Page 1

Zarrab’a vatandaşlık zırhı Rüşvet operasyonunun kilit ismi için İran bilgi paylaşımı talep etti. Türk Dışişleri’nden ise ‘Reza Zarrab, Türk vatanda; karmayn’ yanıtı geldi

Reza Zarrab

Reza Zarrab’ın yönettiği kara para trafiğinde kilit ülkenin İran olduğu iddiası ortaya atılınca İranlı yetkililer, Türk Dışişleri’yle toplantı yaptı. Kendi ülkelerinde soruşturma başlattıklarını belirten İranlı yetkililer, her türlü bilgiyi vermeye hazır olduklarını ilettiler, ancak hiç beklemedikleri bir yanıt aldılar.

Türk yetkililer, Reza Zarrab’ın Türk vatandaşı olduğunu belirterek İranlı diplomatlara “Siz karışmayın” yanıtını verdi. Türk Dışişleri yetkililerinin bu tavrı; Muammer Güler’in, Zarrab’la yaptığı telefon konuşmasında “Sen rahat ol, önüne ben yatarım” sözlerini hatırlattı. MUSTAFA KAYA’nın haberi 10’da

BİZE HER YER TAKSİM Türk- Genel Bakan Ergün Atalay, Yataan içilerini ziyaretinde, tüm yurttalar 1 Mays alanlarna çard stanbul

Ankara

ZMR

KADIKÖY

TANDOĞAN

GÜNDOĞDU

Özelletirmelere kar 6 gündür Ankara’da nöbet tutan içilere, “Elimizden geleni yapacaz” diyerek söz veren Ergün Atalay, 1 Mays için de çar yapt: “stanbul, Ankara, zmir ve Zonguldak’ta merkezi kutlamalar yapacaz. çinin, örencinin sorunlarn anlatacaz. Bizim için her yer Taksim.” LKAY AKKAYA’nn haberi 6’da

Ergün Atalay

‘Katili tutuklu yarglansn’

KURULUŞ 1921

Abdullah Cömert

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA - 75 KURUŞ

POLİSLERİNE SORUŞTURMA

BTÖ BEKTA

TERÖR

ÖRGÜTÜ

3

Aydınlık’ın 2009’da ortaya çıkardığı Beşiktaş Terör Örgütü (BTÖ) yargı önünde. İlk soruşturma, Ergenekon tertibinde rol alan polislere açıldı

23 NİSAN’da Anıtkabir’deyiz

8

‘CIA adına operasyon’

Kiev’deki Neo-Nazi yönetimi dün Ukrayna’nn dou bölgesindeki Donetsk’te operasyon balatt. Rusya’nn Interfax haber ajans, 11 kiinin hayatn kaybettiini duyurdu. Rus lider Medvedev, “CIA ne emrettiyse onu yapyorlar” tepkisini verdi. 13’te

Avukat Kemal Kerinçsiz, F tipinin Ergenekon tertibindeki rolüne ilişkin dilekçesini Başbakanlık’a gönderdi. Başvuruyu kabul eden Başbakanlık, İstanbul C. Savcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu’na şikâyette bulundu. Emniyet amirleri Selim Kutkan, Celal Sel, Mutlu Ekizoğlu ve Hüseyin Işıldak’la ilgili soruşturma başlatıldı. 09 15 Kasm 20

Kerinçsiz’in başvurusu üzerine Ergenekon hâkim ve savcılarıyla ilgili soruşturma dosyası ise Adalet Bakanlığı’na gönderildi. Öte yandan Kerinçsiz, İstanbul Başsavcılığı’na da dilekçe yazarak 4 emniyet amirinin, “örgüt kurmak” suçlamasıyla ve şüpheli sıfatıyla yargılanmasını istedi. SEZİM ÖZADALI’nın haberi 7’de

Avukatlardan Balyoz nöbeti

Datçalı karakulak

Balyoz avukatları: “Tahliyeler için adım atılmazsa Anayasa Mahkemesi önünde oturma eylemine başlayacağız.” 7’de

Azerbaycan’da 41 Nurcu gözaltında

Mula Datça’da, nesli tükenmek üzere olan karakulak ehre indi. Vatandalar ise onu doaya brakt. 4’te

Tayyip Erdoğan:

Kemal Kılıçdaroğlu:

Devlet Bahçeli:

Haha fazla kaçrdlar

MT’e Gestapo modeli

haneti yasal zemine çekiyor 9

9

ÇANKAYA’DAN ANINDA YALANLAMA:

Erdoğan-Gül arasında anlaşmaya varılmadı

7

Tuna KİREMİTÇİ 2’de

İşsizlik rakamları çift haneye ulaştı ISSN 2146-2356

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı rakamlara göre, Türkiye’de 2014 Ocak döneminde işsizlik oranı yüzde 10,1 olarak gerçekleşti. Çalışabilir nüfus içindeki genç işsizlik oranı da yüzde 19 oldu. RECEP ERÇİN’in haberi 5’te

Seçimlerde kültür sanat olsayd

Mehmet Ali GÜLLER 9’da

Karadeniz’de ABD-Rusya sava İsmet ÖZÇELİK 12’de

PKK ve Hizbullah’ın ‘Kutlu Doğum’ kavgası 10

Abdullah Gül

Mehmet AKKAYA 6’da

1 Mays nasl 1 Mays olur?

tesiiiii tes rsites rsi iversi ive Ünive Ün tes tes rsi rsi cleÜn cle Dicle Di Di ive ive Ün Ün cle cle Di Di

9

Erdoan F tipinden korkuyor mu?

G

Bayram değil, seyran değil, bu ne Occupy CHP’de “yeni”leşme adı altında, tasfiye edilmedik kimse bırakmayanların, böylesi bir “işgal” karşısında niçin göbek attıklarını sanırız tüm CHP tabanı da merak ediyordur!..

Mehmet FARAÇ

11

ül’ün Başdanışmanı Ahmet Sever, “Cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaştılar” yönündeki haberler için, “Süreçle ilgili konular aralarında kesinlikle görüşülmemiştir” dedi. 8’de

Jilet İslamı NATO milliyetçiliği ve vatansız solculuk Jiletle tıraş olmak harammış... Milliyetçiliğin, emperyallerin çıkarları ile “paralel” olması... Bazı “sol” kesimlerin vatan ve bayrak alerjileri...

Sabahattin ÖNKİBAR

12


SUDAKİ DUMAN

Hazırlayan: Murat ŞİMŞEK

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

1000 Dreyfus için soruyorum

Tuna

KİREMİTÇİ tunakiremitci@aydinlikgazete.com

Seçimlerde kültürsanat olsaydı “İki saattir siyaset konuşuyoruz. Siyasetçiler iki dakika tiyatro konuşuyor mu!” diyen tiyatrocu arkadaşımı belki hatırlarsınız. Kendisi isyanında haklı. Siyasetin tozu-dumanı başka şeylerin fark edilmesini önlüyor. Sürekli rol çalan, aşırı hırslı bir oyuncuya benziyor siyaset. Özellikle kültür ve sanat nasibini alıyor bu arka plana düşme sürecinden, genellikle olduğu gibi. Siyasetçileri geçtim, bazı günler sanatseverlerde bile tiyatroya, konsere, sinemaya gidecek moral kalmıyor. Güzel bir romana başlamanın, bir şiirin tadına varmanın, galeriye gidip sergi gezmenin “lüks” göründüğü zamanlar yaşıyoruz. Oysa memlekette kültür-sanat her şeye rağmen, bütün canlılığıyla devam ediyor yaşamaya. Filmler çekiliyor, kitaplar yazılıyor, albümler çıkıyor, sergiler açılıyor, oyunlar sahneleniyor... Aydınlık’ın kültür-sanat sayfalarına bakınca insan bu pes etmeyen canlılığa şaşıyor. Belki de siyasetin yol açtığı toplumsal altüst oluşlar kültürsanatı da besliyor, farkında olmadan. Duygu yoğunlukları ve fikir tartışmalarıyla beraber sanatsal üretim de artıyor. Hep bir ağızdan “üreterek direnmeye devam!” diyor sanki, kültür-sanat insanları. Fakat seçim süreçlerine bakınca, hiçbir partinin bu konuda topluma bir şey vaat ettiğini göremiyoruz. Neden acaba? Kültürün ve sanatın seçmen tercihlerinde belirleyici olmadığını düşündüklerinden mi? Yoksa tam tersine, fazla belirleyici olacağını mı düşünüyorlar? Öyle ya, sanatın öne çıktığı bir toplumda siyasetin borusunun ötmesi zor. İnsanlar daha tatlı nağmelere kulak verir. Bosna savaşı sırasında, Sırp bombalarıyla harabeye dönen Saraybosna Milli Kütüphanesi’nde bir konser verilmişti. Saraybosna Filarmoni Orkestrası, ünlü şef Zubin Mehta yönetiminde, Mozart’ın “Requiem”ini seslendirdi. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in fikriydi konser. Amacı, dünyaya “şehirlerimizi yıkmış olabilirler ama biz hâlâ insanlık ailesinin uygar bir üyesiyiz!” diye seslenmekti. Olay büyük yankı yarattı. Bosna halkının zor şartlarda moral bulmasını ve kenetlenmesini sağladı. Avrupa’nın bağrında acı çeken Müslümanlar, dünyaya Katolik kültürünün en ünlü ağıtı “Requiem” ile sesleniyordu. Hiçbir siyasi söylevin veremeyeceği güçte bir mesajla. “Her gün bombalanan biziz ama ağıdı yakılması gereken sizsiniz; çünkü aslında Avrupa ölüyor” mesajıydı. Tüm dünya bu mesajı aldı ve kazanan Bosna halkı oldu. Olayın mimarlarından şef Emir Nuhanoviç, “Konserden önce biz Müslümanlar, öldürülmesi önemsiz insanlardık.” diyecekti. “Konser, İzzetbegoviç’in geleceği gören ince düşüncesinin bir stratejisiydi.” Siyasetçiler bazen de Aliya İzzetbegoviç’i örnek almalı. Kültür-sanatın gücünü derinden kavramış “Bilge Kral”ı.

Okurlarımızdan her konuda eleştirilerini, önerilerini bekliyoruz. halklailiskiler@aydinlikgazete.com Tel: 0212 251 21 14 - 15 - 16 Faks: 0212 251 55 06 Adres: İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul

E

mile Zola, 120 yıl önce Yzb. Dreyfus’un haksız mahkûmiyetine isyan etmişti. “Suçluyorum” diyerek suçluları sıralamıştı, cumhurbaşkanına yazdığı mektupta. Dreyfus, 12 yıl yok yere hapis yattıktan sonra yeniden yargılama sonucu beraat etmiş, haklarını almıştı. Türkiye’de 1000 Dreyfus var. Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy, Oda TV davalarında yargılanan tutuklu, tutuksuz, mahkûm Dreyfuslar. Az olsa da Zola’larımız var. Yazdılar, konuştular. Duyan yok. Sebep; haksızlığı gidermesi istenenler ya haksızlığı yapanlar ya da ortak olanlar.

Adalet Bakanlığı’na soruyorum Balyoz sanığı Kur. Alb. Mustafa Çalış, Adalet Bakanlığı’na başvurdu. BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun (UNGWAD), “Balyoz tutuklamalarının keyfi olduğu ve sanıkların bırakılması gerektiği

kararı”nın iç hukuktaki yerini, anlamını sordu. 26 Mart 2014 tarihli yanıt açık: “Karar iç hukukun üstündedir. Uyulması Anayasa gereğidir” Adalet Bakanlığı’na soruyorum; Neden uygulanmadı? Anayasa çiğnendi mi? Siz ne yaptınız?

Yüksek Yargı’ya soruyorum Tümamiral Cem Gürdeniz AİHM’ye başvurdu. Tutuklamadaki hukuksuzluktan şikâyetçi oldu. AİHM, UNGWAD’ın değerlendirmesine katıldığı için yeni bir hükme gerek olmadığına karar verdi. Yargıtay kararı tebliğ edilmeden mahkemenin sanıklara müddetname gönderdi. Bu uygulama olağan mıdır? Kumpas iddiaları uçuşurken bu ne aceledir? Buna “dur” diyecek yasal bir kurum yok mudur? Resmi makamların hepsi “Darbe ile ilgili bilgi, belge, duyum, ihbar yok” demişken, 31 tanığın tamamı, 30 bilirkişi raporundan biri hariç hepsi

sanıklar lehine iken verilen mahkeme kararı nasıl onaylanmıştır? Yargıtay’a, AYM’ye soruyorum: Size hiç başvuru yapılmadı mı? AİHM ve UNGWAD’ın kararlarının uygulanması gerekmiyor mu? Kumpas söylemleri üç ayı geçti, eyleme geçme zamanı gelmedi mi? Size göre hukuksuzluk yok mu? Varsa siz neredesiniz, ne yaparsınız, ne beklersiniz? Hukuksuzluğu önleyecek kurumlar siz değil misiniz?

Komuta kademesine soruyorum

nacibestepe72@gmail.com midir? Gölcük’teki döşeme altına sahte belgeleri koyan ve 365 kişinin tutuklanmasını sağlayan “F” tipinin bulunması için kaç başvuru yapıldı? Donanma Komutanlığı, 1’inci Ordu Komutanlığı ve 3’üncü Kor. Komutanlığı savcılarının “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” rastlantı

Silah ve sınıf arkadaşlarınız 1. Ordu’nun eski savcısı Münger ve varsayımcı bilirkişi Kur. Bnb. Ahmet Erdoğan’ın tanık olarak dinlenmesini talep etmedi mi? Milli Savunma Bakanlığı’nın, Bnb. Erdoğan’ın dosyasını As. Yargıtay’a aldırmasının sebebi nedir? Mahkeme ne aşamadadır? Bnb. Erdoğan’ın yurtdışı göreve gönderilmesi ödül mü, kayırma mı, koruma mıdır? Alb. Münger’in bavulcu Baransu ile ilişkisi irdelenmiş

Atatürk’ü Putin anladı  PROF. DR. TACİSER ONUK*

B

irleşmiş Milletler tarafından sadece Türk ulusu için değil, tüm insanlık için bir onur simgesi olarak tanımlanan, ulusumuz için gerçek bir aydınlanma öncüsü yüce Atatürk, 20 yüzyıldan 21. yüzyıla manevi varlığını sürdüren tek liderdir. 1976 yılında UNESCO tarihinde ilk ve tek 152 üyenin oybirliğiyle onayladıkları belge şöyledir: “Atatürk kimdir; Atatürk, uluslar arası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu.” Atatürk’ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti; her yönüyle ileriye dönük, temelinde ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık kavramları olan bir toplumsal değişim ve gelişim projesidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde kazanılan Türk İstiklal Savaşı ve yaptığı devrimler, Gandi ve Nehru gibi önemli liderleri etkilemiş, sömürge imparatorluğu bünyesinde olan bir çok ulusun, özellikle Doğu uluslarının uyanmasını ve bağımsızlığını kazanmasını sağlamıştır. Avrupa dışında cumhuriyeti kuran tek lider Atatürk’tür. 2002-2006 yılları arasında ilk kadın başkanı olmaktan büyük onur ve gurur duyduğum Atatürk Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezinin amacı ve görevi milli varlığımızın, milli gücümüzün gelişmesinde ve devamında Türk kültürünü Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda bilimsel yoldan incelemek, araştırmak ve bir bütünlük içerisinde tanıtmak yaymak yayımlamak, Türk ulusu ve dünya kültürleriyle buluşturmaktır. Uluslar arası Türk Kültürü Kongresi’nin altıncısı, Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’in yüksek himayelerinde 21-26 Kasım 2005 tarihlerinde Ankara’da 46 ülkeden 353 bilim insanının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Açılış töreninde BM temsilcisi olarak siyasi işlerden sorumlu Genel Sekreter yardımcısı Sayın Tapio Kanninen ile UNESCO temsilcisi Sayın Dr. Hans d’Orvilen uygarlıklar arası diyalog çerçevesinde birer konuşma yapmaları çok yararlı olmuştur. Her iki konuşmacı da Türk kültürünün dünya kültürü içinde özgün ve çok zengin bir sentez olduğunu, üç kıtada bir çok ülkenin kültürünü etkilediğini ve dünyanın ortak kültürel mirasına önemli katkılarda bulunduğunu belirtmişlerdir. Bu bağlamda bende yarattığı etkisi açısından iki görüşmeyi sizlerle paylaşmak isterim. İlk’i, Çin Büyükelçiliği kültür müsteşarı bir gün AKM makam

Naci BEŞTEPE

Putin, 7 Aralık 2004’te Ankara ziyaretinde Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazmıştı: “Rusya’da Türk halkının büyük oğlu Atatürk’ün hatırasına büyük değer veriliyor. Türk devletinin yeniden doğuşu, O’nun adıyla ilişkilendirilir... Bizim görevimiz O’nun hatırasına layık olmak ve O’nun yaptıklarını devam ettirmektir...” odamda şöyle söylemişti: “Çin’in gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisi Atatürk’tür. Biz Çin eğitim sistemimize göre ilköğretim öğrencilerimize dünya çapında dört büyük lideri öğretiyoruz. Bunların başında Atatürk gelir.” Ben “Nasıl öğretiyorsunuz” diye sorduğumda Müsteşar şunları söylemişti: “Türkiye’nin emperyalistlere karşı, Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşını nasıl kazandığını, tüm dünyanın ezilen halklarına da nasıl örnek olduğunu anlatıyoruz. Onun zor zamanlarda her türlü olanaksızlıklara karşın nasıl düşünerek böyle bir mucize yaratabildiğini, özellikle mücadele ruhunu çocuklarımıza öğretmeye çalışıyoruz. Bugün bizim eğitim sistemimizde ve felsefemizde ‘başarı için mutlaka bir çıkış yolu vardır’ düşüncesiyle, pes etmek yoktur çünkü Atatürk pes etmedi ve kazandı.” Diğeri, kongre nedeniyle yaptığımız görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in danışmalarından bir gazeteci Sayın Zorab’a göre; Putin Atatürk’e hayran. Zorab’ın “Atatürk’ün yaptıkları, kurtuluş savaşındaki başarıları Putin için çok önemli bir örnek. Sayın Putin’in masasının üstünde pek çok kitap Atatürk’e ait. O Atatürk’den ve onun düşüncelerinden çok etkileniyor” sözlerini unutamam. Bugün yaşadığımız bazı olumsuzlukları yıllar sonra çağdaş ve güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti bireylerinin bir anı olarak değerlendireceklerini, öncelikle Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini emanet ettiği Türk gençliğinin Atatürk ve laik demokratik Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkacaklarına inanıyorum. Her zamanki gibi çözüm Atatürkçü düşünce, Atatürk milliyetçiliği ve Türk Ulusudur. *Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi önceki başkanı

mıdır? Basın organlarında TSK içindeki “F yapılanması” haberleri birbirini izliyor. Siz ne yaptınız? Emirle cezaevi ziyaretleri dışında kuruma ve personele sahip çıkma adına yasal girişimleriniz nedir? Neden bir tek tutuklu size teşekkür etmemiştir?

ÇARŞAMBA İĞNELERİ GAVAT AKP Adana Milletvekili Küçükay, belediye seçimini Vali Coş’un vatandaşa “gavat” demesi yüzünden kaybettiklerini söyledi. Bir gavat nelere mal oluyor... GERİCİ Beşir Atalay: “Yüksek yargı üyelerinden ve generalden cumhurbaşkanı olmaz.”

Gerici-bölücü olamadıklarından... GEMİCİKÇİ Bilal evdekileri sıfırladı. Burak sudakileri altıladı... İLAN Dicle Üniversitesi Rektörü Jale Saraç, türban takacağını genel sekretere ilan ettirdi. Bireysel tercih, kurumsal ilan...

CHP devrimci geçmişine sahip çıkmalıdır  EROL ERTUĞRUL

C

umhuriyet Halk Partisi Atatürk’ün kurduğu ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partidir. Yaşadığımız günlerde tartışmaların odağında olmasının nedeni bu özelliğinden kaynaklanmaktadır. Atatürk’te birleşenler, ülkemiz için çıkış yolunu Atatürkçü düşüncede ve Türk Devrimi’nde görenler doğal olarak CHP’den daha farklı tavırlar beklemektedirler. 30 Mart 2014 yerel seçim sonuçları CHP için başarı sayılamaz. Tüm koşullar çok elverişli olduğu halde nasıl olmuştur da CHP beklenen

sonuçları alamamıştır... CHP öncelikle devrimci geçmişine sahip çıkmalıdır. Öncelikle kendisi olmalıdır. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz” sözleri ortada iken, oy kaygısı ile bir cemaate yanaşılması hoş görülemez. Herkes kendisine yakın olan, kendisi gibi olan partilere oy atar. CHP’nin gerçek kimliği devrimciliktir. Gerçek kimlik altı oktur .Oy alacağız düşüncesi ile bu ilkelerden sapılmış olması partiyi kimliksiz yapar. CHP’nin halka umut ve güven vermesi, yöneticilerinden

belli olmalıdır. Wikileaks belgelerinde ajan olarak adı geçenler, bu partide yönetici olamazlar... Alınan bu sonuçlardan sonra hangi yönetici kendisine pay çıkararak görevinden çekilmek onurunu gösterebilir . İnönü’nün genel başkanlığında CHP Genel Sekreteri olan Adıyaman milletvekili Doktor Kâmil Kırıkoğlu, NATO’nun dışında ulusal bir askeri strateji ve ulusal çıkarlarımıza uygun bağımsız bir politika uygulamamız gerektiğini yüksek sesle dile getirmişştir. Bu partinin böyle yürekli yöneticilere gereksinimi vardır.


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Osman ERBİL

‘Kesep’e toplar Türk tarafından’

Suriye’deki teröristlerin Kesep’e saldırısında ‘Türk hükümeti rol oynadı’ iddiası tartışma konusu oldu. İngiliz Telegraph’ta yayımlanan habere göre, bir görgü tanığı teröristlerle Türk askerinin yan yana olduğunu söyledi

S

uriye’deki teröristlerin Kesep’e saldırılarında AKP hükümetinin destekleri gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. İngiliz Telegraph’ta yayımlanan Ruth Sherlock imzalı habere göre, Suriye kasabası Kesep’e saldırılarda Türkiye’nin büyük yardımları söz konusu. “Türkiye İslamcı saldırganlara Suriye kasabasına yönelik saldırılarında yardım etti” başlıklı yazıda, bölgedeki saldırganların ve görgü tanıklarının konuyla ilgili görüşlerine yer verildi. Habere göre, Türk askeri ile teröristler yan yana duruyordu. İddiaya göre, toplar Türk tarafından geliyordu.

‘Türk askeri ve cihatçılar yan yanaydı’ Türkiye’nin coğrafi olarak kritik konumda olan Kesep’te saldırıda sınırlarını açarak “cihatçılara” yardım ettiği ifade edilen haberde, ismi yayımlanmayan Suriyeli bir “aktivistin” şu sözlerine yer verildi: “Türkiye bize büyük bir iyilik yaptı. Adamlarımızın Türkiye sınırlarından geçerek giriş yapmalarına izin verdiler. Rejime birkaç farklı koldan saldırmamız gerekiyordu ve bu yol kıyıdan saldırmanın tek yoluydu. Bu yüzden

Eskişehir’de 176 sanıklı Gezi davası başladı AYDINLIK / ESKİŞEHİR



Haziran Ayaklanması’nda Eskişehir’de düzenlenen eylemlere katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 2’si avukat 176 kişinin yargılanmasına, dün 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşma, sanık sayısının fazla olması nedeniyle adliye binasındaki konferans salonunda yapıldı. Davada, eylemlere katılan 176 kişi, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla, 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Adliye önünde basın açıklaması yapan Eskişehir Barosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Av. Heval Yıldız Karasu, mahkemeden beraat kararı çıkmasını beklediklerini söyledi. Gençlerin demokratik haklarını kullandıkları ve barışçıl gösterilere katıldıkları için yargılandıklarını belirten Karasu, “Bugün burada yaşamına ve geleceğine sahip çıkan, bu ülkenin geleceği gencecik insanlar yargılanmaktadır” diye konuştu. Gezi eylemleri nedeniyle yaklaşık 240 yurttaş hakkında davalar açılmıştı. 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan 14 kişi beraat etmişti.

bu çok büyük bir yardımdı.” Kesep’in yerlisi görgü tanıklarının da ifadelerine yer verilen haberde, militanların saldırısından kaçan ve gerçek ismini söylemek istemeyen Bedros isimli Kesepli bir Ermeni, top sesleriyle uyandıklarını ve evden hiçbir şey almaya vakit bulamadan ailecek kaçtıklarını söyledi. Bedros’un aktarımına göre, bir akrabası saldı-

rının ardından Türk sınırına doğru gitti, ancak burada Türk askerleri ile cihatçıların yan yana durduklarını gözlemledi. İddiaya göre, buradan Kesep’e top atışı yapıldı. Haberde İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) yerel kaynaklarla yapılan görüşmelere dayanarak, Kesep’e terörist akınının Türkiye’nin bilgisi dışında gerçekleş-

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI, BM VE GÜVENLİK KONSEYİ’NE BAŞVURDU:

Kimyasal saldırı olursa sorumlusu ABD ve AKP’dir Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı; ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin Suriye ve halkına karşı komplolar kurduğu ve düşmanlıklarını sürdürmek amacıyla bahane yaratmaya çalıştığını belirten mektubu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Uluslararası Güvenlik Konseyi BaşSuriye Dışişleri kanına sundu. Bakanı Velid Muallim Mektupta kimyasal silahlarla yapılan ve yapılacak olası saldırılardan Türkiye hükümeti sorumlu tutuldu. Mektupta söz konusu devletlerin

Suriye hükümetine zalim suçlamalarda bulunduğunu ifade eden Bakanlık, bu suçlamaların başında 21 Ağustos 2013 tarihinde Şam kırsalının Doğu Guta Bölgesi’nde silahlı terör gruplarının işledikleri ve masum halktan onlarca kişinin kurban gittiği katliamın bulunduğunu belirtti.

‘Belgeleriyle kanıtlandı’ Bu katliamdan bir yıldan az bir süre geçmesinin ardından katliamın arkasında ABD, Türkiye ve söz konusu diğer devletlerin bulunduğunun araştırmalar sonucunda kanıtlarla tespit edildiğini belirten Bakanlık, aynı devletlerin bu katliama ilaveten 15 Mart 2013 tarihinde Halep kırsalı Han el Asel Bölgesi’nde de yine kimyasal si-

Bakanlık, söz konusu mektupta, Nusra Cephesi’nin son olarak Hama kırsalının Kefar Zeyta Bölgesi’nde masum sivil insanlara karşı zehirli gaz kullandığına işaret etti. Mektubunun sonunda Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin BM ve Güvenlik Konseyi’ne gerekli tüm bilgileri takdim ederek üstüne düşeni yaptığı belirtilerek, Türk hükümeti ve sözü geçen diğer devletlerden hesap sorulması talep edildi.

Abdocan’ın katil zanlısı tutuklansın! Hatay’da Haziran Ayaklanması sırasında polis Ahmet Kuş’un attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesiyle hayatını kaybeden direniş şehidi Abdullah Cömert iddianamesi önceki gün Cumhuriyet Savcısı Murat Üzüm tarafından hazırlandı. İddianamede, polis memuru Ahmet Kuş hakkında “olası kast ile öldürmeden” dolayı 25 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Hazırlanan iddianameyi Cömert ailesinin avukatı Hatice Can ile konuştuk. Avukat Can, “Hazırlanan iddianame genel olarak doğru ancak davanın kasten öldürmeden açılması ve polis memurunun müebbet hapis cezasıyla yargılanması gerekiyordu. Ne yazık ki şimdi istenen ceza 25 yıl” dedi.

‘Polis memuru tutuklanmalı’ Abdocan’ın avukatı Hatice Can,

lahlarla gerçekleştirilen katliam dahil Suriye’nin daha birçok yerinde işlenen insanlık dışı katliamların arkasında olduklarının belgelerle kanıtlandığını ifade etti. Bakanlık mektupta, Türk hükümeti ve ABD idaresinin Suriye’deki terör çetelerinin sivil masum insanlara karşı kimyasal kullanmalarının arkasında yer aldığına ve direkt ilişkilerinin bulunduğuna dair çıkan araştırma sonuçları ve medya raporlarına yer verdi. Bakanlık, Türk hükümeti ve ABD idaresinin desteği ile Suriye’de kimyasal silah kullanan Nusra Cephesi’nin, El Kaide örgütünün bir kolu olmasının yanında Güvenlik Konseyi’nin terör örgütleri listesinde yer aldığına dikkat çekti.

‘Hesap sorun’

CÖMERT AİLESİNİN AVUKATI HATİCE CAN’IN MAHKEMEDEN TALEBİ:

HÜSEYİN GÜLER

mesinin mümkün olmadığı görüşüne de yer verildi. Telegraph’a konuşan bir başka muhalefet yanlısı “aktivist”, daha önce de Kesep’e saldırmak istediklerini, ancak Türkiye’nin o sıralar geçişlere izin vermediğini öne sürdü. “Aktivist”in iddiasına göre, Türkiye’nin ret gerekçesi, muhalefetin birlik olmamasıydı.

Abdullah Cömert’i Ahmet Kuş’un öldürdüğü daha önceden ortaya çıktığını belirterek, “Polis memuru Ahmet Kuş’un beyaz renkli akrepten gaz fişeğini attığını daha önceden biliyorduk. Bu durum yeni bir şey değil. Sadece iddianamede bunun belirtilmesi yeni. Bu polis memuru tutuklu olarak yargılanmalı. Bunun için dilekçemizi hazırlayıp, ağır ceza mahkemesine verdik. Sürecin sağlıklı işlemesi için tutuklu yargılanması gerekiyor” diye konuştu.

“İddianamede sanık sayısının bir kişi olması bu cinayeti işleyenin bulunması açısından işleri kolaylaştırıcı bir durum” diyerek davanın peşini bırakmayacaklarını söyledi.

‘Sanık sayısının bir kişi olması önemli’ Olay günü üç Akrep aracının görev yaptığı Hatay Emniyet’inin soruşturma savcısına gönderdiği belgelerle ortaya çıkmıştı. Beyaz renkli araçta görev yapan sanık Ahmet Kuş verdiği ifadesinde, “Gaz fişeğinin öldürücü olduğunu bilmiyorum” demişti. Avukat Can,

Abdullah Cömert

Ethem Sarısülük’ü şüpheli yaptılar Ankara Emniyet Müdürlüü’nün Gezi Park olaylaryla ilgili hazrlad fezlekede Ethem Sarsülük, “üpheli” sfatyla yer ald. Ankara Emniyet Müdürlüü, Bakent’teki Gezi Park olaylaryla ilgili hazrlad soruturma fezlekesini Savcla sundu. 275 sayfalk fezlekede 113 kii üpheli olarak yer ald. üpheliler arasnda Gezi Park olaylar srasnda polis kurunuyla bandan yaralandktan sonra hayatn kaybeden Ethem Sarsülük ve avukat Kazm Bayraktar’n da olmas dikkat çekti. üphelilere yöneltilen suçlamalar arasnda, kasten adam yaralama suçlamas da bulunuyor.

Daha önce şikâyetçi oldular Ankara’da Gezi Park olaylaryla ilgili olarak eylemlere katlan 1 kii hakknda fezleke hazrlanmt. 243 kiinin ikâyetçi olarak yer ald listede, Ethem Sarsülük’ün ismi de yer almt.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mustafa MUTLU mustafamutlu@aydinlikgazete.com

Mayıs, Haziran!

Y

az geliyor ve çok sıcak günlere giriyoruz. Biliyorsunuz; 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak yıllardır yasaktı; her defasında büyük olaylar çıktı. Polis, Taksim’de bayram yapmak isteyen gençleri ve işçileri şiddet kullanarak püskürttü. Çok sayıda vatandaşımız yaralandı; hatta bazı yıllar ölenler bile oldu. Sonra Taksim üç yıl üst üste, 1 Mayıs kutlamalarına açıldı. Milyonlar meydana aktı; bir kişinin bile burnu kanamadı. Her ne akla hizmetse AKP iktidarı geçen yıl meydanı tekrar kutlamalara kapattı. Gerekçe olarak da süren yayalaştırma çalışmalarını ve Gezi Parkı’nın önündeki dev çukuru gösterdi. Kimse bu gerekçeye inanmadı; ortalık yine savaş alanına döndü. Bu yıl çukur mukur da yok ama Vali Hüseyin Avni Mutlu, işçilere Yenikapı’yı gösterdi. Taksim’e gitmeyi düşünenleri ise tehdit etti.  Sözü uzatmaya gerek yok: Taksim Meydanı, 1977’deki kanlı 1 Mayıs’tan sonra işçi sınıfının mabedi haline gelmiştir. Sendikalar vazgeçse bile işçiler, gençler Taksim’den vazgeçmez! İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu; alt tarafı emir kulu... Emri veren ve işçilerle iki yıldır yeniden zıtlaşan ise bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi... Çünkü... Her ne kadar daha dün bile, “Biz gerilim siyaseti yapmıyoruz” dese de gerilimden, şiddetten, kandan beslendiği ortada...  Bugün henüz 16 Nisan... 1 Mayıs’a 15 gün var. Başbakan’ı şimdiden uyarıyorum: Taksim’i üç yıl üst üste kutlamalara açtınız da iktidarınızı mı kaybettiniz? Havanız mı bozuldu? Prestijiniz mi sarsıldı? Hayır... Tam tersine Türkiye ilk kez 1 Mayıs’larda savaş alanına dönmedi. Sadece Taksim’de değil; ülkenin dört bir yanında karnaval fotoğrafları çekildi. Şimdi yeniden yasaklayarak çok büyük bir yanlış yapıyorsunuz. Eğer o gün işçilerden,

gençlerden ya da güvenlik görevlilerinden birinin başına bir şey gelirse Başbakan... Tek bir vatandaşımızın bile burnu kanarsa... Ortalık yine cehenneme dönerse... Tek suçlusu sen olacaksın!  Unutma; Mayıs’ın arkası Haziran! Yani; sadece 1 Mayıs’ta değil; Haziran’da da Taksim’de olacağız... Şehitlerimizi anacağız, Gezi’deki ağaçlarımızın altına oturup, şarkılar söyleyeceğiz... Öldür öldür ne kadar Başbakan; ne vakte kadar sürdürebileceksin bu zalimliği? Bak; Haziran’dan iki ay sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimleri var... Gel; gözyaşıyla, biber gazıyla, tazyikli suyla götürme bizi sandık başına... Kanla, ölümle dost olma Başbakan; canla, yaşamla dost ol... Unutma ki çekirge bir zıplar, iki zıplar... Üçüncüsünde... Neyse!

40 VE 600! Başbakan, sıradan yurttaşların eleştirilerinden kurtulmak amacıyla yasaklattığı Twitter için, “Zaten bunlar Türkiye’de vergi mergi de vermiyor” demişti. Twitter, Türkiye’de yılda 70 milyon lira kazanıyor. Bir temsilcilik açması durumunda ödeyeceği vergi aşağı yukarı 15 milyon lira... Peki; iktidarın kayıtsız şartsız destekçisi olan atvSabah Grubu’nun, Yeni Şafak’ın ve Kanal A’nın; Maliye tarafından 2010 yılında bir kalemde silinen vergi borcu ne kadar? 600 milyon lira... Yani; Twitter’ın 40 yılda ödeyeceği vergiye eşit bir para... Başbakan’dan yedikleri fırçadan sonra Ankara’ya koşan Twitter’ın yöneticileri bu gerçeği biliyorlar mı acaba?

GÜNÜN SORUSU Başbakan dün yine, “Hiçbir zaman gerilim siyasetinin tarafı olmadık” dedi. Sorum kendisine: Gerilim siyasetinin tarafı değilken (!) bile Gezi Direnişi sırasında yedi gencimizin ölümüne neden olduğunuza göre acaba bir de taraf kahraman (!) polisiniz kaç kişiyi katlederdi?

TÜKETMİYORUZ (14) Yedinci madde olmazsa! Demokrasinin yedi olmazsa olmazı vardır: Birincisi; laik bir devlet yapısı... İkincisi; özgür ve eşit oy... Üçüncüsü; siyasi partilere eşit koşullar... Dördüncüsü; güçlü bir üretim ekonomisi... Beşincisi; bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü... Altıncısı; bağımsız medya... Ve yedincisi güçlü sivil toplum! Bugün bizde hepsi acınacak halde... Yıllardır kent kent dolaşıp, bu maddelerin bizde nasıl yerlerde süründüğünü örnekler vererek uzun uzun anlatıyorum. Ancak özetle söyleyebilirim

ki ilk altı maddedeki sorunların hepsinin düzelmesi, yedinci maddeye bağlı... Yani sivil toplumun örgütlenmesine; masaya yumruğu vurmasına... İşte bu yüzden seçimden sonra durumdan vazife çıkardık ve Facebook’ta TÜKETMİYORUZ isimli bir sayfa açarak, tüm adaletsizliklere dur demek için örgütlenmeye başladık. Eğer hâlâ bize katılmadıysanız; bir an önce gelin ki hep birlikte pasif direniş destanları yazmaya başlayabilelim. https://www.facebook.com/ pages/T%C3%BCketmiyoruz/2 28026437387698

GÜNÜN İSYANI! Türkiye’ye sığınan 1 milyondan fazla Suriyeli’nin önemli bir bölümü caddeleri, meydanları parselleyerek dilencilik yapmaya başladı. İsyanım, sanki böyle bir sorun yokmuş gibi davranan hükümete: Mimarı olduğunuz bu sefaleti önlemek için ne yapmayı düşünüyorsunuz?


Hazırlayan: Gökçen BEYAZ

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ANKARA İmsak 04:34 Güneş 06:04 Öğle 12:55 İkindi 16:35 Akşam 19:34 Yatsı 20:57 HAVA DURUMU

Ankara: 6/17

h

İstanbul: 7/18

b

ÇIRNIK

Türker

ERTÜRK erturkturker@gmail.com

Erden’in babasından mektup var!

G

eçen hafta bu köşede size “Haka, Zeybek, Horon ve Halay” başlıklı yazımda Erden Eruç’u muhtemelen gelecek ay başlayacak, 11 ay sürecek ve 25 Nisan 2015’te Gelibolu Yarımadası Anzak Koyu’nda tamamlayacağı projesinden bahsetmiştim. Sizden destekleyici mahiyette gelen elektronik postalara yetişemiyorum dersem yeridir. Bugün sizle gelen bu postalardan Cemal Eruç’a ait olanı paylaşmak istiyorum. “Sayın Amiralim, Yazmaya başladığınızdan beri tüm yazılarınızı imrenerek okuyor, bilgileniyor ve etkinliklerinizi dikkatle takip ediyorum. Ancak ailevi sağlık sorunlarımız nedeniyle sizinle yüz yüze gelmek kısmet olmadı. En son 11 Nisan tarihli Aydınlık’ta yayınlanan köşe yazınızı okuyunca doğrudan yazmaya karar verdim. Erden’in girişimi Milli duygularla bezenmiştir ve uygulaması cesaret ister. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti tarafından desteklenmesi gereken bir projedir. Millidir; çünkü 7 milyarlık nüfusu ile köhnemiş bu dünyada bir Türk evladının başardığı tek görkemli, bilgi, beceri, azim ve cesaret isteyen bir etkinliktir.

Guiness Rekorları Kitabı’nda 1997’de Bering Boğazı’ndan kano ile geçip İpek Yolu’ndan Türkiye’ye gelmek fikrinden yola çıkarak başlamıştır. 1 Şubat 2003’te ABD’de Seattle’dan bisikletinin pedalına Alaska’ya kadar bastı, orada McKinley’nin (6194 m) zirvesine çıktı. Sonra Portekiz-Lizbon’dan kürekle Afrika sahillerine geçti. Burada Kanarya Adaları’ndan Atlantik geçişine başladı ve 97 gün sonra Karayip Denizi’nde Guadelup Adası’na çıktı. World Exploresrs Clup kayıtlarına 32. Sporcu olarak girdi. Bu, ülkemiz için bir ilktir! Daha sonra Pasifik geçişi için Kaliforniya sahillerinden kürekle açıldı, 311 gün okyanustaki mücadelesinden sonra dünyada Pasifik Okyanusu’nu kürekleyen 4. Sporcu olarak tescil edildi ve ayrıca en uzun süre denizlerde kalma rekorunun sahibi olarak Guiness Rekorları Kitabı’nın sayfalarında yerini aldı.

