Issuu on Google+

GÜL-ERDOĞAN’INÇOCUKGELİNLERİ Çocuk gelin sorunu, devletin zirvesine kadar uzanıyor. Abdullah Gül ve Bilal Erdoğan’ın evlilikleri de buna örnek



Bilal-Reyyan çiftinin 2003’teki düğününde Berlusconi nikâh şahidiydi.

14 yaşındaki anne Kader E.’nin ölümüyle çocuk gelin sorunu, vicdanları daha da sızlattı. Basın, konuya geniş yer ayırdı; ancak Gül ve Erdoğan ailelerine değinen olmadı. Abdullah Gül 30 yaşındayken, 15 yaşındaki Hayrünnisa Gül’le evlenmişti. Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın eşi de evlendiğinde lise öğrencisiydi. 5’te

Hayrünnisa Gül evlendiğinde 15 yaşındaydı.

Aydınlık

17 Ocak 2014 Cuma

ELİF ŞAFAK

Yıl: 2

Muktedirleri değil sadece, ezilenleri de anlattım

Sayı: 99

Neslihan Önderoğlu

Türkiye yalnızlığa izin vermez

Neslihan Önderoğlu

Türkiye yalnızlığa izin vermez

KURULUŞ 1921

YARIN

16 OCAK 2014 PERŞEMBE - 75 KURUŞ dil

Cemaat Halk Partisi 

Cemaat’in devletten tasfiyesine direnmek, ABD’den beklenen iktidar özlemiyle doğrudan ilişkilidir Diktatörlüğün taşları; Danıştay saldırısı, Dink cinayeti ve Silivri’yle örüldü. Hepsinde Emniyet’teki örgütlenmenin izleri vardı. Ancak CHP, bu gerçekleri bildiği halde yolsuzlukla mücadele adı altında, paralel yapıya bağlanmış görünüyor.

14

İsmail  Büyük Türkmen kurultayı ve Şah

AKP 3 PARÇA

ktidar partisi bölünüyor: Birinci grup, devlet kaosundan ürkenler. kinci grup, Fethullah Gülen cemaatinin etkisindekiler. Üçüncü grup ise üç dönem artndan ötürü skartaya çkarlacaklarn düünenler



DENİZ YILDIRIM’ın yazısı 15’te

Cemaat’in başı yargılanmalı ike davasnda Aziz Yldrm’n avukatln yapan Faik Ik, TFF içindeki kumpas ekibini anlatt. Tayyip Erdoan’n eski avukat Ik, Cemaat’in sivil toplum kuruluu gibi gösterilmesine gönderme yaparak “FB Bakan yarglanabiliyorsa, Cemaat’in bakan da yarglanabilir” dedi. ERDEM ATAY’n söyleisi 18’de

1.2 milyon öğrenciye SBS şoku Danıştay, 2013’te yapılan Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) yerleştirmesini durdurdu. 1.2 milyon adayın sınav sonucu yeniden hesaplanacak. İptal kararı üzerine öğrenciler büyük şaşkınlık yaşadı. 5’te

AKP’de sanc tahminlerin ötesinde büyük. 4 milletvekili Pensilvanya’ya “Ayrlmaya hazrz” mesajn gönderdi. Fethullah Gülen ise “Bekleyin” dedi. Ankara kulislerinde Cemaat’in, AKP’den büyük bir parçay koparmak için seferber olduu konuuluyor. Bu çabaya, stanbul sermayesinin de omuz verdii dillerde.

BDP, Hakan Fidan’ı akladı



Hedefleri, merkez Sa’da yeni bir parti kurmak ya da Demokrat Parti ile bütünlemek. Yeni oluum için birkaç kiinin liderlii konuuluyor. Tartlan, toplu istifalarn zamanlamas. Abdullah Gül’den Cemil Çiçek’e, Köksal Toptan’dan Mehmet Salam’a kadar pek çok isim, bu yeni çabalarn merkezinde yer alyor. SABAHATTN ÖNKBAR’n yazs 12’de

Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadınla ilgili MİT’in suçlanması üzerine BDP, Hakan Fidan’ı savundu. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, suikastın arkasında MİT’in olduğu iddiası için, “Ses kayıtları çelişkili. MİT’teki bir kanat olabilir. Müsteşarın bilgisi var mı? Emin değiliz” dedi. 8’de

Hukukçu dekanlardan  ‘tahliye’ çağrısı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu Prof. Dr. Kudret Güven (Galatasaray Üniversitesi) ( Başkent Üniversitesi)

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu (Yeditepe Üniversitesi)

Hukuk Fakültesi dekanlar ve ceza hukukçular; Ergenekon davalarnda yarglananlarn derhal tahliye edilmesi gerektiini vurgulad

Prof. Dr. Haluk Kabaaliolu, Prof. Dr. Necmi Yüzbaolu ve Prof. Dr. Kudret Güven; uzun tutukluluk sürelerini Aydnlk’a deerlendirdi. Kabaaliolu, “TSK’ya kumpas yapld en üst makamlarca ifade edildikten sonra, bu kiilerin hapiste bir saniye daha kalmas utandrc ve Türk hukuk sistemi açsndan fevkalade üzücüdür” dedi. 10’da

‘İHH, El Kaide’ye adam topluyor’ Yatağan işçisi özelleştirmeyi durduracak

Milat: Çemberi yardık

Güvenlik güçlerinin elindeki belgelerde İHH’nın, ‘El Kaide’nin Suriye uzantılarına adam kazandırdığı ve silah yolladığı’na dair iddialar yer alıyor



El Kaide operasyonu, gözleri, hükümete yakınlığıyla bilinen İnsani Yardım Vakfı İHH’ya çevirdi. Suçlamalar arasında, El Kaide ve cihatçı örgütlenmelere silah yardımı yapıldığı yer alıyor. Güvenlik güçlerinin elinde, El Kaide ile bağlantılı çok sayıda İHH yetkilisinin isminin olduğu öğrenildi. CEYHUN BOZKURT’un haberi 11’de

İşçi Partisi Genel Sekreteri Serhan Bolluk, 24 Ocak’ta bütün güçleriyle Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy’ün enerji ve maden işçilerinin yanında olacaklarını bildirdi. Büyük Ankara yürüyüşünün önemine dikkat çeken Bolluk, “Yatağan işçileri, bu mücadeleden kesinlikle başarıyla çıkacaktır” diye konuştu. 7’de Dr. Serhan Bolluk

ISSN 2146-2356

KİTAP GÜNÜ

s.11

Nazım’la iki kıta birleşti

17

Amerikalılar Amerikalılar Erdoğansız Erdoğansız bir bir geleceği geleceği tartışıyor tartışıyor ŞAFAK TERZİ’nin söyleşisi 13’te

Doğu PERİNÇEK

10

Cemaat’in ufkunda ‘Erdoğan’a suikast’ görünüyor Erdoğan, Cemaat’i “Haşhaşiler denilen gizli örgüt”e benzetti. Hasan Sabbah’ın suikastçılar örgütüne. Deşifresi Star yazarı Mustafa Kartoğlu’ndan geldi. “Başbakana suikast” ihtimalinden söz etti. Cemaat’in ufkunda “silahlı çete” gözüküyor.

RAFET BALLI

4


Hazırlayan: Osman ERBİL

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ON BİNLERCE TÜRKÜN, SOYKIRIM YALANINA KARŞI 2006 YILINDAKİ BERLİN MÜCADELESİ ZAFER GETİRDİ

Güçbirliği Avrupa’yı dize getirdi Avrupa’da vatandaşlarımızı 50 yıldır ezmişlerdi, horlamışlardı... Türkler Berlin Eylemi’ne ‘Artık yeter demeye’ gelmişti. Anadolu’muzun sıcaklığını dalga dalga Berlin’in buz gibi havasına taşıyordu  MURAT İNCE

2

005 ve 2006, Türklerin yeniden Avrupa’nın merkezlerinde ayağa kalktığı yıllar olmuştur. 1984 yılından itibaren Türkleri, hem bölücüler ve hem de T.C. kurumları yalnız bırakmışlardır. Tarih boyunca başı dik ve onurlu yaşamış bir milleti Avrupa merkezlerinde kendi sorunlarıyla baş başa bırakanlar büyük vebal altındadırlar. “Berlin Talat Paşa Harekâtı” uluslararası alanda verilen antiemperyalist bir mücadeledir. Türkiye’nin bağımsızlığına göz koyan ABD/AB emperyalistlerine onların merkezlerinden verilen kararlı yanıtlardır. Evet, Türkler bir kez daha “Yedi Düvele” meydan okuyor.

Her yer Lozan! 2005 Lozan Harekâtı, mücadelemizin önünü açmıştı. Ancak, Almanya İsviçre değildi! Alman derin devleti de ahtapot gibi İsviçre’yi sarmıştı. Zaten İsviçre’nin Kuzey Kantonları, Almanca konuşan Kantonlar ve her bakımdan Almanya’ya benziyordu! İsviçre devleti de çok köklü bir geleneğe sahip değildi. Berlin, 1980’li yılların ortalarından itibaren bölücü PKK’ya kucak açmış ve desteklemişti. İşte bu Almanya şimdi de Türkiye üzerinde yeni bir oyuna giriyordu. Sözde Ermeni soykırımı yalanını okullara kadar yayıyordu. Türklerin entegrasyonunu dilinden düşürmeyen Berlin, Türkleri soykırımcı gösteriyor ve öğrencileri de bunun için zehirliyordu. Talat Paşa Harekâtı, Türkiye’mizi tehdit eden emperyalist projenin uygulanmamasının yanı sıra, Almanya’da Almanlarla Türklerin barış içinde bir arada yaşamaları için de bu eylemi bir fırsat olarak sunuyordu.

Perinçek ve Denktaş konuşamaz! 19.1.2006 tarihinde çalışmalarına başlayan ve içinde farklı Türk derneklerinin yer aldığı “Berlinli Türk Dernekleri Girişim Grubu”nun çalışması 7 hafta sürmüştü. 2 Mart tarihinde Berlin Türk Cemaati Lokali’nde düzenlenen toplantıya katıldık. Toplantıda yüzlerin gergin ve soğuk olduğunu hemen hissettik. Durum olumlu gözükmüyordu. Berlin Türk Cemaati Başkanı Tacettin Yatkın, toplantıyı açarak giriş konuşması yaptı. Başkan Doğu Perinçek’in “Berlin’i yakmaya geliyoruz” sözlerinin yanlış olduğunu ve eylemin yapılmasını tehlikeye düşürdüğünü anlatmaya başladı. Tacettin Yatkın’ın ardından söz alanlar da aynı doğrultuda ko-

nuşmalar yaptılar. Durum anlaşılmıştı; eylemi yapmamak için ilk etapta gerekçeler uyduruluyordu!

Eylem karşıtı cephe! 18 Mart eylemini engellemek isteyenlerden biri de, Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi sıfatını taşıyan Mehmet Ali İrtemçelik’ti. Berlin Talat Paşa Harekâtı Sözcüsü M. Bedri Gültekin başkanlığındaki heyetle yaptığı görüşmede Büyükelçi, nezaket kurallarını da aşan kaba tavırlarıyla olumsuz görüş belirtmiştir. O dönem, Alman Yeşiller Partisi Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili olan Cem Özdemir de Zaman gazetesine yaptığı açıklamalarda, “İşçi Partisi’nin Türkiye’yi, Kuzey Kore’ye çevirmek istediğini ve Avrupa’da birkaç yıldır sistematik bir şekilde Alevi dernekleri ile sağ ve sol derneklere sızmaya çalıştığına” dikkatleri çekiyordu.

Dr. Tessa Hoffmann’ın girişimleri 18 Mart Talat Paşa Harekâtı karşısında emperyalizmin işbirlikçileri de boş durmuyordu. Ermeni diasporası ile iç içe hareket eden bazı kesimler aynı güne denk gelen bir dizi etkinlik düzenliyorlardı. Alman yetkili kurumlarının aynı gün gerçekleşecek eylemimizin güzergâhı üzerinde bu toplantıya izin vermeleri manidardı. Merkezi Hamburg’da bulunan Orient Enstitüsü elemanlarından, Alman Dış İstihbarat teşkilatı (BND) adına Kafkasya’da çalışmalar sürdüren Taner Akçam’a “Prof.” Unvanı aldıran, Doğan Akhanlı’ları devşiren ve Türkiye karşıtı, “Ermeni soykırımı” üzerine çalışmalar sürdüren Dr. Tessa Hoffmann etkinliklerin esas örgütleyicisi olarak sahneye çıkmıştı.

ADD yöneticilerinden Mustafa Şahin miting için yeniden başvurdu.

Alman basını Alman basını eyleme büyük ilgi gösterdi. İkinci defa yapmak zorunda kaldığımız yürüyüş ve miting izni başvurusunun ardından kısa bir dönem belirsizlik baş gösterdi. Berlin İçişleri Senatörü Körting’in açıklamaları telaşı artırmıştı. B.Z. gazetesi, “Miting Yasaklanacak mı!” (Wird Demo verboten?) başlığıyla yaptığı haberde, SPD’li Körting’in açıklamalarına dayanarak, Türk milliyetçilerin eyleminde kışkırtıcılık yapılıp yapılmadığının araştırılacağı söyleniyordu.

Alman polisi ardımızda!

T.C. Almanya Büyükelçiliği’nden gerekli mesajı alan Berlin Türk Cemaati, DİTİB, Alperenler ve diğer kuruluşların yanı sıra Ermeni örgütleri, Türk kökenli 10 bin Türk bazı milletvekilleri ile Yürüyüş ve PKK ve sol görüBerlin’i inletiyordu! miting iptali! ‘Soykırım yapmadık, vatan nümlü çevreler el ele Talat Paşa KoBeklenen savunduk’, ‘Talat Paşa mitesi’nin “Bayoldu. Yürüyüş ve miting için ölümsüzdür’, ‘Türkler geliyor!’, rağını al da gel” eylemini engelleizin başvurusu‘Atatürk geliyor!’ sloganmek için kader nu yapanlar, bu larının yanı sıra marşlarla birliği yapmıştı. kez Berlin eyleyürüyüş devam Karşımızda büyük minin iptali için bir koalisyon vardı. başvurmuşlardı. Arediyordu Bir de bu karşı protık dişe diş bir mücapaganda ile uğraşmak zodelenin kapısı aralanmıştı. runda kaldık. Şer cephesine Alman Berlin İçişleri Senatörü Erhardt Körting, “Yürüyüşe ancak yayınlanan istihbaratı ve polisi de iştirak etmişti. bildiride ismi bulunan kişi, kurum, Bildiri dağıttığımız kahvehanelere gikuruluş ve derneklerin katılmaması derek bu eylemlerin yasaklandığını, durumunda başvuruyu incelemeye kışkırtmalar olacağını, olaylar yaşaalacağını ve yapılan incelemeden nabileceğini söyleyip eyleme katılsonra izin verip vermemeyi düşünül- mayın çağrısı yapıyordu. Alman polisi meşru, izni alınmış bir eylemin aleydüğünü” söyledi.

Silivri’den Başbakan çıkar mı?



2006’daki Berlin Eylemi

Silivri Özel Yetkili Mahkemeleri yargılamalara başladığında herkesin darbe demokrasi propagandasının esiri olduğu dönemi yaşadık. Muhalefet inatla gözünün önünde cereyan eden “kumpası” inatla görmekten kaçındı. “Yargı çözer” ifadesi günün modasıydı. Amerika da “yargı çözer” diyordu; çünkü Büyük Ortadoğu Projesi’nin yapılacak işleri vardı. Böyle “kırk katır mı kırk satır mı” tehditlerinin savrulduğu, Doğu Perinçek ve arkadaşlarının tutsaklığının başladığı günlerde, biz şöyle bir değerlendirme yapmıştık: “Ergenekon tutsaklarının siyasi nedenlerle tutsak edildiğini, asıl operasyonun sahibinin ABD Gladyosu ve onun işbirlikçileri olduğunu değerlendirdik. Ve dedik ki Silivri’dekiler çıkacak, onların çıktığı yere operasyonu yapanlar girecek.” Süreç bizleri haklı çıkarma yönünde ilerliyor. Şimdi belki bazıları Silivri’den başbakan çıkar mı?” sözüne inanmayacaklardır. Ama sürecin sonu bu işaretleri veriyor. Daralan ateş çemberi nedir? Ateş çemberi halkın kendisidir. Halkın daraltığı bu ateş çemberi akrebin kendisini sokmasına sebep oldu. Türk halkı ne AKP’ye ne de Cemaat’e mahkûmdur. Bunlar tepemizde “kır katır mı kır satır mı” diye duruyorlar. Türk halkının seçeneği vardır. Yurtseverler, bağımsızlıkçılar, Kemalistler ne AKP’ye ne de Cemaat’e “eyvallah” demezler.  MEHMET PATLAR / ÇORUM DOST HABER

hine çalışıyordu.

da, iki Alman polisi ve bir ter18 Mart Destanı: Artık yeter! cüman yanıma “Türkler geliyor!” Evet, herkes yaklaştılar ve bunu dillendiriyordu. Berlin’e akın konuşmak isteDoğu akın vatandaşlarımız akıyordu. Elle- diklerini söylePerinçek Alman rinde Türk bayrakları, Atatürk pos- diler. Megafonla polisi terleriyle görkemli eyleme doğru ko- slogan attırıyor şuyorlardı. ve mitingi yönsine ne “Konuşamazsın” diyen Alman poli Avrupa’da vatandaşlarımızı 50 yıl- lendiriyorduk. Perinçek, Berlin eyleminde kendisi kanunlarına aykırıdır” demişti. an dır ezmişlerdi, horlamışlardı, öldür- Tercüman bana “Ben bu tebligata uymam. Bu, Alm müşlerdi, en kötü iş şartlarında çalış- dönerek “Soykılıştılar. Gerekli tedbirleri almıştık. tırmışlardı; dil bilmez olarak yaban rım yapmadık, vatan sa- Buna rağmen yürüyüşe katılan Alellerde yaşıyorlardı ve bu da vunduk” sloganını peren Derneği’nden bir grup hamle Berlin Türk yetmezmiş gibi etnik ve atamayacağımı- yapmak istedi ama kesin tavırla enCemaati, Alperenler, dini bölücüler besleniyor, zı, aksi halde gellendiler ve uyarıldılar. onların bağrına salınımüdahalede Ermeni örgütleri, Türk yordu. “Artık yeter” bulunacak- Doğu Perinçek’e müdahale! demeye gelmişti Türk- kökenli bazı vekiller ile PKK ve larını söyleİşçi Partisi Genel Başkanı Doğu sol görünümlü çevreler Talat di. Alman Perinçek, Almanya’yı iyi tanıyordu ler. Sadece büyük vatansever Talat Paşa’yı Paşa Komites polisine dö- ve Almancaya hâkimdi. Yürüyüşün i’nin ‘Bayrağını al nerek, anmaya değil, kendi eyle- en önünde, güven içinde önderlik da gel’ eylemini engellegeleceğine de Avrupa mimizin ba- ediyordu. Miting alanına geldiğimizde merkezlerinde el koyurışçıl bir şekil- polis ordusuyla karşılaştık. Kürsünün mek için kader birliği yordu. de devam etti- arkasında asker düzeninde yer almışyapmıştı Tüm engellemelere rağğini, söylenenleri lardı. Olağanüstü bir durum varmış men otobüslerle, özel ve toplu“Tertip Komitesi” ile havası yayıyorlardı. Ayrıca, “ben Altaşıma araçlarıyla her yönden elde konuşacağımızı söyledik. Bu- man devletiyim ve buradayım” görübayraklar binler Berlin sokaklarını nun üzerine yanımızda yürümeye baş- nümü sergiliyordu! şenlendiriyordu. Anadolu’muzun sı- ladılar. Tekrar yanlarına giderek yüAlmanya bir kez daha “Polis devcaklığını dalga dalga Berlin’in buz rüyüşçülerin yanında yürüyemeye- leti” olduğunu göstermişti. Polis, Doğu gibi havasına taşıyordu. Uzaktan yü- ceklerini, resmi kıyafetli olduklarını, Perinçek’in konuşmasını engellemek rüyüş kortejini gören gruplar avazı yürüyüş kortejimizin uzağına gitme- istedi. Fakat başaramadı. Kürsünün çıktığı kadar bağırıyordu: “Soykırım lerini söyledik. Dediklerimizi yaptı- ardında yaşanan tartışma tarihi önemyapmadık, vatan savunduk.” lar. dedir ve kalıcı iz bırakmıştır. Yürüyüş başladı ve 10 bin Türk Berlin 2006 eylemini Teori derBerlin’i inletiyordu! “Soykırım yap- Kışkırtma! gimizde ayrıntılı olarak ele alacağız. Tessa Hoffmann’ın desteğiyle, Bu antiemperyalist mücadeleyi geniş madık, vatan savunduk”, “Yaşasın Türkiye”, “Talat Paşa ölümsüzdür”, Berlin Ermeni cemaatinin düzenlediği halk kitlelerine sürekli anlatmamız “Kahrolsun ABD emperyalizmi”, “Ne toplantının adresi de yürüyüş güzer- son derece önemlidir. Berlin etkinABD ne AB, tam bağımsız Türkiye”, gâhımızın üzerindeydi. Yürüyüş oraya liklerini Mart 2014 tarihi itibarıyla “Türkler geliyor!”, “Atatürk geliyor!” varınca ilkönce seyrettiler. Ancak yü- çok yönlü işlemekte yarar görüyosloganlarının yanı sıra marşlarla yü- rüyüşün sonuna doğru sözlü sataş- ruz. malarda bulunmaya ve el kol harerüyüş devam ediyordu. Sıra, Lozan ve Paris etkinliklerini Yürüyüşün yarısına yaklaştığımız- ketleri ile eylemcileri kışkırtmaya ça- anlatmaya da gelecek...

Anlayabilenlere/anlamak isteyenlere

A

KP, Cemaat ve Liberallerin (!) oluşturduğu iktidar, Türkiye Cumhuriyeti’ni, içerde ve dışarıda çok zor durumda bırakacak ve belki de önümüzdeki 50 yıl boyunca boğuşmak durumunda kalacağımız ağır sorunların bataklığı içine soktu maalesef... Zaten var olan kritik sorunlar, çözüm bahanesiyle tamamen içinden çıkılmaz hale getirildi. Bekamızla ilgili bütün bu sorunlar yumağının, Türk Milletine hangi bedelleri ödeteceğini şimdiden kestirmek güç... Umarım Türk Milleti ikinci bir İstiklal Savaşı vermek durumunda kalmaz.

Haziran Direnişi’nin sunduğu fırsat Geldiğimiz noktada, Haziran Direnişi’nin halkta yol açtığı uyanma ve direnme gücü, AKP ve Cemaat arasındaki güç paylaşımı mücadelesinin ortaya çıkardığı durum, Türk Milleti’nin mevcut kuşatmayı yarması için çok elverişli bir ortam yaratmıştır. Bu iki husus cephede adeta gedik açmıştır ve ülkenin mevcut sarmaldan

kurtulması için büyük bir fırsat sunmaktadır. Tabii durumu değerlendirip anlayabilenlere, özellikle de muhalefete ve milli oldukları iddiasında olanlara...

Adalet olmadan diğerleri mümkün mü? Her kesimin, bu fırsatı farklı şekillerde değerlendirme hesabı içinde olduğu ve ayrı ayrı hedeflere yöneldiği de bir vakıadır. Ortaya çıkarılan yolsuzluk iddiaları, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy vb. isimli davalarla Milli Orduya kumpas kurulması itirafı, devletin kurumlarına sızan çeteler, bunların tasfiyeleri, ortaya dökülen kasetler, evraklar, karşılıklı olarak devam eden operasyonlar vb. muhalefet ve milli güçler açısından farklı hareket tarzları ve politikaların benimsenmesine neden olmaktadır. Saptanan ve uygulamaya konulan politikalarda öncelikler farklılaşmakta, bazılarında, zindandaki yurtseverlerin hürriyetlerine kavuşturulmasına öncelik verilmesi halinde,

yolsuzlukların soruşturulmasının unutulabileceği ya da vatanseverlerimizin bir takas karşılığında serbest kalabileceği şeklinde düşünceler oluşmaktadır. Tabii ki bir öncelik belirlenmelidir. Bu da kurgulanmış ve sahte delillerle yıllardır zindanlarda çürümeye terk edilen askerlerimizin, aydınlarımızın hürriyetlerine kavuşmaları ve doğal mahkemelerde adil bir şekilde yeniden yargılanarak temize çıkmaları, itibarları ve haklarının iade edilmesi olmalıdır. Hani adaletin sağlanması önceliğimizdi? Ülkede adalet sağlanmadan diğer hedeflere ulaşmak mümkün mü? Adalet sağlanırken ne yolsuzluk dosyaları unutulur, ne iktidar mücadelesi ve ne de ülkenin içine düşürüldüğü durumdan kurtarılması mücadelesi...

Toplanan güçle zayıf yere vurmak Siyasi, sosyal, toplumsal olaylar farklı bir yaklaşımla ele alınıp incelenmekle birlikte,

İsmail Hakkı PEKİN askeri bir ilkeden veya harp prensipleri ve bunların muharebelerdeki uygulamasından bir örnek vermenin açıklayıcı olabileceğini sanıyorum... Bütün bu disiplinler birbirinden çok farklı olmasına rağmen, doğa ve fizik kanunları hemen hemen bütün disiplinler etki ederler, uygulamada esas alınırlar ve yol gösterirler. Bu bakımdan vereceğim örneğin yanlış anlaşılmayacağını değerlendiriyorum... Bir muharebede komutan eğer karşı cepheyi yararak hedefini ele geçirmek istiyorsa, cephenin zayıf yerini tespit ederek gücünün büyük kısmını bu bölgede bulundurur ve kademelendirir. Nihai hedefine gitmek için ara hedefler belirler ve kuvvetlerine tahsis eder. Sonra belirlediği yerde gedik açmaya çalışır ve kademelendirdiği birliklerini açılan gedikten muharebeye

sokarak gediği genişletir. Karşı tarafın buraya birlik göndererek ya da ateş destek vasıtalarını kullanarak gediği kapatmasını önleme ve mevziin insicamını sağlama gayreti, komutanın değişik vasıtaları devreye sokmasıyla önlenir. Sonuçta gedik büyütülerek, buradan daha hareketli ve süratli birlikler muharebeye sokulur, nihai hedef ele geçirilir ve muharebe kazanılır. İçinde bulunduğumuz ortamda yürütülen mücadele yurtseverlerimizin betona gömülmekten ve çürümekten kurtulması, demokratik, laik, sosyal ve hukuk devletinin tesisi ve ülkenin bekası mücadelesidir. Nihai hedef ve buna ulaşmayı sağlayacak ara hedefler tespit edilmeli, önceliklendirilmeli ve siklet merkezi/güçbirliği yapılmalıdır. Tabii anlayabilenler ya da anlamak isteyenlere...


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Osman ERBİL

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

SEÇİMİ KAYBETME KORKUSU GÖKÇEK’İ KANUNSUZ GİRİŞİMLERE SÜRÜKLÜYOR

Melih Gökçek

Yavaş’ı ziyaret eden işadamları takipte

C

HP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş’ı ziyaret eden bazı işadamlarının, görüşme sonrası Melih Gökçek’in yakın çevresindeki kişilerce telefonla aranıp hakaret edildiği iddia edildi. Bu durum siyasi kulislerde “Gökçek ekibi Yavaş’ın bürosunu dinletiyor mu?” sorusuna yol açtı. Aydınlık’ın edindiği bilgilere göre, Mansur Yavaş seçim çalışmalarına başladı. Çalışmaları yürütmek için bir büro tuttu. Kendisini ziyaret etmek isteyenlere de bu büroyu adres verdi. Ankaralı işadamlarından da Yavaş’ı ziyaret edenler oldu. Bunların içinde Gökçek döneminde belediye ile iş yapanlar da vardı. Bunlardan birinin, Yavaş’ı ziyaret ettikten bir süre sonra telefonu çaldı. Telefondaki kişi Gökçek’in yakın çevresinden biriydi. Önce biraz hoşbeşten sonra kendisine Mansur Yavaş’la görüşmesinde söyledikleri hatırlatılarak ağır hakaretler edildi. Bu durum işadamında şaşkınlık yaratırken olay Ankara kulislerine yayıldı. Bu arada Yavaş’ın bürosunda yasadışı bir şekilde izleme

ve dinleme yapıldığı kuşkusu oluştu. Bir CHP yetkilisi eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan’ın TBMM Telekulak Komisyonu’nda verdiği bilgiyi hatırlatarak, “Aslan ‘yasadışı dinleme yapan araçlardan bazıları kayıp. Bir büyükşehir belediye başkanında da bu araçlardan var’ bilgisini vermişti. Bu belediye başkanının kim olduğunu bütün Türkiye biliyor. Ama savcılar sessiz. Emin Aslan’a kim bu diye bile sormadılar. Her şey ortada. Birileri seçimi kaybetmesi halinde yolsuzluktan kendini hapiste bulacağını bildiği için her şeyi yapar” dedi.

Kılıçarslan: Adalet intikam aracı olamaz



28 Şubat davasında savunmasını yapan emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, devletin temelinin adalet olduğunu, adaletin intikam aracı olarak kullanılmasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. 28 Şubat davasına Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Dünkü duruşmada savunmasını yapan emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, 28 Şubat dönemiyle ilgili hükümete bir darbe yapılmadığını belirterek, “Protokol gereği Erbakan görevden ayrılmıştır. Devletin temeli adalettir, adalet olmazsa devlet çöker. Kanunların ruhu, adaletin vicdanı vardır. Adaletin intikam aracı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir” dedi. BÇG’de çalışmadığını kaydeden Kılıçarslan, “Hiçbir belgede imzama rastlanılmamıştır. BÇG, sadece irticayla mücadele amacıyla kurulmuştur. Karadayı ve rahmetli Erbakan, BÇG’den haberdardır” diye konuştu.

Melih Gökçek’in “çakma ülkücüleri” diye bilinen grup önceki gün Alparslan Türkeş’in mezarında buluşarak CHP’den aday olan Mansur Yavaş’ı protesto etti. Kendilerini “Ülkü Ocakları mensupları” diye tanıtan, ancak AKP’li Melih Gökçek tarafından yönlendirilen grup, yaklaşan yerel seçimler öncesinde yine ortaya çıktı. Daha önce Tayyip Erdoğan’a

destek mitinglerinde üç hilalli bayraklar sallatılan gruba bu kez, CHP’den Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı olan Mansur Yavaş’ı protesto etme görevi verildi. Eski MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in Beştepe’deki mezarının önünde toplanan grup adına burada yapılan açıklamada, “Mansur Yavaş’ın, ülkücü mücadeledeki arkadaşlarını, ülkücü hareketteki düşüncelerini, ülkücü ruhunu bırakıp Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçtiği” ifade edildi. Grup, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da “Bugün bizleri satan yarın seni gözleri kapalı satar haberin olsun” diye seslendi. Mansur Yavaş cephesi, protesto organizasyonunun Gökçek’in bir tertibi olduğu uyarısı yaparak, bu olayla bir ilgilerinin bulunmadığına ilişkin MHP yönetiminden ve Ülkü Ocakları’ndan açıklama yapılması çağrısında bulundu.

Başbakan ile Öz TGB davasında birleşti



Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, hükümetin Gezi Parkı olaylarının bu denli büyüyeceğini beklemediğini vurgularken, “Hazırlıksız yakalandık. Toplumsal hale geleceğini düşünmemiştik” dedi. 6. Büyükelçiler Konferansında konuşan Arınç, konuşmasında özellikle uluslararası kamuoyunda Türkiye’yi yıpratma çabaları bulunduğunu ileri sürdü. Arınç “Mayıs ayında Türkiye’de her şey olumlu noktada pik yapmışken, üst üste yaşanan bazı olaylar, Gezi olayları daha sonra şimdi halen etkisini sürdüren bazı bir başka olayların batıda özellikle farklı algılandığını görüyorum. Çok hazırlıksız bir biçimdeydik. Böyle olayların büyüyeceğini toplumsal hale geleceğini hiç düşünmemiştik. Çevre duyarlılığıyla başladığını zannettiğimiz olaylar. Sonra bütün illere adeta bir büyük el tarafından yönlendirilmek suretiyle sıçradı.”

Bak polis kardeş! İ

ktidarla cemaat arasında top gibi oradan oraya savrulan polis kardeş; şimdi bu fotoğraflara iyi bak:

Çakma ülkücülerini sokağa saldı

AKP’nin ‘Milli irade’ye saygı mitingi

Arınç: Gezi’nin toplumsallaşacağını düşünemedik

mustafamutlu@aydinlikgazete.com

Mansur Yavaş

Her seçimde rakiplerine karşı kirli propaganda yürüten AKP’nin Ankara Belediye Başkan Adayı Melih Gökçek’in bu kez de, CHP Adayı Mansur Yavaş’ı ziyaret eden işadamlarını dinlettiği iddia edildi AYDINLIK / ANKARA

Mustafa MUTLU

Bu savunmasız adama işte böyle tekme attın...

Bu kızı döverek komaya soktun...

Deniz kenarında oturanın ve yürüyenin saçını çektin...

On dört yaşındaki B.E.’yi ensesinden vurdun!

Savaşlarda bile dokunulmazlığı olan gazetecileri dahi dövdün...

Çağdaş Cengiz

TGB üyeleri İzmir’deki 19 Mayıs kutlamaları sırasında Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve Savcı Zekeriya Öz’ün maketini denize atarak protesto etmişti. TUĞÇE YERDELEN / İZMİR Tayyip Erdoğan, Zekeriya Öz ve Fethullah Gülen’in şikâyetiyle 6 TGB üyesine açılan dava, dün İzmir 15. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görüldü. TGB’nin 19 Mayıs 2010’da İzmir’de yaptığı eylemde Erdoğan, Gülen ve Öz maketleri denize atılmış, bunun üzerine gençlere “devlet büyüklerine hakaret” suçlamasıyla dava açılmıştı. Gülen ve Öz’ü de devlet büyüğü sayan ve 4 yıldır devam eden davanın dünkü duruşmasında, İşçi Partisi, Genel Sağlık İş Sendikası, CKD, ÇYDD, Vardiya Bizde Platformu ve Ege Üniversitesi ADT üyeleri de TGB’ye destek vermek için Bayraklı Adliyesi’nde toplandı.

‘Suçlular cezalandırılacak’ TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz, duruşmanın sonunda adliye

önünde yaptığı açıklamada, davanın 3 Mart’a ertelendiğini bildirdi. Hükümeti istifaya çağırdıkları her eylemde aynı suçlamayla karşılaştıklarına dikkat çeken Cengiz, şöyle konuştu: “Suçlu ortadadır. Suçlu, ABD emperyalizmi ile işbirliği yapan mafya ve tarikatçılardır. Bu suçluların cezalandırılacağı bir geleceğe gidiyoruz. Türk milletinin ayağa kalkmasıyla AKP iktidarı devrilecek, F tipi çete uygulamalarını sürdüremeyecektir.” Cengiz, rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından Erdoğan ile Zekeriya Öz’ün karşı karşıya geldiğini hatırlatarak şunları söyledi: “Erdoğan ve Öz bugün birbirlerine

çeşitli suçlamalar yöneltiyorlar. Burada ise ortaklaştıkları bir dava var. Bu dava; Türk Ordusuna, Türk aydınlarına karşı kurulduğunu söyledikleri kumpaslarda ortaklık yaptıklarının bir göstergesidir.”

Şiddet uygularken sadece insana değil, tüm canlılara zarar verdin.

Şen’den Kılıçdaroğlu’na çağrı İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı, İzmir İl Başkanı Av. Tugay Şen de “Tayyip Erdoğan, ‘masum insanlar sahte belgelerle mahkûm edildi’ diyor. O bunu derken, Fethullah Gülen’in sözcüleri ise ‘Ergenekon’u birlikte yaparken iyi değil miydi’ diyorlar. Kumpasçıların yargılanacağı bir sürece girmiş bulunuyoruz” diye konuştu.

Tek suçu slogan atmak olan halka, doğrudan nişan aldın...

Sonuçta Türkiye’yi dünyaya rezil ettin...

Hükümet 1. Daire’de çoğunluğu sağlandı HSYK’da F tipi örgütün en çok önem verdiği atama, terfi ve görevden alma işlemlerine bakan 1. Daire’ye iki yeni atama yapıldı. HSYK bildirisine muhalefet şerhi koyan iki üye 1. Daire’ye kaydırıldı. HSYK Genel Kurulu dün sürpriz bir gündemle toplandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığında toplanan kurul gündeminde Kurul üyelerinin daire değiştirmesi ele alındı ve hükümetin istediği değişiklik gerçekleşti. Bozdağ kurula ilk kez başkanlık ederken, Müsteşar Kenan İpek de HSYK üyesi sıfatıyla ilk kez toplantıya katıldı. Bozdağ’ın gündeminde özellikle hakim ve savcıların atama, terfi ve görevden alma işlemlerine bakan

1. Daire vardı. F tipi örgütün en çok ilgilendiği 1. Daire’de iki üye, Bülent Çiçekli ile Ahmet Berberoğlu başka dairelere atandı. Bunların yerine de çok tartışılan HSYK bildirisine muhalefet şerhi koyan 3. Daire üyesi Rasim Aytin ve 2. Daire üyesi Halil Koç getirildi. Bu atamalardan sonra hâkim ve savcıların atama, terfi ve görevden alma konusuyla ilgilenen 1. Daire’de çoğunluk hükümet kanadına geçmiş oldu. Konuyla ilgili olarak Aydınlık’a bilgi veren HSYK’dan bir kaynak, “Şu anda hükümetin yeni HSYK yasasına bile fazla ihtiyacı kalmadı. Hâkim ve savcıları ayarlamak için 1. Daireyi kontrol altına aldı” dedi.

RTÜK modeline CHP’den ret İstanbul havaalanında gazetecilerin sorularını cevaplayan CHP lideri Kılıçdaroğlu, “HSYK değişikliğinde gelinen son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna “Bizim iki ön koşulumuz vardı. Mevcut teklifin geri çekilmesini istiyorduk. Ama AKP çekmek istemiyor. İkincisi de yolsuzluk davalarının üzerine gidilsin. Bu konuda da herhangi bir ses çıkmadı” şeklinde cevap verdi. Kılıçdaroğlu, “Yargıcın yakasında parti rozeti olmaz. Bu doğru değildir” diye konuştu.

Ama... Bir savcı çıktı, Başbakan’ın oğlunu ifade için davet etti. Şehzade, bu çağrıya uymadı “soruşturma kaçağı” konumuna düştü. Sonra da babasının makam arabasında gazetecilere poz vererek adaletle dalga geçti. Sen ise bu kardeşin koluna bir türlü giremedin!

