Page 1

TÜRK FEDERASYON NRW 1 BÖLGE AACHEN ÜLKÜ OCAĞI

E-BÜLTEN NO: 1 EKİM/KASIM 2013


2

İÇİNDEKİLER 3. Son Vatan parçası / Başbuğdan 4. Siyaset ve Liderlik / Liderden 5. Nasıl bir Dernekçilik / Başkandan 5. Başardıklarımız ve Hedeflerimiz / Yönetim kurulu 6. Türklerin Töresi ve karakteristik özellikleri / Said Genç 7. Ekim-Kasım ayı Ülkücü şehitler / Said Genç 12. Kuruluşundan Geleceğe / Ömer Gürbüz 13. Türk Hava Kurumu / İbrahim Gündüz 14. Hz. Fatma’nın Hayatı / Dilek Kızkapan Türk Atasözleri 15. Günlerce düşündüm ne yazayım diye / Ceylan Kurucu 15. Başbuğ‘a Mektup / Dilaver Cebeci 16. İlim ve Medeniyete Müslüman ve Türklerin hizmeti / Ali Koçak 17. Toplumsal yön bulmada Ülkücü tavır / Adem Türkay 18. Çocuklarda öğrenme farklılıkları 19. Stres mi, panik atak mı? 20. Dernek etkinlikleri


3

Türk tarihini okuyarak, on sekizinci yüzyıldan, yirminci yüzyıla doğru yaklaştıkça, gönlümü büyük bir yas ve sızı kaplar. Ruhumu, teskin edilemez bir kızgınlık ve hareket ihtiyacı sarar. Her gün, saldıran düşmanların önünde, gerileyen ordular… Her gün devrilen kale burçları üzerinden, yere düşen bayraklar… Bırakılan ülkeler… Ve iki yüz yıldan beri durmadan devam eden göçler… Açlıktan, soğuktan, bakımsızlıktan perişan olup giden göçmenler… Her bozgundan sonra bir müddet yas ve onun uyandırdığı tesirle bazı hareketler… Fakat çok geçmeden yine derin bir uyku ve vurdumduymazlık… Devir dönmüş, nihayet yirminci yüzyıla giriliyor. Batıda müthiş bir hareket ve yarış var. Bizde yine durgunluk… 1911 Batı Trablus Savaşı… Roma elçimiz, Türk-İtalyan dostluğu hakkında hükümete güvenlik verici kapı gibi raporlar gönderiyor… İtalyanlar ise hummalı hummalı, hazırlıkta!.. Anlaşıldı anlaşıldı, koca devletle koca milletle beraber, elçiler de uykuda. Batı Trablus derken, Oniki Ada da işgal edildi. Tam o sırada Balkan Savaşı koptu. Balkanlılar savaşa hazırlanırken bizimkiler orduyu terhis ettiler. Dedik ya… Devlet de elçiler de uykuda.

Balkan Savaşı denilen yüz karası, bütün Kümeliyi sildi, süpürdü. Nerede ise Avrupa’dan bütün bütün, ayağımız kesiliyor… Tekrar bir canlanma ve saldırış… Neyse, tarihî Türk şehri güzel Edirne’yi tekrar kazandık. Hele şükür Avrupa’da milyon kilometre karelik ülkelerden sonra, elimizde avuç içi kadar da olsa, yine bir toprak parçası alıkoyabildik. Bu felaketin yarattığı heyecan ve hareket neticesi, bir çalışma yapılırken. Birinci Dünya Savaşı da başladı. Kahramanlıkla, şerefle, dört yıldan fazla bir doğuş… Öyle bir doğuş ki kahramanlık ve fedakarlıklara yoksulluk ve gerilik mezar oldu. Öyle bir doğuş ki, zaferlere ve mucizelere bilgisizlik ve hıyanetler cellat oldu. Ve neticede koca bir devlet yıkıldı. Suriye, Filistin, Irak gittiği gibi Anadolu da, parçalanmak tehdidi altına düştü. Nihayet müthiş bir şahlanış ve İstiklal Savaşı… İmanını kaybetmiş kimselerin akıllarına sığdıramadığı mucizelerden sonra, işte Büyük Zafer ve Kurtuluş. Bundan sonrada hür ve bağımsız Türkiye. Kenar ve uçlarından Midilli, Sisam, Sakız, Oniki Ada, Kıbrıs, Hatay ve Kuzey Suriye, Musul, Azerbaycan ve Batum kesilmiş ve kırpılmış

olarak bir Anadolu ile. Batı Trakya Doğu Rumeli ile kopmuş durumda avuç içi kadar Trakya’dan ibaret bir Vatan parçası… Sınırların ötesinde de milyonlarca gözü yaşlı Türk. Kurtuluş yıllarından sonra, tekrar bir millî heyecan ve kalkınma hareketleri. Bir müddet sonra tekrar eski durgunluk, unutkanlık ve uyku… Etrafta ve kapımızın önünde büyük tehlikeler ve belalar eşinip duruyor. İfritler ve canavarlar ıslık çalıp soluyor… Davran ey Türk Oğlu!… Davran artık… Elde ne harcanacak Rumeli, ne Macar ülkeleri, ne Suriye ve Irak, ne Filistin ve Mısır, ne Trablus, ne Tunus ve Cezayir, ne de Kırım ve Kafkas kaldı. Elde kalan Son vatan parçasıdır!.. Son vatan parçası… Bir Bozkurt gibi davran. Gayrete gel… Çalışmaya koyul. Eski günler yeniden doğsun… Zafer ve Şan Bayrakları ufuklara doğru yeniden açılsın… Her şeyin üstünde Büyük Türkiye… Bizim Bahtiyar Türkiye’miz yükselsin!… (*) (*) İlk yayını: 17 Kasım 1950 Alparslan Türkeş, Milliyetçi, Son vatan parçası


4

Liderden Siyaset ve Liderlik üzerine Bugün sizlerle, Partimizin Siyaset ve Liderlik Okulu’nun sekizinci dönem mezuniyet ve sertifika töreninde bir araya geldik. 10 Ekim 2009 tarihinden bu tarafa istikrarlı ve iddialı bir şekilde faaliyet gösteren Siyaset ve Liderlik Okulumuz pek çok kardeşimizin feyizlendiği, bilgisini tazelediği, yeni ve farklı bakış açıları kazandığı bir eğitim yuvası olarak öne çıkmıştır. Kanaatim odurki, belirlenmiş bir müfredat kapsamında ve muhterem öğretim üyelerimizin fedakarlıklarıyla verilen eğitimler, kişisel gelişim başta olmak üzere; aydınlanma, siyasi ve toplumsal konuları anlamlandırma bağlamında takdire şayan katkılar sağlamıştır. Bu yüzden verilen emeklerin, ayrılan zamanların ve gösterilen ilgilerin boşa gitmediğini fark ettikçe bundan menmun oluyor ve daha iyisini yapma konusunda heyecan duyuyoruz. Eğitim ve öğretim hayatı bir milletin kaderinin birebir bağlı olduğu önemli bir alandır.

Ve asla ihmal ya da kayıtsızlığa gelmeyecektir. Parti olarak, bu çerçevede sahip olmuş olduğumuz duyarlılıkları mütevazi olsa da sergilemeye gayret ediyoruz. Şükürler olsun ki, bunu tam sekiz dönemdir tutarlı ve samimi bir şekilde sürdürdük ve sürdürmeye de azimliyiz. Türk gençliği bizim gelecek umudumuzdur. Aynı zamanda yarınlarımızın teminatı ve belirleyecileridir. Önümüzdeki zorlu ve engellerle dolu yıllara derinlikli ve donanımlı şekilde hazırlanmaları, manen vemadden yeterlilik kazanmaları siyaset kurumlarının asli vazifelerinden olmalıdır. Bugünlerde vereceğimiz her ilavedesteğin, atacağımız her olumlu adımın genç nesillerin üzerindekitesiri mutlaka hissedilecek ve mutlaka da semeresi alınacaktır.

HAYDİ BÜYÜK BULUŞMAYA! 16 Kasım 2013 Cumartesi günü Oberhausen‘da Almanya Türk Federasyonu 28. Büyük Kurultayı yapılacaktır. Siz de katılın. Not: Derneğimizden bilgi alabilirsiniz.

Bunun şuuruna varmış birsiyasiparti olarak elimizden gelen çabave gayreti imkanlarımız nispetinde gösterdik ve gösteriyoruz. İnşallah bundan sonra da, bu kararlılığımızı daha iyisini yaparak ve daha fazlasını sunmaya çalışarak muhafaza edeceğiz. Çünkü eğitimle parıldayan vicdanlar Türkiye’nin önünü aydınlatacak, talihini değiştirecek, engellerini yıkacak ve yüklerini azaltacaktır. Çünkü eğitimli nesiller Türk milletini hak ettiği medeniyet seviyesine vegelişmişlikligine taşımakla kalmayacak, bu mertebeye uçuracaktır. Milliyetçi-ülkücü hareketin çağın dinamiklerine bütünüyle nüfus etmesi; karşısına dikilen meseleleri tüm yönleriyle kavrayarak eritmesi ve elemesi, eğitim ve öğretime ayırdığı zamanla mümkündür. Geçmişle gelecek arasındaki ilişki ve irtibatın sağlıklı vesağlam şekilde kurulması; tarih, coğrafya ve milli kimlik perspektifiyle geleceğin önüne gerilen perdenin indirilmesi pek tabidirki eğitimle hayat bulacaktır. Bunu yapacak güç ve kudret bu çatı altındadır. Bunu başaracak kadro ve keyfiyetburada, Üç Hilal’in bağrındadır.


5 BAŞKANDAN Eğer ki, hayatı izleyen değil, ona yön veren, sosyal duyarlılığa sahip, hayatın akışına dinamik olarak katılımcılığı esas alan çağdaş bir toplumsal yapı oluşturmak istiyor isek,sosyal, kültürel, ekonomik ve politik alanlarda günün şartlarına uygun tutum, tarz ve tavır geliştirmemiz gerekmektedir. Aachen’da ki Türk toplumu olarak bu tutum, tarz ve tavırlarımızın geliştirilmesinde demokratik temelli bir kültür atmosferi içerisinde hareket ederek bireysel tercih ve tutumlarda kişilerin özgür iradesine karışmaksızın, zorlama olmadan, birlikteliğimizi kendi değerlerimiz konular üzerinde gerçekleştirmeyi esas almamız gerekmektedir. Anlaşma kültürü, büyümenin, etkin olmanın olmazsa olmaz şartı olduğu için, bu çalışma ve çabaların asıl amacı kısa sürede ekonomik ve politik kazanımlar elde etmek değil, anlaşabilme yetenek

