Page 1

A DAN Z ' Y E

Edip Cansever ERAY

CANBERK

OGJ©


HAZIRLAYAN E ra y C a n b e r k K İTA P T A SARIM I Y e tk in B a ş a rır DÜZELTİ F ah ri G ü llü o ğ lu

K İT A P -L IK D E R G İS İN İN ( S I . SAYI) A R M A Ğ A N I D IR

© Yapi K r e d İ K ü l t ü r S a n a t Y a y i n c i l i k T İ c a r e t v e S a n a y İ A .Ş . İs tik la l C a d d e s i N o . 2 8 5 B e y o ğ lu 3 4 4 T ) İsta n b u l T e le fo n : (o 2 1 2 ) 2 5 2 4 7 0 0 (p b x ) F a k s : (o 2 1 2 ) 2 9 3 0 7 23 h ttp :// w w w .y a p ik re d iy a y in la ri.c o m h ttp :/ / w w w .s h o p .s u p e ro n lin e .c o m / y k y h ttp :// w w w .te le w e b .c o m .tr e -p o s t a : y k k u ltu r@ y k y k u ltu r.c o m .tr

B A SK I VE C İLT P ro m a t


ADANM IŞ ŞİİR L E R / KİTAPLAR C a n s e v e r i 9 7 4 ’t e y a y ım la n a n Sonrası Kalır’ ı eşi M efharet Canse v e r’ e a d a m ış , 1 9 8 2 ’ de yay ım la n a n Bezik Oynayan Kadınlar ise C e ­ mal Ç u llu ’ya a d a n m ış. C e m a l Çullu, C a n s e v e r ’ in d a m a d ı Ö ner Birol’ un yakın arkad aşıd ır. C a n s e v e r bu g e n ç le tanıştıktan sonra çok iyi dost o lm u ş ve dostlukları sürm üştür. Ö lü m ü n d en son ra y ay ım ­ lanan Gül Dönüyor Avucumda torunu Emine Birol’ a a d a n m ış. (Bkz. SON KİTAP) Şiir a d a m a k o n u su n d a d a h a eli açık: "A n ah tar Deliği" (Verçekimli Karanfil) Alp K u ra n ’ a, “ Uzun” (Petrol) Ferit Ö n g ö re n ’ e, “ M ed ü z a ” (Nerde Antigone) (Fethi) N a c i’ye, “ G ö k an la m III” (Kirli Ağustos) R a u f M utluay’ a, “ Akdeniz S a lg ın ı” (Kirli Ağustos) Halikarnas Balıkçısı’ na, “ Dostlar” (Sonrası Kalır) Fethi N a c i’ye, “ Kaç Kişiydik” (Seı/da ile Seııyi) Tomris Uyar’ a, “ Ö yledir” (Seuda ile Seugi) O ktay Rifat’ a, “ Leyla Itır Lale” (Seuda ile Seucji) B eh ­ çet N ecatigil’ e, “ Yontucu K a re s ” (Şairin Seyir Defteri) M. Ş e rif Onara n ’ a, “ A nısındayım ” (Şairin Seyir Defteri) Ara G ü le r’ e, “ K a k tü s” (Şa­ irin Seyir Defteri) C en giz Yörü k’ e, “ Ö lüler Şim d i” (Eylülün Sesiyle) P e­ rihan Ö ğ ü t’ ün an ısına, “ Yaş Değiştirm e Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir” (Eylülün Sesiyle) Tomris Uyar’a, “ Alışılmış Bir Vakit T a n ım la m a ­ sı” (İlkyaz Şikâyetçileri) Duygu S a ğ o ğ l u ’ na, “ Yetindik B a şlan g ıcıy la ” (İlkyaz Şikâyetçileri) Yalçın Yalın’ a, “ Armalar, 1 6 ” (İlk y a z Şikâyetçileri) Emine Birol’ a, “ Acı K u m ” (Gül Dönüyor A vucu m d a) M uhteşem Sünt e r’ in anısına a d a n m ış şiirler. C a n s e v e r ’ in ayrıca arkad aşları Fethi Naci, Turgut Uyar ve Me­ tin Eloğlu ile ilgili şiirleri d e var. Bunlardan biri “ Naci ile T u rg ut’ un A k şa m ı” öteki “ M etin’ in A k şa m ı” adını taşıyor ve Kirli Ağustos’ta yer alıyorlar. Şair ark ad aşı M u hteşem Sünter’ in ölüm ü C a n s e v e r ’ i çok et­ kiler (9 Tem m u z 19 8 5 ) . “ Acı K u m ” şiirini S ü n te r’ in anısına adar. Hem en ardından çok yakın ark ad aşı Turgut Uyar’ ın ölüm üyle bir kere d a h a sarsılır (22 A ğu stos 19 8 5). Bunun üzerine “ Turgut Uyar” başlıklı şiiri yazar (Gül D ö n ü y o r Avucu m d a).


ALIŞK AN LIK Ya a lk o l olm asaydı. B ir uzun bardaklarım ız vardı. H erkes birbirinden artardı. Bulanık, bungun artardı Kuru gök, kuru bir yağm ur bırakırdı sesim ize Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı M eyhaneler biraz olsun solardı im geler ve bütün çözüm yolları. B ardaklar B ardaklar, o uzun bardaklar, dişi alkoller ya n i Çiftleşip bırakırlardı sesim izi ( T r a g e d y a l a r IV E p i s o

d e,

T

ra g ed ya la r

)

En büyük alışkanlığı şiirdir kuşkusuz. Sonra içki ve siga ra g e ­ lir: Yeni Rakı ve Sam su n sigarası. Z am an zam a n votka içtiği de olur. Belli d ö n e m le rd e belli m ey h a n elere , içkili lokantalara, barlara ve k ahvelere gitm e a lış k a n ­ lığı da vardır. Şiir ve içki...Bu iki alışkanlığının birbirine “ m ü d a h a le s in e ” izin verm ez. Daha do ğ ru su içkinin şiire m ü d a h a le s in e izin vermez. Am a şiirinde içkinin yeri vardır. “ ...B u g ü n e k ad a r içkiliyken tek s a tıry a z m ış değilim . Ben çok sağlıklı bir kafayla yazarım . Hem sağlıklı bir kafayla, hem de küçük, ufak tefek mutluluklarla şiiry a zm ay ı den iyoru m , ya da y a p a b i l i y o ­ rum. Alkolle katiyen. Alkol beni ta m a m e n uyuşturur. Ö rneğin, b a ­ zen m e y h a n e d e içerken aklım a bir şey gelir, g a rs o n d a n bir tü k e n ­ mez kalem alırım, kâğıt peçeteye bir şeyler yazarım . Bu bir huy, yıl­ lardır yap arım bunu, a m a şimdiye k ad a r o radan bir dize çıkard ığı­ mı b ilm e m .”


An

n e

/ Ba b a

“ B a b a m ve a n n e m Ç an kırı’ nın A tkaracalar k öyünde d o ğ ­ m u ş la r.” (Atkaracalar, Ç an k ırı’ nın k uzeybatısında, Ç erk e ş ile Kur­ şunlu arasın d a y er alır.) C a n s e v e r ’ in an nesi P e m b e C an se v er, b ab a sı Fazlı C an sever. Fazlı C a n s e v e r becerikli a d a m d ır; askerliğini İstanbul’ da y a ­ parken y av aş y av aş ticarete başlar. C a n s e v e r b abasının o dönem ini şöyle anlatır: “ Görevi İstanbul’ da. Becerikli a d a m m ış ki, çarşıd a - K a p a l ıç a rşı’ d a - bir şeyler alıp satm a y a b aşlam ış. Sonra U zunköprü’ de Ke­ ş a n ’da, d a h a b aşk a yerlerde panayırlara, serg ilere katılmış. Son-ra d e d e m le ortak olarak bir dükkân tutup işletmeye b aşlam ışlar. Da­ ha sonra d e d e m d e n ayrılıp bir b aşın a sü rdü rm ü ş işini.” Anneye gelince: “ Ç o k çalışırdı a n n e m . Koca evin temizliği, y e m e ğ i, bizim b a ­ kımımız onun ü stü n d ey d i.” “ A nnem sık döverdi. B a b a m s a yılda bir iki kez. Tavanarasın a kaçardım , m erdivenlerden yorulur, yetişem ezdi bazen a n ne m . Bir keresinde yetişti, d a m a çıkacağım ı anlayınca korktu ve vazgeçti. Umutsuzlar Parkı’ nda yazmıştım bunu sanıyorum , a m a h angi şiir­ deydi, şimdi hatırlayam ıyorum .” C a n s e v e r Umutsuzlar Parkı’nın bazı bölü m lerin de “ a n n e ” den söz ed er:

“D edim ya, annem de var, am a çay pişirm ez size D urur da durur işte yıllanm ış heykeller gibi B ilm em ki, bilmiyorum da, belki de benim annem yok B elki de öyle beyaz ki, alışm ış görünmezliğe. ” “Annem sevinmek için boncuklar alıyordu çarşıdan” “Gecikmek: bana kalırsa eve dönm eli en iyisi B ir kiifiir, bir p a tırtı ve babası çıkışıyor Annesi, annesi biliyor başına geleceği”


ASK ER LİK C ansever’ in askere gitm esinde 1 9 4 7 ’de tanıştığı Salâh Birsel etkili olur. 1949 yılında Birsel askere gitmelerini önerir ve denizci ola­ bileceklerini düşünür a m a kendi deniz sınıfına, C ansever kara sınıfına ayrılır. Bu sırada C ansever evlidir ve kızı Nuran henüz bir yaşındadır. A n ka ra ’ya y e d e k su b a y o ku lu na g itm ed en ö nce kıta eğitimi vardır. “ Lise mezunu o lan lar G e lib o lu ’ da hazırlık kıtasında iki ay t a ­ lim görüyorlardı ayrıca. Ö nce G e lib o lu ’ya gittim. Ordaki sefaleti a n la tm a m için say fala r dolusu y a z m a m gerekir. Şu kadarını söyliyeyim ki, ord a b urda şiir y ayım ladığım için çavuş çıkm aktan çok korkuyordum . O yıllarda s erb e st nazım la yazan şairlere kom ünist d a m g a s ın ı vuruyorlardı h e m e n .” C a n s e v e r izin gü n lerind e G e lib o lu ’ya iner. Orhan Veli’ nin çı­ karm aya b aşlad ığı Yaprak dergisini alır, gözden uzak yerlerde okur ve Orhan Veli’ nin dergideki şiirlerini ezberler. Sonra da dergiyi yır­ tıp atar. A n ka ra ’ da y e d e k su b a y o ku lu n da da durum a şa ğ ı yukarı ay­ nıdır. “ O kula ‘ Ulus’ ga z etesin d en b aşk a ga z e te girmiyor. Kitap O k u m ak zaten y a s a k .” Fakat C a n s e v e r ’ i asıl sıkan şiirden uzak kal­ m ak zorun d a oluşudur. “ Şiirsiz bir altı ay. Hafta sonları fırsat bul­ du kça o k u y o ru m .” Ç avu ş çıkarılma tehlikesi b urad a da söz konusudur. “ En yakın a rk a d a ş ım çavu ş çıktı. Bir g e c e alıp götü rd ü le r. Ne de o lsa insan bilm ed en d e a rk ad aşın ı seçebiliyor. Altı ay s ü r e ­ since o k ad a r l a f ettik de, fikrini sö y le m ed i. M eh m et K e m a l’ i d e v­ re o rta sın d a g ö tü rd ü le r zaten. Sanırım 40 kişi k ad a r çavu ş çıktı o d e v r e .” O kulun bitim inde İstanbul’ a d ö n e r ve kısa bir izin yaptıktan sonra Trakya’da Hadım köy yakınlarındaki Ö m erli’de topçu t e ğ m e ­ ni olarak kıtanın askeri m a h k e m e s in d e g ö rev yapar. “ O kum ak için vaktim çok artık. Şiir? Şiir g e n e y o k .”


DÖ RT K A R D E Ş : (S O LD A N ) A Y T E N , E D İP , E D İB E , P E R İH A N

EDİP C AN SEVER


A n n e v e B a b a s i : P e m b e - Fa z l i C a n s e v e r


A sm a Kat C a n s e v e r ı g 5 4 ’teki K apalıçarşı yan g ın ın d a n ve çarşının o n a ­ rılm asından sonra yeni bir yere taşınır. Bu yeni antikacı d ü k k â n ın ­ daki iş ortağı Mösyö Ja k anlayışlı bir a d am dır. Ticari işleri kendi y ü ­ rütür ve C a n s e v e r ’ in şiirle b aş b a ş a kalm asını sağ lar. C a n s e v e r d ü k ­ kânın a s m a katım kendi için bir ça lış m a yeri olarak düzenler. Boylece a s m a kat C a n s e v e r ’ in K a p a lıç a rş ı’dan ayrılacağı 1 9 7 0 ’ li yıllara kadar, bir b aşk a deyişle yirmi yıl kad ar, şairin yaratıcılığına tanıklık e d e r ve şairin sığınağı olur. “ ...Birkaç ay so n ra ortağım b an a , alım satım la kendisinin u ğ ­ ra şab ileceğini, b en im se yukard aki a s m a katta istediğim gibi ç a lış a ­ b ileceğim i, saatlerim in d e kısıtlı o lm adığını m ü jdeledi. İşte, k itap­ larımdan dokuzunu bu a s m a katta yazdım . Tam yirmi yıl. Bugün dü şü n ü yo ru m da, ya o yangın o lm a s a y d ı? ” “ C a n s e v e r ’ in K a p alıç arşı’daki antikacı dükkânının yerini n a ­ sıl öğren dim ? Hatırlayamıyorum. Ama birkaç kez oraya, C a n s e v e r ’ i g ö rm e y e gittiğim i çok iyi hatırlıyorum. N e d e n se d a h a çok kuşluk vakti uğrardım ... A sm a k a­ ta daracık bir m erdivenden çıkılırdı. Bu küçücük, tertem iz ve sa d e bir biçim de d ü zen len m iş olan mekânı Ç a rş ı’ mn kubbesinin d u var­ la birleştiği yerden açılm ış, d e m ir parmaklıklı bir p encere a yd ın la­ tırdı. C a m d a n içeri dolan ve çiğ olm ayan bir ışıkla sarm a la n a n a s ­ m a kat sanki b oşlukta du ru yorm u ş izlenimi yaratırdı b en d e. O rada şairden ve m e k ân d an kayn aklan an büyülü bir hava vardı. Bunda, a s m a kata çıkm ad an önce her yanı antikalarla dolu bir yerd en g e ç ­ menin in sand a bıraktığı etki de olm alı... C a n s e v e r ’ i ö nün deki b e ­ yaz k âğ ıd a dalm ış gitm işken ya da bir şeyler yazarken bulurdum . Şairi rahatsız ettiğim d u y g u s u n a kapılırdım a m a o büyülü havayı biraz d a h a y a ş a m a d a n da ed em ez d im . Yine d e söyleşiyi fazla uzat­ m adan izin ister ve kalkardım ... Yıllar sonra C a n s e v e r ’ in Şairin Seyir Defteri yayım lanın ca a s m a katın b en d e bir ‘ kaptan k ö ş k ü ’ izlenimi de yaratm asın ın b o şu n a olm adığını d ü ş ü n d ü m .” (Eray C an b erk)


