Page 1

TÜRKİYE O GÖRÜNTÜLERİ KONUŞACAK 

YARIN AÇIKLIYOR

BU BR LANDIR

Ayvalıtaş sizi çağırıyor Mehmet Ayvalıtaş

KURULUŞ 1921

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA - 75 KURUŞ

Haziran Ayaklanmas’nda hayatn kaybeden Mehmet Ayvalta’n babas Ali Ayvalta, “Gerçek yurtseverleri bekliyoruz” diyerek herkesi bugün yaplacak durumaya çard. 9’da

‘KÜRT KORİDORU İSRAİL PLANI’ Aydınlık, Cenevre-2 görüşmelerinin yapıldığı Birleşmiş Milletler Cenevre Temsilciliği’nde Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat ile görüştü



Faysal Mikdat

Bir hafta süren ilk tur görüşmelerinin ardından Aydınlık’ın sorularını yanıtlayan Faysal Mikdat, “Kürt Koridoru İsrail’in planıdır. Özellikle bu nedenle, Erdoğan hükümeti teröre verdiği desteği derhal sonlandırmalıdır” ifadesini kullandı. Mikdat, bu faaliyetlerin, Türkiye’nin çıkarlarına da ters düştüğünü vurguladı.

Gurbetçiler Tayyip’in ensesinde



Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmek üzere Almanya’da bulunan Tayyip Erdoğan, Berlin’de protesto edildi. İşçi Partisi, TGB, ADD ve Alevi örgütlerinin katıldığı eylemde gençler, “Her zaman her yerde ensenizdeyiz” sloganı attı. 9’da

Türkiye-Suriye sınır bölgesinin güvenliğine değinen Mikdat, şunları söyledi: “Aslında Türkiye kendi çıkarları için bunu sağlamalı. Teröristler, Türkiye’de cirit atmakta. Evlerde dahi bomba üretiliyor ve insanlar katlediliyor. Sorunun kaynağı, Ankara’nın izlediği politikadır.” BEYHAN YILDIRIM’ın söyleşisi 13’te

Cemaat’in paşası Hilmi Özkök

Ergenekon’da hapis cezası alan Adnan Türkkan, Ulusal Kanal Temsilcisi olarak basın toplantısına katıldı. Türkkan’ın soru sormasına izin verilmedi.

Irmak METE’nin haberi 8’de

Mehmet AKKAYA 7’de

Gündem yorgunlarna tavsiye

Taeron içileri ve slikozis

Özdemir İNCE 8’de

Eski bir arkadan pimanlklar

Mehmet Ali GÜLLER 9’da

İsmet ÖZÇELİK 12’de

Ortadou yeniden ekilleniyor

Tencere dibin kara...

Acil Özgürlük Paketi 

İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, uzun tutuklulukla ilgili olarak Meclis’teki milletvekillerine gönderdikleri Acil Özgürlük Paketi’ni açıkladı İP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz’in açıkladığı Acil Özgürlük Paketi’nde yapılması gerekenlerin başında, yargısız infaza dönüşen uzun tutukluluk sürelerine son verilmesi yer alıyor. Cengiz, “Aylardır bu kanunsuzluklara son verecek somut adım atılmadı” dedi. 10’da

SBS’de her şey başa döndü SBS’nin iptal edilmesi talebine yapılan itiraz reddedildi. 1 milyon öğrencinin puanı yeniden hesaplanacak. Eğitimciler, “Bir üst okula yerleşmek isteyen dava açabilir” bilgisini verdi. ANIL IŞIK’ın haberi 5’te

MİT’in TIR’ını arayan albay görevden alındı Adana’da durdurulan MT’e ait silah dolu 3 TIR’la ilgili balatlan idari soruturmann ardndan Adana l Jandarma Komutan Albay Özkan Çokay görevden alnd. 9’da

Estrella Morente

‘Yaşadığım sürece dans edeceğim’ Flamenko sanatçs Estrella Morente, yarn stanbul’da verecei konser öncesinde Aydnlk’a konutu. SEMA SEZEN’in söyleisi 17’de

Tarihteki Tarihteki emeğimizi emeğimizi keşfetmek keşfetmek

Doğu PERİNÇEK

10

Dinci-paralelci kıskacında laikliği kimler vuruyor? Bugün laikliğin Anayasa’ya girişinin yıldönümü. Kimse kendini kandırmasın, laiklikle ilgili sıkıntı yalnızca AKP’den kaynaklanmıyor?

Mehmet FARAÇ ISSN 2146-2356

Tuna KİREMİTÇİ 2’de

11


SUDAKİ DUMAN

Hazırlayan: Osman ERBİL

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Tuna

KİREMİTÇİ tunakiremitci@aydinlikgazete.com

Ben ‘boğayı’ tutuyorum

Gündem yorgunlarına ‘Atatürk’te birleştik’ diyenlerin Arslanlı Yol’da buluşarak yarattığı dip dalgalarından endişe eden ABD, biraz daha kontrol edebileceğini düşündüğü bir yapılanmaya gitmeye ve makas değiştirerek durumu kurtarmaya çalışmaktadır tavsiyeler

Kumpası görmeyen ‘muhalefet’ CHP Genel Merkezi’ne gönderdiğim iletiyi sizlerle de paylaşmak istedim: “Son seçim de dahil, 45 yıllık CHP seçmeniyim. Balbay ve Haberal hocamıza ‘Terörist’ diyen savcı Öz’ün sözlerine inanmamız gerektiğini söyleyen Genel Başkan, yüreğimizi acıtmıştır. Ortalığa saçılan ‘Kumpas’ sözlerinden sonra, ‘Emniyet ve Yargı’da cemaat olduğunu söyleyemem’ diyenler biraz olsun özür dilemeyi düşünmezler mi? Cemaat’e sıcak görünmek yerine İşçi Partisi ile dayanışmaya girilseydi, daha çok oy alınır, daha çok belediye kazanılır. Yoksa ülkenin başına geleceklerden sorumlu olursunuz. Söz konusu vatandır, ‘teferruat’ olarak tarihin sayfalarına geçmeyiniz”. NURİ ÇAĞATAY

Y

azımın başlığı, Aydınlık gazetesinin okurları için güncel bir tartışmayı anımsatacaktır kuşkusuz ki... Aydınlık gazetesinde ve Teori dergisinde yayımlanan yazı ve yorumlarını ilgi ve dikkatle takip ettiğim Sn. Mehmet Bori’nin geçtiğimiz günlerde yayımlanan son yazısı, epeyce bir ses getirdi ve tartışma yarattı. Sn. Mehmet Bori’nin yazısındaki görüş ve düşüncelerine, dünkü Aydınlık gazetesinin “Özgürlük Meydanında” Sn. Kubilay Kızıldenizli ve Sn. Nazım Atalay tarafından kaleme alınan yazılarla itiraz ve eleştiriler geldi. Söz konusu eleştiri yazılarında önemli tespit ve doğrular bulunmakla birlikte, Sn. Mehmet Bori’yi “NATO -solculuğu” ile ve “ABD’ye hizmet sunma teklifi” yapmakla eleştirmek biraz ağır ve haksız olmuş. Yani Sn. Mehmet Bori bir anlamda “dost ateşine” maruz kalmış görünüyor. Bu durumda, meşhur matador fıkrasında olduğu gibi, bazen “boğayı” desteklemek gerekiyor. Ufuk SÖYLEMEZ

S

osyal medya perhizi yapın: Işık hızıyla değişen gündem insanı serseme çeviriyor. Gelişmelere yetişmek isterken fark etmeden sosyal medya bağımlısı oluveriyoruz. Ruh sağlığımıza olumsuz etkisi sandığımızdan çok daha fazla. Siyasete ara verin: “Memleket bu haldeyken bununla uğraşılır mı?” dediğiniz şeylerden en az birini yapmaya hemen şimdi başlayın. Türkiye hiçbir zaman kusursuz halde olmayacak. Tıpkı Amerika, Çin ya da Madagaskar gibi. Fikirlerin esiri olmayın: Bu en az “duyguların esiri olmak” kadar tehlikeli bir şeydir. İnsanın gönül gözünün kapanmasına yol açar. Bırakın zihniniz ara sıra tatil yapsın. Kötümserliği bırakın: “Dünyada sevgi bitmedi, sadece haber değeri yok” vecizesi o kadar da yabana atılır bir söz değildir. Tabii profesyonel gazeteci ya da siyasetçi değilseniz. Kötümserlerden uzak durun: Memleket meselelerine karşı hassas olmanız her türlü takdire şayan. Ama karamsarlıkla beslenen insanların enerjinizi emmesine sebep olmamalı. Kıyametin gelmediğine inanın: Her ne kadar “deccal” ve “sahte mehdi” sözlerini bugünlerde sık işitir de olsak, dünyanın dönmeye devam etmeyeceğine dair bir emare yok. Sakin olun. Yurtdışına çıkın: İlla afili bir yere gitmeniz gerekmez. Yakınlardaki görece sakin bir Balkan ülkesini ziyaret bile insanın kafasını temizleyebiliyor. “Ötekilerden” korkmayın: Sizden farklı, hatta karşıt fikirli insanların da ettenkemikten olduğunu, çoluk-çocuk büyüttüğünü, sizinle benzer gelecek kaygıları taşıdıklarını hatırlayın. Bu sizi yalnızlık ve kuşatılmışlık hissinden bir nebze kurtaracaktır. Gazetelere kapılmayın: Merak etmeyin, birkaç gün gazete okumazsanız memleket daha kötü ya da daha iyi hale gelmez. Sadece ruhunuz biraz dinlenmiş olur. Mizah duygunuzu kaybetmeyin: Unutmayın ki yerinde bir espri en karanlık bulutları dağıtmaya, en derin melankoliye son vermeye kadirdir. Küçük şeyler düşünün: Memleketi kurtarmak her gün mümkün olmasa da bir evsize yardım etmek, bir sokak köpeğini doyurmak ya da yalnız bir akrabaya telefon açıp hatırını sormak gayet mümkün. Üstelik iyileştirici de! Büyük şeyler düşünün: Mesela, Kozmosla ilgilenin. Ömer Hayyam’ın “Durmadan kurulup dağılan şu âlemde alacağın bir nefestir, o da boştur boş!” sözü bir başlangıç olabilir. Anı yaşamaya çalışın: Geçmişteki sosyal travmalar ya da gelecekle ilgili milli kaygıların şu an hiçbirimize faydası yok. Aslında mevcut bile değiller. Olmayan şey için psikolojimizi bozmak niye? Kendinizi önemli hissetmenin başka yolunu bulun: Şu dünyada pek az şey biz sıradan vatandaşların kontrolünde. Özellikle konu siyaset olduğu zaman. Yaşadığımız dönem 200 yıl sonraki ders kitaplarında belki de tek bir cümleyle anılacak o kadar! Siyaset tartışırken kalp kırmayın: Çoğu meselenin içyüzünü kabinedeki bakanlar bile bilmiyor. “Oyunun” bir parçası değilseniz söyleyeceğiniz her söz hariçten gazel olacaktır. Fikirlerinize güvenin: Gerçekten sağlamlarsa onları hiçbir rüzgâr dağıtamaz, hiçbir sel alıp götüremez. Ne olursa olsun kaya gibi ayakta kalırlar. Öyle değillerse de zaten üzülmeye değmez. Meditasyon yapın: Yaşam tarzınıza göre namaz da kılabilir, yoga da yapabilirsiniz. Hepsi de zihniniz için detoks işlevi görecektir. Ülkenize güvenin: Türkiye’nin sorunlarına üzülmek kadar onun bunca soruna rağmen hâlâ ayakta oluşuna hayranlık duymak da mümkün. Demek ki memleketin mayası sağlam! Bu yazıyı paylaşın: Özellikle farklı dünya görüşüne sahip kişilerle. İnsanoğlunun paylaşmaya ne kadar açık olduğunu görüp şaşıracaksınız!

lısı kesimlerin haklı desteğini alması, onun, anti-emperyalist, NATO ve neo-liberalizm karşıtı bir hareket olduğu anlamına asla gelmez. 28 Şubat tüm tekelci sermaye ve çıkarcı medya grupları tarafından tam olarak desteklenmiş, laiklik ilkesi konusunda toplumdaki haklı endişe ve duyarlılıklar bir anlamda istismar edilmiştir. 28 Şubat’ın kudretli “bir” generali ABD’nin takdir belgeli uluslararası operasyonlarda parlamış bir isimdir. Bugün “ananasçı” anlı şanlı TÜSAİD üyeleri ve holding sahipleri ve laiklik konusunda duyarlı TSK, ne olmuştur da laiklik karşıtı iktidarla yıllarca uyumlu ve biat anlayışıyla beraber yürüyebilmişlerdir?

ABD’yle ‘pazarlık’ Bana göre 12 Eylül de, 12 Mart da, -sonuçları itibarıyla- 28 Şubat da, ABD’nin ülkemiz ve bölgemizdeki politikalarına hizmet eden ve vahşi -neo -liberal kapitalizmi tam olarak destekleyen gelişmeler olmuştur. Sn. Mehmet Bori’nin, vatansever, anti-emperyalist ve Atatürkçü bir yazar olduğu aşikâr ve tartışma götürmez bir gerçektir. Ancak, yazısındaki “ABD’yle pazarlık” ifadesi bence kastını aşan bir beyan olmuştur. ABD, nefret ettiği ve tehdit gördüğü İslami radikalizm ve fundemantalizmden sakınmak ve İslam ülkelerini kontrol etmek adına, masa başında “Ilımlı İslam” adıyla, ger-

ABD, İslam ülkelerini kontrol etmek adına ‘Ilımlı İslam’ adıyla masa başında gerçekçi olmayan bir teori ve siyaset geliştirdi

‘28 Şubat ABD karşıtı değildi’ Sn. Mehmet Bori’nin, 28 Şubat’ın da son tahlilde ABD emperyalizmine veya NATO’ya karşı bir hadise olmadığını vurgulaması benim de katıldığım bir düşüncedir. 28 Şubat’ın sonunda, IMF’nin politikalarını aynen uygulayan, neo-liberalizm politikalarına tam destek olan bir iktidarın gelmesi, emperyalizme ve NATO’ya karşı hiçbir ciddi söylem ya da adım atılmaması, bu tezi doğrulamaktadır. 28 Şubat’ın laik Cumhuriyet yan-

Büyük Ortadoğu Projesi haritası çekçi olmayan bir teori ve siyaset geliştirdi.

Ilımlı İslam’ın iflası Genelde dini, özelde ise İslamı devlet işleri ve yönetimine alet etmeye kalkışırsanız, laiklik ilkesini ayaklar altına alırsınız. Bu durumda gideceğiniz tek yer dinci fanatizm ve radikalizmin batağıdır. Nitekim, Mısır’da, Tunus’ta “Ilımlı İslam” modeli olarak sunulan yapılanmalar, süratle radikalizme kaymış, sonuç “Ilımlı İslam” politikalarının iflası olmuştur. Aynı şey Türkiye için de geçerlidir. 53 İslam ülkesi arasında tek laik-demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, “Ilımlı İslam” saçmalığıyla bugün, mezhep ayrımcılığı yapan, dinci-fanatik kadrolaşmanın başını alıp gittiği, otoriter ve gözü kara bir anti-demokratik yönetime sürüklenmesine bu politikalar neden olmuştur.

ABD’nin yapması gerekenler ABD; millicilerin, Atatürkçülerin her türlü baskıtehdit ve hukuksuzluğa rağmen dire-nişleri, birleşmeleri ve ayağa kalkmaları karşısında hesaplayamadığı bir gerçekle yüzleşmiştir. “Atatürk’te birleştik” diyen-

lerin, Arslanlı Yol’da buluşarak yarattığı dip dalgalarından endişe eden ABD, yarattığı canavar yerine, biraz daha kontrol edebileceğini düşündüğü bir yapılanmaya gitmeye ve makas değiştirerek durumu kurtarmaya çalışmaktadır. ABD kukla bir “Kürdistan” inşası için, Türkiye’de bölücü terörü desteklemekten derhal vazgeçmeli, Atatürk cumhuriyetine ve başta laiklik ilkesi olmak üzere TSK ve kurucu değerlerimize karşı psikolojik harekâtı derhal durdurmalıdır.

ABD, Türkiye’de bölücü terörü desteklemekten derhal vazgeçmeli, TSK ve kurucu değerlerimize karşı psikolojik harekâtı derhal durdurmalıdır

Ulusalcılarla müzakere Aksi takdirde, yüzde 49’luk AKP iktidarı ile yaşadığı mutlumesut günleri artık hiçbir zaman bulamayacaktır. Daha zayıf -daha dirayetsiz koalisyonlarla belki kısa süreli zaman kazanacak ama millicilerin iktidarını engelleyemeyecektir. İşte bu nedenlerle, ABD “pazarlık” değil ama politikalarını değiştirmesi ve Türkiye

Siz ne dersiniz?

D

ağdaki eşkıya, İmralı’daki eşkıya başına mektup yazıyor. Mektubun aracılığını da Adalet Bakanlığı yapıyor. Yeni kurulan Kürt devletinin bakanlığı değil, TC’nin bakanlığı. Ben “aracı posta hizmetleri bakanlığı” diyorum. Siz ne dersiniz?

Soykırım Eşkıya başı Öcalan, Agos gazetesine mektup yazıp “Ermeni halkının içine düşürüldüğü durum tam bir soykırımdır” demiş. AİHM kararı balyoz gibi inmişken. Kendisi, 8 bini güvenlik görevlisi 40 bin kişinin canından en az üç katı insanın yaralanması veya sakat kalmasından sorumlu iken. Kendimi tutup “densiz” diyorum. Ya siz?

Özerklik BDP Eşbaşkanı G. Kışanak “Yerel yönetimleri özerk hale getirmek gerekir”, Van İpekyolu Beldesi Belediye Başkan Adayı V. Keser de, “Kentlerimiz Rojava’daki gibi özerk olacak” dedi. Pusuya yatmışlar. Yerel seçimlerden sonra

özerklik ilanı bekliyorlar. Açılım başlayalı eşkıya başının RTE’yi desteklemesinin bir sebebi yok mudur? Bir şey demiyorum, işaret dilini kullanıyorum. Siz?

Hizbullah Batman’da Hizbullahçı bir dernek, 144 kara çarşaflı kadına, dört yıllık eğitim sonunda “Alime” olduklarına dair sertifika verdi. Salona, Doğru Haber Gazetesi’nden M. Göktaş dışında erkek alınmadı. Göktaş, “Kürdistan’da hiçbir zaman olmamış bir icazet töreni” dedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin mülki amirleri var değil mi? Onlar için “gafiller” desem, ne dersiniz?

Berkin Ekmek almak için çıktığı sokakta gaz bombasıyla komaya giren 15’lik Berkin’i vurmaktan şüpheli polislerin ifadeleri 229 gün sonra alınabildi. Ben böyle adaletin derim? Ya siz?

ROK Ulusal Kanal’a çıkan ROK, “Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgelere inandık” dedi.

Çıktığı her programda karşısındakilere saldıran, hakaretler eden, konuşma fırsatı vermeyen kurt adam kuzu gibi idi. Gaflete düştüğünü kabullendi. Şimdi de 17 Aralık operasyonunun, söz konusu davalar gibi kumpas olduğuna inanmamızı istedi. “Senin gibi olamayız” derim, ROK’a. Siz?

Askeri açılım Zaman gazetesi 26 Ocak’ta haber verdi. Samanyolu TV kendilerine kapılarını açan Gölcük Tersanesi Komutanlığı’na girip özel çekimler yaptı. Tutuklu denizciler; sıralı komutanlara mektupla “Tİ”şekkür ettiler. Necdet ÖZEL’in komutan olduğu güne kadar TSK’ya kurumsal ve bireysel bazda hakaretler, iftiralar yağdıran, kumpasçılara hizmet veren yandaş medyaya tanınan bu ayrıcalık nedeniyle ben de denizci arkadaşlarım gibi ilgili komutanları kutluyorum. Ancak hükümetle cemaat arasındaki kavgayı gözden kaçırma gafletine düştüklerini anımsatıp “Vah vah” diyorum. Ya siz?

Cumhuriyeti’nin hak ve hukukuna, laik demokratik düzene çomak sokmayacak bir siyaset izlemesi için, Millici ve Ulusalcılarla bir “müzakere ve mütarekeye” hazır olmalıdır. Ancak böylece, Türkiye ve ABD karşılıklı mütekabiliyet ilkeleri çerçevesinde kendi bağımsızlıkları ve ulusal çıkarlarını koruyabilirler. Sn. Mehmet Bori’nin işte böyle bir düşünceyle “pazarlık” kelimesini kullandığını tahmin ediyorum. Yanlışsam elbette, kendisi düzeltecek ve cevaplayacaktır. Bu dönem demokratik Kuvayı Milliye anlayışıyla, Millicilerin, Atatürkçülerin bir ve beraber olma dönemidir. Birleşe birleşe kazanacağımızı görüyorum. Ama, hepimiz hem yazdıklarımıza, hem söylediklerimize, hem kelimelerimize, hem de eleştirilerimize biraz daha özen göstermeliyiz. Düşmanları sevindirmemeli, dostları üzmemeliyiz diye düşünüyorum.

Naci BEŞTEPE nacibestepe72@gmail.com

Kim yaptı? 17 Aralık’tan beri AKP ile cemaat arasında “Sen yaptın, ben yaptım” oyunu oynanıyor. Yolsuzluk operasyonu olunca bütün polis, savcı ve yargıçlar çil yavrusu gibi dağıtıldı. Yolsuzluğun yeni savcısı iddianameyi yeniden yazacağını açıkladı. “Deniz Feneri” deneyimiyle amacı anlıyor, sonucu tahmin ediyorum. Bakan Bozdağ, tutukluluk süresini 7.5 yıl yapacaklarını,

ilerde 5 yıla indireceklerini söyledi. “Önümüzde üç seçim var, Doğu Perinçek ve diğer İP’liler içerde kalsın, muhalefet daha fazla güçlenmesin” demenin AKP’cesi. Başbakan “5 yıla indirdik” dedi. İnsan hürriyeti değil, at pazarlığı konuşuluyor sanki. Hani cemaat yapmıştı, hani siz demokrattınız. Diyorum ki; her şeyi birlikte yaptınız. Siz ne dersiniz?

ÇARŞAMBA İĞNELERİ Kırmızı Alb. Ali TÜRKŞEN, mahkeme heyetine, “Yüzünüzün rengine uysun diye kırmızı giydim” dedi. Utanmayı bilenin yüzü kızarır. Cemaatçi CHP Parti Meclisi üyesi Muhammet ÇAKMAK, F cemaati savundu. Y-CHP’nin F-CHP şubesi... Tape Bakanların ve Başbakan yakınlarının rüşvet tapeleri medyada. Bu tapeler, rüşvetçileri tepeler...


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Osman ERBİL

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

BİNALİ YILDIRIM’IN FEZLEKESİNDE MİLYONLARCA LİRALIK PARA TRAFİĞİ

Talimatı Erdoğan’dan tahsilatı Binali’den C

Mustafa MUTLU mustafamutlu@aydinlikgazete.com

Cemaat CHP’yi gösterip MHP’yi destekleyecek!

Kemal Kılıçdaroğlu, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a ait fezlekeyi açıkladı, Sabah ve atv’nin alınması için Yıldırım’ın Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla para topladığını belirtti

para, 630 milyon dolar. Niye ‘Milyon Ali’ diyoruz? İşte bunun için.

 AYDINLIK / ANKARA

C

HP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında eski Ulaştırma Bakanı ve AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’a ait fezlekeyi açıkladı. Fezlekeye göre, Sabah gazetesi ve atv’nin alınması için Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Binali Yıldırım’ın işadamlarından para topladığını belirten Kılıçdaroğlu, “Devlet yok ortada. Bir çete tarafından yönetilen bir Türkiye Cumhuriyeti var” dedi. Fezlekedeki ses kayıtlarının tapelerini okuyan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının satırbaşları şöyle:

Kod adı ‘Beyefendi’ Kimin talimatıyla, ‘Beyefendi’nin talimatıyla. Tabii kod adı orada ‘Başçalan’ değil, ‘Beyefendi’ olarak geçiyor. Savcı tabii ‘Başçalan’ yazamıyor. ‘Beyefendi ile görüşecek’ diyor. ‘Nasıl bir plan yapılacaksa ben de size söylerim.’ Kim? Celal Koloğlu? Kim bu İntes’in yönetim kurulu başkanı?

‘Sekiz işadamına salma salıyorlar’ Binali Yıldırım

Tayyip Erdoğan

‘Gazetelerin patronu o’ “21 Temmuz 2013... Çalık yok, kâğıt üzeErdoğan, müteahhidi arırinde Çalık. Gazeteyor. Diyor ki, ‘Ondan sonlerin patronu o. ra bizim evde bir görüşme ‘Milyon Ali’ yapalım. Sen Faruk’a da Kemal söyle o da gelsin.’ Cemal Binali Yıldırım, raKalyoncu ‘Tamam Fa- Kılıçdaroğlu kamlar büyük. Binali ruk’u alır gelirim diyor’ dersek yanlış olur, Milve gidiyorlar. Sabah-atv işini halle- yon Ali dememiz lazım. Milyon Ali decekler. Sahibi kim? Çalık. Ama devreye giriyor, herkesten 10 bin-20

bin değil, milyonlar istiyor. Bakın fezleke bu. Bazı devletten iş alanların ismini vereceğim. Mehmet Cengiz, ‘100 milyon dolar veririm’ diyor. Celal Koloğlu ‘100 milyon dolar veririm’ diyor. Nihat Özdemir,’100 milyon dolar’, İbrahim Çeçen ‘100 milyon dolar. Ama üçüncü havaalanına dahil ederseniz 150 milyon dolara çıkarırım’ diyor. Sekiz işadamından toplanan

Binali tabii topluyor bunları, PTT’nin sosyal tesislerinde. Salmayı yapıyor, herkes bunu ödeyecek diyor. 8 işadamında ‘İki ay içinde, 630 milyon dolar para vereceksiniz’ diyor. Bunlardan birisi 30 milyon dolar ödüyor ve öbürü telefonda konuşurken söylüyor. ‘Adnan’ı görmedin mi simsiyah olmuştu’ diyor. Zorla istiyor, hükümet. Versin mi vermesin mi? Birisi atlatmış ama. Çarşamba’ya veririm, Cuma’ya veririm derken işi atlatmış. Önümüzdeki grup toplantısında, bu konuşmaların ses kayıtlarını size dinleteceğim.”

Otobüsü durdurmasınlar diye ‘MİT’e aittir’ pankartı astılar

T

ürkiye’nin dün gözü kulağı Kayseri’de görülen Ali İsmail Korkmaz duruşmasındaydı. Binlerce polisle korunan “Adalet Sarayı”ı, Ali İsmail için gelen eylemciler, tutuksuz yargılanmaya devam eden sanık polisler... Haziran Ayaklanması şehitlerinin yakınları da Ali İsmail’in ailesine destek için oradaydı. Hatay’da şehit edilen Abdocan’ın ağabeyi Zafer Cömert, duruşmada yaşananları Aydınlık’a anlattı: “Kayseri’ye sürgüne gönderilen Ali İsmail’in duruşmasına katılmak üzere gece Antakya’dan yola çıktık. Derken şehrin hemen çıkışında jandarma ve trafik polisleri yolumuzu kesti, rutin kontrol adı altında engellemeyi bir süre sonra aştık. Yola devam ederken otobüsümüz durdurul-

Ali İsmail davası için Kayseri’ye yola çıkan otobüs.

Zafer Cömert

Jandarma’ya TIR operasyonu

masın diye ön cama ‘İHH ve MİT’e aittir’ yazılarını yazarak Kayseri’ye doğru yolumuza devam ettik. Duruşma boyunca Emel annemiz Aliş’imizin fotoğrafını elinden düşürmedi ve hep sanıklara doğru tutarak ‘Buraya bakın, başka yere bakmayın’ diyerek sanıkları da arada uyardı. Emel annemiz sanık polislere ‘Çocuğunuzun yüzüne nasıl bakıyorsunuz’ diye isyan etti.

Emel annenin kararlılığı Bir ara sanıkların hiçbir şey yokmuş gibi duruşmadan çıkıp gideceğini düşündüğüm de oldu, ta ki sanık Ebubekir konuşuncaya kadar... ‘Polisin Ali İsmail’i öldüreceğini bilseydim önünde durmazdım’ dedi ve bağıran kişinin ‘Mevlüt S.’ olduğunu itiraf etti. Emel annemiz, hâkim söz verdiğinde ‘8 aydır içim kan ağlıyor ama bugün güldüm’ diye konuştu. Duruşmaya son noktayı yine o koydu ve Aliş’in fotoğrafıyla dimdik ayakta durdu ve ‘adil bir yargılama olana kadar mücadele’ edeceğini ifade etti. Evet, adil düzeni sağlayana kadar mücadele edeceğiz bu kesin. Kayseri’de buluşmak sözüyle onlarca otobüsle gelen bizler, Mehmet Ayvalıtaş’ın davasının görüleceği İstanbul’da buluşmak üzere yola koyulduk.”

Topbaş zorla getirilecek!

İ

Akit gazetesinde yayımlanan fotoğraflarda, MİT mensuplarına silahların doğrultulduğu görülüyor.

A

dana’da otoyolda durdurulan ve MİT’e ait olduğu ortaya çıkan silah dolu 3 TIR’la ilgili başlatılan idari soruşturmanın ardından Adana İl Jandarma Komutanı Albay Özkan Çokay görevden alındı. Çokay’ın yerine Şanlıurfa İl Jandarma Komutan Yardımcısı Albay Ünsal Bulut atandı. Adana-Ceyhan otoyolunda 19 Ocak’ta durdurulup 4 saat süreyle aranan 3 TIR’ın MİT’e ait olduğu açıklanmış, savcılığın arama yapıp yapamayacağı tartışmalara neden olmuş, İçişleri Bakanlığı 2 başmüfettiş, Jandarma Genel Komutanlığı da 5 askeri müfettiş göndererek idari soruşturma başlatmıştı. Bölgeye giden mülki ve askeri müfettişler soruşturmalarını tamamladı. TIR’ların durdurulup aranması talimatı verdiği öne sürülen Adana İl Jandarma Komutanı Albay Özkan Ço-

 DERYA DERVİŞ stanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş hakkında, “görevi kötüye kullanma ve kamuyu zarara uğratma suçlamasıyla” yargılandığı davada zorla getirme kararı çıktı. Topbaş, üçüncü kez de hâkim karşısına çıkmadı. CHP’li meclis üyelerinin Kadir Topbaş şikâyeti üzerine, Kadir Topbaş hakkında metrobüs alımlarında görevi kötüye kullandığı suçlamasıyla açılan davanın duruşmaları devam ediyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Topbaş’ın “görevi kötüye kullanmak” suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi isteniyor.

kay, görevden alınıp Jandarma Okul Komutanlığı’na gönderildi. Çokay ile birlikte aramada görev yapan biri yüzbaşı 3 askerin daha görev yerleri değiştirildi. Albay Çokay’ın yerine ise Şanlıurfa İl Jandarma Komutan Yardımcısı Albay Ünsal Bulut atandı. Çokay, Adana’dan ayrılırken kente gelen Albay Ünsal Bulut ise yeni görevine başladı.

Kimler gitti?

Aramanın fotoğrafı ortaya çıktı Öte yandan MİT’in TIR’larına yönelik operasyonun fotoğrafları da ortaya çıktı. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) olayla ilgili Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği rapordaki görüntülerden alınan fotoğraflarda iki jandarma komandosunun, mevzi alarak silahlarını TIR’a eskorluk eden MİT elemanlarına yönelttiği görülüyor.

TIR’ları aratan ve o gün nöbetçi olan TMK 10’la görevli Cumhuriyet Savcısı Aziz Casusluk Takçı’yla birlikte aynı statüdeki C. Başsavcıvekili Ahmet soruşturması da açıldı Karaca ve 10 Ocak’ta Ada- Adana Cumhuriyet Başsavcılığı na’da silah bulunduğu iddia- ayrıca, 19 Ocak’ta Adana’da sıyla iki otobüsü aratan Cum- savcılık kararı ile aranan TIR’lar huriyet Savcısı Mustafa Sır- ile ilgili ihbarın yapılış şekli ve lı’nın özel yetkileri kaldırıldı. ihbar sonrası gelişmelerle ilgili Ahmet Karaca Başsavcı Vekili “karşı casusluk faaliyetinin olarak görevine devam eder- yapıldığı” iddialarıyla ilgili ken, Takçı ile Sırlı Adana’da soruşturma açtı. düz savcı olarak kaldı.

‘Görevi kötüye kullanmak’la suçlanıyor İstanbul 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, müştekiler Bülent Soylan ile Hakkı Sağlam katıldı. Sanık Kadir Topbaş ise duruşmaya yine gelmedi. Dava 3 Haziran 2014 tarihine ertelenerek Kadir Topbaş’ın zorla getirilmesine karar verildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin CHP’li üyesi Dr. Hakkı Sağlam’ın “Kadir Topbaş metrobüs hattında çalıştırılmak üzere, 65 milyon 297 bin 500 avro bedelle alınan Phileas marka 50 adet otobüs için yargıda hesap verecek. Her türlü açılışa, davete katılan Kadir Topbaş, iş yoğunluğu gerekçesiyle adaletin karşısına gelmiyor. Bugün adaletten ve halktan kaçanlar 30 Mart’ta sandıktan kaçamayacaklar ve halk onlara o sandıklarda gereken cevabı verecektir” dedi.

emaat ile AKP arasında gittikçe tırmanan kavgadan sonra herkes aynı soruları soruyor: Fethullah Gülen Cemaati, AKP’den desteğini çektiğine göre hangi partiyi destekleyecek? Eğer; bugüne kadar kuşkulanıldığı gibi seçim sonuçlarına parmak atmak gibi bir alışkanlığı varsa, bu seçimlerde bu parmağı hangi parti lehine atacak?  Genelde Fethullah Gülen Cemaati’nin yeni gözdesinin CHP olacağı söyleniyor. Bu, İstanbul için doğru olabilir. Çünkü Cemaat’e yakınlığıyla bilinen Mustafa Sarıgül’e destek verilmesi son derece doğal görülebilir. Ancak Cemaat, Türkiye genelinde son dakikaya kadar MHP’ye oy verilmesini isteyecek! Nereden mi çıkarıyorum? Son bir haftada açıklanan yerel seçim anketlerinden! Önce bu araştırmaları yapan kurumlara bir bakalım:  İlk firma GENAR... AKP Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu tarafından kuruldu. Şirketin yönetiminde Hüsrev Hatemi, Ümit Meriç, Nilüfer Narlı, Davut Dursun, Haluk Şahin, Arus Yumul ve AKP MKYK üyesi Edibe Sözen bulunuyor. İkinci şirket, SONAR... Bu şirketin sahibi Hakan Bayrakçı. 1999 seçimlerinde MHP’den İstanbul Milletvekili Adayı olmuştu. Üçüncü şirket, KONDA... Sahibi, son yıllarda “yetmez ama evet”çiler arasına katılan ve AKP’ye ılımlı bakan, eski sosyal demokrat Tarhan Erdem. Dördüncüsü KONSENSUS... Genel olarak Habertürk grubu için araştırmalar yapıyor ve AKP’nin oylarını yüksek göstermekle eleştiriliyor. Geçen hafta anket sonucunu açıklayan beşinci şirket ise bir kamuoyu araştırma şirketi değil... Bu yüzden yaptığı anketlerin bilimsel olduğu asla iddia edilemeyecek bir haber ajansı: CİHAN... Bu ajans, bildiğiniz gibi Fethullah Gülen Cemaati’nin sahip olduğu kuruluşlardan biri...  Gelelim anket sonuçlarına: AKP’nin oy oranları GENAR anketinde yüzde 49, KONDA anketinde yüzde 47,7, SONAR anketinde yüzde 42,3, KONSENSUS anketinde yüzde 41,7, CİHAN’ın anketinde ise yüzde 36,4 çıktı.

 CHP’nin oy oranları ise SONAR anketinde yüzde 29,8, KONSENSUS anketinde yüzde 29,5, CİHAN anketinde yüzde 28,8, KONDA anketinde yüzde 28,2, GENAR anketinde ise yüzde 26,5 oldu.  Şimdi; bu yazıyı yazmama neden olan partiye ve tahmine geldik: MHP, CİHAN’ın anketinde yüzde 20,5’le en yüksek değere ulaştı. Bu oran sırasıyla SONAR anketinde yüzde 18,7, KONSENSUS anketinde yüzde 15,4, KONDA anketinde yüzde 14,4, GENAR anketinde ise yüzde 13,5’e kadar düştü.  Gördüğünüz gibi beş şirkete göre CHP’nin alacağı oy oranı sadece 3,3 puan farklılık gösteriyor; ancak MHP söz konusu olduğunda 7 puana ulaşıyor. Ve her nasıl oluyorsa Cemaat’in haber ajansı CİHAN, büyük bir risk alıp MHP’nin yüzde 20’yi geçeceğini iddia ediyor! Peki; bunu laf olsun diye mi yapıyor? Hayır... İki nedeni var: Birincisi, bunu yaparak MHP’yi akıllara düşürüyor. İkincisi, belki de kamuoyunu “parmak” yardımıyla gerçekleşecek bir seçim sürprizine hazırlıyor.  Falcılık mı yapıyorum? Hayır... Ben sadece Cemaat ajansının verdiği mesajı yorumluyorum. Sonucu, seçimlerden sonra göreceğiz!

KALDIRIMLAR! Yine yerel seçimler yaklaştı ve her yerel seçim öncesinde olduğu gibi bütün belediyeler kaldırımları değiştirmeye başladı. Vatandaş diyor ki: “Kaldırım bahane, götürüm şahane!” Yani, kaldırımların değiştirilmesi bahanesiyle halkın milyonlarca lirasının müteahhitlere peşkeş çekildiği iddiası, dilden dile dolaşıyor. Eğer sizin semtinizde de kaldırımlar “kalktı”ysa; belediyeyi arayıp, bu işin maliyetini ve gerekçesini sorun. Duyduğunuz şeylere inanamayacaksınız!

