Page 1

15 OCAK 2014 // S: 8

İ K İ FA R K M A G A Z I N E - AY L I K L I F E S T Y L E D E R G İ

TASARIM 15 OCAK 2014 // S: 8

RON ARAD MÜZİK

RÖPORTAJ * BADEM * Burak Aydın Intel Türkiye Genel Müdürü

* Şamİl Doğan Zyxel Tüketici Ürünleri Müdürü

İ K İ FA R K M A G A Z I N E - AY L I K L I F E S T Y L E D E R G İ

* EnGEL TANIMAYAN Kadın: Semra Akgül

ÖZEL

HABERLER ùöWH*DOODUGR·QXQYHOLDKWÖ /DPERUJKLQL+XUDFDQ 9.DKYH0DNLQDVÖ @2fmagazine

/2fmagazine

PEARL JAM MODA

Gamze Biran

KAPAK KONUSU *L\LOHELOLU7HNQRORMLOHU 7HNQRORML DUWÖN NRO VDDWLPL]L J|]OøP]NXODNOÖøÖPÖ]ÖELOHDNÖOOÖKDOH JHWLUL\RU%XVD\HGHWHNQRORML\LNXOODQPDNLoLQDUDFÖODUGDQNXUWXOX\RU RQXDUWÖN´JL\L\RUX]µ www.2fmagazine.com


// EDITÖRDEN Merhaba,

Bir yılı daha geride bıraktık. Zaman hızla akmaya devam ediyor ve tabi ki biz ona engel olamıyoruz. Bu ben de yeni yılla birlikte, henüz 12. günündeyken bir yaş daha aldım ve engel olamadım :) Her doğum günü bu ana kadar geçirdiğim zamanı gözden geçirmem için bir fırsat oluyor. Arkadaşlıklar, aile, ilişkiler, hüzünler mutluluklar vs. zaman çok çabuk geçiyor. Örneğin eskiden hayal ettiğimiz bazı şeyler bugün gerçekleşti, bazıları ise halen hayal olarak kalmaya devam ediyor. Her ne kadar zamanımızın bilim-kurgu filmlerinde ‘uçan taksiler’in altında ‘yıl 2010’ yazıyor olsa da, bugün hala bu teknolojiye sahip değiliz. Ancak yakın tarihte yapımı tamamlanan ve etrafta ‘Hayaldi gerçek oldu’ afişlerini gördüğüm, hatta zaman zaman ulaşımda kullandığım ‘Marmaray’ı hiç hayal etmemiştim. Neden derseniz? Ben denizin üstünü severim :) Yani eğer ulaşım için kullanacaksam; vapura ya da motora binmeyi tercih ederim. Daha keyifli oluyor. Kitabınızı okuyabilirsiniz, sabah çay eşliğinde tostunuzu yiyebilir, kahvenizi içebilirsiniz. Boş boş dışarı bile baksanız deniz sizi dinlendirir. Güzel havalarda dışarıda seyhat etmek çok daha keyif verici tabi ki... Bunun için benim çok hayal ettiğim bir proje değil açıkcası. Kişisel fikrimse; vapur seferleri arttırılabilir, daha hızlı ve çabuk ulaşım sağlayabilecek araçlar satın alınabilirdi. Beşiktaş ve Kabataş motor seferleri gibi sık yapılan taşımacılık da ilgiyi arttırırdı diye düşünüyorum. Yani denizin üstünde onca güzelik dururken ve bu güzellik dünya ülkelerinden çok azında varken neden yerin bilmem kaç metre altında sıkış tıkış karanlığa bakarak seyahat etmek insanlara ilgi çekici geliyor ve heyecanlandırıyor? Açıkcası bunu hiç anlamıyorum... Yeni yılda hayal ettiklerinizi gerçeğe dönüştürebilmenizi dilerim. Sevgilerimle...

Orçun Peköz Genel Yayın Koordinatörü

www.2fmagazine.com // 03


รณdรณ1'(.รณ/(5 www.2fmagazine.com

SAYI 08 15 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

04 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE














.DSDNNRQXVX Giyilebilir Teknolojiler Teknoloji artık kol saatimizi, gözlüğümüzü, kulaklığımızı bile akıllı hale getiriyor. Bu sayede teknolojiyi kullanmak için aracılardan kurtuluyor, onu artık “giyiyoruz”. Bu sayıda giyilebilir teknolojiler ve hayata getireceği yenilikleri mercek altına aldık.

6// Haberler 12// Neler Yenİ? 18// Dövme: Türk Sanatı Eserlerİnden Dövme 20// Müzİk: Pearl Jam 22// Röportaj: Badem 26// Moda: Gamze Bİran 41// SPOR: ÇOK ŞEKERSİNİZ 42// Röportaj: Intel Türkİye Genel Müdürü Burak Aydın 50// Sİnema: *47 Ronin *SORAYA’YI TAŞLAMAK 58// KİTAP: ERTELENMİŞ HAYATLAR 60// Gezİ – Yemek: Vİyana 64// Tasarım: Ron Arad – No Discipline 68// Röportaj: Zyxel Tüketİcİ Ürünleri Ürün Müdürü Şamil Doğan 72// SOSYAL SORUMLULUK: BU SESE KULAK VER: SEN DE GEL 76// Röportaj: Dialogue In The Dark sergİsİnden Semra Akgül 80// Mİsafİr: NİLAY AYDOĞAN ‘‘Hayallerİnİ Yenİden Tasarla’’ 82// İŞ DÜNYASI: MARKALAR 2013’Ü NASIL HATIRLAMALI 84// SAĞLIK: BİR ÇOCUKLA YARIŞAMAZSIN 88// ESTETİK: MEZOLİFT UYGULAMANIN FAYDALARI

Genel Yayın Koordinatörü Orçun Peköz orcun@2fmagazine.com Yazı İşleri Müdürü Melih Bilgin melih@2fmagazine.com Pazarlama Direktörü Batuhan Dalcı batuhan@2fmagazine.com Editör Melih Bilgin melih@2fmagazine.com Yazarlar Dr. Deniz Öner Editör deniz@2fmagazine.com Deniz Dokur Agas Editör ddeniz@2fmagazine.com Baturay Tok baturay@2fmagazine.com Aslıhan Karlıdağ asli@2fmagazine.com Turgay Eryiğit turgay@2fmagazine.com Erhan Ünal erhan@2fmagazine.com Sebahat Bağbars sebahat@2fmagazine.com Gamze Biran gamze@2fmagazine.com Miray Korkmaz miray@2fmagazine.com Çiğdem Özcan cigdem@2fmagazine.com Arzum Emiroğlu arzum@2fmagazine.com Tasarım 2f Tasarım Ofisi info@ikifark.com Satış - Rezervasyon Nilay Kılıç nilay@2fmagazine.com Katkıda Bulunanlar Ufuk Kayrak, Nihan Bilgin INSPRAD MEDIA İdealtepe Mah. Park Sok. No: 1/7 Maltepe / İSTANBUL Tel: 0216 489 12 26 info@2fmagazine.com

www.2fmagazine.com // 05


HABERLER

Melih BİLGİN // melih@2fmagazine.com

Sony’nin Macera Kamerası Yenilendi GoPro’nun ardından macera kamerası sektöründe en iddialı marka olan Sony, yeni modelini duyurdu. Yeni özelliklerle donatılan AS100V modeli, bir önceki AS30V’nin üst modeli olarak pazara giriyor. Yani AS30V modeli indirimli bir fiyatla piyasada olmaya devam edecek. AS100V’nin en dikkat çekici özelliği ”sıçramalara” dayanıklı olması. Bildiğiniz gibi AS30V modeli sadece su geçirmez kılıfıyla birlikte kullanıldığında sıvılara karşı korunaklı oluyordu. AS100V ise kılıf olmadan yağmur, kar gibi koşullara dayanabiliyor. Bu özellik harici mikrofon girişini çekimlerde kullanmak isteyen kişiler için faydalı. Denizin altına inmek istediğinizde ise kılıfı kullanıyorsunuz.

ASUS’tan Intel İşlemcili Akıllı Telefonlar Intel Atom işlemci ve Android 4.3 işletim sistemiyle birlikte gelen Zenfone serisi, 3 farklı modelden oluşuyor. Bunlardan ilki 4 inç ekranlı ve 1.2 GHz hızında çalışan bir Intel Atom işlemciye sahip. Ekran çözünürlüğü 800 x 480 ve kamerası 5MP. Dolayısıyla serinin en ucuz modeli 4 inçlik model oluyor. 5 inçlik modelde ise 2GHz hızında intel Atom işlemci görev yaparken ekran çözünürlüğü de 1280 x 720 oluyor. 8MP kamerası bulunan bu modelin ekranı kalem ve eldiven ile kullanımı da destekliyor. 6 inçlik model ise 5 inçlik model ise aynı özellikleri paylaşırken 13MP bir kamera taşıyor. Bu model aynı zamanda serinin en pahalı modeli.

Kolorado’da Marijuana Satışı Serbest ABD’nin Kolorado eyaleti, 1 Ocak tarihinden itibaren Marijuana yani esrar satışlarını yasal hale getirdi. Artık esrar, satış yapan mağazalardan alınabiliyor. 2014’ün ilk günüyle birlikte Kolorado’da ilk esrar satış dükkanları kapılarını açtı. Özel bir lisans alarak üretim tesisi kurma ve satış yapma hakkında kavuşan dükkanlar, müşterilere ilk satışlarını gerçekleştirdi. Kolorado’da yaşayan 21 yaşından büyük her birey 28 gram esrar satın alabiliyor. Kolorado dışında yaşayıp da eyalete gelen kişiler ise sadece bu miktarın dörtte biri kadar esrar alabiliyor.

06 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


HABERLER

Rock’n Roll’un Efsanesi Aerosmith Türkiye’ye geliyor Rolling Stone dergisinin “Tüm zamanların en büyük 100 sanatçısı” listesinde 57. sırada yer alan Aerosmith, dünya turnesi kapsamında 14 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul’da İTÜ Stadyumunda sahne alacak. Türkiye’de ilk kez konser verecek olan grup unutulmaz şarkılarının yanı sıra, 11 yıl aradan sonra çıkardıkları ilk stüdyo albümü olan Music From Another Dimension‘ dan da yeni şarkılarını seslendirecek.

“Mavi” ile Görünenin Ötesine Geçmeye Hazır Mısınız?

Hard Rock Cafe İstanbul Açıldı Dünyanın en yaygın kafe – restoran zincirlerinden biri olan olan Hard Rock’ın İstanbul şubesi sessiz sedasız açıldı. Hard Rock Cafe Istanbul, tarihi ‘Sponeck Birahanesi’nin yerinde açılmış durumda. Bu mekan Türkiye’de ilk film gösteriminin (1896) yapıldığı yer olarak belirtiliyor. Global site üzerinden verilen bilgiye göre Hard Rock Cafe Istanbul’un 1 adet canlı sahnesi, 3 adet içki barı ve restoran şeklinde düzenlenmiş 300 kişilik bir bölümü bulunuyor. Bununla birlikte teras ve özel odalar da mevcut. Elbette her Hard Rock’ta olduğu gibi hediyelik ürünlerin de yer aldığı bir mağaza mevcut.

Daha önce yazdığı ve yönettiği kısa oyunlarla tanınan yazarlardan Aykut Göker tarafından kaleme alınan Mavi, gizemli bir hasta ve onun doktoru arasında geçen sürprizlerle dolu bir öykü. Doktorunun hayatını fazlasıyla yakından takip eden bir hasta ve bu olağandışı duruma karşın sakinliğini korumaya çalışan bir doktor… Mavi, seyircisini görünenin ötesinde yaşanan farklı bir gerçeğe davet ediyor. Karanlığı insan ilişkileri odağında tanımlamaya çalışan, biraz kırmızının, bolca siyahın ve birazcık da beyazın bulaştığı, sürprizlerle dolu bir gerilim olan Mavi, Ocak ayından itibaren Sekizinci Kat sahnesinde izleyicisiyle buluşuyor. www.2fmagazine.com // 07


HABELER

Eva Mendes Vogue Eyewear Çekimlerinde Vogue Eyewear 2014 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu’nun çekimlerinde, Vogue Eyewear Global Marka Elçisi Eva Mendes bir kez daha ünlü moda fotoğrafçısı Mario Testino’nun objektifine poz verdi. Sezon modellerinden biri güneş diğeri optik iki gözlük modeli Charlotte Ronson tarafından özel olarak tasarlandı. Güzel ve yetenekli Eva Mendes’ten esinlenilerek tasarlanan bu gözlükler fisto desen, zarif çiçek baskıları ve pastel tonlar gibi feminen ayrıntılara sahip. Eva Mendes fotoğraf çekimlerinde yine Charlotte Ronson imzalı dantel bir elbise giydi.

Longchamp’in Yeni Yüzü Alexa Chung

Intel’den “Fantastik” Reklam Kampanyası

Longchamp 2014 İlkbahar sezonu reklam kampanyasının yeni yüzü olarak dünyaca ünlü stil ikonu Alexa Chung ile karşımıza çıkıyor. Longchamp, 2006’da Kate Moss’la, geçmiş dört sezonda ise Coco Rocha ile gerçekleştirdiği reklam kampanyalarında yakaladığı canlılık ve yaratıcılığı, bu sezonda Alexa Chung ile sürdürüyor. Modaya duyduğu yoğun ilgiyle öne çıkan Alexa Chung, modelliğin yanı sıra Londra ve New York’da DJ’lik, gazetecilik ve sunuculuk gibi alanlarda da kariyerini de sürdürüyor. Vogue dergisi İngiltere yayınında editörlük yapan ve 3 defa derginin kapak kızı olan Chung, geçtiğimiz günlerde “It” adıyla, kendi kişisel yazılarını, çizimlerini ve fotoğraflarını derlediği ilk kitabını yayınladı.

Intel, “Fantastik Değişim” adlı yeni reklam kampanyası senaryosu, yönetmeni ve sinema filmlerini aratmayan çekimleriyle dikkat çekiyor. Intel, eski bilgisayarların kullanıcılara yarattığı sorunlara dikkat çekmek, kullanıcıları bilgisayarlarını yenilemeye teşvik etmek amacıyla yeni bir kampanyaya imza attı. Türkiye’deki tüm teknoloji perakendecilerinin ve üreticilerin destek verdiği “Fantastik Değişim” adlı kampanya, “Bilgisayarın seni değiştirmeden sen bilgisayarını değiştir” sloganıyla BLAB tarafından yaratıldı. Kampanya gençlerin dikkatini çekmek için bir kısa metraj film kurgusunda hazırlandı. 08 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


HABERLER

Samsung Galaxy NX Türkiye’de Satışa Çıkıyor Samsung’un Android işletim sistemi ve 3G- Wi-Fi gibi kablosuz teknolojilerle donattığı değiştirilebilir lensli fotoğraf makinesi Galaxy NX, Ocak 2014’te Türkiye’de kullanıcılarla buluşacak. APS-C boyutlu sensörüyle DSLR’ların gerisinde kalmayan bir görüntü kalitesine sahip olan Galaxy NX, 4.8 inçlik ekranı ve Android 4.2 işletim sistemiyle de bir akıllı telefonun pratikliğine sahip. Samsung Türkiye, Galaxy NX’in fiyatını henüz açıklamadı.

Starbucks’tan Farklı Bir Espresso Seçeneği

Yeni Hobbit Filminin LEGO Serisi Türkiye’de

Espresso bazlı içeceklerini, bugüne kadar Espresso Roast ile hazırlayan Starbucks, kahve tutkunlarına şimdi ikinci bir seçenek daha sunuyor. Bugüne kadar Espresso bazlı içeceklerini (Caffè Latte, Cappuccino, Caramel Macchiato, Caffè Mocha, Caffè Americano, Ristretto Bianco vb.), arabica çekirdeklerinden oluşan Espresso Roast ile hazırlayan Starbucks, artık yepyeni bir seçenekle kahve tutkunlarının karşısına çıkıyor. Starbucksseverler kahvelerini, ister klasik Espresso Roast ile ister tek kökenli özel bir espresso olan ‘Ethiopia’ ile tercih edebiliyor. ‘Ethiopia’ nın bitter çikolata ve tatlı turunçgiller tatlarına sahip iki seçeneği bulunuyor.

Ülkemizde 13 Aralık tarihinde sinemalarda vizyona giren The Hobbit: The Desolation of Smaug filminin karakterlerinden oluşan özel LEGO setleri Türkiye’de satışa sunuldu. Büyk bir hayran kitlesine sahip olan Yüzüklerin Efendisi hikayesine paralel bir öyküyü anlatan The Hobbit üçlemesi, ikinci filmiyle geçtiğimiz günlerde vizyona girmişti. Filmin karakterlerinden oluşan LEGO seti de Türkiye’de satışa sunuldu. Adore Oyuncak tarafından satışa sunulan LEGO The Hobbit: The Desolation of Smaug setleri, Dol Guldur Ambush, Mirkwood Elf Army ve Dol Guldur Battle sahnelerini LEGO severler ile buluşturuyor. www.2fmagazine.com // 09


HABERLER

Vapiano Suadiye 7. Yaşını Kutladı! İtalyan mutfağını kendine özgü tarzıyla yorumlayıp eşsiz lezzetler yaratan Vapiano Suadiye, bu yıl 7 yaşına bastı. Ünlü Alman restoranlar zinciri Vapiano’nun Türkiye’deki ilk şubesi olarak yola çıkan Vapiano Suadiye, 7 yılın ardından Vapiano’nun Türkiye’deki tek şubesi olarak yoluna devam ediyor. Vapiano Suadiye 7. Yaş gününü restoranda düzenlenen bir partiyle kutladı. 17 Aralık Salı akşamı gerçekleştirilen ve tüm misafirlere açık olan partiye, Vapiano Suadiye kurucularından ve Amplio Yönetim Kurulu Başkanı Alaeddin Babaoğlu, İşletme Sorumluları M. Zafer Metin ve Serkan Akyurt da katıldı. Vapiano Suadiye’nin 7. Yaş günü için özel olarak hazırlanan pastayı birlikte kesen Alaeddin Babaoğlu, Zafer Metin ve Serkan Akyurt, Vapiano Suadiye’yi bu günle-

2013 ODD Satış ve İletişim Ödülleri Sahiplerini Buldu Türk otomotiv sektörünün 49 markasını çatısı altında buluşturan Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) Satış ve İletişim dalında başarılı marka ve çalışmalarını ödüllendirmek için düzenlediği “ODD Satış ve İletişim Ödülleri, 2013 Gladyatörleri” ödül töreni gerçekleştirildi. Ceyda Düvenci’nin sunuculuğunu yaptığı gecede, Cüneyt Özdemir ve Dipnot TV ekibi ise hazırladıkları özel belgeselin gösterimini gerçekleştirdi. Otomobilin dünya ve Türkiye’deki tarihini anlatan belgesel, heyecanlı geceye renk kattı.

re getiren tüm müşterilere teşekkür etti ve yeni açılan salon ile birlikte yenilenmeye, Vapiano keyfini artırmaya devam edeceklerini dile getirdi.

Mobicar ve Finansbank’tan CardFinans GO Sahiplerine Özel Fırsat!

Mobicar, 6 Aralık tarihinden itibaren, sadece CardFinans GO kredi kartı sahiplerine özel olarak üyelik ücretini 5TL yapıyor. Araçların ihtiyaca göre, belli süreler ve belli mesafeler için kullanılması ve kullanıldığı kadar ödenmesi esasına dayanan sistemiyle hayatımıza giren araç paylaşım platformu Mobicar, 60 TL olan üyelik ücretinin, Finansbank CardFinans GO kredi kartı sahiplerine özel olarak 31 Mayıs 2014 tarihine kadar 5TL olduğunu duyurdu. 10 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


#1 Italia Independent Kadİfe Çerçevelİ Gözlük Gözlük tasarımına getirdiği yenilikçi soluk ile tüm dünyada heyecan yaratan Italia Independent, kadife kaplamalı I-Velvet Serisi ile ‘sezonun mutlaka edinilmesi gereken parçaları’ arasında yerini alıyor. Italia Independent çarpıcı renkleri ‘kadife’ farkı ile kışkırtıcılığını ortaya koyuyor.

#3

#2 Kingston DataTraveler Mini 3.0 Kingston USB 3.0 ailesinin en yeni üyesi olan DataTravelerMini 3.0, ince ve şık kasaya sahip olmanın yanı sıra müzik, fotoğraf, video ve doküman depolamak isteyenler için yüksek aktarım hızı sunuyor. Zarif görünümlü ve ufak ebatlarda USB bellek arayanlar için ideal bir seçenek olan DataTravelerMini 3.0, farklı yaşam tarzlarına uyum sağlaması açısından üç renk seçeneğiyle geliyor.

#5

#3 Fujifilm X100S Black Edition Fujifilm’in başarılı retro modeli X100S, şimdi de siyah rengiyle fotoğrafseverlerin karşısına çıkıyor. Mevcut Gri-Siyah renkli model ile aynı özelliklere sahip olan siyah X100S, kırmızı detaylar ile çekici bir tasarıma kavuşmuş. Özel kutusu ve kılıfıyla satılacak olan modelin fiyatı 1,299 dolar.

#7

#4 Aşkın Angry Birds Halİ Dünyada milyonlarca seveni olduğu gibi Türkiye’de de çok sayıda hayranı olan Angry Birds, 14 Şubat’a özel bir sürprizle karşınızda. Angry Birds ailesinin en sevilen üyesi asabi kırmızı, bir süre önce aşık olduğu, kendisi gibi kırmızı ve bir o kadar güzel sevgilisiyle Türkiye’ye geldi. Aşık, ikili peluş oyuncaklar, Sevgililer Günü’ne renk ve eğlence katmak isteyenler için elmasepeti.com’daki yerini aldı.

12 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

#8


#5 Ralph Lauren ABD Mİllİ Takım Kreasyonu Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenecek Kış Olimpiyatları’na hazırlanan ABD Olimpik Milli Takımı, hiç şüphesiz giydikleriyle de ilgiyi üzerine çekecek. Ralph Lauren tarafından tasarlanan milli takım kreasyonu kaşe ve yün kumaşlardan oluşan şık tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Bunların ABD’de üretiliyor olması da bir başka detay.

#6 Seiko Astron Seiko Astron GPS solar saat, sahip olduğu GPS alıcıları ile GPS ağına bağlanıp, dünyadaki tüm 39 zaman dilimine göre kendini ayarlayabiliyor ve bunu sadece ışığın gücünü kullanarak yapıyor. Böylece hiç bir zaman pil değiştirmeye gerek duymadan gökyüzünü gördüğünüz her an yerel saati 100 bin yılda bir saniyelik hassasiyet ile öğrenebilirsiniz.

#1

#7 Victoria’s Secret Aksesuar Victoria’s Secret, 2014 yılında da bir birinden şık aksesuar çeşitleriyle dikkat çekmeye devam ediyor. Şık ve zarif çantalar, cep telefonu kılıfları, makyaj çantaları sevgililer günü için güzel hediye alternatifleri olarak firmanın katalogunda yerini almış.

#4

#8 Dolce&Gabbana Golden Leaves Sicilya Bölgesi’nin altın yansımalar açısından zengin detaylara sahip brokar kumaşlarındaki tutkulu stil, Dolce&Gabbana’nın yeni “Golden Leaves” koleksiyonuna ilham veriyor. Seksi ve feminen modellerde yer alan özel dore detaylar bir kristalin içinde dalgalanan altın yapraklarını anımsatıyor.

#6

#2

www.2fmagazine.com // 13


ÖZEL HABER

Melih BİLGİN // melih@2fmagazine.com

İŞTE GALLARDO’NUN VELİAHTI:

Lamborghini’nin en başarılı modellerinden biri olan Gallardo’nun üretimi geçtiğimiz günlerde sonlandırılmıştı. Firma Gallardo’nun yerini alacak yeni boğasını duyurdu aklaşık 10 yıl üretim bandında kalan ve Lamborghini’nin gelmiş geçmiş en başarılı modellerinden biri olan Gallardo, bu 10 yıllık sure içerisinde çok az değişim geçirdi. Lamborghini tasarım ekibi araca küçük makyajlar ve özel versiyonlarla dokunsa da Gallardo’nun temelleri hep aynıydı. Kasım ayının sonlarında ise Lamborghini, Gallardo üretimini sonlandırdığını açıkladı. 10 yıllık üretim sürecinde 14.022

Y

14 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

adet satışa ulaşan Gallardo, segment olarak abisi Aventador’dan farklı olduğu için yerine bir model gelmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Aslına bakılırsa daha Gallardo üretimi bitmeden de veliahtı üzerine söylentiler çıkmış, Huracan ismi ortaya atılmıştı. Lamborghini, gerçekleştirdiği duyuruyla Huracan ismini resmen açıkladı. Gallardo’nun yerini alan Huracan, hem teknolojik anlamda yepyeni bir platform sahip hem de tasarım açısından kapsamlı

yenilikler içeriyor. Lamborghini Huracan’ın kodu LP610-4 olarak açıklandı. Buradaki 610 rakamı aracın beygir gücüne işaret ediyor. 5.2 litrelik V10 motor 8250 devir ve 650 nm torkuyla da parmak ısırtıyor. 7 vitesli çift kavramalı sanat eseri bir şanzıman ile birleştirilen motor sayesinde Huracan, 0’dan 100km hıza 3.2 saniyede çıkabiliyor. 0-200 km hızlanması ise 9.9 saniye. Huracan’ın son hızı ise saatte 325 kilometre.


