Page 1

Yolsuzluğa TİB sansürü

Batum’dan hasta tutsaklar için  kanun teklifi

tam denetim denetim getiren getiren hükümet, hükümet, TİB TİB üzerinden üzerinden ‘yolsuzluklarını ‘yolsuzluklarını nasıl nasıl örterim’ İnternete İnternete tam ‘yolsuzluklarımı nasılörterim’ örterim’ telaşına düştü. düştü. TİB, TİB, vekillerin vekillerin yasama yasama faaliyetine faaliyetine dahi dahi müdahaleye müdahaleye ve ve sansüre sansüre başladı başladı telaşına

CHP Milletvekili Süheyl Batum, hasta tutsaklarla ilgili 22 Ocak’ta kanun teklifi verdi. TBMM gündemine gelen kanun teklifine göre 70 yan üzerindeki ve ar salk sorunlar yaayan tutuklularn adli kontrol ile serbest braklmas isteniyor. 11’de

KURULUŞ 1921

AKP’li bakan çocuklarını da kapsayan yolsuzluk olayları ve peş peşe internete düşen yolsuzlukla ilgili ses kayıtları yayılınca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) harekete geçti.



Süheyl Batum

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye’de ilk kez bir mahkemenin yasamaya sansür koymaya çalıştığını söyledi. TİB, Umut Oran’dan kendi sitesine koyduğu yolsuzlukla ilgili soru önergesini kaldırmasını istedi. 9’da

Umut Oran

Çankaya’da adayı

Zafer Kars çi Partisi’nin Ankara’nn Çankaya ilçesindeki aday Prof. Dr. Zafer Kars oldu. Prof. Kars ‘Yurttalarmza temiz, dürüst, namuslu bir belediye sözü veriyoruz’ dedi. 8’de

2 ŞUBAT 2014 PAZAR - 75 KURUŞ

İSVİÇRE SOYKIRIM YASASINI KALDIRIYOR Gülümser Heper

İsviçre Halk Partisi Milletvekili ve eski Adalet Bakanı Christoph Blocher, AİHM kararı üzerine İsviçre’deki soykırım yasasının kaldırılması için teklif vereceklerini söyledi



Christoph Blocher

Aydınlık’a konuşan Blocher, AİHM’in Perinçek kararını değerlendirdi: “Ben Adalet Bakanı iken İsviçre’deki bu yargılamalarla ilgili bakanlığımda bir komisyon kurmuş, yasa değisikliği önermiştim. O zaman onaylanmamıştı. Ama şimdi başka bir durum söz konusu.”

Soykırım yalancılarına Öncü Gençlik şoku



1915’teki Ermenilere soykırım iddialarının 100. yılı için kurulan platform, İşçi Partisi Öncü Gençlik üyeleri tarafından protesto edildi. Oral Çalışlar’ın konuşmacı olduğu etkinlikte gençler “Oral Çalışlar, Roni Marguiles ve Ufak Uras gibi döneklere ders vermek istiyoruz. Hrant’ın katillerini gizleyenler onlardır” dediler. 8’de

“Bu kadar aptalca bir karar olamaz. Bir Meclis tarihte yaşanmış olayların nasıl yaşandığını, nasıl nitelendirileceğini belirleyemez. Mart ayında toplanacağız, imkan bulup, yasanın değişikliğini sunacağız. Tüm hazırlıklar tamam. Çok büyük bir ihtimalle başarılı olacağız.” Fatma Şahindal’ın söyleşisi 12’de

BAYAZI

Engin ÜNSAL 7’de

Atn Atnsenatör senatör seçtiren seçtirenimparator imparator

Güçbirliğini reddettiler tabanlarındaki birliği bozdular!

Her seçim böyledir... Bireysel kâr rejiminin ihale adamları öne çıkar... Yağcılık, adamcılık, fırsatçılık, sahtekarlık... Bu siyaset anlayışının bizatihi kendisi sorundur ve ortadan kaldırılacaktır! Güçbirliğini reddeden CHP ve MHP yönetimi aday açıklamalarıyla birlikte yoğun tepki alıyor. Kimisi, ‘Bu solcu, nasıl aday gösterilir’ Kimisi, ‘Bu sağcı, nasıl aday gösterilir’ diyor. Güçbirliği siyaseti işte bunun panzehiriydi. Birliği zorlaştıran etkenleri Atatürk’te birleşme kararı ortadan kaldırırdı. Bu stratejik bir karardı: Fethullah’sız, Abdullah Gül’süz, Tayyip’siz, Amerika’sız... Karşılığı yok diyen son iki yılın meydanlarına, gençliğine, tribünlerine baksın! Millet meydanlarda öncü kadroların çalışmalarıyla birleşti CHP ve MHP’nin genel merkezleri bozmaya çalıştı! Kendi programı olmayan başkasının programının papağanı olur. Plastikten politikacılarla halk avcılığına soyunur. Halk avcıları ise iktidar seçeneği oluşturamaz. Seçenek, ihale sırasının değil mücadelenin en önünde olandır! Yanlışlığın kaynağı sağcı ve solcu adayların kendisi değil güçbirliğini engelleyen Soros kafasıdır!

M. İlker Yücel ISSN 2146-2356

ilkeryucel@aydinlikgazete.com

Mehmet Ali GÜLLER 9’da

Kim kimi dinliyor?

İsmet ÖZÇELİK 12’de

AKP’nin oy oran

Mehmet YUVA 13’te

srail-Suudi ekseni

Filiz CEMSU 15’te

Hetekli, Hetekli,tezekli, tezekli, kadn kadngöbekli... göbekli...

Gül’ün TSK’yı Suriye’ye sürme planı 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İtalya gezisinde önemli mesajlar verdi ve kampanyasını başlattı. En can alıcı gündemi ise El Kaide bahanesiyle Türk Ordusu’nu Suriye’nin üzerine sürmek! Amaç masummuş gibi gösteriliyor. Hedef: El Kaide. Niçin: Herkes için tehlike. Gül açıkça söylüyor: “TSK da bugün ben karışmayayım derse yarın gücünüzün yetmeyeceği bir güç çıkacak karşınıza.” 4’te

Türk dillerinde od kökü Kıpçak/Kumanlar, denenmiş insanlara “Yetti otda çırugıp-turgan.” diyorlar. Türkçemizle “Yedi ateşte denenmiş.” Kazaklar, cesur insana Otjiğer diyor, yani ateş ciğerli. Azerî türküleri “Oda yanmışam” diye yüreğimizi yakmıyor mu?

Rafet BALLI’nn yazs 4’te

Doğu PERİNÇEK Eren Günay

Alp Günay

Zindanlar boşalana kadar direneceğiz Balyoz davası kararını protesto etmek için düzenlenen Sessiz Çığlık eylemlerine TÜBİTAK raporu ve yeniden yargılanma talepleri damga vurdu. Poyrazköy davasında tahliye edilen ve İstanbul’daki eyleme katılan Binbaşı Eren Günay, “Kanatlarım kırık çünkü canlarım içerde” dedi. 11’de

10

Sayın Başsavcı’ya çok basit birkaç soru! Hadi Salihoğlu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı’ydı. “Beş Yıldızlı Metris” başlıklı yazım nedeniyle beni aradı. Büyük bir içtenlikle bana, kendisine bağlı Metris’i gezdirmek istediğini söyledi. Cezaevini birlikte dolaştık.

Mustafa MUTLU

2


Hazırlayan: Osman ERBİL

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

C ‘Geldikleri gibi gidiyorlar...Uyan!’ Ricciardone Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi mi yoksa Y-CHP mi tartışmalarının sonuna geldik. Kemal Kılıçdaroğlu önderliğindeki Y-CHP yönetimi, parti tabanını ne kadar uğraşsa da Cumhuriyet Halk Partisinden yani Kemalizm’den/ Atatürkçülük’ten koparamadı. Peki Kılıçdaroğlu ve Y-CHP yönetimi, tabanının uyarılarını ve hassasiyetlerini dikkate alıp, kendilerine karşı gösterilen bunca sabıra ve iyi niyete rağmen değiştiler mi? Ne yazık ki hayır. Değişemezdiler, çünkü onlar CHP tabanını dönüştürmekle görevliydiler... Peki neden “Cumhuriyet Halk Partisi mi, yoksa Y-CHP mi tartışmalarının sonuna geldik” diyoruz? Çünkü bu “savaşı” kazanan, Kılıçdaroğlu ve Y-CHP yönetimi değil, Kemalist/Atatürkçü, Ulusalcı olan Cumhuriyet Halk Partisi tabanının kendisi oldu. O tabanı oluşturan “halk”, 19 Mayıs’larda, 29 Ekim’ler de ve 10 Kasım’lar da özlenen güç birliğini oluşturarak tüm ulusalcı/milliyetçi, halkçı, devrimci unsurlarla birlikte meydanlarda işbirlikçilere, gericilere, bölücülere karşı ; Silivri’ de ise Silivri duvarlarına dayanıp, AKP-Cemaat yargısına karşı meydan okudu. Gezi Direnişi’nde Abdocan oldu, can verdi, mücadele etti. Dillerinde iki slogan vardı. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ve “Hükümet istifa”.

CHP’nin ABD- Gül- Gülen yolu Tayyip Erdoğan dahi, meselenin ağaç meselesi olmadığını saptamasını yaparken, Sayın Kılıçdaroğlu meseleyi, ABD’ci çürümüş, sözde “özgürlükler” alanına hapsetmeye çabaladı fakat başaramadı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun müttefiki, meydanlarda ellerinde Atatürk bayrağı olan Cumhuriyet Halk Partisi tabanı değil, ne yazık ki Y-CHP’yi “seven” ABD büyükelçileri oldu. Sayın Kılıçdaroğlu Milli Güç Birliğini oluşturan unsurlarla; Milli Güç Birliğinin ve demokratik halk hareketlerinin oluşmasına fikirleriyle, kadrolarıyla, yazılı ve görsel medya imkanlarıyla büyük katkı sağlayan Sayın Doğu Perinçek’le iş birliği yapacağına, arkasına A.Gül’leri ve F.Gülen’leri almayı tercih etti. Ama; nasıl AKP’nin, F tipi Cemaatin sonu göründüyse, onlarla aynı takımının oyunculuğunu yapmayı tercih eden Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin de sonu göründü.

emaatçiler ve Tayyip’çiler... Tayyip’ten umudu kesenler, akın akın cemaatçi oluyorlar. Durum gözle görülüyor, elle tutuluyor. Açıkçası, Tayyip’ten umut kesilmiş durumda. Ben izliyor izliyor gülüyorum. Nasıl da saf değiştiriyorlar. Peter Sellers’in bir filminde vardı. “Para Babası”.. Kakayla dolu bir yüzme havuzunu bir de parayla dolduruyor, “Alın hepsi sizin olsun diyor”. İngiliz soyluları önce bastonun ucuyla, ayakkabının burnuyla yoklama yaparken, sonunda bodoslama atlıyorlar havuza. Başlıyor b.k un içinde bir para kapma yarışı. Bizde de şimdi rüzgar cemaatten yana esiyor. Sermaye çevreleri, önceleri ayakkabılarının burnuyla yoklarken, şimdi dalmaca cemaatçi oldular. Mazeret de hazır. Ne yapsınlar, adamlar iş adamı.

Can ciğer kuzu sarması Nagehan Alçı’yla Nazlı Ilıcak, birbirlerinin “Hınk” deyicisiydiler. İçtikleri su ayrı gitmiyordu. Şimdi kanlı bıçaklılar. Nazlı, acilen cemaatçi olurken; Alçı, Tayyipçilikte ısrarlı. Dört bir tarafın diğer tarafları kıs kıs gülerek, ikisinin düellosunu izliyor. Gülüp eğlenmek isteyen insanlara şiddetle tavsiye ederim.

Biraz Eskiye Gidelim Bay Tayyip, Fethullah Gülen Hoca’nın cemaatinin desteğini alarak, onlarla işbirliği yaparak iktidar oldu ve başladı önceden tasarlandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma çalışmalarına. Atatürk ve İlkeleri hiçe sayılırken, Ata’nın devrimleri yok edilirken, bayramlar bir bir kaldırılırken, hatta Ata’nın huzuruna çıkmak, heykeline çelenk koymak yasaklanırken, Atatürk kendi ordu evine giremezken,

T.S.K’nin şerefli subayları akla sığmayan aptal gerekçelerle toplanarak hapishanelere konuluyordu. Aileleri ve çocukları feryat ederken, dışarda kalan subaylar ve Türk halkı, sadece şaşkın seyretmekle yetiniyorlardı. Bu kadarı da yetmiyor, T.C kaldırılmaya çalışılıyor. Tabelalardan çıkarılırken, “Türküm” dahi diyemiyordunuz. Bayrağınızı açmanız yasaklanıyordu. Polis, T.C yazan, Atatürk resmi bulunan otomobillere ceza kesiyor, Atatürk posteri satan satıcıları içeri atıyordu. Buna mukabil; Osmanlı Bayrağı açmak, sallamak serbest oluyordu. Gençler susturuluyor, üniversiteler bastırılıyor, öğretim görevlileri, profesörler sırf Atatürkçü oldukları için hapishanelere atılıyor, doktor muayenesine müsaade edilmiyor, hasta olanlar canlarını hapishanelerde teslim etmek mecburiyetinde kalıyorlardı.

Ey Türk Gençliği! Çağdaş Gazeteciler gazetelerinden kovuluyor, yazı yazmaları engelleniyor, hatta hapishanelere atılıyorlardı. İşkence oranı artmıştı. Gençler, Ata’nın hitabetini yeniden ortaya çıkardılar. Olup biteni Mustafa Kemal, o gün görmüş ve yazmıştı. Yazdıkları birebir gerçekleşiyordu. Tayyip, ülkeyi tarafsızlar bertaraf olur diye bölmüştü. Büyük gazeteler hiçbir gerçeği yazmayıp yandaş olurlarken, iş adamları çıkar ve menfaatleri doğrultusunda hükümetten yana taraf tutup, Tayyip’i ve Cemaat’i alkışlıyorlardı. Ülke sanatçıları, başlarını kuma gömmüştü. Bazı sanatçılar Tayyip tarafından “akil” olarak görevlendiriliyor, bu akiller çıkar ve menfaat karşısında ülkenin bölünmesinin, ülke topraklarında bir kürt devletinin olmasının ne kadar iyi ve

TEPETAKLAK

Mutlaka okuyun yerinde olacağını halka ısrarla dayatıyorlar, ceplerini paralarla dolduruyorlardı. Cemaat, polisin içinde kadrolanıyordu. Cemaat, hukukun içinde avukat, savcı, yargıç olarak yerini alıyordu. Bütün bu atamalar, Tayyip Erdoğan Hükümeti tarafından yapılıyordu. Sonunda halk, özellikle gençler, Gezi Parkı’nda başlayarak ayaklandılar. Bu bütün dünyanın takdir ettiği bir devrim hareketi haline dönüşüyordu. Halk ve gençler; polis tarafından eziliyor, gazlanıyor, dövülüyor hatta öldürülüyordu. Tayyip, halkı ve gençleri döven polise; “Destan yazdınız, kahramansınız!” diye övgüler düzüyor, cemaatin kadrolaşmış polisine ikramiyeler dağıtıyordu.

Anlaşamadılar Hükümetin ortağı Tayyipçiler ve cemaat giderek anlaşamamaya başladılar. Adeta Türkiye’yi bölüşemiyorlardı. Tayyip, “Her istediklerini verdim” diye, ağzından kaçırdı. Artık aralarında rant kavgası da başlamıştı. Tayyip’in bakanlarının her gün yolsuzlukları gündeme gelir oldu. Tayyip’in oğlu Bilal oğlan da yolsuzluğa karıştığı için, polis ve savcılık tarafından ifadeye çağrılıyordu. Tayyip tarafından Gezi Olayları sırasında “Kahraman polis, destan yazdın. Al sana bol para” denilen teşkilat, her nedense bu kez Tayyip tarafından güvenini kaybetmişti. Cemaat’ten intikam almak amacıyla, kahramanlar oradan oraya sürülür olmuşlardı. Türkiye’yi ortaklaşa bu hale getiren Tayyip- Cemaat ortaklığı, artık kedi- fare kavgasına dönmüştü.

Levent

KIRCA leventkirca@aydinlikgazete.com gözünü. Yeni başkan, Atatürk söyleminden ve onun ilkelerinden vazgeçmiş gibi görünüyordu. “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz! “ sloganından bile, Atatürk’ü çıkartmak istiyordu. “Artık Atatürk eskiydi. Onunla bir yere varılmaz” diyordu.

de öyle. Kim derdi ki birgün Ata’dan kalma parti, Cumhuriyet’in yıkılışında rol oynayacak. İnsanlar bir değişiklik olacağını sanıyorlar. Ne var ki aynı tas, aynı hamam. Cumhuriyet’in yıkılışına, kalındığı yerden devam edilecektir.

Amerika’nın B planı

Bizden günah gitti

Amerika, BOP projesi kapsamında, Tayyip’i ve Cemaat’i iktidar yapmıştı. Ne var ki, Tayyip’in başarısızlığı Amerika’yı, Türkiye’nin bölünmesi doğrultusunda bir ikinci plan yapmaya itti. Tayyip saf dışı bırakılacak, halk kurtulduğunu sanırken, Cemaat bu kez CHP ve Abdullah Gül’le biraraya gelerek ülkeyi yönetecek, Cumhuriyet’in bölünmesine de kalındığı yerden devam edilecekti. Bu kez ülkeyi kandırıp yanıltma görevi, CHP’ye veriliyordu.

Partili yöneticilerimiz, köşe yazarlarımız, ben, Sayın Doğu Perinçek; Kılıçtaroğlu’na defalarca, ‘’gel etme, eyleme.. Cemaat’le işbirliği yapıp Türkiye’nin sonunu getirme’’ dediler. Hatta Kemal Bey’den randevu alıp karşısına dikildiler. ‘’Gel güç birliği yapalım, Arslanlı yolda birlikte yürüyelim ve Cumhuriyete sahip çıkalım’’ dediler. Ama nafile... Kemal Bey’in bir kulağından girdi, öbüründen çıktı. Suç bizden gitti yani. Dostlar, artık İşçi Partisi’nin oyu, İşçi Partisi’nin...

5 Haziran 2013 Türkçe Olimpiyatları

Gezi eylemlerinde ortalıkta görülmeyen Sarıgül, Gülen Cemaati’nin Türkçe Olimpiyatları’na katılmış, “bu düşünceyi hayata geçiren herkesten Allah razı olsun diyorum” demişti.

Bakışlar CHP’ye döndü

Mustafa Sarıgül

İşçi Partisi

İnsanlar “İmdat!” dediler ve Atatürk’ün kurduğu, ismi Cumhuriyet olan partiye çevirdiler bakışlarını. Ne var ki, parti iktidar olmaya dikmişti

Çoktan Atatürk’ten vazgeçmiş, Türk Bayrağı’nı da umursamaz olmuştu. Amerika’nın çizdiği yol, artık onun yoluydu. Belli bir zamandır da “hoca”dan feyz almış, artık tam bir cemaatçiydi. En azından Cemaat’in desteğini iliklerine kadar hissediyordu.

Hiç aklımda yokken, bana partimin ileri gelenleri adaylık teklif ettiler. Önce kabul etmedim. Uzun süre düşündüm. Ne var ki, ben bu partiye girerken makam peşinde değilim. Gerekirse tuvaletin önünde de otururum demiştim. Şimdi bana bir görev veriliyordu. Bunu geri çevirmek, ömrünün üçte ikisini ülkesi için hapiste geçirmiş Doğu Perinçek’e, ayıbın ötesinde ihanet olurdu. Dava arkadaşlarımı hayal kırıklığına uğratırdım. Zaten Atatürk çatısı altında birleşmeyi, Aslanlı Yol’dan yürümeyi yeğliyorduk. Söz konusu “koltuk” değildi. Söz konusu “Cumhuriyet’in Kurtuluşu” için birşeyler yapmaktı. Ve zaman dardı. Bu yazıyı okumakla kalmayın, kesip saklayın. Çünkü, dediklerim bir bir çıkacak. Cumhuriyet için başka şansımız yok. Uyumayalım! İşte vazifeyi, bu yüzden kabul ettim.

8 Haziran 2013

Amerika’dan icazet Kemal Bey CHP’sinin ileri gelenleriyle hiçbir solcuyu, devrimciyi yanına almaksınız Amerika’ya gitti. Görüşmeler yapıldı, “hoca”nın eli öpüldü, geri dönüldü. Atatürk artık köhnemişti. Atatürk’süz yeni CHP, Cemaat’i iktidara taşıyacaktı. Gösterge olarak da, yerel seçimlerde aynen dizayn edildiği gibi Sarıgül, yani Cemaat İstanbul’u alacaktı.

Çok yazık Levent Kırca, Denizli’deki Gezi protestosunda

Anam babam CHP’liydi, ben

Cumhuriyet Halk Partisi tabanı, hem Sorosçu hem Atatürkçü olunamayacağını Sayın Kılıçdaroğlu’na esasında çoktan gösterdi. Kendisi de uzatmaları oynadığının farkında. Bütün gayreti Milli, Atatürkçü olan tabanını sessiz, sinsi taktiklerle bir şekilde oyalayarak AKP iktidarı gitmeden bölücü örgütün ve tabi ki küresel çetenin isteklerinin gerçekleşmesine katkı sunmak. CHP Kılıçdaroğlu’na ve yönetimine mecbur değildir. Yakında CHP bu yükü sırtından atacaktır. Türk Milletinin önemli bir örgütlü gücü olan CHP tabanı Atatürk’te birleşen tüm ulusalcı/milliyetçi, halkçı, devrimci unsurlarla birlikte “Milli Güç Birliği” ndeki yerini çoktan almıştır. Arslanlı Yoldaki, Gezi Direnişi’ndeki milyonlarla, Yatağan’da direnen emekçilerle yani Cumhuriyetimizin tüm unsurlarıyla Büyük Önderimiz Atatürk’ün işaret ettiği gibi aklın ve bilimin ışığında çağdaş, aydınlık, laik, demokratik, tam bağımsız Türkiye için hiç durmadan, engel tanımadan hedefine kilitlenmiştir.

Tıpkı AKP gibi kaybedersiniz Kemal Kılıçdaroğlu’na son kez diyoruz ki; başını kaldır dünyaya bak. Dünyanın nereye döndüğünü, rüzgarın ne taraftan estiğini gör. Bırak o arkana aldığın çürümüş, emperyalist sıska rüzgarı. Gel, gelişen dünyaya katıl. Kaybediyorsun tıpkı AKP gibi, aynı kayıktasın çünkü, halk artık görüyor bunu. Başını kaldır gaflet uykusundan. Oturduğun CHP koltuğunun sahibi Gazi’nin dediği yine oluyor, geldikleri gibi gidiyorlar, sen de gideceksin, uyan! Mert GÜLTEKİN

PKK’nın önünü açma formülü: Genel Af

E

rgenekon ve Balyoz tertipleri ile içerde tutulan yurtseverleri bu saatten sonra hiç kimse içerde tutamaz. Tayip Erdoğan’ın Tahran’ı ziyareti öncesinde yaptığı açıklamalar ve Adalet Bakanı’nın haberini verdiği hazırlıklardan sonra, içerdeki bütün yurtseverlerin yakında özgürlüklerine kavuşacakları anlaşılıyor. Bununla birlikte F Tipi Gladyo ile birlikte AKP içinden de belli bir kesimin, yapılan çalışmalara karşı oldukları bilinmektedir. PKK çevreleri de yaptıkları açıklamalarla, Ergenekon ve Balyoz tutuklularını özgürlüklerine kavuşturacak bir yasal düzenlemeye karşı olduklarını belirtiyorlar. Bütün bu çevrelerin derdi, artık bütün toplumun talebi haline gelmiş olan yurtseverlerin özgürlüğü konusunu, duvara dayanmış olan “Kürt açılımı”nı sürdürmenin bir aracı yapabilmektir.

geçici ikinci maddesini de iptal edilecek, dosyalar normal mahkemelere devredilecek. 5 Temmuz 2012’den sonra verdikleri bütün kararlar yok sayılarak yeniden yargılamaya gidilecek. Uzun tutukluluk için yasanın öngördüğü iki artı bir hükmü uygulanarak tutuklular derhal serbest bırakılacak... Çözüm bu kadar basittir. Ama bazı AKP sözcülerinin son günlerde lafı dolandırmaya başladıkları ve başka hesaplar peşinde koştukları görülüyor. “Geçici 2. maddenin kaldırılması ve 5 Temmuz 2012 sonrasında verilen kararların yok sayılmasıyla yeniden yargılama, kaos yaratırmış”, “Suçsuz olanlar yeniden yargılansın ama gerçekten darbeci olanlar cezasız mı kalacak?” vb. Bütün bu gerekçeleri sıralayanlar, çözüm olarak alttan alta “genel af”ı da dillendiriyorlar.

Çözüme itirazlar

Gerçek amaç: Abdullah Öcalan’a af!

Bugün artık gündeme gelmiş olan çözüme Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu önderlik etti. Özel Görevli Mahkemeleri kaldıran Yasa’nın, ellerindeki davaları bitirmelerini öngören

Amaçları “Kürt açılımı” ile planladıkları Abdullah Öcalan’a kapıyı aralamanın formülünü bulmaktır. Ergenekon ve Balyoz davaları ile içeri atılan

OLMAK YA DA OLMAMAK

Tabanı oyalama taktikleri

Mehmet Bedri Gültekin

yurtseverlerin, Öcalan’ı da kapsayan geniş kapsamlı mbgultekin@ip.org.tr bir affa, kamuoyundan gelebilecek tepkileri yumuşatmak için suçluları kurtarmaktır. kullanılmaları düşüncesi, 2013 yılı öncesi suçlar için başından beri tertipçilerin çıkarılacak bir genel af bütün planı içindeydi. bu sorunları “halledebilir”! Ama başta İşçi Partisi Böyle bir “af” Ergenekon ve olmak üzere yurtseverlerin Balyoz tertiplerini tezgâhlayan 2012 yılından itibaren kitleleri F Örgütü mensuplarını de harekete geçiren direnişi bu da kapsayacaktır. Böylece hesapları bozdu. bir taşla üç kuş birden AKP yolun sonuna geldi. vurulmuş olacaktır. Bununla birlikte ABD AKP ve F Örgütü artık tarafından önüne konulan içerde tutulamayacağı belli “Kürt açılımı”nı sürdürmek olan yurtseverlerin istiyor. İktidarını özgürlüğünü kendileri için sürdürebilmesinin buna bağlı kazanca dönüştürmenin olduğunu düşünüyor. hesapları içindeler. Şimdi bir taşla bir kaç kuş vurmak istiyor. Bir yandan Türkiye’nin ihtiyacı milletimizin artık tamamının Türkiye’nin ihtiyacı PKK’ya talebi haline gelmiş olan ve Abdullah Öcalan’a af Ergenekon ve Balyoz değildir. tutuklularını serbest Türkiye bağımsız, egemen bırakırken; “af” numarası ile ve demokratik bir ülke Öcalan’ı ve PKK’yı da pakete olacaksa, ülkenin varlığına ve dahil etmek istiyor. bütünlüğüne, demokratik laik “Genel Af” talebinin esas esaslarına karşı tertipler sahipleri, AKP-PKK yapmış Gladyo’yu tasfiye ortaklığının açılım edecektir. görevlileridir. ABD emperyalizminin bölge planları içinde rol üstlenerek Yeni hesaplar şiddet ve bölücülük yolunda AKP çevrelerinin “af”ı hâlâ ısrar edenleri, başka dillendirmelerinin bir diğer deyişle PKK’yı “af” torbasına nedeni, son operasyonlarla bir doldurmak, vatana kısmı içeri atılan, ama büyük yapılabilecek en büyük çoğunluğu hala dışarıda olan kötülüklerden biri olacaktır. kamu mallarını yağmalayan Yangına benzin dökmek

dedikleri işte budur. Aynı şekilde ülke kaynaklarını fütursuzca yağmalayan hırsız takımının yaptıkları yanlarına kâr kalamaz. Milletimizin talebi budur.

Ne yapmamız gerekiyor? Yıkılmakta olan AKP çırpınıyor. Çırpındıkça daha da batıyor. Çözüm, halk hareketinin açtığı yolda daha da ileri gitmektir. Yurtseverlerin özgürlüğü, emperyalistlerin Kürt açılımı dayatmalarını hayata geçirmenin perdesi yapılamaz. Aynı şekilde yurtseverlerin özgürlüğünün, hırsızların adaletten kaçmalarına hizmet eden bir oyuna dönüştürülmesine de izin verilemez. Günün görevi, Türkiye Barolar Birliği’nin önerdiği çözümün derhal uygulanmasını sağlamak için kitlelerin harekete geçirilmesidir. Sorun içerde olan yurtseverlerin kişisel özgürlüğünün ötesinde Türkiye’nin bağımsızlığı ve özgürlüğü sorunudur.


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Hazırlayan: Osman ERBİL

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

AKP MKYK ÜYESİ: YUKARIDA ZAFİYET BAŞLAYINCA DAĞILMA KAÇINILMAZ

İstifa depremi bekleniyor AKP ve Cemaat arasındaki iktidar savaşı milletvekili istifalarını beraberinde getirirken esas kaynamanın partinin il ve ilçe örgütlerinde yaşandığı belirtildi

AKP’den istifaların yaşandığı il ve ilçeler:

 Ertuğrul Günay Muhammed Çetin

İdris Bal  AYDINLIK / ANKARA

A

KP’deki Cemaat kavgası belediye başkan adaylarının belirlenmesi sonrasında partide istifa furyasını başlattı. İl ve ilçe örgütlerinde de ciddi sarsıntılar ortaya çıkarken, bir AKP yöneticisi “yukarılarda zafiyet başlayınca aşağıdaki dağılmanın kaçınılmaz olduğunu” söyledi. Yerel seçimlere az bir süre kalmasına rağmen AKP’de gerilim giderek artıyor. AKP ve Cemaat’in iktidar kavgası nedeniyle son dönemde 8 milletvekili partiden istifa ederken istifaların arkasının geleceği konuşuluyor. AKP’de son olarak İstanbul Milletvekili Muhammet Çetin partisinden istifa etti. İnternete düşen ses kayıtlarında ise Cemaat’in ilişkiye geçtiği ve istifasını örgütledikleri milletvekili sayısının 78 olduğu iddia edildi.

suzluğun açığa çıkması, belediye başkan adaylarına tepki ve Cemaat kavgası.” AKP yöneticileri önümüzdeki günlerde istifalarda artış olacağını, bunda da belediye meclis üyelikleri sıralamasının etkili olacağını ifade ettiler. Belediyelerin rant kapısı haline gelmesinin partide ahlak erozyonu yarattığını kaydeden AKP yöneticileri, belediye için verilen sert mücadelenin başka anlamı olmadığını söylediler.

AKP yöneticisi: Para makinesini açıklayamıyoruz Bir AKP MKYK üyesi yaşanan gelişmelerle ilgili olarak şu değer-

lendirmeyi yaptı: “İstifalar doğru. Bunun önümüzdeki günlerde artabileceği de doğru. Parti yönetimi olarak bazı hatalar yaptık. Cemaat kavgasında zamanlamamız yanlıştı. Herkesi düşman cephesine ittik. İşadamlarıyla, gençlerle, kadınlarla, toplumun her kesimiyle kavgalıyız. Geçtiğimiz günlerde Mao’nun Kızık Kitabı elime geçti. Orada düşmanla nasıl savaşacağımızı gösteren çok önemli bilgiler var. Biz tam tersini yapıyoruz. Savunurken batıyoruz. Ayakkabı kutusundaki dolarları, para sayma makinelerini kimseye izah edemiyoruz.”

Asıl deprem altta AKP’de asıl sıkıntınınsa partinin alt kademelerinde yaşandığı görüldü. Son günlerde il ve ilçelerde gruplar halinde istifalar yaşandı. Birçoğu basına yansımayan istifalara gerekçe olarak şu üç neden öne sürüldü: “Rüşvet ve yol-

AKP Fethiye ilçe yönetimi Cemaat kavgası sonrasında topluca istifa etmişti.

Urfa’nın Ceylanpınar, Sivas’ın Altınyayla İlçesi Deliilyas Beldesi, İzmir merkez ve Bayraklı, Foça ilçeleri, Çanakkale Bigadiç ilçesi, Muş’un Malazgirt ilçesi, Erzurum merkez ve Çad ilçesi, Antalya merkez ve Döşemealtı teşkilatı, Ordu merkez, Çatalpınar, Göller ilçeleri, Sakarya Pamukova ilçesi, Manisa’nın Köprrübaşı ve Şehzadeler, Ankara merkez, Sincan, haymana, Keçiören ilçeleri, Adana merkez, Ceyhan, İmamoğlu, Gaziantep merkez ve Nurdağı, Diyarbakır merkez,Çüngüş, Konya merkez ve Hüyük, Kayseri merkez ve Sarıoğlan, Denizli merkez ve Buldan, Muğla merkez, Kavaklıdere.

AKP’de istifa eden milletvekilleri:



Kütahya Milletvekili İdris Bal, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, İzmir Milletvekili Erdal Kalkan, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, Burdur Milletvekili Hami Yıldırım ve İstanbul milletvekili Muhammed Çetin. AKP’den en son istifa eden milletvekili Çetin yakında birçok milletvekilinin daha istifa edeceğini iddia etti.

KCK TUTUKLUSU, ESKİ DEP MİLLETVEKİLİ HATİP DİCLE:

Ergenekon’da ABD karşıtları tasfiye edildi K

CK tutuklusu eski DEP Milletvekili Hatip Dicle, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının ordunun ulusalcı kesimine yapıldığını söyledi. Cumhuriyet gazetesinden Utku Çakırözer’e konuşan Dicle, “Ergenekon ve Balyoz davalarında kimler tutuklandı? Çetin Paşa, İlker Paşa... Ordunun ulusalcı güçleri tasfiye edildi ama 1990 ile 1999 arasında Kürtleri yakıp yıkan, faili meçhulleri yapanlar ortada yok. İçerideki generallerin hiçbiri yakıp yıkmadı. Çıksınlar tabii ki” dedi.

‘Resmi söylemin dışına çıktı’ 2009 yılında tutuklanan ve halen Diyarbakır Cezaevi’nde yatan Hatip Dicle, Türkiye’de devlet içinde ulusalcıları anlatırken PKK ve BDP’nin

KCK YÖNETİCİSİ HAYDAR VARTO:

Ergenekon, TSK’nın bağımsız siyasetlerine karşı yapıldı



KCK Hukuk Komitesi Üyesi Haydar Varto, AKP-Cemaat savaşına ilişkin olarak Cemaat’in yargı kurumlarının içini savcı, hakim ve özel mahkemelerle doldurduğunu söyledi. Varto, Ergenekon’un arkasındaki güçleri şu ifadelerle tarif etti: “Sadece AKP bu mahkemeleri kurmadı. Merkezi Beşiktaş’ta bir özel yetkili mahkeme kuruldu. Türkiye Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şekilde, eski Genel Kurmay Başkanlarından bütün ordu mensuplarına kadar çok geniş bir yargılama süreci yürütüldü. Bu aslında uluslararası güç kararıyla kurulan bir mahkemedir.” TSK’da küresel sermayeye karşı, bağımsız bir politika izleme eğilimi geliştiği dönemde Ergenekon operasyonunun yapıldığını belirten Varto, operasyonların arkasında ABD ve Cemaat’in olduğunu söyledi.

resmi söylemlerinin dışına çıktı. Dicle şöyle konuştu: “17 Aralık sonrası PKK’daki hava şu: Erdoğan gidecek ve savaş başlayacak ama son günlerde Cemil Bayık ve Selahattin Demirtaş ‘Erdoğan olsa da olmasa da çözüm süreci devam eder’ diyorlar. Biz bu sözleri çok önemsedik.

‘PKK’ya mesaj’ iddiası Acaba birileri ‘Bu devlet politikasıdır, değişmez’ mesajı mı götürdü PKK’ya?’ Devletin bir kanadı olabilir. Belki de ulusalcı kanadı. ‘Erdoğan gittiği anda savaş başlar’ diye düşünenlere bir yanıt olarak mesaj mı götürüldü? Yani ‘Böyle düşünmeyin’ denmiş olabilir. Özal öncesinde ve 1996-97’de de bu tür ulusalcı güçler PKK ile temastaydı. Ulusalcı güç

dediklerimiz, 1 Mart tezkeresinde ABD ve Batı’ya rağmen ‘hayır’ diyenler. Devletin hep böyle bir kanadı olmuştur.”

‘Cemaat’e güvenmiyoruz’ Hükümet-Cemaat arasındaki kavgaya da değinerek Cemaat’e güvenmediklerini belirten Hatip Dicle “Öncelikleri devlet içinde örgütlenmekti. İlk önce Çiller ile mesafe aldılar. En büyük kadrolaşmayı ise AKP döneminde yaptılar. Ama sonunda aralarında iktidar kavgası çıktı. Cemaat, Kürt sorununda çözüm yanlısı değil. Erdoğan daha milli, Türkiyeli geliyor bize. Cemaat tamamen ABD ve Batı ile birlikte hareket ediyor. Kürt hareketi Cemaat’e hiç güvenmez” diye konuştu.

Hatip Dicle

D

dinlemişler” diyen Erdoğan’ın bu ifadeleri “Gülen’in ses kayıtları internete düştüğü anlarda yapması dikkat çekti. Böylece Addullah Gül’e “kasetlerin elimde” mesajı bizzat Erdoğan tarafından verildi. İtalya gezisinden dönen Gül kendisine yöneltilen “Başbakan ‘Cemaat Cumhurbaşkanı’nı da dinlemiş’ dedi. Ne diyorsunuz” sorusuna yanıtı Erdoğan’ı hedefe alarak verdi. Önce “Bu konuda bir şey söylemek istemiyorum” diyen Gül, Erdoğan’a mesajını “Kurcalarsan konuşulacak çok şey çıkar” sözüyle verdi. Ankara’da bu karşılıklı mesajl a r “şantaj” olarak yorumTayyip landı. Erdoğan

mustafamutlu@aydinlikgazete.com

Sayın Başsavcı’ya çok basit birkaç soru!