BAŞARDIKLARIMIZ VE HEDEFLERİMİZ Hedefleri olan ve bu hedeflere ulaşacak inançları taşıyan ekiplerin başarıyı yakalaması mutlaktır. Bir bayrak yarışı olarak değerlendirip oluşturduğumuz yönetim kurulumuzda bu yıl yaptıklarımız kısa, orta ve uzun vadeli projeler hazırlayarak ekip ruhuyla hareket ederek hedeflerimize ulaşmaya çalıştık. Bu yıl içerisinde bugüne kadar yaptıklarımızdan kısaca bahsedecek olursak: • 4 Nisan Başbuğ Alparslan Türkeş anma programı • 3 Mayıs Türk Şöleni • 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramı kutlamaları • Her hafta Cumartesi akşamları tarih, kültür ve dini sohbetler • Ramazanda hergün iftar yemeği ve ramazan sohbetleri

ve kültürünü geliştirmek olmalıdır. Ayrışmak çok kolaydır. Dolayısıyla önce kendi aramızda, daha sonra ise ortak noktaları esas alarak belirli ilkelere sahip olan, yasal zemindeki kişi, kurum ve kuruluşlarla bir araya gelme, birlikte hareket etme becerisini göstermeliyiz ki, bu dernekçiliğin gereğidir, temelidir, etkinliğidir. Günümüz meselelerinde aktif tavır kişisel çabalarladan öte kurumsal olarak ortaya konabilmektedir. Bu kurumlar yalnızca siyasi partiler değil, sivil toplumun paydaşları olan işçi ve işveren sendikaları, odalar, baroların yanında sivil toplum kurumlarıdır. Koltuk yarışı menfaat yarışı değil, gerçekten hizmet yarışı anlayışının hakim kılınması gerekir. Bunun için seçilenler kadar, seçenlerin de uygun sosyal mekanizmalar yoluyla denetleyici rolünü terk etmemesi, gelişen olay ve durumlara karşı

pasif kalmaması, aktif tavır sergilemesi, doğruyu alkışlaması ve desteklemesi, yanlışı da engellemesi için sivil toplum kuruluşlar yoluyla katılımcı olması gerekmektedir. Bu bağlamda, milli sorumluluğumuzun bir gereği olarak, tıpkı bir ailede yada arkadaşlıklarda olduğu gibi, üyelerin sürekli olmak kaydıyla milli duygu ve akılcı yatırımlarıyla mümkün olabilirki, tarihimizin unutulmaması, kültürel varlıklarımızın yaşatılması, yardımlaşma kültürümüzün canlanması bize yasal zeminde kurulmuş sivil toplum kuruluşlarının varlığını ve yaşatılmasını şart koşmaktadır. Geçmite ve şimdi üye olan arkadaşlarımızı kısır çekişmeleri bir tarafa bırakarak,yukardaki duygularımızı yaşatmak adına faaliyetlerimize katılarak, derneğimize sahip olmalarını istiyor ve hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Aachen Ülkü Ocağı Başkanı Nuri Koçak

YAPACAKLARIMIZ • 4 Nisan 2014 Başbuğ Alparslan Türkeş anma programı • 3 Mayıs Türk Şöleni • 19 Mayıs Gençlikve Spor bayramı şöleni Ayrıca derneğimize ait internet sitesi, facebook grubu ve burada yayınlanacak e-dergi Her hafta tarih ve kültür sohbetleri ve ayda bir defa dini sohbet Folklor ve tiyatro gurubu oluşturacağız, ayrıca Türkçe ve Almanca kursları yapacağız. Aachen Ülkü Ocağı Yönetim Kurulu

Üyelerimizin ve Türk-İslam aleminin Kurban bayramını en içten dileklerimizle kutluyor; sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini diliyoruz. Aachen Ülkü Ocağı Yönetim Kurulu


6

TÜRKLERİN TÖRESİ VE KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ TÜRK TÖRESİ Türk hukuku, Türk nizamı demektir. Türk töresinde her Türk’ün toplum içerisindeki yeri, sırası ve vazifeleri belirli kaidelerle tesbit edilmiştir. Türk milletinin, devletlerinin teşkilatlanması hep bu töre esaslarına göre olmuştur. Türk Töresi: Milletini sevmek onun kuvvetine ve büyüklüğüne inanmaktır. Devlet hizmetinde, insanların münasebetlerinde millete hizmeti ve insanlara saygıyı esas alır.Türk töresi, büyüge saygı, küçüğe şefkat ve sevgi demektir. Türk milleti ağırbaşlı, ciddi, gerektiği zaman az ve öz konuşan, soğukkanlı olan, aniden öfkelenmeyen sözüne ve vazifesine sadıktır. TÜRKLERİN ÖZELLİKLERİ • Cesurluk, asillik • Namusluluk ve ahlak • Vatan sevgisi (Canını bu uğurda tereddütsüz feda etmesi) • Dosta vefalı olma, misafirperverlik • Kahramanlık ve daima hedefleri olan bir millet (Sömürmek değil, adalet sağlayan bir düşünce) • Zeki (Bu özellikleri ile birçok uygarlık kurmuşlardır) • Silahşörlük (İlk ata binen Türklerdir) • İslamiyeti kabul ettikten sonrada Kuran’a ve sünnete en çok uyup, saygı gösteren millettir. Tarihde; Türk Töresinden, Türk zekasından, Türk kabiliyetinden büyük devletler ve uygarlıklar kurulmuştur. Bir insanın yüzüne karşı övünülmesindense, arkasından övülmesi, dostundansa başkalarının öğmesi daha değerli ve gerçekcidir.Türkler hakkında birkaç yabancının söylediklerine bakacak olursak;

Dede Korkut

‘’İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır. Erkeğin cesur, kadının namuslu olması.Bu iki meziyetin yanında hem erkeği hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak.İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır.Bundan dolayıdırki Türkler öldürülebilir lakin mağlup edilemezler.’’ Napolyon Bonaperte ‘’Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmakta tereddüt edilmeyecek olan yalnız Türklerdir. Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız, gecek misafirperverliğin ne olduğunu görüp öğrenirsiniz.’’ William Martin ‘’Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır.’’ William Pitt (İngiliz Devlet Adamı)

‘’Türkler kahramandırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk Milleti tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir milletle el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmaktır.’’ Comenius (Çek Bilgin) ‘’Türk asillerin asilidir, yapma olmayan, gösterişi olmayan bu pek yüce asalet ona tabiatın bir hediyesidir.’’ Pierre Loti Millet olarak öğülünecek çok özelliğimiz var. Tarihimizle, ecdadımızla öğünmek hakkımız. Ama asıl önemli olan tarihimizin, ecdadımızın ve milletimizin bizlerle öğünebilmesi, onlara layık olabilmek. Bizlere düşen de; tarihimize, ecdadımıza ve milletimize layık insan tipleri olmak. Said Genç


7 BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ KANDIR TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR.. Ekim ayında Şehit Düşenler ALAATTİN GÜNDÜZ 2 EKİM 1978 Uşaklıydı, dokuma işçiliği yapıyordu. Doğum için hastanede hanımını ziyaret etmek üzere sabahın erken saatlerinde işten çıkıp hastaneye giderken kominist militanların saldırısına uğradı. Vücuduna isabet eden 27 kurşunla olay yerinde şehit düştü. Aynı gün doğan oğluna kendi adı Alaattin adı verildi. AKIN ATALAY 7 EKİM 1978 Elazığ’lı 24 yaşında idi. İstanbul İktisat Fakültesi’nden mezun olup daha yeni memleketine dönmüştü. Babasına ait işyerinde bulunduğu sırada baskın düzenleyen kominist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi Elazığ’da toprağa verildi. AHMET SARPKAYA 13 EKİM 1979 Hatay’ın İskenderun ilçesindendi. 18 yaşında olup sağır ve dilsizdi. Kurban Bayramı’nın son günü mahallelerine baskına gelen kominist militanları önceden farkedip durumdan arkadaşlarını haberdar etmek için evleri dolaşırken kurşun yağmuruna tutularak ağır şekilde yaralandı. Hasteneye kaldırıldıysada dört gün sonra şehit düştü. Cenazesi İskenderun Karaağaç Mezarlığı’na defnedildi. AHMET TEVFİK PAMPAL 22-EKİM-1978 Adana Ülkü-Bir başkanı ve Güney Bölge Müfettişiydi.Adana Endüstri Meslek Lisesinde Tarih öğretmeniydi.Evli ve çocuk sahibiydi. Kanalköprü mahallesinde oturuyordu. Olay günü her sabah görev yaptığı okula gitmek için geldiği otobüs durağında kominist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi Adana Asr, Mezarlığında toprağa verildi.

CUMA KARABULUT 22 EKİM 1979

HASAN ELALDI 17 EKİM 1978

Hatay’ın Yayladağı ilçesinden olup 17 yaşındaydı. Olay günü akşam saatlerinde bir grup Ülkücü arkadaşı ile birlikte Yayladağı’nda Atatürk caddesi üzerinde giderken, evinden fırlayarak tabancasıyla Ülkücü gruba ateş açan kominist bir şahıs tarafından vurularak şehit edildi.

Adana’lıydı. Çukobirlik Fabrikasında işçi olarak çalışırken CHP Hükümetinin iktidara gelmesiyle işten çıkarılmıştı. Olay günü Adana’da yüzme havuzunun arkasında bulunan bir yakınına ait hızar atölyesinde otururken gece saatlerinde iki kominist militanın açtığı yaylım ateşi neticesinde vurularak şehit oldu.

ERDAL ÇOR 24 EKİM 1979 18 yaşında ailesinden ayrılarak çalışıp para kazanmak gayesi ile geldiği Antalya’da hamallık yapıyordu. Ülkücü bir arkadaşı ile birliktr olay günü Antalya Lisesi’nin önünden geçerken kendilerini durdurup kimliklerini ve siyasi görüşlerini soran bir grup koministin saldırısına uğradıklarında demir çubuklarla dövülerek ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede, girdiği komadan kurtulamayarak üç gün sonra şehit düştü. Cenazesi Antalya Andızlı Mezarlığı na defnedildi. HALİL YAVUZ 27 EKİM 1976 Kütahya’nın Altıntaş kazasından olup 25 yaşındaydı.İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’ndan yeni mezun olmuştu.Diplomasını almak için memleketinden İstanbul’ geldi. Okulunda bulunduğu sırada bir takım olaylar çıktığını duyarak Ülkücü arkadaşlarına yardım etmek için, Çapa Tıp Fakültesine giderken Niğde yurdu yakınlarında, kominist militanların açtıkları yaylım ateşi neticesinde vurularak şehit oldu. Cenazesi memleketinde toprağa verildi. HALİL AVCI 18 EKİM 1979 Gaziantep’in Nizip ilçesindendi. Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu 2. Sınıf öğrencisiydi. Olay günü daha önceden pusu kuran kominist militanlar tarafından Nizip’de Atatürk İlkokulu civarında vurularak şehit edildi.

HÜSEYİN ÇELİK 31 EKİM 1979 Hatay’ın Kırıkhan ilçesinden ve 24 yaşındaydı. Gaziantep Eğitim Enstitüsü öğrencisiydi. Kurban Bayramının ilk günü Kırıkhan’da Zafer İlkokulu civarında kominist militanlar tarafından vurularak şehit edildi. İSMAİL İKİZ 19 EKİM 1979 Çanakkaleli ve 28 yaşındaydı. Eskişehir Devlet Mimarlık Akademisi İnşaat mühendisliğinden yeni mezun olmuştu. Eskişehir’de bulunduğu sırada koministler tarafından kaçırılıp işkence yapılarak şehit edildikten sonra atılan cesedi sulama kanalında bulundu. MESUT YERGİN 14 EKİM 1977 Aydın’ın Nazilli ilçesinden olup 20 yaşında idi. İzmir Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrenciydi.Dersteyken solcuların silahlı saldırısına uğradı ve sekiz kurşun yarası alarak şehit oldu. Cenazesi Nazilli Kuşbaz Mezarlığına defnedildi. ŞAHİN .... 17 EKİM 1979 1955 Kırşehir doğumludur.1979 yılında Ankara Akdere’de cami avlusunda, teşkilattan beş arkadaşı ile ikindi namazı için beklerken, sol görüşlü kişilerin silahlı saldırısı sonucu yedi kurşun alarak şehit oldu. Yanındaki arkadaşlarından biride yaralandı. Şehit olduğunda oğlu Bülent Şahin 3 yaşında idi.


