Issuu on Google+

Kasım-Aralık 2016 | Sayı 5 | Fiyatı 7,5 TL www.tr67300.com

SEYAHAT FOTOĞRAF KÜLTÜR SANAT RÖPORTAJ

HAYRETTİN AKSOY | BALIKÇILIK | KENT MÜZESİ | RC UÇAK TEAM | BOCCE | SEDA KOLSUZ | DEM DERNEĞİ


arka oda Çorbada Tuzu Olanlar

#67300 K ü l t ü r S a n a t ve Ya ş a m D e r g i s i

KARADENİZ EREĞLİ

Yıl: 1 Sayı: 5 / Kasım - Aralık 2016 Yerel Süreli Yayın - Yayın Dili: Türkçe ISSN: 2458-9659 İmtiyaz Sahibi ve Yayın Yönetmeni Aykut ATEŞ (Sorumlu) aykut@tr67300.com Koordinatör Fulya DİNÇER fulya@tr67300.com Yazı İşleri Şeyma UZUN seyma@tr67300.com Abonelik & Reklam Sibel BOZKURT reklam@tr67300.com (+90 372) 316 47 00 Dizgi-Grafik ve Tasarım Mücahit Fatih ARSLAN grafik@tr67300.com 67300, AACS tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. 67300 isim ve yayın hakkı AACS’ye aittir. Yayımlanan yazı, fotoğraf ve konuların her hakkı saklıdır ve tüm sorumluluğu eser sahiplerine aittir. İzin alınmadan alıntı yapılamaz. Reklamların sorumluluğu reklam verenlere aittir. 67300, Basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.

2

Mehtap KINAY, Aysel TÜRKEKUL, Talat ÇERÇİOĞLU, Nuri DİKMEN, Melike GÖKÇEN, Handan TOPRAK, Mehmet Arif KÖKLÜ, Burhan ATEŞ, Kurtuluş AYYILDIZ, Sabriye AŞIR, Gürdal ÖZÇAKIR, Uğur SEZER, Mahmut TAŞDELEN Kapak Fotoğrafı Ersan ERSARI Yayıncı/Yapımcı/Yönetim

Aykut Ateş İnternet Danışmanlık Hizmetleri Müftü Mah. No:18/7 Kdz.Ereğli, Zonguldak Tel: (+90 372) 316 47 00 www.aacs.com.tr Sosyal Medya facebook.com/tr67300 twitter.com/tr67300 instagram.com/tr67300 Baskı Ses Reklam Web www.tr67300.com


sözün özü

2016’nın son sayısından merhaba... Sonbaharın etkisiyle doğadaki etkileyici görsel değişim kendini göstermeye başladı. Karadeniz’in tüm güzelliklerine sahip Ereğli’mizde de yeşil ve kahverenginin her tonunu görmek ve bu ortamın keyfini çıkarmak mümkün. Siz de hafta sonları vakit buldukça civar köyleri gezme fırsatı yaratabilir veya şehir merkezinde, sahil kenarında yada Erdemir Lojmanlarında yürüyüşe çıkarak kendinize vakit ayırabilirsiniz... Yeni yıl öncesinde, Kasım-Aralık sayımızla yine sizlerin karşısındayız. Hazırlık sürecinde ekip olarak büyük bir özen ile çalışarak 5.sayımızda farklı konu ve konuklarla sizleri buluşturduk. Öncelikle “İçimizden Biri” bölümünde, yine mesleklerinde başarı Ereğli’li dostlarımız konuğumuz oldu. Bu sayımızın sürpriz konuğu ise; Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin. Baş Köşe bölümünde; Ereğli’nin başarılı ve saygın iş adamlarından Hayrettin Aksoy; kendisiyle gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette, geçmişini ve mesleğinde yaşadığı tecrübeleri bizimle paylaştı.

Bu sayımızda yine farklı konularda farkındalık yaratabilecek köşe yazıları sizleri bekliyor. Ayrıca “Eskilerden Kim Kaldı” Bölümünde; torunu Seda Kolsuz, Çanakkale Zaferi Gazilerinden Kolsuz Ahmet Ağa’yı ve anılarını anlattı. Seyahatname bölümünde ise restore edilen ve Kdz. Ereğli Belediyesi Kent Müzesine dönüşen Cıbıroğlu Konağı birlikte gezdik. Bu sayımızda, farklı kuşakları ve yaşadığı sorunları güzel bir dille anlatan Evrim Kuran’ın TEDx konuşmasını özellikle okumanızı tavsiye ediyorum. . Yeni yıldan itibaren farklı sürprizlerle karşınızda olmaya devam edeceğiz. Bunlardan biri dergimizde yer alan konulara ait videoları artık düzenli olarak “67300 TV” Youtube kanalımızda bulabilecek, sokakta dolaşırken her an “67300 Sokakta” ekibinin keyifli soruları ile karşılaşabileceksiniz. Şimdi ise sizi yeni sayımızla baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar...

“Delilik; sürekli aynı şeyleri yapıp, her defasında farklı sonuçlar beklemektir.”

Albert Einstein

4


içindekiler

28 50

74 85 6

8 8 10 12 14 16 18 18 20 22 24 26 28 33 34 34 36 38 39 40 42 44 48 50 54 56 60 64 65 66 70 71 72 74 80 84 85 88 91 95 96 100 101 103

kültür sanat kitap film albüm web etkinlik içimizden biri Murat Yetkin Bilgehan Alagöz M. Burak Makaracı Tuba Örüklü tek kare | Uğur Sezer başköşe | Hayrettin Aksoy tek kare | Uğur Sezer köşe yazıları Mehtap Kınay Aysel Başkaya Türkekul Talat Çerçioğlu tek kare | Uğur Sezer Handan Toprak Nuri Dikmen Melike Gökçen unutulmayan kareler meslekler | Balıkçılık iz bırakanlar | Prof. Dr. Mübeccel B. Kıray sivil toplum | Kdz. Ereğli Beşiktaş Tar. Dern. mini anket eski-yeni Ereğli bir zamanlar Ereğli eskilerden kim kaldı | Kolsuz Ahmet Ağa çengel bulmaca | M. Arif Köklü kare bulmaca | Burhan Ateş eski gazete seyahatname | Kent Müzesi konferans | Evrim Kuran burası neresi özel konu | Bocce özel konu | Kdz. Ereğli RC Team sivil düşün | DEM Derneği ilginç bilgiler mekan instagram’da Ereğli Rehber karikatür | Kurtuluş Ayyıldız


kültür-sanat kitap önerileri Elveda Güzel Vatanım Ahmet Ümit | Everest Yayınları 1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami’nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı? Kırmızı Saçlı Kadın Orhan Pamuk | Yapı Kredi Yayınları İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür? Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın’da bizi otuz yıl önce İstanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.

Körlük Jose Saramago | Can Yayınları Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlaki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır.

Sol Ayağım Christy Brown | Nemesis Kitap Chiristy Brown doğuştan beyin felci kurbanıydı. Ancak bu talihsiz küçük bebek İrlanda edebiyatının devleri arasında yerini alacak bir yazarın muhteşem hayal gücüne ve duyarlı zekasına sahipti. Bu, Chiristy Brownın kendi yaşam öyküsüdür. Brown, çocukluğunda okumayı,yazmayı, resim yapmayı ve nihayet daktilo kullanmayı öğrenmek için verdiği mücadeleyi ve bütün bunları sol ayağını kullanarak nasıl yaptığını anlatıyor.

8


kültür-sanat film önerileri

10

1

Fight Club Dövüş Kulübü 1999 | IMDB: 8,8

Benim Dünyam 2013 | IMDB: 7,5

2

3

Mucize 2015 | IMDB: 7,5

The Walk Line Sınırları Aşmak 2005 | IMDB: 7,9

4


kültür-sanat albüm önerileri

1

Doğan Canku ile 50 Yıl | 2016

3 25 | 2015 Adele

12

Greatest Hits | 1992 Gloria Estefan

2

Hiç Konuşmadan | 2013 Mehmet Erdem

4


kültür-sanat web sitesi önerileri

1

2

Egoist Okur | egoistokur.com

Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği | www.kimlanbuhayatiminerkegi.com

3 Yol, Yemek, SSK | www.yolyemekssk.com

14


etkinlik

“Bir Delinin Hatıra Defteri” Tiyatro Oyunu 15 Eylül 2016 Nikolay Gogol’un en sevilen öykülerinden biri olan ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ 50. yıl kutlaması kapsamında 15 Eylül 2016 tarihinde Kdz. Ereğli AKM’de sahnelendi. Tiyatro sonunda Genco Erkal dakikalarca ayakta alkışlandı.

“Sokakta Satranç Var” Turnuvası 18 Eylül 2016 Türkiye Satranç Federasyonu tarafından ilk kez geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen ve kısa zamanda tüm ülkeye dalga dalga yayılan “Sokakta Satranç Var” projesi kapsamında 18 Eylül 2016 tarihinde Kdz. Ereğli’de Ereğli Satranç Eğitim Merkezi tarafından Amfi Tiyatro’da gerçekleştirildi. Bu etkinlikte çocuklar buluşup sokakta satranç oynamanın keyfini yaşadılar.

“Süslü Kadınlar” Bisiklet Turu 25 Eylül 2016 İlk olarak geçtiğimiz senelerde İzmir’de düzenlenen Süslü Kadınlar Bisiklet Turu, bu yıl da Türkiye’nin 28 şehrinde olduğu gibi Kdz. Ereğli’de Bisikletsever Kadınlar tarafından 25 Eylül Pazar günü düzenlendi. Bisikletli kadınların da trafikte olduğu konusunda farkındalık yaratmak amacıyla kadınlar düzenlenen etkinlikte Kdz. Ereğli trafiğine renk kattılar.

Radyo Kontrollü Model Yatlar Şampiyonası 14-16 Ekim 2016 14-16 Ekim 2016 tarihleri arasında Türkiye Yelken Federasyonu Radyo Kontrollü Model Yatlar Şampiyonası Polisevi güzergahında gerçekleştirildi. Meraklılarının ilgiyle takip ettiği etkinliğe Kdz. Ereğli Yelken İhtisas Kulübü ev sahipliği yaptı.

Güldane Akbulut Resim Sergisi 18 Ekim 2016 18 Ekim 2016 Salı günü Akarca Mah. Osman Zeki Oral sokakta yer alan Kdz. Ereğli Belediyesi Kent Müzesi; Ressam Güldane Akbulut’un katkılarıyla hazırlanan Kdz. Ereğli konulu eserlerin de yer aldığı sergiye ev sahipliği yaptı.

16


içimizden biri

Murat YETKİN > Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1959 Gaziantep doğumluyum. Ereğli Nimet İlkokulu’ndan, TED Kdz Ereğli Özel Lisesi’nden ve ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Gazeteciliğe 1981 yılında askeri rejim koşullarında Bülent Ecevit’in çıkardığı Arayış dergisinde başladım ve hep gazeteci olarak çalıştım. BBC World Service, AFP ve Deutsche Welle gibi uluslararası basın kuruluşlarında muhabirlik yaptıktan sonra İngilizce yayınlanan, o zamanki adıyla Turkish Daily News gazetesinde Diplomasi ve Savunma editörü olarak haber yöneticiliğine başladım. Kanal-D ve Show TV’de televizyon haberciliğine geçtikten sonra Türkiye’nin ilk 24 saat haber televizyonu olan NTV’nin kuruluşunda Ankara Temsilcisi olarak görev aldım. Yazılı basına Sabah ile döndüm ve 2001-2011 arasında on yıl Radikal gazetesinin Ankara Temsilcisi ve siyasi yazarı olarak çalıştım. O arada Bilkent ve TOBB ETÜ üniversitelerinde misafir öğretim üyesi olarak ders de verdim. Halen, yeni adıyla Hürriyet Daily News gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı olarak çalışmakta, aynı zamanda Hürriyet için de haber ve makaleler yazmaktayım. 18

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucuları arasındayım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve ODTÜ Mezunlar Derneği üyesiyim. En son ne zaman Ereğli’ye geldiniz? Bu süreçte Ereğli’de nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz? Ereğli’ye sanırım en son 10 yıl kadar önce geldim. Görmediğim sürece Ereğli’yi çok değişmiş buldum; şehirleşme açısından olumlu yönde ama doğayı koruma açısından o kadar değil. Ereğli’nin en çok neyini özlüyorsunuz? Ereğli’de en çok çocukluk ve ilk gençlik yıllarımı özlüyorum. Sıkıntılar vardı ama mutlu bir çocukluktu. Biz lojmanlarda otururduk. Şimdi yoklar. Neyse ki ziyaret ettiğimiz sırada çocuğuma


Ereğli ile ilgili en çok çocukluk ve ilk gençlik yıllarımı özlüyorum. Sıkıntılar vardı ama mutlu bir çocukluktu. gösterebildim eskiden oturduğumuz evi. Ereğli’nin ve fabrikanın sağladığı imkanlar olmasa, bugün burada olamazdım, onu kesin olarak biliyorum. Müteşekkirim.

üniversite tavlası partileri ve üniversite zamanı geldiğinde büyüdüğünüz şehirden hüzünlü ayrılık.

Ereğli ile ilgili hatırladığınız yada unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Klasik olacak ama, çilek, çelik ve denizle yeşilin harika birlikteliği.

O kadar çok ki… Kantinde sinema-yemek keyifleri; Barış Manço konserleri mesela; Gülüç barajında kürek kampı, yarışlar; Erdemir plajı asitli sudan kirlenince Belediye plajına taşınmalar; kar yağdığında abilerin merdivenle kayışına imrenme ve onların yanında kızakla kayma; bahar-yaz aylarında böğürtlene, eriğe, incire ‘dalma’; grev zamanları şehrin bir başka hareketlenmesi, grev bittiğinde yaşanan canlılık; Cumhuriyet fırınından akşam üzeri taze çıkan susamlı çubuk eşliğinde Çınaraltı’nda

Ereğli denildiğinde aklınıza gelen 3 şey nedir?

Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Boş zamanım olduğunda eski harita ve kitaplarla uğraşmaktan; toplamaktan hoşlanırım. Bunda bana okuma öğreten rahmetli Kadri Yetkin dedemin aynı zamanda harita okumayı öğretmesinin ve ilk öğretmenim Yurdagül Hanım’ın bunu görüp beni Harita Kolu yapmasının payı var sanırım. Hayatta sizi en mutlu eden şey nedir? Hayatta beni en mutlu eden şey kızımın doğumu olmuştur. 19


içimizden biri

Bilgehan ALAGÖZ > Marmara Üni. Ortadoğu Araştırmaları Ens. Öğr. Görevlisi Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1980’de Kdz Ereğli’de doğdum. İlkokulu Turgutreis İlkokulu’nda, ortaokul ve liseyi Kdz. Ereğli Anadolu Lisesi’nde okudum. Daha sonra lisans eğitimimi İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde (1998-2002), yüksek lisans (2002-2004) ve doktorayı (2007-2013) Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nde tamamladım. 2008 yılında ABD’deki Wisconsin Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Programı’nda misafir araştırmacı olarak doktora araştırmalarımı sürdürdüm. 2007 yılından bu yana Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktayım. Çalışma konularım, Ortadoğu Araştırmaları, İran Dış Politikası ve Türk Dış Politikası. En son ne zaman Ereğli’ye geldiniz? Bu süreçte Ereğli’de nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz? 1998’e yani üniversiteyi kazanana kadar hayatım Ereğli’de geçti. Sonrasında yaz ve kış tatillerinde sürekli Ereğli’ye gidip geldim. Anne ve babamın birkaç yıl once Ankara’ya taşınmasına bağlı

20

olarak eskisi kadar gidip gelemesem de babaanne, büyükbaba ve aile dostlarını ziyaret amacıyla belli aralıklarla Ereğli’ye gidip geliyorum. En son bir yıl önce Ereğli’ye geldim. Ereğli’de değişen çok şey var. Öncelikle tüm yetişme dönemimde oturduğumuz Yalı Caddesi’nin yeni hali ve önüne yapılmış olan üst geçit beni hayal kırıklığına uğrattı. Zira oranın kendine özgü bir dokusu vardı. Evden kesintisiz bir şekilde denizi görebilirken artık önümüzde adeta bir cümbüşün yer alması benim açımdan Ereğli ile ilgili talihsiz bir gelişme. Keza okulum Anadolu Lisesi’ne giden yoldaki değişiklikler, lojmanlar mevkisindeki dönüşüm çocukluğumdaki Ereğli’den epey uzak bir görüntü çiziyor. Bununla beraber Ereğli’de birçok yeni café restaurant, alışveriş merkezinin açılması şehre bir hareket katmış. Ereğli’nin en çok neyini özlüyorsunuz? Ereğli ile ilgili o kadar çok şeyi özlüyorum ki... Çınaraltında saatlerce oturmayı, sahil boyu yürümeyi, köylü pazarından alışveriş yapmayı, Ereğli pidesini, Ulaş Büfe’nin hamburgerini, keş simitini... Ancak belki de en çok Çarşı’ya her indiğimde tanıdık birileriyle rastlaşmayı, yani Ereğli’nin kendine özgü samimiyetini...


Ereğli ile ilgili hatırladığınız yada unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? Ereğli’de o kadar çok anım var ki... Ereğli benim geçmişim ve aslında bugünüm. Sahip olduğum her şeyi orada aldığım eğitime, Ereğli’nin bana verdiği kültüre ve vatandaşlık bilincine borçluyum. Bizler Ereğli’de yaşarken belki olanaklar kısıtlıydı; ancak Ereğli’nin kendine has özellikleri sayesinde değişime ve gelişime açık bireyler olarak yetiştik. O sebeple birçok büyükşehirde yaşayan kişiye göre rafine zevklerimiz ve ideallerimiz oluştu. Ereğli aynı zaman da benim çocukluğum. Her camı açtığımda gördüğüm Erdemir limanındaki iş makinalarını o zamanın meşhur çizgi filmi Voltran zannederdim. Geceleri makinaların denize yansıttığı kırmızı ışıklara bin bir anlam yüklerdim. Hala aklıma geldikçe gülümserim. Ereğli denildiğinde aklınıza gelen 3 şey nedir? Kdz. Ereğli Anadolu Lisesi, Erdemir, Osmanlı çileği.

Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Yoğun çalışma hayatı ve İstanbul’un yarattığı koşturma sebebiyle pek fazla boş vaktim olmasa da fırsat buldukça seyahat etmeyi ve farklı yerler keşfetmeyi seviyorum. Aynı zamanda çok sık olmasa da belli aralıklarla Ereğli’den bana miras daimi dostlarımla buluşup vakit geçirmeye çalışıyorum. Hayatta sizi en mutlu eden şey nedir? Yıllar içinde insan kendini daha iyi tanıyor. Kendimi tanıma serüvenimde fark ettim ki mutluluk büyük oranda kendimizle ilgili bir durum. Hayata nasıl baktığımızla ve karşımıza çıkan iyi-kötü her ne var ise bunları nasıl algıladığımızla ilgili... Beni en çok ne mutlu ediyor? Samimi ve içten bir sohbetin içinde yer almak, benimle olmaktan mutlu olan insanları görmek, emek verilen bir işin parçası olmak, topluma faydalı bir birey olabilmek, geleceğe umutla bakabilmek...

