Issuu on Google+

Aylık Siyasi Aktüel Gazete

1913 Sofya

Bilgi Ordusu Bizim Ordumuz, Bilip Öğretmek Bizim Borcumuz. Bulgaristan ve Türkiye arasında çeşitli alanlarda 17 belgeye imza atıldı

Yıl: 8

Sayı: 59

Nisan 2012

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov bir çok konuda anlaştılar. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile Bulgaristan Cumhuriyeti Başbakanı Sn. Boyko Borissov Başkanlığında Türkiye ve Bulgaristan heyetleri arasında yapılan görüşmelerin sonunda iki ülke arasında çeşitli alanlarda 17 belgeye imza atıldı. İki ülke Başbakanlarının ortak basın toplantısı öncesinde imzalanan belgeler şu şekilde: Devamı Sayfa 12’de

TÜRKİYE’DE YAŞAYAN BULGARİSTAN TÜRKLERİ’NİN

SOSYAL HAKLARI İLE İLGİLİ SORUNLARI

Bulgaristan’dan Türkiye’ye çalışma stajlarının aktarılması konusunda imza kampanyasına katılın. www.bulturk.org.tr Sosyal Haklar; Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden soydaşlarımızın sosyal hak-

ları ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerimizce ciddi adımlar atılmış olmakla birlikte yeterli bir sonuca ulaşılamamıştır. Bulgaristan’dan Türkiye’ye sosyal sigorta primlerinin aktarılması ve emeklilik ile ilgili konularda tanınan haklar 1991 yılına kadar Türkiye’ye göç eden ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olan soydaşlarımızdan sadece (Muhacir kâğıdı olanları) kapsamaktadır. Böylece kanunla az sayıda soydaşımız bu hakktan yararlanabilmiştir. Hâlbuki 1991 yılından sonra ülkemize gelerek yerleşen ve Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetine geçen 300.000 civarında soydaşımız bulunmaktadır. Bu nedenle çıkarılan bu kanunun Türkiye’ye gelmiş hatta yeni vatandaş olacak olanları da kapsamasını yani tüm Çifte (TC-BG) vatandaşlıklarını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi için kampanya başlatılmıştır. Bilgilerinize arz ederiz

Bulgaristan Türkleri Platformu - Genel Baskanı Prof. Dr. Pelin GÜNDEŞ BAKIR

İ.T.Ü. İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi 24.DönemAk Parti Kayseri Milletvekili Bulgaristan-1951 Filibe göçmeni

Gönül ister ki, Bulgaristan vatandaşları arasında birlik ve barış sağlansın. Unutmasınlar ki, onların arkasından Avrupa Birliği yolunda yol katletmeye hazırlanan 80 milyonluk gecikmiş bir “Oriyent Ekspres”i geliyor…

Kardeşliği yeniden inşa etmeliyiz

Prof. Dr. Mehmet Görmez Kardeşliği yeniden inşa etmeliyiz Kutlu Doğum Haftası

kapsamında Kamil Ocak Stadı’nda düzenlenen program, İstiklal Marşı’nın okunması ve Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Prof. Dr. Görmez, etkinlikteki konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kutlu Doğum Haftası’nı çeyrek asırdır, Sevgili Peygamberi anmak ve anlamak, yüreklerde var olan sevgiyi, Hazreti Peygamberi bilmeye, anlamaya dönüştürmek için hem Türkiye’de hem de yurt dışında, güzel bir gelenek olarak başlattığını söyledi. Kutlu Doğum Haftası’nın bütün dünyayı kucaklayan bir haftaya dönüştüğünü, buna herkesin, bütün insanlığın ihtiyacı olduğunu dile getiren Görmez, şöyle konuştu: ‘’Çünkü insana olan bakışımız değişti. Peygamberimizin insanı kucaklayan o rah-

Bulgaristan Öğrenciler, Edirne’de

Edirne Vali Yardımcısı Dr. Ayhan Özkan, Avrupa Birliği projesi kapsamında ilde bulunan Bulgar öğrencilere ziyarette bulundu.

Özkan, ziyarette yaptığı konuşmada, Bulgaristan’dan gelen lise öğrencilerinin, Avrupa Birliği’nin “Leonardo da Vinci” projesi kapsamında Edirne’de staj gördüklerini söyledi. Özkan, Türkiye’ye gelen öğrencilerin aynı zamanda birer kültür elçisi olarak ülkelerine döneceklerini ifade ederek, şunları kaydetti: “Kurumovgrad kentinden gelen 11 ve 12. sınıf öğrencileri, 20 gün kadar ülkemizde ağırlayacağız. Türkiye’de otomotiv sektörü hem satış hem de servis anlamında önde gelen sektörlerimiz arasında. Bulgaristan gelen öğrenciler ileri teknolojiyi öğrenerek, ülkelerinde yaşama geçirmeye çalışacaklar.”

Üzülüyorsun, takma, diyorlar. Kızıyorsun, değmez, diyorlar. Boşveriyorsun; gamsız, diyorlar. Susuyorsun, iki çift laf et, diyorlar. Konuşuyorsun, muhatap olma, diyorlar. Çekip gidiyorsun, mücadele et, diyorlar. Alttan alıyorsun, tepene çıkardın, diyorlar. Bağırıyorsun, sakin ol, diyorlar. Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz, diyorlar. Dikine gidiyorsun, yaşına başına yakışmaz, diyorlar. Ölünce ne diyecekler? Muhtemelen; Ölüm sana yakışmadı. diyecekler...

Yalnızkurt Çelebi

Kalp Milli Felaket Dünyaca Ünlü Türk Kardiyaloğu Prof..Tuzcu Türk Halkını derhal Önlem Almaya çağırdı

metli, merhametli bakışına hepimizin ve bütün insanlığın ihtiyacı vardı. Tabiatı hoyratça kullanıyoruz. Sevgili Peygamberimizin bütün kainatı, bütün tabiatı Müslüman kabul eden, bütün kainatı Allah’ın ayetleri kabul eden o rahmet yüklü mesajlarına bütün insanlığın ihtiyacı vardı. Devamı 2’d

Bulgaristan’ın İstanbul Başkonsolosu Aleksandır Velev

Bulgaristan’ın İstanbul Başkonsolosu Aleksandır Velev, Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’e konuk oldu Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’e konuk olan Bulgaristan’ ın İstanbul Başkonsolosu Aleksandır Velev, “Şehrin pozitif yöndeki gelişmişliği, sayın başkanın ve ekibinin azmini kanıtlıyor” dedi. Velev’e Gebze’nin tanınmasına katkı sağladığı ziyaret için teşekkür eden Köşker ise, “Burası sizin de eviniz” dedi. Bulgaristan’ın İstanbul Başkonsolosu Aleksandır Velev, Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker’e konuk oldu. Devamı 14’te

Prof.Dr.Murat Tuzcu, Türkiye’de kalp hastalıklarını verem ve sıtmanın yerini aldığını söyledi. Tuzcu Türk halkının derhal önlem almaya çağırdı. ABD’de Cleveland’de çalışan Tuzcu, Türkiye’de enfraktus geçirme yaşının 30’a kadar indiğine dikkat çekerek, kalp hastalıklarının Milli bir mesele olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Kalp ve damar hastalıklarının kötü ve bilinçsiz beslenme nedeniyle MİLLİ FELAKETE DÖNÜŞMÜŞTÜR: Nasıl ki, Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde verem ve sıtmayla topyekün bir mücadele başlatılmışsa, kalp hastalıkları konusunda da aynı yöntem izlenmelidirir dedi.

Eurovision’dan değil Karabağ’dan çekilin!

Elçi Bagirov’dan Ermeniye çağrı… Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Faik Bagirov, yanlış yolda ilerleyen ve giderek yalnızlaşan Ermenistan’a çağrıda bulundu: Siyasette, kültürde, ekonomide Azerbaycan’ın gerisinde kaldınız. Eurovision’dan çekileceğinize işgal ettiğiniz topraklarımızdan geri çekilin. Bagirov’dan Ermenilere: Karabağ’dan çekilin Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Faik Bagirov, dünya kamuoyunda Ermenilerin son yıllarda eski desteği bulamadığını, adeta tek başlarına kaldıklarını söyledi. Ermenilerin giderek yalnızlaştıklarını belirten Bagirov “Yanlış yoldalar” dedi. Türk Milleti’nin Nevruz Bayramı’nı kutlayan Faik Bagirov, Nevruz’un tüm Türk dünyasının ortak bayramı olduğunu hatırlatarak “Nevruz Bayramı, en güzel bayramımızdır” dedi.

2

Kiralık diplomayla eczacılığa ceza

Artık 3 bin 500 kişiye bir eczane açılabilecek. Hiç eczanesi olmayan yerleşim birimlerinde nüfus kriterine bakılmaksızın bir eczane açılmasına izin verilecek. Eczane açma ruhsatını da artık valilikler verecek.

Meclis’e sunulan yeni yasa teklifiyle eczane sayısına sınırlama geliyor. Yeni düzenlemeyle eczacılık mezunlarından diploma alarak eczane açanlara 5 yıl meslekten men cezası verilecek. Meclis’e verilen kanun teklifi ile Türkiye genelindeki serbest eczanelerin açılış ve çalışma usulleri yeniden düzenleniyor. Kanun teklifi, halk sağlığı açısından önemli bir sorun olan muvazaanın (danışıklı) önlenmesi amacıyla da yeni bir caydırıcılık unsuru getiriyor. Buna göre, diploma kiralayarak eczane açanların ruhsatı iptal edilecek. Danışıklı olarak eczane açmaktan dolayı ruhsatnamesi iptal edilenlere 5 yıl süreyle eczane açma yasağı getirilecek. Yeni düzenlemeyle ülke genelindeki eczanelerin eşitsiz dağılımını ve yeterinden fazla eczane açılmasının ortaya çıkardığı milli gelir israfını önlemek amacıyla Avrupa Birliği ülkelerine benzer şekilde nüfus kriteri getirilecek. Artık 3 bin 500 kişiye bir eczane açılabilecek. Hiç eczanesi olmayan yerleşim birimlerinde nüfus kriterine bakılmaksızın bir

eczane açılmasına izin verilecek. Eczane açma ruhsatını da artık valilikler verecek. Kanun teklifiyle eczane tanımı yeniden yapılırken, eczacı istihdamını artırmak ve yeni mezunların işletme açmadan önce eczane hakkında bilgi ve

Kardeşliği yeniden inşa etmeliyiz -’’Aynı mayadan, hamurdan, çamurdan...’’ Prof. Dr. Görmez, bu yıl ki konularının ‘kardeşlik’, ‘kardeşlik ahlakı’ ve ‘kardeşlik hukuku’ olduğunu, çünkü insanların küresel ölçekte ‘’aynı topraktan, mayadan, hamurdan, çamurdan’’ yaratıldığını unuttuğunu vurguladı. İnsanların birbirlerine tepeden bakmaya, üstünlük taslamaya devam ettiğini dile getiren Görmez, Hazreti Muhammed’in veda hutbesinde, ‘’Hepiniz Adem’densiniz, Adem de topraktandır’’, ‘’Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, rengi siyah olanın, rengi beyaz olanın, rengi kırmızı olanın rengi siyah olana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece Allah’a yakın olmaktadır’’ dediği halde, 14 asır önce bütün insanlığa en yüksek sesle ilan ettiği halde insanlığın yürekliğinde var olan ‘’kara delik’’lerin insanlığın bütün ilişkilerini zedelemeye, kardeşlik duygularını talan etmeye devam ettiğini ifade etti. Görmez, ‘’İşte bunun için onu yeniden anlamaya, onun getirdiği rahmet yüklü mesajlarla yeniden tanışmaya sadece bizim değil sadece biz Müslümanların değil bütün insanlığın ihtiyacı vardır’’ diye konuştu. Prof. Dr. Görmez, Hazreti Peygamber’in insanın kalbinin ve yüreğinin Allah’ın evi olduğunu, insanın ‘’rahmanın hanesi’’ olduğunu öğrettiğini ve ‘’Rahmanın hanesini incitirseniz, Allah’ı da incitirsiniz. Rahmanın hanesini incitirseniz beni de incitirsiniz’’ dediğini fakat insanlığın bunu unuttuğunu kaydetti. -’’Kardeşliği yeniden inşa etmeliyiz’’ Prof. Dr. Görmez, Hazreti Muhammed’in öğrettiği kardeşliğin bugünkü kardeşlik olmadığına dikkati çekti. Hazreti Peygamber’in insanlara öğrettiği kardeşliğin soy sop temelli bir kardeşlik, makam mevki ve menfaat temelli

bir kardeşlik olmadığını bildiren Görmez, şunları anlattı: ‘’Onun bize öğrettiği kardeşlik, sadece Allah rızası için olan bir kardeşlik. Biyolojik kardeşliğin çok fevkinde bir kardeşlik. Kan ve kafatası kardeşlik ölçüleri içinde asla değerlendirilmemiştir. Ancak aynı yüce değerler etrafında, aynı Allah’a iman eden, aynı Peygambere iman eden, aynı kitaba iman eden, aynı dualarla güne başlayan, aynı dualarla yatağa yatan Müminler topluluğu olarak, yaratıcının huzurunda aynı kıyama duran, aynı secdeye varan, aynı rükuya varan kardeşler topluluğu arasında daha farklı bir kardeşlik gerekiyor. İşte bu kardeşliği yeniden inşa etmeye ihtiyacımız var. -Suriye’deki olaylar- Görmez, tarihte yaşanılan çok büyük acılar olabileceğini, bunları bu çağa taşıyarak daima insanların birbirini sorguya çekmemesi gerektiğini dile getirdi. Hazreti Peygamber’in insanlara öğrettiği çok daha yüce bir değer olduğunu bildiren Görmez, şöyle devam etti: ‘’Birbirimizi affetmek, birbirimizi bağışlamak. Biz hiçbirimiz ne Kerbela’da vardık, ne Sıffin’de vardık, ne Çaldıran’da vardık ne de Dersim’de vardık. Ama getiriyoruz bugüne tarihte yaşanmış bu hadiselerin hesabını birbirimize soruyoruz’’ dedi. Prof. Dr. Görmez, Türkiye’nin yanı başında Suriyelilerin içine düştüğü acıyı hep birlikte yeniden hatırlamak gerektiğini ifade etti. Çanakkale Savaşı’nda en çok şehit düşen insanların Halep’ten oraya gidenler olduğunu bildiren Görmez, şöyle devam etti: ‘’Beraber aynı tarihi yaşadık ancak yanı başımızda siyasi güç ve ihtirasların mezhep rengine dönerek insanları ne hale soktuğunu hepimiz seyrediyoruz. Aynı Allah’a iman eden, Resul’u Ekrem’in kan kardeşliğinin fevkinde olduğunu ilan ettiği Mümin ve Müslüman kardeşlerin farklı düşüncelerden, farklı anlayışlardan oldukları için birbirlerine tanklarla, tüfeklerle nasıl saldırdığını hepimiz ibretle izliyoruz. Öncelikle, yüce Rabbimiz yanı başımızda bu ızdırabı yaşayan kardeşlerimizi bir an önce huzur ve barışa kavuştursun. Nasıl ki, Somali’de, açlık ve kıtlık çeken kardeşlerinize ellerinizi uzattınız, Van ve Erciş’te deprem olduğunda yüreklerinizde deprem olmuş gibi harekete geçtiniz. Şimdi de aynı şekilde Gaziantepli kardeşlerimiz Suriye’den size sığınan muhacir kardeşlerinize de aynı şekilde el uzatacağınızdan hiçbir endişem yok.’’

İstanbul’da NEVRUZ Kutlamalarından İstanbul’da NEVRUZ Kutlamalarından

mesleki deneyim edinmelerini sağlamak amacıyla yardımcı eczacı, reçete ve ciroya göre de ikinci eczacı çalıştırılması zorunlu olacak. Serbest eczane açmak veya eczanelerde mesul müdür olarak çalışmak isteyen bir eczacı, en az bir yıl süreyle hizmet sözleşmesine bağlı olarak mesul müdür eczacı ile birlikte serbest eczanelerde ’yardımcı eczacı’ olarak çalışmak zorunda olacak. Yardımcı eczacılara asgari ücretin bir buçuk katından, ikinci eczacılarda asgari ücretin 3 katından aşağı olmamak üzere ücret ödenecek. Bu kanundan önce eczacılık yapma hakkını kazanmış veya eczacılık fakültesini kazanmış, okuyan kişilerin hakları saklı tutuluyor. Kanun teklifinin yasalaşması halinde eczanelerde, Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almış ilaçlar, geleneksel tıbbi ürünler, Sağlık Bakanlığı’nın iznine tabi homeopatik (alternatif tedavi yöntemi) tıbbi ürünler ve enteral (alternatif beslenme yöntemi) beslenme ürünleri dahil, özel tıbbi amaçlı diyet gıdalar, özel tıbbi amaçlı bebek mamaları satılabilecek. Ayhan Boyacıoğlu

Avrupa intihar ediyor

Nobelli ekonomist Paul Krugman, Avrupa’daki politikaların bölgeyi intihara sürüklediğini söyledi. New York Times gazetesinde bir makale kaleme alan Nobelli ekonomist Paul Krugman, Avrupa’nın, ekonomik nedenlerden kaynaklanan intiharlarla karşı karşıya olduğunu, insanların finansal sıkıntıları ve işlerindeki başarısızlıklarından ötürü intihar ettiğini söyledi. Büyük tablonun bireylerden ibaret olmadığını ifade eden Krugman, Avrupalı liderlerin “ekonomik intihara” karar verip vermediğini merak ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın, bankalara, hazine tahvillerinin teminat gösterilmesi karşılığında ucu açık kredi hatları sunmasının, bölgenin kurtarıcısı haline geldiğine dikkat çeken Krugman, liderlerin bu şekilde soluklanma fırsatı bulduğunu belirtti. Avrupalı liderlerin aynı hataları yapmayı sürdürdüğünü yazan Krugman, kemer sıkma programlarının ve İspanya’da uygulanan politikaların sorgulanmasının gerektiğini söyledi. Kamu borçlarının İspanya için Yunanistan’da olduğu gibi bir sorun teşkil etmediğine dikkat çeken Krugman, İspanya’nın sıkıntılarının yüksek işsizlik ve özel sektör borcu olduğunu anlattı. Krugman, Avrupa Birliği’nin, yardım etmeden kemer sıkılması isteğini hatalı olduğunu, bölge liderlerinin ekonomilerini ve toplumlarını, uçurumun eşiğine getirdiklerini yazdı.

İngiliz yetkililerin e-posta bilgilerine ulaşıldı “Bilgisayar korsanları, üst düzey İngiliz yetkililerin e-posta bilgilerini ifşa etti.” Guardian gazetesi, İngiltere’de savunma bakanlığından polis yetkililerine dek kimileri üst düzey mevkilerde bulunan binlerce kişiye ait e-posta adresi ve kriptolanmış şifrelerin, güvenlik açığı bulan hackerlar tarafından internette yayınlandığını yazıyor. E-posta bilgileri yayınlanan kişilerden kimileri istihbarat birimlerinde çalışıyor. Aralarında NATO’ya danışmanlık yapan yetkililer de bulunuyor. Guardian’ın edindiği bilgiye göre 221 İngiliz askeri yetkilinin ve 242 Nato çalışanının bilgileri ifşa edildi. Hacklenen hesaplardan 23’ü de İngiltere parlamentosunda görev yapan kişilere ait. Lady Nicholson, Lord Roper gibi hesap bilgilerinin ifşa edildiğini öğrenen İşçi Partili Milletvekili Jeremy Corbyn ise Guardian’a yaptığı açıklamada eposta adresinin gizli olmadığını, ancak şifresinin kolayca kırılabilecek olması fikrinin kendisini rahatsız ettiğini söyledi. Guardian’ın aktardığına göre eylemin ardında dünyanın bir çok ülkesinden internet korsanlarının dahil olduğu Anonymous grubunun olduğu düşünülüyor. Habere göre grup e-posta bilgileri ve şifreleri Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaleti merkezli, dış ilişkiler ve güvenlik konularında uzmanlaşmış bir danışmanlık şirketi olan Stratfor’daki hesap bilgileri üzerinden elde etti. Şirket olayın ardından internet sitesine erişimi kapattı. Guardian, Amerika Birleşik Devletleri’nde internete konan dosyada ise eski başkan yardımcısı Dan Quayle ve eski dışişleri bakanı Henry Kissinger’in kişisel verilerinin de bulunduğunu belirtiyor. Sabahattin Ayyıldız

Bulgaristan Türklerinin Sesi Sofya Radyosu, Türkçe yayınlar

Hazırlayan ve sunan: Nahide Deniz

Türkiye, Bulgaristan, Balkanlar programı Merhaba, sayın dinleyiciler, önümüzdeki hafta TürkiyeBulgaristan ilişkilerinde bir ilk olacak. Boyko Borisov başkanlığında Bulgar hükümeti Ankara’ya, burada başbakan R.T.Erdoğan ve T.C.hükümeti bakanlarıyla toplantıya geliyor. Siyaset, ekonomi, enerji, ticaret, sosyal konular, kültür gibi konuların görüşüleceği toplantıda,önemli kararların alınması bekleniyor. Bulgaristan göçmenlerinden oluşan Bultürk Derneği ise önemli bir konuya dikkatleri çekiyor.1991 y.sonra Türkiye’ye göç etmiş olan ve hala sosyal hakları çözümlenmemiş olan Bulgaristan göçmenlerinin bu sorunun halledilmesi için bir imza kampanyası başlattı. Bultürk’ten yapılan yazılı açıklamada, sadece 1989-1991 y.zorunlu göçe tabi tutulan göçmenlerin sigorta primlerinin aktarılması ve emeklilik hakları tanınmıştır, deniyor. Oysa,1991 y.sonra yaklaşık 300 bin kadar, hem Türkiye, hem Bulgaristan vatandaşı olan göçmen halen Türkiye’de yaşamakta. Dolayısıyla, imza kampanyası ile yeni bir yasa çıkarılarak, bu tarihten sonra da Türkiye’ye yerleşmiş olan göçmenlerin Bulgaristan’dan sigorta primlerinin aktarılmasını ve emeklilik haklarının tanınması isteniyor. Bultürk derneği yöneticileri, başlattıkları imza kampanyasının ses getireceğini ümit ediyor ve haksız yere mağdur edilen göçmenlerin bu sorunun da bir an önce çözülmesini istiyoruz, diyorlar. Bulgaristan göçmenlerinin sosyal haklarının iadesi sorununu birçok kez konuştuk, Bulgaristan şu ana kadar bu konuya yaklaşmadığı için de hala ciddi-ciddi ortada duruyor… Bulgaristan bu sorunu 100 sene önce, Balkan harbinde Trakya’dan Bulgaristan’a göç etmiş Bulgarlar’ın taşınmaz malvarıklarına karşılık tazminat meselesi ile bağlıyor, oysa iki konu tamamen farklı,tıkanma buradan geliyor… 1991 y.sonra göç eden göçmenler sigorta primlerini Bulgar devletine ödemişler,devlet te bunlardan faydalanmış,sonra Türkiye’ye geliyorlar ve yine sıfırdan başlıyorlar,hatta bu insanlardan bazıları artık hayatta bile değil…Yine duyumlara göre,T.C.hükümeti,1991 y.sonra göç eden ve t.c.vatandaşlığına geçmiş olan göçmenlerimiz için borçlanma usulü ile emekli olmak için yasa tasarısı hazırlıyor. Buarada,geçen sene T.C.hükümeti tarafından kabul edilen istisnai af ile turist vizesi ile gelmiş olan birçok Bulgaristan göçmeni T.C.vatandaşlığı kimliklerini artık alıyorlar. Af kapsamına alınan yaklaşık 5 bin Bulgaristan göçmeni yeni kimliklerine kavuşması bekleniyor… Sayın dinleyiciler,göçmen konusunu açmışken,bir başka açıdan da dikkatinizi çekmek istiyorum…Dünya ekonomik krizle boğuşurken,göç dalgaları da artıyor. Halen dünyada toplam 214 milyon kişi göçmen yaşıyor.Bu oldukça ciddi bir sayı.Çünkü eğer bu göçmenler bir ülke oluştursaydı,dünyadaki en kalabalık 5.ci ülke nüfusuna sahip olacaklardı. Dinler arasında en fazla hareketliliğin ise Hıristiyan nüfus arasında görülüyor,yani göçmenlerin yüzde 49’u Hıristiyan,yüzde 27’si Müslüman,yüzde 9’u ise herhangi bir dine sahip değil… Dünya’da en fazla Hıristiyan göçü veren ülke Meksika,en fazla Müslüman göçü veren ülke ise Filistin…Avrupa’da da durum vahim.Kriz yüzünden ülkesine veda etmek zorunda kalanlar en çok Yunan,İspanyol ve Portekizliler.Krize kurban giden bu Avrupalıların seçtikleri rotalar arasında en popüler olanlar ise Almanya,Hollanda,Avustralya ve Brezilya… Gelelim Türkiye’ye…2010 yılı itibarıyle Türkiye’den yurtdışına göç edenlerin sayısı 3 milyon 11 bin,74 milyon nüfuslu Türkiye için bu oldukça küçük rakam,Türkiye göç veren ülkeler arasında 14.yer alıyor,göç alan ülkeler arasında ise 32.ci sırada.Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 1 milyon 410 bin,en fazla göç Bulgaristan’dan gerçekleşmiş,540 bin ile,Bulgaristan’ı 310 bin ile Alnamya ve 70 bin ile Yunanistan takip ediyor… Türkiye’ye göç edenlerin yüzde 74’ü Müslüman,yüzde 27’si ise Hıristiyan… Ayrıca inanılmaz bir hızla gelişen Türk Tv ve sinema sektörü bundan 10 yıl önce akla gelmeyecek bile epik ve hatta tartışmalı konuları ekranlara getirerek,tarihin derinliklerine bizi götürüyor ve tarihe ilgiyi arttırıyor…Mesela,son zamanlarda Türkiye’de tarihi romanlar ve tarihi kişiler için yazılmış olan kitaplara müthiş bir ilgi var ve çok satıyorlar,yeni yayınlar çıkıyor,yani popüler kültür dediğimiz televizyonun bu da türk toplumun hayatına olumlu bir yansıması… Bir sonraki programda görüşünceye dek, Şen ve esen kalın,sevgiyle kalın,

Bulgaristan Türklerinin Sesi 3 Tarihi Bilgi

Dr.Nedim BİRİNCİ

AHİLİK ve AHİLİK TEŞKİLATI

Selçuklu Türkleri’nde, dinî ve millî birliğin muhafazasında, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören içtimaî (sosyal) bir teşkilat. Arapça “kardeşim” manâsına gelen ahî ile Türkçe “cömert, eli açık” manâsında olan akı kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de, hangisinden geldiği belli değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal dahilindedir. Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu’da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur. Ahilik, ihtiva ettiği hizmetler bakımından cömertlik, mertlik ve mürüvvet manâlarına gelen fütüvvet teşkilatının daha da gelişmiş bir şekli olarak görülmektedir. Sonraları esnaf ve sanatkârlar birliğine unvan olarak verilmiştir. On birinci asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu’ya girmeye başlayan Müslüman Türkler (Selçuklular), Türkistan’da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler. Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hatâ ve kusurlarını affedip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek, başta gelmektedir. Diğer taraftan Horasan ve Mâverâünnehir’deyken Fahreddin-i Razî,Ahmed Yesevî ve Şihabüddin Sühreverdî gibi büyük âlimlerden ders alan Ahi Evren (1171-1262), daha sonra Anadolu’ya gelerek, Kayseri’de yerleşmiş ve halkı irşad vazifesine başlamıştı. Kayseri’de debbağlık yapıp, elinin emeği ile geçinenAhi Evren, Türkistan’dan gelen bilhassa esnaf teşekküllerini bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdı. Fütüvvetnamelerden faydalanarak, teşkilatın bir nevi yönetmeliğini yazdı. İslam ahlâkını esas alan bu yönetmeliği, esnaf ve sanatkârlar arasında tatbik etti. Onlar arasında İslam ahlâkına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurdu. Böylece “ahilik teşkilatı” ortaya çıktı. Diğer taraftan, hocası Evhadüddin Kirmanî’nin kızı olan hanımı Fatma Bacı da kadınları yetiştirip “Baciyan” grubunu teşkil etti. Ahilik teşkilatı sayesinde, Anadolu’da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına, zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar. Ayrıca ahiler, yaptıkları zaviyelerde, Müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraştılar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı. Ahiler, içtimaî hayattaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket savunmasına da katıldılar. On üçüncü asrın ilk yıllarında Çin’in kuzey-batısında katliamlara başlayan, kısa bir müddet içerisinde dünyanın siyasî haritasını alt üst eden ve Anadolu’ya doğru yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbir aldılar. Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açarak, Anadolu insanını, Moğollara karşı gaza aşkı ile doldurarak; cihad yolunda Allahü tealanın rızasından başka bir şey düşünmeyen kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler. Nihayet Moğollar, 1243 yılında Kayseri’yi muhasara edip, çetin bir muharebe sonunda şehri ele geçirince, binlerce ahiyi şehid ettiler. Anadolu’nun karışıklıklar içerisinde olduğu bu sırada, Ahi Evren’i de Kırşehir’de öldürdüler. Kısaca “sulhta muallim, muharebede asker” olan ve Anadolu’nun her tarafına yayılmış bulunan ahiler, gerek Moğol zulmü ve gerekse başka karışıklıklarla sıkılan ve bunalan insanlara, maddî ve manevî güç ve moral vererek Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar Anadolu’yu dinî ve millî birlik içinde tutmaya muvaffak oldular. Bu sırada Söğüt civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini, ahi erkekleri, kadınlarını da Fatıma Bacının yetiştirdiği bacıyan grubu terbiye etti. Böylece, üç kıtada altı asır at koşturacak olan, istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar. Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup, kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigâr, ahilerden olup, vezirleri Alâeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı âlim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idarî ve askerî alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başladılar. Ahilerin; İslam’ın emri olan, zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahip olmak, istişare etmek (karşılıklı danışmak, tartışmak), adil olmak ve adalet esaslarını aşıladıkları küçücük bir aşiret, kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başladı. Zaman zaman devletin yükünü hafifletici hizmetlerde de bulunan ahiler, Bursa’yı Düzmece Mustafa’nın hücumundan korudukları gibi, 1360 yılında idareleri altındaki Ankara’yı Sultan Birinci Murad’a teslim ettiler. Bu hizmetlerine karşılık Osmanlılar, ahilere yardımcı olup hürmet göstererek halkı yetiştirmeleri için teşvikte bulundular. Bu yüzden, daha sonra Birinci Murad’ın ahilerin başı olduğu ve kendisinden Ahi Murad diye bahsedildiği de bilinmektedir. Osmanlı Devleti kuvvetlenip Anadolu’ya hakim olduktan sonra, ahiler daha ziyade hayırsever bir cemiyet, bir esnaf teşkilatı şeklinde faaliyetlerini devam ettirdiler. Ahilerarasında,sanatınokumakladeğil,ahininyetişmesiiçin,üstattan öğrenmesi şartı getirilip; yamaklık, çıraklık, kalfalık, ustalık, yiğitbaşılık, ahi babalık ve kethüdalık safhalarından geçmesi şartı vardı. Gündüz işinde çalışan ahiler, akşamları kendilerine mahsus binalarda sohbetlere katılırlardı. Böylece ahilerin ahlaki terbiyesi, ihmal edilmezdi. Ahilerin kendilerine mahsus kıyafetleri vardı. On dördüncü asır seyyahlarından İbn-i Battuta, üstlerine hırka, başlarına sarık sarılı beyaz yünden bir külah ve ayaklarına mest gibi ayakkabı giydiklerini bildirmektedir. Ahiliğe kabul edilen namzede (adaya), şeyh tarafından şedd-i bend denilen ve ahiliğin nişanı kabul edilen bir kuşak kuşatılırdı. Ahiler kuşaklarında, büyükçe bir bıçak taşırlardı.