ÖZEL HABER

www.2fmagazine.com // 15


ÖZEL HABER

Dış tasarım anlamında bakıldığında Gallardo’ya kıyasla devrim olsa da aslında kullanılan çizgiler diğer Lamborghini modellerine dayanıyor. Önden bakıldığında Aventador’un çizgilerini taşıdığını görünen Huracan, daha düz olan motor kapağı sebebiyle abisi kadar agresif görünmüyor. Bunun yerine LED çizgilerle farlar ön plana çıkarılmış. Alt bölümde ise savaş jetinin hava girişlerini andıran ızgaralar bulunuyor. Bu ızgaraları 3’e bölen çizgiler birleştirilmemiş. Bu da Huracan’ı Gallardo’dan farklı gösteriyor. Arka bölümde de yine Aventador ve Sesto Elemento modellerinde gördüğümüz çizgiler göze çarpıyor. Fakat Huracan’ın arka farları biraz daha ince. 16 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

Farların hemen altında içe doğru siyah bir bölüm bulunurken bunun altında tampon bulunuyor. Tamponun alt bölümünde de yine egsoz bölümü içe doğru bir eğimle beliriyor. Huracan’ın asıl heyecan uyandıran çizgileri ise yanlarda bulunuyor. Arka tekerliğin hemen önünde konumlandırılan hava girişi, temelde motoru soğutmak için gerekli havayı sağlasa da tasarıma önemli derecede etki ediyor. Agresif şekilde dışa doğru uzanan bu girişin hemen üzerinde yine çok agresif bir giriş bulunuyor. Bu giriş yan camı ve ön çamurluktan gelen geniş çizgiyi de içine alarak bir gölge oluşturuyor. İç mekanda da Lamborghini’nin

uçakları anımsatan tasarım anlayışı devam ediyor. Orta bölümde kontrol tuşlarını konumlandıran tasarımcılar, burada herhangi bir ekrana yer vermemişler. Bunun yerine gösterge panelinin olması gereken bölümde 12.3 inçlik bir ekran konumlandırmışlar. Bu ekran üzerinde hız göstergesi ve devir saati gibi klasik yönergelerin yanı sıra multimedya öğeleri de sergilenebiliyor. Lamborghini, Huracan’ın lansmanının 2014’ün Mart ayında Cenevre otomobil fuarında yapılacağını açıkladı. İlk Huracan’lar ise sahiplerine 2014 yılının sonbahar aylarında ulaştırılacak. //


ÖZEL HABER

V12 Kahve Makinesi

12 silindirli bir otomobil motorundan esinlenilerek tasarlanan kahve makinesi, mühendisliği ve görüntüsüyle erkek ruhuna hitap ediyor tomobiller birçok kişi için birer sanat harikasıdır. Bir otomobilin kalbi olan motoru da mühendisliğin en çekici, en güzel ürünlerinden biridir. Motorlar arasında ise V12’lerin hiç şüphesi farklı bir yeri vardır. Teknolojinin çok ilerleyip ucuzladığı bugünlerde bile halen bir V12 çok değerlidir. Bir İtalyan firması olan Espresso Veloce de V12’lerin bu karimasından faydalanmak istemiş. Fakat onların geliştirdiği V12 yüksek tork üretmiyor. Bu V12’nin görevi güzel espressolar hazırlamak.

O

Eski V12 Formula 1 motorlarını temel alarak tasarlanan Espresso Veloce V12, özel alaşım metallerden çok ayrıntılı işçilik ile üretilmiş bir kahve makinesi. Motor bloğu tek parça haline kalıptan elde edilirken silindir kapakları gibi parçalar ise CNC tezgahında özel olarak şekillendirilmiş. Bu haliyle bir otomobil motoru kadar dayanıklı ve dikkatle üretilmiş olan bu V12 motor bloğunun içinde ise tümüyle fonksiyonel bir kahve makinesi donanımı yer alıyor. Makineye eklenen kahve ve su, basınç hazneleri ve pompalardan geçerek silindir boşluğuna dolu-

yor. Buradan da egsoz şeklindeki musluk yardımıyla bardağa aktarılıyor. Egzos gibi görünen bu musluğun uç bölümleri de egsozdan çıkan sıcak gazların etkisini yansıtması amacıyla maviye boyanmış. Bardaklar birer silindir şeklinde ve metalden özel olarak üretilmiş. Kahve kapsüllerinin girişi ise ön bölümdeki özel bir hazneden yapılıyor. Espresso Veloce V12 de tıpkı gerçek V12’ler gibi ucuz değil. Bu eşsiz ürüne sahip olmanın bedeli 15.000 dolar. Fakat isteyenler için V10 ve V8 ve V6 versiyonları da mevcut. // www.2fmagazine.com // 17


Didem CINDIK // didem@2fmagazine.com

@di_didem

/di-didem cındık

TÜRK SANATI DESENLERİNDEN DÖVME ürk sanatı nedir? Öncelikle bunu açıklamakta fayda var tabii; Türk sanatı, özellikle Anadolu Coğrafyası’nda 16 ve 17’nci yüzyıllarda hakim olan, Osmanlı İmparatorluğu eserleri Türk sanatları olarak kabul görmektedir. Özellikle bu dönemde ve bu coğrafyadaki sanat eserlerinin pek çoğu Osmanlı İmparatorluğu sarayı ile ilişkilendirilmektedir. Osmanlı mimarisinin zengin sarayları, camilerdeki ve türbelerdeki mozolelerin iç mekanları genellikle renkli fayanslar ile son derece sofistike bir şekilde Avrupa, Asya ve geleneksel islami tarzlar birleştirilerek oluşturulmuştur. Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra doğal olarak sanat alanında Türkİslam sentezi sanatlar ortaya çıkmış oldu. Tezyîni sanatlar, Türk musikisi, Türk mutfağı, mimari, temaşa sanatları bu sentezin etkisinde kaldı. Tezyîni sanatlara bezeme, hat sanatı (Hüsn-i Hat), tezhib, yaprak Üzerine Hüsn-i Hat, tuğra, ferman, ebrû, gravür, kat’ı, çini, kalemişi ve seramik örnek gösterilebilir. Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran’la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu’nun birçok özelliğini yapıtlarında kullanmış, yeni bireşimler yaratmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı tezhip sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise sanatın hemen her alanını saran batı etkisi tezhibe

T

18 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

de yansımış, örneğin Klasik dönemde tek olarak kullanılan çiçek motifleri, vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuştur. Tezhip, doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır.

Özellikle ortaçağda Hristiyanlık’ın kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhip yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır.


<$ï$<$1'(6(1

Peki bu Türk sanatı dövme deseni neden olmasın düşüncesi ile yola çıktım. İllaki usta fikirler gerekli her zaman. Desenleri figürler ile sentezlemeyi düşünür iken İran Minyatürü ile karşılaştım, gerçekten büyüleyici çizgilerdi. Bir süre çizmeye başladım. Halen etkisinde devam ediyorum. Aynı zamanda desenleri dövmeye dönüştürme fırsatımda oldu, ama tabii bu kültürel desenler popüler çizgiler kadar kabul ettirmek kolay olmadı. Zamanla bu çizgilerimi fark eden dostlar desenlere talep göstermeye başladı.

Kendi ürettiğim sentezler farklı renkler ile elimden geldiğince bu sanatın özünü koruyarak yorumlamaya başaldım. Kendi sanatının desenini teninde taşımak isteyen dostlar ile yollarımız keşisdikçe bize bırakılan Türk sanatı’nı (tezhip) dövme ile birleştirerek yaşayan desenler haline dönüştürmeye devam etmekteyim. Bu desenlerin popüler kültür içerisine girip dövme kültürü içerisinde daha yaygın hale gelerek yaşamasını, yaşatılmasını hedeflemekteyim. Desen uygu-

lamarımı maskelerime de uygulayarak kendime idealize ettiğim bu yolda beni destekleyen ve bu desenleri tenlerinde yaşatmak isteyen dostlarla ömrüm ve bileğim izin verdiği müddetçe devam etmek istiyorum. Yeni yıl başlangıcında mesleğimde ki yolumdan bahsederek girmek istedim, umarım herşeyin gönlünüzce olduğu bir yıl olur, bol desenli güzel günler dilerim . Sevgiler... // www.2fmagazine.com // 19


Merallica

Hanife MERAL AKMAN // meral@2fmagazine.com

PEARL JAM

1

991 yılının Eylül ayında Nirvana ‘Nevermind’ albümünü piyasaya çıkarttığında, ilk albümleri ‘Bleach’ ile yakalayamadığı şöhreti yakalayabileceğini tahmin etmiş miydi bilmiyoruz ama albüm ilk çalındığı günden itibaren rock müzik dünyasında birşeylerin değiştiğini hissetmemek mümkün değildi. 80’li yılların rock baladları, uzun saçlı, dar pantolonlu, hatta biraz makyajlı ‘hair’ rock grupları yerini özensiz görünüşlü, basketbol oynadıkları kıyafetleri ile sahneye çıkıp, canından bezgin bir görünüm sergileyen ‘grunge’lara bı20 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

rakmaya başlamıştı. ‘Wrestler’ filminde Mickey Rourke ‘80’li yılların sonu geldi, Cobain alçağı geldi ve her şeyi mahvetti’ diye özetler yeni başlayan bu akımı. ‘Grunge’ 80’li yılların sonlarına doğru, özellikle Seattle bölgesinde filizlenmeye başlayan bir müzik türü olarak kendini gösterdi. Önceleri alternatif rock müziğin bir alt türü olarak görüldü. Mudhoney ile şiddetlenen akım, Nirvana, Soundgarden, Alice In Chains gibi popülerliği yüksek gruplarla desteklenir. 90’lı yıllar boyunca ‘grunge’ alternatif rock müziğin

lokomotifi olarak müzik tarihinde yerini aldı. Türün en çok bilinen ve uzun soluklu topluluğu Pearl Jam, 1990 yılında Seattle’da kuruldu. Grubun kuruluş kadrosunda, gitarlarda Stone Gossard ve Mike McCready, bas gitarda Jeff Ament, vokallerde Eddie Vedder ve vurmalı çalgılarda Matt Cameron yer alıyordu. Grup bu kadro ile değişmeden bugüne kadar geldi. Stone Gossard ve Jeff Ament 80’li yılların sonrlarında, Green River isimli bir grupta beraber çalıyorlardı. Grubun solisti Andrew Wood 1990


0h=ó. yılında yüksek dozdan hayatını kaybedince ikili kendi gruplarını kurma kararı verdiler. Gruba davulcu olarak katılmasını istedikleri, daha sonra bir süre Red Hot Chili Peppers’da davul çalacak olan, Jack Irons’a verdikleri demo kaydını, Irons’ın mahalle basketbol takımından arkadaşı Eddie Vedder’a vermesi ve Vedder’in üç şarkıya yaptığı vokallerin (“Alive”, “Once” ve “Footsteps”) Gossard ve McCready tarafından coşkulu bir hayranlıkla karşılanması sonucu grup ilk albümlerini yapmak üzere bir araya geldi. Grup, ilk resmi şovuna ünlü basketbolcuya gönderme olarak ‘Mookie Blaylock’ adı ile çıkar, ancak daha sonra ‘Pearl Jam’ ismini alır. Grup ilk kurulduğu yıllarda adını, Eddie Vedder’in bir Kızılderili ile evli olan büyük annesinin ‘çok özel’ bir tarif ile hazırladığı, hayal görmeye yardımcı olan bir reçelden aldığını söyleseler de, ilerleyen yıllarda bu açıklamanın gerçek dışı olduğunu, albüm hazırlıkları yaptıkları sıralarda, bas gitarist Ament’in isim olarak ‘Pearl’ önerdiğini ve aynı günlerde bir klüpte Neil Young ile yaptıkları 15-20 dakika süren emprovize ‘*jam’den sonra ‘Pearl Jam’ ismini aldıklarını itiraf ederler. Grup, 1991 yılının Ağustos ayında ilk albümü ‘Ten’i çıkartır. Albüm adını, daha önce grubun adı olarak kullanmak istedikleri basketbolcu Mookie Blaylock’un forma numarasından alır. Başta satışlar pek iyi gitmese de, 1992 yılının ortasından albüm bir patlama yapar ve listelerde iki numaraya yükselerek altın plak alır. Pearl Jam, ilk albümlerini başarısı ile birlikte grunge hareketinin anahtar gruplarından biri olmuştur. Grubun

müzikal yetenekleri kadar, üyelerinin müzik endüstrisini geleneksel kalıplarını reddetmesi, tipik rock yıldızları gibi davranmak yerine sıradan gençler gibi fazla göz önünde olmadan yaşamayı tercih etmesi nedeniyle, hem çok sevilir, hem de eleştirilir. Bazı müzik yazarları, özellikle solist Eddie Vedder’ın aykırı tavırlarının, grubun kendi kendisini sabote ettiğini düşünse de, Pearl Jam elemanları, çevre, insan hakları, sosyal politikalar hakkındaki şahsi görüşlerini sık sık dile getirmekte ve bunları hararetle savunmakta herhangi bir sakınca görmemektedir. 1990 yılından beri bir arada olan grup, birlikte 10 albüm çıkartmış. 2013 yılının Ekim ayında piyasaya çıkan ‘Lightning Bolt’ grubun 10. Studyo albümü. Albüm kadrosunda, gitarlarda, Stone Gossard ve Mike McCready , bas gitarda Jeff Ament, vurmalı çalgılarda Matt Cameron ve tabi vokallerde Eddie Vedder yer alıyor. Albümün ilk single’ı albüm çıkmadan önce, Temmuz ayında piyasaya çıkan “Mind Your Manners”, listelere 14 numaradan girmiş. Albümde 12 parça yer alıyor, parçaların tamamı grup üye-

*Herhangi bir hazırlık olmadan, özellikle canlı performanslarda şarkılara eklenen uzun ve emprovize müzikal aksiyonlara ‘jam’ denilmektedir.

leri tarafından yazılmış ve bestelenmiş. Albüm Amerika Billboard listelerinde birinci sıraya kadar yükseldi. Albümde benim favori şarkım ‘Sirens’ oldu. Parça, albümdeki en etkileyici ve akılda kalıcı parçalardan biri. Parçanın yazarı ve bestecisi gitarist Mike McCready, parçayı Roger Waters The Wall konseri sırasında yazmaya karar verdiğini, şarkının Pink Floyd’dan izler taşımasını istediğini söylemiş. Eddie Vedder ise, parçanın kendi olgunluk parçası olduğunu, parçayı seslendirirken, yıllardır şifreli bir şekilde dile getirdiği duygularını bu parça ile açığa çıkarttığını anlatmış. ‘Lightning Bolt’ albümü, grubun dört yıl aradan sonra yaptıkları ilk albüm. Albümde yer alan parçaları dinlerken, bilindik Pearl Jam tınılarını yakalarken, grubun grunge’dan uzaklaşıp klasik rock müziğe yakınlaştığını hissedebiliyorsunuz. Pearl Jam, yıllar içinde olgunlaşan bir grup, Lightning Bolt albümü de bence grubun olgunluk döneminin ilk albümü olmuş. İlerleyen yıllarda Pearl Jam’i çok daha iyi albümlerle dinleyeceğimizi tahmin etmek zor değil. // www.2fmagazine.com // 21


RÖPORTAJ

Sebahat BAĞBARS// sebahat@2fmagazine.com

badem

ve KONUKLARI

Badem, tamamı canlı kaydedilen “Badem ve Konukları” albümünün son klibini kendilerine eşlik eden Halil Sezai ile “Sonsuz Aşk”a çekti. Konser yoğunluğu arasında bizi kırmayan grup üyeleri ile size özel bir röportaj gerçekleştirdik…

22 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


RÖPORTAJ

“Badem ve Konukları” albümünüz nasıl gidiyor? Emre: Öncelikle böyle bir kadroyu aynı albümde buluşturabilmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Bu anlamda albüm çıktığı zaman çok iyi tepkiler aldık. Albümdeki konuklarımızla ortak konserlerimiz oldu, ayrıca üç adet de video klip çekebildik. Baktığımızda iyi bir albüm dönemi geçirdiğimizi söyleyebilirim. Bu albüme belki bir klip daha gelebilir, sonra da yeni albüm için çalışmaya başlayacağız.

parçamızın klibinde oynamasını rica etmiştik ve bizi kırmamıştı. Sırada da ortak bir müzik çalışması yapmak vardı, “Sonsuz Aşk”la bunu da başarmış olduk.

Albümü canlı kaydetmiştiniz, zor olmadı mı? Mustafa: Ekipmanları ve kayıt zamanlarını ayarlama dışında çok zor olmadı. İlk albümde de birkaç parçayı canlı kaydetmiştik, tadı damağımızda kalmış ki bu sefer de tekrar cesaret ettik. Bu şarkıları da uzun zamandır prova ediyorduk, haliyle de hazırlıklıydık.

Tepkiler nasıldı? Mustafa: Oldukça beğenildi. Sezai’nin kendine has yorumunu ve neler yapabileceğini bildiğimizden zaten özellikle bu şarkıyı seçmiştik, sonuç da beklediğimiz gibi oldu. Albümün diğer konuklarından, seçim sürecinden de bahsedebilir misiniz? Doğaç: Albümdeki diğer konuklarımız aslında önceden bir şekilde birlikte çalıştığımız müzisyen dostlarımızdan oluşuyor. Örneğin Cahit Berkay ile daha önce “Gelin” adlı parçamızda birlikte çalışmıştık, Nilüfer’in 12 düet albümüne konuk olmuştuk, Özlem Tekin ile ikinci albümde yine “Kalpsiz”i, İlhan Şeşen ile “Geceyedir Küsmelerim”i söylemiştik.

“Sonsuz Aşk”la Halil Sezai nasıl bir araya geldi? Mustafa: Sezai ile arkadaşlığımız oldukça eski. Müzisyen olarak ilk albüm sonrası -tahminen 2006 olabilir- bizimle alakası olmayan bir projede tanışmıştık. Daha sonrasında Sezai’den Kalpsiz isimli

Peki, en başa dönersek Badem’in müzikal dünyada yolculuğu nasıl başladı, ilk günden bugüne hedeflediğiniz doğrultuda ilerleyebildiniz mi? Barış: Badem’in yolculuğu BÜMK (Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü) korolarında başladı. Rock korosundaki üç

tenor (tabi o zamanlar tenor, artık biraz da bariton) kendi şarkılarını çok sesli hale getirmeye çalışırken grup kuruluverdi. 1996 yılıydı ilk kuruluşumuz. 2002 yılında son halimizi aldık ve vokal topluluğundan gruba dönüştük. İlk albümümüz 2005 yılında çıktı, böylece herkese merhaba demiş olduk. Hedefimiz belli, iyi müzik yapmak. Bazen bu yolda giderken sapmalar olabiliyor. Biz de zaman zaman zorlandık, hala da kolay ilerlemiyor işler ama zaten asıl hedef, bu süreci yaşamak. O yüzden kimi zaman tali yollara sapsak da müziğimizi yaptığımız sürece ilerlediğimizi düşünüyorum Grubun müzikal anlamda felsefesi nedir? Barış: Müzikal anlamda birden fazla vokalin aynı anda tınlamasına dayalı çoklu vokal yapı ve akustik enstrumanların kullanımı asıl felsefemiz. Böyle olunca daha melodik bir müzik çıkıyor ortaya. Eskiden çoklu vokali daha çok seviyor ve yapıyorduk. Şimdi gerektiği kadar yapabiliyoruz. Elbette sözler ve içerik de bununla uyumlu olmak zorunda. 5’inci albümünüz için kafanızda bir tarih, konsept var mı? www.2fmagazine.com // 23


RÖPORTAJ

Mert: Yeni şarkılarımız var elbette üzerinde çalıştığımız. Ancak son albümümüz çıkalı henüz 1 sene oldu. O sebeple yeni bir albümü konuşmak için biraz daha vakit var diye düşünüyoruz. Grup, hem de 5 adamdan oluşan bir grup olmanın artıları ve eksileri var mı? Emre: Sayı arttıkça idari problemler olabiliyor tabi ki ama biz o problemleri çoktan aştık. Birbirimizi uzun süredir tanıdığımız için kişisel hassasiyetlerimizin de farkındayız. Kalabalık olmanın en güzel yanı ise birlikteyken sürekli bir eğlence halinin olması… Özellikle turne zamanları kahkaha hiç eksik olmuyor. Grupta müzik dışında farklı meslekle uğraşan var mı? Emre: Ben tamamen müzikle uğraşıyorum. 5 yılı aşkın bir süredir çeşitli üniversite ve müzik akademilerinde davul dersleri veriyorum. Ayrıca farklı tarzlarda 24 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

müzikal projelerim de var. Mustafa: Sadece müzik… Aynı zamanda da Taşoda isimli müzik prodüksiyon firmasının sahibiyim… Mert: Ben okuduğum bölüm olan inşaat mühendisliğini de tam zamanlı olarak sürdürmekteyim. Barış: Ben ortağı olduğum We Play’de yapımcılık yapıyorum. Bunun dışında amatör olarak tiyatro ile ilgiliyim. (Stüdyo Oyuncuları) Doğaç: Ben Elektrik-Elektronik mühendisliğinde doktora programına devam ediyorum. Fakat üzerinde uğraştığım konular yine müzikal uygulamalar ile ilgili :) Çocukken de müzikal bir gelecek planladığınız bir kariyer hedefi miydi? Emre: Çocukken böyle bir hedefim yoktu, hobi amaçlı başlamıştım ama büyük bir tutkuyla çalıyordum. Üniversite sınavından bir gün önce bile konsere çıktığımı hatırlarım. Büyüdükçe işler daha da

ciddiye bindi ve bu iş kariyer haline geldi. Doğaç: Çocukken bir kariyer hedefinden ziyade bir hayaldi. Meslek olarak ne olmak istiyorsunuz denildiğinde müzisyen demezdik ama içimizde hep müzisyen olma hayali vardı. Mert: Hayatımın her evresinde müziğin olacağına emindim ama birkariyer hedefi olarak hiç düşünmemiştim. Ergen çağınızda müzikal dünyada yerinde olmayı hayal ettiğiniz bir idolünüz var mıydı? Emre: Yeni davul çalmaya başladığım dönemlerde Metallica’nın davulcusu Lars Ulrich hayranıydım. O zaman erişimimiz de kısıtlı oluyordu, bulduğum her canlı performansını kasete kaydediyordum. Çaldığı ritimleri ve atakları ezbere biliyordum. Hala da hatırlarım. Eğitimleriniz de müzikal odaklı mı? Emre: Hepimiz Boğaziçi Üniversitesi’nde farklı farklı bölümler


RÖPORTAJ okuduk. Ben mezun olduktan sonra Modern Müzik Akademisi’nde davul bölümünde okudum ve bu işi akademik olarak da devam ettirmeye kadar verdim.

dan ile yolları ayırdık, şu an Gece Production ile devam ediyoruz. Yeni yıl ile birlikte yeni heyecanlar bizleri bekliyor.

İlk konserinizi, heyecanını hatırlıyor musunuz? Barış: Evet. 1997 Boğaziçi üniversitesi. İlk defa üç şarkımızı çalmıştık. Tam konser değildi ama güzeldi. İlk tam konserimizi ise 1997’de Boğaziçi Üniversitesi saatli binada verdik.

Peki, 2014 yılından beklentileriniz neler? Barış: Güzellikler olsun, siyasete bu kadar endeksli ve bu derecede gergin bir ülke olmayı geride bırakalım. Konserlerde eğlenip biraz rahatlayalım. Sanatı her anlamda biraz daha önemseyelim. Şarkılarımız, filmlerimiz, oyunlarımız, kitaplarımız, yaptığımız binalar, şehirler, insanlara yaklaşımımız içinde hep güzellikler taşısın bu yeni yılda. Yıktığımız yeter, artık yeniden yapmaya başlayalım.

Badem’in unutamadığı bir konser ya da turne anısı var mı? Doğaç: Unutamadığımız çok anımız var tabi. Örneğin birkaç sene önce Bolu’da baya güzel bir konser vermiştik. Açık havada, çok büyük bir sahne kurulmuştu. Buraya kadar her şey çok normal ve güzeldi. Fakat bize ekipman olarak küçücük amfiler getirilmişti. Hele de bas amfisi komik sesler çıkaran, komik bir amfiydi. Önce bu yüzden biraz gerildik konser bu ekipmanla nasıl çıkar diye. Fakat öyle güzel bir seyirci vardı ki karşımızda, konsere başladıktan sonra ne amfi derdi kaldı ne de başka bir şey. Hayranlarınızla aranız nasıl? Mert: Biz hayranlarımızla kaynaşmaktan keyif alan bir grubuz. Her şeyden önce iletişimimiz samimiyete dayalıdır. Konser sonrası kulis muhabbetleri olsun, internet üzerinden iletişim olsun, hayranlarımızla aramız oldukça iyidir. Badem’in 2013’ü nasıl geçti? Barış: 2012 ile beraber düşünürsek güzel bir albüm süreci yaşadığımız ancak henüz çok taze olmakla beraber birçok değişikliği de beraberinde getiren bir yıldı. Eski menajerlik firmamız Gerge-

Mustafa: Daha özgür, haklarını aramaya çalışırken vurulmadığımız, gözümüzün çıkmadığı bir yıl olur umarım. Emre: Ben sadece ve sadece barış istiyorum. Sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada. Gerisi hikâye. Mert: Niye burada yaşadığımızı sorgulamayacağımız bir ülke diliyorum. Doğaç: 2014 yılı önemli bir yıl bizim için, grup olarak yeni hedeflerimiz, düşüncelerimiz var. Yeni yılda birçok şey değişecek gibi geliyor bana. Aşk ayı kapıda… Albümdeki hangi şarkınızı aşıklara hediye etmek istersiniz? Mustafa: “Değişmem” sanırım en doğru seçim olur. İlk görüşte aşka mı yoksa arkadaşlıktan gelişen aşka mı daha yakınsınız? Mustafa: Ben ilk görüşte aşka daha yakınım ama yine de bir süreç geçmesi

şart. Doğaç: Arkadaşlıktan gelişen aşk çok sağlam, mutlu bir ilişki vaat eder insana. Fakat ilk görüşte aşk dediğimiz şeyin enerjisi bambaşkadır ve insana yapabileceğine inanmadığı şeyleri bir çırpıda yaptırıverir. Her ikisi de çok güzeldir, fakat ben bu aralar ilk görüşte aşka daha yakınım :) Mert: Siz aşka yakınsanız, olayın gelişme hızının bir önemi olmuyor aslında. Her ikisi de diyorum. Barış: Bence farketmez... Emre: Benim eşim aynı zamanda en yakın arkadaşımdır. Bundan daha güzel bir formül düşünemiyorum. Aşık olduğunuzda nasıl bir ruh haline bürünürsünüz? Emre: Heyecandan iştahım kesilir. Benim iştahımın kesilmesi ise büyük bir olaydır :) Mert: Heyecanlı, mutlu ve biraz daha özenli oluyor insan sanırım. Doğaç: Aşık olduğumda içim içime sığmaz benim, çok yaratıcı hale gelirim. Sadece müzikal anlamda değil her anlamda yaratıcı olurum. Mustafa: Çok mutlu oluyorum, ama ayaklarım da yerde olur genelde. // www.2fmagazine.com // 25


MODA

LAYERING Gamze Biran gamze@2fmagazine.com

26 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

Kışın kat kat giyinmeyi sevenlerden mi yoksa en kalın kazağınızı giyip sokaklara çıkanlardan mısınız? Benim için kışın en güzel tarafı üst üste giyinmektir. Ne kadar çok katman, o kadar eğlence ve o kadar sıcak tutma garantisi verir. Peki lahana gibi kat kat giyinip hala stil sahibi olmak mümkün mü, sorusunun cevabını birkaç örnekle özetlemek mümkün!