Ereğli ile ilgili o kadar çok şeyi özlüyorum ki... Ancak belki de en çok Çarşı’ya her indiğimde tanıdık birileriyle rastlaşmayı, yani Ereğli’nin kendine özgü samimiyetini... 21


içimizden biri

M. Burak MAKARACI > AVM Müdürü Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1975 Haziran ayında Kdz.Ereğli de doğdum. Ted Kdz.Ereğli Koleji ’nin , okul numarası 5 ile , ilk mezunlarındanım. Devamında Balıkesir Üniversitesi’nde Turizm ve Otelcilik, Anadolu Üniversitesi’nde İşletme ve Galatasaray Üniveristesi’nde Yönetim Bilişim Sistemleri üzerine yüksek öğrenime devam ettim. Üniversite yıllarında çeşitli radyo ve televizyonlarda programlar yaptım. Yine aynı dönemlerde çeşitli otellerde çalışarak öğrencilik yıllarımda harçlığımı çıkardım. Profesyonel iş hayatına 1996 yılında havacılık sektörü ile başladım. Türk Hava Yollarında Kabin Görevlisi (steward) olarak 7 sene hizmet verdim. Daha sonraki yıllarda Metro-AG, Yıldız Holding, Özak Global Holding gibi ulusal-uluslararası firmaların alışveriş merkezlerinde yönetici olarak çalıştım. Halen İstanbul’da, bir alışveriş merkezinde genel müdür olarak iş hayatıma devam etmekteyim. Evliyim; Batu ve Bartu adında iki tane oğlum var. En son ne zaman Ereğli’ye geldiniz? Bu süreçte Ereğli’de nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz? 1993 yılında Kdz.Ereğli’den ayrıldıktan sonra senede bir kaç kez fırsat buldukça gelirdim. İş-özel hayat yoğunluğu sebebiyle son yıllarda ancak senede bir kez gelme fırsatı bulabiliyorum. En son 2015 yılının Kurban Bayramında gelmiştim. 90’lı yılların sonları 2000’li yılların ortalarına kadar şehir içi sahilin 22

düzenlenmesi, festivallerin yapılması gibi etkinliklerin de ön plana çıkmasıyla Ereğli’de ekonomik ve sosyal yaşamdaki canlılık, Kdz.Ereğli’mizin ulusal basında tanıtımı özlemimizi arttıran en önemli etkenlerdi. Son yıllarda göçlerden kaynaklanan nüfus oranı, artan hava kirliliği, işsizlik, yoğun trafik-park sorunu, düzensiz yapılaşma (şehir içerisindeki yeşilliklerin azalması, uyuyan güzel tepesini bile görmek zorlaşmış, lojmanlar yıkılmış, çocukların sokakta oynayacağı yeşil alan kalmamış vb.) Alaplı-Ereğli arası yapılan sahil yolunun deniz kıyısından faydalanılmasını zor hale getirmiş olması maalesef o şirin deniz kıyısı şehrimizin dezavantajları olarak karşımıza çıkmaya başladı. Kısaca küçüklüğümüzdeki o eşsiz denizimizin mavisini, temizliğini, doğamızın canlı yeşilini sadece anılarımızda buluyorum. Ereğli’nin en çok neyini özlüyorsunuz? Çınaraltı sohbetlerini, Erdemir sinemasını, İstanbul yol ayrımını , Bozhaneyi, sahilden güneşin batışını izlemeyi, deniz fenerinden Ereğli’mize bakmayı ve tabi ki hiç eskimeyen, yıllar geçse de sohbetlerimize kaldığımız yerden devam ettiğim dostlarımı, arkadaşlarımı...Kısaca gençlik yıllarımdaki Kdz.Ereğli’mizi... Ereğli ile ilgili hatırladığınız yada unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? Ted.’de 10. Sınıftaydık; havaların ısınmaya başladığı, baharın geldiğini hissettirdiği ve içimizin cıvıl cıvıl olduğu sıradan


Küçüklüğümüzdeki o eşsiz denizimizin mavisini, temizliğini, doğamızın canlı yeşilini sadece anılarımızda buluyorum.

bir gündü. Böyle güzel bir günde öğleden sonra okulu asmamak olmazdı. Günümüzün geri kalan kısmını bizleri kimsenin göremeyeceği 10.km nin oradaki koyda geçirmek için yola çıkmıştık. Orada hem piknik yapacak hem de denizin ilk sezonunu açarak midye çıkartacaktık. Midyelerimizi sağdan soldan toplayacağımız odunlarla ateş yakıp üzerine yine kıyıdan bulduğumuz bir teneke parçasının üzerine koyacak, midyeler açıldığında midemize indirerek ziyafet çekecektik. Bu hedef doğrultusunda 3 kafadar yola çıktık. Otobüsle 10. km ye gittik, kimsecikler yok, havada uçuşan kuşların sesleri, çarşaf gibi bir deniz… Her şey mükemmeldi. Bir abimizin sandalıyla denize açıldık ve sezonu açtık. Midyeleri çıkardık; son bir kaç dalış hamlesinde ise sandaldaki abimizin telaşlı hareketleri dikkatimi çekti bir yandan da ‘çabuk bu tarafa gelin’ diye bağırıyor. Biz de elimizdeki midyelerle birlikte nasıl sandala gideriz telaşı. Derken arkamdan gelen seslere döndüm. Ve durduğum noktanın bir kaç metre ilerisinde havada bir yunus balığıyla karşılaştım! O anda elimdeki midyeleri nasıl suya bırakıp sandala çıktığımı hatırlamıyorum. Hayatımdaki en hızlı yüzme süresini gerçekleştirdiğim gün, o gündü. Kdz.Ereğli ye her gelişim ve gidişimde oradan geçerken bu anım

canlanır gözlerimde. Ereğli denildiğinde aklınıza gelen 3 şey nedir? İlki ailem ve yılların eskitemediği dostluklar, ikincisi doğası, üçüncüsü ise pide, simit ve Osmanlı Çileği. Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Her gün sabah 05:00’te kalkıyor ve kendime zaman yaratmaya çalışıyorum. Beşiktaş-Bebek sahil boyunca bisiklete binerek Boğaz manzarasının tadını çıkartmaya çalışıyorum,hatta bu vesileyle son yıllarda değişik birkaç bisiklet grubuna takılmaya başladım. Bir labradorumuz var aynı şekilde her gün onu belli parklarda mutlaka gezdiriyorum, değişik insanlarla tanışıyorum.Hayvan severler grubumuz ile bazı günler etkinlikler yapıyoruz. Boğaz demişken, balık tutmaya da vakit buldukça zaman ayırıyorum ve haftanın 4 günü mutlaka yüzerim. Ayrıca İstanbul’daki Ted Torch Lokaline mümkün olduğunca gitmeye de özen gösteriyorum. Hayatta sizi en mutlu eden şey nedir? Ailem ile geçirdiğim paylaşımlar, iş hayatımdaki başarılar, kuzenlerim ve dostlarımla sohbet etmek. 23


içimizden biri

Tuba ÖRÜKLÜ > Mimar Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1973 yılında İzmir’de doğdum. Ereğli’ye 1981 yılında geldik. İhsan Yılmaz İlkokulundan mezun oldum ve Ereğli Anadolu Lisesinde eğitimime devam ettim. Üniversite ve yüksek lisans eğitimimi Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlik bölümünde tamamladım. Şu anda hayalim ve baba mesleğim olan mimarlığa dünyaca ünlü Fransa’daki Louvre Müzesinin ikincisi olan Dubai Louvre Müzesi inşaatında Dizayn Yöneticisi olarak devam etmekteyim. En son ne zaman Ereğli’ye geldiniz? Bu süreçte Ereğli’de nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz? Ereğli’ye her sene gelmeye çalışıyorum. Biz Ereğli’liyiz, annem ve babam oradalar. Ama 9 yıldır yurtdışında yaşayınca bu geliş gidişleri istediği gibi ayarlayamıyor insan. Ereğli’ye en son geçen yıl Anadolu Lisesi mezuniyetimin

25. yılında gelmiştim. Benim Ereğlim; herkesin birbirini tanıdığı, insanların birbirine hoşgörüyle baktığı, selam verdiği, sinemaları olan, tiyatro gösterileri olan cıvıl cıvıl, sımsıcak bir şehirdi. Açıkcası son gelişimde tüm Türkiye’de tanık olduğum o değişime Ereğli’de de rastladım. İnsanlar birbirinin yüzüne bakmıyor, sinirli, anlayışsız ve en ufak bir problemde kavga çıkaracakmış gibi davranıyorlardı. Bir de yıllar içinde kent dokusu maalesef bozuluyor ve Ereğli’nin elindeki en önemli tarihi miraslar yok oluyor. Mesela çarşı içindeki tarihi set duvarı bir yağmurda yıkılmış ve yerine betondan bir set yapılmış, ya da tarihi bozhane hamamı, her geçen gün kaybolup gidiyor. Şehirler kendi geçmişlerine sahip çıkmalı, kendine; öz kent dokusuna sahip çıkan şehirler, kendi ekonomilerini sürdürülebilir hale getirip daha da gelişirler, bunun birçok örneğini Avrupa’da görüyoruz. Ereğli için dileklerimiz, isteklerimiz hiç bitmez.

Çınaraltı, Hasan Kuru’nun Pidesi, annemin eczanesinde annemle kahve içmek. Bunun dışında çocukluğum, Askeriye Plaji, Ereğli’deki günbatımı en çok özlediklerim arasında. 24


Ereğli’nin en çok neyini özlüyorsunuz? Çınaraltı, Hasan Kuru’nun Pidesi, annemin eczanesinde annemle kahve içmek. Bunun dışında çocukluğum, Askeriye Plaji, Ereğli’deki günbatımı en çok özlediklerim arasında. Ereğli ile ilgili hatırladığınız yada unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? 1991 senesi, üniversite sınav sonuçlarını bekliyorum. O gün sürücü kursundayken babam geldi ve bana mimar oluyorsun tebrik ederim diyerek haber verdi; üstelik Mimar Sinan Üniversitesini kazanmıştım. Hayallerimin okulunu ve mesleğini kazanmış olmanın sarhoşluğu hiç geçmedi ve inanın halen devam ediyor. Üniversite sonuçlarının öğrenildiği o hafta Ereğli’de karşılaştığım neredeyse herkes bana ismimle hitap etmek yerine, mimar hanım dedi. Kendimi büyük işler başarmış gibi hissettiğim harika bir haftaydı. Ereğli denildiğinde aklınıza gelen 3 şey nedir? Evim, Çınaraltı, gençliğim... Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? En sevdiğim şey hafta sonlarında arkadaşlarımla beraber büyük sofralar kurup, saatlerce sohbet ederek keyifli vakit geçirmek. Yoğun çalışma hayatında en çok özlediğim şey ailem, arkadaşlarım ve evim. Evden hiç çıkmadan geçirilmiş bir gün benim için çok önemli; kitap okumak, film seyretmek vazgeçilmezlerim. Bir de bol bol seyahat etmek olmazsa olmazım. Hayatta sizi en mutlu eden şey nedir? Ben çok kolay mutlu olabilen bir insanım ama en büyük mutluluğum evde otururken bir anda kızımın sesini, kahkahalarını duymak ve onun sağlıklı, mutlu olduğunu bilmek.

25


tek kare fotoğraf: Uğur SEZER


baş köşe Hayrettin AKSOY

Doğru Zamanda Doğru Tepki, İyileşmeyi Başlatır...

Bu sayımızda Baş Köşe bölümümüzün konuğu Ereğli’nin başarılı ve saygın iş adamlarından Hayrettin Aksoy’du. Kendisiyle çocukluğu, ailesi ve tecrübelerini konuştuk. Gerçekleştirdiğimiz keyifli ve içten sohbet için tekrar teşekkür ediyoruz. Hayrettin Bey, bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Ben 1949 yılında Tokat Niksar’da doğdum. İlkokul ve ortaokulu Niksar’da okudum. Liseyi ise o dönemde ilçemizde olmadığı için Tokat’ta yatılı okudum. Sonra İstanbul maceram başladı. İlk önce İstanbul Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisine başladım. Bir yıl okuduktan sonra idealimdeki mesleğin Fransızca öğretmenliği olmadığını anlayıp tekrar sınavlara girdim. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesine geçtim ve Matematik Fizik 28

bölümünü bitirdim. Okul devam ederken bir taraftan da çalışmaya başladım. İstanbul’daki çalışma hayatım benim geleceğe bakış açımı ve planlarımı da değiştirdi. Hayalim üniversiteyi bitirmek, Niksar’a yerleşip evlenmek ve dedemin çiftliklerini yönetmekti. Ama hayat beni çok farklı yerlere sürükledi. Genelde beni Borusan’dan dolayı nakliyeci diye bilirler ama kamyonculuk bizim ailede dede mesleği. 1946’dan bu tarafa dedemin, amcamın, babamın kamyonları vardı. Dedem kamyoncu Hacı Mehmet Ağa, babam kamyoncu Turan diye tanınır.


Bizi de kamyoncu olarak tanınmayalım diye okuttular ama işte kaderin cilvesi; yıllar sonra biz de kamyoncu olduk:) Dedem, benim çok örnek aldığım ileri görüşlü bir insandı. Niksar gibi bir ilçede Şoförler Derneğini kurmuş ve 17 sene yöneticiliğini yapmış. Babam ve amcamın ticari yönden bayrağı iyi taşıyamadıklarını düşünürüm. Çünkü 1950’li yıllarda 3 arabanız varken şimdiye filolarınızın olması gerekir.

Yıllarca çalıştığınız Borusan’la yollarınız nasıl kesişti? Kadere çok inanmam diyorum ama; bir rüzgar aldı beni ve bir yerlere getirdi. O zamanlar İstanbul’da köprü yoktu. Anadolu’dan karşıya vapurla geçiyorduk. Arabalı vapurda çok yakın bir tanıdığıma rastladım. O da Tokat Niksarlıydı. Babamı sordu ve Tokat’ta olduğunu söyleyince, ‘Ustaya söyle kamyonları da alsın

1950 yılı (Hayrettin Aksoy ve Halası)

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Hatırladığım çok fazla bir şey yok ama ilçedeki ilk üç tekerlekli bisikleti dedemin bana getirdiğini unutamam. Bisikleti o kadar çok arkadaşlarımla paylaşırdım ki bana zor sıra gelirdi. Sokaklarda çelik çömlek oynardık. İlk futbol topumu da dedem almıştı. Çok iyi top oynadığımı hatırlarım. Kavga etmeyi hiç sevmezdim. Arkadaşlarım, anneleri hep beni örnek gösterdikleri için içten içe bana çok kızarlardı.

gelsin, Borusan’da iş var çalışacak araç arıyorlar.’dedi. O şekilde ailem de 1973 yılında İstanbul’a yerleşti. Babam vefat edeli 20 yıla yakın oldu, annem çok şükür iyi, hala İstanbul’da yaşıyor. Bu sırada ben 1973 yılında evlendim. Eşim Nurten Hanım, İstanbul Beykoz’lu. Ama kim kimi kandırdı, o kısmı bilmiyorum:) Erken evlenmek, erken yol almak anlamına geliyor. 1 yıl sonra 1974 yılında Mehmet doğdu. O sıralarda Borusan’da Nakliye Departmanının ismi Boru Nakliyat’tı. Her hafta gidip babamın taşıma 29


faturalarını götürüp nakliye paralarının tahsilatını yapıyordum. Borusan’da çalışmak istediğimi söyledim ve üç ay sonra Borusan’da işe başlamıştım. 3 ay İstanbul’da çalıştıktan sonra 1978 yılında Ereğli’ye gider misin dediler. Ereğli’yi bilmiyordum, gördükten sonra karar vereceğimi söyledim. Ereğli’ye geldim. Seydi Cöbekoğlu’nun dükkanının üzerindeki iki kat Boru Nakliyatın ofisi ve lojmanı olarak kullanılıyordu. Kabul ettim ve buraya yerleştim. İkinci oğlum Levent, Ereğli’de doğdu. O döneme kadar hiç bilmediğim şehir olan Ereğli memleketim oldu. 1985 yılında nüfus kaydımı bile buraya aldım. Başından beri Borusan’ın Ereğli’deki süreçlerini siz yönettiniz o zaman. Buraya Borusan temsilcisi olarak geldim. Borusan adına Erdemir’deki kara ve deniz taşımalarının tüm süreçleri ben yönettim. O yıllarda Erdemir’in üretimi 600 bindi. Şimdiki 4 milyon tonlara yakındır. Dolayısıyla buna paralel Borusan’ın buradaki kapasitesi de arttı. Uzman olarak geldim. Sonra şef, müdür ve bölge müdürü oldum. İlave görev ve sorumluluklar nedeniyle bölgeler arasında çok seyahat ettim. Hedefim, oğullarım okulu bitirince emekli olmaktı. Fakat Borusan Lojistikteki yeni yapılanma beni farklı konumlara yöneltti. Emeklilik hazırlıkları yaparken hiç planlarımda olmayan Bursa Bölge Müdürlüğüne atandım. Bunun hikayesi uzun, belki başka zaman paylaşırız. Şunu söylemeden geçemem; Bursa’daki üç yıllık yöneticilik yaşamım, yarınlara bakışımın büyük gelişim ve değişim noktasıdır. Çünkü orası 400’e yakın çalışanı, Kara ve Deniz Taşımacılığı, depo ve antrepoların yönetimi, Liman Vinç ve

ekipmanları takip ve yönetim sistemleri, gümrüklü gümrüksüz sahalar gibi ��ok geniş bir alanı kapsıyordu. Peki Bortruck macerası nasıl başladı? Babam 1998’de vefat ettiğinde 5 aracı vardı. Büyük oğlum Mehmet üniversiteyi bitirmek üzereydi. Hamle Nakliyat olarak şirket kuruldu ve yanına yardımcı alarak süreci Mehmet yönetti. Araç sayısı 10’a çıktı. 2004 yılında Levent askerden geldikten sonra yeni araçlar satın alınarak araç sayısı arttı. 2007 yılında emekli oldum. Borusan Lojistik ile yapılan ortak proje kapsamında yeni araçlar satın aldık. Araç sayımız 35 oldu. Ve projenin devamı olarak şirketimizin ismini BORTRUCK olarak değiştirip sektörde daha da güçlenerek devam ediyoruz. Nakliyat sektörü şu anda ne durumda?

Yurt dışını bilmiyorum ama şu sıralar Türkiye’de en zordaki sektörlerden biri lojistik. Döviz fiyatlarının yukarı çıkması araç fiyatlarının da çıkmasını sağladı. Ancak Türkiye’de yurt içi taşıma yapan tüm firmaların geliri TL. Genelde satış / satın almalar Euro olarak yapıldığı için de sorunlar bitmiyor. Bu ne kadar devam eder o kısmı bilmiyorum ama yarınlar bu sektör için zor.


İlk geldiğinizdeki Ereğli ile yeni Ereğli arasındaki farklar nedir? Ereğli de dahil Türkiye bazında eskiyle yeni dönemi karşılaştırmak isterim. Bir defa rekabet farklı. Eskiden tüketim değil üretim rekabeti vardı. Bu çok önemli. Bu kadar çok lüks ve israf yoktu. Şimdi ise marka bağımlılığı ve tüketim ön plana çıktı; buna karşın üretim konusunda kimse gerektiği kadar çaba göstermiyor diye düşünüyorum. Burada gördüğümüz kadarıyla herkes çok meşgul ama sessiz ve saygın bir atmosfer var. Şu anda bizim firmada çalışan sayımız benle beraber 80. Bunun 60’ı sürücü arkadaşlar, diğerleri ofis personeli. Biz önce kendimizi sonra birbirimizi sevip sayıyoruz, sonra da çevremizi... Borusan kültürünü devam ettiriyoruz burada. En büyük hayalim örnek olmak. Her konuda giyimde, kuşamda, davranışta. Ben yapmadığım bir şeyi isteyemem. İş hayatında sinirlenmemek mümkün değil ama tepkimi doğru göstermeye çalışırım. Sinirlenmek başka bir şey, doğru tepki göstermek başka bir şey. Doğru zamanda doğru tepki iyileşmeyi başlatır. Bortruck’da ben önce insanım, sonra yöneticiyim, abiyim, babayım, amcayım. Eğer insanlık vasfında problem varsa bunların hepsinde problem var demektir. Öncelikle iyi insan olacaksın. Doğru, dürüst insan olacaksın sonra abi, baba, amca, müdür, doktor ol ama önce doğru insan ol. İyi bir insanın eksiklerini zamanla tamamlayabilirsin ama kötü insanı değiştirmek çok zor.

