Issuu on Google+

ISBN: 978-9444-0400-0-6

BĐRLĐK TÜRKĐYEM TÜRKĐYEMCĐ OLMAK BĐR AYRICALIKTIR

HALKIN DĐLĐNDEN, HERKESĐN ANLAYACAĞI DĐLDEN.

HER YÖNDEN VE HER YERDEN, DAHA GÜZEL VE DAHA BÜYÜK TÜRKĐYE ĐÇĐN…

ZORU BAŞARMAK, SEFALET TÜRKĐYESĐNĐ YOK ETMEK ĐÇĐN.

1

ÖNEMLĐ BAŞLIKLAR

1- TANITIMLAR………………….…………………….

3

2- ÖNSÖZ VE YOL HARĐTASI………………………..

41

3- TÜRK ORDUSU VE DEVLET ĐDARESĐ………..… 4- KADININ BAŞ ÖRTÜSÜ…………………....…..…...

56 74

5- TÜRKĐYE’DE KÜRT OLGUSU………………….…

141

6- TIRPAN………………………………………………..

161

7- BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN AF KANUNU…...………...

191

8- BĐRLĐK TÜRKĐYEM GENÇLĐĞĐNE………………

208

9- BĐRLĐK TÜRKĐYEM

236

PROJESĐ…………...……….

2

(TANITIMLAR–TANITMALAR)

BĐRLĐK TÜRKĐYEM ĐNSANIN BĐRĐNCĐ ÖNCELĐĞĐ EKMEKTĐR.

BU KĐTAP TÜRKĐYE’NĐN EKONOMĐK, SOSYAL, SĐYASAL VE MANEVĐYAT PROJESĐDĐR

EKONOMĐK SAVAŞI KAZANMAK , EKONOMĐK BARIŞI KURMAK ĐÇĐN, BĐR KEZ DAHA SAMSUN’A, SAMSUN’DAN ANKARA’YA.

3

NE MUTLU TÜRKÜM DĐYENE Mustafa Kemal Atatürk NE MUTLU TÜRK MĐLLETĐNE, AYRIMCI OLMAYAN TÜRKĐYE HALKINA VE TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ DEVLETĐ VATANDAŞI OLARAK TÜRKĐYE’DE YAŞAYANLARA, TÜRKĐYEMCĐ OLANLARA .

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Mehmet Akif Ersoy

BU KĐTAP ATAM TÜRKLER, ATATÜRK VE ATA TÜRKLER YOLUNDAN, KUR’AN MÜSLÜMANLIĞININ ÖZÜNDEN… BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN KURULMASINA GĐDEN YOLDUR.

4

BĐRLĐK TÜRKĐYEM “Açıkça ilan ediyor, medenice meydan okuyorum..” denildiğinde, -geçmiş dahil- 2010 Türkiye’sinde-tüm PARTĐLERĐN ekonomik ve sosyal plan ve projeleri, BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐ kadar iyi değildir, olamaz da… Her kim ki, ya da bir parti Birlik Türkiyem yolundan giderse, daha iyisini bulur ve yapar. Böyle bir projenin – uygulanabilir, herkese ve her derde çare olur, hazırlanması yolu, yalnız ve yalnız BĐRLĐK TÜRKĐYEM yoludur. Burada insani, Đslami, Hz. Ömer adaleti, ATAM TÜRKLER, ATATÜRK VE ATA TÜRKLER, erenler… yolunda, dünyayı insana, inancı Allah’a yönelik düşünenler, emeği hak, kazancı helal, çok çalışmak, kul hakkı taşımamak gibi üstün değerler esas alınır ve kesin başarıya -sonuca ve amaca- ulaşılır. BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulur. BĐRLĐK TÜRKĐYEMDE, dağda, ovada, yolda; kışta, baharda, yazda, sırtında yarı dökülen odunları taşıyan ana, üstü-başı yırtık, ayakları yalınayak, çocuğunu kucağında tutan, yarı aç, gariban analar-babalar, ümitsiz gençler, gelinler, kızlar yoktur, olmaz da. Yaşam ölçüsü örneği ile, elinde radyosu, telefonu, gerektiğinde atı-arabası olan, yeterince doyan, gülen, kavalını mutluluk içinde çalan çobanlar, iyi bakımlı davarlar, hayvanlar görülür. Sebze ve meyvelerini pazarda satan üreticiler, o ürünleri yeterince alan tüketiciler ve aralarında –bir hoş seda ile- konuşan, gülüşen, söyleşen onca mutlu insanlar vardır. Ölçü budur. Olması gerekende budur. Sosyal adaletin varolduğu, alt ve üst dilim maaş farkının –hamaldan cumhura- bire on-onbeş oranı ile, iyi çalışan işçi, işçisini doyuran, kayıran işveren, devletine5

milletine kul hakkı yemeksizin hizmet eden memur, memurunu, insanını, baba şefkati ile koruyan devlet… Fırsatı ganimet bilircesine, Doğu ve Güneydoğu’da boşaltılmış –boş olan- köylerden acilen ve yine Türkiye’nin tüm illerinde, uygun olan yerlerde, BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐNĐ başlatacak –SĐYASAL BAKIŞ AÇISIYLAdevlet, siyaset üstü çalışacak güçlü hükümet, bir veya bir çok parti ile, bir başbakan aranıyor olsun. O başbakan ki, tüm Türkiye insanlarına, “Ben size, onbeş-yirmi sene çok çalışmayı, az yemeyi ve harcamayı vaat ediyorum” desin-diyebilsin. Bu anlamdaki söz ve çıkışlarını ekranlardan, Türkiye geneline haykırsın… Dilerim ki günümüz Türkiye’sinde, BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐ olan bir parti veya partiler, bu projeye sahip çıkar, eleştirir, geliştirir ve uygulamaya koyar. Ya da bu anlayış ve doğrultuda BĐRLĐK TÜRKĐYEM PARTĐSĐ kurulur, gereğini ve gerekeni yapar. Tarih, o partileri veya o partiyi, altın harflerle yazar. Projenin uygulanmasında para kaynağı, paranın nasıl kullanılacağı, projenin temel ölçüleri ve özellikleri, ana dili –sade dil- ile halkın anlayacağı dilden, kitabın sonlarında yazılıdır. Yukarıda yazılanlar doğrultusunda ekonomik savaşı kazanmak, ekonomik barışı kurmaık, ekonomik barış bayramına ulaşmak için, bir kez daha SAMSUN’A,

SAMSUN’DAN ANKARA’YA…

6

BU KĐTAPTA: ALLAH’A ĐMAN, ĐNANCA SAYGI, KURAN’A GÖRE MÜSLÜMAN, DÜNYA VE AHRETE GÖRE YAŞAM, ÇOK ÇALIŞMAK HELAL KAZANMAK VARDIR.

Aç insanı hiç olmayan, tok insanı (zengini) çok olan, Türkiye'yi kurma yolları vardır. Bu yolları geliştir. daha iyisini bul. Birlik Türkiyemi kur. Dürüst ve şerefli zenginler! Birlik Türkiyem tarzını tutun, okuyun, inceleyin, eleştirin, geliştirin ve uygulayın …

7

BU KĐTAPTA: Aklı selim, tarafsız düşünce yapısının net ve sert çizgileri, 1970'lerin, 2010'ların, Türkiye gerçekleri vardır. Soyana-soydurana, Çalana-çaldırana, bireysel, toplumsal ve siyaseten yalan söyleyene, iftira atana- nefret vardır. Onların bilinmesi, yıllar boyu unutulmaması, unutturulmaması üzerine, düşünce iletişiminin yaygınlaştırılarak sürdürülmesi ile, çaldıklarının geri alınması garantisi ve kanuni yolları vardır

GEÇMĐŞĐ BĐL Đbreti alem kötülerden, huzuru alem iyilerden nasipini al. Geçmişi bil, geçmişe takılma. Geçmişten hızla çık. Bugüne gel, bugünü mutlu yaşa, Yarınlara mutlu git..

8

Cumhuriyetin kuruluşundan1950 ye ve 2010 lara Türkiye’nin tüm güzelliklerine ve bu güzellikleri yapanlara minnet ve şükran da vardır. Onlar BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLERDĐR. Birlik Türkiyemciler tarihte hep olmuştur. Bugün de vardır, yarın da olacaktır. Onlar Türkiye’yi kurtaranlardır. Ülkeyi soymayanlardır. Millete omuz verenlerdir… BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulur türkiye'nin şemsiyesi olur tüm insanlar mutlu lur, huzurlu olur. Parti’nin ve ekonominin merkezi olmaz. Parti ile ekonomi merkezi, şemsiyenin direği ise, şemsiyenin ucu da, köprü altı çocuklarını kavramalı ve kaplamalıdır.

9

BU KĐTAP; Đnsanı insanca yetiştirir. Emeği ile ve helalinden doyurur. Ayrıca bir aile projesi gibidir de. Aile projesi temel alınarak, devlet projesi ile desteklenen, kendi işini, evini kurma yolu, özgür ve bağımsız, ahlaki insani, kanunlara saygılı, devlete sorumlu; özel sektöre geçiş ve özel sektör olma yoludur.

TAM ANLAMIYLA, Fiilen var olan yaşanılan, ve yaşanılacak olan yol: Sosyal adalet-eşit hizmet, Türk kardeşliği, Türkiye halkları, Türk – müslüman ve ayrı inançlar kardeşliği Türk dünyası kardeşliği… Hedef: her zaman her yerde, her yönden tam bağımsız Türkiye. 10

ANA KUTSALLIĞI ADINA Sokakları, kapalı alanları, birebirden ilişkileri dikkate alıp, özellikle spor faaliyetleri, futbol karşılaşmalarına bakıp gördüğümüzde, ağza alınmayacak sözler, ana-avrat üzerine galiz küfürleri işitiriz, duyarız. Burada çirkefliğin önlenmesinde, spor sahaları giriş bölümlerinde, şehirlerin işlek yerlerinde… uyarıcı resim ve broşürler, ana kutsallığına vurgu yapıcı yazılar, özlü sözler… olması, asılmasının yararlı olacağı inancımızla… durumu BĐRLĐK TÜRKĐYEM adına etkili ve yetkililerin dikkatine sunarız

YETER ÇEKĐN ellerinizi kadının örtüsünden, başörtüsünden. Her gün yeni gündem yaratılmasın, Para çalınıyor, mal götürülüyor, kayıplar ve ayıplar oluyor. Ayıbı bilmeyenler, biraz utansın. Hanımlar, beyler Atatürk olsa, “buraya kadar” derdi.

11

TÜRK ORDUSUNA Askerim, emniyetim, kurmayım, generalim, genel kurmayım… Siz gözümüzde abide, içimizde can, milletin ordusu siz. Darbeciliği ve çirkefliği ekarte eder, millet ordusu olarak sizi, canandan öte, candan severiz, biz… ……………….. Burada, özellikle geçmişin siyasetçilerine, askerlerine sorarız. 2010’ların ve geleceğin siyasetçilerine ve kurmaylarına da iletiniz ve deriz ki: “Nerde benim Türk yapısı icatlarım, buluşlarım… Mercedes, BMV, Volvo tipi ve hatta onlardan da üstün arabalarım, makinemotorlarım, tanklarım, silahlarım… Uluslararası anlaşmalarda ticaret-devlet sırları hariçdümen kimde, uçkur kimin elinde, kuyruk hangi kıskaçtadır, ya da değil midir… mesela bir uçağın, silahın, arabanın can alıcı noktası Amerika, Avrupa Đsrail… elinde midir… Çok sayın, siz devlet rical ve erkanlarımız. Biz saygıda kusur etmemek gayreti ile sorarız da, acep siz, halkı aydınlatır, bir açıklama yapar mısınız. Günümüzden geleceğe, her yerde, her zaman, tam bağımsız Türkiye’dir muradımız, başka ne olabilir ki?

ASKERLĐĞĐN BEDELĐ Askerliğin bedeli vatandır. Karşılığında verilen yüz binlerden milyonlara… candır, canandır. Askerliği parayla ölçmek, bedelli, paralı askerlik istemek, bu densiz isteği, ekranlara getirmek, siyaseten onlara destek vermek… anaları, babaları, gençleri… alıştıra alıştıra bir yerlere getirmek, akılları kurcalatmaktır. 12

BĐR ARAYIŞ Bazen devleti, cumhuru, kurmayı, çok arar dururum da, acelemi ediyorum diye düşünürüm. Ama çamur at izi kalsın, halkın aklı karışsın, alıştıra alıştıra olsun değerler üzerinden oynuyorlar, canımıza tak ediyorlar… Görmezmisiniz ey ehli keyf, yüce değerler timsali sultanım.

DEVLET ELĐYLE VE ACĐLEN Haksız kazanç, çıkarcı zenginler gibi, dürüst ve şerefli zenginler ve onların çocukları.. bedelli askerlik düşünmez ve istemezler. Bedelli askerlik isteyenlerden en az elli binyüz bin ve hatta beş yüz bin dolar istenmeli ve alınmalıdır ki, öylece o para çok diyenler, var mı, yok mu, verir mi, ya da zamanında askerliğine gider mi, Türkiye’nin yüz karası olmaktan çıkar, utanmayı öğrenir mi.. görülsün.. Bir de o paraların bir kısmı, gariban Mehmet’lere verilsin de, adalet yerini bulsun…Bedellilerin arzuları öyle ise, halkın da yargılamaları ve yansıtmaları böyledir. ………………………… 2010 Türkiye’sinde –görülen lüzum üzerine- beşinci kol kuvveti-altıncı his Đle-etkin, belirgin ve hareketli, görülür hale getirilmeli, emekli kadın polis, beden eğitimi öğretmenleri sorumluluğunda –öncelikle çalışmayankadınlardan başlanılarak, her türlü spor, karete… akıl, beyin, düşünce, bilgi ve becerileri verilerek ve geliştirilerek, bu faaliyetlere çay, pasta… günleri ile ekonomik destek de kazandırılarak, iyi günden kara günlere, her dem hazırlıklı olunmalıdır.

13

BU KĐTAP

Siyasal bakış açısıyla bir devlet projesidir. 300 ila 500 milyar dolarlık bir projedir. Bu proje devletçe organize edilir. Altyapısı ve tamamlanan örnek bölümleri yapılır, bitirilir. Bu proje ile on milyon kişiye iş, yirmi milyon kişiye aş verilir. Projede, özel sektörce yapılacak ve on ile yirmi sene sürecek ve üç ile beş milyon kişiye ek iş çıkacak iş ve işler de çoktur. Ekonomik ve toplumsal yönden bütün ideolejiler, tüm inançlar, özgürlük, eşitlik, demokrasi, millet ve halk; devletçi, karma ekonomi, liberal, özel sektör ile emekle halk, ekmekle su burada; tüm fikirlerin fiiliyata dönüştürüldüğü bu kitapdadır. BU KĐTAP ve bu proje, ileri derecede kalite ile ve çok hızla iş üreten, yapıp gösteren-bir parti programı ve tüzüğü gibidir de. O nedenle, bu kitapta olanların eleştirilmesi değil, geliştirilmesi mümkündür. Tersi ise bencillik olur.

14

BU KĐTAP VE BU PROJE 50 senelik yaşanmışlıktan, inceleme ve araştırmalardan sonra halkın siyasetçilerden beklentileri, istedikleri doğrultusunda yazılmıştır. Tüm gerçekler üzerinden ve insanların mutluluğuna yönelik, sosyal, siyasal, ekonomik, ahlaki ve maneviyat doyumluluğuna gidecek. Birlik Türkiyem projesi, tamamen tarafsızlık içinde, siyasal bakış açısı ile, bir devlet projesi olarak, Türkiye’nin Türk Milletinin, Türkiye halkının iyiliğine taraf olarak düşünülmüş, hazırlanmış ve yazılmıştır. Bu proje, daha iyisini bulmak, siyaseten uygulamaya koymak üzere siyasetçilerin, kişi ve toplumların, önder düşünce erkan ve erbaplarının… eleştirilerine açıktır

TELEVĐZYONCULAR VE EKRANLAR Ekranlar çok yaldızlandı. Görünürde ve görüntülerde aclar yok, ter döküp kürek sallayanlardan dem vuran yok.. Helal kazanç,iş, çalışıp ter dökmeler, insan ahlak, aile temel ölçülerinin ahlaki, dini, insani boyutları, yok denecek kadar yok. Buna rağmen, her şey süt liman. Ekonomik asayiş berkemal. Yığın yığın insanlar, döner koltuklar, fildişi sandalyeler, masalar… Bir de çini tabaklar, sıra sıra bardaklar olunca. Doldur be saki doldur, kadehler boşalmasın hiç… Oh ne ala, ne güzel… iç hemşerim iç! Söyler misiniz beyler, ağalar… Türkiye bu mu sahiden…? Gülmelerinizde, ağızlarınız kulaklarınıza varırken, göğüs gerdan reklamcılığınızla, karışık müzik havanızla, keyfi alem, zevki sefa naralarınızla, diz kırıp, bel kıran çalkalamalarınızla yansıttığınız ekranları seyreden milyonlarca çocuklar, gençler… yanıldılar. Hayat, hep böyledir sandılar.

15

Çalışmayı bilemediler, öğrenemediler. Evi, ocağı… boşalttılar, köyleri terk ederek şehirlere koştular… Duyduk ki onlar şimdi varoşlarda, loş, havasız mahzenlerde, can çeker misali-yaşar olmuşlar. Geçen onca zaman içinde yaşlanmışlar, köylerini unutmuşlar, isteseler de geriye dönmekte, çokça zorlanır olmuşlar… Siz televizyon sahipleri, ekran çalışanları… Eğer siz ekranlarınızda, işi, aşı yansıtır olsaydınız, emeksiz yemek olmazları verip işleseydiniz, insanları çalışma birliğine, dirliğine… salık verseydiniz de, günümüz 2010… Türkiye’sinde dere-tepe evler, fabrikalar, çalışıp üretenürettiği ile geçinen, doyan insanlar dolu dolu olsaydı… olmaz mıydı, ya da olamaz mıydı… Bir sitemse size yazımız iyiyi bulmaktır muradımız. Bu anlamda yol gösterir… olduğunda ekranlarınız… değme keyfimize olur… Size minnet, size şükran olur. Oh ne ala, ne güzeller, tüm Türkiye insanına yönelik olur. Herkes ektiğini biçer, biçtiğini yer olur… BĐRLĐK TÜRKĐYEM de böyle kurulur.

BARINAK KUŞLARI 2010 Türkiye’sinde işini kuramamış, işini kaybetmiş açlıktan kıvranan, otuz ile elli yaş yetişkinleri ve daha çok bu kesimden-Özal’dan “Orta direk” Erdoğan’dan “Fakir fukara-garip guraba” miraslı, internet kafelerinde, “BARINAK KUŞLARI” durumuna düşmüş, düşürülmüş çocuk ve gençler dolu doludur. Kahvelerde, yol ve parklarda, bir simitle akşam edenler, Caddelerde-hiçbir derdi yokmuşçasına-gezen, görünen, vitrinlere bakarak içini çekenler; evlerinde-bir lokma,bir hırka-günü akşam, akşamı sabah edenler-binlerden milyonlara-bu durumun çabasıdır. Bunlar gurulu-boynu bükük-yığınlardır. Onlarda Allah kuludur. 16

BU KĐTAPTA, Türkiye’nin sevgi bağları vardır. Evde ana-baba, çocuklarını oğlum” “kızım” diyerek sevdiğin-de, çocuğun da “annemm!, babamm!” dediğinde, Türkiye yi tanıtıp “Türkiyemm!, yurdumm! dedirttiğinde, okulda öğretmen Türkiye, ülke, toprak sevgisini böyle işlediğinde… Çocuk yaştan yetişkinliğe, Türkiye’de yaşayan herkes vatana kul, Türkiyem uğruna vatansever olur. Vatan uğruna insan, insanlık adına da adam gibi adam olur. BU KĐTAP, iş isteyen, hareket yap, göster... diyen bir kitaptır. Haksızlığa set ve ret çeker. Koyun gibi olmayı da kabul etmez. O nedenle burada AZĐZ NESĐN kesinlikle haksız çıkar ve çıkartılır. BU KĐTAP, Türkiye günlüğü gibidir. Her üç-beş yıl içinde, Türkiye’deki olaylar, oluşumlar… Özetle not edilir ve bu kitap yeniden basılır… Bu kitapta yazılan olay ve oluşumların temel kaynağı halktır. Birebirden yaşananlardır; televizyon ekranları ve diğer yayın organlarıdır. Yorum ve yorumlamalar, yazarına ya da yazarın bilgisi, kabulü dahilinde, belge teşkil edecek kişi ve kişilere aittir. Kitabın yazım dili, çoğunlukla taban konuşma dilinin bir kısmını ve bir çoğunu yumşatılması, adap ve edebi, dile çekilmesi… iledir. Bu yönden eleştirilerin kabülü, fiiliyatın kısa ve uzun vade ---hafiyece de - görülmesine bağlıdır. Siyaseten ve idareten herkesin üstü kanundur. Kanun dışı emir verilemez, alınamaz, uygulanamaz. Aksini yapanlara müebbet farz, idam vacip olur

17

BU KĐTAP’ta, EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMI hareketi ve ekonomik barış bayramının kurulması yolu vardır. BĐRLĐK TÜRKĐYEM GENÇLĐĞĐ olarak, EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMI hareketini, SAMSUN’dan başlatın, EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMINI kurma yoluna girin ve yürüyün. EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMI kuruluncaya kadar koşun.

BU KĐTAP ta, eleştiriler bölümlerinden bütününe gidilerek yapılabilir ve o eleştiri peşinen kabul görür, düzeltilir… Faydalı olacak eleştiriler, bir sonraki baskıda, bu kitaba girer… Bu kitap, Türk Milleti ve tüm Türkiye halkları adınadır. Bilmeden yapılan yanlış, yada yanlışlar olmuşsa… Peşinen özür dilenir, saygılar sunulur.

‘Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol, Ey halk yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol’ Tevfik FĐKRET

“Đnsan olan, vatanının kuludur, Türk Evladı evde durmaz, giderim” M.E. Yurdakul “Yeryüzünde

yer beğen, söyle! Seni nereye istersen, oraya dikeyim” ARĐF N. ASYA

18

BU KĐTAP BĐR MĐRASTIR Bu kitapta olanları kendi akıl yapınıza alın, kendi dilinizle konuşun. “Bir lider, bir parti bunları bunları yapar. Ben olsam böyle yaparım. Biz bunları yapacağız” diyerek konuşun, anlatın, yayın, yaygınlaştırın. Birlik Türkiyem kapılarını açın.

DĐLERĐMKĐ, YAKIN GELECEKTE ATATÜRK’ÜN SAMSUN’DA, AYAK BASTIĞI YERDE, EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMI HAREKETĐ BAŞLATILIR VE O GÜN, EN BÜYÜK EKMEK GÜNÜ, EKMEĞĐ BÖLÜŞME, PAYLAŞMA GÜNÜ, EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMI GÜNÜ OLUR.

BU KĐTAPTA; Hukukçularca geliştirilmesi, devletçe uygulanması dileği ile, BĐREYSEL AF KANUNU, yepyeni bir af sistemi ve Cumhuriyetin yüzüncü yılına, barış içinde gidilmesi, girilmesi arzusu vardır. BU KĐTAPTA, 1960 gençliğinin, kara trene binip, gurbetlere gitmesi, 1968 kuşağının yeniden doğması vardır. BU KĐTAP, 1960 gençliğinin ve 1968 kuşağının anısına ve hatırasına; 2010 ve sonrası TÜRK VE TÜRKĐYE gençliğinin istikbalinin parlaklığına ve onlara armağandır...

19

BĐRLĐK TÜRKĐYEMDEN ANKARA’YA Ankara, kendi kendinin seçkini olmaktan çıkacak, Ankara, yamaçların dibine inecek, dağların başına çıkacak. Ankara, halkın seçkinleri olacak. Milleti görecek, halkı tanıyacak. Bu yerlerde, o illerde üç ay, altı ay, bir yıllık yaşamın belgesellerini çekecek. Dalkavukçuluğa yer vermeyecek. Tebdili kıyafet de olacak. Bu yoldan sefalet Türkiyesini, köy-kent-kenar mahalle, varoşlar iniltilerinibir görecek, tanıyacak,duyacak… Birde, zevk-sefa Türkiye’sinden-uzun vade-belgeseller olacak. Sefalet Türkiyesi ile zevk-sefa Türkiyesi belgesellerini bir karşılaştıracak. Sonra-hiç makaslamadan, kamuflaj etmeden bu belgeselleri, tüm televizyon ekranlarına salacak, şapka düşecek, kel görünecek… Yaldızlı reklamlarda, Türkiye’den dünyaya yansıtılankişi başı on bin dolar-Türkiyesi nerede…aranıp bulunacak. Bu belgesellerde, ekmek nasıl kazanılır, iş nasıl bulunur, kurulur… Gerçek emekçi, dürüst işçi, şerefli iş verenler… gıpta ile izlenecek. Çalışmadan yemek isteyen, çalarak zengin olanlar bilinecek, önleri kesilecek, isteyene doğru yol gösterilecek. Ankara yolunu, emeğin hakkına, tam çevirecek. Zaman aşımından, görev zararına, ihale kanunu uygulamalarından dokunulmazlıklara bir ayarlama yapacak, gerekirse bir tırpan atacak. Bu yoldan tüm ihaleleri-büyük-küçük-reklam panolarında, başlangıcı-sonucu,iş bitirici, kaliteli sonuç alıcı, zamanı iyi kullanıcı..olarak yansıtacak, ilan edecek. Kapı arkalarına ilan asmaktan, danışıklı dövüş ile-ihaleye çeyrek kala..uygulamalardan vazgeçecek.. Bir çalışma seferberliği ile gereğince yemek, müsrif yapmamak20

uygulamaları yolundan, insanları üretkenliğe, tümden sevk edecek. Ankara, tüketim ekonomisinden, aracı kuruluşların üretimde yer almasına… acilen zemin hazırlayacak. Ankara, özellikle ve çoğunlukla taban insanlarını, o kadar da “Aziz Nesince” görmeyecek, sanmayacak… Günümüz, 2010 Türkiye’sinde keyfinden birazcık gülen, zorundan inim inim inleyen, milyonlarca.. sefalet Türkiye’si insanları vardır. Oralarda bir hareketlilik, bir kıpırdanmalar da vardır. Milleti-halkı.., konuşma, hak arama yolunda, oyuncadan öte aslanlar gibi pençe atma, kurtlar gibi parçalama yapmayı bilir de, benimsemez, asla uygulamaya girmez de. Çünkü oralarda kanuna saygı, devlete bağlılık çokçadır. Tüm bunlara rağmen vatandaş “Şu Aziz Nesini” bir gün haksız çıkarmayı başaracaktır. Ankara da farklı bir uğraş içindedir. Kim bilem, belki daha erken davranacak, BĐRLĐK TÜRKĐYEM’Đ kuracaktır. Ankara bir hoş seda yaratacak. Türkiye’nin birliği, Türk halk Türkleri’nin , Türk sanat müziğinin, birleştiriciliğinden, ozanların, aşıkların dilinden, sazlarının telinden, şairlerin şiirinden de geçer…düşüncesinden hareketle : Diyanet Đşleri Başkanlığı kontrolünde öncelik ve çoğunluk sıralamasına göre ayrı inançlar ve uygulamalar birim amirliği kurarak ve alt yapılarını yaparak “ĐŞTE CAMĐĐ, ĐŞTE CEM” diyerek şen-şakrak bir Türkiye’de yaratacaktır ki, “Herkese yaz-bahar..çayır çimendir, Neden bize yağmur ile kar gelir” de kalmayacaktır. Ankara merkezli Türkiye’nin tüm idareci ve yöneticileri, size burada tümden ANKARA dedik, ANKARA diyoruz. Deyişin, değiştirin. BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ kurun. Đster iktidar, ister muhalefet olsun, olun… BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulsunda kim kurarsa kursun… Arzu bu, olması gereken de budur… 21

SENEDE BĐRGÜN Aşkı-sevda… Yeter ki gel bana, senede bir gün… değil… Anneler-babalar günü, sevgililer günü, yaş günü, hayvanlar günü… Oldu-bitti maşallah. Eli öpülesi analar, baba ile at başı giden, işini bilen, atılgan, aşını pişirip dağıtan analar, edebinle ağır, düğünlerde, bayramlarda… endamı güzel iş bitirici, yol gösterici, şen-şakrak, kızlarına, oğullarına rehberlik eden, yol gösterici olan onuru ile, sevgi bağları ile ev-ocak-aile kuracak, analar, anneler çoğalır, çok olur inşallah! Ekranlarda göğüs-gerdan reklamcılığı ile görünen, anaları-babaları anlatan, ağlatan, kurulmuş yuvalarışehveti bakışlar, şıkıdımlı çıkışlar…la yıkan, dağıtan, çocukları boynu bükük, çocuğunu öksüz… bırakan, malum kadın programlarında ve saklı dünyalarında dağıtan, azıtan, sömüren, sömürülen annecikler, babacıklar… az olur, yok olur… inşallah… Bu anlam ve bu manada, cumhurdan başbakana, validen bürokrata, iktidardan muhalefete… bu işe, işlere daha çok el atan, ay boyundan yıl boyuna, daha iyileri bulmak, devamlı takip ve yol göstericiliği ile durumun ehemmiyetine, yıkımın vahametine binaen, senede bir günle yetinmeyen, yıllardan ömür boylarına gereğini, görevini yapan sorumlular, çokça var olur inşallah… Đnancımızın yol göstericiliğinde, törelerimizin güzelliğinde gidilir, Birlik Türkiyem’in kurulmasında, yollar birleşir, yollarda buluşulur inşallah…

22

VEREN VERENE Türkiye’de nerede ise tüm partilerin, siyaseten ekonomik uygulamalarında, tüketim ekonomisi var gibidir Hazır paradan biri -300- veriyorsa, öteki -500- vereceğim diyor… Onlara diyorum ki-1000- de verseniz, o parayı bir ailede yerli yerine kullanan az çıkar… Baba alkollü, çocuk psikopat, ana derbeder ise, o para kimin eline geçerse, çoğu kez üç günde biter-bitirilir, kalan günlerde, bir daha hazır para gelene kadar, ortalık tarumar olur…edilir… Kaldı ki vatandaş , Aziz Nesin’in dediği kadar da koyun değidir. Bir zamanlar Turgut Özal, “Benim vatandaşım köşeyi dönmesini bilir” demişti ya…Đşte o vatandaşların birçok kurnazları hazır paradan vereni ve daha çok verecek olanları, siyaseten iyi takip etmektedir. Normal hayatta ve özellikle seçim zamanlarında, reylerini paraya dönüştürmenin yollarını arayarak ve bularak, bu anlamda da, oy kullanmaktan beis görmediği gibi, reyini kaç paraya sattığının, hesabı ile, bir tarz mutluluk içindedir. Đşte BĐRLĐK TÜRKĐYEM projesinin bir amacı da, bu tür insanların, beleşten geçinmesinin önünü kesmek, onları çalışmaya, üretmeye ve kazandığını yemeye yönlendirmektir. Günümüz Türkiye’sinde, çıkar amaçlı, haksız kazanç, kapitalist sistemin uygulamaları çok acımasızdır. 2010 Türkiye’sinde yapılan üst kesim, yaldızlı yatırımların nimetleri; çoğunlukla zevk sefa Türkiye’sinde yaşayanlara hizmet eder… Türkiye’de o yollardan geçemeyen, uçaklara binemeyen, plajlara giremeyen, on milyonlar vardır ve onlar çok çok acdır. Zenginlere daha çok para kazandıracak olan Birlik Türkiyem projesi, aclara, fakirlere ise, ilaçtır. 23

GELĐŞEN TÜRKĐYE Türkiye tarihinde, iki büyük devrim vardır. Birincisi büyük Atatürk’ün önderliğinde ve Atam Türklerin desteğinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasıdır. Devlet kademeleri ve halkın yerleşik düzene geçip, çalışmalara başlayabilmesi hareketi, 1950 yılına kadar sürmüştür. Đkinci devrim ve değişim hareketi ise, 1950’de, Demokrat Parti ile Menderes’in önderliğinde “Yeter söz milletindir” demokrasi hareketinin başlatılmasıdır. Bu hareketle Türkiye topyekun çalışma seferberliğine girmiş; bir taraftan devlet, diğer yandan halk, imece usulü kazmakürek çalışmaları ile Türkiye’yi bir uçtan bir uca yollar, okullar-hastaneler… ağı ile örmüştür. Darbe hareketleri ile kesilmiş olsa da, demokrasinin gereği seçimler, çalışmanın gereği, yatırımların yapılmasına devam edilmiştir. Burada 1965-80 çalışma hamlelerinde, siyaseten Demirel’in ve diğer önder siyasetçilerin çok emeği ve izi vardır. Özal’la dünyaya açılan Türk çalışma gücünün devamı ile, 2000’lere gelinmiş, yapılan tüm yolsuzluklara ve bankaların batırılmasına rağmen, Türkiye’nin gelişmesi devam ettirilerek, 2010 yılına gelinmiştir. 2003’ten 2011’lere, halen iktidarda olan Ak Parti, geçmiş siyasetçilerin yolu üzerinden giderek, Türkiye’de birçok yenileşme ve yenileştirme hareketlerine girmiş olup, Türk milleti ve Türkiye halkının, beklentilerine çoğu kez cevap verir olmuş, bunları yaparken, özellikle devlet yatırımları ve üst kesim özel sektör girişimciliği ile, Türkiye’nin gelişmesinde belli alanlarda fabrikalar, kaliteli yollar, köprüler, barajların… yapıldığı ve bitirildiği gerçeği kesindir. Burada, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden itibaren Türk Milletinin, Türk halkının üzerine çöken darbe baskısı ve 24

her namazını kılana, başını bağlayana, laikçiliğin korunması adı altında, bazı kendini bilmez hukukçuların ve bundan sonra gelen birçok darbelerin, insanları rahatsız etme durumu kesinliği olduğundan, AK Parti iktidarı ile birlikte, bu anlayışın yok edilmesine yönelik, yerinde hareketler de olmuştur ve olmaktadır. Bazı aksaklıklara ve kurunun yanında yaşların da yanmasına rağmen bu durum, Türk Milletinin çoğunluğu tarafından kabul görmüş, darbe anlayışına ve halka ters hukuk uygulamalarına gereken tırpan atılmıştır. Ak Parti’nin bireysel olarak halka yaklaşımı ve yardımları, önceki yıllara rağmen çok belirgin olsa da, alt dilim insanlarının tümüne yönelik, yeterince değildir. Üstelik bu uygulamalarda hakim olan, tüketim ekonomisidir. Geçmiş dönem siyasi iktidarlarda olduğu gibi, AK Parti’de de, daha çok özel sektör, zevk-sefa Türkiye’sine yönelik yatırımlar çoktur. Diğer yandan, yolsuzlukların ayak sesleri duyulmakta, siyasi kadrolar içinde, haklı haksız cep doldurmalar, zenginleşmeler, belirginmiş gibidir. Alışılmışın dışında, siyaseten alt katmanlarına payeler verildiği, dağıtıldığı havası da yaygındır. 2011’de yapılması kesin olan seçimlere gidilirken, her şeye rağmen halk içinde Ak Parti’ye destek olunduğu görülür. Esas olan demokrasi ise, halka iyi olan, bize göre de iyi olacaktır derken, daha iyisini aramak bulmak üzere olan eleştirilerimiz doğrultusunda, yapılması gereken en doğru iş, üretim ekonomisine yönelmektir. Sefalet Türkiye’sindeki 5 milyon çok ac-10 milyon da, az doyan insanları, yeterince doyurmak, ev, iş, yer, arsa sahibi yapmaktır. Türkiye’de alttan yukarıya başlatılamamış büyümenin, başlatılması zamanı gelmiştir. Bu doğrultuda, çok zenginleşmiş olduğu görülen, Türk özel sektörünün gücü, devlet önderliği ve organizesi ile Türkiye’de ac insanın olmadığı, zengin 25

insanın çok olduğu, BĐRLĐK TÜRKĐYEM projesini uygulamaya yeterlidir inancındayız. Bu inancımıza tüm muhalefeti ve partileri de davet ederek, Türkiye’nin yeterince den öte, çok daha ilerlemesi birlik ve beraberliğin pekiştirilmesi beklentisi en büyük dileğimizdir ki, ne mutlu öyle Türkiye’ye, Türk Milletine ve Türkiye halkına.

BĐR UYARI Çocuk oynayarak ve oynatılarak büyür ve büyümelidir. Gençler ise, şen şakraklık içinde çalışmalı ve yaşamalıdır. Hayatın içinden her zaman kötüler ve iyilerin, kötülüklerin ve iyiliklerin olduğu ve olacağı değişmez doğa kanunu olduğuna göre, burada sıkıntıdan ve stresten uzak kalmayı, her insan gençlik yaşlarında bilir ve ona göre tedbir alır başarısını gösterebilirse, buna bağlı olarakta tüm yetişkinler, o gençleri sıkıntılı ortamdan uzak kalmaya yönlendirmede etkin olur ve olabilirse, bir de buna yeterince ve gereğince, devlet desteği ve rehberliği eklenirse, bir mutlu hayat sürme, bir ömür huzurlu yaşamaya kavuşmalar olur ki, “Halk yanında muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünün anlamına kavuşulmuş olunur.

26

BĐRLĐK TÜRKĐYEM Aç insanı hiç olmayan (yeterince doyan), tok insanı (zengini) çok olan, yeni bir Türkiye kuracağız. Atalarımızın başladığı yerden, Atatürk ve Ata Türklerin bıraktığı yerden; ekonomik barış bayramı kuruluncaya kadar koşacağız. Önder ol yüce devletim; Destek ver büyük milletim. Bu yol dikenlidir, taşlıdır. Bu yol zordur. Savaştan da zor bir yoldur. Bu yolda azminiz, hırsınız çok olsun. Allah sizi korusun; Tanrı yanınızda olsun. NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM, BĐNLERCE YILLARA BĐRLĐK TÜRKĐYEM.

27

BĐRLĐK TÜRKĐYEM GENÇLĐĞĐ Azimli, hırslı, demir yürek, çelik bilek, imanlı; kanunlara, inanca saygılı, vurmadan, kırmadan; çok çalışan, mutlu yaşayan, ülkücü, devrimci, Kuran özünde Đslamcı, ilimci, değerleri koruyarak yenlikçi, güzelliği Avrupa’dan çok bilen, var eden, yaşayan, yabancı hayrancısı-özentici olmayan, dünyaya açık, dünyayı takip eden... üreten, üretken olan-GENÇLĐK. Her yerde, her yönden tam bağımsız Türkiye için, barış içinde, kardeşçe olan, oyunları, tuzakları… bilen önceden gören, tedbir alan, asla birbirlerine durmayan, kavgalaşmayan, demokrasi içinde özgürce tartışan, kendine ve topluma yarayışlı, işi ile konuşan… Bu kitabın önsözünde ve yol haritasında kendini bulan

BĐRLĐK TÜRKĐYEM GENÇLĐĞĐ, GENÇ TÜRKĐYEMCĐLER, geliyor.

ONLAR, 1940’da -50-de doğdular. 1960’ların -70-lerin gençleri oldular. 1950’lerin ���Yeter söz milletindir” demokrasi hareketi, heyecanı ile doldular. 1950’den yetmişlere, Türkiye’deki çalışma seferberliği, imece usulleri, evim-yerim-olsun düşünce azmi ve hırslarıyla yoğruldular. Türkiye onlarla güldü, onlar Türkiye’yi güldürdüler.

28

BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER Bu kitapta olanları, akıl merkezinize alın, kendi dilinizle konuşun, anlatın, yayın, yaygınlaştırın. Türkiye geneline ulaştırın… Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol üzerinden geçer ve o yol, BĐRLĐK TÜRKĐYEM’e gider.

BĐR HOŞ SEDA VE DELĐKANLICA OLMA HATIRASINA Cumhuriyetin kuruluşundan, 1950 ve 80’lere açlığın, gamın, kederin, karamsarlığın… omuzlara çöktüğü dönemlerde, içimize neşe katan Türk Halk Türküleri, Türk Sanat Müzikleri ses sanatçılarına, Halk Oyuncularına, aşıklarına, Hamiyet Yüceses’ten, Nezahat Bayram’lara, Bedia Akartürk’ten, Nuri Sesigüzel’lere, endamı, adabı hoş, günümüzün üstatlarına, onların, Türk örf ve adetlerine uygun ve Türkiye’nin birliğine olan duruşlarına ve hatıralarına, gıpta ederiz… Bizlere iyiler ve kötüleri anlatan, özellikle 1960-80 arası bize güç veren, yol gösterip yönlendiren… sinema oyuncuları, Ayhan Işık’lardan, Ekrem Bora’lara, Đsmail Dümbüllü’den, Şener Şen’lere, Erol Taş’lardan, Hüseyin Baradan’lara, Türkan Şoray’lardan, Hülya Koçyiğit’lere, Neriman Köksal’lardan Aliye Rona’lara, Adile Naşit’lere… sonsuz minnet, şükran dileriz. Onların vatan, millet birliği, iş, aş, aile birlik ve beraberliği, oyunculuklarını, hayranlıkla anarız.

29

GERÇEĞĐ GÖRMEK, GÖSTERMEK Osmanlı Türk Devletinin yıkılmasında, temel etken olan, Kanuni Sultan Süleyman’ın, bol keseden dağıttığı kapitülasyonların yıkıcı etkilerini, 2010 Türkiye’sine bağladığımız da, Türkiye’de onca değerlerimizin-üstelik yabancılara-satılmasının; bugünden yarınlara getireceği olumsuzlukların önlenmesi için , Birlik Türkiyemciler olarak, çok dikkatli ve hareket halinde olunması gereği, en iyi davranış yoludur. Stratejik unsurların, gözbebeği gibi sahillerin, alanların satılması, ata yadigarı servetlerin tüketilmesi, yok edilmesi işi, özelleştirmekse, özelleştirmek de bu işi “Hadi canım sende” diyerek, 1970-2000 arası “Devlet malı anız, yemeyen domuz” misali, onca devlet sektörünü çökertenlere, yağmalayıp yiyenlere, bankaları batıranlara… “Yuh olsun, yuhlar olsun” demek, 2010 Türkiye’sinde ise “satılmadık yer bırakmamak anlayışı” ile koşanlara da “yazıklar olsun..” demek…günümüz insanlarının ve gelecek nesillerin.. dilinden düşmediği, düşmeyeceği de unutulmamalıdır. ---------------Tarihte ve Türkiye’de ırk ve millet-soy anlamına Osmanlı, Osmanlılar, alevi, Sünni.. diye birisi veya birileri yoktur. Osman ve Selçuk bir insan ismidir… Millet, ırk anlamına konuşurken Osmanlı Türk Devleti, Osmanlı Türk Đmparatorluğu, Selçuklu Türk Devleti, Anadolu Selçuklu Türk Devleti.. denilmesi gereği kesindir. Ayrı inanç uygulamalarını konuşurken de, Türk Aleviler, Sünni Türkler… demekte kesindir.

30

Burada “TÜRK” kelimesinin gücünü sinsice kurmak, “TÜRK” demekten kaçmak vardır ki, 2010 Türkiye’sinde bu durumu bilmezlikten gelmek, çok ileri derecededir. TÜRKĐYEDE en az elli milyon TÜRK ve on beş milyon TÜRKĐYE halkı.. TÜRKĐYEYĐ sevenler vardır ki…herkes bunu böyle bile ve ayağını buna göre uzata, denemesi de bedava.

BEKLENEN TARĐHĐ ÖZÜR 27 Mayıs 1960 darbesinden, 1971 muhtırasına, 12 Eylül 1980 darbesinden , 28 Şubat 1997-98 balans ayarı müdahalesine, 2007 uyarısına yönelik millet adına bir özür olmalı, Tüm Türk milletinden, Türk halkından özür dilenmelidir. 2010 Türkiye’sinde, başta Cumhurbaşkanı ve başkanlığı olmak üzere, siyaset ve siyasetçiler adına BAŞBAKAN, ordu ve askeriye adına GENEL KURMAY BAŞKANI, sermaye ve sanayiciler adına TÜRKĐYE SANAYĐCĐLER başkanlarından, bu tür bir özür dilemelerinin beklentisi ile, 2010 Türkiye’sinde darbelerin son bulduğu, bulması gereği inancının çok olduğu, bu anlam ve manada – geç kalan tırpanın ve tırpanlamaların, idareten ve siyaseten atıldığı, darbecilerin ve darbeci zihniyetin hesap verir ve hesap sorulur olduğu Türkiye’mizde, asker-sivil, devlet, siyaset ve halk barışıklığının kurulması ve güçlenmesi adına, bu özrün dilenmesi zamanın geldiği gibimedir. Bilinmesi ve unutulmaması gerekir ki, 68 kuşağı, 70 gençliği, darbeleri isteyen iç ve dış çıkarcılarınca kullanılmış, acı çektirilmiş, yok edilmiştir. 70 gençliği aynı silahlarla ölmüş, öldürülmüş ise, 24 ocak kararlarının uygulanmasına mani olmak isteyen 1970 gençliği onca acı, stres içine sokularak, 20-30 yaş gençlik heyecan ve hevesleri ellerinden alınarak, sevgilileri ne çiçek vermekten, karılarıyla birlikte olmaktan mahrum bırakılarak, 2010’ların acımasız dünya kapitalist, haksız kazanç erbapları 31

muratlarına erdi ise, ki, bunu 70 gençliğinin, 2010 Türkiye’sinde halen yaşayan, çoğu çaresiz de olan sağ-sol, ülkücü-devrimci-gençlerine sorun. Hiç yok yere, yok edilen geçliktir onlar… Đşte onlar adına da, bu özrün dilenmesine gereklilik var, faydalarda vardır sanırım.

68 KUŞAĞI, 1970 GENÇLĐĞĐ ANISINA Bir zamanlar (1990’lı yıllar) Türkiye’nin Emniyet Müdürü, milletvekili, içişler bakanı olan Mehmet Ağar, “1970-80 ve sonrası olaylarında, kominist yayılmacılığını yapanın-sağ,sol gençlik çatışmalarını çıkaranların Rusya olduğunu bilir ve öyle sanardık. Meğerki bunları yapan, yaptıran Amerika ve Avrupalılar imiş… demiştir. Đyi de adama sorarlar 1970-2000’lerde Türk devleti, istihbaratı nerede idi. Her yönden 4 koldan Türkiye’nin ilerlemesine, bağımsızlığına giden 68 kuşağı, 70 gençliğine nasıl kıydınız, kıydırdınız. O gençleri sağcı-ülkücü, solcudevrimci olarak birbirlerine neden düşürdünüz, vuruşturdunuz. Tarih sizi affetmeyecek. Çünkü sizler yok yere can yaktınız, yaktırdınız. Çok ileri derecede beyin fırtanası olan, üretkenliği, işi, emeği isteyen, savunan 68-70 kuşağını mahvettiniz. 2010 ve sonrası Türk ve Türkiye gençliği kesinlikle bilin ve inanın ki, 68 kuşağı asla suçlu değildir. Acımasız dünya haksız çıkarcıları ve Türkiye’deki iç uzantıları, kendilerine engel gördükleri 70 gençliğinin önünü kesmişler, onları çaresiz bırakarak, etkisizleştirerek, bugünkü zevk-sefa dünyasını ve Türkiye’sini yaratmışlardır. Gerisi sizin bildiğiniz, ötesi sizin gördüğünüzdür. 68 kuşağı 70 gençliği anısına ve hatırasına, doğrular cennetin güzelliğine, eğriler cehennemin ateşine olsun emi. 32

BĐR YORUM: Dünya bu kadar silah ağırlığını asırlarca tartamaz, taşıyamaz. Onca silahlara karşı, BARIŞ silahını kullanan bir ülke, devlet, hükümet… kendi ülkesi insanlarına ve tüm dünya insanlığına en büyük iyiliği ve katkıyı … yapmış olur…

TUTULASI DĐLLER 1968-70 kuşağı mücadelesinde, Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin bozulmaması uğruna; Milliyetçi-ülkücü gençliğini ve önderlerini faşist, solcu ve devrimci gençliği de –kendilerince- kominist yaparak, salyalarını akıtmışlardı. 2000-2010, günümüz Türkiye’sinde aynı tür, sırtlan bakışlı anlayışın, yine ülkücüler ve Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olması, ilerlemesi düşünce yapısı olan BĐRLĐK TÜRKĐYEM-insanlarını ve genç BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLERĐ… ve onların siyaseten uzantıları olan, bazen de solcu parti ve partileri ve diğerlerini “Böl-parçalayut” taktikleri uyguladığı görülmektedir. Dış bağlantılı, iç uzantılı o anlayış.. şunu iyi bilmelidir ki, milliyetçilik, ülkücülük ve vatanın bölünmezliği üzerine olan devrimcilik, islamın kutsallığı, kuran özünde Müslümancılık ve Türkiye’yi çok seviyoruz ekmeği de bölüşüyoruz anlamına “BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLĐK” yine de geçilmez kaledir. 68 kuşağının-70-mücadelesi ve devamında, bilmeden “Halklara özgürlük” diyen devrimciler, ayrımcılığa düşürülmüş ülkücüler, durumun vehametini görmüşler, gönülden de barışmış gibilerdir. Bu barışıklığı filende gösterir olacakları-bence kesindir. 2010 dünyasında ve Türkiye’sinde –haksız kazanç ve kapital, çok acımasızcadır. Çıkarcılığa ve haksız kazanca 33

alet olmayan Türkiye’nin tüm güzel insanları birlik uğruna birbirinizi uyarınız… Tüm ülkücüler, sağcılar….devrimciler, solcular ve diğerleri, HER GECE VE GÜNDÜZ birçok televizyonculardan “Böl, parçala, yut” yolunda çene çalanlara, insan düşünce yapısı ve gururu ve onuru üzerinden, ayırmacılık oynayan çirkin politika ve politikacılara karşı-Kendi mecramızda-birleşiniz. Siyaseten bir parti, tek parti olma yoluna giriniz ve olunuz. Ve dahi acele ediniz. Bu düşüncelerin-siyaseten-önde olan partileri, fedakar olunuz, fedakarlık yapınız… Düşünce birliği, kardeşliği içinde olan-bir zamanlar omuz omuza yürüdüğümüz insanlara karşı anlaşma-dayanışma içine giriniz, kapıları açarak, koltuk paylaşımı yapınız. Bu ve benzeri iyi işleri yaptığınız ve bunları ekranlardan yansıttığınızda…çok değer kazanacağınıza, değerli olacağınıza inanınız. Kişisel egoları, siyasetin acımasızlığına, alet olmadan, fikir ve düşünce erbaplarına, insanlık adına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yararına, genç ve cenkçi siyasetçileri öne çıkarınız ki, Atam Türkler, Atatürk ve Ata Türkler yolunda, Kuran Müslümanlığının özünde “TÜRKĐYEMCĐ VE BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐ” olarak, yaşayan Türkiye’de ve geleceğin Türkiye’sinde minnet ve şükranla anılasınız.

34

ZĐRVEDEKĐLERDEN ĐNCĐLĐ NAĞMELER (Aşağıdakileri yazmak, söylemek bizden; söyleyenlerini, zamanlarını, neden ve niçinlerini bilmek, bulmak, yorumlamak… sizden) olsun. “Kara cüppeliler. Sizi ben de kurtaramam. Ne yapalım sizi buraya tıkan adalet, idamlarınızı istiyor. Ortanın solu. Tünelin ucu göründü, tirübündekiler sahaya. Sizi gidi taklitçiler sizi. Değişim olacak da kanlı mı olacak kansız mı, belli olmaz. Tankları yürüttük, balans ayarı yaptık. Yollar yürünmekle aşınmaz. Verdimse ben verdim, var mı bir şey diyecek. Biz darbeyi daha önceden yapacaktık ama, darbe şartları daha iyi olgunlaşsın diye 1 yıl daha bekledik. Benim vatandaşım köşeyi dönmesini bilir. Güney Anadolu’da üçbeş ili Kuzey Irak’a katacağız, Kuzey Irak’ı da Türkiye’ye bağlayacağız. Böylece bir koyup üç almış olacağız. Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer. Yola devam. Alıştıra alıştıra yapacağız, yaptıracağız. Türk bayrağının yanında, bir de Kürt bayrağı olsa, ne olur ki? Bu işi bitirin de, nasıl bitirirseniz bitirin, neyi ve nereyi verirseniz verin, yeter ki kan dursun. Benim adım Kemal, bedelli gelecek, asayiş berkemal olacak………………..”

KÜRT OLGUSU VE TÜRKĐYEM BĐRLĐĞĐ Bunca yıl Türkçeyi öğretemeyen, öğretmeyen; kaçakçı ağalarla işbirliği yapan, çıkar sağlayan, ağaları vekil yapan, garibana dipçik vuran, sınırlarda köşe dönmece oynayan idareciler utansın. Türkçeyi hiç bilmeyen, iyi bilip anlamayan bir Kürt vatandaşı, ülkesine faydalı olmak, iyi vatandaş olmak… anlamına söylenenlerin gereğini nasıl bilebilir, gerekeni nasıl yapabilir… Burada iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırmak, en doğru olanıdır.

35

Program yapımcılığı ve gazetecilik adına, ekranlara çıkan densiz konuşmacıların, “Türk milleti sözü”, anayasadan çıkacak. “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı değişecek, hazırlanacak yeni anayasaya bu anlamda girmeler, çıkmalar yapılacak.” diye yaygara basmak, uyuyan devi, uyandırmak, aslanı kükremeye zorlamaktır. Unutulmasın ve bilinsin ki Türkiye’de en az 50 milyon katıksız Türk vardır. Türk varlığının gücünde asla ayrımcılık ve hakimiyet anlamına baskıcılık yoktur. Esas olan Türkiye’nin birlik ve dirliğidir ki, buna göre, herkesin ayağını denk alması en doğru olanıdır. Vatanını, milletini, halkını, bayrağını çok seven koruyan Türk milletine, Kürt halkına karşı, kaçakçılık, esrar, eroin, silah… hareketleri ile para kazanmak uğruna… halkı karıştıran, vuruşturan Kürtlere de Türklere de yazıklar olsun… Onlar iyi bilsinler ve unutmasınlar ki “bulunur, bulunacaktır, kurtaracak, bahtı kara maderini… Bu ülkede Türkçeyi iyi bilen, resmiyette kullanan her dürüst ve vatanperver kürtle, Türk ve diğerleri arasında, özellikle halk içinde fark yoktur. Türkiye’de ayrımcılık vardı da, kürt ağa-babaları ve çocukları nasıl okudu, onca avukat, hakim ve üst derecede görevli oldu, olabildi.. Ağalık koltuklarının kırılmasının yakın olduğunu görenler, ayrımcılığa soyunarak, kendini kurtaramazlar.

36

ZEVK SEFA TÜRKĐYESĐ Kuruluşundan bu yana, akıl ölçülerinde bilinen; 2010 Türkiye’sinde ise varlığı kesin olarak görünen, inkarı da mümkün olmayan, bir-ZEVK -SEFA Türkiye’si vardır. Bunlar üst tabaka idarecileri ve özel sektörcüleri ile bireysel kazanç erbaplarıdır. Bunlar alın teri emeği ile, hak edenlerdir. Dürüst ve şerefli olanlardır. Aklı selimdir, iyi idareci, görev bilici, iş yapıcı ve iş bitiricidir. Hayırseverdir, yardımcıdır, yardım edendir. On milyon civarındadırlar Orada sivri akılla, tilki kurnazları da vardır. Onlar vurguncu, soyguncu, haksız kazanç erbaplarıdır. Dürüstlük ve şereflilikten nasibini almayanlardır. Haklı-haksız kaymak yiyicilerdir. Sayıları tahminen beş milyon kadardır. Orası ZEVK -SEFA TÜRKĐYESĐDĐR.

SEFALET TÜRKĐYESĐ AŞAĞIDA, Beş milyon kadarca çok ac olan, on ile on beş milyon kadar da az doyan vardır. Bunlar çok dürüst, şerefli, onurludur, çalışkandır. Kaderin gülmedikleri, kör talihin yol vermedikleridir. Kanuna saygılı, hakka ibadetli, devlete bağlı olanlardır. Đyi komşudur, insanlık yolundadır. Onların birçoğu ise çalışmadan kaçan, iş olsa da çalışmak istemeyen; hak etmeden, emek vermeden, ter dökmeden.. yemek isteyenlerdir. Fırsatçı, kapkaççılıkta aklı çalışanlardır. Bunların sayısı da beş milyon gibidir. Bir çoğu da garibandır, aklı az olanlar, yaratılıştan ve sonradan acılar da kıvrananlardır. Burası da SEFALET TÜRKĐYESĐDĐR. OLMASI GEREKEN ise-helal kazanç-zevk-sefa Türkiye’sinin çok olması; sefalet Türkiye’sinin yok edilmesidir. ĐŞTE BU KĐTAP, buna göre, BU PROJE DE ona göredir. 37

CUMHURĐYETĐN 100. YILINA GĐDERKEN Her kim ki, 1970’lerden 2010’lara Türkiye’de yapılan yolsuzlukları ortaya çıkarır,-mirasçıları dahil- yapanlardan hesap sorar, bedelini –halk adına- kat kat geri alır… “Yapanın yanına kar kalır” anlayışından, karamsarlıktan, insanlırı kurtarır… Tüm sivil kuruluş örgütlerinden, yardım kuruluşlarına, cemiyetlerden cemaatlerin yapıları, her işin ve davranışın öncesi ve sonrası –devlet adına- valinin iznine-bilgisine, maneviyatın gerçeğine, maddiyatın –halk adına- en karlılığına ve kabulüne.. olan resmiyete, belgelere bağlanır. Soyguncuların, haksız kazanç erbaplarının menfaatine, iş kılıfına uydurulmaz, taş gediğine konulmaz olmadığına, ihale bedeli, fahiş fiyatlardan olmadığına, devlet ve millet malının yok pahasına satılmadığına, halka bilgi verilir, bilgi aktarılır… Tüm bu işler, insan akıl ölçülerinde kabul görür, zaman aşımı, görev zararı sığınmacılığı dağıtılır. Bu işlerin böyle yapıldığına, Türkiye Cumhuriyeti devleti -hesap alır ve Türk milletine, Türk halkına hesap verir, tüm insanları –bu yoldan- mutlu eder ki… Đşte o “Devlet” , o “Hükümet” ve o parti halk nazarında ilelebet muteber kalır, saygı ve minnetle anılır. TÜRKĐYE’NĐN BĐRLĐĞĐNE, BÖLÜNMEZLĐĞĐNE; Ekmeğin çokluğuna, bolluğuna; üretkenlikten helal kazanca, ekmek eşitliğinin sağlanmasından rahat yaşamlara… yönelik. BĐRLĐK TÜRKĐYEM kitabının ve projesinin okunması, incelenmesi, eleştirilmesi ve geliştirilmesi… yapıldığında... Siyaseten Türkiye’ye, Türk milletine, Türk ve Türkiye halkına hizmet etme yarışına girildiğinde, birebirden ve grupsal olarak on, yirmi yaş 38

çocuklarını ve 20-30 yaş gençliğini fikren doyurmak, harekete geçirmek… Bilgili, lider vasıflı, hitabet gücü çok olan gençlere, kişilere yer vermek, yetki vermek anlayışı ile, Türkiye’yi kavgadan, stresten, karamsarlıktan kurtarmak. Bunun için, yayın organlarında iyilikleri, iyilik yollarını, iyi haberleri işlemek. Buna bağlı olarak üretken olmayı, helal kazancı… ön plana çıkarmak, yol gösterici olmak. Halk türkülerinden Türk sanat müziğine, şiirlerden kıssadan hisselere, sikeçlerden tiyatrolara, filmlere…halıkı coşturmak, güldürmek, eğlendirmek tarzı yaygınlaştırıldığın-da… Komşuluktan arkadaşlığa, güvenmekten inanırlılığa, Türk milleti, Türk halkı ayağa kaldırıldığında Birlik Türkiyemin kurulması yoluna girilmiş olunur.

BÜYÜK VE ÖNEMLĐ ÇAĞRI Devlet erkanınca, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine… yönelik bir özel çalışma plan ve programlarının başlatılması ve bunlara televizyon ekranları ve yayın organlarında yer verilmesi, okullarda bu anlayışın, sorumluluk ve sonuç alma uygulamalarının… olması… dileği ile… Türkiye’de tüm partiler, örgütler, sivil toplum kuruluşları, gençlik dernekleri… sağcısı, ülkücüsü, solcusu, devrimcisi, inançlısı, Đslamcısı ve diğerleri… sizlerle bütün çalışmalarımızda, çok noktada ayrılsak da bir noktada birleşelim. Konuşmalarımızın sonunu, “Yolumuz, Türkiye’nin birliğinden geçer.. diye bitiriniz ve bağlayınız ki, ötesini tasa etmeyelim. Bu inanç ve amaçla, BĐRLĐK TÜRKĐYEM anlayışını içeren kitabı sizlere internet aracılığı ile gönderebildiğimiz de… dikkate almanız ve anlayışla karşılamanız dileğimizle… 39

KAFES MAHKUMLUĞU TÜRKĐYE’DE, canice ve merhametsizce işlenen suçlara ve suçlulara yönelik KAFES MAHKUMLUĞU cezası uygulanmalı ve o suçlular KAFES MAHKUMU olmalıdır. O kafeslerde tüm duvarlar ve tabanlar, burguluburgusuz güçlü demirlerden kaynaştırılmalı, o mahkumlar o tabanlara bastırılmalı, o duvarlara yaslandırılmalıdır. Bir de o tür hücrelerde, eni 50-100 cm. boyu ve yüksekliği yeterince bölüm olmalı, yatak oraya konulmalı, o suçlu, o mahkum, orda yatmalı, oraya yatırılmalıdır. Đdama eş, idamdan beter bu uygulamalar ve o tür kafes mahkumluğu… ilanen duyurulmalı ve herkesçe bilinmelidir ki suça meyilli olanlar aklını başına almazlar, akıbetlerinin hesabını yapmazlarsa da, kaderin kurbanı, cani ellerde can veren mazlumların yakınları bu uygulamaları bilerek ve o canileri, o kafeslerde-teşhisen görerek, kendilerine teselli bulmalı, avunmalıdır. Đdama karşı olanlara bir hatırlatma ile, o tür ölümler kendi başlarına ve yakınlarına gelse, acep ne yaparlar ve dahi onlar, bu kafes mahkumuna ve mahkumluğuna ne derler… Söz konusu olan-yok yere canice yok edilen candır, sivri sinek sanılmamalarıdır.

BU KĐTAP, baştan sona, sayfalardan bölüm-lere; çocuklardan gençliğe ve yetişkinlere yönelik- iyi insan ve insanlık adına – çok yönlü bir projedir de.

40

BĐRLĐK TÜRKĐYEM Önsöz Bu kitabın tümünü okuyun. Üç kere-beş kere okuyun. Đnceleyin, anlayın kavrayın. Sonra yargılayın. Eleştirin. Tartışın. Daha iyisini, güzelini bulun. Geliştirin. Sen ve siz olsaydınız ne yapardınız? Bu soruyu kendinize sorun. Daha iyiyi, çok güzeli ve güzelleri bulun. Geliştirin. Devamlı geliştirin. Onları, bu kitapta olanlarla buluşturun, kaynaştırın. Toplayın. Toplumun derinliğine inin. Tekrar toplayın, tekrar kaynaştırın. Sonra bir araya gelin. El ele-omuz omuza verin. Aklınızı birleştirin. Aklınızla birleşin. Azimle, hırsla, inatla. onurla, şerefle, gururla; inançla; karar alın, karar verin, And için. Karşınıza zorluklar, engeller, engellemeler çıkacağını bilin. Korkmak yok, yılmak yok, geri çekilmek yok. Devamlı ileriye deyin, gidin. Zoru başarın. Birlik Türkiye’mi kurun ve yaşatın. Asla içinizde kul hakkı yiyen, taşıyan olmasın, varsa arındırın. Türkiye’nin değerleri, Türk milletinin ve halkının değerleri vardır. Bu değerler vatandır; vatanın bölünmezliğidir. Atatürk’tür; Atatürk’lerdir, Türk bayrağıdır, islamiyettir, ayrı inançlardır. Müslümanlıktır, ilimdir, imandır, laikliktir. Özgürlüktür, Cumhuriyettir, demokrasidir. Millettir, şereftir, şandır, namustur... Başı dik olmaktır. Tüm bu değerler kutsaldır, kutsallıktır. Türkiye’deki Türklerin ve Türkiye’de halkların kimlikleridir... insandır; insana değer vermektir. Milletin ve halkların değerleri, test edilemez, hafife alınamaz. Hiçbir kimse bu değerler üzerinden; alıştıra alıştıra, ısındıra ısındıra, sindire sindire bir yere gidemez, varamaz. Ateşle oynayamaz. Türkiye’de, bir ayrılık, ayrımcılık söz konusu olamaz, ille de olacaktır... diretmesi yapılamaz, devam ettirilemez... Bu tür direnmelerin karşısında, bilinmesi gereken, hakim güç Türk’tür; üst kimlik Türk’tür: Bunun anlamı da birliktir, beraberliktir. Türk’tür, kürttür, laz, gürcü... çerkez ve diğerleri... Candır... Can kardeşliği, can yoldaşlığıdır... Burası Türkiye’dir, BĐRLĐK TÜRKĐYEMDĐR... Gücünüz Türk milletine ve Türk halkına, gücünüz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk ordusuna olsun. Đlerleyin, ilerletin. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaşasın, BĐRLĐK TÜRKĐYEM yaşasın. NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM, BĐNLĐRCE YILLARA, BĐRLĐK TÜRKĐYEM. 41

YOL Girdiğimiz yol, gittiğimiz yol, BĐRLĐK TÜRKĐYEM yoludur. Bu yol onurlu, gururlu, erkekçe ve delikanlıca olmak; şerefli, namuslu, ahlâklı, yaşama yoludur. Önce iyi insan ve insanlık yoludur. Türk ve Türkiye milleti örf ve adetlerine uyma yolu, kanunların aradığı adam olmama yoludur. Çok çok çalışmak, millet ve devlet malını almamak, çalmamak, çaldırtmamak, günah ve haramdan kaçmak, Allah'a sığınmak yoludur. Bu yol, acı olmayan, toku çok olan TÜRKĐYE yoludur. BĐRLĐK TÜRKĐYEM yoludur. Azimle, inatla, hırsla bu yola girin. Allah'ın verdiği insan doğasının gücüne, akıl melekelerinize, irade ve inancınıza inanın ve güvenin. Hayal ve ideallerinize sonuna kadar koşun. Ta ki dizlerinizin son takatine kadar koşun. Göreceksiniz ki taze, genç dinamiklik, bir daha elinize ve önünüze gelecektir. GENÇ öğretmenler, sizler be hamal bu yola girin ve yüklenin Biz gereğince yapamadıksa ve göremedikse, siz yapın, mutluluğunu fazlasıyla yaşayın. Öncelikle birden sekize ve sekizden on ikiye tam gidin. On ikiden yirmiye, yirmi beşe sağlam devredin. Fakültelerin sayın profesörleri ve hocaları, aldığınız öğrencilerin üzerlerine insanlık şemsiyelerini tam açın. Öncelikle fakat asla usanmadan yorulmadan, iyi insanlık örneği ile bir veya iki nesil öğrenci yetiştirin, öğrencileri topluma bu bilinçle salın. Geçmişin ve geleceğin sonsuzluğuna bakın. Đyi insanlık ve insanlar TÜRKĐYESĐNĐ kurun. Bu yoldan yalandan dincileri, laikçi görünenleri, soyguncuları pasifize edin. Yalansız, inkarsız, iftirasız hasetsiz… bir TÜRKĐYE TOPLUMU kurun. 1970'ler-2000’ler Türkiye’sinde olan vurguncuları, soyanları ve soyduranları yok edin. Tabana inin, 2008 Türkiye’sinde, on milyon kadar kaymak ve börek yiyiciler, tavandakiler, lütfen tabanda on milyonlarca aç var. Açları doyurabilecek kadar paylaşma ve bölüşmeye yönelin. Sizler orta kesim ve vicdani muhasebe içinde olabilen, en yukarıdakiler. 12 Mart 2008 tarihinde Günaydın Gazetesi’nde, bir kaymak yiyicinin; Sezen Aksu denilen kadına 50 bin dolara bir ayakkabı aldığı haberi vardı. Alır, para ağanındır. Alır elbet, ancak bazı vicdanlar derki, benim zorla ve çok çalışarak kazandığım, ter ve emekle kazandığım para, çuvallarca da olsa, ben bir ayakkabıya o kadar parayı veremem vermem... der.

42

Yine Sabah Gazetesi’nin, 28 Ağustos 2009 tarihli sayısında, mankenvari bir kadına, 150 bin Euro’ya iç çamaşırı (Kilot) giydirdikleri haberi vardır. Tabandaki ekmek derdinde olan insanların, bu denli paralarla alınan ayakkabı, giyilen kilotlarla işi olmaz. Ancak Türkiye’nin gerçeği bu ise, ve kadın göbeğinde 350 dolara, bir öğün yemek yemekse, o zaman bir yanda zevk sefa içinde yaşayan Türkiye, öbür tarafta sefalet içinde yaşayan Türkiye gerçeği kesindir. Ben tabanım ağalar. Tabandan izliyor ve gözlüyorum. Ama böyle gelsin, böyle gitsin istemiyorum. Biz isteriz, yeriz diyenlerdenseniz, yiyin ağalar, beyler yiyin. SAFAM olsun, sefalarım olsun deyin. Oh! Ne alâ, ne güzel… Böyle gelmiş, böyle gider, afiyet olsun beyler, afiyetler olsun. Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim... Kimsenin helâl kazancında gözüm yoktur, bir lokma peynir, mutluluğumdur benim. Bir inancım vardır ki, billahi böyle gelse de, böyle gitmeyecektir. Şerefli ve dürüst zenginler, helâlinden çalışan işçiler, çok çalışarak, ter dökerek bir lokma yiyen gerçek emekçiler, genç öğretmenler, o öğretmenlere omuz verecek aileler, anne ve babalar olacak ve gelecek. Dürüst ve şerefli vatansever yetişkinler, Türk ve Türkiye gençliğine yürüyün, diyecek BĐRLĐK TÜRKĐYE’MĐ kurun diyecek Üç sene, beş sene, on, yirmi, otuz sene sonra da olsa… ACI OLMAYAN, TOKU ÇOK olan TÜRKĐYE olacak. Belki de yanlışlardan, yanlış yapanlardan hesap da sorulacak. Bu gidişle kesin soracak. Geç kalmayın beyler, geç kalmayın. Geç kalanlardan, fakir, yetim ve kul hakkı yiyenlerden olmayın. Đyilik için çok çalışan, önce kendine, sonra milletine ve vatanına faydalı olan Türk ve Türkiye Milleti, çalışın ve yüklenin. Engel tanımayın ve ilerleyin. Önünüze mani, hal, engel çıkacağını, çıkartılacağını bilin ve yine ilerleyin. Asla moralinizi bozmayın, geri çekilmeyin, sabırlı olun. Tuzaklara gelmeyin. Kanunsuzluğa girmeyin. Mani hal, size zorluk çıkaracak, taşlayacak, belki de küfredecek. Bu yoldan sizi vurmaya, kırmaya zorlayarak, polis, jandarma engeli ile sizi zorda koyacak. Sabırlı olun. Asla, engellerin oyunlarına gelmeyin. Asla suçlu duruma düşmeyin. Direnin ve aşın. Đyilik yolunda iyi, yaşamlara ulaşın. Yaradan cennetini ve cehennemini, bir ibreti alem için yaratmıştır ki… Allah, acı olmayan, toku çok olan Türkiye'nin olmasında, bu manada BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN kurulmasında, yardımcınız olsun. Dünyanız, ATATÜRK ve ATATÜRKLER yolu, ADSIZ KAHRAMANLAR yolu, ahiretiniz TANRI yolu olsun. Dilerim başarırsınız ve başarasınız. Bu yol zordur. Bu yol savaştan da zor bir yoldur… 43

BĐRLĐK TÜRKĐYEM’ĐN YOL HARĐTASI TÜRKİYEMİZ’DE, ATATÜRK VAR-ATATÜRK YOLU. ATA-TÜRKLER, BÜYÜK TÜRKLER YOLU VAR. ZOR YOK. BASKI YOK. ÖZGÜRLÜK ÇOK. İMANLA, İNANÇ-LA, DEMOKRASİYLE, BİRLİK TÜRKİYEM GELİYOR. YALAN YOK, İFTİRA YOK, İNKAR YOK. AYRIM YOK, AYRIMCILIK YOK. AYRIMCILIĞA TAVİZ YOK. DEVLETİ, MİLLETİ SOYMAK YOK. ÜZERİNDE KUL HAKKI TAŞIMAK YOK. BİRLİK TÜRKİYEM GELİYOR. SOSYAL HUKUK DEVLETİ, LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ, ATATÜRK’ÜN TÜRK DEVLETİ, ATATÜRK’LERİN, BÜYÜK TÜRKLERİN, GENÇ TÜRKİYE DEVLETİ. BAŞI AÇIK, BAŞI KAPALI, ONURLU, HAYSİYETLİ, EDEPLİ, GURURLU, TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE İNSANI, TÜRK GENÇLİĞİ, GENÇ TÜRKLER, ATATÜRKLER GELİYOR. TÜMDEN ÇALIŞMA SEFERBERLİĞİNİ BAŞLATACAK, TÜRKİYE’Yİ BORÇTAN KURTARACAK, BEŞ SENE, ON SENE, YİRMİ SENE, ÇOK ÇALIŞACAK, AZ YİYECEK. ÇOCUKLARINA, TORUNLARINA, ZENGİN TÜRKİYE, GÜÇLÜ TÜRKİYE VERECEK. TÜM TÜRKİYE İNSANI GELİYOR. ÇELİKTEN ORDUSU OLAN, VATANANI, MİLLE-TİNİ KORUYAN, ASLA DARBE DÜŞÜNMEYEN O ŞANLI ORDU. BİR ŞANLI ORDU GELİYOR. EKMEĞİ BÖLÜŞEN, NEŞEYLE GÜLÜŞEN; ZENGİNİ ÇOK OLAN, FAKİRİ OLMAYAN, YENİ BİR TÜRKİYE, YENİDEN TÜRKİYE, İLERİ TÜRKİYE GELİYOR. BİRLİK TÜRKİYEM GELİYOR.

44

BİR

KISMI

CUMHURİYETİ

ATATÜRK’ÜN

DEVLETİNİ

ÖNDERLİĞİ’NDE,

KURAN,

BİR

ÇOĞU

TÜRKİYE

ANADOLUYA

YAYILAN, TOPRAĞI HAMUR EDİP YOĞURAN. BU GÜNKÜ ÇALIŞAN, ADALETLİ,

LAİK,

SOSYAL,

İLERİ

TÜRKİYE’Yİ,

RUHLARIYLA

GÖREN. ÇEKTİĞİ AÇLIKLARI, YAŞADIĞI ACILARI HELAL EDEN, KAHRAMAN ATALARIMIZ, O ŞANLI MİLLET ORDUSU GELİYOR. ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER; EY ŞANLI ORDU, EY ŞANLI ASKER. O RUHLA, O İNANÇLA, BİRLİK TÜRKİYEM GELİYOR. SAMSUN’DA

TOPLANAN,

ANKARA’YA

VARACAK,

ÇOK

ÇALIŞACAK OLAN BÜTÜN TÜRKİYE GELİYOR, BİRLİK TÜRKİYEM GELİYOR. ORDU - MİLLET, MİLLET- ORDU, SELAM SANA ŞANLI MİLLET, SELAM SANA ŞANLI ORDU.

NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM BĐNLERCE YILLARA, BĐRLĐK TÜRKĐYEM

45

SOYGUN KANUNLARI KALKACAK Türk Milletine ve Türkiye Halkına BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER, Türkiye'de iyi işler yapan parti ve partililere, siyasetçilere ve insanlara teşekkür eder; minnet duyar. Yapılan iyi işleri takip ve örnek alır…Yenilerini yapmaya ve çok daha iyisini ve kalitelisini yapmaya söz verir. Türkiye insanı bilir ve unutmaz ki, Türkiye'de 1970’ler den bu yana yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet olayları çok söylenmiş, olmuş ve buna bağlı olarak, on veya on beş banka soyularak batırılmıştır. Bu soygunlarda, meğerki GÖREV ZARARI KANUNU, ZAMAN AŞIMI KANUNU VE ĐHALE Kanunu, başrol oynamış. Bizim bildiğimiz zaman aşımı kanunu, evine giren hırsızı mecburen vuran malını mülkünü korurken istemeyerek katil olan insan ve insanların, o anki çırpınma ve kaçmaları sonucu da, bir suç işleyen kader mahkumlarını yakalanma ve cezaevinde olmaktansa, kaçmayı tercih etmeleri üzerine devletin, bu tür insanların, 20 sene sonra, onlara tanıyabileceği bir haktır. Ancak bugünkü kanunlar ne hikmetse bu hakkı, devleti soyanlara yönelik de üstelik beş seneye indirerek tanımaktadır. Ne yazık ki, bu tarz soygunları, ne taban, ne orta kesim ne de tavandaki millet görememiş, tedbir alamamış. Adamlar, yaptıkları iyi işlerin kamuflajında, kendilerini halka alkışlatmışlar, çaktırmadan da malı götürmüşler. Siyasetçi veya müdür, bankalardan, belli insanlara paraları vermiş, para geri dönmemiş veya döndürülmemiş. Belli ki bölüşmüşler, Adına görev zararı denilmiş. Adam paraları almış, kaçmış. Beş on sene sonra gelmiş. Suç dosyası aradan belli zaman geçtiğinden; rafa kalkmış. Adam, çok önemli devlet ihalelerini de kapı arkasına astı mı, yada astırdı mı, bilmem. O yoldan da, onca para gitmiş. Sonuçta Türkiye, yirmi sene geri gitmiş. Onca insan aç kalmış. Adamlar sizin paranızla bir güzel tay oynatmışlar. Bu soygun kanunlarını hangi partiler, ne zaman çıkardılar. Neden halen kaldırmıyorlar veya iyi uygulamıyorlar. Bakın, bilin, hesabını sorun. 1970’lerde Demirel’in yeğeni için-o günün parası ile- 25milyon götürdü denildi. Demirel’de, suçlu varsa kanun yakalasın da idi. Demirel yeğeni için savcılara, “yakalayın inceleyin” demedi, her neler olduysa, savcı da harekete geçmedi. Nitekim, sonradan suçun işlendiği görüldü. Özal döneminde, damadın kapısına hediye Jaguar bırakıldı. Aile öncülüğünde 46

papatyalar grubu kuruldu. Dönemin onca çıkar kavgalarında, kim bilir, papatyalar eliyle neler oldu. 2008-2009 Erdoğan döneminde de damat-oğul, maliye bakanının oğlu ile ilgili de mısır-yumurta şirket kurma-kazanma ve elbette ki, ucunu kanuna bağlamalar yansıyor. Ortada net inkar, yada kesin ispat ve hesap sormalar yok. Durum 1970-1980’lerde tavandan tabana öyle yansımıştı. Bugünde aynı tür yansıyor... Ben ve biz, tabandan ekranları böyle görüyor, böyle dinliyoruz. Ve soruyoruz: Bunlar doğru değilse, neden ekranlar karartılmıyor, aklımız zorlanıyor, takılıyor. Doğruysa neden, hakim-savcı yakalamıyor. Vatandaş ekmek derdinde ve tabanda onca insan açlıktan kıvranırken, devlet harekete geçip de, doğruların-yalnız doğruların, halka yansımasında etken olmuyor ve bu kanunların, zararlı olduğu açıkça görülmüşken, neden düzeltilmiyor veya tümden kaldırılmıyor, kaldırtılmıyor. Tabandan tavana aklıselim insanlar adına, bir çağrıdır ki bu: Billahi baba devlet aranıyor ve de çok aranıyor. Ve dahi, milli güvenlik kurulundan, çok şey bekleniyor. Güzel şeyler ve işler olunca ben seviniyorum, tüm insanlar seviniyor. Birlik Türkiyem olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden iyi olan her şeyi bekliyoruz. Durdurun çatışmaları, kavgaları... Biz muhabbet istiyoruz. Durdurun soymaları, çalmaları, biz iş ve aş istiyoruz. Birlik Türkiyem olarak gelindiğinde, her şeyin çok daha iyi olacağına da söz veriyoruz.

DÜRÜST VE ŞEREFLĐ ĐŞVERENLER Tabana inin, il, ilçe, mahalle ve köy bazında, aç olan Türkiye'yi görün, oralarda gerekli iş yerleri kurun. Modern tarım ve hayvancılığı teşvik edin. Hormonsuz ürünleri doğrudan alın ve iş yerlerinizde tüketin. O yöreden işçi almak, ürünlerini değeri ile almak, oralara çok fayda sağlar. Đş ve ekonomi bilgisini, çok üretip, az tüketmeyi de yaygınlaştırın. Đş ve insan ahlâkını ve disiplinini de vererek soymamayı, soydurmamayı hedef seçin ve seçtirin. Helâl kazanmanın mutluluğunu da yaşayın ve yaşatın. Đşçilerinize kıymet verin. Haklarını fazlasıyla verenlerden olun. Tüm çalışanlar ve işçiler, iş yerlerini koruyun, esirgeyin. Asla işverenlerin cebine göz dikenlerden olmayın. Çok çalışın. Alın terinizi su yerine içecek kadar emekçi ve helâl kazananlardan olun. Çalışmaktan ve işten kaçanlar. Düşünün, 47

değişin çalışmaya yönelin. Bilin ki, kimse kazandığını, ötekine ver-mez. Çalışmadan cebe para gelmez. Çalışmadan gökten ekmek gelecek olsa, önce ben yerim. Oğluma bile vermem. Eşitlik, çalışanlar ve çok çalışanlar arasında olur. Onlar emekçi olur, yoldaş olur.

BORÇLA KALKINMA OLMAZ Gün gelir alacaklı kapıya dayanır. Ya parayı ver der... Ya da şu kapıları açık tut, istediğim zaman, istediğim yere gireceğim der. Alacaklı, kesinlikle seni takip eder... Onun için borç, yerinde yapılmalı ve o borç fazla çoğaltılmadan, zamanı geçirilmeden ödenmelidir. Borcunu, muntazaman ödeyensen, faizcilik, tüccar misali seni okşar, hoş tutar. Paran olsa, borcunu silmek istesen de, seni bir oyuna getirir, birazı kalsın önemlimi der, defterde borç görünsün, ona yeter, Zaten sende, borcunu tam ödeyecek takatte bırakmaz. Devamlı emer. Borcundan fazlasını da içeren senedi, açık senedi de senden almıştır. Đşlerin kötüye gitmeyiversin, ipoteği en verimli mallarına basar, soluğunu keser. Đşte o an, yaşamın ölümüne olduğu andır. Gurur çizgisinde olmanın zorluğu, yaşam hayallerinin söndüğü, o andır. Bireyselde, ailede, şirkette, durum budur. Acep DEVLET nedir, ne değildir... Elbette ki, bilmek istenir. Devlet benim, ülke senin, banka ötekinin, borç berikinin değildir. Hep birdir birliktir. Sonuçta borcu HALK ödemiştir, ödeyecektir. O halde halk soracaktır: 2000’lerde maliye nedir? Borç kaçtır? 2008’lerde, 2009’larda rakam nedir? Lira mıdır, dolar mı Euro mudur? + - - hesap, yapılacak aradaki fark bulunacak, harcandığı yer görülecek, geçerliliği akıl süzgecine vurulacak, MĐLLET yargısı ile değerlendirilecektir, Eğer söylendiği gibi 200 küsur milyar dolardan alındıysa ve 2008 itibarı ile borç 400 ve 2009 sonuna doğru 600 milyar küsur dolara fırladı ise ... %100 artış bu dönemde olduysa... Bu durum, 1950-2000 arasındaki borca denkse veya katlama fazla ise Maazallah... Yapılanlar katlama hesaptan da geçse, kabulü mümkün olmaz. Acısı da “YANDIM ANAM” olur. Ananın yanması da yetmez, çocuklar torunlar da yanmış, yakılmış olur ki; Sormak, bilmek hakkımdır... Doğrudan başbakan’dan duymak, maliyece tasdik edilmek kaydı ile, açıklama beklemek, bence haktır, benim hakkımdır. ‘Ananı da al git’ demekse, ne haktır. Dilerim ekranlar yanlış, muhalefet yanlış çıkar. Eğer muhalefet yanlış değilse, işte o zaman 48

Nasrettin Hoca’nın kıyametleri de kopar. Barajdı, yoldu, otobandı, benzindi, mazottu, zamdı, kömürdü, çoğaldı, milyonlardı... fakirdi, fukaraydı, garibandı. Onlar bile Kaf dağından öte çıkar. Lütfen siyasetçisi, idarecisi, amircesi, müdürcesi... Bize bilgi, halka bilgi verin. Fazlaca da bekletmeyin, kemikleri de eritmeyin. Đzahın tarzı değişikliği ile, o ki Aziz Nesinceyiz biz!... Sürüye de çoban olduysanız siz! Đyi çoban, sürüsünü çok otlağa, gerektiğinde de, sulağa sürer, götürür. O çoban, sütünü iyi sağar, yününü iyi tarar, peynirini iyi yapar... Yine de kendini seçkin ilan edenlere yaranamaz, simidin satıldığı yere varamaz, simit satanlara ulaşamaz. Göstermelik davullar çalınsa da, arada bir gönüller alınsa da... Çoban susuz, sürü otsuz kalmanın korkusunda olduğundan ... Birde üstüne üstlük, manken, reyini ona katlayıp, çobanın değerini sıfırladığında... Yetmedi ise bu: Halkçı geçinenler, o mankenler, o sürünün çobanına, cahildir diyenler... Halkçılardan, görünürde halkçılar tipleri, ilanen dışlamadığında... Acep ne beklerler, çobandan nasıl rey isterler, işte halk, buna üzülür. Madem çoban değilsin, ardındaki sürü ne? ... Halkı böyle yandıran sü-rüm sürüm sürüne.

BĐR OLAY VE OLGU (TEKNOLOJĐ SOYGUNU) 1970’lerde ülkücüler ve milliyetçiler ile solcular ve devrimciler, birbirleri ile uğraşır ve savaşır halde iken, üçüncü ideolojik gençlik grubu, akıncılar vardı. Burada sistemin-düzenin ve çıkar çevrelerinin yanlısı gençlikle, hiçbir tarafa karışmayan okumak, işinde çalışmak için uğraş veren ve bunu başarmak için de, çok zorluklar çeken, sağcılarda sağcı, solcularda solcu olan- görünen, sayıları pek fazla Türk gençliğinin varlığını da, hatırlatarak geçmek kaydıyla... Onlar tavizkar ise, ve fırsat bulduğunda devlet kademesinde ve siyasette bulunuyorlar ise ki, onlar yine enine-boyuna hesabını yapmadan, günü gün ediyorlarmış gibi, tavizler de verebilir. Akıncılar, kendilerini hep geri planda tuttular, gösterdiler. Öyle görünmeyi başardılar. Onlar, islamcı düşünce yapısı içinde, müslümanlığı da ön planda tutarak, sessiz bir grupmuşçasına, yollarına devam ettiler... Dünya müslümanlarını ve dünya müslümanları kardeşliğini savundular. Bu yolda kemikleştiler. Akıncılar, asla Türk müslüman 49

kardeşliği dememeyi ilke edinmiş gibi göründüler. Türklerin islamiyete ve Müslümanlığa hizmetlerini fazla konuşmadılar, savunmadılar. Arap Hz. lerini çokça konuşur oldular, çokları, çoğu yerde yezide muaviyeye dahi Hz. diyerek... Hz. Araplığına kutsallık kazandırmada, yarıştılar. Burada çok üstün vasıflarıyla Peygamberimiz, Hz. Muhammed’in yüceliğini, 4 halifeleri, islamın ve insan iyiliğine, arap öncülerini ayırır ve onlara rahmetler olsun demek gereğini de vurgulayarak... Akıncılar uzantılarının günümüzde de, halen çok Hz. çi olduklarını, sanırsam görürsünüz. Ve halen,, her ne hikmetse, o konuşmalarda, siyaseten atılan nutuklarda, Türklerin islamiyete hizmetleri, pek coşkulu olarak yansıtılmaz. Bilinmelidir ve her defasında vurgulanmalıdır ki bağımsız ülke, bağımsız Türkiye olmadan da, islamiyet olmaz veya Müslümanlık, kuralları gereğince yaşanamaz. 1970’li yıllarda Erbakan’ın ses dalgaları vardır. Bunların önde gelen sloganları ise, faize karşı olmak, Avrupa Birliğine karşı çıkmak, Avrupa yanlılarına, batı kulüpçüleri demek ve o meşhur kadayıfın altını kızartmaktır. Onlar milli görüşçülerdir. 2000’lerde, ince bir siyasi tahlil yapıldığında, günümüzde siyaseten Türkiye’yi idare edenlerin %70’i, kesin, Erbakan siyaset okulu yetişkinleridir. Erbakan’ı pür dikkat dinleyenlerdir, kemikleşircesine savunanlardır. Đyi de adama sorarlar... O günün Avrupa karşıtları, günümüzde neden o kadar Avrupalılardır. Batı kulüpçülüğünü neden o kadar savunurlar, işletirler, istenilen çay ise, neden Avrupalıya, kahveleri verirler misali, onca değerlerimizi ve hatta topraklarımızı Avrupalıya veya yabancıya peşkeş çekerler. Birde 1970’lerin haram olan faizleri, ne zaman ve nasıl helal oldu da... durmadan faizleri yerler, yedirirler. ERBAKAN’ın ülke yararına, o meşhur, FABRĐKA YAPAN FABRĐKALAR sloganı vardır, ki işte o slogan, 1970’lerde, benim için değerli idi, halen 2008-2010’lara doğru da önemlidir, kıymetlidir, doğrudur. Burada, öne çıkan Amerika’nın, Avrupalı’nın oyunudur. Erbakan’ı yanlış çıkarmak, fabrika yapan fabrikalar projesini uygular hale, Türkiye’yi getirmemek için, içeride Erbakan’a çamur attırarak, “Erbakan abdestsiz namaz kılmakla, bir abdestle 5 vakit namazı kılmak” suçlamalarıyla ve hatta ülke çapında bireysel olarak da, insanların, Erbakan’ı, bu denli aşağılayıcı suçlamaları sağlayarak, Erbakan’ı etkisiz hale getirdiler. 50

O günlerde şahsen ben görmüştüm, çoklarımızda görmüştük. Hedef Türkiye’yi, fabrika yapan fabrikaları kurdurtmamaktı ve bugün de halen aynıdır. Sonuç olarak, devlet dairelerinde, özel sektörde, bilgi çağının tüm ithal alet ve makineleri vardır. Türkiye’ye düşen ithal etmek, çoğu da Avrupalının hurdalarını almak, montaj yapmak olmuştur. Đşte düşmanın oltasını yutmak budur. 1950’lerden 2000’lere ve halen 2008’lerde den 2010’lara, birbirine zıt siyasetçilerin, aklı başına gelmeyen kavgacı, kurumları yıpratıcı, siyasete bulaştırıcı... siyasetçilerin işi, sanki budur. Bana göre, Türkiye halkının ekmeğine ihanettir, size göre nasıldır, neresi ayrıdır, doğrudur. Aklı selim düşündüğünüzde, sizce doğru olanlar, bence de doğrudur; çünkü bencileyinde, sizin gibi kuldur...

HARAMIN HELAL OLDUĞU YER Birlik Türkiyem’de, rakip açığını eleştirmek, ondan istifade etmek, öncelik değildir. O tür çığırtkanlıklar da, bu ALEMĐN işi de yoktur. Burada ibret-i alem, geçmişin net olaylarını, siyasetin kıvırtgan, bazı politikacıların çirkin olduğunu ifşa etmekte amaç; bu bulaşık kirliliğinden, BĐRLĐK TÜRKĐYEM’cileri uzak tutmak, bu kirliliğe asla bulaşıcı olmamayı başarmalarını sağlamak, gerekli dersleri çıkarmaktır. Ters açıdan bir kez daha Erbakan hoca rüzgarına ve siyaseten Erbakan hoca okullarının kapısından bakıldığında,, ekranlardan izlediklerimiz doğruysa, 1970 - 90 yıllarında ki Erbakan’ın ağzından yazmak üzere: Avrupa birliği batı kulüpleridir... O günün Avrupa yanlısı siyasetçileri, iktidarları siyaseten taklitçidirler. Birçoğu masondur, Siyonizm’e hizmet edenlerdir. Daha önemlisi de, FAĐZ kesinlikle HARAM dır. Erbakan’ın okullarında öğrencilere verdiği siyaseten dersler, bu türlerden ise... Meydanlarda, ekranlarda, HALKA sunulan kurtuluş reçetelerinde ĐLAÇLAR, Avrupa ve Avrupalıya karşı çıkmak, taklitçi olmamak, FAĐZĐ haram bilmek ve FAĐZ ekmeğinden yememektir. Haram ve Günah kelimelerinin geçtiği yerlerde, dini ve Đslami anlam akla gelir ki... bu da, bildiğimiz kadarıyla Đslamiyet’te kesindir. Şimdi; Düşünce alanına girelim, siyaseten hatırlayalım. Aklen yargılayıp eleştirelim. 2009-2010 siyaseten hükümette olanların, en 51

azından %60 ı Erbakan okulu mezunları ise, bir o kadarı da dinleyici ve izleyicilerden ise... Bunların günümüze uzantılarından birçoğu kemikleşmiştir ki, hoca anlatırken, öğrencileri dikkatle dinlemiş, kabullenmiş yargısı, aklen malum olduğunda, kabul edilişi ifadesi olarak, Erbakan alkışlanmış, öğrenciler ellerini acıtırcasına alkışlamışlardır. Beyinlere yüklenen her şey, Erbakanvaridir ise, teyidi de bu tür olur. Burada o yıllarda, öğrencilerin hocalarını kandırmış olmaları da sanırsam olamaz. Çünkü Erbakan çırak olarak, onları meydanlara sürmüştür. Bugün için siyaseten idarenin zirve takımında olanlarda, onlardır. O halde: Ne olmuş, neler olmuştur da, 1970-90’larda haram olan faiz, günümüzde siyaseten helal olmuştur, gibidir. Avrupa Birliği, kulüpçülükte ilerlemiş, gerilememiştir. Ne olmuş, neler olmuştur da, o günün siyaset öğrencileri, Türkiye’nin siyaset idaresinde hükümetken, hükmederken, fazlasıyla Avrupacı olmuşlar, mason-Siyonist zihniyetle alır-verir, gider gelir olmuşlardır. Burada net ve sert, dikkat çekilen iki kelime vardır, HARAM ve GÜNAH. Bu iki kelime, konuşmalarda yer aldığında, akla gelen ilk algı ve ifadeler, DĐNENDĐR. Söz konusu olan da ĐSLAM DĐNĐ ve MÜSLÜMANLIKTIR. KUR’AN DIR. Đmam ne kadar kötü olursa olsun, cemaatte de, abdestsiz namaz kılanlar bulunsun, ĐSLAM DĐNĐ her zaman iyidir. Kötülüğü yapmış olanda imam, yada cemaat olur. Đslamiyet’in ılımlısı, ılımsızı olmaz Kuranda da, böyle bir ayet bulunmaz ise, Avrupalı ne hakla Đslamiyet’i ılımlaştırır, yada ayrımlaştırır. Önemli olan, Avrupalının yapmaya çalıştığı değil, ayrımcılık oltasının yutulmamasıdır. Din değişemeyeceğine göre, cemaat nasıl ve neden değişebilir, burada dinen Đslam, şeklen Müslümanlık, siyaseten kullanılmış mıdır, kullanılmamış mıdır? Eğer durum siyaseten yapılmış ise... Tarihte bir söz vardır: SĐYASETTE AMAKAT HAMAKATTIR. Türkçesi, siyasette sözünde durmak aptallıktır. O zaman denilmesi gereken: Ne istersen ver Allah, haram helal yer vallahtır ki, bize düşen, Maazallah ve ĐLLALLAH... olur. Yorum sizin, karar sizlerin olsun. TÜRKĐYEM BĐRLĐĞĐNDE bunlar olmasın, bunlardan ve onlardan uzak durulsun. Sakın ola ki, su ile de, rakı alenen tokuşturulmasın... Oraya iyi bakılsın ve akıllarda iyi kalsın... Rical saygı görür, saygı ile karşılanır, ağırlanır... Ancak içmiyorsam, “ĐÇMĐYORUM” demek vardır ki: HER 52

YERDE, HER ZAMAN, TAM BAĞIMSIZ TÜRKĐYE, kesin yansıtılır ve uygulanır. Dünya da, TÜRKĐYE’yi mertçe, cesurca bir güzel tanır... O zaman TÜRKĐYE yiğitçe sultandır, ERKEKÇE ŞAHTIR. Bu olay, Đngiltere kraliçesinin, bizim ilde ŞAH koltuğunda olduğu zaman olmuştur ki, unutulmasın diye, kalan hatıradır. Fiiliyatın özü ise, Đngiltere kraliçesi, Türkiye’ye geldiğinde yaşanandır. Makam, cumhur da olsa bizden oraya hiciv vardır, yergi vardır... Demokrasi bu ise, demesi de bu kadardır.

TÜRKĐYE ĐNSANI OLARAK Unutkanlıktan çıkın ve unutmayın. Sorun ve sorgulayın. Araştırın ve inceleyin. Azizceyi, devamlı haklı çıkarmayın. Nesince olmaktan sıyrılın. Bıyık altından kendinize güldürtmeyin. Sistemin çıkarcıları, ya seni uyutarak malı götürüyor. Yada seni kızdırıyor, kanunsuzluğa çekiyor, düşürüyor. Böylece seni polis ve kanun pençesine sokup, kendisi talana devam ediyor. Asla galeyana gelme. Kırma, dökme, kanunun aradığı adam olma ki, başarasın. Ekip ve gurup ağırlığın olsun. Haklarını aradığın, koruduğun duyulsun. Her dönem olmuştur. 2008 de daha çok oluyor. Durumu 2010’a doğru da devam ediyor. Türkiye, süt liman, tas tamam gösteriliyor. Kişi başına, yedi bin beş yüz dolar... var deniliyor. Bu doğru ise ve tabanda, bin dolar alamayan birey ve üç, dört bin dolar alamayan aile çoksa ve aç olanın sayıları on milyonun üstünde ise. Bu ne haldir, nasıl yalancı ve aldatmacı siyasettir. Bu nasıl dinli olmaktır. Neme nem iman taşımaktır. Ordu kuvvettir, 2010’a doğru olanlar ordudan, darbeleri ayırmak ise, Türkiye neden çalkalanmaktadır. Her şey, Görev zararı, zaman aşımı ve ihale kanunlarının ve uygulamalarının içine saklanmış, Türk insanı Azizce ve Nesince saftır sayılmış. Olmadı sağ, sol ölüm kavgaları, PKK ayrımları, türban dinliliği ve dinsizliği, alevi-sünni çarpıştırmaları çıkmış, çıkartılmış, darbeciler de, darbe davullarını çalmış ve bu hengamelerle Milleti uğraştırmışlar, malı götürmüşler. Belki de, halen götürüyorlardır. Bu kanunların nirengi noktaları öğrenilmeli, sorusu ve hesabı sorulmalı. BĐRLĐK TÜRKĐYEM’DE, yanlış yapanların cezaları, çok ağır olacak. Yanlarına, yakınlarına, hiç ilgisi olmayan gariban Ali'nin, Ayşe'nin üzerine mal, para kaçıran, şirket kuran, tapu devri yapan, sonra da o garibanlardan geri almayı haliyle sağlayanlar, bilerek bu işe karışanlar, 53

bildiği, duyduğu an, kanuna haber vermeyenler... Bunlar, soyanların karısı ve çocuğu başta olmak üzere otuz-kırk yıl ceza, çaldıklarının on katından çok para ve onlarca baskı, sorgulama, en ağırca, öldürücü olmayan, açıkça ve belli ekip gözetiminde, işkenceleri göreceklerdir. Siyasi hizmetler, maaş karşılığı olacaktır. Bu maaşlar, ortam ve normal geçim maaşları olacaktır. Đşçisinden, memurdan, belediye başkanlarından, vekil, başbakan, general ve Cumhur başkanı dahil. TABAN ve TAVAN arasındaki oran, asla bire ondan fazla olamayacaktır.

TÜRK SANAYĐCĐSĐ ! KENDĐNĐ SORGULA Küçük düşmanların, büyük görülme tedbiri esastır. Artı tedbirlerle sona gidilirse, sonun elde tutulması kolay olur. Bugün için Türkiye'de yeterli son yoktur. Gidilmesi gereken sonlar ise, çoktur. Bu sonlara gidişler ise, hiç belirgin değildir. Gereksiz yere halka varmışlık politikası yansıtılıyor. Bu da halkı sessiz bakışa, bekle göre itiyor. Đşte, sonun hazin olacağı nokta burasıdır. Türkiye'nin etkili ve yetkili EKONOMĐ ŞĐRKETLERĐ, ayağa kalkın. Şerefli Türk sanayicileri, yiğit çalışma orduları… Yanlış kamuflaj uygulamalarından çıkın ve siyasiler dâhil, devleti de çıkarın. Daha yüce olun ve yüce görünün. Uyanın ve uyarın… Tarihin tekerrürünü görün. Sarıkamışlara gidin. Oradan bakarak hızla geri dönün ve yapılması gerekenlere hızla girin. Şu an Kuzey Irak'ta savaşan Türk Ordu ve askerlerini iyi takip edin. Ümitler, elbette ki Ordunun bu savaşı kazanacağı üzerinedir. Ne yazık ki, bu durum dinamiklik vereceğine, aldırmazlık yansıtmaktadır. Taban da görünüm çoğunlukta bu, Bu hal, televizyon ekranlarına da yansıyor. Tarihler ise, bu yansımaların getirdiği başarısızlığı çoğu yerde söyler. Ordunun hareket tarzı ve görünümlerini yeterli görmeyin. Sakın ola ki, askerlere bir çaresizlik rüzgârı estirilmesin. Allah, bunu bir kez bile göstermesin. Tarihimizin ilham sahnelerini ve de zorda kalışları acilen masaya koyun. Başarı da, başka ülke tarihlerine de gidin. Đsrail'in 1967 de yedi gün savaşlarını yorumlayın. Türk Ordu konvoylarına iyi bakın. Ordu araçlarını iyi görün. Söyleyin. O araçların çoğu tarihten kalma ve gelmek değil midir? Öyle mi olmalıydı, olma şekli sebep ve mahiyetlerin derhal yok edilmesi yargısına girin… Hamle üstüne hamle yapın. Türk Ordu 54

Kurmaylarının çalışma biçimleri içinde, Ordu araçlarının çok güçlü olması üzerine yerinizi alın. Ordu-Millet, Ordu-Devlet, Ordu-siyaset hamurunu yoğurun. Acilen, çok acilen, Türk Yıldırım Ordusunu kurun… Ola ki umulmadık taş, baş yarar olmasın. Çağımız dünyasında ve günümüz Türkiye'sin de yirmi dört saatte, yel değirmeni çarkları çok yön değiştirmektedir.