Baba-oğul Klimanjaro’nun zirvesinde Erden, Hint Okyanusu’nu kıtadan kıtaya kürekle 136 günde geçen dünyanın ilk sporcu oldu. Mozambik’te karaya çıktı, Tanzanya’ya geldi ve Klimanjaro’nun (5895 m) zirvesine baba-oğul tırmanış yaptık. Oradan bisikletinin pedalına bastı, Namibya’dan Atlantik Okyanusu’nu tekrar kürekle geçti ve ABD’nin Teksas’ından karaya çıktı. Erden, dünyada üç okyanus geçmiş ve 876 gün okyanuslarda mücadele etmiş tek sporcu olarak tanınıyor ve anılıyor. Bu etkinlikleri süresince küreklerinin palalarında Ay Yıldızımız ve kürekli teknesinin gönderinde Ay Yıldızlı Bayrağımız vardı. Bu nedenlerle Erden’in girişimleri Millidir ve cesaret ister. Okyanusu yeniden geçecek olmasından bahsetmiyorum. Üç okyanus geçmiş bir kürekçi için cesaret faktörü en son hesaba alınır. 2015 yılında sözde ‘Ermeni Soykırımı’ iddiasına karşı da gerçekleştirileceği bilinen bu girişimin sporcusunun karşılaşabileceği riskleri düşünebiliyor musunuz? Baba olarak büyük resim içinde çekeceği yıldırımları değerlendirerek bu satırları karalıyorum. Anzak Koyu’na baştankara yapacak bu tekneyle neler yapılmaz ki?..

Atık boru devresi Tabii bütün bu faraziyeler, sizin de vurguladığınız gibi desteklendiği takdirde söz konusu olacaktır. Günümüzde Fenerbahçe Kulübü’nün bir yabancı futbolcusunun dört maç bedelidir 100 bin ABD doları. Bugüne kadar Bursa Aktaş Firması destekledi. Gerisi onu sevenlerin bağışlarıyla yapıldı. Erden’in kendi kaynaklarıyla bugüne kadar sarf edilen 250 bin ABD dolarıdır. Sözün özü ile zamanınızı almadığımı umarak ve destek konusunda fazla ümidimin olmadığını vurgulayarak, size ve destek bulmada gayretleri olan saygı ile andığım Şükrü Server Aya ve Melih Berk gibi can dostlarıma saygılarımı sunuyorum. Sağlık içinde olmanızı diliyorum. Ne Mutlu Türküm Diyene!” Sayın Cemal Eruç, zamanımı almadığınız gibi, sizin gibi bir yurtseverden bu postayı almak benim için onurudur. Ülkemizi emperyalizme peşkeş çeken, ulusal duyarlılığı olmayan, kişisel ve örgütsel çıkarını Türkiye’nin menfaatleri üzerinde gören, yaşamı eğlence ve hoş vakit geçirme olarak idrak eden ve hayatını mutfak ile tuvalet arasında atık boru devresi olarak tamamlama gayreti içinde olanlar değil, siz ve sevgili oğlunuz Erden Eruç gibi insanlardır bizim övündüğümüz ve onur duyduklarımız! İyi ki varsınız! Saygılar sunarım.

İzmir: 12/21

b

Antalya: 12/18

İSTANBUL İmsak 04:46 Güneş 06:18 Öğle 13:11 İkindi 16:51 Akşam 19:51 Yatsı 21:16

d

Adana: 12/24

d

Diyarbakır: 7/20

h

Erzurum: 1/10

h

Sivas: 5/18

h

Tunceli: 7/18

İZMİR İmsak 05:01 Güneş 06:29 Öğle 13:18 İkindi 16:57 Akşam 19:55 Yatsı 21:016

h

Trabzon: 10/14

h

Zonguldak: 7/17

d

Bursa: 6/21

b

Konya: 7/17

h

Anne karnındaki KABLOSUZ İNTERNET bebekte büyüme geriliği yapıyor TÜRK BİLİMİNSANLARI ARAŞTIRDI

Anne karnından itibaren elektromanyetik alana maruz kalan farelerde büyüme geriliği tespit edildi. Prof. Dr. Bumin Dündar ‘Hamileler, modeme 1 metreden fazla yaklaşmamalı’ dedi ÖZLEM KONUR USTA

T

ürk bilimadamları araştırdı. Kablosuz internet, büyüme geriliğine yol açıyor. Gebe fareler ve yavruları üzerinde 2 yıl süreyle yapılan elektromanyetik alan araştırması, bu alanda literatüre giren ilk çalışma oldu. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilimdalı Başkanı ve Çocuk Endokrinoloji Kliniği eğitim görevlisi ve İKÇÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağ-

lığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı, Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Bumin Dündar, elektromanyetik alan konusunda yaptıkları çalışmayı Aydınlık’a anlattı.

Beyni ve yumurtalıkları etkiliyor Araştırma, kablosuz internetin ergenlik, büyüme hormonu IGF-1 düzeyleri üzerine etkisini gösteren bilinen ilk deneysel çalışma. Araştırmada fareler anne

karnından itibaren kablosuz internet frekansına maruz bırakıldı. Bir grup fare doğumundan sonra da elekt-romanyetik alanda kaldı. Dündar, “Özellikle anne karnından itibaren elektromanyetik alana maruz kalanlarda çok ciddi büyüme geriliği saptadık, daha geç ergenliğe girdiler. IGF-1 dediğimiz büyüme hormonlarıyla ilgili bazı peptitleri daha düşük bulduk. Beyin, yumurtalık gibi dokularda doku hasarının oluştuğuna dair bulgular da elde ettik” dedi.

Uluslararası tıp derdemin gece kapatılması gegisinde de yayımlanan rektiğini belirterek şu önearaştırmaya göre, elekrilerde bulundu: “Çocuklar, tromanyetik alan kan decep telefonuna 1 metreden ğerlerini ve troidi de etfazla yaklaşmamalı, televizkiliyor. Bumin Dündar yonlu odada uyutulmamalı. cep telefonu, mikrodalga Hamileler, modeme 1 metfırın, saç kurutma makireden fazla yaklaşmamalı. nesi, televizyonun da Çocuklar, mikrodalga fırına elektromanyetik alan ya- Prof. Dr. Bumin Dündar yakın durmamalı. Yatakları rattığını aktardı. elektronik cihazlara uzak Erken ve gecikmiş ergenliğin olmalı. Gece yatarken televizyon günümüzde sık yaşanan bir sorun da dahil elektrikli ev aletleri fişten olduğunu söyleyen Dündar, mo- çekilmeli.”

Eski vekilin aracına saldırı: 3 ölü Bakrköy’de eski Anavatan Partisi stanbul Milletvekili Adnan Yldz’n aracna, evinin önünde motosikletli iki kii tarafndan silahl saldr düzenlendi. Saldrda Yldz’n ei, kz ve saldrganlardan biri hayatn kaybetti. Olay dün saat 08.40 sralarnda Kartaltepe Mahallesi Boztepe Sokak’ta meydana geldi. Adnan Yldz ailesiyle birlikte aracna bindikten hemen sonra yollar motosikletli 2 kii tarafndan kesildi. Mo-

tosikletteki silahl 2 kiinin ate açmas üzerine çatma çkt. Çatmada, Yldz’n ei Firuze ve kz Betül isabet eden kurunlarla hayatn kaybetti. Motosikletli saldrganlardan biri de Yldz’n silahndan çkan kurunlarla olay yerinde öldü. Olayda Adnan Yldz, olu Kamil Yldz ile adnn Beir Artukluolu olduu örenilen dier saldrgan yaraland. Olayn okunu yaayan mahalleli, birkaç gündür motosikletli kiilerin sokakta dolatn ifade etti. Öte yandan bir süre önce Adnan Yldz’n evinin hemen yannda bulunan çocuk yuvasna giren kiilerin güvenlik kameralarn etkisiz hale getirdikleri öne sürüldü.

Aynı araca koymayın tepkisi Olay yeri inceleme ekiplerinin çalmasnn ardndan yaamn yitirenlerin cenazeleri Bakrköy Belediyesi’ne ait bir araçla alnd. Saldrganlarn kurunlaryla yaamn yitiren anne ile kznn

Liseli Halil’in ayakkabısı bulundu



Kocaeli’nin Gölcük ilçesi’ndeki iskeleden geçen çarşamba günü “Karamürsel Alp” adlı vapura bindikten sonra ortadan kaybolan lise öğrencisi 17 yaşındaki Halil Buğra Kurnaz’ın denizde ayakkabısı bulundu. Dalgıçlar, günlerdir aranan genceait olduğu kesinleşen ayakkabının bulunduğu bölgede Aykut B. dip taraması başlattı. Ayakkabısının denizde bulunması, Halil’in denize düşmüş veya intihar etmiş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirdi.

‘Kanlı Ay Tutulması’ dünyayı kilitledi

davi altında. Adnan Yıldız te



cenazesinin öldürülen saldrganla ayn araca konulmak istenmesine Yldz ailesinin yaknlar tepki gösterdi. Bunun üzerine saldrgann cenazesi baka bir araçla Adli Tp Kurumu’na götürüldü. Saldry duyarak olay yerine gelen Yldz ailesinin yaknlar fenalk geçirdi. Bakrköy’de döviz bürosu

bulunan Adnan Yldz’n, ak-

amlar döviz bürosunu kapatrken paralar çantayla evine getirdii, sabahlar da yeniden iyerine götürdüü örenildi. Saldrganlarn hedefinin, araçta bulunan ve içinde 300 bin dolar olan çanta olduu açkland. Bakrköy Belediye Bakan Bülent Kerimolu da olay yerine

gelerek, saldryla ilgili bilgi ald. Adnan Yldz, 17. ve 18. Dönem Milletvekili olarak Meclis’te görev almt. Eski Anavatan Partisi Milletvekili Yldz, suç örgütü lideri Nuri Ergin’in kendisinden zorla 100 bin dolar istedii iddialaryla gündeme gelmiti. Yldz, bir dönem Zeytinburnu Spor Kulübü bakanl yapmt. Öte yandan suç ortayla birlikte silahl saldrda bulunan Mehmet Beir Artukolu’nun zmir, Ankara ve stanbul’da çok sayda hrszlk ve gasp olayna kart ortaya çkt. Artukolu’nun genellikle araçtan hrszlk, oyalamak suretiyle hrszlk, iyerinden hrszlk gibi suçlara kart örenilirken olay yerinde vurularak ölen M.D.Y’nin ise poliste toplam 6 hrszlk, 1 de yaralama suçundan kayd olduu örenildi.

Datça’da karakulak heyecanı Nesli tükenmek üzere olan yabani kedi türü karakulak Muğla’da şehre indi. Bir otomobilin altına gizlenen karakulak balık ağı ile yakalandı. Datça’ya bağlı Karaköy Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlar, gen Cuma günü vahşi bir hayvan türü olan karakulağı fark etti. Çevresindeki kalabalıktan ürken hayvan, park halindeki bir otomobilin altına kaçtı. Aracın lastiği ile duvar arasında savunmaya geçen karakulak, kimseyi yanına yaklaştırmadı.

karakulağı yakaladı. Veteriner kliniğine götürülen hayvanın sağlıklı olduğu ve herhangi bir yarasının bulunmadığı belirlendi. İlçede yıllardır karakulaklar üzerine araştırma yapan Muğla Sıtkı Kocaman Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yasin İlemin’in de kontrol ettiği karakulak, aynı

gün akşam saatlerinde yakalandığı noktaya en yakın ormanlık alanda doğaya salındı. Karakulağın 1 yaşında ve dişi olduğunu söyleyen Yasin İlemin, “Muhtemelen annesinden ayrıldıktan sonra kendine yeni yaşam alanı ve av ararken tecrübesizliğinin de etkisiyle Karaköy’e kadar sokulmuş” dedi.

Doğal ortamına salındı Mahalle sakinleri olayı, jandarma ve Datça Orman İşletme Şefliği ekiplerine bildirildi. Bu sırada olay yerine gelen bir veteriner ve vatandaşlar, balık ağı ile otomobilin altında saklanan

Bir yaşında ve dişi olduğu tespit edilen karakulak doğal yaşam alanına bırakıldı.

Son 500 yılda sadece 3 kez gerçekleşen ve “Kanlı Ay Tutulması’’ olarak tabir edilen astronomi olayı dün Türkiye saati ile sekiz elli sekizde gerçekleşti. Tutulma 78 dakika sürdü. Kanlı Ay Tutulması, Güneş, Ay ve Dünya’nın aynı hizaya geldiği sırada dünyanın gölgesinin Ay üzerine düşmesiyle birlikte Ay’ın kırmızı renge bürünmesi olarak açıklanıyor. Uzmanlar, bu ay tutulmasını güneşin batışı sırasında gökyüzünün kırmızı bir renge bürünmesine benzer bir durum olarak açıklıyor. Amerika üzerinde açıkça görülen Kanlı Ay Tutulmasının Türkiye’de gündüz olmasından dolayı görülmediği belirtiliyor. 4 kez gerçekleşecek Kanlı Ay Tutulması dizisinin ilkini oluşturan bu ay tutulmasının yanı sıra 2014 yılı içerisinde 8 Kasım’da, 2015 yılı içerisindeyse 4 Nisan ve 28 Eylül tarihlerinde Kanlı Ay Tutulması tekrar yaşanacak.

Mert’in katili intihara kalkıştı



Kars’ta 9 yaşındaki Mert Aydın’ı öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanan Aykut B., konulduğu Erzurum H Tipi Cezaevi’nde intihara kalkıştı. Bileklerini kesen 23 yaşındaki Aykut B., cezaevinde kameralarla takip edilen tek kişilik bir koğuşta kalıyordu. İlk tedavisi cezaevinde yapılan Aykut B., Aykut B. dün sabah saatlerinde gizlilik içerisinde Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne nakledildi. Aykut B.’nin burada tedavisine başlandığını belirten hastane yetkilileri, “Erzurum’daki cezaevinde bileklerini keserek intihara teşebbüs etmiş. 24 saat kameralarla izlenen bir odada tutuluyor” dedi.


DOLAR

Salı 2.1396 Pazartesi 2.1236

EURO

Hazırlayan: Recep ERÇİN

Salı 2.9606 Pazartesi 2.9343

BORSA

Salı 73.518 Pazartesi 73.656

ALTIN

Salı 596 TL Pazartesi 603 TL

FAİZ

Salı % 9.78 Pazartesi % 10.06

Yıl 2014: Her 5 gençten biri işsiz TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre, Türkiye’de 2014 Ocak döneminde işsizlik oranı yüzde 10.1 olarak gerçekleşti. Çalışabilir nüfus içindeki genç işsizlik oranı da yüzde 19 olarak kaydedildi  RECEP ERÇİN

50 olarak gerçekleşti.

T

Çift haneli rakamlar yapısal hale geldi

ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ilk ayına ilişkin hanehalkı işgücü istatistiklerini açıkladı. 2014 yılı Ocak döneminde (Aralık, Ocak, Şubat) işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre sadece 49 bin kişi azalarak 2 milyon 841 bin oldu. İstihdam edilenlerin sayısı ise 761 bin kişi artarak 25 milyon 194 bine yükseldi. Böylece işsizlik oranı geçen döneme kıyasla 0.5 yüzde puanlık azalışla yüzde 10.1 olarak gerçekleşti. TÜİK’in rakamlarına göre tarım dışı işsizlik oranı 0.6 puanlık azalışla yüzde 12.3, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı da 1.7 puanlık azalış ile yüzde 19 oldu. Resmi rakamlara göre 2014 yılında Türkiye’deki her 5 gençten biri işsiz olarak kaydedildi.

Çalışanların yarısı hizmet sektöründe İstihdam edilenlerin oranına baktığımızda; yüzde 21.4’ü tarım, yüzde 19.7’si sanayi, yüzde 6.7’si inşaat, yüzde 52.2’si ise hizmetler sektöründe yer aldı. İstihdam edilenlerin oranı da, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.6 puanlık artışla yüzde 44.3’ten yüzde 44.9’a yükseldi. İşgücüne katılma oranı ise yüzde

Hükümetin izlediği sıcak paracı ekonomi politikası kağıt üzerinde ekonomik büyümeyi sağlasa da istihdam sağlamaya yetmiyor. Bunun en çarpıcı örneğini 2012 ve 2013 yıllarındaki büyüme ve istihdam rakamlarını karşılaştırdığımızda gördük. 2012 yılındaki yüzde 2.2 oranındaki büyümeye karşılık 711 bin kişi istihdam edilirken, 2013’te resmi büyüme rakamı yüzde 4.05 açıklanmasına karşın 703 bin kişiye istihdam sağlandığı görülmüştü. 2014’e ilişkin yukarıda ayrıntısı verdiğimiz işgücü rakalarından da anlaşılacağı üzere Türkiye ekonomisinde çift haneli işsizlik yapısal hale gelmiş durumda.

Diğer yandan Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) Ocak 2014 dönemi istihdam rakamlarına ilişkin değerlendirmesinde de şu bilgilere yer verildi: “Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücü verilerine göre tarım dışı işsizlik Ocak 2014 döneminde bir önceki döneme kıyasla yüzde 11.6’dan yüzde 11.3 seviyesine düşmüştür. Mevsimsellikten arın-

İş Kurumu Genel Müdürlüğü verilerine göre, İşsizlik Sigortası’nın uygulanmaya başladığı Mart 2002 tarihinden 31 Mart 2014 tarihine kadar 4 milyon 568 bin kişi işsizlik ödeneğinden yararlanmak üzere İŞKUR’a başvuruda bulundu. Bunlardan 3 milyon 343 bin kişi işsizlik ödeneği almaya hak kazandı. Bu kapsamda, aynı dönemler itibarıyla işsizlere 7 milyar 172 milyon lira ödeme yapıldı.

DİSK-AR: İşsizlik yüzde 16.5 Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSKAR), 2014 Ocak dönemi işgücü verilerini değerlendirdiği raporunda geniş tanımlı işsizliğin yüzde 16.5 olduğu bildirildi. Resmi işsizlik oranlarının yüksek seviyelerde seyir etmeye devam etmekte olduğunu belirtilen raporda, “Resmi işsizlik oranı geçtiğimiz ay mevsimsel etkiyle birlikte İki haneli ra-

İSTANBULLU TEKSTİLCİLERDEN SABANCI’YA SASA ÇIKIŞI

 EKONOMİ SERVİSİ

Yerli malı vurgusu

E

Türkiye’nin 2023 hedefleri arasında, yerli hammadde üretimi ve kullanımının artırılması olduğunu hatırlatan Gülle, ihracatın ve yatırımların arttığı bu dönemde fabrikanın satılmasının sektörün motivasyonunu olumsuz etkilediğini ifade etti. Gülle, pamuk, polyester ve viskon-elyafın sektörün en önemli hammaddeleri olduğunu hatırlatarak, “İyi bir rüzgar yakalamış ve ihracat rakamlarımızı artırmışken, ihracatımızın neredeyse yüzde 30’unu kapsayan ürünleri üreten en büyük yerli firmanın satılmış olması, sektörü parayla telafi edilemeyecek ölçüde olumsuz etkiledi” diye konuştu.

İTHİB: Üzüntüyle karşıladık Konuyla ilişkin yazılı bir açıklama yapan İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle, Türkiye’nin en eski tesislerinden birinin satılmasını üzüntü ile karşıladıklarını söyledi. Sektör olarak fiyat dezavantajına rağmen SASA’yı tercih ederken, firmanın satılmasını doğru bulmadıklarını ifade eden Gülle, “Sakıp Ağa hayatta olsaydı satmaz, sonuna kadar direnirdi, o tüm sektöre ilham verendi” dedi. Firmaların ithalattan etkilenmesini en aza indirmek için elyaf ithalatına vergi konulmasını sağladıklarını ve firmalar olarak fiyat dezavantajına rağmen yerli malı ürünler kullandıklarını kaydeden Gülle, “SASA’yı destekledik. Bugün öğreniyoruz ki SASA, 60 milyon dolar gibi bir rakama satılmış. Sabancı ailesinin bu paraya ihtiyacı yok. Bu firma sonuna kadar yerli olarak kalmalıydı” ifadelerini kullandı.

 EKONOMİ SERVİSİ

M

İsmail Gülle

Özdemir Sabancı’nın mirasıydı

SASA’nın satılmasını 11 Nisan’daki Dünya’da yayımlanan köşe yazısında gündeme taşıyan Prof. Dr. Tevfik Güngör Uras da, ‘’Bize ‘Satana da alana da hayırlı olsun’ demek düşer. Ancak SASA denilince, bu sanayi işletmesini büyüten, ülkenin önemli bir kuruluşu haline getiren ve de 1996 yılında cinayete kurban giden Özdemir Sabancı’yı hatırlamamak olamaz’’ ifadelerine yer vermişti. ‘’SASA Özdemir Sabancı’nın ‘Bebeği’ idi’’ diyen Uras, yazısında şu bilgilere yer verdi: ‘’SASA Türkiye’de özel sektörün ilk ve en büyük petrokimya sanayi tesisi idi. Tekstilde kulla-

kamları yeniden görmüştü. Bu rakamların kalıcı olup olmayacağını ekonominin seyri ile birlikte yöntemden kaynaklı değişkenler belirleyecektir’’ denildi. Raporda özetle şu değerlendirmeler yer aldı: “Ocak 2014 döneminde umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 3 aydır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle

işsiz sayılmayanlar (umutsuzlar) da dahil edildiğinde işsizlik oranı yüzde 10.1 değil, yüzde 16.5, işsiz sayısı da 2 milyon 841 bin değil, 4 milyon 985 bin kişi olarak gerçekleşti. Yeni işsizlerin sayısı (1-2 aydır iş arayanlar) 966 bin kişi oldu. Bu işsizlerin 362 binini yani yüzde 37’sini geçici bir işte çalışan ve iş bittiği için işsiz kalanlar oluşturdu. Yeni işsizlerin 162 bini ise işten çıkartılanlar.’’

Bütçe açığı 5.1 milyar lira

‘Sakıp Ağa olsa satmazdı’ lyaf, pamuk, polyester ve viskon üretiminde yıllardır varlığını sürdüren, Sabancı ailesine ait SASA Polyester A.Ş.’nin Taylandlı bir şirkete satılacak olması sektörde tepkiyle karşılandı. SASA’nın, Indorama Ventures Public şirketinin Hollanda iştiraki olan Indorama Netherlands BV’ye 60 milyon dolar gibi, değerinin altında bir rakama satılacak olması, fiyat dezavantajına rağmen yerli hammadde tüketen tekstil sektöründe moralleri alt üst etti.

tihdamı 1 milyon 672 binden 2 milyona yükselmiştir. 6 aylık bir dönemde neredeyse yüzde 20’lik bir artış dikkatle takip edilmesi gereken bir duruma işaret etmektedir.’’

İnşaat ve hizmetlerdeki artış dikkat çekti

İşsizlik ödeneği başvuruları Mart ayında yüzde 9.2 arttı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (İŞKUR) verilerine göre, 2013 yılı Mart ayında 54 bin 879 olan işsizlik ödeneğinden yararlanmak üzere başvuranların sayısı, bu yılın aynı döneminde yüzde 9.2 artışla, 59 bin 942 kişiye yükseldi. 2013 yılının ilk üç ayında 195 bin 915 olan işsizlik ödeneği başvuruları, bu yılın aynı döneminde yüzde 7.5 artışla 210 bin 619 düzeyine çıktı.

dırılmış sektörel veriler, istihdamın tarım hariç sektörlerde arttığını göstermektedir. Hizmetler istihdamındaki artışlar 2013 yılının üçüncü çeyreğinde yavaşlamıştı, ancak 2013 yılının son çeyreğinden itibaren hizmetler istihdamındaki artışların tekrar kuvvetlendiği görülmektedir. Önemli bir başka gelişme ise inşaat sektöründedir. Ağustos 2013 döneminden beri inşaat istihdamında artış hızlanmıştır. Temmuz 2013 ila Ocak 2014 dönemleri arasında inşaat is-

nılan elyafları ve bugün yaygın kullanılan pet şişeleri Türkiye’de üretmeye başlayan ilk sanayi kuruluşudur. Özdemir Sabancı, 1966 yılında Adana’da kurulan SASA’yı dev bir kimya tesisi haline getirmişti. Öldürülmeden önceki yıllarda ise üretiminin yarısından fazlasını Batı pazarına ihraç eden SASA’ya ek yeni petrokimya tesislerini projelendirmişti. Satana da alana da hayırlı olsun... Ben sadece SASA’nın satışı nedeniyle Özdemir Sabancı’yı, Özdemir Sabancı’nın gerçekleştiremeden öldürüldüğü SASA’yı büyütme projelerini hatırlatmak istedim.’’

aliye Bakanlığı 2014 Mart ayı bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. Mart ayında bütçe gelirleri geçen yıla göre yüzde 29.1 artışla 32 milyar lira, bütçe giderleri de yüzde 22.9 artışla 37.1 milyar lira oldu. Böylece Mart ayında bütçe açığı 5.1 milyar lira olarak gerçekleşti. Geçen yıl ise bütçe açığı 5.4 milyar liraydı. Mart ayında faiz hariç bütçe giderlerindeki artış yüzde 24.6 artışla 31.4 milyar lira olurken, vergi gelirleri de yüzde 7.2 artışla 22.9 milyar liraya çıktı.

Mart bütçesi vergi dışı gelirlerden Mart ayı bütçe gerçekleşmeleri genelde bir önceki ay olan Şubat’taki ekonomik faaliyetleri yansıtıyor. Bütçe gelirlerinde geçen yıla kıyasla yüzde 230 artış gösteren vergi dışı gelirler dikkat çekici. Geçen yıl 2.3 milyar lira vergi dışı gelir elde edilmişken bu rakam Mart bütçesinde 7.7 milyar liraya fırlamış. Şubat’ta uygulamaya konulan kredi kartına taksit sınırı uygulamasının

da bütçedeki dolaylı vergi rakamlarındaki artışları aşağı çektiği görülüyor. Hatta özel tüketim vergisi (ÖTV) ve ithalde alınan katma değer vergisi (KDV) rakamlarında geçen yıla kıyasla azalmalar görülmüş. Buna göre; dahilde alınan KDV sadece yüzde 3.8 artarken, ÖTV yüzde 4.1 ve ithalde alınan KDV de yüzde 3.8 azalmış.

Bütçe açığı geçen yıla göre artışta Mart ayı bütçe rakamlarının belli olmasından sonra yılın ilk çeyreğini ifade eden Ocak-Mart dönemine ilişkin rakamlar da kesinleşmiş oldu. Buna göre son üç ayda bütçe 1.5 milyar lira açık verdi. Geçen yılın aynı döneminde ise bu rakam sadece 897 milyon liraydı. Söz konusu dönemde bütçe gelirleri bir önceki döneme göre yüzde 10.8 artarak 104.3 milyar lira, bütçe giderleri de yüzde 11.3 artışla 105.8 milyar lira olarak gerçekleşti. Öte yandan son üç ayda oluşan 85.1 milyar liralık vergi gelirlerine baktığımızda, geçen yıla göre yüzde 10 oranında artış görülüyor. Faiz hariç bütçe giderlerinde de yüzde 15’lik bir artış var. Böylece faiz hariç bütçe giderleri 91.8 milyar lira olmuş.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

PETROL (Brent)

Salı $ 108.64 Pazartesi $ 107.91

Doç. Dr. Melih

BAŞ

ismeba56@yandex.com

GEÇİM VE TUTUM

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

Kırtasiye dünyası

T

üm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) tarafından düzenlenen 20. Uluslararası Kırtasiye Kağıt Okul ve Ofis Ürünleri Fuarı 9-13 Nisan 2014 tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı. Kırtasiye ürünleri deyince neler girmiyor ki? Kalem ve yan ürünleri, kağıtdefter, silgi, kalemtıraş, cetvel , dosya ve delgeç, zımba gibi dosyalama ürünleri, sanat malzemeleri (boya vb.), dosya ve okul çantaları vd. eskiden beri olan çeşitler. Dijital çağın gereği olan bilgisayar malzemeleri de artık kırtasiyelerde yerini aldı: yazıcı mürekkepleri, CD ve DVD gibi yazıcı kayıt gereçleri ve onların dosyalanma gereçleri, taşınır bellek, fare ve altlığı, kulaklık ve mikrofonlar ve hatta giderek ana donanım parçaları, tişört vs. malzemelere baskı işi. Kimi kırtasiyecilerde kitap da satılıyor. Kalem deyince, kalem sevdası da bir başkadır, hani. İTÜ’lü Prof.Dr. Eren Omay hocamızın yaklaşık 1500 adetlik mekanik (basmalı uçlu) kurşun kalem koleksiyonu çok ilginç! Biri de uzayda yazılabilen kalem! 2007’de TÜKİD’in yaptığı 4. Kırtasiye Kurultayı’nda eğitim verirken ısınmıştım konuya. Geriye bakıldıkta, sorunların çözümünde mesafe alınmış ama yol daha uzun gibi! Fuarda kırtasiyecilerin ‘K Kalite Belgesi’ projesi tanıtıldı. Kırtasiyeciler FÜZT incelemesi yaparak, ideal bir kırtasiyeci nasıl olmalı? sorusuna yanıt aramışlar. K Kalite Belgesi için uyulması gereken etik kurallar belirlenmiş, denetleme ölçütleri (yönetimsel, ürün, mekan ve çalışanlar başlıkları altında) belirlenmiş. Belge alım kitapçığı, belge sahibi olan şirketler için logonun nasıl kullanılacağını da içeren kurumsal kitapçık da hazırlanmış. Bu çalışmalarda değerlendirmeyi bağımsız denetim şirketi SGS yapacakmış. Online verilecek eğitimlere en az bir çalışan katılıp, tamamlayarak sertifika sahibi olmak zorunda! Denetimde en az 70 puan alan belge alabiliyor. TÜKİD Gn. Md. Cumhur Atılgan, bu belgenin ISO 9001 ile karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor ve projenin amaçlarını şöyle özetliyor: İnsan sağlığını tehdit edici ürünler satmayan, sözleşmeyle satın alınan ve dışalımcısı, üreticisi, toptancısı belli olan izlenebilir ürün satan kırtasiye olmak; müşteri memnuniyeti vd. tüm eylemlerin planlandığı bir süreç yönetimi ile halkın ve kamunun farkındalığını sağlamak; böylece kırtasiye kırtasiyeciden alınır savsözünün altını doldurmada farklılık yaratmak. Projenin kırtasiyecilere maliyeti, eğitim, denetim ve tabela olmak üzere 1500 TL. yi geçmemesi hedefleniyor. Kırtasiyecilerden yakınmalar şöyle: Yerel yönetimlerin toptan kırtasiye malzemesi alıp, toplumsal sorumluluk projesi diye öğrencilere dağıtması yerel küçük kırtasiyecileri olumsuz etkiliyor. Sektörün kanayan yarası uzun vadeler. Kitaplar devlet tarafından ücretsiz verilirken kırtasiyeciler devreden çıkarılmamalı. Marka bazında delice bir ürün çeşitliliği var ve kâr marjı çok düşük. Aşırı miktarda (ürünlerin yüzde 80’i) ve aşırı rekabetçi dışalım var. Küçük kırtasiyeciler büyük zincirlere yenik düşüyorlar. Karum Kırtasiye sahibi Şule Tunca şöyle diyor: ....Otuz senedir ne yazık ki yerli üreticilerimizin piyasada varlık göstermelerini bekliyoruz....Matbaa tesislerimize bakınca neden hala bu kadar çok defter ithal ettiğimizi de anlamıyorum! Bu tesislerde fuarlarda toplanan örneklerin birebir aynısının yapılması yerine tasarımcı gençlerimize şans verilerek yeni model arayışlarına girilmesini bekliyoruz. Küreselleşme diye bir olgunun elbetteki farkındayım ama yine de daha iyi bir noktada olabilecek potansiyelimiz olduğunu düşünüyorum. Zevkli ve kaliteli üretim de yapabiliriz. Not: Fuardan kimi ilginç yeniliklere örneklerse, ahşaptan değil de reçineden üretilen ultra dayanıklı kırmızı kalem, diploma, tapu, senet ve kimlik gibi belgeler için su, nem ve güneşten etkilenmeyen ve yırtılmayan dijital sentetik kağıt, bitki bazlı haznesinde çubuk (stick) yapıştırıcı, arka sayfalara geçmeyen ve mürekkebi dağıtmayan jel uçlu fosforlu kalem, güç tasarruflu zımba ve delgeçler, açık kalsa da kurumayan mürekkepli kalem, su geçirmez defter.

Benzine 5 motorine 3 kuruş zam



Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, tavan fiyatı uygulamasında baz alınan İstanbul Avrupa Yakası’nda 15-18 Nisan arasında benzinin tavan satış fiyatını 5.04 lira, motorinin tavan satış fiyatını 4.33 lira olarak belirledi. Buna göre; benzinin litre fiyatına 5 kuruş, motorinin litre fiyatına da 3 kuruş zam yapıldı.

Çimentoculara yeni başkan



Çimento, Seramik, Cam ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği (ÇCSİB), önceki gün yapılan seçimli Genel Kurulu ile yeni yönetimini seçti. Geçen yıl 3.4 milyar dolar ihracat gerçekleştiren ÇCSİB’de yeni Yönetim Kurulu Başkanı, seramik sektöründe tecrübesi ile tanınan Bahadır Kayan oldu.

Kırtasiyeciler sahte ürünlere karşı



CNR EXPO Yeşilköy’de 09-13 Nisan tarihleri arasında düzenlenen kırtasiye fuarı, 16 bin 300 ziyaretçi tarafından gezildi. Fuarda, bilinçsizce yapılan alış veriş sonucunda kırtasiye ürünlerinin çocukların sağlığını bozabilen tehlikelere dönüşebildiğine dikkat çekildi.


Hazırlayan: Tarık TEKGÖZLİ

Mehmet

AKKAYA mehmetakkaya@aydinlikgazete.com

1 Mayıs, nasıl 1 Mayıs olur?

1

Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü. Şimdi oturup düşünelim. Neden 1 Mayıslar, hükümetlerin işçi sınıfını ezen tavırları için caydırıcı olamadı? Nasıl oluyor da AKP, “birleşecekler ve saldırılarımı püskürtecekler” diye tedirgin olmuyor? Nasıl oluyor da, 1 Mayıslara rağmen özelleştirmeler devam edebiliyor, köleleştirme yolunda adımlar atılabiliyor? İşin aslı şu; 1 Mayıslarda göstermelik talepler sıralanır. Acil ortak konular öne çıkarılmaz, bu hedefler herkese kavratılmaz ve başarı için seferber olunmaz. Ne yapılır? Birleşmek, yoğunlaşmak ve sonuç almak niyetinde olmadıklarını adeta herkes görsün diye, onlarca talep öne sürülür. Kürsülerde adet yerini bulsun diye konuşmalar yapılır. Ve hükümetler yoluna devam eder. Hangi niyetle yola çıkmışsanız, hazırlıklarınız da o yönde olur, işçiyi ve toplumu niyetinize odaklarsınız.

Taksim saplantısı Bakalım son 10 yılın 1 Mayıslarına. İşçi sınıfının birliği yönünde, hükümetin saldırılarının püskürtülmesi yönünde mesafe alındı mı? Hayır! İşçi sınıfına saldırılar daha da arttı. İşçi sınıfını etnik ve dini temelde bölme çabaları, işçi sınıfının içine bile sızdı. 2014 yılı 1 Mayıs’ı ne durumda? Sendikaların birlik için, ortak mücadele için ve dayanışma için gayretleri var mı? Tam tersine, birlik yerine parçalanma, dayanışma yerine derdi olana sırt çevirme, ortak mücadele yerine, mücadele etmeme eğilimi ağırlıkta. “1 Mayıs’ı hangi taleplerle, nerede yapalım” diye hiçbir örgüt diğerine sormadı. DİSK ve KESK “Taksim alanında olacaklarını” ilan ettiler. Hak-İş Kayseri’de olacak. Türk-İş, İstanbul’da Kadıköy’de, Ankara’da ise Tandoğan’da olacak. Memur-Sen, hükümetin Kürt açılımına destek olmak için Diyarbakır’a gidiyor. Örgütsel durum böyle... 1 Mayıslarda “emperyalizme karşı mücadele” ve “tam bağımsızlık” lafları edilmez oldu. İşçi sınıfının düşmanı olan, işçi sınıfını parçalayacak ve ortaçağ karanlıklarına götürecek olan, etnik bölücülük ve irtica, 1 Mayısların içine sokuldu. Bağımsızlık, bayrak ve Atatürk düşmanları cirit atar oldular. Birleşme, saldırıyı püskürtme ve sonuç alma arzusu geri plana itilince “Taksim” saplantısı öne çıktı. Taksim’e çıkmak, işçi sınıfı için her şeymiş gibi sunulur oldu.

Hükümet neden tedirgin değil? İğneyi kendimize batırmazsak doğruyu göremeyiz. İşi doğru yapıp yapmadığınızı anlamanın bir yolu da, karşı tarafta nasıl bir etki yarattığınızdır. AKP hükümetine, Bakanlarına, hatta ÇSGB’nına bakın! Tedirginlik görebiliyor musunuz? Enerji Bakanı, 1 Mayıs’a 15 gün kalmış olmasına rağmen, santrallar ve madenler için “Satacağız arkadaş” diyebiliyor. ÇSG Bakanı, esnek çalışmayı yayacak ve her yeri taşeron cehennemine çevirecek planlarını hızlandırdıklarını açıklayabiliyor. Yatağan işçisi Ankara’da... Fabrikalarımızı madenlerimizi savunmak için hükümetle çarpışıyor. Biber gazı yiyor, gözaltına alınıyor, kapılara kendini zincirliyor. Ankara’ya sendikalara sesleniyor. Ama kimsenin kılı kıpırdamıyor. 1 Mayıslar, “Taksim” gürültüsünden kurtarılmak zorundadır. 1 Mayıslar, bağımsızlık bayrağının yükseltildiği gün olmalıdır 1 Mayıslar, etnik ve dini bölücülüğün zehir olduğunun kavratıldığı gün olmalıdır. 1 Mayıslar, Yatağan direnişi ile sımsıkı kenetlenme ve özelleştirme saldırısını püskürtme günü olmalıdır. 1 Mayıslar, işçi sınıfının kafasına geçirilmek istenen çuvalın parçalandığı gün olmalıdır. 1 Mayıslar, Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü, Zafer günü olmalıdır. 1 Mayıslar, bu şekilde 1 Mayıs olur.

Vali Mutlu’dan ‘AİHM’ açıklaması



16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Bayrampaşa’da düzenlenen bir konferansa katılmak üzere Yücel Çakmaklı Kültür Salonu’na gelen İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, kültür salonuna gelişte gazetecilerin sorularını yanıtladı. 1 Mayıs kutlamaları hakkındaki bir soruyu yanıtlayan Vali Mutlu, DİSK’in işaret ettiği AİHM kararına da değindi. “Toplanma hakkının kullanılması anayasal güvence altındadır. Herkes bu hakkı kullanacaktır” diyen Vali Mutlu, hak engeli olmadığını tam aksine o hakkın kullanılması için alanlar gösterdiklerini iddia etti. “Biz bu görevimizi yerine getiriyoruz. Bizim yaptığımız işlemde hukuka aykırı hiçbir işlem yoktur” diyen Vali Mutlu şunları söyledi: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de zaten buna dair gerekli olan talimatları veriyor. Bahsedilen değerlendirme 2008 yılında verilmiştir. 2008 yılından bu yana da herhangi bir olumsuz karar da söz konusu değildir. Geçen yıl da bu konuyla ilgili aldığımız bir karar vardı. 2008’in ötesinde şu ana kadar zaten 5-6 yıldır verilmekte olan kararlar var. Bu bakımdan bu bizim yetkimizde olan bir şey ama bu yetkiyi kullanırken de hiçbir zaman keyfi hareket etmiyoruz.”

