Page 1

ÖLDÜRÜYORLAR

Fatih Hilmioğlu

Eski nönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmiolu, 5 yldr tutuklu. Silivri Cezaevi duvarlarnda olunun hayalini görmeye balad. Karacier kanseri olmasna ramen tedavi edilmesi için tahliye edilmeyen Hilmiolu, adm adm öldürülüyor. Artk yeter! HLMOLU’NA ÖZGÜRLÜK!

Tepkileriniz için:

Yüzsüz iktidar Mustafa MUTLU

3

Cumhurbakanl iletiim bilgileri Telefon: 0 (312) 470 11 00 Faks: 0 (312) 470 24 33 E-posta: cumhurbaskanligi@tccb.gov.tr

Berrak Yurdakul’dan

Aydınlık

0 Ocak 2014 Cuma

Sayı:98

Yıl: 2

Yemen’den dönemeyenlerin romanı

Berrak Yurdakul’dan

Yemen’den dönmeyenlerin romanı

Tarık Günersel, Zuhal Tekkanat,

9 OCAK 2014 PERŞEMBE - 75 KURUŞ

KURULUŞ 1921

Seyyit Nezir

Cemal Süreya’yı anlattılar  Lirik bir şiire açılan ‘Ahenk Kapısı’ s.8

 ‘Canan aramızda bir adındı’ s.10

 Philip K. Dick’ten öyküler s.9

YARIN

KİTAP GÜNÜ

KUMPASÇILARTELAŞTA Metin Feyzioğlu’nun Ergenekon-Balyoz davalarıyla ilgili çözüm planına karşı F tipi harekete geçti. Cemaat’in başlattığı karşı kampanyaya MHP lideri Devlet Bahçeli ile PKK da katıldı

Öz: Başbakan tehdit etti Erdoğan: Yalan ve iftira HSYK tarafndan Bakrköy Basavcvekilliine atanan Zekeriya Öz dün bir yazl açklamayla “Dubai gezisi”ni iadam arkadann organize ettiini belirtti. Babakan Erdoan’n, 17 Aralk operasyonundan vazgeçmesi için kendisini tehdit ettiini öne süren Öz, “Yüksek yarg kökenli olan, sayg duyduum 2 kii bizzat Sayn Babakan tarafndan bana gönderilmitir” dedi. Eski Ergenekon savcsnn bu iddiasna kar Erdoan’n “Bu sözler yalan ve tamamen iftiradr” dedii örenildi. 8’de

Özel Görevli Mahkemeler Beşiktaş’taki hâkim ‘kumpas’ın neresindeydi? BTÖ’yü anlattı

Kuddusi Okkır, Ali Tatar, Türkan Saylan, Uçkun Geray, İlhan Selçuk, Kaşif Kozinoğlu, Erhan Göksel, Aydın Engin, Abdülkerim Kırca, Teoman Koman... Onların katili bu davalar. DENİZ YILDIRIM’ın yazısı sayfa 15’te

Ergenekon tertibinin başlatıldığı Beşiktaş Adliyesi’ndeki davalarda imzası bulunan bir hâkim, F tipi yapıyı anlattı: “Polis dosya getirir, mahkeme uygulardı. Deliller önce basına servis ediliyor, sonra savcılar harekete geçiyordu.” 8’de



Gladyo düğmeye bastı ve farklı siyasal cephelerde gözüken güçler Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun önerisine karşı kampanya başlattı. Cemaat’e yakın Taraf ve Zaman gazeteleri kampanyada başı çekti. PKK’nın yayın organı Özgür Gündem gazetesi de “Ergenekon’u aklama planı” diyerek cepheye dahil oldu.



Feyzioğlu, çözüm planı için Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Silivri’de tutuklu bulunan yurtseverlerle görüşmüştü. TBB Başkanı, Silivri’deki görüşmenin ardından TBMM Başkanı, MHP ve CHP Genel Başkanlarından randevu istedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Feyzioğlu ile dün yapacağı görüşmeyi iptal ettiğini açıkladı. 10-11’de

Çelik, Cemaat ağzıyla Feyzioğlu’nu karaladı AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, “kumpas”ı çözmek için önerilerini kamuoyuyla paylaşan Metin Feyizoğlu’nu “şov yapmak”la suçladı. Öte yandan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Feyzioğlu’nun randevu talebine yanıt verHüseyin Hüseyin mediği açıklandı. 11’de Çelik Çelik

Metin Feyzioğlu

Çelik Çelik

Manidar olan, ihale zamanlaması! 

İzmir Limanı vinç ihalesinden bir gün önce TCDD yöneticileri ile ihaleyi kazanan firma yetkililerinin bir arada olduğu ortaya çıktı. Buluşmada Binali Yıldırım’ın bacanağı da vardı İzmir merkezli yolsuzluk soruşturma dosyasındaki görüntüler, rüşvet iddialarına delil olarak gösterildi. Teslimatın, çiçek sepetlerinde yapıldığı öne sürüldü. Şüphelilerin, pazarlıklar sırasında sinyal kesici Jammer kullanarak teknik takibi engellemeye çalıştığı belirtildi.

2000’ler Cemal Süreyasız geldi



Türkiye yeniden aşı üretecek 5’te

ISSN 2146-2356

Erdoğan’ın El Kaide telaşı 12’de

Görüntülerde; Binali Yıldırım’ın bacanağı Cemalettin Haberdar, TCDD Limanlar Daire Başkanı Muhsin Yılmaz ve ihaleyi alan İndex şirketi temsilcisi Mahmut Can Bayoğlu bir aradaydı. Yıldırım operasyon için “Zamanlama manidar” ifadesini kullanmıştı. 9’da

Türk tiyatrosu usta ismini kaybetti 17

Doğu PERİNÇEK

16 ilin emniyet müdürü tasfiye edildi Selçuk Uluergüven

Yolsuzluk operasyonunun ardından dün de 16 ilin, İstihbarat ve KOM kökenli Emniyet Müdürü merkeze çekildi. İzmir’de ise görevden alınan polisler hakkında, savcılığın talimatını uygulamadıkları için soruşturma başlatıldı. 9’da

10

Ayakkabı kutusu ile seçim kutusu arasında Erdoğan, Suriye politikasını eleştirenleri tehdit edip karaladı. Subayları, aydınları kumpaslarla içeri tıktı. Şimdi de malı ayakkabı kutularıyla götürenleri aklamaya çalışıyor.

Bessam ABDULLAH

13


Hazırlayan: Osman ERBİL

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

‘AKP-Cemaat kavgası’ örtüsü altında darbe 1

Washington, Cemaat’in düğmesine bastı. Geçmişte ‘Ergenekon’ ve ‘Balyozcu’ları içeri atan F tipi yapılanma, yıllardır arşivlediği yolsuzluklar üzerinden bu sefer de yüzünü Avrasya’ya çeviren Tayyip Erdoğan’ın peşine düştü

A

‘Filmin başa sarılması’ değil yargılamanın yenilenmesi!  AV. MEHMET CENGİZ

T

BB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun önerisine karşı, Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun önerisi basında yanlış ele alındı. “Kısa Yol 310” manşetiyle verilen bu haberlere göre, herhangi bir yasa değişikliğine gerek kalmaksızın, CMK’nın 310. maddesi işletilecek ve Yargıtay C. Başsavcılığı, Balyoz davasında verilen ve Yargıtay’ca onanan hükmün bozulması için Yargıtay’a başvuracak (Hürriyet, 6 Ocak 2014).  Birincisi; bilen-bilmeyen herkesin konuştuğu günümüz koşullarında, böyle bir önerinin yasal dayanağı yoktur. İşletilmesi önerilen CMK’nın 310. maddesinde, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurusu” düzenlenmektedir. Buna göre; “309’uncu maddede belirtilen yetki...Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabilir”. 309. maddede ise; “temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hüküm”den söz edilmekte ve bu yetkinin kullanılabilmesi için kararın temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olması gerekmektedir. Sayın Kanadoğlu’nun sözünü ettiği ve işletilmesini istediği hükmün TCK’nın 310. değil, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi”nin düzenlediği 308. madde olması gerekir. Buna göre; “Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı...Ceza Genel Kurulu’na itiraz edebilir”.  İkincisi; bu yolla ya da CMK’nın 311 vd. maddelerinde düzenlenen “yargılamanın yenilenmesi” yoluyla davalar yeniden görülse bile buna bakacak olan, doğal Cumhuriyet yargısı değil, “tasfiye halindeki” “Özel Görevli Mahkeme”dir. Bu koşullarda “yargılamanın yenilenmesi”, “filmin başa sarılması” olacaktır. Bu yapılanma içinde, tertibin -güncel deyimle “kumpasın”- açığa çıkarılması ve hesabının sorulması olanaksızdır. Bu nedenle Sayın Feyzioğlu’nun köklü çözüm önerisi, somut ve pratiktir. Buna göre; “tasfiye halinde” bulunan ve hukukun evrensel kurallarından biri olan “tabii hâkim” ilkesine aykırı düşen “Özel Görevli Mahkemeler” tamamen kaldırılmalı ve bu mahkemelerin işlevlerini Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan alıp Terörle Mücadele Kanunu’na aktaran düzenlemelere son verilmelidir. Zaten, ceza hukuku sistemimizde yama gibi duran bu hükümler yürürlükten kaldırıldığında herhangi bir hukuksal boşluk doğmayacaktır. Bunun için, Sayın Feyzioğlu’nun girişim ve açıklamalarıyla da açığa çıkan ihtiyaca cevap verebilecek yasa değişiklik önerim şöyledir: “6352 sayılı kanunun geçici 2. maddesinin 4, 5 ve 7. fıkraları ile 3713 sayılı kanunun 9, 10, 14 ve 15. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. “5271 sayılı kanunun mülga 250. maddesine göre görevlendirilmiş mahkemelerce, bu mahkemelerin görevlerinin sona erdiği 02.07.2012 tarihinden sonra verilmiş kararlar, kesinleşmiş olsa dahi görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yeniden ele alınır ve bu davalar yeniden görülür.” Sorunun çözümünün önünü açacak bu iki cümlelik yasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi için sorumluluk duyacak Parlamentoya bir hafta yeterlidir.

Silivri Cezaevi

Mehmet BORİ

Mehmet Cengiz

KP-Cemaat kavgası buz dağının görünen tarafı; operasyonun örtüsü olarak kullanılıyor. ABD, AKP’yi yıkmaya, yerine daha Atlantikçi bir hükümet kurmaya karar vermiş. Gelin 1990’ların sonunda 2000’lerin başında neler yaşandı hatırlayalım: Soğuk Savaş reflekslerinin kaybolmaya başlamasıyla Türkiye’de bazı aydınlar, yüksek rütbeli subaylar ve siyasetçiler yavaş yavaş yüzlerini Avrasya’ya doğru çevirmeye başlamışlardı. Bu sürecin öncülüğünü İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek yapıyordu. Doğu Perinçek’ten sonra yazar Attila İlhan, Prof. Dr. Erol Manisalı ve Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, bu yönelimi işleyen yazılar yazmaya başlamıştı. 2002 yılına gelindiğinde, TSK’daki bu eğilimi, dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç; “AB’nin Türkiye’yi kabul etmeyeceğini, Türkiye’nin Rusya Federasyonu ve İran’ı kapsayacak yeni arayışlara ihtiyaç duyduğunu” söyleyerek dile getirdi. Sonrasında yaşananları herkes biliyor. Türkiye’nin ekseninin kaymaya başladığını fark eden ABD, bu düşüncedeki aydınları Ergenekon ve Balyoz gibi düzmece davalarla zindanlara attırarak Ankara’yı kontrol altında tutmaya çalıştı.

Ecevit hükümetini de devirmişlerdi Ecevit liderliğindeki 57. hükümet Irak işgali öncesinde yapılan pazarlıklarda Washington’a direnince bir sıcak para kriziyle devrilmiş, yerine “Milli Görüş gömleğini” çıkartan AKP hükümeti iktidara getirilmişti. Erdoğan, 2009 “one minute” krizine kadar Washington ile çok uyumlu çalıştı; her istenileni eksiksiz yaptı; ne istedilerse verdi. İlişkilerin bozulmasına “one minute” bahane oldu.

Sorun, Türkiye’nin yeni arayışlara girmesiydi 1963 yılından beri AB kapısında bekleyen Ankara, üyeliğin hayal olduğunu artık anlamıştı. 1996 yılında tek taraflı yapılan Güm-

rük Birliği Anlaşması, Türkiye’nin AB üyesi ülkelerle gerçekleşen dış ticaret açığını 300 milyar dolarlara yaklaştırmış, ülkenin bekasını tehdit eder hale gelmişti. Dünyada Türkiye’nin yalnızlaştığını fark eden AKP hükümeti, ilk denemesini Ortadoğu’nun liderliğine soyunarak yaptı. Fakat hem küresel sistemin, hem de bölge ülkelerinin Türkiye’nin Sünni Müslümanların lideri olmasına müsaade etmeyeceği kısa sürede anlaşıldı.

Küresel gelişmeler Ankara’yı Gümrük Birliği’nden çıkmaya zorluyor Bu sırada Washington’dan dünyayı derinden etkileyecek ekonomik bir hamle geldi. Obama, 20 Mart 2013 tarihinde Kongreye, AB ile ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla Brüksel ile Transatlantik Ticari ve Yatırım Ortaklık Anlaşması konusunda resmi temaslar başlatacağını bildirdi. Eşzamanlı olarak AB, 25 Mart 2013 tarihinde Japonya ile Serbest Ticaret Anlaşması görüşmelerine başladı. Bu gelişmeler Ankara’yı iyice panikletti.

Gümrük Birliği’nin ticari açıdan üçüncü ülkelere karşı Türkiye’yi zayıf bırakan durumuna bir de ABD ve Japonya eklenirse Ankara’nın Gümrük Birliği’nden çıkmaktan başka çaresi kalmayacaktı. Bunun üzerine Erdoğan telaş içinde Washington’a bir ziyaret gerçekleştirdi, Transatlantik Ticari ve Yatırım Ortaklık Anlaşması’na Türkiye’nin de dahil edilmesini talep etti. Obama bu konuda Erdoğan’a yeşil ışık yakmadı. Yakın zamanda Gümrük Birliği’nden çıkmak zorunda kalacak Türkiye, kendisine yeni pazarlar bulmak zorundaydı. Aynı zamanda dünyada yaşanan yeni bölgeselleşme hareketlerinde dışarıda kalırsa, tek başına ayakta kalamazdı. Washington’dan eli boş dönen Erdoğan bu sefer Moskova’ya, Putin’i ziyarete gitti ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girme talebini bir kez daha yeniledi. Erdoğan blöf yapmıyordu. Ayrıntılarını sonra yazarız, Türkiye’nin bu yönelişi bırakın bölgeyi, dünyadaki tüm

Tarih belgeye dayanır 3

1

PROF. DR. İHSAN GÜNEŞ

A

hmet Demirel 5 Ocak 2014’te Taraf gazetesinde yayınlanan yazısında benim cevap yazıma karşılık vermiş. Benim önerdiğim Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Beyin Tevhidi Efkâr gazetesindeki söyleşisine de bakmış. Ancak söyleşinin tümünü okumamış. Daha da ötesi benim okuma hatası yaptığımı yazmış! Söyleşinin bir bölümünü de sütununa koymuş. Keşke o söyleşinin tümünü koysa idi. 1- Demirel de çok iyi biliyor ki o söyleşiyi gazete koleksiyonlarından çıkarıp araştırıcılarla, okuyucularla ilk buluşturan benim. Doktora tezimde kullandım. 2- Biz tarihçiler doçentlik sınavına girdiğimizde kaynaklara hâkimiyetimizi ölçmek için

bize bir matbaa harfli belge, bir de elyazması belge verilir ve okutulur. Dolayısıyla Tarih lisansını almış her tarihçi akademisyen bu tür belgeleri en az Demirel kadar okur. 3- Demirel belgenin birinci sütununu okumuş. Orada 16 Temmuz 338 tarihi geçiyor. İkinci sütunu okumamış. Keşke okumuş olsa idi. Zira gazetenin ikinci sütununda baştan 10. satırında 16 Temmuz 337 tarihinin geçtiğini görürdü. Gazeteci soruyor: “Program var mı yok mu? Son zamanlarda bilhassa İkinci Grup’un programı olmadığı, dağıldıkları sal-

Ortadoğu’da kaos planlamak

A

BD’nin 2011 yılında Irak’tan çekilmesinden sonra, özellikle Suriye İç Savaşı ile birlikte El Kaide ve bu örgütle irtibatlı El Nusra vb. grupların Irak’ın Sünni bölgesinde artan faaliyeti ve etkisi, ABD ve başta İran olmak üzere bölge ülkelerini rahatsız ediyor. Irak’ın El Anbar vilayetinin, Felluce ve Ramadi yerleşim alanlarının büyük bölümünü ele geçiren, El Kaide’ye bağlı, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) bölgedeki Sünni aşiretler ve Irak Merkezi Hükümet güçleri ile çatışmalara, bombalı araç vb. eylemlerle katliamlara devam etmektedir.

El Kaide sonrası hamleler Suriye, Lübnan, Afganistan, Yemen ve Irak’ta mezhepsel fay hatlarından ve bu ülkelerde yaratılan otorite boşluklarından yararlanan El Kaide ve onunla bağlantılı örgütlerin, işgal ettikleri bölgelerde tesis ettikleri

hâkimiyetin kalıcı olması beklenemez. O halde El Kaide’nin arkasındaki istihbarat örgütlerinin ve devletlerin amacı nedir? Özellikle Esad’ın, iç savaşın kazananı durumuna gelmesi, muhalefetin dağılması ve El Kaide’nin bölgeye yerleşmesi, Suriye İç Savaşı sonrasında ortaya çıkacak durum, ABD, Avrupa ve İran’ı tedbir almaya zorlamıştır.

İran ABD’ye yardım edecek Suriye’de oluşturulan İslami Cephe, El Kaide vb. gruplarla savaşmaya başlamış, hatta bazı söylentilere göre, Suriye Ordusu ile bu konuda işbirliği yapmaktadır. Irak’a ve bölgeye El Kaide ile savaşmak için birlik göndermeyeceğini ama silah, mühimmat ve teçhizat Maliki’nin istediği silahlı helikopter ve F16’lar hariçtakviyesi yapacağını açıklayan ABD’ye, İran’ın yaptığı teklif ilginçtir. İran ve ABD arasında devam eden nükleer teknoloji

Bölgede etkili bir oyuncu olan İran, Suriye İç Savaşı’nın sonlandırılması, barış ve istikrarın sağlanması için Rusya’nın devreye girmesi ve müteakiben, ABD ile İran arasında ortaya çıkan doğrudan ilişki kurma olanağı, Cenevre II ve bölge barışında İran’a biçilen rol, İran’ın bölgesel güç olma iddiasını daha da bilemiştir. İki ülkenin ortak düşmanı haline gelen El Kaide, Afganistan’dan kuvvetlerini çekecek ABD için, hem Afganistan hem de Ortadoğu’da -özellikle Irak’ta- çözülmesi gereken en önemli problemdir. Bütün bunların sağlanması için ABD’nin müttefik bir İran’a ihtiyaç duyduğu açıktır. Şartların oluşturduğu böylesine bir ittifak herhalde bölgede bazılarını şimdiden rahatsız

Bu bir darbe girişimidir Washington bu gidişata müsaade edemezdi; Cemaat’in düğmesine bastı. Geçmişte “Ergenekon” ve “Balyozcu”ları içeri atan F tipi Gladyo, yıllardır arşivlediği yolsuzluklar üzerinden bu sefer de yüzünü Avrasya’ya çeviren Erdoğan’ın peşine düştü. Yerine ise aynı Erdoğan’ın 2002 yılında yaptığı gibi, Washington’a giderek kendisine tavsiye edilenleri eksiksiz yapmaya söz veren birilerini getirmeyi planlıyorlar.

Gelecek yazı: Darbenin küresel boyutu

tanatı ferdiye taraftarlığında bulundukları ısrarla bahsediliyor. Hüseyin Avni Bey’in cevabı: “İkinci Grup’un 16 Temmuz 337 tarihinde hal için tanzim ettikleri programı söyledim....” (Solda 1 no.lu belge). 4- Demirel o dönemin bütün gazetelerini incelediğini söylüyor. Her nasılsa Varlık gazetesi gözünden kaçmış. Hüseyin Avni Bey’in Tevhidi Efkâr’daki söyleşisi üzerine Varlık gazetesinde “Müdafaai Hukuk Grup’u ve Muhalefet” başlığı ile bir makale çıkıyor. Bu makalede yazar “337 Temmuzunun ortalarından beri Büyük Millet Meclisinde (İkinci Grup) adında ayrı bir heyet mevcut ve müteşekkil bulunuyor” diye yazmaktadır. (Solda 2 no.lu belge). Bu arada bir şey daha söyleyeyim; Hüseyin Avni Bey’in yukarıdaki söyleşisi başka bir gazetede de aynen verilmiştir.

2

İsmail Hakkı PEKİN

görüşmeleri sırasında, İran bu konuda ABD’ye yardımcı olabileceğini belirtmiştir.

İran bölgesel güç olma yolunda

dengeleri değiştirir.

etmişe benziyor.

Kaostan beklentileri Mevcut durumdan rahatsız olan ve ABD’nin Suriye’ye fiili müdahalesini sağlayamayan, kendi rejimlerinin geleceğini tehlikede hisseden Suudi Arabistan ve İsrail için şu an tek çıkar yolun bölgede kaos yaratmak olduğunu söyleyebiliriz. Irak, Suriye, Lübnan, Yemen’de yaratılacak ve bütün bölgeyi içine alacak kaosun, İran’ın bu ülkelerle ilişkileri, Afganistan’dan çekilme planı ve Mısır’daki kritik durum nedeniyle ABD ve Avrupa’yı yeni bir değerlendirme yapmaya zorlayabileceği düşününen ve yapılacak yeni değerlendirmenin kendi lehlerine gelişebileceğini

hesaplayan bu iki ülkenin, aynı zamanda söz konusu kaosun Cenevre II Konferansı’ndaki görüşmeleri de etkileyebileceğini ve kendilerine zaman kazandıracağını da hedeflediklerini belirtmemizin yanlış olmayacağını söylemeliyim. Bu maksatla söz konusu devletlerin istihbarat örgütlerinin kullanabileceği en profesyonel grup El Kaide’dir. El Kaide ve onunla irtibatlı örgütler kendilerine ihale edilen oyunu oynamakta ve bölgeyi bu iki ülkenin amaçları doğrultusunda kan gölüne çevirmektedirler. Bu plan da söz konusu iki ülkenin mevcut rejimlerini yıkılmaktan kurtaramayacak ve bölge halklarının büyük uyanışıyla, Ortadoğu’ya barış ve istikrar gelecektir.


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Osman ERBİL

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

AYDINLIK VE ULUSAL GENEL YAYIN YÖNETMENLERİ MALTEPE CEZAEVİ’NDE

Hallacı Mansur’lardan Feyzioğlu’na destek

Mustafa MUTLU mustafamutlu@aydinlikgazete.com

Yüzsüz iktidar! Ulusal ve Aydınlık Genel Yayın Yönetmenleri Yener Güneş ve İlker Yücel cezaevi girişinde

‘Milli Ordu’ya kumpas’ın hedefindeki Balyoz tutuklusu albaylardan Metin Feyzioğlu’na destek geldi. Subaylar, ‘Paçalarından çekenlere aldırmadan bu yolda devam etmeli’ dedi  DERYA DERVİŞ

T

ürkiye Barolar Birliği’nin, Ergenekon, Balyoz ve diğer davalar için sunduğu önerilere, Balyoz hükümlüsü albaylardan destek geldi. Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Yener Güneş, Maltepe Askeri Cezaevi’nde, Balyoz hükümlüsü albaylar İsmet Çınkı, Yavuz Uras, Ender Kahya, Cem Okyay, Erdinç Altıner’i ziyaret etti. Kurmay albaylar, “Feyzioğlu, paçalarından çekenlere aldırmadan bu doğru yolda devam etmeli” dediler. Kendilerini Hallacı Mansur olarak tanımlayan komutanlar, “Bizlerden Atatürk Cumhuriyeti’nin intikamını alıyorlar. Hatta babalık ve kocalık hakkımızıda elimizden alarak ailelerimizden de intikam alıyorlar. Bizler bir ömürboyu yatarız hatta idam sehpasına bile çıkarız ama bu şekilde kumpas ve tuzaklar ile yargılanmamız bizleri rahatsız ediyor. İktidarın en yukarısındaki kişiler bile kumpas, çete, paralel devlet derken Genelkurmay hâlâ reaksiyon göstermiyor” dediler.

‘Kahraman değiliz görevlerimizi yaptık’ Komutanlar, “Bizler kahraman değiliz, görevlerimizi hakkıyla yaptığımızdan dolayı buradayız” diyerek sözlerine şöyle devam ettiler: “Esas kahramanlar bu vatan için canını verip toprağa düşen şehitlerimiz ve uzuvlarını kaybeden gazilerimiz ve onların yakınlarıdır. Bu davalarda TSK’nın harp planları ortalığa saçıldı. TSK nin genleriyle oynadılar, düzeltmek zaman alır

Güler, cezaevine böyle geldi.

İ

stanbul polisi bakan çocuklarının ve bazı bakanların adının karıştığı yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu başlattı; İstanbul Emniyet Müdürü başta olmak üzere bu operasyonu gerçekleştiren ya da “iktidara ihbar etmeyen” bütün polis müdürleri görevden alındı. Ardından soruşturma Başbakan’ın oğluna sıçradı; savcılar görevden alındı, haklarında onlarca iddia gündeme geldi. Üçüncü operasyon İzmir’deydi. Polis, sabah saatlerinde İzmir Liman İşletmesi Müdürlüğü başta olmak üzere bazı adreslere baskın düzenleyip üst düzey bürokrat ve işadamı 25 kişiyi gözaltına aldı. Akşamüstü Ankara’dan bir emir geldi ve İzmir Emniyet Müdürü başta olmak üzere 20 polis müdürü ve şefi kızağa çekildi! 

Maltepe Cezaevi’ndeki Balyoz tutuklularının gönderdiği kartpostal. eğer irade gösterip düzeltilmezse 5 sene sonra daha kötü olur.” Görüşmede TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun önerileri de konuşuldu. Albaylar, bu fikileri desteklediklerini açıklayarak “Feyzioğlu paçalarından aşağıya çekenlere aldırmadan, kendi bildiği doğru yoldan ilerlemelidir. “dediler.

Başlarından geçen en üzüldükleri olayın ise Gazeteci Savaş Ay’ın vakitsiz ölümü olduğunu söylediler. Yılmaz Özdil’in mektup kampanyasından sonra Savaş Ay’ın kendilerine hastaneden bir mektup yazdığını ve mektubunu “Sizler çok kısa zamanda ailelerinize kavuşacaksınız, göklerden gönüllere indiniz” diye bitirdiğini anlattılar.

tilmek üzere bir mektup verdiler. Mektupta şu ifadeler yer aldı: “Balyoz ‘kumpas’ındaki hukuksuzlukların duyurulmasına ve kampanyamıza verdiğiniz destekten dolayı ayrıca şükranlarımızı sunuyoruz. 2014 yılının ; hak, özgürlük ve adalet getirmesi ümidiyle, Onuruyla umuda tutunan esir Türk Subayları,” Komutanlar Yücel ve Güneş’le vedalaşırken de şunları söylediler: “Burada dava adamının nasıl olacağını öğrendik; halkın, Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın desteği bize çok büyük moral veriyor, keşke sizleri daha önce tanısaydık.”



İSTİFA EDEN ESKİ BAKANLARIN ÇOCUKLARINA ÖZEL KOĞUŞ

Polisle istediği gibi oynayan AKP, aynı şeyi hâkimlere ve savcılara da yapabilmek için kanun değiştirmeye hazırlanıyor! 12 Eylül 2010’daki referandumla zaten baştan aşağı ele geçirdiği Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki “cemaatçi” kadroyu temizlemek için kurulun tüm yetkilerini Adalet Bakanı’na devretmeyi planlıyor!

Cezaevi kuralları eski bakana işlemiyor

Eğer bu yeni yasa kabul edilirse (ki; edileceğinden kuşkum yok) o zaman HSYK’nın hiçbir fonksiyonu kalmayacak... Diyelim ki muhalif bir gazeteci olarak benim hakkımda iktidar bir dava mı

1 milyon 300 bin mektup Albaylar, Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil’in yazısından sonra Türkiye’nin ve dünyanın her yerindeki çeşitli kesimlerden çok sayıda mektup geldiğini belirtti. Gelen mektuplar 1 milyon 300 bine ulaştı.

Çağlayan ailesi cezaevine girerken.

Savaş Ay’ın Maltepe’ye mektubu

Yani... Şüpheli konumundaki iktidar... Peşine düşen polisin, savcının kellesini anında koparıyor! Tam, “Bu nasıl bir yüzsüzlük? Bir iktidar nasıl bu kadar pişkin olabilir?” diyorduk ki, yüzsüzlüğün asıl büyüğünün Meclis çatısı altında tezgâhlandığını duyduk!

‘Desteğiniz moral veriyor’ Tutuklu albaylar görüşmede Aydınlık gazetesi çalışanlarına ile-

Y

olsuzluk ve Rüşvet Soruşturması kapsamında oğlu tutuklanan eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın 4 Ocak’ta Metris Kapalı Cezaevi’ne ziyarete geldiği ve üzeri aranmadan içeri girerek oğluyla görüştüğü öğrenildi. Aralarında eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan, işadamı Reza Zarrab ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da bulunduğu 14 zanlı, Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması kapsamında 21 Aralık’ta tutuklandıktan sonra Metris 1 Nolu Kapalı Cezaevi’ne gönderilmişti.

Bakan çocukları gelecek diye... Cezaevi kaynaklarından edinilen bilgilere göre bakan çocukları getirilmeden önce hummalı bir çalışma yürütüldü. Aynı koridordaki 12’şer kişilik 3 koğuş tutuklular için hazırlandı. Koğuşlar boyandı, temizlendi ve ilaçlandı. Ayrıca eski yatakların yerine yenileri alındı. 14 tutuklu 3 grup halinde koğuşlara yerleştirildi. Bu koridora belirlenen 8 sabit nöbetçi memur dışında girişler yasaklandı.

Çağlayan’a özel muamele Görüşlerin saat 17.00’a kadar bitmesi gerekirken zanlı yakınlarının bu saate uymadığı öğrenildi. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan 4 Ocak Cumartesi günü saat 20.00 sularında oğlu Kaan Çağlayan için Metris’e geldi. Çağlayan montunu veya ayakkabısını çıkarmadan ve üzeri aranmadan duyarlı kapıdan geçip içeri girdi. Retina taraması da yapılmayan Çağlayan’ın girişi duyarlı kapının karşısında bulunan güvenlik kamerası tarafından da kaydedildi.

Silivri’de yakınlara hassas arama Öte yandan Silivri Cezaevi’nde sanıklar ve yakınları her Çarşamba günü ayda 3 hafta kapalı, 1 hafta açık görüş yapabiliyor. Sanık yakınları nizamiyedeyken önce araçlar aranıyor, ardından sıra X-ray cihazına geliyor; cezaevine geçtikten sonra da sanık yakınları Muammer Güler ‘hassas’ ve elle arave Zafer Çağlayan madan geçiriliyor.  IRMAK METE



açtı? O davaya bakan mahkemenin yargıcı, benim haklı olduğuma mı karar verdi? Adalet Bakanı hemen bu yargıç hakkında uyduruk bir nedenle disiplin soruşturması açtırıp sonra da tek başna karar verip gerekeni (!) yapabilecek! Bir savcı, iktidar partisine yönelik bir yolsuzluk ya da rüşvet dosyası mı hazırlamaya kalktı; kendini yurdun ücra bir köşesinde “tatil” yaparken bulabilecek!  İşin en ilginci ne biliyor musunuz? Bu skandalların patlak verdiği ülkeye, hâlâ ve ısrarla “hukuk devleti” deniyor. Bana göre bu devletin adı artık “ayıp devleti”dir!

ÖLDÜRÜLÜYOR! Ergenekon sanığı Prof. Dr. Hilmioğlu’nun sağlık durumu hakkında önceki gazetemde 67 yazı yazdım üst üste... Cumhurbaşkanı’nın, Meclis Başkanı’nın, Başbakan’ın, Adalet Bakanı’nın iletişim bilgilerini yazıp, bu insanlık dramına tepki göstermelerini istedim. Bu arada Fatih Hilmioğlu’nun sağlık durumu iyice bozuldu. Koğuş arkadaşı Tuncay Özkan’ın anlattıklarına göre, geceleri duvarda gördüğü oğluyla konuşmaya başlamış... Bugünkü Aydınlık’ın birinci sayfasında devlet protokolündeki zevatın iletişim bilgilerini bulacaksınız. Lütfen siz de bu duyarsız yetkililere ulaşıp, Fatih Hilmioğlu’nun tedavisi için ellerinden geleni yapmalarını isteyin! Eğer bunu bile yapmazsanız... Kendinize aydın demeyin!

GÜNÜN SORUSU Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, iktidara yaranma telaşıyla “AKP-cemaat kavgası” konusunda konuşmuş ve “Bu kavga gençleri dinden soğutur. Gençler, ‘Dindarlık buysa biz yokuz’ derler” demiş... Sorum kendisine: Eğer kavga gençleri bir şeylerden soğutsaydı, evlenen genç kalır mıydı?

Ne olacak şimdi? Yücel Aşkın ismi sizin için bir anlam ifade ediyor mu? Anımsamadıysanız, söyleyeyim: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin eski Rektörü... AKP iktidarının on yıl önce kendisine direnen rektörleri etkisizleştirmek için “günah keçisi” olarak seçtiği bilim insanı... Üniversitenin Genel Sekreteri Enver Arpalı ile birlikte 2005 yılında tarihi eser kaçakçılığı yapmaktan ve ihale yolsuzluğundan tutuklandı. Enver Arpalı, bu yüz kızartıcı suçlamanın ağırlığını kaldıramadı ve 13 Kasım 2005’te cezaevindeyken canına kıydı! İntihar haberini alan Yücel Aşkın, cezaevinde kalp

krizi geçirdi. Yücel Aşkın’ın yargılandığı davalar, nihayet sekiz yıl sonra bitti ve akıl almaz suçlamalara hedef olan bu bilim insanı aklandı. Eğer intihar etmeseydi; eminim ki Genel Sekreter Enver Arpalı da bugün aklanmış olacaktı!  İyi de ne olacak şimdi? Arpalı’nın hayatını, Aşkın’ın bilimden ve üniversiteden uzak geçen yıllarının, kırılan gururunun, lekelenen onurunun hesabını kim verecek? İster cemaate, ister iktidara yaranma kaygısıyla olsun; “hukuk”tan sapan yargı, katile dönüşür! Aşkın ve Arpalı olayı da bunun kanıtıdır!

GÜNÜN İSYANI! Yerli kurufasulyenin kilosu 9 liraya çıkınca, İran’ın tatsız, kokusuz kurufasulyesinin kilosunu 4 liradan ithal etmeye başlamışız... İsyanım, bizi kurufasulyeye bile muhtaç hale getiren ama attığı her nutukta “büyüme”den söz eden Başbakan’a: Bol kurufasulye yemiş bürokratların toplandığı bir odada mahsur kalırsın inşallah!


Hazırlayan: Özlem Konur USTA

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ANKARA İmsak 03.30 Güneş 03.30 Öğle 03.30 İkindi 03.30 Akşam 03.30 Yatsı 03.30 HAVA DURUMU

Ankara: 18/22

A

İstanbul: 18/22

f

izmir: 18/22

A

Antalya: 18/22

İSTANBUL İmsak 03.30 Güneş 03.30 Öğle 03.30 İkindi 03.30 Akşam 03.30 Yatsı 03.30

A

Adana: 18/22

A

Diyarbakır: 18/22

PKK, Cemaat’le kavgasında Erdoğan’ı şanslı görüyor

T

ayyip Erdoğan-Cemat kavgasında manzara: İnisiyatif hâlâ Cemaat’te. Otomatiğe bağlamış gibi. Peş peşe hamle yapıyor. Erdoğan savunmada. Tayin silahını kullanabiliyor sadece. Derdi gol atmak değil, yememek.  “İn” ziyaretinden söz etmişti. Hazırlıklı olmadığı görülüyor. İmdadına yine “Osman’ımın Savcısı” yetişti. Dubai sefası üzerinden “Öz”lü gol attı. Sonuç: Bir: Erdoğan, Cemaat’in elini bilmiyor. İki: Bilmediği için de saldırıya geçemiyor. Soru: Yoksa, bildiği için cesaret mi edemiyor?  PKK cenahı da Cemaat’in elini bilmeyenlerden. “Üst düzey bir yönetici.” (Zaman zaman konuşurum.) Önce bir sınırlama getirdi. “Söyleyeceklerim beni bağlar.” Çünkü: “Henüz kendi aramızda tartışmadık.”  Kavganın adı: “İktidar mücadelesi.” Öngörüyorlar mıydı: “Bekliyorduk. Fakat böylesine sert değil.” İrade kimin: “Operasyonların çapı büyük. Cemaat’in kendi gücüyle yapacaklarını aşıyor.” Yani: “Dışarıdan destek, teşvik aldıkları anlaşılıyor.” Nereden: “Gülen’in kaldığı yerle ilgili görünüyor.”  Biliniyor. Örgütün her politikası “açılım”a endeksli. Bunu hatırlattım: Yine Erdoğan’ın yanında saf tuttunuz? Cevap yerine genel şeyler sıraladı. “Biz ikisiyle de ittifak yapmayız.” “Birbirimizi öldürüyorduk. Barışmaya çalışıyoruz.” “Biz soluz. İkisiyle de kan uyuşmazlığımız var.” “Bunlarla konuşuruz ama ittifak düşünmeyiz.”  Zorluyorum: Erdoğan’ın düşmesini düşünmek bile istemiyorsunuz. Bu kez “özel” cevaplar geldi: “Bunlar gitsin de kim gelirse gelsin deme lüksüne sahip değiliz.” Yani: “Sonrasını hesap etmek zorundayız.” AKP’ye de, Cemaat’e de bir pas. İki tarafından kullanabileceği bir tespit: “AKP ile Cemaat’in ayrı düşmesi bize manevra alanı yaratıyor.”  Erdoğan mı, Cemaat mi? Hangisi kazanır? “Hükümet” deyip kestirip atmadı. “Cemaat’in elinde ne kadar malzeme var, bilmiyoruz.” Sonra, temennileri ile tahminini birleştirdi: “Bu aşamada hükümet güçlü görünüyor.”

