Peki, Doç, Ekrem Memiş’in Doğu Anadolu’da (-2200) tarihinde var olmuş olan TURKİ site devleti ne olacaktır ...O da mı kurgu bilim? Halaçoğlu: "... Yazarın ispat vasıtası olarak kullandığı en büyük malzeme, çok eskiden kalmış bazı resim, şekil ve yazıların Kâzım Mirşan tarafından okunmuş olduğunu ileri sürdüğü metinlerdir....” Cevabımız : Çok eskiden kalmış olmak onun değersiz olduğunu değil, merak edilerek incelenmesi gerektiğini BİLİMSEL ŞÜPHE’ gereğini ortaya koyar. Okuyan nasıl okumuştur. Bu da en başta gelen ve BİLİMSEL ŞÜPHE’yi gerektiren bir konu, TTK için çok büyük bir fırsattır. Halaçoğlu: “ ...ispat edilmiş ve bilim dünyasınca kabul görmüş okumalar değildir...” Cevabımız: hayret edilecek bir düşünce tarzı.«.Demek ki, ancak bilim dünyasının kabul ettikleri makbûldurlar. Peki, bilim dünyasının kabul ettikleri görüşler başlangıçta bilim dünyası tarafından bilinmeyen kavramlar değil midir? V4.<


Halûk Tarcan

Burada çok acı bir gerçek ortaya çıkıyor ...Demek ki, bu iddialar ancak tanınmış Batılılar, ya da TTK’nın tanıdığı araştırmacıların bulguları ise kabul edilir. Gerisinin hiç bir değeri yoktur??? Bilim dünyasında zaten var iseler, sorun kökünden halolmuş değil midir.??? Halaçoğlu: l’... Yazar bunları kabul edilmiş bilimsel yöntemlerle ispat etme gayretini göstermiyor...” Cevap 1: Sn. Profesör, Kitabımı, Mirşan'ın bulguları üzerinde 4 yıl çalışıp Bilimsel şüphe ile • inceledikten ve onlara inandıktan sonra, onları • Malzeme olarak masaya döktüğümü ve de • gelin, inatlaşmayın, oturup beraber çalışalım, • ben HABERCİ’yim. Dikkatinizi bu üzerinde çalışıp inandığım çok önemli bulgulara eğilelim dediğimi okumamıştır... Cevap 2: Yeni bir eser, reddilmek istenildiğinde klasik red şekli, Hemen “yöntemi ileri sürmektir.” • Yöntem bilimsel mantığa dayanır, bilimsel mantık, değişik malzeme karşısında değişik yolları dener. • Gerçek şudur ki, Sn. Profesör için, Ön-Türkçe bir yazıtın Çince bir yazıttan farkı yoktur. Çince yazıt için, *’ ben bu dili bilmiyorum karar veremem” demesi gerekirken, kendileri için Çince gibi gelen, • asla okuyamadıkları, kendilerine • okunsa bile anlayamayacakları yazı ve dil hakkında, nasıl onu reddetme yoluna gidebilir? Beklenen TTK’nın bunu incelemeye almasıdır. Ön-Türk uygarlığını incelemek için yöntem TEK ve MUTLAK’tır • Türk Dil, küttür ve tarihi doğduğu yerde, (bütün kültürlerde olduğu ve bunun uluslararası bir bilimsel mantık gereği yöntem olduğu gibi) • Doğduğu dilde aranır...bilimsel mantık başka türlü bir yöntem ileri sürebilir mi ? Fakat Büyük ve reddedilemez gerçek şudur: • Araştırmacılarımız Türkçe bilmemektedirler • Araştırmaları, Almanca, İngilizce, Fransızca vb... dillerinde yapmakta ve bilgilerini, Orta, üst Asya, Avrasya ve Balkanlarda değil Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa vb...yapmaktadırlar. • İşte, yöntem diye yırtınanların YÖNTEMSİZLİĞİ!!!— Halaçoğlu : "...bilinen görüşlerin sahiplerine durmadan çatıyor...” Cevap: Çatmak diye bir amacım yoktur. Ortada sadece eleştiri vardır ve eleştirilerim daima belgelere dayanır. Şimdiye kadar eleştirdiklerimden hiçbir cevap alamadığım gibi, verildiği hallerde bir tek cevap "yönterrT’dir. O da, yöntemin nasıl olması gerektiği -sorduğum da bile- açıklanmadan!.. . Görülüyor ki, • Atatürk'ten, tutun da bütün siyasilere, sanatçılara kadar, bütün meslek sahiplerine eleştiriler yöneltilirken, sn Profesörlerimizi 344


Halûk Tarcan

• eleştirime "ÇATMA” diye algılamaktadırlar. Eleştirmek ve eleştiri yoluyla Bu kişileri, bilmediklere gerçeklere dikkatini çekmek gereğindeyim , • Vatan tehlikededir, yanlış ve eksik tarihe göre ülkeyi parçalamak istemektedirler...Uygulama başlamıştır. Halaçoğlu : incelediğimiz çalışma bir • bilm-kurgu roman olarak yazılmış bulunsaydı • fevkalâde ilgi çekebilirdi Ancak eser bilimsel bir çalışma olarak Türk tarih Kurumuna sunulmuştur...” Cevabım : Acaba Atatürk hayatta olsaydı, sayın profesör bu cevabı verebilir miydi? TTK’nın en ufak olasılıkları dikkatle incelemeye alması, • BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİ olduğu halde TTK başkanının bu malzemelerle ile alay etmesi bilmem nasıl açıklanabilir?. Kendi Öz Kültürüne, • Atatürk’ün üzerinde dikkatle durduğu ve “...eğer biz, öz kültürümüzü ortaya çıkarmazsak, ileride mevcut tarihe göre, parçalarlar.” dediğini ve bunun için • Sn Profesörün Başkanı olduğu Türk tarih Kurumunu kurmuş olduğunu • Nasıl unutabilir ve bununla nasıl alay edebilir? • Yazılı cevaplarını bekliyorum...Olaylar, Anadolu'yu parçalamak için gerekli ilk büyük adımlarının atılmış olduğunu göstermiyor mu? SAKINCA fikrini inceleyelim : • Yunan, Bizans bayrağını açtığında "Erzen + Mirşan + (Herodot + Ramstedt + Önre-Biriabaşı)na dayanarak Bizans’tan binlerce yıl önce İstanbul’da kurulmuş İlk On-Türk devletinin varlığını ortaya koymak mı sakıncalıdır yoksa SUSMAK MI? • Yunan Pontus diye tutturduğunda, Trabzon mağara ve kilise yazıtlarını, Isub-Ura Ön-Türk devletini ileri sürmek mi sakıncalıdır yoksa SUSMAK mı? • Yunan, Kıbrıs’ın tarihî sahibi olduğunu iddia ettiğinde, adadaki ÖnTürk dip kültürünü ortaya koymak mı sakıncalıdır yoksa SUSMAK mı? • Daha bu yolda soracağım dizi halinde sorular vardır ama sanırım Sakınca’nın nerede ve kime ait olduğu ortadadır. 29 Haziran , 5 - 12 Temmuz 2002 Ceviz Kabuğu açık oturumlarında, ÖN-TÜRK UYGARLIĞINI ÖFKE VE NEFRETLE KARŞILAYANLAR Hulki Cevizoğlu’nun, Tarih Türklerle başlar kitabından devam ediyoruz. Prof. Semih Tezcan Bamberg Üniversitesi,Türk Dili, Tarihi ve Kültürü Kürsüsü Sayın Hûlki Cevizoğlu’na göndermiş olduğu eleştiri mektubundan paragraf­ lardaki bilimsel olması beklenen eleştirilerini kısaca sıralıyorum: Paragraf 1 • İpe sapa gelmez iddialar