8 ŞERAFETTİN KARCI 24 EKİM 1979 Aslen Niğde Koyunlu kasabasından olup Tokat’ta oturuyordu. Eskişehir Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü öğrencisiydi.Eskişehir Eczacılık ve Kimya Fakültelerinin önünde Ülkücü arkadaşlarıyla, kominist gruptan bir militanın açtığı ateş sonucu kalbine isabet eden tek kurşunla vurularak şehit edildi. Cenazesi Koyunlu kasabasında defnedildi. TEVFİK SEÇİLMİŞ 17 EKİM 1979 Adıyaman’ın Kahta ilçesinden olup 19 yaşındaydı. Adıyaman ÜGD. Yönetim kurulunda görev yapıyordu Gaziantep Eğitim Enstitüsü öğrencisi ve yetenekli bir şairdi. Okul tatili sebebiyle ailesinin yanında bulunduğu sırada, gece 22.00 sıralarında iki Ülkücü arkadaşıyla birlikte Adıyaman’ın Bahçelievler semtinde kominist militanlar tarafından pusuya düşürülerek kurşunlanmak suretiyle şehit edildi. YAŞAR BOSTANCI 27 EKİM 1979 Çorum İskilip kazasından olup 24 yaşında idi. Evli ve bir erkek çocuk babasıydı. Ailece Ülkücüydüler ve Amasya’nın Suluova ilçesinde oturuyorlardı. Ayakkabıcı dükkanı işletiyordu. Olay Günü akşamleyin bir arkadaşı ile birlikte Suluova ÜGD’nden çıkıp evine dönerken Cumhiriyet mahallesinde, peşlerine bir otomobil ile takip eden kominist militanların açtıkları yaylım ateşi neticesinde şehit düştü. Cenazesi Suluova’da toprağa verildi.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.“

Kasım ayında Şehit Düşenler ALPASLAN GÜMÜŞ 4 KASIM 1975 Afyon’un Bolvadin kazasındandı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Matematik bölümü 2.sınıf öğrencisiydi. Yıldırım Bayezit Öğrenci Yurdu´nda kalıyordu. 22 yaşındaydı. Olay günü, okula geldiği bir sırada okulun önünde önceden beri bekleyen 30-40 kişilik komünist bir gruptan otomatik silahlarla açılan yaylım ateşi neticesi başından vurularak ağır yaralandı. Hacettepe Hastahanesi’ne kaldırılarak acilen beyin ameliyatına alındıysa da kurtarılmayarak şehit oldu. Cenazesi Bolvadin’de toprağa verildi... MEHMET ÇAPAR 4 KASIM 1975 Gaziantep´liydi. 31 yaşında olup evli ve bir çocuk babasıydı. İstanbul Hukuk Fakültesi´nden mezun olduktan sonra memleketinde avukatlık yapıyordu. Babasının vefatından sonra bir müddet şoförlük yapmış ve bu sırada Gaziantep Şoförler Cemiyeti´nin Başkanlığı´na seçilmişti. MHP Gaziantep Merkez ilçe Başkanlığı görevindeydi. Olayın olduğu günün akşamı İnönü caddesi, Keleşhoca sokaktaki bir oto ticarethanesinin önünde bulunduğu sırada, bölücü militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi Gaziantep´te toprağa verildi. AHMET DURAN ÖZHORTA 4 KASIM 1979 Adana´nın Arıklı köyündendi. 45 yaşında olup evli ve beş çocuk babasıydı. Adana´nın Denizli mahallesinde oturuyor, su tesisatçılığı yapıyordu. Denizli mahallesinde gezerken komünist militanların silahlı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Hastahaneye kaldırılırken yolda şehid oldu. Cenazesi Adana Asri Mezarlığı´na defnedildi. Ailece Ülkücüydüler. Birçok saldırılara uğramışlar, hatta bu arada evleri yakılmıştı. Yeğeni Mustafa Karacan da bir yıl önce şehid edilmişti...

MEHMET CURA 4 KASIM 1977 Gaziantep´liydi. 31 yaşında olup evli ve bir çocuk babasıydı. İstanbul Hukuk Fakültesi´nden mezun olduktan sonra memleketinde avukatlık yapıyordu. Babasının vefatından sonra bir müddet şoförlük yapmış ve bu sırada Gaziantep Şoförler Cemiyeti´nin Başkanlığı´na seçilmişti. MHP Gaziantep Merkez ilçe Başkanlığı görevindeydi. Olayın olduğu Cuma günü akşamı İnönü caddesi, Keleşhoca sokaktaki bir oto ticarethanesinin önünde bulunduğu sırada, bölücü militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi Gaziantep´te toprağa verildi MUSTAFA BAŞOĞLU 4 KASIM 1977 Samsun´un Ladik ilçesinden olup 23 yaşındaydı. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi son sınıf öğrencisiydi. Site Yurdu´nda kalıyordu. Olay günü, gece vakti, bir arkadaşı ile beraber, Ankara´nın Abidinpaşa semtindeki bir yakınını ziyarete giderken Su Deposu mevkiinde bir grup komünist militan tarafından yolu kesilerek, önce demir çubuklarla dövülüp sonra da kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi. YAŞAR TOPÇU 5 KASIM 1977 Balıkesir´in Şamlı kasabasına bağlı Ilıca köyünden olup 23 yaşındaydı. İstanbul Fatih Vatan Mimarlık ve Mühendislik Akademisi son sınıf öğrencisiydi. Atatürk Site Öğrenci Yurdu´nda kalıyordu. İstanbul ÜOD´nin Yönetim Kurulu üyesiydi ve okulundaki öğrenci derneğinin de 2. başkanıydı. İstanbul´da, komünistlerin hakimiyetinde olan Gaziantep Öğrenci Yurdu´nun önünde tek kurşunla vurularak şehit edilmiş halde bulundu. Cenazesi, köyünün mezarlığına defnedildi. YAŞAR ÖZCİVLEZ 5 KASIM 1975 Kastamonu´nun Tosya ilçesinden olup 22 yaşındaydı. Ailesinin tek erkek çocuğuydu ve küçük


9 yaşta yetim kalmıştı. İstanbul Teknik Üniversitesi´nde okuyordu. Olay günü, üniversitenin Taşkışla binasında bulunduğu bir sırada komünist militanların silahlı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Hastahaneye kaldırıldıysa da kurtarılamayarak gece geç saatlerde şehit düştü. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi. HİKMET KILIÇ 5 KASIM 1975 Hatay´ın Reyhanlı ilçesinden olup 27 yaşındaydı. Evli ve 2 çocuk babasıydı. İstanbul Yıldız Teknik Yüksekokulu öğrencisiydi. Reyhanlı ÜOD´nin eski başkanlarındandı. Olay günü, komünist militanlar tarafından İstanbul´da şehit edildi. ALİ YAŞAR GÜNAYDIN 7 KASIM 1979 İstanbul Zeytinburnu, Yenidoğan mahallesinde oturmaktaydı. İstanbul Emniyet Müdürlüğünde komiser muavini olarak görev yapıyordu. Pol-Bir üyesiydi. Evli ve çocuk sahibiydi. Olay günü, sabahleyin görevine gitmek için evinin önündeki otomobiline bindiği sırada, önceden pusu kurmuş olan komünist militanlarca kurşunlandı... Bu arada silahına davranma fırsatı bularak saldırganlardan birini yaraladıysa da aldığı ağır yaralar sebebiyle şehit oldu... MEHMET KANDEMİR 7 KASIM 1980

ilçe teşkilatının da eski başkanlarındandı. İslice mahallesinde terzilik yapıyordu. Olay günü, gece geç saatlerde işyerine baskın düzenleyen iki komünist militan tarafından kurşunlanarak ağır yaralandı. Uşak Devlet Hastahanesi´ne kaldınldıysa da, tamamı komünist olan hastahane personeli tarafından hiç bir tıbbi müdahale yapılmadığı için şehit düştü. İşyerine, daha önce üç defa bomba atılmıştı. COŞKUN TÜRKMEN 8 KASIM 1979 Ankara Emniyet Müdürlüğü´ne bağlı Hassas Bölgeler Koruma Mü¬dürlüğü´nde polis memuru olarak görev yapıyordu. Ülkücü Pol-Bir mensubuydu. Ankara´nın Hamamönü semtinde oturuyordu. Olay günü, öğleden sonra mahallelerine silahlı baskın düzenleyen komünist militanlarla giriştiği çatışma sırasında vurularak ağır yara¬landı. Hastahaneye kaldırıldıysa da kurtarılamayarak şehit oldu. CEMAL ÖZSEMERCİ 10 KASIM 1979 Manisa´nın Turgutlu ilçesindendi. Olay günü, gece vakti Bayramyeri semtindeki bir kahvehanede otururken, buraya silahlı bir baskın yapan KIZIL komünist militanlar tarafından vurularak şehit edildi. HÜSNÜ ÖZALTINDERE 10 KASIM 1979

Adana´nın Kocavezir mahallesinde oturuyor ve aynı yerde kasaplık yapıyordu. 46 yaşında olup evli ve yedi çocuk babasıydı. 12 Eylül´den sonra da, mahalledeki faaliyetlerine devam eden komünist militanlar tarafından, olay günü, akşam saatlerinde kasap dükkanında kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi, Adana Karşıyaka Asri Mezarlığı´na defnedildi.

İstanbul-Bayrampaşa´da oturuyor aynı yerde züccaciye dükkanı işletiyordu. 60 yaşında olup evli ve çocuk sahibiydi. MHP´nin Trakya Bölgesi müfettişiydi ve MHP´den İstanbul Belediye Meclisi Üyeliğine seçilmişti. Eyüp MHP İlçe teşkilatı eski başkanlarındandı. Olay günü, sabah erken saatlerde evinin altındaki dükkanını açarken komünist militanlar tarafından yaylım ateşine tutularak şehit edildi.

ZEKİ KAYA 8 KASIM 1979

MUSTAFA KARACAN 11 KASIM 1978

Uşak´lıydı. Uşak MHP İl Denetleme Kurulu üyesiydi ve MHP Merkez

Adana´lı olup 18 yaşındaydı. Ailece, Adana´nın Yavuzlar mahallesinde

oturuyorlardı. Kurban Bayramı´nın ilk günü, bayram namazını kıldıktan sonra camiden çıkıp aile fertleri ile birlikte akrabalarına bayramlaşmaya giderken, bir grup komünist militanın silahlı saldırısına uğradı. Ağır yaralı olarak Adana Numune Hastahanesi´ne kaldırıldıysa da, bir müddet tedavi görmesine rağmen kurtarılamayarak şehit düştü. Olaydan sonra yakalanan failler serbest bırakıldığı gibi, aile fertlerine Pol-Der´li polisler tarafından işkence yapıldı. Dayısı Ahmet Duran Özhorta da bir yıl sonra şehit edildi. CİHAN DUMAN 14 KASIM 1979 İstanbul´un Şişli semtinde oturuyor ve aynı yerde eczacılık yapıyordu. MHP İstanbul milletvekili adaylarından olup Şişli MHP ilçe teşkilatının eski başkanlarındandı. Olay günü, eczanesine baskın düzenleyen kızıl komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. YAHYA AKTAŞ 14 KASIM 1977 Afyon´un Sultandağı ilçesinden olup 21 yaşındaydı. Uşak İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisiydi. Uşak ÜGD´nin kurucularındandı ve Ülkü-Köy´ün başkanlığını yapıyordu. Annesi Almanya´da işçi olarak çalıştığı için iki küçük kardeşine de bakmak mecburiyetindeydi. Olay günü, akşam saatlerinde Sağlık Koleji ve Devlet Hastahanesi personeli arasında teşkilatlandırma çalışmaları yapmak üzere gittiği Devlet Hastahanesi´nin bahçesinde komünist militanlar tarafından vurularak şehit edildi. ABDÜLKADİR TOMA 16 KASIM 1979 Gaziantep’in Kilis ilçesindendi. Kilis Öğretmen Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordu. 27 yaşında olup evliydi. Ülkü-Bir’in çeşitli kademelerinde görev yapmıştı. Çarşıdan ekmek alıp okul lojmanlarında bulunan evine dönerken iki komünist katilin silâhlı saldırısına uğruyarak şehid oldu. Cenazesi Kilis’te toprağa verildi.