Balkan Senfoni Orkestrası Plovdiv’de muhteşem konser verdi

T.C. Filibe Başkonsolosluğunun himayesinde Trakya Üniversitesi Balkan Senfoni Orkestrası 17 Nisan 2012 Salı günü saat 19.00’da Plovdiv Drama Tiyatro Salonunda konser verdi. 500 kişi tarafından izlenen konser katılımcıların büyük ilgi ve beğenisini topladı. Seyirciler konser sonunda 60 sanatçının görev aldığı Balkan Senfoni Orkestrasını dakikalarca ayakta alkışladı. Konsere Plovdiv Vali Yardımcısı Hristo Grudev ve Plovdiv Belediye Başkan Yardımcısı Rozalin Petkov başta olmak üzere Plovdiv’nin önde gelen siyaset, sanat, iş dünyası, akademisyen, sivil toplum kuruluşları ve basından önemli isimler katıldı. Konsere Edirne’den ise Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Kemal Kutlu başkanlığında bir heyet iştirak

Ders Almak İsteyenlere

Bir Öğretmenin Günlüğünden

etti. Plovdiv Büyükşehir Belediye Başkanı İvan Totev, Plovdiv Valisi Zdravko Dimitrov, BULTİŞ Derneği ve Mustafa Kemal Atatürk Kütüphanesi ve birçok sanatsever orkestraya özel sepet çiçekler göndererek sahneye bahar esintileri getirdi.

Trakya Balkan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği, Bulgaristan’daki Türk çocukları için kitap kampanyası başlattı. Trakya Balkan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dr. Esma Gündoğdu ve dernek başkan yardımcısı Hikmet Çavuşoğlu, AA Edirne Bölge Müdürlüğünü ziyaret etti. Dr. Gündoğdu, yaptığı açıklamada, Türkçe kitap bulmakta sıkıntı çeken Bulgaristan’da yaşayan ilköğretim çağındaki öğrenciler için kitap kampanyası başlattıklarını söyledi. Toplanan kitapların Bulgaristan’ın her köşesinde ihtiyacı olanlara ulaştırılacağını ifade eden Dr. Gündoğdu, kampanyaya destek vermek isteyenlerin derneklerine ait 0543 930 67 23 numaralı telefonu aramalarını istedi.

En yaygın batıl inançlar türündendir. Bundan dolayı belki de, birçok halk geleneğinde zengin sofra, bereketi simgeliyor. Foklorda “kutsuzlar” hakkında birçok hikâye vardır. Bu kişilerin işi gitmez ve onlar batıl inançlara inanırlar. Başka bir inanca göre, insan bir kez evden çıktı mı, bir şey unutup da geri dönmemelidir. “Kısmeti kaçar” derler. En iyisi de sağ ayakla evden çıkmaktır. En mükemmeli de, önüne bir bardak su serpmek. Gerek ciddi gerekse biraz gülerek günümüzde birçok insan bunu uygulamaya devam ediyor. Biraz unutulmuş olsa da, birçok yerde evin eşiğinde selam için el verilmez. İnançlara göre, “Eve gelen misafir varsa, onları içeri giymesini bekle. O zaman onları selamla, kucakla ve “hoş geldiniz” sözleriyle ağırla. Eğer bunu eşikte yaparsan, uğursuzluk getirir” derler. Aynı şey eşikten yiyecek veya eşya da uzatılmaz sözleri için de geçerlidir. Burada eşiğin, bir aile için kutsal bir yer olduğuna dikkat çekiliyor. Halk inançlarına göre, yeni gelin, eve girerken eşiğe ve kapıya bal ve yağı sürer-ailede bereket, refah ve huzur olsun diye. Bugün de birçok batıl inanç yaygındır. Mesela , kırık ayna uğursuzluk getirir derler. Veya, uçan kuş omuzunu pislerse, kısmetin olur derler. Bu şekilde sıralamaya devam edebiliriz: Bazıları,” masanın köşesine oturma, evlenemezsin” derken diğerleri- “iki taraftan da istenir” diye ekler...

Türkiye’de 13 il büyükşehir olacak

İçişleri ve Maliye Bakanlığı’nın ortaklaşa hazırladığı tasarıya göre, daha önce açıklanan Aydın, Denizli, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Balıkesir, Van, Manisa, Hatay, Malatya ve Mardin büyükşehir ilan edilecek. Böylece 29 il büyükşehir statüsünde olacak. Nüfusu 750 bini aşan şehirlerin büyükşehir yapılmasına ilişkin yasa tasarısıyla ilgili çalışmalar tamamlandı. Geçtiğimiz pazartesi günü yapılan MYK toplantısında başbakana ayrıntılarıyla sunulan tasarıda, il sınırlarının büyükşehir belediye sınırı olarak esas alınması planlandı. Buna göre, şehirlerde gecekondulaşma ve afet riskine karşı makro planları uygulamak amacıyla yetki reformu

Rafet ULUTÜRK

Dünyanın en kıymetli incileriyle bile satın alamadığını, Bir simit parasıyla alınabileyeceğini bilmeyenlere.

Türk çocukları için kitap kampanyası

“Eğer sol pançan kaşınırsa-eline para geçecek. Sağ elin kaşınırsa-para vereceksin. Evden çıkarken sağ ayakla çık, işin hayıra gitsin diye. Hapşırdın mı- birisi seni anıyor. Kötülüğü önlemek için ağaca vur. Sol gözün oynarsa- iyi haber gelecek. Sağ kulağın kırmızı ise- senin için güzel şeyler konuşuluyor.” Buna benzer batıl inançlar, günlük hayatımızda yer alıyor. Birçoğunun anlamı vardır. Diğerleri ise halk arasındaki söylentilere ve inançlara dayanır. Günümüzde batıl inançlara inanan ve uygulayan birçok insana rastlıyoruz. Zdravets-Turnagagası çiçeği, birçok halk şarkısında yer alıyor. İnançlara göre, turnagagası kokusu, nazardan koruyor, kötülükleri önlüyor, sağlık ve güç verirken, aşk işaretidir aynı zamanda. Erkekler gurbete giderken, anne ve eşleri muhakkak kırmızı iplikle bağlı bir demet turnagagası verirmiş. Bugün de bunu yapanlar var. Kırmızı renginin de büyülü gücü sahip olduğuna, kötülüklerden ve uğursuzluktan koruduğuna inanılır. Bugün de Gergövden, Hıdrelez bayramında kurbanlık kuzunun başı turnagagası demetiyle süslenir. Büyük kilise bayramlarında din adamları, turnagagası çiçeğiyle, kutsal suyla dolu bakıra bandırdıktan sonra oradakiler kutsar. “Bir gün sabahından belli olur” demişler. “Bugün en yaygın batıl inançlara göre ”Eğer rastladığın ilk kişinin elleri dolu ise, gün boyunca işin hayrına gidecek.”

Bir simit parasıyla Cennet...

yapılacak. İstanbul ve İzmit örneğinde olduğu gibi Türkiye genelinde illerin coğrafi sınırları, belediye sınırı kabul edilecek. Böylece büyük ölçekli imar planlarında il belediye meclislerinin kararları esas olacak. İlçe ve ilk kademe belediyeleri daha çok belirlenen makro plan içinde çalışacak.

Günün son dersiydi; Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu. Öğretmeni, onun bu halini fark etti: — Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim. — Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım? —Ahmet arkadaşımız var ya… Evet, ne olmuş Ahmet’e? — Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pek iyi şeyler koymuyor. Eee? — Ona yârdim etmek istiyorum. Ama benim yârdım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yârdım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu. Öğretmen: Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? — Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum. Nerede çalışıyorsun? —Simit satıyorum. Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu. Öğretmen,Ali’ye dondu: Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu. —Çok zengin bir işadamı… Niçin? — İnsanlara daha çok yardım etmek için… Güzel, dedi Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yârdim edersin. Olmaz mı? — Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım. Neden olmaz?

—Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor. İkincisi: ‘Ağaç yas iken eğilir.’ deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum. Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar. NurhanÖğretmen,karsısındabüyükbirivarmışgibidinliyordu:

Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem.

Allah,Cennet’igücükadariyilikedeneveriyor.

Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’egirebilirim.Bundandahakarlıbiryatırımolurmu? Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını ‘Evet’ anlamında sallarken Ali’yi evine yolladı. Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali’nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı. Hiç bir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını. Oturduğu yerden kalkamadı Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.

4

Ofis Çalışmalarını Bekleyen Ölüm Riski

2010 yıllarında her gün ne kadar oturdukları kaydedilerek gerçekleştirilmiş ve daha sonra bu adaylar arasındaki ölüm oranları araştırılmış. Sydney Üniversitesine bağlı, Sydney Halk Sağlığı Okulu’ndan yapılan açıklamaya göre, gün içerisinde uzun süreli oturmak katılımcılardaki ölüm oranının% 6.9 olduğu saptanmış. Bir diğer araştırma sonucu ise, uzun süreli oturmanın kalp krizi, diyabet ve diğer hastalık risklerini artırdığı yönünde. Uzmanlar uzun süre masa başında oturmak yerine gün içerisinde elinizden geldiğince yürümeye çalışmanızı, mesela iş arkadaşınıza telefon ya da e-posta atmak yerine yanına gitmenizi, asansör yerine merdiven kullanımasnızı tavsiye ediyorlar. Dr. van der Ploeg “Bir yetişkin boş zamanının%90’nını oturarak geçiriyor. Tabii ki boş zamanınızın%100’ünü koşarak ya da yürüyerek geçirmeyin ama yarısında hareket edin. Yani oturmak ve fiziksel hareketler arasında bir denge kurmaya çalışın” diyor.

İşte masa başında sağlıklı kalmanın 10 yolu: Tüm gün kapalı alanda, bilgisayar başında oturanlar dikkat! Tüm gün kapalı bir kübün içerisinde, bir koltuk tepesinde, bilgisayar ekranına kitlenmiş bir şekilde oturuyorsunuz. Avusturalya’da yapılan bir araştırma ise, çok fazla oturmanın ölüm riskini artırdığı sonucunu ortaya çıkardı. Sax Entitüsünde yapılan araştırmaya göre, 45 yaş ve üstü insanların 11 saat veya daha fazla oturması, ölüm risklerini nedeni ne olursa olsun%40 artırdığı ortaya çıktı. Günde 8 ve 11 saat arası oturanlarda ise bu riskin%15 olduğu söyleniyor. Uzmanlar uzun süreli oturmanın metabolizmayı dolayısıyla da damar sağlığını olumsuz yönde etkilediğini söylüyorlar. Archives of Internal Medicine yazarlarına göre “Fiziksel aktivitesiz, uzun süreli oturma, tüm ölüm nedenleri riskini artırıyor” diyorlar. Sydney Üniversitesi’nden doktor Dr. Hidde van der Ploeg “Sabah işe gitmeden kesinlikle yürüyüş ya da koşu yapılmalı ve gün içerisinde uzun süreli oturmadan kaçınmalı.” “Fiziksel olarak aktif olmayan insanların, aktif olan insanlara oranla 2 kat daha fazla ölüm tehdidi altındalar.” “Bu nedenle günde yetişkinler en az 30, çocuklar ise 60 dakika fiziksel egzersiz yapmalılar” diyor. Avusturalyada 222,497 insanın cevapladığı sorular, 2006 ve

1- Bilgisayar ekranı göz hizanızda olsun. 2- Mouse’u çok sıkmayın. Klavye kullanırken çok az güç sarf edin. 3- El bileğinizin düz olmasına dikkat edin. Bu sinir sıkışması riskini azaltır. 4- Dirsek, ön kol ve bilekleri sert yüzeylere dayamayın. 5- Çalışırken uzun süre oturmayın. Bu omurga üzerine fazla baskıya neden olur. 6- Dik oturmaya özen gösterin. Bel-kalça açısı 90 derece olmalı, ayaklar yere değmeli. Gerekirse ayağınızın altına destek koyabilirsiniz. 7- Gün içinde kısa molalar verin. Böylece kas ve eklemlerinizi dinlendirebilirsiniz. 8- Zaman zaman mouse’un bulunduğu yeri değiştirin. Farklı elleri kullanmak ve farklı kasları çalıştırmak sakatlanma riskini azaltır. 9- Düzenli biçimde farklı duruşlar deneyin. Aynı pozisyonda uzun süre kalmayın. 10- Gün boyunca 2 saatte bir 30-60 saniye süreli yapacağınız germe egzersizleriyle kendinizi daha rahat hissedebilir, boyun, omuz, sırt ve bel ağrılarından kurtulabilirsiniz.

FBI da Müslümanları Fişlemiş BULTÜRK‘Yönetiminden Amerikan Federal Soruşturma Bürosu’nun da (FBI) New York Polisi gibi Müslümanları fişlediği ortaya çıktı. Amerikan Sivil Haklar Birliği (The American Civil Liberties Union-ACLU) tarafından kamuoyuna açıklanan rapora göre FBI, 2004 ila 2008 yıllarında San Francisco’da yaşayan Müslümanları izleyip haklarında rapor tuttu.. ACLU, FBI’ın 1974 yılında çıkarılan ‘‘Amerikan Özel Haklar’’ (U.S. Privacy Act) kanuna muhalif davrandığını belirterek, kişilerin dini özgürlüklerinin ayrıca anayasa ile koruma altında olduğunu hatırlattı. ACLU’dan yapılan açıklamada, FBI’nın açıkca kanun çiğnediği dile getirildi. ACLU’nun kamuoyuna fişleme olarak duyurduğu raporu için FBI, bunun Müslüman toplumun önde gelenleri ile yapılan toplantılarda tutukları notlar olduğu savunmasını yaptı. FBI Sözcüsü Michael Kortan, kurumun 2004-2008 yılları arasında toplum ile ilişkileri artırılması yönündeki bir programın hayata geçirilme çabası olarak açıklamaya çalıştı. ACLU avukatlarından Hina Shamsi ise yaptığı basın açıklamasında, ‘‘Hepimiz FBI’nin işini yapmasını anlıyoruz ancak bu yaptıkları yanlış. Milli güvelik adına bu tür yöntemler ters tepebilir’.’ uyarısında buldu. Daha önce New York Polis Departmanı’nın (NYPD) kuzeydoğu eyaletlerinde yaşayan Müslümanları takip edip, camilere ajanlar gönderdiği ortaya çıkmıştı. İlk defa geçen yıl yayınlanan ancak NYPD tarafından yalanlanan bir skandal da Ocak ayında New York Times gazetesinde çıkmıştı. Haberde NYPD’nin işe aldığı memurları ile üst düzey yöneticilerini Müslümanları karalayan, onları adeta canavar gösteren videoyu izleterek eğittiği kaleme alınmıştı.

Belene’deki işkencelere nasıl paha biçecekler!’ Bulgar parlamentosunun Türklere yapılan asimilasyonu kabul etmesini, Belene Kampı’nda kalan Türkler memnuniyetle karşıladı: ‘Herkes hakkını arasın’ Bultürk

Derneği Genel Başkanı Rafet Ulutürk: “Geç kalınmış bir karardır. 1970’ten beri bu olaylar vardı. Sadece Belene olarak görmemek lazım. Birçok insanımız hayatını kaybetti. Psikolojiler bozuldu. Bulgaristan bu tazminatları ödeyebilecek mi? Mağduriyetler giderilecek mi? Son cumhurbaşkanlığı seçiminde Hak ve Özgürlükler Partisi komünistleri, dün babalarının dedesinin mezar taşlarını kıranları desteklediler. 1989’dan sonra 500 bin kişi geldi. Daha önceki dönemlerde göçlerle beraber 5 milyona yakın Bulgaristan muhaciri vardır. Tazminat talep edeceğiz. Zarar gören herkes başvurusunu yapmalı. O dönemi yaşayanlarda psikolojik travmalar oluştu. Polis gözaltıları, aylarca hücre hapisleri, ailesinden ayrılanlar, Bulgar bölgelerine sürgün edilenler... Tüm bu yaşananlar büyük travmadır. Ayrıca insanlar maddi olarak büyük zararlara uğradı. Bu nedenle haklarımızı sonuna kadar arayacağız. Bu tek Belene değildir. 1970’ten sonra yaşanan tüm olayların üzerine gideceğiz. Herkes gitsin, hakkını alsın.”

Bankalarla Anlaşmalıyız

Halide ÜMİTFER - İmplant Diş Hekimi - Ortodonti - Cerrahi Tel: 0212 556 45 30

Adres: Çalışlar İncirli, Ömür sk.No.1/1 Bahçelievler/

Bulgaristan Türklerinin Sesi Düşünceler

Dr.Müjgan DENİZ

Bulgar Türkü ve Bulgaristan Türkü Kavramları

Bulgar Türkü ve Bulgaristan Türkü ifadeleri, Bulgaristan ve Bulgaristan Türkleri ile ilgili haber, yorum ve yazılarda sürekli karşılaştığımız ifadelerdir. Kullanılan bu iki kavramın da gerçekliği ve kullanılırlığı vardır. Ancak günümüzde yazıldığının aksine bu iki farklı kavram aynı topluluğu değil birbirinden farklı toplulukları ve farklı olguları ifade etmektedir. İlk olarak, Bulgar Türkleri tarihsel süreç içerisinde yaşamışlar ve zaman içerisinde tıpkı, Sümerler, İnkalar, Hazarlar ve birçok topluluk gibi misyonlarını tamamlayarak tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerlerini almışlardır. Bulgaristan Türkleri tabiri ise bundan yüzyıllar sonra 19.y.y’da Berlin Antlaşması (1878) literatürlere girmiş bir kavramdır. Biz bu çalışmamızda bu iki kavramı biraz açarak ülkemizin güzide basın mensuplarına ve aydınlarına! bu konuda yardımcı olmaya çalışacağız. Bulgar Türkleri Orta Asya Türklerinin bir kolu olan Ogur Türkleridir. Türk Dünyasının en geniş kitlesini Oğuz Türkleri oluşturmaktadır. Türkçede doğu batı lehçeleri arasında z – r ses değişimi neticesinde doğuda Oğuzlar olarak adlandırılan Türkler batıda Ogurlar olarak adlandırılmıştır. Bulgar Türklerinin esas nüvesini teşkil eden Ogur Türkleri tarihte üç büyük devlet kurmuşlardır. Ogur Türklerinin kurduğu ilk devlet olan Büyük Bulgar Devleti maalesef uzun ömürlü olamamış ve ve bu devletin bünyesinden Volga Bulgar Devleti ve Tuna Bulgar Devleti olmak üzere iki farklı siyasi teşekkül ortya çıkmıştır. Yapılan son araştırmalardan da anlaşıldığına göre Volga Bulgar Devleti İslamiyet’i ilk kabul eden Türk devletlerinden birisi olmuştur. Tuna Bulgar Devleti yöneticileri Abbasi Halifeleri ile bağlantılar kurarak, Başkentleri Bulgar şehrinde, camiler, medreseler, hanlar, hamamlar inşa ederek Bulgar şehrini bir ilim, irfan kültür ve ticaret merkezi haline getirmişlerdir. Balkanlarda kurulan Tuna Bulgar Devleti ise gerek doğudan gelen Türk göçlerinin yavaşlaması ve Slav nüfusun fazlalığı nedeniyle, gerekse Bizans İmparatorluğunun etkisi Hıristiyanlığı kabul etmişleridir. Söz konusu bu gelişmelerin etkisi ile Balkanlardaki Bulgar Türkleri kısa süre içerisinde milli kimlik ve kültürlerini kaybederek Slavlaşmışlardır. Ancak yeni yapılan araştırmalar göstermektedir ki devletin yönetimi yıkılışına kadar Türk kökenli ailelerin denetiminde kalmıştır. Bulgaristan Türkleri kavramı ise daha önce belirttiğimiz gibi Osmanlı Devletinin yıkılışının ve parçalanmasının önemli dönüm noktalarından birisi olan Berlin antlaşması ile literatürlere girmiş bir kavramdır. Osmanlı Devleti Balkanlarda ilerlemeye başlaması ile birlikte fethettiği bölgelere Anadolu’dan getirdiği Türkmen (Oğuz Türkleri) kitlelerini yerleştirmiştir. Bu iskân faaliyetleri sürecinde genellikle Karamanoğulları ve Saruhanoğulları beylikleri ahalisi bu günkü Bulgaristan coğrafyasında iskân ettirilmiştir. Osmanlı Devletinin Balkanlarda ilerlemesi boyunca iskân faaliyetleri devam etmiştir. Evald-ı fatihan ve Rumeli ahalisi olarak adlandırılan Balkan Türkleri ve dolayısı ile Bulgaristan Türkleri, Devletin zayıflamaya başlaması ve geri çekilme süreci boyunca Balkanlarda yeni bir takım devletler kurulmaya başlaması sonucu sınırları içerisinde kaldıkları ülkelerin isimleri ile birlikte Bulgaristan Türkleri, Romanya Türkleri gibi ifadeler ile adlandırılmaya başlanmıştır. Bulgaristan coğrafyasında yaşayan Türkler 19.y.y’ın sonarından itibaren Berlin Antlaşması ortaya çıkan Bulgaristan Devletinin adıyla anılmaya başlanmışlar ve günümüze kadar bu şekilde devam etmiştir. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin, günümüz Bulgarları ile tek ortak noktası aynı coğrafyayı paylaşmalarıdır. Bunun dışında hiçbir ortak noktaları bulunmamaktadır. Bulgaristan Türkleri Yüz yılı zaman bir aşkın zaman boyunca kendilerini Bulgarlara benzetmeye çalışan, kendilerini Bulgar olarak adlandırmaya çalışan yönetimler ile mücadele etmişler bu durumu kabul etmemek ve Türk kalabilmek Türk olarak anılabilmek için, için gerektiğinde uğuruna kanarlını akıttıkları yüzlerce yıllık vatanlarını terk etmekten tereddüt etmemişlerdir. Bulgaristan Türklerinin Bulgarlar ile hiçbir ortak noktasının bulunmadığı gibi Anadolu Türkleri ile de küçük bir detay dışında hiçbir farklılıkları yoktur. Söz konusu küçük detay da Orta Asya’dan başlayan ve Anadolu dâhil birçok yeri Türk yurdu haline getiren göç hareketini Anadolu Türklüğünden bir adım daha batıya taşımış olmaları ve günümüz Türk dünyasının Adalar denizinden değil de Tuna Nehrinden Adriyatik Denizinden başlamasını sağlamış olmalarıdır. Terimler ile ilgili yaptığımız bu kısa açıklamalar göstermektedir ki Bulgar Türkleri ile Bulgaristan Türkleri birbirlerinden çok farklı kavramlardır. Öncelikle Bulgar Türkleri günümüz için tarihte yaşanmış bir nostalji, bir ansiklopedik bilgidir. Bulgaristan Türkleri ise en az Anadolu Türklüğü kadar gerçek bir olgudur. Bulgaristan Türklerinin her gündeme geldiğinde bu konu ile yazı yazan yorum yapan yazarlar gazeteciler aydınlar! Bu iki kavramı aynı olguyu ifade etmek için kullanmaktadırlar. Bunun iki nedeni olabilir; birincisi Bu günkü Bulgaristan Devletine adını veren Bulgar Türkleri Nostaljisini yaşatmak veya Bulgaristan Türklerini bununla özdeşleştirmek, bu bizim iyimser tahminimiz ve sayın aydınlarımızın yanlışlığının altındaki nedeni aramak için iyimser bir yaklaşımımız. İkinci neden ise aydınlarımıza! yakıştıramadığımız ve söylemeye dilimizin varamadığı ancak söylemek zorunda olduğumuz ülkemize has bir durum olan sözde aydınlarımızın Aydın cehaletidir. Bulgar ile Türk’ü ayırmayan Bulgaristan’da kendilerine Bulgar denilmemsi için adı Türk milleti Türk kardeşlerinin ülkesine sığınan ve bu ülke için bu sözde aydınlarımızdan çok daha fazlasını yapan ve yapacağından şüphe duyulmayan yüz binlerce Bulgaristan Türkünün gözünde daha fazla küçülmeleri için ve bu konudaki karanlıklarına bir mum ışığı olması amacı ile yüzlerce kitaptan sadece üç tanesini okumalarını en azından göz gezdirmelerini tavsiye ediyorum. Böylece insanları aydınlatmaya çalışmaktan önce kendi karanlıklarına bir kibrit yakaralar. Böylece hem bizi rencide etmekten vazgeçerler hem de kendilerini küçük düşürmezler.