GÜNÜN SORUSU CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu dün, AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Binali Yıldırım’ı sekiz işadamından 630 milyon dolar almakla suçladı. Binali Yıldırım’ın adını da “Milyonali” olarak değiştirdi. Sorum Binali Yıldırım’a: CHP Genel Başkanı’nın verdiği rakamı TL kuruna çevirdiğimizde size aslında “Milyarali” dememiz mi gerekiyor?

Savcıyla sanığın buluşması! Dün Almanya’da ilginç bir buluşma gerçekleşti. Almanya’yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan’ın basın toplantısına, Ergenekon davasından on buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan Ulusal Kanal’ın önceki Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan da katıldı. Yani Ergenekon davasının “savcısı” ile sanığı bir araya geldi.

Türkkan, Almanya’da tamamen özgür ve hiçbir dava dosyasında adı geçmiyor. Ancak Başbakan’ın adı Almanya’da açılan Deniz Feneri Davası’nda sürekli anılıyor. Kısacası; Adnan’ın mı Başbakan’ın mı suçsuz olduğu elbette ortaya çıkacak ama bunun için önce Türkiye’deki mahkemelerin üzerindeki baskının bitmesi gerekiyor.

GÜNÜN İSYANI! Avukatları, Fethullah Gülen’in kişilik haklarını ihlal ettiğini söyleyerek Başbakan Erdoğan’a 100 bin liralık manevi tazminat davası açmış... İsyanım Gülen’e: Neden bu tür davaları “1 lira” gibi sembolik bir miktarla açmıyorsunuz? Neden maneviyatınıza değer biçiyorsunuz? Bu durumda 100 bin lirayı hazır eden herkesin kişiliğinize saldırmasına “Evet” demiş olmuyor musunuz?


Hazırlayan: Anıl IŞIK

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ANKARA İmsak 05:20 Güneş 06:47 Öğle 12:10 İkindi 14:53 Akşam 17:20 Yatsı 18:40 HAVA DURUMU

Ankara: 5/10

g

İstanbul: 1/8

d

ÇIRNIK

Türker

ERTÜRK erturkturker@gmail.com

Nautilus

D

ün (4 Şubat 2014) itibarıyla günümüzden tam olarak 57 yıl önce dünya denizciliği bir hayali gerçekleştirdi. ABD’ye ait dünyanın ilk nükleer denizaltısı USS Nautilus (SSN-571) 4 Şubat 1957’de sualtında 20 bin fersahlık (1 fersah yaklaşık 3 mildir) seyir süresini tamamladı. USS Nautilus denizlerin altında tam tamına 60 bin deniz mili (110 bin km.) kat ederek Jules Verne’nin “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” adlı romanındaki hayali Nautilus denizaltısının hedefine ulaşmış oldu. Bilim kurgunun babalarından sayılan Fransız yazar ve gezgin Jules Gabriel Verne’nin (1828-1905) eserlerinde ayrıntıları ile tarif ettiği buluşları o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisine ve teknolojisine esin kaynağı olduğu düşünülür. Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864), Seksen Günde Devri Alem, Jules Verne’nin en çok tanınan romanlarıdır. Romandaki Nautilus, eski bir Hint prensi ve mühendisi olan Kaptan Nemo tarafından tasarlanmış, inşa edilmiş ve yönetilmiştir. Nautilus’un parçaları sipariş üzerine Le Creusot, Londra, Liverpool, Glasgow, Paris, Prusya (Krupp), Motola (İsveç) ve New York’da üretilmiş sonra da Nemo’nun adamları tarafından ıssız bir adada birleştirilmiştir. Denizaltının ve tayfasının ihtiyaç duyduğu tüm hammadde ve gıdalar denizden elde edilir, hızı saatte 50 deniz milidir. USS Nautilus’ın yapımına 1951’de karar verildi, 1952’de kızağa kondu, 1954’te denize indirildi ve 22 Nisan 1955’te her şeyi ile tamamlanarak göreve başladı. Nükleer denizaltının en büyük özelliği sualtında çok uzun süre kalabilmesidir.

Kuzey Kutbu Sualtında 20 deniz mili sürat yapabilen 98 metre boyunda ve 3 bin 530 ton ağırlığında bulunan USS Nautilus 1-5 Ağustos 1958 tarihleri arasında Alaska’nın Barrow burnu açıklarında dalarak Grönland Denizi’ne kadar Kuzey Kutbu’nun kalın buz örtüsünün altından bir uçtan öbür uca kadar sualtından geçerek tarihi bir sefer gerçekleştirmiştir. USS Nautilus 25 yıl görevde kaldıktan sonra 1980’de hizmet dışına çıkarılır ve 1985’ten beri Connecticut, New London açık hava müzesinde sergilenmekte olup yılda yaklaşık 250 bin kişi ziyaret etmektedir. Bakınız Batı’da 1828 doğumlu bir bilim kurgu yazarı 1870 yılında hayali olarak bir denizaltı tasarlıyor, inşa ediyor ve bunu denizlerin altında 20 bin fersah seyahat ettiriyor. Bu hayal 1957’de gerçekleştiriliyor ve tarihe bilinçli bir şekilde not ettiriliyor. Volter, “Her toplum geçmişte ne ekmişse gelecekte onu biçer” diyor. Gerçekten çok doğru bir söz! Bugün insanlık uzayda seyahat ediyor. Mars’a gidiyor ve uzayda istasyonlar kuruyor. Ama bazı toplumlar bunu değil gerçekleştirmek, düşleyemez bile! Bir gün dünyamız yaşanmaz bir hale gelince imkanı olan toplumlar evrenin başka bir köşesine yaşamak için göç edecekler. Ya diğerleri!

Kutup Yıldızı İnsanlığın bu başarısında tartışmasız en büyük etken Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan dönemdir. Batı toplumunda 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda gelişen akılcı düşünceyi ve bilimi esas alan, değişmez kabul edilen varsayımlardan ve önyargılardan özgürleşmeyi hedefleyen dönemdir bu! Tabi ki, Aydınlanmaya yol açan düşünsel gelişmeler; 15, 16 ve 17’nci yüzyıllarda meydana gelen Rönesans ve Reform hareketleridir. Ne yazık ki, Müslüman toplumlar bu evreyi geçirmediği ve yaşamadığı için günümüzde çok zor durumdalar. Bu yüzden yaklaşık 1.5 milyar nüfusu olan Müslümanlar bilim, teknoloji, üretim ve mucitlik adına ortaya doğru dürüst bir şey koyamamaktadırlar. Hatta en mükemmel din olan aklın kullanılmasını ve bilimi emreden İslam’ı da doğru anladıkları söylenemez. En iyi bildikleri şey, birbirlerini yemek, adam öldürmek, kavga etmek ve savaşmak! Ama kendi aralarında! Dışarıya karşı savaşacak güçleri bile yok! Müslümanların çoğunlukta olduğu 57 ülke arasında bir Kutup Yıldızı var; onun adı Türkiye! Ülkemizi diğerlerinden farklı kılan en önemli etken Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimleri ve onun kazanımlarıdır. Bu kazanımlara yönelik olarak kat ettiğimiz mesafe kadar diğerlerinden ilerde, kat edemediğimiz mesafe kadar çağdaş dünyadan gerideyiz. Bugün dünyada sadece 14 ülke harp gemisi dizayn edebiliyor. Aralarında bahsettiğimiz 57 ülkeden yalnız Türkiye var! Sanırım bunun bir anlamı olsa gerek! Türk denizcisine, halen dünya denizlerinde dolaşan ve MİLGEM (Milli Gemi) projesi kapsamında yapılan Heybeliada ve Büyükada korvetlerinin düşünü gördüren, tasarlatan, dizayn ve inşa ettiren Atatürk’tür ve onun kurduğu laik okullarda yetişen bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip nesilleridir. Saygılar sunarım.

İzmir: 8/13

g

Antalya: 9/15

İSTANBUL İmsak 05.36 Güneş 07:04 Öğle 12:25 İkindi 15:06 Akşam 17:34 Yatsı 18:55

g

Adana: 7/16

g

Diyarbakır: 4/8

g

Erzurum: -1/4

k

Sivas: -1/8

d

Tunceli: 0/3

İZMİR İmsak 05:41 Güneş 07:06 Öğle 12:32 İkindi 15:19 Akşam 17:46 Yatsı 19:04

k

Trabzon: 9/11

g

Zonguldak: 5/9

d

Bursa: 2/10

d

Konya: 0/9

g

BİR MİLYON 112 BİN ÖĞRENCİNİN PUANI YENİDEN HESAPLANACAK

SBS silbaştan SBS’nin iptal edilmesi talebine MEB’in yaptığı itiraz reddedildi. Öğrenciler şimdi ne olacağını merak ediyor. Eğitimciler, ‘Bir üst okula yerleşmek isteyenler yeni davalar açabilir’ diyor  ANIL IŞIK

A

nkara Bölge İdare Mahkemesi’nin, 718 öğrencinin puanının yanlış hesaplanması nedeniyle 8 Haziran 2013’te yapılan Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonuçlarının iptali kararına, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yaptığı itiraz reddedildi. Haziran ayında yapılan SBS’nin iptali için CHP Milletvekili Aydın Ayaydın dava açmıştı. Yabancı dil sınavında tüm dillerin İngilizce cevap şıkkına göre değerlendirilmiş olması nedeniyle SBS sonuçlarının yanlış hesaplandığı gerekçe gösterilmiş, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu karardan kısa bir süre sonra açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “Aileler rahat olsun. Hiçbir çocuğumuzun başka bir okula gitmesi mümkün değil” demiş ve karara itiraz ettiklerini belirtmişti. MEB’in itirazı Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Mahkemenin bu kararından sonra 1 milyon 112 bin 604 öğrencinin puanının yeniden hesaplanacağı belirtiliyor. Milli Eğitim Bakanlığı, kazanılmış hak-

ların değişmeyeceğini, hiçbir öğrencinin okul değiştirmeyeceğini söylese de puan hesaplamasından sonra nasıl bir yöntem uygunacağı konusunda soru işaretleri devam ediyor.

‘MEB hatalarından ders almıyor’ Veli Demir- Eğitim-İş Genel Başkanı: MEB, son 12 yıldır sağlıklı sınav yapamıyor. Bunun en büyük sebebi de Milli Eğitim’in bilimden, pedagojiden, cumhuriyetten uzak, partici, cemaatçi kadrolar tarafından yönetiliyor olması. Milli Eğitim Bakanı öğrenci ve velilerden özür dileyerek, “Biz bu işi beceremedik, elimize yüzümüze bulaştırdık” demeli ve istifa etmelidir. Fakat onlardan bu olgunluk beklenemez. Şimdi, yargının hükmü neyse onun uygulanması gerekir. Sadece 700800 öğrenci değil, binlerce öğrenci mağdur durumda. Birinci dönem bitti, ikinci dönem başlıyor. Bu saatten sonra çocukların okullarını değiştirmek yeni sorunlara neden olabilir. MEB, daha önce yerleşmiş çocukları mağdur etmeden puanı yanlış hesaplandığı için yerleşme hakkı elinden alınmış öğrencilerin

de mağduriyetlerini giderecek bir formül üretmelidir. İsmail Koncuk-Türk EğitimSen Genel Başkanı: Tüm sıralama ve okullar değişebilir. Ama ne kadar öğrenciyi etkiler yeni hesaplama sonrası göreceğiz. Fatma Sönmez- Matematik öğretmeni: İtiraz etmekle zaman kaybettiler. Yapılan hata ortada. Mahkemenin farklı bir karar vermesi beklenemezdi. MEB hatalarından ders almıyor. Binlerce öğrenci şimdi, “Acaba ne olacak” diye düşünüyor. Puanlar, yeniden hesaplanacak. Puanlar tekrar hesaplandığında öğrenciler kayıtlı olduğu okuldan daha üst puanlı bir okula girme hakkına kavuşabilir. Bir üst okula gitmek isteyen öğrenciler dava açmaya başlayabilir.

1 milyon 112 bin öğrencinin girdiği SBS’de puanların yanlış hesaplanması, Türkiye Liseliler Birliği tarafından 18 Ocak’ta Marmaris’te protesto edilmişti.

Başkent Dayanışması AOÇ’deki talanı protesto etti Başkent Dayanışması, Atatürk Orman Çiftliği’nde (AOÇ) yapılan talana karşı eylem yaptı. Güvenpark’taki eylemde konuşan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Genel Sekreteri Tezcan Karakuş Candan, “Korkuların korunakları olan saraylar tam da burada inşa edilmektedir. 50 bin kişilik koruma ordusuyla AOÇ’de inşa edilen saray bir savaş komuta merkezini andırmaktadır. Tarih göstermiştir ki, hiçbir diktatör yaptırdığı sarayda oturamamıştır. Burada görülen fotoğraflar katliamın belgesi, AKP’nin ve yerel yönetimlerinin gidiş biletleridir” dedi. Başkent Dayanışması üyeleri, “Ankara’da yalan var da Ankara’da yalan var, koşun gelin buraya da AOÇ’de talan var. Ankara’nın bağları da Ankara’nın bağları, ağaçları kestiniz de gözünüze batsın malları” sözlerinin yer aldığı besteyi davul eşliğinde okudular.  AYDINLIK / ANKARA

‘Adam ettiğimiz evleri bize çok gördüler’ Ü

sküdar Sultan Murat Mahallesi’ndeki 16 gecekonduyla ilgili 3 yıl süren mahkemenin ardından dün ekipler yıkıma başladı. Sokakta kaldığını söyleyen bir kadın “Bize neden çok görüyorlar. 30 yıl oldu buraya geleli. Buraları adam yaptık. Elektrik, su, yol yoktu. Şimdi sokakta kaldık” diye tepki gösterdi. Sabah gün ağarırken Demirkol

Sokak’a giden ekipler, mahalle sakinlerine öğlene kadar süre verdi. Öğle saatlerinde yıkım başladı. Mahalle sakinleri yıllardır oturdukları evlerin yıkımını hüzünle seyretti.

‘Bize yazık değil mi’ Yıkım kararına tepki gösteren ve gözyaşlarına boğulan gecekondu sahibi Yüksel Demirkol, “Biz burada çamur

içinde gezdik. Biz buraları adam yaptık. Bize neden çok görüyorlar. Bize yediremediler. Bizim hükümetimiz Afrika’yı adam yapmaya çalışıyor da, bizi neden yapmıyor? Biz Müslüman değil miyiz? 30 yıldır burada oturuyorum. Ne yapıyor bu devlet? Bu kadar mıydık biz? Bize yazık değil mi? Nereye gideyim ben şimdi?” diye konuştu.

Kars donuyor: Eksi 35 derece

Sibirya soğuklarının etkili olduğu Kars’ta hava sıcaklığı sıfırın altında 35, Ardahan ise 32 dereceye düştü. Kars’ta en son 23 yıl önce Şubat ayında hava sıcaklığı sıfırın altında 37 dereceye düşmüştü. Dondurucu soğuklar, sürücüleri zor durumda bıraktı. Hareket halindeki taşıtların bile yakıt depoları dondu. Sürücüler, taşıtlarının donmaması

için halı, kilim, battaniye, naylon ile sardı. İşyerlerinin cam vitrinleri de kalın buz tabakası ile kaplandı. ATM’lerde arızalar oldu, yüzlerce abonenin suyu dondu. Soğuktan çocuklar da etkilendi. Annesinin kucağında Metin Sözen Caddesi’nde yaya olarak giden 2 yaşındaki Hilal Türk soğuktan ağladı. DHA


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Anıl IŞIK

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Soframızdaki sinsi tehlike: Tuz ve şeker Kalp rahatsızlıklarından alzheimere kadar birçok sağlık sorununu tetikleyen tuz ve şekere dikkat! Uzmanlara göre şeker uyuşturucu sınıfına sokulmalı, aşırı tuz ise yorgunluk, uykuya neden olabiliyor  ANIL IŞIK

oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor” dedi.

S

‘Daha sinirli ve huzursuz yapabilir’

ofralarımızdan eksik etmediğimiz, kimimizin onlar olmadan yemek pişirilemeyeceğini düşündüğü tuz ve şeker kararında kullanıldığında sağlığımız için yararlı. Fakat bu iki maddenin aşırı tüketimi vücudumuz için büyük sorunlar yaratabiliyor. Uzmanlar, “Şeker tütün kadar tehlikelidir. Bu zarar verici ve bağımlılık yapıcı madde uyuşturucu sınıfına sokulmalıdır” diyor. İç hastalıkları uzmanı Dr. Serdar Özder, aşırı tuz ve şeker tüketmenin zararlarını şöyle anlatıyor: “Tuz çok kullanıldığında kan basıncını arttırır. Böbrek bozukluklarında, kalp rahatsızlıklarında, ödem durumlarında yemeklere eklenmemesi gerekir. Tuz bağırsakların çalışmasındaki etkinliği azalttığından vitamin yetersizliği ve bağırsak rahatsızlıklarına sebep olabilir. Çok şeker tüketimi şişmanlık ve diş çürümesine neden olduğu gibi kanser hücrelerinin de çok sevdiği bir maddedir. Çocuklara şekerli mamalar çok verildiğinde büyüme ve gelişme durur. Tuz kan şekerinin aniden yükselip aniden düşmesine sebep olur. Buna bağlı halsizlik, yorgunluk, uyku gibi rahatsızlıklar oluşur.”

Mamadaki şeker beslenme alışkanlığını etkiliyor Hemen hemen her alışveriş noktasından rahatlıkla edinebildiğimiz gofret, bisküvi, kek gibi hazır gıdaların yanında bebek mamalarında da yüksek oranda şeker bulunuyor. Dr. Serdar Öz-

der, bebek mamasında bile şeker bulunmasının çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden olduğunu ifade ediyor. Özder, “Günümüzde artan aşırı şişmanlığın sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne

Dr. Serdar Özder, aşırı tuz alımının ani kan basıncı değişikliklerine yol açabildiğini belirtti. Fazla tuzlu bir gıda maddesinin alımından yalnızca birkaç dakika sonra gelişebilecek bu değişikliğin kalp rahatsızlıklarına zemin hazırladığını söyleyen Özder şöyle konuştu: “Yüksek kan basıncının kalbin fiziken büyümesine neden olduğu ve tansiyon sorunlarını da ortaya çıkarttığı bir gerçek. Kalp krizi ve yetmezliğinin son dönemlerin baş belası hastalıkları olduğu dikkate alındığında tuz tüketimine dikkat edilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Kan basıncının yanında fazla tuz tüketiminin obezite ve şişmanlık ile doğrudan bağlantısı olduğuna dair bazı kanıtlar da son dönemlerde tıp dünyası tarafından tartışılmaktadır. Aynı zamanda tuz nedeniyle sahip olduğunuz rahatsızlıkların ve sorunların günlük yaşantınızı etkileyerek sizi daha sinirli, huzursuz yapabileceğini, bunun ise sosyal hayatınızdan tutun da iş hayatınıza kadar pek çok alanda büyük etkileri olabileceğini unutmamalısınız.”

11 yaşında tam 140 kilo Van’ın Bostaniçi Beldesi’ne bağlı Esendere Mahallesi’nde yaşayan obezite hastası 11 yaşındaki Nejdet İtah, 140 kiloya ulaştı. Hastalığından dolayı okula gidemeyen İtah, yürümekte ve nefes almakta zorluk çekiyor. 4 yaşından bu yana gün geçtikçe kilo almaya devam eden İtah, evde bile ailesinin yardımıyla ihtiyaçlarını giderebiliyor. Yüzüncü Yıl

BAŞSAĞLIĞI Üyemiz Mediha ablanın eşi Üyemiz

NURULLAH KARAŞAR ağabey vefat etmiştir. Arkadaşlarına ve yakınlarına başsağlığı dileriz. İşçi Partisi Mezitli İlçe Başkanlığı

Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç Dr. Murat Doğan, “Aile bizim verdiğimiz diyet programlarını ve egzersizleri yeteri düzeyde uygulayamadı. Bu hastaya cerrahi müdahale yapılıp, farklı bir tedavi uygulanmalı. En az 27, en fazla 60 kilo olması gereken İtah, şu anda 140 kilo ağırlığında” dedi. DHA

Şeker yememek için 20 neden  Şeker, kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.  Bağışıklık sisteminizi zayıflatır.  Çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olur.  Böbreklere hasar verir.  Gözleri bozar.  Kan damarlarını daraltır.  Çocuklarda adrenalin seviyesini artırır.  Kalp hastalığı riskini artırır.  Yaşlanma sürecini hızlandırır.  Alkol bağımlılığına yol açar.  Astıma sebep olur.  Safra ve böbrek taşı oluşmasına yol açar.  Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirir.  Dolaylı olarak hemoroide yol açar.  Diyabet oluşumuna katkıda bulunur.  Hamilelikte kan zehirlenmesine yol açar.  DNA yapısını bozar.  Karaciğerde yağ miktarını artırır.  Hipertansiyona sebep olur.  Beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.  Alzheimer hastalığı riskini artırır.

Çukurca’da elektrik isyanı Hakkari’nin Çukurca ilçesinde yaşanan elektrik kesintileri esnafı bezdirdi. Enerji nakil hatlarında meydana gelen arızalar nedeniyle ilçede bir haftadır yaşanan elektrik kesintileri protesto edildi. Esnaf sabah saatlerinden itibaren kepenk kapatırken, vatandaşlar da Belediye Parkı önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

Akkuyu’da bir dava daha



Akkuyu Nükleer Santrali’nin 1976 yılında verilen ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından güncellenerek onaylanan yer lisansının iptali için Mersin Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açıldı. Elektrik Mühendisleri Odası, Mersin Barosu, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Mersin Tabip Odası, Akkuyu Köylüleri ve Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyeleri dün Mersin Bölge İdare Mahkemesi önünde bir araya geldi. Mersin Nükleer Karşıtı Platform Dönem Sözcüsü Sebahat Arslan yaptığı açıklamada, “Akkuyu Nükleer Santrali Projesi’nin yapımına, 1976 yılının sosyal, ekonomik ve teknik koşullarına göre verilen yer lisansı ile izin verilmiştir. 1976 yılının koşullarını görmezden gelen TAEK, 6 Aralık 2013 tarihinde Akkuyu yer lisansının sözde güncel halini onaylamıştır. Bizler yer lisansının günümüz bilimsel koşullarına göre onaylanmadığını biliyoruz” dedi. Sebahat Aslan, 1976 yılında hazırlanan rapora imza atan Prof. Dr. Ahmet Ercan ve Prof. Dr. Tolga Yarman’ın bugün Akkuyu Nükleer Santrali’ne itiraz ettiğini belirtti. Vatandaşlar, açıklamaların ardından yer lisansının iptali için Mersin Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açtı. DHA

Manavgat kayalıkları mezar oldu



Antalya’nın Manavgat ilçesinde, Büyük Şelale yakınında 8 metreden kayalıklara düşen 35 yaşındaki Seyfi Yılmaz, yaşamını yitirdi. Seyfi Yılmaz, önceki akşam arkadaşıyla birlikte gittiği Manavgat’ta dengesini kaybetti. 8 metre yükseklikten kayalık zemine düşten Yılmaz ağır yaralandı. Yılmaz, Manavgat Devlet Hastanesi’nde yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Jandarma olayla ilgili soruşturma başlattı. Seyfi Yılmaz’ın, Manavgat’ta bir kasapta çalıştığı belirtildi.

Ayıcığı donmaktan kurtardı



Zonguldak’ın Alaplı ilçesi Aydınyayla köyünde vatandaşlar tarafından donmak üzereyken bulunan 3 günlük ayı Orman ve Su İşleri Müdürlüğü’ne teslim edildi. Köy muhtarı Musa Şen karayolu üzerinde sabaha karşı bulduğu minik ayıyı kasketinin içine koyarak evine götürdü. Şen, Sobanın kenarına koyup ısıtmaya çalıştığı ayıya biberon ve şırıngayla da süt vermeyi denedi. Yavru ayı, tedavisi için Gökçebey ilçesindeki Çanakçılar Hayvanat Bahçesi’ne götürüldü. DHA

‘Esnaf iş yapamıyor’ Yaklaşık 500 kişi adına Çukurca merkez Emir Şaban Mahallesi Muhtarı İlyas Güzel açıklama yaptı. Muhtar Güzel, “Enerji nakil hatları o kadar sahte yapılmış ki en küçük bir yağışta, rüzgarda arıza veriyor. Esnaf iş yapamıyor. Evlerimizdeki elektrikli eşyalarımız süs oldu. Kaymakamlığın kontrolündeki jeneratörün yakıtı bitti, ilçemizi besleyemiyor. Sorunun en kısa sürede çözülmesini istiyoruz” dedi. Vatandaşlar açıklamanın ardından “Kaymakam istifa, VEDAŞ istifa” sloganları atarak kaymakamlık önüne kadar yürüdü. DHA

T.C. SAMSUN 5. CRA MÜDÜRLÜÜ BASIN LAN KURUMU BAKANLIINA Dosya No: 2012/10449Esas Müdürlüğümüz tarafından satışa çıkarılan ve 20.01.2014 tarihinde ulusal gazetelerden Aydnlk Gazetesinde BASIN: 3165 sayı ile yayımlanan 2. Taşınmaza ait; Samsun İli İlkadım İlçesi Derebahçe Mah.2847Ada 8 parselde kayıtlı 24976/2487186 arsa paylı, B/Blok 9.Kat 19 nolu Bağımsız Bölümde Mesken nitelikli taşınmazın gazete ilanında bağımsız bölüm nosunun boş bırakıldığı görülmekle; Mü-

dürlüğümüzce tarafınıza gönderilen satış ilanında bağımsız bölüm nosu 19 olarak belirtilmiştir. Gazete tarafından bağımsız bölüm nosu ilgili taşınmaz satış ilanında belirtilmediğinden ekte sunulan düzeltme ilanının herhangi bir bedel karşılığı olmadan satış ilanının yapıldığı (Aydınlık Gazetesinde) ilgili gazetede ilan olunması ve örnek gazete nüshasının müdürlüğümüze gönderilmesi rica olunur. 03.02.2014 BASIN: 3165 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

T.C. MERSN 1. (SULH HUKUK MAH.) SATI MEMURLUU TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2013/33 SATI Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri : 1 NO’LU TAINMAZIN Özellikleri : Mersin İli, Yenişehir İlçe, Kocavilayet köyü 7840 Ada No, 2 Parsel sayılı taşınmazdır. Taşınmazın batısındaki imar yolu dere yatağı olduğundan zeminde kuzeyden güneye yağmur ve atık suların tahliyesinin sağlanması için beton blok kanal içerisine alındığı, üzerinin kapatılması ile yolun faaliyete geçeceği, taşınmazın doğudan batıya yaklaşık % 10-12 eğimli ve eşiğe yakın konumda oluşu, geometrik şekli ve imar durumuna (BHA) göre inşaat yapmaya müsait değildir. Çevresinde serbest nizam binalar mevcuttur. Taşınmaz bu haliyle satışa çıkartılmıştır. Adresi : Deniz Mahallesi 17. cadde ve 3030 sokak Cepheli - Yenişehir / Mersin Yüzölçümü : 1.373 m2 Arsa Pay : TAM imar Durumu : Tapu Kaydında ve İmar Planında Belediye Hizmet Alanı Olduğu Bildirilmiştir. Kymeti : 102.975,00 TL KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : 1. Sat Günü : 11/03/2014 günü 13:30 - 13:45 arası 2. Sat Günü : 07/04/2014 günü 13:30 - 13:45 arası Sat Yeri : MERSİN 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ DURUŞMA SALONU Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı

takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellaliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2013/33 Satış sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 22/01/2014 (İİK m. 126)_ (*) ilgililer tabirine irtifak hakkı sahipleri de dahildir. *: Bu örnek bu yönetmelikten önceki uygulamada kullanılan Örnek 64’e karşılık gelmektedir. BASIN: 6133 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


Hazırlayan: Recep ERÇİN

GEÇİM VE TUTUM

DOLAR

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Salı 2.2508 Pazartesi 2.2722

EURO

Doç. Dr. Melih

BAŞ

ismeba56@yandex.com

2014’te ücret ve maaşlar nereye?

Y

ıl başından başlayarak asgari ücret 30.06.2014 tarihine kadar brüt 1.071.00 TL oldu. Temmuz’dan itibaren de 1.134,00 TL. Geçen yılki rakamın 1.021.50 TL olduğunu anımsarsak geçen yıla göre 50.50 TL artmış oldu! Ne artış ama? Ye ye bitmez. Anımsayın AKP’nin afişlerindeki savsözü: Yedirmeyiz! Çalışanlarla karın tokluğu anlamında bu yıl dalga da geçildi. Vergiden istisna yemek fişi tutarı günlük 12 TL oldu. Aslında geçen yıl da aynı tutar olduğundan 12 TL’de kaldı desek yerinde olur. Demek ki bu yıl çalışanların daha az yemekle idare etmesi gerekiyor. Peki asgari ücretin üstünde ücret ve maaş alanların durumları ne âlemde? Bu aybaşı itibarıyla zamlı ücret (ve maaşlar diyelim) alındı mı? Piyasadaki bilgilere göre, birçok şirket, siyasal ve iktisadî belirsizlikler nedeniyle ücret artışlarına aşırı ölçüde tutucu yaklaşıyorlar. 2012 yılında ortalama yüzde 9 düzeyinde gerçekleşen ücret artışları, 2013 yılında yüzde 8 oranında artışla düşüş gösterdi. Bu yıl da yüzde 7’ye doğru düşüş gösterme eğilimi gözleniyor.

Refah yitimi Merkez Bankası’nın geçtiğimiz günlerde açıkladığı son enflasyon hedefinin kaç olduğunu anımsayalım, yüzde 6.6. Bu oranın ortalama bir değer olduğu, farklı sosyo-ekonomik sınıfların tüketimlerine ait enflasyon oranlarının oldukça farklı olduğunu düşünürsek, bu artışlar enflasyonu bile aşamayacaktır. O halde çalışanların ciddi bir bölümü, değil gönenç (refah) artışı sağlamak, gönenç yitimine uğrayacaktır. Peki geçen yıl ücret ve maaşlar ortalama hangi düzeylerde seyrediyordu? Bunun için PwC’nin yaptığı çalışmadan cımbızlamalar yapalım. Yıllık toplam bazda maaş ve prim bilgisi olarak bakarsak, en üst düzey çalışan olarak insan kaynakları (İK) biriminde 175.818 TL, malî işler (Mİ) biriminde 191.632 TL alınırken, en alt düzeyde çalışanlar için bu rakamlar İK’da 17.351 TL ve 18.600 TL olmuş. İdari işler biriminde ise ücretler, rol düzeyine göre en üst pozisyonda 81.960 TL ile en alt pozisyonda 22.878 TL olmuş. Primlerin maaşücretlere oranı yüzde 16 ile yüzde 37 arasında değişiyor. PwC’nin bu raporundaki rakamların farklı sektörlerden, farklı sermaye büyüklüğündeki 91 kurumdan toplandığını, bir dereceye dek doğru olduğunu düşünebiliriz, hata payıyla elbette. Bu nedenle işbu yazının okurları arasında çok farklı durumlarda olanlar elbette olabilir. Şirketlerin, kritik görevlerde ve başarılı çalışanlarını yitirmeyi göze alamadıklarında, performansa (başarıma) göre değişken ödeme (prim) uygulamalarına ve çeşitli yan haklar kullandırma yoluna gitme eğilimi içinde oldukları gözleniyor. Anadolu Bilişim İnsan Kaynakları Müdürü M. Kemal İlbi bakın ne diyor: Şirketimizde genel olarak enflasyon oranı ve bireysel performans kriterlerini baz alan zam uygulaması yapılıyor.

Fazla mesai alt kademelerde daha yaygın Andığımız raporda bunların tür ve oranları ise şöyle çıkmış: Yuygulamaları % 97.8; ulaşım uygulamaları % 91.2; sağlık sigortası uygulaması % 78.0; fazla mesai uygulaması % 41.8; hayat sigortası uygulaması %30.8; cep telefonu uygulaması %30.8; esnek çalışma saatleri uygulaması %20.9; bireysel emeklilik uygulaması %18.7; evden çalışma uygulaması %4.4. Elbette ki, bunların kimileri özellikle pozisyon yükseldikçe gündeme geliyor veya daha yoğun ya da daha geniş uygulanıyor. Örnekse, fazla mesai alt kademelerde daha yaygın iken, özel sağlık sigortasının mevcudiyeti ve kapsamı üst kademelere doğru genişliyor. Bu uygulamaların zamanlamaları da çok manidar! Örneğin, bakın Starpet adlı akaryakıt dağıtım şirketinden üst düzey yönetici M. Okalin ne diyor: Mavi yakalıya aylık, beyaz yakalıya yıllık prim. Andığımız raporda ücret artışlarının son beş yılına da bakılmış. En yüksek ücret artışları, bilgi işlem, mali işler ve satın alma görevlerinde olurken, pazarlama-satış görevlerinde artışlar oldukça az. Meslek seçecek gençlere duyurulur! Ücret-maaş konusu kapitalizmde bir piyasa konusu ve geçerli yöntem de tarafların siyasal, toplumsal vd. güçlerine göre pazarlık. Urfa’nın isot biberi gibi acı gerçek! Ülkenin bütün çalışanları birleşiniz!

Salı 3.0447 Pazartesi 3.0720

BORSA

Salı 62.506 Pazartesi 61.860

ALTIN

(Cumh.)

Salı 615 Pazartesi 615

FAİZ

Salı % 10.80 Pazartesi % 11.04

PETROL (Brent)

Salı $ 105.98 Pazartesi $ 105.85

*Serbest piyasa satış fiyatları

TÜRKİYE UN SANAYİCİLERİ FEDERASYONU (TUSAF) BAŞKANI ERHAN ÖZMEN:

Cari açık kanser hastalığı gibi T

ürkiye Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı Erhan Özmen, dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi olmakla övünen Türkiye’de, cari açığın kronik hastalığa dönüştüğünü söyledi. Özmen, cari açık sorununun üstesinden gelmek için üretimi artırma ve kaynakları doğru kullanmanın zorunlu olduğunu vurguladı.

Dış açık 100 milyar dolar Özel bir yazılım firmasının düzenlediği ürün tanıtım toplantısına katılan Özmen, burada ekonomik duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, 2012 yılında 85 milyar dolar olan dış ticaret açığının 2013’te 100 milyar dolara çıktığını kaydetti.

Dünyadaki sınırların kalkması, duvarların inmesiyle ticaret yeni bir boyut kazanıyor ve bizim dışımızdaki bir çok ülke bu değişime ayak uyduruyor’’ diye konuşan Özmen, şöyle devam etti: “Bizim ülkemizde ise sosyal ve ekonomik krizler yaşanıyor. Her yeni güne ‘bugün nasıl olacak?’ diye başlıyoruz.

İthalatı hiç konuşmuyoruz Dünya ise Türkiye üzerinde çok daha farklı tespitler, çok daha farklı yorumlar yaparak farklı politikalar üretiyor. Dünyada üretim yapan 220 ülke var. Biz olaya dünyanın 17’nci ülkesi olarak hep iyi tarafından bakıyoruz. İlk 20 ekonomiye farklı bir pencereden baktığımızda; 220 ülkenin 200 ta-

nesi günlük geçimini idame etmek için kurduğu düzen içinde yaşıyor. İlk 20 ülke içinde 17’nci olmamıza rağmen ihracata baktığımızda 31’inci sıradayız. Kişi başı ihracat rakamlarına baktığımızda da 2 bin dolar ile oldukça gerideyiz. Bu rakam başka ülkelerde 15 bin dolara kadar çıkabiliyor. İthalat rakamlarını ise hiç konuşmuyoruz. 2013 yılında 251 milyar dolar ithalat, 151 milyar dolar ihracat yapmışız.”

Kırılgan beşlide olmaktan üzüntü duyuyorum Cari açık sorununun Türkiye’nin kronik hastalığı olduğunu ifade eden Erhan Özmen, çözüm yolunun ise katma değeri yüksek üretim olduğunu vurgulayarak,

şunları söyledi: “Bizim kronik sorunumuz, kanser hastalığı gibi yakamızı bırakmayan cari açık sorunun üstesinden gelmenin yolu; ya sıcak parayla günü idame edeceğiz ya da gerek miktar anlamında, gerek döviz anlamında üretimi artırarak kendi kaynaklarımız çerçevesinde ayağımızı yorgana göre uzatacağız. Kırılgan 5’li denilen ülkeler arasında olmaktan üzüntü duyuyorum. Almanya’nın 1 kilogram ihracat oranı 6 dolar, Japonya’nın 1 kilogram ihracat oranı 5 dolar, Türkiye’nin ise 1.6 dolar. Bunu arttırmanın tek yolu üretmek ama vizyon üretmek.”  EYYÜP BURUN (GAZİANTEP -DHA)

Erhan Özmen

AKP hükümeti, çiftçiye 35 milyar lira borçlu CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, çiftçinin AKP hükümetinden 35.2 milyar lira alacaklı olduğunu iddia etti. Ayrıca, reel sektörün de Maliye’den 30 milyar lira alacaklı olduğu kaydedildi

C

HP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, tarımsal desteklerin yetersizliğini TBMM gündemine taşıdı. Tarıma sağlanan desteklerin kanunla öngörülen düzeylerin çok altında kaldığını ve bunun telafi edilmesi gerektiğini belirten Türeli, çiftçinin AKP hükümetinden 35.2 milyar lira alacaklı olduğunu iddia etti.

81 milyar yerine 46 milyar kaynak ayrıldı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker tarafından yazılı olarak yanıtlanması talebiyle Meclis Başkanlığına soru önergesi veren Türeli, “AKP’nin iktidar olduğu 11 yıllık süreçte diğer stratejik sektörler gibi tarım da ne yazık ki hak ettiği değeri bulamamış, aksine bir çöküşün içerisine doğru sürüklenmiştir. Çiftçimiz, üreticilerimiz yok-

sulluğa itilerek, tarım kesimi yok edilmeye çalışılmıştır” dedi. 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nda, tarımsal destekleme için bütçeden ayrılması gereken kaynağın milli gelirin yüzde 1’inden az olamayacağı hükmü bulunduğuna dikkat çeken Türeli, şimdiye kadar bu oranın binde 5-6 düzeyinde kaldığını hatırlattı. Türeli, “Kanun hükmü uyarınca 2007-2013 döneminde tarım kesimine 81.2 milyar liralık bir kaynak aktarılması gerekiyordu. Oysa bu dönemde tarım bütçesi 46 milyar lira olarak gerçekleşti. Dolayısıyla,

yasa hükmüne rağmen 35.2 milyar lira tarım kesimine aktarılmadı. Çiftçi, üretici, 35.2 milyar lira alacaklıdır” diye konuştu.