GÜNÜN İSYANI! İsyanım bu çifte standarda imza atan polis kardeşe: Ben sana bir şey demiyorum, sadece vicdanına havale ediyorum! Tabii sende vicdan diye bir şey kaldıysa...


Hazırlayan: Gökçen BEYAZ

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ANKARA İmsak 05.17 Güneş 07.02 Öğle 12.08 İkindi 14.37 Akşam 16.53 Yatsı 18.26 HAVA DURUMU

Ankara: -2/2

A

İstanbul: 6/11

f

izmir: 8/14

A

İSTANBUL İmsak 05.34 Güneş 07.21 Öğle 12.24 İkindi 14.49 Akşam 17.05 Yatsı 18.40

Antalya: 9/16

A

Adana: 4/17

A

Diyarbakır: 1/5

A

Erzurum: -15/-6

A

Sivas: -3/7

A

İZMİR İmsak 05.38 Güneş 07.21 Öğle 12.31 İkindi 15.04 Akşam 17.20 Yatsı 18.51

Tunceli: -6/5

A

Trabzon: 6/10

A

Zonguldak: 5/9

A

Bursa: 3/11

A

Konya: -1/3

A

Rafet

BALLI rafballi@gmail.com

Cemaat’in ufkunda ‘Erdoğan’a suikast’ gözüküyor! Doğrudan konuya gireyim. İstanbul’da bir TÜSİAD toplantısındaydım. Çok eski bir dostumla karşılaştım. 20 yılı aşkın süredir görüşmemiştik. Zengin kartvizitine yeni sıfatlar eklemişti. TÜSİAD’da yöneticilik falan yapmıştı. Hâlâ etkilidir. Ayaküstü de olsa... “Patronlar kulübü”nün nabzını almak niyetindeyim. Muhatabım benden erken davrandı: “Nereye gidiyoruz?” Ben de tam onu soracaktım. Baktım, lafın gelişi sormuyordu. Kestirme bir cevap: “Ara bir döneme girdik.” Benzer düşünüyormuş. Tamamladı: “Hem de uzun sürecek.” Devam etti. “Herkes bir yere ateş ediyor. Kimin vurulduğunu 30 Mart’ta göreceğiz.” Yerel seçim gününü işaret ediyordu.  İlk izlenim. Bir: Dokunulmaz Erdoğan dönemi kapandı. İki: Cepheler, saflar karışık. Hemen netleşmez. Üç: “Birinci raund”u kim kazanır? Hele bir seçimin sonucunu görelim.  TÜSİAD toplantısının ismi sıradandı. “Demokrasinin işleyişi ve hukuk devleti.” Ama konuşmacılara özel önem atfedildi. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu: Barolar Birliği Başkanı. James R. Silkenat: ABD Barolar Birliği Başkanı. Hemen senaryo yazılmasın. Feyzioğlu’nun son misyonuyla ilgisi yok. Böylesi toplantılar ha deyince olmaz. Asgari iki ay önceden planlanır.  Fakat ortam münbit. Senaryo fışkırıyor. TÜSİAD + ABD Barosu + Feyzioğlu: Nasıl bir araya gelirmiş? Malum. Feyzioğlu katılamadı. Çünkü acil ameliyat edildi. “Acaba” diyenlere rastladım.  Mesajlara gelince. TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz’dan tanımlar: “Adil yargılanma tartışmasında önerileri ile öncü rol oynayan Barolar Birliği Başkanımız Feyzioğlu.” “Adil yargılanma ile ilgili uyarılarımız, bugün garip tesadüflerle ve gecikmiş olarak vicdanları yaralamaya başladı.” “(Hükümetin) kanun teklifi, bağımsızlığı zaten tartışmalı olan HSYK yapısına yeni sorunlar ilave etmektedir.” ABD Baro Başkanı’nın sebebi ziyareti anlaşılamadı. Gündeminde tek konu vardı: ABD hükümetinin tasarruf önlemleri. Nasıl yardımcı olabilirdik, çıkaramadık! TÜSİAD’ın ibresi: Erdoğan’ı göstermiyor.  Bir başka isim. Kürt asıllı. O da eski bir ahbap. Eski sol, uzun süredir liberal. Üçlü bir kavşakta duruyor: Erdoğan cenahı, Cemaat, liberal Kürt çevreleri. Üç tarafı da içinden izliyor. Abant toplantılarının müdavimi. Hükümet TV’lerinden birinde yorumcu. İbresi Erdoğan’dan yana.  Tespitleri. Erdoğan-Cemat kavgası: “2,5 yıl önce başladı.” Sebep: “Erdoğan hem Çankaya, hem hükümet dedi.” Teklif: “Çankaya’ya çık, hükümeti bırak dediler.” Şimdi: “Her şey karıştı. Belirsiz.”  Abdullah Gül’ün pozisyonunu soruyorum. “Arafta.” İtiraz ediyorum: Cemaat’le. Karşı çıkıyor: “Değil. Cemaat’in adamlarıyla her gün birlikteyim. Olsa söylerler.” İtirazımda ısrarlıyım. Yaklaşıyor: “Eğilimi elbette Cemaat. Fakat açık tutum almaz.” Tamam. Açık olmamak, Gül’ün alameti farikası. Ekliyorum: Ancak, Çankaya’yı bırakmaya niyetli değil. “Öyle gözüküyor.”  Biraz da “açılım”. Sürmesinden memnun. Sadullah Ergin’in harcandığını düşünüyor. Eski Adalet Bakanı. “Açılımın temel direğiydi” diyor. Yeni Adalet Bakanı da önemliymiş. Kürt asıllı olduğunu yeni öğrendim.  İHH’ya operasyon nihayet başladı. Yöneticileriyle yeni konuşmuştum. “Akşam sabah bekliyoruz” demişlerdi. Amaç: “AKP’yi bizim üzerimizden El Kaide’ye bağlamak istiyorlar” Cevapları, “asılsız” olmuştu.  Erdoğan, Cemaat’i birilerine benzetti. “Haşhaşiler denilen gözü dönmüş bir gizli örgüt”e. Hasan Sabbah’ın suikastçılar örgütüne. Bir şeyler mi ima ediyordu? Deşifresi Star gazetesi yazarından geldi. Ankara Temsilcisi Mustafa Kartoğlu’ndan. Açıkça “Başbakana suikast” ihtimalinden söz etti. (TV 24, Siyaset 24 programı, 14 Ocak 2014). Program arkadaşları itiraz etmedi. Öyle anlaşılıyor ki, günler gebe. Cemaat’in ufkunda “silahlı çete” gözüküyor. Hem de Başbakan’a “suikast” hazırlıklı. Yurtseverlere “silahlı çete” elbisesi biçilmişti. Ölçüler tutmadı. Erdoğan cenahı Cemaat’e giydirmeye hazırlanıyor.

Sherlock’un evdeyken yapmayı en sevdiği şey koltukta oturmaktı... O koltuk yerini yadırgamasın diye barınağına gönderildi.

Veteriner Yücel Yılmaz’ın evinde büyüttüğü aslan yavrusu Sherlock, artık 10 aylık ve oldukça büyük.

Apartman aslanı Sherlock Henüz birkaç günlükken annesi tarafından bakılmadığı için Darıca Hayvanat Bahçesi Genel Müdürü Yücel Yılmaz’ın evinde büyüttüğü Sherlock 4 gün sonra annesinin yanına bırakılacak MUSTAFA K. EROL

A

dı Sherlock... 10 ay önce Darıca Hayvanat Bahçesi’nde dünyaya geldi. Genç anne bakmayı reddetti. 2 kardeşi öldü. Sherlock da aynı akıbeti yaşamaya çok yaklaşmıştı. Darıca Hayvanat Bahçesi’nin Genel Müdürü Veteriner Yücel Yılmaz, evdekilere de “bir kedi buldum” dedi. Sherlock’un apartman öyküsü böylece başladı. Büyüdükçe herkes ona alıştı. Yılmaz’ın evi ziyaretçilerle doldu. Sherlock 4 gün sonra annesinin yanına gönderilecek. Sherlock’un “Ev hayatını” ona adeta babalık yapan Veteriner Yücel Yılmaz ile konuştuk.

Ölmek üzereydi  Aslan yavrusunu evinize alma fikri nasıl aklınıza geldi? Yavrular, 14 Mart 2013’te doğduklarında 3 kardeşti. Anne çok genç olduğu için

dördüncü günden sonra ilgilenmedi. Sabah geldiğimde anne aslanın beslemediği 2 yavru açlıktan ölmüştü. Sherlock da ölmek üzereydi. Belki annesi sahip çıkar diye ilaç ve mama verip 1-2 saat bekledim. İlgilenmiyordu. Bir anlık kararla koynuma koydum ve eve götürdüm. Bunu yapmasaydım 1-2 saat içinde o da ölmüş olacaktı.  Evde aslan beslemenizi komşularınız ve çevrenizdeki insanlar nasıl karşıladı? İlk iki hafta yavrunun sağlığı açısından kimseye göstermedim. Ancak daha sonra ev adeta türbeye döndü. Aslanın evde olduğunu duyan herkes eve geldi.

2 saatte bir biberonla beslendi  Sherlock neyle ve nasıl beslendi? İki ay boyunca anne sütüne en yakın olacak şekilde yalnızca özel kedi süt tozu ile besledik. 2 saatte bir biberonda mama hazırlıyorduk.

Özellikle ilk 1 ay geceleri aç kalmasın diye eşim, ben ve kızım nöbetleşerek süt verdik. 58. günde mamanın yanında et de yemeye başladı. 69 günlük olunca evin artık hayvana küçük gelmeye başladığını gördük ve hayvanat bahçesindeki barınağına yerleştirdik. O zaman 6 kilo idi. Artık 10 aylık, 50 kilo. Günde 6-7 kilogram et yiyerek büyümeye devam ediyor.  Evde bir de kızınız var. Onun sağlığıyla ilgili endişe etmediniz mi? Kızım Şeyma, 17 yaşında. O da hayvanları çok seviyor. Büyük bir zevkle bakımını yaptı. Hatta adını da kızım koydu. Sherlock Holmes hayranlığı yüzünden aslanın adı Sherlock oldu.

Havluyla masaj yapıldı  Tuvalet sorununu nasıl çözdünüz? Aslanlar, yavrularının dışkısını kolay çıkarabilmesi için yalayarak karınlarına masaj yapıyor. Aynı etkiyi göstersin

diye sıcak havluyla, fırçayla, elle masajlar yaptık. Gazını ve tuvaletini rahat çıkartmasını sağladık.  Tuvaletini nereye yapıyordu? Canı nereye isterse oraya çişini yapıyordu. Zaten serbest bırakmıştık, evde sınırlama koymadık.

‘Kızınca görmezden geldik’  Aslan bakımı, kediye benziyor mu? Karakteri çok farklı, çok küçükken bile; “Ben aslanım hatırlatırım” der gibi tavırları vardı. Dik başlıydı, kükrüyor, koltukları tırmalıyordu.  Sherlock kızınca nasıl tepki veriyordu? Kızınca değişik tepkileri var; farklı yüz ifadeleri, kulak hareketleri gibi. Neredeyse doğumundan itibaren yanımızda olduğu için her hareketinin ne anlama geldiğini anlayabiliyorduk. Özellikle eşim Funda, o da benim gibi veteriner he-

kim, ne durumda nasıl bir davranış göstereceğini çok çabuk hissedebiliyordu. Kızdığı zaman onu görmezden gelince sakinleşiyordu.  Sherlock aile bireyleriyle nasıl bir ilişki kurdu. Sherlock’un evinizdeki günlük yaşamı nasıldı? Anne özlemi çekmesin diye çoğu zaman yatağımızda yattı. Daha çok eşimle vakit geçirdiği için onu annesi, beni babası, kızımı da kardeşi gibi görüyor. Üçümüzle de farklı bir ilişkisi var. Ama eşimle daha farklı bir ilişkisi var. Gürültüyü sevmezdi, ses olduğunda evin sessiz bir yerine gider orada uyurdu. Uyanınca yanımıza gelip, hepimizi koklayıp yalayıp mama isterdi. Barınağa gönderdikten sonra da ilk günler her gün ziyarete geldik. O da bizimle eve gitmek istiyordu. Sonra her gün geldiğimizi görünce her akşam ev halkının gelmesini beklemeye başladı.

Samandağ’da 6 hükümlü firar etti

Şırnak Belediyesi elektriksiz kalıyor

Hatay Samandağ K1 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki 6 hükümlü, infaz koruma memurunu dövdükten sonra cezaevinden kaçtı. Önceki gece meydana gelen olay üzerine alarma

Mardin Belediyesi’nin elektriğini kesen Dicle Elektrik, bu kez özelleşme sonrası döneme ait borcu nedeniyle Şırnak Belediyesi’nin elektriğini kesme kararı aldı. Dicle Elektrik’ten yapılan açıkla-



geçen polis, kaçan hükümlülerin peşine düştü. Hükümlülerden 2’si kısa sürede yakalandı. Antakya Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan infaz koruma memurunun durumunun ciddi olduğu öğrenildi.

76 ilaç piyasada yok

A

ntalya Eczacı Odası Başkanı Kerem Zabun, Türk Eczacılar Birliği verilerine göre, ülke genelinde 76 ilacın piyasada bulunmadığını kaydetti. Türkiye’yi saran H3N2 virüsü nedeniyle son 1 aydır grip tedavisinde kullanılan antiviral ilaçları temin etmekte büyük sıkıntı olduğunu aktaran Zabun, “Hastalar tek tek eczane dolaşarak ilaç arıyor ama yine de bulamıyor” dedi. Romatizmadan kaynaklı kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılan iğnenin de 4 aydır piyasada bulunmadığını aktaran Zabun, bu ilacı Türkiye genelinde ayda 200 bin civarında hastanın kullanmak zorunda olduğunu dile getirdi.

Bakanlığın politikası nedeniyle Zabun, 1 hafta önce yakalandığı grip için kendisinin de antiviral ilaç bulamadığından kaydeden Zabun, piyasadaki ilaç sıkıntısının nedenini şöyle açıkladı:

Kerem Zabun “Sağlık Bakanlığı’nın uyguladığı fiyat politikası nedeniyle bazı ilaçlarda sıkıntı yaşanıyor. Referans fiyat uygulamasında avro kuru 2009 yılından beri 1,95 baz alınarak hesaplanıyor. Avro bugünlerde 3 lira civarında. İlaç üreticileri zarar etmeme düşüncesiyle ucuz ilaçları üretmekten, ülkemize getirmekten kaçınıyor. Romatizma kaynaklı kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılan iğne, Avrupa ülkelerinde 6,16 ile 66 avro arasında satılıyor. Bizim ülkemizde ise 1,95 lira ile 3,16 lira arasında.”



maya göre, haziran ayı sonrasında yaklaşık 14 milyon kWh enerji kullanan Şırnak ve ilçe belediyeleri, ödemeleri gereken bedelin yüzde 93’ünü ödemedi. Kesintinin bugün yapılması bekleniyor.


Hazırlayan: Gökçen BEYAZ

SBS’de puanlar iptal,1.2 milyon mağdur A

nkara 18. İdare Mahkemesi, 8 Haziran 2013 tarihinde yapılan Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) yerleştirmesinin yürütmesini durdurdu. 1 milyon 112 bin 604 adayın sınav sonucu yeniden değerlendirilecek. MEB’in karara itiraz edeceği öğrenildi. Milli Eğitim Bakanlığı, SBS’de Almanca ve İngilizce testlerinin cevap anahtarlarının karıştığını kabul etmiş, 718 öğrencinin puanının yanlış hesaplandığı ortaya çıkmıştı. CHP Milletvekili Aydın Ayaydın, puanlamanın sıralamayı değiştireceği gerekçesiyle sınavın iptali için dava açtı. Ankara 18. İdare Mahkemesi, kararında şu ifadelere yer verdi: “8 Haziran 2013 tarihinde yapılan ve sonuçları doğru hesaplanmayan Seviye Belirleme Sınavı’na katılan 1 milyon 112 bin 604 öğrenci için dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların oluşabileceği tartışmasızdır. Açıklanan nedenlerle; hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin; uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden 2577 sayılı Kanunun

Bu kaçıncı sınav skandalı?

27. maddesi uyarınca teminat alınmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz yolu açık olmak üzere, 10 Ocak 2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

‘MEB de yargı da suçlu’ CHP Milletvekili Aydın Ayaydın, yaptığı değerlendirmede MEB’in 718 öğrencinin puanlarını yeniden değerlendirdiğini, ancak sıralamanın de-

ğiştiğini söyledi. Ayaydın, “Karara göre kayıtlar geçerli olmayan sonuçlara göre yapıldı. Bazı öğrenciler istemediği okullara yerleştirildi. Bazıları eski sonuçlara göre değerlendirme yapıldığı için yerleşemedi. Bakanlık kadar kararı geç veren İdari Mahkeme de suçludur” diye konuştu.

Eğitim-İş: Bakan istifa etmeli Kararı değerlendiren Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı

Veli Demir, Milli Eğitim Bakanının istifa etmesi gerektiğini söyledi. Demir, “12 yıllık süreçte MEB’in ne kadar beceriksiz, bilgisiz, liyakatsiz, bilimsel çağdaş, pedagojik eğitimden eğitimden uzak kişiler tarafından yönetildiği ortaya çıktı. 12 yıllık süreçte MEB doğru dürüst hiçbir sınav ve yerleştirme yapamadı. Sınavlarındaki şaibe gibi, yerleştirmelerin,de şaibeli olduğu yargı kararı ile belirlenmiştir. Bu nedenle bu mağduriyeti yaratan MEB bürok-

ratları ve Milli Eğitim Bakanı istifa etmelidir” dedi. 6 ay sonra karar verilmesinin mağduriyetlere sebep olacağına işaret eden Demir şunları söyledi: “Temmuz ayında yapılan sınavla ilgili yüksek mahkeme en geç bir ay içinde karar verebilirdi. Aradan 6 ay geçmiş siz şimdi bir karar veriyorsunuz. Yargıda bu konuda daha dikkatli olmalı. Bu durumda iki türlü mağduriyet doğabilir. Tercih ettikleri yerlere yerleşen öğrenciler vardır. O öğrenciler mağdur edilmemeli. Bir diğer mağduriyet bazı öğrencilerde hak ettikleri halde yerleşememiştir. Eğitim-İş olarak konun takipçisi olacağız.”

Dershaneler tepkili Uğur Dershaneleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada da mahkemenin kararının çok geç alınmış bir karar olduğu vurgulanarak “Bu durum yüz binlerce öğrencinin okulunun değişmesine ve ciddi mağduriyetlere neden olacaktır” denildi. Ayrıca öğrenci ve velilere dava sonuçlanana kadar herhangi bir işlemde bulunmamaları önerildi. AYDINLIK / ANKARA

AKP’nin çocuk gelinleri AKP döneminde çocuk gelin sayısı hızla arttı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, erken evliliklerin önüne geçmek için çalıştıklarını ifade etse de AKP’lilerin bunu özel yaşamlarında uyguladıkları söylenemez  EZGİ HOTALAK

lamalarla çelişiyor. Nasıl mı?

T

Hayrünnisa 15’inde Abdullah Gül 30’undaydı

ürkiye’deki çocuk gelin sorunu Siirt’te 11 yaşında evlendirilen, 12 yaşında anne olan ve 14 yaşında ölü bulunan Kader’in acı hikâyesiyle yeniden gündeme geldi. TÜİK verilerine göre son 4 yıl içinde resmi kayıtlara geçen çocuk gelin rakamları 181 bine ulaştı. 2012’de 18 yaş altında evlenen kızların sayısı 40 bin 428 olarak tespit edildi. Erten’in ölümünden sonra davaya müdahil olacaklarını açıklayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Çocuk gelinlerle ilgili tedbir alınmaya devam ediliyor. Şu anda Türkiye’ye baktığınız zaman 18 yaş altı evlilik yasaktır. Ancak çok özel durumlarda, hâkim iznine tabi olarak 17 yaşında evlilik yapılabilir. 15 ve 17 yaşından küçük evlilikler nikâhsız beraberliklerdir ve bunlar cinsel istismar suçuna dahil edilir. Ağırlaştırılmış cezalar verilir. Evliliğe sebep olanlara da verilir, evliliğin karşı tarafına da bu cezalar verilir. Yeter ki bu sorunu halledelim. Çünkü bu sorunun artık inzibati ve hukuki tedbirlerle çözülemeyeceği çok ortada. Elbirliğiyle çözmemiz lazım, milletçe çözmemiz lazım” diye konuştu. Fakat İslam’ın sözleri AKP’lilerin özel hayatlarındaki uygu-

Çocuk gelinlerin en güzel örneklerinden biri, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül. Hayrünnisa Özyurt 30 yaşındaki Abdullah Gül ile evlendiğinde henüz 15 yaşından daha yeni gün almıştı. Abdullah Gül 29 yaşındaydı. Sakarya Üniversitesi’nde asistandı. Gül ailesi, Özyurt ailesine görücüye gidip Hayrünnisa’yı istedi. Aileler anlaştı. Ama ortada sorun vardı. Medeni Kanun, 14 yaşında bir kızın evlenmesine izin vermiyordu. Hayrünnisa’nın 14’ünü doldurması beklenecekti. Ve Hayrünnisa Gül 15’ine girdiği gün Abdullah Gül ile evlendi.

Başbakan’ın gelini liseliydi Bir örnek de Tayyip Erdoğan’ın gelini Reyyan Erdoğan. Reyyan Uzuner, Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile evlendiğinde henüz 16 yaşında bir lise öğrencisiydi. Basında her ne kadar mezun olduğu yazsa da Şefkat Koleji yöneticileri Uzuner’in okuldan tasdikname alarak ayrıldığını açıklamıştı. 10 Ağustos 2003 gerçekleşen Bilal ve Reyyan’ın nikâhına İtalya Başbakanı Berlusconi şahitlik etmişti.

Tayyip Erdoğan’ın gelini lise öğrencisiydi.

Abdullah Gül, Hayrünnisa Hanım’ın 15’ine girmesini beklemişti.

‘Dincilik baskıyı meşrulaştırıyor’ Uzman Dr. Şükrü Alkan çocuk gelinler ile ilgili şunları belirtti: Tam bir topŞükrü Alkan lumsal vaka. Temel olarak eğitimsizliğin, kadına verilen değerin ne kadar az olduğunu gösteriyor. Yani ataerkil sisteme cevap verecek şekilde meta olarak hazırlanıyor. Buda vahşi kapitalizmin bir ürünüdür. Dincilik toplumsal baskıyı meşru hale getiriyor. Sonuçta felaket oluşturuluyor, iyileştirilemiyor. Bu durumun hem olgusal hem toplumsal yanı var. Gerçekten eğitimle yasaklar getirilmelidir. Özellikle toplumdaki erkekler belirli kısıtlamalara tabi tutulmalıdır. AKP içinde gerçekleşen bu erken evliliklerde kendi kesimlerine öğretme mo-

C

dini nikâh kıyılmaması için imamlara niçin talimat vermiyorsunuz?” diye sordu. Oran önergesinde, çocuk gelinler hakkında şu bilgileri de verdi:  Araştırmalara göre, evlendirilen kız çocuklarının yaklaşık yüzde 20’si 10-14 yaş aralığında bulunuyor.  Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2011 yılında, yaşı küçük çocukları için mahkemede “evlenmeye izin”

davası açan ailelerin sayısı 2010 yılına göre yüzde 94 artarak 18 bin 434’e çıktı.  Hacettepe Nüfus Etüdleri Enstitüsü’ne göre, Türkiye’de 5 milyonun üzerinde çocuk gelin var ve kız çocuklarının yüzde 31,7’si küçük yaşta evlendiriliyor.

Hakkında işlem yapılan imam var mı? CHP’li vekil, Başbakan Erdoğan’a şu soruları yöneltti: “Her ailenin en az 3 çocuk

Şahin

MENGÜ sahinmengu48@gmail.com

Utanıyor musunuz?

B

iraz geriye gidip olayları hatırlamaya çalışırsak, AKP iktidarının ne hallere düştüğünü görürüz. 2007-2008 Ergenekon davasının ilk dalgalarının yaşandığı günler. Ergenekonun kasası diye gözaltına alınan Kuddusi Okkır, kanser hastası olup ölüme tahliye ediliyor. Ölüyor, parasızlıktan cenazesini belediye kaldırıyor. Neler söyleniyor neler, Temmuz ayında mitingler yapılacak, kaos ortamı yaratılıp arkasından cinayetler işlenecek ve askeri müdahale, yani darbe olacak safsataları. Ama olayın düzmece olduğunu en iyi AKP yöneticileri ve Tayyip Erdoğan biliyor.

Bilerek, isteyerek sessiz kaldılar Hatırlardadır. Tayyip Erdoğan “savcı arıyoruz” diyordu? Yani Tayyip Erdoğan davayı bir Başbakanın şahsi davası haline getirmişti. Uygun savcı, şimdi suçladıkları Zekeriya Öz bulunuyor ve düğmeye basılıyor. Tank, top, tüfek var mı ortada? Yürüyen askeri birlik mi var? Hiç birisi yok. Ama en önemli delillerden biri olduğu iddia edilen el bombaları seri numaraları alınmadan, üstündeki parmak izleri tespit edilmemiş olmasına rağmen, saklanmıyor, imha ediliyor. Böyle bir yargılama sürecine demokratik hukuk devletinde değil, ancak totaliter rejimlerde rastlanabilirdi. O süreçte buna karşı çıkan, bu dava düzmece diyen, o tarihteki CHP ve onun Genel Başkanı darbeci olmakla suçlanıyordu. Gelinen noktada ne oldu; aramalar sonucu bulunan, her türlü himayeye mahzar Savcı Öz, bir anda hak, hukuk tanımayan “dostmodern darbenin” tetikçisi oluverdi. Niye? Düne kadar tasfiye etmek istediğiniz insanlara, kurumlara uygulanırken, uygulanan yöntemleri size karşı uygulayıp hayata geçirdiği için. Pazartesi günü, Adalet Bakanı Bozdağ Adalet Komisyonu’nda, “soruşturma veya kovuşturmanın muhatapları farklı olduğunda sesimizi biraz daha gür çıkarmamız gerekirdi” demiş. Bakan’ın bu açıklaması, yani Ergenekon, Balyoz ve tüm aynı nitelikli davalarda hukukun ihlal edildiğinin Tayyip Erdoğan ve şürekası tarafından bilinmesine rağmen, Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ni hayata geçirmek için, bilerek ve isteyerek sessiz kalındığının itirafıdır. Aslında bu tam da Yüce Divanlık suçun itirafıdır. İşlerine geldiği zaman, tarihe mal olmuş, hakkındaki hükmü tarihin vereceği, İstiklal ve Yassıada Mahkemelerini tartışmaya açarak CHP’yi suçlamaya çalışanlar, şimdi kendi suçlarını itiraf etmektedirler.

Tarih bunları yazacak

deli oluşturuyor. Böylece kadına yönelik şiddeti de artıyor. Kadın, hakları olan bir canlı değil de erkeğe

hizmet eden bir meta haline getiriliyor. AKP iktidarı korku imparatorluğu yaratıyor. Toplumu kaos haline getiriyor.

Evlenme izni davaları yüzde 94 arttı HP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde, 14’ünde ikinci çocuğunu erken doğurduktan sonra tüfekle vurulmuş halde bulunan Kader’i anımsatarak, Umut Oran “Çocuklara

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ŞAHİN BAKIŞI

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

yapması beklenti ve talimatınız nedeniyle mi 11-12 yaşındaki çocukların evlenmesini önlemeyip, bu duruma göz yumuyorsunuz? Bu çocukların “evlendirilmesinde” imam nikâhı yolu tercih edilmesi nedeniyle imamlara bu konuda niçin kesin talimat vererek 18 yaşın altındaki kız çocuklarının evlendirilmesinin önüne geçmiyorsunuz? 18 yaşın altındaki kız çocuğunu evlendirdiği için hakkında işlem yapılan imam var mıdır? 1 Ocak 2003 tarihinden

itibaren hakkında işlem yapılan imam sayısı ve işlem türlerinin dağılımı ve sonucu nedir? Kesintisiz 8 yıllık eğitimi, hiçbir bilimsel eleştiriyi kabul etmeksizin 4+4+4 şeklinde kesintili eğitime çevirmeniz dolayısıyla ilk 4 yıllık eğitim sonrasında kız çocuklarının okula gönderilmeyerek “çocuk gelin” yapılması uygulamasının artması karşısında bu sistemden geri adım atarak yeniden 8 yıllık eğitime dönülmesini düşünüyor musunuz?”

O dönemde Baykal’ın başbakana yönelik “Sen bu davanın savcısıysan, biz demokrasilerde olması gerektiği gibi, mağdurların, insan hakları ihlal edilenlerin avukatıyız” dediği zaman, toplumun kaderiyle yakından ilgilenmesi gerekenler, korkmuş, sadece “Yargı süreci devam ediyor, bekleyelim” diyebilmişlerdir. O tarihte yürüyen sürecin bir yargı süreci değil, Başbakan’ın talimatıyla yürüyen bir dava olduğunu görmezden gelmişlerdir. O tarihte CHP’yi darbe koruyuculuğu ile darbecilikle suçlayanlar, sadece AKP ve onun yardakçıları mıydı? Hayır. Ne kadar liboş aydın, “yetmez ama evet”çi, dönek köşe yazarı varsa CHP’yi ve onun Genel Başkanı’nı suçluyorlardı. CHP’nin Ergenekon davasına daha o tarihte koyduğu “düzmece delillere dayanıyor” tespiti, bugün en yetkili ağızlardan doğrulanıyor. Acaba o gün CHP’yi suçlayanlar, söylediklerinden, yazdıklarından utanıp, bugün yüzleri kızarıyor mudur? Hiç zannetmiyorum. Ama bunlar arşivlerde duruyor. Birgün tarihi yazacaklar, arşivlerden bu belgeleri bulup, çıkartıp yazacaklardır. 1 Mart Tezkeresi’nin TBMM’de reddi, nasıl CHP’nin göğsünde bir şeref madalyası olarak duruyorsa, Ergenokon davasının düzmece olduğunun ortaya çıkması da böyle şeref madalyasıdır. Ama o gün CHP’yi “yargı sürecini beklememekle” itham edenler, oradakilerde “darbeciymiş ama” diyenler, şimdi gerçeklerin ortaya çıkmasından sonra, “CHP ve onun Genel Başkanı o tarihte doğruyu görmüş ve söylemiş” diyebilecekler midir? Dün CHP’yi, insanların hak ve hukukunu koruduğu, Ergenekon ve diğer davaların düzmece olduğunu söylediği için, darbecilik ve darbecileri korumakla suçlayanlar şimdi biraz da olsa UTANIYORLAR MIDIR?


Hazırlayan: Recep ERÇİN

UFKA BAKIŞ

DOLAR

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Çarşamba 2.1899 Salı 2.1887

EURO

H. Ufuk

SÖYLEMEZ Fax: 0312 467 78 93 ufuksoylemez@aydinlikgazete.com

Paralel devletin CEO’su olur da, Ananasçı - paralel işadamı olmaz mı?

G

eçen gün TÜSİAD Başkanı, demokrasinin işleyişi ve hukuk devleti isimli bir konferanstaydı. Kuvvetler ayrılığından, çağdaş demokrasiden bahseden bir konuşma yaptı. Gelin görün ki, aynı gün TÜSİAD üyesi bazı holding ve medya patronlarının cemaat görünümlü F- Tipi silahlı örgütün başı ile yaptığı telefon görüşmeleri, internette ve AKP yanlısı gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlandı. Tam ibretlik bir durum. Çağdaş Atatürk Cumhuriyetinin “koca koca” işadamları Pensilvanya’daki bir emekli vaize bağlılıklarını, sadakatlarını, bildiren konuşmalar yapıyorlar ve görülmemiş samimi ilişkiler içindeler. Atatürk Cumhuriyetinden ve Türk Milletinden kazandıkları paraları, gücü ve statüyü, sanki paralel devlet CEO’suna borçlularmış gibi biat eden bu işadamlarının, yayınlanan konuşmaları, herhalde TÜSİAD’ın Başkanı Sn. Muharrem Yılmaz’ın yüzünü kızartmıştır. Öyle ya TÜSİAD Başkanı hukuk devletinden bahsediyor, fırsatçı, uyanık, güce tapan, bazı üyeleri ise, cemaat görünümlü örgütün, paralel devlet CEO’luğuna soyunan vaazi ile iş tutuyor. Bu ülke bu duruma durup dururken gelmedi. İş dünyasında işadamı sıfatını “fırsatçılık, uyanıklık, rantçılık, kayırmacılık, partizanlık, yağmacılık, yavşaklık” niteliklerine maske olarak kullananlar yüzünden de bu hale geldi koca ülke. İktidara çıkar için yanaşan, Allah ile aldatan dinci gizli örgüt liderine yağ çeken, gözünü hırs bürümüş, paragöz, ilkesiz, Cumhuriyetin düşmanlarıyla bile “iş” yapmayı marifet sayan, arsız ve küstah bir sözde işadamı kitlesi oluştu. İşadamı demek, yatırım yapan, risk üstlenen, istihdam yaratan, vergisini dürüstçe ödeyen, gereğinde ülkesinin çıkarlarını kendi çıkarlarının önüne koyabilen alınteri ile çalışan ve kazanan insan demektir. Devletten bakan çocuklarıyla, bacanak ilişkileriyle, ihale, özelleştirme, arazi kapatmak imtiyaz ve kredi ayrıcalığı almak, Cumhuriyetin kurucu değerlerinin düşmanlarıyla bile iş tutmak işadamlığı değildir. Böyle tiplere işadamı denemez, denmemelidir. Çıkarcı - uyanık- yağcı yalaka - fırsatçı tiplere ne deniyorsa o denilmelidir bunlara. TÜSİAD işadamları örgütü mü yoksa bu tiplerin yuvalandığı maskeli bir çıkar organizasyonu mu karar versin. Laik - demokratik - hukuk devletinden yana tavır alsın. Biraz ilke, biraz etik, biraz millet ve Cumhuriyet değerlerine saygı, biraz din ve Allah’la aldatanlara karşı mesafe, biraz adam olmak çok mu zor? Elbette işadamı olmak kolay ama adam gibi adam olmak çok zor!

Paralel devletin, paralel kasası mı var? Kaynağı ve sahibi meçhul para girişleri 4.8 milyar dolara çıktı. Yeni açıklanan 2013 yılının 11 aylık ödemeler dengesi bilançosuna göre, bir önceki yıl 2.1 milyar dolar olan 11 aylık net -hata noksan kalemi, 2013 yılında 4.8 milyar dolara fırladı. Bu kadar büyük kaynağı ve sahibi meçhul döviz hareketlerini kimler yapıyor? Bu paralar kara para mı, yabancı servisler tarafından yönlendirilen spekülatif para mı, kriz ve seçim dönemlerinde bu para trafiği nasıl boyut kazanıyor? Yoksa paralel ve kayıt dışı bir hazine ve paralel bir kasa mı var?

TESK: Pazarcıdan lüks dükkan kirası isteniyor Pazarcı esnafının ödediği işgal harcının Bakanlar Kurulu Kararıyla yüzde 500 artırıldığını belirten Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, “Pazarcı esnafından lüks dükkan kirası isteniyor. Belediyelerin 50 kuruş aldığı işgaliyeyi Bakanlar Kurulu yüzde 500 artırarak 2.5 TL’ye çıkardı. Toplamda aylık 1.000 - 1.500 TL’ye, yıllık ise 10 - 15 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Pazarcı esnafı bunun altından kalkamaz” dedi.

Çarşamba 2.9784 Salı 2.9922

BORSA

Çarşamba 68.058 Salı 67.302

ALTIN

(Cumh.)

Çarşamba 595 Salı 598

FAİZ

Çarşamba % 9.99 Salı % 9.94

PETROL (Brent)

Çarşamba $ 106.59 Salı $ 106.49

*Serbest piyasa satış fiyatları

EKONOMİK BÜYÜME YETERLİ İSTİHDAM YARATAMADI

İstihdam ı sayıs edilenlerin yon 2012: 1 mil 23 bin in 2013: 139 b

İŞSİZ SAYISI 202 bin kişi arttı Tüketimle büyüyen ekonominin istihdam yaratamama sorunu 2013’ün Ekim dönemi işgücü rakamlarına da yansıdı. İşsiz sayısı geçen yıla göre 202 bin kişi artarken işsizlik oranı da yüzde 9.7 oldu

 EKONOMİ SERVİSİ

T

ürkiye’de işsiz sayısı her geçen gün artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün açıkladığı Ekim 2013 Hanehalkı İşgücü İstatistiklerine göre, işsiz sayısı 2013 yılı Ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 202 bin kişi artarak 2 milyon 743 bin kişiye yükseldi. Söz konusu dönemde işsizlik oranı 0.6 puanlık artışla yüzde 9.7 oldu.

İstihdam edilenlerin sayısında büyük düşüş Tarım dışı işsizlik oranı 0.5 puanlık artışla yüzde 11.9 olurken 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı da 1.2 puanlık artış kaydederek 19.3 olarak ger-

çekleşti. Buna göre 2013’ün ilk 9 ayında yüzde 4 düzeyinde büyüyen Türkiye ekonomisi yeterli istihdamı yaratamadı. 2013’ün Eylül, Ekim ve Kasım aylarını kapsayan verilere bakıldığında, işgücü piyasasına 340 bin yeni işgücü katılımı oldu. İşgücüne katılan bireylerin sadece 139 bini istihdam edilebildi. Geçen yıl ise bu rakam 1 milyon 23 bin kişiydi. Üstelik söz konusu dönemde işgücüne dahil olmayan nüfusta da 521 bin kişilik artış oldu. İşgücüne dahil olmayan yurttaşların nedenlerine göre dağılımına bakıldığında, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısındaki artış dikkat çekiyor. Buna göre umudu kırık işsizler olarak adlandırılan bu kesimdeki işsizlerin sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 7.1 artarak 1 milyon 913 bin kişi oldu. Mevcut rakamı

TARIM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI VEDAT MİRMAHMUTOĞULLARI İSO MECLİSİ’NDE KONUŞTU

Önce yumurtacıları sonra etçileri azarladı

Vedat Mirmahmutoğulları  RECEP ERÇİN

İ

stanbul Sanayi Odası (İSO), dün Taksim Odakule’deki Meclis binasında Et, Balık ve Süt Mamulleri Sanayii Meslek Komitesi toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya; İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları ile komite üyeleri katıldı.