10 İSMAİL ASLAN 16 KASIM 1979 Konya´lıydı. 55 yaşında olup evli ve 8 çocuk babasıydı. Ailece, İstanbul´da oturuyor, Zeytinburnu Yenidoğan mahallesinde tüpgaz bayiliği yapıyordu. Zeytinburnu MHP İlçe başkanıydı. Olay günü, sabahleyin işyerine baskın düzenleyen komünist militanlar tarafından kurşunlanarak ağır yaralandı. Hastahaneye kaldırldıysa da ameliyata alınırken kurtarılamayarak şehit oldu. MUSTAFA YARDIMCI 17 KASIM 1977 Ağrı´nın Doğubeyazıt ilçesinden olup 19 yaşındaydı. Ailece, Ülkücüydüler ve Doğubeyazıt´ta oturuyorlardı. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü öğrencisiydi. Okul tatili münasebetiyle ailesinin yanında bulunduğu bir sırada, olay günü, kendilerine ait camcı dükanından evine dönerken, sinemanın karşısındaki bir kahvehanede pusu kurarak yolunu bekleyen komünist militanların arkasından açtıkları yaylım ateşi neticesi vurularak şehit düştü. Cenazesi, Doğubeyazıt´ta toprağa verildi. Şehadetinden iki ay önce evlenmişti. METİN ÖZCAN 17 KASIM 1979 Elazığ´lı olup 17 yaşındaydı. Ailece, Bursa´nın Selamet mahallesinde oturuyorlardı. Olay günü, Bursa Koğukçınar semtindeki bir kahvehanede otururken,kızıl komünist militanların silahlı saldırısına uğrayarak şehit edildi. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi. HALİL SUCU 17 KASIM 1978 Çorum´lu olup 22 yaşındaydı. Ailesi, Çorum´da Gülabibey mahallesinde oturuyordu. Para kazanmak gayesiyle gittiği İstanbulda, Üsküdar Eşrefsamat sokakta oturuyor ve seyyar satıcılık yapıyordu. Olay günü, Üsküdar Doğancılar caddesinde, Mithatpaşa Kız Lisesi yakınlarında, üç komünist militan tarafından yolu kesilip, üzeri arandıktan

sonra kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi, memleketi Çorum´da, Ulu Mezarlığı´na defnedildi. YAŞAR CANİKLİGİL 18 KASIM 1978 Günü Hakkın rahmetine kızıl koministler tarafından şehit edilmiştir. O günleri hiç unutmuyorum. O gece de Yaşar gönüldaşımla İstanbul Fatih ilçesinin Çarşamba semti diye bilinen, İsmailağacami’sinin az ilersinde olan Elazığlıların kahvesi diye adlandırdığımız kahvehane de idik yine. Yaşar Canikligil, her ülküdaşının yardımına koşan, geceleri bile ülküdaşları evlerinde rahat uyusun diye semtte nöbet tutan,hatta İsmailağacamisinin tam karşısında bir karpuz sergisi vardı,çoğu geceleri orda beraberce de sabahladığımız olmuştu. O gece evet o gece polderli polisler tarafından kahvehane aranıyor, polderli polisler özellikle Yaşar Canikligil’in masasına yöneliyor üst araması yapılıyor ve daha sonra kahvehanede didik didik silah aranıyor, polderli polisler araması biter bitmez daha ekip otaları 10 metre uzaklaşmadan içeriye silahlı kızıl kominist militanlar dalıyor ve direk Yaşar Canikligil’e doğru silahlarını ateşleyip kaçıyorlar! Bense arama olmadan yaklaşık yarım saat önce kahvehaneden anneannemin evi olan Draman semtine inmiştim. O semt kızıl koministlerin elinde idi o zamanlar. Yaşar bana Cengiz ben de senle geleyim demişti ben hayır demiştim ona.. zira o zamanlar birbirimizi ev e bırakır öyle ayrılırdık..Bir kaç kez Draman’a Yaşar da benle gelmişti.

Geri döndüğümde olayı öğrendim..! YAŞAR CANİKLİGİL vurulmuş yaralı hastaneye kaldırılmıştı. Şaşkındım. İnşallah diyordum yaralı kurtulur, ama öğrendimki daha hastaneye kavuşmadan Hakkın rahmetine, o şehitlik sevdasına kavuşmuştu... Sanki ölümünü bilir gibiydi son günlerde..Hep bir araya geldiğimizde Cengiz derdi ben fazla yaşamayacağımı hissediyorum derdi de biz de ona hadi canım sen benden fazla yaşayacaksın derdim.. Yaşar Canikligil ülküdaşları tarafından çok sevilen ve semttede sevilen biriydi.Yiğitti, mertti.. UNUTMAK İHANETTİR... Yaşar Canikligil’in naaşı ailesi tarafından memleketi olan Sivas’a götürülmüş orda istanbul’daki gönüldaşlarınında katılımıyla omuzlarda tekbirlerle defnedilmiştir. Kabri Sivas’ta yukarı tekke mezarlığındadır. İLHAN EGEMEN DARENDELİOĞLU 19 KASIM 1979 İçel´in Tarsus ilçesinden olup 58 yaşındaydı. İstanbul Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümü mezunuydu. Uzun süre Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği´nin genelbaşkanlığını yaptı. Dünya çapında anti-komünist hareketlerin içinde yer alarak çeşitli ülkelerde yapılan bir çok kongreye katıldı. Bir müddet milletvekili olarak mecliste bulundu.

Ben şehit ülküdaşıma hayır demiştim. Ben gider gelirim beni merak etme demiştim..AH, keşke bileyimdimde sende benle geleydin..

Gazeteci, yazar ve tarih araştırmacısı olup Toprak Dergisi´nin de sahibiydi. İstanbul MHP İl Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapıyordu. Yayınlanmış bir çok kitap ve makaleleri vardır.

Draman semtinde anneannemin evinden yemek yiyip ve kıyafet değiştirdikden sonra tekrar Yaşar’ın yanına kahvehaneye dönecektim. Zira biliyorumki Yaşar yine o gece sabahlayacaktı. Bende onu çoğu zaman olduğu gibi o gece de yalnız bırakmayacaktım...

Olay günü, İstanbul Gedikpaşa´daki Toprak Dergisi´nin matbaasından çıkıp otomobiline binerken daha önceden pusu kurdukları anlaşılan ve bugüne kadar da kimlikleri tesbit edilemeyen kişiler tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi.


11 GÜLTEKİN ERTAN 19 KASIM 1977 Samsun´un Ladik ilçesinden olup 19 yaşındaydı. Olay günü, akşam saatlerinde, MHP ilçe teşkila¬tının tertiplemiş olduğu eğlence şölenine katılmak üzere bir grup arkadaşı ile birlikte gittiği Amasya´nın Suluova ilçesinde, şölenin yapıldığı Emek Sineması salonunda daha önceden yerleştirilmiş saatli bir bombanın patlaması neticesinde parçalanarak şehit oldu. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi. OSMAN GÜNAYDIN 19 KASIM 1979 Trabzon´lu olup 20 yaşındaydı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde okuyor, Keçiören´de bir öğrenci evinde kalıyordu. Olay günü, Ülkücü arkadaşları ile birlikte Fen FaküItesi´nin önünde toplanan komünist grubu, Tandoğan Meydanı´na doğru kovalarken, komünist grubun içerisindeki militanlardan birinin açtığı ateş neticesi vurularak şehit düştü. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi. TURGUT DEMİRKAYA 20 KASIM 1988 Kars´ın Iğdır kazasından olup 27 yaşındaydı. Evli ve iki çocuk babasıydı. Ailece, Iğdır´da oturuyordu. Olay günü, arkadaşları ile birlikte avlanmak için gittiği Ağrı Dağı´nın eteklerinde bir grup bölücü militan tarafından yaka¬lanıp arkadaşlarından ayrı bir yere götürülerek işkence ya¬pıldıktan sonra kurşunlanmak suretiyle şehit edildi. Cenazesi, Iğdır´da toprağa verildi. Daha önce Ülkücülük suçundan(!) cezaevine girerek iki defa idam cezasına çarptırılmış, HİKMET AY 20 KASIM 1977 İstanbul, Haznedar-Güngören mahallesinde oturuyordu. Bakırköy´de saatçilik yapıyordu. 35 yaşında olup evli ve üçü kız biri erkek, dört çocuk babasıydı. Bakırköy MHP. İlçe 2. Başkanı´ydı. Olay günü, Kurban Bayramı arifesi, akşam saat 19.00 sularında, işyerinden

çıkıp evine giderken, Halkevi´nin önünde kızıl komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. NECİP ALTINOK 21 KASIM 1978 Yozgat´ın Şefaatli ilçesine bağlı Dedeler köyünden olup 29 yaşındaydı. Evli ve iki çocuk babasıydı ve Makina Kimya Endüstrisi Kurumu´nda makina mühendisi olarak çalışıyordu. 1974 yılında, MHP Gençlik Kollarında Genel Başkan yardımcısı olarak görev yapmıştı. Olay günü, akşam üzeri Ankara´nın Küçükesat semtinde bulunan evinin girişinde pusuya yatan komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. İSMAİL TIĞLI 21 KASIM 1976 Kastamonu´lu olup 23 yaşındaydı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği bölümü, 3. sınıf öğrencisiydi. Olay günü, İstanbul Beyazıt Meydanı´nda, Marmara Kıraathanesi´nin önünde, üstünde "Türkiye Bölünmez Bir Bütündür." yazılı bir afişi asarken, komünist militanlar tarafından binlerce kişinin gözleri önünde kurşunlanarak şehit edildi. MERİÇ DİKİCİ 22 KASIM 1979 İstanbul-Zeytinburnu´da oturuyor, Tepebağ semtinde de terzi makası imalathanesi çalıştırıyordu. Zeytinburnu MHP İlçe Yönetim Kurulu üyesi olup ayrıca Ülkücü İşçiler Derneği´nin Zeytinburnu şubesine başkanlık ediyordu. Olay günü, işinden evine bisikletiyle dönerken Tepebağ, Seyit Nizam Caddesi üzerinde komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Şehadeti sırasında, doğalı henüz altı gün olmuş yeni bir bebeği vardı. DURSUN ÖNKUZU 23 KASIM 1970 Tokat´ın Zile kazasındandı. Ailesinin tek erkek çocuğu olup 21 yaşındaydı. Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisiydi. İşgal

altındaki okulunda komünistler tarafından yakalanıp, üç gün süreyle, -ciğerlerine bisiklet pompasıyla hava basılarak patlatılmaya varıncaya kadar- çeşitli işkenceler yapıldı. Daha sonra, okulun üçüncü katından aşağı atılarak şehit edildi. Cenazesi, memleketinde toprağa verildi... SÜLEYMAN TOPRAK 28 KASIM 1979 Kayseri´li olup 17 yaşındaydı. Ailece, Kayseri´nin Esenyurt mahallesinde oturuyordu ve öğrenciydi. Olay gü¬nü, tamir için bıraktığı saatini almak üzere Kiçikapı sem¬tindeki bir saatçiye giderken yolda komünist militanların silahlı saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Kimse yardım etmediği için uzun müddet yaralı vaziyette orada kaldı. Tesadüfen yoldan geçen annesi tarafından hastahaneye kaldı¬rıldıysa da kurtarılamayarak şehit düştü. Cenazesi, Kayseri Asri Mezarlığına defnedildi. ALAATTİN GÜVENLER 29 KASIM 1978 Gaziantep´in Kilis kazasından olup 17 yaşındaydı ve ailece burada oturuyorlardı. Kilis Öğretmen Lisesi öğrencisiydi. Boş zamanlarında babasına ait tuhafiyeci dükkanında çalışıyordu. Olay günü, gece vakti evine giderken Kilis Şehitler Abidesi´nin önünden geçtiği sırada arkasından yaklaşarak ateş eden komünist katilin tek kurşunu ile boynundan vurularak şehit oldu. Cenazesi Kilis´te toprağa verildi... SELAHATTİN ŞİMŞEK 30 KASIM 1979 Edirne´nin Keşan ilçesinden olup 28 yaşındaydı. Evli ve bir çocuk babasıydı. Ailece, İstanbulKanarya´da, Tepeüstü mahallesinde oturuyor, konfeksiyon atölyesi işletiyor¬du. Kanarya ÜGD´nin başkanlığını yapıyordu. Olay günü, Küçükçekmece-Cennet mahallesi, Alpaslan Caddesi üzerinde bulunan dernek binasından çıkıp evine giderken komünist militanların silahlı saldırısına uğrayarak şehit düştü.