Denim ceket + Kaban

Kolej ceketi + Palto

Kışın havalar soğudu diye dolabın bir köşesinde duran denim ceketlerinizi çıkarın, çünkü onlar kat kat giyinmek için tam da ihtiyacımız olan parça! Tişört, denim ceket ve üzerine kaban, 3 katlı cool görünme garantili… Bir de mümkünse desen çakışması yapın, baskılı tişört, ekoseli kaban; çizgili bluz, kaz ayağı palto gibi ;)

İlkbaharda, serin yaz akşamlarında, sonbaharda bol bol giydik kolej ceketlerini, peki ya havalar soğuyunca? Dolabın gerilerine ittiğiniz ceketleriniz itinayla değerlendirilir. Boğazlı kazak, kolej ceketi ve üzerine palto, voila! Sokak modası şıklığınız hazır.


MODA

Çift atkı Montlar çiftleniyor da atkılar niye çift takılmasın? Bir de kışın trendi ekose oldular mı tamamdır! Bu kış mutlaka denenmesi gerekenlerden…

Deri ceket + Mont Benim kışın en çok uyguladığım tarzlardan biri, deri ceket üzerine mont! Hem kolaylıkla kombinleyebilir, hem de rock chic görüntünüzün tadını çıkarabilirsiniz. Özellikle kış akşamları dışarı çıkarken çok faydalı olabiliyor, iki montunuzu birden vestiyere bırakıyorsunuz ve gecenin tadını çıkarıyorsunuz.

Gömlek + Kazak + Oversized palto Çift mont olayı pek sizi sarmadıysa ‘layering’ in en kolay yolunu uygulayarak başlayabilirsiniz. Beyaz koton gömlek, üzerine kazak ve oversized palto… Deri tayt ve spor ayakkabı ikilisiyle denemenizde fayda var!

www.2fmagazine.com // 27


MODA

Takip edilesi instagram hesapları 1V[\IOZIUÜS]TTIVÜaWZ]Ut†VS†# I;W[aITUMLaILIVIaZÜSITIUÜaWZ]U JǔV[IVTIZÜ\ISQXM\UMaQ[M^QaWZ]U K)ZSILIǬTIZÜULIVPIJMZTMZITÜaWZ]U L0IaI\ÜULIVSM[Q\TMZXIaTIǬÜaWZ]U M0MX[Q 1V[\IOZIUÜS]TTIVÜǬIUIKÜVÜbVMWT]Z[IWT[]V\ISQXM\UMS\MVSMaQNITIKIǐÜVÜbJQZSItVMZQU^IZ#

@_zarf_ Zarfın işlerine bakıp kayıtsız kalamayacağınızı şimdiden söyleyeyim. Kartlar, davetiyeler, takvimler hepsi de tasarım harikası, kalbinizi ısıtacak cinsten…

28 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


MODA

@idalaerke Ida’nın Kopenhag’taki hayatından kareler paylaştığı hesabını çok seveceksiniz. Kuzeyin minimalist dünyası daha güzel yansıtılamazdı…

@allblackoutfits Siyah giyinmekten vazgeçemiyorsunuz allblackoutfitsten ilham alacağınız çok şey var.

www.2fmagazine.com // 29


MODA

@jesussauvage Günüme renk katan kareler hep ondan geliyor. Renklerin ahengi, nesnelerin uyumu o kadar güzel ki, yüzünüzde tatlı bir gülümseme bırakacağına eminim.

@ancienm Simple is the best! Harika instagram karelerini fazla uzakta aramaya gerek yok. @ancienm’in hayatın içinden paylaştığı karelerini görmelisiniz.

30 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


MODA

6HY\DGD1HIUHW(W Birkenstock deyince herkesin aklında mantar tabanlı terlikler net bir şekilde canlanıyor değil mi? Uzun zamandır hayatımızdalar ama geçen yaz pik noktasına ulaştılar. Her yerde, herkeste Birkenstock görür olduk. Kiminiz sevdiniz, kiminiz nefret ettiniz, kiminiz önce nefret edip sonra sevdiniz. Aslında herşeyin görüntüden ibaret olmadığını, sağlık ve rahatlığın herşeyden önce geldiğini kabullendik sonunda diye savunmak isterdim ama kabul edelim ki birçok insan sırf Birkenstock giyiyor olmak için aldı o terlikleri. Neyse bu başka bir konu gelelim asıl mezvuya. Birkenstock moda sahnesine Celiné’in içi tüylü dışı saten versiyonu yapıp moda haftasında gözümüze sokmasıyla başladı ve büyük moda evleri de karşı koyamadılar. Isabel Marant napa derisiyle devamını getirdi. Givenchy çiçek desenli modelini üretti. Haute Couture denilince akla ilk gelen moda evlerinden Giambatista Valli bile ilkbahar yaz koleksiyonu için zımbalı terlikler ekledi koleksiyona. Tehlikenin farkında mısınız bilmiyorum ama ben bu terlikleri ‘asla giyilmemesi gerekenler’ listeme çoktan ekledim bile.

www.2fmagazine.com // 31


KAPAK KONUSU

Melih BİLGİN // melih@2fmagazine.com

GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİLER

Teknoloji dünyasında son zamanların en büyük trendi halini alan giyilebilir ürünler, sadece gelip geçici bir trend değil. Teknolojiye bakış açımızı ve gündelik hayatımızı da çok derinden etkilemeye aday. Peki bunu nasıl başaracaklar dersiniz? Tabi ki bizi izleyerek…

32 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


KAPAK KONUSU

www.2fmagazine.com // 33


KAPAK KONUSU iyilebilir Teknoloji” şu sıralar teknoloji dünyasında en çok telaffuz edilen nitelemelerden biri. Başta büyük firmalar olmak üzere bir şekilde son kullanıcıya ulaşan her firma bu konuya kafayı takmış durumda. Bu sebeple sürekli yeni konseptler, projeler, fikirler ortaya atılıyor. Aslında bu konu sadece teknolojiyi yakından takip edenlerin hayatına dahil değil. Google Glass ve Samsung Galaxy Gear gibi ürünler şimdiden herkesin bildiği ve hatta satın alabilip kullanabildiği ürünler halini aldı. Fakat bunlar giyilebilir teknolojinin emekleme alanını temsil ediyor. Yani yakın gelecekte giyilebilir teknolojiler çok daha fazla alanda karşımıza çıkacak.

“G

Tarİh Giyilebilir teknolojinin tarihi aslında çok geçmişe dayanmıyor. Bunun sebebi genel teknolojinin gelişmemiş olması. O dönemlerde 4-5 kilo ağırlığında, ansiklopedi kalınlığında bilgisayarlar bile çok pahalı iken kol saati kadar küçük, gelişmiş özellikleri olan bir cihaz üretmek pek de mümkün olmuyordu. Fakat buna rağmen 1980’lerde hayatımıza giren hesap makineli saatler, bu alanda önemli bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. 1990’larda ise “sousveillance” konsepti de etrafta artan güvenlik kameralarına bir tepki olarak doğmuş, giyilebilir bir kameraydı. Bugün bu konsept “yaşam kaydedici” olarak halen yaşamaya devam ediyor. Giyilebilir teknolojinin gerçek kapasitesine ulaşması ise 2000’li yıllarda gerçekleşti. Özellikle 2010 sonrasında işlemci gibi önemli komponentlerde yaşanan gelişmeler, çok daha küçük cihazların üretilmesini mümkün kıldı ve firmalar en 34 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

gelişmiş beyinlerini bu alana yöneltmeye başladı. Bugün de aslında teknolojinin sınırları aşılmış değil. Kol saati içerisinde sınırsız özellik sunacak bir teknolojiye sahip değiliz. Ayrıca giyilebilir ürünlerle neler yapabileceğimizi de çok iyi bilmiyoruz. Dolayısıyla aslında giyilebilir teknolojinin tarihinin bugünlerde yazıldığını söyleyebiliriz.

Pekİ hangİ teknolojİler “gİyİlebİlİR”? Elbette giyilebilir dediğimizde akla ilk gelen şey kıyafet oluyor. Dolayısıyla giyi-


KAPAK KONUSU

lebilir teknoloji dendiğinde de insanların aklına ilk gelen şey akıllı ceketler, pantolonlar geliyor. Bunların gerçekleşmesi de mümkün elbette. Fakat bu alanda teknolojiyi yönlendiren beyinler daha farklı bir yol seçmiş durumda. Onların düşüncesi öncelikle aksesuarları akıllandırmak. Dolayısıyla şuan popüler konseptlere baktığımızda gözlük, bileklik, kulaklık, küpe gibi konseptler ön plana çıkıyor. Bu cihazlara yüklenen sorumlulukların başında ise “kişisel asistan geliyor”. En popüler örneklerinden biri Google Glass. Gündelik hayat hakkında anlık bil-

giler sağlayan bu ürün, adeta Robocop gibi hissetmenizi sağlıyor. Çünkü gözlüğün üst kısmında, göze çok yakın küçük bir ekran bulunuyor. Bu ekranı sadece siz görebiliyorsunuz ve haritaya, internete, twitter’a göz atabiliyorsunuz. Giyilebilir mantığını tamamlayabilmek adına sesli komutları da algılayabiliyor. Fakat yine de tuşlara mahkumsunuz. İkinci konu ise sağlık. Bu ürünlerin görevi aslında sizi her an izlemek. Kalp atışlarınız, tansiyonunuz ya da üzerine gelen güneş ışınlarının risklerini takip ediyor ve gerektiğinde sizin yerinize direk doktoru-

nuza bilgi verebiliyorlar. Üçüncü konu, hayatı kaydetmek. Otomatik kameralar, GPS aletlerinden oluşan bu ürünler, rastgele aralıklarla neler yaptığınızı fotoğraflıyor. Fakat bu etik açıdan halen sorgulanan bir durum. Tüm bunların yanında Samsung Galaxy Gear, Pebble gibi ürünler ise başka cihazların uzantısı olarak çalışan giyilebilir ürünler. Yani bu ürünleri kol saati gibi kolunuza takabiliyor olsanız da tek başlarına pek bir işe yaramıyor. Yani asıl amaçları akıllı telefonlar için bir uzaktan kumanda, bir bildirim cihazı olmak.

www.2fmagazine.com // 35


KAPAK KONUSU

Gelecekte bİzlerİ neler beklİyor? Kıyafetlerimiz büyük olasılıkla giyilebilir teknolojide önemli bir yere sahip olmayacak. Daha yetenekli, akıllı kıyafetler üretilecektir belki ama bu kıyafetlerin ince ve hafif olma zorunluluğu cihazların üretimini zorlaştırıyor. Kaldı ki giyilebilir ürünlerde asıl amaç teknolojiyle insan arasındaki aracıları kaldırmak olduğundan bir gün akıllı saatlerin, gözlüklerin yerini direkt olarak insan vücuduna yerleştirilecek olan implantlar alabilir. Kulağa bilim kurgu öğesi gibi gelse de aslında günümüzde teknolojinin gelişme hızı düşünürlerse bugünler de çok uzakta görünmüyor. İlk yapay kalp, geçtiğimiz günlerde ilk kez bir insana nakledildi ve çalışmaya başladı. Kalp gibi kritik bir organın bile mekanik olarak üretilebildiği bir ortamda çok daha basit fonksiyonlu cihazlar da insan vücuduna eklenmesi mümkün görünüyor. Nitekim Google, bir verici olarak çalışabilen dövme için bir patent başvurusunda bulundu. Yani giyilebilir teknolojiler gelecekte cihazları tümüyle ortadan kaldırıp direk vücudumuzun bir parçası haline de gelebilir. Elbette bunlar sensörler ve vericiler36 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

le ilgili. Fakat işin bir de cihazla etkileşim tarafı var. Yani onu kontrol etmek, ona komutlar vermek ya da istediklerimizin gözümüzün önüne gelmesi. Bu konuda da çok radikal değişimler yaşanması gerekiyor. Günümüzde sesli komutlar bir nebze olsun gelişti. Ama halen toplum içerisinde bir cihazı konuşarak yönetmek garip ve kullanışsız. Bu sebeple belki de gelecekte düşünce gücüyle yönetilen bilgisayarlar hayatımızın bir parçası haline gelecek. Bununla birlikte ekranlar yerini hologramlar ya da direkt retina üzerine görüntü aktaran cihazlar alacak. Tüm bunlar aslında giyilebilir tekno-

lojilerdeki sonraki aşamalarda olacak. Öncelikle bu ürünlerin insanlar tarafından benimsenmesi ve yaygın biçimde kullanılması gerekiyor. İşte bunu sağlayacak olan ürünler ise bugün piyasada olan ya da yakında piyasada olacak ürünler.

Dİkkat çeken gİyİlebİlİr ürünler; Google Glass Hiç şüphesiz en popüler giyilebilir teknoloji ürünlerinin başında Google Glass geliyor. Google tarafından geçtiğimiz yıl ilk kez ortaya çıkarılan bu ürün aslında konsept bir ürün gibi algılanmıştı. Google zaman zaman


KAPAK KONUSU böyle cihazlarla ortaya çıkıyor, fakat devamını getirmiyordu. Google Glass ise beklenenden çok daha hızlı bir şekilde gerçek bir ürüne dönüştü. Şimdiden bazı firmalar Google Glass için de uygulamalar geliştirmeye başladı. Google Glass, internet bağlantısına ve küçük bir ekrana sahip olan bir gözlük. Aslında tam olarak gözlük demek doğru değil, sadece çerçeveden oluşuyor. Tam göz hizasında bulunan küçük ekran sayesinde kimse farketmeden webde dolaşabilir, haritaya bakabilir, Twitter’a girebilirsiniz. Ayrıca üzerindeki bir kamera sayesinde anlık olarak video ya da fotoğraf çekebilmek de mümkün. Böylece o an sizin bakış açınızla, sizin gözünüzden her şeyi kaydedebiliyor. Elbette şuan bir mağazaya girip Google Glass almanız mümkün değil. Genel satışlar halen başlamadı ve ürün geliştirilme aşamasında. Fakat Google, bu ürün konusunda oldukça istekli görünüyor. Dolayısıyla Google Glass’ın gelecekte neler yapabileceğini merakla bekliyoruz. Samsung Galaxy Gear Samsung aslında rakiplerine kıyasla çok farklı bir iş yapmadı. Pebble ve Sony, Samsung’dan önce bu pazara zaten adım atıp ürünleri piyasaya sürmüştü. Galaxy Gear’ı popüler kılan Samsung’un akıllı telefon pazarındaki başarısı oldu. Başarılı Galaxy akıllı telefonların yanında birçok kişi ilk giyilebilir cihazına Galaxy Gear ile sahip oldu. Elbette bu önemli bir başarı fakat Galaxy Gear’ın henüz çok yetersiz bir ürün olduğuna da hiç şüphe yok. Çünkü temel fonksiyonları için Galaxy modellerine muhtaç ve pili çok az gidiyor.

Nike Fuel Band Bir spor giyim firması olan Nike, FuelBand ile giyilebilir teknoloji alanına da büyük katkı yaptı. Şık yapısı ve fitness özellikleriyle kendini sevdiren FuelBand, giyilebilir teknolojilerin yayılmasında önemli bir pay sahibi oldu. Üstelik FuelBand’in Apple’a da ilham verdiği ve firmanın giyilebilir bir ürün üzerinde çalıştığı söyleniyor. Pebble Devlerin yanında bir startup olarak işe başlayan Pebble da çok önemli işlere imza attı. Akıllı saat segmentinde kendine çok önemli bir yer kazanmayı başaran Pebble, rakiplerinde olmayan güzel özelliklere de sahip. Bunun başında Android ve iOS işletim sistemli cihazlarla uyumlu olması geliyor. Yani tek bir markaya bağımlı değilsiniz. Bunun yanında pil süresi de 5-6 günü bulabiliyor. Bu da ciddi bir avantaj. Pebble da şık görüntüsüne rağmen

akıllı telefonlara bağımlı bir ürün. Bu akıllı saat ile cep telefonunuza gelen e-postaları ve SMS’leri okuyabiliyor, sizi arayanları görebiliyorsunuz. Ayrıca müzik ve fitness uygulamalarını da Pebble üzerinden kontrol etmek mümkün. Sony SmartWatch Sony, pazara Samsung’dan önce girmiş olsa da Samsung’un yarattığı etkiyi pek yaratamadı. İlk jenerasyon SmartWatch çok popüler olmazken SmartWatch 2 de beklenen talebi görmedi. Yine de Sony’nin bu pazarda yer alıyor olması her zaman iddiasını koruması anlamına geliyor. Rakipleri gibi akıllı telefonların bir uzantısı olarak görev yapan SmartWatch 2’nin de en zayıf yanı 1-2 idare edebilen pil ömrü. Intel Jarvis Intel’in giyilebilir teknolojiye olan ilgisi artıyor. Bunun bir örneği de CES 2014’te www.2fmagazine.com // 37


KAPAK KONUSU

tanıtılan ve henüz çok taze bir ürün olan Jarvis. Temel amacı Google Glass gibi bir kişisel asistan olan Jarvis, etkileşim için başka bir yöntemi tercih ediyor. Google’ın temel özelliği göz üstü ekranı iken Jarvis, kullanıcısıyla ses yoluyla iletişim kuruyor. Bu sebeple bir kulaklık olarak tasarlanmış. Jarvis, sizin sesinizi dinleyip söylediklerinize yanıt verebiliyor. Böylece takviminiz hakkında bilgi alabiliyor, hatırlatıcı kurabiliyor ya da mesajlarınızı dinleyebiliyorsunuz. Jarvis’in bu yıl piyasada olması bekleniyor. Sony SmartBand Sony’nin SmartBand adını verdiği bir ürünü daha var ve bu SmartWatch’a göre oldukça farklı bir yaklaşım sergiliyor. SmartBand tek amacı üzerindeki sensör38 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


KAPAK KONUSU

ler yardımıyla sizi takip etmek. Böylece gün içinde yaptığınız iletişimi, yürüdüğünüz mesafeyi ya da gittiğiniz yerleri kaydedebiliyor. Siz de dilediğiniz zaman bu bilgilere erişebilme imkanına sahipsiniz. Üstelik SmartBand’in orta bölümde

yer alan metal sensör yerinden çıkabiliyor. Böylece sensörü ayakkabınıza takip adımlarınızı saymasını da sağlayabiliyorsunuz. SmartBand’in ne zaman piyasada olacağı şimdilik belirsiz. Firma detay-

lı özellikleri de önümüzdeki aylarda açıklayacak. Netatmo June Netatmo ismini pek duymamışsınızdır. Fakat firma özellikle hava durumu ve havayla ilgili etkenler için cihazlar geliştiren önemli bir firma. Son olarak duyursunu yaptıkları June adlı ürün de bu alanda hizmet verecek. Şık bir bileklik olan June, gösterişli bir elmas gibi görünen sensörüyle sürekli olarak güneş ışınlarını takip ediyor. iOS uyumlu bir uygulaması bulunan June, güneş hakkındaki bilgileri bu uygulama aracılığıyla size aktarıyor ve gerekirse sizi uyarıyor. Eğer güneş ışınları zararlı seviyeye ulaşırsa şapka takmanız ya da güneşin altında da kalmamanız gerektiğini söyleyebiliyor. Netatmo June, 2014’ün ikinci yarısında piyasada olacak. // www.2fmagazine.com // 39


En İyİ Defans Hücumdur

F

utbolda bir söz vardır; “En iyi defans hücumdur”. Bu söz birbirine zıt olan şeylerin aslında birbirleriyle ne kadar ilişkili olduğunu anlatmak için çok güzel bir sözdür. Bir sonuca ulaşmak için her zaman körü körüne aynı şeyi denemek, başarısızlığı da beraberinde getirir. Bazen zıt ve farklı şeyler yapmak olumlu etkiler doğurabilir.

Bu yaklaşımı şirketlere uygularsak, para kaybettiren her şey bir şirket için uzak durulması gerekenler arasındadır. Çünkü her şirket kâr elde etmek amacıyla kurulur ve kâr elde etmeyeceği bir alana boşu boşuna girmez. “İnsanların hayatına değer katmak” gibi mottolar da aslında birer pazarlama çalışmasıdır. İnsanların hayatına değer katacak şey zarar getirecekse, şirket o alana girmez.

I- stop

Ancak bazen bir şirkete para kaybettiren şey, aslında daha fazla kâr elde etmenin yolu olabilir. Yani kâr elde etmek için zarar etmek. Tıpkı “En iyi defans hücumdur” sözünde olduğu gibi. Buna biz “Müşteri memnuniyeti” diyoruz. Geçtiğimiz günlerde tüketici açısından müşteri memnuniyetinin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir hadise geçti. Aslında kendimi genel olarak normal bir tüketici olarak görmüyorum. Çünkü birçok cihazı sahip olmadan önce deneme şansına sahibim, sahip olduklarımı çok sık değiştiriyorum ve bazen bozulan bir cihazı tek başıma tamir edebiliyorum. Çünkü bu benim mesleğim, ben bir teknoloji ürününe sahip olmuyorum, onu işim olarak görüyorum. Ama bazen ben de müşteri memnuniyetinin nasıl bir şey olduğunu hissedebiliyorum. Olay, Logitech marka faremin alıcısının kaybolmasıyla ilgili. Dizüstü bilgisayar kullanmaya başlayınca faremi bir kenara atmıştım. Fakat günün birinde o fare bana lazım olunca arayıp buldum. İlgisiz kaldığım süreçte alıcısı kaybolmuştu ve bu süreçte ihtiyacım olduğunda kullanamadım. Sonra aklıma geldi; Acaba bu alıcılar piyasada mevcut mu? Küçük bir araştırma yaptım ve bu alıcılardan bulmanın çok zor olduğunu gördüm. Önde gelen teknoloji mağazalarının neredeyse hiçbirinde yoktu. Olan yerlerde ise fiyatı yeni bir fareye eşdeğerdi ki bu durumda sadece alıcı almak oldukça mantıksız oluyor. Bunun üzerine ben de Logitech ile iletişime geçip bu sorunu nasıl hallettiklerini öğrenmek istedim. Bunu bir yedek parça olarak sağlamaları gerektiğini düşündüm ve markanın kendisinden satın alabilirim diyerek harekete geçtim. Logitech’in web sitesi üzerinden bu konular için bir form sunuluyor. Formda farenin modeli ve seri numarası da isteniyor. Bunun sebebini cevap geldiğinde anladım. Yanıt, İngilizce olarak geliyor olsa da karşıda bir Türk temsilci bulunuyordu. Temsilci, bana hiç soru sormadan adres bilgilerimi istedi ve Logitech’in müşteri memnuniyeti kapsamında bu alıcıyı sunduğunu dile getirdi. Adres bilgilerimi verdikten sonra bana kargo takip bilgileri iletildi. Tüm süreç toplamda 1-2 gün sürdü. Kargo bilgileri elime ulaştıktan sonra bana Hollanda’dan yola çıkan kargo 2 gün sonra eve ulaştı. Baloncuklu bir poşet içerisinde Logitech’in alıcısı gönderilmişti. Müşteri memnuniyeti adına bu deneyim oldukça önemli. Bunun yerine bu problem konusunda “Kullanıcı hatası, gidin satın alın” gibi bir tepki verilseydi yarattığı etki çok daha farklı olacaktı. Bazen böyle tepkilerle de karşılaşmıyor değiliz. Fakat büyük bir şirket, müşteri memnuniyeti adına bazen böyle küçük zararları göze alarak büyük güven kazanabiliyor. Melih Bilgin Yazı İşleri Müdürü

40 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


SPOR

Erhan ÜNAL // erhan@2fmagazine.com

@erhangi_biri

Çok Sekersiniz! , Bir çok kişinin fiziksel görüntüsü ile ilgili en büyük takıntısı düz bir karına sahip olmak..ama bu sadece istemekle olacak bir şey değil...düz bir karına sahip olmak için yapmanız gereken bir takım şeyler var..işte onlardan bazıları... - 3 büyük öğün yerine 5-6 küçük öğünle beslenin, - Uyumadan 2 saat öncesinde bir şeyler yemeyi bırakmış olun, - Günde en az 8 bardak su için, - Her gün yaklaşık 10 dakika değişik varyasyonlarda karın egzersizi yapın (crunch, leg raises, plank... vb.), - Haftada 5 gün 30 dakika kardiyo egzersizi yapın (koşu, bisiklet, futbol, basketbol... vb.), - Antrenmanlarınıza plyometric egzersizler ekleyin (sıçrama, ip atlama, jumping jack... vb.), - 8 saat uyuyun, - Sebze ve meyve tüketin, Günde 2 bardak yeşil çay için, - Taze, çiğ sebze ve tam tahıllı mamüller tüketin, bu sizi daha uzun tok tutacaktır.