Şirket zaman zaman ciddi başarılar elde edip ödüller alıyor. Bu tarz ödüllere önem veriyor musunuz? Ödül almak tabiî ki güzel; yaptığın hizmetin teşekkürüdür. Hedefimiz ödül almak değil, hedefimiz önce yaptığımız işi doğru yapmak. Yaparken de sürekli çağa ayak uydurmak kendimizi geliştirirken ekipmanımızı geliştirmek, yenilemek. Her zaman Örnek ve önder olmak... Anladığımız kadarıyla dedeniz Hacı Mehmet Aksoy hayata bakışınızı etkileyen insanlardan biri. Kendisinden öğrendiğiniz en önemli şey neydi?

1963 Yılı, (Soldan sağa) Turan Aksoy (Babası) - Osman (Muavin)

Çocukluğumdan hatırladığım; dedemin en yakın ahbapları hakim, savcı, doktor, kaymakam, yüzbaşıydı. Alanında lider insanlarla sohbet etmeyi severdi. Hep saygındı. Hayatında hiç kimseyi boş çevirdiğini hatırlamıyorum. Zannediyorum bu nedenle ‘Hacı Ağa’ derlerdi. Herkese yardımcı olurdu. O zamanlar Niksar’da taksinin adı bile yok, Jip bile bir veya iki tane var. Birisi bizim. Yolda birilerine rastlarsa kesin arabaya alırdı; gideceği yere kadar götürürdü. Ben de yolda bekleyen insanları (avukat arkadaşım çok kızsa da) alırım arabaya. 31


Öncelikle iyi insan olacaksın. Doğru, dürüst insan olacaksın sonra abi, baba, amca, müdür, doktor ol ama önce doğru insan ol. İyi bir insanın eksiklerini zamanla tamamlayabilirsin ama kötü insanı değiştirmek çok zor. O zaman için güzel olan davranış biçimi, günümüz şartlarında sıkıntılı olmaya başladı. Ama yine de ben almazsam içim rahat etmiyor. Bunun dışında başka bir meslek seçme şansınız olsaydı ne olurdunuz? Seyahat etmekten olağanüstü keyif alıyorum. Ben çok iyi bir otelci olurdum; küçük de olsa bir otelim olsun isterdim. Vereceğim hizmet kalitesiyle insanları mutlu etmekten zevk alırdım. İş dışında nelerle uğraşmaktan keyif alırsınız? Yazları nasıl geçirirsiniz? 1950 yılı Nadir Aksoy (Amcası)

1950 yılı Hacı Mehmet Aksoy (Dedesi)

Korku ve bilim kurgu dışında film izlemeyi çok severim. Sinemaya gitmiyorum ama evimde sinema odam var. Maç olmadığı her gün mutlaka bir film izlerim. HaziranEylül arası Akçakoca’da yazlıkta kalıyoruz. Denizin güzel olduğu her sabah 08:15 yüzme saati… Güneşlenmeyi ve kitap okumayı çok seviyorum. Hafta sonları bir kitap bitirdiğim olur. Mangal zevkini de unutmamak lazım; misafir ağırlamanın en kolay yolu. Bu arada mangalda et pişirmeyi torunlara da öğretmeye başladım:) Ayrıca yıllardır çok yakın arkadaşım ve eşi ile haziran ve eylül aylarında iki defa tatil yapıyoruz. Çoğunluk tercihimiz Göcek tekne veya Antalya oluyor. Normal hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Yalan söyleyene çok kızıyorum. Hele yalan söylemeyi beceremeyenlere daha çok kızıyorum. Çünkü karşısındakini aptal yerine koyuyor; ona dayanamıyorum.

32


fotoğraf: Uğur SEZER tek kare


köşe yazıları eğitim

Dil Öğrenmeyi İstemek ve Sevmek Mehtap KINAY > Emekli İngilizce Öğretmeni Yabancı dil, özellikle de İngilizce öğrenmek ya da öğretmek ülkemizde hep sorun olmuştur. Yıllarca İngilizce eğitim alırsınız, ama sıra konuşmaya gelince tutulur kalırsınız. Böyle durumlarda ise ilk aklınıza gelen eğitim sistemini eleştirmek olur. Elbette eğitim çok önemli, yabancı dil öğretmeniniz çok önemli. Ama öncelikle ikinci bir dil öğrenmeyi istemeli ve sevmelisiniz. Öğrenmeye başladığınız dili kullanmak için fırsatlar yaratmalısınız. Ki bu da günümüzde oldukça kolay çünkü teknoloji bizlere bu konuda bir çok seçenek sunuyor. Diğer tarafta, bu eğitimi doğru verebilmek de çok önemli. Yıllar önce İngilizce dil bilgisi ağırlıklı eğitim yapılırdı.

34

Yabancı dil öğrenen öğrenci anadilinden daha iyi bir gramere sahip olurdu. Ama ne konuşabilirdi, ne de konuştuğunu anlayabilirdi. Eğitimciler günümüzde bu anlayışı yıkmaya çalışıyor. Ama tabii ki bir çok öğretmen için klasik eğitimden ayrılıp, teknolojiyi kullanarak yeni beceriler kazanmak oldukça zor oluyor. Bu yüzden de günümüzde İngilizce eğitimi ilginç bir noktada. Müfredat daha çok becerilere dayalıyken bir çok öğretmen klasik yöntemden çıkmak istemiyor. ‘Bir lisan, bir insan’ bana göre çok önemli bir sözdür. Bir dilin bile yetmediği bu teknolojik dünyada, İngilizce dil eğitimine daha çok ağırlık vermemiz ve bu konuyu gerçekten önemsememiz gerekmektedir.


köşe yazıları edebiyat

Edebiyatsız Kalmayın! Aysel BAŞKAYA TÜRKEKUL > Edebiyat Öğretmeni Edebiyat dersi öğretmenliğine 1988 yılında başladım. Severek, isteyerek, bu yıllara gelinceye kadar çok emek vererek… “Duygu ve düşüncelerimizi, hayallerimizi dili etkili kullanarak ve karşımızdakinde estetik değerler oluşturacak şekilde sözlü veya yazılı ifade edebilmek” edebiyatın en basit tanımıdır. Oysa edebiyat, tüm sanat dalları gibi bizi biz yapan, diğerlerinden farklı duyuş ve görüşe sahip olmamızı sağlayan, hayatı soran ve sorgulatan en önemli deneyim kaynağımızdır. Bir şiirle, bir romanla, bir tiyatroyla çıktığınız içsel yolculuğu ve bu yolculuğun uyanışlarını başka hiçbir yerde bulamazsınız. Tabii burada bahsettiğim gerçek sanat eseri olan şiirler, romanlar, tiyatrolar…. Ben, Torosları sadece uzaktan gördüm ama arabayla geçerken bile Yaşar Kemal’in satırlarından kekik kokuları dolar burnuma. Yaylaları dolaşırım, buzdan soğuk suları değer avuçlarıma. Pamuk tarlalarında başıma güneş geçer, kavruk nasırlı ellerim toprağı okşar. Martı Jonathan’la sınırlarımı zorlar, farklı olmanın özgürlüğünü içerim mavi gökyüzünün derinliklerinde. İstanbul kulaklarımda bir sestir, Orhan Veli’nin dizelerinden. Ondan dolayıdır hep İstanbul’u dinlemek isteyişim. Yunus, bir sevgi selidir içimde, yaratılanı hoş gören yaratandan ötürü. İnsanın kendi vicdanının hapsinin tüm hapislerden daha kuvvetli olduğunu nasıl bilebiliriz Dostoyevski’nin satırlarında hayat bulan Raskolnikov’u tanımadan? Sıralanabilecek o kadar çok şey var ki… Aşklarımızı, ayrılıklarımızı, ölümün soğukluğunu, vatan sevgimizi, hürriyeti, kısaca var oluşumuzun getirilerini sanatçılarımız olmasa ta yüreğimizde, beynimizin kıvrımlarında nasıl duyumsardık? Ömür kısa, imkanlar yaşamı tüm yönle36

riyle deneyimleyebilmek için kısıtlı. İşte bu noktada bulunmaz bir hazinedir edebiyat. Bizler, kitap okuyabilmek için tüm imkanları zorlayan bir nesildik. En güzel hediye kitaptı. Oysa şimdi önceden belirtiliyor okullarda yapılan hediye çekilişlerinde bile kitap alınmasın diye. İçler acısı… Daha da ötesini söyleyeyim: İki satır yazı yazamayan, şiir sevmeyen, senede olsun bir iki kitap okumayan, bir köşe yazarını takip etmeyen, bir iki tiyatro izlemeyen edebiyat öğretmenleri yıllarca derse giriyor. Türkçe, edebiyat dersini yalnız dil bilgisi konusunu anlatmak sanan öğretmenlerle zaman geçiriyor çocuklarımız. Hayal kurmayı bile öğrenemeyen, kendini ifade edemeyen, okuduğunu yorumlayamayan kuşaklara teslim geleceğimiz. Sebep bulmak istersek buluruz: Sınavlar deriz, sistem deriz; kaybettiklerimizin, kazandıklarımızdan daha büyük olduğunu fark etmeden. Sizler, anneler, babalar, öğretmenler, irdeleyin kendinizi. Mutlaka içinizde, iyi taraflarını örnek aldığınız, kötü taraflarından ders çıkardığınız bir edebiyat kahramanı vardır. Bir şiirin dizeleri arasında kaybolmuşluğunuz vardır. Bir tiyatroda atılan tiratta sizin dünyanızın repliği vardır. Bir hikayenin sonu sizin istediğiniz gibi olmuştur. Kaf Dağı’nın ardına uçmuşsunuzdur hiç olmazsa rüyalarınızda. Kötülerle savaşmışsınızdır. Öyleyse çocuklarımızı, gençlerimizi edebiyattan uzaklaştırmayalım. Hayallerinin sınırlarını daraltmayalım. Onlara kendi imkanlarımızla sunamayacağımız o en değerli öğretileri bir kitap kapağı yakınlığında sunalım. Kalemin kılıçtan üstün olduğu bir dünya özlemiyle… Okuyalım, okutalım! Edebiyatla kalın!


köşe yazıları spor

Sporla Büyüyün Çocuklar; Sporla Büyüdüm Ben... Talat ÇERÇİOĞLU > Yelken Sporu Antrenörü Spora her çocuk gibi sokak aralarında yakalamacılık oynayarak başladım. Spor disipliniyle tanışmam ise abim ve arkadaşlarının gittiği Kung-fu kursunda Arif DOĞAN hocam ile tanışmamla oldu. Spora olan tutkum, bu disiplinle ve hocalarımın çabasıyla birleşince daha ortaokul birinci sınıfta Karadeniz Bölge Şampiyonu oldum. Çok sayıda il şampiyonluğu ve İstanbul Bölge şampiyonluğu sonrasında Türkiye şampiyonu oldum ve ülkemi Balkan şampiyonasında milli takım sporcusu olarak temsil edip Balkan şampiyonluğunu kazandım. Kung-fu sporunun yarışma adının Wushu olarak değişmesinin ardından tekrar katıldığım yarışmalarda 1998 yılında Wushu Türkiye Şampiyonu olarak adımı yazdırdım. Yine aynı dönemlerde tanıştığım bisiklet sporunda da il şampiyonluklarımın yanı sıra Erdemirspor bisiklet takımıyla birlikte çeşitli dereceler elde ettim. Ekstrem sporlara olan merakım beni kaya tırmanışı, motokros, otomobil sporları ve MMA (Karma Dövüş Sporları)’ya yönlendirdi. Halen MMA il temsilciliğini yürütmekteyim ve iki sporcum Türkiye 1.lik ve 2.liğini kazandılar. Şu anda Gençlik Hizmetleri Spor İlçe Müdürlüğünde yelken ve fahri bisiklet antrenörü olarak görev yapmaktayım. Wushu 2.kademe, Bisiklet 2.kademe, Yelken 2.kademe, MMA 1.kademe antrenörlüğü yanında İleri Otomobil sürüş teknikleri eğitmenliği sertifikam da bulunmaktadır. 2016 yaz sezonunda 162 38

öğrenciyi yelken sporuyla ücretsiz olarak tanıştırıp, denizle buluşturduk. Bu çocuklardan takıma seçilenlerle birlikte hala antrenmanlarımıza devam ediyoruz. Rahmetli Altan AKGÜN hocamızdan sonra O’na olan vefa borcumuzu bir nebze olsun ödeyebilmek için okullar arası bisiklet yarışı düzenledik. Köy okullarından başlayarak ilkokullarda teorik ve pratik bisiklet eğitimi verdik. Spor; bir yaşam felsefesi olup bu felsefe ile büyüyen çocuklar iş ve sosyal yaşamlarında disiplinli ve ahlaklı insanlar olarak yaşarlar. Sporla uğraşan çocukların; günümüzün en büyük belası olan uyuşturucuyla ya da başka kötü alışkanlıklarla tanışması da söz konusu olmaz. Kdz.Ereğli için çok büyük bir şans olan Gençlik Spor İl Müdürümüz Ahmet KARAYILMAZ ve İlçe Müdürümüz Adem ÇELİK’in de katkısıyla Kdz. Ereğli’deki en büyük hedefim, geçmişte hocalarımızın bize yaptığı gibi mümkün olduğu kadar çok çocuğu spor ahlakıyla tanıştırabilmek ve bu kültürü yaşam felsefesi haline getirmelerini sağlamak. Örneğin; kış aylarında köy okullarında teorik yelken eğitimi verip, yazın bu çocukları denizle buluşturmayı hayal ediyorum. Aynı şekilde Denizcilik Lisesi ve Fakültesindeki teorik eğitim gören öğrencilerin de deniz pratiğiyle tanışmalarını sağlamak istiyorum. Her çocuğun en az bir spor dalıyla ilgilendiği günler görmek ümidiyle...


fotoğraf: Uğur SEZER tek kare

?


köşe yazıları aile ve çocuk

Cinsel İstismardan Çocuğumu Nasıl Korurum? Handan TOPRAK > Uzm. Psk. Dan ve Rehber Ögrt. Son yıllardaki TV, gazete, internet haberlerine baktığımızda özellikle çocuklara yönelik cinsel istismarın korkunç boyutlara ulaştığını görebiliriz. Adalet Bakanlığının son 10 yıldaki verileri bu sayinin 250.000’i bulduğu yönünde. Tabi bize sunulan veriler yalnızca kayda geçenler vasıtasıyla öğrendiklerimiz; daha fazlası da toplumda “kol kırılıp yen içinde kalanlar” olsa gerek. Ebeveynleri sarsacak bir sayısal veri de cinsel istismar suçunun %80 oranda kurbanı tanıyan biri tarafından işlendiğidir. Oysa biz, yabancılardan şeker almamak, yabancıların arabasına binmemek üzere yetiştirilmiştik. Demek ki çocuklarımıza vereceğimiz cinsel istismardan korunma eğitimi bambaşka olmalı. Peki nasıl? Çok küçük yaştaki çocukların bazı insanlara karşı doğal olarak ördükleri koza, çocuğumuza bu eğitimi vermemizde bize yardımcı olacak bir araçtır. Çocukların pek çoğu öpülmekten, sıkıştırılmaktan hoşlanmaz ve kendilerine bu hususta zorbaca davranan büyüklere aşırı tepki verirler. Ancak biz yetişkinler “ayıp ama teyzeye bir kere kucağına alsın, öpsün amca” diyerek bu kozayı büyük bir marifetle deleriz. Oysa ki hayır dediğinde dikkate alındığını gören bir çocuk bir zaman sonra bireyselliğine zarar verecek her davranışa hayır demeyi bir davranış biçimi haline getirecektir. Bu nedenle çocuğun mantıklı “hayır”ları önemsenmelidir. Hayır demeyi bilen iradeli çocuklar, klasik ebeveynlik egosunu fazlaca sarssa da bundan 10 yıl sonra gözünüzün arkada kalmayacağı, sürekli etraftan gelebilecek zararlara karşı uyarmadığınız birer yetişkin haline geleceklerdir. Evde kuzu gibi olmasını istediğiniz çocuğunuzun dışarıda aslan kesilmesini beklemek te 40

gerçeğe aykırı bir durum. Çocuğunuzu cinsel istismardan koruyacak bir diğer husus da 2 yaşından sonra çocukta mahremiyet algısını sağlıklı biçimde oluşturmaktır. Anne-babası da olsak onların sahibi olmadığımız mesajını iletecek nezakette yaklaşmak mahremiyet eğitiminin anahtarı aslına bakarsanız. Üstünü ya da altını değiştirirken bunu herkesin önünde yapmamak, formaliteden de olsa bunun için kibarca izin istemek, odasına kapıyı çalarak girmek, benzer davranışı ondan da beklemek, öpmeye müsaade etmediğinde zorlamamak gibi davranışlar çocuğa kişisel sınırlar dairesini öğretmek için çok basit günlük rutinlerdir. Bunun dışında vücudumuzda özel olan bölgelerimizi öğretmek, başkalarının özeline dokunmamak, kendi özeline dokunulduğunda da nasıl tepki verileceğini öğretmek, mahremiyet eğitiminin içini dolduran davranışlardır. Dünyada anne-babanın aldığı tüm önlemlere rağmen bu tür kötülüklere maruz kalan çocuklar da yok değil elbette. Çocuklar bu tür bir istismara uğradıklarını kolayca dile getiremezler; anne-babalar çocuktaki anormal değişiklikleri çok iyi gözlemlemelidir. Hayal gücü ürünü de olsa çocuğun anlattığı her şeye bilinçli bir şüphecilikle yaklaşılmalıdır. Gerçekleşmiş bir istismar durumundaysa her koşulda çocuğunuzun tarafında olmak, zaten acizlik, ihanet ve damgalanma gibi duygular içinde olan çocuğunuzu başkaca bir yaradan koruyacaktır. Her ne yaşamış olursa olsun çocuğunuz sizin için hala önemli ve arkasında durulacak kadar kıymetli olduğunu bilmelidir. Kötülüklerden uzak mutlu çocuklar yetiştirmemiz dileklerimle...


köşe yazıları danışmanlık

Trafik Sigortaları Düşmeyecek... Nuri DİKMEN > Sigortacı Maalesef böyle bir başlıkla başlamak, sigortalılar kadar biz sigorta acentelerini de düşündürüyor. Bir sigortacı olarak mesleğimizin ana branşlarından olan bir sigorta poliçesinin bu duruma gelmesi bizlerde de zaman zaman, emek kaybı olduğu kadar maddi kayıplara yol açmaktadır. Öncelikle verilerle konuya girmek isterim. 2015 yılı verilerine göre 27 Trilyon TL’lik bir pazar olan sigorta sektörünün 7 Trilyon TL’sini Trafik Sigortası primleri oluşturmaktadır. Bu primin %25’i vergi, SGK Fonu ve diğer kesintiler olup, bunlar dışında kalan 5 Trilyon TL’lik pay şirketlere kalıyor. 2015 yılında ödenen 4 Trilyon TL’lik hasar bedelleri ve muallak (ödenecek olan-kapanmayan dosya) hasarlar da 4,5 Trilyon TL olunca 8,5 Trilyon TL’lik bir ödeme söz konusu oluyor ve yaklaşık 3,5 Trilyon TL’lik bir zarar ortaya çıkıyor… Trafik sigortası teminatlarını devletin belirlediği serbest trafik esasına göre; prim-