Bulgaristan Türklerinin Sesi 5

Türkiye’deki yüzen adalar Seyhan ÖZGÜR İlk Türk İslam

Bulgaristan’daki Türk Kültür izleri

TÜRK-BULGAR ORTAK KÜLTÜRÜ

Osmanlı Hâkimiyeti Döneminde İnşa Edilen Türk eserleriTürkler Osmanlı Devleti sayesinde, XIV. yüzyılın ortalarından, XX. yüzyılın başına kadar hüküm sürdükleri Bulgaristan’da büyük bir uygarlık kurmuştur. Bulgaristan en huzurlu yıllarını Osmanlı döneminde geçirmiştir. Bulgaristan’da Osmanlı Devleti’nin bıraktığı eserlerin sayısı pek çoktur. Gerçekten de Osmanlılar Bulgaristan’a hâkim oldukları dönem içinde, burada birçok cami, han, hamam, köprü, türbe gibi tarihî eser niteliğinde yapılar inşa etmişler ve bu yapıları idame ettirebilmek için de vakıflar kurmuşlardır. Osmanlı döneminde yapılan camiler, kervansaraylar, konaklar, hamamlar, çeşmeler, köprüler vb. bir kısmı günümüze de gelmiştir. Bu Osmanlı kültür miraslarında Osmanlı mimarisi vardır. TÜRK-BULGAR ORTAK KÜLTÜRÜ Bulgaristan’daki Osmanlı mimarî eserleri, Osmanlı Devleti’nin kurduğu büyük ve hümanist medeniyetin güzel birer yansımasıdır. Bu değerli eserler, döneminde Bulgaristan’ın mimaride ne kadar ileri bir durumda olduğunu göstermektedir. Çoğu vakıf eseri olan bu tarihî yapılar, Osmanlı medeniyetinin sosyal ve insancıl yönünü en çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır. Çeşmeler, köprüler, medreseler, kütüphaneler, camiler, türbeler, tekkeler ve çarşılar bu büyük medeniyetin insana ve hayata bakışını gözler önüne sermektedir. Aşevleri ve imaretler Osmanlı kültürünün sosyal yönünü; yapılardaki emsalsiz süslemeler yüksek estetik seviyeyi; kuş evleri, hayvanlara verilen değeri göstermektedir. Balkanlarda en fazla Türk eseri Bulgaristan’da inşa edilmiştir. Ekrem Hakkı Ayverdi’ye göre, Bulgaristan’da beş asırdan fazla süren Türk hâkimiyeti döneminde 3339 Türk eseri inşa edilmiştir.22 Bulgaristan’da Osmanlı hâkimiyeti döneminde inşa edilen Türk eserlerinin kullanım amaçlarına göre dağılımı: Dinî: Cami - mescit (2353),tekke(174),türbe(27) toplam: 2554 Eğitim: Medrese (142), mektep (273), darülkurra (2), kütüphane (6) toplam: 423 Ticari: Han (116), kervansaray (16), bedesten (3), toplam: 135 Askerî: Kale (5), kule (1) toplam: 6 Sosyal: İmaret(42)hamam(113)saat kulesi(2) çeşme(36)hastane (1), saray (3) köprü (24) Toplam: 221. Bulgaristan’da yer alan toplam 3339 eserden büyük bir bölümü yıllarca süren savaşlar (Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları vb.), doğal afetler (deprem, yangın, sel vb.) ve diğer sebeplerden dolayı günümüze kadar gelememiştir. Bu eserlerden günümüze kadar ayakta kalabilenlerin sayısı ancak 150 civarındadır. Bu eserler bilhassa Filibe, Şumnu, Vidin, Eski Zağra, Pazarcık, Sofya, Razgrad ve Köstendil şehirlerinde bulunmaktadır.23 Söz konusu eserlerden bazıları şunlardır: (1)Camiler ve Türbeler (a) Sofya Banyabaşı Camii-Molla Efendi Kadı Seyfullah isimli bir hayırsever tarafından 1566’da yaptırılan cami, Seyfullah Efendi Camii olarak da anılır. Şehrin en büyük caddesi olan Maria Lousia Caddesi’nde, Sofya merkez hamamı ile hali arasında, Tsum diye bilinen en büyük ticaret mağazasının alt tarafındadır. (b) Sofya Siyavuş Camii-VI. yüzyılda kilise olarak inşa edilmiş olan yapı, XIV. yüzyılda Sofya şehrine adını vermiş ve aynı yüzyıl ortalarında camiye dönüştürülmüştür. 1818 depreminde minaresi yıkılan Siyavuş Camisi, 1838 depreminde büyük zarar görmüştür. 1910’da cami olmaktan çıkarılan yapı 1980’den bu yana restore edilmektedir. (c) Bosnalı Sofu Mehmet Paşa Camii (Kara Cami) -1548’de Sofya’da Sofu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan cami, siyaha yakın renkli granit taştan yapıldığı için “Kara Cami” adıyla da anılmaktadır. Kara Cami, Mimar Sinan’ın Sofya’daki en güzel eseridir.26 İmaret Camisi ya da Cuma Camisi adlarıyla da anılan Kara Cami, Osmanlının Sofya’da cami külliyesi olarak kurduğu üçüncü büyük yapıdır. O dönemde, cami, medrese, kütüphane, imaret, hastane, hamam ve kervansaraylardan oluşan bu büyük külliyenin, bugüne kalmış tek binası olan cami, Bulgaristan İçişleri Bakanlığı’nın yanındaki küçük bahçede bulunmaktadır. Bakanlık binası da yıllarca hapishane olarak kullanılıp 1928’de yıkılan medrese binasının yerine yapılmıştır. (d) Razgrad Maktul İbrahim Paşa Camii ve Kız Çeşmesi -Cami, Veziriazam Maktul İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Evliya Çelebi bu cami hakkında “Rumeli’nde bu kadar sanatlı cami yoktur.” demektedir.28 Duvarları kum taşı ve kesme taşla düzenli bir şekilde işlenmiştir. Cami sıra sıra pencerelerle aydınlanmaktadır. Kubbe kasnağı on altı köşelidir ve her yüzünde pencere vardır. Kasnağın önüne dört köşeye sivri külâhlı, yuvarlak fakat ince kuleler oluşturulmuştur.

Düşünceler

İsmail ERDEM

Solhan ilçesi Hanzarşah Köyü Aksakal Gölü ortasında, hareket eden üç ada vardır. Adalar göl içinde bağımsızdır. Üstüne binildiği zaman sal gibi her tarafa ağır ağır hareket etmektedir. Adanın üzerinde 4-5 tane bodur ve dış budak ağacı mevcuttur. Çevredeki bitkiler gölün mevcut suyu ile beslenmektedir. Ada üzerinde bulunan ot kökleri sarılıcı olması nedeniyle toprak tamamen bitki kökleri ile kaynamış ve yapışmış durumdadır. Ayrıca Göl’ün ortasında bulunan adanın yapısı incelendiğinde çayır, ayrık ot ve suda yetişen çeşitli bitkilerin ada üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. Erzurum - Olur İlçesi Ormanağazı Köyü Sülük Gölü’nde bir tane yüzen ada bulunmaktadır. Adıyaman - Çat Baraj Gölü’nde sular kabarınca yüzenadalar ortaya çıkmaktadır. Kayseri Sultansazlığı’ndaki gölcüklerde yüzen sazadaları ortaya oluşmuştur. Denizli - Işııklı Gölü’nün değişik kesimlerinde “hopa” denilen adalar. İçel Gülnar İlçesi Demirözü Köyü Adalıgöl’e ismini veren ada. Afyon - Eber Gölü’ndeki, Konya - Akşehir Gölü’ndeki birer ada bilinen yüzen adalardır. Erzincan’a bağlı Ahmetli Köyü’nün güneydoğusunda, Ahmetiye Gölündeki , Ahmediye yüzen adasının boyu 48 metre, eni ise 1.5 metre ile 5 metre arasında değişmekte, kalınlığı 30 ile 60 santimetre arasındadır. Yüzenadanın yüzülçömü yaklaşık 105 metrekaredir. Ada tamamen bitkisel kökenli organik artıkların uygun şartlarda birikmesiyle oluşmuştur. Ayrıca Kızılırmak Kanyonu üzerinde de yüzen adalar vardır.

Devleti Kim?

TİKA Yaptığı Çalışmalarla Tarihin İzlerini Sürüyor Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA), Balkan ülkelerindeki çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor. Bugüne kadar başarıyla tamamladığı projelerden ve faaliyette bulunduğu ülkelerdeki gönül dolusu teşekkürden hareketle yola çıkan TİKA, Rumeli topraklarında bulunan Osmanlı mezarlarına sahip çıkıyor.

Yunus Emre Enstitüsü, Bükreş ve Köstence Türk Kültür Merkezlerini Hizmete Açtı

Türkiye’yi, Türk dilini, kültürünü, sanatını ve tarihini tanıtmak ve yaygınlaştırmak amacıyla faaliyetlerde bulunan Yunus Emre Enstitüsü on yedinci Kültür Merkezini Bükreş’te, on sekizincisini Köstence’de açtı.

Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay’ın teşrifleriyle açılan Köstence Yunus Emre Türk Kültür Merkezi, Türkçe öğrenmek isteyenlere yönelik dil kursları düzenlemenin yanı sıra, çeşitli uluslararası sanatsal, kültürel ve bilimsel faaliyetlere de ev sahipliği yapacak. Bükreş Yunus Emre Türk Kültür Merkezinin açılışını Sayın Ertuğrul Günay ve Romanya Kültür Bakanı Sayın Kelemen Hunor’un yanı sıra Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan ve Türkiye’nin Romanya Büyükelçisi Ömür Şölendil yaptı. Köstence Yunus Emre Türk Kültür Merkezinin açılışında ise ayrıca Köstence Valisi Claudiu-lorya Palaz yer aldı. Köstence ve Bükreş’te açılan yeni merkezlerle sayısı on sekizi bulan bu merkezlerin, 2012 yılının sonuna kadar yirmi beşi bulmasını hedeflediklerini söyleyen Günay; bu merkezlerin yalnızca dil eğitim merkezleri olmadığını, bunun yanı sıra geleneksel sanatlarımızı ve Türkiye’nin çağdaş gelişmelerini anlatacak gerçek bir “Kültür ve Sanat” merkezi olacağını belirtti. Bakan Günay, Yu-

Aşırı Yemek

Hafızayı Kaybettiriyor Aşırı yemek hafızayı kaybettiriyor TEH-Fazla yemek yemenin, yaşlılıkta hafıza kaybı ve bunama riskini iki katına çıkardığı ortaya çıkarıldı. ABD’nin Arizona eyaletindeki Mayo Clinic araştırmacıları, 70 ila 89 yaşlarındaki 1250 kişiyi yeme ve içme alışkanlıklarına göre çeşitli testlerden geçirdi. Araştırmacılar, katılımcıları günlük kalori alımı 600-1500, 1500-2100 ve 21006000 arasında değişen üç gruba ayırdı. Günlük 2100-6000 kalori alan grupta ileri yaşlarda bunamaya neden olan hafif bilişsel bozukluk görülen kişilerin sayısının ilk iki gruptakilere oranla iki katı olduğu ortaya çıktı. Araştırmayı yöneten Yonas Geda, düşük kalorili beslenmenin hafıza kaybını azalttığını ve hatta Alzheimer başlangıcını engellediğini açıkladı.

nus Emre Türk Kültür Merkezlerinin Türkiye’nin tarihinin, güncel gelişmelerinin ve geleceğe bakan çağdaş yüzünün görülebileceği merkezler haline geleceğini söyledi. Bükreş Yunus Emre Türk Kültür Merkezinin ilk faaliyeti açılışın ardından ziyarete açılan “Evliya Çelebi’nin İzinde” sergisi, Köstence Yunus Emre Türk Kültür Merkezinin ilk faaliyeti ise “Bir Demet Balkan” fotoğraf sergisi oldu.

Gökyüzü Neden Mavi? Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir. Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır. Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur. Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir.

Öteden beri ilk Türk İslam Devletinin Karahan Devleti olduğu görüşü yaygındır. Son yıllarda ilk Türk İslam Devletinin İdil (İtil)- Sibirya’da kurulan Bulgar Devletinin olduğu görüşü ortaya çıktı. İlk Türk İslam Devletinin Bulgar Devleti ikincisinin Karahanlılar Devleti olduğuna kesin olarak belgelendi. Rusya Federasyonu Müslümanlarının Şeyhülislamı Taceddinov Talga’nın bu konuda belgelere dayalı açıklaması şöyledir: “Bulgarlar ilk Müslüman Türk Devletini kurdular diye biliriz biz. Bu doğrudur. Hicrî 9. yılda Hazreti Muhammed (Sallallahü aleyhi ve sellem)in Medine’den Sibirya Bulgar Türklerine gönderdiği 3 sahabe bize İslamı öğretmiş. Abdurrahman bin Zübeyr, Zübeyr bin Ca’deh ile Talha bin Osman (Radıyallahü anhüm ecmain) Hicrî 10. yılda vardıkları bu coğrafyada İslâm Dinîni 33 tabiînle birlikte anlatmışlar. Hicrî 310 / 922 Mîlâdî yılında ise Bağdat’ta Halîfe El Muktedir’in elçisi olan İbni Fadlan’ın heyeti Bulgar İlteberi Almuş Han’la târihi bir buluşma gerçekleştirmişti. Almuş Han bu görüşmeden sonra hidayete ermiş ve milletiyle birlikte kabul ettiği İslâm Dinîni Bulgar’da resmî din olarak ilan etmişti. Atalarımız Bulgarlar, İslâm Dinînin Avrupa’nın kuzey doğusunda ve Sibirya’da yayılmasında büyük rol oynamışlardır. Yani biz Hazreti Peygamber döneminde Müslüman olduk. İlk Müslüman Türk Devletinin torunları olmaktan da onur duyuyoruz. Elbette. Bu tarihî vakıanın 1100. yılı Moskova, Ufa ve Bulgar Şehrinde ilk dinî amaçlı topluca ziyâretle 25.08.1989 yılında Sovyetler Birliği’nde kutlanmıştı. Kutlama törenlerine yirmiden fazla ülkeden; Afganistan, Avustralya, Cezayir, Bangladeş, Bulgaristan, Japonya, Pakistan, Yemen, Kuveyt, Türkiye, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Lübnan ve İran’dan gelen birçok misafir katılmıştı. O tarihten itibaren her yıl Haziran ayının ikinci haftasında Bulgar şehrindeki ayakta kalmış en kadim İslâm mabedinde okunan ezan, kılınan topluca namaz ve yapılan tövbe ile bu mutlu gün anılmaktadır. Bugün Rusya Müslümanlarının dinî ve mahallî bir bayram günü olarak kutlanılmaktadır. Çeşitli hayır-hasenat hizmetlerinde bulunuyoruz. Maddi yardım, hastanelere ilaç yardımı, Çocuk yuvalarına, Huzurevlerine ve Okullara eşya yardımları yapıyoruz. Dinî ve resmî bayramlarda ziyaretler ve kutlamalar yapıyoruz. Ayrıca Rusya Müslümanları olarak Mekke-i Mükerreme’ye Hacc ziyaretlerimizi de yapıyoruz. Bu faaliyetlerin en zirve noktası ise her sene Rusya Müslümanlarının bir araya gelerek ecdadımızın başkenti olan Tataristan’daki Büyük Bulgar şehrinde yapılmakta olan topluca namaz ve duadır.

Düşüncelere Tercüman

Aklınızdan bir şey geçirdiğinizde bir başkasının bunu duymasını sağlama fikri, inanılmaz gelebilir. Ancak ABD’de bir grup bilim insanı beyindeki elektrik dalgalarına dayanarak bu ‘iç sesi’ yeniden oluşturmayı başardı. Bu yöntem ileride komada olan ya da iletişim kuramayan hastalarla iletişim kurulmasını sağlayabilir. Beyindeki elektrik iletişimine dayanarak düşünceleri deşifre edebilme konusunda son yıllarda pek çok araştırma yapıldı. Geçen yıl yapılan bir çalışmada beyinlerine elektrotlar bağlanan katılımcıların sesli harfleri düşünerek imleci üzerine getirebildiği görüldü. Bu verilerden hareket eden California Üniversitesi’nden Brian Pasley ve ekibi de “uyaranın yeniden canlandırılması” yönteminde bir adım daha ileri gitti. Public Library of Sciences Biology dergisinde yayınlanan araştırma için bireylerin konuşmaları dinlerken beyninde oluşan sinyaller kaydedildi. Ekip beynin yan tarafında, kulak hizasında bulunan superyor temporal gyrus (STG) denilen bir bölümüne odaklandı. Bu bölge, hem duyma becerisi ile, hem yüzdeki ifadeleri yorumlama becerisi ile, hem de dil ile ilgili faaliyetlerle bağlantılı. Ekip, epilepsi ya da tümör için ameliyata alınan 15 hastanın beyin dalgalarını inceledi. Varolan teknikler beyin sinyallerini kafatasının dışından incelemeye yetmiyor. Doğrudan beyinlerine elektrotlar yerleştirilen hastalara ameliyat sırasında çeşitli kişilerin kaydettiği belirli sözcük ve cümleler dinletildi. Sonra bir bilgisayar sistemi yardımıyla farklı frekanslardaki sözcüklerin dinlenmesi sırasında STG bölgesinde oluşan sinyaller incelendi. Ortaya çıkarılan model doğrultusunda, hastalardan belirli sözcükleri düşünmeleri istendi. Ekip, beyin dalgalarına bakarak bu sözcüğün hangisi olduğunu tespit etti. Hatta bu sözcüklerin bazıları söylendiği şekilde yeniden canlandırılabildi. Birebir olmasa da, sözcük boğuk ve ekolu bir şekilde duyulabiliyor. Uzmanlar yine de düşüncelerin sese dönüşmesini sağlayacak protezler geliştirebilecek noktaya gelebilmek için daha pek çok çalışma yapılması gerektiğini belirtiyor. Bu gibi bir cihaz geliştirilmesi, derdini anlatamayacak durumdaki pek çok hastanın hayatını değiştirecek nitelikte bir gelişme olacak.

6

Zebra’ların çizgilerinin sırrı çözüldü mü? Bilimadamları, zebraların neden çizgili oldukları konusunda uzun yıllardır devam eden sırrı çözdüklerini iddia ediyor. Deneysel Biyoloji Dergisi’nde yayımlanan araştırma sonuçları, zebraların çizgilerinin, at sineklerini uzak tuttuğunu, evrim sürecinde zebraların kan emen ve hastalık taşıyan bu hayvanlardan korunmak için çizgiler geliştirdiklerini belirtiyor. Zebraların neden çizgili oldukları konusunda pek çok teori var. Kimi bilimadamları her zebranın çizgilerinin diğerlerinden farklı olduğunu, bunun kalabalık sürüler içinde hayvanların birbirlerini tanımasını sağladığını savunuyor. Ayrıca bu çizgilerin kalabalık bir zebra sürüsünde kamuflaj sağladığı ve düşmanlarını uzak tutmaya yaradığı belirtiliyor. Yapılan son araştırmada, bilimadamları, bir tarlaya üzeri yapışkanlı farklı renklerde modeller yerleştirerek, at sineklerinin hangi modele daha fazla ilgi gösterdiğini belirledi. Beyaz, siyah ve çizgili modeller üzerinde yapılan incelemede at sineklerinin çizgili modele daha az rağbet gösterdikleri ortaya çıktı. Uzmanlar bunun nedeninin, farklı renklerin ışığı yansıtma şekliyle ilgili oldu-

Dünya’nın en zengini: Katar Körfez ülkelerinden Katar’ın geçen yıl Lüksemburg’u da geçerek dünyanın en zengin ülkesi haline geldiği bildirildi.. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayınlanan verilere göre Katar’ın kişi başına düşen gayri safi milli hasılası geçen yıl 88 bin 221 dolara ulaştı. Bu rakamın 2016’da 111 bin 963 doları bulabileceği tahmin ediliyor. Beş yıl sonraki tahminlere göre Lüksemburg’un kişi başına düşen gayri safi milli hasılası 94 bin 621 dolar, Singapur’un 70 bin 992 dolar ve ABD’nin ise 55 bin 622 dolar olacak. Milliyet’te de yer alan habere göre, IMF, Katar’ın iki yıl üstüste dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip olacağını belirtti. Nüfusu ancak 850 bini bulan Katar, dünyanın halen en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçısı konumunda ve yakın zamanda yıllık 77 milyon ton hedefine ulaştığını açıkladı. 2022 Dünya Kupası’na evsahipliği yapmaya hazırlanan ve milyar dolarlık altyapı projelerini hayata geçiren Katar’ın ekonomisinin bu yıl yüzde 16 büyümesi ve bütçesinin 6.1 milyar dolar fazlalık vermesi bekleniyor. Kaynaklara göre dünyadaki en büyük servet fonlarından birine sahip Katar, önümüzdeki beş yıl boyunca inşaat ve enerji projelerine 125 milyar doların üzerine harcama yapacak.

ğunu düşünüyor. Siyah renkten yansıyan ışık yatay bir düzlemde hareket ediyor ve at sinekleri bu tür ışığa daha büyük ilgi gösteriyor. Bu nedenle koyu renkteki hayvanlar at sineklerine daha fazla hedef oluyor. Araştırmayı yapan bilimadamları, zebraların atalarının koyu renkte olduklarını, evrim süreci boyunca, kanlarını emen ve hastalıklara neden olan at sineklerinden korunma taktiği olarak çizgileri geliştirdiklerini düşünüyor. İbrahim SOYTÜRK

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Brüksel’de cami imamı Mesut UĞURLU molotoflu saldırıda öldü Türk tarihi

Belçika’nın başkenti Brüksel’de bir camiye dün akşam (TSİ) 20.00 sularında molotof kokteylli bir saldırı düzenlendi. Yatsı namazı öncesi meydana gelen olayda, yangını önlemeye çalışan 47 yaşındaki cami imamı hayatını kaybederken bir kişi de yaralandı. Savcılık, camide bulunan cemaatin girişimiyle saldırganın gözaltına alındığını bildirdi. Belediye Başkanı Gaetan Van Goidsenhove ise sükunet çağrısı yaptı: “Bu saldırıyı şiddetle kınıyorum. Hiç şüphe yok ki; bu haksız ve yersiz şiddet eylemi aynı şekilde cezalandırılacaktır.” Anderlecht semtindeki Şii camisine düzenlenen saldırı sonrası çıkan yangın,itfaiyenin müdahalesiyle kısa sürede söndürüldü. Çevrede geniş güvenlik çemberi oluşturuldu. Olay yerinde bulunan muhabirimiz Isabel Marques da Silva, saldırıya ilişkin soruşturma başlatıldığını aktarıyor: “Saldırının yatsı namazının birkaç dakika öncesine denk gelmesi, belki de yaralı sayısının artmasını önledi. Bununla birlikte, hem çevrede yaşayanlar hem de yetkili makamlar saldırının sebeplerinin bir an önce aydınlatılmasını umuyor.”

Ahmet Ertegün’ün eşinden Oxford Üniversitesi’ne rekor bağış

İngiltere’nin dünyaca ünlü Oxford Üniversitesi, 900 yıllık tarihinin en büyük bağışlarından birini Ertegün ailesinden aldı. 2006′da hayatını kaybeden müzik yapımcısı Ahmet Ertegün’ün eşi Mica Ertegün, üniversiteye 41 milyon dolar bağışladı. O x f o r d Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre, bağışlanan parayla yüksek lisans öğrencilerine burs verilecek Eşinin, sanata ve beşeri bilimlere değer verdiğini vurgulayan Mica Ertegün, dünyada bu kadar fazla çatışma varken, bu bilimlerin potansiyelini zenginleştirmenin önemli olduğunu vurguladı.

Mica ve Ahmet Ertegün Yüksel Lisan Burs Programı kapsamında edebiyat, tarih, müzik, sanat tarihi, Asya çalışmaları, Ortadoğu çalışmaları ve arkeoloji alanında yüksek lisans yapacak öğrencilere destek verilecek.

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin Faaliyetlerinden Görüntüler

Karabağı Mitingten görüntüler

Derneğimizi ziyaret eden Sebahatin Bey-Belene’de bedel ödeyenlerden

Sultanahmet meydanında BULTÜRK Standından

Blagoevrad’da eski Türk mezar taşlarının tesbit ve okunması

Trakya gecesine katılımdan

BULTÜRK Nuri Adalı Konferans salonu

Balkan Romanın yazarı Halide Alptekin Hanım

Türk tarihi, günümüzdeki Türkî halklar’ın ve yabancı halkların arasında zamanla erimeden önce Türk dilini konuşmuş olan Türk topluluklarının ortak tarihidir. Göktürklerden önce varolmuş Türk dili konuşan topluluklar bazı tarihçiler tarafından, Türk tabiri yerine Ön Türk tabiri ile anılır. Türkîler’in siyasi bir topluluk olarak ilk tarih sahnesine çıkmalarının Hun (Hiung-nu’lar veya Şiongnu’lar) hükümdarlığı ile olduğuna dair iddialar vardır. Başlangıcı hususunda tartışmalar olsa da Türklerin tarihi, dünya tarihinin önemli bir parçasıdır. Avrasya ve Kuzey Afrika’da ortaya çıkan her halkın tarihi uzaktan veya yakından Türklerin hareketlerinden etkilenmiştir. Türkler doğu kültürlerini batıya ve batı kültürlerini doğuya taşımakla da önemli bir rol oynamışlardır. Kendi dinleri Tengricilik’ten sonra benimsedikleri yabancı dinlerinde çok kez öncüsü ve savunucusu olmuş ve yayılmalarını ve gelişmelerini sağlamışlardır (Mani dini, Musevilik, Budizm, Ortodoks ve Nasturi Hristiyanlığı, İslam). Türk Tarihinin Başlangıcı Dünya üzerinde yaşayan insan topluluklarının milletleşme süreci onların avcı-toplayıclıktan çiftçiçobancılığa geçimesi ile başlar.[3]. Türkleri oluşturacak insan topluluklarının m.ö 6000 lerde koyun yetiştiriciliğine başladığı düşünülmektedir. [4] Bu tarih atlı göçebe Türk kültürünün başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu değişiklikler ile ilk Türk kültürü olan anav kültürü ortaya çıkmıştır. Türklerin atalarının MÖ 2500 ile M.Ö. 1700 yılları arasındaki Afanasiyevo kültürü ile başlayan ve MÖ 1700 ile MÖ 1200 yılları arasındaki Andronovo Kültürü ile devam eden dolikosefal mongolitlerle ortak yönleri bulunmayan Brakifesal ırka dayandıığını savunurlar. Bu ırkın savaşçı ve göçebe kültüre sahip olduğu, MÖ 1700 yılları sonrasında kitleler halinde Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasındaki bölgeye yayıldığı bilinmektedir. Bilinen ilk Türk devleti İskitlerdir. M.Ö. 3`üncü yüzyıl •M.Ö.312: Büyük Hun Devleti’nin (Huing nu) kuruluşu ve Çin/Hiung nu arasında Kuzey Şansi Savaşı •M.Ö.240: Bozkır halklarına karşı Çin’in duvar inşası: Çin Seddi •M.Ö.209: Hiung nu lideri Teoman’ın ölümü ve Mete’nin Hiung-nu’ların (Hunların) lideri olması •M.Ö.201: Kırgız halkından ilk kez söz edilmesi M.Ö. 2`nci yüzyıl •MÖ.187:Çin’in Hiung nu üzerine Pa-i-Teng seferi •M.Ö.177-M.Ö.165: Yue-çilerin Hiung nu’lar tarafından Kansu’dan Baktriane’ye sürülmeleri ve oradaki Helen krallığını ortadan kaldırmaları •M.Ö.177-M.Ö.165: Hiung nu’ların Çin’e akınları •MÖ.138-M.Ö.126:Baktria’da Çang Kien elçiliği. Çinİran ilişkileri •M.Ö.2 yüzyılda:Asya Hun Devleti(Büyük Hun Devleti) yıkıldı M.Ö. 1`nci yüzyıl •M.Ö.49-M.Ö.36:Çiçi’nin Talas’a göçü (Batı Hiung-nu) 1`nci yüzyıl -•48: Hiung nu’ların ikiye bölünmeleri (Kuzey Hiung-nu ve Güney Hiung-nu) •93: Hiung nu’ların Sien Pi’ler tarafından mağlup edilmeleri 2`nci yüzyıl -•Aşağı İtil’de (Hazar denizi’nin kuzeyi) Hun varlığı 3`ncü yüzyıl -•260: Şan-şi’nin kuzeyinde Tabgaçlar 4`ncü yüzyıl -•304-351:Çin’in kuzeyinde Hiung-nu krallıkları (Han Zhao, Hou Zhao) •388-392: Çin’in kuzeyinde Ding ling krallığı (Wei) •374-375: Avrupa Hunlarının Don Nehri’ni geçişi •386-409: Tabgaçlar Kuzey Çin’de (Kuzey Vey) 5`nci yüzyıl •402: Rouran’ın kuruluşu (Yüan Yüan/Avarlar?) •407-431: Çin’in kuzeyinde Hiung-nu krallığı (Xia) •422: Lo-yang’ın Tabgaçlar tarafından alınışı •427: Romalılar ve Hunların ittifakı •434: Bizans ile Hunlar arasında Margos Antlaşması •440: Ak Hun (Eftalit) istilalarının başlaması •451: Attila Galya’da (bugün Fransa) •452: Attila’nın Roma seferi ve Papa I. Leo ile görüşmesi •480: Hazar denizi ile Tuna nehri arasında Ön Bulgarlar •480:Mazdek İsyanları’nda Sasaniler’e Ak Hunların yardım etmesi Orta Çağ/Türkler 6`ncı yüzyıl - Gelecek sayıda devam edecek •531-578: Kafkas Surları’nın İranlı Hüsrev tarafından dikilmesi •534: Tabgaçların (Vey Hanedanlığı) dağılması •552: Tu-kiu’lerin (Türküt’ler/Göktürkler) Rouran egemenliğe karşı ayaklanması. Birinci Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşu. •565: Ak Hunların (Eftalitler) Göktürkler tarafından ortadan kaldırılmaları •582: Birinci Göktürk Kağanlığının bölünmesi 7`nci yüzyıl •619: Avarların İstanbul’u I. kuşatması. •626: Avarların İstanbul’u II. kuşatması. •626-627:Doğu Roma İmparatoru Herakleios’un Hazarlar’dan yardım istemesi •639: Göktürk prensi Kürşad’ın ihtilal denemesi. •642: Güneydoğu Avrupa’da (Karadeniz’in kuzeyi’nde) Büyük Bulgarya Hanlığı’nın bölünmesi •673-674: Arapların Maveraünnehir’e ulaşması ve Göktürk şehri Buhara’yı kuşatması. •674: Paralı Türk askerlerinin İslam topraklarında varlığı •680: Ön Bulgarlar Balkanlar’da •681-744: İkinci Göktürk Kağanlığı’nın kuruluşu Devamı gelecek sayıda