3QTW ITUIUÜbLISQ aI LI ^MZMUMUMUQbLMSQ MV J†a†S M\SMVTMZLMVJQZQ\†SM\\QǐQUQbǬMSMZǫMSMZLMUMS#aMLQǐQUQb JISTI^IaILItIaII\\ÜǐÜUÜbǬMSMZLMVQJIZM\LMǐQT.IZSÜVLI WTUILIV W SILIZ tWS \†SM\\QǐQUQb ǬMSMZ ^IZ SQ JISÜV JQZ JIZLISSWTIJQZSItLIUTISM\tIXMVMZRQQtMKMǐQOQJQ†Z†VTMZ I[TÜVLIVMSILIZǬMSMZMMǬLMǐMZ#

www.2fmagazine.com // 41


RÖPORTAJ

Melih BİLGİN // melih@2fmagazine.com

)GNGEGMîî;ÏNî cQMî(CTMNÏî1NCECM Son yıllarda akıllı telefonlar ve tabletlerle birlikte hızlı bir değişim geçiren teknoloji dünyası, artık bize daha mobil bir hayat vaat ediyor. Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın ise önümüzdeki 10 yılın, geride bıraktığımızdan çok daha farklı olacağı görüşünde. Aydın ile Intel’in stratejileri ve teknoloji alanında bizleri bekleyen gelişmeler üzerinde bir röportaj gerçekleştirdik Intel olarak temelde bir komponent üreticisi olsanız da pazarda çok etkin rol alıyor ve marka – pazarlama yatırımları yapıyorsunuz. Bu size bir teknoloji liderliği vizyonu da kazandırıyor. Bu açıdan baktığımızda Intel, önümüzdeki yıllarda teknoloji dünyasında nasıl bir değişim ve hangi yönlere eğilim bekliyor? Intel 40 yılı aşkın bir süredir teknoloji dünyasının içinde olan, aslında ilk başta RAM üzerine yoğunlaşarak çalışmaya başlayan bir firma. Fakat daha sonra teknolojiye ruh veren parçanın 42 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


RÖPORTAJ işlemci olduğuna karar veriyor ve işlemci tarafına doğru geçiş yapıyor. Intel’in iş modelinde hep iş ortaklarıyla beraber çalışma fikri var. Çünkü aslında biz ürünün içinde gelen parçalardan birini üretiyoruz, son tüketiciye direkt ulaşmıyoruz donanım anlamında bakıldığında. Bu sebeple Intel, tüm iş ortaklarına aynı mesafede durur, onlarla birlikte son tüketiciye ulaşacak kampanyalar planlar. Bunun yanında Intel kendi başına da kampanyalar yapar zaman zaman. Bunun son örneği Fransız bir yönetmenin çektiği ‘’Fantastik Değişim’’ kampanyamız. Bu bizim çok emek harcadığımız, çok kafa patlattığımız bir proje oldu. Çok güzel espriler var içinde. Örneğin karakterlerden birinin çok ağır bir dizüstü bilgisayarı var, bu sebeple onu taşımaktan bir kolu diğerinden daha uzun hale gelmiş. İkinci karakterin bilgisayarı çok ısınıyor, bu sebeple kadınların altın günlerine romatizma tedavisine gidiyor. Bunun gibi güzel esprileri olan, viral bir çalışma. Bu çalışma için bir web sitesi de hazırladık; fanstatikdegisim.com . İsteyenler bu web sitesi üzerinden videolarımıza ulaşıp bilgi alabilirler. Intel, işlemci alanındaki çalışmalarına önce masaüstü bilgisayarlar ile başlıyor, ardından dizüstü bilgisayara da işlemci geliştirmeye başlıyor. Bunun yanında sunucular için de işlemciler geliştiriyor ve bugünlere kadar geliyor. Fakat artık Intel’in stratejisinde önemli bir değişim var. Intel artık sadece donanım geliştiren bir firma yerine bir teknoloji firması, bir çözüm firması olma yolunda ilerliyor. Bu da aslında pazarda son yıllarda yaşanan değişimin bir sonucu. Artık teknoloji bilgisayarlardan ibaret değil. Her geçen gün daha fazla cihaz

akıllı hale geliyor. Intel de buradan yola çıkarak şöyle diyor; ‘’Teknoloji hayatın her alanındaki cihazın içerisine girme potansiyele sahip. Üstelik önümüzdeki 5-10 yıllık süre zarfında bu konuda çok hızlı bir değişim olacak. O yüzden ben internete bağlanan her cihazın içerisinde olmalıyım. Böylece insanların hayatına değer katabilirim’’. Bunun için ilk önce donanım alanında bir açılım ile yola çıkıyoruz. Artık tabletlerin ve akıllı telefonların içerisinde yer almaya başladık. Bundan sonra arabaların da içinde olmamız lazım, akıllı reklam tabelalarının da içinde olmamız lazım, akıllı televizyonların içinde olmamız lazım şeklinde yelpazeyi aça aça gidiyoruz. Dolayısıyla sunuculardan, insanın hayatına her noktada temas

eden giyilebilir cihazlara ve ‘’Nesnelerin interneti’’ dediğimiz noktaya kadar her alanda yer alma vizyonuyla hareket ediyoruz. Bu sadece donanım anlamında değil. Yazılım anlamında da açılımlar gerçekleştiriyoruz. Hatırlarsanız bundan yaklaşık 3 yıl önce güvenlik firması McAfee’yi satın almıştık. Bunun yanında başka yazılım çözümlerini de tüketicilere ulaştırıyoruz. Dolayısıyla aslında günün sonunda yapmak istediğimiz tek bir şey var; insan hayatına değer katmak. Burada dikkat çeken birkaç rakamı sizlerle paylaşmak isterim; Bugün dünyada 8-9 milyar dolayında internete bağlı cihaz var. Bunların çok büyük bir kısmı bilgisayar, tablet ve cep telefonu. 2020 yılına doğru tahminlere baktığıwww.2fmagazine.com // 43


RÖPORTAJ

mızda ise bu rakamın 50 milyar akıllı cihaza ulaşacağını görüyoruz. Fakat bundan daha da önemlisi 50 milyar akıllı cihazın yanında 200 milyar dolayında da ‘’akıllanan cihaz’’ ekleneceği öngörüsü var. Bu cihazlar tam bir işlemci barındırmayan, fakat bir sensör taşıyan ve verileri internet üzerinden ileten cihazlar olacak. Bu, önümüzdeki 7 sene içerisinde toplamda 250 milyar adet internete bağlı cihaz olacak anlamına geliyor. Bunun örneklerini de şimdiden görmeye başladık aslında. Örneğin artık arabalar akıllanıyor. Bugün baktığımızda BMW ve Mercedes gibi markaların üst seviye otomobillerinde akıllı ekran sistemleri var. Bunlar internete bağlı, veri alışverişi yapabilen ekranlar. Bu teknoloji sadece onlarla sınırlı kalmayacak elbette. Toyota, Hyundai, Nissan gibi markalar da Intel işlemcili akıllı ekranlar geliştiriyorlar. Dolayısıyla yakında akıllı ekranlara sahip, internete bağlı otomobillerin sayısı çok ciddi biçimde artacak. Bir başka örnek de akıllı reklam panoları. Bir markete girdiğinizde bu dijital reklam panolarını görebilirsiniz. Bunlar bir merkeze bağlı ve bir reklam yayınla44 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

nacağı zaman reklamlar merkezden bu ekranlara gönderiliyor. Bu da ilk aşama. İlerleyen dönemde bu panolar daha da akıllanacak. Üzerlerindeki kameralar ile sizin cinsiyetinizi ve yaş aralığınızı tespit edip size özel reklamlar gösterecek. Örneğin genç biriyseniz size ders kitapları, orta yaşlı bir bayansanız güzellik ürünleriyle ilgili kampanyaları gösterecek. Bunlar sadece iki örnek. Bundan böyle etrafta elektrikle çalışan her cihazın akıllandığını göreceğiz. Yine başka bir örnek olarak klimalar var. Geçtiğimiz yıl SMS ile uzaktan çalıştırılabilen klimalar hayatımıza girmişti. SMS yarı akıllı bir yöntem. Tam akıllı klimalar geldiği zaman bunlar internete bağlı olacak. Bilgisayardan, cep telefonundan ona ulaşmak mümkün olacak. Hatta klimanız, kendisi gibi akıllı olan otomobiliniz ile konuşacak ve siz eve yaklaştığınızda klimayı çalıştırıp odayı dilediğiniz sıcaklığa siz farkında olmadan getirecek. Elbette buna ‘’ben eve yaklaştığımda WiFi’yı da aç, su ısıtıcısını aç’’ gibi komutları da dahil edebiliriz. Böylece hem siz müdahele etmeden tüm cihazlar sizin istediğiniz şekilde çalışabilecek, hem de siz evde olmadığınızda otomatik olarak

kapanıp enerji tasarrufu sağlayacaklar. Vestel firması yakın zamanda buzdolapları üzerine tabletler yerleştirmeye başladı. Bu tabletler, o buzdolaplarını akıllı hale getiriyor. Fakat bundan daha önemlisi yakında örneklerini görmeye başlayacağımız entegrasyonlar. Örneğin buzdolabınız, Migros’un sanal marketiyle konuşabiliyorsa evde biten ürünleri sipariş edebilecek. İşte bütün bunlar önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde hayatımıza girecek olan, tüm hayatımızı kolaylaştıracak, akıllı hale getirecek teknolojiler. Biz de bu alanda yine liderlik misyonu yükleniyor olacağız. Geçmişe baktığınız zaman Intel; USB’nin ve PCI-Express’in ortaya çıkmasını sağlamış, Wi-Fi’ın yayılmasında çok ciddi emekleri olan bir firma. Dolayısıyla gelecekte yenilikçi teknolojilerin yayılması için çalışacağız. Peki bu konuda siz de Akıllı Ev, Akıllı Şehir gibi konseptler yaratacak mısınız yoksa sadece üreticilerle birlikte mi ilerleyeceksiniz? Sadece üretici olmasına gerek yok. Örneğin bir servis sağlayıcıyla da birlikte ilerleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde iki başlık çok ön plana çıkacak. Birisi ‘’Nesnelerin interneti’’, diğeri ise “Makineler arası iletişim”. Bunlar hayatımızda çok önemli yere sahip olacak iki teknoloji. Intel Teknoloji Konferans’larındaki konuşmalarımda da hep söylüyorum; Bundan önce yaşadığımız 10 yıl ile bundan sonra yaşayacağımız 10 yıl arasında muazzam bir fark olacak. Örneğin otomasyon çok artacağı için bazı meslek kollarının ortadan kalktığına şahit olacağız. Bu durumda da iş gücümüzü daha katma değerli işlere yönlendirmemiz mümkün ola-


RÖPORTAJ

cak. Önümüzdeki yıllarda emek yoğun işler yerine daha bilgi yoğun işler yapıyor olacağız. Veri madenciliği, Büyük Veri konusundaki çalışmalar çok ön plana çıkacak. Bugünlerde internette hep biz veri üretiyoruz. Fotoğraf paylaşıyoruz, yazılar yazıyoruz. Fakat yakında bu veri ciddi anlamda şişecek. İnternete bağlı insan sayısı artacak ve üstelik makineler de internete veri yüklemeye başlayacak. İşte tüm bu veriler içerisinden anlamlı bir şeyler çıkartmak çok değerli bir iş olacak. Örneğin Facebook geçtiğimiz günlerde bir yatırım yaptı. Bu yatırım sayesinde fotoğrafları katman katman işleyip fotoğraftaki kişinin ne yaptığını, nerede olduğunu, üzerine ne giydiğini analiz edebiliyor. Bu sayede örneğin Piramitler önünde çekilmiş şortlu fotoğ-

raflarınız var ise sizin gezmeyi seven, tarihi yerlere ilgi duyan biri olduğunuzu anlayıp giyim tarzınız hakkında bilgi sahibi olabilecekler. Bunun sonucu olarak size tarih kitapları, seyahat kampanyaları ve şortlar ile ilgili reklamlar sunacaklar. Güvenlik konusundaki çalışmalarınız nasıl ilerleyecek? McAfee’yi satın almıştınız ve bunun ardından VPro teknolojisi işlemcilerde yer almaya başlamıştı. Bu tür çözümlerin sayısı artacak mı? McAfee, bizim güvenlik alanında yazılım ve donanımı tek katman haline getirme vizyonumuzun bir parçasıydı. Günümüzde güvenlik çoğu zaman yazılımsal olarak sağlanıyor. Fakat bu yöntemin açıkları var çünkü biri donanımı

kontrol altına aldığında güvenlik yazılımını da alt edebiliyor. Bizim vizyonumuz ise donanım ve yazılımın güvenlik konusunda entegre olduğu bir sistem. Böylece biri yazılım ve donanım arasına sızmak istediğinde önü iki taraftan birden kesilmiş oluyor. VPro çözümümüz ise daha çok kurumlara yönelik, merkezden yönetilen şirket bilgisayarlarıyla birlikte kullanılan ve hayatı çok kolaylaştıran bir sistem. Elbette Intel olarak bu alanda çalışmalara devam edeceğiz. Çünkü güvenlik önümüzdeki yıllarda çok daha önemli hale gelecek. Az önce de bahsettiğim gibi internete bağlanacak 50 milyar akıllı cihazdan bahsediyoruz. Siz bunların güvenliğini sağlayamadığınız zaman çok ciddi bir kaos ortamı olacaktır. Çünkü kurumsal açıdan olduğu kadar akıllı telefonunuzdaki verilerin başkalarının eline geçmesi de kişilik haklarına ciddi bir tecavüz anlamı taşıyor. Bunların önlenmesi önümüzdeki yıllarda çok daha büyük önem kazanacak. Intel’in değişen vizyonuyla mevcut yaklaşımları da değişime uğrayacak mı? Moore Kanunu halen işlemeye devam ediyor. Fakat bu alandaki gelişmeler Intel’in gelecek 10 senedeki vizyonunu taşıyabilecek mi? Moore Kanunu halen devam ediyor. Artık 22nm’den 14nm’ye geçişi konuşmaya başladık. Önümüzdeki yıl 14nm sürecinde üretilen işlemcilerimiz piyasada olacak. 14nm’den sonra ise bizi 10nm, 7nm ve 5nm bekliyor. Bu değişimlerin her 2 yılda bir gerçekleşeceğini düşünürsek 2020’ye giderken 5nm’ye kadar inebileceğimizi biliyoruz. www.2fmagazine.com // 45


RÖPORTAJ

Nanometre değerlerinin küçülmesi daha küçük alanlara daha fazla performans sığdırmayı mümkün kılıyor. Dolayısıyla 5nm’ye kadar inildiğinde bilgisayarlar ve tabletler çok daha ince, çok daha stile yönelik olabilecek. Üstelik performansı da yine yüksek olacak. Bununla birlikte günümüzde özellikle masaüstü ve dizüstü ürünlerinde fan kullanma ihtiyacı var. Çünkü yüksek performans için yüksek frekanslara çıkmak gerekiyor ve bu da ısınmaya sebep oluyor. 14nm ile birlikte artık fanların yavaş yavaş hayatımızdan çıkacağını söyleyebilirim. Çünkü fazla ısı üretmeden aynı performansı alabileceğiz işlemcilerimizden. 5nm’den sonra soru ‘’Şimdi ne olacak?’’ oluyor. Intel, elindeki mevcut imkanlarla 5nm’ye kadar inebiliyor, bu kapasiteye sahip. Fakat 5nm’den sonra fiziksel bir sınır ortaya çıkıyor. Bunun 46 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

Intel’in mimarisiyle bir ilgisi yok. Çünkü 5nm’den sonra işlemci üzerindeki veriyolları o kadar küçülüyor ki üzerinden elektronların geçmesine yetecek kadar alan kalmıyor. Dolayısıyla 5nm’den sonra elektronun çapı yüzünden veriyi onunla iletmeniz mümkün değil. Bu noktada daha küçük çaplı bir şeye geçiş yapmak gerekiyor ki bu da foton yani ışık. Işığa geçmek demek Kuantum Bilgisayarların hayatımıza girmesi demek. Bu geçiş teknoloji açısından çok büyük bir sıçrama olacak. Çünkü bükülebilir ekranlı cihazların yapılabilmesini mümkün kılacak. Birkaç yıl önce ARM işlemcilerin gelişiyle birlikte x86 mimarisi sorgulanır hale gelmişti. Fakat bugün sizin anlattıklarınıza bakınca hiçbir şey olduğu yerde durmuyor, gelişmeye

devam ediyor. Dolayısıyla ‘’acaba sonu mu geldi’’ denilen x86 işlemciler önümüzdeki yıllarda hayatımızda önemli bir yer tutacak. Elbette, inovasyonu bir şekilde devam ettirebilen firmalar yaşamaya devam ediyor. Ben bu anlamda pazarda yaşanan rekabetin de çok değerli ve güzel olduğunu düşünüyorum. Firmalar arasındaki bu yarışma aslında firmaları ayakta tutan bir etken. Bunun sonucu da tüketici tarafında her zaman fayda sağlayan yenilikler olarak karşımıza çıkıyor. Gelişmeye devam etmedikçe ne kadar büyük firma olursanız olun sonunuz geliyor. 10 yıl önce dünya devi olan arama motorlarından hangisi bugün sadece arama motoru olarak yaşayabiliyor, ya da 10 yıl önce cep telefonu pazarında lider olan firma bugün kaçıncı sıraya düşmüş bunlara iyi bakmak lazım. Dolayısıyla inovasyon her şey. Sadece büyük şirketler değil, KOBİ


RÖPORTAJ

boyutundaki şirketler ve 2f Magazine de inovasyonu takip etmek zorunda. Ultrabook, Intel için çok önemli bir ürün ailesi. Türkiye’de bu ürünlere olan ilgi hangi seviyede? Dizüstü satışları içerisinde nasıl bir pay edindi? Ultrabook bizim üst seviye dizüstü olarak konumlandırdığımız bir ürün ailesiydi. Beklentilerimiz doğrultusunda üst segmentte kendine güzel bir yer edindi. Fiyat aralığı açısından bakarsak 600- 700 dolardan başlayan ürünler bunlar. Dizüstü pazarında şu an %10 -15 civarında bir pazar payı olduğunu söyleyebilirim. Bu da üst seviye, yüksek fiyat segmentinde konumlanan bir ürün ailesi için gayet güzel bir pazar payı. Ultrabook şunu başardı; artık herkes daha mobil. Bu sebeple kolay taşınabilir ürünleri istiyorlar. Ama bunu isterken

de performanstan ödün vermiyorlar. Bugün tabletlerde 6-7 programı aynı anda açıp kullanmanız mümkün değil. İşte buna ihtiyaç duyduğunuzda orada karşınıza Ultrabook çıkıyor. Bu anlamda Ultrabook’ların pazarda kendine ayrı bir yer edindiğini görüyoruz. Ultrabook’ları farklı kılan bir nokta da tüketicinin talep ettiği bir teknoloji olması. Genelde üreticiler bir trendi yaratır ve bunu tüketiciye kabul ettirme çabası içerisinde olur. Ama Ultrabook’lar tüketicilerin bizzat üreticilerden istediği ve elde ettiği bir ürün oldu. Siz ikisi bir arada ürünleri tablet olarak mı değerlendiriyorsunuz yoksa dizüstü olarak mı? Çünkü bunların pazar payı anlamında hangi aileye katılacağı bir soru işareti sektörde. Bence ikisi bir arada demek her ikisi

de demektir. Biz zaten bu ürünler için ‘’tercih yapmak istemiyorsanız ikisi bir arada alın’’ diyoruz. Bunun pazar payları konusuna da aslında yine tüketici karar veriyor. Deloitte’un yıl içerisinde yayınlanan bir araştırması vardı ve orada tableti bir geçiş ürünü olarak değerlendiriyorlardı. Yani Deloitte’e göre tablet, akıllı telefonlar tarafından yutulacak olan bir Pazar. Bu bizim vardığımız bir kanaat değil ama tüketicilerin kararı kendisinin vereceğine katılıyoruz. Yani tüketiciler, büyük ekranlı akıllı telefonlar sayesinde tablete ihtiyacı olmadığını düşünürlerse bu durum tablet pazarını bitirir. Aynı şekilde ikisi bir arada ürünler de tablet ya da dizüstü pazarları üzerinde belirleyici sonuçlar yaratabilir. Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Ultrabook’ların ‘’mainstream’’ dediğimiz pazarın geneline hitap eden www.2fmagazine.com // 47


RÖPORTAJ

fiyat seviyelerine geldiğini görecek miyiz? Elbette teknoloji sürekli gelişiyor, evriliyor. 90’ların başında taşınabilir bilgisayarlar neredeyse 4 parmak kalınlığındaydı. 2000’lere gelirken 3 parmağa indi, sonra 2 parmak oldu, şimdi ise bir parmaktan bile ince ürünler var hayatımızda. Dolayısıyla ilerleyen dönemde ürünler daha da incelirken bugünün Ultrabook’ları belki o zamanın mainstream dizüstüleri halini alabilir. Tabi adı Ultrabook olmak zorunda değil. Nitekim sadece Ultrabook’larda değil ikisi bir arada ürünlerde hem incelme devam ediyor hem fiyatlar düşüyor. Yakın dönemde 400 dolara ikisi bir arada ürünleri konuşuyor olacağız. Bunu daha önce bahsettiğim konuyla da bağlarsak önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaşanan değişim çok hızlı olacak. Katlanabilir ekranların gelişiyle belki yepyeni form faktörler ortaya çıkacak. Bugün hologramik ekranlar, projeksiyon klavyeler, algısal bilgisayarlar konuşuluyor. Önümüzdeki yıllarda bilgisayarlardaki değişim dramatik olacak. Akıllı telefon modellerini öncelikle 48 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

gelişmekte olan pazarlarda piyasaya sürmeyi tercih ettiniz? Bu konuda önümüzde dönemdeki yol haritanız nasıl olacak? Türkiye bu planların neresinde yer alıyor? Akıllı telefonlar konusunda istekliyiz, Intel işlemcili akıllı telefonlar piyasaya çıktı. Bu alana önem veriyoruz ama henüz gaza sonuna kadar basmadık. İştahlıyız ama biz sprinter değiliz. Bir anda hızla ürünleri piyasaya sürmüyoruz. Biz maraton koşucusuyuz ve zaman içerisinde çok güzel ürünleri piyasaya sunacağız. Sonuçta bahsettiğimiz teknolojilerin hepsi dönüp dolaşıp sizin yanınızda taşıdığınız tek bir cihaza bağlanıyor. Şu an bir akıllı telefon bu görevi üstlenebilir. Ama gelecekte kolunuzdaki saat mi olur, bir bileklik mi olur, küpe mi olur bilemiyorum. Bunu hep beraber keşfedeceğiz. Türkiye için benim düşüncem 2014 yılında 1-2 akıllı telefon modelini göreceğimiz yönünde. 2015 yılında ise bu rakamlar artacaktır. Moore Kanunu sayesinde işlemcilerin mimarisi yapısı küçülse de dışarı-

dan bakıldığında fiziksel yapısı aynı görünüyor. Yani Intel, işlemci çekirdeklerinin kapladığı alanı küçültüyor ama işlemci boyutunu küçültmüyor. Bu da çekirdeklerin yanına farklı şeyler ekleyebilmeyi mümkün kılıyor. Gelecekte işlemcilerin içine daha neler sığar sizce? Moore Kanunu hız kesmeden devam ediyor. Dediğiniz gibi gerek dahili grafik işlemcileri, gerekse USB 3.0 kontrolcüleriyle birlikte işlemciler üzerinde yenilikler gerçekleştirdik. Bu böyle de devam edecek. Tabi şimdiden bu konuda kesin konuşmak mümkün değil. Ama gelecek çok daha bütünleşik işlemcilerin olacak. Sensörler, jiroskoplar, internet alıcıları vs hepsi işlemci içerisine entegre olabilir. Bununla birlikte elbette anakartlar üzerindeki komponent ihtiyacı da azalacak ve anakartlar küçülecek. Bizim Intel Quark dediğimiz bir ürünümüz var örneğin, çok küçük bir kart üzerinde işlemci ve gerekli sensörlerden oluşuyor. 60 – 70 dolara satılan bir sistem ve Galileo programımız kapsamında tüm dünyaya satıyoruz bu ürünü. Bu inovasyonu, nesnelerin interneti, makineler arası ile-


RÖPORTAJ

tişim projelerini destekleyecek bir ürün ve çok başarılı olacağına inanıyoruz. Çünkü eskiden böyle programlanabilir bir sistem hem daha pahalıya geliyordu hem de boyutları çok büyüktü. Quark’ın kullanılabileceği alanlar sadece sizin yaratıcılığınıza kalmış. İster bir robot yapın, ister giyilebilir bir şey yapın, isterseniz bir donanım yapın. Son olarak sizin eklemek istedikleriniz var ise onları da duymak isteriz. Teknoloji her sektörü değiştirecek. Sadece kullandığımız cihazları değil örneğin sağlığımızı da değiştirecek. Kaç adım attık, kalbimiz ne zaman hızlandı, kolesterolümüz yükseldi mi bunların hepsini anlık olarak takip edebileceğiz yakında. Bu sebeple ben teknolojiyi hayatımızda değer yaratabilecek bir noktaya konumlandırmamız gerektiğini söylü-

yorum hep. Gençlerimize de bunu aşılamalıyız. Bilgi her yerde, okulların fonksiyonu bu anlamda artık azalmaya başladı. Üniversite artık size öğretmiyor, sizi yönlendiriyor, ‘’coach’’ ediyor. Dolayısıyla Türkiye olarak artık teknolojiyi sadece kullanmak değil üreten bir toplum haline de gelmemiz gerekiyor. Ben her konuşmamda Facebook ve Twitter’ı dünyada en çok kullanan ülkelerden biri olduğumuzu söylemekten gurur duyuyorum. Ama bir yandan bunları sadece tüketiyoruz demek de beni üzüyor. Çek Cumhuriyeti’nden AVG diye bir firma çıkmış ve Nasdaq’a kote olmuş örneğin. Çek Cumhuriyeti inovasyonda çok önde gelen bir ülke değil ama onlarda bile iki girişimci böyle global bir şirket yaratabilmiş. Bizde halen dünya çapında bir girişimcilik çıkmış değil. Soru şu; Teknoloji her anlamda gelişmeye devam edecek. Peki ama Tür-

kiye bunu ne kadar yakalayabilecek, buna ne kadar katkı sağlayabilecek? Eğer sadece tüketici olacaksak bu geleceğimiz adına pek iyi olmaz. Biz Intel olarak Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı ile öğrenci ve öğretmenlerin teknoloji konusundaki eğitimlerine destek oluyoruz. Ayrıca üniversiteler ile çeşitli programlar gerçekleştiriyoruz. Ben kişisel olarak da gerçekten Türkiye’den şöyle 2-3 tane dünyayı saran başarı hikayesi çıksın istiyorum. Çok uzağa gitmeye, çok yükseklere bakmaya gerek yok. Facebook ve Mark Zuckerberg örneği güzel bir örnek belki ama artık çok fazla verilen bir örnek. Bence Estonya – Skype örneği daha güzel bir örnek. Estonya’dan Skype gibi bir şirket çıkabiliyorsa, İngiltere’de 17 yaşında bir çocuk Summly’yi yapabiliyorsa bizim ülkemizden de böyle örnekler çıkmalı. // www.2fmagazine.com // 49