Yatağan işçilerine Türk-İş ziyareti Özelleştirmeye karşı Ankara’da nöbete başlayan işçilere Türk-İş ile Türk Metal Sendikası destek ziyaretinde bulundu. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, ‘İçiniz rahat olsun, Türk-İş olarak yanınızdayız’ dedi  İLKAY AKKAYA / ANKARA

S

antralların ve kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı altı gündür Ankara’da nöbet tutan Yatağan işçilerinin dünkü ziyaretçileri Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Türk Metal Sendikası üyesi işçiler oldu. Önceki gün “İhaleyi yaptırmayacağız” mesajı vermek için kendilerini Özelleştirme İdaresi’nin demir parmaklıklarına zincirleyen işçiler, Türk-İş yöneticilerini yanlarına hiç gelmediği için eleştirmişti. İşçilerin bu eleştirisi üzerine dün Türkİş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak’ın Genel Başkanlığı’nı yaptığı Türk Metal, işçileri ziyarete geldi. Ziyarette konuşan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, mücadelelerinden dolayı işçileri tebrik etti. Atalay, Türk-İş olarak sonuna kadar işçilerin yanında olacaklarını bildirdi. Atalay, “İçiniz rahat olsun. Türk-İş olarak elimizden geleni yapacağız” dedi. Basın mensuplarının “İhale yapılırsa grev kararı alacak mısınız?” sorusuna da Atalay, “ Tek başıma

karar veremem. Türk-İş’in Başkanlar Kurulu var, yönetimi var. Yapamayacağım bir şey için nasıl yapacağım diyeyim. Bu o kadar kolay bir şey değil. Benim ağzımdan öle bir söz çıktı mı gereğini yapmam lazım. Ben işimi noksansız yapmaya çalışıyorum. Görüşmeleri sürdürüyoruz. Ona bile gerek kalmayabilir” diye konuştu.

‘O imzayı tanımayız’ Atalay’ın bu sözleri üzerine bir işçi tepki göstererek, “Bu sözlerimi siyasilere de söyleyin. Bize gücünüz yetmez. Özelleştirme iptal edilmezse biz o imzayı tanımayız. O zaman kimse bizim önümüze geçemez. Bu ekmek mücadelesi” diye bağırdı. Atalay’ın ardından Türk Metal işçileri geldi. Burada konuşan Maden-İş Yatağan Şube Başkanı Süleyman Girgin, “Yatağan’da ve Milas’ta enerji ve maden işçileri özelleştirmeye karşı milletin önüne düştü milletin evini savunuyor” dedi. Hükümet kanadından kurumlar için zarar ediyor yönündeki açıklamalara da değinen Girgin şunları söyledi: “Böl-

gemizdeki 3 santral ve kömür ocakları her yıl 500 milyon TL kâr etmektedir. Yatağan Termik Santralı’nın külü dahi para ediyor. Muğla’da kurumlar vergisi birincisiyiz. Ancak Başbakan ‘Buralar kim bilir nasıl zarar ediyor’ diyor. Şimdi de AKP’nin besili kedilerine işyerlerimizi hediye etmek istiyorlar. Yok öyle yağma!” Türk Metal Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Aslıyüce de işçilere şöyle seslendi: “Bu direniş ülkemizdeki gayri demokratik uygulamalara karşı yapılan bir direniş. Bu direniş kamu iktisadi teşekküllerinin peşkeş çekilmemesi için. Bu direniş sadece enerji ve maden işçileri için değil Türkiye’deki tüm emekçiler adına ekmeğine sahip çıkma direnişidir. Bu direnişte her zaman yanınızda olacağız.”

Atalay: 1 Mayıs’ta işçilerin sorunlarını konuşacağız

1

Mayıs kutlamaları ile ilgili soruları da yanıtlayan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay şu görüşleri savundu: “Türk-İş olarak İstanbul’da Kadıköy’de,

Ankara Tandoğan’da, Zonguldak’ta, İzmir’de merkezi kutlamalar yapacağız. Bu illerdeki kutlamalara yoğun katılım sağlayacağız. Bugün arkadaşlarımız çağrı yaptılar. Herkesi oraya bekliyoruz. O kürsülerde işçinin, öğrencinin sorunlarını mikrofondan anlatacağız. Bugüne kadar anlatamadık onları. Bugüne kadar polistir, odur budur, yapamadık. Türk-İş yönetimi olarak istedik ki kürsülerde derdimizi, sıkıntımızı anlatalım. Umarım önümüzdeki senelerde

de ayrışmadan herkesle birlikte aynı noktada toplanırız. Biz Kadıköy merkezli Türkiye’nin her yerinde olacağız. Bizim için her yer Taksim.”

Kadıköy için resmi başvuru Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak da 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutlamak için dün İstanbul Valiliği’ne resmi başvuruyu yaptı. Başvuru sonrasında Büyükkucak, tüm emekçileri 1 Mayıs’ta Kadıköy Meydanı’na davet etti.

DİSK’ten Taksim yasağına AİHM itirazı

 EMEK SERVİSİ

İ

stanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’a yasakladığını açıklamasının ardından dün de DİSK yöneticileri ve hukukçular konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. İstanbul’da bulunan DİSK Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantıda konuşan Anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, DİSK ve KESK’in Taksim Meydanı’nın yasaklanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuru sonucu mahkemenin, 22 Kasım 2012’de verilen kararla Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğunu ve hükümetin 1 Mayıs 2008’deki engellemeleri nedeniyle, “Toplantı ve Toplu İfade Özgürlüğü ile Örgütlenme Özgürlüğü”nün ihlalini tespit ettiğini belirtti. Kaboğlu, hükümetin bu karara 3 ay içinde itiraz hakkı olduğunu ancak herhangi bir itirazın olmaması nedeniyle kararın kesinleştiğine dikkat çekti.

Karar bağlayıcı Bu kararla Taksim’in 1 Mayıs alanı olarak tescillendiğini söyleyen Kaboğlu, “İlk defa bir meydan, ulusalüstü hukuk alanında bir hakkın temek unsuru olarak kabul edildi. İlk kez bir meydan, Avrupa İnsan Hakları Sistemi’nde bir özne olarak yer almıştır” dedi. Kaboğlu, kararın iç hukuk için

bağlayıcı olduğunu dile getirerek, “İnsan hakları değerler sisteminde, kamu düzeni uluslararası bir kurum olarak ele alınır. Bu kurum gereği hukuk devletinin gerçekleşme şekli olarak hukuk kurallarının uygulanma zorunluluğu, hukuk kurallarını oluşturan mahkeme kararının da uygulanması zorunluluğu tüm taraf ülkelere yüklenmiştir. Hükümet verilen bu karara itiraz hakkını kullanmamış, kararda yapılan tespitleri kabul etmiştir. Mahkeme de kararlara uymanın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetimini gerektireceği yaptırımını düzenlemiştir” diye konuştu.

‘Gerilim siyaseti’ DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu da basın mensuplarının sorularını değerlendirdi. Taksim Meydanı için resmi başvuru yapmadıklarını ve bunun gerekçelerini anlatan Çerkezoğlu, Taksim Meydanı’nın miting alanı olmadığını ifade ederek, “1 Mayıs bir miting değil anmadır. Birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Bir halkın siyasi iktidara karşı taleplerini dile getirdiği yerdir” sözlerini kaydetti. 2010, 2011 ve 2012 yıllarında Taksim’de kutlanan 1 Mayıs’ta herhangi bir sorun yaşanmadığına dikkat çeken Çerkezoğlu şöyle konuştu: “Alan tartışması 2010 yılında bitmiştir. Sorun teknik değil siyasi demiştik. Bu sene gördüğünüz gibi bu tescillendi.”


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Emine DÖLEK

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mansur Yavaş, AYM’ye bireysel başvuru yapacak  AYDINLIK / ANKARA



KUMPASA VE KEYFİ TUTUKLULUĞA KARŞI, AYM ÖNÜNDE OTURMA EYLEMİ YAPACAKLAR

Balyoz avukatları eyleme geçiyor TÜBİTAK raporu ve ‘orduya kumpas’ itirafı ile BM ve AİHM kararlarına rağmen Balyoz davasında tahliyeyle ilgili adım atılmaması avukatları harekete geçirdi. Avukatlar, Anayasa Mahkemesi önünde oturma eylemi yapmaya hazırlanıyor  YEŞİM ÇATALTAŞ

(AYM) karşısında oturma eylemine başlayacaklarını söyledi.

mağdur kişilerin özgürlüklerinin iade edilmesi gerekir.

B

‘Tutsaklar serbest bırakılmalı’

‘AYM’nin tutuklamaları kaldırma yetkisi var?’

Av. İlkay Sezer: İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkesi’nin yaptığı yargılamaya ilişkin hukuksuzluklar, gerek Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız bireysel başvuru dilekçelerinde, gerekse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığımız itiraza ilişkin taleplerimizde ayrntılı olarak var. Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin bu yargılamada hak ihlali olduğuna dair bir karar vermesini bekliyoruz. Kasım ayının başında yaptığımız başvurulara ilişkin bir karar çıkmadı. TÜBİTAK’ın davaya dayanak yapılan 5 No’lu hard diskle ilgili roporu dikkate alınarak yeniden yargılama yapılması hukuken zorunlu. Bu davadan

Av. Şule Nazlıoğlu Erol: Adalet Bakanı’yla seçimlerden önce yaptığımız görüşmede Bakan, yeniden yargılama için hazırlanacak kanun tasarısı için komisyon kurulduğunu söyledi. Komisyonun çalışmalarının devam ettiğini, ancak seçimlerden önce yetiştiremeyeceklerini, zeten seçim nedeniyle Meclis’in de tatile gireceğini, seçimlerden sonra yeniden yargılanma ile ilgili paketin hazır olacağını kamuoyuna duyuracağını belirtmişti. Seçimin üzerinden yaklaşık 15 gün geçti. Bakanlık’tan hâlâ bir açıklama gelmedi. Bu komisyon çalışmalarını bitirdi mi bitirmedi mi bilmiyoruz. Birçok konuda çabucak karar veren

M ve AİHM’nin tutuklamaların keyfi olduğu kararlarına, hükümet yetkililerinden gelen ‘orduya kumpas kuruldu’ itirafına ve TÜBİTAK’ın davaya dayanak gösterilen 5 No’lu hard diskte sahtecilik yapıldığı raporuna rağmen Balyoz davasında tahliye için adım atılmaması tepki çekti. Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer, dava dolayısıyla tutuklu olan müvekkilleriyle ilgili “Anayasa Mahkemesi’nin bu yargılamada hak ihlali olduğuna dair bir karar vermesini ivedilikle bekliyoruz” dedi. Davada hüküm giyen denizci subayların avukatı Şule Nazlıoğlı Erol da kararın gecikmesi durumunda Anayasa Mahkemesi’nin

Azerbaycan’da Nurcu operasyonu



Azerbaycan’da Nurculara yapılan operasyonda 41 kişi gözaltına alındı. Operasyonların, seçimlerden sonra ilk dış ziyaretini 6 Nisan’da Azerbaycan’a yapan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’e verdiği liste çerçevesinde yapıldığı ileri sürüldü.

Yasamal’da 2 tutuklama Azerbaycan’dan yayın yapan ANSPress sitesinin haberine göre de Azerbaycan’nın Yasamal bölgesinde iki Nurcu tutuklandı. Yasamal bölgesi Polis İdare Şefi İsmayil Esedov’un yaptığı açıklamaya göre, söz konusu Nurcular hakkında yakalama kararı bulunuyordu. Tutuklanan iki kişinin isim ve kimlikleriyle ilgili bilgi verilmezken, bu kişilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları ifade ediliyor.

‘Sahtelik konusunda şüphe kalmadı’ Av. Kemal Yener Saraçoğlu: Balyoz davası sanıklarının yeniden yargılanması için elimizde iki önem-

li gerekçe vardı. Yalçın Akdoğan’ın ve Başbakan’ın söylemleri. İkisi de davanın kumpas olduğunu belirtmişti. Ondan sonra 5 No’lu hard diskin sahte olduğuna ilişkin TÜBİTAK raporu geldi. Bu, son derece somut bir delildir. Diğer gelişme ise aksi yönde rapor hazırlayan 3 bilirkişi için yargılama kararı çıkması oldu. Artık bu dosyadaki delillerin sahteliği konusunda hiçbir şüphe kalmadı. Bu noktadan itibaren yargılanmanın yenilenmesi taleplerinin İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesi gerektiği değerlendiriliyor. Eğer bu olmazsa yasal bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum. Eğer o da olmayacaksa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın artık harekete geçip dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göndermesi bekleniyor.

KERİNÇSİZ’İN CEMAAT’İN ROLÜNE DİKKAT ÇEKEN DİLEKÇESİ KABUL EDİLDİ

F polislerin Ergenekon’daki rolüne Başbakanlık’ın şikâyetiyle soruşturma E

rgenekon operasyonunda hâkim ve savcıların yerine karar yazan Emniyet amirleri Selim Kutkan, Celal Sel, Mutlu Ekizoğlu ve Hüseyin Işıldak’la ilgili soruşturma başlatıldı. Avukat Kemal Kerinçsiz’in dilekçesini inceleyen Başbakanlık, polislerle ilgili somut bilgileri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Hâkim ve savcılarla ilgili olan soruşturma dosyasının ise Adalet Bakanlığı’na yollandığı öğrenildi. Ergenekon davasından geçen ay tahliye olan Avukat Kerinçsiz, Fethullah Gülen cemaatinin Ergenekon davasındaki rolüyle ilgili olarak Başbakanlık’a dilekçe verdi. Dilekçeyi dikkate alan Başbakanlık, gereğinin yapılması için dilekçeyi İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi. 2014/37277 dosya numaralı soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mesut Erdinç Bayhan’ın

Operasyon yapılan grup net değil APA haber ajansı gözaltına alınan 41 kişinin Fethullah grubuna bağlı olduğunu yazarken, Rotahaber isimli internet sitesi gözaltına alınanların, Saidi Nursi’nin öğrencilerinden Mustafa Sungur grubuna bağlı olduğunu belirtti. APA Haber Ajansı’nın haberine göre, 41 kişinin ev ve iş yerlerinden ç o k miktarda yasak yayın ve ses kasetleri ele geçirildi. Gözaltına alınanların önemli bir kısmının savcılık soruşturması sonrası serbest bırakıldığı, 9 kişinin ise halen gözaltında bulunduğu ifade edildi.

Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki tutumunu anlamak da mümkün değil. Başbakan ve Adalet Bakanı açıklama yapmış, bu davalarda ciddi bir kumpas olduğu yönünde. Tutuklamalara sebep olan 5 No’lu hard diskin sahte olduğu TÜBİTAK tarafından tespit edilmiş. Hal böyle olunca Anayasa Mahkemesi’nin süratle karar verip bir an önce bu insanların tahliyesini sağlaması lazım. Anayasa Mahkemesi’nin tedbiren tutuklamaları kaldırma yetkisi var. Mahkeme bu konuda gecikir de bir şey yapmayacak olursa karşısında oturma eylemine başlayacağız.

Başbakan Erdoğan ABD’li Boehner ile görüştü



 AYDINLIK / ANKARA



‘Kararları polisler yazdı’ Kerinçsiz dilekçesine şöyle devam etti: “Soruşturma dosyalarında, savcılık ve hâkimlik kararlarının çok büyük bir kısmının emniyetçe hazırlanıp, adliyeye sadece imza için gönderildiği anlaşılacaktır. Tespitlerimiz, bu tür davaların arkasında devlet ve yargı içinde Başbakanca da ‘paralel devlet’ olarak nitelendirilen yapının ortaya çıkarılmasına yöneliktir. Davaların soruşturma aşamasında paralel devlet yapısının yaptığı tüm usulsüzlüklerin incelenmesi halinde, diğer konularda incelenmeyen yüzlerce belge, bilgi ve kanıtı sunmaya hazırız. Dilekçemizdeki maddi olgular ve deliller dikkate alındığında, devletin içinde nasıl ikinci bir devlet oluştuğu net bir şekilde görülecektir.”

En etkin faaliyeti Ergenekon ve Balyoz’da yürüttüler Kerinçsiz, “Sayın Başbakan’ın bahsettiği oluşum, en etkin faaliyetlerini Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda göstermiş, sahte delillerle, yüzlerce masum insan yıllarca tutuklu bırakılmış ve birçok kişi cezaevinde yargılanma-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner ile Ankara’da görüştü. Görüşmede sözde “Ermeni soykırımı” meselesi, Suriye ve Ukrayna’daki son gelişmelerin masaya yatırıldığı öğrenildi. Başbakanlık kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Başbakan Erdoğan’ın, 1915 olayları konusunda, “meselenin ikili ilişkileri olumsuz etkilemesine müsaade edilmemesi gerektiğine” dikkat çektiği ifade edildi. Başbakanlık kaynakları Erdoğan, Suriye konusunda da eski tutumunu sürdürerek, Suriye devletinin tutumunun kabul edilemez olduğunu, ABD’li yetkililerin de Erdoğan’ı onayladığı bildirdi.

Twitter yöneticileri TBB’yi ziyaret etti

dan can vermiştir” dedi.

yürüteceği belirtildi. Böylece Ergenekon soruşturmasında görev yapan polisler için soruşturma başlatılmış oldu. Avukat Kerinçsiz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na da soruşturma başlatılması için şikâyet dilekçesi gönderdi. 4 emniyet amirinin de şüpheli sıfatıyla yargılanmasını isteyen Kerinçsiz, “görevi kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik, yargı görevini yapanı etkileme, suç uydurma, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlamasında bulundu.

CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş,Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapacağını açıkladı. Twitter hesabından “Ankara sevdalılarına” başlığıyla yayımladığı mektupta, yol arkadaşlarından ve Ankaralılardan helallik istedi. Mektupta, her siyasi görüşten tüm Ankaralıların aynı amaç için bir araya gelmesinin adeta tüm önyargıları yok ettiğini belirten Yavaş, “birlikte başardığımız birlik, beraberlik, barış ve huzur ortamı Türkiye’ye örnek olup, hasret kaldığımız kardeşlik hukukumuzun yeniden yeşermesine vesile olacaktır ümidindeyim. Bu sonuç her başarının üzerinde olup hep birlikte gerçekleştirdiğimiz bir mucizedir” ifadelerini kullandı.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Twitter yöneticileri Colin Crowell, Sinead McSweeny, Anthony Niteo ve Hakan Akbaş ile bir araya geldi. Twitter yöneticileri önceki gün Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı yetkileriyle görüşmüştü. Twitter yöneticileri dün de Türkiye Barolar Birliği’ni ziyaret ettiler. Ziyarette, bir mikro blog ağı olan Twitter’ın insanların kendilerini ifade edebildikleri, düşüncelerini açıklayabildikleri bir alan olduğunu söyleyen Metin Feyzioğlu, bu alandaki düşünce ve iletişim özgürlüğünün mutlaka korunması gerektiğini söyledi.

Bakan Elvan’ın Twitter programı iptal edildi  AYDINLIK / ANKARA



Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’ın, sosyal paylaşım sitesi Twitter yetkililerinin Ankara’daki temaslarıyla ilgili yarın yapacağı açıklanan bilgilendirme toplantısı iptal edildi. Bakanlığın Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği tarafından yapılan açıklamada, “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Lütfi Elvan’ın, 16 Nisan 2014 Çarşamba günü (yarın) yapacağını duyurduğumuz basın bilgilendirme toplantısı Sayın Bakan’ın programında meydana gelen değişiklik nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmiştir” denildi.

‘GEREKÇELİ KARAR’DA İDDİANAMEDE YAZMAYAN SUÇTAN CEZA VERİLDİ

Korsan bildiride ruhsatlı sahtekârlık  DENİZ ADALI

‘Hukuki izahı yok’

dal.”

E

Aydınlık’a konuşan Yıldırım, yaklaşık 7 yıl önce meydana gelen ve gerekçeli karara giren olayı şöyle anlattı: “Ruhsatlı 4 silahım vardı. Üzerimdeki silahın ruhsatını gösterdik ama evden aldıklarının ruhsatını bulamadık. Avukatım ertesi gün ruhsatı emniyet müdürlüğüne getirdi gösterdi. ‘Artık çok geç’ dediler. Yargılama sürecinde adli emanete koydular ve yargılama boyunca silahlarla ilgili hiçbir suçlama yapılmadı. “Gerekçeli Karar”a bir tanesinin ruhsatsız olduğunu yazdılar. Biz yargılama sürecinde hem ruhsatı hem de silahların TSK’dan menşei belgesini aldığını ibraz ettik. Şimdi ruhsatlı iki silahıma el koymuşlar. Ve biz bu silahlarımızı alamı-

‘Yargıtay’ın bozmasını bekleyeceğiz’

rgenekon davasında, “Gerekçeli Karar” adıyla yayımlanan korsan bildiride, ruhsatlı silahı için “ruhsatsız” denilerek hakkında 1 yıl hapis cezası istenen emekli Astsubay Oktay Yıldırım, durumu “hukuk skandalı” olarak niteledi. Ergenekon davasından 6 yıl 9 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen emekli Astsubay Oktay Yıldırım, gözaltına alındığı sırada ruhsatlı olduğu halde “ruhsatsız” denilerek 4 tabancasına el konuldu. Kapatılan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından basına dağıtılan “gerekçeli karar”da, el konulan 4 tabancadan biri ruhsatsız gibi gösterilerek Yıldırım’a 1 yıl hapis cezası verildi.

Oktay Yıldırım

yoruz. Normal koşullarda bunları geri almak için gidip emniyet müdürlüğünden istememiz gerekir. Fakat isteyecek makam yok. İsteyecek makam olsa bile gerekçeli karar adı altında yazdıkları korsan bildiriye silahlarıma el koyduklarını yazmışlar. Neden el koydular, hangi suçla ilişkilendirdiler belli değil. Bunun hukuki bir izahı yok, skan-

Av. Yıldırım Çavuşoğlu da olayın hukuk tarihinde bir ilk olduğunu söyledi: “Taşıma ruhsatı, Türk Devleti tarafından silah taşıma hakkı verilen kişilere verilen bir belge. Üzerinde bu belgeyi bulunduran bir kişinin silah taşıması hukukidir. Türk tarihinde bir ilk olarak ruhsatlı tabancalara ruhsatsız denilerek 1 yıl hapis cezası verildi. Mahkemeler ancak ve ancak bir iddianameyle karar verebilir. Şimdi ceza ve karar verildiği için Yargıtay’ın bozmasını beklemek zorundayız. Ergenekon savcıları dahi “ruhsatsız silah taşımak” diye bir suçlamada bulunmadı. Mahkeme savcılığı geçti.”

TIR operasyonu savcılarının görev yeri değiştirildi  AYDINLIK / ANKARA



Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Dairesi, MİT TIR’larına operasyon yapan savcı ile birlikte üç savcının görev yerini değiştirdi. HSYK, haklarında çıkan haberler nedeniyle Adana’daki 3 savcının görev yerini değiştirdi. Savcıların emniyet mensuplarını tehdit ettiği iddialarını ele alan Daire’nin, kapatılan TMK’nın 10. maddesiyle görevli savcıların Adana’da emniyet mensuplarına karşı soruşturmayı yönlendirmeye yönelik tutum ve davranışta bulunduklarına ilişkin iddiaları da değerlendirdiği öğrenildi. HSYK 1. Dairesi; Adana Savcısı Mustafa Sırlı’yı Sivas, Aziz Takçı’yı Trabzon, Adana Başsavcıvekili Ahmet Karaca’yı da Kayseri’de geçici olarak yetkilendirdi. Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 10. maddesiyle görevli savcılar Takçı ve Sırlı ile Başsavcıvekili Karaca’nın daha önce de özel yetkileri kaldırılmıştı.


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Halkımız AKP’ye değil (bozuk) ‘düzen’e oy veriyor (2)

E Tansel Çölaşan



ADD, ADD 23 Nisan’da Anıtkabir’e çağırdı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), yurttaşları 23 Nisan saat 13.00’te Anıtkabir Tandoğan girişinde buluşmaya çağırdı. ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan yazılı bir açıklama yaparak, “Cumhuriyetimiz, demokrasimiz, laik, demokratik, sosyal hukuk devletimiz ve geleceğimiz için; 23 Nisan 2014 saat 13.00’te, tüm halkımızı Anıtkabir Tandoğan girişinde buluşmaya davet ediyoruz” dedi. Çölaşan açıklamasında, son dönemde gündemden düşmeyen yolsuzluk davaları, Suriye ile savaş senaryoları, açılım süreciyle ülkenin bölünmenin eşiğine getirilmesi, Cumhuriyetin temel ilkelerinin bir bir ortadan kaldırılması çalışmaları karşısında, ülke tarihinin en büyük kitlesel halk hareketlerine tanık olunduğunu belirtti. Aydınlanmanın karşısında, ülkeyi Ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyenlere en doğru yanıtı halkın verdiğini kaydeden Çölaşan, “Ancak meydanlardaki talep, seçim sonuçlarına yansımamıştır. Elbette bunun çeşitli gerekçeleri vardır. Ancak, biz Atatürkçü, yurtsever, çağdaş, ilerici, tam bağımsızlıktan, ulusal egemenlikten ve emekten yana güçler olarak mücadelemize devam edeceğiz. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim vardır. Bu seçimler ülkenin geleceğinden kaygı duyan her kesim için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.” Çölaşan, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve meslek odaları başta olmak üzere tüm kurum ve kişileri, bu hedefin gerçekleşmesi için ortak çaba göstermeye çağırdı.

MİT Yasası’nda ‘her türlü’ değişikliği



mekli ekonomi öğretim üyesi Prof. Dr. Cihan Dura’nın gönderdiği, ilk bölümünü dünkü yazımda okuduğunuz metin devam ediyor. Okuyalım:  [Yukarda açıkladığım gerçekler göz önüne alınırsa, Türk halkının önemli bir bölümünün, en olumsuz koşullar içinde gırtlağına kadar borca batmış durumda olduğunu söylemek yanlış olmaz. Şimdi denebilir mi ki, bu tablo sadece ekonomik bir olaydır? Elbette hayır! Ağır borçluluğun çok önemli bir siyasal sonucu vardır. Bazı yazarlar AKP’nin 2007 seçiminde %47 gibi büyük bir oy oranına ulaşmasını, bu faktörle açıklamıştı. Söz konusu yazarlardan biri de iktisatçı Selim Somçağ’dır. Analizi özetle şöyledir: 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde AKP nasıl olup da oylarını artırdı? Türkiye artık bir borçlular ülkesidir. Peki, bu ağır borçluluğun seçim sonucuyla ilgisi ne? Gayet açık: Gırtlağına kadar borca giren vatandaş, eğer döviz kurları veya faizler yükselirse, bankaya olan borcunun kendisini yutacak bir girdaba dönüşeceğini çok iyi biliyor. Eskiden vatandaş döviz fırlayınca benzinin, mazotun zamlanmasından korkardı; şimdi ise döviz krizi bir ölüm kalım sorunu haline geldi. Şubat 2001’deki gibi bir kriz patlarsa evini, arabasını, tarlasını kaybedeceğini, bütün hayatının altüst olacağını iyi biliyor. İnsanın ihtiyaçları hiyerarşiktir ve ilk kaygısı da hayatta kalmak, malını,

mülkünü, işini, düzenini muhafaza etmektir. Seçim sonucunu işte bu ilk kaygı belirlemiştir. Bir önemli husus da şudur: Halk aslında içinde bulunduğu durumdan memnun değildir, 2000 yılı öncesinin özlemini duymaktadır. Geliriyle geçinmek varken, kim borç yükü altına girmek ister? Geliri düştüğü için borçlanmak zorunda kalan vatandaş hayatıyla kumar oynadığının, bıçak sırtında yaşadığının farkındadır. Ancak mevcut düzenin aleyhinde oy kullanması için karşısına güvenilir bir siyasal seçenek çıkması gerekiyordu ki o seçenek çıkmamıştır.  Sayın Somçağ’ın analizi ve savunduğu görüş elbette 12 Haziran 2011 seçimleri için de geçerliydi, son 30 Mart 2014 yerel seçimleri için de geçerlidir. Büyük olasılıkla ilk genel seçimlerde de durum fazla değişmeyecektir. Nitekim A&G Araştırma Şirketi’nin sahibi Adil Gür de 30 Mart seçimleri öncesinde Cumhuriyet’e yaptığı değerlendirmede şöyle konuşmuş: “AKP’ye oy verenlerin yüzde 80’i hayatından memnun olduğu için oy veriyor. Bugün Türkiye’de halkın yüzde 80’inin borcu var. Ne borcu var? Ev borcu, araba borcu, kredi borcu, kredi kartı borcu var. Şimdi böyle bir ortamda seçmen huzuru bozulsun ister mi?” Kanı’mca halkımız epeydir şöyle bir muhakeme yapıyor ki aslında bir dedüktif yanılmadır: Madem zorunlu ihtiyaçlarımı borçlanarak da olsa

karşılayabiliyorum ve mademki iktidarda AKP var, öyleyse bu imkânı bana sağlayan AKP’dir. Aman, iktidardan gitmesin ki düzen bozulmasın, şu anki rahatım bozulmasın. Öyleyse, ona oy vermeye devam edeyim, ona oy vereyim. İşte, ufak da olsa bu muhakemenin somut bir kanıtı: 12 Haziran 2011 seçimleri sonrası... Basında bir haber: HEPAR Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, oyu yüzde 0,3’te kalan partisini kapatma kararı verdi. Bu habere bir seçmenin yaptığı yoruma bakın: - Paşam, aslında ben de HEPAR’lıydım ama mecburen AKP’ye oy verdim. Çünkü ekonomik istikrar meselesi... Hepimizin bankaya borcu var, mecburuz, düzen bozulmasın diye... Neyse, emeğine sağlık...]  “Sadaka Ekonomisi” deyimini ben icat ettim. Daha sonra dolaşıma çıktı, dolayıma girdi. Doğru ve anlamlı bir deyim. Dinsiz dincilerin, İslamsız İslamcıların, kutsal değer tüccarlarının ve karşısındaki açgözlü kitlelerin gündelik ahlakını pek güzel özetliyor. Hükümet, Anayasa’nın 2. maddesi gereği olarak, devlet hazinesinden muhtaca para ve paket dağıtıyor. Ama, Anayasa’nın buyurduğu bir görevmiş gibi değil, AKP’nin özel kasasından, Başbakan’ın cebinden veriyormuş gibi bir hava yaratıyor. Devletin yardımı AKP’nin, Başbakan’ın sadakasına dönüşüyor. Böylece AKP, hem Tanrı’yı hem de halkı kazıklıyor ama ne gam...



Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye arasında heyetler arasında 16-17 Nisan tarihleri arasında Ankara’da ortak toplantı düzenlenecek. Dışişleri Bakanlığı’nın ortak toplantıyla ilgili açıklamasında, “OÇG çerçevesinde 16 Nisan 2014 tarihinde Bakanlığımız ve ÇHC Dışişleri Bakanlığı’nda görevli Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcılarının eşbaşkanlıklarında ikili ve bölgesel konularda kapsamlı istişareler yapılacak, 17 Nisan 2014 tarihinde ise Sayın Müsteşarımız ve ÇHC Kıdemli Bakan Yardımcısı Zhang’ın başkanlığındaki heyetler arasında genel değerlendirme toplantısı düzenlenecektir. Söz konusu istişareler, Türkiye ile ÇHC arasında stratejik ortaklık düzeyinde sürdürülmekte olan ikili ilişkilerin yanı sıra, güncel, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulmasına imkân sağlayacaktır” denildi.

İNCE

oince@aydinlikgazete.com

AKP’nin model aldığı Müslüman Kardeşler yöntemine uygun bir iş. Karşıdaki kitle de Pavlov’un köpeği gibi terbiye edilmiş.  “Sadaka Ekonomisi Ahlak Bozar” (Hürriyet, 15.12.2008) başlıklı yazımda şöyle bir yer var: “Belki inanmayacaksınız ama ‘Sadaka ekonomisi’ deyişinin patenti ekonomistlere değil bana ait. Gerçi basında ‘mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi’ hesabı yapılmıyor, referans ve göndermeler pek dikkate alınmıyor ama, izin verirseniz, gazete yazıcılığı hayatımda bir kez biraz kasılayım.” Bu türden iddialar atletizm rekorlarında olduğu gibi kırılıncaya kadar geçerlidir. Ama bu yazıdan önce dört yazı daha var: - Sadaka ve Avanta Ekonomisi (Hürriyet, 27.2.2007), - AKP’nin Müslüman Kardeşler Demokrasisi (Hürriyet, 13.7.2007), - Bakkal Biliyor, Sosyoloğ Maval Okuyor (Hürriyet, 11.1.2008), - Varoluşçu Fethullah Gülen (9.3.2008) Adını verdiğim yazılar, AKP’ye seçim kazandıran kara büyüyü açıklar. Bu kara büyünün etkisinin azalmaya başladığının olumlu bir göstergesi de var: Artık kara büyüye pek güvenmeyen AKP 30 Mart seçimlerinde hile ve oy

Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı adaylığını netleştirmek için AKP Genel Merkezi’nde milletvekilleriyle bugün bir araya gelecek. Süleyman Soylu’nun örgütlerden sorumlu pozisyona getirilmesi tepki yarattı

İstihbarat ve güvenlik komisyonu kurulacak

Çin ile Türkiye arasında ortak toplantı düzenlenecek

Özdemir

Başbakan, Çankaya için önce partisini yoklayacak

TBMM’de muhalefetin sert eleştirilerine neden olan ve MİT’e olağanüstü yetkiler veren yasa taslağında yapılacak değişiklik dün görüşülmeye başlandı.Teklifin ilk 4 maddesi Genel Kurul’da kabul edildi. TBMM Genel Kurulu’nda teklifin birinci maddesinde AKP önergesiyle değişiklik yapıldı. Değişikliğe göre, MİT’in görevleri arasındaki “Bakanlar Kurulu’nca verilen her türlü görevi yerine getirmek” cümlesindeki “her türlü” ibaresi metinden çıkarıldı. İkinci fıkrada yapılan değişiklikle de “üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmak” ibaresi metne eklendi.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, MİT Yasası ile ilgili yeni bir önerge hazırladıklarını ifade ederek “MİT’i Meclis denetleyecek. Bununla ilgili MİT teklifine bir madde ihdası yapacağız. Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) Komisyonu benzeri bir komisyon olacak” dedi. AKP Grup toplantısına katılmak üzere geldiği Meclis’te gazetecilerin sorularını yanıtlayan Atalay, teklifin ikinci bölümünün görüşmeleri sırasında değişikliğin ekleneceğini belirterek, “KİT benzeri bir komisyon olacak. Güvenlik ve istihbarat komisyonu olabilir. Güvenlik ve istihbarat bazında bir denetleme olacak” diye konuştu.

TERSİ-DÜZÜ

Hazırlayan: Osman ERBİL

Tayyip Erdoğan AYDINLIK / ANKARA

B

aşbakan Tayyip Erdoğan, bugün partisinin milletvekilleriyle bir araya gelerek Cumhurbaşkanlığı adaylık sürecini değerlendirecek ve kendi adaylığı konusunda eğilim yoklayacak. AKP MKYK, önümüzdeki gün-

lerde de Cumhurbaşkanlığı seçimlerini görüşmek üzere tek maddelik gündemle toplanacak. Erdoğan’ın, AKP Genel Merkezi’nde partisinin milletvekilleriyle bu sabah kahvaltıda bir araya gelmesi planlandı. Edinilen bilgilere göre, toplantıda Erdoğan, vekillere hitaben kısa bir değerlen-

dirme konuşması yaptıktan sonra, “Benim Cumhurbaşkanlığı adaylığım konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusunu yöneltecek. Erdoğan’ın milletvekillerinden alacağı karşılığın adaylık kararında en belirleyici unsurlardan biri olacağı belirtilirken, eğilim yoklaması çalışmasının bununla da sınırlı

Gül: Erdoğan’la anlaşma yok  ANKARA / AYDINLIK Çankaya Köşkü’nden, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda uzlaşıya vardığı yönündeki haberlere yalanlama geldi. Başbakan Erdoğan ile Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı konusunda uzlaşıya vardığı yönünde haberlere Cumhurbaşkanlığı’ndan yalanlama geldi. Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Ahmet Sever yaptığı açıklamada, “Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakan arasında Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve sonrasıyla ilgili konular şu ana kadar kesinlikle görüşülmemiştir. Yakın bir süreçte bu konuların ele alınacağı bir görüşme gerçekleşecektir” açıklaması yaptı.

Sever, basında bu konuyla ilgili yer alan haber ve senaryoların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Erdoğan görev süresini sınırlamak istedi Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan bu açıklama, Erdoğan’la Gül arasında Cumhurbaşkanlığı konusunda yaşanan gerilimin devam ettiği şeklinde yorumlandı. Erdoğan daha önce Abdullah Gül’ün görev süresini 7 yılla sınırlamak istemiş, ancak CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruyla ikinci kez 5 yıllığına Cumhurbaşkanı olabilmesinin önü açılmıştı. Bu arada açıklamanın Ahmet Sever tarafından yapılması Erdoğan çevresinde tepkiyle karşılandı. Sever’in daha önce yaptığı benzer bir açıklamaya Erdoğan sert bir şekilde karşılık vermişti.

Abdullah Gül Tayyip Erdoğan

kalmayacağı bildirildi. Geniş katılımlı ve üç gün sürecek bir “istişare kampı” için Genel Merkez’de planlama yapıldığı ve bir ay içinde bu kampın düzenleneceği öğrenilirken; farklı şirketlere yaptırılan cumhurbaşkanlığı seçimi anketlerinin de bu kampa yetiştirilmesi bekleniyor.

hırsızlığına hız vermek zorunda kaldı.  8 Nisan tarihli, “Zırvanın Zırvasının Zırvasının Zırvası” başlıklı yazımın son bölümünü anımsayalım: “Jean-Paul Sartre, 1948 yılında, ‘Bir işçinin kendini bir burjuva olarak hissetmesine olanak yoktur, bu özgürlüğe sahip değildir’ demişti. Marksist düşünürler de toplumun nesnel koşullarının insanları bilinçlendirdiğini, bilinçlerini biçimlendirdiğini söylerler. Kim haklı? Jean-Paul Sartre ve Marksist düşünürler mi? Yoksa bunların sözünü ettiği kitle çağımızın insanı değil mi? Özdemir İnce der ki: “Kendi varlığının bilincine erişmemiş bireye, topluluğa, topluma ne aydınlar, ne de sol partiler yardım edebilir; bunlara hiç kimse öncülük edemez.”  Prof. Dr. Cihan Dura, küçük burjuvanın, memur, işçi ve çiftçinin borçları altında nasıl deformasyona uğradığını, nasıl “lümpenleştiği”ni anlatıyor. Benim “Kendi varlığının bilincine erişmemiş bireye, topluluğa, topluma ne aydınlar, ne de sol partiler yardım edebilir; bunlara hiç kimse öncülük edemez” dediğim durum da bu. İster “cehenneme hoş geldiniz”, ister “cehenneme güle güle!” densin, iki cümlede de cehennem var!

Parti yönetiminde kritik değişiklikler Önceki gün, Erdoğan başkanlığında toplanan AKP MKYK’sında kritik değişiklikler gerçekleşti. Yerel seçimlerde belediye başkanı olmaları nedeniyle görevinden istifa etmek zorunda olan genel başkan yardımcılarının yerine yeni isimler atanırken, partideki en kritik görevlerden birinde ise beklenmedik bir değişim oldu. Partinin üç numaralı ismi, yıllardan beri örgütlerle genel merkez arasında bire bir teması kuran makam olan Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı (Teşkilat Başkanı) Ekrem Erdem, AR-GE’den sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine kaydırıldı. Erdem’in yerine ise, daha önce Demokrat Parti’de kısa bir süre genel başkanlık yapan, daha sonra partisinden ihraç edildikten sonra 2012 Eylül’ünde AKP’ye katılan Süleyman Soylu getirildi.