‘Üreten değil tüketen bir gençlik var ’ Toplantının açılış konuşması yapan Bahçıvan, amaçlarının Türkiye’nin sadece iç pazara değil, bölgesine ve dünyaya yetebilen bir Türkiye yaratmak olduğunu ifade etti. Bahçıvan, “Ne yazık ki gerek Türkiye gerekse dünyada, üretmekten daha çok tüketmekten statü kazanan bir gençlik var. Sanayici bir ailenin en önemli sorunu, işler çok iyi gitse de, evlatlarına bu iş geleneklerini aktaramamasıdır. Gençler, üretmeden daha kolay ve hızlı yollardan para ka-

zanma peşinde koşuyor’’ diye konuştu. Vedat Mirmahmutoğulları da konuşmasında, Türkiye’nin tarım alanındaki en büyük sorununun, arazilerin ölçek büyüklüğünü kaybetmesi olduğunu savundu.

‘Döllenmiş yumurtada dışa bağımlısınız’ Daha sonra söz alan Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sait Koca sunumunu yaptığı sırada, Mirmahmutoğulları araya girerek, sektöre ilişkin şu eleştiride bulundu: “Döllenmiş yumurtada tamamen dışa bağımlısınız. Sorunlardan söz ediyorsunuz ama bunu yumurtacılar söylemiyor. Çünkü çoğu dışarıdakilerin bayisi konumunda.’’ Koca ise, dönellenmiş yumurta konusunda gelişmelerin sağlanabileceğini fakat yetiştiricilikte kullanılan soya girdisinde dışa bağımlılığın sektör açısından daha kritik önemde olduğunu söyledi. Koca ayrıca, aşı ve ilaç konusunda da dışa bağımlı olunduğunu en

azından aşının içeride üretiminin sağlanabileceğini kaydetti.

‘Et ithalatı sektörün dibine koyulan dinamittir’ Sunumlar sonrası soruları cevaplayan Müsteşarı Mirmahmutoğulları, et üreticisi sanayicilerin et ırkı hayvan ithalatına yönelik dolaylı isteklerini sert bir şekilde eleştirdi. “Kırmızı ette asla ithalatın önünü açmak gibi bir düşüncemiz yok. İthalat, bu sektörün dibine koyulan bir dinamittir’’ diyen Mirmahmutoğulları, şöyle devam etti: “Süt ırkında arza hiçbir sıkıntı yok. Hayvancılığa et tipi besi ırkını koymak istiyoruz. Türkiye şartlarına uygun bir tür için uygulamaya başladık. 3 yıl içinde bu türde saflık oranı yüzde 80’lere çıkacak. Bireysel bazda haklı olabilirsiniz ama süt fiyatı hala bıçak sırtı. Bunun kazancı materyalinden oluyor. Ne olur dışarıdan materyal sağlayıp bu sektöre zarar vermeyelim.’’ Mirmahmutoğullar, karkas et fiyatlarının ve maliyetinin yüksek

Hayvan ithal eden Bakan’a Fransız nişanı İSO toplantısına katılan Müsteşar Mirmahmutoğulları, fiyatların ucuzlaması için hayvan ithal edilmesini isteyen sanayicilere sert çıktı ama, görev yaptığı dönemde Türkiye, 2.5 milyar dolarlık canlı hayvan ithal etti. Üstelik Fransa hükümeti, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’e “şövalye liyakat nişanı” verdi. Geçen yıl verilen bu nişanın, bundan 4 yıl önce hayvancılıkta sıkıntı yaşayan Fransa’dan Türkiye’nin hayvan ithal etmesinin karşılığı olduğu yorumları yapıldı. olması nedeniyle dışarıdan ithal et tipi sığır getirilmesini öneren bir sanayiciye de, “Fiyatlarda makul ölçülerde artışlar olabiliyor. Damızlık et ırkına müsaade ederiz am besilik getiremezsiniz. 3 yıl sabredin’’ diye cevap verdi.

TÜİK’in açıkladığı istihdam rakamlarına dahil etttiğimizde işsiz rakamı 4.6 milyona, işsizlik oranı da yüzde 16.9 olarak gerçekleşiyor.

Toplam istihdam 25 milyon 648 bin Diğer yandan TÜİK’in raporuna göre, istihdam edilenlerin sayısı 2013 yılı Ekim döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 139 bin kişi artarak 25 milyon 648 bin kişiye yükseldi. Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 294 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 433 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 23.5’i tarım, yüzde 19.1’i sanayi, yüzde 7.6’sı inşaat, yüzde 49.8’i de hizmetler sektöründe yer aldı. Türkiye genelinde işgücüne katılma oranı, 2013 yılı Ekim döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.2 puan azalarak yüzde 50.8 oldu.

Miranda Antalya’da giydi, Sibirya’dan sipariş geldi



Ünlü top model Miranda Kerr’in Antalya’da sergilediği 3 kıyafete, Rusya’nın Sibirya bölgesinden sipariş geldi. Antalya’da düzenlenen 17’nci Dosso Dossi Fashion Show’da podyuma çıkan Miranda Kerr’in sergilediği üç kıyafet için talep patlaması yaşayan firmalar, sipariş yetiştirmekte zorlanıyor. Etkinlik sonrasında ürünlerin sergilendiği stantlara alıcıların yoğun ilgi gösterdiğini belirten firma sahipleri, 5 günlük etkinlik boyunca sergilenen üç giysiden 10 binlerce sipariş aldıklarını söyledi. 2014 ilkbahar-yaz kreasyonlarında yer alan giysilerin gördüğü ilgiden memnun olduklarını belirten yetkililer, “Etkinliğe katılan yaklaşık 5 bin kişi, özellikle üç ürüne büyük ilgi gösterdi. Miranda Kerr’in bu elbiseleri giymesinden dolayı 30 ülkeden, Rusya’nın Sibirya bölgesi dahil yoğun sipariş ald ı k ” dedi. DHA

Bütçe 2013’te 18.4 milyar lira açık verdi

M

aliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün Maliye Bakanlığı’nda düzenlediği toplantıda 2013 yılı bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. 2013 yılı Aralık ayında bütçe açığının 17.2 milyar lira olduğunu kaydeden Şimşek, 2013 yılı toplamında bütçenin 18.4 milyar lira açık verdiğini bildirdi. 2013 yılı bütçesini hazırlarken, GSYH’ye oranla ütçe açığının

yüzde 2.2 olacağını öngördüklerini ifade eden Şimşek, oluşan rakamın yüzde 1.2 olduğunu söyledi. Böylece AKP hükümeti, hedeflediği bütçe açığı rakamını tutturamamış oldu. Toplantıda özelleştirmelere ilişkin de bilgi veren Bakan Şimşek, 2014 yılında da bütçeye aktarılmak üzere 6.8 milyar lira özelleştirme geliri öngördüklerini

söyledi. Türkiye’de son yaşanan gelişmeler öncesinde termik santrallere yoğun bir ilgi olduğunu hatırlatan Şimşek, “Tabi son gelişmeler nasıl yansır, bakacağız. Burada önemli olan biz özelleştirmelere bir reform olarak bakıyoruz” dedi.

Yabancılarla görüşecek Şimşek, bir gazetecinin özel-

leştirmelere ilişkin yurt dışında bir çalışma yapılıp yapılmayacağına yönelik bir soru üzerine de, önümüzdeki hafta Londra ve New York’a gideceğini ve muhtemelen 400-500 yatırımcıyla küçük gruplar halinde görüşeceğini ifade etti.  EKONOMİ SERVİSİ

T.C. TARSUS 2. ASLYE HUKUK MAHKEMES’NDEN LAN ESAS NO: 2013/446 Davacı Osman Yılmazcan tarafından davalı Çukurova San. İsletmeleri T.A.Ş. Aleyhine açılan iflas (iflasın Açılması) davası nedeniyle; Davacı Osman Yılmazcan tarafından davalı Çukurova San. işletmeleri T.A.Ş aleyhine mahkememizin 2013/446 esas sırasında iflas davası açılmış olup,

İ.İ.K 158.maddesi gereğince diğer alacaklıların ilandan itibaren 15 gün içerisinde davaya müdahale veya itiraz ederek borçlunun iflasını gerektirir bir hal bulunmadığını ileri sürmeleri, iflasın reddini isteyebilecekleri hususu İ.İ.K 172/3 maddesi yollaması ve İ.İ.K 158 ve 166.maddeleri gereğince ilan olunur. 25/11/2013 BASIN: 2279 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Esin ERGENÇ TURHAN halklailiskiler@aydinlikgazete.com

YATAĞAN İŞÇİLERİNİN 24 OCAK YÜRÜYÜŞÜNE SİYASİ PARTİLER DE KATILACAK

Mehmet

‘Biz de işçilerle yürüyeceğiz’

AKKAYA mehmetakkaya@aydinlikgazete.com

Limanların özelleştirilmesi devletin intiharıdır -2

Yatağan enerji ve maden işçileri 24 Ocak’ta yapacakları Ankara yürüyüşüne hazırlanırken, işçilere siyasi partilerden de destek geldi. CHP, MHP ve İşçi Partisi, işçilerle birlikte yürüyecek

L

 BEHİYE YARAŞÇI / YATAĞAN

E

nerji ve Maden işçilerinin özelleştirmeye karşı 24 Ocak’ta yapacakları Ankara yürüyüşüne siyasi partiler de katılacaklarını açıkladı. CHP VE MHP Yatağan İlçe Başkanları Aydınlık’a özelleştirme sürecini ve işçilerin mücadelesini şından beri yanlarında olduklarını ifade eden Genek, “Şimdi de değerlendirdi. CHP Yatağan İlçe Başkanı tüm örgütlerimizle, ailelerimizle, eşlerimizle, çocuklarıKamil Genek; “Biz CHP mızla işçilerle birlikte olarak tüm örgütlerimizolacağız. 24 Ocak günü le, ailelerimizle, eşleriişçilerle birlikte yürüyemizle, çocuklarımızla 24 ceğiz” dedi. Vatandaşları Ocak’ta işçilerle birlikte bu yürüyüşe destek verolacağız” dedi. meye çağıran Genek, Genek, CHP olarak şunları söyledi: “Biz hiçkar eden kamu kuruluşKamil Genek bir siyasi ayrım gözetlarının satılmasına karşı olduklarını söyledi. Yatağan iş- meden bu haklı mücadelenin yaçilerinin mücadelesinin en ba- nında olduk bu günden sonra da

Mersin Belediyesi’nden örnek sözleşme



Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan bin 200 taşeron işçisi, günlük 10 lira zam aldı. DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası Mersin Şubesi ile Büyükşehir Belediyesi arasında protokol sözleşmesi imzalandı. Kongre Sarayı’nda gerçekleşen protokol törenine taşeron işçileri ve yakınları katıldı. İmzalanan protokolu, Belediye Başkanı Macit Özcan açıkladı. Rakam açıklanınca salonda alkış tufanı koptu. İşçilerin maaşı zammın ardından 845 liradan 1150 liraya yükseldi.  YUSUF ÇELİK / MERSİN

olmaya devam edeceğiz. Ankara dakiler kesinlikle bu özelleştirmeden vazgeçmelidir. Bu kurumlar kimseye peşkeş çekilemez.”

MHP: Özelleştirmeden derhal vazgeçilsin! MHP Yatağan ilçe Başkanı Servet Göka, santrallerin ülke için önemine değinerek Aydınlık’a şunları söyledi: “Buralar stratejik önem taşıyan yerler. Hükümetin bu eylemleri gözönüne alarak özelleştirmeden der-

hal vazgeçmesi gerekir. MHP yönetimimiz bu yürüyüşte işçilerin yanında olacaktır. Burada Yatağan halkı topyekün birlik olmak zorundadır. Son günlerde yaşadığımız yolsuzluklar bizi bazı yönleri düşünmek zorunda bırakıyor. Yatağan kolay lokma değildir. Hükümete bu özelleştirmeden vazgeçin diyoruz. Biz Yatağan halkı ile beraber bu özelleştirmeye geri adım attıracağımıza inanıyoruz ve hükümeti uyarıyoruz. Burada doğacak her

türlü olaydan hükümet sorumludur.” Göka, santrallerin özelleştirilmesinin şaibeli olduğuna da vurgu yaparak; “Bu kurumların değerinde satılacağına inanmıyoruz. Hükümetin buraları peşkeş çekeceğine inanıyoruz. Şu ana kadar yapılan özelleştirmelerin hepsi de ne yazık ki böyle oldu. MHP olarak tüm halkımızı 24 Ocak’ta yapılacak olan büyük Ankara yürüyüşüne çağırıyoruz.”dedi.

‘24 Ocak’ta bütün gücümüzle Ankara’dayız’ İ

şçi Partisi Genel Sekreteri Serhan Bolluk 24 Ocak’ta bütün güçleriyle Ankara’da Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy’ün enerji Serhan Serhan Serhan Bolluk Bolluk Bolluk Bolluk

ve maden işçilerinin yanında olacaklarını bildirdi. Serhan Bolluk yaptığı açıklamada, 24 Ocak’ta Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy’ün Enerji ve Maden İşçilerinin, Hükümetin termik santralleri ve maden ocaklarını özelleştirme girişimine karşı Ankara’ya yürüyeceklerini belirterek, “İşçiler, 24 Ocak’ta aileleri ve halkla birlikte Ankara’da olacaklar. Tayyip Erdoğan’ların kapısına dayanacaklar. Hükümetin ihanet girişimine karşı son ciddi uyarılarını yapacaklar. Yatağan işçisi vatanı savunmaktadır. Mustafa Kemal’in askerleridir. İşçi Partisi olarak, işçilerimizin bu kahramanca eylemlerini sonuna kadar destekliyoruz. Bu yürüyüşün başından sonuna kadar onlarla be-

raber olacağız. Bu mücadelenin kesinlikle başarıya ulaşacağını görüyor ve bütün kalbimizle inanıyoruz. Partimiz, 24 Ocak’ta bütün gücüyle Ankara’da olacaktır” dedi.

cadeleleriyle sorunu bütün milletimize maleden, milletimizin sevgilisi haline gelen Yatağan işçileri, bu mücadeleden kesinlikle başarıyla çıkacaktır” diye konuştu.

Satış işlemleri gayrımeşru

Hükümet satıştan vazgeçtiğini açıklamalı

Tayyip Erdoğan Hükümetinin, yolsuzluk ve kumpasın bütün açıklığıyla ortaya dökülmesinden sonra, yasallığını büsbütün kaybettiğini kaydeden Bolluk, “Enerji sektörü gibi ülkemizin geleceğiyle ilgili kilit bir sektörde yapacağı satış işlemleri kesinlikle yasal olmayacaktır. Bu işletmeleri kapatmaya niyetli firmaları da bu açıdan uyarıyoruz. Enerji ve madenler kamunundur, kamunun kalacaktır. Bugüne kadarki kahramanca mü-

Tayyip Erdoğanlar, işçilerimizin bu son ciddi uyarısından gerekli mesajı almasını isteyen Bolluk şunları söyledi: “Satıştan vazgeçtiğini halka açıklamalıdır. Aksi halde üretimden gelen güç dahil, her türlü mücadele yöntemini kullanmaktan kaçınmayacaklarını defalarca açıklayan işçilerimizin ve onlarla kenetlenen halkımızın daha etkili müdahalelerine uğramaktan kaçınamayacaksınız.”  AYDINLIK / ANKARA

Tarık TEKGÖZLİ

onguldak Büyük Madenci Yürüyüşü’nün önderlerinden Metin Oğuz, dünkü röportajımızda 30 Kasım 1990’da başlayan grev sürecine nasıl gelindiğine ve 4-8 Ocak 1991 Ankara yürüyüşüne kadar neler yaşandığına değinmişti. Oğuz, bugün beş günlük Ankara yürüyüşünde neler yaşadıklarını, kazanımlarını ve Yatağan işçilerinin hangi tecrübelerden yararlanması gerektiğini anlattı: “İlk gün 24 km.lik yol mesafesi olan Karamanlar’a yürüdük. Yürüyüş kortejlerinin en arkasında araçlar geliyordu ama kimse binmiyordu. Karamanlar’a kadar geldiğimizde buradan otobüslere binerek Devrek’e gittik. Hava eksi derecelerdeydi. Barınmamız için okullar, belediye binaları açıldı. O 100 bin kişiyi Devrek aldı sanki kucağına sardı koynuna sakladı. Halkımız o kadar dayanışma içindeki hele haklı bulduğunda sonuna kadar her şeyi vererek arkanızda oluyordu. Sabah uyandığımızda Devrek’in ana caddesinde toplandık. 100 bin kişi, ‘Madenci Devrek’e

teşekkür eder’ diye slogan attık. Millet camlardan ve damlardan el sallıyordu. Mengen’e doğru yola koyulduk.

500’er 500’er olarak geçtik. Ordaki bir binbaşı, ‘Biz askeri yürüyüşlerde bu kadar disiplinle geçiremiyoruz” demişti.

Yaşlı teyzenin isyanı

‘Türkiye’nin savaşa girişi engellendi’

Mengen’e gelmeden Dorukhan Tüneli’nin orada ilk barikat kurulmuştu. Askeri görevliler vardı. En önde bir albay duruyordu. Albay ile konuşurken yaşlı bir teyze yanımıza geldi. Albay’a ‘Benim iki oğlum askerde. Biz terörist değiliz hakkımızı arıyoruz’ diyerek göğsünü açtı, ‘Vuracaksanız vurun’ dedi. Albay arkasını döndü ve gözyaşlarını silmeye başladı. Barikatı açmak zorunda kaldılar ama öncesinde zaten bir kısım madenci patika yoldan gidebileceğimiz bir yol bulmuştu. O zamanlar Suudi Arabistan’da büyük bir kaza olmuştu. O nedenle 900 m uzunluğundaki Dorukhan Tüneli’ni

Yürüyüşün ikinci günü akşamı Mengen’e geldik. O akşam barikatın önüne kadar öbek öbek ateşler yakmıştık. Sabah uyandıktan sonra barikatın kurulduğu yere doğru yürüyüşe geçtik. İki tane dozer yolu kapatmıştı. Arkada da 8 km boyunca barikat oluşturmuşlardı. Asker-polis-asker ve dikenli teller vardı. Devletle artık karşı karşıyaydık. Dördüncü günün sonunda geri dönüş kararı alındı. Zonguldak’a otobüslerle geri dönüldü. Şemsi Denizer Ankara’ya gitti. Bir hafta kendisiyle kimse görüşmedi. Daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla Tür-

kiye’de grevler ertelendi. İşbaşı yapıldı, 6 Şubat’ta da toplusözleşme imzalandı. Madenci grevini sonuçları itibariyle şöyle değerlendirebiliriz. Birincisi 10 yıllık işçi sınıfının kaybı giderildi. 10 yıllık ekonomik ve sosyal olarak maden işçilerinin ve tabi maden işçileri örnek temsil ettiği için diğer kamudaki tüm işçilere de aynı oranlarda zam yansıtıldı. İkincisi Türkiye savaşa girmedi. Madenci grevi, Türkiye’nin Ortadoğu’da başının belaya girmesini ve Amerika ile beraber Irak müdahalesini engelledi. Üçüncüsü Özal iktidarını salladı ve yıktı. Dördüncüsü Türkiye işçi sınıfına hedefinin Ankara olduğunu gösterdi. Sonraki yürüyüşlere, grevlere ve mücadelelere dikkat ederseniz herkes bir Ankara yolu tutturdu.”

FOTOĞRAF: GENEL MADEN-İŞ ARŞİV.

‘Özal’ı yıkan madenci yürüyüşü’ Z

iman-İş Sendikası Uzmanı Dr. Emirali Karadoğan’ın, “Limanların özelleştirilmesi Devletin İntiharıdır” başlıklı makalesinin ikinci bölümünü sunuyorum:  “Türkiye’de liman özelleştirme uygulaması 1997 yılında başlamıştır. İlk özelleşen limanlar TDİ’e (Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş) ait olmakla birlikte daha sonra 2004 yılında 4046 sayılı kanunla TCDD’ye ait Limalar da kapsama alınmış ve 2013 yılına kadar süren özelleştirme çalışmaları sonucunda toplam 1,6 Milyar ABD doları gelir elde edilmiştir. TCDD’ye ait Samsun, Bandırma ve İskenderun Limanlarının özelleştirmeleri tamamlanmış ve sadece İzmir, Haydarpaşa ve Derince Limanları geriye kalmıştır. Özelleştirmenin hem ilgili kanununda hem de ilgili dokümanlarında amaç, özel sektörün bu alanlara girmesinin sağlanması ve önünün açılması olarak ifade edilmektedir. Türkiye’de 174 tane liman ve iskele bulunmaktadır. Bunlardan 122’sini özel sektör, 27’sini belediyeler, 25’ini ise kamu kurumlarının işlettiği gerçeği ile özel sektörün önünün daha ne kadar açılacağı ayrı bir soru işaretidir. Bu günlerde Derince ve İzmir Alsancak Limanlarının Özelleştirilmeleri gündemde. 2012 yılında İzmir Alsancak limanına yönelik ihale yeterince firma katılamadığı için iptal edilmişti. 5 Ekim 2013 günkü Resmi Gazete’de Derince Limanına yönelik ihale duyurusu yer aldı; 10 Aralık 2013 olan son başvuru tarihi 16 Ocak 2016 tarihine ertelendi. Ancak şunu önemle belirtmek gerekir ki, devletin elinde sadece 3 adet büyük liman kalmıştır. Bunların özelleştirilmesi devletin bu alanın dışında kalmasına yol açacak ve özel sektörü için bu alan “dikensiz gül bahçesi” haline gelecektir. Bu da, sadece sosyal ve ekonomik bir tehdit değil, aynı zamanda ulusal ve uluslararası güvenlik açısından büyük bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkacaktır. Limanların özelleştirilmesinin sakıncaları çoktur. Bu kısa yazıda bunların tamamını irdeleyebilmek mümkün değildir. Kısaca değinmek gerekirse:

Limanların satılmasının sosyal etkisi: Özelleştirmelerde uygulanan yöntem gereği çoğu KİT, sıfır işçi ile devredilmektedir. Bu işçilerden yıllarını dolduranlar zorunlu olarak emekliliği seçerken, çalışmak zorunda olanlar ve emekliliği hak etmemiş olanlar ya başka il ve bölgelerdeki kuruluşlara gönderilmekte ya da işsiz kalmaktadır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, özelleştirme, işçilerin sadece işlerini değil, yaşam alanlarını da ellerinden almaktadır. Özelleştirme sonucu başka bölgelerdeki kuruluşlarda çalışmak zorunda kalan emekçiler, bir bilinmezliğe sürüklenmektedirler. Yaşanmışlıkların vermiş olduğu alışkanlıkları terk etmek zorunda kalan işçi, çalışmak ve bir anlamda da yaşam mücadelesi vermek zorunda olduğu yeni mekanda yalnızlaşabilmektedir. Bu durumun yarattığı psiko-sosyal etkiler göz ardı edilmeyecek derecede önemlidir. Hatta bu tür işçiler arasında intiharların yaşandığı geçmişte karşılaşılan bir durum olduğu bilinmektedir.

Limanların satılmasının çalışma yaşamına etkisi:

BAŞSAĞLIĞI Eğitim-iş İstanbul 4 No’lu Şube Başkanı Zekeriya Çakmak’ın Kayınbabası Nurten Çakmak’ın babası

ŞÜKRÜ GÖRECİ hayatını kaybetmiştir. Merhuma allahtan rahmet ailesine başsağlığı dileriz. Eğitim-İş İstanbul 4 No’lu Şube Yönetimi

Liman özelleştirmeleri “sıfır işçi” ile yapılmaktadır. Bunun anlamı özelleşen limandaki kamu işçisi limanı boşaltması ve limanı alan firma kendi işçisini yerleştirmesidir. Bu yöntemin çalışma yaşamına etkisi bakımından, iki olumsuz etkisi orta çıkıyor: Sendikalaşma ve taşeron işçilik. KİT’lerin bir özelliği de bu işyerlerinin sendikalı işyerleri olmasıdır. Özelleştirmelerle birlikte, işyerindeki sendikalar yetkilerini kaybetmiş ve işyerine yeni gelen işçilerin sendikalaşmaları engellenmiştir. Özelleşme ile sendikalaşma oranı ters orantılı bir şekilde hareket etmektedir. Diğer yandan limanlarda taşeron işçi olgusu özelleştirmeyle paralel hareket etmekte ve artarak devam etmektedir. Hatta taşeron firmalar dahi başka taşeronlar tutmuş, onların işçileri daha da kötü şartlarda çalıştırılmaktadır.” DEVAM EDECEK


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

D Kırmızılı kadına gaz sıkan polise dava



Haziran Ayaklanması’nın sembolü haline gelen “Kırmızılı kadın” Ceyda Sungur’a biber gazı sıkan polise meslekten men ve hapis cezası istendi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen tarafından hazırlanan iddianamede, hiçbir uyarıda bulunmayan polis memuru Fatih Zengin’in yönetmeliğe aykırı davrandığı ve çok yakın mesafeden hedef gözeterek Sungur’a gaz sıktığı ifade edildi. 9 Ocak 2014 tarihli iddianameye göre Zengin, bu şekilde hareket ederek, “Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge” ile “Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatlarını Kullanım Talimatı”na aykırı hareket etti. İddianamede Savcı Çimen, bilirkişi raporunu da dikkate alarak, polisin suç oluşturan davranışlarını ayrıntılı olarak anlattı. Savcıya göre polis memuru Zengin, Sungur’a bir metreden daha az mesafeye kadar yaklaştı, yüzünü hedef aldı, uyarı yapmadan biber gazı sıktı, gazdan etkilenen Sungur arkasını döndüğü halde gaz sıkmaya devam etti, aynı şekilde diğer kişilere de gaz sıktı ve tekme attı.

Tahrik suçlamasına takipsizlik Öte yandan Ceyda Sungur hakkında “Halkı Kanuna Uymamaya Tahrik” suçundan başlatılan soruşturmaya takipsizlik kararı verildi. Karar, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Nazmi Okumuş tarafından hazırlandı. Kararda şu ifadelere yer verildi: “Şüpheliler hakkında atılı suçtan işlem yapılmış ise de listenin fiiliyata geçirilmediği sadece talep olarak kaldığı, bu nedenle suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmıştır

ünkü yazıda sadece can alıcı noktaları aktarılmış olan bu kapsamlı konuşma Saracoğlu hükümetinin izleyeceği politikaları açıkça gösteriyordu. Saracoğlu Nazi ve ırkçılık yanlılarına karşı kucaklayan Türkçülükten söz etmişti. Ancak sonraları özellikle 1950’den sonra Saracoğlu’nun bu konuşmasından “Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve en azından o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir” cümleleri alınarak Saracoğlu “ırkçılık” ve “şövenistlikle” suçlanmıştır. Oysa Saracoğlu bu cümlelerin sonunda “Biz azalan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz ve her zaman bu yönde çalışacağız” diyerek, “radikal, ırkçı ve şovenist milliyetçilik” yapılmadığını belirtmiştir. Kaldı ki bu konuşma 5 Ağustos 1942 tarihinde, yani savaşın en şiddetli ve hararetli günlerinde yapılıyordu. Kuşkusuz ülkenin başbakanı, vatandaşlara moral aşılamak zorundaydı. Saracoğlu’nun konuşmasında “Biz halkçı idik, halkçıyız ve daima da halkçı kalacağız” cümlesi de vardı. Bu noktaya kimse dikkat etmiyordu. Hem “halkçı”, hem “ırkçı” nasıl olunabilirdi? Şimdi biraz da Saracoğlu hükümetinin uygulamalarına bakalım. (Kaynak: Alev Coşkun, Ödemiş’ten Zirveye Kırmananlar, S.252)

Hükümet uygulamaları 9 Temmuz 1942’de güven oyu alan Birinci Saracoğlu hükümeti, Mart 1943 tarihine kadar sürdü. Bu arada seçimler

yenilendi ve 8 Mart 1943’te Saracoğlu yeniden hükümet kurdu. Bu ikinci hükümet de, 12 Ağustos 1946 tarihine kadar sürdü. Böylece Saracoğlu, kurduğu iki hükümetle tam 4 yıl 1 ay 3 gün Başbakan olarak görev yaptı. Saracoğlu hükümetlerinin en önemli icraatları şöyle sıralanabilir: 1.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün dış politikası çerçevesinde Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı dışında tutulmasını sağlamak, 2.Savaş nedeniyle baş gösteren ekonomik sıkıntıların üstesinden gelmek, yüksek enflasyonu durdurmak, fiyat gelişimlerini izlemek, karaborsayı önlemek, 3.Savaş nedeniyle, sınırları bekleyen ve sayıları bir milyonu aşan askerlerin savaşla ilgili askeri araç gereçlerinin sağlanması ve gerek halkın gerekse askerin gıda gereksinmelerini karşılamak. Saracoğlu, savaş koşullarının dayattığı bu gereksinmeleri karşılamak için olağanüstü yollara başvurdu: Bunlar Milli Korunma Yasasının düzeltilerek sürdürülmesi, Varlık Vergisi, Toprak Mahsulleri gibi olağanüstü önlemlerdir. İkinci Dünya Savaşı başladığında yukarıda da belirtildiği gibi Türkiye’nin ekonomisi zaten yetersizdi. Savunma giderleri olağanüstü artmıştı. Zaten yetersiz olan ekonomi savaşın da etkisiyle çok kötü bir durum gösteriyordu. İhracat ve ithalat geriledi. Türkiye I. Sanayi Planını 1933 yılında uygulanmaya başlamıştı, ancak 1938’de uygulamaya başlanacak olan II. Beş Yıllık Plan askıya alınmak zorunda kalındı.” (Age.s,253)

TERSİ-DÜZÜ

Hazırlayan: Emine DÖLEK

Özdemir

İNCE

oince@aydinlikgazete.com

Şükrü Saracoğlu, Fenerbahçe ırkçılık ve Varlık Vergisi (9)  Savaş nedeniyle askere alınan genç nüfus, tarımda üretim düşmesine neden olmuştu. Bir kısır döngü söz konusuydu, şöyle ki: Sınırları korumak için genç askere gereksinim vardı, ancak vatanı korumak için sınırlara gönderilen genç nüfus tarlada çalışmadığı için tarımsal üretim de düşüyordu. Savaş nedeniyle dışarıdan buğday ve gıda maddesi ithal etmek olanaksızdı. 1939’da 4.2 milyon ton olan buğday üretimi, 1942 yılında yarıya 2.2 milyon tona geriledi. Bunun yanında asker için ilave olarak buğday stoklanması da gerekiyordu. Hükümet, israfın önüne geçmek ve adaleti sağlamak amacıyla 19 Aralık 1941’de, Dr. Refik Saydam’ın Başbakanlığı döneminde ekmeği İstanbul’da karneye bağlamıştı. 1942 yılı Ocak ayından itibaren bu durum bütün Türkiye’ye yayıldı. Nüfus başına 300 gram ekmek veriliyordu. Gerçi, Başbakanlığa gelen Saracoğlu, Refik Saydam hükümetinin bazı ekonomik programlarını, özellikle başarılı olmayan Milli Koruma Kanunu uygulamalarını yumuşatmıştı,

ancak ekonomik sıkıntılar sürüyordu.

Bütçenin durumu Saracoğlu döneminde, devlet bütçesinin durumuna bakmalıyız: 1942 bütçesinde en yüksek gider kalemi, doğal olarak Milli Savunma giderleriydi. 1942 yılı bütçesinde bu kalem bir yıl öncelerinden 27 milyon lira fazla ile 101 milyon TL’ye çıkmıştı. (Age.s.254)

Ekmekten kısarım mektepten kısmam Bir yıl önceye göre giderleri büyük oranda artan öteki Bakanlık ise, Hasan Âli Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığıydı. Onun bütçesi de 19 milyon TL’den 27 milyon TL’ye çıkarılmıştı. Bu para ile özellikle Köy Enstitüleri ve meslek öğretim hamleleri yürütülüyordu. Bunun özeti, halkın eğitilmesine, köyün eğitilmesine ve Köy Enstitülerine verilen önemdir. Gerek Cumhurbaşkanı İnönü gerek Başbakan Saracoğlu için eğitim, savaş içinde bile en önemli konuydu. Saracoğlu İnönü’ye

danışarak şöyle demişti: “Ekmekten kısabiliriz ama mektepten kısamayız.” (Age.s.255)  Bütün bunlar olurken Mersin, Mahmudiye Mahallesi, Bozkurt (Hastane) Caddesi, Büyük Çıkmaz Sokak’taki sokağı tıkayan evde, eşek arısı sürüsü başımdan soktuğu için, beyin humması hastalığı yüzünden komada yatmaktayım. Dokuz ay sonra uyanacağım, yürümeyi yeniden öğreneceğim. Evlerin camları mavi ya da siyaha boyanmış. Tayyareler görmesin diye. Arada sırada canavar düdüğü (siren) çalıyor. Tehlikeyi haber vermek için. Yitirdiğim nüfus kağıdımda ekmek karnesi ve Sümerbank’ın kaput bezi, pazen mührü var. O yılları yaşadım ben. 1943 yılında Kayatepe İlkokulu’nda okula başladım. Öğretmenimin adı Sıdıka Bediz’dir. O yıllarda, kimsenin şemsiyesi, paltosu, yağmurluğu falan yoktu. Ayakkabılarımızın altına pençe üstüne pençe yapılırdı, kabara çakılırdı. Kabara at nalı çivisine benzer bir şeydir. Beton ve taş üzerinde gıcırdar. Savaş dolayısıyla Deniz Harp Okulu Mersin’e taşınmıştı. Sokaklarda, henüz devlet kuramamış, Filistin’e geçmek için bekleyen Avrupalı Yahudi göçmenler vardı. 1948 yılında Birleşmiş Milletler kurulduğu zaman Halkevi’ne (şimdiki Opera-Bale binası) götürdüler bizi. Çok iyi anımsıyorum. Ama II. Dünya savaşının bittiği güne dair en küçük bir görüntü yok gözümün önünde. O günleri ben de yaşadım. Nankörlük eden iftiracılardan hesap sorarım! (Devam edecek).

‘PARİS CİNAYETİNİ MİT’İN YAPTIĞINA İLİŞKİN SES KAYITLARI ÇELİŞKİLİ’

BDP, Hakan Fidan’ı temize çıkardı

 AYDINLIK / ANKARA Salih Müslim

Müslim: 2’nci Cenevre toplantısına katılmayacağız



PKK’nın Suriye kolu PYD’nin Eşbaşkanı Salih Müslim, ANF’ye yaptığı açıklamada Suriye’de çözümün konuşulacağı 2’nci Cenevre toplantısına katılmayacaklarını söyledi. Müslim, Paris’te düzenlediği “Cenevre öncesi Rojava ve Suriye’deki durum” konulu basın toplantısında, Kürt sorununun çözümünün ele alınmadığı bir toplantının ikinci bir Lozan olacağını ifade ederek, “Kürt sorununun çözümü tartışılırsa katılacağız” dedi. ANF’nin haberine göre Müslim, mevcut muhalefet tüm Suriye halklarının iradesini temsil etmediğinden, Kürtlerin Suriye muhalefeti içerisinde Cenevre-2 konferansında temsil edilemeyeceklerini ileri sürdü. ABD ve Rusya ile görüştüklerini söyleyen Müslim, Ruslar başta olmak üzere görüştükleri bütün kesimlerin, “Kürt sorununu şimdi gündeme getirmeyin. Başka toplantılara kalsın” önerileri yaptığını belirterek, “Cenevre konferansı bize göre sadece bir şov olacak ve hiçbir sorunu çözmeyecektir” diye konuştu.

‘Ala, PKK ile görüşmelerde yeni temsilci mi?’  AYDINLIK / ANKARA



MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığına PKK ile görüşmeleri yürütmek için getirilip getirilmediğini sordu. Türkan, Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Hükümetin Akil Adamı Muhsin Kızılkaya, PKK ile görüşmeleri bire bir Ala’nın sürdürdüğünü söylemiştir” dedi. Türkkan, Başbakan’dan şu soruları yanıtlamasını istedi: “Hükümet’in Akil Adamı Muhsin Kızılkaya’nın sözlerinde bahsettiği PKK ile görüşmeleri yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bire bir sürdürdüğü doğru mudur? Efkan Ala terör örgütü PKK ile görüşmeleri sürdüreceği düşünülerek mi bu göreve getirilmiştir? Akil Adam Muhsin Kızılkaya, PKK ile başlatılan barış sürecinin bundan böyle daha ciddi olarak yürüyeceğini öne sürerek neyi kastetmiştir? Hükümet’in başlattığı süreç bundan sonra nasıl işleyecektir, bu aşamada görevlendirilen Akil Adamlar’a verilen görev devam edecek midir?”

B

DP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Paris’te öldürülen üç PKK’lı kadını MİT’in öldürdüğüne ilişkin ifadelerin yer aldığı ses kayıtları konusunda şüpheleri olduğunu söyledi. Demirtaş, “Ömer Güney Türkiye ile bağlantılıdır. MİT içerisinden bir kanatla da bağlantılı olabilir. Destek almadan yapması imkansızdır. Ama bu mevcut müsteşarın bilgisi dahilinde yapıldı mı? Bu konuda emin değiliz. Bilmiyoruz” dedi.

‘Ses kayıtları çelişkili’ Demirtaş, bir gazetecinin “Paris cinayetiyle ilgili konuşmalar var. İşin içinde MİT’in olduğu belirtiliyor” sorusuna Demirtaş şu yanıtı verdi: “Paris cinayetiyle ilgili ses kaydının, kendi içinde bazı çelişkileri var. Biz de detaylı bir şekilde ince-

ledik. Ses kaydının Ömer Güney’e ait olduğu kesin. Ama ses kaydının yazılımlarında yönlendirmeler var. Ortada bir Sakine Cansız planlaması görüşmesi yok ses kaydında. Görüşen kişilerin MİT elemanı olup olmadığı da belli değil. Cezaevinde kendisine sahip çıkılıyor. Kendisi cinayeti itiraf etmemiş. Durumu gayet iyi iken bu kaseti kim yayınlar. Bu operasyonlarının gündemde olduğu, MİT tartışmasının yaşandığı bir ortamda doğrudan Paris cinayetini MİT yaptırdı dedirtmeyi hedefleyen bir görüntünün yayınlanması bizde şüphe uyandırdı. Yine de tabi sorgulanması gerekir. MİT ile ilişkisi var mı yok mu? Ömer Güney, Türkiye ile bağlantılıdır. Mümkündür, MİT içerisinden bir kanat ile de bağlantılı olabilir. Ama bu mevcut müsteşarın bilgisi dahilinde yapıldı mı? Bu konuda biz emin değiliz. Bilmiyoruz” dedi.

devirmeye yönelik hiçbir girişimin yanında, arkasında olmayız. Bir başbakan yolsuzluk nedeniyle hırsızlık nedeniyle istifa ediyorsa o kendi bileceği iştir. Yada bu sebeplerle başbakan oy kaybetti, sandıkta devrildi, bu da darbe olmuyor” ifadelerini kullandı.