H

adi Salihoğlu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı’ydı. 3 Ocak’ta yayınlanan “Beş Yıldızlı Metris” başlıklı yazım nedeniyle 13 Ocak Pazartesi günü beni aradı. O yazıda bakan çocuklarına Metris Cezaevi’nde ayrıcalık uygulandığı iddialarından söz etmiştim. Büyük bir içtenlikle bana, kendisine bağlı olan Metris’i gezdirmek istediğini söyledi. 16 Ocak Perşembe günü sabah saat 08:30’da Metris’te buluşmak için sözleştik.  Ben tam saatinde randevu yerindeydim ancak Başsavcı, benden çok daha erkenciydi. İlgili savcıları ve cezaevi yöneticilerini toplamış, beni bekliyordu. Yerleşkede bulunan üç cezaevinden ikisini birlikte adım adım dolaştık. Sıra hasta tutuklu ve hükümlüler için yapılan özel cezaevine geldiğinde, koridordaki bir banka oturarak, “Siz devam edin, ben tıkandım” dedi.  Kaderin cilvesine bakın ki tam da “tıkandığı” o dakikalarda Ankara’daki bazı odalarda kendisine yeni bir yol çiziliyordu. Çünkü Bakırköy Başsavcısı Hadi Salihoğlu, o anlarda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanıyordu. Bu haberi almam için birkaç saat geçmesi yetti. Başsavcı, ayrılmadan önce beni ertesi gün yapılacak bir sergiye davet etmişti. Odakule’de açılan ve Silivri’deki tutukluların yaptıkları eserlerden oluşan bu sergiye ben gittim ama o gelemedi. Çünkü yeni göreviyle ilgili görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’ya gitmişti.  İstanbul’un yeni Cumhuriyet Başsavcısı, gazetecilerle ilk sohbet toplantısını ise ayın 24’ünde, yani göreve başladıktan dokuz gün sonra yaptı. Yaklaşık 45 dakika süren bu toplantıda bombayı patlattı: “Esaslı görev değişikliği yapacağım!” Dediğini de yaptı... Göreve başlamasının üzerinden sadece 15 gün geçtikten sonra; adliyede görevli 193 savcıdan tam yarısının, yani 96’sının yerini değiştirdi. Bu fırtınadan 19 da hakim etkilendi! Bu arada... 17 Aralık soruşturmasının en önemli isimlerinden olan ve tutuklu bakan çocukların dosyalarına bakan Savcı Celal Kara görevden alınarak, infaz savcısı yapıldı.  Başsavcı Salihoğlu, Metris’teki cezaevi ziyareti

sırasında bende olumlu izler bırakmıştı. Buna güvenerek kendisine soruyorum: Atamaları “liyakat” esasına göre mi yaptınız yoksa bir yerlerden elinize hazır listeler mi geldi? Eğer bu sorumun ikinci bölümüne kızdıysanız, “Bir başsavcıya kim liste gönderecek kardeşim, ne saçmalıyorsun?” diyorsanız... O zaman on beş günde 96 savcıyı nasıl ve ne kadar tanıyabildiniz ki; kendi deyiminizle böylesine esaslı bir görev değişikliği yapabildiniz? Bırakın tanımayı, bu kadar kısa sürede isimlerini olsun öğrenebildiniz mi? Yıllardır zaten bu görevi yapan o savcılar, sizin onları tanımanız için bir iki ay daha görevlerinde kalsaydı; kimin için, ne sakıncası vardı?  Sayın Başsavcı; Gazetecilerle yaptığınız sohbet toplantısında avukatlığı bırakmanıza neden olan bir anıyı paylaşmışsınız: Hacize gittiğiniz bir evde anne ve çocuklarının dramına şahit olmuşsunuz; bu yüzden avukatlığı bırakmışsınız. Şimdiki göreviniz ise milyonlarca aç ve yetim çocuğun hakkını koruma görevini yüklüyor sırtınıza! O koltukta oturduğunuz sürece, o çocukların hepsinin hakkını korumakla mükellef olduğunuzu hiç unutmayacağınıza... Ve her adımınızı buna göre atacağınıza inanmak istiyorum.

BÖGÜRTECEKMİŞ! AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak, iktidar-Cemaat kavgasında Cemaat’ten yana tavır alan Doğu Anadolu Sanayici ve İşadamları Dernekleri Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mustafa Yıldız’ı telefonla aramış ve “Sizi böğürte böğürte bu ülkeden çıkartacağız, devletten temizleyeceğiz” diye tehdit etmiş! Sözlüklere baktım; böğürmek, öküzün, mandanın, devenin bağırması anlamına geliyormuş... Düne kadar muhalifleri, aydınları, terörle mücadele eden komutanları hapse tıkmak için kol kola giriyorlardı; bugün birbirlerine öküz diyorlar... Bu kavganın sonucunu gerçekten merak etmeye başladım!

GÜNÜN SORUSU

Tayyip ile Gül’den ‘karşılıklı şantaj’ evletin zirvesi medya üzerinden ilettikleri karşılıklı mesajlaşlarla birbirlerini üstü örtülü olarak tehdit etti. Başbakan Erdoğan’ın “paralel yapı Cumhurbaşkanı’nı da dinledi” sözlerine Gül çarpıcı bir yanıt verdi. Gül, “Kurcalarsan her yerden konuşulacak şeyler çıkar” dedi. Başbakan Erdoğan, İran ziyareti dönüşünde devlet içindeki Fethullahçı örgütlenmenin kendisinin yanı sıra Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nı da dinlediğini açıklamıştı. “Cumhurbaşkanı’nın dinlenmesinden Meclis Başkanı’na varıncaya, benim dinlenmeme kadar. Ailelerimize, çocuklarımıza varıncaya kadar herkesi

Mustafa MUTLU

Başbakan dün yine konuştu ve AKP’den istifa eden vekilleri kast ederek, “Meğer bazı tuzluklar AK Parti’ye de sızmış” dedi. Uzmanlara sordum; argoda tuzluk, “İşe yaramayan, beceriksiz” anlamına geliyormuş. Sorum Başbakan’a: Bu tanıma göre AKP’de “tuzluk” olmayan kaç kişi var ki?

Böylesi ilk kez oluyor!

AVM göndermesi Öte yandan Roma ziyareti sırasında çekilen fotoğrafları Twitter’dan yayınlayan Abdullah Gül, Erdoğan’a “AVM” göndermesinde bulundu. Gül paylaştığı bir fotoğrafa şu notu düştü: “Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen ne de bir AVM var.”

Türkiye’de ilk kez bir mahkeme, Meclis’e sansür koymaya çalışmış... Bir asliye ceza mahkemesi, CHP Milletvekili Umut Oran’ın Başbakan’ın yanıtlaması için verdiği soru önergesinin, milletvekilinin internet sitesinden kaldırılmasını istemiş. İktidar; Cemaat yandaşı hakim ve savcılardan

yakınıyor... Peki; yargının yasamaya müdahalesi anlamına gelebilecek bu tür kararları alan yargıçları hangi kategoriye koyacağız?  Az kaldı sevgili okurlar, sıkın dişinizi... Bu ülke elbette gerçek bir hukuk devleti olacak! Ama o güne kadar daha yapacak çok işimiz var...

GÜNÜN İSYANI! Adları yolsuzluk operasyonlarında geçen bakanlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi seçim çalışmalarında boy gösteriyor. Ekonomi Bakanı’yken istifa etmek zorunda kalan Zafer Çağlayan da dün Mersin’de ortaya çıktı ve oğlunun da kendisinin de suçsuz olduğunu söyledi. İsyanım kendisine: Madem suçsuzsun; Adalet Bakanı’na söyle de hakkındaki fezlekeyi Meclis’e sunsun!


Hazırlayan: Gökçen BEYAZ

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ANKARA İmsak 05:22 Güneş 06:49 Öğle 12:09 İkindi 14:50 Akşam 17:17 Yatsı 18:37 HAVA DURUMU

Ankara: -2/7

c

İstanbul: 3/8

c

İzmir: 6/15

e

Antalya: 9/19

Gül, El Kaide bahanesiyle TSK’yı Suriye’ye sürmek istiyor

28

Ağustos 2014. Abdullah Gül’ün süresi dolmuş olacak. 7 ay kaldı. Yeni cumhurbaşkanını halk seçecek ya. rafballi@gmail.com Kampanyası da 28 Haziran’da başlıyor.  kalır. Gül İtalya ziyaretini fırsat bildi. TSK’yı Suriye’ye sürme Kendi kampanyasını başlattı. hazırlığı gibi. Mesajlarının özetini baştan Amaç, masummuş gibi vereyim. gösteriliyor. Bir: Öfke değil, denge Hedef: El Kaide. adamıyım. Niçin: El Kaide herkes için Sorun çıkarmam, sorun tehlike. çözerim. Batı, İran, Rusya, Suriye... Kavga etmem, uzlaşma ararım. Tabii Türkiye için de. İki: Batı merkezli bölge Bu yüzden: “TSK ben politikası. karışmayayım” dememeli. Ama bölge ülkeleriyle kavga  çıkarmam. Gül’ün söylediklerini genişçe Üç: İçerideki kavgayı aktaralım. yatıştıracağım. Belirsizlik var: “Suriye’nin Erdoğan, Cemaat, Ulusalcılar, nasıl, ne zaman düzlüğe çıkacağı Kürtler... konusunda çok iyimser olmak Uzlaştıracağım. için bir neden yok önümüzde.” Ve en önemlisi: TSK’yı El Fakat: “Bugün artık eli güçlü Kaide bahanesiyle Suriye’ye olan Şam.” sürme sinyali verdi. El Kaide grupları: “Belirsizlik  ortamı içinde çok gruplar çıktı Not: ortaya.” Doğru mu, mümkün mü? Bize de sıçrayabilir: “Bunlar Ayrı tartışma konusu. 900 kilometrelik sınırın ötesinde Fakat gönüllü müşterileri değil sınırınızda oluyorsa, nereye hazır. uzanacağını bilemezsiniz.” CHP ve MHP yönetimleri. Çılgın militanlar var: “Bu Liberal aydınlar. ortamlar aşırılığı körükler ve  yaratır... Vatanı milleti Gül’ün temel mesajlarına kurtaracağız diye savaşa giden bakalım. insanlar sonunda öyle bir çılgınlık Telefon dinlemeleri. içine giriyorlar ki, işte Erdoğan, “Gül’ü dinlemişler” Afganistan’da gördük. Nereye demişti. varacağı bilinmez.” Başbaşkanla aynı yerde  durmak istemedi. Birinci tehdit PKK değil, El “Birşey söylemek Kaide: istemiyorum.” “4-5 yıl önceki tehdit Bir de “baba nasihatı”: algılamamızla bugünkü tehdit “Bu konuları aşıp Türkiye’nin algılamamız arasında çok büyük önündeki asıl gündeme bakmak fark var. O zaman bizim için en lazım. Kurcalarsan her yerden büyük tehdit PKK terörüyle konuşulacak şey çıkar.” mücadeleydi. Bugün Yani: Ülkeyi boş işlerle meşgul baktığımızda bu ortam içinde kaç ediyorsunuz. tane grup görüyoruz... Güney  sınırımızın daha zor olduğunu Ergenekon/Balyoz davaları? söylemek istiyorum.” Yeniden yargılama?  Olabilir: “Kurunun yanında Gül, bütün bunları niçin yaşda yanar deniyorsa, bunlarla sıralıyor? tabii ki ilgilenip düzeltmek Şaşırtıcı. Riskli. Hatta tehlikeli. gerekir.” Hedef Suriye. Fakat: “Karmaşa yaratmadan, Açıkça söylüyor: “TSK da sanki kurumlar tamamen bugün ben karışmayayım derse, yanlışın içindeymiş gibi belki yarın gücünüzün göstermeden yapmak gerekir.” yetmeyeceği bir güç çıkacak Cemaat’e: Hepsine karşı karşınıza.” çıkma. Bazı tahliyeler olsun. TSK görevli: “Bu konuları hep Erdoğan’a: “Yaş”ın yanında profesyonel uzmanlarımıza “kuru”yu da tahliye etme. bırakmak gerekir.” Sorumluluk  hükümette: “Onların da hiçbiri Erdoğan’ı açıkça eleştiriyor. kendi başına iş yapamaz. Tabii 3-4 yıl önce dostumuz çoktu: onların da hep sorumlu olduğu, “2014-15 önemli yıllar olacak. siyasi istikameti alması gereken Türkiye uluslararası makamlar var.” platformlarda birçok zorlukla  karşı karşıya kalacak (Ermeni Şimdi biraz duralım. sorunu).” Bir: Gül temkinlidir. Ağzına “3-4 sene... çok da dostu olan geleni söylemez. bir ülke olarak bunları aşabilecek İki: Söylemişse, uzun uzun bir ülke olabilirdik diye düşünülmüştür. düşünüyorduk.” Üç: Batının istemediği bir şeyi “Türkiye’nin bugünkü yapmaz. tartışma konularından çıkması, Dört: Cumhurbaşkanı seçimi toparlanması”gerekiyor. öncesinde risk almaz. İran’la işbirliği: Beş: Sorun gerçekten El Kaide “İran’la yeni bir dönemin olsa. Sınırı kapatsak, Şam sorunu başlamış olması İran’ın Suriye 1 ayda çözer. konusunda angaje edilmesini Altı: TSK’yı Suriye’ye sağlayabilir.” sürmekten söz ediyorsa... “Ruhani ile Suriye konusunda Temenni: İnşallah, Gül ilk defa beraber hareket etmenin şart kendisi olmamıştır. olduğunu konuştuk.”   Ufacık bir soru! Gelelim Gül’ün en önemli ABD’nin “Kürt koridoru”nu mesajına. PYD kuramadı. El Kaide’yle ilgili olanlarına. El Kaide bahanesiyle TSK’ya Hayati önemde demek hafif mı kurduracaklar?

Rafet

BALLI

İSTANBUL İmsak 05:38 Güneş 07:07 Öğle 12:25 İkindi 15:03 Akşam 17:30 Yatsı 18:52

c

Adana: 6/19

c

Diyarbakır: -2/7

d

Erzurum: -16/-4

d

Sivas: -5/4

d

İZMİR İmsak 05:44 Güneş 07:09 Öğle 12:32 İkindi 15:16 Akşam 17:43 Yatsı 19:01

Tunceli: -8/4

c

Trabzon: 4/8

e

Zonguldak: 3/8

c

Çevreci köylülere ceza üstüne ceza Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi’nde, vahşi madenciliğe karşı çıktıkları için 1 yıl hapis cezasına çarptırılan çiftin ardından üç orman işçisine de altın şirketinin çalışmalarını engelledikleri gerekçesiyle 7 bin 200 dolar para cezası verildi

O

rman işçileri 45 yaşındaki Mustafa Günenç, 25 yaşındaki Mehmet Akkaya ve 23 yaşındaki Muhammet Özer, 18 Ocak 2012’de, Kazdağları eteklerindeki Karaköy’de Kuzey Biga Madencilik Şirketi adına altın sondaj çalışması yapan taşeron şirketin sondaj alanına gitti. İddiaya göre orman işçileri, burada çalışanlara “Sizleri topraklarımızda istemiyoruz, defolup gidin” diyerek, tepki gösterdi. Maden şirketi yetkililerinin şikayeti üzerine jandarma tarafından gözaltına alınan yurttaşlar hakkında “İş ve çalışma hürriyetini ihlal” suçundan dava açıldı. “Adli kontrol tedbiri” uygulanan köylülere 3 ay sondaj alanına

Bursa: 2/10

e

Konya: -2/8

c

Tek suçları topraklarına sahip çıkmak

Orman işçisi köylüler davayı temyize götürmeye hazırlanıyor.

girmeme cezası verildi.

80 saat engellemişler Hemen ardından Biga Madencilik Şirketi 17 Aralık 2013’de orman işçisi köylüler hakkında tazminat davası açtı. 3 köylünün engellemesi nedeniyle taşeron firmanın çalışmalarının 80 saat durduğunu öne süren şirket, bu sürenin karşılığı olarak taşerona toplam 7 bin 200 dolar ödemek zorunda kaldıklarını belirtti. Şirket, bu bedelin çalışmaları engelleyen 3 köylüden tazminat olarak tahsil edilmesini istedi. Haklarında dava açılan 3 köylü ise çalışmaya kısa süreli bir müdahalede bulunduklarını belirtirken, 80 saat süreyle işin aksadığı iddialarını kabul etmedi.

Sondaj alanına giren köylülerin çalışmaları 80 saat engellediği öne sürüldü. Mahkeme, bilirkişi raporu doğrultusunda, gerekçesi daha sonra açıklanmak üzere 7 bin 200 dolarlık (16 bin lira) zararın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte orman işçisi 3 köylüden alınarak maden şirketine verilmesine karar verdi.

Çiftçiye 1 yıl hapis Aynı bölgede yaşayan

ve çiftçilik yaparak geçinen Ömer-Hanife Eren çifti 1 Aralık 2012’de bir maden şirketinin servis aracını durdurarak “Bu maden zehir saçıyor. Bu madende neden çalışıyorsunuz?” diyerek, 3 dakikalık konuşma yaptı. Olayın ardından 43 yaşındaki Ömer Eren ve 38 yaşındaki Hanife Eren hak-

kında “İş ve çalışma hürriyetini ihlal” suçundan dava açıldı. Eren çifti geçtiğimiz günlerde 1.5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme cezanın hükmünü 5 yıl ertelerken, olay anında çiftin yanlarında olan 12 ve 13 yaşındaki çocukları için her ay evlerine sosyolog gönderilmesine karar verdi. DHA

Narlıdere halkı belediyeyi bastı TUĞÇE YERDELEN / İZMİR

Kentsel dönüşüm mağdurları uzun süre belediye binasında oturma eylemi yaptı.

K

entsel dönüşüm projesi kapsamında evleri yıkılacak olan İzmir Narlıdere halkı, belediyeye yürüdü, oturma eylemi yaptı. Belediye başkanı ile görüşme talepleri kabul edilmeyen halk, belediye binasını bastı. Önceki gün öğlen saatlerinde Demokrasi Meydanı’nda toplanan yüzlerce mahalleli, sloganlar eşliğinde belediye binasına yürüdü. “Kentsel dönüşüm” adı altında evlerin yıkılmasına müsaade etmeyeceklerini belirten yurttaşlar adına konuşan Çatalkaya Mahallesi Yapı Konut Kooperatifi Başkanı Zeynel Koçak, “Kentsel dönüşüm, rant ve yağma-

lamanın, yoksulları etkisizleştirmenin adıdır. Tam anlamıyla bir talan ve yağmayı gerçekleştirmeyi hedefleyen halk düşmanı bir projedir.

Rantçılara zemin hazırlanmaktadır. Evlerimizi ve yaşam alanlarımızı düşman ülkeye girer gibi kuşatıp işgal etmek istiyorlar” diye konuştu.

‘Oy için olsaydı yanımıza gelirdin’ Koçak’ın konuşmasının ardından Narlıdere Belediyesi’nin içine giren

yaklaşık 200 kişilik grup oturma eylemi yaptı. Bir süre “Başkan buraya” sloganları atan yurttaşların yanına gelen Narlıdere Belediye Başkanı Vekili Ali Tübek, Belediye Başkanı Abdül Batur’un makamında olmadığını söyledi. Mahalleli ise “Biz kentsel dönüşümü istemediğimizi söylemek için başkandan randevu aldık. Saatler geçti başkan ortada yok” diyerek Tübek’e tepki gösterdi. Bu sırada çıkan arbedede sinir krizi geçiren bir kadın “Oy için olsaydı, belediye başkanı yanımıza gelirdi” diye feryat etti. Evlerinin yıkılmasına izin vermeyeceklerini söyleyen yurttaşlar bir süre sonra belediyeden ayrıldı.

Bozuk yolda kaza isyanı

A

dıyaman’da, köylerinin yollarının bozuk olduğunu ve kış aylarında kontrolden çıkan araçların uçurumdan yuvarlandığını belirten Palan Köyü halkı yol kapatma eylemi yaptı. Adıyaman-Çelikhan karayolunun 10’uncu kilometresinde bulunan köy halkı adına konuşan Ömer Çil, yolun genişletilmediğini ve koruyucu bariyerler konulmadığını anlatarak,

“Sürekli kaza olacak tedirginliği yaşıyoruz. Sürekli kazalar nedeniyle insanlar ölüyor ve yaralanıyor. Artık bu yolun standart hale getirilmesini ve ölümlerin engellenmesini istiyoruz” dedi. Kazaların özellikle karlı ve buzlu havalarda meydana geldiğini dile getiren Ömer Çil, defalarca başvurmalarına karşın gerekli önlem alınmadığını söyledi. DHA


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Hazırlayan: Gökçen BEYAZ

Koyda parçalanan gemiden bu hurdalar kaldı.

Adalar artık sahipsiz değil



Doğal, tarihi, arkeolojik nitelikleri gözardı edilerek imara açılan, rant kapısı haline getirilen tüm adaları korumak amacıyla Adalar Savunması kuruldu. İstanbul Adaları’ndan Ayvalık Adaları’na Türkiye’deki tüm Adalar için dün, çeşitli forumlar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri ve kurumlar Büyükada’da toplandı. Adaların torba yasalarla, gizli yapılaşma planlarıyla tehdit edilmesine, keyfi kararlarla isimlerinin değiştirilmesine, rant alanı haline getirilmesine karşı bir araya gelen kurumlar Adalar üzerinde oynan oyunlarla mücadele edeceklerini belirtti.

‘Kararlıyız savunacağız’ Haziran Ayaklanması’ndan sonra tehdidin yalnızca Taksim değil her yerde olduğu belirtilen açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Aylar önce Gezi Parkı’nda kentimiz ve yaşam alanlarımız üzerindeki söz ve karar hakkımızı yok sayan anlayışa karşı ‘Bu daha başlangıç mücadeleye devam’ demiştik. Gezi’den sonra kendi yaşam alanlarımıza döndüğümüzde tehdidin semtimizde, mahallemizde, ilçemizde de devam ettiğini bir kez daha gördük. Bugün yaşam alanlarımızı korumaya devam ediyoruz. Sahip olduğu doğal güzellikler gözardı edilerek ismi değiştirilen, ranta açılan Yassıada, Sivriada, Gökçeada, İstanbul Adaları, Ayvalık Adaları’nı savunmaya kararlıyız. Biliyoruz ki birini kaybedersek diğerlerini de kaybederiz. Bunlara karşı hep birlikte mücadele edeceğiz.”

Gizemli gemi sessiz sedasız söküldü! Türkiye’de yalnızca Aliağa’da gemi sökümüne izin verilirken, iki yıl önce Kapanca Koyu’na oturan 50 metrelik kuru yük gemisi, özel izinle parçalandı. Gemiden çevreye aspest ve ağır metaller sızdığı belirtiliyor DERYA DERVİŞ

B

ursa’nın Mudanya ilçesinde bulunan Kapanca Koyu’nda yaklaşık iki yıl önce karaya oturan 50 metrelik kuru yük gemisi, 20 gün içinde sessiz sedasız söküldü.

Dünyada 5 ülkede söküm yapılıyor Dünyada yalnızca 5 ülkede gemi sökümü yapılırken, Türkiye’de ise yalnızca Aliağa Gemi Geri Dönüşüm Tesisleri’nde gemi parçalanmasına izin veriliyor. SİT alanında bulunan Kapanca Koyu’nda parçalanan geminin sökümü sırasında asbest ve ağır metallerin denize karıştığı belirtiliyor. İki yıl önce Kapanca açıklarında karaya oturan gemi, İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler tarafından tesa-

düfen görülmüştü. Mürettebatı tarafından terk edilen ve içinde değerli bir şey bulunmayan Aldebaran-1 isimli geminin, Aldebaran Denizcilik Limited Şirketi’ne ait kuru yük gemisi olduğu öğrenildi. 578 bin grostonluk 51 metre boyundaki kuru yük gemisinin TC bandıralı ve 4295 sicil numarasıyla İstanbul limanına tescilli olduğu tespit edildi. Daha sonra alınan izinle hurdası için başlayan parçalama işleminin usulsüz yapıldığı iddia edildi.

‘Bu izni kim verdi?’ Bursa’nın nadir koylarından biri olan Kapanca Koyu’nda kaçak yollarla gemi sökümü yapıldığını savunan DOĞADER Başkanı Murat Demir, Gemi Söküm Yönetmeliği’nin 14. Maddesi’ndeki”zorunlu hallerde gemi sökümünün bulunduğu alanda

yapılır” ifadesinde bulunan boşluktan yararlanıldığını savundu. Türkiye’de yalnızca Aliağa’da gemi sökümünün yapılabileceğine dikkati çeken Demir, dünyada 50 bin geminin söküm için beklediğini ifade ederek, “Bu geminin sessiz sedasız sökülmesine izin verilmesi konusunda neye dikkat edildi? Kontrolsüz bir alanda yapılan söküm ağır metalleri barındırır. Gemi sökülürken suya ve toprağa ağır metallerin gelme tehlikesi vardır. Kim ve neye göre bu geminin sökülmesine izin verildi? İl Çevre Müdürlüğü’nden izin alındığı belirtilirken orada çalışan personel uzman bir personel midir? Gemi söküm yönetmeliğine aykırı, usulsüzce bir geminin geri dönüşümüne yasal yönetmelikle izin verildi. Dünyada 50 bin civarında gemi sökülmeyi beklerken Marma-

Kullanılmış çayları paketleyip satacaklardı



Hasta köylünün imdadına paletli ambulans yetişti

‘Çok tehlikeli’ Çevre Mühendisleri Odası Bursa İl Temsilcisi Efsun Dindar ise şunları söyledi; “Gemi söküm işlemlerinde de aspest uzmanlarının çalıştırılması gerektiği yasalarla belirlenmiştir. Gemilerde asbest ısı yalıtımını sağlamak için kullanılır. Söküm aşamasında ortaya çıkan asbestin solunumu kontrolsüz bir şekilde yapıldığında ortama karışmaktadır. Bunun yanı sıra sintine atıkları ortaya çıkar. Bu iş için uygun olmayan doğanın göbeğinde yapılan bu söküm işi için nasıl izin alınır? Geminin aksanında kullanılan madeni yağların söküm sırasında denize ve toprağa karışması çok tehlikelidir.”



Kızların yüzde 11’i evlendiriliyor UNICEF’in “Sayılarla Dünya Çocuklarının Durumu 2014” raporu yayınlandı. Raporda Çocuk ölüm hızlarının 1990 yılındaki düzeyinde kalması durumunda yaşamlarını yitirecek 90 milyon kadar çocuk bugün hayatta olduğu, ilköğretimde okullaşmanın en az gelişmiş ülkelerde bile arttığı, bu ülkelerde 1990 yılında her 100 çocuktan ancak 53’ü okula gidebiliyorken 2011’de bu sayının 81’e çıktığı gibi olumluklar bulunsa da kara tabloyu değiştirmeye yetmiyor. Rapora göre, 2012 yılında 5 yaşından küçük yaklaşık 6,6 milyon çocuk önlenebilir

nedenler yüzünden öldü. Dünyadaki çocukların yüzde 15’i, ekonomik sömürüden korunma hakkını zedeleyecek, okuma ve oyun oynama haklarını ihlal edecek şekilde çeşitli işlerde çalışıyor. Kızların yüzde on biri 15 yaşına gelmeden evlendiriliyor ve bu da onların sağlık, eğitim ve korunma haklarını tehlikeye düşürüyor. Raporda “hesaba katılmış olmanın çocukları görünür kılacağı, bu tanınmanın ihtiyaçlarının ele alınmasını ve haklarının geliştirilmesini mümkün hale getireceği” belirtiliyor. Veri toplama, analiz ve yayma işlerindeki yenilikler sayesinde verilerin; varlık durumu, cinsiyet, etnik köken, engellilik durumu gibi faktörlere göre ayrıştırılabileceği, genel ortalamaların görmezden geldiği ya da dışlanmış çocukların kapsanabileceği belirtiliyor.  AYDINLIK / ANKARA

Kaçak sigaraya 9 tutuklama Adana polisi gümrük kaçağı sigarayla mücadele kapsamında 5 kentte eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonlarda bazıları araçlara yapılan zulalara saklanmış 89 bin 850 paket güm-

rük kaçağı sigara ele geçirildi. Sigaraların sahibi oldukları iddiasıyla gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 30 kişiden 9’u tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı Batıbeyli köyünde yaşayan ve 10 yıldır şeker hastası olan Mücahit Polat, dün rahatsızlandı. Köy yolu kapalı kar nedeniyle olduğu için ailesi Polat’ı hastaneye götüremedi. Muhtar Cemalettin Işık’ın 112 Acil Servis ekiplerine haber vermesi üzerine Diyadin’den paletli ambulans yola çıkarıldı. Sağlık ekibi paletli ambulansla, köye 4 saatte ulaşarak Mücahit Polat’a evde ilk müdahaleyi yaptı. Ambulansa alınan Polat, önce Diyadin’e oradan da Ağrı Devlet Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı.

Ayakları kırılan vaşağa platin takılacak



U

Komutanlığı ekipleri, Yamaçtepe Mahallesi’nde bir depoya operasyon düzenledi. İl Tarım Müdürlüğü görevlilerinin de katıldığı operasyon kapsamında depoda yapılan aramalarda, daha önceden kullanıldığı belirlenen 150 kilosu ıslak, 150 kilosu kuru olmak üzere 300 kilo kullanılmış çay ele geçirildi. Operasyonda ayrıca, farkı markalara ait paketler ve kullanılmış çayı işlemede kullanılan makineler ele geçirildi. Baskında, depoda bulunan M.A.G., İ.H.G. ve S.D. gözaltına alındı.

ra Denizi’nde gemi sökümünün önünü açarsak koylarımızı hızla yok etmiş oluruz” diye konuştu.

6.6 milyon çocuk ölümü önlenebilirdi

NICEF’in raporu 2012 yılında 5 yaşından küçük yaklaşık 6,6 milyon çocuk önlenebilir nedenler yüzünden öldüğünü ortaya çıkarttı.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Erzincan’ın Kemah ilçesi yakınlarında Karasu Nehri’nde balık tutan Turgay Güler, burada yaralı bir vaşak gördü. Güler, yaralı vaşağı otomobiliyle Erzincan Hayvan Barınağı’na götürdü. Ölmekten kurtarılan vaşak, barınakta uyutulduktan sonra muayene edildi. Veteriner hekim Eyüp Alıcı, vaşağın ön ve arka ayağında saçma izleri bulunduğunu, iki ayağında kırık olduğunu saptadı. Vaşağın bilinçsiz avcılar tarafından vurulduğuna dikkati çeken Belediye Veteriner İşleri Müdürü Veysel Aytekin, “Duyarlı bir vatandaşımız vaşağı getirdi. Sağ ön ve arka ayağından vurulan vaşağın ilk muayenesinin ardından platin takılması gerektiğine karar verdik. Vaşak ilk tedavinin ardından platin takılması için Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne gönderilecek” diye konuştu.

Benzin zammına grafikli protesto



Benzine sık sık gelen zam, Bodrum’da ilginç bir şekilde protesto edildi. İşletmeci Yengin Arda, internette gördüğü, üzerinde, “Bu araçta dünyanın en pahalı benzini kullanılıyor” yazan esprili benzin zammı grafiğinin aynısını, cipinin arkasındaki stepne kılıfına yaptırdı. Bodrum sokaklarında bu şekilde gezen Arda, “Keşke herkes tavrını koysa. Vatandaşın artık bir şeylere tepki göstermesi gerekiyor. Ben de bu şekilde tepkimi ortaya koydum” dedi. Protesto şeklini görenlerin olumlu yaklaştığını anlatan ve kılıf üzerindeki grafiği “Kibar ifadesiyle cebe giren kazık” diye yorumlayan Arda, “Herhalde artık, otomobillerimizi, ciplerimizi evlerimizin önüne veya bir köşesine ‘süs’ diye koyarız” diye konuştu.


Hazırlayan: Recep ERÇİN

EREKONOMİ

DOLAR

02 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Cuma 2.2714 Perşembe 2.2482

EURO

Prof. Dr. Erkan

REHBER rehber@erekonomi.com

Tarımda aile işletmeciliği 2014 yılı Birleşmiş Milletler tarafından tarımda aile işletmeciliği yılı olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle geçen yıldan başlayarak, tarımda aile işletmelerinin önemi ve gerekliliği çok sayıda tartışma ve yazının konusu olmaktadır. Tarımda aile işletmesi konusunda farklı görüş ve anlayışlar vardır. Aile işletmesi deyince doğrudan küçük ölçekli işletme anlaşılmamalıdır. Burada, işletme büyüklüğü kavramının da sadece arazi genişliği olmadığı, işletmenin üretim ve gelir potansiyeli olduğunu da hatırlamakta yarar vardır. Kuşkusuz aile işletmeleri bir ailenin yönetebileceği ölçekle sınırlıdır. Aile işletmeciliği ayrıca bir tarım yapma ve yaşama biçimidir. Bu nedenle sosyal bir yanı vardır. Tarımda aile işletmeleri bir toplum kesimini oluştururlar. Konunun akademik tartışmasına girmeden, sermaye ve işgücünün önemli bir bölümü aile tarafından sağlanan ve genellikle de kuşaklar arasında devreden tarım işletmesi, aile işletmesi anlamındadır.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki durum Aile işlemesi gelişmiş batıda ve gelişmekte olan ülkelerde farklılıklar gösterir. Batı’da aile işletmeleri daha büyüktür. Örneğin AB’de yaklaşık 12 milyon tarım işletmesi olup ortalama arazi genişliği yaklaşık 120 dekardır. Bu işletmelerin % 95’inin aile işletmesi olduğu belirtilmektedir. Benzer şekilde ABD tarım Bakanlığı da ortalama genişliği 180 dekar olan yaklaşık toplam 2 milyon işletmenin % 98’ini aile işletmesi olarak kabul etmektedir. Türkiye’de ise ortalama işletme büyüklüğü 60 dekar olan 3 milyon işletmenin çoğunluğu aile işletmesidir. Gelişmekte olan ülkelerde ise tarım işletmelerinin çoğunluğu yeterli arazi ve sermayeye sahip olmayan geçimlik işletme ve daha küçük ölçekli marjinal birimlerdir. Dünya gıda üretiminin % 50’den fazlası aile işletmeleri tarafından sağlanırken, çoğu gelişmekte olan ülkelerden olmak üzere dünyadaki yoksul insanların % 70’inin bu kesimden olması da paradoksal bir gerçektir.

Cuma 3.0691 Perşembe 3.0496

BORSA

(Cumh.)

Cuma 620 Perşembe 624

FAİZ

Cuma % 11.05 Perşembe % 10.95

PETROL (Brent)

Cuma $ 106.73 Perşembe $ 108.01

*Serbest piyasa satış fiyatları

İhracatçıya fiyat indir baskısı CHP Milletvekili Oğuz Oyan, oynak bir döviz kurunun ihracatçıyı sıkıntıya sokacağını ifade etti. İhracatı sıkıntıya sokan bir başka faktör ise avro ve doların TL karşısında değer kazanması oldu  AYDINLIK / ANKARA

T

ürkiye’de döviz kurlarının tutulamaz hale gelmesi ihracatta yeni bir krize yol açtı. İthalatçı ülkeler Türk ihracatçısına “fiyatları indir” baskısı başladı. CHP milletvekili Prof. Dr. Oğuz Oyan ihracatçının istikrarlı bir döviz kuru istediğini, oynak bir kurun ihracatçıyı sıkıntıya sokaOğuz cağını söyledi. Oyan Aydınlık’ın edindiği bilgilere göre dolar ve avro’nun TL karşısında hızla değer kazanması yeni bir sıkıntıya yol açtı. Özellikle Avrupalı ithalatçı firmaların ithal ettikleri ürünlerde fiyat indirimine gidilmesi için Türk firmalarına baskı yaptıkları belirlendi. Konu ile ilgili olarak Aydınlık’a bilgi veren bir tekstil firması yetkilisi Necla Demircioğlu, “Bu durumu geçmiş yıllarda bir kez

daha yaşamıştık. Avrupalı müşterilerimiz özellikle tekstil, fındık, zeytinyağı, incir, taze çiçek ... gibi ürünlerde Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ediyorlar. Son günlerde yaşanan gelişmeleri de yakından takip etmişler. İhracatçının döviz kurlarındaki artıştan elde ettikleri artı karı belirlemişler. Şimdi bunu paylaşmak istiyorlar. Görüşmelerimizde yavaş yavaş konuyu masaya getirmeye başladılar. Daha önce benzer bir durumla karşılaştığımız için şimdilik duymazdan geliyoruz. Ama içimizdeki bazı firmalar bu durumdan yararlanıp iç rekabeti gündeme getirebilirler. Bunu yaparsak yanlış yaparız” dedi.

‘İhracatçı için istikrarlı döviz kuru lazım’ Ekonomideki gelişmeleri değerlendiren CHP milletvekili Prof.

Dr. Oğuz Oyan da Batılı ithalatçıların bu tür taleplerle ihracatçının karşısına çıkabileceği ve bu taleplerin yaygınlaşabileceği uyarısında bulundu. Oyan, ihracatçının kâr edebilmesi ve riske girmemesi için istikrarlı bir döviz kuruna ihtiyaç olduğunu belirterek şunları söyledi: “Batılı ithalatçılar Türkiye’deki döviz kurlarını gerekçe gösterip fiyat düşürme talebi ile karşı karşıya gelebilir. Geçmişte bunlar yaşandı. Hatta bazı firmalar fiyatlarını düşürdü. Ama daha sonra TL değer kazanınca zor durumda kaldılar. Birçok firma müşteri kaybetmemek için zararına satış yapmak zorunda kaldı. İhracatın düzenli yapılabilmesi için istikrarlı bir döviz kuruna ihtiyaç var. Oynak bir döviz kuru ihracatçının lehine değil. İstikrarlı döviz kuru olursa ihracatçı önünü görebilir. Bu nedenle Hükümet ne yapacağını bilmeli ve ona göre kararlar almalıdır. Bir an önce döviz kurlarında istikrar sağlamalıdır.”

Giyim, otomotivi solladı Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) 2014’ün ilk ayına ilişkin ihracat rakamları Gaziantep’te açıklandı. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi tarafından açıklanan rakamlara göre; ihracat Ocak ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 9.6 artarak 12 milyar 15 milyon dolar oldu. 20132014 dönemini kapsayan 12 aylık birikimli rakama göre

ise ihracat bir önceki döneme kıyasla yüzde 0.4 azalarak 152.4 milyar dolarda kaldı. Bu rakam bir önceki dönemde 153.1 milyar dolardı. Açıklanan rakamlara göre hazır giyim ve konfeksiyon sektörü geçen yılın aynı ayına göre ihracatını yüzde 14.2 artırarak aylık bazda 1 milyar 590 milyon dolara çıkardı.  RECEP ERÇİN / GAZİANTEP

‘Yellen’in yardımcısı 2001’de Türkiye’yi batıran Fisher’ Stanley Fisher  RECEP ERÇİN

Günümüzde aile işletmelerinin bir bölümü, büyük ölçekli hayvancılık işletmeleri (fabrika işletmeler) ve bitkisel üretimde de tek üründe ihtisaslaşmış işletmelere (plantasyon veya endüstriyel işletmeler) dönüşmüştür. Bu yapı gelişmekte olan ülkelerde, mevcut az sayıdaki plantasyonlar yanında çok uluslu şirketlerin sözleşmeli ilişkilerle oluşturdukları ticari dev oluşumlar şeklindedir. Bu ikili yapı içinde, bazı bilim insanları, kamu, özel kurumları ve özellikle çok uluslu piyasa devleri, aile işletmelerinin geçmişin yapıları olduklarını ve sürdürülebilir olmadıklarını savunmaktadırlar. Buna karşın önemli bir grup da aksine aile işletmelerinin sürdürülebilir olduklarını, sosyal, ekonomi, çevre, insan ve hayvan yaşamı açısından çok önemli oldukları görüşüne sahiptir. Nitekim uygulamada, örneğin ABD’de Gıda ve Tarım Yasasında “ailelerin sahip olmadığı, büyük ölçekli tarım işletmelerinin sayısının artmasının ulusun refahı açısından zararlı olacağı” açıkça ifade edilmiştir. Özellikle sözleşmeli ilişkilerde tarım işletmelerini güçlü sanayi karşısında koruyucu yasal düzenlemeler yapılmıştır. AB’de ortak tarım politikası için ayrılan bütçenin %70’i doğrudan destek, % 20’si kırsal kalkınma desteği olmak üzere % 90’ı, bir anlamda kamu hizmeti yerine getirdikleri kabul edilen aile işletmelerinin yaşayabilirliği ve özellikle genç kuşağın işletmeyi sahiplenmesini özendirme amacıyla kullanılmaktadır. Tarımda aile işletmeciliğine verilen önemin bir göstergesi olarak 2013 yılında Avrupa Komisyonu tarafından dünya ölçeğinde yanıt alınan 3414 (%97 Avrupa) anketle aile işletmelerinin sorunları saptanmaya çalışılmıştır.

ABD Merkez Bankası FED’in Başkanı Ben Bernanke, Şubat ayıyla birlikte görevini Janet Yellen’a bıraktı. Bernanke, sekiz yıllık görevi sırasında hep çok konuşulan isim oldu. Uyguladığı politikalar başarılı mıydı, yoksa başarısız mı? Bernanke döneminde başlayan ve Quantitative Easing (QE) olarak adlandırılan parasal genişleme programı Türkiye’yi nasıl etkiledi? FED parasal genişlemeyi azaltırken (Tapering) Bernanke’nin yerine gelen Yellen nasıl bir politika izleyecek?