42

lerinin sigorta şirketleri tarafından belirlenmesi; zarar yazan bu branşta, fiyat artışlarını kaçınılmaz kılmaktadır. 2015 yılı Haziran ayında Trafik sigortası teminatlarına eklenen değer kaybının önümüzdeki süreçte daha da artan zararlara yol açacağı tahmin edilmektedir. Serbest tarife sonrası, sigortalıların kapı kapı poliçe primi araması, sosyal medyada asparagas paylaşımlara dikkat etmesi ve medyada başlığı ile açıklamaları birbirine uymayan haberler sonucunda, tamamen bilgi kirliliği yaratmaktadır. Bu süreçte devlet de tek ekran uygulaması çıkartarak zaman kaybını yok edecek tek ekranda fiyat karşılaştırmasına gitmiştir. Bu ekran, zarar yazan bu süreçte; sigorta şirketlerinin birbirini görmesi ile birlikte, Trafik sigortası primini yazmak için çaba içerisinde olmayacağı düşüncesindeyim. Biz de sizler gibi günlük değişimleri bekleyip göreceğiz. Sağlıklı ve kazasız günler dilerim.


köşe yazıları eğitim

Alternatif Eğitim Sistemleri Melike GÖKÇEN > Eğitimci Eğitim bilinci günümüzde giderek artmakta ve insanlar en iyi yatırımın, geleceğe yapılan yatırım olduğuna kanaat getirmektedir. Hatta dünyada bu bilinç çerçevesinde alternatif eğitim sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Montessori, Reggio Emilia, Waldorf bu isimlerden sadece birkaçıdır. Hepsinin temelinde ise küçük yöntem farklılıklarıyla beraber çocuğun kişiliğine saygı, inisiyatif ve konsantrasyon, ne istediğini bilme, kendi ihtiyaçlarını giderebilme, bireysel farklılıkları geliştirme, çocuğun kendini farklı dillerde ifade etmesi (resim, şiir, müzik, kil, drama, oyun gibi) sorun çözme becerisini geliştirme, doğayla iç içe olma, kendi iç saygısının gelişmesi gibi çocuk için aslında hayati temel donanımlar vardır. Günlük hayatın koşturmacası içinde çoğumuz aslında çocuğumuzun hak ettiği ilgi ve eğitimi ihmal ediyoruz. Beslenmesine ve sağlığına gösterdiğimiz özen kadar çocuklarımızın kişisel yeteneklerine ve şahsiyetinin gelişimine önem verebilsek eminim gelecek nesiller çok daha bilinçli, ne istediğini bilen ve geleceğe yön verebilen yetişkinlerin olacaktır. Minik yüreklerin en temel ihtiyacı olan sevgiyi koşulsuz olarak sunabilirsek, kişiliğini ve kabiliyetlerini keşfedip geliştireceği profesyonelce hazırlanmış ortamlar sunabilirsek onlardaki değişim ve gelişimlere inanmayacaksınız… 44

Bu konuda biz de uzman danışmanlarımızla birlikte farklı etkinliker üzerinde çalışmaya devam ediyor ve çoklu zekayı destekleyen alternatif eğitim sistemleri ışığında yavrularımızın her türlü gelişimini destekleyen profesyonel atölyelerimiz ile hizmet veriyoruz. Hareket Atölyesinde çocukların kaba motor, denge ve hareket gelişimleri destekleniyor, Sanat Atölyesinde dünyaca kabul görmüş Reggio Emilia sistemiyle doğal malzemelerle ışıklı masa, aynalı masa, vitray, ahşap sanatları ve kum etkinlikleri yer alıyor; Seramik Atölyesinde ince motor gelişiminin desteklenmesi ve yaratıcılığın gelişmesi hedefleniyor; Mutfak Atölyesinde çocuklar eğlenceli atıştırmalıklar hazırlıyor ve yiyor; Drama Atölyesinde potansiyellerinin farkına varıyor ve kendilerini iyi ifade etmeleri ve sosyal becerilerinin güçlenmesi hedefleniyor; İngilizce Atölyesinde hareket merkezi ve oyun atölyesi eşliğinde eğlenceli içerikler; Müzik ve Ritim Atölyesinde müzik ve ritmin; beyin, kulak ve ellerle koordinasyonu, konsantrasyon süresini arttırma ve hafızanın gelişimi sağlanıyor, Dikkat ve Algı Atölyesinde ise; işitsel, görsel ve dokunsal çocuklarımızı keşfetmek ve ihtiyaçları olan alanlarda destekleniyor. Ceceli Çocuk Atölyesi olarak siz kıymetli velilerimizi sıcak bir sohbet ve kahve için bekliyoruz.


unutulmayan kareler


meslekler

Balıkçılık

Ufuklarında mavi denizlerin sonsuzlukla parladığı kentlerin vazgeçilmez unsurları da balık ve balıkçılardır. Kdz.Ereğli’de ‘Balık’ denilince ilk akla gelen ise ‘Bozhane’dir. Biz de Palamutun denizden karaya yağmur gibi yağdığı bu mevsimde işin asli unsuru olan Bozhane balıkçılarıyla bir arada olmak ve ve bu zorlu mesleği biraz da onların ağzı ile sizlere aktarmak istedik. Bozhane’de 20 senedir balıkçılıkla uğraşan ve ağlarını tamir edip balığa çıkmaya hazırlanan Hüseyin Aydoğan’a mesleği ile ilgili sorular sorduk: Balık sezonu genelde ne zaman başlıyor, sezondaki bir gününüzü anlatabilir misiniz? Bizim sezonumuz Ağustos sonu-Eylül başı başlar, Kasım 15 gibi biter. Son üç senedir pek balık yoktu; geçen sene sert poyrazlar esti palamut yine çekti gitti. Ama bu sene palamut kaynıyor her yer. Akşam üzeri 17:00 civarında denize çıkarız, dönüşümüz ise duruma göre değişir ama ortalama sabah 18-19:00 gibi döneriz. Gündüz de boş durmayız, yırtılan 50


ağları tamir ederiz. Keyifli bir mesleğimiz var; balık tutunca yaşadığımız zevk ayrı ama zorlukları çok. En zoru da denizde hava yemek...

Balıkçı Hüseyin Amca’ya rastgele diyerek yine ağlarını tamir etmekte olan Remzi Kıroğlu’na çeviriyoruz sorularımızı;

Sıkıntılı olduğunuz konular var mı?

Hobi olarak mı balıkçılıkla ilgileniyorsunuz?

Gırgırlar gece gündüz sarıyorlar mesela. Gece sonara sarıyorlar gündüz ise balık suyun üstünde oynar; görerek avlıyorlar. Gece kullandıkları sonar cihazlar affetmiyor tabi. Gece 3000- 5000 kasa balıklar tutuyorlar. 6000 tutan bile oldu gecede. Bize balık bırakmıyorlar... Son bir soru olarak çocuklarınızın balıkçılık yapmasını ister misiniz? Kim çocuğunun balıkçılık yapmasını ister ki? Zaten günümüzde çocuklar olmuş internet çocuğu, kolay işlere kaçıyorlar…

Ben 1970’lerde başladım bu işe. 80’de ara verip fabrikaya girdim. 2004’te emekli olunca tekrar kayık alıp balıkçılığa başladım. Benim için balıkçılık tamamen hastalık... Aslında yapılacak iş değil çok meşakkatli bir meslek, gecen gündüzün yok. Bir tek fırtına varsa çıkamazsın denize. Sermayesi de uykudur bunun. Akşamüstü saat 7.30 gibi çıkarız denize. Yakamozda balık parıldar. Sabaha kadar çalışırsın. Balık tuttuysan kasalarsın, Bozhane’ye gelip satarsın onları; sonrada evinde dinlenirsin. Ama gündüz de

51


Bundan 40 sene önce Ölüce burnundan denize baktığımızda 15 metre aşağıdaki taşları kayaları görürdük. Şimdi 5 metrede bile göremezsin. dar balık bolluğu gördüm.Yani ortalama Ereğli’den bütün gırgırların tuttuğu bu balık nereden bakarsan 1500 ton vardır. Eskiden olup şimdilerde çıkmayan balık türleri var mı? Burada fener balığı vardı kayboldu, isparoz balığı vardı kayboldu. Uskumru, palamut gibi Ereğli’nin olmazsa olmazıydı. 1968 senesinde terk etti. O tarihten beri uskumru da yok. çalışmaya devam ediyoruz; mesela ağ parçalanıyor, taşlara takılıyor, yırtılıyor denizde, onu tamir ediyoruz bütün gün. Ereğli’de hangi mevsimde hangi balık yenir? Mesela Ekim’de şimdi tam palamut zamanı. Ekim 20’sinden sonra Çinekop, lüfer yenir. Aralıkta mezgit, barbunya, kalkan, hamsi yenir. Hamsi de çok olurdu normalde bu sene pek olmaz sanırım çünkü çok palamut var, palamut hamsiyi yer. Ben 62 yaşındayım, ilk defa bu ka52

Hamsi Ereğli’nin balığı mı? Her yerde vardır ama bizde de lezzetlidir.. Marmara’dan giriş yapar buraya Karadeniz’e özgü bir balıktır. Denizlerde kirlilik durumu nasıl geçmişle kıyasladığınızda? Bundan 40 sene önce Ölüce burnundan denize baktığımızda 15 metre aşağıdaki taşları kayaları görürdük. Şimdi 5 metrede bile göremezsin. Ki Ereğli’nin en temiz denizi orasıydı.


larını korumak ve üyelerin ürettiği mal ve hizmetlerin pazarlama tanıtım ve satışlarına aracılık etmektir. Ne tür faaliyetlerde bulunuyorsunuz? Balık ve deniz ürünlerinin perakende ticareti ve balıkçıların faaliyetlerini daha iyi şartlarda sürdürebilmesi için altyapı olanaklarının geliştirilmesi amacıyla gerekli çalışmaların gerçekleştirilmesi. Konu ile alakalı S.S. Kdz.Ereğli Su Ürünleri Koop. Başkanı Firuz Yılmaz’a balıkçılık ile ilgili görüşlerini sorduk. Su Ürünleri Kooperatifi ne zaman kuruldu ve kuruluş amacınız nedir? 1 Ocak 1981 yılında kuruldu. Amacımız Kooperatif üyelerinin ve balıkçıların hak-

Siz kaç yıldır balıkçılıkla uğraşıyorsunuz? Ve genel olarak Ereğli’deki balıkçıların en büyük sıkıntıları nelerdir? Ben 20 yıldır balıkçılıkla uğraşıyorum. Ereğli’deki küçük balıkçının en büyük problemi yunuslar, diğer problem ise Sahil Güvenlik ve ağır cezaları...

53


iz bırakanlar Sabriye AŞIR

Ölümünün 9. yılında Prof. Dr. Mübeccel Kıray’ı saygıyla anıyoruz...

1982 yılında ikinci Ereğli araştırmasında Mübeccel B. Kıray, Ferhunde Özbay ve Ayhan Aktar ile Ereğli’de alandan veri derleme sürecindeki bir çalışma anında.

Türkiye’de sosyolojinin öncü ismi ve ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nün kurucusu Prof. Dr. Mübeccel Kıray, ülkemizdeki ilk kent araştırması olan “Ereğli Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası-1964” isimli ünlü yapıtıyla, Karadeniz Ereğli tarihinde iz bırakan isimlerden biri oldu. “Toplumsal araştırma”, Türkiye’de bugün dahi son derece zor bir çalışma alanıdır. Prof. Dr. Mübeccel Kıray ülkemizde bir ilk niteliğindeki Ereğli araştırmasıyla, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş (ERDEMİR)’nin kuruluş yıllarında, bilimsel bilgi ve yöntemlere dayanarak, ayrıca saha çalışmasını da kapsayacak biçimde yaptığı incelemeleri “Ereğli Ağır 54

Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası” kitabında sunarak, ilçemizin o yıllardaki sosyal, ekonomik ve demografik yapısını ortaya koymuştur. Kıray böylelikle, Ereğli’de ağır sanayinin tüm toplumsal etkilerinin izlenebilmesini sağlamıştır. Ereğli’nin ERDEMİR öncesi ve ERDEMİR sonrası yaşadığı değişimi izleyebilmemizi sağlayan bu değerli bilimsel araştırma kitabının dışında, yaptığı araştırmalar ve yapıtlarıyla ülkemizde sosyal bilimlerin yükselişinde çok büyük emeği olan Mübeccel Kıray, 7 Kasım 2007’de aramızdan ayrıldı. Sosyoloji literatürüne çok değerli katkılarda bulunan “Cumhuriyet kızı”nı saygıyla anıyoruz.


sivil toplum

Kdz. Ereğli Beşiktaş Taraftarları Derneği Her dönem düzenli olarak proje gerçekleştiren, organizasyonlar yapan derneklerden biri olan Kdz.Ereğli Beşiktaş Taraftarları Derneği Başkanı Sayın Tarkan Adik’ten bu sayımızda Dernek ile ilgili bilgi aldık.

Kdz. Ereğli Beşiktaş Taraftarları Derneği hakkında bize kısaca bilgi verebilir misiniz? Derneğiniz hangi yıl kuruldu ve kuruluş amacınızdan bahseder misiniz? Bu sene Kurucu Başkanı olduğum Kdz. Ereğli Beşiktaş Taraftarlar Derneğinde 7. yılımızı doldurduk. 2009 yılında Beşiktaş şampiyon olduktan sonra arkadaşlarla birlikte toplandık Kasım ayı içinde derneğimizi kurduk. Çıktığımız bu yolda, hiç kimseye taviz vermeden tüm arkadaşlarımızla sırt sırta, omuz omuza, birlik ve beraberlik içerisinde yürüyerek Kdz. 56

Ereğli´ye faydalı olacak sosyal sorumluluk projeleri geliştirmenin yanı sıra Beşiktaşımıza destek vermek amacıyla hareket ediyoruz. Tüm bu faaliyetlerde üyelerimiz, ailelerimiz, eşler ve çocuklarımız ile hep birlikte hareket ediyoruz. Özellikle gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projeleri konusunda Türkiye’de başarılı bir konumda yer almanın haklı gururunu yaşıyoruz. Farklı kurumlar tarafından 5 kere yılın derneği ödülüne layık görüldük. Bugün 1000’e yakın üyemiz var. Süleyman Seba anısına Belediyeye talepte bulunup sokağımızın adını bile ‘Süleyman Seba Sokak’ olarak değiştirdik.


Bu güne kadar hangi alanlarda projeler gerçekleştirdiniz? Bu projelerden en ses getireni hangisiydi? Bir etkinlik takvimimiz var ve bu takvime çok sadık kalıyoruz. Gelenekselleri aksatmadan mutlaka her sene bunlara farklı projeler de katmaya devam ediyoruz. Her sene 1903 ağaç dikimi, 1903 aşure dağıtımı, her 23 Nisanda sahilde stant kurup çocuklara 1903 tane boyama hikaye kitapları dağıtımı, kırtasiye yardımı, Ramazan ayında koli yardımı devam etmekte. Her sene sünnet yapıyoruz ki bugüne kadar toplam 350-400’ün üstünde çocuk sünnet ettirdik. Sünnet şölenlerinde mahşerin dört atlısı dediğimiz çocuklara saat, bisiklet, futbol topu ve uzaktan kumandalı araba veriyoruz. Kadın kollarımız tarafından kermesler düzenleniyor ve Kdz.Ereğli’de bulunan okullara Futbol, Voleybol, Basketbol topları hediye ediyoruz. Bayramda kurban dağıtımı, 8. sini gerçekleştirdiğimiz

kan bağışı kampanyası gibi etkinlikler de devam edecek. Lösemili çocuklarla ilgili bir çok projemiz de devam etmekte. Lösemili çocukların hayata tutunabilmesi için ülkemizde en büyük eksik Kök Hücre. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz kan kampanyası ile birlikte yaptığımız kök hücre kampanyası bizi en çok tatmin eden projelerden biriydi. İlk defa bir Taraftar Derneği Kök Hücre Toplama kampanyası düzenledi. O dönem için Kan Bankası stoğunu doldurduk. En çok ses getiren projeyi soruyorsanız eğer; 2015 yılında Kulübümüzün 112. kuruluş yıl dönümünde 112 kişilik Sazdan Adam grubuyla birlikte Cehennemağzı Mağaralarında gerçekleştirdiğimiz ‘Demba ba’ performansıydı. Bu klip birçok Ana Haber Bülteninde ve gazetede yer aldı. En az 50 radyocu-televizyoncudan telefon aldım bu konuyla ilgili. Ereğli’nin tanıtımına bir nebze de olsa katkıda bulunabildiysek ne mutlu bize.

Geçtiğimiz yıl lösemili çocuklarımız için gerçekleştirdiğimiz kan kampanyası ile birlikte yaptığımız kök hücre kampanyası bizi en çok tatmin eden projelerden biriydi.

57


Bu dönem hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz? Şu an önümüzdeki en önemli proje lokali büyütme ile ilgili. Büyütebilirsek alkollü, alkolsüz ayrı oturma yerleri, Çocuk odası, toplantı salonu, namaz kılınabilmesi için bir oda da bulunan büyük bir lokalimiz olmasını istiyoruz. Burası Beşiktaş

58

Taraftarları Derneği ama her kesimden her taraftara açığız. Bu sebeple de daha büyük bir mekana ihtiyacımız var. Bu kapıdan giren hiç kimseyi eli boş çevirmedik bu güne kadar. Her şeyden önemlisi de burası bir aile ortamıdır. Maçlarımızı eşler, çocuklarla birlikte izleriz. Burada küfür yoktur.


Diğer kamu ve sivil toplum kuruluşları ile ortak projeler gerçekleştiriyor musunuz? Fakülteden gelen öğrencilere projelerinde destek oluyoruz. Öncelikle Türkiye’de bir ilk olarak Kdz.Ereğli’de gerçekleştirdiğimiz ve çok önem verdiğimiz ‘Renklerin Kardeşliği’ projesi var. İlçemizdeki Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor taraftarlar dernekleri ile birlikte çeşitli projelerde her zaman beraber hareket ediyoruz. Başkanlar arasında sürekli iletişimde olduğumuz bir whatsapp gurubumuz var. Birlikte engelli arkadaşlarımıza yemek verdik, Kan Bağışı Kampanyaları düzenledik, Şehit ve Gazilerimize mevlüt okuttuk. Birlikte bu tür projelerimiz devam edecektir.

Sizce sportif alanda Ereğli ne hangi seviyede ve bunu geliştirmek için neler yapılabilir? Kdz.Ereğli’de çocukların enerjilerini atabileceği bir havuzumuz, tenis kortumuz, kaykay alanımız, kapalı basketbol sahamız ne yazık ki yok. Bunun için çalışmalar devam ediyor bildiğimiz kadarıyla; umarız en kısa sürede sonuçlanır. Ben şöyle özetleyeyim Ereğli’ye Emniyet Müdürümüz göreve başladığında her gün okul önlerinde uyuşturucu madde yakalıyordu. Bu gerçeği bir an önce tersine çevirmek için çocukları spora yönlendireceğimiz alanlara ihtiyacımız var. Okullarda spor kompleksleri veya tüm okulların kullanabileceği büyük kapasiteli bir spor kompleksi gerekiyor.