Haluk Tarcan

• Bütünüyle saçma • Bilimle ilgisi olmayan şarlatanlıklar Paragraf 2 • yetmişli yıllarda, birinci sınıf hamur kâğıda bastırıp, kitaplarını fahiş fiyatla Avrupa’daki Akademi ve Üniversitelere satmaya çalışan Kâzım Mirşan • yıllarca yazdım, yazıyorum diye gazetelerde ilân ettiği ve içinde bay Kâzım Mirşan’a hayranlıktan başka hiçbir şey olmayan Halûk Tarcan'ın Ön-Türk kitabı • Malzemeleri,Türkologlar için değil ruh hekimleri için olan iki yazar Paragraf 3 • Bu tür saçmalıkları yaygınlaşmasını sağlamakla vebal altına giren Hûlki Cevizoğlu Paragraf 4 • Gençlerin kulaklarında kalacak yalanlar • insanlığın başarılarını kendine mal eden • Aşağılık kopleksinden doğan ilkellik • Romantik milliyetçilikten doğan ve • Yirminci yüzyılın faşizminin hizmetine girmiş ve • En büyük insanlık felâketine yol açmış safsata Paragraf 5 • Hayatınca saplantının tutsağı olmuş • Bilime saygısız • Dil ve tarih alanında en küçük uzmanlığı olmayan • Sapık düşünceli kişilerin • Düşüncelerinin yaygınlaşmasına yol açarak yanlış bir iş yapmış olan Hûlki Cevizoğlu Profesörün mektubuna -herhalde öfkeden elleri titrediği için unutmuş olacakgeri kalanları ben ilâve ediyorum(î): • Bu yayını yapan ATV ve yayını gerçekleştirenler, • Asistan Hakan Kalyoncuoğlu • Kameramanlar • spiker • Çay ve bisküi servisi yaparak konuşmacıların tazekalmalarını sağlamak suçunu işleyen kişiler • Yayına katılanlar • Konuşmacıları Otellerinden alan şoför ve nihayet • Seyirciler ve dinleyiciler de bu düşüncelerin yaygınlaşmasında suçludurlar. Evet, bu eleştiriyi gönderen sayın profesör kendini paragraf 4’te aşağıdaki şekilde takdim etmektedir: • Kırk yıldan beri Türkoloji alanında çalışan • Bu bilim dalını • Türkiye’de ve • Türkiye dışında temsil eden 346


Halûk Tarcan

• • •

Hayatı boyunca en eski Türkçe metinler üzerinde çalışan, bir tek sözcüğü çözmek için aylarca uğraşan gerçek bilim adamı, tarih sayfalarını bin yıl çeviren zırva ile uğraşanlara şiddetle itiraz eden Profesör Doktor Semih Tezcan, Bamberg Üniversitesi Türk Dili Tarihi kürsüsü. İşte, size bu profesörün bilimsel eleştirisi(î)... Sayın Profesör-hiçbir değeri olmadığını iddia ettiği kitabımdan- en az • Kuruluş, yıkılış tarihleri verilmiş, adları, egemen oldukları yıllar tespit edilmiş, 5 hanedan tarafında yönetilmiş olan Türük Bîl’in ve. • Doğum ölüm yılları verilmiş, Herodot’tan önce yaşamış iki Türk tarihçisinin varlığını öğrenebilirdi... • Türk tarihinin Türkler tarafından reddedilmesini isteyen Batının ideali olan bu profesöre, "Karen Fog Liyâkat madalyası verilmelidir...” Mavi kurdeleli, Şövalye derecesinde olandan... Bu bilimsel fikirlere ilk cevabı Viyana’dan Halûk Berger vermiştir..Onun, Prof. Semih Tezcan' a yazmış olduğu mektuptan bir paragraf alıyorum : • ‘’...Kırk yıldan beri Türkoloji alanında çalışmalar yaptığınızı söylüyor­ sunuz. Acaba ne gibi bir katkınız oldu Türk Kültürüne? Görüyorum ki Türkçeden daha fazla Osmanlıca ile ilgilisiniz. Bu kötü bir uğraştır demiyorum ama • eski Türk kültürü ve proto Türk dilinin uzmanlık alanınız içine girdiğini sanmıyorum. • Uzmanı olmadığınız bir alanda başkalanna uzman değildir diye çamur atmak ancak kendine güveni olmayan, bilim adamı olarak geçinenlere yakışır. Eğer gerçek bilim adamı iseniz bu tür yargılardan kaçınınız Lütfen...” Sayın Berger’den ilham alarak, Prof Tezcan’ın bir cümlesine daha cevap vereceğim...ifade buyuruyorlar ki, : • “ ...yıllarca yazdım, yazıyorum diye gazetelerde ilân ettiği ve içinde bay Kâzım Mirşan’a hayranlıktan başka hiçbir şey olmayan Halûk Tarcan’ın Ön-Türk kitabı..." • Yanıtım: Kâzım Mirşan’a gerçekten hayranım ve bu nedenle Üstadım diye hitap ederim.. Çünkü, • Kendisine gönderdiğim en çetin Ön-Türkçe metinleri, pek çok kereler, gazete okur gibi çok kısa zamanda okuyarak çözmüş ve bunun için ancak postada geçen günler zaman almıştır...Kendileri itiraf ettiklerine göre, • Bir kelime için haftalarca, aylarca çalıştıklarını söylemektedirler. Demek ki. Kırk yıldan beri çalışmalarına rağmen hâlâ büyük zorluklar içindedirler...Bu da, kendilerine Üstat diye hitap edilmesinin henüz ufukta görünmediğini ortaya çıkarmaktadır. • Mirşan’ın bir tek kitabı, bir çalışma gurubunu yıllarca araştırma yapmaya sevk edecek yoğunluktadır...Azkalsın unutuyordum...Sahi kırk yıllık bilgi birikimi olan Prof, neden tartışmalara katılmamıştır? Yıllarca yazdım, yazıyorum diye ilân ettiğim - böyle bir şey hatırlamıyorum '47


Halûk Tarcan

ama doğru olduğunu kabul edelim - kitabım bu kitaptır. Gerçekten yazılması uzun sürmüştür. Çünkü geçirdiğim feci bir kaza sonucu görme yeteneğim çok azaldığından, okumam ve yazmam da güçleşmiştir. Kendilerinden, aşağıdaki birkaç satırla özür diliyorum : Sayın profesör Semih Tezcan Kırk iki yıllık Türkoloji Profesörü, Dortmund Üniversitesi Deutschland Bana, yeniden çok renkli ve hayalinizin genişliğince hakaret etmek imkânını verecek olan bu kitabımın geç kalmış olması nedeniyle çok üzgünüm...Yeni eleştirilerinizi, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar, sabırsızlık ve heyecan içinde bekler, saygılarımın, lütfen ve tenezzülen kabûlünü rica ederim. (N:B: kitabım çıktığında ilk örneklerinden biri, ivedilikle ve imzalı olara, zat-ı âli’lerine sunulacaktır...Merak etmeyiniz) Doç Timur Kocaoğlu Türk dili uzmanı Bizleri eleştirmek yerine, hakaret eden Kocaoğluna da cevap vermiş olan Viyana'dan Halûk Berkmen'e, Kocaoğlu'nun verdiği cevaptan bazı noktalara değineceğim: İlk uzun ve bir çok kavramı bir arada ileri süren paragrafında, Bamberg Üniversitesinde Türk dil ve tarihi kürsüsü Profesörü 42 yıllık Türkolog Semih Tezcan'dan daha az hakaret etmektedir. Adlarımızı, rengi bozuk boyalarla süsledikten sonra (eksik olmasınlar), Fikirlerini sıralamaktadır: • "...Maalesef bunların hiçbirisi, ortaya ciddiye alınacak hiçbir şey koyamadılar...” Yanıtım:...Bu ispatsız ve küçültücü ifadeler halkımızın kafasında güzel olmayan soru işretleri oluşturmaktadır. • "...Koyamazlar da, çünkü bunlar en başta temel Türkoloji bilgisinden yoksundurlar..." Yanıtım: Hiçbir zaman Türkolog diye imza atmadım, etnolog olduğum ve HABERCİ sıfatıyla bulgu ve bilgilerimi masanın üstüne döktüğüm ve gelin birbirimizi kıracağımıza tartışalım birbirimizi tamamlayalım diye ÖnTürk konusuna girmişimdir...Sn. Prof.un öfkesi gözlerini karartmış olacak... • "...Halûk Tarcan bir Müzikolog’dur...” Yanıtım : ben hayatımın hiç bir döneminde Müzikolog olmadım , değilim. • "...Kendisi, kendini Etnolog olarak tanımlıyor..." Yanıtım: sayın öfkeli kişi, Müzikloloji ile etno/müzikoloji arasındaki farkı bilmemekte, üstüne bir de iftira etmektedir.. Herhalde, (...OLOJİ) eklerinin aynı olması nedeniyle, disiplinlerin de aynı olduğunu sanmışlar...