Rafet

BALLI rafballi@gmail.com Bir ağırlık da Cemaat’in kefesine koydu: “Fakat ellerinde ciddi delliler olduğu anlaşılıyor.”  Bir şaşkınlığını paylaştı: “AKP de, Cemaat de devleti örgüt gibi yönetiyor.” Muhatabım, 12 Eylül mahkemelerini bilen biri. “Türkiye’nin bugünkü mahkemeleri 12 Eylül’den daha kötü.” “Devlet” yakınması ilgimi çekti: “Hukuk tamamen rafa kaldırıldı. Devlet rayından çıktı.” “Derin devlet” kıyaslaması: “Türkiye’nin her zaman derin bir tarafı vardı.” “Özel Harp Dairesi yasadışı işlere bulaştı. Fakat devlet adına yaptı.” Şimdi: “Örgüt adına yapılıyor.”  Gül-Erdoğan çelişmesini de konuştuk. Aralarındaki çelişme: “Ciddi.” Fakat: “Gül sahaya inmiyor.” Gül’ün tercihi: “Elbette Tayyip’siz AKP. “ Gül kişiliği: “Mücadeleye girmez.”  Batıdaki Erdoğan rahatsızlığının sebepleri? Bir: “Kendisine verilen rolü oynayamadı.” İki: “Üstelik kontrol dışı adımlar attı.” Üç: “Bunlar Batıda hoş karşılanmadı.”  ABD’nin Erdoğan politikası ne olur? “ABD tek plan üzerinde çalışmıyor.” Bir tercihli plan sıralaması yaptı: “ABD’nin birinci planı şu olsa gerek: Tayyipsiz AKP.” “İkinci tercihi: Tayyip’in belirleyici olmadığı AKP.” Özet: CHP, ABD’nin ilk tercihleri arasında yok.  Muhatabım bir konuyu açık bıraktı. “Yerel seçim ABD’nin tercihini değiştirebilir.” Çünkü: “Seçim, yerelin ötesinde sonuçlara yol açacak.” Erken seçim ihtimali görüyorlar mı? “30 Mart’ta iki sandık olmaz. Fakat genel seçim 2015’e de kalmaz.”  Suriye’yi içeriden izliyorlar. AKP’nin Suriye politikası: “Değişmedi. Sınırlar El Kaide’ye açık. El Nusra’ya da, IŞİD’a da. Zaten hiç kapanmadı.” Konuşulan bir sonucu teyid etti: “Suriye’de Şeriat istemeyen muhalefet kalmadı.” Bir tespiti de teyid etti: “Bu, Batının en büyük handikapı. Esad ehveni şer oldu.” Devam edeceğim.

A

Erzurum: 18/22

A

Sivas: 18/22

A

İZMİR İmsak 03.30 Güneş 03.30 Öğle 03.30 İkindi 03.30 Akşam 03.30 Yatsı 03.30

Tunceli: 18/22

A

Trabzon: 18/22

A

Zonguldak: 18/22

A

Bursa: 18/22

A

Konya: 18/22

A

ANKA KADIN ARAŞTIRMA MERKEZİ’NİN RAPORU BAKAN ÇELİK’İ YALANLIYOR

Doğum izni arttıkça kadın istihdamı artıyor Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in ‘Doğum izninin 20 hafta olması kadın istihdamında dezavantaj’ sözleri tartışmayı yeniden alevlendirdi. Çalışan anneye en geniş hakların sağlandığı İsveç’te kadın istihdam oranı yüzde 71,8. Onu Norveç ve Danimarka takip ediyor  ANIL IŞIK

A

NKA Kadın Araştırma Merkezi kadın istihdamı ile cinsiyet eşitliği ilişkisini irdeledi. “İş-Aile Yaşamının Uyumlaştırılması: Türkiye’de Güncel Tartışmalar” başlığıyla hazırlanan raporda, akademisyenlerin görüşlerine de yer verildi. Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “Doğum izninin 20 hafta olması kadın istihdamında dezavantaj, kadının çok izinli olması demek çok sayıda kadının istihdamı anlamına gelmiyor” sözleri tartışmayı yeniden alevlendirdi. ANKA Kadın Araştırma Merkezi’nin hazırladığı rapor, doğum izninin arttırılmasıyla kadın istihdamının düşeceği yönündeki tartışmaya rakamlarla yanıt veriyor. Çalışan anneye en geniş hakların sağlandığı ülke İsveç. İsveç’te 68 haftalık doğum izni uygulanıyor. İsveçli babalar da doğumdan sonraki ilk 2 ay ücretli izin kullanabiliyor. 2012’de İsveç’te kadın istihdam oranı yüzde 71,8. Danimarkalı anneler de 52 hafta doğum izni kullanabiliyor. Danimarka’da kadın istihdamı yüzde 70. Doğum izninin 46-56 hafta kullanıldığı Norveç’te kadın istihdamı yüzde 73,8.

Avrupa’nın sonuncusuyuz Raporda yer alan verilere göre, Türkiye, 33 Avrupa ülkesi arasında en düşük kadın istihdamı oranına sahip ülke konumunda bulunuyor. TÜİK verileri, Ağustos 2013 itibariyle kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 31.3 gösteriyor. ANKA Kadın Araştırma Merkezi, oranın her yıl artmasına rağmen AB ortalamasının çok altında olduğunu tespit ediyor.

Kırsalda yüksek kentte düşük Raporda yer alan bilgilere göre,

kadınların kentlerdeki istihdam oranı kırsaldakinden daha düşük. Aynı dönem aralığında kentlerde istihdam edilen kadınların oranı yüzde 23.1 iken, kırsalda bu oran yüzde 36’ya kadar çıkıyor. Kırsal alanda “ücretsiz aile işçisi” sıfatıyla işgücüne dahil edilen kadınlar, kentlerde “ev hanımı” sıfatıyla istihdam dışında tutuluyor. Kentsel bölgelerde kadınların işgücüne katılma oranlarının düşük olmasının temel nedeni, kadın işgücün eğitim düzeyinin düşük olması. Eğitimsiz ve nitelik düzeyi düşük kadın işgücü, kentlerde ya işgücü piyasına hiç giremiyor ya da kayıt dışı ekonomi içinde marjinal işlerde çalışıyor.

Aile bütçesi için evi tercih ediyor Türkiye’de kadınların işgücüne dahil olmama yönündeki eğilimlerinin de aktarıldığı raporda, kadınların düşük ücretlerle işgücüne katılmak yerine, ev işi ve çocuk bakımı gibi işlerde çalışarak aile bütçesine katkı sunmayı hedeflediği vurgulanıyor. Rapordaki verilere göre, 2013 yılı itibarıyla işgücüne katılmayan kadınların yüzde 60’ı ev işleriyle ilgileniyor. Yapılan araştımalar, kadınların işgücüne katılmama konusunda iki gerekçesi olduğunu gösteriyor. Bunlardan ilki, kadınların çocuklarını baktıracak kimse bulamaması. İkincisi ise çocuk bakım masraflarının çok yüksek olması. Türkiye’de çocuk bakım hizmetlerinin kadınların işgücüne katılmalarını arttıracak şekilde kurumsallaşmamış olması, kadın istihdamını olumsuz yönde etkiliyor.

Anne ilk 6 ay bebeğiyle olmalı Raporda, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlkay Ulutaş’ın da değerlendirmesi yer aldı. Ulutaş, kadınların çalışma hayatına katılma oranlarının artmasına bağlı olarak çalışma koşullarının da değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Ulutaş, “Bebeğin ilk 6 ay annesi ile birlikte olması, öncelikle onun fizyolojik ihtiyacıdır. Çalışan annenin en az 24 haftalık izne ihtiyacı var. Çalışan annelerin hakları ekonomik bağlamda değil, çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmelidir” dedi.

Türkiye’nin çevre direniş haritası çıktı

 TOPLUM SERVİSİ

P

olitik Ekoloji Çalışma Grubu’nca hazırlanan Türkiye’nin “Çevre Direnişi Atlası”nda, Taksim Meydanı düzenlemesi ve ODTÜ ormanının yanı sıra çoğu HES’ten oluşan 149 çevre ihtilafı yer aldı. Boğaziçi, Bahçeşehir, İstanbul Teknik ve Marmara üniversitelerinden akademisyenler ile bazı sivil toplum kuruluşlarından oluşan Politik Ekoloji

Ağaçlı Yol’un satışı onaylandı AYDINLIK / İZMİR Özelleştirme Yüksek Kurulu, İzmir Bornova’da ‘Ağaçlı Yol’ olarak bilinen, Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü’ne ait yeşil alanın satışına ilişkin ihale sonuçlarını onaylayarak satış sözleşmesinin imzalanmasına karar verdi. Ağaçlı Yol ile Karayolları’nın Ankara Caddesi üzerinde bulunan her iki arazisine ilişkin kararlar, 3 Ocak 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Özelleştirme İdaresi, arazileri belediyelerin açtığı davalara rağmen satmış, mahkeme bölgede imar planı değişikliğine karşı açılan davada yürütmenin durdurulmasına karar vermişti. Prof. Dr. Kayhan Kantarlı, İzmir halkının yeşil alan hakkının yok sayıldığını söyledi.

Antalya GümüşdamÇalalılar da HES’e lışma direnenlerden. Grubu, Türkiye’nin çevre ihtilafı olan konularını bir atlasta topladı. Çalışmada Türkiye genelinde 11 kategoride 149 çevre ihtilafı belgelendi. Haritada en çok 48 ihtilafla HES’ler ve su yönetimi ardından 42 ihtilafla fosil yakıtlar yer aldı. Ayrıca Taksim Meydanı düzenlemesi, ODTÜ ormanı yol projesi, 3’üncü havalimanı ve 3’üncü köprü projeleri ile altyapı, ulaşım ve kentsel dönüşüm faaliyetleri de harita üzerinde işaretlendi. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Begüm Özkaynak, “Çevre Direnişi Atlası” çalışmasının yerel hareketler, akademisyenler ve çevrecileri bir araya getirmeyi amaçlayan bir çalışma olduğunu söyledi. Özkaynak, haritayı yerel kaynaklardan elde ettikleri bilgilerle oluşturduklarını belirtti. Direniş haritasına www.direncevre.org adresinden yeni bölge isimleri de bildirilebiliyor.


Hazırlayan: Özlem KONUR USTA

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ PROJEYİ HAZIRLADI

Şahin

Türkiye yeniden aşı üretecek

MENGÜ sahinmengu48@gmail.com

Cumhuriyet’in ilk yıllarında aşı üretebilen Türkiye 90’lı yıllarda dışa bağımlı hale geldi. Üniversitenin hazırladığı projeyle birkaç yıl içinde Hepatit B başta olmak üzere yerli difteri ve tetanos aşılarına kavuşacağız cesaret edemiyor. Bunu göze almak bir ülke açısından çok önemli. Stratejik bir yatırım. Biz burada bir ilki gerçekleştiriyoruz” dedi.

 İLKAY AKKAYA / ANKARA

H

acettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi aşıda dışa bağımlılığa karşı bir adım attı ve proje başlattı. Hacettepe Üniversitesi ve Keymen İlaç firması arasında “Aşı Araştırma, Geliştirme ve Üretimi İşbirliği” sözleşmesi imzalandı. Bu işbirliği ile yerli aşı üretimi hedefleniyor. 3-4 yıl içerisinde başta Hepatit B olmak üzere difteri ve tetanos aşıları üretilecek. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Gümüşel ve projenin yürütücüsü Prof. Dr. Sevda Şenel projeyi Aydınlık’a anlattı.

‘Ulusal kalkınma projesi’ Bu proje için devlet desteğinin de çok önemli olduğunun altını çizen Şenel, “Biz bu projeye başlarken adımlarımızı çok sağlam attık. Sağlık Bakanlığı’nın desteğini aldık. Onun dışında büyük bir yatırım gerektiren proje olduğu için Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı’ndan da destek alacağımız söylendi. Çünkü bu bir ulusal kalkınma projesi” diye konuştu. Şenel, Türkiye’de çok sayıda Hepatit B taşıyıcısı olduğunu belirterek ilk aşamada Hepatit B aşısı üreteceklerini ardından difteri ve tetanos aşılarını planladıklarını anlattı. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Gümüşel de Hacettepe Üniversitesi’nin temel felsefesinin yalnızca eğitim olmadığını aynı zamanda ulusun gereksinimlerine yönelik katkı vermek olduğunu vurgulayarak “Bilgi birikimimizi ülkenin emrine vermek istiyoruz. Bu projeyi de bu yüzden önemsiyoruz. Aşı üretim teknolojisinin ülkemize kazandırılmasını istiyoruz” dedi.

Prof. Dr. Bülent Gümüşel, “Bilgi birikimimizi ülkenin emrine vermek istiyoruz” dedi

‘Stratejik bir yatırım’ Hacettepe Üniversitesi Ecnasıl geliştizacılık Fakültesi rebiliriz, üreDekanı Prof. Dr. tebiliriz diyeBülent Gümüşel rek bunun ça16 Aralık’ta imlışmalarını zalanan protokolü başlattık. şu ifadelerle anAmacımız en lattı: “Daha önce kısa süre içeyalnızca Hıfzısıhrisinde Türkiha Enstitüsü’nde ye’de aşının Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. aşı üretimi ile ilgili geliştirilmesi, Bülent Gümüşel, projenin yürütücüsü Prof. Dr. Sevda Şenel (sağda) ve çalışmalar vardı. formülasyonu Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Neslihan Gürsoy projeyi Aydınlık’a anlattı. Sonra Türkiye’de ve sonrasında ne aşının geliştida üretilerek rilmesi, araştırılması ne de üre- Hacettepe Üniversitesi Eczacılık piyasaya çıkarılması konusunda timi ile ilgili bir hamle yapılmadı. Fakültesi olarak Türkiye’de aşıyı üniversite ve sanayi işbirliğini

hayata geçirmek.” Prof. Dr. Sevda Şenel ise projenin hedefinin “ülkeye aşı kazandırmak” olduğunu söyledi. Şuanda Türkiye’nin bütün aşıları yurt dışından ithal ettiğini bildiren Şenel, aşı üretiminin hem temel sağlık hizmetleri için gerekli olduğunu hem de dışa bağımlılığın azaltılması için önemli olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Sevda Şenel, Türkiye’de aşı üretiminin yatırımının yüksek olmasından dolayı durdurulduğunu hatırlatarak, “Yatırımı yüksek olduğu için herkes

‘Gribe karşı ellerinizi yıkayın’ S

onbahar ve kış aylarında üst solunum yolu hastalıkları artış gösterdi. Özellikle grip şikayetiyle sağlık kurumlarına başvurular önemli ölçüde arttı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağrı Büke, gribe karşı alınabilecek önlemleri anlattı.

Her virüs grip değil Grip virüsünden farklı pek çok virüsün de üst solunum yolu hastalıklarına neden olduğunu belirten Prof. Büke, “Bu durum yanlış olarak grip diye tanımlanabilmekte”

dedi. Dünya Sağlık Örgütü verile- şeker, kanser ya da nörolojik hasrine göre, 2013’ün son haftalığı bulunanların, organ tasında Türkiye’de üst solunakli geçirenlerin, haminum yolu enfeksiyonu nelelerin ve hiçbir hastalığı deniyle sağlık kurumlarına bulunmasa dahi yaşlıların başvuran hastaların yalnızca ve küçük çocukların risk yüzde 50’sinde grip (influgrubunda olduğunu söyenza) virüsü saptandı. Prof. ledi. Prof. Dr. Büke, “Bu Dr. Büke, “Bu durum, has- Dr. Çağrı Büke grupta gribin seyri sırataların yüzde 50’sinde grip sında zatürre gelişme riski dışında diğer mikroorganizmalar ve sonuçta ölüm olasılığı var” dedi. nedeniyle üst solunum yolu enfeksiyonu geliştiğini gösterir” dedi. ‘Dinlenin, iyi beslenin’ Prof. Dr. Çağrı Büke, alınması Mevsimsel gripte risk gruplarının daha dikkatli olması gerektiğini gereken önlemleri şöyle sıraladı: “Risk grubundaki kişiler grip belirten Büke, kronik akciğer, karaciğer, kalp ve böbrek hastalarının, aşısı yaptırmalı. Hasta kişilerin bu-

Yazarımız yurt dışında olduğundan yazısını gönderememiştir.

Kürtçe elektrik arıza hattı



Dicle Elektrik A.Ş. (DEDAŞ) Şanlıurfa İl Müdürü Esin Eroğlu, kentte borcunu yatırmayan 6 bin aboneyi icraya verdiklerini söyledi. Eroğlu, ‘186 Elektrik Arıza Hattı’nın da, bundan böyle Türkçe, Kürtçe, Arapça dillerinde hizmet vermeye başlayacağını açıkladı. Bölgede daha öncede 217 bin kullanıcı abonenin enerjisini kesmek için çalışmalara başladıklarını ifade eden DEDAŞ İl Müdürü Eroğlu; Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt ve Şırnak’ta 217 bin aboneden 27 bininin borcunu ödediğini, borçlu abone sayısının 190 bine düştüğünü söyledi. Elektrik kesintisi nedeniyle abonelerin, 186 Elektrik Arıza Hattı’nı aradıklarını belirten Eroğlu “50 kişilik bir vardiya ile 24 saat boyunca arayan her vatandaşımıza farklı dillerde cevap verilecektir. Operatörlerimiz ilk aşamada Türkçe, Kürtçe ve Arapça olarak cevap verecekler” dedi.

Ağaçlar sökülmesin diye kepçenin önüne yattı



uygulama olmayabilir. Antibiyotik ve antipretik kullanımı konusunda hekime danışılmalı. İstirahat, sıvı alımı ve beslenme hastalıktan iyileşmeyi hızlandırmakta. Ateş yüksekliği 5-7 günden fazlasürerse, kuru öksürük balgamla birlikte öksürüğe dönüşürse zatürre akla getirilmeli ve hekime başvurulmalı.”

runa ve göze temas etmesinden kaçınmalı. El, herhangi bir kişinin eliyle ya da çevredeki eşyalarla temastan sonra yıkayıncaya kadar asla buruna ve göze değdirilmemeli. Ateş yüksekliği antibiyotik kullanımı için asla bir gerekçe değil. Zorunlu olmadıkça, ateşi düşürmek bazı durumlar hariç her zaman doğru bir

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

ŞAHİN BAKIŞI

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Şanlıurfa’da, belediyeye ait bir arazide bulunan ağaçların iş makineleri tarafından sökülmesine karşı çıkan Abdurahman Aslan (45), boğazına bıçak dayayıp kepçenin önüne geçti. Polis ve belediye ekiplerine zor anlar yaşatan Aslan, 6 polis tarafından etkisiz hale getirilerek, yaka parça gözaltına alındı. Direkli Mahallesi’nde belediyenin arazisindeki ağaçların park yapım çalışması nedeniyle sökülmesi üzerine Aslan görevlilerle tartıştı. İkna edemeyen Aslan, daha sonra üzerinde taşıdığı bıçağı boğazına dayayıp kendini kepçenin önüne attı. Polis, eyleminden vazgeçiremeyince başarılı Aslan’ı Belediye Başkan Yardımcısı Emin İzol ile telefonla görüştürdü. Aslan, telefonla görüşürken polis tarafından etkisiz hale getirildi. Aslan, “Bu ağaçlara 5 yıl boyunca ben baktım. Bunların kesilmesi bana acı veriyor” dedi.  DHA

Hekimlerden Gül’e ‘Torba Yasa’ çağrısı ‘Yasaların tamamını değiştireceğiz’

meta haline getiren reklamlara idari para cezası verilmesini önzmir Tabip Odası Genel Se- gören madde bütünüyle taslaktan kreteri Dr. Mete Güzelant, çıkarılmıştır. Acil hastalara bakCumhurbaşkanı Abdullah mayan ve onlardan para isteyen Gül’e Meclis’te kabul kuruluşlara verilmesi öneedilen Torba Yasa’yı rilen 3 aya kadar faaligeri çevirme çağrısında yetten yasaklama cezası bulundu. Torba Yasa’da 10 güne düşürülmüştür. yer alan tam gün düHekimler, Sağlık Bakanzenlemesinin daha önce lığı’ndan izin almadan sağAnayasa Mahkemesi talık hizmeti verirlerse cerafından iptal edildiğini Mete Güzelant zası 1 yıldan 3 yıla kadar belirten Güzelant şöyle hapis cezası ve 20 bin güne konuştu: “Bu yasaya göre; he- kadar adli para cezasıdır. Hekimlik yapmak suç, insan sağlığını kimlerden hastalarının mahrem ticari unsur haline getirmek suç bilgileri istenmekte, hekimlik değildir. İnsan sağlığını ticari bir etiğine, Anayasa’ya ve uluslar-

Genel Sağlık-İş Sendikası da dün İzmir’de Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir araya gelerek Tam Gün düzenlemesini protesto etti. Sendikanın Genel Başkanı Dr. Ali Gül “Mustafa Kemal’in sağlıkçıları halka sağlık hizmeti vermeyi sürdürecek. Bu yasa AKP’nin halkın sağlığını ve yasaları düşünmeyen yönünü bizlere bir kez daha gösterdi. Hızla tükenişe giden AKP, iktidardan indiği zaman bu yasaların tamamı halkın sağlığı ve çalışanların istemleri doğrultusunda değiştirilecektir. Mücadelemiz bu yönde olacaktır” dedi.

 TUĞÇE YERDELEN / İZMİR

İ

arası sözleşmelere uymayan bu talep karşılanmazsa para cezası tehdidi gündeme gelmektedir.” Dr. Mete Güzelant birçok hükmü daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bu yasanın Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanmamasını istedi.

Van kahvaltısı markalaşıyor



Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necdet Takva, Van kahvaltısını marka yapmak için çalışma başlattıklarını söyledi. Takva, “Türk Patent Enstitüsü’ne müracaat ettik. Bu tescil işlemi 9 ay sürecek. Tabiki her yerde kahvaltı var. Fakat Van kahvaltısını kahvaltı yapan özel sunumlar var. Böylece Van kahvaltısı satıyorum pazarlıyorum diyenler, odaya müracaat edip logoyu alıp kendi iş yerlerine asacaklar” diye konuştu. Dünyanın en uzun kahvaltısı için de müracaatta bulunduklarını da belirten Takva, “Dünyanın en uzun caddelerinden biri Van’da bulunuyor. Ve bizde bu uzun caddede 30 bin kişinin katılımıyla dünyanın en büyük kahvaltı sofrasını Van’da oluşturmayı düşünüyoruz. Bunun için Guinness Türkiye Temsilciğine müracaat ettik” dedi.

T.C. SNCAN 2. CRA DARES TAINIRIN AÇIK ARTIRMA LANI 2013/1395 TLMT. Aşağıda cins, miktar ve değerleri yazılı mallar satışa çıkarılmış olup: Birinci artırmanın aşağıda belirtilen gün, saat ve yerde yapılacağı ve o gün kıymetlerinin %50’sine istekli bulunmadığı taktirde, yine aşağıda belirtilen gün, saat ve aynı yerde 2. artırmanın yapılarak satılacağı; şu kadar ki, artırma bedelinin malın tahmin edilen değerinin %50’sini bulmasının ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından fazla olmasının ve bundan başa paraya çevirme ve payların paylaştırma giderlerini geçmesinin şart olduğu; birinci artırmadan on gün önce başlamak üzere artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebileceği, birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden başlamak üzere ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebileceği, mahcuzun satış bedeli üzerinden aşağıda belirtilen oranda KDV.’nin alıcıya ait olacağı ve satış şartnamesinin icra dosyasından görülebileceği; gideri verildiği takdirde şartnamenin bir örneğinin isteyene gönderilebileceği; fazla bilgi almak isteyenlerin yukarıda yazılı dosya numarasıyla dairemize başvurmaları ilan olunur. 09/12/2013

1. ihale Tarihi 2. ihale Tarihi ihale Yeri No 1

: 17/01/2014 günü, saat 10:20 - 10:25 aras. : 13/02/2014 günü, saat 10:20 - 10:25 aras. : SNCAN ADLYE MEZAT SALONU

Takdir Edilen Deeri TL. 40.000,00

Adedi 1

KDV %18

Cinsi (Mahiyeti ve Önemli Nitelikleri) 33BDK07 Plakalı, 2011 Model, FIAT Marka, Beyaz renkli, kapalı kasa, ducato model, anahtar ve ruhsatı yok.

(İİK m.114/1,114/3) * : Bu örnek, bu Yönetmelikten önceki uygulamada kullanılan Örnek 63’e karşılık gelmektedir.

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

BASIN: 818 (www.bik.gov.tr)


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Recep ERÇİN halklailiskiler@aydinlikgazete.com halklailiskiler@aydinlikgazete.com

UFKA BAKIŞ

DOLAR

Çarşamba 2.1793 Salı 2.1617

EURO

H. Ufuk

SÖYLEMEZ Fax: 0312 467 78 93 ufuksoylemez@aydinlikgazete.com

Diyanet açıklasın; ‘hem fitne - fesat, hem hizmet’ ya da ‘hem hırsız, hem mümin’ olunur mu?

D

iyanet İşleri Başkanlığı, dev bütçesi ve binlerce kişilik kadrosu ile kamuda birçok Bakanlığın dahi üzerinde bir ağırlığa sahip. Ancak, ülkemizde, emevi - İslamcı anlayış dışında kalan, samimi - gerçek dindarlara da ters gelen, milyonlarca Alevi - Bektaşi yurttaşımıza ve/veya farklı mezhep ve inanç sahiplerine uzak duran hatalı politikalarıyla, fiilen sadece bir mezhebe devlet eliyle destek ve katkı veren bir organizasyon görünümünde maalesef. Diyanet İşleri Başkanı geçen gün bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında; ABD’de üslenen ve kendine “hizmet” hareketi yakıştırmasını yapan cemaat görünümlü F- tipi örgüt ile, “imamhatipliler sütten çıkmış ak kaşıktır, onlar suç işlemez, terörist olmaz” söylemleriyle imam-hatipli bankacıların kutulama faaliyetlerine destek veren ve her fırsatta Allah ile aldatan bir iktidarın, tüm milletin ibretle ve tiksinerek izlediği boğazlaşmasından duyduğu üzüntüyü beyan ediyordu ve bu yaşananların sanki fikri felsefi bir tartışma olduğunu ima ediyordu. Sayın Diyanet İşleri Başkanı; sizin kökü dışarıda kendisi emniyet ve yargıda her türlü fitne - fesadın altından çıkan dinci görünümlü illegal bir yapının, Müslümanlığa, gerçek inananlara zarar verdiğini söylemeniz gerekmez miydi? İktidara “din - Allah” söylemleriyle gelip, Bakanları ve mahdumlarıyla birlikte aile ve kabine boyu rezalet ve yolsuzluk skandallarının öznesi olan iktidara, “Allah’ın adını istismar etmeyin, Allah adına aldatmayın” demeniz gerekmez miydi? Bunun yerine onlara “aman kavga etmeyin insanları dinden ve bizden soğutmayın” anlamına gelen laflar etmenizi doğrusu yadırgadık. Sayın Başkan, fitne - fesatla, hizmetin ne alakası olabilir demeniz gerekmez mi? Oğullarıyla, bacanaklarıyla, aile boyu tarihimizin en yüz kızartıcı yolsuzluk ve rüşvet iddialarına muhatap olan iktidar sahiplerine; “Allah sizi ıslah etsin” demeniz gerekmez mi? Onların kavgasını önlemeye çalışmak, İslam’a hizmet etmez. Bu suretle, ancak dinimizi ve Allah’ımızı kullanarak battıkları çukurdan çıkmalarına istemeseniz dahi yardım etmiş olursunuz. Sizin göreviniz, inanan gerçek müminlere, bu rezaletin müsebbiplerinin mümin sayılamayacağını söylemektir. Lütfen biraz insaf, vicdan ve cesaret!

Çarşamba 2.9646 Salı 2.9476

BORSA

Çarşamba 67.449 Salı 68.755

ALTIN

(Cumh.)

Çarşamba 586 Salı 566

FAİZ

Çarşamba % 10.02 Salı % 9.99

PETROL

Çarşamba $ 107.72 Salı $ 106.94

(Brent)

*Serbest piyasa satış fiyatları

Kurufasulye ve patates derken yumurtaya da zam D

ar gelirli yurttaşın sofrasının vazgeçilmezlerinden kurufasulye ve patatesten sonra yumurtada da aşırı fiyat artışları görülüyor. Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı İbrahim Yetkin, geçen günlerde yaptığı açıklamada, “Son 3 ayda Arjantin’de yaşanan kuraklık, Çin’deki aşırı yağışlar ve Türkiye’de üretim seviyesinin düşmesi nedeniyle kuru

fasulye fiyatları yüzde 59 arttı. Zamlarla kilogramı 10-12 lira olan kuru fasulye, ortalama kilogram fiyatı 16 lira olan karkas ete yaklaştı” bilgisini vermişti. Patates’in kilo fiyatının da; toptancı hallerinde 2.20 lira iken, market ve pazarlarda 3-4 liraya hatta bazı marketlerde 5 liraya kadar çıktğı bildirildi. Diğer yandan yumurta fiyatlarındaki yüzde 50 oranındaki artış

da dikkat çekti. Kilogram fiyatı ortalama 8 lira olan yumurtanın fiyatı, bir haftada 12 liraya kadar tırmandı. NTV.com’da yer alan habere göre, fiyatların aşırı derecede artmasının nedeni ise ithal edilen yem fiyatlarındaki dolara bağlı yükseliş. Konuya ilişkin bilgi veren Konya Yumurta Üreticileri Birliği Başkanı Hasan Konya, “Yaklaşık iki ay önceki girdi hammadde fiyatları ile şimdikiler ara-

sında yaklaşık yüzde 25’e yakın artış var. Sıkıntılı bir süreçten geçen tavukçuluk sektöründe üretim azalmaları meydana geldi. Arz-talep dengesine istinaden yumurta fiyatlarında biraz artış oldu’’ dedi. Yumurtanın birkaç kez el değiştirerek marketlere ulaşmasının da fiyatları etkilediği kaydeden Hasan Konya, “Biz direkt markete satamıyoruz markete aracı firmalar

satış yapıyor. Hem aracı hem marketin karıyla rakam yükseliyor. 30’lu yumurtanın toptan satış fiyatı 7 lira marketlerde bu fiyatlar 10-12 lirayı buluyor’’ diye konuştu.

Sanayi üretimi bir gaz bir fren Sanayi üretimi Kasım’da bir önceki aya göre yüzde 2.9 arttı. 11 aylık dönemde ise sanayi üretimindeki değişim bir artış, bir azalış şeklinde oldu  EKONOMİ SERVİSİ

T

ürkiye’nin Kasım ayına ilişkin sanayi üretim verisi dün açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı rakamlara göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki aya kıyasla yüzde 2.9 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi de bir önceki yılın Kasım ayına göre yüzde 4.7 artış kaydetti.

Sanayide istikrarsız seyir Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış aylık sanayi üretim artışındaki değişimin 11 aylık seyrine baktığımızda istikrarsızlık göze çarpıyor. Buna göre Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 2.2, Şubat’ta 1.4 artan mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış

sanayi üretimi Mart’ta yüzde 0.9 azaldı. Nisan’da tekrar yüzde 1.4’lük artışla yükselişe geçen üretim Mayıs’ta tekrar yüzde 0.8 azaldı. Haziran’da ise yüzde 1.6’lık artış görüldü. Temmuz’da yüzde 0.8 artan üretim Ağustos’ta yılın en sert aylık düşüşüni gösterdi ve yüzde 3.7 azaldı. Eylül’de ise yüzde 5.9’luk artışla sıçrama yapan sanayi üretimi Ekim’de, yılın ikinci dip seviyesi olan, yüzde 3’lük düşüş göstermişti. Sanayideki üretim artışını ana sanayi gruplarına göre incelediğimizde;  En yüksek yıllık artış yüzde 8.9’la sermaye malı imalatında görüldü. Bunu yüzde 5.3’le aram malı imalatı, yüzde 3.2’yle dayanıksız tüketim malı imalatı, yüzde 1.7 ile dayanıklı tüketim malı imalatı ve yüzde 1.6 ile de enerji izledi.  Aylık en yüksek artış yüzde 4.5’le arama malı imalatında gözlenirken bunu yüzde 3.1’le dayanıksız tüketim malı imalatı, yüzde 2.3’le dayanıklı

tüketim malı imalatı ve yüzde 1.7 ile sermaye malı imalatı izledi. Enerjide ise yüzde 0.1 azalış görüldü. Sanayinin

sektörü endeksi yüzde 1.7 ve imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3.6 artarken elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi ise yüzde 1.4 azaldı. alt sektörlerine bakıldığında;  2013 Kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi yüzde 8.9 azalırken imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 5.6 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üre-

Zeytinoğlu: Dalgalı seyir devam ediyor

timi ve dağıtımı sektörü endeksi de yüzde 4.8 arttı.  Kasım’da bir önceki aya göre madencilik ve taşocakçılığı

Türk fındığı geçen yıl ucuza gitti Türk fındık sektörü 2013 yılında miktar bazında ihracatını yüzde 4 oranında artırarak 276 bin tona çıkarmasına karşın sektör sattığı ürünlerden geçen yıla göre yüzde 1 daha az döviz girdisi elde etti  EKONOMİ SERVİSİ

T

ürkiye’nin tarım ürünleri ihracatından tek başına yüzde 8.3 pay alarak önemli ihraç kalemlerinden biri olan fındık, üreticinin yüzünü pek güldürmese de ih-

racatçı 2014’ten umutlu. Türkiye fındıkta, yurtdışı piyasalardaki gelişme ve rakip ülkelerin sayısının artmasına karşın 2013 yılında bir önceki yıla oranla miktar bazında ihracatını yüzde 4 artırarak 276 bin tona çıkardı. Sektörün, değer ba-

70’lik Borusan, Perili Köşk’te ‘Hayallerimiz Baki’ dedi



Türkiye’nin köklü sanayi kuruluşlarından Borusan, yeni yılla birlikte 70’inci yaşına girdi. Kültür ve sanata da verdiği destekle bilinen Borusan, 70. yılı anısına, İstanbul Rumelihisarı’nda bulunan yönetim merkezi Perili Köşk’ün dış cephesinde özel bir video eseri sergilemeye başladı. Çağdaş sanatçı Thierry Dreyfus tarafından, Borusan’ın 70. yılına özel olarak üretilen video-ışık çalışması ‘Our Dreams Remain Our Dreams’ (Hayallerimiz Baki) adını taşıyor.

zında ihracatı da yüzde 1 gibi çok küçük bir düşüşle 1.73 milyar dolarlık ihracat yaptı.

nada, Polonya, İsviçre, Hollanda, Ukrayna ve Belçika’nın ilk on sırayı aldığı görülüyor.

Dünya ihracatının yüzde 70’i

Sektör 2014’te

İstanbul Fındık ve Mamulleri AB’den umutlu İhracatçıları Birliği’nden açıkCari açık sorunu göz önünde lanan verilere göre, 2013 bulundurulduğunda; ityılında sektör ortalamahal girdiye dayanmaksının üzerinde başarılı sızın “net ihracat” yabir performans sergiledi. pan sektörün öneminin 2013 yılı ihracatını yüzde daha net anlaşıldığını 7 oranında artıran İsbelirten İstanbul Fıntanbul, 546 milyon dolar dık ve Mamulleri İhdüzeyini yakaladı. racatçıları Birliği BaşTek başına küresel kanı Ufuk Özongun fındık ihracatının yakda, “ABD, Çin, Japonlaşık yüzde 70’ini karşıya gibi hedef pazarlarlayan Türkiye, Alman- Ufuk Özongun da yoğun ve çeşitli etya’dan ABD’ye, Avuskinliklerle, Türk fındıtralya’dan Güney Kore’ye kadar ğını dünyaya tanıtmaya devam dünyanın dört bir yanındaki yak- ediyoruz. Alınan önlemlerin Avlaşık 111 ülkeye/bölgeye ihracat rupa ekonomilerinde tekrar geyaptı. nişletici ve ticaret artıcı etkiye İhracatta AB ülkeleri başı yol açması sadece ihracatımız çekiyor. Ardından, AB üyesi ol- adına değil küresel ekonomi için mayan diğer Avrupa ülkeleri, de geleceğe dönük bir moral unDenizaşırı ülkeler ve diğer ül- suru olacaktır. Dolayısıyla sekkeler geliyor. törel sorunların varlığına rağmen Ülkeler bazında bakıldığında ihracatımız açısından 2014 yı, İtalya, Fransa, Avusturya, Ka- lından umutluyuz” diye konuştu.

Kasım ayı sanayi üretim endeksi rakamlarını değerlendiren Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, aylık sanayi üretimindeki artışına ilişkin “üretim çok dalgalı seyir izlemeye devam ediyor’’ dedi.

AKP, 50 milyar dolarlık kamu malını satmış



Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2003-2013 Kasım döneminde gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarının 50.1 milyar dolar düzeyinde olduğunu bildirdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun konuya ilişkin soru önergesini yanıtlayan Şimşek, “Özelleştirilen kuruluşlara, özelleştirme fonu dışında herhangi bir bütçe kaleminden kaynak aktarılmamıştır” dedi.

Anadolu Efes’in yeni CEO’su göreve başladı



Anadolu Efes’ten yapılan açıklada firmanın yeni CEO’su Damian Gammell’in Ocak 2014 itibarıyla göreve başladığı bildirildi. Açıklamada, Anadolu Grubu’nun Anadolu Efes ve Coca Cola İçecek’ten oluşan İçecek Grubu Başkanı olarak da çalışmalarını sürdürecek olan Gammell’in, Coca Cola İçecek Yönetim Kurulu Üyeliğine de devam edeceği kaydedildi.

T.C. ELAZI 3. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2007/1812 ESAS Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri: 1 NO’LU TAINMAZIN Özellikleri : Elazığ İl, Merkez İlçe, 509 Parsel No, ÖKSÜZUŞAĞI KÖYÜ Köyü, Tam hissedir Sulu tarla vasfındadır. Parsel 2. sınıf sulu tarım arazisi olup, toprak derinliği 0,50-1.00 metre civarındadır. Toprak yapısı killi-tınlı yapıda, kırmızı-kahvcrengi toprak grubundandır. arazinin meyli %05 civarındadır. Arazinin yer yer taşlılık problemi bulunmaktadır. Arazının meyil, alkalilik ve drenaj aproblemi bulunmamaktadır. Parsel üzerinde bir adet 36*9 = 324 m2 tavuk çiftliği bulunmaktadır. Tavuk çiftliği BA yığma tek katlı, sac çatılı bir bina olup, kullanılmaz vaziyettedir. Binanın yıpranma payı %60 dir. Adresi : Öksüzuşağı Köyü Merkez / ELAZIĞ Yüzölçümü : 9.750, m2 imar Durumu : Yok, İnşaat tarzı Köydedir Kymeti : 48.042,00 TL KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : 1. Sat Günü : 12/02/2014 günü 11:15 - 11:20 arası 2. Sat Günü : 12/03/2014 günü 11:15 - 11:20 arası Sat Yeri : Satış odası, Kapı no: B149, Bodrum 1. kat ( -1. kat) Adliye Sarayı -Elazığ Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve

rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini. rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellaliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. Tebligat yapılamayanlara gazete veya elektronik ilan İİK. 127 gereğince tebliğ yerine kaimdir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2007/1812 Esas sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 20/12/2013 BASIN: 1052 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Tarık TEKGÖZLİ

Taşeronlaşmaya karşı sendikalaşma atağı İskenderun’da emek örgütleri taşeron sistemine karşı mücadele etmek için bir araya geldi. İlk görev sendikalaşmak ilk etkinlik panel HÜSEYİN GÜLER / İSKENDERUN

T

ürkiye’de taşeron işçilerinin sayıları sorunları gün geçtikçe artıyor. Taşeron işçilerinin sosyal haklardan yararlanması, sendikalaşması, insanca yaşayacak bir ücrete ve iş güvenliğine kavuşması için İskenderun’da çalışmalar başlatıldı. Taşeron işçilerinin sorunlarının çözümü için önce İskenderun Taşeron İşçileri Derneği kuruldu. Dernek kurulduktan sonra önüne taşeron işçilerini örgütleme ve sendikalaşmasının önünü açmak gibi görevler koydu. Bu doğrultuda İskenderun Taşeron İşçileri Derneği, Yeni Bes-İş, İskenderun Demir Çelik Çalışan ve Emeklileri Derneği ile birlikte İskenderun’da 12 Ocak Pazar günü “Türkiye’de Sendikacılık Hareketi’nin ve Taşeron İşçilerinin Sorunları” adlı bir panel düzenliyor. İskenderun Belediyesi Kültür Sarayı’nda saat 14.00’de düzenlenecek olan panele, ODTÜ Öğretim üyesi Yıldırım Koç, Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Akkaya, Yeni Bes-İş Genel Başkanı Mustafa Uyan, İSDEMİR Çalışanları ve Emeklileri Derneği (İSÇEİD) Başkanı Bayram Özarslan ve İskenderun Taşeron İşçileri Derneği Başkanı Sadık Karakaş konuşmacı olarak katılacak. Taşeron işçilerinin sorunlarına ilişkin çözümü panel konuşmacılarına sorduk.