12

KURULUŞUNDAN GELECEĞE Yıl 1973 ılık ılık esen mayıs rüzgarları, içimizin ısındığı ve birşeyler aradığımızın müjdecisi gibiydi .Gençlik işte; bir heyecan ve sevda arıyordum. Bir cuma akşamı şimdiki ‘‘Bilal‘‘ camisinde Türk gençlerinin toplanacağını duydum ve bende katıldım. O akşam orada konuşulanlar beni o kadar etkilediki, artık her cuma akşamı toplantıların abonesi oldum. İlk başlarda yedi-sekiz kişi kadardık ve hepside kişilikleri son derece gelişmiş gençlerdi. Henüz doktora öğrencisi olan Ahmet Halim Demirci‘yi (Prf.Dr.Ahmet Halim Demirci-Uludağ Ünv. Öğ. Üyesi , 2009 yılında rahmetli oldu.) Ülkü ağabeyi seçtik. 1974 Ekim ayında ATÖD (Aachen Türk Öğrenci Derneği) ismiyle resmi olarak Karlsgraben 43 numarada teşkilatlandık. 1974 yılının sonunda da ATÖD resmi aylık öğrenci dergimizi çıkartmaya başladık ve 1975 yılından itibarende 10 yapraklı siyah beyaz fotokopi baskılı (ATÖD e.v adıyla) olarak her ay yayınlanmaya başladı. Haftanın her Cuma akşamı teşkilat binamızda toplanarak ilk bir saat bilgilendirme semineri, devamında da öğrenci, işçi ve çocuklarımızın gelecekdeki meselelerini içeren sohbetler yapıyorduk. Teşkilat binamız bir odalı ve bodrum kattaydı. Bu nedenle de çok rutubetliydi. En fazla üç saat odada kalınca üstümüz, saçlarımız ıslanırdı.Aylık kirası da 25 DM idi. 1976 yılının ilk baharında Otto Str. 100 nolu adresdeki bir buçuk oda-

lı bir daireye taşındık. Burada artık Ülkücü hareket olarak gün yüzüne çıkmış olduk. Caddeye bakan büyük bir cam pencere, camlı kapı ve elektrikli tek göz çay ocağımız oldu ve artık çay demliyorduk. Cuma akşamları çok geniş kapsamlı seminer çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam ederken, nöbetleşe geceleri teşkilatımızı bekliyorduk. Çünkü varlığımız Türk düşmanlarını korkutuyordu. Arasıra giriş kapımız kırılıyordu. 1974 yılında o zamanki siyah beyaz ALMAN tv.sindeki yayından Bozkurtların Almanya’da 40 teşkilatının olduğunu Dr. Enver Altaylı’dan duymuştum.

öderken aidatlar işçi için bir DM, öğrenci için 50 Pfennig idi ve aidatları bir türlü yükseltemiyorduk. Zor şartlara rağmen o zamanlar Türkiye’de çıkan Hergün gazetesine aboneydik. Günlük gelmesi gereken gazetemiz çoğu zaman İstanbul havaalanında 15-20 gün bekliyor ve topluca geliyordu. Gazetede sürekli şehit haberleri okurduk, sekiz sayfalık gazetenin her harfini okuyarak Ülkücü şehit sayısını belirliyorduk.

1976 yılına gelindiğinde Almanya genelinde teşkilatlar Frankfurt’a davet edildi. Türkiye’den gelen heyetlerle şimdiki Türk Federasyonunun kuruluş çalışmalarını görüşüyorduk. Teşkilatlardan görüşler alındı ve bende dahil Aachen teşkilatından altı kişi imza verdik. 1978 yılında Avrupa Türk Federasyonu kurucu üyesi ve sekreteri olarak İrfan Balekoğlu’nu Frankfurt’a gönderdik.

3 Mayıs Türkçüler bayramını 200 kişiyle RWTH’ın Audimax salonunda kutladık. Bu kutlamayla Ülkücü Hareket teşkilat olarak Aachen’da yaşayan Türklere varlığını kabul ettirmişti. ATÖD’ün öğrenci üyeleri Ülkücü terbiyesinin ahlakını damarlarına kadar alıyordu.Okulunda diploma derecesini doktora seviyesinde alan arkadaşlarımız bir yıl tecrübe edinip Türk Milletine hizmet etme amacıyla vatana dönüyor ve milletimizin hizmetine giriyorlardı. Bu sayıda ana hatlarıyla konuyu anlattım,yarım asırlık süreci bir-iki sayfaya sığdırmak imkansız. İleriki sayılarda ömrümüz olursa 12 Eylül 1980 darbe sürecini ve sonrasını detaylarına inerek anlatacağım. Sağlıcakla kalın…

ATÖD Aachen Ülkü Ocağı o günün çok zor şartlarında 300 DM kira

O yıllarda sürekli çevremizle ilişkiler kurarak Aachen’da bir cami yapılması için kalıcı planlar üreterek çalışmalar yapıyorduk.

(Gelecek sayıda devam edecek.) Ömer Gürbüz


13

Türk Hava Kurumu Tarihçe: Türk Hava Kurumu Cumhuriyet’in ilanından 16 ay sonra, 16 Şubat 1925’de Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün emirleriyle “Türk Tayyare Cemiyeti” adıyla kurulmuştur. 1935’de alınan kongre kararı ile adı Türk Hava Kurumu olan Cemiyetin kuruluş amaçları da bizzat Ulu Önder Atatürk tarafından: * Türkiye’de havacılık sanayisini kurmak, * Havacılığın askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak, * Askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak, * Havacılık faaliyetleri için gerekli araç ve gereçleri hazırlamak, * Personel yetiştirmek ve uçan bir Türk Gençliği yaratmak olarak belirlenmiştir. THK; 1926 yılında ilk olarak “Tayyare Makinist Mektebi”ni ardından, Kayseri’de TOMTAŞ Uçak ve Motor Fabrikasını hizmete açmıştır. Böylelikle A-19 ve A-20 uçaklarının üretimi ile bakım ve onarımları Türkiye’de yapılmaya başlanmıştır. Fabrika 1929 yılında Milli Savunma Bakanlığına devredilmiştir. Halkın ilgisi o kadar büyük olmuştur ki toplanan gelirler ile ilk 10 yıl içerisinde THK, 351 uçak imal ederek ya da satın alarak Türk Hava Kuvvetlerine teslim etmiştir. Kurum, 1905’de kurulan Uluslararası Havacılık Federasyonu’na Türkiye’de sportif havacılığın gelişmesi ve gençlere tanıtılması amacıyla 1929 yılında üye olmuştur. Halen bu temsilcilik görevini başarı ile sürdürmektedir. Cumhuriyet döneminde Vecihi Hürkuş, Mühendis Selahattin Reşit Bey ve işadamı Nuri Demirağ da havacılık alanında birçok başarılı çalışmaya imza atmıştır. Uçak üretimi konusunda TOMTAŞ’tan sonra THK atölyesi fabrika haline getirilmiş ve İngiliz Magister eğitim uçaklarının seri montajına başlanmıştır. Etimesgut’ta kurulan uçak fabrikası 1940’da tam üretime geçmiştir. Bu fabrikada Magister uçaklarının yanı sıra çeşitli THK serisi

planörler ile eğitim, akrobasi, sağlık ve nakliye uçakları da üretilmiştir. 1944 yılında Atatürk Orman Çiftliği’nde ilk uçak motor fabrikası kurulmuş ancak, 1952 yılında üretimler durdurulmuş ve fabrikalar kapatılmıştır. Bu tarihten sonra Türk Hava Kurumu, tamamen havacılık eğitimi ile ulusal ve uluslararası sportif etkinliklere yönelmiştir. “İSTİKBAL GÖKLERDEDİR!” Bu, o yılların coşkusu içinde söylenen sadece bir çift güzel söz değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne konulan bir hedef olmuştur. Bu amaçla 3 Mayıs 1935’de Türkkuşu kurulmuştur. Bu havacılık coşkusu ile gençler akın akın Türkkuşu’na koşmaya başlamıştır. Türk Hava Kurumu‘nun gelecek için planları ve yaptıkları: Peşpeşe açılan paraşüt, planör, uçuş eğitim ve model uçak okulları ile 1936’da hizmete giren İnönü Planör Kampı, 1937’de açılan Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı ve aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt kuleleri, binlerce gencimizi bir araya getirmiştir.Var olan 4 okula ek olarak 1996 yılında balon, yamaçparaşüt, yelken kanat, ve mikrolayt gibi sportif hava araçlarını bir çatı altında toplayan Çok Hafif Hava Araçları Okulunu kurmuştur. Atatürk, havacılık sektöründeki bütün bu faaliyetlerin mali kaynaklarını da ihmal etmemiştir.Türk Hava Kurumu’na değişik kaynaklardan 21 gelir kalemi oluşturmuş olayı devletin değil milletin bir uğraşı haline getirmiştir. Ancak zaman içinde yapılan değişikliklerle 21 olan gelir kalemi sayısı 7’ye düşürülmüştür. Kurum kurulduğu tarihten günümüze kadar milli bütçeden hiç pay almamıştır. Bugün itibari ile Türk Hava Kurumunun en önemli gelir kaynakları kurban derisi ve fitre-zekatlardır. Türk Hava Kurumunun projeleri: Türk Hava Kurumunun son dönemde yürüttüğü iki önemli proje Havacılığı Yaygınlaştırma Projesi - THK’nin faaliyetlerini geniş halk kitlelerine anlatmak,