Bu konuda genellemeler yapmak doğru değildir. Genelde tarım işletme politikaları ile ilgili, sürdürülebilirlik, yaşayabilirlik ve gıda egemenliği temel hedefler olarak sıralanabilir. Türkiye’de tarımda aile işletmelerini destekleyici politikalardan çok, genel olarak işletme ölçeklerini genişletme yönünde güçlü bir eğilim vardır. Kuşkusuz bu politikalar uygun politikalar değildir. Bütün sorunları burada sıralama olanağı yoktur. Türkiye tarımı, dolayısıyla aile işletmeleri ile ilgili temel sorunları sıralamak gerekirse, ilk sırada gıda zincirinde, yani üretici ve tüketici arasında aracı sayısının (tüccar, tefeci, komisyoncu, nakliyeci, toptancı haller, borsalar, kooperatifler, sanayiciler, toptancılar, perakendeciler, pazarcılar, ziraat odaları, devlet ve en son da tarım bankacılığı vb.) fazlalığı ve sistemin sağlıksız yapısı gelir.

ALTIN

İHRACATTA YENİ KRİZ

İşletme politikaları

Türkiye’deki temel sorunlar

Cuma 61.829 Perşembe 62.535

Janet Yellen

Ekonomistler FED’in yeni başkanının çok farklı bir para politkası izleyemeyeceğini belirtti. Uzmanlar, Yellen’in yardımcılığına getirilen Stanley Fisher ise 2001 yılında Türkiye’nin yaşadığı mali krizin baş sorumlularından olduğunu söyledi olmasının nedeni likidite girişi. Aynı şekilde ev fiyatları tekrar yükselmeye başladı sanki hiçbir kriz olmamış gibi. Sanki mali piyasalarda hiç kriz yaşanmamış gibi bir hava var.



2008 krizinde ortam yeniden ortaya çıktı Aslında 2007-2008 krizini yaratan ortam tekrar büyük ölçüde ortaya çıktı. ABD’deki ortalama vatandaş varlık fiyatlarının yükselmesinden borsa yükseliyor ev fiyatları yukarı yönlü fiyatları yukaır yönlü gidiyorsa giderek zenginleşiyorum yanılmasasına kapılır zenginleşiyorum gibi iyimser bir psikolojiye girince de daha çok mal ve hizmet tüketir, seyahate gider, işte araba alır vs. Ama bu da zaten 2007-2008 krizini oluşturan ortam. Yani reel gelirleri artmadan tüketime yönelmeleri varlık balonlarıyla sanki zenginleşiyorum aldatmacası yaşamaları. Son bir yılda ABD’de yaşanan büyümenin yüzde 1’in cebine girdiğini yapılan araştırmalar gösterdi. Ama FED’in bilançosunun bu kadar genişlemesi cephanenin de bir anlamda tüketildiğini yeni bir kriz oratmında aynı önlemleri alman fırsatının kalmadığını gösteriyor.’’

Bu soruları İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ve ekonomist Uğur Civelek’ sorduk.

Uğur Civelek

finanse eden paralar borsaya devlet iç borçlanma senetlerine döviz mevduatlarına yönlenmesiyle gerçekleşti. Böyle oluna çok ciddi borca sahip olan dışrıdan gelme taşıma suyla değirmenini döndüren ülke konumuna sürüklendi. Zaten son aylarda işte FED’in bu tahvil alım politikalarını az da olsa azaltması Türkiye ekonomisine olumsuz etkilere yol açtı. Önümüzdeki dönemde bu değermenin suyunun tükenmesi de Türkiye ekonomisin cari işlemler açığını daha zor finanse etmesini ve ciddi ekonomik sıkıntılarla karşılaşmasını getirecek’’ diye konuştu.

Krizin sorumlusu Fisher görevde

Henüz politikaların sonuçları belli değil Dünya ekonomisinin Batılılar’ın haritası çizilmemiş deniz dediği bir durumda olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “Henüz Bernanke’nin uyguladığı politikaların uzun dönemde işsizliğe büyümeye etkisinin ne olacağı ortaya çıkmış değil. Bernanke döneminde FED’in bilançosu yaklaşık 4 trilyon dolara yükseldi. Bu 3 trilyon dolarlık bir artış anlamına geliyor. Bu çok önemli bir enflasyona neden olmuş değil’’ dedi. Yeterince yeni yatırım yapılmadan, yeni üretim tesisleri açılmadan likiditenin bu kadar bol olması sonucu FED’in dağıttığı paraların borsalara gittiğini ifade eden Kozanoğlu, şöyle devam etti: “Şuanda borsalar tarihi rekor dönemlerini yaşıyor. Şimdi kapitalizmin kendi kuralları içerisinde ekonominin hızlı büyüdüğü, istihdam yaratıldığı bir dönemde borsaların yükselmesi anlaşılabilir. Halbuki tam tersine ekonomilerin uzun yıllar durgunlukla boğuştuğu, ABD ekonomisinin nispi olarak tatminkar bir büyümeye daha yeni geçmeye başladığı bir dönemde borsaların bu kadar yüksek

Piyasaya teslim oldu

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu

Sıcak para Türkiye’ye yaradı, ama... Türkiye gibi yükselen ülkelerin dünyadaki bol likidite ortamında nispi olarak faizlerin daha yüksek olması nispi olarak da mali piyasalarında daha yüksek kârlar veya vurgunlar yapılabildiği için bu sıcak paranın akımına uğradığına işaret eden Kozanoğlu, “Türkiye’de benzer ülkeler içinde en fazla cari açık veren ülke olduğu için kolaylıkla bu açıkları Türkiye finanse etti. Yapısal değişiklikler yapmak, dış ticaret açığına yönelik önlemler almak yerine bunu yapmadı. Bu dönemde yaklaşık 400-450 milyar dolar para girdi Türkiye’ye ama bu ülkelere yatırımlarla teknoloji geliştiren, katma değer yaratan sektörlere değil cari açığı

Yellen’in de Bernanke’den çok farklı politikalar izlemeyeceğini öngören Kozaoğlu, özellikle Yellen’in ekibine dikkat çekti: “Bu genişlemeci para politikasını uygulamayı daha çok tercih eden işte enflasyonu bu nedenle faizleri artırmayı değil de büyüme ve istihdamı sağlamayı önceleyen biri olarak düşünülüyor. Bu büyüme ve istihdam aslında bunu kamuoyuna satılmakta, bu düşük faizler büyümeyi artırmaktan çok mali piyasaları teşvik ediyor, balonların şişmesine neden oluyor. Bilindiği gibi Yellen, yardımcılığına Stanley Fisher’ı getirecek ki Fisher; Türkiye’nin 2001 yılında karşılaştığı krizin en önemli sorumlularından biri. O dönem IMF Başkan Yardımcılığını sürdürüyordu. Türkiye’nin o döviz çıpası uygulamasını öneren kişiydi. 2001 Şubat’ındaki büyük devalüasyonla ardından ülkenin kriz sürüklenmesi on yılı aşkın bir süredir her alanda hem ekonomik hem siyasi alanda bedelini ödediğimiz AKP iktidarının ülkenin başına musallat olmasını getirmiştir. Yellen’in kadrosuna bakınca, özellikle uluslararası sermayenin çıkarları birinci öncelik olarak tanıyan neoliberal politikalar izleneceğini bu tip politikaların teşvik edileceğinin belirtisi olarak kabul edilebilir.’’

Bernanke’nin görevinin daha ilk yıllarında piyasaya boyun eğdiğini savunan ekonomist Uğur Civelek de, şu tespitlerde bulundu: “Geldiğinde FED 0.25’lik adımlarla faizleri yükseltiyordu. Görevi devraldığında kısa vadeli faizler yüzde 4.5 düzeyindeydi. Faizler 5.25’e kadar yükseltti. 2006 yılı Mayıs’da dünya sarsıldı. Bu Bernanke’nin piyasalarla ilk tanışmasıydı. Piyasaların tepkisi üzerine faiz yükselişini durdurdu. Düşük faizler nedeniyle ABD’de inşaat sektörü dengesiz bir büyüme sürecindeydi. Sermaye piyasası balonlaşma eğilimindeydi.

Piyasalarla inatlaştı Piyasalar bir önceki başkanla inatlaşmıştı, Bernanke ile de inatlaşmayı sürdürdü ve geri adım Bernanke’den geldi. Piyasa ne istediyse aldı. Piyasanın taleplerine boyu eğiyorsanız, bunun dışındaki olusuzlukları görmezden geliyorsanız; ben bir başarıdan söz etmenin mümkün olmadığını görüyorum. Bernanke iddialı geldi ama daha altı ayı dolmadan golü yedi. Sonra 2006 sonlarıydı; ABD’deki riskli ipotek senetlerinin sıkıntı yaratacağı konusu yavaş yavaş konuşulmaya başlandı. Bernanke biliyordu. Tehlike konusunda siyasiler uyarılabilirdi. Belki uyardılar o zamanın yönetimi bunları görmezden geldi. Burada bir piyasanın kontrolüne giriyorsun, iki yaklaşan tehlike konusunda yetkilileri önlem almaya ikna edemiyorsun. Bu da ikinci başarısızlık.’’

Yellen’in iki yılı zor geçecek 2008’le bugünü mukayese eden Uğur Civelek, Yellen’in göreve getirilişiyle ilgili olarak da şu değerlendirmeleri yaptı: “Ortalama faaliyet gelirleri daha düşük, varlık fiyatları daha yüksek, balon daha şişkin, çok kırılgan bir durum var. Yeni Başkan Yellen’ın işi de kolay değil. Parasal genişleme finansal kesimi rahatlatıyor olabilir ama ekonomiye fayda etmiyor. Bunu kısma kararının açıklanmasıyla birlikte para gelişmekte olan ülkelerden çıkabildiği kadar geri dönmeye başladı. Bu dönüş başladıysa FED’in de buna paralel kısması lazım. Yellen’in ilk iki yılı çok zorlu geçecek. Bizim gibi ülkeler krize girecek. Bizim gibi ülkelerin krizi o ülkelerde de kayıplara yol açacak. Gelişmekte olan ülkelerin 5-6’sı krize girmiş bu ABD’de 500 milyar dolarlık kayba neden olmuş. Bir bakıyorsunuz FED dördüncü QE’ye başlamış. Bu da olabilir. Geldiler kağıt üstünde kazandılar ama çıkamıyorlar. ’’


Hazırlayan: Tarık TEKGÖZLİ

İşverenden sendikalı işçiye MÜZİKLİ BASKI Denizli’de Hometeks Fabrikası’nda işten çıkarılan işçilerden sonra çalışanlara da baskılar arttı. İşveren, tuvaletlerin kapısına nöbetçi dikti, direnişteki işçilerin sesi duyulmasın diye son ses müzik açtı İşten çıkarıldıktan sonra her sabah fabrika önüne gelen işçiler arasında kadınların yoğunluğu dikkat çekiyor.

BEHİYE YARAŞCI / DENİZLİ

D

enizli’de sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarıldığını iddia eden 98 işçi, mücadelesini sürdürüyor. İşten çıkarılanlardan sonra fabrikada çalışan işçilere de baskılar arttı. İşveren, Zorlu Hometeks Fabrikası’nda sendikalı işçi kalmaması için akıl almaz yöntemlere başvurdu. Tuvaletlerin kapıları kırılıp yerine bez takıldı, işçilerin konuştuklarını dinlemek için kapılara nöbetçiler koyuldu. Dışarıdan seslerini duyurmak isteyen sendikalı işçilerin sesi içeri gelmesin diye yemekhanede son ses müzikler açıldı. Resmen adım adım fabrikada çalışan işçiler izlendi, servislere özel talimat ve-

Taşeron işçiler için kadro çalışması yok



Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in açıklamaları, çeşitli basın-yayın organlarında çıkan “Taşeron işçiye kadro müjdesi” haberlerine son noktayı koydu. Çelik, taşeron işçilerin kamu kurum ve kuruluş kadrolarına atanmalarına yönelik Bakanlıkça yürütülen bir çalışma bulunmadığını açıkladı. CHP Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, taşeron işçilere ilişkin soru önergesini yanıtlayan Çalışma Bakanı, “Kamu kurum ve kuruluşlarınca hizmet alımı yoluyla çalıştırılan taşeron firma işçilerinin asıl işveren olan kamu kurum ve kuruluşlarının işçisi sayılmalarına veya kamu kurum ve kuruluş kadrolarına atanmalarına yönelik olarak bakanlığımızca yürütülen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır” dedi.

rilerek toplu ve hızlı çıkış sağlandı ve hiçbir işçinin el sallamasına dahi izin verilmemesi söylendi. Ve son olarak da kalan sendikalı işçileri belirlemek için “Dışarıdaki işçilerin sesinden rahatsız oluyoruz” yazılı kağıtlar işçilere imzalatılmak istendi. 98 işçinin birden çıkartılmasının yükü ise çalışan işçilerin üzerine yıkıldı. Bunca baskıya dayanamayan işçiler ise sonunda istifa etti. Teksif Sendikası’nın verdiği rakama göre, bu baskılara dayanamayan en az 50 işçi işten ayrılmak zorunda kaldı.

‘İşçi olmazsa işveren bir hiçtir’ Baskılar nedeniyle işten ayrılan Serpil Y. iki çocuk annesi. Daha

Direnen işçiye el sallamak yasak!

önce eşi de sendikalı olduğu nedeniyle işten çıkarılmış. Eve ekmek götüren aile fertlerinden her ikisi de şu an işsiz. Serpil Y. fabrikada sendikalı olan işçilere baskılar yapıldığını söylüyor. Eşi Murat Y. de, “Anayasal hakkımızı kullandık, suçlu olduk” diyor. Bunca yıl emek veren insanların bez paçavrası gibi işten çıkarıldığını ifade eden Murat Y. “Buradan tüm arkadaşlarıma sesleniyor, sendikalı olmaya çağırıyorum. Sendika olmazsa hiçbir geleceklerinin olmayacağı ortadadır. İşçi olmazsa işveren bir hiçtir. İşçi çalışırsa işveren kazanır, işçi çalışırsa makine çalışır. İşçi çalışmazsa üretim yapmazsa işveren nasıl kazanacak? Bugün haklarımızı savunamaz-



Oktay: Amaç sendikalı işçi bırakmamak İşçilere yapılan “sendikal baskı”yı değerlendiren Teksif Sendikası Denizli Şube Başkanı Recep Oktay, “İşveren öyle bir zulüm uyguluyor ki, işçilerin üzerine gidiyor, haklarında tutanak tutturuyor, baskı uygulayarak bırakıp gitmelerini istiyor. Düne gelinceye kadar hiç tazminat ödemeyen işveren, bugün ne değişti de tazminatlı çıkış isteyenlerin tazminatını verip gönderiyor. Amaç sendikalı işçileri fabrikadan göndermek. Kasım ayından bu yana fabrikada yetki alacak konuma gelmiştik ancak işveren bunu öğrendiği anda işçi çıkartmaya başladı” dedi.

Viranşehir’de taşeron işçileri iş bıraktı Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesindeki trafo merkezinde taşeron çalışan işçiler, çalışma şartlarına dikkat çekmek için eylem yaptı. Arızalara bakmayan işçilerin eylemi nedeniyle ilçede bazı bölgeler elektriksiz kaldı. Türkiye Elektrik İşletmeleri A.Ş.’nin Viranşehir Trafo Merkezi’nde taşeron firmaya bağlı çalışan yaklaşık 70 işçi, öğle saatlerinde iş bıraktı. Arıza ihbarlarına gitmeyen ve işletmenin önünden geçen Şanlıurfa-Mardin karayolunu ulaşıma kapatan işçiler, alkışlarla seslerini duyurmaya çalıştı.

‘Sesimizi kimse duymuyor’ DHA’nın haberine göre, güvenlik güçlerinin uyarısıyla yolu

yeniden ulaşıma açan işçiler adına konuşan Lütfü Topkan, “Geçen yıl devlet elektriği özel şirketlere devretti. Ancak, işletmeyi alan firmalar bizlere sözleşmede belirtilen sosyal haklarımızı vermediği gibi çalışma koşularımızı daha da zorlaştırdılar. Şu an Türkiye’de en zor ve tehlikeli işi biz yapmaktayız. Ancak bizim sesimizi kimse duymuyor. Biz de sesimizi duyurmak için elektrik arızalarını onarmama kararı alarak eylem yaptık. Umarız bu eylemimiz dikkate alınır, aksi takdirde daha uzun süreli eylemler yapacağız” dedi. Eylem sırasında çıkan arızalar nedeniyle yaklaşık 3 saat elektriksiz kalan bölgelere, işçilerin yeniden çalışmaya başlamasıyla enerji verildi.

İşçilerin eylemi nedeniyle bazı bölgelere 3 saat elektrik verilemedi.

İŞÇİLERİ ZİYARETİYLE ŞAŞKINLIK YARATAN AKP MUĞLA İL BAŞKANI NİHAT ÖZTÜRK:

‘Aşk Gemisi’ paramparça

“Aşk Gemisi” adlı diziyle tanınan ve ekonomik ömürü tamamladıktan sonra İtalya’nın Cenova Limanı’ndan getirildiği İzmir Aliağa’daki gemi söküm tesislerinde, 6 ay önce 2 işçinin yaşamını yitirdiği ‘Pacific’ adlı geminin sökümüne başlandı. Geçen 6 Ağustos’ta getirildiğinde, Aliağa’da karaya oturan ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan kazanın ardından başlatılan hukuki süreç nedeniyle bekletilen gemide söküm çalışmaları, kaldığı yerden başladı. Bazı bölümlerinin sökülmesi nedeniyle dev bir demir yığını andıran 171 m. boyunda, 24 m. genişliğindeki gemiden çıkan hurdanın demir çelik sektöründe ham madde olarak kullanılacağı, iç donamınındaki bazı parçaların ise koleksiyonculara satılarak değerlendirileceği bildirildi. 13 bin 500 ton saç ağırlığındaki geminin sökümünün bir yıl içinde tamamlanacağı belirtildi.

sak kaybederiz” diye konuştu.

İşverenin işten çıkartmasının yetmediğini fabrikada baskıları da arttırdığına değinen Oktay şunları söyledi: “Sendikalı arkadaşlarımızı belirleyebilmek için her yolu denediler. Son olarak ise işçilere ‘Biz dışarıdaki işçilerden rahatsızız’ yazılı bir kağıt imzalatıldı. Bunun amacının sendikalı işçileri tespit etmek olduğunu biliyoruz. Bundan önceki günlerde ise işveren işçiler sendika hakkında bir araya gelip konuşmasın diye tuvalet önünde nöbet tutturmaya başladı, hâlâ nöbetler devam ediyor. Yemekhanede düne gelinceye kadar çalınmayan müzikler bugün konuştuklarımız duyulmasın diye yüksek sesle çalınmaya başlandı. Dinlenme saatlerinde işçilerin başına grup başlarını dikerek bize el sallamamaları, servis şoförlerine toplu ve hızlı geçmeleri ve dışarıda direnen işçilere el sallayarak destek veren işçileri işverene bildirmesi için baskı kuruluyor. Ama ne kadar baskı kurarlarsa kursunlar bu fabrikanın içinde sendikanın bayrağı dalgalanacak, mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

Özelleştirmeye müdahale etme şansımız yok Hükümlüler, tahliye olduktan sonra dışarıda da iş kurarak meslek sahibi olabiliyor.

Fabrika gibi cezaevi Eskişehir Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan iş atölyelerinde, görevlilerin nezaretinde hükümlüler sigortalı olarak çalışıyor. Döşeme, mobilya, demir, tabela, toner dolum atölyeleri bulunan kurumda, sosyal tesis işlemeciliği, tabldot, çay ocağı, adliye ve kurum açık otoparkı, terzihane, kundura boya ve tamiri, fotoğraf işkolu ile tapu kadastro temizlik hizmet işlerinde de yeteneklerine göre yaklaşık 280-300 arası hükümlü istihdam ediliyor.

3 milyon lira gelir elde edildi İHA’nın haberine göre, Eskişehir Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda 2013 yılı içerisinde çeşitli

illerin cezaevleri, devlet hastaneleri, savcılıkları ile kamu kurum ve kuruluşların; mobilyakoltuk malzemeleri ve tabela döşeme işleri sağlandı. Ayrıca 2014 yılı sonuna kadar Afyonkarahisar Şuhut Adalet Sarayı yeni hizmet binası için koltuk, mobilya, demir ve tabelaları, Sinop E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun açık bölümü için tabela malzemeleri ve Antalya Serik Adalet Sarayı yeni hizmet binası için koltık, demir ve tabela döşeme işlerinin devam ettiği belirtildi. Sadece atölye faaliyetleri sayesinde 2013 yılında faiz gelirleri hariç 3 milyon 167 bin 586 lira gelir elde edildiği bildirildi.

Muğla’da özelleştirmeye karşı mücadeleyi Yatağan Termik Santralı önüne kurdukları direniş çadırıyla sürdüren maden ve enerji işçilerine sürpriz bir ziyarette bulunuldu. Birçok kesimin destek ziyaretinde bulunduğu direniş çadırını önceki gün AKP Muğla İl Başkanı Nihat Öztürk ziyaret etti. İşçiler tarafından şaşkın-

Nihat Öztürk

lıkla karşılanan Öztürk, işçilerle birlikte çay içip sohbet etti.

‘Köprü görevi görüyoruz’ DHA’nın haberine göre, işçilerin hükümetin özelleştirme politikalarına yönelik eleştirileri ve sürece ilişkin sorularını da yanıtlayan Öztürk, “Özelleştirme hükümet politikası, bizim buna müdahale etme şansımız yok. Biz, hükümetimiz ile işçi kardeşlerimiz arasında köprü görevi görüyoruz. Başbakanımız, 30 Kasım’da gerçekleştirdiği Muğla ziyaretinde Maden-İş ve Tes-İş sendikalarının şube başkanları ile özelleştirme süreci ile ilgili olarak yaklaşık bir saat görüştü. Başbakanımız, sendikacı arkadaşlara ayırdığı bir saatinde sürecin tüm detaylarını paylaştı, neler yapılabileceğini aktardı” dedi.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Engin

ÜNSAL enginunsal35@gmail.com

PAZAR KÖŞESİ

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Caligula: Atını senatör seçtiren imparator

G

aius Julius 3. Roma İmparatorudur ve 37-41 yılları arasında görev yapmıştır. Aşırı savurganlığı, tuhaflığı, acımasızlığı ve Caligula takma adı ile tanınır. 41 yılında onun yaşam biçimine tahammül edemeyen muhafızları tarafından öldürülmüştür.

Siyasetin tuhaf adamı caligula Gaius Julius, nam-ı diğer Caligula şöhretin ve gücün insanı siyasal yaşamında nasıl bozduğunun tipik bir örneğidir. Kendini yaşayan tanrı olarak ilan etmişti. Atı İncitatus’a tapardı. Atı için, içinde mermer bir ahır, altından bir yemlik olan özel bir ev yaptırmıştı. Atının boynuna mücevherlerle süslü bir gerdanlık takardı. Atını Senato’ya konsül yapma sözü vermişti ve bunu tüm ülkeye duyurarak gerçekleştirmişti. İhtirasını frenlemesini bilmeyen, “muktedirim, her istediğimi yaparım” sanısına kapılan ve yaptıklarından asla nedamet duymayan Caligula bu tutkusunun bedelini çok ağır ödemişti.

Caligula’nın benzerleri 41 yılında yaşanan bu gerçek sadece Roma İmparatorluğu’na özgü değildi. Yıllar sonra aynı hastalığa yakalanan Hitler muktedir olmanın frenlenemeyen çılgınlığı ile 50 milyon insanın ölümüne neden olmuştu. Nesiller boyu lânetlendi. Bunun örneğini Türkiye’de yaşamıştı. 1950 seçimlerinde iktidar olan Demokrat Parti’nin başkanı Adnan Menderes sahip olduğu iktidarın sarhoşu olmuştu. Yalakaları onu göklere çıkardıkça o bu iktidarın yıllarca süreceği sanısına kapılmış ve kendisinde aşılmaz güçlerin bulunduğu vehmine teslim etmişdi. “Orduyu yedek subaylarla idare ederim” diye Türkiye’nin bağımsızlığını Atatürk ile gerçekleştirmiş ordumuza hakaret etmekte bir sakınca görmemişti. Üniversite hocalarının kendisinin anti-demokratik tavırları nedeni ile hocalara gözdağı vermek için, “üniversitenin çanına ot tıkayacağız” diyebilmişti. Kendini o kadar güçlü hissediyordu ki “ odunu aday göstersem seçtiririm” diyebiliyordu. Demokrat Parti Grubu sesini yükselttiğinde onların sırtını sıvazlamak için,” siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyerek yıllar sonrasının muktedirlerine ilham vermekte bir sakınca görmemişti.

Ya günümüzün siyaseti? Doğunun siyaset anlayışı tapılacak muktedirler yaratmakta çok ustadır. Tabanı delik ayakkabı ile gelenlerin Karun’laşmasını alkışlar, Tanrıyı gökyüzünden yeryüzüne indirmeye bayılır. Kendi yaşamını karartanı kahraman yapar. Yarattığı kahraman ne kadar zalim olsa ona tapmak için zerre kadar tereddüt etmez. Kişilikleri gelecek nesillere hiçbir olumlu örnek olamayacak bu insanları doğu siyaseti neden yaratır? Neden doğunun insanları demokratik hakları yerine bir tek adamın tanrılaşmasını ister? Neden doğu insanı kendisinin insanca yaşamını bir diktatörün ayakları altına halı gibi sermekte sakınca görmez? Günümüz Türkiye’sine gelirsek; halkın çoğunluğunun yaşamından mutlu olmadığını sanıyoruz. Böylesine karanlık bir ortamdan toplumu aydınlığa çıkarabilmek için sadece işçi sınıfının gücünün bile yeterli olacağını düşünüyoruz. Aktif çalışanların ve pasif sigortalıların Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında ki sayısının 34 milyon olduğunu ve son seçimde AKP’nin sadece 10 milyon oyla iktidar olduğunu düşünürsek ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Bu 34 milyonun önüne düşecek, onları aydınlatacak önderler çıksa bu karanlık çoktan aydınlığa teslim olurdu. Bu toplum, 34 milyonluk ham gücü bir kuyumcu özeni ile işleyecek ustalar bekliyor. Bu yapılmadıkca güçlerinin sonsuza kadar süreceğini sanan muktedirler bu topluma Stocholm Sendromu yaşatmaya devam edeceklerdir.

ŞEFFAFLAŞMA!.. Göz göre, göre oluyor, Her şey gözümüzün önünde… Hukuksuzluk hayat tarzı olmuş, Arsızlık yürürlükte. Ne insanlar, ömürler, adalet harcanıyor dokunulmuyor haramilere. Saklı gizli değil hiç bir şey, Her şey gözümüzün önünde… Hırsız artık saklanmıyor, takmıyor yüzüne maske. Karanlığı beklemiyor, ihtiyacı yok geceye. Göz göre, göre oluyor, Her şey gözümüzün önünde… Ne kanuna uyuluyor ne de kitaba, Hırsızlık meslek oldu, hem de en gözde kendine zahmet vermiyor girmiyor pencereden evimize. Uzaklarda arama, çok yakınımızda, Sokmuş, elinin biri cebimizde, dikmiş gözünü, Soframızdaki son ekmeğimize…

Muzaffer TALATPAŞAOĞLU muzaffer.talatpasaoglu@hotmail.com


Hazırlayan: Emine DÖLEK

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

İŞÇİ PARTİSİ ÇANKAYA BELEDİYE BAŞKAN ADAYINI PROF. DR. ZAFER KARS OLARAK BELİRLEDİ Sırrı Sakık

‘Yolsuzluk umrumda değil’



Yağmacı belediyeciliğe son! İP Adayı Zafer Kars, yurttaşlara temiz ve dürüst belediyecilik sözü vererek, yandaşa çıkar sağlayan anlayışı bitireceklerini vurguladı

‘Halkçı kent projelerini uygulayacağız Prof. Dr. Zafer Kars da konuşmasında şu vurguları yaptı:“Ülkemizde ilçe belediyeciliği denilince akla kaldırım, asfalt, imar oyunları ve yandaşlara sağlanan çıkarlar gelir. İşçi Partisi’nin yerel yönetim anlayışı, yıllardır değişik partiler eliyle sürdürülen liberal politikaların vatandaşlarımızın zihninde yarattığı bu olumsuz, kısır ve yağmacı belediyecilik anlayışının tamamen dışındadır. Yurttaşlara temiz, dürüst, namuslu bir belediye sözü veriyoruz. Parti başkanlarının her gün birkaç yolsuzluk, rüşvet dosyası salladığı adayların tencere dibin kara anlayışıyla siyaset yapmasının olağanlaştığı ortamda partimizin

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla ilgili sıradışı değerlendirmelerde bulundu. 17 Arlık süreciyle ilgili endişelerinin bulunduğunu belirten Sakık, “Bu paralar bütçeye gelmiş, bu paralar bunlara dağılmış, bu paralar bir başkasına gitmiş... Eğer bütçeden bu şekilde para çalınmazsa bir başka şekilde çalınır. Bizim açımızdan ne olur biliyor musunuz, bu paralar hazineye gelirse F-16’lar alınır, yine F-16’lar gider Roboski’yi bombalar, sokaklarda gaz bombasıyla halkımıza döner. Evet, yolsuzluğun üzerine bir bütün olarak gidin, gidelim. Evet, bu hazinenin bekçisi değiliz yani hazine çok da bizim hayatımıza bir şey yansıtmıyor” dedi.

bu sözü altın değerindedir. Kapitalizmin yol açtığı hastalıklı, giderek betonlaşan kent yapısını, planlı ve köktenci uygulamalarla değiştirme, insanı ve doğayı gözeten halkçı kent projelerini uygulama sözü veriyoruz. Çankaya Belediye başkanlığına aday olurken partimin bu temel ilke ve hedeflerini çalışma arkadaşlarımla uygulama sözü veriyorum. Kısacası, vatandaşlarımızın huzurla yaşayacağı bir Çankaya yaratacağız. Halkçı siyaset ve örgütlenme anlayışıyla Çankaya’da Milli Hükümet için sağlam bir dayanak yaratacağız. İşçi Partisi’nin Çankaya’daki Zaferi Milli hükümetle ülkemizin kurtuluşuna giden yolu açacaktır.”

Prof. Dr. Zafer Kars kimdir?  AYDINLIK / ANKARA

İ 

1915’te yapıldığı öne sürülen Ermenilere soykırım iddialarının 100. yılı için kurulan platform, İşçi Partisi Öncü Gençlik üyeleri tarafından protesto edildi. Oral Çalışlar ve Roni Marguiles, Ermeni Soykırımı iddiaları üzerine başlatılan “Yüzyıllık yüzleşme kampanyası” kapsamındaki İstanbul’daki etkinlikte konuştular. Avrupa Pasajı’ndaki Aynalı Geçit Salonu’nda düzenlenen etkinlikte Oral Çalışlar konuşmaya başladıktan hemen sonra Öncü Gençlik üyeleri protestoya başladı. Gençler “Oral Çalışlar, Roni Marguiles ve Ufak Uras gibi döneklere ders vermek istiyoruz. Buradaki güzel insanlara değildir tepkimiz. Tepkimiz Çalışlarlaradır. AKP’nin solcusu Roni Marguiles soykırım iddialarını savunuyor. Hesap sormak biz devrimci gençlerin görevidir. Ermeniler, Türkler, Kürtler binyıllarca kardeşçe yaşamışlardır bu topraklarda. Hrant’ın katillerini gizleyenler onlardır” dediler.

‘Soykırım yalanı Amerikan planı’ Yaklaşık 50 Öncü Gençlik üyesi salonda “Öncü Gençlik geliyor dönekler Amerika’ya”, “Soykırım yalanı Amerikan planı”, “Hrant’ın katili Fethullahçı çete” sloganı attı.

‘Doğu Perinçek İsviçre’de yalanlarını yüzlerine çarptı’ Öncü Gençlik üyeleri protestolarına salon dışında da devam etti. Burada bir basın açıklaması yapan Öncü Gençlik Genel Başkanı Aykut Diş, “Biz devrimci vatansever Türk gençleri, tarihi çarpıtmaya çalışanlara karşı çıkmaya devam edeceğiz. Türk Milleti hiçbir halka soykırım yapmamıştır; emperyalistlere ve oyunlarına karşı vatan savunmuştur. Bu gerçek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla sabitlenmiştir. Genel Başkanımız Doğu Perinçek İsviçre’de bu yalanı yüzlerine çarpmıştır” dedi.

TEŞEKKÜR Emekli İngilizce öğretmeni Necla Tekin’in uzun süren hastalığı sırasında her türlü tıbbi imkanları sağlayan ve insani ilgisini esirgemeyen

ZEYTİNBURNU SURP PIRGİÇ ERMENİ HASTANESİ’NE, Yakın hekim ilgilerinden dolayı Başhekim Ardaş Akdağ ve Dr.Maksut Ahbab’a, Hemşireler Betül Akgül, Gülden Durmaz, Gizem Güzen, Hatice Aydoğan, Samime Esen ve öteki personele; Fedakar ilgilerinden dolayı ağabeyi Altan ve eşi Suzan Bursal’a, Gösterdikleri dostluktan dolayı Mersin Lisesiler Derneği’ne ve değerli dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

Necla ve Hasan Tekin

‘Günün görevi İşçi Partisi’ni büyütmek’ AKP’nin ABD ile kurduğu mafya, tarikat, gladyo iktidarının dağıldığını kaydeden Özbey, “Haziran’da ayağa kalktık ve Tayyip-Gül-Gülen ittifakını dağıttık. İktidarlarını sarstık. Onların yolsuzluklarını ortaya Fethullah değil biz çıkarttık. Şimdi AKP’yi yıkacağız. 2014’te AKP’den kurtulup Atatürk’ün Milli Hükümeti’ni

kuracağız” dedi. Özbey Kemalist Devrimi tamamlama programının İşçi Partisi’nin proğramı olduğunu belirterek, bugünün en büyük görevinin İşçi Partisi’ni büyütmek olduğunu vurguladı. Özbey, İşçi Partisi’nin Çankaya Belediye Başkan adayını da şu sözlerle açıkladı: “Hırsızlar düzenine son veriyoruz. Çankaya Türkiye’nin merkezi, kalbidir. Çankaya’mıza 30 Mart’ta Atatürk Devrimcisi belediye başkanını seçiyoruz. Çankaya seçeneksiz değildir. Namuslu, birikimli, Atatürk devrimcisi, kaseti olmayan bir aday gösteriyoruz. Prof. Dr. Zafer Kars Çankaya Belediye Başkan adayımızdır.”

1953 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1977’de tıp doktoru, 1983’te beyin ve sinir cerrahisi uzmanı oldu. 1984 yılında askerlik görevini tamamladı. SSK’nın Kırıkkale ve Ankara Hastaneleri’nde aralıklı olarak on dört yıl uzman ve klinik şefi olarak çalıştı. Cumhuriyet Üniversitesi’nde aralıklı olarak on dört yıl süreyle anabilim dalı başkanlığı yaptı. Aynı üniversitede

1990 yılında doçent, 2003 yılında profesör unvanı aldı. 2004-2008 yılları arasında Rektör Yardımcılığı, Güzel Sanatlar Fakültesi dekan vekilliği ve İletişim Fakültesi kurucu dekanlığı görevlerinde bulundu. 2013 yılında emekli oldu. Türkiye Gerçeği, Saçak, Aydınlık, Bilim ve Ütopya, Teori, Toplum ve Hekim, Tıp Dünyası dergilerinde Jön Türk Devrimi, sağlık örgütlenmesi tarihi, hekim hareketi üzerine yazıları yayımlandı. Jön Türk Devrimi üzerine bir kitabı (1908 Devriminin Halk Dinamiği, tıp tarihi üzerine bir kitabı basıldı. 1996-2003 yılları arasında Ankara’da sağlık temel örgütü başkanlığı yaptı. İP Bilim Üniversite Merkez Bürosu başkanıdır.

Kılıçdaroğlu, Ankara’da seçim kampanyasını başlattı  AYDINLIK / ANKARA

C

HP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş için bütün Ankaralılardan oy istedi. Yavaş ile birlikte Ankara Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışına katılan Kılıçdaroğlu, “Bence bugünün en güzel sloganı ‘birleşe birleşe kazanacağız’. Çünkü ayrışanların kazandığı görülmemiştir” dedi. Kılıçdaroğlu, Yavaş için “O ben bu memleketi, ben bu Ankara’yı nasıl daha güzel yönetebilirim, diye düşünen bir insan. Beraber yönetelim Ankara’yı diyen bir insan. O Ankaralılarla birlikte karar vermeyi seven bir insan. O sizin için çalışmayı kutsal bir görev olarak kabul eden bir insan. O sizi seviyor, siz de onu sevin” dedi. Kılıçdaroğlu, AKP hüküme-

tini 40 Haramiler’e benzeterek, “Bu haramilerden bu güzel ülkeyi kurtarmamız lazım. Biz ulusal bağımsızlık savaşı verirken güzel bir Türkiye kurmak için mücadele ettik. Kimseye el avuç açalım diye mücadele etmedik. Yeter ki birleşelim, ayrışmayalım, gün birleşme günüdür, gün beraber olma günüdür, gün haramilerin iktidarını devirme günüdür” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: “Bütün yurttaşlarımı temiz siyasette buluşmaya devam ediyorum. Özgürce yaşayabilecekleri bir siyaset anlayışını inşa edecek partinin yanına bekliyorum. Hiç kimseyi ötekileştirmeyen, herkesi kucaklayan bir siyaset anlayışının yanında bekliyorum. Ayrılığa gayrılığa yer yok. Söz konusu vatansa gerisi teferruat.”

‘Cemaat CHP’yi parmağında oynatıyor’ Başbakan Tayyip Erdoğan, partiye bazı tuzlukların sızdığını belirterek, bunların talimatla istifa ettiklerini söyledi. Erdoğan, örgütün CHP’yi parmağında oynattığını iddia etti. Katıldığı bir etkinlikte konuşan Erdoğan, 17 Aralık soruşturmasına değinerek, ‘’Bir yerlerde gizli kapaklı toplantılar yapılmış, tuzaklar kurulmuş ve 17 Aralık’ta da düğmeye basılmış. Milletin oyuyla AKP çatısı altında yer alanlar meğer bir yerlerden gelen emir ve talimatla istifa ettirilmişler. Meğer AKP’ye de bazı tuzluklar sızmış” dedi. İstifanın ihanet olduğunu da savunan Erdoğan, “Bazı vekiller milletten yetki aldılar,

sonra başka odakların kölesi oldular” diye konuştu. CHP’ye de komplolar kurulduğunu, kasetle genel başkanının değiştirildiğini söyleyen Erdoğan, “CHP’yi çok önceden şekillendirmeye başladılar. Kasetle başkanı görevden uzaklaştırıp, başka birini göreve getirdiler. Bu örgüt CHP’yi parmağında oynatıyor” dedi. HABER MERKEZİ

Bataklıkta bir pırlanta(II)*

F

arkında mısınız? Elimizde en azından Ermeni sorununun tartışılabileceğini öngören kapı gibi bir AİHM kararı var Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan. Sayın bakan...