İlçemizdeki Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor taraftarlar dernekleri ile birlikte çeşitli projelerde her zaman beraber hareket ediyoruz. Başkanlar arasında sürekli iletişimde olduğumuz bir whatsapp gurubumuz var. Birlikte engelli arkadaşlarımıza yemek verdik, Kan Bağışı Kampanyaları düzenledik, Şehit ve Gazilerimize mevlüt okuttuk. 59


mini anket

Her sayıda farklı yaş ve meslek gruplarından insanların hayata dair bakış açılarını sizlerle paylaşıyoruz... 1-Hayatınızı filme çekseniz adı ne olurdu? Hayat Güzeldir. 2-Günlük hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Tahammülsüz davranışlara kızıyorum. 3-Son okuduğunuz kitap nedir? En son Ahmet Tahir Can’ın “HIRÇIN BİR DENİZ HİKAYESİ”ni okudum. 4-Annenizden ne öğrendiniz? Açken bile,”Yok, ondan bizde var, tokum” demeyi. 5-Sizi çocukluğunuza götüren koku hangisidir?

Cihangir AMCA Sanat Kurumu Başkanı

Marangozhane ve ahşap kokusu. 6-Bulaşmış olduğunuz en garip iş nedir? Tiyatro. 7-Şu an yaptığınız iş dışında ne yapmak isterdiniz? Kaptan olmak isterdim.

1-Hayatınızı filme çekseniz adı ne olurdu? Hayatımı filme çekseydim adı ‘Geniş Aile’ olurdu. 2-Günlük hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Ne yazık ki günlük hayatımıza girmiş olan çocuk istismarı. 3-Son okuduğunuz kitap nedir? “Size bir sır vereceğim” (Mustafa Kaya) 4-Annenizden ne öğrendiniz? Her şeyi annemden öğrendim tabi ama annem hep şöyle derdi; Yardım isteyen özellikle kapına gelen kimseyi boş çevirme. Hangisinin Hızır aleyhisselam olduğunu bilemezsin.

Nuray AKSOY Halkbankası Yönetmeni

5-Sizi çocukluğunuza götüren koku hangisidir? Evimizin bahçesinde ıhlamur ağacı vardı. Taze ıhlamur kokusu beni çocukluğuma götürür. 6-Bulaşmış olduğunuz en garip iş nedir? Bugüne kadar hiç garip bir işe bulaşmadım. 7-Şu an yaptığınız iş dışında ne yapmak isterdiniz? 23 yaşından beri bankada çalışıyorum. Çok severek başlamıştım. Sanki başka bir iş yapamazmışım gibi geliyor ama banka olmasaydı belki bir kafe işletmek olabilirdi.

60


1-Hayatınızı filme çekseniz adı ne olurdu? Gülümse. 2-Günlük hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Ereğli’deki trafiğe çok kızıyorum. 3-Son okuduğunuz kitap nedir? John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabını okudum. 4-Annenizden ne öğrendiniz? Sabırlı olmayı öğrendim. 5-Sizi çocukluğunuza götüren koku hangisidir? Hanımeli.

Derya FINDIK İşletmeci

6-Bulaşmış olduğunuz en garip iş nedir? Lise yıllarımdaki bir karne düzeltme olayı:) 7-Şu an yaptığınız iş dışında ne yapmak isterdiniz? Şu anki işime daha önce başlamayı isterdim.

1-Hayatınızı filme çekseniz adı ne olurdu? Yaşamak güzel şey! 2-Günlük hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Gözünün içine baka baka yalan söylemek derler ya! 3-Son okuduğunuz kitap nedir? İskender Pala OD. 4-Annenizden ne öğrendiniz? Fedakarlık. 5-Sizi çocukluğunuza götüren koku hangisidir?

Aziz ÇİVİCİ İşletmeci

Çocukluğumda köydeyken pazardan alınan bir elma verdiler bana. Pamuk prensesteki gibi kocaman, kırmızı bir elmaydı ve çok güzel kokuyordu... Bir hafta yemeye kıyamadan çantamda sakladım. Arada koklayıp yerine koyuyordum. O elmanın kokusunu hiç unutamadım. 6-Bulaşmış olduğunuz en garip iş nedir? 15-16 yaşlarında hiçbir bilgim ve tecrübem olmadığı halde, memleketine giden bakkalımızın dükkanıyla ilgilenmiştim. Peyniri bir türlü tartamayıp, 15 dakika boyunca bir kilo peyniri parça parça vermek (meğer bir kalıp peynir yarım kiloymuş:) 80’li yılların olmazsa olmazı bakkalın veresiye defterini kaybettiğimi zannedip üzülmem (o da bakkalın evindeymiş) gibi bir çok sorun yaşamıştım. 7-Şu an yaptığınız iş dışında ne yapmak isterdiniz? Arkeolog olmak isterdim. 61


mini anket 1-Hayatınızı filme çekseniz adı ne olurdu? Cesur Yürek. 2-Günlük hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Bazı kelimeleri karşımdaki kişiye birden fazla tekrar etmeye kızıyorum. 3-Son okuduğunuz kitap nedir? Sakın oraya gitme - Yekta Kopan. 4-Annenizden ne öğrendiniz? Annemden HAYATI öğrendim. (sabretmeyi, olgun olmayı, şükretmeyi ve ayakta kalabilmek için her daim SAVAŞMAYI öğrendim.)

Reyhan BAYRAK Gayrimenkul Danışmanı

5-Sizi çocukluğunuza götüren koku hangisidir? Hanımeli. 6-Bulaşmış olduğunuz en garip iş nedir? Her işimi bilerek ve severek yaptığım için bir gariplikle de karşılaşmadım. 7-Şu an yaptığınız iş dışında ne yapmak isterdiniz? Tiyatro.

1-Hayatınızı filme çekseniz adı ne olurdu? “Gönderilmiş Mektuplar” olurdu. 2-Günlük hayatta en çok neye kızıyorsunuz? Hayata yaklaşım tarzım “kızmak var belli etmek yok”. Mutlaka kızacak bir şey bulmak istersem o da kendim olurdu. “Zamanı cimri kullanmak isterdim “ buna uyamadığım için kendime kızardım. 3-Son okuduğunuz kitap nedir? Göçebe “Knut Hamsun”. 4-Annenizden ne öğrendiniz?

Kadir UZUN Türk Telekom İlçe Müdürü

Annemden her daim ayakta kalmayı ve dik durmayı öğrendim. Gözlerime baktığında evlat sevgisini öğrendim. 5-Sizi çocukluğunuza götüren koku hangisidir? Koku alma konusunda hep problem yaşadım. Ama annemin yaptığı Gül reçeli kokusu beni çocukluğuma götürebilir. 6-Bulaşmış olduğunuz en garip iş nedir? Eğer ‘garip’ kavramını doğru anladıysam; bulaşmış olduğum en garip iş bir dönem yaptığım kulüp yöneticiliğidir. 7-Şu an yaptığınız iş dışında ne yapmak isterdiniz? Ön koşul insanlığa daha faydalı olabilecek bir iştir. İnsanlara doğru mesaj verebilecek bir yazar olmak isterdim.

62


eski-yeni EreÄ&#x;li kaynak: Mahmut DaĹ&#x;delen

64


bir zamanlar EreÄ&#x;li

65


eskilerden kim kaldı

Unutulan Kahramanlardan:

Kolsuz Ahmet Ağa Çanakkale savaşları, Türk Milleti’nin kaderini değiştirmiş ve adını tarihe altın harflerle yazdırmış büyük bir zaferdir. Bu zafer, en rütbelisinden en kıdemsizine kadar Türk askerinin kanıyla, canıyla kazandığı; her anı kahramanlıklarla dolu bir abidedir. Vatan sevgisinin, iman gücünün çelikleştiği ve adeta etten bir duvar örülerek “Çanakkale Geçilemez” dedirten Mehmetçiğin zaferidir. Bu büyük zaferde ölümüne çarpışan kahramanlardan biri de Kdz.Ereğli’den cepheye katılan gazimiz Kolsuzoğlu Ahmet’tir. Bugüne kadar çok bilinmeyen kahramanlarımızdan biri olan ve kalbi ölene kadar ‘Vatan Sevgisi’ ile atmış kahramanımıza minnet borcumuzu ödemek ve anısını onurlandırmak için ‘Eskilerden Kim Kaldı’ bölümünde torunu Seda Kolsuz’dan dedesini anlatmasını istedik.

Seda KOLSUZ

Ahmet Kolsuz kimdir? Ahmet Kolsuz, 1888 yılında Hacı Kolsuzoğlu Mehmet ve Ayşe’nin oğlu olarak Kdz.Ereğli’de dünyaya gelmiş. Dedem Ereğli doğumlu. Ama asıl ceddimiz Osmanlı’ya katılan son beyliklerden biri olan Candaroğlu’dur. Buraları Türkleştirmek için Kastamonu’dan getirilen ilk Türklerdeniz. Dedem gençliğini Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde yaşamış. 1914 yılında 1.Dünya Savaşının başladığı sene, Cihad-ı Ekber (Büyük Savaş) için, bir Se66

ferberlik ilan edilip bütün askerlik çağındakiler cephelere çağırılıyor. Dedem de 26 yaşındayken Kdz.Ereğli’den gemilere bindirilip İzmit’e gönderilenler arasında. İzmit’ten de kara yoluyla Çanakkale’ye, cepheye sevk ediliyor. Çanakkale’ye sıhhiye çavuşu olarak gidiyor. Şimdi Çanakkale’de bulunan Anıt Mezar’ın altında sağlık hizmetleri konusunda hizmet veren, yaralıların getirildiği askeri birimin başında bulunuyor. Çanakkale’deki büyük çarpışmalar bittiğinde, Birinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli muharebelerinden birinin gerçekleştiği cephelerden


biri olan Filistin Cephesi’ne gönderiliyor. Filistin’de çarpışırken İngilizlere esir düşüyor. Esaret altında kendiyle ilgilenen İngiliz bir hemşireyle gönül bağı oluyor. Duyduğumuza göre ondan bir çocuğu oluyor. Ama esir değişimi olduktan ve Ereğli’ye döndükten sonra bunu babasına açıklayamıyor. O zaman büyüklere karşı müthiş bir saygı ve korku varmış. Ailenin uygun gördüğü Yaşar Hanım’la evlenip kendine Ereğli’de bir yuva kuruyor. Hatta o dönem İngiliz hemşire dedemin yanına gelmiş ancak dedem askerden bir tanıdığım diyerek geçiştirmiş. Sonuçta kadıncağız kabullenip İngiltere’ye geri dönmüş. Özel hayatı bu şekilde devam ederken dedem Ahmet Kolsuz; içindeki vatan sevgisini Kuvayi Milliyeci olarak yaşatmaya devam ettirmiş. Buradaki Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kuruluşunda Nimet Hoca olmak üzere dedeme de teklif etmişler ama kendisi resmiyette olmasa da pratikte bölgede bu konuda en önde hizmet edenlerden biri olmayı tercih etmiş.

Kolsuz Ahmet Ağa, resmiyette olmasa da pratikte bölgede Kuvayi Milliyeci olarak en önde hizmet edenlerden biri olmuştur.

Nurettin Peker’in ‘Öl, esir olma’ kitabında Kdz.Ereğli’li Kuvayi Milliyecilerden bahsederken o zamanlar soyadı kanunu olmadığı için dedemin ismi ‘Kolsuz Ahmet Ağa’ olarak geçiyor. (Bkz.Öl Esir Olma-Nurettin Peker Syf:132) Çanakkale’den muharip gazi; Filistin’deki savaştan da iki ayağından yaralanıp esir düşünce ‘Malul Gazi’ olarak dönüyor. Son iki senedir sağ olsunlar ilçe protokolümüz 18 Mart Şehitleri Anma Gününde ve 19 Eylül Gaziler Günü’nde dedemin mezarını ziyaret ederek anısını onurlandırıyorlar. Nice köylerde Çanakkale şehidi gazisi vardır ama bunların çoğu bilinmiyor. 67


kınca Fransızlar ve Alemdar arasında geçen mücadeleye tanık olmuş ve kahveye gelip ‘Kahramanlar orada savaşıyor, siz burada ne oturuyorsunuz’ diyerek oradakileri galeyana getirmiş. Dedem de arkadaşlarıyla oradaki sandallara atlayıp hücum botuna doğru harekete geçiyor. Halkın da yardımıyla oradaki askerler esir alınıyor. Dedenizin asıl mesleği nedir? Dedemin asıl mesleği ayakkabıcılık. Çarşı içinde Rumlardan kalma bir dükkanda yemeni ustası olarak çalışıyormuş. Kamer Kuyumcusu’nun oradaki köşeyi dönünce hemen köşedeki dükkan. Ondan önce orada bir Rum terzi varmış; seni görünce hiç ölçü almadan kalem gibi üzerinde göre elbise dikermiş. Öyle anlatırlardı. Büyük zanaatkarlar varmış Ereğli’de. Mübadele zamanında 1200 kişi buradan ağlayarak gitmiş. İstiklal Harbinde Gazi Alemdar gemisinin önemini biliyoruz. Fransız gambotu ile savaş sırasında şehirden de destek olan bir grup var. Galiba dedeniz de o grubun içinde değil mi? Evet. Çoban Çeşmesinin orada bir kahve varmış. Şimdiki fabrikada çalışan taşeron firmalar gibi, o dönemde Kandilli’deki ocaklarda iş çıkınca iş alan müteahhit firmaların sahiplerinin genelde gündüzleri oturdukları bir mekanmış bu kahvehane. Gelecek haberlere göre hareket ediyorlarmış. Eski Belediye Başkanı Dündar Güçeri’nin babası Mustafa Güçeri oradaki devlet hastanesinin başındaymış. O zamanlar yaygın olan Frengi hastalığının toplumda yayılmasını önlemek amacıyla devlet tarafından hastanede Başhekim olarak görevlendirilmiş. Hastaneden ba68

Askerden sonra da dedem yemenicilik işine devam etmiş. Bu arada bağcılık işine de merak sarmış. Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte kömür ocaklarının işletmesinin Almanlara verilmesine


kızan Ruslar tarafından Ereğli kıyıları sık sık bombalandığı için ikinci bir adres ve güvenli bir yer olarak Belen’den kendilerine bir yer edinip; bağ bahçe işleri ile de uğraşmışlar. Hatta dedem bağcılık ile ilgili çok araştırmış ve çok iyi Çavuş Üzümü yetiştiriyormuş. Ancak fabrika kurulduktan sonra hava kirliliğinden dolayı artık bu üzümler yetiştirilmemeye başlamış. Bir dönem Tuğlacılık da yapmış. O zamanlar bu bölgede evler viranmış. Hatta ihtiyacı olanlara evlerini yapmaları için para almadan hayrına tuğla vermekten iflas etmiş. Yedirmeyi içirmeyi de çok severmiş. Dedeniz ile ilgili hatırladığınız bir anınız var mı? Ben çok küçüktüm dedem vefat ettiğinde. Küçükken sürekli onun sigaralarını sakladığım için bana kızardı; bunu hatırlarım. Ama dayımın anlattığı bir küçük anısı var. Hiç elemana ihtiyacı olmadığı halde bir adamı çalıştırıyormuş yanında. Dayım ona ‘Baba sen bu adamı her gün niye çağırıyorsun? diye sormuş. ‘Oğlum sen bilmezsin onun oğlu askerde; paraya ihtiyacı vardır ben de ufak tefek iş yaptı-

Seddülbahir

rıyorum ona harçlık veriyorum o harçlığı askerdekine gönderiyor’ demiş. Yüce gönüllü, çok yönlü bir insanmış dedem. Çanakkale Savaşı ve 1.Dünya savaşı gazisi; Kuvayi Milliyeci Ahmet Kolsuz’un torunu olarak Seda Kolsuz’u da tanıyabilir miyiz? Ben 17 eylül 1953 doğumluyum. Kirmanlı’da büyüdüm. Ailemin 4. ve tek erkek çocuğuyum. Ortaokula kadar okudum, bizlerde bir top hastalığı vardı. Yani fazla üzerimize düşen olmadı. Ablam okudu doktor oldu. Askerden önce Dündar Bey’in zamanında şimdiki Yaşlılar Gençler Evinin oradaki Belediye sinemasında gişe memurluğu yaptım. Askerliğimi Mamak ve İstanbul’da yaptım. Askerlik dönüşünde de Erdemir’de Koruma Güvenlikte çalıştım ve 1997’de emekli oldum. Tarih Doğa Derneği, Türkiye İşçi Emeklileri Derneği birde Galatasaraylılar Derneğinde görev yaptım. Fanatik bir Galatasaraylıyım. Seda Kolsuz’a Kdz.Ereğli için büyük bir değer olan dedesi Ahmet Kolsuz’u anlattığı için şükranlarımızı sunuyoruz.

1. Dünya savaşı seferberlik ilanı

69


bulmaca çengel | Mehmet Arif KÖKLÜ, makoklu@hotmail.com

70


Burhan ATEŞ, bates@isnet.net.tr | kare bulmaca

Soldan sağa

Yukarıdan aşağıya

1-Barınacak yer - Eklembacaklılardan zehirli bir hayvan - Zaviye 2-Yönetme, yönetim - Küçük bitki - En büyük, ��ok büyük 3-Faiz, ürem - İlave - Bir meyve 4-Seyrek dokunmuş delikli bir kumaş türü - Bir bağlaç - Sıvılaştırılmış petrol gazlarının kısa gösterimi 5-İki atlı kızak - Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman - Şarap 6-İtmek, vurmak - Emirlik, beylik - Türk alfabesinin on beşinci harfi 7-Tende bulunan ufak koyu renkli leke - Üzme, sıkıntı verme - Nefis olma durumu 8-Utanma, utanç duyma - Kara ve siyah karşıtı Bir nota - Namusa dokunur bir suç yükleme, iftira etme 9-Hava basıncı birimi - İse tutup karartmak 10-Hazır - Duvarları boyamak için kullanılan sulandırılmış kireç veya boya - Yalın, gösterişsiz 11-Tüfek, tabanca - Bir yapının damında çevresi, üstü açık yer - Bir nota - İnsan vücudunun dış yüzü, cilt 12-Bir erkek adı - Lavanta çiçeğinin bir başka türü 13-Motorlu araçların yarışları ve koşular için özel olarak düzenlenmiş yer, yarışlık - Bir şeyin en üstteki bölümü - Başta, başlangıçta, önce

1-Bin sayısının üleştirme sayı sıfatı - Cana yakın, olgun, hoşgörülü, iyi kalpli, güvenilir 2-Sayı - Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum 3-Oruç tutulan ay - Herhangi bir işte, bir yarışta, birbirini geçmeye çalışan 4-Uzaklaşmak, uzamak, ara açılmak - Aklını yitirmiş olan, aklî dengesi bozulmuş olan 5-Soru biçiminde şaşma bildiren ünlem - Yukarıdan aşağıya doğru gelmek, çıkmak karşıtı - İskambil kâğıtlarında birli 6-Yıkıntı, döküntü, çöküntü 7-Maden kömürünün damıtılmasıyla elde edilen katı yakıt - Kiraya verilerek gelir getiren - Savunma oyuncusu 8-Utanma, utanç duyma 9-Lifleri dokumacılıkta kullanılan bir bitki - Kas 10-Bir kimsenin dinin buyruklarını yerine getirmek için yaptıkları - Sinirler 11-Demir yolu - Kahve ve çaydan elde edilen, hekimlikte kullanılan, uyarıcı niteliği olan bir madde - Bir bağlaç 12-Iraksamak işi, istiba 13-Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek -Örnek alınacak söz - Kayın birader 14-Keçi tüyü - Yıpranmış, hırpalanmış bir biçimde telleri, lifleri meydana çıkmış Talyum elementinin simgesi 15-Su - Prometyum elementinin simgesi - Bir tema etrafında oluşan 16-Bir yere takılmaya, geçirilmeye yarayan eğri ve ucu sivri demir - Kentlileşmiş, kırsallıktan kurtulmuş, uygar 17-İridyum elementinin simgesi - Yüksek ve çevresi açık (yer), yeleç, havadar

71


eski gazete

EreÄ&#x;li Memleket, 13 Nisan 1972


eski gazete

Şirin Ereğli, 23 Eylül 1969


seyahatname

Cıbıroğlu Konağı’ndan

Kent Müzesi’ne...