- 11-65 yaş aralığındaki kişilere uğraş alanı oluşturmak, - Gençlerin kahvehane, internet salonlarından ve illegal oluşumlardan uzaklaşmalarına katkıda bulunmak amacıyla başlatılmıştır. Bu kapsamda; - 81 ilde, 560 üniversite/orta öğretim okulunda 53 bin kişiye konferans verilmiş, - 118 Havacılık kol/kulübü ve Genç Kanatlar Topluluğu oluşturulmuş ve 8012 yeni üye kaydı yapılmıştır. Taş Atma Uçak At Projesi Toplumsal olaylarda, bilinçli olarak ön plana itilen çocuklar ile polisler karşı karşıya getirilmektedir. Bu kötü imajın düzeltilmesi amacıyla çocuklar ve polislerin birlikte uçak imal ederek yan yana yarışmalarını sağlamak amacıyla Taş Atma Uçak At projesi başlatılmıştır. Bu sayede polis ve çocukların bütünleşmesi sağlanarak oluşturulmaya çalışılan kötü imajın silinmesine katkı sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda; Şanlıurfa, Muş, Şırnak, Cizre, Batman, Hakkari, Çukurca, Şemdinli, Yüksekova, Beytülşebap, Uludere ve Silopi’de toplam 800 çocuk ve 170 polise model uçak kursu düzenlenerek kendi yaptıkları uçaklar ile birlikte yarıştırılmıştır. Bu proje; vali, kaymakam, İl/İlçe Emniyet Müdürü, İl Jandarma ve Garnizon Komutanlıkları ile koordineli olarak yürütülmektedir. 17 Ekim 2009 tarihinde yapılan THK’nın 40. Büyük Genel Kurulunda (E) Hv. Plt. Tümg. Osman YILDIRIM Türk Hava Kurumunun 25. Genel Başkanı olarak seçilmiştir. THK; Vizyon, misyon ve hedefleri revize edilmiş kuruluşunun yüzüncü yılını oluşturan 2025 yılında ulaşılması planlanan hedefleri içeren vizyon 2025 dokümanı hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. İbrahim Gündüz Kaynaklar: - www.thk.org.tr/web2011/# - www.tr.wikipedia.org/wiki/ Nuri_Demira%C4%9F


14 bütün güzellikleri hayatına nakşederek kendisini yetiştirdi.

HZ. FATIMA’NIN HAYATI Hz. Fatıma, Mekke’de doğdu. Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz ona Fâtıma ismini verdi. Deylemî’nin Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte: “Onu sevenleri, Allah’ın Cehennem’den uzaklaştıracağı için kızıma Fâtıma adını verdim.” buyurdu. Hazreti Meryem’den sonra, bütün kadınların en üstünüdür. Aklı, zekâsı, hüsnü cemâli (güzelliği), zühdü (dünyâya düşkün olmaması), takvâsı (haramlardan kaçınması) ve güzel ahlâkı ile bütün insanlara çok güzel bir örnektir. Yüzü pek beyaz ve parlak olduğundan (Zehrâ) denildi. Zühd ve dünyâdan kesilmekte çok ileri olduğu içindir ki; (Betül), çok temiz demişlerdir. Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler ile medh olundu. Hz. Fâtıma, Peygamber´imizinengin sevgisi ve şefkati altında büyüdü. Babacığındaki merhameti ve güzel ahlâkı, anneciğindeki asâleti, cömertliği aldı ve babacığına karşı hizmet, hürmet ve muhabbette bulundu. İslâm uğruna çektiği sıkıntılara nasıl katlandığını ve o yolda fedakârlığın en güzel örneklerini bizzat yaşayarak öğrendi. Tam bir iffet ve izzet-i nefs nûmûnesi olarak

O şanslı bir genç hanımefendiydi. Peygamber babası ve anneler sultanı Hz. Hatice’nin yanında onların gözetiminde eğitimini tamamladı. Rahmet ve şefkat pınarından doyasıya içti. Fakat küçük yaşta çok çileler çekti. Çocukluğu Kureyş’in zulum, baskı ve ambargoları altında geçti. Daha henüz ömrünün baharını yaşarken anneciğini kaybetti. Mekke’de Müslümanlara cefalar arttı, işkenceler dayanılmaz hal aldı. Bunun üzerine babacığına hicret izni verildi. Daha sonra da aile efradı ile birlikte kendisi de Medine-i Münevvere’ye hicret etti. Hz. Fâtıma bu göç ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği Mekke-i Mükerreme’ye vedâ etti. Medine-i Münevvere’de huzurla yaşamaya başladılar... Babacığı Hz. Âişe annemizle, ablaları da Hz. Osman (r.a.) ile evlendi. Kendisi de evlilik çağına ulaşmış 16-17 yaşların a girmişti. Nebiler sultanı efendimizin son çiçeği olarak ona tâlib olanlar çoğalmıştı. Peygamber’e hısım, akraba ve damat olabilme şerefine erebilmek için ashâb-ı kiramın büyüklerinden dahi talepler gelmişti. Ancak taliplerden biri olan Hz. Ali’ye Efendimiz: “Hak Teâlâ kendi katında Fâtıma’yı sana nikâhladı. Senden önce melek gelip, bana bu hâli haber verdi.” dedi ve Hz. Fatıma, Ali ile evlendi. Hz. Fâtıma çok hassas ve yufka yürekliydi. Kimsenin üzülmesini istemez, acı çekmesine dayanamazdı. Allah Rasûlü babacığı rahatsızlandığı zaman çok üzülürdü. İki Cihan Güneşi Efendimiz de: “Sabret kızım! Sabır güzeldir!” buyurarak onu

teselli ederdi. Rahmet ve Şefkat Peygamberi Efendimiz iyice ağırlaştığı birgün kızı Hz. Fâtıma’yı yanı başına çağırdı, biricik kızının başını kendine doğru eğip kulağına bir şeyler fısıldadı. Hz. Fâtıma ağlamağa başladı. Sevgili kızının ellerinden tutarak tekrar kendisine doğru çekti ve yine kulağına bir şeyler söyledi. Bu sefer Hz. Fâtıma’nın yüzünde tebessüm belirdi. Üzüntü ile sevinç bir arada yaşanınca Hz. Aişe annemiz merak edip Hz. Fatıma’ya sordu. O da şimdi söyleyemeyeceğini belirterek özür diledi. İki Cihan Güneşi Efendimiz sevgili kızına: “Cebrâil aleyhisselâm her sene bana bir kere Kur’an-ı Kerim’i arz ederdi. Bu sene iki kere okudu. Anladığım ecelim yaklaşmıştır...” buyurdu. Hz. Fâtıma hıçkırıklara boğularak ağlamağa başladı. Rahmet Peygamberi babacığı onu teselli etmek ve sabrını artırabilmek için tekrar ona: “Ehl-i beytimden bana ilk kavuşacak olan sensin.” buyurdu. Sevgili kızına fazla ayrı kalmayacaklarını duyurarak sabır diledi. Rahmet Peygamberi babacığının vefatından altı ay geçmişti. Hz. Fâtıma da hastalanıp yatağa düştü. Hicretin on birinci yılı, Ramazan ayına girilmişti. Rahatsızlığı şiddetlenince çocuklarının dışarı çıkarılmasını Hz. Ali’den istedi. İçeriye anneciğim dediği Ümü Râfi’ ile Hz. Esma binti Umeys girdi. Kendisine abdest aldırıp yalnız bırakılmasını istedi. Rabbime dua ve niyazda bulunmak istiyorum dedi. Derin bir niyaz halindeyken nazenin bedenini odanın içinde bırakarak ruhunu Rabbine teslim eyledi. Dilek Kızkapan

Türk Atasözleri Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Was dem Auge fern ist, ist auch dem Herzen fern.

Dünya malı dünyada kalır. Die diesseitigen Dinge bleiben im Diesseits.

Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir. Den Wert der Jungend erkennt man im Alter.

Cahile söz anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur. Dem Dummen etwas klar machen ist schwieriger, als ein Kamel über den Graben springen zu lassen.

Güneş girmeyen eve doktor girer. Ein Haus, in das keine Sonne scheint, betritt der Arzt. Akıllı söylediğini bilir, ahmak bildiğini söyler. Der Kluge weiss, was er sagt, der Dumme sagt, was er weiss. Ağacı kurt, insanı dert yer. Der Wurm nagt am Baum, die Sorge am Menschen.


15 Günlerce düşündüm ne yazayım diye! Tarihdenmi, Nasrettin Hoca’dan mı, ülkemizin bugünki halindenmi, yoksa Avrupadaki ha varsın ha yoksun ahvalimizimi! Filozoflara ve sosyologlara göre insan olmanın en önemli özelliği; düşünebilmesi ve bunları sesli ahenk içerisinde dış dünyaya yansıtabilmesidir.Yani düşünebilen insan, hayal edebilen insandır. Bende karar verdim hayaller üzerine yazmaya. Mesela çok paraya sahip olmak, çok yakışıklı olmak, gösterişli bir vücut hatlarına sahip olmak, çok güçlü olmak, olağanüstü birşeyleri başarabilmek ve insanların bakışlarının üzerinde olduğunu hissetmek hayali...vs... Peki sıradan birisi olarak benimde hayal kurma yeteneğim ve hakkım varmı? Aklım var, düşünebiliyorumda, Allah böyle bir yeteneği bana vermiş, öyleyse bende hayal kurabilirim. Peki hayal kurmak bir hakmıdır insana, yada bu lüksmüdür? ‘’Aç tavuk kendisini zahire ambarında görür’’. Bu atasözümüz gerçeği olanca açıklığı ile ortayamı koyuyor, yada tersimi? Dünyadaki gelişmelere bir bakalım. İnsan oğlu, ilim ve teknikte nerden nereye geldi! Aya yolculuk Güliver’in bir romanındaki hayalken gerçek oldu. Binlerce kilometre uzaktaki birisinin sesini sanki yanımızda imiş gibi duyuyoruz, üstelik görerek de konuşur olduk. Buda bir hayalken gerçek oldu. Düşmanla karşı karşıya gelmek gereksiz, bir düğmeye bas ortalık toz duman. Kıtalar arası balistik füzelerle binlerce insanı aynı anda öldürülebiliyor. İslam alimlerine göre 90 km yolculuk yapan insan seferi sayılır ve oruç kaza yapılabilir. Şimdi 60000 km bölü 60 dakika bölü 60 saniye eşittir; km/saniye. Yani bir saniye-

de alınan mesafe 16,66 km. Sonuç olarak 60 saniyede 1000 km yol alıyoruz. Şimdi orucu kaza yapalımmı yapmayalımmı? Benim ilmim ve bilgim bu konuda yeterli değil ama gerçek olan şu anki ilim ve teknik hız ile saniyede aldığımız yol hayaldi gerçek oldu... Türk-İslam ülküsüne gönül vermiş bizler için hayal kurmak bir ütopyamıdır? Benim kanaatim hayır. O hayallerim olmazsa bana güç ve kuvvet veren göremediğim bütün manevi güçler ölmüş demektir. Bende hayaller kurdum, hemde belden aşağı değil. Birgün ‘’Elizabet’’ adlı adını sonradan öğrendiğim kilisenin önüne kadar geldim; arkadaş yok, para yok, dil yok. O zaman Zentis’in önünde duvar vardı, bir ‘’cigara’’ yaktım, ne kadar oturduğumu bilmiyorum. Sadece şu sözü kendi kendime söyledim; üzülme bu günlerde geçecek, benim adım Ceylan’ sa Aachen’ı Avrupanın Hollywood’u yapacağım. Olmadı başaramadım, şans faktörü önemlimiydi acaba? O da bene yokdu. Öyleyse bir yerde yalnışlık vardı ama nerede? Yalnış zamanda, yalnış yerde, yalnış kişilerlemi olduğumdan hayallerim gerçekleşmedi, kendimi hep zahire ambarındamı gürüyordum. Uyandığımda elimden kayıp giden günler ve elimde birgün daha ömür sayfasından eskimiş bir yaprak vardı.