ACI BĐR HATIR SORMAK 1970 ten bu yana, tüm devlet ve Millet soyguncuları, soyguncu işçi, iş adamları, siyasetçi ve masa bürokratları müdür ve memurları, halk eşkıyaları ve dalkavukları… Nasılsınız… Ne âlemdesiniz. Türkiye gündemini yok yere sağda-solda tutanlar, sağ gösterip sol vuranlar, uyuyanlar ve PKK gibi düşmanca mantarların çıkışlarını görmeyenler ve halen Türban oyalama-oyalatma yarışı içinde olanlar… Kürt ayrıcılıkları yetmiyormuş gibi, ALEVĐ-SÜNNĐ diye ayrılık yaratmaya çalışanlar… Rahat mısınız? ... GÜNEŞ KIZI görünce, ne yaptınız. O Mehmetçiği- O KAR Savaşçılarını gördünüz mü, baktınız mı? Söyleme cesaretiniz varsa söyleyin. Meydana çıkın. Halen yeme peşindeyseniz, şu cebimde, azıcık var, gelin alın. Siz Türk, Kürt, Laz, Gürcü, hangi kesimden olursanız olun, soyguncuysanız ne yazar. Sizi bu kalem, iki yüzlü, kandırıcı, kan emici, hak yiyici… kanı bozuk, vicdansızlar… diye yazar. Siz en büyük terbiyesizliği de, çocuklarınıza, sabicik torunlarınıza yaptınız… Onlara yüz karası oldunuz… Kim bile… Halen çıtkırıldım sosyetesindesinizdir. Tabak kırar, ceket yakacaksınız… diskoteklerde sefalardasınızdır, ya da, tespih çekip, sakal sıvazlayanlardan, ‘Ye Kürküm Ye’ diyenlerdensinizdir. Oh ne âlâ! SEFAM OLSUN! SEFANIZDA BOĞULUN, E MĐ?

55

TÜRK SĐLAHLI KUVVETLERĐNE Askerim, emniyetim, kurmayım, generalim, genel kurmayım… Siz gözümüzde abide, içimizde can, milletin ordusu siz. Darbeciliği ekarte eder, millet ordusu olarak sizi, canandan öte, candan severiz, biz… KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNA Đsyancı olan Kürtlerle, Doğu Anadolu dağlarında ve Kuzey Irak'ta yapılan savaşlarda, başarı elbette çok ve güzel. Mehmetçiğin, göğüs boyu karda düşmanla mücadelesi, çok gururumuz ve ne hak yere bu savaş açısından buruk acımız. Allah'tan şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifa, tüm ordumuza üstün güç ve kuvvet dilerim. Đsyancı Kürtlere hıncım çok. Vatandaş Kürtlere yurdu bölme, bayrak açmanın dışında, her şeyi veririm. Anlaşılan, bu savaş sürecekse, bilinsin ki bir ölür, bin dirilirim. Kahraman Kurmaylarım, Bu savaştaki dönüş planlarında, morallere ters bazı haller var. Dünyada açık ve kapalı karşımızda… Türk moral gücümüz elbet, kolay sarsılmaz, azalmaz. Daha dik başlı olunmaya gidelim. Muradım, aslında şudur; Türk ordusunda, üç yüz bin Yıldırım Ordusu olur, Yüz bin de yıldırım Jandarma. Elli bini iç güvenlikte, kahraman emniyetçilerle birlik, elli bin, çelikten jandarma, ordu da, arka tedbirdir. Ve çelikten taşıyıcı arabalar, tanklar, yeri göğü inleten silahlar, uçaklar... Hepsi Türk yapısı, Türk icat ve buluşları. Zaman çok kısa komutanım. Zaman, çok hızlı. Bilirsiniz, sizi Milletçe sever ve güven kalesi biliriz. Emret Komutan, olanı hep veririz. Ama bil ki, o yirmi-otuz yıllık jemseleri görmek istemeyiz… Đstemiyorum. Emret komutanım emret. Türk Milletinin, bu uğurda seferber olacağını biliyorum. Zaman çok kısa Kurmayım, zaman çok hızlı. Siyasi çekişmeler, sürtüşmeler; yalancı dinciler ve yalancı laikler. Darbe çığırtkanlığı yapanlar ve zamanı boş yere harcayanlar-harcatanlar canımızı çok sıktı Kurmayım, hem de pek çok, Sen bana candan kale, ben de senin gücünle Kaleyim. Mehmetçikleri gördüm, karlı dağların zirvesinde. Mehmetleri gördüm, yamaçlarda, 56

derenin diplerinde; düşmanın enselerinde kartallar gibi. Yıldırımlarca olan atsız kahramanların torunlarını, Kara Fatmaların çocuklarını gördüm, harikalar yaratan… Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin askerlerini gördüm, Türkiye'mi koruyan, “Can dediğin ne ki” dedi mi, bir kez… ölümüne saldıran. Düşman izlerini süren, gören, savaşını iyi planlayan kurmaylarım var benim, askerinin yanında önünde giden... Siz çok yaşayın askerim, subayım. Size bir hatırlatmam, sizden bir isteğim var kurmaylarım, Kuvvet komutanlarım, Başbuğ paşalarım, Büyük Anıtlarım, Genel Kurmayım. Askerlerin taşındıkları arabaları gördüm, içim burkuldu, eyvah dedim. Ben, o arabaları elli yıllar önce görmüş, jemse olarak tanımıştım. Biraz değişse de olmaz, yetmez, asla yetmez, komutanım. BMW, VOLVO motor ve arabalarından da üstün, yolları titreten, dağları inleten, hepsi TÜRK yapımı olan, TÜRKLER geliyor dedirten arabalar olmalı komutan. Askeri göstermez, otomatik kapıları, kurşungeçirmez kaburgası kemikten, çatısı çelikten, ölümüne silahlar, savunmada şahin, saldırı da kartal. Hepsi Türklerin icadı, buluşu olsun. Kısa zamanda Yıldırım Orduları kurulsun. Üç yüz bin, saldırıda kükreyen aslan, yüz bin, özel kuvvet, jandarmadan iki yüz bin de arka güç, hazır kıtan. Organize vurucu güç, bir de emniyetin… Onları isterim komutanım, acele et, göster, gözlerim kapanmadan. Boş sözlere karnımız tok; bıktık çirkin politikadan. Dürüst yoldan kazanmış binlerce şerefli zengin, milyonlarca gönlü zengin bir millet, Türkiye Milleti var. Davet eyle, kollar sıvansın. Tüm siyasiler de önde yer alsın. Cengiz Hanın atlı ordusuna inat, Mustafa Kemal'in Ordusu, günde üç yüz kilometre alsın. Olmaz demek yok, olmaz olmaz da yok. Önde devlet, önde millet. Arzu ile ilan et. Đstersen emret komutanım, ben tabanım, milletim, nem varsa seve seve veririm. Karşılığında bir ordu isterim, çelikten. Emin adımlarla git. Acelede et... Đşte Ordu, bu yeni Ordu de, göster. Hatıran olur kurmayım, hatıran olsun, Genel Kurmayım… Yeter ki durmayın…

57

GĐZLĐ ELLERĐ KIRIN Aylardır Türkiye'de bir şeyler oluyor. Hırant’ları kimler öldürür. On binlerce insan bir gecede nasıl Hırant olur, Ermeni olur. Neden olur? 1970’li yıllarda aynı silahla, ayrı köşelerden vurulduğumuz, ücra köşelerde, birbirimize durduğumuz… Bırakın savaş hali dram ve acılarını… sizi gördüğümde subayım, size baktığımda kurmayım… Mutlu oluruz. Orası asker ocağı, baba ocağı. O eller; bir sağ, bir sol çeken, o kırılası eller. Oralarda tutunası, görülesi ise, haşa! 1980’ler… Bir sol, bir sağ çekilmenin hikmeti de ne şiş yansın ne kebap ise maazallah… Oralarda bir hikmet var. Acım bana yeter. Ama içim yanar, çok yanarım kurmayım… Ben olsam, “1980” neden ve hikmetlerini gereğince açıklarım. Aslında sanki bilir, görür gibi oluyorum. Ancak, Dilerim, aslını kurmayım açıklayacak.

ASKERLĐĞĐN BEDELĐ Askerliğin bedeli vatandır. Karşılığı-100-binlerden milyonlara kandır, candır, canandır. Osmanlı Türk devletinin yıkılış günlerinde, Yemenlerden, Libyalardan, Balkanlardan, Mekke, Bağdat, Şam illerinden, Kafkas diyarlarından… Đstanbul’a, Anadolu’ya canhıraş ulaşmaya çalışanlar, bu yollarda ölenler, öldürülenler, sayıları altı, yedi milyonu bulan, kıyıma uğramış, kalanların bir kolu, ya da ayağı yok olmuş, olarak öz Türk iline gelenler… sonra da, “can dediğin ne ki” diyerek, vatan uğruna Çanakkale’den, Sakarya’ya koşanlar… Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarak, bize vatan bırakanlar, onlardır. Onlar yüce Türkler, büyük Türkiye halkları; Türk Milletidir. Tanrım onlardan razı olsun, Allah’ım onların ruhlarını şad eylesin… Tüm bunlara rağmen, zaman zaman özellikle 2010-11 Türkiye’sinde, askerliği parayla ölçenler, para vererek, “BEDELLĐ ASKERLĐK ĐSTERÜK” diyenler türemiş, dilleri de uzamış, uzatılmıştır. Halk nazarında onlar, haksız kazanç erbapları, soyan-soyduran…bu yoldan parası çok olanlardır. Bir de vur patlasın, çal oynasın diyenler, baba parasını yiyenler, Onca yetim öksüz, vatan uğruna şehit, gazi olanların maneviyatı üzerinde, 58

pervasızca oturanlar, “Dahili bedbahtlar” para uğruna “harici” vatan satanlardır. Đnancımız odur ki, helal kazanç, alın teriyle çalışarak çok para kazananlar, dürüst ve şerefli zenginler ve onların çocukları, bu türlü bedelli askerlik densizliğine ve vatana hizmetten kaçma pervasızlığına katılmazlar… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kanunları, çok okumuş, işadamı olmuş… olanlara zaten belli hakları vermiş, gerekli ihtimamı göstermiştir. Askerlik, parayla ölçülemeyecek kadar kutsal olmasına rağmen, bu denli, BEDELLĐ ASKERLĐKÇĐLER, ne yazık ki, televizyon ekranlarına kadar uzanmışlar, bazı şaşkın particileri ve siyasetçileri de, kendilerine destek ve onların sözcüleri haline de getirmişler, getirebilmişlerdir. Bu gidiş tehlikelidir. Đnsanları ve halkı zorlamaktır. Alıştıra alıştıra gençleri askerlikten soğutmaktır. Bazı anaların, babaların… aklını karıştırmak, oğul evlat sevgisi üzerinden evleri, yerleri sattırmak, ikramiye paralarını bedelliye yatırarak, çocuklarını askere yollatmamak düşüncesini yaygınlaştırmaktır. Dileğimiz odur ki; bedelliyi siyaseten halka mal etmeye kalkan siyasiler, halka hesap vereceklerdir.Halk onları seçimlerde, sandıklara gömecek ve boğacaktır. Bizi ilgilendiren, buraya kadar olanı söylemektir, bilmektir, bildirmektir… Elbette ki her şeyi iyi bilen, ulül-emir devlettir. O devlet ki, kendini sarsıntıya uğratmayacak, Türkiye’yi zayıflatmaktan öte, çok daha güçlü kılacaktır. O devlet ve bu ülke hepimizindir. Her ne kadar böyle densiz bedelciler ve öyle densizlikler olacak olsa da “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır” demiştir, Atam Türkler yolunda olan büyük Türk, ATATÜRK. 2011 Türkiye’sinde seçimlere gidilirken, siyaseten çok rey almak uğruna, insanları askerlikten soğutmak… vatana ihanete yakın ve yatkın olmak değildir de, nedir?

59

TÜRKLERĐN TÜRKĐYESĐ VE ATATÜRK'ÜN TÜRKĐYESĐ Beş bin yıllardan, ta Orta Asya'dan; şanla-şöhretle geldim. Vurulmadan vurmadım, engelde tanımadım. Demir dağları eritecek kadar çok çalıştım. Çok terledim. Su bulamayın-ca, akan terimi su yerine içtim. Yılmadım, usanmadım. Gele gele, geldim ve Anadolu'yu yurt olarak seçtim. Toprağı işledim, samanlar savurdum. Körükleri işlettim, kılıçlar salladım. Zamanla tökezledim, inim inim ağladım. Düşüp de kalmadım, ümide el salladım, çareler aradım. Allah'a sığındım, Allah'ıma yalvardım. Başımı yere komadım, başımı dik tuttum, kaldırdım. Mustafa Kemal'i gördüm, ta öteden, yıldırımlar gibi fırladım yerimden. Tuttu Mustafa Kemal elimden… Tuttum Mustafa Kemal'in elinden… Soy soylandı yeniden. Boy boylandı Mustafa Kemal hep birden ve birlikten. Anadolu şaha kalktı. Önce kan oldu toprak, sonra can oldu, kına oldu… O denli bir uğraş, bu denli akan yaşla… Türklerin Türkiye'si oldu yeniden ATATÜRK'ÜN TÜRKĐYE'SĐ KURULDU birden. Yüceldi, kanatlandı. Anadolu-Trakya… Millet çok çalıştı, çok yol aldı. Dünya tanıdı, dünyaya daldı. ATATÜRK'ÜN TÜRKĐYE'SĐ, Benim Türkiye'm bizim Türkiye'miz, çok sağlam temellere oturdu, sağlam kuruldu, sarsılmadı, sarsılmayacak… Kalkın beyler, selama durun, odur gelen. Önde Atatürk, Önde Millet… Bir çalışma seferberliği başlatacak, yeniden… Bir güçlü Türk Devleri olacak, daha güçlü, çok güçlü. Bir huzurlu Millet olacak, Türk Milleti, Türkiye Milleti. Çok huzurlu, çok mutlu… Ve o Millet gülecek. Ankara Merkez, Ankara kale-Ankara, Đstanbul, Đzmir, Bursa-hareket edecek. Boş oturmak yok, çok konuşmak yok. Đş yapılacak, iş üretilecek, görülecek… Ankara dağlara, tepelere çıkacak, Ankara derelere inecek… Ankara Anadolu'ya, taşraya, kentlere, köylere gidecek. Ankara çobanın çadırına girecek, gecekondunun kapısına varacak… Đnsanını tanıyacak, halkını görecek, hal-hatır soracak, selam verecek. Ankara, bölüşecek, paylaşacak. Ankara, seçkinlikten, kasıntılı seçkin olmaktan, tabak kırmaktan, ceket yakmaktan… çıkacak. Ankara Milletin seçkinleri, Ankara; halkın seçkinleri olacak… ATATÜRK'ÜN TÜRKĐYE'SĐNE layık olunacak. Đşçisi sallanmayacak, saatte bir kürek atmayacak, patronunun cebine göz dikmeyecek, ter dökecek, işverenine çok kazandıracak. O işveren, o 60

sanayici, o patron ki işinin başında olacak. Đşçisine hal-hatır soracak. Sofrasına oturacak, yiyecek… Ve işçisinin hakkını tam verecek, çok verecek… Bir sofra ve sofralar kurulacak, yemekten önce, yemekten sonra eller semaya eller duaya kalkacak. Yaratana şükür Allah'a dualar yapılacak. Bir oturup dinlenme, bir hoş sohbet, birçok türkü naralar atılacak… Ve sonra hep birlikte, azimle, hırsla işe başlanacak ve çalışılacak, çalışılacak… Akşamleyin evde huzur, yolda huzur, eğlencede huzur… Kalkın beyler, patronlar işçiler… Kalkın ey masa erbabı memurlar müdürler, ağalar, Kalkın, selama durun… Önde Atatürk ardında Millet… O Türkiye'yi gezecek, O Türkiye'yi görecek.

BASTIĞIN YERLERĐ TANI Burası, Türkiye’dir, Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bu devleti Atatürk, Türk Milletiyle birlikte kurmuştur. Atatürk, kayıtsız şartsız liderdir. Asla tartışılamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuranlarda tartışılamaz. Sadece konuşulur. Daha iyi nasıl olabilirdi diye konuşulur. Tartışılır. Bugün ve yarın için, daha iyi ve çok iyi olma yolları tartışılır. Konuşma yolu-tartışma yolu. Atatürk ve Millet yoludur. Atatürk, Mustafa Kemal'dir. O Millet, Türk Milletidir. Atatürk'ün yolu da, yeni Türk Devletini kuran, Atatürk'ün silah arkadaşlarının ve o günkü Millet Ordusunun yolu da, doğru yoldur. Kurana, Đslamiyet'e, Müslümanlığa uygundur. Kanuna, demokrasiye, nizama, töreye... uygundur. Atatürk'ün silah arkadaşlarından biri Fevzi Çakmak'tır. Mareşaldir. On beş sene Türk Ordusuna, Genel Kurmay başkanlığı yapmıştır. Küçük Kuranı hep cebinde olmuş, görev dışında ibadetini yapmıştır. Diğer birçoğu da yapmıştır. Bir kısmı da yapamamıştır. Belki onlarda yapmıştır. Đbadetin hası, saklı olandır. Burası tamamdır. Tamamsa tamamdır. Tamam denilmiştir. Tamam diyen Atatürk ve Kurtuluş Savaşının Millet Ordusu ise, kesin tamamdır. Bu işin başka lâmı-cimi yoktur. Öyle şeriatçılıktı, yalandan… çarşaftı, sakaldı, muskacılıktı… onu geç, öyle işine geldiği gibi demokrasiydi, düşünce özgürlüğü idi… Yalandan laikçilikti, ceket yakmaktı, kıç-baş açmaktı… Onu da geç. Bir art niyet varsa, taşı gediğine koymaksa, sıkma başsa, türbanı da geç. Başını açmak, güzelce taramak, edebiyle giyinmek, tahrik edici olmamak; yani diz üstü çıkmamak, göğüs gerdan açmamak… Orda dur. Kapalı giyin, yüzün gözün açık. Al yazman başında, çemberin bağlı, tülbenttin oyalı; hadi bari 61

türbanın da gereğince bağlı ise. Burada da dur. Laikçilik, inancını en iyi şekild4e yaşamaktır; ya da yaşamamaktır. Laikçiliğin arkasına sığınıp ta dine saldırma, namazını kılan, ibadetini yapanlara saygı duy. Öyle densiz sakallıyı, çarşaflıyı görüp de, tümden inançlı kesime gerici, yobaz damgasını vurma. Đyileri ayır da konuş. Yalandan dini kullanma. Allah adına insanları kandırma. Münafık olma. Her açık olanın ahretine hüküm verme. Cennet senin cehennem benim eyleme. Atatürk laikçiliğini bilmeden Atatürkçü olma. Đslamiyet, Müslümanlık çok yücedir. Yapmasan da iyi öğren. Allah'ın varlığı, peygamberleri, melekleri-cenneti, cehennemi vardır. Varlığı kesindir. Đyi inanırsan veya iyi akıl yürütürsen bilirsin, bulursun. Đyiler ve kötüler her zaman olacaktır. Olmasa idi, Allah cenneti ve cehennemi yaratmazdı. Polise ve jandarma-ya da gerek kalmazdı. Ben, Türkiye'de yaşıyorum. mutluyum, Atatürk Türkiye'sinde yaşıyorum. Gururluyum. Öyle yalandan laikçiliğe, Müslümanlığa, demokrasi tellallığına, fikir özgürlüğü teranelerine… Gelmem. Yakarım. Atatürk Türkiye'sine, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Vatanıma, Milletime, Bayrağıma dil uzatmak yok, el sallamak yok, saygısızlık yok… Atatürk yolundan gitmek var, Türkiye'de başka yol yok. Olamaz, başka çizgi bile açılamaz, açtırtmam, ülkemi-sarsıntıya uğratmam. Gazilerin, şehitlerin kanlarına bastırtmam. Ya Türkiye'de olur, Atatürk yolundan gidersin, ya da olmaz, gözüme görünmezsin. Kurnazlar iyi yutturdu yada öyle sanıyorlar. Düşünce özgürlüğü, halklara özgürlükçü olmak, demokrasi herkese var, yalan. Birden çok yandaş buldu. Bir kısmını da televizyonlara, borazancı koydu. Kim bile… birçok ihanetçi de bulmuş, cebine de para doldurmuştur… Avrupalı olmayı, Đnsan hakları var demeyi, hukuka sığmaz teraneleri yapmayı iyi becerince… Nerede ise malı götürecek oldu… Yıktırmam Atatürk Cumhuriyeti'ni, Türk devletini… Zindanlara girerim, prangalara vurulurum, tuzluklara atılırım, ayaklarımdan asılırım… Acılara gark olsam, konuşsam da yıllarca cezalar alsam, dostumu bulamasam da… Devlet denilince şehit, gazi, bayrak Atatürk ve Atatürk denilince… . Dimdik olur fırlarım. Gam etmem, kin gütmem. Biraz üzülür, biraz burkulurum… Asla satılmışların ellerini tutmam, gel uyu diyenlerin evlerine gitmem… Türkiye'm de kalırım. 62

TÜRKĐYEM’DE MUTLUYUM Atatürk'ün, Atatürkler ve Büyük Türklerin, Adsız kahramanların kurdukları Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyorum. Yolum Ata yolu, yolum Atatürklerin yoludur. Ben, Türkiye'mde mutluyum, huzurluyum. Türkiyemi çok seviyorum. Yolumu yıktırtmam, yurdumu bozdurtmam. Kararım kesindir. Sözlerim ölümünedir. Đdealim, insanlık içinde olmak, insanca yaşamaktır. Đnancım üstündür. Đslamiyet'in gerçeğidir. ALLAHIN yoludur. Eksiyim, yaradanla aramda-dır. Sırdır. Açtırmam, karışmam, karıştırtmam. Yalancı dincileri, yalandan laikçileri bilirim. Görürüm, gülerim, aldırmam. Bizi, 1970’lerde tuzağa düşürdüler. Ayni silahlarla, ayrı noktalardan vurdular… Sonra isyancı Kürtleri çıkardılar, türban karmaşasına çektiler. Yıllarca Alevi-Sünni ayırımına uğraştılar... Pek azca başardılar, çokça başaramadılar. Bir daha bu oyunlara gelmem. Đç ve dış düşmanların tuzağına düşmem, oltalarını yutmam… Türkiye'de, düşmanca anlaşmazlıklar yok gibidir. Barış içinde yaşayanlar çoktur. Türkiye'de bozguncular, fırsatçılar, vurguncular vardır. Onlar, fırsattan istifade ile, Milleti soyanlar, malı götürenlerdir. Uzun sürmeyecek, BĐRLĐK TÜRKĐYEM gelecek, SamsunGelemen çiftliği gibi yerler, yeniden devletin malı olacak, çok kaliteli hizmetleri de kesin verecek. Devleti iflas ettirenler ve devleti iflas ettirme anlayışı yok olacak. Onur kırıcı Haçlı Avrupalı isteklerine dur, denilecek. Đlim, nerde ise alınacak. Her şey Türkiye'de yapılır olacak. Dünya ile barışa, Türk Birliğini kuruluşa geçilecek. Dosta kucak açılacak, düşmana yumruk sallanacak. BĐRLĐK TÜRKĐYEM oluşacak. BĐRLĐK TÜRKĐYEM kuru-lacak ve gelecek. Her şey çok iyi olacak. Sabah ola, hayrı ola.

ĐKĐ ZĐNCĐR ALLAH'IN kavram ve mahiyetini, insanın yaradılış doğası yorumlayamaz. Đnsan akıl ve akıl melekeleri, Allah varlığının hikmet ve gücünü; Allah'ın kendi varlığının içinde görür ve orada durur. Kuranın öğretisi de, bu doğrultudadır. Allah, yalnız kendi gücü ve hikmetiyle kıyaslanır. Onda da eşi ve benzerinin olamayacağı, hikmetine sual edilemeyeceği kesindir ve Đslamiyet'in kesin hükmüdür. Türk Milleti, yetmiş milyon olarak, Allah'a 63

böyle inanır ve sarılır ise, Allah'ına çok inanır ve inancına sığınır. Müslümanlığı ise nasıl yaşar, ne kadarı tam yaşar, onu onaylamak haddime olmaz. Bu durum, Türk Müslüman Milletinin değişmezi ve kıyaslanmazıdır. Dünya yaşamında, Türk Milletinin, Türkiye'de yaşamasında, ikinci değişmez ve kıyaslama yapılmaz olan, Mustafa Kemal Atatürk'tür. Türk Milleti, Atatürk'ü, dünya görünür kavramında, asla tartışılmaz ve yolundan çıkılmaz kabul eder. Bu kabul, ölümünedir. 2000’li yıllarda ve geleceğe yönelik daha iyiyi bulacak, yapacak bize ve de size düşer. Türkiye Milletinin ve Türk Milletinin başkenti, Ankara olduğundan, görünür anlam ifadesiyle, Türk Milleti, Đslamiyet'i ve Müslümanlığı, yaşam simgesi benzetmesi olarak, ANKARA, KOCATEPE CAMĐSĐNE,Atatürk yolunda ve izinde olduğunun ifadesiyle de ANITKABĐRE, koparılamaz bir zincirle, yani inanç zinciriyle bağlıdır. Öteki değerlerimizde, bu anlamda kutsaldır. Đki tane ön ucu, ve arka ucu, öteki değerlerimizle birlikte, yetmiş milyon olan, bir ulvi ve manevi zincir. Bu iki zincire dokunulamaz. Dokunanları o zincir sıkar. BĐRLĐK TÜRKĐYEM, O ki zincire bağlıdır ve Türkiye’yi, daha güçlü yapmaya kararlıdır.

SAVAŞI YAŞAMAK Bu anlamda yazıları, çoktan yazmıştım. Öz anlamını yüceltmek kaydı ile, hepsini yeniden yazıyorum. Bugün 2007 Eylül, Bugün 2008-Şubat. Đçim kan ağlıyor, içim yanıyor. TÜRK ORDUSU, Doğu Anadolu'da, Kuzey Irak'ta Kürt isyancılarla, düşmanla savaşıyor. Savaş tüm acımasızlığı ile televizyon ekranlarında yansıyor. Haberci ağlıyor, spiker ağlıyor. Bugün 20-Şubat 2008, Şu an saat gece 12, Flash TV’yi kulağımla izliyor, elimle bu satırları yazıyorum. Haberi veren Gökhan bey ağlıyor, kalem ağlıyor, ben ağlıyorum. Mehmetçik iki metre karda, üç-beş-on asker… Bazı yerlerde, elinde silah, sırtında çanta-göğsüne kadar karda bir batıyor bir çıkıyor. Gözleri ileride-gözleri dört yanda, düşman arıyor. Ey kahraman asker… Ah bir söylesen… Bir söyle Mehmedim… Yüreğin nerde… Duyguların ne halde… O an ölüm vız gelir sana, seni izliyorum…

64

Seni yaşıyorum. Ama sana bir yardım yapamıyorum… Sen fiilen zordasın, ben sana sadece dua, yürekten dualarla… El uzatanım… Haberler duygulu, acı… Haberler gururlu… Ve de gözyaşı… Bir yanda al bayrağa sarılı şehitler. Yanında, başında asker selamı veren analar, eşler… Bir kanalda, terörist yanlısı haberler… Güneydoğuda, şehirlerde isyanda olan Kürtler, Akıllarınca, yurdu bölecekler, toprak alacaklar… Bizi vuracaklar… Bizi bir vurdular… Çok da vurdular… Yanlış yaptılar, yanlış yapıyorlar. Ama bu böyle gitmez, bunu anlayacaklar, ancak görünen odur ki geç kalacaklar. Bir yanda Kuzey Irak'ta, Irak'a ihanet eden Kürtler, Bir yanda şuan Irak'ı işgal eden Amerika, bir yanda, tüm kötü gözleriyle bize bakan Avrupa ve dünya… Bölük bölük yurdun her yanından, askere gülerek giden gençler… Dayan Mehmedim, yetiştim, geliyorum diyenler… Yandı ciğerler-analar-babalarEYVAH… Şu savaşın acımasızlığı içinde, onca acılar varken… Siyasi gündemde… Đleri derecede türban tartışmaları var. Yanlış siyasicilersiyasetler ve tabi ki fırsatçılar var. Onlara yuhlar ol-sun…

KAR SAVAŞLARI Allah, hiçbir nesile savaş göstermesin. Hiçbir Millete savaş acıları yaşatmasın isterim. Dileğim budur. Ne yazık ki o savaşlar yinede olur… 1970’lerde üretilen APO denilen cani isyancı, 1985’lerde kan dökmeye başladı. Yirmi beş yıldır… Türkiye yandı. Kan ağladı. Bir yanda Apo canileri isyancı kürt, Bir yanda ülkesine bağlı vatanperver Kürt. Ötede Yüce Türk Milleti… Kahraman Ordu-Kahraman Asker. Türkiye'yi Böldürtür mü, toprak verilir mi… hiç. Đsyancı kürt canileri vurdu, vurdu, vur-kaç yaptı Ordu, kolları sıvadı, silah kuşandı. Otuz yıldır, gece gündüz demedi, dağ taş-şehir, ova isyancıları aradı. Çoğunu yakaladı, beline bastı. Ama bitmedi-bitiremedi. Belki de bitirttirilmedi. Han Avrupalılar, Haçlılar var ya... Hepsinin de Anadolu topraklarında halen hesapları vardır ya, Đşte onlar, çok adice, şerefsizce isyancı Kürtlere durmadan destek bastı... Onca analar ağladı, Onca şehitler, gaziler oldu. Bu amansız mücadele, bu çok adice olan iç savaş, geldi. 2007 Sonbaharına dayandı.

65

Şu an 20 şubat 2008 Türkiye dağları 2-3 metre kar. Asker yolda-gecegündüz, asker dağlarda bir büyük ordu, Bir koca heybet, seferde arabalar, üzerinde toplar. Ölüm uçuşları yapıyor uçaklar…Mehmetçik omzunda silah, sırtında cephanesi-Doğu Anadolu da, Irak toplarında… Elbiseleri beyaz, elbiseleri KEFEN... Yok yere ne güneşler batıyor. Ey Yüce Tanrım! NEDEN. Gün yirmi Şubat, dağ taş... Mehmetçik isyancıları arıyor… KAR YIĞINLARI içinde koşuyor-oturmuyor-uyumuyor... Kar içinde kendine sığınak, Kar içinde belki de kendine mezar kazıyor… Televizyonlarda bu görüntüler. Tüm Türk Milleti, ekranlara bağlamış kendini. Ne yürekler yanıyor. Gözlerden ne yaşlar akıyor… Eller havada, eller semada… O Millet Ordusuna dualar yapıyor… Türk Milleti bir hiç uğruna ordusuna ağlıyor… Mehmedim yaralı, Mehmetlerin Şehit olmuş. Namazları kılınıyor, duaları yapılıyor. Bir şanlı ordu… Ey şanlı Komutan. Subayım, Kurmayım, Generalim- GENEL KURMAYIM. Şehidinin namazını kılıyorken sen. Ben otuzunda, kırkında, altmışında babayım, kardeşim bacıyım, anayım, yarım... Bak yüce askerim, ben buradayım, varım, yanındayım.Bilirim olmaz Onlar düşmanda olamaz. Ama ihtiyacın varsa, olursa söyle… Emret Komutanım, Paşam. Ya senin önünden, ister arkandan yalın kılıç koşayım. Eğer varsa, Vatan için, vatan uğruna can ne ki demek. Sen benim gözüm, kaşım, sen benim canımsın Komutan, sen benim yavrumsun, sen Bu KAR savaşlarında Ay yıldızlı Türk Bayrağı uğruna, bir karış toprak için sen ölümü, sen ölürken de gülen… Ama banahepimize, içimize acılar veren Mehmedim… Değer mi, değer miydi isyancı Kürt, Eşkıya olmak, beni arkadan vurmak, dış düşmana maşa olmak… değer miydi. Senin sayın varlığın ne ki, sayın ne ki... Varsa Doğuda altı, yedi milyon Kürt… Arkanda en fazla on20 bin kadarı vurur. Geri kalan yığınlar benim gibidir. Benim kadar Türk, benim kadar vatandır. Nice Kürt analarını da derde kodun-acı verdin, Onların da canını canlarını yaktın…Bu kar savaşlarında yok olacaksın. Tüm hainliğinle tarihe yazılacaksın. Ben tabanım, vatandaşım. Tabandan baktığımda, Türk Ordusunun hare-ket gücü ve görünüşü ile övündüm, ancak yeterli bulmadım, bulamadım. Tabi ki, CENGĐZ HANIN atlı ordusunun bir günde yüz elli, yüz seksen kilometre yol aldığını, okuduklarımdan hatırladım. Cengiz han, iki bin yıl öncesinden Orta Asya’da. Đki bin yıl sonrasında Türk Ordusu Anadolu’da. Olmaz dedim. Kurmaylardan Harbiyeliye seslendim. “Ey etkili ve yetkili kurmayın genç dimağları beyinleri ile HARBĐYE-LĐM… 66

2000’lerin, üç yüz binden çok TÜRK YILDIRIM ORDULARINI kurun. Tüm yeni icat ve buluşları bulun. Ordumun her tür silah ve gereçlerini siz yapın. Asla başka devletten alır olmayın. Đyi günde durmayın ki, kötü günde çok yorulmayın… Arkanızda biz varız. Arkanızda MĐLLET ORDUSU var. Ne kadar para gerekirse alın. Ancak ve asla o paraları kurda-kuşa kaptırmayın. Aranıza Celali isyancılarını sokturtmayın. Varsa barındırmayın.Sakın ola ki bundan sonra ve bir daha içinizden birinin ve birilerinin ağzına DARBE sözünü aldırtmayın, rüzgarını estirtmeyin. Atatürk yolunda, Vatan uğruna… bugün bir büyük ordusunuz, yarınların Dev ordusu olun… Gerçek Müslümanlar ile gerçek laikçilere bir arada ve bir görün. Biz Atatürkleri-biz Büyük Türkleri, biz Mareşal Fevzi Çakmakları, Karabekirleri-unutmaz, unutturmayız. Biz sevgimizle Ordumuza selam dururuz, Asla korkmayız… Selam sana şanlı Ordum, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ kuracak olanlar, kuranlar… ve bu yoldan Millete hizmet edenler, edecek olanlar… Vatan sizden, haramı olmayan-kul hakkı yemeyen çok çalışan, az harcayan, Millet malını, devlet malını, faydalı işlere, fabrikalara, eğitime, hastaneye… harcamak, ister… Ordusunun yanında ve her şeyi ile ordunun çok güçlü olmasında gayret ister. Türk Milleti tarih boyu bunu yapmıştır. Bugünde yapıyor, yarında yapacaktır. Türkiyem anlayışında daha çokları olacak. En üstün ve en iyileri, yenileri yapılacaktır. Bu anlamda Birlik Türkiyemi kurun hizmete koşun. Binlerce yıldır, Devlet içinde pislik olanlar olmuştur. Bu hal, gele gele gelmiş 1960 ta 70 ‘de 80 de bizi bulmuş, içimize, dışımıza acılar koymuştur. Yirmi yıla yakın bu anlamda rahatız. Dilerim, yüz yıllar boyu bir daha bu acılar olmasın, bu nedenlerden de Ordu korkusu, Ordu darbeleri olmasın. Yıkıcı ve bölücü olsa da-Kurulu yıldırım ordusunda en az elli bin jandarma gücü olur ve bu jandarma ve de yıldırım polis gücü, bir emirle olay yerine varırsa, eminim ki o pislik grup��uk veya gruplar beş dakikada toz olur ve dağılırlar… Soluğu da mahkemede alırlar. Sonu ise malumdur. Ey Türk Milleti, Türk Ordusu… Türkiye'yi her ne hal ve nasıl oluyorsa, on yılda bir sıkıntıya sokuyorlar… Çok basit sebeplerden 27 Mayıs-1970 ve 80’lerde sağ-sol, ardından Kürt isyanı ve PKK… şu an 2007’ler,. Oy türban, vay laik… Yıllarca dan beride Alevilik-Sünnilik…Ve tek yapamadıkları da Alevi-Sünni ayrımcılığına yani büyük çapta yapamadıkları Sünni ve Alevi çatışmalarıdır. O nedenle Aleviler ve Sünnilere net sözlerim var. Aleviler ve Sünniler, Đnançta bir uygulamada ayrılığa düşmüşlerdir. Buna sebepte 67

mezhep kurucularının sebep olduğudur. Dört güçlü adam ve alim adam ve aileleri güçleri gereği daha çok öne çıkmıştır. Güçlerinden dolayı birbirine fazla dokunmamışlardır. Ben mezheplerin-insan iyiliğine, iyi inançlı olmasına ve uygulamasına önem vermesi-öğretmesine önem veririm. Ancak önceliğim Kurandır. Kurandan önce mezhebi tanımam. Kuranda olanı yaparım. Yapacaksam yalnız KURANDA olanı yaparım. Đnancımı Allah’la aramda-peygamberimle aramda ve alimlerin iyi halleri ile aramda tutarım. Karışmam, karıştırmam. Alevilerin bir yanlışı var sanıyorum. Bazı bilgisiz Alevilerden çok duydum. O da şu. Beni, pislik yezid veya Muaviye yanlısı yapıyor. Bazı Aleviler, Hz. Hüseyin-Hasan katliamında Sünnileri taraf sayıyor. Güya kendileri, Hasan Hüseyin'e, benden çok acıyor, Hz. Ali'yi de benden çok seviyor. Đnsani ve Đslami yönden, onlar çok acı olaylar. Allah adına onları en az Alevi Türkler kadar Sünni Türkler de sever ve acır. Tabi burada bazı densiz Sünnileri de ayırmak gerekir. Beni kızdıran bir başka yönde, iki veya daha çok Arabın kavgalarını karşıma çıkarmak. Arkadaş bana ne onların kavgalarından da diyebilirim. Ve dönerim Derim ki Türkle Alevilere; Arkadaş. Sen Türk. Ben Türk. Üstelik Türk örf ve adetlerini bozmayan, daha çok korumuş olanlarda Türklerde en çok Türkler Alevilerdir Alevi kardeş. Sana kızıyorum demem şakadandır. Çünkü sen ve ben HORASANLIYIZ, Ötükendeniz, Ergenekonluyuz, Orta Asyalıyız. Altaylardan yola çıktık, Kımızlardan içki içtik, Camilerde secde ettik. Cemlerle, ‘cem’ eyledik… Hızır paşa hınzır çıkmış, bana ne. Pir Sultanla senin kadar bende gittim. Şaha. Yunus ile Bektaş ile sarılmışız Mevlana'yla... Kendimizi iyi görelim aynayla... Sen Türk-Ben Türk. Türk olmak yetmiyor bu devirde, olalım iyi. Türk, buluşalım-kaynaşalım çok çok. Oğuz Türk, Yürük Türk, Kıpçak Türk-Gök Türk... Yer Türk. Sakın sen Sünni olan ve sen Alevi bulunan iç düşman-dış düşman… ve tüm gücüyle Haclı olan. Bizi bölmek-parçalamak, ille de Alevi-Sünni diye ayırmak. Yıllarca uğraştıkları bu. Alevi-Sünni olan Türkleri bir kapıştırsalar yok mu, Đşte o zaman bayılacaktır Avrupalı. Yapamadılaryapamazlar. Bilmedikleri Sünni Türk-Alevi Türk. Hem kan kardeş-Hem can Kardeş. Birlikte Türkiye birlikte vatandaş. Harekete geç. Öyle uyuşuk olma. Cemini yap, geliştir, çoğalt. Biraz zorluk çekersin, sakın yılma. Devlete de küsme-darılma. Şah Đsmail-Yavuz-yanlışa düşmüş-aralarında dedikodu gelmiş-götürülmüş. Đki Türk devleti birbirini kırmış. Onlar tarih olup gitmiş… Düğün eyle, söyle geleyim-Gel dediğimde gel, seni göreyim, çok 68

severim düşlerim. Seninle bir cem edeyim, ya da seni seyredeyim. Turna avazlı kadın var ya… hele onu bir dinleyim. Hani Nezihe Araz… Derya, Hz. Muhammed’in Torunları adı kitabında… Đndi Hasan-Hüseyin Sahrayı Kerbela’ya... Cibril yetiş haber ve, Muhammed Mustafa'ya, Ey Alevi arkadaş-Bugün Türkiye'de yanlışlar çok-iyilerde çok. Yolumuz Atatürk yolu. Yolumuz gerçek ve saygılı Đslam ve Müslümanlık Yolumuz yürekten laiklik... Ajanları, yılanları, yalandan laikçi olanları, Muskaları, Mollaları, üfürükle kandıranları ayır. Oyunlarına da gelme. Önce Hamle yap kendin için. Sonra Tüm Türk Milleti ve Türkiye insanları için… Kolları sıva, Gel, gir, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ Kuranlardan, gönül verenlerden ol. Gürbüz Alevi gençleriTürk Alevi kızları Yerinizi alın. Kolları sıvayın, Yeniden çalışma seferberliğini başlatın. Dilerim bugünkü, bunları ve onları yapar ve yapsın. Yeter ki yaşama farkını ve adaletsizliğini azaltsın. Đyi bil ve inan ki, bir gün Birlik Türkiyem gelecek ve çok daha iyisini yapacak. ATATÜRK YOLUNDA GĐDECEK, Atatürk yolunda olacak… Tavandaki güç görünümü çok fantezi ve yaldızlama. Gereği kadar müşfik görünüm yok. Yıllar boyu Ankara görünümü aynı. Ankara bir dağ. Ankara, bakışlarını tabana, oba ve ovalara, ta derenin diplerine çevirmeli. Ankara'nın bakışlarında sevgi çoğalsın, çoğalan sevgi yollarında Millet oluşu-halk çoğunluğu görünsün. Ankara'ya çıkar için gidilmesin. Ankara'nın verimliliği hayranlıkla seyredilsin. Gerçek ikrar edilsin. Ekmek yaygınlaştırılsın. Kaymağı, böreği elli yıldır, sadece on-on beş milyonlar yiyor olmasın. Tabandaki yirmi milyonlara hızla, ekmek paylaşımı yapılsın. Bu paylaşım daim olsun. Taban kolayca derdini söylemez, belli etmez. Taban, bir bardak ayranını tavana isteyerek ikram eder. Geride çok varmış gibi ikram eder. Bir üstün gururdur, tabanın sermayesi. Onu açlığa tercih eder. Ankara, orta kesimde durak yapmaya gel. Tabanda fazlasıyla mesken eyle. Masadan kalk. Dört bir yanı gezer eyle, Dağıtımı, bölüşümü-adaletli eyle. Tam elli yıl, Dile kolay. Taban öyle, Gel tabana Devlet eyle.

69

MĐLLET ORDUSU “Biz öyle bir milletiz ki ezelden beri… HAK yolunda koşan hep seferberiz” Ezelden beri ordudur. Türk milleti. Ezelden beri de millettir TÜRK OR-DUSU… Ta Orta Asya'da Atam Korkut yol gösterendir. Dedem Korkut, yol göstericidir. “Üsten gök çökmedikçe; alttan yer delinmedikçe Türk Milleti yok edilemez, esir alınamaz, esir tutulamaz” O Türk illetidir ki... öyle hallerde “Yırtarım dağları enginlere sığmam, taşarım, Tüm zincirleri kırar, parçalar hürriyete, özgürlüğe koşarım diyendir… O Bilge Handır… Bilge hanlardır. O Atatürk'tür. Atatürklerdir. Malazgirt'ten Anadolu'ya, Đstanbul'dan Niğbolu'ya, Çaldırana, Mısıra, Muştan Yemene… gidip gelendir… Gelemeyendir... O şanlı ordu… O şanlı Askerdir. O büyük Çanakkale, Sakarya, Đnönü, O Kocatepe'de heybet, O düşmanı Đzmir'den denize dökendir. O, Kurtuluş savaşından sonra tüm Anadolu'ya giden, köylere dağılan, tüm obalara, ovalara, yamaçlara giden, çıkandır. Onların sayısı çoktur. Yüzde seksendir. Onlar dağlarda yaprak, çimenlerden ot yiyendir. Onlar aç kalan, ama yılmayan tüm Anadolu'da toprağı kazan, fındıkları, çayları, zeytinleri, meyveleri diken, Mısırları, pamukları eken, hayvanları besleyendir…O yokluk yıllarında şehirlere sütleri, yoğurtları, meyveleri, sebzeleri getirendir, gönderendir… Onlar, Aliler, Mehmetler… Ayşeler, Fatmalar Kadın, erkek, omuz omuza Çalışan, Anadolu'yu yeniden imar edendir, edenlerdir… Masada, devleti kuran, işleri yapan, Okulları açan, fabrikaları çalıştıran, onlar körükleri çeken, kazmaları yapanlardır… Ve de onlar, Ordusunu yeniden kuran, yücelten, bakan doyurandır… Onlar arkada hazır kuvvet, çelik bilektir. Onlar ruhtur, inançtır kutsaldır. Millet ordusudur, askerdir… Ve dahi erinden kurmayına kadar baktıklarında, kendini sanan, kendiymiş gibi olanlardır. Atatürk'ün kendisi de, yanındaki silah arkadaşları da zaten bir ordu idi. Sivil giyinseler de ordu gibi idiler. Onların hepsi kahramandır. Büyük Türklerdir. Atatürk'ün bilgisi ve Büyük Türklerin işbirliği ile ve Mareşal Fevzi Çakmak'ın Türk ordusunda taşları yerli yerine koyması, koymaları sonucu TÜRK ORDUSU, Güçlü bir görünüm de arz ederek kurulmuş gelişmiş ve bu günkü şekline gelmiştir. O ordu, devleti o günlerde korumuş, bugünlerde de koruyacak yarınlarda da koruyacak. Yani ordu devleti korurken aslında asıl koruduğu kolladığı millettir. Her kim ki… 70

bugün için Türkiye'de Türk olarak, hak olarak, vatandaş olarak yaşar... Cümle alem bilsin ki, bilin ki ve halen de bilmeyenler bilsin ki, Atatürk'ün çizdiği yoldan gidecektir. O yolu iyi bilecek ve o yoldan çıkmayacaktır… Çıkıpta Türk Ordusunu, içeride uğraştırmayacak, zaman kaybettirmeyecektir. Çünkü ordunun dışa karşı işi çoktur ve Devleti, Milleti asıl olarak dışa karşı korumak görevindedir. Atatürk yolunda adam gibi Türk olmak vardır. Adam gibi Halk olmak vardır. Adam gibi giyinmek, kuşanmak, çalışmak, kazanmak, yemek vardır. Ha sen bunlara uymayacaksan, kendince sallanacan, sallayacan… Olmaz arkadaş… Atatürk'ün yolunu bozdurtmam, devleti sallatmam. Bırak yıkmayı, zayıflatmam arkadaş… Çünkü hedefimiz ileri ve her zaman ileridir. Zamanında kandıran ve kandırılan vatandaşlar oldu... Bugün de çıtpıt olur... Ama millet çok uyandı. Aslında millet hiç uyumadı. Aziz Nesin’in dediği anlamda akılsız, saf da olmadı. Millet sabırlı oldu, sakin oldu. Aziz de zaten bu manada dedi. Çünkü millet adına canına tak dedi. Daha öyle gavur icadı, gavur mektebi-yazısı teraneleri benzeri hiçbir şey kabul etmez bu millet… Ordu şunu iyi bilsin ve görsün ki, zaten bilir ve görür-Ordu az bir kenarda dursun… Bu milletin yüzde doksandan çoğu Atatürk yolunda buluşur ve anında çıban başlarını ezer geçer… Millet bu gün sessiz ve sakinse... ORDUSUNA, Emniyetine çok güvenir de ondan… Öyle çarşafacayip sakal, elde tespih, oldu Dinci… Öyle başını aç, vücudu da tahrik edici aç... oldu laikçi… Bağla türbanı-iğnele bir yandan ötekine omuzu… Her gün ön safta ol… Bir de giy çarşafı da sen ha sen, seni asla unutmam unutamam. Sen Đstiklal Marşı okunurken gir kadınların içine… Otur aşağıya. Bayrağa da saygısızlık yaparak… Sen de bağla türbanı. Fırsat bu fırsat de… Gir başı örtülü-türbanlı kızların içine... Đlle de Müslümanlık de… Ha... sende fırsatı kaçırma... Boyala yüzünü, gözünü… Tüm çıt kırıldığınla çık öne... yürüyün-laiklik elden gidiyor diye bas yaygarayı… Oy yesinler senin gibi Đslamcıyı da-laikçiyi de… Çok eminim ki, şu türban serbest olsa var ya. Yalancı türbancılar, ajan baş bağlayıcılar bir bir kaçar. Bir de haydi çalışmaya… fazladan boya paralarını, fakirlere verelim… Atatürk yolunda, makine başına geçelim, çarkları döndürelim-denilse var ya... Đşte o yalancı laikçilerde, dinci görünen çıkarcılarda, bir bir dökülür. Elbette ki DEVLET, ELBETTE KĐ ORDU onları çok bilir… ve bilmektedir, desinler. Onlar, kendilerini tam göremiyorlar. Ama bilsinler ki, kapalı olmayı-Müslüman olmayı-güyatemsil etseler de yüzde on-yirmi bile kabul görmediler, görmüyorlar. Türbanda-sıkma başta, Türk kadını geleneğinde yok. Pantolon giydi 71

kadın,, Çokları köşeyi döndü. Bir türbanda bazen beş yüz lirayı geçmekte… Burada çıkarcıların elide iyi görülmeli… Türban bağlayan kızların yüzde sekseni var ya… Đşte onların geldiği yer çok önemli bir hatırlatma ile Atatürk düşmanları denize döktüğü ana gidin. Đzmir'e giren askerin ayakta duramayacak haline bakın ve düşünün. Orada birkaç at görülür, kemikleri meydana çıkmış, hayvan ayakta zor duruyor. Ve o TÜRK Bayrağını göklere çeken askere de iyi bakın… Aç oluşunu hiç düşünmez, bir heyecandır sarmış. Đşte o heyecanla bayrağı ne de heyecanla çeker direğe… Đşte o anda sağ kalan Türklerdir onlar. Onların yüzde yetmişi köylerine Anadolu'ya gidenlerdir. Bu noktayı akıllara iyi kazıyın. Bir de okuryazarlar vardır karınca-kararınca… Masada devleti kurmuşlar-Anadolu'da eğitmen olmuşlardır. Đşte Türbanlı kızlar... O kahramanların yüzde doksan torunlarıdır. Anaları-babaları okuyamamış okul yokluğundan… Acı ve önemli etkende, GAVUR MEKTEBĐ… adiliğinin dini tam bilmeyen, laik geçinenlerin veya menfaati için yalancı dinci, cahil hoca, sahtekar tespihçilerin ektikleri o pis düşüncedir. Şu anki türbanlı kızların analarının çoğu, kızlarına OKULA GĐT KIZIM, biz okuyamadık, sen oku demişler, nice fakirlik içinde, onları okutmuşlardır. Tabi ki o çevre, yine başı çemberle örtülü, yaşmakla da kapalıdır. Allah için çoklarını da gördüm ve bilirim… Çok dürüst, onurlu-ar edep içinde, terbiyeli, hakkıyla yürekten inançla ve ibadetini yapan kadınlardır. Atatürk’ü ve Atatürkleri sevenlerdir. Ve o analar-babalar 1950-60-70 arası durmadan tarlalarda çalışanlardır. Onlar Şanlı Ordunu karıları… Onlar Şanlı Askerin torunlarıdır. Şu an onlara bir dokunsanız, onlara bir anababa kucağı açsanız, onlara samimice konuşma fırsatı verseniz… var ya… Onların hüngür hüngür ağladığını görürsünüz. Onlar şu an ve hala öyle fakirlik ve yoksulluk içindedirler ki… Onlar bir eşarbı beş sene bir pardüseyi altı-yedi sene giyenlerdir… Onların görünmeyen giysilerinin çoğu yırtıktır, Sayısı da ikiyi-üçü geçmez. Onların okullarını elden almak çok acı olmuştur. Onların ilk gelenleri yüzde seksen yok edilmiştir. Araştırıldığında çoğunu tarlada çalışır, gecekonduda yaşar bulursunuz… Ve onlar acılarını içlerine gömmüştür. Kimdir onların günahına girenler… Bilerek ve bilmeyerek, dini, namazı, orucu... siyasete alet edenlerdir… Onları, tam eğitmeyen Atatürkçülüğü, laikçiliği tam öğretmeyen, Türk örf ve adetlerinden uzaklaştıranlardır. Bak kızım, geçmişte Türk kadınlarının yiğitliğine bak, Oyalı yazmalarına, yaşmaklarına… bak deselerdi… yeterdi… O masum türbanlı kızların 72

ikinci dilim sayıları da şu an kaybedilmek üzere… Lütfen bu olmasın… Kısaca bir kere daha yazayım ki… Onlar beyin, onlar çok bilgi-beceri kazanmaya azimli, Onlar aldıkları terbiye ve inanç doyumları ile… Devlet malı anız demeyen olurlar. Onlar haramı iyi bilir yemezler-yedirtmezler. Onlar mutlaka gelecekler-gelmeliler… Masada-Devlette iş alacaklar, Kendi işini kuracaklar… Bir de onlar çok olan Anadolu ruhuyla yoğrulmuş fakiri-yoksulu görmüşlerdir... Onlar top yekun çalışma seferberliğinde inanırım ki Ülkeyi şaha kaldıracaklardandır. Onların ve Türbanın ordu-emniyetçe iyi ele alınsın, siyasilerin yapamadıklarını siyasilere uyarı ile yaptırılsın, Yalancı dincilerle, dinin içine sızmış-dinci görünmenin içine sızmış ajanların-münafıkların tez elden temizlensin, Gerçek laik olan insanların ve özellikle gerçek kadın laikçiler, ona layıkçılar… bu işe el atsın, el koysun. Acilen kapalı-dürüst-Atatürk'ü çok seven- sayan kapalı, ileri gelir-kadınlarla… Gerçekten Atatürkçü, laik, vatansever-başı açık kadınlar bir araya gelsinler, Kucaklaşsınlar-saplasamanı ayırsınlar ve derhal ülkenin kalkınmasına girsinler. Ey Anadolu'nun bağrından kopmuş, gecekondulardan çıkmış, Ana Türk Kadınlarının çok temiz, edepli-çalışkan genç ve yiğit kızları… Bir moda uğruna, geleceğinizi köreltmeyin, Türbanın geçmişini, nerden geldiğini değil, Türk Kadınlarının geçmişine, giyimlerine, al yazmalarına, oyalı-boncuklu tülbentlerine, avuçlarındaki kınalara, yüz görünüm ve güzelliklerine bakın…, Anaların, bu günkü giyimlerini de görün. O analar ki, önden saçları hafif görünür, yarılmış-taranmış, yan yatırılmış, Al yazmasını çekmiş, toplumun içinde kocalarının, bazen önünde bile olarak ülkeyi kalkındırmışlardır. Devlete saygı esastır. Bu devleti başta Atatürk kurmuştur. Önce Allah, Sonra Atatürk ve arkadaşları, senin-sizinhepimizin varlığına sebeptir. Atatürk'e saygı Devlete saygıdır. O devleti aynı zamanda-senin-sizin analarınızın anası-dedeleriniz kurmuştur. Sen, önce Atatürk'e, sonra dedelerin olan Büyük Türklere Atatürklere saygılı olmayı çok istersin. O tür saygının dinende hayır ve görev olduğunu bilirsin. Allah, Atasını sayana, hayır yazar bunu da bilirsin. Bunları bilmeyenler de bilsin. Benim iki tane kızım var. Birinin başı açık-hemşire, Diğeri öğretmen başı kapalı-Çok da başarılı öğretmen. Başı kapalı-türbanlı olarak fakülteye gitti. Đçeri girdi. Sınıfının kapısında başını açtı-sınıfına girdi-okudu. Halen öğretmenken de başı kapalıdır. Namazını da kılar. Okuluna gider. Öğretmenler odasında kendini düzenler. Başını açar sınıfına girer ve öğrencilerini yetiştirir. Atatürk'e saygı budur. Dindar 73

olmak budur. Kapalı olarak kendini bilmek, inancını yaşarken Devletine, Milletine-Atatürk'e layık olmak budur. Vali, benim devletimin valisidir. Büyüktür. Atadır. Yani Devletin manevi yapısında büyüktür. Valini kapısından girerken baş açılır. Bu baş açma valini şahsına değil, devletin manevi yapısına saygıdır. Cumhuriyet Devletinin kuralı budur. Ben müdür olsam, ben vali olsam kızım, oğlum makama gelse… başlarını açmadan içeri almam. Atatürk devrimlerini böyle yaşayacaksın. Kurallarına uyacaksın. Eh Bir de namaz-niyaz bilir, yerinde uygularsan ne mutlu size. Burada, tüm başı açıkları-gerçekten Atatürkçü laikçi olanlara ve hatta yalandan layıkçı görünenlere. Derim ki… Đnançlı-ibadetini bilen-yapanlara bilip bilmeden layıkçı değil ya da gerici gözüyle bakmayın-damga vurmaya çalışmayın. Biz o teraneleri 4050 yıl öncesinden çok duyduk, dinledik. Ben vatandaşım. Ben Atatürk Türkiye’sinde çok çok mutluyum. Bu mutluluğu bozdurtmam. Devletimi böldürtmem ve yıktırtmam... Sıkma giysi belli hatlar, topla baş, başta türban, bu bir moda ise derdim değilsin. Yok Atatürk'ün devrimlerine karşı bir inatsa bunlar, türbanla sıkılır boğazlar. Bunu bilesin. Can dediğin ne ki denilmeye görün bir kez. Ben yağarım, eserim-kükrerim arkadaş. Bunu böyle göresin ve bilesin.

ÇEKĐN ELĐNĐZĐ, BAŞÖRTÜSÜNDEN Cumhuriyetin kurulması ile, baş açmada sıkıntı görmeyen vatanperver Türk kadınları, Türkiye halk kadınları ile, baş açmada……saray cariye kalıntıları ve “Devlet malı anız, yemeyen domuz” leşçileri, devlet masalarında ve Atatürk etrafında yerini aldılar. Bunlardan leşçi ve beleşçi gruptan olanlar, laiklik ilkesine sıkıca sarılarak, bu günlere geldiler… Diğer yandan, vatanın kurtulmasında canı pahasına uğraş veren, Atatürk’ü de gönülden seven-vatan uğruna can veren, bayrak uğruna “can ne ki” diyen, kahraman Türk ve Türkiye halk kadınları-Gerçek Kuran Đslamcısı olaylar-baş açmada sıkılgan ve inanca ters, kararları ila, Anadolu’yu imara koyuldular… 1950-60 tan sonra, o kadınlar kızlarını: “Gavur icadı-okulu…dediler” “Biz okuyamadık, siz okuyun, kendinizi kurtarın, ülkeye hizmet edin…” diyerek o kızlarını, torunlarını, okula verip okuttular. 1990’lardan sonra, daha çok o kesim kızları-devlet kapısını zorlayan, başı örtülü, yüzde 74

seksen-doksan-art niyetsiz türbanlı kızlar… o kahraman anaların kızları, torunlarıdır. Onlar, dinen inançlı, haramdan korkan, helale koşanlardır. Onlar, Atatürk’ü ve Ata Türkleri yürekten-çok sevenlerdir… Onların çoğu bürokraside, soyana ve soydurana geçit vermeyecek, çalana-çaldırana, göz açtırmayacak .. olanlardır. Kavganın özü bu noktada, devlet maaş nimetlerini hep biz alacağız diyenlerle, biz de varız, biz de devlete, millete bu yoldan hizmet edeceğiz, biz de payımızı alacağız diyenler arasındadır. Artık zamanı çoktan gelip geçmiştir. Yağma Hasan’ın böreği de fazla kalmamıştır. Açın devlet kapılarını onlara… Đçlerindeki ajan-provakatör, örtülütürbanlılar, su yüzüne çıksın… Tam anlamıyla laikçi olanlar, karşı durmayın o kızlara, kadınlara- Başı açık, başı kapalı-siz onlara, onlar size kucak açın-kucaklaşın..ki, yalancı laikçiler, karıştırıcılar, ayyuka çıksın, görünsün… Onlar “Ana” onlar “Bacı.. Başı açık. (Saçları taralı. Adablı giyimli. Kendinden emin. Đşine, evine sadık. Devlete bağlı, Millete hizmette, atılgan.. Onlar, Türk kadınları, Türk-Đslam-halk kadınları… Çekin elleriniz kadının örtüsünden, başörtüsünden.. Açın devletteki kapıları.. Onlar, devlet adına-valiye saygılı. Onlar, Atam Türkler yolunda, Atatürk ve Ata Türkler..hayranı.. Allah’a inançlı, imanlı.. “Edebince” olmayanlarsa, bu meclisten dışarı da demiyorum, demeyin. Onlarda, tahrikçi olmasın, kötülüğü benden, senden bulmasın. Onların elinden tutulsun, korunsun-ezilmekten kurtulsun, kurtarılsın.. Çıkarcı-molla Müslümancılığı, menfaatcı, yalancı laikçiliği, bukalemuncalıkta yer bulamasın…Türkiye’de, her gün, gündem yaratılmasın. Bu hengamede mal gidiyor, para çalınıyor ise, farkına varılsın. Çekin ellerinizi kadının, üstünden; örtüsünden-Artık yeter… Onlar, Türk Kadın Konseyi kurucuları, onlar, bugünden yarına, Türkiye hizmetlileri, onlar BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN “Ana” kurucuları…

75

LAĐKÇĐLERE VE TÜRBANLILARA Hani olmaz ya... Diyelim ki sizin hepiniz ve ya çoğumuz dinleyiciizleyici olun. Ben de size konuşmacı olayım. Burada yazdıklarım gibi size konuşayım ve konuşmalar yapayım. Eminim ki, yüzde doksanınız beni onaylarsınız. Söylediklerimi hadi yapın desem çoğunuz yaparsınız veya yapma yolunda olduğunuzu olacağınızı açığa vurursunuz. Đşte tam o anda içinizden beş on taneniz ayağa kalkar, yerinden fırlar nutkunu atar ve hayır olmaz der. Đlkelerimiz var. Sonuna kadar gitmek var. Söke söke almak var. Basar ve kusar zehrini. Çoğunuz o anda durur veya bana olmazlık tavrını, koyarsınız. Đşte o yerinden fırlayan söke söke diyen veya diyenler var ya. Onlar akıllarınca kurnaz, liderdir. Sivridir ve sivri zekalıdır. Daha önemlisi de onlar, bir yerlere hizmet eden, birilerinden emir alan menfaat alan ya çıkarcılardır, yada çoğu kez-çokları militandır-ajandır. Đşte siz tam o an hepiniz onlara o tiplere hep birlikte “Hadi be oradan yettin artık-bizim aklımız yok mu? Gibi sözler etseniz. Bilin ki onlar iyot gibi açığa çıkar. Yok olurlar veya edilirler. 1950-1965 arasını bilirim. 1965-2008 arasını yaşadım, izledim. Farkında olmadan gözledim. Đyisi ve kötüsüyle gördüm. Çoğunlukla savunmada kaldım. Hep kişisel başarıya yöneldim. Çoğunlukla ve kimsenin ve hiç kimsenin işine karışmadan başardım. Bir yakınım hariç hiç kimseden yardım almadım alamadım, Çünkü çok fakirdik, Çevre de fakirdi. Anamın bir kuruşa sattığı lahana parası ile okudum. Okula kendi irademle gittim. Çünkü ne anam-babam ne de çevreden birileri-Çocukları okula verin diye çağrıda bulunacak girişimde bulunacak yapıda değillerdi. Herkes tarlada kazmayı, ahırda hayvanını iyi bakma yolundaydı. Bir hırka, bir gömlek bulamazdık. Üst-baş, çoğu kez bitle dolardı… Tüm bunlara rağmen 1950’lerden hatırladığım, halk çok türkü-nara atar, imece yapar, yol-iz… çoğu kez neşeli-konuşan insanlarla dolardı. 1960’larda o neşeler, türküler, güler yüzler kayboldu… Daha sonraları anladım ki YETER SÖZ MĐLLETĐNDĐR, dönemi bitmiş, ORDU DARBE yapmış MENDERES yıkılmış-üstelik tutuklanmış, idam edilecekmiş… duyumları ile halk suskuluğa acılara-acımalara sürüklenmiş. Bir zaman sonrada olanları hatırlarım ki; Halk fısıltı ile konuşur olmuş, Ürkütülüp, korkutulmuş… Ve sonraları da malum olanlar olmuş ve oldu. Sonralardan öğrendim, gördüm, inceledim, yani halkın içinde halka baktım… 76

O günlerde gördüm, sonralarda ve şu anda anladım ve anlamışım ki… 1960 ihtilalini, Milletin ORDUSUNUN içinden bir grup subay veya subaylar yapmış. Üstelik, üstlerinin, generallerin çoğunun karşı olmasına rağmen, onları devre dışı bırakarak-yapmışlar. Onlar şimdi tarih oldu. Hükümlerini, Milletin tarihe mal olmuş tavırları verdi. 27 Mayısçılar, halkın nazarında isyancılar olarak tarihe gömüldüler… Bugünden geriye bakılırsa, Menderesi ve o bakanları asmasalardı... O kadar nefret kazanmazlardı. Siyasi tarihte yazılıdır. Asılan iki bakandan biri olan FATĐN RÜŞTÜ ZORLU- Londra'da, Anlaşma masasında, kıvırtmalar yapan yunan dış işleri bakanına yumruğunu Masaya vurduğu an ve zorla Londra ve Zürih Anlaşmalarını imzalatmış. O anlaşmalar garantisinden güç alınarak, TÜRK ORDUSU 1974 de Kıbrıs'ı almış ve kendini de haklı göstermiş, gösterilmiştir. O gündür bu gündür halkın pek çoğu 27 Mayısçılara çok kızgındır. Halk onları Türk ORDUSUNDAN ayırmış, Ordudan bile saymama bilgi ve becerisini gösterebilmiştir… O nedenledir ki, Halk Türk Ordusuna asla kızmamış ve kızmaz ve de kinlenmemiştir ki; Bu çok çok iyidir. Ama halk 27 Mayıstan dolayı Orduya buruktur. O da bir babanın oğluna bir an için hafifçe darılması gibidir. Tabi 27 Mayısçılar o günlerde her şeye de hakim olmuşlar. Devamlı baş kaldırmışlardır. Öyle ki 1965 Seçimlerinde Ordunun seçkin generallerinden olan RAGIP Gümüşpala'yı, Adalet partisinin başında hazmedememişler ve Demirel'in ortaya çıkmasına-Demirel'i de istememelerine rağmen sebep olmuşlardır. Daha da acısı-Ordinaryüs Profesör Ali Fuat BAŞGĐL’in Cumhurbaşkanı olmasını da önlemişlerdir. Çok kısaca değindim bu ve bunlara benzer acı olaylardan dolayı… Türkiye'nin kalkınmasında çok büyük engeller ve yaralar açarak Ülkenin nice yıllar kaybetmesine sebep olmuşlardır. Sebeplerde haklı olmakla beraber 1971’de de Ordunun idareye müdahalesi pek iyi faydalar getirmemiştir. Hele o idam edilen-öldürülen birçok gencin suç işlemişliği, fiilen vurup kırmaları ne oranda idamları haklı gösterir bilemem. NET BĐLĐNEN... NATO ve Đngilizleri, NATO üssünden kaçırmış olmalıdır. Deniz gezmişlerin görüşlerine ve gittikleri yolun çok yanlış olduğuna ve de onlara çok karşı olmama rağmen… Deniz gezmişlere yazık oldu. Büyük yanlışları ise Lenin ile Mao resimleri taşımaları onların bayrağını açmalarıdır. Buna rağmen yazık olmuştur. Burada daha çok yazık olan, mahfedilen Ülkücü gençliktir. Onlar, ne Amerika ne Rusya dediler! Đsyan ettiler. Đç ve dış düşman ve ajanlar o gençleri birbirine 77

kırdırdılar. Çıkarcılarda köşeyi döndüler. Sol 70’lerde çok örgütlü idi seslerini duyurdular. Ülkücüler ise daha fakirdi. Etkili örgütleri yoktu. “Parti adına gibiydiler” olarak yansıtıldılar. O nedenle 2000”lerde hep unutuldular. Türkiye’nin yararına isyancılardan, kahraman yaratılacaksa, bunların başında ülkücüler gelir. Đleriki sayfalarda sanırsam değindim. Buradan da kısaca değinirsem… 12 Eylül 1980 darbecilileri Olayların çokluğu ve ağırlığı bakımından idareye el koymalıydılar. Koydukları an, çokları hatta çok çokları alkışlandı… Onların en büyük yanlışlığı da, bir sağa, bir sola vurupyaptıkları idamlardır. Çoğunun suçları nedir? ... açıklama bile yapamamışlardır. Allah söyletecek ya, Bakla-Kenan Evrenin ağzından çıkmıştır. Neymiş efendimi Olaylar olsun-çok olsun onca insan birbirini öldürsün… Darbe hali olsun da öyle yapalımmış… Vay be-Sonuç beş binden fazla kardeş kardeşi öldürmüşte… Adamlar haklı çıkmak için beklemişlerde darbeyi yapmışlar ve güya öylece haklı çıkmışlar… Hadi canım sende… Tarih senin alnına bunları yazdı-böyle yazdı. Pek makbul anılamazsın sanırsam… Bu açılar olmasaydı ne olurdu? ... Đşte onun için benim Orduya söyleyeceklerim ve isteyeceklerim O nedenlerden dolayı tam burada başlıyor. Hem de sanırsam haklı olarak veya en azından kendime göre haklı olarak… 1998 ve 2007 uyarıcı askeri müdahalelerin unutulmaz yaralar açmaması çok iyi. Ülkenin yararına olduğuna da, çok da su götürmez bir gerçek. Ancak 98 de ikinci derecedeki generalin çok fazla ön plana çıkması pek makbul sayılmaz… Haklı ola da ses, baştan duyulmak istenir… 2007 yani şu andaki Generallerin yaptığı çok yerinde. Yani uyarı şekli, söylemin Genel Kurmay paşasınca yapılması ve tam yerinde durmuş olmaları çok iyi… Đyi ki kıl payı tam yerinde durdular. Đyi ki bozguncuların düzenini ve düzenbazlıklarını zamanında gördüler… Asıl söylemek isteğime gelince… Askeri darbeye kolay kolay gerek olmaz ve olmamalı. 2007 şekli bir tür geliştirilmeli ve mecbur kalındığında yapılmalı. Askerin siyaset yapamaz teraneleri benden kabul görmez. Bal gibi de yapmalı. Ancak asker ya kendinin güçlü kılmanın siyasetini yapmalı, ya da bir yıkımın gelmememsi için tavır koyup zamanında etkili olmalı, ya da bir neslin-diyeceğim-istikbalde haksızlığa uğramamasında bir tür rol almalı… 78

Şu an yirmi bin başı kapalı kızlar, göz güre göre zor durumda bırakılmış… Arkalarında birkaç sene içinde gelecek elli bin-yüz bin başı örtülü kızlar var. Onların istikbali göz göre göre yok edilemez. Burada iki olmuş olayı ifade ediyorum. 1955’lerde Ordunun bir köyünde Türk Bayrağına orak sallama olayı üzerine. Laikçilerin sesleri ayyuka çıkmıştır, zilleri çalmışlardır. Vay gericiler-Oy yobazlar, vay Atatürk düşmanları… O olay bugünlerde olsa yer yerinden oynar... Hani bilerek yapmış olsa... Ona ben Mevlüde Teyze… dermiyim Maazallah yakarım bana düşse hani… Birde o köy Medrese olan-Alim yetiştiren Köy-Köyü ikiye bölen-ilkokul gelecek-gelemeyecek… denilen köyün bugünkü gerçeği ise… Şuan bir milletvekilinin o köylü olması O Đlkokulu bitirmesi… Avukat olması... ardından vekil… Ve daha o köyden yetişen kaç tane öğretmen memur-aydın… Şu an . Televizyonlarda Türban kavgaları cirit atıyor... Kahvede arkadaşlarla bu konuları konuşuyoruz. Đçlerinden samimi görüştüğüm, akıllı, bilgili arkadaş Kendi üzerinden öyle bir hadise anlattı ki, Çünkü anlatırken çok üzgünleşti, nerde ise ağlayacak hal aldı… Aynen yazıyorum: Rizenin köyündeler, Açlık-kıtlık diz boyu köylerinde. Çok aydın-akıllı-ileri gören bir Din hocası varmış. Hoca ileriyi görmüş ki derhal harekete geçmiş. Şehirde de destek bulmuş... Nice zorlukladır tabii. Köye ilkokulu getirmiş. Köyde bina yok. Hemen Kuran mektebi olan yeri boşalttırmış. Đlkokul orada faaliyete geçmiş. Köyde üç beş tane din hocası yaşlılar varmış… Her gün okula gelir sobanın kenarında otururlarmış. Biz arşak deriz. Ellerinde de birer arşak… devamlı yünden ip yaparlarmış... Öğretmen de onlara bir şey diyemezmiş. Tabi o adamlar sınıfta iken ders yapılır mı? Öğrenci rahat olur mu... orası başka… Zaten ... O din hocaları arada bir öğrencilere konuşurlarmış... Oy gavur olacaksınız, vay yanacaksınız… falan. Okulda da dört beş tane yaramazlık yapan, aksi olan öğrenci varmış... Onlardan bir tanesi de O arkadaşmış. Arkadaş sözüne devamla… Yahu-O yaşlı adamlar, O hocalar kafamızı iyice doldurdu. Biz dört arkadaş, gece girdik okula… Okulun mührünü falan elimize aldık. Öteki arkadaşlar, duvarları-indiriyor… Mühür benim elimde olduğu için, Mührü, Atatürk'ün yüzüne-gözüne… her yerine ve yanına vurdum, vurdum, vurdum. Tam o arada ben, arkadaşı teselliye mecbur oldum… Aklıma birden, Ordulu teyze geldi... Arkadaş, ha ağladım... ha ağlayacak duruma gelmiştisesi kısılır hal aldı… Anlatıyordu… Tabi dedi, sabahleyin olay duyuldu dedi. Đleri gelenler toplandı. Bunu yapsa yapsa bunlar yapmışlardır dediler, 79

ve bizi bal gibi buldular… dedi. Ve ekledi… Hayatımda bu olayımı hiç unutamıyorum içim acı içinde. Çoğu kez rüyalarıma girer… Şimdi şöyle bakıyorum ve çok da utanıyorum. Dedi ve ekledi: Ey gidi Atatürk, ve üzüntüyle sustu... Bende konuyu değiştirdim. Sormak gerekirse, Ordulu teyze ve bu arkadaşın suçu ne... Arkadaş zaten, son sözünü şöyle tamamladı. “O din hocaları olacak adamlar, benim aklımı çelmeselerdi, ben onu, yapar mıydım. Evet, sizce yaparlar mıydı? Bence, asılı görseler, bilseler yapmazlardı. Bildiren, gösteren olsa, hiç yapmazlardı. Oradan geliyorum, Türbanlılara… Ve bu anlamda son olarak, yine ORDUYA… Ey kahraman ordunun, Kahraman Generalleri, PAŞALARI… Bu çocuklar eğitildiği an olay çözülür. Bu durumu fırsat bilen gerçek laikçiler, yalancı laikçiler de… kışkırtıcılar da-tam gaz yükleniyorlar. Fırsattan istifadeyle dine, imana, kitaba da, bir tür vuruyorlar… Düşman da bu fırsatı kaçırmaz... Üstelik art niyetli laikçiler, Türk Ordusunu da, arkalarına aldım sanıyorlar. Zaman içinde, Ordu içine sızıyorlarsa. Aynen-gericilik-anlamına bazı dini çizgilerde sızabilenler olduğu gibi… Türk ordusu içinde, 1955’lerde başlayan kıpırdanmalar ardından gelen, 27 Mayıs Darbesi… ve sonrakiler. Ya böyle laik elden gidiyorlar, ya da bu parti yapamıyorlar, olmuştur. Burada bir daha altını çizerim ki… 27 Mayıs, sanki siyasi yönden, Kurtuluş savaşından sonra, Anadolu’ya, küçük il-ilçe ve köylere giden, bir şanlı Millet, bir şanlı Ordu olan yığınlara karşı yapılmış gibidir. O yığınlar o günlerde çok ezilmiş korkutulmuş ve sindirilmişlerdi… Şu an üniversite kapılarında yığılan okullara girmek için zorlanan- kapıları zorlayan çoğu Türbanlı veya kapalı olan kızlar O şanlı milletin, o şehitlerin, gazilerin torunlarıdır… Çok fakir çevredendir. Yüzde yetmiş olan o çoğunluk. O günlerde… Koşun ey millet, Vatan imdadına demişler, koşmuşlar-dır… Bu günlerde Şehitler ölmez, Vatan Bölünmez diye, gürleyenlerdir. Onlar erinden erbaşına, kurmayından Generaline, Paşasına, Türk ordusunu çok sever. Aynı sevgi, gerçek laikçilerde de vardır elbet ve kesindir. Ancak yalancı laikçilerin de çok ağır suçlamaları, sanki kendilerinden olmayan herkese gibi… Üstelik o yalancı laikçiler-bir de çıt kırıldımcılar, salon sosyeteleri, tabak kırıcılar, hazır yiyiciler olunca... Onlar, çaktırma-dan askeride-emniyeti de kendilerinden sayarak, o yığınların üzerine güya korku-ürkütme salıyorlar. Ordu elbette her şeyi, çook çok iyi bilir. Ancak o yığınlar, bir daha sakın o yılgınlığa düşmesin, düşürülmesin ve halen üzerinde hissettiği o tür baskıdan veya öyle sandığı şüpheden kurtulsun, kurtarılsın. 80

Genelkurmayın Atatürk ilkelerini net ve kesin olarak açıklaması, halkın anlayacağı dilden açıklanarak, Atatürk ilkeleri budur, bunların hepsi zaten Milletin kabulüdür. Tersine düşünenlerin ise, hali figan olur… denildi mi, taşlar yerli yerine oturur PAŞAM.

TÜRK ORDUNSUNUN VE EMNĐYETĐNĐN DÜNÜ VE BUGÜNÜ Tabandan bakıldığında 1930’lu-40’lı yıllarda ordunun, polisin halinin çok zorluk içinde olduğunu tahminen bilirim… Ancak düşünmek bile istemiyorum. 50-60-70’li yıllarda ise polis olay yerine yaya koşar, Asker olayın üzerine köylere yaya giderdi, bilirim. O günlerden bu günlere Ordunun ve polisin çok güçlü olması, bugünkü seviyesine gelmesi çok iyi, Ordunun-emniyetin içinden-Siyasette bu hizmetlerin yapılmasında emeği olan, icat ve silah gücünde buluşları olan herkese minnet ve saygılarımı sunarım. Allah onlardan razı olsun, Dünyaları bolluk, ahretleri cennet olsun… Yaradan zaten o güzelliği onlara vermiştir. Ordunun şu anki görünüşü iyi ve güçlü. Ordu bugünkü halinden çok daha güçlü olmalı ve ordunun bu gücü, içte dosta, varsa düşmana-dışta dünyanın tümüne yansıtılmalı… Asker yani Jandarma ve polis göreve ve olay takibine yaya veya hurda motosikletlerle, köylünün arabalarına binerek giderlerken, şu an en azından 5-10 kişilik arabalarla gidiyorlar. Ancak o arabalar da güçlü görünüm yok… Mahalli polis ve jandarmanın giyinim, silah görünümlerinde de yok… Hani zırhlı birlikle müfrezeler denilir ve vardır ya… işte onların güçleri çok olmalı ve uzantıları, polis ve jandarmadan halka yansımalı. Arabalar da Volvo-BMW gücü vardır ya… işte öyle bir şey… Ve polis ve jandarmadan da atmaca gibi olma ruh ve davranışlarının da olması ve halka yansıması… Uzaktan duyduğum ve tahminen bildiğim kadarıyla Askeri birlik ve kışlalarda, fabrika-atölye… üretimleri varmış ve olmalıdır. Ama bizde, tabanda ve tavanın çoğunda, Aman be demek, bu kadarı yeter de artar bile demek hissi, halkta bu ruh hali halen var ve vardır. Otuz Ağustoslarda da… Ordunun şu anki sefer ve savaş durumundan da böyle yansımanın oranı oldukça fazla… O tarihten kalma Jemse arabaları, makineli silah görünümleri… Yerini çelik gibi arabalara bırakmalı, Görünümlerde Dağ 81

gibi misali-heybetli olmalı_Bunun temel olgusu, çokluğu... tam ve çok net olmalı. Ordu, kendi alanında öyle fabrikalar yapmalı ve kurmalı ki, her zaman çağ üstü olsun... Ordu tüm ilim ve bilim adamlarını vazife anlamında göreve çağırmalı. Türkiye’de bilinmeyen çok üretken, yeni buluşlara açık beyinler var ve kesin vardır. Acı olan onlar yıllarca bilinmez, ama varlıkları bilinir. Onlar çağırılmalı, toplanmalı. Her şey, ama her şey-En zor şartlarda bile cıvatadan başlanarak serice üretilmeli. Her şey, a dan-z ye Türk yapımı olmalı, Çok sağlam olmalı… Türklerin yaptığı bu kadar olur… anlam ve mantığı yok edilmeli. ÜÇ YÜZ BĐNĐ geçen YILDIRIM ORDULARI BĐRLĐĞĐ KURULMALI. Bunların ELLĐ ile YÜZ BĐNĐ JANDARMA olmalı… Böyle Jandarma gücüde sayıları üç bin beş bin, on bin şeklinde bölgelere ve ilgili alan ve yerlere dağılmalı… Ve dahi bunlar yılın belli zamanlarında şöyle bir meydanlara çıkmalı. Ki... O zaman herkes, hesabını-kitabını buna göre yapar. Đsterse de yapmasın... On beş aylık askerlik döneminde bunlar, rayına girer... Seçkin elemanlarda beş-on ve on beş sene orduda devamlı kalarak-Dağ gibi ordu kurulur. Üç yüz binde geri hizmet ordusu olur. Onlarda demirbilek olurlar. Dolayısı ile Türk Ordusunda hantal yapı olmaz. Đstenilirse bu işler kısa anda ve çoğu da beş sene de olur. Ancak beş sene, bu işler için çok uzun zamandır. Dünyanın bugünkü hal ve durumunda her şeyin, her yerde, her zaman olacağı kesindir. En zor şeyler ve en zor işler, en rahat zamanda yapılmalıdır. Zorda kalınca çırpınmalar pek çare değildir. Bu manada Ordu siyaset yapamaz anlayışı da olmayacak-olamayacaktır. Şu anki MĐLLĐ GÜVENLĐK KURULU, Sistemi çok iyi gibidir. Orada Siyasi Đktidarın kontrol ve bilgisinde her şey konuşulur ve mutabık olunur… BĐR KERE OLMAK ÜZERE TÜRK GENEL KURMAYI Atatürk devrimlerini-LAĐKLĐĞĐN ne olduğunu ORDU DĐLĐYLE fakat halkın anlayacağı biçimde Uzunca anlatmalı. Sonrada her beş yılda bir özetle yapılmalıdır. Bundan sonra ikide bir darbe lafı edilmemeli. darbe havası estirilmemeli. Zırt-pırt fikirlermiş, yok laikçilik elden gidiyormuşsağmış-solmuş-bilmem ne ve neler… Askerdir ama insandır. Elbette ki fikirleri vardır, olacaktır, olmalıdır. Konuşulur karara bağlanır uygulanır. Görev anlayışı ile yanlışlar yok edilir kışlaya dönülür. Sivil ve siyasin iktidarın desteğinde. Ordunun gözetim ve denetiminde BEŞĐNCĐ KOL KUVVETĐ yeniden kurulmalı veya geliştirmeli etkinleştirilmelidir. Sanki yok gibidir. Türk kadınları birliği-Türkiye'de ev kadınları, Türkiye'de 40-50 yaş erkekleri82

Türkiye'de askerlikten muaf tutulan normale yakın beden arazlı olanlar dâhil-her zaman aylık-üç aylık-altı aylık ve yıllık olmak üzere eğitime tabi tutulmalı. Bu eğitim öncelikle BEDEN EĞĐTĐMĐ olarak başlamalı. Sonra her türlü akrobasi hareketler, kavga-dövüş, usul ve teknikleri verilmeli, Ardından Yurt savunma halleri anlatılarak kara günler olabilir düşüncesi anlatılmalı… Kara günler bireysel başarılar, gruplarla başarılar… fiilen uygulanarak görülmeli. Burada kadınların çoğunun bedensel hareket yapma içinde olduğundan istifade edilmeli… Görülecektir ki çokça kadın bu çalışmalara koşarak ve severek geleceklerdir. Beşinci kol-kuvvet çalışmaları, bilinç altı altıncı his ile pekiştirilmelidir... Hani militanca güç ve davranış vardır ya işte öyle cenkçi Türk kadınları ve insanları. Bu çalışmalar Ordu evlerinde müsait yer varsa orada, yoksa Ordu ve polis evleri yakınlarında-emekli asker-polis ve özellikle emekli kadın asker ve kadın polisler koordineli ve gözetimlerinde olursa veya kadın beden eğitimi öğretmenince yapılırsa çok daha verimli olur. Artı çay-pasta şölenleri de cabasıdır. Çay partilerinde Gazilere ve çocuklarına parasal desteklerde sağlanabilir.

83

TARĐHĐMĐ BEN YAZARIM Gök tanrıya kul eyledim. Kımız içtim, aşın yedim, Altayları yol eyledim, Hey Asya, Orta Asya… ! Ergenekon oldu bağım, Kuruldu çok çadırlarım, Bozkurtları hatırlarım, Demir dövmeleri var ya… ! Sığmaz oldum, dolup taştım, Bir kez daha yollar aştım, Anadolu'mla kucaklaştım, Güzel alın yazım var ya… ! Korkut Atam verdi akıl, Bilge Han güç kaynağımdır. Ordusu çok kahramandır, Yurdum, Türkiye'm var ya… ! Alparslan'ım, Osmanlarım, Asırladır hür yaşarım. Atatürkler kahramanım Đman dolu göğsüm var ya… ! Atatürk'tür son ilhamım, Kara Fatma'm, Anam var ya. Tarihimi ben yazarım, Ay yıldızlı Bayrak var ya. FAZLI TEMĐZ (TÜRK) (EMEKLĐ ÖĞRETMEN) 20 ŞUBAT 2008 SAMSUN (Bu şiirim, 20 Şubat 2008 Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak’ta (Güneş Harekatı) isyancı Kürtlerle, Canı Pahasına Savaşan Şehit ve Gazi Olan Türk Askerlerine ve Türk Ordusuna Armağanımdır. )

84

DEVLET, HÜKÜMET VE PARTĐ Devlet ve hükümet, halk nazarında ayrı hizmet kavramları, zıt kutuplar biçimi olarak algılanmaz. Buna rağmen bu durum Türkiye'de vardır ve halkı şüpheye-ne oluyor diye bakmaya götürmektedir. Bu durum özellikle-son on beş, yirmi yıldan bu yana gelişmiş, 2000’lerde zirveleşmiştir. Vakıflar milletin adına, insanların iyiliğine verilmiş, bağışlanmış yerlerdir. Kurmuş, bağışlamış olanlar hayır yapmışlardır; işletenler de hayır yaparlar. Vakıflar, devlet adına ve devletin bilgisinde valinin kontrolünde, emniyetin ilgisinde, maliyenin denetiminde, iş yapar. Valiye sorumlu olur, vali sorumlu olur. Cebe konulmaz cep doldurulmaz. Ceza ağır olur, bedel ağır ödetilir. Devlete karşı, ülkenin idaresini sarsıcı cemaat, hoca... dil öttürülmez, yıkıcı tekke zili çaldırılmaz. Böyle haller varsa yok edilmelidir diye düşünülür. Bu durum acilen yok edilmelidir. Devletin ve Hükümetin plan ve programı her zaman günlük ekmek gelsin de, nerden gelirse gelsin olmaz. Kişiden Devlete, devletten hükümete, hükümetten tüm insanlara borçsuz yaşama esas olur. Borcu olan ailenin de-hükümetinde, Devletinde boğazından rahat, yemek geçmez. Devlet ve Hükümet acilen borçsuz yaşama mücadelesine geçmeli ve bunu Milletle paylaşmalıdır. Devlet-parti-hükümet ve Memur denilince akıllara rüşvet-haksız kazanç gelmez. Şu an bu durum Türkiye de çoktur. O nedenle insanlar bir yandan tiksinti içindedir, bir yandan da çokları bende kimi, nasıl yerim diye düşünce ve gayret içindedir. Dolayısı ile toplum kopuk ve şüpheli yaşama sürüklenmektedir. Çok acilen tedbir alınmaya şu an başlansa on-yirmi yılda anca düzelme başlar ve gelişir. O halde son 20-otuz yıldır Devlet-hükümet ve partiler, yanlışlığa girmiştir. Bu olmamalıydı, olmamalıdır. Zengin ile fakir, Ekmek, su aynı. Zeytin, peynir, süt, yoğurt-meyve sebze, okul, kitap, Doktor-hastane-ev-yatak… Hepsi veya çoğu aynı. Zenginin olsun. Beşte olsun, Onda. Ama fakirinde bir tane olsun. Lütfen olsun. Çok kesin gerçek. Fakir çürük zeytini, susuz portakalı, yırtık olmayan çorabı, ayakkabıyı-hastaneye gidecek arabayı, eski televizyonu, buzdolabını bulamıyor, zor buluyor… Tek bir örnek olsun ve ciddi araştırma ile Türkiye genelinde incelensin ve Devlethükümetçe açıklansın. Fakirde bir araba var mı? Zenginin kaç arabası var. Fakir çocuğun ayakkabısı var mı?, varsa nasıl? Zengin çocuğun

85

ayakkabısı, oyuncak-larının sayısı ne kadar? Bu halde uçurum vardır. Lütfen adalet burada-eşitlik burada olsun. Đş olup ta çalışmayanları geç. Kastedilen Ülkenin fakirleri, Allahın fakirleridir. Ve onlara yazıktır.

MAHKEMELER, HÂKĐMLER VE HUKUK Yüksek mahkeme hâkimleri gençleştirilmeli. Otuz-kırk yaşlarda yüksek Mahkeme hâkimi olunulmalı. Tabi o tür hâkimler üstün zekâ, yüksek hukuk bilgisi-hukuk satıcısı, fırtına gibi-sonuç alınma-alma ideal ve becerisi yansıtanlardan olur ve olmalı. Yaşlılık sıkıntısına girmiş, kâtibesine hah? Ne dedi? ... işte onları yaz! Deme durumunda olanlar varsa… acilen emekli edilmeli. Mahkemeler kesinlikle hızlı karar vermeli. Adalet hızla dağıtılmalı. Buna engel, bina yok-hakim yok-şahit yok-belge yok… Bunlar asla mazeret olmamalı. Söz konusu olan adalettir. Mazereti kabul göremez… Halk içinde de görmedi-görmüyor. Hukuk, tabandan tavana, tüm vatandaşlara olacak. Adalet eşit olarak uygulanacak ve dağıtılacaktır. Delil ve ispatlar, acilen de orta edilme yoluna gidilecek ve mahkemeler, çok uzamaktan, çıkacak karar hızlılığı sağlanacaktır. Eğitici hukuku ve adalet tarzları içeren hukuk hakimleri birimleri kurulacak. Bu birimler, suç öncesi ilişkilerde suçu önleyici çalışmalar yapacak. Bu birimler, toplumla irtibatlı kol çalışmaları ile suç ve cezaların, toplumda bilinmesi; bilgilendirilmesine gidecek, iyi insan olma merkezli çalışma ve halk için de seminerler gibi bilgilendirmeler vererek, barış toplumu çekirdeğinin büyütülmesinde etkin olacak. Kötü insan ve insanlık türleri azaltılarak yok edilecektir. Bu kurullar, halk içinde, “zengin arka kapıdan çıkar; fakir hapislerde yatar” mantık ve karamsarlığını yıkacak ve bunu örnekleri ile de pekiştirerek halkta, adalete tam güveni sağlayacaktır. Halkın, hukuku ve adalet eğitiminde ve suçun işlenmeden önlenmesinde, iyi insan ve insanlık takdirleri hukuken önde ve üstün tutularak takdir görecek. Đyi insanlığı anlamayan, takdir ve tektir ile iyi insan ve insanlık içinde olmayanların, kötekle açıktan baskı ve cezalarla karşılaşacağı ve hapishanelerde kalacakları vurgulanacak, hapis ve hapishane şart ve yaşamlarına da gidilerek, caydırıcılık etkinliği yine de verilecektir. Halk, polis ve jandarmadan ve de savcılıktan suç öncesi 86

yardım ve barış talebinde bulunabilecektir. Kolluk kuvvetleri, bu olgularda şahit, ispat aramaksızın derhal incelemeler yaparak, gerekenleri yapacak ve barışın devamlılığında, devamlı ön etkinlikleri önde tutacak BÖYLECE BĐRLĐK TÜRKĐYEM KURULACAK ve YAŞAYACAKTIR. Tüm iyilik uğraşılarına rağmen, insan denilen varlık yine de kötülük yapmaktan geri durmaz. Bireysel veya birlikte yanlış yapanlara, suçun karşılığı olan cezalar kesin verilecektir. Bu tür suç işleyenler, her ne kadar, karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar olsalar da, inkarları ikrarlaştırılacaktır. Đspat ve deliller de cabası olarak pişmanlığa yöneltilecektir. Ancak, hunharca işlenen suçlarda, ırz ve mala gasplarda ve bu esnalarda cana kast hallerinde çok ağır cezalar uygulanacaktır. Daha ileri suçlarda ise idamlar düşünülmelidir. Đdam cezaları kesinlikle olacaktır. Sakın ola ki çok ağır cezaya, idama... hayır gibi sözler ve çıkışlar olmasın. Sabi çocuk ırzına ve canına kast edenler, eve girip hırsızlık yapanlar ve hırsızlık yaparken zorla kadın ırzına geçenler, el, kol, gövde kesenler, masum kadın, çocuk, erkekleri dağa kaldırıp adice öldürenler… Vatana ihanetle, bir millet ve devlet çöküntüsüne ve insan ölümüne sebep olanların cezaları çok ağır uygulamalardan ve idamına yönelmekten başka tür olamaz. BĐRLĐK TÜRKĐYEMDE KÖTÜLÜĞE ve KÖTÜLERE YER OLMAZ. KÖTÜLÜKLER DE ASLA, MADDĐ VE MANEVĐ OLARAK CEZASIZ KALMAZ.

POLĐS VE JANDARMA HAKĐMĐ VE HAKĐMĐYETĐ Kanunlar net, açık ve kesin olur; yorumsuz olur. Polis ve jandarmanın üstü ve altı yalnız ve yalnız kanun olur. Tüm vatandaşlar, kanun esasında bilgilendirilir, kanunlar uygulamaya konulur. Aksi meslekten men, karşılığında taraflara cezalar olur. Polis ve jandarma, kanunları asla müsamahasız uygularken vatandaşa saygılı, vatandaşta polis ve jandarmaya kesin saygılıdırlar. Olay ve ani olaylarda zaman ve mekana göre delil ve incelemelerde tutanak hazırlanırken, hakim polis ve hakim jandarma bulunduğunda, vatandaşın, kişisel menfaat kayırmacılığı haricinde kanunlara güven tamdır.

87

Birim amirliğinde ve görev amirliğinde, hakim diplomalı amir esası olduğundan cezalar kesindir. Hakim polislerin, olay yerindeki kesin inceleme ve yargıları, sonraki mahkemelerde kesin delil sayılır. Amir gerektiğinde bir üste bilgi verir havale yapar. Đdari üste günlük veya haftalık rapor verilir. Cezalara yersiz itirazlar, cezayı ikiye katlar. Đspatlı, şahitli, belgeli itirazlar, olay anı belgeleri, şahitliği olmak üzere dikkate alınır, incelenir ve buda kesin olur. Bu olay üzerine polis ve jandarma sokakları tertemiz yapar ve temiz olması asayiş çizgisinde sağlar. Hiçbir iş yeri önünde iş yeri dışında, ticari uygulama ve bozuk görünüm yaptırmaz. Çevre temizliğini kesin sağlar. Belediye zabıtaları çevre temizliğinde öncü rol alır ve bu da tavizsiz olur. Bu mana da yol ve çevre düzenlemelerinde ağaçlandırma ve süs bitkilerinde güzel olgu ve görünümde sağlanır. Bu yolda polis ve jandarma kararları etkin ve kesin olur ve mahkemelerin yükü ve uğraşları azalır. Trafik usul, kanun ve uygulamalarında aynen etkin ve kesindir. Yol aynı, uygulama aynı, yetki aynı ve kararlar kesindir.

POLĐS VE JANDARMA KARAKOLLARI VE KADIN BĐRĐM AMĐRLĐĞĐ Dünyadır, dünyalardır, ne kadardır, nasıldırları geçersek; burası Türkiye’dir; kesindir; kesin vardır ve de çoktur. Kadındır; onurlu, adaplıdır, derttir, dertlidir, bazen de kavgalıdır. Çoğu kez düşünür, sabırdır; sabırlıdır. Biraz da utanır, çekinir, çekingendir. Ancak çare aranmakta, bulmak istemektedir… Bazıları ise kıvırır, kıvırtgandır. Onlar aldırmaz. Haklıdır, haksızdır. Bazen de sudan bahanelerle kapıları vuran, açan, içeriye dalandır. Ahkam kesip konuşan, gereğinden fazla içeride kalan, kalmak isteyen, yada çekip gidendir. Onlar için dert değildir. Onlar hep olmuştur. Bugün ve yarın da olacaktır… Polistir ama insandır. Đçlerinde az da olsa, yaradılışın doğasına, bazen gem vurmaz, vuramaz. Onlar, onları, onlar birbirini anlayan, çoğu kez de tanıyandır. Karakolda dahi, el altından ışıkları yakan; alanda, ıssız yerde, yollarda buluşan, konuşandır… Karakol bunları kendinden, onları karakoldan temizler, temizleyebilir. Belki de şuan gittikçe temizlenmekte, azaltmakta, yok etmeye yönelmektedir. Temenni bu, istek budur. Böyle ise güzeldir… Ayni durum, istek budur. Jandarma karakollarına, jandarmaya da yöneliktir… Jandarmada sertlik ise, polise göre çoktur… 88

Dolayısı ile geride kalan, kapı arkasında saklanan dertler, sıkıntılar çoktur… Burada söz konusu olan, edilen kadınlar, anadır, bacıdır. Gerektiğinde, yada mecbur kaldığında, polise, jandarmaya varmada, kapıları vurmada, açmada, konuşmada ve konuşmalarda… rahat olmalıdır. Kadının öylesini, yada böylesini düşündüğümüzde, polisin ve jandarmanın dikkatini, manevi üstünlük ve güvenirlilik çizgisinde yüceltmek, polisi ve jandarmayı, kollamak, ana kadın, bacı kadın veya kadın olduğu için kadınların korkusuzluğunu çoğaltmak istediğimiz de, yada bu tarz düşüncelerinizi siz aklınızca geliştirdiğiniz de, olması gereken, kadın polis birim amirliği ve kadın jandarma birim amirliği kurulmalıdır. Bu birimler olduğunda, kadınlar çok rahat bir şekil de düşünecek ve doğrudan, polis ve jandarmada, kadın kadına muhatap olacağına inanacaktır. Dolayısı ile 2010’larda, Televizyon ekranlarında görülen kadın dert ve problemleri azalacak, suçlu erken bulunacak veya suçun önü erken kesilecektir. Uygulama, polis karakollarında kısmen vardır. Asıl olması gereken ise, karakol dış alan hakimiyetinde nöbetçi kadın polis ve kadının muhatap olacağı, içeride bir açık ve kapalı kat, kadın polis amirliğinin… olması ve uygulamalarıdır… Durum, jandarmada biraz farklıdır. Orada da olması gereken, dış alanda asker giyimini ve fonksiyonunu yansıtan kadın jandarma memurları, iç alanda ise jandarma kadın ast ve üst subay ve hatta albay kadın subaylarının olması gereğidir… Burası Türkiye’dir. Bugün ve gelecek her günde, daha iye, çok iyi olmalıdır… Bunlar, Türkiye için iyilik yolu, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN kurulmasına giden, güzellik yoludur.

BĐR ÇAĞRI Tüm Milletvekillerine-Doğu illeri Milletvekillerine. Ben KürdümKürt Partisiyim diyen milletvekillerine derim ki; Toprak bölüşümünü yapın, Toprak ve köyleri olan ağaları bilgilendirin ikna edin. Ağaların gereği kadar toprağı olsun, gerisi halkın olsun. Hayvancılığı-ormancılığısebze ve meyveciliği geliştirin. Yüz, iki yüz, beş yüz başlık ahırlar yapın. Bu ahırlara yakın bir yerde, beş-on başlık küçük ahırlar ve evlerde yapın. Bu küçük ahır ve evleri-birkaç dönüm arazisiyle birlikte mülkiyetini, hayvan bakıcısına-ailesine verin. Karşılığında ağanın hayvanlarını bakan, iyi baksın. Daha önemlisi de kendi malı-mülkü olduğunun mutluluğunu 89

yaşasın. Đnsan olduğunu anlasın. Kış-yaz yolunuz açık olsun. Okulunuzsağlık ocağınız-çok olsun. Ana diliniz-kadar Türkçeye de önem verin. Đki şeyi asla istemeyin. Toprak ve ayrı bayrak asla. Bunun dışındahalkı aydınlatın. Bilgilendirin. Validen-Devletten, halkın hizmet istemesine almasına ön ayak olun. Öncelikle kendi bölgenizi, sonra Tüm Türkiye'yi geliştirin-imarlayın. Haksızlığa karşı durun. Vatan birliğine ÖRNEK olun. Biz sizin kadar- Siz bizim kadar TÜRK-KÜRT OLALIMTÜRKĐYEYĐ AYRILMAZ VATAN Bilelim. Türk ve Türkiye Bayrağı olan AY-YILDIZLI BAYRAĞIMIZA selam duralım. ATATÜRK yolunda olalım.