74


Kent müzeleri; Kent kimliğini ve kentlilik bilincini geliştiren, bir sivil platform oluşturarak tarih mirasının korunmasında aktif rol oynayan, kentin bir bütün olarak ve derinliğine tanıtımına yardımcı olan, uzmanlaşmış iletişim, eğitim, koruma ve kültür merkezleri olarak öne çıkıyorlar. Gelecekte kent müzeleri; sadece kent tarihi hakkında bilgi edinip gezip çıkacağınız bir yer değil; çocukların interaktif olarak katkıda bulunduğu ve öğrendiği, yaşayan sivil diyalog merkezleri olarak kent yaşamında hak ettiği yere kavuşacaktır. Kdz.Ereğli’nin M.Ö 2500’lü yıllara dayanan geçmişi hakkında bilgi edinebileceğiniz Kdz.Ereğli Kent Müzesi; Türkiye’nin 17. Kent Müzesi... Çekül Vakfı temsilcisi Raif Tokel’in projesi olan Kdz.Ereğli Belediyesi Kent Müzesi Projesi; 2011 yılında yazılmış; BAKKA ve Tarihi Kentler Birliği’nin de katkılarıyla Kdz.Ereğli Belediyesi tarafından eski Cıbıroğlu Konağı restore edilerek 2014 yılında Ereğlililerin de katkısıyla hizmete açılmış. Katlarda sergilenen panolardan Ereğli’nin tarihsel gelişimi ve bilinen önemli yerleri hakkında bilgileri görebiliyorsunuz. Müze içinde yüz yıla yakın döneme ait 341 adet materyal sergileniyor. Cıbıroğlu Konağı; 19. yüzyılda Rum ustalar tarafından yapılmış ve Marsilya tipi kiremitle kaplanmış. Konak; Kdz. Ereğli’nin ileri gelen ailelerinden “Mısırcılar” lakaplı Cıbıroğlu ailesine ait olduğu için, yörede “Cıbıroğlu Konağı” adıyla da biliniyor.

Geleneksel Kdz. Ereğli konutu özelliklerini taşıyan yapı, yerel malzemeler kullanılarak yerel ustalar tarafından yapılmış ve zemin kat üzeri iki kat olup; haç planlıdır. Müzenin büyük kapısından girince sizi; yörede “taşlık” adı verilen uzun bir giriş salonu karşılıyor. Burası; Kdz.Ereğli’nin sembollerinden olan Herkül’e ithafen ‘Herakles Salonu’ olarak adlandırmış. 75


Hemen solunuzdaki bölümde ise, yine Yunan Mitolojisinde bir çok tarihçi tarafından da konu edilen, Argonotların Altın Post Serüveni sırasında Kdz.Ereğli’ye uğraması anısına, danışma masası olarak da kullanılan bir maket gemi göreceksiniz. Girişin sağındaki sinema ve toplantı odasına 1950’li yıllarda Türk sinemasının önemli simalarından olan Ereğli’li Halil Paşa’nın oğlu Temel Karamahmut’un adı verilmiş. Yine zemin katta Herakles salonunun sonunda, sağda eskiden de mutfak olarak kullanılan bölümde ise konaktaki kadınların yufka açan mizansenini görebilirsiniz. 76

Zemin katın üzerindeki her iki katta da dörder oda bulunmakta ve bu odalarda Ereğlililerin de katkıları sayesinde, yörede geçmişte kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Ayrıca müzede tarih araştırması gerçekleştirmek isteyenlerin kullanımına sunulmak üzere bir de Tarih Araştırmaları odası da mevcuttur. Üst katlara çıkarken kafanızı kaldırdığınızda; tavandaki süslemelerin aslına sadık kalınmaya çalışılarak restore edildiğini göreceksiniz.


Bu odalardan birinde bir tezgahta ilçenin ünlü Elpek Bezini dokuyan bir kadın figürü ile karşılaşacaksınız. Eskiden konakta yaşayanların oturup sokağı seyrettiği cumbalardan birinde ise; kadınların kına gecesi canlandırılmış.

77


Ekim ayında ilk defa Kdz.Ereğli Belediyesi Kent Müzesi’nde Resim Sergisi düzenlenmiş. Böylece bundan sonra gerçekleştirilecek olan sergi ve kültürel etkinliklerin başlangıcı yapılmıştır.

arasında gezilebiliyor. Kent Müzesi ile il-

Ünlü ressam Osman Zeki Oral’ın evinin de bulunduğu Akarca Mahallesinde yer alan müze; Pazartesi günleri hariç her gün 08:00-12:00 ve 13:00-17:00 saatleri

bilirsiniz.

gili ayrıntılı bilgi almak ve yöresel tarihi aydınlatacak eski eşyalarınızı bağışlamak için Kdz.Ereğli Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile iletişime geçeAdres: Karadeniz Ereğli Kent Müzesi Akarca Mahallesi, Akkuyu Sokak, No:37

78 Kaynaklar: Dünyada ve Türkiye’de Kent Müzeleri - Orhan Silier - Ege Mimarlık Temmuz 2010 Kdz. Ereğli Belediyesi Kültür Müdürlüğü - Cıbıroğlu Konağından Kdz. Ereğli Kent Müzesine...


konferans TEDx Konuşmaları

Evrim KURAN

Kuşak Araştırmacısı

Yeni Kuşakları Anlamak Merhabalar. İsmim Evrim Kuran. Ben bir kuşak araştırmacısıyım. 40 yaşındayım ve X kuşağıyım. 2000’li yılların başında akademik çalışmalar yaptığım bir dönemde jenerasyonlarla tanıştım. Çok etkilendim ve kuşakların var olduğunu, gerçek olduğunu ve çalışmaya değer olduğunu anlatmaya karar verdim. Son 10 yıldır Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun çok çeşitli organizasyonlarıyla, kurumlarıyla jenerasyonel sistem çalışmaları yapıyoruz. Yani benim işim gücüm kuşaklar. Kuşakları çalışırken şunu gördüm ki, insanın yaşı ilerledikçe, deneyimi arttıkça etrafında ideolojik bir kule oluşturmaya başlıyor. Ve bu kulelerin çok kalın taştan duvarları var. Bu duvarları da bilgi ve deneyim oluşturuyor. Bilgi ve deneyim insanın sahip olduğu en kıymetli şey belki. Ama aynı zamanda insanın sahip olduğu en büyük lanet. Çünkü bilgi ve deneyimden oluşan bu tuğlalar sayesinde biz, etrafımızdaki bize benzemeyenlerden bir parça uzaklaşmaya başlıyoruz. Bizim mahallede doğmayanlar, bizim gibi olmayanlar, 80

bizim gibi düşünmeyenler, bizim yaşadığımız çağı ve dönemi deneyimlememiş insanlarla uzaklaşma ve ayrışmaya başlıyoruz. Ve işte hayata o ideolojik kulelerden bakmaya başlıyoruz. Jenerasyonel sistem çalışmaları, kuşak çalışmaları tam da buna hizmet ediyor. Yani benim gibi olmayanları anlamaya, görmeye hizmet ediyor. Anlamaktan ve görmekten bahsediyorum. Çünkü kuşak çalışmalarında bir mottomuz var. Günün sonunda şunu söyleyebilir miyiz? Biz yeni nesli gördüğümüz zaman onlara bakıp şunu söyleyebilir miyiz: Seni kendime ait yargılarla değil, sana ait gerçeklerle görüyorum. Görürsek anlayabiliriz ve ancak anladığımızı sevebiliriz. Bu muhteşem coğrafyada benzemezlerin birbirini anlamasına ve sevmesine ziyadesiyle ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Madalyonun diğer tarafında da bir kısım insan var ki, jenerasyonel sistem çalışmalarını Amerikan icadı diye eleştiriyorlar. Son 16 yıldır yaptığım çalışmalarda en çok mücadelesini verdiğim alanlardan biri de şu


ki, jenerasyonel sistem teorisi her ne kadar 1970’lerin başında Batılı uzmanlar tarafından yapısallaştırılmış olsa da, kökleri taa 14. Yüzyıla ve bu coğrafyaya dayanıyor. Batı sosyolojisinin babası olarak çok önemli referanslar yapılan İbn-i Haldun’un 14. yyda yazdığı Mukaddime isimli eserini okursanız, jenerasyonel sistem teorisinin ilham kaynağının aslında Doğu olduğunu anlayabilirsiniz. Bizim işimizde de yine ışık Doğu’dan yükseliyor. Jenerasyonları X,Y,Z kısaltmalarını kullanarak tanımlıyoruz. Türkiye’de şu anda 79 milyon insan var. Sessiz kuşaktan bebek bombardımanına, X kuşağından Y’lere ve Z’lere uzanan 5 kuşak yaşıyor bu ülkede. 79 milyonluk ülkede bizim son 10 yıldır yaptığımız çalışmalarda en fazla odaklandığımız jenerasyon ise Y jenerasyonu. Y jenerasyonu ülke nüfusumuzun yüzde 35’ini kapsıyor. Yani bu ülkede 27 milyon genç insan var. 27 milyon genç insan tersten bakarsa işte o zaman o peşinde olduğumuz yenilikçiliği, bu ülkeye barışı, bu dünyaya, bu coğrafyaya bütünleşik etkileşimi getirebilir diye düşünüyorum. Bu gençler mutlular mı, kendilerine bir alan bulabiliyorlar mı; bizim çok temel çalışma alanlarımızdan biridir. Kurumlarla çalışırken hemen her hafta üst nesillere, yani genç olmayanlara, benim gibi orta yaşlı ve bir miktar daha yaşlı olanlara; Türkiye’nin gençleriyle ilgili ne düşündüklerini soruyorum. Son 10 yıldır bu soruyu binlerce kere sormuşumdur. İleri yetişkin jenerasyona Türkiye’nin gençleri hakkında ne düşünüyorsunuz dediğim zaman, genellikle ilk aldığım yanıt şöyle: “Biraz saygısızlar sanki…” Bir başka yanıt; “Türkiye’nin gençleri sadık değil. Çok çabuk bir markadan ya da organizasyondan uzaklaşabiliyorlar.” oluyor. Bir başkası: “Tatminsiz, bir türlü memnun edemiyoruz, bir türlü tatmin olmuyorlar, tamahkar da değiller…” Bir başkası: “Patavatsız. Dilleri kürek gibi. Her yerde her şeye itiraz ediyorlar ve çok konuşuyorlar.” Bir başkası: “Çok bireysel bir jenerasyon geldi” diyor… Ve yine en sık duyduğum kavramlardan biri de “bencil”… Bir tanesi daha var ki özellikle 2013 Haziranından beri belki Türkiye’nin gençleri bu önyargıyı bir miktar çürütmüştür … Apolitik oldukları çok söyleniyor. “Bunlar apolitik kardeşim, hiç memleket meseleleriyle alakaları yok.” Bütün bunlar paradigma olabilir mi? Ve ne-

reden baktığımıza göre değişebilir mi? Jenerasyonel sistem, paradigmaları çatlatmak üzere harikulade bir araç. Ve biliyor musunuz yeni hiçbir şey yok. Yani 3 bin yıldır biz, bizim gibi olmayanlara, bizim mahalleden olmayanlara, aynı ideolojik kulelerden bakmaya devam ediyoruz. Aristo milattan önce 350 yılında bakın ne demiş. “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda, kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar. Ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.” O Aristo ki, Büyük İskender gibi öğrencilerle çalışmış. Ama hala memnun değil, şikayetçi ve yargılıyor. Çünkü kendine ait yargılarla kendi gibi olmayan çocukları görme eğiliminde. Benim daha çok sevdiğim biraz daha yaşlıca bir beyefendi daha var açıkçası. Kendisinin ismi Hesiod... Hesiod milattan önce 800’lerde şöyle demiş: “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere; büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar. Ve beklemesini bilmiyorlar.” Gördüğünüz gibi, 3 bin yıldır değişen bir şey yok. Ben bir araştırmacıyım. Dünyanın 55 ülkesinde her sene 1 milyondan fazla gençle araştırmalar yapan bir organizasyonun parçasıyım. Sadece Türkiye’de her sene onbinlerce gençle bu araştırmayı uyguluyoruz. 2015 yılında Türkiye’nin farklı üniversitelerinden, farklı okullarından 42 bin gençle çalıştık. Ve biz bu gençlere dedik ki, ‘Peki çocuklar siz de kendinizi tanımlayın, sizce siz nasılsınız.’ Bakalım ne dediler… Y kuşağı, geçen sene Türkiye’nin Y kuşağı bakın kendilerini bize nasıl tanımladı: Yüzde 73 sorumluluk sahibi ve sadık… Ben bir araştırmacıyım ve data konuşur dostlar. Ve data diyor ki, Y jenerasyonuna sorulduğunda kendini ‘sorumluluk sahibi ve sadık’ olarak değerlendiriyor. Şimdi benim gibi 40 üstü olanlar bunu gördüğünde, duyduğunda az önce verdiğiniz tepkiyi veriyor. Gülüyor. “Hadi canım olur mu öyle şey, bak gördün mü farkındalıkları da yokmuş çocukların…” Ben de diyorum ki, sorumluluk ve sadakat kavramlarını 20. Yüzyılın paradigmalarıyla tanımlamaktan vaz mı geçsek? Acaba tanımları 21. Yüzyılın bağlamına göre yeniden ele alma-

81


mız gerekebiliyor olabilir mi? En nihayetinde, gençlere gidip ‘Peki neye sadıksın, sadakati tanımla’ dediğimiz zaman aldığımız yanıt şu: “Kendi değerlerime, hayallerime, kurmak istediğim iklime ve bana sadık olana sadığım. Benden lütfen en büyük olduğun için, en kral olduğun için, en çok parayı sen kazandığın için sana sadık olmamı bekleme. Benden bir tabelaya sadık olmamı bekleme” diyen Türkiye’nin gençlerini hala öyle duyamıyoruz ki… Türkiye, gençlerini seven bir genç ülke mi? Bu gece uykunuzda bu sorunun sizi rahatsız etmesini çok temenni ederim. İnanılmaz bir teknolojik değişiklik var. Çok akıllıyız aslında. Genç ülkeyiz ya, yaş ortalaması 31. İnanılmaz bir teknoloji… Aletlerimiz çok akıllı, müthiş işler yapıyoruz falan… Son 4 kuşaktır, nereden nereye geldiğimizi size çok kısaca tanımlamak istiyorum. Belki kuşak geçişlerini de daha rahat görebiliriz böylelikle. Şimdi bir takım iletişim unsurlarını, oyuncakları paylaşacağım sizinle. Ve bu oyuncakların 50 milyon kullanıcıya kaç yılda ulaştıklarını belirteceğim. Bebek bombardımanı kuşağına gidelim. Radyo, 50 milyon kullanıcıya sizce kaç yılda ulaşmıştır? 35 yılda ulaşmış. Sonra benim kuşağım geliyor. Benim gibi X kuşağı olanlar, (40’larında olanlar) bilirler; ben Sue Ellen’ın gözlerinin renkli olduğunu anladığım günü dün gibi hatırlıyorum. Eve ilk renkli televizyonun girdiği dönem… Televizyon 50 milyon müşteriye kaç yılda ulaşmıştır sizce? Televizyon 13 yılda 50 milyon kişiye ulaşabilmiş. Derken… 1980’den sonra doğmaya başlayan, bizim ön Y’ler dediğimiz şu anda 30’lu yaşlarını eda eden bir Y jenerasyonu başka bir iletişim unsuruyla tanıştı: Facebook… Mark 50 milyon müşteriye Facebook’ta sizce kaç yılda ulaştı? 3 yıl. Derken, son Y’ler gelmeye başladı ve bu son Y’ler, yani 90’dan sonra doğmaya başlayan genç dostlarımız, biraz sıkıldılar Facebook’tan. Çünkü anneleri ve anneanneleriyle karşılaşmaya başladılar. Ve başka bir iletişim aracı, başka bir oyuncak buldular kendilerine. Instagram… Instagram ise 50 milyon müşteriye sadece 6 ayda ulaştı. Ve bizim çocuklar; Z jenerasyonu, kristal çocuklar, dünyayı güzelleştirmeye gelen harikulade yaratıklar, 2000’den sonra doğanlar… Onlar bunlarla pek ilgilenmiyor. Hatta benim oğlan geçenlerde bana kızdı. “Bundan sonra ben82

den habersiz Instagram’a hiçbir fotoğrafımı koymayacaksın” dedi. Çünkü onlar oyunlaştırma teknikleriyle iletişim kurmak istiyorlar. Angry Birds 50 milyon müşteriye sıkı durun: 35 günde ulaştı... Yani dostlar, 2016’dayız ve 50 milyon insana 35 günde ulaşabildiğimiz bir dönemi yaşıyoruz. Ve gelin görün ki 35 günde 50 milyon insana ulaşabildiğimiz bir dönemde kullandığımız dil, motivasyon araçları, işe alım, tutundurma, algılama araçlarının neredeyse tamamı 50 milyon müşteriye 35 yılda ulaştığımız dönemlerden kalma. Yani yöneticilerin de en az kullandıkları telefonlar kadar akıllı olması ve bu dili değiştirmesi gerekiyor. Çünkü Albert Einstein’ın dediği gibi, aptallığın bir tanımı var: Sürekli aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemek… Ben bununla sık sık organizasyonlarda karşılaşırım. “Bu sene bizim şirketin gençlerinin yine çalışan bağlılığı oranları düştü. Yine çalışan devir oranlarımız yükseliyor. Bu çocuklar kesinlikle motive olmuyorlar, bunlardan bir şey olmaz.” Bizim sıklıkla konuştuğumuz ve tartıştığımız şeyler bunlar. Ben de o zaman müşterilerime; son 20 yıldır hala gençleri yılda bir kere pikniğe götürüp, bütün bir yıl motive olmalarını bekliyor olabilir misiniz? diye soruyorum. Türkiye’de yaş ortalamamız 31. Ve 5 kuşak birden birlikte yaşamaya çalışıyoruz. Z jenerasyonu ise, derhal hazırlanmamız gereken harikulade bir kuşak olarak geliyor. İki yıl sonra onları istihdam etmeye başlayacağız ve şu anda Türkiye’de çocuk, bebek, ergen, toplam Z jenerasyonu sayısı 20 milyon. Ve buna rağmen yine o soruyu tekrarlamamız lazım. Gençlerini, çocuklarını seven bir genç ülke miyiz? Yoksa biz hala kurumsal yaşantıda, TBMM’de, üniversitelerde, liselerde, belediyelerde, şirketlerde, hem de en inovatif olanlarda, eski nesil hegemonyasını devam ettiriyor olabilir miyiz? Bebek bombardımanı kuşağı çok kıymetli bir kuşak. Doğuştan hikayeci bir kuşak ve size ufak bir sır vereyim… Sistemde Y jenerasyonunun en iyi anlaştığı kuşak. Ve fakat, o dönemdeki erken yaşta emeklilik sistemi nedeniyle iş yaşantısında bir miktar sayıları azalmış bir kuşak. Derken biz geliriz. Kapitalizm kendisini iyice göstermeye başlar. Sistemin hunharca depolitize ettiği çocuklar, X