Tarıma destek azaldı Türkiye’de tarıma verilen desteğin AKP iktidarları döneminde reel olarak sürekli gerilediğini, bunun Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) hesaplamaları kapsamında da izlendiğini belirten Rahmi Aşkın Türeli, konuya ilişkin olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’e şu so-

ruları yöneltti: “OECD hesaplamalarına göre, Türkiye’nin tarıma verdiği desteğin milli gelir içindeki payının 2002 yılında yüzde 3.6 olan seviyesinden 2012 yılında yüzde 2.1’e gerilemesini nasıl yorumluyorsunuz? Söz konusu rakamların da ortaya koyduğu gerçek AKP döneminde girdi maliyetleri dörde katlanan çiftçi ve hayvancının tarımda arz ve talebin egemen kılınması söylemi altında nasıl sahipsiz bırakıldığının somut bir göstergesi değil midir?”  AYDINLIK/ ANKARA

Sanayicinin 30 milyar lira alacağı Maliye Bakanlığı’nın kasasında Türk reel sektörünün devletten yaklaşık 30 milyar liraya yakın KDV iadesi alacağının olduğu bildirildi. Dünya Gazetesi’nde Sercan Akıncı imzasıyla dün manşetten yayımlanan haberde, şu ifadeler yer aldı: ‘’Son dönemde KDV iade süresinin 1 yılı geçtiğini ve toplam

meblağın 30 milyar lirayı bulabildiğini belirten işadamları, 2001 yılındaki kriz ortamında IMF’den gelecek 500 milyon dolar ya da 1 milyar dolarlık paranın ülkeyi düze çıkarabileceğinin tartışıldığını dile getirerek, ‘Bu ortamda 30 milyar lira işleri

yoluna koyar’ diyor.’’ MÜSİAD ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne (TİM) bağlı ihracatçı birlikleri yetkililerinden edinilen bilgilere dayandırılan haberde, Maliye Bakanlığı’nın da KDV’lerin geri ödenmesine ilişkin çalışmalarının olduğu kaydedildi.

Dozvola krizi otomotivcileri endişelendirdi U 

Türk firmaları Libya’dan 1 milyar dolar alacaklı

ludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Sabuncu, Bulgaristan sınırında dozvola (yol geçiş belgesi) verilmemesi nedeniyle yaşanan sorunun ihracatçılar için sıkıntı yaratacağını söyledi.

‘Zor durumda kaldık’ Türkiye’nin Avrupa’ya açılan sınrı kapısı olan Bulgaristan’ın, iki ülke arasındaki anlaşmalar gereği vermesi gereken 250 bin dozvoladan (yol geçiş belgesi) sadece 5 binini vermesi üzerine başlayan sıkıntı, giderek büyüyor. Avrupa’ya araç götüren TIR’ların da bu nedenle sınırda bekletildiğini kaydeden Sabuncu, “Avrupa’ya araçları Bulgaristan üzerinden gönderiyoruz. Yaşanan bu problem bizleri zor durumda bıraktı. Üyelerimiz yaşadıkları endişelerni bizlerle paylaşıyorlar. Problem gerçekten çok büyük Sorun çözülmezse düşünmek bile istemiyorum ama 10 - 20 senede elde ettiklerimiz sadece iki günde gidebilir. Bu sorunun biran önce aşılması gerekiyor” diye konuştu.

İpsala’da 11 kilometrelik kuyruk oluştu Türkiye ile Bulgaristan sınırındaki dozvola krizi 5’nci gününe

Orhan Sabuncu

devam ediyor. Bu nedenle Yunanistan’a açılan İpsala Sınır Kapısı’nda yoğunluk arttı. Yurt dışına çıkış yapmak için bekleyen TIR’lar yaklaşık 11 kilometre kuyruk oluşturdu. girerken, TIR sürücülerinin iki gümrük sahasında bekleyişleri sürüyor. Kapitan Andreevo Sınır Kapısı tadilat çalışmalarının sürmesi nedeniyle tüm ihtiyaçlarını Kapıkule Sınır Kapısı’ndaki restoranlarda gideren TIR sürücüleri, sorunun bir an önce çözülmesini istedi. Bulgaristan’a açılan Kapıkule ve Hamzabeyli Sınır Kapılarında TIR sürücülerinin bekleyişi sürürken, çok sayıda TIR sürücüsü de Yunanistan üzerinden yollarına

Ürünler bozulacak Narenciye yükü taşıdıkları için ürünlerin bozulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden TIR sürücüsü Hüseyin Yeşim, “Bulgaristan’dan gelen araçlar kereste yüklü, bozulma derdi yok. Burada bekleyen araçların çoğu termokin. Bunların belli bir dayanma süresi var. Zaten teslim süresi 1 hafta ve biz 1 haftadır burada bekliyoruz” dedi. TIR’ının Bulgaristan gümrüğünde beklediğini ifade eden sürücülerden

Tuncay Çetin ise, karşı tarafta yiyecek bir şey bulamadığı için sabahları Bulgar gümrükçülere rüşvet vererek Türk tarafına geçtiğini öne sürdü. Kapıkule Mülki Amiri ve Edirne Valisi Yardımcısı Nedim Özırmak ise, “Bilindiği gibi 250 bin dozvola belgesi vermesi gereken Bulgaristan sadece 5 bin adet gönderdi. Bunun üzerine Türkiye, belgeleri göndermediği için Bulgar TIR’larının belgelerini tanımıyor. Bulgaristan da Türk TIR’larına sınırı kapattı. Sanırım sorun çözülmek üzere görüşmeler sürüyor. 24 saat ya da 48 saat içerisinde çözülecek diye düşünüyorum” diye konuştu.  SERHAT TEZCAN (BURSA - DHA) / ENGİN ÖZMEN (EDİRNE - DHA)

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci Türk firmalarının Libya’dan alacağı hak edişlerin 1 milyar dolar olduğunu, ancak ödenmediğini bildirdi. CHP Milletvekili Gürkut Acar’ın, soru önergesini yanıtlayan Zeybekci, son 10 yılda Türk müteahhitlerin üstlendiği proje bedelinin 19 milyar doları geçtiğini belirtti. Libya’daki iktidar değişimi sürecinde askıya alınan işlerin, olaylar yatıştıktan sonra devam ettirildiğini ancak ödemelerde sorunlar yaşandığını kaydeden Zeybekci, şu bilgileri verdi: “Müteahhitlik firmalarımızın ödenmemiş toplam hakkedişleri, yaklaşık 1 milyar dolar seviyesindedir. Bu rakamın 400 milyon dolarlık bölümü Libya’nın Sayıştay Kurumu olan Rekabe onayından geçen ya da Merkez Bankası’ndan ödeme onayı bekleyen alacaklardır. Kalan 600 milyon dolarlık kısım ise ihaleyi düzenleyen idare ya da kontrolör onayında bekleyen alacaklardır.” Zeybekci’nin yanıtını değerlendiren Acar ise, “Libya’da, Mısır’da, Suriye’de izlenen politikalar Türkiye’ye yalnızlaştırmıştır. Bu tablo Türkiye’nin dış ticaretine de ağır zararlar vermektedir. Libya’da yaşananlar bunun bir örneğidir. Yaklaşık bir milyar dolarlık hak edişlerin 3 yıldır ödenmediği anlaşılıyor. Bu tablonun sürdürülmesi mümkün değildir” diye konuştu.  AYDINLIK/ ANKARA


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Esin TURHAN

YATAĞAN İŞÇİLERİ 24 OCAK’TA ANKARA YÜRÜYÜŞÜNÜ ENGELLEYENLERE DAVA AÇTI

Mehmet

Kanunsuz emri veren cezalandırılsın

AKKAYA mehmetakkaya@aydinlikgazete.com

Taşeron işçilerinin örgütlenmesi ve seramik sektöründe slikozis

S

Enerji ve maden işçileri, 24 Ocak’ta Ankara’da olmalarını engelleyen tüm kurumların sorumlularına dava açtı. “Hak ve hürriyetlerimizi engelleyenlerden şikayetçiyiz” dediler

 BEHİYE YARAŞÇI / YATAĞAN

Y

atağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri ile bu santrallere bağlı olarak çalışan kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı sürdürülen mücadelede 24 Ocak’ta Ankara’da olmak üzere yürüyüş kararı alınmıştı. 23 Ocak akşam saatlerinde yola çıkan enerji ve maden işçilerinin önü Muğla’da emniyet güçlerince kesilmişti. Ankara’ya yürümelerine izin verilmeyen işçiler, sabah saatlerine kadar çabalarını sürdürmüş, ancak emniyet güçleri tarafından otobüslerin şoförleri ve anahtarları alınarak, bölgeden uzaklaştırılmıştı. Bu engelleme sonucu işçiler Ankara’ya gidememiş ve Yatağan’a geri dönmek zorunda bırakılmışlardı. Eşleri ve çocuklarının araçların içerisinde, soğukta saatlerce mahsur kaldığını, üstelik yürüyüşle ilgili her türlü girişimin ve bilgilendirmenin kamu kurumlarına yapıldığını belirten Tes-İş ve Maden-İş Yatağan Şube Başkanları, İçişleri Bakanlığı, Muğla Valiliği ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yürüyüşü engellemek için kanunsuz emri veren ve uygulayan kişi yada kişilerin cezalandırılmaları talebiyle, Yatağan Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verdiler.

yetkililere duyurmak için bir çok girişim ve faaliyette bulunulmuştur. Son olarak 24 Ocak 2014 günü bu amaçla Ankara’da bir yürüyüş ve basın açıklaması düzenlemesi planlanmıştı. Tes-İş Sendikası Genel Merkezi, Maden- İş Sendikası Genel Merkezi ve Türk-İş Yöneticileri bu demokratik tepkinin bütün çalışmalarını Ankara Emniyeti bilgisi dâhilinde yerine getirmişlerdir. Ankara Emniyetinin belirlediği güzergah doğrultusunda Toros sokakta toplanılarak T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı önünde basın açıklaması yapılacaktı. Bundan dolayı Ankara’ya gidilecekti. Ankara’ya gitmek demek, Özelleştirme sorunu artık yerel olmaktan çıkmış ulusal düzeyde bir sorun olmuş demektir. Yatağan-Milas işçilerinin sorunu olmaktan çıkmış İşçi Sınıfının tümünün hatta Türk Milletinin so-

durdurulduk. Sorumlulardan şikâyetçiyiz.”

runu olmuş demektir.”

Emri kim verdi belli değil 23 Ocak akşamı yürüyüşü engelleyen emniyet güçlerine emri kimin verdiğini sorduklarını ancak farklı yanıtlar aldıklarını belirten Başkanlar, dilekçede bu durumu şöyle ifade ettiler: “Eşlerimiz ve çocuklarımızla birlikte yola çıkmak üzere 23 Ocak akşamı hareket ettik ancak Yatağan-Kavaklıdere sapağında yolumuz Kolluk kuvvetlerince kesildi. ‘Neden?’ diye sorduk. Kimi kolluk görevlisi ‘İçişleri Bakanlığının emri’, kimisi ‘Valilik emri’, kimisi de ‘Emniyet müdürlüğünün emri’ dedi. Kimin emri verdiğini saptayamadık, Emri verene ulaşmak istedik, muhatap da bulamadık ve fakat nedensiz, hiç bir açıklama veya tebligat yapılmadan, hiçbir tutanak düzenlenmeden, kanuna aykırı olarak

Anayasaya aykırı Dilekçede engellemenin Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilerek, “Yerleşme ve seyahat hürriyetini” düzenleyen 23. maddesine, düşünceyi açıklama hürriyetini düzenleyen 26. maddesine, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme” (ve dolayısıyla buna katılma) hakkını düzenleyen 34. maddesine, ‘İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide’ uygulayamaz.’ diyen 38. maddesinin 10. fıkrasına aykırılık oluşturulduğu açıklaması yapıldı.

Sendika yöneticileri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundular

‘Ankara’ya gitmek, Türk Milleti’nin sorunu olmuş demektir’ Başsavcılığa verilen dilekçede şikayet gerekçesi şöyle anlatılıyor: “Sendikalar ve İşçiler olarak ‘Özelleştirme’ girişimine gösterdikleri ve gösterilen bu tepkiyi kamuoyu önünde ortaya koymak, durumu

TMSF, BMC’yi 985 milyon liraya satışa çıkardı  EMEK SERVİSİ

T

ürkiye’nin en büyük savunma aracı üreten şirketi BMC, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından satışa çıkarıldı. TMSF’nin, BMC’ye ait olan tüm mal, hak ve varlıklardan oluşan “BMC Ticari ve İktisadi Bütünlüğü”nü satışa çıkarttığı dünkü Resmi Gazete’de yayımlandı. TMSF, Çukurova Holding’den yönetimini devraldığı ağır ve zırhlı araç üreticisi BMC Ticari ve İktisadi Bütünlüğü’nü kapalı zarf ve açık artırma yöntemiyle yapılacak ihale ile satışa çıkardı. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan TMSF ilanına göre, satışa çıkarılan BMC’nin muhammen bedeli 985 milyon lira olarak belirlendi. TMSF, Çukurova Grubu’nun Interbank protokolünden kaynaklanan borçları nedeniyle 2013 yılı Mayıs ayında, alacaklarının tahsili için BMC’nin de aralarında bulunduğu bir grup şirketin yönetimini devralmıştı.

KİRPİ’yi üreten tek fabrika BMC Türk Silahlı Kuvvetlerine asker sevkiyatında kullanılan ve can güvenliği sağlayan

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

zırhlı KİRPİ araçlarını üretiyor. Çukurova Grubu’nun borçları yüzünden malzeme alınamaması ve işçilerin maaşlarını ödeyememesi yüzünden üretim durma noktasına gelmiş, ancak işçilerin özverisi karşılığında bir süre daha üretim devam ettirilmiş, ardından da uzun bir süre fabrika tamamen üretimi durdurmuştu. TMSF’nin şirkete el koymasının ardından işçilerin bir kısmı yeniden işbaşı yaptırılmıştı. TMSF’nin İstanbul’daki binasında 10 Nisan günü yapılacak ihaleyle BMC’nni yeni sahibi belli olacak.

‘Yeni sahibi bir an önce belirlensin’ BMC’de örgütlü Türk Metal Sendikası İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Halil İbrahim Tosun, BMC fabrikasının 10 Nisan’da satış ihalesini yapılacağını belirterek, şunları söyledi, “BMC’nin ihaleye çıkacağı resmi gazetede 4 Şubat’ta yayınlandı ve kesinleşti. Bizler de biran önce asıl işletmecinin gelmesini bekliyoruz.” Toplam çalışanların üçte birinin şu anda fabrikada çalıştığını sözlerine ekleyen Tosun, “Yaklaşık 500 kişi, fabrikada çalışmaya devam ediyor. Ellerindeki malzemelerle, işlerini yapıyorlar” dedi.

endikacılar, taşeron işçilerini örgütlemiyor, sorunlarıyla yeterince ilgilenmiyor. Çoğu sendikanın o işyerindeki varlığı, Hükümetin, o özel şirket işvereninin ya da Belediye Başkanı’nın rızasına bağlıdır. Sendikacılarımız, işçiyi işveren egemenliğinden koparamamış, sınıf bilinci verememiş, işverene rağmen örgütlenememiştir. Kendi üyesini işveren baskısına karşı korumakta zorlanan sendika, işverenin sendikalaşmasını istemediği taşeron işçisini örgütleyerek elindeki üyeden de olmak istemiyor. Taşeron işçisinin sözleşmeli çalışıyor olması, sendikalı olmalarını ürküten başka bir etmen. Taşeron işçisi için geriye derneklerde örgütlenmek kalıyor. Onların da başvurdukları yol bu. Her yerde işçi dernekleri kuruluyor artık. İskenderun, Eskişehir, Çorlu, Lüleburgaz, Denizli ve Zonguldak’tan sonra Bursa’da da derneklerini kurdular. Sırada başka il ve ilçeler var. Görüştüğümüz dernek başkanları, “bir derneğin o il sınırlarındaki işçilerin tamamına yetmeyebileceğini, bazı ilçelerde de kurmak gerekebileceğini” söylüyorlar. Başarılar diliyoruz.  Yıldırım Koç hocamızla, geçtiğimiz hafta sonu Zonguldak’ın Kandilli beldesinde, sonra Eskişehir ve Bozüyük’te idik. Kandilli’de Armutçuk kömür madeni ocağı var. Ocak, Zonguldak’ın diğer ocaklarında olduğu gibi çürümeye terk edilmiş. Yıllardır yatırım yok. İşçi sayısı da öyle... 1990’larda 11 bin işçi çalışıyorken 1202 işçiye düşürülmüş. Taşeron buraya da girmiş. Yardımcı işler bir yana, asıl işler de taşerona verilir olmuş. Taşeron işgalinden ürken işçi “yeter” diyor artık. 2 hafta önce birleşen 2 vardiya, 600 işçi ile yürümüş, müessese müdürünün kapısına dayanmış. Kandilli’de her sokakta, terkedilmiş, harabeye dönmüş işyerlerini, evleri görebilirsiniz. Cumhuriyetin yıkıldığı, yıkıntıya dönmüş evlerde ayan beyan görünüyor.  Eskişehir Taşeron İşçileri Derneği’nin davetlisi olarak Yıldırım Koç, Harb-İş Eskişehir Şube Başkanı Hasan Atak ve ben konuşmacı idik. Harb-İş, bir yıl kadar önce taşeron sistemine son verilmesi için imza kampanyası yapmış. Hasan Başkanın anlattıkları ibretlikti. “Bizim işyerlerinde taşeron yokken bu işlerle uğraşmamıza şaşırmış, ‘sana ne Başkan. Taşeron olan yerler uğraşsın’ demişler. “Diğer sendikacılardan bile bu lafı duyduk” diyor. 30 yıllık acı bu. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenler yüzünden, yılanın sokmadığı kimse kalmadı.  Bozüyük’te, seramik sektöründe çalışan bir işçi anlatıyor. Fabrikalarında 1000 kişi çalışıyormuş. Her altı ayda bir, işyerinde röntgene girer, sağlık kontrolünden geçerlermiş. İşyeri kontrollerine göre bütün işçiler zımba gibi. Derken aniden hastalanması üzerine, bu kez işyeri doktoruna değil, hastaneye gitmiş. Kontroller ve röntgen... “slikozis hastalığına yakalanmışsın” demişler. “İşyerindeki röntgende neden çıkmadı” diye kafasında sorular... Hastalığının ciddiyeti artmış, nefes yetmezliği başlamış. İşyeri kontrolüne güvenmeyen diğer işçiler de hastanelere gitmiş. Bakmışlar ki, slikozis hastalığına yakalanan sayısı meğer 60 kişi. Fabrikadaki bin kişinin hepsi taransa, belki de yüzlerce kişinin hasta olduğu görülecek. Çoğu seramik fabrikasında filtrelemenin yetersiz olduğunu, ucuz ve yetersiz fitreleme yoluna kaçıldığını örneklerle anlatıyor. “Sadece üretimdekiler değil, üretimin içinde olmayan forklifçi ve formen bile hastalandı” diyor. Maske diye verilen ise, bezden bir ağız bandı imiş. Anlattıkça bir acı saplanıyor içimize. Seramik sektörünü yakından tanıyan bir teknik uzman söze giriyor. “Kamuoyu, slikozis hastalığını kot taşlamacılarla tanıdı ve sadece onların yakalandığı bir meslek hastalığı olarak bilinir. Oysa seramik ve çimento sektöründeki slikozis hastaları, tamamı denizin altındaki dev bir buz kütlesidir. Nolur gün yüzüne çıkarın” diyor. Seramik ve çimento sanayindeki yüzlerce fabrikada çalışan on binlerce işçi, ölümcül hastalığın kol gezdiği ortamda çalışıyorsa, pahalı diye filtre takmaktan kaçınılıyorsa, maske diye bez bandı veriliyorsa, işyerindeki sağlık kontrolleri yetersiz ve göstermelikse, sendikalar ne iş yapar? Sendikacının görevi gözlerini kapatmak mıdır? Hükümet ne işe yarar? Devletin görevi üretimin sağlıklı ve güvenilir ortamda yapılmasını sağlamak değil midir?


Abdullah Gül

Abdullah Gül: Dinlendiğim iddiaları araştırılmalı  AYDINLIK / ANKARA



5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, Çankaya’da yaptığı görüşmede Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanını da dinlemişler” sözlerine Gül’ün yorum yapmadığını belirttti. Aksünger, “Sonuç itibarıyla devlet hiyerarşisi içerisinde belirli şeylerin mutlaka aktarıldığını ben hissettim. Aramızda bu konuşma geçtiğinden söylemiyorum ama ben hissettim. ‘Ben dinleniyorum’ demedi tabii bana. Araştırılması gerektiğini ifade etti, bunlarla ilgili olarak” dedi.

Yeni bir MİT yaratılıyor Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeleri devam eden ve içinde internete ilişkin düzenlemelerin de yer aldığı Torba Tasarı’ya ilişkin görüşlerini açıkladığını ifade eden Aksünger, “Yeni bir MİT yaratılıyor ve buna ihtiyaç yok, yargı yerine kendini koyan bir TİB, bunları anlattık. Bunları önlemesi gerektiğini, kendisinin buna müdahil olması gerektiğini anlattık. Kendisine bu uyarılarda bulunduk. Yargı yerine TİB’i koyacaklar” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli

Y

anılmak nedir? Bir yerden bir yere giderken insan yanılabilir. Uzun yolda sapaklarda trafik işaretleri yoksa ya da sürücü işaretlere dikkat etmediyse yanılmak kaçınılmazdır. Bilim adamı da yanılabilir: Eğer önünde hiçbir olumlu örnek yoksa yanılması bağışlanabilir. Ama ya varsa, böyle bir bilim adamına ne denir? Sıra geldi gazete yazıcılığına: Gazete yazıcısı, bir öncü yorumcu, bir ilk yazıcı olarak, ilgilendiği yepyeni bir konu, nesne, olay ve kişi bağlamında yanılabilir. Ama, konu yeni değilse, aksi yorumlar varsa ve o yazıcı yanılgısında ısrar ediyorsa, böyle bir yazıcıya ne denir? Gazeteler, televizyon ekranları epeyce bir süredir kiliselerdeki günah çıkarma yerine dönüştü. Günah çıkartan çıkartana. Güya Özel Yetkili Mahkemelerdeki usulsüz yargılamalara taa başından beri karşı çıkmışlarmış. Oysa “Usulü boş verin, esas önemlidir. Esasta bunların darbeci olduğu kanıtlanmış durumda” diyorlardı. “Bu R.T. Erdoğan müthiş değişti, vallah en has demokrasiyi getirecektir” diye hünkürüyorlardı. Meğer yanılmışlarmışmış... Kimisi pişman, kimisi pişmaniye, kimisi yırtık, kimisi pırtık! Onlar yanılırken ya da gözleri oynaştayken, ben fakir 2001 yılında neler yazmışım okuyalım mı? Okuyacağınız yazı önce 16.9.2001 tarihli Hürriyet Pazar’da “AK Parti’nin Kollektif Aklı” başlığıyla

Özdemir TERSİ-DÜZÜ

Hazırlayan: Emine DÖLEK

İNCE

oince@aydinlikgazete.com

Eski bir arkadaşın pişmanlıkları (1) yayınlandı, daha sonra da, Pazar Yazıları (Gendaş, 2002) adlı kitabımda yer aldı. Okuyalım bakalım:  [Franz Kafka’nın Değişim adlı romanının kahramanı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini hamamböceği olarak bulur. Bizim teokratik devlet mecnunu, şeriat düşkünü, ümmet meftunu, Arapperest Siyasal İslamcılarımız da tıpkı Gregor Samsa gibi, bir sabah uyanınca kendilerini “muhafazakâr demokrat” olarak bulmuşlar. “Bulmuşlar” diyorum; çünkü bu değişimin herhangi bir tanığı yok. Kendi sözleri. Kendi sözleri olunca da, sabıkaları olduğu için, inanmak biraz zor. Kimse kendilerinden değişmelerini istemedi. Çok önemli bir nedeni olmalı ki, ağır suç işledikleri için yıllarca hapiste kalmış sabıkalılar gibi “Biz değiştik!” diyorlar. R.T. Erdoğan & Arkadaşları’nın değişip değişmemelerinin aslında beni ilgilendirmemesi gerekir. Ne var ki, Cumhuriyet ve başta laiklik olmak üzere cumhuriyet ilkelerini içlerine

sindirmeleri hem kendilerinin hem de ülkenin yararına. Bu nedenle, değişim bu bağlamda ise, buna kayıtsız kalmam olanaksız.  Bu konuda düşünmeyi sürdürelim: AKP’nin başkanı R.T. Erdoğan, roman kahramanı Gregor Samsa gibi bir mutasyona uğrayıp değişti diyelim. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç ve öteki zevat nasıl olup da hep birlikte koro ve kitle halinde değiştiler? Aynı anda yumurtadan çıkarak kanatlanıp uçan kelebekler gibi. Bunun da cevabı hazır. Akılları gibi (akılları kolektifmiş) değişimleri de kolektif bunların. Her şeyleri kolektif: Gözleri, kulakları, ağızları, elleri, ayakları... Her şeyleri kolektif! İlk kez Parti’nin kuruluş basın toplantısında “Kolektif Akıl”dan söz etmişti R.T. Erdoğan. 26 Ağustos 2001 tarihli Akit gazetesinde yayımlanan röportajında da bu kavramı kullanıyor. Gazetenin muhabirleri Serdar Arseven ile Kenan Kıran ortaklaşa soruyorlar: “Ak Parti, seçime kadar

herhangi bir koalisyonun içinde yer alabilir mi? Böyle bir teklif gelse...” R.T. Erdoğan yanıtlıyor: “Bu benim tek başına karar verebileceğim bir konu değil... Az önce de söyledim. Biz bir kolektif aklın temsil edildiği bir parti olacağız... Bu konu gündeme gelirse, oturup, kendi aramızda konuşuruz... Bu konuda konuşmak için çok erken.” R.T. Erdoğan’ın “Daha önce söyledim” dediği cümle de şu: “Bir diğer özelliğimiz, tekelci liderlik anlayışına son vermektir. ... Kolektif aklın temsil edildiği bir liderlik anlayışını benimsiyoruz.”  “Kolektif Akıl!” kavramı gündemin hayhuyu arasında dikkatlerden kaçtı. Oysa basının, öteki politikacıların, siyasetbilimcilerin, toplumbilimcilerin duyduklan zaman tüylerini diken diken etmesi gereken bir kavram bu. R.T. Erdoğan bu kavramı anlamını bilerek mi kullandı, bilimsel konuşma merakını tatmin için mi, yoksa “ilmî malûmat-ı zaruriyye” sahibi olduğunu dosta düşmana kanıtlamak için mi? “Kolektif Akıl” kavramını kullanma gerekçesi ne olursa olsun, yandık ki nasıl yandık. Kolektif Akıl’ı temsil eden liderlik ebedîdir. Kendisini seçen kolektif aklı temsil ederken, kolekif akla dönüşüp bizzat kolektif akıl olacağı için bir daha yerinden kımıldamaz. Kolektif akılla tekelci liderlik anlayışına son vermek bir yana, kolektif akılla tekelci liderliğin daniskası kurulur. Peki ama “Kolektif Akıl” da neyin nesi? “Kolektif Akıl”, nasıl bir akıl? Kolektif’in anlamı “Ortak,

ortaklaşa; toplu, topluca.” Yani kolektif akıl, “Ortak Akıl” anlamına geliyor. “Ortak Akıl” diye bir kavram yok felsefe ve sosyolojide. Buna karşılık “Ortak Bilinç” (ya da “Kolektif Tasavvur”) var. Emile Durkheim gibi idealist sosyologlar, bireyüstü ve ayrı bir varlığa sahip olduğu varsayılan üstün bir bilinç olduğunu savunurlar. Bilinç hayatının en yüksek biçimi olan bilinçlerin bilinci. Kolektif akıl da, demek ki, en yüce akıl, akılların aklı anlamına geliyor. Mülkiyetin, bilincin, çıkarın, psikolojinin, taşkınlığın “Ortak” olabileceğini aklım kesiyor da aklın ortaklaşması pek zor. İlkin, akıl akılsa ortaklaşa olmaz. Akıl bireyselleştikçe akıllaşır. Akıllı bir insanın ortak aklın iradesini kabul edebilmesi için aklını yitirmesi gerekir. Kendi aklından vazgeçip bir ortak aklın yönetimine girmek ne demek? “Aklını yitirmek, mümin olmak, iman etmek” demek. İradesi özgür olmayan, aklı özgür olmayan, bir ortak aklın direktifleriyle karar veren insan topluluğunun demokrasiyi bulması, yaşatması mümkün mü? Ortak (Kolektif) Akıl’ın vardığı noktayı en iyi Erbakan Hoca belirliyor ve “Lidere itaat farzdır” diyor. Ortak Akıl, demokrasilerde değil, teokratik düzende, faşizmde, totaliter rejimlerde geçerlidir. Onlar tarafından yaratılır, onları yaratır! Ya da onları yaratır ve onlar tarafından yaratılır. (s. 238-240)  Anlaşıldı mı şimdi Vehbi’nin kerrakesi?...

SABAHATTİN ÖNKİBAR’IN ‘TAKKELİ FİRAVUNLAR VE BÜYÜK SİYASİ SIRLAR’ KİTABI ÇIKTI

Özel Görevli Mahkemelerin kaldırılmasına karşı çıktı  AYDINLIK / ANKARA



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Özel Görevli Mahkemeleri kaldırma tartışmasının gündemi değiştirme çabası olduğunu savundu. Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, “Başbakan sıkışmış, kendince gündemi değiştirme mecburiyetinde kalmıştır. Bu sebeple düğmeye basmış, PKK’nın ve İmralı canisinin de rüşvet ve hırsızlık serüvenine verdiği destekten dolayı gönüllerini hoş edecek yeni bir demokratikleşme paketinin müjdesini vermiştir” dedi. Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’ncu maddesinde yapılması planlanan değişikliğin PKK’ya verilen tavizlerde yeni bir halka olduğunu iddia eden Bahçeli, “Rüşvetçiler, ihaleye fesat karıştıran yandaş işadamları, cezaevindeki sahtekarlar, yolsuzluk çeteleri Başbakan’ın paketiyle umutlanmıştır” diye konuştu. Yasadışı dinlemelere de değinen Bahçeli, Türkiye’yi telekulak çetelerinin emrine sokan Erdoğan’ın bugün telefon dinlemelerinden sızlandığını belirterek, AKP iktidara gelene kadar bu kadar kanunsuz dinleme ve izleme yaşanmadığının altını çizdi. “Başbakan, kazanına ne koyduysa çömçesinden de o çıkmıştır” diyen Bahçeli “Başkalarını dinlerken hiç sesi soluğu çıkmayan Başbakan’ın, bugün ‘ofisime böcek konulmuş’ demesi acizliğin değilse bile, özel hayata saygı duymayan sicilinin eseridir” diye konuştu.

‘Şeyh Said’in dosyası yeniden ele alınsın’

Özkök’ün destekçisi FETHULLAH GÜLEN

Fethullah Gülen’in, 2001’de kendisini ziyaret eden Nazlı Ilıcak’a ‘Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı olduğu zaman rahat edeceğiz’ dediği ortaya çıktı

 IRMAK METE

A

ydınlık gazetesi yazarı Sabahattin Önkibar’ın “Takkeli Firavunlar ve Büyük Siyasi Sırlar” kitabı Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı. Önkibar’ın gazetecilik anılarını ve siyasilerle olan temaslarını anlattığı kitapta Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığından başbakanlığa yükseltildiği süreç gözler önüne seriliyor. Kitapta Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’le ilgili de çarpıcı bilgiler var. Kitapta, Fethullah Gülen’in, Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığını nasıl destek-

 AYDINLIK / ANKARA



BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Özel Görevli Mahkemeleri (ÖGM) kaldıracak düzenlemeye şartlı destek vereceklerini, TMK’daki düzenlemelerin TCK’ya aktarılması durumunda ise muhalefet edeceklerini açıkladı. Demirtaş, TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ÖGM’lerin kaldırılmasının yanı sıra, sıkı yönetim mahkemeleri, istiklal mahkemeleri ve DGM’lerde yargılanmış herkesin dosyasının tekrar ele alınması gerektiğini belirterek “Şeyh Sait’ten Hatip Dicle’ye kadar herkesin dosyasının yeniden ele alınması lazım” dedi. Demirtaş, ÖGM’lerin kaldırılmasına verecekleri desteği ise şarta bağladı. Demirtaş “Terörle Mücadele Kanunu’ndaki düzenlemeleri Türk Ceza Kanunu’na aktarmaya kalkarlarsa muhalefet ederiz” diye konuştu. BDP grup toplantısının konukları arasında Suriye’den PYD’nin eş genel başkanı Asya Abdullah da yer aldı. Demirtaş, Asya Abdullah’la ilgili “Binbir zorlukla sınırdan geçeSelahattin bildi TIR’lar serbestçe geDemirtaş çiyor” dedi.

Fethullah Gülen

lediği şöyle aktarılıyor: “Yıl 2001. Fazilet Partisi heyeti, kendini ABD kamuoyuna anlatmak için Recai Kutan başkanlığındaki bir heyetle Washington ve New York’a gider. Gezide o dönem Fazilet Partisi mebusu olan Nazlı Ilıcak ile kocası Emin Şirin de vardır. Heyet hazır ABD’ye gitmişken Fethullah Gülen Hocaefendiyi de görelim diyerek Pensilvanya’ya geçer. Ziyaret esnasında Nazlı Ilıcak’la Fethullah Gülen arasında şu dialog geçer:  Hocam Türkiye’deki asker baskıs ı

daha ne zamana kadar devam edecek? Ne zaman rahat edeceğiz?  Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanı olduğu zaman.  Hilmi Paşa o kadar iyi mi, emin misiniz?  İyi ne demek. Biz, o albaylıktan generalliğe terfi ettirildiğinde bile şaşırmıştık. Bu diyaloğu bana anlatan o konuşmaya şahitlik eden Nazlı Ilıcak’ın üçüncü kocası Emin Şirin’di.”

Korgeneralin uyarısı: CIA ile Cemaat yol arkadaşı



‘Özkök: Kıbrıs ayakbağı’ Önkibar, Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu gece Hilmi Özkök’le Gazi Orduevi’nde aralarında geçen bir sohbete de kitabında yer verdi: “Kıbrıs uluslararası ilişkilerimizde ayakbağımızdır. Ne pahasına olursa olsun bunu çözmeliyiz.  Şaşırttınız beni paşam. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kara Kuvvetleri Komutanı ve geleceğin Genelkurmay Başkanı böyle bir sözü etmeye Nazlı hak sahibi değildir. Ne Ilıcak

Hilmi Özkök demek ayakbağı?  Kastım sorunun çözülmezliğidir. Ne zamana kadar bu konuyu sürekli olarak kambur misali sırtımızda taşıyacağız?” Bunun üzerine Önkibar, Kıbrıs’ın kambur değil milli bir sorun olduğunu söyler ve görüşmeyi köşesinde yazacağını belirtir. Özkök ise “Sakın yazmayın. Sohbet babında şey ettim” yanıtını verir.

‘Çiller Akdeniz’in yerini bilmiyor’ ‘Erdoğan ve Gül, Abraham Foxman ile görüştü’



Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller, Başbakan Yardımcısı Karayalçın toplu olarak Hakkari’ye gidiyor ve biz de onları takip ediyoruz. Program bitip dönüşe geçildikten bir süre sonra hemen ön koltuğumuzda yan yana oturan Demirel-ÇillerKarayalçın üçlüsünden Çiller’in kafasını uçağın camına doğru uzatarak “Aaa Sayın Karayalçın, Akdeniz’in üstüne geldik” dediğini işittik... Çiller’in her söylediğine kayıtsız şartsız evet dediği bilinen Murat Karayalçın mest olmuş bir edayla “Evet Tansu

Hanım, Akdeniz’in üzerinde uçuyoruz” karşılığını verdi... Tam o anda evrak okuyan Demirel istifini hiç bozmadan ve kafasını kaldırmadan aynen şu sözü etti: “Orası Akdeniz değil, Keban Barajı... Akdeniz’in bu güzergahta ne işi var?” Çiller ve Karayalçın mahçup bir şekilde sustular... Düşünün bir başbakan Hakkari-Ankara güzergahında Akdeniz’in varolmayacağını tasavvur edemiyor ki coğrafya bilgisi tam olan ilk mektep üçüncü sınıf bebesi bile bunu pekala bilir.



Önkibar kitabında, kendisini arayan bir Fazilet Partisi üyesinin “Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül Dünya Yahudi Konseyi Başkanı ile yarın gizli bir görüşme yapacak” dediğini aktarıyor. Daha sonra İstanbul Emniyeti’nden üst düzey bir tanıdığını arayan Önkibar görüşülecek kişinin Abraham Foxman olduğunu öğreniyor. Ertesi gün Abdullah Gül ve Önkibar arasında şu telefon görüşmesi geçiyor:

 Abraham Foxman ile ne konuştunuz? Abdullah Bey panikler:  Ne, kim anlamadım? (...) Kim sızdırdı size bunu?  Onu boşverin. Bu buluşma niçin onu merak ediyorum.  Sabahattin Bey bu konu çok hassas.  Onun için aradım zaten.  Sakın ola bunu haber yapmayasın. Yalanlarız. Mahkemeye veririz.