‘Kangren olmuş sorun’ Yeni Bes-İş Genel Başkanı Mustafa Uyan: “Taşeron işçiliği ülkemizde bir kangren olmuştur. Taşeron işçilerinin SSK primlerinin yatırılıp, yatırılmadığı bile belli değildir. Bazen 3-5 aya varan ücretler ödenmiyor. Onlara birer senet tanzim edilmektedir.

Sorunlar ortaya çıktığında şirket ise ‘Ben işi taşerona verdim’ diyerek işin içinden çıkmak istemektedir. Ama nihayetinde yetkili olan yani ihaleyi alan sizsiniz. Taşeron dendiği zaman şirket kendi çevresinden insanlar toparlamakta ve sendikal haklarının alınmasının önüne geçmektedir. Altı ay maaşları verilmeyen ve senetle gönderilen işçileri tanıyoruz. Bu anlamda artık taşeron işçiliğinin de bir sonu olmalı diye düşünüyorum. Onun için bir panel düzenliyoruz. Yıldırım Koç gibi kendi alanında uzman insanlarla birlikte panel düzenliyoruz. Taşeron işçileri başta olmak üzeri tüm işçilerin bu panele katılmasını bekiyoruz.”

Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde 300 kişilik taşeron işçi grubu, kadro talebinde bulunmuştu.

‘Zulme son verin!’ İSÇEİD Başkanı Bayram Özarslan da, taşeron işçilerinin sorunlarına karşı panelde çözümü konuşacaklarını belirterek şunları söyledi: “Ben 27 yıl İskenderun Demir Çelik Fabrikaları’nda çalıştım. Çalıştığım dönemde de taşeron işçileri vardı. Taşeron işçileri de kadrolu işçiler olmalıdır. Gerek İLO gerek Avrupa İnsan Hakları gibi kurumlar tarafından taşeron işçilerinin de örgütlenmesi, sendikalaşması gerektiği belirtilmek-

tedir. İşverenler taşeron işçileri çok ucuz bir şekilde çalıştırmaktalar. Açlık sınırının altında bir ücret ödenmektedir. Buradan yetkili kurumlara sesleniyorum. Artık bu taşeron denilen zulme son versinler. Biz dernek ve sendikalar olarak bu hafta sonu taşeron işçilerinin örgütlenmesi, sendikalaşması konusunda sorunları ve çözüm yollarını konuşacağız. Bütün bölgedeki taşeron işçilerinin katılmasını bekliyoruz.”

Mehmet

AKKAYA mehmetakkaya@aydinlikgazete.com

Yerel seçimlerde sendikacılar ve işçiler ne yapacak?

Y

‘Yasal düzenleme gerek’ İskenderun Taşeron İşçileri Derneği Sadık Karakaş: “Taşeron işçiler için yasal bir düzenleme yapılmadır. Biz bir yasal düzenleme olmadığından ve taşeron işçilerinin durumunu dikkate alarak; İskenderun’da Taşeron İşçileri Derneği’ni kurduk. Derneğin amacı; Bu işçileri örgütlemek, haklarını aramak ve son olarak da onların sendikalaşmasını sağlamaktır. Taşeron işçileri, ev kiralarını, su paralarını ödeyebilmeleri ve çocuklarını okutabilmelidir. Bakıyoruz, taşeron işçileri açlık sınırının altında bir maaş alıyorlar. Sendikalaşmanın önünü açmak için dernek olarak önümüzdeki Pazar günü bir panel düzenliyoruz. Bu panele değerli hocalarımız ve sendikacı arkadaşlar katılacaktır. Beklentimiz ise taşeron işçilerinin bu panele katılarak, sorunlarımızı ve çözümü birlikte konuşmaktır. Bu bir başlangıç olmalı ve daha sonra bu çalışmaların çıtasını yükseltmeliyiz diye düşünüyorum.”

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DEBA’da somut adım işçileri sevindirdi

Denizli’de 10 aylık maaşlarını ve kıdem tazminatlarını alamadıkları için yaklaşık iki yıldır direnişte olan DEBA işçileri haklarına bir adım yaklaştı. Denizli Adliyesi Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından İflas komisyonu oluşturuldu. DEBA Fabrikası’nın mal varlığı belirlenerek alacaklar belirlendi. Ticaret mahkemesi DEBA hakkında iflas kararı verdi. Mal varlığının tamamının belirlenmesi için İflas Komisyonu oluşturuldu. Adliye’nin ardından Bayramyeri İş Bankası önüne gelen işçiler İş Bankası’nı göstererek “İşte burası hırsız yuvası” sloganıyla tepki gösterdi. Burada açıklama yapan işçiler “Haklarımızı tamamen alana dek mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.  BEHİYE YARAŞCI / DENİZLİ

Şehir işsiz kaynarken ‘yabancı işçi’ talep etti Denizli’de, başta mermer ve tekstil sektörü olmak üzere birçok sektörde ara eleman sıkıntısı yaşanıyor. İl genelinde kayıtlı 27 bin işsizin olduğu, işverenlerin ise 18 bin işçiye ihtiyaç duyduğu biliniyor. Ancak Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İsa Dal ise buna rağmen yabancı ülkelerden yıllık sözleşmeli işçi transferi talebinde bulundu. Dal, “Denizli’de tekstil ve hazır giyimle mermer sektöründe ciddi eleman sıkıntısı yaşanıyor. İşsizliğin olduğu ülkemizde eleman sıkıntısının yaşanması düşündürücü” diye konuştu. Sorunun çözülmesi için farklı bir öneride bulunan Dal, “Bu sorunun çözümü olarak gelişmiş Ortadoğu ülkelerinde uygulanan ‘Yıllık sözleşmeli işçi’ transferi yapılmalıdır. Alanında kalifiye olan Pakistan, Hindistan ve Bangladeş gibi ülkelerde bulunan bu işçiler, Türkiye’nin emek yoğun sektörlerinin işçi açığını kapatabilir. Hükümet bu konuda çalışma yapmalıdır” dedi.

erel seçimlerde belediyelerde işçi olmak, belediyelerde örgütlü bir sendikanın yöneticisi olmak, diğer hiçbir alanda olmadığı kadar sorumluluk yükler, bilinçli davranma ve sendikacıların eğitimini ister. Az kaldı seçimlere. Ama sadece belediyelerdeki sendikacılar değil, diğer sendikacılar da, seçimler başka bir ülkede yapılacakmış gibi davranıyorlar. Ne görüş açıklıyorlar, ne işçileri eğitiyorlar. Kıllarını kıpırdatmıyorlar. Oysa yerel seçimler işçileri ve sendikaları o kadar ilgilendiriyor ki. Akla ilk gelenleri sıralayalım. Belediye başkanları, ustabaşı, posta başı, baş şoför, puantör gibi, belli bir tecrübeye ve kıdeme ulaşmış olanların arasından sınavla belirlenmesi gereken işçi amirlerini, kendisine biat edeceklerden seçiyor. Çoğu zaman sınav yapılmıyor, yetenek ve kıdem aranmıyor. Böylece de iplerini elinde tuttuğu amirler vasıtasıyla işçileri istediği yöne çevirebiliyor. Sendikacı ise, üyesi sandığı işçinin aslında belediye başkanı tarafından zapturapt altına alınmış kitleler olduğunu acı sürprizlerle fark ediyor. Belediye başkanı bir düdük çaldığında, amirler işçilere işaret ediyor, işçiler de üyesi oldukları sendikadan istifa ederek, belediye başkanının işaret ettiği başka bir sendikaya geçiyorlar. Bakın belediyelere, belediye başkanının rıza gösterdiği sendikayı göreceksiniz orada. İstisnası yok mudur? Doğrusu yok denecek kadar azdır. Belediye başkanının sürüsü olmaya rıza göstermeyen işçinin başına ne geliyor dersiniz? İşten atılıyor, uzmanı ve görevlisi olduğu işten koparılıp en zor işlere koşturuluyor, amirlerinin tacizine uğruyor. Ya oy verdiği şahsın işçilere sürü gibi davranmasına karşı çıkacak, ya da, sürüleştirmenin aleti olmak için, hak etmediği amirliklerden birine getirilmek arzusuyla belediye başkanının yalakaları arasına katılacak. Ya da başkanın işçiye zulmüne sessiz kalacak. Bu seçimler, belediye işçisi ve sendikacılar için, belediye başkanının güdülediği olmak ya da olmamak arasındaki seçimdir aynı zamanda. Belediyelerde en son ciddi eylemler ne zaman olmuştur diye düşünün, hatırlamakta zorlanacaksınız. Amirlerin iplerini eline almış bir belediye başkanına karşı, işçileri eyleme götürmek, ciddi bir eylem olmasını sağlamak, neredeyse mümkün değildir. Seçimlerde işçinin oy verdiği kişi, seçim sonrası karşısına işveren olarak gelmektedir. İşçi, bir yanda gönüldaşı olduğu partinin adayı, ya da şahsen de tanıdığı, hatta seçim kampanyasında oy topladığı şahıs ile, işçi sınıfı gerçeği arasında çelişkiyi yaşar. Seçimlerde tanıdığı, oy topladığı kişinin işçiye zulmeden, ihalelerde cebini dolduran, ya da belediyenin olanaklarını, halka değil, yüklenici ve taşeronlara yağmalatan şahıs olduğu gerçeği ile karşılaşır. Belediyeler, belediye şirketleri ve taşeronlar aracılığıyla kamu kaynaklarının en fazla talan edildiği yerler. İşçi ve sendika, ya partilere futbol takımı gibi bakmayıp bu soygun düzenine karşı çıkacak, ya da sessiz kalarak soyguna onay verecek. Belediye seçimleri, belediye işçileri ve sendikacılar için bunlardan birinin seçimidir de. Belediyeler taşeron cehennemine döndü adeta. Bütün belediyelerde kadrolu çalışan işçi sayısı 200 bin civarında. Belediyelerde örgütlü üç sendikanın toplam üye sayısı ise 150 bin. Peki belediyelerdeki taşeron işçisi sayısı ne kadar sizce? Sıkı durun. Faruk Çelik’in dediğine göre, tam 1,5 milyon. Belediye işçisi, ya taşeron cehennemlerinde yanmaya oy verecek, ya da taşeron sistemine karşı tavır alacak. Yerel seçimler, bunlardan birinin seçimdir. Seçimlere az kaldı, ama bu ve benzeri konular, belediyelerdeki sendikaların tartışma konusu olmadı maalesef. Ne bu konularda bir açıklama yapıyorlar, ne de işçinin yağmacı, özelleştirmeci, taşeroncu ve mafya belediyelerinden kurtulması için işçiyi eğitiyorlar. İşçiyi suçlamak daha kolaylarına geliyor galiba. Belediye sendikaları böyle... Peki ya, özelleştirmeci, taşeroncu, ihaleci ve mafya belediyeciliğine, Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve diğer sendikalar neden seslerini çıkarmaz? Onları başka ülkelerin belediyeleri mi yönetecek? Onların ülkeye halka ve işçiye karşı sorumlulukları yok mudur? İşçiyi talancılara teslim etmek, özelleştirmecilere ve mafya belediyeciliğine teslim etmek değil midir sessiz kalmak?

T.C. GAZOSMANPAA 3. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2012/2233 TLMT. Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri : 1 NO’LU TAINMAZIN Özellikleri : İSTANBUL İLİ ARNAVUTKÖY İLÇESİ ARNAVUTKÖY MAHALLESİ KARATOPRAK MEVKİİ 13854 PARSEL CİLT 39 SAYFA 3818 DE KAYITLI 181,00 M2 YÜZÖLÇÜMLÜ ARSA NİTELİĞİNDEKİ ANA TAŞINMAZIN 1. KAT 28/100 ARSA PAYLI 2 NUMARALI BAĞIMSIZ BÖLÜMÜ MESKEN NİTELİĞİNDEKİ TAŞINMAZ Bilirkiş raporuna göre; Söz konusu taşınmaz İstanbul ili, Arnavutköy ilçesi, Anadolu mahallesi Gaziosmanpaşa caddesi No: 36 mevkiinde bodrum kat+ zemin kat (dükkanlar)+ 2 normal kat+ çatı piyesli kat olmak üzere 5 katlı bir apartmandır. Apartmanın dış cephesi sıvalı boyasız vaziyette olup, dış kapısı demirdir. Giriş sahanlığı ve kat sahanlıkları karo seramik, merdiven basamakları mermer kaplıdır. Her katında tek daire mevcuttur. Mevcut apartman 13 yıllıktır. Borçlunun maliki bulunduğu 1.kat 2 kapı nolu dairenin dış kapısı çelik olup, daire 3 Yatak odası+ Salon+ Mutfak+ Banyo+ WC+ Orta hol+ WC önü ve 2 adet balkondan ibaret olup 130.00 m2 civarında bir alana sahiptir. Dairenin salon, yatak odalarının ve orta holün yer döşemeleri laminant parke, duvarlar plastik boya, tavanlar kartonpiyerlidir. Mutfak, Banyo, WC, WC önü ve Balkonların yer döşemeleri karo seramik, Mutfak, Banyo ve WC nin duvarları tavana kadar karo fayans kaplıdır. Dairenin iç kapıları ahşap mobilya, dış pencereler PVC ve ısıcamlıdır. Daire kombi kaloriferli ve doğalgazlıdır. Satışa konu taşınmazın konum itibarı ile alt ve üst yapısı tamamlanmış her türlü Belediye ve Sosyal imkanlardan istifade edecek konumda civarın talep gören Ticaret+ Konut alanında kalmaktadır. mar Durumu : 14.06.2010 tasdik tarihli Arnavutköy Merkez ve çevresi uygulama imar planında Arnavutköy 13854 parsel E: 1.50 Hmaks: 4 kat Konut alanında kalmaktadır. Kymeti : 130.000,00 TL KDV Oran : 5582 sayl Kanun’un 35. maddesi ile 3065 sayl K.D.V. Kanunu’nun 17. Maddesinin 4. fkrasna eklenen  bendi uyarnca K.D.V.’dcn istisnadr. 1. Sat Günü : 26/02/2014 günü 11:50 - 12:00 arası 2. Sat Günü : 25/03/2014 günü 11:50 - 12:00 arası

Sat Yeri : GAZİOSMANPAŞA ADLİYESİ EK HİZMET BİNASI 3. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ KALEMİ Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellaliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2012/2233 Tlmt. sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 03/01/2014 BASIN: 836 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

S 3 isme soruşturma izni yok



Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, HSYK’nın haklarından inceleme başlattığı 9 isimden İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Vekili Oktay Erdoğan ve İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok için soruşturma izni vermeyeceğini söyledi. Bazı gazetelerin Ankara temsilcileriyle Hakimevi’nde bir araya gelen Bozdağ, gündeme ilişkin dikkat çeken değerlendirmeler yaptı. Ceza soruşturmalarının ve davalarının geçmişe dönük incelenmesi talimatı verdiğini dile getiren Bozdağ, “Kaç soruşturma açıldı, kaçı takipsizlikle sonuçlandı, kaç iddianame hazırlandı, ne kadarı beraat ile sonuçlandı, hepsine bakıyoruz” dedi. HSYK teklifinin Anayasa’ya aykırı olmadığını da ileri süren Bozdağ, “HSYK konusunda Anayasa’yı değiştirmek de dahil daha iyisini yapmak için muhalefetle birlikte çalışabilir, işbirliği yapabiliriz. Buna üyeleri Meclis’in seçmesi yöntemi de dahil...” diye konuştu. HSYK’nın yapısında değişiklik öngören düzenleme ile ilgili de konuşan Bozdağ, “Davalar devam ederken düzenleme yapmayın demek yasama ve yürütmenin elini bağlamaktır. Bu bir müdahale olarak algılanmamalı” dedi. Devlet içindeki paralel yapıya da değinen Bozdağ, “Allah ortak kabul etmez ama devlet de kabul etmez bunu böyle kabul etmeli” diye konuştu. Operasyonu yürüten isimler Zekeriya Öz, Muammer Akkaş ve Celal Kara hakkında ise soruşturma izni vereceğini dile getiren Bozdağ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Vekili Oktay Erdoğan ve İstanbul Emniyet Müdürü ile ilgili soruşturma izni vermeyeceğini açıkladı. HSYK 3. Dairesi, ‘Rüşvet Soruşturması’nı yöneten İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Zekeriya Öz, 2. Dalga Soruşturması talimatını verince görevden alınan Savcı Muammer Akkaş ile Akkaş’ın ‘Soruşturmaya müdahaleyle’ suçladığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ve operasyon sonrası atanan İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok’la birlikte 9 kişi için inceleme kararı almıştı.

HSYK’ya iktidar kuşatması



AKP, HSYK’nın neredeyse bütün yetkilerini Adalet Bakanı’na devreden teklifi TBMM Başkalığı’na sundu. AKP, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSYK) ile ilgili düzenlemenin de içinde yer aldığı yasa teklifini, önceki gün akşam Meclis Başkanlığı’na sundu. Düzenlemede, yargıdan HSYK’ya pek çok değişiklik yer alıyor. Teklif, HSYK ile birlikte Adalet Akademisi, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısında da değişiklik öngörüyor. HSYK’nın Anayasa’da belirlenmiş neredeyse tüm yetki ve görevleri elinden alınarak, Adalet Bakanı’na devrediliyor. HSYK’daki üyeler dışında kalan genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, yardımcıları, bütün Kurul müfettişleri, tetkik hakimleri ve idari personelin görevlerine son verilecek. HSYK başkan vekili ve daire başkanlarının bu görevleri ile Kurul üyelerinin dairelerdeki görevleri de sona eriyor.

Görevleri bakan dağıtacak Ayrıca Adalet Bakanı’na ‘Kurul üyeleri hakkında suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürütmek ve bu konuda gerekli kararları vermek’ yetkisi de aktarılıyor. Bu durumda HSYK Genel Kurulu’na ait olan Kurul üyeleri hakkındaki soruşturma işlemlerini, bakan tek başına yapıp sonuca da karar verecek. Adalet Bakanı, şu anda HSYK atamaları doğrudan kendisi yapacak. Adalet Bakanı’nın ‘disiplin işlemleriyle ilgili HSYK Genel Kurul toplantılarına katılma’ yasağı da kaldırılıyor. HSYK’daki dairelerin yapısı da değiştirilirken, hangi dairede hangi üyenin görev yapacağına Adalet Bakanı karar verecek. HSYK üye seçiminde hakim ve savcılar ‘kendi aralarından seçilecek asıl ve yedek üyelerin toplam sayısı kadar aday için’ değil, ‘ancak bir aday için’ oy kullanabilecek. Teklifle Adalet Bakanlığı müsteşarının HSYK’da daire başkanı olmasını yasaklayan hüküm yürürlükten kaldırılıyor. Böyle 3 dairenin bulunduğu, başkanı Adalet Bakanı olan HSYK’da bir dairenin başkanlığına da bakanlık müsteşarı getirilebilecek. Teklife göre, Genel Kurul’un gündemini sadece Adalet Bakanı belirleyecek. Görüşme sırasında gündem dışı bir konunun gündeme alınıp alınmamasına da sadece Adalet Bakanı karar verecek. Eğitim ve kurs gibi amaçlarla hakim ve savcıların yurt dışına çıkması Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlanıyor.

aracoğlu’nun son günleriyle ilgili bir Fenerbahçe anısı var. Alev ve Yasemin Çoşkun’un ortak kitabı olan Ödemiş’ten Zirveye Tırmananlar (Ödemiş Belediyesi) adlı kitabından aktaralım:  “O gün Fenerbahçe’nin, Kadıköy’de maçı vardı. Sıkı giyindi, Nişantaşı’ndaki evden çıkıp dolmuşa bindi, Kadıköy’e stadyuma doğru yola çıktı. Dolmuşta sıkışarak oturan bu yolcu insan daha 5-6 yıl önce bu ülkenin başbakanıydı. Stad çevresi hıncahınç doluydu. Caddeye taşan bilet kuyruğuna doğru yaklaştı. Soğuk vücuduna işlemiş, ara sıra da titriyordu. Parkinson hastalığı nedeniyle elindeki bastonu da titriyordu... Fenerbahçe’ye verdiği ve 1948’de yeniden düzenlenen bu stad aslında onun eseriydi. İsterse, eski kulüp başkanı ya da eski başbakan kimliğiyle Şeref Tribünü’ne gider, maçı rahatça izleyebilirdi. Ben eski başbakanım, Fenerbahçe’nin onursal başkanıyım demiyor, sıraya girip biletini almak istiyordu... İşte bu sırada, yanına yaklaşan kişi Saracoğlu’nu tanıdı, efendim diyerek saygıyla elini uzattı. -Sayın Başkanım, buyurun,

buyurun ben size refakat edeyim. Saracoğlu, titreyen sesiyle, -Kimsiniz? diyebildi. -Efendim ben kulüpten Faruk Ilgaz (1974-1976 döneminde başkan oldu), Fenerbahçe Kongre üyesiyim, sizi tanıyoruz. Genç adam koluna girdi, Şeref Tribünü’ne doğru yürüdüler. Saracoğlu alçakgönüllülükle Şeref Tribünü’nde kenarda bir yere oturdu. Takım sahaya çıkarken Faruk Ilgaz, Saracoğlu’na eğilerek “Efendim, bugün takım çok kuvvetli iki Fikret de sahada” diyecek oldu. Ama sözü ağzında kaldı. Saracoğlu’nun yanaklarından iki damla yaş süzülüyordu. Daha sonra 1998 yılında, Aziz Yıldırım Başkanlığındaki Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu, 27 Temmuz 1998 tarihli kararıyla Fenerbahçe Stadı’na “Şükrü Saracoğlu Stadı” adını verdiler. Ödemiş’teki stada ve bir caddeye Saracoğlu adı verildi. 2010 yılında da Ödemiş Ulus Meydanı’na bir heykeli değil alçakgönüllü bir büstü dikildi.” (s.300-301)  Bu bölümü Ülker’e sesim titreyerek okudum. Hatun’un

TERSİ-DÜZÜ

Hazırlayan: Cansu YİĞİT

Özdemir

İNCE

oince@aydinlikgazete.com

Şükrü Saracoğlu, Fenerbahçe, ırkçılık ve Varlık Vergisi (4) gözlerinden yaş akmaya başladı. Yazı bittiği zaman ikimiz de hıçkırarak ağlıyorduk.

Çocuğuna bilet alan başbakan “Saracoğlu Şükrü, dürüst, yalın, düzgün ve alçakgönüllü bir kişiliğe sahipti. Onun futbol maçlarına olan düşkünlüğünü belirtmiştik. Kayınbiraderi Ali Oraloğlu ve çocukları Aydın ve Yılmaz’ın Ankara’da maça gitmelerinin öyküsü, onun dürüst karakterini ortaya koymak için anımsanır. İşte Ali Oraloğlu’nun kendi anlatımıyla olay şöyledir: “Yıl 1942... O zamanki adı ile ‘Hariciye Köşkü’ olan şimdiki “Başbakanlık Konutu”ndayız.

Burada Başbakan Şükrü Saracoğlu oturuyor. Ben, yani kayınbiraderi, bir haftalığına, tatilden yararlanarak, Ankara’dayım. O pazar önemli bir maç var. Hoş, o yaşta bizler için her maçın ayrı bir heyecanı ve önemi var. Gitmek için çırpınan iki yeğenimle bir olup ablam Saadet Saracoğlu’na (Şükrü Bey’in eşi), yalvarıyoruz. O da bu isteğimizi kocasına iletiyor. Aldığı cevap yeğenlerim Aydın ve Yılmaz Saracoğlu ile beni çok şaşırtıyor. ‘Tabii götürürüm. Yalnız stada girmeden bilet alacaklar, haberleri olsun.’ 002 plakalı Packard marka büyük arabaya hep beraber

kurulup Çankaya’dan aşağıya süzülüyoruz. Üçümüz de çok keyifliyiz. Karakterini, davranışlarını çok iyi bilmeme rağmen, bilet almamızı söylemese, tek parti devrinin kudretli Başbakanının yanındaki çocuklarına “biletiniz nerede” diye kim soracaktı? Hele o devirde. Stadın dış kapısı önüne gelince, eniştem Saracoğlu, şoföre otomobili durdurmasını söylüyor ve bize bakıp “Hadi çocuklar inin bakalım. Gişelerin önüne geldik” deyip portföyünden çıkardığı parayı uzatıyor ve ekliyor: “Bununla bilet alırsınız.” (s.288-289)  Biraz sonra yazıyı gazeteye göndereceğim. Ama gönderemiyorum. Bir eksik var gibi. Eksik varsa yarın tamamlayabilirim. Ama olmuyor. Sahneyi gözümün önüne getiriyorum. Demek ki koruma polisi ordusuyla gezmiyormuş. Bu ne biçim başbakan? 17 Ocak skandalı 1943 yılında yaşansaydı, Saracoğlu ne yapardı? Böyle bir soygunculuk 1943 yılında olmazdı. Oldu diyelim. Saracoğlu oğlunu polise teslim edip ardından istifayı basardı. Devlet adamı onuru diye bir şey var! (Devam edecek)

ERGENEKON, BALYOZ VE KAFES DAVALARINDA İMZASI VAR

Beşiktaş’taki hâkim BTÖ’yü anlattı Beşiktaş Adliyesi’nde yıllarca görev yapan hakim, Beşiktaş Terör Örgütü’nü (BTÖ) anlattı ve ‘2006’dan sonra Beşiktaş’ta çalışan ne kadar hâkim-savcı varsa dinlenmeli. O zaman bu yapı ortaya çıkar’ dedi

Y

argının içindeki Beşiktaş merkezli F tipi yapı, bu kez Ergenekon, Balyoz ve Kafes davalarında imzası bulanan bir hâkim tarafından açıklandı. Akşam gazetesine konuşan hâkim, Türk Ordusu’na ve yurtseverlere kumpas kuran bu gizli yapının, yargı mekanizmasını tekeline nasıl aldığını tüm çıplaklığıyla anlattı. BTÖ’den “Örgütlü bir yapı” diye bahseden hakim, adliye içindeki bu yapıda görev alanların isimlerini açıklamaya hazır olduğunu belirtti. Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Milli Orduya kumpas” kuruldu açıklamasının ardından, tanıkların ağzından dile getirilen Beşiktaş merkezli “tertip mekanizması”nı kamuoyunun ilk kez 2008’de Beşiktaş Terör Örgütü (BTÖ) adıyla Aydınlık’tan öğrendi. İsmi açıklanmayan ve halen bir mahkemeye başkanlık eden hakim Beşiktaş’taki işleyişi şöyle anlattı:

‘Örgütlü bir yapı’ Deliller önce basına servis ediliyor. Örgütlü bir yapı var. Haberler gazetede yer aldıktan sonra savcılar harekete geçiyor. Genellikle kendilerinden olan hakimlerin nöbet gününe denk getiriliyor. Bu kişilerin tutukluğuluğuna itiraz ediliyor. Üst mahkeme bu kişilere tahliye

Beşiktaş merkezli “tertip mekanizması”nı kamuoyu ilk kez 2008’de Beşiktaş Terör Örgütü (BTÖ) adıyla Aydınlık’tan öğrendi. verdiği zaman yine aynı basın tarafından linç ediliyor. Kumuoyu tarafından da bilinen işini iyi yapan bir arkadaşımızın tahliye kararı vereceği konunuşuluyordu. Hemen atağa geçildi. Bu arkadaşla ilgili kara propaganda yapılmaya başlandıt. Bir örgütle ilişkilendirdiler.

‘Polis dosya getirir mahkeme uygulardı’ Özel Yetkili mahkemeler dinleme kararı veriyordu. Polis de istediği kişiyi dinliyordu. Bu yapıda en etkin rol polisindi. Polis dosya getirirdi, mahkeme onu uygulardı. Tersi asla yaşanmazdı. Basın ta-

rafından linç edilen birinin serbest kaldığını hiç gördünüz mü?

HSYK da işin içinde HSYK, bu yapının mihenk taşıdır, HSYK olmazsa bu işi yapamazlar. HSYK ne yapıyor? Ördneğin 5 yıldır hukuksuz yargılama yapan, ifade alan savcı ve hakimler hakkında bir tane bile disiplin cezası verilmedi. Disiplin cezasını geçtik, hepsine birer ödül verildi. Tahliye veren, bunların istediğini yapmayan hakim ve savcıların ise yerleri değiştirildi. İl dışına gönderilen ankadaşlarımız oldu. Bu yapı içinde yer alanların

bazıları siyasi ya da maddi rant, makam ve mevki kazandı. Bir arkadaşımızın tayini Beşktaş Adliyesi’ne çıktı. Bu yapıyla alakası yoktu. Hemen adliyedeki yapının mihenk taşı olan savcıyla diyaloğa geçti. Bu kişi daha sonra karşımıza mahkeme başkanı olarak çıktı. Ergenekon, Balyoz ve OdaTV davalarında tutuklamalar yapan bazı hakimler ödül olarak Yargıtay’a seçildi. Beşiktaş’ta böyle iki hakim Yargıtay’la ödüllendirildi. 3 Temmuz operasyonu oldu. Aziz Yıldırım ‘iddianameyi polis yazdı’ dedi. Buna o zaman kimse inanmadı. Hatırlayın adam ifade

vermemiş, ama adresine ‘Metris’ yazılmıştı. Polis önceden tutuklanacağını nereden biliyordu? Polis müneccim miydi?

‘İsimlerini açıklarım’ Şimdi devlet içindeki paralel devlet konuşuluyor. Bu devlet nasıl ortaya çıkacak? Kim çıkartacak? Bunu ortaya çıkaracak kişiler bizleriz. 2006 sonrası Beşiktaş’ta çalışan ne kadar hakim ve savcı varsa bu kişilerin dinlenmesi gerekir. O zaman yargı içindeki bu yapı ortaya çıkartılmış olur. Bana bir milletvekili gelsinYargıtay’a kadar olan isimleri tek tek açıklarım.

Öz ‘Başbakan tehdit etti’, Erdoğan ‘Tümüyle iftira’ dedi GAMZE ÇINLAR

B

akan çocuklarının şüpheliler arasında yer aldığı ‘yolsuzluk ve rüşvet’ soruşturmasının koordinatörlüğünü yaparken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1’nci Dairesi tarafından geçici görevle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine atanan Zekeriya Öz, HSYK’nın izniyle basına yazılı açıklama yaptı. İşte Zekeriya Öz’ün açıklamasından bazı satır başları:

‘İşini bırakıp belge temini ile uğraşanlar’ “16-22 Ekim tarihleri arasında Dubai’de tatil yaptığım ve bunun 77.500 TL bedelini Ali Ağaoğlu isimli işadamına ödettiğim hususu gerçek dışıdır (...) Gazete haberlerinde verilen fatura vb. belgeler gerçek dışı olup ne şekilde temin edildiği soruşturma sonucunda ortaya çıkacaktır.

‘Başbakan bana iki kişi gönderdi’ Hakkımdaki bu iddialar Sayın Başbakan tarafından açıklanmadan önce Yüksek Yargı kökenli olan, daha önceden tanıştığım ve saygı duyduğum iki kişi bizzat Sayın Başbakan tarafından bana gönderilmiştir.

Bursa’da bir otelde görüştüğüm bu kişiler Sayın Başbakan’ın bana çok kızgın olduğunu, hakkımda ağır laflar ettiğini, bir mektup yazarak kendisinden özür dilemem gerektiğini, hükümete yönelik soruşturmaların derhal durdurulmasını, aksi takdirde zarar göreceğimi ve bunun sonuçlarının benim için ağır olacağını, emniyete neden gittiğimi, bunun herkesi çok kızdırdığını söylediler... Bu görüşmeden sonra tarafıma tahsis edilen koruma aracı önceden hiç bir tebligat yapılmaksızın, bilgi verilmeksizin ve gerekçe de gösterilmeksizin 6 Ekim 2014 tarihinde alınmıştır.

Öz’ün odasından sivil polis çıktı Savcı Öz yaptığı yazılı açıklamadan önce dün atama kararıyla ilgili bilgi almak isteyen gazetecileri Çağlayan Adliyesi’ndeki odasında kabul etti. Bu sırada içeride basın mensuplarının arasına 3 sivil polisin de karıştığı ortaya çıktı.

Tayyip Erdoğan

‘Brifinge geldik’ Savcı Öz açıklamasına başladığı sırada kapıdaki korumalarından gelen bir telefonla odada sivil polisler olduğu bilgisi verildi. Öz’ün “Odada güvenlikçi polis var” demesi üzerine” korumaları odaya girerek bir polis memuruna işaret etti. “Kimsin sen? Ne işin var burada?” diye soran Öz’e odadaki sivil polis, “Şişli Güvenlik Büro’dan polis memuru Yasin. Biz basın açıklaması var diye geldik, brifing diye bir şey” şeklinde yanıt verdi.

‘Ergenekon’un sağladığı huzur ortamında varlığını sürdürenler’ Ümraniye’de bir gecekonduda yakalanan el bombaları üzerine başlayan Ergenekon soruşturması nedeniyle bugüne kadar şahsımın ve tüm ailemin maruz kaldığı tehditlere bugün yenilerinin eklenmesinin ve bunun Ergenekon terör örgütünün ve faaliyetlerinin büyük oranda deşifre edilmesinin sağladığı huzur ortamında, varlığını her geçen gün güçlendirerek sürdüren kesimlerden gelmesini aziz milletime havale ediyorum. Başbakan Erdoğan ise yakın çevresine “Bu sözler yalan ve tamamen iftiradır” dedi.

‘Polisler el kaldırsın’

Zekeriya Öz

Zekeriya Öz’ün “Başka polis varsa el kaldırsın” demesi üzerine iki polis daha el kaldırdı. Bunun üzerine Öz, “Eskiden basın gelirdi, şimdi polisler geliyor” demekle yetindi. Gazetecilere yapılan açıklamanın bir bölümüne şahit olan 3 polis memuru daha sonra Savcı Öz’ün korumaları tarafından odadan çıkarıldı. Polislere daha sonra kimlik kontrolü yapıldı.


Hazırlayan: Emine DÖLEK

İHALE ÖNCESİ YILDIRIM’IN BACANAĞI, TCDD YÖNETİCİSİ VE ŞİRKET TEMSİLCİLERİ BİR ARADA

Tuvalette rüşvet teslimatı İzmir’deki yolsuzluk operasyonunda firma yetkilileri ile Binali Yıldırım’ın bacanağı Cemalettin Haberdar’ı bir arada gösteren görüntüler ortaya çıktı. Görüşmenin ardından ihale o firmaya verildi  ÖZER SÜRMELİ

İ

zmir’de yapılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonundaki iddialarla ilgili çarpıcı görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerdeki kesekâğıtlarının ve çiçek sepetlerinin içinde rüşvet teslimatı yapıldığı öne sürüldü. İddiaya göre, şüpheliler; teslimat ve pazarlıklar sırasında sinyal kesici Jammer kullanarak teknik takibi engellemeye çalıştı. Ancak fiziki takiple iddia edilen rüşvet ve yolsuzluk trafiği görüntülendi.

Sinyal kesici kullanıldı TCDD İzmir Limanı vinç ihalesinden bir gün önce kaydedilen görüntülerde Bakan Binali Yıldırım’ın biraderi Cemalettin Haberdar; TCDD Limanlar Daire Başkanı Muhsin Yılmaz ile ihaleyi alan İndex şirketi temsilcileri Mahmut Can Bayoğlu ve Tayfur Uzun ile bir arada görülüyor. Ankara’da bir alışveriş merkezinin bahçesindeki buluşmada Yılmaz’ın elindeki cihazın sinyal kesici Jammer olduğu öne sü-

rüldü. Görüntülerde şirket yetkililerinden Tayfur Uzun’un sağ arka cebinde gazete kâğıtlarına sarılı bir dosya bulunuyor. Görüşmenin hemen ardından Uzun’un alışveriş merkezinin engelliler tuvaletinde, Limanlar Daire Başkanı Muhsin Yılmaz ile tekrar bir araya geldi. Tuvaletten ayrılırken Uzun’un üzerinde dosya olmaması dikkat çekiyor. Soruşturma dosyasındaki iddiaya göre Uzun, gazete kâğıdına sarılı doysa içerisinde Yılmaz’a tuvalette rüşvet verdi.

Kameralara yakalandı Mobil Liman Vinci ihalesinden 4 gün önce 6 Ağustos 2012’de de İndeks firması temsilcisi Tayfur Uzun ve Binali Yıldırım’ın biraderi Haberdar TCDD Genel Müdürlüğü’ne gelerek ihale ile ilgili görüşmeler yaptı. İzmir Liman İşletme Müdür Yardımcısı Birol Bafra da odasının kapısını kilitleyip firma sahibi Yılmaz Kurd ile ihale dosyalarını incelerken polis kamerasına yakalandı.

Rüşvet trafiği odalara, bahçeye ve tuvalete yerleştirilen kameralarla takip edildi. Vinç ihalesi öncesinde eski Limanlar Daire Başkan Yardımcısı Şükrü Çelikyürek’in de bir akrabası üzerinden rüşvet aldığı

belirtildi. Çelikyürek’in akrabası olduğu öne sürülen S.K.’ya ait banka hesap dökümü soruşturma dosyasına girdi.

Dosyada TCDD yetkililerine çiçek sepetleri içerisinde pahalı hediyeler gönderildiğini gösteren fotoğraflara da yer verildi.

İkinci operasyon gemiciklere mi?  DERYA DERVİŞ

Yolsuzluklara karşı ‘teneke çalma’ eylemi



Başkent Dayanışması, yolsuzluk ve rüşvet olaylarını protesto etmek için, “Teneke çalma” eylemine başladı. Başkent Dayanışması üyeleri, Güvenpark’ta teneke çalıp, şarkılar söyleyerek yolsuzluklara tepki gösterdi. Güvenpark’ta toplanan Başkent Dayanışması, “Her yer rüşvet her yer yolsuzluk” sloganlarını atarken, “Yar saçların lüle lüle” şarkısını da, “Yar saçların lüle lüle, Gökçek sana güle güle” şeklinde söylediler. Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreteri Tezcan Karakuş Candan, gidenin ardından sevinmek ve adaletsizliğe karşı tepki göstermek için teneke çaldıklarını söyledi. Candan, 30 Mart’a kadar her Salı teneke çalma eylemi yapacaklarını bildirdi.