ONLAR OLMASAYDI O gün ve bugün, Türkiye gündemini oyalayan. Đyi işler yapılmasına bir türlü fırsat vermeyen iç ve dış HAĐNLER VAR. Devlet devletse, Millet Milletse Ordu, Orduysa artık yetti canımıza… Artık bunlar olmasın… IV. MURATLAR olsunda, onlar olmasın. Onlar olmasaydı ve halen olmasa… Bir babayiğit çıksa ve Milletten destek ve çalışma seferberliği isteseydi… Türkiye-şuan bacaları tüten, insanları rahat, Yıldırım Ordularını kurmuş olurdu. Gelin… Çok uyanın ve uyarın. Bilin ki iyiler çok, kötüler azdır. Kötü-leri, iyiliğinizle ezin. Kötülüğü ve kötüleri unutmayın. Onları, ömür boyu bilin ve takip edin. Çok iyi çalışmalar ve iyi işler yapın. Cesurca yapın. Atılgan olun. Hamle üstüne hamle yapın… Barışı iyi kurun, ilerletin. Barış içinde ve üstünde yürüyün. Barışı koruyun. Yaptığınız ve yapacağınız çok iyi işleri, yansıtın, yaşatın. Đyi işlerinizle, kötüleri yok edin, kötüleri vicdanlarında boğun… Bilin ve görün ki, yaptığınız iyi işler, kötüleri kahreder ve o kahırla onlar ölür ve yok olurlar. Türkiye'min tüm insanları BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ öteki partiler gibi görmeyin, algılamayın. Türkiye'm partisi, tarih boyunca oldu, halen var ve olacak. O parti, işini iyi yapanlardır, Vatanı, Milleti çok sevenlerdir. ATATÜRK yolunda olanlardır. Đyi Müslüman-iyi laik olanlardır. Đyi emekçidir, iyi sosyalcidir, iyi ülkücüdür. Eksik olan, Tam birlik çok birliktir. Hizmet adına birlik olun dirliği çoğaltın. “Öyle konuşanları çok gördük diyenleri, diyecek olanları utandırın… „ Çok milyonlar olduğunuzu bilin, buluşun, konuşun, kucaklaşın. Milyonlarca vekil 90

olacağınızı, her birinizin, bir bakan gibi çalışacağını ve TÜRKĐYE'NĐN şaha kalkacağının inancı, heyecanı, coşkusu ile var olun-yaşayın, yaşatın. Đlk işiniz, şu anki tüm imkânlarınızla Yıldırım Ordularını kurmak kurdurmak olsun. Sonra planlama yapın, sanayi, tarım, eğitim, hastane… Đşlerine dalın… Yıldırımlar gibi çalışanlar olun. Borçsuz Türkiye'ye acilen ulaşın. Bunun için halka açık olun. Siz halka halk size karar verin-and için… Beş yıl, on, on beş, en fazla yirmi yıl çok kazanma, az harcama içine girin… Sağlığı bozmayacak kadar aç kalmayı yaşayın… Müsrif yapmayın… Borçsuz olun, borçsuz kalın… Kendinizi feda etseniz de, kucağınızda ve yanınızda olan çocuklarınızı kurtaracaksınız… Torunlarınız sizinle iftihar edecek, TARĐH SĐZĐ BÖYLE YAZACAK…

ÖTELERDEKĐ YÜKSEK ÖĞRETĐM KURULUNA 1970'lerden bu yana, sizi ileri derecede izleyenlerdenim. Bana iki şey gösterin ve söyleyin. Biri halkın elindeki televizyon kumandası veya cep telefonu gibi, insanın günlük mutluluğuna olsun… Bir diğeri, devletin veya Milletin gücüne, bir Volvo motor gücüyle gider veya uçak gemisi benzeri denizlerde yüzer olsun… Eğer varda, millet biliyor ve mutluluğunu yaşıyor da, ben bilmeyen, duymayansam; özür dileyerek sağır ve dilsiz, bir de namert olayım. Ve hemen söyleyeyim ki; çok ideolojik ve çok çok siyasi oldunuz; siyasicilik oynadınız. Bunu ben böyle gördüm, millet böyle gördü. Ben tabanım, beğenmedim. Sanırsam Millet çoğunluğu da beğenmiyor. Yapmayın, etmeyin. 1970’lerde oltayı yuttunuz. Su uyur, düşman uyumaz, dikkat ve tedbirine girmediniz. Tepeden tabana uyarıda veya bu uyarı ile barışı getirecek etkin sonuç almada var olmadınız, olamadınız. Üstelik benzine kibrit çakarcasına, üniversite gençliğinin eline verilen “özgürlük var, üniversitelere polis giremez... „ çıkışlarına seyrettiniz. Kapı arkalarında olan kavgalar, kırılan camlar, yarılan kafalar ve yok olan nice canlar… O günlerden, bana bir çıkışınızı gösterin, Şu barış çıkışıyla, şu kadar ölecek inanı kurtardılar denilsin ve o barış ideolojisinde halen gidilir olsun ve Millete yarayışlı olsun. 1970’lerde üniversiteler ikiye ayrıldı. Kim ayırdı, Bana göre iç düşman, dış düşman ayırdı. Komünizm ayırdı, Faşizan ayırdı. Kapital ayırdı, emek ayırdı, iç çıkarcı ayırdı, dış çıkarcı 91

ayırdı. Ayırdı da ayırdı. Ayrılan öğrenciydi, gençti. Su gibiydi. Tecrübesi yoktu. Ancak belli yaşın, onca yaşın insanı olarak, üstelik hoca, ya da profesör olarak siz niye ayrıldınız. Neden öğrencilerinize birliği göstermediniz, gösteremediniz. O günlerde taban, o günlerde Millet, size bel bağlamadı, sizden uzaklaştı. 1970’lerde, bir ellere emek, özgürlük, bağımsız Türkiye değerleri üzerinden kızıl yıldızlı bayrak verildi. Öteki ellere vatan, millet, din, iman, Ay yıldızlı Bayrak verildi; ne Amerika, ne Rusya Tam bağımsız Türkiye denildi. Söyler misiniz Proflar, Kızıl yıldız hariç bu değerlerden vazgeçilir mi? Bu değerleri sahiplenenler, ötekilere taviz verir mi? Vermediler ve bu uğurda öldüler… Hepsine yazık oldu, yazık ettiler. Siz büyüktünüz, mani olmalıydınız; olmadınız, belki de olamadınız, Belki de hırsınıza, ideolojinize, çıkarınıza… kapıldınız. Ve o olayların, Ortaokullara, ilkokul öğretmenlerine polise, askere sıçramasında, topluma, işçiye yayılmasında etkisiz kaldınız. Belki bir kısmınız veya çoğunuz, bu kavgada arada kaldınız ve dahi rol aldınız. Söyler misiniz, Ülke ne kazandı? Siz ne kazandınız? Türkiye'de iki yol, bir şekil vardır. O yollardan biri Atatürk ve Türk Milleti yolu. Diğeri Đslamiyet ve Müslümanlık yoludur. Şekil ise, çok çalışmak, dürüst olmaktır. Đki yol, net ve kesin bilinmeyince ve o yoldan gidilmeyince, Yani tam laik ve iyi Müslüman olmayınca kişi yoldan çıkar. Sayın Üniversite Hoca ve Profesörleri, şu günler 20 Şubatlar, 2008’ler. Üstelik savaş var, Millet sizi, yani çeneci olanları ayıplıyor. Ben sizi izliyorum, taban sizi izliyor, Millet sizi izliyor. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra size iki önemli durumu da soracağım. Sayın erbabı keyifler… Đçinizden bir kısmınız veya çoğunuz Đslamiyet'in ulviliğine inmeden, Kurana göre Müslümanlığın yolunu çizmeden, çoğu kez de namaza durmadan veya beş vakit namazı kılmadan, Müslümanvari olup ta, siyasi iktidarlara yakın olma yoluna girdiniz mi? Girmediniz mi? Kumbasancılardan, ihlasıycılardan feneriyle giderek, öreniyle bir kelebek misali beni iyice dolandırdınız mı dolandırmadınız mı? Güçlü görüneyim diye Emniyet’e, ordu içine sızma yapanlardan, darbeci çoğaltıp darbelere bağlayanlardan yana oldunuz mu? Olmadınız mı? Taban sizi biliyor, Millet sizi gözlüyor… Yapmayın etmeyin. Ve hele, ey Ahvali kesimler. Yıllardan bu yana çok Atatürkçü oldunuz, çok laikçi göründünüz. Tam anlamıyla Atatürk yolunda gidenlere ve laik olanlara can kurban. Ancak söyler misiniz, Ne zaman yalancı laikçileri ve zorda 92

kalınca veya göstermelik olarak Atatürk yolunda olanları içinizden temizleme, dışlama hareketleriniz ve gayretleriniz oldu. Neden içinizden bazıları veya çoğu, her namaz kılanı ve kapalı olanı gerici gözüyle gördü. Neden, en azından bilmek için bilip de, gerçek Müslüman'la yobaz ve münafıkları ayırma olgunluğu göstermediniz? Neden bir kısmınız veya çoğunuz, halka cahil dediniz veya halka tepeden bakanlardan oldunuz? Ve daha önemlisi ve çok önemlisi de, laiklik elden gidiyor diye Emniyete, Orduya sızma gayreti içinde oldunuz? Sakın, hadi canım sen de demeyin. Ben tabanım. Taban sizi biliyor, Millet sizi izliyor. Her iki kesimden hepinize soruyorum. Siz halka rağmen seçkinler misiniz? Ya da ne kadarınız halkın seçkinlerisiniz? Oysa ben tabandaki halkın içinden hiç çıkmadım. Gençlere dedim ki; Çocuğun adı önemli değildir., hareketi önemlidir. Sen, akşamleyin baban eve gelince, ayağa kalkar, sandalye verir, konuşur ve yarın yapılacak işleri planlarsan, Sabahleyin kalkıp, atmaca gibi o işleri yapar, sonrada gelir, babana tek-mil verirsen, sonradan “Baba ben gezmeye gidiyorum… dersen… Đşte güzel olan odur. Sen ve siz, buna Komünistlik deyin, faşistlik deyin, Đslamcı deyin, emekçilik, sosyalcilik deyin… Ne derseniz deyin. Ben buna ülkücülük diyorum dedim… Asla siyasi düşünmedim, Siyasi partiye çıkmadım. Görevimi yaptım. Maaşıma haram katmadım. Hamal oldum, Çok çalıştım, çok parasızlık çektim, çarık giyindim… Parayla da köprü kurdum… Değişmedim. Değişmemde. Beyler, Derebeylik gibi görünüyorsunuz, sanırsam, derebeyleri gibi yaşıyorsunuz. Yıllar önce bir belgeselde, Toroslarda bir Yörük kızının lastiğini yırtık, burnu sümüklü, annesinin yanında boynu bükük görmüştüm. Ana gariban, ana yörüktü, yani Türktü. O bir insandı, acıdım… Daha dün Güney Anadolu Kuzey Irak savaşlarında şehit düşen Mehmedin kızını, Güneş kızı gördüm, halen aynı… Şehidin kızı aynı karısı aynı… Tahmin edelim söyleyelim. Şehit nasıldı acaba… Bir rahat lokma yedide mi girdi toprağa. Darılmak yok, kızmak yok. Sadece bu noktadan konuşalım, bilelim, söyleyelim gerçekleri. Sonra geçmişi bırakalım, kötüleri, kötülükleri yok edelim, Geleceği aydınlatalım. Kesin olan odur ki ve kesin tahminimdir ki… Siz hak etmediniz garibanın gözüyle ve gerçeği ile ama ben, en azından size zeytin dalı uzatırım, Çanakkaleli Fatma Ninenin hakkı, Güneş kızların ahı kalmasın diye… EY YÖK… ve TÜM ÜNĐVERSĐTELER. Defterleri açalım, hesap 93

verelim, hesap alalım, bunu da, her yıl Ekran-lara çıkalım ilan edelim. Öyle kabul edenler… bitti, kabul etmeyenler gitti olarak değil… Ayarla zamanı, topla adamlarını, kaldır parmaklarını… AKLANMI��-TIR… tamam değil… Tam hesap-tam kitap… Ben hesabı bilirim, taban çok bilir, Millet sizden bunu bekliyor, bunu istiyor… Çok geliriniz var, bir de döner sermaye… Sakın çokta gider var deme… Ona yaptırdığınızı, yapan, yaptırabilen çok olur beşe, Ama onlara sıra gelmez, fırsatta verilmez. Öyle adamlarınız vardır ki… alışmıştır leşe… Ha öyle değildir, diyeceksiniz, keşke olmasın. Gelsin, yansız maliyeci yan gözle bakmasın. Birinci kez, en az iki senene, sizi baştan aşağı tarasın. Eminim ki o devlettir-devlet olur. Ben ona Millet ona inanır. Erkekçe olan bilinir, alkışlanır… Birde acep sefa eğlenceleri, sefa geceleri var mıdır? Ayda birden çok mudur, akarı nerdendir? ... Zeytin dalımı tutun beyler. Derleyelim, toplayalım, Yeni fabrikalar, Yıl-dırım Orduları kuralım… Sefa yoluna, helalinden girelim, sefam olsun diyelim.

ÖĞRETMEN ARKADAŞLARA Bilin ve inanın ki, kendimi uyararak ve eleştirerek yazıyorum. Size yol gösterici olmak, hele de düşünce ve fikir empoze eder bir halde görünmek, asla benim haddime değildir ve olamazda… Sözlerimi, bir davet olarak alın. Sarsılmaz bir birliğin kurulması, geliştirilmesi olarak algılayın. Size, kendim için, size, sizin için, ihtiyacım var. Size çok ihtiyacı olanlar; çocuklar ve torunlar var. Haksız bir çıkar, emek verilmemiş yemek düşüncesi, öğretmenliğin özünde, öğretmenin akıl merkezinde ve melekelerinde yoktur. Bu noktadan hareketle, öğretmenlerin yüzde sekseni çok temizdir. Yüzde onu temizcedir. Kalan yüzde onu da çürükçe olsun. Çürükçe olanların da, tutulacak bir temizce yeri vardır… Çünkü öğretmendir… Sarp dağları aşan, yolları inen, çıkan, acıları yaşayan, fakirliği paylaşan; fakiri sofrasına alan, fakir sofrasına oturan… öğretmendir. Öğretmen bilen, bildiğini verendir. Bu manada size ihtiyacım var. Sizin için de size, ihtiyacımız var. Sizde, verilemeyen bilgiler, yaşanamayan idealler, paylaşılamayan düşünceler var. Bu yüzden içinizde buruk acı, omzunuzda çöken yük, gözüm arkada kaldı dedirten hisler var. Sınıflarda hep güzelliği öğretip, dışarıda kötülükleri görmekten şaşkınlık, öyle 94

olanlardan kaçmak, o tür kötü olanlara ve kötülüklerine çare olamamak, öyle ve onlar gibi olmadığından da ibret almak, şükür etmek var. Đşin burasında bir kez daha geri dönmek ve çare üretmek ise lütfen olsun diyelim ve düşünelim. Yalanın, iftira ve inkarın, dedi-kodunun, hasetlik ve fesatlığın, kötünün, yanlışın... önünü baştan keselim. Sınıflarda her gün, taze olaylar ve fırsatlar çıkar. Bir hoş görü içinde o anları iyi değerlendirelim. Aktörce oynayalım, oynatalım. Akla hitap edelim, vicdanlara vurgu yapalım. Đyiliği ve kötülüğü göstererek Getirisini, götürüsünü... O an yaşatmış gibi hale inelim ve düşündürelim. Anında sazları çalalım, türküleri söyletelim, gülelim, güldürelim. Bir daha ki fırsatta kanun ve nizamı, gelenekleri, mana âlemini, Allah inancını, ahlâk güzelliğini verelim. Böylece ruh ve his âlemini zenginleştirelim. Sorumlu olma kavramını geliştirelim. Cesur ve atılgan, yılmayan, geri çekilmeyen, ileri giden tüm bunların başında da haklı olan bir anlayış biçimini beyinlere kesinlikle verelim. Đyilik ve güzellik zincirine bağlı olarak, yüksek okullara veya hayatın içine giden öğrencileri takip de edelim. Üniversiteler ve hocaları ile de bağ geliştirelim. Yetiştirdiğimiz öğrenciler, toplumda kendilerini ve birbirlerini ahlâklı olmaya, güzel hareketlere ve konuşmalara alır ve yönlendirir olsun… Hedef, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ kurmaktır. Beş senede, on senede kurulur. Yirmi-elli senede kesin kurulur. Birlik Türkiye'm, Türk Milletinin ve Türkiye Milletinin yararınadır. Acı olmayan, toku çok olan, soymayansoydurmayan, hakkı ve emeği ile zenginleri de çok olan… BĐRLĐK TÜRKĐYEM… onu görmek, onu yaşamak. Tavsiyemiz ve uğraşımız, bugünden ve bugünkü siyasilerin, iktidarın yapması, kurması üzerine olsun. BĐRLĐK TÜRKĐYEM bir an önce kurulsun ve yaşansın da, kim yaparsa yapsın. Yeter ki yapsın. Ancak, belki yaparlar ve yaşatırlar… Kimler yapar, nasıl yapara gelirsek: Üzerinde kul hakkı olmayanlar yapar. Soymamış, soydurmamış fakirin, zenginin, işçinin, şehidin, gazinin… hakkını yememiş olanlar yapar. Çok çalışan, gerçekten emekçi olan, işverenini düşünenler, hakkıyla zengin olanlar, işçisinin hakkını tam verenler yapar. Sizler, genç ve çalışan öğretmenler, içinizdeki hayallerin gerçek olmasında, bu ve o denli gençler yetiştirmede bir başka tür çalışma hamlesine girin, zorluklara göğüs gerin ve zoru başarın. Böylece iyi olacak eserlerinizi görün, mutluluğu yaşayın. Đyi düşünce ve fikirlerinizi de bu 95

kitaba girin, sayfaları çoğaltın, ciltlere geçin. Okuyun, okutun. Türkiye'nin önemini lütfen görün, kendinize ve cümle aleme hizmet etmiş olun. Saygıdeğer EMEKLĐ ÖĞRETMENLER, Asla, “Bizi, biz biliriz” demeyin. Sizi, tüm Türkiye insanı bilsin ve bilmelidir, bilecek… Yolun sonuna geldik demek, insan doğasına ters düşer. Deriz veya şartlar dedirtir de, yine de öyle demezler… şakadan olsun. Tüm gücümüzle, inancımız ve hırsımızla, kalan ideallerimize varmak, onları gerçek etmek, yaşamak için, karar alalım, kararlı olalım. Kararlılığımız, son nefesimize kadar geçerli olsun ve geleceğe, benzer bir tür vasiyet olsun… Kazancımızın para olmayacağı, makam ve mevkiinin hiç olmayacağı kesindir. Bu husus, cümle alem, aklı selim önüne de tezce gelir. Hedefimiz, güzellik içinde ileri Türkiye’dir. O Türkiye'yi görmek ve yaşamaktır. Siyasal flaş olma gereğimiz, ille de olacak anlamında değildir. Bizim yapı tarzımızda, kötüyü siyaseten kıvırmak, politikayı çirkinleştirmek, politize etmekte yoktur. Ancak çirkin politikaya, kaypak siyasete hırsımızda çoktur., . hıncımızda... Kalkın canlar… Kalan güzellikleri tamamlamak için yola koyulun. Son hamlenizi yapın. Köy enstitülerinin keser ve testerelerini, öğretmen okullarının kaliteli öğretmen yetiştiriciliğini, bilgisayarlara taşıyın. Daha da önemlisi taşıtın. Yılma tarzımız, korkumuz da olmaz olamaz... Yönümüz BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ kurdurmak, yada kurmaktır. Varlığımızı, var olacağımızı hissettirelim, düşündürelim. Yapın, güzellikleri gösterin. Diyelim, ya da biz yapacağız, çeklin diyelim. Önümüze anında çok engellerin çıkacağını, bizi hemen bölme parçalama cambazlıklarına gireceklerini de bilelim. Asla oyuna gelmeyelim. Bizi 1970’lerde çok kötü ve acı böldüler. Bir daha ve asla o tür tuzaklara düşmeyelim... Birlik Türkiye'mde taban, kurucu ve itici güç olmada öndedir, ileridedir. Tavan ve taban, sarmaş dolaştır. Sofralar birlikte kurulur, sular paylaşılarak içilir. Hizmetin karşılığı yalnız ve yalnız, aylık paradır. O da taban ve tavanla orantılıdır. Tüm, Türkiye insanı ve Türkiye gençliği! Bilin ve emin olun ki, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN kuruluşu, fidanların çıkışı gibi, tabandan olacak, kurucu olanlar ve TÜRKĐYEMĐN içinde olanlar, Samsunda doğacak… ANKARAYA varacak. Siz kuracaksınız, siz Ankara'da olacaksınız. Engelleri aşın. Kendinize bir yıl ile üç yıl zaman verin. Çok güçlü olun... yolunuzda ilerleyin, sonra beş-on yıl zamanda, yirmi-elli yıl içinde kurun ve ANKARAYA ulaşın. Yolunuzda ilerlerken çok medenice olun, akıl, gücünüz, kalem silahınız, iyilik ve dürüstlük meleğiniz olsun. Bu kadroyu bulana ve 96

kurana kadar çok sıkı çalışın, asla acele de etmeyin. Size taarruzlar olacak ve edilecektir. Savunmanız, temiz ve dürüstçe olsun, emniyet ve kanunlar sizi hep haklı bulsun… Milletle el ele her şeyi ve gelişmeleri bölüşün, her şeyi belgeleyin… kazanınız. Kaybedenler, çamur at izi kalsıncılar olsun. Tüm Türkiye Gençliği, Đyi bilinsin ve bilin ki, bizi 1970’ler ve 2000 lerde soymasalardı, Ankara’da soyanlar ve soyduranlar olmasa idi, biz şu an dünyanın en gelişmiş ülkelerinden olurduk. 1980’lerde çıkan KDV kanunu ile Ankara'ya çuvallarla giden paraların çoğu yağmalanmış, köşe dönmeceler oynanmış. Tüm bunlara rağmen 1950-1980 nesilleri çok çalışmış ve Türkiye'nin şu anki seviyesine gelmede çok etkin olmuştur. Onca aracı, tefeci, vurguncuya rağmen bunu başarmışlardır. Ancak siz, Emekli öğretmenler, biz ve siz ordunun taşınma araçlarını, sanırsam 40-50 yıl önce görmüştük. Türk Ordusunun o araçları halen cemse denilen o kamyonlar olmamalı idi. Demek ki ordu içinde de bir şeyler olmuş. Olması gerekenler üzerine hamleler yapılmış. Türk ordusunun gücü çelikten, emniyette demirden olmalı. Türkiye'de yapılacak çok önemli işler var. Acilen var. Emniyet üst yetkililerine, emekli subaylara ve halen Genel Kurmaya ve yetkililerine yönelin, kapıları açın, açtırın. Olması gerekenleri, tabandan Milletin gözüyle isteyin, gösterin, söyleyin. Israrcı olun, siyasilere de varın, cumhur olarak, Cumhur Başkanına kadar ulaşın… Güçlü Türkiye, güçlü Ordu isteyelim, isteyin. Günümüze kadar ve halende günümüzde; Türkiye'de iyi işler yapanları ve siyasileri iyilik ve minnetle analım-anın. Daha iyileri yapmak üzere hareket edelim. Bu kitabı okuyalım, okutalım. Değeri üzerinden ve hediyesi fiyatlarından alalım-satalım. Parayı, ilk etapta acil olanlara harcayalım. Şerefli zenginlerle irtibat kuralım. BĐRLĐK TÜRKĐYEME gelmelerini, kurmalarını talep edelim. Türkiye'nin tüm şerefli, dürüst emeği ve hakkı ile zengin olan insanları, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ KURUN. Çocuklarınızı yakınlarınızdan olan pırlanta beyinleri, gençleri, kızları, yeğen, yada torunları BĐRLĐK TÜRKĐYEM’in kurulmasına yönlendirin. Đş ahlak ve çalışanlarınızı, BĐRLĐK TÜRKĐYEM anlayışının felsefelerinden yapın. Bu çağrı, BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN çağrısıdır. Türkiye'nin tüm iyi insanlarına ve kavimlerinedir.

97

YAPTIĞINDAN SORUMLU OLMAK Reisi Cumhur Sorumlu olmasa da, yaptığı her iş ve önemli işlerde Başbakan, üç Bakan ve Genel Kurmay imzalı bilgim var sorumluluğu taşıyan imza garantili tutanaklar uygulamaları yapmaktan sorumlu olur. Bu uygulama tarzı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yazılmasında temeldir.

LAĐKLĐK TARTIŞMASI Çocukluğumdan bu yana bıktım artık. Herkes, ya da çokları da bıkmıştır. Evde, köyde, kentte laiklik, okullarda laikçilik ve laiksizlik… Yetti be. Yetti de arttı bile... Ne güzel devlet kurmuş Atatürk, hür ve özgür yaşa git. Yok, olmaz, Bal gibi olur. Olmadığı an, kanun devreye girer, öyle bir oldurur ki. Burası Atatürk Türkiye'si arkadaş, burası dingonun hanı değil. Burası Türk devleti, Türk Milleti diyarı. Aynı zamanda burası bir Müslüman ülkesi de. Burada önce Türk Devleti, Türk Milleti diyeceksin ve hemen, aynı öncelikte Đslam ve Müslüman ön-celiğini konuşacaksın. Herkes istediğini konuşacak ve yaşayacak. Kimse, kimseye saldırmayacak, saldıramayacak. Bu işin bir kanun ve nizamı olur. Herkes o kanuna ve nizama uyar. Uymayanı kanun uydurur. Sakın kimse, kimsenin önüne ALLAH kavramını ve gücünü koymasın. Hele benim önüme hiç… ALLAH YARATANDIR, Kutsal Kuranı vardır, ve ALLAH her şeye hâkimdir. Hâkimiyeti de tartışılmazdır. Aksini yapanları yakar… Türkiye'de Türk ve Müslüman kardeşliği sastır. Öyle yalnız Müslüman ve Đslam kardeşliği olmaz. Ben önce TÜRKÜM, sonra Đslam ve Müslüman'ım. Burası benim ülkem ve bu benim gerçeğim. Birazda işin şakası-Haşa-Affeyle Tanrım. Ben bildiğimi yazıyorum. Gerisini Devlet bilir. Devlet vatandaşına, dinini net ve açık olarak öğretir. Sekiz ile on üç yaşlarında öğretir. Nerde öğretir. Devletin okulunda öğretir, kontrol eder, tam öğretir. Devletin işi orada biter. Adam dinini yaşar, yaşamaz… Orası Devleti ilgilendirmez. Devlet dinini yaşayanların ve yaşamayanların sadece huzurunu sağlar. Đbadet alanlarını korur. Yanlış yapanların da canını yakar. Kadın ve kız giyiminde kimliğini belirgin yapar. Okullarda baş açılır. Dairelerde de baş açılır. Baş açma, dinin dışında Atatürk'e ve Türk Devletine saygıdır. Dini güzel bilen, zaten buna uyar, Çünkü Allah'ın 98

Kuranında ALLAH emirlerine uymadan sonra gelen, idareten “Ul’ul emr’e uyma anlamı sanırsam vardır. Đlle de Dinen Üniversitede başını örtmekse, inancı gereği ise örtsün, kapasın derim. Bu işlerde kanun ve asayişi kimse bozmaz-bozamaz. Namaz kılmak çok güzeldir. Namazda yalnız ALLAH için başını yere koyduğunu bilenlere ne mutlu. Đşi aksatmadan-emir ve idareyi bozmadan, namaz kılma yerleri olabilir. Olursa iyi olur. Namazın sünneti, farzı, terki kazası vardır. Nerede ve nasılını isteyen bilir. Bana göre laiklik anlam ve mahiyeti dinen budur. Sanırsam Atatürk laikçiliği de budur. Atatürk laikçiliğini, Diyanet işleri Đlgili bakan net açıklarsa, Birde TÜRK ORDUSU adına ve anlayışına yönelik, anlaşılacak dil ve anlatım ile açıklama yapılırsa-BU ĐŞ BĐTER.

ALLAH YOLUNDA OLMAK, ALLAH'A SIĞINMAK Burası Türkiye, Türkiye insanının pek çoğu açıktan ve yürekten, yine bir o kadarı da, sessizlik içinde, ibadetini yaparlar. Öncelikle de namazlarını kılarlar. Günde beş vakit namaz, Đslam dininin temel direğidir. Namaz kılan insanın Đslamiyet yolunda olduğu net söylenebilir. Namazın ve duaların kabulü Allah ile kul arasında olup, ötesini Yaratan bilir. Müslüman'ın yürekten duaları, yakarışları, Đslamiyet'e sığınışları, ruh hallerine çok etki eder, can derdini geri plana çeker, mal hırsını helal kazanca alır. Vatan savunmasına koşma yüceliğine erdirir. Đslamiyet'in, cennet müjdeliyi, Türk yaradılış tarzıyla buluştuğunda, Vatan uğruna, askere gitmek, savaşlara girmek-düğün bayram gibi olur. Ölürse şehit, yaşarsa gazidir. O tarz da olmak, o duygularda coşmak ve öyle olma yolunda koşmak, Đslamiyet'in çok güzelliği, Müslüman'ın da çok güzelidir. Allah o tür Türkleri ve Müslümanları, ülkemizde çok eylesin. Ordumuza daim ve vatan uğruna güç eylesin. Allah Müslüman'ım diyerek, insanları kandıranları soyanları, Gurbet ele gidip helal kazandıkları paraları diniman sahte görünüşleriyle, ocakları söndürenleri mahfeylesin. Allah, laiklik ilkesi arkasına sığınarak, gerçek Müslümanlara zarar verme yarışında olanları da kör ve sağır eylesin. Özü ve sözü Müslüman olanların Allah'a sığınışları ve yakarışları budur, bu doğrultudadır. 2008 Şubat ve kış aylarında Türk Ordusu ülke savunmasında savaşırken, zırt-pırt siyaset ve türban kavgaları yapanlara da akıl-izan versin. Onlara yazık olsun… Yazıklar olsun. 99

BĐRLĐK TÜRKĐYEM'DE TÜRK KADINLAR KONSEYĐ TÜRKĐYE'DE, aklıselim ve başı açık ve laikçi olan Türk ve Türkiyeli kadınlar, vatanperverler. Türkiye'de aklıselim başı kapalı, Atatürk yolunda laik, Türk ve Türkiyeli kadınlar. Size sesleniyorum, Bu seslenme ve çağrı, Türk insanı ve halkı adınadır. Bu çağrı ülkemizi kurtaran, devletimizi kuran Mustafa kemal Atatürk adına, şehitler, gaziler ve Atatürkler, Büyük Türkler, Nene Hatunlar-Kara Fatmalar adına ve ruhlarınadır. Bu çağrı Kahraman Türk Ordusu adınadır. Bu çağrı ALLAH ĐÇĐNDĐR, Đslamiyet ve Müslümanlık içindir. Bu çağrı ülkemiz düşmanlarına darbe vurmak içindir… Siz anasınız, ana kadınsınız, Allah'a inanan, Müslüman'ca olan, Atatürk'ü seven Atatürk yolunda olanlarsınız… Aslında geç kaldınız, olsun. Ama yeter… sessiz kalmanız yeter. Beylerinize, kocalarınıza bilgi verin ve harekete geçin. Önünüzde ve uçlarda olan, gerinizde ve arkanızda saklanan yıkıcıları dışlayın... Kapalı giyinen, dini kullanan ve onca densizlikler yapan sahte Müslümanları ayırın-ayıklayın. Laikçi görünen, Atatürkçülüğü çıkar için kullanan, kadın ve ana kadın ar ve edebini çirkince soyunarak-ayaklar altına alan sahte laikçi ve Atatürkçüleri ayırın, dışlayın. Çok daha tehlikeli olan ve bu her iki türlü ajan, provokatörlük yapan, bölme-parçalanmada usta, kendini saklamada bukalemunca olmayı iyi bilen ve amaçlarına ulaştıklarında, bir köşeye çekilip gülen-sırıtan… Kadın görünümlü hainlerin farkına varın ve gerekeni yapın. Siz yiğit Türk ve Müslüman Ana ve bacıları… Birliğinizi Kurun. KONSEYĐNĐZĐ OLUŞTURUN. Atatürk ve Atatürkler yolunda Türk ve Türkiye Kadınlar Derneği’ni kurun. El ele tutuşun, meydanlara çıkın. Girin kol kola… O ana sıcaklığınız ile kucaklayın. Bilin ki birbirinizi, o şekilde içten kucakladığınız an, Tüm Türk ve Türkiye insanlarını kucaklaştırmış, kucaklaştırmış olacaksınız. Birliğinizde her kesimden kadın analar olsun… Üniversiteler, sanayiler, sanatkarlar… eğitimciler… Gecekondulardan, il, ilçe ve köylerden bacılar olsun., . Fabrikada, tarlada işçi olanların, dağdaki çobanların hanımları olsun. Çıkın Meydanlara… Ve bağırın. Biz Laikçiyiz, Atatürkçüyüz. Biz Đslam'ız ve Müslüman'ız deyin ve kollarınızı kaldırın. Biz hep birlikte Vatanımız için varız deyin ve yaşayın. Emin olun ve Allah'ın izniyle bilin ki… Bunu yaptığınız an Türkiye'de laikçilik tartışma ve kavgaları bitecektir. Dışladıklarınızda 100

kanunun eline düşecekler veya yok olup gideceklerdir. Böyle olduğunuz ve yaptığınızda laiklik kavga ve tartışmaları biter. Zaman ve paralarda Türkiye’nin yararına gider. Yaptığınız her iyi iş ve olmasına mani olacağınız her kötü iş ve davranışlar, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini güçlendirecek, Türkiye’mizi geliştirecektir. VE ŞUNU DA ĐYĐ BĐLĐN VE ĐNANKĐ; SĐZĐ TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ TARĐHĐ YAZACAKTIR DĐLERĐM, BUNLARI YAPARSINIZ VE BÖYLE YAZILASINIZ. Birlik Türkiyem anlayışı yeterince olamadığından Türkiye çok yağmalandı. Dışarıya ve içeriye yağmalattırıldı. Çok da acı oldu. Bu günlerde yine bir yağmalama olacak. Bana göre olacak. Keşke olmasa. Ya da gereği gibi olsa, Orman konu ve kavramını bir kitap şeklinde yazmıştım. Ancak ilgili olduğundan özet şeklinde burada da yazıyorum. Ayrıca Türkiye coğrafyasının güzelleştirilmesini Birlik Türkiyem anlayışı ile bağdaştırarak, orman ve ağacın çoğaltılmasına, yurdumuzun güzel görünme estetiğini TÜRK KADINLAR KONSEYĐNĐN estetik güzellik anlayışına ve gayretine veriyorum. Dilerim gereğini yaparlar derken tüm ev ve arazi kenarlarına ağaç ve çiçek dikin. Yol genişliğiniz en az on metre-20 ve elli metre kadar olsun. Evinizin önündeki yolunuzu genişletin. Sınırı geri çekin. Eski ağaçları kesmeden yenilerini dikin. Devlet ve belediye-Muhtarlık olarak… Köy-Đlçe meralarına otuz-50 m. ara ile bir yere en az on ağaç dikin, etrafını çevirin. Sulayın ve büyütün. Sonra dikenli telleri alın. Hayvanlar hem otlasın, hem de gölgesinde yatsın. Bu işi yaylalarda-obalarda çobanlara bile yaptırın. Dibine koyun gübresi koydurun, sulatın… Çoban, bunu ucuz otlak parasına sayar… Orman kenarlarına ev, villa yapmış olanlara, işgal ettiği yere göre en çok 500 m2 ile 1500m2 kadar yer ayırın. Parasını en fazla iki yılda alın. Tapusunu da hemen verin. Kalan yere, orman toprağını işgal eden o insana ağaç dikme, fidan bulma, parasını ödeme, fidanları büyütme-koruma mesuliyeti verin. Zaman da on beş-yirmi yıldan az olmasın. Orman işletme ve idaresinde sıra ile birinci mesul jandarma, belediye, muhtar ve orman idaresi olsun… Üç-beş-on ağaç dikmeden bir ağaç kesilmesin. Vatandaş istediği ağacı diksin, büyütsün. Acilde-düğünde kessin-satsın, Asla cezası olmasın. Yeter ki yerine yenisini diksin. Orman cezası en az 5-10-20 seneden az olmasın. Orman arazilerini çoğu fındık, çay şeklinde işgal edilmiştir. Bu yerlerin yarısı geri alınsın. Ve hemen ağaçlandırılsın. Fidan dikme ve koruma işi de O arazi sahibine, ceza olarak verilsin. Kalan yerinde tapusu O an, O vatandaşa verilsin. Şehirleşmiş-5-10 katlı evler 101

yapılan Orman arazilerinin tapusu, maliyeti 2 yıl içinde alınarak hemen verilsin. Ormanı kesilmiş sulu-nemli toprağa, acilen orman fidanları dikilsin. Asla yapılaşmaya verilmesin. Çok önemlisi de Đstanbul gibi yerlerde Elli yıl öncesinden işgal edilmiş, üzerinde bir iki kat evler olan yerler sahiplerine uygun-başkasına değeriyle verilsin. Parası 2-5 yıl içinde alınsın ve tapusu hemen verilsin… Ancak Đstanbul-Boğaziçi gibi yerlerde olan bu parsellere sahiplerince veya müteahhitlik olarak yapılan binalarda, her on daireden biri devlete; yer ve mevkisine göre dükkânlarda her %m2oranıyla 10 m2-30m2 devletin olsun. Devlet bu paraları ormanlaştırmaya harcasın. Günümüzde iki B dedikleri bu orman arazilerini AK Parti ĐKTĐDARI, bir anlamda yağmalayacak veya yağmalatacak gibi… Đstanbul'da beklenti bu imiş, Karadeniz bölgesinde fındık ve diğer Orman toprağını çalanların beklentisi böyle… Ormandan arınmış toprak olmaz, Nemli-sulu toprakta beş-on yılda ağaç yetişir.

BĐR ÇOCUK, ÜÇ FĐDAN Yaşın altıysa, dik olduysa başın; okula başlayacak, okula gideceksin ya-zın ve kışın. Annen dediyse, baban öğrettiyse; üç fidan, beş ağaç dikmelisin. Şu fidanı al baba, şu ağacı dik toprağa, O fidan benim, benim olsun. Benim okula başlama yaşın, benimle yaşıt olsun dediysen. Okuluna vardıysan, öğretmeni gördüysen. Üç ağaç bir fidansan sen... Öğretmenine diktim dediysen... Okulun ilk günlerinde söylediyse öğretmen... Đlkbahar geldiğinde hepinize dediyse, size diktirdiyse üç fidanı, beş ağacı. Beşinci, sekizinci sınıf bittiğinde, gelip göreceğim ağacını, fidanını... Öğretmen senin baş tacın; o ağaçlar senin okul yaşın. Geldiyse okuluna kaymakamın, valin... Hal-hatır sorduysa... Ağaçlarınız nasıldır? Fidanlarınız büyüdü mü? Dediyse... O, devlet babadır, her derde devadır. Đlan ettiyse, bir çocuk; üç fidan. Đyi sula, bak; gübresini de at... Baba iyi, ana hoş; Öğretmenini sev, okuluna koş... Fidanlar senin yaşında, doğum hediye. Ağaçlar senin, senin okul yaşasın. Fidanlar çoğalt, ağacına bak. Böbürlen, söylen, gururlu olsun gezmen. Dallarda çiçek, dallarda meyven... Onlar senin eserin; senin kıymet bilir olman, ileriyi görmen... Yıka, soy, ye... Dibinde uyu, gölgede. Gölgede 102

yat. Tüm Türkiye’de, her bölgede; bir çocuk, üç fidan. Türkiye’nin her yanı, orman olur böylece ve dik olur başın... Yürüsün yollarında çocuklar, gençler, büyükler... Söylensin türküler. Çalsın sazlar. Eylenilsin... Çoğalsın fidanlar, ormanlaşsın Türkiye. Türkiye’de ağaç dikenler çok olsun yaşasın... Onlar senin fidanların, ağacın... Onlar senin okula başlama yaşın.

BĐR UYARI VE BĐRKAÇ SORU Sayın Başbakanım ve Ak Parti yöneticileri, O, bir bakandı. Çok uğraştı. Yok, oldu ve yok edildi. O, Osman Pepe idi. Yolu mu yanlıştı da yok oldu? Ya da yanlışları yapanlar mı yok ettirdiler? Đstanbul’un göbeği, onca orman alanı ve ağaçlar yok edilirken, devlet nerede idi? O inşaatları yaptıran, imza ve mühür basanlar kimdir ve onlara ceza verilmiş midir? Orman Đşletme Müdürü kimdir, cezası ve benzerlerinin cezaları otuz yıl hapis ve yüz kilodan çok altın mıdır? Devletin başı olan Reisi Cumhur, o olaya, devlet ve millet adına neden el koymamıştır? Şimdiki Reisi Cumhurumuz şeklen, o ve benzeri olaylardan, manen olsun sorumlu değil midir? Bir zamanlar, bir Günsazak vardı. Gümrüklerden kuş uçurtmadı ve paraları, devletin kasasına aktardı. Allah rahmet eylesin ki, çıkacılar acımasızca öldürdüler ve sonucuna da, zavallı solculara yüklediler. Sizin sözünüzle “Garip gurabanın, hakkı, ölümüne korunur ya da korunmaz mı sayın Başbakan… Kaldı ki, o orman alanının yok edilmesi ve inşaat oluşumu sizden öncedir. Hangi parti, başbakan ve bakan döneminde ve izniyle olmuştur, lütfen net açıklanması gerekir. Olaya sebep çıkarcı iş yapan ve iş adamı olan da iyi niyetli değildir, üstelik çok çıkarcıdır. Kimdir ve kimlerdir bunlar? Oradan ev alanlar asla suçlu değildir ve evlerde, o oluşumdan sonra elbet yıkılamaz. Yıkılması için, demoklesin kılıcı gerek. Buraya kadar tamam, bir de şunun bilinmesi gerek. Sayın Osman epe, o suçları işleyenlere, acaba şunu mu demek ve yaptırmak istiyordu? “O ki siz, onca ormanı yok ettiniz ve milletin malını gasbettiniz. O zaman her onuta veya daire başına, bir milyon dolar ödeyeceksiniz. Bende o para ile yeni bir orman alanı kurup, yetiştireceğim… demişti de… O çıkarcı ağalar, hayır, sen bizden zırnık yiyemezsin, ama biz seni yiyeceğiz… demişlerdi de… O çalışkan, cin gibi görünen veya olan Sayın Osman Pepe, yenilerek, yok oldu gitti.

103

MURADIM ODUR KĐ Ülkemin ormanları çok olsun. Sulu ve nemli topraklara yeniden ağaçlar dikilsin. Yeni bir çevre anlayışı ile bir kanun çıksın ve aynen uygulansın. Bu günlere, Karadeniz Bölgesi’nde köylerde tapu ve kadastro çalışmaları çok hızlı, belli ki her yerde vardır. Sanırım zilliyete ait tüm yerler, vatandaşa tapu edilir. Gayet güzel ve edilmelidir, vatandaş, sınırlarına göre, tapum var demelidir. Uygulama elbet meclise de gelecektir. Vatandaş denileni yapar sayın bakanım ve başbakanım. Ne olur orda deseniz ki; Ey vatandaş, tapunuzu veriyorum ancak, bir şartım var; Elinizdeki arazinin her on dönümünde iki, üç dönümünü ağaç dikecek ve yetiştireceksiniz. Đstediğiniz ağaçlardan dikeceksiniz. O ağaçlar sizin öz malınız olacak. Yetiştiğinde, düğünde, ev yapmada, çocuk okutmada, kötü günlerde kesecek ve satacaksınız. Bir de iki dikmeden bir kesmeyeceksiniz. Sadece keserken yetkiliye haber vereceksiniz ve gelip, kontrol etmek anında olacak. Tapunuzu bu şartlarla veriyoruz deseniz... Bir de vatandaş kendini malını iyi korur, bakar, büyütür... Biz de ayrıca ormancı ve işletmeci parası veya aylığı ödemekten kurtuluruz. Asıl dememden biri budur, Sayın Umumu Efkarım, Bir de sözlerimin hiçbiri asla siyasi değildir. Ancak, alabildiğine fikrendir ve ideolojiktir. O fikir ve ideolojide, kesinlikle Türkiye’nin yararınadır ve haksız yere, çıkarcıya, soyguncuya doludizgin isyandır. Bu anlamda başbakanım Erdoğan’ım benden yanadır. Fakir-fukara, garip-guraba demişlerdir. Bencileyin de onlardan yanadır. Vatandaş da tabandır, işi gören ve bilendir. Çok kere de sağırdır, dilsizdir yani garibandır. Aklı erendir ama susandır, susması da bazen, bana necilikten, çoğu kez de korkudandır. Olur ya alın bunu içeriye, atın içeriye denildiğinde çekilecek acılar pek yamandır. Oldukça da unutkandır. Siyasetçi aldırmaz, ya belli ki ondandır. Öteki ise biraz başkacadır. (Saftır, şakacıdır... Aziz’dir, Nesin’cedir) Sanki de inattır. Azizce’yi hep haklı çıkarmaktadır. Anlayana sinektir, sazdır... Elbette burada hiciv vardır, yergi vardır. Amaç güzeli bulmaksa...korku imparatorluğuna çarpılsak ta, o kadar da olacaktır... DEDĐK, kalemi... kırmadık...

104

TÜM TELEVĐZYONCULARA VE DĐĞER YAYIN ORGANLARINA Ekranlar çok yaldızlandı. Fantezi ve çok fantezi yaşam tarzı ve biçimi oldukça ileri boyutta ekranlarınızda. Ne açlarınız var görüntülerde, ne kürek savuranlarınız. Her şey süt liman. Asayiş berkemal. Oh ne alâ, ne güzel. Milyonlar, yığın yığın insanlar, döner koltuklar, fil dişi sandalyeler, masalar… Bir de çini tabaklar, sıra sıra bardaklar olunca… Doldur be saki doldur… Kadeh boşalmasın hiç… Oh ne ala, ne güzel… Đç hemşerim iç… Söyler misiniz beyler, ağalar… Türkiye bumu sahiden… Hiç dönüp bakmaz mısınız? Değirmenin suyu nerden gelir. Ter dökenler nicedir. Görüntü alemlerinizde siz on-on beş milyon, Ortalarda gelip giden bir on beş milyon daha… Durun beyler, durun ve bakın… Otuz Milyondan fazlası… Tabanda… Taban çok zorda, taban zor yaşamakta… Taban aç. Çocuklar sizi gördü, seyretti. Hayat hep böyledir, öyledir sandı… Çalışmadı… Çalışmayı anlamadı. Çalışmak istese de iş bulamadı… Çünkü iş kurmaktan anlamadı. Tarlaya girmek, kazmayı vurmak… Kuzuları doyurmak… Hiç anlamaz oldu. Ana ihtiyarladı, baba yaşlandı… Çocuklar da büyüdü genç oldu. Tarlayı toprağı, evi-ocağı terk etti… Ağalar, terk ettiler size özenerek. Şimdi duydum ki, kahvelerde, köprü altlarında, gecekondular da hayatları geçermiş sürünerek. Siz televizyoncular, ekranlarınız da, ter dökmeler, iş yapmalar, köy, kent çalışmalar olsaydı… Dere-tepe fabrika çarkları, iş kurmalar, çalışmalar BELGESELLER olsaydı… Bu böyle olmazdı. Köyler de, tam takır kalmazdı. Toprak ta kurumazdı. Deyişin, değiştirin, gerçekleri de gösterin. Bu böyle gitmez, O da öyle gitmez. O kadar börekçi olmayın. Tabanı, o kadar gözü aç, eli boş yapmayın. Birlikte çalışan insanlar, öyle işler, işçiler, işçisiyle çalışan, onların derdini soran patronlar yansıtın. Daha iyi olmaktır muradım-kastım. Çoğunun iyi olduğu bir Türkiye kuralım. BĐRLĐK TÜRKĐYEM KURULSUN, ÇALIŞANI ÇOK, GÜLENĐ ÇOK, AĞLAYANIN OLMADIĞI, BĐR TÜRKĐYEM OLSUN. Oğlunuza kızınıza öyle sevdirin Türkiye’yi... Öyle söyletin... Öyle duyun... Dinleyin... EY TÜRK ĐNSANI, EY YURDUMUN, TÜRKĐYE'MĐZĐN TÜM ĐNSANLARI... Kendi üzerimden hayatımdan örneklemelerdir ki... Çocukken, gençken çok çalıştım, Đş yapanı, ustayı105

seyrettim, keserim, kazmam oldu. Koyun-keçi baktım. Tavuk-hayvan dana-besledim. Öküzle toprak sürdüm. Mısır otu kazdım-buğday ektim. Tuğla ocaklarında beş sene çalıştım. Fındık topladım-yevmiye ye gittim. Fiiliyatı gerçeklerinse benim... Size de oğlunuza, kızınıza çalışmayı sevdirin, çok sevdirin derim. Bu ülkeyi bizim nesil yani 1950-1970 gençliği kalkındırdı. Eğer Türkiye'de, Ankara'da özellikle 1970-2000 arası soygun olmasa idi 2000’lerden bu güne de halen soygun, vurgun talan, hortumlama olmasa Türkiye çok ilerlemiş olurdu. Öğrenciliğimden, öğretmenliğime ve bu gün hala çok çok radyo dinledim televizyon izledim. Çok kitap okudum. Tarihi-coğrafyayı öğrendim. Tarihi siyasi olaylarla, günümüz siyasilerini, siyasetlerini hep karşılaştırdım. Đyileri özümle ayırdım. Daha iyi olacakları kendimce istedim… Kişisel geçim zorluğumdan ve korkumdan hiç siyaset yapmadım-girmedim uğraşmadım. Ekmek korkum, geçim sıkıntım çoktu. Belki de girsem iyi olur muydu, halen bilemem. Tabanda halkın içinde oldum. Halkı inceledim tanıdım. Ankara'da ve tüm dünyada siyasetçileri izledim-anladım gördüm. Siyasetçilerin tabana nasıl baktıklarını, tabanı nasıl etki altında tuttuklarını gördüm, şaşırdım. Tabanın da Ankara'yasiyasetçiye yaklaşımını, bakışını, korkusunu, sevincini, dalkavukluğunu izledim. Hissettim. Bir ara 1972’lerde kooperatif kurdum-kurulmasını sağladım. Ama birden kooperatif yönlendirmesi elimden çıktı. Yönetim ve yönlendirme birden faizcilerin, kaçakçıların eline geçti. Şaşırmıştım. Nedenine baktım, gördüm ki, çıkarcılar benim olduğum yerde haksızlığın olamayacağını anlamışlar halkı kandırmış, satın almışlar. Sonradan ve bugünlere dek gördüm ki, halk bir anlık menfaatlere kanar veya kandırılabilir durumda, mantıklı ve dürüst olan kesim etkin ve etken olmaktan uzak durur halde. Sanki çaresiz. bundan istifade ile “Atı alan Üsküdar’ı geçer” olmuş ve tabanda gerçek hak sahiplerinin durumları ön plana çıkamaz olmuş. Buna göre taban sessiz, tabanda olanlar tavana, oradan ekranlara ve yurdun her tarafına yansımıyor. Bir yansısa var ya… Her zaman, bir kötünün gölgesi, bin iyinin güneşini bazen ve bazı hallerde etkiler ve bulutları ön plana çıkarır. Sayıları az olsa da kahvelerde ve çoğu kapalı yerlerde, adı insan olan “sözüm ona yaratıklar„ Erkek erkeğe, birbirine belden aşağı demediklerini bırakmıyorlar… Çay ocaklarında, cami etrafında çoğu kez olanlar, dedikodu, çekiştirmeler dolu… Çok acı olan bir durum da şu: Halkın içinde sayıları yarıdan fazla olan bazıları ve bir çoğu “Kendisi beş yüz„ lira kazanmak için, başkasına “beş milyon„ zarar vermekten 106

çekinmiyor. Bunlardan namaz kılan, camiye giden hacı olan olsa da, iş çıkara gelince yalan konuşmaktan hiç çekinmiyor… Bu örnekleri doğrudan gördüm, yaşadım, belgeledim. Olmaması için, yok etmek için uğraştım. Buna göre, tüm televizyon sahiplerine, derim ki; Đçinizde çoğunuz çok batıcı, kalanı da başkacı. Đyiliğiniz-iyi işleriniz çok. Ama yeterince Türk’e göre, Türk’e Has... yok. Net, Đslama göre, Müslümana göre olanınızda yeterince önde değil. Sizi yıllarca izledim. Biriniz demedi ki: Türkiye iki satmadan bir almamalı. Ya da iki satarsa iki almalı. Asla, iki satıp da üç almamalı, demediniz. Bu deyişi Türk Milletine haber olarak vermediniz. Milletin akıl melekelerine yerleşsin diye gayret göstermediniz… Bunun için yeniden ve tümden çalışma seferberliğine girelim, beş sene, o sene, hatta yirmi sene aç kalsak da, borçtan kurtulalım… sonra bir bir yapalımsatalım-kazanalım-doyalım. Korkusuz yatalım, rahat kalkalım deseydiniz böyle olana kadar deseydiniz olmaz mıydı? Ve hatta şimdi deseniz olmaz mı? ... Bazılarınızda çok ileri gittiniz. Ahlakı sildiniz. Türk örfünü gurur ve onurunu ezdiniz. Gençlerin ve hatta yaşlıların DNA’sına indiniz ve değiştirdiniz… Sayıları çok olan kızların, üç beş kişiyle gezerek birinde karar kılmasını veya, bir o kadar erkeğin oncaları ile gezdiğini bildiği halde, onları bırak, bana gel demesinde, beis görmemesini sağladınız. Bu hallerde, Türk aile yapısında ileride ne olur, rüyalarda neler görülür, demediniz işlemediniz. Bu yoldan, on yılda kaybedilenleri, elli yılda geri kazanamazsınız. Yine de bugünden başlasanız da, elli yıl sonrasını garantiye alsanız. Günün siyasi iktidarı, bol keseden çok harcıyor. Ak diyor-Pak diyor. Hazırı yiyor. Borç elliyken yüzü aşıyor. Billahi Kanuniden yüz misli daha fazla taviz veriyor. Kapitülasyonculukta zirveye çıkıyor. Ne olur, bunun zararlarını, üçünüz-beşiniz-Milletin aklına uyarlasanız da, kendi torunlarınızın hayatlarını olsun kurtarsanız. Olmaz mı? Her şeyin başı o kadar para mı? Ya da her şey doğru da, anlamayan ben miyim? Ya da siz o kadar, benden sonra tufancılardan mısınız? Beş yaşındaki çocuğun başına, siyaseten kuran yazısı ile yazılmış bağ bağlamak… sokağa çıkarmak-onu haber olarak yazmak… vermek… Siz o tarafa, onlar şu tarafa… Yıkıldı laiklik, battı Müslümanlık… Ve arkanızda binlerce yığın. Sallayın kalçaları-Çevirtin kıçları. Çekin tesbihleri, yazın muskaları… Arkanızda insanlar çok, Milyonlar yığın yığın. 107

Her şeyi, hepsini anlarım, sizinle de anlaşırım. Alan razı, veren razı… Zamanı olmaz geçmenin, dalgaları… Ancak bir şeyi alamadımanlayamadım, anlayamıyorum… Üstelik öğrenemedim yapamadım da. Söyler misiniz, onca yalanları, yığın yığın yalan haberleri nasıl söyleyebiliyor, haber olarak verebiliyorsunuz… Her şeye rağmen yinede istediğiniz gibi milyonlarca insanları, ağzınıza baktırabiliyorsunuz… itiraf ederim ki, AZĐZ NESĐN var ya... Ben Onunla çok kavgalı oldum. Hiç anlaşamadım, barışamadım. YAŞAR NE YAŞAR, NE YAŞAMAZ meğer ki boş yere yazılmamış. Yaşar hep arada kaldı. Biz asla bir araya gelemedik. Ama gördüm ki AZĐZ çok doğru söylemiş, Bu Milletin yarısı koyundur… demiş ya... çok doğru söylemiş. Şu günlerde Aziz'in dirisi değil ama, ölüsü kazandı. Aziz'e dedim; ”EY AZĐZ sağlığında sana çok kötülük yaptım. Kusura bakma, şu an senden özür diliyorum. Ne olur beni bağışla… ” Bilmem bağışlar mı? Devri âlemde eşkıyanın biri adamı öldürmüş. Bir dengine getirip, karısını da almış… Aradan on-on beş sene geçmiş, Eşkıya atının terkisine, almış olduğu kadınla, bir orman içinden-orman yolundan geçiyormuş. Mevsim sonbahar - Esen sıcak rüzgarlar, Yapraklar dökülmüş, yerde hışır hışır. Yaprakların hışırtısından, eşkıyanın aklına, öldürdüğü adamın sözleri gelmiş. Adamı da tam o yerde, o yolda, ormanın içinde öldürmüş… Kimse yok… Zavallı adam… Can havliyle eşkıyaya demiş ki: Şu yapraklar şahidim olusun ve sana belanı buldursun… Eşkıya bu ya. Bir böbürlenme içinde demiş ki: Bilmem ne yaptığımın adamı. Bundan on beş sene önce onu burada öldürürken, yapraklar şahidim olsun… demişti… Hiç şu yapraklar dile gelirde onu, benim öldürdüğüme şahitlik yapabilir mi? Meğer ki kadın ölen kocasını çok seviyormuş, onu bir türlü unutmu-yormuş. O anda kocası olan eşkıyanın, eski kocasının katili olduğunu anlamış. O an hiç ses çıkarmamış, açık da vermemiş. Yeri ve zamanı gelince durumu zamanın kadısına bir güzel anlatmış. Cellat almış eşkıyayı, bir güzel söyletmiş. Darağacını da boylatmış. Arif olan anlar… BĐRLĐK TÜRKĐYEM GELĐR Öyle televizyoncuların-ekranları pisletenlerin Türk Milletini-Türkiye insanlarını kandıranlarını bir güzel konuşturur, doğruları söyletir. Yalandan, iftiradan-inkârdan kazandıkları paraları alır. fakirlere dağıtırsa… Eşkıyadan gayrı üzülen de olmaz. 1985’Lerde Özal iktidarı başladığında Türkiye'de bir heyecan fırtınası estirildi. Her şey güllük-gülistanlık oluyor diye, veryansın meşaleleri yakıldı. Tabi ki çok iyi şeyler de yapıldı. Sonradan görüldü ki, yapılan iyilerin kamuflajında, talan etmelerde atbaşı yarışmış. O devrin papatya 108

kızı ve davulcu damadın kapısına bir gece bırakılan jaguar arabanın değeri, elli kilo altın değeri idi. Papatya olma, tabak kırma, ekranlarda kendini gösterme yarışları, aldı başını gitti. Özal'a da dinci gözüyle bakan çıkarcı laikler, papatyacı olmak için, papatya anası ile kol kola oldu. Atatürk laikçiliği unutuldu. Zenginlerin yarısı, o dönemi övme papağanlarını televizyonlara yerleştirdi… Ve o papağanlar sayesinde, köşe dönmede, baş döndüren Özal, rahmetli Özal oldu. Sessiz vatandaş, yapılan o soygunları gördü. Ama sesleri duyulamadı. Boğazlarının yırtılması da, yanlarına kaldı. Sermayelerini beşe-ona katlayanlar o hızla, bankaları soymuş. Bankanın kapısı olan, anahtarı olan bürokratlar da meğer eşkıyalara kahyalık yapmışlar… Sonunda doksan beşlerde ülke çatırdadı. Đki binlerde, birde ALLAHIN AFATI DEPREM olunca… Türkiye sanki yıkıldı. Seçime gidildi. Yine Özal döneminden önce esen rüzgârlar estirildi. Ak Partililer geldi. Onların çalışmalarında çok büyük yenilikler var, ya da öyle gösteriliyor. Anam derdi ki: KARAMANIN KOYUNU… SONRA ÇIKAR OYUNU. LALE Devrinin papağanları, AVRUPAYI ÖTÜŞLERĐ ile başımızda dönüp duruyor. 1980 ihtilali sonrası çıkarılan KDV kanunu, halktan müthiş paralar topladı. O paralar, Ankara’ya çuvallarla gitti. Giden o paralarla Türkiye cennet olurdu. Ama jaguarlar çuvalları yırtmış, paraları kapmış… Öyle ki, hani şu koltukları eskiten Sülü ağa var ya… Sülü’nün baş olduğu günlerde, Sülü ile boy boy resimler çektirentelevizyoncuları da besleyen Jaguara, birde üstüne üstlük, OKULYAPTIRMA kamuflajı ile paraları götürüyormuş. Tabi okul, cami, hastane, kutsal değerler. Ve o utanmazlar… sen soy devleti. hırsızlığın meydana çıkmasın diye de okul yap, Açılışta baş sülü ile yan yana ol, açılışlar yap, paraları kap. O jaguar, şu imarzedeleri yolan- kanat kuyruk kopartan şimdi de, dünyanın neresinde bilmem, dansöz oynatanlardan biri midir? Yani Uzan… Sülü’de bi yolunu bulur koltuğa kurulur. Sonrada VEDĐMSE BEN VEDĐM… VAMI HESAP SORAN der. 2005-2008 SICAĞI SICAĞINA, yola devam Halka eti sıyrılmış kemik. Tavana pirzola et. Yapılan onca güzel iş-işlerle... bir avuç jaguarcıları kamuflaj et. Televizyoncularda da belli ki tavan börekleri, Yaldızlama görüntüler... Yola devam… Alkışlayan çok… Ümitlerin gerçek olacağını sanan yığınlar çok… Dilerim bu sefer haklı olamayasın, AZĐZ AĞAM…

109

ALEM’Đ BAKIŞ Sanki tabanın çoğu, tavanda kendini görüyor., Ya da tavanın çoğu, tabana kendini yansıtıyor ve bir kopyasını adeta çoğaltarak gidiyor… Tavanda bir ibret i âlem var, çok edepsiz ve ahlaksızca uygulanıyor. Acı olan ise Türk kadını ve Türkiye halkı kadınları, nüfusun yüzde ellisi olan kadınlardan bu duruma etkili bir çıkış-bir ses-karşı koyma olmuyor. Burada ilmen ve insanca, dinen ve Đslam'ca da, kitlesel bir çıkış-bir karşı koyma-hareketi de yok. Günün siyasi ve idari, etkili ve yetkili olanları…tavanda ANKARA'da… olanlar, siyasi partiler, Siz, geçmişin kültür bakanları, yani 20 yıldan bu yana… daha çok sorumlu olanlar Bugünün kültür bakanı, kültür görevlileri, Söyler misiniz? Bu ne haldir… Sayın yetkili araştır, incele… Televizyonu aç ve özellikle…, … yazan program yayınları var, izle izlet… 300’lü 500’lü hatları dinlet… gelen, gönderilen mesajlara bak. Ölçüyü de, 2006 sonundan al. Sakın bilmiyordum, duymadım. görmedim deme, Bilmek senin görevin… Olsun ve olacak dersen anlarım. Çünkü ben tabanım. Türk, Müslüman aile yapı taşlarının temelden oynatılmasını, ahlaksız çizgilere doğru kaydırılmasını durdurun. 1960’lar modasıyla her namaz kılanın gerici, her başı kapalıya yobaz, ya da her başı acığa günahkar diyenler, ahlak gericilik, din yobazlık veya ahlaki, dini densizlik çıkarcılık anlamına kullananları baz almak; Türk örf ve adetlerine hücum etmek… 2010’da Türkiye’de yaşayan onca insanların, ne menem pislikler içinde olduklarını T.V. ekranlarından seyreder olduğunuzda, bir de bunlara nice görünmeyen çirkinlikleri, akıl melekelerinizle eklediğinizde dilerim yaptıklarından pişman olasınız. Rey düşüncesi ile, gelen giden iktidarlar, milli eğitim, kültür bakanları ki, o kanburunuzla kalansınız. Avrupalı olmak bu ise, Avrupanın ilmini değil de, pisliklerini bize bulaştırdı iseniz, dilerim, bu ve öteki dünyada yanasınız. Aksi halde bilesiniz ki, günümüzde iş etiketleri adı altında, nice balans ayarcıları, diskotekciler, veya ruhları kendilerine köle edebilen üfürüklerle bezenmiş tespihciler… ayyuka çıkarki ne yapılacağını şaşırır, bilemesiniz… Burası Türkiye ise ve Türkiye'de Đslam dini, Müslümanlık yaşanır ise… Söyler misin, ey kültür bakanı, islam pazarında salyangoz satmak, dine imana sığar mı? Ekran üst köşeye gece, gündüz Türk kızlarının seksi, Türk kadınlarının şehveti diyerek, Türk Bayrağını da bir köşede yansıtmak. Ancak, lütfen Türk kadınından sorumlu bakan … Lütfen… 110

Bu denli adiliğe, taraf görünmeyin haykırın, ikaz edin… yürüyün-kanunen boğun, cezalandırın. Yoksa bu leke sizin adınıza tarihe mal olur ve bence size ve hepinize yazık olur. ………………………… BĐRLĐK TÜRKĐYEMDE, Taban çok-beyinli-akıllı-etkililerden olur. Hepsi yüksek okullu veya çoğu yüksek okullu olur. Çoğu cenkçi-çelik yürek-ve bilek olur… Ancak yüreğini ve bileğini Tümden iyilikte… Ülke iyiliğine kullanır. Asla kavgacı olmaz ve kavga etmez… Fakat o taban öyle inançta ve imanda olur ve and içer ki… Vatan-Millet, bayrak, inanç için-Atatürk ve Atatürk'ler için… ”Can dediğin nedir ki” demesini bilir ve onu yaşar_O ruh ve inançla-Asker olur-gider ve gelir. Birlik tavanından, tabana etki, destek ve yardımcı olunur. Ekonomik destek verilir. Sosyal birlik kurulur. Oturma ve sohbet yerleri yapılır. Kişisel ve toplumsal iş planlama, konuşma yerleri açılır. Haberleşme-okuma-bilgi edinme yerleri oluşturulur. Ekonomik Yardımlaşma Birliği kurulur. Bu yardımlaşma birliğine her yönlü destek sağlanır. Bu destek kanunla ve gönüllülük esasına göredir. Her yıl inceleme ve hesap alma verme yapılır. Bu birlik, fakir, yetim, asker, şehit, gazi genç ve çocuklarına-asker gidiş ve geliş şenliklerine destek sağlar… Ev kurma, evlenmede yardımcı olur. Mesela gelinliği alır veya bir ineği alır ve verir. Köy-Tabanı Birlik Türkiyem kuruluşunda-ilçe ve şehirde Görev alma da-vermedeseçilmede… Kadın ve kızlarda çok ön planda olacaktır. Modern giyimli başı açık, Al yazmalı, oyalı, çemberli kadın kız… birlik oluşumunda. En az yüzde otuz-kırk- sayıda olur ve olacaktır. Tabanda ve tavandaki çalışmalar, usandırıcı bıktırıcı olmayacak buna bağlı olarak da kimse, kişi ve topluluk, bu çalışanları suçlamayacak. Birliksiz çalışanları, imece usulüne, birliğe, dirliğe katılacak ve katkıda bulunacak. Tüm bu çalışmalar halk -millet ve ülke adına yapılır gibi yapılacak, “TÜRKĐYEM” sözüne ve özüne layık olunacak, Cenkçi kızlar_NENE HATUN-KARA FATMA cenkçiliğine… Yiğit oğlanlar da, Ata Türk ve Ata Türkler, adsız kahramanlar-Ulubatlı Hasan’lar… atılganlığına laik, eğitim-öğretim alacaklar ve yaşayacaklar yaşatacaklar. Sene ve aylar içinde tüm sosyal faaliyetler halk aşık ve ozanları ile, şenlikler yapılacak, yürütülecek… Tavandan tabana yürütülen bir uygulama ile Tüm ülke insanlarına, özellikle gençlere ve çocuklara çalışma seferberliği eğitim ve öğretimi uygulanacak. Özel işte-şahsi çalışma ve kazanma hırsı aşılanacak, Haklı-Arın teri emek ruhu ile 111

çalışma ve kazanma olacak. Bu çalışmalar, kuzu-dana… hayvanlar bakımından, sebze-meyve… ağaç dikmelerle temelden başlanarak sevdirilerek yapılacak. Devlet işlerinde çalışanlara, işlerinde başarılı olma insanlara güler yüzle, hızlı veya zamanından erken yapma, iş ruhu ve bununla özenme övünme şekli gelişecek… Çalışma zamanı, çalışma olacak ve bu çalışmalar çok sıkı ve mutlak verimli olacak. Đş saatleri dışında… . günlük-haftalık-aylık dinlenme sohbetleri, yaren-lik, gönül alma uygulamaları, kıssadan hisseler… Türkülü-sazlı-sözlü… bir dinlenme anları-yapılacak… Ve bu şekilde selamlaşma-ısmarlaşma-hal hatır sorma-düğün-dernek ölüm, cenazelerden haberdar ve yardımlaşmalar yapılıp geliştirilecek. Tüm bu çalışmalar Türkiye insanının ve halkının Đyiliğine-ilerlemesine huzurlu yaşamasınadır. Atatürk ve Ata Türklerin kurduğu TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ DEVLETĐNĐN GÜÇLENEREK ĐLERLEMESĐDĐR. ORDUSUNUN ve POLĐSĐNĐN güçlü ve çok güçlü olmasınadır. Atatürk ve Atatürklerin kurduğu bugün ki Türkiye Cumhuriyet'i Devletinin kuruluşundaki temel ve yoldan sapma ve ayrılma olamaz. Atatürk ve Atatürkler adına ve kurdukları Cumhuriyet yol ve kurallarına kimse dokunamaz. O yolAtatürk ve Atatürkler yoludur. O yol millet-devlet--Vatan-bayrak-Hürriyet ve özgürlük yoludur… O yol Din ve iman yoludur. O yola modern giyimli analar-babalar vardır. Orada ve o yolda, al yazmalı, yaşmaklı çemberli, peştamallı Analar vardır. Şapkalı Aliler- Mehmetler vardır… Onlar bu yolda hep olacak ve yaşayacaklardır. Bu ve bu anlam ve manada olanlar Birlik Türkiyemin yoludur, aynasıdır. Büyük zorluklar içinde yapılan Türk kurtuluş savaşları sonunda, Atatürk'ün ve arkadaşlarının ve de “tüm Türk insanı” ile Türkiye halkının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başta Atatürk ile ve sonradan Türk siyasi hayatında yer alan tüm lider ve partililerin çalışmaları ile günümüze yani bugünkü durumuna geldi. Türkiye insanı canla, başla çalıştı, çok çalıştı. Ülkeye ihanet eden siyasiler olmadı. Siyasi parti liderleri ve politikacıların yanlış ve noksanları olmuş ve de oldu… Ancak bu yanlış ve noksanlar Türk insanını karamsarlığa düşürecek kadar değildir. O nedenle Birlik Türkiyem, kuruluşundan bu yana, ülkeye hizmet eden tüm siyasi lider ve partililere içten teşekkür edecek… Yanlış yapanları bilecek, hatta çok belirgin yanlış yapanlardan, bireysel olarak hesap soracak. Ama kesinlikle, geçmişe yönelik bir suçlular grubu yaratmayacak. Yapılmış olan tüm iyi işler tasnif olacak. Daha iyi olmaları için çalışılacak. Yine geçmişte yapılan hata ve yanlışların tüm tasnifi 112

yapılacak… Neden ve niçinler araştırılacak ve bir daha o yanlışlar olmayacak-işlenmeyecek… O nedenle Türkiye insanına tüm gerçekler söylenecek ve tüm insanlar bir “Çalışma Seferberliği” başlatacak. Bu çalışmada birey ve aile öncelikle kendilerine çalışacaklar… Đmece usulü ile de yapılacak bu çalışmada devlet, yol gösterici olacak. Kişi ve aile ve küçükten büyüğe toplum, çalışma planları yapacak. Bu çalışmalarda planlı çalışmalar nesilden nesle devrolacağı bilinciyle… kişi ve kişiler… çalışmalarını ve yaptıkları-yapacakları işleri sağlam temellere kuracak… Yık-yaptan-sök yaptan kesin kaçılacak… Devlet, halka yardımcı çalışmalarında önde ve çok etkin olacak. Devlet, geçmişte çok gördüğümüz, yaşadığımız bir örnek olan Yolları sök yap… Asla yapmayacak, yapamayacak… Bu nedenle her yerde özel sektör, kendi arasında ve devlete etkin irtibatlı iş yaparken, Devlet kurumlarında kendi aralarında kesin planlı ve kolektif çalışacak. Asla bu çalışmalarda… oyalama-olmayacak. Kişi ve toplumda özel iş ve çalışmalarda ve daha önemlisi de Devlet işlerinde zaman değeri çok iyi bilinecek… vakit paradan önemlidir… çıkışı ile… asla yarın yaparım-yaparız… denilemeyecek. Devlet işlerinde BUGÜN GĐT YARIN GEL… anlayışı kesinlikle yok edilecek… Herkes çalışması ile kazandığı ekmeğin karşılığı çalıştığını bilecek. Hele devletten maaş alanlar ise, aldıkları maaş için daha çok çalışacak. Devlet çalışanları, maaşlarının Tüm insanlarca verildiğini asla unutmayacak. Buna bağlı olarak, maaşlarının dinen de helal olması için fazlasıyla da çalışmış-çalışır olacak. Bu şekilde Millette heyecan uyandırarak eski çirkin, yatmaları, devlet malını yemeleri havasından çıkacaklar… Bunu halka böylece yansıtacaklar ve halk devlet çalışanları ile iftihar eder hale gelecek. Böylece bir mutluluk yaşanacak bir ömür boyu… sürecek. Devlet Halk mutluluğu olacak. Geçmişin iyi ve kötü işlerinin bilançosunu çıkartacak ve kötü olan işlerden-yeni çalışmalarda-halkı ve devleti hızla çıkaracak. Yani insan-birey-aile-toplum iyi yolda,, devlet çalışanları da, devlet malını yağmalamanın ve yağmalatmaktan kesin çıkmış biçimde bir haz doluheyecanla… yansıyacak. TARĐHE gidilecek ve beş… bin yıl uzaklardan- Ta ORTA ASYA'DAN günümüze gelinecek. Burada tüm soy ve boylar-Anadolu'da HALKLAR tarihi ve sosyolojisi açığa çıkarılacak ve ilan edilecektir. Geçmişe gitmek, ders almak kaydıyladır. Asıl olan bugünün ve yarınların çok daha iyi olmasıdır. Đyi olmak sözde değildir. Sözde iyi olmayı aşarak doğrudan halkın dünden daha iyi olduğunu görmek ve çok daha 113

iyileşmede, tüm insanların çalışır ve çok çalışır halini görmekle olur. Bu çalışma gözlenerek kesin görülmelidir. Bu şekilde çok çalışıldığını bilen Türk Milleti çalışıldığını ama dürüst çalışıldığını bilen Türk Halkı tümden kendine, bugününe ve yarınına çok güvenle bakma, bu hal içinde daha hoş görü-azim, hırs ile dolu olarak iyi olma ve üstünlüğü mutlaka başaracaktır. Đşte bu denli ileriye dönük çalışma olur ve yapılırken ve Türk insanının çok büyük bir çoğunluğu bu çalışma içindeyken, teknik ve tarihi bilgi ve becerisi olan belli kişilerin, geçmişi süzgeçleyerek, tüm olmuş ve olması gereken iyi halleri… Yarınlar için çalışan Türkiye'nin önüne koyacak ve öylece de bugünkü çalışmaların yarınlara katkısının iyiliğini sağlama almış olacaktır. Sade bir dil ile bugün için, Türkiye'de yaşayan Türk Milletinin ve Türkiye Halklarının, TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ DEVLETĐ kuruluş öncesi tarihleri incelenecek ve sonuçlar, tüm ilgili kesimlere açıklanacak ve bildirilecektir. Bu bilgiler, dünya tarihi ile de birleştirilecek ve Dünyanın bu günkü yaşam tarzı ile buluşturularak bugünkü Türkiye'de yaşayan Türk Milletine ve Türkiye Halkları yaşam biçimlerine ışık tutarak, birlikte yaşamada kaynaşmada, et-kemik misali ayrılmaz bir yaşamda TÜM TÜRKĐYE ĐNSANLARINA yol göstericilik, mecburiyetlilik… . aşılayacak ve geleceğin TÜRKĐYESĐ huzur dolu olacaktır. Doğru ve kesin tarihi bilgileri, inceleyicilere bırakmak kaydıyla Türk insanı, Türk Milleti, Türk Gençliği, Türk Halkı… ve de bugün için Türkiye'de yaşayan, Türkiye'yi VATANI YAPMIŞ olan TÜRKĐYEM diyen herkes, genel olarak tarihini bilir ve ondan güç alarak bugününü ve geleceğini iyi yapar, üstün kılar…

114

TARĐHE BAKILDIĞINDA Beş bin yıllar öncesinden, Orta Asya'da Dede Korkut (ATAM KORKUT) bilinir, övüntülerinden ders alınır ve yolundan gidilir. Arzu edilen ise “Bilinmeli-gidilmelidir… ” BĐRLĐK TÜRKĐYEM, Atam Korkut yolundan gidecek, gidilecek… “Üstten, Gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe TÜRK MĐLLETĐ yok edilemez, esir alınamaz, tutsak yaşamaz ve yaşatılamaz” diyen BĐLGE HAN'dan güç alır… Bu söz, Türk Milletinin bugününde ve geleceğinde temel taşıdır… Tarihte Türk Devletlerinin parçalanması ve yıkılması, daha çok kadın, menfaat hırsı, çekememek gibi hallerden olmuştur… Düşman bu yoldan Türkleri vurmuş ve yıkmıştır… Türkiyem anlayışı bunlara asla fırsat vermeyecektir. Ergenekon Ovasından çıkış destanı, bir zoru ve zorluğu başarmaktır. Üstün bir ruh hali ve gayretidir. Türkiye Türklerinde ve halkında bu ruh her zaman olmalı ve olacaktır. ANADOLU'YA gelme, girme gücü Türk olmanın olgusu ve başarısıdır. O Türklerin, O ordunun komutanı olan ALPARSLAN… Türklerin Anadolu'ya gelme-girme savaşında, 1071 MALAZGĐRT'TEKĐ savaşmada savaştan önce, beyazları giymiş, bu giysileri kefeni sayarak “ÖLÜRSEM ÜSTÜMDEKĐ GĐYSĐLER KEFENĐMDĐR” demiş ve savaş sonucunda da o giysiler kefeni olmuştur. Türk insanında kazanma-yurt edinme-yurdunu koruma hırsı o denli ileridir ve her zaman da olacaktır. Türk Han ve Hakanlarından çoğu, ordusunun başında ve önünde olmuş ve savaşmıştır… Anadolu'da Alaeddin Keykubat, Keyhüsrev, I. Kılıç Arslan, II. Kılıç Arslan, Haçlı askerlerine, ordularının başında karşı durmuş, can vermişlerdir. Yakın tarihimizde de bu tür komutan ve Adsız Kahramanlar çoktur… Bunların, Temiz Türk kanı, bugünkü Türkiye Devleti'nin kuruluşunda halen sımsıcaktır ve sayıları da çok çoktur… Birlik Türkiye'm, Onları asla unutmayacak ve hatıralarını hep canlı tutarak yaşatacaktır. BĐR OSMANLI TÜRK DEVLETĐ vardır ki… Đçten bir itirafım olsun ki, Bu satıları yazarken kalemim elimi titretti. Çünkü yazdığım tarihten, kalemin çizdiği de tarihtir. Ben ne tarihi bilirim, ne de o anlamda ispat edebilirim… Benimki tarihin ışığında bir yorumlamadır. Ancak OSMANLI adı bir devdir… Osmanlı da bir Türk'ün adıdır ve Türk gücünün ifadesi anlamına devleşmiştir. Osman adını duyan her aklıselim insan, OSMANLI'yı hatırlar. Osmanlı-Osmanlılar denilince de durmak… gerekir. Rivayetten şöyle okumuştum: Halk pazarın kurulduğu ve halkın 115

çok olduğu ve dahi o halkın içinde Bizanslı-Cenevizlilerin de çok olduğu yerde OSMAN BEY yüksek bir yere çıkar ve der ki: Ola ki birinin, diğer birini kandırdığını, aldattığını, ya da dolandırıp, malını kaptığını duymayayım… Öyle olanın ve öyle yapanın katli vacip ola ki, bunu herkes böyle bile. Buradan anlaşılır ki Osmanlı Devleti'nin kuruluşu, adaletin temeli üzerinedir… Osman, bir erkeğin adı ve Osmanlı Devleti'nin kurucusunun adı olsa da… Osmanlı Türk Devletinin kuruluşunda ve ilerleyişinde Türk kadının, Türk anasının… rolü çok önde ve ileridedir... Zaten, Türk kadını ve kızı tarihten, Ta Orta Asya'dan… Anadolu'ya… hep Türk erkeğinin yanında ve önünde omuz omuza olmuştur. Türk devlet yapısında ve Türk göçerliğinde sade Türk kadını, öz ve öz Türk kadını… Aile birliğinin ağlamlığı, devletin birlik ve dirliğinde sarsılmaz bir hücre taşı gibidir… Kadın burada, açıktan erkeğinin yanında savaşta… olmuş veya arkada derleyip toplayıcı olarak etkin bir güç, bir yaratıcı unsur olmuştur… Kim ne derse desin, gerçek olan budur. Ta ki Osmanlılarda Devşirme güç, ön plana çıkana, Ana Kanının bozulmasının, kendini gösterdiği yabancı kadın ve kızlarının Osmanlı saraylarına girme, kadın yapılma-çocuklarının paşa, padişah… olması anlarına kadar… böyledir… Ne hikmet ve gaflettir ki… yabancı ırk ve boy kadın ve kızları… Savaş esir ve ganimetleri olarak, padişah karıları olmuş, ya da yapılmıştır. Đşte o nedendendir ki… zaman olmuş, o kadınlar belki geldikleri ülke Kan bağı nedeniyle de olsa gerek… Ülke güvenliğini, ya doğrudan dış düşmanla birlik olarak sarsmış; ya da saray içinde ve devlet içinde pek çok kargaşa yapmış ve Osmanlı Devletinin çöküşüne neden bile olmuştur. Çoğu kez bu kadınları saraya sokanlar, ya devşirmelerden gelme paşalardır… Ya da o paşaların sinsi planları uğruna taraf edindirdikleri gafil adı Türk olan paşa, ya da vezirlerdir… Yazımın, ilk temel nedeni bu olsa gerek. Đki yüz elli-üç yüz sene Bu zaman dile kolay… Kuruluşundan, bu zaman içinde çok büyük güç olan Osmanlı Devleti, Dünyaya hükmeden Osmanlı Devleti. Bin beş yüzlü yıllar… Şah ve padişah ise Kanuni Sultan Süleyman… Kanuniye el açıp-aman dileyen Ticaret hakkında üstünlük isteyen… Avrupalı veya Haçlı tüccarları… ve de o meşhur KAPĐTĐLASYON-LAR… Bu günkü Amerika'yı düşünün. Her şey ona vız gelir ve gelmektedir… Ancak, Amerika'dan, öyle dişe dokunur bir avantajı kimse alamaz… Çünkü bu gün için bilinir ki ve asıl olarak ta bilinmelidir ki Amerikalı-Avrupalı, yani Haçlılar ve o paralelde özelliklede Yahudiler on116

yirmi yılları geç, 50-100 ve hatta beş yüz yıllık planları vardır ve yapmışlardır. Osmanlılarda ise öyle uzun vadeli devlet planlarının olduğuna dair bir hareket tarzı görülmez… Bırak Osmanlıları… Şu an yani 2008’ler, Türkiye Cumhuriyet'i Devletinin de böyle planları olduğu hiç mi hiç yansımaz… Tersine ise elli-yüz sene sonraları, devletin yıkılmasında sanırsam-rol oynayacak çok şey ve şeylerin varlığı ve onlara çanak tutan çokları bir bir görülür ve yansır ki… Düşündüğünde insan olanın içi cız eder… Đşte o Kanunidir ki ve hikmeti de o mudur bilemem, dış tarih içinde ondan pekte kinle bahsedilmeyen Kanuni, tabi debdebeli yaşamda, dünya hep böyle kalacak sanmış; hiç düşünmeden, yabancılara, ülke kaynaklarını talan edici hakları vererek Osmanlıların yıkılmasının temelini kendi eliyle atmıştır. Kimse, tarihi yaşayamaz… yani fiilen görüp bilemez Ama akıl bilir bulur… BEN, burada inceleme-araştırma gereğine gerek görmüyorum… Zaten gereği de yok… Yorumlandığında bunu ben-sen-herkes bulur-görür Ona göre alınacak tedbirler ve yapılacak planlar… bugün ki Türkiye Cumhuriyet, Devletini, Üç yüz-beş yüz yıllardan fazla uzun sürmesini ve kesinlikle ebediyen yaşamasını sağlayacaktır. Burada çok önemli bir gerçeğe dikkat çekiyor ve kesin olan gerçeği yazıyorum. Sanmıyorum ki bu yazacağım karamsarlık, sadece benim veya azınlık kesimin olsun… Keşke öyle olsa… Bu gün 2008’ler, Kesin tarih On Şubat 2008… Şu an Dünyada ve Türkiye'de yayın organları ve özellikle Televizyon kanalları ile ĐLETĐŞĐM çok ileride… Her gün televizyon ekranlarında… alabildiğine siyasi konuşma, tartışma ve alabildiğine yıkıcı, yok edici siyasi konuşmalarkavgalar-çok çok. Ülkemiz kurulalı şurada seksen sene olmuş… Bu seksen sene devlet tarihinde üç-beş ay bile olamaz… Ama-ekranları izlerken akıl ve izan çalışmaz oluyor… Đnsan sanki, Türkiye batacak sanmaya sürükleniyor… Bunları destekleyici bir sürüde yanlışlar var… Bunların başında Avrupalılaşmak için, yabancılara taviz üstüne taviz veriliyor… Güzelim toprağımızın en değerli kısımları yabancılara da, ülke içinde çoğu talandan-vurgundan zengin olmuş, çok parası olanlara ve devletin milletin malı özelleştirme adı ile satılıp gidiyor… Alınan paraların çoğu da belki bir hortumlanma ile gidiyor-ve yazık oluyor. Bir türban-çember-başörtüsü tartışması hat safhada… Siyasiler… sanki birbirlerine namlu doğrultmuşlar gibi… Şu an iktidar olan Ak Parti ve bazı başka parti ve partililer, kadının başını örtme-kapama yapıyor… 117

Muhalefet olan Halk parti ve bazı başka parti ve partililer ise kadının başını çekme-açma yapıyor… Diğer yandan ülke çapında çok önde mücadele eden, fakültede veya fakülte yolunda olan kızlar başımı kaparım… kapayacağım peşinde… Diğer yandan ayni fakültelerde ve dış alanlarda, birçok kız ve kadın yani başı açık olan kadın ve kızlar, ötekilere kapattırmam-açtırma uğraşında… Buna bağlı ve çok da acı ve tehlikeli olan ise: bu uğraş ve kavgaların içinde ve başında, üniversite hoca ve öğreticileri geliyor. Bu hususta ilk ve orta öğretim öğretmenlerinde ve polis çevrelerinde fazla, ya da hiç ses yok… Olmamalı da. Çünkü onlar bu filmi gördüler, izlediler yaşadılar. Bede-lini de çok acı ödediler. On iki Eylül 1980 öncesi, SAĞ-SOL kavgaları ve o çok acıtıcı olan oltaları Yutanlar, öğretmen ve polisler idi… Ve tabi öğrenciler de başrol oynamışlardı. 2008 de yine bir benzer kavga… Yine yutulmuş, yutturulmuş çatallı olta. E arkadaş… haklı değiller mi… Öyledir arkadaş öyle… Düşman da, ajanları da… en haklı olunacak yerden girerler… Vatandaşın hoşuna gidecek ne varsa, oradan açarlar kavgayı… Ve de başa-rırlar bölme ile parçalanmayı… Dün yani 1970’lerde sağcı-solcu kavgaları ile, sonra… PKK ile Kürt vatandaşlarını ayırma isteği ve bu yüzden onca yıl ve halende binlerce ölümler… Tam burada net bir tavır ortaya koyalım… Onca yıldır, Türkiye Cumhuriyeti Devletini idare edenler, Ülkenin her yanına ve yerine kolkanat germesin… Okulunu-yolunu-suyunu… tam yapmasın… Halkın çoğu… ekmek bulmada zorda kalsın ve dahi yatmaya da doğru-dürüst ev bulamasın… Üstelik, Türk dilini de tam veya hiç bilemeyen bir Halk kesimi, yani birçok Kürt vatandaşı olsun… Arkadaş… SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ… denilmemiş mi? Đşte bu zorda olan Kürt insanının çoğunu, düşman keşfeder- al sana ekmek para-ev-derse ve demiş ise-ister misin, senin bir bayrağın da olsun dediyse… O zorda olan, kalan, sahipsiz kalmış gibi görünen, üstelik dil, yani Türkçe bilmezliğinden dolayı da bir birlik bağı içine giremeyen, yolunu bilmeyen Kürt ve Kürtler… O an, kendilerine uzatılan el ve ekmeğin düşman eli… olduğunu ve sonucunu görür ve düşünebilir mi? O zehrin beyinlere girmesi ve şu an ille de Kürdüm, toprağı bölüp parçalayacağım demesi nedenleri, Türkiye de böyle haksızlıkların olduğundan değil mi? “Devlet, Kürt insanına, Türkçeyi tam öğretmeyecek, sonra da ondan, va-tandaşlık isteyecek… Aklı olan Kürt, şunu yapmayı bilse ki bilmelidir. Đsyan yerine Vali kapısına gitse-yürüse. Usulünce dese ki-Yol-su-ekmek-okul-ışık istiyoruz… Hizmet istiyoruz… Almadan gitmeyiz, gör-meden-yaşamadan 118

etmeyiz… Đmece ile-yardımlaşma ile bizde çalışacağız, katkıda bulunaca��ız… deme-direnme yolunda aydınlatılsa idi Türk-Kürt insanı… Ötesine gerek yoktu… Onca yıldır kardeş kanı dökülüp, bugünkü Kürt ayrılıkçıları da doğar ve yaşıyor olabilir miydi? ... Üstüne üstlük… Kürt kaçakçılık yapacak, geçimi böyle sağlayacak, içlerinden Kürt vurguncuları, öteden dış vurguncular olacak… Devlet oralara yılar öncesinden Komutan jandarma gönderecek… Üstelik oralara gitmekomutanlık yapma, bir imtiyazmış şekline dönecek. Ve sonuçta kamyon dolusu önemli eşya ve varlıkla o komutanlardan bazıları veya çoğu geri dönecek… Turnayı da vurmuş sayarak kendince böbürlenecek… Ben böyle anlatımları çok duydum, Çokları da duymuştur, bilirdir diye tahmin ederim. Bazı tahmin ve fısıltılar gerçeği tam yansıtır, söylenmez, ifşa edilmez ve bundan çekinilse de… Gerçek budur diye, iyi bakılırsa görülür. Alınan haraçlar-baskılar-haksız kazançlar… Öte yandan aynayla geçmişe ve bu güne bir başka açıdan bakarsak... Tabanım ben. Öncelikle bildiğimi, gördüğümü, yaşadığımı net olarak yazmayı ve bilmenizi sağlamam gerekir… 1965-70 yılları… Karadeniz Bölgesi… Terme-Çarşamba-ÜnyeAybastı-Kumru-Korgan… Ovaları-dağları-köyleri ve kentleri… Đnsanları… Tam bir çalışma seferberliği içinde… Đmece-yardımlaşma usulü içinde, halk çalışmakta. Okul temeli, su arkı elektrik direkleri, posta taban işleri… yollar… Sağlık ocakları… Bir türkü-nara atışları ile kürek ve kazmaları elde-omuzda… Đnsanlar alabildiğine çalışıyor. Đçlerinden seçilen temsildiler. Devlet-parti kapılarında günlerce kalı-yor… Ama hizmet almadan da geri gelmiyor… Ardından Devlet hizmetleri yollarda… geliyor, veriliyor… Đş bitiyor… Hizmet kervanı yürüyor. YĐĞĐDĐ ÖLDÜR HAKKINI YEME derler ya O günün iktidar partisi, Adalet partisi ve partinin güçlü adamı SÜLEYMAN DEMĐREL… O Demirel'dir ki Türkiye'nin her tarafında parmak izleri vardır. Đyi bakıldığında görülür, bugün ve yarınlarda görülen ve görülecek olan çok hizmetlere imza atmıştır DEMĐREL… Ve yine o Demirel'dir ki, döneminde onca haksızlık… vurgunculuklar olmuş-rüşvet dönemine çanak tutulmuş… Aracı-tefeci-faizci güç ve talan birliği ülkede kol gezer görülür olmuştur. Demirel, bunları yaptırmasaydı, talan soygun içinde olanların başını, başta yeğeni olmak üzere ezdirseydi, Demirel’i tarih altın harflerle yazardı. ANKARA ÇOK MUTLUDUR… veya öyle yansımıştır. Taban halkı da mutludur, Çünkü iş yapar ekmek bulur olmuştur. Bir Almanyalılar gidiş ve 119

gelişleri vardır ki o dönemlerde… Ülke kalkınmasında çok faydalı olmuştur. O ALAMANCI’lar. Çocuk ve gençliğimde mısır otları kazımları, fındık bahçelerinde on sene işçilik yapan ben, Alamancıların getirdikleri teyp ve radyolardan Anadolu şarkı ve türkülerini dinlerdim, dinlerdik… Çarşamba dedikleri, Ordunun dereleri, Beyoğlu'nun kızları, Adananın yolları, Urfa'nın minareleri söylenirde söylenirdi. Đmeceleri iş galeyanına getiren, imece içindeki ses ve söz güzelleri eşliğinde öyle bir nara çekilirdi ki… deyme keyiflerdi… onlar. Tüm Trakya, Ege-Akdeniz-Marmara… Konya-AdanaErzurum-Trabzon… Elbette ki tüm insanlar, o dönemde birlik içinde çok çalışmışlar ve ülke-yi kalkındırmışlardır. Gelen devlet hizmetleri aslında devletin görevi olup-çoğu yüzeyseldir. Tamamlayıcı unsur Halk olmuştur. 1985’lerde BĐR ÖZAL devri gelmiştir ki… Ve o Özal'dır ki, Devletin belini kırmış-Sermaye kesimini zengin mi zengin olma yoluna komuşDevleti soyma-talan etme, Devlet malını satma-mahvetmede, tüm geçmiş idarecilere taş çıkartmıştır. Özal, o zekası ve iş bitiriciliği ile Devlet malını, masasını, obasını, çiftliğini revizyondan geçirse, devlet sektörüözel sektörle yarışır ve daha çok iş bitirir olsa, yapsa, yapılsa olmaz mıydı? Ve Özal'ın ekibi de bu yolda uğraş verse, Özal'dan sonra da yeme ve talan etme ve ettirmede bulunmasa ne olurdu. 2000 LĐ YILLAR-Talandeprem-yağma ve Türkiye'nin içten ve dıştan çökme-çökertme hali olmuş… Sonuçta iktidar değişmiş-yeni idareciler ve siyasetçiler gelmiştir. Yerine gelen Ak Partililer iyi şeyler yapmıştır ve halen yapmaktadırlar. Ancak doktorluk ta, hastalık da aynıdır, değişmemiştir. Değişmesine de gayret edenler, çok etkin olamamaktadır. Adamlar, kapitülasyonculukta, adeta yarışır haldeler… Özal, vatandaşa çal, çırp, soy… ne yaparsan yap, yeter ki zengin ol, KÖŞEYĐ DÖN, der gibi laf etmiş gibime kurnazlar da bunu böyle uygular olmuşlar mıdır… Şimdi iktidarda olanlar da, o yılları hatırlatır gibiler? Tabi bu işler içinde, ülkenin her yerine çoğunlukla gidiliyor-el atılıyor, halka ve fakire, yiyeceği kadar ekmekte veriliyor. Halk buna karşı çıkacak değil. En azından “hiç yoktan iyidir” diyor halk. Tabi ki haklı da. Çok detay isteyen işleri özetle yazdım. Zaten sizde benim gibi bilen ve yaşayansınız. Doğru-ya da yanlış yazdım. Tamamlar ya da suçlarsınız. Yanlışı hemen kabul ederim ve yanlıştan anında dönerim. Korkum, ĐFTĐRADIR. 1965-2008, Türkiye'de Demirel Zenginleri, Özal Zenginleri, Erdoğan zenginleri olduğu gerçeği kesindir. Bunlar adeta doğmuş yaratılmış gibidir; kesindir, gerçektir. Bu kaymak yiyicilerin sayısı 120

tahminen on milyon olsun. Börek-peynir yiyenlerin sayısı OTUZ milyon olsun. Simit-çay içebilen de On milyon ise, Geri kalan yirmi-Yirmi beş milyon ne yiyor, ne içiyordur. Nasıl yatıyor ve kalkıyordur. 1975’lerde bir araştırmacı-sosyolog olan TAHA AKYOL… Terme'ye gelmiş ve orada yapılan bir gecede, aynen şöyle demişti. BĐR TARAFTA ZEVK SEFA ĐÇĐNDE OLAN TÜRKĐYE BĐR YANDA SEFALET ĐÇĐNDE YAŞAYAN TÜRKĐYE Yanılmıyorsam, o tarihte Türkiye'nin borcunun da, 60 milyon dolar olduğunu söylemişti. Şu an ise milyarlarca dolar borç var. Burada saadete ve öz eleştiriye gelirsek: Đletişim çağındayız. Dünya çok güçlü ve ilerlemiş durumda… Bundan 40-50 sene öncesine göre de Türkiye ve Türk insanı ve halkı çok ilerlemiş, güçlenmiştir. Türkiye de siyasiler ve iktidarlar, çok iyi işler ve çalışmalar yapmışlardır. Asıl olan gerçekse, Türk Milleti ve halkı, daha çok çalışmıştır. Türkiye'nin bu ilerleyişi, Yabancı devletlerden birçoğunun, çok daha ilerlemiş olduğundan; gölgede kalmış ve görülmemezlik içinde olmuştur. Eğer, Ankara'da soygun olmasa idi. Eğer soyguncu, talancılar olmasa ve Türk Halkının verdiği vergiler, Ülke kalkınmasına tam harcansa idi… Türkiye bugün için, on zengin ülkeden biri olurdu. Türk Milleti ve Halkı da, çağın sıkıntılarını çeken, acılarını ve açlığını yaşayan hallerden uzak yüzde 80-90 rahat yaşama içinde idi. Türkiye'de hakkıyla zengin olan, helal kazanan, yiyen-yardımcı olan ve eden çok ve hatta nice zengin ve zenginler olduğu kesindir. Rahmetli Vehbi Koç'un bakkal işletmekten, Sakıp Sabancı'nın, pamuk işçiliğinden geldiği bilinsin ve unutulmasın. Bir kesin çizgidir ki, Türkiye de zengin olmak çoğu kez kolay olur ve olmuştur. Çalışana, çok çalışana Allah'ta verir, kul da. Çalışmayanın omzuna, gökten rahmet yağmaz. Eğer yağacak olsa idi, çoğumuzdan önce benim omzuma yağmasını isterdim… Öğrencilerime ve öz oğluma hep böyle söyledim. “ Hani anlayana sivrisinek sazdır, derler ya...