KAPAK KONUSU FİL

SİNE

Turgay ERYİĞİT // turgay@2fmagazine.com

@huapsukh

47 RONIN Efendileri Lord Asano’nun ölümünden sonra Ronin olan Samuray’ların hikayesi. Samuray tarihinde Bushido kavramını en iyi anlatan hikayelerinden biridir. 1700’lü yıllarin başında Tokugawa Shogunate döneminde Shogun, Japonya’yi Edo’dan yönetirken fazla bir gücü olmayan İmparator ise Kyoto’da yaşamaktadır. İmparatora olan saygısını göstermek isteyen Shogun, iki genç Daimyo’yu değerli hediyelerle Kyoto’ya gonderir. Lord Asano ve Lord Date’nin tecrubesiz olması sebebiyle de yanlarına tecrubeli ama hırsı ve kibiriyle ünlü olan devlet adami Kira’yı verir. Kira, Lord Asano’nun kendisine değerli hediyeler vermemesi sebebiyle kendisine büyük düşmanlık beslemeye başlar ve bu düşmanlığını her fırsatta Lord Asano’yu topluluk içinde küçük düşürecek sözler söyleyerek gösterir. Başlarda bu aşağılamalara karşı sabırlı davranan Asano’nun sabrı iki ay sonra taşar ve kılıcını* çekerek Kira’yı yaralar. Ddo kalesi icinde kılıç çekmek ölüm cezası gerektiren bir suçtur. Gerek Kira’yi gerekse Asano’yu iyi tanıyan Shogun durumu anlamış olsa bile ceza kaçınılmazdır. Her şeye rağmen Shogun, Asano’nun onurunu korur ve onun Seppuku yapmasına olanak tanır. Ancak Kira cezalandırılmaz ve görevine devam eder. Lord Asano’nun ölümünden sonra ona bağlı olan Samuray’lar artık birer Ronin’dir. Kanunlara gore Seppuku yapmış bir lordun kalesi zaptedilir ve ona bağlı olan Samuray’lar dağıtılır. Asano’nun Samuray’larinin bir çoğu kaleyi terkederken Asano’nun baş yardımcısı olan Oishi ve ona bağlı 59 Ronin dağılmadan önce efendilerinin onurunu korumak icin Kira’yı öldürmeleri gerektiğine karar verirler ve plan yaparlar. 50 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


KAPAK KONUSU 6ó1(0$

4

7 Ronin’in gerçek hikayesi bu şekilde başlar. Ancak filme Hollywood eli değecek ise, bu yeterli bir hikaye değildir. Orijinaline sadık kalıp olduğu gibi anlatılsa muhteşem bir film olabilecek hikaye, senaryo aşamasında öncelikle, bir melez ve japon prensesi arasındaki “aşk”, sonra biraz büyü ve gerçek üstü yaratıklar eklenerek “ilgi çekici!” hale getirilir. Daha sonra “Carl Rinsch” adında, daha önce hiç bir işe imza atmamış çaylak bir yönetmene verilir ki, izleyici hepten çileden çıksın. Filmin görüntüleri ve temposuna diyecek hiç bir şey yok aslında. Özellikle bolca yararlandığı 3D teknolojisi ve tempolu yapısı ile, bu uzunlukta bir film hemen hiç sıkılmadan sonuna kadar sizi içinde tutmayı başarıyor. Ancak başta da bahsettiğim gibi, senaryo içerisindeki anlamsız yapılanmalar, “ya şurası da biraz abartı olmamış mı sanki” dedirten onlarca detay var filmde. Filmi izlerken kesinlikle sıkılmıyorsunuz, hatta memnun ayrılıyorsunuz. Ancak gene de, hani bir yetmezlik olur ya, birşeylerin yetersiz ve/veya eksik olduğu hissi maalesef tamamlanmamış hissettiriyor size. Öncelikle Keanu Reeves haricinde tüm ekibin Japon olması ve Japon tarihini anlatan bir filmin aynı dilde olması ihtiyacını doğuruyor tabii ki. Belki ben bu konuda tuhaf düşünüyor olabilirim ama, Amerikan Sineması’nın beni en sıkan tarafı bu. Filmin en iyi yanlarından biri sunduğu görsel şölen, bir çok yer de karanlığın içinde geçiyor olsa da muhteşem görselleri ve çekim kalitesi ile seyirciyi içine çekmeyi başarıyor. Bir diğer ve en önemli kısım ise, Keanu Reeves’in başrolü üstlenmesine karşın tamamıyla filmi sürükleyen kişi olmaması. Filmdeki diğer yan roller, hikayenin asıl kahramanları oldukları için, bir çok bölümde Keanu Reeves olmaksızın –tabii ki kusursuz oyunculuklarla- hikayenin doğru dürüst yürümesini sağlıyor. Keanu Reeves demişken, epey zamandır ortalıkta olmamasını göz önünde bulundurularak, dönüşü bizler için hoş oldu. Sanırım oyunculuğu o kadar da iyi olmamasına rağmen, duruşu ve seçimleri ile seyirci nezdinde bu kadar yüksek kredisi ve ona duyulan sevgi, aktörler arasında herkese nasip olmayacak bir lütuf. Eksikleri olmasına rağmen, dönem itibari ile de ilginizi çekeceğini düşündüğüm “47 Ronin”, -hikayeye eklenmesine gerek olmadığını düşünsemde -AŞK, ONUR ve İNTİKAM temasını güzel bir harmanda birleştirerek, zaman kaybı diye düşünmeksizin izlenebilecek filmlerden biri hatta en iyi seçenek olarak vizyonda. // www.2fmagazine.com // 51


KAPAKFKONUSU İL

SİNE

SORAYA’YI TAŞLAMAK

B

azı filmler vardır, film hakkında bir şey söylemek zordur ve hatta gereksizdir. Onun yerine filmin anlattığı şeyler üzerine konuşmak daha doğru olabilir. Soraya’yı Taşlamak biraz böyle bir film. İsminden ilk perde açılışına, oradan ilerleyişine her şeyi ile sonuç aşikardır. Ama yine de –belki de Amerikan sinemasının bizi alıştırmasından- hep umut ediyorsunuz son sahneye kadar bir mucize olması için. Filmin afişinde “Gerçek bir öykü” yazıyorsa, sizin de taktir edeceğiniz üzre Amerikan sineması gibi sonuçlanmıyor her şey. Konuyla alakalı internette yaptığım aramalar sonucunda, bir birinden farklı onlarca yorum ve eleştiri okudum. Olayın din ekseninde ilerliyor olması 52 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

garip yorumlara sebep oluyor maalesef. Filmde anlatılan konuda, İslam’a değil, İslam’ı kullanan yobazlara eleştiri yapılıyor olmasına rağmen, insanlar maalesef gerçekliği olan olayları sanki dine karşı yapılmış bir hakaret olarak algılayıp, aslında bu anlatılanların gerçekliğinin olmadığı, yahut manipüle edildiği üzerine yorumlarda bulunuyor. Ülkemiz de dahil olmak üzere maalesef ki bir çok ülkede kadına karşı şiddet, kadının toplum içerisindeki yeri ve değersizliği aslında gün gibi aşikârdır. Ki bu İslam’ın kadına değer vermediğine değil, faşizan erkek yapısının işgüzar yorum ve uygulamalarının sebebidir malumunuz. Kaldı ki youtube’da “recm” ile ilgili ufak bir arama yaptığınızda, dünya üzerinde gerçek görüntülerden oluşan yüzlerce

videoya rastlıyorsunuz. O yüzden filmle alakalı daha fazlaca yorum yapmaktan ziyade künyesini paylaşmayı tercih ediyorum. Kararı izledikten sonra kendiniz vermeniz adına... Yönetmen: Cyrus Nowrasteh Oyuncular: Shohreh Aghdashloo, Mozhan Marnò, James Caviezel, Navid Negahban, Ali Pourtash Tür: Suç, Drama Yapım Yılı: 2008 (114 dk) Vizyon Tarihi: 14 Mayıs 2010 Cuma Senaryo: Betsy Giffen Nowrasteh, Cyrus Nowrasteh Yapımcı Firma: Fallen Films Yapım Ülkesi: ABD Orijinal Dil: İngilizce, Farsça Orijinal Adı: The Stoning Of Soraya M. Resmi Site: www.sorayayitaslamak.com/


6ó1(0$ Soraya Manutchehri Doğum: (Tahmini) 1950 – İran Ölüm: Ağustos 1986 – Kupayeh,İran Yaş: 36 Ölüm Nedeni: Halk’ın taşlaması sonucunda kafatası kırılması. Yedi çocuk annesi bir kadın. Kendi deyimiyle “zahmetsiz bir eş” “Olmayın riyakarlık edenlerden, Bir yanda yüksek sesle Kur’an’ı dillendirirken, Öte yanda ahlaksızlığını sakladığını zannedenlerden. Hafız-ı Şirazi (14.YY İranlı Şair)” Soraya Manutchehri’nin 9 Yaşındayken çekilmiş ilk ve tek fotoğrafı 13 yaşındayken değiş tokuş olarak planlanan bir evlilikle, küçük suçlardan sabıkalı, 20 yaşındaki Ghorban Ali ile evlendirilir. Soraya 23 yıllık evlilikte dokuz kez hamile kalır. Kocasının dayaklarından dolayı iki bebeği ölü doğar. Sadece dayak değil, hakaretleri ve fahişelerle düşüp kalkmaları da vardır. Ama en kötüsü en büyük iki oğlunu sürekli annelerine karşı kışkırtır. Aslında Ghorban Ali adi bir suçlu değildir. O Humeyni yönetiminde, kökten dinciliği maske olarak kullanan sadist ve acımasız bir adamdır. Komşu kasabada gardiyan olarak çalışır. Orada tanıdığı 14 yaşındaki bir kıza göz koyar. Onunla mutlaka evlenmelidir. Humeyni İran’ın da çok eşlilik yasaldır ancak Ali, hem iki ailenin bakımını üstlenmek, hem de Süreyya’dan boşanıp nafaka vermek istemez. Bu durumda onu başından def etmek için, sadakatsizlikle suçlar. İki şahit gerektiği için, molla ve muhtarla bir olarak planı uygulamaya koyarlar, yanına birini bulması zor olmayacaktır. Adli makamlar! Bu iftiraları kanıt olarak kabul eder. “Bir koca, karısını itham ederse, suçsuzluğunu kanıtlamak vazifesi kadına düşer. Kanunlara gore bu mesuliyet kadına düşer. Şayet, karısı kocasını itham ediyorsa, o durumda da karısı kocasının suçunu ispat etmelidir.” Filmin bir çok karesinde kadına karşı yapılan şiddet, toplum içerisinde ne denli değersiz bir varlık olarak görüldüğü gerçeği şok edici biçimde gözler önüne seriliyor. Ve bu o kadar sert, kanlı ve acılı dile getiriliyor ki, bir çok sahnede kendi insanlığınızdan utanır halde buluyorsunuz kendinizi. Filmin finalinde Soraya’nın recm edilmesi öncesinde molla! efendinin ağzından köpükler saçarak verdiği vaaz ve insanların “Allahu Ekber” nidaları arasında, tertemiz, bembeyaz bir iyiliği

nasıl bir kin ve nefretle yok edilişini izliyoruz. “Bu kadın köyümüzün haysiyetini kirletmiştir. İşlediği günahların cezasını çekmelidir. Kendisine atacağınız her taşla, haysiyetinizi tekrar geri kazanmış olacaksınız. “ Haydi şimdi elinize bir taş alıp DVD nizin Play tuşuna fırlatın… www.2fmagazine.com // 53


KAPAKFKONUSU İL

SİNE

Can Dostum Orjinal isim: Intouchables Başrol: François Cluzet, Omar Sy Tiglon / Diğer Yapımcılar / Calinos Bazen kendinizde eksik olan şeyi bulmak için başka birinin hayatının derinliklerine ihtiyaç duyarsınız. Hayatta karşılaşma olasılığı çok düşük olan iki adam - Philippe, yamaç paraşütü yaparken geçirdiği kaza sonrası tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş bir aristokrat ve Paris’in kenar mahallelerinden gelme hapishaneden yeni çıkmış işsiz bir genç, Driss ... Naif, gerçekçi ve sımsıkı bir dostluk hikayesi! Gerçek bir hayat öyküsünden esinlerek, Olivier Nakache ve Eric Toledano tarafından kaleme alınmış senaryosu ile Fransa’dan Almanya’ya, İspanya’dan Güney Kore’ye kadar dünyanın dört bir yanında kırdığı rekorların ardından İngilizce dışında yabancı bir dilde tüm zamanlarda en fazla gişe hasılatını elde eden yapım olarak sinema tarihine geçmiş bir film. Not: İşitme Engelliler için Özel Türkçe Altyazı

Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir Orjinal isim: City Without Limits Başrol: İmre Azem Tiglon / Diğer Yapımcılar / Kibrit Film Kentsel Dönüşümü ve 3. Köprü Projesini Deşifre Eden Ödüllü Belgesel Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir, Saraybosna Film Festivalinden İnsan Hakları Ödülü’yle dönen, Siyad “En İyi Belgesel” ödüllü Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir, İstanbul’u nefes alınamaz hale getiren sistemin ilmek ilmek nasıl örüldüğünü; “Afet Yasası”nın içyüzünü, 2012 içerisinde temeli atılmak istenen 3. Köprü projesinin altında yatan dinamikleri ve olası sonuçlarını gözler önüne seriyor. Ekümenopolis İstanbul’a bütüncül bir yaklaşımı amaçlıyor, değişim kadar, değişimin altındaki dinamikleri de sorguluyor. Bizi yıkılmış gecekondu mahallelerinden gökdelenlerin tepelerine, Marmaray’ın derinliklerinden 3. köprünün güzergahına, gayrimenkul yatırımcılarından kentsel muhalefete, bu uçsuz bucaksız kentte uzun bir yolculuğa çıkartıyor. İlgiyle izlenen filmin DVD’si, Özlem Ölçer tarafından tasarlandı ve geri dönüştürülebilir çevre dostu kağıttan tek tek elle yapıldı. 54 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

(9'(6ó1(0$.(<)ó


KAPAK KONUSU (9'(6ó1(0$.(<)ó

Yabancı Senaryo - Yönetmen: Filiz Alpgezmen Tiglon / Diğer Yapımcılar / Filmoda “Şimdiyse Bir Başkasıyım Ama Yine De Aynı Kişiyim.” Ulysses / James Joyce Özgür, devrimci mücadele sonrası, 80 darbesiyle Fransa’ya iltica etmiş bir anne babanın kızıdır. Annesi o çok küçükken ölen ve babasıyla büyüyen Özgür’ün hayatla bağları oldukça kopuk, her şeye ama en çok da kendine ‘yabancı’ genç bir kadındır. Özgür, Paris’te babası Hüseyin’in ölüm haberini alır. Babasının evinde bulduğu vasiyet niteliğindeki bir mektup, Özgür’ü çok etkiler ve genç kadın babasının cenazesini alarak İstanbul’a gelir. İstanbul’da, vatandaşlıktan atılmış babasını defnedebilmesi için çözülmesi belki de imkansız bürokratik engelleri aşması gerektiğini görür.

Kalbim Sende Orjinal ismi : Don Jon Başrol: Joseph Gordon-Levitt, Scarlett Johansson Bağımsız Herkes Mutlu Bir Son İster! Son yılların en eğlenceli ve özgün romantik komedisinde Joseph Gordon-Levitt modern zamanların Don Juan’ı olarak karşımıza çıkıyor. Yakışıklı ve çapkın Don Jon, bir gün güzeller güzeli Barbara’ya rastlar ve kalbini kaptırır. Ancak onu parmağında oynatan ve evlenilecek bir adam haline getirmeye çalışan Barbara ile düzenli bir ilişki yaşamak Don Jon için pek kolay olmaz.

www.2fmagazine.com // 55


İL

SİNEF

Oldboy Vizyon Tarihi: 03 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - ABD Tür: Aksiyon, Dram, Gizem Yönetmen: Spike Lee Oyuncular: Josh Brolin, Samuel L. Jackson, Elizabeth Olsen, Michael Imperioli, Linda Emond Senaryo: Mark Protosevich, Garon Tsuchiya, Nobuaki Minegishi Yapımcı: Spike Lee, Mark Protosevich

56 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

9ó=<21'$.ó/(5 Kusursuzlar Vizyon Tarihi: 03 Ocak 2014 Yapımı : 2013 - Türkiye Tür: Dram Süre: 95 Dak. Yönetmen: Ramin Matin Oyuncular: Mehmet Ali Nuroğlu, Suna Selen, İbrahim Selim, İpek Türktan, Esra Bezen Bilgin Senaryo: Emine Yıldırım Yapımcı: Emine Yıldırım, Oğuz Kaynak Diğer Adı: The Impeccables

Çocuk Pozu (Pozitia copilului) Vizyon Tarihi: 10 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - Romanya Tür: Dram Süre: 112 Dak. Yönetmen: Calin Peter Netzer Oyuncular: Ilinca Goia, Luminita Gheorghiu, Cerasela Iosifescu, Tania Popa, Bogdan Dumitrache Senaryo: Calin Peter Netzer, Razvan Radulescu Yapımcı: Ada Solomon, Calin Peter Netzer Diğer Adı: Child’s Pose

Gloria Vizyon Tarihi: 10 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - İspanya, Şili Tür: Dram Süre: 110 Dak. Y ö n e t m e n : Sebastián Lelio Oyuncular: Luz Jiménez, Paulina Garcia, Sergio Hernández, Diego Fontecilla, Coca Guazzini Senaryo: Sebastián Lelio Yapımcı: Luis Collar

Geçmiş (Le Passé) Vizyon Tarihi: 31 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - Fransa, İtalya Tür: Dram, Gizem Süre: 130 Dak. Yönetmen: Asghar Farhadi Oyuncular: Bérénice Bejo, Ali Mosaffa, Valeria Cavalli, Babak Karimi, Tahar Rahim Senaryo: Asghar Farhadi Yapımcı: Alexandre Mallet-guy Diğer Adı: The Past, El Pasado


İL

SİNEF

Düzenbaz (American Hustle) Vizyon Tarihi: 17 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - ABD Tür: Dram , Suç Süre: 129 Dak. Yönetmen: David O. Russell Oyuncular: Bradley Cooper, Amy Adams, Jennifer Lawrence, Christian Bale, Jeremy Renner Senaryo: David O. Russell, Eric Singer Yapımcı: Charles Roven, Jonathan Gordon

'g57*g=/(%(./('ó./(5ó0ó=

Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis) Vizyon Tarihi: 17 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - ABD Tür: Dram , Müzikal Süre: 105 Dak. Yönetmen: Joel Coen, Ethan Coen Oyuncular: Oscar Isaac, Carey Mulligan, Justin Timberlake, Ethan Phillips, Garrett Hedlund Senaryo: Joel Coen, Ethan Coen Yapımcı: Joel Coen, Ethan Coen

12 Yıllık Esaret (12 Years A Slave) Vizyon Tarihi: 24 Ocak 2014 Yapımı: 2013 - ABD, YeniZelanda Tür: Biyografi, Dram, Tarih Süre: 134 Dak. Yönetmen: Steve McQueen (II) Oyuncular: Brad Pitt, Michael Fassbender, Chiwetel Ejiofor, Paul Giamatti, Paul Dano Senaryo: Steve McQueen (II), John Ridley Yapımcı: Brad Pitt, Steve McQueen

Kırık Çember (The Broken Circle Breakdown) Vizyon Tarihi: 24 Ocak 2014 Yapımı: 2012 - Belçika Tür: Dram Süre: 111 Dak. Yönetmen: Felix Van Groeningen Oyuncular: Johan Heldenbergh, Nell Cattrysse, Veerle Baetens, Geert Van Rampelberg, Robbie Cleiren Senaryo: Felix Van Groeningen Yapımcı: Dirk Impens

www.2fmagazine.com // 57


$WO×.DU×QFD

Sebahat BAĞBARS // sebahat@2fmagazine.com

Ertelenmis Hayatlar B üyük bir kitapçı… İçinde farklı farklı yüreklerden dökülmüş satırların bulunduğu yüzlerce kitabın da yer aldığı kocaman bir dünya… Baştan aşağıya aynı kitapla dolu bir raf aşkla yazılmış, sevgiyle ciltlenmiş ve her biri yazarını sevinç gözyaşlarına boğmak için heyecanla ve özenle yerlerini almışlar.

Aslında bu kitapla ilgili en önemli şey Ela Ülger’in anılarını okurken sıklıkla bugün yitirdiğimiz, unuttuğumuz bazı önemli değerleri yeniden hissedebiliyor olmanız… Baştan söyleyeyim anılarını henüz dünyaya gelmediği günlerden itibaren anlatmaya başlayan yazar, kitabında güzel anıların yanı sıra birçok da acıklı anıya yer veriyor…

Sözün özü raftaki kitapların sahibi Ela Ülger. Herkes gibi onun da bir geçmişi var… Onun herkesten farkı ise; kâğıda dökülebilecek ve okunası, ilginç, hüzünlü ama cesaret verici bir geçmişe sahip olması.

Hüzünlü olduğu kadar, umut dolu bir yolculuk “Ertelenmiş Hayatlar”

Cinius Yayınları’ndan çıkan “Ertelenmiş Hayatlar” Ela Ülger’in ilk kitabı. “Beni hayatımı yazmaya iten, bir uyanıştı. 47 yıl önce bana yazılmış mektup ve şiirler. Her şey onları tekrar okumamla başladı diyebilirim…” Ülger, başta sadece rahatlamak için anılarını kaleme almaya başlıyor. Her zaman yanında olan ailesi sürpriz yapmak amacıyla ondan habersiz kitabın basılmasını sağlıyor. Bu harika sürpriz, bana “bu kitabı mutlaka yazmalıyım” dedirten sebeplerden sadece biriydi. Ela Ülger’in sıradan bir mağaza gezintisi gibi gittiği kitapçıda kendi kitabıyla karşılaşması ve o an yaşadığı mutluluk anlarını belki bir gün ikinci kitap olarak da okuma şansı buluruz. Neden olmasın? 58 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

Kitaptan… “Bir başka yıl yine Cumhuriyet bayramında Atatürk’ümüz Çanakkale’ye geliyor. Gecenin ilk dansını partnerleriyle açarak geceyi başlattığını, Ulu Önder’imizi yakından gördüğünü annem heyecan ve gururla anlatırdı bizlere. O umut dolu, insana yaraşır, insan gibi yılları ne güzel geçirmişler. Zaman zaman iç konuşmalarımda ‘Biraz daha önceki yıllarda doğsaydım da o güzelim yılları yaşayıp bugünkü çirkinlikleri görmeden ölüp gitseydim.’ diye -ne yazık ki günümüzde yaşadıklarımızdan dolayı- düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.” …. “Annem Yılmaz her uçuşa gittiğinde televizyonda TRT’nin son haberlerini dinlemeden yatmazdı. Öyle bir alışkanlık edinmişti. O gece annem yatak odamıza gelip “Elâ salona gelir misin!”

diyor. Işıl’ın uyanmaması için sessizce söylüyor. Ekranda sürekli, Esenboğa havaalanındaki uçak kazasının haberini tekrarlıyorlar. 727 Boing Afyon uçağının düştüğünün, uçağın üçe bölündüğünün, kokpitin ana gövdeden koptuğunun, orta ve kuyruk kısmının ayrıldığının haberini veriyorlar. Ölü ve yaralılarla, mürettebatla ilgili haber yok! Beynimden vurulmuşa dönüyorum. Kendi çevremde salonun ortasında dönüp duruyorum. Annem beni teskin etmeye çalışıyor ama mümkün değil, çıldırmış haldeyim. Hemen telefona sarılıp Ankara’yı arıyorum. Yılmaz’ın abisi Aytekin abinin evini, ablamı, herkesi, THY Genel Müdürlüğünü, Pilotlar Odasını, her yeri arıyorum. Yeter ki yaşadığını öğrenebileyim.” //


.贸7$3

www.2fmagazine.com // 17


KAPAK KONUSU

=(9.ú

Aslıhan KARLIDAĞ // aslihan@2fmagazine.com

SEFA

@aslihankarlidag

Sanatın ve Estetiğin Buluştuğu Yer:

Viyana Belvedere Sarayı

en Viyana’yı iki kelimeyle tanımlıyorum “şık” ve “estetik”. Sanat ve tarih şehrin dokusuna öylesine nüfuz etmiş ki, insanlar Tuna Nehri’nin kıyısında sırtları nehre dönük oturup manzaradan ziyade şehri izlemeyi tercih ediyorlar. Avusturyalılar’ın genlerindeki sanat aşkı bugünün müze cennetini yaratmış. Viyana’da yüzün üzerinde müze bulunuyor. Hepsini gezmek neredeyse imkansız olduğundan ben kendi gezdiklerim arasından en çok ilgimi çekenleri sizlere önereceğim.