Öcalan’ın selamından sonra Cemaat ile temas yok

Selahattin Demirtaş

‘Hükümeti devirme girişiminin yanında olmayız’ BDP’nin “Başbakanı yedirmeyiz” söylemi ile ilgili bir başka soru üzerine Demirtaş, “Biz başbakanı yedirmeyiz tavrı içinde değiliz. Ama darbe olarak sezdiğimiz ve demokrasi dışı, sandık dışı başka yöntemlerle hükümeti

Bir gazetecinin “Görüşme süreci başladığında Abdullah Öcalan’ın Gülen’e bir selamı vardı. Bu son süreçte Cemaat ile resmi veya gayri resmi temasınız oldu mu?” sorusuna da Demirtaş, “Yok, yok. Hiçbir yerde doğrudan, dolaylı resmi, gayri resmi temasımız olmadı. O dönemde şu vardı: barış sürecini destekleyecekse bundan memnun oluruz. Cemaat’te barışa destek verecek herkes de bizi memnun eder” dedi.

Hakan Fidan

Gates: TSK’ya çıkın dedim, çıktılar ‘ABD Eski Savunma Bakanı Gates, TSK’nın 2008’de Irak’ın kuzeyine düzenlediği sınır ötesi operasyonun derhal durdulması ve Türk askerinin çekilmesi için Ankara’ya mesajı kendisinin ilettiğini yazdı

A

BD’de Bush döneminin son Savunma Bakanı Robert Gates, anılarını kaleme aldığı kitapta, TSK’nın 21 Şubat 2008’de kuzey Irak’taki PKK kamplarına düzenlediği kara harekatıyla ilgili dikkat çekici bilgiler verdi. Gates, o dönemi şöyle anlattı: “Kürt teröristlerin sınırı geçerek Türk yetkilileri, askerleri ve polisleri öldürmesi büyük problem yaratıyordu. Buna çözüm bulmalıydık. Türkler Irak’ın bu sızmaları engellemesini istedi ama Bağdat, Irak Kürdistan yönetiminin aktif desteği olmadan bu konuda çaresizdi. Türkler, sınır bölgesine birçok kara ve hava saldırısı düzenlediler ve durum giderek kontrolden çıktı. Petraeus, Türkler’in bu tür saldırıları yapmadan önce bize haber vermesi konusunda ikna için çok uğraş verdi ama Türkler’in uyarıları gelişigüzel ve genelde saldırılardan

TSK’nın 21 Şubat 2008’de Irak’ın kuzeyine düzenlediği sınır ötesi operasyon 29 Şubat’ta, Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı birliklerin Türkiye sınırlarına çekilmesiyle son bulmuştu.

Robert Gates sonra oldu. Türk saldırılarının bir kısmı İran sınırına çok yakın bölgelerde gerçekleşti. İranlılar tepki olarak savaş uçaklarını kaldırdı. En büyük korkumuz İranlılar’ın

Türk ve Amerikan uçaklarını ayırt edememeleriydi.

PKK’ya ABD desteğinin kanıtı “2008’in Şubat ayı sonunda,

Ankara ziyaretimden hemen önce geniş kapsamlı bir sınır ötesi kara harekatı başlattılar. Türk hükümeti teröristlere karşı daha agresif bir tutum takın-

madığı için içeride çok eleştiriliyordu. Buna rağmen benim getirdiğim mesaj operasyonun derhal durdurulması ve Türk askerlerinin sınırın Türkiye tarafına geri çekilmesiydi. Benimle birlikte Türkiye’ye gelen Amerikalı gazeteciler yaptığım görüşmelerden sonra ‘Türkler mesajı aldı mı?’ diye sorduklarında, ‘Evet aldılar. Çünkü onlara bunu 4 kez tekrarladım’ diye cevap verdim.” Türk askerleri Gates’in ziyaretinden sonra, 29 Şubat’ta Kuzey Irak’tan çekilmişti. AKP Hükümeti yetkilileri ve dönemin Genelkurmay Başkanlığı, ABD istediği için değil, operasyonda hedeflere ulaşıldığı için çekildiklerini açıklamıştı. Gates ile birlikte ABD Başkanı George Bush da çok sert ve diplomatik usüllere uygun olmayan bir açıklamayla TSK’nın derhal çekilmesini istemişti. Bush ve Gates’in girişimleri, PKK’ya ABD desteğinin kamuoyuna yansıyan bir başka açık kanıtı olmuştu.


Hazırlayan: Emine DÖLEK

ÖNCE ATADILAR 1 AY GEÇMEDEN GÖREVDEN ALDILAR

Mehmet Ali

Bir gecede 500 polis görevden alındı

GÜLLER

maliguller@aydinlikgazete.com

1 gladyo, 3 paralel devlet

F

Cemaat’e yönelik Emniyet’te başlayan temizlik operasyonunda büyük bir hamle yapan hükümet, dün gece 500 emniyet görevlisinin görev yerini değiştirdi. Daha önce kendi atadığı müdür yardımcılarını da görevden aldı

E

mniyet’te Cemaat’e yönelik başlatılan temizlik operasyonunda dün Ankara’da 6 Emniyet Müdür Yardımcısı görevden alındı. Görevden alınan 3 Emniyet Müdür Yardımcısı rüşvet yolsuzluk operasyonunun hemen ardından göreve getirilmişlerdi. Ankara Emniyet Müdür Yardımcıları Arif Canlı, Hasan Karaca, İbrahim Çapan, İbrahim Pala, Savaş Demirel ve İsmail Özyardımcı görevden alınarak Elmadağ’daki

polis okuluna gönderildi. Dün gerçekleştirilen görevden almalar sonucu başta Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi (KOM) olmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’nde (EGM) bir gecede 500 kişinin görev yeri değiştirildi. EGM’de dün geceyarısı gerçekleştirilen görevden almalarda KOM Daire Başkanlığı’nda Şube Müdürleri Mikail Uçak, Serkan Gürkan, Nadir Koçak, Tarkan Şahin, Adem Şahin ve İsmail

Çakır görevden alındı. Asayiş, Personel, Güvenlik Daireleride dahil birçok şube müdürü, amir ve memurun görev yeri değiştirildi.

Bilgisayarlar kilitlendi Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki çok sayıda personelin görev yeri değiştirilmesi üzerine nerede görevlendirildiklerini öğrenmek isteyen emniyet personeli, aşırı yüklenme nedeniyle bilgisayarları kilitledi.

HÜKÜMETE YAKIN AKŞAM GAZETESİ’NDEN TSK’YA TERTİP İTİRAFI

Paralel yapıyla mücadele edenleri Balyoz’la aldılar C

emaat - AKP savaşı devam ederken hükümete yakın yayın organlarında çarpıcı haberler yer almaya başladı. Akşam gazetesinde yer alan haberde Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) çalışan bir albayın Cemaat aleyhine yaptığı açıklamalara yer verildi. Albayın iddiasına göre GATA’da çalışan ve Cemaat’e mensup olduğu belirlenen asistan, komutanların bilgilerini bilgisayardan kopyaladı. Haberde paralel yapıya mensup çok sayıda asistan ve üst düzey rütbeli askerin olduğunun tespit edildiği iddiasına yer verilerek “Balyoz’da her şey kurguydu”

ifadeleri kullanıldı.

‘9 numaralı CD’yi masada unuttular’ Gazetede ismi açıklanmayan albayın şu sözlerine yer verildi: “Yıllarını paralel yapıyla mücadele etmek için geçiren kişiler Balyoz adındaki bir davayla bir araya getirildiler. Bu kişilere operasyon yapıldı. Balyoz’dan yargılanan kişilere bakın, hepsi geçmişinde bu yapıyla mücadele etmiş kişilerdir. Balyoz’daki bütün olay kurmaca bir senaryoydu. Kendisine gazeteci diyen bir kişi bavulla belgeleri savcıya getiriyor. Bu bavuldan CD’ler çıkıyor. Bu CD’ler bir gün ön-

ceden masaya diziliyor. CD’lerin hepsi eski ancak 9 numaralı CD’yi o masada unutuyorlar. Ertesi günü kamerayla tespit yapacaklar. Kamerayla içeri girdiklerinde bunu fark ediyorlar. CD’yi kabından çıkarıyorlar. Kabı masada boş kalıyor. Çünkü CD’nin çok yakın tarihli olduğu belli oluyordu.”

‘Talepler adli emanette’

Mahkeme kararı savcı yazısı ile değişir mi?

Hilmioğlu için AYM’ye gidilecek  OLCAY KABAKTEPE / ANKARA

F

 AYDINLIK/ANKARA



CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı da kapsayan soruşturmada verilen tedbir kararlarının kaldırılmasını TBMM’ye taşıdı. Acar, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ve Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı da kapsayan soruşturmada, mahkemenin verdiği tedbir, gözaltı ve yakalama kararlarının yerine getirilmediğine dikkat çekti. Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir durum olmadığını kaydeden Acar, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılğı’nca yürütülen Gürkut Acar 2012/656 nolu soruşturma dosyası ile ilgili verilen yakalama, gözaltı ve tedbir kararlarının uygulanmaması ile ilgili bir inceleme ya da soruşturma yapılmış mıdır? Yapılmamış ise gerekçesi nedir? Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi yaptırım gerektiren bir durum değil midir?” diye sordu.

Mahkeme tedbir kararları geciktirildi Mahkemenin, mal varlıklarına tedbir-el koyma kararlarının da 7-8 gün gecikmeli olarak uygulanmasının gerekçesini soran Acar, “Bu gecikmenin sorumlusu kimlerdir? Bu kişiler hakkında bir işlem yapılmış mıdır? Yapılmamış ise gerekçesi nedir? Mahkemelerin tedbir kararlarının geciktirilmesi bir suç değil midir?” dedi.

Fatih Hilmiğlu

atih Hilmioğlu’nun tahliye edilmesi için ağabeyi ve avukatı olan Hayati Hilmioğlu, bugün Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacak. Aydınlık’a konuşan Hilmioğlu, Mustafa Balbay tahliye edildikten 6 gün sonra 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne müracaat ettiklerini hatırlatarak, “Mahkeme’de bu konuda yetkisinin bulunmadığını bildirdi. Mustafa Balbay’a yetkili olan mahkeme bize ve İlker Başbuğ’a bu yönde karar verdi. Biz de bu kararı aldıktan sonra hazırlığı-

mızı yaptık ve başvuruda bulunacağız” dedi. Bugün yapılacak olan başvuruda, uzun tutukluluk süresi, hak ihlali, hukuk dışı elde edilen deliller ve sağlık konusunu dilekçelerine eklediklerini kaydeden Hilmioğlu, “Mustafa Balbay’a verilen tahliye kararı ile Diyarbakır’da verilen karar emsal teşkil etmeli. Bizimki ivedilikle incelenmeli. 1 gün dahi Cezaevi’nde kalmanın tahammül edilebilir tarafı kalmadı. Bu mahkemelerin bir örgüt çerçevesinde olduğu, talimatla hareket ettiği ortaya çıktı. Verilen kararların hiçbir hukuki geçerliliği yoktur. Bu mahkemelerin mahkeme sıfatları da kalmamıştır. Bunlar göz önüne alındığında aynı durumda olan 300’ün üzerinde vatandaş var. Bunların hepsinin tahliye edilmesi lazım. Hukuksuzluk varsa hemen çözülmelidir. Çözüm yolu çok basittir. Metin Feyzioğlu’nun önerileri de çok doğrudur. İlk adımda bu mahkemelerin yeniden yargılama yapmaması gereklidir” diye konuştu.

İzmirliler Adli Tıp’a siyah çelenk bırakacak

Fatih Hilmioğlu’nun tahliyesi için ilk adım

İzmirliler bugün saat 13.00’te, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu için Adli Tıp Kurumu önüne siyah çelenk bırakacak. ADD İzmir Şubeleri, ÇYDD, CUMOK, Vardiya Bizde Platformu ve 68’liler Birliği ortak bildiri yayımlayarak ‘vicdanı aydınlık’ tüm yurttaşları Bayraklı Adliyesi D1 Blok önüne çağırdılar. Açıklamada şöyle denildi: Saat 13.00’te Hilmioğlu ve herkese hukuk, adalet, sağlık ve insan hakları için çoğalıyor, karanlık ve utanmaz vicdanlar için siyah çelenk bırakıyoruz. Gören, duyan, insan olan tüm yurttaşları basın açıklamamıza çağırıyoruz.”

Ergenekon davası kapsamında 5 yıldır tutuklu bulunan Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu’nun tahliyesi için adım atıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sorunun çözümü için devreye girdiği iddia edildi. Af yetkisi bulunmayan Gül’ün, tutuksuz yargılama için ilgililere “Bir çare bulun” talimatı verdiği belirtildi. Fatih Hilmioğlu’nun kardeşi ve avukatı Hayati Hilmioğlu ise tutuksuz yargılama talebiyle bugün Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacak. Avukat Hilmioğlu, “Uzun tutukluluk, yaşam hakkı, adil yargılama ihlali” gerekçesiyle bugün dilekçe sunarak tahliye talep edecek.

HERŞEYE 3 GÜNDE KARAR VEREN YARGI ERSÖZ’E KAYITSIZ

‘Mahkeme cinayet işlemekte kararlı’  ÖZGE YEŞİLDAĞLI

E

rgenekon davası kapsamında tutuklu yargılanan ve hakkında hüküm verilen Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün sağlık durumu her geçen gün daha ciddi bir hal almaya başladı. Ersöz’ün avukatları Osman Aydın Şahin ve Hulusi Coşkun, Anayasa Mahkemesi’nin tahliye taleplerini reddet-

mesine ilişkin Aydınlık’a değerlendirmede bulundu. Levent Ersöz’ün tutukluluğunun azami süreyi doldurdurduğunu belirten Şahin şunları söyledi: “Adli Tıp Raporu ile yaptığımız başvuruyu mahkeme reddetti. 2012-2013’te de enfeksiyonun önlenemediği ve bu nedenle ölüm riskinin bulunduğuna dair raporumuz var. Bu rapor dikkate alınmadan tutukluluk devam ediyor. Bu tutukluluk

ethullah Gülen’in kasetinin yayımlanması, kasetlerin tek sorumlusunun cemaat olmadığını ortaya koydu. Açık ki her iki taraf da birbirini dinliyor, gözetliyor, kaydediyor. Gülen’in kasetinin ortaya koyduğu bir başka gerçek ise ona çizilen “Ağlayan, hoşgörülü din adamı” profilinin ne kadar sahte olduğudur. Konuşulanlardan anlaşılmaktadır ki, Gülen hem bir holding CEO’sudur hem de istihbarat servisi gibi çalışan örgütünün baş istihbaratçısıdır! Konuşulan Uganda rafineleri, ortaklıklar, bankalar gibi konular ise Mafya-Galdyo-Tarikat sisteminin nasıl çalıştığını ortaya koyması bakımından öğreticidir.

AK-Devlet de paraleldir Evet, PKK ve AKP’nin isimlendirdiği şekliyle cemaat, Gülen’in ses kaydına yansıyan yönetme şeklinde de görüldüğü gibi bir paralel devlettir! Peki, cemaat paralelse AKP nedir? AKP için paralel olmayan, normal devlet, gerçek devlet gibi nitelemelerde bulunabilir miyiz? Yargının peşindeki kişileri saklayan, koruyan, hatta onlar adına yasa çıkaran bir iktidarın devleti nasıl bir devlettir? İstemediği adreslere operasyon yapan kolluk kuvvetlerini tasfiye eden bir iktidarın devleti nasıl bir devlettir? Bugünü bırakıp düne dönerek soralım: Ordusuna kumpas kurulan bir davanın savcısı olan, o davaya özel mahkeme kuran bir başbakanın yönettiği devlet, nasıl bir devlettir? AKP’nin devleti de paraleldir!

PKK de AK ve F’ye paralel

“Ben dahil bu davada yargılanan diğer kuvvet komutanları da dilekçeler yazmaya başladık. Davadaki hukuksuzlukları tek tek sıralayarak bir takım taleplerde bulunduk. Ancak savcılığa gönderdiğimiz talepler adli emanette çıktı.”

KANSER HASTASI BİLİM ADAMI HALA CEZAEVİNDE SORUŞTURMADA GARİP KARARLAR

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

UFUK ÖTESİ

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

hem adaletsizlik hem de cinayettir. BDP’liler için 3 günde karar veren mahkeme Ersöz’ü hala bekletiyor. Mahkeme, cinayet işlemekte kararlı.” Hulusi Coşkun ise şunları ifade etti: “Anayasa Mahkemesi’ne insan onuruna yakışır şekilde ve makul sürede yargılamalar ile ilgili başvuruda bulunduk. Bireysel başvuru süreci devam ediyor. Mahkeme yoğun ve yargılamada tıkanıklık sözkonusu.”

Levent Ersöz

Ya PKK? Öcalan’ın siyasete etkisi ve PKK’nin Türkiye’nin bir bölgesinde otorite olmasıyla birlikte düşünüldüğünde, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın şu sözleri çok şeyi açıklamaktadır. “Başbakan daha fazla otoriterleşerek paralel devletle mücadele etmek istiyor. Bu yeni bir paralel devlettir, AKP paralel devletidir. Yani cemaatin paralel devleti yerine AKP’nin paralel devletinin inşası demektir. Bu tehlikeli bir durumdur. Süreci de ortadan kaldırabilir. Her iki ‘paralel devlete’ alternatif ise, HDP-BDP güç birliğidir.” (ANF, 13 Ocak 2014) Bu söz AKP’nin de, PKK’nin de, cemaatin de “paralel” olduğunu ortaya koyuyor. Üçü de Gladyo’nun bileşenidir ve birbirine paraleldir! Örneğin Paris cinayeti bu paralellik durumunu yansıtmaktadır:

Paris’te gladyo iç çarpışması PKK’li üç kadını kim öldürdü? Bakın bu sorunun “gerçek” yanıtı, belki de son 10 yılın en önemli olaylarını açıklayacaktır. Normalde şehrin göbeğindeki bu cinayetlerin üstelik bu teknolojik imkânlarla bir haftada çözülmesi gerekirdi. Ancak bir yıl geride kaldı ve Fransa çözmüyor, Türkiye’deki taraflar da birbirini suçluyor. Öcalan’a ve BDP’ye göre Paris cinayetleri paralel devletin, yani cemaatin işi. AKP çevreleri de aynı adrese işaret ediyor ve Oslo mutabakatının sızdırılmasıyla benzerliğine dikkat çekiyor. Ancak cinayetin zanlısı Ömer Güney’in servis edilen bir kaseti ile Paris cinayetinin arkasında MİT’in, dolayısıyla AKP’nin olduğu mesajı verilmeye çalışılıyor. Öte yandan PKK’nin yayın organı Roj TV’nin Yayın Yönetmeni Amed Dicle tarafından önceki gün sosyal medyada servis edilen bir belgeyle de bu algı güçlendirilmeye çalışılıyor. 18 Kasım 2012 tarihli bu MİT belgesi, Öcalan ile PKK’nin en azından bir kanadını da faile işaret bakımından karşı karşıya getiriyor. Uzatmayalım ve bu karışık tablonun kaynağına işaret edelim: Paris cinayeti, tıpkı AKP-cemaat çatışması ve AKP-PKK ortaklığı ile PKK’de kırılma yaşanması gibi Gladyo içi bir mücadelenin yansımasıdır. Tam olarak aydınlanabilmesi, üç paralel devletin yıkılıp, yerine devrimci cumhuriyet devletinin inşa edilmesiyle mümkün olabilecektir!


Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ROTA

HUKUK FAKÜLTESİ DEKANLARI: Doğu PERİNÇEK dperincek@ip.org.tr

Milat: Çemberi yardık

A

Hapiste bir dakika daha kalmaları utanç verici

İHM’nin Ermeni Kararı üzerine en doğru saptamayı Dışişleri Bakanlığı yaptı. Hem de tek sözcükle: Milat! Buradaki Dışişleri Bakanlığı Abdullah Gül’ün, Davutoğlu’nun bakanlığı değil. Orda bir birikim, bir gelenek var. Tevfik Rüştü Araslardan gelen Cumhuriyet geleneği, Cumhuriyet’in kurumlaşması! Bu konuya ilerde gireriz. Şimdi soru niçin Milat?

Aydınlık’a konuşan Hukuk Fakültesi dekanları, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dile getirdiği ‘kumpas’ iddialarının dikkate alınarak, Ergenekon ve benzeri davalarda yargılananların derhal tahliye edilmesi gerektiğini söyledi

Niçin Milat?

 İSTİHBARAT SERVİSİ

Biliyorsunuz, milat Arapça kökenli bir sözcük, doğum günü anlamına geliyor. Başka deyişle karanlığın sonu. Yeni bir döneme giriyoruz. Bir başlangıç! 1980’lerde başlayan karanlıktan çıkıyoruz. 34 yıl az değil.

Çembere alınan Türkiye Türkiye Çembere alındı bu dönemde. O çemberin halkaları var: Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs’tan gelen tehdit, ABD’nin Irak’ı işgali ve Suriye’yi bölme girişimi, mafya ekonomisi, sıcak para kıskacı, Haçlı irtica, Fethullahçı Gladyo! Bunlar, Türkiye’yi kuşatan zincirin halkalarıdır. Kuşatanlar biliniyor. İç cephedeki “enstrümanlar” da biliniyor. Bu kuşatmayı 1990’lardan beri şema olarak da çizdik.

H

ukuk Fakültesi dekanları ve ceza hukukçuları uzun tutukluluk süreleriyle ilgili Aydınlık’a konuştu. Dekanlar, Başbakan Tayyip Erdoğan ve çok sayıda hükümet yetkilisinin dile getirdiği ‘kumpas’ iddialarının dikkate alınarak, Ergenekon ve benzeri davalarda yargılananların derhal tahliye edilmesi gerektiğini vurguladı. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularda da ‘kumpas’ iddialarının dikkate alınması gerektiği ifade edildi.

‘Mahkeme kararları keyfiyete gidiyor’ Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu: Bu kadar başta Başbakan olmak üzere çok sayıda kişinin suçsuz yere hapiste

Çemberi ‘Ermeni soykırımı’ndan yardık Atlantik emperyalistleri Türkiye’yi AB kapısına bağlamışlar ve orada çembere almışlardı. Ekonomik tehdit, Ortaçağ’da boğma ve bölme tehditleri, aslında tek bir cephedir. Türkiye bu kuşatmayı bir yerden yaracaktı; Ermeni soykırımı tehdidinden yardı. Kuşatma o cepheden kırıldı. Milat denen olay budur.

İşçi Partisi’nin önderliği Milletimiz bu çember yarma harekâtını İşçi Partisi önderliğinde başardı. Niçin İşçi Partisi önderliğinde? En başta, doğru program: Kemalist rejimi tamamlamak, Türk Devriminin 150 yıllık programı. İkincisi, doğru strateji: İşçi Partisi emperyalizme ve Ortaçağ gericiliğine karşı mevzilendi. Hedef Milli Hükümet. Temel güç: İşçi ve köylüden, esnaf ve milli sanayiciye kadar milletin gücü. Üçüncüsü: Türkiye’nin en sağlam teşkilatı. Arkamızdaki on yıllara ve özellikle şu Ergenekon-Balyoz tertipleri dönemine bakın, Türkiyemizin en sağlam, en dirençli, en akıllı örgütü İşçi Partisi’dir. Diğer milli örgütlerimizi ayağa kaldıran, cepheye kazanan da İşçi Partisi olmuştur. Bunu milli kurum ve örgütleri mensupları görmektedir.

Bu daha başlangıç! Bizi kuşatan cephe yarılmıştır. Biz şimdi çemberden çıkarak, Türkiye’nin düşmanlarını kuşatacak ve bütün cephelerde kesin zafer kazanacağız. Sırada bölücü terör ve ABD’nin “Kürt koridoru” girişimi var. Türkiye+Suriye+Irak+İran+Azerbaycan+Rusya: Haritaya bakın, ABD emperyalizmi kuşatılmıştır. Şimdi kuşatma sırası bizdedir. Çemberi hızla tamamlayacağız. Türküyle Kürdüyle bütün Türk milletinden yetki istiyoruz. Kürt meselesini de aynı Ermeni meselesi gibi halka dayanarak ve İşçi Partisi’nin sağlam ve akıllı önderliğiyle çözeceğiz. Sıcak para diktasına, mafya ekonomisine, Ortaçağ ilişkilerine son vereceğiz. Doğu Akdeniz’e barış ve güvenlik getireceğiz.

Milattan sonra Bu daha başlangıç! Çemberi yardık! Tanyeri ağarıyor. Tam Miladın göbeğindeyiz. Öncüleri İşçi Partisi’nde göreve çağırıyoruz. Milletimize sesleniyoruz: İşçi Partisi’ne güvenin! Toplanın! Birleşin! Türkiye’nin ufku açılmıştır. Türk Milleti bağımsızlık, Özgürlük, aydınlık, esenlik yoluna girmiştir! Bundan sonrası, Milattan sonradır.

yattığı itiraf edildikten sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas yapıldı diye en üst makamlarda görevli kişiler ifade ettikten sonra, artık bu kişilerin hapiste bir saniye daha kalması utandırıcı ve Türk Hukuk Sistemi açısından fevkalede üzücüdür.

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararları bizi bağlıyor. AYM son olarak Türkiye’de uzun tutukluluk süresinin en fazla 5 yıl olabileceğine karar verdi. Bu ölçüyü göz önüne alarak Mustafa Balbay’la ilgili kararında tutukluluk

süresinin uzun olduğunu tespit etti ve Balbay bu karar neticesinde tahliye oldu. Aynı şekilde KCK’dan tahliyeler oldu. Milletvekilleri AYM’nin bu içtihadı doğrultusunda tahliye edildi. Sıradan vatandaşlar bakımından da bu kadar uzun tutukluluk süresi sözleşmeye aykırıdır. Tutukluluk bir tedbirdir. Eğer kaçma şüphesi yoksa, deliller toplanmışsa tutuksuz yargılanması asıldır. AYM’nin Balbay hakkındaki kararından sonra diğer sanıklar hakkında da derhal tahliye kararı verilmelidir. Mahkeme kararı keyfiliğe doğru gidiyor, ileride bu hakimler bundan sorumlu tutulabilir, tutulmaları da gerekir. Bu tespitler varken yasalarda, artık bu görevi ihmali de aşar ve hukuki sorumluluklar doğar. ‘Milli orduya kumpas yapıldı’ demek çok ciddi bir iddiadir. Bunu söyleyen de önemli bir kişidir. Adalet Bakanlığı yapmış Mehmet Ali Şahin Yargıtay’da talimat alan hakimler olduğunu söylüyor. Yetkili kurumların bu söylediklerini somutlaştırması lazım. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na büyük görevler düşüyor. Bütün dile getirilen iddiaları

araştırmalıdır. AYM’nin yeni içtihadı karşısında bu insanlar derhal tahliye edilmelidir ve normal mahkemelerde yeniden yargılanmalıdır. Çözümün mevcut hukuk sistemi içerisinde çözüleceğini düşünüyorum.

‘Mahkemeler tahliye kararı vermeli’ Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret Güven: Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda uzun tutuklamanın adil yargılanma hakkına aykırı olduğu tespit edildi. Artık mahkemeler tahliye kararı vermek zorunda. Şu an bir kargaşa yaşıyoruz. Mahkemelerin, Anayasa Mahkemesi’nin uzun tutuklulukla ilgili tespiti dışında bir uygulama yapması mümkün değildir.

SİLİVRİ’DEN UZUN TUTUKLULUK MESAJI:

Yolsuzluk örtülecek diye bizim üzerimiz örtülmesin  ZİHNİ ERDEM / ANKARA

S

ilivri Cezaevi’nde kanserle boğuşan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, hastaneye kaldırılmadan önce kendisini ziyaret eden CHP milletvekilleri aracığıyla, “Tahliyeler ve yeniden yargılanmalarla ilgili yolsuzluk unutulacak diye bizim üzerimizi örtmeyin. Yolsuzluklar konuşulmalı ama biz de özgür olmalıyız, Başbakan ‘kumpas, paralel devlet çete’ dedi. Niye burada tutuluyoruz hala. Önce özgürlüğümüz

sağlansın” mesajı verdi. CHP Cezaevlerini İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri Veli Ağbaba, Muharrem Işık,Rıza Türmen ve Mustafa Balbay, 13 Ocak günü Ergenekon davası kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan isimleri ziyaret etti. Ziyarette gerçekleştirilen görüşmeler bir rapor haline getirildi. Raporda İlker Başbuğ, Fatih Hilmioğlu, Tuncay Özkan, Yalçın Küçük ve Hurşit Tolon’un değerlendirmelerine de yer verildi.

Tek başıma gündeme getirilmemeliyim, bu beni üzüyor. Bir sürü hasta mahpus var. Levent Ersöz tahliye edilse bile 12 ay hastanede yatacak bir mahkum. Rıfkı Durusoy böbrek kanseri. Beyin tümörü olanlar var. Tahliyeler ve yeniden yargılanmalarla ilgili yolsuzluk unutulacak diye bizim üzerimizi örtmeyin. Yolsuzluklar konuşulmalı ama biz de özgür olmalıyız. Başbakan ‘kumpas, paralel devlet çete’ dedi. Niye burada tutuluyoruz hala. Önce özgürlüğümüz sağlansın, sonra nasıl yargılanırsak yargılanırım. Başbakan, ‘İçeride suçsuz yatanlar var’ dedi. Arena Stadı’nı mahkeme salonu yapın, 75 milyon da canlı izlesin.

‘Mahkemelerin uygulamaları anlamsız ve çelişkili’ Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Ceza Hukukçusu Doç. Dr. Barış Erman: 2005’ten sonra uzun tutukluluk süreleri defalarca kanun değişikliğine konu olmasına rağmen, bu tartışmayı düzgün çözecek bir kanun değişikliği hiçbir zaman yapılmadı. Muğlak bir ifade varsa sanığın lehine yorum yapılması gerekir diye bir görüş var. Tutukluluk süresi 7 yıl ya da 5 yıl dahi olsa AİHM’nin uygulamasına baktığınız zaman önemli olan sürenin orantılı bir şekilde uygulanıp uygulanmamasıdır. AİHM 5 yıl, 7 yıl gibi süreleri zaten orantısız olarak görüyor. Önemli olan delilleri toplanınca artık tutuklamaya ihtiyaç olmaması gerekiyor. Ve buna rağmen tutuklamanın devam etmesi veya delillerin iddia makamının veya mahkemenin ihmali neticesinde toplanamamasının da sanığa yüklenmemesi gerekliliği üzerinden tutuklamanın kendiliğinden sonra ermesi lazım. Mahkeme devam etsin ya da etmesin farketmez. Defalarca değişti kanunlar ama hiçbir değişiklik bunu uygulamaya sokmaya yeterli olmadı. Sonuç olarak hala daha uygulamada Anayasa’nın ya da AİHM’in öngördüğü standartlara gelebilmiş değiliz.

‘Karar verildi, biz buradan çıkarız’ Prof. Dr. Yalçın Küçük: Karar verildi, biz buradan çıkarız. Ne sizin gücünüz, ne başkalarının gücü yeter. Karar yukarıdan verildi.

‘Balyoz’da sahte delil var, Ergenekon’da delil bile yok’ Eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ: “Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapacağım. Şimdiye kadar yapmamıştım, düşünmüyordum ama yapmamın doğru olduğuna karar verdim. Yeniden yargılama meselesinde ‘şimdiye kadar niye akıllarına gelmedi’ denmesi, ‘işin hukuksuz olduğunu şimdi mi kabul ediyorlar’ denmesi doğru değil. Hataları düzeltmeliyiz. Artık Yüce Divan’da yargılanmam gerekir. Anayasa bunu emrediyor. Paralel devletin olduğunu Başbakan da kabul etti. Kendi haberi yok muydu hiç? 17 Aralık’ta kendilerine dokunduktan sonra buna karar verdiler. Balyoz’da sahte delil var, Ergenekon’da delil bile yok.”

‘Niye hâlâ içeride tutuluyoruz’ Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu:

Doç. Dr. Barış Erman

‘Önce özgürlüğümüze kavuşmalıyız’ Gazeteci-Yazar Tuncay Özkan: Buradaki insanların mağdur olduğunu herkes biliyor, silahlı terör örgütü üyesi olmadığımızı biliyorlar, onlar da biliyorlar suçsuzuz. Başbakan kendine dokununca kumpas var diyor. Silahlı terör örgütü demek için Danıştay saldırısıve Cumhuriyet gazetesi bombalamalarını buraya bağladılar.

‘5 nolu CD’de ‘kumpas’ bilgileri var’ Emekli Orgeneral Hurşit Tolon: Gizli tanık müessesi yok edilmelidir. Önce özgürlüğümüze kavuşmalıyız, burada çürüyoruz. Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmalı. Yeniden adil mahkemelerde yargılanmalıyız. 6 Aralık 2010’da bulunan 5 Nolu CD var. Bu CD iki yerden çıktı. Birini Mehmet Baransu verdi, diğeri de Gölcük’te çıktı. Donanma Komutanlığı raporunda Poyrazköy davasındaki 5 nolu CD’yi bilirkişi incelesin diyor. Güvenilir biri incelesin, bu CD’de Balyoz ve Ergenekon’un kumpas olduğunu ortaya çıkaracak bilgiler var.

‘Genel başkanımızla Silivri’de toplantı yapmak istiyoruz’



İşçi Partisi Merkez Yürütme Kurulu Daimi Komitesi, Ergenekon tertibi kapsamında 21 Mart 2008’den bu yana Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı ile toplantı yapmak üzere Adalet Bakanlığı’na başvurdu. İşçi Partisi Genel Başkan vekili Hasan Basri Özbey tarafından Adalet Bakanlığı’na verilen dilekçede; “4-6 Ekim 2013 günlerinde Ankara’da toplanan İşçi Partisi 9. Genel Kurultayı Sayın Doğu Perinçek’i oybirliği ile yeniden Genel Başkanlığa seçmiştir. 30 Mart 2014 günü Yerel Yönetimleri Seçimleri yapılacaktır. İşçi Partisi MKK Daimi Komite üyeleri olarak, Genel Başkanımız ile Partimizin seçimlerde izleyeceği politikalar ve diğer parti meselelerimizi ivedilikle görüşmek istiyoruz” denildi.


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

Aydınlık’ın güzergahını duyurduğu iki TIR’da adeta bir orduyu donatacak miktarda silah çıktı. TIR’lar, Cilvegözü’nden Suriye’ye geçtikten sonra yaklaşık 25 ton silahı El Nusra’nın aldığı ortaya çıktı bir TIR’daki malı alıp götürdüler.” Ayrıca diğer TIR’daki malzemenin de bir kısmı yağmalanırken, kalan silahlar Suriye’deki aşırı dinci gruplardan birine verildi.

 CEYHUN BOZKURT

B

iri Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde 1 Ocak 2014 tarihinde yakalanan silah dolu iki TIR’ın içinde bir orduyu donatacak silah çıktı. TIR’ların, Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’nin Bab-Al Hava Sınır Kapısı’na geçtikten sonra TIR’lardan birindeki silahları El Nusra militanlarının aldığı öğrenilirken, diğer TIR’daki silahların da, yine bir aşırı dinci gruba verildiği belirtildi.

Mersin’den yola çıkan TIR’da bir orduyu donatacak silah Aydınlık’ın Türkiye’ye güzergâhını duyurduğu iki TIR’ın içindeki malzemeler ortaya çıktı. Güvenlik yetkilileri ve görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre, TIR’larda adeta bir orduyu do-

Türkmenler geri gönderilmiş 12 Ocak Pazar natacak çapta silahlar bulunuyordu. Buna göre Mersin Limanı’ndan hareket eden iki TIR, 20-25 ton civarında silah dolu yük taşıyordu. Konteynırlarda ağır silahlar da vardı.

Görgü tanıkları: Geldiler ‘Malzeme bizim’ dediler TIR’lar, Aydınlık’ın 12 Ocak’taki haberinde duyurduğu gibi gece geç saatlerinde Cilve-gözü’nden geçiş yaparak, Suriye’deki Bab-

Al Hava Sınır Kapısı’na geldi. TIR’ların gelmesiyle birlikte silahlar adeta yağmalandı. Görgü tanıklarının aktardığı bilgiye göre, TIR’lardan birindeki silahlara Suriye’de terör estiren El Nusra militanları adeta el koydu. Tanıklar Aydınlık’a şu iddiada bulundu: “Geldiler ve ‘Bu malzemeleri İHH’nın gönderdiği haberleri var. Biz onlardan her zaman malzeme alıyoruz. Bunlar da bizim malzemelerimiz’ diyerek

Görgü tanıkları ilginç bir ayrıntıyı da aktardı. TIR’ın yakalanmasından sonra yetkililerin “İnsani yardım Türkmenlere gidiyordu” açıklamalarından sonra Türkmenler teslimatın yapılacağı bölgeye akın etti. Ancak gelen Türkmenler buradan “Bu yardım size değil” denilerek geri gönderildi. Aydınlık, 4 Ocak 2014 tarihli haberinde de Suriye Türkmen Meclisi Başkan Yardımcı Hüseyin El-Abdullah’ın, “Türkmenlere yardım getiren bir TIR yok” açıklamasını birinci sayfasından duyurmuştu.

OPERASYON SONRASI İHH HAKKINDA ÇARPICI SUÇLAMA:

Osman Nuri Gülaçar’ı Başbakan Erdoğan böyle tanıtmıştı.

AKP başkan adayı Gülaçar’ın evi arandı



El Kaide operasyonu kapsamında evi aranan AKP Van Belediye Başkan Adayı Osman Nuri Gülaçar basın toplantısı düzenleyerek sorulara cevap verdi. Evinin önceki gün saat 05.00 sıralarında polisler tarafından arandığını belirten Gülaçar, aramalarda herhangi bir suç unusuruna rastlanmadığını ileri sürdü. Gülaçar, “Daha önce de 2009 yılında asılsız suçlamalarla mağdur edilmiştik. Mağdur edildiğimiz davadan tekrar mağdur edilmek istenmekteyiz. Bu olayın seçim sürecine denk getirilmesi de manidardır” ifadelerini kullandı. AKP’li başkan adayı 15 Ekim 2009 tarihinde Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince El Kaide’ye yönelik operasyonda 16 şüpheli ile birlikte gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. İki ay cezaevinde kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Gülaçar, yargılandığı Van 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde davadan beraat etmişti.