Halûk Tarcan

Müzikoloji, çok sesli müziğin sorunlarıyla uğraşır. Etno/müzikoloji ise etnilerin, budunların’ların müzik oyun ve geleneklerini konu alır. Ben , CNRS'te ETNO / müzikloji yaptım . Etno / müzikologum. Bunun için ÜÇ ayrı disipline gereksinim vardır Kati ve mutlak olarak bilinmesi gereklidir ki, bir etno / müzikolog önce 1. ETNOLOG olmak gereğindedir. Etnolog olarak, hatasız yanlışsız çalışmak ilk ve mutlak şart olduğundan Etnolojik çalışmaya başlamadan önce de de araştırma konusunun, 2. TARİHinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Ancak bu bilgiden sonra etnolojik çalışma, yani budunsal araştırma yapılır. Gelenekler, âdetler, masallar, hikâyeler kısacası, araştırma yapılan ETNİ’nin, Türkçesiyle (bilmem biliyorlar mı?) BUDun davranış, algılama, düşünce tarzı incelenir. Bunun adı ETNOLOJİK çalışmadır. Bu hazırlıktan sonra ancak, halk müzik ve oyunlarını tespit çalışmalarına geçilir bunun için de 3. Müzikçi olmak gereklidir. Demek ki, ben etnolog olarak. (Türkolog DEĞİL) önce, gerektiği gibi, Mirşan'ın yayınlarının • tarihi yönlerini incelemiş ve paralellerini yabancı kaynaklarda araştırmış Ondan sonra da, bu yayınlardaki • Budun-bilimsel bilgiler üzerinde araştırmalar yapmış onlara çok yönlü olarak bakmış, genişletmiş buradan kültleri vb..tespit etmiş olmaktayım. Mirşan'ın yayınlarına göz gezdirip ön-fikirlerle sinirlenip hakaretler ve öfkeler içinde reddetmek yerine onlara • Bilimsel şüpheyle -akademisyenlerimizin bakması gerektiği sistemlebakmış bunun sonucu • Mirşan’ın bilgilerini o kadar iyi hazmetmişim ki, beni Türkolog, dilci zannetmişiniz...Bunun için Mirşan'ın gönderileri üzerinde 4 yıl çalıştıktan sonra ortaya çıktığımdan söz etmiştim . Sonuç: Bu çalışma ve araştırma disiplini aramızdaki bilimsellik farkını geniş bir şekilde ortaya çıkarır Şöyle ki, • Sn.Türkolog, kendi dışındaki bilgiye önem vermemiş ve onu batırmak için uğraşmıştır, halbuki • ilgili Türklolog’a Mirşan dünyalar kadar bilgi, belge ve bulgu sunmuştur• Benim Halk Müziğini araştırma disiplinine sahip olmamı Mirşan’ın bulguları üzerinde çalışmaya hiçbir şekilde engel değildir. • Üstelik, KİTAP ÖNCESİ’nde açıkladığımı gibi, Etno / Müzikolojik çalışma ve araştırma sonucu vardığım nokta şu olmuştur: • Bizim Bilinmeyen bir büyük kültür ve tarihe sahip olmamız gerekmektedir. Bendeki bu altıncı hissi Mirşan, görsel hale getirmiştir, ispat etmiş, Ön-Türk .MV


Haluk Tarcan

uygarlığını ortaya çıkarmıştır...Onun için Mirşan’a herkesten çok inanmaktayım Şu bir gerçek ki, beni Türkolog değildir diye susturmağa uğraşanlar aslında kendi zafiyetlerini ortaya koymuşlardır: • Ben etnolog olarak bu kadar önemli gerçekleri fark etmiş dikkatle üzerinde çalışmış ve onu işlemişim, ya bir de Türkolog olsaydım?. Doç Timur Kocaoğlu devam ediyor : ‘'...Bunların yazdıkları 20 kadar kitabı dikkatle okudum ve inceledim..." diye yazıyor. Yanıtım: dikkatle okumamıştır. Ön-fikirle ve hakaretlerle reddetmek üzere bir göz gezdirmiştir. Çünkü ben daima kitaplarımın başında Mirşan’ın bilgilerini aynen verdiğimi ve onların içeriğinden • Etnolojik elemanları çıkarmağa çalıştığımı ifade ederim.. Çünkü ben, şimdiye kadar yayınladığım kitaplarda kendimi • H.A.B.E.R.C.I. olarak tanıtırım ve birbirimizi kıracağımıza malzemeyi masanın üstüne döküyorum gejin hep beraber tartışalım, çalışalım derim. Ön-Türk Tarihi kitabımın 16'ncı sayfasının 16’ncı satırında ‘..ben her şeyden önce K. Mirşan'ın bulgularını bir ETNOLOG formasyonuyla incelemiş ve ona inanmış bir HABERCİYİM...” diye yazıyorum. Sayın Doçent, • Bilmediği kavramlarla eleştiri yapayım derken, sanırım, Türkoloji bilgileri­ nin, eksik kopuk ve genelde yanlış Batı iddialarına dayandığının farkında olmanın verdiği öfkeyle olacak, kendini ancak hakaret ve iftirayla ifade edebilmektedir. Ben • etno / müzikolog Halûk Tarcan, • Doçent Doktor Türkolog, Koç üniversitesinde Türk dili uzmanı Timur Kocaoğlu’na soruyorum : • Mirşan’ın seri halinde vermiş olduğu Asya yazıtlarında etnolojik elemanları araştırırken karşıma • URUNA kelimesi çıktı. Sayın Türkolog bu satırları okuduğu anda Büyük ve yüksek bilgileriyle bu kelimenin • Nerede, hangi tarihte ve anlamının ne olduğunu verebilir mi? • Sanmıyorum. Verdiğini farz edelim, • Bunun Etrüsklerle, Lâtinceye URNA diye geçtiğini ve Etrüsklerdeki ÖnTürk geleneği olan • “ateş kültü”nün varlığı sonucu • Lâtinceye geçtiğini biliyor mu ? • ASLA BİLEMEZ...Eğer bilmiş olsaydı, bu noktadan girip karşısına ÖnTürk, Etrüsklerin çıktığını görecekti. • SAYIN DOÇENTİ YAZILI CEVAP VERMEĞE DAVET EDİYORUM • Vermezse..??? Bütün Türkologların gözünden kaçan ve daima tekrarlanan bir kelime ve deyim vardır ilk yayınlarımda yazdım : 35»