Bulgaristan Türklerinin Sesi 7 El Sanatları Yaşatılacak

Kaybolmaya yüz tutan el sanatları yaşatılacak

Haskovo ile anlamlı çalışmalar yapılmıştır

Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Akalın, UzunköprüHaskova arası ticari kapasite artırması projesinde sona yaklaşıldığını belirterek, ‘Proje kapsamında Uzunköprü ile Haskova arasında ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirecek çok anlamlı çalışmalar yapılmıştır’ dedi. Akalın, yaptığı yazılı açıklamada, Sınır Ötesi İşbirliği kapsamında yürütülen ve AB tarafından desteklenen Uzunköprü-Haskova arsı ticari kapasite artırma projesinin 31 Mart 2012 tarihinde sona ereceğini bildirdi. Proje kapsamında bugüne kadar birçok faaliyet ve etkinlikler gerçekleştirdiklerini ifade eden Akalın, şunları kaydetti: ‘’Projemiz, Uzunköprü ile Haskova arasında ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirecek çok anlamlı çalışmalar yapılmıştır. Bu anlamda çalışma ziyaretleri gerçekleştirilmiş, iş görüşmeleri yapılmış, yatırım ve teşvikler ile ilgili

alt yapı çalışmaları paylaşımları sağlanmış, ortak işbirliği programları geliştirilmiştir. İthalat ve ihracat bağlamında iki ülke arasında dış ticareti artıracak kurumsal, sektörel ve bilimsel araştırmalar gerçekleştirilmiş, süreçleri ve sonuçları kamuoyu ve hedef kitlelerle paylaşılmıştır. AB’nin farkındalığı ve tanınırlığı çalışmaları kapsamında ticari ve ekonomik konferanslar ve toplantılar yapılmış, projenin tanıtımı için bilimsel ve sektörel çalışmalar ile kitle iletişim araçlarından yararlanılmıştır. Projede yapılan bilimsel ve sektörel araştırmalarda sahaya inilmiş, Kırsal kesimlere ulaşılmış ticaret, sektöründeki Uzunköprü ve Haskova da bölge sektörlerine ulaşılarak gereken yarar sağlanmıştır. Seçilmiş ve atanmış yerel yönetimlere ulaşılarak birlikte bir çok faaliyet ve etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Proje kapsamında iştirakçi ve ortaklarla işbirliği yapılmış ve bu çalışmalar sınırın her iki yakasındaki bölgelerdeki sektörlerde çarpan etkisi yaratmıştır. Uzunköprü-Haskova, Edirne ve Trakya’da yürütülen AB projeleri ile işbirliği sağlanmış, deneyim, bilgi, iletişim ve süreçlerde birlikte çalışmanın yolları araştırılmıştır.’’ Proje Koordinatörü Doç. Dr. Sefer Gümüş de projenin yüzde 87 oranında gerçekleştiğini ifade ederek, ‘’Projede bu zamana kadar yapılan faaliyet ve etkinlikler ile araştırma ve eylemler kapsamında yüzde 87 oranında hedeflerine ulaşmış ve başarı sağlamıştır’’ dedi. Sefer Gümüş, proje kapsamında yarın Uzunköprü’de seminer düzenleneceğini kaydetti.

Edirne’de, Osmanlı Dönemi’nde değerli hediyelik eşyalar arasında yer alan, sabuna meyve şekli verilmesi ile yapılan ‘mis sabunu’ kadınların geçim kaynağı haline geldi. Edirne Halk Eğitimi Merkezi tarafından açılan kurslara katılarak ‘mis sabunu’ yapmayı öğrenen birçok kadın, ürettiği sabunları satarak aile bütçesine katkıda bulunuyor. Osmanlı Dönemi’nde misk, amber ve gül esansı karıştırılarak hamur kıvamına getirilen sabunların meyve boyutlarında şekillendirilmesi ve boyanmasıyla imal edilen 500 yıllık hediyelik eşya ‘mis sabunu’, Edirne’de kadınların geçim kaynağı haline geldi. Padişahların, yabancı devlet adamla-

rına hediye olarak gönderdiği, genç kızların çeyizlerinde yer alan meyve şeklindeki hoş kokulu sabunların imalatı, Edirne Halk Eğitimi Merkezi tarafından açılan kursta kadınlara öğretiliyor. Kursların 12 yıldan bu yana devam ettiğini belirten usta öğretici Sibel Zaralı, kurslar aracılığıyla geleneğin tekrar canlandığını söyledi. Her türlü meyvenin sabununu yapabildiklerini ifade eden Zaralı, “Banyolarımızda kullandığımız kalıp sabunu rendeliyoruz. Rendelenmiş sabunlara gıda boyası ekleyip yoğuruyoruz. Hamur haline gelen karışıma istenilen meyvenin şekli veriliyor. Şekillendirilen sabunlar 2 hafta kurutulduktan sonra gıda boyasıyla boyanıyor ve cilalanıp hazır hale getiriliyor. Kaliteli malzeme kullanılarak yapılan mis sabunu, kokusunu ve rengini uzun yıllar koruyor. Kadınlar üretip satış yapabiliyor. Ürettiği sabunları satıp aile bütçesine katkıda bulunmak isteyen kadınlar da var” dedi. Mis sabunu kursuna 4 aydır geldiğini söyleyen ev hanımı 30 yaşındaki Özlem Uluşan, hobi amacıyla katıldığı kursun eğlenceli olduğunu, kursu tamamladıktan sonra öğretici olmak istediğini belirtti. Kursiyerlerden 37 yaşındaki Fatma Erkaraman ise “Çevremde bu işi yapıp para kazananları gördüm. Öğrenirsem ben de para kazanmak istiyorum” diye konuştu.

Balkan Savaşı’nın ardından bölgeden çekilen Osmanlı Devleti’nin son nişaneleri olan mezarlar, Türk kültürüne ve medeniyetine ait eserlerin neredeyse yok olduğu bir dönemde ilgisizlikten ve bakımsızlıktan kurtarılıyor. Özellikle Sırbistan, Karadağ ve Bosna-Hersek’te sık görülen bu mezarlar kaybolma tehlikesi yaşarken; TİKA’nın tarihe saygı vurgusuyla yürüttüğü çalışmalarda hayat buluyor. Zamanın ve çevresel etkenlerin aşımına uğrayan Tuzi Şehitliği TİKA’nın iki yıl süren çalışmaları neticesinde ‘harabeden’, ‘anıta’ dönüşüyor. Fatih’in Askerleri Tuzi Şehitliğinde Rahat Uyuyor. İçinde Fatih Sultan Mehmet’in askerlerinin de bulunduğu pek çok mezarlık tarihin son tanığı olarak Karadağ’ın başkenti Podgoritsa’da varlığını sürdürüyor. İlk olarak Fatih’in Karadağ’ı fethi sırasında şehit düşen askerlerin defnedildiği mezarlık, yıllar içinde o bölgede hayatını yitiren Osmanlı askerlerine ve Balkan Savaşında salgın hastalık yüzünden şehit olan tam 400 askerimize edebi istiratgah olma vazifesini yerine getiriyor. Kaynak: TIKA

Sultanahmet camisinde Bulgaristan Cumhurbaşkanı Adayına İstanbul’da Müslümanlar sahip çıktı

BULTÜRK Nuri Adalı Konferans Salonunda Toplanı halinden bir görüntü

BULTÜRK Platformu Genel Başkanı Prof.Dr.Pelin Gündeş BAKIR

Edirne’de kaybolmaya yüz tutan el sanatlarını yaşatmak, tanıtmak, tahribini ve yok olmasını önlemek amacıyla Misk Sabunu, Edirnekari, Edirne Çinisi ile Ebru kursları açılacak. Edirne Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğünce kaybolmaya yüz tutan geleneksel el sanatlarımızı yaşatmak, tanıtmak, tahribini ve yok olmasını önlemek, kültür ve sanat sevgisinin yayılmasını temin etmek, bu sanatları aslına uygun öğretip eğitilmiş elemanlar ve ustalar yetiştirerek gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak amacıyla 2012 Yılı Yaygın Kültür Eğitim Faaliyetleri Planı çerçevesinde Edirne’de geleneksel el sanatlarından Misk Sabunu, Edirnekari, Edirne Çinisi, Ebru kurslarının açılacağı bildirildi. Esasına uygun olarak yürütülen kurslarda başarılı olan kursiyerlere Kurs Bitirme Belgesi verileceği bildirilen açıklamada, kurs başvurularının 26 Aralık 2011 tarihinde başladığı, 31 Ocak 2012 tarihine kadar devam edeceği belirtildi. Ücretsiz olarak düzenlenecek olan kurslara katılmak isteyenler, 1 adet nüfus cüzdan sureti, 1 adet fotoğraf ve dilekçeleriyle birlikte İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne şahsen başvuru yapması gerekiyor.

Mis Sabunu Kadınların Geçim Kaynağı

Fatih’in Askerleri Tuzi Şehitliğinde Rahat Uyuyor

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin faaliyetlerinden

Tarihten bir Yaprak

Nafiye YILMAZ

OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE BULGARİSTAN

“Bulgar” ismini taşıyan ilk devletlerini “Büyük Bulgaria Devleti” adıyla 635 yılında kuran ve 864 yılında da Boris Han döneminde resmen Hristiyan olan Bulgarlar; Büyük Bulgaria Devleti’nin parçalanmasından sonra İdil ve Tuna Bulgarları olarak bölgede varlıklarını sürdürmüşlerdir. Osmanlı Devleti’nin Bulgarlarla ilk teması, Orhan Bey döneminde olmuştur. Orhan Bey döneminde başlayan bu ilk temas Orhan Bey’den sonraki dönemlerde hızla gelişmiştir. Orhan Gazi’nin büyük oğlu ve Rumeli Fatihi olarak da anılan Süleyman Paşa’nın 1354 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek Gelibolu’ya adım atmasıyla fetih hareketi başlamıştır. 1.Türkler 1354 yılında Gelibolu üzerinden Balkan Yarımadası’na geçerek 1361 yılında Edirne’yi fethettikten sonra başta üç küçük Bulgar krallığı olmak üzere feodal devletleri yıkıp Balkanları ele geçirmişlerdir. Diğer taraftan XIII. yüzyıl ortalarında Moğol istilasından kaçan Horasan erenlerinden Sarı Saltuk ile sonradan onun adıyla anılan Türkmen aşireti Balkanlara geçerek Dobruca dolaylarında 10 - 12 bin kişilik bir İslâm topluluğu oluşturmuştur. Balkan Yarımadası’nın Osmanlı hâkimiyetine bu kadar çabuk girmesi ve hâkimiyetin yıllarca ciddi bir muhalefetle karşılaşmadan devam etmesi siyasî, sosyal ve kültür e l n e d e n l e r e d a y a n m ı ş t ı r. 2.Bulgaristan, Balkanlarda Türk hâkimiyetini ilk önce gören ve Türk hâkimiyetinde en çok kalan bir bölgedir. Bulgaristan, İstanbul’a yakınlığı, Avrupa yolu üzerinde bulunması, stratejik konumu, tarımsal üretim kapasitesi gibi özellikleriyle Osmanlı 3.Devleti’nin yönetiminde hassasiyet gösterdiği bir coğrafya olmuştur. Bu nedenle, Osmanlı Devleti, bölgedeki Senyörler İdaresini kaldırarak köylüyü rahatlatmış, hangi dinden olursa olsun Bulgar halkını “reaya” olarak tanımlamış ve Bulgaristan Yeniçeri Ocağı için asker alınan bölgelerden biri olmuştur. Böylece ticari ayrıcalıklara sahip bir bölge olması ve istilalardan uzak kalması sebebiyle Bulgaristan Osmanlı idaresinde ciddi gelişmeler göstermiştir. 4.XIV. yüzyılda Bulgaristan’da kurulan Türk egemenliği XIX. yüzyıl sonlarına kadar pek az farkla beş yüz yıl devam etmiştir. Bu uzun müddet zarfında bölge binlerce sosyal ve kültürel yapı ile donatılmış; ırk, dil ve din ayrımı yapılmaksızın insanların yaşama şartları kolaylaştırılmıştır. 5.Türkler, Bulgaristan’da kurdukları egemenliğe paralel olarak yeni yeni yerleşme merkezleri kurdukları gibi, geldiklerinde mevcut olan şehirleri ve kasabaları da eserlerle süslemişler ve ekonomik olanakları zenginleştirmişlerdir. 6.Bulgar halkı, güçlü ve adil Osmanlı idaresi altında, eskisinden ve Av r u p a ’ d a k i e m s a l l e r i n d e n çok daha iyi şartlarda hayatlarını sürdürmüşlerdir. Osmanlı yönetiminde, güvenlik sağlanmış, angarya kalkmış, ağır vergiler azaltılmış, keyfîliğin yerini kanun almıştır. 7.Bulgaristan’da Osmanlı Devleti’nin siyasî bakımdan gelişmesinden bir süre sonra kültürel gelişmeler başlamıştır. Gerçekte de kültürel gelişmeler siyasî gelişmeleri belli uzaklıklarla izler. Bir şehir siyasî anlamda ne kadar gelişirse kültürel gelişme de bunun doğal sonucu olarak kendini gösterir.8 Osmanlı döneminde Bulgaristan’da yoğun bir imar faaliyetine girişilmiştir. Mevcut şehirler yeni bir anlayışla imar ve ihya edilirken yeni şehirler ve yerleşim merkezleri kurulmuştur. Devamı Gelecek Sayıda

8

Bulgaristan Türklerinin Sesi

İLK DENİZ TAŞITI NASIL YAPILDI? Gökkuşakları ne anlam ifade eder

Hüseyin YILDIRIM

Kara taşıtlarından, henüz hiç sözünü etmediğimiz deniz ulaşımına geçelim. Daha önce anlatılmamasının nedeni, Yunanlıların ve onlardan öncekilerin su üstü ulaşımında geri olmaları değildir; Cilâlı Taş Çağı’nda bile su üstü ulaşımı bilinmekte ve uygulanmaktaydı. Hatta geminin arabadan önce icat edilmiş olması da olağandır. Öyle ya, ağaç kütüğünü oyarak basit bir kayık yapmak, dingil ve tekerleği gerektiren arabanın icadından daha kolay değil midir? Hatta gemiciliğin, suyollarının karayollarından daha kısa ve kullanışlı olduğunun fark edildiği günden başlayarak gelişmiş olduğunu kabul etmek, daha akla yakındır. Güzel bir yaz günü, körfezin karşı kıyısına geçmek için kestirmeden denizi aşmak varken, tepeleri ve koruları aşarak karayolundan gitmek zorunda kalırsak, buna hangimiz üzülmeyiz? Geminin icadını şu ya da bu halka mal etmekten kaçınmamız yerinde olur. Gemi yolculuğunun, ta ilk zamanlardan beri dünyanın her yanında uygulandığını kesin olarak kabul etmeliyiz. Yunan gemiciliğine öteki ülkelerdekinden (sözgelişi, Çinlilerden ve İskandinavlardan) fazla önem verişimiz. Yunanlı gemicilerden birinin adının “Ulysse” (Odusseus) oluşundan ve Homeros adlı ünlü şairin onu ölümsüzlüğe kavuşturmasındandır Gerçektende, ilk klasik gemiciyi gözümüzde canlandırmamıza imkân veren Homeros’tur. Şair, kahramanını: “Kabaca işlenmiş birkaç ağaç kütüğüne hayatını emanet etmiş ve dalgalara meydan okuyan bir yiğit,” diye tanımlar. Klasik bir tanım, ama onu ta tarih öncesine kadar, çok gerilere götürmemiz gerekir, işte o zaman, M.Ö. III.-II. binde bile nasıl olumlu bir gelişmeye ulaşıldığını anlarız. Daha iyisi, Louvre’a bir gidelim ve Mısır kayıklarının resimlerini gözden geçirelim. Bunlar, birkaç çift kürekçinin çektiği uçları kıvrık gondollardır. Yön, dümenle belirlenmekte, dümenci pupada oturarak gondola belirli açılar vermektedir. Daha büyük hacimdeki gemilerde, dümen yerine çark kanadı kullanılmaktaydı. Çark kanadının görevi, artık teknenin ekseni üzerinde değişik eğriler vermek değil, bir bağlama sistemiyle dikey tutturulduğundan, mili çevresinde dönme hareketi sağlamaktı. Bu haliyle, gerçek bir dümenin ilkel şekline varmış oluyorlardı; ama daha da ileriye gidemeyeceklerdi. Çünkü dümen için menteşe şarttı ve henüz bilinmiyordu bu. Fenikeliler, Mısır “Gondol”larını geliştirdiler, uzattılar. Bunların iki uçları, ön ve arka kasara (geminin baş ve kıç tarafında ,asıl güverteden yüksek olan kısa güverte.) biçimini aldı, boyu yirmi metreyi, su iç derinliği de iki metreyi buldu. Sanayici, tüccar, armatör ve korsan bir halk olan Fenikeliler, Akdeniz’deki üstünlüklerini bu gemiler sayesinde kurdular. Hatta Karadeniz’e ve Atlas okyanusuna çıktılar. Bu sürekli yolculuklar, onları mevsime göre değişen rüzgârları incelemeye ve -pusula bilinmediğinden- yıldızlara bakarak yön bulma yöntemini keşfetmeye götürdü. Gemiciliğin ilk kurallarını da belirleyerek edindikleri bilgileri derlediler. Bu kurallar, derme çatma sayılmasalar gerekti; çünkü Firavun Nekao, M.Ö. 600 yılında bunlara dayanarak Afrika’nın çevresini dolaşmış ve Bartolomeo Diaz’dan yirmi yüzyıl önce Ümit burnunu aşmayı başarmıştı. Şimdi bu dönemi geçip üç dört yüzyıl ileriye giderek Yunan tarihinin altın çağında Atina’nın limanı Pire’yi ziyaret edelim: Rıhtımına 40 metre uzunluğunda 300-400 tonajlık gemiler yanaşmış. Bunlar, pupadaki çift kat kürekle idare edilmekte ve yelkenle hareket etmekteler Donatımı, son derece basit: Hepsi de yatay birer serene bağlanmış tek kare yelken taşıyor. Kaldı ki, direk çarmıhlara dik tutulduğundan, kaptan sadece pupadan ya da gerektiğinde, yan-arkadan esen rüzgârla yol alabilir. Başka bir gidişin gemiyi alabora etmesi işten bile değildir. Ancak, savaş gemilerinin bu çeşit sınırlandırmalarla engellenmesine imkân yoktu elbet. Bu nedenle, savaş donanması, su altı derinliği 3.50 metre olan üç sıra kürekli kadırgalardan meydana getirilirdi. Yelkenden başka sayıları bazen üç yüze varan kürekçiler de bulunurdu: Sıkı bir disiplinle idare edilişi, ayrıca pruvaya (geminin ön tarafına) eklenen madeni mahmuz, bu gemileri korkunç savaş araçları haline getirmekteydi. Buna son şeklini almış olan çapayı ve istenen yerde durmayı sağlayan dikey demiri, çipo’yu da eklemek gerekir. Ancak bu tekneler, İskenderiye’nin sonraları denize indireceği kocaman gemilerin yanında neydi ki? Karınca yuvası gibi kaynayan Siraküza limanındaki şu göz kamaştırıcı gemiye bir bakın hele: II. Hieron’un komutasındaki bu gemi, Korintli Arşias’ın tersanelerinde inşa edilmiş. 5.000 tonajlık hacmi var ve 3.900 ton tutarında mal taşıyabiliyor. Yolcular, özel kamaralarında kalıyor ve lüks salonlarda vakit geçiriyorlar. İskenderiye-Siraküza yolunu, altı günde alabilen bu dev gemide 600 tayfa hizmet ediyor, 300 asker de onlara eşlik ediyor. Birkaç yüzyıl atlayarak. Roma egemenliğinin en parlak cağında 6 kilometrelik rıhtımı, 112 hektarlık havuzlarıyla Akdeniz ticaretini Roma’ya bağlayan Ostia limanına gidelim. Kalyonları, Ben Hut’un ünlü üç sıra kadırgalarını ve Arşimet’ten bu yana pek önemli bir gelişme göstermemiş olmakla birlikte 200 yolcu ve 3.400 hektolitre buğday taşıyabilecek kapasitedeki kabotaj (bir ülkenin iskele ya da limanlan arasında işleyen gemiler; bu gemileri işletme işi.) gemilerini selâmlayalım. Bunlar İskenderiye den Roma’ya sadece on günde gidiyor… Romalılar, rüzgârları iyi tanıdıklarından, yolculuklarını Hint okyanusuna; oradan da kervanlarla Çin’e kadar uzatabiliyorlar.

Eski Arap inancında, bulutları yöneten melek Kuzah’la, Fırtına Tanrısı Şeytan Kuzah’ın alâmetleri; Yunan mitinde Zeus’un, Hera’nın habercisi, yerle göğü birleştiren Yağmur Kuşağı Tanrıçası İris; altından geçen erkeği kadın, kadını erkek yapan, üstünden atlamayı kimsenin düşünmediği tılsımlı köprü; yağmur damlalarının Güneş’i optik ve matematikle yontarak yaratıp sundukları renk şöleni. Neden gökkuşağı olur, bilir misiniz? Bilseniz bile, yanılıp yanılmadığınızı anlamaya çalışın. Kağıdı, kalemi alıp, kırılma, yansıma, tam yansıma, renklere ayrışma gibi optik kurallarını kullanarak kendinizi bir kere sınayın. Çok küçük olduğu için küresel bir şekil alan yağmur damlacığını çizin; Güneş’ten gelip damlacık içine giren-çıkan değişik ışınları dikkatle belirtin; şunları göreceksiniz: Damlacık yüzeyine 0-90° arasındaki her açıyla düşen sayısız Güneş ışını vardır. Bunların hepsi kısmen yansır, kısmen de kırılarak damlacık içine girer; yani her ışın, damlacık yüzeyinde iki çatala bölünür. Damlacık içine giren her ışın, onun yüzeyinde başka bir noktada yine kısmen yansıyarak damla içinde kalır, kısmen kırılarak dışarı çıkar. Tam yansıma dediğimiz, ışının tümüyle yansıyarak içeride kaldığı durum hemen hemen hiç olmaz. Işının damlacık içinde kalan kolu, tekrar tekrar yukarıda sözü edilen yansıma-kırılma değişikliğine uğrayarak çatallaşır; fakat her seferinde kırılarak dışarı kaçan kayıp ışın yüzünden, gittikçe zayıflar. Güneş ışığının saf renkte bileşenlerine ayrışması, girişteki ilk kırılma ile, sıfır, bir ya da daha çok sayıdaki iç yansımadan sonra, son çıkıştaki kırılma sırasında iki kez olur. Ama pek çok ışın ve pek çok yansıma olduğu için, damlacığın her tarafından adeta dışarı fışkıran, pek çok da basit renkte ışın vardır. Buraya kadar iyi. Ama saf renklerin iç içe nasıl düzgün daire şeklinde sıralanarak oluşabildiğini açıklayamadık henüz. Göğün bakmakta olduğumuz kısmında, etrafa her yönde, her renkte ışınlar saçan sayısız damlacık varken, nasıl oluyor da bazı “özel” damlacıklar sıralanarak, gökkuşağı görüntüsü vermek üzere “bizi” seçiyor? Cevap basit, ama açıklanması biraz karışık. Kırılma sonucunda bileşik bir ışık ışını saf renk bileşenlerine ayrışır. Bu, kırılma indeksinin ışığın dalga boyuna bağlı olmasından ileri gelir. Bir saydam ortamdan diğerine geçen ışının yönü, kısa dalga boyunda uzun dalga boyunda olduğundan daha fazla sapar. Böylece, kırmızıdan mora bütün bileşenler dar bir yelpaze oluşturur; prizmada olduğu gibi. Damlacığa giren ışınla, belirli bir sayıda iç yansımadan sonra dışarı çıkan, renklerine ayrışmış fakat zayıflamış ışın genellikle aynı yönde olmaz; bunların arasındaki, “sapma açısı” diyebileceğimiz yön değişikliğini ele alalım. Damlaya giren ışının geliş açısı (ışının damlacık yüzeyine dik yönle yaptığı açı) 90° den başlayarak azaldıkça, sapma açısı da önce azalıyor; en düşük bir değere eriştikten sonra tekrar artmaya başlıyor.

PERSPEKTİF

İnş.Müh. Murat YILDIZ

BULGAR KÜLTÜRÜNE TÜRK ETKİLERİ

İşte bu kritik dönüş noktasında, oldukça geniş bir açısal yelpaze içinden gelerek damlacık üzerine düşen fazla miktarda Güneş ışını, hemen hemen aynı (en düşük) sapmayı gerçekleştirdikleri için, birbirlerini destekleyerek kuvvetli bir huzme oluşturabiliyorlar. Bu huzmeleri gözümüze erişen bütün damlacıklar ise, Güneş’le gözümüzü birleştiren eksen etrafında, tepe yarı açısı en küçük sapma açısı olan bir koni üzerinde bulunuyor. Böylece renkli huzme, sanki tam tepe noktasından seyredilen bir koni yüzeyi gibi, yani bir daire yayı şeklinde görünüyor; bu yüzden belki de gökkuşağına “renk konisi” demek daha doğru olurdu. Görüldüğü sanılan dairenin tam merkezinde de başımızın Güneş ışığı altındaki gölgesi bulunur (tabii bir yere gölgesi düşüyorsa). Şimdi, havadaki kırılma indeksi 1.33 olan bir su damlacığını daha yakından ele alabiliriz. Damlacık içinde sadece bir defa yansıdıktan sonra dışarı çıkan ışınlar, yaklaşık 42° lik bir koni ile ilk gökkuşağını; iki defa yansıdıktan sonra çıkanlar ise 52° lik bir koni olarak daha dıştaki ikinci gökkuşağını verir. Biraz dikkatli bir inceleme, renk sıralamasının ilk kuşakta içte mor dışta kırmızı; ikincide içte kırmızı dışta mor olacağını gösterir. Damlacık içindeki yansıma sayısı arttıkça, oluşacak her yeni kuşağın eni daha genişlerken, renkleri gittikçe zayıflar. Üçüncü ve dördüncü kuşaklar, sadece daha zayıf olmakla kalmayıp ayrıca Güneş tarafında oluştukları için, daha sonrakiler ise görülemeyecek kadar zayıf oldukları için, ikiden fazla gökkuşağı görmek herhalde kimseye nasip olmamıştır. Böylece, ikincisi biraz nazlı görünen iki taneyle sınırlı da olsa, herkesin tamamen kendine ait bir gökkuşağı takımı olduğu ortaya çıkıyor. İkimiz de aynı şekilde görsek, hatta birbirimize “göstersek” bile, benim gökkuşağımı sizin, sizinkini benim görmemiz mümkün değil; çünkü iki ayrı gözün aynı anda aynı noktadan bakmasına izin yok. Sivri ucu daima gözümüzden başlayan ve bizden hiç ayrılmayan, kişisel renk konilerimiz, yani gökkuşaklarımız, daima bizimle birlikte hareket edecekler, açıları hep aynı kalacak; yani “gökkuşağı altından geçme” fantezisi hiçbir zaman gerçekleşemeyecek.