Sorular... Sorular... Sorular... Yanında onlarca iş adamı ile sıkışan ekonomisine nefes aldırmak için Ankara’ya teşrif eden, Afrika’daki marifetlerine rağmen, ülkeyi içine düşürdüğünüz yolsuzlukhukuksuzluk sarmalı nedeni ile sizlere insan hakları dersi verme cüretini gösteren, nükleer reaktör ihalesini Japonlarla birlikte verdiğiniz Hollande’a acaba bu kararı hatırlattınız mı? Çooook merak ediyoruz... Fransız Anayasa Konseyinin aksi yöndeki kararına rağmen sözde soykırım konusundaki ısrarlarını ifade etmelerine karşı bu AİHM kararını suratlarına çarptınız mı? Kendilerine Hırant Dink’in ailesi ile görüşme imkânı sağlanırken, çoğunun bizzat can güvenliğini sağlamak

sorumluluğunu taşıdıkları şehit diplomatlarımızın aileleriyle görüşme imkânı sağlamak, onlardan özür diletmek hiç aklınıza gelmedi mi? Sahi, sizlerin, 2015’te dünyayı ayağa kaldıracak, yalnız ve güzel ülkemi şamar oğlanına çevirecek diaspora şamatasına karşı bir stratejiniz var mı? Yoksa yine “Güzel şeyler olacak...” deyip, Kayseri’de Azerbaycan bayraklarını toplatıp, ayaktopu mu oynatacaksınız? Mesela, bu pırlanta değerindeki AİHM kararına dayanarak ve de sıklet merkezi oluşturarak İsviçre ve Fransa’dan başlayarak sözde Ermeni soykırımını tartışmayı dahi suç sayan parlamento kararlarını geri aldırtma doğrultusunda bir stratejiniz var mı?(1) Mesela, bu amaçla, şu anda isimlerini hatırlayabildiğim (Hatırlayamadıklarından özür dilerim.) Sayın Bilal ŞİMŞİR, Türkkaya ATAÖV, Şükrü Server AYA, Mehmet PERİNÇEK gibi bu konuda engin birikim sahibi bilim

Sonsöz MERHABA

Öncü Gençlik’ten soykırım savunucularına soğuk duş

şçi Partisi’nin Çankaya adayı Cumhuriyet Üniversitesi Eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Kars oldu. Kars’ın adaylığını, İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Hasan Basri Özbey, partisinin Ankara İl Başkanlığı’nın yeni binasının açılışında açıkladı. İşçi Partisi Genel Başkanvekili Özbey, yüzlerce Ankaralının katıldığı açılışta yaptığı konuşmada, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a seslendi. Özbey, “İki adım ötemizde kumpasların, yolsuzlukların yapıldığı yer var. İP Genel Başkanı Doğu Perinçek sekizinci seçimine de hapiste giriyor. Bu durum bu düzenin Doğu

Perinçek korkusunun göstergesidir. Bozdağ, kanunsuzluklarına kanunsuzluk ekleyerek partimizin daimi komitesinin Genel Başkanıyla toplantı yapma talebine olumsuz yanıt vermiştir. Talebimizin gereğini yapın. İki elimiz yakanızda” dedi.

Dr. Noyan UMRUK

insanlarından bir BİLİM ve DANIŞMA KURULU oluşturmayı hiç düşündünüz mü? Mesela, bu kuruldan beslenecek, uluslararası deneyim ve ilişkileri güçlü gazetecilerden oluşacak, uluslararası platformda etkin olabilecek bir BASIN MERKEZİ hiç aklınıza geldi mi? Mesela, sizi hayret ve şaşkınlıkla izleyen değerli büyükelçilerimize bulundukları ülkelerde cemaatin iç yüzünü anlatma talimatını verirken, asli görevleri olan bu konuda uyarmak hiç aklınıza geldi mi? Mesela, resmi devlet diplomasisi yerine kendi mütevazı imkânlarıyla uluslararası kamuoyunu ikna açısından olumlu ve anlaşılır bir

yöntem ve örnek oluşturan sivil toplum platform ya da platformlarını marjinal saymak yerine, onlarla temas kurmayı, onlara sessiz ve sakin destekler sağlamayı neden hiç düşünemezsiniz?

Mesela dedik ya... Aslında bu soruların yanıtlarını zaten herkes biliyor... İktidarını sürdürebilmek için toplumu karpuz dilimleri gibi bölerek ötekileştiren ve de kendi has dilimine sosyal hiyerarşisine göre haksız zenginleşme ve ikbal sağlayanların böyle bir merak ya da sorunu yok ki... Birikimleri de gündelik çıkarlarını kovuşturmaya müsait zaten... Devlet adamlığı başkaaaa... Günün adamlığı başka...

Sözlerime çok saygı duyduğum yaşlı bir maliye bürokratının şu sözcükleri ile son vereyim bu hafta: “Bu memleket tüm duyarsızlıklara rağmen, her kurumda her alanda sessiz sedasız çalışan, gözü tok 5-10 vatanseverin omuzlarında yükselir ve işte bu nedenledir ki; leş kargalarının tüm umutlu bekleyişlerine rağmen bir türlü batmaz... Batmasını bekleyenler de bir türlü anlayamadıkları bu işe şaşar dururlar...” * “Bataklıkta pırlanta(I)” için Bknz: Aydınlık gazetesi 26.01.2014 (1)15 Aralık 2013 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı bize; parlamentolarında ülkemizi “soykırımcı” ilân eden 20 ülke ve 135 eyaletten, bu kararlarını kesin olarak geri almalarını talep etme gücünü vermiştir. Nitekim ilk resmî başvuru, Fransa’daki değerli büyükelçimiz tarafından Fransa Parlamentosu’na yapılmıştır. Ancak güçlü ve kararlı siyasi desteğe ihtiyaç vardır.


Hazırlayan: Yiğit ERYILMAZ

ORAN: TÜRKİYE’DE İLK KEZ MAHKEME, YASAMAYA SANSÜR KOYMAYA ÇALIŞTI!

TİB işi gücü bıraktı yolsuzluk haberlerinin peşine düştü Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası harekete geçen TİB yolsuzluk haberleri yayınlayan internet sitelerinden haberlerin kaldırılmasını istedi. CHP milletvekili Umut Oran olayı eşi benzeri görülmemiş diye değerlendirdi AYDINLIK/ANKARA

T

elekominakasyon İletişim Başkanlığı (TİB) son günlerde işi gücü bıraktı internetteki AKP’nin yolsuzluk haberlerinin peşine düştü. TİB, milletvekillerinin kendi sitelerine koydukları yolsuzlukla ilgili soru önergelerinin bile kaldırılmasını istedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye’de ilk kez bir mahkemenin yasamaya sansür koymaya çalıştığını söyledi. AKP’li bakan çocuklarını da kapsayan yolsuzluk olayları ve peş peşe internete düşen ve yolsuzlukla ilgili ses kayıtları yayılınca TİB harekete geçti. TİB bir mah-

keme kararını gerekçe göstererek internet sitelerine uyarılar yaptı ve sitelerdeki yolsuzlukla ilgili haberlerin kaldırılmasını istedi. TİB’in uyarı yaptığı sitelerden biri de CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın kendi özel sitesi. Oran kendi sitesine TBMM’ye verdiği yolsuzlukla ilgili soru önergesini koymuştu. TİB siteden yolsuzlukla ilgili soru önergesini kaldırması için uyarı mesajı gönderdi.

belirterek, “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından uyari@ihbarweb.org.tr adresinden chp.org.tr uzantılı adresime dün saat 17.27’de gönderilen bir e posta ile Sabah atv satışı için Erdoğan tarafından havuz kurulduğu iddialarına ilişkin Meclis’e sunduğum bir yazılı soru önergesini içeren adresin erişimine engellenmesi talep edildi” dedi.

TBMM’ye verilen soru önergesine sansür

HSYK’ya şikayet edeceğim

Umut Oran TİB’in uyarısı ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, Türkiye’de eşi görülmemiş bir durumla karşılaştığını

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan karar için HSYK’ya başvurup kararı alan hakimin soruşturulmasını talep edeceğini de ifade etti.

Umut Oran

: Ali İsmailler KORKMAZ Abdi İpekçi

Abdi İpekçi mezarı başında anıldı



Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi İzet, “Çok esaslı bir infazlar ülkesi olduk. İster canlarımız bir anda böyle alınmış olsun, ister diri diriyken hakkımızda operasyonlar yürütülmüş olsun, her birimizin elbet bir celladı var” dedi. İstanbul’da 35 yıl önce suikast sonucu öldürülen Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Anma törenine, İpekçi’nin eşi Sibel İpekçi, kızı Nükhet İpekçi İzet’in yanı sıra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila ve birçok gazeteci katıldı. İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi İzet anma töreninde şunları söyledi: “Çok esaslı bir infazlar ülkesi olduk. İster canlarımız bir anda böyle alınmış olsun, ister diri diriyken hakkımızda operasyonlar yürütülmüş olsun, her birimizin elbet bir celladı var. Ama asıl o cellatları görevlendiren, yönlendirenler, destekçileri, alkışçıları, koruyan ve kollayanları, örgütleri var. Hangimizin celladı diğerimizin mağduru, hangimizin mağduru diğerimizin düşmanı ya da kahramanı, kim kimin mağduru, kim kimin celladı? Bütün bunlar bazen birbirine karışıyor. Her birimiz, bir diğerimizin ötekisi haline getiriliyoruz. Öte yandan mağduriyetler bakımından hepimiz, birbiriyle iç içe geçmiş mükemmel bir düğümüz.”

Ali İsmail Korkmaz  OSMAN GÜNDOĞAN / ANKARA

T

ürkiye Liseliler Birliği (TLB) Ali İsmail Korkmaz’ın 3 Şubattaki mahkemesi için Ankara’da basın açıklaması yaptı. Haziran Ayaklanması’nda Eskişehir’de gaz maskeli, coplu ve sopalı kişiler tarafından dö-

vülen ve 38 gün komada kaldıktan sonra 19 yaşında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz’ın 3 Şubat Kayseri’de yapılacak olan duruşması için Ankara’da toplanan Türkiye Liseliler Birliği üyeleri basın açıklaması yaparak halkı bu duruşmaya davet etti. Açıklamada “Ali İsmail Korkmaz’ın, Adli Tıp Raporu’nun

56 KİŞİLİK HAZİRAN AYAKLANMASI İDDİANAMESİ KABUL EDİLDİ

TGB’lilere 12 yıl ceza istendi  IRMAK METE

H

aziran Ayaklanması’na katıldıkları gerekçesiyle 16 Temmuz 2013’te gözaltına alınan ve içlerinde 4 TGB’linin de bulunduğu tutuksuz 56 kişi hakkında iddianame hazırlandı. İddianemede çoğu öğrenci 56 kişinin toplam 255 yıl hapsi istendi. Davanın ilk duruşması 22 Nisan 2014’te 30. Asliye Ceza Mahkemesi’nce görülecek.

56 kişi hakkında yakalama kararı çıkmıştı Haziran Ayaklanması’nın ardından 16 Temmuz 2013’te İstanbul’da birçok eve Terörle Mücadele Şubesi tarafından eş zamanlı baskın düzenlendi. İçlerinde Türkiye Gençlik Birliği(TGB), Halkevleri ve Öğrenci Kolektifleri üyelerinin de bulunduğu çoğu öğrenci 56 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Gözaltına alınan öğrenciler ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Selim Berna Altay tarafından hazırlanan iddianamede, TGB üyeleri Zafer Alpuğan, Barış Alpuğan, İbrahim Okan Özkan ve Ozan Can Coşkun hakkında “Taksim Gezi Parkı eylemlerine güvenlik güçlerine karşı taşlı, şişeli saldırıda bulunan eylemci grupla

‘Düzenleme anayasaya aykırı’ AYDINLIK/ANKARA

H

ükümet üzerinde çalıştığı yasal düzenleme ile savcının arama yapabilmesi için Valilik makamından izin almayı zorunlu hale getiriyor. Hükümetin yaptığı çalışmaya hukukçular tepki gösteriyor. Ankara Barosu başkanı Sema Aksoy, düzenleme doğruysa bunun anayasaya açıkça aykırı olduğunu söyledi. Hükümetin yaptığı çalışma ile ilgili olarak Aydınlık’a açıklama yapan Aksoy, 21 Ara-

kayıtlarına göre; dayakla ölüm arasındaki illiyet bağı sonucu hayata gözlerini yumduğu belirlendi. Ali İsmail Korkmaz davasında, tanıkların Eskişehir’de, müşteki olan Korkmaz ailesini Antakya’da dinlenmesine, tanık polis S.B’nin ise tayinin Ankara’ya çıkması nedeniyle Ankara’da dinlenmesine karar verildi.

lık’ta çıkarılan ve Danıştay tarafından yürütmesi durdurulan Adli Kolluk Yönetmeliği’nde, adli kolluğun soruşturmalara ilişkin görevlerini yaparken idari amirlere bağlanmasını söz konusu olduğunu hatırlattı. Aksoy, “Adli kolluğun, soruşturmalara ilişkin görevlerini yaparken idari amirlere bağlı olmaması ve Cumhuriyet Savcısına bilgi verip, savcının emir ve talimatları doğrultusunda hareket etmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Anaya-

samızda ve CMK’da soruşturmaların gizliliğinin esas olması ve soruşturma ve kovuşturma sırasında hakim ve savcılara hiç kimsenin, hiçbir makamın emir ve talimat veremeyeceği açıkça hük ü m altına alınmıştır” dedi.

birlikte katıldığı ve hareket ettiği tespit edilmiştir” denildi. İbrahim Okan Özkan’ın boynundaki flamaya vurgu yapılan iddianamede “Eylem esnasında başında kırmızı kask, boynunda beyaz ve kırmızı renkli bez parçası olduğu tespit edilmiştir” ifadeleri kaydedildi. Davanın ilk duruşması 22 Nisan 2014’te 30. Asliye Ceza Mahkemesi’nce görülecek.

Böylece dava dörde bölündü. Davayı dörde bölmelerinin amacı, davayı etkisiz kılıp, katillerin halk önünde yargılanmasını engellemektir” denildi. Türkiye Liseliler Birliği üyeleri, açıklamanın ardından “Katillerden hesabı gençlik soracak.Hepimiz Ali’yiz, öldürmekle bitmeyiz” sloganları attılar.

‘Direnen gençliği yargılayacak mahkeme yok’ İddianamede 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istenen TGB üyeleri Aydınlık’a konuştu. İstanbul Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü Yöneticisi Ozan Can Coşkun: “Bugün direnen Türkiye’nin gençliğini yargılayabilecek tek bir mahkeme yoktur. Her gün bir yolsuzlukları gün yüzüne çıkanların tiyatro gibi kurdukları mahkemeye ne bizim ne halkımızın inancı yoktur. Güvendiğimiz tek adalet halkımızın vicdanıdır” dedi. TGB İstanbul İl Yöneticisi Barış Alpuğan da: “Talepleri özetle özgürlük olan milyonları soruşturmalar, gözaltılarla sindirmeye çalıştılar. Gezi’nin ve gençliğin temiz ahlakı, özgürlük ve bağımsız vatan özlemi hırsızları yargılayacaktır”

Defne Bülbül: AKP, kendini sağlama alıyor Adli kolluk yönetmeliğinde yapılacak değişikliği Aydınlık’a değerlendiren YARSAV yönetim kurulu üyesi Defne Bülbül şunları söyledi: “Yargının yürütmeden bu şekilde talimat alması kabul edilemez. Daha öncede bilgi verilmesi halinde soruşSema Aksoy

turmanın engellendiği çok duruma rastladık. 17 Aralık sürecini düşündüğünüzde bir bakanın oğlunu tutuklamanız mümkün müydü? Hukuki bi süreç olmadığı açık. Yargıda iki hakim grup var biri siyasi iktidar bir diğeri de Cemaat. Ama siz yargıyı sadece bu şekilde konumlandıramazsınız.Türkiye’nin birçok yerinde soruşturma var. Siyasi iktidar kendine yönelik yapılan soruşturmaların önüne adli kolluk yönetmeliğinde değişiklik yaparak geçmeye çalışıyor. Sadece Cemaat’e önlem değil kendisi için önlem.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mehmet Ali

GÜLLER maliguller@aydinlikgazete.com

UFUK ÖTESİ

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Kim kimi dinliyor?

1

7 Aralık operasyonundan sonra kamuoyu genelinde oluşan algıya göre Ergenekon ve türevi olan davaların sahibi AKP değil Cemaat’tir. Peki, neden böyle bir algı oluştu? Çünkü AKP tertipler konusunda topu 17 Aralık’tan bu yana sürekli Cemaat’in kucağına attı. Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan “cemaat orduya kumpas kurdu” diyerek, diğer AKP sözcüleri de davalarda hukuksuzluk yapıldığını dile getirerek bu algının oluşmasında belirleyici roller üstlendiler. Bu algı nedeniyle, dinlemelerin tamamının da cemaatten kaynaklandığı düşünüldü hep. Hâkim algıya göre cemaat sadece Ergenekon sanıklarını değil Erdoğan ve kurmaylarını da daha sonra değerlendirmek üzere dinlemişti. Öyle ki Erdoğan son olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bile dinlendiğini açıkladı. Erdoğan’ın AK medyada toplu manşet olan bu sözleri salt bir durum saptaması mıydı, yoksa daha çok adı Cemaat cephesinde olan Gül’e “şantajlı ittifak” çağrısı mıydı? Gül’ün Erdoğan’ın sözlerine ilişkin soruları yanıtsız bırakması, daha çok ikinciye işaret ediyor.

Tertibin asıl sahibi Peki, madem dinleyen hep Cemaat ve tertiplerin tüm suçu onların, o zaman bu yayımlanan Cemaat kasetleri ne? Bu pis işlerin tek sahibi Cemaat’se, neden Gülen ve ekibinin kasetleri Erdoğan ve ekibinin kasetlerinden daha çok piyasaya çıktı? Bu sorunun yanıtı önemlidir ve bir suç ortaklığına işaret eder. Hatta ortaklıktan çok tertibin asıl ve ikincil sahiplerini belgeler. Ergenekon tertiplerinin asıl sahibi ABD’dir ve siyasi sorumlusu AKP, teknik sorumlusu da Cemaat’tir. Siyasi sorumlu olan AKP tertip için gerekli “yasal” hazırlığı yapmış, kanunlar çıkarmış, dinlemeler için TİB’i düzenlemiş, TSK’nin dinleme imkânlarını MİT’e devretmiş, özel yetkili mahkemeler kurmuş, Silivri’de kamp inşa etmiş, uygulayıcılara siyasi destek vermiş, dokunulmazlık sağlamış ve altlarına zırhlı araba bile vermiştir! Teknik sorumlu Cemaat ise tertibe yargı ve emniyet desteği sağlamış, uygulayıcı olmuş ve işleri görmüştür. Yani özetle tertibin asıl sahibi AKP’dir! Zaten işin püf noktası da Gladyo’nun özelliğiyle ilgilidir: Çiller’in Özal’dan devraldığı özel örgütü, Tayyip Erdoğan da Çiller’den devralmıştır. Gladyo böyle çalışır. F tipi yapı Gladyo’nun esası değil, sadece bir parçasıdır. AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın “2004 MGK toplantısından sonra Emniyet’i Cemaat’e verdik” demesi de, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “AKP varsa Cemaat de var” demesi de bu gerçeğe işaret eden doğrulardır.

Hedef önce Erdoğan sonra Gülen O nedenle Erdoğan ve kurmaylarının “kumpasın sahibi Cemaat” açıklamaları gerçeğin sadece bir yanıdır, tamamı değildir. Ayrıca Erdoğan cephesinden gelen “ittifak” görüntülü mesajlar da bir arınma değil, tersine 30 Mart ve sonrası için zaman kazanma, o süreçte safları sıklaştırma, mevziyi tahkim etme hamlesidir. Bu gerçek, Erdoğan cephesinin kamuoyu baskısıyla hazırladığı sözde demokrasi paketinin içeriğine de yansımıştır. Erdoğan İran dönüşü sırasında yaptığı açıklamada görüldüğü gibi tutukluluk süresinin yeniden düzenlenmesinden kaçınıyor, yeniden yargılama konusunu “o ayrı bir konu” diyerek geçiştiriyor, kimlerin yeniden yargılanacağına “biz karar veririz” diyor! Ama savcıyı ve soruşturma sürecini, daha doğrusu yargıyı Vali yardımcısının emrine vererek polis devleti inşaatına bir kat daha çıkıyor! Tertibi birbirlerinin üzerine yıkmaya çalışmalarının da, özel yetkili mahkemeleri kaldırmak mecburiyeti hissetmelerinin de asıl nedeni halkın gücüdür; Silivri’yi kuşatması ve Haziran’da ayaklanmasıdır. O nedenle AKP - Cemaat çatışmasından ülke adına yararlanmanın ve Silivri’yi boşaltmanın yolu, esas olarak Erdoğan cephesine vurmaktan geçer!


Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

Od kökü-2 Türk dillerinde od kökü

d/Ot, yalnız Oğuz Türkçesinde değil, bütün Türk dillerinde ateş anlamına geliyor. Azerî türküleri “Oda yanmışam” diye yüreğimizi yakmıyor mu? Çuvaş, YakutSaha, Altay, Teleüt, Lebet, Sagay, Koibal, Koçins, Küerik, Kıpçak, Karaçay, Kırım, Karaim, Kırgız, Karakırgız, Uygur, Çağatay, Kazak, Tarançi, Osmanlı, Türkmen, Azerî, kısacası bütün Türk dillerinde Od/Ot kökünden türeyen sözcükler; ateş, ot, ilaç, odun, ateşli, kızgın, ateş yakılan yer, oda, otağ gibi aynı Türkiye Türkçesindeki karşılayan anlamlara gelmektedir.1 Bu da gösteriyor ki, Od/Ot kökü, Türkçemiz daha dallara ayrılmadan önceden beri vardır; Türkçenin en eski köklerindendir. Türkçemizde binyıllar boyunca işlenmiş ve dalbudak salmış bir köktür. Bu olgu, başka bir dilden gelmediğini, kökün Türkçe olduğunu anlatır.

Sümer diline kadar uzanan Od/Ot kökü Yakut ağzında Od/Ot kökü, Sümer dilindeki Ut sözcüğündeki haliyle yaşamaktadır: Uot.2 Yine Kazan Türkçesinde de ateşe Ut deniyor.3 Yakut ağzındaki Uot ve Kazan Türkçesindeki Ut ile hemen hemen aynı ses olan Ud/Ut, Sümer dilinde, ateş, güneş ve zaman anlamlarına geliyor. Utu ise, Sümerlerin Güneş Tanrısı. Udun, fırın anlamında, yani ısıyla bağlantılı. Türkçemizdeki Ütü sözcüğü de, Od/Ot’un Sümere kadar uzanan köklerinin yaşayan filizidir. Yaşayan diller arasında En Eski Türk dilinin özelliklerini en çok taşıdığı düşünülen Çuvaşça ile Sümer dili arasındaki karşılaştırmalarda başka çarpıcı örnekler buluyoruz.4

Ahır’ın kökünü Çuvaş dilinde Ada’nın kökünü Uygur dilinde bulduk Çuvaşçada Odar, koyunların konduğu yer, ahır anlamındadır. Böylece ahır sözcüğünün kökünü de bulmuş oluyoruz. Ahır da, kapalı barınaklar olan otağ ve oda gibi Od/Ot kökünden geliyor.5 Çünkü Od kökü Vambery’nin de işaret ettiği gibi, oyuk, barınak anlamına gelen sözcüklerin de köküdür. Oyuk sözcüğündeki Oy, Od kökünün kendisidir. Türkçedeki D>Y dönüşmesi biliniyor. Ada sözcüğünün Uygur dilindeki kökünü Kaşgarlı Mahmut’ta buluyoruz: Otruğ. Radloff, Otruğ sözcüğünü Od/Ot kökenliler arasında anıyor.6

Yakut ve Teleüt ağızlarında Od/Ot kökü Radloff, Altay-Teleüt ve Yakut ağızlarının Eski Türkçeye en yakın olduklarını belirtiyor. Türk dilinin sözcükleri en eski halleriyle bu ağızlarda bulunabiliyor. Teleüt Ağzı Sözlüğü’nde Ot kökünden şu sözcükleri buluyoruz: Ot: Ateş, ot. Odın: Odun. Odır: Ateş yakmak. Ottık: Çakmak. Ottık taş: Çakmak taşı. Odor: Otlak, yaylak. Odu: Oba, kamp. Odulan: Kamp yapmak. Odun: Yaramazlık etmek. Odus: Otuz. Otur-: Oturmak. Oturguş: Sandalye, tabure.7

Kıpçak/Kumanların deyişiyle: Yetti otda çırugıp-turgan Codex Cumanicus’ta, başka deyişle 1304 tarihli Kuman Sözlüğü’nde müthiş bir deyim var: “Yetti otda çırugıp-turgan.”8 Bizim Türkçemizle “Yedi ateşte denenmek.” İşçi Partisi yedi ateşte denenerek Arslanlı Yol’da ilerliyor. Codex Cumanicus’ta bulduğum Ot kökünden sözcükler şunlar: Ot: Ateş. Ot: Ot, sebze, iyileştirici bitki, ilaç. Otaçı: Hekim.9

Kazakçada Od/Ot kökü Kazaklar, yürekli adamlara Otjiğer (Ateş ciğerli) diyorlar. Biz de Anadolu’da cesareti daha çok ciğerli deyimiyle anlatırız. Oktay Sinanoğlu dostumuz, selam olsun, bu ciğerli deyimini çok sever. Kendisi de

ROTA

O

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Doğu PERİNÇEK dperincek@ip.org.tr

ateşciğerlilerdendir. Yüreksiz adamlara ise “ciğeri peş para etmez” deriz. Ot: Od, ateş, güç, kuvvet, cesaret, kararlı, fedaya hazır. Ot: Ot. Otar: Otlak. Otir-: Oturmak. Otjiğer: Ateşciğer. Güçlü, yürekli anlamında. Otağası: Ev sahibi Otbaşı: Ocak, aile. Otan: Vatan, aile, ocak.10 Otandaş: Vatandaş. Otandaş-: Birlikte yaşamak, aile kurmak, ev kurmak. Otanşıl: Vatansever. Otav: Otağ, yuva, ev (oda). Otaş (fiil): Evlenmek. Odak: Birlik, ittifak, dernek anlaşma. Odaktaş: Müttefik, aynı amaçla birleşenler. Odaktaşlık: Müttefiklik.11

Kırgızcada Od/Ot kökü Ot: Ateş, ot. Ottu: Ateşli, yakıcı. Otor: Otlak. Otorçulduk: Sömürgeleştirme. Otkor-, Otkoz-: Otlatmak. Otun: Odun. Odono: Kabaca. Otur-, Oltur- : Oturmak. Oturğuç: İskemle. Oturuk: Yerleşik, yerleşme yeri. Oturuktaş: Yerleşik olmak. Hutor: Çiftçilik.12 Otö: Otağ, çadır.13

Türkçede Od kökenli özel isimler Türkçede Od kökünden isimler de var. Örneğin Yusuf Has Hacip’in 11. yüzyılın sonlarında yazdığı Kutadgu Bilig’te Odgurmuş, vezirin kardeşidir ve ılımlılığı temsil eder. Odgurmuş, ocak kurmuş anlamını taşımaktadır.14 Odtigin ise, Eski Türklerde Ocağın Prensi ünvanı olarak küçük oğullar için kullanılmaktadır. Cengiz Han devletinde bu unvan Otçigin olarak vardır. Küçük oğul, baba ocağının, yani eski ateşin sahibidir.15 Od/Ot kökü, Türkçenin bütün ağızlarında en verimli kökler arasındadır. Gelecek hafta göreceğiz, Hint-Avrupa dillerinde Od ve Ater köklü sözcüklerin kökü dışardadır. 1 Radloff,

Versuch eines Worterbuches der Türk-Dialecte, c.I, s.1100. 2 Türkçe-Sahaca (Yakutça Sözlük, TDK Yayınları, Ankara 1995, s.18. 3 Radloff, age, I, s.1702. 4 Ünal Mutlu, Dünya Uygarlklarnda Türk Dili ve Kenger Uygarl, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 2007, s.13, 87, 197, 203. 5 Vambery, Etymologisces Worterbuch der Turko-Tatarischen Sprachen, Leipzig 1878, madde 47, s.43. 6 Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügatit Türk, çev. Besim Atalay, TDK Yayını, I, s.97-98. Radloff, age, c.I. s.1112. 7 R.T. Ryunina Sırkaşeva-N. A. Kuçigeşava, Teleüt Az Sözlüü, çev. Şükrü Haluk Akalın ve Caştegin turgunbayev, TDK Yayınları, s.75, 77, 8 Grönbech, Komanisches Wörterbuch, Türkischer Wortindex zu Codex Cumanicus, Kobenhavn 1942, s.50. 9 Grönbech, age, s.50. 10 Prof. S. Çağatay, Kazakça Otan sözcüğünü, hatalı olarak Arapça vatan ile ilişkilendiriyor. Bkz. Prof. Dr. Saadet Çaatay’n Tüm Makaleleleri, c.I, yayına hz. Prof. Dr. Aysu Ata, Ayaz Tahir Türkistan İdil Ural Vakfı Yayını, İstanbul 2008, s.159 vd. Oysa, Kazakça Otan, Ot kökünden geliyor. Ot kökü bilindiği gibi, Türkçede yalnız ateş kökenli sözcüklerin değil, yer anlamına gelen sözcüklerin de kökeni Otağ, oda, otlak, oturak vb. 11 Kazak Türkçesi Türkiye Türkçesi Sözlüü, s.373 vd; s.387 vd. 12 25 Prof. K.K. Yudahin, Krgz Sözlüü, çev. Abdullah Taymas, AKDTYK Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1998, c.II, s.590 vd; 602 vd; c.I, s.347. 13 Kırgızca Sözlük, internet. 14 Kutadgu Bilig, TDK Yayını. Ayrıca bkz. Ziya Gökalp, Türk Töresi, Kitaplar 1 içinde, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, s.109. 15 Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahatlar, s.52.

GELECEK PAZAR: HİNT-AVRUPA DİLLERİNDE OD KÖKÜ

Bankalardan kredi çekip Cemaat bankasına yatırdılar Cemaat, zor duruma düşen bankasını kurtarmak için nakit para peşinde. Örgüt elemanlarına diğer bankalardan kredi çektirilip örgütün bankasına aktarılıyor lerine bu bankadan kartlar verilmişti. Bu şekilde çalışan bir görevli, “Bizim bu bankayla ilişkimiz banka kartı düzeyinde. Bankamatiğe gidip maaşımızı çekiyoruz. Gerisini bilmeyiz. Neden bu banka, paramızı kim ödüyor ondan da haberimiz yok. Sadece kadromuzun bu bankada olduğunu biliyoruz” açıklaması yapmıştı.

 AYDINLIK / ANKARA

B

ir süredir tartışmalara konu olan ve el konulması bile gündemde olan Cemaat’in bankasının sıkıntısı artıyor. Aydınlık’ın edindiği bilgilere göre, bankanın ayakta tutulması için her türlü yöntem denenirken, yapılan bütün desteklere rağmen sorun çözülmüş değil. Bankacılık çevreleri, bankadaki açığın 10 milyar lira civarında olduğunu belirtirken son günlerde yapılan operasyonların ve bulunan yeni kaynakların krizi henüz önlemediğini ifade ediyorlar.

Örgüt üyelerini devreye soktular Cemaat, krizi aşmak için örgüt üyelerini de devreye sokmuş durumda. Verilen talimat çerçevesinde elemanlara kredi çektirilerek zor durumumdaki bankaya yatırtılıyor. Bir banka yöneticisi yapılan uygulamayı şöyle anlattı: “Cemaat’e yakın memurlar,

Özel bankalardaki paralar çekildi

esnaflar ve işadamları bankalardan tüketici, ticari,... kredisi çekiyorlar. Anlaşmalı ev satışı yapıp kredi çekiyorlar. 20’şer kişilik ekipler oluşturup kredi faizini düşürmek için pazarlık yapıyorlar. Çekilen krediler zor durumdaki bankaya finansman yapılıyormuş. Bunu net bir şekilde öğrendik. Bir banka bu noktaya gelmişse işler pek iyi değil demektir.”

Yasadışı dinleme yapan ekibin maaşlarını ödemişti Sözkonusu Cemaat bankası Ergenekon, Balyoz,... tertiplerinde yasa dışı dinleme yapan ekibi kurumda çalışıyor göstermiş ve maaşlarını ödemişti. Devletin çeşitli kurumlarında dinleme birimlerinde çalışıp emekli olanlar, 2007 yılı öncesinde kurulan yasa dışı merkezlerde çalıştırılmış, kendi-

Devletin el koyduğu şirkete 575 milyon dolar kredi! TBMM KİT Komisyonu, genel müdürünün adı karıştığı yolsuzluk ve rüşvet operasyona adı karışan Halk Bankası yetkililerinden bankanın faaliyetleri konusunda brifing aldı. Brifingde Sayıştay ve BDDK temsilcileri de bulundu. CHP’li KİT komisyonu üyeleri Haydar Akar, Kamer Genç, Turgay Develi ve Alaattin Yüksel’in katıldığı brifingde Halk Bankası’nın 2012 hesaplarının denetimi ile ilgili konuların yanı sıra son yolsuzluk ve rüşvet olayları da gündeme geldi.

Teminat almadan üç ayrı kredi verilmiş Brifing ile ilgili Aydınlık’a bilgi veren CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, kamuoyunun merak ettiği yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile ilgili konuları banka yetkililerine sorduklaHaydar Akar rını ifade etti. Akar, KİT Komisyonu’nun Halk Bankası’nda Sayıştay raporları doğrultusunda yaptığı denetimde ortaya çıkan bir batık kredi ile ilgili bilgileri Aydınlık ile paylaştı. Genel Müdür Süleyman Aslan döneminde söz konusu şirkete bankanın iç denetim mekanizmalarının karşı çık-

cu olan bu şirket borcunu ödeyemiyor. Buna rağmen tekrar kredilendiriliyor bu şirket. Buna karşı ipotekler talep ediliyor, ipoteklere bakıldığında Hazine arazisinin teminat olarak gösterildiğini, karşılığının 8 milyon TL civarında bir rakam olduğu tespit ediliyor. Yolsuzluk soruşturması sonrası sık sık protesto edilmişti. Yine bankanın iç denetim elemanları masına karşın teminatsız üst üste üç kez toplam 575 milyon dolar bu şirkete kredi verilmesini doğru kredi verildiğini belirten Akar şun- olmadığını belirtmesine rağmen ikinci kez kredi açılıyor. Ve rakam ları söyledi: 450 milyon dolara çıkıyor. Bu kreŞirket ne zaman diler de yetmiyor, yine şirsıkışsa Halk Bankası ket sıkışıyor ve yine kredi yetişmiş! talep ediyor. Sorgusuz sualsiz kredi veriliyor. En “Denetim maddeleson aldığı kredi ile borç rimiz içerisinde batık miktarı 575 milyon dolara riski ve batık krediler çıkıyor. Bu kredi karşılıvardı. Süleyman Bey ğında söz konusu şirketten (Aslan) genel müdür olne bir teminat ne de bir duktan sonra bir şirkete Süleyman Aslan belge isteniyor. Son krebankanın kendi iç denetim mekanizmaları, kredi veril- dinin verilmesinden bir gün önce mesinin uygun olmayacağını be- devlet şirketin elektrik dağıtım şirlirtmesine rağmen yönetim kurulu ketine el koyuyor. Bu şirketin daha kararıyla önce 250 milyon dolar önce kazanmış olduğu elektrik danakit, 40 milyon dolar da gayrı ğıtım ihalesi ile ilgili teminatları nakit olmak üzere toplam 290 mil- yatırmadığı için devlet el koyuyor, yon dolar kredi açıyorlar. Tabii, buna rağmen banka bir gün sonra kredibilitesi düşük ve piyasaya bor- kredi veriyor.”

Bu arada kamu ortaklı kurumların özel bankalardaki paralarının çekilerek devlet bankalarına aktarıldığı öğrenildi. Hükümet talimatıyla yapılan bu işlemde 11 özel bankadan toplam 7 milyar lira civarında bir paranın çekildiği bildirildi. Uygulamanın Başbakan Erdoğan’ın bazı işadamlarını kendisine karşı harekete geçtikleri iddiası sonrası gündeme gelmesi dikkat çekti.

Eymür’e ‘sahtecilik’ soruşturması



Kapatılan MİT Kontr-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan soruşturma yürütüldüğü ve dosyanın geçen günlerde yetkisizlik kararıyla İstanbul’a gönderildiği ortaya çıktı. Eymür’ün İstanbul’daki evinde yapılan aramada “Mehmet Kutlu” adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı, pasaport, basın kartı ve ehliyet bulundu. E y m ü r hakkında, bu sebeple “resmi belgede sahtecilik” suçundan da soruşturma yürütüldü. Mehmet Eymür

Dosyası ayrıldı Faili meçhul cinayetlere ilişkin Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve eski özel harekat polisi 19 kişi hakkında dava açılırken, Eymür’ün de arasında bulunduğu bazı şüpheliler hakkında dava kapsamındaki suçlamalar yönünden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Ancak, Eymür hakkındaki “resmi belgede sahtecilik” suçuna ilişkin soruşturma dosyası ayrıldı. Başsavcılık ise suç yerinin İstanbul olmasını gerekçe göstererek, dosyayı yetkisizlik kararıyla Eymür’ün oturduğu İstanbul’a yolladı.

ABDULLAH GÜL, BEŞAR ESAD’IN ZAFERİNİ ONAYLADI:

‘Bugün artık eli güçlü olan Şam’ C

umhurbaşkanı Abdullah Gül, İtalya gezisi sırasında açıklamalarda bulundu. Suriye’deki gelişmeleri değerlendiren Gül, “Bugün artık eli güçlü olan Şam” dedi. Kendisini takip eden Türk gazetecilere, Foreign Affairs dergisine 2 yıl önce verdiği röportajı hatırlatan Gül, şöyle konuştu: “Bundan iki yıl önce verdiğim bir mülakatta Suriye’ye kendisini İran ve Rusya kadar bağlayan bir ülke yok karşı tarafta demiştim. Batı’yı da kastettim, bizi de kastettim. İran için ölüm kalım meselesi, bizim için insanlık meselesi. Rusya için sıcak deniz meselesi, tek kale meselesi. Öbür tarafta ben savaşları bitirecek adam olacağım diye konuşuyorlar zaten, politikaları belli. Bugün artık eli güçlü olan Şam.”

AİHM zaferini görmezden geldi Abdullah Gül, İtalya gezisi sırasında çektiği fotoğrafları Twitter hesabından paylaştı.

Üstü kapalı bir şekilde Türkiye’nin bölgede yalnızlaştığı mesajı veren Gül,

“2014 ve 2015 önemli yıllar olacak. Türkiye uluslararası platformlarda birçok zorlukla karşı karşıya kalacak. Üç-dört sene önce parlak ışığında çok da dostu olan bir ülke olarak bunları aşabilecek bir ülke olabilirdik diye düşünüyorduk. Şimdi tabii dünya konjonktürü, bizim konjonktürümüz falan, içeride bir sürü başka şeyle uğraşırken bu işler de sıkıntıları biraz çoğaltacak doğrusu” diye konuştu. Tehcirin 100. yılı olan 2015’e işaret eden Gül’ün, Türkiye’nin dostsuz kaldığına vurgu yaparak “Önümüz çok zor görünüyor” demesi dikkat çekti. İsviçrePerinçek davasında AİHM’de kazanılan büyük zaferi görmezden gelen Gül, Türkiye için yenilgi tablosu çizdi. Oysa AİHM’de büyük başarı kazanan Talat Paşa Komitesi, soykırım yasalarını bütün Avrupa parlamentolarından kaldırmak için büyük bir mücadele takvimi çıkarttı ve çalışmalarına başladı.


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

Cem Aziz Çakmak’a ‘KANSER’ tahliyesi!