Halûk Tarcatı

ATA / vizm...Sayın Doçent bu kelimenin Lâtinceye nasıl geçtiğini ve kökeninin ne olduğunu hemen ve yazılı olarak açıklayabilir mı? • ‘’..ben her türlü varsayıma, yeni teori ve aykırı düşüncelere açık • bir Türkolog ve dil bilimciyim..” Yanıtım : Yani Sayın Doçent, aslında, “ ...bir türlü böyle olamıyorum. Çünkü, bilgilerimin kat’i ve mutlak olduğuna inanıyorum, karşıma çıkan ufak değişik bir bulgu beni çileden çıkarıyor...” demek istiyor. 1. "...Ancak, bilimdışı YÖNTEMlerle (!), 2. "Eski Mısırlılar, Sümerter, Etrüskler Türk’tür ve onlar Türkçe konuşup yazıyorlardı" diye 3. saçmalayanlara tahammül edemem...” Yanıt 1: 1988’denberi tartıştığım ve bilgi seviyeleri basma kalıp olan kişilerin, cevap vermek değil, soru sormak için bile bir tek söz bulamadıkları zaman karşıma çıkardıkları -daima tekrarlamaktan bıktım• “Bilim dışı YÖNTEM” ithamlarıdır. Bu iddia onların tek sarıldıkları YILANdır. Sayın doçent de çaresizlik içinde aynı yılana sarılmıştır; Profesörlükten önceki son durakta bekleyen Sayın Doçentten, • yöntemin ne olması gerektiğini söylemeleri, ve bu açıdan eleştirileri ve ispat beklenirdi...bekliyorum. Eğer eleştirilerini yazılı olarak gönderirlerse, ilk imkânda yayınlayacağım. Yanıt 2: Mirşan ve ben, hiçbir surette “Sümerler Türktür” demedik. • bunu yazan Ord. Prof. Ekrem Akurgal’dır. Bunu (Anadolu Kültür Tarihi) kitabında bulursunuz. • bize ait olmayan fikirleri bize yamayıp bu iğrenç yolla kendilerini haklı göstermeğe uğraşmışlardır... yanıt 3: Bizlere çatan, eleştiri yerine ancak hakaret edebilen, bilgi eksikliğini kabul edemeyen kişilerin birleşik genel karakteri her zaman, • SAÇMA kelimesinin kullanılması şeklinde ortaya çıkar... 1988’denberi tecrübeyle sabittir. Etrüsklere gelince. ONLAR KAT’İ, MUTLAK, EZELDEN. EBED’E KADAR ÖNATALARIMIZDIRLAR Saçma olduğunu ispat edecek bilgiden mahrum olmanın verdiği öfkeyle tarihimizi kültürümüzü yok edemezsiniz...Ettirmeyiz...iddianızı ispat edinceye kadar SAÇMALAMA fiili size aittir. ismet Bağçacı, İst, Üniversitesi Arkeoloji bölümü mezunu Kâzım Mirşan’ın 12 Temmuz konuşmasına aşağıdaki sırayla itiraz ediyor: 1. mağara yazıtları: • "...14.000 tarihlerinde yazı varsa..” Yanıt:: tarih C 14 ile eski Sovyet Bilim Akademisi araştırmacıları tarafından tespit edilmiştir. Bu araştırmacılar, kayaların tarihinin C 14 ile tespit edilemeyeceğini bilemeyecekleri düşünülemez. Tespit edilen kaya tarihi değil, mağara duvarlarındaki ORGANİK BOYA ile çizilmiş resim ve damgalardır.


Halûk Tarcan

2. I.Bağcı: ” ...bu tarihten, Göktürk yazıtlarına kadar geçen 15 bin yıl zaman zarfında bu insanlar yok mu olmuşlardır..." Yanıt : Yayını dinlememişsiniz, biz bu kaybolduğu sanılan uygarlığın çeşitli şekillerde varlığının ortada olduğunu anlatmak için ceviz Kabuğu tartışmalarına katıldık. 3. I.Bağcı : "...Göçebe toplumların yazıyı kullanmaları daha geç olur..’ Yanıt: konuşmayı basma kalıp olan arkeoloji bilginizle dinlemişsiniz.Bilginizin doğru olduğunu sanıyorsunuz : Ön-Atalarımız , tarihe, yerleşik uygarlıkla başlamışlardır. 4. I.Bağcı: "...Mağara yazıları Türkçe olmuş olsalar bile bu kadar eski olamazlar. Yanıt: NEDEN?...Bu konuda araştırma yaptınız mı? Yabancı kaynakların yazdıklarını tartışmasız kabullenmişsiniz. Yazının tarihi C14’le, Sovyet, Bilim Akademisi araştırmacıları tarafından tespit edilmiştir. Arkeolojik bilginiz, aslında. Batının tespit etmiş olduğu arkeolojik bilgilerdir, eksik ve yanlıştır. 5. i.Bağcı: Ölülerin yakıldığını gösteren antropolojik deliller ortaya konulmamıştır. Yanıt: Antropolojik deliller hangileridir ? Bu konunda antropologlardan önce Etnologlar çalışır...çalışmışlar ve Etrüsklerin Ateş kültü geleneğine sahip olmaları nedeniyle, ölülerini yaktıklarını ortaya koymuşlardır.: • Öğreniniz: Ön-Türkler Ölülerini yakarlar. Bitik taşlar büyük çoğunlukta bu ölü yakma merasimlerini içerirler. Bu onların tanınması için gerekli olan karakteristiklerinden İkincidir; ilki yazılarıdır. 6 Karaciğer falı i.Bağcı :"...Çok eski toplumlarda çok eski dönemlerde kullanılan faldır. Yanıt: Bu araştırmacılarca bilinmektedir. Araştırmacı, bunun bilindiğini “’olasılıklar” yelpazesine katarak çalışmalarını sürdürür., i.Bağcı: ’’...üzerindeki şekillerin harita olarak yorumlanması ve Türkçe olduğu iddiası hayal ürünüdür..." Yanıt: Basma kalıp arkeoloji bilgileriyle çalışan arkeologlar, • Türkçe bilmediklerinden, karşılarındaki şekillerin bir yazı olabileceğini bile düşünememişler ve bunları • sihir işaretleri sanmışlar ve ‘ • "ciğer falı” ön yargısıyla bu bronz levhanın ciğer falı olduğuna karar vermişlerdir. Harita sandığınız bronz levha üzerindeki şekil, • rüzgâr gülüdür. Hayal ürünü olan, • bu şekillere bakarak fala bakmak, • Ön-Türk kültürü konusunda hiçbir fikir sahibi olmadan karar vermektir. 7. Göktürk yazıtları


Halûk Tarcan

"...Thomsen’in çözdüğü alfabeyi aynen kabul edip, tercümesini taraflı ve yanlış olarak düşünmek gibi çifte standart hangi bilimsel yöntemle izah edilebilir...” Yanıt : sorunuz, ilgili konuyu reddederek • bilgili görünmek üzere, sizin seviyenizde herkesin yaptığı gibi • YÖNTEM kavramına başvurmaktır. • Thomson Türkçe bilmemektedir. Yayını, itiraz etmek üzere, canınızın istediği gibi dinlediğinizden, • yazıda sessiz harflerin kullanılmadığı hallerde, • birkaç şekilde okunan kelimeler, • birkaç anlama gelen okuma şekilleri vardır. Bunun için , alelâde mantıkla düşünmek yeterlidir...İtiraz ettiğiniz kişinin dil bilgisi seviyesi, size pek çok şeyler öğretebilir. Bu tür bir iddiada bulunmak için, önce • Yazıtı okuyabilecek Orhun dönemi Türkçesini bilmek ondan sonra da • Orhun Türkçesinin kökeninde olan, önceki Türkçeleri bilmek gereklidir. İddia ettiğiniz ve yoksun olduğunuz bilimsel yöntem, bu noktadan başlar. Sonuca cevap vermiyorum...Üniversite diploması seviyesinde düşünmenizi tavsiye ederim...Seviyesiz ithamlarla, bizi değil, kendinizi, küçük düşürüyorsunuz. Bir küçültme daha : Yrd.Doçent. Dr..I.Doğan : Halûk Tarcan, Mirşan'ın dizinin dibinde amatörce çalışıyor Yanıt: ‘’amatörce"yi cevaplandırdığım için geriye dönmüyorum Fakat, bir akademisyenin bu tür bir deyim kullanması seviye kavramının değerini sakatlamaz mı. Eğer, sayın doçent Mirşan’ın seviyesinde olsaydı onun da dizinin dibinde çalışabiliridim. Mirşan’a hangi belgeyi göndermişsem, -asla abartmıyorumgazete okur çabukluğuyla okumuş ve sonucu postalamıştır, Birkaç örnek vereyim : • Midas anıtı -ne gariptir ki bu anıtı Akurgal’ın lüks baskılı, nefis "Les Trésor de Turquie” başlıklı kitabında keşfettim, kitap, çok net basıldığından ÖnTürkçe yazılar kolayca okunabiliyordu -hemen Mirşan’a gönderdim. Sonucu merak ederek telefon ettiğimde, yazıt okunmuş ve mektup postaya verilmişti...Kimbilir kaç tarihçi, ve dilci bu sayfaya bakıp, yazıtı bir kenara bırakalım, anıtın önyüzündeki Ön-Türk damgalarının bile farkına vara­ mamıştır. O damgalardan birkaçı Orhun yazıtında da vardır?? • Çatal Höyük’te Ana Tanrıça’nın gövdesindeki damgalardan şüphelendiğim­ de, onlar da kısa sürede okunmuş, çözülmüş olarak geldiler; bu sayede Orta Anadolu’da 6500’lere indik. • Halep Sırlı Taşı...Mirşan’a fazla dayanamadı...Ben de Fransız dergilerinde tarihini buldum: 9300 / 8700...Mezopotamya’da 10 binlerde bir petroglifle bulunmaktayız. • Sinop Amfora Yazıtı...Postada gidiş geliş kadar zaman aldı. Helenistik dönem (- 500)lerin Ön-Türk kültürü olduğu amforadaki Ön-Türkçe yazıyla