Erdem’i görevden alması beklenmiyordu Parti kulislerinde konuşulanlara göre Mart seçimi öncesi, teşkilatlarla adaylar arasında yaşanan birçok uyumsuzluk, sürekli Genel Merkez’e yansıdı. Erdoğan’ın kendi örgütleriyle bir kriz daha yaşamak istemediği, bu nedenle kadim dostu ve uzun süredir yol arkadaşı olan Erdem’i pasif makama çektiği öne sürülüyor. Soylu’nun, iktidar partisinde en kritik göreve getirilmesine parti içinde tepkiler olduğu belirtiliyor.

İLK TUR 10 AĞUSTOS’TA Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin kararı dün Resmî Gazete’de yayınlandı. Anayasa’ya göre, cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıl olduğu, on birinci cumhurbaşkanının görev süresinin ise 7 yıl olduğu hatırlatılan kararda, cumhurbaşkanı seçiminin, cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki 60 gün içinde tamamlanacağının hüküm altına alındığına dikkat çekildi ve şöyle denildi:

İkinci oylama 24’ünde “Halen görev yapmakta olan cumhurbaşkanının görev süresinin 28 Ağustos 2014 tarihinde dolacak olması nedeniyle cumhurbaşkanının seçim tarihi, Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilk oylama 10 Ağus-

tos 2014, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise ikinci oylama 24 Ağustos 2014 olarak, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkede oy kullanma tarihleri ise ilk oylama 31 Temmuz-3 Ağustos 2014, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise ikinci oylama 17-20 Ağustos 2014 tarihleri olarak belirlenmiştir.”

Yurtdışında oy kullanımı Söz konusu YSK kararında, cumhurbaşkanı seçiminde yurtdışında yaşayan vatandaşların bulundukları ülkelerde oy kullanmaları amacıyla ihtiyaç duyulan mal ve hizmet alımları ile seçimlerle ilgili yurtdışındaki diğer harcamalarda uygulanacak usul ve esaslara da yer verildi.


Hazırlayan: Aysen BEYAZ

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN: MİT TAHLİYELERİNİ HAŞHAŞI FAZLA KAÇIRAN CEMAAT YAPTI

‘Adliye koridorlarından çeteleri temizleyeceğiz’ B

aşbakan Tayyip Erdoğan, “Devletin koridorlarından çeteleri nasıl kovduysak, kovuyorsak, o koridorları nasıl temizlediysek, hiç kimsenin şüphesi olmasın adliye koridorlarından da o çeteleri, o şebekeleri kesinlikle temizleyeceğiz” ifadesini kullandı. Partisinin Meclis Grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Suriye’deki mezalim devam ediyor” diyerek Beşar Esad’ı hedef almayı sürdürdü. Mısır’ın devrik lideri Muhammed Mursi’ye destek çıkan, Mısır’daki idam kararını eleştirmeyi sürdüren Erdoğan, El Kaide’ye destek iddialarını ise yalanladı. Cemaat’i hedef alan Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

‘Vatansever bir savcı çıktı’ “MİT’e ait TIR’ların durdurulması, Dışişleri Bakanlığı’ndaki hukuksuz dinlemeler konusunu çok yakından takip ediyoruz. Adana’da bir vatansever savcı çıktı. Hem casusluk faaliyetleri hem de hukuksuz dinlemeler konusunda soruşturma başlattı. Bazı zanlılar, gözaltına alındı ve tutuklandı. Aradan birkaç gün geçmeden o paralel çetenin mensupları devreye girdiler. Soruşturmaya müdahale ettiler. Paralel yapının medyası manşet atıyor, paralel yapının yargıdaki uzantıları adeta talimat almışçasına zanlıları serbest bırakıyor.”

‘Şüphe olmasın, kovacağız’ “Birileri şantaja boyun eğmiş olabilir, birileri tehditlerle sindi-

Partisinin grup toplantısında Esad’ı hedef alan Tayyip Erdoğan devrik lider Mursi’ye sahip çıktı. El Kaide’ye destek iddialarını yalanlayan Başbakan Cemaat için de ‘Kimsenin şüphesi olmasın temizleyeceğiz’ ifadesini kullandı rilmiş olabilir, birileri de haşhaşı fazla kaçırmış olabilir... Ama biz sonuna kadar bu çetenin üzerine gideceğiz. Devletin koridorlarından çeteleri nasıl kovduysak, kovuyorsak, o koridorları nasıl temizlediysek, hiç kimsenin şüphesi olmasın adliye koridorlarından da o çeteleri, o şebekeleri kesinlikle temizleyeceğiz. CHP ve MHP hu-

kuksuzluk karşısında daha ne kadar sessiz kalacaklar.” “ABD’de kara propaganda yapıldı, yapılıyor. Ülkelere mektuplar yazılarak, hatta Ermeni lobisinin temsilcileriyle işbirliği yapılarak, hatta onlara parasal destek verilerek Türkiye’ye karşı çok çirkin, çok alçakça karalama kampanyaları yürütülüyor.”

‘MİT Yasası ihaneti yasallaştırıyor’ MİT’e olağanüstü yetkiler veren kanunun görüşüldüğünü hatırlatan Bahçeli ‘Başbakan, Türkiye’yi kuracağı MİT rejimiyle baştan ayağa kontrol edecek, fişleyecek. 1970’lerin Ziverbey ve Erenköy Köşkü’nü aratmayacak’ dedi

M

‘Oslo görüşmelerine maske’ “MİT’e olağanüstü yetkiler veren kanun teklifi görüşülmektedir. Bu teklif tepeden tırnağa mahsurludur. Başbakan, MİT rejimiyle Türkiye’yi kontrol edecek, dinleyecek herkesi fişleyecektir. Ziverbey Köşkü’nü aratmayacak mekânlar ihdas edilmektedir. İstihbarat devletine doğru gitmek-

Devlet Bahçeli

teyiz. Başbakan gerçek manada Oslo’dan İmralı’ya terör gruplarına ve dış politika tercihlerine kadar tüm ahlak dışı ilişkileri maskelemek için MİT Kanunu gibi değişiklikleri fırsat görmekted i r .

Yani İmralı canisiyle yapılacak pazarlıklar yasal güvenceye kazanacaktır.” ABD basınında çıkan ve Suriye’nin Guta bölgesinde gerçekleşen kimyasal saldırıda AKP hükümetinin parmağı olduğu yönündeki haberi “kabul edilemez” olarak niteleyen Bahçeli, “Biz AK Parti’ye elbette muhalifiz. Ancak hükümetin, komşu bir ülkede binlerce masum sivilin öldürülmesi caniliğine ön ayak olduğuna inanmayız.”

ABD’nin ‘soykırım’ demeye yüzü yok Bir başka taraftan da ABD’de ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi 11 Nisan 2014 tarihinde sözde “Ermeni soykırım” karar tasarısını kabul ettiğini hatırlatan Bahçeli, bazı çevrelerin sözde soykırım kozunu tehdit ve gözdağı olarak kullandığını söyledi. Bahçeli, “ABD, 24 Nisan’da, 1915 tarihli Ermeni tehcirine ister soykırım desin, isterse de demesin, bizim

açımızdan hiçbir meşruiyet ve ehemmiyeti yoktur. Türk milletini soykırımcı olarak görenler, şayet tutarlıysa, şayet insan hak ve şerefine saygı duyuyorlarsa yüzlerce yılda Amerika kıtasında katledilen milyonlarca insanın, Irak’ta, Afganistan’da yok edilen din kardeşlerimizin günahını çıkarsınlar, sonra da yüzleri kaldıysa gelip bize laf yetiştirsinler.”

‘Başbakan, Ergenekon ağzıyla konuşuyor’ HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü, hükümetin Ertuğrul Kürkçü Anayasa Mahkemesi’nin HSYK Kanunu’yla ilgili verdiği kısmi ret kararıyla ilgili tutumunu eleştirirken, karar için “gayri milli” diyen Erdoğan’ı, Ergenekon ağzıyla konuşmakla itham etti. BDP’nin dünkü grup toplantısında, konuşan Kürkçü herkese inat seçim sonuçlarında var olduklarını ve var olmaya devam edeceklerini ifade etti.

Ülkenin sorununun, Cumhurbaşkanlığı veya paralel devlet gibi suni gündemler olmadığını savunan Kürkçü, karakol inşaatları ve sınırdaki asker sayısının artırılmasının gerginliği tırmandırdığını belirterek, bunların çözüm isteyen hükümetin davranışı olamayacağını söyledi. AYM’nin verdiği kararlar sebebiyle havaya uçurulmaya çalışıldığını ifade eden Kürkçü, mahkeme kararlarına “gayri milli” demenin ise Ergenekon ağzıyla konuşmaktan başka birşey olmadığını savundu. Ergenekon ile hükümetin

Mehmet Ali

GÜLLER

maliguller@aydinlikgazete.com

Karadeniz’de ABD-Rusya savaşı

M

ontrö, en çok Türkiye’nin Montrö’südür ve bu anlaşmaya herkesin uyması en çok Ankara’nın işine gelir. Ancak bir süredir Rusya ısrarla Türkiye’den Montrö’ye uymasını istiyor. Acaba Ankara Montrö’ye uymuyor mu? Ya da AKP hükümeti “büyük müttefiki” ABD için anlaşmayı esnetiyor mu? ABD savaş gemileri için 21 gün kuralını görmezlikten mi geliyor? Hatta daha somut şöyle de sorabiliriz: Acaba 2008’deki Gürcistan savaşı sırasında Türk Deniz Kuvvetleri’yle birlikte Karadeniz’i ABD’ye karşı kararlılıkla savunan Moskova, esas olarak Deniz Kuvvetleri’ni hedef alan Balyoz tertipleri sonrasında Ankara’da müttefik bulmakta zorlanıyor mu?

Ankara: Montrö’ye uyuyoruz

“Türkiye’yi terörle ve terör örgütleriyle yan yana göstermeye çalışan her rapor, her haber ve yorum sahiplerinin itibarını sarsacak ama Türkiye’ye ve Türkiye’nin itibarına en küçük bir zarar veremeyecektir.” Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan diğer açıklamalar şöyle: “Gerilim siyasetini kim üretiyorsa, gerilimi düşürecek olan da

odur... Biz Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de ardından 2015 genel seçimlerine de sükûnet içinde tamamen demokratik kültür ve olgunluk içinde gitmesini arzu ediyoruz. Onun için de samimiyet içinde mücadele vereceğiz. Cumhurbaşkanlığı seçiminin krize dönüştürülmesine asla izin vermeyeceğiz.”

şimdi ağız birliği yaptığını ileri süren Kürkçü, “Ergenekon ile kucak kucağadırlar. Ama buradan barış doğmaz” dedi. MİT, HSYK ve sosyal medya konusunda yapılan düzenlemelere karşı olduklarını belirten Kürkçü, “Helal olsun. Eninde sonunda hükümete sınırlarını hatırlatacak bir güce ihtiyaç var. Daha çok demokrasiyi güvence altına almak için sadece Anayasa Mahkemesi değil diğer yargıçlar ile bütün güç ve unsurların aynı şekilde seslerini çıkarmalarını isteriz” şeklinde konuştu.  AYDINLIK / ANKARA

Sorulara tam yanıt vermese de, Ankara’dan şu açıklamanın yapılması önemli: Dışişleri Bakanlığı, 12 Nisan’da yaptığı açıklamayla, Montrö Sözleşmesi’nin 78 yıldır olduğu gibi titizlikle uygulanmaya devam edildiğini belirterek, Rusya’nın bu konuyu ısrarla gündemde tutmasını yadırgadığını kaydetti. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandır Lukaşeviç, Türkiye’nin bu açıklamasını tatmin edici bulduklarını bildirdi. Peki sorun çözüldü mü? Moskova’nın yoğunlaşan kontrol amaçlı Karadeniz uçuşları son bulacak mı? Türkiye’nin bu uçuşlar için kaldırdığı F-16’lara ihtiyaç kalmayacak mı? Tüm bu soruların yanıtlarını ABD’nin yeni gözdesi Romanya Cumhurbaşkanı Trayan Basesku veriyor. Üstelik bu açıklama sorunun Moskova ile Ankara arasında değil, Moskova ile Washington arasında olduğunu da ortaya koyuyor.

ABD ve Fransa gemileri Karadeniz’de

‘AYM’Yİ TAŞLAMASININ CUMHURBAŞKANLIĞIYLA ALAKASI VAR MI ACABA?’

HP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Başbakan, Oslo’dan İmralı’ya, sınırlarımızdaki terör gruplarına yardımdan milli hedeflerimizin aleyhine olan dış politika tercihlerine kadar tüm yasadışı, ahlak dışı, meşruiyet dışı ilişkileri maskelemek için MİT Kanunu’ndaki muhtemel düzenlemeleri fırsat görmektedir” dedi. Bahçeli şunları söyledi: “Başbakan’ın AYM’yi eleştiri yağmuruna tutması ikircikli bir davranıştır. Anlaşılan, Başbakan ve karanlık adamlarının hedefinde Anayasa Mahkemesi ve Başkanı var. Düşünmeden edemiyoruz. AYM’ye saldırmanın Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile alakası var mıdır? Yaptıklarından dolayı tövbe etse Başbakan’a millilik yakışmaz. ”

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

UFUK ÖTESİ

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

‘Gestapo modeli geliyor’  AYDINLIK / ANKARA

C

HP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yeni MİT Yasası’nı eleştirdiği konuşmasında AKP hükümetini Gestapo devleti kurmakla suçladı. AKP’yi totaliter devlet kurmakla itham eden Kılıçdaroğlu, “Almanya’daki Gestapo’yu unutmayın. Yasaldı ama devlete değil partiye veriyordu istihbaratı. İstihbarat partiye veriliyor Türkiye’de. Bu süreci hayata geçirmek yeni bir Gestapo modelini kurmak istiyorlar” dedi

‘Totaliter devlet inşa ediliyor’ Kılıçdaroğlu, şu mesajları verdi: MİT Yasası görüşülüyor. Türkiye süratle bir istihbarat devletine dönüşüyor. Bir gazetede CHP milletvekilleriyle ilgili olarak MİT’in tuttuğu fişlemeler yayınlandı. Sorduk, arkadaşlar da sordu. ‘Niye fişleme yapıyorsunuz?’ diye. Şimdi yasa çıkacak, fişlemeler meşru hale gelecek. Devlet istihbaratla yönetilmez; bilgiyle, ahlakla yönetilir. Devleti istihbarat devletine dönüştürürseniz baskıcı bir devleti hazırlamış olursunuz. Otoriterleşen devlette istihbarat özel olarak partiye gider. Almanya’daki Gestapo’yu unutmayın. Yasaldı ama devlete değil partiye veriyordu istihbaratı. İstihbarat partiye veriliyor Türkiye’de. Bu süreci hayata geçirmek yeni bir Gestapo modelini kurmak istiyorlar. Bütün yurttaşla-

Kemal Kılıçdaroğlu

rımın dikkatli olması lazım. Devleti yönetmek üzere iktidara gelir siyasal partiler, devlet olmak için gelmez. Devlet olan partilerin iktidarda olduğu devletlere hukuk devleti denilmez. ‘Ben kazandım, oyumu da aldım istediğim gibi yönetirim’ diyemezsin. Sandık önemlidir ama tek başına demokrasi değildir, vatandaşın hukukuna saygı göstermezseniz hukuk devletinden uzaklaşırsınız. Hitler örneği vardır, seçimle geldi.Mussolini örneği vardır, seçimle geldi. Seçimle geldiler, ne oldu? ‘Ben devletim, ne demek yargı?’ demeye başladılar. İnsanlık tarihi ağır bedeller ödedi. Türkiye, süratle bir totaliter demokrasiyi inşa etmeye başladı. ‘Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde toplandığı demokratik olmayan devlete totaliter devlet’ deniliyor. Türkiye’de hak ve özgürlükler baskı altında, medya istediğini yazamıyor, havuz medyası oluşturuldu. Totaliter devlet ağır ağır inşa ediliyor.

‘AYM şimdi düşmanları’ Düne kadar Anayasa Mahkemesi’ni göklere çıkarıyorlardı, şimdi bir numaralı düşman. Anayasa Mahkemesi niye var? Anayasaya aykırı uygulamaları iptal etmek için. 2010 yılındaki değişiklik bu. Bu yetmez bireysel başvuru hakkı da geldi. ‘AİHM’ye gitmesin diye insanlar nasıl olsa Anayasa Mahkemesi elimizin altındadır’ diye düşündüler. Anayasa bize bu hakkı vermiş, düşüncemi açıklayacağım, yayacağım, paylaşacağım. Sen nasıl Twetter’ı yasaklıyorsun? İptal edince AYM mahkeme olmaktan çıkıyor ‘örgüt’ haline geliyor. Anayasa Mahkemesi, HSYK’daki değişikliklerin de önemli bir kısmını iptal etti. Değişikliklerin anayasaya aykırı olduğunu Cumhurbaşkanı dahil herkes biliyordu. AYM iptal etti ama arkasından büyük suçlamalar geldi. Askeri dönemlerde bile yapılmamıştır, kanun çıkardılar bütün memurların işine son verdiler.

Romanya Cumhurbaşkanı Trayan Basesku, 14 Nisan’da Romanya’nın Konstantsa Limanı’na giren ABD’nin USS Donald Cook isimli askeri gemisini ziyaret etti ve burada yaptığı konuşmada, Karadeniz’e yeni bir ABD savaş gemisinin daha geleceğini duyurdu! Böylece Washington Karadeniz’e aynı anda iki gemi sokmuş olacak. Aegis balistik füze kalkanı ve Tomahawk tipi füzelere sahip olan USS Donald Cook isimli askeri gemi, 10 Nisan 2014 tarihinden beri Karadeniz’de bulunuyor. Amerikalı gemiyle beraber Karadeniz sularında Fransa’nın Dupuy de Lôme isimli istihbarat gemisi ve Alize kurtarma teknesi de yer alıyor. Fransa’nın Duplex isimli füze fırkateyninin de bugünlerde Karadeniz’e girmesi bekleniyor. Açık ki Karadeniz’de tam bir güç mücadelesi yaşanıyor. Rusya bu nedenle Montrö baskısı uyguluyor. Hatta Pentagon’dan yapılan şu açıklamaya bakılırsa baskının boyutu gün geçtikçe artıyor.

ABD gemisine 90 dakika taciz Pentagon sözcüsü Albay Steve Warren, 10 Nisan’dan bu yana Karadeniz’de olan USS Donald Cook isimli geminin üzerinde, silahsız olduğu düşünülen Rus Su-24 uçaklarının alçak uçuş yaptığını açıkladı. Rusya’yı kınadıklarını belirten Warren şöyle devam etti: “Rusya’nın provokatif ve profesyonellikle bağdaşmayan davranışı, ulusal protokoller ve iki ülkenin orduları arasında geçmişte varılan anlaşmalara da aykırıdır.” Warren, Rus uçağının alçak uçuş yaptığı sırada Amerikan gemisinin uluslararası sularda olduğunu söyledi. Basına yansıyan başka bilgilere göre Rusya’nın ABD savaş gemisine “tacizi” tam 90 dakika sürdü.

İki denizde savaş ABD ile Rusya arasındaki savaş güneyde Suriye ve kuzeyde Ukrayna’da sürmüyor sadece... Aslında daha çok Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de sürüyor. Suriye ile Kıbrıs arasına gemiler sokan ve son olarak Çin’le birlikte Doğu Akdeniz’de tatbikat yapan Rusya güneyde ele geçirdiği bu inisiyatifi kuzeyde de sürdürmek istiyor. Rusya’nın Ankara üzerinden ABD’yi hedef alan Montrö baskısı işte bu nedenledir. Türkiye ise ABD ile Rusya arasındaki Akdeniz ve Karadeniz savaşlarının tam ortasındadır ve çıkarlarının nerede olduğunu yeniden gözden geçirmelidir!


ROTA

Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

RÜŞVET OPERASYONUNUN KİLİT İSMİYLE İLGİLİ İRAN’IN BİLGİ TALEBİNE DIŞİŞLERİ’NDEN ŞOK YANIT

Doğu PERİNÇEK dperincek@ip.org.tr

Yazarımız, yoğun görüşmeleri nedeniyle siz değerli okurlarımızdan bir süre daha izin istiyor.

PKK ile Hizbullah’ın Kutlu Doğum kavgası



16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Dicle Üniversitesi’nde Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri için bildiri dağıtımı nedeniyle Hizbullah ve PKK sempatizanı öğrenciler arasında kavga çıktı. Bir grup öğrenci ise Fen Edebiyat Fakültesi binasının kapı ve camlarını kırdı. Çok sayıda öğrenci gözaltına alındı. Dicle Üniversitesi’nde Hizbullah’a bağlı Bilge Gençlik Kulübe üyesi öğrenciler, Kutlu Doğum Haftası etkinleri kapsamında program duyurusunun bulunduğu afiş ve bildiriler dağıtırken, PKK’lı öğrencilerin ağırlıkta olduğu Dicle Üniversitesi Öğrenci Derneği (DÜÖ-DER) üyesi öğrenciler arasında çıkan tartışma, kısa sürede kavgaya dönüştü. Kavgayı olay yerine gelen polis ekipleri büyümeden önlerken, üzerlerinden bıçak çıkan Bilge Gençlik Kulübü üyesi 2 öğrenci gözaltına alındı.

Zarrab’a vatandaşlık kalkanı 17 Aralık operasyonu sonrası İran’ın hedefe oturtulmasından rahatsız olan İranlı yetkililer Türkiye’den Zarrab ile ilgili bilgi talebinde bulundu. Türk Dışişleri’nin bu talebi Zarrab’ın Türk vatandaşı olduğu gerekçesiyle reddettiği ortaya çıktı  MUSTAFA KAYA

Nasıl Türk vatandaşı oldu?

A

KP’li 4 eski bakanın da adının karıştığı yolsuzluk ve rüşvet operasyonun kilit ismi olarak adı geçen Azeri asıllı Reza Zarrab ile ilgili olarak İran’dan gelen yardım talebine Türk Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin “Zarrab Türk vatandaşı, içişlerimize karışmayın” yanıtını verdiği ortaya çıktı. 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonun başlamasıyla birlikte dikkatler Reza Zarrab’ın yönettiği iddia edilen para şebekesine çevrilmişti. Zarrab’ın kontrolündeki kara para trafiğinde kilit ülkenin İran olduğu iddiası ortaya atılarak İran’ın Türkiye’yle olan para alışverişi hedefe oturtuldu. Bu iddialar üzerine İranlı yetkililer Zarrab’ın hem ülke içinde hem de yurtdışında bulunan bağlantılarını kapsayan kapsamlı bir soruşturma başlattı. İran’da içinde Babek Zencani’nin de bulunduğu bir grup işadamı başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı.

İran hedefe oturtuldu Türkiye’de yürütülen yolsuzluk ve rüşvet operasyonundaysa hedefe İran oturtuldu. Zarrab’ın İran devletinin bilgisi dahilinde kara para trafiğini yönettiği iddiaları manşetlere taşındı. İran’ın Türkiye’deki yolsuzluk ve rüşvet şebekesiyle bağlantılı olarak gösterilmesinden rahatsızlık duyan İranlı yetkililer konuyla ilgili hassa-

17 Aralık operasyonuyla adı Türkiye gündemine oturan Reza Zarrab aslen Azeri. Zarrab, yolsuzluk rüşvet operasyonu sonrası emniyette verdiği ifadede 2006-2007 yıllarında Türk vatandaşlığına geçtiğini belirtmişti. Zarrab’ın ailesi ve yakınları için rüşvetle istisnai vatandaşlık aldığı da iddialar arasındaydı. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı bürokrasisi tarafından bizzat takip edilen dosyaların kısa sürede sonuçlandırılarak Bakanlar Kurulu’nda onaylandığı ve Zarrab’ın, bu iş için Muammer Güler’e 5 milyon dolar verdiği iddia edildi.

Reza Zarrab

siyetlerini Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle yaptıkları toplantıda dile getirdi.

İran bilgi taleplerine açık İranlı yetkililer Dışişleri Bakanlığı’nda gerçekleştirilen görüşmede “İran’ın son süreçte ülkesine yönelik çıkan haberlerden rahatsızlık duyduğunu; İran’ın adının yolsuzluk ve

rüşvet anılmasının doğru olmadığını; tüm bu suçlamaların aksine İran’ın kendi ülkesinde yolsuzluk ve rüşvet olayına adı karışan kişiler hakkında gereken adli işlemlere çoktan başladığını” dile getirdi. İranlı yetkililer bu konuda Türk tarafından gelecek her türlü bilgi talebine İran’ın yanıt vermeye hazır olduğunu belirtti.

Dışişleri’nden ‘karışmayın’ yanıtı İran tarafı bu kapsamda Türkiye’deki yolsuzluk ve rüşvet operasyonda kilit isim olarak adı geçen Reza Zarrab hakkında bilgi talep etti. Ancak İranlı diplomatlar Türk Dışişleri’nden hiç beklemedikleri bir yanıt aldı. Türk yetkililer Reza

Zarrab’ın Türk vatandaşı olduğunu belirterek İranlı diplomatlara “siz karışmayın” yanıtını verdi. Türk Dışişleri yetkililerinin bu karşılığı görüşmede soğuk bir havanın esmesine yol açarken İranlı yetkililer herşeye karşın İran’ın bu konuda talep gelmesi durumunda her türlü desteğe hazır olduğunun altını çizdi.

Bir meydan iki miting Daha sonra bu durumu protesto etmek isteyen DÜÖ-DER üyesi yaklaşık 500 öğrenci Fen Edebiyat Fakültesi önünde basın açıklaması yaptı. Ardından öğrenciler daha sonra girdikleri fakülte binasının turnikeleri, kapı ve camlarını sopa ve taşlarla tahrip etti. Öte yandan Diyarbakır’da 20 Nisan’da Kutlu Doğum etkinliğinin yapılacağı miting alanıyla ilgili Hizbullah’ın yasal partisi Hüda Par ile BDP arasındaki yer sorunu devam ediyor.

Savcı: Samast davası Dink’le birleştirilsin

Ogün Samast



Hrant Dink davasında 22 yıl 10 ay hapis cezası alan Ogün Samast’ın “terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada savcı, “Çocukların büyüklerle işlediği, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan davaların birleşmesi” gerektiğini ifade etti. Mahkeme ise “Her iki davanın birlikte görülüp kanıtların birlikte değerlendirilmesinde hukuki zorunluluk bulunduğu” gerekçesiyle İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nden birleştirme talebine ilişkin görüşü sorulmasına hükmetti. İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Dink ailesinin avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu katıldı. Bakırcıoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Hrant Dink cinayetine ilişkin soruşturmayla ilgili olarak, “Hrant Dink cinayetini işleyen örgütün üst yapılanması ve bağlantıları ortaya çıkartılamadı. Cinayetten sorumlu olan kamu görevlileri hakkında davalar açılamadı. Hrant Dink cinayeti önemli toplumsal ve siyasal sonuçları olan bir cinayet” dedi.

‘Yasal engel kalktı’ Bakırcıoğlu, Dink cinayetine ilişkin davanın görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapandığını ve dosyanın artık İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde olduğunu da belirtti. Duruşma Savcısı Erol Demirtaş ise özel yetkili mahkemeler ile terör mahkemelerini kaldıran yasal değişiklikle birlikte çocukların büyüklerle işlediği, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunan davaların birleşmesini yasaklayan emredici hükmün kalmadığını ifade etti. Savcı Demirtaş, Ogün Samast’ın terör örgütüne üye olmak suçunun görüldüğü dava ile aynı örgütün yöneticilerinin ve üyelerinden yaşı büyük sanıklarının yargılandığı dava arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğunu belirterek iki davanın birleştirilmesini istedi. Duruşma 27 Haziran’a ertelendi.

‘AÇILAN ATEŞ NEDENİYLE 1 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ’ İDDİASI

Barzani-PYD’nin hendek kavgası büyüyor P

KK’nın Suriye kolu PYD’nin 3 özerk kanton ilan ettiği Suriye’nin kuzey bölgesi ile sınırdaki geçişler nedeniyle aralarında sorun bulunan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin liderliğini yaptığı IKDP arasındaki gerginlik, son günlerde sınıra kazılan kilometrelerce uzunluğundaki hendek nedeniyle had safhaya ulaştı. İki kesim arasında sınırı oluşturan Dicle Nehri’nin bitiminden sonra devam eden sınır kesiminde ise 3 metre derinliğinde, 2 metre genişliğinde ve 17 kilometre uzunluğunda bir hendeğin kazıldığı belirtildi.

‘Hendeği El Kaide için kazdık’ IKDP’nin şimdiye kadar sınır geçişlerinde kendilerine hep zorluk çıkardığını iddia eden PYD liderliğindeki Kürtler çeşitli bölgelerden hendeğin kazıldığı sınır kesimine akın etti. IKDP’yi protesto eden göstericileri, hendeğin üzerinde mevzilenen peşmergeler havaya ateş açarak engellemeye çalıştı. PKK’ya yakın internet siteleri sınırdan geçmek isteyen bir kişinin peşmergelerin açtığı ateş sonucu öldüğünü iddia etti.KDP Zaho 18’inci Bölge sorumlusu Serbest Lezgin Sindori, “Kaçak otomobil ve El Kaide militanlarının geçişini engellemek amacıyla bu hendek kazıldı. Sınır sivil geçişlere kapalı de-



ğil. Sadece otomobillerin geçişine kapatılması için bu uygulama yapıldı. Rojava tarafında ise PYD kendisi geçişleri engelliyor” dedi.

IKDP: PYD teröristlerle işbirliği yapıyor’ IKDP’nin resmi internet sitesinde konuyla ilgili yapılan açıklamada ise, “Semalka kapısı resmi olarak açık. Ancak 17 kilometrelik sınır hattı ise boş ve bu alan teröristler ve kaçakçılar tarafından kullanılıyor. PYD ile ittifak içerisinde olan teröristler buradan rahatlıkla Kürdistan Bölgesine geçebilirler. PYD, Rojava’da Kürtlerin mücadelesi önünde büyük bir engel haline

BDP’den Barzani’ye ‘hendek’ kınaması Diyarbakır’da BDP’li belediye başkanları, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı ile Suriye’nin kuzeyi arasında hendek kazılmasını kınadı. Diyarbakır merkez Kayapınar İlçesi’ndeki Kültür Merkezi önünde aralarında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, Başkanvekili Fırat Anlı ile ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri ve parti yöneticilerinin de gelmiştir” denildi. PYD’nin Cizire Kantonu Yasama Meclisi Başkanı Hekem Kelo ise, “IŞİD teröristleri, Rojava bölgesinden değil Suriye’nin

bulunduğu yaklaşık 100 partili, basına kapalı 3 saat süren bir toplantı yaptı. Toplantı sonrası açıklama yapan BDP İl Başkan Yardımcısı Eşref Mamedoğlu, KDP’nin sınıra kazdığı hendekle Kürtlerin 4 parçaya ayrılarak birbirinden uzaklaşmasına hizmet ettiğini savundu. Mamedoğlu, “Bunu kesinlikle kabul etmeyeceğimizi, BDP olarak bunu kınadığımızı belirtiyoruz” dedi.

Y

‘Talebimizin arkasındayız’ Çelik, BDP Milletvekili Halil Aksoy ile birlikte Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Gültan Kışanak’ın “bölge petrollerinden pay alınması” yönündeki açıklamasına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın verdiği yanıtın hatırlatılması üzerine, Tür-

yok ediyorsunuz, coğrafyayı yaşanmaz kılıyorsunuz, yarattığınız barajlarla ekosistemi alt üst ediyorsunuz. Hak istemeye gelince ‘yok’ diyebilme lüksüne sahip değilsiniz. Bu iş insani, vicdani, İslami noktada olması gereken bir taleptir. Biz bu talebin ardını arkasını bırakmayacağız.” Demir Çelik kiye’de petrolün yüzde 80’inin bölgeden çıkarıldığına dikkati çekti. Türkiye enerji kaynağının yüzde 90’ının bölgede kurulu Karakaya, Atatürk ve Keban Barajı başta olmak üzere yüzlerce hidroelektrik santralden üretildiğini hatırlatan Çelik, şunları söyledi: “Floramızı yıkıyorsunuz, faunamızı

Pilot iller seçildi Çelik, Hakkâri ve Şırnak’ın özerklik uygulamasında pilot iller olarak seçildiğini, bu illerde eğitim, sağlık ve tarım alanlarında çalışma başlatıldığını söyledi. Bu alanlarda başlatılan özerklik uygulamalarının diğer illere de taşındığı bilgisini veren Çelik, bu uygulamaların özellikle köylerde başarıyla uygulandığını söyledi.

Türkiye’nin artık tek merkezden yönetilemeyeceğini söyleyen Çelik, “Demokratik ve katılımcı bir yönetimden yanayız. Bölgesel özerklik düşünmüyoruz” dedi. Çelik, şöyle konuştu: “Başta petrol ürünleri, bakır, kalay, krom gibi önemli madenlerin çıkarıldığı, Karakaya, Atatürk ve Keban barajları gibi büyük ölçekli barajlar başta olmak üzere yüzlerce hidroelektrik santralının faaliyet gösterdiği yer burası. Buna rağmen bu bölge Türkiye’nin en geri kalmış bölgesidir. Demokratik özerklik sadece kendini yönetme ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda ekonomik yer altı ve yer üstü kaynaklarını daha verimli nasıl kullanması gerektiğinde söz sahibi olmalı.”

Hakkari’de, İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince yapılan çalışmalarda, PKK’ya ait olduğu değerlendirilen çok sayıda patlayıcı ve mühimmat ele geçirildi. Patlayıcıların cinsi ve miktarı ile ilgili ise herhangi bir açıklama yapılmadı. İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Şemdinli İlçesi’ne bağlı Korgan Köyü kırsalında araziye saklanmış patlayıcı ve mühimmat olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Ekipler tarafından geniş güvenlik önlemi altında yapılan çalışmalarda, araziye saklanmış çok sayıda patlayıcı bulundu. PKK’ya ait olduğu değerlendirilen mühimmatın muhafaza altına alındığı, olayla ilgili de soruşturma başlatıldığı belirtildi.

3 işçiyi kaçırdılar Şırnak’ın Güçlükonak ile Siirt’in Eruh ilçeleri arasındaki yol yapımında çalışan Fuat Yılmaz, kardeşi Servet Yılmaz ile Cahit Aktaş, dün sabah saatlerinde otomobille şantiyeye giderken, önleri silahlı PKK’lılar tarafından kesildi. PKK’lılar araçtan indirdikleri 3 işçiyi yanlarına alarak dağlık bölgeye götürdü. İşçilerin otomobili bulunurken, güvenlik güçleri olayla ilgili soruşturma başlattı.

başka yerlerinden Irak’a geçiş yapıyor. Teröristlerin geçişine engel olmak istiyorlarsa Rojava sınırının dışındaki yerlerde hendek kazsınlar” dedi.

BDP’den özerklik için pilot bölge uygulaması! erel seçimlerde sürekli ‘demokratik özerklik’ argümanını kullanan BDP, Hakkari ve Şırnak’ta pilot uygulamalara başladı. Özerklik uygulamalarını geniş alanlara yayacaklarını söyleyen BDP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı ve Milletvekili Demir Çelik, “Türkiye artık tek merkezden yönetilemez” dedi.

PKK patlayıcıları ele geçirildi

PKK Yüksekova’da kimlik kontrolü yaptı



Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde yola barikat kurarak kimlik kontrolü yapan gruba polis müdahale etti. Grup ise polise taş ve molotof kokteyli ile saldırdı. Dün öğle saatlerinde Cengiz Topel Caddesi Cezaevi Kavşağı’nda bir araya gelen yüzleri maskeli yaklaşık 30 kişi, yola barikat kurup araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmaya başladı. Olay üzerine bölgeye gelen polis, gruba gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. Grup ise polise molotof kokteyli ve taşlarla saldırdı. Ara sokaklarda süren olaylar üzerine esnaf kepenk kapattı.


Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

Bayram değil, seyran değil; bu ne Occupy!..

CEYLANPINARLILARDAN İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA SINIR AŞAN MERMİ DAVASI

Geçen yıl Resulayn’dan atılan havan ve top mermileri İdris Akgül adlı yurttaşın ölümüne sebep olmuş, evi kullanılamaz hale gelmişti.

Can güvenliğimiz için önlem almadınız! Suriye’den atılan havan ve top mermileriyle geçen yıl hayatlarını kaybeden İdris Akgül ve Şükrü Kahraman’ın yakınları, İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açtı  HABER MERKEZİ

Ş

anlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nde, Suriye’den atılan havan ve top mermileriyle geçen yıl hayatlarını kaybeden İdris Akgül ve Şükrü Kahraman’ın yakınları, İçişleri Bakanlığı aleyhine güvenliği sağlamadığı gerekçesiyle tazminat davası açtı. Dava dilekçesinde, “Yurttaşların can güvenliğinin sağlanması için hiç bir önlem alınmamıştır” denildi. Suriye’de, 15 Mart 2011’de başlayan çatışmalar nedeniyle bu ülkeden atılan ve Türkiye’de can kayıplarına neden olan top ve havan mermileri için ilk kez bir dava açıldı. Suriye’nin Resulayn İlçesi’nden 26 Temmuz 2013 günü atılan ve Ceylanpınar’da mısır tarlasında çalışan Şükrü

Kahraman’ın yaşamını yitirmesine yol açan havan mermisi ile yine Resulayn’dan 28 Ekim 2013’te atılan ve Ceylanpınar’daki evinde uyuyan İdris Akgül’ün yaşamını yitirmesine yol açan top mermisi için İçişleri Bakanlığı aleyhine Şanlıurfa İdare Mahkemesi’nde maddi ve manevi tazminat davası açıldı.

‘Yaşam hakkı ihlal edildi’ İdris Akgül’ün eşi, 3 çocuğu ve 12 kardeşi, Şükrü Kahraman’ın ise eşi ve 5 çocuğu adına tazminat davası açan avukat Muhammed Neşet Girasun, dilekçesinde, davalı idarenin, tamamen kusursuz olan Akgül ve Kahraman’ın ölümünden ağır hizmet kusuru ile sorumlu olup, anayasal yükümlülüğünü yerine getirmeyerek,

yaşam hakkı ihlaline sebebiyet verdiğini iddia etti.

‘Hiç bir önlem alınmadı’

den habersiz, kendi günlük işlerinden veya evlerinde olan yurttaşların hayatlarını kaybetmelerine neden olmuştur.”

Avukat Girasun, dilekçesinde şu görüşlere yer verdi: “Suriye tarafından gelen mermiler-patlayıcı maddeler nedeniyle Akçakale İlçesi’nde 5, Ceylanpınar’da ise 6 kişi hayatını kaybetmiştir. Ceylanpınar ilçemiz ile Suriye’nin sınır ilçesi Resulayn ilçesi arasında 20-30 metre mesafe olup, bu yerleşim birimleri arasında neredeyse sadece tel örgüler bulunmaktadır. Yurttaşların can güvenliğinin sağlanması için tampon bölge oluşturulması, şehrin insanlardan arındırılması, tahliyesi, naklinin gerçekleştirilmesi gerekirken hiç bir önlem alınmamıştır. Gerekli önlemler alınmadığı için her şey-

‘Maddi ve manevi tazminat talep edildi’ Şanlıurfa İdare Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilen dava dilekçesinde, müvekkillerin uğradığı zararların tazmini için İçişleri Bakanlığı’na başvurulduğu halde 60 günlük yasal sürede talep ile ilgili karar verilmediği belirtildi. Suriye’deki çatışmadan kaynaklanan 2 ölümle ilgili ilk kez İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davada ilk olarak aileler için toplam 380 bin maddi ve manevi tazminat talep edildi.

