Issuu on Google+

M.Ö 2000’li yıllara dayanan bir tarihe beşiklik eden Balıkesir, Türkiye’nin en gelişmiş ve seçkin turizm merkezlerinden biridir. ‘İlk’ lerin ve ‘En’ lerin kenti olarak bilinen ilimiz, irili ufaklı adaları, yeşil zeytinliklerle birleşen eşsiz koyları, mavi bayraklı plajları, asırlardan bu yana şifa dağıtan termal kaynakları ve oksijen çadırı olarak bilinen Kazdağları ile, ülkemizde turizmin başladığı yer olarak bilinir. Yöresel lezzetlerinin zenginliğiyle de dikkat çeken Balıkesir, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile yılın 12 ayı turizmin yaşandığı bir cennettir. Marmara ve Ege denizlerinde sahili bulunan ilimiz, kaplıcaları, deniz kenarındaki dinlenme ve kamp tesisleri yönünden çok zengindir. Küçük kasabaları ve bozulmamış doğal yapısı ile misafirlerini büyüleyen Balıkesir, Türkiye turizminin cazibe merkezi olmayı sürdürüyor.

Ahmet TURHAN Vali

YAPIM / PRODUCTION

Kapak Fotoğrafı: Prof. Dr. Recep Efe

www.renklikalem.com.tr bilgi@renklikalem.com.tr

08

Medeniyetler Beşiği:

38

Tatilin Büyülü Aynası:

58 64 76 86 96 102 118 126

BALIKESİR Ayvalık Bir Zamanların “Küçük İstanbul”u:

Balya Balıkesir’den Dünyaya Açılan Pencere:

Bandırma Şans Tanrıçasının İkizi:

Bigadiç Kuzey Ege’ye Işık Saçan:

Burhaniye Ege’nin Anadolu’ya Dönük Yüzü:

Dursunbey Keyifli Bir Tatilin İdeal Alternatifi:

Edremit Ekoturizm Cenneti:

Erdek

132

Şifa Dağıtan İlçe:

142

Yiğitler Mekanı:

148 154 159

Gönen Havran Balıkesir’in Orta Yeri:

İvrindi Şeftali Diyarı:

Kepsut Sağlık Deposu:

Manyas

164

Huzur Dolu Bir Tatilin Adresi:

172

Peribacalarıyla Küçük Bir Ürgüp Örneği:

178 188

Marmara Adası Savaştepe Sıcak Su Kaynakları ile:

Sındırgı Yolculukların Vazgeçilmez Durağı:

Susurluk

Atatürk’ün Heybetini Taşıyan İlçe:

Gömeç

İÇİNDEKİLER

8

Medeniyetler Beşiği:

BALIKESİR

Bir yanını mitolojideki adı Aegeus Pontos olan Ege Denizi’ne, diğer yanını bir iç deniz olan Marmara’ya yaslayan Balıkesir, yüzyıllardır birçok medeniyeti topraklarında barındırmıştır. Dünyanın en temiz oksijeninin solunduğu bu il, insanoğlunun hayal edemeyeceği kadar yeşil, kulaçlarının yetmeyeceği kadar mavidir. Balıkesir’de yaşam M.Ö. 3-4 bin yıllarında başlar. Bir söylentiye göre; bu havalinin bal’ı kesir (çok) olduğundan burada kurulan şehre “Balıkesir” denmiştir. Diğer bir rivayet ise; Balıkesir adının, bölgeyi zapteden İranlı Devlet adamlarından Balı-Kisra’nın adından geldiği veya Polikayseros’ dan bozma olduğudur. Ancak; birçok tarihçinin kabul ettiği bilimsel gerçeğe göre ise, İmparator Hadrianus’un burada yaptırdığı şatonun ünlenerek Paleo adını kazanmasının ardından şehrin ismi buradan türetilir.

9

10

Mysia’dan

Balıkesir’e Balıkesir’in tarihi, en eski yerleşim bölgelerini kapsayan Arkaik Çağ’ın M.Ö. 3 bin yılına dek uzanır. Antik Çağ’daki adı Mysia olan bu bölgede, bağımsız bir devlet kuramayan Mysialılar yaşardı. Sırasıyla Truva, Hitit, Frig, Pers (İranlılar), Büyük İskender ve Bergama krallıklarının egemen olduğu bu bölge Bergama kralının ölümünden sonra M.Ö. 1129’da Romalıların eline geçti. Romalılar bölgeyi, vergi ve kölelik sistemleriyle uzun süre sömürdü ve baskı altında tuttu. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra; Balıkesir’in de sınırları içerisinde kaldığı Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma) bu bölgedeki hakimiyetini uzun yıllar sürdürdü. Hz. Muaviye zamanında Müslüman Araplar, fethedileceği Hz. Peygamber tarafından müjdelenen başkent Konstantinopolis’i almak için sefere çıktıklarında, bölge ilk defa Müslümanlarla karşılaştı ve M.S. 670-678 yılları arasında Arapların idaresinde kaldı. İslam ordusu, şehri 5 yıl kuşatma altında tutmasına rağmen fethedemeyince geri çekildi. Ancak iç savaşlar ve dış saldırılar karşısında iyice zayıflayan Bizans, sonunda derebeylerin eline kaldı.

11

12

Batı Anadolu Türkleşiyor 1071’de Alparslan’ın, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’e karşı kazandığı Malazgirt Savaşı’yla Anadolu’nun kapıları Türklere tamamen açıldı. Anadolu’da Selçuklu Devleti’ni kuran Kutalmış oğlu Süleyman, İznik’ten sonra Çanakkale, Adalar Denizi (Ege), Lidya ve İyonya taraflarını da ele geçirdi ve 1076’da Mysia şehirlerini Bizanslılardan alarak Türk hakimiyetine kazandırdı. Ancak Haçlı Seferleri’nin neticesinde ve I. Kılıç Arslan’ın da vefatından sonra Selçuklular, Batı Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldı. Mysia şehirlerini tekrar ele geçiren Bizanslılar, 1206 yılından itibaren Selçukluların uç beyliklerinden olan Türkmenlerin yaptığı akınlar nedeniyle, bölgeyi Türklere bırakarak boşalttı. Moğol baskınından kaçan Türk kabileleri ise 1260 yıllarında Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi’ne gelip yerleşti ve bölgedeki Hristiyan nüfus kadar bir çoğunluğa ulaşıp, buraları Türkleştirdi. Bu tarihlerde Selçuklu Devleti iyice zayıflamış ve merkeze uzak bölgelerde kontrolünü kaybetmişti.

13

Selçuklu Devleti zamanında Anadolu’nun batısına yerleşen bazı Oğuz boyları, buralarda “uç beylikleri” kurdu. Hem Selçuklu sınırını koruyan hem de Bizans içlerine akınlar düzenleyen bu uç beyliklerinden bir tanesi de; Batı Anadolu’daki Msyia’da 13. yüzyıl sonlarında kurulmuş olan Karesi Beyliği’ydi. Adını, bölgeye beraberinde büyük bir Türkmen grubuyla gelen Karesi Bey (Kara İsa)’den alan bu beylik Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından bir süre önce bağımsızlığını ilan etti. 1300 yıllarında kurulan Karesi Beyliği merkez yaptığı Balıkesir’den başka; Bergama, İvrindi, Ayazmend (Altınova), Edremit, Kemer Edremit (Burhaniye), Bayramiç, Ayvacık, Ezine, Fırt (Susurluk), Bigadiç ve Sındırgı yerleşim yerlerini topraklarına kattı. Bu yıllarda Karesi Beyliği, deniz gücü bakımından komşusu bulunan Osmanlı Beyliği hükümetinden daha güçlü durumdaydı. Karesi Bey’den sonra yerine geçen Aclan Bey zamanında, Osmanlı Beyliği ile çok iyi münasebetler kuruldu. Aclan Bey’in Orhan Gazi’nin yanında bulunan oğlu Dursun Bey, ağabeyi Demirhan Bey tarafından öldürülünce bu duruma çok üzülen Orhan Gazi, halkın ve ileri gelenlerin de isteği üzerine Karesi Beyliği’ni Osmanlı topraklarına kattı. Böylece henüz kuruluş döneminde bulunan Osmanlı Devleti, kendi rızalarıyla bu beyliğe ilk olarak iltihak eden halkla büyük bir Türk kitlesi, değerli komutanlarla da askeri güç ve iyi bir donanma kazanmış oldu. Ardından Orhan Gazi Karesi’yi, merkeze bağlı bir sancak haline getirip, adını da değiştirmeden Karesi Sancağı yaptı ve sancağın merkezi olan Balıkesir’e, oğlu  Şehzade Süleyman’ı sancak beyi olarak tayin etti. Böylece Karesi, aynı zamanda bir Şehzade Sancağı oldu. Yıldırım Bayezid’in 1402’de Ankara’da Timur’a yenilmesinden sonra ise Balıkesir ve civarı da Timur ordusunun yağmasına maruz kaldı. Bu dönemde duraklayan Osmanlı Devleti topraklarında beylikler kurulmaya ve kardeşler de aralarında taht kavgalarına başlamıştı. Çelebi Mehmed’in

14

hükümdarlığı döneminde tekrar eski dirlik ve düzenine kavuşan ülke; ilerleme ve yükselme dönemlerinde zaman zaman meydana gelen kıtlık (1502), çekirge salgını (1525), medrese talebeleri (suhte) isyanı (1572) ve diğer isyanlar gibi bir takım olumsuz olaylara sahne oldu. Balıkesir ve civarı da bu hadiselerden etkilendi. 17. yüzyıl sonlarında meydana gelen göç hareketlerinde Balıkesir yöresine çok sayıda Yörük, Türkmen ve Çepni gibi muhtelif Türk boyları gelip yerleşti. İlerleyen yıllarda da devam eden göç problemini kökünden halletmek isteyen devlet, 19. yüzyılda planlı bir iskân politikası takip ederek göçebe halde yaşayan pek çok aşiret ve topluluğu uygun yerlere yerleştirdi. 1800’lü yılların sonlarına doğru gerek ülke genelinde ve gerekse bölgede yaşanan ekonomik, siyasî, askerî, idarî pek çok olaylar neticesinde, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine gelindi. Osmanlı’nın aldığı dış borçları ödeyemeyerek mali iflas yaşaması sonucu alacaklarının tehlikeye düşmesinden korkan Avrupa Devletleri, 1880’de Dûyun-ı Umûmiye (Genel Borçlar ) idaresini kurdurup, devlet gelirlerinin bir kısmını doğrudan toplamaya başladı. Dûyun-ı Umûmiye şubeleri memleketin her yerinde olduğu gibi, Balıkesir, Ayvalık ve Bandırma gibi bölgenin yüksek gelirli yerlerinde de yıllarca faaliyet gösterdi. Balıkesir, Osmanlı Devleti’nin “93 harbi” diye anılan 1877-1878 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı ve  1912-1913 yıllarında Balkan Harbi’nde yenilmesi sonucu Balkanlardan çok sayıda göç aldı.  Rus ve Bulgarların katliamından kaçabilen pek çok insan Balıkesir ve civarına yerleşti. Ayrıca Rusların eline geçen Kafkasya topraklarından ve özellikle Kırım’dan kitleler halinde gelen insanlar bölgenin muhtelif yerlerinde iskân edildi.

15

Kuva-yi Milliye

Ateşini Yakan Şehir: 1914-1918 yılları arasında cereyan eden I. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı Devleti askerlerinin çarpıştığı pek çok cepheden bir tanesi de, bölgedeki Çanakkale Savaşı’dır. Bu savaş, ülkenin her tarafında olduğu gibi Balıkesir’i de menfi olarak etkilemişti. Yunanlılar, I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ve oldukça zayıf düşen Türklerin bu durumunu fırsat bilerek gözlerini Batı Anadolu topraklarına dikti. İtilâf devletlerinin tehditleri altında bulunan ve yeterli askeri, silahı olmayan, devletin de aciz kaldığını gören Türk halkı, müdafaa cemiyetlerinin temellerini attı. Avrupa devletlerinin de desteğini alarak 15 Mayıs 1919’da İzmir’e giren Yunanlılar, işgallerini Anadolu’nun içlerine doğru yaymaya başladı. İzmir’in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919 tarihinde Balıkesir’e gelen işgal haberi büyük heyecana yol açtı. Önce belediyede daha sonra ise Okuma Yurdu’nda toplantılar yapıldı. İşgali protesto için itilaf devletleri temsilcilerine telgraflar çekildi. Zarbali Hulusi Bey’in evinde yapılan gizli toplantılardan sonra Alaca Mescid’ te daha geniş bir toplantı yapılması kararlaştırıldı. 19 Mayıs günü ikindi namazından sonra kalabalık bir cemaat mevlit okuma bahanesiyle gizlice toplandı. Mevlid okunması bitince Karesi Mebusu Vehbi (Bolak) Bey ayağa kalkarak cemaate hitaben bir konuşma yaptı.

16

Mehmet Vehbi Bey İzmir’in işgali sonrası yaşanan zulümden bahsettikten sonra: “Bu faciaların Balıkesir’in başına gelmesi yakındır. Bu iş yazışma, protesto ile engellenemez. Yapılacak ilhakı fiilen reddetmek için, bir Reddi-i İlhak heyeti kuralım. Bu cemiyete girmek her müslümanın borcudur. Bizim atacağımız her kurşun, şark ve İslam aleminin ebedi kurtuluşuna, yoksa maazallah ebedi esaretine sebep olacaktır” dedi. Toplantının sonunda her türlü kararı almaya yetkili kırk bir kişi belirlendi. Karesi Meb’usu Vehbi Bey, Siverek Meb’usu Vehbi Bey, Belediye Reisi Keçeci Hafız Mehmet Emin Bey, Müftü Nennicizade Abdullah Efendi, Abdülgafur Efendi, Zarbali Hulusi Bey, Tireli Sabri Bey, Dâvâvekili Sadettin Bey, Kocabıyık Mehmet Bey, Abdüsselâmzâde Cemil Efendi, Arap Sadettin Bey, Beypazarlı Hafız Mehmet Efendi, İbrahim Bakir Efendi, Kuyumcuzade Ali Efendi, Abdülaziz Mecdi Efendi oğlu Ahmet Nur Bey, Dâvâvekili Said Bey, Ocakîzade Talat Bey, Eski Nüfus Müdürü Hakkı Bey, Marmara Nahiyesi Müdürü İsmail Hakkı Efendi, Giritlizâde Muhittin Bey, Ahmet Vehbi Bey, Gönenli Osman Bey, Kunduracı Nuri Usta, Dâvâvekili Süleyman Sadi Bey, Lâz Hacı Mustafa Efendi, Hoca Asım Efendi, Budakzade Hafız İsmail Efendi (Melekzade Hacı Hafız Mehmet Efendi), Hafız Eminiddin Efendi, Hafız Haydar Efendi, Muzaffer Efendi, Emekli Binbaşı Ahmet Bey, Alaybeyi Rıza Bey, Kadizade Mustafa Efendi (Hoca Süleyman Vehbi Efendi), Yörük İbrahim Efendi, Keşkekzade Hacı Eşref Efendi, Yırcalızade Şükrü Efendi, Basribeyzâde Şevki Bey, Somalı Hacı Hafız Kazım Şükrü Efendi, Silahçı Şevki Bey, Arnavut Rasim Bey ve Hacı Kamil Efendi’den oluşan bu yetkili heyet Balıkesir tarihine ismini altın harflerle yazdırdı.

17

Silahlı mücadele kararının alındığı bu toplantı Balıkesir Kuva-yi Milliyesi’nin ilk ve en önemli temel taşı oldu. Mondros Ateşkes Anlaşması, boğazların işgali, İstanbul’un kontrol altına alınması, Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmış olması, halk desteğinden yoksun İstanbul hükümetlerinin devlete, millete ve vatana sahip olamayışı, nihayet İzmir’in işgaliyle görülen facialar üzerine, bütün vatan sathında olduğu gibi, Balıkesir’de de millet kendi kaderine sahip çıktı. Önce Redd-i İlhak adıyla cemiyetler kuruldu. Ardından da daha geniş halk yığınlarının desteğini almak üzere kongreler tertip edildi. Birincisi Dar’ün Nafia Medresesi’nde 28 Haziran 1919’da toplanan kongrelerin besincisi 10 Mart 1920’de toplandı. Redd-i İlhak Cemiyeti ve özellikle Balıkesir Kongreleri, ilerleyen düşmanı durdurarak ve ayaklanmaları bastırarak, düzenli ordunun kurulması için bir yıllık zaman kazandırdı. Kısa zamanda gelişen karşı koyma hareketi (Redd-i İlhak) sonucu Akhisar, Ayvalık, İvrindi cephelerinde 13 ay direnildi ve 30 Haziran 1920’de işgal edilen Balıkesir, 6 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtuldu. Balıkesir, Milli Mücadele’de Redd-i İlhak Cemiyeti’ni kuran ve düşmana karşı koyan ilk iller arasında olması nedeniyle tarihte önemli bir yer almıştır. Balıkesir, Ege’de kendi imkanları ile düşman işgaline son veren tek şehir olması itibariyle de Milli Mücadele’nin ilk ve en önemli halkasıdır. Milli Mücadele’nin en önemli dönemlerinde Balıkesir’de Hasan Basri Çantay tarafından çıkarılan Ses Gazetesi Balıkesirlilerin ve Kuva-yi Milliyecilerin yanında yer alan Anadolu insanının gür sesi olmuştur. M.Akif Ersoy da Ses’in ilk sayısına gönderdiği yazıda: “Düşman sesi duymak istemezsen Kardeş sesidir, uyan bu sesten; Kalkınca görür ki akşam olmuş Vaktiyle uyanmayan bu sesten” dizeleri ile Balıkesir halkının ve Türk milletinin işgal ve esareti kabul etmeyeceğini dünyaya haykırmış ve Balıkesirlilerin hiç bir yerden talimat almaksızın vatan müdafaasına koşmalarına kıvılcım olmuştur.

18

19

Atatürk’ün Balıkesir Konuşması Ulu Önder Atatürk, Balıkesir’i 7 kez ziyaret etti. 6 Şubat 1923’te gerçekleşen ilk ziyarette İzmir’den trenle Balıkesir’e gelen Mustafa Kemal Paşa’ya, eşi Latife Hanım ve Kâzım Karabekir Paşa da eşlik etti. Atatürk, Milli Kuvvetler Caddesi üzerine serilen halılar ve devasa taklarla (büyük giriş kapısı) süslenen cadde boyunca halkı selamlayarak belediye binasına gitti ve burada yapılan geçit törenini izledi. Balıkesir, Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı büyük bir sevgi ve coşku ile kucakladı. Paşa geceyi Sacitzade Mahmut Bey’in evinde geçirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılırken Mustafa Kemal Atatürk halkla iç içe olmayı, memleketin esas sahipleri ile birlikte hareket etmeyi ilke edindiği için olsa gerek, sürekli Anadolu’yu dolaşarak, halkının yanında olmuş, sorunlarını dinlemiş, Cumhuriyet’in kurulmasına yardımcı oldukları gibi korumalarını da istemişti. Nitekim,7 Şubat 1923 günü öğleyin Paşa Camii’nde okunan mevlitten sonra minbere çıkarak yaptığı konuşmada da bu konulara değindi. “Balıkesir Hutbesi” diye anılan bu konuşmasında “Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun” diyerek söze başlayan Ulu Önder, kurulacak yeni devletin temel esasları ile devrimler ve Cumhuriyet’e ışık tutan mesajlar verdi.

20

Atatürk, Zagnos Paşa Camii Hutbesi’nde cemaate şöyle seslendi: “ Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur’ân-ı Azimüşşan’daki açık ve kesin hükümlerdir. İnsanlara maneví mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenâb-ı Hak’tır. Arkadaşlar! Cenâb-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Hazret-i peygamber’in mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum. Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, söylenenleri dinleme ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani birbirimizin görüş ve düşüncelerini almak için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihninin başlı başına faaliyette bulunması lâzımdır. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz için her şeyden önce hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin birleşmesinden ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.”

21

Şadırvan ve Saat Kulesi

22

”İLK”lerin ve “EN”lerin Kenti:

BALIKESİR

Ayvalık, Edremit ve Erdek gibi gözde turizm merkezleriyle yaz aylarının uğrak illerinden biri olan Balıkesir, tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri ile 12 ay yaşanılabilecek bir turizm cennetidir aslında. Hem Ege hem de Marmara Denizi’ne kıyısı olan tek il olmasının yanı sıra birçok yönüyle de “ilk”lerin ve “en”lerin kentidir Balıkesir. Mavi bayraklı plajları, eşsiz koyları, irili ufaklı adaları, asırlardır şifa dağıtan termal kaynakları ve oksijen çadırı niteliğindeki Kazdağları ile ülkemizde turizmin ilk başladığı yerlerden biridir. Hitit döneminin Assuva’sı, Antik Çağ’ın Mysia’sı olarak pek çok medeniyete ev sahipliği yapan kent, Osmanlı Devleti’ne ilk katılan beylik olan Karesioğulları’nın merkezi ve Kuva-yi Milliye hareketinin başladığı illerden biri olarak da tarih sayfalarına adını altın harflerle yazdırmıştır. 18 ilçesinin konumuyla birbirinden farklı kültür ve turizm örneklerinin sunduğu kent, günümüzde İzmir, İstanbul ve Ankara gibi üç büyük ilin transit merkezi olması nedeniyle tarih, turizm, doğal ve folklorik değerler bakımından da oldukça zengindir. İlçelerinde her yıl yerli ve yabancı misafirlere ev sahipliği yapan Balıkesir’in il merkezi, çoğu turistin kıyısından geçtiği bir yer de olsa, ziyaretçileri bekleyen doğal ve tarihi güzellikler görülmeye değerdir. Tarihi camileri ve Kuvâ-yi Milliye Müzesi, geçmişe yolculuk vaat ederken, Saat Kulesi’yle zamanın bilmediğiniz bir diliminde bulursunuz kendinizi. Atatürk Parkı’nda dinlenir, kentin içinde olduğunuzu unutturan Değirmen Boğazı’nda rahatlamanın tadına varır, binlerce yıldır hastalıklara şifa olan Pamukçu Kaplıcaları’nda sağlıklı günlere adım atarsınız. İyisi mi siz, tatil güzergahınıza Balıkesir’in merkez ilçesini de ekleyin ve sahip olduğu değerleri görmeden dönmeyin.

23

Zağnos Paşa Camii

Yıldırım Camii

Tarih ve Kültür Kenti Zağnos Paşa Camii: Cami, hamam, türbe, muvakkıthane, muallimhane ve bedestenden oluşan site, Balıkesir’in en büyük ve mimari yönden en mükemmel külliyesi durumundaydı. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in ünlü veziri Zağnos Mehmed Paşa tarafından, o zamanki şehrin kenarına yapılan külliyeden, sadece hamam ve cami günümüze ulaşabilmiştir.

Yıldırım Camii: Yıldırım Mahallesi’nde bulunan ve halk arasında “Eski Cami” olarak adlandırılan cami, Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid tarafından 14. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. Yıldırım Camii, avlusunda 12 odadan oluşan medrese, imaret ve şadırvanla birlikte bir külliye durumundadır.

24

Tahtalı Camii: Dinkçiler Mahallesi’ndeki cami, 1452 yılında yapılmıştır. Kim tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamayan Tahtalı Camii ’nin ilk yapısından günümüze yalnızca minaresi gelebilmiştir. 1513 depreminde yıkılan ve sonra yenilenen cami, dikdörtgen plânlı bir yapıdır.

Kasaplar Camii: Kasaplar Mahallesi’nde bulunan cami, kitabesine göre 1649 yılında yapılmış, depremlerden zarar görmüş, 1811, 1894 ve 1901 yıllarında onarılmıştır. Kare plânlı küçük bir cami olup, zemindeki klâsik tuğla döşemeler ilk yapıldığı dönemden kalmıştır.

Şeyh Lütfullah Camii: Lütfullah Mahallesi’nde yer alan caminin 16. yüzyılda Hacı Bayram-ı Veli’nin arkadaşlarından Şeyh Lütfullah tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Orijinal konumu ile günümüze gelemeyen cami, 1907’de yenilenmiştir. Dikdörtgen plânlı kesme taş bir yapı olan caminin avlusunda sekiz köşeli, üzeri saçaklı bir kubbe ile örtülü şadırvanı bulunur.

Alacamescid Camii:

Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan caminin kitabesi günümüze ulaşmadığından yapım tarihi belli değildir. Alacamescid Camii, 1919 yılında Balıkesir’deki Kuvâ-yi Milliye Hareketi’nin ilk kararlarının alındığı yer olması nedeniyle tarihi bir öneme sahiptir.

25

Karaoğlan Camii:

İbrahimbey Camii (Haci Arifağa Camii):

Karaoğlan Mahallesi’ndedir. Gazi Süleyman Paşa ile Rumeli’ye geçen Karaoğlan isimli birinin 1356’da yaptırdığı söylenmektedir. Günümüze orijinal biçimiyle gelememiş olup, bugünkü yapı 1908 yıllarına aittir.

Hisar İçi Mahallesi’nde Alaca Sokak’tadır. Giriş kapısı üzerindeki yazıtından 1465’te Zağnos Paşa’nın oğlu Mehmet Çelebi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Sonraki yıllarda yıkılan cami, 1739’da Yahşi Bey’in oğlu İbrahim Bey tarafından yenilenmiş, 1899’da da Hacı Arif Ağa tarafından onarılmıştır. Cami kesme taştan kare plânlı olup, ahşap kiremitli bir çatı ile örtülüdür.

Omurbey (Umurbey) Cami i: Omurbey Mahallesi’ndedir. Hacı Omur Bey tarafından 1413’te yaptırılmış, 1635 ve 1925’te iki büyük onarım geçirmiştir. Cami üzerindeki üç yazıttan biri yapıldığı tarihi, diğerleri de onarımlarını belirtmektedir. Son cemaat yeri olmayan cami oldukça basit olup, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır.

Yeşilli Camii (Hisariçi Camii): Eski Kuyumcular Mahallesi’ndeki camiyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Yalnızca cami üzerindeki yazıttan Külahçızade Hacı Mustafa Efendi tarafından 1786’da onarıldığı anlaşılmaktadır. Cami dikdörtgen plânlı, ahşap çatılı küçük bir yapıdır. Yeşil renge boyandığından ötürü de halk arasında Yeşilli Cami ismiyle tanınmaktadır.