TMK savcılarının korumaları değişti



Van Cumhuriyet Başsacılığı’nın talimatıyla Van merkezli Adana, Gaziantep, İstanbul, Kilis ve Kayseri’de El Kaide örgütüne yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınanların sorguları devam ederken, Van’da Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 10’uncu maddesi ile yetkili 8 savcının koruma polisleri de değiştirildi. Kilis Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Devlet Çıngı ile Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Serdar Bayraktutan da önceki gün görevden alınmıştı

İHH, El Kaide’ye adam topluyor  CEYHUN BOZKURT

S

alı günü 6 ilde yapılan El Kaide operasyonlarında Türkiye’de İnsani Yardım Vakfı olarak bilinen İHH’nın Kilis Şubesi’nin de basılması, gözleri 5 yıldır Türkiye gündeminde yer alan bu örgüte çevirdi. Güvenlik güçlerinin, İHH’nın El Kaide ile ilişkisi bulunduğuna dair bazı somut bilgilere ulaştığı ve operasyonların da bu çerçevede yapıldığı ileri sürülüyor. Aydınlık’ın ulaştığı bilgilere göre, İHH’nın örgüte yardım gönderen bazı görevlilerinin isimleri de güvenlik güçlerinin elinde. Önümüzdeki günlerde bu çerçevede operasyonların devam edilebileceği belirtiliyor.

İHH’ya yönelik suçlamalar İHH’ya yönelik suçlamaların merkezinde El Kaide ve bu örgütün Suriye’deki unsurlarıyla ilişki yer alıyor. İHH Genel Merkezi bu iddiaları redderken, güvenlik birimlerinin aktardığına göre vakfa yönelik suçlamalar şunlar:  Suriye’de cihada gidecek adamların ihtiyaçlarının birçoğunu İHH birimleri sağlıyor. Onlara yardım edenler vs. çoğunlukla İHH gönüllüsü. Derneğin ismi El Kaide faaliyetleri için bir kalkan vazifesi görüyor.  Bütün silah ve gıda yardımı Reyhanlı’nın karşısındaki Atme ka-

sabasında dağıtılıyor. Burası El Kaide unsurlarının kontrolünde. Bölgede İHH görevlileri de bulunuyor.  Hatay, Reyhanlı, Antep, Kilis gibi yerlerde İHH’nın gayri resmi sağlık ocakları bulunuyor. Bu sağlık ocaklarında hafif yaralı militanların tedavileri yapılıyor.  Suriyeli yaralı sivil ve Türkiye’nin resmen tanıdığı grupların militanlarının bu ülkeden alınması için 112 Acil ambulansları gönderilirken, Cihatçı grupların yaralı militanlarını İHH’nın elindeki ambulanslar gayri resmi yollardan getiriyor. Buna örnek olarak 27 Kasım 2013 tarihinde M.A. isimli İHH üyesi ambulans şöförü, İHH ambulansıyla sınırdan silah geçirdiği iddiasıyla gözaltına alınmış. M.A. 2 gün gözaltında kaldıktan sonra

serbest bırakılmış. Ancak baskı yoluyla serbest kaldığı iddiaları mevcut.  İHH, Suriye’den Türkiye’ye mülteci nakli yapıyor. Buradaki amacın, Suriyelilerin kaçak olarak ucuz işçi şeklinde çalıştırılması olduğu bildiriliyor.

‘Yardım edenlerin listesi’ iddiası Güvenlik güçlerinin elinde, El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia edilen İHH görevlilerinin isimlerinin ve bu kişilerin illegal faaliyetlerin de olduğu kaydediliyor. Özellikle İHH’da önemli görevlerde bulunan M.Y., Ş.A., M.Ç. ve Y.U.’nun, Hatay Reyhanlı’daki W.J.’nin de Suriye’nin Atme kasabasındaki faaliyetleri ve yardımları örgütlediği ve El Kaide unsurları ile irtibatlı oldukları üzerinde duruyor.

Yardımlar El Kaide bağlantılı örgüte teslim

Çamdalı Van’a gönderildi



Operasyonda Kayseri’de gözaltına alınan İHH İnsani Yardım Vakfı yöneticilerinden Recep Çamdalı, Van’a gönderildi. Hakkında gözaltı kararı bulunan, Kayseri’de çeşitli hayır kurumlarında görev alan Ö. Faruk Aksebzeci’nin ise umrede olduğu, yurda dönüşünde gözaltına alınacağı belirtildi.

Türkiye’den Suriye’ye gönderilen malzemelerin El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti güçlerine teslim edildiğini gösteren video görüntüleri yayınlandı. Türkiye’nin çeşitli kentlerinde toplanan yardımlar Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Kilis’teki sınır kapılarından Su-

riye’ye gönderilmeye devam ediyor. Suriye’nin çeşitli kentlerinde depolarda toplanan yardımlar, El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti örgütünce dağıtılıyor. Suriye’de, Türk markalarından oluşan gıda malzemelerinin depolardan paketlenerek dağıtılmasıyla ilgili

olduğu iddia edilen videolar sosyal paylaşım sitelerinde paylaşıldı. Videoda, son günlerde Türkiye sınırına yerleşen Irak Şam İslam Devleti’ne mensup yüzleri maskeli ve silahlı kişilerin, kamyonetlere yükledikleri paketleri bazı noktalara teslim ettiği görülüyor.

farac65@gmail.com twitter.com/FARACYAZIYOR

T

ürkiye, son yıllarda siyaseti ve sosyal yaşamı kirleten bir telekulak sisteminin telleriyle adeta idam ediliyor!.. Özel yaşamı direkt hedef alan bir “çete” anlayışı, kasetbelge kıskacında insanları bazen tehdit ediyor, bazen sindirmeye çalışıyor, bazen de kirli bir ağın ihanetinde safdışı bırakıyor!.. AKP iktidarıyla birlikte dışa vuran bu utanç verici yapının Deniz Baykal’ı genel başkanlıktan etmesinin yanı sıra, çok sayıda MHP milletvekilini de siyasetten uzaklaştırdığı biliniyor... Bugünlerde cezaevinde olan askerlerle ailelerinin ses ve görüntü kayıtları, bürokratların özel yaşamını deşifre eden video organizasyonları da hep bu kaset-tehdit-sindirme kıskacının ürünleriydi... Ne ilginçtir ki, bu tuzağın ardında tek fail olarak hep cemaat gösterildi... Cemaatin istihbarat birimleri içindeki uzantıları kuşkulu olarak öne çıkartıldı... Ve şaşırtıcı olan, yalnızca cemaat birimlerinin bu tür olaylara karşı çıkmaması değildi; Fethullah Gülen’in bile kimilerine ait kasetlerin yayınını

MED CEZİR

MİT’in TIR’ındaki silahlar El Nusra’ya

Mehmet FARAÇ

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Kaset tehditçiliğinin bumerangı kimi vurdu?.. Kim empati yapmalı?..

engellediğini itiraf etmesi de kuşkuları derinleştirdi... Hep söylerim ya; “bir musibet bin nasihatten evladır” diye... AKP ile cemaat arasındaki güç ve egemenlik kavgası yalnızca hilafet koalisyonunun nihai hedef ortaklığını yıkmadı; AKP’nin yolsuzluklarını, cemaatin ise devletin derinliklerindeki bağlantılarını deşifre etti... İki güç kavga ederken aktörler ve figüranlar öylesine pervasızlaştı ki, özellikle AKP çevrelerinden cemaate yönelik “çete”, “kumpas”, “akrep”, “cunta”, “kirli”, “ahlaksız” ve en sonunda “Haşhaşi” suçlaması bile geldi... Tüm bunlar yapılırken yalnızca devlet istihbaratının iç ve dış operasyonları intikam ihbarlarıyla tahrip edilmedi, AKP ve cemaat medyası ile kalemşorları, karşılıklı olarak çoğu “gizli” damgası taşıyan belgeleri bile pervasızca servis etti... İki gerici gücün kavgasında ne rejimin geleceği kaldı ne de devletin sırları!.. Bu durum yalnızca devletin nasıl “paralel” bir yapının kumpası içinde olduğunu göstermedi, aynı zamanda AKP’nin bu yapıya son yıllarda nasıl meydan verdiğini de ortaya çıkardı...

Deşifre eden deşifre olunca!.. Kaset-kumpas-ihbar üçgeninde cemaati zor durumda bırakan belgeler deşifre olurken, cemaatin ekonomik ve bürokratik yapıları hedef alınırken çok ilginç bir olay da yaşandı... Bu tam bir bumerang etkisiydi!.. Bu kez Fethullah Gülen’in ekonomik, siyasi ve bürokratik organizasyonlarını yürüten elemanlarıyla yaptığı telefon konuşmaları arka arkaya internete düştü... Ve Fethullahçıların kollarının nerelere kadar uzandığı bir parça daha deşifre oldu... Şimdi biz burada, “Hani Gülen emekli, sıradan bir vaizdi?.. Hani cemaatin işleriyle ilgilenmezdi, hani sadece kendini hizmete vakfetmişti” gibi herkesin kafasında oluşabilecek soruları sormayacağız... Ve hatta, “Bakınız işte Fethullah Gülen, Bank Asya’ya yatırılacak paralar konusunda bile talimat veriyor, ihalelere müdahale ediyor” diye bizzat ses bantlarından kanıtlar da göstermeyeceğiz... Çünkü Gülen’in; cemaatin

her eylem aşamasına, her atağı ve yatırımına, her girişimi ve etkinliğine müdahale etmesi zaten hoca-mürit hattında, tek egemen kişilerce yönetilen ve taviz vermeyen yapıların vazgeçilmez hareket tarzıdır... Bizim üzerinde tartışacağımız asıl mesele, Gülen’in cemaatle ilgili tek karar verici mekanizma olduğunun bizzat ses bantlarıyla kanıtlanması da değil... Asıl soru şudur; acaba şu kaset-tertip, kumpastehdit hattında yıllardır bürokratından siyasetçisine, işadamından gazetecisine kadar toplumu sindirmek için kullanılan özel yaşama yönelik tezgâhların bizzat Fethullah Gülen’i vurması nasıl bir duygu yaratmıştır acaba?.. Bumerang etkisi nasıl bir algı yaratmıştır?.. Ve de cemaat, bu kirli oyunun kendisini de vurduğunu görünce, bizzat en tepedeki ismin özel konuşmalarının deşifre olduğunu anlayınca empati yapma gereksinimi duymuş mudur acaba?..

Havada uçan parmak izleri!.. AKP ile cemaat arasındaki kavganın iyice büyüdüğü, Fethullahçıların “Haşhaşiler”e benzetilmesi gibi eleştiri ve taarruz dozunun iyice yükseltildiği bir dönemde tartışılması gereken bir başka soru da, “cemaat mi kaybedecek AKP mi” olmamalıdır... Asıl mesele şudur; devletin daha ne kadar “gizli” damgalı evrakı deşifre olacak?.. Daha kaç kişinin ses ve görüntüleri ortaya saçılacak?.. Daha kaç kişi tehdit edilecek, sindirilmek istenecek ve kirli kamera oyunlarıyla bertaraf edilecek?.. Devlet ve millet daha ne kadar kirli tezgâhların yağlı ilmikleriyle kelle verecek ve bu pervasızlık nereye kadar gidecek?.. Cumhuriyetçi, Atatürkçü çevreleri zindana tıkan kaset ve sahte belge düzeni, sonunda böylesi kirli bir ortamı yaratan, hoş gören, destekleyen ve üzerine gitmeyen iki kesimi, yani AKP ile cemaati de vurmuşken, asıl olan devlet, bizzat ve özellikle bu işin üzerine gidecek midir acaba?.. Devlet kaldıysa gitmelidir... Çünkü yalnızca ekonomiyi, bürokrasiyi ve siyaseti değil

bizzat sırlar deşifre edilerek devleti de vuran egemenlik kavgasının kaset tetikçiliği, cumhuriyeti dış güçlerin taarruzlarından daha fazla tahrip etmeye başlamıştır... Kaygımız AKP ile cemaat arasındaki kaset ve belge savaşlarının durması ya da birilerinin daha az kaybetmesi değil!.. Herkes ektiğini biçer!.. İnsani, hukuki ve de özellikle kişi özgürlükleriyle özel yaşam demokrasisi açısından tek gerçek var; 5-6 yıldır cezaevlerinde haksız yere tutulan yüzlerce siyasetçi, gazeteci, bilim adamı ve askerin özgürlüklerinin, kirli tezgâhlarla gasp edildiği artık iyice ortaya çıktığına göre bu “kumpas” ne zaman dağıtılacak?.. Yineliyoruz; özel yaşamı tehdit eden kirli tezgâhın, vatanın, ulusun ve devletin en mahrem noktalarını vurmaya başladığı bir süreçte acaba Meclis’teki partiler bu “kumpas”ın üzerine gitmek ve dağıtmak için daha ne bekliyorlar?.. Söyler misiniz; artık her mekânda pervasızca uçan bumerangın çığlığı ve üzerindeki parmak izleri daha ne kadar deşifre olacak ki?..


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

Filistin’in adını bile anmadı



6. Büyükelçiler Konferansı’nda konuşan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Suudi Arabistanlı Iyad Medeni, Filistin konusuna hiç değinmeden, Myanmar’daki Müslümanlar için destek çağrısı yaptı. Medeni, 6. Büyükelçiler Konferansı’nın üçüncü gününde, dünyanın dört bir yanından gelen Türk büyükelçilere hitap etti. Medeni, yaptığı konuşmada, iktidarın uzun bir süredir takındığı “Myanmar hassasiyetine” paralel olarak yardım çağrılarında bulundu. Türkiye’ nin Myanmar’daki Müslümanların sorunlarının duyurulmasında en güçlü ses olduğunu belirten Medeni, “Mezhepsel çatışmalarda kurban yine İslam dünyasıdır. Uzun vadede kazanan olmayacaktır” diye konuştu. Geçtiğimiz hafta Singapur gezisinde Başbakan Tayyip Erdoğan, Myanmar’daki din çatışmasına müdahil olunması isteğini yeniden dile getirmişti.

Sade kahve... Teşkilatı üye ülkeler arasında daha görünür kılmanın önemine işaret eden Medeni, “Bizim yapmamız gereken, İİT’i de öncelikli kuruluşlardan biri haline getirmek” şeklinde konuştu. Medeni’nin, konuşması boyunca Filistin konusuna hiç değinmemesi dikkat çekti. Medeni’nin konuşmasının başında “Ben kahvemi şekersiz içerim. Siz buna ‘Sade’ diyorsunuz. Eğer kahvenizi şekerli içerseniz, karakterinizle ilgili şüpheler olduğu düşünülebilinir” yönündeki sözleri de farklı yorumlara neden oldu.  DENİZ KAHRAMAN / ANKARA

AKP bölünüyor! AKP’de rahatsız olan üç grup milletvekili var. Birinci grup yapılan sivil darbe ile oluşan devlet kaosundan ürkenler. İkinci grup Fethullah Gülen Cemaatinin etkisindekiler. Üçüncü grup ise üç dönem şartından ötürü ıskartaya çıkacaklarını düşünenler. Peki bu gruplar AKP’den kopar mı sorusuna gelince:

Partide sancı tahminlerinden ötesinde büyük... Bilgilerime göre, 4 milletvekili Pensilvanya’ya ayrılmaya hazırız mesajını iletmiş ama Hocaefendi bekleyin demiş. Söylenen Cemaatin AKP’den büyük bir parçayı koparmak için seferber olduğudur ki bu çabaya İstanbul sermayesinin de omuz verdiği dillerdedir.

Tayyip Erdoğan’ın kurduğu beş devlet 1) El Kaide Devleti: Türkiye Suriye sınırında kurulan bu radikal İslamcı devlet araç plakalarını bile bastırdı ve o fotoğraflar Milliyet Gazetesinde yayınlandı. 2) Suriye Kürdistan’ı: Tayyip Erdoğan’ın yanlış Suriye politikası sonucu güneyimizde bugüne kadar esamesi bile okunmayan Suriye Kürdistan’ı ilan aşamasında. 3) Barzanistan: Tayyip Erdoğan’ın politikaları ile Türkiye’nin Irak’ın bütünlüğü, Kerkük ve Irak Türkmenleri gibi bütün kırmızı çizgiler paspas oldu ve Büyük Kürdistan’ın ilk büyük ayağı Barzanistan ile inşa edildi. 4) Türkiye Kürdistan’ı: Öcalan ile anlaşan Erdoğan Türkiye Kürdistan’ının önündeki bütün engelleri temizledi. 5) F Tipi Haşhaşi Devleti: Yargı, polis ve bürokrasiyi F tipi örgüte teslim eden Türkiye içinde bir başka devleti inşa etti.

İddialara göre koparılan bu parça ile merkez sağ kulvarda ya yeni bir parti kurulacak ya da Demokrat Parti ile bütünleşilecek... Daha öte bir bilgi: Yeni oluşum için bir kaç ismin liderliği bile konuşulur oldu. Tartışılan toplu istifaların zamanlaması. Abdullah Gül’den Cemil Çiçek’e, Köksal Toptan’dan

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com

Mehmet Sağlam’a kadar pek çok isim bu yeni çabaların merkezinde. Duyduk duymadık demeyin, üç vakte kadar AKP doğuracak!

Bunlar da Tayyip’in Haşhaşileri Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri var, Fethullah Gülen’in var. Peki ya Tayyip Erdoğan’ın? Söyleyin lütfen birkaç hafta önce yazdıklarını görmezden gelerek şimdi Fethullah Gülen’e sövüp Erdoğan’a secde eden kimi kalemşörlerin

Haşhaşilerden ne farkı var? Diyeceksiniz ki onlara huri melek ve cennet vaadi yok! Beş kuruş etmeyecek üçüncü sınıf beslemelerin onlarca bin dolar maaş alması ve ekranlarda boy göstermesi o güruh için cennetin bile ötesidir... Haşhaşilik kesin biat

ise onlardan Tayyip’in yanında sürü ile var. İşte medyadaki tablo ortada, çalınan kutu kutu dolarlar ortada iken bunu görmezden gelip hala Erdoğan’a fedai ve müfreze olabiliyorlar. Haşhaşilik dün de vardı bugün de var, değişen sadece biçim ve içeriktir.

Papaz ve hükümet Kutular dolusu dolarlar ve çelik kasalar ortada dururken AKP iktidarının takındığı tavır bu fıkraya pek uyuyor: Adam dua etmek için kiliseye gidiyor.

Adımını içeriye atar atmaz bir de ne görsün. Kilisenin papazı, masanın altında bir kadını beceriyor. Adam bu duruma sinirlenip papazın suratına “tuu” diye

tükürüyor. Papaz adama şu karşılığı veriyor: -”Şu işi bitireyim de sorarım sana kilise içinde yere tükürmenin ne demek olduğunu.”

Fethullah’dan al, bana ver! Tayyip Erdoğan’ın söylediği şudur: HSYK’yı F tipi örgütten alalım, bana verelim. Evet yaptığı RTÜK misali olsun teklifinin anlamı budur. Peki sana verilirse ne mi yapacaksın? Dün Fethullah’a olduğu gibi bu düzenleme ile beraber sana zerre dokunan yanacak! Yok Tayyip Efendi yok! Ha Fethullah ha sen aranızda hiç fark yok! Senin F Tipi örgüte karşı çıkman hukuk adına değil, yolsuzluk soruşturmaları ile sana dokunulduğu içindir. Zerre samimi olsan ortaya çıkar ve yeni HSYK üyelerinin belirlenmesi için Parlamentoda nitelikli çoğunluklu derdin...

Gaziantep’te güçbirliğine ilk adım İP ilk kadın adayını Gemlik’te açıkladı



İşçi Partisi Bursa’da ilk kadın adayını açıkladı; emekli eğitimci Canan Bölük Gemlik’in Belediye Başkan Adayı oldu. İşçi Partisi Bursa İl Başkanı Hakan Sertan, partililerle birlikte Atatürk anıtı önünde basın açıklaması yaparak Bölük’ün adaylığını ilan etti. Sertan, “Türkiye’yi cemaatlerin, ABD projesi partilerin yönetmesine nasıl karşı çıkıyorsak, yerel yönetimlerde ve Gemlik’te de onların uzantılarını deliğe süpüreceğiz” dedi. İP Gemlik İlçe Başkanı Muharrem Çelik de Doğu Perinçek’in 6 yıldır Silivri’de tutsak edildiğini hatırlatarak “Eşit koşullarda giremediğimiz bu seçimler en başından şaibeli olacaktır. Zindanda seçim yasadışıdır. Silivri, Hasdal, Maltepe, Şirinyer zindanlarının kapıları açılmalıdır” diye konuştu. Gemlik Belediye Başkan Adayı Canan Bölük de halkçı bir belediyecilik anlayışıyla hareket edeceklerini ve sorunlara bilimsel çözümler üretmek için üniversite ile işbirliği yapacaklarını söyledi. Projelerine anlatan Bölük, “İlçe belediye başkanları, Bayakşehir Belediye Başkanı ile aynı partiden olmazsa yatırım alamaz propagandasıyla halkımız korkutuluyor. Biz bu yola ‘yaparız’ diyerek çıktık. Yaparız! Kadınlar yaptı mı her işin en iyisini yapar” diye konuştu.  SEVİM EROL / BURSA

Dershaneler taslağı hazır



Dershanelerin kademeli olarak kapatılmasına ilişkin hazırlanan yasa taslağında, öğrencilere devlet tarafından maddi yardım verilmesi, işsiz kalacak öğretmenlerin ise halk eğitim merkezlerinde istihdam edilmesi öngörülüyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, dershanelerin kapatılmasına ilişkin düzenlemeye son şeklini verdiği ve bu hafta Erdoğan’a sunulacağı bildirildi. NTV’nin ulaştığı tasarıda en dikkat çeken ayrıntı ise ‘1-5-9 formülü’. Dershanelerin kapatılmasını öngörülen düzenlemede, 1’inci, 5’inci ve 9’uncu sınıfa başlayan öğrencilerin masraflarının devletçe karşılanması öngörülüyor. Maliye Bakanlığı’nın bu kapsamda yaptığı çalışma uyarınca her bir öğrenci için hazine 3 bin liralık ek gider ayıracak. Kapatılacak dershanelerin özel okula dönüştürülebilmesi sağlanacak teşvikin de dört yıla yayılması öngörüldü. Teşvik miktarları illere göre, öğrenci kapasitesi, sınıfların doluluk oranı dolayısıyla da özel okul ihtiyacına göre belirlenecek. Dershaneler; özel okulun yanı sıra yurt, anaokulu, kurs ve etüd merkezleri olarak çalışmaya devam edebilecekler. Kapanma sürecinde işsiz kalan öğretmenlerin, en az 5 yıl çalışmış olma şartıyla halk eğitim merkezlerinde istihdam edilmesi de taslakta dikkat çeken bir diğer ayrıntı. Pedagojik formasyonu olmayan öğretmenlere formasyon eğitimi verilmesi, bu öğretmenlerin, halk eğitim merkezlerindeki takviye kurslarda görevlendirmesi de taslakta öngörülen unsurlar arasında yer alıyor.

 GÜRSEL GÜZEL / GAZİANTEP

G

aziantep’te farklı siyasi parti ve kitle örgütlerinden bini aşkın yurttaş yerel seçimlerde güçbirliği kararı aldı. Haftasonu düzenlenen Yerel Seçimlerde Güçbirliği Forumu’nda okunan sonuç bildirgesi katılımcıların oybirliğiyle kabul edildi. İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey ile eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın konuşmacı olarak yer aldığı forumu, Eski Devlet Bakanı Uuk Söylemez yönetti. Konuşmacılar, salondaki coşkulu kalabalık tarafından alkışlarla ve “Atatürk’te birleştik”, “Tam bağımsız Türkiye” sloganlarıyla karşılandılar. İlk sözü alan Ufuk Söylemez, yerel seçimlerde, kazanabilecek Atatürkçü ve bağımsızlıkçı adayları destekleyeceklerini söyledi. İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey ise yaptığı

konuşmada şunları kaydetti: “Burada CHP’lisi, İşçi Partilisi, MHP’lisi, DP’lisi, herkes var. Peki ayakkabı kutusu dolduran kimse var mı aranızda? Burada bizi birleştiren milletin isyanıdır. Vatan elden gittikten sonra, lanet olsun İP’sine, CHP’sine, MHP’sine! Onları da yanımızda savaşmaya davet ediyoruz. Şimdi Atatürk’te birleşerek milli hükümeti biz kuracağız. Diyoruz ki yerel seçimlerde güçbirliği yaparak önce yerel yönetimleri AKP’den kurtaralım. Sonra sırada cumhurbaşkanlığı seçimi var.”

‘Vallahi gittin Recep’ Yaşar Okuyan da “Gezi eylemlerinden sonra seçimlerde mutlaka gidip oyumu kullanacağım diyenlerin oranı umut veriyor. Bunlar yerel seçimde, milletten hak ettikleri şamarı yiyecekler. Vallahi gittin Recep” diye konuştu. Forumun sonunda oybirli-

Katılımcılar ğiyle kabul edilen sonuç bildirgesinde “Biz Gaziantep’te toplanan CHP’liler, MHP’liler, İşçi Partililer ve diğer yurtsever partiler ile demokratik kitle örgütleri ve halk temsilcileri olarak, ilimizde Tayyip-Gül diktasını yenilgiye uğratmak için gücümüzü birleştiriyoruz. Bu amaçla oylarımızı Atatürk’te birleşen ve en güçlü adaya vermeyi kararlaştırdık” ifadeleri yer aldı.

CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, CHP İl Başkanı Mehmet Gökdağ, İşçi Partisi İl Başkanı Murat Kanlı, BCP MKK üyesi Tamer Abuşoğlu, CHP Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Akif Ekici, CHP İl Kadın Kolları Başkanı Semra Harman, CHP İl Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Durdu, DP İl Yönetimi, Belediye-İş Şube Başkanı Ahmet Gökalp, Genel

Sağlık-İş Şube Başkanı Dr. Mehmet İyigün, Emekli Sen Şube Başkanı Mevlüt Taşdemir, Eğitimİş yöneticileri, Güney İlleri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ali Atalar, TGB İl Başkanı Mehmet Şahin, ADD Şube Başkanı Rasim Hengirmen, CKD Şube Başkanı Sevilay Kale, ÇYDD Şube Başkanı Av. Nizamettin Haznedar, Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Ressam Mustafa Bencan, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Başkanı İlhan Aslanyürek.

GÜL, ‘CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE ERDOĞAN’LA RAKİP OLACAK MISINIZ?’ SORUSUNA BÖYLE YANIT VERDİ:

Zamanı gelince öğrenirsiniz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve AKP-cemaat kavgasına ilişkin olarak, ‘Önümüzde daha çok günler var. Zamanı gelince hepsini göreceksiniz’ diye konuştu

S

lovenya Cumhurbaşkanı Pahor ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Gül, Sloven bir gazetecinin, “Erdoğan ile Gülen arasındaki çekişme seçimleri etkiler mi? Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakibiniz Başbakan Erdoğan mı olacak” şeklindeki sorularına şöyle yanıt verdi: “İkinci sorunuz için söyleyebileceğim şu; bu soruların cevabı için daha çok erken. Önümüzde daha çok günler var. Zamanı gelince hepsini göreceksiniz. Demokratik nizam içerisinde farklı düşünceler olabilir, bunlar ülkelerin nizamını bozmaz, merak edilecek bir şey yok. Türkiye’de siyasetin geleneklerimizden gelen alışkanlıkların ortaya çıkmasıdır bu günlerde olan. Böyle düşünüyorum.”

‘Teröre destek vermiyoruz’

HSYK’ye veto sinyali HSYK düzenlemesi ile ilgili anayasa değişikliğinin daha doğru olacağını düşündüğünü söyleyerek, AKP’nin TBMM’den geçirmeye çalıştığı HYSK kanun teklifini veto edebileceği sinyalini verdi. Slovenya Cumhurbaşkanı Pahor ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Gül, HSYK’nın yapısında değişiklik ön-

gören yasa teklifine ilişkin, “Yargıyla ilgili sıcak tartışmalar yaşanırken ben bunların Türkiye’ye zarar vermeden aşılmasını, bir anayasa değişikliğiyle daha doğru olacağını düşündüm” dedi. Nasıl bir HSYK olması gerektiği konusunda partiler arası bir ayrılık olmadığını savunan Gül, şöyle devam etti: “AB çerçe-

vesine oturmuş bir HSYK konusunda bir mutabakat var. Olmayacak duaya amin demek için bir araya gelinmez. Görüşmelerde de işbirliği yapabileceklerini söylediler. Başbakan ile de bu görüşlerimi paylaştım ve karşılıklı olumlu tavır sergilenirse olumlu bir netice alabiliriz. Bu da 1-2 gün içerisinde belli olacak.”

Başbakan Tayyip Erdoğan, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili Büyükelçilere, “Bunun bir yolsuzluk operasyonu değil, yolsuzluk operasyonu görünümde bir darbe girişimi olduğunu özellikle vurgulamanızı sizlerden rica ediyorum” dedi. Uluslararası terörle mücadelede Türkiye’nin kendisini ispat etmiş bir ülke olduğunu da iddia eden Erdoğan, “Yok El Kaide imiş yok El Nusra imiş, yok şuymuş yok buymuş... Hepsi bizim karşımızdadır. Buradaki niyetin ne olduğunu sizler de çok iyi biliyorsunuz. Bizden bu yolla Mavi Marmara’nın, Filistin’deki, Suriye’deki, Mısır’daki insani duruşumuzun intikamını alacaklarını sanıyorlar. Kusura bakmasınlar, Türkiye’nin ve hükümetimizin üzerine ‘teröre destek veriyorlar’ itham ve iftirası asla yapışmaz” dedi. Ancak bölge ülkeleri ve özellikle Suriye, uzun zamandır AKP hükümetini radikal dinci örgütlere destek vermekle

suçluyordu. Suriye’deki meclis içi muhalefet, teröre destek verdiği gerekçesiyle Tayyip Erdoğan hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştu.

Yargıdaki düzenleme Cemaat’e karşı Hükümetin yargıda yapmaya çalıştığı değişliğin yargıya müdahale olmadığını savunan Erdoğan, “Yargı içindeki illegal örgütlenmeye yönelik bir mücadeledir” dedi. Erdoğan, “Bu örgütün gerçek yüzünün de artık yurtdışında deşifre edilmesi gerekiyor. Yapılanması, hırs ve arzuları net bir şekilde ortaya çıkan, tehlikenin boyutları artık aşikar hale gelen bu örgütün muhataplarınız nezdinde daha iyi bilinmesi önemli. İşte bu örgütün başta emniyet ve yargı olmak üzere, devlet kurumlarında örgütlenerek inşa ettiği korku imparatorluğunun iyi anlatılması gerekiyor.


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Şafak TERZİ

NEOCON’CULARIN ÖNEMLİ SÖZCÜSÜ RUBİN AYDINLIK’A KONUŞTU:

‘Obama, Erdoğan’ın telefonlarına çıkmıy or’

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

*Dr. Bessam

ABU ADBULLAH dr.bessamabuabdullah@gmail.com

Erdoğan’a sürpriz: Esad kalıyor

S

uriye’ye dayatılan kirli savaşın ilk gününden itibaren, Sayın Erdoğan ve Hariciye Nazırı Davutoğlu’nun sakız gibi çiğnedikleri en meşhur ibare: “Esad’ın günleri sayılı. Hemen bırakmalı” sözüdür. Bu sözü Obama ve Batılı dostlarından ödünç aldılar. Batı’nın kudretine secde etmiş olanlar, Libya, Tunus ve Mısır örneklerinin Suriye için uygulanabileceğini sandılar. Kriz bölgelerinde meselenin “kişiselleştirilmesi”, halkın önderlerinin sistemli bir saldırıya maruz kalmaları, halkın iradesini kırmak ve teslim almak için bilinçli olarak tedavüle sokulan bir psikolojik harp yöntemidir. Burada en bariz mesaj şudur: Liderinizden feragat etmez onu desteklemekten imtina etmezseniz, o zaman ağzı salyalı, hipnoz olmuş ‘mücahitlerin’ satırlarına maruz kalırsınız, evleriniz talan edilir, namusunuz kirlenir, ülkeniz tahrip edilir...

‘Basra harap olduktan sonra...’

Pentagon danışmanından Gül övgüsü

1 Şafak TERZİ

7 aralık operasyonu Türkiye’de yeni bir tartışma yarattı; ABD’nin, Başbakan Tayyip Erdoğan’a bakışı değişti mi? İddia, Tayyip Erdoğan’ın artık Amerika’nın birinci tercihi olmadığı yönünde... Peki operasyon ve iddialar Amerika’dan nasıl görülüyor? Konuyu Amerikan Neocon’ların önde gelen sözcülerinden Michael Rubin ile konuştuk. Rubin, Amerikan sağının medyadaki önemli isimlerinden. Neocon, namı diğer yeni muhafazakar, yani Şahin kanadına yakın Middle East Quarterly Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni. Rubin’le son yolsuzluk operasyonunu ve Erdoğan’ın ABD ile sallantılı ilişkilerini konuştuk. Adı Ergenekon davası dosyalarında da anılan Michael Rubin sorularımızı son derece etkili ve net bir üslupla yanıtladı.

‘Bulgular ikna edici ama operasyon şüpheli’  Son yolsuzluk operasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada iki mesele var: Birincisi, yolsuzluk iddialarında gerçeklik payı olup olmadığı. İkincisi ise polisin bu operasyonu soruşturmayla ilgisi olmayan sebeplerle yapıp yapmadığı. Sonuç olarak, mahkeme bazı Türk bakan ve oğullarına yönelik iddiaların gerçeklik payını belirleyecek. Ancak yolsuzluğun kanıtları hem gerçekçi, hem inandırıcı görünüyor. Zamanlama ise kesinlikle şüphe uyandırıyor. Özellikle de yolsuzluklar ve gücün kötüye kullanımı son yıllarda sürekli bir hal almışken... Türkiye’nin polisi ve emniyet güçleri ile Gülenciler arasındaki yakın ilişkiye baktığımızda, AKP Gülenci dershanelere karşı harekete geçeceğini açıklar açıklamaz polisin harekete geçmesi kesinlikle şüphe uyandırıyor...  Başbakan Erdoğan operasyonun arkasında açıkça ABD’nin olduğunu söyledi... Bu doğru mu? Erdoğan’ın suçlamaları saçmalık. Ama destekçileri sağlam komplo teorilerini seviyor ve Erdoğan geçmişte de kendi hatalarıyla ilgili yabancı ya da yerli güçleri karanlık komplolar yapmakla suç-

‘Gül, Erdoğan’a göre incelikli ve profesyonel’ ‘Erdoğan’ın herhangi bir pozisyonda güç sahibi olduğu yeni bir on yıldansa, Erdoğansız bir geleceğin daha iyi olacağına dair büyüyen bir görüş olduğu kesin.’ Rubin, Amerikan Girişim Enstitüsü adlı kuruluşta çalışmakta. Ayrıca Amerikan Donanması Askeri Akademisinde öğretim üyeliği ve ABD’de yayınlanan Middle East Quarterly dergisinin editörlüğünü yapmaktadır.

‘Obama lamakta son derece başarılı Erdoğan’ı oldu. aramamaya ‘Sebebi başladı ve İran değil’  İran Başbakandan gelen kaynakları da telefonlara da operasyonun Türkiye’de kençıkmadı.’ dilerine ait paraya yönelik olduğunu öne sürüyor. Bu konudaki düşünceniz nedir? Gaz karşılığı altın düzeninde dönen paranın miktarı, bazı AKP’li bakan ve partilileri ayartacak kadar aşırı büyüktü... Keşke Türkiye, İran üzerindeki baskıyı azaltmak yerine arttırmak yönünde adım atsaydı, ama işin gerçeğine bakılırsa İran yolsuzluk iddialarının nedeni olmaktan ziyade sadece olayın bir uzantısıdır.

‘Erdoğan’ı aramamaya başladı’  ABD

yönetiminin bir ka-

nadının Erdoğan ile bir gelecek görmedikleri yönünde söylentiler var. Bunun sebebi nedir? Başkan Obama ile Başbakan Erdoğan arasında olumlu kişisel ilişki sayesinde, Obama yönetiminin ilk beş yılı içinde, ikili ilişkilerde ortaya çıkan pek çok sorunun üstü örtüldü. Görünen o ki, Erdoğan’ın Gezi protestoları ve sonrasında Mısır darbesine yaklaşımı -ve özellikle dillendirdiği komplo teorileriObama’nın ilişkiyi gözden geçirmesine yol açtı.  Peki somut bir adım var mı bu yönde? Erdoğan’ı aramamaya başladı ve başbakandan gelen telefonlara da çıkmadı. Erdoğan’ın herhangi bir pozisyonda güç sahibi olduğu yeni bir on yıldansa, Erdoğansız bir geleceğin daha iyi olacağına dair büyüyen bir görüş olduğu kesin.  Erdoğan’a bir alternatif var mı? Abdullah Gül ya da Kılıçdaroğlu? Bu yalnızca Türklerin belir-

‘Bir siyasetçi olarak Gül, -temel siyaset ve görünüm aynı olsa bile- Erdoğan’dan daha incelikli ve açıkçası daha profesyonel.’

Pentagon’un danışmanı Rubin Michael Rubin, Yale Üniversitesinde, İsrail’de Kudüs İbrani Üniversitesi’nde ders verdi. 2002 ile 2004 yılları arasında Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’da İran ve Irak konusunda danışmanlık yaptı. Bağdat’ın Amerika’nın eline geçmesinden sonra, 2003 ve 2004 yıllarında Irak’taki Koalisyon İşgal Yönetiminde görev aldı. Washington Post, New York Times, Wall Street Journal, New Republic, National Review ve Weekly Standard adlı gazete ve dergilerde Türkiye, Irak ve İran’la ilgili yazılar yayınlanmakta.

leyebileceği bir mesele. Erdoğan ile Gül arasındaki mücadele oldukça uzun zamandan beri ortada duruyor. İkisi de, birbirlerine sadık olan AKP içindeki kadrolarını temizlemeye çalıştılar. Bir siyasetçi olarak Gül, temel siyaset ve görünüm aynı olsa bile- Erdoğan’dan daha incelikli ve açıkçası daha profesyonel.

‘Gül, Gülen’le iyi geçiniyor’  Gülen’in de Gül’e sıçak baktığı söyleniyor... Erdoğan Pennsylvania merkezli dini figür ile savaşa girerken bile Gül, Gülen ile ilişkilerini çok yakın tutmaya çalıştı. Kılıçdaroğlu’na gelirsek, mesele seçmenlerine sunduğu hizmetler açısından AKP’nin başarısını yakalayıp yakalayamayacağı, daha muhafazakar olan Anadolu’ya kendini beğendirip beğendiremeyeceği ve AKP’nin Türk basınının büyük bir bölümünü boğazlaması ile başedip edemeyeceği.

‘Batılı istihbarat yetkilileri Şam’la temasta’ Çin ABD savunmasını delebiliyor



Çin, sesten 10 kat hızlı seyreden ve ABD füze savunma sistemlerini delebilen nükleer başlıklı füze taşıma aracını başarıyla denedi. WU-14 adı verilen ‘hipersonik süzülme aracı’nın (HGV) 9 Ocak’ta rekor hıza ulaşarak denendiğini Pentagon yetkilileri de doğruladı.