Cephanelik patlamasına terör soruşturması A

Afyon’da 2012 yılındaki patlamada 25 asker şehit olmuştu.

fyonkarabaşvuracak. hisar CumKapı kayıp huriyet Başsavcılığı, cephaAfyonkarahinelik patlamasıyla sar’da geçen yıl 5 ilgili olarak bazı gaEylül 2012’de zetelerde ve televizmeydana gelen ve yonlarda patlamaya 25 askerin şehit ilişkin yapılan haolduğu patlama Altan Ulutaş berleri ihbar kabul tüm Türkiye’yi deederek, ‘terör’ şüphesiyle rin bir yasa boğmuştu. Afsoruşturma başlattı. Olay yonkarahisar Cumhuriyet yerini inceleme, tanık ve Başsavcılığı, televizyon ve sanık ifadeleriyle, teknik gazetelerde çıkan haber ve ekiplerin tespitlerini ince- programları ihbar kabul lemeye alan savcılık, görgü ederek soruşturma başlattı. tanıklarının da ifadelerine Savcılık, bu doğrultuda mü-

himmat deposu patlamasına ilişkin davanın görüldüğü Eskişehir 1. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nden resmi yazıyla dava dosyasını istedi. Şehit ailelerinin avukatı Altan Ulutaş, patlama yerinin patlamadan bir süre sonra iş makineleri tarafından toprakla kapatılarak cephaneliğin yerinin TOKİ’ye devri için çalışma yapıldığını öne sürerek, patlamada havaya uçan 2 ton ağırlığındaki cephanelik kapısının halen bulunamadığını söyledi.

Suriye sınırında Türk askerine ateş açıldı



Suriye sınırını önceki gece yasadışı olarak geçmek isteyen 20 kişi güvenlik güçlerine ateş açtı. Püskürtülen kişiler Suriye tarafına kaçtı. TSK’dan yapılan açıklamaya göre, önceki gece 23.30 sıralarında Türkiye-Suriye sınırında, Mardin Kızıltepe’deki Kara Kuvvetleri 4’üncü Hudut Alay Komutanlığı Serdar Hudut Karakolu sorumluluk sahasında, 20 şahsın Suriye’den Türkiye’ye doğru hudut hattına yaklaştığı görüldü.

Suriye tarafına kaçtılar Tespit edilen bu durum üzerine, Serdar Hudut Karakolundan bölgeye sevk edilen Hudut Devriye Timi’nin üzerine, anılan şahıslar tarafından ateş açıldı. Açılan bu ateşe, Hudut Devriye Timi tarafından ateşle karşılık verilmiş, bu karşı ateş sonucunda, şahıslar Suriye tarafına kaçtı ve yasadışı hudut geçişi engellendi. Dün ayrıca Türkiye-Suriye hududunda, akaryakıt kaçakçılığı yapmak maksadıyla kullanılacağı değerlendirilen, üç farklı yerde plastik boru hattı tespit edildi. Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığına bilgi verilirken borular Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığının talimatı ile imha edildi.

Yaralı teröristler Kilis’e getirildi



Suriye’deki çatışmalarda yaralanan 5 terörist tedavi için Kilis’e getirildi. Suriye’nin Halep kenti yakınlarında ordu birlikleri ile çıkan çatışmada yaralanan Özgür Suriye Ordusu mensubu 5 kişi araçlarla Öncüpınar Sınır Kapısı’na getirildi. Ambulanslarla Kilis Devlet Hastanesi’ne taşınan ve acil serviste ilk müdahalesi yapılan yaralılardan durumu ağır olanlar Gaziantep’teki hastanelere sevk edildi.

Kemal Kılıçdaroğlu

Kılıçdaroğlu’na geçen haftaki saldırıdan sonra CHP Grup toplantısında dün olağanüstü önlemler alındı.

CHP’li başkanlarda tasfiye korkusu HP’de yerel seçim sonuçlarına ilişkin ilk resmi değerlendirmeler yapılmaya başlandı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin il başkanları ile dün partisinin grup toplantısından sonra kısa bir toplantı gerçekleştirdi.

siyasi çalışmalarınızı hız kesmeden sürdürmenizi istiyorum. Daha çok çalışacağız. Çünkü önümüzde Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler var. Bu seçimler için çalışmalarımıza durmadan devam etmeliyiz. Mahalle, sokak sokak, ev ev, kahve kahve gezeceğiz” dediği öğrenildi.

‘Seçim ile ilgili rapor hazırlayın’

‘Görevden alınacak mıyız?’

Kılıçdaroğlu il başkanlarına, önümüzdeki 15 gün içinde daha kapsamlı bir seçim değerlendirme toplantısı yapacaklarını ifade ederek, “İlinizde yaşadığınız sorunları, karşılaşılan her türlü sorunu ve bu sorunları nasıl aşacağımıza dair önerilerinizi içeren 1-2 sayfalık rapor istiyorum. Hepinizden

Kılıçdaroğlu, tasfiye korkusu yaşayan bazı il başkanlarının, “Seçim sonrasında birçok iddia ortaya atılıyor. Çeşitli haber sitelerinde il başkanlarının büyük bir kısmının görevden alınacağına ilişkin haberler okuyoruz, bunların bir geçerliliği var mı?” diye sormaları üzerine “Siz bu tür söylemlere ve

 ZİHNİ ERDEM / ANKARA

C

haberlere kulak asmayın, kendi işinize ve çalışmalarına odaklanın” karşılığını verdiği ifade edildi.

‘Sorumluluk ortaktır’ Bazı başkanların seçim sonuçları konusunda başarısızlığın sadece örgütlerde aranmaması, genel merkezin de hatalarının bir bütün olarak göz önünde tutulması gerektiğini savundukları öğrenildi. Toplantıda bazı il başkanlarının da, “Bozkurt işareti olumsuz etki yaptı. Parti sağa açılarak solu unutmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday sola yakın bir isim olmalı. Sağa açılımın fayda etmediğini yerel seçimlerde de gördük. Bozkurt işareti olumsuz etki yaptı” değerlendirmesi yaptıkları da öğrenildi.

Sosyal medyada bir araya gelen bir grup genç, “Occupy CHP” sloganı altında, ana muhalefeti “işgal” etmiş!.. CHP’de “yeni”leşme adı altında, tasfiye edilmedik kimse bırakmayanların, böylesi bir “işgal” karşısında niçin göbek attıklarını sanırız tüm CHP tabanı da merak ediyordur!.. Şu “işgal”ciler var ya, hiçbiri CHP üyesi bile değilmiş... Yani CHP’ye oy verip vermedikleri de meçhul... Amaçlarını, “CHP’yi geçmişinden bağımsız hale getirmek” diye itiraf ettiklerine göre, günümüzde CHP’yi “işgal” eden zihniyetten pek farkları da olmamalı... Zaten PKK’lıların avukatı, “CIA’nın yan kuruluşu Stratfor’un elemanı Sezgin Tanrıkulu’nun eylemden çok memnun kalmasını, “Dükkân sizin gençler” diyerek dışa vurması da “işgal”e hangi zihniyetin zemin hazırladığını ortaya koyuyor... Yalnızca ana muhalefeti Güneydoğu’da sıfır noktasına çeken Tanrıkulu değil, Kemal Kılıçdaroğlu da, “CHP’yi işgal et” hareketinden memnun olduğunu açıklamış!.. Kılıçdaroğlu, “CHP’ye oy versin, vermesin, herkes CHP’yi

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mehmet FARAÇ farac65@gmail.com twitter.com/FARACYAZIYOR

MED CEZİR

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

dönüştürmek için bir araya geldi. Bundan biz onur ve kıvanç duyduk” demiş... CHP lideri; “yeni”leşme adı altında, Atatürk’ün partisinin dönüştürülmesi çabalarının da önderidir ve bu yüzden işgale sevinmesinde de şaşırılacak bir şey yoktur!.. Ancak cemaatçilerin, PKK avukatlarının, Sorosçuların, TESEV’cilerin ve İkinci Cumhuriyetçilerin, tabanı partiden uzaklaştıran işgali sakın unutulmasın!.. Faik Tunay gibi utanmadan Said Nursi propagandası yapan mürit kafalılarla CHP’yi benimsemeden CHP’ye sızdırılanların da işgal ettiği bir partiyi, “geçmişinden” yani Atatürk’ten ve Altıok’tan “bağımsız hale getirmek” isteyenlerin bu sinsi eyleminin tek gerekçesi olabilir: Ulusalcı, Atatürkçü, gerçek CHP’li vekillerle örgütlerin, yerel seçim hezimetinden sonra büyüyen huzursuzluğunu ve tepkilerini, “işgal” numaralarıyla örtbas etmek... İşgalin nereye kadar sızdığı gençlerden önce de nasıl belliyse, CHP açısından mızrağın çuvala sığmayacağı da artık o kadar nettir!..

Ne yapacaksan yap artık!.. “Çete, Haşhaşi, cunta, örgüt, kumpas...” Bunlar, Başbakan Erdoğan’ın eski müttefiki olan cemaatle ilgili tanımlamalarından bazıları... Cemaatin, 30 Mart seçimlerinde en azından AKP’nin durdurulması konusunda pek bir etkisi olmadığı ortaya çıkınca, Erdoğan daha da cesaretlendi... Başbakan artık cemaati suçlamıyor, açıktan imha edeceğini de duyuruyor... Örneğin, Erdoğan dün de dedi ki; “Birileri tehditlerle sindirilmiş olabilir. Birileri tehdide boyun eğmiş, birileri de haşhaşı fazla kaçırmış olabilir. Ama biz asla geri adım atmadan bu çetenin üzerine gideceğiz. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, Adliye koridorlarından o çeteleri temizleyeceğiz.” Açıkça söyleyeyim; cemaat olsun, örgüt olsun, “sağcı” veya

“solcu” olsun, bir yerde gerçekten bir “çete” varsa bunu temizlemek zaten devletin görevidir... Ancak unutulmasın ki; bunların dışında, tarikat ya da cemaat de olsa, hatta onlar bu ülkenin cumhuriyetçi dinamiklerini “kumpas”la bertaraf etmeye kalkışsalar da; “çete”leşmenin asıl suçluları bir an önce bulunsun, kimseye “yargısız” infaz da yapılmasın... İşte bu kapsamda sormak lazım, Erdoğan bıktırmadı mı sizce?.. Bir yerde “çete” varsa devlet daha ne bekliyor ki?.. Erdoğan her gün tehdit edip duracağına, devlet gibi devletin gereğini yapsa artık... Memleket yoruldu artık şu “çete”cilik oyunlarından... Bu kadar yaygaraya rağmen ortada birkaç polisin tutuklanması, birkaç yüz polisin de görevden alınmasından başka bir şey yok çünkü!..

Mürit-militan, cehalet!.. Ne dersiniz; cemaat konusunda asıl failler bulunamıyor da mı bir şey yapılamıyor acaba?.. Baksanıza; şu AKP-cemaat çatışmasında herkes ortada bir “çete” ve “örgüt” olduğuna iyice inandı da, peki kim bu örgütün üyeleri?.. Bunlar Güneydoğu’da, sokaklarda infazlar yapan cahil Hizbullah tetikçileri değil herhalde... Ya da orada-burada pervasızca bomba patlatan, kafa kesen, infazlar yapan El Kaide türevleri de olmamalı... AKP lideri ile hükümet üyeleri sık sık “Devlette paralel yapı kurdular” dediklerine göre, “okumuş çocuklar” olmalı bu çete üyeleri!.. Çünkü ısrarla bir “bürokrasi ağı”na dikkat çekildiğine göre ve kimileri de gazetelerde deşifre edildiğine göre, aralarında valiler, emniyet müdürleri, genel müdürler, üst düzey bürokratlar, doktorlar, mühendisler, hâkimler ve savcılar da var... Yani “mürit” diye görevden

alınan sıradan polis memurlarından söz edilmiyor aslında!.. Şaşırtıcı olan tıp, felsefe, hukuk, mühendislik, siyasal bilgiler gibi önemli dallarda eğitimi almış insanların, çoğu ilkokulu bile bitirememiş ve kendini neredeyse kutsal bir varlık gibi hissettiren tarikat şeyhlerine biatı değil!.. Belli ki, eğitim denen olgu kimilerine makam-mevki verdirse de “birey” olma bilincini pek aşılayamıyor!.. Yani, teslimiyetçiliğe “eyvallah” ederek, şeyhlerinin-hocalarının işaretini almadan öksürmekten bile kaçınmaktır müritlik!.. Asıl şaşırtıcı olan; diplomalı müritlerin, devleti “sessiz ve derinden” kuşatılmasında kullanılması değil; okuyup yazarak aydınlanacağını düşündüğünüz insanların din istismarına körü körüne biatının, uygarlığın geleceğinde yaratacağı tehlikedir!.. Velhasıl, Allah okumuş-yazmış görünen biatçı cehaletten korusun insanlığı!..

Kanlı Ay!.. Yok; “millet Mars’la, Ay’la, uzayla uğraşırken, bizim memleket müritlikle meşgul” demeyeceğim!.. Çünkü başka bir kaygım var!.. Dün baktım da internet medyası “dünya Kanlı Ay’a kilitlendi” diye başlıklar atmıştı... Son 500 yılda sadece 3 kez gerçekleşen “Kanlı Ay Tutulması” adı verilen astronomi olayı, 78 dakika boyunca sürmüş!.. Nadir tutulma olayı, 4 “Kanlı Ay Tutulması”ndan oluşan serinin ilki olma özelliğini de taşıyormuş... Ne kadar şaşırtıcı değil mi; dünyanın dört bir yanı zaten kan gölü!.. Başta Irak, Afganistan, Pakistan, Libya, Nijerya, Afrika

ülkeleri, Suriye, Türkiye vs. Özellikle dinci terör geri kalmış coğrafyaları kasıp kavuruyor; intihar saldırıları, suikastlar, çatışmalar ve ölümü gökyüzüne savuran bombalı saldırılar birçok ülkede, insanların sokağa çıkmasına bile izin vermiyor... Tüm bunlar yaşanırken “500 yılda 3 kez” “Kan”lı Ay Tutulması’nı önemsiz saymamız elbette düşünülemez... Ancak terörün birçok coğrafyada korkuyu, kaosu ve “kızıl”lığı hâkim kıldığı bir dünyada; yaşamın her anı “kan” batağındayken, yerdeki “kan”a göz kapatıp göktekine teleskop uzatmak ikiyüzlülük müdür acaba?..


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ÖZÇELİK

Erdoğan F tipi örgütten korkuyor mu?

B

aşbakan Erdoğan 3-4 aydır her gün, “Paralel yapı” dediği F tipi örgütü eleştiriyor. Her türlü hakareti yapıyor. “Bunlar örgüt, Haşhaşi, ajan, casus, vatan haini, ...” diyor. İstanbul’da Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde bile hedefinde F tipi örgüt var. Görünüşe bakılırsa F tipi örgüte karşı amansız bir savaş yürütüyor. Peki bu gerçek mi? Değil!

Örgüt ortada, irade yok! Elinde her türlü belge, bilgi var. Nereden mi biliyorum? Ankara kulislerinde bilmeyen yok. Örgütsel ilişkileri apaçık ortada. İstanbul’da Beşiktaş ekibi kabak gibi meydanda. Ergenekon, Balyoz, ... tertipleri kanıtlı. Kara para, uyuşturucu, ne ararsan var. Şu anda göreve getirilen emniyetçiler her şeyi biliyor. Ama bir türlü adım atılamıyor. Gölcük Donanması’nda döşemenin altına konan belgeleri kimin koyduğu belli. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Bulun bu askeri” dedi. Hükümet susuyor. Dink cinayeti zanlılarından Erhan Tuncel bir sürü isim verdi. Kimse kılını kıpırdatmıyor. F tipi yapıya karşı “örgüt” davası bir türlü açılmıyor.

Yılmazer’in tehdidine boyun mu eğildi? Ergenekon, Balyoz tertiplerinde kritik roller üstlenen, o günlerde İstanbul’a her geldiğinde kendisiyle görüşen Ali Fuat Yılmazer, “Yapılan her şeyden Başbakan’ın haberi vardı” dedi. Başbuğ’un tutuklama talimatının Erdoğan’dan geldiğini söyledi. Arkasından Baykal’ın kasetinin Erdoğan’ın talimatıyla internete verildiğini gösteren kayıtlar piyasaya sürüldü. Yılmazer açıkça Erdoğan’ı tehdit etti. “Suç işlendiyse beraber işledik” mesajı verdi. “Biz gidersek, seni de yanımızda götürürüz, öyle kolay kurtulamazsın” uyarısı yaptı. Bu tehdit etkili oldu ki Erdoğan F tipi polisleri ve bürokratları oraya buraya tayin etmekle yetindi. Sadece etkisizleştirdi. Bu ona yetti.

Suç var, ama icraat yok! F tipi örgütün suçu büyük. Ama Erdoğan sadece nutuk atarak işi geçiştiriyor. Taç çizgisinde top çeviriyor. Erdoğan F tipi örgütün, elindeki kasetlerle birlikte teslim olmasını istiyor. Ama ürkek. Ergenekon, Balyoz, ... tertiplerindeki “kahramanlığını” (!) F tipi örgüte karşı niye gösteremiyor?

RUS DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ LUKAŞEVİÇ:

Türkiye’nin Montrö açıklaması tatmin edici



Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lukaşeviç, Türkiye’nin, Montrö Sözleşmesi’ni 78 yıldır olduğu gibi titizlikle uygulamaya devam edeceğini belirten açıklamasını tatmin edici bulduklarını bildirdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandır Lukaşeviç, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi’ni uygulamasına yönelik bir soruya Rusya Dışişleri Bakanlığı internet sitesi üzerinden cevap verdi. Türkiye tarafından Karadeniz’e sahili olan ülkelerin güvenliğine önemli katkı sağlayan Montrö Sözleşmesi’ne ilişkin yapılan açıklamayı hatırlatan Lukaşeviç, açıklamanın kendileri tarafından tatmin edici bulunduğunu belirtti. Türk Dışişleri Bakanlığı, 12 Nisan’da yaptığı açıklamada, Montrö Sözleşmesi’nin 78 yıldır olduğu gibi titizlikle uygulanmaya devam edildiğini, Rusya’nın bu konuyu ısrarla gündemde tutmasını yadırgadığını ifade etmişti. Açıklamada, “Sözleşmenin teknik nitelikteki hükümlerinin basın yoluyla tartışma malzemesi haline getirilmesinin başta Karadeniz’e sahildar ve Montrö’ye taraf olan devletler gelmek üzere, kimseye bir faydası olmayacağı değerlendirilmektedir” ifadelerine yer verilmişti.  ANKARA/AYDINLIK

Jiletle tıraş olmak harammış. Cübbeli Ahmet Hoca öyle diyor. Haram deyip geçmeyin; yüze jilet değmesi zina, kumar ve içki içmekle aynı kategoride! Bu fetvaya göre, Fatih’ten Yavuz’a, Kanuni’den Abdülhamit’e, Erbakan’dan Tayyip ve Abdullah Gül’e kadar herkes haramın içinde!

Ulema fetvaları Peki, İslam’ın şartlarından biri olmayan türbanı kamuya hâkim kılmak için yırtınanların bu haramla iç içeliğini nasıl yorumlayacağız? Sorun sadece jilet değil; mesela, Süleymancılar diye bilinen cemaate göre sigara da haram! Keza bankadaki mevduattan faiz almaya, borsada hisse alıp satmaya, kahkaha atmaya, köprüyü atla geçmeye, suyu bakmadan içmeye, televizyon seyretmeye, bir kadının elini sıkmaya, piyango bileti almaya ve Süper Loto’ya-Toto’ya haram

diyen ulema (!) sayısı yüzlerce. İslam akaidine göre, haram olan bir şeye helal demek, küfür yani dinden çıkmak demek. Öyle ise söyleyin, kimlere Müslüman diyeceğiz? Yukarıda sunduğum tablo İslam dünyasının genelini değil, Türkiye’deki Sünni kesimin içindeki çelişkilerdir.

Hangi İslam? Alanı biraz daha genişletirseniz İslam adına katilliğin kutsanmasından emperyalizme yayılma ideoloji yapılmasına, kadının statüsünden kölelik ve cariyelik gibi kurumlara kadar onlarca soruyla yüz yüze gelirseniz. Hayır, bu yazıyla amacım, İslam’ı sorgulayıp kafa karıştırmak değil, sadece İslam adına kendi uydurdukları dine tapanları ve onu kullananları teşhir etmektir. Attilâ İlhan’ın 30 küsur sene önce okuduğum “Hangi” serili (Hangi Sol, Hangi Sağ, Hangi Batı) kitaplarına Yaşar Nuri

Öztürk’ün pek çok eseri bugünkü hangi İslam sorusunu gündeme getirerek o seriye önemli bir katkı yapmıştır. İslam bugün sadece jiletin değil, aynı zamanda emperyal gayelerin kıskacındadır. Emperyalizm; İslam’ı bazen yeşil kuşak hattı ve tampon, bazen petrol bekçiliği, bazen toplumu uyuşturmak için afyon, bazen de manipülasyon vasıtası yapmıştır. İslam araç olmaktan çıkarılmaz ve Türkiye inanç ekseninde bir siyasi bakış ile yoluna devam ederse sonuç devlet olarak yok olmaktır.

Milliyetçiliğin öznesi Gelelim NATO milliyetçiliğine? İslam’ın küresel hegemonların kullanımına sunulması nasıl bir hicran yarası ise milliyetçiliğin emperyallerin çıkarlarıyla paralel hale getirilmesi aynı vahamettir. Dün McCarthyizm savrulmaları nasıl milliyetçilik diye sunuldu

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

ARALIK

İsmet

Jilet İslamı, NATO milliyetçiliği, vatansız solculuk! Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com

ise bugün de NATO’culuk öyle servis ediliyor ki mesela son olarak Suriye bağlamında çıkarılan tezkerelere AKP ile aynı safta oy kullanılması bunun somut örneğidir. Soğuk savaş bilinçaltıları ile Türkiye’nin Batı’da konumlandırılması günün olguları ve dolayısı ile milliyetçilikle çatışmaktadır. Milliyetçiliğin öznesi eğer bağımsızlıkçılık ve antiemperyalizm ise -ki öyledir- Atatürk misali şeklen değil eylemle bunu ortaya koymak gerekiyor..

Deniz Gezmiş ne yapardı? Ve vatansız ya da bayraksız solcular! Türk milliyetçiliğine kin kusan kimi sol taifenin Kürt

milliyetçiliğine kuyruk olmasını hiçbir zaman anlayamadım. PKK gibi Paxamericana’nın enstrümanı olan bir yapı ile kader birliği neye göre yapılıyor, izaha muhtaçtır. Keza yine kendine sol diyen bazı kesimlerin vatan ve bayrak alerjilerinin zemini nedir merak ediyorum? Çok şükür Türkiye’deki o tür sol artık marjinal konumundadır ama bunların kendilerine hâlâ ısrarla sol demeleri biraz ayıp oluyor. Hem PKK’cı, hem Amerikancı, hem AB’ci, hem Sorosçu hem Fethullahçı hem de solcu olacaksınız... Deniz Gezmiş bugün yaşasa herhalde bunlara güler ve sopa ile kovalardı...

ABD KONGRESİ RAPORUNDA TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU’DAKİ ETKİNLİĞİ DEĞERLENDİRİLDİ

Ortadoğu görevlerinde AKP’ye kırık not

Amerikan Kongresi Araştırma Servisi Ortadoğu Uzmanı Jim Zanotti’nin hazırladığı ‘Türkiye: Arka Plan ve Amerikan İlişkileri’ başlıklı rapor.

Soykırım yalanını Kongre’den geçirme çabalarının yoğunlaştığı kritik süreçte ABD Kongresi’nin hazırladığı raporda Türkiye’ye yeni görevler tarif edildi  HABER MERKEZİ

Yasin El Kadı Erdoğan ilişkisi

A

merikan Kongresi kritik bir Türkiye raporu hazırladı. Raporda Amerikan Kongre üyelerinin Türkiye hassasiyetleri sıralandı. Rapora göre Türkiye’nin Çin füzelerini alma kararı, açılım süreci, anayasa çalışmaları ve ABD’yle ikili ticaret anlaşması koBarack Barack nuları Amerikan Kongre üyelerinin Obama ana öncelikleri. Raporda en dikkat çekici kısımÖcalan ve Erdoğan sa Türkiye’nin kilit figür Libya ve Suriye’de giriştiği Kongre raporunun sonunda Türkiye inisiyatiflerde siyasetinde öne çıkan isimlerle ilgili beklenen etkinbilgi de verildi. Tayyip Erdoğan, liği gösteremeAbdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve diği saptaması. Kemal Kılılçdaroğlu’nun bulunduğu el-kaide bağlanRaporun yazarı listede Abdullah Öcalan’a da yer tılı gruplara karJim Zanotti bu verilmesi dikkat çekti. Raporda şı alınan önlemdurumu “ObaÖcalan’ın, Kürt devleti kurma amacı ler bağlamında ma döneminiçermeyen müzakereci bir uzlaşma Türkiye’yle yadeki bazı olayamacında olduğu da savunuldu. pılacak koordilar gösteriyor ki nasyonun öneTürkiye’nin bölgedeki süreci yönetmedeki başarısı minde dikkat çekildi. düşünülenden çok daha zayıf” sözErdoğan’ın siyasi leriyle ortaya koydu.

Türkiye’ye Ortadoğu görevleri Kongre raporunda Türkiye’nin Suriye’deki Esad karşıtı gruplara verilecek destek bakımından önemli görevler üstlenebileceği belirtildi. Raporda ayrıca İran’a yönelik yaptırımlar ve Suriye’deki

geleceği belirsiz

Raporda Erdoğan’ın siyasi geleceğinin belirsizliğine işaret edilerek “Erdoğan hâlâ cumhurbaşkanlığını deneyebilir ki bu da Gül’ün siyasi geleceğini daha belirsiz kılar, birçok uzman Erdoğan’ın parti tüzüğünde değişiklik yaparak dördüncü defa başbakan olacağını

Tayyip Tayyip Erdoğan Erdoğan

belirtiyor. Tüm değerlendirmelerin dışında, Erdoğan cumhurbaşkanının yetkilerini genişletecek yeni bir anayasa değişikliği için desteğe sahip değil” ifadeleri kullanıldı.

Çin füzeleri tercihi sıkıntılı ABD Kongresi’ne sunulan raporda ikili ve NATO kapsamındaki savunma işbirliğinin Kongre açısından kritik önemde olduğu belirtildi. Bu çerçevede Türkiye’nin hava savunma sistemi konusunda Çin füzelerini tercih etmesinin Amerikan Kongre üyelerince tepkiyle karşılandığına dikkat çekilerek “Türkiye’nin, Çin hükümetinin sahip olduğu CPMIEC ile hava ve savunma sistemindeki uğraşısı, Türkiye’nin

PERİNÇEK INDIANA ÜNİVERSİTESİ’NDE KONUŞTU

büyüyen savunma endüstrisinin özellikle silah ithalat ve ihracatında veya NATO üyesi olmayanlarla ortak savunma tatbikatlarında, (Çin, Rusya, Pakistan ve Güney Kore gibi) istekli olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin diğer ülkelerle tedarik ilişkilerinin, ABD silahlarının Türkiye’deki varlığını nasıl etkileyeceği belirsiz” ifadeleri kullanıldı.

İsrail ile normalleşme Kongre araştırmacısı Zanotti’nin raporunda Türkiye-İsrail ilişkilerinde son dönemde yaşanan gelişmelere de dikkat çekildi. 2013 Mart’ında Obama’nın İsrail’e yaptığı ziyaretle birlikte Türkiye-İsrail ilişkilerinde ilerlemelerin kayde-

İ

Perinçek, İktidar ve muhalefet partilerinin çözüm değil, çözümsüzlük ürettiklerini, son seçimlerde de karşılıklı yapılan tartışmaların bunun kanıtı olduğunu söyledi.

Türk öğrenciler katıldı İngilizce yaptığı sunuşa aralarında İndiana Üniversitesi halkbilim araştırmacısı Prof. Dr. İlhan Başgöz’ün de bulunduğu öğretim üyeleri ve çeşitli siyasi görüşten Türk öğrenciler katıldı. 45 dakika olarak planlanan soru cevap bölümü üç saate yakın sürdü. Şule Perinçek İndiana’dan tekrar Washington’a dönecek ve bir Türk-Amerikan televizyon kanalında Türkiye’deki siyasi gelişmelerin tartışılacağı programa katılacak.

dildiği belirtilen raporda bölgedeki enerji işbirliğinin bu süreçte kritik önemde olduğu dile getirildi. Amerikan Kongresi Araştırma Servisi uzmanları CIA ve Hükümet’le paralel çalışan seçilmiş kişilerden oluşuyor. Kongre üyelerine, raporu hazırlanan konu ile ilgili, Amerikan Yönetimi’nin yaklaşımını, o konuyla ilgili gelişmeleri iletmeyi amaçlayan Servis’in uzmanları CIA kadrolarından seçiliyor.

TÜRKİYE-İSRAİL TÜRKİYE-İSRAİL ARASINDA BORU HATTI İNŞASINA 2015’TE BAŞLANABİLİR TÜRKİYE-İSRAİL TÜRKİYE-İSRAİLARASINDA ARASINDA ARASINDABORU BORU BORUHATTI HATTI HATTIİNŞASINA İNŞASINA İNŞASINA2015’TE 2015’TE 2015’TEBAŞLANABİLİR BAŞLANABİLİR BAŞLANABİLİR

İktidar ve muhalefet çözümsüz şçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Ermeni soykırımı yalanına karşı AİHM’de kazandığı zafer için Amerikan Türk Dernekleri Kurulu tarafından düzenlenen ödül töreni için Amerika’da bulunan İP Genel Başkan Yardımcısı Şule Perinçek, İndiana Üniversitesi’nde “Türkiye’deki son kriz ve dış etkileri” başlıklı bir konferans verdi. İndiana Üniversitesi Ortadoğu Dilleri ve Kültürleri bölümü başkanı Prof. Dr. Kemal Sılay’ın düzenlediği dizi konferansların son konuğu olan Perinçek, konuşmasında krizi doğuran nedenler üzerinde durduktan sonra ağırlıklı olarak Türkiye ekonomisi hakkında bilgi verdi.

Amerikan Kongre raporunda 17 Aralık operasyonuyla açık bir şekilde ortaya çıkan Erdoğan-Yasin el-kadı arasındaki görüşme trafiği de ele alındı. Raporda konuyla ilgili şu ifadeler kullanıldı: Suudi kökenli Yasin el Kadı’nın Türkiye’ye yasaklı olduğu 2012 yılında şubat ve ekim ayları arasında Türk hükümetinin güvenlik desteğiyle dört defa girdiğini gösteriyor. El Kadı, El Kaide’nin faaliyetlerine yardımcı olduğu için, 5 Ekim 2012’ye kadar BM Güvenlik Konseyi kararıyla seyahat yasağı ve varlıklarının dondurulması kararıyla karşı karşıyaydı. ABD Hazine Bakanlığı, El Kadı’yı hâlâ Özel Görevli Küresel Terörist olarak kabul ediyor.

AKP-İsrail ilişkileri tam ‘GAZ’

Şule Perinçek

R

euters haber ajansı Türk enerji yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail ve Türkiye arasında bir doğalgaz boru hattının 2015 yılında döşenmeye başlanabileceğini duyurdu. Ajansın haber analizinde Türkiye ve İsrail arasında deniz altından geçen 2.2 milyar dolara mal olacak bir boru hattı planlandığını ve bunun 10 milyar metreküp doğalgaz taşıyabileceği belirtildi. Enerji Bakanlığı kaynakları bu çerçevede İsrail tarafında girişimlerin yoğunlaştığını belirtti. İsrail’in Levithian bölgesinde ortak konsorsiyum olarak doğalgaz çı-

kartan İsrailli ve ABD’li enerji firmalarının bu kapsamda Başbakan Erdoğan’a yakın Çalık Holding ile görüşmeler yürüttüğünü dile getiren kaynaklar eşzamanlı olarak bakanlık seviyesinde de İsrail ile temasların devam ettiğini kaydetti. Reuters haber ajansı İsrail ile Türkiye arasındaki doğalgaz boru hattı görüşmelerinin Güney Kıbrıs Rum Kesimi gazının da Türkiye üzerinden taşınması sonucunu doğuracağının altını çizdi. Ajansa göre İsrail’in Güney Kıbrıs üzerinden yılda 5 milyon ton LNG gönderebileceği hesaplanıyor.


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Şafak TERZİ

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DONETSK’TE ASKERİ OPERASYON BAŞLADI

Rusya’dan tepki: İç savaş tetiklendi

Prof. Dr. Mehmet

YUVA

yuvacenudi@gmail.com

Putin’in Esad’a mesajı

Y

Ukrayna’daki işgalci Cumhurbaşkanı Turçinov’un emriyle ordu Donetsk bölgesine operasyon başlattı. Rusya Başbakanı Medvedev, yapılan askeri harekâtı ‘Onlar CIA ne emrettiyse onu tercih ediyor’ diye değerlendirdi DIŞ HABER SERVİSİ

K

iev’deki işgalci NeoNazi yönetiminin sözde Cumhurbaşkanı vekili Aleksander Turçinov, Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk bölgesinde Rusya yanlısı bölücü silahlı gruplara karşı ordu birliklerinin de kullanıldığı “terörle mücadele operasyonunun” başlatıldığını duyurdu. Ajanslara göre, şu ana kadar çıkan çatışmalarda 11 kişi hayatını kaybetti.

Halkın üzerine ateş açanlar savaş ilan ediyor Rusya Başbakanı Dmitriy Medvedev, Facebook hesabı üzerinden açıklamada bulunarak, “Başladığı ilan edilen askeri operasyon aynı zamanda Ukrayna’da iç savaşın başladığının ilanı sayılır. Kiev’de

iktidarı ele geçirdiği günden bu yana yeni yönetim olarak geçinen kişiler ülkede ne düzeni sağlayabildi, ne de yasalara saygılı oldu. Onlar CIA ne emrettiyse onu yapmayı tercih ediyor” notunu düştü. Ülkenin doğusunda askeri harekâtın başlatıldığını Kiev Parlamentosu sabah oturumunda açıklayan Turçinov, “Donetsk bölgesinde teröristler tarafından ele geçirilen yerleşim birimlerinde operasyonun resmen başladığını sizlere haber veriyorum. Askeri operasyon taarruz biçiminde değil, çok hamleli olacak. Ordu birlikleriyle İçişleri Bakanlığı mensuplarının önüne konan ilk vazife, sivil halka zarar verilmemesidir” açıklamasını yaptı.

Orduya ‘İtaat etme’ çağrısı Turçinov’un “Operasyon

etmemesi çağrısı yapıyoruz. Başlatılan operasyon bizi doğrudan kanlı bir iç savaşın içine sürükleyecek” açıklamasını yaptılar.

Havalimanını geri aldılar

Medvedev

Putin başlamıştır” açıklamasına olumsuz tepki gösteren, iki ay öncesine kadar Ukrayna’da iktidar sayılan, Bölgeler Partisi millet-

vekilleri ise “Halkın üzerine ateş açılması anlamına gelen şimdiki yönetimin emirlerine ordumuz mensuplarının itaat

Ukrayna’daki operasyonla ilgili açıklamalar yapan ve kendisini “Donbass Milis Birliği Sözcüsü” diye tanımlayan Sergey Tsıplakov, “Slavyansk’a zırhlı piyade araçları ve çok sayıda asker giriyor” dedi. AP haber ajansı tarafından verilen bilgiye göre, bölgedeki havalimanından ağır silah sesleri yükselidi, Rusya’nın Interfax haber ajansı, açılan ateşte 11 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. İddiaya göre Ukrayna askerleri ilk olarak Rusya yanlısı milislerin kontrol altında tuttuğu Kramatorsk Havalimanı’nda kontrolü ele geçirdi.

ABD DIŞİŞLERİ BAKANI YARDIMCISI PATTERSON 2013’TEN DERS ÇIKARDIKLARINI AÇIKLADI:

SUK’a para, liderlik ve özerklik sağlamalıyız 2. Cenevre Zirvesi’nden sonra ABD, ‘ılımlı’ muhalefet olarak nitelenen Suriye Ulusal Konseyi’ne daha somut destekler verme kararı aldı. ABD, 2013 yılından ve Irak tecrübesinden ders çıkardıklarını söyledi  DIŞ HABER SERVİSİ

sinde yayınlandı:

A

‘2013’ten ders çıkardık’

BD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Anne W. Patterson, 26 Mart’ta Amerikan Senatosu önünde yaptığı konuşmada ABD’nin geçen yıldan farklı olarak, Suriye Ulusal Konseyi’ne daha somut maddi destek sağladıklarını belirtti. Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’ne ABD’nin Suriye’deki politikaları konusunda ifade veren Patterson, Suriye muhalefetinin elinde olan bölgelere maddi destek, teçhizat, altyapı vb. destekler sağlandığını açıkladı. Destekler kapsamında bölgedeki polislerin bile maaşlarını doğrudan ödediklerini ifade etti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Anne W. Patterson’un, “Cenevre’den sonra Suriye: ABD politikası için sonraki adım” başlıklı açıklamalarına hiç dokunmadan dikkatinize sunuyoruz. Söz konusu metin doğrudan ABD Dışişleri Bakanlığı resmi internet site-

“Sayın Başkan, Komite üyeleri, sivil muhalefete verilen desteğin hızı ve etkisi konusunda haklı olarak endişeliler. Ülke içinde doğrudan bir Amerikan devleti varlığı olmadan -ayrıca birçok sınır kapısı El Kaide bağlantılı gruplar veya bunların uzantıları tarafından kontrol ediliyor- Suriye muhalefetine desteğimizi artırmamız zorlaşıyor. Stratejimiz, muhalefeti birleştirmek ve güçlendirmek üzere, Suriye Koalisyonunun ülke içindeki meclis, kurum ve STK’larla bağlantı kurması için 260 milyon Dolar kullanmaktı. “Ancak geçtiğimiz yılın tecrübesine dayanarak, kendi faaliyetlerimize yeniden odaklanıyoruz. Dışişleri Bakanlığı ve USAID (ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı) geçen birkaç ayda, yerel yönetimlere, sivil toplum gruplarına ve ayrıca Suriye Muhalefet Koalisyonu’na (SUK) doğrudan kaynak aktarma ka-

Amerikan Heyetiyle SUK’un Cenevre öncesinde yaptıkları görüşme

Suriye ordusundan Kalamun’da büyük temizlik



Suriye ordusunun Şam’ın kuzeydoğu kırsalından Humus kırsalına kadar Lübnan sınırının büyük bir bölümünü oluşturan Kalamun bölgesini kontrol altına aldığı bildirildi.El Âlem televizyonu, Suriye ordusunun Kalamun bölgesi operasyonları kapsamında bugün de Lübnan sınırına en yakın noktadaki Asel el-Vard’a girdiğini duyurdu.Silahlı grupların elindeki en stratejik yerlerden biri olan Yabrud’u geçen Mart ayının sonlarında kontrol altına alan Suriye ordusu, geçen hafta da Rankos’u silahlı gruplardan temizlemişti.

Anne Woods Patterson, 2013 yılına kadar ABD’nin Mısır Büyükelçisi’ydi ve Müslüman Kardeşler ve Muhammed Mursi’nin iktidara gelmesine yol açan süreçteki faaliyetleriyle adını duyurmuştu. Patterson Mısır’da ‘istenmeyen kişi’ ilan edilmişti.

nalları açmak için çabalarını artırmıştır.

Irak’tan farklı olarak altyapıyı kurma “Giderek daha fazla odaklandığımız nokta; temel güvenliği sağlama, Patterson İhvan liderlerinden Muhammed Bedii ışıklandırma, su, gıda ve ile sık sık bir araya geliyordu. Bedii şu an tutuklu. temel tıbbi hizmet tedariki konularında topluluklara yardım Esad sonrası Suriye’yi yeniden etmenin yollarını bulmak ve in- kurarken son derece önemli olasanların umutsuzluğunu kullan- cak temel kamu kurumlarını mak isteyen aşırı grupların iler- korunmasını sağlayacaktır. lemelerini bertaraf etmektir. Buraya odaklanmamız, yereldekiler ABD’den doğrudan maaş “Muhalefetin kontrolündeki kasaba ve şehirlerde, yerel kolluk kuvvetleri ve öğretmenlere nakit hibeler sağlamaya başlıyoruz. Yerel kurumları ve sivil toplum örgütlerini idari ve yerel yönetimler konusunda eğitmeye devam ediyoruz. Onlara yardım etmek amacıyla, jeneratör, vinç, kamyon ve ambulans gibi ağır ekipman da dahil olmak üzere ekipman ve tedarik sağlıyoruz. Örneğin, büyük bir şehirde 9300 öğrenciye eğitim veren 17 okulun yeniden açılmasına yardımcı olduk. Başka bir büyük şehirde 60 polis karakolunun tadilatını finanse ettik ve asayişi korumak için uğraşan 1300 polise öldürücü olmayan ekipmanlar ve ay-

rıca hayatlarını idame ettirecek kadar maaş sağlıyoruz. Bu maaşlar yalnızca insanların çalışmaya devam etmesini sağlamıyor, aynı zamanda aşırı grupların boşlukları doldurma şansının kaybolmasına yardımcı oluyor.