26

Oruç Bey Mescidi: Kayabey Mahallesi’ndedir. Rumeli’ye geçen Osmanlı komutanlarından Oruç Bey adına 1471 yılında yapılmıştır. Ancak çeşitli yıllarda yapılan onarımlarla özgün biçimini kaybetmiştir. Bu camilerin dışında Balıkesir merkezinde, Hakkı Çavuş Camii, İbrahim Ağa Camii, Martlı Camii, Hacı Alibey Camii, Eski Hamidiye Camii, Eski Yıldırım Camii, Hacı Kaya Camisi, Seferağa Camii, Okçu Camii, Eminağa Camii, Çırpılı Camii, Hacı Sefer Camii, Kırımlı Cami, Yoğurtçu Camii, Vicdaniye Camii, Çınarlı Camii, Kayabey Camii, Mecidiye Camii, Akçaköy Camii bulunuyor.

YeĹ&#x;illi Camii

27

Kuvâ-yi Milliye Müzesi: Müze oluncaya kadar, eski belediye binası olarak kullanılan bina, 1840 yılında Karesi Sancağı Defterdarı Girid-i Zade Mehmet Paşa’nın konağı olarak yaptırılmış. Kurtuluş Savaşı sırasında İzmir’in işgalinin akabinde, 16 Mayıs 1919’da Balıkesirlilerin toplanarak silahlı mücadele kararının alındığı ve Kuvâ-yi Milliye ateşinin parladığı binadır. Konağın kompleksi içinde bulunan ve 1913 yılında “Okuma Yurdu” olarak açılan ve yine 18 Mayıs 1998’de “Milli Mücadele Tarihimiz Kitaplığı” olarak hizmete giren binada 6 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir’e ilk gelişlerinde Atatürk’ü de misafir etmiş. İki kata yayılan seksiyonlardan oluşan müze, Pazartesi hariç mesai saatlerinde ziyaret edilebilmektedir.

28

Saat Kulesi 1829 yılında Giritli Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Saat Kulesi, 1897 yılındaki deprem nedeniyle yıkılınca, 1901 yılında bugünkü şekliyle yeniden inşa edilmiştir. Kare prizma şeklindeki bina, beyaz kesme taş ile yapılmış ve kabartma işçiliklerle de süslü hale getirilmiş. En üst kat kubbe ile örtülen ve büyük bir çan eklenen Saat Kulesi’nin dört yönüne de birer saat konmuştur.

Şadırvan Saat Kulesi’nin yakınında yer alan Şadırvan’ın 1908 yılında Ömer Ali Bey zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Pembe granitten yedi sütuna oturan soğan şeklinde bir kubbenin bulunduğu Şadırvan’da, kemerlerle bağlı sütunların üzerinden yatay bir silme ve saçak yer almaktadır.

29

Atatürk Parkı

Doğal Güzellikler Değirmen Boğazı Piknik Alanı: Piknik alanı, Balıkesir-Bursa karayolunun 10. kilometresi üzerinde yer alır. Toplam alanı 250 hektar olan sahada; girişte satış standları, içeride kır gazinosu, kafeterya, büfe, çocuk oyun alanları, basketbol sahası ve otopark bulunuyor. Piknik alanı çam, selvi, söğüt, gibi 52 tür ağacı bünyesinde bulunduruyor.

Necati Sezgin Piknik Alanı: Balıkesir-Edremit karayolunun 40. kilometresinde bulunan piknik alanında; büfe, lokanta, yağmur barınağı, çeşme, piknik üniteleri gibi ziyaretçilere hizmet verebilecek tesisler yer alır. Kızılçam ağaçlarının bulunduğu sahada sakin ve huzurlu piknik yapmak mümkündür.

Çamlık Şehir kenarında şehre hakim bir tepe olan Çamlık’ta, çam ağaçları altında dinlenmek ve piknik yapmak mümkündür. Saha içinde bir restoran ve halı saha bulunmaktadır.

Atatürk Parkı Şehrin merkezinde, çam ve çitlenbik ağaçları ile kaplı Atatürk Parkı; gazinoları, çocuk bahçeleri ve iki büyük havuzu ile geniş bir alana yayılır. Balıkesir’deki etkinliklere de ev sahipliği yapan park içerisinde 6 Eylül 1963’te tamamlanan Atatürk Anıtı yer alır.

30

Şifa Kaynağı Kaplıcalar Pamukçu Kaplıcaları: Balıkesir ili, termal kaynak bakımından dünyaca bilinen şifalı sulara sahiptir. İl merkezinde bulunan Pamukçu Kaplıcaları da bunlardan bir tanesi. Merkeze 15 kilometre uzaklıktaki Pamukçu beldesi sınırları içersinde bulunan Pamukçu Kaplıcaları’nın suyu, enflamatuar (iltihabi) romatizmal hastalıklar, eklem hastalıkları ile ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir cerrahisi sonrası uzun süreli hareketsiz kalma durumları, stres bozukluğu ve spor yaralanmaları, ayrıca osteoporozda destekleyici tedavi unsuru olarak kullanılıyor. Şehir merkezinden yarım saat aralıklarla kalkan dolmuşlarla ulaşabileceğiniz bölgede, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan işletme belgeli 5 yıldızlı bir otel ile Pamukçu Belediyesi’ne ait bir konaklama tesisi bulunmaktadır.

31

Kurtdereli Mehmet Pehlivan Güreşleri Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nden sonra Türkiye’nin en büyük yağlı güreş organizasyonu olan Balıkesir Kurtdereli Mehmet Pehlivan Yağlı Güreşleri, 1961 yılından bu yana düzenlenmektedir. Müsabakalar, dünya spor tarihinde önemli bir yeri olan Balıkesirli ünlü güreşçi Kurtdereli Mehmet Pehlivan adıyla, Merkez Kurtdereli Köyü’nde yapılır. Temmuz ayının ikinci haftasında yapılan güreşlere, Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ne katılan güreşçiler de katılır. Üç gün süren etkinliklerin son günü yağlı güreşleri kapsar.

32

Kurtdereli Heykeli

33

Tirit

Tadı Damaklarda Kalan Lezzetler Balıkesir, Marmara, Ege ve iç kesimlerin iklim özelliklerine sahip olması ve topraklarının verimliliği dolayısıyla zengin ürün çeşitliliğine sahiptir. Kültürel birikiminin etkisiyle Balıkesir mutfağının temelini geçmişten günümüze geleneksel olarak yapılan yemekler oluşturur. Özellikle kuzeyinde ve doğusunda tahıl üretiminin bol olduğu Balıkesir’de ‘Keşkek’ önemli bir yemektir. Ayrıca; yörede hayvancılığın çok gelişmiş olması hayvansal ürünlerin ve süt ürünlerinin de tüm sofralarda yerini almasına zemin hazırlamıştır. Bunun dışında ilin merkez ve ilçelerinde lezzetine doyum olmayan yemekleriyle ünlü lokantaları çok yaygındır. Günün her saatinde bu lokantalarda Balıkesir’in kendine özgü yemeklerinin yanı sıra Türk mutfağının çeşitli lezzetlerini tatmanız mümkündür.

34

Höşmerim

Balıkesir Kaymaklısı

Düğün çorbası, keşkek, tirit ve Balıkesir köftesi yörenin geleneksel yemeklerindendir. Saçaklı mantı, arpa şehriye çorbası, acı filiz kavurması (ot yemeği), ebegümeci, erişte, güveç, kapama, köy-ev baklavası, kuzukulağı (ot yemeği); dağlık ve iç bölgelerde yapılan ve ateşte közlenen kapaktan çıkma, tarhana çorbası, üçgen şeklinde olan kulak mantısı, lokma, akkız (ot yemeği), mürdükaşı, peynirli patlıcan, kızılcık şurubu, Balıkesir mantısı, sura, sallama (börülce haşlama salatası); köylerde maşingalarda yapılan sini böreği, pirinçli semizotu, tırtıl baklavası, sarma, koruk suyu, Susurluk ayranı, Ayvalık tostu ve lor tatlısı; Körfez Bölgesi’nde daha çok yapılan midye çorbası, lokma tatlısı, kalamar dolması, levrekten yapılan Kuna’sı, kabak çiçeği dolması, balıklı bamya Balıkesir mutfağının bazı örnekleridir. Balıkesir Kaymaklısı, höşmerim, zerde ve kalbura bastı da Balıkesir’in ağızları tatlandıran lezzetlerindendir.

35

Geleneksel Mimari

Şehirde Anadolu geleneksel ev mimarisini yansıtan örneklerin tamamına yakını, kentin 15. yüzyıldan kalma çekirdek dokusunu oluşturan Aygören, Dumlupınar, Karaoğlan ve Karesi mahallelerinde yer alır. Bugün çok azı ayakta kalabilen bu evlerin tamamı, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında imar edilmiştir. Yapılar dama planlı ve dikey kesişen sokakların üzerine sıralanmış olup, evlere bakıldığında iç ve dış cephelerinde sadelik göze çarpmaktadır. Evlerin içinde kalem işi duvar ve tavan tezyinatları bulunur. Buna, karşılık iki özel örnek dışında basit ahşap tavan süsleri görülmektedir. Genel olarak ev yapısı taş temelli, ağaç merteklerle destekli ve genellikle dış üst kat cepheleri ahşapla kaplı şekildedir. Şehirdeki evlerin başlıca özelliklerine bakıldığında; evler genelde arazinin kot farkından oluşan bodrum ile üzerine yapılmış bir veya iki kattan oluşurlar. Binaların zemin katları mutfak ve kiler gibi servis mekânları olarak düzenlenmiştir. Üst katlar ise sofanın iki yanına yerleştirilmiş yaşam mekânları şeklinde kullanılmıştır. Evlerde sofa gerisinde bulunan yüklük veya dolap ile odalara da yüklük ve gusülhane yerleştirilerek sade fakat fonksiyonel mekânlar yaratılmıştır. Üst katlarda taşıyıcı sisteme ahşap kiriş ve hatıllar dahil edilmiştir. Dış ve iç cephelerde ahşabın dayanıklılığı ve dekoratif özelliğinden faydalanılarak ahşabın sıcaklığı evlere yansıtılmıştır. Ahşap iskeletli duvarlar sayesinde yapının y��kü zemine aktarılmıştır. Saçaklar iklim şartlarına uygun olarak çok geniş değildir. Tek veya çift taraflı merdivenlerle ulaşılan ana girişler iki sütunla desteklenen bir revakla geri çekilmiştir. Yukarı sürmeli giyotin tipinde yapılmış dikdörtgen, sık ve küçük pencereler ile cephe hareketlendirilmiş ve aydınlık mekânlar yaratılmıştır. Yapılarda düz ve çıkmalı olmak üzere iki çeşit cephe tipi görülür. Çıkmalı cephede üst kat çıkmaları sade eliböğründeler (payandalar) ile desteklenmiştir. Cepheye hakim olan kat, pencere ve çıkmalar ile dışa açılan “esas yaşam” katıdır.

36

Nasıl

Gidilir?

Marmara Bölgesi’nin önemli bir kenti olan Balıkesir’e kara, hava, demir ve deniz yolu ile ulaşabilirsiniz. İlimiz Ankara’ya 533 kilometre, Çanakkale’ye 207 kilometre, İzmir’e 173 kilometre, Bursa’ya 151 kilometre, Eskişehir’e 300 kilometre, İstanbul’a 394 kilometre uzaklıktadır. Karayolu-Demiryolu: İlimiz Ankara, İzmir, İstanbul, Çanakkale ve Bursa’ya asfalt, Ankara, İzmir ve Bandırma’ya demiryolu bağlantılıdır. Toplam karayolu ağı 1212 kilometre olup; il yolu 570 kilometre, devlet yolu 642 kilometredir. Balıkesir Terminal: 0 266 246 57 51 Hava Yolu: Balıkesir il merkezinde bulunan Balıkesir Havaalanı ve Edremit’ te bulunan Koca Seyit Havaalanı İstanbul ve Ankara bağlantılı olarak uçuşlarına devam etmektedir. Koca Seyit Havaalanı: 0 266 376 12 97 / 376 13 02 http://www.balikesirhavaalani.com/ http://www.korfez.dhmi.gov.tr/ Deniz Yolu: İstanbul’a Bandırma üzerinden deniz yolu ile 2,5 saatte ulaşmak mümkündür. İstanbul- Bandırma, Bandırma- İstanbul arası çalışan deniz otobüsü ve feribot seferleri için ayrıntılı bilgi: İDO - Bandırma Şubesi Bilgi Danışma: 444 4 436

37

38

Ayvalık

İLÇELER

Tatilin Büyülü Aynası:

Ayvalık

Zeytin ve çam ormanların denizle kucaklaştığı, iç içe geçmiş birbirinden güzel koyları, çevresini sarmalayan irili ufaklı 24 adası, adeta bir açıkhava müzesini andıran mimari yapıları ve büyüleyici denizaltı dünyasıyla keşfedilmeyi bekleyen bir turizm cennetidir Ayvalık… Kent yaşamının koşuşturmasından uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak ve sessizliğin tınısında ruhunu dinlendirmek ise gönlünüzden geçen, Ayvalık’ta aradığınızdan fazlasını bulursunuz. Türkiye’nin en güzel plajlarından olan Sarımsaklı’da denizin ve güneşin tadını çıkarabilir, gün batımını en güzel haliyle Şeytan Sofrası’nda yaşayabilirsiniz. Tarih kokan Cunda (Alibey) Adası’nda dolaşırken bir anda kendinizi Venedik’in labirenti andıran ya da Bizans’ın ihtişamlı sokaklarında bulabilirsiniz. Dalış tutkunuysanız şayet, Ayvalık’ın 60 dalış noktasında, Kızıldeniz’i aratmayan mercan resifleriyle bezenmiş gizemli su altı dünyasını keşfedebilirsiniz. Kısacası tatil anlayışınız ne olursa olsun Ayvalık, tüm misafirperverliğiyle karşılar sizi. Tek yapmanız gereken, fotoğraf makinenizi alıp yola düşmektir…

39

40

Ayvalık

İLÇELER

Ayvalık’ın Geçmişine Yolculuk Tarihte Cisthna, Taliani ve Kydonia olarak adlandırılmış çok eski bir yerleşim merkezi olan Ayvalık’a ilk yerleşenler, Misyalılar’dır. Yunan adalarından göçen milletler, Edremit Körfezi’ndeki adalarda koloniler kurmuşlardır. Ayvalık ve çevresi İ.Ö. 330-30 yılları arasında Makedonyalıların, M.Ö. 30-M.S. 395 arası Romalıların, M.S. 395-1453 arasında Bizanslıların hâkimiyetinde kalmıştır. Ayvalık’ın bilinen tarihi 1623 yılına kadar uzanır. Korsanların sürekli saldırısı karşısında civardaki adalarda yaşayanlar önce Kabakum’a, sonra Eğribucak’a yerleşmişler ve korsan saldırıları devam edince bu kez Küçükköy’e, oradan da bir göl görünümündeki Ayvalık’a geçmişler. Fatih’in Midilli’yi almasıyla bölgede korsanlık sona ermiş, deniz güvenliği sağlanmış ve civar adalarda yaşayan halk, Ayvalık ve Cunda adasına yerleşmiş. Daha önceleri balıkçılıkla geçinen halk, sanayi ve deniz ticaretini geliştirerek Ayvalık’ı bir kent haline getirmiş. 18. yüzyılda başlayan gelişme, papaz

İkonomou adıyla anılır. Osmanlı paşası Cezayirli Hasan Paşa ile kurduğu ilişki sonucunda Ayvalık’a otonomi sağlanır. 1773 yılında Ayvalık bağımsız bir yönetim haline gelir. Bu tarihten sonra kent gelişir, ekonomik ve sosyal gelişim mimariye de yansır. 1774 yılında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile tüm kıyı limanlarına konsolosluklar kurulur. Gelişim ve dışa açılmalar sırasında zeytinyağı, sabun fabrikaları kurulur ve ihracat başlar. Yılda 600 ticari gemi limana yanaşır. Bununla birlikte kente akademisyenler, din adamları, misyonerler, konsoloslar, sanatçılar gelmeye başlar. Bu durumuyla Akdeniz’in en tanınmış yerleşim yerlerinden biri olur. 1803 yılında açılan akademi, Batı Anadolu’nun en önemli akademisi olur. 1889 yılına gelindiğinde 20 bin nüfusu, 22 zeytinyağı fabrikası, 30 sabunhanesi, 80 değirmeni, 6 eczanesi, 11 mahallesi, 11 kilisesi, 6 okulu ve 4 bin 607 eviyle büyük bir yerleşim haline gelir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, mübadele (nüfus değişimi) ile Ayvalık’ta yaşayan halk Midilli ve Girit gibi Yunan adalarına, orada yaşayan Türkler de Ayvalık’a yerleştirilir.

41

Ayvalık

İLÇELER

Alibey Adası

Gezi Rotası Alibey (Cunda) Adası:

Bu adanın, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sindeki Yund Adaları olduğu, Yund adının giderek Cunda’ya dönüştüğü söylenir. Ayvalık’ta düşmana karşı ilk kurşunu attırmış komutan Ali Çetinkaya anısına ‘Alibey Adası’ olarak da anılır. Ayvalık’ı açık denize karşı kapayan bu adaya bir köprü ile karayolundan geçmek mümkün. Yazları Ayvalık’tan Alibey Adası’na her saat motor seferleri de yapılıyor. Neo - klasik hayranları, sessizlik ve doğa ile birlikte olmak isteyenler için en uygun yer olan adanın yüksek kesimlerinden boğazların, adaların, iç içe girmiş koylarının güzellikleri seyre değerdir. Meşhur papalinası, deniz mahsulleri, mezeleri ve zeytinyağlı ot yemekleriyle ada merkezinde sıralanmış balıkçı lokantalarında akşam yemekleri, adanın olmazsa olmazlarındandır.

42

Ayvalık

İLÇELER

Küçükköy: Küçükköy beldesi, koyları ve adaları ile dantel gibi örülmüş Ege denizinin 25 kilometrelik sahil şeridini kaplayan orman, kumsal, güneş zenginliği olan bir beldedir. Yörenin tarih önündeki gizemli örtüsü kaldırıldığında altından çok görkemli buluntuların çıkacağına inanılmaktadır.

Çamlık: Şehrin hemen kenarında şehre hakim bir tepe olan Çamlık, çamlarla kaplı doğası ve kır gazinolarıyla keyifli bir dinlenme yeridir.

Pordoselene Kulesi: Pordoselene Uygarlığı’nın yeri olarak gösterilen Maden Adası’nın tepesindeki kuledir.

Taşlı Manastır (Tımarhane Adası): Çamlık Koyu’nun tam karşısında kocaman bir kayalık ve bu kayalığın dibinde küçük bir bina gibi görünen Tımarhane Adası, mucizeleri nedeniyle bu adı almış. Adaya zincirlere bağlı olarak çıkanların, akılları başlarında indikleri söylenir.

Pordoselene Kulesi

Küçükköy

43

Şeytan Sofrası

44

Ayvalık

İLÇELER

Çıplak Tepe: Eskilerin Kalın Dağ dedikleri kraterin tepesidir. Çamlık’taki Tenis Kulübü’nün arkasına düşer. Zirvesinden koyları ve adaları değişik bir açıdan görme olanağı bulabilirsiniz.

Tavşan Kulakları Tepesi: Şeytan Sofrası’nın yanı başındaki tepe olan Tavşan Kulakları Tepesi’ne çıktığınızda, kulak biçiminde, üç insan boyu yüksekliğinde iki kaya ile karşılaşırsınız. Dipleri toprakta değil, yatay plakamsı bir kayanın üzerinde duran bu doğa harikasının manzarası da görülmeye değerdir.

Şeytan Sofrası: Yuvarlak bir sofrayı andıran görüntüsüyle sarp kayaların üzerinde bir tepe olan Şeytan Sofrası, denizi, koyları ve çamlıklarla süslü manzarasıyla gün batımının en güzel izlendiği yerlerden biridir.

İlk Kurşun Tepesi: Önceki kuşağın “İlyas Peygamber” dediği tepe olan İlk Kurşun Tepesi, kentin hakim noktasıdır. Cumhuriyet sonrasında, düşmana atılan “İlk Asker Kurşunu Anısına” “İlk Kurşun Tepesi” adı verilen bu tepe de görülmesi gereken yerler arasındadır.

Delikli Taş ve Kartal Yuvası: Çamlık Koyu’nda iskeleye gelindiğinde uç kısma kadar yürüyüp, Tımarhane Adası’yla bulunduğunuz yer arasındaki boğaza bakıldığında, ayağınızın altından başlayan, denizin içine ilerleyen kayalıklara eskiler, ’Kartal Yuvası’, az ötesinde ve denizden fışkırmış gibi duran delikli, katran rengi kayaya ‘’Delikli Taş’’diyorlar.

45

Saatli Camii

46

Ayvalık

İLÇELER

Hoşgörü Timsali İbadethaneleri Saatli Camii: İlçe merkezinde İsmet Paşa Mahallesi’nde yerli Rumlar tarafından kilise olarak yapılmış, 1928’den sonra camiye dönüştürülerek yaşatılmaya çalışılmıştır.

Çınarlı Camii: İlçe merkezinde, Hamdibey Mahallesi’ndedir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Ayvalık’ta oturan Rumlarca yapılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra camiye çevrilmiştir.

47

Taksiyarhis Kilisesi / Alibey Adas覺

48

Taksiyarhis Kilisesi / Şehir Merkezi

Ayışığı Manastırı: Alibey Adası’nın kuzeye doğru uzantısı olan Pateriça mevkiinde bulunur. Kendine özgü yapısı ve özelliklerini büyük ölçüde koruyabilmiştir.

Taksiyarhis Kilisesi:

1844 yılında inşa edilen kilise, Hıristiyanlar ile Müslümanların bir arada yaşadığı kentin ilk mahallesinde yer alır. Mimari özellikleri, içteki mermer işçiliği, dini konuları işleyen tavan süslemeleri, İsa’nın doğumundan ölümüne kadar anlatan resimleri ve aziz portreleri ile kentin halen bozulmamış en dikkate değer yapısıdır.

Taksiyarhis Kilisesi / Alibey Adası: Cunda Adası’nda bulunur. Tevrat ve İncil’den alınan dini konuların işlendiği fresklerle süslenmiştir.

49

Sar覺msakl覺 Plajlar覺

50

Ayvalık

İLÇELER

Kumsallar Sarımsaklı Plajları: Işık Tanrısı Apollon ile Ay Tanrıçası Selen’in aşkına tanıklık ettiği rivayet edilen Sarımsaklı, Türkiye’nin en iyi ve en uzun kumsalı olarak bilinir. Uzunluğu kesintisiz 5 kilometre eni ise 50 ile 100 metreye ulaşan plajları ile ülke genelinde başka bir örneği bulunmayan Sarımsaklı plajlarının, deniz suyunun arılığı ve insan sağlığına çok uygun radyasyon etkileşimleri ile dünyanın en mükemmel kumunu taşıdığı tescillidir. Bölge, 160’a yakın restoran, bar ve kafeterya, disko mekanlarına sahiptir.

Altınova: Ayvalık ilçesinin şirin bucağı Altınova, temiz sahillere sahiptir. İlçe merkezine 13 kilometre uzaklıkta olan belde, piknik ve gezi yerleriyle orman içinde dinlenmeye de olanak sağlar.

51

Ayvalık

İLÇELER

Cunda

İğdeli Plajı: İlçenin kuzey kıyısında temiz, ince kumuyla halka açık bir plajdır.

Alibey Adası (Cunda): İlçe merkezine karayolu ile 8 kilometre uzaklıktadır. Çevresi doğal plajdır.

Belediye Plajı (Cunda): Lale Adası’nda merkeze çok yakın olan plaj, Sarımsaklı Plajı’ndan sonra halkın denize girmek için en çok tercih ettiği yerdir.

52

53

K覺rm覺z覺 Mercanlar

54

Ayvalık

İLÇELER

Kızıldeniz’i Aratmayan Su Altı Dünyası Türkiye’nin en zengin sualtı dip yapısına sahip Ayvalık, özellikle 24 adası ve 60 civarı dalış noktasıyla 12 ay dalış imkanı sağlar. Sualtı florası ve faunası bakımından ekolojik niş oluşturan Ayvalık adalarında, binlerce yıldan beri oluşan deniz dibinin güzellikleri ve zenginliklerini görebilmek mümkündür. Sualtı biotası bakımından çok zengin bir bölge olan Ayvalık, 34 noktada “kırmızı mercan” tespit edilmesiyle Kızıldeniz’in önüne geçerek, birinci sıraya yerleşir. Türkiye’de kırmızı denizyıldızı sadece bu yörede bulunurken, deniztavşanı da yoğunluklu olarak Ayvalık sualtında görülmektedir. Balıkadamlar tarafından en çok tercih edilen dalış bölgesi olan Ayvalık’ta, mercan resifleri açısından çok renkli zengin dip yapısı ve tartışılmaz berraklıktaki deniziyle çok sayıda dalış bölgesi mevcuttur. Hava koşullarının kötü olduğu zamanlarda bile dalış yapılacak bölgelerin bulunması, derin akıntı, gece, reef dalışları ve değişen derinlikteki bölgeleriyle Ayvalık, her seviyedeki dalgıca hitap etmektedir.

55

Ayvalık

İLÇELER

Günübirlik Ada Turları Ayvalık Adaları’na yemekli ada turları yapan tekneler, ilçe merkezindeki Cumhuriyet meydanından sabah 10.00 gibi hareket edip, akşam 18.0019.00 gibi dönüş yapıyor. Bu teknelerde öğlen yemeğinde bu yöreye özgü ünlü Papalina balığını yenilebilir.

Midilli Adası - Ayvalık Arası Feribot Seferleri Ayvalık, Yunan Adaları’ndan Midilli’ye (Lesvos) de çok yakındır. Ortalama gidiş süresi 1 saat 45 dakika sürmektedir. Yaz aylarında hemen her gün karşılıklı seferler ile seyahat etmeniz mümkündür.