1990’ların ilk yarısıydı. Birgün Genelkurmay’a çağırıldım. Korgeneral rütbeli komutan şunu söyledi:  Sayın Önkibar, sizin milli olduğunuzu biliyorum ama “Uzakdoğu’daki Türk okulu laikliğimiz için nasıl tehdit” başlıklı yazınıza bir anlam veremedim. Sakın bu söylediklerimi müdahale olarak düşünmeyin. Haddim değil. Sadece bir sohbet. Evet böyle bir yazı yazmıştım. Şakir Süter ile birlikte Demirel’in Uzakdoğu seyahati esnasında davet üzerine bir Türk okulunu ziyaret etmiş ve orada Atatürk köşesini görünce dört köşe olmuştuk... Dönüşte de ikimiz böyle bir yazı yazdık.  Paşam ben tarikat ve cemaatlere usulden değil esastan karşıyım. Ama Uzak Asya’daki o okulların laikliğimize neden ve nasıl tehdit oluşturduğunu hala kavrayamadım.  Sayın Önkibar, şerefiniz üzerine söz verin, anlatacaklarımla beni ismen deşifre etmeyeceksiniz.  Söz paşam, etmeyeceğim. Yurtdışındaki o okullar Amerikan okullarıdır. Bu kesin bilgidir. Devam etti:  O okullar ülkemizin kaynaklarıyla faaliyette... Öğretmeni ve parası büyük ölçüde bizden gidiyor. Ama ondan önemlisi CIA ile bu Cemaat yol arkadaşı oldular. Bugün Uzak Asya’da beraber olanlar yarın Güneydoğumuz’da beraber olabilirler. Bir başka hadise CIA İslam argümanını bu Cemaat aracılığıyla kullanmak isteyebilir.  Ben Türkiye’deki cemaatlerin devletin denetiminde olduğunu zannediyordum,  Bir bölümü öyleydi. Ama Fethullah Gülen grubu kontrolden çıktı.  ABD niye başka cemaatleri değil de bu grubu tercih etti?  Bu cemaat devlette örgütle. Poliste güçlüler. Yargıya da sızmaya çalışıyorlar.


Hazırlayan: Yiğit Eryılmaz

ERDOĞAN’A ALMANYA’DA RAHAT YOK

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mehmet Ali

TGB, Berlin’i Gezi’ye çevirdi

GÜLLER

maliguller@aydinlikgazete.com

UFUK ÖTESİ

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Ortadoğu yeniden şekilleniyor

2.

Cenevre Konferansı’nın 1. turu tamamlandı. Tarafların taviz vermediği ve masada birbirini zorladığı ilk turun en önemli kazanımı, Şam yönetimi ve muhaliflerin Humus’a yardım ulaştırılmasında anlaşmış olmasıdır. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Gennadiy Gatilov, Suriye hükümeti ile muhalefetin Humus bölgesine insani yardım ulaştırılabilmesi için yazılı garanti vermeye hazır olduğunu ilan etti.

ABD’nin Suriye krizine sürpriz önerisi

Türkiye’deki illeri ziyareti sırasında TGB’lileri önceden gözaltına aldırtan Erdoğan, Almanya’da Türk polisini bulamadı.

Merkel ile görüşmek için Almanya’ya giden Erdoğan, TGB’liler tarafından protestoyla karşılandı. Yüzlerce gurbetçi de destek verdi BATUHAN KAROK / BERLİN

B

aşbakan Tayyip Erdoğan’ın Berlin’deki Merkel görüşmesi öncesi Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Almanya üyeleri Berlin’deki Başbakanlık binası önünde protesto gösterisi düzenledi. AKP merkezli yolsuzluk ve rüşvet skandalını hatırlatan TGB’liler, Erdoğan hükümetini istifa etmeye ve hesap vermeye çağırdı. Sabahın erken saatleri ve iş günü olmasına rağmen yüzlerce gurbetçi, Başbakanlık binası

önünde sloganlar attı. Protestoya İşçi Partisi, Atatürkçü Düşünce Derneği, Halkçı Devrimci Birliği’nin Berlin şubeleri de katılarak destek verdi. Göstericiler adına konuşma yapan TGB Avrupa Başkanı Tunç Akkoç şu açıklamayı yaptı: “Suriye’de Emevi Camii’nde namaz kılma hayalleri kuruyordun ya, bak şimdi millet AKP’nin cenaze namazını kılmaya hazırlanıyor. ‘Milliyetçiliği ayaklar altına alacağım’ diye kükrüyordun, Artık senin ayaklar altında kalacağın günlere geldik! Bizden kaçamazsın! Tekirdağ’da, Denizli’de, Sivas’ta, İstan-

bul’da olduğu gibi, Avrupa’da da karşına dikiliyoruz.” ADD Berlin adına konuşan Olcay Başeymez, “RTE başta Suriye, tüm komşularımızla düşman, savaş çığırtkanlığı yapan Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı, ABD’nin bölgeye tayin ettigi bir memurudur. RTE Cumhuriyetimizin tüm kazanımlarını, laikliği, devletçiliği, halkçılığı yıkıp yerine Ortaçağ karanlığı hilafet rejimini dayatan kişidir” dedi. Gösteride, “Hükümet istifa, Tayyip Yüce Divan’a”, “Hırsız Tayyip Erdoğan”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atıldı.

Ancak asıl sürprizi ABD yaptı! Rusya’nın Kommersant gazetesine göre Münih Güvenlik Konferansı sırasında Washington Moskova’ya 2. Cenevre Konferansı’na paralel olarak bir başka çözüm modeli sundu. Bu modele göre ABD, Rusya, İran, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın yapacağı beşli görüşmeler ile krize çözüm aranacak! İlk bakışta 3’e 2 Batı Cephesi’nin lehine gibi görülen öneri aslında Doğu Cephesi’nin başarısıdır. Şundan: 1) Rusya, bu çözüm modeline benzer bir bölgesel mekanizma kurulmasını geçen yıl önermiş ama ABD reddetmişti. Şimdi ABD, reddettiği Rusya önerisinin çok benzerini teklif ederek, aslında geri adım atmış oldu. 2) Öte yandan Suriye krizinin en önemli aktörlerinden biri olan İran’ın Cenevre Konferansı’ndan dışlanması fakat ABD’nin yeni mekanizmasına davet edilmesi, Doğu Cephesi’nin bir başarısıdır! 3) ABD’nin Suriye’deki üç taşeronundan biri olan Katar artık masada değildir. Bu da Doğu Cephesi’nin başarısıdır. 26 Haziran 2013’te bir saray darbesiyle babasının koltuğuna oturan yeni Emir El Tani, adım adım ülkesinin Şam karşıtı politikasını yumuşatıyor ve Moskova’yla dirsek teması kuruyordu. El Tani iki kez Filistin’in El Fetih örgütü üzerinden Şam’a mesajlar gönderdi.

AYVALITAŞ’TAN ÇAĞRI:

ERGENEKON’DA 10 YIL HAPİS CEZASI ALAN TÜRKKAN, ERDOĞAN-MERKEL TOPLANTISINI İZLEDİ

ABD’nin geri adımları

Yurtseverleri davaya bekliyoruz

Sürgündeki gazeteci ‘savcısı’yla yüz yüze

İki cephenin gücünü doğru analiz edebilmek için şu olguları da listeye eklemeliyiz: 1) ABD İran’la adım adım yakınlaşıyor. Barack Obama son olarak Birliğin Durumu konuşmasında Kongre’yi uyardı ve “İran’a yeni bir yaptırım taslağı hazırlarsanız veto ederim” dedi! ABD ile İran’ın yakınlaşması ve başkanlar seviyesinde telefonla, dışişleri bakanları seviyesinde baş başa görüşmeler yapmalarından bu yana Batı’nın ambargosu adım adım gevşemeye başladı. Hatta hafta başında Tahran, Batı’nın bloke ettiği parasının ilk taksidi olan 550 milyon doları da aldı! 2) ABD - İran yakınlaşması önce İsrail’i, ardından da Suudi Arabistan’ı kızdırdı. İki ülke bu süreçte İran’a karşı stratejik işbirliği anlaşması bile yaptı. Şimdi Obama Avrupa ziyaretine bir de Suudi Arabistan seferi ekleyerek Riyad’ın gönlünü almaya çalışacak. Ancak Obama ne İsrail’e ne de Türkiye’ye gidecek! 3) ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Münih Güvenlik Konferansı’nda İsrail’i uyarması ve Ortadoğu barışı konusunda ayak sürümesi durumunda bu ülkeye boykot uygulanacağını söylemesi, Tel Aviv’i derinden sarstı! 4) Bir diğer gelişme ise 10 günlük Avrupa turundan sonra ABD’ye gitmeye hazırlanan ve Obama’yla görüşecek olan Mesut Barzani’nin Washington ziyaretini iptal etmesiydi. Barzani cephesinden yapılan açıklamada, ziyaretin iptal gerekçesi özetle şöyle açıklanıyor: “Partimiz KDP ve KYB hâlâ ABD’nin ‘şüpheli örgütler’ listesinde yer aldığı için vize konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Washington bizi o listeden çıkarmadığı için ABD ziyaretimizi iptal ettik.” Oysa Barzani daha önce pek çok defa ABD’ye gitmişti ve Bush’la, Obama’yla görüşmüştü. Şimdi değişen ne? Maliki’nin Ankara-Erbil hamlesine geçit vermemesi ve ABD’nin Maliki’ye mecbur kalması!

B İSTİHBARAT SERVİSİ



Haziran Ayaklanması sırasında Ümraniye’de eylem yaparken bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümüyle ilgili davanın 2. duruşması bugün 13.00’te Kartal Adliyesi’nde İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülecek. Oğlunu kaybettikten sonra, Aralık ayında eşi Fadime Ayvalıtaş’ı da kalp krizi sonucu kaybeden baba Ali Ayvalıtaş, tüm yurtseverleri davaya destek olmaya çağırdı. Ayvalıtaş, Aydınlık’a yaptığı açıklamada, “Bizim davamız, halkın davası. Halkın yanında olmak isteyen Türkiye’deki gerçek yurtseverleri yarın davaya bekliyoruz” dedi.

‘Biz bir milletiz, Cumhuriyetimizi seviyoruz’ Türkiye’nin sahipsiz olmadığını söyleyen Ayvalıtaş, “Bu gibi insanlarımız olduğu sürece ayaklar altında kalmayız. İnsanları birbirine karşı kışkırtan kişiler utansın. Herkesin dini vardır, Allah’ı vardır. Ama halk bu tip oyunlara gelmeyecek. Türk halkı; Kürdü, Lazı, Alevisi, Çerkezi, Sünnisi biz bir milletiz. Bu bayrağın altındayız. Cumhuriyetimizi, insanlarımızı seviyoruz. İnsan sevgisi olan herkesi duruşmaya davet ediyorum” diye konuştu.

Tanıklar dinlenecek Ayvalıtaş ailesi avukatlarının dinlenmesini talep ettikleri 7 tanığın bugün duruşmada ifade vereceği öğrenildi. Haklarında 15 yıl hapis cezası istenen sanıkların tutuksuz yargılanmalarına karar verilmişti. Öte yandan, Taksim Dayanışması saat 13.00’te Kartal Adliyesi önünde buluşma çağrısı yaptı.

aşbakan Erdoğan’ın “Ben bu davanın savcısıyım” dediği Ergenekon davasında 10 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılan eski Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan, Almanya’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Angela Merkel ile düzenlediği basın toplantısına katıldı. Toplantıda Türk gazetecilere soru sorma hakkı verilmemesi dikkat çekti. Adnan Türkkan’a eğer sorabilseydi hangi soruları yönelteceğini sorduk. Türkkan şöyle konuştu:

‘AİHM’yi soracaktım’ “Sayın Başbakan, 1915 olayları hakkında Almanya Parlamentosu’nun aldığı karar var. Hatta 1915 olayları Almanya’da bazı eyaletlerde ders kitaplarında ‘Türkler soykırımcı’ denilmektedir. Ancak Aralık ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Sayın Doğu Perinçek’in verdiği mücadele sonucunda alınan önemli bir karar var. Siz bu kararı Sayın Merkel ile görüşmenizde gündeme getirdiniz mi? Hükümetiniz AİHM’nin İsviçre’yi mahkûm eden Perinçek kararının ardından Avrupa devletlerinin parlamentolarından çıkarılan yasalara karşı nasıl bir çalışma yapmaktadır veya yapacaktır? Sayın

Merkel de AİHM ‘Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasanın iptal edilmesi’ kararını değerlendirebilir mi?”

Adnan Türkkan

Neler hissetti? Türkkan, Başbakan Erdoğan’la yüz yüze geldiklerinde neler hissettiğini şu sözlerle anlattı: “Şimdi herkesin kumpas dediği davada hakkınızda 10,5 yıl hapis cezası ve üstüne yakalama kararı verilmiş. Ülkenizde onurluca mesleğinizi yapma şansınız elinizden alınmış. Tam bu sırada ‘Ben bu davanın savcısıyım’ diyen başbakanla yüz yüze geliyorsunuz. Aranızda neredeyse 10 metre var. İçimde fırtınalar kopmaması mümkün değil.

‘Ali İsmail, Abdocan geldi gözümün önüne’ Gözümün önünden Ali İsmail’in, Abdocan’ın o masum gülüşleri geçiyor. Silivri zindanında çürütülen yurtseverler geliyor aklıma. Kalp atışlarım hızlanıyor. Üstüne bir de TGB başkanlığı dönemindeki günleri ekleyince... Gazetecilik dışında birçok şey yapmak geldi o an.

‘Tanışıklığımız eskiye dayanır’ Erdoğan’la tanışıklığımız eskiye

dayanıyor aslında. 2008 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Türkiye Gençlik Birliği Genel Başkanı olarak ‘Cumhuriyet yıkıcısından cumhurbaşkanı olmaz’ dediğim için Erdoğan hakkımda dava açtı. Yargıdaki F tipi çete etkili olmadığı için o dönem beraat etmiştim. Beni o zaman mahkûm ettirmek isteyen başbakanla 10 metre mesafede yüz yüze gelmek... Ama gazeteci olarak oradaydım. Ulusal Kanal adına soracağım soru vardı. Ancak Erdoğan

ileri demokrasisini Berlin’e de beraberinde getirdi. Toplantıda Alman başbakana elini kaldırıp soru sormak serbestken, Türk gazeteciler Erdoğan’a görevlilerin hazırladığı listeye göre soru sorma hakkına sahiptiler. Avrupa Postası muhabiri de tam Merkel ve Erdoğan kalkarken çifte standardı protesto etti. Hatta bu durum Alman gazetecilerin de dikkatini çekti, salonda gülüşmelere neden oldu. Erdoğan gülünç demokrasisi!”

ALMAN İSTİHBARATI SPİEGEL’İN HABERİNİ DOĞRULADI:

Erdoğan ile Merkel Suriye’yi konuştu

Gülen hareketini izliyoruz

B

Alman istihbarat servisi, medyada Fethullah Gülen cemaatinin incelendiğine dair çıkan haberleri doğruladı. Baden-Württemberg Eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı, yaptığı açıklamada, yasal çerçeve içerisinde izleme için yeterli dayanak noktaları olup olmadığının da araştırıldığı belirtildi. İnceleme çerçevesinde Fethullah Gülen’in ve ona bağlı kurumların geçmişte yayınladıkları yazılarda

kimi bölümlerin, özgürlükçü demokratik temel düzenle aykırılık içinde olduğunun tespit edildiği vurgulandı. Aykırılık taşıyan unsurlar arasında eşitlik ilkesi, din özgürlüğü, halkın egemenliği, kuvvetler ayrılığı ve eğitim özgürlüğü sayıldı. Alman İç İstihbarat örgütü Anayasayı Koruma Dairesi’nin, Gülen okullarına dair hazırladığı raporu Alman devlet televizyonu ‘ARD Politik Magazin’ ve ‘Spiegel’ dergisi gündeme getirmişti.

erlin’deki Başbakanlık binasında Erdoğan-Merkel görüşmesinin ardından basın toplantısı düzenleyen ikili, Suriye krizinin ana gündem maddesi olduğunu duyurdu. Erdoğan, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tıkanmıştır. Yeniden yapılandırılması gerekiyor. Uluslararası toplum bu durumu sadece izliyor” dedi. Merkel ise, Suriye krizinde Rusya ve Çin’in anahtar ülke olduğunu, her iki ülkeyle de sorunu görüştüklerini ifade etti.

Merkel: Çekincelerimiz var Basın toplantısında Merkel, “Gezi protestosuna katılanlar demokratik haklarını kullandılar. Her ülke kendi demokratik yapısını kendi gücüyle oluşturmalıdır. Almanya olarak, Türkiye’nin AB ile üyelik görüşmesini destekliyoruz. Ancak burada tekrar altını çizmek istiyorum, görüşmeler ucu açıktır. Bizim Türki-

ye’nin üyeliği konusunda ciddi çekincelerimiz vardır” ifadesini kullandı. Erdoğan, bu açıklamayı Merkel’in iki kere yapmasına rağmen, Merkel’e AB konusunda Türkiye’ye destek verdiğini iddia ederek teşekkür etti.

Türk gazeteci protesto etti Merkel ve Erdoğan’ın kısa değerlendirmelerinden sonra basın mensupları sorular yönelttiler. Alman basını adına soru sormak isteyenler toplantıda belirlenirken, Türk basını adına soru soracak kişi ve kurumların önceden belirlenmiş olması toplantı salonunda protestoya neden oldu. Anadolu Ajansı ve El Cezire Türk’ten başka hiçbir Türk basın kuruluşunun soru sormasına izin verilmeyince, sesini yükselten Avrupa Postası Genel Yayın Yönetmeni Adil Yiğit, “Bu ne rezalet. Burada sadece yandaş basının soru sormasına izin veriliyor. Yazıklar olsun” dedi.

Esas sorun: Ankara’yı kim yönetecek? Açık ki Ortadoğu’da dengeler tamamen değişiyor. ABD’nin 2010’da askerlerini çekmesi siyasi etkisini de azalttığı için Ortadoğu şimdi bölge lehine yeniden şekilleniyor. ABD bu süreçte tamamen kaybetmemek için bazı mevzileri vermeye razı olduğunu gösteriyor. Bu durumu yaratan etkilerden biri şüphesiz Suriye’nin emperyalizme karşı vatan savunması yapmasıydı. Bu durum haliyle Batı’yı zayıflattı ve Suriye krizinin şimdi bölge lehine çözümünün yollarını açtı. ABD’nin mecbur kaldığı son öneri, aslında krizin Suriye lehine çözüm yoluna girdiğinin işaretidir. Şimdi Doğu Cephesi’nin önündeki aşılacak yeni problem, AKP’nin muhaliflere sağladığı desteğin kesilmesidir. Bu bölgesel ihtiyaç bir iktidar değişikliğini zorunlu ihtiyaç haline getirmektedir!


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan:Mustafa GÜRBÜZ halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ROTA

İŞÇİ PARTİSİ’NDEN UZUN TUTUKLULUK VE YENİDEN YARGILAMA İÇİN YASA ÖNERİSİ:

Doğu PERİNÇEK dperincek@ip.org.tr

Tarihteki emeğimizi keşfetmek

Acil Özgürlük Paketi

L

ütfen abarttığımı düşünmeyin, Kemaliye köylerinde öyle evler vardır ki, karşısında oturup yıllarca seyretmek geçer gönlümüzden. Taş ile ahşabın nasıl birbiriyle seviştiklerine tanık olursunuz. Pencereler, kapılar, kapı tokmakları hep büyük bir uygarlığın izlerini taşırlar. Hapanos, Hapanos Ekreği, Apçağa, Fatma Yazıcıların köyü Subaşı (Başekrek), Gemürgap, Geruşla, Salihli, Venk (Yuva) evlerinin bir eşini dünyanın hiçbir ikliminde bulamazsınız. Prof. Metin Sözen’den ve Oktay Ekinci’den öğrendiklerimden söylüyorum. Belki de Gemürgap kayasını yaran Apçağalı taş ustası Adıgüzel Ağa’nın torununun torunu olduğum için, Anadolu’nun eski evleri içimi ısıtır. Adıgüzel Ağaların erkânı şu imiş: yaptığı her ev bir öncekinden daha güzel olacak!

Ernur Kalender’in güzellik işçiliği Mimar Ernur Kalender’in restore ettiği evleri, konakları, köşkleri, medreseleri şiir okur gibi inceledim. Sağ olsun 12 Ocak 2014 günü yollamış o güzel albümü. Fotoğraflara parmaklarımı sürdüm. O ahşap yapılardaki, taş duvarlardaki emeğin sıcaklığını duydum, güzelliğini içime çektim. Akın Ok kardeşim de öyle bir sunuş yazmış ki, her dizesinin esrarını çözmek ayrı bir keyif.

Birikmiş emeği diriltmek Tarih sevgisinin özü, emeğe sevgi ve bağlılıktır. Tarih dediğiniz aslında birikmiş emekten başka bir şey değildir. Mimar Ernur Kalender, yaptığı işlerle o birikmiş emeğe hayat veriyor. Restorasyon dedikleri, hatırayı diriltmek gibi bir iş oluyor.

Köklere sarılmak Her devrim, tarihin derinliklerinden geldiği için, tarihe döner ve köklerine sarılır. Bizim Türk Devrimi de böyledir. Geleceği kurmak için, elindeki birikimi tanımaya çalışmıştır. 1876, 1908 Devrimleri, özellikle 1920 Devrimi Türkiye’de hep tarih keşiflerinin kapısını açmıştır. Ernur Kalender’in yaptığı işler de, aslında birer keşif, geçmişin emeğini keşfetmek. Bir bakıma elimizi geçmişin mimarlarına, duvar ustalarına, ahşap işçilerine uzatmış oluyoruz. Onları tanıyor, onlardan el alıyoruz.

Duruş ve bakışlardaki devrim Bunu yapan sanatçıyı Köy Enstitüsü mezunu bir anne ve babanın yetiştirmiş olması çok anlamlı. Kitabın başındaki şu fotoğraflar beni çok duygulandırdı. Bu resimde belki yoksulluğu göreceksiniz, ama dikkatli bakınız, duruşlarda ve bakışlarda, büyük bir devrimin yansımalarını bulacaksınız.

Mehmet Cengiz’in açıkladığı yasa önerisi şöyle:

 AYDINLIK / ANKARA

İ

şçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, “Acil Özgürlük Paketi”ni açıkladı. Cengiz, “Uzun tutukluluk ve yeniden yargılama” için hazırladıkları yasa önerisini bütün milletvekillerine gönderdiklerini bildirdi. Mehmet Cengiz, düzenlediği basın toplantısında İşçi Partisi’nin “Acil Özgürlük Paketi” içinde yer alan yasal düzenlemeler hakkında bilgi verdi.

Mehmet Cengiz

‘Somut hiçbir adım atılmadı’ F tipi yapılanma eliyle yargı üzerinden, orduya ve milli güçlere karşı sürdürülen tertiplere herkesin karşı çıktığını söyleyen Cengiz, “Ayinesi iştir, kişinin lafa bakılmaz” diyerek, sorunun çözümü için yapılması gereken yasal değişiklik önerisini açıkladı. Bu önerilerini bütün milletvekillerine gönderdiklerini belirten Cengiz, “Başbakanından Adalet Bakanına, Meclis Başkanından ana muhalefet liderine değin herkes, Özel Görevli Mahkemeler üzerinden yürütülen tertiplerden söz ediyor. Orduya ve milli güçlere

Acil yapılması gerekenler kurulan kumpastan bahsediyor. Ancak, aylardır bu kanunsuzluklara son verecek somut adım atılmadı” dedi. Uzun tutukluluğa son verilmesi, Özel Görevli Mahkemelerin kaldırılması ve yeniden yargılamaya ilişkin gerekçeli yasa değişikliği için herkesi göreve çağıran Cengiz, önerilerinin hayata geçmesi için bir haftanın yeterli olduğunu belirterek Meclis’e sunduğu önerileri şöyle sıraladı:

 Yargısız infaza dönüşen uzun tutukluluklara son verilmelidir.  Azami tutukluluk süresinin, “2 + 1 = 3 yıl” olduğu kabul edilmelidir.  Mevzuatımızda yasal dayanağı bulunmayan ve temyiz aşamasındaki tutukluluğu tutukluluktan saymayan “tutuklu” ve “hükmen tutuklu” ayrımı ortadan kaldırılmalıdır.  Tasfiye halindeki Özel Görevli Mahkemelerin geçici bir hükümle

görevlerini sürdürmesine olanak tanıyan düzenleme ve kapatılmış bu mahkemeleri bir başka adla kuran yasa hükümleri yürürlükten kaldırılmalıdır.  Özel Görevli Mahkemelerin görevlerinin sona erdiği 2 Temmuz 2012 tarihinden sonra verdiği kararlar, kesinleşmiş olsa dahi görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yeniden ele alınmalı ve davalar yeniden görülmelidir.

‘AKP yöneticilerini hâkim-savcı yaptılar’  AYDINLIK / ANKARA

C

HP Milletvekili ve eski YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, son hâkim-savcı atamaları ile göreve başlayan hâkim ve savcıların birçoğunun daha önce AKP yöneticisi olduğunu açıkladı. Tarhan, konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Adalet Bakanlığı tarafından 29.1. 2014 tarihinde Kur’a Kararnamesi ile atanan 3. Dönem Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları arasında bulunanlardan birçoğunun

AKP’nin eski yöneticileri olduğuna ilişkin iddialar bulunduğunu kaydeden Tarhan, iddialarla ilgili bilgileri şöyle sıraladı: “Şemdinli’ye atanan Osman Öztürk avukatlık

Emine Ülker Tarhan

yaptığı dönemde Gaziantep’in İslahiye ilçesinde AKP İlçe Başkanlığı yaptı. 2009 yerel seçimlerinde aynı partiden belediye başkan adayı ve sabıka kaydı da bulunuyor.

İşte o liste: İstanbul Hâkimliği’ne atanan Veysi Pekacar Mardin Midyat AKP İlçe Yönetim Kurulu üyesi;  Van Cumhuriyet Savcılığı’na atanan İbrahim Halil Dulkadir AKP Mezitli İlçe Başkanı;  Bakırköy

Hâkimliği’ne atanan Abdullah Boyalı AKP Antalya Demre İlçe Yönetim Kurulu üyesi;  Konya Akşehir Hâkimliği’ne atanan Serdar Atalar AKP Kahramanmaraş Merkez İlçe Yönetim Kurulu üyesi;  Karaman Cumhuriyet Savcılığı’na atanan Bahri Bayazıdoğlu AKP Ordu İlçe Yönetim Kurulu üyesi;  Gemlik (Bursa) Cumhuriyet Savcılığı’na atanan Barış Zehir AKP Sancaktepe Belediye Meclis üyesi;  Erciş Cumhuriyet Savcılığı’na atanan Kasım Kılıç’ın AKP Tarsus Belediye Meclis üyesi olarak görev yaptıkları iddia edilmektedir. Tarhan daha sonra Bozdağ’a, “Adı geçen isimler iddia edilen görevlerde bulundu mu? Ayrıca Osman Öztürk’ün adli sicil kaydı var mıdır?” diye sordu.

23 KORUMA POLİSİ GİTTİ, PERSONEL MÜDÜRÜ DEĞİŞTİ Fotoğrafın altında şöyle yazıyor: “Köy Enstitüsü mezunu annem, babam ve biz Levekeliler.” Ernur Kalender, Tokat’ın Leveke, yeni adıyla Gölgeli köyünden.

Başbakan korumalarına ‘böcek’ operasyonu

Cumhuriyet çocuğu olmak

 AYDINLIK / ANKARA

Bu topraklarda güzellikleri arama merakını bize Cumhuriyet verdi. Mimarlar, mühendislerden farklıdır. Yaptıkları iş, sanayi üretimi değil, güzellik yaratmaktır, sanattır. Bu millete tarihsel yaratıcılığını, geçmiş emeklerini yeniden kazandıran Ernur Kalenderlere, güzellik emekçilerine teşekkür borçluyuz. Onlar, birimize değil, hepimize konak, köşk, ev, çeşme, köprü, medrese yapıyorlar. Tarih, kamunundur çünkü. Tarihsel güzellikler, hepimizin güzellikleridir.

B

Taş ile ahşabın sevişmesi Ernur Kalender’in restorasyon çalışmalarından birini hiç olmazsa bu köşeye almak istedim. Seçmek çok zor. Her sayfa başka bir güzellik. Belki de taş ve ahşap arasındaki aşka meraklı olduğumuz için Altınoluk’taki Çeşmeli Konak’ta karar kıldık.

Madde 1. (1) 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin 2. fıkrasında geçen “uzatma süresi” ibaresi, “tutukluluk süresi” olarak değiştirilmiştir. (2) Aynı maddenin 3. fıkrasının sonuna, “Bu maddede öngörülen sürelerin hesabında, hüküm kesinleşinceye kadar tutuklulukta geçen süreler dikkate alınır” cümlesi eklenmiştir. Madde 2. (1) 6352 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesinin 4, 5 ve 7. fıkraları ile 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. (2) 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesine göre görevlendirilmiş mahkemelerce, bu mahkemelerin görevlerinin sona erdiği 2.7.2012 tarihinden sonra verilmiş kararlar, kesinleşmiş olsa dahi, görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yeniden ele alınır ve bu davalar yeniden görülür.

Diyarbakır Emniyeti’nde ikinci dalga

aşbakanlık Personel Genel Müdürü de dahil olmak üzere, beş bakanlıkta kritik atamalar yapıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın korumalarından 23’ünün de yeri değiştirildi. Devlet kurumlarında süren görevden almalar dün Başbakanlık’ın yanı sıra Maliye, Adalet, Ekonomi, Sanayi ve Aile Bakanlıklarında devam etti. Cumhurbaşkanı Gül’ün onayı ile Resmî Gazete’de yayınlanan bazı atama ve görevden almalar arasında en dikkat çekeni ise Başbakanlık Personel Müdürlüğü’ne yapılan atama oldu. Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğüne, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdür Yardımcısı Metin Yener getirildi.

Böcek raporunun ardından Öte yandan gün içinde Başbakanlık’ta görevli 23 korumanın görevden alındığı ortaya çıktı. Görevden alınanlar arasında Başbakan Erdoğan’ın yakın koruma ekibinden isimler ile Başbakanlıkta güvenlik kameraları merkezinde görevli isimler olduğu belirtiliyor. Aydınlık, Başbakanlık koruma dairesinde görevden almaların yaşanacağını geçen hafta duyurmuştu.

Diyarbakır’da 10 gün taiçinde yapılan ikinci üm et yinde tüm Emniy rör Te ile arı cıl dür yardım ki ’de be Şu tik ve Narko müdür yardımcıları ile göuzman polisler pasif uzda nın Ala ı. reve alınd melis po a yıd sa k man ço ara murunun karakoll n gönderildiği, görevde acıl ım rd ya ür alınan müd ım rd ya ür üd m be rı ile şu uok lis cılarının yerine po ülunda görev yapan m ildir bil ığı nd dürlerin ata 25 a ır’d ak rb ya di. Di ü Ocak’ta 9 şube müdür ı. ışt nm görevden alı Başbakanlıkta dün gerçekleşen görevden almaların, Teftiş Kurulu’nun Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ofisinde bulunan dinleme cihazlarıyla ilgili raporunu tamamlamasının ardından gerçekleşmesi dikkat çekti. Başbakanlık kaynakları görevden almaların Teftiş Kurulu raporuyla alakası olmadığını açıkladı. Rapor, geçen hafta savcılığa gönderilmişti.

Soruşturmaya ‘gizlilik’ kararı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ofisinde bulunan dinleme cihazına ilişkin başlatılan soruşturmada gizlilik kararı aldı. Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, dinleme cihazıyla ilgili medyaya yansıyan haberlerin gerçek olmadığı belirtilerek, “TMK 10 ile görevli ve yetkili başsavcı vekilliği tarafından yürütülen soruşturmada Başbakanlık’a ait ofiste, dinleme cihazı bulunması hakkında, soruşturmanın nasıl yapıldığı, cihazı kimin koyduğu konularında bazı yazılı ve sözlü medyada çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktadır. TMK 10. madde ile görevli ve yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmaya devam edilmekte olup soruşturmada gizlilik kararı bulunmaktadır” denildi. Şubat 2012’de yapılan arama sonucu Erdoğan’ın çalışma ofisinde böcek diye tabir edilen dinleme cihazı bulunmuştu.

Çetin Doğan

Doğan’dan AYM’ye ‘öncelik’ başvurusu

B

alyoz davasında 20 yıl hapis cezasına çarptırılan emekli Orgeneral Çetin Doğan ile 6 yıl hapis cezasına çarptırılan Hakan Büyük, Anayasa Mahkemesi’nden (AYM) 2013 tarihinde “adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi” talebiyle yaptıkları başvurunun TÜBİTAK’ın 5 No.lu hard diskin sahteliğini tespit eden raporu ve AKP cephesinden gelen “Ordu’ya kumpas kuruldu” açıklamaları doğrultusunda öncelikle incelemeye alınmasını talep etti.

‘Savunma hakkı ihlal edildi’ Çetin Doğan ve Hakan Büyük’ün avukatı Hüseyin Ersöz’ün AYM’ye gönderilmek üzere Nöbetçi İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu ve “paralel devlet” açıklamalarına da yer verilen dilekçede şöyle denildi: “Çetin Doğan’a isnat edilen suçlamalara dayanak deliller arasında bulunan 5 No.lu hard disk üzerinde TÜBİTAK’ta görevli uzmanlar tarafından yapılan inceleme sonucunda kaleme alınan 20 Ocak 2014 tarihli bilirkişi raporundaki tespitler, suç konusu dijital dokümanların ‘manipülatif’ niteliğe sahip bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu rapor, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tüm taleplerimize karşın bilirkişi incelemesi yaptırılmaması ve sanık müdafileri tarafından dosyaya sunulan bilimsel mütalaalarda yer alan tespitler dikkate alınmaksızın hüküm kurularak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin en önemli delilidir. Diğer dijital dokümanlar üzerinde yapılacak olan bilirkişi incelemeleri ile sahtecilik olguları ortaya çıkarılabilecekken, yargılama sürecinde görevli hâkimler tarafsızlıklarını ortadan kaldıracak şekilde bu incelemeleri yaptırmayarak ‘savunma hakkını ihlal etmişlerdir.”


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

Anayasaya çalım atılamaz

Dinci-paralelci kıskacında laikliği kimler vuruyor?.. Mehmet FARAÇ

Başbakan Erdoğan’ın ‘Tutukluluk süresini 5 yıla indireceğiz’ açıklamasını değerlendiren hukukçular, 5 yılı dolduran tutukluların beklemeksizin tahliye edilmesi gerektiğini belirtti

B

 HABER MERKEZİ

Ö

zel görevli mahkemelerin tamamen kapatılması ile ilgili düzenlemenin bu hafta Meclis gündemine gelmesi beklenirken hukukçular uzun tutukluluk süreleriyle ilgili de düzenleme yapılması konusunda hemfikir. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Tutukluluk süresini 5 yıla indireceğiz” açıklamasını değerlendiren hukukçular, 5 yılı dolduran tutukluların beklemeksizin tahliye edilmesi gerektiğini belirtti. 5 yılın da uzun olduğunu vurgulayan hukukçular, tutuklulukta ideal ve hukuki sürenin 2+1 olduğu görüşünde.

‘ÖYM devri derhal kapatılmalıdır’

‘Demokrasi anlayışını 7.5 yıl diyerek gösterdi!’

Prof. Dr. Ersan Şen: “21. yüzyılın ikinci on yılında Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletinde bir insanın tutuklu yargılanmasını hazmedebilir misiniz? Anayasa Mahkemesi 5 BDP’li milletvekilinin dosyalarını iki gün içinde inceleyip tahliye ediyor, diğerleri ne olacak? Sonucu belli olan soruşturma ve kovuşturmaları sürdüren, sürdürecek savcılık ve mahkeme sistemi hukuk devleti ilkesine vurulabilecek en büyük darbedir. Özel yetkili mahkemeler devri derhal kapatılmalıdır. Somut açıklamalar, delil uydurma gibi

Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu: “Anayasa Mahkemesi, 10 yıla çıkarılan uzun tutukluluk halini iptal ederek ‘10 yıl çok uzundur, ben bunu belirli süre erteliyorum. Bu sürede bir değerlendirme yapın’ dedi. Bizim yürütme orga-

nımız hükümet de ne kadar demokratik olduğunu 7 buçuk yılı telaffuz ederken dile getirmiş oluyor. Zira bir kere ÖYM’leri

kaldırdığınızda elinizde maksimum 5 yıl kalıyor. Orada da kelime oyunu var. İsterseniz 3 yıla kadar ya da 5 yıla kadar tutukluluk süresini belirlersiniz. Kanunda düzenleme yaparak Anayasa Mahkemesi yol göstermiş olmasına rağmen tutukluluk süresini mevcudun üzerine de çıkarmış olacaklar. Hukukçu olarak buna katılabilmem mümkün değil. Kolluğa ve savcılık teşkilatına gizli tanık, bilirkişinin dinlenmesi ve tespiti gibi çeşitli imkanlar verilmişken hâlâ delilleri değerlendirmek bakımından 7 buçuk yılı tutuklu geçirilecek bir yargılamanın ne kadar demokratik olacağı ve ne kadar yüzyılımızın adalet yaklaşımına uygun olacağını tartışmaya gerek yok! 5 yılı çok uzun olmakla birlikte, kabul edilemez bulmakla birlikte, maalesef

Tutuklulukta süre 2+1 olmalı Eski Ağır Ceza Hakimi Osman Kaçmaz: “Bana göre mevcut kanundaki süre yanlış değerlendirildi. 2+1 ile 3 yıl olması gerekir. 5 yıla indirilmesi aslında kanunun yeniden uygulanmasıdır. Düzenlemenin kesinleşmiş davalara ve Yargıtay’da olan davalara etkisi olmaz. 5 yıldan fazla yatanların hakkı nasıl ödenecek? Ergenekon’da 5 yıl yatan varsa derhal tahliye edilmeli. Mahkeme dosyadan el çekti. Bu nedenle Yargıtay’ın, gerekçeli

Askeri Casusluk ve Balyoz’da ret kararı



Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Milli orduya kumpas kurdular” ifadesi ve 20 Ocak tarihli TÜBİTAK raporun ardından birçok Balyoz sanığı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeniden yargılama için başvurdu. Ancak mahkeme yeniden yargılama talebini reddetti. Bunun üzerine sanık avukatlarından Hakan Tunçkol, “Ret kararında imzası olan hakimler Aytekin Özanlı ve Savaş Çelik yargılama sürecinde yer aldı” diyerek itiraz etti. İtirazı değerlendiren üst mahkeme, avukatı haklı buldu ve “yeniden yargılama talepleriyle ilgili” farklı üç hakim görevlendirdi. Savcı Kanık yeniden yargılamanın reddedilmesi yönünde mütalaa verdi. Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme, sanıkların yeniden yargılama talebini oy birliği ile reddetti. Balyoz Davası’nda yeniden yargılama taleplerinin reddedilmesinin ardından İstanbul’daki Askeri Casusluk Davası’nda da yeniden yargılama talepleri reddedildi.

karar yazılmasa bile dosyayı inceleyip tahliye kararı vermesi lazım. Anayasa Mahkemesi 5 yıl kararı verdi ve süreyi 1 yıl uzattı. O zaman bu kararı verirken yanlış yaptı. Süreyi uzun buluyorsanız hemen uygulamanız gerekiyordu. Anayasa Mahkemesi bu kararı verdikten hemen sonra da tahliyeler gerçekleşmeliydi. Bu davalar siyasi olduğu için mahkeme takdirini aleyhe kullandılar. Ben olsaydım tahliye ederdim. Adalet Cemaate ve AKP’lilere bırakılamayacak kadar önemli bir kurum. Hukuk herkese lazım. Bugün AKP’ye lazım olOsman duğu gibi.” Kaçmaz

Türk Ceza Kanunu’nun hantallığı sebebiyle geçici bir süre katlanılabilir düzeyde buluyorum.”