Yücel Aşkın beraat etti



Eski 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın, evinde tarihi eser bulundurduğu iddiası ile yargılandığı davada beraat etti. Van 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce görülen dava, 8 yıl sonra karara bağlandı. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2005 yılında başlatılan soruşturma kapsamında Aşkın’la birlikte tutuklanan 100. Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı, cezaevinde intihar etmişti. Aşkın da Arpalı’nın ölüm haberini duyduktan sonra cezaevinde aynı gün kalp krizi geçirmişti.

Emniyet-Sen: Teşkilat ayak altında



Emniyet-Sen Genel Başkanı Faruk Sezer, yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından Emniyet’te yaşanan görevden almalarla ilgili “Emniyet teşkilatının itibarı ayaklar altına alınıyor. Bir hukuksuzluk varsa söyleyin. ‘Sabah operasyon yapıldı, öğleden sonra görevden alındı’ deniliyor. Bu, teşkilat için çok sıkıntılı bir durum” dedi. Sezer, “Eğer böyle bir paralel devlet veya devlet içine sızma var ise bunu net bir şekilde ortaya koymak gerekir. Görevden alarak değil, açığa alarak yapılması gerekir” diye konuştu.

İ

zmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen ihaleye fesat karıştırmak ve limanlardaki işlemlerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla başlatılan operasyon Binali Yıldırım’a kadar dayandı. Eski Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın nikâh şahidi olduğu İndeks A.Ş.’nin sahibi Mahmut Can Bayoğlu’nun gözaltına alınması ve Binali Yıldırım’ın bacanağı Cemalettin Haberdar’ın gözaltına alınacağını öğrendikten sonra firar etmesi gözleri Binali Yıldırım’a çevirdi. Binali Yıldırım’ın bakanlığı döneminde Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki işletmelere alınan ekipman ve gemilerin çoğunun

İndeks firmasından sağlandığı ortaya çıktı. Binali Yıldırım daha önce de çocuklarının denizcilik firmaları, gemileri ve Deniz Feneri eV. sanıkları ile ilişkileri nedeniyle gündeme gelmişti. 15 Ağustos 2013 tarihinde İzmir Aliağa Gemi Söküm Tersanesi’nde iş kazası sonucu yaşamını yitiren iki işçinin çalıştığı fir-

manın ortağının Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım olduğu ortaya çıkmıştı.

Ortak şirket Aydınlık gazetesi, Yıldırım’ın çocuklarının 2002 tarihinden itibaren gemi taşımacılık işine girdiğini ve Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım, Bülent Yıldırım ile gelini Seda Yıldırım,

kızı Büşra Köylübay ve damadı Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı Avrupa Birliği Uyum Daire Başkanı Özkan Köylübay’ın Derin Denizcilik adı altında bir şirket kurduklarını belirledi. Bunun dışında Yıldırım’ın oğlu Bülent Yıldırım’ın BAY Denizcilik firmasının, Erkam Yıldırım’ın ise Hollandalı Zeeland Shipping firmasının ortaklarından olduğu ortaya çıktı. Bu arada eski bakan ve AKP İzmir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın, Deniz Feneri eV. davasında hüküm giyen ve adı geçen kişilerle Almanya’da yapılan bir toplantıda beraber çektirdikleri fotoğrafları ortaya çıkmış, Erkam Yıldırım’ın da ilk gemisi§nin parasını bu kişilerden aldığı belirlenmişti.

‘40’LIK LİSTE’ KÖŞK’TE BUDANDI

16 emniyet müdürü görevden alındı E

mniyet’teki görevden almalar, şubeler seviyesinden il emniyet müdürleri düzeyine yükseldi. Birçoğu, İstihbarat ve KOM kökenli 16 ilin emniyet müdürleri merkeze çekildi. Görevden alınanlar arasında bir de genel müdür yardımcısı var. Görevden alınan il emniyet müdürlerinin yerlerine ağırlıklı olarak müfettiş kadrosundaki amirler atandı. Erdoğan ve yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın baş başa vererek hazırladıkları kararnamenin aslında 40 ismi kapsadığı, ancak listenin Köşk’te ayıklanarak sayının 16’ya indirildiği belirtiliyor. Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararnameyle Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Muammer Bucak ile birlikte 15 ilin emniyet müdürü değiştirildi. Ankara, Diyarbakır, İzmir, Adana, Antalya, Bursa, Erzurum, Gaziantep, Hatay, Kocaeli, Malatya, Mersin, Sakarya, Samsun ve Trabzon Emniyet Müdürleri merkeze çekildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne de Kırıkkale Emniyet Müdürü Kadri Kartal atandı. Görevden alınan em-

niyet müdürlerinin hemen hemen hepsinin kaçakçılık ve istihbarat kökenli oldukları belirtilirken; yerlerine atananların önemli bir bölümü polis başmüfettişleri.

‘Listeye, Abdullah Gül müdahale etti’ iddiası Öte yandan, emniyet müdürleri kararnamesinin 40 il emniyet müdürünü kapsayacak şekilde onay için geçen hafta sonu Köşk’e

Fethullah’ın Copları’nda Ali Osman Kahya Görevden alınan bir diğer isim Ali Osman Kahya. Kahya’nın ismi gazeteci Zübeyir Kındıra’nın yazdığı “Fethullah’ın Copları” kitabında sıkça geçiyor. Kitaba göre, Emniyet Teşkilatı’nda Kahya’yla ilgili genel kanı, “Gülen Örgütü’nün önderlerinden biri” olduğu yönünde. Adı, istihbarat raporlarından müfettiş soruşturmalarına, Kırıkkale DGM’ye sunulan belgelere kadar her Gülen soruşturmasında yer aldı. Ankara

Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı ve DGM Savcılığı’na sunulan “Işık Tarikatına Mensup Polisler” listesinde, Mustafa Aydın’dan sonra altıncı sırada yer alıyor. Kahya kitaba göre, Fethullahçı öğrencileri ihbar eden öğrencilere yaptığı işkencelerle biliniyor. Kahya’nın adı, Işık Evleri’ne gittiklerini belirten zanlıların işlediği Malatya’daki misyoner cinayetinde de geçmişti. Kahya o dönem Malatya Emniyet Müdürü olarak görev yapıyordu.

gönderildiği, ancak listeye Gül’ün itiraz ettiği öne sürüldü. İddialara göre, Köşk, Başbakanlık ve İçişleri, 40 kişilik liste üzerinde günler süren bir pazarlık yaptı ve sonuçta 16 emniyet müdürünü kapsayan kararname üzerinde uzlaşıldı.

Ergenekon operasyonlarının kilit ismi de merkeze çekildi Görevden alınan 16 il emniyet müdürü arasında bulunan Sakarya İl Emniyet Müdürü Mustafa Aktaş, yeniden yargılama tartışmalarının sürdüğü Ergenekon operasyonunu yöneten polis ekibinin başındaki isim olarak biliniyor.O dönem İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olan Aktaş’ın adı görevi sırasında birçok operasyonda sık gündeme geldi. Mustafa Aktaş, Ergenekon operasyonlarının planlama ve uygulama safhalarda bizzat yer almasının yanı sıra bazı illerde Terör, Mali Suçlar, Güvenlik ve Organize Şube müdürlükleri yaptı.  ANKARA / AYDINLIK

Güven ve Gürkan da öne çıkan isimler Merkeze çekilen müdürler arasında Adana Emniyet Müdürü Ahmet Zeki Gürkan ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in adı da dikkat çekici. Gürkan ve Güven’in isimleri, bir dönem kamuoyuna yansıyan “Cemaatçi polis listeleri”nde de yer alıyordu. Recep Güven’in, emekli Albay Cemal Temizöz’ün yargılandığı davadaki rolünü de Aydınlık yazmıştı. Davadaki “Sokak Lambası” kodlu gizli tanık, savcılık ifadesini baskı altında verdiğini itiraf ettiği 7 Ocak 2011 tarihli duruşmada, “Temizöz aleyhine tanıklık yapması için” kendisini Recep Güven’in yönlendirdiğini söylemişti.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Mehmet Ali

GÜLLER

maliguller@aydinlikgazete.com

UFUK ÖTESİ

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Cesika’dan Besey’e: Fırat’ta doğan hayat

G

azetecilik kamu adına bir denetleme görevi olduğu için bu köşeden özel hayatımıza dair kimi notlar aktarmayı doğru bulmam. Ama bugün bir istisna yapacağım. Çünkü Aydınlık’ın “Özgürlük Meydanı” sayfasında uzun bir süredir tartışılan “Türk ırkı var mı?” sorusuna yanıt girişimi olacak bir konu var gündemimde... Malatya’dayım. Büyük amcam Süleyman Güller’i kaybettik. Cenaze nedeniyle en yakınından en uzağına, pek çok akrabamı görmüş oldum. Süleyman amcam aslında babamın amcasıdır; dedemin küçük kardeşi... Dedem erken öldüğü için iki küçük erkek kardeşi olan Süleyman ve Hüseyin Güller, amcalarıma baba, bana da dede oldu... Cenaze sırasında, evraklara bakarken fark ettim. Süleyman amcamın, yani dedemin annesinin ismi Besey’miş! Şaşırdım, zira biz ismini hep Cesika diye biliyorduk.  Belki artık konu ilginizi çekmeye başlamıştır. Hadi gelin bugün size büyükannemiz Cesika’yı, yeni öğrendiğim ismiyle Besey nenemizi anlatayım. Çünkü Besey nenemizin bizi yaratan hayatı, bu toprakların o yıllarda sık şahit olduğu bir olayla başlar: 1915 olayları... Besey nenemiz genç bir kızken, ailesiyle birlikte Erzincan Kemaliye köylerinden akrabalarıyla birlikte tehcire maruz kalanlardan... Güneye doğru inerken, Malatya Fırat’tan geçerken saldırıya uğruyorlar. Kürt köylerinin bu olaylar sırasındaki tutumunun toplumsal kaynakları, daha doğrusu sosyoekonomik nedenleri başlı başına bir tez konusudur. Girmiyoruz fakat 1915 olayları sırasında karşılıklı yaşanan kırımların, büyük bir kırılma yaşattığını not ediyoruz. Neyse, işte o saldırı sırasında büyük dedem Mehmet ya da bize miras bıraktığı lakabıyla Mammani dedem, Cesika’yı kurtarır ve onunla evlenir. Ortada bir kurtarma da olsa, ailesi öldürüldüğü için bir Kürt’le evlenmek, daha doğrusu buna mecbur kalmak kuşkusuz zordur ve travmatiktir. Ancak Cesika bu zorluğa katlanmış ve dört çocuk doğurmuştur: Önce asıl dedem olan Ali, ardından Hatun halamız ve küçükleri Süleyman ve Hüseyin amcamız...

Hazineyi Perinçek’ten tahsil ediyorum Çok uzun yaşamamış maalesef Besey nenemiz... En büyük oğluna, dedem Ali’ye, Kemaliye’den kaçmadan önce gizledikleri bir küp altından bahsetmiş ölmeden önce... Dedem, biraz büyüdüğünde peşine düşmüş bu küçük hazinenin ama anlatıldığına göre Kemaliye ağalarını aşamamış. (Ben o hazineyi yıllar sonra Kemaliyeli Doğu Perinçek’ten bilgi olarak tahsil ediyorum!) Yıllar sonra, Malatyalı hemşerimiz Hrant Dink, Arguvan Festivali sırasında bizim köyde, muhtar olan Haşim amcamın evinde kalır. Söz sözü açar ve konu Cesika’ya, Besey nenemize gelir. Hrant, amcama, araştıracağını ve Cesika’nın yaşayan akrabalarını bulacağını söyler. Ancak ömrü yetmez. Gladyo’nun bir suikastıyla ortadan kaldırılır! Bu arada konu konuyu açtı ama önemle belirtelim: Hrant’ın Kürtlere, “geçmişte biz büyük kuvvetlere alet olduk, siz olmayın” özetli son mesajları işte bu sıradadır.

Hepimiz Türk milletiyiz Besey nenemizin hikâyesi, pek çok ailenin de hikâyesidir. Geçmişlerimizde başka başka etnik unsurlar vardır. Hangimizin birkaç kuşak gerisine gitsek, böyle hikâyeler buluruz. Çünkü Anadolu “kavimler kapısıdır” ve Mustafa Kemal bir üniter devlet kurarken o nedenle “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” demiştir! Cesika Besey olurken, Ermeni Kürt mü olmuştur? İşte, ırkı değil, ortak yaşama iradesini esas alan kültür eksenli millet anlayışı bu noktada değerlidir. Ermeni de, Kürt de, Türk de bir devrimle Türk milleti olmuştur. “Kürt de biziz, Ermeni de biziz, Türk de biziz, hepimiz Türk milletiyiz” dememiz bundandır!


Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

2000’ler Cemal Süreyasız geldi

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI METİN FEYZİOĞLU:

1

Kumpası görmeyenlere cezaevini hatırlatıyorum

Her şeyimle varım Düşündüğümüz dergiyi açtım ona. “Var mısın bu dergiyi birlikte çıkaralım?” diye sordum. “Ben varım” dedi. “Her şeyimle varım.” O andan başlayarak dergi hepimizin olmuştu. O da “Doğu çıksa da bir dergi çıkarsak” dermiş. Dergi, sınırın ötesindeki haberi getirecekti. Burada “sınır” her anlamdaydı: tabuların ve yasakların çizdiği sınır, ülkenin ve ulusalcılığın sınırı. Yazılamayanları yazacaktı. Gündemi belirleyen, iz bırakan bir dergi olacaktı. Düzenin karşısına dikilecekti. Bu arada Babıâli düzeninin de. Heyecanla konuşuyorduk bunları.

Ben insanları yazarım Cemal Süreya’yı o akşamki kadar coşkulu ancak birkaç kez gördüm. Siyaset yazmak istiyordu. “Ben insanları yazarım” dedi. “Portre ama tam öyle de değil: Toplumda o sıra öne çıkan insanların izdüşümleri olacak. O insanların belki yüzlerini bile görmemişimdir ama bir izdüşümleri var. Onları belki asıllarından farklı tanıyoruz, ne ki toplum onları işte öyle algılıyor. Kendileri ile izdüşümleri farklı ama izdüşümleri de bir gerçek.” Daha önce Papirüs’te de böyle portreler yazmış, çok başarılı olmuştu. “Aslında ben Türkiye’nin en iyi portre yazarıyımdır” dedi. Gece yarısının ötelerine kadar konuştuk. Saat 02’ye geliyordu giderlerken. Asansöre binmedi. Merdivenden inerken hâlâ derginin orasını burasını konuşuyorduk. Şule, “Ne kadar coşkuyla sarıldı bu işe” dedi.

2000’e Doğru O akşam konuştuk mu, şimdi hatırlamıyorum, derginin ismi ne olacak faslı geldi. Ben 2000’e Doğru diyordum. Türkiye, 2000’lere yüzyıldır olgunlaşan çelişmelerle ilerliyordu ve 21. yüzyıla yenilenmiş, devrimci bir Türkiye olarak girecekti. Az rastlanır bir olay: Cemal Süreya da, 1972 yılında “2000” adında bir dergi çıkarmayı düşünmüş. 2 Mayıs 1972 günü eşi Zuhal Tekkanat’a yazdığı mektupta şöyle diyor: “Bilgi yayınevinin dergi teklifini kabul ettik. Derginin adını ben buldum: 2000. İnsanlık, beş on yıl sonra 2000’li yıllara girecek. Bu bakımdan iyi bir ad bu bana göre.” Böylece iki ikibinci buluşmuştuk. Cemal Süreya, ilk başta “2000 mi desek, halk nasıl olsa en sonunda derginin adını kısaltacak” diyordu. 2000’in üzerine “1 Mayıs” hatta “23 Nisan” bile yazılabilirdi. O zaman “1 Mayıs 2000” veya “23 Nisan 2000” olurdu. Güzel bir tarih! Fakat 2000 statik bir ad. “Doğru”da dinamizm var. Yeniliğe akış. Böylece 2000’e Doğru oldu. 1986 yılının başında yer tutulmuş, harıl harıl işe koyulmuştuk. Cemal Süreya, 2000’e Doğru’nun Kültür Sanat Yönetmeni ve Yazı Kurulu üyesiydi. İlk sayısından başlayarak “İzdüşümleri” yazdı.

Burada yazacak adam kalmamış Pazartesi günü sormaya başlardı: “Bu hafta kimi yazmalı?” iki koşulu vardı, Türkiyeli ve hayatta olmalıydı portrenin sahibi. İstisnalar da oldu. Ziya ül Hak’ı yazarken, “Türkiye’ye de uyar” dedi. Baba Hakkı ve Tahsin Saraç’ı öldükleri hafta yazdı. Bu istisnaları da, “Bu hafta öldü, yaşıyor sayılır” diye açıkladı. Portreleri daha çok politikacılardan seçti, politika yazmak istediği için, edebiyatçıları yazmak istemezdi. “İstediğim gibi yazamam onları” diye düşünürdü. Hafta başında üç dört isim belirlenirdi. Son kararı Perşembe akşamı verirdi. Bazen son anda bir başkasını yazardı. Güncel gelişmelerin içinden bir isim çıkaramadığımız zaman Meclis Albümü’ne bakardı. Bir gün gene albümü karıştırdı. “Burada yazacak adam kalmamış” dedi. İsim saptanınca Arşiv’e bildirilirdi. Ansiklopedilerden özgeçmişler çıkar, varsa kitaplar bulunurdu. Sonra “duyduklarımız” gelirdi. Değişik kaynaklardan bilgi toplanır, doğruluğu araştırılırdı. Olgularla ilgili bir yanlış yapmamaya çok özen gösterirdi, emin olmadan yazmazdı. Ne ki, İzdüşüm, o bilgiler değildi. Daktilonun tuşlarından bir insanın toplumsal resmi çıkardı, ama ruhsal derinliği olan bir resim. Şiir kadar damıtılmış bir dille ve Cemal Süreya’nın birikiminden ve esprisinden gelen bir anlatım gücüyle. Hurufat karakterini ezberlediğimiz emektar daktilosuyla üç sayfa yazı topluiğneyle tutturulmuş olarak gelirdi. Ataş kullanmazdı. “Bu da bir saplantı” derdi. Ama saplantı değildi; maliyecinin devlet deneyimi. Sayfalar ataştan kurtulurdu ama topluiğneden kurtulamazdı. Sayfaların birliği ve sırası güvence altındaydı. Yazıyı baskıya gidene kadar izlerdi. Cuma günü telefon eder, “Bir sorun var mı” diye sorardı. “Aman dizgi yanlışı olmasın!” Kritik sözcüklerin doğru yazımını metin dışında ayrıca belirtirdi. Gene de dizgi yanlışı olurdu.

Şu Yılan Paşa’yı hâlâ yazamadım “İzdüşümler”i hiç aksatmadı. Çok hasta olduğu zamanlar bile yazdı. Arada bir biyografi yazmak için izin aldığı bir ay vardır yalnız. Ondan “İzdüşümler”i hafta başında vermesini isterdik. “Olur” der fakat yine Cuma sabahı verirdi. Şöyle açıklardı bunu: “Tembel bir adamım, her şeyi son ana bırakıyorum.” Bir akşam Nazif Kocayusufpaşaoğlu ile birlikte ona bir sürpriz yaptık. İzdüşümler sayfasında o sayı Nazif Bey’in kaleminden Cemal Süreya’nın izdüşümü vardı. Başlangıçta 99 portrede bırakmayı düşünüyordu. Ecevit’i yazmayı “Eski şeyleri yinelemek istemiyorum” diyor ve erteliyordu.

ROTA

985 yılı güzüydü. O gün Cemal Süreya bize gelecekti. Akşam 8 sularıydı. Birsen Hanım’la birlikte kapıdan girerken sanki varlığını duyurmak istemiyordu. Elinde gazete kâğıdına sarılmış bir rakı şişesi vardı.

Doğu PERİNÇEK dperincek@ip.org.tr

Sondan bir önceki portre Evren olacaktı. Yazının başlığı da hazırdı: Yılan Paşa. Evren’in yılan anlamına geldiğini Eski Türkçe kaynaklara gönderme yaparak sık sık söylerdi. O kaynağı yıllar sonra buldum. Güzel Türkçemiz yazılarında, bir Pazar günü Cemal Süreya’yı anarak işleriz. Arada “Şu Yılan Paşa’yı hâlâ yazmadın” derdim. “Zamanı var” diye yanıtlardı.

Seni ancak topuğundan vurabilirler Son İzdüşüm, “Doğu Perinçek” olacaktı. Bu son yazının birçok bölümünü sohbetlerinde dillendirirdi. Lacivert donlu bir ata bindirirdi beni. Üzerinde beyaz kefenle. Bir kez “Doğu, sen Aşil’sin. Sende büyü var, seni vuramazlar. Ancak topuğundan vurabilirler seni” demişti. İzdüşümlerin sayısı 99’a yaklaşınca, benim isteğim üzerine sürdürdü. “Sonunda 99 tanesini seçerim içlerinden” diye düşünüyordu. Kitabın adını çok önceden koymuştu: 99 Yüz. Kitabın ilanı bile hazırdı: “Bu kitaba girmek isteyenden 100 lira, istemeyenden 3 milyon lira alınır.”

En özgür olduğum yer Cemal Süreya’nın 2000’e Doğru’daki ilk aylığı, 1987 başında, o zamanın parasıyla 125 bin lira idi, son aylığı 400 bin lira. Gösteri dergisinde yayımlanan günlüğüne şöyle yazdı: “Bugüne dek, yazarken en özgür olduğum, kendimi öyle duyumsadığım yayın organı 2000’e Doğru dergisi oldu. Özgür olmadığım yerde zaten yazmam. Ama kişinin kendini iyice öyle duyumsaması müthiş bir şey.”

Meşhur olmanın hafifliği Belki de o “müthiş” özgürlük duygusu nedeniyle, “2000’e Doğru’da yazdığım İzdüşümler şiirim kadar önemlidir. Kendi yaptıklarım arasından şiirimden sonra ikinci doruğa İzdüşümler’de ulaştım” diyordu. “Şiirlerim o kadar tanınmadı ama ‘İzdüşümler’le daha popüler oldum. 2000’e Doğru beni meşhur etti” diye her yerde sık sık söylerdi. “Meşhur olmaya” gerçekten önem vermeyen, kendi değer yargılarına çok bağlı az sayıda insandan biridir Cemal Süreya. Son zamanlarda “İzdüşümler” ile “Söz Senaryosu”nu dönüşümlü olarak yazmaya başladı. Yeni bir tarzdı bu. Daha önce çocuk dergisinde denemiş. Özel bir önem veriyordu. Etkisini, yankılarını soruyordu. İzdüşümler’i noktaladıktan sonra tamamen bu tarza dönecekti. “Portresi yazılacak adam kalmıyor” dedikçe, gelişmelerin yeni insanları sahneye çıkaracağını söylerdim. “O zaman onlar çıktıkça yazarız” diye gülerdi. Semih Poroy’un İzdüşümler’e çizdiği karikatürleri çok beğenirdi. Daha 2000’e Doğru’yu yayına hazırlarken, “Türkiye’nin en iyi portre karikatüristi Semih’tir” değerlendirmesini yapardı. Onun çizgilerinin yazısıyla gösterdiği uyuma şaşıyordu. Poroy, İzdüşüm’ü okur ve beyaz kâğıda hemen yansıtırdı o “uyum”u. Semih, askerdeyken birkaç portreyi kendisi çizdi. “Charles Suarez” imzasıyla.

Yorganımı bile getiririm 1989 yılı yaz günleriydi. Dergide odasına girdim: “Abi günlük gazeteye hazırlan, çıkaralım artık.” Yerinden fırladı, coşku içindeydi. “Bırakacaksın her işi, günlük gazetede çalışacağız” dedim. “Sahi mi?” diyordu sevinçle. “Tek günlük gazete çıksın, haftada dört gün gelirim, hatta beş gün bile, istersen yorganımı bile getiririm.” Sık sık soruyordu: “Günlüğe ne zaman başlıyoruz? Ona göre işleri tasfiye edeyim.” Günlük gazetede köşesi olacaktı. “Türkiye’nin şu dönem benim gibi siyasi köşe yazarına ihtiyacı var. Siyaset yazmak benim gizli kalmış yeteneğim.” Türkiye’de köşe yazarları kendilerini tekrar edip duruyorlardı, düşünce üretemiyorlardı. Yeniliğe ve yeni yüzlere gerek vardı. “Bunu yaparım” diyordu. “Kendimi tekrar etmeye başladığım an bırakırım.”

Ya Turgut Özal teklifini kabul ederse Ölmeden kısa süre önce, Turgut Özal’a yaptığı intihar çağrısına çok önem verdi. “Bu çağrı tarihe kalacak” diyordu. “Ama Kadıköy’den uzağa gidemem.” “Peki biz sensiz ne yaparız?” diyeni de, “Korkma, zaten önerimizi kabul etmez” diye teselli ediyordu. “Ya ederse?”

Ocağın başında gelemedi 1989 yılının son günleriydi. Bostancı’da Hatay’dan aldım, bir arkadaşımın evine geldik. Altı aydır yetiştirmesi gereken işler nedeniyle derginin redaksiyonunu bırakmıştı, yalnız İzdüşümler’i yazıyordu. Ama içime sinmiyordu. Cümle aynı: “Derginin bana ihtiyacı var.” Ve arkasından müjdeyi verdi: “Ocağın ilk haftasında oradayım.” Birkaç gün sonra, 9 Ocak 1990 günü haberi geldi. Cemal Süreya gelemedi. Çeyrek yüzyıldır o haber!

2000’ler Cemal Süreyasız geldi 2000’li yıllar Cemal Süreyasız geldi. Türkiye 2012’de, Cemal Süreya ile özlediğimiz o 2000’lere girdi. 2013’te Arslanlı Yol’a en yakışacak adamlardandı. Arslanlı Yol da ona yakışırdı. Cemal Süreya, kendisi için şemsiye aramadı, ama herkese vereceği bir şemsiye vardı.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, Ankara Barosu Uluslararası Hukuk Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, yolsuzluk soruşturmasının sonuna kadar götürülmesini savundu, paralel devlet iddialarını görmezden gelenleri ise sertçe eleştirdi  OLCAY KABAKTEPE / ANKARA

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, “Biz yargının siyasi hesaplaşma arenasına dönüşmesine karşıyız. Yolsuzluk soruşturmasını sonuna kadar götürelim” dedi.

A

nkara Barosu tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Hukuk Kurultayı başladı. Kurultayın açılış konuşmalarını TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ve Ankara Barosu Başkanı Av. Sema Aksoy yaptı. Feyzioğlu, yolsuzluk soruşturmasının gündeme Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmeyecek bir bomba olarak düştüğünü belirtti.

‘İttifakları çatladı’ Bu operasyonun gittiği yere kadar takip edilmesi gerektiğini en başından beri söylediklerini kaydeden Feyzioğlu, “Aynı zamanda soruşturma patladıktan sonra devletin en üst yerlerinde bulunanlar ‘yargının ve emniyetin içerisinde bir paralel devlet oluşumu vardır’ dediler ve TSK’ya yargı eliyle kumpas kurduğunu ifade ettiler. Yolsuzluk soruşturması ciddidir, sonuna kadar takip edilmesi gerekir. Yolsuzluk soruşturmasında düğmeye basılmasının sebebi siyasi iktidarın artık bir ittifak olduğu ortaya çıkmış iki kanadının

birbirine düşmüş olmasıdır. Düğmeye basılmasının nedeni ittifakın çatlamasıdır. Sonrasında ortaya çıkanlar asla örtbas edilmeyecektir. Biz yargının siyasi hesaplaşma arenasına dönüşmesine karşıyız. Yolsuzluk soruşturmasını sonuna kadar götürelim. Paralel devlet iddialarını şimdilik görmezden gelelim diyenlere cezaevinde bir gün kalanların du-

Sema Aksoy: ÖGM’lerin izi silinmelidir hal kapatılması zorunludur” diyen Aksoy, “HSYK’nın yeniden yapılandırılarak Adalet Bakanı ve Müsteşarın kuruldan çıkarılması, yürütmenin ve siyasi iktidarın sayısal üstünlüğüne olanak vermeyecek şekilde HSYK üyeAnkara Barosu Başkanı lerinin seçilmesinin Av. Sema Aksoy sağlanması, kurulun tüm kararlarına karşı yargı yolunun açılmasının sağlanması, ‘HSYK yeniden yapılandırılmalı’ zorunludur. Ancak bu halde yargı Özel Görevli Mahkemelerin der- adalet dağıtabilir” dedi. Ankara Barosu Başkanı Av. Sema Aksoy da konuşmasında, anti demokratik uygulamaları ve demokrasiye, hukuka, insan haklarına aykırı olması nedeniyle TBMM tarafından kapatılan Özel Görevli Mahkemeler’in izahı mümkün olmayan şekilde halen yargılamalarını sürdürdüklerini hatırlattı.

rumlarını hatırlatalım” dedi.

‘Bizim kıblemiz insandır’ İnsani unsurların kendileri açısından son derece önemli olduğunu belirten Feyzioğlu, “Bizim kıblemiz insandır. Bizim merkezimizde insan vardır. İnsana dair her şey değerlidir. TBB ve barolar bu ülkenin umududur. Biz seçenekler arasına sıkışmayı reddettik. Yanlışlardan yanlış beğen anlayışına karşıyız. Hukuk devletini, demokrasiyi inşa edelim diyoruz. Biz devreden çıktığımızda hakimler ve savcılar devletin cübbelerini giymiş sıradan bürokrat olurlar” dedi.

‘Atatürk’ün yolunda gitmek için and içtik’ Gezi olaylarında hastane hastane gezdiklerini, meslektaşlarının karakollarda sabahlamak zorunda kaldığını vurgulayan Feyzioğlu, “Ali İsmail Korkmaz ara sokaklarda polisin tekmeleriyle öldürüldü. Şimdi Ali’nin, Ethem’in, Abdullah’ın katillerinin, Berkin’in gaz fişekleriyle vuranların bedel ödemesini bekliyoruz. Biz Atatürk’ün yolunda gitmek için and içtik. Gün sevgi ile hoşgörü ile yeniden pırıl pırıl bir gelecek için birleşme ve konuşma zamanıdır” ifadelerini kullandı.

‘Tertip mağdurları serbest bırakılsın’  AYDINLIK / ANKARA

C

HP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun Özel Yetkili Mahkemelerde yapılan yargılamaların geçersiz sayılmasına ilişkin girişimine destek verdi. Yılmaz, “kumpas” mağdurlarının hemen serbest bırakılmasını istedi. Dilek Akagün Yılmaz Aydınlık’a yaptığı açıklamada, önce Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın arkasınCHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz dan da

bizzat Başbakan Erdoğan’ın “Türk Ordusuna kumpas kurulduğunu” itiraf ettiklerini belirterek, “ Ergenekon, Balyoz, ... gibi davalarda kurulan ‘kumpas’larla insanlara yargısız infazlar yapıldı. Birçok komutan ve aydın ölüme mahkum edildi. Bu koşullarda TBB Başkanı Metin Feyzioğlu yapılması gerekeni yapıyor. Doğru bir iş yapıyor. Herkesin destek vermesi lazım” dedi. Başbakan ve danışmanının da itiraf ettiği “kumpas”larla mağdur olanların hala yasadışı bir şekilde hapislerde tutulduğunu kaydeden Dilek Akagün Yılmaz, “Öncelikle yapılması gereken şey kumpas mağdurlarının serbest bırakılması ve özgürlüğüne kavuşmasıdır. Arkasından da yeniden yargılama başlamalıdır. Başbakan Erdoğan da kumpasla ilgili bildik-

lerini açıklamalıdır” diye konuştu.

“Ayarlanmış’ yargıyla yeniden yargılama olmaz’ Başından beri yargıda yaşananlar konusunda iktidarı uyardıklarını ama dinletemediklerini ifade eden Yılmaz, AKP’nin yaşanan süreçte suça ortak olduğunu da vurguladı. 12 Eylül 2010 referandumu ile hukukun fişinin çekildiğini ve öldürüldüğünü hatırlatan Yılmaz, yapılacak yeniden yargılama konusunda da şu uyarılarda bulundu: “Yeniden yargılama Silivri’de olduğu gibi ‘ayarlanmış’ yargı ile olmamalıdır. Adil yargılama olmalı ve hukuk işlemelidir. Yargı hukuku hakim kılmalıdır. Özel Yetkili Mahkemelerin izleri tamamen silinmelidir. Aksi taktirde değişen bir şey olmaz.”

ÖGM’ler öldürüyor, farkında mısınız! SEZİM ÖZADALI

P

rof. Dr. Fatih Hilmioğlu hakkında dün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin verdiği rapora göre karaciğerinde 3. kanser modülü oluştu. Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu, Silivri Cezaevi’nde hergün ölüme biraz daha yaklaşıyor. Ergenekon davasından hakkında 23 yıl hapis cezası verilen ve 13 Nisan 2009’dan bu yana cezaevinde olan Hilmioğlu önce kullandığı ilaçlar nedeniyle kronik böbrek hastalığına yakalandı. Cezaevi şartlarında tedavi edilemeyen Hilmioğlu şeker ve prostat büyümesi hastalıklarıyla da sa-

vaşmak zorunda kaldı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi hastalıklarına siroz da eklendi. Hilmioğlu’nun başına gelenler bunlarla sınırlı değildi. Geçen yıl, oğlu Emir’i Ankara’da bir trafik kazasında kaybetti. Psikolojisi bozuldu. Fatih Hoca, bütün bu hastalıklarla cezaevinde tek başına mücadele etmek zorunda kaldı. Hastanelerden alınan raporlara itibar etmeyen Ergenekon Mahkemesi ise bütün tahliye taleplerine olumsuz yanıt verdi. Yaklaşık 5 yıldan beri cezaevinde olan Hilmioğlu’nun tek suçu ise rektörlüğü sırasında türban ve laik eğitim düzeniyle ilgili tutumu oldu.

Fatih Hilmioğlu


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Kumpasçılar zorda! TBB Başkanı Feyzioğlu’nun gündeme getirdiği Özel Görevli Mahkemeleri verdikleri kararlarla birlikte ortadan kaldırma önerisi, Fethullahçıları ve bazı çevreleri telaşlandırdı HABER MERKEZİ

dağ gazetecilerle Hâkimevi’nde bir araya geldi.

T

MHP lideri Bahçeli randevuyu iptal etti

ürkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’nun gündeme getirdiği Özel Görevli Mahkemeleri verdikleri kararlarla birlikte ortadan kaldırma önerisi, başta Fethullahçılar olmak üzere bazı çevreleri telaşlandırdı. Tertip davalarının medyadaki amiral gemisi Taraf gazetesinin yanı sıra, Fethullah’ın Zaman gazetesi ve PKK, konu gündeme geldiği andan itibaren Feyzioğlu’nun önerisine karşı kampanya başlattı.

Hüseyin Çelik, baklayı ağzından çıkardı! Feyzioğlu’nun şahsına karşı da sosyal medyada ve basında bir karalama kampanyası başlatılması dikkat çekti. AKP’de tertipçilerin yönlendirmesiyle kitaplar yazdığı bilinen Şamil Tayyar gibi birkaç kişinin öneriye tepki göstermesinin ardından AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik devreye girdi.

Bozdağ görüşmedi Tayyip Erdoğan, hem Feyzioğlu ile görüşmesinde hem de geçen hafta sonu Dolmabahçe’de gazetecilerle bir araya geldiğinde yeniden yargılama konusuna olumlu baktığını ve Adalet Bakanı’na bu konuyla ilgili talimat verdiğini açıklamıştı. TBB Başkanı Feyzioğlu, Tayyip Erdoğan’la görüşmelerinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın da olduğunu hatırlatarak, “Konuyla ilgili ilk toplantıyı yaptık, hafta içinde Ankara’da görüşmelere devam edceğiz” demişti. Bu doğrultuda TBB, Adalet Bakanı’ndan dün saat 14.00 için randevu talep etti. Bozdağ, ise randevu talebine yanıt vermedi. O saatte gündemde görünmemesine karşın, Boz-

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, konuyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Silivri’de tutuklu bulunan yurtseverlerle görüşmüştü. Silivri’deki görüşmenin ardından Feyzioğlu, TBMM Başkanı, MHP ve CHP Genel Başkanları ile görüşmek için randevu talep etmişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile dün yapacağı görüşmeyi iptal etti.

‘Bu şahıs’ diye söz etti Bahçeli, Feyzioğlu’nun “Yeniden Yargılama” bahanesi altında bir dizi girişim ve temasta bulunduğunu öne sürdü. Feyzioğlu’ndan “bu şahıs” diye söz etmesi dikkat çeken Bahçeli, iptale gerekçe olarak şunları söyledi: “Bu şahıs, sivil inisiyatif başlattıklarını açıklayarak, kaldırılan ‘Özel Görevli Mahkemeler’le ilgili görüşlerini ve ‘Geçici 2. maddenin mahsurlarını günlerdir dile getirmektedir. Barolar Birliği’nin Sayın Başkanı, Başbakan Erdoğan’la da Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya gelmiş, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla adaletin hakkını savunamadığı gibi, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili herhangi bir eleştiri getirememiştir.”

‘Feyzioğlu ile görüşmemize gerek kalmadı’ Devlet Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi’nin Barolar Birliği Başkanı’ndan duyacağı ve öğreneği bir bilgi, dikkate ve kayda alacağı parlak bir fikri de görülmemektedir. Bu itibarla Barolar Birliği Başkanıyla bugün (dün) yapacağım görüşmeye ihtiyaç kalmadığından dolayı iptal ettiğimi muhataplarının bilmesini istiyor, herkesin bu çerçevede hareket etmesini özellikle ümit ediyorum” diye konuştu.

Hüseyin Çelik kumpasçıları savundu AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’nu yeniden yargılama konusu üzerinden şov yapmakla suçladı.

‘Kendini yasamanın yerine koydu’ Feyzioğlu’nun talebinin iade-i muhakeme olmadığını, sıfırdan yargılama anlamı taşıdığını vurgulayan Çelik, “Adalet Bakanlığı daha bir çalışma yapmadan Barolar Birliği Başkanı kendisini yasama yerine koyaHüseyin rak, sanki yürütme- Çelik nin bütün yetkilerini almış gibi hassaten mahkûm olmuş insanlar ve onların aileleri nezdinde, büyük bir beklenti oluşmuştur. Sayın Barolar Birliği Başkanı, adeta bu insanların ümitleri üzerinden şov yapmaya çabalıyor” dedi. “Ne zamandan beri mahkûmlar ve tutuklular yargılama ile ilgili yol ve yöntemi belirliyor” diyerek Feyzioğlu’nun Silivri’deki görüşmelerine gönderme yapan Çelik, yeniden yargılamaya “evet” dediklerini ama milli iradeye kasteden bir şey varsa orada olmayacaklarını açıkladı.