Ayvalık Pazarı Ayvalık deyince ilk akla gelebilecek şeylerden bir tanesi de alışveriştir. Her ihtiyacınızı kolayca karşılayabileceğiniz işletmeler mevcuttur. Özellikle perşembe günleri Ayvalık merkezde kurulan halk pazarı bölgenin alışveriş merkezidir. Bu pazarda her şeyi bulmak mümkün. Özellikle de Midilli Adası’ndan gelen yaklaşık 40-45 bin kişi de bu pazarın müdavimlerindendir. Perşembe pazarından sonra eski Gümrük Meydanı’nda bulunan Ayvalık Palas Oteli’nin altındaki pasaj bitpazarıdır. Eskiye dair aradığınız her şeyi bulabilir ve satın alabilirsiniz.

Nasıl Gidilir? Ayvalık ulaşım açısından oldukça önemli ve işlek olan 2 ayrı önemli yol üzerindedir. Çanakkale-İzmir arası D-550 ve E-87 karayolları arasındadır. Dolayısıyla hem İzmir gibi bir metropole hem de Çanakkale gibi Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan stratejik bir şehirle bağlantısının olması, Ayvalık için bir avantajdır. Ayrıca, Bandırma ve Balıkesir arasındaki birinci kademe yol olan ve Balıkesir-Çanakkale’nin yer aldığı NUTS2 bölgesinin sanayi koridoru olarak nitelendirilen bölgeden geçen D-565 yolu ve D-230 karayolu ile de bağlıdır. Bu hat üzerinde olması ile Bandırma ve Balıkesir’e kolay ulaşımının yanı sıra Bursa ile de bağlantı sağlanmaktadır.

56

Özel Araç ile İstanbul’dan; Hızlı Feribot ile:

Yenikapı - Bandırma (1 saat 45 dak.) - Susurluk - Edremit - Ayvalık (5,5 saat)

Tekirdağ üzerinden:

İstanbul-Tekirdağ - Eceabat - Çanakkale - Ezine - Ayvacık - Edremit-Ayvalık (489 kilometre) ( Bu güzergahta yollar hem yeni hem de kalabalık değil)

Yalova üzerinden:

Yalova - Bursa - Balıkesir - Edremit - Ayvalık (340 kilometre). Ayvalık’a İstanbul’dan ve Ankara’dan belli başlı otobüs firmaları düzenli olarak seferler düzenlemektedir. Yola Ankara’dan çıkanlar, Eskişehir üzerinden Bursa, Balıkesir’den geçip Ayvalık’a ulaşırlar.

Havayoluyla:

Ayvalık’a en yakın hava ulaşımı, Edremit ilçesinde bulunan Balıkesir Körfez Havaalanı’nı kullanarak sağlanabilir. Ayvalık’a olan uzaklığı 40 kilometredir. Buraya büyük uçakların inmesi için çalışmalar devam etmektedir. Adnan Menderes Havalimanı ise İzmir ilindedir ve Ayvalık’a uzaklığı 175 kilometredir.

Yapmadan Dönmeyin! - Papalina, Ayvalık tostu, lokma, sakızlı dondurma, Ayvalık Kurabiyesi ve lor tatlısı yemeden, - Sivil ve dini mimari yapıları görmeden, - Cunda Adası’nı gezmeden, - Ege mutfağına özgü zeytinyağlı ot ve sebze yemeklerinden tatmadan, - Şeytan Sofrası’nda gün batımını izlemeden, - Günübirlik adalara yapılan tekne gezilerine katılmadan, - Zeytin ve zeytinyağını tatmadan, zeytinyağı sabunlarından almadan dönmeyin.

57

58

Balya

İLÇELER

Bir Zamanların “Küçük İstanbul”u:

Balya

Zengin maden yataklarıyla asırlardır pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Balya, Balıkesir’in en eski ilçelerinden biridir. Geçmişte gelişmişlik düzeyi nedeniyle “Küçük İstanbul” olarak anılan ilçe günümüzde de şifalı kaplıcalarıyla sağlık turizmi açısından önemli bir merkez konumundadır. Türkiye’nin elektrikle ilk tanışan ilçesi olan Balya, doğusunda Balıkesir, batısında Çanakkale’nin Yenice ilçesi, kuzeyinde Manyas ve Gönen, güneyinde de İvrindi ve Havran ilçeleri ile çevrilidir. İlçe toprakları Kocaaşar Çayı ve kollarının açtığı vadiler ile bunların iki yanında yükselen dik yamaçlardan oluşur.

59

Balya

İLÇELER

Geçmişe Yolculuk Balya’nın tarihi, çevresindeki madenlerin tarihi olmuştur. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana, başta çinko ve kurşun olmak üzere, manganez ve linyit madenlerinin işletildiği ilçenin sürekli bir yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. 1317 yılından önce “Kocagümüş Köyü” adıyla anılan ilçe Balıkesir (Karesi) Sancağı’na bağlı “Alidemirci Bucağı”nın bir köyü idi. 1310 yılında Kocagümüş Köyü çevresindeki kurşun madenlerinin imtiyazı alınmıştır. Madenlerin işletilmesi için yurdun çeşitli yerlerinden gelen işçilerin nüfus yoğunluğunu ve hane sayısını arttırması üzerine, Alidemirci Köyünde bulunan bucak teşkilatının nakli gerçekleştirilmiştir. Balya madenlerinin işletilmesi Osmanlı İmparatorluğu zamanında da sürdürülmüş ve Osmanlılar döneminde kadılık olan Balya’nın adının, 1650 yıllarında burada kadılık yaptığı rivayet edilen “Bali Bey”den geldiği ileri sürülmekte ise de bu görüşün tarihi bir temeli yoktur. Balya sözcüğü muhtemelen Yunanca Palaia (eski) tabirinden Türkçeye uyarlanmıştır. Romalılar döneminde de kurşun madenlerinin işletildiği ve adının “Ergastêrion” (maden işliği) olduğu bilinen Balya, 1910 yılında ilçe kuruluşuna sahip olmuştur. İlçe 1920 yılında Yunan işgaline uğramıştır. Balya halkı, Yunan işgalinden kurtulmak için Yunan askerleri ile savaşırken aynı zamanda, kuzeyde Anzavur Ahmet Çetesi, batıda Gavur İmamla savaşmak zorunda kalmıştır. 6 Eylül 1922 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Bu bakımdan 6 Eylül Kurtuluş günü olarak her yıl kutlanmaktadır.

60

Kültür Varlıkları Kadıköy Kalesi: Balya’da en önemli arkeolojik kalıntı ilçenin 6 kilometre kuzeybatısında kalan Kadıköy’de, Kadıköy Kalesi adlı Romalılardan kaldığı söylenen kaledir. Ancak kalenin bir ortaçağ, geç Bizans kalesi olduğu ihtimali de vardır. Cenevizlilerin bu kaleyi hapishane olarak kullandıkları, savaşlarda esir ettikleri sanatkârları bu kalede sanatlarıyla ilgili olarak çalıştırdıkları rivayet edilir. Kale içinde bardak, çanak kırıkları mevcuttur. Kale altında bir mahzen vardır. Mahzenin gizli geçitleri olduğu söylenmektedir.

Arkeolojik Miras: Doğanlar Köyü’nde eski mezarlık alanı, Akbaş Köyü’nde tümülüsler, Yarışalan Köyü’nde Taşkaya mevkiinde Nekropol, Ilıca Köyü’nde Karabaş mevkiinde tümülüsler, gözetleme kulesi ve nekropoller, başlıca arkeolojik kalıntılardır. Tümülüslerin, Frigyalılar döneminde inşa edildiği düşünülmektedir. Ayrıca, Balya merkezde Romalılar döneminde işletilen maden sahasında bu döneme ait kalıntılar da vardır.

61

62

ŞİFA KAYNAĞI KAPLICALARI Balya Şifa Kaplıcaları (Termal Turizm Merkezi): Balya yerleşim merkezinin 25 kilometre kuzeydoğusunda bulunan kaplıcanın suyu birkaç yerden kaynar. Kaplıca suyunun sıcaklığı 51-60 santigrat derece arasında değişmektedir. Bu su, hekim kontrolünde banyo kürü olarak kullanıldığında; romatizmal hastalıkların tedavisinin kronik dönemlerinde şifa kaynağıdır. Ayrıca, kronik bel ve sırt ağrısı, asteoartrit gibi naninflamatuar hastalıkların tedavisinde ve kireçlenmelerde, yumuşak doku iltihaplanmalarının tedavisinde, ortopedik operasyonlarda, eklem açma hareketlerinde, kronik dönemlerde seçilmiş nörolojik rahatsızlıklarda, beyin felci gibi hastalıkların tedavisinde, genel stres bozukluklarında, spor yaralanmalarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak kullanılabilmektedir. Kadın ve erkeklere özgü iki ayrı hamamı bulunan kaplıcada suya, kekik ve ceviz yaprağı atarak yıkanma geleneği yaygındır. Kaplıcalarda 4 kapalı termal havuz ile kum havuzları bulunmaktadır.

Nasıl Gidilir? Balıkesir- Çanakkale yolu ilçenin ulaşımını sağlar. Çanakkale’ye 170, Balıkesir’e 52, İstanbul’a 224 kilometredir.

Yapmadan Dönmeyin! - Kaplıcasında şifa bulmadan, - Lezzetli tereyağından ve doğal ballarından almadan dönmeyin.

63

64

Balıkesir’den Dünyaya Açılan Pencere:

Bandırma

İLÇELER

Bandırma

Tarih boyunca medeniyetlerin kavşak noktası olan, hareketli ticaret yaşamı sayesinde gelişmişlik çıtasını yükselten ve muhteşem limanı ile bölgenin kapısı olan Bandırma, Türkiye’de il yapılması gereken ilk üç ilçe arasında anılır. Gelişmiş ve donanımlı limanı ile Marmara Bölgesi’nin giriş kapısı özelliğini taşıyan Bandırma, önemli bir liman kentidir. İstanbul, Bursa ve İzmir’in ortasında bulunan ilçe, stratejik konumu ve gelişmişlik bakımından Balıkesir’de birinci, Türkiye genelindeki 858 ilçe içerisinde ise 30. sırada yer alır. Marmara Denizi’nin güneyinde yer alan ilçenin doğusunda Karacabey, batısında Gönen, güneyinde Manyas ilçesi ve Kuşgölü bulunur. Geçmişi 5 bin yıl öncesine kadar dayanan ve pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Bandırma, İstanbul’dan sonra bölgenin ikinci büyük limanına sahiptir . Antik çağın en önemli yerleşim merkezlerinden biri olan ve Büyük İskender’in fetih arzularını güçlendiren Daskyleion Satraplığı da ilçenin geçmişine ışık tutuyor. Bugün 130 bine yakın nüfusu ile hareketli bir sanayi, ticaret merkezi ve muhteşem limanı sayesinde bölgenin dünyaya açılan kapısı durumunda olan ilçe, Türkiye’deki boraks madenlerinin işlenerek rafine edildiği çok önemli bir merkezdir. İlçenin kuzeyinde yer alan ve kendi adıyla anılan körfezin uzunluğu 31 kilometredir.

65

66

Bandırma

İLÇELER

Geçmişe Yolculuk Bandırma’nın içinde bulunduğu bölgede yapılan kazı ve araştırmalar, bu alanda M.Ö. 6 bin yılının ortalarına uzanan Neolitik ve M.Ö. 5 bin yılının sonlarına giden Kalkolitik yerleşmelerin olduğuna işaret eder. Bölgede M.Ö. 4 bin yıllarında Yortan kültürü, M.Ö. 3 binli yıllarda ise ilk Tunç Çağı ve Troia kültürü ile paralellik taşıyan yerleşmelerin varlığı görülür. M.Ö. 2 bin başlarında bilinmeyen nedenlerle yerleşimin azaldığı bölge, Demir Çağı (M.Ö. 1200 – 525) ile birlikte yeniden önem kazanır, Antik Ege’den ve Balkanlar’dan Anadolu’ya göçlere ev sahipliği yapar ve yeni kültürlerle tanışır. M.Ö. 2 bin yılı sonlarından Osmanlı egemenliğine kadar geçen dönemde Bandırma adeta bir kültür mozaiğine sahne olur. Bu dönemde bölgede, Frigler, Lidyalılar, Mysialılar, Traklar, Persler, Makedonlar, Roma ve Bizanslılar etkili olur. M.Ö. 550–334 yıllarında Perslerin egemenliğinde kalan bölge Daskyleion’da bulunan Pers (Akhaemenid) Satraplığı (genel valilik) nedeniyle çok önem kazanır. Büyük İskender’in M.Ö. 334 yılında Persleri yenmesiyle bölge, Makedonyalıların eline geçer. Sonraki yıllarda Türklerin egemenliğine girinceye kadar Roma ve Bizans yönetiminde kalır. Bandırma’ya Türklerin girişi ise Anadolu’da ilk Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Süleyman Bey’in 1076 yılında Kyzikos’la birlikte Aydıncık ve Bandırma’yı fethetmesiyle gerçekleşir. 1106 yılında Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan’ın vefatı sonrası, bölge tekrar Bizans egemenliğine geçer. 1115 yılında bölgeye hücum eden Türkler, Bursa ve Apollonia’yı alarak, Kyzikos ve Panormos üzerine yürür, ancak Haçlıların

ardı arkası kesilmeyen akınları karşısında geri çekilir. Böylece bölge Bizans egemenliğinde kalır. 12. yüzyılın sonlarında Selçuklu uç beyleri egemenliklerini ilan edince Bandırma da Karesi Beyliği’nin himayesine girer. Merkezi Balıkesir olmak üzere bölgeyi idare eden Karesi Bey, daha sonraları Marmara ve Çanakkale sahillerini, Karabiga ile birlikte bazı şehirleri ele geçirir. Türklerin bölgedeki hâkimiyetinden çekinen Bizanslılar, Anadolu’da Türk beylerinin ilerleyişini durdurmak için İspanya’dan Katalanlar adıyla bilinen paralı askerler getirerek, Kyzikos’a yerleştirir. Bir süre Aydıncık ve Hüdavendigar’a bağlı olan Bandırma, 16. yüzyılın ikinci yarısında Galata kazası Kapıdağ nahiyesine bağlanır. Bandırma’nın o yıllardaki gelişmesinde padişahın dergâh-ı âli çavuşlarından Haydar Çavuş’un Bandırma’ya yerleşmesi önemli bir etken olur. Bazı kaynaklarda Bandırma’ya sürgün olarak gönderildiği belirtilen Haydar Çavuş, sahilde kendi adını taşıyan bir cami, medrese, hamam, beş ev, on dükkân yaptırır. Bu eserleri vakıf olarak Bandırma’ya bırakan Haydar Çavuş’un bundan sonraki yaşamı konusunda herhangi bir bilgi yoktur. Bandırma, 1830 yılında Erdek ilçesi Kapıdağ bucağına bağlanır. Tanzimat’a kadar voyvodalıkla idare edilen ilçe, Tanzimat’ın ilanından sonra gerçekleştirilen idari yapılanmanın ardından Erdek ilçesine bağlı bir bucak olur. 1874 yılında büyük bir yangın geçiren Bandırma’nın tamamına yakını harap olur. Yangın sonrası Bandırma kısa zamanda onarılırken, Haydar Çavuş Cami de on bir yılda kâgir olarak yeniden yapılır. 1876- 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Kırım ve Romanya’dan göç eden Tatarların Bandırma’ya yerleştirilmesi, şehirde bir canlanmaya ve nüfusunun artmasına neden olur. Bu gelişmeler sonrası Bandırma, 1878 yılında Karesi Sancağı’na (Balıkesir) bağlı bir ilçe merkezi haline getirilir.

67

Bandırma

İLÇELER

Gezi Rotası

Büyük İskender’in Fetih Arzularını Güçlendiren Kent Dünyada kazı çalışmaları yürütülen tek Pers satraplık (valilik) merkezi olan ve bilinen en erken tarihli Zerdüşt tapınağına ev sahipliği yapan Daskyleion, antik çağın en önemli yerleşim merkezlerinden biridir. En parlak çağını Perslerin satraplık merkezi olduğu dönemde yaşayan kent, Antik Çağ’da Mysia olarak anılan Balıkesir’in, Bandırma ilçesinde, Aksakal beldesi Ergili Köyü sınırları içerisindedir. Kenti Anadolu’nun batıya açılan kapısı olabilecek uygunlukta bir bölgede kurmayı hedefleyen Persler, bunun için toprağı verimli, yaban kuşlarının, balığın bol olduğu bugünkü Manyas Kuş Gölü’nün (Daskylitis) güneydoğusunda konumlanmış Hisartepe ve çevresini seçerler. Bölge, Trakya, Boğazlar, Marmara Denizi, Karadeniz ve Küçük Phrygia bölgelerinin kesiştiği coğrafyaya hakim olması dolayısıyla Perslerin aradığı niteliklere sahiptir. Söylenceye göre kent, ismini Lydialı bir soylu olan Daskylos’tan alır. Daskylos’un annesi, çeşitli saray entrikaları sonucunda Sardis’ten Hellespontos Phrygia’sına kaçarak, daha sonradan Daskyleion adını alacak olan kente yerleşir ve oğlunu burada dünyaya getirir. Daskyleion, “Daskylos’un Yeri” anlamına gelir. Antik Çağ yazarları, Daskyleion ve Paradeisos’un (Kuş Cenneti) güzelliğinden övgü ile bahsetmişlerdir. Örneğin Ksenephon bölge için; “Yiyecek

68

çok boldu. Av hayvanları kaynıyordu. Her türlü balık bir çayla akıyordu” demiştir. Tarihçiler, Büyük İskender’in Pers yönetimlerine son vermeye karar verdiğinde (M.Ö. 334), Pers satraplığı merkezi olan Daskyleion’u güzelliğine dair ününden dolayı “Paradeisos” için ele geçirmeyi planladığını anlatmışlardır. Daskyleion’un lokalizasyonu 1952 yılında Kurt Bittel tarafından yapılmıştır. Bittel’in, Bandırma’nın 30 kilometre güneyinde Kuş Gölü’nün güneydoğu köşesinde Ergili köyünün 2 kilometre batısında yer alan Hisartepe üzerinde Daskyleion’un yer aldığını saptamasının hemen ardından, 1954 yılında Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal bu merkezde kazılara başlamıştır. 1959 yılına kadar devam ettirilen Akurgal kazılarında ele geçen buluntular arasında özellikle 500 adet bullanın (mühür baskı) yer alması ve bazı bullaların üzerinde “Xerxes” adının da bulunması, bu ünlü Pers Satraplık Rezidansı’nın Hisartepe’de yer aldığını arkeolojik verilerle de kesin olarak kanıtlamıştır. 28 yıllık bir aradan sonra 1988 yılında Prof. Dr. Tomris Bakır tarafından yeniden başlatılan kazılar, 2008 yılına kadar kesintisiz devam etmiştir. Bu ikinci dönem kazılarında ise Daskyleion’da Akhaemenidler’in yanı sıra Phryg ve Lydia kültürlerinin de varlığına işaret eden önemli yapı kalıntıları ve eserler ortaya çıkarılmıştır. 2009 yılında Doç. Dr. Kaan İren tarafından devralınan Daskyleion kazıları, halen onun başkanlığında yürütülmektedir.

Daskyleion Antik Kenti

69

Atatürk Parkı

Bandırma Müzesi Müze, Ziraat Bahçesi olarak da bilinen Atatürk Parkı’nın yanında yer alır. Bandırma-Erdek, Çanakkale, İzmir yolunun kesiştiği noktanın yaklaşık 200 metre yakınında bulunması, tatillerini bu yörede geçirmek isteyenlerin müzeyi ziyaretini kolaylaştırır. Kyzikos Antik Kenti ve Daskyleion Ören Yeri kazılarında ortaya çıkan buluntularının sergilendiği müzede Pers Krallığı, Roma Dönemi eserleriyle Geç Bizans Dönemi’ne ait batan bir geminin yükü de sergilenmektedir. 22 kilometrelik mesafede bulunan Erdek, 30–35 dakika uzaklıktaki Gönen ve Manyas, yaklaşık 35 kilometre uzaklıktaki Susurluk Ilıcaları, Edremit, Akçay, Altınoluk, Çanakkale-Assos vb. için deniz yoluyla Bandırma’ya gelen tatilcilerin kullanmak zorunda olduğu güzergâh üzerinde bulunan Bandırma Arkeoloji Müzesi, Liman İşletmelerinin ve Toprak Mahsulleri Ofisi binasının arkasında konumlanmıştır. Özel aracı olmayanlar için de İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesinin ön kısmında  yer alan taksi dolmuş ve dolmuşların bulunduğu durakta 15–20 dakika arayla müzeye dolmuş seferi düzenlenmektedir.

70

Band覺rma M羹zesi

71

Kuşların büyülü dünyası Türkiye’nin alan olarak en küçük milli parkı olan Kuş Cenneti, bünyesinde barındırdığı 266 kuş, 118 bitki ve 23 balık ve çeşitli sürüngen türleri ile ulusal ve uluslararası anlamda çok özel bir bölgedir. Biyolojik çeşitliliğin, yaban hayatının, ekolojik dengenin korunması ve devamlılığının sağlanması için büyük bir değere sahiptir. Kuş Cenneti Milli Parkı, Balıkesir’in Bandırma ilçesine 18 kilometre uzaklıktaki, eski adı Aphmitis Limne olan Manyas Kuşgölü’nün kuzeydoğusunda yer alır. Milli Park idari binası ve seyir noktası Bandırma sınırları içinde kalmaktadır. 1938 yılında Avusturyalı doğa bilimcisi Kurt Koswig, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde görev yaparken, Milli Park’ın bugün bulunduğu yeri görmüş, bu olağanüstü ornitolojik değeri belirleyerek, buraya “Kuş Cenneti” adını vermiştir. Saha 1959 yılında koruma altına alınmış ve Milli Park olarak ilan edilmiştir. 64.1 hektarlık çok küçük bir sahada 266 değişik türden 2–3 milyon kuşu bir araya getiren benzersiz güzellikteki Kuş Cenneti, bu özelliğiyle tüm dünya tarafından yaşayan ve çok iyi korunan bir doğa mirası olarak kabul edilmiştir. Öyle ki, milli park 15 Mart 1976 tarihinde Avrupa Konseyi tarafından tabiatın en iyi korunduğu yerlere verilen “A” sınıfı Avrupa Diploması ile ödüllendirilmiştir. Kuş Cenneti Milli Parkı, Marmara Bölgesi’nin ılıman iklimi içerisinde ve kıtalararası göç yolları üzerinde kuşların vazgeçilmez uğrak yeridir. Kuşlar göç yerlerine gidiş ve dönüşlerinde Kuş Cenneti’ne misafir olur, dinlenir, karınlarını doyurarak yollarına devam ederler. Kuş Cenneti’nde konaklama zamanları, türlerine göre bir saatle bir ay arasında değişir. Bölgede nesli tükenmekte olan türlerden tepeli pelikan, kaşıkçı ve çeltikçinin büyük üreme kolonileri bulunur. Kuş Cenneti Milli Parkı, kuşların haricinde diğer hayvan türleri ve bitki toplulukları açısından da oldukça yoğun bir bölgedir. Ticari amaçla avlanan tatlısu ıstakozu bu türlerden biridir. Gölde başta sazan, yayın, turna, tatlısu kefali, filise, karabalık ve acıbalık olmak üzere 20’den fazla balık türü yaşar. Pürtüklü semender, yeşil kurbağa, ağaç kurbağası, ince kertenkele, benekli kaplumbağa ve kar faresi ise koruma altına alınan türlerdir. Özellikle yaz aylarında göl kıyılarında suların çekildiği yerler zengin bir bitki örtüsü ile kaplanır. Burada yetişen başlıca ağaç söğüttür. Kıyılarda ise ılgın, düğün çiçeği, saz, kamış, hasırotu, süsen, ayakotu, kındıra bulunur. Meşe, palamut, zeytinlikler, kızılçam, karaçam, kayın, gürgen, çınar ıhlamur ve kızılağaç dişbudak da kıyılarda görülen bitkiler arasında yer alır. Kuş Cenneti Milli Parkı ayrıca, Türkiye’de ornitoloji (kuş bilimi) turizmine açılan ilk turist çekim merkezlerinden biridir.

72

73

74

Uluslararası Bandırma Kuş Cenneti Kültür ve Turizm Festivali Eşine az rastlanır bir doğa harikası olan Bandırma Kuş Cenneti Milli Parkı’nın geniş kitlelere tanıtımının yapılabilmesi ve çevre kirliliği nedeniyle karşı karşıya kaldığı tehlikelere kamuoyunun dikkatinin çekilebilmesi amacıyla, 1987 yılından bu yana Uluslararası Bandırma Kuşcenneti Kültür Ve Turizm Festivali adıyla bir festival düzenlenmektedir. İlk kez Bandırma Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından düzenlenen festival, 1989 yılından beri Haziran ayının ilk haftasında gerçekletirilmekte ve beş gün sürmektedir. Festival süresince, Kuş Cenneti’nin yurt içinde ve yurt dışında tanıtımını yapmak ve çevre bilincini yerleştirmek amacı ile paneller, sergiler, tiyatrolar, halkoyunları gösterileri ve festival koşusu gibi etkinlikler düzenlenmektedir.

Ne Yenir? - Balık cenneti olan Bandırma’da, Marmara Denizi ve Manyas Gölü’nden çıkarılan balıklar, restoranlarda konuklarını bekler. - Çiğ böreği meşhurdur. İlçedeki pek çok börek salonunda sıcacık lezzetli çiğ böreğinden yenir.

Nasıl Gidilir? Bandırma, sahip olduğu kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşım olanakları ile ulaşımı oldukça kolay bir yerleşim birimidir. Karayolu ile Balıkesir üzerinden Ege’ye ve güneye, Bursa üzerinden tüm Anadolu’ya ve İstanbul’a, Çanakkale üzerinden de Trakya’ya kolaylıkla ulaşılabilen Bandırma, denizyolu ulaşımında da son derece rahat bir konumda bulunmaktadır. 1998 yılında başlatılan İstanbul-Bandırma arasındaki hızlı feribot (araç + yolcu) ve deniz otobüsü (yolcu) seferleri, Bandırma – İstanbul ulaşımına büyük kolaylık getirmiştir. Yaz aylarında karşılıklı altı seferin üzerine çıkan yoğun taşıma programı ile iki saat gibi kısa bir sürede, üstelik rahat bir yolculukla İstanbul’a ulaşmak mümkündür. Demiryolunu tercih edenler için ise; her gün yapılan Bandırma – Balıkesir - İzmir arası tren seferleri, farklı bir ulaşım alternatifi sunmaktadır.