121

OSMANLI TÜRK DEVLETĐ'NĐN SON ANLARINA VE YANLIŞINA YENĐDEN GELELĐM Yazdıklarım ve yazacaklarımda, Osmanlılarda yıkılma sebeplerini iyi görmek ve bilmek vardır. Osmanlı Devleti 500-600 sene yaşamış olduğuna göre… Türkiye Cumhuriyet'i Devleti'nin kuruluşundan bu yana henüz 80 yıl geçtiğine göre… Adama sorarlar arkadaş… Ne oluyor diye… Ben size, siz bana ve kendinize, hep birlikte birbirimize soralım. Türkiye'de, ülkemizde ne oluyor, neler oluyor arkadaş… Dünyaya bir daha mı geleceğim. Bu şekliyle asla… O halde ben-sen… hepimiz… Ömrümüzü, dünyamızı iyi yaşamalıyız… Ve bir mutlu toplulukta gülmelieğlenmeliyiz… Kanuni Süleyman, belli ki o tarihte Dev olan Osmanlı gücünün bitmeyeceğini, bitirilemeyeceğini görmeyi, düşünmeyi bırak; her çıkışın bir inişi olur anlayışıyla hiç meşgul olmamış. Eğer olsaydı, Haçlılara o imtiyazları verirken yüz yıllar sonrasının hesabını da yapardıyapmalıydı. Yarınlara baksa idi, zamanından önce olan, yapılan icat ve buluşları Osmanlıya getirir, bunların başında da MATBAA olurdu. Sonuçta olan olmuş, Avrupalı tüccarlar, Osmanlı topraklarında cirit atar, Hıristiyan din adamları ve ajanları saraylara girer çıkar olmuştur ki, Osmanlı ilerlemesi durdurulmuş ve gerilemeler başlamış. Sarayda hoca fetvası, günahtır, gavur icadıdır teraneleri ta uzak illere ulaşmış, Türk halkı “Padişah çok yaşasın anlamına” Allah Devlete zeval vermesin duaları etmeye başlamış, başlatılmış… Ve matbaa 300 sene sonra Osmanlıya geldiğine göre, yıkımda olacaktır ve de olmuştur… Bir bağlantı kurarsak, Şu anki Türkiye Devletini izole edenler… size ne ola ki… Uyanmak ibret almak, ders çıkarmak yok mu ola? Osmanlıda padişahın öksürdüğünü, vatandaş çoğu kez üç yıl sonra duyarmış. O ana kadar da Dağ padişahları, eşkıyalar malı götürürmüş. Madalyonun öteki yüzüne bakın bir. Bu iletişim çağıdır. Dünya pire, haber deve olmuş. Đstenildiği an olayların patlaması çok kısa zamana ve çok kişi ve kişileri etkileyecek hale gelmiştir. 15 Şubat 2008… Türban için çok çirkin kavgalar televizyonları sardı. Okulları-öğrencileri ilgilendirir olmuş. Hedef bunun halka sıçraması, sıçratılmasıdır. Bunu görmeyenler ise, tümden akılsız ve gafil değil midir? Burada asıl olan türbanda değildir. Halkın içinde bir şeyler oluyor. Şu an kavga türbanla örtülmüş, saklanmış durumda… Ortada bir kamuflaj var… Tarihten gelme bir duruma iyi 122

bakın, Üstelik benim ve bizim tarihimiz-den de gelmeyen olay. Ta Đslamiyet'e ve Đslam tarihinde olan, yapılan haksızlıklarla benim ne işim, ne ilgim oluyor ki, Oy Sünni, vay alevi... yok bilmem nedir ki… Asıl tehlike odur, orasıdır. Arkadaş, benim mezheple… tarikatla… falan işim olmaz… Ben önce ve öncelikle ALLAH ve peygamberini tanırım… Ha sonra mezhep... gibiler iyi ise anlarım. Sonra neden ille de dört mezhepte… ötekiler değil… Alevi’si de Sünni’si de bunu neden bu ana kadar görüp anlamamış, çözememiş. Üstelik sırf bu yüzden kavgalarda etmişler… Ne olacak… O devirde çok zengin ve güçlü olan Araplar bir araya gelecek… Konuşacaklar. Dördü birbirlerine ve söylediklerine tamam diyecek… Ötekiler, yani başka mezhep ağaları, kurucuları ne olacak. Onları geç yapmışlar-çünkü onlar zayıf ve cılız kalmış. Öteki dördüne tekrar dönersek bakmışlar ki her birinin bileği… yüreği, cebietrafı çok güçlü… Şu dünyada var ya, O an biri ötekini yok edeceğine aklı kesse, üçü yok olur, şu mezhep kavramı da bir olurdu. Ha diyelim ki mezhepler iyi yoldur, kurucuları da iyi insanlardır… Yani bugün için şu doktor çok iyi-şu hoca çok alim ve cana yakın… Ha işte onu anlarım. Orda birleşirim. Ama Düşman uyumuyor. Yıllar oldu ki Alevilerin içine dalınmıştır. Oysa Aleviler, bir anlamada Türk milletinin özü gibidir. O Aleviler ki ibadetlerini başka türlü yapar… Tamam yapsın arkadaş yapsın. Devlette onlara ibadet yerleri, yani Cem evleri yapsın. Đsteyen camide yatsın, isteyen cem evlerinde kalksın… Yeter ki herkes birbirini bilsin, tanısın, anlasın. Yani düşman galip gelecek alevi bana-ben Alevi’ye çelme atacağım. Kan gövdeyi götürecek... Ülke bölünecek. Zaten Kürt-Türk olarak ayrılma tamam. Veryansın, vuryansın Türkiye… Öyle mi… Ve de hani bunlar olmaz, olamaz mı? Olmaması için… şu an, evet şu an ve böyle olay ve hallerde… Ya devlet başa olur, ya kuzgun leşe olur… Olmadan Devlet olmalı. Herkes aklını başına almalı. Devlet boynuzlu, kulaklı değildir. Devlet, Bir kutsilik anlamını üstünde taşıyan bir insanlar ve yapılaşma topluluğudur. O topluluğun bir kolu da Ordudur. TÜRK ORDUSUDUR. Ey Türk ordusu, sen ve sizde görevinizi çok iyi yapın ha. Sakın ola ki, işi bir daha biraz olgunlaşsın, kıvamına gelsin… istedik demeyin ha!... Anında, hemen 10, 20-50, 100… asker ve polis… Suçluyu ve suçluları alın… Doğru kanuna teslim edin… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Son Vahdettin ve Vahdettinler olmayacak… Hani aradan 500-1000… seneler geçecek yine olmayacak… Çünkü Türkiye bir daha yıkılmayacak. Bir de 123

Vahdettinlerden önce Kanuniler suçlanacak ve bir daha Vahdettin gibiler suçlanmayacak. Nasıl mı? Neden mi? Canım söylüyoruz işte… Đşin başında iş işten geçmeden söylüyoruz… Önce şu anki iktidara, Devlete tüm okullara, idare birimlerine ve darecilere söylüyoruz… Yenilenin, yenileyin, yalnız benim, biziz demeyin. Tümden birlik olun… dirlik olmayı başarın… Yapın yeter ki yapılsın da kim yaparsa yapsın… Şu an ekranda siyaset meydanı var. Uygulayıcı Ali Kırca, Programda 14 sene geriye gidilerek, o günkü program gösterildi. Đzlemiştim. Yeniden hatırladım ve yaşadım. Đçim yandı, yandı ha yandı… Sağ ol Ali Kırca sağ ol. Öyle program yapanlar hep sağ olsun. Programın ana bölümünde ÇANAKKALE'LĐ FATMA NĐNE vardı. 98 Yaşında, Türk anası. Fatma nine Çanakkale savaşlarında 8 yaşlarında. Babası vurulmuş ŞEHĐT olmuş o an… Fatma Nineye, ŞEHĐT maaşı verilmiş. O almamış-maaşa bağlanmayı kabul edememiş… Programda sordular. Neden maaşa bağlanmayı istemedin diye… Fatma Nine, tüm gururu ile dedi ve diyordu ki… Vicdanım kabullenemedi. Babamın kanı gibi geldi bana parada maaş da. Hem maaşı-parayı ne edecektim ki… diyordu… Babam bana Devleti bırakmış, Vatanı uğruna ölmüş. Vatanı bırakmış bana… .YARADAN, EY YARADAN… FATMALARI EKSĐK ETME O RUH-TAN. BU VATANDAN… Çanakkale' li Fatma nine, Anadolu’da Kara Fatmalar… Erzurum’da Nene Hatunlar, Seyid Onbaşılar, Sütçü Đmamlar adına... dır ki Şu an, 14 Şubat 2008 gecesi izlediğim programda gördüğüm, yeniden görüp yaşadığım Fatma nine şahsında nice Türk anaları adına… Bu kitabın yazılış tarzını değiştiriyorum Ve burada önceliği TÜRK ORDUSUNA, TÜRKĐYE CUMHURĐYET'Đ DEVLETĐNĐN ORDUSUNA, TÜRK MĐLLETĐNĐN ORDUSUNA VERĐ-YORUM. Osmanlı Türk Devleti yıkılışta iken ya da yıkılırken, Onu yok ettirmeyen, Türk Milletini, esarete düşürmeden. Zincirin halkaları gibi ancak binbir çile, zorluk milletle omuz omuza vererek, Osmanlıda ki Türk varlığını… Anadolu'ya götüren Yeni Türk Devletini kuran-sanki o yıkılışı, bir zincirle, bir dirilişe bağlayan, bağlamış olan KAHRAMAN ORDUADSIZ ASKER. Asker Anası Türk kadınları, kızları, Vatan için can veren, çocuk, nice genç..., Bir kurtarıcı önden Mustafa Kemal, yanında ve ardında millet, Ey Şanlı Millet, ey şanlı ordu, ey şanlı Asker. Ne mutluyum ki, şu an seni yazıyorum ve yazacağım. Hamdolsun Allah’ıma şükürler olsun tanrıma ki seni yazma gücünü bana verdi, gösterdi. Hep 124

kendi mi zorladım, zorlandım, yazmalıyım diye. Çünkü öğretenim, yazmalı, öğretmeliyim diye… Kendimce yazsam_öğrenilmeye sunsam da, çok geç kaldım. Görür-yaşarım, ya da göremem. O nedenle kendime acıdım-acırım. Yaş altmışı geçti yorgunum. Buna rağmen... şu ekranlarda ben olmalıydım olmalıyım diye de koşar uğraşırım. Bu kitabı ve kitapları 20 seneler öncesinden yazmaya başlamış ve yazmış olmalıydım. O nedenle kendimi suçluyorum. Çok geç kaldım. Tamamen duygularımla, gördüğümü değil hayal ettiklerimi, olması gibi düşündüklerimi, akıl izah yapma içinde olamam. O kadar yeni teknik bilgilerimde yok… Ancak yazdıklarım, tamamen gerçeğin ta kendisidir… Mantıki düşüncede tümden doğrulardır. Tüm gözler adına bakıldığında, ülke sever, ülkesi uğruna severek can feda diyenlerin istedikleridir yazdıklarım. Bu noktadan hareketle, Şu anki Türkiye Cumhuriyet'i Devleti'nin Ordusuna sesleniyorum. Türk Ordusunun erinden en üst komutanına… diyorum ki, Ey Şanlı Ordu, ey Şanlı Asker, Elbette bilirsiniz ki ben ve biz… Çanakkaleli Fatma Ninelerin torunlarıyız. Ben, sen… biz, siz ve hepimizin içinde ve dışında o analar-babalar var. Üç dedem vatan uğruna ölmüş-Nenem-Ordudan Sivas'a sırtında erzak taşımış-Sivas'ta trenlere yüklemiş… 110 yaşında öldü... Onu yaşadım. Bir tarihti sanki. Anambabam 3-5 yaşında yetim kalmış. Eşkıyalar gece evlerini de basmışlar, ne varsa alıp gitmişler. Kesinlikle bilirim ki, şimdi o eşkıya, o asker kaçkını olan üç beş kanı bozuk soyları, şu an toprak ya da para bolluğu içindeler. Ya da Allah onları da çarpmış ki çoğu yoklukta boğuluyorlar. Hani o filmlerde kağnılarla erzak taşınır, Türk anası çocuğunu sırtında taşır ve ıslatırken, mermileri kucağında örterler… Öyle gördüklerimiz var ya… Onları gördükçe ve andıkça için yanar, parçalanır… Onlara hep baktım. Çok baktım. Hepsi Anam gibi sanki. Görünüşleri, giyimleri… Tıpkı anamanalarım gibi onlar ve onlar çok... O analar- babalar sayıca çok ... Türkiye'nin kurtuluşunda, kuruluşunda O analar ve babalar hep önde… Onlar, Hep Atatürk'le beraber. ATATÜRK'ÜN sağında-solunda onlar var. Ve o Türk Ana-babalardır ki, Ülke kurtulduktan sonra… ATATÜRK'Ü içlerine aldılar ve yurdun her yanına dağıldılar… Kimi evlerini bulamadı... aradı, içi yandı. Sonradan ev ocak kurdu. Kimi geride ne kaldı ise, onları korudu… gelişti. Hepsi hep birlikte ülke topraklarını yeniden imar ettiler-Çok çalıştılar. Ve onlar ev-ocaklarına giderken-oralarda yaşarken ATATÜRK'Ü içle-rinde götürdüler. Çocuklarına-torunlarına anlatıp sevdirdiler. Babam, gerçek manada Din hocası idi. Yetimdi. Babama Atatürk'ü çok kez sorduğumda, Derdi ki; 125

“Ey gidi GAZĐ… Allah mekânını cennet etsin… ” Az ve öz sözle… Atatürk'ü öyle çok sever ve dua ederdi ki… Anadolu'da, tarım-toprak işlerinde çalışan yüzde seksen Türk insanına karşılık… Yine büyük hizmetler yapan ve Atatürk'ün yanında-etrafında olan, kalan Türk Anababaları da vardır ki, Onlar ülke insanlarının eğitiminde resmi işlerde içte ve dışta büyük hizmetler etmiş ve yapmışlardır. Đşte o kesimlerdir ki, daha çok, Atatürk'le birlikte vekildir, bürokrattır, memurdur, öğretmendir. Onlar Devlet işlerinin içindedir, Onlar devlettir. Onların bilgi ve becerisi, uğraşları ile 1924 Anayasası yapılmış ve Yeni Türk Devletinin yeni hâkimiyet düzeni kurulmuş ve garanti altına alınmıştır. Çoğunlukla bu kesim insanlarından-elbette ki çok cesur ve Vatanperver olanların birçoğu veya bir kısmı da TÜRK ORDUSUNUN, teşkilat ve idaresinde, güçlenmesinde görev almış ve ne güzeldir ki… yıllar içinde Türk Ordusuna, Anadolu insanlarından ve Onların çocuklarından da çokları girmiş, alınmış ve o kesimin sonlarından veya onların çocuklarından da çok vatan sever Asker, Komutan çıkmış, çok da büyük uğraşlarla Türk Ordusuna güçler vermişler ve katmışlardır. Çok kesin bilinmelidir ki… Hani o “Günahtır, gavur icadıdır” diyen “Yalancı dinciler” yüzünden Anadolu'ya giden ve oralarda olan, yaşayan, Türk insanının çoğu etkilenmiş ve buna bağlı olarak, Yeni yazı okullarına gereği kadar ilgi göstermemiş, gösterememiştir. Daha acı olanı da kızları okullara uzun yıllar vermemiş, göndermemişledir. Öyle ki Türk Bayrağını henüz tanımayan nice Anadolu kadını ve hatta erkeği olmuştur. Burada çok acı, fakat gerçek olan tarihi bir olayı aynen yazıyorum. Çünkü bu olay Bugünkü türban tartışmasına oldukça açıklık getirecektir. Yıl 1957’ler. Yer Ordu'da bir köy. Halk heyecanlı. Köye okul açılacak. Köyün ekmekliyemekli-hal hatır bilir… Üstelik köy muhtarının karısı. Evinde yattım. Çocuk iken, yemeğini de yedim. Allah rahmet eylesin. Tıpkı Kara Fatma hayali gibi yiğit bir kadın... Köy ikiye bölünmüş durumda. Yeni yazı okulu, yani ilkokul, köye gelecek-Hayır gelmeyecek… Muhtarın karısı “Gelmeyecek” diyenlerden. Üstelik muhtarın karısı olduğundan da etkili… Akıllı biride. Sonuçta köye okul açılır. Türk Bayrağı asılır, sallanır. Bir kısım insan o kadar çok mutludur ki… Bayrağı alıp öper, gezdirir. Đşte o sıralarda kadın, Türk Bayrağına orak sallar ve Türk Bayrağı hırpalanır… Olay büyüktür. Ordu ilinde ses getirmiştir. Gazeteler de yazmıştır. Sonuç da acıdır-Dramadır. Kadın Bayrağın Türk Bayrağı olduğunu anlayıp öğrendiğinde… hüngür hüngür ağlamış, kendini yerden yere atmış, dövünmüştür. Uzun yıllarda “Gavur okulu diye sanıp 126

istemediği okula-öğrenciye-öğretmene hizmet etmiş-onlara gıpta ile bakmıştır. Buradan olaya-çembere, başörtüsüne ve özellikle türbana gelirsek: Devlet keskin zekâlıdır. Devlet, kendini halkıyla birlikte tutar-korur bilgilendirir. Bilgili olur. Olmalıdır… Yenileşme de zordur. Yenileşmeyi yaymak, geliştirmek-kabullendirmek de zordur. Mustafa Kemal Atatürk, bu yenileşmelerde canhıraş çalışmış-gece düşünmüş, gündüz uygulamıştır. Bunu yaparken de açık olmuş, halkıyla olmuş. Atatürk, hakim güç olduğuna göre… 1924 Anayasasında… Giyinme ile uğraşmış mıdır? Kapalı giyinen in-sanlara korkumu salmıştır? Atatürk, sadece gösterendir. Gülerek uygulama olur ya… Vatandaşa yaklaşımı öyledir. Ha o günlerde ve çok eskilerden kalıntı ĐKĐ ZĐHNĐYET vardır. Biri yalancı dinci, yobaz münafık zihniyeti, öteki, leşçi-beleşçi, hazırcı, yalandan laikçi… Bu ikisi bazen ve çoğu kez Dansöz olur soyunur, açılır. Bazen de imam olur, ahkam keser… Đkisi de fırsatçıdır-leşçidir, beleşçidir… Onları bilmek, elini-kolunu bağlamak yok etmek vardır. Ne, edepsiz dansözce olanlara camiler taşlattırılacak, Ne de, cami kapılarında, cennetten mezar satıcılarına fırsat verilecektir. YEMENDEN gelemeyenler, Arap çöllerinde, can verenler… Đstanbul'u Ege'yi… Doğu illerini, Adana'yı, Antep'i, Maraş'ı… işgal edenlere karşı, Kazma-kürek savaşanlar… Çanakkale'de, Sakarya'da, Đnönülerde… Can dediğin ne ki diyenler. Düşman eline düşmüş Türk Kadınlarının iffetlerinin kurtulmasına göğüs gerenler. Đzmir'den düşmanı denize dökenler... Bu uğurda bir deri bir kemik kalsa da Đzmir'den düşman bayrağını indirip, Türk Bayrağını göklere çekenler… Geri cephelerde, zalim eşkıyalarla, düşman çetecilerle vuruşanlar. Đstanbul'dan Anadolu'ya-silah, cephane… taşıyanlar, postadanhaber iletenler, koynunda sakladığı, vatan uğruna olan haberleri, bilgileri komutanlarına ulaştırmak için yollara düşenler. Aliler, Ahmetler, Ayşeler, Fatmalar… ORDU, onlar, ASKER ONLAR… Ahmet'ini cepheye, Mehmet'ini savaşa kocasını ölmeye gönderirken ağlayan ama çabuk git, vatan imdadına koş, yine de geri gel diyerek gözyaşlarını saklayarak, canının ardından su döken-onları uğurlayan-Ayşeler, Emineler, Fatmalar, ONLAR ORDU-Onlar ASKER… Bir elinde süngü, bir elinde kazma… Gelen düşmanları görünce “vay be diyenler” sürünerek gideceksiniz, kaçarken inleyeceksiniz… diyenler, iç çekenler… Ve derhal aralarında birlik kurarak, Trakya'dan-Anadolu'ya… haber salarak kar, kış, fırtına, açlık ve susuzluk demeden, dinlemeden… Osmanlı zayıf, Osmanlı 127

çökmüş, Đstanbul ağlıyor. bir şeyler olmalı, yapılmalı, yeniden doğmalı, kükremeli. Bir baş olmalı, bilekleri bükülmeyen, kollar çelikten… Đşte, ta içten ve yürekten bir baş kaldıran Mustafa Kemal'dir. O, bakıp görendir ta yüksekten, Mustafa Kemaller-Atatürkler… Anadolu'da bir ses getirirler… Kazım Karabekirler, Fevzi Çakmaklar, Đnönüler, Ethemler… Kocatepe'den bakarlar, Düşmanı yok ederler, denize atarlar… Erdir, erkektir... Onlar, Kadındır, Kara Fatma'dır, nenedir, Ayşe'dir, HASDIRHATUNDUR, onlar, Onlar ORDU-Onlar ASKER Ey Şanlı Ordu-Ey Şanlı Asker Dönerler Anadolu'nun topraklarına… Karadeniz'in yamaçlarına… Sallarlar kazmayı, baltayı, küreği… Dağ, taş demeden… fındıklar diker, mısırlar eker, meyveler yetiştirir, sebzeler toplarlar. Yayılırlar, Sakarya ovalarına, Ege'nin, Akdeniz'in obalarına, yürük yaylalarına, Toros Dağlarına… Giderler Diyarbakırları, Iğdır-Erzurum, Kars, Koşarlar Artvin'e, Rize'ye Trabzonlara. Đstanbul’dan Trakyalara. Otururlar masalarına… Şehirlerinde, köylerinde okullarında... Eğitirler kendilerini, birbirlerini… Açarlar fabrikalarını, çalıştırırlar körüklerini. Yaparlar icatlarını, yayarlar ülkenin her yanına ilimlerini… Fakirlik çok, açlık çok… dayanırlar, aldırmazlar, Anadolu toprakları işlenir, Yiyecekler filizlenir. Đner şehirlere, sebze-meyve-süt, yoğurt yumurta-et… Gelir bir bir… SatılırAlınır... On yıl geçer aradan. Atatürk, şöyle bir bakar, ve göğsünü gere gere Onuncu yıl Nutkunu atar. Çıkar Anadolu'ya Atatürk ve Atatürkler, Her yeri bir uçtan bir uca gezerler. Đşyerlerine-okullara giderler. Olanlara bakarlar-olmayanları açarlar. Görmeye koşar Atatürk'ü ve büyük Türkleri herkes. Başında örtü- başında şapka, Yüzler açık, yüzler gülüyor. Bir Anadolu sayısızca kadın-kız… Başları yazmalı-saçları örgülü, eller kınalı, avuçlar nasırlı... Yığınlarca Anadolu erkekleri, yüzler yorgun, gözler ümitli... Seyrederler Atatürk'ü Onlar gazi-Onlar MĐLLET-Onlar HALK. Đmarında Anadolu'nun, şehrin, fabrikanın, sanatın, sanayinin-Okulununyolunun-Hastanenin suyunun. Yetiştirmekte hayvanını, yedirmekte samanını… ATATÜRK böyle gördü, Kurduğu Türk Devletinin insanını. Çemberli-yaşmaklı-Al yazmalı-Ya da başı açık-saçı taralı-sırmalı... Türk Kadınına-kızına el salladı. Başına şapka koymuş, ya da güneşte kan ter içinde kalmış çalışırken, mendilini bağlamış, Ya da açmış başını taramış saçını, Türk genci-delikanlısı yaşlısı… ATATÜRK onları yürekten selamladı. ONLAR MĐLLET, ONLAR HALK. Onlar iyi gün için çalışır-Onlar güzellik için yaşarlar… Đstenmez, 128

istemezler asla. Ama gün gelir kara gün olacaksa bir daha… Onlar yine koşarlar Vatanının imdadına, Onlar Millet-Onlar Halk… Onlar, Hep beraber BĐRLĐK. Hepsi Türkiye'de, hepsi Millet-Vatandaş-Onlar insan. ERKEĞĐ-KADINI-KIZI… Her zaman… ŞANLI MĐLLET. BUGÜNÜN Devleti, hükümeti, bürokratları… siyasetçileri… O milleti asla ayırma-hizmet et. Başı açık-başı kapalı… Ayırma-horlama, horlanma-kavga çıkarma. Herkesin neşesi var, gamı var, çoğunun tasası var, yası var. Yeniden iş çıkarma-azdırma-sakın ha sakınçıldırtma…

UYANAN ÇOĞUNLUK Osmanlı Devletinin çörekçileri, şu anki Türk Devletinin börekçileri her zaman olmuştur, vardır ve olacaktır. Olun-olsunlar-Ama tüm böreklere göz dikmesinler. Bölün-bölmesini-bölüşmesini bilin… Sırf böreğin hepsini yiyeyim diye, saf ve temiz insanlara iftira-suçlama-aşağılama yapmayın. Kılıktan kılığa girmeyin. Her yerde siz, her şeyin hepsi sizin olsun istemeyin, sanmayın… Bu sözlerim, samimi olup ta, saflık, düşünememiş olmak, düşündüğünde, haklısın, yanlış yapmışım diyenlere olsun. Đç satılmış, dış ajan-birlik olmuş-hep yıkanlara sözüm yok. Zaman gelir_ Onların burnu kırılır… 1930’ların, dünyayı saran yokluklarını yaşayan Türk insanı, 1944-45 yıllarının Dünya savaşlarında da çok büyük sıkıntılara göğüs germiştir. Sebepleri haklıdır ama 1938-1950 arasında Türkiye'de ve Türkiye insanı üzerinde ağır bir baskı vardır. Dünya ülkelerinden gelen siyasi baskılar, yokluk baskıları ile birleşince, Türk insanı üzerine gelen baskılar artarak çekilmez olmuştur. Bunda, o günün siyasi idaresinin ve o idaredeki anlayışın da payı büyüktür. Burada vicdani anlayış ve tarafsız bakışı önde tutarak, kalem oynatmak vardır. Đdare, ĐSMET ĐNÖNÜ’DEDĐR. Siyaseten Cumhuriyet Halk Partisindedir. Yani bugünkü Halk Partisidir. Türkiye II. Dünya savaşına girmeye zorlanmaktadır. Halk korku içinde, nerde radyo bulursa, onun başına koşup, ne olup- bittiğini anlamaya çalış-maktadır. ĐSMET Đnönü, tüm siyasi bilgi ve becerisi ile Türkiye'yi savaşa sokmamayı başarır. Diğer yandan her an savaşa girilir diye de tüm Türkiye'den, yiyecek giyecek toplatır ve stok ettirir. Ne acıdır ki, o günün tahsildarları129

muhtarları yanına alır, jandarma gücüyle de halka amansız bir baskı uygular. Kesin gerçektir ki, halkın elinden, yiyeceklerin adeta tümü, ya da çoğu alınmıştır. Tahsildar, muhtar, jandarma üçlüsü o günlerde Anadolu insanına, köylüsüne illallah dedirtmiştir. Oysa onlara söylenen, ya da olması gereken, yeterli yiyeceği halka bırakarak, kalanı almak, toplamaktır. Ya da öyle olmalı idi. Öyle olup olmadığı da ne hikmetse, kontrol edilmemiştir. Dolayısı ile Halk, Cumhuriyet Halk Partisine ve onun Lideri ĐNÖNÜ'YE gittikçe çoğalan bir kin duyma içine girmiştir. Savaş bitmiştir. Tabi toplanan buğday-mısırda çürümüştür. Çürümüş buğdaylarda denize dökülünce ve nedeni de halka anlatılmayınca… halktaki sessiz kin katlama artmıştır. ĐTĐRAF ederim ki, her ne olursa olsun, Đnönü'nün Türkiye'yi savaşa sokmamış olması, babaların ölmesini önlemiş. Babaların ölmemesi de bizim olmamıza sebep olmuştur. Bu durum böyle bilinmeli ve asla gözden kaçırılmamalı. Açlık kadar, önemli sıkıntı ve kin duyulan bir başka durumda, idarenin uygulamalarıdır. Đdare, sanırsam kendini üstün ve seçkinlerden görmüş, halka tepeden bakmış, dağdaki çobanı ise adam bile saymamıştır. Açıktan, işi, köylü, ne bilir, köylü cahildir demeye getirmiş ve hatta çoğu Halk partililerde, bu tüm sözleri açıktan söyler olmuşlardır. Bir dönemin vekilleri halkın istediğini, sigara paketine yazmış, köylü Mehmet ardına dönünce de paketi çöp kutusuna atmış. Köylü şapkalı Mehmet bunun farkına varmış ama bıyık altı gülerek mi bilinmez geride dönmeden çekip gitmiş… Tüm bunların üstüne HALKIN ĐNANCINA, hiç denilecek kadar önem ve kıymette verilmemiş. Bir de bunlara EZAN üzerine baskı olunca ve bu baskı-dini mektepler üzerinde artınca… ANADOLU ĐNSANI, çoğunluğa yakını ile Halk partisinden yaka silker hale gelmiş ve DOĞAL olarak ĐSMET ĐNÖNÜ'YE kızma çok çok artmış. Olayların bu seyrinde ise, Yine Đnönü'nün isteği ve Halkta olan baskıyla ÇOK PARTĐLĐ döneme geçilmiş ve HALK DEMOKRAT PARTĐYĐ tümden iktidara getirmiş. HALK PARTĐSĐNĐ DE TÜMDEN SĐLMĐŞ. 1950’lerden sonra Halk Partisinde bir şaşkınlıktır başlar. Halk Partisi ve partililer, o şaşkınlıktan bir türlü kurtulamaz. Daha doğrusu Halk, onları kurtarmaz, kurtarmaya da öyle fazla yaklaşmaz… Demek oluyor ki, halk bir kere kırılmasın, kızmasın… HALK neye bu kadar kırılmış ve kızmıştır. Halk partisi aslında bunu bilmektedir. Ancak, bir yolunu bulup, halkla barışma yoluna girmemekte, girememektedir. Bunu yapamayınca da, halkı kırma-kızdırma pahasına, yolundan ayrılmamayı inatla 130

yürütmekte, bunu olsun başarmış olmak için yine halka vurmaya devam etmekte, kendini haklı gösterebilmek için de ATATÜRK'E VE ATATÜRK YOLUNDA, YALNIZ VEYA DAHA ÇOK KENDĐLERĐNĐN OLDUĞUNU SÖYLEMEKTE, BAŞKA KĐMSENĐN ATATÜRK DEVRĐM VE ĐLKELERĐNĐ VE ZELLĐKLE LAĐK VE LAĐKÇĐ OLAMAYACAĞINI SÖYLEYEREK… Zaman ve tarih içinde, çok kısa aralıklarla gerginlik çıkarmaktadır. Bazen bu tavrıyla, ateşle de oynamıştır. Öyle görülür ve anlaşılır ki yine de ateşle oynuyor ve oynamaya da devam ediyor. Đşin burasında, en azından Halk Partililer kadar ve Halk partililerin yüzünden ve onlardan istifade ederek TAM ZAMANI GELDĐ, DĐYEN öteki fırsatçılar FIRSATI GANĐMET BĐLĐYOR-BĐLĐYORLAR. Onlar da çoğu zaman dini kullanıp, dinci oluyor ya da özgürlüğü kullanıp bölücü oluyor, oluyorlar ve bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar. Burada olan, Vatanına, milletine, bayrağına çok bağlı olan, ordusunu gözü gibi seven sayan, koruyan, vatandaşlara oluyor. Burada olan, Gerçek Đslamcıya, Müslüman'a oluyor, gerçek laiklere oluyor. Allah'ına, içten ibadet ederek, işine, gücüne giden, çok çalışan, devletine çok vergi vererek, DevletMillet_ORDU gücünün çok olmasında çok katkıda bulunan, yüreği, niyeti-içi-dışı Vatan-Millet. Bayrak-ORDU aşkıyla dolu, ANADOLU ĐNSANINA-ERKEĞĐNE-KADININA-KIZINA oluyor… 1950 ler ve sonrasında uğradığı yenilgiyi hazmedemeyen siyasilikten çok, politikacı olan, halka tepeden bakan halk partililere bir başka tür çıkarcı, börek yiyiciler, devlet masasında otur-kalk yapanlardan birçoğu, çıkarcılığı sekteye uğramışlar… LAĐKÇĐLĐK ilkesine sarılarak-çıkış yolu aramaya, yeniden SADECE BENĐM” deme fırsatını ele geçirmeye yöneldiler ve yönelmişler. Canı gönülden laik ve laikçi olan, başını da açmış, taramış, edebiyle ve terbiyesiyle giyinmiş Türk Kadını anlayışını da yanlarına almış olarak yola koyulmuş. Türk Kurtuluş savaşında can pahası savaşan, Atatürk'le omuz omuza olan savaş sonrasında, ülke imarı, Yol-su-okul… hastanefabrika açılış ve yapılmalarını planlayan, Gerçek LAĐKÇĐLERDEN istifadeyle, sırf politik başarı elde etmek için… Belli ki ORDU ĐÇĐNE, TÜRK ORDUSU içine sızmış girmiş ve türlü yalan iftiralar yaparak, yayarak Tankların yürümesine-27 MAYIS 1960 ihtilalinin olmasına ve yapılmasına sebep olmuşlardır. Sonradan görülmüş ve şu anda görülür kisudan bahaneler ve sanki gerçekmiş gibi Vatana ihanet suçlamaları ile 131

Menderes, Zorlu, Polatkan ĐDAM edilmiş veya ettirilmiştir. Kimdir 27 Mayısçılar... Kim olursa olsunlar, sayıları belli-NĐTELĐK-LERĐ belli… Şöyle baksan bir avuç rütbeli asker. 1955 ten başlamışlar, plan yapmışlar, Kilit noktaları ele geçirmişler. Sonunda da 1960 da Halkın iktidarını yıkmışlar… dağıtmışlar… Ordu güçtür... toptur... tüfektir… Toptan-tüfekten korkmam demek kandırmaca olur. Ancak öyle haller vardır ki, atılırsın süngünün üzerine, merminin önüne… O zaman can dediğin ne ki deme zamanıdır. Başka da çare yoktur. Bir kurtuluş heyecan ve ümidiyle ölüme atlarsın. Bilirsin ki ölümün de olsa çok şeyi kurtarır, kurtarmalıdır. O inançla ölürsün. Ne yapmıştır MENDERES. Menderes ve Demokrat partiye atılan suçlardan, sonraları çoğu ve çokları mahkemeye gitmeden berat ettiler… Menderes'i ve ekibini ben suçlarım. Ya da suçlamak varsa öyle suçlanmalı idi. Çok Amerikancı olma yoluna girilmiş, Askerin palaskası, su matarası, eğitim silahları, okullarda bedava süt tozları dağıtmaları… Halkı tembelliğe alıştırmak… Uzatmaya gerek yok… Asıl suç bunlar, Ama sabret bakalım. Seçim zamanı gelsin. Siyasi güç ve halkın yararına isen Vatandaş seçimde, sandıkta hesap sorsun… 1950-1960 MenderesCelal Bayar, Demokrat Parti dönemi Bu zamanda çocuktum-ilkokulda idim. Köyde ve köylü idim. Halkın çok coşkulu olduğunu-tarlada-yoldaizde hep çalışır olduğunu-ev ocak yaptığını, boş yerlere göç ettiğini sebzecilik-hayvan ürünleri yapıp, pazarlarda-şehirlere götürüp satmakta olduklarını… hatırlıyorum. Demek olur ki, halk memnunmuş, zaten yolda, izde, tarlada-ovalarda çok türkü, nara sesleri duyulur. radyolar çok çalar söylerdi. Sonradan değerlendirmeye girersek, politik açıdan, özgürlük sarhoşluğu, politika açısından da olmuş, yapılmış… Öyle ki okula gelen muhtar, tekmeyle okul kapısına vurabilmiş, öğretmene-müdüre, siz de kimsiniz tarzından çıkış ve bakış fırlatabilmiş… Müstesnada olsa da. Teknik ve buluşa yönelmek varken, hazırı satın alma tercihi ile dışa bağımlılık yolu hızla açılmış… Oysa o dönem bir fırsat olmalıydı. Fabrika kurmak, icat ve buluşlar yapmak öncelik olabilirdi. Bazı konuları teğet geçiyor, çoğuna hiç girmiyorum. Çünkü asıl vurgulanması gerekenler, olmasını istediklerim çok ağır basmakta… Onun için kendimce güya bildiriyorum. Đlle doğrudur, benim dediğim iddiasında değilim. Yeter ki çok doğrular bir araya gelsin, getirilsin, getirin… Ve gerçek doğru ve doğrular meydana çıksın. Böyle bilinsin ve tarih, doğrularla dolsun… Buradan-geçmişten hızla çıkmak uğraşı veriyorum 132

ama kolay olmuyor, kolayca yazılmıyor. Çünkü durum net hayat net olaylar, siyasiler ve siyasetçiler… Acıyı çeken bilir... Lehte ve aleyhte isteğim yok, partisel düşünce ve particilik anlayışım hiç yok… Yeter ki doğru olsun, doğru yapılsın. Yeter ki Vatan için Millet için, Türkiye ve Türkiye halkı için iyi olsun, iyi yapılsın da kim yaparsa yapsın… Ne yapmıştır 27Mayısçılar; Neden ve niçinler sormuyorum. 27 Mayısçılara bakıyorum. Biliyorum ki onlar kendi hırslarına yenilen, Milletin çoğunluğuna DARBE vuran, top tüfekle halkı korkutan, sindiren… bir azınlık isyancı gruplar… 71 ve 80 darbelerini yapanlara da fazla yaklaşmayacağım-98 Fren ayarlayıcılarına da değinme gereğim yok… Ancak oralarda olmaması gereken olaylar çok var. Olumsuz işler, tehlikeli çıkış ve gidişler de çok çok, Ama yapılma tarzlarında yanlışlar da dolu. Millete net açıklamalar olmalıydı. Olmadı. Her şey zamanında yapılmalıydı, yapılmadı. Orduyu-askeri sırf oralara çekmek-var mı yok mu görülmedi… Ordu darbe yapısnda ben, biz buradan faydalar sağlayayım… diyenler var mıdır, yok mudur, kimlerdir? Milletle bölüşülmedi… 2007 de bir şeyler görüldü, bazı şeyler oldu. Bir anda hızla Ordu işin içine çekilsin istendi. Bir anda toplum şaşırdı. KORKTU. Ha darbe oldu-olacak havası bir anda esti, estirildi. Đşte orada iyi bir şey-iyi şeyler oldu. Sanırsam şöyle oldu. Asker ve Paşalar… siyasal idareye net olarak, “Bak şu şu; şunlar, şunlar var… ” Bunların önünü kesin. Bunlar olmasın… Millette, halkta rahatsız olmasın, dedi. Ve ORDU KIŞLASINDA DURDU… ĐYĐ DE OLDU. Tabi bundan sonra işler iyi gider, yanlışlar olmaz ise… Ama, ĐNSANOĞLU VARYA, olmayıp rahat durmaz. Ya başına vurulacak… durur Ya cebine koyulacak… bayılır… Olsun, insanız biz. Đnsanlığı bilmeliyiz-bildirmeli, öğretmeliyiz… Eminim ve samimi olarak dedim ve yine diyorum ki… Türkiye'miz çok iyi. Đyi işlerde, yapanlar çok. Yine eminim ki bana göre, sana göre iyi olmayıp da yapılanlar yok edilir… Olumsuzluklar olmaz, ezilir. Hep iyiler yapılır. Hepimize göre, iyilerin çok olduğu, çok yapıldığı bir Türkiye olur… Öteki parti yapar. Şu an iktidarda ve siyaseten hükümette olan parti ve siyasetçileri yapar. Ben burada, bana göre gönlümde yatan aslanı yazıyorum… Sana... ötekine... hepinize, ya da hepimize göre iyi olanı yazdım, yazıyorum. Đstedim ve istiyorum… Umarım sizce de istenir olanları dile getirmiş olayım. O bana yeter. Öyle değilse, iyi söyleyene ve yapana inanır, uyarım… BENĐM ĐDDĐALI OLDUĞUM BĐRLĐK TÜRKĐYEM'in tüm iyi işleri yapacağıdır. Sapla samanı ayırmak çok zordur… Bakın ben, şu satırlarda güya Orduyu, Türk Ordusunu yazmaya çalışıyorum, Kendimce ve daha 133

çok, gerçeklerin hayalen yorumlanması şekliyle yazmaya gidiyorum… Kolay gibi geliyor. Ancak bir türlü, cümlenin bittiği yere gelinmiyor. Edebiyat yazsam çok kolay olur. Ama burada yazılan, yazılmaya çalışılan, gerçek hayattır. Üstelik başkasının hayatını, bir kurum ve toplumun hayatını, Tümden herkese göre yazacaksın ve herkesten bunları isteyeceksin Onlar da verecekler. Dilerim verirler ve versinler… Đnşallah Birlik Türkiye'mi kurarlar ve mutluluğa ererler. Ben burada kuruyorum. Onlarda Türkiye'de kursunlar. Yıl 1900 ile 1920 ve 23 Parça parça olan, edilen yıkılan Osmanlı değil, “Osman” adında bir Türk'ün kurduğu ve onun adıyla anılan OSMANLI TÜRK DEVLETĐ' dir. Ezilen, yıkılan, öldürülen, yok olan Türklerdir. Yapanlar da Haçlılar, Avrupalılardır. Onlarla işbirliği yapan hainlerdir… Net ve açık söylerim ve isyan ederim ki... Hiç Osman adında devlet olur mu? Olan Türk Devleti'dir. Kuran Osman adlı Türk'tür. Osman'ın boyu ve soyudur. Osman'la birleşerek, gelişmeyi sağlayan öteki Türk soy ve boylarıdır. Kim demişse demiş, yazmışsa yazmış. Ama yanlış yazılmış… 1970’lerde öğrencilerimin defterlerine Osmanlı Türk Devleti… diye yazdırdım. Öylede öğrettim. Yakılıp-yıkılan-yok edilen Osmanlı Türk Devletinin Can damarı olan Türkler, Koca Türkler… Atatürk'ler… Can dediğin ne ki deyip-yalın kılıç daldı-yüklendi, düşmanı yok etti… Bir lider-bir önder Yüce Türk-Büyük Türk Atatürk… ve tüm Türkler… Birlikte kurdular, Yeni Türk Devletini, Adına “Türkiye” dediler… Đda-reyi seçtiler... Türkiye Cumhuriyeti devleti dediler... Đyi ad verdiler. Çok iyi de ettiler. Düşman kovuldu-Ülke kurtuldu. Devlet kuruldu. Devletin başı da Atatürk oldu. Sıra ülkenin imar edilmesinde idi. Halkın çoğu, yüzde yetmiş; hatta sekseni köylere gitti… Topraktarım hayvan işleri ile uğraşa koyuldu. Yüzde 30’ları da… Masa işlerindeokullarda-resmi işlerde ve de sanat, ticaret, sanayide, uğraşa girdi. Çünkü başka çaresi de yoktu… Halen köylere kadar sızmış olan “Gavur icadıdır” “Günahtır” zihniyeti, Anadolu'da taban buldu… Biraz da dar ve küçük şehirlerde… Okullar açıldı, Fabrikalar çalışır oldu… Başını açmış, yeniliği anlamış Türk Kadın ve erkekleri derhal okula gitti, Çocuklarını okula yazdırdı… Memur etti… Çoğaldık… çoğaldılar… 1950-60-70 ve dahi 80… Tüm Anadolu ilk ve ortaokullarla donatıldı. Halk okullara koştu, oğlan kız okullara yazıldı… Liseler bitirildi… Üniversite, fakülte kapılarına dayanıldı… Şehirlerde oturanlar, devletten maaşı alanların çoğu Đstanbul-Ankara… Çoğu ve çokları kendilerini SEÇKĐNLER yaptılar. Türk Devletinden kalma zihniyetle saraylı oldular. Kendilerine Aydın 134

dediler, Halka, Anadolu insanın çoğuna da TEPEDEN baktılar… Dünü unuttular. Anadolu'da başı örtülü, şapkalı olanlara, çobanlara hor gözle baktılar. Yedikleri sütün nerden ve nasıl geldiğini düşünmediler. Halka, anlamaz, Çobana cahil dediler… Kahpece dini kullananların, yalandan dinci olanların yüzünden-suçluyu-suçsuzu tam ayırmadan Anadolu insanına… Cahil, örümcek kafalı, yobaz… dediler… Kendilerini, Atatürkçü laikçi, seçkin ilan ederek bir husumet çizgisi çiz-diler… Bunu fırsat bilen iç ve dış düşman laikçi oldu, laikçilerin içine girdi… Fişekledi-körükledi… O gündür, bu gündür halen yalancı laikler ve laikçiler vardır ve belki de çoktur... Halen, Anadolu kadın ve kızının Mehmet ve Alilerin… Atatürk'ü çok sevdiklerini, başı örtülü de olsa, Anadolu kadın ve kızının, tam laikçi, çok laikçi olduğunu-daha da olacağını anlamazlar-söylemezlerkabul dahi etmezler. Hepsi mi... ? Hayır. Halen gaflette olan yüzde beş kadarı… Biraz da ajan laikçilerin etkisinde kalanlar. Tıpkı saf, temiz düşünce ile çember, yaşmak bağlayan kadınların içine sızma-yalandan örtünen çarşaf giyenler gibi. Son zamanlarda da TÜRBAN illetini başa bela edenler gibi… He be arkadaş... Sahi bu türban, bu sıkma baş nedir sahi… Omuzdan omuza iğneler nedir… Ben onca köylerde onca kadınlar, analar gördüm… Oyalı yazmalı kızlar gördüm… Hiç türban görmedim, gibimedir. Bacı kadınlardan… bazıları yaşmak yapar… Đyi niyetli olsunda, hadi şimdi türban olsun, ne fark edr. Bir de; bir zamanlar Đstiklal Marşı söylenirken yere oturan çarşaflıyı gördüm. Dayanamayıp da gerçek yüzünü ortaya koyarak Atatürk; beton Mustafa diyenleri gördüm… Türban bağlayan kızların içinden, ajan türbancıları, kışkırtıcıları çıkın. Türban bağlayıp da yüreği çok Atatürkçü olan kalbi gerçekten Đslam ve Müslüman… Kadınlık onur ve gururunu saklamak, inancına da bağlı kalmak için türban bağlamışlara yazık oluyor. Etmeyin ve yapmayın… Siz de ey Anadolu'nun bağrından, şehrin kenar mahallesinden gelenler... Siz de, hakkıyla zengin olanların kızları olarak, türban bağlayanlar… Kendinize yazık etmeyin. Asıl geleceğinizi kurtarın… Zamanında Gavur mektebi diye, sizi okullara vermeyen anaların durumuna düşmeyin. Bu yüzden elli yıl kaybettiniz. Ülke bundan çok zarar da gördü. Bir elli yıl daha heba olmasın. Gelin, uyanın, çemberi, oyalı yazmayı bağlayın gerekirse başınızı tam açın. Kuranı da iyi bilin… Açık olan kadınlara karşı, aranızda kışkırtıcıya asla, yer vermeyin. Edepsizce olsa da, sakın oyuna gelmeyin tuzağa düşmeyin. Ben inanırım 135

ki, çoğunuz gerçek Allah sevgisi ve korkusu içindesiniz. Haramı-helali bilensiniz. Devlet malını yemez ve yedirtmezsiniz. Sizin masaya gelmeniz, devlet hizmetinde olmanız çoğunun işine gelmez. Vurguncusoyguncu-tefeci-aracı sizi aşamaz ve de devleti soyamaz. Dağları aşın, devlete koşun… Yeter ki ülke soygundan kurtulsun. Yeter ki gerçek örtünenle yalandan örtünenler bilinsin. Yine ben bilirim ki, başı açık olan ve kendini laikçi gören Türk kadın ve kızlarının çoğunun elinde tam yetki yok. Onlar masada da olsa, haksıza, hortumlamaya tam karşı olacaklar, hep geri hizmete alınır, alınmıştır. Siz de lütfen görün, içinizde yalancı laikçiyi kışkırtıcıyı barındırmayın. Đster memur olun, ister serbest, zengin laik olan kadınlar, gerçekten laikçi olanlar… Ayda-yılda bir çıkın Anadolu'ya, derenin dibine inin, dağın yamacına çıkın. Ayırın kendinizi çıt kırımlıktan. Ter dökmeyi görün… Anadolu kadınını bulun. Haftaları, ayları oralarda bir geçirin. OralarıAnadolu'yu ve kadınını, erkeğini belgesel yapın, ama yalnız gerçeği yapın, Sakın film çevirmeyin. Onları haftalarca yayınlayın. Gecekondulara gidin, girin… Ve öylece tam laik olun. Atatürk'e ve gerçekten olan laikçilikte, laikçi gibi olun. Gönül ister ki siz yapın. Şu an elinizdeki imkân ve fırsat var ve de çok var. Ne olur yapın. Đlim yolu, alim yolunu izleyerek, günümüzün ve geleceğin Türkiye ve dünya gerçeğini gözleyerek yapın. 1993’ler… Ankara Gazi Üniversitesinde kayıt anları. Üç dört tane bayan Hoca, sanırsam 35-40 senelik Hoca hanımlar… Salonda ve kayıtta birçok türbanlı, çemberli kızlar. Bir o kadar da başı açık kızlar. Çoğu başı açık kapalı birbiriyle kol kola arkadaş. Hoca hanım çok da makyajlı bir o kadar da, hatırlarım ki sanırsam mini etek misali bir görünümde. Hepsi birden, sanki afallamış gibi bakmakta... Bir hoca hanım da, gözlüğünün bir altından bakıyor, kaldırıyor bir üstünden bakıyor, salondaki kızlara… Yahu, diyor, bunların açık başlı arkadaşları da var… Kayıt sırası bize geldiğinde, bilerek konuya vurgu yaptım. Ve sordum. Hoca hanımlara dedim ki... Sanırsam bir durum tuhafınıza gidiyor. Yani bu açık-kapalı kızların olmasına, arkadaşlığına… Evet, dediler, hayret ediyoruz dediler… Ve ben, o an orada olan kızıma ve öteki kızlara, Sakın ha dedim. Sakın Atatürk'ü bir daha başkalarına kaptırmayın… Öyle olun ki ve sevin, işleyin ki… dedim kimse sizden fazla Atatürkçü olmasın. Sakın ha yalandan Atatürkçü olmasın. Sakın ha yalandan Atatürkçü olanlar gibi de olmayın… Ülke kurulduğunda köylerde olan yüzde yetmiş Anadolu insanı uyandı. Gavur okuludur, yutturmacısını yırttı, attı. Onlar geliyor… Onlar 136

Atatürk'ü istiyor. Onlar, masalarda yer istiyor... Onlar, masalardan pay istiyor, ekmek istiyor, Onlar yeter artık ülke soyulmasın, daha çok güçlü olsun-ilerlesin-istiyor... Ey samimi ve içten laik olanlar ve ey gerçekten Atatürkçü, laik olan Türk Kadın ve kızları Anadolu'ya kucak açın. Anadolu kızlarına kucak açın, yer verin… Onları kucaklayın, kucaklaşın. Bilin ve görün artık… Onlar bir yığının çocukları-kızları… Onlar, dağın başından onlar derenin dibinden Onların çoğu fakir, çoğu çok fakir… Ey yiğitçe laikçi olan Türk kadını… Gerçek laikçi-Atatürkçü olup ta, okulda hoca, masada amir, emniyette yetkili, sanayide patron… Sosyal Yaşantı da ve günlük hayatta civan mert olan yiğit mi yiğit Türk kadını, Türk anası, bacısı… Siz kucak açın, samimi olan başı örtülü Anadolu kızlarına… Onlara hal hatır sorun. Bakmayın onların bir türban bir çember, bir manto ile giyinik olduklarına onların üstü, belki yamalı, çoğu da yırtık çoraplıdır, Ama ister anlayın-ya da anlamayın… Onlar yüzde yetmişlerden… Onlar geç kalmışlardan. Ama onlar Anadolu'nun bağrından Onların yüzde sekseni, doksanı tam vatansever, çok vatansever… Atatürk'ü de yürekten sever. Askerini, Ordusunu sevdiği gibi, sevgili gibi sever. Onlar çekingenlikten çıktı, onlar korkuyu aştı. Onların çoğu köyde pantolon giydi… Düğünde-dernekte oynadı-oynattı...Onlar, fırtınadır, rüzgardır… Askerdir, polistir… Onlar Atatürk'ü bilendir, sevendir. Nişanlısı Mehmet, yavuklusu Ali askere giderken sarılır boynuna “Bende gelem mi seninle” der. Onlar Tekbir getirir, gerekince, onlar ses verir, yiğitçe-erkekçe Onlar Atatürk'ü sever, Ordusunu, Milletini, bayrağını sever… Onlar haykırır. EY ŞANLI ORDU-EY ŞANLI ASKER... SĐZ BAŞI AÇIK GERÇEK-TEN LAĐK TÜRK ERKEK VE KADINLARI, SĐZ BAŞI ÖRTÜLÜ KADIN-KIZ, ERKEK GERÇEK ĐSLAM VATANPERVER, ATATÜRK-ÇÜLER. GELĐN YENĐDEN BĐRLĐK OLUN. BĐRLĐKTE TÜRKĐYEM deyin. ĐLERĐ TÜRKĐYE DĐYE haykırın. BĐRLĐK TÜRKĐYEM' Đ KURUN, EY ŞANLI MĐLLET, EY ŞANLI HALK deyin… Türkiye'nin her yanından, çok büyük çalışma hamlesi başlatın… Haksızlığa, yoksuzluğa, yolsuzluğa, isyan edin. Yemeyin, yedirmeyin, çalmayın, çaldırmayın. Fakirleri, köprü altı çocuklarını, unutmayın, çok çalışın çok eğlenin.

137

BĐR YERGĐ – BĐRÇOK ÖVGÜ Kahraman Türk Ordusunun genel görüntüsüne baktığımda... 27 Mayısçılar çok yanlış yaptılar. Bilerek yaptı, yanlış kışkırtılmaya geldi, yanlış… geri dönülmez yanlış yaptı ki, affedilmez yanlış… 27 Mayısçılarorduyu aralamış, alt azınlık olarak üst çoğunluğu yarmış... Kendilerini çok akıllı sanmışlar, tarihe gömülmüşler... 71’ciler ve 80’ciler bir mecburiyetten müdahale etmişler… Ancak onlarda çok yanlış, büyük yanlışlar yapmışlar… 98’ciler ve 2007’ciler, çok iyi, çok yerinde hareket yapmışlar ve yerinde durmuşlar… Çok da iyi etmişler… 27 Mayısçılar, Türk Milletini, Türk halkını korkutmuşlar, kırmışlar, üzmüşler. Hem de kimleri kırmışlar. Yüzde yetmişleri-seksenleri Anadolu insan-larını… Kendilerine, Ey Şanlı Ordu-Ey Şanlı Asker diyenleri küstürmüşler, yılgınlığa düşürmüşler… 1998’ciler ve 2007’ciler de nerde ise bir taraf zafiyeti yansıtmanın eşi-ğine gelmişler… Daha doğrusu geldiler… Çünkü ben gördüm-yaşadım. Ancak öyle bir yerde durmasını bilmişler ve bildiler ki, onlara millet bir tür övme payesi de vermiş gibi görünüyor. Yine 2007’cilerde en önemli olan en üst noktanın hâkimliğidir… Millet, her zaman ordusunun tepesinde, kendini görür, oradan güç alır… Ben şahsen, o durum ve hallerde, hep orduya güvenirim, yine de güvenirim… Çünkü, Milleti güçlü tutan Ordusudur… Türk Milletinde bu durum daha farklıdır. Çünkü Ordu Milletin içinden çıkar. Millet ordunun içinde olur ve Ordunun içine girer… Öyle ki, biri bu gün girerse öteki, üç ay sonra gelir… Ve böylece dönüşümde ara soğumaz. Hepsi bir ve iki sene içinde Ordu-Millet kucaklaşır… Đsterim ve istenir ki Ordu asla bir taraf değildir, olamaz ve olmamalıdır… Ha Ordu siyaset yapamaz… Bana göre, öyle bir şey yok… varsa da yok. Bana göre yapar, yapmalı da. Ordu politika yapmaz. Çünkü politika yalan, iftira, pislik… tir. Siyaset ise, işi bitirmektir. Đşi iyi bitirmek, kârlı ve güçlü bitirmektir. Orduma derim ki, sakın ha, bir daha beni küstürmeyin, kızdırmayın, korkutmayın. Nasıl mı? Çok kolay ve basit, Her hafta-ya da ayda görüşme var. Yanlış ve doğrular sohbette konuşulur. Anında yanlışa darbe vurulur. Gerekirse veya çoğunluğu ilgilendiriyorsa… Paşa çıkar. Net açıklar. Suçlu yok olur. Suçsuz alkışlar… Olması gereken ordu, kendini güçlü kılar. Millet adına ordu, güçlü olmanın siyasetini yapar. Yani tüm icat ve buluşlarda, silah ve 138

cephanelerde, makine, araba, uça ve gemiler de, top da, tüfekte... Çok önde olur... uğraşır... çalışır... Ordu, bu işlerin siyasetini, kendi içinde ve Genel Kurmay’ın önderliğinde, alabildiğine yapar. Ordu, bu işlerin yapılmasını, siyasilerle ve siyasi iktidarla yapar. Ordu, yani Türk ordusu, bu anlamda siyaseti, siyasilerle birlik ve siyasilerin önderliğinde Türk Milleti’ne yansıtarak yapar. Ve, Türk Millet’i gördüğü bu orduyu, siyasilerle bu anlamda birlik orduyu gördüğünde, kıvanç duyar, gurur duyar, güven duyar. Türk Cumhuriyeti Devleti, kuruluşundan bu yana ve şu an 2009-2010’larda ordusuyla millet bu şekilde birliktir. Ancak 1960 ihtilali ve sonraki darbeler ve ordunun siyasete müdahaleleri... Türk milletinde yaralar, derin yaralar açmıştır. Şu an 2000’li yıllarda Türk Milleti... Türk ordusuna bir daha darbe yapmayın, darbe istemiyoruz... der gibidir. 2007 ve şuan 20092010’da ise Türk ordusu bir daha darbe yapmayacağının, darbe olmayacağının, sanki görüntüsünü ve fiilen kendi içinde ve siyasetten, siyasilerle birlik içinde imişçesine haber ve ekranlardan bu durumu yansıtır gibidir... Dilerim bu zor işi başarır ve başarsın... Dilerim ordu; kendi içinde darbeciler türetmesin ve üretmesin. Dilerim ki ordu dışarıdan darbe çığırtkanlığına fırsat vermesin, içine sokmasın. En önemlisi de “Su Uyur Düşman Uyumaz” gerçeğini unutmasın, uyanık olsun ve buna bağlı olarak, iç hainlerin, satılmışların; dış düşmanların, ajanların... oltasına emlesin, yutmasın... O zaman Türk ordusu Türk milletinin ordusu olur, tam olur... Ve ordunun gücüyle ve o anlamda delikanlıca olan siyasilerle... “Birlik Türkiyem” kurulur. Ve tüm Türk insanı, Türkiye’deki tüm insanlar, mutlu olur, huzurlu olur... Yaşasın Türk milleti, Türkiye halkları... Nice Yıllara Türkiyem Binlerce Yıllara Birlik Türkiyem

MĐLLETĐN ĐKTĐDARA EL KOYMASI El koyma, bir kere olacak ve tam olacak, Türk Milletinin ve Halkının eli Ankara'da olacak. Seçimle olacak. Bu el, Türkiye'nin her tarafından görülecek. Millete ve Halklara göre kesin yanlış olan her şey tırpanlanacak. Millet ve Halk iyi olan her şeyi, her gün görecek alkışlayacak. Millet ve Halk asla yanlışı görmeyecek, Çünkü yanlış olmayacak, olamayacak. Millet ve Halk, hoşgörüyü yeniden kuracak ve yaşayacak. Millet çok çalışacak-çok eğlenecek. Çok büyük değişim olacak. Değişim hızlı olacak, değişim güler yüzle ve güler yüzlü olacak. 139

Değişim-geçmişin değerlerine, iyilerine, iyiliklerine saygılı olacak. Yaşamın içinde, değişim, yani daha iyi olma kabul görecek. Değişim ve her şeyin detayları iyi bellenecek. Ahlaklı olunacak. Ahlak anlayışı orta yapılacak ve belirginleşecek… ĐNANÇ da tam anlamıyla-öğrenmeöğretme yapılacak. Bunu devlet yapacak veya devlet destekli olacak. Devlet isteyene istediği inancı öğretecek. Đnancın yaşanması tamamıyla kişinin olacak. Okuyucu veya benimseyici veya eleştirici, bu kitabı tümden ve iyi okuma-anlama-tümü üzerinde iletişimci-tamamlayıcı bilgi oluşturmadan bir cümle-bir maddeden yola çıkarak, methiye veya yergi tellallığı yapamayacak… TÜMDEN BĐRLĐK OLMANIN NET UYGULAMALARI TÜRKĐYE'DE MĐLLET. TÜRKĐYE'DE HALKLAR, ĐSTEK VE GAYRETLERĐ ĐLE MĐLLET VE HALKLAR KAYNAŞIMI ĐLE BĐRLĐK TÜRKĐYEM ANLAYIŞININ FĐĐLEN YANSIMASI YANSITILMASI–YAŞANMASI SONUÇTA BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN KURULMASI VE HĐZMET ÜRETMESĐDĐR

ANADOLU’DA TÜRK DEVLETLERĐ 1071 Malazgirt, Alpaslan ve Alpaslanlarla, yalın kılıç geldi. Türkler, girdi Anadolu'ya. Hakim oldu. Devlet kurdu. Alpaslan, Büyük Selçuklu devleti Türklerinden olduğundan, Anadolu'da kurulan yeni devletin adı da, ANADOLU SELÇUKLU DEVLETĐ, OLDU. Ben-sen-o. Biz o adı değiştirelim ve netleştirelim. Anadolu-Selçuklu Türk devleti olsun. 1300. Osmanlı Türk Devleti, Anadolu'da, 200 yıl yaşayan Selçuklu Türk Devleti, yıkıldığında, yerine 1300 yılında Osmanlı devleti kuruldu. Osman, Selçuklu Türklerinden idi. Adı, Osman olduğundan, kurduğu devletin adına Osmanlı Devleti denildi. Sen-ben-o. Biz. O adı da değiştirelim. Osmanlı Türk devleti diyelim. Osmanlı Türk Devleti, 19001920 de yıkıldı. Yerine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Türkiye Cumhuriyet'i devletini, 23 Nisan 1920 de Mustafa Kemal kurdu. Millet, Mustafa Kemal'e sonradan Mustafa Kemal Atatürk dedi. Çok da iyi dedi. Mustafa Kemal, Bir Türk idi. Türkoğlu Türk idi. Anadolu'ya, Türkiye dedi. Türk milleti ile birlikte dedi. Kurduğu Devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti oldu. Çünkü Türkiye'de Türk Milleti sayısı çok çok idi. Şu anda ve yine de, Türkiye'de Türklerin aysısı çok çoktur. Türkiye'de hâkim güç Türk'tür. Öyle olacak, öyle gidecek. Türkiye'de başka insanlar, başka milletler, başka halklar vardı. 140

Türkiye Cumhuriyet'i Devleti, Türkiye'de olan herkesi, her ırk ve boyu, tüm soyları içine alan bir isim, bir ad bir kavram oldu… Atatürk böyle dedi, böyle oldu. Çok çok iyi oldu. Ben-sen-o. Biz. Atatürk'ün kurduğu devletin adını çok iyi bulduk, beğendik. Aynen kalacak, ilelebete kadar yaşayacak… dedik. Bu böyle biline ve dahi bunu herkes duya ve kabul ede… Kabul ede ki, kabul görsün. Kabul olunsun ve kabul görülsün ki… Birlik olsun, Birlik Türkiyem kurulsun. BĐRLĐK TÜRKĐYEM NASIL KURULACAK. Türk insanı, Türk gençleri, Türk cengâverleri ön plana çıkacak. Her yerde sayılar oluşturulacak. Bu sayılar oranlı olacak. Birlik Türkler… ileri denilecek… Dört yönden-dört koldan ve boydan, soydan, bir araya gelinecek ve de öyle kurulacak. Bu kitabı ilk okuyan Genç Türkler… anında ileriye çıkın. Birlik için çalışın… Türkiye’deki halkların gençleri, birlik için yaşasın... Birliği kurun-ileri Türkiye deyin. Çok özenle şunu çok iyi bilin. Bugün, Türkiye'de karışıklık var. Türkiye karıştırılıyor. Türkiye birde kavram kargaşalığına sürükleniyor… Bunu net görün… buna gülün. Asıl gülmeniz de birliği sağlayınca olsun… Türk ordusunda Alevi-Sünni diye ayırım yoktur. Tek Türk, Tüm Türkler vardır. Türklerde de soy-yani sülale vardır. Alevi denilen kesim Türk soy ve boylarında… Türk örf ve adetlerini en iyi korumuş olan, koruyan kesimdir. Din ya da inanç söz konusu olmadığında demek yanlıştır. Alevi-Sünni demek daha da yanlıştır. Bilerek bunları diyen düşmandır haindir. Dinen inanç konuları konuşulurken başkadır, insan, millet anlamına konuşmalar başka başkadır. Türkler diyerek, Alevi Türkler-Sünni Türkler... Biz biriz, Türkiye’deki tüm insanlar, biz hep birlikte beraberiz. Biz TÜRKLERĐZ... Deyin...

TÜRKĐYE'DE KÜRT OLGUSU Ben 24 senelik öğretmenliğime kadar, Türkiye'de Kürt, Laz, Gürcü, Çerkez… var mı-yok mu bilmezdim. Bilirdim de, yani o anlamda bilmezdim. Ülkenin bölünmesi, parçalanması istenecekmiş, bir başka tür bayrak açılacakmış… söyleseler inanamazdım. Öğretmenliğimde Türkiye haritasını tahtaya astım, asardım. Çocuklarıma dedim ki… Đyi bakın, bilin ve belleyin… Türkiye'miz bu. Şehirlerimiz-bölgelerimiz bunlar. Biz şu an 141

Samsun'dayız. Köyümüz burası. Çok çalışacağız... çalışıyoruz… Bakın… Adana burası… Edirne şurası… Diyarbakır da şurası… Şu an, biz burada sizin gibi öğrenci arkadaşlarınız orada-oralarda… çalışıyorlar Hep beraber Yurdumuzu kalkındırıyoruz, kalkındıracağız… Onların, buralarda, bizimsizin de oralarda hakkı, hakları var… Türkiye hepimizin… Yaşasın Türkiye ve Türkiyeliler… Bizim yurdumuz-Türkiye gibi ülkemiz var. Yurdumuzu çok seviyoruz… Ne mutlu bize diye söylettim, not yazdırdım. Sınıfımın çoğu gürcü çocukları idi. Onlara derdim ki,, , Gürcüceyi de bilin… Keşke bende iki dil bilsem derdim… Şu an Türkiye'yi daha iyi görmüş, aramış taramışım Herkesi bilmiş ve onaylamışım... Yani ben öyle öğretmenlik yapmışımda saf mı olmuşum… Bir güç iken, ayrımcı olmamışım da, hata mı etmişim. Hayır ve asla… Bugünde olsa aynı tarzda olurdum… Ama daha dikkatli de olurdum… Ve şu an çok dikkatliyim. Kürt insanı, yiğit Kürt genci, Kürt anası-kızıbabası… Kürt olgusunu bilin, tarihi seyrini-gelişimini, uğraşlarını kavrayın… Kürt dilini ve dilinizi konuşun, geliştirin. Türkünüzü söyleyin, oyunları oynayın… Bana da dinletin… gösterin… Ana dili kavramını, ana kavramını, Kürt anası kavramını, barışa alın, barışa kullanın. Burası Türkiye, Yaşadığınız, yaşadığımız yer Türkiye… Yaşama ve yaşama kuralları Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuralları, kanunları. Ana diliniz kadar, hatta ondan da çok… Türkçeyi de öğrenin, bilin ve sevin. Bir de iyi bir araştırma, inceleme de yapın. Bakın ve görün ki, Türk Devleti kural ve kanunlarında ayrılık-ayrımcılık var mı? Yani-sen koyunu çaldın-ben keçiyi… Kanun sana, koyun aldın diye ceza veriyor da, ben keçi aldım diye beni af mı ediyor. Ya da ikimize birden-çalma yaptığımız için cezayı veya aynı cezayı veriyor mu… Görün. Siz de görmüşsünüzdür. Türkiye Cumhuriyet'i kanunlarında ayırım yoktur, olmamıştır, olmayacaktır. Diyelim ki varsa, yok edilir ve edilecektir. Kürt olduğunuzu yaşayın. Bana göre yaşıyorsunuz ve yaşamalısınız. Noksanlarınız nedir? Olmayan nelerdir, sizin kadar bilmem, bilemem… Ama çok rahat olmanızı, yaşamanızı, yaşıyor olmanızı çok isterim. Türkülerinizi, oyunlarınızı… çok sever ve izler, dinlerdim, Yine seviyorum. Ancak gözüme, kulağıma şüphe koydunuz kuşku uyandırdınız… Ayrımcılık oynadınız-halen durum çok berbat. SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ… anlamını düşünmediniz. Çoğunuz bilmeden-sivri zekalılarınızın bir kısmı… Oyuna geldiniz. Avrupalının, haçlının oyununa geldiniz-düştünüz-düşürüldünüz. Ayrımcılıktan çıkın, Biz biriz, birliğiz. Kürt türkülerini dinlemek, 142

oyunlarını izlemek istiyorum. Onları benden aldınız. Geri istiyorum. Billahi diyerek, bilmenizi isterim ki Yıl 1970-75’ler… Çok politikacı olduğunda lisanı dil ile pis politikacı olunca da onlara kızarak… SĐZĐN ĐÇĐN onlarla mücadele ettik… Dedim ve dedik ki, buralara asfalt yapmayı bırakın. Doğu illerine gidin… Adamlara yol-hastane-okul yapın… Türkçeyi öğretin… Kürtçe davul çalınsın-Türkçe saz çalınsın istedik. Sanırsam çok hizmet yapıldı oralara. 1995-2000’lerde ve şu anlarda çok hizmetler gelmiş yapılmış. Ey Kürt Halkı, Kürt insanı… Aranızdan bilgili kişiler seçin, içinizde kadınlarda olsun Akdeniz bölgesinde, TOROS dağlarının eteklerine gidinyamaçlarına çıkın. Gelin Karadeniz Bölgesine-Samsun'un, Ordu'nun arka köylerini görün. Derenin diplerine inin… Çok acı gerçekleri göreceksiniz…Yaşlı kadın-erkek… yalın ayak-nice çocuklar bulacaksınız. Odun sırtında yamaçlara tırmanan Trabzonlu kadına, nineye, sırtında bir miktar yiyeceği ile yamaçlardan inen Artvinliye, Rizeliye çok çatacaksınız… En az, halkın yüzde ellisinin, sizden daha berbat yaşantısına, üzülecek şaşacaksınız. Tüm bunlar azalacak-yok edilecek, edilmeli diye tavrınız olsun. Bu yolda birlik olsun, ilerleme olsun. Burada duyduklarıma kızıyor ve acıyorum. Doğrumu, şu ağalıklar… Var mı halen öyle ağalar. 50-100 köyü olan... ağa ve ağalar. Üç bin beş bin insana hükmeden, gönüllü-gönülsüz o kadar insan var mı? Ağaya hizmet eden… Önemle bilin ki ey kürtler… Öyle ağalardan 1940-50’lerde SamsunTerme'de de varmış-vardı. At üstünde gelirler, göçebelere kamçı atarlardı. 1960'larda onlar yok oldu. 70'lerde hiç kalmadı. Miraslarının çoğu da şu an çok zor durumdalar. Ey doğunun-güney doğunun ağaları… Eğer o kadar toprağınız-köyleriniz varsa… lütfen durun ve düşünün. Her şeyi gözden geçirin… Soyunuza-sopunuza... yüz yıl yetecek değil, fazla gelecek toprağı kendinize ayırın. Kalan yerleri-adaletli şekilde, insanlara dağıtın. Tapusunu da verin. Çoğunu para ile de satın-beş-on yılda öderler… Size çalışarak da öderler... ödemeyeni de azat edin. Kürt insanı ve Kürt Gençliği. Erkeği ve kızı… Devlete isyan etmeyi değil, Devletten hizmet istemeyi bilin. Valilik Makamına gidin. Saygıyla gidin ve girin. Đhtiyaçlarınızı söyleyin-isteyin... olmadı. Tekrar gidin… Göreceksiniz ki çok istediğinizi verecekler. Siz de alacaksınız… Yeter ki istedikleriniz toplum için-halk için olsun… Tüm Kürt Gençleri ve insanları… Türk insanı ile-Türkiye halkları ile birleşin, kucaklaşın… Düğünlerde, derneklerde-bayramlarda Kürt türkülerini söyleyin, oyunlarını oynayın. 143

Kaçakçıların önünü kesin. Kaçakçılığa göz yummayın. Kaçakçılıktan yana, göz yuman, Türk yetkili de olsa, polis-jandarma da olsa fırsat vermeyin. Çok büyük ahırlar isteyin. Hayvancılık, sebzecilik, yeniden canlansın, gelişsin. Kendinizle barışık olun. Türk Milleti ve Devleti ile barışık olun. Barışık olduğunuza dair el kaldırın. Barışı gerçek manası ile ilan edin. Kürt bayrağı istemeyin, isteme gereği de duymayın. Bu yolda iç ve dış düşmanların oyunlarını bozun… Türk gençliği-Türk insanı Türk Milleti size barış elini uzattı-uzatıyor uzatacak… Türk Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. O devletin içinde Türk-Kürt-Laz... herkes aynıdır. Bayramlarda Türk Bayrağını çekin. O bayrağın altında Kürtlüğünüzü yaşayın. Meydanlara öyle çıkın... Kürtçe de söyleyin, Türkçe de söyleyin. Türkiye Cumhuriyeti Devleti deyin. Biz Kürtüz ama Türkiye Cumhuriyeti Devletindeniz deyin. O anlamda Türkiye vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşıyız deyin. Diğer anlamda Türküz. Türkiyeliyiz. Yaşasın Türk Milleti. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti… Yaşasın Türkiye ve de Türkiye'miz deyin yeter. Kürt insanı-Kürt genci-Anası-kızı… Yukarıda yazılı olanlarla size barış eli uzatıldı. Aydın ve açık akıl ile bir düşünün-sağlıklı karar verin ve alın… Türkiye'de Türkiye'mde-Türkiye'mizde… Türk-Kürt, laz-GürcüÇerkez ve hatta Yahudi, Ermeni, Rum… diye saymaktan söylemekten ve de yazmış ve yazacak olmaktan… Utanıyorum… üzülüyorum… acıyorum… acı duyuyorum. Biliyorum ve herkeste biliyor ki… Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana gelmiş-geçmiş tüm Devlet adamları, tüm partilerin siyasetçileri, başkanları… Türkiye'nin tüm başbakanlarıbakanları… Türk Ordusunun Komutanları ve Emniyet amirlerinde kabulüdür ki... Türkiye'de Türk Milleti ve Devleti vardır… Türk Milleti… Türkiye'de yaşayan tüm insanlara denir. Her türlü soy ve boy Türk Milleti adıyla ifade edilir. Đdari yapıda, üniter devlet yapısıdır. Bu yapı birleşik kap gibidir. Ayırım yoktur. Kanun önünde herkes eşittir… Yirmi-otuz yıldan bu yana, Türkiye'de nedir bu… olanlar… Bunların sebebi nedir... Gereği nedir... ? Bir Avrupalı olmaktır-aldı gider… Đyi de Avrupalı kimdir? Haçlı değil midir? Selçuklu Türk Devletini zayıf düşürüp, yıkılmasına sebep olan, Papazların Tüm Avrupa'yı dolaşarak, Haçlı ordusu kurup, Anadolu Selçuklu Türk Devletinin üzerine salanlar... Osmanlı Türk Devletini yıkanlar… Avrupalılar-Haçlılar, değil midir? Şu an Türkiye'yi karıştıranlar, paralarıyla Türkiye'den yandaş, satılmışlar tutan, sayısız 144

adam ve yandaşlarını, ajanlarını… Türkiye'ye gönderenler Söyler misiniz? ... Onlar niçin Türkiye'ye gelirler? Atatürk, Avrupa'nın icatlarını, ilim ve buluşlarını mı alın, bulun alın, gidin alın… O buluşları Türkiye'ye getirin, görün, anlayın… yapın… Daha iyisini siz yapın, Türkler yapsın mı dedi… Yoksa… Avrupa'ya koşun, Avrupalıyı alın gelin. Onlar gibi olun, soyunun -yatın-kalkın mı dedi? Doğunun ahlakı, batının ilmi anlayışı nerede? Her gün, her akşam televizyonlarda yok Avrupa, vay Avrupalı… yeter arkadaş bıktık arkadaş… Yeter ey siyasi parti, yeter Ey hükümet… Avrupalı ile komşu ol… arkadaş ol… alış-veriş yap… Onları anlarız… Ama Avrupalıya karşı dikkatli ol. Su uyur, düşman uyumaz-derler. Sakın oluyoruz-hep olduk deme, demeyin. Keşke olsanız. Kel başa, şimşir tarak gerekmez. Biz görüyoruz. Đzliyoruz. Biz tabanız... Düşünüyoruz. Tedbirleri de bulacağız ve alacağız… Şimdi sayalım-yazalım-söyleyelim. EVET. Kesin biliyorum. Siz bensiniz, Bizsiniz. Siz benim kadar Türkiyeli, benim kadar Türksünüz. Hiç duymadım, görmedim, işitmedim. Ve de asla inanmıyorum, sanmıyorum… Buna rağmen, ilk ve son olmak ve asıl amacım ise, bilmektir olmak kaydıyla… Lazlar, gürcüler, Çerkezler-Abazalar ve daha varsa onlar… Söyleyin… siz kendinizi Türkiye'de ayrı görüyor musunuz? Ben adınıza karar verme gücünü kendimde gördüğüm kadarıyla… Hayır, asla, görmedik, görmeyiz de dersiniz… Türkiye benim, bizim, hepimizin, Anca beraber-kanca beraber dersiniz… O zaman gelin, ey alem'i ahalim… Gelin hep beraber, birlikte gelin… YENĐDEN BĐRLĐK OLALIM Yeniden çok büyük bir çalışma seferberliğine girelim… Türkiye'yi, yeniden imar edelim. Şu Avrupalıya inat, ille de Avrupalı olacağım diyenlere inat, Türkiye'de sayısız fabrikalar yapalım… Tüm çalma, yeme, soyma, talan etme içinde olanları toz edelim… Hakkıyla, helaliyle, emeğiyle zengin olan Türk insanlarını da yanımıza alarak, önümüze katarak, bir yola girelim. Tüm derde çare, tüm dertlere “deva” olalım… Kendimizi yenileyelim... BĐRLĐK TÜRKĐYEM'Đ kuralım... Beş sene, on sene içinde Türk Milleti olarak Avrupalıyı şaşırtalım… Biz yaparız… azimliyiz, hırslıyız, inançlıyız. biz öyle bir milletiz ki ÇOK ŞANSLIYIZ, PEK ŞANLIYIZ… Biz yapacağız. Başaracağız Çünkü biz yirmi milyon genç YETMĐŞMĐLYON DELĐKANLIYIZ. BĐZ EMĐNĐZ-KARARLIYIZ. DĐK BAŞLIYIZ. BĐZ TEMĐZĐZ. HARAM YEMEDĐK-DEVLET MALI ÇALMADIK MĐLLET MALINI ÇALDIRTMADIK. TALANA, 145

SOYGUNA ORTAK OLMADIK. ÇOK TEMĐZ GELECEĞĐZ. TEMĐZ KALACAĞIZ. TEMĐZ DÖNECEĞĐZ BĐZ YEMĐNLĐYĐZ. BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐYĐZ. Kuruluşundan bu yana zaten birlik olan ve bu birliği, şu an çok güçlü hale getirmede anlaşan tüm Türkiye insanları... Türk, Kürt... Laz... tüm gençler… Özellikle gençler ve genç kızlar… Başı açık, taralı, adabıyla giyimli, pantolonlu… Başı kapalı, yaşmaklı, al yazmalı, saçları örgülü, alnı açık, has giyimli Türk-Kürt, laz kızları… Üniversiteye gidecek olan, gitmiş okuyan, bitirmiş, hizmet için iş arayan, iş almış, iş kurmuş çok çalışan… TÜM ÜNĐVERSĐTELĐ GENÇLER, Edirne'den Kars'a, Samsun'dan Adana'ya, Đstanbul'dan Ankara, Konya, Diyarbakır'a… Türkiye'nin her yerinden BĐNLERCE EL OLUN… TANIŞIN, TANITIN... BĐRBĐRĐNĐZĐ arayın bulun buluşun... Önce mıntıkanızda TABAN olun... Konuşun, anlayın anlatın. Bu kitabı okuyunokutun Arkadaşça, uyumlu, olumlu, alımlı olun. Çevrenize etkili ve faydalı olun. Üç-beş-on… ve çok kişi ve arkadaşça kişi ve kişilerle BĐRLĐK TÜRKĐYEM fikir ve anlayışına girin. Özümseyin, süzgeçleyin, Bilerek, inanarak ve severek… TABANI TUTUN… Birlik Türkiyem bir yıl üç yıl beş yılda engel kurulabilir. Bir partiye benzemez. Onlar gibi kurulmaz. Türkiye’nin iyiliğinedir, tümden birlik ve beraberliktir ki, bu gönül işidir.

KÜRT ĐNSANI, KÜRT ANA ve BABALARI Eğer niyetiniz iyi, Türkiye vatanınız ise, ülkeyi seviyor-Kardeşçe yaşıyoruz diyorsanız, Hepimizin bayrağı olan Türk Bayrağını sevip sayıyorsanız, sen ne kadar fakirsen ben de o kadar fakirim-bunu biliyorsanız. Đlle de Kürtçülük-ille de ayrı toprak, Ayrı bayrak demiyorsanız… O zaman benden ve sizden tüm Türk ve Türkiye insanından size saygı, size minnet, size şükran. Sizin gibilerinin ölen çocuklarına da içimiz yanar ve yanıyor. Size de yazık oldu ve oluyor. Siz de Şanlı Millet, Birliğimiz ile şanlı ordusunuz yani hepimiz biriz. Türk anası kadar ana olan, izinleri olmadan çocukları dağa kaçırılan, Bölmeye bölünmeye karşı çıkan, Bayrağı kendi bayrağı Türkiye’nin tümünü vatanı bilen… Türk-Kürt kardeşliği içinde Bir MĐLLET olarak yaşama azmi, inancında olan, Tüm saygıdeğer Kürtler… Problem, sıkıntı-iyiler ve kötüler sizin kadar bizde de var… Mesele onlar olursa-Onları birlikte yok ederiz. Barışa bütünlüğe-bölünmemeye karşı tavrınızı koyun-Açık ilanda bulunun 146

ve barış masasına gelin. Kötülerin yok olması adına-Özür dilemeye de girin. Ö büyüklüğe yönelin. Yanlış yanlıştır diyerek yanlışlığa karşıyız deme gücüne ulaşın. TÜRK şehit anaları ve KÜRT acılı anaları Ana ve analar olarak birbi-rinizi önce düşünün sonra düşleyin ve iletişim kurun… Tüm Türk-Kürt ana ve babalar, barışı içinizde yaşayın, ölümleri önleyin. BĐR YORUM: Devlet olarak doğu ve güney Anadolu yörelerinde ağalık sistemini yıkın, dağıtın. Gariban Kürt vatandaşlarını ezilmekten, marabacılıktan kurtarın… Onlara bunca yıl Türkçeyi öğretemeyen, öğretmeyen; kaçakçı ğalarla işbirliği yapan, çıkar sağlayan, ağaları vekil yapan, garibana dipçik vuran, sınırlarda köşe dönmece oynayan idareciler utansın. Bu ülkede Türkçeyi iyi bilen, resmiyette kullanan her dürüst ve vatanperver kürtle, Türk ve diğerleri arasında, özellikle halk içinde fark yoktur. Türkiye’de ayrımcılık vardı da, kürt ağa-babaları ve çocukları nasıl okudu, onca avukat, hakim ve üst derecede görevli oldu, olabildi.. Ağalık koltuklarının kırılmasının yakın olduğunu görenler, ayrımcılığa soyunarak, kendini kurtaramazlar. Dilerim, çoğunlukta olan, fakat ezilen, horlanan onca fakirlik içinde kıvranan kürt vatandaşısınız, tüm ağalıkların gücünü kırsın ve cumhuriyetimizin özgür vatandaşları olsun, olabilsin. Baskıcı kürt ağaları yok olsun, yerlerini gönül ağaları ve ağalıkları alsın.. Elli bin dolarlara ayakkabı giyebilen Sezen Aksular kürt ise, yüz ellibin yürolara iç çamaşırları giyebilenler Türk ise… Yaşasın zevk-sefa Türkiyesinden öte, sefalet Türkiyesinde yaşayan Türklerin-kürtlerin ve diğerlerinin daha çok çekeceği var… Gün gelir, Birlik Türkiyem kurulur, tırpan tersine döner de, hak edenlere hesaplar sorulur olur.

DEVLETE ÇAĞRI Tüm devlet erkanı, Kahraman Komutan ve kahraman asker, siyasi partiler ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hükümeti ve T. B. M. M. vekilleri ve Meclis Başkanı. Bir öncülüğe, net ve açıktan olun. Ordu Komutanları ile tüm Doğu halkına açık meydan çağrısı ile yönelin. Aynı çağrıyı-öncelikle şehit ana-babalarına yapın Devlet istihbaratıyla bu düşünceyi geliştirin ve olgunlaştırın. Zamanı gelince ve çok kısa za-manda çıkışları yapın. Barışa aracı olun ve barışı başarın. Barışa gözcü olunbarışı koruyun TÜRK ANALARI ĐLE KÜRT ANALARININ KUCAKLAŞ-MAK ANINI MĐLLETE GÖSTERĐN. 147

TÜM KÜRTLERE ÇAĞRI Kürtçe şarkınızı, türkülerinizi söyleyin, oyunlarınızı oynayın. Hem Türkçe-hem Kürtçe söyleyin. Türkçeyi çok iyi öğrenin, yaşayın yaşatın. Đstiyorsanız, isterseniz Kürt olduğunuzu, bayramlarda, foklor biçimi bir çizgi ile ortaya koyun. Đş yerlerinize-Tabelalara-Önce Türkçesonra Kürtçe dahi yazın. Asla toprak isteme, bölme, yeni bayrak bağımsız devlet gibi temel olaylara yaklaşmayın-düşünmeyin. Aklınızdan da geçirmeyin, ihtiyaç duymayın. Birlik Türkiyemin kurulması da yerinizi alın, öne çıkın önde olun. Biz bir millet olgusu içindeyiz. Türk-Kürt-LazGürcü… hepimiz Türkiyedeyiz. Türkiye hepimizin... Burada bir kere daha, tarih olmuş Türk Devletlerinin Türk soy ve boylarının, toprak olmuş bedenleri ve üstün ruh halleri önünde eğilirim. Dünya insanları içinde insanlık adına yaptıkları buluş ve icatları-barış için yaptıkları uğraşları ve onların tarih içindeki varlığını saygıyla anarım. Osmanlı Türk Devletinde, Atlı sipahileri, kahraman uç Beylerini, Çok üstün Han ve Hakanları, Yiğit Padişahlarından, Yemen ellerine gidip de gelemeyen ADSIZ KAHRAMANLARI… saygıyla yad ederim. Osmanlı Türk Devletinin yıkılması anında Milletin bağrından çıkarak Vatan imdadına koşan, başta kahraman ATATÜRK olmak üzere Tüm Büyük Türkleri, Adsız kahramanları, Kahraman Türk analarını, Kadın ve kızlarını ve tüm bu kahraman insanların, Kurtuluş savaşı ile Yeniden Türk devletini kurmalarını, imrenerek görüyor gibi oluyorum. Ürperiyorum. Üzülüyorum. Ancak başarmaları ile de övünerek, Onları minnet ve şükranla anıyorum Allah, onlardan razı olsun. Mekânları Cennet olsun, Türkiye'nin tüm inanları ve Türk gençliği olarak... Türkiye'nin kurtuluş savaşını kazanan ve sonra da, Tüm Anadolu'ya dağılan ve de Türk Devletini kurmak için şehirlerde, kırık tahta parçaları bulup, onlardan Devletin masalarını yapan, canla-başla çalışan… Yeni Türk Devletinin Yeni Türk Devleti önünde, Daha çok saygı, Daha çok minnetle eğiliyorum eğilelim. O günler 1920 Türkiye’si-1950 Türkiye’si 1970 Türkiye’sidir. Ağaçlardan yaprakların, otların-mısırın-kesmiğini bile öğütüp yenildiğinin günleri… Ayakta çarık-başta mendil yok. Đsli lambayı yapmak-bulmak zor- Bitlerden-pirelerden kurtulmak için kül suyunu yapıp yıkanmak ve bir

148

an için, ya da iki-üç gün için bitsiz-piresiz yaşamaksa-sanki o insanların ruh hallerinde bayram… Demek oluyor ki ey bugünün Türk insanı Türk Gençliği. Bilin ve hiç unutmayın ki… Bugünlere çok zor gelindi. Siz ey insanlar ve gençler… Bugün şöyle baktığınızda çok yanlışlar, haksızlıklar ve hatta açlıklar görürsünüz… Kabul, ancak daha dün olan yakın tarihimizden bugüne de nasıl gelinmiş düşünmek gerek... Ve elbette ki, o günlerde çok yanlışlar haksızlıklar olmuş, yapılmış ve yaşanmıştır. Tahminimce o günlerdeki yanlışlar yoksulluk, çaresizlik, Yoktan var olmak var etmek gereğidir, çok çoğu da istemeden veya bilmeden olmuştur… Bugün için şehirlerde 1920-1950 ve 60 arasında yapılan eserlere, hizmetlere, yollara, okullara, hastanelere, fabrikalara…bir bakın…Kurmalı postane-elektriksiz hastane düşünün. Yedi köyde bir radyo-derenin dibinde bir değirmen... Az buçuk bir mısırdan un yapacaksın… sırtlayacaksın. O yamaçlardan üç günde eve geleceksin. Üç gündür aç kalışına aldırmayacak, Analar sac üstünde bir kırıntı ekmek yapacak-Azda yesen önemli değil-Ekmeğin kokusunu duydun ya-Midenle o an bayram yapacaksın… Đşte o günler ve Hey gidi Günler… . Yeniden söylerim ki-Gel Karadeniz Bölgesine dağ-taş-yamaçlar… Gördüğünüz tüm fındıklar... Nasıl dikildi- O yamaçlar-dağlar-taşlar… Sırf kazma ile yıllarca nasıl kazıldı… Ve diğer bölgelerimiz, Zeytin, incir… üz��mlükler, elma, çay. Mandalina alanları… Bunlar saymakla olmaz… Gezin-görün ve o insanlara dua edin… Onlar Millet-Onlar Millet ordusu. Onlar Şanlı Ana Şanlı Baba - Şanlı Millet. Onlar Kurtuluş Savaşımızın şanlı orduları. Onların önünde eğilelim ve söyleyelim: Allah’u Ekber - Allah’u Ekber. Ey Şanlı Ordu - Ey Şanlı Asker Tüm Türkiye insanı, Türk Gençleri, o günleri iyi bilmek, unutmamak bugünleri iyi incelemek-ayırmak, yarınları çok daha iyi yapmak-yaşamak ve yaşatmak için… SĐZ, HEPĐNĐZ; BĐR HEYECANLI NEFER BĐR ÇOŞKULU RUHÇOK ÇALIŞKAN BĐR YIĞIN, HĐÇ KUL HAKKI YEMEZ BĐR DEĞERLĐ ADAM VE ĐNSANLIĞI ĐYĐ BĐLEN ADAMLAR OLUN… Binlerce yiğit delikanlı erkek, Binlerce delikanlı kız olun, Tanışın-buluşun. Omuz omuza verin. Top yekun bir Türkiye çalışma seferberli için AZMEDĐN-AND ĐÇĐN. Kolları sıvayın_adım atın harekete geçin. Ve dahi BĐSMĐLLAH DEYĐN ve Söyleyin. Allah’u Ekber-Allah’u Ekber. Ey Şanlı Ordu-Ey Şanlı Asker 149

BAKIŞ 2007, Türkiye genelinde estirilen sarıkız-Ay ışığı Bayrak mitinglerinde ve buna bağlı olarak yansıtılan darbe havalarında, ‘darbe istiyoruz’ diye açılan, ‘ordu göreve’ diye yazılan pankartlarda... AK Parti iktidarını istemiyoruz çığırtkanlığı had safhada idi. Bu kitabın 1’inci baskısında, 2008 başlarında Ankara’da bir şeyler oluyor, Ordu bunu gözlüyor, demiştim. Her nasıl olduysa ve ne hikmetse, 2008 ortalarında durum tersine döndü. Bir tür sivil darbe oldu. Ay ışığı taraftarları, bağırtıları duyulur oldu... Türk ordusu içinde subaylar, üniversite hocaları, hukuk adamları, bazı gazeteciler toplandı, tutuklandı, Silivri Cezaevi’ne konuldu. Bu hareketin adına da ERGENEKON denildi, çete denildi. Burada birçok albaylarda tutuklandı veya üzerlerine leke atıldı. Yapılmak istenen sol darbeyi bertaraf eden AK Parti yanlısı sağ taraf ve tutuklamaları sağlayan polis ve istihbarat güçleri ve sanki devlet katmanı ve dahi bir tür görünmez güç, birçok şarlatan gazeteciler, çığırtkan yağcılar aracılığı ile bu hareketin adına ERGENEKON dediler. Ergenekon adını AK Parti yararına yaygara misali yaydılar. Bu durum çok büyük yanlıştı. Darbe ve çete hareketine ERGENEKON denilemezdi. ERGENEKON bir başarının, başarmanın adıdır... Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasını başarması, bir ERGENEKON’dur. Çocuk sınıfta öğretmene, ‘Öğretmenim hangi ergenekondan bahsediyorsun. Başarının timsali destan Ergenekon’un dan mı?’ yoksa çete, darbe ergenekonundan mı derse, öğretmen ne cevap verecektir? Burada cemaat öğretmenleri, gülen, gülmeyen zihniyeti, Türk olgusunu düşünmeyen, dünya Müslümanlığını öne çıkaran, zihniyetler ve öğretmenler hariçtir. Onlar şuan çok gülendir, gülencidir, onlar 1997 ve 2007’ye karşı biz darbe yaptık diye sevinenlerdir. Bir başka açıdan, kürt ayrımcılığı da, bu görüşe destektir. Ben ve benim gibi olanlar da bu tür olay ve darbelere çok kızan, PKK terörüne karşı savaşmış, gazi olmuş, bazı komutan ve albayların bu işe adı karışmış, karıştırılmış, sorgulanmış, içeri atılmış ve hatta bu üzüntüyle intihar etmiş olanlara çok üzülenleriz. Türk Ordusu’nun ‘ERGENEKON’ adını burada kullanmaması bize tesellidir. Vatanperver gereği de budur.

150

DARBE GÜNLÜĞÜ Türkiye’de 27 Mayıs 1960 ihtilali, en büyük darbedir. 27 Mayısçılar, tam anlamıyla bir taraf darbesidir. 1970’ler modası ile sol darbedir. 27 Mayısta, halkın %80’ni ağlamıştır. Halkın çoğunluğunun anasını da, 27 Mayısçılar ağlatmıştır. Bir halk hareketi olan Demokrat Parti’yi yıkmışlar, Başbakan Mende-res’i ve iki bakanı asmışlardır. 27 Mayısta Halk Parti’nin çoğu gülmüştür. Demokratları inciterek gülmüşlerdir. 1963’lerde başbakan olan Đsmet Đnönü, yeniden darbe yapmak isteyen Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan’ı idam ettirmiş, darbeyi önlemiştir. 1965 seçimi ve Demirel’in başbakan oluşunu, halkın seçimle, 27 Mayısçılardan intikam alışını hazmedemeyen ordu içi darbeciler, 9 Mart 1971’de, korkunç bir kan dökücü sol darbeye yönelmişler, ancak I. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün ve ekibi, dokuz martı önlemiş ama, 12 Mart 1971’de güya sağa bakar yine de yapılmışlar. O tarihlerden itibaren sol ve devrimci gençlik ve temelde ülkücü gençlik kıyımları yapılmış... 12 Eylül 1980 darbesi de, 68 kuşağını ve 1970 gençliğini ortadan biçmiştir... Ordu alışkandır, darbe yapacaktır... 1997’de Başbakan Erbakan’ın yarı sivil, yarı askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırılması bundandır. 1997 askeri hareketi tamamen, sol darbe ve kapitalist darbe kokar. Adı da Batı Çalışma Grubu’dur. Batı Çalışma Grubu hareketi devam edecektir diyen, sanırsam Hüseyin Kıvrıkoğlu’dur... Tankları yürüterek, Erbakan’a v irticai harekete karşı, balans ayarı yaptık diyen, Genel Kurmay ikinci Başkanı, Çevik Bir’dir. 1997’de daha çok üzülenler, Erbakan Đslami siyaset yanlıları, akıncı erbablarıdır. Normal sağduyulu vatandaşla, bencileyin gibi olanlar da... Çevik Bir hareketine karşıdır... 2007’de, darbeye ramak kala gibi görünen olaylar da... Erdoğan ve Gül hareketine ve Erbakan yetiştirmeleri ekibe karşı bir sol hareket ve çıkar gruplar hareketidir... Đşte tüm bu darbe günlükleri ve özellikle1997 ve 2007 hareketine karşı, 2008 ortaları hareketi yapılmış ve yapılmaktadır... Adına “Ergenekon” demişler. Sol anlayıştan öte, milliyetçi çizgide olanları hedef seçmişlerdir... Kıvrıkoğlu’na teğet geçer, Çevik Bir’e hiç dokunmaz görünenler, Türkiye genelinde, ağızları bir karış misali gülmekteler. Bunlar görünür de AK Partililer olsa da, asılda Erbakan anlayışı-cemaat uzantıları ve çıkarları uğruna Avrupalıdan çok Avrupalılardır... 151

Halk partisi ve ulusalcı kesim şaşkınlıkta, üzüntüde, Milliyetçi kesim ise, bir sessiz kaderler de gibidirler... Bencileyin de öyledir. Darbelere karşı oluşum ise, kesindir... Görülen odur ki... 2010’lara doğru, bu darbeleri alan ve yiyen, sol ve ulusal kesim... düşünce yapısında bir gün gelecek, karşı darbelere yönelecektir... ise... Türkiye’de, darbelerin sonu da gelmeyecektir. Ve devamlı olarak bu hengame de, vurguncular, malı götürecek, olan, halka olacaktır. Diğer yandan 2008 ortalarından, 2010’a gidişte, Türkiye’de çok çirkin hareketlerin olduğu, oluştuğu görülür. Ne idüğü belli olmayan, türbanlı bir kız gelmiş, getirilmiş, Türkiye’de “Ben Atatürk’ü sevmiyorum, Humeyni’yi seviyorum” diyebilmiş, dedirtilmiştir. Halkçı olan bir partinin, üst derece sorumlusu, bir vatandaşa, Kabe’ye gitme Muhammed seni öldürür, geri göndermez diyerek, Müslümanlığı ve hacılığa gitmeyi, küçümseyebilmiştir. Adı, “Sivil Savunma-demokrasi, barış... ” örgütlerindenmişçesine bir grup gazeteci ve satılmış kişiler, Türkiye’de ERMENĐLEŞMĐŞ, hiç utanmadan ve çok adice, benim adıma; Türk Milleti adına, Ermenilerden özür dileyerek, tarihte Ermenileri suçsuz, gösterebilmiştir. Sanki hükümet destekli bir anlayış, Türkiye’de KĐMLĐKLERLE oynamış, taşları yerinden oynatmış, ülke bütünlüğünü çatırdatmış, siyasetin hakim gücü ve siyaseten iktidar olanlar da, “Türkiye’de hakim güç Türk’tür. Kimliğin üstü Türk’tür”, demekten kaçınmıştır... Tabi bu durumu, ayrılıkçılar, ayrılıkçı Kürtler de, alkışlamıştır. Şuan 2009 sonları... Siyasi partiler, alabildiğine kavgalı, gazeteler, televizyonlar, alabildiğine dalgalı... Hükümetin ve Başbakan Erdoğan’ın açılım planı da, dalgalı... ve dumanlı… Düşman Kürt, Kürt partisinin öncülüğünde, kahraman PKK militanları, teröristler, Kuzey Irak dönüşünde, karşılanan kahramanlar olmuşlardır. Bu durum, Türkiye’de çok çok insanları şaşırtmış, Türkiye ayağa kalkmış, insanlar çılgına dönmek ve döndürülmek üzere gelmiş, getirilmiştir. Tüm şehit aile ve yakınları, sokağa inmiş, görülen bu manzaralar karşısında yollarda ve evlerde nice insanlar ağlamış ve çok ağlamıştır... Bu durum ateşle oynamaktır... gibi... gibimedir... Her ne hal ve hikmetse, şuan Türkiye’nin en büyük ve hükümet olan partisi, AK Parti’nin ateşle oynamasıdır, sanılmaktadır. Dilerim öyle olmasındır. Barış güzeldir. Türkiye’de Türk, Kürt, laz, gürcü ve diğerleri bir bütündür, hamurdur. Halk nazarında, gerçek budur. Ancak, hükümetin ve Ak Parti kadrosundan bazılarının, bu tarz açılımları, halklar arası düşmanlığı getirir, getirmek üzeredir, tarzındadır. Bu hal tabanda, bizi sıkmış, germiştir. Bu çok yanlış 152

ve tehlikelidir. Đnsanlar, ayrımcılık, bölücülük, ısrarına karşı çok kızgındır... Đlle de sen Kürt ve diğer ayrımcıysan, toprak, bayrak... istiyorsan; “Ben de Türküm” demek ve sokağa inmek üzeredir mi, nedir... Tam burada HOP demek, LÜTFEN demek vardır, olmalıdır. Devlet varlığını tam ve net göstermeli, ordu-emniyet işin başında, duruma hakim olmalı, bölücülere, fırsatçılara, satılmışlara, ajanlara, çok dikkatli olmalıdır. Ne demek Başbakan Erdoğan’ın sözleri... Anlamı ve siyaseten uzantısı nereye gitmekte, kime ve kimlere varmaktadır. Bir Başbakan, “Sindire sindire, alıştıra, alıştıra yapacağız” nasıl der... kime der, nasıl diyebilir. Alıştıra, alıştıra hırsız, arsız da olunur, evliya, enbiya da olunur... Demokrasilerde partiler varsa, taraftarlar da vardır. Parti taraftarları birbirini anlarlar, siyaseten eğri, doğru... halk içinde anlaşılır, ayrı parti anlayışı içinde tartışılır... Ancak bir milletin, halkın ve hatta bu ülkede, çok çok bir azınlığın bir değeri ve çok TEMEL DEĞERLERĐ vardır. Burada söz konusun olan Türk milletidir. Türkiye halkı ve halklarıdır. Millet ve halk üzerinden hiçbir değer ve manevi, ulusal değerler... birinin hesabına bozulamaz... Bir partide siyaseten, siyaset uzmanları ve sosyolojik açıdan toplum bilimcileri vardır... olmalıdır. AK Parti de kimdir, Başbakana nasıl bir tarz verirler ki, Türk ve Türkiyeler insanının TEMEL DEĞERLERĐ... üzerinden... siyaseten hareket yapılmaya kalkışılmaktadır. Derleyip, toparlamak gerekirse... Türk milletinin ve ulusunun, Vatan, Bayrak, Atatürk ve Atatürk’ler; Đslamiyet ve Müslümanlık... kavram ve değerleri üzerinden... Siyaset yapılamaz... AÇILIM hiç yapılamaz... Söz konusu bu değerlere, çok değer ve önem vermekse, kabuldür... Burada asıl gözden kaçansa ekonomidir, soygundur, soyandır. Halkın bir kısmının çok zengin oluşu, çok büyük bir kısmının, daha çok aç kalmasıdır. Kesin olan budur... Burada hükümete düşen, bu gelir farklılığını azaltmaktır. Bu noktada AK Parti hükümeti ne yapmıştır. Öyle kömür, yiyecek, bireylere, biraz para vermek, dağıtmakla, çözüm mü üretilmiştir... Demirel-Özal, zenginlerinin rahat, alt dilim insanların ise çok zor geçinmesi hal ve anlayışına... AK Parti ve Başbakan Erdoğan... ne fark getirmiştir. 2002’de AK Parti iktidar olduğunda borç, 280 ile 300 milyar dolarsa ve 1 Kasım 2009’da bu borç, 600 milyar dolara çıktıysa, bu ne demektir. Bu para nereye gitmiştir, nasıl ödenecektir. Başbakan Erdoğan, alıştıra alıştıra, millete borç mu yedirecektir. Yada, milleti ikiye üçe mi katlayacaktır. Bu günlerde televizyon ekranlarında, bir dansöz göbeğinde 350 dolara bir öğün, balık yemeği yenildiği yansımaktadır. Geçmişin 153

iktidarlarının yaptığı gibi, bugünkü iktidar da, sistemin ekonomik acımasızlığını, gözümüzün içine baka baka yaşamakta ve yaşatmaktadır. Haklıdır mı? Toplum bu kadar, Aziz Nesincedir mi sanmaktadır. Yukarıda zevk-sefa Türkiye’si –aşağıda sefalet Türkiye’sinde, ne değişmiştir. 2001’de şirket kuran unakıtan, maliye bakanı olup da, 2009 martına gelince, nasıl olmuşta Türkiye’nin 450 zengini olmuştur. Köy tavukları ve yumurtaları, kimin hesabına yok edilmiştir. Dışarıdan onca hormonlu tohum ve yiyecekler, kimin hesabına ve ne amaçla Türkiye’ye getirilmiş, Türk tarımı ve doğal tarım ürünleri, neden azaltılmış ve yok edilmiştir. Halk sağlığını düşünmek, bu mudur? Aile, ticaret ve gemi sektörünün kurulmasının tarihçesi nedir... NEREDEN VE NASIL BULDUN, kanunu nerededir. Çaldığın paraların hesabını ver değil, aldığın, soyduğun, paraları getir... denilmez, denilemez mi... bir gün... Yirmi günde askercilik oynamak, askerlik bitirmek, kime ve kimlere-dir... Diye uzatmak, çok çok olur ve lastikçe çekilir, uzatılır... olsa da, görülen odur ki, kime nedir... Tabanda, elde var sıfırdır... Tavandakilere iki=sekizdir... Kaymak yiyicilere göre böyledir. Sekizdir=on altıdır, çünkü onlar az istemez, aza kanmazdır. Soyandır, çalandır, yiyendir. Çünkü burası Türkiye’dir. Değişmesi gereken budur. Değiştirecek olan, BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLERDĐR... Kim bile, o kanun aksak topal, belki de net, takır tukur gelir de, çalanlardan hesap sorulur bir gün…

BU FĐLM BAŞKA FĐLM Biz bu filmi çok gördük, diyemiyorum. Çünkü bu film, başka film... 1970-80 arası, sağ-sol kavgaları ve çatışmalarında, gençler vardı. Sokakta olanların, ölen ve yaralananların, %90’ı gençlerdi. Beş binden fazla genç ölmüş, ancak, sokaklara, meydanlara- yetişkinler, ana ve babalar, çoğunlukla hiç inmemişti... Ateş, Türkiye’nin her yerinde ve yanındaydı... Toplum, sıkıntı, korku, acı içinde olsa da, çoğu ana ve babalar, çocuklarını sokaktan çekmek... uğraşı içinde idi... Bazı iller hariç, toplumsal olaylar azdı veya hiç yoktu... Partiler, kıran kırana mücadelede, birbirleriyle bireysel kavgada idi. Liderler, bangır bangır bağırırlardı... Liderler, sağ-sol kavgaları kadar, ekonomik kavgalar ve çıkışlar da sergilerlerdi. 1970 ve 80’lerde, Türkiye’nin bölünmesi gibi bir hal tarzı, korkusu, görünürde hiç yoktu... 154

Olaylar dinmiyor, durdurulamıyordu... Onun için, halkın, sanki tümünde bir bekleyiş, ordunun duruma el koyması gibi bir bekleyiş vardı... Ben halktan biri, halk hepimiz ise... Biz ne bilecektik ki? Darbe için olaylar körüklenir, ateş, ordu içinden yakılır, istihbarat yol gösterir... olsun... O günlerde ille de sağ-sol, vay kominist, oy faşist yaygaraları ile, iç ve dış düşmanların kışkırtması ile... Ordu içinde çıkarcı olanların, sivil erkan kapitallerinde, paralarını ikiye katlamak, dalkavuk yazar ve gazeteci, süklüm püklüm bürokrat, yalancı dinci ve yalandan laik olanlar... Bu kadar, darbeyi ister ve bekler olsun... Ve sonuçta 12 Eylül 1980, ordu darbe yapsın... Kaçakçı, vurguncu, soyguncu, vurguna vursun, mala konsun... Demirel’i, getirsinler yesinler, götürsünler yesinler... Demirel’de, etrafına yedirsin ve çokları da, var olan fırsatı ganimet bilsin, yesin de yesin. Yiyin uşaklar yiyin... 1970’ler modası, tabakları kırın, yiyin. Kadayıfı kızartın, yiyin... Ceketleri atın, likufurları takın... yiyin de yiyin... Günleri idi, o günler... Utanmaz, sıkılmazlar... onlar... Devamında bankaları batırırlar... Ölen ölür, gelen yine götürür... Eşek aynıdır, semer farklıdır... Yetmez, 2000’lerde bir de katırlar vardır... Giyim üstündür, kuşam farklıdır... Para katmandır. Hep onlardadır... Onlar sırtımızdan, çok kazanandır. Katır da yetmezse filler, develer vardır... Halk gariban, unu eleyendir... Gemileri yüzdüren, unu akıtanları ... gez-direndir... Đniltisi duyulmaz, ac olsa da, bayılmaz... O nedenle şu Aziz Nesin, bir kez haksız çıkmaz, çıkarılamaz diyelim... mi... diyelimmm...