B

Ne yapılır? Müze gezilir, bale, opera veya kla60 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

sik müzik konserine gidilir. Ben sanat insanı değilim, resime heykele mesafeliyim diyorsanız sizi Viyana’ya yavaş yavaş ısındıralım. İlk durağınız Hundertwasser Haus olsun. Burası Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser’in tasarımı olan bir bina. Binada insanlar yaşadığı için içeri girmenize izin vermeyeceklerdir. Ama merak etmeyin, hemen yakınındaki Hundertwasser Müzesi aynı konseptle hazırlanmış. Burası tam bir “anlatılmaz yaşanır” müzesi. Hundertwasser’in o ilginç düzensiz formlar içeren tarzı müzenin her yerine hakim, öyle ki müzenin zemini bile düz değil. Müzede ayrıca

Hundertwasser’in tabloları da sergileniyor. Viyana’nın en ihtişamlı binalarından biri olan Belvedere Sarayı’nı kesinlikle pas geçmeyin. Saray, yukarı Belvedere, aşağı Belvedere ve sera (kış bahçesi) olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Asıl büyük olan ve sergilerin yer aldığı kısım yukarı Belvedere, 1770’li yıllardan beri müze olarak hizmet veriyor. Klimt, Schiele ve Kokoschka gibi ünlü ressamların eserleri burada sergilenmektedir. Sarayın bahçesinde fotoğraf çektirin tabi ama içeriye girip en azından Klimt’in “The Kiss” adlı eserini dünya gözüyle görün derim. Belvedere’yi gezdikten sonra


=(9.ú

SEFA

Hundertwasser Haus

Leopold Müzesi

Schönbrunn Palace

*(=ó 6$ñ/,. yavaş yavaş Viyana’ya ısındığınızı hissedeceksiniz. Artık, Avusturya’nın modern sanatlar müzesi olarak bilinen Leopold Müzesi’ni gezmeye hazırsınız. Yüzlerce eserin sergilendiği müzede ben en çok Egon Schiele’nin eserlerinden etkilenmiştim. Gustav Klimt’in mentorluğunu yaptığı sanatçı, 28 yıllık yaşamına onlarca değerli eser bırakmış. Leopold Müzesi, en geniş Schiele koleksiyonuna sahip müze olma özelliğini taşıyor. Leopold’da ayrıca Klimt’in “Life and Death” adını verdiği tablosunu da görebilirsiniz. Kunsthistorisches Müzesi ise dünyanın en seçkin müzelerinden biri olarak gösteriliyor. Görkemli mimarisiyle göz kamaştıran müzede Avrupa sanat tarihinin en önemli eserleri sergileniyor. Müze, Raphael’in “Madonna in the Meadow,” Vermeer’in “The Allegory of Painting” adlı eserlerinin yanında Velazquez, Rubens ve Rembrandt’ın eserlerine de ev sahipliği yapıyor. Viyana’ya gidip de teknoloji müzesi gezen tek kişi olmak istemediğim için, Viyana Teknoloji müzesini gezmenizi önermek istiyorum. Tesla bobininden yüksek gerilim üretirken ortaya çıkan yıldırımları görmek en az ünlü ressamların tablolarını görmek kadar heyecan verici bir deneyim. Yıldırımdan ortaya çıkan enerji ise Viyana’nın şanına yakışır bir şekilde klasik müzik çalan bir hoparlöre aktarılıyor. Müzede ayrıca; spektometreden piyanoya, ilk uçak tasarımlarından buhar lokomotifine kadar değişik cihazlar ve araçlar sergileniyor. Hofburg ve Schönbrunn www.2fmagazine.com // 61


*(=ó

=(9.ú

SEFA

Life and Death

Sarayları’nda bir gezintiye çıkmadan Viyana’ya gittim denmez, benden uyarması. Hofburg Sarayı’nı Avusturya başbakanı ofis olarak kullanıyor. Schönbrunn Sarayı, Avrupa’nın en etkileyici barok yapılarından biri olarak kabul ediliyor. Kraliyet ailesinin yazlık evi olarak kullanılan saray, Türklerin Viyana Kuşatması’nın ardından tekrar dizayn edilmiş ve son halini almış. Saray, tarihi önemi ve görkemli iç dekorasyonuyla UNESCO’nun kültür miraslarına dahil edilmiş. Viyana’da, bir klasik müzik konserine veya bir bale gösterisine gitmemek ayıp olur. Schönbrunn Orkestrası’ndan bilet alabilirseniz eşsiz bir ortamda klasik müzik dinlemiş olursunuz. Bilet bulamazsanız üzülmeyin, turistler için hemen her gün klasik müzik ve bale içeren gösteriler düzenleniyor.

Ne yenİr ne İçİlİr?

The Kiss 62 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

Tabi ki Figlmüller’de şarap eşliğinde şinitzel yenir. Yalnız hemen uyarayım, buradaki şinitzelden sonra bir daha asla Türkiye’de şinitzel yiyemeyeceksiniz. Figlmüller küçük bir restaurant, öyle şaşalı bir yer beklemeyin. Ama yemekleri inanılmaz lezzetli. Önden mutlaka patates çorbası için. Beyaz şarabı da çok başarılı ve küçük arjantin bardağında servis edilen şarabı içmek oldukça keyifli. Hergün en az bir öğün Figlmüller’de yiyin, sonra pişman olursunuz. Öğünlerden birini geçiştirmek istiyorsanız ya da gezerken karnınız kazındıysa, sokakta sosis yemenizi öneririm. Sosis istediğiniz zaman iki parça sosis yanında da hardal sos veriyorlar. Bir de patates kızartması da aldınız mı, değmeyin keyfinize.


=(9.ú

*(=ó

SEFA

Figlmüller Şinitzel

Sachertorte

Viyana’nın olmazsa olmazlarından Sachertorte’yi Hotel Sacher’de yemenizi öneriyorum. Zaten başka bir yer önereni henüz görmedim. Bir çikolatalı kek neden bu kadar çok övülüyor sorusunun cevabını, Sachertorte’den bir çatal aldıktan sonra bulacaksınız. Cafe Schwarzenberg’de Apfelstrudel yiyin. Apfelstrudel, elmalı tarta benzeyen bir tatlı ama kesinlikle ondan daha lezzetli. Sıcak bir Apfelstrudelin üzerine bir top vanilyalı dondurma ekleterek kendinizi şımartın. Unutmadan söyleyeyim, Cafe Schwarzenberg’de akşamları canlı piyano eşliğinde arya dinleyebilirsiniz. Ben tatlıyı çok sevdiğim için önerilerim hep tatlı üzerine oluyor haliyle. Ama bu son. Demel’de bir tatlı yemeden Viyana’dan ayrılmayın derim. Ne içilir sorusunun cevabı çok basit. Musluktan su içilir! Çocukluğumda sokakta top oynadıktan sonra eve dönüp musluktan kana kana su içtiğim günleri Viyana’da tekrar yaşadım. Hele yaşınız gençse, hayatınızda hiç musluktan su içmenin keyfine varamamışsanız, sizin için bulunmaz fırsat. Bira çeşitlerinden de denemenizi öneririm. Olduça fazla çeşitte biraları var. Ben en çok Steigl ve Ottokringer’i sevdim. Café Weimar’da meşhur Avusturya kahvesi Melange için. Genellikle lokallerin uğrak yeri olan cafe, kahvaltı için de ideal.

Ne zaman gİdİlİr?

Apfelstrudel

Soğuk havayı seviyorsanız, kışın kar yağarken gidin derim. Karlar altında Viyana gerçekten çok güzel oluyor. Soğuk sevmiyorum diyorsanız sonbaharı öneririm size. Sonbahar renklerinin arasında bisikletle şehri gezmenin keyfine doyamacaksınız. // www.2fmagazine.com // 63


Baturay TOK // baturay@2fmagazine.com

@negoey

DISCIPLINE

64 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


TASARIM on Arad, 1981’de bir hurdalıkta gördüğü Rover V8’den çıkma, iki tane kırmızı deri koltuğu satın aldı. 1930’larda inek sağılan ağıllarda kullanılan bir demir iskeleti, bu koltuklar ile birleştirerek, “Rover Chair” isimli ilk mobilya tasarımını yapmış oldu. Londra’daki stüdyosunun vitrininde duran bu iki ürünü, ünlü modacı JeanPaul Gaultier görüp, satın aldı. İngiltere’nin güç kaybeden otomotiv endüstrisi devi harmanlı bu ürün kısa sürede, fidye metubu tarzındaki “Sex Pistols” yazı karakterleri gibi, 1980’lerin bir punk ikonu haline geldi. Arad, Rover adlı çalışmasının çevrecilik veya geri dönüşüm gibi mesaj kaygısı olmadığını, sadece beğendiği ve kolay olduğu için yaptığını belirtmiştir. Rover Chair’ın bir mesaj kaygısı olmasa da Arad’ın ismini uluslararası are-

R

nada duyurması konusunda çokça faydası olmuştur. “Top Gear” isimli ünlü otomobil programının sunucusu Jeremy Clarkson da, 1988 yılında bir süre programında bu sandalyeyi kullanmıştır. Yakın zamanda Vitra tarafından krom kaplama bir versiyonu da yapılan Rover sandalyesi, artık eski ve çıkma malzemelerden değil, endüstriyel malzelemelerden yapılmaya başlanarak, farklı bir noktaya taşınmıştır. Kendisi ise; “30 sene önce öğlen yemeğinden sonra işe değil, hurdalığa gittim ve orada gözüme çarpan eski Rover’dan çıkma koltuk hayatımı değiştirdi. Bugün ise retrospektif sergisinde, aynı koltuğa elime beyaz bir eldiven takmadan dokunmama izin vermiyorlar. Halbuki yıllarca kedimin o sandalye üzerinde uyuduğunu bilmiyorlar” diyerek, konunun zaman içindeki

Rover Chair (1981)

enteresan gelişimine vurgu yapıyor. Arad’ın, 1983’de tasarladığı beton içindeki “Concrete Stereo” isimli pikabı ve dövülmüş çelikten “Tinker sandalyesi” de, 80’lerin Londra’sının bireyselci ve post-punk nihilist kültürünün dikkatini çekmiştir. Sanat ile tasarımın birbirine en çok yakınlaştığı dönem olan 1980’lerin önemli bir ismi olan Ron Arad, 1951’de İsrail’in Tel Aviv kentinde, sanatçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Mimar olmasını isteyen annesinin de yönlendirmesiyle, 1973’te Londra’da mimarlık eğitimi görmeye başladı. 1980’de halen beraber çalıştığı, Caroline Thorman ile birlikte One Off isimli şirketi kurdu. Genelde mobilya tasarımı

konusunda çalışmış olmakla beraber eğitimini gördüğü mimarlık konusunda da çalışmaları oldu. En büyük projesi, mimar Alison Brooks ile beraber çalıştığı Tel Aviv Opera Binası’dır. Arad yeni teknolojileri kullanma konusunda da çok hızlı davranmıştır. 3D baskı teknolojisini kullanarak plastikten kaseler yapmak, Swarovski için tasarladığı LED avizede, cep telefonundan gönderdiği SMS’i yazdırmak gibi deneysel çalışmalar yapmış olsa da, bu konuların üzerine fazla yoğunlaşmamıştır. Akademik alanda profesör ünvanı da bulunan Arad, 1997’den 2009’a kadar Londra’daki Royal College of Art’ta Tasarım Ürünler bölümünün başında bulunuyordu. www.2fmagazine.com // 65


TASARIM

Ron Arad

LIMITED EDITION Ron Arad’ın 1986’da, sadece paslanmaz çelik levhalardan tasarladığı “Well Tempered Chair”, 20.yüzyılın sonlarındaki tasarım ikonlarından biri olmuştur. Bunun sebebi, yapısının basitliğinden malzeme kullanımına, üretim sürecinden, sunduğu oturma tecrübesine kadar, döneminde norm olan diğer tasarımlardan radikal derecede farklılaşmasıdır. Sandalyeye de ismini veren bir çeşit ısıl işlem olan 66 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

“tempering” sayesinde, hafızaya kavuşan çelik levha, eski formuna kavuşma özelliğine sahiptir. Yani üzerine oturulduğunda umulmadık bir esneklik sunan sandalye, üzerinden kalkıldığında ise malzemenin doğasından beklenmeyecek şekilde eski formunu almaktadır. Hiçbir zaman seri üretimi düşünülmeyen bu tasarım, İsviçre’li Vitra firması tarafından 50 adetle sınırlı tutularak üretilmiştir. Çeliği dövme, kaynak

yapma, sert materyallerden yeni formlar oluşturma Arad’ın tasarımının karakteristiğini yansıtmaktadır. “Volume” koleksiyonu kapsamında içi boş ama hacimli formlardan tasarladığı mobilya ile heykel arası çalışmalar, üretim tekniğinin yanı sıra, kaynaklanmış ve parlatılmış çeliğin çekiciliği ile de öne çıkmaktadırlar. 1988 yılında tasarladığı Big Easy sandalyesi ise bu tekniğin iyi bir örneğidir. Milan Fuarı’nda deneysel olarak bu tasarımın kumaştan bir versiyonunu sergileyince, bu olasılık İtalyan Moroso firmasının ilgisini çekmiştir. Nitekim Moroso, Arad’ın bu tasarımının kumaştan versiyonunu 1991 yılında “Soft Big Easy Chair” ismiyle piyasaya sürmüştür. Kendi tasarımlarını farklı malzemeler ile yeniden

yorumlamayı seven Arad, Big Easy’nin formunu yıllar sonra “New Orleans” isimli tasarımında yeniden kullanmıştır. Ünlü tasarımcı, bu çalışmasında renkli polyester jel kullanarak, sandalyeyi içten dışa doğru katman katman oluşturmuş ve üretimini de 18 adet ile sınırlı tutmuştur. Şu sıralarda müzayedelerde, Vitra tarafından üretilen “Well Tempered Chair” 10-15 bin euro aralığında alıcı bulurken, sonraki yıllarda Ron Arad’ın stüdyosunda üretilen yirmi adet birbirinden farklı tasarıma ödenen rakamlar ise bu meblağların çok daha üstüne çıkmaktadır. Örneğin 2005’te bir müzayedede 16.000 pound’a alıcı bulamayan Big Easy Chair tasarımı, 2008 yılında bir Asyalı koleksiyoner tarafından 67.250 pound’a satın alınmıştır.

“Big Easy” Sandalyesi (1988)


TASARIM

Bookworm (1993)

SERİ ÜRETİM Arad, kariyerine kendi ürettiği tasarımları ekonomik kaygılarla satarak başlayan, ilerleyen dönemde ise tek parça veya limitli üretim tasarımlarından büyük paralar kazanıp, varlıklı bir yaşam süren tasarımcı profilinin önde gelen bir ismi. Ancak bunun yanısıra seri üretime uygun tasarımlar yaparak, Kartell, Vitra, Driade, Alessi ve Magis gibi markalarla da çalışmıştır. 1993 yılında tasarladığı Bookworm (Kitap Kurdu) isimli paslanmaz çelik levhadan kitap rafı, daha sonra İtalya devi Kartell tarafından plastikten yapılmış ve büyük miktarlarda satılmıştır. Esnek yapısı sayesinde farklı formlar verilebilen tasarımın yanında diğer kitaplık ve rafların çok yavan kaldığını söyleyebiliriz. Halen Kartell’in satışta tuttuğu Bookworm’un, şu anki perakende satış fiyatı 455 dolar’dan başlamaktadır. Domus Dergisi tarafın-

dan 1997 Milan Mobilya Fuarı’nda kullanılmak üzere Arad’a sipariş edilen sandalyelerin bir varyantı ise, daha sonra Vitra tarafından piyasaya sürülmüştür. Arad, vakum ile şekillendirdiği sandalyelerin fuarda ilgi görmesine istinaden, Amerikalı fotoğrafçı arkadaşı Tom Vack’in ismini verdiği, plastik gövdeli alimünyum ayaklı “Tom Vac” sandalyesini tasarlamıştır. 1999 yılında Vitra tarafından plastik enjeksiyon ile farklı renklerde ve farklı ayak opsiyonları ile üretilen sandalye, uzun süre Avrupa kafelerinin popüler tercihlerinden biri

olmuştur. Arad, en çok etkilendiği ismin, “The Fountain” isimli pisuar çalışmasıyla ünlü Fransız Dadaist Marcel Duchamp olduğunu belirtiyor. Kendisi de kariyeri boyunca provakatif bir tarz benimseyip, tasarım ile sanatın arasında bir noktada kalmıştır. Hatta bir röportajında, “Tasarımcılar beni sanatçı olmakla, sanatçılar mimar olmakla, mimarlar ise tasarımcı olmakla itham ederler.” diyerek disiplinler arası kalmaktan olan memnuniyetini de hissettirmektedir. Nitekim 2009’da MoMA tarafından Paris’te düzenlenen

retrospektif sergisinin adının da “No Discipline” olması, bu arada kalışı kabullenmesinin, hatta sahiplenmesinin bir kanıtı diye düşünüyorum. Tasarımlarının sosyolojik bir boyutunun olmadığı, tüm çalışmalarında kendini fazlasıyla ifade edip, ön plana çıkardığı konusunda eleştiriler olsa da, özellikle 20.yüzyılın son yirmi yılında çok az tasarımcı “hacim”, “oturma tecrübesi”, “malzeme seçimlerinin mobilyanın kullanımına etkisi” gibi konulara Ron Arad kadar kafa yormuştur. Nitekim bu sorgulamaların sonucu olarak, Bookworm ve Well Tempered Chair gibi yaratıcı tasarımlar ortaya çıkabilmiştir. Son dönemde, polemiklerden ve provakatif tasarımlardan uzak bir profil sergileyen Arad, geliştirdiği tasarım dilini, karbon fiber ve Corian malzemeleri kullanarak yeni tasarımlarına aktarmak üzerine çalışmaktadır. Tasarımcının portföyünü incelemek için www.ronarad.co.uk adresine göz atabilirsiniz. //

“Tom Vac” Sandalyesi (1999) www.2fmagazine.com // 67


RÖPORTAJ

Melih BİLGİN // melih@2fmagazine.com

KABLOSUZ TEKNOLOJİLERDEKİ YENİLİKLER KİMLERE HİTAP EDİYOR? İnternet çok büyük önem kazandığı günümüzde internet ile bağlantımızı oluşturan en önemli aracılardan biri de kısaca “Wi-Fi” olarak bildiğimiz kısa mesafeli kablosuz iletişim teknolojisi. Son yıllarda hızlı bir gelişim içerisinde olan kablosuz teknolojilerin getirdiği faydaları, bu alanda dünya çapında şirketlerden biri olan Zyxel’in Tüketici Ürünleri Ürün Müdürü Şamil Doğan ile konuştuk Kablosuz teknolojiler alanında birçok yeni teknoloji hayatımıza giriyor. Son dönemlerde de 802.11ac teknolojisi gündemde. Bu gelişmelerin tüketicilere sağladığı faydalar neler? Bildiğiniz gibi günümüzde evlerimizde kullandığımız ürünler 802.11b ve 802.11g standartlarını destekliyordu yakın zamana kadar. Fakat 802.1n teknolojisinin gelişiyle birlikte son iki yılda çok hızlı bir değişim yaşandı. Artık hem ev ve işyerlerinde hem de 68 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


RÖPORTAJ kurumsal tarafta 802.11n standardını destekleyen ürünler kullanılıyor. Önümüzdeki dönemde de benzer şekilde 802.11ac standardına geçiş olacak. Bunların sunduğu avantajlar nelerdir derseniz hızlarına bakmak gerek önce. 802.11bg için 54 Mbit, 802.11n için 150 -300-400 ve 60 Mbit, 802.11ac için de 1.3 Gbit’in üzerine çıkabilen maksimum hızlardan bahsedebiliriz. Bu hızlar ne anlama geliyor, tüketiciye neler sağlar derseniz bu noktada da tüketicilerin internet alışkanlıklarına bakmak gerek. Sadece internette gezinen, yazılar okuyan, sosyal paylaşım sitelerine giren kişiler için çok bir önemi yok. Çünkü bu tarz bir kullanım için 802.11b-g standartlarını destekleyen ürünler bile iş görecektir. Elbette zamanla yeni teknolojiler çıktıkça bir önceki teknoloji ucuzluyor ve herkes artık 802.11ac’nin gelişiyle 802.11n destekleyen ürünler ucuzlamaya başladı. Dolayısıyla bugün yeni bir ürün alacak ise eğer tüketicilerin 802.11n destekli bir ürün olması mantıklı ve hesaplı olur. Fakat 802.11ac teknolojisi henüz çok yeni olduğundan fiyatları yüksek ve sıradan bir tüketici bu denli bir büyük yatırım yapacak ise karşılığında neler alacağını, ne tür ihtiyaçları olduğunu iyi bilmeli. Son yıllarda servis sağlayıcıların tüketicilere sunduğu internet hızlarında ciddi bir artış yaşandı. 1Mbit’lerden artık bugün neredeyse 8Mbit her evde standart hale geldi. Bunun yanında 16, 32 ve hatta 100Mbit ile internete bağlanan kullanıcıların sayısı hızlıca artıyor. İnternete erişim hızlarındaki bu ciddi artış, şöyle bir durumu beraberinde getiriyor; Artık çok büyük dosyalara çok daha çabuk bir şekilde ulaşabili-

yoruz. Dolayısıyla bunları depolamak ve paylaşmak için eski imkanlarımız yetersiz kalmaya başlıyor. Önceden belirli bir sürede indirebileceğiniz dosya boyutu çok kısıtlıydı. Şimdi ise çok kısa bir sürede terabaytlar seviyesinde veriye ulaşıyoruz. Bu yüzden NAS cihazları, harici taşınabilir diskler popüler olmaya başladı. Bundan sonraki dönemde de internet hızları arttıkça, tüketiciler veriye daha hızlı ulaştıkça depolama, paylaşma ve medya araçlarının kullanım ihtiyaçları da değişiklik gösterecek. Sıradan bir tüketicinin evini ele alalım. 100 Mbit bir fiber bağlantısı olduğunu düşünürsek bu kullanıcı birçok yüksek çözünürlüklü filme, şar-

kılara, resimlere rahatça ulaşıp onları indirebiliyor. İndirdiği bilgiler depolama cihazında duruyor. Bunlar TV’ye, tablete kablosuz olarak aktarmak istediğinde ise devreye 802.11ac giriyor. Çünkü 802.11ac teknoloji bu tür yüksek boyutlu içerikleri aktarmak için özel olarak tasarlanmış. Neler yapabilirsiniz; yüksek çözünürlüklü bir filmi kablosuz olarak tabletinize aktarıp hiç takılma yaşamadan izleyebilirsiniz. Ayrıca 802.11ac’nin bir avantajı da 5 GHz bandında çalışıyor olması. 2.4 GHz hızında çalışan cihazlarda enterferans yani etraftaki cihazlardan dolayı sinyal karışıklığı olabiliyor. Dolayısıyla şuan için 5 GHz bandını kullanıyor olmak bir avantaj. Benim tavsiyem streaming www.2fmagazine.com // 69


RÖPORTAJ

dediğimiz yani Full HD bir filmi kablosuz olarak aktarmayı düşünen kullanıcılar 802.11ac’yi şimdiden tercih edebilir. Şuan 802.11n birçok kullanıcı için yeterli. Bunun dışında 802.11ac sizin internetinizi hızlandırmaz. Tabi gelecekte, yeni trendler çıkarsa bunlar da 802.11ac’ye geçiş için avantaj olabilir. Türkiye’de kullanıcıların ne kadarının 802.11bg, ne kadarının 802.11n kullandığı konusunda elinizde bir veri var mı? Artık piyasada 802.11bg ürünü kalmadı. Bizim Zyxel olarak stoklarımızda bu standardı destekleyen ürün yok. Diğer markaların da elinde olduğunu sanmıyorum. Yani yeni ürünler açı70 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

sından bakarsak piyasa artık 802.11n standardına tümüyle geçmiş durumda. Servis sağlayıcılar da müşterilerine bu ürünlerden veriyor. Ama tabi bunun dışında önceki yıllarda satılmış olan 802.11bg’li ürünleri halen kullanmakta olan milyonlarca kullanıcı var. 802.11ac’ye baktığımızda ise şuan bu standardı destekleyen modemler çok sınırlı sayıda. Ben teknoloji marketlerinde hiç denk gelmedim. O konuda şu an için Router ağırlıklı diyebiliriz. Güvenlik konusunda teknoloji ne durumda? Güvenlik konusunda son tüketici tarafında pek değinmeye gerek duymuyorum aslında. Biz bu konuya daha çok kurumsal tarafa eğiliyoruz. Çünkü

son tüketici tarafında kullanılan güvenlik teknolojileri ve tehditleri ele aldığımızda ortaya büyük bir risk çıkmıyor. Elbette evinizde kullandığınız modem dünyanın en güvenlisi değil ama yine de alt komşunuzun kıramayacağı bir şifrelemeye sahip. Kurumsal alanda bu konudaki tehditler daha ciddi boyutlarda oluyor. Menzil konusu Türkiye’de hep konuşulan bir konudur? Bu konuda bir gelişme var mı? Elbette yeni teknolojiler menzil konusunda kendini geliştiriyor. Artık kalın duvarlarda, birden fazla duvarın olduğu yerlerde 802.11ac ile daha iyi sonuçlar elde edilebiliyor. Ama genel olarak dünyadaki trendlere baktığı-


RÖPORTAJ 2014 yılında en önemli yeniliklerimizin başında ac destekli ürünlerimiz olacak. VMG3926-B10A, NBG6716 gibi 802.11ac destekli ürünlerimiz piyasada olacak.Bunun yanında 4 diskli NAS ürünümüz gelecek. Böyle bir ürünümüz vardı ama daha sonra kaldırmıştık. Şimdi yeni bir ürün ile yeniden kurumsal 4 diskli NAS çözümü sunacağız. Bunun yanında artık son kullanıcıya yönelik NAS ürünlerimizin hepsinde tasarım ve yazılım olarak gelişmeler oldu. Artık tüm ürünlerimiz Podcast ve Dropbox teknolojilerini destekliyor. Yani artık NAS ürünlerimizi kişisel bulut olarak da kullanabiliyor kullanıcılar.

mızda menzil aslında hiçbir zaman sorun olmadı. Menzil belki de sadece Türkiye’de konuşulan bir konu. Avrupa’da en standart, dahili antenli modem yeterli oluyor insanlara. Bizde ise dıştan antenli olması en önemli kritermiş gibi algılanıyor. Belki bazı evlerde duvar kalınlıkları vs. gibi durumlar yüzünden odalar arasında sinyal zayıflayabilir. Ama bu çok az görülen bir durum. Zaten katlar arası tek abonelik ile internet kullanılması yasak. Türkiye’de bu konuda yasal mevzuatın da 20 dB sinyal gücü ile sınırlı olduğunu da düşünürsek aslında menzil konusunun tartışılacak bir tarafı yok. Ürünler yeterli menzili sunuyor. Powerline serisi ürünlere ilgi var mı? Powerline teknolojisi eski bir teknoloji. Bakır kablolar üzerinden ilerleyen, evdeki elektrik hattının kalitesine çok bağımlı olan bir teknoloji. Tabi ki

zaman içerisinde gelişti. Artık aktarım hızı 600 Mbit seviyesine gelmiş durumda. Fakat powerline serisi zaten uzun yıllardır piyasada idi. Yeni yeni tanınmaya başlamış olsa da Türkiye’de halen çok bilinmiyor. Elbette kablosuz ürünlerle çok daha basit aktarım yapmak. Ama bazı özel durumlarda kablosuz teknoloji yetersiz kaldığında Powerline hayat kurtarıcı olabilir. Çok kalın bir duvar vardır, kablosuz sinyali çok zayıflatır. Böyle bir durumda Powerline kullanıp çok sorunsuz bir şekilde diğer tarafa sinyali ulaştırabilirsiniz. Tabi bizde Powerline serisi sadece bakır kablolar üzerinden giden ürünlerden oluşmuyor. Kablosuz ürünlerimiz de var. Bakır kablo üzerinden gelen sinyali tekrar kablosuz hale getirebiliyor. 2014 yılında ne gibi yenilikler olacak?