Halûk Tarcan

ortaya çıktı. Side Hamam yazıtı...Kötü bir kopyasının gösterdiğimde katıksız, tereddüt­ süz Ön-Türkçe olduğunu söyledi...Yazının tamamını sonradan okudu. • Fransa’da Glozel yazıtları: Glozel tartışmalarıyla alay eden bir mimarın kitabında gördüğüm iki yazıt ta, ayni çabuklukla okundu. Ve bu okunan yazıtlar, Fransa’nın Glozel bölgesinin bir OKUL bölgesi olduğunu ortaya çıkardı. Arkasından gönderdiğim 300 sayfalık kitaptan birçok yazıt sonra­ dan onun yayınında yer aldı. • Portekiz yazıtları: Portekiz’de çifte davul oyununun varlığından şüphe ederek Paris’teki Portekiz Kültürü merkezinde ilk çalışmayı yaptım hemen karşıma üç yazıt çıktı. Ön-Türkçe olan bu yazıtlarda damgaları tanımaya çalıştım, biraz değişik olmakla beraber Ön-türkçe olmamlarına imkân yoktu. Tam o sırlarda yayımlanan Portekiz başlıklı bilimsel dergide tarihi 9-388) lere inen 9 yazıt buldum. • Derhal Mirşan üstada gönderdim. Orta Asya’dan Portekiz’deki mağaralara gidinceye kadar çeşitli etkiler altında kalmakla beraber bazı damgalar kolayca okunuyordu; Bunun da sırrı çözüldü...Bu damgaların, Portekiz gemicileri ile Finike’ye taşınmış ve Finike yazısının kökeninde yer almış olmalıydı... • Uzatmamak için, Fransa’daki mağara yazıt ve damga’larını geçiyorum İşte sayın Yrd.Doçent bu seviyeye sahip olabilseydi, dizinde çalışacağım adam kendileri olacaktı. TEŞEKKÜRLER Kültür eski Bakanı Namık Kemal Zeybek, Halûk Bergmen, Dr Leylâ Suri, Hilmi Özden, İsmet Bağçacı, Kerim Jöntürk, A. Hikmet Kanca, Meslekî Kadınlar Birliği başkanı Onur Bezirci, Doktor Nilüfer Gürsoy, Taner Yücesoy (Uygur Türkü), Ertan Çakmak, Cengiz Özakıncı, Enis Okan, Sen/et Böhürler, Doç. Dr. Şule Erçetin, Safa Bozkurt Sevgi Erenol (Türk Ortodoks patrikhanesi basın ve halkla İlişkiler sorumlusu), B. Karakocak, Önder Otçu, Dr. Muhsin Idikut Kadıoğlu. Ve, Ön-Türk gerçeği etrafında halkalanan, adlarını bilmediğimiz vatandaş­ larımız, yayını sabaha kadar izleyen 14 yaşındaki delikanlıcık.

ÜZÜNTÜLER: Prof. Dr. Semih Tezcan, Doçent Dr. Timur Kocaoğlu...aynı öfke, hiddet ve şiddet yolunda yürüyenler... TEŞEKKÜRLERİME, Bilim ve Ütopya Dergisine teşekkürle devam edeceğim ; 10 ay süreyle makalelerim dergide çıktı. Fakat, tam yazdıklarımın sonucunu verecek konuyu toparlayacakken, yazılarım çıkmaz oldu...Hiçbir haber verilmeden yazılarım kesildi.. İlk günlerdeki sıcak kabûl, yerini buz gibi bir havaya bırakmıştı...Nedenini anlamadım. Beni en çok şaşırtan, derginin Bilimsel araştırmacı listesi oldu...Söz konusu listede benim adımın olmayışını bir kenara bırakalım, koskoca bir Ön-Türk Uygarlığını ortaya çıkarmış olan Kâzım Mirşan’ın da adı yoktu???... 354


Haluk Tarcan

Burada çok değerli profesör Muazzez İlmiye ÇIĞ’a özel olarak teşekkür edeceğim. Ön-Türkler konusuna dikkati çeken ve Millî Eğitim Bakanına bu konuda yazı yazan, ilgilenilmesini isteyen ilk ve (şimdilik) tek profesörümüzdür...Bu konuya tam bir bilimsel şuurla bakmış, profesör sıfatıyla bilimsel şüphe gereğini kullanmış, araştırmacı niteliğini ortaya koymuştur. Tabiî, ilgili bakanın cevabının ne olacağı önceden malûmdur...Bir takım iddia­ lar...henüz kimse tarafından kabul edilmemiş !!.. Cumhuriyette üstad Sami Karaören imkânı oranında Ön-Türklerden söz etmişti. Son zamanlarda Orhan BursalI iki makalemi yayınladı: Troya ve Kıbrıs...teşekkürler... Fakat, babamın İstiklâl savaşı sırasında Cumhuriyet Gazetesi kurucusu Yunus Nadi ile başlayan dostlukları, Cumhuriyet Gazetesini, en başta gelen Atatürkçü gazete olarak ailece tanımamızı sağlamıştı..Bu nedenle, ben, ÖnTürkler konusunu Cumhuriyetin hemen eline alacağını bekliyordum... Kısa sürede, Akurgal ekolünün etkisi altında olduklarını anladım... Bekleyelim. Ön-Türklere, iki tecrübeli gazeteci, samîmi olarak eğildiler, Hikmet Bil ile Ertuğ Karakullukçu...Hürriyet dış baskısında yazılarımı olduğu gibi bastıkları gibi, bazen harita ve resim koydukları bile oldu...Bu iki gazeteciye benden önce, Dış Türklerden teşekkürler geldi, (maalesef Hikmet Bil, bu satırları okuyamayacak; vefatını haber aldık. Nûr içinde yatsın...Hürriyet dış baskı­ sında Ön-Türkleri tanıtmak için yapmış olduğumuz müşterek çalışmayı daima minnetle anacağım) Fakat İç baskıda şartlar tümüyle tersine döndü, örneğin: “Hititler’in torunu filân değiliz”: Hürriyet iç baskısının 13 ağustos 2001 tarihli Yakın Plan sahifesinde Ekonomist, Sn Mahfi Eğilmez'ün yazısı bu başlığı taşıyor. Sahifenin hemen tümü oan ayrılmış, 12,5 X 14,5 boyutunda yer kaplayan bir resmi de var, çok mutlu görülüyor. Şimdiye kadar 60 kitap okumuş, Çorum’daki 21 ‘nci Uluslarası Hitit festivalinde konuşma yapmış çok ilgi görmüş, Hititler Avrupa kökenli ve dilleri Hint Avrupa diliymiş, bu dil Almanca’ya benzediği için Almanlar büyük ligi duyuyorlarmış... Biz asla böyle bir şansa malik olamadık...Sayın ekonomistin resminin kapladığı yer kadar yer bile bize, makalelerimize verilmedi...Her yerde Akurgal etkisi mi diyelim? Yoksa Batı uzantısı “Dış Mihraklar” olarak adlandırılarak literatüre girmiş odaklaşmanın Türk kurumlarında çöreklenmesi mi? Bununla beraber ifade ve teşekkür etmek isterim ki, 10500 ile 700 yılları arasında tarihte görünmüş olan ilk aşiretler birliği ya da federasyonu olan UŞUNGUY’u yayınlamak cesaretini sadece Yalçın Bayer gösterdi...Tebrikler, sonsuz teşekkürler.. Bir de ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEKLERİ adını taşıyan kuruluşlar vardır. Özellikle sayıları Almanya’da pek yüksektir. Fakat gerekli zamanlarda bir araya gelip bir yumruk gibi hareket etmeleri beklenirken, yükseltmeleri