Yapmadan Dönmeyin! -

Kuş Cenneti Milli Parkı’nı Daskyleion Antik Kenti’ni, Bandırma Müzesi’ni görmeden, Restoranlarda balık yemeden dönmeyin.

75

76

Bigadiç

İLÇELER

Şans Tanrıçasının İkizi:

Bigadiç

Marmara’dan Ege’ye uzanan köprünün ayaklarında, Simav çayının suladığı bereketli ovası, eşsiz doğası, özgün kültürü, 5 bin yıllık tarihi, heybetli alaçam dağları, “Güzellik Suyu” olarak ünlenen kaplıcalarıyla keşfedilmeyi bekleyen Bigadiç, tarih boyunca Anadolu’da kurulmuş bütün medeniyetleri görmüş ve yönetiminden sanayisine kadar bir çok alanda başkentlik yapmıştır. İlçe ayrıca Türkiye’nin en önemli bor madenlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bigadiç’in bilinen en eski adı “Şans Tanrıçasının İkizi” anlamına gelen Didi-Moti-He’ dir. Rivayete göre daha sonra Aklıyous, Bigadia, Bugadiç son olarak da “suyu, kuyusu bol; sulak yer sulu ova, anlamlarına gelen Bigadiç ismini almıştır. Doğal güzellikleriyle keşfedilmeyi bekleyen ilçe ayrıca, dağ turizmi, sağlık turizmi, tarih turizmi için ideal bir bölge, ucuz tatil olanaklarıyla da alternatif bir turizm cennetidir. Bigadiç’e 25 kilometre uzaklıktaki kaynaktan elde edilen Akkaya Suyu, Türkiye’nin memba sularının en tatlısı olarak bilinir.

77

Bigadiรง Kalesi

78

Bigadiç

İLÇELER

Bigadiç’in Geçmişine Yolculuk Mysia’nın önemli askeri geçit noktalarından birini teşkil eden ve tarihi kaynaklara göre beş bin yıllık bir geçmişe sahip ilçe Frigyalılar, Lidyalılar, İranlılar, Romalılar, Selçuklular, Karesibeyleri ve Osmanlı devrini yaşamış ve bir çok değişikliklere uğramıştır. Bugünkü Bigadiç’in bilinen ilk adı ‘’Didi Moti He’’dir. Daha sonra Helen dilinde ‘’Samanlar’’ anlamına gelen ‘’Akhyra’’ sözcüğüne ‘Ous’ eki eklenerek ‘’Akhyraous’’; ardından da Bizanslılar tarafından ‘’Bigadia’’ adı verilmiştir. Bizansın son dönemlerinde Bergama Kralı’nın oğlunun ismi olduğuna rivayet edilen ‘’Bigados’’ Bigadiç’e verilen son isimdir. Karesibeyliği tarafından imar edilen Bigadiç bu beyliğin kervan yolları üzerinde idi. Ayrıca askeri amaçla da kullanılıyordu. Tarım alanları çok önemli olan Bigadiç, Osmanlılar zamanında daha merkezileşerek büyüdü, önemli bir kültür merkezi oldu. Bu dönemde ilçede cami, han, hamam ve medrese gibi birçok eser yapılmıştır. Meşrutiyet döneminde mülteci iskanına yerli halkın karşı çıkması üzerine zamanın padişahı tarafından ilçe statüsü Balya’ya kaydırılmıştır. Uzun zaman böyle kalmıştır. 1942’de önemli bir depremle harap olan Bigadiç yeniden imar edilerek 1943 yılında ilçe merkezine dönüştürülmüştür.

Tarihi ve Kültürel Miras Bigadiç Müze ve Kültür Evi:

1942 Bigadiç depremi sonrasında Tekel İdaresi için yapılan ve 1930-1940 yılları arasındaki mimari örnekleri arasında sayılan özellikli bu yapı, Kaymakamlık öncülüğünde, Belediye ve Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı işbirliğiyle, ÇEKÜL Vakfı tarafından hazırlanan röleve ve iç mimari

plânlarına uygun olarak İstanbul Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün katkılarıyla ve Belediye imkânlarıyla yeniden düzenlenerek müze ve kültür evi haline getirilmiştir. 50 yılı aşan bir süre Tekel İdaresi olarak hizmet veren bina, Bigadiç Kültür ve Sanat Merkezi olarak düzenlenmiştir. Kaymakamlıkça oluşturulan ekibin, köy köy dolaşarak derlediği koleksiyon, müze uzmanlarınca seçilerek tasnif edilmiş ve teşhire hazırlanmıştır. Müzede, “Kuva-yi Milliye Hareketi” içinde özel yeri olan Balıkesir’in Bigadiç ayağına ilişkin “Kuvay-i Milliye Bölümü”; Arkeoloji Bölümü; ilçe merkezine 18 kilometre uzaklıkta bulunan Ancyra antik yerleşimine ait kalıntılar; Etnografya Bölümü; son 200-300 yıllık zaman kesitinde günlük yaşama dair öğeler bulunmaktadır. Bahçesinde 280 metrekare büyüklüğünde Anadolu’ ya kavuşmamızın sembolü Selçuklu mimarisinin yapı taşı formu sekizgenliği mevcuttur.

Bigadiç Kalesi: İlçenin doğusunda bulunan tepe üzerinde M.S. 11. yüzyılda Bizanslılar tarafından yapılmış Achyraos Kalesi’nin harabesi bulunmaktadır. Kalenin dış sur kalıntıları günümüze kadar gelmiştir. İç kalenin toprak altında kaldığı sanılmaktadır. M.S 11. yüzyılda yapılan bir Bizans kalesidir. Yunan işgali sonrasında karargah olarak kullanılmış, en son İkinci Dünya Savaşı’nda hava gözetlemesi yapılmıştır.

Kasım Paşa Camii: 1549’da Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Cezerizade Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Tamamen kesme taşlarla yapılan cami birkaç defa tamir olmuşsa da minaresi orijinal hali ile günümüze gelmiştir. Yapıldığı dönemin tüm mimari özelliklerini yansıtan Kasım Paşa camiinin duvarlarında, 1901 tarihli levhalarda hat sanatının değişik örnekleri mevcuttur. Mimberde saklanan sancak, Sakalar’ın İsmail tarafından 1908 yılında Edirne’ den getirilmiştir.

Evliya Çelebi (Lonca) Camii: 1795 yılında Bigadiç Voyvodası Seyyid Hacı Hasan ağa tarafından yapılmıştır. Temeli ve minare kaidesi orjinaldir. Kayıtlarda caminin vakfı olarak; Balıkesir de bir terzi dükkanı görünmektedir. Yapının avlusunda 1790 tarihli bir çeşmesi vardır.

79

Yeşilli Camii: Osmanlı son dönemi mimarisi özelliklerinin görüldüğü cami yapı olarak ilk kez 1715 tarihinde Çavuşzade İsmail Ağa tarafından yaptırılmıştır. Bir yangın geçirmesi sonrasında 1867’de yeniden inşa edildi. Binanın ikinci mimarı yerli Rumlardan Nazari ustadır. 1942’de depremde hasar görmüş, üçüncü defa inşa edilmiştir. Kuzeyde altı sûtunlu son cemaat evi ve kuzeydoğuda minaresi olan yapının planı düzgün haç biçimindedir.

Barak Dede Türbesi: İğciler ve Topalak köyleri arasında, kendi adını taşıyan köy kalıntısının ortasındadır. Bugün tamamı olmayan ancak varlığı bilinen bir cami ve hazireden oluşan zaviyenin bir birimidir. Velayetnameye göre Barak Dede, Hacı Bektaşi Veli’nin vasiyeti üzerine 1271 yılından sonra Bigadiçe gelmiş ve burada bir zaviye kurmuştur.

İskele Oğul Paşa Türbesi: Bigadiç’e 15 kilometre uzaklıktaki İskele kasabının mezarlığında yer alır. Karesioğlullarıdan Oğul Paşa’ya aittir. 14. yüzyılların sonunda inşa edildiği tahmin edilmektedir.

Tümülüs (Gavur Hamamı): Eski Işıklar yolu üzerindedir. Roma dönemine ait kayaya oyulmuş oda mezarlı tümülüsdür. İçinde kayaya oyulmuş iki adet lahit bulunmaktadır.

Şehir Hamamı: 18. yüzyılda inşa edilmiştir. Sekiz kubbelidir. 1846 yılında Çakanağaların hamamı olarak bilinmektedir.

80

Kadıköy Kesekayası: Ana kayaya oyulmuş tek odalı Milattan sonra 11. yüzyıl Bizans Şapelidir.

Persi (Değirmenli) Kesekayası: Değirmenli köyünün güneydoğusunda kayaya oyulmuş bir Bizans şapelidir. MS 11. yüzyıla tarihlenen eser, kayaya oyulmuş mezarlar bulunan 4 odacıktan oluşmuştur. Duvarlarında bazı güvercin figürleri ile tahrip olmuş freskler ve şapelin üzerinde yine kayaya oyulmuş kutsal eşyaların saklanması amacıyla yapılan küçük bir oda bulunur. Suyu kalkerlidir ve köylülerce halen banyo amaçlı kullanılmaktadır.

Beğendikler Kesekayası: Yan yana iki odadan oluşan MS 11. yüzyıla ait Bizans şapelidir. Bir odanın girişinde kırmızı boya ile işlenmiş haç figürü yer almaktadır.

Hisarköy: Hisarköy civarında tamamen Bizans dönemine ait eserleri göze çarpar. Buradaki Roma şehrinin önemli bir kaplıca merkezi olduğu ve o dönemde Synaos (Simav) kentinden sonra en büyük yerleşim birimlerinden birini meydana getirdiğine ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bizans dönemine ait kale, Roma Dönemi’ne ait tiyatro, Nekropol, Roma dönemine ait kaya mezarı, Roma hamamı, Roma dönemi köprüleri köydeki eserler arasında yer alır. Romalılar, tiyatrolarda Greklerin yarım çember biçimlerini kurmuşlardır.

81

Bigadiç

İLÇELER

Gezi Rotası Yörücekler: Bigadiç’e 7 kilometre mesafede bulunan, Simav Çayı kenarında, Yörücekler köyünün tam karşısında devasa çınar ağaçlarının çardak gibi örttüğü 20 dönümlük geniş bir alandır. Hafta sonu, arabasına mangalını koyan buraya gelir. Anneler sofra hazırlarken babalar önlerinden şırıl şırıl akan çaya inerler. Balıklar tutulur, çay suyu ile temizlenir, ızgaraya hazır hale getirilir. Çocuklar salıncak sefasıyla şenlenirken, kızlı erkekli gençler, yemyeşil çınar gölgesinde su sesi, kuş cıvıltısı içinde tabiatla koyun koyuna olmanın hazzını yaşarlar. 

Cevizli: Balıkesir-Bigadiç yolu üzerinde ve Bigadiç’e 3 kilometre mesafededir. Çok geniş bir çim alan, ceviz ağaçlarının gölgelediği enfes bir dinlenme yeridir. Belediyenin modern tuvalet ve çeşmelerle tamamladığı bu güzel mesire yerinde, yere hiçbir örtü ve yaygı sermeden yumuşacık çimlerin üzerine sere serpe uzanabilirsiniz.

Turfullar Köyü Mesire Alanı: Bigadiç’e 20 kilometre uzaklıktadır. Küçük bir gölet bulunmaktadır. Tüm yeşil tonlarının bulunduğu bir mekandır. Ayrıca her sene mayısın son pazar günü “Turfullar Köyü Yörük Kültür Şöleni” adı altında geleneksel festival düzenlenmektedir. 

Topalak Deresi Mesire Alanı: Poyraz deresinin beslediği bir dere olup, balık avcılığı yapılan bir yerdir.

Salmanlı Barajı Mesire Alanı: Balık avcılığının yapıldığı bir yerdir.

82

Yörücekler Barajı

Bigadiç

İLÇELER

ŞİFA KAYNAĞI KAPLICALARI Bigadiç Hisarköy Kaplıcaları (Termal Turizm Merkezi): Yağcılar bucağının batısında, Bigadiç’in 18 kilometre doğusunda yer alan Hisarköy Kaplıcalarının kaynak suları, ‘’güzellik suyu’’ olarak da ün yapmıştır. Suyunun romatizma, cilt ve kadın hastalıklarının yanında mide bağırsak rahatsızlıklarında da olumlu etkisi bulunmaktadır. Sular banyo ve içme olarak kullanılabilir. Ayrıca çamur tatbikatı da vardır.

ÖNEMLİ DEĞERLERİ Bor Madeni: Bigadiç yöresinde bor yataklarının bulunuşu, 1950 yılında Muharrem Girgin adlı amatör madencinin topladığı örneklerin kolemanit olduğunun anlaşılmasıyla gerçekleşmiştir. Aramaların başlamasıyla hızla gelişen bölgede dört Türk ve bir Fransız şirketi tarafından 17 adet ocak açılmıştır.

83

Türkiye’de bilinen başlıca borat yatakları Batı Anadolu’da yer almakta ve bu yataklar dünya rezervinin yüzde 60-70’ine sahip bulunmaktadır. Türkiye rezervinin ise yüzde 37’si Bigadiç’tedir. Bigadiç işletmesinde başlıca bor mineralleri kolemanit ve üleksittir. Etibank’ın faaliyete başlattığı 1976 yılında 30 milyon ton olarak bilinen toplam rezerv, bölgede gerçekleştirilen toplam derinliği 65 bin 419 metre olan 512 adet sondaj çalışması sonunda bulunanların ilavesi ile 630 milyon ton düzeyine yükseltilmiştir.

Yağcıbedir Halıları: Yağcıbedir Yörüklerince yaşatılan bu zengin kültürel miras, sadece efsanelere konu olmakla kalmamış, kompozisyon ve renk yapısıyla dünya literatürüne geçmiştir. Yöremizde en çok Kavaklıdere köyünde dokunan Yağcıbedir halılarının en büyük özelliği yüzyıllardır değişmeyen renkleri ile desenleridir.

Dağ Turizmi İlçede bulunan Alaçam Dağı ve Ulus Dağı, dağ turizmin yapılabileceği yerlerdendir.

Ulus Dağı: İlçenin güneyindeki Ulus Dağı doğudan batıya doğru Dibekli Tepesi Kurtyile Tepesi, Tuzla Tepesi, Kepez Tepesi belli başlıklı yüksekliklerdir. Tepelerde bulunan antik döneme ait tapınak, Bizans dönemine ait dini yapılar, taşlardaki Oğuz Boy damgalarını hatırlatan işaretler, yerli Rumlarca çalıştırılan bıçkıları ve İstiklal Harbinde Kuvâ-yi Milliye müfrezelerini bağrında barındıran Arpa Beri Kalesi, Evlek Kaya, Eğlence ve Çanacık Pınarı tarihe uzanır.

84

Av Turizmi İlçe, kara avcılığında yüksek bir potansiyele sahiptir. Avlanan hayvanların başında tavşan ve yaban domuzu gelmektedir.

Nasıl Gidilir? Eski Balıkesir-İzmir yolu üzerine kurulu olan Bigadiç ulaşım bakımından elverişli karayollarına sahiptir. Balıkesir’e 36, Bandırma’ya 125, Susurluk’a 80, Sındırgı’ya 24 kilometre uzaklıktadır. Bigadiç’e Balıkesir’den otobüs seferleri düzenlenmektedir.

Yapmadan Dönmeyin! -

Bigadiç Müze ve Kültür Evi’ni ziyaret etmeden, Bigadiç Kalesi’ni görmeden, Bigadiç helvası ve güvecini tatmadan, Damağınızda yıllarca kaybolmayacak höşmerimi yemeden, Kaplıcalarında şifa bulmadan, Yağcıbedir halılarından almadan, Ulus Dağı’nı görmeden, Poyraz Deresi’nde balık yemeden , Alan kestanesi ve Aşağı çamlı kirazı ve pekmezi tatmadan, Çamköy ve çömlekli kavunu yemeden dönmeyin.

85

86

Kuzey Ege’ye Işık Saçan Kent:

Burhaniye

Burhaniye

İLÇELER

Edremit Körfezi’nde Assos, Truva ve Bergama arasında yer alan “Antik Adramytteion Liman Şehri, Kaplıcalar ve Kaya Sunakları Diyarı”... Antik Çağ’ın adalet, barış, sağlık ve buluşma merkezi olan Burhaniye, “Zeytin Rivierası” olarak anılan Edremit Körfezi’nin şirin bir yerleşim merkezidir. Balıkesir – İzmir – Çanakkale yol ayrımı üzerinde bulunması, hem ulaşımı kolaylaştırmakta hem de ilçenin turistik önemini arttırmaktadır. Batıda Ege Denizi, kuzeyde Edremit, güneyde Gömeç ve Ayvalık, güneydoğuda da Bergama ile komşu olan ilçe, kuzeyinde yer alan Kazdağları ile doğu ve güneydoğusunda yer alan Madra Dağları arasındaki verimli topraklardan oluşan ova üstünde kurulmuştur. Denizden ortalama yüksekliği 10 metre olan Burhaniye’nin Ege Denizi’ne 17 kilometre uzunluğunda kıyı bandı vardır. Bu kıyı bandında, kilometrelerce uzunluğunda ince ve temiz kumlu doğal plajlar yer almaktadır. Tertemiz suyu ve ince kumu ile dünyaca ünlü Ören Plajı başta olmak üzere birçok plaj, 2000 yılından bu yana, artık tüm dünyada “Denize Girilebilirlik Ölçütü” olan ve Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (Fee) tarafından verilen Mavi Bayrak ile ödüllendirilmiştir. Burhaniye - Ören, Altınoluk’la birlikte dünyanın en yoğun oksijen oranına sahip olduğundan “Oksijen Çadırı” olarak anılması boşuna değildir. Burhaniye sahilleri ışıl ışıl parıldamasından dolayı mitolojide “Işık Sahili” olarak geçer. Tanrıça Hera’nın İda Dağları’ndan gelip, bu ışıl ışıl kumsalda güzelliğine güzellik kattığı rivayet edilir.

87

Burhaniye

İLÇELER

Burhaniye’nin Geçmişine Yolculuk İlçenin tarihçesi, bilinen ilk yerleşim yeri olan ve bugünkü İskele Mevkii yakınlarında, Lidya Kralı Krezüs’ ten çok önceleri kurulan Anahor veya Pidasus adlarıyla anılan şehir ile başlar. M.Ö. 1443 yılında, ilk kez Mysia bölgesi halkı tarafından inşa edilmiş olan kent, Antik Çağ’da Adramytteion’a bağlı olarak kalmış ve tarih boyunca da Adramytteion veya Latince Adramyttium adları ile birlikte anılmıştır. Adramytteion adı, Lidya Kralı Krezüs’ün kardeşi Adramys’ten kaynaklanır. Adramys, savaşlarda harap olan kenti yeniden inşa ettirmiş ve kendi adını vermiştir. Tarih kitapları, Edremit Körfezi’nin çok eski çağlardaki en önemli yerleşim yerinin Eski Edremit diye bilinen, bugünkü Ören İskelesi yanında bulunan Karataş Mevkii’nden itibaren 8 kilometre çapında bir daireyi kapsayan Adramytteion olduğunu yazar. Tarihçiler, Adramytteion’un civarında Troya, Pergamon ve Taip gibi ünlü şehirlerin bulunduğunu o devirde bölgedeki tek Anayasa Mahkemesi’nin Adramytteion’da olduğunu ve kentin Hukuk Merkezi olarak anıldığını belirtirler. Romalıların istila devrinde Edremit ile birlikte Roma İmparatorluğu topraklarına katılmış olan kent, bu devirde kültürel bakımdan çok önemli bir

88

yerde bulunmaktaydı. Daha sonraları Bizans İmparatorluğu egemenliğine giren şehir, bu dönemde önemini giderek kaybetmiş ve bu topraklar üzerinde sık sık yaşanan savaşlardan dolayı günümüze çok az sayıda tarihi eser kalmıştır. Selçuklu İmparatorluğu’nun yükselme devrinde bu imparatorluğun egemenliğine giren kente, Selçuklu İmparatoru Kılıç Aslan tarafından sınır komutanı olarak Taylı Baba gönderilmiş; Taylı Baba bölgeyi Bizanslılardan tamamen temizlemiş ve dağınık halde yaşayan halkı ,bugünkü Taylıeli Köyü’nün olduğu yerde toplayarak burayı merkez yapmıştır. Ancak bölgenin dağlık ve genişlemeye elverişsiz olması yüzünden Taylıeli halkını daha sonra, bugünkü Memiş Mahallesi’nin olduğu düzlüğe taşımıştır. Selçuklular’ın dağılması ile Karesioğulları’nın eline geçen kent, 1323 yılında da Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmıştır. 1484 yılında ise bugünkü Kızıklı Köyü’ne doğru uzanan Su Kemeri’ne atfen Kemer adını almıştır. 1866 yılına kadar Edremit’e bağlı bir bucak olan kent, 1867 yılında bağımsız İlçe olmuştur. 19. yüzyılda, Sultan Abdülhamit zamanında oğlu Burhanettin’in adına atfen ilçenin adı Burhaniye olarak değiştirilmiştir. Milli Mücadele döneminde tüm Ege Bölgesi ile birlikte işgale uğrayan Burhaniye, 8 Eylül 1922’de kurtulmuştur.

89

Gezi Rotası Adramytteion-Ören Antik Kenti: Eski Edremit olarak bilinen ve Adramytteion’un yerleşim alanı olan Ören’de bulunan tarihi kentte, bugün o devirlere ait tarihi kalıntılara pek rastlanamamaktadır. Bunun nedeni de, şehrin tarih boyunca sık sık istilaya uğrayıp savaşmak zorunda kalması ve 1090 yılında tamamen terk edilmesidir. Bu antik kentten geriye Helenistik, Roma ve Bizans devirlerine ait kabartma taşlar ve sütunlar kalmıştır.

90

Ören Plajı

Bugün 1. ve 2. derecede Doğal ve Tarihi SİT Alanı olan Ören - Adramytteion ile ilgili olarak, Alman Eski Çağ Uzmanı Dr. H. Beister, ‘’Bu kentin antik çağda bulunduğu yerde yapılacak kazılar sonunda, önemli bir Roma şehri yapıları olan forum, tapınak, hamam, tiyatro, asillerin villaları ve bunların içinde heykel, mozaik gibi eserler ile ayrıca Helenistik Çağ’dan kalma kale kalıntıları ve Yunan şehri kalıntısı olarak gymnasium bulunması beklenebilir. Toprak altında ne kadar madeni para ve bilhassa yazıtların bulunduğu tahmin edilemez, fakat yerine konulmayacak kadar kıymetli olacaktır’’ demektedir. Ören-Adramytteion Arkeoloji Kazısı’na ilk olarak 2001 yılında başlanmış, 2002 ve 2003 yıllarında da kazıya devam edilmiştir. Nekropol alanda yapılan kazılarda; Roma, Helenistik ve Bizans devirleri olmak üzere üç değişik kültürel döneme ait izler taşıyan önemli bir kilise kalıntısı, yoğun Ortaçağ izleri taşıyan mezarlar, antik devirlere ait fresk, rölyef, mozaik ve keramik parçaları ile çoğunluğu Geç Roma Dönemine ait sikkeler ortaya çıkarılmıştır. Kazılara devam edilmesiyle kuşkusuz, tarihte yörenin kültür merkezi olan Adramytteion’a ait çok önemli bilgilere ulaşılacaktır. İster arkeoloji, ister tarih, isterse doğa tutkunu olun, BurhaniyeÖren’e geldiğinizde beklentilerinizin de ötesinde bir mutluluk yaşarsınız. Cilalı Taş Devri’nden beri var olan ‘Tanrılaştırılmış Doğa ve Bereket İnancı’nın en güzel örnekleri olan Kaya Sunakları’nı tanırsınız. Körfez’in ekoturizm İncisi Burhaniye-Ören, zengin bitki örtüsü içinde dünyanın en kaliteli zeytin ve zeytinyağını, şifalı kaplıca sularını ve Kazdağları’nın bol oksijenli tertemiz havasını cömertçe size sunar.

91

Dedekaya Sunakları

Kaya Sunakları: Yöredeki Madra Dağı’nın eteklerinde, özellikle de Burhaniye sınırları içinde yoğun bir şekilde karşılaşılan Kaya Sunakları, plan bakımından Antik Çağ’ın tapım yerlerinden farklıdır. Temel antik dini merkezler, tapınak yapılarını barındırırken, Kaya Sunakları’nın bulunduğu alanlarda ise en azından bugüne kalacak kadar sağlam olan dini yapılara önem verilmemiştir. Bunun nedeni; Kaya Sunakları’nın temsil ettiği dinsel düşünüş tarzının, doğayla bütünleşmeyi gerektirmesidir. Merkezinde bir Ana Tanrıça olan bu inanç sistemi, Kaya Sunağını Ana Tanrıça ve Eşi ile özdeşleştirmektedir. Kaya Sunakları’ndaki ayinler büyük olasılıkla evren yapısını sembolize ediyordu. Dinsel törenler de evrensel yapının işlerliğini göz önüne sermek için yapılırdı. Genel olarak Trako-Frig tipli bir çıkış gösteren Kaya Sunakları’nın Erken Demir Çağı’ndan başlayan ve hatta Bronz Çağı’na uzanan bir geçmişi olmalıdır. Bu sunakların daha sonra Roma Devri’nde kullanıldığı ve Erken Hristiyanlık sürecinde de faal olduğu fark edilmektedir. Sunaklar aynı kültistik ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte örgütlenmiş olup, Demir Çağı Trak ve Avrupa Kültleri’yle Anadolu ve Ege Kültleri’nin bir kavşak ve kaynaşım noktası olan bölgeye özgü nitelikler de sergilemektedirler. Dedekaya Ana Tanrıça Kültü, Hisar Altarı, Deliktaş, Merdivenli Kaya, İnkaya Mağarası, Ballıktaş Mağarası ve Asarkaya Kaya Sunakları bu konuda büyük önem taşıyan tarihi yerlerdendir.