B İr s e l , Sa l â h C a n s e v e r ’ in şiirini o l u ş t u r m a s ın d a S alâ h B ir s e l ’ in payı önem lidir. Bunu h e r z a m a n , bir b aşk a deyişle öm rünün s o n u n a k a ­ d a r açıkyüreklilikle dile getirmiştir. C a n s e v e r arkad aşlarıyla birlikte 1 9 4 7 ’ d e Edebiyat Dünyası a d ­ lı bir dergi çıka rm a y a niyetlenir. 1 9 4 0 ’ larda edebiyatçıların ve s a ­ natçıların u ğrak yeri olan Elit K a h ve si’ ne iki arkad aşıyla birlikte y a ­ zı istem eye gider. Kahvede tanıdık ta n ım a d ık birçok edebiyatçıyla karşılaşır. Bunların arasın d a bir tek Salâh B irsel’ den ilgi ve yakınlık görür. Artık C a n s e v e r için B irsel’ in yeri ayrıdır. C a n s e v e r ve arkadaşları isteklerine olumlu bir karşılık alam a z l a r o gü n . C a n s e v e r ’ in a rkadaşları “ ...umutlarını yitirmiş olarak çıkıp” giderler. A m a C a n s e v e r gitmez: “ Ben kalıyorum. Salâh Birsel yan ım a geliyor, do stç a, yakın bir ilgi gö steriyo r bana. Yeni şiirlerim olup olm adığını soruyor. ‘ G ü ­ zel o lan, a m a şiir o lm a y a n ’ bir sürü şiirim var e lb e tte .” “ Güzel olan, a m a şiir o lm ay a n ” sözüyle Ahmet Hamdi Tanpınar’a g ö n d erm e yapıyor Cansever. (Bkz. TANPINAR, AHMET HAMDİ) Şöyle sü rdürüyor sonra: “ Yenilerini yazdıkça getirip oku m am ı öneriyor. Şiirle b a ş la ­ yan , şiirle süren bir dostluk kuruluyor a ram ızd a. Şiirin g e rçe k d e ­ ğerlerini, yapı ve teknik özelliklerini anlatıyor uzun uzun. Özellikle dizenin ne o ldu ğu n u örnekleriyle vurgulayaraktan b en d e ge rçe k bir şiir yaklaşım ı sağlıyor. O gü n lere dek du y m a d ığım ta d la r ed ini­ y o ru m .” C a n s e v e r 1 9 7 0 ’ lerm b aşın d a M eh m et H. D o ğ a n ’ a g ö n d e rd i­ ği y a ş a m ö y k ü s ü n d e de Elit’teki olaya değin d ikten so n ra şunları y a ­ zıyor: “ ...Salâh Birsel geldi y an ım a ve ilgilendi. Şiir kitabım dan söz açtı. A rkad aş olduk. Uzun yıllar da ark ad aşlık ettik. Ç o k şey ö ğ r e n ­ dim o ndan. Nasıl mısra kurulur, şiirin bütünlüğü nedir, neler o k u ­ malı, nelere nasıl bakm alı, hepsini. Bilm ediği, korktuğu (o yıllar öyleydi, herkes biraz çekinirdi hiç değilse) to p lu m c u lu k tu .” C a n s e v e r ’ in Birsel’ le olan ilişkisinde bir etkilem e değil bir


yol göstericilik, bir şiirce (poetika) oluştu rm a çab ası söz k o n u su ­ dur. “ Edip’ in ilk şiirleri, B irsel’ inkiler gibi sıfatsız ya da az sıfatlı ve d e ğ iş m e ce s iz (mecazsız) şeylerdir. Bu yüzden kimileri Edip’ i Birs e l ’ in etkisinde sanır. Bu büyük bir haksızlıktır. Süssü z olmaları bir y a n a , onun şiirlerinin B irsel’ inkilerle hiçbir alışverişi yoktur. Hele d a h a sonraki yıllarda Edip bu sü ssü zlü ğü d e bırakacak, İkinci Yeni içinde d e ğ iş m e c e le re , b en z etm e lere bol bol kucak açacaktır. N e ­ dir, bu 1 9 4 7 ’ lerde kestirilemiyor, Edip’ in iyi bir ozan o lduğu anlaşılamıyordur. Öte yan d an onun B irsel’ in şiirlerini sevm esi, B irsel’ in de her toplulukta Edip’ in şiirlerini övm esi kimilerini kızdırır.” (S a ­ lâh Birsel)

Bo d r u m “ B ab am 19 8 6 yılında B o d ru m ’ da o tu rm aya karar verdi. Daha d oğ ru su 6 ay İstanbul’ da, 6 ay B o d ru m ’ da y a ş a m a k istiyordu. İlhan B erk’ in d e yardımıyla küçük bir y er aldılar ve 19 8 6 M ayıs’ ında a n ­ nem le B o d ru m ’ a gittiler. Büyük bir keyifle evin bütün eksiklerini g i­ derdiler, eve eşy a aldılar. Ç ok heyecanlıydı. B urada ş iiry a z m a k , ç a ­ lışmak istiyordu. 1 5 gü n son ra da ben ve o zam an 6 y aşın d a olan kı­ zım Emine onları B o d ru m ’ da ziyarete gittik. Her şey çok güzel ve heyecanlıydı. A ncak iki gün sonra b a b a ­ mın beyin kan a m a sı geçirdiğini fark ed ip İstanbu l’ a dön d ü k. A m e ­ liyata alındı. A m a m a a l e s e f ku rtarılam adı.” (Kızı Nuran Birol) Cansever 28 Mayıs 1 9 8 6 ’da aram ızdan ayrılır.

Ca n s e v e r , M e f h a r e t C a n s e v e r ’ in eşi M efharet C a n s e v e r eski İstanbullu bir ailenin kızıdır. Annesi Sarıyer’ den Kadıköy’ e gelin gelir ve M efharet Erk K a ­ dıköy’ de d o ğ u p büyür. Ç o k g e n ç y aşta C a n s e v e r ’ le evlenir.


1 9 8 6 ’ da C a n s e v e r ’ in ölüm üyle 39 yıllık birliktelik noktalanır. M efharet C a n s e v e r bir ev hanımı olarak hem çocuklarıyla, hem ev işleriyle uğraşır, bir yan d an da C a n s e v e r ’ i yalnız b ıra k m a ­ m aya çalışır. Şair eşinin dostları onun da dostlarıdır. Ç o ğu n lu k la a i­ lece g ö rü ş ü lü r zaten. Edip C a n s e v e r ’ in yazıp bitirdiği şiirlerin ilk okuru da M efharet C a n s e v e r ’ dir. Edip C a n s e v e r m a s a başı söyleşilerini çok sever; Mefharet C a n s e v e r de fazlasıyla konukseverdir, konuk a ğırla m akta n h içy ü k sü nm ez. “ 19 6 0 ’ ların ortaları olmalı; belki 19 6 4 ya da 19 6 5 ... M ehm et Şeyda ve eşi C an se verler’ in F enerbahçe Dalyan’ daki yazlıklarına ko­ nuk giderken beni d e götürüyorlar. Önce gitm ek istemiyorum. Canseve r’ le tanışıklığım ız var a m a hem çağrılı değilim , hem d e o sıralar­ da g ü n d e m d e olan İkinci Yeni tartışmalarının açılm asından çekini­ yorum ... Son u n d a gidiyorum. Ev çok kalabalık. Tanıdığım ta n ım a d ı­ ğım birçok kimse var. Süreyya Kanıpak da geliyor. Belki d a h a “ Berf e ” adını a lm am ış. Bir arkadaşım ın g e lm esi beni rahatlatıyor. C a n ­ seve r’ in tutum u da çok içten; ille y e m e ğ e kalın diye tutturuyor. Bun­ ca kişiye nasıl sofra kurulacak... Aklım almıyor. Yeni tanıdığım Mef­ haret h an ım a bakıyorum, ne bir telaş, ne bir sıkıntı belirtisi var. Hiç oralı değil. Bir ara kayboluyor. Ardından sofra donatılıyor. Rakı içile­ cek. Derken ortaya bulgur pilavını andıran bir y em ek geliyor. Yavaş­ ça bunun ne olduğunu soruyorum . M eyhane pilavıymış. Böylece ilk kez Mefharet hanımın elinden yediğim m eyhane pilavının tadı d a ­ m a ğ ım d a kalıyor. Bir d ah a u n u tam ıyo ru m ...” (Eray C anberk) “ M u hak kak ki bütün evlerim ize çok konuk gelm iştir. Ama Dalyan’ daki m asam ızı asla u n u tm ay a ca ğ ım . Bir keresin de evin içinden balkon a k ad a r uzatılmıştı. Rakılar y av aş yavaş tükenir; ş a r­ kılar, s o h b etle r bütün g e c e sürerdi... Annemin s a d e c e m e y h a n e pi­ lavına iltifat etm ek haksızlık olur. Bütün yemekleri biryaz bahçesi gibi hazırlar, bu hareketli y a ş a ­ mı bir orkestra şefi gibi idare ederdi... Belki de Nahit hanımdan sonra evini konuklarına en çok açan, sofrasında en çok edebiyatçı ağırlayan bir kadın olarak edebiyat dünyasında adı geçebilir.” (Kızı Nuran Birol) G erçekten d e M efharet hanımın sofraları C a n s e v e r ’ in ö lü ­ m ü nden son ra da sürer. C a n s e v e r ’ in ölüm g ü n ü olan 28 M ayıs’ta


Eşi M e f h a r e t C a n s e v e r İl e


B İR T A N ID IK L A R IN IN D Ü Ğ Ü N Ü N D E EŞİYLE


mezarının b aşın d a her yıl bir a n m a toplantısı yapılır, toplantıya katılanlar sonra da Etiler ile B eb ek arasınd aki evde, M efharet hanımın so fra sın d a b ulu şarak eski günleri y aşa tıp C a n s e v e r ’ i anarlar.

Cem al Süreya C em a l Süreya 1 9 8 0 ’ li yıllarda d ergilerde yayım lanan g ü n lü k ­ lerini topladığı 999. Gün / Üstü Kalsın (19 9 1) adlı kitabında hem İkin­ ci Yeni şairi, hem yakın ark ad aşı C a n s e v e r ’ in ölüm ü karşısındaki ruh halinden söz eder. Bir iki sayfa içinde (ya da bir iki g ü n lü k ’te) C a n s e v e r ’ in şiir dünyasının da kuşbakışı g ö rü n ü m ü n ü çiziverir.

“ 5 4 3 . GÜN TV’de, sekiz haberlerinde, birden, Edip C an sever’ in ölüm ha­ beri verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlam ay a başladım . Oğlum fazla kaygılan­ mış, gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşım dı. Yalnız sanat serüvenimiz değil, hayat serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır.”

“5 6 c. G Ü N Ben atım ı böyle dö rt n al sürüyorum y a Yetişmek için m i bilmem kaçm ak için m i? “ 5 6 1. GÜN ...E d ip ’ i an latacaktım ... G ü n ler var ki bir şey y az a m ad ım . Y azm ak bir tat, bir tutku o lm aktan çıktı benim için. Bilm em y etiş­ m ek için mi k açm a k için mi? Edip’ in ölümü gerçek ten sarstı beni. Başka bir ilişki vardı aramızda. Keçiyolları telefon kokardı. Öy­ le çok ahbaplık etmezdik a m a sürekli düşünürdük birbirimizi. Onun bana her zaman hakkımdan fazlasını vermeye alışmış olması, bende onun hakkı konusunda yersiz de sayılabilen bir titizlik mi yaratıyordu? Edip öldü ve ben, dün, kaç zam an sonra, Kadıköy Açıkçarşı-


sı’ nın gondol (gemi satıyor biri) bedestenindeydim . Oranın, yani g e ­ minin bitişiğinde, olağanüstü bir şey oldu: adamın biri yere iki k ap a­ ğım açarak koyduğu bir Ja m e s Bond çantasının içinde üç tane teşbih, iki de şey, iki to m a r da, eski milli piyango bileti satıyordu. Uçmasınlar diye üzerlerine lastik b a ğ geçirilmişti. Aldım elime, tarihlerine baktım. Eski biletler, bir şey çıkmamış, ya da çıksa da zamanı geçm iş biletler. ‘ Kim alabilir, kimler alır bunları?’ diye düşündüm . Bir şey gelm edi a k ­ lıma. Yalnız şu imge: Adam yarın ölecek ve yarın öleceğini bilmiyor... İm ge, beni, satıcıyı, Edip’ i, tanıdığım ız bir sürü ortak kişiyi k a p sa y a c a k biçim de ge n işle d i; bir g e c e y e , bir dostlar sofrasın a, bir v e d a bildirisine, bir dergi yazısına dönüştü. Yetenekli ve salt duygu B eyhan; (Türk)uvaz çatılı saray: Cary; so nsu z ve güzel M anş Denizi’ ni yüzerek g e ç e c e k kad a r güçlü s p o r­ cu Alev... Edip’ i tanıdıktan kısa bir süre so nra, 6/7 Eylül Olayları çık­ mıştı. O a k ş a m , Edip, evine (alnına de fne dalı koyacağını d ü ş ü n d ü ­ ğü m M efharet’ in yanına) gitm işti; ben, olayları bütünüyle izledim, s a b a h a kadar. Y a p a c a k b aşk a işim yoktu zaten... İlk tanıştığımız gün arkadaşlığım ızın renklerini de, baştan so n a , olduğu gibi g ö tü re cek bir çerçeve olu şm u ştu : Orhan Kem al, Hüsam ettin Bozok, A gop Arad, Muzaffer Buyrukçu, Edip C an se ver, C e m a l S üreya... İlk günkü dostluk, s o n u n a kadar... Edip’ in çerçeveleri içinde bir b aşk a çerçeved ir bu (Arap T a­ lât’ ı e k le m e k şartıyla)... Onun d a h a çok Fatih’te oturduğu z am an la ilgilidir. Sonra B o m o n ti’ye gitti, sonra B e b e k ’ e. Çevresi iyice g e n iş le ­ di. Orhan Kem al ve Buyrukçu ile ilişkilerinin g e v ş e m e s in d e bunun da payı olacak . 1 9 5 9 - 19 6 4 yılları arasın d a İstanbul dışın dayd ım : As­ kerlik, Ankara, Paris. D ö n d ü ğ ü m d e Edip’ i o yeni konum u içinde b uldum . 6 o ’ lı yıllarda Orhan Kem al ve Muzafferim yan ınd a Edip’ i hiç gö rm ed im . Fatih’teyken T.S. Eliot’ un Türkçe çevirilerini didikler, Kafk a ’yı beklerdi. Bir fu a y ed e bir tuzluk sevmişti: ‘AvusturyalI bir tu zlu k.’ Bir sobanın borusu eğri du ruyorsa, onu severdi; kendisinin d e öyle bir so b a sı olm ad ığı (o la m a y ac ağ ı) için hayıflanırdı.