DEĞERLER ÜZERĐNDEN 12 Kasım 2009’a giderken Planları yapmışlar. Uzun, ince bir yol çizmişler... Türkiye’ye varmışlar. Yanlarına yandaşlar almışlar... Arayıp, taramışlar... Türkiye’nin yanlışlarını, zayıf olan yanlarını bulmuşlar... Kapıları aralayıp...içeri dalmışlar. Milleti sıkma, zorlama. Bir de bakarsın, millet eve girmez, evde durmaz... Bir de bakarsın tersine, yola devam der, her şeyi yerle bir eder... mi ne... Sanırsam öyle... Đstemem, etsin de demem... Çünkü Millet, çareyi arar, bulur. Analar nice yiğitler, koç yiğitler doğurur.

155

1970’lerde gençlik savaşı... ideal ve ideoloji savaşı... Türkiye’nin daha çok ilerlemesi, iyi olması inancı ile, ayrı yollardan giden gençlik... Proje üreten, tartışan, konuşan, koşan gençlik... Yolları çatıştığında savaşan, fırsat bulduğunda koşan, ümit veren, ümit ettiren, haksız kazanca, öldürücü kapitalizme, kapital işgale rest çeken, bu uğurda can veren, 1980’lerde yok edilen gençlik... 1990’dan 2000’lere... Bölgesel savaş... Değerleri kullanarak gelen; demokrasi, özgürlük, açlık, din, iman... halkçılık, haksızlık... üzerinden... Türkiye’nin saf insanlarını kandıran, satılmışları satın alan... 1985’lerde dişini, 90’larda yüzünü gösteren... ayırımcı, bölücü, taraf olan, Kürt ayrımcılığı ile, Türkiye’nin başına bela olan... Avrupa, Amerika destekli bir savaş. Siyasette, siyasal olayda da yanında, çok yandaş... Devlette yokluk, devlette boşluk olunca, kırmızı çizgileri boşa konuşan, yada ipin ucunu kaçıran devlet olunca mı, ne... Yine de bulalım bu işe bir çare, açalım, açılım yapalım diyen hükümet, arkasında, görünmeyen gizli el... Belli ki denilmiş bölücü Kürtlere ve kürt teröristlere... Hiç çekinme, sınırdan gir... Kahramanlar gibi gel... Şehit olunmuş, gazi çoğalmış, analar ağlamış... kime ne... Đşte bu hengamede, T. B. M. Meclisi, 12 Kasım 2009’da toplanmış... Sanki de Türkiye ümide bağlanmış, Meclise dönmüş, Meclise bakmış. Bakanlar konuşmuş, vekiller bağırmış, liderler kapışmış... Millet gördüklerine şaşırmış, Millet afallamış... Halk tabanda gerilmiş, halk sıkışmış... Siyasi iktidar, siyaseten iktidar, belli ki, bir karar almış... Kimlikleri saymış, ayırmış... Sonuçta, istese de toplayamamış, Meclis dağılmış gibi midir ne... Bu film... başka film... Çıkan duman, pek yaman... Halklara özgürlük... Millete baskı... Avrupa Birliği’ne girmeyi fırsat bilen çıkarcılar, iyi niyetli sivil toplum kuruluşları içine sızma yaparak, kimlikler üzerinden hareketle-sırf haçlı parasını almak için, Türkiye’yi yıkıcı-parçalayıcı projeler, planlamalar içine girdilerse... Azınlıkların ayranını kabartarak, sinsi amaçlarına ulaşmak için, azınlıklar ve ayrılıkçılar damarından, halklar damarlarına, para uğruna, Türk satılmış ihanetçilerden de güç alarak, AK Parti’nin, ille de Avrupalı olma yarışı içine dalarak, iktidar içinden de, destek alıyor havası içinde olarak... Mahzenlerde veya değişik adlar altında açılan bürolarda, bu tür çalışmaları yürütüyor olmaları, 2010’lara girerken, Türkiye’deki çalkantıları, körüklüyor gibi midir? ... 156

Herhangi birileri veya özellikle, Avrupalı sivil kuruluşlar üzerinden ve içinden, ne amaçla ve ne uğruna para verir... Diye düşünüldüğünde... Türkiye Cumhuriyeti Devletinin istihbarat güçlerinin, bu gibi faaliyetleri kontrol, tetkik ve amansız takip altına aldığını, düşünmek isterim değil, net ve açık olarak görmek, güvenmek ve bilmek isterim... Bu günlerde, ben ve benim gibi nicelerinin, bu manada bir güvensizliğe doğru, sürüklenir olmasının önüne, güçlü devlet varlığının geçmesini, acilen görmek isterim. Sanki görünürde yok olmuş bütünlük, görünürde yok olmuş Türkiye aşkı... Dilerim, yurdumdan ayrılmasın bir taş, Aşağıda yazılanı oku da, gör arkadaş...

ADAM ERKEKCEDĐR Devri alemde bir adam. Erkek adam, yiğit adam, işini bilir adam... Derler ki gençtir, yiğittir... Bir gün evlenir... Karısı da güzeldir, diktir, adama denktir... Ev yapılır, yuva kurulur, çalışma başlar... Adam türkülü, kadın şarkılıdır. Çalışma hızlıdır, gelir çoktur... Đş iştir, kalitedir. Tarla ekmektir, ev yapmaktır, fabrika kurmaktır, gezmeye eğlenmeye de, zaman ayırmaktır. Đş aranacak, araştırma yapılacaktır... Bu uğraşta yer değişecek, mekandan uzak kalınacak, yakın gurbetler, uzak gurbetler olacaktır... Bir gün uzakta, gözüne kestirdiği işi tutan adam, evine gelir, karısına der ki; “Yeni bir iş aldım, sen geriyi idare et. Ben yeni aldığım işi kurup, geliştireceğim” ve yola çıkar... Yeni iş yapılır, yürürken... adamın karşısına, bir güzel kız çıkar. Gönüldür bu ya, adam dayanamaz, o dilberle evlenir... Đşe taviz yoktur, başarmak esastır... iş üstüne iş tutulacak, ekmek, ekmek çoğalacaktır. Olmadı, başka yerde aranacaktır... Derken, yine başka yere giden adam, ikinci işinden de uzak bir yerde üçüncü işini alır ve kurar... Yalnız olmaz, Gönüldür bu ya, arar... Orada da, bir gösterişli kız çıkar. Adam o kızla da evlenir. Tüm bu iş ve uğraşlarda, fırsatları yaratan adam, kendince düşünür... Tüm işlerini disipline alır. Zamanı iyi kullanır, değerlendirir... Bir gün ilk evine gelir ve ilk karısına der ki; “Đşlerim çok yoğun ve çok iyi. Ben öteki işlerimi takip ederken, altı ay eve gelemem. Sen geriyi, çek çevir, idare et” Adam bu şekilde uygulamayı üç evinde ve üç karısı üzerinde yapar... Böylece, her karısının yanında üç ay kalmış, işlerini de iyi yürütmüş olur... 157

Derken, geçen zaman içinde, adamın her karıdan, ikişer, üçer, oğlu, kızı olur... Bu arada adam. Đlk karısının ve evinin yakınlarında, birbirine denk iki ayrı yer alır, saray tipi, iki ev yaptırır. Üç ev, üç yer, birbirine denktir. Üç kadında, ayrı ayrı değer ve çocuklarda güzellikler vardır. O anlayışla kadınlara ve çocuklara, aynı tür giysiler alınmıştır. Adam bir gün ilk karısına der ki; “Sen şu giysileri giy, çocuklara da, şunları giydir. Şu gün ve şu saatte filan yere, parka gel ve beni bekle. ” Adam gider. Öteki karılara da aynı sözü söyler. Aynı gün ve saatte, o yere, parka gelmelerini söyler... Kadınlar, denilen yere, denilen zamanda gelir, otururlar... Çocuklar da çocuktur ya oynamaya başlarlar. Kadınlar, birbirine bakar bakar, şaşarlar. Ama hiçte konuşmaz, sormazlar... Manto aynı, eşarp, ayakkabı, kadınlarda aynı... Çocukların giysileri de aynıdır. Kendini bir kenara alan ve uzaktan durumu izleyip, gözleyen adam, bir tür salınmalar ve gururla öteden çıkar, gelir. Adamı gören tüm çocuklar, “Babamız geliyor” diye koşarlar ve dama sarılırlar. O an, kadınlar durumu anlar ve birbirine bakarlar... bakışırlar. Sonra bir müstehsi bakışla, birbirlerine tebessüm ederler. Biraz nazlanarak da olsa konuşur, tanışırlar... Sonra da, adamın bir arada kurduğu evlerin yolunu tutarlar. Birbirleriyle komşu olurlar, arkadaş olurlar. Kaynaşırlar. Burada adam, erkekçedir, merttir, birleştirici, kaynaştırıcıdır... Demem o demektir ki; 1960’tan bu güne, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, gelmiş geçmiş hükümetler, partiler ne yapmıştır, ne yapmamıştır... 2010’lara girerken, Devlet nerdedir, nasıldır, nicedir... Üç kadını bir adam süt, liman yaparsa, bir devlete destek veren milyonlarca, 70 milyonca insan varsa... Bir örnekse, örneklemekse bu hikaye... Yazmak benden, yorum sizden...

TÜRKĐYE’DE ERMENĐLEŞMEK Atalarım, 1900’lerde canhıraş, vatan uğruna savaşırken, 1913 Balkan savaşlarında, Yemen’lerden, Trablusgarp’lardan, Filistin’den, Kafkaslara gidip dönemez, durumlara düşmüş iken, Sarıkamış’larda, donup kalmış iken... Sen Ermeni oğlu, Ermenice yaşadığın toprağa, yediğin ekmeğe ihanet et... Sen Doğuda. Kars’ta... Ardahan’da... toprağımızı işgale gelen Ruslara öncülük et... Anamı, atamı, bacımı, kardeşimi vur, öldür.. iffetimize tecavüz et... Yaşlımızı, çocuğumuzu... camilere doldurarak 158

yak... Gün olur, devran döner aleme... Bir kısım atalarım kör, topal, cephelerden geri dönsün, köyüne, evine varsın... evi yıkılmış-baba-ninedede-çocuk öldürülmüş görsün... Karısını, kızını, tecavüz edilmiş bulsun... Đşte o an... dayanılmaz acı, yaşarken, ölmüş olmak hissi, ruhi haliye ile, bir canavarlaşır ki insan... Ölüm dediğin nedir ki, bir dedimi Atam... Var gücüyle arar Ermeniyi ve Ermenileri... ... Ben olsam, derisini yüzerdim, sen olsan gözlerini oyardın... misali Atam bulur indirir o tür Ermenileri. Çıkarır inlerinden geri kalanları... yürü... der... yürü... defol git, gözüm görmesin seni... Öyle bir zulüm yapmış ve öyle bir acı vermiştir ki. O Ermeniler atalarıma... Nefretleri gelmiş, ta inmiş Karadeniz yamaçlarına... Ordu ve Samsun köylerine... obalarına... Takılmış Anadolu insanının aklına, ermeni zulümleri... Dersem, buna bir canlı örnek vermeli... Yıl 1960’lar... Samsun-Terme köylerinden biri. Emine yenge dediğin bir ana kadın. Oğluna kızmış, oğlunu kovalıyor, gördüm. Ne o, Emine Yenge dedim... Sorma oğlum, uşam sorma... Bu oğlanla baş edemez oldum... Sanki ermeni bu... Ve oğlunun gerisinden bağırıp dururken, ben yürüdüm... Kulağımda, büyük ermeni diye oğluna bağıran sesi kaldı, Emine yengenin... Buradan anlaşılan odur ki; Ermeni zalimliği ve zulmü. Anadolu insanının can damarlarına kadar, yıllar sonra da, acı verir olmuştur. Buna bağlı olarak, sadete gelirsek... 2009 Mart ayı... Türkiye’de, ermeni uşaklarının varlığı ve Ermenileştiği görülür. TV ekranlarında ermeni hayranlığı, ileri derecede yansır. Ve sanki atam Türkler, hiç yok yere Ermenileri öldürmüş, kovmuş gibi lanse edilir ve dahi çok adice ve tam bir Ermenicedir ki... Ben ettim, sen etme misali. Ermenilerden ve Ermenistan’dan özür dilenir. Üstelik, sözüm ona, Türk adına ve daha önemlisi, Benim Türklüğüm adına. Bu durum üzerine, onlara denir ki; Vay ermeni oğlu, ermeni uşağı vay... Vay satılmış, haince bir dahili bedbaht, vay. Sen dahili gafil... söyler misin, kaç parayla sattın kendini... Söyler misin, haçlının para akıttığı bilmem hangi sivil örgüt adına, Ermeni borazancılığı, Avrupa hayrancılığı, Amerikan uşaklığı yapar, durursun sen... Kaç parayı kimden, nasıl alırsın sen... Kanında kontrol yaptırsan bir... Acep ne kadar hormonlusun, yada ruhunu, çıkar uğruna hormonlar, Atam yurduna ihanet edersin, sen... Seni gidi seni... seni bilmez miyim ben. Atatürk’ümün hitabesinden, der-simi almaz mıyım, ben...

159

ÖZÜR DĐLEMEK Burada, 1960-70 ve 2000’e kadar bir bakalım, düşünelim ve yorumlayalım. O ne biçim idaredir, idarecidir; siyasettir ve siyasetçidir ve hatta devlettir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletidir ki... Söz konusu olan, bugün Kürtler ve Kürt halkı ise... ve doğu-Güneydoğu illeri yöresi ve orada yaşayan insanlar, bana göre ‘Benim’ bizim insanlarımız ise ki, yine bana göre öyledir... 1960-80-90 arası ve 2000’e doğru, o insanlara gereğince yol, okul, yapılmamış, su getirilmemiş; hepsinden önemlisi de, Türkçe öğretilmemiş yada tam öğretilmemiş... Türkçe bilmeyen Kürt anası, oğlu-kızından, bu şartlarda, tam Türkiye vatandaşı, millet, halk, bayrak, vatan, bir ve beraberlik istenirse, onlar tam bilip, anlamadığı, bu kavramlara, tam uyabilirler miydi? Daha önemlisi olan, Kürt ağalığını destekle, ağalardan biri veya bir çoğunu vekil yap, bakan yap... Tabi o ağalarda, yüz- iki yüz köye sahip olsun, onca insanları, maraba olarak kullansın... Ve tabi 198090’larda, düşman gelsin. Đç düşman, çıkarcı, soyguncu, kaçakçılar, çıksın. Önce sağ-sol, sonra PKK, sonra türban, cemaatçi... hucular, yalancı laikçiler, dış bağımlı devrimciler... Aracılar, tefeciler, faizci ve soyguncular yaratsın... Vursun, kırsın, insanları birbirine kırdırsın... Siyasi kavgalar, kavgacı partiler, soyguncu bürokratlar, karıştırıcı, yağcı, satılmış gazeteciler... üretsin-türetsin-malı götürsün, bankayı batırsın... halkı ezsin, inletsin... Kendileri har vurup, harman savursun... Darbeler yapsın, yaptırsın. Ve çok terbiyesizce, geçmişte benim anamı ağlatan Ermenisinden, özür dilesin, Türk-Azeri kardeşliğine gölge düşürsün... Türk dünyasına gereğince yakın olmasın; Önce Türk, Müslüman kardeşliği değil de, dünya Müslüman kardeşliğine çanak tutsun... Özür dilemeye gelince, 1960’tan 2000’lere kadar, Türkiye’de, tam adaleti sağlamayanlar, insanlara doyacağı kadar ekmek vermeyen, veremeyen, mekanlarını kurmayanlar, Yaşayan siyasiler, başbakanlar, üniversite hocaları... Komutanlar, Kurmaylar, Cumhurlar... Özür dileyeceklerden olmalılar. Öncelikle suç onlarındır. Uzantısı ile devletindir. Onlar halktan özür dilemesi gerekenlerdir. Tüm Kürt ağaları özellikle, halkı ezen Kürt ağa vekiller... derhal özür dilemeli ve toprak reformunu çokça istemeli ve Kürt halkının doyar, rahat yaşar... olmasında etkin ve etken olmalılar... Özür dilemeliler... Satılmış hainlerin özür dilemesi yetmez... Onlar, göze görünmemeli, toz olmalılar... 160

Sözü söyleyip, yazıp da, sıkışınca ‘Yanlış anlaşıldım’ kıvırtkanlığına gülüp geçilir... Hadi canım sen de denilir. Hatasız insan olmaz. Bilmeden yanlış yapanlar, delikanlıca, erkekçe özür diler ve dilemesini bilir... Kabul de edilir. Ancak, iş işten geçtikten sonra, özür dilemek, pişman olmak para etmez... Tez elden, tüm umumi ahval, gerçeği görmeli, hizaya gelmelidir... Burada, beni mecbur bıraktıklarından, ilk kez ve son kez, bir sıralama yaparsam ve onlara, şunu iyi bilin ki dersem: BĐZ TÜRKÜZ, TÜRK MĐLLETĐYĐZ. BĐZ OĞUZ TÜRKLERĐ, KAYILAR, KINIKLAR, YÖRÜKLER, ÖZBEKLER, TÜRKMENLERĐZ...BĐZ KÜRTLER, LAZLAR, GÜRCÜ, ÇERKEZ VE DĐĞERLERĐ ĐLE TÜRKĐYE VATANDAŞI, ÖTEKĐLERĐZ VE BĐZ HEP BĐRLĐKTE BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐYĐZ.

TIRPAN Bu KĐTAPTA : Bir tırpan ve birçok tırpanlamalar vardır. Tarihi bir zamandır, zamanlamadır da olsa, Ak Parti döneminde darbecilere, “devlet ben, devlette hep ben diyen” hukukçu hakimlere, laikçi olan “hep biz” diyen, sananlara bir tırpan atılmış, bir tırpanlama yapılmıştır ki… Ordu-emniyet ve sivil kesimde, darbecilerin ipliği pazara çekilmiş, papuçları dama atılmıştır. Bu tırpan olması, atılması gereken bir tırpandır, Yiğidi öldür hakkını yeme…. diye de düşünülür. Bu işte başbakan Erdoğan, önceleri çekinceli, çaktırmadan, sonraları açıktan ve perva etmeden başrol oynamıştır. Sanırsam ordu, emniyet… içinden destek de alarak bazen de hukuka sığınarak, yıllardır darbe anlayışı içinde olanları, halka rağmen, halka ahkam kesen hukukçuları, yazar-çizerleri bağırtarak tırpanlamış, muhaliflerle boğuşarak bu işi başarmıştır. Dilerim, bu tırpanlama, ümmeti kesim cemaatçılar desteği ve siyasete, Atatürkçülüğe, Cumhuriyetin değerlerine rağmen, dinen yön ve yol vermeye kalkışanlardan destek alınmamış, yok yere nice komutan ve başkalarının canı yanmamış olsun… Ancak bunun böyle olmadığına, düşmanla çarpışan birçok asker, albay… gadra uğradığına….benim düşüncem hükmeder…. gibidir. Ayrıca, anayasa referandum sonucu, Erdoğan’ın Atlantik ötesi, Gülen paşaya teşekkürü acep nedendir. Şu günlerde, bu tırpan işine destek veren televizyoncuların, yazarçizerlerin, dalkavukça olanların “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” 161

diyerek taraftarlık, yandaşlık yapanların, Atatürk’e diş bileyen, ümmeti kesimlerin, cemi-cemaatlerin hal ve hatırları deyme keyfinedir. Ancak “Keser döner, sap döner” misali, bir gün gelir, bu tırpan tersine döner.. Bencileyinde onlara “kin tohumları ekmeyin, çok ileri gitmeyin, yok yere can yakmayın, böbürlenmeyin, tilki misali gülmeler, gülüşler fırlatmayın, çok daha önemlisi de “Devr-i sabık yaratmayın… der. Acep ola ki, sizler gibiler ne der, nasıl der?... 1670’lerde, devşirmelikten vatan perverliğe-sadrazamlığa-ulaşan Sokullu Mehmet Paşa’nın dediği gibi, “Bu Osmanlı Devleti aliyesi, öyle bir devlettir ki…” deyişinden hareketle… Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ü aliyesi, ya da, Atam Türklerden güç alarak, Atatürk’ün ve Ata Türklerin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, öyle sağlam temeller üzerine kurulmuşturki… Teyy Orta Asyadan… Gök Türklerden, atamlardan Bilge Han’dır ya: “Üsten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe, Türk Milleti esir tutulamaz, yok edilemez…” demiştir ya… Tövbem billah, Bilge Han o sözünü, sanki Atatürk ve Ata Türklerin kurduğu, Türk Cumhuriyeti Devletinin ilelebetliği için de söylenmiştir. M.Ö. iki bin yıl öncesi midir ne… Bilgehan, sankim 1900’lere, Atatürk Türkiye’sini görür gibi hissetmiştir ki, Tanrı katından alınan inanç gücüdür bu ve oradan bana, sana, hepimize aktarılan güç, öyle bir ilham kaynağıdır ki, deyme keyfine, dehh.! Breh breh breh.! Oralardan 1967’lere gelindiğinde, Kıbrıs olayları üzerine, Amerikan-Cansın mektubu engelinden hızla ders alan, günün başbakanı Demirel’in yüz kadar çıkarma gemisi yaptırması, 1973-74, Ecevit’in Kıbrıs çıkartması... Türkiye’nin imar, idare, demokrasi, özgürlük ilerlemeleri… Birçok iç-dış güçlerin, Türkiye’yi yok etme çabalarına rağmen, 6870 ülkücü gençlik ile-dış etkiler altında kalanlar hariç-vatanperver devrimci gençler… Türkiye’yi ilerleterek, bu günlere getirmişlerdir. Bunda, vatanperver Đslami anlayış gençliğinin-çıkar Müslümancılarını çıkarsak da payı da çoktur. Cumhuriyet Türkiyesinde-keşke olmasaydı, olmasa dediğimiz ayrılıkçı Kürt ve PKK isyanları, 26 Eylül 2010, Haber Türk Televizyonu haber programı Mahir Kaynak ifadesiyle, Güney Anadolu’dan üç-beş il Kuzey Irak’a verilir, Kuzey Irak Türkiye himayesine alınır, kürt devleti kurulur ancak, Türkiye bir koyar-üç alır… 162

diyen Özal anlayışı tehlikeli çizgiler hariç, vatana ihanet rüzgarları esmemiş, estirilmemiştir. Özellikle2000-2010, ayrımcılığın, kimliklerin… ön plana çıkarıldığı bu günlerde… sivil örgütler adı altında ırkçılık kimlikleri isteyen, proje adları ve insanlığa hizmet ediyoruz… yalanları ile Amerika, Avrupadan akıtılan paraları alan, Türk kimliğinin zayıflamasına, bu paralardan harcayan, bukalemunca saklanarak, kendi kimliklerini güçlendirerek ülkenin bölünmesine çanak tutanlar; canlı örnekleri ile Türkiye’de Ermenileşenler, bu oyunlara Türk olarak, Türkiyeli olarak katılanlar, satılmışlar… hiç aldanmasınlar, bilsinler ve bilinsin ki… Bu devleti, Atatürk’ü Cumhuriyetinin, ya da; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öyle sahipleri ve sahibeleri…vardır ki… Gün gelir, günü gelir. Yıkıcılar yok edilir, yok olur. Sonsuzluğa var olacak olan Türkiye Devleti, TÜRKĐYEMCĐ olan, Türkiyeyi çok seven Türk ve Türkiye halkları devletidir. Ve onlar yine bilsinler ki: Ülkenin bölünmezliği söz konusu olduğunda, 2010 Türkiyesinde Ak Parti idaresi, başbakan Erdoğan döneminde, bu anlamda siyasi hırslar, iktidar-muhalefet partileri çekişme ve kavgaları, ayyuka çıkmış görünse de, Ak Parti dahil, muhalefetten Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, geleceğin partileri ile ayrılıkçı görünen Barış ve Demokrasi Partisinden, birçok ileri gelenler, vatanperverler, Birlik Türkiyemci olanlar… Vatan söz konusu olduğunda el sıkışırlar ve vatan ihanetçilerini yok ederler. TÜRKĐYEMCĐ olmak bir ayrıcalıktır. ………………… 2009 başlarından 2010 sonlarına, Türkiye’de alışılmışlığın dışında sert rüzgarlar esmiş, estirilmiştir. Devlet, hükümet, ordu katı ve katmanları, karmakarışık görünüm sergilemiş, siyaseten ve idareten kıran kırancı bir mücadele çıkagelmiş, Ankara’da acımasızlıklar, acımasızca uygulamalar, Türkiye genelinden görünür, seyredilir olmuştur. Đşin başında darbeciler ve darbe alışkanlığı içinde olanlar, 1960’tan bu yana Türk ordusu içinde ve dışında darbe kovalamacılığı yapanlar, siyaseten takibe ve sorgulamalara alınmış, yakalanıp hapislere atılmış, halen birçoğu, hukuken yargılanır veya hakim önüne çıkarılmayı bekler olmuştur. Bu olayların seyrinde temel, 1960 ihtilali, 71 muhtırası, 1980 darbesi ve 1997-98 darbecileri temel alınması gerekirken daha çok 2004163

2007 arası Ak Partiyi ve başbakan Erdoğanı istemezük içinde olan subaylar, sivil ve bazı gazeteci maceracılar-yazarlar… üzerine gidilmiş, Ak Parti hükümeti 2003’lerde ki zayıf görünüm ve tereddüt etmelerden 2007-2008’lerde kurtulup, sonsuz güç kazanımlara vardığında, kendisine yönelik darbe girişimcilerine karşı harekete geçmiş, bu işte de, nerede ise yeterince başarılı olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze, laiklik adı altında haksız yere ezilen gerçek Müslümanların sessiz desteği ile, Müslümanlığı çıkarcılığa maske yapanların açık destekleri Ak Parti yanında olmuş, çeşitli sivil toplum kuruluşlar adı altındaki kuruluşlardan-tahminim odur ki-birçoğu ve sonuçta cemaatçilik ve sanırsam Gülen cemaatçiliği başrol oynamıştır. Benim bildiğim cemaatçilik, insanlara Đslami yönden, huzur aşılayan, baba devletin valileri bilgisinde, yardıma muhtaç, kişilere yardımcı olan hayır kuruluşlarıdır. Maneviyatlarında Hz. Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bektaşlar-erenler… vardır… Ne hazindir ki, Gülen cemaatinde ve cemaatçilerinde görünenler, daha çok siyasi olup, siyaseten idareyi ele geçirmek, 163. Maddeden ve bu maddeyi fırsat bilip, kendilerine zulmedenlerden hesap sormak görünümündedir. Şu günlerde Erbakanın milliciliğinin yerini, Gülencilerin aldığı açıktır ve açıkçadır gibi görünenler vardır. O nedenle midir, başbakan Erdoğan, Anayasa referandum oylamasını kazandığında-Atlantik ötesine-halen Amerikada yaşayan Fethullah Gülene teşekkür etmiştir. Diğer yandan ve daha çok 2009’dan bu yana Gülen Televizyonları, gazeteleri, yazar ve çizerleri, başlarını tam kaldırmış, alabildiğine darbecilerin üzerine gitmiş, ekranlardan, ağızları kulaklarına varırcasına memnuniyetleri ile görünürde, demokrasi, özgürlük, işkencelere karşı olmaları işleyerek ve hatta açık-kapalı-hırs ve intikam almaları körükleyerek, kendilerince geleceğe coşkulu ümit, Türkiye geneline halk arasında karışıklık, halkın ne oluyor, neler olacak diye hayıflanmasına, birçok insanın da karamsarlığa sürüklenmesine, başlangıç sebebi sergilemişlerdir. Sanırsam, darbecilerin, kargaşadan pay kapmaları gibi, onlarda çıkacak, ya da çıkarılacak gibi görünen kargaşadan büyük paylar mı alacaklar gibimedir. 164

Bir başka açıdan tüm bu zaman içinde, Ak Parti hükümeti ve başbakan Erdoğan devlete ve idareten siyasete tam hakimdir. Hukuken hakimlerin de bir kısmı veya çoğunu bağırtmış, referandumlarda, hukuk maddelerini istediği gibi değiştirmiştir. AK PARTĐYE VE ERDOĞANA karşı, bağıran-bağırtılan hakim ve bazı üniversite hocalarına-yökcülere gelince.. O hakimler ki 1960 anlayışından bu yana sanki taraftır. Onlarca, devleti koruyanlar onlardır. Sıkışınca Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yerini almışlar veya öyle görünmüşler, darbelere zamanla çanak tutmuşlardır. Daha acı olanı da, her başını örtene, namaz kılana ters bakmışlar, bu acıdan gerçek Müslümanlığa ve Müslümanlara zarar vermişler, acı çektirmişlerdir. Atatürkün laiklik devriminin, Müslümanlığa, ibadete karşıymış gibi gösterilmesine, çoğu kez sebep olmuşlardır. Sonuçta saf ve temiz Müslümanların, Atatürk’ü çok sevdiklerini, söylemelerine de fırsat vermemişlerdir. Gerçeğin başka ifadesine gelince: onlar zoru görmeden Atatürk’ü oynamayan, istemeyen, sessiz dünyalarında Atatürk’e kin kusan, yalandan dincilere, sinsi emelleri uğruna, Đslam ve Müslümanlığa hizmet eden dini kuruluşlara ve sızmalarına, o denli hakimler, yalancı laikçiler sebep olmuş, sonuçta ne neler peşinde olduklarını, bir tür saklı tutarak-görünürde meleklermiş-rollerini oynayan cemaatçilerin çoğalmasına-Gülen cemaati içinde bence saklanarak, çok güçlüce gelir olmalarına sanki tam ön ayaktırlar. Bilinmesi gereken ise, Türkiye Cumhuriyetinin hükümetleri ve Türk devletinin, Türkiyede, vurun kahpecilerin olmasına fırsat vermeyeceği, ezip geçeceğidir. 2010 Türkiye’sinde çok önemli siyasi ve idari olaylar, değişimler ve değişmeler olurken, TÜRK ORDUSU içinden darbeciler temizlenirken, ordu sessiz gibi görünmüş, Ordu üst komuta heyeti ve son genel kurmay başkanları duruma hakim olmuş ki, orduya dokunulmaz! sanısı kırılmış,yok yere pek çok albay-general-komutan rütbesinde olanlar gadra uğramış görünseler veya gerçek bu da olsa, Türk ordusunda bundan sonra darbe olmaz, darbe kolay kolay olmaz ve yapılamaz yargısı, şu an için ülke genelinde hakimdir. Gerek ordu içi darbeci temizliğinde, gerekse hukuk kanunlarında ve bağıran hakimler yanında yer almış gibi görünen Cumhuriyet Halk Partisi ve parti başkanı Deniz Baykal… Erdoğan mücadelesi çok sert 165

olmuş ve gelişmiş olup, bu esnada Milliyetçi Hareket Partisi ve parti başkanı Devlet Bahçeli ile Ak Parti ve Erdoğan arası mücadele de oldukça sert geçmiştir. Bu iktidar-muhalefet arası sert çekişmeler içinde 12 Eylül 2010’da Anayasa değişikliği halk oylaması ile %58 kabul, %42 ret diye halk içinde kabul görmüş-siyaseten Ak Parti kazanmıştır. SONUÇTA: Ak Parti ve başbakan tarafından darbecilere BÜYÜK TIRPAN atılmış, devletin başında, hukuk içinde çöreklenmiş hakimler acı tırpan yemişlerdir. Bencileyin gibi olanlar ve düşünenlerce de bu tırpan olmalıydı ve atılmalıydı. Burada yanlış olan iktidar-muhalefet içinde uzlaşı olmayışı olmuştur. Bu duruma, ayrılıkçı kürt isyanı ve P.K.K. terör örgütü ve görünürde sadece Kürtlerin partisiymiş gibi görünen Barış ve Demokrasi Partisi, olaylara adeta tuz biber katmıştır. Đçerden ve dışarıdan Türkiyenin bölünmesine yönelik uğraşlar sonucu P.K.K. ve kürt partisi ileri gelenleri, özerklik adı altında ayrı bayrak, ayrı dil eğitimi ister hale gelmişlerdir. Durumun bu hale gelmesinde Ak Parti ve Erdoğan’ın yenileşme hareketleri, kimlikle oynamaları ve Türkiyede halk kimliklerini konuşur olmaları, ya da ters açıdan, bilerek veya bilmeyerek konuşmaları, önemli etken ve sebeptir gibime gelir. Son konuşmalarında Erdoğan, Tek bayrak, tek dil, tek devlet vurgusunu çokça, vurgu yapsa da, geç kalmışlık var gibidir… Diyarbakır’da belediye başkanı, açıktan kürt bayrağı istemiş, aklınca Trabzon üzerinden Lazlara ve oradan da Türkiye’deki az-çok halk kimliklerine sinsice çengel atmıştır… Tabi yersen… Ak Parti içerisinde kimliklerin kaşınması sonucu, sivil toplum kuruluşları adı altında sinsice ayrılıkçılar, açıkça Ermenileşenler, bunlara para uğruna hizmet eden, destek verenler, belki de satılmış Türklerde vardır. Bu duruma “Kaşınıyorsunuz” denilir ki ve burada asla unutulmasın ve bilinsin ki Kimliğin üstü, Türktür ve duruma hakim olan güç AYRILIKÇI OLMAYAN TÜRKLER VE TÜRKĐYE HALKLARIDIR. Yine buradan bir çağrı olsun ki, Kürt partisi ve ileri gelenleri, mücadelelrini Kürt halkının ezilmişliğine, Türkçeyi ve Kürtçeyi iyi bilmediklerine! Çok aç ve fakir olmalarına çevirsinler, Ağalık sisteminden, kaçakçılara fırsat vemekten çıksınlar. Onca gariban Kürtleri 166

ezenlerin, daha çok ağa Kürtler olduğunu… itiraf etsinler… Türkiye’nin her bölümünde varoşlarda, Karadeniz ve toroslarda, dağ aralarında açlıktan kıvranan insanlara öncülük etsinler, Ağalık sistemi dağıtsınlar… isyanları bu yönde olsun, onların bu yolda isyanları benimde isyanım olsun derim… Ve dahi BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐNĐN veya onların da katkıları ile daha iyisinin TÜRKĐYEDE UYGULANIR OLMASINDA katkıda bulunsunlar ki, gerçek anlamda Barış ve Demokrasi partisi olsunlar isterim. ………………… Ak Partinin ve başbakan Erdoğanın yaptığı iyi işler ve iyiler, değişimin hızlı olduğu günümüzde, ayrımcılığın ve ayrımcıların, ayrımcı terörün, (P.K.K. ve ayrımcı Kürtlerin) Türkiye’nin başına 30 yıldır bela olduğu gerçeği, bunlarla bazen Ak Partinin yaptığı sert amansız, bazen yumuşak, tavizkar mücadele görünümleri ve Türkiyenin bölünmez bütünlüğünün kesin kararlılığı, ümitlerin garantisi, bu mücadelede Türk ordusunun varlığı, geçilmez kale ve Türk devletinin her şeye dağ gibi hakim oluşu ümitleri, sağlıklı olsa da… Hükümet idaresinde ve devletordu.. katında alışılmamış gelişim, değişim, yerli-yersiz oluşumları, biz insanlar, çoğu kez hayret ve şaşkınlıkla, takipte zorlanır gibiyiz… Eleştiri ve uyarı anlamına yapılan iyilerden çok, yanlış yapılan veya yapılmayan, yapılması faydadan çok, zarar, bazen de telafisi zor, ya da imkansız olan yanlışların oluşu, geleceğe karamsarlığı getir, zemin hazırlar kaygısı… ön plana çıkar… algısı da çoğalıyor… Burada Ak Partiye sormak gerekiyor. Darbeci anlayışı ve darbecileri, hangi ve anlayış ve hakla Ergenekon adı ile anılır hale getirdiniz. Ergenekon Türk algısının, ülküsünün zoru başarma adı, varoluş destanı adı iken, Ak Parti içinde var olan onca vatanperver ülkücü anlayış, buna nasıl rıza gösterdi ve gösteriyor. Ya da içinizde var olduğu söylenen ümmetçi görüş daha mı ağır bastı ve basıyor… Unutmayın ki bu yüzden sizi tarihin tırpanlaması kaçınılmaz olacaktır. Ekonomik açıdan bakıldığında Ak Partinin, çok ağır vergileri olduğu, toplanan onca paranın TÜKETĐM ekonomisine, aracı kuruluşlara, beton yığını binalara…harcandığı… Kendi siyasi destek gruplarını çokça zengin ettiği, geçmişte yapılan yanlışları tekrarlayarak işsizliği, devlet ve banka alanlarına işçi-memur olarak şişirme yolunda olduğu, devlet hazine arazilerinde, kıyı ve orman alanlarında çıkar guruplarına rant sağladığı 167

yansır gibime iken, ayrıca TOKĐ vasıtası ile, şehir içinde kalmış varoş yaşantısındaki insanları kıskaca alarak, onları bir nevi dağıtma pahasına, nicelerini daha çok zengin, unu akıtanları para babası, gemicik ağası, fırıncılar babası yaptığı gerçeğinden, sefil simitçiler unutulmuş, esnaf, varoş yaşantılarındakiler, kuru ekmekle avutulmuş, bunları kamuflaj etmek için ileri derecede zengin Türkiye… kişi başına On bin dolar gelir düzeyi… olduğu… Ankara’dan dünyaya yansıtılmıştır. Ak Partide ekmek propagandası çok çok vardır. Kuru ekmek aşağıya- pastalar yukarıdakilere uygulamaları ise, rüşvetçiliğin, particiliğin, kayırmacılığın kol gezdiği Demirel-Özal dönemlerine beş çeker midir, bu hengameler sessiz ve derinden ise… korku imparatorluğu rüzgar estirir… düşüncesinden olsa gerek, inlemeye evet, ses çıkarmaya hayır vardır. Sessiz denizin fırtınası ne zaman çıkar, gemiler hangi limandan kalkar, nerede batar, tusunami ne kadar can alır.. zaman kesin gösterecektir. Dilerim, “Ölme eşeğim ölme-atı alan üsküdarı geçti” lerden sonra olmasın. ………………… Muhalefet demek, yeni projeler, fikirler üreten, halka ümit veren demektir, olmalıdır. Yıllardır halkın değerlerine ters düşen yalancı laikçilerin… kıskacında kalan C.H.P. Baykal başkanlığında, zamanını Erdoğanla kavgada, geçirmiş, şu günlerde yerine gelen Kılıçdaroğlu meltem rüzgarı fırtınası ile biraz ümit verir olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi ise ülkenin bölünmezliğini amansız savunmasının yanında bir yeni ekmek projesi üretmemiştir. C.H.P. ve M.H.P. fırsatı iyi kullanarak ve halkın önceliği olan ekmek projesini öne çıkararak, zaman aşımı, görev zararı.. kanunların 1970’lerden bu yana devleti, milleti soyanlardan kesin hesap soracağını, gençleri üretenliğe çekeceklerini, inandırıcı iş alanları yaratacaklarını… halka duyursalardı…çok iyi olurdu…diyesim gelir gibimedir… Barış ve Demokrasi Partisine gelince, onlar tüm uğraşları ile Türkiye Partisi olmaktan çıktılar, sanki tam kürt partisi oldular. Üstelik ayrımcı Kürtler, P.K.K. işbirliği görünümü sergileyerek Türkiye’yi bölme girişimi içine girdiler. Türk bayrağının yanında, kürt bayrağı da olsa ne olur diyerek, üstelik Erzurum üzerinden Trabzon Pontus federali de olsun diyerek, kendi emellerine ulaşmak için, kendilerine yandaş ayrımcılar aradılar. Bir 168

de buna Lazları kattılar Burada sanırsam vatansever Lazların çoğunlukta olduğunu unuttular. Türk milleti ve Türk ordusu ile çatışmaya durdular. Keşke toprak reformunu, Kürt halkına Kürtçeyi ve Türkçeyi iyi öğretme, tüm Kürtlerin ve Türklerin, zengin olması, özgür olması, Birlik Türkiyemci olma uğraşı verselerdi. Bir hatırlatma ile Saddamın, hunharca devrilmesi sonucu, Kuzey Irak Kürtlerinin Kerkük’e ve diğer Türk bölgelerine saldırılarını, devlet ve tapu dairelerini yakıp, yıktıklarını izlemiştim. Kürtlerin, Kerkük tapu kayıtlarını yakmalarının sebepleri ve amaçları bellidir. O Kürtlerin arka destek gücü Amerika ve diğerleri, Kürtlere destek sonucu, Kuzey Irak Kürtleri zengin olacaklar, bunu gören Türkiye’deki Kürtlerin çoğu da oralara gidecek, zenginleşecek ve bu gelişmeler, Türkiye’nin başına bela olacak demiştim… Bugün durum incelendiğinde, gerçekler ayni olup, 2003 Irak’a Amerika’nın saldırması sonucu, Türkiye’de kürt ayrımcı sıkıntıları kat kat artmıştır. 2010, 30 Eylül, barış ortamı zorda ise… Kürt partisi demokrasi yutturmacılığı içinde, bağımsız Kürdistan’a gidişe destek verişleri sonucudur da… Yapmayın beyler, ağalar… Aklımıza, beynimize, ayrımcılığa sokmaktan vazgeçin… Şıvanların, Tatlıseslerin, Nuri Sesi Güzellerin türkülerinden bizi mahrum etmeyin… Bizi gıcık kapmalara sürüklemeyin, durumu fırsat bilen iç-dış.. Türkiye karıştırmacılarının ekmeğine yağ sürmeyin. Birlik Türkiyem Projesini anlayın, algılayın..uygulayın ki.. Vatanperver Kürt ana-babaları kürt gençleri açlıktan kurtulsun ve onlar bana-bize kardeş, ben ve biz onlara yoldaş olmada daha çok yarışır olalım… 27 Mayıs 1960’tan bir kez daha 2010’a gelirsek, giyotin darbeciliğinin devamlı yapıldığını görürüz. 27 Mayısçıların, yedibin beşyüz subayı ordudan atması, 68-70 gençlik kuşağı ülkücü-devrimci çatıştırmaları, 1980 darbesi sonucu, onca gencin idamları, işkencelerinden 1990-2010 lara geldiğimizde, belli ki Türkiye’de giyotinler hiç durmamış. Görünmezlik içinde bir grup ve karşı grup arası amansız ölümler, öldürmeler ve bulanık suda balık avlayan çıkarcı-kaçakçı-soyguncular169

zehir tüketicileri… iç ve dış çıkar grupları mücadelesinde, çokça ölümler olmuş. Bu durum, siyaseten ve ayrılıkçı kürt P.K.K. cılar taraftar ve karşıtlar olarak, ne acıdır ki Türk ordusu ve emniyeti içinde de yer bulmuş, cemaatçiler, laikçiler, vatanperverler… gibi direnç güçleri, çıkar hesapları da buna eklenmiş ve onca sivil insanlar yanında nice subay, özel harekatçı, emniyetçi polis ve polis şefleri acımasızca ölmüş ve öldürülmüştür. Çok acı olanı da, Ankara da devlet yok mudur, devlet nerededir… soruları gelecekte gençlerce sorulacak ve “vay be” denilecektir. ………………… 30 EYLÜL 2010 Türkiye’sinde sınırsız konuşmalar, araştırma ve açıklamalardan şimdilik çıkanlar bunlar olup, Askeri-sivil savcı ve hakimler, mahkeme ve yargılamalar ile bakalım ileri de bu işin sonucu nereye varır, ipin ucu nasıl ve hangi kazığa bağlanır… görülecektir. ………………… 26 EYLÜL 2010 Haber Türk televizyonu Sansürsüz programı konuşmacılardan Mahir Kaynak …kesin sözü ve ifadesi ile.. derki… ….”Ben 1992-93’lerde Turgut Özalla, Özalda benimle konuşurduk. Özalın o günler bana dedikleri aynen şudur. Özal bana dedi ki; Güney Anadolu bölgesinden üç beş yeri ve şehri Kuzey Irak Kürt bölgesine katacağız. Böylece federal bir yapı olacak. Kuzey Irak Kürtlerini Türkiye’nin himayesine alacağız” dedi diyen Mahir Kaynak devamla işte Özalın –“Bir koyup üç alacağız-“ dediyi husus bu idi diye ekledi. Konuşmacılar, şöyle bir duraksadılar. Ne hikmetse programın bu can alıcı ifşasını sanki geçiştirdiler. O an “Bu ne demektir” anlamına yerimden fırlar gibi oldum. Bu programı izleyen, duyan Türk insanı ve Türkiyeyi seven halklar insanları eminim ki o an çıldırır gibi olmuşlardır. Öyle olsaydı Dünya çıkar gurupları ve Amerika-Avrupa-ikinci Đsrail gibi bir kürt devletini… -500 bin- ölümüne Kürt savaşçısı yaratarak, onları Türkiye ile savaştırarak Kuzey Irakı Türkiyeye yediririrler mi? Petrolden öte, Türkiye’nin parçalanmasına hız vermezler mi idi… diye yargılamışlardır da… Diyer yandan, o yıllar amansız P.K.K. savaşları varken Özalın bu sözlerini duymuş veya sezmiş Ordu içi birçok subay, asker, emniyetçi ruh hali… nice olmuştur… 170

Bu kitabın birinci baskısında ve II. baskıya hazırlık çalışmalarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti idare edenleri ve siyasilerden “vatana ihanet” algısı asla yoktur, olmazda; vurgusu ise yapılır yapılmaz mı, onu tarih yazacaktır. Ancak yukarıda Mahir Kaynak’ın sözleri doğru ise, buna “gafletdelalet mi denir, yoksa içindekinin kusulduğu ihanet mi denilir… Yada “öylesine söylenen, fiiliyata geçmeyen sözlermi…” denilir. Bunu söyleyen, başbakan-cumhurbaşkanı da olsa fark etmez… öylesine söylenebilir mi denilir. Bunu duyan haberciler, T.v ler sırf bu konunun üzerine programlar yapması nice olur. Tam da şu günlerde “Özal öldürüldü mü….” incelemesi yeniden başlamışken… olayın boyutları nereye yada buralara varır mı, varırsa bu durum “öküz altında buzağı aramak mı olur… bilemem. Ancak benim tahminim, Kaynak..Mahir üzerinden çok yorumlamalara alet olmuş olduğu ve olacağıdır. Olayın vahametine gelince… “Buda mı başıma gelecekti..” dercesine “PES DOĞRUSU” Havalesi, Atatürk’e Atatürk’ten bize. EN DOĞRUSU.. ve de ONA GÖRE… ………………… GERÇEK cematçılara ve cematçılığa şükran ile Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Kuran’ın gerçekleri üzerinden insanların birlik ve beraberliyine, vatanın, milletin bölünmezliyine, Türk Ordusunun gücüne ve güçlenmesine.. yönelik dualar eden, öğreten… Đnsanlara.. helal kazanç yollarını, haramdan kaçınılmasını. Đslamiyeti, Müslümanlığı, Allah’a ibadetleri… Allah rızası için Allah yolunda olmayı… Ahlaklı olmanın deyişmez ve deyişir yollarını, örf ve adetleri, edep ve adaplı olmaları, saygı ve sevgileri… işleyen… öğreten; din işleri ve Diyanet Đşleri başkanlığının alt yapısı, birimi gibi çalışan cematlara…. Teşekkürden, dualardan başka ne denilir ki… Yine Cumhuriyetin kuruluş öncesinden günümüze… Allah rızasının dışında fetvacılığa, çıkar ümmetçiliği , kişisel ve grupsal olarak, sırf kendi menfaatlerine, “Katli vaciptir diyenlere, ayetleri yarıdan koparıp, sarhoş olmak için, içkiyi helal kılanlara, insanların beyin yıkanmaları yolundan mallarını alan, çalan…. siyasete hakim olmak için Cennetten arsa satan, ihlası yoldan.. yetmedi, Alamanyada.. secde-rüku, son kara tren Almanya gurbetçilerini soyup öldüren, Zamandan fenere 171

paraları toplama yöntemleri ile ağlayanları bırakıp, gülenleri güldüren cematlara… Gavur icadıdır diye ilmi ve icatları engelleyen… kızları okula göndermeyerek, yalancı laikcilere fırsat verenlere.. Atatürk’e diş bileyenlere…Bir zamanlar, dansözvarı olan giyinenlere “Bunlar cehennemlik derken, şimdi sırf Atatürk Cumhuriyetini zayıflatabilmek için onlarla ahbab-çavuş oynayanlara… ne demeli…. ………………… DEVRĐ ALEMDE, canı bal isteyen bir hırsızlar grubu, karlı boranlı bir gecede, yakın komşu bal kovanlarını bir güzel soyıar, balları alır gelir afiyetle yerler. Bal çalmaya giderlerkende “nasıl olsa kar yağıyor, izlerimiz kapanır, görünmez, bulunmaz…” diyede düşünürler. Olacak bu ya. Onlar balı çalıp gelirlerken kar yağışı azalır, durur; izlerde kapanmaz… Sabahleyin ballarının çalındığını gören bal sahibi, izleri takip ederek hırsızları bulur ve üç gün sonra doğru kadıya gider. Kadı hırsızları çağırır, mahkeme başlar… Kadı efendi, gözlük altından hırsızları bir süzer ve kükremeye başlar… Bre melun. Kafirler, hırsızlar… Siz ha… Onca balı çaldınız, yediniz, kimseleride düşünmediniz ha.. diye bağırır.. çağırır… arada bir de, bal sahibini süzer, çaktırmadan sözlerini eveleyip geveler… hırsızlara döner bağırırken söylenir… “Bizim bal nerede be deve hırsız başı, şimdi katlini vacip olacak, kargalar yiyecek senin leşi…” babından sözlerini sıralarken, ne oluyor diye şaşkınlığa düşmüş bal sahibini de süzerken, karampoldan istifade, -karar defterini- masa üstünü karıştırır, kalem… ararmış gibi yaparken, defteri masadan aşağı düşürür. Kadı hışımla yine hırsız başına çıkışır. “Bire melun… tiz şu defteri al, bana ver, çek fişi, bitir şu bizim işi…” der. Hırsızlar durumu anlar. Hırsız başı bir korku telaş içindeymiş edasıyla deftere sarılır. Bir yolu ile, daha önceden hazırladığı yedi yüzü cebinden alır, defterin arasına koyar ve derki: “Yedi kişiydik biz; kar kapatmadı iz… Defterin içinde yedi yüz, biz kapıdan vız..” Olanların bu hengamesinden şaşkına dönen bal sahibine de çıkışan kadı… “Sen neden bismillahsız da bal tutar, bal yersin, açları düşünmez, vermezsin, “zamanında şikayet aetmezsin-üç gün sonra gelirsin” diye çıkışırken hırsızlara işaretle “çıkın bre hırsızlar, balı çoğaltın, alın verin… derken, hırsızlar kapı dışarı müstehzi bir gülüşle çıkar giderler. Bal sahibi de 172

şaşkınlık içinde “Bismillah” der kalkar…Đçinden “Bizim bal zamanaşımına uğradı galiba” der, yürür gider. SÖZÜN ÖZÜNE GELĐNCE: 2010 Eylül sonu. televizyonlarda acı verici bir haber, ibretlik bir mahkeme, hakim ve hakimler kararı.: Mardinde, 12 yaşta bir kıza 30 a yakın tecavüzcülere verilen ceza: on aydan-3 beş seneye, çoğu da berat. Gerekçe: Bu işte kızın gönlünce olduğu: Birde kızın onca insan tarafından alıkonulması, zaman aşımına uğraması. Sekiz seneye yakın süren dava... Ayıb be… Adalet bu, hukuk bu mu. Burada, “ob ob be hukuk” mu, yada “ayıb be sana hukuki devleti, hakim olan sana mı. Tecavüzcüler baskıyı kurdu, belkide parayı bastı… Siyaseten, yada fikren kafadarlarda burada, hukuk dışı yollardan oturulup konuşuldu ise. Bu para… o kadın… şu alem dünyanın her kapısını nasıl açabilirler… demek….. ne kadar yerinde olur… bilmem ki… Kim bilem, ne diyem. Günümüz, kanun koyucularından kimler, nasıl ettiyseğ etmiş, balları bölüşmek içinmidir ne…. O kadı cambazlığı ilemidir, bilinmez, her ne hikmetse, ta o kadı devrinden –kara kaplı hukuk defteri arasına, o tür zaman aşımı uygulamalarını alıp koymuş. Bu uygulamalardan bankalar batmış nice canlar yanmış, caniler yollarda gezer, soyguncular saraylarda yaşar olmuş, kime ne… Đyi de, hukuki Cumhuriyeti, Devleti Aliyesi nerede. Böyle de olmazki. Hey haat, o tür kanunları, hukuk kitabından çıkar, at desek… duyan olmaz mı… Ya devlet, Ya RAB… ………………… ÇOK KESĐNDĐR KĐ, devletinde açıktan yada görünmez tırpanları ve tırpanlamaları vardır. Ansızın gelir, başına dank eder. 2010 Eylülünde izlediğim programdan algıladığım durum, beni ülkem adına düşünceye sürükledi. Programda konuşulanlar doğrudur, deyildir… Ancak günümüz Türkiyesinde son sürat olaylar ve gelişmelerin, alışılmışlığın dışında olduğu kesin. Durumun deyişim ve yeniliklerle ifadesi, geçiştirilmesi olmaz. Geleceğin şekillenmesi zamana ve tesadüf gelişmelere bırakılarak, toplumun şaşkınlığa düşürülmesi, bundan istifade ile devlet nizamına ters bir nizam anlayışı içinde olanlara fırsat ve zaman tanınarak, devlete hakim duruma gelmelerine, “bizden olmayanlara tufan” demelerine, günümüzden geleceye meydanı terk etmeler de yapılamaz.. 173

Biz, 68-70 gençliği olarak, o günün hakim güç, devlet anlayışından çok çektik. Bizim, ayni silahlarla vurulduğumuzu, ilk görmesi ve acil tedbirlerle o günün yıkımlarını önlemesi gereken devlet ve devlet güçleri nerede idi.Üstelik devlet içine, onca sızmış tehlikeler varken.. devlet birliyi 70-80 li yıllarda neden sağlanmamış, geç kalınmış idi… Buradan günümüz Türk Devletine gelirsek… Bence acilen Cumhurbaşkanı, başbakan, muhalefet partileri, Genelkurmay, emniyet istihbarat kurumları durumu değerlendirip, Millet Meclisi acil el koyma ve araştırma yapmalarına havale etmeli. Bu durumun neden ve niçinlerini de, halkın anlayacağı dilden açık ilanla, herkesin, temel Cumhuriyet kuruluş biçimi çizgisinde olmasına dikkat çekilmelidir. Neden böyle düşündüğüme gelince. Bahse konu haber programda deniliyordu ki: Polis ve polis şefleri içinde, amansız bir mücadele var. Mücadelenin özü ve çalışmaları, çatışma alanları CEMAATÇI polislerle, mevcut durumu savunagelmiş polis ve şefler arasında üstelik cematcılar, yani daha çok GÜLENCĐLER şu an idareye hakimde sayılabilir. Ve bu programda konuşmacı C.H.P. vekili net ifadesi, biraz da yorumlamaları ile cematcılar ve arka güçleri, artık kendilerini saklama gereği de duymadan, devletin önemli birim, polis şeflerini, çeşitli yöntem ve iftiralarla, konuşmaların dinlenmesi ve bunların suçlu yaratılmada kullanılması ile idareye hakim ve istedikleri idareyi etkin kılmada çok etken çalışmalar içinde oldukları, geleceğinde çok acı gelişmelere gebe olduğu gibi anlamak kesin, anlamamak mümkün değil gibi hallerde kesin idi… Đşte tüm bu geniş yıkım havalarını dağıtmak, insanların karamsarlığa itilmesini önlemek, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana ve özellikle 1960 tarihi temel alınarak, olan yanlışları tespit ile, çekilen acılar için Devletin, milletten, devlet adına özür dilemesi. 1980 den bu yana bilerek ülkeye zarar verenlerin, 1990 dan 2000 e ve halen 2010 içinde bilerek millete, halka ve devlete zarar verenleri ve halen verme yolunda olanları, inadına darbe, inadına adaleti şaşırtma içinde olanları, onca gündem değişikliğinden istifade ile, ihale yolsuzlukları yapanları, çalma, çaldırma, zehir, silah kaçakçılarını… tümden yok ederek… Cumhuriyetin, demokrasinin idare sistemine yönelik, yıkıcı CEMAATÇILARI, dini siyasete alet ederek, para gücü edinenleri. Laiklik 174

zırhına bürünerek, yalancı laikleri, ahlak bozucuları, bir güzel TIRPANLAMALARI gerekir gibimedir. CAN alıcı noktaya parmak basmak gerekirse… ĐRAN, ŞAH dönemini hatırlatır. HUMEYNĐNĐN gelişi ile onca ĐRAN GENERALLERĐNĐN ve nice öteki başların, nasıl taşlara çarpıldığını göstermek isterim.1990’larda, arkadaş tartışmalarında Türkiye’ye, kominizan, faşizan, Humeynizan asla gelemez demiş, bunu sanırım bu kitabın I. baskısına da almıştım. Birinci baskıdan birçok bölümleri de, bu kitaba alarak ve çok daha yeni bölümler geliştirip yazarak II. baskıya hazırladığım, BĐRL��K TÜRKĐYEM kitabında, çok önemli olarak vurguladığım durum, şu günlerde tüm televizyonlarda Gülen Cemaati ve diğer cemaatlerin konuşulur olduğu, buradan hareketle GÜLEN HOCANIN Türkiye’ye gelişine zemin hazırlandığı gerçeğine aklım ve tahminlerimin kaydığıdır. Burası özgür Türkiye’dir. Elbette ki gelinir de, gidilir. Gülen hocanın Allah yolunda insanlara faydalı uğraşları olduğu kesin gibimedir. Ancak, zahiren kendisini, kendilerini-din adına siyasete taşımalara ne demeli ve denilmelidir. Kaygım ise, Gülen’in dönüşü, Humeyni benzeri bir manzara ile zaptedilmez halk hareketlerine karşı, tedbirleri almada geç kalmışlık olur. Gönül ister ki -babacan, tebdili kıyafet, halk için çalışan, esirgeyici, üretici, Cumhuriyet Devleti valileri çok olsun. Cemaat anlayışı vali emrinde, hayır yardımlarına çekilsin, dinende Diyanet Başkanlığı emrine alınsın. Bencileyin, ne ki, Devlet her şey ve her şeyi bilendir ki… Ancak 68-70 kuşağı ben ve biz, geç kalmış, aciz olmuş devlet ya da devlete sızmış yıkıcılardan –dolayısı ile devlet elinden ve devlet sanki yokmuş gibi hallerden o kadar çok çekmişlerden, onca can vermişlerdeniz ki… Burada 2010’dan geleceğe 2011-2012’lere de bakarak; 2011 de yapılacak genel seçim ve ardından gelecek yeni anayasa çalışmaları mücadelelerinde dilerim. ekonomik sarsıntılar olmasın ve yine kesin tahminimdir ki, yalandan dinci laikçi, ayrımcı, mezhepsel uğraşlar çok olmasın. gülencilik, cemaatçılık ayyuka çıkmasın da, para, malkarambolden götürülmesin. Đdareten Ak Parti ve başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Milleti halkı, birlik içinde tutsun, Başbakan Erdoğan, Doğu Karadeniz,, Trabzon insanları çalışkanlığından gitsin, ancak “Hep ben, ille 175

de ben” davranış biçiminden, gereğince kendini arındırarak, muhalefetle daha bir uzlaşı görüş içinde olarak kararları da uygulamaya koyarak birlik ve dirliği geliştirsin isterim, vesselam… ………………… TÜM TELEVĐZYONLAR, televizyoncular, haber yapımcıları, her konuda program yapan, yaptıranlar, gazeteler, yazarlar, televizyonlarda konuşmacılar, profesörler… Yıllardır ve özellikle 1990’dan 2010’a geçen onca zamanda, çok çok konuştular, yazdılar, gece-gündüz demeden dolu dizgin oldular ki…. Ancak dönüp baktığımızda, insanların her ne pahasına olursa olsun, önceliği EKMEK VE SU iken, şimdi ve buradan sormak gerekir. Ekmeği, suyu ilgilendiren canlı programlar, ekmeğin kazanılmasında fiili çalışma programları, belgeselleri, az doyanlar veya hiç doyamayanlar…varken, buna karşılık yukarıdakiler, en yukarıdakilerin çok ekmek bulur olmaları neden… Haber programları, üç aydan bir yıla gerçek yaşanmış ve yaşanan köyden kente derenin dibinden, yamaçlardan tepelere, ekmek kazanım uğraşları veren, fiilen yaşananlar, bu anlamda makaslanmadan, sansürsüz konuşmalar, belgeseller nerede?.. Şükranla-saygı ve sevgi ile, özellikle televizyon sahiplerine ve televizyonculara iletmek isterim ki; Gelin ey ahvali kesim… BĐRLĐK TÜRKĐYEM plan ve projelerini inceleyin, eleştirin, geliştirin ve en önemlisi de sahiplenin. Tüm Türkiye geneline yayın, anlatın. Bu anlamda çağrılar, yayınlar, programlar yapın. Ekmeği, emeği, çalışmayı, çalışmadan, çalışamayana ekmek hiç olamayacağı, helal kazancı ve kazanmayı anlatan, öğreten, kavratan yayınlar yapın… Bununla ilgili, haber program belgesellerini çokca yapın. Bu anlamda yapılacak çalışmalara, türküleri, şarkıları, oyunları, kıssadan hisseleri katıp, karıştırın… Şen-şakrak bir Türkiye, “Birlik Türkiyem”in kurulması ve yaşamasının nasıl olacağı, neler yapılacağı gibi etkenleri, etkinlikleri, sosyal ve siyasal öncelikleri, paranın bulunması ve harcanması usul ve yöntemlerini… Günlerden aylara-yıllara yayın yaygınlaştırın… Hatırlatmış olayım ki, bu tür programlar halka hoş gelir, can sıkıcı da olmaz! Bilakis halk, bu tür programları izlemede sıkı takipçi, algılayıcı olur. 176

Bu denli şen-şakrak Birlik Türkiyem program ve yayınları, despot olmayan Tüorkiye’yi yüzleri gülen Türk ve Türkiye halklarını yaratır ve çoğaltır. Oysa toplumu cumbul, cemaat eylediler. Çoğu kez de çarmıhlara gerdiler. Bu yol, aç insanı olmayan, tok insanı çok olan Türkiye yolu – BĐRLĐK TÜRKĐYEM- yoludur. Burada televizyonlara, televizyoncuları ve diğer yayın organlarına, habercilere, yazarlarına, ihtiyaç dolu doludur. ĐLANEN, davette minnetle, saygı ve sevgi ile duyurulur. ………………… DEVAMI ile beyler, sanki devlet sırlarını ifşa eder oldunuz, çoğu kez kendinize ahkam kestiniz. Savcı oldunuz, suçluyu buldunuz. Hakim oldunuz, tabutluğa koydunuz. “Haber kaynağım” diye böbürlendiniz. “Söylemem” dediniz ama, kaynağınızın üst kesim asker, polis itibarı kişi olabileceğini de, kaş-göz ile ima ettiniz. Ancak ta oralara, ya da şuralara kadar nasıl sızdınız ya da asırlar öncesi, fikri veya fiili çıkar peşinde olanlardan, yalancıktan ümmetçi, afyonu, silahı, vurgunu, Gülen’i, gülmeyeni, yalandan laikçi… Ahbabı çavuşlarınızdan, doğrusu ve eğrisi ile devlet içi-devlet dışı, ayrımcısı, ayrımsızı, uşaki ermeniye olan tüm “Ashab-ı Kiram”….. Vatanperverleri, ayrımcılara ve ötekilere dünyayı dar edenleri, bir bir yok etmede, bu anlamda –gerçek suç işleyenleri çıkarsak- karar mı kıldınız görüntüsünü yansıtır,SAMANIN yolunda, BUGÜNLERĐN içinde, yaymanın ZAMANINDA, ballandırarak, bastırarak, galip komutanlığı da oynadınız…. Devamına da soyunmuş gibisiniz. Sözüm onlara ve anlayanadır. Bir sözüm daha vardır ki, Cumhuriyeti, Atatürk’ü, Türkiye’sini ceman korumada. O kadar çok “Can dediğin nedir ki, vatan uğruna,” diyecekler vardır ki, ola ki sakın sokağa inmeyiversinler. Devlet gerekeni yapar desinler. ………………… BAŞBAKAN Erdoğan’ın TÜSĐAD-dünya işadamlarına yönelik konuşmalarına karşı… karşıtlar (Türk kahvesini orta ve çok şekerli olarak için dedi yabancılara yönelik.)

177

Türk ve dünya özel sektörlerinin çoğu veya tümü, Türkiye’ye yatırım yapsa, bu durum aşağıdaki sefalet Türkiye’sini yok edemez ya da etmez veya aç insanları yeterince doyuramaz ya da doyurmaz. Olacakların en iyisi, üvey anne uygulamaları kadar olur. Üvey annenin iyi olanı da az bulunur veya hiç bulunmaz. Özel sektörün doğasında kazanmak vardır. Çoğunlukla özel sektörde koruma ve kayırma, iyi davranış düşüncelerinde çok kazanma amacı vardır. Çalışma hakkını tam veren dürüskt ve şerefli işverenler de az bulunur. Türkiye’de olması gereken, Devletin doğrudan koruma, kayırmacılığından, insanları özel sektöre hazırlama ve 20-30 yaş içinde özel yasama –özel sektöre yönlendirmesidir. Bunu sağlama, başarmanın yolu ise insanları beş ve on yaştan itibaren, devlet eli koruma, üretkenliğe yönlendirme biçimi ile olur. Bu yoldan Birlik Türkiyem projesi, bir yandan kendini amorti eder, yenilenerek gelişir. Böylece çark dönerken gelenler, özel sektöre geçer ve gider. Gidenlerin yerine yenileri gelir ve devran böyle döner. Ancak bu projenin hazırlanıp uygulanmasında, özel sektör çok etkendir. Belli alanlarda, işi bitiren doğrudan özel sektör olur. Dolayısı ile özel sektör bu yoldan çok para kazanır, çokta işçi çalıştırır. Diğer bir açıklama ile, devlet bu projeyi uygularken, on ile onbeş milyon insanı doyurur. Đnsana üretkenliği kesin öğretir-alıştırır… Sonuçta on onbeş milyon kişi devlet gözetim ve denetiminde doyar… Ayrıca, özel sektör iş alanları ve çalışacak işçiler kanalından beş milyon kişi, ayrıca doyar ve geçinir. Bu projenin uygulanmasında Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, durum gereği boşaltılmış köyler bulunmaz bir fırsat olur. Önemli bir arzu ve temennidir ki, ayrımcı olmayan, vatanperver, Kürt anası-babası, Kürt Gençliği, onları temsilen B.D.P. vekilleri, Birlik Türkiyem projesini desteklesinler, sahiplensinler ve güçlerini bu projenin uygulanmasına versinler. Bu yoldan ağalık azalsın, toprak bölüşülsün. Şu an veya gelecekte pişman olacak, gelecek terör erbablarına da hazır ev-iş olsun. Asla verimli topraklara, sakın ola ki ev-ahır yapılmasın, betonlaştırılmasın. Tarıma hayvancılığa çok önem ve hız verilsin. 178

Aynı zaman dilimi içinde, Türkiye’nin tüm illerinde seçilecek yerlerde de, Birlik Türkiyem projesi uygulanmaya konulsun. Bu yoldan yeni Bir Türkiye, seçilerek süzgeçlenerek kurulsun ve insan eğitim-öğretim kalitesi yükselirken, ölüm ve acılar azalsın, yok olsun… Diğer yandan halen varolan Türkiye temizlensin, güzelleştirilsin. Sonuçta mevcut Türkiye ile, yeniden var olunacak Türkiye, her yönden eşitlenerek, eşit hale getirilerek birleşsin, kaynaşsın, birlik olsun. Alt basamaktan üst basamağa herkes hak ettiği ölçüde zengin, çok zengin olsun. Mutlu olsun. BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN ana teması yolu budur. Bu yolda, en doğru olan yoldur. Benden bu kadardır. Sizden ne kadardır. Bilin, bulun, eleştirin, geliştirin… SÖYLEYĐN BEYLER… ………………… YILLARDAN bu yana ve günümüz televizyon ekranlarında, ileri derecede Türkiye’yi ayrıştırma, karıştırma; dolu-dizgin sürmektedir. Bunlardan önemli olanların başında, çoğu zaman inanç ayrımcılığı ve ayrı inanç gruplarının çarpıştırılması hareketleri gelir… Hakların gasp edilmesi, ya da hakları gasp edilenleri, edenleri ve dahi hakların geri alınması sonucuna gitme uğraşları içinde kullanılan ters ifade biçimi ALEVĐLĐK ve ALEVĐLER üzerine olanıdır. ALEVĐLĐK, Müslümanlığın ayrı bir uygulama ve yaşama biçimi ise, ALEVĐ kelimesi dini ve dinen bir çağrışımı ifade eder. Irk, soy, sülale ifadesinde ALEVĐ kelimesi bir anlam taşımaz. ALEVĐLĐK, Türkiye’de belli kesim insanlarının, inanç biçimidir denildiğinde, taş yerine oturmuş olur. Bir başka deyişle dünyada ve Türkiye’de ALEVĐ diye bir ırk, soy, boy yoktur. Alevi inancını yaşayan soylar ve boylar vardır. O halde, yapılan haksızlıkların ve hakların geri alınmasında yapılan mücadelelerin ifade biçiminde, Türkiye içindeki ifade biçimi ALEVĐ TÜRKLER veya TÜRK ALEVĐLER veya halklar bazında; Kürt, Arap, Aleviler olarak konuşulmalıdır. Yıllardan bu yana, ALEVĐLER diye diye, Türkiye’de sanki ALEVĐ millet veya halk soyu varmış algılaması yaratılmıştır. Müslümanlık inanç uygulamasında, ALEVĐLĐĞĐN inanç karşıtı SÜNNĐLĐK olarak algılanması da yerleşik olduğundan, burada sinsi 179

bölücü ve Türkiye’de kargaşa yaratıcıların bu yıkıcı faaliyetleri hiç görülmez gibidir. Akıtılan zehir, yılanın zehirinden de çok öldürücüdür. Đstenilen ise, SÜNNĐLERĐN hatta Yezidilerin ortaya çıkması ve çarpıştırılmasıdır. Alevi Türklerin ve diğer alevi halk boylarının durumlarını konuşmak kabuldur. Ancak dinen, mezhep şeklinde alevi-sünni inanç uygulamalarını, insan soyu anlamına konuşmak, ayrıca LAĐKLĐĞEDE karşı çıkmak olur, dini uygulama biçimlerini siyasete alet etmek olur. Burada net bir ifade ile “Mum söndü” propagandasının, Alevi inançta olan insanlara yönelik, Sünni inançta olanlar tarafından yapılırmış gibi, sinsice ve adice yapılması, diğer yandan adı Arap yezidisinin paralelinde, Sünni inanç gruplarının gösterilmesini de Alevi inanç gruplarınca yapıldığının söylentilerini yaymaları ve Türkleri bölme gayretlerinin olduğu bilinmelidir. Sünni inançta, yezit adı kimseye verilmez. Tüm ALEVĐ inançta olanlar bilsinler ve bilirler ki, Hasan-Hüseyin, herkesçe çok sevilir, akibetlerine acınır. Cümle alem bilsin ki, Türk aleviler, Türkiye’nin birliğinde temel taşıdır. Ve dahi açıktan semahlarda, türkülerde görülür ki, Türk örf ve adetlerini en iyi koruyan, yaşayan daha çok alevi Türkleridir. ALEVĐ-SÜNNĐ yoktur. Đnanç uygulaması yönünden SÜNNĐ Türkler, ALEVĐ Türkler vardır. BURADA: Bir bakan. Uyumlu anlayışlı, sabırlı, bilgili. Anlayan, tanıyan, aklen gören, sosyal, barışa, dini inanışa-tam anlamıyla-yol gösteren, yön veren… Sayın FARUK ÇELĐK, size minnet, size şükran… Benim ve nicelerimizin yerine taşı gediğine koyuyor, sizi ekranlarda öyle gördüm, böyle izledim, dilerim yanılmadım. Cümle alem sizi alkışlasın. Tanrı sizi korusun. Sen ATAM TÜRKLER yolundasın, sana tırpan yok bakan… ………………… ERGENEKON, Türklerin VAROLUŞ DESTANININ adıdır. Varoluş Orta Asya’dan Altaylara, Ön Asyadan Anadoluya, var olarak, Türklerin gelişidir. Bu gelişte, bozkurt yırtıcılığının tırmanışı ile tepelere çıkış, ovalara iniş, yaz-kış direniş ile düzlüğe çıkma, mutluluğa erme vardır. 180

Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, yollara düşüşü…. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuruşu, nice Atatürkler direniş ve mücadelesi sonucu, günümüz Türkiye’sinin, günümüze güçlü olarak gelişi ve geleceğe var olarak, güçlenerek gidişi, varoluşun ifadesi ile bir Ergenekondur. Orada borkut vardır. Gökgözlü, kartal bakışlı BOZKURTLAR vardır. Ne yazıktır ki 1960 acımasız darbecilerden, 2007 darbe hareket ve çağrışımlarına karşı, darbeci ve çete oluşumlarına yönelik yürütülen karşı mücadelelerde… suçlu olan veya suçlu gösterilen, ordu-emniyet, sivil insanların oluşturduğu darbeci topluluğu ve onların hareket biçimlerine Ergenekon ve ilgili kişilere de Ergenekoncular adı verilmiştir. Ergenekon adı 2007-30 Eylül 2010 arasında o kadar çok kullanılmış ve bazı televizyoncular, gazetecilerce o denli yıkımların adıymış gibi tekrarlanarak söylenmiş, yazılmıştır ki… Bu durum günümüz çocukları ve az yaşlı gençleri beyinlerine adeta kazınmak istenerek, bu yoldan –benim anladığım- sandığım düşünce yapıma göre Türk Milleti gücünü, Türk varlığını ve kimliğini kırmak, zayıflatmak için, adeta bir sihirli güç önderliğinde bir çok çıkarcı, ayrımcıların, kendi kimliklerini, Türk kimliğinin önüne, üzerine koymak, çıkarmak ve bu yoldan Türkiye idaresine sahip olmak isteyenlerin bir oyunu, biraz da nerede ise başarılı oldukları izlenimi veren, gösteren bir durum olmuştur. Burada gönül isterdi ki, Devlet, hükümet ileri gelenleri, Ergenekon adının, darbeciler ve tutuklanan, yargılananlar adına hukuken, Ergenekon adının kullanılmayacağı çıkışı olmalıydı. Ne hikmetse bu olmadı, yapılmadı. Hatta, Ak Partili bir kısım taraftar ve idarecilerince ve yandaş televizyoncular, gazeteci konuşmacılarca, darbecilere karşı, Ergenekon adı, istekle ve sevinç ifadesini yansıtırcasına, böbürlenerek kullanıldığı görüldü. Kanımca bu hal tarzı, yer altı, yerüstü cemaat anlayışında olanlar, ayrımcılarca da desteklendi. Bir acı tarafta,; muhalefetten, CHP ve MHP’den, Ergenekon adının, bu olayda kullanılamayacağı yönünde, dişe değer bir ses çıkmadı, mücadele olmadı. Tesellimiz ise, Türk ordusunca Ergenekon adının, darbeci davalarında hiç kullanılmadığı, bilakis kullanılmasının ret edildiği, fiiliyatının bilindiği, görüldüğü oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başta olmak üzere, siyaseten ve idareten, tüm insanlar ve Türk gençliği, Birlik Türkiyem gençliğince 181

Ergenekon adının bir Türk destanı olduğu, bir ulvi anlam taşıdığı gereğinin ve gerçeğinin daim bulunmasıdır. Aklıselim tüm Türk ve Türkiye insanı, Türk Gençliği ve Birlik Türkiyem Gençliği, bu olayı ve duru bu anlamda bilin. Saygılı bir hal tarzı ile anlayın, anlatın. Bu yoldan Türk gücü varoluş olgusu ile övünün, üstün tutun ve o üstünlüğe layık olun. ………………… BU KĐTAP: Aileden çocuklara, 15-20 yaş gençliğinden, aklı selim olan insanların, son yaşlara kadar ĐNSANLIK güzelliğine, Türkiye’nin birliğine dirliğine yöneliktir. Bu anlamda tüm dünyayı da içine alır. Çünkü dünya tarihinden günümüze, dünyanın hiçbir yerinde ve ülkesinde tüm insanları içine alan siyasal, toplumsal ve özellikle Ekonomik proje Birlik Türkiyem projesi veya benzeri bir proje olmamış, uygulanmamıştır. ………………… BU KĐTABIN anlam ve mahiyetinde tüm siyasilere ve siyasetçilere, Türkiye Cumhuriyeti devletine, hükümetine, siyasilere ve siyasetçilere, sermayedarlara –sendikalara- ideolojilere ve ideallere, Vatan uğruna olan tüm sivil toplum kuruluşlarına, Türk ordusuna,, polisine, bürokratına, memuruna, işçisine, köylüsüne kentlisine Türkiye’de yaşayan herkese bir çağrı vardır. Birlik Türkiyem projesini uygulamaya koyun…Birlik Türkiyemi kurun… Ekonomik barış bayramına ulaşın. Türkiye’yi sonsuzluğa güçlü yönlendirin. Nice yıllara Türkiyem. Binlerce yıllara Birlik Türkiyem. ………………… TÜRKĐYE’de bir kısım insanların davranış özelliği tehlikeli ve sıkıntılıdır. Yaradılıştan veya olumsuzluklar sonucu olan bu tür insanlara eğitim, öğretim ve şefkatli disiplin üçlüsünün uygulanmasına, ekmekyemek ve medeni ihtiyaçlar uygulaması yerinde ve zamanında uygulanır olduğunda… O tür insanlar kendine faydalı, topluma zararsız olacaklardır.“Kimse, herkese cennet yaratamaz” değil de, herkese göre cennet üretilebilir… diye düşünmek en iyi olanıdır. Ancak Bu kitap da dünya cehennemi yaradılış ve sonradan geliştirilmiş vahşiciliği göz ardı ederek, yazılmışta değildir. Buna bağlı olarak Türkiye de toplum tabanı olumsuz direnç gücünü gaddarlığı merhametsizce oluşları açık – kapalı adilik ve pislikleri fazlaca ön plana 182

çıkartmadan tedbirler almak yoluna gidilmiştir. “nus ile uslanmayanın hakkı kötektir” gerekli olduğunda, devletin takipçi, önleyici olmadı vurucu ve etkisiz kılıcı gücü devreye girmelidir. 1970 kuşağı fikir tartışmalarında “ batının ilmi, doğunun ahlakı” diyen taban ve tavan ülkücüleri ile, aklı selim devrimcilerin kaybetmiş, “ haram helal ver ALLAH “ diyenler, şehveti açık, bazen de olu orta isteyenler kazanmıştır. Bu hal durumu ve devamı ile günümüz 2010 Türkiye’sinde paramparça ahlaki çizgiler, çırılçıplak oluşlar - edişler, çalıp çırpıp soğana çevirerek yiyişler… ayyuka çıkmış gibimedir. Doğal ahlak ve insani güzellikler içinde olanları çıkarsak, bu densiz hengamelerde kadın-erkek, atbaşı gelir sayılabilir. Bu tür cancağazlarım, or…calığı hayatını yaşamaya, ekmek parası bulur olmalara, tabanda bağlamalar oynarken, tavandaki kaymak yiyiciler, kanun bilirliği ve o tür kanunun Türkiye’de uygulatır olmada beceri güçleri sonucu, _ kişi hakları, özgür yaşam _ cabası kullanarak daha çok sosyal ve sosyetecilik de oynayarak “ arkadaş olmak – arkadaşça yaşamak , olmadı bir daldan ötekine zıplamak, özelde bunlar yetmezcesine durumu ekranlarda sergilemelerde, müdafai hukuk yapanlar da – pek mahircelikleri, gün ışığı aşikarca değil midir. Ha.! . burada değinmek ve onları savunmak gibime değildir ancak, şu iletişim çağında canım güzelim Türk örf ve adetlerini, Dünya – ahret – Đslam inanç hak ve helallerini onlara yönelik bile getirmek anlamsız mıdır olabilse de bizim için esas olan, tüm bunlar gibileri BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLERE göstermek gereği ile BĐRLĐK TÜRKĐYEM yol haritasında pür dikkat ibreti alem olmak insani hususiyetin hukukiyesi evladır. Benden böylesidir. Herkesin birliğine dirliğinedir. En iyisi yaradancadır. Nefsine hakim – yada değildir. Đnanırsın, inanmazsında …. Cennet – cehennem nicedir deyip geçmek, bazen ve çoğu kez de aladır. Gülen-gülmeyen, ümmeti süleymani dini görünümlü cemaatler ile Türkcelli, Vodafonu, Avea dünyevi şehveti cemaatlar, 1990’lardan 2010’lara… Türkiye’de bir çok alanda görünür olmuşlardır. Đslami, insani, hayırsever, gerçek cemaatları saklı tutar ayırırsak; biri yalandan dinci görünür, dinen ikna ile beyin yıkar, kandırır, soyar soğana çevirir, malı götürür, kendince tılsımlı olan, tespihini, hu Mevlam hu, ile kapı arkalarında müritlerine saklı çeker, çektirir, bazen de ulu orta olur, bastırır ise “Bal olacak çiçeği bilir” misali, bazen siyasete oynar, fısıltı gazeteleri, müritleri vasıtası ile… Siyasete, emniyete, orduya sızmış çok güçlü imiş şayiaları yayarak, Atatürk’e; ters bakış fırlatırmışçasına da olarak, Türkiye’de cepheleşmesi körüklüyorsa…. 183

ÖTE YANDAN, “telefonun, telsizin, bilgisayarın nimet ve hizmetlerini” saklı tutarsak….Telefonlarda, ekranlarda, cümbür cemaat, dizüstü, bel altı reklamcılığı yapan, televizyonda, telefonda şehveti, canlı müritlerini kullanarak, körükleyen, parayı bastır, beyni uyuştur, kendini kontrol eden çıkar….. yaparak bazı ya da bir çok kadınları, isteyerek veya istemeyerek –bel kırar, diz vurur- 300’lü 500’lü hatlardan –uluorta avratmisali mesaj; göndermelerle birçok erkeği çıldırtan, bazı veya birçok kadın-kızları da yoldan çıkaran –bu yoldan dünyalarca paraları toplayarak “Karun misali” zengin olan şu Türkcelli, Vodafonu, Aveayı ağa babalarına, maneviyat yıkıcılarına ne demeli… Biri, müritlerini –dini kullanarak, yalancı dinci olarak toplar çoğaltır. Diğeri, nefsi körükleyerek, çıtkırıldımcıları, bonjur matmazelcileri kullanarak, bazen de yalancı laikçilerden, Atatürk’ün arkasına saklananlardan, biraz da saf, masum kadın-kız erek örümcek ağlarına düşürerek nice mürit sayılarına ulaşır. Zıt pencerelerden bakılarak, bu tür zıt çıkar, soygun cemaatlarını değerlendirmek olursa… Bunların kendilerine çok karları, Türkiye’ye çok zararları vardır. Bunlardan bir kısmı, işadamlığına da soyunarak 1997’lerde Uzan misali, okullar yaparak, devrin Cumhuru Demirel ile de görüşmüş, ekranlarda poz vermiş olur… Kimisi de, sanırsam 2005’lerde Turkcell patronu olarak, Doğudan ve başka yörelerden, Đstanbul’u, denizi görmemiş binlerce çocuğu, başbakan Erdoğan aracılığı ile Đstanbul’a taşır olur.Aklı selim düşünüldüğünde ise “cambaza bak, yaptığına bak” olur. Anlayanlara ise bir o kadar hayretler olur, sağlıklı düşün, dikkatli ol” kalır.

TOPLUMUN DERĐN DĐRENCĐ Değerlere dirsek koyanlar, toplumun sessizliğini –kabule yorumlayarak- teselli olanlar, madalyonun arka yüzünü gördüklerinde şaşırırlar. Önce başbakan sonra Cumhurbaşkanı Özallı günlerde “parayı bul da, nerden –nasıl- bulursan bul” anlayışı… Ayrımcılığın PKK isyanlarında farklı tutumların, çekiç güce destek vererek, Kuzey Irak’taki Kürtlerin, ayrı devlet kurmalarına dolaylı destek vermesini, bunu yaparken Kerkük Türklerini –sanki yokmuş kabullenmesini, Türk ve Türkiye toplumunu derinden izlemiştir. 184

Sonraki gelişmelerde ve 26-27 Eylül 2010 HaberTürk Tv konuşmacı Mahir Kaynak ifadesi ile “Güneydoğuda üç-dört ili Kuzey Irak’a katmak, Kuzey Irak’ı Türkiye himayesine almak gibi Özal plan ve tavırlarını da duyan –izleyen- toplum, “vay be… ta o zamandan bir şeyler olduğunu anlar gibiydik” dercesine söylenmiş, “Sana Kuzey Irak’ı yedirirler mi?”, “Türkiye’den bir parça ayırmak kolay mı, biz ne güneyiz” diye tavırlar koymuştur. Bir başka Cumhur , Ahmet Necdet Sezer -2000 ile 2007 arası. Sağ elini toplumun değerlerine tutmuş, kulağını tıkamış, sol elini –güyalaikçilere tutarak onlara “Durun, ben varım. Zamanı gelince…” dercesine ve o günlerin darbe çığırtkanlığını da görmezden gelircesine ahkam kesmiştir. Cumhuriyetin bu iki cumhuru, toplumun sessizliğinde izlenirgözlenir olmuş, özel sektörcü Özal özel sektörü şaha kaldırarak, Necdet Sezer, Kanunlara çok bağlılık göstererek devri tamam etmiş olsalar da, asıl bilmedikleri, birazda bilmezden geldikleri toplum derinliğinde fazla kabul görmedikleridir. Çoğu çıkarcı, daha çok özel sektörcüler –“rahmetli Özal-“ algısını, kendilerini benden çok laikçi ve Atatürkçü sananlar, Sezerin “çok laikçi” imajını canlı tutsalar da.. halk nazarında –çoğunlukla- durum böyledir ve dahi öyledir. Toplumun görünmez direnç dirseği, o cumhurlara yönelik olmuştur. ………………… DOĞU KARADENĐZ –Trabzon,Rize- merkezli insanların yaradılış doğasında, çalışkanlık, başarmak becerileri çoktur. Ancak, çoğunda “Hep ben, ille de ben ve benim olmalı…” hal tarzları da ileri derecededir… Çoğu zengindir, ekmek bulurlar- olması güzel şeydir. Burada gönülden, “Allah komşuya çok versin” demek vardır. Ancak burada, ekonomik-siyasal ve siyaset alanında, ön kesmelerde vardır. Nüfus oranlamasına rağmen, diğer kesimler geri çekilmiş, Trabzonluluk, Samsun’da çok öne çıkabilmiştir. Siyaseten, geçmişten günümüze—belediye başkanları, milletverilleri %80 Trabzon kökenlidir. Parti başkanları, Türkiye’de –halen- vekil olacakları, kesin kendileri belirlediğine göre, durumun böyle olduğu başbakan Erdoğanın da bilgisi dahilindedir ya da olmalıdır. Bu olgunun sosyolojik ve siyaset 185

bilimciliği yanı incelendiğinde, ortaya çıkacak durumun gerçeği böyle yansır… Toplumda “hep ben, ille de ben” anlayışı toplumsal ekonomik ayrımcılığı kamçılar. O yüzden Samsun –bölük pörçük- gibidir de. Herkes bir başka yerden olmayı öne çıkarmış –Samsun’lu olmak- gelişememiştir. Kim bile, Samsunsporun bir türlü yüzünün gülmemesi bu yüzdendir de.“Hep ille de ben” anlayışı, Ankara’da ‘-“-Başbakanın kanuni ve manevi gücü hariç-“ olmamalı. Đktidar-muhalefet işbirliği öne çıkarılmalıdır. BĐRLĐK TÜRKĐYEM anlayışı budur… olması gereken de –biraz da acilen- budur. Bu aciliyetin devamında başbakan Erdoğan’a bir çağrı da vardır. Ak Parti sayısal üstünlüğü ile BĐRLĐK TÜRKĐYEM projesini tam uygulayacak durumdadır. Başbakan ve Ak Parti ileri gelenleri bu projeyi incelesin, eleştirsin, geliştirsin ve uygulamaya koysun.. istenir. Benim için aslolan, BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulsun da, kim kurarsa kursun demekte, bence güzeldir. Dilek budur, temenni de budur… BĐR AÇIKLAMA: Türkiye’de bilerek ve bilmeden alet olunarak, 1970’lerden-2010’lara, devamlı gündem yarattılar. Ülkücü-devrimci, sağcı solcu, terör-PKK, türban, ümmetçi-dinci, laikçi- Atatürkçü, Sünni-alevi, üst kimlik-alt kimlikten, federasyon-bayrak ayrımcılığına kadar siyasi ve toplumsal kavgalar ile, 1960. 27 Mayıs darbesinden, 2010’lara bir çok darbeler ve darbecilerle… halkı bezdirdiler, ülke bütünlüğünü çatırdattılar. Geçen onca zaman için mal gitti, para götürüldü, zengin daha çok zengin olmak için, kaçakçı, vurguncu soyguncu… saraylara kavuşmak, zevk-sefa Türkiye’sinde yaşamak için, bu hengamelere çanak tuttu ise, aşağıda (sefalet Türkiye’sinde) açlık ve açlar çoğaldı ise, halk içinde “Böyle gitmez, ya kuzgun leşe, ya devlet başa” hali, beklenir oldu ise… BĐRLĐK TÜRKĐYEM projesi uygulanmalı, BĐRLĐK TÜRKĐYEM , kurulmalı, Türkiye kurtarılmalı, kurtulmalıdır. YETER: Başörtüsü, çember, yaşmak, tülbent, Atatürk'e Cumhuriyete inat değildir ise her yerde bağlanır. Ancak, devri alem, günü modadır.Ya omuzdan omuza iğneli, arına, şemsiye terekli, biraz ümmete alem, şüpheli olsa da-bırakın kadının yakasını- Onlar ana-bacıdır.O anlamda kutsaldır. Vatan anaya, ana vatana yardır. Bir de umuma efkarı, bir yerde Tanrım, her yerde Allah vardır. AĞIR OL:Mini etek, yaka-paça-göğüs-gerdanı...Üniversiteliokullu olunuyor, vali-emniyet ve benzeri nice yer, dilekçeyi imzalatıp 186

gidiliyorsa, ekranlarda çoğunlukla, bonjur-matmazel, otur, yat- görsel reklamlar oluyorsa, onlar da brem. Đyi bilen… ana-bacıdır. Ve kadındoğası gereği güzelliğine, türbanlı-türbansız, o tür, ya da bu tür yelken açıyorsa- dur ve ağır ol Haklı haksız, hepsi kısa, ya da uzun vadede yaratılan gündem. Bu hengame içinde para gidiyor, mal götürülüyor. Bire akılsız başım, ağır ol, ağırca kalk; sefalet Türkiye'sine ve zevk sefa Türkiye'sine şöyle bir bak.Onca çoğunluğunla, dört senede bir olsa da, reyini ona göre at. Baş tepesi, saçı toplamak yaparsın. Her gün boyadan boyaya yatarsın. Pantolonu giyer, sallanır-bakan var mı diye caka atarsın. Bana bir elbise parası, sen o değerde türbanı alır, bağlarsın. Bir de alnına şemsiye terek yaparsın, kirpiklerine boya, kaşlarına cımbız atarsın... Sen orada yalandan layikçi, Atatürkçü, ya da yalandan dinci ümmetçi... Ahkam keser, nutuk atarsın. Deseniz ki bana "Hangimiz güzel", "Hadi canım sende, yalandan arında gel. Benim için, önce emek, kesin ekmek..." Ekranlardan çeneci yazar-çizerlerden, hocalardan, haklar size, boş sözler, avutmalar bize… Para helalinden, ekmek emeğinle şöyle bulunur diyen yok: Ah ölmeden bir yesem, bir doysam, işimi kursam, aşımı bulsam, onlarda her gün, bende ise bir gün ciğerler bayram etse, saraylar onlara, bir küçük ev, biraz da tarla bana yeter. ………………… BĐR YORUM: ATATÜRK VE ATATÜRKLER CUMHURĐYETĐNĐN temel değerlerine ters, geçmişten günümüze yanlışlar ve yanlış yapanlar olduysa, 2010 Türkiye'sinde ve gelecek yıllarda olmasın. Hele hele devletin yapısı ve Türkiye'nin çatısı sarsıntıya asla uğratılmasın. "Alıştıra alıştıralar" devam ettiğinde, Đnönü'nün sözünü, öteki pencereden yorumladığımızda, bu millet devletin, milletin dirliğine, birliğine sahip çıkmasını bilir ve dahi, Aziz Nesin'e "o kadar da koyun değiliz, bre dur inecek var" der. ………………… BU KĐTAP: Türkiye'de uygulanan ekonomik sistemin ve düzenin yanlışlarına, sistemin kötü yönlerini azaltmayıp çoğaltanlara, sessiz konuşan-konuşmak isteyip de konuşamayan, konuşturulmayanlar paralelinde vurmadan, kırmadan, kanunlara ters düşmeden, bir eleştiri hareketinin, direnç yolu göstergesidir. 187

"Ben olsaydım, Türkiye'de şunları.. yapardım. Şöyle idareci olur, böyle idare ederek, şen şakrak bir Türkiye yaratırdım" diyenlerin kitabıdır. Sormak ve bilmek hak ise, onca borcu, kimler nasıl ödüyor. Borç faiz yükleri, kimlerin sırtına biniyor. 2010 yılı itibariyle Türkiye'nin borcu 500 milyar dolardan fazla ise borcun çoğu özel sektöre ait olup, birçoğuna veya tamamına devlet kefil ise, üstelik bu paranın çoğu, zevk sefa Türkiyesi yolunda harcanmış ise 2000'lerde batan, batırılan bankaların hatırlatılmasında fayda vardır. Bizim kabulümüz cumhurun, başbakanın, kurmayın, bakanın ve meclisin onayından geçer. Ancak, Atam Türkler, Atatürk ve Atatürkler izinde... Allah, kuran, iman, ya da ayrı inançta özgürce yaşam, yeterince tam...olur. Aksi olunca, açık-kapalı saz, sessiz ve derinden söz. Ağa da gerekeni yapmak, hoşgörü ile vermek olmazsa, kalkanı ile joplarını atarsa... Çılgınca ret, homurdanma, içten sert olur. Türkiye'de halkın dili tatlı, devletin eli bereketlidir isterim. Olmadığında sessiz ve derinden isyan ederim. Kim bilen belkide Aziz Nesin i haksız çıkarıp "bende varım" der, varlığımı ispat ederim. ………………… ĐKĐ CUMHUR: Biri güney anadoludan üç-dört ili Kuzey Irak'a katacağız, bir koyup üç alacağız. dedi, özalvari yaptı ise (26 Eylül 2010) haber Türk Tv Mahir Kaynak dilinden" dedi ise, diğeri milletin, halkın çoğu değerlerine, sırtını dönüp, ekranlardan gözümüzün içine baka baka, Necdet Sezer gibi oldu ise... Bizde onları başımıza aldıysak, gözümüzü çıkarın demedikya... Ob, Ob son durak bre hele dur!.. inecek var gibime... ………………… BĐRLĐK TÜRKĐYEM’DE satın almak, tüketici olmaktan çok, üretici olmak ve satmak vardır. Hurda bilgisayarları, telefon ve televizyonları satın alarak, fabrika yapan projeleri yok edenleri aracı kuruluşlarla soyan ve soyduranları… unutmayın. 2010 Türkiye’sinde inşaat sektöründe ve onca beton yığını TOKĐ evlerinde, ağır köprü ve yapımlarında kullanılan direnç makinelerine, beton dökücülere, vinçlere… bakın. Đçlerinde Türk yapısı icat ve arabalar görürseniz sevinin. ………………… BU KĐTAPTA: Allaha iman, inanca saygı vardır. Orta Asya’da Şahman; yaradana Tanrı dediysem, Anadoluda Müslüman olup; Allah’a 188

iman ettiysem ben, ya da sen… Kuran ayetleri Müslümanlığa ölçüyse… Bana ne arabın kavgasından, Hz. Peygamberden yüz yıl sonraları icat ettikleri mezheplerden… Türkiye’de camiler, cem evleri… çok var ve ibadet uygulamaları özgür ve bağımsızsa beni Sünni, seni alevi… diye ayırmak sana mum söndürür, yada beni yezite benzetir şarlatanlığı yapmak…. Biz birlik olunca “Haşa onlar neyimize…” olur. Pislik arap yezidin, Hasan-Hüseyine yaptıkları ile, 27 Mayısçıların Menderese yaptıklarında fark yoktur. Biri pislik Arap, öteki pislik Türk ve diğerleridir. Hadi canım sende… canımı sıkma,… diye düşünmeler; birlik olmalar vardır. ………………… 1970-1980 Türkiye’sinde olduğu gibi, 2010 Türkiye’sinde de, yukarıda zevk-sefa Türkiyesi, aşağıda sefalet Türkiyesi vardır. Kişi başına on bin dolar, zevk sefa Türkiyesine ise, bin-iki bin dolar, sefalet Türkiyesinde aile başına bile gelmez ise…Yukarıda on milyon kadarları çok doyarken, aşağıda on beş-yirmi milyon kadarı açlıktan kıvranırken….Türkiye’yi tümden, yaldızlama reklamlarla güllükgülistanlık gösterenlere kızmak mı?... Onları başımızdan eksik etmeyen, daha çok alt dilim –şak şakla -avutulanlara şaşmak mı?...Karar sizin ve dahi iyi düşünür, gerçekleri iyi görürlerin olsun. ………………… BAKILDIĞINDA, hiçbir derdi yokmuşçasına gezen insanlar, sokaklarda dolu dolu olsa da, sefalet Türkiye’sinde mahalle aralarında“ağabeylik” ten, cemaat örgütlenmelerine destekli-gerçek fakirlere, fakir olmadığı halde fakircilik oynayanlara da odun, kömür, para dağıtılsa da; bu yüzden “Eskiden hiç vermiyorlardı, mutfağımıza biraz para giriyor” diyen kadınlar…çok olsa da-zevk-sefa Türkiye’sinde, helalin yanındabeleş para kazananlar, “Bundan iyisini bulamayız” diyerek, tabandan tavana, daha iyi olmak için, dişe dokunur eleştiriler de bulunmayıp, bu tür uygulamaları yapan iktidarı ve iktidarları desteklemeleri… Sefalet Türkiye’sinde mecburiyetten, zevk sefa Türkiye’sinde keyfiyetten çok çok olur. Bizim derdimiz, zevk-sefa Türkiye’sinin şaşalı yaşamının çok çok olmasına değil, kendi derdimizin az olmasına, hiç olmamasınadır, gerisi de Allah’adır. 2010 Türkiye’sinde borç-600 milyon dolara dayanmış ise, buna rağmen günümüz Türkiye’sinin onca güzelliklerinden istifade ederek 189

BĐRLĐK TÜRKĐYEM’i kurma yoluna girmek varken, gidişatın sonucu büyük krizlerin, yakın ya da biraz uzak gelecekte-kaçınılmaz gibimedir. Devri alem Adale Partisi ve Anap iktidarı sistemin, düzenin, fikirsiz partilerinin mirası hep bu olmuştur. Günlerinde ahkam kesen onların yerlerinde şimdi yeller esmektedir. Fikirsiz partilerin sonucu budur. Bir zamanlar, 1968-70 kuşağının, dünya kapital, boğucu, öldürücü, haksız kazanç-çıkar ekonomisinin Türkiye’de olmamamsı uğruna mücadelesi, etkisiz kılınsa da, sanırsam yerine, “DELĐ DUMRULLARIN“,gelmesi beklentisi de çok olur ki; Onun ve bunun vebali, günümüz iktidarına ve siyasetçilerine olur; dolu dolu olur. BU KĐTAPTA: Nerde benim dağları inleten Volvo tipi, hatta ondanda üstün; yerli yapım, demir yumruk arabalarım, silahlarım; yerleri gökleri izleyen –gözleyen- icatlarım, buluşlarım… demek vardır. Onbinyirmi bin hazır kuvvet yıldırım ordusu, yüz bin, iki yüz bin ani güç, arka destek ordularım… bu zamana kadar ne yaptın komutan….Yaptıkların çok olsa da, yeter demek yoktur ise töremizde, montajlamayı, dışardan almayı geç. Fabrika yapan fabrikalar nerede komutanım. Çağımızda, günümüzde ülkemizi savunmak kolay değil ise, benden istediğini al, yeter ki o fabrikaları kur… Görmek isterim. Onca zamandır neden yapmadınız kurmayım, Genelkurmayım… Sormak, bilmek isterim… ………………… BU KĐTAPTA : Üstün bir Türkiye sevgisi vardır: Burası Türkiye, benim ülkem, memleketim, Canım Türkiyem…Bizim Türkiyemiz ve biz hep birlikte Birlikr Türkiyeciyiz demek vardır. Evde anne-baba, okulda öğretmen… Sevgilerin en büyüğünü –bu anlamda- Birlik Türkiyem sevgisini çocuklara verir ve Birlik Türkiyem ana kucağından okul ocağına… öncelikle kurulur ve gelişir…. ………………… BU KĐTAPTA: Art niyetlilerin -Demokrasi- özgürlük oyunları ile, kimlik ayrımcılığı ile “alıştıra alıştıra…” Türk gücünü kırma, “devlet gücünü, sırlarını ifşa etme… kendini devlet yerine koyma cambazlıklarına ret ve set vardır. Ancak, devlette, ülkede… kendisine sahip çıkanlarındır. Bedeller ödenecekse… kabuldür. Türk olgusunda ayrımcılık yoktur. Đlle de ayrımcılık isteyenler olacaksa onlar iyi bilsinler ki Türkiye’de kimliğin üstü Türk’tür, hakim güç de Türktür… Türklerin en önemli isteği ise Türkiye’de herkesin Birlik Türkiyemci olmasıdır. 190

BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN AF KANUNU MAHKUMA (SUÇLUYA) TEĞET GEÇĐYORUM Kör talihin çarptıysa seni… Sinirine uyduysan, hırsına yenildiysen… Kaçamadıysan, başka çaren de kalmadıysa senin… Kader mahkumu olduysan sen… Çok uğraş, didin… Akrabanı, avukatını haberdar edin. Mağduruna gidin demem; diz çöküp yalvarman gerek. Çıkışların pişmanlık, sözlerinde iyiyi dilenmen olsun. Bu işin bir yoluysa siyasiler, devlet. Kim bile, belki güler, güldürür felek… O nedenle sen ve siz içerden, yanın ve yakınların dışardan… Đşte fırsat, işte kanun. Siyasilere, devlete ulaşma yolunu bulun. Devlet baba, sen kulun. YENĐ BĐR AF KANUNU yazıyorum. Bir bakarsın, çıkarda bu kanun; açılır hürriyet yolun. Çirkin nefsine uydursan sen; sende git bu yoldan. Çirken suçluysan da, başka yol bulaman. Belki sende faydalanırsın ters esen rüzgardan…Sen yücesin, devletsin… Elbet bilirsin işini. Gel, şu benim yeni kanunumla, senin eski kanununu buluştur. Çek şu mahkumların son kez dişini. Sen büyüksün, af et affeyle… Bu sondur, son aftır bu yoldan, de. Herkes ayağını denk alsın, belasını benden bulmasın, adam olunsun, bir daha kimse mahkum olmasın de. SEN. Çünkü sen büyük, sen devlet, sen… Kim bilem, belki şu insanlar barışır, kucaklaşır; suçlu azalır, suçlar azalır. Çok olur, af edene minnet dileyen. Kalem elimdeyken hazır, bende sana, sen DEVLETĐME, bir teşekkür edem… Gerisini sen söyle, sen başar. Suçlu sen, mahkum sen. Sana yolunu gösterdim, yazdım. Başka ne diyeyim ben. Senin adına devlete gitmişken, birde boyun eymişken… Bilmem, bunlara değer olur musun ki sen. Sana birde şöyle söylersem: Bir daha mı geleceksin dünyaya. Gelirsen, geleceksen de, Allah bilir ya. Şu an aklın çok, şansın iyi olsun. Dünyaya gelirken ağladın, gözünü açtığında, kendini yaşama bağladın. Dilerim, ömrün uzun; hayatın güllük, gülistanlık olsun. Bir ağlamanda, ölüm anında olacağına göre, yaşam boyu gül, eylen. Bir mutluluk inadı ve gayreti ile iyi insan ol, sen. Doğum-ölüm arasındaki bu yolda ağlama, ağlatma. Can alma, can yakma. Zevkine nefes almaktan ve aldırmaktan geri kalma. Elinde olan huzur yaşamına sımsıkı sarıl. Talihin açık olsun. Nice insanlar, bu güzel talih ile ömür bitirmiş, gelip gitmiştir, şu dünyadan; sende ol, onlardan… Hani derler ya; bir alın yazısı, bir kader vardır. Her şeye rağmen gelir, seni bulurda bir gün. Acı, ızdırab, inleme… Đşte olmayasın kara 191

talih, beni mi buldun, bula bala. Sakın ha, sakın o acılara bulaşma… Olmadı. Çırpındın, didindin, başaramadın. Kavgaya, pisliye bulaştın. Keşke bulaşmasa idin. Öncelikle, kanuna ulaşsaydın. Olmadı, yapamadın, kaçamadın. Vurdun, kırdın, öldürdün. Bazende öldün, bir anlamda kurtuldun… Eyer yaşıyorsan sen, kendini iyi sorgula. Kimse kendini suçlamaz, bir bahaneler içinde hep haklı çıkar ya… Dilerim haklısındır. Gerçek manadra haklı olduğuna hükmediyorsa, vicdanın… Yılma, usanma. Her nerede ve ne şekilde olursan ol. Yaşama, inadına sarıl. Bu kader halkaların içine düştüğünde unutma ve bilki, mekanın olacak yer, yada olmuş olan yer, HAPĐSHANE. Hapishaneye ise düşme. Düştüğün an, ilk durumun pişmanlık olur. O tür pişmanlığında faydası yoktur. Bu hal içinde olan sana ve senin gibilere KADER MAHKUMU, mahkumları da denilir. Mahkum olma. Olacaksanda, kader mahkumu ol. Pireye kızıp, yorganı yakmadı isen, su bulandı diye, balıkları kırmadı isen; başka çare kalmadı ise, beladan kaçamadı isen… Yine de kötü kader, kör talih, yine olduğun, olacağın yer, HAPĐSHANE… Sular çamur, yataklar dikenlidir hapishanede. Kapılar kırılmaz, duvarlar aşılmaz. Zindandır dünya, zindandır hayat… Her gün ve her an, başlamıştır yat, kalk. Her an karşında durur binlerce bela. Cünkütüm, sankitim birde olur, görünür, koskoca bir zebella… Orada mantık olmaz, akıl çalışmaz. Hürriyetin ise adı anılmaz. Anılsa da zordur, kavuşulmaz. Ama sen ki kaderin kurbanısın. Unutma, uğraş, didin, asıl. Bir tür af edilmeye bel bağla. Kim bile, belki başarırsın. .............................. Sana gelince… Bir garibanı ezdin ise, bir yetimi dövdün ise… Bir kutsal anaya sövdün ise… Yolları kestin, evleri yıktın, yaktın… Çaldın kaptın, kolları kırdın… malları aldın… Đşi kurmadın, aşı aramadın – alın teri dökmedin… Can yaktın – can aldın… Devlet var demedin, kanun – nizam bilmedin. Devletin malını da – milletin malını da yedin durdun… Evde çocuğuna – karına – anaya babaya – komşuya hep acı verdin… Đse… Sen erkek olarak bu isen… Daha da çekilmez olacaktır sana HAPĐSHANEN… Sen kadın olarak… yuvanı – kocanı… düşünmedin, saldırdınsa… gariban adamı aldattınsa – mal – mülk çalıp – çırptın… kendin gibi başkalarını da yaptınsa… Ve de yaralayıp öldürdüysen… Ne olur yapmasaydın… Çok zordur – zor olur işin… Yine de yaşamak için… Eğer tutarsa yüzün, sen de sarıl, sende koş AFFA… Kim bilir, belki başarırsın… O HAPĐSHANE – adamı adam eder aslında… Ömrün de bitmedi ise. SENDE YAŞARSIN…

192

SĐZĐ AF EDĐYORUM Đster kader mahkumu olun… Đster adice mahkumlardan… Af etmek din ve vicdan çizgisinde Allah’a mahsustur… Allah’a iyi yalvarır – içten yalvarırsan, dünyada kabul olursa, Allah affeder-af edicidir. Yaradan… Allah, seni affetti mi etmedi mi… Öteki dünyada belli olur. Oraya ben bir şey diyemem… Dünya var olduğundan bu yana – hakim güç olan devlet, kendi adına kişiyi, ya da kişileri çoğu kez affeder olmuş ve etmiştir… Bu af etme şekli ve biçimi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de yapıla gelmiştir… Ne yazık ki, yapılan bu afların faydaları çok olmamıştır. Bugün düşünüp baktığımızda, kişi ve toplum yararına olan bir affın, çok da faydalı – kalıcı izleri olmuştur… anlamına yapılan bir af ve o affın nimetlerini toplamış bir toplumsal – bireysel hal tarzı, af biçimi fazlaca söylenemez… Daha çok da, ne yazık ki affın zararları konuşulur – unutulmaz gibidir…

ÖYLE BĐR AF ETME YOLU OLMALI KĐ Bu af şeklinde, insanlar suç işlemekten çok korkar olmalı… Bilmeli ki, öyle suçlar vardır ki… O suçları işleyenler asla af edilmez – edilemez… O suçları işleyenleri, devlette af etmez… Devlet istemez ama, velev ki istese de edemez… O zaman kişi ve toplum iyi düşünür, çok düşünür… Olur… Aklın galip geldiği yerde… Kişi o suçu işlemekten çekinir, kaçar… Var gücüyle kaçar… Çünkü anlar ve bilir ki, kalan ömrü hapishane duvarları arasında geçecek ve asla da af olunmayacak ve yine bilir ve düşünür ki… O hapishane hayatı, bugünkünden de çok daha beter olacak… Hal böyle olunca da kişi ve toplum, belki de canı pahasına o suçu, ya da suçları işlememek için, daha daha çok uğraşacak… Đnancım odur ki… Kader mahkumu olmaya zorlananlara suç işlemeyi – belki de önleyebilecektir... Diğer yandan… Çirkin suçları işleyen, ya da işleyecek olanlarda… belki aklı selimi görme… Suçtan uzak olma yoluna girecek. En azından bazıları öyle olacaktır. Bir anda olsa akıllarına = AF YOK = gelirse, ya da öyle suç işleyenlere AF GAYRĐ KABĐLDĐR diye akıl ederlerse… Kim bile… O suçu işlemeyeceklerdir… Belki öyle suçlu olanların sayısı, bugünkünden az olacaktır.