kuşağı… Ve öyle bir kuşaktır ki bu, çocukken oyuncaklardan bile geri bildirimi ‘gerizekalı’ diye alır. Hatırlar mısını bilmem ‘Solo Test’le oynayan bir kuşak bu. Piyonlar, atlat bırak, atlat bırak… Kalan piyon sayısı kadar zekisin. Ve oyuncağın içinden iğrenç bir prospektüs çıkar. 9 bırakırsan idiyotsun, 8 bırakırsan embesil, 7 bırakırsan gerizekalı, 1 bırakırsan Einstein’sın. Çünkü tek tip bir zeka vardır 20. yüzyılda: matematiksel zeka. Matematiğin iyiyse, iyisin. Yoksa gerizekalısın. Benim tipik bir X kuşağı yetiştiren bebek bombardımanı annem, “sınıftaki çocuklar sürekli 1 bırakıyor ve ben hala 8 bırakıyorum” diye eve ağlayarak geldiğimde, sizce bana ne diyordu? “Sen de çalış, sen de daha az bırak!” Saldım çayıra Mevlam kayıra kuşağı... Oysa son iki kuşaktır çocuklarımızı böyle yetiştirmiyoruz. Benim evdeki Z kuşağı 9 yaşında. Benim oğlum bugün eve bu şekilde ağlayarak gelse, sizce ben ne yaparım? “Bir dakika. Ne demek gerizekalı? Sen bir kere doğuştan mükemmelsin. Şimdi ben önce bunu çalışayım, nasıl 1 bırakılıyor öğreneyim. Sonra ikimiz beraber oturalım, yapalım. Bu arada whatsapp’taki veli grubuna da bir sorayım. ‘Siz kaç bıraktınız, nasıl bırakılıyor, nasıl oluyor?’ Haa şunu da unutmadan Twitter’da da oyuncak şirketiyle ilgili yazayım. ‘Allah belanızı versin, ne biçim oyuncak yapıyorsunuz, nasıl insanlarsınız siz?’ diye.” Biz bu ebeveynlik modeline ‘helikopter ebeveynlik’ diyoruz. Eğer bir gün normal ebeveynler olmayı öğrenirsek, yani bütün ahrazlarımızla, sadece anne ve baba olmayı öğrenirsek, işte o zaman iş birliğinin bir dili olduğunu daha rahat göreceğiz diye düşünüyorum. X kuşağı yani benim gibi 40’larında olanlar son derece depolitize edilmiş bir kuşak. Çünkü okula gönderilirken ‘Aman çocuğum olaylara karışma’ motivasyonuyla gönderilmiş bir kuşağız. Olaylara karışmadan okulu bitiririz. Ve işe gireriz. İşte ne yaparız dersiniz? Olaylara karışmayız. Olaylara karışmak için müdür olmayı, direktör olmayı, genel müdür olmayı bekleriz. Sonra bizden sonra bir kuşak gelir. İsimleri Y jenerasyonu. Daha gelmeden her olaya karışır. Mülakatı biz mi onlarla yapıyoruz, onlar mı bizle belli değil. İşte o yüzden bütün dünyada onlara ‘generation Y’, İngilizce alfabedeki ‘neden’ kelimesinin karşılığı

olan ‘generation why’ denir. Türkiye’deki Y jenerasyonunun tamamı Haziran 2013’te Gezi’deydi demeye çalışmıyorum. Ama çevik kuvvete şiir okuyan gençlerle tanıştık biz Haziran 2013’te. Biz, “Merak etme anne önden gitmiyorum, hep beraber yürüyoruz” diyen kabile gençlerle tanıştık. Ve biz onlara ‘birey ol, rekabet et, ayrış, farklılaş’ dedikçe, onlar daha da kabile kültürünü bize anlatmaya çalıştılar. Harikulade bir komünite olduklarını bize gösterdiler. Bu gördüğünüz ise Karşıyaka taraftarları. Futbol stadlarında hakeme küfretmeyle ilgili yasak geldikten sonra QR kodla küfretmeye başladılar. O zaman görünür görünmez bütün şapkalarımızı bu jenerasyonun önünde çıkarmalıyız diye düşünüyorum. İş birliğinin yolu bence buradan geçecek. Bence son 4 kuşaktır, ihtiyacımız olan empati, bilişsel esneklik, duygusal zeka, yaratıcılık ve daha fazlasını getiren harikulade bir kuşak bu. Ama önce onları bu coğrafyada yaşatmamız gerekiyor. Çünkü bu coğrafya, çocuklarını sevmeyen bir coğrafya. Ben sizi bir başka Z kuşağıyla tanıştırmak istiyorum. İsmi Hüdea. Eğer hala yaşıyorsa, Hüdea şu anda 6 yaşında olmalı. Bu fotoğrafı, fotoğraf sanatçısı Osman Sağırlı 2014 yılında Suriye sınırında bir mülteci kampında çekti. Fotoğraf makinesinin tele lensini gördüğü zaman Hüda, silah zannetti ve ellerini havaya kaldırdı, teslim oldu. Ve bugün Hüda gibi 1,5 milyon Z kuşağı, Türkiye’nin sokaklarında. Ve Türkiye’nin bazı okullarındaki ebeveynler, ‘benim çocuğum bu çocukla aynı sınıfta okumasın’ diye kampanyalar düzenliyor. Sonra da kuşakları anladığımızı iddia ediyoruz. Lütfen samimi olalım… 83


burasÄą neresi

84


özel konu

Bocce Bocce; kökeni Anadolu’ya dayanan ve MÖ 5000 yıllarında oynandığı tahmin edilen bir spor dalı. İlk çıktığı yıllarda cilalanmış kaya parçalarıyla oynanan oyun, günümüzde tamamen yuvarlak ve sentetik malzemelerden yapılmış toplarla oynanmaktadır. Bugünkü şekliyle, ilk kez Romalılar tarafından oynanmış ve “bocce” adını da Romalılardan almıştır. Roma İmparatoru Augustus döneminde devlet adamları ve hükümdarların oyunu olan bocce bugün, futbol gibi dünyanın her yerinde yapılan yaygın bir spor halini aldı. Yüzyıllar boyunca Anadolu’da oynanan bocce, Modern Türkiye ile ilk olarak 1991 yılında tanıştı. Avrupa ve Dünya şampiyonalarına katılan Bocce Milli Takımı, en büyük başarısını, geçen yıl ABD’de dü-

zenlenen Dünya Şampiyonası’nda 5.olarak elde etti. Kdz. Ereğli’ye 20 kilometre uzaklıkta bulunan Kızılcapınar Köyündeki çocuklar bu sporla, idealist Beden Eğitimi öğretmeni Tarık Özsoy sayesinde çoktan tanışmışlar bile… Bir spor dalının bir köy okulunda gerçekleştirdiği değişimi biraz daha yakından görmeye ne dersiniz? Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Merhabalar ben Tarık Özsoy. Kdz Ereğli Ortaköy doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Kdz Ereğli’de tamamladım. Ankara Gazi Ünversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümü mezunuyum. Kdz. Ereğli’ye bağlı Kızılcapınar Köyü Ortaokulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapmaktayım.

85


Bocce’yi Kızılcapınar Köy Okulunda çocuklara öğretmek nereden aklınıza geldi? Bocce ile üniversite dönemimde tanıştım fakat eğitimime devam ederken aynı zamanda çalıştığım için bocce’ye fazla zamanım kalmıyordu. O yıllarda bu spor dalı ülkemizde şimdi olduğu kadar çok yaygın olarak bilinmiyordu. Kulüplerin kurulması, lig oluşturulması ve sporcuların yetişerek milli takıma kadar yükselmesi Ankara’da Türkiye Bocce Bowling Dart Federasyonu’nun 2005 yılında kurulması ile gelişme gösterdi ve 2 yıl öncesinde okul sporları yarışmalarına girmesiyle de daha fazla kişiye ulaşılması sağlandı. Bocce sporu içinde volo-raffa-petank gibi farklı kategoriler bulunmakta ve bunlar içinde de bir çok farklı müsabakalar yapılmakta. Bizim okulda oynadığımız ve okul sporlarında yarışmalara katıldığımız kategori bocce petank. Petank oyununun avantajı diğer kategorilere göre daha maliyetsiz olması hemen hemen her zeminde oynanabilmesi. Kumda, çakılda, toprakta ve çimde. Ama ideal yeri sert çakıllı kumlu saha. 86

Beden eğitimi derslerinde öğrencilerime çok duymadıkları ya da yeni çıkan spor branşlarını anlatıp öğretiyorum. Bu sebeple 3 yıl önce petank malzemelerini alarak bu oyunu ve oyun kurallarını anlattım ve öğrettim. Göreve başladığım yıl tabii ki okulumuzda bocce sahamız yoktu ve biz nerede çakıl, kum alan varsa orada antrenman yapıp çalışıyorduk. Yeni okul binamıza geçince çocukların oynaması amacıyla ayrılan boşluğa çakıl ve kum döküp temizleyerek bocce sahası olarak da kullanmaya başlamış olduk. Çocuklar Bocce’yi sevdi mi? Hem de çok fazla. Bir örnek verecek olursam; bu sene okulumuza ve aramıza yeni katılan 5.sınıf öğrencilerim okulun açıldığı gün ilk dersimle beraber ‘’Öğretmenim bize bocceyi ne zaman öğreteceksiniz? Bocce oynayacak mıyız? Bizi bocce okul takımına alacak mısınız?’’ gibi sorular soruyordu. Tabii ki onları da abileri ve ablaları gibi bocce ile tanıştırdım. Öğrencilerim dersler dışında, teneffüslerde, boş zamanlarında malzemeleri alarak bocce sahasında oynuyor ve eğleniyorlar.


Bu sporla birlikte onlarda her hangi bir değişim gözlemlediniz mi? Öncelikle yeni bir şey öğrenmek yaşı ne olursa olsun her insanı mutlu eder. Bocce sayesinde kendilerine güvenmeye başladılar. Boş zamanlarını farklı bir spor yaparak değerlendirme şansı yakaladılar, köyden çıkmayan çocuklar müsabakalara katılarak farklı yerler gördüler ve yeni arkadaşlıklar kazandılar. Sosyal çevreleri genişledi. Zor durumlarda hızlı ve doğru karar verme becerisi kazandılar, takım ruhunu öğrendiler. Liderlik vasıfları gelişti. En önemlisi de spor yaparak eğleniyorlar ve ben de öğretmenleri olarak bundan çok mutlu oluyorum. Türkiye Şampiyonası ile ilgili hedefleriniz var mı? Geçen yıl okul sporlarında Küçük Kız-Küçük Erkek (5.- 6.sınıf)-Yıldız Kız-Yıldız Erkek(7.- 8.sınıf) yani ortaokul seviyesinde dört kategoride yarışmalara katılarak okulumuzu temsil ettik. Önce ilçe müsabakalarında yarıştık ve dört kategoride de il finallerine kaldık. Zonguldak ilinde küçüklerde averaj ile İl 2.’si olduk. Yıldız Erkekler İl 3.’sü, Yıldız Kızlar İl 1.‘si olduk ve Zonguldak’ı bir köy okulu olarak Ankara Kazan ilçesinde yapılan grup müsabakalarında Yıldız Kızlar kategorisinde temsil ettik. 20 okul arasından 4 okul Türkiye yarı finallerine gidecekti biz maalesef averajla 5. olduk ve yarı finale gidemedik. Bizim için Milli sporcuların da

bulunduğu ilk defa katıldığımız bir müsabakadan böyle bir sonuç almak başarı, tecrübe ve ilerisi için bir adım oldu. Bu sene daha tecrübeli olarak antrenman ve çalışmalara başladık. Amacımız öncelikle ilçe ve ilden derece yaparak grup müsabakalarına gitmek ve daha sonra Türkiye Yarı Finalleri ve inşallah Türkiye Finallerine giderek derece elde etmek. Bunların dışında bize iletmek istedikleriniz var mı? Ayrıca Bocce ve Dart Antrenörü olarak Kdz.Ereğli’de Bocce-Dart Kulübü kurmak istiyorum. Erdemir İlkokul Müdürümüzle girişimlerde bulunduk. Eğer kulüp kurulabilirse takım halinde Bocce Ligine katılarak gelişme gösterebiliriz. Milli takıma sporcu yetiştirebiliriz. Sporcularımız millilere verilen burstan yararlanarak aynı zamanda eğitimlerine devam edebilirler. Sınavsız Milli Sporcu kontenjanından üniversitelerin ilgili bölümlerine yerleşebilir ve sonrasında yine Millilik kontenjanı sayesinde sınavsız meslek sahibi olabilirler. Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlüğü ile birlikte 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı ve Engelliler Haftasında ilçemizde Bocce branşının tanıtımı ve yaygınlaşması için çalışmalar yaptık. Engelliler için de Paralimpik Bocce branşı da bulunmaktadır. Bu sporun yaygınlaşması için Ereğli’lilerin desteklerini bekliyoruz.

Milli takıma sporcu yetiştirebiliriz. Sporcularımız millilere verilen burstan yararlanarak aynı zamanda eğitimlerine devam edebilirler. 87


özel konu

Kdz. Ereğli RC Team

Uçuş keyfini hobisinde gerçekleştirmek isteyen insanlar için model uçakların özel bir önemi vardır. Model uçaklar; uçmak için gerekli özelliklere sahiptir, çeşitli yöntemler ile uçurulurlar ve kontrol şekillerine göre “Radyo Kumanda Kontrollü” (RC), “Tel Kumanda Kontrollü” ve “Serbest Uçuş” modelleri olarak sınıflandırılırlar. En çok kullanılan model uçaklar olan RC Uçaklarda, uçağın içine yerleştirilmiş alıcı ile modelcinin elindeki kumanda cihazı yani verici radyo frekansları ile haberleşirler. Kdz.Ereğli’de bu güzel hobi ile ilgilenen; belirli zamanlarda toplanıp etkinlikler yapan bir Kulüp mevcut: Kdz.Ereğli RC Team. Kulüp üyelerinden Mehmet Günsel’e, RC uçaklarla ilgili merak ettiklerimizi ve bu hobinin nasıl başladığını sorduk. Radyo Kontrollü Model Uçak merakınız ne zaman başladı? İşin özüne bakacak olursak; sanırım herkes için bu hobi çocukluktan gelen uçmak veya pilot olmak heveslerine dayanıyor. Askerlik zamanlarımda 6-7 defa helikopter uçak gibi araçlara binmem ile tekrar bu heyecanın fitili ateşlendi. 2006 yıllarının başlarında internette gördüğüm köpükten (strafor) yapılma bir helikopter almıştım. Epey bir zaman bu minik oyuncakla zaman geçirmiştim. Zamanla bu oyuncakla88

rın üst modellerine sahip oldum. Bir sene içinde de ilk model helikopterimi aldım. Aslında model uçak hobisi sadece uçağı satın alarak yapılabilecek bir hobi değildir. Pilotaj bilgisi, güvenlik ile ilgili bilgiler gerekiyor ve bu işin bana göre en zor ve bir o kadar eğlenceli kısmı tamirat. Kdz. Ereğli RC Team nasıl kuruldu? Kaç kişiden oluşan bir ekibiniz var? Kdz.Ereğli RC Team aslında son 3-4 senedir, bu hobi ile uğraşan bütün arkadaşlarımızın gayretleri ile oluşmuştur. Tabii bu oluşumda; çok eskilerden beri uğraşan duayen Erdemir emeklisi Bülent Demirgök, Mustafa Ergin, Zahit Uğurlu ve özellikle şu an merkez komutanımız olan Albay Bülent Oral’ın emekleri çok fazladır. Toplamda 20 kişiye yakın bir ekibiz.


Yerel yönetim bize bir pist kazandırırsa Ereğli’mizde bu hobi ve bunun gibi paramotor, delta kanat gibi havacılık ile ilgi birçok organizasyon düzenlenebilir.

Çalışmalarınızı nerede gerçekleştiriyorsunuz? Uçuşlarımızı maalesef Ereğli’mizde uçuş pistimiz olmadığı için Alaplı’da Mollabey yolu üzerinde bir futbol sahasında yapıyoruz. Yenimahalle’de de bir atölyemiz var.

çok güzel bir organizasyona ev sahipliği yapmıştık. Bu organizasyondan sonra çok güzel geri dönüşler aldık. Ereğli’ye yakışır bir pistimiz olursa; daha önce yaptığımız organizasyonun çok daha iyilerini yapacağımıza inanıyoruz.

Düzenli gerçekleştirdiğiniz etkinlikler oluyor mu?

Model Uçak ve RC Model Uçak pahalı bir hobi mi?

Her hafta pazar günü Alaplı’daki uçuş alanımızda buluşmalarımız oluyor. Model uçak hobisi pist olmadığı zaman yapılması çok zor bir uğraş, bu yüzden belediyemizin yardımlarını bekliyoruz. Yerel yönetim bize bir pist kazandırırsa Ereğli’mizde bu hobi ve bunun gibi paramotor, delta kanat gibi havacılık ile ilgi birçok organizasyon düzenlenebilir. Geçtiğimiz sene Karadeniz Bölge Komutanlığı’nın imkanları dahilinde

Radyo kontrollü model uçak hobisi için pahalı veya ucuz dememiz göreceli bir kavram, mesela internette 4.000 TL’ye araba olduğu gibi 400.000 TL’ye de araba var. Bunun gibi 200 TL’ye de uçak var 100.000TL’ye de model uçak var. Bana göre 750 ile 1500 TL arası bu hobi gayet güzel yapılır. Ben bu parayı şöyle görüyorum; günde bir paket sigara içen bir kişinin yıllık sigara maliyetinden çok daha ucuz. 89


Son zamanlarda teknolojinin ilerlemesi ile birlikte Drone tarzı ürünlerin yenileri ortaya çıkıyor? Bu tür ürünleri de kullanıyor musunuz? Son zamanlarda drone’lara ilgi çok arttı ben yaklaşık 3-4 yıldır drone kullanıyorum. Kullanımı oldukça basit olan bu aletler gps yardımı ile uçup bir tuş ile geri dönebilme, sizi takip edebilme, önüne bir cisim çıktığı zaman durabilme özelliklerine sahip olabiliyor. Kullanımı çok kolay olduğu için herkes alıp uçurabiliyor. Tabi bu yüzden bir çok olumlu olduğu kadar olumsuz durumlar ortaya çıkabiliyor. Artık insansız hava araçları için bir kanun ile düzenlemeler yapıldı . Sertifikası ve kaydı olmayan bu cihazlar için caydırıcı para cezaları konuldu. Özellikle gençlere bu tür bir hobi ile uğraşmalarını tavsiye eder misiniz? Bunun için ailelere neler önerirsiniz? Bu hobi, gençlerimizi ve çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzaklaştırır, havacılık sevgisini aşılar ve bu gençler belki de ülkemiz için önemli görevlerde 90

uçan değerli pilotlarımızdan olabilirler. Öncelikle çocuklarımızın ve gençlerimizin bu hobiye başlaması için yakın çevresinde bu hobi ile ilgilenen biri olması veya bizimle irtibata geçmesi gerekiyor. Yanlış bir model ile başlarsa hobiye başlamadan bu işten soğuyabilir. Başlangıç için ilk önce model uçağı uçurabilmeyi öğrenmek gerekiyor. Bunun için bilgisayarlarda birçok simulatör program mevcut. Model uçak mağazalarından alınacak bir simulatör kumandası ve bilgisayarımıza yükleyeceğimiz bir program ile en fazla bir hafta içinde model uçak uçurmak acemi düzeyde öğrenilebilir. Model uçak ile ilgili trainer modeller dediğimiz bir çok başlangıç modeli bulunmakta. Bu modeller gayet stabil ve süzülebilme yeteneği oldukça fazla olan uçaklar. Bu hobinin olmazsa olmaz başlıca kuralları vardır, 1. Güvenlik 2. Güvenlik 3. Güvenlik. Kısaca güvenlik, bu hobide olmazsa olmazdır. Model uçaklarımızın yüksek devirlerde dönen pervaneleri ve yüksek hızları ciddi yaralanmalara neden olabilir. Bu yüzden pistte olsun tamir veya ayar yaparken olsun çok dikkatli olunması gerekir.