C am sever! S aat dört dedi mi, m asan ın örtüsü üstün d e bir ‘ beyazlık’ ol­ sun ister. Uçucu bir şey vardı kad eh in d e , bir gaz. Yudum ladığını g örem ezd in . O canlı, o ilk Edip’ le, bütün hesaplarını verm iş eski bir u y ga r­ lık gibi gözlerini aralayan son Edip arasın d a bir ayrım var mı diye d ü ş ü n d ü m . Yok bir ayrım. Her şeye karşın, alaturkayı elden çıkarm ayan bir a d a m d ı. Uzletgâhını ordan oraya taşıyan derviş. İşte bu piyango biletleri, bütün b u n la r...”

“ ÇAĞRILMAYAN YAK U P” C a n s e v e r ’ in 1 9 6 6 ’ da yayım lanan Çağrılmayan Yakup adlı şiir kitabı 4 uzun şiirden oluşur. Kitaba adını veren ilk şiir “ Ç a ğ r ılm a ­ yan Y a k u p ” o yılların to plu m sal / siyasal ortamının da etkisiyle bir y an d an eleştirilere uğrarken b ir y a n d a n da şiir dün yam ızda olumlu yan kılar uyandırır. Her iki alan dak i tartışm alar kitabın bir süre g ü n ­ d e m d e kalm asın a yol açar. Özellikle g e n ç şairler ve C a n s e -v e r okurları, deyim y erin deyse, “ Ç ağ rılm ayan Y a k u p ” sözünü dillerine p e le sen k ederler. B iryerli film de bu söz bezek olarak kullanılır. G i­ d e rek de “ ça ğrılm ad an g e le n ” ya da “ çağrılm ası unutu- lan ” kimse a n la m ın d a b ird e y im niteliği kazanır “ Ç ağ rılm ayan Y a k u p ” . İlginç bir rastlantıdır; “ Mısra işlevini yitird i.” diye yazan C a n s e v e r ’ in d a h a çok dizeleri (m ısraları) dillerde d o laşır. Bu d iz e ­ lerden biri d e “ Ne g e lir elim izden insan o lm a k ta n b a ş k a ” d iz e si­ dir.

Ç İÇ EK PASAJI B e y o ğ lu ’ ndaki Ç içek Pasajı m eyhaneleri C a n s e v e r ve a rk a ­ daşlarının gö z d e m e k â n l a r ın d a n d ı.


Ayrıca burası C a n s e v e r için özel bir an lam taşır. Çünkü T r a ­

g e d y a l a r ı n bir b ölüm ünün esin kaynağı Ç içek P asa jı’ dır. “ Y a k a m a hiçbir zam an çiçek ta k m a d ım . Am a Ç içek Pasaj ı ’ nın bizleri takındığı yeni koparılmış çiçekler gibiydik. Bin dokuz yüz altm ışlardaydık. Sanki karac iğe r sözcüğü sözlüklerde yoktu. İç­ kiler d ostça sokulurdu b ize.” C a n s e v e r bir gün Ç içek P asa jı’ nda otururken gözü çevredeki binalara takılır. Eski bir anı can lanır kafasın da ve T r a g e d y a la r ı n V. bölüm ü b öylece o lu şm a y a başlar. “ Sanırım yıl bin dokuz yüz altm ış üçtü. Bir a k şa m ü stü Kapalıçarşı’ dan çıktım. Ç içek P asa jı’ ndaki m e y hanelerd en birine gir­ dim. C am ö n ü n d e, m erm e r bir m asanın kenarındaki ta bu reye iliş­ tim . İçkimi söyledim . Neden siz bir sıkıntı vardı içimde. M ey h an e le­ rin üstündeki binaları, pencereleri seyretm eye b aşlad ım . Bir y a n ­ dan da belleğim ge çm işte n bazı anıları ta şım ay a başladı. Birden Vartuhi’yi g ö r d ü m .” C an se ver, d a h a doğ ru su bir kadın görd ü ğ ü n ü ve bu kadının da esk id en g ö rd ü ğ ü Vartuhi old u ğu n u sanm aktadır. “ Pasajdaki binalara bakarken g ö rd ü ğ ü m (sanki g ö rd ü ğ ü m ) o kadındı. Böylece ailenin ilk bireyini b uldum . Gerisi kendiliğinden gelişti. Hepsinin d e az ya da çok hasta tipler oluşu, ç ö k m e k te, ko­ k u şm ak ta olan bir düzeni s a p ta m a k , se rg ile m e k içindi.” Vartuhi, Step a n , A rm enak, Diran ve Lusin böylece T ra g e d y a lar’ lardaki yerlerini alırlar.

Ço cuk C a n s e v e r d e d e d e n , b a b a d a n g ö rd ü ğ ü gibi aile yaşan tısın a ön em verir. Am a ayrıca, çocuklarıyla b ab a -evla t ilişkisinin yanı sıra a rk a d a ş ilişkisi de kurmayı bilir. “ Bizim sorunlarım ıza çözüm arayan an ca k çözüm üretmeyi de yine bize bırakan bir b abaydı. İnsan ilişkilerindeki inceliği, d ü ­ rüstlüğü hep o ndan öğre n d ik ...B iz e, ö ğü t v e rm e d e n , sanki ortaya k o n u şu rm u şç asın a söylediği sözler bugü n bile kulaklarım ızda çınIS

K İ T A P - L I K A DAN Z Y E


İ l h a n B e r k v e Sa l â h B İ r s e l İ l e


lam aktadır. Ben kendi a d ım a , bu y a ş ım d a , k eşke b ab a m ı b a b a o la ­ rak değil d e s a d e c e bir d o st olarak kabul etseydim d iyo ru m .” (Kızı Nuran Birol)

D ER G İLER C a n s e v e r şiirlerini yayım ladığı dergiye sadık bir şairdir diye­ biliriz. Ç ünkü C a n s e v e r bir d e rg id e şiirlerini y ay ım la n m a y a b aşlar ve belli bir süre hep aynı d e rg id e şiirleri çıkar. Söz konusu dergi dı­ şındaki d ergilerde şiirleri pek görülm ez. C a n s e v e r ’ in ilk şiirleri İstanbul d e rgisin d e yayım lanır. Bu d e r­ gileri Fikirler, Edebiyat Dünyası ve Kaynak dergileri izler. (Bkz. LİSE / İLK ŞİİRLER) 19 5 1 yılında şiirleri kendi dergisi Nokta’da yayım lanır. (Bkz. “ NOKTA” ) Naim Tirali’ nin çıkardığı Yenilik ( 1 9 5 2 - 1 9 5 7 ) d e rg i­ sin de de zam an zam an şiirleri yayım lanır a m a 1 9 5 0 ’ ü yıllar “ Artık Yedi tepe yıllarıdır. Şiirlerimi Yeditepe’d e yay ım lıyoru m ...” d e r C a n s e ­ ver. Hüsamettin B ozo k’ un çıkardığı Yeditepe (19 5 0 -19 8 4 ) dergisi o yıllarda yeniliklere, yeni adlara açık ve “ ö n c ü ” bir dergidir. Edebi­ yat açısından “ devrim ci” dir ve Varlık d ergisine bir tepki gibidir. “ Edebiyatım ızda belli yerleri olduğu kabul edilen birçok şair, öykücü kişiliklerinden h ab er veren ilk ürünleri Yeditepe sayfalarında gün ışığına çıkardılar.” (Şükran Kurdakul) Gerçekten de C an sever Yeditepe’de yayım lanan şiirleriyle C a n ­ sever olur. Sonradan şiirimizde İkinci Yeni diye adlandırılacak olan y e ­ nilikçi anlayışı getiren şairlerinden biridir artık. 19 5 0 ’ Myılların ortala­ rında Ece Ayhan, Cemal Süreya, Turgut Uyar gibi İkinci Yeni şairlerinin şiirleri Ankara’da P azar Postası’nda ve Salim Şengil’ in çıkardığı Dost dergisinde, İstanbul’ da Yeditepe’de ve a dergisinde yayımlanır. C a n s e v e r ’ in, 1 9 6 3 ’te Hüseyin Cöntürk, Turgut Uyar ve Asım Bezirci’ nin çıkardıkları ve ilk sayıları A n kara’ da yayım lan an Dönem dergisinin 1. sayısında “ T ra g e d y a la r” şiirinin ilk b ölüm ü yayım lanır. 1 9 6 4 yılı son ların d a Yeni Dergi y ay ım la n m a y a başlar. M em et Fuat yönettiği bu dergiye özellikle İkinci Yeni şairlerini toplar. C a n ­ seve r bu şairler a ra s ın d a dergiye yine en sadık olan lardan biridir.


Bu a ra d a , C e m a l S ü re y a ’ nın yayım ladığı Papirüs ( 19 6 6 -19 7 0 ) d e rg i­ sin d e d e zam a n zam an görünür. Yeni D ergi 1 9 7 5 yılında kap andıktan sonra C a n s e v e r ’ in şiirleri Enis B atu r’ un yönettiği ve 1 9 7 8 - 19 8 0 yılları arasın d a çıkan Yazı d e r­ g isin d e, 1 9 7 9 ’ da çıkm aya başlayan ve D oğan Hızlan’ ın yönettiği Hürriyet-Gösteri’de, 19 8 1’ d e çıkm aya b aşlayan ve önce Ülkü T a m e r’ in sonra Akal Atilla’ nın yönettiği 1 9 8 3 ’ e kadarki d ö n e m d e Sanat Olayı’ nda yayım lanır. 1 9 8 6 ’ da aram ızd an ayrılan C a n s e v e r ’ in son şiir­ leri ise Düşün d e rgisin d e ve 1 9 8 5 ’te M em et Fuat’ ın y ö n etim in d e çık­ m aya b aşlayan Adam Sanat dergisinin ilk sayısında yer alır.

D İZE (M i s r a ) “ Mısra işlevini yitirdi; şiiri şiir y ap an bir birim olarak yürür­ lükten kalktı.” C a n s e v e r ’ in “ Tek Sesli Şiirden Ç ok Sesli Şiire” (Dönem, Şubat 19 64) başlıklı yazısının bu ilk cüm lesi, yazının y ayım lan m asıyla bir­ likte ed eb iy a t o rtam ın da büyük bir yankı yap ar. C a n s e v e r ’ in dize kon u su nd aki dü şü n ce si ve yargısı tep kiler alır, eleştirilir. O ysa C an sever sö y le m e k istediğinin yanlış anlaşıldığı kanısındadır. “ Söz gelim i ben ‘ Mısra İşlevini Yitirdi’ dediğ im z a m a n , o gün yazdığım şiire g ö re , o gün ele ald ığım , ürettiğim , türettiğim şiire g ö re böyle bir çıkış yaptığım ı sanıyorum . Gerçi bu çıkış o ra d a bit­ miş değil, son yazdığım kitaplarda da ‘ Mısra İşlevini Yitirdi’ y arg ı­ sın da direniyorum. Ama çıkışım yanlış anlaşıldı. Mısra işlevini yitir­ di, öyleyse, mısra şiirin en küçük birimi o ld u ğ u n a g ö re , ş i i r d e işle­ vini yitirdi gibi kolay yargılara varıldı.”

D o st C a n s e v e r ’ in dostları ya da ark ad aşları yalnız C a n s e v e r ’ in dostları ya da arkadaşları değil, eşi M efharet C a n s e v e r ’ in de d o s t­


ları ve arkadaşlarıdır. Ç ünkü h em en h em en her zam an “ a ile c e ” g ö ­ rüşülür. C a n s e v e rle r’ in ge n iş d o st çevresinin dök ü m ü n ü y a p m a k kolay değildir. “ B a b a m , herkesin bildiği gibi dostlarıyla birlikte evde m a sa b aşın d a s aa tlerce oturmayı, s o h b e t etmeyi çok severdi... Dostları­ nın, dostlarımızın hangi birini sayayım ... Birini bile u n u tm ak, a tla ­ m ak haksızlık olur... A m a ilk aklım a g e le n ler Tomris / Turgut Uyar, U ğur / Ferruh D oğan, Aysel / R a u f Mutluay, Kem al Bekir ve eşi, Fet­ hi Naci ve eşi, A rm ağan / Altan İlkin... Sonra Nahit Hanım, Metin Eloğlu ve eşi... O ktay Rifat ve eşi, Sabahattin Kudret ve eşi... Edebi­ yatçı olm ayan a m a edebiyatı seven dostları... Nuri Akay, Füruzan / İbrahim Y o lyapan, Yalçın Yalın ve eşi, Dürnev Tunaseli... Daha seyr e k y a da belli b ir d ö n e m görüştükleri de vardı... Melih C evdet, Bertan O naran ve eşi, C en giz Yörük ve eşi, Nevhiz / Feridun Metin, Ol­ cay / Merih Sezen, Salim Şengil, Ali Ulvi, Murat B elge, Kornet, Utku Varlık, Aziz Çalışlar, Ö m e r Uluç, Atilla Tokatlı... Elbette bunlara M em et Fuat, Necatigil, C em a l Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Orhan Kem al, Muzaffer Buyrukçu, M uhteşem S ü n t e r , Hüsamettin Bozok ve kendinden sonraki kuşaktan birçok şair ve yazar e k l e n e b ili r ...” (Kızı Nuran Birol)

DÜZYAZI “ Ç o k az sayıd aki düzyazılarını b ir y a n a b ıra kacak olursak, y a ­ şam ı boyunca yalnızca şiirle u ğraşan Edip C a n s e v e r ...” (Ahmet O k­ tay) G erçekten d e C a n s e v e r ’ in düzyazılarının toplam ı 1 0 ’ u g e ç ­ mez. Şiir dışında, edebiyatın b a ş k a dallarında, ürün verm em iştir. Belli bir yaştan son ra şiir yazmayı bırakan ya da şiire zam an zam an ara veren şairlerden değildir. Şiir C a n s e v e r ’ e yetmiştir; şiir C a n s e ­ v e r’ in gü n lü k uğraşı olmuştur. Bir b aşk a deyişle; k alem e d ö k m e k istediklerinin tü m ünü şiir kılmayı, şiire dönüştürm eyi bilmiştir. Bazı şiirlerinde “ d r a m a tik ” yapı görülür. B aşlan g ıçta şiirle


“ d r a m ” ın iç içe oldu ğu dü şü n ü lü rse, bunun da C a n s e v e r ’ e aykırı d ü ş m e d iğ i açıktır. Güven Turan da C a n s e v e r ’ in bu özelliğinin altını çizer. Tracjedyalar’ ların dram atik bir şiir oldu ğu n u belirtir. Şairin bu alan dak i yetkinleşm esini saptar: “ Bezik Oynayan Kadınlar (1983) Edip C an sever’ in dramatik şiirde ne denli usta olduğunu bir kere daha ortaya koyar.” (Güven Turan) C a n s e v e r ’ in bazı şiirlerinde d e düzyazıya kaydığı olur. “ Bütün sanatların şiire, şiirin d e bütün san a tlara katkısı va r­ dır elbette. Örneğin Oteller Kenti’ nin ‘ Sera O teli’ b ölüm ündeki düzyazısal şiirler dikkatle o k u n d u ğ u n d a görü lecek tir ki, dizelerden d a ­ ha y oğu n bir dizeler bireşimi ön plana ge çm e k ted ir. Bu böyleyse, bir düzyazı örtüsü, bir düzyazı doku su şiiri çerçevelem iyor, b un alt­ mıyor, onun özg ü r yapısını kısıtlamıyor d e m e k tir.” Yazılarındaki bazı dü şüncelerinin yanlış değerlen dirilm esi C a n s e v e r ’ i yazı yazm ak tan uzaklaştırır. “ Y avaş yavaş yazı yazm ak tan s o ğ u d u m . Düzyazıyı çok daha iyi y az a n la r var, istediğim birçok şeyi d iğer yazılarda b u lu y oru m .” “ Ben de şöyle d ü ş ü n m ü ştü m bir zam anlar: B öylesine k ap ­ sam lı y az ıla m a y a c a k s a , yazıdan vazgeçm eli dedim ve en iyi bildi­ ğim - e ğ e r b e c e re b iliy o rs a m - şiirin d a h a iyisini yazmayı s e ç tim .”