Tek bir model olarak değil de ürün kategorisi olarak bakarsak Türkiye’de en çok hangi ürünler satılıyor? Aslında birkaç yıl öncesinde kadar bizim satışlarımızda başı modem çekiyordu. Fakat artık modem satışlarının payı azaldı. 2013’te router ve modem satışları başa baş diyebiliriz. Bunun da sebebi aslında penetrasyon. Artık herkesin evinde modem var. Dolayısıyla 2004 – 2005 yıllarındaki modem ihtiyaçlarına kıyasla düşüş olması normal. O yıllarda cihaz yetiştiremiyorduk çünkü herkesin hayatında internet birden girdi. Şimdi pazar oturdu, satışlar genellikle arızalanan, eskiyen ürünleri değiştirmek isteyenlere yönelik hale geldi. Ama yine de adetleri azımsanamaz tabi ki. Modem sahibi olan kişilerin router ihtiyacı da satışların o yöne kaymasını sağlıyor. Bizim WAP3205 ürünümüzün adetleri inanılmaz. Dolayısıyla ilginin biraz bu yöne kaydığını söyleyebiliriz. // www.2fmagazine.com // 71


$WO×.DU×QFD

Sebahat BAĞBARS // sebahat@2fmagazine.com

BU SESE KULAK VER: “SEN DE GEL”

Y

eni sayıda sizlerle “Sen de Gel” isimli sosyal sorumluluk projesini buluşturmak istedim… Projeyi eminim siz de benim gibi bir şekilde daha önceden duymuşsunuzdur. Ben, bu projeye dair birçok şeyi, Aylin Löle’nin Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği ‘Sosyal Sorumluluk Okulu’nda bizzat İbrahim Betil’in anlatımıyla öğrenme fırsatı buldum. “Sen De Gel” projesi, Afrika’nın Batı sahilindeki Gambiya’da Başkan İbrahim Betil ve her biri birbirinden değerli gönüllü ekibi tarafından hayata geçirilen başarılı bir yardım projesi… Sosyal ve Ekonomik Yaşamda Nitelikli Değişim ve Gelişime Destek Derneği ‘Sen de Gel’in kuruluş tarihi ise Şubat 2012… Aslında bu projeye ilk adım Gambiya’da yaşayan ve hala projenin gönüllü paydaşı olan WACC’den (Women Advancement and Child Care) iki sivil toplumcunun internette yaptığı araştırmalar sonucunda Türkiye’ye gelerek İbrahim Betil’e ulaşmalarıyla atılıyor… Bir projenin hayata geçirilmesi için yapılması gereken en önemli şeyin proje alanını ve insanları tanımak için bizzat gezip dolaşmak ve bu çağrının gerekliliğini ölçmek olduğunu düşünen Betil, arayı uzatmadan iade-i ziyaret yapıyor ve Gambia’yı köy köy dolaşıyor. Gördüğü manzarada, açlığın, susuzluğun ve çaresizliğin dışında çok daha özel şeyler görüyor… Neler mi onlar? Yüzleri her şeye rağmen gülen çocuklar… Uzatılan ele canla tutunan ve kıymet bilen insanlar… Güçlü, çalışkan, önder ve ne istediğini bilen ileri görüşlü kadınlar ve çalışmaya, 72 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

üretmeye ve daha iyisi için çabalamaya niyetli adamlar… Daha ilk ziyarette Betil’in kafasında atılacak adımlar, aşılacak engeller ve gidilecek yollar şekilleniyor. Türkiye’ye döndüğünde ise “Sen-De-Gel (Sosyal ve Ekonomik Yaşamda Nitelikli Değişim

ve Gelişime Destek) Derneği”nin kurulmasına öncülük ediyor. Sen De Gel ile Gambiya’nın Sutukung, Pakaliba, Bureng, Brikama, Soma ve Kaiaf yörelerindeki 40’a yakın köyde her biri ayrı kıymette balıkçılık ve hayvancılık projeleri hayata geçiriliyor.


SOSYAL SORUMLULUK

www.2fmagazine.com // 73


SOSYAL SORUMLULUK

TĂźrk Ä°Ĺ&#x;birliÄ&#x;i ve Koordinasyon AjansÄą BaĹ&#x;kanlÄąÄ&#x;Äą TÄ°KAâ&#x20AC;&#x2122;nÄąn, pek çok sorumlu kurum ve duyarlÄą bireyin desteklediÄ&#x;i proje ile 4 aylÄąk sĂźre içerisinde 7(yedi) adet balÄąkçĹ teknesi kĂśylĂźlere kazandÄąrÄąlmÄąĹ&#x;. BalÄąkçĹlÄąk projesinin baĹ&#x;langÄącÄąndan sonra geçen 17 aylÄąk sĂźre içinde 16,340 kg balÄąk tutulmuĹ&#x; ve kĂśylerde yaĹ&#x;ayan 20.000â&#x20AC;&#x2122;den fazla insana daÄ&#x;ÄątÄąlarak beslenmelerine katkÄąda bulunulmuĹ&#x;. HayvancÄąlÄąk projesi ile 386 aileye 1032 keçi, koyun (kßçßkbaĹ&#x; hayvan) saÄ&#x;lanÄąyor! KĂśylerde kurulan tavuk çiftlikleri de Ăśnemli projelerden bir baĹ&#x;kasÄą. Mikro Kredilerle Ĺ&#x;u ana kadar 5 kĂśyde (Soma, Kubariko, Brikama Daruhairu, Penyem ve Kerr Mamma kĂśyleri) her çiftliÄ&#x;e 400 adet civciv alÄąnmasÄą saÄ&#x;lanarak, 5 tavuk çiftliÄ&#x;i kurulmuĹ&#x; ve 10 kĂśyde daha yeni tavuk çiftlikleri kurulma çalÄąĹ&#x;malarÄą baĹ&#x;lamakta. 5 kĂśy yĂśnetimine verilen pirinç deÄ&#x;irmenleri sayesinde pirinç tarlalarÄąndan elde edilen ve kĂśylerde tek beslenme kaynaÄ&#x;Äą olan pirincin ĂśÄ&#x;ĂźtĂźlmesine saÄ&#x;lanan kolaylÄąkla Ăśzellikle kadÄąnlarÄąn saÄ&#x;lÄąklarÄą dĂźzelmiĹ&#x;. Su kuyularÄąnÄąn tamir edilmesi ile hem susuzluÄ&#x;un hem de temiz suyla birçok hastalÄąÄ&#x;Äąn ĂśnĂźne geçilmesi saÄ&#x;lanÄąyor. 3 ayrÄą kĂśyde yapÄąlan/onarÄąlan yeni kuyular sonucu binlerce insanÄąn tuzlu su yerine temiz suya ulaĹ&#x;ÄąmÄą saÄ&#x;lanmÄąĹ&#x;, susuzluk nedeniyle 5 yaĹ&#x; altÄą çocuk ĂślĂźmlerinde Ăśnemli azalma gĂśrĂźlmeye baĹ&#x;lanmÄąĹ&#x;. // 74 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

Ä°brahim Betil Kimdir? 1994 yÄąlÄąna kadar, TĂźrkiyeâ&#x20AC;&#x2122;de ve yurt dÄąĹ&#x;Äąnda sÄąnai kuruluĹ&#x;larÄąn, bankalarÄąn genel mĂźdĂźrlĂźÄ&#x;ĂźnĂź, yĂśnetim kurulu baĹ&#x;kanlÄąÄ&#x;ÄąnÄą yaptÄą, kuruculuÄ&#x;unu Ăźstlendi. 1994 yÄąlÄąndan sonra Ăźlkede ve yurtdÄąĹ&#x;Äąnda eÄ&#x;itim ve sivil toplum çalÄąĹ&#x;malarÄąyla ilgilendi, bu kuruluĹ&#x;larÄąn yĂśnetimlerinde bulundu. Ă&#x153;niversitelerde dersler verdi, radyo ve TV programlarÄą, çeĹ&#x;itli dergi ve gazetelerde kĂśĹ&#x;e yazarlÄąÄ&#x;Äą yaptÄą, â&#x20AC;&#x153;Hafiften BankacÄąlÄąkâ&#x20AC;? isimli bir kitap yazdÄą. Ă&#x2021;eĹ&#x;itli okullarÄąn ve sivil toplum kuruluĹ&#x;larÄąnÄąn kuruculuÄ&#x;unu, yĂśnetimini Ăźstlendi. Halen Toplum GĂśnĂźllĂźleri, Ă&#x2013;Ä&#x;retmen Akademisi, UluslararasÄą Hrant Dink vakÄąflarÄąnda, Sen-De-Gel DerneÄ&#x;i ve ENKA AdapazarÄą okullarÄąnda yĂśnetim kurulu Ăźyesi olup, sÄąnai ve mali sektĂśrde çeĹ&#x;itli Ĺ&#x;irketlerde yĂśnetim kurulu ĂźyeliÄ&#x;i ve danÄąĹ&#x;manlÄąk yapmaktadÄąr.

NasÄąl BaÄ&#x;ÄąĹ&#x; yapabilirim? Bu projeye birkaç Ĺ&#x;ekilde destek verebilirsin. Ä°lk adÄąmda www.sendegel.org.tr adresinde yer alan dernek banka hesabÄąna havale yapabilirsiniz. Ya da cep telefonlarÄąnÄązdan 8071â&#x20AC;&#x2122;e SENDEGEL yazarak SMS gĂśnderebilirsiniz. Son olarak da fongogo.com Ăźzerinden doÄ&#x;rudan projelere destek olabilirsiniz.

Sen De Gel burada! tXXXTFOEFHFMPSHUS tIUUQTXXXGBDFCPPLDPN4FO%F(FM%FSOFL tIUUQTUXĆ&#x152;UUFSDPN4FO@%F@(FM


SOSYAL SORUMLULUK

www.2fmagazine.com // 75


KADIN

Deniz DOKUR AGAS // ddeniz@2fmagazine.com

ENGEL TANIMAYAN

KADIN

aalesef kadın olmanın zor olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Teoride eşit gibi görünsek de pratikte bu eşitliği pek hissedemiyoruz. Peki çektiğiniz bunca zorluğun yanı sıra Türkiye’de hem kadın, hem de engelli olmanın nasıl bir şey olabileceğini hiç düşündünüz mü? Bu soruya cevabınız ne olursa olsun, bu ay sizler için yaptığım röportajdan sonra eminim hepinizin kafa-

M

76 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

sında yeni soru işaretleri olacak. Semra Akgül, 26 yaşında görme engelli bir kadın. İlkokulu körler okulunda okumuş, ortaokul ve lise eğitimini ise kaynaştırmalı sistemde tamamlamış. Ardından Marmara Üniversitesi’ni bölüm ikincisi olarak başarıyla bitirmiş. Şu anda ise Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümü 4. sınıfta okuyor. Kendisi gibi görme engelli bir eşi ve 4,5 yaşında bir kızı var.

Bize nasıl kör olduğunu anlatır mısın Semra? Doğduğumda %15 kadar görebiliyordum. Bundan birkaç sene kadar önce gözlerimden birini bir kaza sonucu kaybettim. Kavga eden iki arkadaşımı ayırmaya çalışırken gözüme gelen bir darbe sonucu tek gözümü tamamen kaybettim. 10 ay sonra ise bir gece rüyamda kör olduğumu gördüm ve bu rüyamı arkadaşlarıma anlattıktan birkaç gün sonra ikinci gözümü de kaybettim.


KADIN Gerçekten çok ilginç bir hikâyen var. Doğuştan %15 görme duyusuna sahip olmanın nedeni neydi? Glokom yani göz tansiyonu. Peki bununla nasıl başa çıktın? Rüyanda gördüğün korkunç olay başına geldi ve 10 ay arayla iki gözünü birden kaybettiğini söyledin. Önceleri karanlıktan çok korkardım. Tamamen kör olmadan önce ‘Karanlıkta Yemek’te çalışmayı düşünmüştüm ama karanlık ortama girdiğim anda çığlık atarak çıktım ve bunu yapamayacağımı anladım. Eskiden körlük bana inanılmaz zor, birlikte yaşanması imkânsız bir şey gibi geliyordu. Hatta kör olursam kendimi öldüreceğimi düşünürdüm. Bu yüzden iki gözümü de kaybettiğimde ilk 1,5 ay bunu kabullenemedim ve devamlı uyudum çünkü uyurken rüyalarımda görebiliyordum. Her sabah uyandığımda kör olarak uyanmak istemiyordum. Şu anda neler hissediyorsun? Günlük hayatını nasıl geçiriyorsun? Örneğin ev işleri konusunda zorlanıyor musun? Öncelikle karanlık fobimi yendim ve karanlığın bana yeni bir şeyler kazandırdığını fark ettim. Görme duyumu kaybetmem diğer duyularımı daha iyi kullanmama yol açtı. Her işimi kendim yapabiliyorum. Ütü, yemek, çamaşır, aklınıza ne gelirse… Koklayarak, dokunarak, duyarak… Türkiye’de kadın olmak zor, bunu hepimiz biliyoruz. Türkiye’de kör bir kadın olmak daha da zor.

Evet, bu konudan bahseder misin biraz bize? Size bununla ilgili başımdan geçen bir olayı anlatayım; ‘Bir gün metrobüste işe gidiyordum sabah saat 7-8 gibiydi. Biri kulağıma ısrarla bir şeyler söylemeye çalışıyor, ben ise umursamıyorum. En sonunda iyice yanaştı ve “Telefon numaranı alabilir miyim?” dedi. Hiçbir şey demedim. Bunun üzerine “Adresin var mı?” diye sordu. Önce sağ dirseğimle karnına vurup, “Bu, telefon numaram”, ardından da dizine tekme atarak, “Bu da adresim! Gelmek ister misin?” dedim. Şaşırdı ve o daha kendine gelemeden inip uzaklaştım’.

Şartların nasıl olmasını isterdin bu ülkede? Mesela insanların daha anlayışlı olmasını isterdim. Beni en çok üzen şey insanların bize acıyarak bakması. İnsanların neden acıyarak baktığını hala anlamıyorum. Ben de diğer insanlar gibi giyiniyorum, ben de onlar gibi yürüyorum, ben de onlar gibi yaşıyorum, ben de onlar gibi yemek yiyor, onlar gibi su içiyorum. Arada ne fark var bir türlü anlayamadım. Israrla arada bir fark olduğunu anlatmaya çalışır gibiler. Bize neden yazık bilmiyorum. Bazen kendi kendime “Asıl kime yazık?” diye soruyorum. Aklıma yine www.2fmagazine.com // 77


KADIN

başımdan geçen bir olay geldi; ‘Bir gün otobüsteydim, adamın biri bana “Yazıııık!” dedi. “Kime yazık?” diye sordum, “Sana!” diye cevap verdi. Ben de “Asıl sana yazık, sen daha konuşmasını bile bilmiyorsun! Ben ne yapıyorum, ne ediyorum, nerede, nasıl yaşıyorum biliyor musun?” dedim. “Bilmiyorum” deyince “Bilmediğin konu hakkında nasıl yorum yapıyorsun? Belki ben senden daha güzel şartlarda yaşıyorum. Mesela sen çalışıyor musun?” diye sorduğumda ve “Hayır” cevabını aldığımda “Ama ben üniversite mezunuyum ve çalışıyorum” dedim’. - Güzel sohbetin ve öykünü bizimle paylaştığın için çok teşekkürler Semra. - Bu fırsatı bana verdiğiniz için ben 78 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

de size teşekkür ederim. ………….. Semra, şu anda benim de bir parçası olduğum bir projede rehber olarak çalışıyor. Bu projenin adı Dialogue in the Dark (Karanlıkta Diyalog) - www.dialogistanbul.com 25 yıldır 30 ülkede ve 130 şehirde gerçekleştirilmiş olan bu sergi, görme engellilerle birlikte yürütülüyor. Sergiyi gezmeye gelen ziyaretçiler özel eğitim almış görme engelli rehberler eşliğinde kapkaranlık bir İstanbul’da küçük bir şehir turuna çıkıyorlar. Semra da bu rehberler arasındaki tek kadın rehber. Güçlü duruşu, azmi ve güzelliğiyle ile 14 böcek arasında 1 çiçek o bizim için. KADIN OLMANIN BİLE ENGEL OLA-

BİLDİĞİ BİR ÜLKEDE SEMRA, GÖRME ENGELİNE RAĞMEN ENGEL TANIMIYOR. Yılmadan, inancını kaybetmeden, hayata bağlılığını yitirmeden dimdik ayakta durmaya devam ediyor. Belki de regl dönemi sancılarımızı, topuklu ayakkabılardan dolayı ağrıyan ayaklarımızı ya da tırnağımızın kırılmasını bu kadar dert etmemeliyiz artık. Sahip olamadıklarımızın bizi hırslandırması yerine sahip olduklarımızın değerini bilmeliyiz. Yüzeyin altındaki gerçek güzelliği görmeye çalışmalıyız ve bunun için de aynı Semra gibi gözlere ihtiyacımız olmadığını asla unutmamalıyız. IŞIL IŞIL, AYDINLIK GÜNLER DİLEĞİYLE… //


Farah ÖZÇELİKEL // farah@2fmagazine.com

)DUDK¶oD7DULIOHU

.ó7$3

Yeni yılın ilk sayısından hepinize MERHABA, Evet sevgili okurlar,iyisiyle kötüsüyle,acısıyla tatlısıyla gene bir yılı daha geride bıraktık.Gene bir sürü anılar biriktirdik.Bizimle birlikte ve bizden sonra yaşayacak olan tek şey anılarımız ve arkamızda bıraktığımız eserlerimiz.Bu yüzden güzel anılar biriktirebileceğimiz bir yıl olmasını diliyorum.. Evett..güzel havalarımız hala devam ediyor ama soğuklarda kendini hissettiriyor.tabi beraberinde soğukalgınlığı,nezle ve grip de etrafta kol geziyor..Kendimize göre aldığımız tedbirler var elbet ama beslenme çok önemli ..İşte bizi korumaya çok yardımcı olacak adeta bir kalkan oluşturacak sebzelerden biri ıspanak.. Ben bu sebzeyi mümkün olduğunca bol miktarda çiğ..pişmemiş..olarak tüketmeninizi öneriyorum..İnanın pişmemiş halini daha çok seveceksiniz..hemde içindeki vitaminleri kaybolmadan tüketeceksiniz..Nasıl mı?? İşte tarif geliyor..çok kolay..AFİYET OLSUN..sevgiyle kalın..

ISPANAK SALATASI Malzeme Listesi -Yarım kilo kuzu ıspanak -4 diş sarımsak -1 adet kuru soğan -1 adet domates -1 tatlı kaşığı kuru nane -1 çay kaşığı karabiber - Tuz -Yarım çay bardağı zeytinyağ -2 çorba kaşığı nar ekşisi -Yarım limon suyu(tamamını kullanmayın) n) YAPILIŞI Ispanakları kök kısımlarını temizleyerek güzelce yıkayın... Gerçek kuzu ıspanağı temin etmişseniz doğramanıza bile gerek yok, olduğu gibi kullanın. Ama büyük yapraklı ise ortadan ikiye yada üçe elinizle bölün... Büyük bir kabın içersinde tüm malzemeyi iyice harmanlayın... Soğanlarınız piyazlık doğranmış olsun..Domatesle süsleyin afiyetle yiyin..

www.2fmagazine.com // 79


MİSAFİR

Nilay AYDOĞAN I M A G E Public Relations Medya Direktörü

Hayallerini Yeniden Tasarla! Yeni bir yıla başlamak, yeni hayaller kurmak hatta hayallerini yeniden tasarlamak için en iyi fırsattır. Başlangıçlar geçmişi çöpe atmak anlamına gelmemelidir. Hayatın için ilham alacağın anılarının notlarını al ve unutma onlar senin yaşamının ayrılmaz bir parçası! Gittiğin yeni yerleri, oradaki insanlardan aldığın duyguları, gördüğün bir tişörtün seni etkileyen tasarımını, dinlediğin yeni bir şarkının içinde yarattığı hissi, bir yemekten aldığın hazzı… Anılar kılcal damarlar gibidir, her zaman ana kan damarlarını besler. Yani sizi hayata bağlar! Bende 2013’ten aldığım küçük notları sizinle paylaşmak istedim; Belki aynı anıları yaşamışızdır :) Bu yıl eskilerin yenilenen hallerini sevdiğimi fark ettim. Mesela eski zamana damgasını vurmuş parçaların yeniden kulağıma gelmesi çok güzeldi. Farklı tınıda ama aynı içsellikte. Müzik ne kadar değişirse değişsin kelimeler hep size bir şeyleri hatırlatır. Lana Del Rey’den Leonard Cohen cover’ı “Chelsea Hotel No.2” mutlaka dinlemelisiniz. Bana basit ama samimi olmanın öneminin altını çizdiren yer ise Naif oldu. 2013’ün popüler semti haline gelen Karaköy’deki bu şirin, zarif ve sıcak yer bana evimdeki rahatlığı verdi. Yemekler anne eli deymiş kadar güzel, dekorasyon hayallerimdeki gibi 80 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


0h=ó. Moda için tarihin tekerrürden n ibaret olduğunu en iyi şekilde kavradım. adım. Yıllar önce (sayı konusunda büyük üyük düşünebilirsiniz :) ) aşık olarak aldığım parka montuma bu yıl herkesin aşık olması anlamamda en büyük etken oldu. Zamanında komünist olarak adlandırılırdık şimdi di tarz olarak adlandırılıyoruz.

berrak, insanlar etrafımda olmasını istediğim kadar iyi… Ayrıca girişimcilik ruhuma sağladığı katkıdan dolayı da buradan özellikle teşekkür ederim :)

Yılın kitapları arasında tam m notu alan ise Gary Small – Gigi Morgan “Bir Psikiyatristin Gizli Defteri” oldu. Deliliğimin sadece bana ait olmadığını öğrendim :) Tabi ki herkesin mutlaka okuduğu yılın kitabı “Fifty Shades of Grey”i de unutmautmamak lazım. İnsanlığın içinde barındırdığı cinselliği bir tutam dışarı vuran güzel bir üçlemeydi. Filmini herkes gibi bende sabırsızlıkla bekliyorum. Geçmişimizin bizi beslediğini en iyi gözlemlediğim an ise düzenlenen partiler oldu. Geçmiş yılların konseptini günümüze taşıyan partiler bu yılda popülerliğini hiç kaybetmedi. Vatkalı bluzların giyildiği 80’ler partisi, Burak Kut’tan “Benimle Oynama”nın, Tarkan’dan “Kıl oldum’un çaldığı 90’lar partisi. Ne kadar güzel bir çocukluk yaşamışız ki hala o zamana ait dokular bizi bu kadar eğlendirebiliyor.

Tüm bu notlarımdan çıkardığım sonuç ise; geçmişten daha da güzel bir gelecek beni bekliyor. Şimdi siz de çayınızı veya kahvenizi alın camın önüne geçin ve yaşadığınız anların notlarını çıkarın. //

Önüne bir sürü ünlem koyduğum en önemli notum ise; sporu hayatından asla çıkarma! Kaliteli yaşamın, sağlıklı vücudun, mutluluğun temeli kesinlikle spor… www.2fmagazine.com // 81


@cigdemozcan Çiğdem ÖZCAN // orcun@2fmagazine.com

MARKALAR 2013’ü NASIL HATIRLAMALI? 013 hepimiz için değişik bir sene oldu. Zamanın değişimine bağlı farklılıkların ötesinde, toplumsal değişim isteğinin de damgasını vurduğu 2013 senesi, hafızalardan bir daha asla kazınmayacak bir çok şeyi bizlere yaşattı. Artık algıların da, isteklerin de, ifadelerin de eskisi gibi olmadığını görüyoruz. Özellikle sosyal medyanın markaları ve siyasi yapıları 140 karakterle dokunulabilir hale getirmesi, bireyleri ve kurumları aynı düzlemde buluşturuyor. 2013’ü tek kelimeyle özetlemenizi istesem, muhtemelen bir çoğunuzun kullanacağı sözcük aynıdır; “gezi”. 2013’te medyada en fazla işlenmiş konu olan “Gezi Parkı Direnişi”, bugün de kabul edilen haliyle aslında bir özgürleşme isteğinin ifadesi. Şimdi soru şu; markalar çağında yaşarken, bu özgürleşme isteği yalnızca siyasi bir istek midir? Cevap hiç kuşkusuz “hayır”. Şimdi 4 madde halinde,

2

82 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

markaların bu toplumsal dönüşüm isteğine karşı takınması gereken tavrı özetleyelim.

gibi, şüphesiz çok mükemmel etki yaratmanız da mümkün. Eğer örnek arıyorsanız, İstanbul’un Anadolu Yakası’na bakın, Kadıköy Belediyesi’ni göreceksiniz.

1. Doğru dİyalog, hayat kurtarır Yazının başında, sosyal medyanın bireyi ve markaları aynı düzlemde buluşturduğunu belirtmiştim. Call center yerine sosyal medyanın kullanıldığı bir çağda bu mecrayı dikkate almamak elbette imkansız ancak sosyal medyanın artık bir “marka kimlik kartı”’na dönüşmüş olması birçok şeyi yeniden gözden geçirmemize yol açıyor. Nasıl ki insanlar, iyi diyalog kurdukları ve samimi gördükleri insanları severlerse durum artık markalar için de aynı. Artık yukarıdan söylemler ya da samimiyetsiz kampanya duyurularından ibaret sosyal medya hesaplarına sahip markalar gitgide daha da önemsizleşiyor. Üstelik sosyal medyada vereceğiniz bir cevabın sonsuz negatif etkisi olabileceği

2. Sonunda İyİler mutlaka kazanır Yalnızca yardım kampanyaları ve ağaç dikme faaliyetleri yaparak sosyal bir portre oluşturmaya çalışan şirketlere kötü bir haberim var. “Artık dünya değişiyor, elbette sorunları da!” Değişen dünya dinamiklerine ayak uydurmak istiyorsanız, kitlelerin de dert ettiği sorunları dert etmeniz gerekir. Ancak buradan kastım, “dert ediyor gibi görünmek” değil. Gerçekten düşünmek ve çözümü destekleyen söylemler edinmek. Sosyal medyanın böylesine aktif olduğu ve marka - birey etkileşiminin böylesine yüksek olduğu bir çağda samimi olmayan söylemlerin yaratacağı negatif etkiyi göze almak durumundasınız.