‘Yeniden yargılanmayı AKP önemsiyor’ Bekir Bozdağ

Devlet Bahçeli

Hüseyin Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Yeniden yargılanma AK Parti’nin önem verdiği bir meseledir. İstanbul’daki toplantıda Sayın Başbakanımız da yeniden yargılanmaya sıcak baktığını ifade etmiştir. Peki bu ne anlama geliyor? Bunun üzerinde durmak istiyorum. Yeniden yargılanma, milli iradeye kastetme anlamına gelen Ergenekon terör örgütünü yok sayma anlamına gelmiyor. Balyoz eylem planını yok sayma, anlamına gelmiyor. Bunları görmezlikten gelmek, milli iradeye kasteden, mahkeme tarafından tespit edilen, bu hususları görmezlikten görme anlamına gelmiyor. Özellikle daha az rütbeli insanların, bizlere gelen mektupları var. Bugün mahkûm olmuş ya da tutuklu bulunuyor bunlar. Uzaktan yakından Balyoz eylem planı ile alakaları olmadığı halde, kendilerinin de bu kapsama dahil edildiğini ve birçok şey söylüyorlar. Bu, kulağımızı tıkamamız gereken bir mesele midir? Tabii ki hayır. Bu arkadaşların önemli bir kısmı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Eğer bir insanın uzaktan yakından alakası yoksa, birileri bununla ilgili delil üretmişse, bu insan haklarına kasttır.” Çelik, Erdoğan’ın Adalet Bakanı’na bir talimat verdiğini hatırlatarak, bir çalışma başlatıldığını söyledi: “Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen çalışma bitmemiştir, bunun kapsamı ortaya konmamıştır.”

latıp, “Ayrıca devleti tehdit eden bir örgüt ortaya çıkarıldı. Ama ne zamanki AKP’de yolsuzluk patlak verdi, işte o zaman Başbakan’ın aklına Balyoz, Ergenekon, KCK davalarını yeniden yargılamak geldi” dedi. Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinde ise, Feyzioğlu’nun önerisine karşılık, Sabih Kanadoğlu’nun, topu Yargıtay Başsavcısı’na atan, Silivri’deki tutuklu yurtseverlerin “Bizi celladımızın insafına terk etmek” olarak nitelediği öneri döne döne öne çıkarıldı. Dikkat çekici bir çıkış da Emin Çölaşan’dan geldi. Emin Çölaşan’ın dünkü Sözcü gazetesinde, Feyzioğlu’nu eleştiren yazısı tepkiye neden oldu.

T

Aziz bahçeliler, bu konuda taYıldırım raftır ve taraf olmaya devam edecektir. Bu neden ve bu bakış açımız ile çalışmalarını takdirle takip ettiğimiz Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu tarafından dün (önceki gün) itibariyle bize ulaşan görüşme talebi olumlu karşılanmış; Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nun konu hakkındaki düşünce ve görüşleri, kendisine iletilmiştir.”

‘Fenerbahçe taraftır ve öyle kalacaktır’

‘ÖYM’ler yok hükmünde sayılmalı’

Fenerbahçe’nin sadece bir spor kulübü olmadığı, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütü olduğu vurgulanan açıklamada, “Bilinmelidir ki; tek düşüncesi ‘adil yargılanma’ hakkının kendisine teslim edilmesi olan Fenerbahçe ve Fener-

Fenerbahçe ve taraftarların hukuksuzluk ve gayri meşrulukla karşı karşıya bırakıldığı belirtilen açıklamada şu vurgular yapıldı: “Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bizler, Türkiye Barolar Birliği tarafından önerilen ve Sayın Başbakan tarafından olumlu karşılanan ve üzerinde top-

H

ükümet içinde ne zaman tartışmalı bir mesele çıksa Hüseyin Çelik adlı AKP sözcüsü meydana sürülüyor!.. Görevi sanki bağırmak, çağırmak, hakaret etmek, saldırmak ve özellikle de tekere çomak sokmak!.. Hüseyin Çelik dün yine meydandaydı... Çelik bu kez “Ergenekon” ve “Balyoz” tertiplerinde, “yeniden yargılama” konusunda bir dizi girişimde bulunan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’nu sert sözlerle hedef aldı. Çelik’in; Feyzioğlu’nu “şov” yapmak ve “çıkmaz” sokağa girmekle suçlaması, hükümetin ikiyüzlülüğünü mü sergiliyor, yoksa başka bir kaygıyı mı dışa vuruyor?.. Ya da rejimin çivisinin çıktığını kanıtlayan “paralel devlet” tartışmalarıyla iyice çıkmaz yola giren AKP’nin, iyi niyetli “gerçek adalet” girişimlerinde bulunan bir hukukçunun çabalarını, “çıkmaz yoldasın” diye engellemeye çalışması, başka bir iradenin müdahalesinden mi kaynaklanıyor acaba?.. Başbakan’ın cemaati “çete”, yardımcısı Bülent Arınç’ın da “devlet içinde devlet” diye suçlamasının ardından, AKPcemaat kavgasında,

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

‘Paralel devlet’in ‘kumpas’ mahallesinde ‘çıkmaz sokak’ neresi?..

“Ergenekon”un bir “kumpas” olduğunu bizzat Erdoğan’ın Danışmanı Yalçın Akdoğan itiraf etmemiş miydi?.. Erdoğan bile “yeniden yargılama”ya sıcak bakmamış mıydı?.. TBB Başkanı Feyzioğlu da bu deşifrenin ardından “Ergenekon” ve “Balyoz”da “yeniden yargılama” ile ilgili temaslara başlamamış mıydı?.. Peki, o halde nedir Hüseyin Çelik kafasının ardındaki derin kaygı acaba?.. AKP-cemaat kavgasının, yargı-emniyet hattında, “kumpas”ı da deşifre ettiği bir süreçte, kimi temsil ediyor Hüseyin Çelik?.. AKP’yi mi cemaati mi?.. Metin Feyzioğlu’nun, “Ergenekon” ve “Balyoz”daki kumpası çözme çabaları sırasında “çıkmaz sokağı” tarif edenler ya “kumpas”çılara hizmet ediyor ya da bambaşka karanlık hesapları var!.. Aksine gerçek adalet, “kumpas”sız yargı ve “tertip”siz dava beklentilerine taş koymanın başka bir izahı olamaz!.. “Devlet içindeki devlet” yapısının “çete” olarak suçlandığı bir dönemde; AKP, en azından tertipten arınmak ve bir hukuk rezaleti üzerindeki derin kumpası dağıtmak istiyorsa, bu yalnızca adaletin değil kendisinin de hayrına olacaktır!.. Hep demezler mi ki, “Adalet herkese lazım...”

CHP’li Okay’dan yaşamsal sorular... TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun “yeniden yargılama” ile ilgili girişimleri AKP içindeki kimi odakları rahatsız etse de, temaslar kamuoyunda dikkatle izleniyor... Peki, “yeniden yargılama” nasıl yapılmalı?.. Mevcut hukuk kadrolarıyla yapılacak bir “yeniden yargılama”dan sonuç çıkar mı?.. Ortada halen kuşkulu deliller varken olası yargılamada neler esas alınacak?.. Ve TBB Başkanı Feyzioğlu’nun girişimlerinden sonuç çıkacak mı?.. Tüm bu soruları dün CHP’nin eski genel başkan yardımcılarından Hakkı Süha Okay’a sorduk... Deneyimli bir hukukçu olan Okay gelişmeleri, beklentileri ve kaygılarını şöyle özetledi: “Gizli tanıklar, dijital veriler ve emanete alınan delillerin yok edilmesiyle, karara mesnet olması için yaratılmış delillerle hüküm tesis ediliyor... İtibar edilmeyecek deliller karara

esas olmaktan çıkarılmadığı sürece, yargılayan kişilerin değiştirilmesi de sorunu temelinden çözmez... Özel görevlendirilmiş mahkemeler yerine oluşturulacak genel yetkili yargıçların da aynı kafadan olmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Asıl olan, hükme esas diye kabul edilen delillerin üretiminin önüne geçilmesi ve bunlara itibar edilmemesidir. Bu yönde oluşacak yasal düzenleme, hükmü verecek kadroların da yasaya aykırı karar vermesini önlemiş olur... Mesele, olası kişi değişikliklerinden beklenti yaratmak yerine nelerin delil olamayacağı, nelerin delil olarak kabul edileceği konusunda belirleyici, somut, net bir düzenleme getirilmesidir. Bu haliyle; üretilen deliller dayanak yapılarak verilen kararlar temelsiz kalır. Unutulmasın ki, yargı gerçeğin saptanmasında kural dışına çıkamaz...”

Bu düzen mi yeniden yargılayacak?.. üretmekte zorluk çekmeyen ÖSYM, 6 bin kişinin girdiği yargı sınavına soru üretemiyor!.. Şimdi gelelim söylentilere; cemaat ÖSYM’ye 3-4 bin soru veriyor ve bu soruları da kendi adaylarına servis ediyor. ÖSYM de bu yüzden soruları yayımlamıyor!.. 2002-2013 yılları arasında yargıya 16.000 hâkim ve savcı bu şekilde alındı. Ülkemizin geldiği durumu görüyor musunuz?.. Bu saatten sonra iktidara gelecek herhangi bir parti, yargıya ve emniyete atayacak ne adam ne de kadro bulacaktır...”

CHP’ye kahredici uyarı!..

Fenerbahçe: Feyzioğlu’nu koşulsuz destekliyoruz ürkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na Fenerbahçe Spor Kulübü’nden “tam destek” geldi. Fenerbahçe Kulübü’nden yapılan açıklamada, Feyzioğlu’nun Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması önesine destek ve Yargıtay’a süreci dikkate alma çağrısı yapıldı. Kumpasların ortaya saçılmasının ardından Şike davası da gündemde.

farac65@gmail.com twitter.com/FARACYAZIYOR

Dün, CHP’li Okay’ın kaygılarının ne kadar önemli olduğunu kanıtlayan bir okur mektubu da aldım... Yargının müritlerle kuşatıldığı bir dönemde; okurumuz Ali Kurt’un, “kumpas”ın öyle kolay dağıtılamayacağını da gösteren mektubunda bakın neler yazıyor; “ÖSYM 2 yıl önce ani bir karar alarak bundan böyle yargı sınavı sorularının açıklanmayacağını duyurdu. Sebep olarak da ‘soru üretemiyoruz’ bahanesinin arkasına sığındı!.. Yılda 2 milyon kişinin girdiği LYS sınavına soru

Gladyo düğmeye bastı TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun önerisi üzerine Gladyo düğmeye bastı ve farklı siyasi cephelerde gözüken güçler aynı anda öneriye karşı kampanyaya başlattı. Taraf ve Zaman gazetesi başından beri öneriye karşı haber ve başlıklarla kamuoyunu ikna için uğraşıyor. Bu cepheye PKK da katıldı. PKK’nın yayın organı Özgür Gündem gazetesi 7 Ocak günlü nüshasında, Metin Feyzioğlu’nun önerisine karşı “Ergenekon’u aklama planı” başlığıyla bir haber yayımladı. BDP Milletvekili İbrahim Binici de, Cihan muhabirine yaptığı açıklamada, Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında yığınla silah ele geçirildiğini hatır-

Mehmet FARAÇ

MED CEZİR

Hazırlayan: Mustafa GÜRBÜZ

lumsal mutabakatın sağlanmasının kuvvetle muhtemel olduğu Özel Görevli Mahkemelerin bakmaya devam ettiği davaların gayri meşru ve yok

hükmünde sayılarak, genel mahkemelerde yeniden yargılama yolunun açılması girişimini koşulsuz destekliyoruz.”

Bu köşede zaman zaman CHP’ye değil, CHP’yi bölücülükgericilik kıskacında uçuruma götürmeye çalışanlara karşı eleştiriler de yer alıyor... Gerçek CHP’liler biliyor ki, bu eleştiriler partinin rotasından çıkmasını önlemeye yönelik dostça uyarılardır. Kimse CHP içindeki Nur sempatizanlarıyla ilgili uyarıları “CHP eleştirisi” olarak almasın; komik duruma düşerler... CHP, ya Atatürkçü, aydınlanmacı, sol değerlere inanmış bir parti olarak kalacak ya da rotasından çıkınca erozyondan kurtulamayacak... Hele şu seçim döneminde; CHP içinde yuvalanmış Truva atlarının partiye nasıl zarar verdiğini sorgularken biz ne kadar dikkatli olursak olalım; CHP kendine zarar vermeye devam ediyor... İşte son örnek: PKK’nın yedek partisi HDP, 7 Ocak’ta “seçim ittifakı” için Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etmiş... Medyaya dün yansıyan haberde görüşme şöyle anlatılmıştı:

“Kılıçdaroğlu’na giden Sabahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder ve Levent Tüzel’den oluşan HDP heyeti, CHP’den, seçimlerde ortak hareket etmesini beklediklerini ifade ederken, CHP kurmayları böyle bir ittifaka sıcak yaklaşmadı. CHP’li Adnan Keskin, ‘HDP olarak İstanbul’da bizi destekleyin’ talebinde bulundu, bu öneri HDP tarafından reddedildi.” Gelelim haberdeki en kahredici bölüme!.. Bakınız; Evrensel gazetesi görüşmedeki en ilginç uyarıyı nasıl yansıtmıştı: “HDP’liler, CHP’nin cemaat ile ortak hareket etmemesini beklediklerini belirttiler...” Ne kadar acı değil mi; PKK’nın yedek partisi bile; Atatürk’ün partisini, bugünlerde “çete”, “devlet içinde devlet” ve “hizmet cuntası” diye tanımlanan bir cemaatle ittifaktan vazgeçmesi konusunda uyarabiliyor!.. Yazık bile demek istemiyorum...


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Cristina, Bilal ve Uday Hüseyin! Ahmet Davutoğlu

Davutoğlu’na Perinçek sorusu

Cristina, İspanya Kralı Juan Carlos’un kızı. Hakkında para aklama ve vergi kaçırma iddiaları var. İspanya yargısı gel ifade ver dedi. Cristina zerre tereddüt bile etmeksizin kabul etti. Bu gelişme sonrasında Kral Juan Carlos feveran edip sağa solda saldırmadı. Hedefleri kızımın

 AYDINLIK / ANKARA



CHP Milletvekili Gürkut Acar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na “Ermeniler 2015 için çalışma yapıyor, siz ne yapıyorsunuz” sorusunu yöneltti. Gürkut Acar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, Ermenilerin var olmayan bir “soykırım” yalanını varmış gibi göstermek üzere tüm dünyada sürekli ve düzenli şekilde çalıştıklarını hatırlatarak, şöyle konuştu: “1915 yılına tarihlendirdikleri bu yalanı, ülkemizi dünya kamuoyunda mahkûm ettirmek için gerçekdışı belgelerle, yalancı tanıklarla, yalan üzerine kurulmuş kitaplarla yürüttüklerini biliyoruz. Güya bu soykırımın 100. yılı olan 2015 yılı için de büyük bir hazırlık içinde oldukları görülmektedir.”

2015 tedbiri alan var mı? Ermenilerin savlarının gerçekdışı olduğunu bilimsel araştırmalarla ve Sovyetler Birliği arşivlerini tarayarak ortaya çıkaran bilim adamı Mehmet Perinçek’in tutuklanmasında yaptığı araştırmaların etkisinin olup olmadığını soran Gürkut Acar, Bakandan, “2015 yılında açılacak bu kampanya için ne gibi karşı tedbirler almaktasınız?” sorusuna yanıt istedi. Acar ayrıca Davutoğlu’a şu soruları yöneltti: “Yurtdışında yaşayan bütün yurttaşlarımız, dünyanın birçok ülkesinde o ülkedeki yasal haklarını kullanırken soykırımı kabul etme zorunluluğu konulduğunu biliyor musunuz? Biliyorsanız hangi tedbirleri aldınız? Özellikle iki ülke vatandaşlığının kabul edildiği ülkelerde; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanların o ülkede seçilmelerinin önkoşulu olarak önlerine “Ermeni soykırımını kabul” zorunluluğu konulmaktadır. Buna karşı hangi önlemleri alıyorsunuz? “Arpaçay sınırı sabit ve değişmez bir coğrafi sınır olduğu halde son günlerde Arpaçay sınırında bazı değişikliklerin yapılacağına ilişkin çalışmalarınız var mıdır? Varsa bunun nedenleri nelerdir?”

‘Sadullah Ergin yalan söylüyor’  HÜSEYİN GÜLER / HATAY



CHP Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı, Antakya Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş, İskenderun’da düzenlenen kahvaltıda baLütfü Savaş sın mensuplarıyla bir araya geldi. Çok sayıda gazetecinin katıldığı kahvaltıda, Lütfü Savaş kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Savaş, CHP Genel Merkezi’nin yaptırdığı üç ankette de birinci çıktığı için kendisine adaylık teklif edildiğini söyledi. Savaş, Sadullah Ergin’in seçim çalışmalarında “Belediyeye 5 bin işçi alınacak” sözlerinin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

üzerinden bana ulaşmak sözünü etmedi. Komplo ya da çete var benzeri ifadeleri kullanmadı. Gelelim Bilal Erdoğan’a! O hâlâ yargıya meydan okumaya devam ediyor. Yargı gel ifade ver diyor, Bilal takmıyor. Ağaoğlu’nun İstanbul’da oğul Erdoğan’ın vakfına hediye ettiği 20 dönümlük

arsa olayından tutun diğer pek çok konuya telefon dinlemelerine dayalı dehşet iddialar var ama Bilal’e dokunulamıyor. Saddam Hüseyin dönemindeki Irak’ta tablo aynen böyle idi. Saddam’ın oğlu Uday Hüseyin de böyle davranırdı. Dilerim Bilal’in akıbeti Uday gibi olmasın!

MİT ve Tayyip! Ertuğrul Özkök dün çok güzel yazdı. Evet, MİT savrulmaya devam ediyor. Varoluş gerekçesini inkâr edercesine, Anayasa Mahkemesi tarafından siyasal İslamcı tutumları sebebiyle mahkûm edilen bir siyasi partiye açıktan jurnal

hizmeti veriyor. Değilse MİT açıklamalıdır, 18 Nisan’da verildiği iddia edilen, “Reza Zerrab’ın AKP’li bakanlar ile ilişkileri ortaya çıkarsa hükümetiniz zora girer” mealindeki rapor neyin nesidir? Emniyet ve Yargıda çete var iddialarının en yüksek

perdelerden tartışıldığı bir iklimde MİT’ın bu tavrı her türlü spekülasyona açıktır. Peki, Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki tutumu mu? Ben ona şaşırmam; zira Erdoğan’ın bütün hadiselerdeki önceliğinin kendi siyasi hesapları olduğu ispatlıdır.

Bu hususun altını çizdikten sonra gelelim Sabah gazetesi gibi yandaş mevkutelerin yayınlarına: Bu ne utanmazlıktır ki Başbakan’ın işareti ile hemen harekete geçtiniz! Yahu siz değil miydiniz daha düne kadar Zekeriya için kahramanlık menkıbelerini sütunlarına alan? Alayınız AKP’nin Yeşil Pravdalarısınız vesselam!

Sabahattin ÖNKİBAR sonkibar@gmail.com

CHP’nin Çankaya adayı! CHP Ankara İl Başkanı Zeki Alçın’a sordum: - Çankaya adayınız belli mi? - Hayır değil. - Önseçim olacak mı? - Şu an için öyle bir eğilim yok. - Kimler favori? - Benim isim vermem şık olmaz. Ayrıca Çankaya çok önemli bir seçim merkezi. Kararı Sayın Genel Başkanımız ve Parti Meclisimiz verecekler... Gelelim bir Çankaya

Vay efendim, yolsuzluk gündemini gölgeliyormuş! Vay efendim, Apo’ya affın önünü açacakmış! Vay efendim, amacı Cumhurbaşkanı ve CHP adaylığı imiş! Bütün bunlar Prof. Dr. Metin Feyzioğlu için söyleniyor. Haksızlık yapmayalım; Metin Hoca’nın teklifinden Öcalan’a af çıkmaz. Aynı şekilde yolsuzluk iddialarını gölgelediği de abartılı bir yorum.

‘Teröre destek’ şikâyeti Erdoğan’ı çark ettirdi  HABER MERKEZİ

E

l Kaide’ye gönderilmek üzere üretilen Sarin, Suriye’ye giderken yakalanan MİT’in mühimmat yüklü TIR’ı ve kevgire dönen Suriye sınırı Başbakan Erdoğan’ı köşeye sıkıştırdı. “Teröre destek verdiği” iddiasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yapılan Erdoğan şimdi de “terörle mücadele” vurgusu yaptı. Erdoğan, Japonya’da, “Terörle mücadele küreselleşmeli” dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Japonya ziyareti kapsamında Nikkei gazetesinin ev sahipliğinde düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada, “Terörün bir ülkeyi bir halkı nasıl tükettiğini, nasıl çürüttüğünü bizzat müşahede ettik. Terör şu anda dünyamızın en önemli ve acil çözüm

bekleyen sorunlarından biridir.” dedi.

Şam, BM’ye başvurdu Başta Suriye hükümeti olmak üzere birçok devlet ve örgütler, AKP’nin teröre destek verdiğini iddia etti. “Terörle mücadele küreselleşmeli” çağ-

seçmeni olarak benim CHP adayında aradığım özelliklere: 1) Mazisi karanlık siyaset ağaları aday yapılmamalı. 2) Mezhep istismarcılarından uzak durulmalı. 3) Hırsızlığa müsait tipler uzak tutulmalı. 4) Ya Seyfi Oktay ve Hasan Fehmi Güneş misali saygınlık uyandıran bir isim bulunmalı ya da gerçekten radikal icraatlar yapacak siyaset üstü birine vize verilmeli.

Feyzioğlu’na saldıranlar!

Zekeriya’nın sponsoru ve yeşil Pravdalar! Bir savcının kısa bir zaman diliminde tatil adına 18 defa yurtdışına çıkması haberdir; çünkü Türkiye’deki kamu görevlilerinin aldığı maaşlar bellidir. Dolayısı ile Ergenekon tertibinin başaktörlerinden Zekeriya Efendi bu seyahatlerdeki sponsorlarını açıklamak durumundadır. Dahası bu sponsorluğun gerekçelerini tatmin edici bir şekilde ortaya koymalıdır.

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ

Hazırlayan: Füsun İKİKARDEŞ halklailiskiler@aydinlikgazete.com

rısında bulunan Erdoğan hakkında “teröre destek verdiği” suçlamalasıyla uluslararası mahkemelere taşınmıştı.

Suriye muhalefeti de AİHM’e başvurdu Erdoğan hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesine

bir başvuru da 2013 Kasım’da Suriye muhalefetinden gelmişti. Ulusal Koordinasyon Komitesi Genel Koordinatörü Heysem El Menna, “Erdoğan’ı Suriye’ye terörist sokmakla itham ediyorum. Elimde yeterli bilgi ve belgelerim mevcuttur” demişti.

Feyzioğlu’nun yaptığı, Barolar Birliği Başkanı sıfatıyla, hukuk ambalajı ile işlenen Ergenekon ve Balyoz cinayetlerine dur deme çabasıdır ki böyle bir teşebbüs konumu itibarı ile ona yakışır. Birileri farkında değil, yüzlerce kahraman yıllardır suçsuz ve günahsız yere esirdir ve hâlâ çile çekiyor. Dolayısı ile onlar adına yapılan bu teşebbüs eleştiriden ziyade alkışı hak ediyor. Devam Metin Hoca!

İşte ‘sanık’ yapacak kanıtlar Tayyip Erdoğan’ın “teröre destek” suçlamasıyla açılan, başını ağrıtacak bu başvuruların dayanakları ise şöyle:  Sarin iddianamesi Adana’da Sarin gazı üretmeye çalışan 6 kişinin yakalanması sonrasında savcılığın El Nusra üyesi olan Suriyeli Haytam Kassap ile 5 Türk hakkında hazırladığı iddianamede ele geçen kimyasalların Sarin gazı üretiminde kullanıldığı bilgisi yer aldı. 132 sayfalık iddianamede silahların Suriye’de terör faaliyeti için elde edilmek istendiği anlatıldı.  El Kaide’ye giden mühimmat 7 Kasım 2013’te Adana’da uyuşturucu şüphesiyle durdurulan TIR’ın içinden roket atar, havan topu mermisi ve füze başlığı çıktı. TIR’daki silahların El Kaide kampına götürüldüğü Emniyet raporuyla belgelendi. TIR’la ilgili oldukları gerekçesiyle tutuklanan üç kişinin tutuklama kararlarında, Emniyet raporlarına dayandırılarak, TIR’daki mühimmatın teslim edileceği yerin El Kaide kampı olduğu ifadesi yer aldı.  MİT’in silah yüklü TIR’ı Önceki hafta MİT’in mühimmat yüklü TIR’ı Hatay Kırıkhan’da savcı Özcan Şişman’ın talimatıyla jandarma tarafından durduruldu. “Devlet sırrı” denileren aranmasına izin verilmeyen TIR’ın Suriyeli Türkmenlere insani yardım götürdüğü hükümet yetkililerince iddia edildi. Suriyeli Türkmenler iddiayı “Türkiye’den yardım almıyoruz” diyerek yalanladı. Savcı dosyadan el çektirildi. TIR ise kayıp.  Sınırlar yol geçen hanı Türkiye Suriye sınırını teröristlere açtı. Kamplara yerleştirilen Suriyeli teröristler elini kolunu sallayarak sınırdan giriş-çıkış yapabiliyor.

TGB’DEN KILIÇDAROĞLU’NA ZİYARET CHP VE HDP’NİN İTTİFAK GÖRÜŞMESİ

H

 OLCAY KABAKTEP / ANKARA Çağdaş Cengiz

A

ralarında TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz’in de olduğu TGB’li yöneticiler TBMM’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti. TBMM’de Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşen TGB’liler, görüşmeyle ilgili olarak dün basın açıklaması yaptılar. TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz, Türkiye’nin tarihi boyunca yaşamadığı ölçüde büyük bir devlet ve hükümet krizi yaşadığını söyledi. Bu sürecin formülünü, “Türkiye’yi bölmeye kalkanlar bölündü, birleştirenler iktidar olacaktır” şeklinde ifade ettiklerini belirten Cengiz, “Bu sürecin oluşmasına, yani AKP iktidarının dağılmasına, Mafya-Tarikat-Gladyo rejiminin darmadağın olmasına asıl sebep olan, 2 yıldır büyüyerek devam eden halk hareketi olduğunu söyleyerek sürece müdahil olacağımızı ifade etmiştik. Son süreçte ortaya çıkan yolsuzluk ve hırsızlıklara karşı bütün Türkiye’de eylemler gerçekleştirdik. Bu süreçte, yalnızca hükümetin istifasını talep etmenin ötesinde iktidar se-

Kılıçdaroğlu

çeneği yaratmak zorunluluktur” diye konuştu.

‘Kılıçdaroğlu’ndan çıkış göremedik’ Bu kapsamda CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini bildiren Cengiz, “TGB çok büyük eylemlere önderlik etti. Biz, kendimizin başardığı birlikteliği siyasi partilerin de yapacağına inanıyo-

ruz. AKP iktidarının karşısında Türkiye’nin bağımsızlığından yana, Atatürk hükümetini yeniden yaratmak için bir güçbirliğinin mümkün ve tek seçenek olduğunu söylemek için Kılıçdaroğlu’yla görüştük. Önümüzdeki seçimleri düşündüğümüzde bunun ittifakla mümkün olabileceğini belirttik. Kılıçdaroğlu’ndan ne yazık ki güçbirliği meselesinde net bir çıkış göremedik” diye konuştu.

DP eşbaşkanları Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü, Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önder ve İstanbul Milletvekili Levent Tüzel’den oluşan HDP heyeti 7 Ocak’ta CHP’yi ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ile görüştü. CHP tarafından görüşmeye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Genel Başkan Yardımcıları Adnan Keskin ve Gürsel Tekin de katıldı. Yaklaşık 1 saat süren görüşmenin bir nezaket ziyareti olduğu ve gündemdeki konuların konuşulduğu ifade edildi. Evrensel gazetesinde “Seçim ittifakı görüşmesi” başlığı ile yer alan Fatih Polat’ın haberine göre HDP’liler Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda CHP’den daha aktif tutum alması ve HDP ile birlikte hareket etmesi yönündeki beklentilerini ifade ettiler.

HDP destek istedi HDP’liler görüşmede CHP’nin seçimlerden HDP’ye destek vermesini, iki partinin ortak hareket etmesini bekle-

diklerini ifade ederken, CHP kurmayları böyle bir ittifaka ya da ortak çalışmaya sıcak yaklaşmadı. İki parti arasında yapılacak bir ittifakın iki partiye de bir yararı olmayacağını savunan CHP heyeti, böyle bir birlikteliğe CHP’nin tabanından da sıcak bakmayanların olabileceğini ima ettiler. CHP’lilerin böyle bir birlikteliğin AKP’ye yarayabileceği yönünde de endişelerini bildirdikleri öğrenildi. İstanbu’lda Mustafa Sarıgül’ü aday gösteren CHP, “HDP olarak İstanbul’da bizi destekleyin” tale-

binde bulundu.

Cemaat de konuşuldu HDP’liler CHP’nin Cemaat ile ortak hareket etmemesini beklediklerini belirttiler, CHP’lilerin de böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söyledikleri öğrenildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 3 yılda CHP’yi Kürt sorununda belli bir noktaya getirdiklerini savunarak, daha önce kamuoyuna açıklamış oldukları 17 maddelik demokratikleşme önerilerini hatırlattı.


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Şafak TERZİ

Çin: Afrika’da teröre izin vermeyiz Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mali’yi işgal ettiği ve Güney Sudan’a gözünü diktiği Afrika’da, Çin kıtanın güvenliğini sağlamak için yoğun çabalarına devam ediyor  AYDINLIK / PEKİN

C

ibuti’yi ziyaret eden Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, önceki gün (7 Ocak) Cibuti’de Çinli ve yabancı muhabirlere verdiği röporajda, “Afrika ülkelerinin meşru hak ve çıkarlarının korunması için sesimizi yükselteceğiz” dedi. Çin’in, Afrika ülkeleriyle barış ve güvenlik konularında işbirliğini daha da güçlendireceğini belirten Wang, şöyle konuştu: “Hem BM Güvenlik Konseyi’nde, hem de diğer uluslararası ortamlarda, terörizmin her türlüsüne karşı çıkıyoruz; Af-

Wang Yi

rikalı kardeşlerimizin terörle mücadele davasına da hep destek veriyoruz. Afrika ülkelerinin meşru hak ve çıkarlarının korunması için sesimizi yükselteceğiz.” Etiyopya’ya resmi bir ziyarette bulunan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 6 Ocak’ta da Etyopya’nın başkenti Addis Ababa’da, Güney Sudan’da çatışan tarafları temsil eden müzakerecilerle, ayrı

ayrı görüştü.

Afrika’da güvenliği sağlıyor Wang Yi, Afrika’da barış ve güvenlik sorunlarının çözümünde aktif bir katılımcı haline geldiklerini anlattı. Çin, Birleşmiş Milletler kararı ve uluslararası anlaşmalar doğrultusunda, 2008 yılı sonundan itibaren, Aden Körfezi ve Somali açıklarına güvenlik

göreviyle donanma gemileri gönderdi. Çin tarafından gönderilen 16 grup donanma gemisi, toplam 5 bin 300’ü aşkın yabancı gemiye refakat ederek, güvenliğe katkıda bulundu. Wang Yi, şunları söyledi: “Aden Körfezi’nde güvenlik sağlamanın yanı sıra Çin, BM’nin Afrika’daki 15 ayrı barış koruma harekatına katıldı, bölgeye çok sayıda barış koruma personeli gönderedi. Bin 800’den fazla barış koruma askeri hâlâ Afrika’da görev başında bulunuyor. Çin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasında, barış koruma harekatlarına en çok personel gönderen ülke. Çin, ayrıca gelişmekte olan ülkeler arasında barış koruma bütçesine en çok katkıda bulunan ülke konumunda.” Wang Yi, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan Çin’in, uluslararası ve bölgesel barış ve güvenliğin korunmasında üstlenmesi gereken sorumluluğun bilincinde olduğunu vurguladı.

ORTADOĞU UZMANI MAHDİ NAZEMROAYA RUS-İRAN-LÜBNAN KAYNAKLARINDAN AKTARIYOR:

IŞİD’e karşı İran-Irak Suriye-Lübnan birliği

Lübnan kaynakları İran, Suriye, Irak ve Lübnan ordularının, Hizbullah ve bu ülkelerde yaşayan silahlı Filistin gruplarla birlikte, El Kaide bağlantılı gruplara karşı daha organize bir şekilde savaşacağını söylüyor

M Şafak TERZİ

ahdi Nazemroaya ile 17 Aralık yolsuzluk operasyonu ve AKP’nin yakın geleceğı ile ilgili söyleşimizin devamında, Suudi destekli Irak Şam İslam Devleti(IŞİD) terör örgütünün bölge ülkelerinin başına açtığı belaları, Volgograd safakterzi@yandex.com saldırısı ve Suudi İstihbarat Şefi Bender Bin Sultan’ın Rusya ziyaretini konuştuk. İranlı ve Rus kaynakların Ortadoğu dosyalarını yakından takip eden Nazemroaya, tahlillerinde, AKP ile bizzat ilişki içinde olan başta Rus ve İran kaynakların bilgilerine dayanıyor. Nazemroaya ile söyleşimize Irak ve Suriye’nin El Kaide uzantısı IŞİD’e karşı başlattıkları temizlik harekatı üzerine devam ettik.

Güvenlik yayı... Irak Şam İslam Devleti(IŞİD) terör örgütü Irak’ın Felluce kentini ele geçirince, Irak ordusu operasyon başlattı... Son gelişmeler Irak ve Suriye’deki bazı bölgelerin, - Felluce dışında da- hükümet karşıtı terör gruplarının eline geçtiğini gösteriyor. ABD ve İsrail’in uzun süredir yaratmaya çalıştığı ve Suudi Arabistan’ın aracı olduğu ortam bu.  IŞİD’e karşı Suriye’de hem ordu, hem de diğer cihatçı

*DR. BESSAM

ABU ABDULLAH dr.bessamabuabdullah@gmail.com

A

BD’nin BOP’unda görev üstlendiğini itiraf eden Sayın Erdoğan, ABD’nin bölgemizi yeniden tanzim planında BOP’un önemli bir ayağı olan “Ilımlı İslam” projesinde de görev kabul etmişti. Erdoğan-Davutoğlu rejimi bu proje üzerinden etnik ve mezhepsel ayrıştırmayı yaratmak amacı ile ‘Truva atı’ misali Arap ve İslam âleminin içine sokulmuştu. Bölgemizde çok kültürlü, çok dinli milli devletlerin tasfiyesi ve emperyalizme karşı dirençlerini ortadan kaldırmaya hizmet eden bu çalışma, son merhalede ırkçı Yahudi Siyonist İsrail erkinin varlığına ve üstünlüğüne servis sunmaktadır. Ve maalesef bu projenin en önemli hedefi olan “Sünni-Alevi” fitnesini körükleyenler arasında kendilerine “Arap” ve “Müslümanım” diyen terör rejimi Suudi hanedanlığı ve bazı kanlı Petro-Dolar Körfez ülkeleri gelmektedir.

Uluslararası mahfillerin mali ve siyasi desteği ile Türkiye, Tunus, Libya ve Mısır’da hükümet olan “Müslüman” Kardeşler Örgütü partileri en az beş yüz sene bölgemize musallat olacaklarına inanmışlardı. İstanbul’u mesken edinen bu zihniyet, ABD’nin pazarladığı Erdoğan-Davutoğlu rejiminin örnek ve merci alınmasını sağladı. Bunun verdiği gaz ile Sayın Erdoğan ciddi ciddi “Sultan” rüyaları tahayyül etmeye başladı. Muhammed Mursi ve Halit Meşal, ABD ve Katar’ın emri ile, aynen “Irak-Şam İslam Devleti”, “El-Nusra” veya “İslami Cephe” adı altında Suriye’de terör estiren cinayet ve harami şebekelerin emir tayin eder ve biat eder gibi, Erdoğan’a biat sunarak Erdoğan’ın daha çok umutlanmasına sebep oldular.

Suriye maskeyi indirdi

‘ABD, İran’ı kandırıp işbirliği içine çekebilirse, nihai olarak bu işbirliğini Rusya ve Çin’e karşı yönlendirme çabası içine girmez mi?’ örgütler savaş veriyor. Irak da öyle. Sizce IŞİD’e karşı eşgüdümlü bir operasyondan söz etmek mümkün mü? Lübnanlı kaynaklar, İran’dan başlayıp Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a kadar uzanan bir güvenlik yayının oluşturulduğunu belirtiyor. Bu şekilde, Hizbullah, İran, Suriye, Irak ve Lübnan ordularının ve bu ülkelerde yaşayan silahlı Filistin gruplarının, El Kaide bağlantılı radikal ve fanatik gruplara karşı daha organize bir şekilde savaşacağını söylüyor. Bu bilgi doğru olabilir, ama söz konusu güçlerin zaten ‘direniş ekseni’nin parçası olduklarını ve müttefik olduklarını unutmamak lazım.

IŞİD terör örgütü Irak sokaklarında

ABD’nin İran’ı müttefiklerinden koparma hamlesi mi?  İran’ın Irak ordusuna yaptığı IŞİD’e karşı operasyonlarda yardım teklifi var bir de... ABD hükümetinin bile, El Kaide’ye karşı işbirliği teklifi var. Ama bu teklife son derece dikkatli yaklaşmak lazım... Zbigniew Brzezinski de, -eski ABD Başkanı Jimmy Carter’ın güvenlik danışmanı ve zamanında Afgan mücahitleri kollayıp büyümelerini sağlayan adam- yıllar önce, Washington ile Tahran arasında düzeltilecek ilişkilerin, öncelikle İran’ın içinde bulunduğu kırılgan bölgeyi karşılıklı işbirliği ile is-

tikrarlı hale getirmekle başlanması gerektiğini söylemişti. Halbuki terör, aşırıcılık ve silahlı ayrılıkçılık sorunlarını yaratan ve koruması altına alıp büyüten yıllardır ABD ve müttefikleri.  El Kaide belası ABD’nin yönelimini mi değiştiriyor? Şimdi ABD ve İran’ın, yine Amerika tarafından yaratılan teröre karşı birlikte çalışacakları söylentileri dolaşıyor. Ben de şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum; eğer ABD’deki ‘gerçekçi yaklaşan taraf’ İran’ı kandırıp işbirliği içine çekme koşullarını yaratmışsa, nihai olarak bu işbirliğini Rusya ve Çin’e karşı yönlendirme çabası içine girmez mi?