E l i t K a h v e s i / Pa s t a n e s İ Elit K a hvesi’ nin ya da P a s ta n e s i’ nin C a n s e v e r ’ in s an a t y a ş a ­ m ında ayrı bir yeri ve önem i vardır. Şiirde yolunu bulm asını s a ğ la ­ yan bir karşıla şm a ve ta n ışm a bu kah vede gerçekleşir: Salâh Birs e l ’ le karşılaşıp tanışm a. Elit Kahvesi İstiklâl C a d d e si ile Meşrutiyet C a d d e si arasın d a b ulunan ve Tü n el’ e yakın olan A sm alım escit s e m tin d e ve aynı adı taşıyan sokaktadır. Şairler, hikâyeciler, rom ancılar, re ssa m lar, hey­ kelciler, g a zeteciler, ed eb iyat ve s a n a t meraklıları dışın da birçok g elen i gid eni vardır bu kahvenin: “ Karışık bir müşterisi vardır E lifin . Ç o ğ u da işsiz g ü ç sü z ta-


M e f h a r e t - E d İ p C a n s e v e r , T u r g u t - T o m r İs U y a r v e k ü ç ü k T u r g u t

M e t İn E l o ğ l u v e A h m e t O k t a y İ l e

EDİP C A N S E V E R


kımı. Görevli de çoktur. Daha d o ğ ru su bizim g e n ç yazarlar, yılların verdiği alışkanlıkla, kim ilerine görevli gözüyle b akar, onlarla bezik oynadıkları vakit paralarım ü tm em ey e pek dikkat e d e rle r.” (Salâh Birsel) “ Elit Kahvesi yeni bir ozanın, Edip C a n s e v e r ’ in ortaya çık m a ­ sına d a y a r a m ıştır. Kahvenin ününü duyan Edip b irg ü n - S a b ih Şendil’ i de y e d e ğ in e a la r a k - Elit’ e koşar. O rad a, dipte, camın ö n ü n d e ­ ki m a s a d a da ilk Salâh B irsel’ e toslar. Edip’ le Salâh o gün neler ko ­ nuştular? Şim diler kendilerine sorsanız çıkaram azlar. A m a iki saat, üç sa a t yoru lm ad an şiirden söz açm ışlardır. Hava kararıp da M a­ dam Braun kahvenin ca m ların a o dallı perdeyi çektiği vakit de iyice dost o lm u şla rd ır.” (Salâh Birsel) O ysa C a n s e v e r o gün konuşulanları çok iyi anım sar. (Bkz. BİRSEL, SALÂH)

Ev l e r C a n s e v e r ’ in d o ğ d u ğ u ev Beyazıt’tan K u m k a p ı’ya inerken Soğ a n a ğ a denilen sem ttedir. Küçükken “ İşte sen bu ev d e d o ğ d u n ! ” diye g ö sterir annesi. A ksaray ile Fındıkzade arasınd aki H a sek i’ye taşınm alarını ve oradaki evi hiç hatırlamaz C an sever. “ Kendini ta n ım a ya b a ş la m a s ı” S a r a ç h a n e b a ş ı’ ndaki e v d e ­ dir. “ Şimdi A k saray’ a inen g e n iş asfalt caddenin tam üstün d e bir ev. Bir küçük b ah çe, bahçenin çevresi hep ev, bir kuyu, bir ayva a ğ a cı, bir ç a rd a k .” B ab a Fazlı C a n s e v e r tu tumlu bir a d a m d ır; biriktirdiği pa ray ­ la Fatih’te bir apartm an alır ve C a n s e v e r ailesi kira evinden kendi evlerine çıkarlar. “ İkinci Dünya S a v a ş ı’ nın b aşlad ığı g ü n le rd e Fatih’te bir ap artm an katına taşındık. A nnem , b ab a m ve üç kız kardeşim le bir­ likte.” C a n s e v e r evlenince kısa bir süre a nne ve bab asıyla aynı evde kalır, son ra “ aile a p a r t m a m ” mn bir dairesine taşınır. 19 5 8 yılında b urad an Beyoğlu y a k a s ın a g e ç e re k B o m o n ti’d e o tu rm aya b a ş la r­


lar. Sonra Küçük B e b e k ’te, B oğ az a bakan eski yapı bir eve taşınır­ lar. C an se ver’ in son oturduğu ev ise, bugün eşinin de oturmakta olduğu Etiler-Bebek arasındaki yokuşta bulunan apartm an dairesidir.

EVLİLİK Bir g ü n b ir y e m e k t e C a n s e v e r bir g e n ç kızla tanıştırılır. T a ­ n ış tıra n la r o rta k a h b a p la rıd ır. Bu ta n ış m a y ı k a ç a m a k b u l u ş m a ­ lar, b a ş b a ş a y e n e n y e m e k l e r izler. S o n u n d a bir g e c e y e m e k te g e n ç kıza e v le n m e t e k l i f e d er. İlk k a r ş ıla ş m a d a , g e le c e k t e k i kay ın b a b a s ı , C a n s e v e r için ilk izlenim ini şö y le dile getirir: “ Saz gibi çocu k!” G e rç e k te n d e C a n s e v e r dal gibi bir d e likan lıd ır. A ilelerd en evliliğe o n a y çıkın ca h azırlıklara b a ş la n ır. 1 2 Nisan 1 9 4 7 ’ d e o yıl­ ların g ö z d e s a lo n la rın d a n olan T ak sim B ele d iy e G a z in o s u ’ nda d ü ğ ü n yap ılır. B öy le c e M efh a re t Erk artık M efh a re t C a n s e v e r olur. “ İkimiz d e o k a d a r g e n ç tik ki n e r e d e y s e kişiliklerim iz bile birlikte o lu ştu . Her şeyi birlikte kotardık. Edip e d e b iy a t ç e v r e le ­ rine yeni yen i giriy o rd u . Ben d e o n u n la birlikte... Bu y ü zd en e d e ­ biyatçıların b a ş k a la r ın a t u h a f g e le b ile n y a ş a y ış la rı b en im için hiç d e ö yle o lm a d ı... T a rtış m a la r, ev d e y a p ıla n içkili y e m e k li t o p l a n ­ tılar, m e y h a n e le r ... Hiçbirini y a d ı r g a m a d ı m . ” (M e fh a re t C a n s e ­ ver) 8 Nisan 1 9 4 8 ’ d e kızları N u ra n , 29 M ayıs 1 9 5 3 ’te oğu lları Ö m e r d ü n y a y a gelir. Artık C a n s e v e r ailesi dört kişidir. “ Biz ki dört kişiyiz eude; ben, ço cuklar ve karım” ( U m u t s u z l a r Pa r k i )


F o t o ğ r a f / F o t o b İy o g r a f İ “ Bir fotoğrafta çıkmak g ib i o lu y o r her şey" (Fo t o ğ r a f ta Ç i k m a k )

“ Edip’ le çekilm iş s a d e c e üç f o t o ğ r a f var elim de: Biri yıllar ön ce sin d en : Kulüp 1 2 ’ nm harındayız: Ö zd em ir Asaf, Selahattin Hilâv ve Erdoğan D e ğ e r’ le. Öteki, 19 8 5 tarihli: B ilsak’ ın barında İlhan Berk ve Ece A yhan’ la, üçüncü fo to ğ ra fta pasajdayız, yü k se k ta b u re ­ li ve m erm e r tezgâhlı d ö n e m . Metin Eloğlu ile Halim Uğurlu da v a r.” (Ahmet Oktay) “ Y üzünde taşıdığı m elankoli, şiir tarihine olan sımsıkı ve gösterişsiz bağlılığındandı, diyorum. Sürekli derinleşti mi bu melankoli? O k ad a r ki. İpince hum orunu kaç kişi ayrımsam ıştır, b ile m e m ...” (Orhan Alkaya) Fotoğraflarında çoğunlukla dalgın, düşünceli ve hüzünlü g ö ­ zükür Cansever. Bakışlarındaki yum uşaklıkla iç dünyasındaki g e r­ ginliği yansıtan yüz çizgileri tersleşir. Dudaklar hiç aralanm adan acımsı, belki de hafifçe alaycı bir gü lüm seyiş. A lkaya’ nın s a p ta m a ­ sıyla “ melankoli ve h um or” un iç ¡çeliği. Çocukluk fotoğraflarındaki “ ciddiyet” hep aynı kalmış. “ Fotobiyografi” sindeki tam anlamıyla gülen tek fo to ğ ra f torunu Emine Birol’ la birlikte çekilmiş fotoğrafı. (Arıjos, Sayı: 5, Ocak 1989)

Gezİ C a n s e v e r köşe b ucak İstanb u l’ u ge zm ey i, özellikle m e y h a n e ­ ler keşfetm eyi, yeni m e y h a n eler bulmayı sever. Ayrıca yazları M ar­ m ara Adası, Avşa, Bodrum gibi tatil yörelerine d e gezi y ap m ayı ih­ mal etm ez. Yurt dışı gezileri ise pek fazla değildir. Bazı Yunan a d a ­ larına y o lc u lu k y a p a r. 3. Puşkin Şiir Bayramı için Sovyetler Birliği’ ne çağrılır ve C en giz B e k ta ş ’ la birlikte gid erler. D üşü ndü ğü “ seyir defteri” şiirlerini yaz m a k için bir ön hazır-


Iık gibi Anadolu gezisin e çıkm aya niyetlenir ( 1 9 7 0 ’ lerin sonu). O ğ ­ lu Ö m e r babasın ı geziye götürm eyi üstlenir. Bu gezide en önemli sorun C a n s e v e r ’ in temizlik ve titizlik tutkusu olacaktır. “ E g e ’ de, A kdeniz’de pek sorunları o lm am ış. A m a Gü neyd oğ u ’y a, D o ğ u ’ya gittikçe işler zorlaşm ış. B ab am ın istediği gibi temiz otel, tem iz lokanta b ulm ak... Ç am aşırları yık atm ak... Kardeşim b a ­ bam ın sıkılm asını, üzülmesini ö n lem e k için hayli ça b a la m ış . Öte yan d an insanların kısıtlı olan a kla ra rağm en her işin ü stesinden g e l­ m elerine hayran kalmış b a b a m . M esela G a z ia n te p ’ te arabaları b o ­ zulm uş. Y ed ek parça b u lu n a m am ış. Am a bir oto tamircisi kendi oluştu rd uğu parçalarla otom obili onarm ış... B ab am a d a m a hayran kalm ış... Bir de T rabzon’ daki d o ğ a manzaraları b ab am ı büyü le­ m iş ...” (Kızı Nuran Birol) Bu Anadolu gezisinden son ra yazdığı şiirleri C a n s e v e r Şairin Seyir Defteri (1980) adlı kitapta toplar. Şiirlerde d o ğ ru d a n do ğ ru ya A n ad o lu ’ dan söz edilmez, salt d o ğ a söz konusudur.

İk b a l K a h v e s i İkbal Kahvesi (Kıraathanesi) ya da Orhan Kem al ve a r k a d a ş ­ larının taktığı a d la “ K ahvetül-İkbal” , C a ğ a lo ğ lu Alanı ile Nuruosm aniye C am ii arasın d aki N u ru o sm a n iy e C a d d e si üzerinde, camiye ve dolayısıyla da K a p alıç arşı’ya yakın bir yerdedir. ( 19 6 0 ’ h yılların sonlarınd a kapanm ıştır.) C a n s e v e r de bir dön em İkbal’ in m ü davim lerindendir. K apalıçarşı’ daki işyeri kahveye çok yakındır. B urada Orhan K e m a l’ le ve Muzaffer Buyrukçu ile buluşurlar. Edebiyat dü n yasın dan onları g ö r ­ m ek için İkbal’ e u ğrayan lar da çoktur. Ayrıca Orhan K e m a l’ in a rk a ­ daşı Arap Talât, Yelfe İhsan gibi ilginç kişiler d e kahvenin sürekli gelen lerindendir. Salâh Birsel Kahııeler Kitabı’ nda, Muzaffer Buyrukçu anı ve gü n lü k kitaplarında, Nurer Uğurlu Orhan Kemal’in İkbal Kahı/esi’ nde bu kahveden ve C a n s e v e r ’ den söz ederler. İkbal Kahvesi yıllarında Orhan Kem al ile C a n s e v e r arasın d a


sıkı bir dostluk vardır. Yine o yıllarda Orhan Kem al g e n ç bir kıza tu ­ tulur. Gözü hiçbir şey g ö rm e m e k te d ir; C a n s e v e r ’ i bile: “ ...Bir şişe dah a içip kalkıyoruz. Ne hikâye, ne şiir, ne Edip Can-

seuer, ne resim! Yani, topyekûn sanata bile yer yo k .” (Orhan Kemal)

İKİNCİ YENİ Şiirimizde 1 9 5 0 ’ li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni hareketi (ya da akımı) Orhan Veli, Melih C ev d et ve O ktay Rifat üçlüsünün “ G a rip ” hareketinin getirdiği yenilikçi şiir anlayışına tepki olan bir b a ş k a yenilikçi harekettir. “ Değişik im geler, ça ğrışım lar ve so yutlam alarla yeni bir söy­ leyişin am aç lan d ığı akımın öncüleri a rasın d a C em a l Süreya, Edip C an se v er, Turgut Uyar, İlhan Berk ve Oktay Rifat sayılabilir. K ısaca ö zetlem ek ge rek irse , İkinci Yeni, G a rip ’ in tam tersi bir n oktadan yola çıkar. Söyleyişteki rahatlığın yerine şiir dilini zor­ lamayı, anlaşılırlık yerin e a n la m c a kapalılığı, so m u ta karşılık s o ­ yutlamayı getirir. Halk şiirine sırt çevrilir. Öte yan d an dize anlayışı­ na, sözcüklerle o y n am ay a , y ön elin erek eski şiirle z a y ıf da olsa b a ğ ­ lantı kurulur.” (Atilla Özkırımlı) İkinci Yeni hareketinin (ya da a kı­ mının) ö n d e gelen şairlerinden biri sayılm asına karşılık C a n s e v e r İkinci Y eni’yi bir akım olarak d eğerlendirm ez. İkinci Y eni’ye yanlış nitelikler yüklendiğini, bu yüzden d e “ İkinci Y en i” den en olguyu kim senin b e n im s e m e k istem ediğini söyler. İkinci Yeni “ ...d eğişik şairlerin, d e ğişik kişilikler kurduğu bir y en ile şm e alanıdır olsa ol­ sa ...” İkinci Y en i’ nin “ d o ğ ru d a n do ğ ru ya bir tepki şiiri o lm a d ığ ın ı” da ön e süren C a n s e v e r İkinci Yeni şairleri diye adlandırılan şairlerin böyle bir ortaklığı kabul etm ediklerini söyler. “ Hepimizin şiiri başka bir şiir, ortak bir kurama bağlayam ayız.” M em et Fuat da d e ğ e rlen d irm e y ap arke n C a n s e v e r için şöyle der: “ Şiiri d u y u m s a n a n , dü şü n ü le n , a m a b aşkaların a aktarılması kolay o lm ayan şeyleri a n la tm a ç a b a s ın d a arıyordu. Yazılarında hep


İkinci Y eni’yi ‘ anlam sız şiir’ nitelem esind en uzak tu tm a y a özen g ö s t e r d i.”