Cem Aziz Çakmak

Akciğer kanseri olan emekli Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, tahliye kararının ardından, ‘Ben 3 yıl bir kumpasla esir tutuldum ve maalesef ki bir tümör esaretime son veriyor’ dedi SEZİM ÖZADALI

B

alyoz davasından 18 yıl hapis cezası verilen ve cezaevinde akciğer kanserine yakalanan emekli Tuğamiral Cem Aziz Çakmak’ın cezası ertelendi. Çakmak için İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden gelecek olan yazının gecikmesi sonucunda karar ancak dün çıkabildi.

Silivri’deki askeri yetkililer devreye girdi Çakmak’ın avukatı Şule Nazlıoğlu Erol, İnfaz Kanunu’nun 16. maddesine göre Bakırköy İnfaz Savcılığı’na cezanın ertelenmesi için dilekçe verdi. Bunun üzerine İnfaz Savcılığı da Adli Tıp Kurumu’ndan gelen sağlık raporlarını inceledikten sonra Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden Çakmak’ın başka davalarda yargılanıp yargılanmadığını içeren yazının gönderilmesini istedi. Önceki gün yaklaşık 5 saat yazı bekleyen İnfaz

Savcılığı, kararı düne bıraktı. TEM, dün öğleden sonraya kadar hâlâ yazıyı göndermeyince devreye Silivri’deki askeri yetkililer girdi. TEM’e talimat gönderen komutanlar, yazının İnfaz Savcılığı’na bir an önce gönderilmesini istedi. TEM Şube’de görevli polisler, talimatın ardından yazıyı hazırladı ve dün İnfaz Savcılığı’na gönderdi. Bürokratik işlemlerin tamamlanmasının ardından Çakmak’ın cezasının ertelenmesine karar verildi.

‘Üç yıllık esarete bir tümör son veriyor’ Yedikule Göğüs Hastanesi’nde tedavi gören Cem Aziz Çakmak’ın tedavisine Ankara GATA’da devam edeceği belirtildi. Çakmak’ın ablası Filiz Çakmak, tahliye kararının ardından Aydınlık’a konuştu. Filiz Çakmak, kardeşi Cem Çakmak’ın kararı öğrendiğinde, “Ben 3 yıl bir kumpasla esir tutuldum ve maalesef ki bir tümör esaretime son veriyor” dediğini söyledi.

Ersöz’den Balyoz kararlarına itiraz Balyoz Davasından esir edilen Kurulu’na (YCGK) itiraz etmesini Org. Çetin Doğan ve Emekli Al- istedi. Ayrıca kararın düzeltilmek bay Hakan Büyük’ün avukatı Hü- üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne seyin Ersöz, TÜBİTAK raporunu gönderilerek tahliye talep edilgerekçe göstererek Yargıtay Cum- mesini istedi. Davada 14 askerin huriyet Başsavcılığı’na başavukatlığını yapan Nevzat vuruda bulundu. Gölcük Güleşen de aynı gerekçeyle Donanma Komutanlığı’nda yargılanmanın yenilenmebulunan 5 no’lu harddiskle sini istedi. Başsavcılık, TÜoynandığına ilişkin yeni TÜBİTAK’ın raporunu ‘yeni BİTAK raporunun ‘yeni dedelil’ sayarsa yasa değişiklil’ olduğunu belirterek Yarliği olmadan da Balyoz gıtay Cumguriyet BaşsavcıDavasını YCGK’ya taşıH. Ersöz yabilecek. lığı’nın Yargıtay Ceza Genel

her zaman başımız dik” dedi.

‘Hastanelerin raporları çok önemli’

Filiz Çakmak “Bu yalanlar koca bir gerçek yarattı” diyen Filiz Çakmak, “Biz o yalanlarla savaşırken bu gerçekle savaşmak zorundayız. Bu gerçek de bizim için koca bir canavar. Bu yalanlarla savaşmanın ötesinde çok daha büyük bir savaş bekliyor bizi. Şimdi seviniyoruz, çünkü bu savaşımızı özgürce yapacağız. Esaret altında çok daha zorlanacaktık. Biz savaşırız. Hiçbir şey için mücadelemizi bırakmayız; bu hastalıkla da mücadele edeceğiz. Kardeşimizi teslim etemeyeceğiz. Biz 3 yıldır mücadeleyi çok iyi öğrendik. Hiçbir şeyden korkumuz yok,

Filiz Çakmak, Ergenekon davasından yargılanan ve hasta olan diğer tutuklu sanıklar için de derhal tahliye kararı verilmesi gerektiğini belirterek “Hastanelerden çıkan raporlar gerçekten hastalığın çok önemli olduğunu, ciddiyetin yüksek boyutta olduğunu vurgulayan raporlar çok önemli. Adli Tıp Kurumu tamamen bu raporlara bakıyor. Bizim cezamızın ertelenmesi de hastane raporunda hastalığın ne kadar ciddi olduğunu gösterdiği için Adli Tıp’ın buna hayır deme gibi bir şansı olamadı. Çünkü hayati tehlike var” açıklamasını yaptı.

Hilmioğlu’nun doktorlarına seslendi Aynı tehlikenin siroz olan eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu için de geçerli olduğunu hatırlatan Çakmak, “Biz hep bunu sorguladık. Acaba Hilmioğlu için

verilen hastane raporları bu şekilde oldu mu? Bunun üzerinde durulması lazım. Bu insanların gerçekten vahim durumda olduğunu belirten raporlar var mı? Yedikule Hastanesi son derece cesurca bir rapor hazırladı. Cem’in gerçekten hayati tehlike taşıdığını ve yatarak tedavisinin yapılması gerektiğini vurgulayarak rapor verildi. Adli Tıp, buna aykırı bir şey yapamazdı. Diğer hastalar için verilen raporlarda doktoların çok fazla kendi iradelerini kullanarak verdiğini düşünmüyorum. Yedikule bütün doğu ve gerçek haliyle hastanın hayati tehlikede olduğunu raporlaştırdı. Bu rapora da Adli Tıp hayır diyemezdi” diye konuştu. Hasta tutuklular için diğer hastanelerdeki doktorların da aynı cesurlukla gerçek hastalığı neyse onu raporlara yansıtmaları çağrısında bulunan Çakmak, “Hastalar ölüyor. Bu sorumluluk doktorlara aittir. Bizim şansımız Yedikule Hastanesi ve doktorumuz oldu” dedi.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

İşte Fatih Hilmioğlu’nun el yazısıyla yazdığı mektup.

Fatih Hilmioğlu: Alemdaroğlu çok hasta!



Ergenekon davasından tutuklu olan ve siroz hastalığına yakalanan eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu, Çarşamba günü görüşte karşılaştığı eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu hakkında bir yazı kaleme aldı. Doktor olan Hilmioğlu, Alemdaroğlu’nun sağlık sorunlarının ciddiyetine dikkat çekti. Hilmioğlu, yazısında şunları kaydetti: “Ailelerimle görüş günü olan Çarşamba günü Kemal Alemdaroğlu ile koridorda karşılaştım. Kendisi son derece ağır hasta görünümündeydi. Ayakta bile zor durabilen adeta canlı ceKemal Alemdaroğlu naze gibiydi. Zaten eşi ile ancak 15 dakika görüş yapabilmiş ve rahatsızlanması üzerine görüşmeyi kesip hastaneye kaldırdılar. Kemal Alemdaroğlu 75 yaşında ve çok hasta.” Ergenekon davasından hakkında 15 yıl 8 ay hapis cezası verilen Alemdaroğlu, 5 Ağustos’taki karar duruşmasının ardından tutuklandı. Alemdaroğlu, yüksek ateş şiFatih Hilmioğlu kayetiyle önceki gün Silivri Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Antibiyotik ve ateş düşürücülerle müdahale edilen Alemdaroğlu’nun test sonuçlarının çıkması bekleniyor.

Prof. Dr. Teziç: Hilmioğlu derhal tahliye edilmeli SEDA AKYÜZ İstanbul Barosu, Beşiktaş’taki Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Ulusal Yargı Sempozyumu” düzenledi. Sempozyuma çok sayıda yargıç, akademisyen, gazeteci ve hukuk fakültesi öğrencileri katıldı. İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, sempozyumda yaptığı konuşmada iktidar ve cemaat arasındaki çatışmaya değinerek, iktidarın 11 yıldır devleti

paralel yapıyla yönettiklerini itiraf ettiğini söyledi. Kocasakal, “Bu zamanda meydana gelen kumpas, sahte deliller, işte bu suç ortaklığı içinde kol kola yapılmıştır. Topu birbirlerine atmaya çalışsalar da faturayı birlikte ödeyeceklerdir” dedi. Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç de Ergenekon tertibiyle tutuklanan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun bir an önce tahliye edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Prof. Dr. Erdoğan Teziç Sempozyumda G.Ü. Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu, Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri Mustafa Karadağ ve YARSAV Başkanı Murat Aslan da konuşma yaptı.

‘Zindanların kapıları açılana kadar direneceğiz’ IRMAK METE / YEŞİM ÇATALTAŞ Balyoz davası kararını protesto etmek için düzenlenen Sessiz Çığlık eylemlerine TÜBİTAK raporu ve yeniden yargılanma talepleri damga vurdu. Poyrazköy davasında tahliye edilen ve İstanbul’daki eyleme katılan Binbaşı Eren Günay, “Kanatlarım kırık. Çünkü canlarım içerde. O kapılar açılana, o canlar buraya gelene kadar burada hepberaber direneceğiz” dedi.

‘İtirafın üzerinden 39 gün geçti’ Beşiktaş Meydanı’nda her hafta düzenlenen Sessiz Çığlık eylemine bu hafta Poyrazköy davasında tahliye edilen Binbaşı Eren Günay ile Kurmay Albay Hüseyin Hançer, CHP İzmir

Milletvekili Mustafa Balbay, Cumhuriyet gazetesi yazarı Meriç Velidedeoğlu katıldı. Ergenekon ve Balyoz davaları kapsamında tutuklu bulunan Albay Cengiz Köylü’nün eşi Gamze Köylü tarafından okunan basın açıklamasında “Orduya kumpas kuruldu” itirafının üzerinden 39 gün geçtiği

Hüseyin Hançer

Sibel Hançer

vurgulandı.

Ertürk: Tahliye yetmez! Basın açıklamasının ardından, Yarbay Ali Tatar’ın Balyoz tertibi nedeniyle intiharından önce yazdığı mektup okundu. Daha sonra söz alan Emekli Tuğamiral Türker Ertürk hasta tutukluların durumlarının ciddi olduğunu anlatarak, “Tahliye yetmez. Bu tertibi yapanların burnundan gelmeden biz susmayacağız” diye konuştu. “Bu süreç herkesin gözü önünde kan kaybeden birini seyretmeye benziyor” diyen Mustafa Balbay da “Tüm yurtseverler bırakılmadan ben kenidimi özgür hissetmeyeceğim. İnanıyorum ki hepsi özgürlüğüne kavuşacak” şeklinde konuştu.

‘Hemen tahliye’

ANKARA

Hasta tutsaklar Meclis gündeminde

İSTANBUL

‘Babamla gurur duyuyorum’ ‘Babamı tam 5 yıl bekledim’ Poyrazköy davasında 5 yıla yakın süre tutuklu kalan ve Pazartesi günü tahliye edilen Binbaşı Eren Günay ile Kurmay Albay Hüseyin Hançer Aydınlık’a konuştu. Cezaevlerindeki yurtseverler dışarı çıkmadan özgür olamayacaklarını belirten Günay şöyle konuştu: “Kanatlarım kırık. Çünkü canlarım içerde. O kapılar açılana, o canlar buraya gelene kadar burada hep beraber direneceğiz.” Günay’ın oğlu Alp Günay da babasına kavuştuğu için mutlu

olduğunu söyledi ve “Babam gelsin de onunla oynayalım diye 5 yıl bekledim. Babam tahliye oldu diye çok sevinçliyim. İnşallah diğerleri de gelirler, evlatlarıyla kavuşurlar” dedi. “Dostlarımız hala tutsak. Onlar çıkana Alp kadar tam olarak iyiyim diyemeyeceGünay ğim” diyen Kurmay Albay Hüseyin Hançer de “Şu ana kadar olan yargılama mıydı? Biz yargılanmadık ki yeniden yargılanalım” dedi.

Ankara’da gerçekleşen Sessiz Çığlık eyleminde Emekli Albay Muzaffer Ayyıldız konuştu. TÜBİTAK raporuyla, 5 No’lu Harddisk’in delil niteliğini yitirdiğini vurgulayan Ayyıldız, başta TBMM ve iktidar partisi olmak üzere, sorumluluğu olan tüm kurum ve kuruluşların üzerlerine düşeni yapması gerektiğini belirtti. Ayyıldız, “Yıllardır tutuklu ve ağır derecede hasta olan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Emekli Tümgeneral Rıfkı Durusoy, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Tuğamiral Cem Çakmak, Emekli Albay Muzaffer Tekin, Emekli Albay Mehmet Yoleri, Emekli Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk ve diğer hasta tutuklular acilen tahliye edilmelidir” şeklinde konuştu.  AYDINLIK / ANKARA

İzmir’de YKM önünde gerçekleşen Sessiz Çığlık eylemi Andımızın okunmasıyla başladı. “Diren Silivri İzmir Seninle” sloganı atılan eylemde Deniz Kurmay Albay Erdinç Altıner’in oğlu Atahan Altıner’in sözleri damga vurdu. Vardiya Bizde Platformu üyelerine seslenen Atahan Altıner babasıyla gurur duyduğunu dile getirdi ve “Bizim buraya gelme sebebimiz Atahan babalarımıza sahip çıkmak ve onları Altıner yalnız olmadığını göstermek. Vatanımız için buradayız. Bütün babalar suçsuzdur. Hepimiz bunu biliyoruz” diye konuştu.  TUĞÇE YERDELEN / İZMİR

CHP Eskişehir Milsorunlarıyla kaderletvekili Süheyl Batum, lerine terk edilen Ergenekon, Balyoz gibi benzer durumdaki kumpas davalarından tüm tutuklular için tutuklu olan ve cezavakit geçirmeksizin evinde hastalıklarla müacil yasal bir düzencadele eden yurtseverleme yapılması gelerle ilgili TBMM’ye ka- Süheyl ciktirilemez bir göSüheyl Batum Batum nun teklifi verdi. Barevdir” denildi. tum’un 22 Ocak’ta Meclis’e sunduğu kanun teklifinde “70 ‘Sağlık hakkı temel haktır’ Milli Merkez Yönetim Kuyaş üzeri ağır sağlık sorunları olan tutukluların adli kontrol rulu’nun açıklamasının devamı ile serbest bırakılmasının ya- şöyle: “Haksızlık ve hukuksuzluk kadar insanın temel hakkı salaştırılması” öngörüldü. Milli Merkez’den yapılan olan sağlıklı yaşam hakkının açıklamada “Başta TBMM ol- ihlal edilmesi de çağdaş, demak üzere Adalet ve Sağlık mokratik hukuk devletlerine bakanlıklarına, barolarımıza, yakışmayan bir durumdur. Topinsan hakları örgütlerine, sivil lumsal barış ve uzlaşının sağtoplum kuruluşlarına, üniver- lanması için de bu insani adımsitelerimize ve medyamıza so- ların atılmasının zaruri olduğu rumlu davranılması konusunda aşikârdır. Partiler üstü demoacil adımlar atılması çağrısında kratik bir milli birlik platformu bulunuyoruz. Başta Prof. Dr. olan Milli Merkez Yönetim Fatih Hilmioğlu, Prof. Dr. Ke- Kurulu olarak, bu çağrımızı ilmal Alemdaroğlu, Prof. Dr. gililere ve halkımıza duyurmayı Yalçın Küçük ve emekli Tuğ- ve paylaşmayı bir sorumluluk general Levent Ersöz olmak ve ödev olarak görüyor ve duüzere, ileri yaşlarında ağır sağlık rumu milletimize açıklıyoruz.”


Hazırlayan: Yiğit ERYILMAZ

İsmet ARALIK

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ÖZÇELİK

AKP’nin oy oranı

A

KP’nin oy oranı tartışılıyor. Başbakan başka, AKP yöneticileri başka konuşuyor. Kamuoyuna başka, özel görüşmelerde başka oranlar veriliyor. Ama Başbakan Erdoğan’ın verdiği oranlar çok istikrarlı. Bazı gazetelerin tirajları gibi yıllardır değişmiyor. Erdoğan İran gezisi dönüşünde yine açıklamış “Oyumuz bazı anketlerde yüzde 49, bazılarında yüzde 50, bazılarında yüzde 51” demiş. Aynı gün, AKP’nin en çok konuşan ve aynı anda, aynı konuda farklı görüşleri savunabilen Genel Başkan Yardımcısı başka bir açıklama yapmış. Kendisini ziyaret eden bir yabancı gazeteciye AKP’nin oy oranının yüzde 40-42 arasında olduğunu söylemiş.

İbre aşağı doğru! AKP’nin “aykırı” yöneticisi ise partinin bir “özel” toplantısında, “Rüşvet ve yolsuzluk” operasyonu sonrası “yüzde 36’ları gördüklerini” bildirmiş. Eğilimin aşağı doğru olduğunu ifade etmiş. Gelen genel bilgiler de bu doğrultuda. Kamuoyuna açıklanan sonuçlarla, “gerçek sonuçlar” arasındaki farkın 10 puanın üstünde olduğu vurgulanıyor. “Güçle güç toplamak” için oy oranı yüksek gösteriliyor.

Muhalefet memnuniyeti AKP’de sıkıntı olduğunu herkes kabul ediyor. Basına fazla yansımasa da il ve ilçelerde yaşanan “istifa depremi”nin nelere yol açacağının herkes farkında. AKP yöneticileri kendi aralarında yaptıkları değerlendirmede, “Ya muhalefet muhalefet olsaydı halimiz ne olurdu?” diye konuşmuşlar. ANAP kökenli bir AKP’li, “Şu anda Demirel muhalefette olsaydı iki ay dayanamazdık. Bize 1990 öncesinde ne çektirdi” demiş. Şu andaki muhalefet sayesinde fazla darbe yemediklerini, ayakta kaldıklarını söylemiş. Yorum yok. Bunlar AKP’lilerin değerlendirmesi. 

Hepiniz oradasınız! Hürriyet eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök önceki gün Hasan Cemal’in yaş gününü yazdı. Özkök yazısının başlığını “Hepiniz oradaydınız” diye koymuş. Kutlama güzel geçmiş. Kimler yokmuş ki? Cengiz Çandar, Mehmet Altan, Murat Belge, Can Dündar, Mirgün Cabas, Okay Gönensin, Orhan Pamuk, Eyüp Can, Soli Özel, Cengiz Aktar, Asaf Savaş Akad, Ahmet Hakan, Ferhat Boratav, Cüneyt Özdemir, ... Öcalan’ın son dönem gözdelerinden, “Yaz oğlum Sırrı” tarzında hitap ettiği, Sırrı Süreyya Önder de eksik değilmiş. “Birbirlerinin yüzüne bakabildikleri için” mutlularmış.

Nereden nereye! Davetlilerin isimlerini okuyunca, yine gözümün önünden basının son 20 yılı geçti. Doğum gününe katılanların günahlarını düşündüm. “Basının bugünkü halinden kim sorumluydu? Basında sendikanın çökertilmesinde kimler rol almıştı ki? Eskinin amiral gemisi Hürriyet’te sendika çökmeseydi diğerlerinde çöker miydi? Basında sendika çökmeseydi basın böyle mi olurdu? Gazetecilikten çok Amerikancılık, AB destekçiliği, Karen Fogg arkadaşlığı yapılmasaydı basın böyle mi olurdu? Irak’ta ABD tanklarına binip gazetecilik yapılmasına niye itiraz edilmedi? Ya AKP ve Erdoğan’a verilen destek? Erdoğan’ın demokrasi kahramanı ilan edilmesi. AKP’nin kuyruğuna takılıp yazılan yazılar... ABD, AB istedi diye düzülen methiyeler...” Ne yazık ki hepsi oradaydı!

ESKİ İSVİÇRE ADALET BAKANI VE İSVİÇRE HALK PARTİSİ MİLLETVEKİLİ CHRİSTOPH BLOCHER, AYDINLIK’A KONUŞTU

Mücadele sonuç verdi ‘soykırım’ yasası kalkıyor İsviçre meclisinde iktidar partisi olan İsviçre Halk Partisi(SVP) milletvekili Christoph Blocher, sözde soykırım yasasının kaldırılması için SVP’nin ceza kanununun 261. maddesine müdahale edeceğini belirtti  FATMA ŞAHİNDAL

İsveç’in anıtı Türkleri Türkleri sokağa sokağa döktü döktü İsveç’in sözde sözde soykırım soykırım anıtı Daha önce Ermeni soykırımını tanıyan İsveç’te, Botkyrka Belediye Meclisi, ‘Süryani Soykırımı’na yönelik anıt önerisine ‘evet’ dedi. Polisin yoğun güvenlik önemi aldığı Belediye binası etrafında toplanan Türkler kararı protesto ederken, bir grup Süryani de destek eylemi yaptı. İsveç’teki faaliyet gösteren Türk derneklerinin inisiyatifiyle oluşturulan komite, meclis üyelerinin toplantı yapacağı Belediye binası önünde toplanarak protesto gösterisi düzenledi. Çok sayıda Türk vatandaşlarının katıldığı protestoya Azeri vatandaşlar da destek verdi. Bayraklar ve pankartlar açarak sloganlar eşliğinde tepki gösterdiler.

AİHM kararı bir fırsat

C

hristoph Blocher, İsviçre Millet Meclisi’nde çoğunluğa sahip olan İsviçre Halk Partisi (SVP) Zürih milletvekili ve eski İsviçre Adalet Bakanı. Blocher, ülkemize hiç de yabancı değil. 60’lı yılların başından beri Türkiye’yi ve Türk siyasetini yakından takip ediyor. Blocher, daha önce Türk Medeni Kanunun kabulünün 80. yıldönümünde Türkiye’ye davet Christoph Christoph edilmiş, Ankara’da Ermeni soykıBlocher rımı yalanına karşı çıkanları cezalandıran yasayı eleştirmişti. O dönem Blocher’in açıklamaları İsviçre kamuoyunda yoğun bir tartışma yarattı. Eski Adalet Bakanı Blocher, Ermeni soykırımına ilişkin Avrupa İnsan Halkarı Mahkemesi’nin (AİHM) kararını İsviçre basınında “AİHM ilk kez doğru bir karar verdi. Genelde iç işlerimize karışılmasına sevmem ama bu kararı destekliyorum” sözleriyle değerlendirmişti. Son gelişmeler ve Senato (Ständerat) ve İsviçre HüAİHM kararının İsviçre kamuoyu kümeti (Bundesrat) 1915 olaylarını ve siyasetine nasıl yansıdığı ve Av- soykırım olarak niteleyen kararı rupa’nın soykırım yalanıyla yüz- onaylamamıştır. Yapılan oylamaleşme sürecini Blocher’le konuştuk. larda teklif reddedilmiştir. Keza  AİHM kararını nasıl değer- bizim fraksiyonumuz da red oyu kullandı. Dolayısıyla bu meclis kalendiriyorsunuz? Sevindirici bir karar. Herhangi rarı da geçerli değildir. İnanın bana, bir kimseyi, farklı bir düşünceyi ben şahsen İsviçre’de cesaretli davifade ettiğinden ötürü İsviçre gibi ranıp şunu söyleyebilirim: “Olaydemokratik bir ülkede yargılarsanız, ların bir soykırım olduğundan emin düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal değilim, bu bizi ilgilendirmez, taetmiş olursunuz. AİHM işte tam rihçileri ilgilendirir.” Bu yüzden hapse girmem de. Bu mecda bunu engelledi. Ben bu kararı lis kararının bir bağdestekliyorum. Zaten karar layıcılığı ya da geöncesinde de fikrimi bu Soykırım iddiası çerliliği söz kodoğrultuda beyan ettoprak bütünlüğü ve hak nusu değil ankte birli miştim. da talepleri sorunlarını layacağınız. ş  Bu karar karsava bir an getirir. Öte yand Ancak şısında, İsviçre yar- döneminden bahsediyoruz. Savaş gısının Doğu Perin- esnasında olan olayların soykırım İsviçre mahçek hakkında verdiği mı, yoksa karşılıklı kırım mı hükmün geçerliliği olduğuna dair bir karara kalmış mıdır ve İsviçre varmak inanın kolay bir hükümeti için bağlayışey değil. cılığı var mıdır? İsviçre Federal Mahkemesi vermiş olduğu hükümde bir değişikliğe gitmek zorunda değil. Ancak genelde hüküm gözden geçirilir. Bu durumda ne yapacaklarını tam olarak bilemiyorum. İsviçre Hükümeti için de bir bağlayıcılığı yok. Ama ifade özgürlüğü bir insan Christoph Christoph hakkı ve bu bağlamda ihlali söz Blocher Blocher Kemal Kemal konusu. Bundan dolayı bahsedilen Albayrak Albayrak ceza kanununun 261. maddesinin değiştirilmesi gerekmektedir. Partimiz (SVP) müdahale edecektir. Meclise bir yasa değişikliği tasarısı sunacağız ve bu maddenin değiştirilmesini önereceğiz. AİHM’ın kemeleri bu karara dayandılar. Asıl bu kararından sonra inanıyorum üzücü olan bu. Burada Vaud Kanki mecliste büyük bir ihtimalle yasa tonu’nun tutumu (Lozan’ın bulunduğu Kanton) belirleyici oldu. Hadeğişikliği onaylanacaktır. Ben Adalet Bakanı iken İsviç- tırlarsanız İsviçre, Türkiye’ye ortak re’deki bu yargılamalarla ilgili ba- bir komisyonun kurulmasını önerkanlığımda bir komisyon kurmuş, mişti. Tarafsız bir komisyon. Her yasa değisikliği önermiştim. O za- iki ülkenin (Türkiye-Ermenistan) man onaylanmamıştı. Ama şimdi yer aldığı ve başında tarafsız tarihçilerin bulunduğu bir komisyon. başka bir durum söz konusu. İsviçre meclisindeki milletve Peki, 2003 yılında İsviçre Millet Meclisi’nin aldığı “Ermeni killerini de ise zaten fazla ciddiye Soykırımını Tanıma kararı” halen almamak gerekiyor. Çoğunluk “1915 soykırımdır” diyebilir. Ya da geçerli mi? Bu kadar aptalca bir karar ola- tam tersi. Azınlık da bunu diyebilir. maz zaten. Böyle bir şey olabilir Ama bir kez daha altını çizelim: mi? Bir Meclis tarihte yaşanmış İsviçre Hükümeti teklifi reddederolayların nasıl yaşandığını, nasıl ken, ‘tarihi konularda fikir beyan nitelendirileceğini belirleyemez. etmeyin’ demişti.  AİHM kararını mecliste deEskiden böyle bir şey yoktu. Üstelik İsviçre meclisinin bir kanadı olan ğerlendirdiniz mi? Sizce yasa de-

Fatma Fatma Şahindal Şahindal

ğişir mi? Bu karardan sonra meclis toplantımız olmadı. Ancak Mart ayında toplanacağız, imkan bulup, yasanın değişikliğini sunacağız. Tüm hazırlıklar tamam. Çok büyük bir ihtimalle başarılı olacağız, ama yine de emin değiliz. Tabii bu yasa sadece 1915 olayları ile ilgili değil, birçok konuda ifade özgürlüğünü kısıtlıyor. Eğer herhangi bir kişi, bir halkı, bir etnik grubu ya da bir ırkı aşağılıyor, küçük düşürüyorsa bu davranışı cezalandıran yasalarımız zaten mevcut. 261. maddeye ihtiyacımız yok. Hele hele herhangi bir fikir beyan eden bir kişinin ifadesinden ötürü cezalandırılması kesinlikle kabul edilemez. Bu Türkiye için de geçerli tabii. Türkiye’de

odalarının varlığına inanmamak, sadece Yahudilerden nefretle açıklanabilecek bir tutum. Ben bu tür bir tutumu, böyle bir fikri ifade özgürlüğü dahilinde görmüyorum ve yargılanmasını doğru buluyorum. Ermeni meselesi ise farklı bir konu oluşturuyor. Dolayısıyla 261. maddenin bir uluslararası zorunluluğu var, ancak bugün uygulanış şekli, tartışmalı konularda ifade özgürlüğünü sınırlıyor.  Bu karar karşısında, 1915 olaylarının “soykırım” olduğu yolunda kararlar almış bulunan Parlamentoların bu kararlarını gözden geçirmeleri gerekmez mi? Ülkelerin soykırımı tanıyıp tanımamasına pek önem vermiyorum doğrusu. Asıl önemli olan ifade özgürlüğüdür; parlamentoların ve hükümetlerin aksini söyleyebilmeyi sağlar. Ben buna önem veriyorum. Bu olayları Soykırım olarak nitelendiren ülkelerde şu cümleyi kurabilmeliyim: “Bu tarihsel olaylar bir soykırım değildir.” Tabii ben bu olaylar yaşanıldığı sıralarda daha doğmamıştım. Türkiye’ye de hep şunu söylerim: ‘Bu zaten sizi ilgilendiren bir konu değil. Osmanlı Yunus Yunus İmparatorluğu zamanında gerçekSöner Söner leşen hadiseler bunlar.’ Ama Türkiye’yi de çok Fatma Fatma iyi anlıyorum. Soykırım İsviç re Millet Şahindal Şahindal iddiası toprak bütünMeclisi’nin aldığı “Ermeni Soykırımını Tanıma lüğü ve hak talepleri kararı” kadar aptalca bir karar sorunlarını da birlikte getirir. Öte yanolamaz zaten. Böyle bir şey dan bir savaş döneolabilir mi? Bir Meclis tarihte minden bahsediyoyaşanmış olayların nasıl ruz. Savaş esnasında “bu bir soykıyaşandığını, nasıl olan olayların soykırımdır” diyenlenitelendirileceğini rım mı, yoksa karşılıklık rin de hapse atılbelirleyemez. kırım mı olduğuna dair mamasından yanabir karara varmak inanın kolay yım. Ceza Kanunun 261. mükerrer bir şey değil.  Ders kitaplarında 1915 olaymaddesi aslında Birleşmiş Milletler’in 1965’te kararlaştırdığı “Her larının ‘soykırım’ olarak öğretilTürlü Irk Ayrımcılığının Kaldırıl- mesine nasıl bakıyorsunuz? Kimse 1915’te karşılıklı kırımların masına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi” temelinde oluşturuldu. olduğunu inkar etmiyor. Karşılıklı kıAma BM’in bu sözleşmeyle farklı rım olarak ders kitaplarına girmesi bir amaç güdüyordu. Mesele, “Ya- yeterli bence. Doğu Perinçek de bunu hudi Soykırımı’nı” inkar edenleri söylüyor zaten. İnsanların öldüğünü, öldürüldüğünü, acıların yaşandığını cezalandırmaktı. Şimdi Yahudi soykırımı ile Er- inkar etmiyor ki. Perinçek “Kimse meni meselesi farklı. Yahudi Soy- ölmedi, öldürülmedi” demiyor. Ders kırımı tespiti çok somut, gerçekten kitaplarında da en azından konunun tartışılmaz tarihi gerçeklere daya- tartışmalı olduğu yönünde bir ibarenin nıyor. Bu soykırımının gerçekles- yer alması gerekir. Çünkü 1915 olayları tiğini inkar etmek, örneğin gaz gerçekten de tartışmaya açık bir konu.

 Ermeni Soykırımı meselesi neden İsviçre’de bu kadar önemli bir yer kapladı? Türkiye ve Ermenistan’ın ortak bir tarihi var. Tartışmaya açık konular olabilir. 1. Dünya Savaşında savaşmamış bir ülke olan İsviçre; Meclis Kararları ve yasal mevzuatları ile inkar edenleri cezalandırarak neden saf tutuyor? Benim cevabım daha çok siyasi bir yorumlama olacaktır. Geçmiş tarihin akışını, doğruyu ve yanlışı sonradan yorumlamak moda haline geldi. İyi bir insan olmak isterseniz bunu yaparsınız. Bakın ben sonradan bunları savunuyorum derseniz, iyi birisi olduğunuzu göstermiş olursunuz. İnanın bunu sadece Türkiye’ye karşı yapmıyorlar, İsviçre’nin tarihi de sonradan yorumlanıyor. Bu maalesef siyasi bir hastalık haline geldi. Ermenistan bildiğim kadarıyla Hristiyan bir ülke. Belki zamanında Ermenistan’a yerleşmiş İsviçreli misyonerlerin kurduğu ilişkiler bugün bizi etkiliyor olabilir. İnanın İsviçre’nin tutumu tam olarak nasıl gelişti bilmiyorum. Ama dediğim gibi bu tür tarihle ilgili kararlar siyasi bir hastalıktan öte bir şey değil. Diğer yandan bizim ülkemizde Türkiye ile ilişkili olan kişiler de var. Örneğin ben gibi. Ben de Hristiyanım ama benim için farklı dini inançların önemi yok. Ermeniler bu konuda çok hoşgörüsüz ve dayatmacı. Bunun bir soykırım olduğunun söylenmesine odaklanmışlar. Her zaman haklı çıkmak istiyorlar kanımca. Sanki olaylar bugün gerçekleşmiş gibi davranıyorlar. Biz İsviçreliler de Avusturyalılara kızalım o zaman; bize 1396 yılında Sempach’da saldırdınız diye. (Gülüyor)  Sizce bu AİHM kararı Türkiye ve Ermenistan arasında barışı sağlamak için bir fırsat oluşturabilir mi? Kesinlikle. Artık tarihçilerin konuştuğu bir komisyon kurulmalı ve bu konu tartışılmalıdır. Bildiğim kadarıyla Türkiye her zaman buna hazır olduğunu belirtti. Ve ben Türkiye’nin bu tutumunu her zaman destekledim. Ancak Ermenistan öneriye soğuk baktı ve engeller oluşturdu. Oysa barış ancak tartışarak ve konuşarak sağlanabilir. Bölgeye baktığımız zaman sınırlar belirlenmiş ve tartışılamaz. Tabii Ermenilerin gizliden gizliye herhangi bir toprak talepleri olup olmadığını bilmiyorum. Ama ben bu kararın barışın fitili olacağına ve bir çözüm sunacağına inanıyorum. Henüz emin olamasak bile böyle bir ihtimal doğmuştur.

Ankara’da 27 Mayıs anısı  Sizce İsviçre temyize gider mi? Bilmiyorum. Bazı “çılgınlar ve inatçılar” temyize gitmek istiyor olabilirler. İsviçre’nin Türkiye ile ilişkileri her zaman yakın olmuştur. Ben 60-70li Türkiye’de yatırımlar yapmıştım, fabrikalar kurmuştuk. Bir dönem Türkiye’de durumlar çok vahimdi. Ama 1961 yılında Türk ordusu duruma el koydu. Demokrat biri olarak orduların siyasete karışmasına kesinlikle karşıyım. Ama Türkiye’de bu müdahalenin iyi yansımaları olduğunu gördüm ve şahit oldum. Anayasanızda da köklü ve iyi değişiklikler yapılmıştı hatırladığım

kadarıyla. Ordu çok insancıl davrandı. Yıkıp dökmedi. Demokrasiyi yeniden inşa ettiler. Hayatımda ilk kez bir ordu müdahalesiyle ilgili böyle bir tecrübe yaşadım. Şu anda Türkiye ilginç bir süreçten geçiyor. Hükümetin ve yargının birbirine olan yaklaşımı oldukça karmaşık. Bence yargı, bakanların rüşvet alıp almadığını da denetleyebilmeli. AİHM, “Ermeni soykırımı” iddiası hakkında bir görüş saptamış ve hukukî bir tanım olduğuna dikkat çekiyor. AİHM, burada İsviçre mahkemeleri ile aynı hataya düşüyor. AİHM de

soykırım mı değil mi diye araştırıyor. Ama İsviçre mahkemelerinden farklı bir sonuca varıyor, ‘soykırım değildir’ diyor. Oysa bence bu nitelendirme mahkelemere düsmez. Ve hiç kimse savunduğu bir düşünce yüzünden yargılanmamalı. Çünkü iki farklı düşünce var. Ve benim savunduğum, herhangi bir düşünceden ötürü kimsenin yargılanmaması. İfade özgürlüğü kimsenin söyleyemediğini söyleyebilmektir. Yoksa gerçekleri kim belirleyecek? Hükümet mi? Tarihçiler mi? Tarihte de birçok yalan söylenilmiştir. İsviçre ifade özgürlüğü açısından her zaman güçlü bir ülkeydi.


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Hazırlayan: Şafak TERZİ

UKRAYNA KRİZİ MASAYA YATIRILDI

Prof. Dr. Mehmet

ABD ile Rusya arasında atışmalar

YUVA yuvacenudi@gmail.com

İsrail-Suudi ekseni

İ

Lavrov, Ukrayna’da AB ve ABD’nin açıkça kışkırtma yaptığını ve Neo Nazi çetelerini desteklediğini vurguladı. Şiddetli protestoları savunan Batı’nın çifte standart uyguladığını belirtti  DIŞ HABER SERVİSİ

U

krayna’nın geleceği Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen Güvenlik Konferansı’nda öfkeli sözlü atışmalara neden oldu. Her yıl siyasi, diplomatik ve askeri liderlerin, askeri ve siyasal gelişmeleri ve ilişkileri değerlendirmek üzere bir araya geldiği konferansta, Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, “Ukrayna’nın geleceği AB’ye bağlıdır” derken, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, “Ukrayna’nın demokrasi için verdiği savaşımı desteklediklerini” söyledi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise, Ukrayna’daki şiddetli protestoları savunanların çifte standart uyguladığını belirtti. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Ukrayna’ya seçim yapmasının dayatıldığını ve Moskova’nın bunun bir parçası olmayacağını” söyledi. Lavrov, “Sokaklarda şiddetli protesto eylemlerini kışkırtmanın, demokrasiyi teşvik etmekle ne ilişkisi var? Hükümet binalarını işgal eden, polise saldıran ve ırkçı, Yahudi aleyhtarı ve Nazi sloganları atanlar, neden kınanmıyor? Kendi ülkelerinde yasaları çiğneyenleri derhal ağır şekilde cezalandıran Avrupalı politikacılar, Ukrayna’da bu tür eylemleri niye yüreklendiriyor? “ diye sordu.

Kerry Ukrayna’ya yaptırımı doğruladı Avrupa Konseyi Başkanı Van Rompuy ise AB’nin Ukrayna’ya daha yakın ilişki kurulması önerisine değindi ve “Teklif hala ortada. Zamanın bizim lehimize olduğunu da biliyoruz. Ukrayna’nın geleceği Avrupa Birliği’ne aittir.” dedi. Ardından ABD Dışişleri Bakanı Kerry, “Orta ve Doğu Avrupa’nın birçok bölgesiyle Balkanlar’da rahatsızlık veren eğilimler”den söz etti. John Kerry, “Yurttaşların istekleri, bir

Neo Nazi çeteleri muhalefetin de tepkisini çekti

kez daha, yolsuzluklara adları karışan, oligarşik yönetimlerin çıkarları altında eziliyor. Para ile siyasi muhalefet ve farklı düşünceler susturuluyor; siyasetçiler satın alınıyor ve yargının bağımsızlığı zayıflatılıyor.” dedi.Ukraynalıların büyük çoğunluğunun güvenli ve refah içindeki bir ülkede özgürce yaşamak istediğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı, Ukrayna halkının bu emellerini gerçekleştirmelerine destek sağlayacak ortaklarla ilişki kurabilmek için savaşım verdiğini belirtti. Kerry, Moskova’ya da açıkça eleştiri yönelterek, “Ukraynalıların geleceği tek bir ülkeyle ilişkili olmak zorunda değildir ve buna zorlanmamalıdırlar.” dedi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin dün, Arseniy Yatsenyuk, eski boksör-yeni politikacı Vitali Kliçko, milletvekili Petro Poroşenko ve pop yıldızı Ruslana Lyzhicko’nun da aralarında bulundu Ukrayna muhalefetinden tanınmış isimlerle bir araya geldi. Bu arada Beyaz Saray, Kongre ile, Ukrayna’ya yaptırım uygulanması olasılığının görüşüldüğünü doğruladı.