Halûk Tarcan

gerekli olan seslerini, sonu olmayan tartışmalar çekişmeler için kullanmakta­ dırlar .Federasyon başkanları olan sayın kişi evime kadar heyecanla gelip ÖnTürkleri öğrenmiş olmasına rağmen şimdiye kadar ağzından bir tek ses çıkmamıştır. Geçelim...Aralarında Recklinghausen ve bir de benim kurucusu olduğum Fransa ADD dışında Batıdaki öteki demekler Ön-Türk konusunu ağızlarına bile almamaktadırlar. 1970’den GÜNÜMÜZE MANZARAYI UMÛMİYE... • •

Öz kültürüne onun ne olduğunu incelemeden sırtını dönmüş aydınlar, Samîmi Atatürkçü olmalarına rağmen, Atatürk’ün kırmağa uğraştığı resmî tarihin kısır döngüsü içinde kalıp, Akurgal ekolünün dışına çıkamayanlar • Ön-Türk uygalığının kendilerini hayal kırıklığına uğrattığı bazı resmî araştırmacılar ve genelde, • İlgilenmemeyi doğru bulan basın...ne diyelim, malûmdur. ÇÖLDE KURUYAN ADAMA SU VERİRSİNİZ, SUYU KUSAR... KİTAP BASTIRMA SERÜVENİ ilk Kitabım, Bilinmeyen ve Bilinmek istenmeyen Ön-Türk Uygarlığı adını taşıyordu. 50 adet fotokopi olarak hazırlanmıştı, maket halindeydi gerekli maddî imkânı İsviçre'den bir işçi, Ali Afşar sağladı...Günümüzde 50 milyarlık Jeep’lerle İstanbul sokaklarında dolaşanların varlığı düşünülürse?.. Maket halindeki kitabın bir kopyasını, 1993’te, Kıbrıs harekâtı esnasında " ben başucumdan Atatürk’ün Nutkunu eksik etmem" diyen bir parti başkanına coşku içinde göndermiştim... Bir mektup ve üç faks göndermeme rağmen hiçbir cevap alamamıştım ; • 1974’ten 1993’e kadar çok değişmiş olacak, maket- kitabımın içeriğini herhalde içine sindirememişti L Aynı kitabın serüvenini yukarda gördük. Bu kitabı yeni bilgilerle değiştirip yeniden yazdıktan sonra, ‘” Bab-ı âli”yi iyi tanıyan çocukluk arkadaşım Mehmet Benli ile yeniden dolaştık...Foto-Roman arayanlar, "Abi bu kitap satmaz” diyenler bile oldu...Uzun çabalardan sonra Kaynak yayınlarını bulduk. Kitabın basımını kabul etti. Etti ama, kitabın basılması için 520 gün beklettiler, Üç kere kitabın iadesini istedim basacağız dediler vermediler... Bu arada kitabın varlığını bile unuttuğum oldu... • Aslında, kitabın ilk provaları bana gelecek, yanlışları önce ben düzeltecektim, • ondan sonra Kâzım Mirşan'a gidecekti son düzeltmeyi o yapacaktı... Aradaki sıkıcı detayları geçiyorum...Kitabın basılması çok geç kalmıştı. Bu sıralarda, • Prof. Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği kitabı çıkmış mevcut moral çöküntüyü daha da arttırmıştı. Kitabın düzeltilmeden çıkmasını kabul etmek gereğinde kaldım...Bu Kâzım Mirşan hocayı atlamak, ve her şeyin

356


Halûk Tarcan

üstünde, Batı kaynaklarından tespit etmiş olduğum bulguları ondan saklamak gibi çok çirkin bir hareket oldu. Kitabın baskısını elime aldığımda fenalık geçirdim; Adı, ÖN-TÜRK TARİHİ diye değiştirilmişti...Tarihçi değildim, tarihçi imzası atıyordum, resmen sahtekâr durumuna düşürülmüştüm.. İçerik, tüm Ön-Türk tarihini değil, • Batı kültürünün kökenindeki Ön-Türk Kültürünü veriyordu...Adı asla Ön-Türk tarihi olamazdı...Hepsinin üstünde, resmî tarihin ve dünya tarihinin yanlış olduğunu savunan kitabımın, • kaynakçası konulmamıştı...Satır aralarına sıkıştırılan bazı kaynaklar sayfaların okunmasını zorlaştırıyordu... Bölümlerin bazıları, devamındaki bölümlerle karışıyordu... Prof. Camporeale’nin adresi, benim eksik adresimin altına yerleştirilmişti. Kâğıdın kalitesi ise en aşağı cinsten idi... Not düşmek istediğimde mürekkep yayılıyordu...Çok sayıda, yazı ve kelime yanlışı vardı. • Buna, bir de benim bazı affedilmez dalgınlıklarım ilâve edilirse ortaya çıkan kitabın hemen piyasadan toplattırılması gerekiyordu... • Kitabın kabındaki resim gerçekten çok güzel seçilmişti. Ama , ben bu resmi Kâzım Mirşan hocamızın çok sevdiğini biliyordum, onun asla kapak resmi olarak konulmasını düşünmemiştim.. Bunu da bana sormadan yapmışlardı. Bu da ikinci bir kırgınlık vesilesi oldu. Fakat bütün bu istenmeyen yönlerine rağmen, zamanında büyük bir boşluğu doldurduğu, • Ön-Türk Uygarlığının varlığını ortaya koymuş olduğu için gene de teşekkür ederim...Eğer, Kaynak yayıncıları söz verdikleri gibi, kitabın kabına, adını düzelten • ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BATI DİP KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ şeklindeki bandrolleri yapıştırmış olsalardı ilişkilerimiz devam edecekti... Beni bu kere de aldattıkları için, ikinci baskısına geçmek istemedim ve ilişkilerimi kestim...İşte bilimsel kitap bastırmanın kısa öyküsü... Kaynak Yayınevi bu kitabı 100 KALBURÜSTU kişiye ve kuruluşa gönderdi...Ne kadar etkili, bir beyin yıkamasından geçmişiz ki, hemen ELENDİM (!) Bir tek satır yazı çıkmadı. Sonradan çeşitli şekillerde bu kişi ve ilgili kuruluşlara gönderdiğim yazılar, belgegeçerden çıktığı hızla çöp teneke­ sini boyladı. Türkler kendi tarihlerini reddetmeği iyi öğrenmişlerdi (III). Bir de YENİ TÜRKİYE dergisi serüveni vardır. Tanımadığım, bilmediğim bu dergi yeni ve büyük 20 ciltlik bir Türk tarihi yazılacak diye benden de 20 sayfalık bir makale istedi..Gönderilen yazılar 6 ay içinde cevaplandırılacak­ lardı...Bana hiçbir cevap gelmedi. Israrım üzerine lütfen ve merhameten, makalemin ilgili kurulca reddedildiği bildirildi...Demek ki 20 cilt Türk tarihi, belki de “tam Batının istediği gibi yazılmış oldu.” Halbuki bu tür geniş çaptaki yayınlar, aksi tezleri de yayınlarlar...Bilimsel kültürün araştırıcı anlamını açıklamayı geçelim. Benim, Ceviz Kabuğu’na katılmamdan sonra Yeni Türkiye’den teklif geldi; • bizim aylık çıkan bir dergimiz var, isterseniz yazı gönderebilirsiniz? 357