Volgograd saldırısında Bender parmağı ihtimal dahilinde  Rusya Devlet Başkanı Putin, mevkidaşı bile olmayan Bender Bin Sultan’ı neden muhatap alıyor? Önemli meseleler söz konusu olduğunda Vladimir Putin, diğer birçok dünya lideri gibi, mevkidaşı olmayan yabancı yetkililerle görüşüyor. Bu görüşmeler sürpriz değil. Bender’in komutasında Suriye hükümetine ve Lübnan’daki müttefiki Hizbullah’a karşı yürütülen Suudi operasyonu, Kremlin için Bender’le görüşmeyi daha da önemli hale getiriyor.  Anlıyorum... Ayrıca Rus yetkililer, Suriye’de rejim değişikliği operasyonu yürüten ve hükümet karşıtı, aşırı uçtaki güçleri eğitip, maddi destek veren ve silahlandıran ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de sıklıkla görüşüyor. Bender Bin Sultan Moskova yönetimi için neden bir istisna olsun?  Peki Bender Suudileri nasıl temsil

Seçim kutusu ile ayakkabı kutusu arasındaki Erdoğan

Terör örgütlerinin biat ettiği adam

Mahdi Nazemroaya

Bender

edebiliyor? Dışişleri Bakanı, Kral ve diğer bakanlar dururken... Bir kere Putin, Bender Bin Sultan’ı Kral Abdullah’ın bir temsilcisi olarak kabul etti. Kral Abdullah çok sayıda görüşme yapabilmek için fazla yaşlı, bu nedenle çoğu zaman yurtdışındaki görüşmeleri kendi adına yapması için Suud hanedanlığından başka bir ismi görevlendiriyor. Suriye’deki durumdan dolayı Putin’in Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesi de mümkün değil. Bu ortamda kral Abdullah kendisini temsil etmesi için Bender’i seçti. Bu çok uygun bir seçimdi. Bender yalnızca Suriye dosyası konusundaki kilit Suudi yetkili değil, aynı zamanda Suudi İstihbarat Başkanı

Putin

ve Suudi Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri.  Bender’in Volgograd saldırısının arkasında olabileceği konuşuldu... Bender’in Volgograd’taki terör saldırılarını düzenlediğine dair açıkçası bir kanıt yok. Sadece Lübnan’ın Es Safir gazetesine sızan ve doğruluğu onaylanmamış diplomatik bir bilgi var. Buna göre, Bender Rusya’ya şu teklifte bulunmuş: Rusya, Suriye’ye ihanet ederse, 2014 Kış Olimpiyatları boyunca ayrılıkçı Kafkas hareketleri,-özellikle de Suudi Arabistan kontrolündeki Çeçenler- Rusya’ya saldırmayacak. Aynı bilgiye göre Ruslar Suriye’ye sırt dönmeyi kabul etmemiş ve bunun üzerine

Bender, Suriye’de rejimi değiştirmek için askeri seçeneğin kullanılacağını belirtmiş. Bu haberden sonra, doğruluğu onaylanmamış başka raporlar da uluslararası basında yayılmaya başladı.  Gerçeklik payı olabilir mi? Bu sızıntıların ve Bender’in Rusları sözde örtülü tehditlerinin doğruluğuna bakmadan, göz ardı edilemez iki önemli gerçek var. Birincisi, Lübnan içinde artan terör saldırılarının Suudi bağlantılı olduğu bir gerçektir. Buna, Suudi ajan Macit El Macit tarafından düzenlenen Beyrut’taki İran Büyükelçiliği’ne yönelik terör saldırısı dahildir. El Macit daha sonra şüpheli bir şekilde bir Lübnan hapishanesinde ölmüştür. İkincisi ise, Suudi Arabistan’ın ABD hükümeti ile birlikte Rusya ve Kuzey Kafkasları istikrarsızlaştırmak için uzun süreli bir rolü var. Volgograd’ta düzenlenen terör saldırılarının Kuzey Kafkasya’daki çatışmaların Volga bölgesine bir uzantısı olduğu çoğu insan için açıktır.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Erdoğan’ın dış politika ve ilişkilerinden sorumlu olanlarda “Yahudi taktiği” olarak bilinen sırt sıvazlama, gaz verme ve pohpohlama taktikleri ile Erdoğan’ı uluslararası iktisadi mahfillerin amaçları için kullandılar. Erdoğan’da “bal tutan parmak yalar” misali bireysel mali menfaatleri ve siyasi sultası için onları kullandı. Direnen ve kazanan Suriye bu oyunu bozan ve yüzlerdeki maskeleri indiren ülke oldu. Uluslararası mahfillerin ve Erdoğan-Davutoğlu rejiminin tekerine çomak soktu. Suriye gerçeği bölgemize yeni bir siyasi tablo sunacaktır.

Erdoğan parladığı yerden, Suriye’den batıyor Suriye meselesinde kaybeden, ama kibri yüzünden bunu halen itiraf etmek istemeyen Erdoğan, onu yaratan ve kullananlar açısından miladı dolmuş bir “sorun” olarak telakki edilmektedir. Suriye sahasında halen bir kazanım hayal eden ve efendilerine İkinci Cenevre Konferansına daha iyi şartlar sunabileceğini düşünenler ve bundan dolayı Suriye terör ateşine odun taşıyanlar bu eylemlerin vebali altında kalacaklardır. Aslında Sayın Erdoğan’ın “dostları” Erdoğan’ı Suriye üzerinden pazarlayıp parlatmış ve bugün Suriye üzerinden bitirme planlarını devreye sokmuşlardır. Sayın Erdoğan’ın bunu idrak edip görememesi acayip bir durumdur. Acaba cazibesi ve basireti olmayan Davutoğlu’nun sihri ve büyüsü altında mıdır?! Erdoğan’ın bu büyüden uyanması hayrınadır.

Komploculuk Türkiye’ye yakıştı mı? Sayın Erdoğan’ın sürekli “uluslararası bir komplo” kâbusları görmesi sorumluluklarını hafifletmez. Hatırlatalım: Suriye’ye dayatılan terör savaşından önce, Suriye Erdoğan’ı Arap âlemine taşıyan köprü oldu. Suriye Türkiye’nin güvenlik, iktisadi ve siyasi menfaatleri için kapılarını ve kalbini açtı. Samimi olarak bütün dostları ile bir araya getirdi. Suriye sanayicisi, tüccarı ve üreticisinin zarar görmesine ve Suriye halkının buna tepki göstermesine rağmen Türk mamulleri Suriye pazarında egemen kılındı. Bütün bölge Türkiye ile bütünleşsin ilkesi benimsendi. Erdoğan-Davutoğlu rejiminin Suriye ve bölge gelişmeleri ile alakalı analizleri başından itibaren hatalıydı. Mezhepçi yaklaşım ile bölgemiz izah edilmeye çalışıldı. Türkiye-Suriye sınırı dünyanın en cani ve en harami örgütlerinin yatağı yapıldı. Hudut kapılarında her iki “egemen” ülkenin barış, dostluk ve kardeşlik sembolleri olan milli bayrakları yerine El Kaide ve türevlerin çaputları asıldı. Hudut kapıları karanlık ilişkilerin güzergâhı yapıldı. Bizi bu hale getiren Erdoğan-Davutoğlu taşeron zihniyeti ve basiretsizliği değil midir? “Komplo ve kumpas” bunun neresinde? Suriye ve bölgemize bu komplo ve kumpasları bu zihniyet dayatmadı mı? Mal bulmuş mağribi misali cinayet ve harami şebekeleri yeniden paketleyip ÖSO olmadı IŞİD, o da olmadı şimdi “İslami cephe” verelim diyen zihniyet Türkiye’ye yakışıyor mu?

Erdoğan dizayn ediliyor Lübnan El Sefir gazetesine mülakat veren Lübnanlı akademisyen Prof. Dr. Muhammed Nureddin: “Türkiye uluslararası ve bölge dengelerini doğru okuyamadı. Bunun bedelini ödüyor” dedi. Amenna da, bu dengeleri doğru okuyabilmeniz için bağımsız bir milli iradeniz olmalı. Erdoğan-Davutoğlu rejimi milli iradeyi değil uluslararası iktisadi-siyasi mahfillerin iradesini temsil etmiştir. Bugün bu iradeye uyum sağlamada zorluk çektiği, başarısız olduğu ve “her daim uysal bir memur” görüntüsü veremediği için Erdoğan dizayn edilmektedir. Erdoğan-Davutoğlu rejimi Rusya’nın Suriye ve Akdeniz’deki (sıcak denizler) ulvi çıkarlarını doğru okuyup Rusya’nın tavsiyelerini dinleyeceğine, Rusya’nın 2008’de Gürcistan müdahalesinden ders çıkaracağına, Rusya’ya birilerinin “taşeronu” olarak “ikna” turları düzenlemiştir. Erdoğan-Davutoğlu rejimi, en ölümcül hatayı, Türkiye’yi terör gruplarına açması, silah ve her türlü askeri mühimmat sevkiyatının üssü haline getirmesi ile yapmıştır. Her fırsatta “milli irade” ninnisi söyleyen Sayın Erdoğan’ın Türkiye’de milli iradenin Suriye hassasiyetini hiçe sayması büyük bir hataydı. Kamuoyunu dinlemeyen, Suriye politikalarını eleştirenleri tehdit edip karalayan, gazetecileri, subayları, İşçi Partisi liderini ve yardımcılarını, avukatları komplo ve kumpaslarla içeri tıkan, malı ayakkabı kutuları ile götürenleri halen aklamaya çalışan zihniyetin tıp biliminde bir adı olmalı. Erdoğan-Davutoğlu rejimi birden fazla duvara toslamış ve yüzündeki maske düşmüştür. “Ilımlı Müslüman”, “demokrat”, “adil”, “özgürlükçü” imajı ile pazarlanan bu rejim bölge ve dünya halkları nezdinde ciddiyetini yitirmiştir. Bu “komploların” üstesinden gelmek istiyorsa kendini top-yekûn tazelemeli. Zinhar, hiçbir seçim kutusu bu kadar ayakkabı kutusunun imajını silemez.

* Şam Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü Arapçadan çeviren: Prof. Dr. Mehmet Yuva

Suriye’de teröristler okulu vurdu



Suriye’nin Halep kenti Tel Rıfat bölgesinde bir okulun hedef alındığı bildirildi. Saldırıda çok sayıda ölü ve yaralı olduğu belirtildi. Varil bombaları ile gerçekleştirilen saldırıda çok sayıda can kaybı yaşandığı, ilk belirlemelere göre saldırıda çoğu çocuk 15 kişi öldü, onlarca kişi ise yaralandı. Bombardıman sonrasında çok sayıda ağır yaralı olması sebebiyle ölü sayısının artabi-

leceği ifade ediliyor. Batı basını saldırıyla ilgili Suriye hükümetini sorumlu tutuyor.


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

DÜNÜN ÇÖZÜMLERİ Sudoku 2

Sudoku 1

Kakuro 1

Aydınlık

KURULUŞ. 1921

ŞEFİK HÜSNÜ DEĞMER

Kakuro 2

Yıl. 93 Sayı. 2252

VATAN - EMEK - NAMUS

Sahibi Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Yazıişleri Müdürü Ergün Gedek Sorumlu Müdür Murat Şimşek

Kare

Dünya Şafak Terzi Önder Öztürk Erdem Atay Emek Esin Turhan Cansu Yiğit Toplum Özlem Konur Usta Sezim Özadalı Anıl Budak Ceyhun Bozkurt Spor Bilgi İşlem Güven Karakurt Recep Erçin Hayati Asilyazıcı Dağıtım Md.Cumali Karagöllü Ankara İsmet Özçelik İzmir Hayati Özcan Avrupa Beyhan Yıldırım Reklam Grup Başkanı Duygu İlem Genel Müdür Yardımcısı (Tüzel Kişi Temsilcisi) Metin Aktaş Genel Müdür Yardımcısı (Personel ve İdari) İsmet Öğütücü Genel Müdür Yardımcısı (Baskı ve Teknik) Melih Yıldırım

Haber Koord. Haber Müdürü Haber Md. Yrd İstihbarat Şefi Haber Araştırma Ekonomi Kültür Sanat

Yönetim Yeri. İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No.3/3 Beyoğlu - İstanbul

Tel. 0212 251 21 14 - 15 - 16 Faks. 251 55 06 Ankara Büro Tel. 0312 229 88 45 Faks. 0312 229 88 47 İzmir Büro Tel ve Faks. 0232 489 16 15 Avrupa Tel: 0049 69 25 62 88 73 E-Posta: haber@aydinlikavrupa.eu Adana Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0322 435 92 77 İzmir Baskı. Arslan Güneydoğu Gazetecilik Mat. ve Kağıtçılık A.Ş. Tel. 0232 257 69 01

Ankara Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. 35. Cadde Matbaacılar Sitesi No. 11 İvedik-Ankara İstanbul Baskı. Anadolum Gazetecilik Bas. Yay. San. ve Tic. A.Ş. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No.16 Bahçelievler / İstanbul Tel. 0212 655 44 34

Dağıtım. Turkuvaz Dağıtım Pazarlama A.Ş.

Önerileriniz için. halklailiskiler@aydinlikgazete.com www.aydinlikgazete.com Yayın Türü. Yaygın Süreli

Sayısal

Soldan sağa 1. Dinlence - Bir şeyin özünü oluşturan ana öğe, temel 2. Akümülatör (kısa) - Yararlanma, faydalanma 3. Saman rengi - Kaşındırıcı bir deri hastalığı 4. 2 kişi arasında kılıçla yapılan bir spor türü - Su yolu, kanal 5. Yok etme, tüketme - Film seslendirmelerinde, tiyatro oyunlarında hareketlere uygun seslerin bazı özel yöntemlerle çıkartılması işlemi 6. Radyum’un simgesi - Dar ve uzun sargı, şerit - Dans 7. Cerahat - Sanki, hemen hemen 8. Bir telefon sözü - Kur’an’ı usulüne uygun olarak okuyan hafız Altın’ın simgesi 9. Birisinin egemenliğini kabul etme, buyruklarına uyacağını belirtme - Kokulu ve uçucu bir sıvı 10. Hükümdar - Bir ilimiz 11. Evropiyum’un simgesi Dünya - Bir devletin silahlı kuvvetlerinin tümü 12. Bazı hayvanların boynuna takılan deri veya maden halka Nihayet - Ordu (kısa) Yukarıdan aşağıya 1. Bir şeyi resmini yapar gibi anlatma - Sormaca

2. “... Gündüz Kutbay” (ney üstadı) - Eden, yapan, etkileyen İskambilde “papaz” 3. Tugayla kolordu arasında yer alan askeri birlik - Giysinin omuzla göğüs arasında kalan bölümüne eklenen parça 4. Sinirli - Mahkeme sonucunu gösteren belge 5. Atın eşkin yürüyüşü - Efsanevi bir masal kuşu - Kalsiyum’un simgesi 6. Canavar düdüğü - Zafer 7. Mısır’ın plakası - Oruç açma zamanı - Yabancı bir ağırlık ölçüsü birimi 8. Ağzına kadar dolu, lebalep Topraktaki fazla suyu akıtmak için yeraltına döşenmiş delikli künk ya da plastik borudan oluşan akıntı yolu 9. Çalım, caka - Bir terzi veya modaevinin yarattığı her türlü yeni model 10. Kesilmiş hayvanların ciğer, işkembe gibi iç organlarıyla, baş ve ayaklarına verilen genel ad - İsviçre’de bir nehir 11. Kapı - Eski Çin ve Moğol hükümdarlarına verilen ad Bir nota 12. Azaltma, eksiltme - Pervane

Soldan sağa 1. William Shakespeare’in G.Giraldi Cintio’dan esinlenerek yazdığı beş perdelik trajedi - Sürekli, sonsuz 2. Ayıp, eksiklik - Kıtlık - Rusça’da evet 3. Hastalık anında gelen titreme İrlanda’da bir göl 4. Satürn gezegeninin beşinci uydusu - Fransa’da bir nehir Bermuda (kısa) 5. Satrançta bir taş - Akan yıldız Acıklı olay 6. Haşin, kaba - Sazın en kalın teli ya da kirişi - Neon’un simgesi 7. Fiji parası (kısa) - Kartal takımyıldızının eski dildeki adı Bir nota 8. Estonya (kısa) - “... Güler” (fotoğrafçı) - Korporasyon 9. Hiyerarşik bir düzende önemli bir görev, makam - İsveç’te bir nehir - Duman lekesi 10. Işık şiddeti birimi - Bilgi edinme 11. Kul - Plastik ya da tahta taşlarla ve ıstakalarla oynanan bir oyun - Ruh 12. Bilinemezci - Bir ağaç türü

Yukarıdan aşağıya 1. Doğrama işlerini kahverengiye boyamakta kullanılan toprak boya - Derebeylikle ilgili 2. Tantalyum’un simgesi - Üst üste raflardan oluşan ayaklı ya da duvara çakılmış küçük mobilya - Baryum’un simgesi 3. Halı, kilim ya da bez dokuma tezgahı - Neodmiyum’un simgesi - Dayanılacak şey, ilke 4. Doğum yaptıran kadın - Eşek sesi - Mezopotamya panteonunda tüm tanrıların babası ve kralı olan gök tanrısı 5. Çin porseleni - İnci Aral’ın “Orhan Kemal Roman Ödülü”ne layık görülmüş kitabı 6. İcap - Elma, armut kurusu - Bir bağlaç 7. O gösterme zamiri - Çocuğu olmuş erkek - Lichtenstein (kısa) 8. Bir seslenme sözü - Bir balık ağı 9. İskoçya’da bir nehir - Desimetre (kısa) - Ortaklık (kısa) 10. Bulut - Mangan’ın simgesi İtalya (kısa) 11. İlkel benlik - Bir dini doktrin 12. Temiz, saf (kadın) - Eski bir Hindu tapınağı tipi


Hazırlayan: Murat ŞİMŞEK

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

‘İstihbarat ABD’den’ diyemediler 28

Aralık 2011 akşamı Şırnak’ın Uludere ilçesi yakınlarında 35 yurttaşımızın savaş uçakları ile bombalanmasının üzerinden iki sene geçti. Askeri savcılığın hava saldırısına ilişkin soruşturmayı önceki gün tamamlaması üzerine, yaşananlar yeniden medyann gündemine oturdu. Ama bir farkla. Bombardımandan sonra günlerce yayın yapmanan televizyon kanalları, olayı sadece kaçakçıların yanlışlıkla bombalanması olarak sunan gazeteler, bu sefer sorumluların cezalandırılmadığına ilişkin manşetlerle çıktılar.

Kim ne demişti? Uludere’de kaçakçılık yapan köylülerin bombalanmasından sonra hükümete yakın gazeteler ve televizyonlar kaçakçılık yapan köylülerin terörist zannedilip vurulduğunu belirtmişlerdi. AKP yanlısı Akit gazetesi 30

Aralık tarihli sayısında “Terörist mi kaçakçı mı?” manşetiyle bombalanan kaçakçıları suçlu ilan etmişti. Zaman gazetesi internet sitesi bombalamanın gerçekleştiği gece “Irak sınırında F-16’lar kaçakçıları vurdu: 35 ölü” başlıklı haber yapmıştı. Zaman gazetesi şimdi bombardımanı “katliam” olarak niteliyor. Yeni Asya gazetesi “Provokasyon gibi” başlıklı haberinde öldürülenlerin köylü olmasının açıkça belli olmasına rağmen “öldürülen 35 kişi terörist mi, köylü mü?” ifadelerine yer vermişti. Aynı Yeni Asya gazetesinin dünkü manşeti ise “Uludere ‘ulu devlete’ feda” başlığı vardı. Türkiye gazetesi 30 Aralık 2011’de manşetinden yayımladığı haberde “PKK’nın kullandığı güzergahtan katırlarla geçen kaçakçı sanılarak vuruldu” ifadelerine yer verdi. Gazetenin haberinde kaçakçılar “yanlış zamanda yanlış

30 Aralık 2011

yerde” oldukları iddia edilerek suçlu ilan edildi.

Ergenekonu ima etmişlerdi Türkiye gazetesi kaçakçıların PKK güzergahını kullandığını iddia ederken Taraf gazetesinin polis kökenli yazarı Emre Uslu ise aksini savundu. Uslu’nun 31 Aralık 2011’de yayımlanan “Bir taşla kuş katliamı” yazısında bombaların hedefi olan Encü ailesinin “Jitem’le” ilişkili olduğunu iddia

tepe kullan’ diye bas bas bağıran bir olay az görülür. İşin içinden ‘Ergenekonik’ bağlar çıkarsa şaşırmayın” Sabah gazetesinin Güney eki yazarlarından Ersin Ramoğlu da 30 Aralık 2011 tarihli “Terörist mi kaçakçı mı” başlıklı yazısında Akit 28 Aralık 2011 24 Aralık 2013 gazetesinde yer alan haberle paralel olarak köylüleri suçlayan ifadeetmişti. Kaçakçıların geçtiği yolun PKK’lılar tarafından kullanılma lere yer vermişti. Bugün gazetesi olasılığının olmadığını iddia eden yazarı Erhan Başyurt 31 Aralık Uslu, “derin” bir yapının köylü- 2011 tarihli “Uludere çıkmazı ve lerin bombalanması istihbaratını terörle mücade” başlıklı yazısında “Türkiye sınırından kaçak mazot verdiğini iddia etmişti. Uslu yazısında sık sık Levent ve sigara geçirmek serbest mi? Ersöz’ün adını geçirmiş ve olayı Bunu günübirlik sınır ticareti gibi Ergenekon’la ilişkilendirmeye ça- mi görmeliyiz?” demişti. Başyurt lışmıştı. Sabah gazetesi yazarı yazısında ABD’nin de Irak ve AfEmre Aköz, 30 Aralık 2011 tarihli ganistan’da yanlışlıkla sivilleri vuryazısında şu ifadeler yer vermişti: duğunu hatırlatarak “olur böyle “Bu derece, ‘işte size koz, tepe hatalar” demeye getirmişti.

Bir tek Aydınlık 

Uludere bombardımanının perde arkasını sadece Aydınlık yazmıştı. Aydınlık’ın 31 Aralık 2011 tarihli “ABD’nin tahrik planı” başlıklı manşeti gündem oturmuştu. Haberde 35 köylünün bombalandığı saldırının istihbaratıyla geldiği belirtilmişti. Aydınlık’ın 5 Ocak 2012 tarihli “İstihbarat Predatörden” başlıklı manşet haberi, bombardımanın arkasındaki sis perdesini aralamıştı. “Yanlış istihbaratı kim verdi?” sorusunu yanıtlayan Aydınlık, istihbaratın ABD’nin kontrolündeki predatörden ve-

5 Ocak 2012

rildiğini belirtmişti. Aydınlık’ın ortaya çıkardığı gerçeği Amerika’dan Hindistan’a kadar çok sayıda gazete, Aydınlık’ı referans göstererek olayı okuyucularına duyururken Türkiye’de yandaş basın ve PKK’ya yakın yayın organları, ABD istihbaratını görmezden gelmek için elinden geleni yapmıştı.

Metin Göktepe anıldı ÖZGE YEŞİLDAĞLI

8

O c a k 1996’da gözaltına alındıktan sonra polisler tarafından öldürülen Gazeteci Metin Göktepe, ölümünün 18. yılında mezarı başında anıldı. Göktepe’nin anma törenine annesi Fadime Göktepe ve çok sayıda gazeteci de katıldı. Ü m r a n i ye Cezaevi’nde hayatını kaybeden tutukluların cenazelerini izlemek üzere Alibeyköy’e giden ve burada polisler tarafından uğradığı işkence sonucu yaşamını yitiren Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe dün saat 11.00’de Esenler Kemer Mezarlığı’nda anıldı. Anmada konuşan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Metin Göktepe olayı, sahip-

Deniz

YILDIRIM Silivri L Tipi 1 Numaralı Cezaevi F-7 Silivri, İstanbul

Mahkemeler ‘kumpas’ın neresindeydi?

O

ğlu darbeci ve terörist ilan edilip tutuklanmıştı. Silivri’den canlı bağlantı yapan Samanyolu TV’nin haberlerinde “millete komplo kuran, hükümeti devirmeye çalışan cunta yargı önünde” derken sayılmıştı adı. Oysa yıllardır vatanı için her fedakârlığı görev sayan, ülkeye hizmeti her şeyden önde gelen Mustafa Kemal’in askeriydi onun oğlu. Bu iftiralara daha fazla dayanamadı. Yaşlı kalbi durdu. Tarihler 30 Temmuz 2011’i gösteriyordu. Albay Hulusi Gülbahar’ın annesi, tutuklamanın ertesi günü yaşamını yitirdi. “Kumpas” kurulan birçok kişinin yakınlarının, bu davaların doğrudan ve dolaylı sonucu olarak hayatını kaybettiği gibi... Sanık yapılan Kuddusi Okkır, Ali Tatar, Türkan Saylan, Uçkun Geray, İlhan Selçuk, Kaşif Kozinoğlu, Erhan Göksel, Aydın Engin, Abdülkerim Kırca, Teoman Koman’ın katili bu davalardı. Şener Eruygur, Fatih Hilmioğlu, Levent Ersöz, Yusuf Erikel ve onlarcası sağlığını yitirdi. Ölümle mücadele ediyorlar. İsmail Yıldız’a 6 buçuk yıl tutukluğunun yanında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nde bir ay işkence ettiler. Kirasını ödeyemeyecek hale geldi. Çocukları ortada kaldı. Eşi, dikiş işleriyle çocuklarını okutmaya çalışıyor. Tutuklu hastaları, hastaneye göndermediler Mesleğini, evini, işyerini kaybedenler... Hayatlardan çalınan yıllar ve dile kolay binlerce gün... Altı buçuk yıl süren bir insanlık suçundan bahsediyoruz bu gün, “davalar yeniden görülsün mü?” diye tartışırken.

‘Hukuk güvenliği’ Türkiye Barolar Birliği, Meclis’teki partilerin yapamadığı bir inisiyatifle sürece müdahale etti. Yasal değişiklikle Özel Görevli Mahkemelerin tamamen kaldırılması, 5 Temmuz 2012’den itibaren verdikleri kararların ve hükümlerin geçersiz sayılması mücadelesinde sonuç alıcı bir girişimde bulundu. Barolar Birliği sadece Ergenekon, Balyoz, KCK davalarındaki yargılamalar için değil tüm yurttaşların hukuk güvenliği açısından çok önemli bir çabaya imza attı. Metin Feyzioğlu ve yönetimine herkes adına teşekkür ederiz.

Hiç bir şey olmamış gibi Şimdi haklı olarak soruyoruz; altı buçuk yıldır altını imzaladıkları tutuklama kararlarına ve hükme gerekçe yazamayan, hiçbir zaman da yazamayacak olan mahkemeler bu kumpasın neresindeydi? Orduya ve muhalif aydınlara, siyasetçilere, gazetecilere kurulan tuzakların, mahkemelerdeki uzantıları ne olacak? Diyelim ki davalar alındı başka mahkemelere gönderildi. Bu insanlık suçunu yaşatan sözüm ona ‘yargı’ mensupları hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebilecek mi?

Suça imza atanlar lenildiğinde devletin güvenlik güçleri tarafından öldürülen bir gazetecinin faillerinin cezalandırılabileceğini göstermiştir. Kazanılmış bir davadır Metin Göktepe davası” dedi. Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe de oğlunun ölmediğini ifade ederek “Hepinizi Metin kadar severim” diye konuştu.

‘Yeniden’ yargılanması gerekenler Silivri, Hasdal, Maltepe tutsakları değil, paralel çetenin imamları ve yargı içindeki müritleridir. Yurtseverliği mahkûm etmek isteyenler, milletin vicdanında mahkûm oldular. Şimdi Cumhuriyet hukuku tarafından da hüküm giyecekleri bir süreç başlıyor. Bu insanlık suçunun altında imzaları olanlar yargılanmadan bu davalar bitmeyecek!

YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... YAYIN AKIŞI... 06.30 Muhabbet 08.00 Televizyon Gazetesi 10.00 Ekopolitik 12.00 Mutlu Yaşam 13.00 Haber Masası 15.00 Haber Merkezi 18.00 Spor Ana Haber

08.00 Semra Topçu ile Güne Başlarken 10.00 Ezgi Değirmencioğlu ile Haber Saati 14.00 Rahmi Aygün ile Haberler 17.00 Lale Ozan Arslan ile Akşam Haberleri 19.00 Halk Ana Haber 19.35 Hakan Aygün Analiz 21.00 Uğur Dündar-Ece Zereycan Halk Arenası 00.00 Günsonu Haber

07.30 Uyan Türkiye 10.00 Sağlıklı Yaşam 11.45 Yaşamın İçinden 13.00 Gün Ortası 14.00 Türk Filmi 16.45 İstekleriniz 18.30 Ana Haber 19.30 Cem İbadeti 21.30 İkrar Yolu 23.00 Zerre 00.00 Ana Haber “T”

09.20 Sormak Gerek 10.00 Biz Bize 11.30 Gündemin İçinden 13.30 Söz İstanbul’da 14.20 Haberci 15:30 Dünyadan 16.00 Güncel 17.30 Ekonomi 18.00 Spor Haberleri 18.30 Günce 20.00 Ana Haber 21.00 Birebir 21.30 Bizim Türküler 23.30 İslam ve İnsan 00.00 Gece Haberleri

06.00 Güne Merhaba 09.00 Parametre 10.00 Haber 10.35 Paranın Gündemi 11.00 Karşı Gündem 12.00 Bugün 14.00 Günlük 16.00 Dünya Hali 16.30 Paranın İzi 16.45 Afiş 18.00 Ana Haber 19.25 Bir Zamanlar Haberler 19.30 360 Derece 20.45 Aykırı Sorular 21.30 Dört Bir Taraf

10.15 Ekonomi Piyasalar 11.00 Haberler 12.00 Haber Merkezi 13.00 Haberler 14.00 Günün İçinden 14.30 Haber Aktüel 16.20 NTV’ye Sorun 17.00 Akşam Haberleri 18.15 Gece Gündüz 19.00 Akşam Haberleri 20.00 Ana Haber 21.00 Haber 21.20 Yakın Plan 23.00 Gece Bülteni

08.45 Doktorum 10.30 Bana Her Şey Yakışır 12.00 Gün Arası 12.15 Kaynana Gelin Seda’ya Gelin 14.45 Evim Şahane 16.45 Arka Sokaklar 18.50 Koca Kafalar 19.00 Ana Haber 19.50 Spor 20.00 İnadına Yaşamak 21.00 İntikam

06.45 Bugün 09.00 Beni Affet 10.00 Melek 12.00 En Güzel Bölüm 12.30 Aşkın Bedeli 14.30 Soframız 15.30 Küçük Kadınlar 16.40 En Güzel Bölüm 17.15 Beni Affet 19.00 Ana Haber 20.00 Aramızda Kalsın 22.45 Film: Katil Köpek Balığı

08.30 Yeni 1 Gün 10.00 Her Şey Dahil 12.00 Show Dünyası 12.30 Gülben 14.30 Film: Aşk Mahkumu 16.30 Pis Yedili 19.00 Ana Haber 20.00 Film: Osmanlı Cumhuriyeti 22.15 Film: Taksi 4

07.00 Galaksi Rehberi 08.40 Aramızda Kalsın 12.00 Özge ile Yeni Hayat 13.45 Anlatacaklarım Var 17.00 Türkiye Listeleri 18.00 Flashpoint 19.00 Film: İyiler Ölmez 21.15 Film: Kırmızı Tepe 23.00 Saba Tümer’le Bu Gece

07.00 Kahvaltı Haberleri 10.00 Müge Anlı ile Tatlı Sert 13.00 Kızlar ve Anneleri 15.00 Alemin Kralı 16.00 Zahide ile Yetiş Hayata 19.00 atv haber 20.00 Kurtlar Vadisi Filistin 23.15 Dosta Doğru

10.00 Anne Elimi Tutsana 11.30 iyi Fikir 13.00 Haber 13.30 6 Mantı 14.40 Aileler Yarışıyor 16.45 Zengin Kız Fakir Oğlan 18.30 Habere Doğru 19.00 Haber 19.50 Z. Kız Fakir Oğlan 23.00 Süper Dadı 00.15 Film: Beyaz Balon

10.35 Gündem 11.35 Açık Büfe 12.00 Haber 12.35 Bin Kişiye Sorduk 13.35 Gündem 14.00 Haber 14.35 Gündem 15.30 Haber Özet 15.35 Gündem 16.35 Bin Kişiye sordUK 17.35 Dünya Turu 18.30 Uçuyorum 21.00 Ömür Dediğin 21.40 İnsan

09.35 Ekonomide Görünüm 10.00 Haber Masası 12.00 Gün Ortası 14.40 Ekonomide Görünüm 15.00 Güne Bakış 16.40 Ekonomide Görünüm 17.05 Söz Sende 18.00 Akşam Raporu 20.00 Başkent Gündemi 22.00 Haber 22.15 Türkiye’nin Nabzı

09.30 Gündem Özel 11.00 Nazım Usta ile Mutfak Keyfi 12.30 Parantez 13.30 Film 15.00 Hong Gil Dong 16.00 Hayat ve Sağlık 16.30 Safa Geldiniz 18.00 Kum Saati 19.00 Sporaktif 19.30 Ana Haber 20.15 Hong Gil Dong 21.30 Hayat ve Sağlık 22.30 İrfan Vakti

07.00 Geri Sayım 10.00 Piyasa Ekranı 12.00 Finans Cafe 14.00 Piyasaya Bakış 14.30 İş Dünyasından 16.00 Kapanışa Doğru 17.30 Son Baskı 18.00 Avatar 18.30 Back at the Barnyard 19.00 The Closer 20.00 The Simpsons 21.00 Person of Interest 22.00 Film: Dokunulmazlar

10.00 Arafköy 11.00 Kanun ve Düzen 12.00 Ellen Show 13.00 Hayallerinin Peşinde 14.00 Merlin 15.00 Dallas 16.00 Ellen Show 17.00 Hayallerinin Peşinde 18.00 Arafköy 19.00 Kanun ve Düzen 20.00 Ellen Show 21.00 Leverage 22.00 The Tonight Show with Jay Leno 23.00 Family Guy

06.45 Çalar Saat 10.00 Sana Bir Sır Vereceğim 11.45 Deniz Yıldızı 12.45 Yemekteyiz 14.30 Unutma Beni 16.30 Esra Erol’da Evlen Benimle 19.15 FOX Haber 19.30 Deniz Yıldızı 20.30 Benim Hala Umudum Var 21.30 Ana Haber 22.30 Umutsuz Ev Kadınları

09.00 Öyle Bir Geçer Zaman ki 11.00 Aşk Yakar 12.45 Kayıp Şehir 15.20 Aşk-ı Memnu 17.20 Ejder Avcıları 18.45 Kobra Takibi 19.45 BKM Mutfak 21.30 Film: Mutluluğun Peşinde 23.30 American Horror Story

18.30 Çizgi Film “Robin Hood” 19.00 Ana Haber 20.00 Günün Yorumu 20.15 Ezber Bozanlar 22.00 Nasıl Yani? 00.00 Gece Raporu

SEYİR DEFTERİ

9 OCAK 2014 PERŞEMBE


 CEMAL SÜREYA on yıllarda edebiyatımızda yeni bir aydın tipi doğdu. Genç yazarlar arasında da, okurlar arasında da sayısı gittikçe artan bu tipe sık sık rastlamak mümkün. Varlıklı bir ailenin çocuğudur. Öğrenimini özelokullarda, kolejlerde ya da yurtdışında yapmıştır. Edebiyat oluşumu yabancı yapıtlara koşullanmıştır. Camus’yü, Faulkner’ı, Kafka’yı, Alain-Robbe Grillet’yi kendi dillerinde okumaktadır. Türk edebiyatını izlememiştir. Bu edebiyatın gelişim duraklarını, değerlerini, sorunlarını pek bilmemektedir. Oysa kendisi de şiir, hikaye, deneme yazmaya başlamıştır. Edebiyatın genel ve ortak sorunları üstüne oldukça yüklü fikirleri olduğu halde Türk edebiyatı karşısında yabancı kalmaktadır. Sanatçıysa sanat girişiminde, okursa değerlendirme planında meydana gelmiş bir kopukluğu onarmak, bir arayı kapatmak zorundadır. Türk edebiyatında önüne çıkan örnekler ise daha çok öncü (avarigard) örneklerdir. Gelişini zincirini izlemediği, bu edebiyatı çocukluğundan beri yaşamasından geçirmediği için bütünüyle algılayamamakta, her şeyi parça parça görmeye Batı edebiyatı ürünleriyle kıyaslama eğilimine girmektedir. Sanki Anadolu’nun edebiyatı karşısında değil de herhangi bir ülkenin edebiyatı karşısındadır. Orhan Kemal’i Camus’den sonra okuyacaktır. Yahya Kemal’i okurken duyacağı tat ise daha önce Ezra Pound’u okurken duyduğu tattan alacaktır kaynağını. Edebiyatın bir insanda oluşumu, daha doğrusu bir insanın edebiyatta oluşumu birçok değişkenin birlikte hareket ettiği karmaşık bir durum gösterir. Ancak bu durumu daha iyi belirtebilmek için şöyle genel bir çizgi çekmemizde sakınca yoktur: insan kendi dilinin edebiyatını sindirirken tümevarımcı bir davranış içindedir; o dilde çocukluğundan beri dinlediği, okuduğu, gördüğü, iyi ya da kötü, önemli ya da önemsiz şeylerin büyük etkisi altındadır; bir masal dinlemiştir, düşük cümlelerle yazan bir arkadaşıyla mektuplaşmıştır, piyasa romanlarını coşkuyla okumuş, hatıra defterini kötü şairlerin şiirleriyle doldurmuştur. Edebi aşamaya bu ilk algıları parçalayarak, ama biraz da bunların yardımıyla girecektir. Kazandığı duyarlıkta hepsinin payı vardır. Bu oluşuma varmak için çok kez bir sanat kaygısıyla da hareket etmemiştir. Oysa sözünü ettiğimiz yeni aydın tipinde şema tersine işler: o, Türk edebiyatıyla ilgilendikten sonra bu edebiyat için tümdengelici, karşılaştırıcı, araştırmacı bir tutumu benimseyecektir ister istemez. Ancak belli yaşlarda ve belli duygu gerilimlerinin etkisiyle okunacak hikayeleri, şiirleri okumak onun için artık olanaksızdır, tatsızdır. Hatta gereksizdir de. Biraz tuhaf gelecek ama, bir edebiyatın meydana gelişinde kötü yapıtların, unutulup silinmiş edebiyat verimlerinin, halk sanatları ile edebiyat arasında duran ve “çirkin folklor” diyebileceğimiz piyasa kitaplarının da rolü vardır. Söz konusu aydın tipi için bunlar artık kaçırılmış fırsatlardır. Antolojiler üzerinden, edebiyat tarihlerindeki önemli adlar üzerinden bir ulusun edebiyatı öğrenilebilir belki. Ama bir edebiyatçı olmak, anadilinin bir edebiyatçısı olmak ancak o dildeki iç konjonktürü kavramakla mümkündür sanıyoruz. Bu da bir akıl işi değil bir yaşama işidir. Bir Ömer Bedrettin Uşaklı’yı bugün okumak fazla bir şey değildir belki, ama aynı şairi vaktiyle sevip okumuş olmak bir şeyler de edebilir. Her çağın, her kuşağın ayrı ayrı Ömer Bedrettin’leri vardır. Her yerli yazarın yabancı yapıtları asıllarından izlemesi, çok yakından tanıması kadar güzel bir şey olamaz. Hatta edebiyatımızın son yüzyıldaki büyük gelişmesini böyle yazarlara borçluyuz. Ama sözünü ettiğimiz aydın tipinde durum bambaşka. Türk edebiyatının belki ilerisinde ama mutlaka dışındadır o. Burada önemli bir noktaya dokunmadan edemeyeceğiz: böyle yetişmiş bir yazar adayının Türkçede gerçek bir şair, gerçek bir hikayeci olması çok güçtür. Hatta böyle bir kimsenin durumu, anadili Fransızca ya da İngilizce olan birinin kendi edebiyat oluşumunu tamamladıktan sonra Türkçe öğrenip Türk edebiyatına yönelmesi durumundan daha güçtür. Çünkü yaşadığı ülkenin anadilindeki edebiyatı bilmeyen, merak etmeyen birinin yabancı edebiyatları tam anlamıyla değerlendirebileceğine inanmıyoruz. Sayıları günden güne artan bu yeni tip aydınlar edebiyatımızın yazar ve okur kadrolarında ilginç bir olay haline gelmektedir. Bunların içinde edebiyatımıza uymak için büyük çaba gösterenler var. Az da olsa var. Bu arkadaşların özellikle araştırma alanında yararlı olacakları düşünülebilir. Tabii düşünce yöntemlerini kalıplaşmaktan kurtarırlar ve bir uyum sağlayabilirlerse.