‘Suriye’nin lideri olacaklar’ “Burada yanlış anlaşılma olmasın; bu çok zor bir iş ve hiç kimse, bu desteğin son derece ciddi ve yıkıcı duruma karşı işleri yoluna koyacağını söylemiyor. Irak’ta öğrendiğimiz gibi, 160 bin Amerikan askeri, on yıllık çaba, tadilatı yapılan on binlerce okul, harcanan yüz milyonlarca dolara rağmen, on yıllar süren diktatörlük ve iç savaşlarla yıkıma uğrayan toplumlarda istikrarı yeniden kurmak nesiller boyunca sürüyor. Ancak biz, tahmin edilebilecek en korkunç durumlarda dahi yerel topluluklarını yeniden kurma ve istikrara kavuşturma mücadelesini veren bu insanların yanında olmaya kararlıyız. Bu cesur kişiler Suriye’nin gelecekteki liderleri olacaklar; desteğimizi hak ediyorlar ve bu desteği bahsettiğim çeşit yardımlar vasıtasıyla almaya devam edecekler.”

azımı kaleme alırken, Ulusal Kanal’da Haber Masası programına konuk olan gazeteci yazar Nevval Sevindi; Erdoğan, tekelci hegemonya ve mutlak diktatör tamahını Devlet Başkanı seçilerek “Aynen komşu ülkeler İran’da, Irak’ta ve Suriye’de BAAS tipi yönetimlerde gördüğümüz iktidar tipini Türkiye’ye inşa etmek istiyor” deyince, bir la havla va la kuvvata çektim. O stüdyoda kimse de kalkıp Nevval Hanım’a, “Lafı ettiğin ülkeleri yakinen tanıyor musun? O ülkeler üzerine kaç araştırma yazısı yayımladın?” diye sormaz mı? Bu aydınlarımıza birileri, AKP’yi 12 Eylül referandumunda destekleyen “yetmez ama evet” tayfasından Adalet Ağaoğlu gibi diktatörlük ve totaliter uygulamalara örnek verilince, Doğu’yu Batı liberal aklı ile görme hastalığından kurtulmaları gerektiğini telkin etsin. Saç sarıya boyanınca Avrupalı ve demokrat olunmuyor. Annenizin yanında gördüğünüz her adam da babanız olmuyor. Komşu ülkeleri diktatörlüğe örnek verince cuk diye oturmuyor.

İş işten geçince pişman ol Adalet Ağaoğlu Hanımefendi “yetmez ama evet” dediği için çok pişmanmış. Bu “evet” ile büyük tahribatlara sebebiyet oldular. İnşallah pişmanlıklarını Allah kabul eder. Nevval Hanım da İran, Irak ve Suriye’yi Erdoğan’ın tamah ettiği mutlak diktatörlük rejimine örnek gösterdiği için de çok pişman olacak ama o zamana kadar da sadece Adalet Hanım gibi birçok kafayı karıştırmayı başarmış olacak. İran, Irak ve Suriye dostu Ulusal Kanal’da canlı yayında yayımlanan bu sözlere itiraz etmediği ve sorgulamadığı için bu kafa karışıklığında pay sahibi olacak. Makalemi yazarken Suriye’nin “vatan mevzubahis ise gerisi teferruattır” ilkesine uygun davrandığı 1991 Madrid Barış Konferansı’nı Filistin’i çözen ve kafesleyen 1993 Oslo “barış” görüşmeleri ve Türkiye’yi çözen ve kafesleyen 2009 ve sonrası PKK ile yapılan Oslo “barış” görüşmeleri ile kıyaslamayı arzulamıştık. Ancak gündem o kadar önemli ve sıcak gelişmelere maruz kalıyor ki bu konuları mercek altına almak zorunda aklıyorsunuz.

Reichstag misali 2 Nisan 2014 tarihinde Putin Esad’a bir mesaj iletir. Bu mesajın haberi ve muhtevası Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı 5156 sayılı Kanun’un 8. madde 1. fıkra bendi ve 4. fıkrası uyarınca tedbir uygulayarak içeriğine erişimi engellemiştir. Bu kanunu ve zikredilen madde ve fıkraları okuduğunuzda, bu yasaya binaen pornografik içerik arz eden sitelerin engellenmesi amaçlandığı açık olarak görülmektedir. Peki, Putin Esad’a “pornografik” anlatım içeren bir mesaj mı iletmiş? Komplo, kumpas, tuzak ve her türlü dalavere uzmanı olan bu karanlık zihniyet yasaları istismar ederek keyfi uygulamalar ile halkın haber alma özgürlüğünü nasıl kısıtlayabilir? Kısıtlar. Hukuku koruyup kollayan bir siyasi iktidar mevcut değilse, kendisine karşı olan her şey ve herkesi “paralel yapı” ve “içimizdeki hainler” olarak gösteren bir zihniyet varsa kısıtlar. Reichstag (Almanya Parlamentosu) yangınını çıkartıp yakan ve olayı komünist cadı avı için kullanan Hitler zihniyeti emsali, icraatlarınızı sorgulayan ve eleştirenlere her yol mubahtır derseniz, kısıtlar.

Savaş Moskova’ya gelse bile... Putin’in mesajını Esad’a getiren Sergei Stepashin, Emperyal Ortodoks Filistin Toplumu Başkanı. Rusya ve Dünya Ortodoks toplulukları içinde çok etkili ve saygın bir siyasi-dini şahsiyet. Yanındaki özel heyetle 2 Nisan günü Başkanlık Sarayı’nda Esad tarafından kabul edilir. Yapılan resmi açıklamaya binaen Putin’in Suriye halkının kendi kaderini hiçbir dış müdahale olmadan bağımsız tayin etme hakkına sahip olduğunu ve terör gruplarının genelde Suriye’de özelde Kesep bölgesinde uyguladıkları terör ve vahşeti mahkûm ettiğini ifade etmişlerdir. Suriyeli yetkililer ve Rus heyeti ile yaptığımız mülakat neticesinde ulaştığımız en önemli bilgi şudur: Putin’in 2013’ün yazında ilan ettiği: “Savaş Moskova sokaklarına taşınsa da Suriye’nin yanında olmaya devam edeceğiz” ilkesel kararına Rusya’nın daha çok bağlandığı ve Suriye’nin savaşı kazanması için “bütün imkânlarını seferber edeceği ve bu tutumundan taviz vermeyeceği” yönündedir. Esad’ın Şam Üniversitesi minberinden yaptığı ve “zaferini” ilan ettiği konuşmayı biraz da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Savaşı Moskova sokaklarına intihar bombacıları ile taşıdılar. Ukrayna’yı patlattılar, Kafkaslar’ı, Balkanlar’ı, Orta-Asya’yı patlattılar. Kesep’i patlattılar. Halep vilayetini, binlerce yeni cani ve harimi sokarak yeniden patlattılar. Katar’ın milyarlarca dolarlık rüşvet teklifi, Abdullah Gül’ün Kırım Tatarı Mustafa Kırımoğlu’na verdiği Cumhuriyet Nişanı, Kırım hadisesi ve “Çeçen ve Türkmenleri” kullanma üslubu, kimyasal yalan ve binlerce işkence fotoğrafları ile Suriye’yi ve Suriye üzerinden Rusya’yı patlatmak istediler. Netice itibarıyla yakabildiler, yıkabildiler, talan ettiler, can aldılar, kan döküp yüreklerde acı yarattılar. Bölgeyi etnik ve mezhep çatışmalarına gebe yaptılar. Bölmek ve daha çok bölmek en usta oldukları alan. Ancak patlayan, ABD’nin ellerine tutuşturduğu dinamit oldu. Patlayan bu dinamitin taşeronlarda yarattığı tahribat, Suriye ve Rusya tam patladığında daha net ortaya çıkacaktır. Onların bir hesabı vardı. Ama, Allah’ın hesabını hesaba katmadılar.

Nijerya’da 200 kız çocuğu kaçırıldı

B

orno eyaletinin Chibok kentinde silahlı kişilerin, gece okulu basarak, yatılı kalan kız öğrencileri 4 kamyona bindirip götürdüğü açıklandı. Kız çocuklarının ebeveynleri BBC Hausa dili servisine yaptığı açıklamada, alıkonulan kızların sayısının 200’den fazla olduğunu dile getirdi. BBC’ye konuşan bir öğrenci ise arkadaşlarını kam-

yonda görünce kaçtığını söyledi. Nijerya polisi okul baskınını doğrularken, kızların kaçırılmış olduğu iddiasını doğrulamadı. Saldırganların, İslamcı örgüt Boko Haram militanları olduğu sanılıyor. Abuja kentinde dün meydana gelen ve Boko Haram’ın sorumlu olduğu düşünülen bombalı saldırıda en az 70 kişi ölmüştü.

KAYIP İstanbul Aydın Üniversitesi Kuyumculuk Takı Tasarımı önlisans geçici mezuniyet belgemi 14 Nisan 2014 tarihinde kaybettim. Hükümsüzdür. Neslihan Çelik


Hazırlayan: Aysen BEYAZ

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DÜNÜN ÇÖZÜMLERİ Sudoku 2

Sudoku 1

Kakuro 1

Aydınlık

KURULUŞ. 1921

ŞEFİK HÜSNÜ DEĞMER

Yıl. 94 Sayı. 2348

VATAN - EMEK - NAMUS

Sahibi Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Yazıişleri Müdürü Ergün Gedek Sorumlu Müdür Murat Şimşek Haber Koord. Haber Müdürü Haber Md. Yrd İstihbarat Şefi Haber Araştırma Ekonomi

Kakuro 2

Kare

Önder Öztürk Dünya Şafak Terzi Erdem Atay Emek Esin Turhan Toplum Özlem Konur Usta Cansu Yiğit Spor Anıl Budak Sezim Özadalı Ceyhun Bozkurt Bilgi İşlem Güven Karakurt Recep Erçin Kültür Sanat Hayati Asilyazıcı Gece Haber Müdürü Osman Erbil

Ankara İsmet Özçelik İzmir Hayati Özcan Avrupa Beyhan Yıldırım Reklam Gurup Başkanı: Saynur Okuroğlu Reklam Müdürü: Kamile Karakadılar Genel Müdür Yardımcısı (Tüzel Kişi Temsilcisi) Metin Aktaş Genel Müdür Yardımcısı (Personel ve İdari) İsmet Öğütücü Genel Müdür Yardımcısı (Baskı ve Teknik) Melih Yıldırım Dağıtım Md. Cumali Karagöllü

Yönetim Yeri. İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No.3/3 Beyoğlu - İstanbul

Tel. 0212 251 21 14 - 15 - 16 Faks. 251 55 06 Ankara Büro Tel. 0312 229 88 45 Faks. 0312 229 88 47 İzmir Büro Tel ve Faks. 0232 489 16 15 Avrupa Tel: 0049 69 25 62 88 73 E-Posta: haber@aydinlikavrupa.eu Adana Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0322 435 92 77 İzmir Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0232 257 69 01

Ankara Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. 35. Cadde Matbaacılar Sitesi No. 11 İvedik-Ankara İstanbul Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No.16 Bahçelievler / İstanbul Tel. 0212 655 44 34

Dağıtım. Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş.

Önerileriniz için. halklailiskiler@aydinlikgazete.com www.aydinlikgazete.com Yayın Türü. Yaygın Süreli

Sayısal

Soldan sağa 1. Besteci 2. Yünden dövülerek yapılan kaba ve kalın kumaş - Çağrı kağıdı 3. Eğri bir kunduracı bıçağı türü Dört bir taraf 4. İlgi eki - Müslümanlar’a namaz vaktini bildirmek için minareden yüksek sesle okunan çağrı - Rusça’da “evet” 5. Propaganda amacıyla kullanılan kısa ve çarpıcı söz - Söz 6. Anahtar - Bir deri hastalığı 7. İlkel benlik - Emile Zola’nın bir romanı - Bir haber ajansı 8. Kötü, çirkin - Bir yön adı, garp San Marino’nun plakası 9. Başkasının sırtından geçinen kimse, parazit - Kayak 10. Bir bulunma hali eki - Akılla ilgili Beyaz 11. Üzeri emayla kaplanmış olan Umursamaz, aldırmaz 12. Güreşte sırtın yere gelmesi - Bunama, bunaklık - Çocuğu olan kadın Yukarıdan aşağıya 1. Hayvanlar için demir çubuklarla yapılmış taşınabilir bölme - Allah’ın emirlerini yerine getirme, kulluk görevlerini yapma 2. Göçebelerin konakladığı yer - Ta-

vuğun Y biçimindeki kemiğiyle oynanan iddialı bir oyun türü - Kıl, tüy 3. Osmanlılar’da akıncılar ocağının komutanı - Erkek kardeş 4. Macar göçebesi - Romanya’nın para birimi 5. Evin bir bölümü - Dört tekerlekli bir kara taşıtı - Sümerler’de su tanrısı 6. Doğrusu, aslında, esasında - Dişi deve 7. Bir şeye karşılık olarak alınan veya verilen şey - Tanzanya’nın plakası Güreşte bir oyun 8. Bir cetvel türü - Su yosunu - İyileştirme, düzeltme 9. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül, ağrılı bir hastanın veya kendi başına yaşamını sürdüremeyecek kadar sakat olan bir kişinin yaşamına acısızca son vermeyi sağlayan tıbbi yöntemlerin tümü - Dar ve hafif, düz dipli bir yarış teknesi türü 10. Fas’ta bir dağ - Onursal - Bir haber ajansı 11. Anma, hatırlama - Soğurma, emme - Göz 12. “Peki”, “olur” anlamında bir sözcük - Kesit

Soldan sağa 1 Erol Toy’un bir romanı 8 Pamukçuk 11 İtici güç 12 Canlandırıcı 14 Eder, paha 16 Bir çalgı 17 Tantalyum’un simgesi 18 Eyere alıştırılmamış binek hayvanı 20 Biçim 22 Uygun, yaraşır, bir şeye değer 24 Bir tür yiyecek 26 Dizem, tartım 28 Sanki 30 Hisse 31 Sedir ağacı dumanı ile kurutulan, Suriye kökenli şark tipi tütün çeşidi 33 “... Gündüz Kutbay” (ney üstadı) 35 Ailesini geçindiren 36 Zirkon’un simgesi 38 Güçsüz, kuvvetsiz, zayıf 41 Angola’da bir dağ 43 İsim 44 Akromatik 46 Lider 48 At ayaklığı 49 Sınır nişanı 50 Dalgalı, kıvrımlı 51 Merhale, safha Yukarıdan aşağıya 1 Yelkenli gemilerde, kontra kapelesiyle

direk şapkası arasında kalan uç bölüm 2 Togo’da bir nehir 3 Matematik bilgisi 4 Bolivya’da bir nehir 5 Bir besin maddesi 6 Kemer, bele bağlanan kuşak 7 İsveç’te bir nehir 8 Bir binek hayvanı 9 Bir şapka türü 10 Mal değişimi 13 Bağışlanma 15 Bez dokuma tezgahı 19 Bir tasarının planı 21 Plastik ya da tahta taşlarla ve ıstakalarla oynanan bir oyun 23 Otlar 25 Bir primat türü 27 Ek 29 Pusula 30 İtalya’da bir nehir 32 İki atlı kızak 34 Ana bilim dalı 37 Bir tür pembe elmas 39 Stanislaw Lem’in bir eseri 40 Valide 42 (eski) Fıkra 45 Sierra Leone (kısa) 47 İlkel benlik


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Murat ŞİMŞEK

Kendinize adam gibi bir muhalefet bulun... Sabaha kadar aç çalıştılar... Oyları yürütmesinler diye AnCHP, 30 Mart seçimlerinin kara ili için “Hukuk Komisyonu” tek kaybedenidir... kurdular... Siz değil... Başına getirdikleri bayan; ecVe gençler “#occupychp” zacı... diye örgütlendiler... Bütün Türkiye gibi, PursakBekir Coşkun “CHP’yi işgal et...” lar’daki o okulda da 19 sandıktan Gecikince CHP’den görevli sadece ikisinde CHP görevlisi aradı: vardı... “Hani gelmediniz?..” Aç kaldılar... “Geliyoruz...” AKP’li görevlilere kebap geldi... “Gecikmeyin de soğumasın...” Bunlara da “buyur” ettiler... Döner hazırlamışlar... Gönüllü genç insanlar, yürekleri Partide kimse yok zaten... umut dolu, tertemiz dünyalarında inGir Genel Başkan’ın paltosunu gösanlığın onurlu birer bireyi, özgür, başı dik, çağdaş ülkenin vatandaşı olmaktan tür, duyan olmaz... Kendi hayatları tiyatro olduğu için, başka sevdaları yok... gençlerin mesajını anlamadılar zaten, Gururlarına yediremediler... onlar da biraz oturup gittiler Allah’tan, “Bizim yemeğimiz gelecek” dedio ölü havası sinmeden üstlerine... ler... CHP, Türkiye’nin bu hale gelmesinGözleri doldu...

twitter.com/medyaninhalleri

Lekeli olan sol mu? lizm hakkında bizim dikkate alKimi okurlar uyarıyor: mamız gereken bir şeyler keşfet“Sol demeyin!” miş” dediğini aktardı. “Devrimci demeyin!” İş dünyasının gazetesi FinanNiye? Bu kavramlar lekeli cial Times Marks üzerine inceleimiş! Halkta karşılığı yokSoner Yalçın meler yayınladı/ yayınlıyor. Vs. muş! Türkiye’de ne oluyor? Koca 2011’de dönekler; Murat bir hiç! Belge ve Halil Bertay, Taraf Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla “gazetesinde” yazmışlardı; “Artık sosbunalıma giren kimi solcular, aşırı eşityalizm-komünizm adını kullanmamak gerekir!” Yeni bir “ad” arıyorlardı. Bu- sizlik doğuran tahripkar neoliberalizme yapışıp kaldı! lamadılar. Aradıklarını hiç sanmıyoOysa AKP’nin “aşıl topuğu”; çörum!.. Biliyorsunuz “sol” ve “sağ” kavram- küntü içine giren neoliberalizmdir. Bize hâlâ sol’un lekeli olup olmadıları; Fransız Devrimi’nden sonra meyğını tartıştırıyorlar. dana gelen Meclis’teki oturma düzeTürkiye’de, neoliberalizmin mezar ninden kaynaklandı. Devrimciler solda kazıcısı olması gerekenler; etnik, dinmuhafazakarlar sağda oturuyordu... sel, cinsiyete dayalı kimlikler üzerin2008’de dünya büyük ekonomik krize girince başta kapitalistler, kapita- den politika yapıyor! Sol’un değerlerini keşfetmesi gerelizme kapsamlı eleştiri getiren ve Komünist Manifesto’da küreselleşmeyi ve kenler Cemaat’i keşfediyor! Sonuçta... ardından çıkacak krizi öngören “Sol” ya da başka bir ismin önemi Marks’ı yeniden keşfetti! yoktur; önemli olan kapsadığı değerBüyük tarihçi Eric Hobsbawm lerdir: Eşitlik... Özgürlük... Ve Kardeş“Dünya Nasıl Değişir” adlı kitabında, lik... ünlü spekülatör George Soros’un kenBu Kemalist Devrim programıdır... disine, “Marks’ın 150 yıl önce kapita-

de AKP’den daha çok sorumludur... Çünkü cumhuriyetimizi koruma görevi AKP’nin boynunda değildi... Sayısız uyarılarımız işlerine gelmedi... Kızdılar... Milletvekili maaşını cebine indirip, parti etiketi ile restoranlarda ahkam kese kese... AKP on bir yılda ne kadar yıktıysa laik rejimi, CHP on bir yılda o kadar sahte demokrasinin fotoğraf tamamlayıcısı olarak orada oturdu... Muhtemel yeni görevi: Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya oturtmak... Abdullah Gül Başbakan, inşallah... İlk genel seçimde CHP’nin oy oranı yükselir; 28.5... Atatürk’ün partisisin... Tırnağı olamadın...

Harika çocuklardan sabıkalı çocuklara... Tarih derslerini Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal veriyordu. Zooteknik derslerini Profesör Selahattin Batu, ekonomi derslerini Profesör Muhlis Ete, kültür-edebiyat derslerini Sabahattin Eyüboğlu, ziraat derslerini Profesör Kazım Köylü, coğrafya derslerini Profesör Ferruh Sanır. Peki ya müzik derslerini? Âşık Veysel ve Ruhi Su. Ankara Konservatuvarı’nın saygın ustaları, klasik müzik öğretiyordu. 1945 senesinde... Enstrüman demirbaşı şöyleydi: 259 mandolin, 55 keman, 37 bağlama, 8 akordeon, 3 piyano, 3 davul, 1 metronom, 1 pikap. Harika çocuklar Suna Kan ve İdil Biret, misafir getiriliyor, köy çocuklarını teşvik için yaşıtlarından keman ve piyano dinletiliyordu. Âşık Veysel ile Ruhi Su, saz çalmasını öğretiyordu. Resim yapıyorlardı. Voleybol oynuyorlardı. Tenis kortu vardı. Futbol sahası vardı. Sinema salonu vardı.

Tiyatro salonu vardı; amfi. Bedri Rahmi Eyüboğlu, bir hatırasını Cumhuriyet gazetesinde yazmıştı: “Okulun hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş. Elinde kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduğunu nasıl kavradığını, ertesi gün oynadıkları piyeste gördük.” Bahçesi heykellerle donatılmış okul, beş yıldı. Yaz dahil, hiç kapanmazdı. Dolayısıyla, bugünkü sistemle 6-7 senelik öğ-

retime denk düşüyordu. Öğrenciler, topluca tatile çıkmaz, sırayla, senede 1.5 ay tatile giderlerdi. Deney laboratuvarları vardı. Matematik, fizik, kimya, tarih, coğrafya, psikoloji derslerinin yanı sıra, uygulamalı olarak, kooperatifçilik, arıcılık, balıkçılık, bağcılık, demircilik, sağlıkçılık, terzilik, marangozluk öğreniyorlardı. Kazmayı küreği alıyor, tarlaya çıkıyor, alternatif tarım teknikleri üzerine çalışıyorlardı. Bu eğitim modeline komünist

damgası yapıştırılıyor, Sovyet maşası olmakla suçlanıyordu. Oysa, bu okulu ABD kongre heyetiyle birlikte bizzat gezen Amerikalı senatör Karl Mundt, çok beğendik, halkı siz de bizim gibi eğitimle kalkındırıyorsunuz demişti. Amerikan eğitim sisteminin efsane ismi, Profesör John Dewey, hayalimdeki okul işte bu demişti. Unesco inceledi, gelişmekte olan ülkelere rol model olarak tavsiye etti. ABD ve Avrupa’da 50’nin üzerinde üniversitede doktora tezi oldu. İsviçre

pedagoji ansiklopedisine girdi. Köy enstitüsü bu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü. Ve, Kemal Kılıçdaroğlu’na yumruk vuran saldırgan... O da, Ankara Elmadağ’ın Hasanoğlan’ından... Orada doğmuş, orada büyümüş. Mustafa Kemal aydınlanmasına savaş açan zihniyet, köy enstitülerine kıymasaydı, kapatmasaydı, muhtemelen keman çalan, resim yapan, tenis oynayan bir öğretmen olacaktı. İşsiz, hapçı, sabıkalı olmuş. Oysa tam da, kendisi gibi gariban çocukları kurtulsun diyeydi, Hasanoğlan. Biliyorum, gözünüzde büyüyecek ama, taaa en başından başlamak zorundayız. Böyle gelmiş, böyle gitmesine izin veremeyiz. Biz bu ülkede gün yüzü görmedik, bari çocuklarımızın, torunlarımızın görmesini istiyorsak... Eğitim koridorlarında sinsi sinsi dolaşan karanlık zihniyetle mücadele etmek zorundayız. Yılmaz Özdil - Hürriyet

Gökçek’in zırvaları Beyaz TV’nin başını yaktı  AYDINLIK/ ANKARA Melih Gökçek’in Gezi Parkı olayları ile Koç Grubu’nu ilişkilendirdiği sözleri nedeniyle, RTÜK Beyaz TV’ye 11 bin TL ceza verdi. Gazeteport’ta yer alan haberde Melih Gökçek’in, 5, 6 ve 7 Haziran 2013 günü oğlunun yöneticisi olduğu Beyaz TV’de katıldığı programlarda, Gezi Parkı olayları ile Koç Üniversitesi, Divan Oteli, Koç Holding ve Rahmi Koç arasında bağlantı olduğunu ileri sürmüştü. RTÜK raporunda ise otoparkın otelle ilgisi bulunmadığı, halka açık olduğu vurgulanarak, “Kısa bir araştırma ile Gökçek’in ifadeleri ve otoparkın Divan Otel’e ait olmadığı teyit edilebilir. ” denildi. RTÜK üyeleri de ‘’Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine aykırılık’’ nedeniyle Beyaz TV’ye 11 bin 886 lira para cezası verdi.

‘Ponponlar çocukların psikolojisini bozar!’ R

TÜK İzleme Dairesi, hazırladığı raporda, “Dans gösterisi sırasında kameraların kızların bazı bölgelerine zumlama yaptığını, bunun çocukların gelişimini olumsuz etkileyeceğini” savundu. Üst kurulun AKP kontenjanından seçilen dört üyesi programın yayımlandığı kanalın cezalandırılmasını isterken beş üyenin oyuyla kanal ceza almaktan kurtuldu. Cumhuriyet’ten Fırat Kozok’un haberine göre, CNN Türk televizyonunda yayımlanan “Hafta Sonu Keyfi” adlı programın 23 Şubat tarihli bölümüne, Anadolu Efes takımının ponpon kızları konuk oldu. Program sunu-

cusunun dansçıları salona çağırmasının ardından önce gruba ait bir tanıtım klibi ekrana taşındı, ardından da grup “Efes kızları yarışıyor” alt yazısıyla hazırladıkları kareografiyi sundu. Gösterinin ardından sunucu, 16-18 Mayıs tarihleri arasında İtalya’nın Milano kentinde gerçekleştirilecek olan “Euroleague Dance Challenge” yarışması için gruptan çıkarak çeyrek finale kalan ve yarışmanın favori takımları arasında gösterilen gruba sorular yöneltti.

Oy çokluğuyla reddedildi Daire, değerlendirmeleri yaptıktan sonra, yayıncı kuruluşun

RTÜK yasasının yayın ilkelerinde yer alan “Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar bunların izleyebileceği zaman dilimlerinde ve koruyucu sembol kullanılmadan yayınlanamaz” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle cezalandırılmasını istedi. Konuyu değerlendiren üst kurulda, tartışmaların ardından oyçokluğu ile cezaya gerek olmadığı sonucuna ulaşıldı. Karar, AKP kontenjanından seçilen 4 üyenin talebine karşın yine AKP kontenjanından seçilen 1 üye ile diğer üyeler karşı oy kullandı.

Taraf gazetesinden ‘occupy’ desteği



Taraf gazetesinin dün birinci sayfasında yer alan partilerin yaş ortalaması haberine “occupy CHP”cilerin fotoğrafı kullanıldı. CHP binasını işgal eden gençlerin haklı çıktığını iddia eden Taraf, “işgali genişletin” mesajı verdi.

Geçmiş olsun Afet Ilgaz Usta gazeteci ve Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Afet Ilgaz, geçtiğimiz günlerde zature teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. Ilgaz’ın sağlık durumu şu anda iyi ve evinde dinleniyor. Afet Afet Ilgaz Ilgaz’a Aydınlık ailesi olarak geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... 08.00 Semra Topçu ile Güne Başlarken 10.00 Ezgi Değirmencioğlu ile Haber Saati 10.37 Ekonomi 14.00 Öğleden Sonra 19.00 Halk Haber 19.35 Hakan Aygün Analiz 20.00 Komplo Teorileri 22.00 Nereye Gidiyoruz? 00.00 İsmail Dükel ile Gün Sonu Haberleri

07.30 Uyan Türkiye 10.00 Keyifli Sabahar 12.00 Belgesel 13.00 Haber 13 14.00 Dizi 15.00 Bahar’la Güzel Şeyler 17.00 İstekleriniz 18.30 Ana Haber 20.00 Bilinen Doğrular 22.30 Umman 00.00 Keyifli Sabahar “T”

09.20 Sormak Gerek 10.00 Biz Bize 11.30 Gündemin İçinden 14.20 Habercinin Saati 15.30 Dünyadan 16.00 Güncel 17.30 Ekonomi 18.00 Spor Haberleri 18.30 Günce 20.00 Ana Haber 21.30 Hariciye Kliniği 23.00 Gezi Notları

09.00 Parametre 10.40 Ekonomi 11.00 Haber 16.00 Dünya Hali 16.30 Paranın İzi 16.45 Afiş 17.40 Spor Vizyon 18.00 Ana Haber 19.25 5N1K 20.45 Aykırı Sorular 21.30 Tarafsız Bölge 23.30 Burada Laf Çok

10.05 Özel Röportaj 11.00 Haber Merkezi 12.00 Haber Merkezi 14.00 Günün İçinden 15.00 Günün İçinden 16.00 Günün İçinden 16.20 NTV’ye Sorun 17.00 Akşam Haberleri 18.15 Gece Gündüz 20.00 Ana Haber 21.10 Yakın Plan 23.00 Gece Bülteni

09.00 Doktorum 11.00 Mutfağım 12.15 Gün Arası 12.30 Kaynana Gelin Seda’ya Gelin 15.00 Evim Şahane 17.00 Arka Sokaklar 18.50 Koca Kafalar 19.00 Ana Haber 20.00 Ankara’nın Dikmeni 23.00 Takip “Yarışma”

06.45 Bugün 09.00 Beni Affet 10.00 Melek 12.00 En Güzel Bölüm 12.30 Aşkın Bedeli 14.30 Soframız 15.30 Küçük Kadınlar 17.00 Beni Affet 19.00 Star Haber 20.00 Muhteşem Yüzyıl 23.30 Kim O

08.30 Show Dünyası 09.15 Pepee 10.00 Her Şey Dahil 12.00 Gülben 14.00 Adını Feriha Koydum 17.45 Pepee 18.15 Ana Haber 19.00 Büyük Risk 20.00 Sevdaluk 23.15 Sevdaluk

07.00 Gülhan’ın Galaksi Rehberi 08.40 Aramızda Kalsın 12.00 Özge ile Yeni Hayat 14.30 Anlatacaklarım Var 17.00 Oynat Bakalım 17.45 Film: Özel Tim: Çatışma 19.30 Survivor Panorama 21.00 El Clasico-Best Of 22.30 Barcelona-Real Madrid

18.00 Spor Ana

07.00 Kahvaltı Haberleri

Haber

10.00 Müge Anlı ile Tatlı Sert

19.00 Ana Haber

13.00 Kızlar ve Aileleri

20.00 Sinema;

15.00 Alemin Kralı

Jamaika Hanı

16.00 Zahide ile Yetiş Hayata

22.00 Medyanın

19.00 atv Ana Haber

Halleri

20.00 Bursaspor-

00.00 Gece

Galatasaray Futbol Karş.

08.25 Küçük Hanımefendi 10.00 Eline Sağlık 11.30 İyi Fikir 13.00 Haber 13.15 Spor 13.30 Elde var Hayat 14.50 Aileler Yarışıyor 16.50 Seksenler 19.00 Haber 19.55 Kızıl Elma 22.45 Film: Meksikalı 01.10 Film: Yakın Çekim

10.00 Haber 11.35 Açık Büfe 12.00 Haber 12.35 Foto Muhabiri 16.00 Haber 16.30 Haber Özetleri 16.35 Bin Kişiye Sorduk 18.30 İnsan 19.50 Kuklagiller 20.00 Ana Haber 21.00 Ufuk Çizgisi 22.30 Açı

09.35 Bakış 10.00 Haber Ajanda 11.00 Haber Masası 12.00 Haber Masası 13.00 Gün Ortası 16.40 Ekonomide Görünüm 17.00 Ana Haber 18.00 Akşam Raporu 20.00 Televizyon Gazetesi 21.00 Habertürk Gündem 23.30 Okan Bayülgen Sunar

08.30 Hatm-i Şerif 09.30 Gündem Özel 12.30 Parantez 13.30 Film 15.00 Hong Gil Dong 16.30 Ayhan Aşan ile Safa Geldiniz 18.00 Kum Saati 19.30 Ana Haber 20.15 Hong Gil Dong 21.30 Haber Ötesi 23.00 Film

07.00 Geri Sayım 10.30 Piyasaya Bakış 14.00 Piyasaya Bakış 16.00 Kapanışa Doğru 17.30 Piyasaya Bakış 18.00 T.U.F.F Puppy 18.30 Ninja Kaplumbağalar 19.00 The Big Band Theory 20.00 Suburgatory 21.00 Major Crimes 22.00 Vikings 23.00 Game of Thrones

09.00 Cleveland Ateşi 11.00 The Newsroom 13.00 Cleveland Ateşi 15.00 The Newsroom 17.00 Cleveland Ateşi 18.00 The Wedding Band 19.00 The Newsroom 20.00 Ellen Show 21.00 Doctor Who 22.00 The Tonight Show with Jay Leno 23.00 Hemlock Grove

06.45 Çalar Saat 10.00 Ömre Bedel 12.30 Yemekteyiz Anadolu 14.30 Unutma Beni 16.30 Esra Erol’da Evlen Benimle 19.00 Haber 19.30 Deniz Yıldızı 20.45 Not Defteri 23.45 Çocuklar Duymasın

08.40 Genç Şefler 09.30 Annem 11.10 Kavak Yelleri 13.00 Merhamet 15.00 Hanımın Çifliği 17.10 Genç Şefler 18.30 Painkiller Jane 20.00 Sesli Güldüm 21.30 Film: Prensesin Uykusu 23.30 Lie To Me

07.00 Ulusal Haber 08.00 Televizyon Gazetesi 10.00 Ekopolitik 11.00 Mutlu Yaşam 12.00 Haber Masası 14.00 Püf Noktası 15.00 Haber Merkezi

Raporu

22.00 Kara Para Aşk


Hazırlayan: Ece KIRBAŞ

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Al Di Meola ile Beatles ve ötesi Beatles şarkılarını yorumladığı ‘All Your Life’ adlı albümünün üzerinden bir yıl geçtikten sonra Al Di Meola, Ankaralı müzikseverlerle bugün buluşuyor

“A

l Di Meola Plays Beatles & More” ismini verdiği konser turnesi kapsamında ülkemize gelecek olan Al Di Meola,, 31. Ankara Müzik Festivali’nin konuğu olacak ve Congresium Ankara’da konser verecek. Caz’ın diğer müzik türleri ve yerel renklerle hem hal olması ve bundan da kendini yok etmeden (hatta daha güçlü ve uzun ömürlü olarak) çıkabilmesinin müsebbibi büyük ihtimalle “Fusion” devrimi olsa gerek. İşte bu devrimin Latin, flamenko ve tango ile caz’ın buluşmasının vazgeçilmez ismi de Al Di Meola’dan başkası değildir. 1980’lerde elektro gitarının yakıcı, sert tınılarıyla Latin ezgilerini caz rock kulvarında bizlere sunan Al Di Meola, daha sonraları da içe işleyen akustik tınılarla İspanya’dan yeni kıtaya dağılan renkleri yansıtmayı sürdürdü.

Gitarın üç devi birarada Return To Forever’ın sonrasında kendi kanatlarında uçmaya karar veren Al Di Meola’yı “Elegant Gypsy”,

‘Out Among The Stars’



“Casino” gibi solo albümlerinde sert gitar tınılarıyla neredeyse hard rock etkisinde bulacaktık. Bu başarılı çıkışla 1980’lere geldiğimizde gitaristin yolculuğu San Fransisko’da bir bir Cuma gecesi tarihe yazılacaktı. Dönemin en muhteşem gitar konseri ve albümü “Friday Night in San Francisco” da Meola’yı flamenko tarzının büyük ustası Paco De Lucia ve İngiliz cazının devir açıcı gitaristi John Mc Laughlin ile birlikte dinleyecektik. Müzik tarihine altın harflerle yazılan bu üçlü gitar konseri günümüze kadar cezbedici etkisini sürdüregelmiştir. Bir anlamda caz ve rock dinleyicisi ilk defa flamenko ile bu kadar yakın temas içine giriyordu. Sonrasında Al Di Meola kimi zaman latin kimi zaman flamenko kimi zaman da tango ezgilerini caz gitarıyla sunacaktı. Geçtiğimiz yılın bahar aylarında Al Di Meola’nın “All Your Life”albümü bir anda dikkatleri üzerine toplayacaktı. Gitarist bu albümünde 14 Beatles parçasını kendi tarzında yorumluyordu. Aslında bunun ilk belirtisi 2011’de çıkardığı “Pursuit Of Radical Rhapsody” albümünde görünmüştü. O albümde yer alan “Strawberry Fields” isimli Beatles parçası vardı. Bu kalabalık bir kadro ile yapılan, hatta biraz da geniş orkestra tavrıyla gelen bir yorumdu. “All Your Life”da ise 14 Beatles parçası daha akustik ve tek gitarla sunuluyordu. Üstelik Beatles şar-

kıları daha bir flamenko yorumuyla karşımıza geliveriyordu.

Ankara Müzik Festivali’nin konuğu Beatles şarkılarını yorumladığı “All Your Life”ın üzerinden bir yıl geçtikten sonra Al Di Meola, Ankaralı müzikseverlerle 17 Nisan, Perşembe gecesi bulusacak. “Al Di Meola Plays Beatles & More” ismini verdiği konser turnesi kapsamında ülkemize gelecek olan sanatçı, 31. Ankara Müzik Festivali’nin konuğu olacak ve Congresium Ankara’da konser verecek. “All Your Life” albümünde Beatles parçalarını akustik ve tek gitarla yorumlayan Al Di Meola, Ankara’daki konserine geniş bir müzisyen topluluğu ile katılacak. Al Di Meola’nın Faus-

to Beccalossi (akordiyon), Peo Alfonsi (gitar), Peter Kaszas (bateri, perküsyon)’dan oluşan grubunun yanısıra konserde muhteşem bir yaylı dörtlüsü de yer alacak. Sanatçıya kendi grubunun yanısıra eşlik edecek Macar ekibinin ismi Sturcz String Quartet. Kemanlarda Oláh Vimos ve Szilágyi Péter, viyolada Benko Gyula, çello’da Sturcz András’tan oluşan Sturcz String yaylı dörtlüsü, Al Di Meola’nın Beatles yorumlarını sürprizli zirvelere taşıyacağı benzer. Ankara’daki bu konser için İstanbullular da iç çekip, üzülmesinler. Zira bir ay sonra 8 Mayıs gecesi, CRR Konser Salonu’nda Al Di Meola aynı ekiple İstanbullu müzikseverlerle de buluşacak.

Al Di Meola

Bir başarı öyküsü: Leyla Gencer Ü

Deniz Olgay YAMANUS

lkemizde yetişen değerleri her zaman hatırlamamız gerektiğini düşünür, balık hafızalı bizlerin geçmişimizi daha derinlemesine araştırmasını ve arşivlemesini isterim. Kişisel arşiv merakımdan elime geçen her dökümanı saklarım. Bu yazımda okurlarımıza 1957-58 sezonu “Devlet Tiyatrosu” dergisinden, Lütfi Ay’ın Leyla Gencer ile yaptığı röportajdan alıntı bazı bölümler aktarmak istiyorum. “Operamızın değerli sanatkarı Leyla Gencer, Amerika ve İtalya’da kazandığı son başarılarla milletlerarası müzik dünyasının belli başlı şöhretleri arasında anılmaya, ünlü soprano Maria Callas’la mukayese edilen bir yıldız olarak parlamaya başladı.