Suriye Dışişleri Bakan hurbaşkanı Beşar Esad’ın Yardımcısı Faysal Mikalternatifinin olmadığını dad, Batılı ülkelerin isanladı” dedi. tihbarat yetkililerinin aşırı Gazetemizin yazarı gruplarla mücadele için Bessam Ebu Abdullah da Şam’a ziyaretlerde bugeçtiğimiz ay, Amerikalı lunduğunu açıkladı. yetkililerin CumhurbaşBBC’ye demeç veren kanı Esad ile görüşmelere Suriye Dışişleri Bakan başladıklarını ve birkaç Yardımcısı Faysal Miksefer heyet gönderdikleFaysal Mikdad dad, Batılı ülkelerin siyasi rini, kendisinin de bizzat yetkilileriyle istihbarat yetkilileri bu görüşmelerde bulunduğunu arasında Suriye Cumhurbaşkanı bildirmişti. Beşar Esad’ın çekilmesi konusunda görüş ayrılıkları bulundu- ‘Teröristler başlarına bela oldu’ ğunu söyledi. Faysal Mikdad, “birçok Batılı Suriye Dışişleri Bakan Yarülke, son dönemde Suriye Cum- dımcısı Faysal Mikdad, İngilizlerin

ya da başka Batılı istihbarat yetkililerinin Şam’a gelip gelmediğine ilişkin bir soruyu da “ayrıntılarına girmeyeceğim; ama onların birçoğu Şam’a geldi” şeklinde cevapladı. Bazı Batılı ülkelerin elçilerini Suriye’ye geri gönderme talebinde bulunduklarına da değinen Mikdad, “Evet bazıları bu talepte bulundular. Bazıları doğal olarak İkinci Cenevre konferansının sonucunu bekliyor. Bazıları ise bizimle güvenlik alanında işbirliği yapmak istediğini söylüyor. Çünkü Avrupa’dan gelip Türkiye üzerinden Suriye’ye gönderilen teröristler, onlar için bir tehdide dönüşmüş bulunuyor” dedi.

 CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun son Washington ziyaretiyle ilgili düşünceleriniz nelerdir? CHP’den Faruk Loğoğlu Türk basınına, Amerikalıların kendilerini 37 yıl önce beklediklerini söyledi... Bu Obama yönetiminin hesaplarını Kılıçdaroğlu üzerine kurduğunu mu gösteriyor? Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin iç meselesi olarak gördüğü konulara o derece müdahil olmaz. Bununla birlikte, AKP kendilerinin Türkiye olduğunu ve ABD’nin yalnızca kendileriyle temasa geçmeleri gerektiğini ortaya koymaya çalıştı. Eğer Türkiye bir demokrasiyse, o zaman Amerikalı yetkililerin sadece iktidar partisinden değil, muhalefet partisinden de haber alması önemlidir. safakterzi@yandex.com

YARIN ‘Erdoğan Öcalan’ı lider yaptı’ ve Suriye meselesi.

Heysem Menna

‘2. Cenevre’ye katılmayacağız’



Suriye Ulusal Koordinasyon Kurulu adlı muhalif grubun liderlerinden Heysem Menna, Rusya’nın RT televizyonuna verdiği demeçte, Kurul’un belirsizlikler giderilinceye kadar İkinci Cenevre Konferansı’na katılmama kararı aldığını açıkladı.

Bu hususu Milosoviç (Yugoslavya), Saddam (Irak), Bin Ali (Tunus), Mübarek (Mısır), Ali Abdullah Salih (Yemen) ve Kaddafi (Libya) örneklerinde çok net yaşadık. Nihai amaç “diktatör” olarak tecrit ettikleri lideri saltanattan uzaklaştırmak ve ülkeyi arzu ettikleri gibi talan etmektir. Lider’i bertaraf ederken kullandıkları “demokrasi”, “reform” ve “ekonomik refah” ülkeyi yağmalamak için kullanılan etkili araçlardan ibaret olduğunu, “Basra harap olduktan sonra” misali geç idrak ederiz. Bu tamahlarını gerçekleştirmek için Batı, dünyanın en sefil, en ahlaksız, en anti-demokratik ve en harami şahıs, parti ve hükümetleri kullanır. Bu kirli savaşta kullanılan ikinci etkili yöntem, her şeyden Lider’i sorumlu tutmak ve olanı olmayanı sırtına yüklemektir. Yani ‘Lider’i’ “şeytanlaştırma” üslubunu tedavüle sokmaktır.

Suriye halkı sahip çıktı mı... Suriye sahasında Batı ve mahalli uşaklarının bu yöntemleri fayda sağlamadı. Bunun tek sebebi, Esad’ın muazzam bir halk desteği ve sevgisine sahip olmasıdır. Suriye ordusu, polisi, güvenlik kurumları ve sivil devlet bürokrasisi Esad’ın liderliğini canı gönülden desteklemektedir. Milli irade Esad için çelikten kalkan olmuştur. Bu sebepledir ki, yıllarca dünyanın en cani ve harami şebekeleri, hükümetler, en gelişmiş silahlar, askeri eğitim, üs, lojistik destek ve istihbarat desteğine rağmen dayatılan bu uluslararası kirli savaşı kaybetmişlerdir. Esad’ın kalması veya gitmesi Obama, Hollande, Erdoğan, Suudi Kralı veya şürekâlarının iradesinde değildir. Suriye halkını kimin yöneteceği ancak onun kararı ile olur. Suriye’nin varlığını garanti eden en önemli unsur bağımsızlığı, egemenliği ve özgür iradesidir. Arzu ettiği ülkelerle karşılıklı muhabbet ve çıkar temelinde ilişki ikame eder. Ancak dostlarına karşı latif ve yumuşak, her daim onların yanında duran ama kendisine ve dostlarına ihanet ve düşmanlık edenlere karşı keskin kılıç gibidir. Suriye’ye dayatılan kirli savaşın Rusya gücünün yükselen bir döneminde hâsıl olması Suriye’ye ayrı bir kuvvet kattığı gibi Suriye’de Rusya’nın uluslararası gücüne güç katmıştır.

Tek çözümü askeri çözüm olarak görmedi... Esad’ın akıllı ve diplomasi lideri olduğunu gösteren en önemli delil iç politikada her alanda askeri kuvveti çözüm olarak görmemiş olmasıdır. Altı kez genel af ilan ederek, her daim diyalog kapısını açık tutarak ve bu zor istisnai koşullarda bile reformlar yaparak ülkeyi daha büyük yıkım ve kaoslardan nasıl koruyabileceğini bilen bir lider olduğunu da göstermiştir. Dediğim dedik, mağrur, kibirli ve fodul bir “lider” olmadığını ispat etmiştir. Cesareti, basireti ve aklıselim tarzı dost ve dürüst muhalefetin saygısını kazanmasını sağlamıştır. Suriye Halkı “devrimciler” olarak piyasaya sürülen cinayet ve harami şebekeleri ile efendilerinin Suriye için hayır arzulamadıklarını idrak etmiştir.

Vicdanla verilecek cevaplar meseleyi çözer Suriye’yi çok iyi tanımayan ve bu ülke ile alakalı bilgilerini Erdoğan medyasından alanlar için Esad “ülkesini kana bulayan, kan dökmekten zevk alan” bir “diktatör” ve ona karşı savaşanları “kanatsız melekler” olarak telakki edebilir. Bu tablo külliyen yalan ve palavradır. Suriye’ye bir uluslararası komplo, kumpas ve kirli savaş dayatılmıştır. 83 ülkeden on binlerce cani ve harami hangi lojistik destekle getirilmiştir? Akıtılan milyarlarca doların kaynağı nedir? Hangi ülkeleri üs olarak kullanmaktadırlar? Sofistike silahları kimler temin ediyor? Suriye’ye hangi devletler ekonomik ambargo uyguladılar? Niçin? Hangi ülkeler Suriye’yi boğmaya oksijensiz bırakmaya çalıştı? Hangi ülke hükümetleri “devrim” adına Suriye’nin yağmalanması, üretim yapan bütün sektörlerinin tahrip edilmesine destek vermiştir? Hangi hükümetler, şahıslar ve kalemler “özgürlük” adına işlenen tarihin en vahşi cinayetlerine fetva vermiş, dilsiz şeytan olmuş susmuştur? Hangi hükümetler, Suriye politikalarını benimsemeyen “milli iradeyi” ayakları altına almıştır? Bu sorulara verilecek vicdanlı cevaplar Suriye’de olup biteni anlamak için yeterli olacaktır.

‘Mağrur’ Erdoğan’a sürpriz İkinci Cenevre konferansına gidecek olan Suriye heyeti başkanları Esad ile son çalışmalarını tamamladı. Ortaya her yurtseverin kabul edeceği net bir çözüm paketi koyacak. Cenevre kararları Suriye halkının referandumuna sunulacak ve halk tarafından kabul edilecek her şeye evet diyecek. Terörizme karşı ortak bir irade gösterilmesini, cinayet ve harami şebekeleri ve onlara destek verenlerin cezalandırılması istenecek. Suriye’nin yeniden imar edilmesi için gereken her şey yapılacak. Rusya ve ABD’nin talebi de bu yönde olacak. Suriye Esad’ın yıkılması hikâyesi sona erdi. Akıllı ve vicdanlı olanlar bunu anlamaya başladılar. Esad’ı “ehveni şer” olarak görenler dâhil herkes geçmişte yaptığı hataların faturasını muhakkak ödeyecektir. Esad’ı ayakta tutan ve tarih yazmasını sağlayan Suriye halkıdır. Türk halkını dinlemeyen Erdoğan kibirli ve mağrur oldu. Saltanatın mağrur ettiği Erdoğan’a bir sürpriz var: Esad kalıyor

* Şam Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü Çeviren: Prof. Dr. Mehmet Yuva


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DÜNÜN ÇÖZÜMLERİ Sudoku 2

Sudoku 1

Kakuro 1

Aydınlık

KURULUŞ. 1921

ŞEFİK HÜSNÜ DEĞMER

Kakuro 2

Yıl. 93 Sayı. 2259

VATAN - EMEK - NAMUS

Sahibi Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Yazıişleri Müdürü Ergün Gedek Sorumlu Müdür Murat Şimşek

Kare

Dünya Şafak Terzi Önder Öztürk Erdem Atay Emek Esin Turhan Cansu Yiğit Toplum Özlem Konur Usta Sezim Özadalı Anıl Budak Ceyhun Bozkurt Spor Bilgi İşlem Güven Karakurt Recep Erçin Hayati Asilyazıcı Dağıtım Md.Cumali Karagöllü Ankara İsmet Özçelik İzmir Hayati Özcan Avrupa Beyhan Yıldırım Reklam Grup Başkanı Duygu İlem Genel Müdür Yardımcısı (Tüzel Kişi Temsilcisi) Metin Aktaş Genel Müdür Yardımcısı (Personel ve İdari) İsmet Öğütücü Genel Müdür Yardımcısı (Baskı ve Teknik) Melih Yıldırım

Haber Koord. Haber Müdürü Haber Md. Yrd İstihbarat Şefi Haber Araştırma Ekonomi Kültür Sanat

Yönetim Yeri. İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No.3/3 Beyoğlu - İstanbul

Tel. 0212 251 21 14 - 15 - 16 Faks. 251 55 06 Ankara Büro Tel. 0312 229 88 45 Faks. 0312 229 88 47 İzmir Büro Tel ve Faks. 0232 489 16 15 Avrupa Tel: 0049 69 25 62 88 73 E-Posta: haber@aydinlikavrupa.eu Adana Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0322 435 92 77 İzmir Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0232 257 69 01

Ankara Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. 35. Cadde Matbaacılar Sitesi No. 11 İvedik-Ankara İstanbul Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No.16 Bahçelievler / İstanbul Tel. 0212 655 44 34

Dağıtım. Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş.

Önerileriniz için. halklailiskiler@aydinlikgazete.com www.aydinlikgazete.com Yayın Türü. Yaygın Süreli

Sayısal

Soldan sağa 1. Tat ve renk vermek için özellikle pilavlarda kullanılan bir baharat türü - Arsız sokak çocuğu 2. İsimler - Ailesinin geçimini sağlayan - Bir telefon sözü 3. Radyum’un simgesi - Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevlendirilen, 4 büyük melekten biri 4. Satrançta bir taş - Kamyon, otomobil gibi kara taşıtlarına takılan numara levhası 5. Baş, kafa - Yüce bir makama ulaşmış olma durumu, baht açıklığı - Bir yüzölçümü birimi 6. Uzun süre çalıştığı görevinde çok emeği bulunan - Akılla ilgili 7. İstanbul’da bir semt - Habeş soylusu - Tanzanya’nın plakası 8. Kalın kabuklu ve çekirdekli bir portakal türü - Erişmiş, ulaşmış 9. Bir cetvel türü - Aynı adı taşıyanlardan her biri - Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez 10. Dini tören - Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse 11. Saat kadranı - Eski Çin ve

Moğol hükümdarlarına verilen ad Lantan’ın simgesi 12. Çok unutan, çabuk unutan Eski Türklerde “totem”e verilen ad Yukarıdan aşağıya 1. Baştan başa - Cehennem 2. Kaba baston - Üzeri emayla kaplanmış olan - Küçük mağara 3. Fermiyum’un simgesi - Bir süt tatlısı - Mezopotamya panteonunda tüm tanrıların babası ve kralı olan gök tanrısı 4. Hint prensi, mihrace - Yeterli olma, yeterlilik 5. Seçkin - Bayağı, sıradan 6. Haylaz, serseri - Efsanevi bir masal kuşu 7. İridyum’un simgesi - Kol, dal En kısa zaman parçası, lahza 8. Yakanın devrik bölümü - Bir dilek şart eki - Kalsiyum’un simgesi 9. Ne olursa olsun, mutlaka Aşırı dikkat, özen, ihtimam 10. Kısa ve enli bir kılıç türü Büyük iplik çilesi 11. Vilayet - Kumaş - Bir renk 12. Büyük çarpmaları, bölmeleri, kök ve kuvvet alışları yapabilmek için kullanılan bir yöntem - Beyaz

Soldan sağa 1 Topraktaki yaş, ıslaklık 6 Eski bir Hindu tapınağı tipi 11 Kamerun’da bir nehir 12 Tuzağa düşürmek 14 Ana motifin tekrarına dayanan canlı ve hareketli beste 16 Etyopya (kısa) 17 Portekiz (kısa) 18 Bir işaret sıfatı 19 Çobanların çaldığı ıslık 22 Evliya, ermiş 24 Sodyum’un simgesi 25 Yunanca’da bir harf 27 Subaylar 30 Hile 31 Togo (kısa) 33 Kulak kiri 34 Yönetimsel 36 Hayli, oldukça 38 Lamba karpuzu 39 Şikar 40 Duman rengi 42 İnleme, inilti 44 “Hay hay”, “olur” anlamında bir sözcük 46 Mezopotamya panteonunda tüm tanrıların babası ve kralı olan gök tanrısı 48 Kiloamper (kısa) 49 Anatomi (kısa) 51 Dakika (kısa) 53 Vilayet 55 Bütün, tüm 56 Yüksek dereceli devlet görevlileri ile elçilerin oturması için ayrılmış konut

Yukarıdan aşağıya 1 Osmanlılarda uç boylarında bulunan küçük kalelere verilen ad 2 Fransa’da bir nehir 3 Avrupa’da bir nehir 4 Kireç duvar boyası 5 Güney Afrika (kısa) 6 Viyola 7 Saat (kısa) 8 Edison’un bir buluşu 9 Ateş 10 Güncellik 13 “… Türkali” (asıl adı Abdülkadir Pirhasan olan bir yazarımız) 15 Osmiyum’un simgesi 20 Haşin, kaba 21 Bir at arabası türü 23 Yarı efsanevi Yunan masalcı 26 Farsça (kısa) 28 Sihir 29 Ailesini geçindiren 32 Budanan dallarda kalan kuru uç 35 Çok ak 37 Ardıç ağacının meyvesi 38 General (kısa) 39 Eski Türklerde “totem”e verilen ad 41 Paraguay çayı 43 Melun 45 Parlak, saydam kırmızı renkte değerli bir taş 47 Ut çalan çalgıcı 50 Utanma 52 Kuzeydoğu (kısa) 54 Lesoto (kısa)


Hazırlayan: Murat ŞİMŞEK

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Yandaş basın ‘haşhaş’ basın oldu AKP ile Gülen cemaati arasındaki kavgada AKP basını ses kayıtları çıkan Fethullah Gülen’e yüklendi. Cemaat gazetelerinin yazarları ise Cemaat’e ‘Haşhaşi’ diyen Tayyip Erdoğan’a sert sözlerle karşı çıktı

Y

olsuzluk soruştuması sonrası AKP ile Gülen cemaati arasında ateşlenen kavga, Erdoğan’ın önceki gün Cemaat’i “Haşhaşilere” benzetmesi ve Fethullah Gülen’in ses kayıtlarının çıkmasıyla iyice kızıştı. AKP’ye yakın gazeteler, Cemaate “Haşhaşi” örneğiyle yüklenirken, Cemaat gazetelerinin köşe yazarları, Erdoğan’a sert sözlerle tepki gösterdi. İşte dün AKP yanlısı gazetelerin birinci sayfalarına yansıyan haberlerin satır başları: Sabah: Kasetinde tüm kirli ilişkilerini kendi ağzından itiraf etti GÜLEN’İN KİRLİ AĞI Takvim: Telefon tapeleri paralel devletin finans ayağını ortaya çıkardı. Patronlarla girdiği ilişkiler Gülen’in imajını tepetaklak etti Star: Gülen’in banka operasyonu ve uluslararası projeler için verdiği talimatlar şoke etti Yeni Şafak: En ahlaksız darbe Türkiye: Erdoğan, ‘17 Aralık’ın arkasındaki güçleri, suikastlarla ünlü gizli tarikat Haşhaşilere benzetti Akşam: Pensilvanya talimatları

Cemaat’ten ‘Haşhaşi’ tepkisi Erdoğan’ın, Cemaat’i hedef alan sözlerine Cemaat’in yayın organlarından sert tepki geldi. Zaman’ın internet sitesi “Haşhaşi benzetmesine büyük tepki” başlıklı haberinde, “Haşhaşi benzetmesi ahlaksız bir iftira” ifadelerine yer verdi. Gazete, çok sayıda isimden demeç alarak “Haşhaşi” benzetmesine gelen tepkileri ön plana çıkardı. İşte Zaman yazarlarının verdikleri demeçler ve köşe yazılarından öne çıkan satırlar:

eziliyor. Elindeki bütün imkânları seferber ederek, dört taraftan kıstırıldığı bu bataklık alandan çıkmaya çalışıyor... Terazi tartacak ve adaletin keskin kılıcı inecek ve bazı başlar yere

‘Bazı başlar yere düşecek’ Siyasetçinin söyledikleri, çoğu zaman maksadı hakkında sadece bir ipucu verebilir. Anlamak için bakmamız gereken başka yerler var. Başbakan neden bu ağır hakaretleri ediyor, onur kırıcı benzetmeleri yapıyor? Kavgayı tırmandırmaya, Cemaat ile arasındaki kutuplaşmayı keskinleştirmeye niyetli. Peki neden? Sorunun cevabını sebeplerde aramamız lâzım. Hükümet, kendisini hedef alan ve Türkiye’yi sarsan ağır bir yolsuzluk suçlaması altında

düşecek. Başbakan’ın geçtiğimiz günlerde gönderme yaptığı Anayasa’nın 138. maddesi, bu sefer sadece son bendi ile kimin kazandığını ve kimin kaybettiğini belirleyecek. “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Uygulanmayan mahkeme kararları var. Türkiye, hukukun askıya alındığı bu

garip duruma daha ne kadar tahammül edebilir? Mümtaz’er Türköne - Zaman

‘Anlayamadım’ Haşhaşiler bir yer altı teşkilatıdır. Bir suikast timidir. Başta devlet görevlilerini ve kamu görevlilerini hedef alan bir örgüttü. Ayrıca bunlar esrar aldıkları için ne yaptıklarını bilmezlerdi. Bugün hükümet ve bazı yazarlar tarafından bu cemaate, cemaat üyelerine hamlediliyor. Bu çok tehlikeli ve çok yanlış bir şeydir. Bu durumda cemaate mensup bütün insanlar haşhaş kullanan birer ‘Haşhaşi’ oluyor. Birer suikastçı, terörist oluyor. Bu, toplumda ciddi gerginliklere sebebiyet verebilir. Ali Bulaç - Zaman

‘Hakkaniyetsiz benzetme’ “Zaman zaman dışarıdan yardım da alan bir cinayet şebekesi ve eli kanlı örgüt olarak on yıllarca Sünni İslam âlemine darbe üstüne darbe indirmiş bulunan Haşhaşilerin

yaptıklarını Hizmet Hareketi mensuplarına yakıştırmak anakronizme düşmek bir yana, hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.” Mustafa Armağan - Zaman

‘Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak sanıyorlar’ Meğer bunlar, günün belli vakitlerinde kıble dedikleri tarafa dönüp dua gibi bir şeyler yapıyorlarmış. Meğer, ‘yolsuzluk yapmayın, kul hakkı yemeyin, yetim malını gözetin, bu dünya, bu iktidar geçici, her şeyin hesabı var, zinhar istikametten ayrılmayın’ diyen bir hocayı dinliyorlarmış. Yani her şey paralel paralel yürüyormuş...AK Parti’nin bu krizde attığı her adım, ülkeyi devletin çivisini çıkartma noktasına götürüyor. Bugüne kadar kendi tabanı olan dindar ve eğitimli büyük bir kitleyi -afedersiniz ipe sapa gelmezithamlarla ötekileştirmek, dışlamak yoluyla meselenin üstesinden geleceklerini herkesin de buna inanacağını zannediyorlar. Diyelim herkesi ikna ettiniz, Allah’ı ve hakikati nasıl kandıracaksınız? Mehmet Kamış - Zaman

Aygün: Kılıç ile öldürülecektim

Ekşi Sözlük’e ‘peygambere hakaret’ davası

Suriye’ye giden ve El Kaide örgütü tarafından kaçırılarak 40 gün boyunca esaret altında kalan, Milliyet Fotomuhabiri Bünyamin Aygün geçtiğimiz hafta serbest bırakılarak ülkeye giriş yapmıştı. Bünyamin Aygün yaşadıklarını VTV’de yayınlanan Atilla Güner ile Ayrıntılar programına katılarak yaşadıklarını anlattı. Örgüt tarafından ölüm fermanının kesildiğini dile getiren gazeteci Aygün, ölümü çok yakınında hissettiğini belirterek, “Kılıç ile öldürülecektim, bunu kurşuna çevirmeye çalışıyordum. Çünkü kılıç çok daha fazla korkunçtu” dedi. Kaçırıldıktan sonB. Aygün ra ülkeye geri gönderilmesinde yapılan imza kampanyalarının ve atılan twett’lerin yerinin büyük olduğunu belirten Aygün, bir daha kendisine böyle bir görev verildiğinde kendini sağlama almadan göreve gitmeyeceğini dile getirdi. Aygün yaşadıklarını VTV’de Atilla Güner’e şöyle anlattı: “Geldiğim ilk üç gün hiç uyumadım. Ben artık kılıcı kurşuna nasıl çeviririm dedim. Ülkem çok büyük, bu kadar insan ve meslektaşlarım benim burada olduğumu biliyordur, dedim. İmza kampanyaları ve atılan her tweet’in bana çok faydası oldu. En son Pazar günü beni aldıklarında dediler ki seni MİT’e teslim edeceğiz. Birkaç gün bizim misafirimiz ol dediler. Son yürüyüş olunca onu da beklemediler ve direkt verdiler.”

“Ekşi Sözlük” adlı internet sitesinin 40 yazarı aleyhine “Hz. Muhammed için hakaret içerikli ifadeler kullandıkları” iddiasıyla açılan davanın görülmesine başlandı. “Ekşi Sözlük” sitesinin kurucusu Sedat Kapanoğlu ile 39 yazarının yargılandığı davada, sanık Ali Fasih Sayın, yazdığı yazının tamamen dilbilimsel bir tespit olduğunu, hakaret etme kastının bulunmadığını belirtti. TCK’nın 216-3 ve 218-1. maddeleri

uyarınca, yazarların “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak” suçundan 9 aydan 1,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Geçen yıl Twitter mesajları nedeniyle 10 ay hapis cezası alan Fazıl Say’a dava açan Ali Emre Bukağılı

adlı avukatın başvurusuyla açılan davada, site yöneticisi ve yazarlar, “3 büyük dinin ortak değerleri olan kavramlara yönelik hisleri nedensiz yere incitmek” suçlamasıyla yargılanıyor. Savcı Orhan İlbeyli’nin hazırladığı iddianamede, “şüphelilerin yazmış oldukları yazıların, ulusal ve uluslararası yasalarla korunan düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde açıklanmış bir eleştiriden

ziyade, insan ilişkilerinin gelişmesine yarayan kamusal tartışmaya hiçbir katkıda bulunmayan ve yeryüzünde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun mensubu oldukları 3 büyük dinin ortak değerleri olan “Allah, peygamber, cennet, cehennem, Kuran, İncil” gibi kavramlara yönelik hisleri nedensiz yere incitecek şekilde dini değerleri aşağılamak kastı taşıdığının anlaşıldığı” savunuldu.

Bugün ise Zaman gazetesi, 17 Aralık operasyonunun ardından gündeme gelen HSYK’daki değişim ile ilgili bambaşka bir tutum sergiliyor. Üç yıl önce HSYK kötüydü, şimdi iyi. Zaman’ın bu çelişkisi bakın o haber başlıklarına nasıl yansıdı:

17 Aralık depremi 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası kamu kurumlarında yaşanan görevden almalar medyaya da yansıdı. Habertürk TV’nin iki yöneticisinin görevine son verilirken yerlerine yeni isimler atandı. Habertürk TV’de haber koordinatörlüğü görevini yürüten Oğuz Usluer ile haber müdürlüğü görevini yürüten Cuma Ulus’un görevlerine son verildi.

Habertürk TV Haber Koordinatörlüğü görevine Suat Toktaş, Haber Müdürlüğü görevine ise Rengin Gültekin getirildi. Suat Toktaş son olarak Show TV’de Haber Müdürü olarak görev yapıyordu. Rengin Gültekin ise Habertürk TV’de editör-muhabirlik görevinde bulunuyordu. Atamalar Genel Yayın Yönetmeni Erhan Çelik tarafından çalışanlara duyuruldu.

Nazlı Ilıcak cemaat gazetesinde

odatv.com

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonun ardından AKP’yi eleştiren yorumlar yapan Nazlı Ilıcak, Sabah’tan kovulmuştu. Sabah’ın kovduğu Ilıcak, Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen Bugün gazetesinde yazmaya başlayacak. T24’ün haberine göre Ilıcak, Bugün’de Şubat ayının başından itibaren yazmaya baş-

YILDIRIM Silivri L Tipi 1 Numaralı Cezaevi F-7 Silivri, İstanbul

‘Cemaat Halk Partisi’

P

aralel devlet, işlediği büyük suçları ve kanlı ellerini temizlemek için komplo davaları açarak bu suçları hedefteki kurum ve kişilere yıkmak istedi. Cinayetler, planlar, kara propaganda hep bu amaçla kullanıldı. Paralel faaliyetler iktidar koltuklarından desteklenirken, her şey dikensiz gül bahçesiydi. Polis sahte delilleri üretiyor, savcı tutuklatıyor ve sözde iddianameler yazıyor, hâkimler yargılama yapıyormuş görüntüsüyle gerçek çeteyi gizleme görevi yapıyordu. Örneğin Ergenekon savcılarının kamu tanığı Adil Timurtaş, İstanbul Emniyeti’nde tehditle önceden yazılmış tanık ifadesi imzalatıldığını, mahkeme salonunda şöyle açıklamıştı: “... Baştan 25 sayfa bir ifade yazılmış orada bana imza at dedi. Zaten 28 tane dedi faili meçhul, ya bunlara ifade verirsin ya üstünde kalır oğlum çıkamazsın dediler.” (14.08.2012 / CELSE NO: 220) Emniyet’teki derin örgütlenme, tanıkları tehditle yönlendirmişti. Duruşma sırasında bunu duyan hâkimler hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam etti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “görevini yapıyor’ dediği polisler bunlardı.

CHP yönetiminin siyasi iflası Danıştay saldırısı hiçbir kanıt olmaksızın Savcı Zekeriya Öz’ün “Osmanım” dediği gizli tanık üzerinden ve kuvvetle muhtemel Yargıtay imamının talimatıyla Ergenekon davasına bağlandı. Tuncay Güney’in arkasındaki cemaat örgütlenmesi fotoğraflara yansımıştı. Onu askere karşı kumpasta kullanıp Kanada’ya kaçıran MİT artığı derin yapının savcılarla ortaklığı iddianamelerle belgelendi. Aynı eksende Hrant Dink davasında “büyük abi” Erhan Tuncel adresi gösterdi: “Emniyet İstihbaratı”. Cinayetin devlet içindeki azmettiricilerine dokunan olmadı. Soruşturması, bugün “yolsuzluk operasyonu” yapan Savcı Muammer Akkaş tarafından sumen altında bekletiliyor. Kılıçdaroğlu’nun “ülkeye hizmet etmiş savcılar”ı da bunlardı. Tüm gerçekler ortadayken Emniyet’teki örgütlenmeye, Zekeriya Öz ve özel görevli savcılara sahip çıkmak CHP yönetiminin siyaseten iflasıdır. Cemaatin devletten tasfiyesine direnmek, ABD’den beklenen iktidar özlemiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak Gladyo ile birlikte iktidara yürüyeceğini hesaplayanlar tarihi bir yanılgı içinde olduklarının farkında bile değil.

Normalleşme

Zaman ‘kıvırma’ zamanı Habertürk TV’de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısını ve işleyişini değiştirmeyi öngören düzenlemeyle ilgili görüşmeler devam ediyor. Cemaatin yayın organı Zaman gazetesi, 12 Eylül referandumu ile HSYK’nın yapısı değiştirilirken HSYK’ya karşı bir tutum izledi.

Deniz

layacak. Sabah gazetesi, hükümeti eleştiren yorumlarda da bulunan köşe yazarı Nazlı Ilıcak ile yollarını 18 Aralık’ta ayırmıştı. Ilıcak, Twitter hesabından konuya dair, “Tek cümle ile... Şahsiyetimi kaybedeceğime işimi kaybettim. Allah’ıma şükrediyorum bana yolumu şaşırtmadı” ifadesini kullanmıştı.

Tayip Erdoğan’ın “millete hesap veren biziz” saptaması önemlidir. Çünkü hukukla bağlı olmayan Cemaat, iktidar içinde örtülü bir derin devlet faaliyeti yürüttü. Normal bir hükümetin kaldıramayacağı suçları işledi. “Kumpas” açıklaması da buraya dayanıyor. Gelinen noktada saptanması gereken gerçek; “Cemaatin gizli faaliyetleri olmaksızın AKP’nin bir diktatörlük inşa edemeyeceğidir.” “Derin devlet” 28 Şubat sürecinde ve sonrasında askerin içinde örgütlenemedi. Emniyet ve yargının içine kaydırıldı. Diktatörlüğün taşları, Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti, Zirve katliamı ve Silivri davalarıyla örülmüştü. Türkiye’yi dizayn etmeye dönük bu eylemlerin hepsinde Emniyet içindeki örgütlenmenin izleri görüldü. Cinayetlerin bir türlü aydınlanmaması ise aynı yapının yargı içindeki uzantıları üzerinden kotarıldı.

Paralel yapıyla kol kola CHP yönetimi bu gerçekleri bilerek “yolsuzlukla mücadele” adı altında paralel yapıya angaje olmuş bir görüntüyle maceralara sürükleniyor. Bu polis ve savcılarla kol kola, yolsuzlukla nasıl mücadele edilir? Bu sorunun cevabı CHP’nin geleceğini ve halka önerdiği iktidar formülünü belirleyecektir. Emniyette yaşananlar normalleşme için önemli bir adımdır. Paralel polisin ve yargının tasfiyesine karşı çıkmak, her ne gerekçeyle olursa olsun demokrasi dışında kalmayı tercih demektir. Demokrasi tarihi, öncelikle Gladyo’ya karşı mücadele tarihidir. Son beş yılını yaşayarak gördük...

YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... 06.30 Muhabbet 08.00 Televizyon Gazetesi 10.00 Ekopolitik 11.00 Mutlu Yaşam 13.00 Haber Masası 15.00 Hatırla: İncirlik Üssü Kapatılsın Mitingi

08.00 Semra Topçu ile Güne Başlarken 10.00 Ezgi Değirmencioğlu ile Haber Saati 14.00 Öğleden Sonra 17.00 Akşam Haberleri 19.00 Halk Ana Haber 20.00 Murat Gezici ile Gezici Anket 21.00 Uğur Dündar İle Halk Arenası 00.00 İsmail Dükel ile Günsonu Haber

07.30 Uyan Türkiye 10.00 Sağlıklı Yaşam 11.45 Yaşamın İçinden 13.00 Gün Ortası 14.00 Türk Filmi 16.45 İstekleriniz 18.30 Ana Haber 19.30 Cem İbadeti 21.30 İkrar Yolu 23.00 Zerre 00.00 Ana Haber “T”

09.20 Sormak Gerek 10.00 Biz Bize 11.30 Gündemin İçinden 13.30 Söz İstanbul’da 14.20 Haberci 15.00 Haber 15.30 Dünyadan 16.00 Güncel 17.30 Ekonomi 18.30 Günce 20.00 Ana Haber 21.00 Birebir 21.30 Bizim Türküler 23.30 İslam ve İnsan

09.00 Parametre 10.00 Haber 10.35 Paranın Gündemi 11.00 Karşı Gündem 12.00 Bugün 14.00 Günlük 16.00 Dünya Hali 16.30 Paranın İzi 16.45 Afiş 19.25 Bir Zamanlar Haberler 19.30 360 Derece 20.45 Aykırı Sorular 21.30 Dört Bir Taraf 23.30 Burada Laf Çok

10.15 Ekonomi Piyasalar 11.00 Haberler 12.00 Haber Merkezi 13.00 Haberler 14.00 Günün İçinden 14.30 Haber Aktüel 16.20 NTV’ye Sorun 17.00 Akşam Haberleri 18.15 Gece Gündüz 19.00 Akşam Haberleri 20.00 Ana Haber 21.00 Haber 21.20 Yakın Plan 23.00 Gece Bülteni

08.45 Doktorum 10.30 Akasya Durağı 12.00 Gün Arası 12.15 Kaynana Gelin Seda’ya Gelin 14.45 Evim Şahane 16.45 Arka Sokaklar 18.50 Koca Kafalar 19.00 Ana Haber 19.50 Spor 20.00 İntikam 22.30 Arkadaşım Hoşgeldn “Eğlence”

06.45 Bugün 09.00 Beni Affet 10.00 Melek 12.00 En Güzel Bölüm 12.30 Aşkın Bedeli 14.15 Soframız 15.30 Küçük Kadınlar 16.40 En Güzel Bölüm 17.15 Beni Affet 19.00 Ana Haber 20.00 Aramızda Kalsın 22.15 Benim Hala Umudum Var

08.30 Yeni 1 Gün 10.00 Her Şey Dahil 12.00 Show Dünyası 12.30 Gülben 14.30 Film: Dinmeyen Sızı 16.30 Pis Yedili 19.00 Ana Haber 20.00 Film: Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu 21.15 Film: Ateş Krallığı

07.00 Galaksi Rehberi 08.40 Aramızda Kalsın 12.00 Özge ile Yeni Hayat 13.45 Anlatacaklarım Var 17.00 Türkiye Listeleri 18.15 Flashpoint 19.15 Film: Kralın Askerleri 20.45 Film: Kaplan ve Ejderha 23.00 Saba Tümer’le Bu Gece

06.00 Benim Anne Bir Melek 07.00 Kahvaltı Haberleri 10.00 Müge Anlı ile Tatlı Sert 13.00 Kızlar ve Anneleri 15.00 Alemin Kralı 16.00 Zahide ile Yetiş Hayata 19.00 atv haber 20.00 Kurtlar Vadisi Pusu 23.15 Dosta Doğru

10.00 Anne Elimi Tutsana 11.30 iyi Fikir 13.00 Haber 13.30 6 Mantı 14.40 Aileler Yarışıyor 16.40 Zengin Kız Fakir Oğlan 18.30 Habere Doğru 19.00 Haber 19.50 Z. Kız Fakir Oğlan 22.55 Süper Dadı 01.05 Film: Elly Hakkında

10.35 Gündem 12.00 Haber 12.35 Bin Kişiye Sorduk 13.35 Gündem 15.30 Haber Özet 15.35 Gündem 16.35 Bin Kişiye sorduk 17.10 Dünya Turu 18.30 Açık Büfe 19.50 Kuklagiller 20.00 Ana Haber 21.00 Ömür Dediğin 21.40 İnsan 23.05 Haber

09.35 Ekonomide Görünüm 10.00 Haber Masası 12.00 Gün Ortası 14.40 Ekonomide Görünüm 15.00 Güne Bakış 16.40 Ekonomide Görünüm 17.05 Söz Sende 18.00 Akşam Raporu 20.00 Başkent Gündemi 22.00 Haber 22.15 Türkiye’nin Nabzı

09.30 Gündem Özel 11.00 Nazım Usta ile Mutfak Keyfi 12.30 Parantez 13.30 Film 15.00 Hong Gil Dong 16.00 Hayat ve Sağlık 16.30 Safa Geldiniz 18.00 Kum Saati 19.00 Sporaktif 19.30 Ana Haber 20.15 Hong Gil Dong 21.30 Hayat ve Sağlık 22.30 İrfan Vakti

07.00 Geri Sayım 10.00 Piyasa Ekranı 12.00 Finans Cafe 14.00 Piyasaya Bakış 14.30 İş Dünyasından 16.00 Kapanışa Doğru 17.30 Son Baskı 18.00 Avatar 18.30 Back at the Barnyard 19.00 Mike ve Molly 20.00 The Simpsons 21.00 Person of Interest 22.00 Film: Sırlar Oteli

10.00 Arafköy 11.00 Kanun ve Düzen 12.00 Ellen Show 13.00 Hayallerinin Peşinde 14.00 Merlin 15.00 Dallas 16.00 Ellen Show 17.00 Hayallerinin Peşinde 18.00 Arafköy 19.00 Kanun ve Düzen 20.00 Ellen Show 22.00 The Tonight Show with Jay Leno 23.00 Family Guy

06.45 Çalar Saat 10.00 Sana Bir Sır Vereceğim 11.45 Deniz Yıldızı 12.45 Yemekteyiz 14.30 Unutma Beni 16.30 Esra Erol’da Evlen Benimle 19.15 FOX Haber 19.30 Deniz Yıldızı 20.30 Benim Hala Umudum Var 21.30 Ana Haber 22.45 Umutsuz Ev Kadınları

09.10 Öyle Bir Geçer Zaman ki 11.00 Aşk Yakar 12.45 Kayıp Şehir 15.20 Aşk-ı Memnu 17.20 Ejder Avcıları 18.45 Kobra Takibi 19.10 BKM Mutfak 21.30 Film 23.30 American Horror Story

16.00 Haber Merkezi 18.00 Spor Ana Haber 18.30 Çizgi Film “Robin Hood” 19.00 Ana Haber 20.00 Günün Yorumu 20.15 Ezber Bozanlar 22.00 Nasıl Yani? 00.00 Gece Raporu

SEYİR DEFTERİ

16 OCAK 2014 PERŞEMBE


Hazırlayan: Ece KIRBAŞ

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

’da neler oluyor? Arif Sağ

Telif paralarına ne oluyor?