İl k K it a p C a n s e v e r ’ in ilk kitabı İkindi Üstü adını taşıyor. “ Acemilik ürünleri” ve “ y ayım lam ak tan k a ç ın a m a d ığ ım ” dediği şiirlerini adı g e ç e n kitapta top lay a ra k 19 4 7 yılında, bir b aşk a deyişle 19 y a ş ın ­ dayken yayım lar. İkindi Üstü 2 form alık (32 sayfa) bir kitaptır. Varlık’ta Melih C ev d et kitabı tanıtan bir yazı yazar. Orhan Veli d e “ Ka­ rikatürden Şiire” başlıklı yazısında kitaptan söz ed er; d a h a d o ğ r u ­ su C a n s e v e r ’ in bir dizesini alarak eleştirir. Bazı g e n ç şairler şiir yerine hikâye yazıyorlar. Bir şiirde birçok sanatlard an birçok unsurlar bulu nabileceği gibi hikâye un­ suru da bulunabilir. A m a belkem iğinin şiir olması gerektir. Hikâye­ ye karışan şiir unsurunun o hikâyenin hikâyeliğini b o zm a m a sı g e ­ rektiği gibi. Bunları d ü ş ü n m e m e son g ü n lerd e elim e g e ç e n bir şiir kitabı se b e b o ld u . İkindi Üstü adım taşıyan bu kitabın şairini ta n ım ı­ yorum a m a , g e n ç b ir ş a i r o ld u ğ u n u sanıyorum . G a lib a da ilk kitabı. G e n ç bir şairin, üstelik in sana birçok um utlar veren bir şairin ilk çı­ kardığı kitap için kötü sözler sö y le m ek istem em . Bununla b e-ra b er o ld u kça önem li b uld uğu m bir nokta üzerinde d u rm ad an da e d e ­ m e y ece ğ im . İkindi Üstü şairinin hoşlandığı birtakım olaylar b u lu n a ­ bilir. Üstelik b unlar güzel şeyler de olabilir. A m a bunları a n la tm a k ­ la şiir söylem iş olm ıyacağın ı, bunların şiirden ayrı şeyler oldukları­ nı bu g e n ç şairin d ü şü n m esi lâzım. D üşü n m e zse , hem kendine, hem de şiire kötülük etm iş olur.” (Orhan Veli) C an se v er, ne yazık ki “ bugü n bile yakasını b ıra k m ay a n ” ya da “ müthiş kitabım ” diye ni­ telediği kitabındaki şiirlerden, ikinci kitabı olan ve 1 9 5 4 ’te y a y ım la ­ nan Dirlik Düzenlik’ e yalnızca dört tanesini almıştır. “ Bütün şiirleri” ni topladığı ve 19 81 yılında y ayım lanan kitabına da ilk kitabı İkin­ di Üstü’nü alm amıştır. İkindi Üstü’nde yer alan şiirler İstan bu l d e rgisin d e yayım lan an şiirlerdir.


JAK “J a k ” özel bir isimdir ve C a n s e v e r ’ in y a ş a m ın d a özel bir yeri vardır. C a n s e v e r geçim ini s a ğ la y a b ilm e k için b a b a m e sle ği a n tik a ­ cılığı sürdürür. 1 9 5 4 ’ten son ra ticaret y aşa m ın d ak i bir değişiklik, Ja k Salhoşfili ile ortak olması s a n a t y a ş a m ın d a da yeni bir dön em başlatır. “Ja k Salhoşfili ile b a b a m 1 9 5 4 Kapalıçarşı yan g ın ından sonra bir araya geldiler. Y angın dan ö n ce b ab a m ın T akkeciler S o k a k ’ta bir dükkânı vardı. Sonra m ösyö Ja k ile S a n d a lb e d e s te n i’ nde yeni bir y ere taşındılar. Kendisi b ab am ın şairliğine çok saygılı oldu. B ab am da bu s a y e d e dükkânın a s m a katında sürekli çalışabildi, şiir yazdı, konuk ağırladı... Antikacılık d e d e m d e n g e lm e bir m e sle k ti.” (Kızı Nuran Birol) C an sever de ortağı mösyö Ja k ’tan sevgiyle söz eder: “ Hayatım­ da en önemli olay: Kapalıçarşı yangını. Dükkânım yanm asaydı sanı­ rım şiir filan yazamazdım . Ve Ja k (ortağım) anlayışlı davranm asaydı.”

KAPALIÇARŞI Kapalıçarşı, C a n s e v e r ’ in y a ş a m ın a kendini bildiği andan b aş la y a ra k girmiştir. Ç ünkü b ab asının işyeri K a p a lıç a rş ı’ dadır. 1 9 3 0 ’ lu yılların ortalarında, henüz ilkokul öğrencisidir: “ ...b ab am iş ö ğren m em için dükkâna götürm eye başladı beni. Dayaktan da fena geldi bu bana. Sıkıldım ve nefret ettim. Para kazan­ maya başlayıncaya kadar sürdü bu nefret. Sonra sonra alıştım.” Y ü k se k o ku ld a o ku m akta n vazg eçin ce d e iyice Kapalıçarşılı olur. “ B ab am ın K a p alıç arşı’daki dola b ın d a (o zam an bu g ü n kü g i­ bi d ü k k â n la r sayılıydı, yerd en y ü k se k çe , minderli, tahta kepenkli d o la p la r vardı) ticarete başlıyorum . Gerçi ticaret d e ilgilendirmiyor beni. Oldum bittim alışveriş yap m ayı hiç mi hiç s e vm ed im , benim -


s ey e m ed im zaten. Ne var ki, b a ş k a c a çıkar bir yol da yoktu. On d o ­ kuz y a ş ın d a evli, yirm isinde çocu ğu olan bir genç! Hem ev geçin d ir­ m ek zorun d a, hem d e şiire tu tk u n .” C a n s e v e r ’ in K a p alıçarşı’daki yaşa m ı 1 9 7 0 ’ ü yılların ortaları­ na k ad a r sürer. “ K a p a lıç a rş ı” adlı yazısında 40 yıla y ak la şa n Kapalıçarşı s e ­ rüvenini ve K a p alıç arşı’ nın kendisi için ne d e m e k o ldu ğu n u anlatır. “ Kapalıçarşı hiçbir zam an ‘ Kapalı kutu’ olmadı benim için. S ın ıf ayrımının en belirgin, en so m u t olarak görülebildiği bir küçük ülkeydi o ra sı.”

KİTAP C a n s e v e r ’ in, 1 9 8 1 ’ e kadarki şiir kitaplarının toplu baskısı olan Yeniden ve 1 9 8 2 ’ deki “ toplu şiirleri” nde ilk kez yayım lan an Ey­ lülün Sesiyle adlı kitapları da sayılırsa, sağ lığ ın d a yayım lan m ış 18 ki­ tabı var. Ö lü m ü n d en sonra y ayım lan an Gül Dönüyor A u ucum d a ile ki­ taplarının sayısı 19 oluyor. Kendisinin yok saydığı ilk kitabı İkindi Üstü 1 9 4 7 ’ d e y ay ım ­ lanm ış. (Bkz. İLK KİTAP) Uzunca bir a rad an sonra 1 9 5 4 ’te Dirlik Düzenlik (Yeditepe Y a ­ yınları) geliyor. C e p kitabı boyutundaki bu kitap 80 sayfa ve k a p a ­ ğın d a M atisse’ in bir deseni y er alıyor. Kitabın içinde de Sabri Berkel’ in resimleri var. 1 9 5 7 ’ de yayım lanan Yerçekimli Karanfil (Yeditepe Yayınları) yi­ ne cep kitabı b oyutunda ve 64 sayfa. K a p ak kom pozisyon u ise Or­ han P ek e r’ in. 1 9 5 8 ’ de yayım lan an Umutsuzlar Parkı (Yeditepe Yayınları) bü ­ yük boyutlu ( 1 3 . 5 x 19 .5) ve 80 sayfa. K a p ak düzeni k o n u su n d a bir bilgi bulunm uyor. C a n s e v e r’ in sonraki kitapları da artık aynı boyu t­ ta olacaktır. 1 9 5 9 ’ da yayım lanan Petrol’ de kitabın yayıncısı belirtilmemiş ve kitap 32 sayfa. Bu kitabı şair kendi olanaklarıyla b astırm ış o la b i­ lir. Kitabın kapağını kimin yaptığı belirtilm em iş a m a kap ak ta ve ki-


6 Ş u b a t i 96 8 S o l d a n : M u r a t B e l g e ( a y a k t a ) , E d İ p C a n s e v e r , G a l İ p Ü s t ü n , F e t h İ N a c İ, N e v h İ z , F e r İ d u n A k s in

K u l ü p 1 2 ’n İn b a r in d a , (s o l d a n ) E d İ p C a n s e v e r , E r d o ğ a n D e ğ e r , A k t ö r Ay k u t , S e l a h a t t İ n H İ lÂv , A h m e t O k t a y , Ö z d e m İ r A s a f


tabın içinde Ferit Ö n g ö re n ’ in illüstrasyonları var. Gerçi kitabın s u ­ nuş say fasın d a “ Karikatür: Ferit Ö n g ö r e n ” denm iş. i 9 6 ı ’ d e yayım lan an Nerde Antiçjone (Yeditepe Yayınları) 48 sayfa ve k ap ak düzenini Sait M aden yap m ış. 19 6 4 ’te yayım lanan T ra g e d y a la r (de Yayınevi) 88 sayfa ve ka­ pak düzeni yine Sait M a d e n ’ in. 19 6 6 ’ da yayım lan an Çağrılmayan Yakup (de Yayınevi) 64 sayfa ve k ap ak düzenini Aydın Ülken yap m ış. 1 9 7 0 ’te yayım lanan Kirli Ağustos (de Yayınevi) 88 sayfa ve k a­ pak düzeni Ferit Erkm en’ in. 1 9 7 4 ’te yayım lanan Sonrası Kalır (Cem Yayınevi) 94 sayfa ve k ap ak düzeni Sait M a d e n ’ in. 1 9 7 6 ’da yayım lanan Ben Ruhi B ey Nasılım (Koza Yayınları) 1 1 2 sayfa ve k ap ak dünenini İbrahim Köktürk yap m ış. 1 9 7 7 ’de yayım lanan Seuda ile Sevgi (Koza Yayınları) 10 4 sayfa ve k ap ak düzeni İbrahim Köktürk’ ün. 1 9 8 0 ’de yayım lan an Şairin Seyir Defteri (Ada Yayınları) 5 8 s ay ­ fa ve k ap ak düzenini y ap an belirtilmemiş. Kitapta M eh m et Güleryü z ’ ün “ 8 metin-dışı d e s e n i” yer alıyor ve kitap Ada Yayınları’ nın birçok kitabı gibi n u m aralanm ış. 1 9 8 1 ’ de yayım lanan Yeniden (Cem Yayınevi) bir “ bütün şiir­ leri” kitabı. C a n s e v e r “ bütün şiirleri” ne ilk kitabını a lm a m ış ve ikin­ ci kitabı Dirlik Düzenlikten de yalnızca 4 şiir almıştır. 1 9 8 2 ’de yayım lan an “ Toplu Şiirleri” (Adam Yayıncılık) içinde ilk kez yayım lan an Eylülün Sesiyle adlı kitabı vardır. Yerçekimli Karanfil’ den bazı şiirler bu kitaba alınm am ıştır. 1 9 8 2 ’ d e yayım lan an a m a kitapta yayın tarihi bulu n m ayan Be­ zik Oynayan Kadınlar (Ada Yayınları) 1 1 2 sayfa ve k ap ak düzenini y a ­ pan belirtilmemiş. 1 9 8 4 ’te yayım lan an İlkyaz Şikâyetçileri (Adam Yayıncılık) 7 2 sayfa ve k ap ak düzenini Sungu Ç a p a n yap m ış. 1 9 8 5 ’te yayım lanan Oteller Kenti (Adam Yayıncılık) 96 sayfad ır ve k ap ak düzenini y ap an belirtilmemiştir. Bu kitap C a n s e v e r ’ in s a ğ lığ ın d a yayım lan an son kitabıdır. Ö lü m ü nd en sonra ise Adam Yayınları, C a n s e v e r ’ in anısına Gül Dönüyor A v u cu m d a adlı kitabı yayım landı. (Bkz. SON KİTAP)


Yine ö lü m ü n d e n s o n ra “ Toplu Ş iirleri” yeni baskı y a p ıla ra k şiir kitapların ın tü m ü iki k itapta to p la n m ış tır (Adam Yayınları, 19 9 0 ): Yerçekimli Karanfil / T o p lu Şiirleri I (Dirlik Düzenlik, Yerçekimli Karanfil, Umutsuzlar Parkı, Petrol, Nerde Antiçjone, T r a g e d y a la r , Ç a ğ ­

r ılm a y a n Y a kup, Kirli Ağustos, Sonrası Kalır), Şairin Seyir Defteri / Top­ lu Şiirleri II (Ben Ruhi Bey Nasılım, Seuda ile Seuyi, Şairin Seyir Defte­ ri, Eylülün Sesiyle, Bezik O y n a y a n Kadınlar, İlkyaz Şikâyetçileri, Oteller Kenti).

Köy C a n s e v e r ’ in çocukluk yıllarında dört aylık bir köy yaşantısı old u ğu n u ö ğ re n m e k şaşırtıcıdır. İkinci Dünya Savaşı yılları... İstanbul’ da g e c e k arartm a var. Bun a b ir d e İstanbu l’ un b o m b a la n a c a ğ ı söylentileri eklenin ce b ab a ailesini aldığı gibi Ç ankırı’ya, köyüne götürür. Anne ve baban ın kö ­ yü olan A tk aracalar köyü Ç an k ırı’ nın Ç erk e ş ilçesine at arab asıyla dört saatlik uzaklıktadır. “ Harm an yerinde futbol m açları... D eğ irm en ’ e b u ğ d a y g ö t ü ­ rüyoruz, ununu fırıncı Seniye k adına veriyoruz, bize e k m e k yapıyor. Döğenin ü stünd e, öküzleri sürüyorum , biri pisliğini ed e c e ğ i sırada bir te n e k e tutup topluyorum onları, sonra s a m a n la karıştırıp tezek yapıyoruz. H arm an da b u ğ d a y kurutuyorum , kuşlar y em esin diye bekçilik y apıyorum . Sam an lıklard a on m etre yükseklikten atlayıp göm ü lü yoruz sam anların içine. Dört ay yalın ayak g e z d im .” Kadınların çarşıya ç ık a m a m a s ı, meyva ve etin b u lu n a m a m a ­ sı, b a ş k a yoksunluklar... “ Paramız yok değildi belki. A m a savaştı belimizi b ü k e n .” Arada bir Ç e r k e ş ’ e gidilince s eb ze alınır, d e re d e balık tu tu ­ lur, y a ğ m u r d u a s ın a çıkılır... “ Bir gün dem iryolunu ta m am la d ıla r, çiçeklerle donatılm ış ilktren A tkara ca lar’a girdi. İdare lam balarıyla, helası dışa rd a kerpiç evlerle, binbir yam alı e l b i s e l e r - d a h a d o ğ ru su ç u lla r - içindeki in­ sanlarla kaynaşan köye tren girdi. Sonra İstan b u l’ a d ö n d ü k .”