Düşüncenin ve duygunun şairi Bir sanatçıdaki gerçek başarı, duygu ve düşünce dengesindedir. Cemal Süreya da şiirinde bir düşünen insan özelliği gösterirken, aynı zamanda O, duygulu insan yapısıyla vardır

O

rhan Veli fırtınasının ardından gelen “İkinci Yeni” deviniminin bana göre en usta şairi Cemal Süreya’dır. Orhan Veli’yle gelen yenilik şiirimizde uzun süre egemen oldu, kitleleri derinden derine olmasa bile geniş çerçevede etkiledi. Derinliği olan bir şiir değildi ama sevimli ve ilginçti bu şiir. Şiirle ilgisi olmayanlar bile Orhan Veli şiiriyle ilgilenirken daha çok onun sereserpe anlatımıyla ve şakacı içeriğiyle ilgilendiler. Herkes Orhan Veli gibi yazıyordu. Bu bir açılmaydı, insanın şiir yoluyla kendi dışına taşmasıydı, estetik açıdan ve toplumsal açıdan bir özgürlük denemesiydi. İlgililer bu akımın adını Birinci Yeni koydular, çünkü arkadan ikincisi gelmişti. İkincisi birincisinden epeyce değişikti: birincide kendi dışına taşan insan bu ikincide kendine kapanıyor gibiydi. Birincide başlıca kaygı apaçık olma kaygısıyken ikincisi kendini her şeyiyle gizliyordu sanki. Anlamak ve anlatmak bu ikincinin sevdiği şeyler değildi. Böylece şiirin gelişimi bir apaçıklıktan bir bilinmeze doğru oldu. Bu yeni akıma yakıştırılan “anlamsız” sıfatı hiç de uygunsuz değildir. Prof. Dr. Afşar TİMÜÇİN

Edebiyatımızda yeni bir tip PAPİRÜS, 1966

S

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Süreya ve Eloğlu donanımlı kişilerdi Akımların daha çok ilgi çekmek için ortaya konmuş kuralları vardır. Ne var ki akımların usta şairleri kuralların epeyce uzağında dururlar. Kuralcılar kuralları uyguladıkça kalıcı olacaklarını sanırlar. İkinci Yeni şairlerinin çoğu “anlamsızlık” gibi son derece anlamsız bir anlayışı gerçekleştirmek için kolları sıvarken başta Cemal Süreya ve Metin Eloğlu kuralcı

yenilikçilerin yolunu tutmadılar. Her ikisi de şair insanlardı, bir akımın çemberine sığamayacak kadar iyi şairlerdi. Anlamı Orhan Veli şiirinde olduğu gibi bütün boyutlarıyla sergilemek gerekmezdi ama onu söz oyunlarının sınırlarına hapsetmek de doğru değildi. Cemal Süreya da Metin Eloğlu da donanımlı kişilerdi. Sanatsal yaratı için gereken sağlam donanımları vardı onların. Estetikçiler bir konuda ikiye ayrılırlar: sanatsal yetkinlik için bilmek mi yoksa heyecan duymak mı önemlidir? Bu sorun yalnız estetikçileri değil aynı zamanda ve özellikle sanatçıları ilgilendirir. Kendini bilen her sanatçı burada bir yanı benimsemekten kaçınır, gerçek başarı duygu ve düşünce dengesindedir. Cemal Süreya da şiirinde bir düşünen insan özelliği gösterirken aynı zamanda duygulu insan yapısıyla vardır. Duygu ve düşünce dengesini zaman zaman şakacı bir bakış tamamlar. Bu bir mizahçı telaşı değildir, yaşamın yalnız bir yüzünü değil bütün yüzlerini görebilmekle ilgili bir bakış biçimidir. Bütün bunlar gerçek anlamda zeki bir aydının kolay kolay ulaşılamaz özelliklerini duyurur bize. Çokları Cemal Süreya şiirinin keskin bir zekadan beslendiğini gördüler, hevesli şairler onun gibi olabilmek için zeka oyunları yapmaya yöneldiler, işi basit ve gülünç söz oyunlarına kadar indirgediler. Daha da ileriye gidildi: yazılar bile çoğu itici buluşlarla örülmüş söz oyunlarıyla doldu.

Toplumcu dünya görüşüne bağlıydı Cemal Süreya’da gördüğümüz düşünsellik ılımlı ölçülerde kendini ortaya koyan bir düşünselliktir. Onun düşünce açısından çok ağırlıklı bir şiir ortaya koymuş olduğunu da söylemek güçtür. Yalnız şunu da düşünmek gerekir: şiir yoğun düşünceyi ne ölçüde kaldırır? Cemal Süreya toplumcu dünya görüşüne bağlı bir kişi olmakla birlikte bunu sanatında enine boyuna yaşayan biri değildi, bu yüzden örneğin 1940 kuşağının şairleri gibi toplum sorunlarına ilgisiz kalan şiirler yazdı. Bu bir kınama konusu olamaz: her sanat adamı aydın kişi olmakla

insanlığın ve bu arada toplumunun sorunlarıyla içli dışlı olmalıdır ama bunları sanatında apaçık ele almakla, sanatını savaşım için kullanmakla yükümlü değildir. Toplumsal yükümlülükler aydın kişiyi şu ya da bu biçimde eylem adamı kılarken onu bir toplumcu sanatçı olmak zorunda bırakmayacaktır. Daha doğrusu toplumcu sanatı seçmek bir gereklilik olarak da algılansa önünde sonunda bir seçim işidir. Sanatçıdan öncelikle yetkin sanat ürünleri bekleriz. Sanatın kaba bir usçulukla toplum için kullanılması elbette hoş bir şey değildir. Şairler ölürler, çok zaman şiirleri de onlarla birlikte ölür

gider. Ölmeyen şiirler gerçek şiirlerdir, onlar kendilerini yaratan kişilerin arkasından ağlamazlar. İyi şair dünyaya kendini bırakır gider. “O ölmedi” sözü boşa söylenmiş bir söz değildir. Cemal Süreya’nın başka şiirleri zamanla unutulmaya yüztutsa bile Üvercinka’daki bütün şiirler sanırım yarına kalacaktır. İçerdiği her şiirin ayrı ayrı güzel olduğu şiir kitapları gerçekten çok azdır. Doldurma sayfalar vardır birçok şiir kitabında. Üvercinka’da yoktur. Birçok şair bir ya da iki şiiriyle anımsanır. Cemal Süreya’nın şiiri gerçek şiirdir. Derinlere dalmadan da olsa düşünür ve duygulanır. Bunu yaparken insan olmanın anlamlarını ortaya koyar.

Cemal Süreya’nın soyu Yunus Emre’ye dayanıyor Yunus Emre, Köroğlu, Pir Sultan, Karacaoğlan, Dertli Boran, Dadaloğlu... Türkçe’nin büyük şairlerinden Cemal Süreya, ‘işte bunlarla bilir’, ‘bunlarla sever’, bunlarla yaşar Türkçeyi 1988 yılında Cemal Süreya, Behçet Necatigil Şiir ödülüne kazandıktan sonra ‘2000’e Doğru’ dergisinde, sağdan sola: Serhan Bolluk, Doğu Perinçek, Cemal Süreya, Fatma Yazıcı, Asaf Güven Aksel, Ayhan İlhan

C

emal Süreya’nın, sağlam bir dünya görüşü, derin bir tarih ve toplum bilinci ile yoğrulmuş şiirleri ile yer yer şiirlerinin adeta birer önsözü, açıklaması, dipnotu, hatta çeşitlemesi olarak da değerlendirebileceğimiz düzyazıları, onu yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da en yeni, en güncel ve en genç şairlerimizin başına koymuştur. Bu, Cemal Süreya’yı aynı zamanda en eski, en yaşlı ve en bilge -Aprınçur Tigin’den de eski, yaşlı ve bilge- şairlerimizden biri yapmaktadır. En yeni çünkü, hemen her şiiri bugünün içinde yazılmış gibi taze. En eski çünkü, hemen her şiiri destanlarla yaşıt. En genç çünkü, şiirinde yirmilik delikanlıların ateşli heyecanı var. Ve en yaşlı çünkü, hemen her şiiri yüzyılları bulan bir bilgeliğin yaratımı. Edebiyatımızda var olmuş bütün şairler, bilinen ilk şair ApMecit ÜNAL

Hazırlayan: Ece KIRBAŞ

rınçur Tigin’den Turgut Uyar’a Cemal Süreya’da sürdü. Her şairin zaten öyle olması gerektiği için söylemiyorum bunu. Çok somuttur çünkü bu. Yine en iyi şiirlerinden saptayacağımız bu somut gerçeği Cemal Süreya, “Yunus Ki Sütdişleriyle Türkçenin” adlı şiiri başta olmak üzere, şiirlerinde kendisi açıklamaktadır. Bu şiirinde verdiği listede, Cemal Süreya, Yunus Emre’den Süleyman Çelebi’ye birçok şairin adını sayar.

Tarihin ve şiirin prizması “Yunus ki Sütdişleriyle Türkçenin” şiiri, Cemal Süreya’nınTürk şiirindeki işte bu dilsel-tarihsel akrabalığının en somut söylemsel bir örneğidir. Cemal Süreya bu şiirde iğneyi iplikten geçirir gibi şiiri tarihin, tarihi de şiirin prizmasından geçirmektedir. Cemal Süreya’nın tarihe şiirin, şiire de tarihin prizmasından ge-

çirerek bakması, tarihi, Cemal Süreya şiirinin bileşenlerinden biri haline geliyor. Cemal Süreya şiiri kılavuz alınarak, çok farklı bir yakın tarih okuması ve yazımı yapılabileceği kanısındayım. “Yunus ki Süt Dişleriyle Türkçenin”, bu şiirin başlığı bile göstermeye yeterlidir Cemal Süreya’nın şiirden tarihe, tarihten şiire bakışını... Yunus’un yaşadığı yıllar Anadolu Türkçesinin henüz oluşmaya başladığı yıllardır. Yüzyıllar alır bu. Tam oluşacak olduğunda da yolunu Osmanlıca yolunu keser.

Dili sonradan açılan çocuk Şiirin tamamı Türkçe üzerine, şairlerin, ozanların adeta geçit resmi yaptığı bir tören alanıdır. İçlerindeki Cemal Süreya’yı da, dikkat edersek boğazında burulup kalan Türkçeden ayırt edebiliriz:

“Sen ki gözlerinle görmüştün 57’de / Babanın parçalanmış beynini / Kağıt bir paketle koydular mezara / İstesen belki elleyebilirdin de / Ama ağlamak haramdı sana / O günler istesen de istemesen de / Boğazında buruldu kaldı Türkçe / Mevsimlerin tülüne sarılı halde”. Acısını yıllarca dinlendiren, acısından utanıp korkan şair, “nice rastlantılarla, nice suçsuzun başında bulun”duktan sonra Yunus’tan Deli Boran’a, yeniçeri şair “seyrek asker” Kayıkçı Kul Mustafa’dan Gülşehri’ye nice ozanla aynı soydan olduğunı anlayacaktır. Dili sonradan açılan bu “çocuk”, Türkçenin ustalarından biri olacaktır: “Sen ki şu kısacık hayatında / “Sevdin ve yaşadın kelimeleri / Bir gün bile düşürmedin kalbinden / Yarana bastığın o büyülü deyimi”. Yunus Emre, Aşık Paşa, Kızıl Deli, Aşık Garip, Köroğlu, Pir Sultan, Kadı Burhaneddin, Gedayi, Karacaoğlan, Dertli Boran, Kayıkçı Kul Mustafa, Bayburtlu Zıhni, Dadaloğlu, Gülşehri, Süleyman Çelebi... Yunus’tan günümüze Türkçenin büyük şairlerinden Cemal Süreya, “işte bunlarla bilir”,

“bunlarla sever”, bunlarla yaşar Türkçeyi. Cemal Süreya’nın “Yunus Ki Süt Dişleriyle Türkçe’nin” şiirinde verdiği bu listeyi, İlhan Berk’ten Fazıl Hüsnü’ye, Edip Cansever’den Turgut Uyar’a ve elbette Nâzım Hikmet’ten Behçet Necatigil’e kadar uzatmamız mümkündür. “Mezartaşı Çiçekleri”nin İlhan Berk için yazdığı ilk dörtlüğü, “20 Şiir”in “Ben Daha” adlı parçası, “Edip Cansever”, “Turgut Uyar” ile “Behçet Necatigil Şiirlerini Nereye yazardı” şiirleri Cemal Süreya’nın şeceresinin diğer parçaları. Elbet bu şairler listesine, bütün şairlerin aynı soydan geldikleri savıyla, Yahya Kemal, Orhan Veli, Lorca, Mayakovski, Neruda, Ritsos, Rimbaud ve pek çok şairi de katabiliriz ki, Cemal Süreya’nın soy kütüğünde bu şairler için de birer çentik vardır.


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Sema SEZEN

Nedim Saban: Verilen ödenek, partinin parası değil! ‘Tiyatrolara verilen ödenek, partinin parası değil!’  Kültür Bakanlığının muhalif tiyatrolara ödenek sağlamamasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Şunu söylemek istiyorum isyan ettiğim şey , bu bir partinin parası değil. Partiye başvuruda bulunursun seni destekler ya da desteklemez. Bu halkın parası. Sanat, halkın parasıyla Oğuz desteklenen bir kurum. Bu Şengün yüzden halkın parası üzerinde söz sahibi olmaları çok ilginç. Zaten para ve rant uğruna yaşattıkları çirkinlikler çıkıyor bir bir... İktidarın gücünü yanlış kullanmak, devletin parasıyla hükümetin parasını karıştırmak olacak iş değil! Aslında Gezi’yle bağdaşık olduğunu düşünüyorum. Eski Kültür Bakanı bunu net olarak söylemiş zaten, var mı dahası? Bazı politik oyunlar, tiyatrolar da ödenek aldı. Burada aslında böl, yönet durumu var. Bizi birbirimize düşürmek istiyorlar Ödenek alan tiyatrolara 14. Madde imzalatıldı. Ne diyor o maddede? Eğer ahlakıma aykırı bir şey yaparsanız o zaman ben bu parayı geri alırım diyor. Bu ne demektir? Kendine bağlamak. “5 tane tiyatroya biz bu sene vermedik gelecek sene size de vermeyebiliriz dikkat edin.” diyor.Burada imzalayan sanatçılara kızmıyorum, sezon başı oyunlar yeni çıkmış, herkesin ödemesi, borcu var. Kızgınlığım komisyona.

Aydınlık’a konuşan ünlü tiyatrocu Nedim Saban, Kültür Bakanlığı’nın muhalif tiyatrolara ödenek sağlamamasını eleştirdi. Saban, ‘Devletin parasıyla hükümetin parasını karıştırmak olacak iş değil’ dedi tiyatro mudur? Tiyatrokare muhalif bir tiyatro değil. Ancak tiyatro sanatı yapı itibarıyla muhalif. Muhaliflik benim duruşumdur. Muhalif olmamak mümkün mü şu dönemde? Yapılan yanlışları söylüyoruz. Sanatı, muhalif ya da yandaş olarak ayırmak çok yanlış olur. Yarın benim desteklediğim bir parti gelse ben ertesi gün gene muhalif olurum. Muhalif ya da yandaş olmak değil, kendime göre inandığım doğruları savunmak doğru olandır. Benim duruşumdan dolayı Tiyatrokare cezalandırılıyorsa bu ceza mıdır, onur mudur? Bu, onlara kalmış bir şey.

Asıl zarar Gezi Parkını yadsımak Nedim Saban  OĞUZ ŞENGÜN

U

sta tiyatrocu Nedim Saban ile kurucusu olduğu Tiyatrokare, sanat ve “Muhalif” olmak konusunda söyleştik. Saban, “Sanatı, muhalif ya da yandaş olarak ayırmak çok yanlış olur.” diyerek kişinin kendine göre inandığı doğruları savunmasının doğru olduğunu belirtti.  Tiyatrokare ve oyunları-

nızdan biraz söz eder misiniz? Biz oyunlarımızı seçerken, izleyicilerimizin gelmeye değeceği işler yapmaya çalışıyoruz. İzleyiciyi ciddiye alıyoruz. “Leyla’nın Evi” ile “Aşka 103 Adım” uzun süredir oynanıyor. “Müziksiz Evin Konukları” da çok uzun süre oynayacak bir oyun. Aileye çok hitap ediyor ama bu, politik olmadığı anlamına gelmemeli. Aile de çok politik bir kurum. Kurumlaşmak çok

Cemal Süreya anılıyor

Uçurumlardan bir çığ gibi Türkçeye inen ve bir çığın kopması gibi hiç beklenmeyen bir anda aramızdan ayrılan ustamız

CEMAL SÜREYA’yı saygıyla anıyoruz.

AYDINLIK

Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübü ile Cemal Süreya KSD’nin işbirliğiyle düzenlenen “Atlas Okyanusu’nda Fırat’ın Salı: Cemal Süreya” başlıklı sempozyum dün gerçekleşti. BÜ’nde yapılan sempozyum, adını Ülkü Tamer’in şiirinden alıyor. Sempozyumun onur konuğu Ülkü Tamer, konuşmasında “Cemal’li Anılar”ına yer verirken, ikinci eşi Zuhal Tekkanat “Şair ve İnsan Cemal Süreya”yı anlattı. Osman Şahin şairin dostluklarından izler aktarırken, Tarık Günersel, Mecit Ünal, Leyla Şahin ve Seyyit Nezir de Cemal Süreya şiirinin temalarını irdeleyerek evrensel uzanımlarını vurguladılar... Sempozyumun sona ermesinin ardından Barış Manço Kültür Merkezi’nde, 2013 Cemal Süreya Şiir Ödülleri de sahiplerini bulacak... Saat 20:00’de başlayan Anma ve Ödül Töreni’nde 10. yılını dolduran derneğin çalışmaları topluca değerlendirilirken, eski başkanlara Emek Ödülü plaketleri verilecek. Şairin doğduğu Pülümür’de heykeltıraş Murat Yeşilgöz’ün Cemal Süreya heykelinin kente dikilmesini sağlayan belediye başkanı Mesut Coşkun’a plaketi sunulacak... Bu bölüm, Mecit Ünal’ın şair için bestesini sunuşuyla sona erecek.

önemli. Bizim tek çabamız kurumlaşmak ve çocuk tiyatrosuna yönelmek. Gelecek nesilleri eğitmek tiyatronun birinci görevi. Bir sanatçı olarak yol çok hızlı bitiyor, daha yapacak çok şey var. Ya yapamazsam diye korkuyorum. Üretememek, özgürce üretememek beni ölüme yaklaştırıyor.

Aile de çok politik bir kurum  Tiyatrokare muhalif bir

 Gezi Parkı eylemlerini desteklediğiniz, kendi adınıza ve tiyatronu adına zarar gördüğünüzü hissediyor musunuz? Zarar değil. Gezi Parkı’nı yadsımak, komplo teorileri uydurmak, toplumda bir dinamiğin görülmemesi demektir. Bir sanatçının görmemesi söz konusu olamaz. Bunu görmezden gelirse, asıl o zaman zarar görür. Şu dönemde belki bir diziye filme girememişimdir ama uzun vadede kendim için Türkiye için sanatım için yarar gördüğümü düşünüyorum.

Usta oyuncu Selçuk Uluergüven’i yitirdik ürk Tiyatrosu’nun usta isimlerinden Selçuk Uluergüven (19418 Ocak 2014), krlan kalça kemiindeki protezin yerinden çkmas sonucu 3 aydr tedavi gördüü Aydn Adnan Menderes Üniversitesi Aratrma ve Uygulama Hastanesi’nde, 8 Ocak 2014 Çaramba günü 23.45’te yaamn yitirdi. Ünlü oyuncunun ei, 64 yandaki Türkan Uluergüven, “Son yl çok stresli geçirdi. Sanatç duyarll ile öngörüleri bizden daha iyiydi. Yaanan her eyi kendine dert ediyordu. Son istei stanbul’a gitmekti. Böyle olmamalyd” diye konutu. Babas ile son olarak Gülhane Park oyunu ile turneye çktklarn anlatan olu, Emre Uluergüven, Selçuk Uluergüven’in Aydn’da yaamay kendisinin istediini belirterek, öyle konutu:“Buralar bildii yerlerdi. Burada da tiyatro yapmay çok istedi. Ancak, rahatszlklar müsaade etmedi. Hep tiyatro düündü. Bir sanatç için en zoru sahneye çkamamak. Türk Tiyatrosu’nun ba saolsun.”

T

Oğlunun yanında toprağa verilecek Selçuk Uluergüven’in cenazesi, kendisi gibi oyuncu olan ve 2004 ylnda 21 yandayken tiyatroda üzerine sahne dekorunun dümesi sonucu yaamn yitiren olu Eren Uluergüven’in Zincilikuyu Mezarl’ndaki kabrinin yanna gömülecei ifade edildi. (DHA)

Selçuk Uluergüven kimdir? Selçuk Uluergüven, 1962 ylnda Ankara Meydan Sahnesi’nde tiyatroya balad. Sanatç, Ankara Sanat Tiyatrosu Dormen Tiyatrosu Tiyatro TÖS Halk Oyuncular Tiyatro Sanatevi gibi topluluklarda çalt, çeitli sinema ve dizi filmlerde rol ald. Bahariye Sanat Merkezi’nin Genel Sanat Yönetmenliini de yapan ünlü oyuncu, Bizimkiler dizisindeki Davut Usta rolüyle izleyicilerin beenisini kazand. 1998-2002 yllarnda Kadköy Belediyesi’nde Meclis Üyelii yapt.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Ekrem KAHRAMAN

Vebali Çok Büyük Olur!

Ö

küz öldü ortaklık bozuldu! Başbakan Tayyip Erdoğan ve çevresi ile F tipi Cemaat ittifakı dağılmakla kalmadı, birbiriyle ölümüne bir savaşa girmiş durumdalar. Bereket ki bu bir ‘iç savaş’ değil. Aksine anlayana ve değerlendirebilene -en azından şimdilik ve bu boyutta- ‘iç savaş’a karşı yeni ve sağlam bir olanak. Fakat bu olanağı kullanması gereken muhalefette kafalar çok karışık. Yeni ittifaklar aranıyor. Belirti ve söylenti çok: ‘Yeni’ CHP, bir yandan ABD ile diğer yandan da başbakanın ‘paralel devlet’ ya da ‘çete’ dediği Cemaatle flörtte! Niyetler, zihinler, hesaplar toz duman. Fakat ben bunlardan çok önceki yazımda da sözünü etmiş olduğum kafa karıştırıcı muhtemel ittifak önerileri sunan Cüneyt Ülsever’in görüşlerini tartışmayı sürdürmek istiyorum. Çünkü Ülsever’in (Yurt Gazetesi) geçen yazımda da ele aldığım yeni, muhtemel ‘modern muhafazakârlar ile modern-modernler’ ittifak öngörü/önerisi tam da bu kafası karışık kaos ortamında daha da tartışmalı hale geliyor. Çünkü bu fikri iddia da ‘Atlantik ötesi’ bir tasarım olarak öne çıkarılan Gül-Gülen-CHP formülünün destekçisi olarak duruyor ya da oraya yamanıyor. Yani bir tür yıkılanın yeni versiyonu niteliğinde. İster susarak ister savunarak olsun bu konudaki tarihi aymazlık, gaflet ve dalalet hali çoğu sol, sosyal demokrat, liberal hatta yurtsever vb. çevrelerde de söz konusu olunca vebalin ağırlığı daha da artıyor. Fakat ben buna rağmen yine de daha baştan zaten olması doğal ve zorunlu böylesi fikri bir ittifak öngörü/önerisine -teorik olarak- katıldığımı belirteyim. Fakat tek koşulla: Pratikte ne olacak? Öyle ya bir fikir olarak “Muhafazakârlık ile Modernite koalisyon yapabilir mi?” Niye olmasın? Çok da gerekli ve hayati üstelik... Tıpkı geçmiş-şimdi-gelecek ya da geleneksel-modern-çağdaş üçleme zinciri gibi. Öyle ya modern ya da çağdaş sanatta, kültürde, bilimde oluyor da siyasette, hayatta niye olmasın? Geleneksel ya da milli olandan modern ve çağdaş sanat oluyor da niye gelenekselden ya da milli olandan çağdaş bir devlet milli bir hükümet niye kurulmasın? Aslında konuyla ilgilenenler bunun bütün sanat tarihinde de, siyasi tarihte de böyle olduğunu çok iyi bilirler. Fakat her toplumda, tarihin hemen her döneminde bu konuda büyük kavgalar, ayrılıklar yaşandığı da başka bir gerçek ama çözülmez değil. Fakat Ülsever’in ‘bağırsak temizleme’ özlü Modern Muhafazakâr ile Modern Modernlerden kimleri kastediyor diye baktığımızda birden yollarımız ayrılıyor. Çünkü birincisi Türkiye bağırsaklarını temizlemiyor, her on yılda bir Amerikancı bir darbeyle yeniden yeniden dinamitlenip bölünüyor. Böyle olunca da bırakalım bağırsakların bile bağırsak olmaktan çıkarılmasını, vücudun bütün organları tümüyle öldürülüyor. İkincisi de Ülsever’in dilinin altındaki bakla esas olarak ‘Gezi gençliği anlayışı’ diye adlandırdığı Atatürkçü ve cumhuriyetçi muhayyel bir yeni çağdaş isyancı güç ile -kendi ifadesiyle- Bediüzzaman’cı Fettullah Gülen Cemaat’inin ittifakı aslında. Nasıl mı? Ülsever şematik bir formülle Türkiye’deki Muhafazakârları Tayip Erdoğan’ın AKP’si ve Gülen Hareketi, Modernleri de Bağnaz-modernler ve Modern-modernler olmak üzere ikişer grupta tasnifliyor. Muhafazakâr Milli Görüş geleneğini sürdürdüğünü söylediği ‘RTE ve efradı’ndan, Muhafazakâr Modernler de “her fırsatta müspet bilimlerin sadece aydınlanmacı dönemine atıfta bulunan bazı CHP’liler, Kemalistler, Laik(çi)ler, Ulusalcılar ve Marxsistlerden oluşmaktadır. Modern Muhafazakârlar dünyadaki değişimi ve dünyevi bilimleri benimsediklerini iddia ettiği Bediüzzaman’cı Gülen hareketi, Modern Modernler ise ‘bilimsel sosyalizm’ ya da ‘pozitif bilimlerin ışığında Atatürkçülük’ türü bir tarifi reddettiklerini öne sürdüğü modern hayat tarzı takipçisi Gezi Gençliğidir. Ülsever’in kafasındaki ittifakta birinci gruptakiler değil ikinciler yer alacaktır. Şu içi boşaltılmış trajik modernlik iddiasına bakar mısınız? Modernliğin temelinde duran aydınlanmacılıktan ve bilimsellikten kopmuş duyguları kör bir nefrete dönüşmüş bu niyetin ve tümüyle dışsal fikri siyasi tasarımın vebali çok büyüktür. Kaldı ki böylesi muhayyel bir tasarımın 2002 AKP’sinden ne farkı olacaktır? Gelecek yazı: Çağdaş devlet milli hükümet, milli merkez ve ulusal cephe...

T.C. GEBZE 3. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2011/381 TLMT. Satılmasına karar verilen takınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri: Ta.Tapu Kayd : Kocaeli li Gebze lçesi Osman Ylmaz Mah. 38 pafta ,440 ada, 1220 m2, yüzölçümlü, arsa vasfl 621 nolu parselde kat irtifakt zemin kat (2) nolu iyerinin 1/2 er hisselerinin borçlular Osman Demir ve Hayrettin Demir adna kaytl olup her iki hisse birlikte sata arz edilmitir. Özellikleri : Sata esas tanmaz Gebze Osman Ylmaz Mah.Millet Caddesi ile Fevzi çakmak caddesinin kesitii parselde Fevzi Çakmak Caddesinden binann 23 kap nolu giriinin solunda (3) nolu dükkann yannda (2) nolu dükkandr. Dükkan 59.00 m2,dir. Sata esas tanmazn bulunduu bina zemin kat+4 normal katl betonarme türünde yap olup yaklak yap 2530 ylhktr. Dükkan Fatih Devlet Hastahanesine ve Münibüs yoluna çok yakndr. Tüm belediye hizmetlerinde faydalanmaktadr. Adresi : Gebze Osman Ylmaz Mah.Fevzi Çakmak Cad no:23/2(dükkan) Yüzölçümü : 59„00 m2, Arsa Pay : imar Durumu : 1/1000 ölçekli imar plannda ksmen yol ve konut alannda kald, Ayrk nizam 5 kat H max=15,50 m,TAKS:0,40 olduu belirtilmitir. Kymeti : 89.368,00 TL KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : Tapu kaydnda olduu gibidir. 1, Sat Günü : 03/03/2014 günü 11:40 - 11:45 arası 2. Sat Günü : 28/03/2014 günü 11:40 - 11:45 arası Sat Yeri : GEBZE ADLİYESİ EK BİNA 1 NCİ KAT MESAZ SALONU GEBZE Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve

rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellaliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinde ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2011/381 Tlmt. sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 25/12/2013 (İİK m. 126)_ (*) İlgililer tabirine irtifak hakkı sahipleri de dahildir. * : Bu örnek, bu Yönetmelikten önceki uygulamada kullanılan Örnek 64’e karşılık gelmektedir. BASIN: 936 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


Hazırlayan: Fırat KORSAN

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

‘TFF veremedi, TRT veriyor’

Fethiyespor taraftarı, Denizlispor maçında tıpkı futbolcuları gibi, “Yüce Atatürk” yazılı tişörtlerle karşılaşmayı izlemişti.

Fethiyespor Fethiyespor taraftarı, taraftarı, takımtakımlarının larının maçlarını maçlarını sürekli sürekli internet internet sitesinden sitesinden yayınyayınlayan layan TRT’ye TRT’ye sert sert tepki tepki gösterdi, gösterdi, “Türkiye “Türkiye Futbol Futbol Federasyonu’nun Federasyonu’nun veremediği veremediği cezayı cezayı TRT TRT veriyor” veriyor” dedi dedi

SEDA AKYÜZ Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe maçına futbolcuların sahaya “Yüce Atatürk” yazılı tişörtler ile çıkmasının ardından Türkiye’nin gündemine oturan Fethiyespor’un başı bu sefer de TRT ile dertte. 1. Lig maçlarını yayınlama hakkı elinde bulunan ve hükümetin elindeki TRT, sezon başından bu yana Fethiyespor’un maçlarını internet sitesinden yayınlıyor. “Yüce Atatürk” yazısı sebebiyle PFDK’ya sevk edilen ancak ceza almayan Ege temsilcisinin taraftarları takımlarının maçlarını tel-

evizyon yerine, internetten bilgisayar başında izlemek zorunda bırakılmasına sert tepki göstererek, “Türkiye Futbol Federasyonu’nun veremediği cezayı TRT veriyor” ifadesini kullandılar.

‘Adil bir durum değil’ Konuyla ilgili görüşünü aldığımız Fethiyespor Başkanı İsmail Öztürk ise, “Atatürk yazılı tişörtler ile futbolcularımızın sahaya inmesi bizim ve camiamızın adına onur ve gurur verici bir durumdu. TRT, bundan önce de maçlarımızı internet sitesinden yayınlamaktaydı. Asıl üzücü olan da bu aslında. Bu hiç adil bir du-

İsmail Öztürk rum değilir. Takımların ligdeki durumlarına bakılıyor ise, TRT bizim maçlarımızın da bir çoğunu kanal üzerinden yayınlamalıdır” diye konuştu.

FATİH TERİM, SÜPER LİG TEKNİK DİREKTÖRLERİNE TÜRK FUTBOLUNDAKİ SORUNLARI ANLATTI:

TEŞHİS DEĞİL TEDAVİ LAZIM

İlk kez buluştular Toplantıya Kasımpaşa Teknik Direktörü Shota Arveladze ve Sivasspor Teknik Direktörü Roberto Carlos katılmadı. Ayrıca Kayserispor ile yollarını ayıran Robert Prosinecki için de yer ayrıldığını ancak Prosinecki’nin toplantıda bulunmadığı görüldü. Terim’in yerine Galatasaray’ın başına geçen Mancini ise, toplantıya geç kaldı, toplu fotoğraf çekiminde ise Terim’in yanından ayrılmadı.

Süper Lig Lig teknik teknik direktörleri direktörleri ile ile bir bir araya araya gelen gelen Fatih Fatih Terim, Terim,Türk Türk Süper futbolunu futbolunu masaya masaya yatırdı, yatırdı,“Daha “Daha sık sık buluşmamız buluşmamız lazım. lazım. Bize Bize değişiklik değişiklik yetmez, yetmez,devrim devrim lazım. lazım. Teşhisten Teşhisten çok, çok,tedavi tedavi gerekiyor” gerekiyor” diye diye konuştu konuştu

T

ürkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Süper Lig teknik direktörleriyle dün Antalya’da bir araya geldi. Türk futbolunun geleceği ve sorunları üzerine yapılan toplantının ardından Terim, birçok konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ligimizdeki tüm teknik direktörlerin fikirlerine büyük önem verdiğini kaydeden deneyimli çalıştırıcı, “Türkiye Süper Lig’inin teknik direktörleri futbolun çok önemli aktörleri. Teknik alandaki fikirleri çok önemli benim için. Ama aynı zamanda Türk futbolu için de çok önemli olmalı. Türk futbolu hakkında bir karar veriliyorsa onlara da sorulmalı. Biz de ona benzer bir uygulama yaptık” dedi. Milli takımın sezon planlamasıyla ilgili de teknik direktörlerle konuştuklarını belirten Terim, “Mayıs 25 ile 5 Haziran arasında bir turnuva ya da Avrupa’da birkaç maç yapabilme şansı araştırıyoruz” ifadelerini kullandı. Ligimizde bu yıl uygulanmaya başlayan yabancı sınırlaması ile ilgili de konuşan Terim, “Yabancı konusunda bir karar alınacaksa teknik adamlara mutlaka sorulmalı. Ama son karar TFF’nindir. Hep beraber en doğrusunu yapacağız. Yabancı konusundaki kararı hep beraber vermeliyiz. Teknik adamların dışında

pek mantıklı gelmiyor bana” dedi.

‘Yeniliklere açık olmalıyız’ Teknik direktörlerle daha sık bir araya gelmeleri gerektiğini de ifade eden Terim, sorunlarla ilgili olarak değişikliklerin fayda sağlamayacağını ifade ederek, “Futbolun çok önemli sorunlarını yaşayan insanlar çözüm fikirlerini ortaya koymalı. Burada konuşulanları yöneticilerle de paylaşacağız. Daha fazla sık ve bir arada olmamız gerekiyor. Bunda hemfikiriz. Bize değişiklik yetmez devrim lazım. Teşhisten çok öteye gittik, tedavi gerekiyor. Hepimiz bunda birleştik. Söylemden ziyade eylem zamanıdır. Bunda da umarım başarılı oluruz. Ülkece hep beraber olmalıyız. Herkesin taşın altına elini sokması gerekir. Yeniliklere ve güzelliklere açık olmalıyız” diye konuştu. Öte yandan dün akşam Beşiktaş Teknik Direktörü Bilic ile yemekte buluşan Terim, Süper Lig’de görev yapan hocala-

Beşiktaş’ın Nijeryalı futbolcusu Michael Eneramo’nun eski takımına dönebileceği belirtildi. Siyah-Beyazlılara forma şansı bulmakta zorlanan oyuncunun Tunus takımı Esperance’ye dönebileceği iddia edildi. 28 yaşındaki oyuncu 2004-2010 yılları arasında 86 maçta formasını giydiği takımda 51 gol kaydetmişti.

Fatih Terim, toplantıya gelen tüm teknik direktörler ile yakından ilgilendi. Herkesi kapıda karşılaşayan deneyimli hocanın, Ersun Yanal ve Bilic ile gösterdiği samimi görüntüler dikkat çekti. Terim ayrıca, eski yardımcısı Gençlerbirliği Teknik Direktörü Mehmet Özdilek ile de kısa süreli özel bir görüşme yaptı.

‘Kimse şans demesin’

‘Takımda dengeler yerinde değil’ Eneramo dönebilir

Fenerbahçe’de kaptanlar basının karşısına geçti, Emre ve Selçuk temkinli konuşurken, Volkan, “Son dakika gollerine kimse şans demesin. Şampiyonlukta herkes payına düşeni alacak” dedi

F

enerbahçe’de kaptanlar Emre Belözoğlu, Volkan Demirel ve Selçuk Şahin, Antalya kampının ilk gününde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kaptanlar İkinci yarıya en iyi şekilde hazırlanıp aradaki puan farkını da açarak sezon sonunda camiaya şampiyonluğu getirmek istediklerini söylediler. İşte kaptanların açıklamaları:

Son günlerde Beşiktaş’a transfer olacağına dair sık sık haberler çıkan dünyaca ünlü yıldız futbolcu Ronaldinho’ya Beşiktaşlı Olcay şahan’dan ilginç bir yorum geldi. Önceki gün arkadaşlarıyla birlikte Nişantaşı’nda yemek yerken görüntülenen Olcay Şahan, Ronaldinho ile ilgili yöneltilen bir soruya ilginç bir cevap verdi. “Yıllık 6 milyon Avro teklif sunulan Ronaldinho’nun alacağı para takım dengelerini bozarmı?” sorusuna gülümseyen Olcay Şahan, “Valla benim dengemi bozmaz ama diğer futbolcuları bilmem. Ayrıca takımda dengeler zaten yerinde değil” cevabıyla gazetecileri şaşırttı.

Emre: G.Saray tek değil * “Ben bir tek Galatasaray’ı rakip olarak görmüyorum Beşiktaş da güçlü bir takım. Diğer takımları da sayabiliriz. Ben Beşiktaş ve Galatasaray açısından; birbirinden ayrılacak bir rakip görmüyorum.”

Selçuk: Yarış zor olacak

‘Mahkeme kararı yok sayılabilir’ Fenerbahçe Kulübü’nün dosyalarına bakan ve Başkan Aziz Yıldırım’ın avukatlarından Köksal Bayraktar Yargıtay’a yaptıkları başvuru hakkında bilgi verdi, “Beklentimiz, af değil. Özel Yetkili Mahkeme dışında yeniden yargılanmak istiyoruz. Yasal düzenleme kabul edilirse, şike ve teşvik davasının da yeniden görülmesi karara bağlanırsa, elbette

Terim’den yakın ilgi

rın milli takım kamplarına gelmesini istedi ve rakipleri birlikte analiz etmelerini istediği öğrenildi.

ilk iş olarak UEFA Kurulları’nın kapısı ve CAS’ın kapısı çalınacaktır” dedi. Yargıtay’ın Fenerbahçe’nin lehine de aleyhine de bir karar vermemesini gerektiğini belirten Bayraktar, “Yasal değişiklik olursa alınan mahkeme kararı yok hükmünde sayılacak. Fenerbahçe’ye yeniden Avrupa Kupaları’nda yarışma hakkı tanınmış olacak” diye konuştu.

* “Şampiyonluk yarışı zor olacak. Galatasaray, Beşiktaş, Kasımpaşa, Sivas rakiplerimiz olur. Biz ilk yarıdaki o isteği göstermesek, bekledi kafa kafaya girecektik. Rakip olarak sadece Galatasaray’ı görmüyoruz.”