193

YEPYENĐ BĐR AF SĐSTEMĐ YAZIYORUM Devlet, bu kanunu çıkarsın ve uygulasın isterim… Ey bugünün mahkumları… Bu af kanunu bütün gücünüzle isteyin…Ey insanlar, siz de bir kere ve son kere af edici olun… Suçun olduğu yerde zarar ve zarar gören ve de görenler vardır. Zararın olduğu yerde de, suçlu ve suçlular vardır… Suç varsa CEZADA OLUR… Gönül ister ki, suç ve suçlu olmasın… Suç ve suç işleyen suçlularda cezasız kalmasın… Suçlu ya affedilmiş ve kendini affettirmiştir olsun, ya da cezasını çekmiş veya çeker olsun… Asıl dilediğim ve çok çok istediğim ise… Suçlu, suçu işlemeden önce, vicdanlı olsun ve o vicdanı ile düşünerek suçu işlemesin ve suç işlemekten hızla kaçsın… Đşleyeceği suçtan, nicelerinin zarar göreceğini, nicelerinin içi yanacağını, acı çekeceğini, nice çoluk -çocuğun – ana – babanın yanıp yıkılacağını – onca malın mülkün yanıp yıkılacağının bilincine varsın… Suç işlenmeden önce, suç işleyecek olan, kendi başına gelecekleri, hele hele çoluk çocuklarına, tüm yakınlarına ailesine gelecek zararları bir görür, düşünür olsun…Suç işlenmesin – suç olmasın… Allah, suçluların verdiği zararlardan, acı çekenlere sabır versin… Suçlularda kurtulsun – affolsun ve topluma, kendine yarayışlı olsun…

DEVLET VE TOPLUM’DA Öncelikle Türkiye’miz de suçun ve suçlunun az olması, yok olması için kolları sıvasın, harekete geçsin… Suçun az olması – suçlunun olmaması içinde tüm toplum, köy-mahalle… Đnsanları ve o mahalledeki devlet erkanları duyarlı – uzlaştırıcı… olsun. Önceliğimiz… Bu günkü suçlular ve onların affedilmesidir. Bu nedenle, Türkiye’de ve dünyada, hiç gündemde olmayan veya çok az ima edilmiş olan, ancak hiç netleştirilmeyen yeni bir hukuk sistemi olsun… Suç, doğrudan suçlu ile mağduru ilgilendirir. Doğrudan devleti ilgilendirir… Her suç devleti, az ya da çok ilgilendirir ve aynı oranda tüm milleti de ilgilendirir. Devletin bazen kendi adına, bazen tüm millet adına… Suçlunun verdiği zarar üzerinde hakkı vardır. Bu af sisteminde ve uygulamada; Af olunma, çoğu kez doğrudan SUÇLU-MAĞDUR arasında olur. Ancak, suçlu üzerinde ve uğranılan zarar ve ziyanlarda devletin maddi ve manevi payı ve hakkı da suçlunun, suçu işlediği andan itibaren devreye girer. 194

Devlet kişinin ve kendi mağdurunun giderilmesi için, suçluyu kanun önüne çıkarmada tabii ki çok önde görevlidir… Sistem, sosyal barışa kesin hizmet eder. Sistem, kendi kanunları üzerine bir kez oturtulduğunda, asırlar boyu kolayca uygulanır… olur. Devlet, bir anlamda ve çoğu suç türünde devre dışı kalır. Suçlu üzerinde devlet hakkı ve payı, dolaylı olarak kendiliğinden gelir ve alınır. O nedenle, sistemin uygulanmasında devlet sadece ĐZLER durumundadır. Uygulamanın çoğunda devletin rolü yoktur, yok gibidir. Sistemin günlük uygulanmasında devletin bilmesine, AFFIN fiilen hazır hale gelmesinde, devletin rolü de yoktur. Devletin önüne AF, suçlumağdur arasında BĐTĐRĐLMĐŞ OLARAK gelir. Ancak, devlet burada sonuca bakar. Kendi hakkını da netleştirerek AF edilmeyi derhal uygular. Devlet, suçluya ve mağdura AF, nasıl oldu diye sormaz. Sorma hakkı saklıdır. Önemli görürse sorar. Devlet bu affın oluş tarzını araştıramaz, sorgulayamaz, iyi ya da kötü olmuş diyemez. Devletin saklı hakkı, bu affın oluş biçimi sağlamıdır şeklinde bakmaktır. O da gerek olursa. Bireysel suç ve suçlularda, devlet çoğu kez üçüncü derecede rol alır. Burada devletin bazı hallerde birinci derecede oluşu, yine saklıdır.

SĐYASETEN VE DEVLET MALINA YÖNELĐK SUÇ VE SUÇLULAR Siyaseten suç-ihanet, isyan devlet elindedir. Devlet bu durumu millet adına elinde tuttuğundan bu tarz suçlar, af talebi olamaz. Devlet, kendiside bu suçlarda af yapamaz. Ancak bu gibi hallerde, toplumsal olarak millet isterse yani yüzde koksandan çok isterse af olur ya da olabilir. Bu af sisteminde, Af niye oldu, ya da olmadı diye kimse soramaz – diyemez gerekte görmez. Bazen siyaseten suçlarda, fikirlerde, partisel mücadelelerde suç hali, suçlu mağdur arasında olmuş ise ve af olayı olur ya da olma hal ve durumları yine suçlu-mağdur arasında gelişir ve olur. Olursa olur… Dünya idare sisteminin tarihi gelişiminden bu yana, gerçek odur ki devletin birey üzerinde bazen çok hakkı olur ve de vardır. Bu hak, manevi ve de maddidir. Bundan öte, bir kişi suç işlediğinde devlet, ya doğrudan maddi kayba, ya da dolaylı olarak maddi ve manevi kayba uğrar… Çünkü devlet, bir insanın yetiştirilmesinde para harcar, emek verir. Yapılan yolsu okul-hastane buna örnektir. Ayrıca her kişi ve kişiler üzerinde devletin manevi hakkı da vardır. Çünkü her insan o ülkenin, ya da bir ülkenin 195

vatandaşıdır. Ayrıca insandır. Devlet tüm insanların ve dahi HAYVANLARIN korunmasına da para harcar. Bir ülkede iyi insan topluluğu, millet adına devletin iftihar etme ve haz duyma sebep ve alanıdır. Đşte tüm bunlardan ve başka sebeplerden dolayı, var olan devlet hakkı… Suçlu ve mağdur arasında Af olmuşsa, bir iyi niyet belirtisi, ülkede huzurun çok olması istemiyle, Devlette kendi payının, yani hakkının yarısını, bazı hallerde tümünü o an af edebilir veya kesin eder… Ayrıca Devlet suç olma halinin merkez noktasında suç olmadan önceki tüm maddi hakları ile suç olduktan sonra suç işleyen ve işleyenlerden, Af edilme anı olduğunda, devlet kendi payını fazlasıyla, yani tamı tamamına alır. Suçlu-mağdur arasında af olmuş ise devlet hakkı ödenmediği an geçerli olur. Devlet, bu yeni AF sistemini uygulamaya koysa, ya da koyarsa, tüm bu halleri bir kanunla belirler ve de sistemin kendi kanununu yapar ve her şey bu kanuna göre olur. Suçlu suçu işledikten sonra çoğu kez, yandım anam der. Anasına, babasına, yakınlarına… “Beni kurtarın, diye yalvarır, yakarır, çırpınır durur!... Bu yeni AF sisteminde ve ilgili kanununda ilk mahkemede veya mahkemeye kadar salınabilir, çıkabilirlik hali vardır. Suçlu, suçtan sonra veya daha önceden bunu bilir… Ve suçtan sonra başına vuran “DANK”, etme ve pişmanlık ile suçlu anında ve bir telaş ve korku içinde kendini af ettirmek için etrafını, yakınlarını harekete geçirir. Çünkü bilir HAPĐSHANEDE başına gelecekleri… Asıl zorlanma, cezalandırma-hapiste kalma kesinliği olan suçlarda çok olur ve kendini gösterir. Dolayısı ile suçlu-mağdur arasında AF edilme uğraşı, nasıl olabileceği zorluğu, bu zorlukların aşılabilmesi zorlukları düşünülüp durulur… AF edilme ümidi olsa da-olmasa da… Can havli ile bir uğraş kesin başlar… Çünkü, bilinir ki ceza alındıktan sonra… Hapishane sıkıntıları çok olacak ve çok da ağır olacaktır. Bir an önce ya da duruma göre beş-on sene içinde de olsa suçlu-mağdur arasında ve çevrelerinde, bir yolu bulunmalı AF edilme olayı gerçekleştirilmelidir. Kader mahkumu da olsan, mazeretin giden can, mal kadar olamaz… Sebepler o canın yerini tutamaz denebilir. Gerçi bazı hallerde öldürme farz gibi olur, gelir kapına dayanır… Adli suçları işleyen-adi suçluların ise hiç mazereti olamaz… Hapishaneler de onlara, merhamet de olmaz olamaz.

196

AF NASIL OLACAK Toplumda ahlaki ağırlığı üstün insanın ve toplumun iyiliğini isteyen. Buna çalışan ahil ve güvenilir insanlar, alim, bilgili ve bilge insanlar vardır. Bu insanlara müracaat edildiğinde, onlar barışta ve iyilikte etkili olmaktan geri durmazlar. Ve bu ehil insanlar, özellikle yüz kızartıcı suç ve suçlu olmayınca ve hatta iyilik olsun diye bu gibilerin müracaatlarına bile anlayış göstererek, toplumda ya da suçlu-mağdur arasında ve çevrelerinde iyilikler olsun diye uğraşlarda bulunurlar… Onlar, bunu yaparken, çokları ve çoğu kez bir menfaat ve çıkarda düşünmez ve istemezler. Suç mahallinde her zaman, devleti temsilen muhtar-jandarma, polis-belediye-kaymakam, vali ve de kanun adamı olan savcı-hakim vardır. Af olayında yani suçlunun-mağdurdan af talebi olduğunda, olacaksa ve bu af etme olayı olabilecekse, temelde o etkili ve yetkili olanlar rol alacaklardır. Ancak onlar mesuliyet almayacak ve mesulde olmayacaklardır. Onlar, sadece mekan şahididir. Af olgusu ve olayının olduğuna gözlemci-izleyici kesinlik kazandırmada imza atıcıdır. Yani onlar suçlu ile mağdurun birbirini af etmesinde, biz barıştık-af ettik-af edildik bilin, duyun, görün… demelerini tasdik edenlerdir. Muhtarlarla başlayan bu bilgi edinme, yani aftan – af talebinden haberdar olmada, yukarıda isimlendirilen bu kişi ve makamlar… DEVLET HAKKINI kesin alıcı koruyucudurlar… Bunu sağlamada kesin etkili, tam yetkili ve ayrıca mesuldürler. Doğal olarak suçlu üzerinde mağdur hakkı ve devlet hakkı olduğuna göre; suçlu ve suçlu yakınları mağdurdan ve mağdur yakınlarından AF talebinde bulunacaklardır… Dikkat çekelim ki, bu af talebinde, anlaşma olacak, ya da olmayacak, anlaşma olduğu takdirde bu hal, yani anlaşma, her ne şekilde olacaksa olcak. Açıktan olacak veya aralarında gizli olacak ve de gizliden olacak. Gizliden olacak ve gizli kalacaksa, bu gizliliğe ister kısa bir zaman konacak veya bir ömür boyu bu af etme-edilme şekli gizli kacak. Đşte bu durumda suçluyu ve mağduru ne kanun, ne toplum adına kimse sorgulamayacak, ifşa edemeyecek – horlamayacak – aşağılamayacak… Mağdur, ister gönülden af edecek. Đster PARA ile af edecek… Para verilecek ve alınacaksa, bu para ister çok çok olacak veya az da olacak. Orası ve burası ne DEVLETĐ ilgilendirecek ne de başkalarını… Ancak… ASLA BASKI olmayacak – olamayacak.

197

Hiç kimse, yani suçlunun yakın ve uzak akrabaları ve de üçüncü kişi ve kişiler… Mağdura veya mağdur yakınlarına asla baskı, korkutma, tehdit yapamayacak-ima bile edemeyecek. Suçlu yakınları veya üçüncü kişiler, sadece mağdurdan af talebinde bulunacak. Bu talep de rica ve yalvarma biçimi de ağır basacak. Af olayı bu tarz hal biçiminde gidecek ve sonlanacak. Diyelim ki af talebini, mağdur ve mağdur yakınları kabul etmedi. Etmeyebilecek… Zaten bu sistem uygulansa, çoğu mağdur zaten af etmez. Hatta mağdurdan af talebi istemekte olmaz-ona ve onlara belki de hiç yaklaşılamaz da… Mağdur garibandır… Suçlu ve suçlu tarafı güçlüdür, belki de zalimdir. Onlar, af edilmedi diye asla mağdura baskı yapamayacak. Zaten bu hallerde devlet, bilgi sahibi olacak ve mağduru, yani haklıyı koruyacak. Velev ki bu zorluklar, suç meydana gelmeden önce insanları, özellikle suça meyilinin, sonları düşündürecek. Belki de suç işlemeyi daha çok önleyecek ve iyiliği ön plana çıkaracak… Sistemin püf noktasından birinin de burası olduğunun hesabı iyi yapılacak…

BASKI OLURSA Bir baskı olur ve yapılırsa, mağdura ve yakınlarına… açıktan… Yine bir baskı olurda, mağdura “kimse duymayacak, bir kimseye, söylemde bulunursan “canın yanar” ha… Anlamına baskı üstüne baskıda yapılırsa… Bu baskı o an veya on-yirmi sene sonrada duyulur ve açıklık kazanırsa… Suçlunun cezası katlanarak, suçluya çektirilir. Ayrıca bu cezabaskıda bulunan yakın-uzak suçlu akrabalarına ve etraftan varsa onlara da aynen uygulanır… Adi ve yüz kızartıcı suçlara, suçun ağırlığı ve vahşilik içinde oluşuna göre DEVLET hakkı yüzde yüz ve suçun niteliğine göre verilecek cezanın yarısı, ya da üçte birinden az olmaz… Suçlu-mağdur arasında AF olsa da, DEVLET, MĐLLET adına, kendi hesabına olan cezayı, AF etmez. Nadir hallerde belki devlet, hakkı olan cezanın yarısını AF eder… Devlet, suçlu tamamen, ya da bir kısmı ile af olunsa da. Bu tür adice suçların niteliği, toplumu-kanuncuyu ve kişiyi çokça meşgul ettiğinden, suçlu içeride yatmış gibi düşünür, yattıkları ile de hesaplayarak, içeride yatmayı paraya döker ve toplam parayı suçludan veya mirasından alır. Bu para her gün için insan doyun tutarının en az iki katı ile hesaplanır… Suç işlemekten kaçan, buna rağmen kaçamayıp NEFSĐ MÜDAFA türünden suç işlemeye mecbur kalanların hesabına 198

devlet, kendi hakkını burada suçlu menfaatine kullanır. Suç ve suçlu çizgisinin tarihsel boyutuna bakıldığında; devleti-millet malını yiyensoyan – soyduran ve yedirenler çok olmuştur. Bu noktadan bakıldığında, çok acı olan bu suçlar TÜRKĐYE Cumhuriyeti Devletine ve Milletine karşıda yapılmış ve belki de halen yapılıyordur. Bu sistemde esas-devleti ve milleti soydurmamaktır. Bu soyma suçunun hesabını, soygunculardan düne göre, bu güne ve yarına göre hesabını sormak ve kat kat geri almaktır. Suç ve cezada asla zaman aşımı olamaz ve olmamalıdır. 2008, Türk Hukuk sisteminde, bu zaman aşımı, halen vardır. Ancak nedeninin izahı kolay olamaz-mümkünde olamaz… Üstelik suçluya, zaman aşımı uygulanması-uygulandığının olması hali ve halleri, çok tiksindirici ve çirkincedir. Millet bunu asla kabul etmez. Ama millet burada sessiz kalır. O da milletin her şeye rağmen devletine saygısından, bağlılığından gelir. Öyle millet olmamalıdır. Millet böyle de olmamalıdır. Ey millet uyan suç ve cezada zaman aşımına karşı çık. Đktidarda halen olanlara ve yarın olacak olanlara BASKI YAP… Bu uygulamaya karşı çık. Bu işin peşini bırakma… Đster senin partinden ister başka partiden olsun gördüğün-tanıdığın vekillere, bu ne haldir… diye sor… Kalkmasını talep et. Sesini Ankara’ya ilet. Birlik ol ve medenice bir mücadele içine gir… Bu tarihi bir görevdir. Bence öyledir… Adam ve adamlar, devletin malını soydu. Kılıfını da kanuna bağladı, hazırladı – uydurdu… O gün için, soyan ve soyanların mirasçıları ya anında, ya da kimse anlamasın diye zaman sonra soyma ve soyma işini yapanın yapma hali, o an duyuldu. Ancak siyasetten midir ya da arkalarında nasıl güç vardır bilinmezolay bir türlü kanuna iletilmedi… Ya da iletildi de geçen onca zaman kadar hüküm verilmedi veya verilemedi. Ya da suçu işleyen bu işleri çok iyi bilir ki – ya da ne hikmetse devleti soymada, çok soyma erbabı var ve de zamanla oluşmuş ve oluşacak ki… Onlar kaçtı-gitti… Sonra döndü-geldi ve malı götürdü… Đşte burada devlet malı anız, yemeyen domuz (oldu)… Ey millet sor… Siyasetçilere ve siyasetçilerine. Bu kanunun ve uygulamanın anlamı ne… diye sor… Bakalım açıklama yaparken yüzleri ne hal alıyor. Ya da sana mantıklı geliyor mu izahları… Vatana faydalı uğraş verenler… Unutmayın ki siz ve sizin çocuklarınız ter dökerken, O devlet soyguncular ve onların çocuklarının çoğu, ya da bir kısmı zevk-i sefa sürüyor, bu yoldan…

199

BU DURUMDA NE OLACAK? Şu anki sistemde olan zaman aşımı… ya milletin talebiyle kalkacak… Ya da ve zaten yeni ve olması gereken sistemde ve kanunda asla olmayacak. Devleti soyan-millet malını yiyen her kim olursa olsun… Onlardan verdikleri zar, götürdükleri para ve mal o günün şartlarına göre on misli geri alınacak. Diyelim ki, bir bilezik çaldı-on bilezik geri alınacak. Soyma hali, on sene önce yapıldı da- soygun on sene sonra duyuldu. On sene önce bir bilezik ne ise, o tutarın on misli parası geri alınırken, o paranın ticari geliri de hesaplanacak ve en az bir on bilezik cezası da bundan verilecek ve alınacak. Devleti soyma, millet malını yeme de, soymayı yapının ailesi ve tüm soy ve sülalesi de sorumlu olacak ve sorgulanacak. Aradan on-yirmi 30 senede geçse kaçırılan mal ve paranın-aile fertleri üzerine, akrabasülale ve çevreden herhangi birine aktarıldığı, kaçırıldığı tespit edildiğinde ceza aynı katlamalarla geri alınacak… Burada devletin malını haksız yere yiyen-soyan sanayici-esnaf-idareci-bürokrat-memur, ya da sadece vatandaş olsun… onların kadınları-çocukları-soy ve sülaleleri iyi insan örneği vererek, bu soyguna mani olmalı. Gerekirse, babasını dahi… Devlete ifşa etmeli… Ne mutlu öyle olanlara… Devlet malını yiyen her kim olursa olsun ayrıca hapse atılacak. Hapis parası da – suçun işlendiği yerdeki otel parası üzerinden günlük olup, üzerine-yemek, su, elektrik para ve giderleri eklenerek alınacak… Bu paralar ve cezalar, kanun gücüyle emir demiri keser biçimiyle uygulanacak… Devlet öyle devlet, iktidar öyle iktidar ve hükümet, hakim-savcı da öyle görev yapan olacak. Olursa olacak ve Türkiye’de huzurlu… Herkesin ekmek bulduğu ülke-güçlü-millet ve sonrada güçlü devlet olacak. Sizce uygulamalar, çalışmalar, gerektiğinde cezalar böyle olsa… Türkiye bir huzurlu ülke olmaz mı… olur. Suçlu ve suçlu yakınları, af edilmede çıkış yolu arar. Mağdurla fiilen istibat kurma yoluna girer. Bazı hallerde doğrudan kendileri mağdura ulaşır veya ulaşabilirler. Gerektiğinde, ikinci-üçüncü kişiler yapıcı olarak aracı olarak devreye girer ve girdirilir. Durum müsait olursa, aralarında anlaşırlar. Bu anlaşma olayı, tarafların isteğine göre ya alenen umumi efkar önündeymiş gibi olur ve bilinir. Ya da sadece, anlaşma halinin, resmiyete intikalinde olan ve resmiyet kazandıran… başta muhtar… Ve ötekilerce bilinir ve o kesim de kalarak gelişir. Suçlu, tutuklu değilse, mağdurla birlikte ikisi ya da güven sağlayıcı iki üç kişi ile birlikte 200

muhtara gelirler. Mağdur, etki altında kalacak, etkilenecekse bu durumda mağdur yakınının etkili bir-iki kişisi de muhtara ilk gitmede ve sonrakilerde mağdurun yanında olur. Suçlu, tutuklu ise, suçlu adına suçlunun en güven verici iki üç adımı, mağdur ve mağdurun etkili adamı ile birlikte olur. O esnada suçlu ve mağdur da tutuklu ise-her iki tarafın güvenilir adamları ilk girişimde ve sonrakilerde beraber olurlar. Tüm bu hal tarzları, muhtarın ve muhtarın uygun göreceği iki kişinin yanında, gözetiminde olmaktadır. Muhtar, gerekli bilgileri alınca, talep ve teklifte inandırıcılığı görence, durumu tüm açıklığı ile polise veya jandarmaya iletir. Polis, jandarma ve muhtar gerekli güvenliği sağlar. Polis-jandarma ve muhtar, tüm etkili ve yetkili kişilerden sözlü ve hemen akabinde tutanaklı ve imzalı talep içeriğini ve bu şekilde cereyan edecek ilişkilerde “Asla” bir kaypaklık, döneklik-olay yaratma, olaya zemin ve fırsat yaratmaolamayacağına dair belge alır. Polis-jandarma ve muhtar ayrıca, talepten sonuç alınıncaya kadar, konuşma ve bir araya gelmelerde… Tümünün ve hepsinin polis-jandarma ve muhtar beraberliğinde ve onların gözetiminde olacağı garantisinin tutanağını da imza ile alır. Etkili ve söz sahibi olanlardan her iki taraf, bundan sonra kendi yakın ve uzak akrabalarını gözetim ve denetim altında tutar… Bu duruma komşu ve arkadaş çevreleri de dahildir. Hiçbir kimse dedi-kodu yıkıcı söz ve davranışta bulunmaz… Bu gibilere ayrıca ceza ve polis-jandarmaca da baskılı sorgulama ve ceza verilir. Bu cezalar hakime de iletilir ve ağırlaştırılır. Sıra, böylece sistemin uygulanmasında ileri noktalara taşınır olmasına doğru ilerler. Taraflar bundan sonra, yakın ve uzak akrabalarının ve de ikinciüçüncü derecede etkili arkadaş-komşu isim ve adreslerini, muhtarla birlikte polis-jandarma birim amirliğine verirler. Bu işlemde varsa, bağlı karakol amirliğinde Đlçe jandarma amirliği, ya da il jandarma amirliği çok yetkili ve etkili olurlar. Đlçe jandarma amirliği durumdan, il jandarma amirliğini haberdar eder. Gerektiğinde, güvenlik için il, ilçe jandarmaya destek olur. Ayrıca olay gelişmelerden il jandarma da sorumludur. Polis-jandarma, elindeki isimleri, insanları tümden çağırır. Ve de muhtarlıkça bu insanların gelişi jandarma güvenliği ile suçlu-mağdur tarafları birlikte veya ayrı gruplar olarak aynı gün ve saatte gelir ve bir müsait alanda buluşur ve yüzleşirler… Olayın ciddiyetine binaen suçlu ve mağdurun tüm yakınları ve tarafları… Đkrar ve itiraf yaparlar ve bu itiraflar-verilen garantiler imza ile zapta geçer. Suçlu-mağdur tüm tarafları bu suç ve olaydan dolayı, bu af etme-af olunmadan dolayı bundan böyle aralarında asla dargınlık 201

olmayacağına, husumet,kin, garez gütmeyeceğine-olaya bağlı olarak aralarında ikinci… bir olay omayacağına, bir grubun bağlı bir olay çıkarmasından, taraf insanlarının tümünün sorumlu olacağına, ağır cezaların verilmiş sözden dolayı herkese verileceğini dolayısıyla ömür boyu barış ortamında kalacaklarına, buna rağmen olumsuz bir davranış seçilir ve görülürse… Muhtar kanalı ve muhtarla birlikte derhal polis-jandarmaya bildireceklerine yönelik tutulan tutanak üzerinde durumu imza ile beyaz ederler… Polis-jandarma iki taraftan etkili ve yetkili olanlardan muhtar dahil 2 şer veya üç beşer kişiyi alır ve kaymakamlığa gider-valiliğe gider. Durum öz olarak kaymakamlık veya valilikte teyit edilir. Kaymakam ya da vali olayı polis-jandarma ile birlikte başsavcılığa gönderir. Savcı durumu kısa anda inceler, gerektiğinde savcı ilgili hakim ve hakimliklere de, muhakeme eder… Durumun olumluğuna karar verildiğinde savcı suçlu yakınlarından isteyenlerle, mağdur tarafından etkili ve gerekli olan üç-beş kişiyi hapishaneye ve müdürüne gönderir. Hapishane müdürü durumu inceler-o an veya uygun olan 3 üç içinde-en geç 6 günde suçluyu salar-kesin salar. Đşte tam bu anda-hapishane müdürü huzurunda suçlu getirilir-suçlu mağdur tarafları ile orada bir kez daha ve son kez barıştırılır… Bu olayda ve gelişmelerde suçlunun tüm tutanaklarda imzası vardır. Son imzalar hapishane müdürü huzurunda atılır. Sonuçta, suçlu kendi kendini af ettirmiş, özgürlüğüne kavuşmuştur. Sizin adınıza, Oyyy diyeceksiniz, ölme eşeğim ölme… diyeceksiniz… O kadar yol-yöntem alınır… Yapılır mı? Diyeceksiniz. Bu iş ve işlemler böyle af çok zor olur, zor gerçekleşir… Diyeceksiniz… Bu anlamda diyeceksiniz her şey çok zordur, ama çok zordur. Amaç zaten bunu dedirtmektir ki… Suçlu tarafı, zaten az suçlarda-çirkin ve adi suçlarda… Ölüm ya da çok ölümün olduğu olaylarda-suçlu yakınlarına zaten ulaşamayacak- ya da çok zor ulaşabilecek… Bu sistemde, devlet, suçlu-mağdur yakınlarının yüz yüze gelmesini teşvik edecek. Güvenliği sağlayarak tarafları, mümkünse yüz edecek… Bu da tabi çok zor olacak bir durum… Adi suçlarda-çocuk kanına girmetecavüz etmelerde… Zorla kadına tecavüz etme ve öldürmelerde kadının eşya ve altınlarını almada bunun için el-kol kesmelerde öldürmede zaten aracı olmazlar aracı bulunamaz. Devlet ya tarafsız kalır, ya da suçlu menfaatine çıkış-çalışma yapmaz-gayret göstermez. Devlet bu halinden sorumlu da tutulamaz.

202

ÖNCELĐKLE DEVLET SUÇ VE SUÇLUYU AZALTMALIDIR Bu durum şu anki hukuk sisteminde var olup, devletin asli görevi de sayılır. Devlet bugün için ve bugünün siyasi gücü ve hükümetin yetki ve etkisiyle-suç ve suçluyu azaltma mücadelesi veriyor… Bu uğurda çok çalışma ve uğraşlar önceki hükümetlerce de yapılmıştır. Bu durum, ne geçmişte, ne de bugün için yeterli ve gereği kadar verimli olmamış ve halen de olmamaktadır. Çünkü yapılan uğraşlar, net ve çok kararlı değildir. Hizmette devamlılık çoğu kez kopuk kopuktur, ya da şekil ve biçimde çok değişmelerle… asıl hedefe ulaşma noksanlığı çok oluşur. Bu nedenler bir devlet planı ile olursa verimlilik elbette ki artar. Çok kısa ve özetle şu an; Suç alanlarının bir bilançosu olmalı. Bu suçları işleme ihtimali olanlar bir tasniften geçirilmeli. Bu tasnifte, doğuştan arızalı olanlar belirlenmeli. Sonradan aciz ve arızalı duruma düşenlerde tahmini ve gerçek tasnifle bilinir hale gelmeli. Sonra bu insanların iyiliğine onların çok istemesiyle bir yer-mekan-rahat hayat tarzı-geçinme yaşama şekli oluşturmalı. Bu oluşum, bir eğitim şekli ile ve çok açıkça sağlanan, görünen avantajlarla buluşması ve de yeni bir yerleşim alanına, bu gibilerin ilgisi çekilmeli ve yerleştirilmelidir. Bu alanlar, mevcut halk yerleşikliğinin dışında olmalı. Dışta koruma ve mekan etrafında ağaçlandırma yakınlara da, benzer gruplara birleşik, beraberlik havası verilerek ayni oluşumlar yapılmalı. Asla niyette duşlama olmamalı-dışlama hissinin gelişmesini, sağlanan avantajlar yok etmeli… Yeni sistemde herkes korunacak. Meşru zenginler-esnaflar korunacak. Ancak o tür zenginlerde olsa güç kullanma ile kamu yerleri onlara mal olmayacak. Asla dokunulmazlık olmayacak. Kimse de kesin ispat-belge-açık şahitlendirme. Olmadan ya da en kısa zamanda bu ispat şart ve keşlini orta yapamayanlar-yalan iftira dedikodu-çamur at izi kalsın gibi tarzlarda asla bulanamayacak. Olursa-acı ve ağır cezalandırmalar olacak… Bu sistemde, bir genel af gibi af olacak Bu af mecburen ve kesinlikle yapılacak. Çünkü sistem devreye girdiğinde hapishanelerin yarısı tahminen zaten boşalacak. Çünkü şu an çoğu suçluların, içerde olma zamanı az ç, çoğu da basit kavgalardan, suçlardan içerdedir. Bu gibiler, birbirlerini yüzde yetmiş af edecek. Đşin içine para-menfaat girince çokları af etmek için ileri geçecek. Çünkü Türkiye’deki insanların dokusunda menfaate koşmak, zorda kalınca da korkuda olmak-sessiz kalmak var gibi… Zor olacak ve edilebilecek af alanları-ağır ve yerinde cezalar.

203

Bu gibi halde, devlet risk alacak ve bu riskte çok uğraş verecek. Burada özellikle terör suçluları ve acı çeken şehit yakınları ön plandadır acı da olsa bu kesindir. Çok zordur. Ama bir kereye mahsus bir çözüm hali olmalıdır. Bu konuda tüm devlet ve siyaset erbabı. Çok dikkatli ve bilgili olmalı. Durumun hassaslığına ve zorluğuna vakıf olmalı. Kolektif ve koordineli olmalı. Millete ve halka nazikçe hitap ederek, affın, dinen ve Allah katında önem ve hayrını… Đnsanın ve insanlığı, affedici olmasını… Bazı suçların ve olayların affının çok zor olduğunu ve olacağını… O suçu işleyenlerin… Affa layık olmadığını, olamayacağını… Buna rağmen, o tür suçları işleyenleri dahi af etmeye yatkın olan ve hatta bu affı… Yapan kişilerin ve toplumun çok muteber olacağını ve olduğunu, millete ve halka konuşmalı-anlatmalı… Bu anlatım ve konuşmayı yapanlar, tüm ekranlarda bu olay ve durumun başarılmasında, sebep ve nedenleri iyi anlatarak, halkın nabzını da iyi tutarak mutlak sonuç almalı.

SON AF Burada yeni bir hukuk sistemi olduğunu, bunun uygulamaya konulacağını, bundan sonra devletin af yapmayacağını, devlet adına kimsenin, af talebi olmayacağını, olamayacağını inandırmalı… Dolayısı ile yeni gelecek kanunlar ve hukuk sistemi de halka iyi anlatılarak benimsetilmeli. Ancak, asılda af etme – edici olma olgusu, manen insan ruhunda ve dinen Allah katında çok merkezde tutulmalı. Bu noktadan hareketle şehit yakınlarına ve şehit analarına hitapla… onlara seslenmeli ve onlara müracaat edilerek… Onlardan, bağırlarına taş basarak, içlerine ötesini Allah’a ve tarihe bırakmalarını açıklıkla ve içtenlikle istemeliler. Diğer yandan; Terör suçluları, pişmanlıklarını ispat etmeli, temsilcileri, tüm milletten özür dilemeli… Terörist anaları-babalarıyakınları… Çocuklarına bu yolda, etkin yardımcı olmalı. Öte yandan tüm halka seslenmeli, hoş görülerine hitap etmeli-sığınmalıdır… Burada devlet; Etkin eğitimle ve üstün gayretle tüm şehit analarınıbabalarını… terörist anaları-babaları ile bir araya getirmeli… Bu yolu bulmalı-açmalı ve bu iki kesimi barıştırmalı-kucaklaştırmalı. Burada devlet, sayısız ön uğraş yapmalı-nabız tutmalı, çok iyi gözleyici ve izleyicilik yapmalıdır. Durumun hassaslığı nedeniyle devlet üstün tedbir almalı-hazır kuvvet-şefkat yansıtarak-hazır olmalı ve tutulmalıdır. Çok önemlidir ki bu uğraşta. Silahın güç, nitelikli-kahraman asker ve generallerde uğraş 204

vermeli-her iki kesime-içlerine girmeli, halka önem-kıymet vermenin gerçekliğini ile ve dahi bazı ve birçok gazileri de bu yolda etkin kılarak, Türkiye’de bu barış sağlanmalıdır. Burada suç niteliğine göre birçok terörist hemen af edilemez elbet… devletin itina ile bu acı durumu şehit ana-babalarına, yakınlarına, tüm Türk Milletine, Türk Halkına vurgulaması, vicdanlarda iyi muhasebe yapılmasını ve düşünülmesini etkin kılması gerekir. 1990 larda Kuzey Irak Kürtlerinin, zorda kalarak Türkiye’ye sığınmaları esnasında, ölümden kaçış ve Türkiye’ye sığınma mücadelelerinde kürt insanının, ana ve çocuklarının perişan durumlarına… Nice Türkler, göz yaşları dökmüştür. Türklerde acıma hissi ve merhameti çoktur. Burada isyancı Kürtlere ve halen isyanı destekleyen Kürtlere ve nedenle akan ve akacak olan kanlara sebep olanlara, yazıklar olsun demeden geçemem.

TÜM ŞEHĐT ANA-BABALARINA VE YAKINLARINA Acınız, acımızdır, acınız çoktur. Buna rağmen, bir başka açıdan bakmanız ve düşünmeniz acaba mümkün olabilir mi? Dilerim Allah sabrınızı çoğaltsın ve mümkün etsin. Affınıza sığınarak derim ki: O teröristler, birçok kürt evlerini de yakmış, yıkımı kürt ana-babalarını da ağlatmışlardır. Çocuklarını, gençlerini… Dağlara götürmüş, kandırmış, zorla terörist yapmışlardır. O şekilde olanların kaçmaları, geri dönmeleri, çok zor da olduğundan, ölmeleri şuursuzcadır. Ey Türk ana ve babaları. Şehitlerin, gazilerin acısını insan olan bilir. Đçiniz ve içimiz yanar ve yanıyor. Belki de, çocukları zorla dağa kaldıran kürt ana-babalarının da içi yanar ve kesin yanıyordur. Tüm şehit, gazi ana-baba ve yakınları. Tüm acılarınızı içinize basarak ve bastırarak, bağışlayıcı-af edici olma düşüncenizi… düşünün. Allah’ın hayırlarına yönelikte düşünün. Affetmeye, bağışlayıcı olmaya, kendinizi hazırlayın. Allah size güç ve sabırlar versin. Dünyada büyüksünüz. Allah, öteki dünyanızı da büyük etsin. Đsteyerek terör yapan, bilinçli olarak ülkeyi kana bulayan, bölmeye çalışanlara, asla af olmaz. Toprağımızda kürt bayrağı sallatanlara da af yok. Ta ki onlar yalvarır, Türk milletinden açıkça özür dilerlerse belki… O zaman, bir kereye mahsus, devlet onları, millet adına affeder, ya da etmeli. Bu hukuk sisteminde af bir keredir ve sondur. Hapisten çıkıp ta, bir daha adice suç işleyenlere asla af olmaz, cezaları da katlama olur. Suçlular, mağdur ile anlaşsalar bile, devlet kendi payına olan cezayı 205

affetmez. Ayrıca devlet onlar için aracılıkta etmez. Su, elektrik, yol,okul, orman,devlet araçları gibi devlet malına zarar verenleri, devlet; millet adına kendi yargılar. Cezaları da ağır olur. Maddi cezalar da iki-üç misli olarak peşin alınır. Tüm televizyonlar ve yayın organları, bu uğraşta yapıcı rol almaları kesin olup, özellikle ağır kan davaları ve terör suçları, şehit anababalarının, gazilerin ve yakınlarının, af düşünce gelişiminde ve sonuç alınmasında etkin olmalılar. Ve de asla gönül alınarak gidilme, ağır olma yolundan çıkmamalı ve hele yara kaşıyıcı hiç olmamalıdır. Olurlar ve yıkıcı da olurlarsa ağır cezalar alırlar. Hiç kimse… Türk unsuruna başta olmak üzere Türk halkına ve birliğine dil el uzatmamalı-uzatamamalı… O sivri zekalılardır ki – o satılmışlardır ki… Đki de bir, Türk çoğunluğuna, az gözüyle bakmamalı. Çok önemlidir ki – ikide bir Alevileri ayrı göstermemeli. Alevilerin tür olgusunda seçkin Türkler ve daha çok Türk örf ve adetlerini daha çok yaşayan Türkler olduğunu bilmeli ve dahi Sünnilerin, Aleviler kadar, Alevilerin, Sünniler kadar üstün Türk olduklarına dikkat etmeliler. Yine ve dahi, diğer, Laz, Tatar, Kürt, Çerkez, Gürcü… Hepsinin ve çoğunun Türk soy ve boyundan olduklarını… Daha önemlisi de hepsinin üstün ve şerefli Türkiye Devleti vatandaşı olduklarını unutmasınlar. Burada sormak gerekiyor… Her yönden Türk’e saldır… Çoğunu kan ile Alevileri de mezhep ile ayır. Sonra… Türklerin sayısını yirmi milyonun altına indir… Bir de Alevileri, utanmadan Türk bütünlüğünden ayrı göster. Çok cahil ve aptalsınız ki… Özellikle Alevi-Sünni ayırımını, yıllarca yapamadığınızı görmüyor ve hiçbir zaman da yapamayacağınızı bilmiyorsunuz. Şunu unutmayın ki; Denktaş’ı yıpratan ya da yıprattığını sananları… Denktaş’a açıktan hücum eden zihniyetin, cesaret edebilse Yüce Atatürk’e de hücum etmeye kalkacağını, bunu kahpece kalplerinde taşıyanları ve onların zihniyetini iyi biliyoruz. Türk Milletini sakin ve sessiz görenler hiç boşuna aldanmasın. Türk Milletinin bu sessiz ve sakinliği. Ordusuna ve Devletine inancından ve güvencindendir. Şurası çok iyi bilinmelidir ki, Türk Milleti var oldukça Türkiye’ye. Ne Humayni zihniyeti ve yobazca idare tarzı – ne de komünizm ve dahi faşizan yapı gelir ya da gelebilir. Ne de yalandan dini kullanıp, halkı soyanlara, aldatanlara fırsat verilir. Tam burada, 2008 Türkiyesi’nde yaşayanlar bilsin ki… Gerçek şeriat gelse ve uygulansa; Şu yalancı dincilerin ve şeriatçıların… ve de yalancı layıkçıların kaçmaya yeri olmaz. Yine de Türkiye’den toz olur giderler. Bugün Türkiye’de idare sistemi ve kanunların çok alanında Kur-an emirlerine de uygunluk vardır… Dünyada ve Haçlı alemindeki idare edilebilirlikte kuran anlamına uygundur… (çoğu) şeriatta-adam öldürme, 206

hırsızlık, devleti soyma küfürler yoktur. Şeriatta haram, çalışmamak, insanları din kisvesi, yalancı emekçilikle kandırma, aldatma yoktur. Şeriatta, ulül emre yani devlete, % 90 hallerde itaat vardır. Aracı, tefeci, vurguncu, faiz düzenin de insanı boğuculukta yoktur. Kırkta bir zekat, ayrıca, vergi verme, işine gidip, işini gereğince yapma-gülme-eğlenmeoynama… Hepsi Kur-an da vardır. Türk Milleti; malı, canı, namusu, şerefi, milleti, vatanı, bayrağı için; can dediğin ne ki demesin. Bizi buna ve bunu demeye kimse mecbur etmesin. Milletin dinine, imanına, inancına kimse dokunmasın. Yalandan teraneler çalmasın. Bu değerlerimizin korunmasında yapmayacağımız yoktur. Đyi bilinsin ki, Türkiye Devletini kuran Atatürk ve onun yolu için, Atatürk’ün Silah Arkadaşları, ana ve babaları, adsız kahramanları ve büyük Türkleri için, bugün ki Türk Milleti, ayağa kalkar, selam durur. Eserleri, hatıraları, ruhları önünde, saygıyla eğiliriz. Şu an ki sessiz kalışımıza kimse aldanmasın. Đnancımız, devlet yapar, ordu-emniyet yapar, anlayışımızdandır. Ya onlar yapar ve yapmalıdır. Ya da millet, “Can dediğin ne ki” noktasına gelecekse ve gelirse… Der ve millet yapar.

SON SÖZ;

Bir kez daha devletçe, milletçe af ola-hayrola.

207

BĐRLĐK TÜRKĐYEM GENÇLĐĞĐNE (1960 GENÇLĐĞĐ) (Unutulan Gençlik) 1960 gençliği, açlık ve sefaletin pençesinde kıvranmaktadır. Evlenecektir... baba olmuştur, eve ekmek getirecektir. Đş yoktur, para yoktur... O nedenle Đstanbul, Bursa, Zonguldak maden ocakları... Đş, aş bulmak için, yurt içi gurbete çıkmış, üç sene, beş sene gurbette kalmıştır. Sıkıntılıdır, sıkıntıdadır... Köyler sıkıntıda, kentler sıkıntıdadır. Üç köyde bir radyo, beş köyde bir gramofon vardır. Türkiye sıkıntıda, devlet sıkıntıda, hükümet sıkıntıdadır. Tam bu yıllarda, Alamanya işçileri doğmuş. Almanya Türkiye’den işçi istemiştir. 1960 gençliği, Đşçi Bulma Kurumu’ndan, Almanya işçiliğine yazılmada, koşar adım sıraya girmiş, 1960-1961, ilk kafile Türk işçisi, KARA TRENLERE binmiş, Avrupa kapılarına dayanmış, Almanya’ya varmış, kendisine verilen lağım, hendek işlerinde, maden ocaklarında çalışmaya başlamıştır. Gidip gelenleri gördük, anlatılanları dinledik... Đş iyidir, kötüdür, iş ağırdır, zordur. Ama onlar mutludur, çünkü ceplerinde para(mark) vardır. Dil yabancıdır, dil bilmezlik çoktur... Onlar, Ali’ler, Mehmet’ler onlar Ayşe’ler Fatma’lardır. Onlar 1960-1970 arası Avrupa’ya gidenler, ana-baba, vatan... özlemi çekenlerdir. Onlar, ecnebinin lağımlarda, çalıştırdıkları, maden ocaklarında pişirdiklerimizdir. Onlar, Türkiye’ye, arabayla, foterli beyaz gömlekle, zamanlarda uçakla, gelip gidenlerdir. Türkiye’de olanlar açtır, yada gözü aç olanlar çoktur. Onların alın teri paralarına, beyaz gömleğine, teybine, göz dikilmiş, göz konulmuştur. Onlar saftır. Eğitimsizdir. Okula gidememiştir. Çoğu da, okul kapısından geri dönenlerdir. Beride, yani Türkiye’de, çoğu kurnaz, sinsice akıllı, dolandırıcılar vardır. Fırsatı ganimet bilmişlerdir. Doğrudan, ya da dolaylı, şirketler, kooperatifler kurmuşlar, Türkiye’ye gelen gurbet Alamancıları kayıt edip, paralarını almışlar, yemişler, çarçur etmişler, sonunda da, şirketleri batırmışlar, kooperatifleri iflas ettirmişlerdir. Onlar soyguncudur, soyanlardır. Ta Almanya’ya kadar gitmişler... Camide dinci, meyhanede, sarhoş olan, duyguları sömüren, bölücüyle bölücü görünenlerdir. Avrupa’da çalışan Türk işçilerinin paralarını çarpan, kaçanlardır... Onlar kumabasanlardır, feneri yakandır, Yimipaslar iyi hascıdır, işi örendir. Beride Mehmet, yeni bir dünyadadır, kazandığı 208

parayı Türkiye’ye getiren, evler yapan, ailesine yardım eden, Türkiye’yi... güldürendi. Ali’ler öyledir, Ayşeler eşine, dostuna yardımlar eden, hediyeler getirendir. Türkiye; Avrupalıya bu yolda ve bu anlamda duacıdır, nimetkardır. Ancak bu yolda Ali’lerin çoğu şaşkındır, şaşırmıştır. Gerideki karısını unutmuştur... Bazı Ayşe’lerde sağa sola kaçmıştır, ocakları yıkmıştır. Ve onları, 1980 sonrası Türkiye bilmez, çocukları Türkiye’ye dönmez olmuştur. Onlar, kara trene binenler, gidip dönmeyenler, gelip gülmeyenlerdir... Onlar 1960’ların unutulan gençliğidir.

BĐR BAŞKA AÇIDAN 1960-70 GENÇLĐĞĐNĐN EKONOMĐK MĐRASI Onlar 1940’lar ve 50’lerde doğdular. 1960’ların, 70’lerin gençleri oldular. 1950’de, “Yeter söz milletindir” demokrasi hareketi, heyecanı ile doldular. 1950’den yetmişlere, Türkiye’deki çalışma seferberliği, imece usulleri, evim-yerim-olsun düşünce azmi ve hırslarıyla yoğruldular. Türkiye onlarla güldü, onlar Türkiye’yi güldürdüler. Gurbetlere çıktılar. Almanya’lara vardılar. Đş buldular, çalıştılar, para kazandılar. Yemediler, içmediler, ‘fantezilik’ bilmediler, Türkiye’den kopmadılar, izinlere geldiler. Ailelerine bağlılıklarından, herkese el tuttular, yardım ettiler. Evlerini yaptılar, yerlerini aldılar. Başlarında fötr şapkaları, beyaz gömlekleri, ellerinde radyoları, teyipleri vardı. Đçlerinde saf, art niyetsiz duyguları, iş başarmanın gururları, açlıktan kurtulmuş olmanın güven yansıtmaları, kendilerine güvenleri, bir o kadar da tertemiz duyguları vardı. 1960 ve sonrası yıllarda , Türkiye’yi sarmış, yer üstü, yer altı-resmigayri resmi faizcileri, kurnazları, dolandırıcıları, kumarbazları… ve bunlardan çoğu da Alamancıların yakınları… Alamancılara sinsice yaklaştılar. Ya doğrudan, ya da başkalarına aracılık yaparak, aldatmaca kooperatifler kurarak, siyaset, banka, müdür kariyerlerini kullanarak, alamancıların çoğunu faka bastırdılar. Onları ya doğrudan soydular, ya da başkalarına-çok adice ve merhametsizce soydurdular. Tüm bunlara rağmen o Alamancılardır ki, o kara trenlere binip, Avrupa’nın birçok ülkelerine gidip çalışanlar, Ana-baba, vatan hasretlerini çekerek, geride çocuklarını, karılarını bırakmış olmanın hasretiyle yanarak… Türkiye’nin rengini değiştirmişler, yüzünü güldürmüşlerdir. 209

1950-60’larda bir de, Köy Enstitü’lerinin yaratma gücü ile öğretmen okullarının yaptırma, öğretme gücünün, Türkiye genelinde, tüm Türkiye insanlarına yansıması, çok çalışkan olan vatanperver, öğretmenlerin… var güçleri ile Türkiye’yi kalkındırma hamleleri, tüm öğrencilere iyi ve çok çalışkan, özgür, bağımsız ve üretken olmayı…can siper hane öğreten, okullarını kendileri yapan, öğrencilerine, halka… yaptıran öğretmenleri, ıssız, yolsuz … köylere ulaşmak için 8-10 saat yaya yol giden, at-eşek sırtlarında o köylere varan öğretmenler… vardır. Elbette ki o öğretmenlere yardımcı olan ehil siyasetçiler, aydınlar, devlet erkanı, polis ve jandarma vatanperver aydınları, bilgi öğrenmeye susamış Türk insanı, yığın yığın Türkiye halkları da vardır. Đşte bu atmosferde, Türkiye’nin tüm okullarında harıl harıl ders çalışan, beceri, başarı gösteren, evinde, tarlada kazma-kürek de sallayan, üretkenlik yolunda ilerleyen, rekabet edip yarışan… binlerden milyonlara, bir öğrenci grubu da vardır ki, onlar çok başkadır. Onlar hak etme, hakkıyla çalışma, kazanma da, bireysellikten çok toplumsallaşma, toplumun tüm katmanlarında eşitlik, adalet isteme, bu istek ve düşüncelerini, devlet idaresinde ve siyaset alanında görme, Türkiye’nin dünya devletleri içinde ve ilişkili olduğu devlet işlerinde çok daha özgür olduğunu görmek, güçlü Türkiye, her yerde, her zaman tam bağımsız Türkiye istemek de, çok daha başkadır, başkacadırlar… Onlar 68 kuşağı, onlar 1970 gençliğidir. Azimleri, hırsları, gayretleri siyasal ve toplumsal istekleri çoktur. Onlar faizciye, aracıya, tefeciye, haksız kapitalist, ezici, boğucu, sömürücü… sisteme karşıdır. Aslında onlar, o yıllarda Türkiye’de uygulanan sistem ve düzenin yanlışlıklarına, kayırmacılığına, siyaseten particilik ayrımcılığına, halk yığınlarının tüm vergi ve emekleri ile toplanan vergilerin, yerli yerinde kullanılıp harcanmasına, kayırmacı ihalelerle, çirkin partici ve politikacıların, yok yerden zengin olmalarına, güçlünün güçsüzü ezmesine, dürüst ve şerefli olmayan zenginlerin… fakirleri sömürmesine, karakollarda… haksız olan ağaları haklı göstermelere, haklı olan garibanların, haksız çıkarılmalarına, işkence görmelerine karşıdır. 68 kuşağı-70 gençliğini anlamak, algılamak istemeyen, haksız kazançaracı-tefeci-vurguncu-kaçakçı… çalan çaldıranlar, siyaseti, politikayı kendi çıkarlarına kullananlar, darbecilikten, darbelerden çıkar sağlayan masa amirleri, bürokratlar, dalkavuklar, şakşakçılar ve bunların orduemniyet içindeki uzantıları, silah gücü, gövde gösterileri ile çoğu zaman birleşmişler, buluşmuşlar, 1960’tan 1998-2007’lere, acımasız darbeleriçoğu zaman Amerika, Avrupa, Rusya, Çin… dünya çıkar, haksız kazanç uzantılarından güç ve güçler de alarak yapmışlar, yaptırmışlar, 1970 gençliğini, kendi sinsi emellerini gerçekleştirmede sağcı-ülkücü, solcu, 210

devrimci, islamiyetin özüne ters, çıkarcı dinci, göstermelik laikçi… olarak ayırmışlar, bölmüşler onları, birbirleriyle vuruşturarak yok etmişler. Sonuçta, 2010’ların ülkesel-küresel para kazanma, zevk-sefa içinde yaşama dünyalarını kurmuşlardır. 2010-2011 Türkiye’sinde, dürüst ve şerefli zenginler hariç-68 kuşağı70 gençliğinin, yiğit ve mert gençlerinin, çoğunun yok edilmesiyle, zevksefa Türkiye’sini kuranların, bunlardan halen yanlışlıklardan dönmeyip, pişman olmayanların, manevi yüzleri lekelidir. Yedikleri içtikleri… kandır, irindir. Mirasçılarına bıraktıkları miras budur. Günümüzde, 1960’ların, özellikle alamancıların kandırılarak elinden alının paralarla zenginleşmiş en az yüz bini aşkın haramzadeler vardır ki, onlar lanetli olanlardır. Tüm bunlara rağmen, Türkiye’de iyiler çoktur, Allah, Türkiye’deki tüm iyilerden, iyi siyasetçi, işadamları, bürokrat, asker, emniyetçilerden razı olsun. Haramzade olan sade vatandaşından, en üst dilim, bölüm ve birimlerinde bulunanların üzerine Tanrının azap ve gazapları olsun. 2010 ve sonrası gençliği bilsin ve emin olsun ki; burada yazılanlar abartı ve afaki değildir. Bugünün ve geleceğin Türkiye gençliği, bunları bilin, bunlara takılmayın. 1970 gençliğinin tek yanlışı olan, birbirleriyle çatışma yanlışlarına da düşmeyin. Konuşun, tartışın, kardeşçe olun ve kardeşçe yaşayın. 70 gençliği gülmedi, gülemedi. Ömürlerinden yıllar alındı, çalındı… Çoluk çocuklarıyla oynayamadılar, karılarıyla dahi zevk-sefa içinde, korkusuz, stressiz olamadılar, yaşayamadılar. Bunları bilen bilir, bir de çeken bilir. Gençlikleri ellerinden alınmış-çalınmış olsa da, onların halen yaşayanlarından çoğu pişman değildir, ben de değilim. Bizim üzüldüğümüz tek şey, bilmeden birbirimizle vuruşmuş, vurulmuş, vurmuş olmamızdır. Vicdanen düşünüldüğünde, işin gerçeği budur. Buna sebep olanlar da, o günün siyasetçileri, devlet erkanı ve toplum önderlerinin duruma-yeterince, hakim olmayışıdır. Olan olmuştur. Uzun söz etsek de geriye ne gelecektir. Her şey geçmiş, geçmişin tarihi olmuştur, olacaktır. 68 kuşağı, 70 gençliği olarak, geleceğin Türkiye tarihinde 1960-70 gençliği gibi gençlik olsun. Türkiye haramzadelerden kurtulsun, kurtarılsın, ancak o gençlik, çok dikkatli, itinalı, birbirleriyle uyumlu… olsun, akıbeti ve akıbetleri bizim gibi olmasın…

211

SĐYASETEN 68 KUŞAĞI (YOK EDĐLEN GENÇLĐK) Fikirlerini ürettiler, konuştular, tartıştılar... Geceyi gündüze kattılar. Türkiye’yi, Türkleri, dünya Türklerini, özgürlüğü, özgür olmayı, esaretten kurtulmayı, kurtarılmayı konuştular... Türkiye’nin güçlü olmasını Türkiye insanının ve Türkiye halklarının rahat ekmek bulur, çalışır olmasını istediler. Adalet olsun, sömürü olmasın, aracı-tefeci-vurguncu-soyguncu-kayırmacılık... olmasın dediler. Ne Amerika ne Rusya... Türk’e göre Türk’e has diyerek yola çıktılar. Yolları kesildi, isyan ettiler. Onlar MĐLLĐYETÇĐLER-onlar ÜLKÜCÜLER dir. Onlar ölenler öldürülenlerdir. Onlar unutulmayacaklardır, onlar kahramanlardır. Onlar sömürü düzeninin ezdiği, Amerika-Rusya, Avrupa-Haçlı çıkarlarının ve çıkarcılarının kurbanlarıdır. Onlar zorda kaldılar, zorda bırakıldılar, aç kaldılar. Mafyanın eline düştüler, mafyalaştılar... Çaresizlik içinde sermayenin elinde kullanıldılar. Yoruldular, yorgunlaştılar... Ümitsizliğe kapıldılar ve yok oldular. Onlara faşist dediler, siyonizmin, yahudinin güçlü propagandası sonucu faşistlikle suçlandılar... Onlar güçlü Türkiye istiyorlardı. Güçlü Türkiye siyonist yayılmacılığının işine gelmezdi. Ama onlar asla faşistliği kabul etmediler, içlerinden “ben faşistim” diyen kesinlikle olmadı, olamazdı da. Çünkü onlar Türkiye için vardı. Türk’e göre Türkiye’ye has Türk’lerdi. ________________ Emekçiyiz, devrimciyiz, eşitlik istiyoruz diye yola çıktılar. Dünya halkları kardeşliği istediler. Halkçıyız, ezilenin yanındayız, sermayenin baskısına karşıyız dediler. “Kahrolsun Amerika, altıncı filo defol git” diye yürüdüler... “Amerikan emperyalizmine hayır” diye bağırdılar... Dünya kardeşliğini aradılar. Ancak Rusya emperyalizmini, Çin baskıcılarını göremediler. Kominist ideolojisine hayranlık duydular, Lenin-Mao resimlerini taşıdılar, yoldaş oldular. Birazda çalışmadan, yemeyi seçtiler. Onlar devrimci gençlikti, devrimcilerdi. Devrimciler, milliyetçi Çin ordusunun Japon’larla savaşırken, Mao’nun milliyetçi Çin ordusunu (kendi milletinin ordusunu arkadan) vurarak, 1949’da Çin iktidarını ele 212

geçirdiğini bilselerdi... Benim okuduklarım doğru ise, Lenin’in kızıl meydanda devrimi birlikte yaptığı, hürriyet isteriz diye bağıran işçilerin kendi yoldaşlarının üzerine kızıl meydanda makineli tüfek kurşunları yağdırarak Lenin diktatörlüğünün hakimiyetini kurduğunu bilselerdi, Stalin canisinin on milyonlarca insanları öldürdüğünü görebilselerdi sanırsam o resimleri taşımazlar, Rus Çin bayrağını Türkiye’de açmazlardı. Onlarında yolları kesildi isyan ettiler. Onlar gençti gençlikti, Türkiye gençleriydi, akılları fikirleri çoktu, onlar beyindi... Onlar sömürücü, talancı, vurguncu, haksız kazanç içinde olan sermayenin işine gelmedi, gelmezdi... Onların tek yanlışı kahrolsun Amerika derken, Rusya Çin emperyalizminin de Amerika ile aynı olduğunu görememeleriydi. Belki de göstermeyenler vardı ve de çoktu. Faizci, aracı, vurguncu, tefeci, soyguncu olanlar kaçakçılar... Haksız kazanç sağlayamayacaklarını, bankaları batıramayacaklarını anlamış olacaklar ki... FIRSATI DEĞERLENDĐRDĐLER... Ülkücüleridevrimcileri ayırdılar birbirlerine düşürdüler, çarpıştırdılar. Bankaları da talanladılar. Emekçiler Ecevit’ten, Ülkücüler Türkeş’ten öğreti aldılar, yol sordular, yol buldular... Tüm uğraşlarına rağmen Türk milletini, Türk halkını tam olarak yanlarına alamadılar. Đçte ve dışta çıkarcılar ve dünya çıkarcıları buna fırsat vermedi. Bu nedenle DEVRĐMCĐ-SOLCU gençlikte, MĐLLĐYETÇĐ-ÜLKÜCÜ gençlikte, devlete isyan eder duruma düştüler düşürüldüler. Daha çok sol gençlik olmak üzere, askerle polisle çatıştılar. En büyük yanlışları da bu oldu. Sonuçta 1980 12 Eylül darbesi geldi. Ülkücülere de devrimcilere de ağır kıyım oldu, kıyımlar oldu. Ve o gençlik, göz göre göre yok edildi, yok oldu. Hepsine yazık oldu...

68 kuşağından, 2010 gençliğine 1968 hareketleri ve 1970 saf Türk ve temiz halk gençliğinin, ülkücü ve devrimci olarak, birbirine düşürülmesinden istifade edenler, kendilerini bukalemunca saklayanlar, 2000’lerin bölücüleri, bir kısım çıkarcı ve ne idüğü belirsiz satılmışlık çizgisinde olanlarda, bir kısım sivil toplum kuruluşlarını kurarak veya kurdurarak... Avrupa’nın, ne amaçla verdiği belli olmayan paraları alıcı çıktılar. 2010’lara doğru, sözüm ona – projeleri hazırlayarak, bu paraları almakta yarışır oldular...

213

Bu projeleri hazırlayanlardan bir kısmı, Türkiye’de Ermenileşenler, ilk etapta, onca zalimliği yapan Ermenilerin, yaptıklarını geri plana çekerek, haksız olan Türklermiş gibi... Türkler adına, ermeniden özür dilediler... Binlerce dolar-üro almış olacaklar ki, sivrildiler... Para gücü ve şöhret kazanmışlarcasına Ekranlara çıktılar... Onların öncüleridir ki, Kıbrıs Kahramanı Rauf Denktaş’a hücum ettiler, ettirildiler. Satılmış salyalarını akıtarak, Đftiralar atarak Denktaş’ı güya yıprattılar ve etkisizleştirdiler... Dünya Türkleri birliğini, el altından kırdılar, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine gölge düşürerek, kendilerini açığa vurdular... Uzantıları Azerbaycan’da, Türk Bayrağı’nın kanına, Türkiye’de Azerbaycan Bayrağı’nın canına... okudular... 1968 kuşağının önünü kesenlerin, çıkarcı ve haksız kazanç uzantılarıdır ki... Onca yıldır P. K. K. terörünü bitirmediler, üstüne darbe hareketleri, türban keşmekeşliği... koyarak, zehir-silah kaçakçılığı, soyma ve vurgunculukları kamuflaj ettiler... Üzümü yediler, kılıfı uydurdular... Hazırladıkları Avrupai proje ve planlarda, halka da kömür, ölmeyesilik para, sürünecek kadar sosyal güvence verdiler... Kazandılar, çok çok kazandılar. O paralarla, 50 bin dolara ayakkabı, 150 bin üroya kilot giydiler, 350 dolara da, kadın göbeğinde balık yediler... 1968 gençliği... Ülkücü de olsa, devrimci de olsa... istediklerinin başında ekonomik özgürlük vardı... Halkın ezilmemesi, Türkiye’nin iç ve dış politikasında, tam bağımsız olması vardı... 1670 gençliğinin yanlışlarını veya dünyada haksız kapital sermayenin, 1968 kuşağını, yanlışlıklara nasıl düşürdüklerini iyi bilir ve anlarsak... 68 kuşağının istedikleri, yukarıda yazılanlar ve o anlamda olup da, yazılmayanlar idi... Onlar öldüler, öldürüldüler, ötekiler yola devam ettiler... 1960-2010 aynı tas, aynı hamam... Đşte Anadolu- işte Trakya, gez dolaş... üç ay-beş ay incele, gör... sefalet Türkiye’sini... Bak zevk-sefa Türkiye’sine... 2010 sonrası, sen ve siz gençleri... Ekonomik özgürlüğe koşun... Dürüst ve şerefli işverenler... Ekonomik özgürlüğe giden yolu açın. Kendi çocuklarınızdan birini veya bir yakınınızı... bu harekete verin... Kendine ve ailesine faydalı olan, dürüst zenginlerin yiğit çocukları, EKONOMĐK ÖZGÜRLÜK hareketine katılın. Öne geçin... Önder olun... Tüm Türkiye ve Türk halklarının gençleri olarak, toplanın toplayın, yürüyün... Tek yapacağınız ve dikkat edeceğiniz iş... kanunları bilmek... kanunlara uymak, vurup kırmamaktır... 214

Bu yola girdiğiniz de ve halkın değerlerine saygı göstermesini de bildiğiniz de... GÖRECEKSĐNĐZ KĐ, halk yanınızda olacak, zengin, fakir size destek verecektir. Ordu sizi izleyecek, polis sizi gözleyecek ama, size vurmayacak, sizi kırmayacaktır... 2000 ve 2010 geçliğinin önünü açın. Çocukları ve gençleri, kafeterya gençliğinden, telefon ve bilgisayar oyun tuzaklarından çekin, kurtarın... 1960’da yollara düşen gençleri... 19681970’de yolları arayan gençleri hatırlayın... Onların doğrularını alarak ve yeni doğrular bularak... Türkiye’nin iyiliğine, çocuklara, gençlere verin. 2010 ve sonrası Türk ve Türkiye halkları gençleri... Şahsınız ve aileniz için üretken olun... Üretkenliğinizi Türkiye’ye yayın. Birleşin, birlik olun... Güçlü Türkiye’yi, ileri Türkiye’yi... BĐRLĐK TÜRKĐYEM’Đ kurun. NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM, BĐNLERCE YILLARA BĐRLĐK TÜRKĐYEM

GENÇLER, SĐYASETE HAZIRLANIN Geçmişi bilin, geçmişe takılmayın. Geçmişten hızla çıkın, bugüne gelin, bugünü dolu dolu yaşayın yarınlara koşun. Tüm üniversite ve yüksek okul öğrencileri, öncelikle, branşınızdaki derslerde başarılı olun, olma uğraşında bulunun. Sonra BĐRLĐK TÜRKĐYEM'i oluşturun. Birlik Türkiyem ile irtibatlanın. Siyaseten bilgi, düşünce ve becerilerinizi geliştirin. Kız öğrenciler, gençler ve genç kızlar. Lütfen, siz daha çok, bu oluşuma katılın, görev alın, etkin olun. Sayınız, erkeklere göre yüzde kırk, elli, altmış olsun. Çok aydın, bilgi donanımlı ve hitabet gücünüz üstün olarak BĐRLĐK TÜRKĐYEM'i iktidara taşıyın. Bu olguyu, hızla uygulayın ve iktidar olun. Hizmeti yapın, konuşun. Đşinizle konuşun. Đşiniz konuşsun. Çene siyasetçisi olmayın. Az ve öz sözünüz, çok işiniz, yaptıklarınız ve başarılarınız olsun. Bilin ki, Millet sizi, o şekilde sever ve över. Siz de, haklı olarak övünürsünüz. Asla skılgan olmayın, atılgan olun. Stresli hiç olmayın, eğlenceli ve neşeli olun, oynayın, oynatın, gülün ve güldürün. BĐRLĐK TÜRKĐYEM için, ciddi olun, sıkı durun. Hızlı olun ve yola koyulun…

215

Bu yol zordur, savaştan da zordur, bunu bilin. Asla yılmayın, geri çekilmeyin. Bazen adım adım, bazen koşar adımlarla Birlik Türkiyem'e koşun. Đlerleyin. Yol belli. Yol, Atatürk ve Atatürkçülük yolu. Yol, Atatürkler yolu. Bu yol, her yerde, her zaman, tam bağımsız Türkiye’ye gider. Bu yolda, dağları taşları aşıcı, engelleri parçalayıcı, cam gözlü, yeşil-mavi gözlü KURT, yol bulucu, koşucu, yurt kurucu, ekmek bulucu BOZKURT olun. Atatürk’e benzeyin. Atatürk gibi, Ata Türk’ler gibi olun. Ter döken emekçi, birlik içinde olan yoldaş, ulusal dava, sosyalce arkadaş Đleri derecede vatanperver devrimciler olun... Mert, cesur, atılgan... Damarında bu, damarında TÜRKKAN. DAMARINDA TÜRKĐYE, TÜRKĐYE VATANDAŞ, TÜRKĐYE YURTTAŞ. ONLAR ATATÜRK, BUNLAR ATATÜRK’LER. HAYDĐ TÜRKĐYE, ĐLERĐ TÜRKĐYE, AYAĞA KALK, PLANLAMA YAP, ÇALIŞMAYA GĐR. BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ KUR, ÇOK ÇALIŞANLŞARDAN OL.

ETKĐN SĐYASETÇĐ OL Türkiye’de kanun kötülüğü yoktur. Kanunları kötüleştirmek, uygulama yanlışlığı yada çıkar ve kayırmacılığa açıkmış gibi kanunu zorlama yorumlama ille de lastik gibi uzatma gayretleri vardır. O nedenle hakimler sanki çatışmaktadırlar. Üçe beş, beşe on kararlar alınır açıklanır. Suç bellidir. Simit çalınmış pasta yenilmiştir. Ceza birebir olması gerekirken, sırf adları ayrı olduğundan kimi hakime göre simidi yiyen idamdır ötekine göre berattır yada pastacı idamdır simitçi aftır. Kanun dediğin nettir. Açığı gediği yoktur. Yorum, maddenin direk emridir. Hakimin vicdanına ne gerek ne de yer vardır. Hüküm tıranktır. Kanun ve uygulama bu ise kabuldür. Değilse Birlik Türkiyemde bakılır öyle yapılır öyle uygulanır. Đş iştir. Yapılır, görülür. Đş konuşur çeneye gerek olmaz. Đş zamanında yapılır. Zamana göre yetki tam olması gerekenler tamdır. Mazereti olmaz. Karşımda olanlar, Birlik Türkiyemciler; gençtir canlıdır enerjiktir. Akıldır akıllıdır liderdir. Kararlıdır araştırandır. Đyilere göre hizmet verici kötüleri bilici yok edicidir. Đnsanlık içindedir. Zihinsel bedensel araz ve arızalıları bilen ayıran ve koruyandır. Onlar birliktir. Düşünce farklıdır amaç aynıdır. Birisi zengin, birisi güçlü Türkiye ister. Onlar TÜRK GĐBĐ OLMAKTA YARIŞIR. Türkiye vatandaşı-halkları demekte buluşur birleşir kucaklaşır. 216

Onlar geçit vermezler, aralarına ayrımcı sızdırmazlar. Hepsi vatanperverdir. Ülkücüdür, sosyaldir, inanandır. Đlerici, devrimcidir. Hepsi kardeştir. Birlik Türkiyemin kurulmasında yoldur-yoldaştır. Onlar arkadaştır. Onlar öğrenci, işçi, memur, işverendir. Akademici, iç güvenlikçi harbiyeci, düşmanı yok edicidir. Vurmak, kırmak, dökmek yoktur. Ölçü kanundur. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kanunlarıdır. Onlar zanlı değildir, suçlu hiç değildir. Onlar da, askere polise güven, saygı vardır. Suç ve suçlu çoktur. Bazen her yerde, okullarda üniversitelerde işyerlerinde olmakta görülmektedir. Suçlu korkmakta olsun onlar gülmekte görevliye sevgi iledir. Ancak onlar Aziz Nesince değildir. Gelene geç değildir. Onlar gururlu dik başlıdır. EĞRĐYE EĞRĐ DOĞRUYA DOĞRU demekte medenicedir. Yüreklidir haksızlığa eğilmezdir. Onlar ilimci, icatçı, buluşçudur. Sanatkardır, şarkıcıdır türkücüdür. Onlar hitabetçi düzgün ve etkin konuşmacı vurgulayıcıdır. Okuduklarını izleyip dinlediklerini akıllarıyla buluşturan siyaseten konuşan konuşturandır. Bütün burada yazılanları kendilerince anlayan yorumlayan akıllarıyla buluşturup uygulamaya koyanlardır. Bu manada köyünde kentinde bölgesinde okulunda buluşan tanışan kucaklaşandır. Birlik Türkiyemin kurulmasında acele eden koşan yürüyendir. Bu amaçla önce ilinde bölgesinde topluluğu kuran sonrada Samsunda olandır. Samsundan Ankara’ya gidendir gidenlerdir. Onlar Türk gençliğidir. Türkiye insanıdır. Onlar yenidir, temizdir, kendilerini yetiştirmişlerdir. Đnsanlık içindedir. Adam gibi adamlardır. Onlar yeni siyasetçilerdir Birlik Türkiyemcilerdir. ONLAR ATATÜRKÜN, ATATÜRKLERĐN (BÜYÜK TÜRKLERĐN) ÇOK GÜVENDĐĞĐ GENÇLERDĐR.

217

SĐYASETE HAZIRLANMANIN ÖTEKĐ BOYUTLARI Bizim kahramanımız Atatürk’tür. Đnceleyin, araştırın, bilin ve izinden gidin. Sonra da yakından uzağa, uzaktan yakına Türk tarihine girin. Kahramanlarınızı Türk tarihinden seçin. Bunlara, islamiyetin güzelliğini de ekleyin. Türklerin islama hizmetini anlayın anlatın. Geçmişin atayolunu aklınızca yazın, geleceğin atayolunu çizin. Đyi miras bırakın, tarih olun tarihinize kahramanlar olun. ATAYOLU GAZETESĐNĐ, ATAYOLU DERGĐLERĐNĐ ÇIKARIN Okuyun, okutun, dağıtın. ATAYOLU TELEVĐZYONU’NU kurun. Ekrandan “Türkiyem” fikirlerini alabildiğine yayın, yaygınlaştırın Tüm ters fikirleri bilin, yayınlarını zamanla okuyun, iyilerini alın, kötülerini görün, kendi iyilerinizle onları çürütün, karşı tedbirlerinizi alın. Onlar, 99 iyi gösterirler ve amaçları olan gerideki 1’i enjekte ederler. Bunun için size manadan çok madde dahi verirler. Sakın ola ki oyuna gelmeyin, düşmanın oltasını yutmayın. 2000’lerde çokça sivil örgütler kuruldu. Bunların çoğu insana ve insanlığa faydalıdır, dileriz ki öyledir. Ancak bazıları kuşkuludur, şüphelidir. Avrupalıdan paralar gelendir. O paralar neden verilir, Avrupalıya, yada her nereden geliyorsa oraya nasıl dönecektir, karşılığında ne istenir, ne verilecektir. Bunları bilin, duyun, takip edin. Đnsan mantığı doğrultusunda kimse kimseye karşılıksız bir şey vermez. O halde önce alınmalı, sonra verilmelidir. Alınan verilenden çok en azından eşit olmalıdır. Günümüzde, bu tür alma-vermeler sanki devlet adına oluyor siyaseten destekleniyormuş gibi elbette ki devlet ileriyi bilendir görendir. Ama, Haçlının hal ve hareketleri tarihtedir, bunlar çok eskidir, eskiden yakına da yenidir. O halde bende, bir şüphe vardır. Acep nedendir? Geçmişten günümüze, geleceğe, düşman oyununa gelen, oltasını yutan, ya da menfaatine yapan haindir, kahpedir. Burası Türkiye’dir, bu tür olanlardan Türkiye’de acı, Türk’lerde acı çoktur. Gidiş iyidir, kabuldür, kötüdür-fazla taviz, tahammül yoktur. Türkiye Türklerindir, unutulmamalıdır. Tarihe bakıldığında, kapılar iyi tutulmalı, geç kalınmamalıdır. Bu kitabı iyi okuduğunda, anladığında, kolları sıvadığında her şey tamamdır. Đslamiyetin güzelliğine, Hz. Muhammet’e, halifelere sevgi saygı vardır ancak Türk ve Türkiye erenlerinin islamiyete hizmetlerini öne çıkarmak, bazı hazretler kadar erenler adını da duyurmak belletmek vardır. Barbaroslarda Atatürk’e 218

Seyid onbaşılarda Ayşe’lere Ali’lere bizim yaşamamızda etken olanlara Allah katında hayırlar dilemek vardır. Bunlara günlük ibadetlerinizi eklediğinizde safsatalığa muskacılığa din adına kandırmacılığa darbeleri vurmak vardır. Đbadeti saklamak, saklı ibadetlerde hayırlar vardır. Ötesini de imamlara, vaazlara bırakmaktır. Birlik Türkiyem’i işini iyi bilenler kuracaktır. Onlar Türk’tür Kürt’tür Gürcü’dür Laz’dır Çerkez’dir Arap’tır Abaza’dır. Onlar Türkiye için tektir. Onların ve Türkiye’de olanların hepsi birdir, hepsi birden Türk gençliğidir, Türkiye gençliğidir. Onlar Türkçe kardeş Türkçe yoldaş islamca arkadaştır. Başta Türk’tür Türklerdir, ülkücüdür, ilimcidir hakçadır; devrimcidir yenilikçidir. Onlar insanlık adına insan, adam gibi adamdır. Đnançlıdır, müslümandır, girişimcidir, müteşebbistir, dürüst sermayedir, yatırımcıdır. Onlar, resmiyette Türkçeyi konuşandır yazandır.Onlar vatanperverdir. Onlar Orta Asya’dır, Atam Korkut’tur. Metehan’dır, Altay’lardır, Altaylar Himalaya’lardır, Ergenekon’dur, Bozkurt’tur. Zorlukları aşan işi başaran dinlenen, eğlenen, çalan, söyleyendir. Mevlana’dır, Yunus Emre’dir Bektaşi’dir, Abdal’dır, Aşık Veysel’dir, onlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çok çalışanları, yarınların kahramanları, Mustafa Kemal Atatürk’ün, büyük Türk’lerin gençleridir. Gençler, Birlik Türkiyem anlayışını partileştirin, bu anlamda bir parti kurun, adını da “BĐRLĐK TÜRKĐYEM PARTĐSĐ” koyun.

ONLAR YENĐ SĐYASETÇĐLERDĐR, BĐRLĐK TÜRKĐYEM’CĐLERDĐR.

219

ÖRGÜTLENĐN, ÖRGÜTLEYĐN, HAREKET EDĐN… HAREKETE GEÇĐN Geniş ufkunuz, çok bilginiz olsun. Her bilgi dalında ve ilim yolunda ayrı ekibiniz, ayrı ayrı yerlerde… Türkiye’nin dört bir yanında … ekipleriniz olsun. Türk soy ve boylarında, Türkiye halkları ve önderlerinde… Tüm dünya milletlerinde… Đnsan ve insanlığa hizmet edenlerin yol ve yöntemleri bilinsin, bellensin, toplansın ve tasnif edilsin… -2000- yıllarında ve gelecek tüm zamanlarda, Türkiye’de gözünüz, dünyada kulağınız olsun… Akıl melekeleriniz sevgi bağlarıyla örülsün. Hedefiniz, Türkiye cennetini kurmak, dünyaya barış yaymak olsun… Tedbiriniz çok, gücünüz çok çok olsun. Gücünüz derli toplu, dinamik, kendini yenileyen, her dem yenileşen; güven verici ve koruyucu olsun. Olmuş ve olacak olan cehennemi kötülüklere karşı gücünüz, caydırıcı, yok edici olsun… Hazineniz, ZAMAN olsun. Konuşan işiniz, başarınızla, övünmeleriniz; eğlenen söyleyen diliniz, şen-şakrak gönlünüz, sağlıklı akıl ve beden yapınız, türküleriniz, şarkılarınız çok, kadın-erkek, oğul-kız… Đşini zamanında yapmış ve başarmış herkes… alanlara dolsun… Yardımlaşma, hal-hatır sorma, gönül almalarınızla… Düğünler sizin, bayramlar sizin olsun… Onlar akıllıydı… Onların gönlünde sevgi, içlerinde barış vardı. Onlar kararlıydı. Herkes barış-sevgi bağlarıyla donatılmalı; bir tatlı huzur içinde yaşamalıydı… O nedenle onlar çağırdılar, davet ettiler… NE OLURSAN OL, GEL… dediler. Onların bu çağrısında, “Günahlarınızla bize gelin, günahlarınızla biz de kalın, günah işlemeye bizimle kalarak devam edin… ” yoktu. Onların çağrıları açıktı. “Biz sizi iyiliğe, güzelliğe, günahtan, suçlardan arınmaya çağırıyoruz. Birlik ve beraberliğe, Allah yolunda olmaya davet ediyoruz. Siz yanlış yoldan döndüğünüz de, tövbe edip, Allah yoluna girdiğinizde, Allah sizi affeder inancındayız… Gelin iyi yolda birlik, dirlik olalım… insana ve insanlığa hizmet edelim… Vatanımızı koruyalım, geliştirelim… Anlamında çağrılardı… Onlar, peygamberler, erenler, Hz. Ömer’ler, konfüçyüsler, Dede Korkut’lar…Onlar, Mevlanalar, Hacı Bektaşlar, Yunus Emreler… Pir Sultanlar, Aşık Veysellerdi… Onlar, Atatürk ve Atatürkler, Nene Hatunlar, Kara Fatmalar… Onlar, Adsız kahramanlardı… Çağrılarında sınır vardı. O sınır sevgi, saygı, çalışmak, iş-aş vardı. Çağrılarında vatan, millet, ilim, irfan, özgür davranış, demokrasi, hürriyet, gönül kırmamak, kötü sözden uzak durmak, helal kazanmak, soymamak, çalmamak, çaldırmamak, yalan konuşmamak, iftira etmemek… vardı. 220

Siz, 2000’lerin tüm Türk ve Türkiye halkları, gençleri… Yukarıda yazıldığı anlamda, örgütlenin… Bunları geliştirerek, günlük hayatta bireysel ve toplumsal olarak uygulayın… Günümüz Türkiye’sinde, seçme ve seçilmelerde, parti mitinglerinde ve televizyonlarda, ekran konuşmalarında… bunlar yok gibi… Çağrılar, bizden ol, bana rey ver… yeter gibi… Parti liderleri ve etrafları sınırsız güç, dokunulmaz güç görünümlerin de … Koltuklarda olanlar ve koltuk sevdalısı olanlar, bir başka ahkam kesiciler mi ne… Ve ey yukarıdakiler, ortada olanlar ve dahi en alttakiler… Bir kopukluk, vurdumduymazlık, aldırmazlıktalar… sanki. Arada kalanlar ezilir, ezdirilir, bir köşede can verir… kime ne… Zaman 2010’a ramak kalmış, ekranları yaldızlı dünyalar, kaymak yiyiciler sarmış, diz üstü reklamcılığı, tavan yapmış… Haberlerde ölümler, öldürmeler. Haberlerde siyasi kavgalar, siyaseten atılan palavralar… Bir karamsarlık tablosu ise bu ve bunlar gibiler… Sanmayın, sanılmasın ki, yoktur iyiler… Đyiler ve iyilikler de çoktur... Ancak onlarda, kendi dünyalarındadır ki… pek de reklamları yoktur… 80-90 seneliktir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti… Daha tazedir, ancak yine de büyüktür, güçlüdür… Çünkü çok kısa olan bir devlet hayatında, bu zaman; çok iyi şeyler yapan, çalışan, çalışanlar ve Türkiye’yi bugünkü haline getirenler de çoktur… Demek ki her şey, sıra iledir. Şimdi size düşen, Türkiye’nin iyilerini almak, kötülerini çizmektir. Birlik Türkiyem’i düşünmek, Birlik Türkiyemi kurmaya yönelmektir.

ÖRGÜTLEYĐN Yukarıda yazılanlara, kendi fikir ve akıl melekeleriniz de yararlı olanları ekleyin. Aklınızı kararlı hale getirin. Yakın alanlarınızdan, Türkiye’nin tüm ücra köşelerine dağılın. Oraları toplayın, toparlanın… Yapılması gerekenlerde karar alın, karar kılın. Şanslısınız. Bunu bilin ve görün. 2000’ler ve 2010’larda Türkiye size, Birlik Türkiyemi kurma fırsatı verecek güçtedir. Olumsuzlukları bir kenara çıkın, olumluluklara bakın… Böyle baktığınız da, Türkiye’yi çok güçlü görecek, olmayanları, yapılması gerekenleri, daha iyi bilecek ve anlayacaksınız… Daha önemli olan ise, Türkiye’yi çok ileri götürmede, kendinizde güç görecek, güç bulacaksınız… O güçle ve çok çalışmalarınızla, BĐRLĐK TÜRKĐYEM’Đ kuracaksınız…Bu düşüncelerde hemfikir olun… Yapılması gerekenlerde buluşun ve birleşin… Bunları kendiniz iyi anlayın… Tekrar edersek, kötüler, kötülükler ve noksanlıklar bir yana, Türkiye’yi 2000 ve 2010’lara, 221

bu denli getirenlere saygı duymaktan, teşekkür etmekten geri durmayın. Ahde vefalı olmakta kusur işlemeyin… Sonuç olarak, tüm bu işlerin yapılmasında, onca zorlukları aşmak, zamanı iyi değerlendirmek vardır. Birlik Türkiyemin kurulmasında zaman 10 ile 20 sene, 30 ile 50 sene sürecektir… O halde planlı olun. Planlarınız bir devlet süresinin sonsuzluğuna, birkaç neslin uğraşlarına, gelecek nesil ve nesillerin mutluluğuna olacaktır… Ve sizi tarih böyle anacak, altın harflerle yazacaktır.