L İ s e / İ l k Ş İİ r l e r C a n s e v e r ilk şiirlerini ortaokul öğren cisiyken y az m a y a b a ş ­ lar. Ö nce Fatih’teki Gelen bevi O rtao k u lu ’ na gid er, sonra G e d ik p a şa ile Kumkapı arasındaki Kum kapı O rtao ku lu ’ na devam eder: “ Bir yıl Gelenbevi O rtao k u lu ’ nda o ku du ktan son ra Kum kapı O rtaok u lu ’ na yazıldım. İlk şiirlerimi (!) y az m a y a b aşlad ım . Fatih’t e ­ ki o güzelim , sessiz Millet Kütü phanesin i anım sıyoru m . Boş z a ­ m a n larım d a gider, eski s a n a t dergilerinin ciltlerini okur, notlaralırdım. Gözlüklü, z a y ıf bir kü tü p h a n e müdürü vardı. B enim le ilgilenir, arad a, neden böyle ciddi şeyler o k u d u ğ u m u sorardı. Sanırım biraz utanır, anlam sız bir yanıtla geçiştirirdim s o ru su n u .” C a n s e v e r ailesi bu sıralard a ya da C a n s e v e r ’ in deyişiyle “ İkinci Dünya S a v a ş ı’ nın b aşlad ığı g ü n le rd e Fatih’te bir a partm an katın a” taşınmıştır. C a n s e v e r ’ in Kum kapı O rtao k u lu ’ nda velisi, d a ­ ha ö nce oturdukları S a r a ç h a n e b a ş ı’ ndan kom şuları ve Ahm et Hamdi T an pın ar’ ın kardeşi, ed eb iy a t ö ğre tm e ni Kenan T a n p ın a r’ dır. Ortaokulun ikinci sınıfındayken bir şiirini bir çocu k d e rg isi­ ne gönderir. Şiir yayım lanır. “ Artık şaird im .” C a n s e v e r ’ in şiir y azm a tutkusu lise yıllarında da sürer. Lise­ d e ed eb iy a t ö ğretm enleri, öğrencileri arasından birçok şair ve yazar çıkmış olan ve her dön em ed ebiyatçılarla yakın ilişkideki Salim Rı­ za Kırkpınar ile yazarlığıyla da tanınan Hakkı S üh a G e z g in ’ dir. C a n ­ sever şiirlerini Orhan Seyfi O rh on ’ un çıkardığı Çınaraltı ( 19 4 1-1 9 4 4 ) d ergisin e ve C H P ’ nin Halkevi yayını olarak çıkan ve Hamid O n g u n ­ su, N e şet Halil Atay ve Falih Rıfkı Atay’ ın yönettiği İstanbul (19 4 3 1948) d e rgisin e gönderir. Yıl 1 9 4 4 ’tür. “ İstanbul Erkek Lisesine girdim [...] Şiir yazıyorum ve Tevfik Fikret’ in etkisindeyim . Salim Rıza Kırkpınar çok iyi şiir okuyor. Şiiri b a ş k a türlü s evm ey e başlıyorum . Son sınıftaki h ocam Hakkı Süha Gezgin. Şiiri yasaklıyor. Bir ara Çınaraltı dergisi oku yoru m . Aruzla bir şiir yazıp yolluyorum , Orhan Seyfi’ nin bir cevabı çıkıyor: Şiiri he­ ce vezniyle yazm ışım ve bazı dizelerde bir hece ek sikm iş. Heceyle bir şiir yazıp yolluyorum ve ö b ü r şiirimin aruzla yazıldığını ekliyo­ rum, şiir yayım lanıyor. Sonra İstanbul d ergisin e bir şiir yolluyorum ,


çıkıyor, İkincisini y o lla d ığ ım d a, c e va p la r kısm ında beni dergi yazı­ h an e sin e çağırıyorlar. N e şet Halil Atay’ la M eh m et K a p la n ’ la tanışı­ yoru m . O ndan öyle toplantı günleri oluyor, uğruyorum . Şiirleri ken ­ dim götü rü yoru m artık.” (C ansever'in M eh m et H. D o ğ a n ’ a g ö n d e r ­ diği y a ş a m ö y k ü sü n d e n .) Bazı kaynaklara g ö re C a n s e v e r ’ in ilk kez 19 4 4 yılında İstanbul d e rg isin d e şiiri yayım lanır. Şiirleri d a h a sonra yine İstanbul d e rg i­ sin de ve Vedide B aha P ars’ ın çıkardığı d ö n e m d e Fikirler (İzmir, 1 947 ‘ 1 95 ° ) ı M eh m et Akuzun ve Sabahattin H ü sn ü ’ nün çıkardığı Edebiyat Dünyası ( 19 4 8 -19 5 0 ), Avni Dökmeci ve Turhan D ö km ec i’ nin çıkardığı Kaynak (Ankara,19 4 8 -19 5 6 ) dergilerinde yayım lanacaktır.

«M a s a

da

M a sa y m iş Ha ”

“ 1 9 5 4 ’ de Dirlik Düzenlik adlı şiir kitabım basılıyor. Bugün bakı­ yorum da, ‘ Masa da Masaymış Ha’ şiirinden başkası yazılmasa da olurmuş diyorum. Ayrıca bu şiirden de yaşam ım boyunca kurtulamadım. Antolojilerde aynı şiir, şiirimi uzaktan bilenlerin dilinde aynı şiir, yabancı dillere şiir mi çeviriyorlar benden, ille M asa şiiri de olacak. Bir gün Ankara’ da Sayın Ahmet Muhip Dıranas’ ın da bulunduğu bir m a ­ sadayız. Bir ara Dıranas bana döndü, adı geçen şiiri övdü. ‘ Üstad, ben o şiirden bıktım’ dedim , ‘ benim başka şiirlerim de var.’ Dıranas g ü ­ lümseyerek, ‘ Eh, ben de Fahriye Abla şiirimden bıktım, ne yapalım , her şairin bıktığı bir şiiri vardır,’ dedi. Doğruydu elbette.”

M e y h a n e / Ba r “ İnsan hem ala bildiğin e yalnız o ld u ğ u , hem umarsız bir ile­ tişim kurm a isteğiyle gön lü n ü h erkese açtığı u zam lar o ldu ğu için mi m eyhan eleri, am erikan barları seçm işti Edip?” (Ahmet Oktay) “ Edip’ in ‘ Bir Sıra Dil B alığı’ şiirini 1 9 5 6 sonu (ya da 1 9 5 7 b a ş ­ larında) bir g e c e ‘ Bacı Lo kantası’ nda (A sm alım esçit’teydi) o kudu-


^

C

O

r f

m

» « \

Vvv e

ni ^

i «

|t ',

f v, * , ^

t ^

M ^

aT 1(

C t * . ~ \ r- f ' / t * ' ' ' ^

'> 6

1

«

,

P ^

0 "h ^ ■)

a

Wı ot-^S 1

A « ,

^

w s

n i

^ 0 T < * t v ^

f

' | k

v e

1 VI f i

^

^

i

v.^. O,

O fi 4-

^

n « r<*.-ı

f

v-ı *

c ^ t . * ^ y<r ^ Jt.

i2<* n / e ve-A*~ı

.f i , '*

^ ^

•-

’ Jk K l< t > e , ^ 9 •/

A t \ <^e

A^J-İO

t

£

C l~

r«>w *

l

K

< ” /

l^ .

o

Jc

^ 9 i» ö j r d

f 1 j

' l ’t C o ) ^~

"*■ J

4 J C 2 )

, D« v i- i —

CyO

S *. '-j t,

( + y K * l~ + y « „

i

¿ ¿ ‘" - i — * ( y * J ' ' / * f r , ,, - l r> •»«•»■«-> - / »

n ie

k

r

t (_

( R r* ^ 4

mÇ -*A [ ' ) < ^ ' \

f Xa A y

^ /\

vv> a .a

-f

v 1^1 .

^

-

, 't *> Ofri ^

,f\* 4 * 4

V

' ’*> . ) î J »y->e

■i

-. /

4

^

£

j *>

,

<^A t -

¿o^

-i -) £ ^ ^

A < *y^ *4 f,,

y „ / .. y , (

i o y *\ X

ı

«i y< i

-/ ) (, y y

İ ‘I|i k^ Jt u *,I M ( O Tİ"S ^ V^pPk- ^ A'V S*4 y<* il « ,

H ,.

f . v- f t \s* K

(fc

*

?c)

'

5; _2

EDİP C A N S E V E R

^,

i .

/

' 1

,$ ~

İCO

tx f l

A.<*<■«-,

4 U

‘T

r^ / 1

-1 ■

ft İA -

M »T

Ç Î ¥ <t 14

^

H 9 6 ,c )

-m * l , t

î><’ ^ ı f " ^ ,

Ç"

/■ *

) c

c j •S’ r .!■'

( M » ^ •"•o ^ I ,n ^

J

\A -a X «t f

f

~ i , /■- y« ı ^ f i v ı u » « ! 94 4 J

43


i

y { ¿H y .k $ o íA Tvü*. k

y

í jJ L ' y a

J 9 6 0

—>

U

T ^

J^t

^

1

A /" * .

? i \ «

í^ >

V < Á ~ i ¿

^

* ~ J -

y

U *avlI

h ? U i j

'PeLSí

~

â

U 'h

^

C e m a l S ü r e y a -n in

;

h a z ir l a d i ğ i

^ Ed

íp

' ~- X

' Uo * r

O

^ 1 9 ^

ttx U -.

a v * « i .

J ^ J «í <*A

f l ¡ > ~ (

y j j u -

l / K V - ?-/•■ /<

C ^ r e v c

f k

Á ^

1

xi".tM v V

a

7

Ca n sev er

C ¿ ~ 4 lÁÁ. k U ' i ^

S< P \ ^ Y (^'-CA

? a

J

kayn akçasi

C e m a l S ü r e y a ’ n in K a l e m ín d e n (H a t a y M e y h a n e s í D e f t e r l e r í )

l


ğ u nu anım sıyorum . İkimiz otu rm u ş içiyorduk. Şiiri çok sevm iş o l­ malıyım ki Edip, üzerine ‘ Hilmi Yavuz d o s t u m a ’ diye yazıp im zala­ yarak ban a v e rm iş .” (Hilmi Yavuz) C a n s e v e r aslın d a bir “ İstan b u lse ver” dir, bir İstanbul tu tku ­ nudur. “ N ereye g id erse gitsin, h em e n huzursuz olur, İstanbul’ a d ö n m e k isterdi.” (Kızı Nuran Birol) İstanbul’ un h eryerin i dolaştığı gibi h em en h em en her s e m t ­ te d e bir m e y h a n e ya da bar bulur. Bunlardan bazılarının m üdavim i olur: Liseyi bitirdiği yıllarda B e y o ğ lu ’ nda “ Birayla votka içmeler başlıyor E ksp res’ de, O rm a n ’ d a . ” Yine B e y o ğ lu ’ nda D egü stasyon , Şato (eski Mazarik), Ç içek Pasajı, Lefter, Nil, Krepen Pasajı, Bacı, C um huriyet, Kulüp Fuaye; B o ğ a z ’ da Avcı, Kaptan, Kalem ; Kadıköy y a k a s ın d a Todori, Koço... Edebiyat çevresinin dışından da dostları vardır. Sözgelişi bunlardan Yalçın beyle B e b e k ’teki Şad ırva n ’ a g id e r son yıllarında.

M Ü ZİK “ B ab am Barok müziği severdi. Bach, Vivaldi dinlerdi. Ama klasik Türk müziğini d e dinler, hele Selahattin Pınar’ ı çok severdi. Resim deyince d e h em en Orhan P eker hayranı o ldu ğu nu hatırlıyo­ ru m .” (Kızı Nuran Birol) C a n s e v e r gerçekten hem Batı müziğini, hem de Türk s an a t müziğini sever. “ Ö nce kendim i batı s a n a t müziğine iyice alıştırm aya karar verdim . İlk işim bir pikap ed in m e k oldu. İlk plağım da , Çaykovski’ nin bugü n d e hâlâ çok sevdiğim bir pa rça sıy d ı.” “ Şunu da ek lem em g e re k : Türk müziğinin eski ustalarını da çok severim . Büyük bir im paratorluğun görkem ini sezerim bu m ü ­ z ik te.”


“N o kta” “ ...Edip C a n s e v e r ve Alp Kuran ile Nokta dergisini çıkardık. Bu dergi de kısa ömürlü o ld u .” (Salâh Birsel) 1 9 5 1 yılında sekiz sayı yayım lanan Nokta dergisinin sahibi Ö m e r Edip C an se ver, “ yazı işlerini fiilen idare e d e n ” ise Nevzat Üst ü n ’ dür. C a n s e v e r bu dergiden ö nce Edebiyat Dünyası adlı derginin çıkartılm asın a da katkıda b ulu nm u ştu r (19 4 8 -19 5 0 ).