İsrail’in arzuladığı barış, işgal ettiği Filistin ve gasp ettiği Suriye’nin Golan bölgesinin unutulmasıdır. Güvenlikten kastı, arzu ettiği zaman yeni yerleşim alanları kurabilmesi, Filistin toprağını yeni Berlin duvarları ile örmesidir. Tarihin en vahşi toplu katliamlarını yaparak Filistin’den zorla çıkardığı milyonlarca Filistinlinin tekrar topraklarına dönmemesidir. Bölge, terör ve yıkımla didişirken, kendisinin, tarım, yer altı kaynakları, sanayi ve bilim teknolojisi alanlarında rahat ve huzurlu ilerlemesi ve rakipsiz kalmasıdır. Bunun için özellikle Büyük Şam coğrafyasının (Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün, Irak ve Anadolu), iç çatışma, dış müdahaleler ve sürekli krizlerle debelleşen sorunlu ve huzursuz bir bölge olması gerekmektedir.

John Kerry

Vahabi-Siyonist eksen

Sergey Lavrov

Bakan, mevcut durumu ültimatom durumuna dönüştürmemek gerektiğini de sözlerine ekledi.

‘Şam’a baskı yapın’ Kerry ise Lavrov’dan, Suriye’deki kalan kimyasal silahların Lazkiye Limanı’na ulaştırılmasında daha fazla ilerleme sağlanması için Suriye hükümetine baskı yapmasını istediğini bildirildi. Kerry’nin, kimyasal silahların taşınması sürecindeki hız ve ilerlemenin kabul edilemez olduğu yönündeki düşüncesini yinelediği ve Kerry’nin ayrıca, Humus dahil olmak

üzere özellikle kuşatılmış bölgelerde insani durum hakkında kaygılarını dile getirdiği bildirildi. İki bakan görüşmede, bu ay yapılması planlanan görüşmelerin bir sonraki turunu ele alırken, Kerry’nin, karşılıklı rızaya dayalı bir geçiş yönetiminin oluşturulmasının ana odak noktası olması gerektiğini net şekilde vurguladığı kaydedildi.

Ban ve İbrahimi de katıldı Bakanlık yetkilisi, yaklaşık 45 dakika sonra BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Lahdar İbrahimi ve

MUHALİFLERDEN NAZİ ÇETELERİNE:

‘Yeter artık! Ordu müdahale edecek’ Ukrayna’da Başbakan Mykola Azarov’un istifasına ve gösteri karşıtı yasanın iptal edilmesine rağmen Nazi çeteleri kışkırtmalardan vazgeçmiyor. Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in de istifasını istiyor. NATO kamplarında yetiştirilen Neo Nazi çetelerinin şiddet eylemleri ve kışkırt-

maları artık muhaliflerin de tepkisini çekti. Muhalefet liderlerinden eski boksör Vitali Kliçko bu çetelere yönelik tepkisini yineledi. Polis ve Nazi çeteleri arasında yaşanan çatışmalar başkent Kiev’de özellikle Kuruşevski Caddesi’nde sürerken, Bağımsızlık Meydanı’nı

dolduran binlerce gösterici ise ordunun olaylara müdahale etmesinden endişe ediyor. Ukrayna Ordusu önceki gün, Cumhurbaşkanı Yanukoviç’e ülkenin “toprak bütünlüğünün” tehlike altında bulunduğu uyarısında bulunuldu ve “acil önlemler” alması istemişti.

ekiplerinin de görüşmeye katıldığını belirtti. Burada da, görüşmelerin ilk turunun gözden geçirildiği ve bir sonraki turun planlamalarının ele alındığı bildirildi. Yetkili, görüşmeyle ilgili olarak, “Muhalefetin delegasyonunu genişletmesi ihtiyacı üzerinde durdular. Her iki tarafın Cenevre bildirisinin hayata geçirilmesini tartışmaya hazırlıklı olarak geri gelmesi gerektiği ve ekiplerinden temsilcilerin bir sonraki görüşme öncesinde yakın temas halinde kalması noktasında mutabık kaldılar” ifadesini kullandı.

Volkan patlaması 14 ÖLÜ Endonezya’da faaliyete geçen Sinabung volkanının patlamasıyla civar köylerde yaşayan 14 kişi hayatını kaybetti. Dağ 400 yıldan sonra ilk kez 2010 yılında patlamıştı.

Fransızların azınlıklarla imtihanı  ALİ RIZA TAŞDELEN / PARİS

F

ransa Ulusal Meclisi “Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Sözleşmesi” ni onayladı. Yapılan oylamada 361 milletvekili ‘evet’, 149 milletvekili de ‘hayır’ oyu kullandı. Sosyalist Parti Brötanya bölgesi milletvekillerinden Jean-Jacques Urvoas’ın Meclise sunduğu bu yasa tasarısına tepkiler büyük. Sarkozy’nin partisi UMP milletvekillerinden Henri Guaino, Mecliste yaptığı konuşmada “Nasıl olur da 21. yüzyılın solunun bir bölümü ve aşırı sol, aşırı sağın, 19. ve 20. yüzyılın gericilerinin argumanlarını kullanarak Fransız Devrimi’nin mirasına karşı çıkarlar” diyerek yasa tasarısına karşı çıktı. Guaino, tasarı sahiplerini, “etnik temele dayalı federal bir Avrupa isteyen lobinin aleti olmakla” suçladı.

Özerkliğe kadar yolu var Bu sözleşme, ana dilde eğitim

başta olmak üzere özerkliğe kadar giden maddeleri içeriyor. Avrupa Konseyi tarafından 1992 yılında “Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Sözleşmesi” ve 1998 yılında “Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi” kabul edilerek yürürlüğe girdi. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler 98 uygulama maddesinden oluşan bu sözleşmenin en az 35’ini kabul etmesini öngörüyor. Bu tartışma Fransa’da yeni değil. 24 Eylül 1996’da Başbakan Alain Juppé “Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Sözleşmesi”nin kabulü için Anayasa Konseyine başvurdu. Konsey “Cumhuriyetin dili Fransızcadır” diyerek başvuruyu reddetti.

‘Sadece Fransız halkını tanır...’ Daha sonra işbaşına gelen Sosyalist Parti, Anayasa Konseyi’nin kararına rağmen sözleşmenin imzalanmasında ısrar etti. Jospin hükümetinin AB’den sorumlu bakanı Pierre Moscovici, sözleşmenin 98 maddesinin 39’unu 7 Mayıs 1999’da “azınlık ve etnik” kavramlara çekince koyarak Budapeşte’de imzaladı. Fransa çekincelerinin gerekçesini şöyle açıkladı: “Sözleşme, azınlıkları koruma ve tanımayı dayatmadığı, grup teri-

srail, coğrafyamızı “etnik köken ve dini mezhep ayrılıkları” temelinde parçalayacağını hiç gizlemedi. Siyonist erk, “Suriye, etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan’da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda ŞiiAlevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet, Şam’da kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan’da, ama mutlaka Horan’da ve Kuzey Ürdün’de başka eyaletler kurulacak. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır” zihniyetini söylem ve eylemde yaşamaktadır. Varlığını bu stratejiye uygun konumlandırmaktadır.

Öncelik Büyük Şam coğrafyası

‘ABD Şam’a ültimatom veremez’ Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’yi Suriye’ye kimyasal silahsızlandırma ültimatomunu vermemeye çağırdıklarını açıkladı. ITARTASS haber ajansına göre Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Lavrov, Suriye’nin iç muhalefetinin “ülkelerinin kaderini belirleme sürecine katılmak istediklerini” söyledi. Lavrov, “Rusya tek başına hiçbir şey yapamaz, ABD de yapamaz, ancak birlikte başarabilir. Sabırlı ve tutarlı olmak gerekir.” dedi. Rus diplomat, bu bağlamda Suriye’deki Filistinli mülteci kampı Yarmuk’un kuşatılmasının kaldırıldığını hatırlattı.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

mini azınlık veya bölgesel dillere ilişkin kolektif haklarla ölçüştürülmediği takdirde kabul eder” diyerek, Fransız Anayasasının sadece Fransız halkını tanıdığı belirtilir. Bölgesel ve azınlıkların kendi dillerini kamu kurumlarında, mahkemelerde sözlü veya yazılı olarak kullanabileceğini ve kamu yönetimlerinin bu hakkı güvence altına alması gerektiğini ve bu dillerin öğrenilmesi için gereken araçların sağlanmasını belirten 7., 9. ve 10. maddeleri Fransa’nın kabul etmediğini ve kamusal alanda kullanılan dilin anayasalarının 2. maddesinde belirlendiği gibi sadece Fransızca olduğu belirtilir.

Azınlıkları tanımıyor Fransa azınlıkların varlığını kabul etmediği için “azınlık dilleri” terimini tamamen dışlayarak, sözleşmenin III. Bölümünde ele alınan “bölgesel ve azınlık” dillerinin öğrenimi konusunda; Fransa, ülkesindeki “bölgesel dillerin” öğreniminde III. Bölümün bazı maddelerini uygulayabileceğini belirtir. Bunun üzerine, 20 Mayıs 1999’da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac konuyu Anayasa Konseyine havale etti ve Konsey 15 Haziran 1999’da bu sözleşmenin anayasaya aykırı olduğunu açıkladı. Konsey, Anayasa-

nın 1. ve 2. Maddelerine atıfta bulunarak “Fransız halkının birliği prensibi, Cumhuriyetin bölünmezliği ve ulusal egemenliğin anayasal değerler olduğu; bu temel prensiplerin, dil, din ve kültür temeline dayalı herhangi bir grubun kollektif haklarının tanınmasına karşı çıkar ve bu şartlarda bu sözleşmeyi anayasaya aykırı bulur”. Lionel Jospin bu sözleşmenin kabul edilmesi ve Fransa’da uygulanabilmesi için bir anayasal değişiklik yapılarak bu sözleşmenin kabul edilmesini ister. Cumhurbaşkanı Chirac, Sosyalist hükümetin bu isteğini reddeder.

Anayasa değişikliği 15 yıl sonra konu tekrar Sosyalist Parti tarafından gündeme getirildi. Cumhurbaşkanı sosyalist (pardon

sosyal demokrat- şimdi kendisini böyle tanımlıyor) François Hollande’dır. Bu sözleşmeyi onaylamayı seçim bildirgesinde taahüt etmiştir. Mecliste de çoğunluğu vardır. Meclisten geçen bu yasa tasarısı Mart ayında senatoya gelecek. Burda da kabul edilirse, Anayasa değişikliği için Hollande’ın önünde iki yol bulunuyor : 1- Meclis ve Senato üyeleri Versay Şatosu’nda toplanarak anayasa değişikliğini oylayacak. Anayasa değişikliği için 5’te 3 oy çoğunluğu gerekiyor. 2- Veya, tasarı referanduma sunulacak. Hollande, bu kez gerçekten mayınlı bir araziye girmiştir. Fransızcanın yanında, “Bölgesel diller” olarak kabul edilen Brötonca, Alsasca, Oksitanca, Katalanca vs. resmi dil veya eğitim dili olması o kadar da kolay görünmüyor.

İsrail, özellikle Akdeniz ve Negef çölünde keşfettiği gazı bu yıl tedavüle sokacak. Enteresan olan şu ki, Filistin toprağından çıkardığı gazı, Batı Şeria’ya mahkûm ettiği Filistin yönetimine yılda 1 Milyar 200 Milyon dolar karşılığında tedarik edecek. Bilahare, Lübnan ve Suriye’de keşfedilen büyük miktarda gaz havzalarının kullanılmaması için, Suriye ile Lübnan hedef tahtasına konulmuştur. Ayrıca, Suriye’nin, Irak ve İran ile imzaladığı petrol ve gaz anlaşmalarının hayata geçmemesi için bu ülkeye karşı terör ve kirli savaş dayatılmıştır. Suudi rejimin İstihbarat şefi Bender Bin Sultan, namı diğer Bender Bush, yeni Emevi devleti hayali, İran, Irak, Lübnan ve Suriye düşmanlığı, Suudi petrol ve gazına tehdit olarak algılanan “Şam “ alternatifi, İsrail-Suudi eksenini yaratan önemli bir unsurdur. Vahhabizm ve Siyonizm’in ortak tarihi köklere sahip olması, aralarında mevcut olan işbirliği ve muhabbeti kolaylaştırmıştır.

ABD-İran temasını engellemek için Rusya ve ABD’nin (Obama’nın) Suriye meselesinde yakınlaşması ve ABD-İran görüşmeleri her iki tarafı çileden çıkarmıştır. Suudi-İsrail ekseni, Washington ve Tahran arasındaki herhangi bir yakınlaşmayı rayından çıkarmak için hiçbir şeyi esirgemeyecektir. Bu sürecin, Suriye halledilmeden kesintiye uğramasının mümkün olmayacağına inancı egemendir. Bu sebeple, özellikle iki tarafın, Suriye sahasında bütün imkânları ile yer almalarını görmek ve savaşın durmaması için terörü beslemeye devam etmeleri şaşırtıcı değildir. İsrail, Suriye dışında ve içinde mevcut olan El Kaide ve türevleri terör örgütlerine istihbarat, lojistik destek, sahra hastaneler, askeri eğitim ve hassas ağır silahlar sunmaktadır. İletişim teknolojisini kullanarak Suriye ordu birlikleri arasındaki elektronik muhabereyi kesintiye uğratmaktadır. Özellikle Ürdün ve Golan üzerinden Suriye’ye sokulan tekfiri terör gruplarının daha kolay girmeleri için uydu görüntüleri ile güvenli güzergâh ve bölge tespiti yapmaktadır. Terör gruplarının yoğun oldukları mevzileri vuran top ve füze bataryalarına karşı hava saldırısı düzenlemektedir. Bender Bush milyarlarca dolar bütçeyi, istihbarat, silah, medya, fabrikasyon çekimler için Hollywood stüdyoları, intihar saldırıları, suikastlar ve din tüccarların finanse edilmesi için harcamaktadır. Onlarca ülkeden devşirilen binlerce genç ve nafakalarından sorumlu olanların başıdır.

Dini-darların yükselişi Bugünkü “Müslüman” toplumların en belirgin özelliği hamasi söylemler ile hareket etmesi, hâsıl olacak daha büyük tahripkâr neticeleri hesaba katmadan ancak “Basra harap olduktan” sonra misali davranmalarıdır. Maalesef, Suudi-İsrail ekseni, nihai amaçları için yalnızca dini-dar “Müslüman” kimlikli grupları değil ama özellikle dini-dar “Filistinlileri” de çok etkin kullanmaktadır. Bir sonraki makalemde, Suriye küresel kirli savaşında kullanılan dini-dar Filistinliler konusunu, üzerinden fırtınalar kopartılan Raml ElCanubi (Lazkiye) ve açlığa mahkûm edilen El-Yarmuk (Şam) Filistin kamplarını masaya yatıracağız. Bir zamanlar, Dünya ve Türkiye devrimcilerinin kampı olan Nahr El-Barad (Lübnan) Filistin kampının tekfiri dini-dar örgütlerin merkezi haline nasıl geldiğini izah edeceğiz.


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DÜNÜN ÇÖZÜMLERİ Sudoku 2

Sudoku 1

Kakuro 1

Aydınlık

KURULUŞ. 1921

ŞEFİK HÜSNÜ DEĞMER

Kakuro 2

Yıl. 93 Sayı. 2275

VATAN - EMEK - NAMUS

Sahibi Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Yazıişleri Müdürü Ergün Gedek Sorumlu Müdür Murat Şimşek

Kare

Dünya Şafak Terzi Önder Öztürk Erdem Atay Emek Esin Turhan Cansu Yiğit Toplum Özlem Konur Usta Sezim Özadalı Anıl Budak Ceyhun Bozkurt Spor Bilgi İşlem Güven Karakurt Recep Erçin Hayati Asilyazıcı Dağıtım Md.Cumali Karagöllü Ankara İsmet Özçelik İzmir Hayati Özcan Avrupa Beyhan Yıldırım Reklam Grup Başkanı Duygu İlem Genel Müdür Yardımcısı (Tüzel Kişi Temsilcisi) Metin Aktaş Genel Müdür Yardımcısı (Personel ve İdari) İsmet Öğütücü Genel Müdür Yardımcısı (Baskı ve Teknik) Melih Yıldırım

Haber Koord. Haber Müdürü Haber Md. Yrd İstihbarat Şefi Haber Araştırma Ekonomi Kültür Sanat

Yönetim Yeri. İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No.3/3 Beyoğlu - İstanbul

Tel. 0212 251 21 14 - 15 - 16 Faks. 251 55 06 Ankara Büro Tel. 0312 229 88 45 Faks. 0312 229 88 47 İzmir Büro Tel ve Faks. 0232 489 16 15 Avrupa Tel: 0049 69 25 62 88 73 E-Posta: haber@aydinlikavrupa.eu Adana Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0322 435 92 77 İzmir Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0232 257 69 01

Ankara Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. 35. Cadde Matbaacılar Sitesi No. 11 İvedik-Ankara İstanbul Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No.16 Bahçelievler / İstanbul Tel. 0212 655 44 34

Dağıtım. Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş.

Önerileriniz için. halklailiskiler@aydinlikgazete.com www.aydinlikgazete.com Yayın Türü. Yaygın Süreli

Sayısal

Soldan sağa 1. Yağlı veya karakucak güreşçilerinin giydiği dar paçalı meşin pantolon - Yarı mat bir tür yazı kağıdı 2. Hararet - Sürüldüğü yüzeylere parlaklık, ve kayganlık veren bir cila türü 3. Zarara uğrama, zarar - Yünden dövülerek yapılan kaba ve kalın kumaş 4. Seciye, karakter - Raflara, masalara veya camlı dolaplara konulan küçük ve zarif süs eşyası 5. Fas’ta bir ırmak - Akılla ilgili İyi, güzel 6. Milli Eğitim Bakanlığı (kısa) Geri verme - Osmiyum’un simgesi 7. Bir İspanyol şiiri türü - Bir tembih sözü 8. Ansızın, birdenbire - Cet - Bir meyve 9. Nazlı, narin, ince yapılı - Yabancı 10. Sahip - Bir geçmiş zaman eki En kısa zaman parçası, lahza Geri; peş 11. Üstü kapalı, yaylı ve dört tekerlekli, hafif at arabası - Tür, çeşit 12. İvedi - Saydam ve parlak cam, billur Yukarıdan aşağıya 1. Kısrak sütünden yapılan bir içki

türü - Bağ, bağlayan şey 2. Bir peygamber adı - Eski Bir Mısır tanrısı - Yassı demir ürünü 3. Hafif ve ince ağrı - İnanılır, güvenilir - Lityum’un simgesi 4. Dört tekerlekli bir kara taşıtı Doğru, adaletle iş gören 5. Resmi kurumlarda işlem gören belgeler - İnce yapılı, narin 6. Derinin gözeneklerinden sızan, kendine özgü bir kokusu olan tuzlu sıvı - Alt alta yazılmış isimler ya da nesneler dizisi Beyaz 7. Bir kadın evliya adı - Çocuğu olan kadın 8. “Karşıt” anlamında yabancı bir önek - Bir bulunma hali eki Bazı kabuklu deniz hayvanlarının içinde oluşan değerli yuvarlak tane 9. Bizmut’un simgesi - Almanya’da bir şehir - Duman lekesi 10. Amerikan pamuğu - Vilayet Kutsal sayılan bir şey üzerine kutsal sayılan bir varlık tanık gösterilerek verilen söz, edilen yemin 11. Bir kimseye belirli bir süre sonunda belirli bir paranın ödeneceğini belirten senet Liman 12. Dolaylı anlatım - Bir yol kaplama malzemesi

Soldan sağa 1 Her canlı varlığın bir başka canlıdan doğduğunu öne süren kuram 9 Saat (kısa) 11 Ondalık 12 Yoğunluk 14 Yeğinlik, sertlik 16 Caka 17 Takım (kısa) 18 Balgam taşı 20 Belçika’da bir nehir 22 Fransa’da bir nehir 24 Ailesini geçindiren 26 Bir haber ajansı 27 Mikroptan arındırma, sterilize etme 29 Telgraf (kısa) 31 Bir sayı 33 Görsel olarak hazırlanan bulmacalara verilen ad 35 Bir İngiliz birası 36 Bir işi yürütme 37 Göz 39 Norveç’te bir göl 41 Tab 43 Bir cetvel türü 44 Polonya (kısa) 45 Uyku 46 Bir bağlaç 48 “Carlos …” (yönetmen) 50 Zamir 52 Hayvanlar, bitkiler ve cansız nesneler arasında geçtiği hayal edilen öğretici masallar 53 Tenakus

Yukarıdan aşağıya 1 Çektiri devrinde Osmanlı donanmasında kullanılan kadırga cinsinden bir tür savaş gemisi 2 Düşünmenin bilincini belirten Japonca terim 3 Anma 4 Orduda bir sınıf 5 Asalak 6 Neon’un simgesi 7 Asal 8 Güney Afrika (kısa) 9 Tavlada üç sayısı 10 Hekim 13 Filoloji (kısa) 15 İğdiş edilmiş 19 Ay 21 Köpek yiyeceği 23 Ruhsal gerilim 25 Litvanya (kısa) 28 İndirgeme 30 Ana, temel 32 Fevt 34 Çocuğu olmuş erkek 36 Eskimo evi 38 Büyük zarar, felaket 40 Panzehir taşı 42 Kılaptan ipekle işlenmiş, kalın ve iri desenli bir tür kumaş 43 Bir çalgı 45 Tanrı 47 Bir bağlaç 48 Subay (kısa) 49 Bir nota 51 Desilitre (kısa)


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Filiz

CEMSU Çizimler: Ayhan ALGUR

filizcemsu@yahoo.com

Heştekli, tezekli, kadın göbekli rüyalar

Haftanın hukuk abidesi

Haftanın büyük yalanı Yeni Şafak’ın ekonomi sayfasına kocaman puntolarla şu başlık atılmıştı: Dolara rağbet yok.” (25 Ocak 2014). Bu kadarına pes diyoruz, başka da bir şey demiyoruz.

Adı, Gültekin Avcı... Eski bir savcı. Adalet Bakanlığı Müsteşarının savcıyı tehdit etmesinin “yargı görevini yapanı etkileme suçu olduğunu” buyurmuş. “Artık bu ülkede hukuk yok” diyor (Bugün, 23 Ocak 2014). Bu adamı tanımayan, hukuk abidesi sanır. Doğru bir şeyi söylemek, onu söy-

leyeni de doğru yapmıyor. Arşiv diye bir şey var. Biz baktık. Kuddusi Okkır’ın ölüm döşeğinde olduğu günlerdi. Tahliyesi tartışılıyordu. Zamanında bıraksalar belki kurtulacaktı. Ama bu eski savcı şöyle diyordu: “Bunlar Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli. (...)Ölüm döşeğinde ol-

masının sebebi savcı değil. İyi o zaman Abdullah Öcalan da hastalandı diye onu da serbest mi bırakalım?” (Kanal-7, 4 Temmuz 2008). Daha yargılama bile başlamamıştı... Ve Kuddusi Okkır zamanında tahliye edilmedi. Öldü. Yargıyı bu hale işte bu adamlar getirdi. Şimdi de bağırıyorlar “hukuk” diye...

-Dıııııııııttttttt..... -Alo? “-Şey... Ben İmam Efendi ile görüşecektim.” “Benim.” “İmamım önce derin hörmetlerimi zat-ı alinize şey ederim.” “Evet.” “Şey etmek için aramıştım...” “Ne?” “İmanımın İmamı size ulaşana kadar imanım gevredi...” “Aman ha! Zındık olursun! Ocağına ateşler düşer sonra!” “Takatim kalmadı manasında şey etmiştim.” “Hımmm...”

Toplu rüya seansları

Haftanın başkan adayı

Haftanın en kötü haberi

Adı, Nevzer kanlarının görevleri yaptırmak da girmiş Uzun... CHP’den arasına Umre gezisi oldu. Artık CHP geTrabzon-Köpnel Başkarübaşı Beledinı’ndan söz ederye Başkan adaken de “Muhteyı. Eğer seçirem Kemal Kılirse, her yıl 10 lıçdaroğlu Hoca kişiyi Umre’ye Efendi” sıfatını göndereceğini kullandılar mı iş vaad etmiş. AKP Belediye Başkan Aday Adaylığı ile baş- tamamdır. Hamlayan Nevzer Uzun CHP Belediye Başkan Böylece dolsun, ilk seAdayı olarak yeni partisinde yerini aldı. Belediye Başçimde iktidar.

ODTÜ’lü bilim insanları, beyin MR fotoğraflarıyla insanların düşüncelerini okumanın bir yolunu bulmuş. Elbette pek fazla bir işe yaramayacak. Tabii ki, kötü haber savcı Zekeriya Öz için... Çünkü artık işi bıraktı. O, olmayınca cihazın okudu-

Haftanın infaz görevlisi

Haftanın içkisi Burhan Kuzu... Şöyle buyurdu: “Velev ki, bu TIR’larda Özgür Suriye Ordusu’na silah taşınıyor. Bunun neresi gayri vicdani?” Daha önce bu adama “ne içiyorsun” diye sorduklarında, “siyah çay” demişti. Anlaşılan, o çayı çok

sık içiyor. Galiba su da katmıyor... Allah aşkına, nereden alıyorsun o çayı? Biz de istiyoruz.

Haftanın parlatması Org. Necdet Özel... Emekli bir pilot astsubayın tedavisini GATA’da yaptırmış. Ambulans uçakla İzmir Asker hastanesinden aldırıp getirtmiş. Hürriyet’ten ve CNN’den duyuruluyor (30 Ocak 2014). Neden? GATA’da tedavi olmak o astsubayın zaten hakkı değil mi? Ambulans uçakla gitmesi gerekiyorsa başhekim’in iki dudağı-

ğu düşünceleri kim iddianameye çevirecek? ODTÜ’lüler de aşık mı değil mi ona bakıyorlarmış. Boş işler. İddianameye girmeyen aşk, aşk sayılır mı kardeşim?

nın arasında. Bir de çekim yapmışlar, yatakta yatan 91 yaşındaki astsubaya soruyorlar: “Astsubaylara bir mesajınız var mı?” Dikkat edilsin, ordumuza değil, astsubaylara? Ayıptır, ayıp... Son düzenlemelere astsubayların ve uzman çavuşların sesleri yükseldi, itiraz ettiler de ondan mı bu parlatma kampanyası? Böyle yapılarak, “bakın Genelkurmay Başkanımız sizinle nasıl da ilgileniyor. Ambulans

uçak bile ihsan ediyor. Daha ne bağırıyorsunuz” mu denilmek isteniyor? Çok ayıp. Mitingde yanına ulaşıp çaresizlikten ağlayan kanser hastasına merhamet gösterip, tedavi ihsan etmek AKP’nin alışkanlığıydı. Hasta silah arkadaşını zaten hakkı olan uçakla aldırmak neden Genelkurmay Başkanı’na kalsın? Ve bu neden haber değeri taşısın? Yoksa artık tedavi bile olamıyorlar mı?

Liberallerin şahı... Sorsan, hukuku, adaleti kimseye bırakmaz. O efemine tavırlarıyla Ergenekon ve Balyoz davalarında yüzlerce insan haksız ve hukuksuz yere mahkûm edilirken o, köşesinde ve televizyonlarda alkış tutuyordu. “Bu da yetmez” diye bağırıyordu. Şimdi kumpas ortaya çıktı. Kanıtlar sahte, yargılamalar hukuksuz. Yeniden yargılama kaçınılmaz. Sahte deliller ve hukuk dışı işlemler ayıklandığında ise beraat kaçınılmaz. Hal böyle olunca bunu bir telaş sardı. Derhal göreve başladı: “En azından kaçını infaz edebiliriz” diye... Dosyaları mahkemelerden önce Adalet Bakanlığı’nın incelemesini, bazı isimlerin seçilmesini istiyor. Yalan söylüyor: “Ergenekon’da Ayışığı, Sarıkız darbe planları yargılandı” diyor... “Aman” diye bağırıyor, “davalar yeniden görülmesin.” Tırmalıyor: “Veli Küçük hariç” diyor, “Çetin

Doğan kahramanlaştırılmasın” diye uyarıyor. Suçlu ilan ettikleri hakkında “kuşkum yok” diyor. Yalanda sınırı yok: “Kanıtlar, ses kayıtları, günlükler var” diyor (Yeni Şafak, 24, 25 Ocak 2014). Sanki bir kişisel düşmanlığı var gibi... Kan davası güdüyor gibi... Görevlendirilmiş gibi... O kadar hevesli ki... O, Ali Bayramoğlu... Bir asır önce Kaymakam Nusret Bey, İngilizlerin emriyle yargılandı. Suçsuzdu. Ama aynı zamanda Malta’ya sürgüne de gönderilecekti. Gitse asılmayabilirdi. Koştu Nemrut Mustafa. Yalvardı İngilizlere: “ne olur onu götürmeyin, birkaç gün sonra asacağım.” Böyle asıldı Nusret Bey. Şimdi milli şehittir... Ali Bayramoğlu da “durun” diyor, “bari birkaçını asalım” Sorsan cellât değil, gazeteci olduğunu söyler. Sorsan insanlıktan bile söz eder.

“Geçende namazımızın akabinde cümlece uykuya çekildik inşallah...” “Maşallah” “30 kişiydik. Hepimiz meğerse o gece aynı rüyayı görmüşüz.” “En iyisi. Yoksa otuzunuzu ayrı ayrı dinlemeye mecburdum.” “Bu sebeple topluca uyuyoruz. Müteakiben rüyalarımızı kopi pest yapıyoruz İmamım.” “Fotokopi de yapın.” “Daha kolay yol bulduk İmamım.” “Ne?” “Arz edeyim. Rüyamda sizi Hz. Musa ile gördük.” “Tabii ki göreceksiniz. Gayb aleminde hasbihalimiz var Hz. Aleyhisselam’la .” “Deniz kenarındaydınız. Hz. Musa’nın elinde asa vardı.” “Benim elimde ne vardı?” “Bir şey yoktu. Hz. Musa’nın yanında duruyordunuz. Firavunun orduları son sürat üzerinize geliyordu.” “Ee?” “Hz. Musa denizi yaracakken siz onu durdurdunuz. Daha iyi fikrim var, buyurdunuz. Aleyhisselam ‘Ne?’ dedi. Siz, çocuklar devletin içindeki kilit noktalara yerleşirler. Böylece Mısır’ı terk etmek zorunda kalmazsınız ya Musa, dediniz.” “Hz. Aleyhisselam ne dedi peki?” “Olmaz! Beni RTE ile karıştırma! Dedi. Siz, burada kurulu düzen, devlet varken neden ovalarda, bayırlarda on yıllarca gezelim, dediniz. Dinlemedi sizi! Asasıyla suyu yardı İmamım. Ve size dönüp, ‘Gelecek misin?’ diye sordu. Siz Mısır’da kaldınız. O da madem öyle, bu mucizeyi Mısır tapınaklarının duvarlarında, papirüslerinde bol bol tivitleyip top tivit yapın, dedi. Ve bunu on birinci emir olarak söyledi.” “Tamam öyle yapın. Asa nerede?” “Suya düştü.” “Su nerde?” “İnek içti.” “Ne ineği! İneğe mi tapıyorsunuz?!” “Haşaaa!... Efendim. Bu rüya, unutunuz mu?”

Diva’dan: Tarlanın tezeklisi “Ha evet. Yine de asaya benzer bir şey bulup resmini çekin. Daha fazla tivitlenir. Hz. İsa ile ne yapıyordum peki? Onun hakkında çok film çekildi. Daha popüler.” “Arkadaşlar Hz. İsa ile ilgili çekilmiş bütün filmleri şu an seyrediyorlar, yakında rüyamızı görür, Zat-ı alinize iletiriz. Başka şehirden bir grup arkadaş da rüyalarında Bülent Ersoy’u transparan kara çarşafla ‘Tarlanın tezeklisi / mendilin ipeklisi / şimdi buradan geçecek / kızların göbeklisi.’ diye bir şey şakırken görmüşler.” “Tamam, öyle yapın. Tarlaları tezekleyin, tezeği de keşkekleyin. İpek mendilleri işleyin. Bülent’e çarşaf giydirin, besmeleyle tivitleyin. Hepsini behemal heştegleyin. Lakin çarşaf transparan olmasın! Kızların göbeklerinden bakışlarınızı sakının. Nereden çıktı bu tezek mezek, göbek?! İyice sıyırdınız!” “Siz yoksunuz aramızda ara sıra ladini rüyalar görüyoruz işte...” “Neyse, Bülent en azından çarşafa girmiş. Magazin, eğlence programları zinhar yasak! 24 saat kanallarımızda vaazlarım dinlenecek! Hepsini heştegleyin, destekleyin, kösteklemeyin! Tamam mı?” “Emriniz olur İmamım.” “Hadi bakalım. İnşallah” “İnşallah Efendim. Afiyette olursunuz inşallah.” “İnşallah...” Dıııııtttttt... İnternete yeni düşen gizli bir ses kaydını ilk defa benden dinlediniz. Düştükçe dinleteceğim ciğerparelerim. Hayırlı Pazar’lar.

YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... 07:00 Çizgi Film

09:00 Basının Gündemi

“Marsupilami”

11:00 Ruhat Mengi ile Her

08:00 Bu Sabah

Açıdan

22:00 Bakan Bakana

07:30 Klip Saati 10:00 Çizgi Film Kuşağı 11:30 Gonca Elmas İle 7 Renk 13:00 Klip Saati 13:20 Sağlıklı Yaşam 15:00 Önce Eğitim 17:00 Oto Gündem 18:30 Ana Haber 20:30 Kent Belgeselleri Kuşağı 21:00 Umman (T) 22:15 İkrar Yolu (T)

10:00 Beyaz Perdenin Notları 11:00 Başkent’te Sağlık 13:00 Başkent Konserlerinden 14:00 İllerimiz 15:00 Bu Toprağın Notları 16:00 Ellerin Türküsü 16:30 Haber 17:00 Engelim Olma 17:30 7 Gün 19:00 Kitap Dünyası 20:00 Ana Haber Bülteni 21:00 Yurdun Sesi 23:00 Gezi Notları

10:00 Hafta Sonu Keyfi 12:10 Renkler 13:10 Arda’nın Mutfağı 14:10 İki Kahve Arası 15:00 32. Gün 16:10 Burada Hayat Var 16:55 Bir Zamanlar Haberler 17:00 Ana Haber 17:48 Spor Vizyon 18:00 Okyanusun Devleri 19.10 İnsanoğlu 21.00 Ankara Günlüğü 23:00 Başka Şeyler

08:00 Haber Bülteni 09:15 Makam Farkı 10:15 Pınar Ergüner’le Hafta Sonu 12:00 Haber Bülteni 12:15 Söz ve Müzik 15:00 Haber Bülteni 15:15 Acaba 16:15 İstanbul Kafası 17:00 Akşam Haberleri 18:15 İstanbul Kafası 20:55 %100 Futbol 22:15 Zor İşler

08:40 Adanalı 10:00 Nihat Hatip Oğlu İle Kuran Ve Sünnet 11:30 Dizi Tv 12:45 Kapanmadan Kazan 14:15 Bugünün Saraylısı 16:45 Dokanlar 19:00 Ana Haber 20:00 Cesur Hemşire 22:40 Doksanlar

11:50 Enine Boyuna 13:30 Bekir Develi ile Keşif Zamanı 14:05 Bu Benim Hikayem 14:20 Osmanlı Tokadı 16:35 Kızıl Elma 19:00 Ana Haber Bülteni 19:45 Spor 19:50 Hava Durumu 19:55 Bir Yusuf Masalı 22:00 Stadyum 00:30 Film- Navajo Jœ

10:10 Haber Tadında 11:40 Kuklagiller 12:20 Resim Sevinci 15:15 Bu Toprağın Canları 16:15 Fazla Mesai 17:10 Ömür Dediğin 18:00 Ana haber 18:30 Bundesliga Bayern Munich - Eintracht Frankfurt 20:40 Bin Kişiye Sorduk 21:00 Uçuyorum 00:15 Dosya Kapandı ‘Solved’

10:10 Burası Hafta Sonu 12:00 Haber Bülteni 15:00 Haber Bülteni 16:15 Airport 17:00 Haber Bülteni 17:40 Spor Bülteni 18:00 Akşam Raporu 18:45 Spor Bülteni 19:00 Akşam Raporu 21:00 Enine Boyuna 23:15 Öteki Gündem

10:45 Haftamım Ardından 12:00 Gün Ortası 13:00 Koridor 14:00 Doktorunuz Sizinle 14:45 Western Kuşağı 17:30 Nazım Usta İle Mutfak Keyfi 19:00 Spor Haberleri 19:30 Ana Haber 20:00 Milletin Efendisi 22:00 Kordor (T) 00:00 Gece Haberleri

11:00 Alternatif

14:00 Güniçi Gelişmeler

13:00 Haberler

15:00 Haber Bülteni

13:30 Sanat Hayatı

19:00 Halk Ana Haber

14:00 Merhaba Sağlık

20:00 Nihat Genç Konuşuyor

15:00 Bilim ve Toplum

21:00 En Ana Haber

16:00 Haberler

08:00 Çok Güzel Hareketler Bunlar 10:30 Akasya Durağı 12:15 Mutfağım 14:00 Yalan Dünya 16:00 Ben Bilmem Eşim Bilir 19:00 Ana Haber Bülteni 20:00 Güneşi Beklerken 23:15 Dizi - Cinayet

07:00 Hayatımın Rolü 08:00 Acemi Cadı 10:00 Nedir Ne Değildir 12:00 Süper Star Life 14:00 Tülin Şahin İle Moda 16:00 Tom ve Jerry 16:45 Aramızda Kalsın 19:00 Ana Haber 20:00 Yetenek Sizsiniz Türkiye 23:30 Film- Karanlıklar Ülkesi

07:00 Cennet Mahallesi

22:45 Film -Smokin

08:00 Gülhan’ın Galaksi Rehberi 09:00 Dünya Listeleri 10:30 Pazar Magazin 12:00 Şeffaf Oda 13:15 Bay Tahmin 15:15 Sine8 16:15 Oynat Bakalım 17:15 Türkiye Listeleri 18:30 Komedi Dükkanı 20:45 Film - Bakış Açısı 22:30 Pazar Magazin

08:00 Hayallerin Peşinde 09:30 Taht Oyunları 11:15 Vikingler 13:00 Ellen Show 15:00 Dallas 16:45 Kanun Ve Düzen 18:20 Hell on Wheels 19:10 The Tonight Show With Jay Leno 21:00 Fling Of The Conchords 22:10 Winners And Losers 23:05 Shameless

07:30 Çalar Saat 09:45 Barbie Ve Kızkardeşleri Atbinicilik Okulu 12:15 Çocuklar Duymasın 13:15 BKM Güldür Güldür 16:00 Karagül 18:30 Ana Haber 19:30 Sana Bir Sır Vereceğim 22:30 Umutsuz Ev Kadınları

09:40 Trend Topic 12:00 I Heart Radio 13:00 Tanrı Ayakkabılarımı Korusun 14:30 Cracked 15:40 Donanım Haber 17:00 Tatlı Çocuk Johnny 18:40 Belgesel- Yeşil Öyküler 19:30 Film- Oyunun Sonu 21:30 Film- Limit Yok 23:30 Film- Ölüm Kalım Oyunu

09:00 Winx Club 10:00 Pazar Sürprizi 13:00 Dila Hanım 15:45 Güldür Güldür 17:15 Beverly Hills Çuvara 2 19:00 Ana Haber 19:45 Aşk Ekmek Hayaller

16:15 Edebiyat Cephesi 17:00 Şiiriçi Şarkılar 18:00 Hukuk Saati 18:50 Çizgi Film “Lupo Alberto” 19:00 Ana Haber 20:00 Geniş Çerçeve 21:00 Kırmızı Hat 22:00 Hücum Faul 23:00 Futbol Pazarı

12:20 Revolution 13:15 The Simpsons 14:05 Hot İn Cleveland 15:50 2 Broke Girls 16:15 CSİ:NY 17:15 Person Of İnterest 18:10 The Carrie Diaries 19:00 Two And A Half Men 20:00 Rizzoli & İsles 21:00 Revolution 22:00 Dexter 23:00 Black Sails


Hazırlayan: Ece KIRBAŞ

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Çatalhöyük’te 9 bin yaşında kumaş bulundu

Neil Young

Neil Young İstanbul’da!