Dünyanın en önemli bilgileri Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır. Hindistan’daki yıllık doğum sayısı, Avustralya’nın toplam nüfusundan fazladır. Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır. Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altının 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır. Köpeklerin ter bezleri ayaklarındadır. Salatalığın yüzde 96’sı sudur. Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır. Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur. Timsahlar renk körüdür. Yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar. Havuca rengini karoten verir. İnciler sirkede erir. Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.

Ey akıl sahipleri; Kuran’da bir ayetin ilk kelimesi ‘’EY AKIL SAHİPLERİ’’ ve Atatürk’ün de şu sözü çok önemli ‘’Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’’.

İnternetin yıllık büyüme yüzdesi 314.000’dir.

Kuran ışıgında ilim öğrenen akıl sahipleri olma dileğiyle, Said arkadaşımı tebrik etmekten başka elimden birşey gelmiyor. Doğru zamanda, doğru kişilerle, doğru yerde ve şans faktörününde yanında olması dileğiyle, arkadaşıma başarılar diliyorum.

Sihirli sözcük ‘abrakadabra’ ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti.

Ceylan Kurucu Aachen Ülkü Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi

En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.

Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı. Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay’da düello yapmak yasaldır.


16

İLİM VE MEDENİYETE MÜSLÜMAN VE TÜRKLERİN HİZMETİ İlim ve medeniyetin yükselmesine müslümanların hizmeti büyük olmuştur.Bunu batılı yazarlarda itiraf etmiştir.Filip Hitti, Kısa Arap Tarihi kitabında diyorki: ‘’Ortaçağın başlarında insanların ilerlemesine müslümanlar kadar hizmet etmiş başka bir millet yoktur. Felsefe, tıp, ilahiyat, tarih, astronomi, coğrafya hakkında nice eserler yazılmıştır. Bağdat, Kahire, Endülüs, sonrada İstanbul İslam aleminin merkezi olmuştur. Dini ilimlerdeki süratli gelişmelerin yanısıra diğer ilim ve fen kollarında da nice alimler yetişmiştir. Astronomide: Bettani, Buzcani, İbn-i Şatır, Uluğ Bey, Kadızade Rumi, Ali Kuşçu, Abdurrahman Sufi, Matematikte: Harezmi, Sabit İbn-i Kurra, Burini, Hayyam, rakkasın mucidi İbn-i Yunus, Nasir-i Tusi, Mirim Çelebi, İsmail Gelenbevi, İsmail Çinari, sıfırın kaşifi Muhammed b. Ahmed, İshak efendi, Tıpta: Ebu Bekr Razi, İbni Sina, Ebul-Kasım Yehravi, İbn-i Bace, kan dolaşımını bulan İbn-i Nefis, Ali b. Abbas, Sabuncuoğlu Şerafeddin, Hacı paşa, Davud Antaki,

Nebahatat ve Hayvanat’ta: İbn-i Vahşiyye, İb n-i Baytar, İbn-i Avvam, Cahız, Kayvini, Demiri, Coğrafya’da; İbn-i Kavkal, Makdisi, İdrisi, İbn-i Batuta, Katip Çelebi, İ.Hakkı; Tarih’te; Taberi, Mesudi, İbn-i Miskeveyh, İbn-i Haldun, Hoca Sadeddin, Naima ve Cevdet Paşa gibi sahalarında ölmez eserler bırakan alimler vardır. Felsefede: Kindi, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi şöhretler yetişti. İdari ve içtimai konularda: Ahkam-ı Sultaniye sahibi Maverdi, İbn-i Temiyye eserler yazdılar. İbn-i Haldun’un Mukaddime’si her konuda olduğu gibi bu konuda da gayet derli- toplu bilgi vermektedir. Mimaride müslümanların neler yaptıkları, üzerinden nice yüzyıllar geçtiği halde hala ayakta duran binlerce abidelerle meydandadır. Selimiye’ler, Süleymaniye’ler, Sultanahmed’ler, Tacmahal’ler, El-Hamra’lar ve daha niceler Türk-İslam dehasının mimarideki şahaserleridir. Güzel sanatlarda yazı, cild, tezhip, minyatür, nakış, oymacılık işlerinde eşsiz örnekleridir mevcuttur.

Edebiyet ki hayatın aynası derler, en zengin ve güzel eserlerle doludur. Türkçe, Arapça, Farsça yazılan bu eserler insan ruhunun her sahadaki duygu ve düşüncelerini dile getirmektedir. Gülistan ve Bostan’ın sahibi Sadi, Ali Şir Nevai, Mesnevi yazarı Mevlena, Yunus Emre, Fuzili, Hüsn-ü Aşk sahibi Dede Galip , Akif, Yahya Kemal, İkbal, Hamse sahibi Nizami ve daha nice kalem sahibleri, insanlığa unutulmaz eserler sunmuştur.Şarkta, garpda kütüphaneleri dolduran İslam eserleri Müslüman-Türk alimlerinin ilim dünyasına neler kattıklarını gözlerin önüne sermektedir. Görüldüğü gibi Müslümanların ilim dünyasına hizmetleri büyüktür ve bunda Türklerin de payı çoktur. Bursalı Mehmet Tahir; ‘’İslam medeniyeti ve ilmine hizmet edenlerin yarısı değilsede üçte birinin mutlak surette Türk olduğu sabittir... Hele Tefsir, Hadis, Tasavvuf, Fıkıh, Kelam ilimlerinde eser yazan değerli kişilerin yarısının Türk oldukları meydandadır.’’diyerek bu gerçeği ifade etmiştir. Ali Koçak

Başbuğ'a Mektup 12 Eylül sonrası tutuklanan Alparslan TÜRKEŞ ve bütün dava arkadaşlarına... Sana bu mektubu birgece yarısında yazıyorum Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar Zühre bir aşkı tutturmuş Bâbil’ de kalan Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır Bir Hârût’la Marut bir de ben dinliyorum Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın karnına Senin namına yıldızları kıskanıyorum. Kim bilir kaç ışık yılı uzakta Öfkeyle kollarını çeviriyor yalancı fecir İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir Ve taksim gazinolarında trahomlu şairler Mısra arıyorlar masaların altında Kanını içiyorlar bilmeden “Cennet atları”nın Ben yurdumun en sert tütününden birsigara sarıyorum Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda Sıcak solukları yalarken alnımı Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde Bir yerinde demirden dağlar eriyor Atlas yelkenli gemileri unutmuş bir kaç levent Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum Üstünde Kabe resmi ve anamın duaları var Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum. Yine biliyorsunki, sevmedim ülküden başkasını Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları Bir de Çankaya yokuşunda rüzgara tutulmuş saçlarını Önce Allah, sonra genlerim şahit. Sevgimi üçbin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından Elleri fahişelerin karanlık saçlarında Benim kalemimden kan değil süt damlıyor Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını Bir de seni çok seviyorum. Dilaver Cebeci


17

Toplumsal Yön Bulmada Ülkücü Tavır

Artur M.Young’un dediği gibi, Bütün mana bir açıdan ibarettir! Bir bakış açısı.. Her insanın bir takım dertleri, meseleleri var ve insanlar her şeyden önce kendi dertler ile meşgul olurlar. Önce can sonra canan demişler, kişiler cemiyet içinde yaşadıklarına göre içinde yaşadıkları toplumun meseleleri hakkında derinlemesine analiz yapmasa da, cemiyetin problemleri fertleri etki ve tesir altında bırakır. Her birey sevsin sevmesin insanlığın gidişatı, dünya’nın ahvali ve düzeni hakkında az da olsa bir fikre sahiptirler. Kuran’ı kerim’de,” Bilmediğin nesnenin ardından gitme; zira göz, kulak ve kalbin bundan mesuldür” diyerek insanları ve grupları dikkatli ve uyanık olmaya, sosyal yaşamda atılan adımların iyi ve kötü sonuçlar doğurabileceğini, kişiye görev ve sorumluluklar yüklediğini öğütlemekte. İletişim araçlarının hızla gelişmesi karşısında dünya gittikçe küçülmekte, ancak tersi istikamette problemleri büyümekte, Mevlana”Sufi İbnü’l-Vakt baş ed Ey Refik”(Sufi zamanın oğlu olmalı; geçmiş, gelecek endişesi taşımamalı demiştir.) Amma bu, bugünkü dünyada artık mümkün değildir. Demek oluyor ki, şayet geleceği planlamak ve biçimlendirmek gibi bir düşüncemiz yoksa gayemiz,

idealimiz, ütopyamız yoksa yahut geleceğe dair bir vizyonumuz, dünya görüşümüz, yani en geniş manasıyla ile dinimiz yoksa bugünle ilgilenmemiz gerekmez. Bugünkü dünyanı halini bilip ve anlayıp da ne olacak? Allah işini bilir, la yüs’el,emma yef’al! (Allah dilediğini yapar, hikmetinden sual olunmaz); yahut “idrak-i meali bu küçük akla gerekmez” diyerek, yalnızca hayatımızı yaşamaya bakabiliriz elbette. Ancak geleceğimizi planlama, kontrol etme, politikalar üretme gibi düşüncelerimiz varsa; işte o zaman içinde yaşadığımız dünyayı iyi tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var demektir. Fertler zaman ve mekân çerçevesinde olay ve olguları anlamlandırmak isterler. Bunun için aidiyet duygusu içinde toplumsal yön bulmaya yarayan araçlar kullanırlar, ülkü ve ideal, milli şuur ve milli hayat, millet ve milliyetçilik, dini hayat tarzı gibi kavramlar cemiyetlerin tarih boyunca asla terk etmeyecekleri ışıldaklardır. Bizce ülkü ve ülkücülük bir ışıldaktır, geçmişte nasıl ki karanlıkta kalan milletimizin can simidi olmayı başardı ise. Gelecek günlerin getireceği şartlar içinde, dün olduğu gibi, daha bilinçli, daha şuurlu ve daha donanımlı bir tarzda mensup olmaktan gurur duydukları millete ve değerlerine sahip çıkmanın arayışında içinde olmayı

bilecek olgunlukta oldukları düşüncesi bizlerde mevcuttur. Bugünün yenidünya düzeni aktörleri alabildiğine yerli, milli güçlere karşı sürekli bicimde saldırıyorlar. Biliyorlar ki bir milletin en güçlü barajı milliyetçilik ve milliyetçilerdir. Bunun için bu değerleri küçük düşürmek, toplumun problemlerinin ana ekseni olarak tanımlamak ve tanıtmak istiyorlar. İstiyorlar ki, kendi yayılmacı, emperyalist, kapitalist, yenidünya düzenine karşı bir mukavemet, başkaldırı, direnme kalmasın, Afganistan, Irak, Libya, Tunus ve Mısır’da yaptıkları gibi kolay bir başarı sağlasınlar. Suriye, ikili ilişkilerimiz çok iyi geçmeyen bir ülke, zalim ve despot bir yönetim şekli yıllarca hâkim oldu. İç savaşın vahşetini ve dehşetini bütün unsurlarıyla ve halkıyla yaşamakta. Acı çeken bir halk, gözyaşı ve kan alabildiğine akıyor. Ve bu gidişatla problem daha fazla ağırlaşacak. Kaçınılmaz bir savaşın pençesinde inleyecek nağmeleri yas ve intikam dolu olacak, iki ülke ilişkileri uzun yıllar düzelmeyecek, Esat yönetimi yenilecek, ancak kargaşa ve anarşi bitmeyecek, self-determinasyon Ortadoğu ülkelerinde, gerçekleşmesi uzak bir ütopya olarak kalamaya mahkûm olacak, yönetim ve sınırların tayini daima dünya’nın efendilerinde olacak! Türkiye, Ortadoğu ve Dünya da yaşanan gelişmeler görüş ve bakış acısına muhtaç, muhtemel iç ve dış gelişmeler bir tavır eksikliği olduğunu bize göstermekte bu da ancak dini ve milli menfaatler çerçevesinde olmalı, başka ülkelerin bu coğrafya da işleri ve güçleri olmamalı, onun için” perspektif olmadan, görüş olamaz” diyoruz. “İslam merhamet dinidir; aynı zamanda ve her şeyden çok hakikat dinidir ve hakikat acımasızdır. İnsan ruhunun kaderinin azalması için siyahın beyaz olabilmesini sağlayacak hiçbir şey yoktur. Hakikat ve merhamet arasındaki ilişki, yaratılış tiyatrosunun tamamındaki ve hatta onun da ötesinde bulunup onu yönetmekte olan prensiplerde ki en karmaşık ilişkidir.” Adem Türkay