Bulgaristan topraklarına varlığını taşımış ve bugüne dek sürdürebilmiş olan Türk kültürü, yüzyılları kapsayan bir süreçte doğal olarak yaşadığı bu coğrafyanın insanını, insanın ortaya koyduğu maddî ve manevî kültür ürünlerini etkilemiştir. Manevî etkiler, örf, âdet ve geleneklerin yaşama geçirilmesinde kendini göstermiştir; dil, edebiyat ve sanat ürünleri manevî etkilenmenin dışa vurumu biçiminde değerlendirilebilecek maddî etkilenmeyi yansıtmışlardır. Türk kültürü yüzyıllar boyunca Bulgaristan kültürünü besleyen en önemli kaynaktır. Türk halk kültürü Bulgaristan’da Türk kimliğinin oluşmasını sağlayan en önemli alt yapı kurumu olmuştur. Türkülerden atasözlerine, mani dörtlüklerinden tekerlemelere kadar Türk dünyasıyla benzerlik gösteren bu kültür hazineleri daha uzun yıllar Bulgaristan’daki Türklerin kimliklerinin belirlenmesinde büyük rol oynamaya devam edecektir. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen İslâmiyet’le Anadolu’da yeniden şekillenen ve oradan Avrupa ortalarına giden Türk kültürü, Bulgaristan’da yerli halkın kültürünü etkilemiş, onlardan da etkilenmiştir. Kültür, doğası gereği değişkendir. Gelenek zaman boyutunda başka bir geleneğe dönüşür. Halk kültürü ögeleri bir milletin meydana getirdiği kültürel değerlerin bütünüdür. Halk kültürü ürünleri yaşadığı toplumun dokusu, milletin söz sanatındaki sembolüdür. Bulgaristan’daki Türk kültürü, tarihsel açıdan bir geleneğin devamıdır. Osmanlı Türklerinin, Bulgaristan’a egemen olmalarıyla başlayan siyasal bütünleşme sonrası kültür kurumlarının işlemesiyle kültürel bütünleşme sağlamıştır. Kültür kaynaklarının Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Bulgaristan’a uzanan çağlar boyu devam eden süreçte Bulgaristan’ın Türk kültürünü şekillendirici bir etkisi vardır. Bulgaristan Osmanlıların eline geçtikten sonra Bulgar halkının yaşama biçimleri, gelenek görenekleri, kültürleri; Türk dilinin yaygınlaşması, cami, hamam, medrese, tekke, türbe, çeşme, köprü, kervansaray vb. Osmanlı eserlerinin hızla inşa edilmesiyle değişime uğramıştır. Türklerle, Türk diliyle, Türk kültürüyle iç içe yaşayan Bulgar halkı Türk kültüründen etkilenmişlerdir. Türkler doğal olarak Balkanlardaki ve bu kapsamda Bulgaristan’daki yerli topluluklardan etkilenmişlerdir. Ancak Türklerin yönetici kesim olarak kendi etkileri daha büyük olmuştur. Fransız Georges Castellan, XIV –XVIII. yüzyıllar arasında Balkan halklarının dil ve dinlerini değiştirmeden Türk usulü yaşadıklarını belirtmekle yetinmez, şunları da ekler: O dönemin Suphi Saatcı; “Kerkük İle Kıbrıs ve Balkanlarda yaşayan Türk Topluluklarının Edebiyatları Arasında Var Olan Benzerlikleri”

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin Faaliyetlerinden Görüntüler

Azerbaycan Mil etvekili Ganira PAŞAEVA

Sultangazi Belediye Başkanı Cahit Altunay

Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu

TRT İzmir Müdüründen Plaket taktimi ederken

14.Türk Boyları Kültür Şoleninde-BULTÜRK

Sultanahmet Cami İmamı ile birlikte, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Adayı ile birlikte

Kıpçak papazı ve Moldava milletvekili Oleg Harizan

Rafet ULUTURK, KKTC-Prof.Dr.Ata ATUN ve Mustafa K.MAHDUN-Afganistan

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Bayrampaşa Belediye Başkanı Sn.Atila AYDINER ve İlçe Bşk.Cemil YILDIZ Derneğimizi ziyaret ederek Bulgaristanlıların problemlerini ve BULTÜRK faaliyetleri dinledi ve çözüm konusunda yardımcı olacağını söz verdi

BULTÜRK’te AK Parti Bayrampaşa İlçe Başkanı Cemil YILDIZ Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila AYDINER BULTÜRK’te

Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila AYDINER BULTÜRK’te BULTÜRK’te AK Parti Bayrampaşa İlçe Başkanı Cemil YILDIZ

Bulgarlara ibretlik olarak Ruslardan bırakılan Minare

Kubrat Han’ın kurduğu ilk Büyük Bulgarya Hanlığı’nın 640 yılında Hazarlar tarafından mağlub edilmesi sonucu Ön bulgarlar iki büyük kola ayrılıp karadeniz’in kuzeyinde ki eski memleketlerini terk etmişlerdir. Kubrat’in oğlu Asparuh ile güneybatıya göç eden kol Balkanlar’da kurdukları Birinci Bulgar Devleti günümüzün Bulgaristan’ının temeli olurken, Kotrak Han ile kuzeye göç edenler İdil Nehri’ne bitişik bir hanlık kurarak İdil Bulgarlarını oluşturmuşlardır. Ön bulgarların, Kubrat’ın diğer bir oğlu olan Batbayan’ın yanında kalan bölümü, Hazarların kontrölü altında yaşamayı kabul etmişlerdir. Bu yüzden Hazar Kağanlığı’nda kalanlara “Kara bulgar”, ve İdil Bulgarlarına “Ak bulgar” da denilir. Büyük Bulgarya Hanlığı’nın parçalanması üzerine, İtil bölgesine göçen Bulgar kabileleri, ilk zamanlar Hazarlarla dost geçindiler. Beş yüzyıllık tarihi ile sağlam siyasi ve askeri teşkilata sahip oldukları anlaşılmaktadır. Yerleştikleri toprakların verimli olması, ticareti iyi bilmeleri bu devlete güç kattı. Devletin başkenti olan “Bulgar” şehri, 11. ve 12. Yüzyılda Avrupanın en önemli ticaret şehirlerinden biriydi. Bulgar tüccarlar Hazar ülkesinde, Müslüman tüccarlarla karşılaşmaları, İtil Bulgarlarının 10. yüzyılda İslam dinini benimsemelerinde etkili olmuştur. Bulgar Hakanı Almuş; 920 yılında halife El-Muktedir’den ülkesine din adamları ile mescit inşası için mimarlar göndermesini istedi. İtil Bulgarları, İslamiyeti kabul etmeye başladılar. Almış Han İslam dinini benimsedikten sonra Cäğfär bine Ğabdulla (‫جعفر ابن عبداهلل‬, Ja’afar ibn Abdullah) ismini almıştır. İdil Bulgarları’nın bağımsız bir devlet kurmaları, Rus Çarı I. Svyatoslav 966 yılında Peçenekleri mağlup edip Hazar Kağanlığı’nı da dağıtmasına kadar beklemiştir. İdil Bulgarları 922 yılında, Alamuş Han’ın (Almuş, Almas, Almış) hükümdarlığı sırasında İslam’a geçmişlerdir. Alamuş Han, bir kale yapımı içim Bağdat’taki El Muktedir halifesinden yardım istemiş, ve halife, kale mimarları ile birlikte din adamlarıda gönderip, İslama geçişini kale yapımı yardımı için şart kılmıştır. Böylece İdil Bulgarları, daha Karahanlılardan bile önce toplu halde İslama geçerek, ilk toplu İslama geçen Türk halkı olmuşlardır.[kaynak belirtilmeli] İdil Bulgarlarının müslüman olmasından dolayı, daha güneyde bulunan islami halklarla iletişimleri ve alışveriş-

leri artmış, ve böylece arap ülkelerinden Ruslara giden lüks malların ticaretini kontröl etmeye başlamışlardır. İdil Bulgarları başarılı bir tarımcılık geliştirip, Bolgar, Bilar (2’nci başkentleri), Suar (Suvar), Kaşan, Çükätav (Juketav), Aşlı (Oshel), Tuxcın (Tukçın), İbrahim (Bryakhimov) ve Tavile gibi birçok kentler kurmuşlardır. Ayrıca birçok Camii’ler ve kervansaraylar inşa etmişlerdir. 10’ncu yüzyıla kadar hala, en azından yaz aylarında tahta evleri terk edip çadırlarda oturmuş oldukları bilinir. İdil Bulgarları için en mühim komşuları, Hazar hanlığının 966 yılında yıkılmasından sonra Ruslar ve Peçenekler olmuşlardır. 11’nci yüzyılın ortalarında İdil Nehrinin güneyinde yaşamış olan Peçeneklerin yerini Kipçaklar (ya da Kumanlar) almıştır. 1006 yılında İdil Bulgarları, ticari amaçlardan dolayı ilk kez Ruslarla diplomatik bağlantılar kurmuşlardır. İbrahim Han döneminde (1006-1025) bu bağlantılar Horasan’a kadar uzanmışdır. 12’nci yüzyılda ama Rus prensleri Bulgar tüccarlarının yolunu kestirip onları soydurdukları ve hatta onlara işkence ettirdikleri için, Ruslar ile aralarında ciddi sorunlar yaşanmışdır. 1117 yılında Prens Yuri Dolgoruki (hükümdarlık süresi: 1125-1157) ve Kipçak Han’ı Ayepa arasında bir birleşme anlaşması gerçekleşmişdir. Bulgarlar ama Ayepa Han’ı ve diğer Prensleri zehirliyerek bu anlaşmayı dağıtmayı başarmışlardır. Andrei Bogoljubski (hük. 1157-1174) hükümdarlık zamanında İdil Bulgarlarına saldırmış ve devletlerini tekrar tehtit etmişdir. Ruslara karşı sürdürülen bu savaşların birisi Gadbulla Çelbir Han (hük. 1178-1225) zamanında gerçekleşmiş ve bundan kısa süre sonra Moğollar Kalka’yı yağmalamalarından dönüşlerinde İdil Bulgarları ülkesini basmışlardır. Moğolların gücü artması devam sürdükçe İdil Bulgarları devletinin sonu kaçınılmaz olmaya başlamışdır. 1236 yılının sonbaharında Batu Han gelmişdir; İdil Nehri’nin civarında Ruslara karşı saldırmak için toplanan dev ordusu Bolgar kentini talan etmişdir. Böylece büyük bir katliam ile İdil Bulgarları hanlığının sonu gelmişdir. Hayatta kalan İdil Bulgarları Moğol ordusuna katılmaya zorunlu tutulmuşlardır. Cengiz Han’ın Altın Ordu döneminde İdil Bulgarları toprakları ve inşa ettikleri kentler Cengiz Han’ın aristokratları için bir merkez haline gelmiş ve 14’ncü yüzyıla kadar bu önemini korumuşdur. 1237 yılında Moğol hükümdarı Batuhan tarafından ortadan kaldırdılar. Yüksek medeniyete sahip olan Kazan Bulgarları, Moğolların ve Altınordu Devletinin Türkleşmesine neden oldu. 1399 yılında Rus istilasına uğrayan Bulgar Devleti, Altınordu Devleti yıkılınca 1437 yılından itibaren “Kazan Hanlığı” bünyesinde varlıklarına devam ettiler.

9

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Tarihçesi İstanbul’un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,”olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara’da toplanacağı, Meclis’e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan’ın üyeleri de Ankara’daki Meclis’e katılabileceklerdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri Ankara’daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk yılların anılarını sergiliyor. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan’ın bir kısım üyeleri Ankara’ya geldiler. Ankara’nın o günkü şartları içinde Meclis’in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı. Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan’da yayınladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis’in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu. 23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara’da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii’nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45’de, Ankara’ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı. Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis’in ilk toplantısını açtı. “Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar, İstanbul’un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum.” Bu açılış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da “Büyük Millet Meclisi” olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk’ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” (TBMM) adı kalıcılık kazandı. TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa’yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM’nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. TBMM, açılışından iki gün sonra, sadece yasama değil, yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı. Bu düzenlemeler, TBMM’nin tam bir güçler birliği ilkesini benimsediğini göstermişti. 2 Mayıs 1920’de Bakanlar Kurulunun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı. 11 Bakandan oluşan “Meclis Hükümeti”, 5 Mayıs’da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında ilk toplantısını yaptı. TBMM’nin açılışı ile birlikte, millî egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM’nin iki temel hedefi, kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını gerçekleştirmekti. Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu. 3 Aralık 1920’de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Andlaşması, TBMM’nin yaptığı ilk uluslararası andlaşmaydı. Böylece Doğu cephesi kapandı. 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Andlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak 1921’de Birinci İnönü, 23-31 Mart 1921’de İkinci İnönü

ve 13 Eylül 1921’de Sakarya Zaferleri sonucunda, 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Andlaşması ile Fransızlar savaştan çekildi. Aynı yılın sonunda İtalyanlar da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler.1922 yılında, Yunanistan ve İngiltere dışında, TBMM, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydi,TBMM Orduları, 26 Ağustos 1922’de Büyük Zaferi kazandılar. 9 Eylül’de İzmir kurtarıldı. 18 Eylül’de ise Anadolu’da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti’nin bu başarıları karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya kurtuldu. İtilaf Devletleri, 27 Ekim’de Lozan’da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar. Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Andlaşması 24 Ağustos 1923’de TBMM’de onaylandı. Yeni Türk Devleti, askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu. Atatürk diyor ki: “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” 23 Nisan’ın “Ulusal Egemenlik” ile ilişkisi 23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi’nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı bütün Dünya çocukları birlikte kutlarlar. Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde egemenlik padişaha aitti.Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş dört yıl sürdü. Osmanlı İmparatorluğu’nun de saflarına katılmış olduğu İttifak Devletleri savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre Osmanlı İmparatorluğu da yenil¬miş sayıldı. Bütün ülke İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun’a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun’dan Amasya’ya, oradan Erzurum’a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum’da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla “Ulusu yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir.” ilkesini öne sürdü. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler - günümüzün milletvekilleri - Ankara’da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. İlk Büyük Millet Meclisi’nin toplandığı yapı Ankara’da Ulus Meydanı’ndan istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllarda Türkiye yokluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara’da duyul¬duğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşıyla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Türk ulusu ulusal inancın nelere baş gelebileceğini gösterdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bağımsızlık savaşının öncüsü olan İstiklal Savaşı yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu. 23 Nisan’ın çocuklar açısından önemi 23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk’ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine yabancı ulusların çocukları da katılır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. “Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.” diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan’da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir. Her 23 Nisan’da bütün Türkiye bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuşmalar yaparlar, şiirler okurlar.

10 SAĞLIK KÖŞESİ

Özkan HACIOĞLU

29 MAYIS 1453 İSTANBUL’UN FETHİ

İstanbul’un Alınma Sebepleri 1.Rumeli topraklarının güvenliğini sağlamak 2.Rumeli fetihlerini kolaylaştırmak 3.Bizans’ın Anadolu ve Rumeli arasındaki bağlantıyı kesmesini önlemek 4.Bizans’ın Avrupalıları , Anadolu Beyliklerini ve şehzadeleri kışkırtmasını önlemek 5.Hz. Muhammed ‘in (sav) hadisi 6.Boğazlardan geçen ticaret yollarının güvenliğini sağlamak 7.Hıristiyan dünyasının doğudaki en güçlü kalesini ortadan kaldırmak. İstanbul’un Alınmasını Geciktiren Sebepler 1 . B i z a n s s i y a s e t i 2.Rum ateşi(Grejuva) 3.Avrupa’nın yardımı 4 . G ü ç l ü s u r l a r F e t i h İ ç i n Ya p ı l a n H a z ı r l ı k l a r 1.Kahraman oğulları etkisiz hale getirildi 2.Y.Beyazıt’ın yaptırdığı Anadolu hisarının karşısına Rumeli hisarını yaptırdı 3 . Av r u p a ’ d a n gelebilecek tehditlere karşı tedbirler aldı 4.Büyük toplar(şahi) ve havan topları yaptırdı. 5.400 parçalık bir donanma oluşturdu Fethin Türk tarihi Açısından Önemi (Sonuçları) 1.Osmanlı Devleti imparatorluk oldu 2.İstanbul başkent oldu 3.Devletin gücü ve otoritesi arttı 4.Türklerin, Balkanlarda ilerlemesi kolaylaştı 5.Boğazdan geçen ticaret yolları Osmanlının eline geçti 6.Anadolu ve Rumeli topraklarının güvenliği sağlandı 7.Denizciliğe önem verildi 8.Osmanlı devlet yönetiminde değişiklikler oldu 9.Boğazların savunulması kolaylaştı Fethin Dünya Tarihi İçin Önemi 1.Fetihte kullanılan topların ,Avrupa da örnek alınmasıyla Dere beylik (feodalite) yıkıldı. Krallıklar güçlendi 2.İpek yolunun ele geçmesiyle Avrupa yeni yollar aramaya başladı(coğrafi keşifler) 3.Bizans’tan kaçan bilim adamları İtalya’ ya giderek Eski yunan ve Roma kültürünü canlandırarak Rönesans’ın doğmasına ön ayak oldular. 4.Bizans(Doğu roma) sona erdi 5.Orta çağ bitti, yeni çağ başladı 6.Ortodokslar, Osmanlı himayesine alınarak Avrupa Hıristiyan birliği bozuldu.

Almanya’da doktor hataları binlerce can aldı

Almanya’da 1 yılda doktor hataları ve tıbbî ürünlerde yetersizlik nedeniyle en az 1712 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Alman televizyon kanalları verilerin Almanya Sağlık Bakanlığı tarafından Almanya Federal İstatistik Dairesi’nden alınan bilgilerle yayınlandığını aktardı. Almanya’da 2010 yılında doktor hatası ve tıbbî ürünlerdeki yetersizlikler nedeniyle ölenlerin sayısının yüzde 35 oranında arttığı belirlendi. Özellikle doktorların yaptığı hatalar nedeniyle kurtardılamayan hasta sayısı 2009’da 551 olduğu halde 2010’da 944’e yükseldi. Almanya’da sık görülen hasta ölüm nedenleri arasında, yetersiz dezenfeksiyon, nakledilen organların hastanın vücudu tarafından kabul edilmemesi ve protez takılması sırasındaki komplikasyonlar olarak sıralandı. Açıklamayara göre hastane veya sağlık kuruluşlarındaki dezenfeksiyon sorunu nedeniyle ölenlerin sayısı 410 olarak belirlendi. Ameliyat dikişlerinin gerektiği gibi yapılmaması nedeniyle de 61 hasta kurtarılamadı. Ameliyatlarda yanlış kesim nedeniyle 47 veya endoskopi sırasındaki hatalar nedeniyle 33 hasta öldü. Bonn’da bulunan Hasta Güvenliği Eylem Birliği isimli derneğin genel sekreteri Hardy Müller, Deutche Welle’de ‘Bu rakamlar buz dağının görünen bölümü’ derken resmî istatistiklerde her ölümün kaydedilmediğini, yılda yaklaşık 17 bin kişinin doktor hatası nedeniyle yaşamını yitirdiğini tahmin ettiklerini söyledi. Alman Tabipler Odası Başkanı Frank Ulrich Montgomery ise, ölüm nedenlerine ilişkin istatistiklerin dikkatle tutulmasını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Organ nakli sırasında görünebilecek sorunların hastaya önceden bildirildiğini belirten Montgomery, hastanelerdeki hijyenik yetersizliklerin alt yapıya ilişkin bir sorun olduğunu, doktor hatası olmadığını bildirdi. Öte yandan Almanya’da hastane koşullarından şikayetçi olan hastaların sayısının son dönemde önemli ölçüde arttığı vurgulandı.

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Asiad Üyeleri Bulgaristan’dan Eli Dolu Döndü

Aydın Sanayici ve İşadamları Derneği (ASİAD) üyelerinin gerçekleştirdiği Bulgaristan’ın Sofya ve Burgaz şehirlerine 20-22 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Türkiye-Bulgaristan Ticaret ve Yatırım Heyeti programına katılan 20 ASİAD üyesi İşadamı... Aydın Sanayici ve İşadamları Derneği (ASİAD) üyelerinin gerçekleştirdiği Bulgaristan’ın Sofya ve Burgaz şehirlerine 20-22 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Türkiye-Bulgaristan Ticaret ve Yatırım Heyeti programına katılan 20 ASİAD üyesi İşadamı anlaşmalarla döndü. Sofya Dedeman Otelde gerçekleştirilen ticaret forumuna Avrupa Parlamentosu Milletvekili Metin Kazak, Türk-Bulgar Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Stoyan Stalev, Bulgaristan Türkiye Ticari Ateşesi Ertan Demiray ve 200 işadamı katıldı. ASİAD olarak Dünya’nın çok farklı coğrafyalarına organizasyon gerçekleştirdiklerini ifade eden ASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Semih Menzilci, “Dernek olarak yurt dışına götürdüğümüz heyetlerin organizasyonlarını çok önemsiyoruz. Avrupa Birliğinin en genç üyesi Bulgaristan’dayız. Türk Müteşebbisi olarak Dünyanın hangi ülkesinde ticaret var ise oraya gitmeyi ve ürünlerimizi pazarlamayı karşılıklı alışverişi geliştirmeyi hedefliyoruz. Ancak bu sayede 2023 yılı için konulan 500 Milyar Dolarlık ticaret hacmine ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Bulgaristan’ın Sofya ve Burgaz şehirlerine gerçekleştirdiğimiz bu gezi ile de birçok işadamı arkadaşım anlaşmalar yaptı ve ön görüşmeler gerçekleştirdi. Bulgaristan’ın komşumuz olması lojistik anlamında maliyet düşük olacaktır. Avrupa Birliği ülkelerine giriş noktasında olması ve gümrük birliği ile AB ülkelerine ihracat hacmimizi artıracaktır. Makine imalatından, Tarım ekipmanları, gıda ürünleri, İnşaat ve yapı malzemeleri sektörlerinde katılan üyelerimiz olumlu görüşmeler yaptılar. Ülkenin büyük bir bölümün tarıma elverişli arazilerden oluşuyor. Yağmurlu bir iklim kuşağında olması ürünlerin sulanmasını gerektirmiyor. Karade-

niz sahillerinin turizm açısından aranan mekanlar arasındadır. Çok büyük sahillerin olması Avrupalılar için tercih edilen turizm mekanlarındandır. Burgaz’da Alışveriş merkezleri ve yeni otellere ihtiyaç olduğunu hissettik” dedi. Forumda konuşma yapan AB Parlamentosu Milletvekili Metin Kazak da, “Bulgaristan yakın coğrafya da bir pazar. AB Üyesi olduktan sonra almış olduğu fonlarla ekonomik olarak yeni gelişmeye başlıyor ve birçok fırsatı bünyesinde barındırıyor. Burada devlet ekonominin kalkınması ve gelişmesi için birçok kolaylık sağlıyor. Örneğin gelir vergisi oranı yüzde 10 olarak tutulup ticaret cazip hale getiriliyor. İki ülke arasında gerçekleştirilecek ticaretin her geçen gün daha verimli ve Yükselen bir ivme ile devam edeceğini düşünüyorum” diye konuştu. Metin Kazak’ın ardından söz alan TürkBulgar Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Stoyan Stalev ise, şunları söyledi: “2007 yılından itibaren Bulgaristan’ın AB üyeliği ve Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğine dahil olması, bu nedenle ikili ticarette gümrük vergilerinin sıfırlanması, Bulgaristan’da kurumlar ve gelir vergisi oranlarının yüzde 10’a düşmesi gibi gelişmeler nedeniyle Bulgaristan’ı Türk yatırımcıları gözünde cazip kılan özellikler daha da artmıştır. Ben bu gelişinizi ekonomik olarak çok önemsiyor ve olumlu sonuçlar çıkacağını ümit ediyorum. Bu geliş gidişlerin artması, beraberinde ticaret hacminin genişlemesine neden olacaktır. Bu organizasyonu gerçekleştiren ASİAD heyetine çok teşekkür ediyorum”dedi. SONUÇLANAN GÖRÜŞMELERDEN BAZILARI

Organizasyona Aydın dan katılan Mesa Kazan Yönetim Kurulu Başkanı Salih Özder yapmış olduğu görüşmeler neticesinde Bulgaristan da süt ve süt ürünleri üretimi yapan bir firmaya kazan konusunda prensip anlaşması yaptılar. Önümüzdeki günlerde gerçekleştirecekleri ziyaretler ile yapılacak kazanların özellikleri ile siparişlerini almayı hedefliyorlar. Bu sayede yeni kazanımlar ve kapılar açacaklarını hedefliyor. Organizasyona Nazilli’den katılan Sare İncir İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Pekel yanında götürdüğü numuneleri tadan gıda sektörü temsilcileri ile ön görüşme yaptı. Daha önceden yaptığı ihracata ilave olarak farklı gıda ürünlerinin de tedarik etmelerini istediler. İlerleyen günlerde birkaç firmayı Nazilli de ağırlayacak ve anlaşma imzalayacak. İç mekan kapıları üretimi yapan ASDOR İç mekan kapıları Yönetim kurulu Başkanı Semih Menzilci yeni konut alanlarının oluştuğunu inşaat sektörünün açıldığını yeni kapı modellerini sunduğunu belitti. Burgaz’a Alışveriş Merkezi İnşa Edecek olan Karakaşlar Group İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Karakaş Burgaz da 15 milyon dolarlık bir yatırım yaparak alışveriş merkezleri kuracak. Ön görüşmeleri yapılan ve fizibilite çalışmalarına başlanan yatırımın 1 yıl içerisinde başlaması planlanıyor.

Ayak Sağlığı ve İnsanlık Hata Yapıyor Bakım Merkezi Ayak Sağlığı ve Bakım Merkezi sizlere daha yakın; internet sitemiz yardımıyla bizi daha yakından tanıyabilirsiniz. Ayak bakımı Merkezimizde normal ayak bakımının yanında medikal ayak bakımı da yapılmaktadır. Burada yapılan bazı bakımlar şunlardır: E.Posta:ulkuorl@gmail.com

Batık tırnak bakımı, Nasır bakımı, Medikal problemsiz ayak bakımı, Tırnak mantarı, Diyabetli hasta ayak bakımı, Ortopedik tabanlık uygulamaları Adres:Bağdat Caddesi Ay Apartmanı No:372 Kat: 3 Daire: 21 34740 Şaşkınbakkal / İST.