Ok u l “ Bir gü n ansızın 56. İlkokul’ un birinci sınıfında buluyor ken ­ dini, yarım ön lü ğ ü , buram buram deri kokan ç a n ta sıyla .” Küçük Edip, annesinin m üdüre ricasıyla altı yaşını bitirm e­ den ilkokula yazılır. Sınıfta kon u ştu ğu için ilk gün öğre tm e nin d en tokat yer. Ertesi gü n, okula g itm e m e k için gizlendiği karyolanın al­ tından çıkarıp ok u la gönderirler. Okula alışm ası zor olur a m a o k u ­ mayı da sever. Ç o cu k dergilerini o k u m ay a başlar. “ Son sınıfta G ü ler ism inde bir kıza, sonra da N e b a h a t’ a âşık o ld u m .” Yaz tatillerinde bab ası onu “ iş ö ğ r e n m e s i” için Kapalıçarşı’ daki işyerine götürür. Akşamları eve dönerken alınan öteberinin bir b ö lüm ün ü yüklenir. Bu da “ kaburgaları sayılacak kad a r zayıf o la n ” bir çocu k için zor iştir. İlkokul bitince sü nnet olur. Ortaokulun birinci sınıfım G elenbevi O rtaok u lu ’ nda o kudu. Sonra Kum kapı O rtaok u lu ’ nda oku yarak burayı bitirdi. Okulun b u ­ lunduğu sem tten (G e d ik p a ş a / Kum kapı) izler kalır C a n s e v e r ’ de. “ ... İstasyon, m endirek, kiliseler, Ermeni evleri...kızıl ve sivri sakallı m üdür, balıkçılar, G e d ik p a ş a m eyhaneleri...M artılar, iyot ko kuları...Sonra Langa bostanların a gitm eler, Y en ika p ı’ daki köm ü r iskelelerinde yü zm e ö ğ r e n m e le r ...” Sanki g elecek teki C a n s e v e r şiirinin habercileri, izlekleri... Aynı yıllarda C a n s e v e r ’ in müzik ilgisinin ipuçları da vardır. “ İlk rad­


yo, ilk p ik a p .” (Gram ofon mu yoksa?) “ Münir N urettin’ in, Safiy e ’ nin, Müzeyyen S e n a r’ ın plakları.” İkinci Dünya Savaşı yılları... C a n s e v e r İstanbul Erkek Lisesi’ ndedir. “ Ekm ek karnesi ve karartm a yılları...” Ö ğle tatillerinde o ku l­ dan çıkılamaz. Ekmek karnesini ev d e u n utanlar okulun b ah çe d u ­ varının dışındaki satıcılardan yiyecek bir şeyler alm ay a çabalar. “ Artık ‘ Bab-ı âli’ ile k o m şu yu z .” Kitapçılara u ğra m a la r, ilk cinsel d eneyim , Ç eh o v ve Dostoyevski oku m aları, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları’ ndan Yunan ve Latin klasiklerini izleme, şiire iyiden iyiye sardırm a yıllarıdır. Yalnız­ ca şiirle ilgilenm enin y etm ey ec eğin i sezer, a m a ortam ve koşullar o lum suzdur, ülkede baskıcı ve bunaltıcı bir hava vardır. Yine de sosyalist d ü şü n ceyle ilgili bazı kitapları, Nâzım H ikm et’ in ilk şiir ki­ tapların d an ve oyunlarından bir ikisini edinip okuyabilir. “ ...bir kitapçı dü kk â n ın d a çalışan bir kız var, b an a kitap ayı­ rıyor. Bir defasında Sait Faik’ in Medar-ı Maişet Motoru’ nu veriyor, ‘s a ­ kın kimseye söyleme benden aldığım, kitap bugün toplatıldı çünkü’ diyor.” “ Ayrıca ‘ serbest nazım la’ yazan her şair komünistlikle ünlenir­ di o zam anlar.” 19 4 6 ’da lise bitince yakın arkadaşları Yüksek Ticaret O kulu’ na gidince, biraz da babasının isteğine uyarak aynı okula gitm eye başlar. Zam anla yanlış bir okul seçtiğini düşünür ve okulu bırakır. Bu arada Kapalıçarşı’da, babasının yanında ticaret hayatına atılmıştır. İçinde yüksek öğrenim le ilgili bir ukde kalır yine de: “ Sonraları felsefe okum adığım için hayıflandığımı çok iyi hatırlıyorum.”

Ot e l D e n iz in a lç a lış ıy la o te l b ir d ü ştü Ö lüler dirilirdi. Çıkam azdım ki otelden EDİP C A N S E V ER


O ben k i seviyordum beni yargılayan B ir o tel diye seviyordum oteli Canım elbette, diyordum, nasılsa O tel batacak, o tel batacak! (O

tel,

K İr l İ

ağ u sto s)

Buhunda kasvetin suyunu buldu K im dir O lsa olsa b ir otel kâtibidir B ir o tel kâ tib i her yerde bir o tel kâtibidir Yanaşır pencereye, ışığa tu tar birer birer hepsini - O tel her zam an lo ştu rB a k a r bakar bakar. ( B İ R O t e l K â t İ b İ, B e n R u

h

İ B ey Na

s il im

)

B ira z önceydi Y alova’da bir oteldeyiz Çok büyük b ir oteldeyiz - hepimiz (C

e m a l’İn

İç K o n u ş m

a la r i

/ 1, B

e z İk

O yn ayan Ka

d in l a r

)

C a n s e v e r ’ in b aşta gelen izleklerinden biridir “ o te l” . Ö lü­ m ü nden önceki kitabının adı da Oteller Kenti’ dir; bu kitaptaki bir şi­ irin adı da “ Otel O teli”

Ö D Ü LLER 1 9 5 7 ’ d e yayım lanan Verçekimli Karanfil kitabıyla 19 5 8 Yeditepe Şiir A r m a ğ a m ’ m, 1 9 7 6 ’ da yayım lanan Ben Ruhi Bey Nasılım kita­ bıyla Türk Dil Kurumu 1 9 7 7 Ş iir Ö d ü lü ’ nü, 1 9 8 1 ’ de yayım lan an Yeni-


R u s y a G E Z İS İN D E

Ö m e r U l u ç , M e t İn E lo ğ l u , E d İp C a n s e v e r


M e t İn E lo ğ l u , E d İp C a n s e v e r


den (Bütün şiirleri) kitabıyla 19 8 1 S e d a t Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’ nü aldı. Asım Bezirci Verçekimli Karanfîl’i değerlendirirken ö n ce 19 5 0 19 6 0 dönem inin to plu m sal ve siyasal d u ru m u n a değin iyo r ve sonra şunları yazıyor: “ C a n s e v e r üçüncü eserini işte böyle b oğu cu bir o rta m d a ve d ö n e m d e yayınlıyor. Toplu m d aki tü m el bunalım ın (crise’ in) y a r a t­ tığı bu ortam ve dö n e m in , Yerçekimli Karanfil’in o lu ş u m u n d a da et­ kileri gö rü lü y or.” Bezirci’ye g ö re “ C a n s e v e r halk ge rçe kle rin e d e ğin m iy or a r­ tık. Dirlik Düzenlik’te olduğu gibi folklor ö ğelerin e b aş vurmuyor. Bı­ rakıyor to plu m cu lu ğu . Daha d o ğ ru su ; eksik, silik, dolaylı ve tehli­ kesiz bir to p lu m sallığa y ön eliy or.” O ysa C a n s e v e r “ Şiir y a p m a k to p lu m la ilgi kurmaktır en ö n ­ ce...T oplu m u n gereksinm eleri beni m akine dünyasını ç ö z ü m le m e ­ ğ e , onun şiirini y a p m a ğ a gö tü rü y o r.” diyor. Bezirci kitaptaki şiirleri “ y a p m a çiçek ler” e benzetiyor; Cans e v e r’ in “ biçim ciliğe kay d ığım ” ve “ k onusu, içeriği o lm a y a n ” şiire yöneldiğini savlıyor. “ Can sever insanı ve çevresini çokluk bir ‘ biçim, renk ve büyük­ lük’ olarak ele alıyor ve bu şiirlerde, bir ‘g ö rü n ü m ’ olarak işliyor.” Bezirci Yerçekimli Karanfîl’de C a n s e v e r ’ in “ alışılmışın dışında anlatım o lan a k la rı” aradığım , “ Garip” şiirinin etkisinden kurtulduğunu” , “ yeni bir şiire var­ m ak ” istediğini belirtiyor. Cansever şiirini eleştirmekle birlikte C a n s e ­ ver’ in “yeni bir aşam aya ulaştığını” ve “ İkinci Yeni olayına katılarak kendine özgü bir kişilik çizgisi çizdiğini” de söylemekten geri kalmıyor. Türk Dil Kurumu Ş iir Ö d ü lü ’ nü alan Ben Ruhi Bey Nasılım için Muzaffer U y g u n e r’ in d e ğe rlen d irm esi şöyle: “ ... bu kitap d e ğişe n bir toplum içinde eskilerden kalan Ruhi Beyin gü n lü k y aşam ı o d a ğ ın d a toplum üzerinde d u ru ldu ğu gibi Ruhi Beyin kendisi ve çevresiyle h e s a p la ş m a s ı, içsel ve dışsal ö ğ e ­ lerle oluşturulm uştur. Böylece, bir kişinin destanı yazılırken to p lu ­ mun da destanı yazılmıştır.” C a n s e v e r ise bir söyleşide D oğan Hızlan’ ın “ Türk Dil Kurumu şiir ödülünü kazanan Ben Ruhi Bey Nasılım’la ve onu izleyen Seuda ile


Seugi kitabınızla şiirinizde bir a ş a m a yaptığınız söyleniyor, ne d e rsi­ niz?” s o ru su n a sanatçı ve yaratısı konu su n d aki g ö rü ş ü n e d e açıklık getiren şu cevabı veriyor: “ Bir y ap ıta, o yapıtın yaratıcısının bakışıyla okurun bakışı a rasın d a her zam a n bir ayrım vardır. Sanatçı so n u çla ilgilenm ez, ilgilenemez. Hatta yapıtının g e r ­ çek de ğe rin i, etkisinin ne olab ileceğini kestiremez. Onun sevgisi ile ilgilidir d a h a çok. Y aratm a süresi içindeki şiir y a ş a m ı, şiir g ö rg ü s ü , şiir anısıdır aklın da kalan. Son iki kitabım la bir a ş a m a y ap ıp y a p ­ m a dığım ı bu yüzden kesinlikle s ö y le y em e m . Ben Ruhi Bey Nasılım ile Seuda ile Seufli’yi ne kad ar seviyorsam , söz gelim i, Kirli Acjustos’la Trayedyalar’ ı da o k ad a r seviy o ru m .”

Öm

er

E d İp C a n s e v e r

(8 A ğu stos 1 9 2 8 / 28 Mayıs 1986) “ 8 / 8 / 1 9 2 8 . B ab am Kur’ anın a rkasın a yazm ış d o ğ d u ğ u m t a ­ rihi. Sonra da nüfusa kayd ettirm iş.”

P “ P a s ” , “ P ath étiq u e” , “ Patron M asaya G e lir” , “ P e s ü s ” , “ Pet­ rol” , “ Phoneix” , “ P u s u d a ” C a n s e v e r ’ in P harfiyle b aşlayan şiir b a ş ­ lıklarıdır.

PARİS C a n s e v e r ’ in en çok g ö rm e k istediği yab an cı kent P aris’tir. P aris’ e gitm ek istediğini, Paris’ i gö rm e k istediğini her fırsatta dile


getirir. Ya çeşitli ned en lerden ve en g e lle r yüzünden p a sap o rt a la ­ maz ya da fırsat çıktığında o lum su z rastlantılar yüzünden bir türlü Paris’ e gid em ez .

R e s İm Cansever resim sanatına karşı da ilgi duyar. “ Resim deyince de hemen Orhan Peker hayranı olduğunu hatırlıyorum.” (Kızı Nuran Birol)

“ R e İs İ n T e k n e s i ” C a n s e v e r ailesi 19 6 2 yılından b aşlay a ra k yazları Fen erbahçe Dalyan’ daki yazlık evlerinde geçirirler. Bu evin konukları yaz b o ­ yu nca eksik olm az. Ev denize çok yakındır. Hem en a şa ğ ıd a k i koy­ da bir dalyan b ulunduğu için buraya “ Dalyan K o yu ” ya da kısaca “ Dalyan” den m ektedir. Dalyan ilginç bir yerdir. Sandalların karaya çekildiği kıyıya, ağaçların altına d e rm e ç a tm a bir iki kahve sığ ın ­ mıştır. Burası O ktay Rifat’ ın bir şiirine d e konu olmuştur. C a n s e v e r ’ in bir de teknesi vardır. “ Teknesi Dalyan Koyu’ nda durur, yazın her hafta sonu a d a la ­ ra gidilirdi. C u m artesi ge c e si bir koyda yatılır, midye pişirilir, e rte ­ si gün tek rar dö nülürdü. Teknenin bir adı yoktu a m a dostları ‘ R e ­ isin T e k n esi’ derlerd i.” (Kızı Nuran Birol) Teknenin böyle a d la n d ı­ rılması C a n s e v e r ’ in dostları için sık sık kullandığı “ reis” sözü yüzündendir. Dostları da C a n s e v e r ’ e çoğu zam an “ reis” diye seslenir. 19 6 8 yazında Fethi Naci ailesi B o ğ a z ’ ın Anadolu y a k a s ın d a , P a ş a b a h ç e ’ d e yazlıktadır. C a n s e v e r motoruyla oralara k ad a r uzar. “ Edip C a n s e v e r ’ in bir motoru vardı, Nuri A kay’ ı da alır, ge lir­ d i.” (Fethi Naci) Dostlarından bazıları da C a n s e v e rle r’ den sonra Dalyan’ a y azlığa g e lm e y e başlar. C a n s e v e rle r’ in Dalyan serüveni 19 6 9 yazıyla birlikte so n a erer.


SATAŞKANLIK C ansever özellikle içki masalarında çevresindekilere sataşmayı ve tartışmayı çok sever. Ama bu sataşm a ve tartışmalar hep edebiyat­ la ve özellikle de şiirle ilgilidir. Ç oğu zaman da Can sever sözü kendi şiirine, kendi şiir anlayışına getirir. Bu s a ta ş m a la ry a d a ta rtış m a la ry a rım kalırsa ertesi gün yeniden buluşulduğunda C an sever’ in bunları tekrar gü n d e m e getirdiği, bıraktığı yerden işe başladığı da olur. Fethi Naci Dünya Bir G ö lg e lik tir adlı anılar kitabında C a n s e ­ v e r’ in bu huyundan söz eder. Ç o k yakın dostlukları, arkadaşlıkları o lm asın a karşın C a n s e ­ ve r’ in kendi başlattığı bir tartışm a yüzünden nasıl darıldığını, s o n ­ ra da nasıl barıştığını anlatır.

S o n Kİ t a p C an sever’ in ölümünden bir yıl sonra, 19 8 7 Mayısı’ nda yayım la­ nan kitabı G ü l Dönüyor Avucumda’ mn girişinde şu açıklama yer alır: “ Bu kitaptaki yazıların büyük ço ğ u n lu ğu n u (kendi yazdıkları dışındakileri), şiirlerinden ö r n e k le r d e ek len e rek bir yapıta k on m ak üzere, ö lüm ün d en kısa bir süre önce, Edip C a n s e v e r seç m iş ve y a ­ y ım lan m ası ge rç e k le ş e m e y e n o derlem eyi, çok sevdiği torunu Emi­ ne Birol’ a a d a m ış tı.” Gül Dönüyor A v u cu m d a şu b ö lü m lerden oluşuyor: Son Şiirleri, Y aşam Ö yküsü, Şiir Üstüne, K on u şm alar, Eleştiriler/İncelemeler, Ardından. “ Son Şiirleri” b ölüm ündeki “ İki A d a ” başlıklı şiiri için bir a çıklam a yapılm ış: “ Aramızdan ayrıldığı g ü n lerd e Edip C a n s e v e r çok uzun bir şi­ ir üzerinde çalışm aktaydı. Bu şiirin ta m a m la n ıp şairince daktiloya çekilmiş, son düzeltmeleri yapılm ış gö rü n e n ilk üç bölü m ü n ü s u ­ nuyoruz.”