‘Bir an önce gereği yapılsın’ Eski İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu: “Anayasa Mahkemesi’nin kararı gerekçe açıklanmadığı için bugüne kadar insanlar boşu boşuna tahliye edilmedi. Zorluklar yaşandı. Başbakan bunları söylüyor ama bir şey yaptığı yok. Umarım bir an önce gereği yapılır. Üst sınır 5 yıla çekilirse 5 yılı doldurmuş olanların hepsinin Kazım çıkması Kolcuoğlu gerekir.”

‘Türkiye’de uzun yargılama sorunu var’ YARSAV Başkanı Murat Arslan: “Türkiye’de uzun tutukluluktan ziyade uzun yargılama sorunu var. Yargılama uzun sürdüğü için tutuklulukta uzun sürüyor. Aslolan tutuksuz yargılamadır. Baştan deliller toplanıp sonra dava açılması gerekir. Bizde deliller tamamen toplanmadan dava açılıyor. Aslında tutukluluk süresini kanunla belirlemeye gerek yok yargıcın takdirinde olan bir durumdur. Kanunla belirlemenin bir riski var. Yargıçta kanun bana 5 yıla kadar tutuklu yargılama imkanı verdi gibi bir rahatlık oluşuyor. Böyle bir handikap var. Yargıcın mümkün olan en asgari süreden tutukluluğu uygulaması gerekir.” Murat Arslan

tespitler olursa yeniden yargılanmaya dayanak teşkil edecektir.”

Ersan Şen

farac65@gmail.com twitter.com/FARACYAZIYOR

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ, 6 YILI ‘AŞIRI UZUN’ BULMUŞTU

Türkiye yeniden ‘izleme’ye alınabilir  DENİZ KAHRAMAN

H

ükümetin, tutukluluk süresiyle ilgili yaptığı çelişkili açıklamalar dikkatleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihadlarına çevirdi. AİHM, geçen yıl verdiği bir karar ile iki gazetecinin 6 yıl tutuklu olmasını, “aşırı uzun” olarak nitelendirirken, yüksek mahkemenin Türk yargıcı Işıl Karakaş, daha önce yaptığı bir açıklamada, “10 yıllık tutukluk süresi Avrupa normlarına zıt. Bırakın 10 yılı, 3 yıllık süre bile AİHM içtihatlarına aykırı. 102. maddeye ilişkin başvurularda Türkiye mahkum olur” diyerek, hükümetin acilen düzenleme yapmasını istemişti.

AİHM’in içtihatlarına ters Bugüne kadar hükümet cephesinden gelen tutukluluk süresi önerileri AİHM’in kendi içtihatları bağlamında görülen sürenin iki katından bile fazla. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, yargılama sürecinde çok ciddi bir sıkıntı konusu olan tutukluluk süresiyle ilgili bir çalışma yaptıklarını söylemiş, 10 yıl olan süreyi 7.5 yıla indireceklerini açıklamış ancak, “Bunun ilerde 5 yıla

Işıl Karakaş

çekilmesi lazım” demişti. Önceki gün konuşan Tayyip Erdoğan ise “uzun tutuklulukta üst sınırı 5 yıla çekeceğiz” dedi. Ancak, beklentilerin çok uzağına işaret eden bu açıklama, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) hem de AİHM’in bugüne kadar getirdiği içtihadlara da aykırı bulunuyor.

6 bin 600 Euro tazminat AİHM kısa bir süre önce, gazeteciler Bayram Namaz ve Sedat Şenoğlu’nun 6 yıl tutuklu bulundurulmasını AİHS’ne aykırı bulmuştu. Davanın Strasbourg’a taşınmasından sonra AİHM 2. Dairesi başvuruculardan Sedat Şenoğlu’nun o tarih itibarıyla tahliye

edilmiş olduğunu gözeterek istemi kabul etmiş, ancak Bayram Namaz’ın hâlâ tutukluluğu devam etmekte olduğundan Türkiye’nin AİHS’ni ihlal ettiğini saptamıştı. Yüksek mahkeme, Bayram Namaz’a 6 bin 600 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermişti.

Türkiye bir çok kez uyarıldı Gerek, AİHM gerekse Avrupa Konseyi, uzun tutukluluk sürelerinin Avrupa standartlarına çekilmesi konusunda Türkiye’yi uyarmıştı. Avrupa Konseyi’nin uzun tutukluluk ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar nedeniyle Türkiye’yi “monitoring” (izleme) sürecine alabileceği belirtiliyor.

ugün laikliğin Anayasa’ya girişinin yıldönümü... 5 Şubat 1937’de, “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık” Anayasa’nın 2. maddesine eklenerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel nitelikleri olarak belirlenmişti... Atatürk’ün geri kalmış, cahil ve yoksul bırakılmış bir topluluktan çağdaş bir ulus yaratmasıyla ilgili son önemli müdahalesidir bu Anayasa değişikliği... Bugünlerde adına “paralel yapı” da denilen cemaat, dinci örgütlenmelerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ortadan kaldırmaya çalışırken, en önce laikliği hedef tahtasına koymuşlardı... “Laik devlet dinsiz devlet” şeklindeki bağnaz slogan ve benzerleri de cumhuriyet karşıtı savaşta türetilmişti... 1923’te cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte hilafetin rövanşını almak isteyenler, 77 yıl önce bugün laikliğin Anayasa’ya girmesiyle birlikte, cumhuriyete yönelik taarruzlarını daha da yoğunlaştırmışlardı... Büyük Önder; gericilik ve bağnazlığın Ortadoğu ve

Afrika’yı karanlığa sürüklediği bir dönemde, Aydınlanma Devrimi’nin ışığını Anayasa’ya koyarken, cumhuriyeti bizzat Anayasa Mahkemesi’nce “laiklik karşıtlarının odağı” ilan edilmiş bir partinin yönetebileceğini düşünebilir miydi acaba?.. Kimse kendini kandırmasın; ana suçlu olsa da, laiklikle ilgili sıkıntı yalnızca AKP’den kaynaklanmıyor?.. Çünkü sinsitakiyeci örgütlenmelerin yanı sıra, cumhuriyeti dirençle savunamayan gaflet odakları da laikliği giderek daha çok ürkütüyor!.. Ne dersiniz; “Güneydoğu’da toplumun yüzde 40’ı şeriat istiyor” diyecek kadar zavallılaşan kimi bağnazları da barındıran, Şeyh Sait’in izinde giderken Hizbullah’la çatışan BDP masum mu?.. “4+4+4” rezaletinde de gördük; AKP’nin erozyon yasalarına destek veren MHP’nin, laikliğin tahribatında hiç mi payı yok?.. Ve ne yazık ki bugün, “laiklik karşıtlarının odağı ilan edilmiş” AKP’nin bile “tehdit, çete, Haşhaşi” diye tanımladığı cemaatle ittifak peşindeki, “laiklik tehlikededir diyemem” iddiasındaki “Yeni CHP” az mı suçlu?.. Ah Atatürk ah!.. İyi ki “Gezi”de kendini, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye dışavuran gençliğe emanet etmişsin cumhuriyeti... Yoksa bu Meclis’e kalırsa laik cumhuriyet çoktaaaaan mevta olmuştu!..

MED CEZİR

CEZA HUKUKÇULARI: TUTUKLULUKTA SÜRE 2+1 OLMALI

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Neocan!.. Madem Milli GörüşçüNurcu zihniyet cumhuriyete dadanırken siyaseti bu denli etkin kullanıyor, o halde devam edelim: Derler ya; “Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin” diye... Bugünlerde AKP ile cemaat arasındaki kavgaya cuk diye oturuyor bu özdeyiş... Baksanıza, bir zamanlar millet, “cemaat” demeye bile çekinir hale gelmemiş miydi?.. Çünkü “kumpas”, “takip” “dinleme”, “kadrolaşma”, “baskı” vs. iddiaları Fethullahçıları neredeyse bir “korku imparatorluğu”na dönüştürmüştü... Peki, günümüzde ne oldu da cemaat her türlü ürkütücü

Anket yalanı... Cemaat derken şu Zaman gazetesinin yaptıklarını görüyor musunuz; AKP ile iyi günlerinde, iktidar partisini göklere çıkartmak için her yolu deneyen cemaat gazetesi, kutsal ittifak bozulunca “anket” üzerinden de taarruz halinde... Konumuz aslında bu gazetenin, AKP’yi ilk kez “yüzde 36,4” göstererek herkesi şaşırtan anketine başbakan Erdoğan’ın “yalan” demesi değil!.. Üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele, zıvanadan çıkan “siyaset anketçiliği” meselesi... Seçim süreçleri; bazı ikiyüzlü, vurguncu anketçiler için harman dönemi gibi... İşte bu yüzden son bir haftada yayımlanan 6 ankette partilerin oy oranları birbirini hiç tutmuyor!.. Çünkü “anketçi” adı altında öyle zavallılar var ki... Adayları haraca bağlayan mı dersiniz, partileri kandıran mı, hırsız belediye başkanlarının arabuluculuğunu yapan mı; yoksa sahtekârlığın bayrak yarışında hep önde gidenleri mi?.. Meselenin özeti şudur; iletişim sektörünün psikolojik harbe hizmet ettiği bu dönemde yapılan anketlerin büyük bölümü algı yaratma stratejisine hizmet ediyor!.. Yani önemli kısmı dezenformasyon... “Anket” adı altındaki masa başı düzmecelerdir bunlar ve büyük bölümüne inanmak için elde gerçek ve ciddi tek bir veri de yoktur... Çünkü bir anketin yapılıp yapılmadığının kanıtlanması da çok zordur... Velhasıl Türkiye’de anketçilik, parayı verenin düdüğü en yüksek perdeden çaldığı bir tiyatrodur!.. O yüzden nabız yoklamak için halkın gündemine kulak vermeniz yeterlidir...

tanımlamanın potansiyeli haline getirildi?.. Evet; cemaat güç kavgasında popülerliğini yitiriyor ve o yüzden onlarla ilgili tanımlamalar da çok şaşırtıcı ve tahrip edici hale geliyor... Bakınız, özellikle AKP’liler, Fethullahçı yapı için artık hangi tanımlamaları kullanıyorlar: “Paralel devlet, çete, örgüt, kumpas, şantaj, tehdit, taşeron, cunta, yalancı peygamber, işi boş veli müsveddesi, ananas, tespih, maşa, tuzluk” ve son olarak “badem bıyıklı neocanlar!..” Kavga biraz daha büyürse sanırım “cemaat” deyimi bile tamamen tarihe karışacak!..

CHP’ye bir ‘oğul...’ 1971’de İstanbul’da doğmuş... İngiltere’de Henley College’de 1 sene ekonomi eğitimi almış... 1990 yılında ABD’nin Oregon Eyaleti’nde bulunan Portland Üniversitesi’nde Yöneticilik ve Pazarlama branşlarında eğitimini tamamlamış... Toprak Yatırım Bankası’nın kuruculuğunun yanı sıra önemli holdinglerde üst düzey yönetici olarak da çalışmış... Master eğitimini 2005 yılında Portland Üniversitesi’nde okul birincisi olarak tamamlamış... Peki; kim bu insan?.. Sanatçı Zeliha Berksoy ve dürüstlüğüyle siyasette iz bırakan Doktor Yıldırım Aktuna’nın tek çocuğu... Yani opera sanatçısı Semiha Berksoy’un torunu Oğul Aktuna... İşte o şimdi Bakırköy’de CHP’nin belediye başkan aday adayı... Hani şu hırsızlık batağında; şaibenin bitmediği Bakırköy’de!.. Bir kez gördüm kendisini... Ama herkes onun altı aydır Bakırköy’ü sokak sokak dolaştığını, kitleleri kucakladığını; “temiz siyaset” için hem söz de umut verdiğini söylüyor... Umarım CHP lideri Kılıçdaroğlu, siyasetin yolsuzluk batağına saplandığı şu dönemde Aktuna’yı dikkate alır da Bakırköy gibi önemli bir ilçenin siyaseti de hırsızçetelerden kurtulmuş olur?..


İsmet

ARALIK

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ÖZÇELİK

ERDOĞAN-F TİPİ ÖRGÜT KAVGASI:

‘Tencere dibin kara, seninki benden kara’

S

ıcak para ekonomisi gibi, sıcak para siyaseti de duvara tosladı. 2002’de Irak işgali için kurulup iktidara getirilen koalisyon dağıldı. ABD inişe geçerken işbirlikçileri de darmadağın oldu. Son günlerde yaşananlar da bunu bütün çıplaklığı ile doğruladı. ErdoğanF tipi örgüt kavgasındaki karşılıklı suçlamalar, 11 yıllık Gladyo iktidarının bütün günahlarını ortalığa serdi. “Kurulan kumpaslar, yasadışı dinlemeler, sahte ihbar mektupları, sahte deliller, ayakkabı kutularında dolarlar, odalarda para sayma makineleri, fişlemeler, kurumlarda devlet hiyerarşisi değil örgüt hiyerarşisinin hâkim kılınması, kamu kaynaklarının yağmalanması, ...” Bunlardan sadece bazıları. Tam anlamıyla “Tencere dibin kara, seninki benden kara” durumu var.

Bağırsaklar Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç sahte delillerle, kurulan kumpaslarla TSK dağıtılırken, yurtseverler hapislere atılırken, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişti. Şimdi AKP’nin ve F tipi örgütün bağırsaklarında ne varsa ortalıkta.

‘Suçumuz bizi cehenneme götürür’ AKP’de durumu idare edenler de var, ciddi özeleştiri yapanlar da. F tipi örgütün sorumluluğunun kendilerinde olduğunu söylüyorlar. “Cemaatin suçları bizim de suçumuz. Kumpasa sadece sessiz kalmadık, her türlü desteği verdik. Hasta komutanların halini, Prof. Dr. Hilmioğlu’nun durumunu gördükçe kahroluyorum. Hele İnönü Üniversitesi’ne aldırdığı onlarca piyanoyu düşündükçe içim acıyor. İşlediğimiz suç bizi cehenneme götürür” diyen bayan milletvekili siyasetten de soğumuş.

Savcılar nerede? Suçlar birinci elden itiraf ediliyor. Yasadışı dinlemelerle elde edilen ses kayıtları, görüntüler serviste. AKP iktidarı ile birlikte Türkiye yasadışı kaset cenneti olmuş durumda. Ama yargıdan tek ses çıkmıyor. Cumhuriyetin savcıları hipnotize edilmiş gibi işlenen suçları seyrediyor. Savcılar ya taraf olmuş ya da başlarına bela gelir diye sessiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti göz göre göre çökertiliyor, kılları kıpırdamıyor. Herkes şaşkın. “Nereye kadar?” diye soruyor. 

Kayıtlar öyle de şantaj böyle de şantaj! Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar hızlı dönüş yaptı. 17 Aralık sonrası, “Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Başbakan’ın istifa etmesi gerekir” diyerek bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa etmişti. Şimdi “Başbakanımız benim davamın lideridir, maksadını aşan bir şekilde istifa ifadesini kullandım. Bu ifadelerimden dolayı liderimden ve dava arkadaşlarımdan özür dilerim” dedi. Bayraktar’ın açıklaması sonrası ilginç şeyler anlatılmaya başlandı. Hem de AKP kulislerinde. İddiaya göre Bayraktar oğlunun gözaltına alınmasından sonra operasyonu yürütenlerle bir şekilde temasa geçti. O temaslardan sonra NTV canlı yayınında Başbakan Erdoğan’ı zora sokan açıklamalar yaptı. Derken savcılar değişti. Bakan ve oğluna ait kayıtlar yine sorun oldu. Bu kez de Başbakan Erdoğan’ı rahatlatan açıklamalar yaptı. Kulislerde, “O kayıtlar daha çook açıklama yaptırır” görüşü hâkim. “Yerin kulağı var” derler. Artık hiçbir laf durduğu yerde durmuyor.

Bayraktar artık sıfır Trabzonlular Bayraktar’a tepkili. “Bizi rezil etti” diye kızıyorlar. Bayraktar’ın çok yakınlarında bulunmuş, daha önce ona laf söylettirmeyen bir Trabzonlu Bayraktar’ın durumunu şöyle özetledi: “İstifa ederken artı almıştı, şimdi eksi aldı. Eksi artıyı götürdü, elde kaldı Bayraktar.”

Hapsettiremeyince bakın ne yaptı? Necdet Özel’in komutan olduğu Genelkurmay Karargâhı cemaat gazetelerini peş peşe ağırlayıp röportajlar verince bu sütundan “Genelkurmay tarikata mı girdi” diye sordum. Vay ben miyim bu soruyu soran! Ergenekon ve Balyoz kahramanlarına yapılan hukuk cinayetlerine bigâne kalan Genelkurmay Başkanı Necdet Özel harekete geçti ve

hapsedilmem için savcılığa müracaat etti. Şükür, Türkiye’de hukuk ve kanun nedir bilen savcılarımız hâlâ var ki bu talep manifesto sayılabilecek bir gerekçe ile reddedildi. Peki, sonrası mı? Bu reddin hemen akabinde Milli Savunma Bakanlığı aracılığı ile bu yazım için eski para ile 20 milyarlık tazminat davası açıldı. Amaçları net, beni korkutup

Mansur Yavaş kimleri uyutmuyor? Önce bir tespit: CNN Türk’te izlediğim Mansur Yavaş, donanımı ile çok iyi bir izlenim bıraktı. Onun tek eksiği, risk alabilme kabiliyetiydi ki geçmişte bu sebepten ötürü Mansur Bey’i ben de eleştirmiştim ama bugün o eksikliğini kapattı. Hep söylüyorum; meydan okumayı bilmeyen, önder olamaz! Kendine güvenmeyen, başkalarına güven veremez! Mansur Bey’in önceki akşamki genel görüntüsü ve mesajları Murat Çelik ve Deniz Zeyrek’in ajitasyonlarına rağmen on numaraydı... Programda

sadece Ahmet Hakan ile Utku Çakırözer tarafsız kalabildi. Gelelim Mansur Bey’in kimlerin uykularını kaçırdığına? Birinci isim Melih Gökçek’tir ki panikle Beyaz TV’ye koşmuştur. Panikleyen ikinci isim Devlet Bahçeli’dir; zira Mansur Bey Ankara’da kazanınca o MHP’nin başından gidecek. NOT: Adını bilmediğim MHP Müdürünün bir eniğine bana havlama görevi verilmiş... Çomar oğlan dengim ve hemcinsim değilsin, sahibin gelsin!

sindirmek! Söyleyin sevgili okurlar, benim o yazım şahsımı mı ilgilendiriyor? TSK’ya tarikatların sızması, bu kurumun bir insanın akciğer kanserine yakalanması misali bir felaket değil midir? Dolayısı ile TSK’yı bu ülkenin bekası adına olmazsa olmaz gören bir gazeteci olarak böyle bir soru soramaz ya da ikaz edemez miyim? Bu arada Necdet Paşa,

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

Hazırlayan: Füsun İKİKARDEŞ

Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com

yapma beni korkutamazsın! Ayrıca benim yazılarım bu ülkenin birliği ve dirliği içindir. Sen git, ülkeyi cehenneme çeviren siyasal İslamcı çeteler ve PKK eşkıyası ile uğraş!

Mehmet Cengiz’in haklı isyanı İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcılarından hukukçu Mehmet Cengiz haklı olarak isyan etti ve tutukluluk bağlamındaki önerilerini somutlaştırarak TBMM üyelerine gönderdi. Cengiz’in teklifi özetle şöyle: “- Yargısız infaza dönüşen uzun tutukluluklara son verilmelidir. Azami tutukluluk süresi, “2+1=3 yıl” olduğu kabul edilmelidir. Mevzuatımızda yasal dayanağı bulunmayan ve temyiz aşamasındaki tutukluluğu tutukluluktan saymayan “tutuklu” ve “hükmen tutuklu” ayrımı ortadan kaldırılmalıdır. - Tasfiye halindeki Özel Görevli Mahkemelerin geçici bir hükümle görevlerini

sürdürmesine olanak tanıyan düzenleme ve kapatılmış bu mahkemeleri bir başka adla kuran yasa hükümleri yürürlükten kaldırılmalıdır. Özel Görevli Mahkemelerin görevlerinin sona erdiği 2 Temmuz 2012 tarihinden sonra verdiği kararlar, kesinleşmiş olsa dahi görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yeniden ele alınmalı ve davalar yeniden görülmelidir.” Evet... “Acil Özgürlük Paketi”nde öncelikle yer alması gereken zorunlu düzenlemeler bunlar. Mehmet Cengiz Bey’in dediği gibi, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Mugalatayı bırakın ve harekete geçin; zira bir ay oldu, laftan öte bir şey yok...

ŞEMDİN SAKIK’TAN ÇARPICI BİR İDDİA DAHA:

Cansız, Öcalan’ın talimatıyla öldürüldü Sakine Cansız

PKK eski yöneticilerinden Şemdin Sakık, Paris’te öldürülen Sakine Cansız cinayeti için ‘MİT biliyordu’ demişti. Şimdi bir ek daha yaptı ve olayın İmralı süreciyle bağlantılı olduğunu iddia etti AYDINLIK / ANKARA

P

KK eski yöneticilerinden Şemdin Sakık yeni yayımlanan “Çözüm Süreci” adlı kitabında önemli iddialarda bulundu. Paris’te öldürülen PKK’lı Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in infaz edildiğini belirten Sakık, olayın çarpıtıldığını belirtti. Sakık, basının elinde hiçbir bilgi ve belge olmadığı halde bu olayın İmralı sürecini baltalamak amacıyla gerçekleştirildiğini ilan ettiklerini vurguladı. “Sakine Cansız örgüt içinde Öcalan’a en yakın duran ve Öcalan tarafından sevilen biriydi” denilerek bilgi kirliliği yaratıldığını kaydeden Sakık, böylece cenaze törenine geniş katılım sağlanarak cenazenin bile kullanıldığını bildirdi.

Üç kızı Karayılan, Bayık ve Ok öldürttü Paris cinayetinde Abdullah Öcalan’ın parmağı olduğunu belirten Sakık, “PKK’da bir PKK yöneticisinin yalnız başına kalması kesin bir biçimde soruşturma gerekçesidir, çünkü örgüte göre o şahıs böyle hareket ederek ya karanlık bir iş peşinde koşmuş ya da başarısızlığa kapı aralamıştır. Affedilmez bir suç işlemiştir. Hal böyle olunca her biri Avrupa’nın

Şemdin Sakık

farklı bölgelerinden sorumlu olan bu üç kızın yanlarında korumaları, şoförleri ve yardımcıları olmadığı halde Paris’te bir örgüt evinde bir araya gelmeleri kaba ve hatta örgüte meydan okuyan bir kural ihlalidir, diyebiliriz. Bu üç kızı örgütten soyutlayarak katilleri ile birlikte infaz mahalline getiren tek bir irade olabilir; o da Avrupa faaliyetlerini yöneten PKK merkezidir. Daha da somutlaştıracak olursak Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Sabri Ok’tan başkası değildir. Ancak bu üç isim cinayete kurban giden bu üç kızı yardımcılarından ve korumalarından koparma yetkisine sahiptir” dedi.

Bana da böyle yapacaklardı Geçmişte kendisine de aynı yöntemi izlediklerini vurgulayan Sakık şunları söyledi: “Bir zamanlar infazımı gerçek-

leştirmek için benim de korumalarımı ve yardımcılarımı yanımdan almak istemişlerdi. Bu kızların bir toplantı için Paris’te bir araya geldikleri söylendi. Bir an için bu tezin doğru olduğunu varsayalım. PKK’da toplantıya çağırma yetkisi yönetmelikle belirtilmiştir. PKK lideri kendisine bağlı her düzeydeki çalışanı (ki bütün çalışanlar kendisine bağlıdır) toplantıya çağırma yetkisine sahiptir.

Kandil’e gitmek için bir araya geldiler Peki, bu kızlar neden Paris’te bir araya geldiler, onları yalnız başlarına bir araya getiren irade kim olabilir, neden ne olabilir? Dikkatle incelediğimizde son sorunun cevabını Paris polis şefinin açıklamasında bulabiliriz. İnfaz yerinde kızlara ait valizler vardı ve hepsi de özenle yerleştirilmiş elbiselerle dolu idi. Belli ki bir yere gitmek için burada toplanmışlardı. Evet, belli ki bu kızlar toplantı için değil bir yere gitmek için Paris’te bir araya geldiler. Bu noktada iki ihtimal vardır: ya örgütten kaçıyorlardı ya da çağrı üzerine örgüt merkezine gidiyorlardı. Belli ki bu kızlar örgütten kaçmak için değil Kandil’e gideceklerini sandıkları için bir araya geldiler. Yanlarına bu kadar bol

Ağrı’da 1 polis şehit oldu Ağrı’da özel harekatçıları taşıyan zırhlı aracın sürücüsü önüne çıkan köpeğe çarpmamak için aniden direksiyon kırınca araç takla attı. Kazada polis memuru Gökhan Kirazlı şehit oldu, 5 polis yaralandı. Kaza dün saat 11.00 sıralarında Çevre Yolunda meydana geldi. Ağrı’dan Doğubayazıt yönüne giden Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nde görevli polisleri taşıyan zırhı aracın sürücüsü, iddiaya göre önüne aniden çıkan köpeğe çarpmamak için direksiyon kırdı. Ka-

Öcalan’ın talimatı olmadan olmaz PKK tarihinde Öcalan’ın kararı olmadan bir yönetici infaz edilmemiştir. Nasıl mı? Tabi ki onları şehit ilan ederek... Hep yaptığı bir iştir. Öcalan, her yıl bu mezar başlarında anma törenleri düzenleyecek ve bu törenlerde Öcalan’a, yani bu kızların gerçek katiline bağlılık yemini ettirecekler.”

Sabah-ATV bağlamında mahkeme kararı ile yapılan telefon dinlemeleri ortada. İhale karşılığı kimi müteahhitlerin havuza nasıl işedikleri ispatlı. Soruyorum; bu net pislik tablosuna rağmen hâlâ o gazetede ve televizyonda çalışmak b.k havuzunda yüzmek değil midir? Mehmet Barlaslara, Engin Ardıçlara, Mahmut Övür ve benzerlerine çok görmem de Yavuz Donat oraya yakışmıyor. Sadece o değil Hıncal Uluç da yakışmıyor; zira bu iki isim hâlâ bir seviyeyi temsil ediyor. Anlamakta zorlandığım bu b.k havuzunun hâlâ nasıl gazete ve televizyon olarak kabul gördüğüdür?

Neden Sakine Cansız? ‘Bilindiği gibi Sakine Cansız 12 Eylül Askeri Darbesi sırasında Diyarbakır Cezaevi’ne giren 3-4 kadından biriydi, ama aynı zamanda en bilinçli olanıydı. Aysel Çürükkaya ile birlikte zulme karşı gösterdiği direnişle gündeme geldi ve direnişçiliği ile hep dorukta kaldı. Cezaevinde çok direnmiş ve çok acı çekmişti, 1990’da özgürlüğüne kavuştuğunda bu direnişin örgüt nezdinde takdir göreceğini umarak Şam’a gelmişti. O da cezaevinden çıkan herkes gibi, ama herkesten daha fazla hayal kırıklığına uğramıştı, çünkü beklenen ilgiyi görmediği gibi Öcalan tarafından eleştiri sağanağına tutulmuştu. Ajanlıkla, hizipçilikle, örgüt saflarına burjuva yaşam anlayışı taşımakla suçlamıştı... Sakine’nin fazlasıyla olumsuz etkilendiği olay ise, Öcalan’ın onun gibi efsane bir direnişçiyi evine almamış olmasıydı. Sakine Cansız ve arkadaşları Öcalan hayranı değil, karşıtı oldukları için infaz edildiler. ‘

‘MİT cinayeti biliyordu’ Başbakan Erdoğan İspanya ziyareti sırasında, “Paris cinayetleri için ne diyeceksiniz?” sorusuna, “Terörle mücadelemiz devam ediyor. Bunun örgüt içi bir infaz olduğu anlaşılıyor” diyerek cevap vermesi, anlayanlar için yeterince açık bir cevap oldu. “Terörle mücadelemiz devam ediyor” derken benim ya da MİT’in bu olaydan haberi var demek istedi. “Örgüt içi bir infazdır” derken bu olayın Öcalan’ın talimatıyla gerçekleştiğini ima etmiş oldu. Haliyle olayın İmralı süreci ile bağlantısı vardır. Bu cinayetler İmralı’da oluşturulan yol haritasının başarısızlığı için değil başarısı için, yani yol temizliği adına işlendi. Sakine Cansız bir de PKK’nın kirli işlerini en iyi bilen biri olduğu için hedef alındı. Özellikle son İmralı görüşmelerinden sonra PKK terör örgütü artık “PKK-MİT örgütü”ne dönüşmüştür. “PKK-MİT örgütü” söz konusu olduğunda en az bir kere düşünmenizi isterim.

Haziran Ayaklanması’na yeni iddianame Gökhan Kirazlı

zada Polis Memuru Gökhan Kirazlı şehit oldu, 5 özel harekatçı yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla Ağrı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. 22 yaşındaki polis memuru Gökhan Kirazlı için Ağrı Emniyet Müdürlüğü önünde tören düzenlendi. Törene Vali Mehmet Tekinarslan, Belediye Başkanı Hasan Arslan, Garnizon Komutanı Tuğ-

miktarda elbise almaları Paris’in sıcağı için değil, kendilerini Kandil’in soğuğundan korumak içindi.

B.k havuzunda yüzenler

general Mehmet Buker, Cumhuriyet Başsavcısı Sadi Doğan, Emniyet Müdürü Bayram Çoşkun katıldı. Törende, Gökhan Kirazlı’nın arkadaşları gözyaşlarına boğuldu. Şehit polisin cenazesi Ağrı Havalimanı’ndan uçakla İstanbul üzerinden İzmir’e götürülecek ve Ödemiş İlçesi’nde toprağa verilecek.

Haziran Ayaklanması’na ilişkin yeni bir iddianame daha hazırlandı. İddianamedeki 26 şüpheli arasında Taksim Dayanışması üyesi ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Mücella Yapıcı ile İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu da yer aldı. İddianame 33. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Nazmi Okumuş tarafından hazırlanan iddianamede şüphelilere yöneltilen suçlamalardan birinin “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”olduğu öğrenildi. İstanbul Valisi Hüseyin Avni

Mutlu 8 Temmuz’da ‘Gezi Parkı’nı törenle açmış, iki buçuk saat sonra da kapatmıştı. Parkta olanların zorla çıkarılması üzerine yurttaşlar tepki göstermişti. İstiklal Caddesi’nde polis yurttaşlara saldırmış ve içlerinde Taksim Dayanışması’ndan ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Mimar Mücella Yapıcı, İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Beyza Metin’in de aralarında olduğu 50 kişi gözaltına alınmıştı. Bu iddianame Gezi Parkı olaylarına ilişkin çok sanıklı hazırlanan 3. büyük iddianame oldu.


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Şafak TERZİ

EL SALVADOR DEVRİMİ GELİYOR

Prof. Dr. Mehmet

Amerikan Gladyosunu ezdi Başkanlığa yürüyor Kontrgerillanın ‘El Salvador deneyi’ni alt eden Cerén, Başkanlığa doğru ilerliyor. Cerén, ilk turunda ABD’ci rakibine 10 puan fark attı  ÖZGÜR UYANIK/BUENOS AIRES

L

atin Amerika fırtınası bu defa Orta Amerika’dan geliyor. Pazar günü yapılan Başkanlık seçimlerinde El Salvador’da FMLN lideri Sánchez Cerén yüzde 49 gibi tarihi bir oy desteği aldı. Kosta Rika’da ise ilk kez Bolivarcı bir cephe seçimlere katıldı. El Salvador devriminin partisi Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN) Başkanlık seçimlerinde tarihi bir zafere doğru yürüyor. FMLN en büyük rakibi ve tarihsel düşmanı ABD’ci ARENA’ya seçimin ilk turunda 10 puan fark attı. Eğer Sánchez Cerén bir puan daha alabilseydi ikinci tura gerek kalmadan Başkanlığa hak kazanacaktı.

Kontrgerillaya karşı savaşın komutanı 1992 yılında varılan anlaşmaya kadar Halk Cephesi olarak ABD’nin kontrgerilla ordusuna karşı savaşı sürdüren FMLN bu tarihten sonra parlamenter siyasete katıldı. Cephe 2009’da liberal bir gazeteci olan Mauricio Funes’i Başkanlığa kendi adayı

olarak taşıdı. O tarihten beri FMLN iktidarın bir parçası olsa da istediği reformları gerçekleştirmede zorlandı ve 2014 seçimlerine hala Başkan yardımcılığı görevini sürdüren Salvador Sánchez Cerén’le girme kararı aldı. 75 bin kişinin öldüğü savaşın sonuna kadar Halk Kurtuluş Ordusu’nun en yüksek komutanı olan “Comandante Leonel González” Sánchez Cerén bugün El Salvador’un en güçlü Başkan adayı.

Kosta Rika’da da Bolivar ABD, FMLN’nin seçimi kazanmasını engellemek için, geçmişte kontrgerilla gücü olarak kullandığı sağ partileri bir araya getirme uğraşında. ABD üçüncü parti konu-

mundaki UNIDAD’ı seçimin ikinci turunda ARENA’ya destek vermeye zorluyor. Bir başka Orta Amerika ülkesi -ABD’nin gayrı resmi sömürgesi- Kosta Rika’da ise yapılan başkanlık seçimlerine ilk kez Bolivarcı bir aday katıldı. José María Villalta’nın liderliğindeki Geniş Cephe oyların yüzde 18’ini elde ederek üçüncü sırada kilit parti oldu. Kosta Rika’da seçime katılım oranı ise her zamanki gibi düşük düzeyde gerçekleşti. Halkın %32’si sandığa gitmedi.

Sánchez Cerén

Suriye kasabı Ford’un Salvador deneyi Kontrgerilla dünyanın belli başlı ülkelerine yaydığı en büyük deneyimlerinden bir tanesi “El Salvador deneyi” olarak anılıyor. 1980’li yılların başında El Salvador’da Amerika karşıtlarının katledilmesi için “ölüm mangaları”nın kurulmasında John Negroponte’nin çok önemli bir rolü vardı. Negroponte, ABD’nin Honduras Büyükelçiliği görevini yapıyordu. El Salvador’un iki komşusundan biri olan Honduras’ta görev yapan Negroponte, “ölüm mangaları”nın oluşturulmasında doğrudan görev almıştı. ABD 2003 yılında Irak’ı işgal edince, dönemin ABD Başkanı Bush ilk iş olarak büyükelçiliğe John Negroponte’yi getirmişti ve yanına “ikinci adam” olarak Robert Ford’u getirmişti. Ford’un faaliyetlerinin başında ise 2004 yılından itibaren Ebu Gureyb ve diğer Irak hapishanelerinde yaşanan işkence skandalı var. Wikileaks’e yansıyan belgelere

göre, söz konusu işkenceler ABD yönetiminin denetiminde gerçekleşti. Ford ise bu işkencelerin arkasındaki operasyonel birimde bulundu. Robert Ford Suriye’den kovulana kadar, ABD’nin Şam Büyükelçisiydi. Şu an ise, 2. Cenevre konferansının ikinci bölümü öncesinde Suriye muhalefetini yönetme ve görüşmeleri baltalama görevini icra ediyor. Ford’un Suriye’den kovulma nedeni, çeşitli kentlere giderek, terör eylemlerini kışkırtanları açıkça destekleyen açıklamalar yapmış olmasıydı.

B

‘İkinci tura katılıyoruz’

Robert Ford, Suriye’yi karıştırdıktan sonra Şam Büyükelçiliği’nd en kovulmuştu. Negroponte’nin varisi Ford şimdi de 2. Cenevre’de muhalifleri yönetmeye çalışıyor.

Humus en stratejik yer  Katılım yine üst düzey olur mu?

Şu an Suriye’de çok sayıda çatışma alanı var. Neden Hums’a odaklandıklarını biz çok iyi biliyoruz. Bir de haritaya bakınca Hums’un önemi anlaşılır. Hums, Lübnan-Akdeniz, Halep-Türkiye, Şam ve Der-ez-Zor-Irak dörtyolunun tam kesiştiği yerdir. Bu dörtyolun tam ortasındadır. Yani, askeri, lojistik, ticari anlamda stratejik öneme sahiptir.