Halûk Tarcan

Gerekli cevabımı hemen aldılar!. 2000 yılından bu yana Benim ve Kâzım Mirşan’ın yazılarını tek bir noktasını bile değiştirmeden olduğu gibi yayınlayan Töre türkçe Düşünenlerin Dergisi uğradığı saldırılara rağmen yazılarımı yayınlamaya devam etti. Üstelik abone sistemiyle dağıtılan bu dergi son derecede kaliteli kağıda 3000 adet renkli bastığı dergiyi V.I.P. olarak Cumhurbaşkanımıza, Genelkurmaya ve ilgili birim ve kuruluşlara ulaştırmakta. Bulgu ve araştırmalarımızın gönüllü savaşçıları olan Töre grubu üyelerine sıfır imkânla bile bu derecede üstün bir çizgi ve kaliteyi hiçbir maddi menfaat beklemeden başarabildikleri ve üstelik aksayarak da olsa sürdürebildikleri için teşekkürler...Onların çabaları bana tüm olumsuz şartlara rağmen kazanılan Kurtuluş Savaşımızın sadece inançtan aldığı güçle başarılan mücadelesini hatırlatıyor. Bir de ülkemize büyük faydaları dokunan Kültür Kuruluşları vardır. Yapı Kredi bankası, Akbank, iş bankası...Onlara, ilk, maket halindeki kitabımı göndermiştim. • İş bankası ilgili kurulu, kitabımı gönderdiğim hızla iade etti... • Yapı Kredi cevap bile, vermedi. Halbuki bu banka, Halk Oyunları Festivalleri ile Öz Türk kültürünü, buram buram toprak kokan, ülke, tarih kokan, bu kültürü geniş bir şekilde tanıtmıştı....Ön-Türk Kültürü kitabım bunun devamı olacaktı. • .Yazık ki, samîmi Atatürkçü Vedat Nedim Tör hayatta değildi... • Rûhi SU'nun organize ettiği Yapı Kredi Bankası Halk Oyunları ve Müziği arşivinde iki ay çalıştığımda, ilk kere, ne büyük ve köklü bir kültürümüz olduğunu öğrenmiştim. • Akbank’tan da cevap gelmedi.... • Demek ki bu, gerçekten, medar-ı iftiharımız kuruluşların İlgili kurulları Akurgal ekolünden idiler. KONFERANS SERÜVENLERİ Antalya / Kaş ilçesi ADD, Ön-Türk kültürü ve Uygarlığını tanıtan bir konuşma istemişti. Türk kültürü Kaş Müftüsünü çok üzmüş olacak ki, sonradan benim dinsiz olduğum söylentileri, ortaya çıkarıldı. Sayın müftü, dinleyiciler arasında olan ve kaçak olarak Kaş’taki Likya anıtlarındaki yazıların kopyasını alan yabancı araştırmacıları izleyen Alpaslan Ozan adlı araştırmacının Türban konusunda açıklama istemesi üzerine verdiğim bilgilere daha çok sinirlenmişti: • Türban, Fransızca bir kelimedir, sarık demektir, (Larousse’a bakınız) Sarık, ince ve esnek olan TÜLBENTten sarılır, Tülbent’i Fransız TÜLBAN diye seslendirir. Bu kelime zamanla TÜRBAN olmuştur.. • Saçları örtme, tırnakları saklama, taş döneminden gelen bir alışkanlıktır. Bu çok eski dönemlerde, insanların ölümden sonra, saç ve tırnaklarının biraz daha uzadığını görerek bunda büyük ve gizli bir kudretin olduğuna

358


Halûk Tarcan

inanmışlardır. Bu nedenle savaşlarda, esirlerin kafa derileri yüzülür tırnakları sökülürdü. • Bu âdet, bundan 30 yıl öncesine kadar 35 bin adadan oluşan Endonezya adalarından birinde süregelmekte idi • Savaşta esir alınan kişilerin kafaları kesildikten sonra, kafa derileri yüzülür, saçlar jiletle pirince doğranır ve bu pilâv(!) pişiririlip yenir, artık, düşmanın kudreti kendilerine geçmiştir. (Gerard Nougarol araştırmacı CNRS).Bu âdet, Endonezya yönetimi tarafından yasak edilmiştir. • Günümüzde, Hıristiyan kadınlar kiliseye başı örtülü girerler, Yahudiler, Türkmen başlıklarını takarlar, dini işleri yürütenler, kafalarına siyah melon şapka geçirirler Çünkü, Allahın karşısına kudret ifade eden saçlarla çıkılmaz onları saklamak gerekir. • Buna karşın, saçlarını asla kesmeyip uzatırlar ve örerler, çünkü Allah’ın verdiği kudrete karşı gelmek demektir. Aynı âdeti Hıristiyan kadınlarda da görmek kabildir. Bazıları asla vücut kıllarını kesmezler.. Roma’da temmuz sıcağında, bu tür görmüş olduğum bir kadının bacaklarında siyah çorap olduğu sanmıştım !. • Budistler, sorunu “Allah’ın karşısına kudretli çıkmamak için saçlarını kökünden kazıyarak” çözmüşlerdir. • Eller, kralların karşısında ve mabette yen içinde saklanır, ei pençe divan durulur... Tırnaklar saklı tutulmuşlardır. Demek ki, şekil ve giyimin din felsefesiyle hiçbir ilgisi yoktur. Allah'ın verdiği akıl ve bilgi bunu böyle görmekte ve bilmektedir.. Hakkımdaki dinsizlik söylentileri şekil değiştirerek Hürriyette Yalçın Bayer’in köşesine kadar gitti...Cevap verdim...Sonuçta, Diyanet işleri başkanından bütün camilerden, cuma vaazında, İslâm’da düşünce özgürlüğünü açıklamaları istendi. (3.3.2000) Devamında da yukarda görüldüğü gibi diplomasız sahtekâr olduğum söylentileri yayıldı...Gerçekten Türk olmak. Öz Türk Kültürünü ortava çıkarmaya çabalamak cok. ama cok zor!... Bu serüven Bodrum’da devam etti, Sn, Günseli Başar ve Bodrum ADD’si Ön-Türk konulu bir konferans düzenlediler..Mirşan Bodrum’da oturuyordu. Bu konferansta Kâzım Mirşan’ı da halkımıza takdim etmek tasarlanmıştı.. Bir sürü anlaşmazlıklar buna engel oldu. Asıl, çok çirkin olan benim • Ön-Türk kültürünün evrensel değerini açıkladığım bu konuşmada, çok satan iki gazete tarafından inanılmaz bir iftiraya uğratılmam olmuştur: • İddiaya göre konferans esnasında ben, Türklerin Eşek olduğunu(?) ifade etmişim Türklerin -ileri seviyedeki bilgi ve düşünceleriyle- Evrensel kültürün kökeninde olduğu anlatmak için çaışan, konuşan ben, nasıl böyle bir davranışta bulunabilirdim ???. • Hemen bir dava açtım, sonucu bekliyorum. 359