İrtibat;0216 363-47-01 Telefon: http://www.ayaksagligimerkezi.com/ E-Posta:podiatri@podiatri.com

Doç. Dr. Çağatay Üstün: Günümüzde insan tarafından canlılara zarar verme eylemlerinin hâlâ sürdürülüyor olması onun düğalistik (ikicilik yanlısı) yönlerine işaret etmektedir. İnsan sadece kendi açısından mükemmeli oluşturma arzusu içinde bu gerçekle yalan arasındaki dünyada hedefini bencillikten yana belirlemiştir. Buna göre, önce kendisi vardır sonra efendisi olduğunu iddia ettiği canlılar. Bu, çok yanlış ve yanlı bir bakış açısıdır. İnsan yaşamına olduğu kadar hayvanların ve doğadaki bitki örtüsünün yaşamına da saygı duyulmasının gerekliliği bile tartışılamaz. Zorla yada geleneksellikten geldiği iddia edilen bir tutumla dövüştürülen hayvanlar ve bunu seyrederek eğlenen (!) insanlar, avlanmayı bir tür spor (!) gibi göstererek elinde silahla av hayvanlarının peşine düşmüş kişiler, hayvanat bahçelerinde sergilenmek için esir edilmiş hayvanlar, sirklerde varlıklarının dışında hareketler yapmaya zorlanmış, terbiye edilmiş hayvanlar, dolphinaryumlarda kendi doğal ortamlarından çok daha kötü bir ortamda yaşatılan yunuslar ve balinalar, hatta gündelik apartman yaşam tarzında yaşaması mümkün olmadığı halde hayvan sevgisi (!) yaklaşımına sığınılarak beslenmesi istenen canlılar… Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Canlıları rahat bırakmayan insanoğlu kendisiyle de barışık olmadığını fark etmeyecek midir? İnsanın sadece kendi yaşama gereksinimlerine odaklı bir düzenin ifade edebileceği ne olabilir ki? İnsan olma saygınlığının yitirilmesinin arkasında aslında büyük çelişkilerin bulunduğunu kabul etmeliyiz. Bugün için yaşanan doğa ve canlıların sömürüsü, onlara uygulanan tek yönlü ve taraflı şiddet belki de hatanın en üzücü sonuçlarını gösteriyor. Immanuel Kant’ın Töreler Metafiziğinden alıntı buna değinmektedir: “Canlı, fakat aklı olmayan yaratıkların kesilişine bakıldığında, insanın kendine olan görevi, hayvanlara zorbalık ve

şiddetle davranmama görevine son derece karşı durmaktadır, çünkü bundan dolayı insanın onlara acıma duyguları azalmakta, böylelikle başka insanlarla olan ilişkilerinde de çok önemli bir erdem olan ahlak zayıflamakta, yavaş yavaş yok olmaktadır. Yaşlı bir at ya da köpeğin uzun yıllar verdiği hizmet karşılığında oluşan minnettarlık, dolaylı olarak, yani bu hayvanlara bakış açısı olarak, insanın görevleri içindedir, düz bakış açısıyla ise bu her zaman insanın insana karşı görevidir.” Kant, hayvanlara karşı insanlık dışı bir davranışın insanı hamlaştırdığı, sonunda da türdeşlerine uyguladığı davranışı yansıttığı için, insanın hayvanlara karşı insani bir davranışta bulunmasını ister. Hayvan haklarını savunan Arthur Schopenhauer ise insanı merkeze alan görüşünü şöyle açıklar: Tüm canlılara karşı sınırsız bir acıma duygusu, ahlaki içtenliğin en değişmez ve güvenilir garantisidir. Bu duyguyu içinde taşıyan, kesinlikle kimseyi yaralamayacak, kimseyi sınırlandırmayacak, kimseyi incitmeyecek, aksine herkesi hoş ve mazur görecek, herkese elinden geldiği kadar yardım edecek ve tüm davranışları adaletin ve insan sevgisinin etkisini taşıyacaktır.” Bilimsel anlamda hayvanların da belli bir zeka seviyesi olduğu, acı, korku, sevinç, keder, özlem ve samimi duygular beslediği; ağaçların da hayvanlardan farklılıkları olmasına rağmen birer canlı olduğu kanıtlanmışken, insanın özensiz yaklaşım ve tutumlarının anlamı nedir? Neye karşıdır bu acımasızlık? Bunların sıklıkla irdelenmesi gerekmektedir. İnsanlık bu konuda hata yaptığı gerçeğini itiraf edecektir hiç şüphesiz. Ancak ondan sonra doğrusunu gerçekleştirmek için büyük bir adım atmaya hazırlanacağız. Her Şeye Rağmen Etik projesi doğal çevreye ve hayvanlara karşı tüm insanlığı duyarlı olmaya davet ediyor. Bunun için gerek yerel yönetimler anlamında gerekse de düzenlenecek düzenlenecek bilgilendirmek için hazır olduğumuzu bilmenizi isterim.

Bulgaristan Türklerinin Sesi 11

Güneş enerjisiyle çevre dostu denizcilik

Uzaktan bakıldığında rıhtıma yanaşan mavili yeşilli deniz taşıtı, Hong Kong ile çevresindeki adalar ve yarımada arasında mekik dokuyan çok sayıdaki taşıttan farksız görünüyor. Ama yolcular inmeye başlarken yakından bakıldığında, motor, tekne, vapur ve feribotlarda duymaya alıştığımız makine gürültüsünün olmadığı farkediliyor ve sadece çok hafif bir vınlama duyuluyor. Tepedeyse parıldayan güneş enerjisi panelleri göze çarpıyor. Solar Eagle ve benzeri üç deniz taşıtı, golf meraklılarını denizden, golf sahasının bulunduğu adaya taşıyor. Dünyadaki ilk hibrit deniz taşıtları filosunu oluşturan bu taşıtlar, gelecekte denizciliği ve deniz yoluyla ulaşımı değiştirebilecek teknolojinin ticari kanıtları... Otomobillerde kullanılan türdeki bu teknoloji Avustralya şirketi Solar Sailor tarafından geliştirildi. Güneş enerjisi panelleriyle üretilen ve bataryada toplanan elektrik, deniz taşıtının limana girişi ve çıkışı sırasında motorun çalıştırılmasını sağlıyor. Deniz taşıtı okyanusa çıktığında ve motorun daha güçlü şekilde kullanılması gerektiğinde mazot devreye giriyor. Robert Dane, Solar Sailor “Bence 50 ile 100 yıl içinde tüm gemi ve teknelerde güneş enerjisiyle çalışan yelkenler olacak.” Filodaki taşıtlardan Solar

Albatross’ta güneş enerjisi panellerle kaplı iki yelken bulunuyor. Bunlar, fosil yakıtlarına bağımlılığı azaltmak için hem güneş ışınlarının, hem de rüzgârın enerjiye dönüştürülmesinde kullanılabiliyor. Solar Sailor’ın kurucusu Robert Dane, bu teknolojinin gemi ve tekne sahiplerine büyük yakıt tasarrufu sağlayacağını ve sıradan vapurlardan lüks süper-yatlara, demir gibi ağır yük taşıyan gemilerden donanmaya ait devriye gemilerine kadar, her boyut ve türdeki deniz taşıtlarında kullanılabileceğini belirtiyor. 50 ile 100 yıl içinde tüm gemilerde güneş enerjisi panelli yelkenler bulunacağını söyleyen Robert Dane, “Aslında son derece akılcı birşey bu. Denizin ortasındasınız, her tarafınızda ışınlar yansıyor, rüzgâr esiyor.” diyor. Hong Kong’daki filoda işletilen deniz taşıtlarından üçü 2010 yılında hizmete girmiş; Solar Albatross ise geçen yıl yolcu taşımaya başlamış. Şanghay ve Sidney’deki iki deniz taşıtında da güneş enerjisinden yararlanılıyor. Gelecekte bu teknolojinin yaygınlaşacağından ve satışların artacağından umutlu olan Robert Dane, 1880 yılından bu yana Victoria Körfezi’nde mekik dokuyan, Hong Kong’un simgesi haline gelmiş vapurlardan birine, güneş enerjisi panelleri yerleştirilmesi için görüşmelere başlandığını da ekliyor.

Türk Amerikan İşadamları Derneği Heyeti Bulgaristan’da

Türk Amerikan İşadamları Derneği (TABA), Amerikan Ticaret Odası Türkiye Ofisi ve Bulgaristan Amerikan Ticaret Odası işbirliği ile Sofya’da düzenlenen konferansta Bulgaristan ile Türkiye arasındaki stratejik ekonomik ortaklık masaya yatırıldı. Sofia Sheraton otelinde düzenlenen ve açılışında konuşan Bulgaristan Dışişleri Bakanı Nikolay Mladenov, ‘’Askeri sanayialanındaTürkiyeileçokbaşarılıişbirliğiyapabiliriz’’dedi. -Askeri işbirliği Türkiye ile Bulgaristan’ın savunma ve dışişleri bakanlarının yaptığı son ortak toplantıdan ‘’çok verilimli sonuç alındığını’’ ifade eden Mladenov, ‘’Askeri sanayi alanında Türkiye ile çok başarılı işbirliği yapabiliriz’’ diye konuştu. Bu alandaki işbirliğin önünü açacak, tasnifli bilgi mübadele alanında bir anlaşma imzalandığını kaydeden Mladenov, askeri optik sanayi, mayın kontrol ve Rus yapımı helikopter onarımı konularında işbirliği potansiyelinin bulunduğunu söyledi. Bakan Mladenov, Türkiye ile Bulgaristan arasında enerji alanında yapılabilecek işbirliğinin de Avrupa’nın enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine önemli katkıda bulanabileceğini belirtti. - Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail AramazTürkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail Aramaz da Bulgaristan ile Türkiye ilişkilerinin olumlu gidişatından duyduğu memnuniyetini dile getirerek, ‘’Altyapı projelerinin geliştirilmesi ikili ilişkilere daha da ivme kazandıracaktır’’ dedi. Bu alanda iki ülke arasında büyük bir potansiyelin bulunduğunu ifade eden Aramaz, mayıs ya da haziran ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bulgaristan’ı ziyaret etmesinin planlandığını duyurdu. Büyükelçi Aramaz, Bulgaristan’ın Karadeniz sahilindeki Varna kentine yapılması planlanan ziyaret sırasındaki görüşmelerin ikili ilişkilerde kilit önem taşıyan bazı altyapı projelerine odaklanacağını kaydetti. Türkiye’nin hızlı tren projesi konusunda da bilgi veren Aramaz, saatte 310 kilometre sürat yapacak demiryolu hattının 2018 yılında Türkiye’nin Avrupa sınırından Suriye sınırına kadar uzanacağını açıkladı. Büyükelçi Aramaz, ‘’Biz dostlarımızı seçeriz, komşularımızı seçemeyiz. Bulgaristan ile hem komşu hem de dost olmak istiyoruz’’ ifadesini kullandı.

Türk mermeri, Milano’da

İstanbul ve Ege İhracatçı Birlikleri 9 tasarımcı tarafından gerçekleştirilen eserlerle Milano Tasarım Haftası’na katıldı. İstanbul Maden İhracatçıları Birliği’nden (İMMİB) yapılan açıklamaya göre, Türk mermeri, dünyanın moda ve tasarım başkenti Milano Tasarım Haftası’nda çok özel bir sergiye imza attı. Milano Tasarım Haftası’nın kalbi Zona Tortona’da 17-22 Nisan tarihleri arasında izleyiciyle buluşan ve “Ve mermer dedi ki: Yol seni değiştirir” adlı sergide, dünyaca ünlü Türk ve yabancı 9 tasarımcının Anadolu mermeri ile yaptıkları “yolculuk” temalı tasarımlar sergilendi. Türkiye’den Emre Arolat, Can Yalman, Ayşe Birsel (BirselSeck) ve serginin küratörlüğünü de üstlenen Demirden Design’in tasarımlarının bulunduğu sergide, dünyanın önde gelen tasarımcıları İspanyol ikili El Ultimo Grito, Richard Hutten, Werner Aisslinger, Alfredo Häberli ve James Irvine de eserleriyle yer aldı. Mermerin “hikaye anlatıcı” rolünü üstlendiği serginin mekan tasarımı, kurumsal kimlik ve küratörlüğünü İstanbullu tasarım stüdyosu Demirden Design gerçekleştirdi. Tasarım Haftası’nda etkinlikleri 6 gün boyunca şehir merkezindeki Zona Tortona’nın sokaklarında gerçekleştirildi. Thus Spoke the Marble Sergisi’nin mekanı ise Zona Tortona’nın tapınağı haline gelen Superstudio Piu binası oldu. Sergi, Superstudio Piu binasının Sanat Bahçesi’nde, 900 metrekarelik açık alandaki dokuz platform üzerinde yapılandırılmış büyüleyici bir alanda ziyaretçileri karşıladı. Sergi kapsamında, her tasarımcı hayat yolculuğu boyunca insanları şekillendiren duyguları, 12 metrekarelik platformlar üzerine işledi. Tasarımcılar, Anadolu mermerinin mimarideki özgün ve yaratıcı kullanımına yöne-

tılarında az da olsa destek verdiklerini belirtti. Karadağ, “Sınırlar kardeşliğe engel de-

Burhan Utkualp

YÜRÜYORUZ, YOLUNDAN ATAM

Selanikli Mustafam, Kemalim, Mavi gözlü, Atam benim.

Otuz yılı devirdik artık Anadolumun her yanında,

lik örnek mekanlar oluşturdu. Bu mekanların her biri, ahşap yollarla birbirine bağlanan dokuz adet platform üzerinde yer aldı. Mermer bu mekanların bazılarında metal, ahşap ve demir gibi destekleyici malzemelerle zenginleştirildi. Sergi Milano’dan sonra İstanbul’a ve oradan da diğer dünya şehirlerine taşınacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Yönetim Kurulu Üyesi Erdoğan Akbulak, İstanbul ve Ege Maden İhracatçıları Birlikleri’nin bu sergi ile Türkiye’nin mermer ve doğal taş konusunda güçlü bir üretim merkezi olmasının yanında, tasarım ve inovasyona verdiği önemi vurgulamayı ve uluslararası pazarlardaki imajını daha da yukarıya taşımaya katkıda bulunmayı hedeflediklerini kaydetti. Türkiye’yi tasarım dünyasının en önemli etkinliği olan Milano Tasarım Haftası’nda en iyi şekilde temsil etmek için çok titiz bir çalışmaya imza attıklarını ifade eden Akbulak, sonuçtan ve sergiye gösterilen ilgiden mutlu olduklarını açıkladı. Akbulak, Türkiye’nin, dünya madenciliğinde 132’nci, ülkeler arasında üretim değeri itibariyle 28’inci, maden çeşitliliği itibariyle ise 10’uncu sırada yer aldığına dikkati çekerek, “Ülkemizin 120 renk ve desendeki eşsiz mermer zenginliği ile bu alandaki ihracatın da bir numaralı ülkesi konumunda” dedi.

MASTANLI’DAN DESTEK TEŞEKKÜRÜ Bulgaristan’ın Mestanlı kentinden gelen Mestanlı Belediye Başkanı Akif Akif, Bursa’nın Bulgaristan’daki soydaşlara her zaman destek olduğunu ve iki kent arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinden yana olduğunu söyledi. Mestanlı Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından gerçekleştirilen programa katılmak üzere Bursa’ya gelen Mestanlı Belediye Başkanı Akif Akif ile Mestanlı eski Belediye Başkanı Erdinç Hayrulla, Mestanlı Belediye Başkan Yardımcısı Birol Köseömer, Mestanlı Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Hasan Öztürk, Mestanlı HÖH Gençlik Kolları Başkanı Ömer Hüseyin ve meclis üyeleri ile Mestanlı Raven Köyü’nde yaşayan öğrenciler Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Abdullah Karadağ ile Acemler’deki başkanlık makamında görüştü. “Desteğimiz sözde kalmıyor” Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Abdullah Karadağ, Bursa’nın Bulgaristan’daki soydaşların yanında olduğunu ve her sıkın-

19 Mayıs / Saray- Tekirdağ

ğil. Bizim olaylara bakışımız gönül bağıyla, dostlukla bağlantılıdır. Dünya değişiyor. Bizler soydaşlarımızın dertleriyle dertleniyoruz. Desteğimiz sözde kalmıyor” diye konuştu. “Kendimizi daha güvende hissediyoruz” Mestanlı Belediye Başkanı Akif Akif de geçirdikleri zor günlerde Türkiye’nin desteğini görmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Akif, “Balkanlarda asırlar boyu kültürümüzü, dinimizi, şuurumuzu koruyarak ayakta durmaya çalıştık. Çok zor günler geçirdik. 100 yıldır Türkiye ile selamımız oldu, son 10 yıldır da Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkiler daha da yakınlaştı. Kendimizi daha güvende hissediyoruz” dedi. Mestanlı Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Hasan Öztürk de Bursa ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin devam etmesinin önemine işaret etti. Öğrencilerin Bursa’ya dair şiirler okudukları ziyarette, Başkanvekili Karadağ, konuklarına hediyeler verdi. Öte yandan Balkanlar Eurosport temsilcileri de Başkanvekili Karadağ ile bir araya gelerek, Karadağ’a çalışmalarıyla ilgili bilgiler verdi

Ata yurdum, Ana Vatanım, Türkiyemde. Rengini şehitlerimizin kanından almış olan Ay yıldızlı bayrağın altında. Yürüyoruz yolunda… Balkanların, Türk’ün askeri Sen bizleri yıllar önce tanıtmışsın dünyaya İnsanlığa, insanlara. Şöyle demişsin: “Muhacirler” Kaybedilmiş olan topraklarımızın birer eseridir! Atam, Bizler, insanlığın, şerefin, güzelliklerin Onurun, çalışkanlığın da eserleriyiz Senden ilham alarak, katediyoruz yolları Bizler, Muhacirler… Yorulsada o yaşlanan beyinlerimiz, bedenlerimiz Yürüyoruz yolunda… Mustafam. Bizler hepimiz Şaman, Göktürk, Oğuz boyları Türkleriz, Ergenekon destanı yazarak, Tarihin çok derinliklerinden gelmişler atalarım Dünyamız bizi böyle kabullenmiş… Ama. Haçlılar hala kabullenemiyorlar, Estergon Destanı ağır geliyor onlara Bizler hep geliyoruz akın akın, yıllar yorgun, bizler yorgun. Asparuh Han’ın destanlar yazdığı Tuna boylarından, Deliorman, Gerlova, Dobruca, Trakya’dan, Güller diyarı Eski Zağara, Yeni Zağara, Kızanlık. Plevne, Kırcaali, Vidin, Silistra, Ziştovi, Niğbolu, Varna, Cebel, Ardino, Elena, Mestanlı, Nevrokop, Selanik, İşkodra, Gümülcine, Bosna, Kosova, Mohaç, Ohri, Üsküp, Manastır. Srebrenitsa… Asparuh, İsperih, Kemaller’den. Yürüyoruz yolunda… Kemalim. Daha dün ziyaret ettim destanlar yazdığın Gelibolu’yu orada şehit düşen Deliorman, Şaman köylü dedem Mehmet Efe’yi Gazi mertebesine ulaşan merhum Podayvalı Alişağa ağababamı Ve yine orada Gazi olanlar Deliormanlı Podayvalı merhumlar Akahmedoğlu Ahmet ağa, düşmana kök söktüren Kara Mehmet ağa… Bir zamanlar senin ve silah arkadaşlarının nefes alıp verdiğin havayı kokladık Eşim, ben, arkadaşlarım ve seni ziyarete gelen binler… Rehberimiz Edirneli, genç bir delikanlı gözleri parıldıyor şimşekler gibi çakıyor Kara gür kaşlarını çatarak anlatıyor yaşanan savaşları Gür sesi titriyor bir ara genç mihmandarın ve hüzün sarıyor etrafımızı. İçimiz kan ağlıyor, bir anda gözyaşları sel olup akıyor. Vadiler, dağlar, tepeler sessizliğe bürünmüşler Bülbüllerin, kuşların sesi yankılanıyor ovalarda, bayırda dağlarda Onlarda ayrı bir güzellik katıyor… Geliboluma, Gelibolu yarımadasına Sanki hala barut kokuyor kaynaklardan içtiğimiz sular, nefes aldığımız hava. Bolayır, Alçı tepe, Burhanlı, Kemalin yeri Kanlı tepe, Conk bayırı, Anafartalar Yürüyoruz yolunda… Paşam Mekânında rahat uyu, emanet ettiğin Vatan emin ellerde Sen bir şeyler fısıldıyorsun sanki kulaklarımıza Yaşlanmış ulu ağaçlarda seni destekler gibiler. Hoş geldiniz, hoş geldiniz diye fısıltılar geliyor sanki o kara toprağın altından Kefensiz yatan, Ana kuzuları Mehmetçikler Kucaklarını açıyorlar her gelene oradaki küçük, şirin Muhacir köyleri Burhanlı köyü, Kilitbahir köyü, Bigalı köyü, Seddülbahir köyü… Avustralyalı Anzaklara, İngilizlere, Fransızlara, Yunana ve dünyaya. Mutlu ediyorlar gülen yüzleri ile gelen misafirleri, Kin ve nefreti bilmeyen güzel insanlar. Yürüyoruz yolunda, yorulmadan… Gece gündüz demeden Atam. Mustafam. Kemalim. Gazi paşam, Atatürküm… Burhan Utku Alp 19 Mayıs 2010 / Saray- Tekirdağ /

12

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov çeşitli alanlarda anlaşdılar. Bulgaristanın Ünlü Karikaturisti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov başkanlığında Türk ve Bulgar heyetleri arasında yapılan görüşmelerin sonunda iki ülke arasında çeşitli alanlarda 17 belgeye imza atıldı.

İki ülke başbakanlarının ortak basın toplantısı öncesinde imzalanan belgeler şu şekilde: ‘-Anadolu Ajansı ile Bulgar Haber Ajansı arasında iş birliği anlaşması. Anlaşmaya Anadolu Ajansı adına, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk imza attı. -TRT ile Bulgaristan Ulusal Televizyonu arasında İkili İşbirliği Anlaşması. Anlaşmayı TRT adına, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin imzaladı. -TRT ile Bulgaristan Ulusal Radyosu arasında İkili İş birliği Anlaşması. Anlaşmaya TRT adına, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin imza attı. -Türkiye ile Bulgaristan arasında Savunma Sanayi Güvenliği Anlaşması. -Türkiye ile Bulgaristan hükümetleri arasında İki Ülke Limanları Arasındaki Uluslararası Demiryolu Feribot Hattının Organizasyonuyla ilgili anlaşma. Anlaşmayı Türkiye adına Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım imzaladı. -Türkiye ile Bulgaristan hükümetleri arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri ve E-devlet Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptı. Bu anlaşmaya da Bakan Binali Yıldırım imza attı. -Orman ve Su İşleri Bakanı ile Bulgaristan Çevre ve Su Bakanı arasında Su Kaynakları Alanında İşbirliği Ortak Bildirisi. Anlaşmayı Türkiye adına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu imzaladı. -Türkiye ile Bulgaristan hükümetleri arasında Karşılıklı Kültür Merkezlerinin Açılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası. Anlaşmayı Türkiye adına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay imzaladı.

-Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bulgaristan Ekonomi, Enerji ve Turizm Bakanlığı arasında Turizm Alanında İşbirliği Programı. Anlaşmaya Türkiye adına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay imza attı. -Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bulgaristan Ekonomi, Enerji ve Turizm Bakanlığı arasında Taşınmaz Kültürel Mirasın Korunması Alanında 2012-2016 Dönemi İşbirliği Programı. Anlaşmayı Türkiye adına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay imzaladı. -Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Bulgaristan Ekonomi, Enerji ve Turizm Bakanlığı arasında Enerji İşbirliği Ortak Bildirisi. Anlaşmaya Türkiye adına Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanı Taner Yıldız imza attı. -Türkiye ile Bulgaristan arasında Ekonomi İşbirliği Anlaşması. Anlaşmayı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan imzaladı. -Ekonomi Bakanı ile Bulgaristan Ekonomi, Enerji ve Turizm Bakanı arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Ortak Bildiri. Bu anlaşmaya da Bakan Zafer Çağlayan imza attı. -Türkiye ile Bulgaristan arasında Acil Durumlarda İşbirliği Anlaşması. Anlaşmayı Türkiye adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ imzaladı. -Türkiye Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi ile Bulgaristan Diplomatik Enstitüsü arasında İşbirliği Mutabakat Muhtırası. Muhtırayı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu imzaladı. -Türkiye ve Bulgaristan dışişleri bakanlıkları arasında ortak açıklama. Açıklamayı Bakan Davutoğlu imzaladı. - ve son olarak da Türkiye ve Bulgaristan hükümetleri arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Kurulması Hakkında Ortak Siyasi Bildiri, Başbakan Erdoğan ve Konuk Başbakan Borissov tarafından imzalandı.

‘Mamayla beslenen çocuklar daha şişman oluyor’ Kaşıkla, mama yedirilerek beslenen çocukların, kendi başlarına beslenen çocuklara göre daha kilolu oldukları iddia edildi. İngiltere’nin Nottingham Üniversitesi’nde yapılan araştırmada 155 çocuğun beslenme alışkanlıkları incelendi. Sonuçlar, ebeveynleri tarafından püre haline getirilmiş meyve ve sebzelerden oluşan mamalarla beslenen çocukların obeziteye, yeme tercihlerini kendi başına oluşturan çocuklara göre daha yakın olduklarını ortaya koydu. 20 aylıktan 6 yaşına kadar farklı yaş gruplarından çocuklar üzerinde yapılan araştırmada çocuklara kendi başlarına yiyebilecekleri farklı gıdaların sunulması ve seçimlerini kendilerinin yapmasının daha az kilo problemi doğurduğu tespit edildi. Araştırma ekibinden Doktor Ellen Townsend, çocukların kendilerini beslemelerine erken yaşlarda müsaade edilmesinin sağlıklı beslenme için gerekli zemini oluşturduğunu düşünüyor. Kendi başlarına bırakılan çocukların karbonhidratlı besinlere yöneldikleri ve tatlandırıcılı ya da şekerli gıdaları tercih etmedikleri gözlemlendi. Doktor Townsend karbonhidratlı ürünle-

Uzun uyuma, beslenme kadar önemli Bilim adamlarının uzun ve düzenli uykunun faydalarını yeni bir çalışmayla tekrar ortaya koydu. Sleep (Uyku) adlı dergide yayımlanan araştırmada uzun uyumanın fiziksel performansı artırmada ciddi bir etkisi olduğu savunuluyor. Araştırmada, Stanford Üniversitesi’nin erkek basketbol takımından, altı hafta boyunca günde 10 saat uyumaları istendi. Bu sürenin sonunda basketbolcuların isabet oranının yüzde 9 oranında yükseldiği kaydedildi. ABD üniversitesinde düzenlenen araştırmada uykunun başarıdaki oranının antrenman ve beslenme kadar önemli olduğu sonucuna varıldı. Stanford Uyku Düzensizlikleri Kliniği’nden araştırmacı Cheri Mah, uykunun öneminin çoğu zaman yeterince fark edilemediğini söylüyor. Araştırmayı yürüten ekipten Mah, “Koçlar ve oyuncular uykunun önemli olduğunu bilseler de, herhangi bir durumda ilk kısılacak şey uykuda geçirilecek saatler olarak görülüyor.” diyor. Araştırmaya katılan atletlerden, önce iki ila dört hafta arasında normal düzenlerine göre uyumaları (6-9 saat arası) ardından da beş ila yedi hafta arasında 10 saat uyumayı hedeflemeleri istendi. Bu süre içinde, seyahat nedeniyle 10 saat uyuyamadıkları durumlarda ise, gün içinde uyumaya çalışarak uyku saatlerini 10 saate tamamlamaları da tavsiye edildi.Basketbolcular, araştırma süresi boyunca kahve ve alkol tüketmeyi de bıraktılar. Mah, uzun uyumanın fayda getirmesi için, belirli bir süre boyunca devam ettirilmesi gerektiğini, maçtan önce uzun uyumuş olmanın performansı çok artırmayacağını da belirtti.

rin çocukların elle beslenmesi için daha uygun olduğunu fakat aynı zamanda çocuğa karar verme şansı tanınmasının önemli olduğunu belirtiyor. “Mamayla beslenen çocuklar ise ebeveynler tarafından tabakta ne varsa yemeye mecbur bırakılıyor” diyen Townsend araştırmanın uzun vadeli sonuçlarının incelenmesi gerektiğine dikkat çekti. Araştırma hakkında değerlendirmede bulunan çocuk sağlığı uzmanı Doktor Colin Michie az sayıda denek üzerinde yapılmış olsa da bulguların değerli olduğunu düşünüyor. Sonuçların aynı zamanda, çocukları besleme biçimlerinin ilerideki besin tercihlerine etkisi olduğu anlamına geldiğini söyleyen Dr. Michie “bu obeziteyle mücadele konusunda yeni bir strateji anlamına gelebilir” diye konuştu.