‘Ford işin başında’

yönteminin çözüm olmadığını anlaması gerekiyor. Aradan üç yıl geçti. Büyük acılar yaşandı. Direnen Suriye dimdik ayakta. Suriye yönetimi görevinin başında. Suriye halkı da gerçeklerin farkında. Bu gerçeği artık Amerikalıların da anlaması gerekiyor. Terörle Suriye’yi ve yönetimini yok edemediler.  ABD sanki 2.Cenevre ile Suriye’den çekilmenin yolunu arıyor... Evet, biz de öyle olduğunu düşünüyoruz.

 ABD’nin sözde ılımlı grupları silah yardımıyla destekleme kararı aldığını duyurdunuz... Bunlar aslında yeni şeyler de- ‘Kürt koridoru İsrail’in işi’ ğil. Ancak ABD’nin bunu açıktan  Yani ABD şunu mu diyor: yapmaya başlayacağını duyurması “Suriye dediklerimizi yapmıyorönemlidir. ABD’nin bu adımı ve sa, ne Rusya, ne de Çin’in dediği eylemi BM Güolsun.İstikrar olvenlik KonseBEYHAN YILDIRIM masın, Sürekli çayi’nin 1373 sayılı tışma olsun...” kararına aykırıTamamen öyle, dır. ABD, söz söylediklerinizin konusu kararı hepsi yerinde teshiçe saymaktapitler. Suriye’nin dır. ABD yöneneden hedefte oltimi, El Nusra, duğunu özetliyor. İslami Cephe, Irak Şam İslam  Öte yandan Kuzey Irak Devleti (IŞİD) gibi terör örgüt- ve Suriye’nin kuzeyinden koridor lerine silah yardımı yapma kararı açılmak isteniyor... aldı. Robert Ford da başından Bu planların arkasında hep İsberi bu işin içinde. Cenevre’de rail vardır. Koridoru da İsrail isolması bizi şaşırtmadı. Ford, koa- temektedir. Özellikle bu nedenden lisyon delegasyonu ve diğer sözde dolayı, Erdoğan Hükümeti teröre muhalifleri yöneten kişidir. Te- verdiği desteği derhal sonlandırrörle Suriye’yi dize getireceklerini malıdır. Çünkü bu Türkiye’nin de sandılar. ABD’nin artık terör çıkarlarına ters düşmektedir.

CENEVRE’DEN BİLDİRİYOR

 Görüşmeler başarısız mı oldu? Görüşmeleri ‘başarısız’ olarak nitelemek için henüz erken. Üst düzey bir katılımla ve yaptığımız önerilerle Suriye heyeti olarak iyi niyetimizi gösteriyoruz. Askeri alanda herhangi bir gücü kalmayan, ABD, İngiltere, İsrail, Körfez ül-

Suriye Suriye Dışişleri Dışişleri Bakan Bakan Yardımcısı Yardımcısı Faysal Faysal Mikdat Mikdat

Aydınlık Aydınlık Avrupa Avrupa Temsilcisi Temsilcisi Beyhan Beyhan Yıldırım Yıldırım

YARIN: Mülteci sorunu İran ve Türkiye

Lavrov muhalif Carba ile görüştü

Ukrayna’da anayasa değişikliği çağrısı

R

U

usya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Milli Koalisyonu (SMDK) Başkanı Ahmet Carba ile Moskova’da bir araya geldi. Lavrov, Suriye muhalefetinin 2. Cenevre görüşmelerine katılımının barışın tercih edildiği anlamına geldiğini söyledi. SMDK delegasyonunun Montrö’ye gelmesinin kolay bir süreç olmadığına değinen Lavrov, bir çok tarafın hala diyalog yapılmamasını ve askeri senaryonun öne çekilmesini istediğini hatırlattı. Rus bakan, “Her şeye rağmen sizin attığınız adım çok önemli. Biz bunu destekliyoruz. Bu Suriye içi müzakerelerin başlamasına yardımcı olacak” dedi. Carba da 10 Şubat’ta yapılacak ikinci tur görüşmelere katılacaklarını, tüm sami-

miyetle siyasi çözüm yolunda ilerleyeceklerini teyit etti. Batıya da bir çağrıda bulunan Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Suriye’de teröristler hariç, çatışmanın tüm tarafları ile diyalog içinde olunmasını istedi.

Sergey Sergey Lavrov

Ahmet Ahmet Ahmet Ahmet Carba Carba Carba Carba

Filistin Kampları ve Suriye

F

ilistin musibetinden en büyük payı Suriye, Lübnan ve Ürdün almıştır. 1948’den itibaren bu ülkelere yüzbinlerce Filistinli mülteci gelmiştir. Ülkenin bütün coğrafyasına dağılmış olan kampların 10’nu Lübnan’da, 10’nu Ürdün’de ve 13’ü Suriye’de bulunmaktadır. Ürdün’de 2 milyondan fazla Filistinli mevcutken, Lübnan’da 450 bin ve Suriye’de yarım milyon Filistinli yaşamaktadır. İlk dönemlerde geçici çadır kentlere yerleştirilen Filistinliler zamanla gecekondu misali konutlar inşa etmişlerdir. Bu yerleşim birimleri önceleri sadece Filistinlileri barındırırken zamanla farklı yoksul kesimlerin ikamet ettiği şehirlerin varoşlarına dönüşmüştür. Buradan petrol zengini Arap ülkelerine yoğun göç veren Filistinliler eğitim ve iş imkânları için, Amerika kıtası dâhil dünyanın her yerine göç etmişlerdir.

Meşal’in tercihi

‘Kürt Koridoru’nun arkasında İsrail var. Türkiye’nin çıkarına ters. Terörü bitirmek, Suriye’de hayatı normalleştirmek için kesin kararlıyız. Muhalifleri yöneten Ford başından beri bu işin içinde’ Şam’da değerlendirme yapacağız elbette. Büyük olasılıkla yine bu heyetle Cenevre’ye geleceğiz. Terörü bitirmek, Suriye’de hayatı normalleştirmek için kesin kararlıyız.  Humus’a insani yardım meselesinden söz edildi... Her şeyden önce şu gerçeğin altını çizelim: Suriye yönetimi neredeyse iki yıldır BM, Kızılhaç, Kızılay gibi uluslararası yardım kuruluşlarıyla çatışmalardan dolayı mahsur kalan insanlara yardım yapılmasını görüşüyor. Somut girişimlerimiz oldu, oluyor. Ancak bu kuruluşların raporlarından da anlaşılacağı gibi, yardımların insanlara ulaşmasını engelleyen silahlı çetelerdir, teröristlerdir. İnsanları canlı kalkan olarak kullanıyorlar.  Peki neden Humus?

yuvacenudi@gmail.com

BM resmi raporuna binaen rahmetli Yugoslavya’dan sonra en çok yüksek eğitimli halk Filistinlilerdir. Suriye Filistinlileri “mülteci” olarak görmemiş ve onlara “eşit yurttaşlık hakkı” tanımıştır. Filistin “kampları” Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ne mensup farklı siyasi hareketler tarafından idare edilmektedir. Bir anlamda özerk yerleşim birimleri statüsündedir. Siyasi, kültürel ve askeri birimleri vardır. Bu “kamplar” “özgürlük savaşçısı gerilla” yetiştiren alanlar olarak var olmuştur.

‘Terörle Suriye’yi yok ederiz sandılar’ keleri ve AKP destekli karşı tarafın yaptığı tek şey ise önerilerimize sürekli karşı çıkmak. Suriye’deki terörü sonlandırmak gibi dertleri yok. Olsa da, sahada savaşan El Nusra, IŞİD ve El Kaide gibi terör örgütlerine komuta etmiyorlar. Karşımızdakiler, koalisyon olarak adlandırılan muhalif grubun ancak küçük bir bölümünü oluşturuyor. Batı’da yaşayan birçok koalisyon üyesi Cenevre’ye gelmedi. Buraya gelen bu küçük grup dahi kendi arasında mutabakat sağlayamıyor. Kendi aralarında bölünmüşler. Buna rağmen, 10 Şubat’ta başlayacak ikinci tur görüşmelerine katılıyoruz.

YUVA

En eğitimli halk

SURİYE DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI DR. FAYSAL MİKDAT AYDINLIK’A KONUŞTU:

M’nin İsviçre merkezinde takip ettiğimiz 2. Cenevre görüşmeleri sırasında Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Dr. Faysal Mikdat ile bir söyleşi yaptık. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar eski Milletler Cemiyeti’nin merkezi olan binanın önünde yaptığımız söyleşide 2. Cenevre konferansının bir haftalık bilançosunu çıkardık.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

krayna parlamentosu ikinci dönemine girerken muhalif milletvekillerinin, cumhurbaşkanının yetkililerini sınırlandıracak yasa değişikliklerine gidilmesi yönünde çağrı yapması bekleniyor. Muhalif milletvekilleri, hükümet kurulmasında yetkinin meclise verilmesini öngören bir önceki anayasaya dönülmesini istiyor. Muhalif Anavatan Partisi lideri Arseni Yatsenyuk, 2004 anayasasına dönülmesinin “cumhurbaşkanının aşırı yetkilerini iptal edip ülkeyi yönetme hakkını Ukrayna halkına vereceğini” söyledi. Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in geçen hafta başbakanlık teklif teklifini reddeden Yatsenyuk, muhalif bloğun anayasa ta-

sarısını oylamaya hazır olduğunu belirtti. Muhalif liderler hükümet karşıtı gösteriler sırasında gözaltına alınanlara da af tanınmasını talep ediyor. Neo Nazi çeteleri Ukrayna’yı Neo NeoNazi Naziçeteleri çeteleriUkrayna’yı Ukrayna’yı Neo Neo Nazi Nazi çeteleri çeteleri Ukrayna’yı Ukrayna’yı karıştırmaya devam ediyor karıştırmaya karıştırmayadevam devamediyor karıştırmaya karıştırmaya devam ediyor ediyor

Filistin sahnesine geç zuhur eden “Müslüman” Kardeşler Örgütünün Filistin ayağı olan HAMAS Suriye’ye 1999’dan itibaren yerleşti. Ürdün’de Mossad ajanlarının tertiplediği başarısız bir suikasta maruz kalan Halit Meşal Ürdün’den kovulunca, Filistin davasını milli bir dava olarak gören, sadece Suriye tarafından kabul edildi. Katar ve Suudi hanedanlığın devasa parasal desteğine kavuştu. Mayıs 2009’dan itibaren Davutoğlu’nun özel alakasına mazhar oldu. Her Şam ziyareti esnasında Davutoğlu, Halit Meşal ile özel olarak bir araya gelmeye özen göstermiştir. Bu imkanları iyi kullanan Halit Meşal, Ürdün, Lübnan ama özellikle Suriye’de mevcut olan Filistin “kamplarında” yaşayan yoksul, bezgin, ümitsiz ve öfkeli Filistinli gençler üzerinde etkinlik sağladı. Kamplarda büyük sayıda silahlı hücreler oluşturdu. Suriye’ye karşı dayatılan savaşın ilk merhalesinde “tarafsız” davrandı. Libya’nın çökmesi, Tunus ve Mısır’da “Müslüman” Kardeşler Örgütünün hükümet yapılmasının ardından Suriye’ye karşı dillendirilen askeri çözüm ona da dayatıldı. “Ya bizimle olursun veya Suriye devleti ile birlikte yok olursun”. Sopa veya havuç seçimine maruz kaldı. Havuçta karar kıldı. Katar kendisi ve ailesine lüks konutlar ve arabalar ikram etti. Eylül 2012’de AKP Genel Kongresi’nde özel misafir statüsü ile taltif edildi. Uzun yıllar sonra Aralık 2012’de Gazze’ye girme izni ile ödüllendirildi.

Tasfiye hareketi Meşal önce, Suriye kamplarında, Suriye devletine karşı askeri isyanı kabul etmeyen ve bunu ihanet olarak ad eden komutan ve siyasi yetkilileri tasfiye etti. Kamel Ranaja ( kod adı: Nizar Abu Mujhad) Şam el-Yarmuk kampında öldürüldü. Ardından Gazze’de, Halit Meşal’in Suriye savaşında “taraf” olmak fikrini ağır eleştirenler faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırıldı. Halit Meşal’in emir ve telkinleri ile hareket eden silahlı gruplar kampların içinde ve kamplara yakın bölgelerde aktif olarak savaşa katılmıştır. Gazze’den onlarca kannas ve havan kullanımı sahasında uzman militan ve hekim Suriye savaşına dahil olmuşlardır. Savaşın seyri değişince on binlerce sivilin yaşadığı kamplara sığınan silahlı gruplar kamları ve Filistinlilerin hayatını cehenneme dönüştürmüştür. Marketler, gıda depoları ve BM Gıda ve İlaç dağıtım merkezleri yağmalanmış ve sivil halka fahiş fiyatlarla satılmıştır. Parası olmayanlar silah taşımaya veya açlığa mahkûm edilmiştir.

Yarmuk çilesi Bunun en bariz yaşandığı yer Şam’da mevcut olan El-Yarmuk kampıdır. Suriye devletini, Filistinli kuruluşlar ve BM’nin tanzim ettiği gıda yardımı konvoyları kampa sokulmamıştır. En nihayet Suriye ordusu ve onu destekleyen Filistinli örgütler kampı mutlak ablukaya almış, bunun neticesinde silahlı gruplar ağır darbeler yaşamıştır. Hayatta kalan silahlı gruplar en nihayet konvoyların girişine izin vermiş ve teslim olmak istediklerini bildirmişlerdir. Bu kararı reddeden bazı gruplar ile teslim olmak isteyen gruplar arasında silahlı çatışmalar halen devam etmektedir.

‘Hz. Muhammed NATO’cu olurdu’ İkinci Filistin musibeti en çok, Halit Meşal, “Hz. Muhammed yaşasaydı NATO ile birlikte hareket ederdi” diyen ve “Amerika’yı Suriye’ye saldırması için Allah’ın askeri olarak tanımlayan” çakma Şeyh Yusuf Kardavi, Katar ve Davutoğlu’nun eseridir. İsrail minnettardır. Halit Meşal’in Filistinliler arasındaki popülaritesi yerdedir. Suriye ile İran üzerinden tekrar yakınlaşmanın yollarını aramaktadır. Yediği havuç kursağında kalmıştır. Uğruna evlatlar vermiş, maddi ve askeri her türlü desteği sağlamış, eşit yurttaşlık hakkı tanımış olmasına rağmen Suriye’ye bunu yapanlarla tekrar “dost” olur mu bilemem. Ancak bildiğim Münafık “Müslüman” Kardeşler Örgütünün dini-dar ideoloji ve terbiyesi nankörlük ve ihanet hastalığı ile müsecceldir.


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DÜNÜN ÇÖZÜMLERİ Sudoku 2

Sudoku 1

Kakuro 1

Aydınlık

KURULUŞ. 1921

ŞEFİK HÜSNÜ DEĞMER

Kakuro 2

Yıl. 93 Sayı. 2278

VATAN - EMEK - NAMUS

Sahibi Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Yazıişleri Müdürü Ergün Gedek Sorumlu Müdür Murat Şimşek

Kare

Dünya Şafak Terzi Önder Öztürk Erdem Atay Emek Esin Turhan Cansu Yiğit Toplum Özlem Konur Usta Sezim Özadalı Anıl Budak Ceyhun Bozkurt Spor Bilgi İşlem Güven Karakurt Recep Erçin Hayati Asilyazıcı Dağıtım Md.Cumali Karagöllü Ankara İsmet Özçelik İzmir Hayati Özcan Avrupa Beyhan Yıldırım Reklam Grup Başkanı Duygu İlem Genel Müdür Yardımcısı (Tüzel Kişi Temsilcisi) Metin Aktaş Genel Müdür Yardımcısı (Personel ve İdari) İsmet Öğütücü Genel Müdür Yardımcısı (Baskı ve Teknik) Melih Yıldırım

Haber Koord. Haber Müdürü Haber Md. Yrd İstihbarat Şefi Haber Araştırma Ekonomi Kültür Sanat

Yönetim Yeri. İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No.3/3 Beyoğlu - İstanbul

Tel. 0212 251 21 14 - 15 - 16 Faks. 251 55 06 Ankara Büro Tel. 0312 229 88 45 Faks. 0312 229 88 47 İzmir Büro Tel ve Faks. 0232 489 16 15 Avrupa Tel: 0049 69 25 62 88 73 E-Posta: haber@aydinlikavrupa.eu Adana Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0322 435 92 77 İzmir Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0232 257 69 01

Ankara Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. 35. Cadde Matbaacılar Sitesi No. 11 İvedik-Ankara İstanbul Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No.16 Bahçelievler / İstanbul Tel. 0212 655 44 34

Dağıtım. Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş.

Önerileriniz için. halklailiskiler@aydinlikgazete.com www.aydinlikgazete.com Yayın Türü. Yaygın Süreli

Sayısal

Soldan sağa 1. Yanılma durumu, yanlış davranış, yanlış, hata - Acınma, yerinme, elden çıkan bir şey için duyulan üzüntü 2. Hitit - Kalıtımla geçen, soydan geçme - Kabaca işte orada 3. Tantal’ın simgesi - Emaret, beylik 4. Türk Standartları Enstitüsü (kısa) Yırtıcı bir kuş türü 5. Bollukta yaşayış - Bunalım, buhran En kısa zaman parçası, lahza 6. Baştan geçen olay, serüven - Müslüman ibadethanesi 7. Çarşılarda aynı tür işi yapan esnafın bulunduğu bölüm - Üye 8. Bir yağış biçimi - Adalet, doğruluk Başlangıcı belli olmayan zaman, öncesizlik 9. Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan bir yemek türü - Arapça’da bir harf 10. Rusça’da “evet” - Genel - “... Gündüz” (yazar) 11. Yapım - Oruç ayı 12. Askerlerin ve bazı kimselerin birbirlerini, tanıyabilmelerini sağlayan önceden kararlaştırılmış sözcük veya söz - Alacağına sayılmak üzere önceden verilen para Yukarıdan aşağıya 1. Bir şeyi kendisi için yeterli bularak daha çoğuna gerek görmemek, daha çoğunu istememek,

kanaat etmek - Çukur bir şeyin en alt bölümü 2. Cet - Bir haber ajansı - Tayin etme 3. Nikel’in simgesi - Ticaretle ilgili - Bir yüzölçümü birimi 4. Teni ve saçları karaya çalan, koyu buğday rengi olan, karaşın, yağız - Boru gibi dürülmüş kağıt veya deri tomarı 5. Parça - Koruyan, acıyan, merhamet eden 6. Beyaz ve siyah karışımı bir renk Gerektiğinde tüfeğin namlusuna da takılabilen bir süngü türü 7. Üsteleme - Takım (kısa) - Fas’ın plakası 8. Güvenilir bir yere sığınma - Peru’nun başkenti 9. Bir yazının altına onu yazanın veya onaylayanın kendi eliyle yazdığı adı - Sümerler’de su tanrısı Şikar 10. Ötücü bir kuş türü - Abdest alırken ağzı çalkalama 11. “Fena değil” anlamında bir söz - Eskiden, kasidelerle övdükleri büyükler tarafından şairlere verilen bahşiş Damarlarda dolaşan yaşamsal sıvı 12. Adı söylenmek istenmeyen bir şahıs veya bir şeyi anlatmak için kullanılan bir sözcük - Nişan yüzüğü

Soldan sağa 1 Paraguay çayı 4 Hukuksal olarak 10 Lahza 11 Çeşit, cins 13 İstençli 14 Bir Musevi bayramı 17 Norveç parası (kısa) 18 Mavera 19 Kağıt oymacılığı 21 Ailesini geçindiren 23 Botswana’da bir göl 25 Boru sesi 26 (para) Ödeme gücü 28 Antrenman 30 Latife 31 Tonga (kısa) 33 Ankara (kısa) 34 Köpek 35 Bir kumar türü 38 Duman lekesi 40 “... Türkali” (asıl adı Abdülkadir Pirhasan olan bir yazarımız) 42 Küçük mağara 43 Kalça kemiği 44 Şimdi, şu anda 46 Bir ilimiz 48 (biyoloji) Tel 50 Küçük boyutlu çuha parçaları yan yana dikilerek oluşturulan örtü 53 Köy yardımlaşması 54 Tamir etme Yukarıdan aşağıya 1 Divan edebiyatında gazelin ilk beyti 2 Mezopotamya panteonunda tüm tan-

rıların babası ve kralı olan gök tanrısı 3 Ön çalışma 4 Hırvatistan (kısa) 5 Japonya’da bir dağ 6 Tümör 7 Bir içecek türü 8 Tokyo’nun eski adı 9 Optimist 12 Üşenme, üşengeçlik 15 Hizip 16 “... Gündüz Kutbay” (ney üstadı) 20 Ödenti 22 Barındırma 24 Bacağın alt bölümünü ve ayakkabının üstünü örten bir tür tozluk 25 Mikroptan arındırma, sterilize etme 27 Hitit döneminde Kızılırmak yöresinin adı 29 Mangan’ın simgesi 30 Nazlı, edalı 32 Kimononun üstüne takılan, biçimi ve boyutu cinsiyete, yaşa, mevkiye ve bölgeye göre değişen, bir düğümle birleştirilen geniş ipek kuşak 36 Osmanlı devletinde taht yeri, saltanat makamı anlamında kullanılan bir sözcük 37 San 39 Yemen’in başkenti 41 Yüz yapraklık altın varak paketi 43 Şeref, haysiyet 45 Neon’un simgesi 47 Karışık renkli 49 İşaret 51 Japon lirik dramı 52 Kilometre (kısa)


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Murat ŞİMŞEK

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

GOP dönem başkanlığını Turgay Olcayto devraldı

Ergenekon’dan çıkışa karşı  ‘ ’ ayarlı kampanya Y

eniden yargılama ve uzun tutukluluk süresinin düşürülmesine yönelik çalışmalar Cemaat medyasını telaşlandırdı. Tayyip Erdoğan’ın önceki gün açıkladığı tutukluluk süresini 5 yıla düşürecek yeni bir yasayla çok sayıda tutuklu özgürlüğüne kavuşacak. Erdoğan’ın açıklaması dün çok sayıda gazetenin birinci sayfasında yer aldı. Hürriyet gazetesi “Beş yıl bombası”, Milliyet gazetesi “5 yıl sürprizi”, Türkiye gazetesi “Tutukluluk 5 yıla iniyor” başlıklı haberleriyle Erdoğan’ın açıklamasını manşetten haberleştirdi. Zaman gazetesi ise Ergenekon tertibinde üstlendiği görevi devam ettirerek, tutukluluk süresinin 5 yıla inmesine karşı çıkan haberlere imza attı. Zaman’ın dün birinci sayfasında yer alan “Tutukluluk süresi 5 yıla düşerse Ergenekon sanıkları tahliye olacak” başlıklı haberde, Danıştay katili Alparslan Arslan’ın fotoğrafı yayımlandı. Zaman’ın haberinde tutukluluk süresi 5 yıla düşerse Danıştay saldırısı sanıklarından Hrant Dink cinayeti sanıklarına kadar herkese tahliye yolu açılacağı iddia edildi.

Zaman, Feyzioğlu’na karşı yayınlarını sürdürmüştü. 7 Ocak günü Zaman’ın manşetinde yer alan “Bütün sanıklar tahliye olur darbe suçu cezasız kalır” başlıklı haberde, AKP Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ile AKP Milletvekili Şamil Tayyar’ın açıklamaları öne çıkarıldı.

görülen 40 bin davayı etkileyeceği iddia edildi. Haberde şu ifadelere yer verildi: “Mahkemelerin kaldırılıp yeniden yargılama yapılması durumunda mahkûmiyet kararı kesinleşen on binlerce uyuşturucu kaçakçısı ile çıkar amaçlı suç örgütü üyesi tahliye edilecek.”

‘Uyuşturucu kaçakçıları tahliye edilecek’

Feyzioğlu’na savaş açtılar

Aynı gün yayımlanan “40 bin dava etkilenir” başlıklı haberde Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasının 2005 yılından beri

Yine 7 Ocak’ta yayımlanan “Ergenekon’dan çıkış, Feyzioğlu ve Kanadoğlu’nun içtihatlarına kaldı” başlıklı haberde şu ifadelere yer verildi:

“Ergenekon ve Balyoz gibi darbe davalarına ilişkin yeniden yargılama tartışmasında ilginç bir fotoğraf ortaya çıktı. Ergenekon sanıklarına verdiği destekle tanınan TBB Başkanı Feyzioğlu, süreci yürütmekle görevlendirildi. Feyzioğlu’nun dediği gibi Türk hukuk sisteminde ‘yeniden yargılama’ diye kanuni bir yol var. Ama bu, şu an istendiği haliyle keyfi olarak uygulanan bir durum değil.” Bülent Korucu’nun “Hani Ergenekoncuları kurtarmıyordu-

4 Ocak 2014

Yeniden yargılama çarpıtıldı Zaman’ın, son dönemde Metin Feyzioğlu’nun yeniden yargılama girişimi ve tutukluluk süresinin kısaltılmasına karşı olan yayınları yeni değil. İşte 17 Aralık operasyonunun ardından Zaman’ın Ergenekon sanıklarının serbest kalma korkusunu yansıtan bazı haberler: 5 Ocak 2014 tarihli Zaman gazetesinde “Ergenekon ve Balyoz sanıkları için umut verdi” başlıklı haberde şu ifadeler yer verildi: “Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili özel mahkemelerin verdiği kararların bir düzenlemeyle bozulmasına ilişkin önerilerine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son derece olumlu baktığını söyledi.” Aynı gün Zaman yazarı Mustafa Ünal, “Balyozcular dışarı mı?” başlıklı yazısında, “Kim derdi ki ‘Gün gelecek AK Parti Hükümeti Balyozcuları kurtarmak için harekete geçecek” sözleriyle başlamış ve şu satırları yazmıştı: “Bugün gelinen noktaya bakın... AK Parti Hükümeti yapacağı yasal düzenlemeyle Balyozcuları ve Ergenekoncuları kurtaracak. Kurtarma formülü Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’ndan. Feyzioğlu düne kadar CHP’ye göz kırpan bir isimdi. Şimdi AK Parti ile birlikte ‘kurtarma formülü’ için birlikte çalışacaklar.” Zaman’da 6 Ocak tarihinde birinci sayfadan yayımlanan “Darbe davalarının yeniden görülmesi Anayasa’ya aykırı” başlıklı haberde bazı “hukukçuların” görüşlerini sayfalarına taşıyan

6 Ocak 2014

10 Ocak 2014

7 Ocak 2014

4 Şubat 2014

7 Ocak 2014

7 Ocak 2014

nuz?” başlıklı yazısının hedefi de Feyzioğlu’nun girişimleriydi. Korucu’nun yazısından birkaç satır: “28 Şubat, Ergenekon ve Balyoz gibi darbe davaları sanıklarına piyango vuruyor. Feyzioğlu’nun teklif ettiği model, hukuk ve yargı sistemini epey zorlayacak bir by-pas içeriyor... (...) Balyoz ve Ergenekon’da darbeleri kelle koltukta yargılayanlara etmediğiniz hakaret kalmayacak, sonra 28 Şubat mahkemesinin naifliğinden şikâyet edeceksiniz.” 8 Ocak’ta yayımlanan Mustafa Ünal’ın “Ergenekon’dan çıkış” başlıklı yazısında, “Meydan Feyzioğlu ve Kanadoğlu’nun... Hedef Balyozcuları, Ergenekoncuları dışarı çıkarmak” denildi. Aynı gün “Feyzioğlu’nun yöntemi çıkmaz yol” başlıklı haberde, AKP içinde Feyzioğlu’na karşı yükselen seslere geniş yer verildi. Hüseyin Çelik’in Feyzioğlu’nu eleştiren açıklaması Zaman’da geniş yer buldu. 10 Ocak 2014 tarihli Zaman gazetesinde, “Ergenekon’u serbest bırakırsak bize ikinci faili meçhul acısı yaşatır” başlıkı haberde Bitlis’in Mutki ilçesinde faili meçhule kurban gidenlerin yakınlarının ifadeleri olduğu iddia edilen sözler yayımlandı. Aynı şekilde “Ergenekon’u savunmak, gladyonun avukatlığıdır” başlıklı haberle Metin Feyzioğlu’nun önerisine karşı çıkan Güneydoğu’dan bazı baro başkanlarının açıklaması yayımlandı. 24 Ocak’ta Zaman’ın sürmanşeti “Ergenekon’u aklama” başlıklı haberdi. Yetmez ama evetçilerden, eski solcu liboşlardan oluşan bir grup “Yetti artık! Yolsuzlukları da Ergenekoncuları da AK’lama” başlığıyla bildiri yayınladı. Bildiriye Ufuk Uras, Baskın Oran, Roni Margulies gibi isimler imza attı. Zaman’da yayımlanan listede adı yer alan Av. Ergin Cinmen, “Bildiriye imza vermedim, ismim nasıl oraya girdi bilmiyorum” şeklinde açıklama yapmıştı. İşine gelmediği zaman PKKKCK haberleriyle BDP’ye tavır alan Cemaat medyası işine geldiği zaman PKK sözcülerinin açıklamalarını geniş şekilde yayımlamaya devam etti. 30 Ocak’ta “AKP, Erdoğan’dan özür dileyecek halde” başlıklı haberde BDP lideri Selahattin Demirtaş’ın Ergenekon, Balyoz operasyonlarında yeniden yargılamaya karşı yaptığı “AKP şu anda Ergenekon’un ipiğne sarılmaya çalışıyor” ve “ AKP, Erdoğan’dan özür dileyecek hale geldi” sözlerine geniş yer verdi. Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı 3 Şubat’ta yayımlanan “Maskeler düşünce” başlıklı yazısında, Erdoğan’ın “eski Ergenekonculardan” akıl alarak Cemaat’e saldırdığını iddia etti.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), gazetecilerin haklarını savunmak ve çalışma koşullarının iyileştirilmesinin sağlanması amacıyla kurulan “Gazetecilere Özgürlük Platformu” (GÖP) başkanlığını devraldı. Törende konuşan TGC Başkanı Turgay Olcayto, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu. Cemiyetin Ankara’daki binasında gerçekleşen törende konuşan Olcayto, “Türkiye’nin basın özgürlüğü notu çok kötü. Özgürlüğü kısıtlanmış ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin bu durumu utanç verici. 2013 Turgay Olcayto gerçekten Türkiye’de basının en çok zorlandığı, baskı gördüğü dönemlerden biri oldu.” dedi. Olcayto, konuşmasında şunları söyledi: “ 2014’te umuyoruz ki; cezaevindeki gazeteci arkadaşlarımız serbest kalsın, Türkiye’nin gazetecileri cezaevine hapseden bir ülke olma sıfatından dolayı üzerindeki kara gölge ortadan kalksın. TGC olarak her zaman genç meslektaşlarımızı örgütlenmeye teşvik etmek istiyoruz. Sendikaya girmelerini öneriyoruz, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne üye olmalarından büyük keyif alıyoruz.”

‘TRT, Cemaat Haber Ajansı’yla çalışmayacak’



TRT, Cemaat’in haber ajansı olarak bilinen Cihan Haber ajansı ile 30 Mart yerel seçimlerinde çalışmayacak. AKP ve Cemaat arasındaki kavganın son yansıması olarak değerlendirilen kararı Hürriyet Kelebek yazarı Cengiz Semercioğlu önceki gün köşesinde okurla paylaştı. Semercioğlu’nun köşe yazısı şu şekilde: “TRT’den sürpriz karar... AK Parti ile Cemaat arasında yaşanan kavganın medya ayağındaki son yansıması TRT’nin yerel seçimlerle ilgili aldığı sürpriz bir karar oldu. Cihan Haber Ajansı (CHA), Cemaat’in medyadaki en önemli yatırımlarından biri... TRT de pek çok özel kanal gibi yıllardır seçim gecelerinde CHA ile çalışır... Anlık seçim datalarını onlardan alırlar... Ancak 17 Aralık sonrasında AK Parti ile Cemaat arasında iplerin kopması bu işbirliğinin de sonunu getirdi. TRT, CHA yetkilileriyle geçtiğimiz günlerde yaptıkları görüşmede 30 Mart yerel seçimlerinde birlikte çalışmayacaklarını bildirdi... TRT yönetimi, CHA ile yıllardır süren işbirliğini, Cemaat’in haber ajansı olduğu gerekçesiyle sona erdirdi.”

Altyazı’nın şubat sayısı çıktı



Aylık sinema dergisi Altyazı’nın Şubat sayısında geçen yılın öne çıkan filmlerini geniş bir dosyayla ele alıyor. Dosyada, Altyazı’nın seçtiği En İyi 10 Film’in yanında, ellinin üzerinde sinema yazarının listeleri, yönetmenlerin tercihleri, yılın beğenilen filmlerine yapılan itirazlar ve vizyona girmeyen 20 filme dair notlar da yer alıyor.

Korku Yıllığı ve afiş hediye Kaya Özkaracalar editörlüğünde hazırlanan Korku Yıllığı 2013 bu ay Altyazı’nın okuyucularına armağanı! Geçen yıl vizyona giren tüm korku filmlerinin yanı sıra türle yakın ilişki içindeki filmlerin eleştirileri de Korku Yıllığı’nda. Jim Jarmusch’un yönettiği “Sadece Âşıklar Hayatta Kalır” filminin afişi de Altyazı’nın hediyesi. Altyazı’nın sayfalarında !f İstanbul kapsamlı bir dosyayla inceleniyor. Dosyada festival programından dokuz filme ilişkin değerlendirme yazıları ve söyleşiler yer alıyor.

YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... 06:30 Teoman Alili ile Muhabbet 08:00 Halil Nebiler ile Televizyon Gazetesi 10:00 Ekopolitik 12:00 Kent ve Yaşam (T) 13:00 Haber Masası 15:00 Haber Merkezi 18:00 Spor Ana Haber 18:30 Çizgi Film “Robin Hood” 19:00 Ana Haber 20:00 Günün Yorumu 20:15 Sinema Kuşağı 22:00 Ceyhun Bozkurt ile Medyanın Halleri 00:00 Gece Raporu

08.00 Semra Topçu 10.00 Ezgi Değirmencioğlu 14.00 Öğleden Sonra 17.00 Akşam Haberleri 19.00 Halk Haber 19.35 Hakan Aygün Analiz 20.00 Hakan Bayrakçı ile Seçime Doğru 21.00 En Ana Haber 22.00 Nereye Gidiyoruz? 00.00 İsmail Dükel ile Gün Sonu Haberleri

07.30 Uyan Türkiye 10.00 Sağlıklı Yaşam 12.00 Belgesel 13.00 Haber 13 14.00 Türk Filmi 16.45 İstekleriniz 18.30 Ana Haber 20.00 Yurtta Gündem 22.30 Umman 00.00 Ana Haber

09.20 Sormak Gerek 10.00 Biz Bize 11.30 Gündemin İçinden 13.30 Söz İstanbul’da 14.20 Haberci 15:30 Dünyadan 17.00 Haber 18.30 Günce 20.00 Ana Haber 21.00 Geçmişten Günümüze Devlet Demiryolları 21.30 Hariciye Kliniği 23.00 Gezi Notları

09.00 Parametre 10.35 Paranın Gündemi 11.00 Karşı Gündem 12.00 Bugün 14.00 Günlük 16.00 Dünya Hali 16.30 Paranın İzi 16.45 Afiş 18.00 Ana Haber 19.30 5N1K 20.45 Aykırı Sorular 21.30 Tarafsız Bölge 23.30 Burada Laf Çok

10.00 Haber Merkezi 10.15 Ekonomi 11.30 Haber Merkezi 13.00 Öğle Bülteni 15.00 Günün İçinden 15.30 Doğru Tercih 16.00 Günün İçinden 17.00 Akşam Haberleri 18.15 Gece Gündüz 19.00 Haber 20.00 Ana Haber 21.20 Yakın Plan 23.00 Gece Bülteni

08.40 Çok Güzel Hareketler Bunlar 10.30 Sevimli Kahramanlar: Maceraya Devam 12.15 Gün Arası 12.30 Kaynana Gelin Seda’ya Gelin 15.15 Evim Şahane 17.00 Arka Sokaklar 18.50 Koca Kafalar 19.00 Ana Haber 20.00 Zeytin Tepesi 22.15 Merhamet

06.45 Bugün 09.00 Beni Affet 10.00 Melek 12.00 En Güzel Bölüm 12.30 Aşkın Bedeli 14.15 Soframız 15.30 Küçük Kadınlar 16.40 En Güzel Bölüm 17.15 Beni Affet 19.00 Star Haber 20.00 Muhteşem Yüzyıl 23.30 1 Erkek 1 Kadın

08.30 Yeni 1 Gün 10.00 Film: Küçük Ev 12.00 Show Dünyası 12.30 Gülben 14.30 Yurdum İnsanı 16.00 Pis Yedili 18.30 Ana Haber 19.15 Büyük Risk 20.00 Sevdaluk 23.15 Her Sevda Bir Veda

07.00 Gülhan’ın Galaksi Rehberi 08.40 Aramızda Kalsın 12.00 Özge ile Yeni Hayat 14.30 Anlatacaklarım Var 17.00 Oynat Bakalım 18.00 Flashpoint 18.45 Film: Ölümüne Savaş 20.45 Maç Özetleri 21.00 Real Madrid - Atletico Madrid Karş. 23.00 Barcelona - Real Sociedad

07.00 Kahvaltı Haberleri 10.00 Müge Anlı ile Tatlı Sert 13.00 Kızlar ve Aileleri 15.00 Alemin Kralı 16.00 Zahide ile Yetiş Hayata 19.00 atv Ana Haber 20.00 Doksanlar 23.15 Kim Milyoner Olmak İster

10.00 Eline Sağlık 11.30 İyi Fikir 13.00 Haber 13.15 Spor 13.35 Elde var Hayat 14.40 Aileler Yarışıyor 16.25 iyi Şeyler 17.00 Zengin Kız Fakir Oğlan 19.00 Haber 19.55 Kızıl Elma 22.30 Eski Hikaye

10.00 Haber 10.35 Gündem 11.35 Açık Büfe 12.00 Haber 15.00 Haber 15.35 Gündem 16.00 Haber 16.30 Haber Özetleri 16.35 Bin Kişiye Sorduk 20.00 Ana Haber 21.00 Ufuk Çizgisi 22.30 Açı

07.00 Gün Başlıyor 09.40 Ekonomide Görünüm 10.00 Haber Masası 10.20 Bakış 11.00 Haber Masası 12.00 Gün Ortası 15.00 Güne Bakış 16.40 Ekonomide Görünüm 17.05 Söz Sende 18.00 Akşam Raporu 20.00 Türkiye’nin Nabzı 21.00 Haber Bülteni 22.15 Karşıt Görüş

08.30 Hatm-i Şerif 09.30 Gündem Özel 11.00 Nazım Usta 12.30 Parantez 13.30 Film 15.00 Hong Gil Dong 16.00 Hayat ve Sağlık 16.30 Ayhan Aşan 18.00 Kum Saati 19.00 Sporaktif 19.30 Ana Haber 21.30 Haber Ötesi 23.00 Film

07.00 Geri Sayım 10.00 Piyasa Ekranı 12.00 Finans Cafe 14.00 Piyasaya Bakış 14.30 İş Dünyasından 16.00 Kapanışa Doğru 17.00 Son Baskı 18.30 Ninja Kaplumbağalar 19.00 Mike ve Molly 21.00 Rizzoli ve Isles 22.00 Two and a Half Men 23.00 Black Sails

09.00 Hayallerinin Peşinde 11.00 Dallas 12.00 Ellen Show 13.00 Hayallerinin Peşinde 14.00 Taht Oyunları 15.00 Kanun ve Düzen 18.00 Vikingler 19.00 Dallas 20.00 Ellen Show 21.00 Hell on Wheels 22.00 Jay Leno 23.00 Winners and Losers

06.45 Çalar Saat 10.00 Telemarket 10.15 Doktorlar 11.45 BKM Güldür Güldür 12.45 Babam Sınıfta Kaldı 14.30 Unutma Beni 16.30 Esra Erol’da Evlen Benimle 19.15 Fatih Portakal ile Ana Haber 19.30 Deniz Yıldızı 20.45 Çocuklar Duymasın 22.45 Umutsuz Ev Kadınları

07.00 Kavak Yelleri 09.00 Öyle Bir Geçer Zaman Ki 11.00 Aşk Yakar 12.45 Kayıp Şehir 15.10 Hanımın Çiftliği 17.00 Ejder Avcıları 18.10 Cracked 20.00 Fırıldak Ailesi 20.20 BKM Mutfak 21.30 Film: Saplantı 23.30 Homeland


Hazırlayan: Ece KIRBAŞ

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Yeni albümler aptulelcioglu@gmail.com

 KENNY GARRETT ‘Pushing the World Away’

Flamenko’nun semalarında bir ‘Esmer Yıldız’ Flamenko’nun günümüzdeki en duru sesi Estrella Morente, yarın akşam saat 20.00’de İş Sanat etkinlikleri kapsamında sevenleriyle buluşacak

Ü

 ADİLE YADIRGI ‘Hemhal’

Sanatçının 2005 yılında yaptığı “Seyri Alem”den 8 yıl sonra çıkan ikinci albümü. Türk Halk Müziği tarzında böylesi temiz ve nitelikli tınlayan bir ses, neden ikinci albümünü çıkarmak için bu kadar bekleyebilir, anlayabilmiş değilim. Yadırgı’nın sesi türkülerde olduğu kadar geleneksel Türk Müziği yorumuna da uygun bir ses.Günümüzün yorumcularından ayrılmayan ama bir o kadar da geçmiş birikimin üzerine oturmuş bir yorumcu Adile Yadırgı. Adile Yadırgı’nın “Hemhal” albümünün bana göre en büyük hatası, arkada yer alan enstrümanların Batı müziği enstrümanları olması. Bu, benim hata dediğim, günümüzün türkü dinleyicisinin alışkanlıklarına uygun. Ama gene de türkü albümlerinde gitar solosu duymak ya da bateri atakları dinlemek benim adıma çok rahatsız edici geliyor. Buna rağmen Adile Yadırgı’nın sesinin daha sade ve Türk Halk Müziği sazlarıyla daha iyi ortaya çıkabileceğini düşünüyorum. Albümde yer alan “Nokta” isimli uzun havada Yadırgı’nın yorumu, gazelin nasıl bir sadelikle ve yırtınmadan da yapılabileceğini gösteriyor. “Mardin Dağları”, “Gülleri Kokmaya Geldim” türkülerinin yanı sıra biraz da Türk Sanat Müziği’ni hatırlatan yorumuyla “İstanbul” albümden ilk dinleyişte size alıp götüren çalışmalar.