Şahinler Köyü Camii: Yaklaşık 150 yıllık olduğu tahmin edilen Şahinler Köyü Camii; Türkİslam âleminde, içerisinde eski hat örnekleri olmayan, buna karşın köy mezarlığı ve Rezelli Değirmeni ile çeşitli doğa fresklerinden oluşan süslemeli kubbesiyle çok ayrı özellikte bir camidir.

92

Ören

Ören: Temiz denizi, plajı ve yemyeşil dinlenme tesisleri ile Ören, ilçe merkezinden denize doğru 4 kilometre mesafede bulunmaktadır. Yalnızca tarihi değil aynı zamanda Doğal Sit Alanı olan Ören’deki asırlık palamut ağaçlarının, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından tek tek numaralandırılarak koruma altına alınması ile “Yeşil Ören” kimliği de güvence altına alınmıştır. Tertemiz suyu ve ince kumu ile ünlenen Ören Plajı, 2000 yılından beri, bu ününü Avrupa Çevre Eğitim Vakfı (Fee) tarafından verilen ve artık tüm dünyada “Denize Girilebilirlik Ölçütü” olan Mavi Bayrak ile tescil ettirmiştir.

93

Burhaniye

İLÇELER

Burhaniye Kuvâ-yi Milliye Kültür Müzesi: 1930‘lu yıllarda Halkevi, daha sonraları Askeri Mahfel olarak kullanılmış olan tarihi bina, Burhaniye Belediye Başkanlığı tarafından restore ettirilerek Kültür Müzesi olarak Burhaniye kültür yaşamına kazandırılmıştır. Müzede, kentin tarihini yansıtan arkeolojik eserlerin yanı sıra, yörenin etnografik değerleri ve özellikle de Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvâ-yi Milliyecilerin çeşitli malzemeleri sergilenmektedir.

Bizimköy Sesli ve Hareketli Etnografya Galerisi: Anadolu kültürü ve yaşantısının nostaljik unsurlarının birebir boyuttaki sesli ve hareketli mankenlerle canlandırıldığı bir etnografya galerisidir. Anadolu’da köy odasından tutun el hızarı, bileyici, su ile çalışan un değirmeni ve hayvan sağımına varıncaya kadar çeşitli kültürel unsurların canlandırıldığı Bizimköy, Türkiye’nin “İlk Sesli ve Hareketli Etnografya Galerisi” olma özelliğini de taşıyor.

Pelitköy: Burhaniye’nin, büyük bölümü zeytinliklerle kaplı, 12 kilometre uzunluğunda sahil şeridine sahip, çok güzel bir beldesidir. Zeytin ve zeytinyağının yanı sıra, deve güreşleri ve yazlık tipi ikincil konutların bulunduğu sahil kesimiyle tanınır.

94

Kuva-yi Milliye Müzesi

Burhaniye

İLÇELER

Nasıl Gidilir? İlçe Balıkesir’e 93, Çanakkale’ye 142, İzmir’e 175, Bursa’ya 243, İstanbul’a 486, Ankara’ya 623 kilometre uzaklıktadır. Balıkesir - Çanakkale - İzmir yol ayrımı üzerinde bulunan Burhaniye’den çevre illere günün her saatinde otobüs bulma olanağı vardır. Ayrıca Burhaniye – Edremit yol ayrımında bulunan Balıkesir Körfez Havaalanı’ndan İstanbul ve Ankara’ya havayolu ulaşımı da önemli bir avantajdır. İlçe girişinde kurulan ve üç yıldır hizmet vermekte olan Körfez Havaalanı da ilçeye ulaşımda çok önemli bir olanak sağlamaktadır. THY haftada iki gün karşılıklı olarak İstanbul - Burhaniye seferleri yapmaktadır.

Yapmadan Dönmeyin! - Ören’de denize girmeden, - Dutluca Köyü Deliktaş’tan gün batımını izlemeden, - Kaya Sunakları’nı görmeden, - Şahinler Köyü Camii’ni görmeden, - Taylıeli Köyü’nde körfez panoraması eşliğinde çay içmeden, - Mide dostu zeytinyağlı yemeklerden yemeden, - Zeytin ve zeytinyağını tatmadan, zeytinyağı sabunlarından almadan dönmeyin.

95

96

Dursunbey

İLÇELER

Ege’nin Anadolu’ya Dönük Yüzü:

Dursunbey

Sırtını derin bir orman dokusuyla kaplı Alaçam Dağı’na yaslamış, otantik Yörük köyleriyle huzur veren Dursunbey, Ege Bölgesi’nin Anadolu’ya açılan kapısı konumundadır. Bu nedenle ilçe toprakları pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Balıkesir’in en doğusunda yer alan ilçe, genel olarak konar-göçer aileler tarafından kurulmuştur. Kültürel açıdan oldukça zengin olan yörük aileleri bölgede varlığını her alanda hissettirmektedir. İlçenin Göğü köyü yakınlarında Asartepe bölgesinde önemli bir süs taşı türü olan “Ametist Kristali” çıkarılmaktadır. Bu taşlar yörede işlenerek takı malzemesi olarak kullanılmaktadır. Dursunbeyi, Türkiye genelinde iki adet orman işletmesi bulunan nadir ilçelerden olup, güzel karaçam ormanlarıyla kaplı, ithal kerestede söz sahibi, 200 kereste imalathanesi, 250 metreküp yerli, 900 bin metreküp ithal kerestenin işlendiği rabıta, lambiri, profil imalatında zengin çeşitleriyle ün yapmıştır. İlçe her ne kadar kerestecilik sektörü ile ön plana çıksa da son zamanlarda madencilik sektöründe büyük bir atılım yapmıştır. İlçede çıkarılan zengin maden rezervlerinin başında; kömür(linyit), traverten mermeri (Arizona Kırmızısı, Verona Beyazı), kurşun, krom, magnezit, çinkolu kurşun başlıcalarıdır. Dünyada eşi benzeri olmayan çeşitli renklerde bu doğal kaynak taşları ile Dursunbey, parlayan bir yıldızdır.

97

Dursunbey

İLÇELER

Dursunbey’in Geçmişine Yolculuk Roma Uygarlığı döneminde Dursunbey civarına “Abriettene” adı verildi. Abriettene bölgesinde merkez olan Dursunbey’in ismi de Hadrianeia idi. Hadrianeia (Dursunbey) Romalılar döneminde önemli para basım yerlerinden biri idi. Roma İmparatorları döneminde başta Hadrian, Antonius, Pivs, Faustina, Marcus Aurelius gibi önemli imparator ve komutanlar isimlerini ve resimlerini taşıyan bakır ve gümüş paralar bastırmışlardır. Hadrianeia ismi ünlü Roma İmparatoru Hadrian’dan gelmektedir. Dursunbey yöresine verilen “Hadrianeia” ismi de büyük olasılıkla onun şerefine kurulan bir şehir olduğunu göstermektedir. Hadrianeia şehrinin M.S. 131-132 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Osmanlı Devleti zamanında İkinci Osmanlı Padişahı Orhan Gazi, Emir Dursun’u buraya komutan olarak atamış; ilçeye Emir Dursun’a izafeten Dursunbey denmiştir. Dursunbey, Balıkesir mutasarrıflığına bağlı “Balat” adı ile anılan bir bucak merkezi iken 1918 yılında ilçe haline getirilmiştir. Dursunbey, Kurtuluş Savaşı sırasında düşman işgaline uğramış, 3 Eylül 1922 günü kurtarılmıştır. Dursunbey ilçesinin tarihi hakkında kesin bilgiler olmamakla beraber yapılan antik çalışmaların bulguları neticesinde çok eski bir yerleşim merkezi olduğu ve Lidyalılara kadar uzandığı anlaşılmıştır.

98

Dursunbey

İLÇELER

Gezi Rotası İlçe ve çevresi rekreasyonel turizm alanları bakımından zengin doğal kaynaklara sahiptir. Karstik kaynaklardan çıkan suların oluşturduğu Suçıktı Mesire Yeri ile Saz, Çınarlı Pınar ve Hıdırlık, Gölcük, Çamaşırlık Deresi, Yayla, Değirmeneğrek mesire yerleri görülmeye değer yerlerdendir. Her yıl Temmuz ayı içerisinde “Su Çıktı Şiir Akşamları” adıyla çeşitli konserler, folklor gösterileri, şiir dinletileri gibi etkinlikler gerçekleştirilmekte, Ağustos ayı içerisinde ise geleneksel Panayır ve yağlı güreş etkinlikleri yapılmaktadır.

Dursunbey Baranası

Köklü bir gelenek olarak barana, Dursunbey ilçesinde sosyal dayanışmayı, yardımlaşmayı simgeleyen bir örgüt olarak kurulmuştur. Eski Türk geleneklerinin devamı olan ve yüzyıllardır süren barana, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır. Barana bir yardımlaşma ve dayanışma örgütü olduğu gibi eğitim kurumu niteliği de taşımaktadır. Sadece topluluk içinde değil, toplumsal yaşamda da disiplini sağlar. Çok sağlıklı işleyen otokontrol mekanizması ile denetimi oluşturur. Beraber hareket etme ve organize olma yaygınlaşır.

Dursunbey Aşağımusalar Köyü Ilıcası

Alaçam Dağları’nın eşsiz güzelliği içinde, Dursunbey’in Aşağımusalar Köyü’ne 5 kilometre uzaklıkta bulunan ılıca, cilt hastalıklarına iyi geldiği için “güzellik suyu” olarak da bilinir.

99

100

Dağ ve Yayla Turizmi İlçeye 30 kilometre mesafede bulunan Alaçam ormanları bölgesi, yayla ve dağ turizmi açısından değerlendirilebilecek alternatif turizm potansiyeline sahiptir. Gölcük, Yayla, Aktuzla, Karaveli, Hacıkerim, Karyağmaz alanları yayla turizmine uygun yerlerdir. Ayrıca Yayla İşletme Şefliği İdari alanında karaca ve geyik üretim istasyonu bulunmaktadır.

Av Turizmi Tavşan, yaban domuzu, tilki gibi avlanabilen hayvanlar arasındadır. Ayrıca ilçe sınırlarından geçen Aliova Çayı, Kirmastı Çayı, Beğel Deresi ve Osmaniye Deresi gibi yerlerde doğa ile iç içe balık avcılığı da yapılmaktadır.

Nasıl Gidilir? Dursunbey; Balıkesir - Kütahya karayolları ve demiryolları üzerinde kalmasının verdiği avantajla gelişmiş ulaşım ağına sahiptir. İlçe, İzmir-Ankara demiryolu üzerinde olduğundan Ankara güzergahına tren seferleri yapılmaktadır. Ayrıca ilçe merkezinden Bursa’ya toplu taşıma araçları işlemektedir.

Yapmadan Dönmeyin! -

“Güzellik suyu” olarak bilinen ılıcasına uğramadan, Yaylalarına çıkmadan, Ametist taşından yapılan takılardan almadan, “Su Çıktı Şiir Akşamları”na katılmadan, İlçenin simgesi olan oyma yatıktan almadan, Eşsiz güzellikteki lokum ve şekerlemelerinden tatmadan dönmeyin.

101

102

Edremit

İLÇELER

Keyifli Bir Tatilin İdeal Alternatifi:

Edremit

Balıkesir’in önemli turizm merkezlerinden biri olan Edremit; Akçay, Güre, Zeytinli ve Altınoluk beldeleri, berrak suları, plajları, kaplıcaları, mesire yerleri, doğal ve tarihi güzellikleriyle keyifli bir tatilin ideal alternatifleri arasındadır. Tatil için tercihiniz Edremit ise, denizin ve doğanın tadını çıkaracağınız gezinize, alternatif turizm imkanlarını da eklemeyi unutmayın. Zengin flora ve faunasıyla sadece Edremit’in değil, Türkiye ve dünyanın sayılı güzelliklerinden olan Kazdağları doğaseverler için unutulmaz bir deneyim sunarken, ilçe merkezinde SİT kapsamına alınmış tarihi konaklar ve evler, kültür mirası olarak dikkat çeker. Sıcak su kaynaklarıyla ünlü Edremit, termal turizmin de önemli duraklarındandır.

103

104

Edremit

İLÇELER

Edremit’in Geçmişine Yolculuk İlçe ve çevresi ile ilgili tarihi bilgiler Antik Çağ’a aittir. Yöre bu dönemde Küçük Asya’nın Mysia bölgesi içindedir. Bazı kaynaklarda M.Ö. 1443 yıllarında Pidasus adıyla kurulduğu belirtilirken, bazı kaynaklarda ise şehrin adı doğrudan ‘’Adramytteion’’ olarak geçer. Bir diğer kaynakta da, Edremit adının kökeninin Luwi dilinden geldiği ve Adra Vadisi anlamında Adra-Mut olduğu ifade edilir. Alaaddin Keykubat zamanında (1220-1237) Türkler tarafından ele geçirilen bölgeye, Anadolu Selçuklu İmparatorluğu döneminde ise Karesi Bey, uç beyi olarak atanmış ve Edremit Anadolu Selçuklu İmparatorluğu’nun Karesi Beyliği’ne bağlı bir uç beyliği olarak kalmıştır. 1335 yılında da Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

105

Edremit

İLÇELER

Gezi Rotası

Antandros Antik Kenti (Edremit-Altınoluk): Altınoluk beldesi sınırları içinde, İda Dağı’nın güney eteklerinde kurulmuş olan Antandros, Troas bölgesi şehirlerinden birisidir. Antik kaynaklarda kuruluşuna ilişkin birçok farklı görüş olmasına karşın, kazılar kentin en azından M.Ö. 8. yüzyılda kurulduğunu ortaya koymuştur. Mysia ve Aiolis’ten Çanakkale Boğazı’na uzanan kıyı yolunu kontrol eden stratejik bir noktaya kurulmuş olan Antandros, antik dönemde İda Dağı’ndan elde edilen keresteler üzerindeki hakimiyeti ile dikkat çeker. Hatta ünlü Troialı kahraman Aeneas, yeni bir kent kurmak üzere denize Antandros’ta yaptırdığı gemilerle açılmış ve sonunda Roma İmparatorluğu’nun efsanevi kurucusu konumuna gelmiştir. Aristotales, Antandros’un Edonis ve Kimmeris gibi ön adlara sahip olduğu ve bu isimlerin de kentte yaşayan kavimlerden kaynaklandığına değinir. Kentte 100 yıl kadar süren Kimmer hakimiyetine, M.Ö. 570 yılları civarında Lydia Kralı Altattes’in oğlu Kroisos son vermiştir. M.Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte tüm Anadolu gibi Antandros da Pers hakimiyetine girer.

106

Edremit

İLÇELER

İda Dağı keresteleri üzerindeki hakimiyeti nedeniyle sık sık Atina ve Persler arasında el değiştiren kent, M.Ö. 330 yılında Büyük İskender tarafından ele geçirilmiştir. Daha sonra Pergamon Krallığı topraklarına, onların vasiyeti üzerine de Roma İmparatorluğu egemenliğine geçmiştir. Bizans döneminde piskoposluk merkezine dönüşmüştür. Kazı çalışmaları halen sürdürülen Antandros’ta mozaik ve duvar resimleri ile süslü Roma Villası ile M.Ö. 8. yüzyıldan M.Ö. 1. yüzyıla kadar kesintisiz olarak kullanılan nekropolis (mezarlık) her zaman ziyaret edilebilir.

Kazdağı (İda Dağı) Milli Parkı: Edremit Körfezi’nin kuzeyinde bulunan Kazdağı Milli Parkı; 21 bin 450 hektarlık alanıyla deniz ve yeşilin, tarihi dengeler ile doğanın kucaklaştığı, zengin fauna ve florası ile ülkenin görülmeye değer yerlerinden. Kazdağları’na ilçenin dört noktasından ulaşılabilir. Bunlar Zeytinli, Kızılkeçili Köyü, Güre Köyü ve Altınoluk istikametinden çıkan orman yollarıdır.

Kurşunlu Cami: 1231 yılında Edremit Fatihi olan Selçuklu Komutanı Yusuf Sinan tarafından yaptırılmıştır. Caminin yanında Yusuf Sinan’ın türbesi vardır.

107

Akçay

Deniz Kum Güneş Akçay: Edremit’e 10 kilometre uzaklıkta olan Akçay, deniz turizmi açısından büyük önem taşıyan yerlerdendir. Bölge, her yerinden fışkıran tatlı-soğuk suları ve artezyenleri ile ünlüdür. Her yıl Ağustos ayında Akçay-İda Kültür ve Sanat Şenlikleri düzenlenir.

Altınoluk: Edremit’e 28 kilometre mesafede bulunan Altınoluk, oksijen deposu özelliğini taşır. Yörede çok sayıda konaklama tesisi ve eğlence mekanları vardır.

Güre: Güre, tarih, doğa ve sağlığın buluştuğu cennettir. Körfezin bakir doğası içindeki tertemiz denizi, Güre’yi en önemli tercih sebebi yapar.

108

109

Güre Kaplıcaları

Şifa Kaynağı Kaplıcalar Edremit - Güre Kaplıcaları Termal Turizm Merkezi: Edremit’e 12, Akçay’a ise 3 kilometre uzaklıktaki kaplıca, ülkemizin en önemli termal turizm bölgelerinden biridir. Kaplıcanın orijinal bölümlerinde, ilkçağ Roma hamamı özelliklerini taşıdığı görülür. Kaplıca 64 santigrat derece sıcaklığındaki suyuyla, romatizma, kadın hastalıkları, cilt hastalıkları, guatr, kireçlenme, sedef, böbrek taşı ve kumları ile karaciğer hastalıklarından muzdarip olanlara sağlık verir. Sağlıklı yaşam merkezi, modern tesisleriyle dört mevsim güzellik ve şifa dağıtır. Kaplıcada konaklama imkanı da vardır.

Bostancı Kaplıcaları: Burhaniye’nin Edremit çıkışında ve Burhaniye’ye 10 kilometre uzaklıkta olan tesiste ortalama 51 santigrat derece sıcaklıktaki yıkanma suyu, romatizma, siyatik, lumbago ve kadın hastalıklarının tedavisinde etkilidir.

110

Mesire Yerleri Pınarbaşı: Güre Köyü sınırları içinde, Akçay’a 6 kilometre mesafede bir piknik yeri olan Pınarbaşı, yamaçtan akan bol ve buz gibi suyu ile yaz aylarında serinlemek için idealdir. Orman Müdürlüğü’nce işletilen bölgede ayrıca piknik alanı içerisinde alabalık üretilen bir çiftlik bulunuyor.

Şahinderesi: Kazdağları’nın Altınoluk bölgesi eteğinde bulunan Şahinderesi, Altınoluk’u tepeden görür. Temiz kaynak suları olan bol ağaçlı bir piknik yeri olan Şahinderesi’nde bir konaklama tesisi ve restoran da yer almaktadır.

Çağlayan Piknik Yeri: Kızılkeçili Köyü içinde olan Çağlayan Piknik Yeri, Akçay’a 3 kilometre mesafede yer alır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tescillenmiş 800 yıllık çınar ağacı da, burada bulunur.

111

Edremit

İLÇELER

Mıhlı Çayı

Hanlar: En çok rağbet edilen piknik yerlerinden olan Hanlar, Akçay’a 35 kilometre uzaklıktadır. Ormanları ve soğuk suları ile dikkati çeken bölgenin çevresinde lokanta ve kafeler hizmet vermektedir.

Mıhlı Çayı: Akçay’a 25 kilometre mesafede, Altınoluk- Çanakkale karayolu üzerinde çevresi ormanlık bir dere kenarıdır. İç kısmında bulunan Başdeğirmen Köprüsü görülmeye değerdir.

Güre Gelinçamı Piknik Yeri: Güre Köyü’ne 3 kilometre mesafede, halka açık bir piknik yeri olan Gelinçamı Piknik Yeri’ne, Güre’den itibaren yeni açılan yol ile ulaşılabilinir. Her yıl Güre Belediyesi’nce yapılmakta olan Sarıkız etkinliklerinin bir bölümü de burada gerçekleştirilir.

112

Hanlar

İLÇELER

Edremit

Sütüven Şelalesi

Hasanboğuldu

Sütüven: Edremit’e 20 kilometre uzaklıkta İzmir - Çanakkale karayolu üzerinde piknik alanıdır. 8 metre yükseklikten dökülen ve yörenin adı ile anılan Sütüven Şelalesi’nin bulunduğu alanda, manzara seyir terasları ve oyun alanları yer alır.

Hasanboğuldu: Sütüven Piknik Alanı’ndan sonra derenin karşı tarafındaki patika yolu izleyerek, 1 kilometre sonra ulaşılan Hasanboğuldu, bir şelale ve içinde pek çok balığın bulunduğu gölcükten oluşur.

Subaşı: Altınoluk’un 2,7 kilometre batısında Doyran Köyü’ne çıkan yolun 150 metre sağında, şehir içme kullanma suyunun sağlandığı kaynağın başıdır. Asırlık çınar ve ceviz ağaçlarının gölgelediği Subaşı’nda, çağlayan suyunun serinliğinde oturabileceğiniz kır gazinoları vardır.

113

A. Sıdıka Erke Etnoğrafya Müzesi

114

Tahtakuşlar Etnoğrafya Galerisi

Tarihe Işık Tutan Müzeler A.Sıdıka Erke Etnografya Müzesi: Zemin katta Kuva-yi Milliye dönemini yansıtan bir oda, bir idare odası ve hanay tabir edilen 120 metrekarelik geniş salon, üst katta kültürel amaçlı kullanılmak üzere düzenlenmiş başoda ve sofa bulunuyor. Odalarda 18 ve 19. yüzyıl döneminin Edremit ev yaşamına ilişkin geleneksel el sanatları ile bezenmiş ev eşyası, giysi ve günlük yaşamını yansıtan eşyalar sergilenir. Pazartesi günleri hariç mesai saatleri içinde gezilebilir. Tel.: 0266 374 17 18

Tahtakuşlar Etnografya Galerisi: Türkiye’nin bir köyde kurulan ilk özel Etnografya Galerisi, Edremit’in Tahtakuşlar Köyü’nde bulunur. Galeride Orta Asya’dan Türkiye’ye göç eden konar - göçer Türk boylarının ilginç ve özgün kültür varlıkları, giyim, ev eşya ve aletleri, halı ve çadırları yıl boyunca sergilenir. Tel.: 0266 387 33 40

Evren Ertür Zeytinyağı Müzesi: Edremit’te beş kuşaktır zeytincilikle uğraşan bir aileden gelen Evren Ertür tarafından 2005 yılında kurulan müzede, ilk taş yalaktan buharlı kontinü sisteme kadar 5-6 aşamada kullanılan gereçler bulunur. Tel.: 0266 392 13 46

115

Kazdağı Milli Parkı’nın alan kılavuzları ile birlikte gezilmesinde yarar var. Bu geziler için Kazdağı Milli Parkı-Akçay Milli Parkı Mühendisliği’nden izin alınması gerekiyor.

Nasıl Gidilir? Ulaşım açısından çeşitli alternatifleri olan Edremit’e hem karayolu hem havayolu hem de denizyolu taşımacılığı vardır. Türkiye’nin en işlek karayolları üzerinde bulunan Edremit, Balıkesir’e 87, Çanakkale’ye 130, İzmir’e 201, Ankara’ya 619 ve İstanbul’a 483 kilometre mesafededir.

Havayoluyla Ulaşım: Sarıkız Tepesi

Dağ Turizmi Edremit Körfezi’nin kuzey kıyısını takiben, doğu-batı yönünde 60-70 kilometre boyunca uzanan, UNESCO tarafından dünyanın sayılı biosfer alanlarından biri olarak kabul edilen Kazdağları, topoğrafik özellikleri ile dağcılık ve trekking tutkunlarının buluşma noktasıdır. Karataş Tepesi (1774 metre) ise Kazdağları’nın zirvesi olup, onu Babadağ (1768 metre) ve 1726 metre ile Sarıkız Tepesi izler. Doğal güzellikleri ile dağcıların ve doğa sporcularının vazgeçemediği dağlardan biri olan Kazdağları’nda, batıya Assos yönüne kadar her patikada yürüyüş yapılabilir.

116

Balıkesir Körfez Havaalanı’na, 12 ay boyunca haftanın her günü Ankara ve İstanbul’dan tarifeli seferler düzenlenir. Ayrıca Fransa’dan haftanın iki günü charter uçuşları ile bölgeye yabancı turistlerin ulaşımı sağlanır.

Denizyoluyla Ulaşım: Bandırma-Yenikapı arasında çalışan hızlı feribot ile Edremit’e 4-5 saatte ulaşılır.

Yapmadan Dönmeyin! - Kaz Dağları’nda doğa yürüyüşü ve trekking turlarına katılmadan, - Hasanboğuldu’yu ve Sütüven Şelalesi’ni görmeden, - Zeytin şekerini tatmadan, - Akçay’da güneşin batışını seyretmeden, - Güre Kaplıcaları’nda şifa bulmadan, - Sarıkız etkinlikleri ile Zeytin ve Turizm Festivallerine katılmadan, - Altınoluk Köyü’nde gezmeden, çay içmeden dönmeyin.

117

118

Erdek

İLÇELER

Ekoturizm Cenneti:

Erdek

Doğal, tarihi, kültürel ve sosyal değerleri açısından yüzyıllar boyu insanlığın ilgi odağı olan Kapıdağ Yarımadası’nda yer alan Erdek, doğal plajları, ekoturizme elverişli coğrafyası, Herodot’un methettiği üzümü, şarabı, zeytini ve zeytinyağı ile misafirlerine bambaşka bir tatil vaad eder. İlçe; Marmara Bölgesi’nde, Marmara Denizi’ne doğru uzanan Kapıdağ Yarımadası’nda, Erdek Körfezi’ndedir. Eski adı Arktonnessos olan Kapıdağ Yarımadası ile kuzey ve batı çevresindeki Marmara, Paşalimanı, Türkeli (Avşa), Ekinlik adalarından ve diğer küçük adalardan oluşmaktadır. Kapıdağ, Marmara Denizi’nin güney kıyısı ortasında yaklaşık 300 metrekarelik üçgen şeklinde bir yarımadadır. Uzun bir kıyıya sahip olan Erdek’in sahilleri genelde kumsal ve doğal plajdır. Ayrıca ormanlarla kaplı olup, bütünüyle av koruma sahasıdır. Kestane ve zeytin ağaçları göze çarpmaktadır. İlçenin denizden yüksekliği 0-10 metredir. Erdek ve çevresi bol miktarda zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Zeytincilik yörenin önemli bir gelir kaynağıdır. Genelde sofralık zeytin (sele, salamura, çizme ve kırma) ile zeytinyağı üretimi yapılmaktadır.