1943 ‘te Kırcaalide doğdu. Öğrenimini Bulgaristanda yaptı. 1989’dan beri Türkiyede olan Ardagil uluslar arası ve ulusal karikatür yarışmalarına katıldı. Yurt dışı ve yurt içinde kişisel karikatür sergileri açtı. ÖDÜLLERİ 1985 – Uluslararası Karikatür Yarışması TÜRKİYE Büyük Ödül 1992 – Uluslararası Karikatür Yrşm TÜRKİYE Özel Ödül 1992 – Ulusal Karikatür Yarşm. TR’ye Özel Ödül 1993 – Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye Başarı Ödülü 1993 – Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye Jüri Özel Ödülü 1995 – Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye İkincilik Ödülü 1996 – Türkiye Olimpiyat Komitesi Başarı Ödülü 1996 – Ulusal Karikatür Yarışması TR’ye Özel Ödül 1996 – Ulusal Karikatür Yarışması TR’ye Özel Ödül 1996 – Ulusal Karikatür Yarışması TÜRKİYE Özel Ödül 1996 – Uluslararası Karikatür Yarışması TR’ye Özel Ödül 1997 - Türk Hava Kurumu Üçüncülük Ödülü 1998 – Uluslararası Karikatür Yarışması TR’ye Birincilik Ödülü 1998 – Uluslararası Karikatür Yarışması MAKEDONYA Dördüncülük Ödülü 1998 – Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye Özel Ödülü 1998 – Ulusal Karikatür Yarışması TR’ye Gazeteciler Cemiyeti Özel Ödülü 1999 – Ulusal Karikatür Yarışması TÜRKİYE Özel Ödül 2000 - Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye Özel Ödül 2001- Ulusal Karikatür Yarışması TÜRKİYE Özel Ödül 2001 – Uluslararası Karikatür Yarışması HOLLANDA FECO Özel Ödülü 2002 - Ulusal Karikatür Yarışm. TR’ye Özel Ödülü 2002 - Ulusal Karikatür Yarış. TÜRKİYE Özel Ödülü 2002 - Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye T.S.E. İkincilik Ödülü 2002 - Ulusal Karikatür Yarış. TÜRKİYE Özel Ödülü 2003 - Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye Onur Ödülü 2003 – Uluslararası Karikatür Yarış. TÜRKİYE Cumhuriyet Gazetesi Özel Ödülü 2003 – Uluslararası Karikatür Yarış. TR’ye Başarı Ödülü 2004 - Ulusal Karikatür Yarış. TR’ye Özel Ödülü 2004 – Uluslararası Karikatür Yarışması TÜRKİYE Başarı Ödülü 2004 – Uluslararası Karikatür Yarışması RODOSYUNANİSTAN İkincilik Ödülü 2004 – Uluslararası Karikatür Yarış. G. KORE Beşincilik Ödülü 2005 – Uluslararası Karikatür Yarış. MAKEDONYA Vreme Gazetesi Özel Ödülü 2005 – Uluslararası Karikatür Yarış. G. KORE Beşincilik Ödülü 2006 – Uluslararası Karikatür Yarış. G. KORE Beşincilik Ödülü 2006 – Ulusal KAPADOKYA Karikatür Yarış. Özel Ödülü 2008 - Ulusal İZMİR Karikatür Yarışm. Özel Ödülü

TÜRKÇE ‘MERHABA ASKER’ KRİZ YARATTI Türkiye ziyareti sırasında karşılama töreni kıtasını Türkçe olarak ‘merhaba asker’ diye selamlayan Borisov, ülkesinde aşırı milliyetçi siyasetçilerin eleştirisine maruz kaldı. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un Türkiye ziyareti sırasında karşılama kıtasını Türkçe olarak ‘Merhaba asker’ diye selamlaması ülkesinde kriz yarattı. Bulgaristan parlamentosunun bugünkü toplantısında söz alan ırkçı ve aşırı milliyetçi Ataka partisinin lideri Volen Siderov, Borisov’un tören kıtasını Türkçe selamlamasını ve Türkiye ile ortak bakanlar kurulu toplantısı yapmasını eleştirdi. Diğer milletvekillerinin de şaşkınlıkla karşıladığı eleştitiler üzerine söz alan Borisov, Bulgaristan–Türkiye ilişkilerini her alanda geliştiğini belirterek, Türkiye ziyaretinin son derece olumlu ve iyi geçtiğini söyledi. Borisov sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben

2010 yılında Türkiye’ye yaptığım ilk ziyaret sırasında da kıtayı Türkçe ‘Merhaba asker’ diye selamladım. Gerek Bulgaristan’da gerek başka ülkelerde konuğun tören kıtasını o ülkenin resmi dilinde selamlaması geleneksel bir uygulamadır” sözleriyle yanıtladı.

Filiz SOYTÜRK

20 yıldır medreselerimiz sahiplerini bekliyor

Kırcaali’nin en muhteşem yapılarından biri olan Bulgaristan Türklerinin gururu Kırcaali Medresesi 20. yüzyılın 20.li yıllarında St. Petersburg’da Güzel sanatlar Akademisi profesörleriğnden Rus mimar Pomerantsev’in projesi üzerine inşa edilmiştir. Medrese binası olarak planlanan bina Orta Asya türk mimari tarzında olup, hiçbir zaman kuruluş amacına uygun kullanılamamıştır. Kırcaali Medresesi komünist idare ile birlikte Türklerin elinden tamamen alınarak müzeye çevrilmiştir. 1.300 metre kare sergi alanıyla Bulgaristanın en güzel müzelerinden birisidir. Bulgaristan Türkleri kendi geçimlerini sağlamakta güçlük çektikleri yıllarda, lokmalarını ayırarak, çocuklarının eğitimi için alın teri ile inşaa edilen Medrese gerçek maksadına uygun işlevini yapacağı günleri beklemektedir. Kırcaali halkı kimi para, kimi bedava çalışarak, en çok ise kurban derileri toplanarak bu medreseyi halk kendi imkânları ile bitirebilmişlerdir. 1990 yılından sonra Bulgaristanda yeni bir döneme geçilerek, Jivkov idaresinin devrilmesiyle birlikte demokratik bir düzen kurma çabaları da filizlenerek gelişti. Ancak rejim ne olursa olsun Türklerin kaderi değişmedi. Bulgar vakıfları en kısa yoldan gayrımenkülerini elde ederken Türk-İslam vakıf malları için her türlü engelleme yöntemleri devreye sokuldu. Bazı vakıf mallları ve camiler yağmalanarak meyhanelere, kumarhanelere çevrilerek, Bulgar devletinin Bulgaristan’da bulunan Türk tarihi eserlerine karşı tutumunu da ortaya koymuş oldu. Bir seçim propagandası sırasında S. Koburgotski Kırcaali ziyaretinde Medresenin Türklere verileceğine dair söz verdi, ancak seçimden sonra bu sözler unutuldu. Ne tuhaftır ki, HÖH’ün de bu konuda herhangi bir çabasını göremedik. HÖH 17, kesintisiz 8 yıl iktidar döneminde Bulgaristan Türklerinin manevi feyz kaynağı olan tarihi eserlerin, vakıf mallarının elde edilmesi konusunda ciddi başarılar elde edebilirdi, fakat belirtiğimiz konular üzerine sadece seçimler öncesi gidilerek her seçim öncesinde seçim malzemesi olarak kullanılması ile yetindi. Hatta çok yerde zararları dahi oldu. Diğer yandan vakıf malları belirli güçlerin elinde veya ne idüğü belirsiz kimselere peşkeş çekilmiş, büyük bir kısmı da satılmıştır. Vakıf mallarının bir kısmını elde etmek için açılan davalar ise yıllardan beri sürmektedir ve yakın bir gelecekte sonuçlanma ihtimali de pek görünmemektedir. Geçmişte Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün (o zaman Dışişleri Bakanı) eski Osmanlı topraklarında bulunan Türk Kültürel ve tarihi eserlerine Türkiyenin sahip çıkarak gerekli onarım ve bakım çalışmalarını başlatacağını söylemesi Bulgaristanda tepkilere neden oldu. Prof. Dimitrof Bulgaristanda Osmanlıdan kalma eserlerinin bulunduğu ancak Osmanlı devletinin Türk devleti olmadığını dolayısıyla Bulgaristandaki eserlerin Türk değil, islam eserleri oluğunu belirterek Türkiyenin de bunlara sahip çıkamayacağını öne sürmüştü. Türkiyenin para vermesi durumunda ise geri çevirmeyeceklerini söylemişti. Gerçek ise şudur. Şu anda Bulgaristanda bulunan Türk-İslam eserlerinin asıl sahipleri Bulgaristan Türkleridir. Atalarımızın özene, bezene meydana getirdiği bu eserlerin sahipleri olduğumuza göre bunlara öncelikle bizim sahip çıkmamız gerekirdi. Bu durumu yeni seçilen Kültür Bakanımız ele alacağı kanatindeyiz, bunu zamanla hep birlikte göreceğiz. Bir diktatör rejiminden çıkıp, demokratik sürece giren ve AB üyesi olan Bulgaristan devleti kendi vatandaşı - Bulgaristan Türklerini 20 yıdır içine sindirememiş bir görüntü sergilemiştir. Kendi vatandaşlarının hakkı olan mallarını elde edememeleri için her türlü yollara başvurmuştur. Ancak bu tutumunu değiştirmesini bizler GERB hükümettini 2012 yılı sonuna kadar beklemek hakkımızdır. Sayın Başbakanımıza Kırcaali Medresesi iTürk Milletine geri verilmesini cani gönülden arzu eder ve çalışmalarında başarılar dileriz.. AB üyesi olan ülkemizde artık gerçek demokrasi kurallarının işlediğini görmek isteriz.

Bulgaristan Türklerinin Sesi 13

‘250 Milyon Tavuk, Atatürk Barajı Kadar Elektrik Üretebilir’

Sözde “Soya dönüş” asimilasyon sürecinde il şehidimiz

Silahlılar kapının önüne dayandı. Kapıyı içerden açmadılar. Maalesef, kapı dayanamadı.

Mimsan Grup’un İcra Kurulu Başkanı Enver İlhan, Türkiye’deki tavukların tümünden Atatürk Barajı kadar elektrik üretimi gerçekleştirilebileceğini belirtiyor. Bugüne kadar bitkisel atıklardan elde ettiği enerji yatırımları ile birçok ödül alan Malatyalı KOBİ Mimsan, şimdi de tavuk gübresinden elektrik üretmeyi başardı. Hedefte Türkiye’deki 250 milyon tavuktan yılda Atatürk Barajı kadar elektrik üretmek var. Mimsan Grup İcra Kurulu Başkanı Enver İlhan, tavuk gübresinden elektrik üretmek için tesislerde çalışmaların sürdüğünü, 4-5 üreticiden de talep geldiğini söyledi. TÜBİTAK İLE ÇALIŞIYOR Isı teknolojisi alanında faaliyet gösteren Mimsan Grup, teknolojik alanda yaptığı yatırım projeleriyle son dönemde dikkat çekiyor. Mimsan Grubu’nun, TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı’nın (TEYDEB) Ar-Ge desteğiyle hayata geçirdiği projelerin en büyük özelliği, enerji tasarrufu, maliyetlerin düşürülmesi, daha fazla verimlilik ve çevre dostu olması. Bugüne kadar pamuk şifti, ağaç ve ayçiçeği kabuğu, çeltik, çay çöpü gibi bitkisel atıkları enerjiye çeviren şirket şimdi de tavuk gübresinden elektrik üretecek. Mimsan Grup İcra Kurulu Başkanı Enver İlhan, tavuk gübresinden elektrik üretilebilmek için uzun süredir çalıştıklarını ifade etti. “Prototip olarak çalışmalara başladık. Şimdi Ar-Ge yatırımına devam ediyoruz” diyen İlhan, “Şu anda tavuk gübresinden buhar üretiyoruz. Bir özel sektör kesimhanemizin buhar ihtiyacını karşılıyoruz. Deneme maksadıyla yapılmış çalışmalarımız başarıya ulaştı. Yani prototip projede başarıya ulaştık. Bunu başardığımızdan dolayı şimdi santralın daha büyük kapasitede kurulması için uğraşıyoruz” dedi.

Kap karanlıktı o günler, zifiri karanlıktı. İsimlerin zorunlu alınmasıyla beraber ardı ardına soylar yeryüzünden siliniyordu. Neden, tüm bunlar ne içindi? İstedikleri zaman rahat bir şekilde ellerindeki silahlarıyla evlere baskın düzenliyorlardı. Zamanında yuvalarını terk edebilenler, haftalarca ormanlarda, mağaralarda ve kulübelerde saklanıyorlardı. Ormanlar ordu yardımıyla aranıyordu, yakalanın anası alıyordu... İlkbaharın başı, Nisan ayıydı. Diamandovo(Hüsemler) köyü orduca kuşatılmıştı. Uçan kuş bile güvensizlik uyandırıyor ve hedefe alınıyordu. Aynı gün okul da kapalıydı. Evlere bir huzursuzluk hâkimdi, kalpler kuşku dolu atıyordu. Dere mahallesinin kenar evlerinin birinde ev sahipleri en ağır günlerden birini yaşamaktaydı. Ailenin reisi başka yerde çalışmaktaydı, ancak önemli bir konu için evine sapmak zorundaydı. Keşke dönmemiş olsaydı! Kokusunu almışlardı. Çıkış yolu araması gerekiyordu. Hanımıyla beraber iki çocuğunu evinin birinci katına bıraktı ve hala inşaat aşamasında olan evin en üst katına çıkıp, samanların arasında gizlenmişti. Sabahın erken saatleriydi. Saat 4 civarındaydı. Silahlılar kapının önüne dayandı. Kapıyı içerden açmadılar.

Maalesef, kapı dayanamadı. Camlar kırılıp tuz gibi etrafa saçılmıştı. Kapıdan içeri girdiler çocuklar korkudan titriyordu, anneleriyse dehşet içinde olup davetiyesiz gelen askerlere anlam veremeden o büyük ve geniş olan gözleriyle bakıyordu. Onlar Kazımı arıyorlardı. Şimdi artık ikinci katın kapısına doğru ilerliyorlardı. Ayaklarıyla tekme atarak ve kırarak indirdiler kapıyı yere. Ardı ardına göz yaşartıcı gaz atıyorlardı. Onlar atıyor Kazım de hemen onları yakalayıp geri atıyordu. Ancak bu bir çıkış değildi. Kurtuluşu için değişik yollara başvurmalıydı. Yüksekti ve yaralanabilirdi ama riziko etmeye karar verdi. O bunların tümünü sadece ve sadece ismini ve soyunu korumak için yapıyordu. Küçük nehri geçmişti ve nefesi kesilmiş bir biçimde tarla üzerinden doğrudan ormana. Az daha kaldı, az daha kaldı… Ama kulağının yanında kurşun öttü, ardından bir tane daha ve bir tane daha… Yere yığıldı. Yaralanmıştı. Son gücünü kullanıp tekrar denemeliydi. Kalktı ve devam etti. İşte o an onu diğer bir kurşun yakaladı ve yeri yıktı. Ardino (Eğridere) hastanesinde kendine geldi. Beyaz odanın beyaz yatağı üzerinde yatıyordu. Kendisiyle baş başaydı. Ailesini düşünüyordu, gözlerinin önünden sırasıyla hanımı ve çocukları geçiyordu. Ziyaretleri yasaklamışlardı. 9 gün sonra yaşaması gereken bu dünyadan ayrıldı… Abidin KARASU

Sofya’da Bulgaristan Ordusu’nun komutanlığının yüksek temsilcileri ve Savunma Bakanlığı müdürlüklerinin başkanlarının katılımıyla Bulgaristan Ordusu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Simeon Simeonov’un yıllık konferansı yapıldı. Forumda Bulgaristan Ordusu’nun 2012 yılında ülkemizde, Avrupa’da ve dünya genelindeki kriz bağlamında öncelikleri, çalışmaları ve meydan okumaları belirtildi. Savunma Konseyi toplantısına 22 Ocak 2012 tarihinde görevine başlayan Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliyev de ilk defa katıldı. Forumda ordunun ülkenin savunulması, uluslararası barış ve güvenliğin desteklenmesi ve nüfusun doğa afetlerinden korunması olmak üzere üç misyonunun yerine getirilmesi ele alındı. Devlet Başkanının sözlerine göre Bulgaristan Ordusu’nun NATO’daki imajı çok iyi. “Bulgaristan aktiftir, ülkemizin konumu var ve bu önümüzdeki yıllarda da devam etmelidir. Bulgaristan Ordusu ve Savunma Bakanlığı, 2014 yılına kadar silahlı kuvvetlerinin gelişim planını ve 2020 yılına kadar uzun vadeli stratejisini hazırlayan ve bunları takip eden ilk kurumlardan bazılarıydı” diyen Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliyev, Bulgaristan Radyosu’nun mikrofonuna şunları söyledi: “Cumhurbaşkanlığı ve Savunma Bakanlığı, beraber çalışacak, öncelik ve konumlarını öyle bir şekilde denkleştirecek ki generaller ve Milli Savunma Konseyi’nin mensupları bir araya gelince 2012 yılında neler yapılacak konusunda netlik olacak. Amaçlar net bir şekilde betimlenmiştir, reformlar da belirlenmiştir. Bunlar, 2014 yılına kadarki programın bir parçasıdır. Savunma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı, Halk Meclisi tarafından kabul edilen Silahlı Kuvvetlerinin Gelişimi Planı’nda belirtilen amaçları yerine getirmek üzere durmadan çaba sarfediyor. Reform devam ediyor. Reform bütün silahlı kuvvetleri türlerinde yapılacaktır. Somut amaçlarımız var.” Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliyev, krize rağmen Milli Savunma Stratejisi’nin ve 2014 yılına kadarki Gelişim Planı’nın yerine getirilmesinin

tehlikede olmadığını açıkladı. Bulgaristan Ordusu’nun modernizasyonu sürüyor. Cumhurbaşkanı Plevneliyev, 2012 yılında savunma için azaltılan bütçe ile ilgili olarak şunları da söyledi: “Devlet, Savunma Bakanlığı’na karşı borçlanmış durumda. NATO ve AB üye ülkeleri, savunma için Gayri Safi Milli Hasıla’nın ortalama yüzde 1.5’ini veriyor. Bulgaristan’da bu oran daha düşük. Ancak maliekonomik kriz, savunma ve güvenlikte de krize yol açmamalıdır.” Bulgaristan Ordusu’nun Savunma Kurmayı Komutanının yıllık konferansı gelenek üzerine Bulgaristan Ordusu’ndaki son yıldaki disiplinin değerlendirilmesiyle sona eriyor. General Simeon Simeonov’a göre Bulgaristan Ordusu’nun üç ödevinin yerine getirilmesi açısından 2011 yılı başarılı sayılabiliyor. “Kısıtlı bütçeye rağmen ordu, var olan kaynaklardan en iyi şekilde faydalanmayı başardı. 2012 yılındaki meydan okumalar yine ordunun kısıtlı bütçesiyle ilgili kalıyor” diyen Simeon Simeonov, şunları açıkladı: “Bu yılki konferansın konusu, tesadüfen seçilmedi. Bu yılki konferansın başlığı “Bulgaristan Ordusu önünde 2012 yılındaki meydan okumalar” idi. Bilindiği gibi Savunma Bakanlığı da dahil olmak üzere bazı bakanlıkların bütçeleri kısıtlandı. Konferansın ana amacı, bu şartlardaki çalışmaların, eylemlerin ne gibi olacağını görüşmekti. Bu yıl uluslararası ve milli talimler düzenlemek için bir program hazırladık. Kara, deniz ve hava kuvvetlerinin programı çok yoğun olacak. Bunun amacı da Bulgaristan Ordusu’nun operasyonel imkanlarının artırılmasıdır.” General Simeon Simeonov, mali zorluklara rağmen Bulgaristan Ordusu’nun kurmayları ile yapılan talimlerin 2011 yılında 2010 yılına nazaran yüzde 30 arttığına işaret etti. Simeonov’un sözlerine göre Bulgaristan Ordusu’nun 2012 yılındaki görevlerinden biri kabul edilen planın bir numaralı önceliği kalıyor. Bu da, NATO ve AB’nin eylemlerine katılan bütün Bulgar mürettebat ve askerlerinin hazırlanması. Tatyana Obretenova

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İzmit Belediyesi ortaklığında, ‘Kocaeli Akıllı Paylaşımlı Bisiklet Sistemi` projesi hizmete giriyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı Avrupa Birliği Şube Müdürlüğü, Ulaşım Dairesi Başkanlığı ve İzmit Belediyesi Ulaşım Şube Müdürlüğü`nün birlikte hazırladığı proje kapsamında 106 akıllı bisiklet, Kocaeli ulaşımına ve turizmine hizmet edecek.

Ergenekondan Çıkışımızın 464.yılında

Prof.Dr. Pelin G.Bakır Sultanahmet Bulgaristan Türklerinin Standında

BULTÜRK Nuri Adalı Konferans salonundan

Bulgaristan Ordusu 2012 yılında Akıllı bisikletler geliyor

1 0 6 B İ S İ K L E T, 7 İ S TA S Y O N Proje kapsamında gerçekleştirilecek bir dizi çalıştay ve teknik toplantı neticesinde, İzmit`e 7 adet istasyon için 106 adet bisikletin çeşitli noktalara konumlandırılması planlanıyor. Park istasyonları Büyükşehir Belediyesi, İzmit Belediyesi ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılacak çalıştay sonrasında belirlenecek. Çalıştayda bisikletlerin rotaları da belirlenecek. Bisikletler güzergah dışında kullanılamayacak. KİMİN KULLANDIĞI GÖRÜLECEK Sistem sayesinde, bireyin istediği istasyondan aldığı bisikleti rotanın üzerindeki herhangi bir istasyona bırakabilmesine olanak sağlanılacak. Veritabanından bisikletlerin konumu ve kullanıcı profili görülebilecek. Sistem, Kent Kart`a entegre edilecek. Bisikletleri kullanacak kişilerden belirli bir zaman dilimine kadar herhangi bir ücret talep edilmeyecek. Projeyi yürütecek firmanın belirlenmesi için 4 Nisan Çarşamba günü saat 15.30`da ihale yapılacak

BULTÜRK - Anadolu Temsilcisi

Mahmut ORAL

Haklarınız Nelerdir?

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ilan edildiği üzere, Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklar ve hürriyetlerden istifade etme, hakkına sahiptir. Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır. Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayri insani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz. Herkes her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkını haizdir. K a n u n ö n ü n d e h e r k e s e ş i t t i r. Her şahsın kendine anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı muamelelere karşı fiilli netice verecek şekilde milli mahkemelere müracaat hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir. Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır. Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz bırakılamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır. Herkes, herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir. Herkesin zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir. Her ferdin bir uyrukluk hakkı vardır, hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan ve uyrukluğunu değiştirmek hakkından mahrum edilemez. Irk, uyrukluk veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir. Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkını haizdir ve hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez. Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir. Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine malik olup, hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz. Her şahıs, doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla, memleketin kamu işleri yönetimine katılmak hakkını ve kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir. Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücret hakkına ve menfaatlerinin korunması için sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır. Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, ücretli tatillere hakkı vardır. Her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır. Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkına, bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanma hakkına sahiptir. H e r ş a h s ı n ö ğ r e n i m h a k k ı v a rdır. Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler. Herkes, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve bundan faydalanmak hakkını haizdir. Herkesin, işbu Beyannamede derpiş edilen hak ve hürriyetlerin tam tatbikini sağlayacak bir sosyal ve milletlerarası nizama hakkı vardır.

14

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Bulgaristan’ın İstanbul Muhammet ULUTÜRK Aleksandır Velev DÜNYANIN ENLERİ... Başkonsolosu İki ülke arasındaki memnuniyeti ifade eden Bele-

HALİÇ’TEKİ DEMİR KİLİSE’NİN ve BULGAR CEMAATİ’NİN TARİHİ (1.Bölüm)

Araştırmalar

Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela– 1.000 m. Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya–8.848 m. Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra ÇölüOrta/Kuzey Afrika Dünyanın en büyük yanardağı: TamboraEndonezya Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad MağarasıNew Mexico, ABD Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya–394.299 km² Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik–2.175.597 km²

değişen ve gelişen ilişkilerin konuşulduğu ziyarette Başkan Köşker, Gebze’de yürütülen belediye hizmetleri hakkında Velev’e bilgi verdi. Gebze gibi sanayi kentine sanayici kökenli belediye başkanının bir şans olduğunu belirten İstanbul Başkonsolosu Aleksandır VeDünyanın en sıcak yeri: Al’Aziziyah-Libya–57,7 C lev, “Şehrin pozitif yöndeki gelişmişliği, sayın Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C başkanın ve ekibinin azmini kanıtlıyor” dedi. Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin–1.237.000.000 kişi Velev, Başkan Köşker’i Avrupa Birliği’nden Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya–10.610.083 km² alınan 12 Yıldızlı Kent ödülü nedeniyle de Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan–0.272 km². kutladı. Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya– Bulgaristan İstanbul Başkonsolosu Alek26.500.000 kişi sandır Velev’in Gebze ziyaretinden duyduğu Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay TowerPusan(Güney Kore): 88 kat 462 m. Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: SeikanJaponya–53,9 km. Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthardİsviçre-16.4 km. Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalıPanama–81,5 km. Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya– 1.990 m. Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)885.000.000 kişi Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var) Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD -deniz seviyesinin 54 mt. Altında Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı. En geniş ülke Rusya - 17.610.083 km² En küçük ülke Vatikan - 0.272 km² En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke Çin - 15 En uzun kesintisiz sınır ABD - Kanada En kalabalık şehir merkezi Tokyo - 26.5 milyon En geniş alana yayılmış şehir Mt. Isa, Queensland, Avustralya - 25.427 km² En yüksek yerleşim birimi Webzhuan, Çin - deniz seviyesinden 5.090 metre yukarıda En alçak Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 metre altında En kuzeydeki yerleşim birimi Ny Alesond, Norveç - 78.5 derece kuzey En güneydeki yerleşim birimi Puerto Williams, Şili - 55.1 derece güney En ıssız, yerleşim olmayan ada Tristan da Cunha - Güney Atlantik En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine - 869 En kuzeydeki kara parçası Islet of Odaaq, Grönland açıklarında En güneydeki kara parçası Güney Kutbu, Antarktika.

İslam Dünyasından Haberler

diye Başkanı Adnan Köşker, iki ülke arasındaki var olan ikili ilişkilerin her geçen gün daha da güçlenmesinin kendilerini sevindirdiğini söyledi. Bulgaristan hükümetinin yeşil pasaportlu vatandaşlara vize uygulamasını kaldırmasının önemli bir adım olduğunu da sözlerine ekleyen Başkan Köşker, “Tarihi ve kültürel bağlarımızın olduğu komşumuz Bulgaristan’la bağlarımızı bir kat daha arttıracak bu tür ziyaretleri önemsiyoruz. Sanayi kenti Gebze’mizi tanınması açısından katkı sağlayacak bu ziyaretten ötürü Sayın Velev’e bir kez daha teşekkür ederiz. Burası sizin de eviniz” dedi. Başkonsolos Velev, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin bölgeye örnek olduğunu da sözlerine ekledi. Mesut UĞURLU

TÜRKİYE SU KONUSUNDA NE YAPMALI? Türkiye, yerüstü ve yeraltı su kaynaklarını çok iyi değerlendirmek ve korumak zorundadır. GAP Projesi’nin başarısını artırmak ve kaynağı verimli olarak kullanmak için gerekli önlemler alınmalıdır. Su kaynaklarının korunması ve kullanımında disiplinler arasında sıkı bir işbirliği sağlanmalıdır. Bölgede su nedeniyle yaşanma ihtimali bulunan savaşı önlemek için Türkiye’nin başını çekeceği bir organizasyona ihtiyaç vardır. Türkiye, su konusunda bölgesinin özelliklerini ve kendi ihtiyaçlarını da dikkate alacak çözüm önerileri hazırlayarak bunları uluslararası kamuoyuna açıklamalıdır. Aksi takdirde bölgenin su sorununa çözüm adı altında dayatmacı politikalara maruz kalması kaçınılmazdır. Türkiye, su sorununu ulusal çıkarlarına uygun şekilde çözümleyebilmek için su konusunda yapılacak olan

zirve ve konferansların düzenlenmesinde inisiyatifi elinde bulundurmalıdır. Türkiye, aktif bir su politikası izleyerek, uluslararası platformda ve BM çerçevesinde kendi lehine uluslararası kamuoyu yaratmalıdır.