Maria Callas’a duyulan öfke  Amerika programında LUCIA yoktu. Bu ‘sürpriz temsil’ nereden, nasıl çıktı? -Anlatayım. İlk ‘La Traviata’ temsiline iki gün kala, bir gece, yorgun argın otel odasında dinlenirken, operadan telefon ettiler. Müdür Adler, çok mühim bir meseleyi görüşmek üzere, derhal tiyatroya gelmemi istiyordu. On beş dakika sonra tiyatrodaydım. Merak ve heyecanımı belli etmemeye çalışarak Adler’in odasına çıkarken idare ve sanat işlerinde kendisine yardım eden belli başlı şeflerin telaşlı telaşlı dolaştıklarını gördüm. Gecenin bu saatinde operanın bütün kurmay heyeti oradaydı. Adler’i odasında, müthiş bir öfke içinde, yüzü gözü altüst olmuş, bir aşağı bir yukarı dolaşır buldum. Beni

aptulelcioglu@gmail.com

 JOHNNY CASH

İlk gözağrısı Beatles Al Di Meola’yı geçtiğimiz yıl daha farklı bir buluşmayla görecektik. Sanatçı 2013’ün baharında çıkan “All Your Life” albümünde çocukluk yıllarına dönerek, ilk göz ağrısı olan Beatles’ın parçalarını gitarıyla sunmuştu. Caz gitarında yetkin bir isim olan Al Di Meola’yı bugün zevkle dinleyebiliyorsak bu şansımızı da az biraz Beatles’a borçluymusuz. Zira Al Di Meola müziğe çok küçük yaşlarda başlamışsa da aklında ve ilgi alanında gitar yokmuş. Ne zamanki radyoda ilk kez Beatles şarkılarını duyacak ve böylece gitara merak saracaktı. Sanatçı böylece 9 yaşındayken Beatles sayesinde gitara sevdalanacak ve “Benim enstrumanım gitar olmalı” diyerek seçimini yapacaktı. Böylece başlayan gitar serüveni Boston’daki meşhur Berklee Müzik Okulu’ndaki akademik eğitim ile taçlanacaktı. Al Di Meola ,1974 de caz piyanosunun fusion ustası Chick Corea’nın Return To Forever grubunda ilk çıkışını yapar. Böylesi tarihsel öneme sahip bir grupta başlayan müzikal kariyer, Meola’ya Latin ezgilerini rock ve caz ile buluşturma imkanı verirken, diğer gitaristlere göre ayrıcalıklı bir konum da sağlayacaktı.

Yeni albümler

görünce koşup karşıladı, ‘Leyla’ dedi, ‘çok kötü bir telgraf aldım. Callas bize oyun oynadı. Hasta imiş... gelemeyecekmiş...’ O ağır başlı, tecrübeli ve terbiyeli adam, hırsından titriyor, o anda kendisini bu hale getiren sanatkar için içinden geçenleri apaçık söylemekten çekinmiyordu...Maria Callas daha geçen mevsimden yaptığı anlaşmayı, aylarca evvel imzaladığı mukaveleyi hiçe sayarak San Francisco’ya gelmiyordu. On gün sonrası için ilan edilmiş, biletleri aylarca evvelinden satılmış olan “Lucia” temsilleri ne olacaktı ? Adler çok müşkül durumdaydı.

Aylardan beri teferruatına kadar hazırladığı bir opera mevsiminin en cazip, en parlak temsillerinden biri suya düşüyordu. On gün içinde Callas’ın yerine aynı mükemmellikte bir başka soprano, hele koloratur soprano bulmak da hemen hemen imkansızdı.’

Sanat hayatının umulmadık fırsatları ‘Fakat beni ne için çağırmıştı? Bunca yıllık tecrübesi olan bir sanat ve idare adamına ben ne akıl verebilir, onu bu müşkül durumdan kurtarmak için ne yapabilirdim? Nihayet baklayı ağzından çıkardı. Leyla Gencer

‘.....Bu vaziyeti henüz senden ve en yakın mesai arkadaşlarımdan başka kimse bilmiyor. Düşündük, taşındık bu kadar kısa zamanda, Callas’ın yerini ancak bir tek sanatkar alabilir, bizi de çıkmazdan kurtarabilir. O da sensin....’ Adler’e gayri ihtiyari : ‘Benimle şaka mı ediyorsunuz?’ dedim Hayır şaka değildi. ‘...Yarına kadar düşüneyim’, dedim. ‘Her şeyden önce ‘Lucia’ partisini bir kere gözden geçirmeliyim’. ...Adler benden müspet cevap alınca bir basın toplantısı yaptı ve sözünde durmayan Callas’ın yerine benim oynayacağımı haber verdi. Aksi gibi heyecan ve stresten sesim kısılmıştı. Çalışmalara devam etme gücünü kendimde bulabildim ve işi sonuna erdirdim.  İlk temsil nasıl oldu? -Parlak oldu. Ama bilir misiniz bendeki endişe, korku, hatta ümitsizlik son dakikaya kadar devam etti... Bir cehennem ateşine girer gibi sahneye girdim. İlk sahnem bittiği zaman kopan alkışlar seyirciyi kazandığımı söylüyordu. Son perde delilik sahnesi geldiğinde salon birdenbire elektriklendi, herkes ayağa kalkmış alkışlıyordu. Perde kapandığında on günden beri ölmüş de şimdi yeniden dünyaya gelmiş gibiydim.” Röportajın tamamını yazmak isterdim. Her büyük sanatçının anıları, başarı hikayeleri ile dolu tıpkı Leyla Gencer gibi... Onun yaşadığı zorlukları, stresleri, yorgunlukları, heyecanı ve kalbinin atışlarını hissettim bu röportajı okurken... Bu büyük sanatçıyı saygıyla anıyorum.

Amerikan Folk müziğinin fenomen isimlerinden biri olan Johnny Cash’in 30 küsur yıl önce yalına ama hiç bir zaman yayınlanmamış kayıtlarından oluşan albümü “Out Among The Stars” şu günlerde yayınlandı. Country, folk şarkıcısı ve gitaristi Johnny Cash 12 Eylül 2003’de karısının ölümünden 4 ay sonra hayata veda etmişti. Ölümünden sonra müzisyenin oğlu John Carter Cash, ailesinin Tennessee Hendersonville’deki evinde babasının kayıtlarını toplarken 1981 yılında yapılmış bir albüm kaydına ulaştı. Bir albüm olarak hazırlanmış ve piyasaya çıkarılmamış bu kayıtları oğul John Carter Cash usta müzisyenleri bir araya toplayarak ve albümü yayına hazır hale getirdi. İşte böylece Johnny Cash’in yaşarken yaptığı son albümü gün yüzüne çıkardılar. 1981 yılında Tennessee Nashville’de Columbia stüdyolarında ve 1984’de 1111 stüdyolarında kaydedilen, o dönemde Nashville’deki CBS Records’ın A&R öncüsü Billy Sherrill’in prodüktörüğünü üst-

lendiği “Out Among The Stars” albümünde 12 adet daha önce hiç gün yüzüne çıkmamış ya da herhangi bir demosu yayınlanmamış şarkı yer alıyor. “Out Among The Stars” isimli bu sürpriz albümde Johhy Cash’in karısı June Carter Cash ile birlikte seslendirdiği “Baby Ride Easy” ve “Don’t You Think sIt’s Coma Our Time” adındaki iki şarkı yeni sürprizlerin başında geliyor. Albümün diğer bir düeti de “I’m Moving On” isimli klasiğinin yorumunda ABD’li folk gitaristi ve vokalisti Waylon Jennings’le yapılmış. “Out Among The Stars”in dikkat çekici yorumlarından biri de Cash’in yaşadığı yere adanmış şarkısı “Tennessee”

 MARIZA

‘Best Of Mariza’



Portekiz halk müziğinin içinde 19. yüzyılda şekillenen fado, hüzünlü anlatımıyla bizdeki ağıtlara benzer bir etkisi vardır. Portekizli denizcileri bekleyen kadınların denizlere yaktıkları ağıtsal türkülerden çıkan fado’yu Fado, 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanmış bir Portekiz halk müziği türüdür. Fado’nun tam bir çevirisi olmamakla beraber, kelime anlamı kadere veya alın yazısına yakındır. Bu yerel müzik türünü tüm dünyaya yamış ve modern bir yapıya büründürmüş isim ise Amalia Rodrigues olacaktı. Günümüzde ise bu tarzın en tanımış ve popülerleşmiş ismi olan Mariza bu geleneksel müziği “world music” kulvarına getirerek yaymayı başaracaktı. Günümüzün en tanınmış fado sanatçısı Mariza, en sevilen şarkılarından oluşan “Best Of Mariza”

albümünü şu günlerde çıkarıyor. Sanatçının daha önce çıkan 5 albümünden seçilen parçalırının yeraldığı albümde iki yeni parçası da yer alıyor. “O Tempo Nao Para” ve “E Ou Nao E” isimli bu iki yeni parçanın haricinde İngilizce olarak yorumladığı Charlie Chaplin’in bestesi “Smile”da albümdeki yerini alıyor. Mariza’nın Consha Buika, Miguel Povedo ve Jose Merce ile yaptığı düetlerinde yer aldığı “Best Of Mariza”, sanatçının 15 yıllık müzik kariyerinin küçük bir özetini de bizlere sunar nitelikte.

‘Üstün virtüöz’ Itzhak Perlman geliyor!

D

ünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 29 Nisan 2014 tarihinde İstanbul Kongre Merkezi’nde vereceği konser için tekrar Türkiye’ye geliyor. Her gittiği ülkede müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşarak konser biletleri aylar öncesinden tükenen, Itzhak Perlman’ın konser biletleri, biletix.com üzerinden satılıyor.

Antik kemanla çalacak Geçtiğimiz aylarda da İstanbul’da konser veren Perlman, bu yıl yine geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius ile konsere katılacak.

5 ayrı dalda Grammy “En İyi Oda Müziği” ve “En İyi Enstrümantal Solist Performansı” gibi toplamda 5 ayrı dalda Grammy Ödülü’ne sahip olan Perlman’ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew Üniversitelerindefahri ve onursal doktoraları bulunuyor. Schindler’in Listesi filminden de tanınan Perlman, 1945 yılında Birleşik Krallık Filistin Mandası altında bulunan Tel Aviv’de doğdu. Çocukluk yıllarında radyodan dinlediği klasik müziklerle kemana olan ilgisi

başladı. İlk eğitimini Shulamit Konservatuarı’ndaveTel-Aviv MüzikAkademisi’ndeRivka Goldgart’tan aldı. Sonrasında Juilliard Okulu’nda büyük keman eğitmeni Ivan Galamian ve onun asistanı Deraothy DeLay ile çalışmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Perlman dört yaşında çocuk felci geçirdi. Pearlman, hızlı hareket edebilmek ve otururken keman çalmak için elektrikli amigo scooter kullanıyor.


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

OLİMPİYAT PARKI’NDAKİ HEYKELİ TAHRİF EDEN TRABZON BELEDİYE BAŞKANI MAHKÛM OLDU

Davayı ‘HAMSİ’ kazandı Olimpiyat Anıtı’nın belediye tarafından tahrif edilmesi üzerine sanatçının açtığı davada, Belediye Başkanı mahkûm edildi, aynı eser için ikinci dava gündemde...  ZEYNEP BİLGİN

T

rabzon Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu başkan olur olmaz ilk iş olarak Olimpiyat Anıtı üzerinde bulunan, sabit kabartma yazı metnini kazıyıp yok etti. Ayrıca Trabzonlu ünlü sanatçıların büstlerini kaldırttı. Bunun ardından sanatçı Hasan Fehmi Hızal açtığı davayı kazandı ve belediye başkanı mahkum oldu. Bu konuda sanatçı ile görüştük ve aşağıdaki bilgileri aldık.  Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu Trabzon Belediye Başkanlığı’na seçildikten sonra kent sorunlarıyla ilgileneceği yerde kültürel değerlerle uğraşmaya başladı. Bu konudaki girişimlerinizi anlatır mısınız? Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, başkanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra Olimpiyat Anıtı üzerinde bulunan, sabit kabartma yazı metnini kazıyıp yok ederek, icraatına başladı. Bir yurttaş ve aynı zamanda anıtın müellifi olarak bu duruma itiraz etmiştim. Gerekli onarımın yapılarak anıtın orijinal haline dönüştürülmesi konusunda uyarıda bulunmuştum. Aynı konuda bazı üyelerin itirazı üzerine, Belediye Meclisi’nde yaşanan sert tartışmaları da basından izlemiştik. Gümrükçüoğlu’nun bu uygulaması sanata, sanatçıya olduğu kadar; anıtın asıl sahibi Trabzon kamuoyuna ve onun değerlerine yapılmış bir saldırıydı aynı zamanda. Zira binlerce Trabzonlunun katıldığı açılış töreninde yaptığım

konuşmada anıtın biraz hamsi, biraz Temel ve aynı zamanda horon gibi bölgesel öğeleri üzerinde taşıdığını belirtmiştim. “Gençler ve çocuklar tarafından beğeniliyorsa, ben kendimi heykeltraş olarak başarılı sayarım” diyerek, anıtın gerçek sahiplerini işaret etmiştim.  Bu başvurunuza Belediye Başkanı nasıl yanıt verdi? Sanatsever ve sanatçılar olarak bu benzeri konulardaki uyarılarımıza Başkan cevap olarak, Meydan Parkı’nda bulunan Sabahattin Eyüboğlu, Hasan İzzettin Dinamo, İbrahim Cudi Bey, Celalettin Algan büstlerini kaldırarak, meydan okumaya devam etti. “Haklarında Encümen kararı yok” gibi bahanelerle kamuoyunu oyalarken, Başkan’ın yardımcılarından biri de geriye doğru araştırma yaptıklarını ifade ederek, Meydan Parkı’ndaki Atatürk Anıtı’nı hedef gösteriyordu! Belediye Başkanı’nın bu uygulama ve tehditlerine karşı ortaya koyduğumuz tepkiye cevap olarak Olimpiyat Anıtı’nı, Olimpiyat Parkı’ndan tümüyle kaldırdı. Bu hukuk dışı uygulama nedeniyle, kendisine dava açtım. Daha önce anıt üzerinde tahrifat nedeniyle kendisine açtığım davada, Başkan mahkum oldu. Avukatım Arda Çıray’dan mahkeme kararıyla ilgili aldığım bilgiye göre; anıt üzerindeki tahrifatın giderilmesinin yanı sıra, Trabzon Belediye Başkanlığı 30 (otuz) bin TL tazminat ödemeye mahkum edildi. Başkan; sanata, sanatçıya ve Trabzon kamuoyuna karşı bilerek, planlayarak suç işledi ve mahkum edildi. Şimdi soruyorum; işlediğiniz

suçun bu tazminat bedelini cebinizden mi ödeyeceksiniz, yoksa Trabzon halkına mı ödettireceksiniz? Olimpiyat Anıtı’nı Olimpiyat Parkı’ndan tümüyle kaldırmanız

nedeniyle açtığım dava sonuçlandığında, muhtemelen bir mahkumiyet daha alacaksınız. Aynı soruyu, yeni açtığım dava için de soruyorum!

Hasan Fehmi Hızal

HASAN FEHMİ HIZAL KİMDİR? 1957 yılında Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde doğdu. İlk resim çalışmalarına Köy Enstitülü eğitimci olan babasının gözetiminde başladı. Lise döneminde Esin Avgan ve Sezai Çakmakçı’nın öğrencisi oldu. Hocalarından Sezai Çakmakçı’nın sanatçı üzerindeki etkisi büyüktür. 1980 yılında Yüksek Lisans Eğitimine başladı. Prof. Dr. Neşet Günal’ın atölyesinde öğrenim gördü. 1980 darbesi sonrası ilk öğrenci örgütlenme çalışmalarında yer aldı. 1987-88 yıllarında 2000’e Doğru dergisinde kapak ressamlığı yaptı. Sanatçının katıldığı ilk organizasyon, Kenan Evren’in bienalden nülerini indirttiği Polonyalı sanatçıya destek sergisidir. Ortaköy Kültür Merkezinde açılan bu sergide, Kenan Evren’i protesto etmek amacıyla eserler çıplak resim ve heykellerden oluşturulmuştu. Merkezi Trabzon’da bulunan Karadeniz Plastik Sanatlar Derneği’nin kurucularındandır. On sanat derneğinin birleşiminden oluşan Trabzon Sanatevi Derneği’nin bir dönem başkanlığını yapan sanatçı, aynı derneğin sekreterlik görevini yürütmektedir. Çalışmalarına Trabzon’daki atölyesinde devam etmektedir. 2010 yılından bu yana merkezinde Turhan Selçuk’un bulunduğu “Bütün Zamanların İlk Karikatür Heykelleri” çalışmasını sürdürmektedir.

UPSD’nin Dünya Sanat Günü etkinlikleri sürüyor Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin (UPSD) “Dünya Sanat Günü” etkinlikleri sürüyor. UPSD’nin bu yıl 6.sını düzenlediği Genç Etkinlik “Yol-TünelIşık” sergisi Beşiktaş Belediyesi Mustafa Kemal Kültür Merkezi Çağdaş Sanat Merkezi’nde dün açıldı... Etkinlik kapsamında sanat insanı ve felsefeci Prof. İsmail Tunalı’nın Onur Ödülü aldı. UPSD bünyesindeki sanatçıların hazırladığı “Dünya Sanat

İzmir Kitap Fuarı açılıyor  TUĞÇE YERDELEN/İZMİR Bu yıl 19.’su düzenlenecek olan İzmir Kitap Fuarı 19 Nisan’da başlayıp, 27 Nisan’a kadar sürecek. Uluslararası Fuar Alanı’nda yapılacak olan fuara 390 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu katılacak. Dokuz gün sürecek olan İzmir Kitap Fuarı’nda Doğu Perinçek, Mehmet Perinçek , Hikmet Çiçek, Atilla Sertel, Tuncay Özkan, Feyza Hepçilingirler, Doğan Hızlan, Gülten Dayıoğlu, İlber Ortaylı, Muzaffer İzgü, Füruzan, Ercan Kesal, Murathan Mungan, Ayfer Tunç, Üstün Dökmen, Deniz Kavukçuoğlu, Ahmet Ümit, Ataol Behramoğlu, Mustafa Balbay, Ahmet Telli, Erdoğan Aydın, Yekta Kopan, Enver Ercan, Erendiz Atasü, Onur Öymen, Aslı Tohumcu, Behiç Ak, Bülent Habora, Nihat Behram yer alacak. İzmirlilerin kitaplarla, şair ve yazarlarla buluşacağı İzmir Kitap Fuarı’nda söyleşi, panel, şiir dinletileri ve çocuk etkinlikleriyle yaklaşık 100 etkinlik gerçekleştirilecek. Açılış günü 19 Nisan olan fuar 26 Nisan tarihine kadar her gün saat 11.00 ile 20.00 saatleri arasında 27 Nisan 2014’te ise 11.00 ile 19.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.

Onur Konuğu Feyza Hepçilingirler İzmir Kitap Fuarı’nın bu yılki Onur Konuğu Feyza Hepçilingirler. 1948 yılında Ayvalık’ta doğan Hepçilingirler, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. İzmir Kemalpaşa ve İzmir Karataş liselerinde edebiyat öğretmeni ve Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Yazmaya, okul yıllarında (1963) Feyza Baran adıyla ve İzmir’de kimi dergilerde yayımlanan şiirlerle başladı. 1979 yılında Kültür Bakanlığı’nın açtığı Çocuk

Yapıtları Yarışması’nda “Yanlışlıklar” adlı oyunuyla Başarı Ödülü, 1981’de Akademi Kitabevi Yarışması’nda “Sabah Yolcuları” adlı dosyasıyla Öykü Birincilik Ödülü kazandı. “Eski Bir Balerin” adlı kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı’nı (1985), “Potluğu Gidermek” adlı öyküsüyle Yunus Nadi Armağanı Öykü İkincilik Ödülü’nü (1989), “Ne Güzel Ölmüştüm” adlı öyküsüyle Borski Grümen (Balkan Yazarlar Karşılaşması) Ödülü’nü (1991), “Savrulmalar” adlı öykü kitabıyla da Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü (1997) aldı. Şu anda Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevliliğine ve Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nde yazılarına devam etmektedir.

Günü Sergisi” Maçka Demokrasi Parkı UPSD Sanat Galerisi’nde bugün saat 18.30’da açılacak. Etkinlikte, ressam Kayıhan Keskinok Onur Ödülü alacak. “Dünya Sanat Günü” etkinliklerinde “Matematik ve Mona Lisa” eseriyle ünlenen Prof. Bülent Atalay “Leonardo ve Türkler” adlı konferansıyla 18 Nisan 2014 Cuma günü saat 15.00 ile 17.00 arasında İstanbul Modern’de olacak.

Çocuk oyununa sansür! Samsun Sanat Tiyatrosu’nun “Ben Çöp Değilim” adlı oyunu Tarsus’ta İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce yasaklandı. Oktay Şenol’un yazdığı, Uğur Taşkın’ın yönettiği çocuklarda çevre bilincini geliştirmeye yönelik bir oyun olan “Ben Çöp Değilim”de çevrenin temiz tutulması, çöplerin gelişigüzel atılmaması, hangi maddelerin çöp sayıldığı ve geri dönüşüme kazandırılabilecek maddeler eğlence bir biçimde anlatılıyor. Oyun yıllardır pek çok farklı ilde sahnelenmiş olmasına karşın Tarsus İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü “gösterimi uygun görülmemiştir” diyerek çocuk oyununa sansür uyguladı. Samsun Sanat Tiyatrosu’nun

kurucusu ve sanat yönetmeni Yaşar Gündem “Ülkemde çevreci bilinci oluşturmak devlet eliyle yasaklanmakta...” diyerek olaya tepki gösterdi.

Doruk Sanat’ta ‘İzler’

Eray Özcan’ın “İzler” başlıklı resim sergisi bugün Doruk Sanat Tophane’de açılıyor. Pazar ve Pazartesi günleri hariç her gün saat 11.00 ile 18.30 saatleri arasında gezilebilecek olan sergi 10 Mayıs 2014 tarihine kadar görülebilir.

Hayati

ASILYAZICI hayatiasilyazici@yahoo.com

ELEŞTİREL BAKIŞ

Hazırlayan: Zeynep BİLGİN halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Beethoven, Mozart ve diğerleri

B

orusan Filarmoni Orkestrası (BİFO), verdiği son konserinde üç önemli sanat olayının gerçekleştiğini gördük. İlki, doğal olarak, Beethoven’dı. İkincisi, 3. Piyano Konçertosu’nda (Do minor, Op. 37) Beethoven’ın usta yorumcusu Rudolf Buchbinder’i dinledik. Üçüncüsü ise Mozart’ın “Requiem”iydi. Buchbinder’e, Sascha Gœtzel yönetimindeki BİFO eşlik etti. Ünlü Alman piyano virtuözü Buchbinder, bir süre önce İstanbul’da Beethoven’in 32 Sonat’ını yedi konserde seslendirmişti. Bu resitaller, İstanbul müzikseverlerinin ilgisini çekmişti. Bu arada bizim de dünyaca ünlü virtuözümüz İdil Biret’in, Beethoven’ın 32 Sonat’ını dört konserinde yorumladığını belirtmeliyim. (Ayrıca Biret, tüm Beethoven bestelerini ve sonatlarını CD olarak çıkardı, meraklıları bu CD’leri bulabilirler.) Kuşkusuz yüzü aşkın CD sahibi virtüöz Buchbinder, Beethoven’in 3. Piyano Konçertosu’nu büyük bir başarıyla yorumladı. Konçerto ve sonrasındaki bisleri ile masterclassını ortaya koydu ve bir Beethoven yorumcusu olarak Zorlu Center’ın büyük salonunda yeterli yankıyı buldu. Orkestra ve şefi konuk sanatçıya başarıyla eşlik etti. Programın ikinci bölümünde bir dâhi bestecinin, Mozart’ın, müzik edebiyatının unutulmaz yapıtlarından biri olan “Requiem”ini dinledik. Nice “Requiem”leri dinlediğimi düşünüyordum bu ünlü yapıtın yorumlanışında; Verdi’nin “Requiem”i ve Mozart’ın “Requiem”i hiçbir zaman unutamadığım büyük bestelerdi. Bu kez BİFO, önemli bir olayı bu sanat etkinliğinin içinde katmıştı. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu, Cemi’i Can Deliorman’ın şefliğinde son yıllarda yükselen bir grafik çiziyordu. Konsere sözünü ettiğim koronun katılması önemli bir katkı sağladı. Son dönemin, özellikle 2014’ün, konserleri arasında niteliğiyle yerini alan bu konser büyük bir başarının göstergesiydi. Program olarak, görselliği ve işitselliği vardı. Bu da bir ayrıcalık getiriyordu. “Requiem”i seslendiren koronun solistleri de ünlü sanatçılardı. Soprano Chiara Skerath, kendi parçalarında inanılmaz başarısıyla öne çıkıyordu. Mezzosoprano Rachel Frenkel, kendi parçalarını etkili biçimde seslendirdi. Tenor Frederic Antoun ve bas Markus Marquardt “Requiem”in başarılı sesleri olarak belleklerde kalacaklar. Çoksesli koro orkestra yönetiminde başarılı eşliğiyle ulusalararası düzeyde olduğunu gösterdi. Bu koromuzu hazırlayan şefin katkısını elbette ki yadsıyamam. BİFO ve şefi böylesine büyük bir konserin başarısında etkindiler ve övgüye değerdiler.

23 ülkeden 58 sanatçı buluştu



Özyeğin Üniversitesi’ nin uluslararası resim ve heykel sanatçılarının katılımıyla düzenlediği “ÖzÜ’de Sanat Günleri” büyük ilgi görüyor. ÖzÜ Mimarlık ve Tasarım Kulübü, ÖzÜ Kültür ve Sanat Kulübü, ÖzÜ Uluslararası Kulübü ve ÖzÜ Müzik Kulübü tarafından desteklenmekte olan ve Çekmeköy Kampüsü’nde gerçekleşen etkinliğe Türkiye’ nin yanı sıra Çin, Mısır, Azerbaycan, Yunanistan, Fransa, Hollanda, Finlandiya, Filistin, Danimarka ve Hırvatistan gibi 23 farklı ülkeden 58 sanatçı katıldı. Sanatçılar, İstanbul’un doğal, kültürel zenginlikleri ve tarihiyle ilgili edindikleri izlenimlerini Özyeğin Üniversitesi Kampüsü’nde tuvallerine yansıtıyor; Özyeğin öğrenci, akademisyen ve çalışanlarıyla birlikte resim çalışmaları yapıyor. Etkinlikte Özyeğin Üniversitesi öğrencileri, çalışanları ve liseli öğrenciler de uluslararası sanatçılarla buluşma olanağı buluyor; sanatçıların atölye çalışmalarına katılabiliyor. “ÖzÜ’de Sanat Günleri” 17 Nisan 2014’te Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü’nde uluslararası sanatçıların yaptığı eserlerin görülebileceği sergi ile son bulacak.


Hazırlayan: Fırat KORSAN

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

YETER ARTIK! Ülkemize ilk kez gelen Avrupa kupasının dahi önüne geçen gerginlik ‘yeter artık’ dedirtti. Galatasaray taraftarı ile Aziz Yıldırım’ın gerginlikleri büyük başarıya gölge düşürdü SPOR SERVİSİ

Ü

Çirkin pankartlar Şampiyon Galatasaray İstanbul’a döndüğünde onlar karşılayan Sarı-Kırmızılı taraftarlar, takım otobüsüne çirkin pankartlar astı. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ı hedef alan bir pankartta “Akıllı ol Aziz” yazdığı görülürken, diğer bir pankartta ise “Hunharca” yazıyordu.

lke olarak özellikle takım sporlarında yavaş yavaş çıtayı yükselttiğimiz bu dönemde voleybol ve basketbolda gelen başarılar yüzümüzü güldürüyor. Son olarak Kadınlar Avrupa Ligi’ni Galatasaray’ın kazanması ve kupanın ülkemize gelmesi büyük sevinç yarattı. Ancak bu başarıyı konuşamaz hale geldik. Avrupa’da başarılara hasret olduğumuz halde maalesef Galatasaray Kadın Basketbol Takımımın şampiyonluğu ikinci planda kaldı.

Daha ne kadar sürecek? Özellikle kulüp yöneticilerin birbirlerini he-

Yıldırım’a yakışmadı Aziz Yıldırım’ın Rusya’daki final maçı öncesinde Galatasaraylı taraftarların kendisine yönelik küfürlerine, kendisinin de küfürle karşılık vermesi Yıldırım’a yakışmayan bir görüntüydü.

def alan açıklamaları, camiaları ve taraftarları birbirine düşman ediyor. Her derbi maç öncesi ve sonrası yöneticilerin açıklamaları, gerginliği tırmandırırken, yeni ölümlerin, yeni olayların nedeni oluyor. Kadınlar Avrupa Ligi finali öncesi yaşananlar ise yeter artık dedirtti. Sarı-Kırmızılı taraftarlar ile Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın atışmaları, Yıldırım’ın sosyal medyaya düşen küfürlü videosu, Galatasaray’ın resmi takım otobüsüne asılan ve Fenerbahçe’yi hedef alan pankartlar bizim nerelere gittiğimizi gösterir gibi. Ülke olarak, ortak zevkimiz sporun uçurumdan daha da yuvarlanmaması için sağduyulu sporseverler olarak artık yeter demenin zamanı gelmedi mi?

SPOR TAKIMLARIMIZIN SON YILLARDAKİ BAŞARILARINA BAKTIĞIMIZDA VOLEYBOL EN ÜST SEVİYEDE YER ALIRKEN, BU SEZON YİNE 2 AVRUPA KUPASI ÜLKEMİZDE

FİLENİN YILDIZIYIZ!

Amatör sporlarda en başarılı olduğumuz branş olan voleybolda bu sezon da zirvedeydik. Fenerbahçe’nin 2 kupa getirdiği sezonda, 3 takımımız finalde kaybederken, 1 takımımız yarı, 1 takımımız da çeyrek final oynadı

ANIL GÜLER

S

on yıllarda Türk sporuna yapılan yatırımlar, başarıları da beraberinde getirmeye başladı. Kadın basketbolunda Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonluğu göğsümüzü kabartsada voleyboldaki başarılar en üst seviyeye yükseldi. Şu ana kadar voleybolda ülkemizde ve Avrupa’da neler yapmışız bir bakalım; Geçen yıl Kadınlar Süper Kupa’yı kazanan Vakıfbank bu yıl da finalde güçlü rakibi Fenerbahçe’yi 3-2 ile geçerek aynı başarıyı tekrarladı ve kupayı 6.kez müzesine götürdü. Erkeklerde ise kupayı yine finalde Fenerbahçe’yi 3-2 ile mağlup eden Halkbank kazandı.

Voleybol tarihinde ilk kez finale çıkma başarısı gösteren Beşiktaş Kadın Voleybol takımı kupaya inandı ancak hayaller gerçekleşmedi. CEV Challange Kupası’nda Odintsova’ya 3-1 yenilen temsilcimiz turnuvayı 2. olarak tamamladı. Sezona damga vuran olay ise Fenerbahçe’nin hem kadın hem erkek voleybol kulüplerinin aynı gün aynı salonda Avrupa şampiyonu olmasıydı. Güne, “İki Kupa Tek Arma” sloganıyla başlayan Sarı-Lacivertlilerin bu hayali gerçeğe dönüştü. Erkekler CEV Challange Kupası’nda Andreoli takımını saf dışı bırakarak şampiyon olurken, kadınlar ise Uralochka takımını yenerek kupaya uzandı. Tarihte eşi benzeri olmayan bu başarı Türkiye’ye

HAFTANIN TAKIMI

HAFTANIN FUTBOLCUSU

G

MİCHAL KADLEC (FENERBAHÇE) HAFTANIN TEKNİK ADAMI

ROBERTO CARLOS (SİVASSPOR) O G 29 21 29 15 29 14 29 11 29 13 29 11 29 10 29 11 29 10 29 11 29 10 29 10 29 9 29 8 29 9 29 8 29 5 29 6

B M 3 5 9 5 11 4 10 8 4 12 9 9 11 8 7 11 9 10 5 13 8 11 6 13 7 13 9 12 4 16 6 15 13 11 7 16

A 66 48 49 41 51 27 45 37 30 33 33 35 37 35 35 30 30 23

Y Av. P 29 37 66 27 21 54 24 25 53 34 7 43 51 0 43 27 0 42 35 10 41 42 -5 40 28 2 39 37 -4 38 41 -8 38 50 -15 36 39 -2 34 39 -4 33 55 -20 31 42 -12 30 38 -8 28 47 -24 25

29. HAFTA SONUÇLARI Konya 1-1 Beşiktaş, Kasımpaşa 1-1 Bursa, Karabük 0-2 Akhisar, Kayseri 0-2 Rize, Sivas 2-1 G.Saray, G.Birliği 0-0 K.Erciyes, Eskişehir 2-2 Trabzon, F.Bahçe 4-1 Antalya, Elazığ 2-1 G.Antep

GELECEK HAFTA PROGRAMI 18 Nisan Cuma: 20:00 K.ErciyesTrabzon, 19 Nisan Cumartesi: 13:30 G.Antep-G.Birliği, 16:00 Akhisar-Kayseri, 19:00 G.SarayKasımpaşa, 19:00 Bursa-Elazığ, 20 Nisan Pazar: 13:30 Rize-Konya, 19:00 Beşiktaş-F.Bahçe, 21 Nisan Pazartesi: 20:00 AntalyaSivas, 20:00 Karabük-Eskişehir.

 Şampiyonlar Ligi Erkekler: Halkbank ikinci Kadınlar: Vakıfbank ikinci, Eczacıbaşı dördüncü  Cev Kupası Erkekler: Milli Piyango çeyrek final Kadınlar: Fenerbahçe şampiyon  Challange Kupası Erkekler: Fenerbahçe şampiyon Kadınlar: Beşiktaş ikinci

Bu sezon hedeflerinden tek tek uzaklaşan Galatasaray gözünü Türkiye Kupası’na çevirirken, Başkan Aysal, “Oyuncuların kolay kolay kupadan vazgeçeceklerini zannetmiyorum” dedi

SİVASSPOR

1 FENERBAHÇE 2 BEŞİKTAŞ 3 GALATASARAY 4 TRABZONSPOR 5 SİVASSPOR 6 KARABÜKSPOR 7 KASIMPAŞA 8 AKHİSAR BLD. 9 ESKİŞEHİRSPOR 10 G.BİRLİĞİ 11 BURSASPOR 12 G.ANTEPSPOR 13 KONYASPOR 14 RİZESPOR 15 ELAZIĞSPOR 16 K.ERCİYESSPOR 17 ANTALYASPOR 18 KAYSERİSPOR

Voleybolda 2014 Avrupa karnesi

‘Kupadan vazgeçmeyeceğiz’

SÜPER LİG PANORAMA

PUAN DURUM U

büyük gurur yaşattı. Şampiyonlar Ligi de yine ülkemiz adına mutluluk verici sahnelere ev sahipliği yaptı. Dörtlü finalde ülkemizin iki önemli kulübü Eczacıbaşı ve Vakıfbank karşı karşıya geldi. Eczacıbaşı’nı turnuva dışına iten Vakıfbank finalde Dinamo Kazan’a 3-0 yenilerek turnuvayı 2. tamamladı. Erkekler Şampiyonlar Ligi’nde de temsilcilerimizden Halkbank 2. olarak turnuvayı kapattı. Geçtiğimiz yıl CEV Kupası’nı kazanan Halkbank tarihinde ilk kez katıldığı Şampiyonlar Ligi’nde finalde dünyanın en güçlü takımları arasında gösterilen Belogorie’ye kaybetse de Türkiye’ye bu yıl da voleybolda büyük bir gurur daha yaşatmış oldu.

Bursa’da final aşkına

BURSASPOR GALATASARAY SAAT: 20.00 STAT: Atatürk HAKEM: İlker Meral YAYIN: ATV

Ligde zirvenin uzağında kalan, Şampiyonlar Ligi’ne de erken veda eden Galatasaray, Türkiye Kupası yarı final ikinci maçında deplasmanda Bursaspor ile karşılaşacak. Bu akşam saat 20.00’de başlayacak ve İlker Meral yöneteceği mücadelede ilk maçta 2-2 berabere kalarak avantajı rakibine kaptıran Sarı-Kırmızılılar, galip gelerek finale çıkmak istiyor.

İyi başlayıp, kötü bitirdik Avrupa Ligi Çeyrek Final play-off serisi ilk maçında Galatasaray, deplasmanda Barcelona’ya 8861 yenildi. Maça hızlı başlayan temsilcimiz, ilk çeyreği 21-14 önde tamamladı. Sarı-Kırmızılılar 2. çeyrekte sayı üretmekte zorlansa da, soyunma odasına 35-33 önde girdi. 3. periyota ilk yarının sonunda sakatlanan Arroyo’dan yoksun çıkan Galatasaray, çeyreği 59-49 geride bitirdi. Son periyotta farkı daha da açan Barcelona, sahadan 88-61 galip ayılarak seride 1-0 öne geçti. Serinin 2. maçı, 17 Nisan Perşembe akşamı 22.00’de yine İspanya’da oynanacak. Play-off serisindeki eşleşmelerde üç galibiyet alan dört takım, Final Four’a yükselecek. Dörtlü finaller, 16-18 Mayıs tarihlerinde İtalya’nın Milano şehrinde oynanacak.

88 61

elen istikrarsız sonuçların ardından eleştirilen hedefi haline gelen ve geçen pazar yapılan mali genel kurulda ibra edilerek rahat bir nefes alan Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, GSTV’ye bu akşam Bursaspor ile oynanacak Türkiye Kupası maçı öncesinde iddialı konuştu. Bu akşam Türkiye Kupası’nda oynanacak olan Bursaspor maçına da değinen Aysal, “Kupaya giden yolda Bursaspor maçı, kendi sahamızda berabere kaldıktan sonra büyük önem kazandı. Teknik ekibin ve oyuncuların kolay kolay kupadan vazgeçeceklerini zannetmiyorum. İyi netice bekliyorum” şeklinde konuştu. 2016’da görevi bırakacak olmasına da değinen Aysal, “Genç ve dinamik bir arkadaşımızın hazırlanması için, iki senelik bir dönemim daha olduğunu belirtmek istedim” dedi.

re e z ü k e m t i b Kapalı

Karabük’e transfer yasağı Türkiye Futbol Federasyonu Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun (UÇK) eski Samsunsporlu Selim Teber’in transferiyle ilgili olarak Karabükspor’a 2 yıl transfer yasağı verdi. Konuyla ilgili açıklama yapan Karabükspor Başkanı Mustafa Yolbulan, Tahkim Kurulu’na başvuracaklarını, kararın vicdan ölçülerine sığmadığını söyledi.

El-Classico var, Ronaldo yok İspanya Kral Kupası’nda final bu akşam oynanacak. Saat 22:30’da Barcelona ile Real Madrid karşı karşıya gelecek. Valencia’nın stadı Mestalla’da oynanacak mücadedele TV8’den naklen yayınlanacak. Madrid ekibinin süper yıldızı Cristiano Ronaldo ve sol bek Marcelo sakatlıkları sebebiyle bu akşamki ElClassico’da forma giyemeyecek.

Vodafone Arena’nın inşaatı tüm hızıyla sürerken, Kapalı tribünün kaba inşaatına büyük bir aşama kaydedildi. Stadın son durumu ile ilgili bilgiler veren Beşiktaş İnşaat Müdürü İhsan Coşkun, “Şu an inşaatta D Blok son noktasına geldi. Arkadaki kolonlar döküldü, az bir kısım kaldı. İnşaat çalışmalarında herhangi bir sorun yoktur” dedi.

Beşiktaş Teknik Direktörü Slaven Bilic ile öğrencileri Olcay, Oğuzhan ve Necip, gece geç saatlerde Arena’ya giderek çalışmayı yakından takip etti.