18

Çocuklarda Öğrenme Farklılıkları Çocuklarda Öğrenme Farklılıkları Onun nasıl en iyi öğrenebildiğini siz bulabilirsiniz. Karakter özelliklerine göre kişiden kişiye farklılık gösteren öğrenme biçimleri birer detay gibi görünse de aslında öğrenmede büyük rol oynuyor. Sadece çocuklar için değil yetişkinler için de öğrenmek hayat boyu sürüyor. Anne ve baba olarak bu öğrenme sürecinde çocuklarınıza yardımcı olmaksa en büyük göreviniz. Fakat bu noktada yapılan en büyük yanlış ailelerin çocuklarına eğitim ve öğretim sürecinde aynı metodla yaklaşması. Oysa ki her çocuğun öğrenme özellikleri aynı değil. Gerçi bebekken 5 duyuyla birden öğrenme gerçekleşiyor. Ama zaman içinde büyüdükçe kendi karakter özelliklerimize göre bu stillerden birini ya da birkaçını daha çok benimsiyoruz. Öğrenme stilleri nedir? Herkes öğrenebilir ama herkes aynı şekilde öğrenmez. Bu, çocuklarınız için de geçerli. Her çocuğa uyabilen, standart bir öğrenme stili yok. Çocuğunuzun öğrendiği yolu

bulup o yönde ilerlemesini kolaylaştırmanız gerekir. Başarısı ancak bu şekilde artar. Algılaması, ilişkileri, bilişsel, duygusal ve fizyolojik yapısı onun öğrenme stilini belirler. Önemli olan en uygun şekilde öğreneceği stille öğretebilmek. Her çocuk farklı öğrenir Eğitim öğretim sürecinde çocuğunuzun öğrenme stillerinin belirlenmesi etkin öğrenmeyi sağlamamız için gerekli. Öğrenme stillerini genel olarak 3 ana başlık altında toplarız. Bunlardan birincisi görerek öğrenme, ikincisi dokunarak, tadarak öğrenme (kinestetik) ve son olarak da duyarak öğrenmedir. Herkes bunların birkaçına sahip olabilir ama hangi öğrenme stilinin baskın olduğu kişiden kişiye değişir. Görsel öğrenenlerin özellikleri •Özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdirler. •Sözlü talimatları takip etmekte zorlanırlar. •Harita, poster, şema, grafik gibi görsel araçlarla kolay

öğrenirler ve bu araçlarla öğrendiklerini kolay hatırlarlar. •Kurallara uymak ve disiplinli olmak en büyük özellikleridir. •Karmaşık ve ne olacağı belli olmayan işlerde huzursuz olurlar. •Plansızlık onlar için huzursuzluk demektir. •Mükemmellik onlar için önemlidir. •Hızlı konuşurlar, iyi gözlemcidirler. •Okumaya düşkündürler. •Okudukları ve yazdıkları metinlerde yazım, noktalama ve diğer dil bilgisi kurallarına duyarlıdırlar. •Bir şey düşünürken gözleri yukarı doğru bakar. İşitsel öğrenenlerin özellikleri •Ses ve müziğe duyarlıdırlar. •Sohbet etmeyi grupla çalışmayı severler. •Genellikle ahenkli ve güzel konuşurlar. •Daha çok konuşarak, tartışarak öğrenirler. •Bir şey düşünürken kulak hizasına doğru bakarlar. •Gözle okuma sırasında hiçbir şey anlamayabilirler. •Bulundukları ortamlarda gürültüden çok rahatsız olurlar.


19 •Yazarken noktalama işaretleri, dil bilgisi hataları yapabilirler. Dokunsal–kinestetiklerin (tadarak öğrenme) özellikleri •Kinestetikler dünyayı adeta vücutları ile hisseder ve o dünyayı anlamak için de tüm vücutlarını kullanırlar. •Sürekli hareketlidirler, yerlerinde duramazlar, aktif olmayı severler. •Plan ve programdan fazla hoşlanmazlar. •Monoton ve yavaş konuşurlar, az ve öz konuşmayı severler. •Dokunmak onlar için en kolay iletişim kurma yoludur. •Düşünürken aşağı doğru bakarlar, dağınıktırlar. Öğrenme stillerinin önemi

sisteminin tekdüzeliği, çocuklara neden bir şeyler öğrenmeleri gerektiğini anlamalarını zorlaştırıyor. Okul için değil yaşam için öğrenmenin gerekliliğini öğretebilme de anne-babalara ve eğitimcilere düşüyor. Hangi yöntemleri kullanacaksınız? Çocuğunuzun öğrenme stilini belirlemekte en önemli etken, onu ne kadar iyi tanıdığınızdır. Onun güçlü ve zayıf olan yönlerini, alışkanlıklarını ve eğilimlerini tanıdığınız sürece öğrenme stilini belirlemek daha kolay olur. Anne-baba olarak hangi ortam ve durumlarda daha etkili öğrendiğini gözlemlerseniz çocuğunuzu tanımak ve anlamakta önemli bir adım atmış olursunuz.

arada kullanmak öğrenilecek bilginin kalıcılığını destekler. Aynı bilgiyi hem sözel hem görsel olarak sunarsanız çocuğunuzun daha kolay öğrenmesine yardımcı olursunuz. Onunla birlikte oyunlar oynamak, etkinliklerde bulunmak ve onu farklı öğrenme yöntemleri ile tanıştırmak, dünyayı keşfetmesine yardımcı olur. Evde öğrenmeyi kolaylaştırmak için Okulların açılmasıyla birlikte annebaba olarak çocuğunuzla olan ilişkinizde, okul başarısı, ödev ve öğrenme yaşantıları önemli bir çatışma alanı haline gelir. Kuşkusuz çocuğunuzun potansiyelini en üst düzeye çıkarmayı ve başarılı olmasını arzu edersiniz. Bu nedenle evdeki öğrenmeye en önemli katkınız, onun öğrenme stilini tanımasını sağlayacak ortamlar oluşturmak olacaktır.

Günümüzde bazı okullar öğrenme stillerinin ne kadar önemli bir konu olduğunun bilincinde. Bu okullar öğrencilerine hangi öğrenme stilinin daha baskın olduğunu ortaya çıkaran testler uyguluyor ve bunlara uygun stratejiler belirleniyor. Tabii ki bu çok etkili bir yöntem. Ama ne yazık ki birçok eğitim kurumunda uygulanamıyor. Sınıf başına düşen öğrenci sayısının fazlalığına, öğretmenlerin iş koşulları nedeniyle yaşadığı tükenmişlik eklenince sonuç; geleneksel didaktik ders anlatımı, harfi harfine not tutmak ve ‘çıt çıkarmadan’ derste oturmak oluyor. Hal böyle olunca çocuklara okulu sevdirebilmek, derse merak uyandırabilmek de zorlaşıyor. İşte bu noktada öğrenme stilleri, çocuğunuza etkin öğrenmeyi sağladığı kadar onun öğrenmekten keyif almasında da etkili. Onun öğrenmenin keyfine varmasını sağlamak en büyük hedef olarak sayabiliriz. Çünkü günümüzde eğitim

Öğrenme tarzları kişiden kişiye farklılık gösterdiğinden ebeveyn olarak sizin seçtiğiniz etkili ve verimli olan bir yöntem çocuğunuz için işlevsel olmayabilir. Demek istediğimiz kardeşler arasında bile öğrenme stilleri farklılaşabilir. Bu farklılıklara saygıyla yaklaşmanız ve olduğu gibi kabul etmeniz doğru olandır.

Okul öncesi dönemden itibaren oyun ve oyuncak seçiminde farklı becerileri destekleyen seçimler yapmak, tek bir alana yatırım yapmaktansa çocuğunuzun görsel, işitsel bedensel ve bilişsel becerilerini geliştirmesine fırsat sağlamada çok önemli. Birden fazla yöntemi bir

Çocuğunuz küçük yaşlardaysa kelime oyunları, ritmik saymaya yönelik oyunlar, tekerlemeler, oyun hamuru, fasulye gibi görsel malzemeleri kullanarak etkili öğrenmesine yardımcı olun. Daha büyük yaştaki çocuklarsa harita, plan, çizim üzerinde yapılan çalışmalar ve oyunlar, strateji oyunları oynayarak, öğrenmeyi zevkli hale dönüştürebilirsiniz. Ayrıca öğrenmesi istenilen konuyla ilgili bir CD’yi izlemek ve tartışarak konunun farklı yönlerini keşfetmek etkili öğrenmede başvurabileceğiniz diğer önemli bir yoldur.

Stres mi, panik atak mı?

olabilir ve sizin için gergin olan bir şey(konuşma yapmak gibi) yapmak üzereyseniz çokta sağlıklı olmayan bu durum ortaya çıkabilir.

Ancak bu semptomları durduk yerde yaşıyor ve üzerine korku gibi hisler ekleniyorsa, panik atak olma ihtimaliniz vardır.

Panik bozukluğu (panik atak) bir çeşit anksiyete bozukluğudur ve öngörülemeyen bir durumdur. Bu yüzden korkmanıza gerek yok çünkü bu semptomları yaşıyorsanız panik atak değil normal bir sinir stres durumu yaşıyorsunuz demektir.

Her halükarda, düzensiz kalp atışları ciddiye alınmayacak bir şey değildir. Kalbinizin bu denli düzensiz atması, kalbinizle ilgili bir sorunun göstergesi olabilir. Bu tür vakalar önceden fark edilmezse insan vücudunda çok ciddi hasarlara yol açabilir.

Daha önce hiç kalbiniz yerinden çıkacak gibi oldu mu? Bu yüzden de panik atak geçirdiğinizi düşündünüz mü? Çoğumuz düşünmüşüzdür! Endişeli ya da tedirgin olmak düzensiz kalp atışlarına(kalbinizin göğsünüzden çıkacak gibi olması) sebep

Öğrenme tarzı ne olursa olsun, okul öncesi dönemden itibaren çocuğunuzun problem çözme ve düşünme becerilerini desteklemeye yönelik etkinlikler, ileriki yıllardaki öğrenmeyi olumlu olarak destekler.

Farklı materyallerle çalışabilmesini sağlayın. Ayrıca konuyla ilgili deneyimlerini tartışın. Ona model olmanız, öğrenmesini hem zevkli hale getirir hem de ilişkinizi olumlu yönde geliştirir.


NRW.AACHEN ÜLKÜ OCAĞI 19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI’INDAN GÖRÜNTÜ

NRW.AACHEN ÜLKÜ OCAĞI 3 MAYIS TÜRK ŞÖLENİ'NDEN GÖRÜNTÜLER

Bülten 01  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you