óï'h1<$6,

3. Zamana ruh katın

Bu konuda da bir örnek vermek gerekirse, GAP’in eşcinsellik ve toplumsal ayrımcılıkla alakalı kampanya süreçlerini ve gelen reaksiyonları takip etmenizi öneririm.

Zamanın ruhuna uygun reklam kampanyaları ve iletişim hamleleri kuşkusuz dikkat çekici ancak kalıcı olmak istiyorsak fazlasına ihtiyacımız var. Dönemin popüler yüzlerini ya da söylemlerini kullanmaktan kaçınmak elbette ki zor ancak biraz daha zorlanarak ortaya kalıcı bir şeyler çıkarabilirsiniz. Bu da yaşadığımız çağda

o popülerliği yaratan duyguyu ve bakış açısını ele alarak buna uygun kampanyalar üretmek. Daha da özetlemek gerekirse mizah üzerinden örnekleyelim. Eğer bir slogan bulmanız gerekiyorsa ince zeka ürünü duvar yazılarını evirip çevirip kullanmak yerine, o yazıyı yazan ince zekanın üzerine yönelerek aynı frekansı yakalamak çok daha kalıcı ve etkileyicidir.

4. Gerçek, başarıyı getİrİr Gerçekçi planlamalar ve geri dönüşler ancak gerçek söylemlerle mümkündür. Çünkü gerçek, hissedilebilir bir mefhumdur. Samimiyetin dışına çıktığınız anlaşıldığı anda da insanlara o ana kadar söylediğiniz her şey geçersiz kalır. Hem söylem tutarlılığı hem de ileriyi görebilmek için yapılabilecek en doğru şey, gerçek veriler ve bakış açılarıyla gerçek ve hayata dokunan projelere imza atmaktır. Bu 4 madde sizi asla yarı yolda bırakmaz. Yönetmesi ve planlaması zor olsa da sonuçları ve markaya süreçte katacağı değer açısından vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bu ilkelerin sizin de oldukça işinize yarayacağını düşünüyorum. Güzel işleri birlikte yaratacağımız, güzel işler göreceğimiz ve güzel insanlarla bir arada olacağımız bir yeni yıl diliyorum. // www.2fmagazine.com // 83


Dr. Deniz ÖNER // deniz@2fmagazine.com 6$ñ/,.

bir çocukla yarışamazsın!

NEFES ve SAĞLIK

merika’da bir deney yapılır. Atletik vücutlu, muazzam enerjili çok güçlü bir boksörün küçük bir çocuğu takip edip, taklit etmesini isterler. Çocuk her ne yaparsa, bu atlet de sekiz saat boyunca taklit etmeliydi. Dört saat sonunda atlet pes etmişti. Bitap durumda yere yatmıştı, çünkü çocuk bundan (atletin onu taklit etmesinden) çok hoşlanmış ve birçok şey yapmaya baş-

A

84 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

lamıştı – zıplamak, koşmak, bağırmak, çığlık atmak. Dört saatten sonra çocuk hâlâ mükemmel şekilde enerji doluydu. Atlet kendinden geçmiş bir halde; “Bu oğlan beni öldürecek. Sekiz saat! Bittim! Başka hiçbir şey yapamam.” Çok iyi bir boksördü, ama boks yapmak ayrı bir şeydir. Bir çocukla yarışamazsın diyor Osho. Bir süre önce katıldığım bir seminerde doğru nefes alarak sağlıklı bir

hayat yaşayabileceğimiz konusunda doğrudan ilişki olduğu anlatılmıştı. Neredeyse tüm hastalıklarda yanlış nefes alışkanlıklarının olduğu eklenmişti. Nefes alıp vermek, doğumdan ölüme kadar üzerine eğitim almadan da becerebildiğimiz bir biyolojik süreç iken bu kadar önemli olabileceğini düşünmek zordu. Nefes konusunda birkaç bilgiyi fazla teknik, bilimsel detaya girmeden paylaşmak istiyorum;


6$ñ/,.

Biyolojik olarak nefes alma sebebimiz; kandaki karbondioksit (CO2) gazının oksijen gazı (O2) ile yer değiştirmesidir. Solunum sisteminde burun ve ağız yardımıyla dışarıdan alınan havanın içindeki oksijen, sırayla yutak, gırtlak ve soluk borusundan geçtikten sonra akciğerlere gelir. Akciğerlerde bronş ve bronşçuklardan geçerek alveollere gelir. Alveollerden kana geçer. Kan, hücrelere oksijeni taşır. Hücreler bu oksijeni kullanarak enerji elde ederler. Kan yardımıyla karbondioksit, tekrar alveollere gelir. Alveollerin içindeki kılcal damarlarda bulunan karbondioksit bronşçuk, bronş, soluk borusu, gırtlak ve yutaktan geçtikten sonra bu sefer ağız ve burundan çıkar. Solunum kendiliğinden, sessiz, ağrısız, kolaylıkla gerçekleşir. Bu kendiliğinden olaya müdahale ederek daha mükemmel hale getirmek mümkün mü? Sağlığın temeli, sağlıklı bir kan

dolaşımıdır. Vücudun nasıl çalıştığına biraz daha yakından bakalım. Nefes almak sadece hücrelerin oksijenlenmesini kontrol etmez, aynı zamanda vücudu koruyan beyaz hücreleri içeren lenf (akkan) sıvısının akışını da ayarlar. Lenf sisteminin görevi nedir? Kan kalpten atardamarlar aracılığıyla ince, geçirgen kılcal damarlara pompalanır. Kan kılcal damarlara oksijen ve besin taşır ve bunlar hücrelerin etrafında bulunan akkana (lenf sıvısına) geçirilir. Hücre kendi sağlığı için gerekli olan besin ve oksijeni alır, bir kısmı tekrar kılcal damarlara dönecek olan toksinleri (zehirleri) dışarı atar. Fakat ölü hücreleri, kan proteinlerini ve diğer zehirli maddeleri dışarı atma görevi lenf sisteminindir. Lenf sistemi de derin nefes almakla eyleme geçirilebilir. Kalp, dolaşımdaki kanın pompasıdır, fakat lenf sistemi böyle bir pompaya sahip değildir. Lenflerde kalbin

görevini, kas hareketleri ve nefes alma yerine getirir. Etkin bir lenf ve bağışıklık sistemiyle birlikte sağlıklı bir kan dolaşımına sahip olmak istiyorsanız; bu sistemleri harekete geçirecek şekilde derin nefes almak gerekmektedir. Derin nefes almanın önemini anlayıp uygulamak bile vücut sağlığını önemli oranda artırabilir. Yogada nefes almanın üzerinde bu kadar çok durulması bu yüzdendir ve derin nefes alma kadar vücudu temizleyen başka hiçbir şey yoktur. Araştırmacılar hücrelerde kanser oluşumunda temel etkenin oksijen azlığı olduğuna inanmaktadırlar. Oksijen azlığının hücrelerin yaşam kalitesini etkilediği kesindir. Sağlığımızın kalitesi de hücrelerimizin kalitesine bağlıdır. Sistemi temizlemek için en etkin nefes alma şekli nedir? Sınırsız Güç adlı kitabında Antony Robbins bunu tanımlamış; Bir birim zamanda nefes alıyorsanız, dört birim zamanda www.2fmagazine.com // 85


6$Ăą/,.

içinizde tutmalÄąsÄąnÄąz, iki birim zamanda dÄąĹ&#x;arÄą vermelisiniz. DĂśrt saniye nefes alÄąyorsanÄąz; on altÄą saniye içinizde tutup, sekiz saniyede dÄąĹ&#x;arÄą vermelisiniz. Nefesi niçin bir birimde alÄąp iki birimde veriyorsunuz? Lenf sistemi aracÄąlÄąÄ&#x;Äąyla toksinleri atmak için. Nefesi niçin dĂśrt birim tutuyorsunuz? Kan ve lenf sistemini tam olarak oksijenlendirmek için. Bu nedenle saÄ&#x;lÄąklÄą yaĹ&#x;amanÄąn ilk prensibi derin nefes almaktÄąr. GĂźnde en az ßç defa yukarÄądaki kurala gĂśre on derin nefes almalÄąsÄąnÄąz. Nefes alÄąĹ&#x;lar burundan, veriĹ&#x;ler aÄ&#x;Äązdan yapÄąlmalÄądÄąr. Uzun sĂźre nefes alacaÄ&#x;Äąm diye kendinizi zorlamamalÄąsÄąnÄąz. GĂźnde en az ßç defa on derin nefes almaya baĹ&#x;larsanÄąz; saÄ&#x;lÄąÄ&#x;ÄąnÄązda bĂźyĂźk geliĹ&#x;meler olacaÄ&#x;ÄąnÄą gĂśreceksiniz. Ä°yi nefes almanÄąn saÄ&#x;ladÄąÄ&#x;Äą faydayÄą saÄ&#x;layacak hiçbir vitamin ilacÄą ya da yiyecek yoktur.

Sonuç olarak eÄ&#x;er; t)FSHĂ OZBUBLUBOZPSHVO kalkÄąyorsanÄąz t4Â&#x2018;LTÂ&#x2018;LIBMTĆ&#x152;[MĆ&#x152;L HFSHĆ&#x152;OMĆ&#x152;L CĆ&#x152;ULĆ&#x152;OMĆ&#x152;L  odaklanma eksikliÄ&#x;i, unutkanlÄąk, enerji dĂźĹ&#x;ĂźklĂźÄ&#x;Ăź, gßçsĂźzlĂźk hissediyorsanÄąz 86 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

t #Ć&#x152;ZPMPKĆ&#x152;L ZBÇľÂ&#x2018;OÂ&#x2018;[B HĂ&#x161;SF LFOEĆ&#x152;OĆ&#x152;[Ć&#x152; daha yaĹ&#x;lÄą hissediyorsanÄąz. t :BQNBOÂ&#x2018;[ HFSFLFO WF EBIB EB Ăśnemlisi YAPMAK istediÄ&#x;iniz iĹ&#x;leriniz için yeterli enerjiniz yoksa t"Ç&#x2DC;SÂ&#x2018;LFTĆ&#x152;DĆ&#x152; VZLVĆ&#x152;MBDÂ&#x2018; TBLĆ&#x152;OMFÇľUĆ&#x152;SĆ&#x152;DĆ&#x152; vb. bir takÄąm ilaçlarÄą ya da kafein içeren çay ve kahve gibi içecekleri almadan gĂźnlĂźk hayatÄąnÄąza devam edemiyorsanÄąz. t,PMBZDBOF[MF HSĆ&#x152;QWCTBMHÂ&#x2018;OIBTtalÄąklara yakalanÄąyorsanÄąz BĂźtĂźn bunlarÄąn nefesinizi tutuyor olmanÄązdan kaynaklanan oksijen eksikliÄ&#x;i olma ihtimali çok yĂźksektir. Bu durum fiziksel ve zihinsel rahatsÄązlÄąÄ&#x;a yol açabileceÄ&#x;i gibi; bedenin her geçen gĂźn gßçsĂźzleĹ&#x;mesine, hĂźcre ĂślĂźmlerinin artmasÄąna ve normalinden daha hÄązlÄą yaĹ&#x;lanmaya da sebep olabilmektedir. Nefesin doÄ&#x;ru yolu bir çocuk kadar doÄ&#x;al nefes alabilmektir. Bir çocuk nefes aldÄąÄ&#x;Äąnda, gĂśÄ&#x;sĂź hiç etkilenmez. KarnÄą inip kalkar. Adeta karnÄąndan nefes alÄąp verir. TĂźm çocuklarÄąn kßçßk bir gĂśbeÄ&#x;i vardÄąr; nefes alÄąĹ&#x;veriĹ&#x;i ve enerji haznesi nedeniyle o gĂśbek oradadÄąr.

GĂśÄ&#x;Ăźs nefesi acil durumlarda, hayatÄąnÄą kurtarmak için koĹ&#x;uyorsan kullanÄąlabilir. Ancak o zaman sÄąÄ&#x;, hÄązlÄą solumayÄą kullanabilirsin ve koĹ&#x;arsÄąn. Ama normalde gĂśÄ&#x;Ăźs kullanÄąlmamalÄądÄąr. Acil bir durumda sadece iki seçeneÄ&#x;in vardÄąr â&#x20AC;&#x201C; kaçmak veya savaĹ&#x;mak. Ä°kisi de çok sÄąÄ&#x; ama yoÄ&#x;un bir enerji gerektirir. EÄ&#x;er sĂźrekli gĂśÄ&#x;sĂźnden nefes alÄąp verirsen, her zaman korku duyarsÄąn. Ă&#x2021;ĂźnkĂź gĂśÄ&#x;Ăźs nefesi sadece korku durumlarÄą için. Ve eÄ&#x;er bunu alÄąĹ&#x;kanlÄąk yaptÄąysan sĂźrekli korkacaksÄąn, gergin olacaksÄąn, her zaman kaçĹĹ&#x;ta olacaksÄąn. DĂźĹ&#x;man orada deÄ&#x;il, ama dĂźĹ&#x;manÄąn orada olduÄ&#x;unu hayal edeceksin. Paranoya bĂśyle meydana gelir. Bir çocuÄ&#x;u izleyerek doÄ&#x;ru nefesi hatÄąrlamak mĂźmkĂźn; Nefes alÄąrken karnÄąnÄą Ĺ&#x;iĹ&#x;ir, nefes verirken karnÄąnÄą indir. Genel olarak nefes almanÄąn uygun yollarÄąndan birisi de havayla alÄąĹ&#x;tÄąrma yapmak anlamÄąna gelen aerobik yapmaktÄąr. KoĹ&#x;mak gĂźzel, fakat streslidir. YĂźzmek mĂźkemmeldir. TĂźm bu alÄąĹ&#x;tÄąrmalarÄą kurallara uygun olarak yaparak saÄ&#x;lÄąklÄą ve doÄ&#x;al nefese kavuĹ&#x;mak mĂźmkĂźn olur. SaÄ&#x;lÄąkla ve sevgiyle kalÄąn... //


O#%)&.((#3#(#3.&#-#

6$ñ/,.

6CVNðUCíNðMNðK[KNKMMC[PCíð "AZÑálIKOLATALARáDOÜUàTANáIYIáNIYETLIDIRá,36á$~KKAN´DAKIáHERáàEYáGIBIálIKOLATALARÑMÑZáDAá TAMAMENáDOÜALáMALZEMELERLE áIYIáNIYETLEáVEáHAMARATáANNELERIMIZINáEMEKLERIYLEáHAZÑRLANÑR aIKOLATALARÑMÑZáAÜZÑNÑZÑáTATLANDÑRMAKLAáKALMAZáRUHUNUZAáDAáIYILIKáTAàÑR 3IZáDEá,36á$~KKAN´ÑáZIYARETáEDIN áSEVDIKLERINIZEáIYILIKáTAàÑYÑN

Þ ( ÞÞ% &, Þ% 3&,Þ% 3&, 3& 3&,Þ% #3#Î3&,Þ%% www.2fmagazine.com // 79


(67(7ó.

Dr. Arzum EMİROĞLU // arzum@2fmagazine.com

MEZOLİFT UYGULAMANIN AVANTAJLARI Geçen ay ki makalemde genel olarak; cildimize hangi yaşlardan itibaren ve nasıl davranmamız konusunda bir giriş yapmıştım. Bu aydan itibaren de her ay uygulamalarla ilgili detaylı bilgiler vermeye çalışacağım: Bunu yaparken; genç yaşlardan başlayıp, ileri yaşlara doğru yapılabilecek uygulamaların sırasını takip etmeye çalışacağım. Bu sayımızda; cildimizin iyiliğini korumak için çok sık uyguladığımız bir mezoterapi yöntemi olan ‘mezolift’ ve mezoterapinin diğer uygulama alanlarından bahsedeceğim

M

ezoterapi kelime anlamı olarak çoklu enjeksiyon demektir. Etki mekanizması ise; klasik farmakolojik ya da homeopatik ilaçların, mineral, aminoasit ve enzimlerin bir kokteyl halinde ve küçük miktarlarla derinin orta tabakasına enjekte edilmesi ile orta tabakada bulunan kılcal damarlara ulaşan ilacın hızla emilmesi ve etkileşime girmesi şeklindedir. Selülit, bölgesel yağlanma, yüz gençleştirme, saç dökülmesi, çatlak tedavisi, leke tedavisi gibi estetik uygulamaların dışında tedavi amaçlı; tıbbi 88 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE

alanlarda da kullanılmaktadır. Uygulama sahası dezenfekte edildikten ve lokal anestezik krem veya spreyler aracılığı ile uyuşturulduktan sonra çok ince 4-6 mm.’lik iğneler vasıtası ile uygulama yapılır. Mezoterapinin avantajı: Ağız yoluyla ya da kas veya damar içine yapılan enjeksiyonlar yoluyla alınan ilaçların tümü, ilgili hedef bölgeye kadar ulaşama-

maktadır. Çünkü ilaçların emilimi sırasında, bir kısmı emilemeden parçalanarak atılmaktadır. Ayrıca, sistemik yolla alınan ilaçlar kan yoluyla tüm vücuda yayılabildiği için diğer organ ya da dokuları da etkileyecektir ve istenmeyen yan etkiler oluşabilecektir. Mezoterapi ile; ilaçlar direkt olarak problemli bölgeye ulaşır ve küçük miktarlarda verildiğinden sistemik bir yan


(67(7ó. etki olmaksızın problem çözülür ve maksimum fayda elde edilir. Yüz bölgesine uyguladığımız mezoterapi yöntemine ise ‘mezolift’ adını veririz. Mezolift uygulamalarında kullanacağımız ilaç ve maddeleri cildin yapısına ve yaşına göre seçeriz. Genç ciltlerde; korumak ve yaşlanmayı geciktirmek için uygulanan vitamin-mineral karışımları yeterli olurken; kırışık, cansız veya lekeli ciltlerde hyalüronik asit, DNA sentezini uyaran ilaçlar gibi daha komplex karışımlar kullanarak hem iyileşme, hem de korumayı amaçlarız. Bu ilaçların, cilt metabolizmasına katılmasıyla hücre yenilenmesi ve kollajen sentezinin uyarılması sağlanır. Böylece; daha canlı, parlak, gergin, ve kırışıkları hafiflemiş bir cilt ortaya çıkar. Mezoterapi; estetik alanda cilt dışında sellülit, saç dökülmesi, çatlaklar ve yara izleri tedavisinde de kullanılır. Sellülit Tedavisi: Bel, basen, kalça, üst-iç bacak, diz, karın, omuz, ve kol gibi yağ dokusunun aşırı toplandığı tüm bölgelerde mezoterapi uygulanır. Amaç; bölgesel kan ve lenf akımını arttırmaktadır. Enjekte edilen ilaç kokteyli sayesinde, orta derinin üzerine hapsolmuş ve vücut tarafından kullanılamayan yağ hücreleri serbestleştirilir ve dolaşıma katılır. Portakal kabuğu görüntüsünden sorumlu olan fibroz sert bağların kopması sağlanır ve lenfatik drenaj arttırılır. Uygulama; cildin orta tabakasına 1-2 cm aralıklarla 4-6 mm lik özel iğnelerle yağ yakıcı, su atıcı ve bağ dokusunu kuvvetlendirici bitkisel ilaç karışımları enjekte edilir. Bir seans 10-15 dk sürer ve seans aralıkları 3-7 gündür. Seans sayısı; hastanın yağlanma şekli ve sellülit tipine göre

ortalama 6-12 seanstır. 1 aylık sürede 1-2 beden incelme hedeflenir; diyet ile korunursa sonuçlar kalıcıdır. Çatlak Tedavisi: Mezoterapi, çatlak tedavisinde kullanılan yöntemler arasında en iyi sonuç aldığımız yöntemdir. Tedaviye başlamadan önce hastanın kan testleri yapılır ve metabolik özelliklerinin durumuna göre enjekte edilecek ilaç hazırlanır. Yani kişiye özeldir. Çatlakların durumuna göre 10-15 seans uygulanır. Tedavi sonucunda uygulama yapılan bölge; sorunsuz ve canlı bir görünüme kavuşur. Saç Tedavisi: Klasik mezoterapinin saçlı deriye uygulanması işlemidir. Sadece saçlı deri değil; kaşlar, favoriler, bıyık ve sakal bölgesine de mevcut kılların yapısını güçlendirmek için mezoterapi uygulanır. Yani; kıl bulunan bütün alanlara yapılan ve foliküler ünitenin gücünü arttırmaya dönük bir tedavidir. Saçın yapısında bulunan keratolitik ajanlar, vitaminler, mineraller ve yüzey

genişleticilerinden oluşan tedavi ajanları biraraya getirilerek sinerjik etki oluşturulur. Bu karışım; tercihen mezoterapi tabancası yardımıyla saçlı deriye enjekte edilir. Sorun; genellikle saç dökülmesi ve saçların zayıf olmasıdır. Mezoterapi uygulanan saçlı deri bölgesi; uygulama sonucunda daha fazla kanlanır ve etki uzun zamana yayılır. Mezoterapi etkisi; 2. Seanstan itibaren görülmeye başlanır.İlk seanstan sonra bir miktar dökülme olabilir; bu durum olağandır.İkinci seanstan sonra dökülme durur ve daha güçlü saçlar çıkmaya başlar. Saç mezoterapisi; HÜCUM TEDAVİSİ ve KORUYUCU TEDAVİ olarak iki bölümdür.Hücum tedavisine dökülmenin aktif olduğu dönemde başlanır. 1 hafta ara ile 4 seans, 2 hafta ara ile 4 seans daha; toplam 8 seans uygulanır. Koruyucu Tedavinin Amacı; hücum tedavisinin etkilerinin korunmasıdır. Aktif saç dökülmesinin durduğu dönemde başlanır. Mevsim geçişlerinde; yani 3 ayda bir 1 seans olarak devam edilir. // www.2fmagazine.com // 89


BERLİN ANILARI... erkese mutlu yıllar demiştik geçen sayıda. Dilerim herkes için yıl iyi başlamıştır ve öyle devam eder. Gerçi ülke çok iyi giremedi yeni yıla, o yüzden yeni yılı iyi başlamayanların olduğunu biliyorum ama o konulara girmeyeceğim. Berlin’i anlatmak istiyorum… Yılbaşında Berlin’deydim. Berlin’de de olaylar vardı aslında ama bana kadar gelmedi. Benimki sevgilimle geçirdiğim huzurlu ve güzel bir yılbaşıydı. Neler yaptığımdan ziyade Berlin’i anlatmak istiyorum. Biraz karşılaştırma tadında olsun İstanbul ile. Gezilecek görülecek yerlerden de değil işleyişten, yaşantıdan bahsedeceğim. Berlin’i Ankara ile karşılaştırmak daha mı doğru orasını bilemiyorum. İstanbul’un Meclisi yok tabi. Ama Ankara ile karşılaştırırsak durum daha vahim olabilir, İstanbul ile devam edeyim. Havaalanında pasaport kontrol eden suratsız memurlar tabi ki olmalı yoksa tadını alamazsınız seyahatin. Benim dönüş biletim var mı diye soruyor, görmek istiyor. “Devletin zaten dönüş bileti olmadan vize vermiyor ikinci kez neyin kontrolünü yapıyorsun?” Bunu içimden söyleyip bileti gösteriyorum. Berlin’in ikinci havaalanı olmak için “Schönefeld” biraz ufak. Ama kalabalık yok, ufak olması rahatsız etmiyor. Otobüse binip otelime yol alıyorum. Otobüslerin tamamı engelli vatandaşlar düşünülerek yapılmış. Hepsi duraklara geldiğinde yana yatıyor ve kaldırımla olan mesafe sıfırlanıyor. Tüm otobüslerde orta kapıda engelli vatandaşların binmesi için aparat var. Kaldırım ile sıfır olan otobüse tekerlekli sandalye ile binmek için yardım dahi gerekmiyor. Kaldırımlar da öyle yan yana iki kişinin zor yürüyeceği cinsten değil. Bizim çift şeritli yollar kadar kaldırımları var adamların. Her kaldırımda bir de bisiklet yolu var. Öyle çok araba yok etrafta. Trafik yok, korna yok, gürültü yok. Yer altına bir şehir daha kurmuşlar da ondan. Biz üste yapmayı seviyoruz, onlar alta. İşyerinden evinin yatak odasına metro var. Öyle her yerde inşaat, yol çalışması, kazı ve çukur gibi şeyler göremiyorsun. Bir kerede doğrusunu yapmışlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar önce engellileri ve yaşlıları düşünmüşler. İnsana nasıl da değer var. Biraz gezdiğinizde Berlin’de ne kadar çok engelli vatandaş var diyebilirsiniz. Ancak bu yorum pek de doğru değil. Engelliler İstanbul’da dışarı çıkamazken orada çıkabiliyor, gezebiliyor. Şehrin altyapısı engelleri ortadan kaldırıyor. Kimse evinde hapis olmaya mecbur değil. İstanbul Yedi Tepe. Orası öyle değil tabi, dümdüz şehir. Yokuş çıktığımı hatırlamıyorum hiç Berlin’de. Bi’ Boğaz’ı da yok tabi. Nehirler, göller var ama Boğaz gibi olmaz. “Boğaz havası alalım” diyemiyorsun. Boğaz’da balık da yiyemezsin, Boğaz turu yapamazsın, Boğaz’a nazır ev de alamazsın. Bunlar da yurdumun güzellikleri... Her seyahat sonrası sorulan soruyu soruyorsun: “Burada yaşanır mı?” . Bence yaşanır. Değer gördüğün, düzenli ve vatandaşına güvenen bir şehir. Metro istasyonlarında turnikeler yok. İstasyon görevlileri de yok. Arada bir bilet denetimi oluyorsa oluyor; ama ben daha denk gelmedim. Şehrin her yanında da polis yok ama güvende olduğunu hissediyorsun. Bir de sarhoşları var. Alkol sudan ucuz ve her yerde var. Sarhoş da çok var tabi. Zararsız sarhoşlar bunlar ama. Tek yaptıkları kendi kendilerine konuşmak, akşam saatlerinde her metroda muhtelif rakamlarda bulmak mümkün. Başta garip ama sonra yadırgamıyorsun, eğlenceli bile gelebiliyor. Gidilesi şehir. İmkanınız varsa gitmenizi tavsiye ederim. Gidin, gezin, görün, eğlenin ve biraz da karşılaştırın.

H VRQ VD\ID

A. Batuhan Dalcı Köşe Yazarı 90 OCAK 2014 // 2f MAGAZINE


08 2f Magazine / Ocak  

2f Magazine is a monthly published Lifestyle magazine