İ

stanbul Kültür Sanat Vakfı, müzikseverlerin yıllardır merakla beklediği, efsane bir ismi ağırlayacak. Rock müziğinin büyük ismi, unutulmaz şarkıların sahibi Kanadalı müzisyen Neil Young, İstanbul’daki ilk konserini Crazy Horse topluluğuyla 15 Temmuz akşamı KüçükÇiftlik Park’ta verecek. İlk albümünü yayımladığı 1969’dan bu yana sayısız müzisyene ilham kaynağı olan Young, yüksek perdeli tenor sesi ve elektrogitardaki kendine özgü stiliyle güncel müzik tarihinin en büyük isimlerinden biri. Ünlü müzisyenler tarafından defalarca yorumlanan “Only Love Can Break Your Heart”, “Rockin’ In The Free World”, “Heart Of Gold”, “Old Man”, “Hey Hey, My My”, “Harvest Moon” gibi on-

larca unutulmaz şarkının yaratıcısı Neil Young’ın iki Grammy ödülü ve Philadelphiafilminin müzikleriyle bir Oscar adaylığı da bulunuyor. 1970’lerden günümüze toplam 50 albüm yayımlayan Young, kariyeri boyunca muhalif, barış yanlısı ve çevreci tutumundan ödün vermedi. Tüm zamanların en iyi albümleri listelerinden düşmeyen, 1972 yapımı Harvest’in yaratıcısı Neil Young’ın bu albümdeki şarkılarından “Heart of Gold” ise rock tarihinin en güzel çalışmalarından biri olarak kabul ediliyor. Müzisyenin Crazy Horse grubuyla birlikte kaydettiği son albümü Psychedelic Pill de “En İyi Rock Albümü” dalında Grammy’ye de aday olmuştu. Yakın zamanda Merit Ödülü’ne de değer görülen Neil Young’ın yeni albümü “A Letter Home” ise Mart ayında çıkacak.

‘Tosca’ son kez sahnede Antalya Devlet Opera ve Balesi, G. Puccini’nin Tosca operasını son kez sahneye taşıyor. Antalya DOB Müdür ve Sanat Yönetmeni Kenan Korbek tarafından sahneye konulan eser 04 Şubat Salı akşamı saat: 20.00’da Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak. Aldatma ve şüphe üzerine kurulu olan ve dramatik gerilimin bir an olsun etkisini kaybetmeden seyirciyi içine çeken eserde “Tosca” rolünde Burcu Bükem Kuru sahne alırken “Cavaradossi” rolünü ise Koray Damcıoğlu canlandıracak.

Orkestrayı şef Artem Makarov’un yönettiği ve koro şefliğini Caner Ruhselman’ın üstlendiği eserde, dekor tasarım Tayfun Çebi, kostüm tasarım Sevtaç Demirer ve ışık tasarım Mustafa Eski imzasını taşıyor. Güçlü bir kadın figürünün etrafında dönen üçlü bir ilişkinin hikayesini anlatan eserde, Tamer Peker “Scarpia”, Alaaddin Ataseven “Angelotti”, Şafak Güç “Sagrestano”, Cüneyt İrfan Erdoğan “Spoletta”, Toygarhan Atuner “Sciarrone”, Emre Aytekin “Gardiyan” ve Su Ece Ergezen “Çoban” rollerinde sahne alacaklar.

çesi Konya’nın Çumra İl yıllık sınırlarındaki 9 bin ri neotilik yerleşim ye an Çatalhöyük’te yapıl , kazı çalışmalarında yanmış bir evin talebanında bebek iske nın tine sarılmış dünya nilk kendirden doku muş keten kumaş parçası bulundu

G

eçen yıl 15 Haziran’da başlayıp 25 Ağustos’a kadar süren ve 22 ülkeden 120’yi aşkın kişinin katıldığı Çatalhöyük’teki kazı çalışmalarıyla ilgili raporda yeni buluntulara yer verildi. Her yıl yapılan kazılara ait raporlarının yayınladığı ‘www.catalhoyuk.com’ adlı internet sitesindeki raporda en dikkat çeken ise, neolitik dönemde yanmış olan bir evin tabanında, bebek iskeletine sarılmış kendirden dokunmuş dünyanın ilk kumaş parçasının bulunması oldu.

Dünyanın ilk dokunmuş kumaş parçası Hazırlanan raporda bulunan kumaş parçasını değerlendiren Kazı Başkanı Stanford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ian Hodder, 2013 yılındaki en önemli buluntuların höyüğün uygun koruma koşulları sayesinde ortaya çıktığını belirttii. Kazı çalışmalarında bulunan kumaş parçasına dikkat çeken Ian Hodder, şunları söyledi: “Yangın, binanın zeminini ve

Çatalhöyük’te ortaya çıkartılan odalardaki duvar resimlerinin bir reprodüksiyonu platformlarını ısıtarak fırınlama etkisi yaratmış. Böylece zeminin altındaki gömüleri ve gömülerle birlikte yerleştirilen bir kumaş parçasını korumuş. Bu kumaş parçası kazı evindeki laboratuvarlarda ince- Uzun yıllar sonunda rengi solmuş bu duvar lenmiş ve kumaşın resmi dünyanın en eski haritası olabilir mi? kendirden dokunmuş keten olduğu tespit edilmiştir. linmekteyBu dünyadaki ilk kumaş parçala- di. Ancak bu kumaş parçası ticarından biri olmakla birlikte aynı retin bir başka içeriğini ortaya çızamanda en iyi korunmuş örnek- kartmış olabilir. Belki de değiş tokuşu Kapadokya obsidyeni karşılerden de biridir.” Kumaş parçasının ticaretle il- lığında yapılmıştı.” gisine de değinen Prof. Dr. Hodder Yeni duvar resimleri şöyle konuştu: Kazı çalışmaları sırasında yeni “Çok ince dokunmuş olan bu keten parçası, büyük ihtimalle Orta bir duvar resmine de rastlanıldığını Anadolu’ya Doğu Akdeniz’den gel- anlatan Prof. Dr. Hodder açıklamiştir. Neolitik dönemde Orta Do- masını şöyle sürdürdü: “2013 kazı sezonunda ayrıca ğu’da gerçekleşen uzun mesafeli ticarette obsidyen ve deniz kabuk- Doğu Höyük’ün güney eteğindeki larının değiş tokuş yapıldığı çoktan alanda da Neolitik döneme ait binaların kazıberi bi-

sına başlanılmıştır. TPC alanında bulduğumuz binalar gerçekten de erken dönem binalarından farklı özelliklere sahiptiler. Binaların kalın duvarları, duvar örmede kullanılan kerpiçlerin daha büyük olması ve binaların terk edilme sırasında yakılmamış olması bu duruma bir örnektir. Burada açığa çıkartılan bir binanın doğu duvarında bulunan duvar resmi, daha önce benzerine rastlamadığımız bir örnektir. Genellikle Çatalhöyük’teki resimler beyaz zemin üzerine kırmızı ve siyah gibi koyu renk sürülerek yapılmıştır. Ancak bu örnekte koyu renk zemin üzerine beyaz çizgilerden oluşan geometrik şekiller betimlenmiştir. Bu resmin 3 binanın doğu ve kuzey duvarları boyunca devam ettiği düşünülmektedir. Geçmişte canlı bir atmosfere sahip olan bu odayı ortaya çıkarmak bizler için heyecanlı bir deneyim oldu.”  DHA

1 Şubat 1949 2 şarkının yer aldığı, “45’lik” plak ilk defa RCA Records etiketiyle piyasaya çıktı.

4 Şubat 1955 James Brown’ın “Please, Please, Please” plağı yayınlandı.

Masallar Şehri bu sergide Ressam Ali Balkan’ın “Masallar Şehri İstanbul II” adlı sergisi, dün Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi’nde açıldı. Sanatçının 3 yıllık yoğun çalışmalarının bulunduğu sergide, 5 seri ve 11 alt seriden oluşan yaklaşık 350 yapıt yer alıyor. “Masallar Şehri İstanbul II” sergisi, Ressam Ali Balkan’ın 2011 senesinde düzenlediği, “Masallar Şehri İstanbul” sergisinin devamı niteliğinde. Sanatçının aynı adlı iki sergisinde de, Balkan’ın hayal gü-

cünün ürünü olan kılıçbalığı ve balina vapurların yeni maceraları sanatseverlerle buluşuyor. Ayrıca yeni seri ve alt serilerin masalımsı hikayeleri de ilk kez bu sergide başlıyor. Masallar Şehri İstanbul II sergisinde sanatçının hayalgücünün ve düşünsel zenginliğinin görselleşmesinin yanısıra her biri farklı serilerde gelişen hikaye örgüsü ve sanatçının kaleme aldığı şiirler de dikkat çekiyor. Sergi 28 Şubat’a kadar ücretsiz görülebilir.

5 Şubat 2003 Doors grubu elemanları yıllardan sonra bir araya gelerek grubu tekrar kurdular. Vokale The Cult grubundan Ian Astbury geçecekti. Bu birleşme kısa bir sürelik olacaktı ve eski parçaları seslendirlerek anı tazelenecekti.

7 Şubat 1970 Jethro Tull’ın kurucusu, beyni flütçü Ian Anderson, Jennie Franks’la evlendi.

n Doğa 6 Şubat 1962 AXLE ROSE (Guns’n Roses - Vokal)

T.C. AMASYA 2. CRA MÜDÜRLÜÜ’NDEN TAINMAZ AÇIK ARTIRMA LANI (DÜZELTME LANI) Müdürlüğümüz tarafından satışa çıkarılan ve 13.01.2014 Pazartesi günü ulusal gazetelerden olan Aydınlık Gazetesinde BASIN: 1548 sayı ile yayımlanan 1. taşınmaza ait Amasya ili Merkez ilçe Şamlar Mahallesi 1121 ada 11 parsel, 2. kat, 13 nolu bağımsız bölüm için gazete

ilan metninde KDV oranının boş bırakıldığı görülmekle; düzeltme yapılarak ilgili taşınmazın KDV oranı %1 olarak düzeltilmiştir. İş bu taşınmaza ilişkin olarak uygulanacak KDV oranının %1 olduğu ilan olunur. BASIN: 1548 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

Ölen

7 Şubat 1963 6 Şubat 2011 GARY MOORE

Beatles ilk “single” plağı olan “Please, Please Me”yi çıkardı.

T.C. STANBUL 1. FLAS MÜDÜRLÜÜNDEN BAST TASFYEDE ALACAKLILARI DAVET LANI Dosya No : 2013/25 MÜFLS : KMSAN KMYA MADEN EMLAK YATIRIMLARI A.. FLAS TARH : 05.11.2013 SCL NO : stanbul-157603 Yukarıda adı yazılı müflisin, iflas dairesince defteri tutulan mallarının bedelleri tasfiye giderlerini koruyamayacağı anlaşıldığından Basit Tasfiye

Usulünün uygulanmasına karar verilmiştir. Bu sebeple, alacaklıların bu ilan tarihinden itibaren 30 gün içinde alacaklarını ve iddialarını bildirmeleri, bu müddet içinde alacaklılardan birinin giderleri peşin vermek sureti ile tasfiyenin adi şekilde yapılmasını isteyebileceği İİK’nun 218. maddesi gereğince ilan olunur. 29.01.2014

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

BASIN: 6600 (www.bik.gov.tr)


Hazırlayan: Sema SEZEN

ORDU BELEDİYESİ KARADENİZ TİYATROSU 50. YILINI, ÖZAKMAN’IN OYUNUYLA KUTLADI

Hayati

İlk’lerle Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu

ASILYAZICI hayatiasilyazici@yahoo.com

‘Bir Şehnaz Oyun’

O Ali Kemal Tandogan

eniz d a r a K i s e iy d Ordu Bele yılında, . 0 5 n u n u ş lu Tiyatrosu, kuru azar sta y ilk perdesini u Şehnaz ir ‘B n ’ı n a m k a Turgut Öz açtı. le y li a ik z ü m ’ Oyun mal e K li A i n e m t e n Genel sanat yö un tarihini tron Tandogan, tiya in anlattı rı iç Aydınlık okurla

Turgay OĞUZ

O

rdu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kuruluşunun 50. yılının kutladığı bu dönemde; 50. yılın ilk oyunu olarak, bir süre önce yitirdiğimiz usta yazar Turgut Özakman’ın “Bir Ş e h n a z Oyun” adlı müzikali uygun görüldü. Özakm a n ’ ı n OBKT’nin genel sanat yönetmeni Ali Kemal Tandogan’ın 50. Yıl ve tiyatro ile ilgili gö-

rüşlerini aldık: Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’na, 1982 yılında henüz 14 yaşındayken katıldım. Toplamda 32 yıl oldu. Son 9 yıldır ise genel sanat yönetmenliği yapıyorum. Yönetmen ve oyuncu olarak tiyatro yaşamıma devam ediyorum.

‘İlk Milli oyunumuz Vatan yahut Silistre’ oynandı Tiyatroda hocalarım, tiyatromuzun kurucusu Uğur Gürsoy, en uzun dönem genel sanat yönetmenliğimizi yapmış olan Aydın Üstüntaş ve tiyatromuzun emektar oyuncusu Gülçin Üstüntaş gibi önemli isimlerdi. Bi-

Turgut Özakman’ın “Bir Şehnaz Oyun” adlı oyunu OBKT’nin 50. Yıllında sahnede rikimlerimizi bu değerli ustalardan aldık. OBKT’nin başlangıç tarihi 1964 olsa da aslında tiyatromuzun kökenleri 1908 yılına dayanıyor. Şu an içinde bulunduğumuz fuaye alanı olarak kullandığımız kilisede, ilk milli tiyatro oyunumuz “Vatan Yahut Silistire” oynanmış. 1918 de “Milli İntiba” adlı bir piyes oynandıktan sonra 1932’lerde Halkevi adına oyunlar gösterilmiş. İlk bayan sanatçımız ise Edibe Akyol hocamız.

‘Muhsin Ertuğrul, tiyatroyu İstanbul’a davet etti’ 1950 yılından 1960 yılına kadar Halkevi tarafından hiç durmadan oyunlar ve temsiller yapılmış. Halkevleri 1960 yılında kapatılınca 1960-61 yılında “Kiraz Limanı Gençlik Limanı” adında gençlik tiyatrosu kurulmuş. Daha sonra bu gençlik tiyatrosunun kurumsal bir yapıya ve yerleşik bir mekana sahip olması gerekliliğinden yola çıkılarak, dönemin

ileri gelenlerinden, kurucumuz gazeteci Ugur Gürsoy, bugünkü tiyatroyu kurması için görevlendirilmiş. 1964 yılında profesyonel destek almak için Devlet Tiyatrosu’na ve İstanbul Şehir Tiyatroları’na mektup yazılmış. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun o dönemki genel genel sanat yönetmeni Muhsin Ertuğrul, konu ile ilgili olaraktiyatro yetkilisini İstanbul’a davet etmiş. Ugur Gürsoy’un geri dönüşünde ise bölge tiyatrosu resmi olarak kurulmuş.

Türkiye’nin ilk bölge tiyatrosu



 GÜNEL ALTINTAŞ

D

iyelim ki, bir ömür çalışarak edinebildiğiniz bir eviniz var. Bir ara hastalanıp hastaneye yatıyorsunuz. İyileşip çıktığınızda oğlunuzun/kızınızın evinizi sattığını, parasıyla da otomobil aldığını ya da düğün yaptığını öğreniyorsunuz. Ne yaparsınız? Onun sizin mirasçınız olması, sizin o sıra malınızı yönetemez durumda bulunmanız bu edimi haklı kılar mı? Devletçilik ideolojisini benimsemiş ve üstelik ülkenin kurucusu olan parti ile yukarıda varsaydığımız hasta adamın durumları benzeşmiyor mu? Gerçi İşçi Partisi “İktidar olduğumuzda onları devleştireceğiz.” dedi zaman zaman. Ama ben hep birilerinin “Devletleştireceğiz.” değil, “Biz bunu hırsızlık malı sayarız ve iktidar olduğumuzda, nasıl hırsızın çaldığı malı beş kuruş ödemeden elinden alıp sahibine veriyorsak, özelleştirilen mala da öyle beş kuruş ödemeden el koyar, sahibine (millete) geri veririz.” demesini bekledim. Limanlar, madenler, rafineriler, bankalar, şehir hatları gibi onlarca tesis ve kurum özelleştilirken bu uyarıcı sesi hep bekledim. Hâlâ kulağım kiriştedir. Bu özelleştirme ihaneti Özal zamanında başladı. “KİTler (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) zarar ediyor, bütçeye yük oluyor.” denerek propaganda yapıldı. Biraz kamuoyu yaratılınca, zarar eden değil, kâr eden işletmeler satılmaya başlandı. “Hani zarar eden KİT’leri satacaktınız?” dendiğinde, “Zarar eden işletmeyi kim alır?” cevabı verildi. Halk, bugün olduğu gibi, o gün de ya-

lan propagandanın kurbanı oldu. Geçenlerde Rafet Ballı’nın bir yazısında 100 milyar “gelir” elde etmek için barajların da, içindeki suyla birlikte, satılmak girişiminde bulunulduğunu okuyunca, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Biz Kurtuluş Savaşı’nı boşuna mı yaptık? Kapitülasyonları kaldırmak için Lozan’da boşuna mı çırpındık? Özelleştirmeler hukuki dayanağını “devletin devamlılığı” ilkesinde buluyor. Ama bu ilke, devletçilik ideolojisine düşman! Devletçi bir parti iktidar oluyor, barajlar, fabrikalar yapıyor; ertesi seçimde liberal bir parti geliyor, hepsini satıyor. Sonra devletçi parti yine geliyor, çeşitli tesisler kuruyor; arkasından gelen kapitalist parti hepsini satıyor. Sisifos efsanesinin siyaset ve ekonomi sahnesinde oynanışıdır bu. Üstelik, özelleştirmelerle stratejik tesisler Türk vatandaşlarına değil, yabancılara satılıyor. Ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığı başka nasıl satılır? Hukuk buna bir çare bulmak zorundadır. Çünkü, böyle bir tekrarlanış “ideal - tabii hukuk”a aykırıdır. İdeal hukuk demek, akıl mantık demektir, vicdan demektir. Stratejik tesislerin yabancılara satılması ihanettir, suçtur. Bir gün once yasaklanmalıdır. Devletçilik liberal partiler tarafından saygı gösterilen bir ideoloji olmuyorsa, liberal ideolojiye devletçilik niye saygı göstersin? Darbelere karşı olanlar, hukuka saygısı olanlar, hukuk teorilerini bir daha gözden geçirip geliştirerek bu yaraya bir çare bulmalıdırlar. Bu işin çaresi devrim olmamalıdır!

1974’te ise Aydın Üstüntaş sayesinde tiyatro kendi sahnesine taşınmış. 1993 yılında talihsiz bir yangın sonucu sahnemiz kullanılamaz hale geldi. Kurucumuz Uğur Gürsoy talihsiz yangının ardından Ordu’da ilk tiyatronun sergilendiği tarihi kilisede oyunları sahnelememizi önerdi. Kiliseye ek bina yaparak hem tiyatroyu kaldığı yerden devam etmesini sağlamış olduk, hem de tarihi kilise yeniden kullanılır hale gelmiş oldu. 50. Yılın açılış

oyunu olarak bir süre önce yitirdiğimiz, Türk Tiyatrosunun önemli yazarlarından yeri kolay dolmayacak Turgut Özakman’ın “Bir Şehnaz Oyunu”nu hazırladık. Onun “Bir Şehnaz Oyun” adlı müzikaliyle 50. Yılı kutlamak istedik. Bu oyunu değerli yönetmen arkadaşımız T. Murat Demirbaş yönetti ve canlı müzik eşliğinde “Bir Şehnaz Oyun”u sahneledik. İlk gösterimde büyük ilgi gören oyunun uzun süre afişte kalacağını düşünüyorum.

İTÜ Rektörlük binasında sanat galerisi Murat Çakan’ın “Vapur” adlı tablosu

Özelleştirme suçu

Ali Kemal Tandoğan şöyle devam etti: Tiyatromuz aynı zamanda Türkiye’nin ilk bölge tiyatrosu olma özelliğini taşıyor. Tiyatomuzun ilk genel sanat yönetmeni, Muhsin Ertuğrul tarafından görevlendirilen Şehir Tiyatroları yönetmen ve oyuncusu Ergün Köknar oldu. Kurumumuzun ilk misafir sanatçısı ise Suna Pekuysal. Resmi kuruluş tarihimiz 18 Haziran 1964. İlk sahnemiz bugün Atatürk Kültür Merkezi olarak hizmet eden dönemin Halkevi’dir.

İ

TÜ Rektörlüğü tarafından İTÜ Ayazağa Yerleşkesi’ndeki Rektörlük binasına yapılan düzenlemeyle üniversiteye bir sanat galerisi kazandırıldı. Galeride, Ebru sanatından takı tasarımına, nadir basılı yapıtlardan keçeye her ay farklı temalarla yeni sergiler açılacak. Haftanın her günü 09.0020.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek galeri, İTÜ öğrencilerini, öğretim üyelerini, idari personelini ve kurum dışından sanatseverleri ağırlayacak. İlk sergi ise özellikle İTÜ ailesinden bir isme ayrıldı. Sergi, İTÜ Meslek Yüksekokulu’nun ve İTÜ Bilim Toplum Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürlüklerini yürüten Yrd. Doç. Dr. Murat Çakan’ın suluboya eserlerinden oluşuyor. “Murat Çakan Suluboya Sergisi”nin açılışı, 6 Şubat 2014 Per-

şembe günü saat 16.00’da yapılacak ve 20 Şubat tarihine kadar açık olacak. Açılışta, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı da bir dinleti sunacak.

Yrd. Doç. Dr. Murat Çakan Hakkında 1967 Edirne doğumlu Yrd. Doç. Dr. Murat Çakan, ilkokul yıllarında başlayan resim sanatına ilgisini, kendini sürekli geliştirerek besledi. Ulusal ve uluslararası yarışmalara katılarak, ödüller aldı. Makina mühendisliği alanındaki akademik kariyerini sürdürürken, resim çalışmalarından hiç kopmadı. 1994-95’te Brüksel’de biri karma- iki sergi açtı. 2000 yılından bu yana İTÜ öğretim üyesi olan Çakan, halen Meslek Yüksekokulu ile İTÜ Bilim Toplum Uygulama ve Araştırma Merkezinin müdürlüklerini yürütüyor.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ELEŞTİREL BAKIŞ

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Işık Güner, Selçuk Gürışık, Hikmet Barutçugil, Gönül Paksoy, Bairam Baıjram, Gülname Turan, Ela Cindoruk ve Nazan Pak, İTÜ Rektörlük Sanat Galerisi’nde yer alacak.

rdu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT) 2013-14 döneminin ilk oyunu olarak bir süre önce yitirdiğimiz Türk tiyatrosunun usta yazarlarından Turgut Özakman’ın “Bir Şehnaz Oyun” adlı müzikalini oynamaya başladı. Turgut Özakman, hemen her toplumsal konumuzla ilgili oyunlar yazmış, ayrıca tarihe ışık tutan çalışmalarıyla tiyatromuzun zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Reşat Nuri Güntekin’in “Değirmen” adlı romanını tiyatroya uyarlayan Özakman, bu türün bugüne kadar aşılamayan örneğini vermiştir. Sarıpınar 1914 adlı sözünü ettiğim uyarlamanın incelenmesi, konservatuvarlarda okutulması gereken bir oyun olarak çok başarılı bir çalışmadır. Seyirlik oyununun esintilerini taşıyan ama 1914 yılına gönderme yapılan “Bir Şehnaz Oyun” müzikali, yazarın tarihimize koşut olarak yazılan özgü oyunlarının dizisinin seçkin bir örneğidir. Bilindiği gibi 1914 Birinci Dünya Savaşı’nı yenilgi ile tamamlayan Osmanlı İmparatorluğunun tükenişini, inanılmaz antlaşmalarla parçalanışıyla sonuçlanmıştır. Örneğin Sevr Antlaşması. Bu dönemin İstanbulu’ndan bir kesit verilen oyun, İmparatorluğun sosyo-ekonomik çöküşünü de içeren bir müzikli oyun olarak tiyatro edebiyatımızın bir klasiğidir. Özakman, “Resimli Osmanlı Tarihi” adlı oyunu ile tiyatro tarihimize kalıcı bir başka yapıt kazandırdı. Daha sonra yazdığı “Fehimpaşa Konağı” adlı oyunu, bu alandaki çalışmalarını doruğa taşıdı. OBKT’de T. Murat Demirbaş’ın sahneye koyduğu “Bir Şehnaz Oyun”unun bu kez müziği Zafer Bozdağ ve Sezgin Mercan tarafından hazırlandı. Yönetmenin yorumuna uygun canlı müzik eşliğinde hazırlanan oyun, büyük bir başarıyla oynanıyor. T. Murat Demirbaş 1914 yılında yaşanan sosyo-ekonomik olayları ve toplumsal görüntüleri içeren oyunu günümüzle zaman zaman buluşturuyor, benzer olaylarla özdeşleştiriyor. Oyunun dokusunu bozmadan başarılı bir yorum ortaya koyuyor. Müzik ile uyum sağlayan oyuncuların şarkıları detone olmadan söylemeleri, müzikalin renkliliğini artırıyor. Müzik, dans, oyun ve oyunculuk “Bir Şehnaz Oyun”un görselliğine ve işitselliğine de artı değer katıyor. Buradan şöyle bir sonuç çıkarıyorum: Bir bölge tiyatrosu konumunda olan ve OBKT’nin 50. yılını kutlayan bu tiyatronun aynı zamanda Cumhuriyet tiyatromuzun Anadolu’daki sesi olduğunu da belirtmeliyim. Kuruluşunda Türk tiyatrosunun da kurucusu olan Muhsin Ertuğrul’un el verip katkı sağlaması, büyük hocamızın Bölge Tiyatrosu utkusunu yerine getirdiğini gösteriyor. “Bir Şehnaz Oyun”unda şarkı, dans ve müzik eşliğinde oyuncuların kolektif başarısı vardı. Bu başarıda “Şehnaz” rolünde Aslı Selin Öztürk Şen, “Müştak” rolünde Cemil Gündüz, “İt Hurşit” de Bülent Reisoğlu ve “Recep” rolündeki A. Rıfat Çol’un katkıları büyüktü. Dekor tasarımında Emre Satı ve kostüm tasarımında Ceren Kahraman’ın çalışmaları övgüye değer. T. Murat Demirbaş, oyunun yükselen grafiğinde Haziran Ayaklanması’na göndermeler yapıyor. Bu göndermelerin yerinde kullanılması Özakman’ın 1914 İstanbulu’ndan vermiş olduğu çizgilerle paralellik kuruyor. Oyunun sonunda 10. Yıl Marşı’nın müzikale katkı sağlaması büyük bir izleyici coşkusuna neden oldu. Hükümetin ve başbakanının Gezi Parkı olaylarını anarşik olaylarla karıştırması siyasal tarihimize “Tarihin komik olayları” arasında yer alacağına inanıyorum.


Hazırlayan: Fırat KORSAN

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

SON DAKİKA GOLLERİ BU SEFER İŞLEMEDİ, LİDER F.BAHÇE ESKİŞEHİR’DE DEVRİLDİ

İR 2 KALDI!

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

1

PU AN DU RU MU 1 FENERBAHÇE 2 GALATASARAY 3 BEŞİKTAŞ 4 SİVASSPOR 5 KASIMPAŞA 6 ESKİŞEHİRSPOR 7 TRABZONSPOR 8 BURSASPOR 9 KARABÜKSPOR 10 AKHİSAR BLD. 11 G.ANTEPSPOR 12 G.BİRLİĞİ 13 ANTALYASPOR 14 KONYASPOR 15 RİZESPOR 16 ELAZIĞSPOR 17 KAYSERİSPOR 18 K.ERCİYESSPOR

FENERBAHÇE

ESKİŞEHİRSPOR

Maça Eskişehir hızlı başladı, Bienvenu 28’de takımını öne taşıdı. Golden sonra Sarı-Lacivertliler toparlandı, 42’de Kuyt’a çarpan top ilk yarının eşit bitmesini sağladı. İkinci 45’te karşılıklı ataklar vardı, 83’te Erkan Zengin’in şık plasesi geceyi noktaladı

S

Hüseyin KAYA

üper Lig’in 19. hafta mücadelesinde Fenerbahçe, Eskişehirspor’a konuk oldu. Karşılaşmaya oldukça etkili başlayan ev sahibi ekip, ilk 10 dakikada iki net gol fırsatı yakaladı. Ancak bu pozisyonları gole çeviremeyen Eskişehirspor’a, bu kez Fenerbahçe baskısı başladı. Sarı-Lacivertliler uzun toplarla rakip kaleye gitmek isterken, Ekişehirspor kalesinde ciddi bir tehlike yaratamadı. Nitekim Eskişehirspor 29’da Bienvenu’nun golüyle skorda eşitliği bozdu. Ev sahibi takımın öne geçmesiyle birlikte, Sarı-Lacivertliler maçta skoru tekrar eşitleme çabasına girişti. 36 ve 37’de Sow’la iki net gol pozisyonundan faydalanamayan Yanal’ın öğrencileri, aradığı golü 42’de Kuyt’la buldu. İlk

O G B M A Y Av. P 19 14 2 3 46 22 24 44 18 9 7 2 28 17 11 34 18 9 6 3 33 20 13 33 18 10 2 6 34 23 11 32 18 8 6 4 30 20 10 30 19 9 3 7 25 19 6 30 18 8 4 6 26 22 4 28 18 7 6 5 22 20 2 27 18 7 6 5 17 17 0 27 18 7 4 7 22 23 -1 25 19 7 4 8 23 31 -8 25 18 7 3 8 21 21 0 24 19 5 6 8 23 25 -2 21 18 6 2 10 23 28 -5 20 18 4 4 10 19 28 -9 16 18 5 1 12 21 40 -19 16 19 2 7 10 13 31 -18 13 19 3 3 13 15 34 -19 12

Onur

BELGE onurbelge@aydinlikgazete.com

Holmen ne iş yapar!

E

skişehirspor, Fenerbahçe’den çok daha organize göründü. Ev sahibi ekip gerek ayağa pas yapmada, gerek atağa çıkmada, gerekse dönen toplara yapılan hamleleri kazanmada daha etkindi. Düşünün ki, her an savunmada topun arkasında olan iki bek Tarık ve Özgür ataklarda da bir anda kaleci Volkan’ın burnunun dibinde bitiveriyorlardı. Bu da sarı lacivertli savunmnın 90 dakika organize olma sıkıntısı yaşamasına neden oldu. Fenerbahçe bir talihsizlik daha yaşadı. Emenike’den sonra ilk yarıda Webo sakatlanınca ikinci santrafor da saha dışında kaldı. Sarı lacivertlilerde nedense girdiği her maçta takımı bozduğu açıkça görünen Holmen ilk 11’de tercih edilmişti. Üstelik de 70 dakika tahammül edildi. Webo’nun çıkmasıyla orta alana alınan Emre ile Mehmet Topal ve Meireles de bu bölgeyi kontrol etmede hayli zorlandılar. Hürriyet’in sert savunmasının yanında Eskişehirspor’da, Aytaç ile Erkan Zengin kendilerine katılanlarla birlikte Fenerbahçe’ye karşı giderek yoğunlaşan bir üstünlük kurdular. İleride Kuyt orta alana dek gelerek takım savunmasına yardım etmeye çalıştı. Erken yenen golle yenik duruma düşülmesine karşın, sarı lacivertliler bildik direnişlerini gösterdiler. Eski futbolcusu Bienvenu’nün attığı golde Alves’in bireysel hatası büyüktü. Onun gibi deneyimli bir futbolcu arkasına atılan topu kontrolde bu kadar zorlanmamalıydı. İlk yarı sonunda gelen beraberlik golü ise Caner’in şutuna ayağının burnunu koyan Kuyt’ın çalışkanlığına mükafat oldu. İkinci yarıda yapılan değişiklikler ev sahibi Eskişehirspor adına daha olumlu çıktı. Necati ile Kamara takımlarının hücum gücünü artırdılar. Pas sıkıntısı çeken Fenerbahçe’de Mehmet Topuz ilk tercih oldu. Salih ise ancak 12 dakika kala düşünüldü. Kamara ile Necati’nin geriye çektiği sarı lacivertli savunma önünde Erkan Zengin ceza alanının soluna dek sokuldu, sonra sağına çekip Volkan’ın sol tarafına vurarak lideri şoka soktu. Bu golün anlamı, hep son dakikalarda kazanan Fenerbahçe’nin bu kez son dakikalarda gol yiyerek yenik duruma düşmesi ve maçı kaybetmesiydi.

Webo da sakatlandı Konyaspor maçında sakatlanan Emenike’nin Piyokluğunda ilk 11 başlayan doten l aşi da ika dak 34. erre Webo dena oyu ile ıntı sık ğı adı yaş nunda deara ken nde vam edemedi. Acı içerisi nun ncu oyu ız yıld an ğiştirin işareti yap an aşil yapılan ilk kontrollerin ardınd enilöğr tendonunda ödem oluştuğu göz en ark çık di. Webo oyundan . adı am tut nı yaşları

45 dakika da 1-1’lik eşitlikle sonuçlandı. Müsabakanın ikinci devresi kıran kırana bir mücadeleye sahne oldu. Meşin yuvarlağın bir o kalede, bir bu kalede olduğu anlara sahne olan devrede, Fenerbahçe golden ziyade ESKİŞEHİRSPOR ‘golcü’ sıkıntısı çekti. Boffin ****, Tarık ***, (Dk.89 Sezgin ?), Bu da dolayısıyla Akaminko *, Servet **, Özgür ***, Hürriyet **, Aytaç **, Erman *, (Dk.64 Kam ara *), ikinci gole engel olan Jorquera **, Erkan ****, Bienv enu **, (Dk.64 en büyük etken oldu. Necati *) T.D.: Ertuğrul Sağlam Sarı-Lacivertliler öne geçme adına rakip FENERBAHÇE Volkan **, Gökhan *, Alves *, Egem fileleri havalandıra- Cane en **, r **, M.To en *, (Dk.71 mazken, skorda eşit- M.Topuz *) Meirpaleles**,**,Holm (Dk.81 Salih ?), liği bozan sayı, 83’te Kuyt **, Sow **, Webo *, (Dk.38 Emre *) T.D.: Ersun Yanal Eskişehirspor’da Goller: Dk.28 Bienvenu, Dk.83 Erkan Erkan Zengin’den (Eskişehir), Dk.42 Kuyt (F.Bahçe) Sarı kartlar: Özgür (Eskişehir), Kuyt geldi. Zorlu 90 da(F.Bahçe) kika 2-1 EskişehirsHakem: M.Kamil Abitoğlu por üstünlüğü ile Stad: Atatürk noktalandı.

2

1

Maç öncesi gerginlik Eskişehirsporlu taraftarlar, soğuk hava şartlarına ve bilet fiyatlarına rağmen tribünleri doldurdu. Fenerbahçeli taraftarlar ise takımlarını

deplasmanda yalnız bırakmadılar. Maç öncesi tribüne girmek isteyen Sarı-Lacivertli taraftarlarla, Eskişehirsporlular karşılaştı. Ev sahibi ta-

kım taraftarlarının, Fenerbahçe taraftarların üzerine yürümesi üzerine güvenlik görevlileri araya girdi, herhangi bir tatsızlık yaşanmadı.

Ranocchia geliyor 0-0 Kayseri’de gülen yok Süper Lig’in 19. haftasında Kayserispor sahasında Kasımpaşa ile 0-0 berabere kaldı. Kayseri Kadri Has Stadı’nda oynanan mücadeleye Kasımpaşa kalecisi Isaaksson damga vurdu. Bu sonucun ardından Kasımpaşa puanını 30 yaparken, Kayseirspor’da puanını 13 yaptı.

SPORDA DÜN FUTBOL Süper Lig Kayseri 0-0 Kasımpaşa Antalya 0-1 Gaziantep Eskişehir 2-1 Fenerbahçe

1.Lig Mersin İ.Y. 1-0 Manisa Ş.Urfa 1-1 İstanbul BB

BASKETBOL Erkekler Mersin BŞB 74-72 Karşıyaka Tofaş 60-84 Banvit Gaziantep 80-66 T.Telekom Edirne 73-96 Trabzonspor

Kadınlar Mersin BŞB. 75-53 Ordu F.Bahçe 74-68 Beşiktaş İstanbul Ü. 72-63 Canik Botaş 68-67 Kayseri TED Kolej 52-83 G.Saray

VOLEYBOL Kadınlar İlbank 0-3 F.Bahçe Beşiktaş 3-1 Halkbank Yeşilyurt 3-0 Ereğli BLD. Sarıyer BLD. 2-3 Ç.Kale Vakıfbank 3-2 Eczacıbaşı

Stoper arayışlarını sürdüren Galatasaray’ın, Inter’in İtalyan oyuncusu Ranocchia’yı sezon sonuna kadar kiraladığı ve oyuncuyu yarın İstanbul’a getirerek transfer süresi bitmeden imza attıracağı belirtildi

T

ransfer döneminin bitmesine saatler kala henüz bir stoperi kadrosuna katamayan Galatasaray’da sıcak saatler yaşanıyor. İtalyan basınına göre; İtalyan

yöneticilerle bir araya gelen Sarı-Kırmızılılar Ranocchia’nın kiralık olarak Türkiye’ye gelmesi konusunda anlaşma sağladı. İtalyan oyuncunun pazartesi İstanbul’a gelmesi bekleniyor.

İndirime gitti Ranochhia’nın sezon sonuna kadar istediği 2.5 milyon avroda gittiği ve

Bir kırık daha!

Galatasaray’ın önerdiği rakamı kabul ettiği sadece küçük pürüzlerin kaldığı öğrenildi. Daha önce Galatasaray’ın kiralamak için görüşmelere başladığı Ranocchia’nın menajeri 6 ay için 2.5 milyon avro istemişti. Ranocchia bu sezon Inter’de 14 Serie A, 2 İtalya Kupası maçına çıkarak, toplamda 1510 dakika oynadı.

Galatasaray’da Aydın’dan sonra bir kırık şoku daha yaşanıyor. Sarı-Kırmızılı takımın Manisaspor’dan renklerine bağladığı 19 yaşındaki Oğuzhan Kayar’ın antremanda sakatlandığı belirtildi.

Genç oyuncunun elinde kırık tespit ediliği öğrenildi. Kulüpten yapılan açıklamada, “Oyuncumuz Oğuzhan Kayar’ın eline aldığı darbe nedeniyle metacarpal kemiklerinde kırık oluşmuştur” denildi.

Alex ve Hajrovic sahada Brezilya’nın Gremio Kulübü’nden transfer edilen Alex Telles’e lisans çıktı. Bu müjdeli haberden sonra Mancini’nin Alex’i, bu akşamki Bursaspor maçında oynatması bekleniyor. Teknik direktör Mancini’nin antrenmanlarda hazır durumda görünen Brezilyalı oyuncuyu ve önceki gün lisansı çıkan Bosnalı Hajrovic’i ilk 11’de oynatması bekleniyor.