HAREKET EDĐN… Allah’ın yaradılış ve doğanın yaşam, kural ve biçimlerinde canlılar farklı, insanlar farklı farklıdır. Akıllar farklı, yetenekler ayrıdır. Üstün ve çok aklınızı, kurnazlık ve başarınızı, kişi ve toplum yararına almada, hak ettiğinize kavuşmada, yarışın. Bölüşmede, paylaşmada buluşmak üzere LĐDER VE LĐDERLERĐNĐZĐ seçin. Görevlerinizi ve işinizi bilin… Zamanı planlayın. Đşinizi zamana göre, zamanı işinize göre planlayın…Bireysel planlarınızı ve işinizi tam yapıcı, lider ve topluluğa tam uyucu olun. Disiplini elden bırakmayın… Yürüyün. Yada yürümeye hazır olun… Kimseyi kullanmayın, kendinizi kullandırtmayın. Bilerek hareket edin. Amaç BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ kurmaksa, bundan geri durmayın, asla geride kalmayın…

HAREKETE GEÇĐN Büyük Türk Milleti, Türkiye’nin yüce halkları Türk Milletinin ve Türkiye haklarının delikanlı gençleri… Genç Türkler… BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER… Bu kitabın ön sözünü, yol makalesini ve yol haritası yazısını… yeniden okuyun, anlayın, özümseyin… Orada yazılanlarla, unutulup yazılmayanları; kendi aklınızla buluşturun, tamamlayın… Kendinizi BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN kurulmasına verin, hazırlayın ve bu yola girin… Önünüze engeller ve engellemeler çıkacak; çok çıkacak. Onun için önce reklamınızı yapın, iyi yapın. Çalan, çaldıran olmadığınızı, üzerinizde kul hakkı olmadığını, kalp yıkmadığınızı, gönül kırmadığınızı... ilan edin, duyurun, kavratın, kabullendirin… Tüm bunlara rağmen, haksız kazananlar, haram yiyenler; yetim, fakir, haklarını yiyenler, aklı az olan, engelli, kimsesiz ve hatta dilsiz… olanları düşünmeyenler, çıkarlarının engelleneceğini… görenler… Size fiilen karşı 222

çıkacaklar… Yanlarına yandaş alacaklar… Para güçlerini ve sinsice saklanmış, kirli şan ve şöhretlerini… polis, asker ve hatta hukuk alan ve üzerinde kullanmaya kalkacaklar… Siyasetçi bulacaklar, arkalarını, bakanlara bile dayadıklarını yansıtarak… sizi durdurmaya, yolunuzdan çevirmeye, yolunuzu saptırmaya… girecekler… Sizi parçalamayı deneyecekler. Đçinizden satılmışlar arayacaklar… Çok çok para, çıkar gösterecekler, paylar, payeler sunacaklar… Đnsafsızca ve merhametsizce yalanlar söyleyecek, size iftiralar atacaklar… Tüm bu işler ve uğraşlar olurken; geniş halk kesimleri, dürüst olanlar, şerefli zenginler… siz ve onları uzaktan izleyecek… Belki de ve çoğu da “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” diyecek… Burası da size veya çoğunuza acı gelecek ve acı verecek… Ancak, her ne hal olursa olsun ve her ne pahasına olursa olsun, haklı olacak sizsiniz, haklı çıkacak sizsiniz… Çünkü siz, Türkiye’de ac insan olmasın, tok insan, zengin insan… çok olsun diyenlersiniz… Zenginin malına göz dikmeyen, çalışmadan yemek istemeyenlersiniz. Ekmeğinizi kazanacak kadar iş isteyenler, işini yaparak, ekmeği hak edenler olacaksınız… Bu yolda mücadele ederek ilerlerken, sizin gücünüz çoğalacak. Gün geçtikçe halk sizin yanınızda olacak, çoğalacak, sizi insanlar destekleyecek, alkışlayacaktır. Çünkü siz, bu yolda, BĐRLĐK TÜRKĐYEM, yolunda ilerlerken, asla vurmayacak, kırmayacaksınız, kanunlara saygılı, halkın değerlerine değer katıcı olacaksınız. Bu yolda ve bu mücadelede sizin alnınız açık, başınız dik olacak, yüzünüz kızarmayacaktır. Siz, BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER olarak, kutsal davanızda, toplantılarınızı, konuşmalarınızı, herkesin bilgisi dahilinde, evlerde, salonlarda, açık alanlarda, meydanlarda, korkusuzca yapacaksınız. Đnatla, ısrarla ve göğsünüzü gere gere yapacaksınız. Sizi burada uyarmam gerekirse… aranıza ikilik sokacakları, kendilerince ajan salacakları… asla unutmayın. Đçinde bulunduğunuz şu iletişim çağının nimetlerinden, kesinlikle faydalanın… Kapalı, yada açık yerlerde, her şeyin, hareketin, olayların filmini, resmini çekin ve belgeleyin… Kanunlara inanın, kanun koruyucularına, hukukçulara, polis ve askere… özellikle valilere, devletin valisine güvenin… Size yol gösteriyorum ve bu yolda gidin diyorum. Sokaklarda hak arama yürüyüşleri yaparken, meydanlarda konuşurken ve konuşulanları dinlerken… ekibiniz ve ekipleriniz güçlü olsun. Yollarda, yolun iki kenarında, bir elle, kol tutuşun, kollarınızı zincirler gibi kırılmaz yapın. Konvoylarınızın önünü ve arkasını sağlama alın, iyi koruyun… Bu uygulama biçimi ile ajanlara, ajan provokatörlere fırsat vermeyecek olduğunuzu bilin. Ayrıca her ne suretle olursa olsun, vurma, kırma yapanlar, polise… karşı çıkanlar, kanun dışı pankart açanlar olursa, onlara 223

asla destek vermeyin, sahip çıkmayın… Çünkü siz aklınızla hazırlandınız, yıllarca akıl ve kararlılık öğrendiniz ve bu yola girdiniz… BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER olarak, siz ve sizler… Asla izinsiz yola çıkmayın, meydanlara inmeyin… Kanuni yetkililere ve valinize dilekçe verin, izin alın. Kanunun dur dediği yerde durun. Söyleyeceklerinizi, konuşmalarınızı orada yapın, ilan edin. Oradan sesinizi tüm Türkiye’ye, dünyaya duyurun. Bu yolla devamlı hareket yapın… yardım isteyin… Şundan emin olun ki, haklı olan davanızda ve davanızın haklılığının anlaşılması ile, polis size sıcak yaklaşacak, güvenecek, vali inanacak, anlayış gösterecektir. Zaman içinde dürüst ve şerefli zenginlerin desteği, sağduyulu halkın gücü, sizin yanınızda olacaktır. Ben sizden eminim. Siz kendinizden emin olun. Ve biz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, Türk milleti ve Türkiye halkından emin olalım. Günümüz Türkiye’sinde ve Türkiye’de olan partiler mücadelesinde deniliyor ki… Ne olursan ol gel, yeter ki gel, ille de gel. Kalabalık olalım, iktidar olalım… Tavana sınır, tabana sınır koymuyorlar. Çürük armutları, iyi elmaların çuvalına yamukları atıyorlar… Tavanda, Türkiye sevgisi, Türkiye Birliği, taban gönül kırmamak, hak, haram yememek, çalmamak, çaldırmamak… diye sınır çekmiyorlar… Sonuçta Türkiye karışıyor, karıştırılıyor. Halk eziliyor, yağmacı, talancı, kıvırtıyor, göbek atıyor... Bir de darbeler, darbeciler olunca… Türkiye bir iniyor, bir çıkıyor… Tam burada BĐRLĐK TÜRKĐYEM aranır oluyor…

MERHAMETSĐZCE Geriye doğru uzantılarını, tarihin derinliklerine bırakır, Đsa’nın doğumundan bu tarafa; orta ve yakın tarihten, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin duruşuna gelirsek… Çarmığa gerilip, çivilenen elleri, Firavun piramitlerine taş taşıyan insan iniltilerini, Arap çöllerinde toprağa gömülen kız ve kadınları, Roma’yı yakan Neron’ları, Hasan ile Hüseyin’i katleden cellatları, Fransa’da insan doğrayan giyotinleri, Çin Seddi’nin yapılışındaki bağırtıları, nam ve şan olsun diye can alan Attila’ları, nice canları aslanlara, kaplanlara… parçalatan Hintli mihraceleri... görür, kurulan nice entrika ve tuzakları anlarız… Turuva atları aldatmacalarından, savaş meydanında –öldü- numarası yapılarak, Alparslan’nın hançerlenmesine, Anadolu’yu yakıp-yıkan haçlı seferlerine… bakar… Fatih Sultan Mehmet’in kardeş katlettiğine, Osmanlı-Türk Devletinin saray entrikalarına, padişahların onca cariye sefalarında, “Yalnız Benim” diyerek, nice Türk, yada devşirme 224

gençlerinin” HADIM”, edilişlerine, Genç Osmanların, Yedikule Zindanlarında boğuluşlarına, Bölü Girayların sırf hasetlik, çekememezlik içinde, görevlerini yapmayarak, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kafasının kesilmesine çanak tutanları, menfaatleri uğruna, zayıf olanları padişah yapanları, güçlü olan padişahların gücünü kırmak, iş bilir paşalara iftiralar atmak, kendi benliğini unutarak, Avrupai olup, vatana ihanet eden, cenkçi olanların sürgünlere gönderilmesinde, aklınca öncülük edenleri pay ve paye uğruna, nice dalkavukları… şöyle bir gözden geçirdiğimizde… Osmanlı Türk Devletinin yıkılış şekil ve biçimlerini görür gibi oluruz… Dünyayı kana bulayanlar, bizi yok etmek için Çanakkale’ye geldiğinde, Çanakkale’de; tersine, dünya onlara dar edildiğinde, buna rağmen yıkılan Osmanlı Türk Devletinin yerine kurulan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, her şey değişmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürkler, yeni Türk Devletinin yararına her şeyi, yada birçok şeyi, değiştirmiş veya değiştirme yoluna girmiş; bu yolda ilerlemiştir… Burada değişmeyen veya değiştirilmesi çok zor olan, birçoğu, çok zorluklarla değiştirilebilen, Osmanlı Türk Devletinden kalma, gelme beleşçilik, leşçilik, yalan iftiralar, çekememezliktir… Mustafa Kemal Atatürk’ü anlayamamak, anlamamakta direnmek, Atatürk’e rağmen, kendini daha ön plana çıkarmak istemek, çıkarmaya kalkışmaktır… Ve tabi ki tüm bu iş ve yenilik çabaları içinde, dalkavukluklar, süklüm, püklüm olmalar, bukalemunca da yarışmalar, gidişatın cabası, cabalarıdır… Kimisi saltanat yanlısı, devrimlere karşı çıkanlardır. Kimileri de, kişiliklerini yenemeyen, bastıramayan, Atatürk’e rağmen, kendilerini öne çıkarmaya, benden de söz kesilir demeye kalkanlardır… Olmadı… Bu manada birbirlerine tuzak kuranlar, yok yere birilerini veya birbirlerini Atatürk’e jurnalleyenlerdir. Cumhuriyet devrimlerinin yeniliği ve bu yoldaki yenilikler, iki başlılığa benzer, bu davranışları kaldırmaz hükmü ve kararlılığı, Atatürk düşünce yapısında kesin olduğundan; Đstiklal Mahkemelerinin kurulması ve çalıştırılmaya başlaması, demek oluyor ki, kaçınılmaz olmuş, bu yoldan çokları idam da edilmiş, bir kısmı ülke dışına çıkmış, bu hengamede, birçok kurunun yanında, bazılarının ya canı gitmiş veya canı yanmış, yada yakılmıştır. Burada Topal Osmanların, Çerkez Ethemlerin, yada bazı vatan müdafaasında önde olan yazar, çizerlerin… suçu nedir, ne değildir... olgularını aşmak, Dersim isyanı ve o tür baş kaldırışları, halkın din duygularını öne çıkararak bayrak açanları, bu bayrak bir ayrımcılık 225

hareketi ise, Şeh Saitleri, devrimleri durdurmak, köretmekse Saidi Nursileri… O günün şartları içinde, hoş karşılamaksa, mümkün değildir… Đnönü şefliğinden, 1944 tabutluklarına gidişleri, gidip gelenlerin azap dolu çilekeşlerini, 1940’ların II. Dünya Savaş şartlarına bağlamak, ne kadar doğrudur bilinmez ancak, Enver Paşa gibilerinin de, göz göre göre ölüm yolculuğuna çıkmış olmaları, bir hüzün tablosu anlamında geç eylenirse… Zaman itibari ile, II. Dünya Savaşı kan gölüne girildiğinde, Yahudi propagandasının etkisinde kalmadan ve Siyonist çıkar davranışlarında çok acımasızlık payının da olduğunu söyleyerek, Hitler, Mussolini, gibilerin, atom bombasını, Japonların üzerine salanların, insanları sürgünden sürgüne göndererek, on beş milyonca insanın ölümüne, sebep ve nice işkenceleri uygulayan, Stalinlerin söz konusu olduğu, caniliğin, gaddarlığın, acımasızlığın ve tam anlamıyla ve oldukça ileri derecede MERHAMETSĐZLĐĞĐN, MERHAMETSĐZCELĐĞĐN hatırlanması anlarında, insan ve insanlığı olanların ürpermemesi kaçınılmazdır… Buraya kadar ki geçmişin vakıa oluşlarına uzaktan bakılmış, kalem teğet geçmiştir… Burada merhametsizce olmak, canice, zalimce davranmak… ne kadardır, ne kadar değildir… karar sizindir. Đstenildiğinde tarihçi olur, tarihin derinliğine inersiniz. Ta, Habil’den Kabile bilir, bulur, gelir, hüküm ve hükümler verir, yorumlarsınız… Tekrar eder, 1920’lerden 1960’lara gelir, kesin yada kesine yakın bilgi ve duyumlarla ben, o yıllar arasında olan ve yapılan, merhametsizce davranış hareket ve tarzlarını ortalar, ortalama yaparsam… Bana göre görünen odur ki… Bir yanda Mehmet Akif’i küstürenler, Akif’e hücum edenler, Necip Fazıl’ı kızdıranlar… Ziya Gökalp’i Turancılıkla… Türkçülükle… suçlayanlar, diğer tarafta Nazım Hikmet’in üzerine acımasızca giderek, Hikmet’in daha çok komünist olmasına sebep olanlar, Aziz Nesin’i dinsizleştirenler, kendilerini cennetlik ilan edenler… Bu ve bunun gibileri fazla uzatmadan, bunları yapanlara gelirsek veya, kalemimi ben, onlara getirirsem… Onlar, O günkü Halk Partisinin gerçek manada vatanperver, dürüst, dine, imana saygılı olanları, çıktığımızda, Halk Partisi içinde kendisine yer edinmiş veya öyle görünmüşlerdir. Halka tepeden bakanlar, devlet biziz diyerek, devletin nimetlerini yiyenler, kendilerini seçkin ilan edenlerdir. Her başını örtene gerici, her namaz kılana yobaz gözüyle bakanlardır. Onlar güya halkçıdır, yada, senden, benden çok Atatürkçüdür… Diğer yandan baktığımızda onlar, dinine düşkünmüş, namaz niyazcıymış, camiler, tekkeler hep onlarınmış… olanlardır... Cennet onlara, cehennem başkalarınadır… 226

Bu iki grubun dışında bir de, salon sosyeteleri, çıt kırıldımcılar, bonjur, matmazelciler, üzerine sıçrayan temiz su damlacıkları da olsa, “uy leke yapacak” diyerek, mırın-kırın silenlerdir… Bu üç grubun, halka rağmen kendilerini seçkin ilan, etmelerine uzaktan bakanlar, neme lazımcılar, beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler de vardır ki… Đşte bu dörtler arasında ezilen halktır. … Onlar, o ve bu halkı, merhametsizce ezenlerdir. Buraya kadar tarihtir… Yanlışını düzeltecek, doğrularını perçinleyecek, tarihçidir; tarihçilerdir… Bilerek yanlışım, atmalarım, abartılarım yoktur… Bilmeden kusur işleme çizgisinde görünüşlerim varsa, orada ve burada bana düşen, senden ve de sizden, peşinen özür dilemektir… Bundan sonrası ve 1960’tan bu yanası, tamamen kesindir, bildiklerim, yaşadıklarım, gördüklerimdir... Yazı benim, imza benimdir. Benim tarihimdir. Abartısız, atmalarsız… kesin doğrulardır. Bunlar aynı zamanda, 1960’lardan bu yana ve halen 2010’larda yaşayanlarında kesin tarihidir. Farklı olan, bire birden yaşananlardır… Yorumlarımı ve yorumlarınızı vicdanen ve tarafsızca, gerçekler üzerine aldığımda ve aldığınızda, aradaki ve aramızdaki fark ve farklar, çok ince çizgiler kadar kalır ki… o kadar da olacaktır… Çoğunlukla birleştiğimiz ve buluştuğumuz noktalarda ise… MERHAMETSĐZCE olmanın zalimliği, vicdansızca olmanın şerefsizliği ve adiliğidir ki… Eğer, Türkçede onları ifade edecek başka kelimeler ve veya başka tür deyimler, mecazlar olsa… Onlara benim şahsen merhametsizliğimi de ekler, öyle yazardım… Ve yine de o anlarım ve bu manada yazıyorum ki… Öyle veya böyle yazmak, onlara azdır bile… diyerek başlarsam: Türkiye’de iki kez halk hareketi olmuştur... Bunlardan biri ve en üstün, çok üstün olanı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşudur. Đkincisi 1946’larda başlayıp, 1950’de gerçekleşen, “Yeter Söz Milletindir” diye gelen demokrasi hareketi ve siyaseten Demokrat Partisi hareketidir. Birincisinde Türkiye, tümden ayaktadır, ikincisinde Türkiye yüzde seksen, doksan ayaktadır… Demokrat Parti Hareketi ve iktidarı halkı coşturmuş, halk alabildiğine coşmuştur. Demokrat adı, halkın dilinde, DEMĐR KIRAT olmuş, Millet Kıratı, şaha kaldırmış, parti başkanı ve başbakan olan Adnan Menderesi Türkiye çok sevmiş, Menderes, Türkiye’nin sevgilisi olmuştur… Ancak o dönem insanlarının bazılarına, demokrasi bol gelmiş, şımarık olan, şımarıklaşan bazı partilerde türemiştir… 227

Burada asıl olan, devlet içinde ve Türk ordusu içinde … Demokrat Partiyi ve demokrasi hareketini içine sindiremeyen, hazmedemeyenlerin, Ordu içinde 1955’lerde darbeci cunta oluşturmaya başlamaları, 1957’de demokrasi katilleri olan, çıkarcı masa bürokratlarından bir kısmını yanlarına almaları ve 27 Mayıs 1960’ta, ihtilal yapmış olmalarıdır. 27 Mayıs darbesi ve darbecileri, millet çoğunluğunu, ağlatmış, sindirmiş, küstürmüştür… Buna rağmen, bir çok halk partili erkan ve halk içinden birçok vatandaş, Demokrat Parti’nin yıkılışına alkış tutmuş, “Nasıl gördüler mi, gördünüz mü… ’’ dercesine, halk kesimi çoğunluğunun içine doğru, bakış fırlatmıştır… Sessizliğe gömülen millet çoğunluğunu, ihtilal taraftarlarının keyif alıcı hal tarzları, çok yaralamıştır… Đşte bu denli sevilen Menderesin ve iki bakanı, ille de asılmasını isteyen, baskılarına dayanamayan, Yassıada Hakimi Salim Başol ve savcı Egesel ‘Ne yapalım, sizi buraya gönderen güç böyle istiyor’ diyerek, kukla hakim ve savcılık yapmış, Menderese idam hükmünü vermişler, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı, merhametsizce idam ettirmişlerdir. 1960 sonrası, günlerde Türkiye geneline yayılan sol ve solcu kavramını, halk yeni görmüş, duymuş ve anlamaya çalışmış, ihtilalciler, sol akım zihniyetini alabildiğine geliştirmiş, desteklemiş olup, Halk partisi içinde, istenildiği kadar yer bulamayan bu anlayış… daha uç da ve hatta komünist düşüncenin paralelinde ĐŞÇĐ PARTĐSĐ hareketini sağlamış, sonuçta Behice Boranlar, Çetin Altanlar... gibilerinin öncülüğünde ve Nazım Hikmet ilhamlarıyla… Moskova, Çin sempatizanlığı; Karl Marks, Lenin, Mao… taraftarlığı Türkiye’de boy gösterir olmuş, çe-ka-vore, Kastro… anlayışında gerilla terör hareketi-sol devrimcilerin ötsinde, kanlı da olsa, ille de devrim, düzen değiştirici devrimciler… yaratılmıştır… Deniz Gezmiş’lerin çıkış noktası, bu anlayıştır, ve Gezmişlerin asıl katilleri, bu olguları yaratanlardır… Bu anlayışın karşısına, ülkücü düşünce anlayışı, bir kalkan gibi çıkartılmış olup, Türkiye gerçeklerini, Türk milleti yapı taşlarını iyi göremeyen bu gençler, 1968 kuşağı, 1970 gençliği olan gençler, çıkar sermayesi, soyguncu, vurguncu, kapitalist güçlerin kışkırtmaları ile, birbirleriyle vuruşur hale gelmiş, Türk ordusu ve emniyeti, asli görevi olan, bu gençleri korumak yerine, bundan istifade ile darbeciliği seçmiş, sonuçta 1980 darbesini yaparak, ordu, MERHAMETSĐZCE 68 gençliğini yok ederek, 2000’lerin küresel sermaye gücünü yaratmış, bankaların batmasına, 15-20 milyon insanın Türkiye’de ac olmasına çanak tutmuştur. 1965 seçimleriyle millet, 27 Mayısçılardan, sandıkta intikam almış, sağ anlayış, Demirel önderliğinde, çoğunlukla iktidar olmuş olup, bu yoldan, Türkiye çıkar grupları, dolu dizgin kazanmaya başlamış, Özal zihniyetiyle gelişmiş, Erdoğan eliyle de zirveye çıkmıştır… 228

Bunlar 1950-1970, 2000 i yaşayanların bildikleri ve sonrası insanlarının, gençlerinin bilecekleridir… Yorumlandığında üç-beş farklılıklar, haliyle olur olacaktır… Tarafsız yorumlarda ise, başka tür söyleyişler olamayacaktır, yol aynı kapıya çıkacaktır. Đlle de olacak diyenler, oldurmak isteyenler çıkacaksa… o zaman onların ki, merhametsizlik olacak, onlarda merhametsizler olarak, haksız kazanç gruplarının erbapları olurlar ki… o noktada onlara, bu kalemin diyeceği, tam merhametsizler, çok merhametsice olanlar olur… Yukarıda, 1960 sonrası ve 68-70 ideolojik sol ve ülkücülük çatışmalarının doğuş ve gelişmesinde etken olan fikir yayma davranışlarına, aşağıda yazılanlar, birebirden bir gerçektir. Kesindir, inkarı mümkün değildir. 2010 ve sonrası gençliğine, ibreti alem, bir gerçek vakıadır... Çok acımasızca, merhametsizce ve hatta, vicdansızca bir olaydır. Kesin yaşanandır, yaşanmış olandır... Đnsan olana aynıdır… Olmayana, sinek, ne sazdır ne de saz çalandır… --------------------------1964-65 Ordu-Perşembe Öğretmen Okulu… Müzik dersi II-A sınıfı. Ders hocası. Burhan Ural. Aynı zamanda baş muavin… Zehir tohumları ekilecek, kin kusulacaktır ki... Müzik dersine rağmen hoca, işi konuşmaya, alarak der ki; Kars’tan, öğretmen okuluna gidiyoruz. Yol bozuk. Şimdiki gibi arabada yok. Kamyondayız. Arkadaşlardan biri, cansıkısı mandolin çalıyor. Arabada üç beş tane de sarıklı var… Sarıklılardan biri, bizim arkadaşa dedi ki “Yanacaksınız, yanacaksınız... ” Arkadaş saygılı olduğundan, mandolin çalmaktan vazgeçti. Ancak yol uzun, yol bozuk… Sarıklının kafası şişmiş olacak ki... “Aha onu az tıngırdatında, gözümüz, gönlümüz açılsın” dedi. Der. Buradan alır sazı eline hoca… Đşte o sarıklılar yok mu, onlar şöyle cahildir, böyle yobazdır… O din hocaları var ya, şöyle gerecidir, öyle adidir… Benim babam din hocasıdır... Çok dürüst ve mütavazidir. Atatürk’ü de “Ey gidi Gazi hey” diye sevendir. O yıllar yaşardır, şimdi ise, rahmetlidir. Müzik öğretmeninin o sözleri üzerine, babam gözümün önüne gelir… Ve ben müzik öğretmeni, Burhan Bey’e, o an derim ki... “Hocam din hocalarının içinde iyileri de vardır. En azından onda üçü, dördü iyidir… Đyileri ayırarak bu sözleri söyleseniz” dediğimde, “Biz hoca değiliz, öğretmeniz” der. Taman öğretmenim, din hocalarının hepsi kötü olamaz, iyi olanları ayırsanız diye tekrar ettiğimde; müzik öğretmeni, kelimesi kelimesine, “Hepsi adi adamdır, hepsine lanet olsun” demez mi!. Ben ise, yetiştiğim aile çevresi ve babama olan bağlılığım nedenleri ile olacak ki, birden “Sensin adi adam, sana lanet olsun” diye, müzik öğretmenine veryansın etmişimdir. Benim davranışım, o anki yaşım 229

gereğidir, ya da planlı bir söyleyiş falan değildir. Bir hırs içinde, ani bir isyandır. Sınıfta çıt yoktur… Kız-erkek arkadaşlar, şöyle bir bakışmış, afallamış gibidir. Değer yargılarında, benim haklılığım kesin olmalı ki, içlerinden hiçbiri, bana karşı bir hareket, olumsuz bir çıkışta, yapmamışlardır… Müzik öğretmeni de, belli ki, yediği naneyi anlamış, o esnada zil çalmış, çıkıp gitmiştir… O günlerde namazı kılar, orucumu tutar iken ben, sonraları beynamazlaşmış isem, bunun da sebep ve izahı nedir, nasıldır. O da ayrı bir ince gaflettir… desem de yeridir… Ötesine gidilirse, inanan bir insan için, savunulması mümkün olmayan gaflettir, sonrası da çaresizliktir. Daha kötüsü de, dini yönden acı bir sermayesizliktir… ---------------Yine Perşembe öğrtemen okulunda, aynı gün ardından gelen hafta içinde… Ders: sosyolojidir. Konu: Aileler, toplumlar, yada insanlar neden kavga eder... dir. Ders öğretmeni, Kemal Aydemir, sınıfa girer, dersi işlemeye, konuşmaya başlar. Öğretmen konuşmasının bir yerinde der ki: “Eflatun” der, M. Ö. 2000 yıllarında yazdığı DEVLETÇĐLĐK adlı kitabında KARI, MAL, PARA, ortak kullanılırsa, insanlar kavga etmez, toplumda kavga olmaz… diye yazar, der. Sınıfın sağ, en ön tarafında Tevrat Balta diye bir arkadaş vardır. Tevrat şakacıdır, popülerdir, biraz da muzipcedir. Kemal Bey, her derse girdiğinde, Tevratla şakalaşır. Tevrat arkadaş, Kemal beyin bu sözü üzerine, “Hocam siz de bu fikirde misiniz” diye sorar. Öğretmen Tevrat’ın her sözüne güler olduğundan, önce gülümser, sonra yapısı gereği, pezik gibi kızarır ve Tevrat’a der ki: “Siz bu soruyu, sizi bu yola itmek isteyen hocalarınıza sorun… ” der. Ben orta sıralarda otururum. Önde kız arkadaşlar vardır. Derim ki ben… “Öyle hocalarımız var mı ki” Sınıfta bir sükunet vardır. Zil çalar, ders biter. Okul müdürü, Seyit Fikri Yanık Ömeroğlu’dur. Çok çalışkandır. Zehir gibidir. Bakışlarıyla insanı ezendir. Buna rağmen, imrenilecek bir insandır. Ertesi günü sabahleyin müdür, sınıfa girer girmez, Tevrat’ı öldürürcesine döver. Tevratın ağzı burnu kan içinde kalır… Müdür ani bir dönüşle, elini kaldırıp, parmağını, gözlerime sokarcasına… “Seen” der… Sen arkadaşıma “Nasıl böyle bir soru tevdi edebilirsin… Söyle, söyle... var mı bir bildiğin söyle” der. Orta sıralarda olmam, beni kurtarmıştır. Buna rağmen müdür, karşı beri üzerime atlayacak gibidir… Sınıfta çıt yoktur, kibrit çalsan, yanacak misalidir. 230

O an bende, nasıl bir ruh hali gelişmiştir, halen bilemem, müdürün, “Söyle... ” diye baskısı üzerine, “Var hocam söyleyeceğim” demişim… O anı, şuan hatırladığımda, arkadaşların, afallarcasına bana bakışları, gözümün önüne gelir gibidir. Müdür, “Gel” demiş, beni alıp, kendi makam odasına götürmüş, kağıdı, kalemi... eline alarak, anlat, konuş, konuş... !diye, beni sorguya çekmeye başlamıştır. Konuşmaya başladığımda, Müzik öğretmeni böyle böyle konuştu, ben bunları söyledim. Kemal bey şunları dedi, Tevrat arkadaşımız, şöyle sordu… Tevrat haklı mıdır, haksız mıdır, bilemem, ancak ben, “Kemal öğretmenin, sosyoloji dersinde, “gidin o soruyu, sizi o yola itmek isteyen hocalarınıza sorun” demesi üzerine, bende, “Öyle hocalarımız var mı ki” diye, sordum… Bunda benim suçum nedir… Dediğim anda gözüm, müdürün eline gitmiş. Bir de baktım ki, müdürün elindeki kalem, söylediklerimi yazmayı bırak, kalem eğrilmiş, sanki düşecekmiş gibi bir hal almış… Đşte o an konuşmaya giriştiğim, gece, yatakhanede bavullarımız aranıyor, Ziya Gökalp’in Türkçülüğün esasları gibi dergiler ve kitaplar, bir bir kayboluyor. Bu durumu, bir dilekçe ile, bazı arkadaşlarla size bildirdik… Bu esnada III. Sınıf başkanı içeri girdi. Müdüre, dersi olduğunu hatırlattı… Beni okuldan tart etmek üzere ifadeye alan müdür gitmiş, sanki bir başkası, çaresizlik içinde kalan biri gelmişti… Dedi ki müdür “çocuğum, öteki diyeceklerini bir başka gün söylesen, olur mu çocuğum… ” dedi… Gayri ihtiyari ben “Olur öğretmenim” demişim. Çıktık… Bina dışında, müdür önde, ben arkada giderken, “Öğretmenim, başka zaman gel dediniz, ne zaman geleyim” dediğimde, müdür: “Ne zaman istersen o zaman gel çocuğum, ne zaman istersen o zaman gel” dedi ve yürüdü... Tabi ben, daha niye gideyim, diye düşünmüş olduğum o haftalarda… Bir de baktık ki, okula bakanlık müfettişleri damlamış. Demek ki, okul müdürü, o günler, okulda olanları, ideolojik başlangıç hareketlerini, Mehmet Şahin adlı, psikoloji öğretmeninin, gece mütealalarında, birebir yakınlık kurduğu öğrencilere, “Allah yoktur… ” diye söyletip, bağırttıklarını… incelemiş, duymuş olacak… Müfettişlerce, bir karlı ramazan ayında, üçer saatlik, üç kez ifadeye çekildik. Bazı öğretmenler sürüldü… Ben ve benim gibiler, okul genelinde, ayrı sınıflarda, 40-50 kişi olmuşuz, hiç birimizin, bir diğerinin çıkış, çıkış hareketlerinden haberi olmamış. Giden sol ve inancı zayıf, yada hiç olmayan öğretmenler, bizi, yeni gelen öğretmenlere, ismimizle jurnallayıpta gitmiş. Gelenler, gidenlerden daha çok, yıkıcı sol anlayışta olduğundan ve sonradan gördük ki, Kemal Aydemir isimli sosyoloji öğretmeni… O yıllar, 231

TOS, namı değir, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nı, Perşembe’de kuran ve başkanı olanmış. Ben ve benim gibiler, bir sinsi takip, bir tür iftira tuzakları ile, cezalara maruz kalmış isek, büyük şehirlerde, 1960-70 yıllarının iç ve dış yıkıcı fikir oluşumlarında olanlar, merhametsizliğin daniskasını, kimlere nasıl yaşatmışlar, beyinleri ne denli yıkamışlardır ki, Türkiye’de fikir tartışmaları, vuruşmalara dönüşmüş, nice gençler yok olup gitmiştir… Maddeci görüş uzantılarının, 1930-50 bağlantısından, 1960’lara getirdiğimizde, onların Mehmet Akifleri çekemediklerini, bir ispatı ile, Đstiklal Marşımızı yeniden yazmaya kalktıklarını, inançsızlık sisteminin, ilkokul öğretmenleri üzerinden, ilkokul çocuklarına indirgediklerini, çocuk dimağlarına, kurşun kalem, defter verme-alma fiiliyatını uygulayarak, “Allah varsa size kalem… versin görelim, görünmeyen, şeylere inanılmaz” diye uygulamalar yaparak… Maddeyi ön plana çıkarıp, manayı yok saydıkları safsatalıklarını, duymuş olup, eşyanın tabiatı gereği, mana varlık ve ahlaklı olma, haram, helal… yaradılış felsefesi fikir tartışmalarını da, 1960-70 yıllarında, ön plana çıkaranların mücadele tarzlarını yaşamış, görmüş yada işitmişizdir. Burada acı olansa, devlet ve milli eğitim uygulamalarının, bu gidişlere tam anlamıyla, dur diyemediği, yılların madde, para, haksız kazanç anlayışlarının artarak 2000’lere ve halen 2010’lara, günümüze kadar getirdiğidir. 2010’ların bireysel ve toplumsal acımasız olaylarının temelinde yatan, budur. Đletişim çağının günümüzde, pervasızca yan etkilerinin, olaylarının özünde, vicdani düşüncenin olmayışı, zevkine yaşam biçimlerinin, hayvani davranışların da öne geçtiği günümüzde… Televizyon ekranlarında, kadınsı tahriklerin, gazete sayfalarında, diz üstü açıklıkların… insan doğasında, nasıl çekici güç yarattığı, gördüklerini yaşayamayanların, çocuktan, yetişkinlere nasıl tecavüzkar olacağı ve oldukları, görünen gerçekler olup, yetmedi, kesilip doğranan kadınkızların-olmadı… son derece sarhoş olup, alabildiğine araba-taksi sürenlerin ve sonuçta durakta bekleyen, yaya kaldırımında yürüyen birçok kadın, çocuk erkek ölümlerinin, sarhoşların sorumsuzca üzerlerine araba, sürmelerinin sonucu malum; ama hesap ve sorumluluğu, aile, toplumakıl-… ve devletin… değil de kimindir. 2010 Kasımında durakta bekleyen üç temizlikçi kadının, ve hemen ardından yine dört kadın ve erkeğin, direksiyonuna sahip çıkamayan sarhoş öğrencinin, arabasının altında kalarak ölmelerinin, sorumlusu, kesinlikle, para çokluğu içinde olan babanın, vicdani ve insani eğitimi, ön plana çıkarmayan milli eğitimin, dolayısı ile de devletindir. 232

Ceza üç-beş ay, yada üç-beş senedir… bu denli insan hayatına önem vermemek ise, çok vicdansızca ve merhametsizcedir. Burada siyasetçi nerdedir ve nicedir. Unutmayan toplum, duyarlı hesap soran, hesap alan veya hesap veren toplum olunmalıdır, yaratılmalıdır. Acı çekenler idamı, acı çekmeyenler affı savunmamalıdır. Bugün bana ise, yarın sana anlayışı, hakim kılınmalıdır.

DARBE ACIMASIZLIĞI 1960-71 ve 1980 darbeleri, merhametsizcedir. LANETLĐ darbelerdir. Türkiye’de senin darben, benim darbem olmuştur. Bu anlamdaki darbe alkışlayıcıları da kara yüzlüdür. 1960 27 Mayıs, 1971 ve 12 Eylül 1980 darbecileri ve darbe şartları oluşturup, darbe yapanlar, Millet adına, devletçe lanetlenmelidir. 1997-1998, ve 2004-2007, milli görüşe karşı darbe girişimleridir... 27 Mayıs, Adalet Partisinin doğuşunu, 27 Şubat 1997-98 ise Ak Partinin gelişini hazırlamıştır. 27 Mayısın üzerine gitmeyen Adalet Partisini, 28 Şubat, 1998-98 balans ayarcılarının üzerine gitmeyen Ak Partisini de tarih-ahde vefacı… karayüzlüler olarak yazar… Aralık 2009’da, 2004-2007 darbe teşebbüscüsü generaller, hakim karşısına çıkarılıyorsa… kanunu da değişmeli ve 1997’de Cumhurbaşkanı olan Demirel, Mesut Yılmaz, Cindoruk gibiler, çıkar dağıtımcısı, 28 Şubat hareketini ve 2004-2005’te Cumhurbaşkanı olan Necdet Sezer’de sol darbe yaptırmacılığını açıklamalılar, onlar ve Çevik Birler gibilerde hesap vermelidir… 1997-98, 28 Şubat kansız darbesi, başbakan Erbakan’ın alaşağı edilmesi sonucu, genelkurmayca ordu içinde batı çalışma grubu vardır ve devam edecektir denildiği kesindir. Bunu televizyon ekranlarından tüm Türkiye duymuştur. O zaman 1997-98 generalleri, darbe devamlılığını, sonradan gelecek komutanlara devam edin diye, devretmişler gibidir. Ak Parti iktidarı ve başbakan Erdoğan hukuk adına 98 darbesine inmeli, ahde vefa çizgisinde Erbakan’ın yüreğine su serpmelidir. Bu nokta, mırın-kırın kabul etmez, yada darbe de olsa ver Allah kervanına katılırlar ki bu düşünce ileriye yönelik kesindir. Aksi halde, darbeye karşı darbe kinciliği devam eder ve fırsat bulunduğunda, taraf darbeleri Türkiye’de gelir-gider olur. Bu nedenle de, her darbede, çıkarcılar sefayı, ezilen halkta, cefayı sürer olur… dedik, kalemi kırdık… 233

KURBANLIKLAR Geçmişte benzerleri ile bağlantı kurarak ve bunların olmamasını dileyerek, 2009 ve 2010’ların Münevver Karabulut ve benzeri cinayetlerinde, kol-bacak doğramalarını, baş-gövde koparmalarını unutmak, Cem Garipoğlu gibi kasapları hatırlamamak olmaz, bağışlamak hiç olmaz... Ankara’da hiç yok yere öldürülenYÜZBAŞIYI unutmak, yüzbaşıyı öldüren baliciyi, üç buçuk sene ile yatırıp, sonra dışarı çıkarmak ve öğle balicileri, bali ve benzerlerini satanları, görmeyen sistem ve kanunları, kanun uygulayıcılarını lanetleyen halk nerede, anlaşılmaz… Çok daha nicesi ise, 2009 Kasım ayı kurban bayramında kesilen kurbanlık ve kurbanlıklardır. Onlar hayvandır ancak, o hayvanları kesenler, kestirenler… insan mıdır… Televizyon ekranlarından gözünüze yansıyan, aklınıza kazınan o canilikleri, merhametsizce uygulama, davranma içinde olanları… unutacak toplum olmaz, olamaz. Kurbanlık hayvanlar okşanır, süslenir, incitilmez ise, din bunu emrediyorsa, can derdine düşen hayvanları, horlamak, itmek, vurmak… o mübarek günde, göstermelik Müslümancılık, iki yüzlülük, münafıklık… değil de nedir… ? Kaçan hayvanları saatlerce horlamak, kovalamak, kurşunlamak, olmadı yakalayıp, diz kapaklarına sinirlerine bıçak saplamak, baltalar atmak… canilik, merhametsizlikten öte vicdansızlık, şerefsizlik değil de nedir… Burada devlet yoktur, kanun yoktur, merhamet… hiç yoktur… 2010’ların insan ve hayvan üzerinden manzarası budur…

SUÇLU KĐMDĐR Türkiye’de 1960’lardan bu yana, çok doyanlar az, az doyan ve doyamayanlar … çok ise suçlu, geçmişin siyasetçileridir… Maddeci eğitim-öğretimle, kazan da nasıl kazanırsan kazan, zihniyetini öne çıkaran, büyüten, besleyenlerdir… Gerekenleri yapmadan suçluyu cehennemlik edenlerdir. 2000 ve 2010’larda, halen aynı yoldan gidenler, her günü, bir önceki günden daha berbat eden, 2000 ve 2010’ların siyasetçileridir. Tüm bu kötülükler yetmiyormuş gibi, Türkiye bütünlüğünü çatırdatan, ayrımcılık yapan, kimlik taşlarını yerinden oynatan ve oynatanlardır. Toplum yapısını tam bilmeden, iyilik yolunu, Milletle birlikte tam 234

çizmeden, Millet ve ülke bütünlüğü üzerinden, sınama yanılma siyasetçiliği yapan, zikzaklarla, denemelerle, ideolojik açılım ve kapamalarda, olmadı geri çekilen, sil baştan yapan, ve tekrar ile bu tehlikeli yolda giden ve gideceğini yansıtarak, Türkiye’yi karamsarlığa iten, sürükleyen… Türkiye üzerinde karabulutlar uçuranlardır. Bunlar siyasettir, siyasetçilerdir, bürokrattır, masa yazar-çizerleridir… Ahde vefa esas ise ve tekrarı, insan ve insanlığa faydalı olan, 1960’tan bu yana iyi işler yapan, iyi uğraşlar veren siyasetçiler ve ötekiler… hariçtir; Onlar bu tablonun dışındadır... Onlar bize ümittir; karamsarlığı silmek, geleceğe ümitle bakmakta ışıktır…

ÇARE NEDĐR Çare, bu kitabın önsözünde ve yol haritasında olmak, buluşmaktır… Önsözü ve yol haritasını, tekrar tekrar okumak, anlamak, içine sindirmek ve bu kitabın tümünü okuyarak, eleştirip süzgeçleyerek, daha iyisini, güzelini… bularak uygulamaya koymak, bunun içinde hareket etmek, harekete geçmektir. Bunları ve onları… acımasızca yazan kalem ise… kalemin istediği yeniden dirilmek, Atatürk ve Atatürkler yolunda, gerçek manada Allah ve Đslami anlayışta, beyinleri yetiştirmektir. Dünya nimetlerinden bir mutluluk, çok mutluluk içinde faydalanmak-Allah inancına saygıda kusur etmemek, kanunsuzluğa düşmemek kaydı ile- Bir daha mı gelecem dünyaya… çizgisinde, bu ve şu dünyayı ve dünyaları, doluca, olmadı, dolu dizgince yaşamaktır. Bu amaç ve inançla BĐRLĐK TÜRKĐYEM yoluna girilecek, BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulacaktır ki… Değme keyfine olsun… NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM BĐNLERCE YILLARA BĐRLĐK TÜRKĐYEM… denilsin, Türk Milleti mutlu, Türkiye halkı mutlu olsun…

235

BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐ Anında şehirleşmeye girecek, 15-20 sene sonra da, kentleşmeye geçecek Türkiye Köylerden büyük, boş alanlar, geniş yolları, yemyeşil ormanlar. Dağ aralarında, olması gereken fabrikaları, dağ eteklerine kurulmuş evleri, verimli toprakları, tarıma ayrılmış 100-500-1000 sene ve senelere planlanmış bir Türkiye, yeniden Türkiye, Birlik Türkiyem

236

TÜRKĐYEMCĐ OL DA, GEL Tarih boyu soymayanı, Gül dalını kırmayanı, Yurdu için çalışanı... Aklınca bir sor da, gel. Atamlardan Korkutlara, Metelerden Oğuzlara, Altaylardan bu yollara, Çıkanları, gör de gel, Ortalardan, Ön Asya’ya, Bazen atlı, bazen yaya, Malazgirt’ten Sakarya’ya... Koşanları an da gel. Onlar Ata, onlar gazi... Onlar ihya etti bizi. Delikanlı, Türkmen kızı... Selamını ver de gel. Đlk Adım’dan ve Samsun’dan Bilinenden, adsızından; Atam Türk’ten Atatürk’ten... Nasibini al da, gel. Türkü, Kürdü, Laz, Çerkez’i Vatan için, say herkesi. Hepsi birlik, hepsi dirlik... Onlar gibi ol da, gel. Samsun’dan yol Ankara’ya, Acele et, kalma yaya. Türkiye’yi götür aya..., Đlim terin dök de, gel. Ben, Fazıl’ım, Temiz Türküm; Olmam asla süklüm, püklüm. Haram lokma, yemez kürküm... Helalinden al da, gel. Benim tarzım, ülkücülük; Yeri geldi, devrimcilik; Bizde olmaz ayrımcılık... TÜRKĐYEMCĐ ol da, gel. Fazlı Temiz (Türk) Emekli Öğretmen 237

,

BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐNĐN TANITIM ARAÇLARI ATAM TÜRKLER, ATATÜRK VE ATA TÜRKLER YOLUNDA

1) BĐRLĐK TÜRKĐYEM GELĐŞTĐRME VE DAYANIŞMA DERNEĞĐ 2)

TÜRK-ĐSLAM FĐKĐR BĐRLĐĞĐ VE TÜKĐYE ĐNSANLARI

ĐNANÇLARINI GELĐŞTĐRME DAYANIŞMA DERNEĞĐ

3)

BĐRLĐK TÜRKĐYEM GENÇLĐĞĐ DERNEĞĐ

4)

TÜRKĐYE KADINLAR DERNEĞĐ

5)

(ĐLLER ADINA SAMSUN ÖRNEĞĐ ĐLE) SAMSUN BĐRLĐĞĐNĐ

GELĐŞTĐRME VE DAYANIŞMA DERNEĞĐ

6)

EKONOMĐK BARIŞ BAYRAMI DERNEĞĐ

7) ATAYOLU GAZETESĐ 2) ATAYOLU DERGĐLERĐ 8) MAKET TÜRKĐYEM 4) ATAYOLU TELEVĐZYONU

238

ŞEYTANIN gör, MELEKLERĐN bil dedikleri: 2010 Türkiye’sinde ekranlardan, yayın organlarından, fısıltı gazetelerinden, ileri derecede olumsuzluklar, densizce, adice, ahlaksızca öldürmeler, ölümler; yalanlar, iftiralar, inkarlar, açlıktan kıvranmalar, kıvratmalar, çalmalar-kapmalar… görülmekte, yansımakta, yansıtılmaktadır… Televizyonlarda çoğunluğu boş-çene çalmalar, kafa karıştırmalar, geçmişin darbeci anlayışını ve darbecileri aramalar, bulmalar, yargılamalar; haklı-haksız çığırmalar… ayyuka çıkarılmakta, sankitim, Türkiye batıyor sandırılmakta, sanılmaktadır. Bunların çoğu da doğrudur. Türlü-çeşit kadın programlarında bir kadın mutluluğunu, öteki kadının mutsuzluğuna dayamalar, dayatmalar, evden kaçmalar, ayrılmalar, kadınerkek evlendirme aracılığında insanları sömürmeler, dolandırmalar, haksız kazançlar… dolu dizgin giderken, bilinir ve bellidir ki, onları izleyen çoğu kurnaz, bir o kadar da saf olan kadın programlarını da, pür dikkat ekrana bağlamalar, işinden etmeler, yemekleri de yaktırmalar.. nice nicedir de. ……………… Sosyolojik açıdan durum bu ve benzerleri iken, siyaseten ve idareten, 2010’larda kimliklerin öne çıkarıldığı, ayrımcılığın körüklendiği, ayrımcı Kürtlerin kavgacılığı ve bunu, diş bileyenlerin, Türkiye’de çoğaldığı, bunlara sebepmiş gibi görünen, gösterilen AK Parti hükümetinin bunaldığı ve hatta-olayların, hal çaresi bulmakta-hocalığı da görülmektedir. Bu noktada Ak Parti idaresinin ve başbakan Erdoğan’ın görülür ve öyle sanılır-hükmedilir-hüküm verilir, üç temel yanlışı öne çıkar gibimedir. Bunlar, kimliklerle oynamak- taşları yerinden oynatmak-devlet adına valileri öne çıkarmak değil de cemaatçıları ve cemaat anlayışını… daha çok yansıtmak, yolsuzluğa-haksız kazanca-fırsat veriyormuş gibi olmak görünümünü.. köreltmemek ve bağlantısı ile dokunulmazlığa inadına dokunmayarak, zevk sefa Türkiye’sindeki emeksiz kazanca, hak edilmeyen zevki alem –yaşantıya fırsat vermiş-veriyor-izlenimlerini silip atmadığıdır. ………………….. Tüm bunlara rağmen AK Parti döneminde çokça iyi işlerde yapılmış ve yapılmaktadır. Bunların başında, üst dilim zenginlerinin çoğaldığı, özel sektörün güçlendiği, dış politikaya etkinlik getirildiği, etkenlik kazandırıldığı, dünya barışına katkıda bulunma uğraşları görülmektedir. Devleti yenileştirme, kanunları yenileme çabaları ile, alt dilim insanlarına, fakirlere-eskisinden ve eskilerden daha çok-el tutup dile getirmelerde-hiç yoktan iyidir misali-yardımlar edilmekte, yardım götürülmektedir. 239

………………. AK Parti’nin gelecek yıllarda yeniden yapılacak dediği yeni anayasaya, zaman aşımı, görev zararı, dokunulmazlık kanunlarının kalkacak ya da yeniden düzenlenecek maddelerinin konulması, ihale kanunlarının uygulama biçimlerinin değiştirileceği, ihalelerin-pano ilanları ile kabul edilebilir olduğunun, halkın bilgisine sunulacağının garantisi ile iktidar ve muhalefetin… bunları yapacak, destekleyecek, hazine arazilerini, orman alanlarını, kıyı bölgelerini 2B yasası ile yağmalanmayacağı bilgisinin, halka ilanen duyurulması da, burada halk adına-dile getirilmiştir, YETMEZ AMA KABULDÜR. ……………… BU KĐTAP’TA, Türkiye’deki tüm insanların kendini bulma, bilme, görme aynası ve aynaları vardır. Bu aynalar, peri masallarındaki yedi cücelerin korkulu rüyası, büyücü gibi olanlarını, kırk haramilerin yer-yer-doymazlarını.. açığa çıkarır… Gül yüzlü, güler yüzlü, toplumun iyilik meleklerini, prenslerini ise aydan öte güneş gibi yansıtır. Bu kitapta herkes, kendini bulur ötekini görür… Hani anlayana “sivrisinek sazdır ya” işte öyle bir şey… ……………………… BĐLĐNKĐ: 2007’lerde yazdığım-çok öncelerden de düşündüğüm-2008 başlarında birinci baskısına girdiğim bu kitabın birinci baskısında: HERKES Türkçe’yi iyi bilir, yazar, resmiyette kullanır olgusu kesindir; sonrasında ana dilini de bilir konuşur, iş yerlerine-levhalara-önce Türkçe’yi sonra da istediğini-kanunlara uygun olarak-yazar-yazabilirdemiştim. Ayrıca bireysel izlenimlerimden hareketle-Asla-darbe düşünmeyen bir ordu, Türk ordusu geliyor diyerek komutanlara, kurmaya… “Ne yaptın komutan, nerde benim Türk icadı arabalarım, tanklarım, silahlarım, diye sormuş, “Bilmek istiyorum söyle komutanım,” diye sersezelenmiştim. 2010’larda darbelerden uzak duracak, olacak, Türk ordusu yapısı ve anlayışının gelmiş olduğu kesindir, gibidir. Her tür icat ve buluşlar, çağın gereği silahların da alanlara ineceği uğraşları, ANKARA’dan ve Türk ordusundan yansımakta olup, bu durum bizlere bir övünç kaynağıdır. Dilerim daha çok olsun, kesin olsun ………………… ÇOK ÖNEMLĐ BĐR ĐSTEK: Saygıdeğer Din ve diyanet işleri başkanı ve başkanları… ALLAH adına, Đslam inancını KURAN Müslümancılığının özünden-bireye yönelik-Müslümanın el ve cep kitabını 240

ve aynı benzerlerini de –aynı inançlar erbaplarına yönelik de-diyanet imza-mühür garantisi ile hazırlayın. Ailelere yönelik ansiklopedilerislamiyet-Kuran ciltlerini, kar amaçsız-çok ucuza..dağıtın. Kuran içeriğinden hareketle, devlet adına ve kanunlar yolunda BĐRLĐK TÜRKĐYEM projesini destekleyin. Eleştirin ve bu projenin veya daha iyisi benzerinin TÜRKĐYE genelinde uygulanmasında öncü olun, etken olun, etkili olun. Gün bugündür anlamına, size ihtiyaç vardır ve çok vardır. Hayır ve yardımlaşma adına size yol göstermek haddimize değildir. Hareketimiz bir isteği dile getirmek, size ve tüm diyanet çalışanlarına iletmek anlamınadır. YARADAN, her şeyi iyi eyler, dilerim ki bu projeyi iyi eyler, uygulanır, uygulanıyor eyler. Size minnet size şükran, sayın başkan sayın, sayın başkanlar, amirler, dinen görevli yetkililer… Burada anlatımın mecazi boyutu ile, büyücüye, hucuya, yalandan dinciye, laikçiye, cemati, dini, cemati şehveti, avei, Türkseli, fırsatçıya, soyguncuya, soydurucuya da… bir soralım. Hele bre söyleyin, Nasrettin Hoca’nın gölü maya tutar mı ne dersiniz? Bazılarına hayal gibi görünen bu proje gerçek olduğunda, bolluk çok olacağından, sizde çalar çırpar, afiyetle yersiniz mi… ………………… BU KĐTAP, baştan sona, cümlelerden paragraflara, sayılardan bölümlere bir projedir. Burada… 15-20 yaş… gençliğine birebir konuşma, hitabet gücünü geliştirme, siyaseten bilgilendirme, manen, iyi insan olmaya yönlendirme de vardır. Siyaseten uygulanabilirliği de kesindir. Đçi doldurulmuştur, sosyal adalet açısından maaşla çalışanlar arasında ki fark, bire ondur, on beştir. Türkiye’de en az maaş, 1000 TL ise cumhurun maaşı da on, on beş bin olacaktır. Farklı iş alanlarında, mesela: uçak, denizaltı, hayati görev farklılıklarında, deniz üssü 2000 ise, denizaltı 3000 olur ki, artışlarda bu oranlara eklentidir. Vekilin, müdürün… maaşı yüzde kaç artarsa, alt dilim çalışanlarının da kendiliğinden o oranda artacaktır. Projenin para gelir kaynakları ilk (iki-üç) sene için gelir veya net kar üzerinden, yüzde ondur. Sonraki yıllarda bu ödemeler, yüzde sekiz-yedi-altı gibi oranlara düşürülebilir. Geçmişten günümüze, siyaseten bir parti, hükümet yuvarlak sözlerin dışında, net olarak Türkiye’de ac insan olmayacak, tok insan çok olacak diyememiştir. Devlet de dememiştir. Başka bir değişle, ne olacak, hangi proje nasıl uygulanacak da, sokaklarda köprü altı çocukları, dilenciler, barınaklarda aç insanlar olmayacak, kalmayacak; Tabanda herkesin doyacak ekmeği, ekmeğini kazanacak işi olacak. Tavanda ise zenginler çok olacak. Bu ve benzeri soruların inandırıcı, mantıklı cevabı ve 241

cevapları BĐRLĐK TÜRKĐYEM kitabında ve bu projededir. Nettir ve kesindir. Bu kitabın bazı yerlerinde yazım ve anlatımlarda, aynı konuların, tekrarıymış gibi haller vardır ki, bu durumu okuyucular olayın ehemmiyetine, tekrarı ile akıl melekelerinin, unutmayacağı biçimde algılamasına… bağlamalıdırlar.

BĐR KEZ DAHA VE ÖZETLE Sen büyük, sen yüce devletsindir ki elbet…Gel, bir kez daha yeniden derle, topla, tüm Türkiye, Türk milletine, halkına… EKONOMĐK YÖNDEN… rehberlik et. Bilen sen, gören sen;birleştirici olan, birliği koruyan sen… Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana, çok iyi işler yaptın, zenginlikleri çoğaltın, nice zenginler yarattın. O zenginliklerin üretilmesinde, haklı haksız-nice zenginlerin türetilmesinde, hep benden güç aldın, destek aldın. Beni çoğu zaman görmedin. Biraz yada epeyce de anamı ağlattın… Şimdi sıra bende. Beni de güldür. Bana doyacak kadar ekmek, ekmeğimi kazanacak kadar iş ver. Başımı sokacak barınak, o barınak da uyuyacak yatak olsun yeter. Bu yolda ve bu uğurda siyasal düşün, karar al, karar kıl, adım at. Açım açığım, zordayım. Sen devlet, sen yüce, hele bir ayağa kalk, alıcı gözle bak, beni iyi gör, iyice de incele… Bekleme, bekletme, acele et, yarına kalma gel bu gece. Tahammül kalmadı ise bende, gözlerim açık gitsin istemiyorsan şu dünyadan; beni de doyur. Sana minnet sana şükran… …………… Sen parti, sen hükümet: vekil, bakan, başbakan… Sen büyük, ya da küçük… Đstersen yeniden kurul da, ol büyük. Sen siyaset sen siyasetçi… Sen vali, kurmay, bürokrat… Siz hepiniz el ele verdin mi, her yerde herkese, Türkiye’de aç insan kalmayacak, zengin insan çok olacak dedi mi… bu iş olur, bu iş biter… O büyük Türk milleti, o şanlı Türkiye halkı kolları sıvar, bu işi destekler. On ile yirmi sene de bu projeyi yapar ve bitirir. Sen devlet, siyasal; sen parti, hükümet, siyasetçi, sen yeter ki adım at, millete, halka güven ver, herkesin güvenini kazan. Soyma çalma olmayacağını, olursa da, yapanın yanına kar kalmayacağını, garanti et. Bu anlamda ve manada da kanunlar çıkar, ilan et. Sıkı takip, sıkı kontrol… gemisini dürüst insanlara, dürüst ve şerefli zenginlere, özel sektöre..emanet et. 242

………………… Her ilde birden beşe, her bölgede beşten ona… yerleri tespit et. Geniş yolları aç. Altyapıyı yap. Orman alanlarını ayarla, tarım alanlarını ayır. Bir iki üç katlı barınakları kur. Çokça iş atölyeleri aç, orta öğretim, güvenlik sağlık, spor ibadet yerlerini ayır, palanla yap, yaptır…üniversiteye kadar git Bak Türkiye’mizin onca geniş topraklarına, gez, gör.. Sonra bir uygun mesafeli yerlerde ağır sanayi alanları da kur. Bu dünyada her şey insanlık adına insan için ise… Ve sen Türkiye’nin insanlarına iyi şeyler yapmak, vermek için,siyasetçi, parti, hükümet.. isen acele et… Yapılan ve kurulan o barınaklar topluluğunun uygun mesafe yerlerinde, BĐR ĐMARLAMA YAP. Beş yüz-1000-1500-2000 metrekare parseller ayarla-ayır… Đlden veya bölgeden, yada Türkiye’nin her yerinden gelecek, toplanacak, çocuklara, fakir yetişkinlere.. o arsaları bedavaya ver. Arsaların yüzde ellisini bu yoldan dağıt. O çocuk ve gençlere tapusunu da ver. Olacağını bilsinler ki.. yaşları geldiğinde, kendi evlerini yapmaya, bağımsızlığa ve özel sektöre geçmeye yönelsinler, heveslensinler… Yeni imar arsalarının yüzde 25’ini uygun ucuzlukta sat. Geri kalanı ise geleceğe yüzyıllardan sonrasına daha çok köşelerden devlet, millet, hazine adına ayır… Ey devlet, siyaset, sen yeter ki önder ol… o ilden o bölgeden, Türkiye’nin her yerinden derlenecek, toplanacak kimsesiz çocukları, fakirleri, kimsesiz yetişkinleri, yaşlıları, yaptığın, yapacağın o alanlara, barınaklara… koy yerleştir. Sonra o çocukların eline, bakıp büyüteceği hayvanları ver.. Çocuklardan gençlere iş atölyelerini ve yapacakları işleri göster, rehberliğini de yap. Birçok yetişkin ve yaşlıları da tarım alanlarına, hayvancılıktan sebzeciliğe, ormanlaştırmaya yönelt yönlendir. 2010’ların siyasal ve siyasi anlayışından çık. Paraları bireysel tüketimden, yardımları geçicilikten çek… Yanlıştan çıkarak, insanların üretkenliğine, çalışarak kazanmasına, kazandığını yemesine öncülük et. Siyasal devlet, siyaseten parti ve hükümet olarak, bu projeyi uygula, bu çarkı döndür. Bir aile ana-baba anlayışı, sevgi şefkat uygulamacılığı ile bu proje uygulandığında en fazla beş veya on sene içerisinde, bu proje kendini amorti eder… Buradan yetişenler, tok olarak kendi işlerine evlerine, giderken, yerlerine yenileri gelir. SONUÇTA, Türkiye’de mevcut şehirler temizlenir. Kurulacak yeni yerleşim alanlarında modern şehirleşmeler, köyler, kentler doğar, çoğalır. 243

Kontrol kolaylaşır, hastalara, sakatlara, yaratılıştan noksan olanlara iyi hizmet gider, verilir ve yapılır. Ahlak düşkünü olanlar, vurdumcu, kırdımcılar, beleşten geçinmeye kalkanlar hizaya gelir… Çalışmaya itilir, ya da mecbur edilir. Bu yoldan da onlar, daha iyi insan olmaya, insanlık yoluna girer ve gider… Burada kalemin yazamadığı, unuttuğu çok şeyler vardır. Siyasal bakış açınla devlet sen, siyasetçiliğinle parti, hükümet, siyasetçi sen… daha iyisini söyle, konuş anlat, yazılanları eleştir geliştir. Ya da yazma dilinden öte, konuşma dilinle bana bir fırsat ver de.. Bir ben konuşayım, anlatayım da gör, bak. Yer yerinden nasıl oynuyor, Aklı selim Türk insanı, Türkiye halkı nasıl ayağa kalkıyor, kaldırılıyor.. Seyreyle sen… Yok yere, devamlı gündem değiştirip malı götürmek, zamanı heder etmekse işin: Bundan usandık, bıktık, çaresiz kaldık, Azizceye, kapıldık, kurtulamadık. Çok Nesince, koyunca sanıldık. Ancak, nihayet bu böyle gitmez. Çünkü siz, zevk-sefa Türkiye’sinde, cennet misali-yaşarken, bizler, sefalet Türkiye’sinde çok yandık, darda kaldık, darıldık… Geçmişten 2010’lara ve geleceğe yüce devlet, iyi siyaset… elbette ki bu derde çare bulur, deva olur, inancımız bu, beklentimiz de budur. Ancak sen. Çirkin siyaset, senden de gün gelir, hesap sorulur. Ah bunu bilebilsen, ben de görebilsem…Hani derlerya “Merak etme sen…” Türkiye’nin yüce devletine, iyi siyaset ve siyasetçilerine güvenimiz, inancımız çoktur, tamdır. Dürüst ve şerefli zenginler, yardım sever, hayır sever tüm Türk Milleti, Türkiye halkı… Sizler geçmişten günümüze ve geleceğe BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐSĐNĐZ. Sizin gücünüz, inancınız, çok çalışmak helal kazanmak, az harcamak, üretken olmak… anlayışınız. Sefalet Türkiye’sini yok etmeye yeter. Cesur atılgan.. Türk özel sektör anlayışına, iş bitirimciliğine… Sefalet Türkiye’sini yok etmek… ne der… Gün bugündür. Sıra sefalet Türkiye’sini yok etmeye gelmiştir. Bu projenin adı, Türkiye’nin sosyal, siyasal, maneviyat ve EKONOMĐK PROJESĐDĐR. Buyurun BEYLER-dedik. Kalemi kıramadık… Çünkü iş uğruna, savaştan da zor olan, BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐNĐN uygulanması uğruna ve yoluna… biz neyiz ki… O nedenle, size ve sizlere yalvardık. Sanırsam anlatabildik ve de anlaşabildik de…!

244

SPOR KULÜPLERĐNE, SPORCULARA VE TARAFTARLARA Tüm spor kulüp ve yöneticileri... Burada yazılanları, asla bir parti ve particilik adına almayın. BĐRLĐK TÜRKĐYEM olarak görün ve gereğini yapın. Hoş görülü sporları başarın. Siz kahraman cenkçi sporcular. Yaşar Doğular, Kurt dereliler, Koca Yusuflar, Koç Yiğitler… Onurlu davranışları sağlayın. Yığınlarca seyirciler… Siz lütfen iyi konuşmalardan çıkmayın. Spor kulüp ve başkanları… Seyircilerinize seslenin, Onlara, Türk Kurtuluş savaşı, şehit ve gazilerini, Kıbrıs'ı, Đsyancı Kürtlere karşı 20 Şubat 2008 Kar Savaşlarını, Mehmetçiği, subay ve kurmayları, Şehitleri, gazileri hatırlatın. O Kahraman Anaları, Kara Fatmaları, eşleri, bacıları söyleyin. Namus anlayışına dikkat edin. Seyircilerin gururlarına vicdanlarına seslenin. O çirkin küfürlerden uzaklaştırın. Bu işleri spor anının başlarında da yapın. Giriş yerlerine anlamlı broşürler asın. O zaman BĐRLĐK TÜRKĐYEME büyük hizmeti yapmış olursunuz.

TÜRKĐYEDE BUGÜNKÜ SĐSTEM… VE KANUNLAR Cumhuriyet Devletinde Kurulu ve yürüyen sistem ve düzenin, kanunların pek çok ve güzel yönleri ve yolları vardır. Đyi gözle bakıldığında, bunlar, net görülür. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana iyi düzen, kanun yapanlara, kurum ve kuruluşları yerli yerine kuran ve oturtanlara… BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐ olarak şu satırların yazıldığı andan itibaren, kurulurken kurulduktan sonra… Đktidar olunca da açıktan teşekkür edilir ve edilecektir. Ancak, bu ne haldir ve ne iştir ki, Türkiye'de Milleti, Devleti soyma olabiliyor ve üstelikte yapanın yanına kâr kalıyor. Bunun olmamasını elli yıldır istedim. Vatandaş olarak istedim. Yine oldu. Her zaman oldu. Çoğalarak oldu... Anlaşılıyor ki burada görülmeyen, soyguncu sihirli bir el var. Tehlikeli olanı da bir adice, 245

alçakça zihniyet var… Bu zihniyet, soyma anahtarını eline almış, kanun maddelerinin aralarına saklamış. Hesabını da çok iyi yapmış. Önemli olan önce soymaktır demiş. Cepte para olunca her şey olur gider. Paraya ve hele çok paraya TAV OLMAYAN da az bulunacağına göre demiş... Paranın kırıntılarını onlara verdin mi kurtulur gidersin demiş ve köşeyi dönmüş… Oh Ne ala… Ye babam ye… DÖN ÇARKIM DÖN… Köylü cahil, vatandaş saf, vergisini tam ödeyen, ter döküp zengin olan çok çalışıp geçinebilen oncaları da saf. YE BABAM YE... Arkadaş ben sorarım… Hepinizde sorun... Kime mi... 50 yıldan bu yana ve şu anda Türkiye'yi idare eden siyasetçilere... Devletin başında olanlara, Cumhura, Kurmaya… Herkese sorun. Hukukçuya, kanuncuya, uygulayıcıya… Danıştay’ına, Yargıtay’ına, Anayasacı Hakimlere, Öyle bir sorun ki… şaşırsınlar… Tövbe etsinler… Soymamak, soyulmamak için ne gerekiyorsa yapmaya azmetsinler ve bugünden ve çok acilen, SOYULMAYAN bir TÜRKĐYE GÖSTERSĐNLER. Sorma işini yapacak olanlar VERGĐYĐ verenlerdir. Çok çalışanlardır. Ter dökerek emekçi olanlardır. Ahlaklı olanlardır. Haram yemeyenlerdir. Onlar çoktur. Çok güçlüdür. Allah'ına kadar da haklıdır. Onlar efendidir, kibardır, sakindir… masumdur. Onlar tam demokrattır… Onlar seçicidir. Seçme işini yapar yapmaz işlerinin başına gidenlerdir. Onlar vurmazlar, yıkmazlar, yakmazlar… Ve onlar sormasını çok iyi bilirler ve ÇOK DA ĐYĐ SORMASINI DA bileceklerdir. Suçta zaman aşımı ne demek? Bu ne biçim iş, bu ne biçim kanun… Beş milyar para örnektir. Çalınsın… Adam bugün için beş-on… milyarla dünyanın ta öbür ucunda on yıllarca saklanır, yer içer… Gelir döner, gelecek… SUÇSUZ olacak… Suç dosyası kalkacak. Adam ihaleleri kapı arkasına asacak, astıracak ihale gününe iki-üç kala görünür yere çıkaracak, sonradan gelenler de işe yetişemeyecek... Parsa toplanacak-pay bölüşülecek… Bankanın, bankaların görev zararı yapma hakkı olacak… On yıl öncesinden düşünelim. Vakıflar, Halk Bankası, Yapı Kredi-Emlak Bank… Ve koskoca ZĐRAAT Bankası… O bankalardan, o zamanlardan bir ses duyuldu. Bir açıklama yapıldı. GÖREV ZARARI YAPILMIŞTIR DĐYE… Bir zamanlar birisi demişti ki… Vedimse ben vedim. Vamı bişi diyecek olan… Öteki de demişti ki, Benim vatandaşım köşeyi dönmesini bilir… Uya-nıklar o deyişi öyle anlamış. Vatandaşta diyecek ki, benim paramı yiyenlere yuhlar olsun. Öyle kanunları çıkaranlar altına imza atanlar “en adi”, “çok adilerden” olsun… Buradaki “en adi çok adi” de 246

yakalarında üzerlerinde çamur var demek olsun. Çamur pis, çamur kokuyor, kan gibi, irin gibi… Acaba ne çamuru demek olsun… He sahi, o çamur ne çamurudur... dersiniz… BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER, o yakası çamurluları asla unutmayın. Sakın ola ki yakası çamurlulardan da olmayın…

AKIL YOLU VE MANEVĐYAT Kanuni nizamda suç-suçlu-mağdur vardır. Şahit olur-ispat olur. Hakim olur... Đspat ve şahitle suçlunun cezasını Hâkim verir. Jandarma ya da polis, suçluyu alır. Suçun çekileceği Cezaevine yani hapishaneye götürür… Sonu malum… Diyelim ki sen, bir ıssız yolda gidiyorsun. Etrafın dağlar ve ormanlarla çevrili. Her yer ıssız. Đn yok-cin yok. Birden önünün bir veya iki kişi kesti. Elini-kolunu kırdı. Paranı, pulunu aldı. Eşkıya misali. Sen sürüne sürüne evine geldin. Yine diyelim ki aynı ıssız yolda veya gece herhangi bir ıssız yer veya yolda. Karınla veya kızınla gidiyorsun. Aynı tarz kişi veya kişiler yolunuzu kesti. Seni dövdü-yaraladı-cebindeki paraları aldı. Kızının veya karının parmağını kopardı, yüzüğü aldı, kolunu kesti bileziği aldı. Canhıraş bağırdınız… duyan olmadı-gelen olmadı. Sonunda, zorluklar içinde polise-jandarmaya gittiniz. Đsim-adres verdiniz-mahkemeye düştünüz. Hakim dedi ki şahit göster-delil ver, ispat et. Eşkıya hayır dedi, yapmadım-yapmadık dedi. Hakim ille de şahit-delil-ispat istedi. Jandarmapolis araştırdı, inceledi şahit ve delil bulunamadı. Hakim de dedi ki, bunlar biz yapmadık diyorlar, direniyorlar. Bende şahitsiz-delilsiz, bunları hapse gönderemem dedi ve adamları saldı. Şimdi sen veya o, akıl ile mantık ile düşünün, Ya da birlikte düşünelim. Sen veya siz onca acı çektiniz. Eşkıyada onca hakkınız, alacağınız var. Sen, ben, o, ayrı ayrı düşünelim. Birlikte düşünelim. Ben sana, hakkın kalsın-eşkıya yesin desem. Asla dersin, Hayır dersin. Benim veya bizim hakkımız alınmalı. Suçu işleyen-cezasız kalmamalı… dersiniz. Bende öyle derim ve diyorum. Bir noktada birleştik. Suçu işleyen cezasını görmeli. Her nerede olursa olsun ve her kim veya ne olursa olsun, mutlaka suçluya bir ceza veren olmalı ve de verildiği bir yer ve zaman olmalı. O zaman sen, o veya ben göğe, ere veya uzaklara bakarız... aklımız şöyle kayar... düşünürüz… Đşte o an Allah deriz, Allah… Allah alır, Ne 247

zaman alır, Ahrette yani öteki dünyada, Ruh halinin alındığı konulduğu yerlerde… O yerler neresidir. Ateşin, azabın-sopa ve dayağın olduğu yer. Adı Cehennem. Ateşler diyarı. Đyi işler yapanların ruh halinin alındığı yerin adı: Cennet: Çiçekler ülkesi, Güllük gülistanlık olsun. Bu açıklamalar Birlik Türkiyeme faydalar sağlasın. Arkası ve sonrası YORUMLAMALAR sizin olsun.

DĐNĐN ÖĞRETĐLMESĐ Devlet din işlerine karışmaz diye bir şey olmaz, olamaz… Devlet olarak, kişinin dini yaşamasına, doğru yanlış yaşamasına mecburen karışacak, kontrol edeceksin dini vatandaşa öğretmeyeceksin. Ana bilmezbaba bilmez, çocuk dinini nerde ve nasıl öğrenir. Ana bilir-baba bilir-Doğrumu bilir, yanlış mı bilir-Çocuğuna eğrimi öğretir, noksan mı öğretir ve yönlendirir… Çocuk dinini tam ve noksansız nerde ve nasıl öğrenir. Yok öyle bir şey. Devlet insanına dinini öğretir görevidir-mecburen öğretir. Devlet vatandaşına dinini tam olarak öğretir ki o vatandaş, o insan Atatürk ilke ve inkılâplarına ters düşmesin. Din adına yıkıcı bölücü olmasın… Zaten kişi dinini layıkıyla bilirse o kişi, o insan eğer insansa, eğer adamsa, Allah’ını da, Peygamberi de çok sever ve inanır. O anlamda da güzel Müslüman olur ve Müslümanlık yapar… Atatürk'ü de iyi bilir. Atatürkleri de iyi bilir. Atasını, anasını-ülkesiniMilletini, halkını sever sayar… Buna rağmen saymadı-sevmedi diyelim... O zaman kanun nerede jandarma-polis ne güne durur. Kaldı ki o tür tek tük çıkanda halk içinde zaten boğulur… Türkiye Cumhuriyeti Devleti öyle bir devlettir o kadar da güçlüdür ki… Öyle ne üç beş cahil, yalancı dini şekilciler ya da ille de boşuna ve ülkesine bir çakıl taşı koyamamış fantezi laikçiler… Türkiye'nin telini bile sallayamaz. Din işleri başkanlığı, çocuk ve gençlik öğrenme anlayışına uygun olarak hazırladığı günlük ibadetlerini içeren, namaz kılmayı net öğreten sure ve duaların olduğu Kitapçık şeklinde hazırlanan kitapları-Bir anlamda Müslüman'ın El kitapları olarak Okullarda öğrencilere dağıtacak. Bu kitaplarda yorumlar bölümlerinde inancın gereğine, haram ve helale, cennet ve cehennem kavramlarına… yer verilecek… Dünya cahiliye dönemleri, sade bir dil ile anlatılacak. ALLAH kavramı, Peygamber ahlakı ve hayatları Peygamber mucizeleri ve ibretlik hadiseleri anlatılacak. 248

Müslüman'ın EL KĐTABINDA Erenlerden, Evliyalardan-şehitlerdenGazilerden bölümler olacak… Müslüman'ın el kitabında koşun ey umumi insanlar, koşun... Vatan imdadına anlamına bölümlerde olacak. bölümlerde-Sütçü Đmamlar, Şahin beyler, Nene Hatunlar, Türk şehit askerlerinin-Đnönü'de... Düşman dikenli tellerini nasıl aştığı-Çanakkale'de kendilerine ÖLÜM EMRĐNĐ nasıl verdikleri-neden verdikleri… olacak… Atatürk’ten, tüm büyük Türklere, adsız kahramanlara… Şehit, gazi… Đslami, insani ve vatan gerçeğini içeren hisse’i-ibretler. Hayır… anlamına CENET Anlamına aktarılacak. Đnsanları ulviliğe götüren Ulvi ĐLAHĐLER olacak-söylenecek... Halifeler-Mezhepler-Hz. Ömer adaleti, Hz. Ali cenkçiliği ve Allah saygı ve sevgisi-Acımasız din savaşları… Dinde siyaseten haklılık ve dolayısı ile Hz. HÜSEYĐN-HASAN KERBELA OLAYI ve acımasız ölümler. Cehennemi, anlamlar verilerek, kardeşliğe vurgu yapılacak… Müslümanın el kitabı çok fakirlere bedava olacak ama çoğunlukla kesin bir değer ile para ile olacak. Çünkü emeksiz yemek olmaz, olamaz. Havadan bir şey öğrenilemez, Kutsal Dini öğrenmek öğretmek içinde ekmek yenilir-içilir... Farklı Đslam yaşayışları kesin olduğundan Müslüman'ın el kitabındaMezhebi olarak ta, kavramsal ve toplumsal olarak ta-Cuma namazlarıbirlikte namaz kılmanın önemleri olacak... Sünnilik ve diğer Mezhepler net verilecek. Kavram ve kurumsal uygulanan ALEVĐLĐK’TE Türkiye gerçeği olarak çok önem taşır. Semahın Ulvi hal şekli, ruh ve hislere hitap ve haz verme şekilleri… Erenler-evliyalar kısadan hisseleri Alevi inanç usul ve uygulamaları ve kültür anlayış ve hizmetleri tam verilecek. Sünni ilahilerle semah çekmeleri uygulamalı folklor, dinini dualar-Toplum kaynaşmaları… Alevi Sünni-Türk ve Öztürk-Halk barış ve kucaklaşmaları etkinlik kazandırılmalıdır. Özellikle Anadolu Türk erenleri ve Evliyaları ön planda olarak… Türklerin Đslamiyete hizmetleri tam verilmeli ve bilinmelidir. Burada şunu açıkça derim ki-Yezit denilen adam yezit oğlu yezittir. Sünniler yezide Alevilerden çok kızar. Hasan ile Hüseyin'in katledişi tüm yürekleri dağlar. Pir sultanların dar ağaçları kabul görmez, alkış almaz. Anadolu'da öz benliğini koruyan-Avrupa özentileri olmayanların içinde Aleviler net etkenlik taşır. Ancak 8 Kasım 2009’da Televizyon ekranlarında Alevilerin meydan miting ve yürüyüşlerinde Hz. Ali’nin neslinin açıldığın gördüm, Eyvah dedim. Bu olmadı, hiç olmadı... dedim. Çünkü ardından birileri çıkar, inanç, özgürlük ve hak aramalarında, kendi inanç, mezhep... önderlerinin resimlerini çizer... Yezidiler, yezid, ötekiler 249

Caferi, berikiler Haberi, Hanefi, Ömeri, Osmani... resimlerini çizer yürür... Biri de çıkar, maazallah, Hz Muhammed’in resmini çizer... ve bu hal tarzı felaketleri getirir... Çok hakkınız olan Cem evlerini istemek, ibadetlerimizi oralarda yapmak ve bunun devlet katında da kabul görmesini istemekse... Bu durum ve ben ve bizden sonsuz destek görür... Aksi olanlar ise Atatürk yolunda, laiklik anlayışında olunmaya ters olur... Siz bana kardeş, ben sizden biri... Siz Türk aleviler ve dahi Alevi Türkleri... iç ve dış düşman, ayrılıkçı ve bölücü olanların istekleri de budur... Sakın ha sıkan... Đbadetin hası saklı olandır... Aksi olduğunda, ülkemize yazık olur. Burada bir daha inanç ayrılıklarına, kimliklere, ırk ayrımcılığına körük çeken siyasetçiye, siyasilere, çıkarcılara lanet olur. Lanetler okunur... Geçmişten gelen ve bugün de olan devlet, bu işleri sessiz, sedasız çözmez ise... Acep ne güne durur... yapar. Sanırsam tarih, bu gidişe kara damga vurur... Tüm bunlara rağmen ben Alevi’yimSünni’yim diye soğuk duş havaları kimse estiremez. Tüm Sünniler ve Aleviler inanç bakımından düşman var gücüyle Türkleri bölmek ve yarmak istiyor… Kitlenme-kucaklaşma esas olup aklı başında AleviSünni... ayrılığa geçit vermez, vermeyecektir de. Halk ana-baba, çocuğun önünde dinini tam yaşar, ya da yaşamaz. Yaşayan tam ve doğru olarak yaşamalı ki kargaşa olmasın-Dini saptırıcılar fırsat bulamasın. O halde devlet-Hazırlanan, tüm ayetlerin Türkçeye çevrildiği kitapları ĐKĐ KĐTAP HALĐNDE, halka vermeli ve kesin dağıtmalıdır. Yorumsuz ve yorumlu-geniş açıklamalı olarak Kuran Her ev ya da insanda olmalıdır. DEVLET Alevi-Sünni ibadet şekline-eşit önem verir. O nedenle Alevi Cem Evleri’nin yapımında rehberlik-kontrol ve gözcülük yapar. Burada aleviler ön plana çıkmalılar… Günlük yaşamda esnaflıkta-ticarette daha çok önde olduklarını göstermeliler. Cem evlerini çoğu kez kendileri yapmalılar. Devletten izin alarak-harcama-arazi bulma-temel atma işlerinde etken olmalılar. Onlarda bilirler ki camiler hep böyle yapılır ve yapılmıştır. Tabi gerektiğinde Devlette yardımcı olmalıdır. Devlet, dini Vatandaşına öğretir. Devlet, dinin yaşanmasına, yaşanmamasına karışmaz. Devlet insana hizmeti ön planda tutar. Đnsanın inancına karışmaz, yönlendirmez, yönlendiremez. Devletin, cami yapımında yardımcı olması, Cem Evlerinin varlığına yol vermesi, kilise de olunmasında huzuru sağlaması görevidir. Devlet, işte cami, işte cem, işte kilise- der. Đstediğini seç, ibadetini yap, inancını yaşa, Đster gir evinde yat… der... Bu senin ferdi tarzın olsun... 250

topluca da olsun-olunsun der… Ve bu uygulama biçimi denilmiştir zaten bu çoktan denilmiştir. Bunu uygulamalarda-idare etmelerde-ettirilmede Mustafa Kemal demiştir. Bunu Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuranlar demiştir. Bunun adı demokrasi, demokrasi idaresinde laikliktir, laik olmaktır. Söz Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinindir. Söz ATATÜRKÜN ilkelerinin, inkılâplarınındır. Bu anlamda söz MĐLLETĐNDĐR. Millet olarak, insan ve insanlık içinde istediğin gibi Đbadetini yap, inancını yaşa, Kendin ve inancın doğrultusunda cennetini kazan. Đster yaşama Cehennemi düşün. Ya da düşünme… Đnan-inanma ama Akla göre de, Đslama göre de bir öteki dünya vardır. Orası da Allah’la senin arandadır. Bana göre ise şu dünyada faydalı insan olmandır. Türkiye birliği-Huzuru açısından Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinde, O devletin kuruluş anında ilan edilen ve sonradan Atatürk tarafından geliştirilen, daha sonrada Atatürk yolunda olanlarca geliştirilerek günümüze kadar gelen bir ĐDARĐ SĐSTEM vardır. Bu sistemin adı, Demokrasi-laik düzen-sosyal devlet, kesin adalettir...Özgürce yaşamaktır. Hiçbir kimsenin, diğer kimseye olumsuz etki yapmamasıkarışmaması baskı yapmamasıdır. Hiçbir insanın-diğerinin dinine, imanına inancına da karışmaması, insanın tek başına da bu tarzda layık olmasıdır. Hiçbir kimse özgürlüğünü-diğer insanın rahatsızlığına kullanamaz. Hiçbir kimse düşüncesini, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türk Milletinin-Türk Halkının, Türkiye vatandaşının aleyhine kullanamaz-açıklayamaz. Bir misal ile kimse özgürlük adına senin tam uykuda olduğun gece saatlerinde gelip evinin önünde davul çalamaz. Hiç kimse düşünce adına… ben filan Dünya devletinin, Türkiye'den daha güçlü olmasını istiyorum diyemez… Ona yönelik hal tarzında bulunamaz. Topluma-dünyaya bu tarz hava estiremez. Tüm düşünce ve temenniler Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk ve Türkiye Halklarının, insanının iyiliği üzerine olur. Ha şunu der ve demelidir. Filan ülkede şu gibi iyi ve güzel işler var. Davranış var-yaşantı var... der. Bunarlın doğruluğunu ispat eder. Faydalı olacağı garantisi ile Onları ülkemize getirelim, bizde öyle olalım ve çok daha iyi yaşayalım… der. Şu deve var ya… işte o deve misali... Ya Atatürk düzenine uyarsın ya bu diyardan gidersin... Bunun dışında boş lakırdılara gerek de yoktur. Başka tür olamaz... yaptırmam. Kimseye kendimi rahatsız ettirmem.

251

Ben bu ülkede rahatım. Çok çalıştım, çalışıyorum-çalışacağım. ŞU ÖMRÜMÜ ĐNSAN GĐBĐ ZEVKĐNE YAŞAYACAĞIM… BĐR DAHAMI GELECEM DÜNYAYA… Geleceksem de nasıl olacağını ben bilemem…

Orasını ALLAH bilir… Bunları anlayın, anlatın. Daha iyisini bulun, bilin geliştirin... Siz Tüm Türkiyeliler... Daha iyisi varsa siz söyleyin, Yeter ki, birlikte huzurlu yaşayın yaşayalım. Bu yolda ilerleyelim. Siyasiler üzerinde etkin olalım yaptıralım. Türkiye kazansın biz kazanalım. “Birlik Türkiyem” kazansın

TÜRKĐYEDE KESĐMLER Daha önceki sayfalarda değindiğim ve yazdığım gibi 1985-90’lara kadar ben, Türkiye'de Türk Milleti, Türk ili… Türkiyemiz… Yurdumuz… demeyi-demeleri bilirdim. Öyle Türkler-Kürtler-Lazlar-Gürcüler demeyi hiç bilmedim-bilmezdim. Üstelik öğretmenim... Öğretmenliğimi hep bu anlayışla yaptım, yapmışım. Sadece iyi insan ve insanlık üzerine, öğretmenlik yapmışım... Kötü insanı bilmek ayırmak üzerine. Đyi insan olmak üzerine konuştum-konuştuk. Đyi fikir, iyi çalışma-iyi üretim için, aracı-tefeci soyma-soyulma... olmasın diye uğraştık... Tahta ya gülü ve dikeni çizdim. Gülü iyilik ve insan olarak verdim. Diken ne yapar diye sordum. Öğrencilerim-“Acı verir-batar” öğretmenim dediler. O zaman kötü insan diken olsun dedim… O an ve zaman sonra sen veya siz ne olacaksınız diye sordum. GÜL olacağız öğretmenim dediler… Ne mutlu o güllere ve gül gibi olanlara… Ancak 24 senelik öğretmendim ki gözlerim faltaşı gibi açıldı. Kürt olayı-PKK-patladı-patlatıldı… Ve onca ölüm-onca dökülen kanlar-Gaziler Şehitler 1990’larda durmayan-durdurulamayan bu acılar ve ben kürdüm-Biz kürtüz-Bölünmebölme, toprak bayrak isteriz… alırız-alacağız diyenlere karşı da… Đyi de arkadaş... Ya bende sokağa iner-Sen kürtsen Bende Türküm… dersem... ne olacak. Düşünülmesi-bilinmesi gereken odur-orasıdır. Bu noktadan hareketle mecburen anladık, gördük... bildik... Anlar ve biliriz bugün Türkiye'de net ve kesindir ki, Bugün Türkiye'de Kesin olarak elli milyon Türk yaşar. On milyonda Kürt olsun. Kalan on milyon insanda diğerleri olsun. Ermeniler-Yahudi, Arap, Rum gibilerdir. Birde kendini Türk saymayan şu ya da bu tür olanlardır. Lazların çok az kısmı-Gürcülerin bir kısmı, ırk bakımından kendilerini Türk saymasalar da, Vatan, ülke, Bayrak-Din-Đman-ĐDARE ve ATATÜRK-Kültür bakımlarından, bir 252

hamur olduklarını, Türkiye'yi canları gibi sevdiklerini-O anlamda seninbenim kadar Türk olduklarını söylerler, Bu durum çok kesin olarak budur. Türkiye'de olan ve yaşayanların durumu-özelliği budur. HAKĐM GÜÇ TÜRKTÜR... Kimliğin üstü Türktür. Bu böyle bilinmelidir. Sakın ola ki Kimliğe ve kimlik konusuna kimse girmesin, dokunmasın. Burası TÜRKĐYEDĐR. Türkiye’de insan ve insanlık içinde olanlar yaşar. Ve yine bilinir ve bilinsin ki... Türk-Kürt, Çerkez… Vatan anlamına Türkiye'yi çok seven idare-bayrak toprak… anlamına... TürkümTürkiyeliyim, Türk idaresi idarem, Devleti de devletim diyenler ve Türkiye için canını feda edenler-etmesini bilenler yaşar. TÜRKĐYEDE Türkler yaşar. Bu durumu böyle biline arkadaş… Her yer bölge şehir örnektir. Örnekleme olsun diyedir ki, Samsun'da Trabzonlu-Rizeli birazda Artvinli çoktur. O yöre insanlarına çoğunlukla Laz denir. Türklerde ve herkeste, mahalli kimlik adına Alioğlu, Velioğulları gibi isimlendirmeler vardır ya... Lazlar da tıpkı soy adı anlamına Lazlığı kullanır veya ayırırlar. Bu da Türk-Laz... bir muhabbet kaynağı kaynaşması olur… Lazlar çok çalışkan bir kesimdir. Türkiye'nin her taraf ve yöresinde çakıl taşları vardır. Đnsan doğası gereği bencildirler. “Benim” olsun olayını çok isterler. Girişken ve teşebbüs güçleri çoktur. Zenginifakiri “BĐZĐM UŞAK” demesini ve tutmasını iyi bilirler... Her partide adamları vardır. Hiç seçim kaybetmezler... Büyük Millet Meclisinde de 50 yi aşkın Milletvekilleri olur… Köşe başlarını iyi tutarlar, tutmasını bilirler... Şu an Samsunda siyasi bakımdan bu işi iyi başarmışlardır. Her partide onlardır. AK Parti ve M. H. P de kesin onlardır. Đki dönem Samsunda 5-6 Milletvekili Trabzonludur Rizelidir. Samsunun nüfusu Bir milyon üç yüz bini aşkındır. O halde karşılaştırıldığında, Bu sosyal ve siyasal bir vakadır. Đncelenmelidir, araştırılmalıdır. Siyaset ve siyasal bilimciler bu gerçeği netleştirmelidir. Sormak gerekir Türk ahvali kesimleri. Nerde sizin atılganlığınız-yaratıcılığınız… Kalkın sefere çıkın-Tırmanın dağları-yamaçları-Kurun yeniden fabrikaları, rayları, limanları... Çıkın yeniden meydanlara-En önde ileride olun, yapın, yaratın yeniden el tutun fakirlere-garibanlara... Emeğinize, verginize sahip çıkın Talancıya-soyguncuya yedirtmeyin Onları ileriye geçirtmeyin. Masalara hâkim olun. Fakir, yetim, gazi haklarını, çalışarak hakkıyla zengin olan, haram yemeyen-kul hakkı yemeyen insanların verdiği vergileri, yeni iş yerlerine yönlendirin… Uykudan uyanın-Kolları sıvayınLazı da Kürdü de-Türküde-birbirinize örnek alın. Çalışmada yarışın. Omuz omuza ve ileriye gidin. Türkiye kazansın ve kim yaparsa yapsın… 253

SAMSUN ÖRNEĞĐ ĐLLER KAZANSIN Türkiye’de Ankara, Đstanbul, Đzmir, Antalya gibi şehirlerin durumu; konumu farklıdır. Oralara, insanların yüzde doksanı gelir, gider. Kalanı, döneni fazla olmaz. Oralarda mevsimlik olunur, iş gereyi olunur. Samsun yüz, yüz elli yıldan bu güne göç almıştır. Samsun’a gelen kalmıştır. Yüzde doksanbeş, kesin olan budur. Elli-yüz yıldır Samsun’da olan, yaşayan, doğup,, büyüyen, Samsun’un yerlisi demektir. Yerlisi olmuştur. Kesin hal, bu olmasına rağmen, sosyolojik davranış, pisikolojik ruh halleri ve düşünce, davranışlarda ise gerçek, sanki başkadır. Yaş ellidir, altmıştır, otuzdur, yirmidir. Kahvelerde, derneklerde, sohbetlerde insanlar; sanki Samsun’lu değildir. Trabzonlu’dur, Rizeli’dir, Artvinli, Giresunludur... Kavaklıdır, Muhacir-dir, Mübadildir... Sorulduğunda veya en ufak bir mevzu geldiğinde; ilk söz, oralardan olduğunun söylenmesine olur. Bu da Samsun’un zararınadır ve yıllarca da zararına olmuştur. Đyi de Samsun’da doğdun, büyüdün, Samsun’a yerleştin. Yüzde doksan beş, Samsun’da kalacaksın, geri dönmeyecek, başka yere gitmeyeceksin... Toprak, Samsun’dan; su, hava, ekmek. Samsun’dan... O halde, Muha-cirim, Trabzonlu’yum... Rizeliyim, Gümüşhaneliyim, Kavaklıyım... de-mene gerek ne? Onu sorarsan, hepimiz gelmişizdir başka başka yerler-den... Tabiki, kök yerleşiğini; soy, sülale kavramını unutmayacaksın. Ancak doyduğun yere de bağlanmasını bileceksin. Geldiğin yerler ikinci derecede olacak. Samsun’dan seçilen milletvekillerinde de, Samsun’lu olmak ruhu, çok olsa idi, Samsun, bugün için, çok şeyler kazanmış, çok daha ilerlemiş, ileri gitmiş olurdu... Samsun’dan vekil olacaksın, yatırımı başka yere yapacaksın. Veya Samsun’a geleceksin, sadece kendi ilinden, ilçenden olanlarla hasbihal edeceksin. Sanki Samsun’lunun vekili deyilmişsin gibi tavırların olacakmış gibi bir hal sergilemiş olacaksın... Bu böyle olmaz, böyle de gitmez, olmasın ve gitmesin... Samsun’da birlik olsun. Samsun birliyi kurulsun ve gelişsin... Böyle olursa SAMSUNSPOR’da güçlü olur ve BĐRĐNCĐLĐKTE olur. Samsun ruhu olur, güçlü olur, gayret olur, dirlik olur. Samsunlu vekiller, Samsun halkı ve iş adamları... Samsun Valisi ve belediye başkanları ile iğer devlet 254

erkanları... On sene, yirmi sene, birlik ve beraberliğine önem verin, gayret edin, Samsunlu olma ruh halini ve sosyal birlik ve beraberliğini geliştirin. Birinci dereceye alın ve yerleştirin. Bunun olmasında eğitim ve öğretimlere, okullar da bilgilendirme ve benimsetmelere yer verin. SAMSUN, Ankara merkezli BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐN, kurulmasında, öncelikle yerini alsın. Samsun, Karadeniz’in incisi olsun, çok olsun; tam olsun. ATATÜRK, bir anlamda. Samsundan olsun; Samsun ATATÜRK’ten yana çok olsun.

DÜŞMANI, DOST OLANLA AYIRALIM, BARIŞALIM Şu an bu satırları yazmak içime çok, acı veriyor. El uzatılmalı-el sıkışılmalı diye yazacağım. Đyide kim-kiminle arkadaş, kim-kiminle ve ne için-nerede el sıkışacak. Elim yazmayı-aklım düşünmeyi, dilim dönmeyi istemiyor şu an… Her kim ki bu olayların çıkmasına sebep olmuş, ona ve onlara lanet olsun. O ki olay var. Yazıyorum. Kürt gerçeği, Türk-Kürt kavgasını ve savaşını barışın olmasını yazıyorum. Yazıyorum ama sen bana sor. Tamam, ben şu an ne istiyorum; Dostça kardeşçe yaşansın istiyorum. Dişler sıkılsın-yüreklere taş bağlansın. Niyetler iyi-garantiler sağlam olarak barışa-barış yoluna-girilsin. Yüce Türk kadınları. Acılı, acısı çok ve büyük olan ŞEHĐT ANALARINA çağrım olsun. Kahraman Askerin-Şehidin-Gazi'nin Yiğit Anaları. Barış için düşünün, ruh halinizi, barış yoluna ve yönüne alın… Kendinizi AFFETMEYE HAZIRLAYIN. Sakın ola ki, kimse, ateş düştüğü yeri yakar demesin. Ateş düştüğü yeri yaktı. Ama o ateş, Şehit analarından, Gazilerden ve -babalardanakrabalardan sonra Türk Milletinin üzerine de düştü ve içimizi yaktı, dağladı. Ey şehit ve Gazi Ana ve Babaları… Siz Kahraman MilletOğullarınız Kahraman Asker. Siz, Kurtuluş savaşını kazanan ve Atatürkün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran, Ey Şanlı Millet kadar şanlı, şehit olan-gazi olan oğullarınızla, Şu an dağ-taş-kış demeden düşmanla savaşan, arayan-Kurşunla halen yaralanan, kazalarda ölen, terhis ile evine dönme sevincini yaşayama da 15 Şubat 2008 Trafik kazasında yaralanan… ölen… Kahraman oğullarınızla… Kurtuluş savaşında düşmanı Đzmir'den denize döken Şanlı Millet Ordusu kadar-Ona eş değer Şanlı Ana-Şanlı baba-Şanlı Milletsiniz. Siz ve biz-hepimiz Ey şanlı Millet255

Ey Şanlı Orduyuz. Allah’u Ekber--- Allah’u Ekber; Ey Şanlı Ordu, Ey Şanlı Asker. O kahraman Askerlerin kahraman komutanları, Askerinin başında, çoğu kez de önünde, şehit oldunuz-Gazi oldunuz… O şanlı ordunun, şu anki tüm komutanları, Kurmayları, Genel Kurmayları, Size rahmet, Size minnet, size şükran Allah’u Ekber--- Allah’u Ekber, Ey Şanlı Ordu- Ey Şanlı Asker. Allah hiçbir Millete, bir nesle savaş göstermesin. Tekrar ederim ki şu an bu PKK’lıları, bizi düşman gören Kürtleri, bu savaşın sürmesini isteyen herkesi Allah ıslah etsin. Eğer iyi niyet ve akıl yolu ile düşünerek savaşı durdurma yoluna girmezlerse Allahın tüm azap ve gazapları üzerlerine olsun. Yiğit şehit ve gazi ana-babaları... Birde şunları düşünün; Düşman ve iç-dış düşman silahları ile Kürt ana-babasının kapısına dayandı-evine girdi-Yaktı yıktı. Birde genç-delikanlı oğlunu aldı götürdü kaçırdı-zorla terörist yaptı. Ya da genç çocukları para ile falan kandırıp götürdü… düşman yaptı… O çocuklar isteseler de geri dönemediler, geri kaçamadılar. Ve onlar, ne acıdır ki iki ateş arasında kaldılar. Çoğu istemeyerek can yaktılar. Bu ve bunlar gibileri bir düşünün, Kendinizi barışa-affetmeye hazırlayın. Bağrınıza taş basın-barışı düşünün.

GÜNÜNÜMÜZÜ ĐYĐ BĐLMEK Bugünün Türkiye'sini ben sizin kadar-siz benim kadar bilirsiniz, biliriz. Đyi biliriz, iyidir. Doğru biliriz, eğridir, Ama bugün için Türkiye de gerçek olan bir görünüm vardır. Bu görünüm Dünyada da vardır ve çoktur. Ancak Türkiye de olmamalı veya az olmalıdır. Çünkü günlük hayatım Türkiye'dedir. Türkiye günlük hayatımdadır, nice yıllaradır. Bin bir uğraşla Türkiye'yi bu günlere getiren tüm hizmet etmiş Türk insanına minnet ve şükran ederiz… Ama özellikle 1970’lerden sonraya iyi baktığımızda… Đyi olanlardan çok iyi olmayanları görürüz. Sayıca iyi olanlar çoktur. Ama çok az sayıda kötü olanlar vardır ki adeta iyilerin üzerine bir kabus gibi çökmüştür. Bu böyle olmamalıydı-olmamalıdır da. O halde burada ya temeli iyi olmayan bir gidiş vardır, ya da temeli sonradan bozulmuş bir durum olmalıdır. Dünyada her şey insan içindir... Türkiye'de de olan iyi ve kötü olan her şey, Türk insanı içindir, insanlık içindir. Đnsan için ilk olması gereken veya biz hepimizin istediği iyi yaşamak veya çok iyi yaşamaktır. Bu 256

noktadan hareketle, Türkiye'de insanların yaşam tablosuna baktığımızda, Net iki kesim görürüz. Bir de normal ve normal altı ve üstü olarak bir üçüncü kesim vardır. Bu durumu en iyi ifade den söz de 1976’larda Terme'de bir şölen gecesinde Sosyolog ve Toplum Bilimcisi olarak gördüğüm Taha Akyol'dan duyduğum sözdür. O günlerde o sözün söylendiği mecburiyetle, bugün ki mecburiyet aynı. O zaman o sözü bugünün Türkiye'si için aynen ve istemeyerek söylüyorum. Sanırsam aklı selim çokları da söyler. O günden bugüne Türkiye çok ilerlemiş, ileriye gitmiştir. Değişmeyen yaşama tablosu ve Türkiye gelirlerinin bölüşme tablosudur. Türkiye'de bugün için yaşam tablosu şudur. Bir tarafta zevk sfe içinde olan Türkiye. Öbür tarafta, perişanlık içinde yaşayan Türkiye… Birlik Türkiye’m olarak bu tabloyu iyi görün. Araştırın ve inceleyin. Temel anlayışınız, çalışmalarınız ve dağıtımla paylaşımlarınız, sefalet Türkiye’sinin yok edilmesi üzerine olsun ve kurulsun. Öyle olursa, öyle olma yolunda olur, ilerler ve başarırısınız. Emin olun ki BĐR ŞANLI NESĐL, O ŞANLI MĐLLETĐN, BĐR ŞANLI ĐNSANLARI OLURSUNUZ. Türki insanı ve gençliği olarak siz, bir yerde bazen beş-10-30-50 siniz. Bazen beş yüz ve binsiniz. Bazen de beş bin, on binsiniz... Yirmi bin olduğunuz yerler de var. Her yerden binlerce insan. Çoğunuz içinde, çoğunuzun cebinde birçok sıkıntıları olanlar var. O dertler, sıkıntılar yüzde doksan dıştan ve dıştan bakmakla görünmez. Çoğu derdini söylemez. Çoğu da söyleyemez. Bir çoğu bazılarına ve bazı arkadaşlarına söylemek isterde... söyleyemez. Utanır. Utandırılırım diye korkar. Bazıları isteyerek veya mecbur kalarak söyler, derdini açıklar. Đyi karşılık görenler, keşke daha önceden sıkıntımı arkadaşıma, arkadaşlara önceden söyleseydim. Niye söylememişim ki? Der. Bazıları da söylediğine pişman olur, edilir, gururu kırılır. Çoğunuz şen şakraksınızdır. Para boldur, dert yoktur. Baba patrondur, arka güçlüdür, istikbal parlaktır. Öncelikle yeterli parası ve çok parası olan gençler. O çalışkan babanızı doğru yoldan helâl para kazanan babanızı örnek alın, güçlenin, güçlendirin. Sonra kendinizce bir plan yapın. Đşinizi bozmadan bütçenizi sarsmadan, bireysel ve toplumsal yardım etmeye, yardımlaşmaya yönelin, girin. Bunu isteyerek, severek yapın. Bölüşmenin de mutluluğunu görün ve ona ulaşın, ruhunuzla yaşayın. Bir yardım edenler ekibi kurun. Bu yardım ekibinizi geliştirin, genişletin. Yardıma ihtiyacı olanlarla çok iyi ilişkiler ve güler yüzlü yaklaşımlar kurun. Onlara iş kurma, iş yapma, iş geliştirmede ellerinden tutun yol gösterin. Çalışmadan olmaz deyin. Babanızı örnek verin. Babanız zengin olduğu halde kendinizin çok çalışma 257

içinde olduğunu gösterin. Sakın onarı kırmayın. Gurularına dokunmayın, alay etmeyin. Onları yermeyin, yerindirmeyin. Dilerim olmasın. Ancak meşru olmayan yoldan kumarhane işletmekten veya fakiri kandırıp, peşin parayı bastırıp yerini alan… o yerin ileride veya yakında çok para edeceğini bilerek alan, bu ve benzer iş ve yollardan babası çok zengin olanlar ve hatta kendisi çok zengin olanlar. Siz bu tür serbest çalışanlar veya siz üniversite öğrencileri. Öncelikle kazancınızı meşru yola alın. Mümkünse babanızı da meşru kazanç yoluna alın. Sonra siz de, iyi bir plan yapın. Bütçenizi aksatmadan yardım edenler grubuna girin, katılın. Gönlünüzü helâl kazanma yoluna koyun. Gerisini ALLAH'a bırakın. Durumunuza da şükredin. Siz, yardıma ihtiyacı olan üniversiteliler, liseliler. Sıkıntınızı bölüşün. Size yardım edenler grubuna gidin. Onlarla anlaşın, kucaklaşın, kaynaşın. Đçinizde, ne yardımın karşılığında size tuzak kurulsun, ne de yardıma ihtiyacım var diyerek, diğerini kandıran olsun.