119

Kirazlı Manastırı

Erdek’in Geçmişine Yolculuk Erdek, tarihte Artake adıyla tanınmaktadır. Bu isimlere bakarak ilçenin Sitler tarafından kurulduğu söylenebilir. Artake, Sitlerin efsanevi krallarından biridir. Tarih çağlarında Artake’den ilk söz eden Herodotos olmuştur. Artake M.Ö. 7. yüzyıl başında Miletoslular tarafından kolonize edilmiş, M.Ö. 361 yılından önce de bütün Kapıdağı ile birlikte Kyzikos egemenliğine girmiştir. Helenistik Çağ boyunca sürekli olarak yükselip parlayan Kyzikos’un yanında gittikçe önemini yitiren Artake, bu sitenin bir dış mahallesi veya köyü durumuna düşmüştür. Bütün Roma Çağı boyunca silik ve önemsiz kalan kent, Bizans Çağı ile beraber limanları ihmal edilen, depremlerle yıkılan ve binalarının taşları yağma edilen Kyzikos’un gerilemesiyle gelişmeye başlamış ise de, en ileri günlerinde bile komşusu Kyzikos’un ününe ve büyüklüğüne erişememiştir. Tarihçi Herodot, Erdek’in iktisadi durumunu ele alarak üzümünü, şarabını, zeytin ve zeytinyağını methetmiştir. Herodot vaktiyle burada büyük bir liman ve bir tersane olduğunu da kaydeder. Artake, 1339 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa tarafından fethedilip Türk egemenliğine geçmiştir. Kent, Türk hakimiyetine girdikten sonra, uzun bir süre Galata Kazası’na bağlı bulunan Kapıdağı’na ait bir köy olarak kalmış, oldukça yavaş bir gelişme ile 20. yüzyılın başındaki durumuna gelmiştir. 1907 yılında Karesi Sancağı’na bağlanmıştır. 1926 yılında Bandırma’ya bağlı bir nahiye haline dönüşmüş ancak 1928 yılında yeniden Balıkesir’e bağlanmıştır.

120

Hadrian Tapınağı

Tarihi ve Turistik Değerler Kyzikos (Belkıs) Antik Kenti: Erdek’e 9 kilometredeki Kyzikos bir ören yeridir. Tarih boyunca Erdek İlçesi içinde gelişen en büyük uygarlık merkezi olan Kyzikos şimdi Belkız veya Balkız denilen Kapıdağı’nın anakara ile birleştiği düzlükte ve bu düzlüğün kuzeyindeki yamaçlarda yer almıştır. Kyzikos Antik Kenti, Erdek ilçesinde Erdek ve Bandırma Körfezlerini birleştiren bataklığın hemen kuzeyinde, Bağfaş fabrika alanından başlayarak Düzler, Çeltikçi, Belkıs, Yukarı Yapıcı, Hamamlı, Aşağı Yapıcı köylerini içine alan geniş bir alanı kapsamaktadır. Antik çağda Propontis olarak bilinen yörede, M.Ö. 8. yüzyılda Milet Kolonileri tarafından kurulan şehir, adını Argonatlar efsanesinde adı geçen Kral Kyzikos’tan almıştır. M.Ö. 4. yüzyılda bağımsızlığını ilan eden kent Helenistik ve Roma dönemlerinde altın çağını yaşamıştır. M.S.543’te meydana gelen depremden sonra kentin terk edildiği ve halkın Erdek’e (Arteka) yerleştiği bilinmektedir. Antik çağın en önemli tapınakları arasında sayılan Hadrian Tapınağı, kenti çevreleyen sur kalıntıları, şehir kapılarından biri, akropol, amfitiyatro, tiyatro, sur dışındaki Parmos-Trakisas-Khytos limanlarına ait kalıntılar, üç adet agora, Roma hamamları, şehir meclis binası ve Metroon’a (ana tanrıçaya adanmış tapınak) ait kalıntılar kentin zenginliğini ve önemini gösteren yapılardır. Antik çağın en önemli tapınakları arasında sayılan Hadrian Tapınağı, kenti çevreleyen sur kalıntıları, şehir kapılarından biri, akropol, amfitiyatro, tiyatro, sur dışındaki Parmos-Trakisas-Khytos limanlarına ait kalıntılar, üç adet agora, Roma hamamları, şehir meclis binası ve Metroon’a (ana tanrıçaya adanmış tapınak) ait kalıntılar kentin zenginliğini ve önemini gösteren yapılardır.

121

Seyitgazi Tepesi

Seyitgazi Tepesi: Erdek’in güneydoğusundaki konik ve küçük yarımadaya Seyitgazi ismi verilmiştir. Tepenin üstünde küçük bir kilisenin temelleri bulunmaktadır. Kilise temellerinin beş on metre doğusunda yarım yuvarlak ve bir metre yüksekliğinde kuru duvardan yapılma bir adak yeri mevcuttur. Halk arasında Seyitgazi’nin Türbesi olarak tanınan bu yerde, bir çok elbise parçaları, çocuk giyim eşyası ve yarı yanmış mumlar göze çarpar. Halk, bu türbeye bir şey adayanların dileklerine kavuşacaklarına, çocuksuz kadınların çocuk sahibi olacaklarına inanmaktadır.

Gezi Rotası Uzun yıllardır iç turizm merkezlerinden biri olan Erdek, çakılsız, altın renkli, uzun sahilleriyle Türkiye’nin en özel tabii plajlarına sahiptir. Küçük köyleri, zengin bitki örtüsü, ıssız koylarıyla ilçenin üzerinde bulunduğu Kapıdağ Yarımadası da ziyaretçilerine alternatif turizm olanakları sunar. Örneğin Erdek’ten başlayıp Kapıdağ Yarımadası’nın çevresinde yapılan günübirlik tekne turlarına katılabilir ya da Kapıdağ’ın eşsiz doğasıyla tanışmak için kamp yapabilir, trekking, safari veya biraz daha heyecan verici olan atv turlarına katılabilirsiniz. Kyzikos Antik Kenti, Yukarı Yapıcı Köyü’nü geçince ulaşılan Kirazlı Manastırı ve Hadrian Tapınağı ise tarihle tanışmak isteyenler için idealdir.

122

123

Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi Balıkesir, Marmara Güneyi-Adalar Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak (2007/11712 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile) ilan edilmiştir. Bu proje ile bölgede kongre ve fuar merkezleri, konaklama, yeme-içme, alışveriş merkezleri kurularak ve kültürel doku yenilenerek bölgesel tanıtım yapılması onaylanmıştır.

Güney Marmara Zeytin Koridoru Zeytin Koridoru, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2023 hedefleri içinde yer alan 7 adet Tematik Turizm Gelişim Koridoru’ndan biridir. Marmara Denizi’nin güneyinde kalan Gemlik, Mudanya, Gönen, Bandırma, Erdek, Marmara ilçelerini kapsayarak Çanakkale Ezine’ye kadar uzanmaktadır. Bu bölge; sağlık, gastronomi varış noktası olarak geliştirilecek, bölgenin doğası, alternatif tıp bitkileri, zeytini, üzümü, zeytinyağı vb. ana tema olarak kullanılacaktır.

124

Kyzikos

Nasıl Gidilir? Erdek, Balıkesir’e 120, Bandırma’ya 19, Bursa’ya 130 ve Ankara’ya 512 kilometredir. İlçeye İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Çanakkale’den düzenli otobüs seferleriyle ulaşmak mümkündür. Her gün İstanbul Bostancı ve Yenikapı’dan Bandırma’ya deniz otobüsü seferleri düzenlenmektedir. Yenikapı-Bandırma arası 1 saat 45 dakika. Bandırma-Erdek arası 15 dakikadır. Erdek İstanbul’a 2 saat mesafededir.

Yapmadan Dönmeyin! - Kyzikos Antik Kenti’ni görmeden, - Seyitgazi Tepesi’ne çıkmadan, - Altın renkli plajlarında güneşlenip berrak denizinde yüzmeden, - Heyecan verici tekne turu, kamping, trekking, safari ya da atv turlarından birine katılmadan, - Lezzetiyle ünlü zeytin ve zeytinyağından almadan dönmeyin.

125

126

Gömeç

İLÇELER

Atatürk’ün Heybetini Taşıyan İlçe:

Gömeç

İsmini bal peteğinden alan Gömeç, Ulu Önder Atatürk’ün siluetini andıran tepesi ve asırlık çınar ağaçları ile ünlüdür. İlçe, İzmir - Çanakkale karayolu üzerinde, Burhaniye ile Ayvalık ilçeleri arasındadır. İlçenin Karaağaç Beldesi’nde bulunan Artur-Güvercin, Martı ve Gemi Yatağı Koyları, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı tarafından “Denize Girilebilirlik Ölçütü” olan Mavi Bayrak ile ödüllendirilmiştir. Gömeç ve çevresi bol miktarda zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Zeytincilik yörenin önemli bir gelir kaynağıdır. Genelde sofralık zeytin (sele, salamura, çizme ve kırma) ile zeytinyağı üretimi yapılmaktadır.

127

128

Gömeç

İLÇELER

Gömeç’in Geçmişine Yolculuk Bugünkü Gömeç’in bulunduğu bölgedeki ilk yerleşimin ne zaman başladığı kesinlik kazanamamıştır. En eski adı Passawanda’dır. Daha sonraki adı ‘Kisthene’dir. Yerleşim merkezinin kuzeyinde, deniz kıyısında, Erken Tunç Çağı’ndan itibaren kesintisiz yerleşilmiş Kızçiftliği Höyüğü vardır. Burada Prof. Dr. Engin Beksaç önemli incelemeler yapmıştır. Buradan çıkan seramik malzeme, ilçenin M.Ö. 1200’den daha erken tarihlere giden süreçlerden itibaren Ege Adaları ve Batı Ege Kıyıları ile sıkı ticari ilişkide olduğunu anlatmaktadır. İlçenin değişik kesimlerinde de arkeolojik buluntulara rastlanmaktadır. Bunların en önemlilerinden birine Gömeç ve Ayvalık ilçeleri sınırı yakınlarında Prof. Engin Beksaç tarafından rastlanmıştır. Daha önce de kayıtlarda adı geçen bu yerleşme ve Keremköy çevresinde var olan tüm buluntular ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca, yeri bulunamamakla beraber Amasyalı Strabon, Pyrrha isimli burun üzerinde Aphrodision (Aphrodite ait bir tapınak) bulunduğunu söyler. İlçe merkezi 400-500 yıl önce 1 kilometre batıda, Balıbahçe mevkisinde ‘Ağaköy’ adı ile kurulmuş; daha sonra bugünkü yerine taşınarak, Emrutabat adı zamanla Armutova’ya dönüşmüştür. Merkezde yoğun arıcılık yapıldığından, merkeze bal peteği anlamında “Gömeç” adı verilmiştir. Gömeç adı bucak merkezi, Armutova adı ise, tüm bucağın adı olarak kullanılmıştır. Gömeç, Birinci Dünya Savaşı’nda Yunan işgaline uğramış, 6 Eylül 1922 tarihinde düşmandan kurtarılmıştır. Karaağaç Kasabası’nda, İstiklal Savaşı sırasında Ali Çetinkaya’nın komutasında Karaağaç Cephesi Komutanlığı kurulmuştur.

129

Koca Çınar

Kız Çiftliği

Gezi Rotası Atatürk Kayalıkları:

İlçenin doğusunda yer alan Madra Dağları’nın üzerinde, üç kayanın ard arda sıralanması ile oluşan görüntü Mustafa Kemal Atatürk’ün yüzü halinde bizlere yansımaktadır. İlçenin en büyük özelliği olan bu kayalar E -87 Karayolu üzerinde oluşturulan izleme noktaları ile vatandaşlarımızda hayranlık oluşturmaktadır.

Koca Çınar: 850 yaşında olarak bilinen çınar ağacının çevresi 12 metredir. İlçenin doğusundaki Madra Dağları’nın üzerinde, Atatürk Kayaları olarak da bilinen yerde bulunan Koca Çınar, ilçeye yaklaşık 5-6 kilometre uzaklıktadır.

Kız Çiftliği: İlçe merkezinin 3 kilometre kuzeybatısında, Edremit Körfezi’nin Antarak Burnu ile Kara Tepe Burnu arasında kalan koyun kıyısında höyük üzerine bulunan tarihi bir çiftlik evi doğal yapısıyla görülmeye değerdir. Bölgede son yıllarda yapılan çalışmalarda bir takım arkeolojik kalıntı ve buluntular ortaya çıkmıştır. Yapılan yüzey araştırmalarında MÖ. 5. ve 6. yüzyıllara ait keramik parçaları, delikli bir taş balta ve dokuma tezgahı ağırlığı, Roma dönemine ait su kanalları ile Bizans dönemine ait mezarlarda üst örtü olarak kullanılan kiremitler bulunmuştur.

130

Atatürk Kayalıkları

Çiftliğin 1800’lü yıllarda Halil Ağa isimli bir şahsa ait olduğu biliniyor. Çocuğu olmayan Halil Ağa, yanında çalışan Rum kâhyanın kızıyla ikinci evliliğini yapıyor. Bir kız çocukları oluyor. Halil Ağa bu günlerde yaşlılık nedeniyle ölüyor. Çiftlik kıza kalıyor. Kız Çiftliği ismi buradan geliyor. Ayvalık Yunanlılarca işgal edilince General Trikopisin yeğeni Halil Ağanın kızı ile evleniyor. Çiftlik Trikopislere geçiyor. Yazlık ev (şu anki ev) yapılıyor. Ayvalık’taki Kız-Sanat Enstitüsü evinin önünde denize bakan kışlık evleri zeytinyağı fabrikası olarak kuruluyor. Kurtuluş Savaşı bitince bu alan 5 ortağa veriliyor

.

Tarihi Belediye Binası: Gömeç’in merkezinde bulunan bu tarihi bina, 1908 yılında ilkokul olarak inşa edilmiş olup, inşaatı 2.5 yıllık bir süre içerisinde tamamlanmıştır. Rum ustalar ve kalfalar tarafından inşa edilen bina, kesme taş işçiliği ile yapılmıştır. Yapının taşlarının birleştirilmesinde demir çubuk ve levhalar ile kükürt ve barut kullanılmıştır. Binanın kiremitleri Fransa ve Marsilya’dan kapı, pencere ve taban ağaç doğramaları Midilli adasından getirilmiştir. Okulun ilk ismi Gülüzar’ı Vatan adını taşımaktaydı. 1928 yılına kadar ilk mektep olarak eski harflerle eğitim ve öğretim yapılmıştır. İşgal sırasında Ege Denizi Midilli adası açıklarındaki Yunan harp gemisinden Gömeç ve Karaağaç top atışına tutulduğunda, bir top mermisi tarihi binanın güney tarafındaki duvara isabet etmiştir. 2010 yılında aslına uygun olarak restore edilen bina, bugün belediye tarafından kullanılmaktadır.

Nasıl Gidilir? İstanbul’a 550, İzmir’e 170, Balıkesir’e 111 kilometre uzaklıktadır. İzmir-Çanakkale karayolu üzerinde bulunan Gömeç’e çeşitli ulaşım seçenekleri mevcuttur. Aracınız ile Gömeç’e manzaralı bir yolculuk yapmayı tercih ederseniz İstanbul’dan yaklaşık 6 saatte; Ankara’dan ise yaklaşık 8 saatte ulaşabilirsiniz.

Yapmadan Dönmeyin! - Atatürk kayalıklarını görmeden, - Artur mevkiinde Güvercin, Martı ve Gemi Yatağı Koyları’nda denize girmeden dönmeyin.

Tarihi Belediye Binası

131

132

Gönen

İLÇELER

Şifa Dağıtan Şehir:

Gönen

Fakir fukaradan krallara kadar, yüzyıllardır çeşitli hastalıkların pençesinde kıvranan sayısız insana yaşama umudu aşılayan Gönen, şehirleşme tarihinde “kaplıca şehri” ya da “şifa şehri” olarak tanınmaktadır. İlçe, Bursa - Çanakkale (Manyas üzerinden) karayolu üzerindedir. Balıkesir’e 114 kilometre mesafededir. Gönen tarım ve hayvancılığa dayalı olarak 1980’li yılların başlarında çok hızlı bir sanayileşme sürecine girmiştir. Süt ve süt ürünleri üretimi yapan fabrikalar ile çeltik ekiminin artmasına paralel olarak kurulan çeltik fabrikaları ilçe ekonomisinin temel taşlarından biri olmuştur. Gönen, Ömer Seyfeddin, Prof. Dr. Ayhan Songar, Mahmut Bayram Hoca, Dr. Hüseyin Duman, Şehit Hava Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel, Şehit Hava Pilot Binbaşı Fehmi Ercan, Kuvâ-yi Milliye Kahramanı Yüzbaşı Esat Bey, Milli Mücadele dönemi Gönen Kaymakamı Yarbay Rahmi Bey ile Kırkağaçlı Emin Bey, Müftü Şevket Efendi gibi tarihe mal olmuş isimleri ülkeye kazandırmıştır.

133

GĂśnen Mozaik MĂźzesi

134

Gönen’in Geçmişine Yolculuk Kaplıcalar çevresinde yapılan hafriyatlar sırasında ortaya çıkan mozaikler, yazılı taşlar sütun başlıkları, madeni paralar gibi tarihi eserler Gönen’in, yerleşim yeri olarak kullanılmasının milattan öncesine dayandığını göstermektedir. MS. 2. yüzyıla ait bulunan kitabelerde şehrin adı ‘Sıcak Su Şehri, ‘Thermi’, hamamlar da ‘Granikaion Hamamları’ olarak geçmektedir. Bu kitabelerde, sıcak suyun şehir için önemli olduğu ve şifa dağıtan suyun insanlara sunulması için yardım yapan yönetici ve kişilerin isimleri belirtilmektedir. Uzun süre Bizans yönetiminde kalan bölge, 13. yüzyılda Anadolu Selçuklularının eline geçmiş, bu devletin dağılmasından sonra Karesi Beyliği yönetiminde kalmış ve nihayet 1334 yılında Osmanlı idaresine katılmıştır. Doksan Üç Harbi denilen 1877 - 1878 Türk - Rus Savaşı’nın ardından, Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan çok sayıda Türk boyu göçmen olarak gelip Gönen’e yerleşmiştir. 1881 yılında Erdek’ten ayrılarak ilçe yapılmış, 1885 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 6 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğramış, 6 Eylül 1922’de kurtarılmıştır.

135

136

Gezi Rotası

İlçeye 26 kilometre mesafede, tabii kumsallarıyla ünlü Denizkent’te yaz boyunca denize girilebilmektedir.

ŞİFA KAYNAĞI KAPLICALARI Gönen Kaplıcaları (Termal Turizm Merkezi): Antik Çağ’daki adı Asepsus olan Gönen, daha sonraki yıllarda kaplıcaları nedeniyle Artemea adı ile anılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, Gönen’in Bursa krallarından Mihaliç’in kenti olduğunu ve bakımlı, kırmızı kiremitli yapılardan oluştuğunu yazar. Nitekim Bursa’daki kralların yaz aylarında Gönen’e gelerek, tatillerini geçirdiklerini ve şifalı sularından yararlandıkları bilinir. Asırlardır her derde deva sularıyla sağlık dağıtan Gönen, günümüzde modern tesisleriyle konuklarına hizmet vermektedir. İlçe merkezine 300 metre uzaklıkta, 70 bin metrekarelik doğal bir park üzerine kurulmuş olan ve Gönen Çayı kenarında konuşlanan Gönen Kaplıcaları, yeşil doğasıyla da sakin ve huzurlu bir tatil imkanı sunar. Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı, dünyaca ünlü Gönen Kaplıcaları’nın suyunun, kas iskelet sisteminin, ortopedik, nörolojik ve romatizmal hastalıkların tedavisi ve rehabilitasyonunda faydalı olduğunun bakanlıkça onaylanmasının yanı sıra solunum ve sindirim sistemi, idrar yolları, kadın ve kalp damar hastalıklarının tedavisinde yararlanılabileceği de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nca belirtiliyor. Gönen Kaplıcaları’nda hizmet veren oteller bünyesinde dokuz termomineral havuz, iki olimpik yüzme havuzu, 13’ü jakuzili olmak üzere toplam 130 sıra banyosu bulunuyor. Konaklama imkanı olan tesislerin kaplıcalarından günübirlik de faydalanmak mümkün. Ayrıca bunaltıcı sıcağı olmayan iklimiyle, yeraltı sıcak mineralli sularının şifa etkinliği yüksek, geleneksel uygulamalarıyla tanınmış bir kür merkezi olan Gönen Kaplıcaları’nın fizik tedavi bölümünde; uzman hekimleri ve personelleriyle yılın 365 günü hizmet veren fizikoterapi ve hidroterapi servislerinden yararlanabilirsiniz.

137

Gönen Ekşidere Dağ Kaplıcası (Termal Turizm Merkezi): Gönen’in 15 kilometre güney batısında, Deliçal Dağı’nın eteklerinde, Ekşidere Köyünün 2,5 kilometre kadar güneybatısında yer alan dağ ılıcası kaynağı, çeşitli hastalıklara şifa dağıtmasının yanı sıra gençlik iksiri özelliği de taşır. Ilıcanın hemen yanında çıkan, 900-1000 metre derinlikten geldiği tahmin edilen su radyoaktif niteliğinden dolayı, “gençlik suyu” olarak anılır. Gençlik suyu soğuk, hafif ekşi ve madensel bir kokuya sahiptir. Gençlik suyunun böbrek taşı ve idrar yolları rahatsızlıklarını, kadın hastalıklarını, mide bağırsak hastalıklarını ve uzun süre çocuk sahibi olamayanların bu özlemlerini gidermede etkili olduğu bilinmektedir. Sıcaklığı 38-46 santigrat derece olan kaynaklar hiçbir işleme tabi tutulmadan korunmuş ve kullanıma sunulmuştur. İzmir Hıfzısıhha Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi’nin yaptığı analizlere göre Gönen Ekşidere Dağ Ilıcası insan sağlığına faydalı 23 farklı mineral içermektedir. Gönen Ekşidere Dağ Ilıcası; romatizma, kireçlenme, sinirsel ve ruhsal hastalıklar, kas ve damar rahatsızlıkları, kırık vakaları, ameliyat sancıları, ayak, sırt, bel ağrıları, nörolojik hastalıklar, lumbago, panomi, eklem sertlikleri, zayıflama ve uyku bozukluklarında yardımcı tedavi olarak kullanılır. Ilıcada banyo yapılmakla beraber içme suyu olarak da kullanılmaktadır. Suyu içildiğinde böbrek ve idrar yolları rahatsızlıklarına derman olur. Köyde 180 yatak kapasiteli köy tüzel kişiliğine ait bir otel bulunmaktadır. Tesiste kür amaçlı kapalı havuz ve Türk hamamı mevcuttur.

138

Dereköy Mağaraları

Alacaoluk Kalesi: Gönen’in batısında aynı adı taşıyan köyün güneydoğusunda yüksek bir tepededir. Yaklaşık 10 dönüm genişliğinde Bizans dönemine ait kaledir. Dış duvarlarındaki kuleleri halen ayakta olan kalenin kuzey kısmında kemerli bir kapı veya giriş bölümü mevcuttur. Ayrıca kalenin güney batısında düzgün taş ve tuğlalarla örülmüş kemerli bir giriş bulunmaktadır.

Babayaka Kalesi: Karaağaç mevkisinde, 200 metrekarelik arazi üzerine kurulmuş Bizans dönemi yapısıdır.

Dereköy Mağaraları: Dereköy’ün güney batısında meşelik yamaçlarda, Keçi Deresi’nin yanında 6 adet mağara yer alır. İçlerinde sarkıt ve dikitler bulunan mağaraların bazıları yüzlerce metre uzunluğundadır.

Güvercinli Köprü: M.Ö. 4. yüzyıla tarihlenen yapı, İskender Köprüsü olarak da adlandırılmaktadır. 4 ayaklı köprü, 3 büyük kemer ve daha küçük kemerler üzerine yapılmıştır. Dış bölümleri kesme taştandır.

Gönen Mozaik Müzesi: Evliya Çelebi’ye göre burası Bursa krallarından Mihaliç’in av, eğlence ve gezinti yeriymiş. Yine burada Bizans döneminde Dalmatios, Teodosios ve Onisios isimli ustalar tarafından M.S. 5. yüzyılda mozaikleriyle ünlü bir kilise inşa edildiği gibi, taşı İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Nikeforus Galikonis’in mezarı da yer almaktadır.

139

İğne Oyası Pazarı: Balıkesir’de iğne oyacılığında en tanınmış ve önemli yere sahip merkez Gönen ilçesidir. Her salı ilçede Oya Pazarı kurulur. Her yıl düzenlenen “Ulusal Oya Festivali” ile gelişmesi sağlanmıştır.

Gündoğan Korusu: Hıdırellez şenlikleri, Mayıs ayının ikinci haftasında görülmeye değer. Gündoğan Korusu’nda insanların kaynaşmasıyla kutlanır.

Çay Boyu: Gönen Belediyesi’nin özverili çalışmaları sonucu gezi ve seyir yeri haline gelen Çay Boyu, günün tüm stresini ve yorgunluğunu atabileceğiniz keyifli bir alan.

140

Meralsultan Binicilik ve Yetiştiricilik Merkezi: Yaklaşık 30 yıl önce büyükbaş ve küçükbaş damızlık hayvan yetiştirilmek için kurulan Dilmaç Çiftliği, 2001 yılında tamamen kabuğunu değiştirerek, yenilenen sistem ve tesisleriyle, araç ve alet parkurlarıyla Meralsultan Binicilik ve Yetiştiricilik Merkezi olarak yoluna devam etmektedir. Harada safkan İngiliz, Avrupa/Türk menşeili konkur atları yetiştirilmektedir.