Haluk Çetin’le Çarşamba geceleri

Sanatçı Haluk Çetin, “Şiiriçi Şarkılar” adlı dinletileriyle, her Çarşamba akşamı Marmara Üniversitesi İktisatçılar Lokali’nde sahne alıyor. (İstiklal Cad. Mısır Apartmanı No: 163)

geldiğinde ise aranılan bir şarkıcı konumuna gelmişti. Carlos Saura’nın “Buñuel y la mesa del Rey Salomón” filmi için “Los Cuatro Muleros” adlı şarkısını söyleyen Morente, 17 yaşına geldiğinde de ilk konserine solist olarak çıkacaktı. 1997’de Granada’da Peña de la Platería’da gerçekleştiren bu konserden sonra sanatçı, Federico García Lorca için yapılan anma konserinde yer alacaktı.

Baba desteği Kızının müzikal kariyerine destek veren baba Enrique, ilk albümü “Mi Cante y un Poema” için hem yapımcı hem de prodüktör olarak kolları sıvayacaktı. Bu çalışma sadece Flamenko sevenlerle sınırlı kalmayarak, Estrella’ya geniş bir ilgi kazandırdı. “Mi Cante Y un Pome”nin başarısı Estrella Morente’nin birçok festivale çağrılmasına neden olacaktı. 2001’de sanatçıyı ikinci albümü “Calle del Aire” ile görecektik. Eklektik tarzıyla öne çıkan bu albümde yer alan “El Manisero” adlı parçada ünlü Kübalı piyanist Pepesito Reyes konuk olurken harika bir yorum ortaya çıkacak ve sanatçı birçok ödüle layık görülecekti. Sinema yönetmeni Pedro Al-

Enrique Morente 2010’da bir ülser ameliyatından sonra kaybettiğimiz Enrique Morente, 60’lı yıllarda başladığı müzikal kariyerinde ölene kadar Flamenko vokalinin en popüler isimleri arasında yer aldı. Carlos Saura’nın filmlerinde müzikal performansıyla yer alan Morente, Flamenko ses yorumculuğuna yeni bir anlayış getirmişti. Onun bu tavrı gelenekçiler tarafından eleştirilirken, Morente’nin 1995 yılında yaptığı “Omega” albümünde Flamenkoyu bir rock grubuyla seslendirmesi buna tuz biber ekecekti. Sanatçı tüm eleştirilere rağmen Flamenko’yu sadece bilenlere değil, geniş kitlelere de ulaştırmak Enrique Morente sevdasını sürdürdü.

modovar’ın çektiği “Volver” filminde şarkı söyleyen Estrella Morente bir anda Flamenko dışındaki dinleyicinin de ilgi alanına girecekti. Estrella, 2005 yılında babası Enrique Morante’nin yönettiği ve Elhamra Sarayı’nda sahnelenen “1922” adlı oyunda Rafael Riqueni ve Tomatito gibi müzisyenlerle birlikte yer alacaktı. “1922” isimli oyunun ardından sanatçı, “Mujeres” albümünü yayınladı. İspanya’da başarılı konserler veren Morente ardından Broadway’den Marsilya’ya, Sardunya’dan Brüksel’e, Oslo’dan Helsinki’ye kadar dünyanın çeşitli yerlerinde konserler verecekti. Sanatçının “Majures” albümü ona 2006 yılının “En İyi Flamenko” ödülünü kazandıracaktı.

Estrella Morente

Gelenekselin izinde yeni Flamenko Bugün İspanya’nın en sevilen sanatçılarından biri olan, Flamenko’nun günümüzdeki en iyi seslerinden Estrella Morente iki ekolün izini takip ediyor. Bunlardan biri hayranlık duyduğu babası Enrique, diğeri ise efsanevi Flamenko şarkıcısı Camarón de la Isla. 1992 yılında akciğer kanserinden yitirdiğimiz Camarón de la Isla, Nuevo Flamenco (Yeni Flamenko) tarzının yaratıcılarındandı. Onun Flamenko eşliğinde elektrobasgitar kullanması bu tarzın modern bir tavırla günümüze taşınmasını sağlayacaktı. Dolayısıyla Isla’nın bu tavrı Estrella Morente gibi yeni kuşak Flamenkocuların da nefes almasını sağlayacaktı. Estrella Morente her ne kadar Isle çizgisine hayranlık duysa da Flamenko’yu icra tarzı geleneksel kalıpların içinde. Konserlerinde onu genellikle bir gitar yorumcusuyla birlikte şarkı söylerken görüyoruz. Flamenko’yu sesiyle günümüzün geniş kitlelerine taşıyan Estrella Morente, ülkemizde de sevilen bir isim. Daha önce 2011’de ülkemize gelip konser veren sanatçı bu Perşembe İş Sanat’ta İstanbullu hayranlarıyla bir kez daha buluşacak.

Sabicas Agustin Caste llon Campos, yani bilinen adıyla Sabica s, menko gitarını Flan d er n za m an d moak i en önemli ismi. P ac Lucía, Tomatit o de o, Serranito, Juan M an Vicente Amig uel, Agustin Castellon o gibi günümüzün Fla Campos m gitar ustaları enko ondan etkilenm doğan sanatçı, işlerdi. 1912’d 19 ayrılmak zoru 36’da İspanya İç Savaşı nede e İspanya’da nda kalacaktı. niyle ülkesinden Uzu kalan sanatçı İspanya’ya 1967 n yıllar Meksika ve ABD’d e ’de dönebilece İspanya’nın ge kt üzerinde tanınm leneksel müziği olan Flam i. enko larının oluşmas asını ve gitarın bu tarz içinde ’nun dünya ını sağlayan Sa ki ayrılmıştı. binas 1990 yılın solo normda aramızdan

1963’ten 2014’e ‘UYUYAN GÜZEL’ ame Ninette De Valois’in kurduğu Türk balesi, 20 Kasım 1963 tarihinde “Uyuyan Güzel” balesini ilk kez Ankara seyircisiyle buluşturmuştu. Lorna Mossford’un sahneye koyduğu eserde Meriç Sümen v e Ferit Akın dans etmişlerdi. Önemli rollerden “Leylak Perisi”ni Tenasüp Onat, “Carabosse” rolünü Erhan Ergüler, “Mavi Kuş” pas de deux’de ise Evinç Sunal ve Sait Sökmen oynamışlardı. Genellikle o yıllarda gala temsillerinde dönemin Cumhurbaşkanı’nı görmeye alışmıştık. Geldiğinde İstiklal Marşı çalınır, herkes ayakta locaya dönerek dinler, sonra temsil başlardı. Başbakanlar ise ön sıradan izlerlerdi. Rıza Şah Pevlevi, Charles de Gaulle gibi yabancı devlet adamları ülkemizi ziyaretlerinde genellikle bale temsillerine davet edilir, locadan seyrederlerdi. Temsil sonunda biz sanatçılar, terimiz kurumadan, kostümlerimizle halkın arasından geçerek locaya giderdik. Tebrikler, alkışlar ve fotoğraflar hâlâ anılarımızda... Meriç Sümen’den unutulmaz bir anıyı paylaşmak isterim; “Tarih 22 Kasım 1963. ‘Uyuyan Güzel’in gala temsilinde İsmet İnönü ve eşi ön sırada, ortada otururlar. Sanatçılar için heyecan dolu bir temsildir. İkinci perde devam ederken, birtakım adamlar içeri girip, İsmet İnönü’ye bir şeyler söylerler. Danslar devam ederken, sanatçıların şaşkın bakışları arasında perde kapanır. Temsil iptal

D

Meriç Sümen, 1963

Yazarlar Sendikası 40 yaşında



Deniz Olgay YAMANUS

Garrett, 52 yaşında ve 17 albümle deneyimli bir caz saksofoncusu olmasına rağmen, sanki yola yeni adım atan biri gibi keşfe ve en önemlisi de yenilenip büyümeye açık bir müzisyen. 12 parçalık albüme baktığımızda caz ustalarına göndermeler yapan isimler öne çıkıyor. Chick Corea için “Hey, Chick”, Chucho Valdez için “Chucho’s Mambo” ve Sonny Rollins için de “J’ouvert (Hommage to Sonny Rollins)” ve “Brother Brown” parçalarını yapmış. Gerret’in müzisyen arkadaşlarının portrelerini çıkardığı bu çalışmalarda onların müziklerini kendi penceresinden yansıtmış. 12 çalışmanın yer aldığı “Pushingthe World Away” albümünde Burt Bacharach ve Hal David’ın parçası olan “I Say a Little Prayer” dışındaki bütün parçalar Kenny Garrett’a ait. Albümün en uzun yapıtı olan ve albümle aynı adı taşıyan “Pushingthe World Away” deneyselliği ve serbest doğaçlamalı yaklaşımıyla farklılaşıyor. Parçada Garrett’in Afrika kokulu ritmik vokal mırıltıları şaşırtıcı bir yabancılaştırma katıyor. Saksofoncu Kenny Garrett albümünde basçı Corcoran Holt çalışırken, piyano ve davul için her parçaya değişik isimleri düşünmüş. Piyanoda Vernell Brown, Benito Gonzalez yer alırken; davulda Marcus Baylor, McClenty Hunter, Mark Whitfield gibi müzisyenlerle çalışılmış.

nlü müzisyenlerin çocuklarının ebeveynlerinin yoluna meyletmeleri çoğu kez başarıyla sonuçlanmaz. Onları devamlı bekleyen baba veya annelerinin gölgesinde kalmaktır. Bunu kimi zaman değiştiren örnekler de vardır. O meşhur atasözü gibi “Boynuz, kulağı da geçebilir”. Ama en güzeli de bir yarışa gerek kalmadan birbirini besleyen örnekler daha iyi bir sonuç doğurabiliyor. İşte bu Perşembe İstanbul’a gelip konser verecek olan Estrella Morente böylesi örneklerden biri. Ünlü Flamenkocu Enriqu Morente’nin kızı olması onu ne babasıyla bir yarışa sokuyor ne de onu gölgede bırakıyor. Estrella Morente’nin müziğe adım atmasında tek etken de babası Enrique Morente değil. Çünkü ailesi tam tekmil müzisyen. Büyükbabası Montoyita da ünü dünyayı aşmış bir gitarist. Anne Aurora Carbonell ise Flamenko dansçısı. Durum böyle olunca da Estrella konuşmaya başlamadan önce müziğe adım atmış diyebiliriz. Küçük kız daha henüz yedi yaşındayken Flamenko gitarının devi Sabicas ile ilk plak kaydını yapacaktı. Efsane gitarist Sabicas’la şarkılar söyleyen Morente, 16 yaşına

SülünDuyulur BoğaçhanBozcaada edilmiş, İsmet Paşa da gitmiştir. Sahne gerisine haber gelir. J.F. Kennedy ölmüştür.” Şimdi ise bırakın Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı, Kültür Bakanı’nı bile göremiyoruz temsillerde. TÜSAK Yasası çalışmalarıyla sanatın önünü kesmeye çalışsalar da, aldığımız duyuma göre TRT’de bale gösterimini yasaklasalar da başarama-

yacaklar. Çünkü sanat kalıcı, hayat kısadır. “ARS LONGA VİTA BRAVIS” Türkiye’de birçok kez sahnelenen eser, şimdi 2013-2014 sezonunda, Samsun Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleniyor. İlk kez 1890 yılında Maryinsky Tiyatrosu’nda sahnelenen, orijinal koreografisi Marius Petipa’ya ait, klasik balenin harikalarından olan “Uyuyan Güzel” balesini, Armağan DavranVolkan Kıran ikilisi yeniden düzenlemişler. Natalia Arobelidze ise sahneye koymuş. Dekor tasarım Nihat Kahraman’a, kostüm tasarım Nursun Ünlü’ye, ışık tasarım Fuat Gök’e ait. Eserin orkestra şefliğini Lorenzo Castriota Skanderbeg üstlenmiş. Müzik ise, kendisinin de en sevdiği eserlerinden olduğunu söyleyen P.I. Çaykovski’ye ait. Orijinalinde 3 perde olan eser 2 perde olarak düzenlenmiş, Charles Perrault’un aynı adlı ünlü masalından yola çıkılmış; Kral ile kraliçe, tüm ar-

kadaşlarını yeni doğan kızları Prenses Aurora’nın vaftiz törenine çağırmışlardır. Kötü peri Carabosse’u davet etmeyi unutmuşlardır. Kızgınlıkla gelir ve prensese korkunç bir armağan verir; 16 yaşına gelince eline bir tığ batarak öleceğini söyler. Bereket versin Leylak Perisi henüz armağanını vermemiştir. Kötü perinin tılsımını bozar ama çok uzun bir uykuya dalacağını, bu derin uykudan ancak bir prensin öpücüğüyle uyanacağını söyler. Eserde “Carabosse” rolünde Ana Gorgiashvili ve Nazmiye Kıratlı Khozashvili, “Prenses Aurora” rolünde Sülün Duyulur, Merve Gürer ve Ana Gorgiashvili, “Prens Dezire” rolünde ise Ş. Boğaçhan Bozcaada, Orçun Ünal ve Yiğit Erhan, “Leylak Perisi” rölünde ise Nazmiye Kıratlı Khozashvili ve Ana Gorgiashvili dönüşümlü olarak dans ediyorlar. Samsun Devlet Opera ve Balesinin genç ve yetenekli dansçıları için yetersiz sayıda sahnelenecek “Uyuyan Güzel” balesi, 8 Şubat ve 20 Mart 2014’te izlenebilir. Samsun seyircisine kaçırmamalarını öneririm.

Türkiye Yazarlar Sendikası dün Gazateciler Cemiyeti binasında 40. yıl dönümünü yaptığı bir basın açıklamasıyla duyurdu. AKP Hükümetinin düşünen, yazan insanlara müdahelesini eleştiren sendika yazarları ve üyeleri “Ülkeyi yarı açık cezaevine çavirdiniz, düş kurmayı bile suç kıldınız” dedi.

Halkla birlikte mücadeleye devam “AKP iktidarı artık inandırıcılığını kaybetti” diyen Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Mustafa Köz şu şekilde konuştu: “Bizim ülkemizde bir Başbakan çıkıp köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülkede o kadar huzur olur diyor. ‘Hangi gazeteci, Hükümeti eleştirdiği için tutuklu?’ diyor Hükümet, işte biz de şunu söylüyoruz. Ülkeyi yarı açık Cezaevine çavirdiniz, düş kurmayı bile suç kıldınız. Düşünceye, düş gücüne kilit vuranlar, kölelerin sır ortağıdır. Bunun için bizler, bu kapkara görüntüye karşın halkla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Umudu diri tutan, halkın dünden bugüne taşıdığı direnme gücüdür” diyerek sözlerini noktaladı.  SEDA AKYÜZ- ÖZGE YEŞİLDAĞLI


Hazırlayan: Sema SEZEN

‘Cesaretli sanatçılara ihtiyacımız var’

Hayati

ASILYAZICI hayatiasilyazici@yahoo.com

Bir Rossini klasiği

İ

Rock yıldızı Lenny Kravitz’in hayranlık duyduğunu söylediği Flamenko sanatçısı Estrella Morente, ‘Ondas En İyi Flamenko Şarkıcısı Ödülü’nün de sahibi. Ünlü şarkıcı Aydınlık’ın sorularını cevapladı

Sema SEZEN

“Flamenko’nun efsanesi” hem dans etmeye, hem şarkı olarak dünyada yer etmiş sanatçı söylemeye yatkınlığım babamEnrique Morente’nin kızı Es- dan... İlk albümümden beri hiç trella Morente, ilk kaydını usta hayal kırıklığına uğramadım. gitarist Sabicas ile henüz 7 ya- Açıkçası son albümüm, beni en şındayken yaptı. 17 yaşından çok yansıtan albümüm oldu. bu yana ara vermeden devam Bana kalırsa şarkılarımın seviettiği müzik liyor olmasının nedeni, sadece kariyerinde kendim gibi söyleyişim... birçok ödül  Eğer ailenizin içinde müzik aldı. Moren- olmasaydı yine de müziği seçer te’nin “On- miydiniz? das En İyi B e n i F l a m e n k o tüm sanatŞarkıcısı” ve lar çekiyor Altın Mikro- ve hepsi, hepsifon Ödü- nin içinde. Dans ve lü’nün yanı sıra bir Latin müzik, müzik ve sinema, Grammy ve iki Premio Amigo şiirler ve şarkılar hepsi birbiadaylığı bulunuyor. Sanatçı, Pe- rinin içinde. Ben de yine bir nelope Cruz’un başrolünü oy- yolunu bulur şarkılar söylernadığı, Pedro Almodovar’ın bol dim. Belki babam kadar şiire ödüllü filmi “Volver” için şarkı düşkün değilim ama şarkı sözsöylediğinden beri tüm dünya- lerindeki şiirselliği de seviyorum. nın ilgisini çekti. Ünlü Flamenko şarkıcısı Est 6 Şubat’ta vereceğiniz rella Morente’yle, yeni albümü konserde dinleyicileri neler Autorretrato’nun dünya turnesi bekliyor? kapsamında 6 Şubat’ta İş SaKonserlerimin en eğlenceli nat’ta vereceği konser öncesinde tarafı tiyatral oluşları. Çünkü söyleşi yaptık. şarkılarım da buna müsait. 6  Flamenko ustası bir baba, Şubat’ta İstanbul’da şarkılarla dansçı bir anne ve usta gita- eğlendiğimiz, duygulandığımız ristlerden olan bir büyük ba- bir gece olacak. Sahnede bana banız var. Siz Flamenko içinde eşlik eden harika müzisyenler doğdunuz. Çok şanslısınız... dinleyeceksiniz. En büyük şansım, baF l a m e n ko iz bamın yakınlarında olhayat ziks mü leri Film maktı; hiçbir zaman dolu m. oru düşünemiy ne şiirden ne şarkıv e ve de Hepsi birbirinin için lardan uzak olmadık. kimi zaman bir şarkının Evimiz ve hayatımız verdiği hayal gücüyle bir Flamenko doluydu ama özellikle beni ve dünya kız kardeşimi tangoya yaratabiliyorsunuz bile yakınlaştıran hep babam oldu. O tüm müzikleri, mesajlarıyla farklı kültürlerden insanları birbirlerine yakınlaştırmak için bir araç olarak görüyordu...  Bu yükselişinizdeki etkenler nelerdir, nasıl değerlendirirsiniz? Kariyerimin babamla büyüdüğüne, zenginleştiğine şarkılarımı bilen herkes şahit. 7 yaşından beri sahnelerdeyim ve

hem albüm kayıtlarında hem konserlerde o coşkuyu yaşayarak müzik yapıyoruz.  Tiyatro yönünüz var. Sizin sahneniz ve estetiğiniz çok güzel. Bir tiyatro sahnesi için neler söylemek istiyorsunuz? Tiyatro bana konserlerimden farklı gelmiyor. Farklı karakterlerin hikâyelerini, duygularını

şarkılarla da sahneye taşımış oluyorum. Tiyatroda da bambaşka dünyaların, bambaşka kimliklerin duygularını yaşayarak, izleyiciye aktarmak müthiş bir haz.  Film çalışmalarınızdaki almış olduğunuz roller sizi nasıl etkiliyor? Film müzikleri yapmayı düşünür müsünüz? En son oynadığım kısa bir film çalışmasında çok özel ve çok ağır bir konuya girmiş olduk. Çocukları çalınan annelerin dramı, ancak bu kadar etkileyici ve dramatik bir dille anlatılabilirdi. 7. sanatın gücü inkâr edilemez ve bir parçası olabilmek bana çok heyecan veriyor.

Filmleri müziksiz düşünemiyorum. Hepsi birbirinin içinde ve kimi zaman bir şarkının verdiği hayal gücüyle bir dünya yaratabiliyorsunuz. Filmlerin hikâyelerini ve iyi filmleri de aynı şekilde güzel müzikleri olmadan düşünemiyorum bile. Yaşadığım sürece elbette dans ediyor, şarkı söylüyor ve hikâyeler anlatıyor olacağım.  Çok sayıda ödülünüz var. Başarılarınızı kanıtlayan ödüllerinizin devamı gelecektir. Benim için bu dünyadan çekip gittiğimde şarkılarla hatırlanmak önemli. Güzel yemekler yapmış, güzel şarkılar söylemiş, güzel hikâyeler anlatmış bir kadın olarak akıllarda kalmak isterim, böyle güzel hatırlanmaktan daha büyük bir ödül olamaz...

‘Federico Garcia Lorca cesur biriydi’ Baba Enrique Morente, Estrella’yı faşistler tarafından öldürülmüştü. büyütürken ona, yüzyılının en büyük iki Morente’ye Lorca sorulmazsa İspanyol şairinden biri olarak kabul olmazdı edilen Federico Garcia Lorca’nın  Cumhuriyetçi ve demokrat bir yapıtlarını aşıladı. Baba Morente, Federico Garcia Lorca’nın şiirlerini, ünlü sanatçı olan dünyaca ünlü İspanyol şair ve oyun yazarı Frederico Garcia Kanadalı sanatçı, müzisyen, Lorca için neler düşünüyorsuLeonard Cohen’le beraber nuz? çıkardıkları “Omega” adlı Enrique Morente’nin kızı albümünde şarkılara uyarladı. olarak evimizde şairlere Estrealla Morente, babasıyla hayranlıkla büyüdük. beraber Lorca’nın birçok Çocukluğumdan beri yapıtını seslendirdi. İspanyol kahramanlarımız şairler oldu. şair, oyun yazarı, ressam, Federico Garcia Lorca cesur piyanist ve besteci Federico Lorca Lorca biriydi. Hepimizin cesaretli ve Garcia Lorca (1898-1936) 27 yaratıcı sanatçılara ihtiyacı var... kuşağının sembol üyelerindendi. Lorca, İspanya İç Savaşı’nın başlangıcında 38 yaşındayken,

Enrique Morente

Nihat Behram: İşkence yapana işkenceci denir Yazar Nihat Behram, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Yardımcısı Sedat Selim Ay’ın açtığı hakaret davasında hâkim karşısına çıktı. Behram’ın Ay’a bir yazısında “işkenceci” dediği için İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davayı Sanatçılar Girişimi’nden Orhan Aydın ve Metin Coşkun da izledi. Behram, savunmasında işkence yapana işkenceci denildiğini belirterek “Ay hakkında Türkiye mahkemelerinde açılan davaların çoğunda mahkûmiyet kararı çıkmış. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi işkence mağdurlarını dinlemiş ve Türkiye’yi mahkûm etmiştir” dedi.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ELEŞTİREL BAKIŞ

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

‘Ay mahkûm edildi’ Behram’ın avukatı Başar Yaltı da şunları kaydetti: “Sedat Selim Ay hakkında, mahkûmiyetle sonuçlanmış bir dava var. Yargıtay eksik ceza verilmiş olmasından dolayı kararı aleyhe bozmuş. Nihat Behram’ın yazısının konusu, siyasi iktidarın yaptığı atamaların yerinde olmayışı. Konu sadece Sedat Selim hakkında değil. Yazıya konu hiçbir kişi dava açmıyor; sadece Sedat Selim Ay açıyor.” Mahkeme, Nihat Behram yurtdışında yaşadığı için kendisininduruşmalardan vareste tutulmasına karar verdi. Önümüzdeki duruşmada savcının esas hakkındaki mütalaasını açıklaması bekleniyor.

stanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), bir ilki daha gerçekleştirdi. Gioacchino Rossini’nin “Külkedisi” operasını ülkemizde ilk kez sergiledi. Alessandro Cedrone’nin yönettiği orkestra eşliğinde İDOB sanatçıları büyük bir başarıya imza attılar. Yekta Kara’nın sahneye koyduğu opera, aslında masaldan yola çıkılarak bestecisi tarafından gerçekleştirilmiş bir Rossini operasıdır. Seyrek oynanmasının nedeni, yorumunun ve seslendirilişinin güçlüğünden kaynaklanmaktadır. Ancak, İDOB sanatçıları bu güçlüklerin altından başarıyla kalkarak, olağanüstü bir görsellik içerisinde rollerini seslendirdiler. Rossini operasının bu yapıtını İDOB sanatçılarına artı değer kattığını belirtmek isterim. Çünkü üç uzun bölümden oluşan bu nitelikli opera ilk kez Türk seyircisiyle buluştu. İzleyici konusu ve müziğinin güzelliğiyle sanatçıların başarısını alkışlarla karşıladı. Kısaca söylemem gerekirse; “Külkedisi” “La Cenerentola” Operasının hem İDOB hem de opera izleyicisinden beklenenin üzerinde beğeni toplaması her bakımdan sevindirici bir olay oldu. Türk operasının gelişmesi, uluslararası düzeye ulaşması açısından ilkler büyük yarar sağlamaktadır. Bir örnek daha vermem gerekirse; Benjamin Britten’in “Kötülüğün Döngüsü” adlı operasının uluslararası başarısı, bize Macaristan’dan üç ödül getirdi. Bunun temelinde, başarılı bir ilkin gerçekleştirilmiş olması yatıyordu. Şimdi aynı duyguyu “Külkedisi”ni izlerken de algıladım. Bu yargıya operanın genel başarısı neden oldu.

Yorumlarıyla sanatçılar Yekta Kara’nın ayrıntılı ve başarılı yorumunun, “Külkedisi” operasına değer kattığını belirtmeliyim. İlk kez sahnelenmesine karşın bu yapıtın kolektif başarısı orkestra şefi, sahneye koyucusu ve İDOB orkestrasının ve korosunun yapıta sağladığı katkısıyla bu ilk’in de düzeyli başarıya ulaşmasını sağladı. Başarının boyutu ulusal ve uluslararası düzeydir. İlk gösterimde rol alan sanatçılar bütünleyici başarının öncüleri oldular. Sanatın ve operanın gerekliliğini kavramış koro ve solistler “Külkedisi”ni olağanüstü başarıya taşıdılar. Bu ikilemin üçlüsü olan orkestrası ile şefi ve operanın yönetmeni bir Rossini klasiğine operamız adına büyük katkı sağlandı. Başta “Külkedisi” karakterini hem oyunculuğu hem de güzel sesi ile yorumlayıp değerlendiren Aylin Ateş, yapıtın eksen sanatçısı oldu. Bu başarısı onu uluslararası düzeye taşıdı. “Don Ramiro”da Caner Akın başarılı ve renkli yorumuyla dikkati çekti. “Dandini”de Kevork Tavityan başarılı yorumuyla karakterini iyi çizdi. “Don Magnifico”da Ali İhsan Onat deneyimini bu karakterdeki başarısı ile kanıtladı. “Clorinda” rolünde Sevim Zerenaoğlu operanın karakter ve kolektif çalışmasında üstüne düşen görevi yaptı. “Tisbe” karakterinde Deniz Likos başarılı seslendirmesiyle kendini yenileyen bir karakter çizdi. “Alidoro” komposizyonunda Kenan Dağaşan hem deneyimini hem de başarısını katkısıyla ortaya koydu. Alessandro Cedrone orkestrayı başarıyla yönetti, koro ve solistlere de aynı güzellikle eşlik etti. Gökçen Koray’ın koro çalıştırmasını da ayrıca övmeliyim. Efter Tunç’un dekor tasarımı özenli ve çözümleyiciydi. Şanda Zıpçı’nın kostüm tasarımı günümüz giysileri biçemindeydi. “Külkedisi”nde genel başarının üzerinde durdum. İlklerde böyle çalışmalar her zaman başarıyla sonuçlanmayabilir. Operamızda opera biçemlerine göre solist ayrımı yapılmadığı için zaman zaman başarılı olmayan örneklerini görebiliyoruz. “İhtisas” düşüncesini oluşturabilirsek bir Rossini, bir Verdi, bir Puccini operasının solistlerini de bu bestecilerin operalarına göre ayırmamız gerekecek.

T.C. POZANTI CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2013/63 TLMT. Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri: 1 NO’LU TAINMAZIN Özellikleri : Adana İli Pozantı İlçesi Büyüktekir Mahallesi Esenpete Mevkiinde kain 341 ada 4 parselde kayıtlı 410,81 m2 miktarındaki arsa içinde 66 m2 oturumlu yapı olduğu. Taşınmaz Bahçeli Kargir Ev olup, belediye uygulama imar planı içinde kaldığı, ayrık nizam 2 katlı (A2) konut alanı olduğu, taşınmaz belde merkezine giden ana artere birkaç yüz metre mesafededir. Parsel her türlü belediye hizmetlerinden yararlanılabilecek durumda olduğu, içindeki yapı betonarme yapı olup 24 yaşında olduğu. Binanın bulunduğu alan çoğunluğu yazlık alanların bölgesindedir. Çevre çiti girişteki demir kapı, basit taş duvar istinat ve müştemilattan ibarettir. Taşınmaz içerisinde yaklaşık 40 adet ağaç bulunduğu, taşınmazın değerine içindeki ağaçların değeride eklenerek ulaşılmış bir taşınmazdır. Adresi : Adana ili Pozantı ilçesi Büyüktekir Mahallesi Esenpete Mevkii Yüzölçümü : 410,81 m2 Arsa Pay : imar Durumu : Belediye uygulama imar planı içinde, ayrık nizam 2 katlı (A2). Kymeti : 92.120,40 TL KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : Tapu Kaydndaki Gibidir 1. Sat Günü : 11/03/2014 günü 13:30 - 13:40 arası 2. Sat Günü : 08/04/2014 günü 13:30 - 13:40 arası Sat Yeri : Pozantı Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi - Pozantı/ADANA Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün

sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan somaki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellaliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse icra ve iflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir, ihaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır, ihale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2013/63 Tlmt. sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 23/01/2014 BASIN: 7136 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


Hazırlayan: Fırat KORSAN

5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mancini vatandaşlarını kızdırdı

G.SARAY OCAK AYINDA TRANSFERİN ŞAMPİYONU OLDU, GELECEK YILLARIN TAKIMINI KURDU

Ligin ilk yarısında istikrarsız performansıyla dikkat çeken G.Saray, devre arası transfer döneminde boş durmadı ve 9 oyuncuyla kadrosuna takviye etti

Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini’nin, yeni transfer Guillermo Burdisso ile ilgili sözler İtalyanlar’ı kızdırdı. Sarı-Kırm i ızılıların hocasının, 25 yaşındaki oyuncunun abisi ile bir kıy aslama yaparak, “Guillermo, Nicola s’tan daha iyi oyuncu” ifadesini kullandığı belirtildi. İtalyan taraftarlar Mancini’nin yap tığı yoruma, “Uygunsuz, komik, tuhaf” gibi yakıştırmalar yap tı.

Y A R A S İ N E Y Mancini ile büyük yenilenmeye giren Sarı-Kırmızılılar, geçmiş yılların aksine genç oyuncuları kadrosuna katarak ileriye dönük önemli bir çalışma yaptı

G

Anıl BUDAK

alatasaray, ara transfer döneminde müthiş bir atağa kalktı ve tam 9 oyuncuyu kadrosuna kattı. Öncelikle, sezon başından beri Chedjou’nun yetersiz performansı nedeniyle tandemde sorun yaşayan SarıKırmızılılar, çözümü Arjantin’de buldu. Boca Juniors’un 25 yaşındaki stoperi Guillermo Burdisso ile anlaşmaya vardı... Ergün Penbe, Hakan Ünsal döneminden beri Galatasaray’ın kronik sorunu olan sol bek pozisyonuna da takviye geldi. Gremio’nun sol beki Alex Telles ile anlaşmaya varıldı. Telles, şu an için kapalı kutu olsa da, en sonunda doğal pozisyonu sol bek olan birinin varlığı her şekilde katkı verecektir. Grasshoppers’tan alınan İzet Hajrovic ise, takımın bir diğer sorunlu mevkisi sağ kanattan katkı verebilecek bir isim olarak göze çarpıyor.

‘Formanın hakkını vereceğim’ Galatasaray’ın yeni transferi Veysel Sarı, GS TV’ye konuştu. Yaptığı açıklamalarda eski takım arkadaşı Necati Ateş’in de kendisine bazı uyarılarda bulunduğunu belirten Veysel, “Buraya geldiğim için mutluyum, transferim 1 ay içerisinde gerçekleşti. Eskişehirspor’da zor günler geçirdim ama şu anda Galatasaray’dayım ve bu formanın hakkını sonuna kadar vereceğim. Galatasaray’da kalıcı olmak için elimden ne gerekiyorsa vereceğim” dedi.

Yerli rotasyonu Yeni yabancı oyuncu düzenlemesi ile son derece değerli hale gelen yerli oyuncular da Galatasaray’ın transfer harekatından nasibini aldı. Kayseri’den genç sağ bek Salih Dursun ve Eskişehirspor’dan son iki yıldır dikkat çeken başarılı oyuncu Veysel Sarı takıma katıldı. Galatasaray’ın transfer dönemindeki hedeflerinden biri de kadronun gençleşmesiydi. Bu hedef bağlamında, Bucaspor’dan Umut Gündoğan, Ma-

O günleri özlüyoruz 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası ülkemizde yapılmıştı. “12 Dev Adam” bu turnuvada finale kadar yükselmiş, finalde Amerika’ya 81-64 yenilmişti. Millilerin o turnuvada oynadığı oyun ve iştah aradan geçen 4 yılda neredeyse hiç ortaya çıkmadı.

Malouda’nın durumu belirsiz Rizespor maçında alt adale grubunda çekme meydana gelen Malouda’nın çekilecek MR’dan sonra durumunun kesinlik kazanacağı belirtildi. Akçay ise sakatlığın ciddi olmadığını düşündüğünü söyledi. Rizespor maçında kırmızı kart gören Yusuf Erdoğan’a da uyarı geldi.