Boğaziçi’nde Nazım için söyleyecekler



Boğaziçi Mezunlar Korosu, Nazım Hikmet’in doğum gününde ustanın şiirlerinden bestelenmiş şarkıların seslendirileceği çok özel bir anma konseri verecek. Yarın akşam saat 20.00’de, Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’da gerçekleşecek olan konserde, Boğaziçi Mezunlar Korosu ve İstanbulAvrupa Korosu; Ankara Devlet Opera ve Balesi solistlerine ve klasik müziğimizin büyük seslerine eşlik edecek. Mesut Cemil, Cemal Reşit Rey, Cem Karaca , Timur Selçuk, Zülfü Livaneli, Vedat Sakman, Fazıl Say, Hasan Yükselir ve A. Mahmut Abra’nın bestelerinin seslendirileceği gecede Vedat Sakman ve Hasan Yükselir kendi eserlerini icra edecekler. Gecenin sunumu ise, Meltem Çiçek ve İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Metin Belgin tarafından yapılacak. Konserin solistleri ise Melihat Gülses, Tuncay Kurtoğlu, Ünüşan Kuloğlu, Bora Ebeoğlu ve Ezgi Köker olacak. Solistlere, enstrümanları ile Hakan A. Toker, Cengiz Onural ve Murat Aydemir eşlik edecek.

Canan Tolon resimleri Londra’da



Londra’daki çağdaş sanat vakfı Parasol, Türkiye resim sanatının önemli isimlerinden Canan Tolon’un kapsamlı bir kişisel sergisine evsahipliği yapacak. Tolon’un Londra’daki ilk kişisel sergisinin küratörü Parasol’un kurucu ve yöneticisi de olan Ziba Ardalan. “Sidesteps” başlıklı sergide Tolon’un 1986’dan bu yana yaptığı işlerden geniş bir seçki yer alacak. Kariyeri boyunca mekân, zaman , yerçekimi ve farklı malzemeler arasındaki kesişimlere ilgi Canan gösteren Tolon’un LonTolon dra sergisinde “British Museum” tarafından satın alınan 33 deseni de izleyicilerle buluşacak. 15 Ocak-16 Mart tarihleri arasında görülebilecek sergiye, Ziba Ardalan’ın sanatçıyla yaptığı bir söyleşiye de yer veren geniş kapsamlı bir kitap eşlik ediyor. Canan Tolon, Türkiye’de Galeri Nev İstanbul tarafından temsil ediliyor.

Söz yazarları ve bestecilerin telif ve hak aramalarını yürütmek üzere kurulmuş ve Türkiye’nin en köklü örgütlerinden biri olarak anılan MESAM (Musıki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) son zamanlarda “karışmış” durumda... ECE KIRBAŞ

O

lağanüstü Genel Kurul’da MESAM’ın ikiye bölünmesi ve muhalif tarafın yönetimi azlettiği yönündeki açıklamalarıyla taraflar mahmekemeye gitti 27 Ocak’ta gerçekleşen olaylı kongrenin ardından MESAM adına Başkanı Arif Sağ açıklama yapmış ve “görevimizin başındayız” demişti. Sağ, çıkan arbedenin ardından Ahmet Koç ile birlikte muhalif duran üyelerin gerçekleştirdikleri işlemlerle oylatılan önergelerin hukuki geçerliliğinin olmadığını ifade ediyordu.

‘Çıkar çevreleri var’ Peki olayların cereyan ettiği 8. Olağanüstü Genel Kurul’un gündemi ve anlaşmazlıkların çıkış noktası neydi? Öncelikle belirtmekte fayda var; kongre tek gündem maddesiyle toplanmıştı; “MESAM MSG Lisanslama - Dokümantasyon ve Dağıtım Ortak Protokolü kapsamında hazırlanan yönergenin oylanması” Aydınlık’ın sorularını yanıtlayan MESAM Yönetim Kurulu’ndan Ali Haydar Timisi yönerge için “eser sahiplerinin hak kaybına uğramasının önüne geçilmesi ve adil bir dağıtımın sağlanması hedeflenmişti” derken kongrede çıkan olaylar neticesinde gündem maddesinin de konuşulamamış olmasına dikkat çekti. MESAM’da süregelen kutuplaşmanın sebebini sorduğumuz Timisi şöyle konuştu: “Hem Arif SAĞ başkanlığındaki yönetim kurulu hem de muhalif ekibin birbiri ile bir iletişim noksanlığı var, bu ayrışmayı körükleyen bazı çıkar çevreleri var. İki grubun da söylemlerine bakıyorsunuz, üyelerin ortak çıkarlarından söz ediyorlar, ancak bir araya geldiklerinde medeni bir

27 Ocak tarihinde gerçekleşen 8. Olağanüstü Genel Kurul’dan. biçimde konuşmayı bile başaramıyorlar. Her iki ekibin içindeki yapıcı fikirleri bir araya getirip, ortak bir deklarasyon yayınlanabilir ve bu anlaşmazlıkların önüne geçilebilir.” MESAM’ın 8. Olağanüstü Genel Kurul’una ilişkin diğer dikkat çeken iddialar da; Genel Kurul görüntülerini çeken 2 kameramanın darpedildiği ve daha önce üyelikten çıkartılmış bazı üyelerin tekrar üye yapıldığı yönünde. Timis, personele ve kameramanlara yönelik bir saldırı girişiminin olduğunu ancak olayın tatlıya bağlandığını söylüyor ve şöyle diyor: “Ancak bütün bunların “telif mücadelesi” uğruna yapıldığına inanmak son derece güç. Zira yıpratılan, Yönetim Kurulu değil, MESAM’ın kurumsal kimliğidir. Herkesin biraz sağduyulu olması gerekirken, bu ülkenin eser sahipleri olarak haklarımız için örgütlü bir mücadele yürütüp birlikte kazanacağımız bir sistemi konuşacağımız yerde, kişisel hesap ve nefret dilinin üretildiği bir sürece doğru itildik. Ben her şeyden önce eser sahibi olarak kimsenin kişisel hesapları uğruna bize bunu yaşatmaya hakkı olmadığını düşünüy-

orum.” Üyelikten çıkartılmış kişilerin tekrar üye yapılması konusunda da Genel Kurul’un hukuki çerçeve içerisinde üye alma veya üyelikten çıkartma gibi bir yetkisi olmadığını belirten Timis, Olağanüstü Genel Kurul’a gözlemci olarak katılan Bakanlık Yetkilisi Bilge Kılıç’ın Divan Heyetini bu konuda uyardığını ancak Ahmet Koç ve MESAM üyelerinin uyarıları dikkate almayıp, oylamaya devam ederek söz konusu kişilerin asil üyeliğe iadesini ve cezaların iptalini sağlayarak, “kanuna ve usule aykırı hareket ettiklerini” söylüyor.

‘Yönerge üyelere temas etmiyor’ Peki her iki tarafta “telif haklarının” hakkaniyetli dağıtımından söz ediyorken anlaşmazlık nereden çıkıyor? Muhalif kanattan Ahmed Can Akyol’a sorduk. En başında kongrede tartışılması öngörülen yönergenin önlerine bile gelmediğini ifade eden Akyol, “Söz konusu protokol, her ne kadar “MESAM ve MSG’yi birleştirmek” gibi gös-

Fural’ın ‘Müzik Satan Çocuklar’ı Filiz Ural’ın 2014 yılı sergisi Nişantaşı Doku Sanat Galerisi’nin ev sahipliğinde gerçekleşiyor. Bu serginin konusunu, yine sanatçının tutkun olduğu caz müziğine yaşamlarını adayan müzisyenler; Ama bu kez sokakların, metroların, bulvar-

ların, mekansız müzik satan çocukları. Elbette aralarında genç, usta, yetişkin, hatta konservatuarlı öğrenciler de var. Metropollerin kulakları sağır eden gürültülerini, kent insanlarının kulaklarından, yüreklerinden, bir nebzede olsa mü-

zikleriyle silmeye, yumuşatmaya çalışan insanların tuvale yansıyan canlı performans görüntüleri bu resimler. Fural’ın göz objektifiyle yakaladığı; müzisyenlerin prova, doğaçlama, konser ve solo anlarının tuvale yansıması...

Biçim dilini yansıtan ressam

Mimariden, tuvallere ‘Türkiye’de basına baskı var’ 16 Ocak 1956

Uluslararası Basın Enstitüsü Türkiye’de basına baskı yapıldığını açıkladı. Enstitüünün bülteninde Adnan Menderes’in sözlerine yer verilmiş ve şu ifadeler kullanılmıştı: “Sık sık basından bahsediyoruz Ancak Türk basını dört beş kişiden ibarettir. Diğerleri ise kağıt ticareti ve tirajlarını arttırmak için muhalefet yaparlar” dedi.

Ereğli doğumlu olan Filiz Ural, 1975 yılında Devlet Güzel sanatlar Mimarlık Akademisi’ne bağlı Mimarlık Yüksek Okulu’nu bitirdi. Belki de konstrüktüvist resme ve stile olan yakınlığı da mimarlığından kaynaklanan Ural, 19 yıl önce, resme kaldığı yerden yeniden başladı. Önce ressam ve sanat tarihçisi Zühal Köseler’in yorumcular atölyesine katıldı. Bu süre içinde karma dokuz sergide yer aldı. Daha sonra CEY Sanat Atölyesi’ne devam eden Fural, sırasıyla Gökhan Anlağan, Tanju Demirci, Bahar Kocaman’ın atölye çalışmalarında bulundu. Bu arada pek çok karma sergiye katıldı. 2008 yılında TÜYAP Sanat Fuarı’nda Valör Galerisi’nde resimleri Mustafa Ayaz’la birlikte sergilendi. Her yıl tekrarlanan Afyon Caz Festivali etkinliği çerçevesinde Haziran 2010’da resimleri sergiledi. Toplu çalışmalarını

İstanbul ve Ankara’da sergilemeye devam eden Ural, 2011’de Bianelİzmir’e katıldı ve aynı yıl Londra’da Galleria Pall Mall’da 14 ülkeden 30 sanatçının yer aldığı karma bir sergide yer aldı. Bu sergide Fural’ın “İki Arşe” adlı tablosu, “Sipirit of art Returns to London”ın katalog kapağı oldu. Atölye, ev ve ressam Prof. Cihat Aral atölyesinde çalışmalarını sürdüren. Fural, konularını yine tutkunu olduğu müzik insanlarından, seçiyor. Filiz Ural

Ressam Cihat Aral’ın ifadesiyle; “Tuval düzleminde yer alan gizli kompozisyon örgüsüyle, izleyicisine hissettirmeden yüzeyde yer alan nesnelere, figürlere espas içinde soyut bir boyut kazandırarak tuvale taşınmış çalışmalar” bu resimler. Eleştirmen Sekan Azeri’de, Fural’ın resimleri için şunları söylüyor: “Filiz Ural da, edindiği mesleki deneyimlerle oluşturduğu bakış açısını, içten gelen bir resim sevgisiyle harekete geçirdiği üretim isteğinin ürünü olan çalışmalarında dikkatimizi çeken tutarlı biçim diline yansıtan bir ressam.” Resimlerini Fural mahlasıyla imzalayan Filiz Ural 2013 yılını, mekansız, “Müzik Satan Çocuklar”ı, gözlemleyerek ve görüntüleyerek geçirdi. Yine bu yıl tüm çalışmalarını “Caz koleksiyonum” başlığı altında bir kişisel sergiyle sevenleriyle buluşan Ural yıl içinde, 5 farklı karma sergide de yer aldı. Ural’ın bugün Doku Sanat Galerisi’nde açılacak olan sergisi “Müzik Satan Çocuklar” 5 Şubat 2014’e dek ziyaret edilebilecek.

terilse de, üyeyi doğrudan olumlu olarak etkilemeyecek bir yönergeydi. 14 sayfadan oluşan bu yönergenin tek farkı, birkaç minik nüanstan ibaretti ki, bu durum üyelerimizi telif hakları konusunda doğrudan temas etmiyordu” diyor. Akyol, Genel Kurul’da yönetimin salonu terk etme eylemini divan seçimini kaybettikten sonra gerçekleştirdiklerini ileri sürüyor ve şunları söylüyor: “Salon niye terkedilir? Hem kendileri giderken Mesam personelini götürmek de neyin nesi? Onlar Mesam’ın mı, yoksa o arkadaşların çalışanı mı? Ardından da hazirun cetvelleri ve kamera kayıtları kaçırıldı. Bunları kabul etmek mümkün değil. ” Şu anda durum yargıya intikal etmiş durumda, gewwnel kurul sırasında yaşanan olayların görüntüleri de mahkemeye teslim edilmiş. Her iki tarafında hukuka başvurduğu sürecin ardından 15 Şubat seçimleri belirleyici olacak. Eser sahiplerini rahatlatacak, tatmin edecek bir karara varılabilecek mi? Bunu da önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Bu arada pek çok kişinin merak ettiği bir konuyu soruyoruz Timis’e; MESAM’da yılda ne kadar telif parası toplanıp dağıtıldığı. Zira en büyük sorun da buradan çıkıyor gibi görünüyor... Arif Sağ başkanlığında MESAM’da toplanan telif paralarında artış olduğunu ileri süren Timis 2013 yılı içinde toplanan telif tutarının 30 milyon Lira’nın üzerine olduğunu ifade ediyor. Yönetim ve muhalif kanadın en fazla ters düştükleri konulardan biri de bu telif meselesi. Muhalif kanadın iddiaları durumun pek iç açıcı olmadığı yönünde. Aydınlık’a konuşan Şair Ahmet Can Akyol, Arif Sağ döneminde lisanslama çalışmalarının yapılmadığını ve en büyük sıkıntılarının üyenin telif alamaması olduğunu belirtiyor: “Üye esas olarak aldığı telife bakar. Ötesi lafı güzaftır ki hamaset ve asılsız propagandalar hiçbir yerde telif parası yerine geçmiyor... Öte yandan, azledilen yönetimle ilgili belgelerle sabit çok ama çok ciddi suiistimal iddiaları mevcuttur” diyen Akyol, en büyük orantısızlığın da dizi ve reklam müzikleriyle ortaya çıktığına dikkat çekiyor: “ Bu durum, benzer ülkelerde düzenlenmiş olmasına rağmen, bizde hala kanayan bir yara ve sorunun kısa vadedeki en büyük müsebbibidir”.

Ali Haydar Timisi


Hazırlayan: Sema SEZEN

Nâzım iki kıtayı bağladı Ünlü heykel sanatçısı Mehmet Aksoy’un yurtsever şairimiz Nâzım Hikmet’in 112. doğum gününe armağan olarak inşa ettiği anıt, Etiler Sanatçılar Parkı’nda geniş katılımlı bir törenle açıldı  ÖZGE YEŞİLDAĞLI

Y

urtsever şair Nâzım Hikmet’in 112’nci doğumgününde Beşiktaş Belediyesi ve Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı tarafından Şanatçılar Parkı’nda Nâzım Hikmet Anıtı açıldı. Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un tasarımı olan “İki Kıtaya Nâzım Hikmet Köprüsü” adlı anıtın açılışına Nâzım Hikmet’in yakın dostu olan usta yazar Yaşar Kemal’in yanı sıra Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Rutkay Aziz ve Tarık Akan gibi isimler katıldı. Heykeltraş Mehmet Aksoy’un Nâzım Hikmet’in 112. doğum günü için inşa ettiği anıt Etiler Sanatçılar Parkı’nda açıldı. Anıt açılışına aralarında Yazar Yaşar Kemal, sinema oyuncusu Tarık Akan, İşçi Partisi Şişli Belediye Başkan Adayı Ümit Zileli, gazeteci Enver Aysever, tiyatrocu Rutkay Aziz’in de bulunduğu birçok ünlü isim yer aldı. Etiler Sanatçılar Parkı’nda dün saat 13.00’te gerçekleşen açılışta söz alan Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal şöyle konuştu: “Nâzım Hikmet’in açtığı yoldan yürümekten tereddüt etmiyoruz. Bu heykel buraya çok yakışacak. Bu anıtı Nâzım

Mehmet Aksoy Hikmet’in 112. doğumgününe hediye ediyoruz.

‘Barış’ı Kars’tan yükselteceğiz’ Açılış sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan yazar Yaşar Kemal Nâzım Hikmet ile uzun zaman geçirdiğini söyleyerek şu sözleri söyledi: Nâzım ölmeden önce 1,5 yıl Paris’te beraberdik. Zaman zaman bana telefon açıp şiirlerini okurdu. Bu benim için büyük bir şereftir.” Yazarlık şevkini Nâzım Hikmet’ten aldığını söyleyen Kemal, “ onuruyla hâlâ yaşıyor” ifadelerini kullandı. Anıtı inşa eden heykeltraş Mehmet Aksoy da AKP hükü-

metinin baskılarına tepki gösterip “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” poltikasına karşı çıktılar. Barış isteğimizi tekrar Kars’tan yükselteceğiz” diyerek İnsanlık Anı-

tı’nı hatırlattı. Açılışa katılan gazetemiz yazarı ve İP Şişli Belediye Başkanı Ümit Zileli Anıtın önünde vatandaşlar ile konuşup fotoğraf çektirdi.

Vatandaşların yer yer “ her yer Taksim Her yer Direniş” ve “Her yer rüşvet her yer yolsuzluk” sloganları atması dikkatlerden kaçmadı.

Bindallı: Bin çiçek açsın K

Tablo: Cemil Altaylı

arma sergilerin işlevi, düzenleme gerekçesi kadar kapsadığı sanatçı kesimi açısından da sanılanın aksine önem taşır. Katılımcı sanatçılar, genellikle genç kuşağın mensupları arasından seçildiği ya da bir araya getirildiği için, seslendiği kesime ileteceği mesajlar, bu kuşağın benimsediği sorunlar çerçevesinde olacaktır. Sanatçılar, ortak sorunlar çevresinde öbekleşmiş görünseler de bu

Ece

ATAER heceataer@gmail.com

‘Okumak’tan pek anlamam!

N

eden okuyoruz? Kitap okumanın hoş vakit geçirmek dışında bir faydası var mı? Okumak erdem sahibi, entelektüel bakımdan gelişmiş bireyler yetiştirmeye bir katkı sağlıyor mu? Doğal olarak “fayda” önemli. Ama estetik değeri de faydadan ayrı tutamayız. Kitaplara bağlanma biçimimiz karmaşık hatta sıra dışı. Çünkü insanın beklentileri, duyguları, yaşamı yorumlayışı akla hayale sığmayacak kadar çeşitlilik gösteriyor. Okuma uğraşı da bu yüzden sancılı, kışkırtıcı ve çapraşık... Kitaplara bağlanma biçimimiz farklılıklar gösterse de iyi bir okurun aşağı yukarı aynı süreçlerden geçtiğine de inanıyorum. Evreler mi? Önce, kitaplardan biri sizi adeta kendine davet eder. Bazen de siz onu. Bu karşılıklı davete karşı koyamazsınız. İşte burada anlık duygular, düşünceler ve değişik konu ve temalarda öğrenme merakı devrededir. Bunlara kapılıp gidersiniz ve kitap elinizdedir artık. Sayfaları çevirmeye başlarsınız...

Okumanın evreleri

BİNDALLI’DA 61 USTA SANATÇI İLE KARMA SERGİ

 KAYA ÖZSEZGİN

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

H-ECE

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

sorunlara yaklaşımları, ürettikleri yapıtların içeriksel ve biçimsel karakterleriyle bağımlı düzeyler içerecektir. Bindallı Sanat Galerisi, kurulduğundan bu yana galerinin sanat ve kültür politikasına uyumlu olarak, öncelikle sanatın temel kavramı olan “güzel”in sunumuna saygıyı ilkesel düzeyde benimsemiştir. Bu kez “Güzel’e birlikte..” başlığı altında bu temel ilke çerçevesinde dayanışmayı esas almakla, galerinin kuruluş amacıyla da örtüşen bir tutum,

doğaldır ki ağır basmaktadır. Katılımcı sanatçılar arasında, ortamın etkin isimleri olduğu gibi, amatör düzeyde olanlar da var. Bu türden bir ayrım gözetmeme olgusu, birçoğumuza aykırı gelebilir. Oysa Bindallı’nın yapısında, gene başlangıçtan beri, dayanışmacı tavır öne çıkmıştır her zaman. Profesyonellerle amatörleri, ortak bir serginin çatısı altında topluca sergilemek, galeri politikası açısından, hoşgörü tavrını da ortaya sermektedir.

T.C. ALACA ASLYE HUKUK MAHKEMESNDEN KAMULATIRMA LANI Davacı Türkiye Elektrik İletim A.Ş.(TEİAŞ) Genel Müdürlüğü vekilleri Av. İsmail ONUR - Av. Hakan GÜMÜŞ tarafından aşağıdaki listede sıralı, kamulaştırmaya tabi tutulan taşınmazlardan tel altına isabet eden kısımlarda irtifak haklarının, direklerin isabet ettiği kısımlarda ise mülkiyet haklarının tapuda İdare adına tescili ile Mahkemece tespit edilecek bedelin hak sahiplerine ödenebilmesi amacıyla 4650 sayılı Kanun ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10.maddesi gereğince Mahkememizde açılmış bulunan bedel tespit ve tescil davalarında; 1. Davacı TEİAŞ Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulunun 13/01/2000 gün ve No:3-9 sayılı Kamu Yararı Kararı gereğince belirtilen taşınmazların bir kısmının mülkiyet bir kısmının da irtifak hakkı şeklinde kamulaştırılmasına karar verildiği, 2. Kamu Yararı Kararının, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının 30/01/2009 tarjh ve B.15.0.BİK.0.01.(752)136-19 sayılı OLUR’u ile onaylandığı, 3. Kamulaştırma Bedelinin hak sahibi adına T.C.ZİRAAT Bankası ALACA Şubesine yatırılacağı, 4. Konuya ve taşınmazın değerine ilişkin tüm savunma ve delillerin, ilan tarihinden itibaren on (10) gün içinde Mahkeme ye yazılı olarak bildirilmesi gerektiği, 5. Duruşmanın aşağıda belirtilen gün ve saatlerde Asliye Hukuk Mahkemesi salonunda yapılacağı; Mahkemenin davetine uymayanlar hakkında yokluğunda yargılama ve işlem yapılacağı, 6. Açılacak davalarda husumetin Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiği, 7. Maliklere çıkartılan meşruhatlı davetiyenin tebliğinden itibaren veya kendilerine tebligat yapılamayanlara tebliga yerine geçmek üzere yapılan ilan tarihinden itibaren otuz (30) gün içinde kamulaştırma işlemlerine karşı İdari Yargıda iptal ve Adli Yargıda maddi hatalara karşı düzeltim davası açılabileceği, 8. Otuz (30) gün içinde kamulaştırma işlemine karşı İdari Yargıda iptal davası açanların dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve Mahkememizce tespit ediler kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmazdan kamulaştırılan mülkiyet ve irtifak hakkının kamulaştırmayı yapan İdare adına tesciline karar verileceği, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesi uyarınca ilanen duyurulur. KAMULATIRILAN TAINMAZIN L: ÇORUM LÇES: ALACA

Metinde ya da kitapta kendini bulmak, tanımak önemli. Hem sıradan hem de gizemli bir deneyim. Sayfaları çevirirken sizi saran bir betimlemenin, herhangi bir olaylar dizisinin, karşı konulmaz bir iç sesin etkisine kapılıverirsiniz. Kitap ile okuyucu arasındaki boşluk doluverir. Onunla tuhaf bir uyum ve yakınlık başlar. Sözcükler, cümleler ve paragraflardır bunu yapan. Siz zaten bunu bekliyorsunuzdur. Okuduğunuz sayfalarda izlerinizi bulmaktan alamazsınız kendinizi... Bazen de ötekini... “Kendine Ait Bir Oda” aramak için Wirginia Wolf olmak gerekmez sanırım. Kitaptaki estetik değerler sizi adeta ayartır. Kurguya garip bir esriklikle bağlanırsınız. Metne teslim olur ve kendinizi bırakırsınız. Okuma kupkuru bir pratik olmaktan çıkar. Ateşli bir ilişki başlar aranızda. Büyülenirsiniz. Yakın okuma başlamıştır artık. İlk kez Jane Austen okuyan bir erkeği düşünün ya da “Suç ve Ceza”yı okuyan bir suçluyu veya Flaubert’te Emma Bovary’nin delice tutkusunu okuyan bir kadının derinliğinin boyutunu... Kitapla aranızdaki ilişki uygunsuz bir durumsa, varsın olsun... Başka türlü nasıl değişeceksiniz? Bu arada bir yandan da aydınlanmalısınız... Bilgi edinme heyecan verici. Benliğin ötesinde dış dünya, insanlar ve şeyler, toplumsal davranışlar, sembolik katmanlar birey için etkili. Dışa ait farkındalığın gelişmesi için gerekli. Şüphesiz her kitap bunun için uygun olmayabilir. Fakat insanı okumaya iten nedenlerden biri de gündelik deneyimlere ve toplumsal hayatın şekline ilişkin daha derin bir algı kazanma umudu değil midir? Okumada bilgi edinme olmazsa olmazlardan biri... Bu da olsun... Başka türlü nasıl gelişeceksiniz?

Okuma ciddi bir uğraş...

Yılın ilk ‘Yıldız Savaşları’



DJ Cenk Erdem, ‘Yıldız Savaşları’ adında dünyaca ünlü pop yıldızları Madonna, Lady Gaga, Katy Perry, Britney Spears, Rihanna ve diğer dev isimlerin bulunduğu repertuvarıyla 17 Ocak Cuma günü Beyoğlu Jazz Company’de sahne alacak. Britney Spears’in “Circus” ve “Femme Fatale” albüm lansman gecelerinden, Madonna’nın “Hard Candy” ve “Celebration” resmi lansman partilerine kadar pop devlerinin hayranlarını bir araya getiren ve son olarak “Yıldız Savaşları” partileriyle en ünlü pop divalarının şarkılarını tek bir partiye taşıyan Cenk Erdem, DJ kabininden pop yıldızların rekabetlerini dansseverlere taşıyacak.

Bazı metinlerin sonunda hedefinizi düşük tutmanız gerekir. Bunları fark etmeden geçerseniz ya da onlara ister istemez kayıtsız kalırsınız. Ama bazıları da kışkırtıcı ve şok edicidir. Yadırgarsınız fakat sınırınız aşılmıştır. Sizi bazen yerinden eder bazen de bir travma gerçekleştirir. Adeta tokat yemiş gibi olursunuz. Bir arkadaşım Sartre’nin “Bulantı”sını okurken nasıl hayrete düştüğünü anlatmıştı. Aşırı da olsa bu zevklidir. Bence okuma hedefine ulaşmıştır. Bunlar benim okuma evrelerim... Ya sizinkiler! Az okuyan bir toplumuz... Okuma ise ciddi bir uğraş... Bir yerden başlasak mı? Ne dersiniz?

DURUMA GÜNÜ : 11/02/2014 Esas No:

Davallar - Malik

Baba Ad

Köy/Mah

2013/369 2013/347 2013/348 2013/356 2013/357 2013/337 2013/339 2013/340 2013/341 2013/342 2013/343 2013/345

Hasan Hüseyin ŞAHİN Fatma İLDEŞİR Mustafa ESER Yusuf Nesimi HASIRCI Recep Arap HASIRCI Osman HASIRCI Murat HASIRCI Arap HASIRCI Arap HASIRCI Ümit SAMUT Arap HASIRCI Murat HASIRCI Arap HASIRCI Mustafa ÖZTÜRK Arap HASIRCI Osman HASIRCI Mehmet ÇAVDAR Selim HASIRCI Murat HASIRCI Karip KARA Hasan Hüseyin KARA Satılmış KOÇAK

Abdullah Adil Halil Hüseyin

Kıcılı Cengizhan Cengizhan Cengizhan Cengizhan Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar

2013/353 2013/354 2013/355 2013/372 2013/374 2013/375 2013/378 2013/379 2013/381

Ali Arif Ali Ali Ali Ali Ali Ali Ali Hasan Ali Arif Yusuf Mehmet Ali Ali Ali Ali Abidin

Ada 438 438 438 415

Parsel 410 43 8 47 171 742 751 755 762 761 809 798

Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar Eskiyapar

677 2060 694 34 66 65 223 275

Eskiyapar

277

stimlak 71,57 m2

81,00 m2

21,21 m2

rtifak 315,48 m2 5.914,89 m2 1.049,15 m2 164,87 m2 5.178,28 m2 3.187,33 m2 1.942,12 m2 6.986,70 m2 2.625,76 m2 3.272,04 m2 358,76 m2 890,20 m2 3.773,18 m2 13,43 m2 2.907,09 m2 4.923,42 m2 1.281,77 m2 3.790,70 m2 1.203,83 m2 1.070,16 m2 1.195,37 m2

BASIN: 2250 (www.bik.gov.tr) Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

21. Troya Ödülleri Fazıl Say ve Serkan Koç’a verilecek T roya Folklor Araştırmaları Derneği tarafından bu yıl 21.’si düzenlenecek olan Troya Kültür-Sanat Ödülleri’nden “Atatürkçülük Ödülü” Fazıl Say’a, “Sinema Ödülü” Serkan Koç’a verilecek. 18 Ocak 2014 Cumartesi günü, saat 19.00’da, Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş Yerleşkesi’nde Fazıl Say Salonu’nda yapılacak olan töreni, sinema ve tiyatro sanatçıları Gülsen Tuncer ve Ender Yiğit sunacak. Ulusal kültürümüzü korumayı, yaşatmayı ve bu yolla çağdaş kültüre ulaşmayı

Fazıl Say ilke edinmiş Troya Folklor Araştırmaları Derneği, bu yönde emeği geçmiş, yıllarını kültürümüzü araştırmaya, zenginleştirmeye, gelecek kuşaklara bir kültür mirası olarak bozulmadan aktarmaya adamış; uğraşlarını ve başarılarını çeşitli alan-

Serkan Koç larda sergileyerek çağdaş, demokratik, laik, aydınlanmacı kültürümüzün oluşumuna katkıda bulunmuş mücadeleci bilim insanı, sanatçı ve kurumlara, kurulduğu tarihten itibaren her yıl ödül vermeyi gelenek haline getirdi.


Hazırlayan: Erdem ATAY

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

FB BAŞKANI AZİZ YILDIRIM’IN AVUKATI FAİK IŞIK:

’ye kumpası Ergenekon’u yapanlar kurdu

Şike davası sırasında Aziz Yıldırım’ın avukatlığını yapan ve ‘Kumpası gördüm’ diyen Faik Işık, gündemi ve TFF içindeki ekibi Aydınlık’a değerlendirdi

‘Bu dosyayı oluşturup, savunma hakkı olmaksızın UEFA’nın kafasına bunları sokan onlardır. Bunların içerisinde kaç Trabzonlu var? Bakın, içlerinde kaç Franco var?’

F

şiktaş, Göztepe, Karşıyaka ve Fethiyespor tribünlerinden büyük bir ses yükseliyor. Statlarda “Her yer rüşvet, her yolsuzluk”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Hükümet istifa” sloganları yankılanıyor. Cemaat’e de büyük tepki var. Bunlar artacak gibi görünüyor. Burada bir şeye dikkat etmek gerekir. Bu hükümetin yaptığı yanlışlar varsa, hesap vermesi gereken konularda siyaseten ve hukuken de vermesi gerekiyorsa bunun hesabını alabiliriz. Ama hesap vermeyecek ve tüm ülkeyi teslim alacak başka bir yapı varsa ve bu yapı bugüne kadar bu ülkenin askeriyesini, düşünürlerini, muhalefet edenleri, suça karışmamış, adam öldürmemiş, banka soymamış, kimseyi gasp etmemiş, kimsenin ırzına girmemiş insanlarını içeride tutuyorsa bu yapıyı öncelik olarak almalılar. Yoksa vallaha “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” yerine bu memlekette “Hocaefendi’nin şakirtleriyiz” diye bu statlarda bağırırlar. Önce bu kısım temizleyelim. Şu özel yetkiyi, olağanüstü hali kaldıralım.

erdematay@gmail.com

Erdem ATAY

enerbahçe Başkanı Aziz Yıl- ruşturma yürüdü. dırım’ın avukatı Faik Işık ile  Neden soruşturma başlasöyleşimizin ikinci bölümünü tıldı? Fenerbahçe ve Şike davasına ayırdık. Ona (Zekeriya Öz) göre bir çeşit Söyleşimizin birinci bölümünde em- avukat örgütü kurmuşum. niyet ve yargı içindeki çetenin Er Şike dosyası da tıpkı Ergegenekon, Balyoz gibi davalarla ül- nekon ve Balyoz davaları gibi keyi ele geçirmeye çalıştığını anlatan mi? Işık, Türkiye Barolar Bir51 yaşına gelmiş bir liği Başkanı Metin Feyziadamım. Bu ülkede 12 oğlu’nun “yeniden yargıEylül dışında gerçekçi bir lama” formülünün derhal darbeyi asla görmüyouygulanması gerektiğini rum. Tüm davalar Fesavundu. Eski müvekkili nerbahçe dosyasındaki Erdoğan ve birçok bakanla gibi. Önce bir kozmik yıllarca birlikte çalışmış oda yapıyorsunuz. Fedeolan Avukat Işık, söyleşinin @medreyata rasyonun içinde kuruyorbu bölümünde futbola yasunuz. UEFA’dan adampılan tertibi anlatıyor. Savcı ları çağırıyorsunuz. FranZekeriya Öz’ün kendisine soruş- sızca konuşan iki Türkiye Futbol turma başlattığını ilk kez açıklayan Federasyon yetkilisi de “Bak bu Işık, “Fenerbahçe’ye tertibi yapanlar, belge böyle, bu belge şöyle” diye Ergenekon ve Balyoz tertibini ha- bunları tercüme ediyor. Adamlar zırlayanlardır” diyor. “Fenerbahçe’yi bir bakıyor ki soruşturmayı yürüten Avrupa’ya şikâyet eden bu ekip” savcı bunlarla görüşüyor ve ifadesini kullanan Işık, “Fenerbahçe UEFA’nın kafasında bir görüş oluşBaşkanı yargılandıysa, Cemaat’in turuyorlar. başı da yargılanmalı” vurgusu yapıyor. İşte söyleşisinin ikinci ve son Aynı ekip işbaşında bölümü:  Yani Fenerbahçe’yi Avru Şike davası... Fenerbahçe pa’ya şikâyet eden ve yanlış biliçin çok mücadele ettiniz. Birgiler verdiğini söylediğiniz kişiçok Fenerbahçe taraftarı sizleler Türkiye’deki bir ekip midir? rin bu savcılara karşı dik durKesinlikle. duğunuzu söyledi. Peki, söz etti Söz ettiğiniz kişiler aynı ğiniz ekip tarafından suçlandıekipten mi? nız mı? Tabii ki... Bu dosyayı oluşturup, Evet. Bir gün sabaha karşı evisavunma hakkı olmaksızın mi 10 adam bastı. Polis evin her ta- UEFA’nın kafasına bunları sokan rafını aradı. Masanın üzerinde onlardır. Bunların içerisinde kaç ruhsatlı silahım vardı, “Onu da Trabzonlu var? Bakın, içlerinde kontrol edelim” dedi. Bir gün de, kaç Franco var? Ayrıca soruyoİnönü yokuşundan stadın (Beşikrum: Kupa isteyen bir takımın taş İnönü) oraya inerken bir sivil, hangi antrenörü, hangi sporculara, bir trafik ve bir de toplum polisi nasıl konuşmuştur? aracı ters yönden gelerek üç taraf‘Yıldırım yargılanıyorsa, tan çevirdiler. 20 dakika sövdüler. Yanımda çaycım vardı, “Abi aşağı- Cemaat’in başı da yargılanmalı’ ya inme. Sana bir şey yaparlar”  Trabzonspor başkanlık sededi, inmedim. Zekeçimleri oldu. Sayın İbrahim Hacıriya Öz, bana örosmanoğlu başkanlığa seçildi ve güt kurmaktan Başbakan’dan kendisine tebrik dolayı dosya mesajı geldi. Fenerbahçe başkanaçtı. 7-8 ay solık seçimlerini ise Sayın Aziz Yıldırım kazandı. Seçim sonrası Başbakan, Yıldırım’ın projeleri için, “Bu kadar borçla mı bu işleri yapacaksın, bu izni sana kim verecek? Bakanlıktan izin aldın mı?” diye sordu. Tebrik etmedi. Bu

Bir gün sabaha karşı evimi 10 adam bastı. Polis evin her tarafını aradı. Masanın üzerinde ruhsatlı silahım vardı, ‘Onu da kontrol edelim’ dedi sözler ne anlatıyor? Ayrıca Yıldırım’ın başkanlık için yarıştığı Sayın Mehmet Ali Aydınlar ve ekibi için ne düşünüyorsunuz? Aydınlar ve ekibinin 3 Temmuz sürecindeki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mehmet Ali Aydınlar, Fenerbahçe’ye haksızca bindirilen bir dönem içerisinde, kendisine sunulan tezgâhtan, yani korku radrasyonundan, dalga dalga yürüyen eylemlerden etkilenmiş... Bu açık. “Nasıl olsa bu Fenerbahçe bitecek, nasılsa bu Yargıtay bu Aziz Yıldırım’ı bitirecek” dedi. İddialaşmalar söz konusu oldu. Kişisel meseleye dönüştü. Bu, Fenerbahçe’nin kendi içerisindeki seçimiydi. Soruyorlarsa eğer söyleyeyim; Türkiyenin en büyük cemaati Fenerbahçe cemaatidir. Eğer Cemaat bir sivil toplum kuruluşuysa, eğer sayısal olarak üstünlüğe göre yargıda adam belirlenecek, kararları, sözleri eğer kanun olacaksa “Fenerbahçe Sivil Toplum Kuruluşu”nun sözlerine dikkat edilmesi gerekir. Eğer “Fenerbahçe Cemaati” Başkanı yargılanabiliyorsa, başka Cemaat’in başkanları da yargılanabilir.