Dereköy Piknik Alanları: Dereköy… Etrafını çevreleyen yüksek tepelerin arasından bütün güzelliği ile ziyaretçilerine gülümsemektedir. Köyde oluşumu çok eskilere dayanan mağaralar ziyaretçilerini beklemektedir. Balık çiftliğinde mis gibi alabalık yiyebilir veya çay boyunda piknik yaparak ailenizle doyumsuz bir gün geçirebilirsiniz.

Nasıl Gidilir? Gönen’e hem kara hem de deniz ulaşımı ile gelmeniz mümkündür. Deniz ulaşımını tercih edenlerin, Yenikapı – Bandırma feribotuyla 1 saat 45 dakika sonra Bandırma’ya, oradan da 15 dakikada bir hareket eden Bergama-Gönen otobüsüyle yaklaşık yarım saatte Gönen merkeze ulaşmaları mümkündür. Kendi aracınızla gelme niyetindeyseniz İstanbul’dan İstanbul-YalovaBursa-Karacabey-Bandırma-Gönen istikametini, Ankara’dan geliyorsanız Ankara-Polatlı-Sivrihisar-Eskişehir-Bozüyük-İnegölBursa-Karacabey-Bandırma-Gönen istikametini, İzmir’den İzmirManisa-Akhisar-Balıkesir-Susurluk-Bandırma-Gönen istikametini izleyebilirsiniz.

Yapmadan Dönmeyin! - Gönen Kaplıcaları ve Ekşidere Dağ Ilıcası’nda şifa bulmadan, - Denizkent’te denize girmeden, - İlçede salı günleri kurulan Oya Pazarı’ndan iğne oyası ürünlerinden almadan, - Baldo pirinçten yapılan pilavı yemeden dönmeyin.

141

142

Havran

İLÇELER

Yiğitler Mekanı:

Havran

Ege Bölgesi’nin Edremit Körfezi’ne doğru uzanan verimli bir ovası üzerine kurulmuş olan Havran, Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynayan kahraman askerleri ile hafızalara kazınmıştır. Deniz kıyısına ve bölgenin en büyük yükseltisi olan Eybek Dağı’na sadece 15 dakikalık mesafede bulunan Havran bu yönüyle, kış mevsiminde dağa çıkıp kartopu oynama ve sahile inip çay içme keyfini bir arada sunar. Bağrından nice yiğitler çıkaran ilçenin ahşap konakların sıralandığı, zeytin ve çifte kavrulmuş leblebi kokan sokakları geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarır misafirlerini.

143

Havran’ın Geçmişine Yolculuk Çok eski bir yerleşim yeri olarak, Havran’nın bilinen ilk ahalileri Lelegler ve Pelasglardır. Sırasıyla Lydialılar, Persler, Büyük İskender ve Bergama Krallığı’nın hakim olduğu bu bölge 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklerin eline geçmiş ve 1280’de Karesi Bey’in hakimiyet kurmasıyla da kesin olarak Türkleşmiştir. 1402 Ankara Savaşı’nda Osmanlı ordusu yenilip geri çekilince Timur’un askerleri Bursa’ya girerek hazineye el koymuş, Timur’un torunlarından Şeyh Nurettin Mahmut ise emrindeki orduyla Kaz Dağları’na saklanan Osmanlı askerlerini izleyerek Havran’a gelmiştir. Ancak Şeyh Nurettin Mahmut tüm çabalara rağmen bölgeyi ele geçiremeyince, yıllardır barış içinde yaşayan ve zenginleşen Havran ve çevresi talan edilip, yakılıp yıkılmıştır. Tahribatın büyüklüğü nedeniyle, 1890’lara kadar Osmanlı belgelerinde Havran bölgesi “Viraneli” adıyla kaydolunmuştur. Daha sonraları onarılarak güzelleştirilen şehre ‘Huriler Diyarı’ anlamına gelen Havran ismi verilmiştir. Antik dönemde Havranın adının “ Aureline” altın ülkesi olarak anıldığı da söylenir. Altının simgesi olan Au, Latince “Avrum”dan gelmektedir. Havran isminin zamanla Aureline’den ‘Altın ülkesinden gelme’ ihtimali de oldukça yüksektir. Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında büyük katkısı bulunan ve 276 kilogram top mermisini kaldıran Koca Seyit Çavuş ile yine bu savaşta kahramanca mücadele eden Ömer Çavuş Havranlıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Milli Mücadelede Havranlılar, Edremit Kuvâ-yi Milliye Teşkilatına bağlı olarak kurulan Havran Heyeti ile yer almış, Havran bölüğü ile Ayvalık cephesinde 172. Alay Komutanı Ali Çetinkaya komutasında diğer körfez halkı ile birlikte düşmana karşı mücadele etmişlerdir. Buna rağmen 30 Haziran- 1 Temmuz 1919 gecesi Havran’a giren Yunan birlikleri, 6 Eylül 1922’de Balıkesir’i kurtaran Milli Müfrezenin Balya üzerinden körfez bölgesine hareket eden bir kolu tarafından 8 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtulmuştur.

144

Koca Seyit Anıtı

Koca Seyit Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından olan Koca Seyit adıyla anılan Seyit Çavuş Havran doğumludur. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde görev almıştır. 18 Mart 1915’de İngiliz gemilerinin Çanakkale’yi geçmek için pek çok topu susturdukları anda 276 kilogramlık mermiyi sırtında kaldırarak topa yerleştirmiş ve açılan ateş sonucu Ocean adlı İngiliz zırhlısı batırılmıştır. Kaybedilmek üzere olunan savaş kazanılmıştır. Koca Seyit, Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştiren en önemli kahramanlardan biridir. Şu anda kabri doğum yeri olan Havran’ın Koca Seyit Köyü’ndedir.

145

İnönü (İnboğazı) Mağarası

Terzizade Konağı

Gezi Rotası Terzizade Konağı:

Konak, ilçe merkezinde olup, Hacı Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Havran’da bulunan en güzel evlerden biri olan 39 odalı Terzizade Konağı, ahşap işçiliği ile dikkat çekmektedir.

146

İnönü (İnboğazı) Mağaraları: Havran çevresinde tarih öncesi kültürün aydınlatılmasında rol oynayan en önemli yerlerinden biri İnönü Mağaraları’dır. İlçenin yaklaşık 8 kilometre güneydoğusunda yer alan mağaralar, Kocaçal Tepesi’nin güney yamaçlarında, Havran Çayı’nın kuzeyinde, İnboğazı’nın batı ağzında yer almaktadır. Mağaraların en büyüğü olan Karanlık Mağara’da, Grek-Roma malzemeleri ile pişmiş topraktan yapılmış kadın, erkek adak heykelciklerine rastlanmıştır.

Nasıl Gidilir? Havran, batısında Edremit Körfezi ve kuzeyinde Çanakkale ile çevrilidir. Balıkesir’e 80 kilometre uzaklıkta olan Havran, Edremit’e 7 kilometre, Çanakkale’ye 143 kilometre, İzmir’e ise 200 kilometre mesafededir. Deniz ve hava ulaşımını Edremit üzerinden sağlayan Havran’a en yakın demir yolu istasyonu Balıkesir’de olup, ilçenin Körfez Havaalanı’na uzaklığı ise 5 kilometredir. İlçeye Balıkesir Merkez otogarından kalkan otobüslerle ulaşılabileceği gibi diğer komşu ilçelerden de kolaylıkla gidilebilir.

Yapmadan Dönmeyin! -

Terzizade Konağı’nı görmeden, Koca Seyit anıtını ziyaret etmeden, Havran leblebisini ve yoğurdunu tatmadan, Zeytin ve zeytinyağından almadan dönmeyin.

147

148

İvrindi

İLÇELER

Balıkesir’in Orta Yeri:

İvrindi

M.Ö. 3 bin yılına kadar dayanan geçmişiyle tarih boyu pek çok medeniyete ev sahipliği yapan İvrindi, bilinen ilk yerleşim bölgeleri arasındadır. İvrindi’nin doğusunda Savaştepe, batısında Havran, kuzeyinde Balya, kuzeydoğusunda Merkez ilçeleri, güneydoğusunda Manisa ve güneyinde İzmir yer alır. Konumu itibariyle Balıkesir topraklarının hemen hemen orta kısımlarında bulunan İvrindi’nin denizden uzak olması, sert bir iklimi ve dağlık arazileri de beraberinde getirmiştir.

149

150

İvrindi

İLÇELER

İvrindi’nin Geçmişine Yolculuk Kyzikos (Erdek) - Pergamon (Bergama) yolunun geçtiği bu yöreye ilk yerleşenler Mysialılar olmuştur. Sırasıyla Frigyalılar ve Bergama Krallığı’nın hakimiyetine giren İvrindi’nin, Bergama Kralı III. Ataleus’un vasiyeti üzerine M.Ö. 133’de Roma İmparatorluğu’nun eline geçtiği bilinmektedir. İlçe 19. yüzyıl sonlarında Hüdavendigar (Bursa) vilayetinin Karesi (Balıkesir) sancağına bağlı bir nahiye merkeziydi. 1919 yılında Yunan işgaline uğrayan ilçe, 3 yıl işgal altında kaldıktan sonra 7 Eylül 1922’de işgalden kurtulmuştur. Bu nedenle 7 Eylül kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında İvrindi, 1944 yılında yeni kanunla ilçe haline gelmiştir. Adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte İvrindi kelimesinin “Aya Rindi” kelimesinden veya pınar anlamına gelen “Avrandi” kelimesinden türetildiği sanılmaktadır.

151

İvrindi

İLÇELER

Gezi Rotası Kayapa Beldesi Kızılcık Mevkii Piknik Alanı:

İvrindi ilçesi ile Büyükyenice ve Korucu beldelerinde eylül ayı başlarında panayırlar düzenlenmekte, Kayapa beldesinde temmuz ayında ‘’Desti ve Kızılcık Festivali’’ organize edilmektedir. Gökçeyazı beldesinde haziran ayı içinde Yağlı Pehlivan Güreşleri yapılmaktadır.

Gökçeyazı beldesi belediye bahçesi ve Milli Egemenlik Koruluğu, Madra Dağı, Deliktaş görülmeye değer yerlerdendir.

El Sanatları

Madra Dağı ve Alabalık Çiftliği: İvrindi’ye 40 kilometre uzaklıkta Madra Dağı’nda bulunan alabalık çiftliği, doğal güzelliği açısından mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

Yeşilköy Göleti: İvrindi’ye 5 kilometre uzaklıktadır. İvrindi halkının, yakın olması nedeniyle piknik için gittiği yerlerden biridir. İlçenin Madra Dağı ve çevresi ile ilçe av komisyonunda belirlenmiş olan bölgelerinde kara avcılığı yapılmaktadır. Ayrıca Karaçepiş, Yeşilköy, Çarkacı, Kınık ve Korucu göletlerinde olta balıkçılığı yaygın olarak yapılmaktadır.

İvrindi Büyükyenice ve Gümeli Ilıcaları: İvrindi’nin Korucu beldesine 4 kilometre uzaklıkta bulunan ılıcaların su sıcaklıkları, 34-40 santigrat derece arasında değişmektedir. Araştırılması gereken kaplıcalar arasında yer almaktadır.

152

Mahalli Yağlı Pehlivan Güreşleri

İlçenin dağ köylerinde ağaç işleri yapımına rastlamak mümkündür. Korucu beldesinde yapılan ağaç kaşıklar, boyanarak süs eşyası olarak da değerlendirilmektedir.

Nasıl Gidilir? Balıkesir’in güneybatısında ve 37 kilometre mesafede olup, BalıkesirEdremit karayolu üzerinde 35. kilometreden sonra 2 kilometre içeride kalmaktadır. İvrindi bu konumuyla kara yoluyla ulaşımın oldukça kolay ve rahat olduğu bir noktadadır. Balıkesir’e 37, Havran’a 43, Edremit’e 51 ve Bergama’ya 70 kilometre uzaklıkta olan ilçeye ulaşım sağlayan tüm yolar asfalt kaplıdır.

Yapmadan Dönmeyin! -

Madra Dağı ve Alabalık Çiftliği ve Yeşilköy Göleti’ni görmeden, Kelle peyniri ve lorunun tadına bakmadan, Yağlı pehlivan güreşlerini izlemeden, El sanatları örneklerinden (kaşık ve çömlek) almadan dönmeyin.

YeลŸilkรถy Gรถleti

153

154

Kepsut

İLÇELER

Şeftali Diyarı:

Kepsut

Adını verimli topraklarından alan Kepsut, şeftali diyarı olarak bilinir. İlçenin kuzeyinde Susurluk, batısında Balıkesir Merkez, güneyinde Bigadiç, doğusunda Dursunbey, kuzeydoğusunda Bursa Mustafakemalpaşa bulunur. Yurdumuzun şeftali üretiminde büyük payı olan ilçede yetiştirilen şeftalinin tadı, aroma, renk ve kalite açısından diğer bölgelerde yetişen şeftaliye göre farklılık göstermektedir. 25 çeşit şeftalinin yetiştiği Kepsut’ta her yılın temmuz ayı sonunda şeftali festivali düzenlenmektedir. İlçede son yıllarda beyaz zambak yetiştiriciliği de revaçtadır.

155

Kepsut

İLÇELER

Kepsut’un Geçmişine Yolculuk Yapılan kazılarda M.Ö. 3000’den itibaren iskan sahası olduğu anlaşılmıştır. Balıkesir dolaylarında adı ilk geçen şehir, Akhyrous’tur.  Bu şehrin Kepsut yakınında olduğu sanılır. Roma imparatorluğu çağında bunun yerini Hadrianotheroe (Hadri-Anut) kale şehri almıştır. Şimdiki adı Kesbit; “kesildiğinde hemen yerine yenisi yetişen” anlamına gelmektedir. Arazinin verimli olması mahsulün çabuk yetişmesi  nedeniyle Kesbit denilmiştir. 1956 yılında bir arkeoloğun bu bölgede yaptığı incelemede bulduğu eserlerden bir kısmının Tunç devrine ait yortan tipi mezarlar olduğu, bu mezarlardan çıkan seramiklerden anlaşılmıştır. İlçenin ova köylerinde Roma, Bizans devirlerine ait yazılı taşlara rastlanmaktadır. Dedekaşı Köyü hududu içinde büyük bir yığma mezar (tümülüs), Akçaköy’de de devrin büyükleri için yapılmış mezarlar meydana çıkarılmıştır. Kepsut, Asya’yı Ön Asya ile Anadolu köprüsü üzerinden dünyanın batısına bağlayan bölgede yer alır. Osmanlılar devrinde Bursa vilayetine bağlı olan Kepsut, mülki teşkilatın kuruluşundan 1283 Rumi senesine kadar Bursa’ya bağlı bir kaza olarak kalmış, 1867 tarihinde nahiye olarak Balıkesir sancağına bağlanmıştır. 1953 yılında Balıkesir iline bağlı bir ilçe haline gelmiştir. 1953 yılına kadar resmi yazışmalarda Kepsüt olarak ismine rastlanan ilçe kanunda Kepsut yazıldığı için bu şekliyle anılmaya başlanmıştır. Bu isimler bölgenin verimliliğini  ifade etmektedir.

156

Bağtepe Şelalesi

Kepsut

İLÇELER

Tarihi ve Kültürel Miras İlçenin Tekkeışıklar Köyü’nde bulunan, Yıldırım Bayezid’in sancak beylerinden olan ve Ankara Savaşı’na katılan Ayni Ali Bey’in türbesi tarihi önem taşır.

Mağara Turizmi İlçede mağara turizmine açılabilecek potansiyele sahip Ulupınar Mağarası, Bükdere Köyü’nün 2 kilometre kuzeyinde yer almaktadır. Mağaranın toplam uzunluğu 728 metre olup, son noktası girişten +10 metre yukarıdadır. Genişliği 4-12 metre olup, tavan yüksekliği ise 2-20 metre arasında değişmektedir. İncirlikuyu, Dedekırantepe, Kocain Mağaraları ile Beyköy ve Nusret Düdeni diğer mağaralardır.

Nasıl Gidilir? Balıkesir-Dursunbey karayolu üzerinde bulunan Kepsut, Balıkesir’e 29, Susukluk’a 74, Bandırma’ya 119 kilometre uzaklıkta yer alır. Balıkesir merkezden otobüs seferleri ile ulaşılabilen ilçenin güneyinden Balıkesir-Kütahya demiryolu geçer.

Yapmadan Dönmeyin! -

Şeftalisinin tadına bakmadan, Ulupınar Mağarası’nı görmeden, Dedekaşı Köyü’nden zili dokuması almadan, Beyaz zambaklarından almadan dönmeyin.

157

158

Manyas

İLÇELER

Sağlık Deposu:

Manyas

Balıkesir’in peyniri ve yoğurdu ile meşhur şirin ilçesi Manyas, verimli topraklarında yetişen ürünleri ve yeraltından fışkıran şifalı sularıyla adeta bir sağlık deposudur. Türkiye’nin kuzeybatısında, Marmara Bölgesi’nin sınırları içinde yer alan ilçe, doğusunda Bandırma ve Susurluk, batısında Gönen, kuzeyinde Manyas Gölü, güneyinde ise Balya ile çevrilidir. Balıkesir’e 82, Manyas Gölü’ne 10 kilometre mesafededir. Topraklarının çok verimli olması dolayısıyla ilçede tarım ve hayvancılık çok gelişmiştir. Sulu araziden yılda iki kez ürün alabilmek mümkündür. Yetiştirilen ürünler arasında buğday, ayçiçeği, şekerpancarı, domates, mısır, lahana başta gelmektedir. Küçükbaş hayvancılıkta merinos, kıvırcık türü koyun ve kıl keçisi beslenmektedir. İlçenin süt ve süt ürünleri, özellikle de “kelle peyniri” ile yoğurdu meşhurdur.

159

Manyas Kalesi

160

Manyas

İLÇELER

Gezi Rotası Manyas Gölü ve Bandırma Kuş Cenneti: Bandırma ilçesi sınırları içerisinde yer alsa da Manyas’ın en büyük turizm potansiyeli Manyas Gölü ve Bandırma Kuş Cenneti Milli Parkı’dır. Göl birçok zoolojist için eşi bulunmaz bir laboratuar niteliği taşımaktadır. 1938 yılında İstanbul Üniversitesi’nden Zoolog Prof. Dr. Kurt Kosswing tarafından keşfedilen ve o tarihten beri devamlı kontrol altında tutulan bölge, önce kuş cenneti sonra da milli park ilan edilmiştir.

Manyas’ın Geçmişine Yolculuk Coğrafyacı Strabon’a göre bu beldenin en eski sakinleri Dolionlardır. Eski ismi Milotopolis veya Pemaninos olan Manyas’ın Ergili Mevkii’nde yapılan kazılarında, 6. ve 7. yüzyıllara ait Doğu Yunan seramik parçaları elde edilmiştir. 12. yüzyıl sonunda Anadolu Selçuklu Devleti çökünce Karesi Bey, bu bölgeyi egemenliği altına almıştır. Manyas 1337 yılından sonra ise Osmanlı idaresine geçmiştir. 1877 Osmanlı – Rus Harbi sonucunda Kırım Türklerinden 25 hane, bölgeye yerleşmiştir. Çevre halkı tarafından Tatar Köy adı verilen ve çeşitli göçlerle büyüyen yerleşim, Bandırma’ya bağlı Manyas nahiyesi olmuştur. Manyas, Kurtuluş Savaşı sırasında Anzavur ve Çerkes Ethem ayaklanmalarına sahne olmuştur. 14 Eylül Manyas’ın düşman işgalinden kurtuluş günü olup, her yıl törenlerle kutlanmaktadır. 1936 yılında Balıkesir’e bağlı bir ilçe haline gelmiştir.

Bandırma Kuş Cenneti, bünyesinde barındırdığı 266 kuş türü, 118 bitki türü ve göldeki 23 balık türü ile çeşitli sürüngen türleri için hayati önem taşımaktadır. Mart ayında gölün kuzeydoğu ucunda kuluçkaya yatan kuşlar, ağaçların gövdelerini saran sular nedeniyle yüksek dallarda kendilerini güvende hissederek yavrular, Mayıs ayında yumurtadan çıkan yavrular; Temmuz’ da uçmaya başlar. Mart-Temmuz, Eylül-Ekim kuş gözlemek için ideal dönemlerdir. O dönemlerde 200’ ü aşkın kuş türünü izlemek mümkündür. Kuş Gözetleme Kulesi’nden ilkbaharda Karabatak, Beyaz pelikan, kaşıkçı kuşları, saz bülbülleri, çulha kuşu, bakır kargası; Kış aylarında ise en çok ördekler izlenebilir. Gölde tombul pelikanlar, boz martılar eşlerine yuva yapan kılıbık çulha kuşları, prenses edalı beyaz balıkçıllar mevsimin ilk göçmen kuşlarından sayılır. Balıkçıl ve kaşıkçı kuşları, çeltikçi, saz bülbülleri, yaz boyu sürecek konserlerine bu gölde devam ederken, seromoniye mayıs ayında yavrular da katılır ve Manyas inanılmaz bir “kuş korosu” na sahne olur. Sonbaharda güneye göç eden leylekler gölün batı kıyılarında soluklanırken, tercihi kış olan pelikanlar, yaban kazları, tahtalı güvercinler ve kuğular ancak uzaktan görülebilir. Son kafile olarak turnalar da geçip giderken cennet, artık su tavukları ve sakar mekelerine kalır. Gün batımında bulutlar halinde ördek sürüleri, geceleri ise cüce baykuşun kısık sesli ıslıkları duyulur.

161

Manyas

İLÇELER

ŞİFA KAYNAĞI KAPLICALARI Manyas Kızıkköy Kaplıcaları (Termal Turizm Merkezi) Balıkesir sınırları içerisinde yer alan 7 termal turizm merkezinden biri olan Kızıkköy Kaplıcaları, erken yaşlanmayı önleyen şifalı sularıyla yerli ve yabancı turistlerin akınına uğramaktadır. Manyas ilçesine 6 kilometre uzaklıkta bulunan kaplıcanın su sıcaklığı 45-50 santigrat derecedir. İçme ve banyo suyu olarak kullanılmaktadır. Banyo kürü olarak uygulandığında sindirim sistemindeki hastalıklara, böbrek taşlarını düşürmede, romatizma, kemik erimesi, kadın hastalıkları, erken yaşlanmanın önlenmesi, egzama, kapanmayan yaralar, sivilceler ve cilt kırışıklıklarına iyi geldiği bilinmektedir. İçildiğinde ise böbrek ve bağırsakları çalıştırıp idrar söktürdüğü, gastrit, özöfajit ve ülser, iskelet bozuklukları, bel, boyun, sırt ağrıları, eklem hastalıkları, yorgunluk ve stres gibi rahatsızlıkların tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılmaktadır. Yörede özel bir şirkete ait devre mülk tesisi ile havuz, restoran ve Kızık Köyü Muhtarlığı’na ait bir konaklama tesisi hizmet vermektedir.

162

Manyas

İLÇELER

Nasıl gidilir? Komşu ilçelerden ve Balıkesir otogarından her saat kalkan otobüslerle ulaşım sağlanmaktadır.

Yapmadan Dönmeyin! - Kızıkköy Kaplıcaları’nda şifa bulmadan, - Manyas Gölü ve Bandırma Kuş Cenneti’ni görmeden - Kelle peyniri ve Manyas yoğurdunun tadına bakmadan dönmeyin.

163

164

Huzur Dolu Bir Tatilin Adresi:

Marmara Adası

İLÇELER

Marmara Adası

Eşsiz doğası, temiz havası, berrak denizi ve tabii plajlarıyla huzur dolu bir tatil geçirmek isteyenlerin tercihi olan Marmara Adası, zeytinlikleri, bağları, yükseklerdeki kızılçamları ve güneydeki makileriyle yakınındaki diğer adalardan ayrılır. Yüzyıllara meydan okuyan görkemli yapıların hammaddesi olan mermeri bağrından çıkaran ada, mermerin rutubeti emmesi sayesinde dünyada rutubeti olmayan iki adadan biridir. Marmara Adaları, Marmara Denizi’nin güney-batısında, Kapıdağ Yarımadası ile Şarköy arasında sığ bir deniz alanında yer alır. Marmara’nın en büyük Türkiye’nin ise ikinci büyük adası olan ve ismi mermerden (marmor) gelen Marmara Adası, yaklaşık 110 kilometrekarelik bir alana sahiptir. Bir yaprak biçimindeki adanın doğu-batı uzantısı 18 kilometre, kuzey-güney yönündeki en geniş kesimi ise 10 kilometredir. Bazı bölgelerinde yer yer çam korulukları olup, tepelerin güneye bakan etekleri zeytinliklerle kaplıdır.

165

166

Marmara Adası

İLÇELER

Marmara Adası’nın Geçmişine Yolculuk Adanın ilk ismi Elafonnessos (Geyik Adası)’dur. “Elafos”dan yani geyikten gelmektedir. Daha sonra “Prokonnessos” adını almıştır. Marmara Adası’nın tek beldesi olan Saraylar, adanın kuzeydoğu kıyısında, küçük bir limanın gerisindedir. Antik dönemde imparator adına burada bulunan ve ocaklardaki mermer üretiminden sorumlu memurun oturduğu, “Justinien Sarayı” olarak bilinen binadan dolayı “Palatia” adını almıştır. Adaya ilk yerleşenler antik çağda Miletoslular olmuştur. Deniz kolonileri ile bağlanan yerleşim, 15. yüzyıldan itibaren de Türklerle devam etmektedir. Ada halkının çoğunluğunu oluşturan Rumlar, yüzyıllarca Türklerle yan yana yaşamışlardır. Lozan Anlaşması Mübadele maddesi hükümlerince Rumlar, Yunanistan’a gitmek zorunda kalınca adaya özellikle Karadeniz Bölgesi’nden gelenler ile Girit Adası’ndan mübadele ile gelenler yerleştirilmiştir. Antik ismi Prokonnesos olan ada, Kyzikos ile birlikte Delos deniz birliğine bağlanmıştır. İlk çağlardan bu yana mermer yatakları nedeniyle ülkeyi imar etmek isteyen Roma ve Bizans İmparatorluğu’nun en ünlü komutanlarının ilgisini çekmiştir. Osmanlı döneminde de yapılan cami ve sarayların mermerleri buradan sağlanmıştır. Adanın doğal yapısını oluşturan mermer, ilkçağdan günümüze kadar önemli bir ihraç ürünü olmuştur.