GALATASARAY BURSASPOR SAAT: 19:00 STAT: ASY Arena HAKEM: Mete Kalkavan YAYIN: Lig TV

‘Biz hırsız mıyız?’ Borcun 490 milyon TL’ye ulaşması üyeleri kızdırdı, Orman, “Stad yapıyoruz. Hırsız mıyız arkadaş” dedi

Beşiktaş’ın olağan Divan Kurulu toplantısında dün yapıldı. Toplantıda kulübün borcunun 490 milyon TL’ye ulaştığı açıklanırken, bu durumdan üyeler rahatsız oldu. Ardından kürsüye çıkarak konuşan başkan Fikret Orman kendisi ve yönetimine yapılan eleştirilere sert cevaplar verdi. Stadı Beşiktaş için yaptıklarını bir kez daha yineleyen Orman, ihaleler ile ilgili yapılan eleştirilerin artık dayanılmaz noktalara geldiğini belirterek, “Biz hırsız mıyız arkadaş” ifadelerini kullandı.

Orman’ın kendi inşaat firmalarından birinin ihaleye girmesini eleştirenlere de yanıt vererek, “Bu Çiçekler İnşaat benim firmamın taşeronlarından bir tanesidir. Ben girin dedim. Adamların nasıl iş yaptığını biliyorum çünkü. Bunun neresi sakıncalı? Ödediğimiz ücreti tartışıyorlar. Biz hırsız mıyız arkadaş? Bu kalitede, daha düşük fiyata yapacak varsa, farkı ben cebimden vereceğim” dedi.

Dany Kartal oldu

Beşiktaş, Galatasaray’ın Kamerunlu defans oyuncusu Dany’i satın alma opsiyonuyla sezon sonuna kadar kiraladı. Siyah-Beyazlı kulüpten KAP’ yapılan açıklamada, “Dany Nounkeu’nun takımımıza geçici transferine ilişkin anlaşmaya varılmıştır. Buna göre, oyuncuya 2013-2014 sezonu için 600.000 Avro garanti ücret ödenecektir”denildi.

‘Adalet istiyoruz’ Trabzonspor Basın Sözcüsü Yakup Aslan, UEFA’nın Yargıtay’ın kararını istemesini değerlendirirken, “Biz sadece adaletin tecelli etmesini istiyoruz” dedi. UEFA’nın şike kararını istemesini olumlu bulduklarını belirten Aslan, “Biz Trabzonspor olarak sadece adaletin tecelli etmesini istiyoruz. Bunu kim yapacaksa yapsın. Bizimkiler yapacaksa yapsın, yoksa yabancılar yapacak. Adalet tecelli ettikten sonra bunu kimin yaptığının bir önemi yok. Avrupa yaptı, UEFA yaptı bizim için önemli de-

Dostluk çağrısı Trabzonspor Teknik Direktörü Mustafa Akçay da, yarın Rizespor ile yapacakları maçın iki Karadeniz ekibi arasında dostça geçeceğini söyledi. İki takımın hem ezeli rakip hem de ebedi dost olduğunu vurgulayan Akçay, “Oldukça güzel bir ortamda geçeceğine inandığımız maçta kazanan futbol olacak” dedi.

SPORDA BUGÜN FUTBOL Süper Lig 13:30 Karabük-Elazığ 16:00 Konya-Sivas 16:00 Akhisar BLD.-G.Birliği 19:00 G.Saray-Bursa

1.Lig 13:30 Balıkesir-A.Demir 13:30 1461 Trabzon-Bolu 16:30 Adana-K.Maraş 16:30 Buca-Fethiye

BASKETBOL Erkekler 15:00 TED Kolej-Uşak 17:00 Aliağa-Selçuk Ü.

Kadınlar 16:00 Konak-Tarsus 17:00 Antakya-Ceyhan

VOLEYBOL Erkekler 13:00 Konak-F.Bahçe 15:00 Halkbank-İnegöl 15:00 Plevne-Gümüşhane 15:00 Arkas-İstanbul BB 17:30 M.Piyango-G.Saray


2 ŞUBAT 2014 PAZAR

Hazırlayan: Fırat KORSAN

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DİZİ RİNGE DEĞMEMİŞ BÜYÜK BİR ŞAMPİYONDU SEYFİ TATAR...

‘DEVRİM’E EMEK VEREN BOKSÖR! 

Real Madrid’i Sivas’a getirecek

Devlet Demiryolları’nda eğitim alan, motor tesviyecisi Tatar, “Devrim” otomobilinin üretiminde de çalışmış. Atölyede arkadaşlarından görüp boksa merak salan Tatar’ın geçmişi Avrupa ikinciliğine kadar uzanmış

6

0’lı yılların sonunda başlayan ve 70’li yıllarda da devam eden müthiş bir ilgi vardı amatör boksa. Öyle ki; 1972’de, Ankara’da yapılan Balkan Şampiyonası’nda, salonu 5 bin kişi hınca hınç doldurmuş ve çok sayıda insan da kapıda kalmıştı. İşte o yıllarda boks denilince, meraklılarının dilinden peş peşe 2 isim dökülürdü: Seyfi Tatar ve Celâl Sandal... Birisi ülkenin en teknik boksörüydü, diğeri en sert... Sandal’ı 2006’da yitirdik. Tatar’ı ise, yaşamını sürdürdüğü Antalya’da bulup, bu sohbeti gerçekleştirdik.  Toplumumuzda, 40-45 yıl önce, bugünle kıyaslanamayacak düzeydeki boks ilgisinin sebebi neydi sizce? Muhammed Ali... Öncelikle oydu, televizyon maçlarını veriyordu ve olağanüstü ilgi görüyordu. Sonra da bizlerin başarıları etkendi kanımca.  Sizin boks hikayeniz nasıl başladı? Demiryollarında çalışırken, atölyede boksla uğraşan 2 arkadaşıma özenerek başladım 1964’te.  Demiryollarında göreviniz neydi? Devlet Demiryolları Çırak Okulu’nda eğitim almıştım. Motor tesviyecisiydim. Meşhur “Devrim” otomobilinin üretiminde de, küçücük emeğim vardır. Övünürüm bununla.  Boksa başlamadan önce sporla ilginiz var mıydı? Şöyle ilginç bir tarafım vardı; ilk gençlik dönemlerimde, ellerimin üstünde yürümeye bayılırdım. Sabah evden erken çıkıp, işe kadar gittiğim olurdu böyle. Bunun, bende, sporun temelini oluşturduğunu düşünüyorum.  Merak ettim; sokakta elleriyle yürüyen birisine, insanların tepkisi nasıldı? Kimisi yanımda yürüyüp, “Deliye bak!”gibi laflar ederdi, kimisi hayranlıkla izlerdi. Duymazdan gelir, devam ederdim.  Boksa dönelim, başarılar hızla mı geldi? Benim bokstaki dönüm noktam; 1968’de hocam Emrullah Sul-

değil gibi? Ringin iplerini de koparsan, hakem kararı değişmez; bunun bilincinde çıkardım maça. Herkes benzerini söyler ama benim kadar hakkı yenmiş boksör, gerçekten azdır. 2 kez olimpiyata katıldım. 1968 Mexico’da, çeyrek finalde Bulgar Mihailov’la oynadım. Daha önceki maçlarda defalarca indirdiğim adam, o gün de doğru dürüst yumruk atamadı ama galip ilan edildi. Seyirci isyan etti, tepki dinmeyince 1,5 saat maçlar durdu, Meksika gazeteleri bunu yazdı ertesi gün. Meksikalılar beni ne tanır ki, bunu yaptılar? Aynı şey, 1969 Avrupa Şampiyonası finalinde de oldu. Bu defa da ev sahibi Romen seyirciler dakikalarca sonucu protesto ettiler. Haksızlığı seyirciye yediremezsiniz.  Türkiye’de de mi böyleydi?

attılar. Gün geldi, aktif spor yaşamları bitti. Kimi sporun içinde kaldı, kimi köşesine çekildi, kimi artık aramızda değil... Bir zamanlar hepimize ezberlettikleri adlarını şimdi anımsayamayan toplumsal hafızamıza inat; “Sizi unutmadık!” diyoruz.

Değişik dallarda, sayıları fazla olmayan şampiyonlarımız vardı. Temiz şampiyonlarımız! En profesyonelleri bile, “amatör” olan... Günümüzle kıyaslanmayacak, sınırlı olanaklarla ve karşılıklarla çalıştılar, yarıştılar. İnanılması güç başarılara, derecelere imza tan’la aramda geçen diyalogtur ki, 1 yıl önce Avrupa ikincisi olmuştum. Emrullah Sultan, Sovyet boks ekolünün temelini atan hocalardan birisi olarak gelmişti Türkiye’ye. Çok değerli bir hocaydı ama kıymeti hiç bilinmedi. Kıskandılar ve harcadılar.  Diyalog neydi? Bir gün antrenman çıkışında sitem ettim, “Benle ilgilenmiyorsunuz Hocam”diye... “Tatar, sen iyi sporcusun ama temelin çok bozuk, sıfırdan başlamamız lazım. Var mısın?”dedi. “Varım Hocam!”dedim. İşte bu, dönüm noktam oldu!  Çok ilginç, boks temeliniz olmadan Avrupa ikincisi mi olmuşsunuz yani? Aynen öyleymiş!.. Sonraları fark ettim ki; biz boks değil, sokak dövüşü yapıyormuşuz. Avrupa ikincisiyken, boksa sıfırdan başlattı beni ve “boksör”yaptı.  Emrullah Hoca’nın sırrı neydi? Bilimdi. Bize, kolumuza yay takıp antrenman yaptırırlardı o tarihlerde. Hocaysa, fizik kanunundan bahsediyordu. Kuvvet eşittir, kütle çarpı hızın karesi bölü iki diye bir

formül öğretmiş ve ona göre idman programları yapmıştı.  Hocayı “yemekte”haklılarmış(!) 60-70’ler Türkiye’sinde, hem Sovyet kökenli olacaksın, hem eski köye yeni âdet, bilim falan... Emrullah Hoca da aranmış sanki biraz?.. Bu arada, geçiminizi bokstan mı sağlıyordunuz? Boksta para mı vardı ki? 1966’da askere gidene kadar TCDD’de, dönüşte ise Spor Toto’da çalışarak sağladım geçimimi.  Siz birçok şampiyonada hem “en teknik”hem de “en centilmen”boksör seçildiniz. Tekniğin sırrını anlattınız, centilmenlikse boks gibi bir dalda pek kolay iş

Kariyerimin başlarında, Ali Uçar, Sadettin İncesu gibi çok güçlü rakipler çıktı karşıma ya da çıkartıldı. Hakemler, yüzüme karşı, utanmadan, “İyiydin ama maçı da sana verecek hâlimiz yoktu”dediler. Yalçın Dağdelen isimli rakibimi, 3-4 kez indirdiğim maçı bile ona verdiler; ertesi günkü Hürriyet’in manşeti şöyleydi: “Evet... Yerde yatan galip!”  Büyük şampiyondunuz ama anlıyorum ki, az çekmemişsiniz... Böylesi bir kariyerin ardından şimdi neler yapıyorsunuz? Manavgat-Evrenseki’de, emekli hayatı yaşıyorum. Antalya’da boksla uğraşanlar, bilgi ve deneyim paylaşımı istiyorlar benden. Federasyon, ben ve benim konumumdaki arkadaşlar için uygun zemin ve programlar organize ederse, bildiklerimizi seve seve aktarırız tabii.

1 Aralık 1945’de Sivas-Gürün’de, çiftçi baba ve ev kadını annenin çocuğu olarak doğdu. 1960’ta ailesiyle Ankara’ya göç etti. Lise öğrenimini yarım bıraktı. 1964-76 yılları arasında çıktığı, 203 maçta 190 galibiyet elde etti. Kariyeri boyunca nakavtlı yenilgisi olmadı, hiç ihtar almadı. 38 kez milli oldu. Ring İhtisas, Konya Yolspor, Kocaeli Kağıtspor ve Ankara Emniyetspor kulüplerinde eldiven giydi. 1974’ten itibaren antrenörlük de yaptı. 57



İspanya’ya davetliyiz! A Milli Basketbol Takımımız, bu sene İspanya’da düzenlenecek Dünya Kupası’na dört Wildcard özel davetisinden birini aldı ve şampiyonaya katılmaya hak kazandı. Wildcard özel davetiyesi alan diğer 3 ülke ise Finlandiya, Yunanistan ve Brezilya oldu. Milliler, bu davetiye ile 2015 yılında Ukrayna’da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’na da direk katılma hakkı elde etti. Türkiye’nin eşleşeceği takımlar ve maçlarını oynayacağı kentlerin belirleneceği 2014 FIBA Dünya Kupası’nın kura çekimi, 3 Şubat Pazartesi günü TSİ 19.00’da yapılacak. İlk tur maçları, Bilbao, Gran Canaria, Granada ve Sevilla’da, final karşılaşmaları ise Barcelona ve Madrid’de gerçekleşecek. A Milli Erkek Basketbol Takımı, böylece 2002 yılından bu yana düzenlenen tüm FIBA Dünya Şampiyonaları’na katılmış olacak. 2010 yılında turnuvaya evsahipliği yapan Türkiye, bu yıl gümüş madalya kazanma başarısını göstermişti.

E GRU BU PUA N DUR UMU G M A

Y

5 0 387 3 2 351 3 2 371 3 2 380 2 3 376 2 3 334 1 4 369 1 4 392

345 325 346 369 396 362 395 422

AV. P

42 26 25 11 -20 -28 -26 -30

10 8 8 8 7 7 6 6

F GRU BU PUAN DUR UMU O 1 CSKA Moskova 5 2 Maccabi Electra 5 3 Real Madrid 5 4 Lok. Kuban 5 5 GALATASARAY 5 6 Bayern Münih 5 7 Partizan NIS 5 8 Zalgiris Kaunas 5



Ligde kalma mücadelesi veren ve ikinci yarıya Akhisar galibiyetiyle başlayan Elazığspor, Eskişehirspor’da forma giyen 34 yaşındaki Rodrigo Tello ile anlaşma sağladı. Kısa süre önce Eskişehir ile karşılıklı anlaşarak sözleşmesini fesheden ve bonservisi elinde bulunan Şilili oyuncuyla daha önce de temasa geçen Bordo-Beyazlılar transfer dönemi sona ererken kadrosunu önemli bir isimle güçlendirdi.

Arda’nın takımı Atletico Madrid, Diego’yu sezon sonuna kadar kiraladı. 2010-2011 sezonunda Wolfsburg’dan kiralık olarak Atletico Madrid’e transfer olan ve Avrupa Ligi şampiyonluğunda büyük bir pay sahibi olan Brezilyalı oyuncu Diego Ribas, İspanyol ekibinde ikinci kez kiralık olarak görev yapacak. Transferin ardından kısa bir açıklama yapan Diego, “Burada kendimi evimde gibi hissediyorum” diye konuştu.

ve 60 kilolarda, 6 defa Ferdî, 6 defa da Kulüpler Türkiye Şampiyonu oldu. 1967 Roma ve 1969 Bükreş’te Avrupa ikinciliğini kazanan Tatar, 6 kez de Balkan Şampiyonluğu’nu elde etti. 1967 ve 1971 Akdeniz Oyunları’nda gümüş madalyanın sahibiydi. 1968 Mexico ve 1972 Münih Olimpiyat Oyunları’nda milli formayla ringe çıktı. Yaşamını, Antalya’da sürdürüyor, evli ve 3 çocuk babası.

Sonuna kadar gideceğiz O 1 FC Barcelona 5 2 Panathinaikos 5 3 Armani Milano 5 4 Olympiakos 5 5 Unicaja Malaga 5 6 A. EFES 5 7 Laboral Kutxa 5 8 FENERBAHÇE 5

Rodrigo Tello Elazığspor’da

Diego Ribas A. Madrid’de

SEYFİ TATAR KİMDİR?

Euroleague Top 16’da 5. hafta maçlar tamamland. Geçen hafta 3’te 3 yapan temsilcilerimiz bu hafta 3’te 2’de kald. Fenerbahçe, Milano’ya deplasmanda yenilmketen kurtulamazken, Galatasaray ve Anadolu Efes yüzümüzü güldürdü. Her 3 takmmz da halen gruptaki iddialarn sürdürürken, ilk 4’e girmemek iten bile deil. Sar-Krmzlar, Abdi pekçi Spor Salonu’nda oynanan mücadelede Zalgiris Kaunas’ 90-83 malup ederek grupta ikinci galibiyetini ald ve iddiasn sürdürdü. Galatasaray, gruptaki altnc maçnda 14 ubat’ta Abdi pekçi Spor Salonu’nda zorlu rakibi CSKA Moskova’y arlayacak. Geçen hafta Planinic’in mucizevi basketiyle Milano’yu deviren Anadolu Efes, bu sefer deplasmanda kazand. LacivertBeyazl temsilcimiz, spanya ‘da Laboral Kutxa’nn konuu oldu ve parkeden 72-66 skorla üstün ayrld.

Sivasspor Teknik Direktörü Roberto Carlos, Real Madrid’i, hazırlık maçı için Sivas’a getirmek istiyor. Futbolculuk kariyerinde Real Madrid forması altında çok önemli başarılara imza atan, Carlos, 11 yıl top koşturduğu takımını hazırlık maçı için Sivas’a getirmeyi arzuluyor. Madrid’i Sivaslı futbolseverlere izlettirmek isteyen Carlos, Sivasspor ile Real Madrid’in hazırlık maçı yapması için elinden geleni yapıyor.

G M A

Y

4 1 404 4 1 418 4 1 425 3 2 382 2 3 392 2 3 369 1 4 350 0 5 364

344 378 388 387 391 400 398 418

AV. P

60 40 37 -5 1 -31 -4 -54

9 9 9 8 7 7 86 5

Mustafa Denizli hastaneye kaldırıldı Azerbaycan Topaz Premier Lig takımı Hazar Lenkeran Teknik Direktörü Mustafa Denizli, rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Hazar Lenkeran Basın Sözcüsü Hüseyin Cebrayıloğlu, yaptığı açıklamda, Karabağ takımıyla yapacakları maç için Bakü’ye gelen Denizli’nin, gece rahatsızlandığını ve hastaneye kaldırıldığını söyledi. Denizli’nin gribal enfeksiyona yakalandığını belirten Cebrayıloğlu, deneyimli teknik direktörün durumunun iyi olduğunu, doktorların kontrolünde dinlendiğini belirtti. Doktorlar, Azerbaycan Topaz Premier Lig’i 3. devrenin ilk maçına çıkamayan Denizli’ye, birkaç gün dinlenmesi gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Fenerbahçe’de Vidmar şoku!



Fenerbahçe’de takımın önemli oyuncularından Gasper Vidmar’dan gelen kötü haberin üzüntüsü yaşanıyor. Euroleagu’de Armani Milano maçında sakatalanan başarılı oyuncunun uzun bir süre parkelerden uzak kalacağı açıklandı. Sol diz ön çapraz bağı kopan Gasper Vidmar sezonu kapattı. 2010 yılında olduğu gibi sol diz ön çapraz bağı kopan Vidmar, bu sezon TBL’de 10 sayı 5.6 ribaund ortalamalarıyla oynuyordu.

Luis Aragones hayata veda etti 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda İspanya’yı 44 yıl aradan sonra şampiyonluğa taşıyan, bir dönem ülkemizde Fenerbahçe’yi de çalıştıran efsanevi teknik direktör Luis Aragones, 75 yaşında hayata gözlerini yumdu. Aragones’in doktoru Guillen yaptığı açıklamada, 75 yaşındaki İspanyol futbol adamının, lösemi kanseri teşhisiyle yaklaşık 2 aydır belirli aralıklarla hastaneye kaldırıldığını ve çok fazla acı çekmeden haya-

F.Bahçe’den başsağlığı

Fenerbahçe Kulübü, eski teknik direktörleri Aragones’in vefatının ardından bir başsağlığı mesajı yayımladı. İnternet sitesinden yapılan açıklamada, “Dünya Futbol Tarihi’nde

tını kaybettiğini ifade etti. 1964-1974 yıllarında formasını giydiği Atletico Madrid’de efsaneleşen ve takımına birçok kupa kazandıran Aragones, teknik direktörlükteki en büyük başarısını ise 2008 yılında İspanya’yı Avrupa şampiyonu yaparak elde etti. İspanya’da “Bilgin” lakabıyla tanınan Aragones, Atletico Madrid, Barcelona, Real Betis, Sevilla, Valencia, Oviedo ve Mallorca’da görev yapmış, en son 2008-2009 sezonunda Fenerbahçe’yi çalıştırmıştı. önemli bir yeri olan Eski Teknik Direktörümüz Aragones’e Allah’tan rahmet, başta yakınları olmak üzere tüm sevenlerine ve futbol dünyasına başsağlığı dileriz” denildi.

Barnebau 2017’de böyle olacak



Real Madrid’in stadı Santiago Bernabeu, 400 milyon avroya yenileniyor. Stadın üstü 15 dakikalık sürede kapanıp açılabilecek, yüksek teknoloji ile donatılacak, VIP salonları ve müzesi yenilenecek proje kapsamında, ayrıca stat çevresine 200 yatak kapasiteli lüks bir otel, bir alışveriş merkezi ve 600 araç kapasiteli yer altı otoparkı yapılacak. İnşaat bu sezon sonunda başlayacak ve 2017 yılında tamamlanacak.


Hazırlayan: Özlem KONUR USTA

TÜBİTAK: Albayların suçlandığı dijitaller sahte!

KURULUŞ 1921

Balyoz davasından yargılanan kurmay albaylar Yavuz Uras, Ender Kahya, Mehmet Cem Okyay, Davut İsmet Çınkı, Erdinç Altıner’e 16 yıl hapis cezası verildi. Kurmay albaylar 6 Aralık 2010’da Gölcük Donanma Komutanlığı’nda zeminin altında bulunduğu iddia edilen dijital verilerle suçlandı. TÜBİTAK’ın geçen hafta açıklanan raporunda subayların suçlandığı 5 No’lu harddisk üzerinde oynama yapıldığı ortaya çıktı.

2 ŞUBAT 2014 PAZAR

MALTEPE ASKERİ CEZAEVİ’NDE TUTSAK KOMUTANLARI ZİYARET ETTİK

Bir buçuk milyon mektuptan yükselen sese kulak verin N Şule PERİNÇEK

eden Türkiye işini gücünü bıraktı Silivri’yi, Hasdal’ı, Maltepe’yi, Şirinyer’i konuşuyor. Çareler üretmeye çalışıyor? Bilâl Bey’in “sayesinde” mi? Çorbada Rüzgargülü biraz tuzu olabilir. Ama iş Bilâl Bey’e nasıl gelip dayandı? Bu süreçte (çoğu orada yargılansuleperincek@aydinlik.com.tr dığı ya da cezaevinde kaldığı için kısaca Silivri diyelim...) Silivri’dekilerin katkısı büyüktür. BOP’un eşbaşkanlık görevleri rahatça yerine getirilebilmesi için, yol düzlensin diye oraya götürüldüler. Oysa tersine oldu. Proje engellendi. Onları orada yargılamaya kalkanlar, “haklı ve güçlüler” tarafından yargılandılar. Sanıklarla yargıçlar ve savcılar bütün davalarda yer değiştirdi. O kapalı salonlardan yükselen gür ses ve kapısındaki direniş ve örgütlenme müthiş bir enerjiyle geri dönüş yaptı. Ta ilk başında kaldırdıkları taş, ayaklarına bile değil, başlarına düşecek diye yazmıştık. Öyle de oldu. Peki, lütuf mu... Yazık bunlara, çok yattılar; çıksınlar artık... mı? Hastalar, bırakalım... mı? Aileler çok çektiler, mağdur oldular... mı? Ya da zindanları nasıl boşaltırız arayışları, yalnızca ilgili ailelerin talebi mi? Kocaman “Hayır”! Bu, artık milletimizin talebidir. Vicdanlar kanamıştır. Böylesine büyük haksızlık karşısında milletimizin onuru zedelenmiştir. Bu, aldatılmış ve yönlendirilmiş olmaya karşı da bir duruştur. Bu, milletimizin silahlı kuvvetlerinin tasfiyesine karşı tepkisidir. Güvenliğinden endişelenmektedir. “Yeter” demiştir. “Yeter artık!” Mayalanıp kabından taşan büyük talep karşısında durmak artık olanaksızdır. Çare üretilmek zorundadır. Kapılar açılmalıdır.

Yok böyle bir millet! Geçen hafta Maltepe Askeri Cezaevi’nde görüşe gittim. Kanıtlarını yığdılar masanın üzerine. 25 Ekim 2013’te Yılmaz Özdil köşesinde “Maltepe’deki arkadaşlarım size mektup yazmak istiyor; hem başlarına geleni, hem de memleketin başına geleni bizzat onların ağzından duymak istiyorsanız, adresinizi gönderin lütfen” diye yazmıştı. O zamandan bu yana kaç mektup gelmiş biliyor musunuz? Bir buçuk milyonu aşkın! Hem de nerelerden... İnanın ben bile dünyanın bu en uzak köşelerinde Türk vatandaşlarının yaşadığını bilmezdim. Hem de kimlerden... Yediden yetmişe herkesten. Yüreği Türkiye için, bağımsızlığı için, haksızlığa karşı atan herkesten... Yakında kitap olarak yayımlanacakmış. Ben sizler için bazılarını seçtim. Sakın ağlamayın okurken. Ben kendimi tuttum. Çok gururlandım. Yok böyle bir millet! Değmez mi! Maltepe Cezaevi’nde 11 kurmay albay. Çakı gibi. Belli ki ordunun en üst rütbelerine adaylar. Sınıf birincileri. Bazıları iki kez erken terfi almış. Kimi devrelerinden beş

yıl ileri. Ben görüşe gittiğimde bir bölümü ailelerinin yakınındaki cezaevlerine nakil olmuşlar... Beş kişi kalmışlar.

Gaziantep Fırkateyni Komutanı Deniz Kurmay Albay Mehmet Cem Okyay

Vicdanlar kanamıştır. Böylesine büyük haksız lık karşısında milletimizin on uru zedelenmiştir. Bu, aldatılmış ve yönlen dirilmiş olmaya karşı da bir duruştur. Bu, milletimizin silahlı ku vvetlerinin tasfiyesine karşı tepkisid ir. Güvenliğinden endişele nmektedir. ‘Yeter’ demiştir. ‘Yeter artık!’

Doğu Abi’nin arkadaşı diye yaz! Davut İsmet Çınkı. Yozgatlı. Hava kurmay albay. Pilot. Hangi uçağı kullanıyor, diye soracak oluyorum. “Boşver” diyor, “Doğu abinin arkadaşı diye yaz”... Denktaş, Kıbrıs’ta yıllar önce bir toplantıda Doğu Perinçek’i göstermiş demiş ki “Bu adamı iyi tanı...” “Bizim” diyor Çınkı “Buraya gelişimizdeki en büyük kazancımız sizlersiniz. Gerçek dost kim anladık. General, amiral olamadık ama Doğu Perinçek sayesinde Hallacı Mansur’u, kendimizi, Atatürk’ü tandık. Neden burada olduğumuzu, getirenleri tanıdık...” Öteki denizci komutanlar daha genç olduğu için Doğu babanın, arkadaşı-kardeşi artık o nasıl kabul ederse öyle diyecekmişim. Bu arada klasik bozulmuyor, ben üç dakika sonra beşinin de ablasıyım. Çınkı’nın eşi bilgisayar mühendisi, kızı hukuk okuyor. Çok başarılı bir öğrenci. İki ablasından biri fizik, biri nükleer fizik profesörü. İsmet Albayımın iddianamedeki “suçuna” bakıyorum, tutanakları inceliyorum: “208-) sanık Davut İsmet Çınkı Sanığın suç tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı Halil İbrahim Fırtına’nın Sekreteri olarak görevli olduğu, dosyada mevcut Ek-1 Lahika4 isimli belge incelendiğinde, sanığın Oraj Hava Harekat Planı kapsamında İMKB’nin kontrol altına alınmasından sorumlu personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır.” Çınkı, savunmasının başında bir düzeltme yapıyor. Dakika bir, sahtecilik bir. -Söz konusu dijtal belgelerde imzam ‘i.cıngı’ olarak gözüküyor. Ancak benim soyadım Çınkı’dır! Anlaşılan “kanıtı yazanın” şivesinde ufak bir sorun var.

şu tutanaklara bir de karara. 16 yıl! “Sanık Davut İsmet Çınkı üzerine atılı bulunan suçlamaları kabul etmemiş ise de; dosyada bulunan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda,Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya men etmeye teşebbüs amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri hiyerarşik yapısı dışında, sanık Çetin Doğan liderliğinde kurulmuş yapılanma içerisinde yer aldığı ve üzerine atılı bulunan suçu işlediği kanaatine varılmıştır...” İşte bu kadar. Biri mi böyle? Hayır. Beşi de. Onbeşi, yirmibeşi, 255’i de...

İMKB de ne ola?

Subay olmayı düşünüyorum

O ağaç, vaktiyle bu cezaevinde yatan Ataol Behramoğlu’nun diktiği ayva ağacı.

ama, bana da darbe yaparlar Olsun, devam! Çınkı’ya, “Sıkıyönetim ilanıyla bir“307-) sanık Erdinç Altıner” Deniz likte İMKB’nin tüm faaliyetlerinin kurmay albay. Oruçreis Fırkateyni kodondurulacağı, İMKB binasının mutanı. emniyete alınarak bi“Suga Harekat Planaya girişlere izin venına bağlı olarak Sıkırilmeyeceği, maddi yönetim öncesi yapılan kayba uğramamaları planlamalar ve hazırlık için güvenilir asker ve çalışmaları çerçevesinsivil şahısların harekât de, Deniz Kuvvetleri öncesinde haberdar Komutanlığı bünyesinedilerek gerekli tedbirde oluşturulan çalışma Deniz leri almalarının sağla- Oruçreis Fırkateyni Komutanı grupları ve görevlerini nacağına ilişkin belgeyi Kurmay Albay Erdinç Altıner belirtir Bilgi Notu hazırladığı” iddialarıyla isimli belgenin eklerinden Ekilgili de soru yöneltiliyor. Mahkeme D isimli Öncelikli ve Özellikli GöBaşkanı Ömer Diken, sanık Çınkı’ya revlendirme Listesi başlıklı belgede “Ekonomi ile ilgili eğitiminiz var mı?” sanığın isminin geçtiği...” şeklinde diye soruyor. Harp Okulu mezunu başlayan iddianameyle yargılandı. olduğunu belirten Çınkı yanıt veri“14 Ocak 2003 tarihinde Harp yor: Akademileri Komutanlığında öğrenci -Nasıl İMKB’ye uygun gördüler subay olduğumdan, burada belirtildiği beni, bilmiyorum. Herhalde eksiklik gibi farklı bir komutanlık olan Deniz olunca beni oraya yazdılar. İMKB ya- Kuvvetleri Komutanlığı’na ait bir bilzısını savcılıkta görünce, “Bu ne terör gisayarı kullanma yetkim yoktu. Akaörgütü mü?” dedim kendi kendime? demide kullanılan bütün bilgisayarlar Burada da gülmeyin. Ağlamak ve Harp Akademileri Komutanlığı bilöfkelenmek serbest. Türkiye’nin de- gisayar ağına bağlı olduğundan, verinin ğerleri, birikimi, emeği nasıl heba edi- yazıldığı iddia edilen bilgisayarın ‘comliyor. pany’ ibaresinde DZKK yazması da Bir İsmet Albaya bakıyorum, bir mümkün değildir. Ayrıca belirtilen

Cennetten gelen mektup Değerli albaylar, Hastanede herkesYılmaz’ın başlattığı kampanyayı konuşuyor. Çok sıkıntım var. Sizler adına bir şeyler yapamadığım için çok üzülüyorum. Benim buradan çıkıp çıkamayacağımı bilmiyorum ama yürekten diliyorum, sizler çok kısa zamanda ailelerinize kavuşacaksınız. Göklerden gönüllere indiniz. Savaş Ay 1 Kasım 2013 Samatya SGK Hastanesi Savaş kardeşim, yaşam mücadelesine 9 Kasım’da son verdi. Mektup değerli albayların eline ancak ayın 10’unda ulaşır. Onlar da yanıtlarını eksik etmezler.

Savaş Abi, Sorardın ya bize, nerdesin diye... Nerdesin diye sorma. Her zindanda biz varız. Bazen Maltepe’de, bazen Sincan’dayız. Göklerden gönüllere indik diye mutsuz olma. Biz razıydık, inandık, o inanca saklandık. Kartalların tutkusu kaderine hükmeder. Alçalmadan yükselmek, işte en büyük hüner. Maalesef Savaş Abi, bu sefer yetişemedik. Ama sen de acele ettin. Her zamanki gibi bizim önümüze geçtin. Biz de gönüllerimizden göklere dualar gönderiyoruz. Elbet bir gün buluşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak. Maltepe’deki esir kardeşlerin

tarihte 10:51 saatinde Deniz Harp Akademisi öğrencisi olarak karar verme stratejileri ve bilimsel analitik yöntemler dersine iştirak etmekteydim. Deniz Kuvvetleri ve Harp Akademileri Komutanlıkları tarafından da resmi olarak bildirildiği şekilde şahsıma özel olarak tahsis edilmiş masa üstü veya diz üstü herhangi bir bilgisayar bulunmadığından, dershanede bulunan tek bilgisayar ise 31 öğrenci subay tarafından ders maksatları ile ortak olarak kullanıldığından ve Harp Akademileri Komutanlığı civarında veya yakınında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir birlik bulunmadığından fiziken böyle bir bilgisayarı kullanmam veya dersi terkederek 41 dakika süre ile böyle bir veriyi oluşturmam mümkün değildir”... dedi ve de karar iki nokta üst üste, “Sanık Erdinç Altıner üzerine atılı bulunan suçlamaları kabul etmemiş ise de; (yukarıdan arayı doldurun... aynısı çünkü...) üzerine atılı bulunan suçu işlediği kanaatine varılmıştır.” 16 yıl! Oğlu Atahan 9 yaşında. Katıldığı bir televizyon programında şöyle dedi: -Benim babamın vatan haini olmadığını herkes biliyor. Babamın tutukluluğuyla gurur duyarım. Şerefi için hapis yatıyor. -Baban gibi subay olmayı düşünüyor musun? -Düşünüyorum, ama başarılı olursam bana da bu darbeyi yaparlar diye biraz korkuyorum...

Teyzeciğimin 250 gr kıyması Deniz Kurmay Albay Yavuz Uras, Yavuz Fırkateyni Komutanı; Deniz Kurmay Albay Ender Kahya Gökova Fırkateyni Komutanı, Deniz Kurmay Albay Mehmet Cem Okyay Gaziantep Fırkateyni Komutanı. Hepsi özel. Alanlarında iyi yetişmiş, donanımlı parlak subaylar. Eşleri, çocukları da öyle. Havalandırmadan, yani cezaevinin bahçesinden biraz gayret edince Heybeliada görülüyormuş. İki adım ötelerinde birkaç askeri birlik var. Yürüyerek cezaevi 10-15 dakika sürmez. Siz olsanız beklemez misiniz... “Öğrencilerimiz, yetiştirdiklerimiz hiç olmazsa...” Ama çocukluk arkadaşları ta Fatih’ten kalkıp geliyor. Pazarda maydanoz satan bir kişi için yol parası az mı... Saatine bakıp duruyor görüşürken. Bir saat dolmadan tekrar binip otobüse geri dönmesi lazım. Yoksa fazla bilet basacak. Bir teyzemiz börek yapıp getirmiş. Ama ayda aldıkları 250 gr. kıyma bittiği için, bu kez kıymasız yapmış, bir dahaki aya börek kıymalı olacak; söz! Yutkunmaktan boğazıma ağrılar giriyor.

Görüşte bizim için de imzaladıkları o ağacın altında kartpostalı... Bir başkası. Florya’nın yarısı onun. Gayrımenkulleri var: -Ne isterseniz isteyin vereyim. Ev, kat... -Hastanelerimin kapısı sizlere açık... -Beş yıldızlı otellerim.... İşte artık bu akan selin önünde duramazlar. Kapılar mutlaka, ama mutlaka ama bir an önce açılmalı. İyi mühendisliği biliyorlardı. Karşılığında İTÜ’de doçentlik kadrosu, Amerika’da ataşelik önemliydi. Oysa karşılıksız sevginin tadı başkaymış. Bunu öğrenmişler. Anlatıyorlar, anlatıyorlar... Soruyorlar. Doğu Perinçek’ten kitap istiyor biri. -Milli ordu olmaktan çıkıp nasıl NATO ordusu oldu? Bu eğitimin

başlangıcı ne zaman? Eskiden nasıldı? Düzen nasıl kuruldu? 11 albay sesini 36 milyona duyurdu. Günde 20 saat elle mektup yazıyorlarmış artık matbu bastırıyorlar. -Biz bir gücüz artık. Baksanıza kapımızın önünde canlı yayın yapıyorlar. Öyle ya yakın zamana kadar yolunu, izini bilmezlerdi. Şimdi yolları asfaltlıyor, kaldırımları döşüyorlar... Sokaklara adlarını veriyorlar. Devran döndü. Döneceğini biliyorduk. Ey milletvekilleri şimdiye kadar neredeydiniz... Bari şimdi geç kalmayın. Açın kapıları!

Mustafa Kemal’in askerlerinden komutanlarına Maltepe Cezaevi’ne gelen bir buçuk milyon vatandaşımızın mektubundan seçmek dünyanın en zor işiydi.  Gelen mektubu nikahım ve düğünüm için istiyorum. Herkese nikah şekerimle ve davetiyemle vereceğim. Pelin Bayram/ İstanbul  Kendimce inançlı olan beş vakit olmasa da camiye giden namaz kılan biriyim. Bir kopyasını cami duvarına asacağım ki, insanlar kul hakkına nasıl girilir, sadece namaz ile ibadet olmaz ve zalime zalimsin demenin en büyük cihad olduğunu tekrar hatırlasınlar. Gürcan/ Bursa  Yabancı bir havayolu şirketinde kaptanım. Uçuş sırasında yolculara mektubu okudum. Ülkem adına biraz utandım ama gerçekleri saklayamazdım. Zafer Y./ Antalya  15 yaşındayım. Üç ayda bir elime burs parası geçiyor. O paradan ailelerinize bir miktar yardımda bulunmak çok mutlu eder beni. Siz benim ailemsiniz. Nihan Batmaz/ Bozüyük  4 yaşındaki kızım Selin soruyor,

komutanlar hangi çikolatayı sever... Sunay Sertel/ Antalya  Karşıyaka olarak tribünlerde sesiniz olmaya devam edeceğiz. Artık stadyumlara gitmek için maçtan başka sebeplerimiz var. Yazın; tribünde okuyalım. Sercan/ İzmir  Bilgisayar mühendisiyim. İşsizim. Pazarda limon satarak geçiniyoruz. Komutanlarımın maddi sorunları varsa onlar için üç gün daha pazara çıkmaya hazırım. İstanbul  Babam 12 Eylül darbesinde DİSK yöneticilerinden biri olarak hapse girdiğinde iki yaşındaydım. Çok kahır çektik. Anlattıklarınız yaşadıklarımızın resmi oldu. Çocukluğuma döndüm. Hele çocukların babalarına yazdığı şiirleri okuyunca göz pınarlarım doldu. Hayat zorbalar yüzünden asıl bize balyoz indirdi. Deniz Koçyıldız/ Ankara  İzmir’de ayakkabı üreticisiyim. Mektup gelsin, ayakkabı kutularının içinde bulunan pelur kağıtlarına bastırıp bütün kutulara koyalım ki, daha çok insana yayılsın bu haksızlık.

Aydinlik 20140202  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you