■v

y vy v/

E d İ p C a n s e v e r , U t k u V a r l i k , A z iz Ç a l i ş l a r , K e m a l v e M u s t a f a B e y

D a l y a n >d a k İ b a l k o n (S o l d a n ) N u r İ A k a y , B e r t a n O n a r a n , M u r a t B e l g e , M efh a r e t Ca n se v er , E d İp C a n sev er


K Ü Ç Ü K Y A L I, Ç A M L IK PLAJ VE K A H V E S İ, 1 9 5 8 ( S o l d a n ) K e m a l Ö z e r , A s im B e z İ r c İ, E d İ p C a n s e v e r , F e r İ d u n A k s i n , İ lh a n B e r k (ö n d e y a t a n ), (a r k a d a ) İlh a n B e r k ’ İ n e ş İ E d İb e v e o ğ l u A h m e t

O l t a y l a B A L IK T U T A R K E N , 1 9 6 9 , FO TO Ğ RA F: F E R İD U N A K S IN


C a n s e v e r , a sk e rlik sü resi d ış ın d a , şiird en hiç k o p m a m ış , şiiri sürekli g ü n d e m in d e t u tm u ş , şiir için ve şiirin iç inde y a ş a m ı ş ­ tır. “ Y aşam Ö y kü sü ” ve “ Şiir Ü stü n e” b ölüm lerindeki düzyazıla­ rının sayısı

io

’u

g e çm e z . Bu da C a n s e v e r ’ in y aşa m ı b oyunca k en di­

ni yalnızca şiire adadığının bir b a ş k a g ö stergesid ir.

«Ş a İ r İ n K a n i ” ŞA İR İN K A N I K an ıdır şairin bu sevilmeyen yü z G özleri bir köpeğin, bırakm ış köpeğini Tanrısız, kim sesiz, her şeysiz biraz G özleri bir başına insanlar gibi K an ıdır şairin ölümle kım ıldam az. K anıdır, bilirim , şairin kanı Kocam an bir aşk lekesi yıkanm ış eski evlerde K anıdır, bir adam k i düşürüp ellerini Önce yorgun ve asil, sonra mahzun ve ürkek B eyazı unutulmuş ortaçağ resimleri. K an ıdır şairin, gecenin her yerinden Sevişm eye gireriz korkunç ve bıçak gibi A çılıp ya ta k la ra am ansız güllerim izle Sanki biz her cinsel olayda biraz gemici B ir gidip bir geldiğim iz o h ayal illerinde. Yüzüdür şairin kanarsa yaln ızlıktan B ir yü z ki upuzun kadınsız günler gibi Ve n a sıl bir acıdır ki, acıyla anlatılm az B ir hiçin bir ağızla duraksız kem irildiği Ö yle bir sıkıntı k i ölümle kım ıldam az. Bu şiirin adı iki kitaba ad olur. Bunlardan biri, bir başka şairin, EDİP C A N S E V E R

57


Veysel Ç o la k ’ ın tümüyle Edip C an sever’ in şiirini incelediği kitabıdır: Şairin Kanı (1997) İkincisi A hm et O ktay’ ın yazılarını topladığı Şairin Kanı / Yazın­ sal Eleştiriler 1/ 19 5 4 -2 0 0 0 (20 0 1) başlıklı kitabıdır. Kitapta C a n s e ve r’ le ilgili “ C a n s e v e r ’ in Şiirine Ç ö zü m sel Bir Y a k la şım ” ve “ Y a b a n ­ cılaşm ış Bireyin Son Sözü ‘ Sevgilim Ö lü m ’ ” başlıklı yazılar yer alır. Ayrıca İlhan B erk’ in Güzel Irmak (1988) adlı kitabının ikinci b ölüm ü “ Şairin Kanı / P oetik a ” adını taşır.

Ta n p in a r , A h m e t Ha m d İ C a n s e v e r ’ in çocukluk yıllarının geçtiği S a r a ç h a n e b a ş ı’ nda, N ig âr hanım ad ın d a ve evinde birçok kedi besleyen bir komşuları vardır. N ig âr hanım eşi ve iki erkek kardeşiyle yaşar. K ardeşlerden biri so n rad an C a n s e v e r ’ in Kumkapı O rtaok u lu ’ nda velisi olan K e­ nan Tanpinar, öteki de Ahm et Hamdi T an pın ar’ dır. Küçük Edip’ in u nu tam adığı bir şey kom şu evin odaların dan birinin kitaplarla d o ­ lu olm asıdır. C a n s e v e r ’ in Ahm et H a m d i’yle tanışıklığı bu k o m ş u ­ luktandır. Tanpin ar 1 9 4 0 ’ h yıllarda, bir çeşit pansiyon olan Narmanlı Yu rdu ’ nda kalmaktadır. “ Bir gün... Evet, bir gün Tanpinar şiirlerimi g örm ek istiyor. 1718 yaşlarım dayım . Tünel’deki Narmanlı Yurdu’ na gidiyorum. Bana kocaman bir çay fincanıyla kahve sunuyor. G e ne kocaman m asasına oturup gözlüğünü taktıktan sonra, hiçbir bıkma belirtisi gösterm eden bütün şiirlerimi okuyor. Okuması bittikten sonra başını kaldırıp (iyice aklımda) ilk cümlesini söylüyor: ‘ Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!’ Tabii bu yargı iyiden iyiye yadırgatıyor beni, yi­ ne de anlamış görünerek çıkıyorum dışarı.” C a n s e v e r o radan ayrılm adan ön ce Tan pinar şiirle ilgili b aşk a sorular sorar, ortaya birçok resim serer, resm e nasıl b akılm ası g e ­ rektiğini anlatır, C a n s e v e r ’ e resm e ön em verm esini söyler. Valery’ den, müzikten söz eder. A hm et H a m d i’ nin p a n siyon u n dan çıkan C a n s e v e r h em en oradaki H aşet Kitabevi’ ne gider.


“ Bir sürü resim ald ım , V alery’ nin M e la n g e ’ ını a ld ım .” Fransızca ça lışm aya başlar. Bir gün Fransızca öğre tm e nin e Valery okum ayı ve çevirmeyi önerir. A m a ö ğre tm e n bir türlü çeviremez Valery’yi. “ Hoca çevirem ezse ben nasıl çevirirdim ilerde?” d e ­ yip bu işten vaz ge çe r. C a n s e v e r “ güzel a m a şiir d e ğ il” sözün e mim koyar. Bir a n la m d a da b o zg u n a uğram ıştır. Ama g e n ç y aşına ra ğ ­ m en, Ahm et H am d i’yi yerli yerine koym asını da bilir. “ Şu kadarını e k le m e k isterim ki, sonraları kitaplarını o k u ­ m am b ir y a n a , Türkiye’ nin en kültürlü sanatçılarından biriyle karşı­ laştığımı d a h a o gün an lıy o ru m .”

Torun C a n s e v e r ’ in, kızı Nuran Birol’ dan olan torunu Emine Birol’ la arası çok iyidir. Küçük Emine şair d e d e y e çekm iştir; d a h a ilkokula b aşlar b aşlam az , o k u m a y az m a ö ğre n in ce şiir y a z m a y a başlar. Rıfat İlgaz’ ın elinden de bir şiir ödülü alır. Ne yazık ki araya C a n s e v e r ’ in ölüm ü g ir e r ve şair d e d e bunları g ö r e m e z .

Uy a r , T u r g u t Turgut Uyar 1 9 6 7 ’ d e İstanbul’ a yerleşir. Bir süre sonra da hi­ kayeci R. T om ris’ le evlenir. Uyar’ ın İstanbul’ da olm ası C a n s e v e r Uyar arkadaşlığının koyulaşm asını sağlar. Sevdiği şair a r k a d a ş la ­ rından M u hteşem S ü n te r’ in ölü m ü n d en bir buçuk ay kad a r son ra bir b aşk a yakın arkad aşı olan Turgut Uyar’ ın ölüm ü C a n s e v e r ’ i çok etkiler (22 A ğu stos 19 8 5 ).

T U R G U T UYAR Kocam an bir avlunun ortasında durdu durdu içindeki bomboş avluya bakarak


Gökyüzünden arada bir oraya Ölü bir kuş y a düşüyor y a düşmüyordu. G örseydi içinin olmadığını Çekip onca çelenkten bir sap karanfili K oym ak ister m iydi hiç Bu ikindi vaktinin hırçın vazosuna. Güzleri kullanırdı o kadar sevmese de Dünyayı kullanırdı açıp da penceresini sonsuza Su içse suya benzerdi biraz Konuşsa (Jç beş kişi birikirdi herhangi bir kiişebaşında Yolu düşse de baksa m or-sarı b ir akşam kahvesine Ne kad a r eşleşirdi Van Gogh’un bakışıyla. Sevgiler gönderirdi nedense utanırdı da bundan G önderir gönderir geri alırdı bir gücenikliği sonra. Dün müydü, yü zyılla r mı geçti, bilmiyorum ki B ir y a z sonuydu ya ln ız den izi sıyırıp geçtik ik i tek votka içtik varm adan A şiyan ’a K onuşm adık hiç, nedense hiç konuşmadık A z sonra kalkıp g itti o K alakaldım ben oracıkta K apadım gözlerim i ardından gene birlikte olduk - Garson! bize iki tek votka daha. (G Ö S T E R İ, E K İM 1 9 8 5 )

is te r Doğu B eya zıtta karlar içinde büyüsün is te r bir düzlükte Tatvandan Vana doğru (S

uçtur

Çocuğun O

lm a k )


B ir çift Van sesi Van’ın doğurgan sesi Bin çift nar düşürülmüş g ib i dalından B u onun sesi Sessizce yağan karda nar sesi. Ü veyiktir Van ’da anmak anılm ak Ü veyiktir sanrının üvey kardeşi. Ve Tatvan ’a giden vapur bir de E kler bütün hüzünlere B ir sabah bir Van hüznünün özgünlüğünü. İyi geceler sana da Oğlum motoru ısıt İyi geceler Van Yolumuz bir başka Van’a, K a r s ’a. (S u A l t in d a K a n a t Ç

ir p a n

Ü v e y İk )

“Y e RÇEKİM Lİ K AR AN FİL” “ Yerçekim li Karanfil” şiiri C a n s e v e r ’ in ezb ere bilinen şiirle­ rinin belki en b aşın d a gelir. Bu şiiri ezbere bilmeyenlerin bile en azından iki dize belleklerinde yer etmiştir:

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Derken o karanfil elden ele. Yerçekim li Karanfil kitabı C a n s e v e r ’ in şiirinde bir dönüm noktası o lara k kabul edilir. Asım Bezirci “ Edip C a n s e v e r ” (19 6 1) başlıklı ça lış m a sın d a şöyle de ğerlendirir bu kitabı: “ Böylece C an se ver, “ G a rip ” önsözü n d e belirtilen ilkelerden EDİP C A N S E V E R

61


sıyrılm ağa yöneliyor. O. Veli- O. Rifat- M. C evd et üçgeninin şiire g e ­ tirdiği y a s a k la rd a n ku rtu lm ağa gidiyor. Artık klişeleşm iş, taklitçile­ rin elind e yıpranm ış olan bu yasakların dışında yeni bir şiire varm ak istiyor. Ve varıyor: Dirlik Düzenlik’tekinden ayrı bir şiir yaratıyor. K endisine özgü bir kişilik çizgisi çiziyor. Bu çizgiyle “ ikinci y e n i” olayına katılanlardan biri oluyor. O. Rifat, İ. Berk, C. Süreya, T. Uyar ve Ece A yh an’ ların yan ın d a y er alıyor. Buradan yöresine az az etki­ ler dağıtıyor. D iyeceğim , Yerçekim li K aranfîl’ le yeni bir a ş a m a y a ulaşıyor C a n s e v e r .” R. Tomris (Tomris Uyar) ise “ Bir D oğa Vatandaşı Edip C a n s e ­ v e r” (1966) adlı ç a lışm a sın d a bu kitabın önem ini şöyle vurgular: “ Yerçekim li Karanfîl’d e şiire görüntü ö ğesi yerleşiyor. C a n ­ sever, “ kuşa bin türlü bakm asını b ilen” bir şair olduğu için soylu g örü n tü ler kazandırıyor şiire, dil üstüne kafa yoruyor, genellikle kullandığı katı dörtlüklerden sıyrılıyor, şiirlerine o şiirlerin getird ik­ leri biçimi uyguluyor. Kitabın en önem li özelliği ço ğ u lla m ala rd a n çıkan tad: “ derken karanfil elden e l e ” , “ y ap rağ ın d a h a bir y a p ra ğ a d e ğ d iğ i” , “ hep birden bir şey oluyoruz işte” . G id erek iyimser, g ü ­ venli bir çağrıya d ö n ü ş ü y o r bu ç o ğ u lla m ala r. Bu a rad a ilerdeki C a n s e v e r ’ i h a b e r veren iki mısra gö z e ça rp ıy o r...” C a n s e v e r ’ in bu kitabıyla 19 5 8 Y ed itepe Şiir A r m a ğ a m ’ m aldı­ ğı u nu tulm am alı.

Y o k SAYDIKLARI C a n se ver ilk kitabı İkindi Üstü’ nü yok sayar, ikinci kitabı Dirlik Düzenlik’ten de yalnızca dört şiiri “ bütün şiirleri” ne ve “ toplu şiirleri” ne alır. Enis Batur ise C a n s e v e r’ in hiçbir kitabına alm adığı bir şi­ irden söz ed e r “ C a n s e v e r’ in ‘ Oyun O ynayanlar’ ı ” başlıklı yazısında. “ ‘Oyun O y n ayan lar’ Yeni Derçji’ nin 7 7 . ve 78. sayılarında (Şu ­ bat/Mart 1 9 7 1 ) y a y ım la n d ığın d a , çok etkilenm iştim 10 parçalık bu to p la m d a n . Yıllar geçti, hiçbir kitabına alm ad ı C a n s e v e r o n ları.” B atu r’ un bu kon u da sord u ğu soruya C a n s e v e r ’ in verdiği kar­ şılık ilginçtir: “ ‘ Oyun O ynayanlar’ hiçbir kitabım a g irem e y ece k . Y a­


yım landığı g ü n lerd e a n la ş a m a m ıştık zaten. B an a eklediği bir şey yok ki... b e n c e .” Baturyazısında C an sever’ in bu şiiri neden reddettiğini irdeler. C a n s e v e r ’ in kitaplarına a lm ad ığı bir b a ş k a şiirden de Hilmi Yavuz söz eder. Bu şiir “ Bir Sıra Dil B alığı” başlıklı şiirdir. “ Bu şiir onun kitaplarının hiçbirinde yoktur. Bir d e rgid e y a ­ yım lanm ış olabilir mi? - s a n m ıy o r u m .” (Hilmi Yavuz)

Za k k u m — Zakkumlara mezarlara yakın dikmeseler ne iyi — Ölümün renyi oluyor Ancak duyabildim. (D

öküm cü

N İko

ve

Arkad

a ş l a r i)

Üç çiçekten birini seudiriyorum yakama: Zakkum (S

era

O t e l İ)

(A

rm a la r

Zencİ - Kim söyler caz şarkılarını en iyi - Zenciler, zenciler - A m a sen beyazsın ne haber - Benim de kapkara yaptılar içimi. 6)


kitap-lık

K İ T A P - L I K

D E R G İ S İ N İ N

A R M A Ğ A N I D I R

A'dan z'ye edip cansever haz eray canberk yky 2003  
A'dan z'ye edip cansever haz eray canberk yky 2003  
Advertisement