‘Haziran Direnişi bu yargılamalara tepkiydi’  Fenerbahçe taraftarının AKP ve Cemaat’e tepkisi çok arttı. 3

Temmuz’dan sonra taraftarın tavrı ve Haziran’da tüm Türkiye’ye yayılan eylemlere gelirsek... Eylemlerde hukuk sistemine, yaşayış biçimine, muhalefet alanına ve iktidarın yaptıklarını beğenmeme durumu vardı. Ben bu kısımların yanındaydım. Bu işleri eğer benim partim yapıyor ise beni protesto ediyorsa da ben orda olup bunu görmeliyim. O sahada biz olabilmeliydik. “Bu insanlar ne diyor”, “Neden bizi haksızlıkla suçluyor”, “Biz bu insanları yatıştırabiliriz”, “Beklentilerini nasıl karşılarız” diyebilmeliydik. Şiddetin dili dolayısıyla ortaya çıkan başka bir korku oldu. Bu korkular sebebiyle oradaki pek çok demokratik ve sivil talep görünmez oldu. Oysa ki o taleplerin içerisinde bu yargılamalar (Ergenekon, Balyoz, Şike... vb.) vardı.  Şiddet derken? Burada bu hikâyenin içerisine kendi hikâyesini karıştırmak isteyenler de oldu. Birtakım Odalar da kendi taleplerini getirdiler. Haksız bir şekilde o gençlerin güzel eyleminin içerisine koydular. O eylemleri onlar başlatmadı, başlatamazlardı. Türkiye Gençlik Birliği ve benzeri gençlik grupları başlattı bu eylemi. O gençlerin sırtına bindiler. Bu gençlerin talepleri bu yargılamalara ilişkindi.  Peki şu an... Fenerbahçe, Be-

kadar bir türlü ifade edemedikleri ezikliklerinin intikamlarını almaya çalışanların işbirlikleridir. Fenerbahçe içinden bile operasyona sevinen ve hatta destek olanlar oldu. Zaten bunlar dayanamadı ekranlara, gazete sayfalarına döküldü. Herkes o yüzleriyle de tanıdı. Beni üye zanneden birkaç kişi kulübe koşup, disiplin kurulunda cezalandırılmamı istedi. Çok güldüm. Çünkü ben icazetle izinle taraf tutmam. Sokaklara dökülebilen, cop ve gaz yiyebilen, adliyeleri dolduran, Metris’te bekleyen taraftarlar “büyük Fenerbahçe sivil toplum örgütü” üyeleridir. Onlara kongre üyeliği gerekmez. Aziz Başkan’ın deyimiyle Fenerbahçe bir “gönüllüler ordusudur”. O yüzden Arıboğan’mış, Helvacı’ymış; kozmik odalarda Infantino’larla fanfonfino yüklemeler yapılmış; Fenerbahçelilere fark etmez. Yanlış yapanları ısrarlı takip sürecektir. O süreçteki haksızlıklarda payı olup da bugün yerini koruyabilen sadece birkaç kişi kaldı. Başkalarını linç kampanyaları ile rezil etmeye kalkanları “Fener Hizmet Hareketi” gayet iyi biliyor. 1907’de kurulmuş 20 milyonluk bir topluluğa “haysiyet hollokostu (Büyük ‘Haksızlıklarda payı olan felaket)” uygulandı. Kamu güç ve kişilere ısrarlı takip sürecek’ yetkisini adil olmayan şekilde kulla Fenerbahçe Avrupa kupananların sahte heybetine güvenerek larına ne zaman gidebilecek? İnönü’nün bir sözü vardır: “Yeni kinlerini dökenler, bugün çırılçıplak bir dünya kurulur ve Türkiye orada kaldılar. Ama Fenerbahçe yargıda, p o l i s t e, yerini alır”. Fenerbahçesiz bir HSYK’da örTürkiye ligi, Türkiyesiz g ü t l e n m e ye bir Avrupa ligi oldukça kalkmadı. Feyavan kalır. Fenerbahnerbahçeliler çe’nin ceza almasına seisterse, UEFA düzebep olanlar sözüm ona  Silivri yarninin bozukluğungizli soruşturma yapıyoruz gılaması nedir peki? dan sıkılmış en idnı diye medyaya uydur kaySilivri yargılaması dır her şeyi dökerek kabul etmiyorum. Mahke- dialı takımlarla kahraman dini bütün melere siz kapanacaksınız, de- birlikte yeni bir polis ve yargı mensup- dim bu yargılamalar ile. Bunlar Avrupa Ligi ları ile 3 Temmuz’a olağanüstü hal rejimleridir. Bun- bile kurar. in son lar rejim mahkemelerin P, CHP, AK rı nla versiyonudur. Bu ık gölay e rin ile nd ke MHP, BDP r ele rüyor ise, böyle mahkem mCu ye Erdem kalsın diyorsa Türki , ğil de Atay şı da huriyeti vatan vaati ma Ce ye Faik Işık Türki tandaşı olurlar.

‘Partiler bu olağanüstü hal rejimini kaldırmalı’

‘Polis ve savcı hatır şikelerini, dopingleri görmüyor’  Emniyet ve yargı “temiz futbol” için gerekli çalışmaları yapıyor mu? Yoksa çete futbolun direkt içinde mi? Futbolun içinde çok tuhaf paydaşlar var. Oyuncu-menajer yakınlığıyla kulüplerden alınan komisyonlar, spor yazarları ve yöneticilerin

yaptıkları, hakem camiasındaki faciaların şiddeti artırması... Taraftar liderliğine soyunanların bazılarının, kulüplerinin arma ve renkleriyle ürettikleri fason ürünlerden geçinmekte olması... Geçinmek ne kelime, resmen haksız zenginleşmesi... Bir taraftar liderinin 3 atölyesi olduğu

söyleniyor. Bazı spor federasyonlarının devletten aldıkları kaynakların hesabının nasıl yapıldığını soran yok. Bunları araştıran polis ve savcı ise yok. Milli sporcularda dopingciler çıkıyor. 6222 sayılı Kanun veya başkaca bir düzenleme; bunlara ne hapis cezası, ne para cezası vermeli

diyen var. Hatır şikeleri havada yüzüyor, konuşmalar internetlerde; acar ve kahraman polis ve savcılar, hiçbirini izlemeye değer bulmaz. Varsa yoksa Fenerbahçe. Eski hikâyelerde bazı devlet erkânının kimin şampiyonluğuna katkısı olduğu söylenir de hesabı sorulmaz.


16 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Fırat KORSAN

ASLAN TOKADI!

2 0

Galatasaray yeni yıla galibiyetle başladı, Türkiye Kupası B Grubu ilk maçında Tokatspor’u 2 golle avladı. Ev sahibinde golleri Selçuk (p) ve Amrabat attı, konuk ekip oynadığı futbolla beğeni topladı

GALATASARAY

TOKATSPOR

2

GALATASARAY

**, Riera **, Ufuk **, Semih **, Hakan İbrahim **), Melo ***, Emre **, (Dk.88 ** (Dk.45 a Sneijder ***, Selçuk ***, Brum 65 Am(Dk. Aydın **), Burak **, Umut ** Mancini T.D.: Roberto rabat **)

TOKATSPOR

0

er **, Soner Mehmet ***, Furkan **, Can **, Recep an Serk **, k Halu **, r Yaşa **, (Dk.76 Güven *(Dk.64 Gökhan), Mutlu ** Mehmet G. * *), Mehmet *(Dk.58 Suat *), T.D.: Mehmet Doğan 0+1 (G.Saray) Goller: Dk.69 Selçuk, Dk.9 aray), Sarı kartlar: İbrahim (G.S Soner (Tokat) Stat: ASY Arena Hakem: Koray Gençerler

Maçın ikinci yarısına hızlı başlayan Galatasaray, 46’da Riera ile gole çok yaklaştı. İspanyol oyuncunun vuruşunda kaleci Mehmet topu güçlükle kornere

çeldi. Galatasaray aradığı golü penaltı ile buldu. 69’da Burak’ın kazandırTürkiye Kupası B Grubu dığı penaltı atışında Selçuk ilk maçında Galatasaray, topun başına geçti ve takendi sahasında Tokatskımını öne geçirmeyi bapor’u konuk etti. Maçta şardı. Aradığı golü bulan ilk etkili atağında 25’te giev sahibi ekip farkı ikiye ren Sarı-Kırmızılılar önce çıkartabilecek pozisyonlar Sneijder ardından Selçuk bulsada bu ataklardan yave en son Burak’ın kaTransferin hızlı takımı Gararlanamadı ve 87’de rambolde bulduğu peş latasaray, 3 bomba birden patSelçuk ile bir de penaltı peşe şutlarla gole çok lattı. Sarı-Kırmızılılar KAP’a yaptıatışından yararlanayaklaştı fakat gecenin mayan Galatasaray’da yıldızı Tokatspor kağı açıklamada, Bucaspor’dan Umut son sözü uzatma dalecisi Mehmet’i geçGündoğan, Kayserispor’dan Salih kikalarında Amrabat meyi başaramadı. İlk Dursun, Basel’den de Endoğan söyledi ve Sarı-Kırmıyarıda ev sahibi ekibin Adili’nin kulüpleri ile görüşzılılar karşılaşmadan 2-0 yoğun baskısı sonuç vermelerin başladığını beüstünlükle ayrılmayı bameyince devre golsüz gelirtti. şardı. çildi. CENK ÇINAR

Transfer yağmuru!

B GRUBU PUAN DURUMU O G B M Av. P

1 2 3 4

GALATASARAY 1 1 0 0 2 ANTALYASPOR 1 0 1 0 0 ELAZIĞSPOR 1 0 1 0 0 TOKATSPOR 1 0 0 1 -2 DİĞER SONUÇ Elazığspor 1-1 Antalyaspor

3 1 1 0

‘Yine istenmeyeni alıyoruz’ Beşiktaş, Süper Lig’in ikinci devresinin başlamasına 10 gün kalmasına rağmen henüz transfer yapmadı. Ara transferde 3 futbolcu almayı planlayan Beşiktaş yönetimi, takımdan 3 oyuncunun gitmesi ve İbrahim Toraman ile Sezer’in affedilmemesine rağmen takıma takviye gerçekleştirmiş değil. Lescott, Heitinga ve Zaccardo gibi isimlerle görüşen

Zaccardo iddiası

1974 Dünya Kupası’nda görev alan Doğan Babacan Batı Almanya-Şili maçında, Şilili oyuncuya gösterdiği kırmızı kartla FIFA Dünya Kupası tarihinin ilk kırmızı kartını gösteren hakemi olmuştu.

FIFA, Brezilya’da düzenlenecek 2014 Dünya Kupası’nda görevlendirdiği hakemleri açıkladı. Listede Cüneyt Çakır ile yardımcıları Bahattin Duran ve Tarık Ongun da yer aldı

‘G.Saray daha çok çalışmalı’

Alp gururlandı Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Zekeriya Alp, müjdeyi bizzat Cüneyt Çakır’ın kendisinden aldı. Tartışmalar nedeniyle zor günler geçiren ve istifanın eşiğinden dönen Alp, cep telefonunu açtığında Cüneyt Çakır kensini aradı. Telefon konuşmasında hakeminin Dünya Kupası’nda olacağını öğrenmesiyle beraber morali tavan yapan Alp’in çok gururlandığı ve duygulandığı belirtildi.

Mancini’ye yapılan haksızlık

T

SYD semineri biteli 5 gün oldu. Ben yazı günümü bekledim, gündem de hayli yoğun, yazma sırası anca geldi. Galatasaray Teknik Direktörü olduğundan bu yana Mancini’ye haksızlıklar yapıldığını düşünüyorum. Ama bizim Spor Yazarları seminerimizde bunun en büyüğü yapıldı. Mancini Türk futbolu ve teknik adamlığı üzerine sorulan bir soru üzerine şöyle dedi: “Türkiye dışında çeşitli Avrupa takımlarında Türk futbolcular oynuyor ve kendilerini geliştiriyorlar. Türk teknik adamları da kendilerini geliştirmek için yurt dışına gitmeliler, böylece kendilerini geliştirirler.” Bu soru evrildi, çevrildi, Türk teknik adamlarının kendilerini geliştirmedikleri şekline çevrildi. Sonunda da Mancini’ye çözüm önerisi soruldu. Bu da yetmiyormuş gibi Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim’e aynı şekilde yöneltildi. Biraz dikkat, ya konuşulanı anlayalım, ya da soru sormayalım isterseniz. Polemik yaratmak isteği varsa onu bilemem. Olaylı Kasımpaşa-Beşiktaş maçının tekrarı kararı tuhaf bir şekilde hakemlik camiasında koruma güdüsü yarattı. Şimdi merak ediyorum, Ali Aydın’a çok sevdiğim rahmetli Özhan Canaydın düdüğü bıraktırınca neredeydiniz? Üstelik bu tekrar kararı hem futbol hukukuna, hem vicdanlara, hem de futbol titüeline uygun olarak verildi.

Fenerbahçe’nin Portekizli defans oyuncusu Bruno Alves, takımının kamp yaptığı Antalya’da basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İşte Alves’in açıklamalarından bazı satır başları:  “İkinci yarı daha zor olacak. Hava koşulları da bizi zorlayacak. Türkiye ligi rekabetçi bir lig. Derbilerin rakip sahada olması bizim çini bir dezavantaj mı bilmiyorum? Çünkü biz tüm maçlarda karakterimizi ortaya koyuyoruz. Geriye düştüğümüz maçlarda da bu daha çok böyle oluyor. Hedefimiz şampiyon olmak her maça ayrı ayrı konsantre oluyoruz Bunun için sahaya çıkıyoruz.”  “Meireles, Avrupa ve Dünyanın en iyi orta saha oyuncularından biri. Meireles gibi bir oyuncuyu buralara getirmek kolay değil. Ama

SPORDA HALK PAZARI

B

bazen futbolda kötü anlar oluyor. Bu anlarda onun hislerini anlamak önemli. O nedenle Meireles’e biraz daha saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum.”  “Biraz sert oynamayı seviyorum. Biraz sert bir defans oyuncusuyum. Ben takımımın, Fenerbahçe’nin renklerini korumak için sahaya çıkıyorum. O nedenİkinci yarı hazırlıklarını le biraz sert oynuyorum.ama bu faAntalya’da sürdüren Fenerbahir-play dahilinde bir sertlik.” çe, bu akşam eski oyuncularından  “Galatasaray bizden 8 puTayfun Korkut’un teknik direktörlüan geride. Bize yetişebilmeleri için ğünü yaptığı Almanya’nın Hannover şimdiye kadar çalıştıklarından da96 takımı ike hazırlık maçı yapacak ha fazla çalışmaları gerek. ‘Puan Mardan Stadı’ndaki hazırlık mafarkını kapatacağız’ şeklinde koçı saat 20:00’da başlayacak nuşmaları da normal.” ve D-Smart’tan yayınlanacak.

Onur BELGE onurbelge@aydinlikgazete.com

Halet Çambel’e saygı ve sevgilerle....

Aydın Cumhuriyet kadını, efsane olimpiyat sporcusu anısına...

Tekrar kararı geç bile... Bana göre Türkiye Futbol Federasyonu’nun verdiği en yürekli karar oldu. Hatta verilmesi geç bile kaldı. Şimdiye dek çoktan verilmeliydi. Benim tuhafıma giden şey hükmen mağlubiyet kararı verilmediği

ve şu ana kadar bir sonuca ulaşamayan yönetim, teknik heyetin onayı doğrultusunda rotasını Dany’e çevirdi. Dany iddiasına SiyahBeyazlı taraftarların tepkisi büyük oldu. Sosyal medya aracılığı ile görüşlerini dile getiren taraftarların en büyük isyanı, yine ezeli rakibinin istemediği bir futbolcuya talip olunması kendilerini bir hayli kızdırdı.

İtalya basınına göre; Beşiktaş, Milan’ın tecrübeli savunma oyuncusu Cristian Zaccardo’nun transferi için Milan ile temasa geçti. 32 yaşındaki tecrübeli stoperin Beşiktaş’tan Milan’nın başına geçecek olan Hollandalı Seedorf ile görüşene kadar transferde süre istediği belirtildi.

BREZİLYA’YA UZ GİDİYORUZ! rezilya’da 12 Haziran-13 Temmuz 2014 tarihleri arasında düzenlenecek Dünya Kupası’nda görev alacak 25 hakem triosu açıklandı. Bu triolardan biri ise Türkiye’ye ait. FIFA’nın sabah saatlerinde resmi internet sitesinden yayımladığı listede, Türk hakemlerden Cüneyt Çakır ve yardımcıları Bahattin Duran ve Tarık Ongun’un da adı yazdı. Bu karar ile birlikte tam 40 yıl sonra Dünya Kupası’nda bir Türk hakem olacak. 40 yıl önce Doğan Babacan Türkiye adına Dünya Kupası’nda görev yapan ilk ve tek temsilcimiz olmuştu. Babacan 1974 yılında Almanya’da düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nda görev alma başarısı göstermiş ve tarihe geçmişti.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

için sevinmesi gereken Kasımpaşa’nın tavrı. Hani maçın hemen ardından başkanları “istedikleri yerde bir daha oynarız, Beşiktaş bizim yanımızda ne ki” falan diye televizyonlarda sallayıp durmuştu. Bu arada yakından tanıdığım Be-

şiktaşlı İhsan Kalkavan’ın söylemleri. Hani sevgili Kalkavan koyu Beşiktaşlıydı. Damarlarını kessen kanı siyah-beyaz akardı. Süleyman Seba’ya muhalefet yapıp yerine Beşiktaş başkanı olmak isterken neler söylediğini başta ben, Bilal Meşe, Faik Gürses olmak üzere çok kişi iyi hatırlıyor. Ayıp oluyor ama sevgili İhsan Kalkavan.

Eski Eskidostla dostlahazırlık hazırlık

Trabzonsporlu Onur Belge!.. Yaaa, şaşırdınız değil mi? Bu sözlerim elbette ki, kendi renklerinden olmayan herkesi “öteki” görenlere. Yoksa futbolun kıyısından köşesinden geçmiş olanlar ne diğerlerini ötekileştirir, ne de saldırı hedefi haline getirir. Eliştiri yapma hakkı ve ahlaki olarak olaylara bakanlar linç kültürünü kullanmazlar. Hepsini seviyorum, selam ediyorum. Bu fotoğrafı aslında çoktandır arşivim içinde arayıp duruyordum. Zira öyle derli toplu fotoğraf arşivim falan yoktur. Hele futbol oynadığım, spor muhabirliğine başladığım yıllarda çok daha az vardı. Evet, sırtımdaki forma 2. ligdeki Trobzonspor forması. Beni 27 yıl sonra bu fotoğrafla buluşturan da sevgili Necmi Perekli. Düşünün ki, aradan onca zaman geçmiş, Fanatik’te yazıyorum. Necil Ülgen müdürümün de bulunduğu bir ortamda “Bu futbolcuyu tanıyor musun” diye kucağıma bırakıverdi. Sonrasında yine en azından 10 yıl, fotoğrafı nereye koyduğumu unuttum. Bazan yazdım, bazan televizyonlarda hikayesini anlattım 15 günlük Trabzonspor futbolcusu olmamın. Stad Avni Aker, üstelik sert görüneyim diye bıyıklarım da var. Birinci ligden Vefa takımının futbolcusuydum o yıllarda. Daha yaşım 20’ye girmemişti, hikayesi uzun, kısa keseyim. Beni çok beğenen rahmetli Osman Mezgitçi, Trabzon’un “Cırt Osman” diye tanıdığı eski golcülerindindi. Aldı, götürdü, hemen bekarların kaldığı bir ev vardı. Orada kampa girdik. 15 gün sezon başı antrenmanları yaptık. Necmi Perekli de fırtına gibi sol açık. O arada kaleci Arkun vardı, ağır bir beyin ameliyatı nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kalmıştı. İşte bu fotoğraf onun jübile maçında çekildi. Daha anlatırım, ama söylemek istediğim şu. Bu alem içinde herkesin yolu birbiri ile bir ara kesişir. O nedenle ağızdan çıkan her kelimeyi dikkatli kullanmak gerekir. Kimleri söylediğimi, onlar anlıyor, merak etmeyin.

Hüseyin Avni Aker Stadı


Hazırlayan: Füsun İKİKARDEŞ

fusunikikardes@aydinlikgazete.com

İlk kez Beşiktaş’ta gösterildi

KURULUŞ 1921

“Kilim: Köklere Yolculuk” isimli belgesel filminde Anadolu’dan başlayarak Asya, Avrupa ve Amerika’dan kilim motiflerinin incelendi. Kilimlerdeki motiflerle damga yazısı arasındaki benzerlikler, motiflerin anlamları, bunların Anadolu ve Asya halklarının kültür ve inançla-

16 OCAK 2014 PERŞEMBE

rıyla ilgisi irdelendi. Yönetmenliğini Engin Ayça’nın yaptığı film, kilimlerin üzerindeki motiflerin kökeniyle ilgili bir çalışmaydı. İlk kez 4 Nisan 2012 tarihinde Beşiktaş Belediyesi Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda yönetmen Engin Ayça’nın katılımıyla yapıldı.

Sanatta 12 Eylül solculuğu Engin Ayça

Sanatçı nasıl devşirilir? Ne yaparsa devrimci, ne yapmazsa sorumsuz olur? Sinema yönetmeni Engin Ayça, sanat anlayışını ve sanatta devrimi Aydınlık’a anlattı

FÜSUN İKİKARDEŞ

Sanat ürünlerimiz kamu malıdır

E

ngin Ayça, muhalif bir sanatçı, yönetmen, senarist. Muhalifliği, öyle bildik “yumruk havada, hep sokakta” ile görülen bir başkaldırı gibi değil. Ayça’nın sanatıyla, sinemasıyla uygulamaya çalıştığı farklı ilkeleri var. Adını son olarak “Kilim” belgeseliyle duyduğumuz Ayça, “sanatçı kitle beğensin diye iş üretmemeli” diyor.

Gezi’ye yaraşır ürünler üretmeli  Haziran direnişi sanatçılar cephesinde neyi değiştirdi? Haziran’da birşeyler yerinden oynadı. Çeşitli okullarda ders veriririm, öğrencilerin çok ilgisiz olduklarını görüyordum. Ben kalkıp Eskişehir’e gitmişim, sırada bir insan bile olsa, dinlenir. Biraz daha ilgi göstermelerini, soru sormalarını, tepki vermelerini bekliyorsunuz. Yok! Bir ara burada (İstanbul) senaryo dersi verdim, öykücükler yazmaları gerekiyordu, ama dünyadan haberleri yoktu. “Buradan mezun olacaksınız, sizi ne bekliyor? Bunun sıkıntısı, düşüncesi yok mu?” Yok gibi görünüyordu.  Hayalleri mi sınırlıydı? Okumuyorlar mıydı? Bir ilgisizlik hakimdi. Bir takım yanlışlıkları düzeltin, öyle getirin, diyordum. Onu bile yapmıyorlardı. Yazdıkları konular hep kadın-erkek ilişkileri üzerine ama bir yere bağlamıyorlar. Durumdan kopuk, sorunlarının farkında değiller gibiydi. Apolitik, yazdıkları ve okudukları herşey “geyik” üzerine... İşte bu kesim Gezi’de tepki verdi. Tepkisel bir duruş sergilediler ve dirençle sonuna kadar götürdüler. Uyuyor gözüken kesim uyandı. Kimse gençliğin bu tür bir tepki vereceğini beklemiyordu. Tepki çıkınca sevindik. Demek ki umut varmış.  Sanatçılar cephesinde durum neydi? Benim bildiğim sanatçıların zaten belli bir duruşu var. 60’lara dayanan bir geçmişleri var, epey bir sınavdan geçmiş insanlar. Bütün mesele sonraki kuşakların sorunuydu. Ama tabii sanattan hep günlük politikayı yansıtmasını bekliyoruz. O yüzden sorgulanabiliyor. Hani nerede 12 Eylül’ün sineması? 12 Eylül’ün resimleri? 12 Eylül’ün şiirleri? Ben bunun doğru olduğu kanısında değilim. Öykü temelinde sanatın yapacağı şey, sanatın kendi içinde yenilikler yapmasıdır. Sadece devrimci, ilerici konuları, sıradan bir anlatımla işlemek, sanatı

Kilim motiflerindeki kodlar Yeşilçam’ı belirlemiştir “Kilim” filminin kökeniyle ilgili araştırma yapmaya çalıştım. Biz kendi kültürel yapımızı, geçmişimizi bilmiyoruz. Bize bunlar hep yanlış öğretildi. Kökünü bilmeyen, bastığı yeri bilmeyen insanlar geleceği nasıl kurarlar? Kilim motiflerinin bir geçmişi var. Ben buraya Yeşilçam’dan geldim. Yeşilçam filmlerindeki motiflerin kaynağını halk kültüründe görmek gerekir. Başka türlü Yeşilçam’ı geri tutuyor. Örneğin, empresyonistler 1800’lerin sonunda Avrupa’da neler yaşadı? O resimlerde o sırada yaşananlar tuvale hiç yansımamış. Ama empresyonizm, resim sanatında bir aşamadır, bir devrimdir. Açlıkla, ölümle, hastalıkla yüzyüze geldiler, ama vazgeçmediler. Bu, devrimci bir duruştur. Picasso’nun kübizm olayı... Guernica’dan dolayı değil. Müzikte de benzer bir durum şu: Sözleri devrimci mi değil mi, diye bakıyoruz. Oysa benim esas derdim, müzik kendisinde bana yeni bir boyut kazandırıyor mu? Böyle bakınca soyut resim ve sözsüz müzik olmamalı, dersiniz. Sanatçı, sanatında devrim yapmalı. Sanatımı buna göre dönüştürmem gerekir.

çözemeyiz. Yeşilçam’da baş erkek oyuncular da başrol kadın oyuncular da aynı tipi oynarlar. Kim bunu tasarladı? Nereden geldi? Bunlar, halk kültüründe olan motiflerdi. Neredeler? Kahraman motifi bulmak zorundayız. O kahraman, destandaki Köroğlu olamaz mı? Kadın, Anadolu’daki kutsal kadın olamaz mı? Kökleri binlerce yıl geçmişten geliyor, Yeşilçam’da da devam ediyor. Yeşilçam’da kadınlar Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı bir başka örnektir. Bu olayı anlattığı için mi, yoksa başka bir sinema diliyle anlattığı için mi sinema tarihinde önemlidir?

12 Eylül’ü anlattı diye o sinema devrimci olmaz  Sinemada devrimcilik deyince ne anlamalıyız? Ortam hem ticarileşti hem de farklı teşvikler var... Bugünkü sinemanın kendi içinde “devrim” dediği kimi örneklere bakınca, ben bunların anlatım diline “demode sinema” diyorum. Kürt sempatizanı Kürtlerle ilgili sinema yapıyor, ama sineması demode. Demode sinema, ticari sinemanın dili. Seyirci

cinsiyetsizdir. Doğurgandır, ama sevişmez. Bu, “Halk ben öpüşürken görmek istemez” diye el yordamıyla bulunan bir gelenektir. O, kutsal dokunulmaz kadındır, kültürümüzde karşılığı var. Halkın kültür genetiğinde bu kodlar var. Biz, bu kültürün kodlarını çözmek zorundayız. “Kilim” filmi de, motiflerin köklerini aradı. Bereketle, nazarla ilgili motiflere ulaştık. Kilimleri üretenler, ilk başta bu tip sinemayı izlemeye alıştırılmış, o dille anlatılan öykü istiyor. Olmadığında “kötü film” diyor. Oysa Tharkovski’ye, Angelopoulos’a bakınız, nasıl anlattı ve seyirciyle nasıl bir bağlantı kurdu? Bunlara bakınız. “Devrimciyim” demekle olmaz, işimizi iyi yapmalıyız. Öykü ikinci plandadır, klasik anlamda bir öykü bu sinemalarda yoktur.  Sanatçının toplum meselelerinde tavrı ne olmalı? Sanatçı, sanatçı olduğu kadar insan. İnsan olarak da toplumda bir duruşunun olması gerekiyor. O duruşu hayata hangi yolla geçirir? Sanatıyla geçirir, örgütlenerek geçirir, yaşama biçiminde geçirir. Kendi sanatını tasarlamak zorunda.

Karakoyunlu’da bir açık hava müzesi Iğdır’a bağlı Karakoyunlu ilçesinde bulunan koç başlı mezar taşlarını koruma altına alan belediye başkanı Ziyatali Deliktaş, mezarlığın bir açık hava müzesine dönüştürüldüğünü söyledi. Ziyatali Deliktaş, açık hava müzesi hakkında şu bilgileri verdi: “Koçbaşı mezarları Karakoyunlular döneminden günümüze gelebilen eserler arasındadır. Selçuklular ve Karakoyunlular döneminde yapılmış Doğu Anadolu’nun birçok yerinde hayvan şeklinde mezar taşlarına rastlanmaktadır. Bu mezar taşları genellikle kahramanlıkları görülen kişiler ile genç yaşta ölen kişiler için dikilmiştir. Bu taşların üzerinde kitabelere rastlanmaktadır. Karakoyunlu’daki koç başlı mezar taşları yöresel taşlardan yapılmışlar ve bunların büyük bir kısmı da günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir. Koçbaşı mezarlarıyla ve Şehitlik anıtının yer aldığı tarihi bir değer taşıdığı için bir mezarlığımızı koruma altına alarak Açık Hava müzesi yaptık. Belediyenin kendi imkânları çerçevesinde ve Valilik Özel İdarenin katkıları ile mezarlıklarımızın içini ve çevresini çiçeklerle, çam ve diğer ağaçlarla yeşillendirdik. Bu mezar taşları da gösteriyor ki bu bölge Türk yurdudur. Ermeni tezlerini bu tarihi Türk mezarları çürütüyor. Ermeniler ‘Karakoyunlu bizim yurdumuzdur’

Koçbaşı mezar taşları ne anlatıyor?

diyor. Gerçek olmadığı ortada... Burası Ermeni yurdu olsaydı burada kilise ve ermeni mezarı olurdu. Bu mezarlık Türk dünyasının tapusudur.” dedi.

Bir de bekçi bulunsa... Belediye Başkanı Deliktaş, “Müzenin gece korunması için bekçiye ihtiyaç var, onu da halletmeye çalışıyoruz. 10 yıl öncesinde bazı mezar taşarlı alındı veya çalındı. Biz mevcutları korumak için çalışıyoruz “ şeklinde konuştu. Yerli yabancı turistleri bu açık hava mzesini ziyaret etmeye davet eden Deliktaş, tarihi mezarlığı gelecek kuşaklara aktarmak için çalıştıklarını kaydetti ve şunları söy-

ledi: “Yeni yetişen gençler tarihlerini en iyi şekilde görebilir, vatanına milletine saygılı olabilir. Tarihimizi korumak ve bunu gelcek nesillere aktarmak için ne lazım geliyorsa yapacağız. Yerli yabancı turistler gelsin görsünler gerekirse misafir eder ağırlarız.”

30 koçbaşının 7 tanesi kaldı Mezarlığın açık hava müzesi olarak Kültür bakanlığınca tescil edilerek koruma altına alındığını belirten Deliktaş, “Bu mezarlıkta 20 yıl öncesinde 30’a yakın koç başlı mezar taşları vardı, şimdi 7 adet kalmıştır.. Bu mezarlık 700-800 yıl önce Müslüman Türkler tarafından kullanılmıştır. Karakoyunlu devleti buralara hakim olmuştur.” dedi.

Iğdır Karakoyunlu ilçesinde bulunan koç başlı mezar taşları Karakoyunlular döneminden günümüze gelebilen eserler arasındadır. Selçuklular ve Karakoyunlular döneminde yapılmış Doğu Anadolu’nun birçok yerinde hayvan şeklinde mezar taşlarına rastlanmaktadır. Bu mezar taşları genellikle kahramanlıkları görülen kişiler ile genç yaşta ölen kişiler için dikilmiştir. Bu taşların üzerinde kitabelere rastlanmamaktadır. Koç-koyun heykellerinin üzerlerinde bulunan alet ve eşya resimleri ile muhtelif figürlerin, ölen şahsın kişiliği ile ilgili işaretler olduğu varsayılıyor. Başlangıçta genç yaşta ölen ve yiğit, kahraman insanlar için dikilen bu koçbaşlı mezarlar zamanla bu özelliğini yitirmiş, bu vasıfları taşımayan insanlar için de dikilmeye başlanmıştır. Iğdır ve yöresinde özellikle ova köylerinde hemen her mezarlıkta karşımıza çıkan koçbaşlı mezarlara dağ köylerinde rastlanmaz. Karakoyunlu’daki koç başlı mezar taşları yöresel taşlardan yapılmışlar ve bunların büyük bir kısmı da günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.

Ziyatali Deliktaş

kadınlar. Evini bunlarla süslüyor, bir bakıma evini tılsımlıyor. Evi üretken olsun ve “düşmana karşı korunalım”ın kodlarını kilime yansıtıyor. Filmde, “Evvelden kilime inançlar dokunurdu, şimdi ticaret dokunuyor” diye bir diyalog da vardır... Biz bu kimliği tanımazsak, Amerikan kimliğine dönüşüyorum, devşiriliyorum. İşte o zaman ipim çekildi! Toplumsal dönüşümlere katkıda bulunacak tabii. Sanatın tanımı içinde zaten toplumsal boyutu var. Ben sanatımı ne kadar yüceltirsem o oranda topluma da katkıda bulunurum.  “Yaşam tarzında uyum”la neyi kastediyorsunuz? İnandığınız, peşinde olduğunuz duruşa uygun olmak zorunda. AntiAmerikancı olup blucinle dolaşamam, Amerikan sigarası içemem. Bayrak yeterli değil, o kültürü yansıtan unsurlarla da çıkamam. Amerikan kültürünün kendine dönüştürmek için geliştirdiği koçbaşlarından uzak durmam gerekir. Ben düşüncelerime uygun yaşamaya özen gösteriyorum.

Devlet kavramını tanımlamak lazım. Biz “devlet” deyince, “siyasal iktidarı” anlıyoruz. Oysa, devlet bir işleyiş mekanizması. Topluma hizmet etmek, yaşamını güvence altına alacaktır. Ben Erdoğan’a kızıp devlete karşı olamam. Bu devlet, bana hizmet etmek zorunda, devlet bana hizmet için var. Ben sanatçı olarak devletin beni kollaması gerektiğini düşünürüm. Benim ürettiğim sanatsal ürün, bu ülkenin ürünü. Ben bir festivale filmimi götürdüğümde “Türk sineması” olarak gidiyor. Ben, üreten kişi olarak, bütün bu Türkiye Cumhuriyeti insanlarını temsilen oraya gidiyorum. Bir süre sonra benim üretimim, kamusal değer olacak. Aynı yollar, madenler gibi, bu kültür ürünleri de kamusal değerdir. Devletin böyle bakması gerekir.  Devlet desteği olmalı diyorsunuz... Devlet desteklerini ar-ge olarak görüyorum. Mesela 50 film yaptıracak, icabında 40’ını çöpe atmayı göze alacak. Kalan 10 filmin kalıcı değeri olacaktır. Sponsorluklarda mutlaka ticari getirisi aranır, bizim ihtiyacımızı karşılamaktan uzak. Fransa’da devlet, ressamlara atölyeler tahsis ediyor, resim yapsınlar diye. Ferzan Özpetek, filmiyle Türkiye’yi mi, İtalya’yı mı temsil ediyor? Özpetek, İtalyan ürünüdür, oradan beslenmektedir, öncelikli olarak İtalyanlar için film yapıyor.

Erdoğan sanatçıları birleştirdi Sanatçılar Erdoğan iktidarının akıl almaz planlarına karşı tepki gösterdi ve güzel bir duruş koydu ortaya. Ne güzel ki, sanatçılarımız böyle dik duruyor. Erdoğan sayesinde, biraraya gelemeyen sanatçılarımız biraraya gelmiştir. Erdoğan, sanatçıları ortak, toplumsal eylem içine soktu. Bundan sonra sanatsal üretimlerinde, kendi alanlarında gerçekten devrimci dönüşümlerini yapacaklar mı? Sadece Gezi’yi konu almak değil de, Gezi’ye yakışır nitelikte işler üretecekler mi? Sorun budur. Sanatçı, sanatında öncü olmalıdır. Öncülük biraz koçbaşlılıktır. Kitle beğensin diye sanat yapılmaz. Empresyonistlerin resimleri şimdi herkesin evinde, ama zamanında Van Gogh’un arkasında kaç kişi durmuştu?

Çukurova’da gündem ‘okuma alışkanlığı’



7.Çukurova Kitap Fuarı Adanalılar için bir okuma şenliğine dönüştü. Aile ve öğretmenlerin öğrencilerle birlikte yaptığı ziyaretler, çocuklara okuma alışkanlığı kazandırma konusunda önemli bir katkı sağlıyor. 14-19 Ocak tarihleri arasında düzenlenen 7’nci Çukurova Kitap Fuarı edebiyat dünyasını okurlarla buluşturuyor. Çocuklara kitap okuma alışkanlığının kazandırılmasında fuarların önemli bir yer tutabileceği uyarısını yapan YAYFED (Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu) Başkanı Bayram Murat, 7. Çukurova Kitap Fuarı’nda aile ve öğretmenlerin öğrencilerle birlikte fuarları ziyaret etmesinin buna katkı sunduğunu ifade etti. Bayram Murat, çocuklara seviyelerine uygun kitaplar alınmasını, aksi halde çocukların kitap okumadan soğuyabileceği uyarısında bulundu. Bu durumda okumanın çocuk için zor bir engel olarak karşısına çıkabileceğini ifade eden Murat, “Kitap okuma alışkanlığının temeli kitapla arkadaş olmakla başlar. Fuarlar bu arkadaşlığın pekiştiği önemli bir faaliyettir. Çocukların seviyelerine uygun olmayan kitaplar çocuk-kitap ilişkisini olumsuz etkiler. Çünkü kitap ve çocuk ortak bir dil konuşamazlar. Bu

nedenle kitap alırken çok dikkatli olmalı hatta bir rehber eşliğinde veya tavsiye üzerine alınmalı.” dedi.

Düşünme yeteneğini geliştirir Murat, kitap okumanın yararlarını ise şöyle sıraladı: “Çocukların kelime hazinesi gelişir. Düşünme yeteneği ve buna bağlı olarak üretken zeka seviyesi yükselir. Genel kültür artar, etkin ve etkili bir insan olmanın yolları açılır, dinleme ve konuşma kabiliyeti gelişir. Meslek hayatındaki başarı düzeyi yükselir, sosyal ilişkilerin kalitesi artar, okuyup yeni bir şey öğrendikçe merak etme ve daha çok okuyup yeni şeyler öğrenme başlar.”


Aydinlik 20140116