167

Asmalı Köyü

Çınarlı Köyü

Gezi Rotası Çınarlı Köyü:

Yüzyıllara meydan okuyup günümüze kadar ayakta kalmayı başaran çınar ağaçlarıyla ünlüdür. Rumlar zamanındaki bağların, badem ve zerdali ağaçlarının çok yakın zamana kadar korunduğu köyde 1950 yılına kadar köylüler bağları işleyip; bu bağlarda yetiştirilen şaraplık üzümü Avşa’ya, diğer üzümleri de pekmez yapıp Tekirdağ’a satarlarmış. İnce kumlu sahil şeridine ve temiz berrak bir denize sahip olan köy, doğa ile baş başa kalmak isteyenler için ideal.

Asmalı Köyü: Adanın son İstanbul çıkış noktası olması nedeniyle yat turizmine oldukça elverişlidir. Turizmin yanında zeytincilik ve balıkçılıkta oldukça gelişmiştir. Eski ahşap Rum evlerinin hala kullanıldığı Asmalı Köyü’nün birazı Pomak, çoğu Karadenizli olan sakinleri geçimlerini çam toplayarak ve balıkçılık yaparak sağlamaktadırlar.

168

Saraylar

Gündoğdu Köyü: Dantel gibi koylar üzerine kurulu Gündoğdu, küçük ve şirin bir balıkçı köyüdür. Tarihi evleriyle ve sokak çeşmeleriyle mistik bir havaya sahip olan bu köy, mavi denizi ve çam ağaçları ile görülmeye değerdir.

Topağaç Köyü: Tarımsal faaliyetlere en elverişli köy olan Topağaç, adanın sebze ihtiyacının önemli bir kısmını sağlamaktadır. Bunun yanında geniş bir plaja sahip olan Topağaç Köyü, eşsiz bir güzelliğe sahiptir.

Saraylar: Mermerci beldesi diye de anılır. M.S. 2-3. yüzyıllarıa inen en erken buluntular mermer ocaklarının tarihini Roma devrine kadar götürür. Dünyaca ünlü mermerleri M.Ö. 4. yüzyılda Ephesos’un ünlü Artemis Tapınağı’nın sütunlarında ve Halikarnassos satrapı Mausolos sarayında, bu beldeden çıkartılan mermerler kullanılmıştır. Bir açıkhava müzesinin de bulunduğu Saraylar Köyü’nün Mermer Plajı, tatilcilerin uğrak yeridir.

169

Avşa Adası

Avşa Adası: Kapıdağı Yarımadası ve Paşalimanı Adaları’nın batısında, Kapıdağı’na yaklaşık 7 deniz mili (13 kilometre), Paşalimanı Adası’na ise 3 deniz mili (6 kilometre) mesafede yer almaktadır. Avşa Adası’nda, Avşa Beldesi (eski adı ile Türkeli Köyü) ve Yiğitler Köyü bulunmaktadır. Avşa, Planlama Bölgesi’nin, uzun yıllardır deniz turizmi potansiyeli ile tanınan ve en popüler hale gelmiş, en yoğun turizm hareketinin yaşandığı adasıdır. Bu gelişim, adanın batısında yer alan Avşa Beldesi’ne, özellikle İstanbul’dan gelenlerin ikinci konut yerleşimleri ile başlamış, ada daha sonra deniz ve eğlence turizmi ile tanınmaya başlamıştır. Avşa Beldesi, günümüzde, ekonomisi tamamen pansiyon işletmeciliği ağırlıklı konaklama tesisleri ve turizme yönelik ticaret sektörüne dayalı bir yerleşimdir. Ada genelinde, dört adet şarap imalathanesi bulunmaktadır. Bu nedenle ada, deniz turizminin yanı sıra şarap tadımına yönelik bir turizm potansiyeli de sunmaktadır. Avşa’ya Tekirdağ-Erdek Feribotu ve İstanbul-Avşa Deniz Otobüsleri ile ulaşım sağlanmaktadır.

Paşalimanı Adası: Marmara Adası’ndan sonra çevredeki adaların en büyüğüdür. Antik kaynaklarda belirtilen “Prokonnessos Antik Kenti” önce Paşalimanı Adası’nda kurulmuştur. M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren Milet kolonisi olarak varlığını sürdüren ada, Kyzikos gibi Karadeniz yolunda bir basamak olarak kullanılmıştır. Paşalimanı Adası’ndaki eski Prokonnessos ise Kyzikos’un egemenliği altında varlığını sürdürmüştür. Daha sonra Bizans’ın eline geçen Paşalimanı Adası (Aloni) M.S. 14. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir.

Nasıl Gidilir? Adaya Tekirdağ, İstanbul illerinden ve Balıkesir’e bağlı Erdek ilçesinden deniz taşımacılığı vardır. Tekirdağ’dan ve Erdek’ten arabalı vapur ve yolcu vapurları ulaşımı sağlarken, İstanbul’dan İDO’ya bağlı deniz otobüsü çalışmaktadır. Tekirdağ’dan ve Erdek’ten deniz yoluyla 2 saat sürerken İstanbul’dan 2,5 saat sürmektedir.

Yapmadan Dönmeyin! - Mermer Plajı’nda denize girmeden, - Çınar ağaçlarının altındaki çay bahçelerinde bir bardak çay içmeden, - Avşa ve Paşalimanı adalarına gitmeden dönmeyin.

170

171

172

Savaştepe

İLÇELER

Peribacalarıyla Küçük Bir Ürgüp Örneği:

Savaştepe

İnsanlığın ilk dönemlerine kadar uzanan köklü tarihiyle dikkat çeken Savaştepe, son yıllarda karaçam ormanları arasında gizlenmiş peri bacaları ile gündemde. Şimdiye kadar yalnızca Ürgüp ve Kula’da olduğu sanılan ve halk arasında “şeytan minaresi” olarak anılan peri bacaları ilçedeki turizm hareketinin gelişimi açısından önemli bir potansiyel olarak değerlendiriliyor. Balıkesir’in güneyinde yer alan Savaştepe, batısında İvrindi, doğusunda Bigadiç, güneyinde Soma ilçeleri ile komşudur. İlçenin peynirleri “Mihaliç kelle peyniri” adıyla bilinmektedir. Türkiye çapında ün kazanan bu ürünü daha geniş kitlelere tanıtmak amacıyla her yıl eylül ayında geleneksel “Peynir Festivali” düzenlenmektedir. Bu festivallerde ata sporumuz olan yağlı pehlivan güreşleri, halk konserleri ve toplu sünnet şölenleri etkinliği yapılmaktadır.

173

174

Savaştepe

İLÇELER

Savaştepe’nin Geçmişine Yolculuk

Savaştepe’nin tarihi insanlığın ilk dönemlerine kadar uzanır. Son yıllardaki araştırmalarla ilçenin kurulduğu bölgede yer alan geniş düzlük arazi içinden akan akarsuların kenarlarında Tunç Çağı’na ait kalıntılara rastlanmıştır. Bunlardan Sazlıdere Höyüğü önemli kalıntılar veren bir yapıya sahiptir. M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda, bölge kuzey ile güney arasında bir yol güzergahı olarak önem kazanır. Ticaret kervanlarının uğrak noktası oluşu sebebiyle, bugünkü ilçenin kurulduğu yerin 2 kilometre kadar doğusunda Halkapınar denilen yerde Kerasai / Kerasa adında kent kurulmuştur. Nitekim Savaştepe’nin eski adı Giresun olup, bu ad ise Kerasai – Kerasa adından gelmektedir. Kalıntılarına bu gün bile rastlanan kentin adının Kerassai / Kerassa şeklinde yazılmasından anlaşılacağı üzere adının anlamı unutulmuş, kiraz ile ilgili bir ad bunun yerine geçmiş ve Kerasous / Kerasountaş şeklinde kullanılmıştır. İlçeye su sağlayan Halkapınar su tesislerinin bulunduğu arazinin su kaynağı bakımından zengin olması dolayısıyla bu ilkçağ kenti burada kurulmuştur. İlkçağın önemli Helen yazıları Panopenisli Nonnos (Panapolis, Mısır, M.S. 5. yüzyıl) Kerasai yani Kerasah “Halkının Kenti” diye anmaktadır. Ortaçağda ise Kerasai ya da Kerasais adı, Türklerin bölgeye hakim olmaları ile “Kiresin” ya da “Kilesin” şeklinde, sonraları ise “ Giresun” şekline dönüşmüştür. Osmanlı ordusu 1354 yılında Savaştepe’yi kendi topraklarına katmıştır. Birinci Dünya Savaş’ında Kuvâ-yi Milliye teşkilatı ile birlikte hareket eden yöre halkı Yunanlılara karşı şehitler vererek yurtlarını korumuşlardır. TBMM, 10 Ekim 1934 tarihinde bu bölgeye Savaştepe adını vermiştir.

175

176

Gezi Rotası

Peribacası-Şeytan Minaresi: Doğa harikası peribacaları, Suçıktı mevkiindeki karaçam ormanlarının içinde bulunuyor. Köye giden bir doğa araştırmacısı tarafından on yıl önce keşfedilen peribacalarının bulunduğu alan, daha sonra Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca 1. derecede SİT alanı ilan edilmiş. Köylüler bölgede bulunan 6 adet peribacasına “Şeytan Minaresi” adını vermişler.

ŞİFA KAYNAĞI KAPLICALAR Savaştepe-Kirazlıköy Ilıcası: Balıkesir Organize Sanayi Bölgesi’ne 10 kilometre uzaklıktaki Kiraz Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Su sıcaklığı 40 santigrat derece olan kaplıca çevresinde 14 adet sıcak su çıkışı ve grubu tespit edilmiştir. Araştırılması gereken kaplıcalardan biridir.

Nasıl Gidilir? Savaştepe ilçesi, ulaşım olarak birçok yolunun asfalt olması sayesinde köylerde, ilçe merkeziyle il merkezi arasındaki ulaşımı çözmüştür. İlçe sınırları içinden İzmir- Ankara – Bandırma demiryolu hattı geçmektedir.

Yapmadan Dönmeyin! -

Peri bacalarını görmeden, Kaplıcalarında şifa bulmadan, Mihaliç kelle peynirinin tadına bakmadan, Peynir Festivali’ne katılmadan dönmeyin.

177

178

Sındırgı

İLÇELER

Sıcak Su Kaynakları ile:

Sındırgı

Doğal güzellikleriyle dikkat çeken ve 2 bin yıllık bir geleneği yaşatan Sındırgı, şifalı termal sularıyla da keşfedilmeyi bekleyen bir cennet. İlçe, Balıkesir’in güneydoğusunda, eski Balıkesir-İzmir yolu üzerinde bulunuyor.

179

180

Sındırgı

İLÇELER

Sındırgı’nın Geçmişine Yolculuk İlçe tarihe “Attaneion” adıyla anılan eski bir yerleşim alanıdır. Sındırgı’nın şehir olarak kuruluşu ise 18. yüzyılın sonlarına denk gelir. Lidyalıların egemenliği altında bulunan bu bölge, M.Ö. 6. yüzyılda Persler tarafından İran İmparatorluğu’na katılmıştır. 200 yıl kadar İran egemenliği altında kalan bölge Bergama Krallığı ile birlikte Romalıların yönetimine geçmiş ardından da sırasıyla Bizans, Selçuklular ve Karesiler tarafından ele geçirilerek idare edilmiştir. Karesi Beyliği’nden sonra, 1323 yılında Osmanlı egemenliği altına giren bölgeye Çavdar, Avşar, Yağcıbedir, Çepni ve Karakeçili Türkmen toplulukları yerleşmiştir. 29 Haziran 1920 tarihinde Yunan işgaline uğrayan ilçenin halkı, canla başla mücadele ederek Rum birliklerini sindirmiş, sonuçta bir yerde barınamayacaklarını anlayan işgalciler bir çok yangın çıkardıktan sonra ilçeyi terk etmişlerdir. 3 Eylül 1922’de işgalcilerden temizlenen Sındırgı bu günü resmi kurtuluş günü olarak kutlamaktadır.

181

Gezi Rotası Sındırgı’ya 10 kilometre uzaklıkta, eski İzmir-İstanbul yolu üzerindeki Kertil Mesire Yeri, Cüneyt Çayı Vadisi, Düvertepe Sarı Alan Yaylası, her yıl geleneksel olarak yapılan hayırları ile meşhur Sinandede Yaylası ilçenin görülmeye değer doğal güzellikleri arasında yer almaktadır.

ŞİFA VE GÜZELLİK KAYNAĞI KAPLICALARI Sındırgı Hisaralan Kaplıcası (Termal Turizm Merkezi): Hisaralan Kaplıcası, şifalı sıcak suları ile termal turizm merkezi niteliği taşıyan Balıkesir’in Sındırgı ilçesine 17 kilometre mesafede yer almaktadır. 1 kilometre güneybatısında Kepez kaplıcası, 700 metre güneybatısında ise Mustafa Esenöz Değirmeni sıcak suları bulunan kaplıca sahasında pek çok kaynak belirlenmiştir. Kaynaktan çıkan suyun sıcaklığı 93-98 santigrat derecedir. Bu suyun banyo kürü uygulandığında başta hareket sisteminin ağrılı hastalıkları olmak üzere, kadın hastalıkları ve ağrılı bazı rahatsızlıklara karşı etkili olduğu bilinmektedir. Kaplıca suyu ayrıca romatizmal hastalıklar, siyatik, nevralji ve nevrite tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılmaktadır. Hisaralan Kaplıcası ile çevresindeki pansiyon ve otellerde konaklama imkanı bulunmaktadır. Kaplıcaya ulaşım Simav-İzmir otobüsleri ve bu güzergahta sıkça bulunan köy minibüsleri ile sağlanmaktadır.

Sındırgı Emendere Kaplıcası: Ormanlarla çevrili derin bir vadide adeta saklı bir cennet olan Emendere Kaplıcaları, misafirlerine sağlığın yanı sıra gençlik ve güzellik de vaat eder. Sındırgı ilçesine 7 kilometre uzaklıktaki Ilıcalı Köyü’nde yer alan kaplıca suyunun sıcaklığı 33 santigrat derecedir. Kaplıca suyunun gut hastalarına, böbrek taşlarına, sedef, mantar, yara, uyuz ve egzama gibi cilt hastalıklarına ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir. Ayrıca dejeneratif eklem hastalıkları, yumuşak doku romatizmaları ve nevralji tedavisinde de destekleyici unsur olarak kullanılmaktadır. Yöreye, Sındırgı Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliği ile nitelikli bir tesis kurulmuştur. Tesis bünyesinde açık ve kapalı yüzme havuzu, Türk hamamı ve apart daireler bulunmaktadır. Kaplıcaya ulaşım ilçe merkezinden kalkan servislerle sağlanmaktadır.

182

Hisaralan Kaynak Sular覺

183

YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜN YAŞAYAN EL SANATI: Yağcıbedir Halıları Sındırgı’nın ünlü Yağcıbedir halıları, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen ve ilçeye yerleşen Yağcıbedir Yörükleri’nin 2 bin yıllık kültürünün en güzel yansıması… Yağcıbedir halısı ismini, Sındırgı’nın Yağcıbedir yörüklerinden almıştır. Tarihi, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden öncesine kadar dayanan Yağcıbedir halıları, bugün halen Sındırgı’nın Yağcıbedir Yörüğü olan Eşmedere, Çakıllı, Karakaya, Eğridere, Alakır ve Bigadiç’e bağlı Kayalıdere köylerinde orjinal olarak dokunuyor. Malzemesi tamamıyla yün ve kök boya olan Yağcıbedir halısının düğümü, dünyanın en eski halısında da (Pazırık) bulunan Türk düğümü. Santimetrekaresinde 12 düğüm var ve çok sağlam atılıyor. İşte bundandır ki, ömrü çok uzun. Her biri farklı anlam içeren motiflerle süslü Yağcıbedir halılarının kenarsularında iki çeşit desen bulunuyor. Yedisulu desenlerdeki yedisuyun anlamı, yedi kat gök inancı. Heybesulu desenlerde bulunan motiflerin anlamı da tarla sınırı. İç desenlerde göze çarpan ve Yağcıbedir halısının vazgeçilmez motifiyse mihrap. Mihrap Allah’a yönelmenin bir ifadesiyken, mihrap içindeki motiflerden ejderha ve kenarsulardaki nazar boncukları İslamiyet öncesi, deve-boynu ve mihrap da İslamiyet sonrası inanışın göstergesi. Dokunuş amaçlarından biri çeyizlik olan Yağcıbedir halıları, genç kızların ailelerine ve sevdiklerine söyleyemedikleri özlem ve duyguları, halıya işledikleri motiflerle mesaj olmuş. Mihrap ortasında bulunan yıldız, güneş figürü olarak aile reisini temsil ediyor. Mihrap basamakları altında ve mihrabın içinde bulunan sallamalı çiçekler, soy kütüğü anlamındaki hayat ağaçları. Mihrap altlarında bulunan üç kocabaş Türklerdeki gücü ve önderliği temsil ediyor. Kenarsuları zeminle birleştiren motif de sadakatin sembolü sıra dağlar. Elli (motif ismi) desenli halılardaki çift başlı kartallar ve çiçekler ise Türklerdeki dayanışmanın ifadesi.

184

Her Bir Renk Farklı Anlam Lacivert (gök): Yağcıbedir halısının zemin rengini oluşturan lacivert, gökyüzünün mavi olmasından dolayı Yağcıbedir halısında en çok kullanılan renktir. Yörede bulunan labada bitkisinin kökünden elde edilir.

Kırmızı (al): Kırmızı tarihte bir bereket sembolü olan kınadan rengini almıştır. Kadınların kına yakmasındaki sebep, bereket beklentisidir. Aynı beklenti Yağcıbedir halılarının rengine de yansımıştır. Yörede bulunan sarıkız otundan elde edilmektedir.

Kahverengi (narınç): Bütün canlıların topraktan gelip toprağa dönecek olması ve canlıların besinlerini topraktan temin etmesi sebebi ile kahverengi Yağcıbedir halısındaki yerini almıştır. Kırmızının ikinci suyuna çalı kozalakları katılarak elde edilir.

Siyah (kara): Halıda en az kullanılan renktir. Siyah hüzündür. Yaşlı kadınlar siyahı daha çok kullanmaktadır. Yumuşak siyah kayaların bitkilerle kaynatılması ile elde edilir. Eğridere Köyü ve Alakır Köyü siyah rengi kullanmazlar.

Beyaz (ak): Genç kızlar bu rengi daha sık kullanır. Sık kullanmalarındaki sebep, beyaz rengin sevinci, hayattan beklentileri ve gelin olma özlemlerini dile getirme arzularıdır. Genellikle Eğridere ve Alakır köylerinde zemini beyaz olan halılar dokunmaktadır.

185

C端neyt K旦pr端s端

186

Sındırgı

İLÇELER

Nasıl Gidilir? Sındırgı; Balıkesir’e 63, İzmir’e 150, Akhisar’a 57 ve Simav’a 87 kilometredir. İlçeye ulaşım karayolu ağırlıklı olarak Balıkesir-Bigadiç-Sındırgı güzergahından sağlanmaktadır. Ayrıca Sındırgı-Akhisar karayolu ile Manisa-İzmir ulaşımı sağlanmaktadır. İstanbul ve İzmir’den Sındırgı’ya düzenli ulaşım söz konusudur. Balıkesir’den Sındırgı’ya 21.30’a kadar her yarım saatte bir minibüs seferi de düzenlenmektedir. Balıkesir’ in güneydoğusunda yer alan Sındırgı’ya karayolu ile İstanbul’dan ulaşım 6 saattir.

Yapmadan Dönmeyin! -

Kaplıcalarında şifa bulmadan, Sinandede Yaylası’na gitmeden, El emeği göz nuru Yağcıbedir Halıları’nın dokunuşunu görmeden, İlçeye özel çam kolonyasından almadan dönmeyin.

187

188

Susurluk

İLÇELER

Yolculukların Vazgeçilmez Durağı:

Susurluk

Tarihin en eski yerleşimleri arasında yer alan Susurluk, geçmişten bugüne, yolu buradan geçenlerin konaklama noktası olmuştur. Eskiden kervanların konakladığı “Susığırlık” çiftliği günümüzde yerini modern tesislere bırakmıştır. Bu yönüyle yolcular için adeta bir vaha özelliği taşıyan Susurluk, Marmara Bölgesi’nin güneyinde ve Balıkesir il merkezinin kuzeydoğusundadır. İlçe doğuda Mustafa Kemalpaşa kuzeyde Karacabey, güneyde Kepsut ve Balıkesir, batıda ise Manyas ile çevrilidir.   Mihaliç peynirli tost ve bol köpüklü ayran Susurluk’un vazgeçilmezlerindendir.

189

Susurluk’un Geçmişine Yolculuk Susurluk tarihin en eski yerleşimlerinden biridir. Bölgenin ilk sakinleri Frigyalılardır. Daha sonra Lidyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Karesi Beyliği ve ardından Osmanlılar bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. Osmanlıların yöredeki egemenliği, Orhan Gazi zamanında gerçekleşmiştir. Rivayete göre bu bölge, Karesi Beylerinden, İğne Bey Vakfı’na ait, ormanlık ve bataklık bir alan iken, İğne Bey’in torunları, burada su ve sığırın bol olması dolayısıyla “Susığırlık” adı altında bir çiftlik yaparlar. Takip eden süreçte, isim, günümüze “Susurluk” olarak intikal etmiştir. Daha sonra ise, Karaman tarafından gelen akıncılar, buraya yerleşirler. Ama özellikle çiftlik iken, Bursa ve İstanbul yöresine geçip giden kervanlar, burada sürekli konaklamışlardır. 1858-1878 yılları arasında, Türk-Rus Savaşı’nda, Anadolu’ya göç eden Bulgar ve Kafkas göçmeni Türkler, burada ikamet ettirilmiştir. 1892 yılında bucak, 1926 yılında ilçe olmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında ilçede Milli Mücadeleye karşı çıkan Aznavur Ahmet ve Çerkez Ethem ile milli kuvvetler arasında sert çatışmalar olmuş ve bu çatışmalar milli kuvvetlerin zaferiyle sonuçlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan işgaline uğrayan Susurluk, 5 Eylül 1922 günü düşman işgalinden kurtulmuştur. Her yıl 5 Eylül kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

190

Gezi Rotası Çaylak Mesire Yeri:

Piknik şelalesi, parkları ve deresi Susurluk’un önemli bir turistik değeridir.

ŞİFA KAYNAĞI KAPLICALAR Susurluk-Kepekler (Ilıcaboğazı) Kaplıcası (Termal Turizm Merkezi): Susurluk ilçesine 20 kilometre uzaklıktaki Ilıcaboğazı köyünde bulunan Kepekler Kaplıcası, mineral açısından zengin suyu ve çamuruyla çeşitli hastalıklara deva bulmak isteyen vatandaşların uğrak yeridir. Kaplıcanın 58 santigrat derece sıcaklığında hafif kükürt kokulu suyu, banyo kürü olarak kullanıldığında romatizma, kireçlenme, nevralji, nevrit, polinevrit, felçler ve kadın hastalıkları tedavisinde etkilidir. Cenevizliler tarafından bulunan, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de yeniden imar edilip kullanılan çamur kaplıcaları ise; romatizma, siyatik, kireçlenme, bel fıtığı, çocuk felci, cilt hastalıkları, kırık ve çıkık sonrası hareketsizlikleri, kadın hastalıklarının tedavisinde destekleyici unsur olarak kullanılmaktadır. Kaplıca, Susurluk’a bağlı Yıldız Köyü’nün 3.5 kilometre kadar doğusunda yer almaktadır. Sıcaklığı 60-70 santigrat derece olan kaplıca suyunun, romatizmal hastalıklar, cilt hastalıkları, bel ağrısı, kireçlenme, miyozit, tendinit, travma kaynaklı fibromiyalji sendromu, ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir ameliyatları sonrası nekahat dönemlerinde, nörolojik hastalıkların tedavisinde ve spor yaralanmalarında tedavi edici özelliği bilinmektedir. Yörede nitelikli bir tesis hizmet vermektedir.

191

Karapürçek At Yarışları Karapürçek At Yarışları, Susurluk’un Karapürçek beldesinde her yılın mayıs ayının son haftasında veya haziran ayının ilk haftasında düzenlenmektedir. Bin 200 metre uzunluğunda olan koşu sahasında gerçekleşirilen yarışlara 300-700 arasında at katılmaktadır. Yarışlarda para ödülünün yanı sıra her boyun birincisine de “bayrak” verilmektedir. Atın aldığı bayrak sayısına göre de bir sonra yapılacak rahvan yarışlarında kategorisi belirlenmektedir.Atlar için 6 kategori vardır. Bu kategorilerden 6’ncısına gelen ve bunu kazanan at birinci olmaktadır. Karapürçek At Yarışları’nda bulunan hakem heyeti genellikle 5 kişiden oluşmakta ve yarış günü bu yarışla uğraşan misafirlerin içinden seçilmektedir. Kendine has olan Rahvan At Yarışları kuralları gelenek olarak her yıl uygulanmaktadır.

Nasıl Gidilir? Ulaşım imkânları bakımından ilçe merkezi çok elverişli bir konumda olup, İstanbul, İzmir, Balıkesir ve Bandırma karayolu üzerindedir. İlçenin Balıkesir’e uzaklığı 44, Bursa iline uzaklığı 108 kilometredir. Susurluk merkezinden çevre il, ilçe ve köylerin hepsine ulaşım imkânı vardır. 9 köyün ulaşımı stabilize yol, 35 köyün ulaşımı asfalt yol ile sağlanmaktadır. İzmir-Bandırma demiryolu ilçeden geçmekte olup, en yakın sivil hava alanı ise 108 kilometre uzaklıktaki Bursa hava alanıdır. Bandırma’dan her gün karşılıklı olarak düzenlenen Bandırma-İstanbul Hızlı Feribot seferleri, ilçe için de ayrı bir yarar sağlamaktadır.

Yapmadan Dönmeyin! -

192

Mihaliç peynirli Susurluk tostundan yemeden, Bol köpüklü ayranından içmeden, Kaplıcalarında şifa bulmadan, Susurluk çıkışında bulunan alışveriş tesislerine uğramadan dönmeyin.


Balıkesir Prestij Katalog