‘Belki bir gün gelirim’

Volkan: Herkes payına düşeni alır

Fransa’nın St. Etıenne takımında forma giyen milli futbolcu Mevlüt Erdinç, Fenerbahçe’ye transfer olmasıyla ilgili çıkan iddialara yanıt verdi. İsminin Fenerbahçe’yle anılmasından gurur duydu-

* “Son dakika golleri inanmışlığın göstergesi. Kimse şans filan demesin. 3 puanlık sistemde 8-9 puan geriden gelip şampiyon olduğumuzu biliyoruz. Herkes hesap yapacak ama sezon sonunda herkes payına düşeni alacak.”

ğunu belirten 26 yaşındaki forvet “Fenerbahçe çok büyük bir kulüp. Belki bir gün Türkiye’de forma giyerim, neden olmasın. Ancak şu an kulübümden ayrılmayı düşünmüyorum” diye konuştu.

G.Saray top başı yaptı Galatsaray, 10 günlük iznin ardından dün ikinci yarı hazırlıklarına başladı. Sabah saatlerinde Florya’da antreman yapan Sarı-Kırmızılılar aynı gün Antalya’ya giderek

Astori ısrarı Galatasaray’a geldiğinden bu yana defansta yapılan hatalardan yakınan İtalyan teknik adam Mancini, defans transferi için Astori’nin alınmasını istiyor. Transfer harekatında yönetime sadece Astori için bu kadar ısrarlı olan Mancini, İtalyan savunmacının mutlaka takıma kazandırılmasını talep etti. Sarı-Kırmızılılar, Astori’yi kadrosuna katmak için çalışmalarını sıklaştırdı.

kamp yapacağı otele yerleşti. Didier Drogba, Muslera, Felipe Melo ve Burak Yılmaz Florya’daki antramana katılmazken, direkt Antalya kampına katılacağı belirtildi.

Engin Rize yolcusu Galatasaray, takımda forma şansı bulamayan Engin Baytar’ı, kiralık olarak takımdan göndermek istiyordu. Bu durumla birlikte harekete geçen Rizespor, Engin transferinde imza aşamasına geldi. Karadeniz ekibinin Teknik Direktörü Rıza Çalımbay’ın da transfer listesinde yer alan Engin ile anlaşan Rizespor, imza aşamasına geldi. Transferin bugün netleşmesi bekleniyor. İlk yarısında 7 maçta 289 dakika forma giyen Engin, tek golünü Rizespor’a atmıştı.


9 OCAK 2014 PERŞEMBE

Hazırlayan: Hüseyin KAYA

SPORDA HALK PAZARI

Mühendislik öğrencileriyle sohbet Onur BELGE onurbelge@aydinlikgazete.com

Eusebio için karakolluk oldum

B

ufotoğraf aslında geçen hafta yayınlanacaktı. Eski yılın son günleriydi, Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencileriyle neredeyse 2 saat süren güzel bir sohbet yaptık. Voleybol camiasının çok iyi tanıdığı Ali Özarboy kardeşim her yıl yaptığı gibi bir dersine beni konuk ve konu ediyor. Onlara beni, spor yazarlığını, güncel konuları anlatıyor, sonrasında birlikte anlatıyoruz. Ali kardeşime göre yaptığımız ders, genel kültür çerçevesinde. Bana göre ise dünya güzeli bir sohbet. Geleceğin mühendis adayları müthiş. Sosyal konulara da ilgileri inanılmaz, sanki pek haberleri yokmuş gibi davranıyorlar ama belli ki donanımlılar. Tabii en çok merak edilen şey, şike dosyasının son durumu. Biliyorsunuz paralel devlet, paralel yargılama falan son günlerin, bizzat Başbakan tarafından gündeme getirilen konusu. Peki ben bunu 3 Temmuz’dan bu yana söylerken niye susturmaya çalıştılar. Aydınlık’ı niye susturmaya çalıştılar, yalanlamaya çalıştılar. O pırıl pırıl öğrenciler, aralarında her eğilimden olanlar vardık, doğruluk ve adalet istiyorlardı. Peki sağlanacak mıydı? Bilmem, bilen varsa bana anlatsın. Haklının değil güçlünün kazandığı, hakim olduğu bir devlet anlayışıyla belki bugün adalet sağlanamıyor. Ama o gözlerinde gördüğüm ışık, gelecekte bu gençlerimizin solcusu, sağcısı, dincisi, ateisti ile adaleti sağlayacakları ümidini fazlasıyla verdi.

Spor Yazarları seminerindeyiz

Geçtiğimiz günlerde Dünya futbolunun efsanelerinden Portekizli Eusebio’yu kaybettik. Aslında Mozambik asıllıydı. Ama Benfica ile Real Madrid’in Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu efsanesine son vermesi ve yerini alması Eusebio’yi bir başka tahta oturttu. Şu kadarını söyleyeyim ki; daha 17 yaşının başlarında sahalara adeta bir yıldırım gibi düştü. Zamanının ağır oynanan futboluna öylesine bir sürat getirdi ki, o çabukluk ve hız içinde, öyle kontrolü nasıl yapıyordu, hayran kalırdınız. Hem hazırlayıcı, hem de golcüydü. Seyretsin, seyretmesin bizim haytalıktan delikanlılığa geçmeden önceki kahramanımız olmuştu. Onunla ilgili mutlaka bir anınız olurdu. Daha önce yazmıştım, rahmetli babam polisti, başkomiserlikten de oldu. Eusebio Milli Takım ve Fenerbahçe’ye karşı da çok başarılı ve bizi hem hayran bırakan, hem de sonuç açısından üzen maçlar oynadı. Kınalıada’da galiba yıl sonunun günlerinden birindeydi. Fenerbahçe’ye karşı müthiş oynuyor. Herhalde Ali İhsan veya Hüseyin Ağabey’den biri marke etmeye çalışıyordu. Sokaklarda haytalık ederek kulağımızda transistörlü bir radyo ile dinliyoruz. Halit Kıvanç Ağabey olacak, anlatıp duruyor heyecanla. “Eusebio, aldı, vurdu, koştu, müthiş deparları var, savunmamızı arasına takıp gidiyor, golü atıyor” falan.

Şimdi bizim Selahattin’in kebapçısı olan yerde Karakol var. Önünden geçerken gecenin bir saatinde “Ah ulan Eusebio, bize mi tuttu, yaktın” falan diye bağırıp çağırıyoruz. Evlerden başlar uzandı, uykulu sesler “yeter be veletler” filan diyor. Birden anladık nerede olduğumuzu. Babam da nöbetçiymiş, karakoldan çıkıp ne oluyor diye bakmaz mı. Herkes, Osman Amca bize kızacak diyerek kaçıştı. Kaldım mı tek başıma. “Gel bakayım içeri.” Amanin biri anneme haber verse kurtulacağım ama gecenin o saatinde hepsi tüydü. “Herkes bitti, bir benim oğlum kaldı serserilik edecek öyle mi...” Kulağımı epeyce kızarttığını hatırlıyorum. “Ama baba Eusebio” falan diyecek oldum. “Kes, doğru eve, yatağa ber daha görmeyeyim...” Helal olsun sana Eusebio, toprağın bol olsun.

Türkiye’nin dört bir yanından gelen spor yazarı arkadaşlarım, ağabeylerim, kardeşlerimle yarından başlayacak seminerimizde yeniden kucaklaşacağım. Biliyorum, içimizdeki bazıları dahil “Ne yapıyorsunuz ki o seminerlerde, gidip 3 gün boşa kürek sallıyorsunuz” diyenleriniz de olacaktır. Onlar ve bizim dışımızdan olup bizden fazla spor yazarlığından nemalanan bir grup da “Spor yazarlığı bitti” falan diye eski ağabeylerimizin, amcalarımızın konuştuğu gibi “Nerde o eski enginarlar” muhabbeti yapıyor. Her iki grup da fena halde yanılıyor. Biten spor yazarlığı değil, kendileridir. Spor yazarlığı belki şekil

değiştirir, sosyal medyaya, ya da belirli yerlere, güçlere kayar. Ama asla bitmez, yeni oluşum içinde spor yazarı artık onlardır. Sevgili Necil Ülgen ve Tamer Bağlan’ın kulakları çınlasın. Bizler bu seminerlerde sizlerden daha çok birbirimizi eleştiririz. Yenilikleri konuşuruz. Futbol ve spor alemindeki herkesi konuşturur, fikirlerimizi ileri taşırız. Nitekim özellikle doping ve şike konusunda 2002-2006 arası benim de içinde bulunduğum tam 8 oturum yapıldı. Yani en az 16 saat konuşuldu, tartışıldı. Aradan 5 yıl geçtikten sonra doping ve şikenin Türkiye’de nasıl patladığı, ne kadar üzücü ve yıkıcı sonuçlar ürettiği ortada. O zamanlar yukarıdaki “Bitti, ne yapıyorsunuz ki” cümlelerini kuranlar, “Ne diyor acaba bu spor yazarları” diye düşünseler, belki de o skandallar yaşanmayacaktı. Umarım sevgiyle kalır ve birbirimize daha anlayışla yaklaşırız.

Sermaye dinse, rehber şeytan Dinine, diğer dinlere bağlı, başkalarına saygılı çok dindar insan tanıdım. Hepsi muhterem adamlardı. Ama son yıllarda özellikle bizim alanımız olan futbol sahalarında başka tür dincilere rastlıyorum, televizyonlardan seyrediyorum. Canım sıkılıyor. Elhamdülillah, ben de Müslüman bir ailenin çocuğuyum ve Müslümanım. Ama sahada haç çıkaranları, secde edenleri, yani dini sembolleri gösterişli

şekilde kullananları ve bunu sempati yapanları hiç de hoş görmüyorum. Şimdi biliyorum, birçokları saldıracak. Onlara bundan neredeyse 900 yıl önce yazılmış bir şiiri alıntıladım. Yunus Emre’nin ne Müslümanlığına ne adamlığına kimse bir şey söyleyemez. Öyleyse buyurun dizelerine: Emeksiz zengin olanın, Kitapsız bilgin olanın, Sermayesi din olanın, Rehberi şeytan olmuştur.

halklailiskiler@aydinlikgazete.com

Trabzonspor golcüsünü bekliyor

Trabzonspor Teknik Direktörü Mustafa Akçay’n forvet beklentisi devam ediyor. Kampta yaplacak hazrlk maçlarnda yeni forvet transferiyle taktiksel anlamda deiikliklere gitmeyi planlayan Akçay’n yönetime bu konudabask yapt örenildi. Trabzonsporlu yöneticilerinde Hannover 96’da forma giyen Mame Diouf ve Benfica’nn Paraguayl yldz Cardozoile tamaslarn sürdürdüü belirtildi. Öte yandan Rizespor Transfer Komitesi, Trabzonsporlu Aykut Akgün ile de prensipte anlamaya vard. Hafta içerisinde yeniden yaplacak görümenin ardndan futbolcu ile sözleme imzalanmas bekleniyor.

Engelliler Spor Kulübü Derneği kuruldu Burdur’un Bucak İlçesi’nde Engelliler Spor Kulübü Derneği kuruldu. Bucak Engelliler Spor Kulübü Derneği Başkanı Mehmet Öztop, tanıtım ve çalışmalarla ilgili olarak düzenlenen toplantıda hedeflerinin engellilerin sportif faaliyetlere katılmasını sağlamak olduğunu belirtti. Bucak merkez ve köylerde yaklaşık 2 bin engellinin bulunduğunu kaydeden Öztop, “Engellilerimizi sportif faaliyetlere teşvik etmek, öz güvenlerine kavuşmalarını sağlamak ve etkin spor yarışmalarına katılmasına destek olmak amacını taşıyoruz” dedi. Öztop, 18-30 yaş arasındaki engellilerin sportif faaliyetlere katılabilmesi için İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Bucak Belediye Oğuzhanspor Kulübü’nden destek isteyeceklerini kaydetti.

T.C. STANBUL 10. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2013/2201 ESAS Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri: 1 NO’LU TAINMAZIN Özellikleri : İstanbul ili, Şişli ilçesi, Dikilitaş Mah, 57 pafta, 2751 ada, 68 parselde kayıtlı 295 m2 miktarlı arsa üzerindeki 8/96 arsa paylı, 2. kat, 8 bağımısz bölüm nolu mesken. Söz konusu taşınmaz İstanbul İli, Şişli İlçesi, Fulya Mahallesi, Özbal Sokak, Özbal Balaban Apartmanı, Kapı No: 18 adresinde bulunan Bodrum kat+Zemin kat, + 5 Normal kat şeklinde olan Betonarme Karkas binanın 2. katındaki 8 nolu bağımsız bölümün olduğu yerdir. Bağımsız bölüm salon+2 oda+mutfak+banyo, wc ünitelerinden oluşmakta olup, kullanım alanı yaklaşık 75.00 m2 civarındadır. Salon ve odalar ahşap parke, ıslak zeminler seramik kaplıdır. Giriş kapısı çelik, iç kapı doğramaları ve pencereler ahşap imalatından yapılmıştır. Isınma doğalgazlı merkezi sistemlidir.Suyu ve elektriği mevcuttur. Yaklaşık 20 yıllık bir binadır. Adresi : İstanbul İli, Şişli İlçesi, Fulya Mahallesi, Özbal Sokak, Özbal Balaban Apartmanı, Kapı No: 18/8 Arsa Pay : 295,00 m2 arsada 8/96 arsa paylı mesken. imar Durumu : Şişli Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 20.05.2013 tarih ve 16967 sayıl yazılarında, Şişli İlçesi, Dikilitaş Mah., 2751 ada, 68 parsel sayılı yer 24.06.2006 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Şişli Merkez ve Çevresi Uygulama İmar Planında H: 12.50 m irtifada blok nizam konu alanında kalmakta olduğu imar durumundan anlaşılmıştır. Kymeti : 300.000,00 TL KDV Oran : %1 Kaydndaki erhler : Tapu kaydındaki gibidir. 1. Sat Günü : 10/02/2014 günü 15:00 - 15:10 arası 2. Sat Günü : 12/03/2014 günü 15:00 - 15:10 arası Sat Yeri : İstanbul 10.İcra Müdürlüğü Kaleminde Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar

esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellâliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatılmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2013/2201 Esas sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları ilan olunur. 20/12/2013 (İİK m. 126)_ (*) İlgililer tabirine irtifak hakkı sahipleri de dahildir. * : Bu örnek, bu Yönetmelikten önceki uygulamada kullanılan Örnek 64’e karşılık gelmektedir. BASIN: 1038 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de

T.C. GEBZE 2. CRA DARES TAINMAZIN AÇIK ARTIRMA LANI 2012/4409 ESAS Satılmasına karar verilen taşınmazın cinsi, niteliği, kıymeti, adedi, önemli özellikleri: 1 NO’LU TAINMAZIN Tapu Kayd : Kocaeli ili Gebze ilçesi Osmanyilmaz mahallesi 348 ada 382 parsel no.lu 1.055,15 m2 yüzölçümündeki arsa vasfındaki ana taşınmazda kat irtifaklı 7/1000 arsa paylı, 2. kat 95 Bağımsız bölüm no.lu, tam hisseli dükkan. Özellikleri : Taşınmaz şehir merkezinde bankalar ve esmi kurumlara çok yakın konumdadır. Kullanılan malzeme ve isçilik kalitesi ve yapısal özellik itibari ile 3. sınıf B Grubu yapı türündedir. Yapı çok eski ve yıpranmış olup, ticaretin yoğun olduğu bir bölgededir. Parsel üzerine ekonomik inşaat yapılması ve taşınmazın imar parseli olması gözönüne alındığında işyerinin arsa payı ile birlikte serbest piyasadaki m2 birim fiyatı 7.000,00-TL/m2 olarak belirlenmiştir. Zeminde 20 m2 yüzölçümündedir. imar Durumu : Osmanyilmaz mahallesi 348 ada 382 no.lu parselin, 11.10.2012 tarih ve 581 no.lu Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclis karan ile onaylanan 1/1000 ölçekli Revizyon imar planında kısmen yol ve ticaret alanında kaldığı ayrık nizam 6 kat Hmax=18.50 metre, TAKS: 0.40 olduğu belirtilmiştir. Kymeti : 60.205,00 TL (Arsa Değeri: 51.730,00-TL+Bina Değeri: 8.475,00-TL) KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : İİK. 150/C Şerhi (Pasif İpotek için) İstanbul 7. İcraMüd. 2008/21420 1. Sat Günü : 13/02/2014 günü 10:30 - 10:35 arası 2. Sat Günü : 10/03/2014 günü 10:30 - 10:35 arası Sat Yeri : Adliye Ek Binası İcra Daireleri Satış Salonu. S.Orhan mahl. İlyasbey cad. No: 27 Gebze/Kocaeli 2 NO’LU TAINMAZIN Tapu Kayd : Kocaeli ili Gebze ilçesi Osmanyilmaz mahallesi 348 ada 382 parsel no.lu 1.055,15 m2 yüzölçümündeki arsa vasfındaki ana taşınmazda kat irtifaklı 30/1000 arsa paylı, zemin kat 34 Bağımsız bölüm no.lu, tam hisseli dükkan. Özellikleri : Taşınmaz Atatürk caddesine cepheli Birlik işhanı zemin katta Saray pastanesi olarak iki dükkanın arasındaki duvar sökülerek 1. normal kata çıkış merdiveni verilmiş ve üst katla beraber kullanılmaktadır. Renkli alüminyum doğramalı, asma tavanlı, spot aydınlatmalı ve zemini seramik kaplı olup zeminde 66.00 m2 dir. İşyeri bakımlı durumdadır. Kullanılan malzeme ve işçilik kalitesi ve yapısal özellik itibari ile 3. sınıf B Grubu yapı türündedir. Yapı çok eski ve yıpranmış olup, ticaretin yoğun olduğu bir bölgededir. Parsel üzerine ekonomik inşaat yapılması ve taşınmazın imar parseli olması gözönüne alındığında işyerinin arsa payı ile birlikte serbest piyasadaki m2 birim fiyatı 45.000,00-TL/m2 olarak belirlenmiştir. Taşınmazın çok değerli konumda olması nedeniyle arsa m2 birim fiyatı yüksek tutularak gerçek değeri hesaplanmıştır. imar Durumu : Osmanyılmaz mahallesi 348 ada382 no.lu parselin, 11.10.2012 tarih ve 581 no.lu Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclis karan ile onaylanan 1/1000 ölçekli Revizyon imar planında kısmen yol ve ticaret alanında kaldığı ayrık nizam 6 kat Hmax=18.50 metre, TAKS: 0.40 olduğu belirtilmiştir. Kymeti : 1.461.210,00 TL KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : İİK. 150/C Şerhi ( Pasif İpotek için) İstanbul 7. İcra Müd. 2008/21420 1. Sat Günü : 13/02/2014 günü 10:45 - 10:50 arası 2. Sat Günü : 10/03/2014 günü 10:45 - 10:50 arası Sat Yeri : Adliye Ek Binası İcra Daireleri Satış Salonu. S.Orhan mahl.İlyasbey cad. No: 27 Gebze/Kocaeli 3 NO’LU TAINMAZIN Tapu Kayd : Kocaeli ili Gebze ilçesi Sultanorhan mahallesi 4528 ada 2 parsel no.lu 988.00 m2 yüzölçümünde arsa vasfıyla kayıtlı taşınmazda borçlunun 14/988 hissesi

Özellikleri : Gebzeden Tubitak yolundan giderken Bayer Fabrikasını geçtikten sonra sağa dönen yoldan gidilerek yediemin deposunu geçtikten sonra ileride sağda üzerinde ekonomik değeri olmayan gecekondunun bulunduğu parseldir. Borçlunun hissesine düşen miktar 14.00 m2 dir. Taşınmazın çevresi sanayi kuruluşu tipi yapılar bulunmaktadır. M2 birim fiyatı 1.000,00 TL/m2 dir. mar Durumu : Gebze Belediye Meclisinin 28.02.2001 tarih 104 sayılı kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Uygulama imar planında sanayi alanında kaldığı, Emsal 0,60 olduğu ancak söz konusu parselin Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 18.07.2008 tarih 404 karan ile onaylanan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında tali iş merkezleri (2. derece iş merkezleri) alanında kaldığı ve parselin bulunduğu bölgenin 1/1000 ölçekli Revizyon uygulama imar planı çalışmalarının Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütüldüğü belirtilmiştir. Kymeti : 14.000,00 TL (Borçlunun 14/988 hissesinin değeridir) KDV Oran : %18 Kaydndaki erhler : İİK. 150/C Şerhi (Pasif İpotek için) İstanbul 7. İcra Müd. 2008/21420 1. Sat Günü : 13/02/2014 günü 11:00 - 11:05 arası 2. Sat Günü : 10/03/2014 günü 11:00 - 11:05 arası Sat Yeri : Adliye Ek Binası İcra Daireleri Satış Salonu. S.Orhan mahl.İlyasbey cad. No: 27 Gebze/Kocaeli Sat artlar : 1- İhale açık artırma suretiyle yapılacaktır. Birinci artırmanın yirmi gün öncesinden, artırma tarihinden önceki gün sonuna kadar esatis.uyap.gov.tr adresinden elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada tahmin edilen değerin %50 sini ve rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmek şartı ile ihale olunur. Birinci artırmada istekli bulunmadığı takdirde elektronik ortamda birinci artırmadan sonraki beşinci günden, ikinci artırma gününden önceki gün sonuna kadar elektronik ortamda teklif verilebilecektir. Bu artırmada da malın tahmin edilen değerin %50 sini, rüçhanlı alacaklılar varsa alacakları toplamını ve satış giderlerini geçmesi şartıyla en çok artırana ihale olunur. Böyle fazla bedelle alıcı çıkmazsa satış talebi düşecektir. 2- Artırmaya iştirak edeceklerin, tahmin edilen değerin % 20’si oranında pey akçesi veya bu miktar kadar banka teminat mektubu vermeleri lazımdır. Satış peşin para iledir, alıcı isteğinde (10) günü geçmemek üzere süre verilebilir. Damga vergisi, KDV, 1/2 tapu harcı ile teslim masrafları alıcıya aittir. Tellaliye resmi, taşınmazın aynından doğan vergiler satış bedelinden ödenir. 3- İpotek sahibi alacaklılarla diğer ilgilerin (*) bu gayrimenkul üzerindeki haklarını özellikle faiz ve giderlere dair olan iddialarını dayanağı belgeler ile (15) gün içinde dairemize bildirmeleri lazımdır; aksi takdirde hakları tapu sicil ile sabit olmadıkça paylaşmadan hariç bırakılacaktır. 4- Satış bedeli hemen veya verilen mühlet içinde ödenmezse İcra ve İflas Kanununun 133 üncü maddesi gereğince ihale feshedilir. İhaleye katılıp daha sonra ihale bedelini yatırmamak sureti ile ihalenin feshine sebep olan tüm alıcılar ve kefilleri teklif ettikleri bedel ile son ihale bedeli arasındaki farktan ve diğer zararlardan ve ayrıca temerrüt faizinden müteselsilen mesul olacaklardır. İhale farkı ve temerrüt faizi ayrıca hükme hacet kalmaksızın dairemizce tahsil olunacak, bu fark, varsa öncelikle teminat bedelinden alınacaktır. 5- Şartname, ilan tarihinden itibaren herkesin görebilmesi için dairede açık olup gideri verildiği takdirde isteyen alıcıya bir örneği gönderilebilir. 6- Satışa iştirak edenlerin şartnameyi görmüş ve münderecatını kabul etmiş sayılacakları, başkaca bilgi almak isteyenlerin 2012/4409 Esas sayılı dosya numarasıyla müdürlüğümüze başvurmaları, tebligat yapılamayan ilgililere gazete ilanının tebliğ yerine geçeceği ilan olunur. 21.12.2013 (İİK m. 126)_ (*) İlgililer tabirine irtifak hakkı sahipleri de dahildir. * : Bu örnek, bu Yönetmelikten önceki uygulamada kullanılan Örnek 64’e karşılık gelmektedir. BASIN: 1045 (www.bik.gov.tr)

Resmi ilanlar www.ilan.gov.tr’de


Hazırlayan: Füsun İKİKARDEŞ

fusunikikardes@aydinlikgazete.com

Bir bağımsızlık günü var ama...

KURULUŞ 1921

Dubai, Arap Yarımadası’nda Birleşik Arap Emirliklerini (BAE) oluşturan yedi emirlikten birisi. Umman ve Suudi Arabistan’la komşu. Abu Dabi, Dubai, Acman, Füceyre, Resü’l-Hayme, Şarika ve Ummül-Kayveyn adlı emirliklerden

9 OCAK 2014 PERŞEMBE

oluşuyor. Monarşi ile idare edilen BAE, 2 Aralık 1971’de İngilizler Basra Körfezinden çekilince sömürge olmaktan kurtuldu. Ancak, uluslararası şirketler için “vergi cenneti” kimliğini ve Amerikan dolarının hükümdarlığını koruyor.

Barbaros

ŞANSAL barbarossansal@aydinlikgazete.com

TOPLU İĞNE

Zekeriya Öz ve 8 kişilik grubun konakladığı Jumeirah Zabeel Saray Oteli.

Oyuncak ayı

Ç

oğumuzun bebekliğinde bir doldurulmuş hayvan oyuncağımız olmuştur, tüylü ve yumuşacık... İşte bu o ayının hikayesi... Lütfen dava açmayınız... Buradaki tüm kimlikler hayaldir. Zaten böyle kimlikler gerçek olup bu ülkede var olamazlar...

0-1 yaş

İŞ, EĞLENCE, DEBDEBE, MACERA, ALŞIVERİŞ VE EZAN...

UBAİ’de Hepsi D DUBAİ’de 3

2

1

Zekeriya Öz

Gladyo tertipleri tarihine ‘Ergenekon Savcısı’ olarak geçen Zekeriya Öz’ün yurtdışı seyahatlerinde tecih ettiği Dubai, nesiyle ünlü? Tur operatörü, acente sahibir uzman, Dubai turlarını anlattı FÜSUN İKİKARDEŞ

besini bakın nelere borçlu?

Kriz öncesi kriz sonrası

T

İş ve eğlence bir arada

 Neden cazibe merkezi? Eskiden alışveriş cennetiydi. 2008 kriziyle dolara karşı pek çok ulusal para devalue edildiği halde, onlar bir şey değiştirmedi. Kriz öncesi de 3.65 seviyesindeydi, şimdi de öyle kaldı. Dubai parası dirhem, aynı kalınca pahalı kaldı. Kurlarını değiştirmediler, çünkü paraları dolara bağlı. Dolar ne kadar inip çıkarsa onların parası da inip çıkıyor. ABD’ye son derece bağımlılar. Bizim gibi değil yani... (gülüyor)  Şimdi ucuz da değilsğ, eden tercih ediliyor? Eskiden sadece alışveriş için tercih ediliyordu. İkinci bir neden de bizde kış soğukları varken, orada yaz sıcağı olması. Şu günlerde mesela, Dubai’de hava sıcaklığı 25 derecelerde ve Jumeirah’da denize girilebiliyor. Rahat rahat denize girme imkanı var. Oysa yaz aylarında sıcaklık 50 dereceye çıkıyor. Dubai’nin yüksek sezonu Kasım-Nisan arasıdır. Gece kulüpleriyle de çok ünlü... Cavalli Club, Ruffels, vb. pek çok ünlü gece kulübü var. Bunlar renkli gece hayatı merkezleri! Erkeklerin gidip ablalarla tanışıp “eğlendikleri” yerler. Dünyanın hangi köşesinde cebinde tomarla para olan milyoner varsa Dubai’ye gider. Dünyanın en lüks otelleri buradadır, Burjel Arab, Medians Al-Kasr, Ruffels, Four Seasons gibi çok sayıda 5 ve hatta 7 yıldızlı oteli var.  Neden para babaları Dubai’yi tercih eder? Güney Amerika, Uzakdoğu yerine nasıl geçiyor? Eğlence ve lüks her yerde, ama Dubai’de iş dünyası da var. Bütün çok uluslu şirketlerin headquarter’ları (yönetim merkezleri) orada. Neden? Çünkü vergi

ur operatörü, rehber ve acente sahibi dostumuz, uzun yıllardır Dubai’ye tur pazarlıyor, büyük şirketlerin bayii toplantılarını düzenliyor. Batı ve doğu merkezlerini yakından tanıyan turizm uzmanı, “Dubai’ye en çok kim tur satar?” sorusuna “Ağaoğlu ve inşaatçılar” diye yanıt verdi. En çok ilgi gösterenler ise, hakim ve savcı-

4

 Dubai turlarının maliyeti ne kadar? Kaldığı otele göre değişir. Büyük Armani, Adres gibi otellerde kalırsa geceliği ortalama 500 dolar cıvarında. Deira tarafında (şehir merkezi) diğer 4 yıldızlı otellerde kalırsa kişi başı 150-200 dolar arasında yer bulunur. Uçak biletleriyse, ekonomi sınıfı 400-450 avro cıvarında, “business” sınıf ta uçarsa kişi başı 2300 avro cıvarında.  Orada rehberlik gerekir mi? Ne kadar? Rehberlik, transfer ücretleri bu gezilerdeki en ucuz kalem. Otobüsün oneway (tek-yön) maliyeti 220 dolar cıvarında.  Başlıca günlük turlar neler? Yapılabilecek tur seçeneklerinden bahsedebiliriz tabii. Ama olmazsa olmaz tur, çöl safarisidir. 4*4 ciplerle gidilir, konuklara çölde safari yaptırrlar. Çöl tepeciklerinden iniyorlar, çıkıyorlar. Şehir merkezine aşağı yukarı 40 dakikalım mesafede çöl var. Gece kampa da kalınabilir, kamplarda akşam yemeği yiyorsunuz, çölün ortasındna heyecanlı oluyordur herhalde. Fiyatı aşağı yukarı 65 dolar adam başı.  Başka ne masrafları olur Dubai turunun? Yeme içme öğün başına 40 dolarlar cıvarında düşünmek gerek. Akşam yemekleri de 60-65 dolar tutar. Tabii ne seçtiğinize, ne yediğinize de bağlı. Dubai’de bütün dünya mutfaklarını bulabiliyorsunuz.

5

6 larmış: Ama Ergenekon ve Balyoz davalarında iddianame hazırlayanların özel bir ilgisi varmış... Uzman gözüyle Dubai, cazi-

ödenmiyor. Sony, Mitsubishi, Toyota, aklınıza gelen birçok şirketin yönetim merkezleri oradadır. Tabii bir de Müslüman ülke olması da bizdekileri cezbediyor. Ultra lüks AVM’lerde bile, mutlaka ezan saatinde ezan okunur. Ama, ezan okunurken dibinde de şarap içebilirsiniz. Hepsini bir arada bulursunuz yani. Orada hem iş hem de eğlence var. Başka bir yerde bu kadar iş olan bir başka eğlence merkezi yok.  Çok ünü binalarını da duyuyoruz. O kadar debdebe var mı gerçekten? Mesela deniz üstünde 3 Palmiye yaptılar. Palmiye, yani denizi doldurarak yapılan kara parçası, uzaydan görülebiliyor. Palmiye’nin üzerine çok katlı yüksek oteller yaptılar. Örnek Atlantis Oteli. Denizi doldurup üzerine büyük binalar yapıyorlar.  Nüfusu da küçük ber emirlik. Bu kadar binada kim ne yapar? Dubai’nin nüfusu 1,5 milyon ama neredeyse 350 bini yerlisi, kalanı dışarıdan ithal. Yerli halk için su, elektrik, hastane, herşey bedava.

metçisi vardır, ihtiyaçlarını karşılıyor, yemeğini getirip götürür. Eskiden daha fazla tur satardık, alışveriş için götürürdük. 10 liralık cep elefonu orada 5 liraydı. 2008’de 10 liralık mal 7,5-8 liraya alırsın. Şimdi daha orta üst kesimler gidiyor. Bir de bayii toplantıları için tercih ediyoruz. Oomotiv, ilaç şirketleri gibi büyük endüstri markaları, yıllık toplantıları için tercih eder.  İkram için tercih ediliyor mu? Orada harcanan paralar olağanüstüdür. İkramlar, herkesin bileceği şekilde yapılmaz, hiç para ödemeden gelirler, fatura ikram sahiplerinin kendi arasında halledilir. Zaten orada bir temsilcisi, ya da bürosu falan vardır, kendi aralarında hallederler. En itibarlı ikram turu Dubai değildir tabii, ama Müslüman ülke olması cazip hale getirdi.

7

Olağanüstü para harcanır  Bizim yerli turistler hangi nedenle tercih ediyor? Her seviyeden insan gider. Bayramlarda seyahat eden orta sınıf da gider, çok çok zenginler de gider. Orada alınacak hizmeti aklın almaz! Mesela, büyük 7 yıldızlı otelde, her odada kendi hiz-

8

İddialara göre, İstanbul Cumhuriyet Savcıvekili Zekeriya Öz, 2012’de 8 Şubat’ta 6 günlük bir Dubai turu yaptı. Bir yıl önce Özel Yetkili olarak Ergenekon Savcılığından ayrılmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yükselmişti, ama eli davanın üstündeydi. Ergenekon onun çocuğu gibiydi, büyütünceye

letleri sökülürken, o, deniz kenarında bir tatile çıktı. Biraz denize girebilir, Türk hamamında stres atabilir, safaride develerle havayı dağıtabilir, alışveriş yapabilirdi. Hem de Müslüman bir ülkeye gidiyordu, ezanını dinleyecek, namazını kılabilecekti. Yanındaki 8 kişilik bir grupla 17 Ekim 2013 Perşembe günü Dubai’ye hareket etti. Grup, Dubai’de deniz kıyısında plajı ve deniziyle ünlü beş yıldızlı Jumeirah Zabeel Saray Otel’de konakladı. Grupta bulunduğu ileri sürülen bir başka savcı da İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Güngör’dü.

1-3 yaş Sonra ayımız kirlenir, kaşıkla verip sapıyla alma gündemdedir. Büyüklerimiz karar verir ve onu çamaşır makinasına atar ve yıkarlar. Cilalayıp yeniden hayatımıza sokarlar. Ama istemeyiz bir daha onları. Ne kokusu tanıdıktır ne de dokusu artık. Fırlatır atarız elimizden. Bebekken bize ayı verenler bu tutum karşısında çaresizlikten hemen bir civciv bile buluverirler. Üstelik boyalıdır çoğu zaman... O yaşlarda sesleredir ilgimiz. Oyncakları bu yüzden atarız yerlere. Civciv de aynı rolü üstlenir: O günlerde çarparız duvara uçsun diye ya da sıkarız tüm gücümüzle. Yumuşak ayımızı özlediğimizden... Ufağız ya ufak civciv ölür. Yerine derhal belki de bir su kaplumbağası sürülür... Vınnn. Araba yaparız onu sürterek halıya, oysa ayı kalmışızdır biz hala...

3-6 yaş Artık vicdanımız başlamıştır. Haklı haksız, iyi kötü, doğru yanlış bu yaşlarda algılanır. Kirlenip kokmuştur yine ayımız o sürede. Yeniden koynumuza girecektir her gece... Referanslarımız “hav hav”dı emeklerken, “miyav”dı yemek yerken... Ama büyükler yine ayı gibi davranır, ve çocukların kum havuzuna girmesine “kediler pisliyor orayı” azarlaması peydahlanır... Belki bir yavru kopek gelir eve, sorumluluk ve şefkat duygumuz gelişsin diye. Ama “Ayy sokak köpeği geçiyor, sakın dokunma” tembihlenir yine...

7-11 yaş Yavaş yavaş kıllanır vücudumuz. Artık saçlarımız da gürleşir. Hatta oyuncak ayımız belki de çoktan raflarda ya da yatak altı sepette dinlenmektedir... Oysa ekranlarda Erzurum’da gebe ayılar katledilip bize pervasızca izletilmektedir... Somut düşünceden soyut düşünceye geçtiğimiz yıllardır o yıllar. Artık kutup ayısı, panda ayısı, boz ayı farklıdır... Tam bu yaşta hayvan sahibi olabilecekken nedense hepsi bizden uzaklaştırılıp önümüze sadece plastik ya da elektronik ucubeler katılır.

11- 15 yaş Erik Erikson’un psikososyal kavramı girer devreye. Ergenler ve hayvanlar betimlenir yine... Banka reklamında Bremen mızıkacıları vardır telifsiz. Ama bir densiz köşe yazarı yüzünden La Fontaine yargılanır saraylarda adaletsiz. Artık paşa gönlüm istemez bir tasma, ama ne olursa olsun takmaz büyük ayı hastrolojiyi kafaya... Varsa şiddettden ve baskıdan gelen sorun, sokak köpeklerini bile sahipleniriz o yaşlarda mutlaka...

15-18 yaş

9

Ergenekon savcısı pek yorulmuş... kadar epey yorulmuştu... Yine iddialara göre, ikinci Dubai seyahatine geçen yıl çıktı. Balyoz kararları daha 4 gün önce açıklanmış, komutanlar yüzlerce yıl ceza almıştı. Ehh, Balyoz’da savcı değildi, ama Ergenekon’da gösterdiği cesaretle, Balyoz mahkemesine de verdiği gücü kimse inkar edemezdi... Zaten Ergenekon kararları da 5 Ağustos’ta açıklanmış, çabaları meyve vermiş, yurtseverlere, devrimcilere ceza yağmıştı. Ergenekon tutsakları Silivri’de 5’inci yıllarını doldururken, Balyoz tutsaklarının apo-

Oyuncak ayının ayı kaldığı yıllardır... Asla ölmezler, hayatı pek algılamadığımızdan ayı olduğunu bile anlamayız zaten. Önce onu beşiğimize koyarlar, eğer sentetik ise bizlere alerji bile yapar. Ancak kokumuzun sinmeye başladığı zamanlardır o anlar... Bizle yatar bizle kalkarlar. Hatta büyüklerimiz habire onu yanımızda tutar. Mamamızı bile ona yedirmeye çalışarak bizi kandırır, sonra aynı kaşıkla ağzımıza tıkarlar...

1. Türk hamamı 2. Denizde lüks otel 3. Cami 4. Deniz sefası 5. Formula 1 heyecanı 6. Deveyle safari 7. Dünyanın tek 7 yıldızlı oteli 8. Jumeirah plajı 9. Deniz Dünyası akvaryumu Zekeriya Öz ve arkadaşları en çok hangisinde iyi vakit geçirdi acaba?

Umut, irade, amaç, sadakat referanslar olmuştur artık. Anılarda bile kalmamış oyuncak ayı çoktan bir kenarı yırtık... Çocuk ruhu zor geçer bu günlerde. Hele bir de ana baba sadece çiftleşmek için evlenip bizi terk ettiyse... Kod adı “İsmail”in hikayesi vardır işte tam burada. Takla güvercinleridir artık onun ana babası... Terk edilmiştir kendi yalnız dünyası... Kanat açıp özgür kalacağı tek ailesidir güvercinler. Bir gün komşu damına kaçan güvercinin peşinde gider. Komşunun ayısı şikayet eder hemen, “haneye tecavüz” diye hiç sebep betimlemeden. Sol kolunda damga ile gelir Prof. Dr. Bahar Gökler’e o gece karakoldan geçince... Kim bilir hangi ayıdır o küçük ayı takım yıldızının azizliği. Ama kalmamıştır orman ayısının bekareti. O da sadece bakandır artık. “Orman ayısı”dır lakabı yazık. Öküz bile yasaktır... Çünkü yaş 18’i geçmiş, haram olmuştur kazanç ve mertebe denen azık...

Aydinlik 20140109  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you