ÖĞRENCĐ VEYA GENÇ OLARAK Konuşmalarınız da, belden aşağı olmasın. Küfür olmasın. Ana-avrat söz ve sözleri olmasın. Ana kutsallığı-bacı maneviyatı aklınızda olsun. Sövme ve kötü sözün “Şaka yaptım ı” olmaz. Ana ve bacıya, ana, bacı gibi olanlara toz kondurmayın. Kız ve kadın onuruna, iffetine saygılı olun. Onlara yardımcı olun. Kız olarak erkekle, erkek olarak ta kızla sevgi bağlarına ölçü koyun. Evlenecek olsanız da, el ele tutma sınırını geçmeyin. Bilin ki, elini tuttuğunuz kızla evlenmelisiniz. Yani bir anlamda el tutup, gezmeye girdiğiniz kızlarla sevme anlamına diyorum. Yada elinizi verdiğiniz erkekle evlenmelisiniz. Yani gezdiğiniz en son sınır öpüşmede bulunduğunuz erkekle, evlenmelisiniz. Tanıma, tanışmayı bu çizgide tutmalısınız. Flört olayının ileri ve çok ileri boyutunu kaldırmalısınız. Flörte özenmemelisiniz. Bilmeli ve yaşamalısınız ki, Türk adet ve gurur yapısında mert olmak, erkekçe olmak vardır. Türk erkek yapısında kadınını, kızını öptürmek yoktur. Türk Aile temelinde ve ailenin güçlü olmasında temel budur. Bu namus anlayışıdır. Siz, namus ta ne demekmiş boş ver namusu falan diyemezsiniz. Görücü usulüne girin demiyorum, demem de. Görmek, konuşmak, anlamak, dinlemek Kuranda da vardır. 258

Veya hadislerdedir. Đnsan doğasında sevgi vardır. Sevgi almak ve vermek ister. Siz akıllı insanlar olarak işinizi bilin ve bilirsiniz. Birlik Türkiye’mi kuracaksınız. O nedenle asla Kul hakkı yiyen olamazsınız olmamalısınız.. Burada aile-özel, saklı-dünyasına, bir miktar-edebince-girersek,erkek yaşamını, ruh hali ve iç arzularını iyi bilin, konuşun, yaşayın, yaşatın. Allah’ın emri, karşılıklı istek, kanuni evlilikler olduğunda evden kaçan kadın, başka kadın arayan-alan-erkek sayısı azalacak; çalışır ve ekmek getirir olunması ile de, Türk toplum aile yapısının, komşuluk ilişkilerinin sağlandığı, temel etkendir. Zengin, ya da fakir olsanız da, aile-ana-baba ilişkilerini sıkı tutun. Zenginliğinizi çoğaltmak, fakirlikten kurtulmak için, BĐRLĐK TÜRKĐYEM kitabının önsözü ve yol haritası fikir yapısında buluşun, konuşun, tartışın… Bilin ve inanın ki: Bu yol ve o yol;1968 kuşağı ve 1970 gençliğinde, gerçek manada ülkücü, devrimci, islamiyetin özünde Đslamcı gençlik yolu, gençlerin yoludur. 1968-70 kuşağının temel amacı: “Her yerde ve her yönden tam bağımsız Türkiye’dir. Bu durum, dünya çıkar ve Türkiye’deki haksız kazanç sahiplerinin işine gelmediğinden, boğucu kapital sistem1968-70 gençliğini birbirine düşürmüş, bölüp parçalamış, yok etmiştir. Sonuçta 2010 Türkiye’sinin şaşalı zevk-sefa Türkiye’si muradına ermiştir. Burada dürüst ve şerefli zenginleri, helalinden emeği ile kazananları ayırdığımızda-onların çoğu, belalarını dünyada bulmuşlar, ahirette de bulacaklardır. 1965 Adalet Partisi-80-90 Anap Partisi içine sızmış olan- o partiler içinde yer almasalar da, bir yolunu bulup malı götürenler yüzünden, o partilerin yerlerinde yeller esmektedir. 2010’larda haksız kazanç erbaplarının sonrası da o partiler ve partililerle siyasetçilerine benzer olacağı kesindir. Çünkü üzerlerinde, yok yere hakları yenen nice fakirlerin bedduaları vardır. Günümüzde her ilde, her bölgede harıl harıl aranan hazine arazileri, şehir göbek millet malı arsa ve alanları-iyi niyet uğraşlarını çıkarsak-rant kavgaları, bunlara canlı örnektir. 1990 geçliğinden, 2010 çocuk gençliğine baktığımızda, onları çoğu, internet kefelerinin “Barınak kuşları” durumuna düşmüş, düşürülmüştür. 1990’dan 2010 ve geleceğin Türk ve Türkiye gençliğine çağrımız odur ki: 1968-70 kuşağının doğrularını alın, eleştirin, geliştirin… Tuzaklara düşmeden, barış içinde, kardeşçe bu yoldan ve yine aklınızca bulup uygulayacağınız daha güzel o yoldan ve yollardan giderek ilerleyin. Birlik Türkiyem’i kurun. Helali düşünen, helal yoldan kazanarak-zengin olan gençler, dürüst, çalışkan olmada karar kılan fakir arkadaşlarınıza yardımcı olarak, yardım ederek, Birlik Türkiyem’i kurma yolunda, öne çıkın, önde 259

olun. Emek vermeden, ter dökmeden-babanızın malı da olsa-yemeyin o bize yeter, o Türkiye’ye yeter. Bu irade ve inançla iyiliği ve iyilikleri, öncelikle kendinizde arayın, kendinizde bulun… Devamı ile hakları alınmasında ve korunmasında-vurmadan,kırmadan, kanunların aradığı adam olmadan-olabildiğine hırslı, olabildiğine cenkçi olun. Cenkçiliğiniz, Cengiz Han’ı sollasın, haksızlığı sallasın. Bunun için atletik olun, sporcu olun. Dağlar tırmanma alanınız olsun. Cenkçiliğiniz, Cengiz Han gibi can alıcı, can yakıcı gibi de olmasın. Sabırla, inatla, ısrarla-hızla ve hızlı olarak-haklılığınızı, aileden komşularınıza, ilinizden bölgenize; Tüm Türkiye’ye yansıttığınızda yaydığınızda biliniz ve emin olunuz ki, yollarda ve meydanlarda sizi alkışlayanlar çok çok olacak, alkışlamayanlar bir hiç olacaktır. Çünkü sizin istediğiniz, Türkiye’de ac insan hiç kalmasın, zengin insan çok çok olsundur. Bu nedenle iyiler size gelir, kötüler yok olup gider ki, bu anlamda ve bu manada iyilerin ve iyiliğin çok çok dostu, kötülüğün korkulu rüyası da olun. Elinize fırsat geçtiğinde, Sakın ola ki korkutucu asla olmayın. Duruma göre ehveni şerden de olsa-bağışlayıcı, kucaklayıcı olun. Girdiğiniz ve gittiğiniz bu yolda, emin olun ve inanın ki, millet sizi çok sevecek-inancım odur kiAllah sizi çok koruyacaktır. Đçinizden külfeti çekip, nimetini bu dünyada göremeyenler olacaktır ki, öteki dünyada, cenneti alem mekanınız olur. Aklımızca yol göstericiliğiniz bu dualarınız üzerine olur, daim olur ki, bu yolda son sözümüz, Allah sizi korusun, Tanrı yardımcınız olsun.

ANLATMAK VE ANLAMAK Günümüz Türkiye’sinde: Çocuk Esirgeme yuvalarını, kimsesizler ve güçsüzler yurdunu, kadın sığınma evlerini, düşünün. Bu ve benzer kuruluşların çok dar alanlarda, beton yığınları içinde olduğunu; çocukları kişiliksiz, sağlıksız, kavgacı, ezilmişlik, korumasız, yetişkinleri işsizgüçsüz, yaşlıları ölümü bekler olarak ve hepsinin tüketir, hazır yiyici olduklarını görün. Bunlara sokak çocuklarını, dışarıda yatanları, dilencileri… ekleyin… Ayrıca Türkiye genelinde bir evi, çadırı, bir küçük arsası-tarlası olsa da, çoğu kez aç olan- aç kalan fakirleri, bir evde on yirmi kişi olarak kalan işsiz, perişan aileleri ekleyin. Bunlar içindeki kavgaları, seviyesiz ilişkileri, kişilik bozukluğundan hırsız-arsızları bakımsızlıktan ölenleri algılayın, yorumlayın. 260

Đnsanların üretmek isteği.. mezara kadar vardır ya da çoktur ise… Burada Çocuk esirgemeden, kimsesizler, güçsüzler yurduna tüm insanlara yönelik, çok geniş alanlarda barınaklar kurulduğunu, iş alanları, tarımhayvan-orman, ağaç işlerinden, sanat okullarına-sebzecilikten meyveciliğe üreterek yemeye başlamalarına… devlet öncülüğünde fırsat verildiğini, buradan kendi işini kurmaya bağımsız olmaya, özel sektöre geçilmeye geçmeye… giden bir yol olduğunu.. kabul ile hareket edildiğinde… Deyme keyfine olur. BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐNĐN temeli de budur. Ekonomik yönden, çocuk yuvaları –güçsüzler yurdu… gibi tüm binaların ve yerlerin satılarak, fakirlere dağıtılan para, odun, kömür, yiyecek.. tutar paralarının… bu projenin uygulanmasına aktarılacağı işin cabası olup, on ile yirmi sene içinde, bu proje dönüşümlü olarak ve kendini amorti edeceği de kesin gerçeği ile bu yoldan aç insanının olmadığı, kalmadığı – üretkenlik içinde zengin insanının çok olduğu bir sefalet Türkiye’si yok olur ki. ĐYĐ KĐ GELDĐM BEN BU DÜNYAYA olur.

BĐRLĐK TÜRKĐYEM’Đ TEMELDE KURMAK Türkiye’min bütün anneleri, yürekten sevginiz sımsıcak sesinizle “OĞLUMMM..., KIZIMMM... ” deyişinizin şekil ve biçimini; Türkiye’nin ve Türkiye insanlarının birliğine, iyiliğine; ÇOCUĞUNZA Verin, söyleyin, söyletin. Anne öğretmenliğinizi, çocuğunuza ilk siz yapın. Çocuklarınız, konuş-maya başladıklarında, kendi tarzınızla onlara “Türkiyem, yurdum... ” de-meyi öğretin. Türkiye’yi gösterin, sonra ve sonraları da “Türkiyemmm... Yurdummm... ” söyleyişinizi sevginizle verin; söyletin, öğretin. Tekrar tekrar söyletin kucaklatın. Türkiye’yi bağrınıza basın, çocuğunuza bastırın. Haritalarda, oyuncaklarda gösterin. Birlik Türkiyem’in temelini atan siz olun. Kutsal analığınızın yanına TÜRKĐYEM sevgisini vermiş olmanın mutluluğunu koyun. Yapacağınız bu ikinci yurt sevgisi analığınızla Türkiye’ye üstün hizmet edeceğinizin bilincinde olun. OLUN VE YAPIN KĐ: Bu kitapta yazılan çoğu yanlışlar bir daha olmasın, bildiğiniz görüp duyduğunuz ve çoğunuzun yaşadığı acı olaylar azalsın, hiç olmasın, gözyaşları dinsin hiç artmasın. Türkiye size şükran 261

yansıtsın, Birlik Türkiyem size minnettar kalsın. Duam olsun, dualarımız olsun... ALLAH sizden razı olsun. Suç işlememiş olacak. Kendi malını yemiş, meşru olmayan yer ve yollarda sermaye azaltılmış, olmayacak. Kadın, kumar, içki… alanın da adı çıkmış ve halen toplumda, bu anlam-da konuşulur olmayacak. Komşu malına, toplum malına, az dahi zarar vermemiş, meşru olmayan yollardan servet edinmemiş olacak. Devlet, millet, malına zarar vermemiş, yememiş-yedirtmemiş olacak… Bu anlamda adı-söylenmemiş, kanuni takip görmemiş olacak. Malının, mülkünün hesabını, hem kanuni, hem mantıki verebilir, kabul edilebilir şekilde inandırıcı olacak. Asla yalana, iftiraya-dedikoduya girmiş, düşmüş olmayacak. Türkiye Cumhuriyet'i, kuruluşundan bu yana süre gelen çirkin siyaset ve politikacı davranış ve biçimini yapan, yaşayan olmaya yatkın dahi olmayacak. Yalansız-iftirasız, inkârsız, siyaset yapacağına, çirkin politikacı olmayacağına garanti verecek. Đnançlı olacak, inanca saygılı olacak. Đnanmayana, inanıp ta uygulamayana da saygılı olacak. Tahrik edici şekilde giyinen olmayacak, Yüz-göz kapalı-kapatan da olmayacak. Saç sakal karışmış, ceket pantol-buruşturmuş da olmayacak... Devlet malını yiyen, babası da olsa suskun olmuş isyan etmemiş, hırsızı görmüş, şahitlikten kaçmış olmayacak, BĐLGĐLĐ, AÇIK

GÖRÜŞLÜ, SEÇKĐN, ĐLĐM ADAMLARI, ÜNĐVERSĐTE HOCALARI, ÖĞRETĐM GÖREVLĐLERĐ SĐZ SAYGI DEĞER ĐNSANLAR Ayağa kalkın. Birlik Türkiye’mi ileri Türkiye’mi bulmak için ... Görmek ... Yaşamak... Yaşatmak için ... Yeniden çalışma seferberliğine başlamak, başlatmak verimli yolda verimli olmak ve verimi görmek, yemek, içmek, mutlu olmak ve mutlu yaşamak için SELÂMA DURUN. Siz tavansınız. Siz ileride olun. Gezin Anadolu'yu dört koldan. Görün, inceleyin, yaşayın. Dağın başına çıkın, derenin dibine inin. Taşrayı dolaşın. Gecekonduyu yaşayın. Bu yaşama, görme uçakla olmaz. Arabayla kapıdan, yoldan geçmekle de olmaz. Dananın büyütülmesinden yoğurdun yapılmasına kadar. Körüğün çalışmasından, cıvatanın takılmasına kadar. Hendeğin kazılmasından, suyun içilmesine kadar. Kömürün çıkarılmasından, sobada yakılmasına kadar. Bilmek, görmek, yapmak, işlemek, ürün yapma ve o ürünü bölüşerek yiyene kadar ayakta kalın. Görün Anadolu insanının size nasıl değer verdiğini, görün Anadolu insanının, gecekonduda yaşayanların çok çok göz bebeği olduğunuzu, sizi 262

nasıl beklediklerini, sizden ne kadar medet umar olduklarını görün hal hatır sorun, yaşayın. Asla yerme amacım yoktur. Bilakis zevkimdir. Ancak sizin çoğunuz zengin yada çok zenginsinizdir. Fakirliği bilmez, bilemezsiniz. Bilmek demenin de sözle olmadığını bilirsiniz. Çoğunuzda fakirlikten gelmesinizdir, ama fakirliği unutmuş olduğunuz yerden geçmez olmuşsunuzdur. Çoğunuz ilim ve bilimcidir. Çok kere veya her gün ekranlardadır. Faydalıdırlar. Çoğunuz da yine ilimci ve düşünürdür. Ancak sadece ideologcudur. Çok saygı duyulan, nice emek, nice para, nice ter dökülerek oralara gelmiş beyler. Koltukta oturarak konuşmaların kolaylığından çıkın. O konuşmaların anlam ve mahiyetlerine araştırma, inceleme, yapma, yaratma BELGESELERĐNĐZĐ DE katın. Öyle konuşun gösterin ki, çok daha faydalı olasınız. Çok gördük işittik, duyduk. Böbürlenmeleri, dudak bükmeleri ve daha nicelerini. Köylü cahil, çoban ne bilir diyenleri. Kendilerini o anlamda seçkin örenleri, seçkin ilan edenleri. Halka açılın, halka açın. Tüm üniversitelerde neler oluyor. Neler yapılıyor. Önce Türkiye'de sonra dünyada ĐLĐM ve ĐCATTA yarışmacı olun. Yarışmada olun. Üç beş icat, buluş yetmez. En kısa zamanda daha çoğuna, çok çoğuna, daha iyisine, kalitelisine gidin, gösterin. Tüm üniversitelerde kanuna hesap verme biçiminizi, halkın anlayacağı dilden halka da verin. Halk bilsin. O çoban, kuzuları, koyunları bakarak devlete verdiği paraların iyi yerlere gittiğini görsün. O da mutlu olsun. Vergisinde bir kuzu daha fazla versin verir hale gelsin. Billahi yeminle yazarım ki, bugün televizyon da TUBĐTAK icat ve buluşunu gördüm. ÇELĐKTEN ZIRH BOMBALARA rest çeken çelik zırh. Đçim doldu. Sessiz ağladı duygularım. YAŞAYIN VAR OLUN… dedim o icat ve buluşları yapanlara.

GÜÇLÜ MĐLLET, GÜÇLÜ ORDU Yüce Türk Devletinin değerli üniversite görevlileri, Öğrencilerle buluşun, konuşun. Bir hoş okul, bir hoş sohbet erbapları olun… Onlara söyledim. Onlar kolları sıvadı. SĐZ TAVANSINIZ ĐLERĐ TÜRKĐYE BĐRLĐK TÜRKĐYEM ĐÇĐN HAREKETE GEÇĐN Tavandaki oluşturduğunuz güç birliğinizle TABANA ĐNĐN. Rehber olun, ekonomi bulun. Tabanı ekonomi ile ilerletin… TAVAN ve TABANDA hamur olun ve hazır olun. Siz gün gelmeden, bugünden koşun ileri Türkiye'ye. 263

Yansıyın dağlar-da, ovalarda… Gün gelir milyonlar toplanır SAMSUN'DA sonra dalga dalga gidilir ANKARA'YA Bir şanlı bayrak açılır. Bir millet güler yeniden ve EBEDĐYEN.

BĐRLĐK TÜRKĐYEMDE, TABANDA EĞĐTĐM VE ÖĞRETĐM Bir değerli halk kesimi, akıllı, bilgili saygılı, işinde, gücünde olan halk yığınları, inançlı, ibadetli Atatürkçü… Bir taban halk kesimi, yolda, kahvede, evde. Tabandan bakıldığında, ikinci grup halk kesiminde küfür kırla-belden aşağı olmak, sanki böbürlenme biçimi, erkek, erkeğe edep dışı sözler. Erkekten dışarıya, yolu ve yönü belli olmayan, varlığı bilinmeyen belki de olmayan istikametlere doğru, galiz küfürler sövmeler. Tabanda yalana çok yakın ve yatkın insanlar var. Maddi ve manevi, en ufak bir çıkar, söz konusu olduğunda bu yalan söylenir, konuşulur. Yalanı, mala, cana zarar vermek içinde çok söylerler. Öyle ki, kendisi 500 TL kazanmak için yakın uzak demeden, akraba, komşu demeden karşı kişi veya kişilere beş, on bin lira zarar verdirmekten, çekinmezler, utanmazlar. Bu noktada, mıntıkada bileği biraz veya çok güçlü birini de arkalarına aldılar mı çok da tehlikeli olurlar. Cana kast davranışlarına girerler. Yani öyle yalan ve iftira yapar ve atarlar ki ikinci kişiler kapışır veya vuruşurlar. O yalancı ve iftiracılar, o vuruşmaları uzaktan seyrederler. Bunun için kadınlar da ön plana çıkar, çıkarılır. Öyle ki, kadın namuslu görünerek işin içindedir. Ancak, tuttuğu taraftan birine veya çoğuna da eteğini kaldırmış, cinsel yapısını kullanmıştır. Burada asla ırk kavramı Đslam ve müslümanlık olgusu yoktur. Vicdanen ve gurur çizgisinde de yoktur. Her şey ve çok şey, yalan ve inkar çarşafı ile örtülür veya öyle sanılır. Çekememe, hasetlenme oldukça ileridir. Benim yokta onun niye var düşünce pisliğinden, yıkımlar istenir ve yıkımlar sağlanır. Burada namaz, oruç, tesbih de şeklen ön planda olur. Adam, sakal, tesbih, cami, Allah, peygamber durur. Ancak al bir kenara, kulağına bir çıkar fısılda, yada senin yakınında şu iş olacak. Sen onu görme, görsen de konuşma, yada benim menfaatime, konuş de. Cebine de üç beş kuruş koy, yada azıcık göz dağı ver. Bak ve gör ki, o namazcı yada biracı, ne çirkin ve nasıl bukalemunca oluyor gör. 264

Şimdi böyle olanlar Türk olsa ne yazar, Kürt, Laz, Gürcü olsa ne sağlar. Hiç saklama, yok, yoktur denilmesin. Olmazlık çemberinde, saklanma, aslını değil ama azıtmış neslini görmezlikten gelmeler olmasın. Emniyet dedektif açısından; sosyolojik siyasal bilimcilik açısından ufak bir incelemelerde bunlar net görülür. Bir acı olanı da, gerçek Müslüman olanların bunlardan uzak durduğunu, istesen de fazla konuşmadığı görülür. Bu tür sosyal pislikler, argo sözler, ana-baba küfürler yedi-yirmi yaşlarda, öğrenci-okul içi ve dışlarında da çok vardır. Tabanın temizlenmesi gerekir. Tavanda temiz olanlar, “Birlik Türkiyem” için tabanın temizlenmesine kolları sıvamalıdır... Ahlâk kural ve ölçüleri ön plana çıkmalıdır. Bunun için beş-on-yirmi ve elli senelik EĞĐTĐM VE ÖĞRETĐM PLANLARI yapılmalıdır. Acilen ve hızla OKULLAR SAYGI-SEVGĐ disiplinine alınmalı, öğrencinin, öğretmeni babasına şikayeti, babının okullara baskı ve baskılar yansıtması yok edilmelidir. Hatip öğretmenliğinden çıkılmalı, aktör öğretmenler olmalıdır. Yani öğretmen bir saatlik derste, ilgi alanına göre veya olması gerekenler üzerine ilgi alanı kurarak, yaratarak, el mimik, ciddi fakat güler yüzlü hareketlerle Ders vermeli ve ders Türkçe ise, kırk dakika ille de Türkçe veya matematik, resim, müzik olarak geçmemelidir. Mesela çocuk ilkokula yeni geldi. Sıkışır. Çişi gelir, söyleyemez. Çocuklar, okula alışır, alıştırılır. Đkinci, üçüncü sınıflardır. Öğretmenim çişim geldi der. Bunlar bazen üç-beş çocuktur. Biri gelir, öteki gider. Bazen de olmadan gider. Kimisi dışarıda oynar veya oyalanır. Öteki gelir. Onu öğretmene söyler Veya sınıf içinden bazıları o tür çocuklara inat, aleyhte söz eder. Öğretmene ifşa ederler. ĐŞTE ÖĞRETMENE Fırsat bu fırsattır. Đşte toplumun ahlâklı olmasına, Ahlâk yapısının iyileştirilmesine geliştirilmesine yönelik öğretmenlik burada başlar. ÖĞRETMEN burada aktör olur. Oyuncu olur. Çiş olayının tabi hal olduğunu, mutlaka yapılacağını söyler. Güler, güldürür. Der ki. Ben gitme desem olmaz. Üstüne yaparsın yada sidik torban patlar. Çişin de ne zaman geleceği belli olmaz, gelir. Gelen bana söylemeyecek, gidecek, yapacak, gelecek. Der. Öğrenci: Ama öğretmenim yalandan gidiyor. Der: Öğretmen de der ki, bakAli, Ay-şe öyle müzevir olma. Her bildiğini gördüğünü söyleme. Ötekine de. Sen de yalandan iş çıkarma adam gibi git gel. Döner tüm sınıfa iki nefes de alsınlar gidip gelirken der. Ve bunları yaygınlaştırır. Derdim ki bazen öğrencilerime; Size çoğu kez ABC öğretmeyeceğim. Öğretmem. Derlerdi ki. Ya ne öğreteceksin öğretmenim. 265

Tahtaya Gülü, dikeni, yılanı çizerdim. Đnsanlığı, adamlığı, gül-diken-yılan üzerinde anlatırdım: Korkmamayı yılmamayı-geri çekilmemeyi öğreteceğim: Vali-asker, polis korkmak yok. Yeter ki haklı olun. Đyi insan olun. Çalışın, başarın. Devamlı ileriye. Gülerdim. ABC’yi zaten öğreneceksiniz. Ona eliniz mahkûm. Dersinizde çok iyi olacak. Sordum mu? Söyle dedim mi? Fırtına gibi bilecek, söyleyeceksiniz. Ama önce iyi insan ve insanlık, saygı ve sevgi olmayan olandan isteyecek. Olan olmayana verecek. Bilen bilmeyene öğretecek. Bilmeyen de çok çalışacak, başaracak. Herkes babasına, anasına yardım edecek, ağaç dikecek, kuzu bakacak. Gelirim-görürüm. Yapana aferin derim. Arkadaşım, kardeşim gibi tatlı sözleriniz türküleriniz olacak. Asla kötü söz, alma-kapmaçalmalar olmayacak. Hak edilecek yenilecek. Sizi bugünde okulu bitirince, başka okullara gidince böyle göreceğim. Olana bravo derdim… Tabi bu sözler-konuşmalar-hareketler, haftalara, aylara yayılırdı. Günah, hak, haramlar da işlenirdi. Bazen üç, yerine göre beş, on dakika olurdu. Müzik dersinde matematik, matematikte Türkçe-resim ve çok kere de, haydi neşeye-şarkıya-türküye söyle Ali, oyna Ayşe dedim mi? Bir tatlı hoş seda ve çok bilgili Ahmetlerle, Fatmalar çok olurdu. Yıl sonunda bir hoş seda ile ver elini tatil denilirdi. Bu temel ve usanmadan iyiyi aramak, yılmadan çalışmak, öğrenciyi topluma böyle salmak. Esas olmalıdır. Ha ne kadarı iyi olur. En azından yetmişi sekseni iyi olur. Yada iyiyi bilir olur. Canım tümden iyi de olmaz. Đyilik te olmaz. Burada esas olan TABANDA ÖĞRETMEN yılmadan topluma ve üst okullara bu denli öğrenciler göndermesi-Ana, baba irtibatları ile de bu tezleri desteklemeli. Evlerde iyi konuşmalar, hareketler olması gereğini çokça vurgulamasıdır. Öğretmen okulları yenilenmeli. Uygulamalı öğretmen yetiştiriciliğine geçilmeli. Sistemde bir sene uygulamalı öğretmenlik, bir sene de kurallar, kavramlar, metotlar ve sosyo-ekonomik öğrenilen yıllar olmalıdır.

266

BĐRLĐK TÜRKĐYEM’ĐN KURULMASINDA Türkiye’de millet ve ülke yararına olan her şeyi, DEVLET yapar; Siyasi irade yapar ve yaptırır. Burada amaç, okullardan başlayarak, tabanda girerek yetişkinler ve aileler arasında tavana kadar beşeri ilişkilerin, medeni ve insanların birbirine faydalı olmasıdır. Aile de, babaanaya, ana-babaya “ Kapıdan içeriye dedi-kodu girmeyecek, çıkmayacak “ dediğinde iş biter. Kişiler ve topluluklar arasında da “Gıybete yer yok, söylenenler, ya birebirden olacak; ilgili kişi olduğunda, geldiğinde yüzüne karşı önceden konuşulanlar tekrar edilecek; böylece işin mahiyetinin doğruluğu meydana çıkacak” Tarzı ve tavırları önde olduğunda, dedi-kodu yapan, takıştırıcı, bulaştırıcı olan bazı kişiler çareyi susmakta ve kaçmakta bulacaklardır. Diğer yandan, yıkıcı kişiler, amaçlarına ulaşmak için insanın en zayıf anını, zorda olan durumlarını gözleyerek; senin-benim veya topluluğun çok iyiliğine imiş gibi olanı, olmayanı söyleyecek; sürtüşme, kavgalaştırma, yollarını arayacaktır. Öyle de olsa araştırın, inceleyin... Önce kendiniz, dedi-kodu yapmayın. Birebirden, yüzeyüzden konuşun ispat ve delillere yer verin. Kişi, aile, topluluk... adına iyi olma yollarında bulunun. Bu davranış biçimini geliştirin. Çevrenizden ülkeye, ülkemiz Türkiye’mize yerleştirin. Ekranlar da pencereden pencereye “hu hu, duydun muuu? iletmek, Türkiye’nin bir ucundan ötekine uçurtmak olmaz, yarenlik sohbetleri ile birlikte, eğlenceli belgeselleri de gösterir devletin ve siyasetin destek ve eğitim programları bunlara eklenirse... Yine ekranlarda yurttan sesler, Türk Halk Müziği eşliğinde insanlar işlerine gönderilirse... işte o zaman Yurdumuzda hoşgörü ve iyilik birliği olur. Bu düşünceler, sizlerin iyi düşünceleriyle birleştiğinde ve uygulandığında, TÜRKĐYEM BĐRLĐĞĐNĐN temeli birinci dereceden sağlam tutulur, BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulur. Kaldı ki 2008, 20 mayıs’lar... devletin zirvesinde rüzgar siyasi iktidar ve muhalefette fırtına var. Hükümet-yargı, görülmemiş biçimde birbirine girmekte, Ordu izlemekte... Millet ise ekmek derdinde, didinmekte. Đnşallah bunlar bir daha olmaz; son olur, son bulur. Geleceğe de ibret-i alem olur.

267

BĐRLĐK TÜRKĐYEMCĐLER Bu tür olgulara girin. Aydın Türk öğretmenleri toplumu iyilik-ahlâklı olmak, birlik olmak, ekonomik olmak ta aydınlatın. Aydın olun aydınlatın. Bilgili olun, bilgilendirin. Lokallerde-oyunlarda-eğlencelerde fazla olmayın-kalmayın. Dershane öğretmenliği kadar Devlet öğretmenliğine de önem verin. Çok daha önemli olan Devlet okulu öğretmenleri, özel okullarla yarışın. Onları geçin. Bana ne zihniyetini kırın. Asi öğrenci-asi veli hal tarzını aşın. Burada önce insan olmaya, gurur, görev-insanlıkhelâl-haram olgularına, vicdan muhasebesine, inanca-ahirete önem verinvurgu yapın. Cenkçi olun. Bu cenkçiliğinizi iyi iş, iyi başarı ile pekiştirin. O çocuklar-gençler-velilerle omuz omuza olun-olmayı başarın. Sakın ola ki gelene geç demeyin. Sallabaşı al maaşı öğretmeni olmayın. O tür, öteki masalara öğrenci yetiştirmeyin. Devlet malı, anızcıları… unutmayın. Öğrenci ana, babalarına kadar ulaşın, kaynaşın. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin insanları-öğretmenleriAtatürk Türkiye'sinin çelikten elemanları olun. Olduğunuzu gösterin. Üç yüz-Beş yüz ve sonsuzluğa gidecek BĐRLĐK TÜRKĐYEYĐ, TÜRKĐYEMĐ kurun geliştirin. Barış meşalelerini yakın. Adı soygunlara, banka hortumculuğuna, ihale yolsuzluklarına, karışmamış, kanunen takibe uğramamış olanlara… Haramdan yemeyenler, üzerinde kul hakkı olmayanlar, alış ve satışlarında hile düzenbazlık yapmayanlar. Kendini bir dilim ekmek için, ekmeyi çoğaltmak üretmek, fabrikaları kurmak için, gece zevk alemlerine kaptırmayan, diskoteklerde olmayan, dans partilerinde, kumar alemlerinde olmayan zenginler. Paralarını kötü işlerde kazanmayan veya gayri meşrularda vurgun vurup ta o alemlerde har bulup-harman savuran, paralarını buralarda yok etmeyen haydan gelenhuydan gidencilere benzemeyen. Đbadetini de yapan, sabah namazı işlerine koşan, çok değerli zenginler. Ne mutlu size. Emin olun ki siz çoksunuz. O nedenle ülkemiz zorlukları aşmış bugünlere gelmiştir. Bu yol ve anlamda mülkiyet esas, zengin olmak hak ve güzeldir. Allah çalışana verir. Allah sizin gibileri çok etsin kazancını daim etsin. Allah sizi, kem gözlerden saklasın, esirgesin. Allah sizi, daha iyi olmak, iyiyi bulmak ve vatana millete hayırlı olanlardan eylesin. Türkiye'nin bugün için size çok ihtiyacı var. Daha çok ihtiyacı var. Kurulu iyi temellerin sağlamlaştırılmasında, Türk insanının ve Türkiye insanlarının daha iyi olmasında BĐRLĐK ve BERABER yaşamasında ve bu 268

anlamda yeni temeller atılmasında, Türkiye'nin size ihtiyacı var. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ATATÜRK ve ATATÜRKLER yolunda, can veren Atarlımız için, adsız kahramanlar ve şehitlerimiz için. Kurtuluş savaşından sonra Anadolu'da Trakya'da aç açık tüm Türkiye topraklarını yeniden imar edenler için, masalarda gece-gündüz demeden çalışan camlı lambalarla yazılar yazan. Türk devletinin temellerini atan, dosyalara işleyen okullarda camsız, okullarda kapısız öğretmenlik yapan tüm devlet eli kolu için, SĐZE, tüm zenginler size çok ihtiyaç var. Top yekûn çalışma seferberliği açarak yeni ve üstün bir hamle ve hamleler yaparak, çalışmaya ve bugünkü dünyada, iletişim çağında, üstün Dünya Devletlerinin önünde yanında BĐR TÜRKĐYE olsun. Türkiye’de yaşayanlar arasında sefa çok, cefa da çok, uçurum çok ve büyük. Yukarıda kazanç ve para on milyonun elinde dönüyor. Onlar zevkle yaşıyor. Aşağıda yirmi milyonlar çok aç. Açlıktan kıvranıyor. Hiç çalışmayıp ta zenginin malını hesap edenleri geçin. Onlar en sona kalsın. O da insanlık gereği olsun. Ama çok çalışıp ta, bir türlü ipin ucunu bir araya getiremeyenler var. Çok zorluk içindeler. Onlar aynı zamanda gururlu, onurlu olan, açlığını belli etmeyenler. Aranızda heyetler kurun. Gezin, inceleyin, görün. Bu inceleme en az altı ay, bir sene sürsün. Dağın başında derenin dibinde olsun. Gecekondulara, taşraya gidilsin, girilsin. Aylarca kalınsın, yatılsın. Gerçeği ancak böyle görebilirsiniz. Bu derde bu dertlere bir çare bulunmalıdır. Bunu yapın. Bir bölüşme, sonra birlikte üretme planları yapılsın. Bu planlar uygulanmaya konulsun. Malum, ömür çoğunlukla 60’ta 70’te biter Bir nesil ve nice nesil toprağa gözü açık gitmesin. Bir yudum suyu rahat içmedim, içemedim, bir lokma ekmeği helâl yutamadım. Diyenler ve yine de ALLAHIM sen iyisini bilirsin. Çok çalıştım ama demek ki nasibim bu kadarmış, alın yazım böyle yazılmış diyen niceleri var. Gelin ey şerefli zenginler, ALLAHIN emri doğrultusunda bu kötü kaderi yıkalım. Đslamiyet Atatürkler yolunda olan yolunda olan Türkiye'de, bu insanların, bu Türk insanlarının Tüm Türkiye Halklarının, o çaresiz insanların yardımına koşun, koşalım. sonuç alın, alalım. Boş partililerden, pis particilikten ve siyasetten yana olmayalım. Haram-helâl demeden, çok ter dökmeden, emek vermeden, olan zenginler. O kıvrak zekâsı, o işgüzarlığı ile, her masada bir adamı olan, bir kısım ihaleleri kapı arkasında astıran, Belediyelerde, telsizleri olan, yeni imarları, gelişecek yerleri bir tür bilen bulan, önceden ve epey öncelerden bu yerleri satın alan, kapatma yapanlar. Devletten oldukça yüklü para çeken, kredi 269

kullanan, bu kredileri yıllarca kullanan, yüzü suyu hürmetine geri vermeyen, vermek istemeyen, direnen parça parça ödeyen ve dahi ödemeden ödenmiş, ödemiş gibi gösterilmek için yollar arayan, bazen veya çoğu kez de bulan Sonunda hep cebime, yaka cebime de diyen ve bunları başarmakla da BÖBÜRLENEN, haklı olarak ta dağ gibi olan ve yanına, yanlarına öyle kolay yaklaşılmayan bir tür düzenini kendince çok güçlü kurmuş zenginler. Devlet bankalarının kapısını tersine açan, açtıran içeride ince zekâlı masa elemanları olan, sonucu görev zararına bağlanmasını bilen, müdür, maliyeci zengin ağaların zengin bürokratları… Zaman aşımına uğratmak, o zamanı yakalamak için harcanan o paraları kullanılan zamanları, atılan barbutları, yutulan armutları. Adı takibata, hortuma, hortumlamaya çıkmış, yapmış, yapmamış olanlar. Sizde elinizi cebinize atın. Şöyle kendinizi bir yoklayın. Cesur olun, yürekli olun, öteki yoldan zengin olma bilgi ve becerisini de ortaya koyun. Gelin milletin önünde saf bağlayın, selâma durun. Açıkça ilan edin, edilin. “Olan oldu” Pişmanız deyin. Milletle yüz olun. Derdinizi anlatın. Vicdan azabından kurtulma yoluna girin. Çocuklarınızın, torunlarınızın alnına, kara leke bırakmayın silin. Milletle beraber olmaya, bölüşmeye TABANA YARDIM, TABANA hizmet etmeye yönelin. Bu yardımları yapın. O paralardan bir kısmını ve ya çoğunu bu millet veya şu millet için harcayın. Harcama yolunda olacağınızı, olduğunuzu ve harcadığınızı Milletle, halkla bölüşün. AF dileyin, özür dileyin. GERĐSĐNĐ MĐLLETE, ÖTESĐNĐ ALLAHA BIRAKIN. Sonra beriki zenginlerle buluşun iş ve güç birliğine girin. Ucundan, kıyısından, ortadan. Hani denilmiştir ya “ VATAN ĐMDADINA KOŞUN”. Đşte öyle bir şey. Sorarsanız bana, benimle böyle derseniz, Millet adına o da şöyle anlaşılsın. Bizden bulmayın, Allah’ınızdan bulun ona da razı olun. Siz, Devleti, Milleti soyan, soyduran memurlar, bürokratlar siz de bu yola gelin ve girin. Kendinizden bulun.

270

BĐRLĐRLĐK TÜRKĐYEM’ĐN ZENGĐNLERĐ Đş bilir, dürüst zenginler. Çok zekalı, akıllı, işi bilen, ekonomiyi bilen, kazanan ve yerinde harcayan, bölüşen, tüketen, üç üretmeden bir harcamayan, gösteriş meraklısı olmayan ancak çok çalıştığı kadar da çok eğlenmesini bilen onurlu, gururlu olan… Üzerinde kul hakkı olmayan, gönül almasını bilen, bir oğlunuzu, yeğeninizi akrabanızı Birlik Türkiye’me… verin. Her türlü çalışma ve kuruluşa katın, katılın. Maddi ve manevi destek verin. Bunu yaparken atılgan ve cesur olun. Severek olun, severek gelin. Türkiye'nin tüm ahlâklı zenginleri, oğlun, akraban Türkiye'mdedir... Türkiye'nin öteki ellerinde hizmet yapandır veya ileride yapacaktır. Sizin yanınıza, oğlunuz, kızınız gibi olanlar gelecek. Birlik Türkiye'mi kuranlar gelecek. Onlar çok temiz, dürüst, eli ve dili harama bulaşmamışlardan olacak. Onlar üzerinde kul hakkı olmayanlardan olacak. Şahsi işler günlük hayat ve yarenlik adına olan ve olacak olan hizmetlerdir. Öyle olacaktır. Öteki zenginler bir daha azmi-cezmi diyerek süzülerek gelin ve bu kervana katılın. Tüm zengin olanlar-Orta tabakalar-tüm taban olarak çalışma gücünde olanlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm masa amirleri Devlet memurları, Siyasi olanlar, siyaseten hükümet olanlar, çalışma seferberliğini açın. ilan edin ve uygulamaya koyun. Başarılı olun. Sizi ben, sizi Millet alkışlasın. Ne kadar yaldızlama söz ederseniz edin-edilirse edin- yetmez. Bu gidişle Tavana kaymak yetişmez. Taban zaten sefilleri oynuyor. Bulamaz yetiremez. Türkiye ileri derecede madenler ülkesi değildir. Bazı önemli madenler aramak çıkarmakta kolay olmamaktadır. Temel yanlışlardan biri buradadır. Burada çok önemli olaylara ve Türkiye'nin göz göre soyulmasına ve soydurulmuş olmasına dikkat çekmek gereklidir. Bunlardan en önemlisi, Fabrika yapan fabrikaların kurulmasına gidilmeyişidir. Hep kolaya kaçılmış, kolaylar seçilmiş ve kolaylar çok önemliymiş gibi, hep ön plana çıkarmış ve bu yoldan Türkiye zayıf düşürülmüştür. Bilinen, yaşanan çok önemli soyulma, soydurulma durumlarını NET GÖRELĐM. UNUTMAYALIM BUNLARIN HESABINI SORALIM. Başta geçen siyasilere soralım ve yargılayalım. Bugünün siyasilerine soralım, isteyelim. Emniyet amir ve yetkililerine soralım. Ordu kurmaylarına, Genel Kurmaya soralım, bilelim. Bu sormalarda amaç yanlışı bilmek olsun, yanlışı yok etmek ve bir daha yapmamak olsun. Đlle 271

de açık ve netlikler varsa hesap sormak için de olsun. Anacak bu hesap sormalar fırsat kaçırılmadan kanun önünde olsun. Birde Sandıkta kesin olsun. Televizyonun Türkiye'ye ilk geldiği yılları bir düşünelim. Bilgisayarların cep telefonlarının da Türkiye'ye gelişlerini düşünelim. Bakar ve görürüz ki, hepsi çok önemli buluş ve çok önemli ihtiyaç. Elinizdeki televizyon kumandalarına bakın, yattığın yerden aç-kapa. Ne güzel icat ve keyifli kullanım. Bravo onları bulan ve yapanlara. Durumun acı tarafını görelim. Hepimiz televizyon almaya, bilgisayar kullanmaya, cep telefonu taşımaya koşmadık mı? Bu icatları yapanlar, elerlindeki hurdaları eskileri, bize, yani Türkiye'ye doldurmadılar mı? Olmadı yerlerine yenileri alınmadı mı? Renkli televizyonumuz olsun diye faizle para almadık mı? Ahırdaki ineği, danayı satmadık mı? O an iyi mi olmuş, iyi mi yapmışız. Ne dersiniz? Ha şimdi hepsini biz yapıyor biz yapıyormuşuz. Đstesek daha iyisini yapıyormuşuz. Hadi canım sen de. Olay, 1980 de başladı, oldu gitti. Aradan 30 sene geçti. Halen aynı terane, aynı terane, aynı halt etmeler. Türkiye'de o günlerde de siyasi partiler vardı. Bugün de var. Onların eskileri Türkiye'yi öyle soydurdular, bugünlerde soymada terfi ettiler. Bankaları soydular, soydurdular. Dünyada o buluşlar ve icatlar olurken bizden bazıları gitse, yerinde incelese, görse bilse öğrense, sonra gelip Türkiye'de onların makine ve fabrikalarını yapsa, üretse. Mal yeni olarak ülke insanlarına verilse Dünya insanlarına iletilse, satılsa ve halen de satılır olsa, olmaz mıydı? O paraların çok azına Türkiye'de o fabrikalar kurulmaz mıydı, kurulamaz mıydı? Düşünün, o işlerde o malları Türkiye'ye getiren, getirenler, ithal edenler, ettirenler, onların ne kadar haksız kazanç sağladıklarını, ülkenin fakir olması, geri kalması pahasına nasıl ceplerini düşündüklerini anlayın, görün ve unutmayın. Türkiye'yi düşmandan kurtaran, can veren, savaştan sonra aç-açık yıllarca uğraşan, Türkiye'yi bir uçtan bir uca imar edenler adına yeni devletin yapılanmasında gece gündüz mumla, isli lamba ile çalışan, uğraşan BAŞTA ATATÜRK ve ATATÜRKLER adına o uzak köylerde sizin dedelerinize okuma, yazma öğreten Eğitmen öğretmenler adına…O ŞANLI MĐLLET O ŞANLI ORDU anısına, hatırasına unutmayın, unutturmayın, yeri gelince hesabını da sorun. Cesur olun, korkmayın, geri çekilmeyin, yılmayın. Türkiye’nin ilerlemesini sağlamak içinde BĐRLĐK TÜRKĐYEM Đ kurun ve asla ötekilerine benzemeyin benzetmeyin. 272

TARIM – TOPRAK – HAYVANCILIK VE ORMANLAR Her şey gider, toprak kalır. Toprak sadık bir yardır. Aklın düşünebildiği kadar geçmiş yıllardan bugüne gelin. Gelirken bakın. Geçmişten bu güne kalan yalnız topraktır. Binlerce yıldan bugüne, tüm insanları doyurmuş hep Ana olmuş, ana gibi yar olmuştur. Beni üzerine almış oynatmış, beni içine alacak ve saklayacaktır. Toprağın değeri çok üstün, çok paha biçilmezdir. Ne büyüktür ki Atalarımız, bize Türkiye'yi bırakabilmiş, bırakmışlardır. Bugün üzerinde beton yığınları olarak yükselen binalara hiç adlanılmasın. Bana bugün bayram olsun. Yarınlar tufan olsa ne yazar demeyin. Sadece beş yüz seneye yüz sene geriye gidin kalan binalar ne kadardır. Beş yüz sene öncesinden dedeleriniz vardı. Beş yüz sene sonrasından Torunlarımız olacak. Ve onlara sadece toprak kalacak. Tüm Türk insanları toprağımızın değerini daha çok bilelim. Koruyalım, geliştirelim. Kirletmeyelim. Binlerce kimyasal maddeler ve özellikle gübrelerle toprak adeta idam sehpasında. Bir metre üç metre derinlerden toprağın doğal oluşumu yandı yok oldu. Öncelikle kimyasal suları toprağa salmayalım. Kesinlikle gübrelemeyi yani Kimyasal gübrelemeyi durduralım. Hayvancılığa çok önem verelim. Hayvan sayısını ve türünü çoğaltalım. TOPRAĞA HAYVAN GÜBRELERĐNĐ VERELĐM. Tüm sebze ve meyveleri Hayvan gübresi ile yetiştirelim. Görünüşe aldanmayalım. Yiyeceklerimiz katkı maddeleri ile berbat etmeyelim. Avrupalının sessiz ölüm zehirlerine alet olmayalım. Ey akıllı çiftçiler, toprak sahipleri, köylüler, hayvan gübresiyle TARIMA geri dönün. Doğal sebze, meyve çiftlikleri kurun. Görün ki çok uzaklardan, arabalarla alıcılar gelecek. Çünkü Türk insanının çoğu uyandı. Doğal gıdalara, sebze ve meyvelere döndü. Çokları da dönecek. Kimyasal gübrelerde, 20-30 sene gidilirse ve öyle gelişi güzel kullanılırsa bilin ki toprakta ot dahi bitmez olacak.

273

KÖYLERĐMĐZ Köylerimiz eskiden çok şen ve şakraktı. Tarım iş ve ürünleri çoktu. Hayvan sayısı ve gelir kaynağı oluşu önemliydi. Bugün köyler boşalmış, hatta çoğu bomboş olmuş durumda. Yeni yetişen nesi şehirlere göçmüş çoğu aç kalmış, işi gücü bulamamış, kuramamış. Ne yazık ki köyünü de unutmuş. Senede bir gelir olmuş. Veya hiç gelmez olmuş. Toprağın üstünde bazı yerlerde sadece yaşlı analar, babalar kalmış. Onlar da toprağa bakamaz olmuşlar. Toprak Hozlaşmış, Yozlaşmış sahibini, bakıcısını arar olmuş. Toprağı az kalmış öz sahipleri veya toprağı tanımaz olmuş mirasçıları aç ve sefil olduğu halde köyüne toprağına halen dönmüyor. Dönmeyi de düşünmüyor, istemiyor. Devlet destekli, muhtar takviyeli çalışmalar yapılacak, köylerde boş arazi sahipleri ile iletişim kurulacak, Toprağına dönmesi, tarım çalışmaları, hayvancılık yapması, toprağına bakması için uyarılacak ve özellikle teşvik edilecek. Toprak sahiplerine iki tür seçenek sunulacak. Birincisi toprağına dönmesi olacak ve dönecek, döndürülecek. Nedeni olmadığı halde dönmeyeceğim diyenlere ikinci seçenek sunulacak. Bunlardan biri ve öncelikli olan, ilgili toprak sahibinin, toprağına bakıcı bulup koyması ve her türlü toprak ve hayvan bakım ve çalışmalarının yapılması söylenecek. Toprak sahibi, toprağı ve toprak üzerindeki evine bakacak kişi veya aileyle kendisi anlaşacak ve uzun zaman vererek ve o ailenin geleceğine yönelik bir tür garanti vererek anlaşacak. Toprak sahibinin anlaştığı kişi her türlü çalışma ve işi anlaşmaya bağlı olarak toprak sahibi adına yapacak. Yani toprak üzerinde, toprağı işleyen kişinin zilliyet payı yada hakkı olamayacak. Ancak toprak sahibi, toprağı bakıcı kişiye uygun yerden birkaç dönümlük yer verecek veya para ile de anlaşarak on yirmi dönüm verecek. Verilen bu yer, komşu evlere yakın veya yatkın olacak. Eğer bu ve bunlarda olmaz anlaşılmasa. Yine bu şekilde toprak sahibine ikinci yol söylenecek. Burada Devlet, daha etken ve önde olacak. Durum ilanla duyurulacak. Türkiye'nin neresinde olursa olsun, geçim sıkıntısı çeken, topraktan anlayan insanlara duyuru yapılacak. Devlet o insanlardan birini veya bir kaçını toprağın asıl sahibini her türlü mülkiyet hakkı korunarak, toprak üzerine kiracı veya yarıcı anlamına insan koyacak. Yine, toprağı bakacak kişinin uzun vade geleceği de garantiye alınacak. Yani iki üç en fazla beş dönüm yer. Kiracıya verecek. Kiracı kendisine verilen yerin bedelini ÇOK 274

ÇALIŞARAK, toprak sahibine en geç beş sene içinde ödeyecek. Arazi üzerinden edinilen gelirin de en az yarısı toprak sahibine verilecek veya sene de bir hesabına yatırılacak. Sonuçta her ne şekilde ve surette olsun, toprak bakılacak ve gelir ile verim çoğaltılacak. Gönül ister ki, toprağı bu ve benzer şekilde bu günkü devlet ve hükümet harekete geçirsin. Verimi ve verimliliği çoğalsın. Türkiye'de il ve ilçelerde, cadde ve sokakların görünümleri, gereği kadar iyi değildir. Genişletilmesi de mümkün değildir. Çoğu cadde ve sokaklarda iş üreten insanların estetik anlayışı da yeterli değildir. Yaya yolları da çok bozuktur. Bu eski yerleşimde, körelmiş ağaçlar kesilerek yerine veya daha uygun yere gürbüz ağaçlar dikilmeli çiçekleme olmalı. Elektrik, PTT telleri yok edilmeli. Şehir dışında, çağın 50-100-500 senelik planlamaları ile yollar 20-3050 metre genişliğe alınmalı. Çok geniş park, eğlence yerleri, geniş arazili cami, karakol, devlet binaları yerleri olmalı. Şehirlerin bu imarında, yol dışı araziler, çok geniş olarak, 500 m2, bin m2, 1500 m2 şeklinde parseller olmalı. Bu arsalarda gecekondu yerleşimlerine izinle, kat oranı 2 kat ve çatı ile kesin sınırlandırılmalı. Geçici olan bu evlerde taban alanı yüzde yetmişlere çıkmalı. Yıllar sonraki ihtiyaçlarda yıkılacak olan bu evler, ekonomi yememiş olur. Şehre gelenler de, belediyeden bu arsaları satın alır. Dolayısıyla kaçak olmaz, yıkım olmaz, acı ve ızdırap olmaz. Ayrıca belediye daha dışlarda hiç parası olmayanlara arsayı parasız verir, onlarda evlerini çadır da olsa kurar. Belediye, hiç yerleşimi olmayan bu yerlerin çok önceden yollarını açar. Alt yapıyı yapmaya başlar. Hatta belirgin olsun diye bir park, çok küçük cami gibileri de yapar. Şehrin asayişini titizce sağlar. Günümüzde eğitim, ekonomi, aile yıkımları nedeniyle zorda kalan çocuklar, gençler çok. Bedensel özürlüler de çok. Yaşlı insanlar, evsiz kadınlar da çok. Devlet desteği, Belediye öncülüğü ile bu insanlara, şehir dışında modern evler, parklar, eğitim için okul, hastane yapılır. Bu tür yerleşme yerlerinde hızla ağaçlar ormanlaştırma olur. Orman dikim ve bakımda, sebze yetiştirmelerde o insanlara görev ve iş verilir. Sebze yetiştirmek için beş ile yirmi, otuz dönüm araziler ayrılır.

275

KADIN EVLERĐ Bugün için büyük şehirlerde ve çoğu ilçelerde sessiz kirlilik, ayaklı kirlilik ve bunların sebebi ve uzantısı ile ahlak kirliliği yaşanır. Çapı veya çapları büyüktür. Ahlâk çöküntüsünü çok çok hızlandırır. Bu husus ve yaşamları utanma sınırın altına inmiş, düşmüş, düşürülmüş kadınlar yapar. Bunlar, son çıkan kanundan çok istifadeyle durumlarını, nerde ise örgütlenmişlerdir. Bir çok seviye altı erkeklerle de birlikte çalışırlar. Bunların çoğu kendine evde almış olup, kendi evim, misafir, arkadaş söz ve davranışlarını lehlerine olarak çok iyi kullanırlar. Buralarda, polislerin gereği kadar duyarlı olmadığı açıktır. Kaldı ki onlar, çoğu zaman polisleri bile çaresiz bırakırlar. Bu yaşam tarzında, başta olan iki acı gerçek fiilen yaşanır. Densizlik içinde olan bazı kadın veya kadınlar, gelinini alır, çocuklarda yanında olarak o kadın çalışma evine götürür. Belli saatte zavallı oğlu işten inşaatlarda çalışarak eve dönmeden önce eve gelirler. Diğer bir grup kadın, kızını bu şekilde sermaye yapar. Bir kısım basit ruh halinde olan aşağı çizgide ki erkekler de bu evlere erkek müşteriler bulur. Yeni kadınlar bulur veya düşürür. Bu yaşamda olanlara yakın ev ve apartmanlardaki dürüst, ahlâklı kadınlar, onlardan çok arlanır, utanır, rahatsız olur. Belki de çoğunun kafası, aklı kurcalanır. Yoldan çıkar ve yeni evler, aileler yıkılır. Bu problemi devlet, belediyeler zenginlerin desteğini de yanlarına alarak çözmelidir. Bunun için, şehrin en az on, on beş, yirmi metre dışında bir arazi yaratılır. Bu arazi otuz-elli dönümden çok olur. Biraz tepe, biraz dere gibi olan bir arazi, buralara ilgili evler yapılır. Planlanır. Hamamı, sebze, market satışına uygun yerler olur. Bu arazinin dışı dikenli telli olur. Arazinin dış sınırının dışında en az bir, üç km alan kesin ormanlaştırılır. Arazi içinde de ağaçlandırma sebze, meyve ve dikim yerleri olur. Münasip bir yere de güvenlik yerleşir ve pislik yaşantı böylece şehirlerden temizlenir. Đnatla şehirde kalan ve yakalananlar olursa, onların cezası bir, üç, beş yıl olur ve bu ceza kesin uygulanır. Ayrıca suç çıtasının yüksekliğine göre bir kilo ile üç kilo altın parası da anında veya bir sene içinde ceza ile alınır. Onlara ve onlar gibilere taviz verenler de bir ile beş sene ceza alır ve affı da olmaz.

276

ÖTEKĐ GARĐBANLAR Türkiye'de KÖPRÜALTI ÇOCUKLARI olmasın ve kalmasın. Kimsesiz çocuklara elli, yüz dönümlük arazilerde, her ilde veya yurdun belli yerlerinde çocuk evleri-çocuk çiftlikleri kurun. Onlara; her türlü sebze- meyve fidan yetiştirme işlerini öğretin ve yaptırın. O fidanlar orman çoğaltılma işlerinde kullanılır. O tür çiftliklerin çok yeri de ormanlaşır. Ormanlarda çoğalır. Aynı çiftlikleri… Tüm engelliler… hafif suç ve cezalılar ve hatta asayişin sağlanması şartı ile orta suç mahkûmları için de kurun. Bu uygulamalarda, beton yığınlarından kurtulma, iyi ruh ve beden gelişimi… gibi haller gelişir. Sorumluluk artar, hırsızlık, arsızlık azalır ve yok olur. Devlette insana ve insanına bakmış ve görevini yapmış olur. Ayrıca, Türkiye'de, toplayan bir tek kişi de kalmasın… Onlar içinde ayrı çiftlikler kurun, barınaklar yapın. Güçsüz dilencileri doyurun. Gücü olanları çalıştırın. Toplayıcılar, ya gönülleriyle buralara gider ya da dilenmezler. Tüm zenginler, ilinizde her türlü işler yapın, kurun, idare edin, ettirin.

BĐRLĐK TÜRLĐYEMDE MUTLULUKLAR MĐLLET VE HALK SEKTÖRLERĐ Yukarıda özetle değindiğimiz hizmet şekillerini, halk adına detaylandıralım. Bu gibi yer alanları 50-100-500-bin dönümlük ve hatta daha fazlası şeklinde yerler olacak. Burada ilköğretim ve lise bölümlü okullar açılacak, sözel ve sayısal öğretim kadar, uygulamalı tarım işleri; sebze, meyve, hayvancılık ve ormancılık, eğitim ve öğretimleri, besleme ve sulamaları. Uygulamalı olarak, son teknik ve modernlikte yapılacak. Ayrıca hormonsuz tarım ve hayvan yetiştiriciliği de yaptırılacaktır. Bu okullar bölümlerinde ağaç ve kaplama iş ve sanat dalları ile demir, krom, plastik işleri eğitim ve öğretimleri, uygulamalı olarak verilecek. Bunlara bağlı olarak geniş ve detaylı iş atölyeleri ve ilgili tüm sanatkarları olacaktır.

277

TÜM ÇOCUKLAR Tüm köprü altı niteliğindeki çocuklar, kap-kaç yapanlar, dilenen çocuklar ve aç olan ailelerin aç çocukları ile çocuk bakım yuvalarındaki bölgesel tüm çocuklarda ilköğretim altıncı sınıfından itibaren bu okullarda toplanacaklardır. Bu okullarda üçlü, beşli nöbetçi öğretmenliği, gecegündüz uygulanacaktır. Ayrıca yakın mesafede veya aynı alan içinde; eğitici ve koruyucu polis-jandarma karakol amirlikleri, sağlık ocağı-tedavi edici hastane ve ilgili doktorları da olacaktır. Moral takviyeli spor alan ve dalları ile müzik-oyun ekipleri ve sanatçıları, ayrıca çay ocakları ve tavlasatranç yerleri bulunacaktır. Bu okul alanlarının yakınlarında veya aynı bölüm içinde, ayrı bölüm biçiminde yetişkin dilenenlere de yer ve barınaklar yapılacak ve onlardan, bakım ve beslenmelerinin karşılığı, okul temizlik ve tarım alanları çalışmalarında faydalanılacaktır. Halen siyasi partiler ve hükümet erkânları. Lütfen bunları şu an, acilen yapın ve uygulamalara koyun. Bunları genişletin ve çoğaltın. BĐRLĐK TÜRKĐYEM sizin yaptıklarınızı, kaldığı yerden alsın ve daha geliştirsin. Bu okul alanlarına yakın alanda tüm engelliler için de yapılacak benzer Uygulamalarda, devlet ve siyaseten hükümetlerin insan ve insanlık hizmetlerinde olduğu bilinsin ve fiilen görülsün. Bu tür uygulamalarla tüm Türkiye insanları sevindirilsin ve mutlu edilsin. Dolayısıyla aç ve fakir insanı olmayan tok insanı ve zengin insanı çok olan Türkiye kurulsun

PARA ve FĐNANS KAYNAKLARI Bu tür okul ve bakım yuvalarının finansmanları devletçe ve devlet teşvik ve organizasyonları ile özel sektör ve zenginlerce, özel kuruluş ve Belediyelerce karşılanır ve devamlılığı sağlanır. Her il, bu faaliyetlerde bölgesel olarak etkin rol alır. Gerekirse, iller arası takviyeler ve desteklemelerde olur.

SANATÇILAR - TELEVĐZYONCULAR Bu okullar ve yardıma muhtaçlar yararına tüm sanatçılar ve ileri olan sanatçılar senede en az üç kez ve beş kez, yardım toplama programları ve kampanyaları yapacaklar, ayrıca da okul alanlarında veya yakınlarında, 278

aynı tür eğlenceler yapacaklardır. Televizyoncular da ekranlarında bu tür destekleme kampanyalarına yer vereceklerdir. Tüm okullarda, zengin olan çocuklar, yardıma muhtaç, çocuk arkadaş ve kardeşleri yararına, senede iki kez yardımlaşma kampanyalarında bulunacaklar. Tüm bu yardımlar ve desteklemeler, gönül huzuru ve mutluluğu içinde olacak ve dahi bu tür yardımlaşmaların mecburen yapılması gereğinin bilinci ile tümden kalkınmada etkin olmanın vatandaşlık gereği Đnancıyla ALLAH katında da hayır olacağı ve yapmış olmanın rahatlığı yaşanacaktır. Herkes bu yardımlaşmada rol alsın ve etkin olsun. Đyi vatandaş olma güzelliği onların olsun. ALLAH'IN tüm iyilikleri onlara olsun. Devlet ve Millet onlardan razı, ALLAH onlardan razı olsun. Onlara selâm olsun, onlara selâmlarım olsun.

ĐŞ ALANLARI ve GENĐŞ PLANLAMALAR Bu okulların alanı dışında, yakını olan alanlarda devlet-okul iş atölyeleri ve uygun fabrikaları olacaktır. Okulun tüm öğrencileri, iş ve eğitim derslerini, bu atölyelerde uygulamalı göreceklerdir. Okulunu bitiren ve branşında usta olan öğrenciler, bu iş atölyeleri ve fabrikalarında işçi ve usta olarak görev alacak, belli bir maaş karşılığının dışında ahde vefa olarak ta üretim ve hizmetler yapacaktır. Üretilen ürünler, araç ve gereçler son model teknik üstünlükte ve özel sektör mal ve hizmetlerinin ilerisinde bile olacak ve bir daha ve asla “Devlet malı anız, yemeyen domuz” zihniyeti o mıntıkaya yaklaştırılmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm kamu araç ve gereçleri bu okullarda üretilecek, ihalelere girilecek, bu okul ürünleri özel sektörlere ve vatandaşlara da ulaşacak, ayrıca ihraç edilebilirlikler yaratılacak ve ihraç mal sevkiyatları yapılacaktır. Bu nedenlerden okul alan ve atölyefabrikaları çok geniş alanlı planlanacak, yüz-beş yüz yıl geleceklere yeterli olacaktır. Bu okul alanları dış sınırı itibarı ile elli ile yüz metre genişliğinde yollar ayrılacak, bu yolların dışında yerleşim alanları ve şehirleşme planları yapılacak, ara yollar yirmi-otuz metre olacak, alt yapı, cami, okul, park, hastane, karakol alanları hızla tespit ve belirgin olacak, bazıları da fiilen yapılacaktır. Oluşacak parseller beş yüz, iki bin metre karelik olacak, bu arsaların yüz-de ellisi fakirlere bedava verilecektir. Kalan yüzde yirmi beşlik bölüm arsaları, normal paralara satılacaktır. 279

Kalan son dilim, yüzde yirmi beşlik oran arsaları yüz yıllar sonralarında değerlendirilmiş biçimleri ile ayrılacak, bu arsalar çoğunlukla köşe arsalar olacak ve ileride millet yararına kullanılacak veya satılacaktır. Bu oluşum alanlarının oluşturulması ile planlı bir ağaçlandırmalar yapılacak, böylece devlet bir iş kolunu daha güzel yapmış olacaktır.

BU OKULLARA ĐDARECĐ ELEMAN OLABĐLMEK Çok seçkin idareciler ve elemanlar alınacak. Kendi iş ve sanat kollarının, bir nevi hamallığından gelmişler olacak, işini ve sanatını bilenler ve sevenler, on iki saat ve yirmi dört saat çalışanlar olacak. Bu okullarda çok kaliteli işçiler, elemanlar, idareciler ve sanatkarlar, icatçılar ve buluşçular, ilim ve bilim adamları yetiştirilecek. Bu elemanların yüzde ellisi özel sektör ve dünya devletlerine transferde edilecek. Bu transferler, aynen sporcular transferleri biçimi ile olacak, oluru Cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakan verecek. Edinilecek gelirler okul ve ülke yararına kullanılacak. Bu tür okulların alanları yüz-üç yüz dönümlük alan ve daha fazlası ile beş yüz ile bin dönümlük olarak, etrafı beton kazık ve dikenli tellerle çevrilecek. Aralarda kilitlenir kapılar olacak. Çevirme alanı dışından en az otuz-elli metre yol dönecek. Yol sınırı dışından derinlemesine en az iki-üç kilometre derinliğinde ormanlaştırma alanları oluşacak. Oluşan orman içinden elli yüz metre eninde ve her beş yüz metre aralıklarla yollar açılacak. Bu yollar ilgili kapılara bağlantı olacak. Dikilecek fidanlar ve oluşacak orman alanları okul içinden ve dışından sulanabilecek. Bakımları yapılacak. Gerektiğinde tankerlerle sular getirilecek. Tüm bu işler ve işçilikler, okul öğrencileri ve okuldan mezun olanlarca, devamlı yapılacak. Oluşan orman sınırlarından sonra tekrar otuz-kırk metre eninde yolar dönecek. Bu yollardan sonra da iş atölyeleri ve fabrikaları kurulacak. Bu atölye ve fabrikalar sanayi malları, ulaşım araçları, silah sanayine dönükte planlanacak ve çok kaliteli üretimler yapılacak, icat ve yeni buluşların edinilmesinde devamlı uğraşlar verilerek yeni sonuçlar alınacak.

280

KONTROL ve DENETLEME Bu okul ve iş yerleri doğrudan Reisicumhura ve başbakana ve ilgili balkanlara bağlı olacak. Reisicumhurlukça oluşturulacak bir birim amirliği müfettişi bu okul ve diğer oluşumlarda devamlı yerleşik olacak. Ayrıca Cumhur'a bağlı birimler, Cumhur adına iki yılda bir veya gerek görüldüğünde denetleme yapacak ve Millete bu yoldan açıklama ve hesap vermeler olacak. Başbakan ve ilgili bakanlar Cumhurbaşkanı adına ve Cumhura bağlı birim aracılığı ile bu okul ve işlerden kesin sorumlu, etkin ve ayrıca Millete de doğrudan sorumlu olacak. Millet ve halk ta, bu okul ve işlerden başbakana ve bakanlara, Cumhura bağlı birim aracılığı ile de doğrudan Cumhurbaşkanına soracak ve hesap alacaktır. O nedenle bu okul, iş yerleri ve yeni oluşum alanlarında karlılık, güzellik ve gelişmeler esas olacak ve bu karlılığın ve güzelleşmelerin her yıl için vatandaş farkında olacak ve görecektir. Vatandaş karlılığı ve iyileşmeyi ve onlardan huzur almamayı gördüğü an, sebepleri anında ve kesin sorar ve cevabını da başbakan ve Cumhura bağlı birim başkanlığından sorar ve alır. Vatandaşa bu hal durumlarda mani hal çıkarılamaz-asla da çıkarılamaz. Vatandaşın aklınca görmesi ve tatmin olması ölçüsü esastır.

AKSĐ OLURSA Bu okul ve işyerlerine zarar verme, zarara uğratmaların cezaları, en az üç-beş yıldan başlayarak, on, yirmi, otuz yıllara ve fazlasına çıkacak, ağır işkencelere ve tüm aile ve bağlantılı olanların tüm mallarına el koymalar, ayrıca bu okul ve iş yerlerine dışarıdan zarar verenler, zararı teşvik edenler, üretimi aksatanlar, ucuza mal satanlar, pahallıya mal satanlar, zamanında tedbir almayanlar, tedbir almalarda geç kalanlar, dışarıdan zarar verenlere içeriden ortak olanlar, kolaylıklar sağlayanlar, olumsuzlukları zamanında ilgili yerlere iletmeyenler, bilmeyenler, bildirmeyenler… En azıyla beş seneden ceza ile otuz, elli yıllara cezalara, tüm kendi ve aile ve dahi akraba mal varlıklarına el koymalar ve misliyle cezaları nakden ödeme ve ödetmelerle sorgulanır, yargılanır ve sonuç alınır. Bu ve benzer suçların asla affı da olmaz.

281

UYGUN YERLER Millet ve halk yararına olan bu okullar ve iş yerleri ve sosyal alan oluşumları, öncelikle ovalarda olacak, bu amaçla Samsun-Gelemen Devlet Çiftliği gibi satılan topraklar geri alınacaktır. Dağlık alan ve topraklarda kurulacak bu tür oluşumlarda kesin ve kısa anda toprak sulu ve verimli hale getirilecek, ayrıca uzun zamana yönelik planlarla şehirleşmeye münasip arazi ve alanların oluşumlarında harekete acilen geçilecektir. Tüm Türkiye vatandaşlarına çağrım: BĐRLĐK TÜRKĐYEMĐ KUR, AZĐZCE OLMAKTAN KURTUL. HESAP AL-HESAP SOR. ADAM GĐBĐ ADAM, ÇALIŞAN ĐNSAN OL. VE MUTLU OL. AÇ ĐNSANI OLMAYAN TÜRKĐYE'YĐ KURMAK ĐÇĐN BU BĐR TUTLULUK DEVRĐMĐDĐR. MUTLULUĞU YAKALAMAK ĐÇĐN, GÖNÜLLÜLÜK DEVRĐMĐDĐR. ZOR VE ZORAKĐ BĐR YOL DEVRĐMĐDĐR. BU YOLUN SONUNDA TÜRK MĐLLETĐ MUTLU, TÜRKĐYE MUTLU OLACAKTIR.

ÇALIŞMA SEFERBERLĐĞĐ VE GAYRETĐNĐN ĐÇĐNDE, TÜRKĐYE CUMHURĐYETĐ DEVLETĐNĐN ÖNDERLĐĞĐ VE ORGANĐZESĐ ĐLE: Đnsanlar mutlu, halk mutlu, Türkiye mutludur. Mutluluk, çalışmanın içindedir. Bu çalışmanın sonunda herkesin, tok olduğu Türkiye'yi görmekte ve o Türkiye'de yaşamak hayalinde ve sevincindedir. Emekler verilecek, terler dökülecek, terler silinecektir. Bu yolun her adımında başarı vardır, kazanmak vardır. Kazanılanı yatırıma dönüştürmek, tekrar kazanmak ve bu şekilde hamle üstüne hamle yapmak vardır. Kazanılanın, yatırımdan yatırımlara dönüştürüldükleri görüldüğünde, naralar atmak, oyunlar oynamak, halaylar çekmek vardır. Đşçi mutlu, usta mutlu, müdür mutlu, işveren mutlu, devlet mutludur. Her şey planlanmış, halk bilgilendirilmiş, neyi nasıl yapacağının, kimler için, neden yapacağının bilincine varılmıştır. Devlet, tüm yayın organlarından halka çağrılar yapmakta, bilgiler vermekte, emek ve uğraşların, tüm kazanılan ve harcanan paraların, çok garantiler ile yerli yerine harcandığının garantilerini halka vermekte ve fiilen yapılan işlerin gösterilmesini de yaparak, asla şüphe ve yanlışlara fırsat verilmediğini, halka bildirmekte, göstermektedir. Devlet, devlet olmuştur. Cumhur gibi cumhur, başbakan gibi başbakan, bakanlar, vekiller, müdürler vardır. Ordu mutlu, kurmay heybetlidir. Güvenli istihbaratlar, sevk ve idareler vardır. Bu tabloda demokrasi, özgürlük, hürriyet vardır. Özgürlüğün, demokrasi içinde 282

mecburi çalışmak olduğunu, zor bir yola girildiğini ve bu zorun başarılması gereğini bilmek vardır. O nedenle yorulmak çoktur, vermek ve bölüşmek çoktur. Olmayıp da, alanların çalışmaları, gayretleri şükür ve minnetleri de çoktur. Veriliyor diye durmak yoktur, asla yoktur. Herkes işinde, verilen işi ve görevleri yapmaktadır. Dinlenmeler türkülerde, naralardadır. Đş yapmak, çalışmak, başarmalar içinde olarak yatmakta, uyumak ve sabahları çok zinde ve işe koşma, başarma hırs ve azmindedir. Bir uyumakla, bedenler dinlensin, beyinler canlansın. Đşler yolundadır. Asayiş berkemaldır. Bekçi mutlu, polis mutlu, jandarma mutludur. Savcı uğraşsız, hâkim işsizdir. Ötekiler çok gerçektir. Burası biraz şakacadır. Ancak bir hayaldir. Oluyor, olmasını düşünmek bile çok güzeldir. Mesela, yani bir espridir, anlaşılmıştır. O kadar da olacaktır. Çünkü, devlet demir yumruk değildir. Toleranslıdır, hoş görülüdür. Kanun esastır, kanunsuzluk gereği de yoktur. Đş bellidir, yol-yöntem bellidir. Çalışma çarkı dönmekte, her şey hızlı yürümektedir. Devlet devamlı kontroldedir. Savsaklama yoktur, talan yoktur. Ezanlar okunmakta, dualar yapılmaktadır. Dualar edilmekte, sofralar kurulmakta, gereğince doyulmaktadır. Đnsan olmak budur, Devlet olmak da budur. BU YOL, BĐRLĐK TÜRKĐYEM YOLUDUR. AYRICA, TÜRKĐYE'NĐN ORMANLAŞTIRILMASI, TÜRKĐYE'NĐN, ĐNSANLARINA KUCAK AÇTIRILMASI YOLUDUR. BU ĐŞ, TÜM KÖPRÜ ALTI ÇOCUKLARININ, BALĐCĐLERĐN, FAKĐRLĐKTEN KAPKAÇ YAPANLARIN, OLMADIĞI ĐÇĐN DĐLENEN-LERĐN BARINDIRILMASI, DOYURULMASI ĐŞĐDĐR. EĞĐTĐLMESĐ OKUTULMASIDIR. TÜM ENGELLĐLERĐN, GERĐ ZEKÂLILARIN, FAKĐR AĐLE ÇOCUKLARININ HER ĐL VEYA BÖLGELERDE, DEVLETÇE TANZĐM EDĐLMĐŞ YÜZ, ÜÇ YÜZ, BEŞ YÜZ DÖNÜMLÜK ARAZĐLER ÜZE-RĐNDE VE ĐÇĐNDE ĐNSAN GĐBĐ YETĐŞTĐRĐLMESĐ VE ĐNSANCA YAŞAMALARI ĐŞĐDĐR. YETĐŞKĐN, ANCAK AÇ OLAN TÜM KADIN VE ERKEKLERDE BU ALANLARDA OLACAK, ÜRETKENLĐĞE SEVKEDĐLECEKTĐR. BU BĐR PARA ĐŞĐDĐR, ÇOK PARA ĐŞĐDĐR. BU PARALAR VERĐLECEK, BULUNACAK, BĐRLĐK TÜRKĐYEM KURULACAKTIR.

283

GELĐR KAYNAKLARI GELĐR DĐLĐMLERĐ Türkiye'de gelir dilimleri, fakirinden zenginine tasnif edilecek. Bunlar zenginlik gelirlerine göre birden üçe, birden beşe sınıflandırılacak… Burada üç-beş tanesi üzerinden detaylı bilgi ve uygulama biçimine girildiğinde sanayi sektörü, fabrikalar, fabrikatörler; Birinci derecede zenginler, kârlarının yüzde beşini, bazen yüzde onunu verir veya verecektir. Bankalar da, kârlarının yüzde beşini kesin verir, bazen de özel yardım ve etkinliklerde bulunur… Diğer özel sektörler de aynı yolu izler. Bunlardan da yüzde beş, yüzde dört, üç, iki gibi paylar alınır. Memurlar, işçiler, emekliler… : 200O’ler yılı itibarı ile evleri olanlardan yüzde üç, olmayanlardan yüzde iki, karı-koca çalışanlardan yüzde üç, evleri olanlardan yüzde beş kesilir veya alınır, ödenir… Emeklilerde de aynı yol, yöntemler uygulanır. Kirada bir malı olanlardan yüzde iki, fazla olanlardan üç, dört, beş… alınır veya verirler… Ulaşımda taksiden dolmuşa, gemiden yatlara, uçaktan otobüs ve kamyonlara… Örnekleme ile taksi her yıl elli-yüz TL, dolmuş iki yüz-beş yüz TL, otobüs işletmeleri her ay için iller arası ise on yolcu bedeli, ya da bin iki bin kilometrede on yolcu bedeli öder… Balığından hamsisine kadar da bu böyle gider. Dış seyahatlerde 2008'e göre elli-yüz-iki yüz dolar, hacılık gidicilerinden de yüz-iki yüz Euro… veya dolar alınır veya onlar gönüllü verirler… Turizmciler, otelciler de her ay beş ile on, yirmi yatak bedeli… öderler… Kuyumcular, antikacılar… reklamcılar... da aynendir. Tapu alımsatımlarında bedelin yüzde biri ile beş arası, düğün nikâhlarda gönüllülük esası veya yüz ile beş yüz bin dolar, Televizyoncular bu işin sosyal ve katılım reklâmlarını üstlenir… Gazeteciler yayın ve yazarlar bu olguya katılır. Her sanatçı, senede üç kez bir gece-gündüz programını yapar. Bilet gelirleri alınır veya verilir. Ayrıca dış ülkelerde boy gösterenler, özellikle reklâmlar sonucu bir haftalık bir program ile bu işe destek verir… Piyangolardan borsacılara, aç biletlerinden sporculara... vakıfçılardan sosyal dernekçilere ve ekranlarda konuşmacılardan, yayıncılara yazıcılara benzerlik budur. Tarımdan fındıkçılara-çaycılara… ton geliri ile yüzde beş kesinti, sulu sebzelerde, meyvelerde yüzde iki üç kesintiler, ödemeler olur. Fırıncılardan simitçilere, kahvecilerden çaycılara, tekelcilerden meyhanecilere her ay on ekmek- yirmi çay bedeli gibilerdir. Gayrı meşrulukta, fuhuşta, zinada, 284

genelev kapısında ve içeri girenlerde… fuhuş ise 2008 itibarı ile yüz- beş yüz-bin ve daha fazlası lira alınır… Suçlarda-cezalarda-avukatlıkta bu oranlar takip edilir. Özel hastanelerde, özel doktor yazıhanelerinde her ay beş-on-yirmi hasta muayene bedelleri verilir veya alınır… Bunlar birer örnektir. Tanzim ve tasniflerin yolları bunlar veya benzerleridir. Herkes bu alanın içindedir. Dışarıda kimse yoktur. Adamın parası yoktur. Olur ya… O adamda her ay bir gün veya senede üç ile beş gün gelir, boğazı tokluğuna çalışır. Bu halde kayıtlara girer, gelir ve katılım hanesine yazılır… Tek işletme, posta ve cep telefonları… ve özellikle Telekom _ çok payla katılacaktır. Öyle ki, sanırsam bir kısmınız belki de birçoğunuz bu uygulamalara surat ekşitti. Hani, ağadan, mesela bankacıdan 2008 yılı itibarı ile en az beş milyon dolardan beş yüz milyon dolara alınmasına sevindi de, kendisine gelince olmaz öyle şey dedi. Benim gelirim ne ki, zaten zor geçiniyorum… gibi sözler etti… . Tamam, arkadaş, anladım. Aklıselim herkes de anladı-duydu… Đyi de sen senede beş yüz-lira verirken ötekiler beş bin-on bin, elli, yüz, beş yüz bin veriyorlarsa, Ona, ya da bana, ne dersin ki... acep… Ya da hop hop, ağır ol, inecek var deniyor belki de öteden, ötelerden… Ben parayı fakirlere dağıtmak yedirmek, için kazanmadım diyenler olur şuradan-buradan… Tamam, hemşerim tamam seni de anladım, duydum ben... Ve de cümle âlem ve dahi yaradan… EY AHVALĐ CÜMLE ÂLEM Hani sen, daha dünlerde ya da 1970’ler de-seksenlerde Eşitlikçi idin... Emekçi, ülke veya dünya kardeşliği istiyordun. Đşte eşitlik zamanı veya anı... Hadi bakalım, gir. Omuz ver bu işe... Ha bundan gayri eşitlikçilik yolu varsa, söyle bilelim. Bir bir de uygulayalım… Ve siz ötekiler veya özde olanlar… Vatan, millet diyenler... Buyurun beyler, işte Türk'e göre, Türk'e ... has zamanı... Bir de buna Türkiye'ye has, ekleyelim… Verelim, bu işin içine girelim, yüz akı ile çıkalım… Olmaz yok, vermem yok… Hep bana ise asla yok. Siz, delikanlıca… zengin olanlar, varlığı, malı-mülkü çok olanlar. Elbette bilirsiniz ki, o paralar, varlıklar bu topraklar üzerinde, bu insanlar arasında kazanıldı. Lütfen kolları sıvayın, Ekmeğinizi biraz küçültün demem, demiyorum… Küçültürken büyütün... Ötesini siz anlar ve bilirsiniz… Ve siz talancılar-soyanlar, soyduranlar. Bu size bir fırsattır. Siz bire on, bire elli verin. Ekmeğinizi yarıya indirin. Bu işe gönüllü gelin, girin. Kendinizi biraz af ettirin… Kim bile bir gönül duası sizi günahlarınızdan arındırır. Bunu iyi bilin... 285

Gelelim sizlere… Canı gönülden Müslüman olanlara… Ya da Müslümanlıkta yarışanlara, Bir de, veya da, dini şapkayı hiç çıkartmayanlara. Bir de olur ya… Şeriat isterük diyenlere... Hu Mevla'm huuculara… Buyurun... beyler-ağalar-buyurun... işte hayır-hasenat zamanları. Üstelik hayır yapma yeri kapınızda. Sizler lütfedip, Đslam'ın şartlarından biri olan malınızın kırkını veya kırkta birini bu hayır işine lütfedip, bağışlayın… Verin... Hayır hanesine ne yazılır... Tanrı nasıl kabul eder... Ama eminim ki, hayır eder, hayır yazar… Çok canı gönülden Đslam-Müslüman ve insan gibi insan olan, sayıları yığınlarcaları bulan Allah yolunda... olan Türkiye ve dünya Müslümanlarına sözümüz yok… Onlar işini bilir. Burada onlara hiciv yok, yergi yok… Onlar anlar ne denildiğini veya kimlere denildiğini. Onlar elbette ki çok verenlerden olacaklardır. Onlar bizden saygı duyacaklar, minnet göreceklerdir. Elbette ki burada, ta gönlünden ve içinden vatanperver kesim ve gerçekten laikçi kesimlere sözümüz ve onlardan isteğimiz BĐRLĐK TÜRKĐYEM olgusunda ön saflarda yerlerini almaları, çok destek ve omuz vermeleridir. Bir hatırlatmada şu yalandan laikçi geçinenlere, tabak kırıcılarına… sosyetecilik oyuncularına… falan… yapalım… Buyurun beyler, hanımlar, köpek mamalarının bir aylık tutarını, yakılan ceketlerin on adet bedelini her ay veya yıl, bu sosyal ve ekonomik eşitçilik içinde olan Türkiye için verin… Size minnet edecekler çok vardır ve olacaktır. Bunu da net ve açık böyle bilin.

PARANIN TOPLANMASI Türkiye de tüm bölüm-kuruluş, oda birlik başkanları… her ay aidat ve paraları net toplayacaklar. Her ilde bu işle görevli bir birim amirliği ve vali yardımcısı, paraların net bankaya yatırıldığını kontrol ve tutar miktarını, Cumhura bağlı birim amirliğine, Cumhur birim amiri de, Cumhur'a, başbakana, ilgili bakanlara, net rakam bildiriminde bulunacaktır. Paralar, işletme başlayana kadar bankanın aylık, üç aylık, altı aylık ve bir yıllık hesaplarında toplanacak, en üst rakamdan faizlenecektir. Bu paralar üzerinde ve işlerin yapılmasında sorumluluk millet adına Cumhur Başkanınındır. Cumhur olup da, millet adına olacak olan ve özel sektörden çok daha kaliteli iş üretecek olan, Devlet sektörü 286

gibi büyüyüp gelişecek olan, bu hal tazından sorumlu olmamak, Türkiye Cumhurbaşkanı için asla olamaz. Burada bir daha “devlet malı anız, yemeyen domuz” zihniyeti, davranışı, yan gel-yat tarzı, bir işe on işçi koy biçimi, asla olamaz. Olursa veya olanın boynu, boğazı “Domuz gibi kırılır, kesilir… Kararlılığı olacak ve bu tür cezalar kesinlikle verilecek ve uygulanacaktır. BĐRLĐK TÜRKĐYE'MDE az para ile çok iş yapmak esastır ve kesindir… .

BARIŞ SOFRASI BARIŞ YEMEĞĐ Eşitlik; çalışanlar, kazananlar ve kazandıranlar arasında olur. BĐRLĐK TÜRKĐYEM’in kurulmasında, oranlı ve orantılı olarak, çalışanlar verir. Gücü olanlar ve vermesi gerekenler verir. Đş verenler verir. Patronlar ve zenginler verir. Böylece vatanperver olunur; emekçi olunur. Yoldaş olunur. Bu yolda hayır, oldukça çok hayır vardır. Đyi insan, iyi müslüman; bu işe omuz verir, fazladan, hayrına parasal katkı da verir. Bu yol, Đslamiyet’in gösterdiği yoldur. Bu yol, Atatürk’ün ve Atatürk’lerin de gösterdikleri yoldur. Đleri medeniyet seviyesinde ve çok güçlü, özgür, demokrat ve adaletli TÜRKĐYE, bu yoldadır. Lâikçi olmak ve Atatürk’e layık olmakta, bu yolda, daha çok belirginleşir. Yıl gelir. Üç yıl. Beş yıl, en fazla on yıl geçer. Hiç aç insanı kalmayan, açlık korkusu çekmeyen TÜRKĐYE; tok insanı çok olan TÜRKĐYE. Kurulur. BĐRLĐK TÜRKĐYEM, kurulmuş olur. Baharlar gelir; çiçekler açar. TÜM TÜRKĐYE BAYRAM YAPAR. Bu bayram, haziran ayında bir cumartesi günü olur. Türkiye, ekonomik BARIŞ BAYRAMINI yapar. Kırlarda, çayırlarda, şehirlerde; parklarda, sahillerde, dalgalarda... Türkülerde... Sazlarda... Đnsanlar mutlu, TÜRKĐYE huzurludur. Sofralar kurulur; yemekler yenilir. Đkramlar olur, davetler edilir. Đnsanlar tanışır, el sıkışır. Đnsanlar dost olur, kucaklaşır. O gün bayramdır. O gün, Türkiye’nin ekonomik barış bayramıdır. Sofralar, Halil Đbrahim sofraları, yemekler; barış yemekleridir. Bir mayısta işçi haklarının konuşulduğu, geliştirildiği gün olarak bayramdır. Ayrıca, bahar bayramıdır. Türkiye’nin şartları farklı, Türk insanının şartları farklıdır. O nedenle Otuz yıl çalışan işçi, memur, herkes emekli olur, kesin olur. Đyi insan, insanlık içinde, adam gibi adam olan memur. Đşçi... Bayramların hakkı 287

için, otuz yılda emekli olmanın faydaları için... Verimli çalışır, kazanır, kazandırır. Gerekirse iş verin, işçi temsilcileri anlaşır, bu iki gün işçi bayramı için bir gün fazla çalışma da olur, olabilir ve buna her kes uyar, itiraz etme gereği duymaz, gönüllü uyar. Bunu da, hiç açı olmayan Türkiye’nin, olmasına sayar.

KURUL BĐRLĐK TÜRKĐYEM YAŞA BĐRLĐK TÜRKĐYEM Birlik Türkiye’mi Kuranlar, size şükran, size minnet… Sizi tarih, altın harflerle yazacak. Size selam, Ey Şanlı MĐLLET. Başardınız sevinin. Başardınız, övünün. Tüm insanları mutlu olan, aç insanı olmayan, tok insanı çok olan BĐRLĐK TÜRKĐYE'MĐ kurdunuz. Çok yaşayınız, var olunuz…

SĐZE GELĐNCE Birlik Türkiye’min yeni konukları, açlıktan tokluğa geçen, kavuşan tüm Türkiye insanları… . Görülüyor ki çok mutlu ve huzurlusunuz. Ağzınızı capur cupur… şapırdatırsınız… Yiyin insanlar yiyin… Afiyet olsun. Selam verin, minnet duyum, dua edin, dualar edin… Çalışmalara girin, öğrenin, üretin. Size verilen emeklerin hakkını verin… Tüm Türkiye'ye, dünyaya faydalı olun. Devlete saygı duyun, Millete selam verin. Atatürk yolunda olun, Türkiye'ye güç verin. Devlete iyi vatandaş, ALLAH'A iyi kul olun… Yiyin uşaklar yiyin. Sefalarda olun. Çok çok çalışın. Ahde vefalı olun. Sefalarda kalın. Siz güzelleşin. Çevreyi güzelleştirin. Güllük-gülistanlık içinde olun ve yaşayın-yaşatın.

ĐŞÇĐNĐN ÇALIŞMA ANLAYIŞI VE AMACI NE VE NASIL OLMALI 1965-1980 ve 2000 yıllarında Türkiye'de işçiler, tamamen ideolojik aktör oldu. Ver yiyeyim oldu. Bir saatlik işi, bir günde yapar oldu. Bazen de yakar ve yıkar oldu. Hepsi böyle olmadı tabi. Bazen azı bazen de çoğu, patronun işini iyi yapar, devletin işini iyi yapar oldu. Đşçilerin ardından, özellikle ortaöğretim öğretmenleri, ideoloji desteği oldu. Öğretmen, kendi 288

hakkını unuttu, işçi hakkını arar oldu. Bu günden o günlere bakıldığında görülen odur ki, komünist rejim çıkarlarını işçi üzerinden, Amerika ve emperyal güçler işçi üzerinden Türkiye'de çok at oynatmışlar. Buna, onca öğretmen ve polisi, öğrenciyi de katarak onca ölümlere sebep olmuşlardır. Bu oltayı da gaflet de olan idareciler yutmuş, sinci emelciler, satılmış hainler, içle dış düşmanla işbirlikçiler bu olguya koşmuşlar. Sonunda 12 Eylül 1980 askeri Darbesi yapılmış, sağ-sol dememiş, nice canlar yakmıştır. 2000 yılına gelindiğinde de işçi sesi azalmış, 2005’lerde duyulmaz olmuştur. Gençlik ise ver yiyim, dur uyuyum... dadır. Bu yıllarda işçi hakları diye diye, işçi üzerinden işçi ağaları doğmuş, çoğu sendika başkanları, çok çok zengin olmuştur, vekil müdür... olmuştur. Öğretmen ve polisler ezile ezile sesi çıkmaz, 1980 öncesi tartışan gençlik de yok olmuş, yerine uyuşturulmuş kafeterya gençliği gelmiştir. O devrin işçileri içine bölücüler sızmış, ajanlar sokulmuş, bu yüzden ülkemiz çok zarara uğratılmıştır. O devirler kominizan işçi direnişlerinin yüzündendir ki Samsun tekel yakılmış, çökertilmiş, Samsun Azot-Bakır fabrikası işlemez edilmiş, Samsun Gelemen Çiftliğinde yan gelip yatılmıştır. Sonunda da o güzelim çiftlik, çıkar uğruna çıkarcılara satılmıştır. Samsun örneğini Türkiye geneline yayın, Türkiye de nelerin yok edildiğini görün. Tabi, sonunda devlet çökmüş, Özal yiyicileri ülkeyi satmaya, arsavari yabancılara, zenginlere peşkeş çekmeye girmiş, Ak parti de toprağın satılmasını daha iyi becermiş, becerir olmuştur Bu gidişin sonucu olarak şu an Samsun Gelemen Çiftliğinin çoğu, özel sektördedir. Onca hayvanlar fidanlar, Devletin örnek çiftliği özel sektörün eline geçmiştir. Geri kalan az bir kısmı da şu an satılmıştır bile. Karayollarında işçilerin, saatte bir kürek çakıl attıklarını gördüm, Kaldı ki Tren yolları, Belediyelerde-Postanede de aynıydılar. Ve günlerini gördüler ve göreceklerdir. Samsun Gelemen çiftliği kesin geri alınacak-benzerleri de alınacak-örnek olacak. Đşçi ter döker. Đşçilik emektir. Đşçi, terini işi için dökmeli, Đşçi patronuna kazandırmalı. Đşçinin gözü aklı Patronun servetinde, cebinde olmamalı. Öyle olmalı ki, O iş yeri kazansın-sürekli olsun, işçide işsiz kalmasın. Patronlarda işçisini düşünen, kayıran ve emeğini veren olsun… Patronlar kazansın, yeni iş yerleri açsın ve yeni işçilere yeni işler versin… Öyle işçilere, Öyle Patronlara NE MUTLU… Birlik Türkiye’mde öyle işçiler öyle patronlar olsun.

289

BĐRLĐK TÜRKĐYEM PROJESĐNĐ NETLEŞTĐRMEK Bu proje, insan ve insanlığa, kesin hizmet eder. Üretkenlik, canlı yapısında ve özelikle insan doğasında; doğuştan ölüm anına kadardır. Birlik Türkiyem cennetin güzelliğini alır. Cehennemi anlayışı da bilir ve insan ve manevi yaşamını, dünya yaşam aleminde, iyilik ve güzelliğe yönlendirir... bunun içinde kötülüğü aza indirmek, yok etmek için, ayrıca mücadele eder. Ana, kızını; baba, oğlunu, yada aile birliği temelinde, herkes bir diğerini; çocukluktan gençliğe korumak ve esirgemek, kesin tanımıyla, çocuğu, gençliğe hazırlar. Sonuçta her ana-baba, çocuğunun genç olmasını, ayakta durmasını, işini kurup, aşını bulmasını, buna bağlı olarak, özgür, bağımsız olarak, yoluna devam etmesini ve kendi ailesini kurmasını ister. Çocuk bunu başardığında ana mutlu, baba da mutludur. Tüm bunlara rağmen, ana babanın gözü ve koruyup esirgemeciliği, çocuklarının gözü üzerindedir. SĐSTEM BUDUR, PROJE BUDUR Burada devlet, tüm yardıma muhtaç insanları, işin başında alır, esirger, korur, bakar, besler ve büyütürken, bireyin yapma gücü yeteneğinde, kişiyi, üretkenliğe başlatır ve takip eder... Devletin burada amacı, kişiyi özgürlüğe, bağımsızlığa, üretkenliğe ve iyi insan olmaya hazırlamak ve yönlendirmektir. Bu iş, birey18-20 yaşa kadar sürer. Bundan sonra devlet, o kişi ve kişilere, yer, ev, aile kurmada... sadece rehberlik yapar... Altyapı hizmetleri, asayiş... sağlık... okul... gibi hizmetler, devletin asli iş alanı olduğundan, birey yada toplum... ahde vefa... anlayışında, ya devlete ait işlerde görev alır, yada kendi işini kurar, yapar ve yaşar. Đnsan ve toplumun, bu barış ortamında hayat sürer olması, devletin siyaseten başarısıdır. Devlet burada mutludur. Çocukluktan gençliğe, yaşamak için üretkenliğe... Ac insanı olmayan, tok insanı çok olan bir Türkiye, Birlik Türkiyem kurulmuş olur. Günümüz çocuk esirgeme, güçsüzler, güçsüzler yurdu... anlayışı; dar bölgeden geniş alanlara çekilmiş, çocuklar beton zeminden, kendilerini duvara çarpmaktan, yaşlı insanlar, kendilerine ölecek, ölsünler gözüyle bakılmaktan kurtulmuş, yaptıkları üretkenlikle de kişilik ve sağlık kazanarak, hazır yiyicilikleri aza indirilmiş veya yok edilmiştir. Devlet budur. Bu devlet, baba devlet ise, esirgeyen, yetiştirip yönlendirense kabuldür. Birlik Türkiyem’in amacı hedefi budur. Bu iş, zoru başarmak, Birlik Türkiyemi kurmak, “BĐNLERCE YILLARA BĐRLĐK TÜRKĐYEM’ demektir. 290

BĐRLĐK TÜRKĐYEM Tabanın dilinden, halkın anlayacağı şekilde... Türkiye genelinde düşünerek, Samsun ili örneği ile, aç insanı olmayan, tok insanı çok olan, birlik Türkiyemi kurmak.

AÇIKLAMA Diyelim ki samsun’da köprüaltı çocukları, baliciler, dilenciler boşta gezen zararlılar olmayacak. Engelliler huzura kavuşacak doyacak, kişilikler gelişecek, üretken olunacak. Ahlak dışı kadınlar... bu anlamda evler görülmeyecek. Yeterince doymayan insan aile kalmayacak. ………………

Türkiye genelinde düşünür. Samsun ilinde örnek uygulama yaparsa... Devlet, ihtiyaç birimlerine göre 500 ila 1000 dönüm, 3000, 5000, gerekirse 10000 dönümlük araziyi çevirir. proje içinde kalan özel mülk arazileri olursa bu durum, uygulamada fırsat olur. hazır uygulamaya hızla geçiş ve sahibine gelir ve istikbalde zenginlik sağlayacak olup karşılığında mülk sahibi arazinin bir kısmını, belli bir uygu-lama birimine hibe eder veya ucuza verir. Đhtiyaç, bölüm insanlarına göre 1-2-3 katlı barınaklar yapar. ağlık, güvenlik, okul, alışveriş, eğlence yer ve barınaklarını yapar. Planlamada yollar 20 metre 30, 50, 60 metre ge-nişliğindedir. arazide en az %30 oranında ağaçlandırma esas olup, tarım hayvancılık çalışmaları anında başlatılır. Burada engellileri düşünürsek, geniş alanda hareket etmeleri kazma, kürek, keser, destereleri, kalem ve kitapları oyuncakları, kuzuları, dana-ları, tavukları olduğunda fidanların sulanma-sında onlar çok hevesli ve üretmenin gayreti gayreti ile onlar çok sağlıklı olacaklardır. Bu anlamda kimsesiz çocukların ve yuvalarının güçsüzler yurdu anlamında insanların üretkenliği katkıları kendilerine ve ülke yararına görülmeye değer birer sağlıklı insan olarak ömür geçirmeleri bir mutluluk kaynağı olacaktır. Temiz alanda ve etkin rehberliklerde baliciler, hapçılar, dilenciler, kötü alışkanlıklarından vaz-geçecek, bedenlerini sergileyecek kadınlar ve di-ğerleri kendi bölümlerinde etkin tarım, hayvan, sebze ve meyve üretmelerini 291

yaparak, kendileri ve toplum için daha yararlı olacaklardır. bu insanlar kendi ürettiklerini başta kendi ihtiyaçlarını harcar, satış merkezlerinden uygun fiyatlarla alır. ……………………. Eğitim alanında ilk ve orta öğretimde bugünkü sanat okulları örneği ile ancak onlardan ve özel sektörden daha fazla kalite mal üreterek, kendileri ülke ihtiyaçlarına ve ayrıca küçük ve büyük ihalelere katılarak ekonomik getiri sağlarlar. Bu yerleşim alanın dışında 40-50 metre genişliğinde bir yol çizilir. derinliği 2 km olan bir orman alanı kurulur. yeniden bir yol daha yapılır ve ağır sanayi fabrikaları yerleşim plan ve projeleri işletilir ve uygulanır. Bu bölümde ortaöğretiminden yetişen kalite elemanlar çalışır. burada hedef birlik türkiyem’i kendi içinde yeni icat ve buluşlara gitmesi, çok büyük olması, büyüklüğünün dünya geneline yay-gınlaştırılması esastır. Ağır sanayi bölümünden sonra genişçe yolar çizilir. bir ormanlaştırma alanı kurulur. sonra tekrar geniş yolarla bu projenin son bölümüne geçilir. ……………………. Projenin başlatılmasından bu ana kadar, buradaki insanlar ilk 3-5 sene içinde daha çok hazırdan yerler ve yine bu zamanda üretkenlikleri ve ekonomik getirileri artmş, belki beşinci senede kendilerine yetirli hala gelmiştir. Ancak insan doğası gereği büyüme ve genç – yetişkin olma esas olduğundan, bu insanlar ev-lenme, aile kurma, özel ev, mal sahibi olma gereği duyacaklardır. işte bu nedenle bu imar alanı ve parselleri oluşturulacaktır. bu parseler 500 m2-1000m22000m2... olacaktır. …………………. Bu parsellerin yüzde ellisi burada yetişen insanlara, bedava verilecek, kendilerine ev yap-maları devletçe teşvik edilecektir. %25’i dışarıdan çok ihtiyacı olan insanlara uygun fiyatla verilcektir. Kalan %25’i daha çok köşe arsalar olmak üzere 50 yıl gerilere bırakılacak ve bu proje ile doğacak ve gelişecek olan yeni şehirleşmelerde bu arsaların değerleri çok olacaktır. 292

Birlik türkiyemin ekonomik yönden kurul-masına gerekli olan para bugünkü moda tabiri ile en az 100 milyar dolardır. bu paranın olmasının ve bulunmasının yolları birlik türkiyem adlı ki-tapta genel olarak anlatılmıştır. Ben böyle düşündüm ve yazdım. sen ve sizler daha iyisini düşünün, bulun ve geliştirin. BĐRLĐK TÜRKĐYEM kurulsun da kim kurarsa kursun. Sakın ola da kimse bunun olması mümkün değil demesin. bu yol (bu projeyi uygulamak) zor-dur. bu yol savaştan da zor bir yoldur. bana göre birlik Türkiyemin kurulmasında başka yol da yoktur. Atalarımızın şahlandığı yerden, Atatürk ve Atatürklerin bıraktığı yerden şerefli ve dürüst işverenler, üzerinde kul hakkı olmayanlar. tutun bu projeyi ve benzerlerini, ÖNDER OL YÜCE DEVLETĐM DESTEK VER BÜYÜK MĐLLETĐM

NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM, BĐNLERCE YILLARA BĐRLĐK TÜRKĐYEM

293

AÇIKLIYORUM ĐLAN EDĐYORUM. BĐRLĐK TÜRKĐYEM tarzı, geçmişte ve bugün dünyada ve Türkiye’de yoktur, olmamıştır. ĐDDA EDĐYORUM, 2000’li yıllarda ve şu an 2010’a girerken, halka yönelik hiçbir plan ve proje, Birlik Türkiyem tarzının yerini alamaz ve önüne geçemez. Bu yoldan, daha iyisi yapılabilir. Şu an, Türkiye’de mevcut partilerin ekonomik ve sosyal projeleri yetersizdir, günü kurtarmaktır. ĐSPAT EDĐYORUM, Birlik Türkiyem tarzı ve projesi uygulanır olduğunda, Türkiye’de aç insan kalmayacak, zengin insan, çok olacak, barış, eğlence, bol olacaktır. Ayrıca tüm dünya insanlığına örnek olacak, hizmet edecektir. Dilerim ki Türkiye, bu anlayış ve tarzı kabullensin, Birlik Türkiyem projsi uygulansın.

Birlik Türkiyem kurulsun ve yaşasın.

BĐRLĐK TÜRKĐYEM GELĐYOR Birlik ve beraberlik içinde, ana dilinle konuşmak-özünle yaşamak var. Türkçeyi anadilin gibi bilmek-sevmek konuşmakyaşamak var. TÜRKĐYEYĐ ana beşiğin gibi sevmek-korumak, vatanım bilmek var. Bu özellikleri fazla konuşma gereği duymak yok. Devleti, Türk Devleti, Devlet işlerinde Türkçeyi iyi konuşmak-yazmak kesin. Çünkü Türkiye hepimizin. NĐCE YILLARA TÜRKĐYEM, BĐNLERCE YILARA BĐRLĐK TÜRKĐYEM

294

ISBN: 978-9444-0400-0-6

BU KĐTABI: tüm maddi ve manevi gelir ve sorumluluğu yazarına aittir. Yazarın onayı olmadan, kitabın adını ve içeriğinin anlam ve mahiyetini, siyaseten hiçbir parti kullanamaz ve tüzük şekline getiremez. Bu gibi hallerde yazarın dilediğince tazminat isteme ve kanuni bildirimde bulunma hakkı vardır.

BĐRLĐK TÜRKĐYEM Alem Dünya Türk olmak yetmedi. Yıllarca Temiz Türk olmak için mücadele verdim. O nedenle Temiz olan soyadıma ilave olarak Türk kelimesini uyarıcı (Mahlas) olarak aldım. FAZLI TEMĐZ(TÜRK) (EMEKLĐ ÖĞRETMEN)

1946 Doğumlu, 1967 Perşembe Öğretmen Okulu Mezunu, Eskişehir Önlisanslı Bu Kitap 2005-2008 Şubat-2008 Haziran-18 Mart 2011 tarihleri arasında yazılmıştır. Đkinci baskıya hazırlık çalışmalarıdır. 30 Haziran 2011’e kadar eleştiriye açıktır. 18 Mart 2011/SAMSUN Đsteme Adresi:

TEL: 0 539 981 57 21 0 539 618 93 31

295

296


BİRLİK TÜRKİYEM