Empatik Kafe

sivil düşün

‘Demgoodcoffee’ Her sayımızda birbirinden güzel projeler gerçekleştiren derneklere ve projelerine yer verdiğimiz ‘sivil düşün’ sayfamızın bu sayıdaki konuğu ‘Dem Derneği’ ve sağır, işitme engelli bireylerle bir arada çalıştıkları ‘Demgoodcoffee’.

Dem Derneği, İstanbul’da faaliyet gösteren “Başkasının yarını ol” mottolu, empati temelli sosyal sorumluluk projelerini ve sosyal girişimleri hayata geçirmek için kurulmuş kar amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu. Bu dönem ki hedefi, duyan yani dominant olan toplum ile sağır toplumunun diyalog kurması için keyifli bir platform yaratmaktı. Kahve dükkanı ise bu diyalog için güzel bir araçtı. Derneğin kuruluş hikayesi Amerika’da medya ve tarih üzerine eğitim alan Ayşe Damla İşeri ile başlıyor. Türkiye’ye döndüğünde gazetecilik stajı yaptığı sırada meslekle ilgili beklentilerinin gerçekle uyuşmadığını hayal kırıklığı ile fark ediyor. Yaşadığı hayal kırıklığının temelindeki sorunun meslekteki iletişim sorunu olduğunu anlamasıyla, yolu sivil toplum kuruluşlarına ve işitme engellilerle çalışmaya doğru kıvrılıyor. Bir süre sonra da, duyan toplum ile sağırlar ve işitme engelliler arasındaki iletişimsizlik halinin somut diyalog problemi olduğunu ve sivil topluma iyi bir başlangıç olduğunu düşünerek Dem Derneği’ni kuruyor. Arkadaşları ve yakın çevresi ile birlikte, sevgiyle ve sağduyuyla hizmet edebileceği bir yola çıkıyor. 91


Kahvenizi Türk İşaret Dili’ni kullanarak sipariş edebiliyorsunuz.

bir kahve dükkanı olmanın ötesinde çok amaçlı bir paylaşım, empati ve proje merkezi olarak düşünülmüş. Diğer kahve dükkanlarından en büyük farkı ise; sağır ve işitme engelli bireylerle bir arada çalışmaları ve siparişlerinizi işaret dili kullanarak verebilmeniz. Nitelikli güzel kahveler sunulan mekanda, işitme en-

92

Dem kelimesi, demos’tan yani insandan,

gelli arkadaşlar konukları ağırlıyorlar.

halktan, demlenmişlikten, deneyimlen-

Hemen girişte bulunan tablette, ‘’mer-

mişlikten geliyor. Dem Derneği, bir çatı

haba, lütfen, istiyorum, şekerli, şekersiz’’

olarak bir çok sosyal girişimin çatı ku-

gibi temel işaret diliyle anlatabileceğiniz

ruluşu olmak için çalışıyor. Bunlardan

hareketler yer alıyor. Tabletten bakarak

ilki olan Demgoodcoffee’yi kurmak için

dilediğiniz türde kahveyi, dilediğiniz şe-

dernek aktif olarak bir buçuk yıl çalışmış.

kilde sipariş verebiliyorsunuz. Bunun dı-

Sağırlarla ve işitme engellilerle empa-

şında sipariş kartları, duyan kolaylaştırıcı

ti temalı bu girişim İstanbul Beşiktaş’a

rol oynayan çalışanlar da size sipariş ver-

sımsıcak bir mekan kazandırmış. Burası

menizde yardımcı oluyorlar.


Bu oluşumun temel amacı; toplum içerisinde işitme engelli ve sağırlara karşı acıma duygusunu yenmek. Ortaklık ve girişimci desteğiyle hayata geçen Demgoodcoffee’den elde edilen, hissesi oranındaki % 30’luk pay Dernek bütçesine katkı sağlıyor ve gerçekleştirilecek diğer projeler için harcanıyor. Sürdürülebilir-

liğini sadece bağış ve aidatlar üzerine kurgulamak istemeyen Dem Derneği, bu tavırla kendi gelir modellerini de kendi yaratıyor. Bu sosyal ağı yaymak hedefinde olan Dem, kahvenin birleştirici gücünü kullanarak bir kafe açma; işiten ve işitemeyen insanları bu güçle bir araya getirme arzusunu gerçekleştiriyor.

Dem, kahvenin birleştirici gücünü kullanarak bir kafe açma; işiten ve işitemeyen insanları bu güçle bir araya getirme arzusunu gerçekleştiriyor.

93


Bu tarz projelerin tüm Türkiye’de sık rastlanan detaylar olduğunu görebileceğimiz günlere kavuşacağımız ümidiyle... Başkasının yarını olmak için kurulan bu güzel dernek; Türkiye’de derneklerin büyük ölçüde ayakta kalabildiği bağış ve aidat gelirleri yerine; gelir modellerini yatırımlarından alabilecekleri ve sosyal fayda üretirken eş zamanlı olarak potansiyel karı tekrardan sosyal faydaya entegre edebilen bir sistem olduğu için de özel bir konumda bize göre.

94

www.demgoodcoffee.com‘dan Türk işaret dili ile istediğiniz kahveyi nasıl sipariş edebileceğinizi öğrenin. Yolunuz İstanbul’a, Beşiktaş’a düşerse bir uğrayın. Ve daha önce yaşamadığınız bir empati deneyimi yaşayıp kahvenizi keyifle yudumlayın. Bu tarz projelerin tüm Türkiye’de sık rastlanan detaylar olduğunu görebileceğimiz günlere kavuşacağımız ümidiyle... Sevgiyle...

Kaynaklar: www.demgoodcofee.com, www.projepanosu.com, www.canimistanbul.com, www.mekan.com


ilginç bilgiler

Kafası Olmayan Bir Horoz Ne Kadar Yaşayabilir? Yaklaşık iki yıl. 10 Aralık 1945’te Colorado’nun Fruita şehrinde semiz bir horoz yavrusunun kafası kesildi ve bu horoz yavrusu yaşamaya devam etti. Bu horozun kafasını kesen balta inanılmaz bir biçimde horozun şahdamarını ıskaladı ve beyin sapının yaşamasına, hatta büyümesine yetecek kadarlık kısmını boynunda bıraktı. Mike olarak tanınan bu horoz ulusal bir şöhret olarak ülkeyi dolaştı; Time ve Life dergilerine çıktı. Sahibi Lloyd Olsen ABD’nin tamamında düzenlediği etkinliklerde “Kafası Olmayan İnanılmaz Horoz Mike”ı göstermek için 25 sent ücret aldı. Mike kart bir pilicin kafasını alarak eksiksiz bir biçimde boy gösterebilecek durumdaydı. Aslında Mike’ın kafasını Olsen’in kedisi yemişti. Mike şöhretinin doruğunda ayda 4500 dolar kazanıyordu ve kendisine 10.000 dolar değer biçiliyordu. Onun başarısı, piliçlerin kafasını kesen bir dizi taklitçiyi beraberinde

getirdi, ama bu taklitçilerin talihsiz kurbanlarından hiçbiri 1-2 günden fazma yaşamadı. Mike’ın yemeği ve suyu bir göz damlalığıyla veriliyordu. Kafasını kaybetmesinin ardından geçen 2 yıllık süre zarfında yaklaşık 2,7 kilo aldı ve mutlu bir biçimde boynuyla yiyecekleri “gagalayarak” ve tüylerini düzelterek vaktini geçirdi. Mike’ı çok iyi tanıyan biri şu yorumu yaptı: “o, kafası olmadığının farkında olmayan büyük,şişman bir piliçti.” Felaket, Arizona’nın Phoenix şehrindeki bir otel odasında geceleyin meydana geldi. Mike’ın nefesi tıkandı ve Olsen’in korktuğu başına geldi: Göz damlalığını önceki günkü gösteride bırakmıştı. Solunum yollarını açamayınca, Mike nefesi kesilerek öldü. Mike Colorado’da hala bir idoldür ve Fruita 1999’dan bu yana her Mayıs ayında onun ölümünü ‘Kafasız Horoz Mike’ günüyle anmaktadır. 95


mekan

Kilo derdi olanı zayıflatan, Zayıfa kilo aldıran mantı artık

Ereğli’de!

1977’den bu yana Ereğli’de hizmet veren Karabük Ekmek Fırını sahiplerinin 2. nesil temsilcileri olan Erdal ve Erdem Akgül ‘ün işletmeciliği yaptıkları Oklava Gözleme ve Mantı Evi, Uzunçarşı Sokak’ta hizmet vermeye başladı. Özellikle farklı çeşitlerdeki gözleme ve mantı seçenekleriyle damak tadına önem verenlerin vazgeçemeyecekleri mekanın, en çok tercih edilen ürünü ise bölgede başka bir yerde bulamayacğınız enfes “İskender Gözleme”...

96

Müftü Mah. Uzunçarşı No: 15 Kdz. Ereğli Telefon: 0372 316 67 78


Menüsünde farklı gözleme çeşitlerini bulunduran Oklava Gözleme ve Mantı Evi’nde; peynirli, kaşarlı, kıymalı, patatesli, patlıcanlı,ıspanaklı ve karışık alternatiflerin yanı sıra, geleneksel lezzetlerimizden mantı da yer alıyor. Kendi üretimleri olan (glikozsuz) baklava, cevizli katmer gibi tatlıların da yer aldığı mekanda ayrıca ev yapımı limonata da bulunuyor. Farklı dekoru, güleryüzlü personeli ile müşterilerini ağırlayan 3 katlı mekanın, hemen girişindeki ayrı bir bölümde, yer sofralarında kadınlar sizler için özenle geleneksel şekilde farklı lezzetleri hazırlıyor. Giriş ve üst katta oturma alanı yer alırken ayrıca 2. katta sigara içenler için bir balkon yer alıyor. Pazar günleri de dahil her gün 08:00-20:00 saatleri arasında açık olan mekanın şimdilik çarşı merkezine paket servisi bulunuyor. Bununla birlikte özellikle isteyenler için dışarıdan mantı, yufka ve tepsi baklava siparişleri alınıyor. 97


mekan

Hayal ettiğiniz en özel anlarınız

Milenova lezzetleri ile... Enfes pastaları, lezzetli kurabiyeleri ve size özel çikolata çeşitleriyle Milenova Pastanesi İbrahim Efe Caddesinde müşterilerini ağırlıyor. 14 yıldan bu yana sektör tecrübesi bulunan Ayfer Çakır tarafından kurulan Milenova Pastanesi, büyük titizlikle ve tüm detaylar düşünülerek, bir ekip çalışması ile müşterilerine sonsuz lezzet anlayışı ile hizmet veriyor. Yaş pasta, şeker hamuru pasta, kuru pasta, kurabiye çeşitleri ile birlikte, galeta, selanik, acı badem gibi paket ürünlerinin en tazesinin yer aldığı mekan, ayrıca nişan ve söz gibi özel günlerinizde farklı çikolata sunumları ile de yanınızda...

98

Müftü Mah. İbrahim Efe Cad. No: 48 Kdz. Ereğli Telefon: 0372 323 56 11


Mekanda en beğenilen tatlar; Trileçe, Malaga, Chester ve Ereğli’de başka bir yerde bulamayacağınız Kadayıflı Muhallebi. Pastane ürünleri dışında tost, hamburger, patates cipsi, menemen ve mantı gibi seçeneklerin yanı sıra erken saatlerden itibaren zengin kahvaltı tabağı da mekanda bulabileceğiniz alternatiflerden... 30 kişi kapasiteli 2 katlı mekanda; her biri 45 senelik tecrübeli ustaların yanı sıra genelde her pastanede bulunmayan bir demo ustası da bulunuyor. Cumartesi, pazar dahil her sabah 06:30 hizmet vermeye başlayan mekan, gece saat 24:00’e kadar açık. İbrahim Efe Caddesi dışında Özmar’ın pastane bölümünde ve Askeriye Orduevi bünyesinde (pizza ve pide salonu) de yer alan Milenova çok yakında Hatip Caddesinde de sizlere ağız tadınıza uygun lezzetler sunmaya hazırlanıyor. 99


instagram’da Ereğli Ereğli’de çektiğiniz fotoğrafları #67300, #tr67300 yada #dergi67300 etiketi ile instagramda paylaşın, rastgele seçilen fotoğraflarınızın dergimizde yayınlansın.

@irfanyavuzyigitoglu

@jarzuel

@zumrutturkoglu

@irfanyavuzyigitoglu

@zonguldakfotograf

@fotomoto94_27

@aslkorur

@yemenicioglu06767

@omer_cavdar67

@melymeric

@ebrua.ydin

@heracleia_pontica


telefon rehberi

ÖNEMLİ TELEFONLAR

KONAKLAMA

SAĞLIK

ULAŞIM

AVM KÜLTÜR MERKEZİ

İtfaiye Ereğli Ambulans Servisi Alo Zabıta Polis İmdat Jandarma İmdat Elektrik Arıza Su Arıza Valilik Kdz. Ereğli Kaymakamlığı Kdz. Ereğli Belediyesi Kdz. Ereğli Belediyesi Çözüm Masası İlçe Emniyet Müdürlüğü Kdz.Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası İMEAK Deniz Ticaret Odası Kdz.Ereğli Şubesi Azim Otel Büyük Anadolu Ereğli Hotel Eken Hotel Elif Otel Etaş Otel Grand Ahos Hotel & Spa Hotel Grand Ereğli Keleşler Park Otel Anadolu Hastanesi Erdemir Hastanesi Fizyon Diş Kliniği Fizyon Fizik Tedavi ve Reh. Merkezi Fizyotem Karadeniz Ereğli Ağız Ve Diş Sağlığı Merkezi Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesi Özel Echomar Hastanesi Özel Yalçınkaya Tıp Merkezi Adliye Taksi Çınar Taksi Garaj Taksi Kent Taksi Murat Taksi Pazar Taksi Sahil Taksi Sümer Taksi As Turizm Kamil Koç Metro Pamukkale Turizm Ulusoy Üstün Erçelik Ay City Ereylin Özdemir Park AVM Avşar Sinemaları Atatürk Kültür Merkezi Erdemir Kültür Merkezi

110 - 323 00 36 112 153 155 156 186 - 316 46 78 185 - 316 05 39 (0372) 253 46 54 (0372) 322 40 33 (0372) 333 13 33 (0372) 333 12 62 (0372) 323 63 00 (0372) 323 44 21 (0372) 323 64 95 (0372) 322 91 08 (0372) 318 00 88 (0372) 316 13 64 (0372) 323 76 21 (0372) 316 23 55 (0372) 318 11 00 (0372) 322 70 00 (0372) 310 01 00 (0372) 444 50 58 (0372) 329 43 43 (0372) 312 28 88 (0372) 312 28 88 (0372) 355 74 00 (0372) 323 51 00 (0372) 315 05 15 (0372) 312 28 88 (0372) 316 09 11 (0372) 315 05 55 (0372) 316 14 49 (0372) 316 12 20 (0372) 316 34 53 (0372) 316 18 06 (0372) 316 10 50 (0372) 316 19 89 (0372) 316 20 01 (0372) 316 74 64 (0372) 323 50 60 (0372) 322 34 55 (0372) 322 02 02 (0372) 323 01 01 (0372) 316 11 72 (0372) 323 21 67 (0372) 316 34 00 (0372) 323 29 00 (0372) 502 07 62 (0372) 316 14 84 (0372) 329 61 90

101


YEME-İÇME

102

Acheron Antep Sofrası Big Daddy Bozhane Dürüm Burger King Bursa Park İskender Cafe Moda Can Balı Kahvaltı Ceviiz Cafe Çıtır Usta Dominos Pizza Dürümcüm Engin Balık Erdemir Göztepe Restaurant Falım Pide Foga Pastanesi Gönül Kahvesi Güverte Çorba Hasan Kuru Pidecisi Heracleia Yaren Kafkas Pide Salonu Karadeniz Pide Kahverengi Cafe Kebapçı Hafız Keşan Restoran Kutay Pastanesi Mado Mela Rossa Restoran Meriç Soysal Midilli Park Milenova Musanın Yeri Nazar Pide Ve Kebap Salonu Oklava - Gözleme & Mantı Evi Osmanlı Tulumbacısı Otto Kafe Restoran Paşam Kebap Park 326 Hatay Döneri Pideci Oğulları Popeyes Polis Evi Selanik Kahvecisi Soğanlı Alinin Yeri Suat’ın Yeri Tammis Balık Taş Bina Ulaş Büfe Vera Pastanesi Zirve Pastanesi

(0372) 333 09 90 (0372) 316 10 81 (0372) 322 22 22 (0372) 312 41 26 (0372) 316 17 18 (0372) 300 07 57 (0537) 829 78 22 (0372) 333 00 93 (0372) 300 05 32 (0372) 310 02 03 (0372) 312 30 30 (0372) 323 45 54 (0372) 329 47 65 (0372) 323 00 55 (0372) 333 00 53 (0372) 323 33 88 (0372) 310 77 66 (0372) 316 13 51 (0372) 322 44 14 (0372) 312 04 23 (0372) 323 16 24 (0372) 322 92 10 (0372) 316 17 79 (0372) 312 48 53 (0372) 322 70 70 (0372) 316 41 71 (0372) 312 43 44 (0372) 322 60 67 (0530) 505 99 33 (0372) 323 56 11 (0372) 365 90 94 (0372) 312 40 32 (0372) 316 67 78 (0372) 312 10 12 (0372) 323 68 86 (0372) 316 27 80 (0372) 333 03 26 [0372] 323 56 55 (0535) 250 87 04 (0372) 322 70 32 (0372) 310 00 81 (0532) 711 48 19 (0372) 312 49 68 (0372) 316 64 52 (0372) 329 62 36 (0372) 316 73 86 (0372) 312 22 02 (0372) 322 91 11


karikatĂźr

103


Selvinaz EKEN | Ressam / Heykeltraş 1955 yılında Ankara’da doğdu. Sanat yaşamına 1988 yılında röntgen filmlerini tuval olarak kullanarak başladı. Çalışmalarına Osman Zeki Oral ile devam etti. Her bir resminde ayrı bir coşkuyu anlatan sanatçı, değişik çevrelerdeki duyumsamalar eşliğinde bilinçaltına yolculuğa davet ediyor... Bugüne kadar farklı şehirlerde 12 kişisel sergi ve 18 Karma Sergide eserlerini sergiledi. Çalışmalarını İstanbul’da sürdüren Eken; GESAM üyesi olup son yıllarda seramik sanatıyla da uğraşmakta ve heykeller yapmaktadır.


Dergi 67300 / Sayı 5 (Ocak-Şubat 2017)