TRABZONSPORLULAR UEFA’ya ilanla seslendi Yargıtay’ın şike kararını açıklamasıyla birlikte Trabzonspor Kulübü’nün UEFA ve FIFA’ya, resmi müracaatta bulunmasındtan sonra bordo mavili taraftarlar da harekete geçti. “Türkiye Kirlilik Karşıtı Platformu” adı altında bir araya gelen taraftarlar, UEFA’nın merkezinin bulunduğu İsviçre’de yayınlanan Le Temp’e, “Şike” başlıklı ilan verdiler. İngilizce olarak verilen ilanda şu ifadelere yer verildi: “Sayın UEFA ve FIFA yetkilileri, CAS şöyle demektedir; ‘UEFA, Fenerbahçe’yi şikeden dolayı iki sezon için UEFA kulüp turnuvalarına katılmaktan men etmiştir.’ Fakat Yargıtay, UEFA ve CAS cezalarına rağmen, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) herhangi bir yaptırım uygulamamıştır. Futbol ailesi, hem UEFA, hem de FIFA’dan tüzüklerinin, disiplin talimatlarının ve ‘Şikeye karşı sıfır tolerans ilkesinin’ gereklerini yapmalarını beklemektedir.”

Aslan’ın ocak ayı transfer tablosu GELENLER: İzet Hajrovic (3.5 milyonavro), Umut Gündoğan (1 milyon661 TL), Salih Dursun (2 milyon750 bin avro), Alex Telles (6 milyon 150 bin avro), Koray Günter (2.5 milyon avro), Oğuzhan Kayar (2 milyon 250 bin TL), Lucas Ontivero (2 milyon avro), Veysel Sarı (700 bin avro), Guillermo Burdisso (250 bin dolar) GİDENLER: Engin Baytar (Rizespor), Nordin Amrabat (Malaga), Bruma (Gaziantepspor), Sercan Yıldırım (Bursaspor), Dany Nounkeu (Beşiktaş), Albert Riera (Serbest), Yiğit Gökoğlan (Kayseri Erciyesspor)

apıda Taffarel’e ceza k

nisaspor’dan Oğuzhan Kayar, sezon ortasında deneme antrenmanlarına da çıkan Atletico Fenix’ten Lucas Ontivero ve Borussia Dortmund’dan Koray Günter transfer edildi. Alınan 9 oyuncu içerisinde en yaşlısının 25 ile Burdisso olması bu gençlik operasyonunu kanıtlıyor. Sezon arasında bu kadar atik davranmak akıllıca olmasa da, sonuçta kayda değer kimse takımdan ayrılmadı. SarıKırmızlıların kaybedeceği bir şey yok, bu gençlik aşısı tutarsa kazanacağı çok şey var.

aspor maGalatasaray-Burs on kartını sy ta di çında kendi akre rel, altyapı yarffa Ta o di unutan Clau tan’a rinden Fadıl Koşu besilü dımcı antrenörle ku k de ye a takarak, ait kartı boynun l’in ağır bir ceza alması re ne girmişti. Taffa Futbol Disiplin Taliman, gündeme gelirke Haksız Kullanımı” başrin le ge el “B tı’nın, re, Brein c fıkrasına gö lıklı 46. maddesin 8 ila 24 maç arasınn zilyalı antrenörü yedek kuyunma odası ve so da alabiRoberto Mancini dünkü idmanda yeni ğı sa ya lübesine giriş . di transferlerinin tamamıyla çalıştı. leceği belirtil

Galatasaray’da kupa mesaisi

GALATASARAY

Sarı-Kırmızılılar, Türkiye Kupası B Grubu 5. maçında bugün Tokatspor ile deplasmanda karşılaşacak. Saat 14.00’da başlayacak olan mücadeleyi hakem Özgüç Türkalp yönetecek. Mancini’nin müsabakada ligde çok şans veremediği isimlere şans vermesi bekleniyor.

TOKATSPOR

SAAT: 14:00 STAT: Gaziosmanpaşa YAYIN: ATV HAKEM: Özgüç Türkalp 18:00 Antalyaspor-E lazığspor 20:00 Akhisar BLD-Es kişehirspor

KURAMIZ İYİ DE... 2014 Dünya Kupası’na da, sportif başarıyla değil, özel davetiye ile katılan “12 Dev Adam”, C Grubu’nda Dominik Cumhuriyeti, ABD, Finlandiya, Yeni Zelanda ve Ukrayna ile eşleşti. Bu grup için en objektif hedef ikincilik gibi gözüküyor. Zira, Le Bron Jamesli, Kevin Durantli ABD’yigeçmemiz imkansıza yakın. Geçen Avrupa Şampiyonası’nda oynadığı basketbolla taraflı tarafsız herkesin gönlünü kazanan Finlandiya ve Dominik Cumhuriyeti gibi ekipler, takımımızın bir anlık dikkatsizliğini anında cezalandırabilir.

Galatasaray’ın Arjntinli stoperi Guillermo Burdisso, dün ilk kez takımla beraber idmana çıktı. Güçlü fiziğiyle dikkat çeken Arjntinli oyuncu Chelsea maçının bir an önce gelmesini Şampiyonlar Ligi’nde oynamak için sabısızlandığığnı söyledi.

Kura çekiminin A Grubu çok dikkat çekti. Son Avrupa Şampiyonu Fransa, kadrosunda bir çok NBA oyuncusu barındıran ve önemli bir ekol olan Brezilya, ev sahibi ve şampiyonluğun en büyük favorilerinden İspanya ile Sırbistan’ın aynı gruba düşmesi şaşkınlık yarattı. İlk tur gruplarının en dikkat çekici mücadeleleri bu grupta olacak kuşkusuz. Sonuç olarak, Millilerin şanslı bir kura çektiğini söyleyebiliriz. Ancak, bu avantajı kullanabilecek miyiz, orası soru işareti. CENGİZ UYGUR

Ali İsmail Korkmaz’a özel beste Anadolu Efes-F.Bahçe maçında taraftarlar Eskişehir’de Gezi eylemleri sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz için yazılan besteyi söyledi. Sarı-Lacivertli taraftarlar, “Daha 19 yaşında, düşlerinde özgür dünya. Öptüğü çubuklu forma, yaşayacak anısında Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe yıkılmaz” şeklinde tezahüratta bulundu.

BEŞİKTAŞ’IN YENİ TRANSFERİ JONES, FUTBOL TARZINI AÇIKLADI:

AGRESİFİM B

eşiktaş’ın yeni transferi Jermaine Jones, Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri’nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Uzun süre takımla birlikte antrenman yapmamasına rağmen bireysel olarak çalışmalarını sürdürdüğünün altını çizen Jones, Bilic’in görev

r Ligi’ ‘Tek hedef Devle

Direktörü SlaBeşiktaş Teknik i antreman önhk ba ven Bilic, dün sa a yaptı. kısa bir açıklam cesi gazetecilere tek hedeflerinin Şamam, belirtteHırvat teknik ad lmak olduğunu ka e i’n n kaldıpiyonlar Lig nu ferlerden mem rek yapılan trans Beyazlı takıma sezon hğını söyledi. Siya dan da an Cenk Tosun’ ol ak ac tıl ka nu lışso ça li m yi ne en de övgüyle bahsed r bi i için iy tırıcı, “Cenk bizim . hamle” dedi

vermesi halinde bu hafta oynamaya hazır olduğunu söyledi. Sert futbol oynayan bir futbolcu olduğunu belirten Jones, “Ben sahadaki farklı oyunculardan biriyim. Gerektiği zaman sert futbol oynayarım. Oyun içinde bir pozisyonda takım için gerekliyse o faulü yaparım. Bazı futbolcuların sahada agresif kimliği kullanması gerekiyor. Ben de o tarzda bir futbolcuyum. Galatasaray’da da Felipe Melo benim tarzımda bir futbolcu... Herkesin Galatasaray-Beşiktaş maçını büyük merakla beklediğini biliyorum, çünkü Melo ve Jones’un karşı karşıya geleceği konuşuluyor. Umarım güzel bir maç olur” dedi.

Cenk Beşiktaş’ta Beşiktaş, Gaziantepspor’dan Cenk Tosun’u sezon sonu itibari ile 5 yıllığına kadrosuna kattığını KAP’a bildirdi. Bu hafta Gaziantepspor forması altında Beşiktaş’a karşı mücadele edecek olan Cenk Tosun, çocukluğunun hayali olan takıma geldiğini söylerken çok mutlu olduğunu ifade etti ve “Sergen hocam Beşiktaş karşısında şans verirse Gaziantepspor’un başarısı için elimden geleni yapacağım” dedi.


5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Hazırlayan: Hüseyin KAYA

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Fenerbahçe, Fenerbahçe gibi oynamıyor SOL AÇIK

F

enerbahçe, iyi oynamadı ve Eskişehirspor’a yenildi. Fanatikler için yine de bir teselli var. Sanki Aykut Kocaman zamanında daha mı iyi oynuyordu Fenerbahçe? Bırakın Aykut Kocaman’ı, Ersun Yanal’ı. Fenerbahçe tarihsel kişiliği yanında bunca maddi ve manevi değerlere sahip olarak, Fenerbahçe gibi oynuyor mu, oynamıyor mu? Buna bakın. Ben ‘Ersun Yanal mı, yoksa Aykut Kocaman mı daha iyi?’ gibi kıyaslama konusuna pek girmek istemiyorum. Başarıları ve başarısızlıkları kişilere bağlamam. Kulübün başkanından tutun da masörüne kadar başarıda veya başarısızlıkta katkısı vardır. Hepsini bir bütün olarak düşünürüm. Her zaman yazdığım gibi antrenörlerin aldığı sonuçlar kendi değerleri ile her zaman doğru orantılı değildir. Ama tarafsız bir gözle bakarsak Aykut Kocaman’ın çalıştırdığı Fenerbahçe, hem lig şampiyonu olmuş hem de takımını Avrupa Ligi’nde yarı finale kadar taşımış. Bunu düşünüp tarafsız olarak hangisinin daha iyi olduğunu değerlendirip, siz karar verin. Ne var ki biz bazı olaylara şartlanıyoruz, istediğimiz olmayınca da şoka giriyoruz. Ülke olarak böyleyiz. Bu yılki lig maçlarına ve kupa maçlarına bakalım.

Halit DERİNGÖR hderingor@hotmail.com

Türkiye kupasında Fenerbahçe, birinci lig takımı Fethiyespor’a 2-1 yenilerek kupaya veda etti. Bu, Fenerbahçe adına çok önemli bir olay. Aynı zamanda kazandığı maçların çoğunu da uzatma dakikalarında kazandı. Bize göre herkesin de söylediği gibi Fenerbahçe bu yıl elindeki büyük futbolculara rağmen beklenen oyun kalitesini veremedi. Son dakikalarda attıkları goller karşısında fanatik taraftarların bir kısmı, bunu Fenerbahçe’nin bilerek yaptığını söylüyor. Oysa hiç de öyle değil. Son dakikalarda rakip takım yoruluyor ve de rastlantı sonucu maçı kazanıyor. Tamam, biliyoruz futbol skor oyunu ama taraftarlar, takımının sahada güzel futbolunu da görmek ister. Her zaman bir takımın aşığı cuk oturmaz ki. Fenerbahçe takımı madem bunu bilerek yapıyor, maçların başında yapsa da hem kendini hem taraftarlarını rahatlatsa olmaz mı? Bunlar lafı güzaf. Eski yıllardaki Fenerbahçe takımının bir oyun karakteristiği vardı. Maçların başlangıcında adeta fırtına gibi eserdi. Rakip takımlar da, maçın ilk on beş dakikasında Fenerbahçe’nin bu fırtınasından kurtulmak için savunma yaparlardı. Buna rağmen gol yerlerdi. Şimdi öyle

mi? Rakip takımın artık yorulduğu son dakikalarda zar zor gol atıyorlar. Çoğu zaman da rastlantılar yardım ediyor. Bizim kuşakta taraftarlar arasında bir espri vardı: “Fenerbahçe formasını sopaya giydirsen o bile iyi top oynar” derlerdi. İşin garip tarafı şimdi sopaya değil de Fenerbahçe formasını Avrupa’nın büyük oyuncularına giydiriyoruz ama sonuç meydanda. Eskişehir maçına kadar futboldan biraz anlayanlar Fenerbahçe böyle oynadığı takdirde her an bir sürprizle karşılaşır düşüncesindeydiler. Ben de aynı düşüncedeydim. Nitekim düşündüğümüzde haklı çıktık. Keşke biz haklı çıkmamış olsa idik. Üzülmemek elde değil. Fenerbahçe bugünkü ligdeki avantajı ile şampiyon çıkabilir mi? Şansı çok yüksek.

Aykut Kocaman

Bayanlar CEV CUP Çeyrek Final ilk maçında Çek Cumhuriyeti temsilcisi Agel Prostejov ile karşılaşan Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, Sport Centrum’da oynanan müsabakadan 3-0 galip ayrıldı. Sarı Melekler, böylece 12 Şubat 2014 Çarşamba günü Burhan Felek Spor Salonu’nda oynayacağı rövanş maçı için avantaj yakaladı.

İspanya Kral Kupası’nda yarı final heyecanı

Transfer dönemini sessiz kapatan Sarı-Lacivertli takımda, Emenike ve Webo’nun sakatlığı Ersun Yanal’ı zora sokarken, başarılı teknik adam B planını hazırlıyor

E

skişehirspor müsabakasında alınan yenilginin yanı sıra, Webo’nun da sakatlanması, Fenerbahçe’de üzüntüyü ikiye katladı. Transfer döneminde takviye yapmayan, Fenerbahçe’de, Eskişehirspor müsabakasında yedek kulübesinde bir golcüsü yoktu.

Sow ve Kuyt gol arayacak Sivasspor mücadelesinde ileri uçta Sow ve Kuyt’ı görevlendirmek isteyen deneyimli teknik adam, iki isimle de görüşerek maça hazır olmalarını istedi.

İspanya’da Kral Kupa sı heyecanı, bu akşam oynanacak ola n iki yarı final karşılaşması ile de vam edecek. İlk olarak saat 21.00’de Real Santiago Bernabeu’da At Madrid, letico Madrid’i konuk edecek. Ma drid derbisinde iki ezeli rakibin mü cadelesine ilginin büyük olması beklenirken milli futbolcumuz Arda Turan’ın ise bu karşılaşmada forma giyebileceği bildirildi. Bu mücadele nin ardından ise saat 23.00’te Real So ciedad, sahasında Barcelona ile karşı karşıya gelecek.

Ersun Yanal ile tanışıklığım yoktur. Basından, eğitimli ve ciddi bir insan olduğunu biliyorum. Ege ikinci lig takımlarında başarıları var. 1997’de Salihlispor’un başında iken Afyonkarahisar Çay Belediyesi Kaymakamlık Kupası’nı kazanmış. Gençlerbirliği’nin başında olduğu sırada yapılan bir ankette Ersun’un takımının en yüksek kondisyona sahip takım olduğu söyleniyor. Eskişehir’de de görevini gereği gibi yapıyor ama gittiği takımların şampiyon olma gibi bir şansı yok. Belki bu şansı olsaydı daha da başka olabilirdi. Çalıştırdığı bir çok takım var. 1990-96 Sarayköyspor, 1996’da Denizlispor, 1997-98 Yeni Salihlispor,19982000 Denizlispor, 2000-2002 Ankaragücü,2002-2004 Gençlerbirliği, 2004-2005 Milli Takım, 2005-2007 Manisaspor, 2007-2009 Trabzonspor, 2011-2013 Trabzonspor ve bildiğiniz gibi , 2013 yılından itibaren de Fenerbahçe’nin başında. Ve de çalıştırdığı takım Türkiye Kupası’ndan elendiği halde, lig klasmanın başında. İkinci den 7 puan ilerde şimdilik. Bu son derece önemli bir avantaj Ersun Yanal için. Bu avantajın iyi korunması gerekir. Fenerbahçe taraftarı, galibiyetten ve şampiyonluktan başka hiçbir alternatifi kabul etmez. Zorluk da buradadır zaten.

B planı devrede! Sarı Melekler avantajı yakaladı

Danimarka’da’da geleceğin futbol yıldızı olarak gösterilen 14 yaşındaki Patrick Mökker’in küçük kalbi koşuya dayanmadı. Ülkenin Jyland yarım adasındaki Jetsmark IF kulübünde top koşturan büyük yetenek, idman sırasında yapılan koşuda birden yere yığıldı. Gerek kulüp yöneticileri gerekse 5 dakika sonra olay yerine gelen ambulans personeli ve doktorların yaptığı müdahaleler Patrick’i hayata döndürmeye yetmedi. Jestmark IF Kulübü Başkanı Finn Larsen, “Patrick çok büyük yetenekti. Geleceğin yıldızı olacaktı’’ ifadelerini kullandı.

Ersun Yanal

Aykut Kocaman her açıdan F.Bahçe’ye teknik direktör olacak nitelikte. Futbol açısından birbirimize benzer yanlarımız da var. Örneğin ikimiz de Fenerbahçe formasının 11 numarasını taşıdık. 29 yıl sonra Türkiye Kupası F.bahçe müzesine yine onun zamanında getirilmiştir. 2013’te ise Avrupa kupalarında Fenerbahçe yarı finale kadar yükselmiştir. Bütün bunlara karşın Aykut’un da eksileri var tabi. 3 Temmuz olayından sonra Fenerbahçe Yönetim Kurulu perde arkasına sığınarak Aykut’u F.Bahçe kurtarıcısı gibi ortaya sürdü. Oysa buna gerek yoktu. Teknik direktörler sadece takımların çalıştırmakla yükümlüdür. Yıl 1996. F.Bahçe Trabzon’da lig finalini oynayacak. Maç öncesi, Oğuz ve Aykut ikilisi motivasyon amacıyla futbolcularının aylıklarının ödenmesini isterler. Ama bunu bazı kendini bilmezler, dayatma olarak propagandasını yapar ve Ali Şen’i de ikna ederler. Ne var ki Trabzon’da golleri Oğuz ve Aykut atar ve şampiyonluk gelir. Aykut, maç sonrası, “Attığım galibiyet golüne pek sevinemedim. Rakip futbolcuların üzüntüsünü kendimde hissettim” diye beyanat vermiş, bu beyanat da sömürülerek, “Madem üzülüyorsun maaşını Trabzon’a ver” gibi yorumlar yapılmıştı. Daha sonra şampiyonluk kutlamasına ise davet edilmediler. Sonunda, Aykut ve Oğuz F.Bahçe’den ayrılmaya mecbur kalmışlardı.

3-0

Minik yıldız hayatını kaybetti

Ersun Yanal’ın sol bek pozisyonunda görevlendirmesinin ardından, performansı artan Caner Erkin de orta sahaya kaydırılacak. Caner Erkin’i devre arası hazırlık müsabakalarında zaman zaman orta alanda görevlendirerek denemeler yapan Yanal, başarılı futbolcudan ileri ikiliye destek vermesini istedi. Caner’in orta alana çekilmesinin ardından savunmanın solunda ise Kadlec’in görev alması bekleniyor. Bir diğer isim Hasan Ali Kaldırım ise, Kadlec’in alternatifi olacak.

F.Bahçe’den Yargıtay’a itiraz 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından şike davasında cezalandırılan 5 Trabzonspor yöneticisi ile ilgili Yargıtay’ın verdiği beraat kararına Fenerbahçe Spor Kulübü’nden itiraz geldi. Toplam 9 sayfa dilekçe halinde yapılan itirazda, dava tapelerinden de alıntılar yapıldı. Şike davasının Trabzonspor merkezli olduğunu ifade eden Sarı-Lacivertli kulüp, ortada bir ‘hukuksuzluk’ olduğunu ifade ederek, Sadri Şener,

Nevzat Şakar, Mustafa Sani Şener, Zeki Mazlum ve Mithat Halis hakkında verilen beraat kararının bozulması gerektiğini belirtti. Fenerbahçe Spor Kulübü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan CMK’nın 308 ve ilgili diğer hükümler gereğince kendi lehlerine olacak şekilde başvuru yapılmasını ve nihayetinde dosyanın Ceza Genel Kurulu’na bozulması talebiyle gönderilmesine karar verilmesini talep etti.

Yıldırım’a maç yasağı talebi Sivasspor ile Fenerbahçe arasında oynanacak maçta Aziz Yıldırım’ın stada alınmaması yönünde F.Bahçe Genel Kurul eski üyeleri Recep Özcan ve Timur Özcanoğlu’nun Sivas Valiliği’ne di-

lekçe gönderdiği öğrenildi. Dilekçeyle ilgili bugün değerlendirme yapılacak. Benzer bir dilekçenin daha önce Konyaspor maçında da İstanbul Valiliği’ne gönderildiği öğrenildi.

‘Taraftarlar barışıyor’ Kasımpaşa taraftarı, “Taraftarlar Barışıyor” adlı kampanya kapsamında Süper Lig’in ikinci yarısında konuk takım taraftarlarına yiyecek ve içecek ikramı yapacaklarını açıkladı. Kasımpaşalı taraftarlar tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Kasımpaşa taraftarları olarak Süper Lig’in 2. yarı ilk müsabakasında gururla başlatacağımız, ‘Taraftarlar Barışıyor’ kampanyası dahilinde dostane, barışçıl, şiddetten uzak ve en önemlisi küfürsüz tribünler oluşturmak amacı ile semtimize misafir gelen rakip takım taraftarına maç öncesinde yapacak olduğumuz yiyecek ve içecek ikramımız 7 Şubat Cuma günü saat 20:00’de başlayacak, sezon boyunca sürecektir.’’

T.C. MERSN 6. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2013/7761 ESAS Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri: Özellikleri : Mersin İl, Yenişehir / Mersin İlçe, 80 Ada No, 2 Parsel No, /Eğriçam Mahalle/Mevkii, Menteş Köyü, 7 Bağımsız Bölüm ana taşınmaz 2132 sokağa cepheli, apartman tek bloktan oluşmakta, ana taşınmazın yapımı için Yenişehir Belediyesinden 04.12.2009 tarih ve 4-65 sayılı inşaat ruhsatı alınmış, taşınmaz Z+3 katlı, betonarme karkas olarak yapılmış, tüm katlar konut amaçlı kullanılmakta, normal katlarda her katta iki daire bulunmakta, üstü gezilebilen dam teraslıdır. Söz konusu taşınmaz Yenişehir Gençlik Merkezinin yaklaşık 150 metre doğusunda, H. Okan Merzeci Bulvarının yaklaşık 145 metre güneyinde bulunmakta, okula, sağlık ocağına, AVM yakın konumda, apartmanın bahçe duvarı çevrilmiştir. Taşınmazın doğu ve güney kısmında eski 2-3 katlı yapılaşmalar, kuzey ve batı kısmında da çok katlı yapılaşmalar mevcut olup; taşınmaz belediyenin alt yapı hizmetlerinden faydalanmakta, ulaşım, yakın civarından geçen toplu taşıma araçları ile sağlanmaktadır... Alacak konusu taşınmaz; Z+3 katta bulunmakta, daire üç oda, salon, mutfak, WC, banyo, iki balkon ve müştemilatından oluşmakta, mutfak ve oda birlikte kullanılmakta (Amerikan mutfak), KDB cepheli, 130 m2 alanlı, dairenin giriş kapısı çelik kapı üstü panjurlu demir kapı, odalar parke diğer kısımların yer döşemesi seramik, iç kapılar mobilya kapı, pencereler PVC, duvarlar alçı sıvalı ve saten boyalı, WC-banyo yer döşemesi seramik, ayrıca ıslak zeminler tavana kadar seramik kaplı, mutfak dolabı ve tezgahı mevcut, kartonpiyerli, halen konut olarak kullanılmaktadır. Adresi : Yenişehir İlçesi, Barboros Mahallesi, 2132 Sokak, Kınık Apartmanı, No:61, Kat:3 Daire:7 Adresinde Konumlanmış, Yenişehir / MERSİN Yüzölçümü : 130 m2 Arsa Pay : 250/1800 Kymeti : 115.000,00 TL KDV Oran : %1 mar Durumu : Yenişehir Belediye Başkanlığından alınan şifahi bilgiden; anılan parselin 1/1000 ölçekli uygulama imar planında E=1,50yapı yoğunluğunda konut alanına isabet ettiği bilgisi verilmiştir. Kaydndalri erhler : Diğer : Tapu kaydı gibidir 1. Sat Günü : 12/03/2014 günü 14:00 - 14:10 arası

2. Sat Günü : 07/04/2014 günü 14:00 - 14:10 arası Sat Yeri : Yeni Adalet Sarayı 6.İcra Müdürlüğü - MERSİN - null null / null Sat artlar : 1 - İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.nyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellâliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir, ihaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları başkaca bilgi almak isteyenlerin 2013/7761 Esas sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 20/01/2014 BASIN: 6132 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


Hazırlayan: Füsun İKİKARDEŞ

fusunikikardes@aydinlikgazete.com

Batı ülkelerine göre daha iyiyiz Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Dairesi Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin: Türkiye, Fransa, Kanada, AB ortalaması, İngiltere ve Japonya ile kıyasladığımız zaman ülkemizde kanser görülme sıklığı daha azdır. Üzücü nokta ise Türki5 ŞUBAT 2014 ÇARŞAMBA

Kanser sinsi bir hastalık değil

Barbaros

ŞANSAL barbarossansal@aydinlikgazete.com

Güncel sözlük Muz

Dünya Kanser Gününde uzmanlar çarpıcı rakamlar açıkladı. Yeryüzündeki kanserli hasta sayısı, İstanbul'un nüfusuna erişti. Hal böyleyken kanser hakkındaki efsaneleri bilmek her zamankinden önemli

T

ürk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği, "Dünya Kanser Günü" nedeniyle düzenlenen toplantıda Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Şuayib Yalçın, Dünya Kanser Kontrol Örgütü (UICC) Gelecek Dönem Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk ve Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Dairesi Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin önemli değerlendirmelerde bulundu.

yon bireyin ölümüne sebep olarak, tarihinde ilk kez diğer ölüm nedenlerini geçmiş ve tek başına bir numaralı ölüm nedeni haline gelmiştir. Son 4 yılda dünya genelinde kanser sıklığı % 11 artış göstermiş ve yıllık 14 milyon yeni vakaya ulaşmıştır. Bu sayı yaklaşık İstanbul’un nüfusuna eşittir. Önümüzdeki 20 yılda kanserin yüzde 75 artışla her yıl için 25 milyon yeni vakaya ulaşacağı öngörülmektedir” diye belirtti.

Sinsi bir hastalık değil

Tütün, alkol, obezite, hareketsiz yaşam sorunu

Prof. Dr. Tezer Kutluk, UICC önderliğinde bu yılki Dünya Kanser Günü temasının "Efsanelere inanmayın" şeklinde belirlendiğini belirtti.. Kanserin erken teşhisinin önemine dikkati çeken Prof. Dr. Kutluk, "Kanser sinsi bir hastalık değildir aslında, belirti ve bulguları olan bir hastalıktır. Sinsi olduğuna inanırsanız ona kurban olursunuz. Kanser alınyazısı değildir" diye konuştu. Birleşmiş Milletler Uluslararası Kanser Ajansı (IARC)’nın yeni raporuna göre kanserin dünyada bir numaralı ölüm nedeni olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun patlama düzeyinde olacağını ifade eden Prof. Dr. Kutluk şöyle devam etti: “Kanser her yıl 8.2 mil-

Prof. Dr. Kutluk, dünyada her yıl 30-69 yaş grubunda 4 milyon kişinin kanser nedeniyle beklenmedik şekilde erken öldüğünü belirterek, 2025 yılı itibariyle bu erken ölümlerin 6 milyona çıkacağı düşünülürse, önlenebilir bu ölümlere karsı planlı, kararlı, uygulanabilir stratejiler ortaya konulmalıdır diye belirterek açıklamalarına şöyle devam etti: “2014 Dünya kanser raporu, kanser kontrolü ve hizmetlerinde ülkeler arasındaki farkın açıldığını göstermektedir. Kanserden ölenlerin sayısının fakir ülkelerde, tahmin edilenden daha yüksek rakamlara ulaştığı belirtilmektedir. 2025 yılında kanser ölümlerinin yüzde 80’inin düşük

ve orta gelir düzeyindeki ülkelerde görüleceği tahmin edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde enfeksiyonların önemli bir kanser nedeni olduğu bildirilmektedir.

Örneğin insan papilloma virus (HPV), rahim kanserlerinin yüzde 75’inin sebebidir. Aynı zamanda bu ülkelerde yaşayanlar batı hayat tarzını benimseyerek artan oranda tütün kullanımı, alkol tüketimi, obezite ve fiziksel aktivite azlığı gibi bilinen kanser sebeplerinden kanser risklerini katlamaktadırlar. Bu açıdan, sağ-

lık alanında alınacak acil tedbirler ve yatırımlar gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerine önemli katkılar sağlayacaktır. Orta ve düşük gelirli ülkelerin sağlık sistemleri

ve ekonomileri kanser yüzünden zorlanmakta, hastalığın artması sonucunda kaynak ve alt yapı yetersizliği nedeni ile kanserle baş etmek giderek daha da zorlaşmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre orta ve dar gelirli ülkelerin sadece yüzde 50’si Ulusal Kanser Kontrol Planlarını yapmışlardır.”

! t a k k i d n a Am

Dünya Kanser Günü'nde bu yılın teması "Efsanelere inanmayın" şeklinde belirlendi. Uzmanların "sakın dikkate almayın" diye uyardığı ve dünya genelinde ele alınacak efsaneler şunlar:

Kanser = ÖLÜM demek mi

?

Prof. Dr. Şuayib Yalçın dünya kanser rapoŞuayib Yalçın runun verileriyle paralel olarak Dünya Kanser Günü’nün 2014 yılı ana temasının, yanlış bilinenlerin ve gerçek dışı efsanelerin maskesini düşürmeye yönelik olarak “Efsanelere İnanmayın” olarak belirlendiğini söyleyerek şöyle devam etti: “Kanserle ilgili bazı önyargıların kırılması gerekiyor. Türkiye'nin kanser tedavisinde şanslı ülkelerden biri olduğunu, ülke çapında önemli faaliyetler yapıldığını söyleyebiliriz.

Ailelere düşen sorumluluk Ancak, özellikle hasta yakınları hastalarının kanserle başa çıkamayacağını düşünüyor, kişiyle ilgili kararları hastanın kendisinin değil, hasta yakınlarının vermesi eğiliminin yüksek olduğunu görüyoruz. Bunların her yönüyle konuşulması gerekiyor. Genellikle birçok ünlünün hangi kanserden öldüğünü, hangi evrede olduğunu hiç bilmeyiz. Türkiye'de kanser ve ölüm o kadar çok yan yana konmuştur ki, sanki "kanser" demek "ölüm" demek gibi oluyor. Göreceksiniz ki kanser tanısı konulan hastaların çoğu ölmüyor artık. Artık bunu bilmek lazım" dedi. Yalçın ayrıca, kanserden korunmak için sigaradan uzak durmak, sağlıklı beslenme ve sporun yanı sıra kanser taramalarının zamanında yapılmasını önerdi.

S

kanserin ölüm oranı yaklaşık yüzde 20’dir. Yani ölen 5 kişiden 1’i kanserden hayatını kaybediyor. Her yıl 80 bin kişi kanserden dolayı hayatını kaybetmektedir” diye konuştu.

En sık görülen türler değişti Doç. Dr. Gültekin, Türkiye’de en son yayımlanan istatistiklere göre, her yıl yaklaşık 165 bin kişinin kanser tanısı aldığını, kanser sıklığının erkeklerde yüzbinde 270, kadınlarda yüzbinde 173 olduğunu söyledi. Bakanlık yetkilisinin verdiği verilere göre her yıl kansere yakalanan kadın erkek ortalaması ise, her yüzbin kişide 221 olarak görüldü.

Muz cumhuriyeti; Gulugulu dansı değil mi hep niyeti? Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık Çikitası da var mı bunun satılık? Ajda Pekkan yazar, Ajda bir numaraya çakar Genç kız rüyasi adlı tatlı, bizi artık ancak paklar.

Ananas Del Monte ve Asil Nadir. Vestel’den peşkeş yağma buna dahil midir? Hem güçlü Del Monte hem de Zorlu piyasada var, Ananasının Barak Obama’sı bile dünyayı etti bize dar. Berlusconi bile bu kadar yemedi acaba niye? First Lady’e tez hediye verile, üstelik tropik Mango ile birlikte.

Arpa Biraz Arap rüşveti biraz da cepte cukka, asıl adı para Bira yaparsan reklamı bile yasak ekranda, Samanı bile ithal arpa boyu duble yollar. Tezekten simide saray yapıp onu bile halka kakalarlar Arpalık desem anlar mı sizce bizim kaz kafalılar?

Elma Adem’le Havva yedi diye şaşırma. Gökten üç tane düştü diye hep masallarda Habil Kabil’e katil olmuş darılma Amasya’nın yeri starkin sen de boşver aldırma, Püresi bile çıkmaz artık rendede. UHT kutudaki sahtesi sidik renklisi kondu bile vitrine.

AVM Ne Roma’da var ne Paris’te, Arpa, elma, ananas yerine çakma Channel verdiler hep ellere Yüzlerce yıllık kentler duruyorsa yerli yerinde Bizim Cumbaba bakınca olur köyden indim şehire Oysa 12 yılda yazık göremedi şu ülkenin talan halini bile.

Tuzluk Sümerbank’ı zaten hurda diye Uğur’a sunduk. Masadaki Susurluk bibersiz olmaz nasılda unutmuştuk, Zeytinyağı su yüzüne çıkınca, sirke yanında bal tutmaz Bunlarda her camiye minare konur. Altında ticarethane sorulup Asla mantıklı kılıf bulunmaz.

Hıyar

Ölümlerde kanser 2. sırada ağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Dairesi Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, dünya ve Türkiye ile ilgili kanser verilerini açıkladı. Dünya genelinde, en çok ölüme neden olan kanser türünün akciğer kanseri olduğunu bildiren Doç. Dr. Gültekin, dünya genelinde 2012 yılında 14 milyon insana kanser teşhisi konulduğunu ve bunların 8 milyonunun hayatını kaybettiğini söyledi. Doç. Dr. Gültekin, “Ülkemizde genel anlamda yıllık 165 bin vatandaş kanser teşhisi konulmaktadır. Ülkemizde ölümlerde ilk sırada kalp, ikinci sırada kanser gelmektedir. Türkiye’de

TOPLU İĞNE

KURULUŞ 1921

ye’de önlenebilir kanserlerin ön planda olması. Burada tütüne ve obeziteye bağlı kanserler önemli bir yer tutuyor. Bu konuda yürüttüğümüz kontrol programlarına sıkı sıkı sarılmak ve vatandaşlarda davranışsal değişiklikler oluşturmamız gerekiyor.

Ne desem boş kalır kutsal sebze yanında, Çengelköy’de arazi rantı çoktan çıktı ayyuka Tuzlayarak yesinler beni karıştırmayın Altını siz doldurun Belki anlar 40 haramiler. Kaya tuzu yasaklı, Bunların tuzu çoktan koktu hanımlar beyler.

Görülme sıklığına göre kadın ve erkek nüfusta farklılık gösteren kanser görülme oranları ise şöyle saptandı: Erkeklerde en sık görülen akciğer kanserinin oranı yüzde 25. Bunu, yüzde 11 oranıyla prostat kanseri, yüzde 8 oranıyla mesane kanseri, yüzde 7 ile bağırsak kanseri, yüzde 6,2 ile de mide kanseri izliyor. Kadın nüfusta kanser türü dağılımında meme kanseri yüzde 24 oranıyla ilk sırada görüldü. Bunu, yüzde 8,5 oranında tiroid kanseri, yüzde 7,9 oranında bağırsak kanseri, yüzde 5 oranında rahim kanseri ve yüzde 5 oranında da akciğer kanseri takip etti.

Stres astıma yol açıyormuş

‘2025’te 20 milyon kişi kanser olabilir’



 YEŞİM ÇATALTAŞ

T

ürk Kanser Derneği, 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle bir basın açıklaması yaparak kanserle mücadelede erken tanının önemine dikkat çekti. Açıklamayı yapan Türkiye Kanser Derneği Başkanı Burak Duruman, Türkiye’de her yıl yaklaşık 165-175 bin kişiye kanser tanısı konulduğuna vurgu yaptı ve yılda 100 bin kişinin kanser yüzünden yaşamını yi-

tirdiğini söyledi. Duruman, 2025 yılında kansere yakalanma oranının yılda 20 milyon olarak öngörüldüğünün altını çizerek “2013 yılı sonuna kadar 580 bin hastanın tedavisi, tanısı ve tarama kontolleri yapıldı. Kansere yakalanmamak adına insanların sağlıklı beslenmesi, spor yapması, tütün ve alkol kullanmamaya dikkat etmesi riskten korunmada yüzde 31 oranında etkilidir. Kanserle mücadele etmek için erken tanı çok çok önemli” dedi.

‘Destek bekliyoruz’ Duruman “Hasta haklarını kimse bilmiyor, haklarınızı öğrenin ve haklarınızı sahip çıkın. Kanserle mücadele konusunda tüm yerel ve genel yönetimleri siyasal kararlılık göstermeye davet ediyoruz. Tüm kurum ve kişilerin derneğimizin çalışmalarına maddi ve manevi destek vermesini bekliyoruz; sosyal sorumluluk çerçevesinde derneğimizin çalışmalarına destek olmaya çağırıyoruz” dedi.

Ülkemizde yıl boyu devam eden sınav maratonun çocuk ve gençlerde aşırı strese, stresin ise mide asit salgısını arttırarak reflü başta olmak üzere birçok hastalığa ve astıma neden olduğunu söyleyen Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, erken teşhis konusuna dikkat çekti.

Kaygının yol açtığı mide asit salgısı Psikolojik stresin alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok müzmin hastalığın temelini oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Yonca Tabak, “Özellikle çocuk ve gençlerin sağlığını korumasının daha da büyük önem taşıdığı merkezi sınavlara yaklaşılan şu dönemlerde reflü ve getirdiği sorunları erken dönemde fark etmek gerekir” açıklamasında bulundu.

Aydinlik 20140205  
Advertisement