Olimpiyat başvurusu B

eşiktaş heyecanla yeni stadını bekliyor... Ancak yeni sezona yetişmeme riski oldukça büyük olan Vodafone Arena yerine maçlar yine Olimpiyat Stadı’nda oynanacak gibi görünüyor. Edinilen bilgilere; göre Siyah-Beyazlı Yönetim önümüzdeki sezon Avrupa ve Lig maçlarını Olimpiyat Stadı’nda oynamak için başvuruda bulundu. Başkan Fikret Orman 30 Ağustos 2014 tarihinde stadı bitirme sözü vermesine rağmen tedbirli davranan Yöneticiler, Olimpiyat Stadı için başvuru yaptı. Prosedür gereği avrupa maçlarını oynayacağı stadı belirlemek zorunda olan Siyah-Beyazlı Kulüp yaptığı başvurunun bir örneğini lig biter bitmez UEFA’ya da bildirecek.

Fener’de Webo şoku! Fenerbahçe’de Antalyaspor maçında sağ ayak bileğine darbe alan Pierre Webo, Beşiktaş derbisinde forma giyemeyecek. Ayak bileğinde ikinci derece yırtık tespit edilen Kamerunlu golcünün, 1-2 hafta sahalardan uzak kalacağı bildirildi. Sarı kart cezasını tamamlayan Emenike ise, derbi maçta ilk 11’deki yerini alabilecek.

Ortaya Eriksen mi? Gelecek sezon için takıma takviye yapmayı planlayan Fenerbahçe’de yönetim flaş bir transfer için harekete geçti. Seneye uygulanacak yabancı kuralı sebebiyle Yobo, Stoch, Krasic, Holmen, Kadlec ve Cristian gibi isimlerle yollarını ayırmayı planlayan Sarı-Lacivertliler, Alex’ten sonra kanayan yara olarak değerlendirilen forvet arkası pozisyonuna Tottenham’ın Danimarkalı yıldızı Christian Eriksen’i transfer etmek istediği iddia edildi.


16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Cenk ÇINAR

Dört beş yıl önce televizyonda bir program izlemiştim. Bir psikiyatr ortaya birtakım eşyalar koyarak izleyicilere bunları nasıl algıladıklarını soruyordu. Bir seferinde ortadaki obje bir iskemle idi. Yanıt olarak bazı izleyiciler “oturmak için yapılmıştır”, “süs için yapılmış möbledir” hatta kimisi gürgenden, meşeden yapılmış diye fikir ileri sürmüşlerdi. Oysa yanıtlanması istenen husus, iskemlenin mecazi anlamı idi. Hepimizin bildiği gibi iskemle ya da koltuk, iktidar sahiplerini ya da bir şirketin üst yönetimini ifade ederken mecazi anlamda kullanılabilen bir eşyadır. Böyle bir sandalyeye oturmak zor, kalkmak ise ondan daha zordur. Eğer bugün böyle bir program olsaydı ortaya konan obje iskemle değil herhalde ayakkabı kutusu veya para sayma makinası olurdu. Bu objelerin gerçek anlamını değil de mecazi anlamının kimsenin aklına gelebileceğini düşünemiyorum. Gerçekten de kimin aklına gelirdi ki ortaya konan kutunun içine haramzadelerin parasının

konabileceği ve de bu paraları saymak için para makinesi olabileceği.. Bu koltuk denilen basit eşyanın öyle bir albenisi ve çekim gücü vardır ki ona oturmak için her türlü çaba gösterilir. Koltuğa oturmak zordur ama kalkmak daha da zordur. Bu koltuk yüzünden bazı insanların başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Tarihe şöyle bir bakın. Osmanlı’dan bu güne kadar koltuk için kaç kelle gitmiştir. Koltuk tutkusunun en son örneğini hep birlikte izledik, izliyoruz da. Yerel seçim öncesi iktidar ve muhalefet partileri arasındaki kavgaları bütün çirkinliği ile gün be gün izledik. “Başbakan istifa” lafları arş-u alaya yükseldi ama bırakın başbakanın koltuğu bırakmasını daha fazla hırçınlaştı. Spor kulüpleri başkanlarının kendiliğinden istifa ettiğini hiç gördünüz mü? Aziz Yıldırım birkaç kez koltuğu bırakmak istedi ama bir türlü bırakamadı. O günler bırakabilseydi bu günkü sıkıntılı ve korkulu günleri yaşamazdı. Onun da koltuğunu bırakmak isteyeceğini hiç san-

FENERBAHÇE MORFOLOJİSİ Fenerbahçe, ligin bitimine beş hafta kala Antalya’yı yendi ve en yakın rakibi Galatasaray’dan 13 puan ileri geçti. Bırakalım matematiksel hesapları bana göre FB’nin şampiyonluğu gerçekleşmemiş olsa bile gerçeğe çok yakın. Ne var ki toplum olarak bazı olaylarda çok temkinli olmayı seviyoruz. Sanıyorum Fenerbahçe bu lig kupasını törenle müzesine götürecek. Ama yıllar sonra, alınacak bu kupanın bu madeni bir eşyadan ziyade hangi şartlar altında alındığı da anlatılacak. Hepimizin bildiği gibi takım, merkez üssü Kadıköy de olmak üzere büyük bir deprem geçirdi. Travmaları henüz geçmedi. 2013’te olan bu felaketi ne yazık ki Fenerbahçe’nin rakip takımları mutluluk saydı. İçeride ve UEFA’da ceza alması için her yola başvuruldu. UEFA’nın Fenerbahçe’ye verdiği, Avrupa kupalarından 2 yıl men cezasına rakipler, üzülmedi tersine etekleri zil çaldı. Bir anlamda Fenerbahçe’nin kolu kanadı kırıldı. Çoğu kişi de Fenerbahçe’den umudunu kesti daha doğrusu böyle olmasını istediler. Ne var ki düşledikleri olmadı. Anımsayacaksınız haftalar önde “Galatasaray için, bünyesine virüs girmiş ve kurtulması

zor İlerde Galatasaray’ı sorunlar bekliyor” diye yazı yazdım. Bu tabi ki bir benzetme.. Benzer derecede yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen aksine Fenerbahçe’nin damarına azim, irade, cesaret, arkadaşlık gibi bir takım özellikler zerk olmuştu. İşte bu durum Fenerbahçe’yi zaman zaman kötü oynamalarına rağmen bugünkü başarısına taşıdı. Bu durumu kişilere bağlamak doğru değil. Bana kalırsa; başkan Aziz Yıldırım’dan masörüne kadar birçok kişinin katkısı yadsınamaz. Bu arada Aykut Kocaman’ı da unutmamak gerekir. Felaket zamanlarında Fenerbahçe’yi homojen tutmayı başardı ve ayakları sağlam bastı. Yönetim kurullarının ortada olmadığında kendisi mücadele ediyordu. Bir anda teknik direktörlükte olduğu gibi yönetim açısından da Fenerbahçe’yi sırtladı. Başarılı olup olmadığı tartışılır. Kendisi gelmiş geçmiş en başarılı teknik adamlardan biridir. Ne var ki hafıza-ı beşer isyan ile maluldür. Yani unutmak hasatlığı yaygındır. Kendisine Fenerbahçe camiası adına yürekten teşekkür ediyorum ve yaptıklarının unutulmayacağını düşünüyorum.

SOL AÇIK

Koltuk tutkusu

‘ASLOLAN Trabzonspor’dur’

Halit DERİNGÖR hderingor@hotmail.com

mıyorum. Düşünüyorum da acaba bizim genlerimizde koltuk sevdası mı var ki koltuk hastalığına yakalanıyoruz. Yani bir anlamda koltuk özürlüyüz. Koltuğa yaklaşan insanların adeta koltuk sarası tutuyor. Diğer ülkelerde de böyle mi? Pek sanmıyorum. Japonya’daki yöneticiler, bırakın su-istimal yapmayı bunun söylentisi ile bile harakiri yapıyorlar.

Koltuk ile ilgili tebessüm ettirecek bir anım Yaz günleri her sabah Burgaz Ada’sındaki Yüksek İhtisas Kulübüne giderim. Bir sabah Ada vapuru iskelesine gitmek için sahildeki Göztepe Otobüs Durağına geldim. Bir de ne göreyim durağın içinde görkemli bir koltuk bırakılmış. Garipsedim. Biraz sonra adamın biri “ne bakıyorsun? Beğendinse koltuğu al git” dedi. “Sen niye almıyorsun da bana söy-

lüyorsun?” dediğimde. “Benim evimde böyle koltuk var” demez mi? Şaşırdım kaldım. Ne yapacaksın bu koltuğu? Diye sordum. “Antika bu satacağım” dedi. Sonradan öğrendim ki bu koltuk hükümet erkanından birine aitmiş. Hastalanınca oturamaz olmuş ve koltuğun atılmasını istemiş. Aziz Nesin’in yazdığı ve Kemal Sunal’ın oynadığı filmi hatırlarsınız. Ben bir defa değil 5 defa izledim. Sunal köyünde muhtar olur. Halk ondan memnundur. Sonraları bakanlığa kadar yükselir. Ama görevi esnasında gördüğü yolsuzlukları ve kendisine teklif edilen rüşvetlerden bıkar ve karar verir bakanlığı bırakmaya. Köyüne gelir. Evdeki geniş koltuğunu köy meydanının ortasına koyar ve benzin döküp yakar.. Ne çektim bu koltuktan der. Bu da bazı kişiler için kıssadan hisse olur mu? Bilmem..

GALATASARAY MORFOLOJİSİ Galatasaray hepimizin bildiği gibi Türkiye’nin büyük takımlarından biridir. Avrupa’da ve Dünya’da gururumuz olmuştur. Nerede ise O’nu tanımayan ülke yoktur. Bu sezon da tarihin tekerrür etmesi için büyük transferler yaptılar ve umutlandılar. Ne var ki bütün umutlar boşa çıktı . Avrupa kupasını kazandıkları yıllardaki koşullarla bugünkü koşullar arasında çok büyük bir fark olmamakla beraber bugünkü şartlar, o günkü şartlara göre tabi ki daha iyi. Bu gün ise lig maçlarının bitimine 6 hafta kala Galatasaray büyük ve ezeli rakibi Fenerbahçe’den 13 puan daha geride, deplasman yenilgilerini ve bırakın UEF kupası şampiyonluğunu, Sivas Spora yenilmek suretiyle ikinciliğe de veda etti. Zannediyorum ki bu tablo bir ilktir Türkiye’de. Bunun bir nedeni olmalı? Mancini Sivas ye-

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

nilgisinden sonra, kibar bir insan olduğu için bu duruma, nedeninin kendisi olduğunu söyledi. Bence bu durumun sebebi ne yönetimde, ne futbolcularda ve ne de kendisinde. Açık söylemek gerekirse herkes görevini yapıyor. Futbolcular 90 dakika varını yoğunu ortaya koyuyorlar. Ama bir türlü başarılı olamıyorlar. Görünen o ki Mancini falanca oyunun falanca yerde oynatılması, .falanca taktiği uygulaması veya uygulamaması, bir anlam ifade etmiyor. Futbolculara astronomik primler verseniz de bir anlam ifade etmez. Önceleri yazdığım gibi bu takım hasta .Hastalığı nedir? Bunu iyi saptamak gerekir Ben bunu virüs diye değerlendirmiştim. Böyle bir hastalık zaman zaman bütün klüplerin başına gelir ve kurtulmaları da zaman alır. Bunca yıl top koşturduk. Biraz da deneyimimiz var. Haftalar önce Drogba’yı konu ederek yazdığım yazılarda Galatasaray takımı bu sezon bu hastalıktan kurtulamaz demiştim. İşte gerçekler ortada. Bir türlü hastalığın çaresi bulunamadı. Bu durumun düzelmesi için bir süre geçmesi lazım.

AĞRI GEÇİCİ AMA GURURU SONSUZA KADAR Gazetemiz Spor Yazarlarından Halit Deringör’ün torunu Kağan Arca, 2014 Londra Maratonuna katılmış ve 18-39 yaş grubunda ve erken doğan ve hasta bebekler yararına koşmuştur. Aslında Maraton koşucusu olmamasına rağmen beş aylık disiplinli bir çalışma ile 42km’yi 6saatte bitirmeyi başarmıştır.Maraton’a katılma sebebini kendisi şöyle ifade etmiştir: Benim bu maratonda koşmak için büyük bir nedenim vardı. Minik kızım için koştum. Bu maraton’da hasta olan insanlar, yardıma ihtiyacı olan insanlar için koşanlar olduğu gibi benim gibi hayır için koşanlar da vardı. Büyük bir ilgi, koşarken büyük bir tezahürat ve destek vardı. Günlük yaşam içinde eğer etrafınıza bakarsanız yardıma ihtiyacı olan bir sürü insan bulabilirsiniz. Onlar için bir şeyler yapmak gerek. Bu ülkede yaşadığım için bu Maraton’a katıldım. Keşke kendi ülkemde de de benzer organizasyonlar geliştirilse de onlara da katılsam. Benim performansıma gelince; Benim için , bu hayır kurumları ile çalışmak için iyi bir başlangıç ??oldu ve ben onlara destek vermeye devam etmek istiyorum. Yine maraton Koşu? Olabilir tabi. Yarış başladığında beklediğimden daha hızlı idim ancak, 27. kilometrede kramp sorunu yaşadım. Düzeltilmesi 10 dakika sürdü. Daha sonra kramplar yüzünden 800metre yürümek zorunda kaldım. Özetle; 6 saat 05 dakikada Buckingham Sarayı’nın önünde bitiş noktasını ayağımdaki kramplara rağmen etraftaki insanların tezahüratı arasında gördüm, Ben artık ayaklarımda acı hissetmiyorum hepsi tek bir cümle ile unutuldu.” Ağrının geçici ama gururunun, sonsuza dek olduğunu “ biliyorum

Bordo-Mavililerin Teknik sorumlusu Hami Mandıralı, yeni sezonun transfer politikalarıyla ilgili açıklamalarda bulunurken, Trabzonspor’a yakışan oyuncuların transfer edilmesi gerektiğini belirtti. Transfer dönemine dair ipuçları beren Mandıralı, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’de sözleşmesi biten kulüplerdeki oyunculardan Trabzonspor’a yakışan, bu formayı taşıyabilecek oyuncular üzerinde fikir edineceğiz. Bunları bir dosya haline getirip başkanımıza sunacağız. Gerçekten zor bir süreçteyiz. Trabzonspor’un kadro sıkıntısı var. Buna rağmen mevcut oyuncuların iyi niyeti ile bu duruma geldik. Trabzonspor’u yarıştıracak oyuncular bulmalıyız.”

Hami Mandıralı, katıldığı bir spor programında birçok konuda önemli açıklamalar yaptı

‘Habersiz düğün yapıyor’ Yabancı futbolcular konusuna da değinen Hami Mandıralı, takım kadrosunda amacından uzaklaşmış çok futbolcu olduğunu, bunların hepsini birden ortadan kaldırmasının söz konusu olmadığını anlatırken şöyle konuştu: “Bunlar yönetimsel olarak çözülmesi gereken konular. Bence hiçbir oyuncu, Trabzonspor teknik sorumlusu Hami Mandıralı’nın otoritesini sarsmamalı. Sarsamaz. Zokora, lig devam ederken, canımız burnumuzdayken düğün yapıyor. Bundan ne başkanın haberi var, ne benim, ne de kulübün.”

Serkan Tokat’a tepki Takımda teknik sorumlu olarak çalışmak istediğini söyleyen

Hami Mandıralı, Trabzonspor’un içinde olan bir kişiyi olarak kendisinden daha fazla iyi işler yapması için dışarıdan gelecek kişiler olduğunu düşünmediğini vurgularken de şunları söyledi: “Ama takdir ederseniz bazı faktörler bizi durduruyor. 1996’da biliyorsunuz Metin Tokat, 2014’de Serkan Tokat bize çelme takıyor. Bunu derken insanlar yanlış anlamasın. Adalet herkese adalet olsun. Eskişehirspor maçında o pozisyonları görmemiştim. Sonra izledim. Eskişehirspor maçında Kadir’in yaptığı penaltı ama Zeki’nin hareketi benim için asla penaltı değil.”

‘Henrique çok pişman’ Hami Mandıralı, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Henrique geleceği olan bir oyuncu. Artık o kimle konuştu, ne yaptı bilmiyorum. Çok pişman olduğunu ve üzgün olduğunu söyledi, ‘Sizi bu önemli dönemde yalnız bıraktığım için üzgünüm. Yapmamam gerekiyordu’ deyince, ‘Buyur kardeşim devam et’ dedik. Ondan sonra ikinci maçta oyuna koyduk. Ardından Eskişehirspor maçında oynattık. Demek ki ön yargımız yok. Ama Colman, ‘Ben yanlış yapmadım, özür dilemem’ tavırlarında. Zokora ve Colman özür dileseydiler, tabi benden değil, takımdan ve arkadaşlarından, böyle olmazdı. Aslolan Trabzonspor’dur.”

T.C. STANBUL 23. ASLYE HUKUK MAHKEMES LAN Say : 2013/129 Esas Davacı vekili dava dilekçesinde Beyoğlu ilçesi, Katip Mustafa Çelebi mah. Baltacı Çıkmazı Sokak, 465 ada, 45 parsel sayılı dava konusu taşınmazın 1/2 hisse maliki Mehmet Nail Toyer’in gaip olması nedeniyle Beyoğlu l.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 02.11.1999 tarih ve 1999/353 Esas 1999/735 Karar sayılı kararıyla İstanbul Deftardarmın kayyım tayin edildiği, Selahattin oğlu Mehmet Nail Toyer’in gaipliğine, dava konusu Beyoğlu ilçesi, Katip Mustafa Çelebi mah. Baltacı Çıkmazı Sokak, 465 ada, 45 parsel sayılı taşınmazın kaydının

iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesi istenmiştir. işbu ilan tarihinden itibaren 2 ay içerisinde MK’nın 33. maddesine göre yukarıda adı geçen kişi hakkında bilgi ve görgüleri olanların veya bizzat bu kişilerin hakimliğimizin 2013/129 Esas sayılı dava dosyasına müracat etmeleri gerektiği, aksi halde yukarıda ismi geçen kişi hakkında gaiplik kararı verileceği, hissesine düşen satış bedelinin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte HAZİNEYE verileceği ilan olunur. 01/04/2014 BASIN: 24549 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

T.C. STANBUL ANADOLU 19. ASLYE HUKUK MAHKEMES LAN Say : 2013/10 Esas MALİYE HAZİNESİ ile İSTANBUL DEFTERDARI arasında mahkememizde görülmekte olan Tapu iptali Ve Tescil (Gaiplik Nedeniyle Hazine Adına Tescil) davası nedeniyle; İstanbul İli Üsküdar ilçesi Altunizade Mahallesi 201 pafta 2 ada 39 parsel sayılı taşınmazın hissedarları olan LEON KARAKİRYAN, MELİNA ZABEL KARAKİRYAN ve SİRARPİ VERJİN KARAKİRYAN gaipliğine ve gaip hissesine düşen satış bedelinin birikmiş nema ve faizleri ile birlikte Hazine hesabına aktarılacağına karar verileceği hususu ilanen tebliğ olunur. 26/03/2014 BASIN: 24551 (www.bik.gov.tr)

STANBUL ANADOLU 18. ASLYE HUKUK MAHKEMESNDEN LAN ESAS NO : 2013/359 DAVALILAR : YUSUF ÇELİKTAŞ Atatürk Cad.No.20 DÜZCE YUSUF KIRLANGIÇ Cumhuriyet Cad.No.80/4 Üsküdar/ İSTANBUL SELAHATTİN ÖRDEK Mengüllü Köyü Petrol Ofisine Yakın Güney Söğüt Antakya HATAY Davacı vekili tarafından aleyhinize açılan Alacak davası sebebiyle, Mahkemenizce dava dilekçesinde belirtilen adresinize duruşma gününü bildirir davetiye çıkarılmış olup, adresinizde bulunamadığınızdan tebligat yapılamamıştır. Adres araştırmasından da bir netice alınamadığından dava dilekçesi, karar, temyiz di-

lekçesi ve Yargıtay bozma ilamı ilanen tebliğ yapılmış olup, iş bu duruşma gününün ilanen tebliğine karar verilmiştir. Duruma Günü : 19/06/2014 günü saat: 10:00’da duruşmada bizzat hazır bulunmanız, veya kendinizi bir vekille temsil ettirmeniz, Aksi taktirde H.U.M.K.’nun 3156 sayılı yasa ile değişik 213/2 maddesi uyarınca yargılamaya yokluğunuzda devam olunacağı hususu, Dava Dilekçesi ve duruşma günü yerine geçerli olmak üzere ilanen tebliğ olunur. 03/04/2014 BASIN: 24550 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

T.C. BAKIRKÖY 18. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2013/293 ESAS Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri : 1 NO’LU TAINMAZIN Tapu Kayd : İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesi, Nuripaşa mah.Tulumba Tarla mevkii, 2888 ada, 6 parsel sayılı, 3.kat 9 Bağımsız Bölüm,134,40 m2 yüzölçümlü, Çatı Arası Piyesli Daire nitelikli taşınmazın tamamı satışa konudur. ÖzelliklerhSatışa ilişkin dosyada mevcut 19/07 /2013 tarihli bilirkişi raporuna göre “İstanbul, Zeytinburnu İlçesi, Sümer Mahallesi, 55/6.Sokakta, tapunun 2888 ada, 6 parsel numarasında kayıtlı ve 55/6.Sokaktan 8 dış kapı numarası alan 134.40m2 miktarlı arsa dahilindeki kat irtifakı tesisli kargir apartmanda 1100/9000 arsa paylı 3.Kat (9) nolu çatı arası piyesli dairenin tamamı niteliğindedir.Bodrum kat+ zemin kat+ 3 normal kat+ çatı kattan müteşekkil, B A K. tarzda, bitişik nizamda, 2.Sınıf malzeme ve işçilik kalitesi ise inşa edilmiş olan, 5 yılı geçkin ömre sahip, katlarında ikişer daireli, elektrik, sıhhi tesisat, doğalgaz tesisatı ile faal durumda olmayan asansörü mevcut ana binanın 3.Normal kat ile çatı arası piyesinde yer alan dairenin, 3.Katta yer alan esas daire kısmı antre, salon, iki oda. mutfak, banyo-WC ve balkon, daire içerisinden dahili merdivenin iptal edilmesi ve bina ortak merdiveninden müstakil giriş sağlanan çatı arası piyesinde hol, salon, iki oda, banyo-WC ve teras mahallerinden ibaret, dış ölçüleri itibariyle 140m2 alana sahip, seramik ve laminat parke zeminli, duvarları sıvalı ve boyalı, PVC doğrama ve ısıcamlı, daire dahilinde elektrik, sıhhi tesisat, doğalgaz tesisatları mevcuttur. Satışa konu taşınmaz bulunduğu konum itibariyle alt ve üst yapısı tamamlanmış, belediye ve sosyal imkanlardan istifade edecek konumda, konut alanında yer almaktadır. Taşınmaz halen borçlu istimalindedir.” denilmektedir. Adresi : Sümer Mahallesi, 55/6.Sokak Dış Kapı No:8 3.Kat No:9 Zeytinburnu / İSTANBUL Yüzölçümü : 134,40 m2 (Ana taşınmaz yüzölçümü) Arsa Pay : 1100/9000 mar Durumu : Zeytinburnu Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 10.04.2013 tarih, 3942 sayılı imar durumu yazısına göre sözkonusu taşınmaz; 1/1000 ölçekli, 06.12.2007 tasdik tarihli İmar Uygulama Planında Konut Alanında kalmaktadır. Bitişik nizam, H: 12.50mt. irtifadadır. Kymeti : 170.000,00 TL KDV Oran : %1 Kaydndaki erhler : Otopark bedeline ilişkin taahhütname bulunmaktadır. 1. Sat Günü : 28/05/2014 günü 14:30- 14:40 arası 2. Sat Günü : 30/06/2014 günü 14:30- 14:40 arası Sat Yeri : BAKIRKÖY ADALET SARAYI SATIŞ SALONU Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verile-

bilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. İhaleye fiziken iştirak edecek veya teklifte bulunacak gerçek veya tüzel kişiler Teminat bedelini ihaleye katılımdan önce T.Vakıflar Bankası T.O.A. nezdindeki TR 51 0001 5001 5800 7300 5897 58 iban numaralı hesaba katılımcı tarafından TC Kimlik veya Vergi numaraları yazılı vaziyette yatırılmış olması ve banka dekontunun aslının ibraz edilmiş olması gerekmektedir. Banka hesabına yatırılan teminat bedellerinin iadesi yine banka hesabı üzerinden yatıran kişinin hesabına yapılacaktır. Ayrıca Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nün 12/03/2013 tarihli 10594 sayılı yazısı uyarınca; ihaleye nakit olarak teminatını sunarak da katılabilecektir. Bu gayrimenkul üzerinde hakkı olan alacaklının iştiraki halinde alacağı mezkur nispet raddesinde ise İİK.nun 124/4 Madde gereğince ayrıca pey akçesi veya teminat aranmaz. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Alıcıya yapılacak ihtarda verilen süre içersin de ihaleden kaynaklanan D.V, ,KDV ve tapu alım harcını yatırmadığı taktirde resen İİK nun 133. Maddesi uyarınca ihalenin iptaline karar verilecektir. İhaleden kaynaklanan Tellaliye resmi, tapu satış harcının ve taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatılmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır, İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- İİK’nun 127. maddesi uyarınca, ilanın birer sureti borçluya ve alacaklıya ve taşınmazın tapu siciline kayıtlı bulunan ilgililerinin tapuda kayıtlı adresleri varsa bu adreslerine tebliğ olunur. Adresin tapuda kayıtlı olmaması halinde, varsa adres kayıt sistemindeki adresleri tebligat adresleri olarak kabul edilir. Bunların dışında ayrıca adres tahkiki yapılmaz, gazetede veya elektronik ortamda yapılan satış ilanı tebligat yerine geçer. 6- İİK’nun 151 ve 142. maddelerine göre sıraya itirazla ilgili ihale alacağa mahsuben ihalenin yapılması halinde veya satış bedelinin İİK nun 138. Maddesi cümlesinde ipotek alacaklısına ödenmesi durumunda, alakadarların satışı takip ederek İİK nun 142. Maddesine göre itirazları olanın bu hakkını 7 gün içinde kullandıklarına dair dosyamıza derkenar ibraz etmeleri İİK nun 83,100,142,151 ve M.K. Nun 789,777. Maddelerine göre ayrıca ilan olunur. 7- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bft örneği gönderilebilir 8- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak istey/nlfenn 2013/293 Esas sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 08/04/2014 BASIN: 24804 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


Hazırlayan: Füsun İKİKARDEŞ

fusunikikardes@aydinlikgazete.com

Köprüdeki kostak sesi

16 NİSAN 2014 ÇARŞAMBA

1514’TEN 2014’E, ÇALDIRAN SAVAŞI’NIN 500. YILDÖNÜMÜ

Şah Hatayi ve 3 bininci deyiş M Latif BOLAT

emleketim olan Toroslar’ın en yüksek tepesindeydim rüyamda. Kardan bembeyaz, soğuk mu soğuk. Yüzüm Çukurova’ya ve Akdeniz’e dönük. Gözümün önünde Suriye’nin ovaları, çölleri sonu görülmeyecek kadar engin duruyordu. Ama biliyordum gözümün görmediği yerlerde Memluklu Türklerinin olduğunu, Baybars’ın torunları bunlar. Çünkü sene 1514 idi! Ve Konstantinopolis’ten Tebriz’e, Kahire’den Bağdat’a, dünyanın bu bölgesi Türklerin toprağıydı. Başımı sola, doğuya doğru çevirdim. Uzaklarda, Van Gölü’nün kuzeyindeki Çaldıran Ovası’nda, kıyametler kopmuş gibiydi. Binlerce Türkçe konuşan asker, büyük bir kaos icinde birbirine girmiş, acımasızca savaşmaktaydılar. Birden bir ulu ses haykırıverdi: “Şah Hatayi der sırrını / Ortaya koymuş serini Nesimi gibi derisini / Yüzen gelsin işte meydan” Askerlerinin en önündeki Şah İsmail Hatayi idi bunları söyleyen. Çaldıran’ın meydanına gelmişti işte.

Dünyevi ve ruhani bir lider İsmail yaşamına can korkusu ile başladı. Daha altı yaşındayken dedesi, Safeviye tarikatının kurucusu Şeyh Safiyuddin’in müritlerince kaçırılmasaydı öldürülecekti. Ele geçmeden yandaş toplayabilmek için binlerce kilometre yol yapıyor, karşılaştığı herkesi inandırıp yanına alıyordu. Anadolu’dan on binlerce kişi yalınayak bu genç adam için yollara düşüyordu. Bunda, eski Türk inancının etkisi olduğu kadar, genç Şah’ın kişiliği

de etkin rol oynuyordu. Osmanlı’da aradığını bulamayan Anadolu halkı, özellikle Erzincan, Sivas, Karaman Türkmenleri, Şah’a doğru yola çıkar. Bu gidiş yıllarca sürünce, Yavuz’a verilen dilekçede “İşte bir zaman geldi ki Rum ülkesinin halkının çoğu Erdebili olup kâfir oldu” denilecektir.

Korktuğum başıma geldi işte! Sen misin on gündür Şah İsmail’in hayatını okuyup duran? Dün rüyama giriverdi kırmızı turbanı, burma bıyığı ve kulağındaki küpesiyle!

Kimsesizlerin kimsesine doğru göç Hoca Sadeddin, bu göçü ‘’Ol taifenin kalanı dahi terk-i diyar etmek istediler. Ölüsü, dirisine yüklenip cümlesi çıkıp gitmek istediler’’ diye anlatır. Erdebil tekkesi Anadolu Türkmenleri için bir çekim merkezi olmuş, Anadolu’dan İran’a çok ciddi bir nüfus göçü başlamıştır. Rumlu, Ustacalu, Tekelü, Şamlu, Varsak, Çepni, Arabgirlü, Turgudlu, Bozcalu, Acirlu, Hınıslu, Çemişkezeklu, Kaçar, Avşar, Bayat, Karamanlu, Bayburtlu, İspürlü, Beydili boylarına mensup Türkmenler akın akın Safevi’ye katılmışlar, bu Türkmen devletini yüceltmişlerdir. Osmanlı’nın tüm önlemleri bu yürüyüşü durduramıyordu. Hac yerine Erdebil ziyaretini yeğleyenler, “Biz diriye varırız, ölüye değil” diyorlardı.

Şah İsmail, Şiiliği yaymaya başlar Şah İsmail, yazdığı şiirlerle Anadolu Türkmenlerini tam da yüreklerinden vurabilmektedir. Çok genç yaşta, en kanlı boğuşmaların içine girip çıkmıştır. Kendisine katılan Türk oymaklarıyla birlikte, ilk olarak babasının ve Şiilere yapılan eziyetlerin öcünü alma yolunu tutar. 1502’de, Tebriz’de taç giydiğinde, babasının öcünü almış, Bakü’yü zapt etmiştir. Bundan sonraki yaşamı Şiiliği yaymak ve Safevi devletinin sınırlarını genişletmek için savaşlarda geçer. Devletin sınırları ve Şiilik Anadolu’ya doğru hızla yayılınca da, Osmanlılarla çatışır.

Şah İsmail, Erdebil’deki Safeviyye tarikatının kurucusu Şeyh Safiyuddin’in torunuydu. Safeviyye inanç ve töreleri İran’da yaygındı.

Mektup savaşları durumu özetler Sünni İslam’ın en büyük lideri haline gelen Yavuz Sultan Selim’in iktidarındaki yaptığı ilk iş, Doğu’ya yönelip İran’daki bu Türk devletini yok etmeye çalışmak olur. Bunun Osmanlı’nın varlığı için şart olduğunu düşünür Yavuz. Şah İsmail ile Çaldıran öncesi dört kez yazışır. Saray geleneklerine göre, ilk iki mektup, resmi dil olan Farsça yazılmıştır, saygı gereği. Ama Yavuz’un İsmail’i aşağıladığı son iki mektup, o dönemin aşağılama dili olan Türkçe ile yazılmıştır. Ve mektupların yanında İsmail’e önce hırka ve tespih gider, kendisinin bir sultan değil sadece sıradan bir derviş olduğunu ifade etmek için. Son mektupta ise düşmanlığın dozu

Kalemi ve kılıcıyla bir büyük ozan

Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla şiirler yazdı. Türk âşık geleneğine uyarak, “hata yapan ya da günahkâr” anlamındaki mütevazı mahlası kullandı şiirlerinde. Sanatçı kişiliği çok zor koşullar altında geçen çocukluğu sırasında oluştu. Aruz ve heceyle yazdığı şiirler, Azeri Türk edebiyatının Nesimi ve Fuzuli arasındaki döneminin en güçlü temsilcisi olduğunu kanıtlar. Özellikle heceyle yazdığı şiirler Anadolu’da gelişen tekke edebiyatını büyük ölçüde etkiler. Hatayi siirleri, Alevi-Bektaşi edebiyatının en güzel örneklerini sunar. Hece ölçüsüyle koşma ve semai biçiminde yazdığı nefesler ise Yunus’un izlerini taşır. Ama Hatayi’nin kendine özgü bir şiir yolu oluşturduğu da belirtilmelidir. Hayat macerasına mistik bir yuvada başlayan Hatayi’nin, bunca dünyevi mücadele içinde yarattığı yüzlerce çok güçlü şiir, onun sanatçı-

artırılmış ve Yavuz, kadın giysileriyle makyaj malzemeleri göndermiştir İsmail’e. İnanç kılığındaki bu iktidar mücadelesi, sonunda Türkün Türkü kırdığı Çaldıran Savaşı’na sebep olur ve Osmanlı’nın topları sayesinde, Şah İsmail kaybeder savaşı. İnzivaya çekilir, hayata kahreder ve 1524’te, sadece 36 yaşındayken Azerbaycan’da ölür. Şah İsmail, 200 yıl süren bir imparatorluğun kurucusudur. Ve hatta Safevilerin sona erdiği 1736’dan sonra bile, İsmail ve sülalesinin kültürel ve politik etkileri, İran’ı yöneten Afşariler, Zand, Kajar ve Pehlevi hanedanlıkları ile modern İran İslam Cumhuriyeti’nde devam eder.

İnanç kılığındaki bu iktidar mücadelesi, sonunda Türkün Türkü kırdığı Çaldıran Savaşı’na sebep olur ve Osmanlı’nın topları sayesinde, Şah İsmail kaybeder savaşı. İnzivaya çekilir, hayata kahreder ve 1524’te, sadece 36 yaşındayken Azerbaycan’da ölür lığının, günümüze kadar gelen ve daha yüzyıllarca etkisini sürdürecek olan bir ifadesidir.

yolunuz bir ceme düşer, emin olunuz ki Hatayi’nin şu kostak sesini duyacaksınızdır: “Hatayi’yem al atluyam, sözi şekerden datlıyam Murtaza Ali zatluyam, gaziler deyin şah menem”

Barbaros

ŞANSAL barbarossansal@aydinlikgazete.com

TOPLU İĞNE

KURULUŞ 1921

Yavuz Sultan Selim adı, İstanbul Boğazı’nı kesen 3. Köprü’de yaşama şansı bulacaktır elbette. Ama Şah İsmail Hatayi, o eşsiz deyişleri ve nefesleri ile Anadolu’nun cemevlerinde beş yüz yıldır yaşamakta ve daha da çok uzun süre yaşayacaktır. Ne zaman

Yeşil alan mı? Talan mı?

A

rabaya binmek üzereyken, sis henüz dağılmış, bahçedeki vişne çiçeklerinden damlayan nem, kırmızı tuğla yolu adeta resimlemişti. Yeni Mahalle sırtlarından Sarıyer tüneline doğrulduğumuzda ise hâlâ bahçelerden çeşitli yeşillikler baharın coşkusunu sevinçle müjdelemekteydi. Zeki Müren’in “Akasyalar Açarken” şarkısının güftesi akılda ama canım akasya kokusu artık anılarda direnmekteydi. Yerine, açıkta kimyasal parfüm safsatası ile insanlar hâlâ pislik içinde gezmekteydi. Oysa, “koklamaya kıyamadığımız manolya”lar eksilmiş, morsalkımlar rengini kaybetmiş, hatta erguvanlar bile birer birer kaybolup gitmişti. Çırçırın asırlık çınarlarını geçip, vadiden tünele girerken dehşetle irkiliverdim. Doğal yamaçların ortasındaki koca beton deliğin sırtlarındaki sahte çimhalı ve kırmızı plastik Türk bayrağı dönüm dönüm yer kaplamış, kenarlarında ise 3-5 saksı çiçeği saçma sapan bir nizam almıştı. Kuzey Ormanları’nı parçalamak üzere tünelin çıkışı ise tam da o yöne planlanmıştı. Zekeriyaköy’e çoktan müceahhit müteahhit kargalar temel atmış, vadilerine ise 3. Köprü’nün hançerleri viyadük halinde saplanmış, çöken inşaatlar da sendikasız sigortasız işçiler ise can vererek enkaz altında kalmıştı. Ali Sami Yetik tablolarındaki yeşil kaybolmuş, Göktürk ve Kemerburgaz dahi parçalanarak peşkeşe kurban olmuştu. Ne radika vardı ne de ebegümeci... Zaten mercimek yolsuzluğu, Çankaya’da fırına verir mi hiç güveci?

Büyükdere Fidanlığı’nın arazisi çoktan yeşilden arınmış, bir de sırtına kambur diye garip bir viyadük takılmıştı. Hacı Osman yönünde ilerledikçe, kalan 3-5 çamı öldürmek için altına kazayağı ve ilkokul seviyesinde grafiklenmiş mevsimlik çiçekler ile abanılmıştı. Tam da Orman Bölge Müdürlüğü ve Boğaziçi İmar arası böyle komediye tarihte hiç rastlanmamıştı. Altuni mazılar, bodur ardıçlar, Phitesborum’lar dizi dizi ekilmiş, kalan boşluklara ise çim halı serilmişti. Her trafik lambasının köşesinde tıka basa şey lalesi, birkaç levha ile İBB reklam panosu da ilavesi... Ne ballıbaba vardı ne de papatya. Deve dikenine bile hasret kalıyorduk bu baharda da! Yol ilerledikçe beton mezarlığı ereksiyon halindeki İmparatorluk Kulelerini andıran led süslü binaların siluetinde kalan otoyol yamaçları eşlik etti bize. Aslantepe karşısındaki sportif figürler ise tam bir gülmece. Aklıma bir de Boğaz Köprüsü Anadolu çıkışındaki yatık Kızkulesi gelince; Nazlı Ilıcak’ın eski eşi Emin Bey’in otoyol yeşillendirmesi yeşerdi bir kez daha gözlerimin önünde, hem de delice. Kuşkonmazların, peygamberkılıçlarının, bina girişlerindeki devetabanı ve kauçukların yerine Çin’den ithal plastik peyzajların rezidans ve kamu kurumlarını sardığı günlerdeyiz. Küpeçiçeği, camgüzeli, akşamsefası yerlerine bakteri ve virüs yuvası kandil orkidesi ile halvetlenmekteyiz. Asmaların, komşu bahçesindeki muşmulaların yerine ne gövdesi ne meyvesi kullanılamayan süs bitkileri ile sahte cennetler derlemekteyiz. İstanbul’un ciğerlerini söküp, cepten mideye siyasetin hülasası bir posa pisliğin içinde debelenmekteyiz. Mersin, Sinop nükleer, Muğla termik derken gerçek talanı görememekteyiz. Yeşil alanın yol kenarı ve meydanlardaki sahte peyzajı sayıldığı günümüzde kişi başı yeşil alan artık gerçek bir şaklaban. Zaten siyasete bakınca her yer yalan. Tarım alanları TOKİ’nin elinde falan filan, Gezi’de öldürüldü onlarca fidan. Isınan dünyamızda çölleşirken hızla her alan, bir damla suya, bir somun ekmeğe sen de muhtaç kalacaksın buna inan!

Aydinlik 20140416