Halûk Tarcan

SONUÇLAR 1. Yüz, yüzelli yıldır varlığı ileri sürülen, ülke içinde ve dışında mevcut Türkoloji disiplinlerinin On-Türk dil ve kültürünü ortaya çıkarmaktan - bilerek ya da bilmeyerek -çok uzak oldukları anlaşılmıştır. 2. Hiçbir akademisyenimiz Kâzım Mirşan’la konuşmak, tartışmak istememiş bu yanlış davranışla ülkenin çok değerli yıllarının yok olmasına neden olmuşlardır. 3. Halbuki, Tanınmış Etrüskolog, G.Camporeale adının büyüklüğüne, uluslararası bir otorite olmasına rağmen tartışmayı ve tartışma sonunda da Etrüsklerin Ön-Türk olduklarını kabul etmiştir. 4 Bundan sonra artık dil, kültür ve tarihimizi Batıya sormayacağız, ona, • gel biz sana • Türk Dil ve Kültürünü • Senin uygarlığının kökenini öğretelim diyeceğiz.. Nihayet bu noktaya geldik...Yazık ki Atatürk artık hayatta değil I.. Öneriyorum: Kâzım Mlrşan’a ATATÜRK LİYÂKAT ÖDÜLÜ VERELİM Not : Ülkeden 1 9 7 0 ’yıhnda ayrıldığım için Türkçem, bu yılın eskilikleriyle sakattır her gün gazete alıp düzeltmeğe çalışmaktayım ama bazı sözcükler kafamda henüz refleks haline gelmediğinden- ağzımdan eskimişliğiyle kaçmaktadır...Bunun, Osmanlıya dönüş özlemi olmadığının bilinmesini rica ederim.

360


Halûk Tarcan

KAYNAKÇA • Akşin S. Prof.Türkiyenirı Tarihi 1, Cumhuriyet 1997 İstanbul • Aktok- Kaşgarlı M. Prof.(Sorbonne) l’Introduction â la Civilisation du Halastan. T.A.K.E. No.74 / III /A.19. • Akurgal E. Ord. Prof. Anadolu Kültür Tarihi Tubitak, 1988 Ankara • Alok E. Anadolu’da Kayaüstü Resimleri, Akbank, 1988, İstanbul • And M, Turkish Dancing. Dost y. 1976. • Archeologie Nouvelle No.99 • Artun Sh.Oslo Üniversitesi gazetesi 12 ekim 1994 • Aslıyüce E. Kurultay dergisi 24.05.1999 - Yesevî Dergisi, 112/nisan 2003, İstanbul • Auberibier J.P.- M.Binet, Chemin de la Prehistoire en Perigord, Ouest-France / Rennes 1997 • Aydın E., Nasıl Müslüman Olduk, Doruk y.1996 Ankara • Bellenitsky A. l’Asie Centrale, Nagel 1968 Geneve • Ceram C.W. le Secret Des Hittiies, Pion. 1955, Paris • Cevizoğlu Hûlki, Tarih Türklerde Başlar, Cevizoğlu y.2002 Ankara • Dinçol A.M. Doç. Anadolu Uygarlıkları I , Görsel y. 1982 Ankara • Dumézil G. Entertiens avec Didier Eribon Folio, gallimard 1987 • Eliade M. le chamanisme , Payot 1911 Paris • Ermetin K. Türk Soykırımı, Ermeni Sorununun Ermeniler tarafından dikkatle Saklanan içyüzü, Töre yayın gurubu 2001 İstanbul • Erzen A. Prof. Urartular, TTK 1983 Ankara • Euroka, No.42 /1999 • Faure P. Ulysse le Cretois, Fayard, 1980, Paris • Faucounau J.bull. Société.Ling. de Paris T.LXXXII -1997 • Feigl E.prof. le Mythe de la Terreur, Druchaus- Nonntal, Salzburg • Gülensoy T. Orhun’dan Anadolu’ya Türk damgaları, Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı 1989 İstanbul • Güvenç Bozkurt Prof. Türk Kimliği, Remzi k.1995 • Jarring G.Svenska Dagbladt, 22 oct. 1985 • Jettmar k: l’Art des Steppes Payot, 1956 Paris • Kale H. Bilim ve Ütopya No.58 /1999 • Koşay H.Z. Erzurum ve Çevresi Dip tarihi TKAE 1984 Ankara • L’Archeologia No.311 /1995 • L’Art des Megalithes I’. Dossiers d’Archeologie N0.230 /1998 • La Bactriane.Le Dossiers d’Archeologie No.211 /1996 • L’Exposition du Petit Palais ,1981 Paris, Catalogue • La Découverte des Civilisations d’Asie Centrale Dossiers d’Archeologie, No. 185 /1993 • Lacarriere J. En Cheminent avec Herodot, Seghers 1981 Paris • Laszlo.G. l’Art des Nomades, Cercle d’Art, 1971 Paris, • Le Dossier d'Archeologie No.230 /1998 • Le Dossiers d’Arcehologie No.212 /1996 361


Haluk Tarcan

• • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • •

Le Dossier d'Archeologie No.211 /1996 Le Dossiers d'Archeologie No.271 / 2002 Le Dossiers d'Archeologie, No.198/1994 Le Grandi Scoperti dell'Archeologia, lnst.de Agostino 1985 Le Petit Larousse 1996 Le Portugal, Dossiers d’Archeologie No.198 /1994 Le Who’s Who de la mythologie M. Gants / J.Hazel, Seghers, 1957 Les Scythes, Dosssiers d’Archeologie No.194 /1994 LesParthes, Dossiers d’Archeologie No.271 / 2002 Loubes J.P.Architecture et Urbanisme de Turfan, l’Harmattan 1998 Paris Mark JJ.Calude / J.Pierre , Aimer Les Eyzies, Capitale Mondiale de la Préhistoire , Ouest-France 1990 Martinet A. Des Steppes Aux Oceans,Payot, 1986 Paris Mustafa Kemal Demeği, Tarihin ve gerçeklerin ışığında Ermeni Sorunu Pasinli A. Istanbul Arcehological Museum, A Turizm Y. 1998İstanbul Riba D. Gravures Rupestre du Val Camonica , Fr.Empire, 1984 paris Rossi E., Le Civilta dell’Oriente, ed. caşini, 1957, Roma Tekin M.. Bizans Sikkeleri YKY 2001 İstanbul Tarcan E. Y. Mimar, Süleymaniye belgeseli Tekin O. Bizans Sikkeleri, YKY. 2000 İstanbul Thomson G. / Üster C. Tarih öncesi Ege Payel, 1988 İstanbul Tigerstdt E.N. Svensk littetratur Historia, SoJna 1971 (İsveç) Tori, Kürtlerin İlk Çağ tarihi ve kültürü, Berfin, 1998 Töre Dergisi 2001/2, Eski Türk Yerleşim Bölgeleri, Doç Yavuz Gorier. Türkiyemiz Akbank y. No.1 /1970 İstanbul Ülker Süreyya Doç. Dodo.Mea Pub. New-York Vallee de Merveilles, Doss.Arch. 181/1993 Ville G.Archeologie, Larousse 1968 Paris,

Sn Kâzım MİRŞAN’ın 40 kitabı arasında faydalandıklarım : • Alfabetik Yazı Başlangıcı • Altı Yariq Tıgin • Anadolu proto-Türkleri • Bol-bol’lar, • Bugünkü Avrupa Dillerinde Proto-türkçe izleri • Dinlerin gelişim • Etrüskler • Hierogifler • Proto-Türk Bilginlerine Göre Astro-fizik • Proto-Türkçe yazıtlar • Proto-Türkçeden bugünkü Kürtçeye • Türk takvimi (kaynakçamın tümünde eksikler olabilir peşinen özür dilerim) Kâzım Mirşan : PK29 Bodrum 48400/ tel. 0252.3775131 -377. 53.61 M>2

Haluk tarcan tarihin başladığı ön türk uygarlığı resmi tarihin çöküşü  
Haluk tarcan tarihin başladığı ön türk uygarlığı resmi tarihin çöküşü  
Advertisement