Sadece Ortadoğu değil tüm dünyada su sıkıntısı yaşanıyor. Dünyadaki su stoku 1.386 milyon kilometreküp olarak hesaplanıyor. Bu suların yüzde 97.5’si tuzlu su, yüzde 2.5’i ise tatlı su… Tatlı su kaynaklarının da yüzde 90’ı kutuplarda ve yeraltında bulunuyor. İçme suyu miktarı sadece yüzde 1’lik seviyede. Dünyada, 400 milyonu çocuk olmak üzere 1.5 milyar insan, bir başka deyişle dünya nüfusunun dörtte biri yeterli ve sağlıklı içme suyuna sahip değil. Dünyadaki hastalıkların yüzde 80’i susuzluktan kaynaklanıyor ve her yıl 25 milyon insan temiz sudan mahrum kaldığı için hastalanarak ölüyor. Gelecek 20 yıl içerisinde tüm dünyada 180 milyar dolarlık altyapı yatırımının yapılmaması durumunda yeterli ve sağlıklı su hizmeti alamayan insan sayısı 3.3 milyar kişiye ulaşacak. Dünyada su sorununun 2000’li yılların ilk

çeyreğinde daha da tırmanacağına dikkat çekiliyor. Su sorunu yaşayacak bölgelerin başında Afrika, Ortadoğu, Hindistan, Çin’in bir kısmı, İngiltere, Polonya ve Peru’nun geleceği belirtiliyor. Dünyada toplam 145 ülkenin sınır aşan su havzalarına sınırı bulunuyor. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı birden çok ülkenin sınırlarını kaplayan 263 su havzasını paylaşmak durumunda. Dünya genelinde, bir ülkenin su zenginliğinin ölçütü olarak kişi başına düşen yıllık su miktarı baz alınıyor. Buna göre, “su zengini ülkeler”de kişi başına düşen yıllık su miktarı 8-10 bin metreküp iken, kişi başına düşen yıllık su miktarı 1.000 metreküp ile 2.000 metreküp arasındaki ülkeler “su azlığı yaşayan ülkeler”, kişi başına düşen su miktarı yıllık 1000 metreküpün altında olan ülkeler ise “su fakiri ülkeler” olarak sınıflandırılıyor. Zeki BEKİR

DÜNYA NÜFUSUNUN DÖRTTE BİRİNİN SORUNU SU

Bojidar Çipof - 21 Nisan 2012

İstanbul’da, Haliç’te bir “Demir Kilise” vardır. Herkes önünden geçtiğinde merakla bakar. Bu aslında çok önemli bir yapıdır. Çünkü Osmanlı Dönemi’nde, Türkiye’de inşa edilen ilk “prefabrik” yapıdır. Bu gün Türkiye’deki Bulgar Ortodoks Cemaati 400 kişi civarındadır ve bunların büyük bölümü de kiliseye düzenli gitmez. Bulgarların “Bulgar Paskalyası”, Bulgarca söylemi ile “Çarigradski Viligden” 1 Nisan 1860’ta Haliç’te yaşanmıştır. Bu tarih Bulgar Kilise hareketinin başlangıcı kabul edilir ve daha sonraki 10 yılda yaşananlar sonucunda; 27 Şubat 1870 Cuma günü, Sultan Abdülaziz’in verdiği fermanla Bulgar Eksarhlığı resmen kurulmuştur. Ne yazıktır ki süreç içinde, Rum Patrikhanesi’ne karşı sürdürülen mücadele ve bu mücadeleyi sürdürenler unutulmuştur. Bulgaristan; 2. Meşrutiyet’in (1908) karışık ortamında bağımsızlığını ilan ederek ortaya çıkan bir ülkedir. 3. Çarlık Dönemi olarak da bilinen süreç; 1908’den, ülkenin komünist rejime döndüğü 1944’e kadar sadece 36 yıl sürdü. 1944’ten, Todor Jifkov yönetiminin yıkılarak yerine cumhuriyet rejiminin geldiği 1991’e kadar da 47 yıl sosyalist cumhuriyet dönemi oldu. Halen devam eden demokratik cumhuriyet ise 17 seneden beri süregelmektedir. 100 yaşında olan ve bu yüz yıl içinde 3 farklı yönetimle idare edilmiş Bulgaristan; bu mevcudiyetini, 1293 Harbi ya da 18771878 Osmanlı Rus Harbi’nin getirisi olan Aya Stefanos Antlaşması’na bağlar ve ona şükran duymaktan geri kalmaz. 1870’te, Sultan Fermanı ile kurulan Eksarhlık’tan doğan şükran, 1878’de Rusya’ya şükrana olarak saf değiştirir. Bu zaman diliminde Bulgarlar ile Rum Patrikhanesi birbirlerini tanımamaktadırlar. Zaten 1870’ten itibaren (Rum Patrikhanesi tarafından) aforozludurlar. Nasıl olduysa ülkenin komünist rejime geçmesinden sonra birbirlerini tanıdıkları 1945 yılından itibaren, Bulgarlar tamamen başka yöne döndüler. Bundan sonra, Rum Patrikhanesi, İstanbul Bulgar Cemaati’nin yönetimini ele geçirmeye kalktı. Bulgar siyasiler, görevliler ve din adamları da buna yardımcı oldular. Bu suretle, Sultan Fermanı ile kazanılan kilisenin yönü; Rum Patrikhanesine döner ve ona olan bağlılık adına yapılmadık entrika kalmaz. 1860’larda henüz bir Bulgaristan yoktur. Bu nedenle de dini bağımsızlık mücadelesi ruhani kişilerce sürdürülmüştür. 1945’te yapılan bir protokol İstanbul Bulgar Ortodoks Cemaati’ni allak bullak etti. Aslında yapılan Anayasamıza da aykırıydı. Çünkü bahsi geçen cemaatin neredeyse tamamı Türk vatandaşlarından oluşmaktaydı ve halen de öyledir. Bu cemaat üzerinde 1945 yılından bu yana çokça oyunlar oynanmakta ve Rum Patrikhanesi tarafından asimile edilmeye çalışılmaktadır. Bulgar Ortodoks Cemaati’nin ve Kilisesi’nin kimliğini bulması, hatta Bulgaristan Devleti’nin temelleri dahi üzerinde bulunduğumuz bu coğrafyada, İstanbul’da ortaya çıkmıştır. Bulgar Kilise tarihinin, ilk papaz evi, ilk matbaası, ilk kilisesi, Eksarhlığın kurulması için ilk mücadele, kilisenin örgütlenmesi İstanbul’da başlar. Bulgar Ortodoks Cemaati’nin ve hatta Bulgaristan Devleti’nin tarihsel başlangıcı da buradadır.. Devamı Gelecek Sayıda

BULTÜRK - DÜNYA’DAKİ TEMSİLCİLERİMİZ

Almanya-Köln:

Rafet DAL

Amerika-New York: Terken HACALOĞLU

İslam dünyasını şok edecek projeler için çalışmalar sessiz sedasız devam ederken, Suudi hükümeti tüm islam eserlerini yıkmaya başladı bile. 10 yıl içinde Mekke tamamen tanınmaz hale gelecek. İşte Mekke İçin düşünülen projelerden birkaçı... .Müslümanların kutsal mekanı Mekke’de Kabe çevresi 10 yıl içinde tamamlanması öngörülen projelerle yepyeni bir çehreye kavuşacak. 14 milyarlık 6 proje için 7 bine yakın bina yıkılıyor. Üç yıldır devam eden çalışmalardan Ömer Tepesi projesi çerçevesinde tepe, iş makineleriyle düzleştiriliyor. Bu alana 30’ar katlı 60 gökdelen inşa edilecek. 230 bin metrekarelik alanda oteller, yerleşim birimleri, alışveriş merkezleri ve sosyal tesisler yer alacak. Burada en az 100 bin kişinin ikamet etmesi bekleniyor. Proje tamamlandığında 100 bin kişi aynı anda havalandırmalı özel alanlarda namaz kılabilecek. “Yeni Mekke Projesi’ni, Mekke’yi yok etme planıdır” diye tanımlayan tarihçiler ise tehlikenin boyutunu paylaştıkları fotoğraflarla gözler önüne sermeye çalıştı.

1913 Sofya

Aylık Siyasi Aktüel Gazete

www.bulturk.org / bilgi@bulturk.org- Tel: 0212 511 63 47 İmtiyaz Sahibi-BULTÜRK Genel Başkan-Rafet ULUTÜRK Yazı İşleri Müdürü Alptekin CEVHERLİ Yazı İşleri Müdür Yardımcısı

Bülent MAŞAOĞLU Semiha AHMET Genel Yayın Yönetmeni

Rafet ULUTÜRK

Genel Yayın Müdürü Rıdvan TÜMENOĞLU

Yayın DanıSmanları:

Prof.Dr.Pelin Gündeş BAKIR Diş Dr. İsmail ALİOĞLU Prof. Dr. Hayati DURMAZ Prof. Dr. Emin ÇARIKÇI Prof. Dr. Ahmet ÇOLAK Yavuz GÖKALP YILDIZ Y.D.Dr.Müjgan DENİZ Doç. Dr. Emine İNANIR Doc. Dr. Hasine ŞEN Dr. Mustafa KAHRAMAN K.Muh.Erdoğan YURDAKUL

Haber Sorumlusu: Hukuk Danışmanı: Ekonomi Müdürü: İstihbarat Müdürü: Eğitim Sorumlusu: Görsel Yönetmen: Kültür-Sanat: Spor Müdürü: Art Direktör: İnternet Müdürü: Halkla İlişkiler: Reklam Müdürü:

Nafiye YILMAZ Av. Hasan MOLLAOĞLU Mujgan DENİZ Hüseyin YILDIRIM Muazzes YURDAKUL Muharrem KIRAN Muharrem TERZİ İbrahim SOYTÜRK Samet ERDEM Murat ULUTÜRK Mahmut ORAL Nihat KAHRAMAN

İrtibat Bürosu: (500 Evler) Yıldırım Mh. Şehit Kamil Balkan cad. No: 114 / A 500 Evler - Bayrampaşa / İST. Bayrampaşa - Adaparkın üstü - Palmyalar durağın altı Tel: 0212 581 78 08 // 511 63 47 - Fax:0212 511 33 91

Reklam için İrtibat: 0212 526 51 98 Star Medya Yayıncılık A.Ş. Teknik Hazırlık: Murat ULUTÜRK

Bu gazete basın yayın ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazarlar yazılarından sorumludur.

www.bulturk.org

Belçika-Antwerpen: Nevi BEYTULLAH İspanya-Madrid:

Hüseyin Hasan (+34665397923)

Kazakistan-

Türkistan: Erkan

TÜRKİYE-Ankara:Sebahin AHMETOĞLU ist. Trakya Bölgesi İsmail ERDEM İst. Anadolu:Bölge- Mahmut ORAL İst. Sultangazi:

Seyhan ÖZGÜR

ist. G.O.P.aşa:

Suzan YAMAÇ

ist. 500 Evler:

Ayhan BOYACIOĞLU

Bulgaristan

Temsilcileri

Sofya:

Hikmet EFENDİEV

Blagoevrad:

Bülent MURADOV

Smolyan:

Rufat FELETİ

Kırcaali:

Emel BALIKÇI

Momçilgrad:

Akif MEHMET

Ardino:

Aziz ŞAKİR

Cebel:

Erdal H. AHMET

Plovdiv:

Fikret SEPETÇİ

Stara Zagora:

Mehmet KRAL

Loveç:

Emine BAYRAKTAROVA

Troyan:

Ergül BAYRAKTAR

İzm.Görece:

Mümin GÜNEY

Pleven:

Rafet RODOP

İzm.Buca:

Hüseyin PAŞAMOĞLU

Şumen:

Nurten RECEP

İzm.Bornova:

Kenan ÖZGÜR

Razgrad:

Aydoan ALİ

Edirne:

Nadir ADLI

Haskovo:

Güner SERBES

Kırklareli:

Ali ÖZTÜRK

Silistra:

Tijen GÜLER

Tekirdağ:

Sezai ALTINAY

Varna:

Salih POMAK

Balıkesir-Bandırma: Güner BAŞARAN

Dobriç:

Sebahattin AYYILDIZ

Eskişehir: Osmangazi Ünv. - Sevgin GÖKE

ist. Zeytinburnu: Mustafa GÜLER ist. Avcılar:

Niyazi GÜLER

ist. Başakşehir:

Ayten ERDEM

ist. Kağıthane:

Nazım ÇAVUŞ

Bursa-

Ridvan TÜMENOĞLU

Yıldırım:

Turhan YAMAÇ

Bursa-Hürriyet:

Üzeyir AKGÜN

Bursa-Yenibağlar: Cevat ÇALIŞKAN

İzmir-İzm.Sarnıç: Durmuş HATİPOĞLU

Bulgaristan Türklerinin Sesi 15

Bulgarlar Osmanlı İmparatorluğu döneminde nasıl yaşadı

Şelian Şerianov Bulgaristan Bilimler Akademisi Tarih Demografisi Profesörü Şelian Şerianov’un Osmanlı İmparatorluğu’nun demografik politikası ile ilgili yeni araştırmasına göre 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan topraklarındaki hayat şartlarını iyileştirdi. Bunun sonucunda Bulgaristan’da açlık yaşanmadı ve ölüm oranı azaldı. Dahası da var: Bulgar toprakları Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik açıdan en gelişmiş bölgesi konumundaydı. 19. Yüzyılda Avrupa’da know how (teknik bilgi) arayan Osmanlı İmparatorluğu yöneticileri, demografik politikayı da şeffaflaştırıyor. Bu politika tutarsız ve zamansızdı. Şerianov’a göre söz konusu politikanın esas amacı sultan taraftarlarının çoğalmasını sağlamak. Osmanlı arşivleri ve İstanbul’da çıkan gazeteler Profesörün tezini doğrulamaktadır. Araştırmada, Bulgaristan Tıp Tarihi Akademisi uzmanlarının çalışmalarının yanı sıra o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyaret eden İngiliz ve Fransız gezginlerin makalelerine yer veriliyor. --Bulgar Buğdayı İstanbul’a Gönderiliyordu. 18. ve 19. Yüzyılda savaşlar, açlık ve ölümcül salgın hastalıklar dünya halklarını tehdit ediyordu. Örneğin İrlanda’da patatesteki hastalık bu ülkedeki insanların yarısının açlıktan ölmesine neden oldu. Hayatta kalanlar ise Amerika ve Avustralya’ya göç etti. Büyük açlık diğer ülkeleri de tehdit ediyordu, örneğin Rusya İmparatorluğu’nu. Ayrıca açlık 18. Yüzyılın sonunda Fransız İhtilali’nin nedenlerinden biri oldu. Şerianov’a göre 19. Yüzyılda Balkanlar ve Bulgaristan ile ilgili kaynaklarda halk arasında hiçbir açlık ve ölüm vakasına rastlanmadığı belirtiliyor. Bu alandaki sorunların, bazı gıdaların kötü kalitesinden ve yanlış beslenmeden kaynaklandığı belirtiliyor. Kurtuluşundan onlarca yıl önce Bulgaristan toprakları İmparatorluğun ekonomik açıdan en gelişmiş toprakları arasındaydı. O zamanki başkent İstanbul, Osmanlı Türkiye’sinin en önemli ihraç kalemlerinden biri olan Bulgar buğdayı ile besleniyordu. --Tarihî Gerçek. Bulgaristan’ın en modern ilk hastanesi 1837 yılında Şumnu kentinde açıldı. Hastane, özellikle şehirde bulunan askerî birliğe hizmet veriyordu. Daha sonra liman kentlerde ve büyük illerde kademeli olarak yeni hastaneler açılmaya başlandı. İstanbul’dan gelen talimatlar çerçevesinde, salgın hastalıkların önlenmesi için Bulgar topraklarında ve İmparatorluğun birçok liman kentinde, büyük şehirlerde ve sınır noktalarında karantina merkezleri kuruldu. Bulgaristan’ın kurtuluşuna kadar ülkede 32 eczane ve 15 hastane kuruldu, büyük şehirlerde de sayıları 120150 arasında olan diplomalı doktor, hastalara hizmet veriyordu. Şerianov’a göre “bu tarihî bir gerçektir. Bunun Bulgarların Osmanlı İmparatorluğu konusundaki görüşleriyle ne kadar örtüştüğü ise başka bir konu. Özellikle bu görüşün artık değişmesi gerekiyor”. Araştırmaya göre Osmanlı hükûmetlerinin bu çabaları olumlu somut sonuçlar verdi. Osmanlı hükûmeti, doğum oranının artması için de çalışmalar yürütüyordu. Yerel yönetimler, doğumdan sonra istenmeyen cinsiyetten olan çocukları öldürenlere karşı kanuni takip başlatıyordu. --Bulgar Topraklarının “Doldurulması” Bulgar tarihinde Osmanlı dönemi ile ilgili farklı klişeleşmiş görüşler ve üst düzey makamların göç politikası ile çatışması ilginçtir. Bu politika da Bulgar topraklarındaki nüfusun artmasına yönelikti. 1829 yılındaki Rus-Türk savaşından sonra birçok Bulgar yaşadıkları yerleri terk etti. Aynı zamanda da Ruslar tarafından kuzey Karadeniz ve Kafkaslar’dan sürülen Müslüman halklar Osmanlı İmparatorluğu topraklarına yerleştirildi. Osmanlı makamları, bu göçmenleri, İmparatorluk açısından stratejik öneme sahip Bulgaristan’ın kuzey bölgelerine gönderiyordu. Fakat eşkıyalıklarıyla bilinen Kafkasyalılar bölgelerini yağmaladıktan sonra Bulgaristan’ın diğer bölgelerine yöneldi. Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan topraklarının ekonomik açıdan gelişmesi için Hristiyanları da teşvik etmeye çalışıyordu. Bu amaçla Osmanlı yöneticileri, ekonomik kolaylıklar sağlanarak Transilvanya bölgesinden insanların göç etmesi için Avusturya ile anlaşma imzaladı. Vesti-27 Mart 2012

İLLERİMİZ NELERİ İLE MEŞHUR?

ADANA-Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı ADIYAMAN-Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı AFYONKARAHİSAR Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları AĞRI-Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları AKSARAY Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri AMASYA Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri ANKARA Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri ANTALYA-Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Phaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri ARDAHAN-Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü ARTVİN-Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları AYDIN-Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı BALIKESİR-Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-AltınolukAkçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası BARTIN-Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı BATMAN-Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi BAYBURT-Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi BİLECİK-Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği BİNGÖL-Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu BİTLİS Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri ) BOLU-Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük’ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen’in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları BURDUR-Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri BURSA-Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya’nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü ÇANAKKALE Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı ) ÇANKIRI-Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi ÇORUM-Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi DENİZLİ-Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu DİYARBAKIR Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi DÜZCE-Samandere, Güzeldere, Aydınpınar,

Bulgarlar’ın İtil Boyları’na Gelişi

Mak.Müh. Mehmet ÇAKIR

İtil Bulgarları

Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları EDİRNE-Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, AyçiçeğiPirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü. ELAZIĞ-Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası ERZİNCAN-Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü ERZURUM-Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları ESKİŞEHİR-Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi GAZİANTEP-Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı GİRESUN-Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya GÜMÜŞHANE-Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmelâdı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri HAKKARİ-Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri HATAY-Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun DemirÇelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları IĞDIR-Pamuk Üretimi ISPARTA-Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması, Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi İSTANBUL-Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısır çarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi İZMİR-İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri KAHRAMANMARAŞ-Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi KARABÜK-Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası KARAMAN-Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması KARS-Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri KASTAMONU-Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı KAYSERİ-Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi KIRIKKALE-Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi KIRKLARELİ-Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri KIRŞEHİR-Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri KİLS-Kilis Yorganları

Bu kuzeye çekilenlerde Otuz-Ogurlar çoğunlukta idi. Fakat bu hareketin tarihini tam olarak tespit edilememiştir. Bunun en erken VI. yüzyılda en geç ise VIII. yüzyılda olmuş olması muhtemel gözükmektedir. İtil Bulgarları’nı oluşturan kütle yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Büyük Bulgar Devleti’nin dağılması sonucu ülkede çıkan karışık ortamdan yararlanan Hazar Kağanlığı’nın sıkıştırması neticesinde kuzeye çekilmiştir. Çekildikleri bu bölge büyük olasılık ile İtil ve Kama Nehirleri’nin birleştikleri yer idi. Bu kuzeye çekilme olayı hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır . Tarihçiler bu konu üzerinde çeşitli görüşlere sahiptirler. Bazıları bunu VII. yüzyıl ortasına, diğerleri VIII. yüzyıl ortasına veya IX. yüzyılın başına koyarlar . İtil Bulgarları, burada bölgenin yerli halkı Fin-Ugorları ve öteki Türk topluluklarını da idareleri altına alarak bir devlet kurdular. Bu devletin ilk devirleri hakkında, kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur . II. İtil (Volga) Bulgar Devleti’nin Siyasi Tarihi. Devlet’in sınırları; adını aldığı İtil Nehri’nin kolları ile sınırlıydı. Doğuda Çİrmişen, Şuşma ve Zey sularının başlangıç noktaları sınır iken; kuzeyde Kazan Irmağı ile Vyatka Suyu; batıda Sura Suyu’na kadar Züye Suyu; güneyde ise Çirmişen ile Samar Suları’na kadar olan bölge devletin sınırları idi. Doğuda Ural Dağları’nın güney kısmında ve Ak-İdil kolunda yaşayan Başkırtlar, batıda Burtaslar, güneyde Hazar Hakanlığı ve kuzeyde ise Slavlar Bulgarlar’ın sınır komşuları idiler. Bölgenin yerli halkı olan FinUgorlar kısa zamanda Bulgar Türkleri’nin etkisine girerek Türkleştiler. Bölgede eskiden beri bir Türk varlığı bulunmaktaydı. Bölgenin Türkleşmesi VIII. yüzyıl başlarında Bulgarlar’ın gelmesi ile tamamlanmış oldu. İtil Bulgarları bağımsız olmadan önce, Hazar Hakanlığı’na bağlı idi. Bu bağlılık Hazar Hakanlığı’nın 965 yılındaki yıkılışına kadar devam edecektir. Ayrıca Bulgarlar, Hazarlara hane başına bir samur kürkü vergi veriyordu . Bulgarlar, Hazar hakimiyetinden çıkmak için 920 tarihinde Abbasi Halifesi’ne bir elçi göndermişlerdir. Halifenin de 922 yılında bir elçilik heyeti yollaması ile Bulgarlar resmen İslam dinine girmiş oldular . Fakat bağımsızlıkları için bir süre daha beklemek zorundaydılar. Bulgarlar ancak, Hazarlar’ın yıkılmasından sonra, müstakil bir devlet durumuna geldiler. 985 senesinde Kiev Knezliği, Bulgar topraklarını işgal ettiyse de, bir süre sonra geri çekildi . Daha sonra Bulgarlar ve Ruslar arasında münasebetler gelişti ve 1006 senesinde, iki devlet arasında bir ticaret anlaşması yapıldı. Fakat, XI. yüzyılın sonlarına doğru, kuzeydeki kürk ticareti yüzünden, iki devlet arasında bitmeyen savaşlar başladı. Bu savaşlar, XIII. yüzyıla ve Moğollar’ın ortaya çıkışına kadar aralıklarla devam etti . Moğollar, Kalka Nehri kıyısında Ruslar’ı yendikten sonra (1223), doğuya dönerken, Bulgarlar’ın tuzağına düşerek ağır kayıplar verdiler Bunun intikamını almak isteyen Batu Han, ordusuyla Bulgarlar üzerine yürüdü. Moğol ordusu, 1236’da Bulgar topraklarına girdi, köyleri ve şehirleri yıktığı gibi, 50.000 nüfuslu başşehirlerini de darmadağın etti . Batu Han’ın, Deşt-i Kıpçak bölgesinde kurduğu Altınordu Devleti zamanında Bulgarlar, bir dereceye kadar bağımsızlıklarını muhafaza ettiler. Bu arada başşehirleri olan Bulgar şehri, kısa zamanda eski haline kavuşturuldu. Bulgarlar, zaman zaman Altınordu Devleti’ne baş kaldırıyorlardı. Altınordu Hanı Pulat Timur, 1361 yılında Bulgarlar’ı cezalandırmak için, ülke topraklarına girip çeşitli tahribatlar yaparak geri çekildi. Timur Han’ın, 1391 ve 1395 yıllarında Altınordu Devleti’ne karşı yaptığı seferlerden Bulgarlar da etkilendi. İtil Bulgarları, 1399 yılında Ruslar ile yaptıkları savaşı kaybedince dağıldılar. Halkın büyük kısmı Kama Irmağı’nın kuzeyindeki Kazan Irmağı boyunca göç ederek buralara yerleştiler ve bölgeyi tamamıyla Türkleştirdiler. 1437 senesinde kurulan Kazan Hanlığı’nın esas nüfusunu, Bulgar-Kıpçak karışımı Müslüman halk meydana getirmekteydi. Bugün de, bu müslüman Bulgarlar, ‘Kazan Türkleri’ veya ‘Kuzey Türkleri’ diye anılmaktadır . III. İtil (Volga) Bulgarları’nda İslamiyet İslamiyet’in yerleşmesinden önce İtil Bulgarları arasında Eski Türk inançları yaşamaktaydı. IX yüzyılın başlarında, Bulgar tüccarlarının, Harezm’de ve Sâmânî ülkesinde müslüman tüccarlarla temasları, Harezmliler’in de onların ülkelerine gitmeleri neticesinde, ülke topraklarında İslamiyet ve İslam kültürü yayılmaya başladı. Şeykel’in oğlu İlteber Almış’ın, başa geçtikten sonra İslamiyet’i kabul etmesiyle, İtil Bulgar Devleti’nin resmi dini İslamiyet oldu . Devamı Gelecek Sayıda

TV -5 Sınır Ötesi program yapımcısı ve sunucusu Sn.Mustafa KAYA’nın Bulgaristan Türklerinin problemlerini Canlı yayında ifade etme fırsatı verdiklerinden dolayı kendisine teşekkür ederiz. Sınır Ötesi programı her cuma saat 22.00’da TV-5’te tüm okuyucularımıza izlemelerini tavsiye ederiz.

1913 Sofya

Aylık Siyasi Aktüel Gazete

Türkiye’nin ilk Mübadele Müzesi SAMSUN MÜBADELE VE BALKAN KÜLTÜRÜ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ BAŞKANI VE YÖNETİM KURULU ÜYELERİ SAYIN VALİMİZİ ZİYARET ETTİ

Valimiz Sayın Hüseyin AKSOY 16.04.2012 saat 14.30’da Samsun Mübadele ve Balkan Kültürü Araştırmaları Derneği Başkanı Salih MERİÇ ve yönetim kurulu üyelerini makamında kabul etti. Ziyarette bir konuşma yapan Samsun Mübadele ve Balkan Kültürü Araştırmaları Derneği Başkanı Salih MERİÇ,” Derneğimizin amacı; TBMM hükümeti ile Yunan hükümeti arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan “Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi” kapsamında Samsun’a yerleşen mübadillerin ve çeşitli sebeplerle Balkanlar’dan Samsun’a göç eden hemşerilerimizin; kültür, sanat, folklorik değerlerini, korumak ve yaşatmaktır. Yeni Yönetim Kurulumuz oldukça genç arkadaşlarımızdan oluştu. Genç ve dinamik bir ekibimiz var. Herkesi kucaklamak ve misyonumuzu yerine getirmek istiyoruz. Bugün de Sayın Valimizi ziyarete geldik . Bizleri kabul ettiği için kendilerine çok teşekkür ediyoruz.” dedi. Valimiz Sayın Hüseyin AKSOY ziyarette yaptığı konuşmasında,” Samsun ili Mübadele kültürünün yoğun olarak yaşandığı bir ildir. İl Özel İdaresi olarak Alaçam ilçemizde restore edil-

miş ve mülkiyeti Özel İdare’ye ait olan tarihi yapı, “Mübadele Müzesi” olarak değerlendirilmiştir. Resmi açılışı Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul GÜNAY tarafından 19 Nisan’da gerçekleşecek olan ‘Mübadele Müzesi’ Türkiye’nin ilk Mübadele Müzesi olma özelliğine sahiptir. Samsun Mübadele ve Balkan Kültürü Araştırmaları Derneği yönetim kurulunda bulunan arkadaşlarımızın ziyaretlerine teşekkür ediyorum. Dernek olarak yaptığınız çalışmalarda sizlere başarılar diliyorum.” dedi.

İstanbul’dan Sofya’ya iki altyapı projesi Sofya Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti tecrübesinden de yararlanmak istiyor.

İstanbul’un trafik sorununu gerçekleştirilen projelerle rahatlatma çalışmaları, Sofya’ya da örnek olacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Sofya’daki trafik sorununun çözümü için Sofya Belediyesi’ne iki proje hediye etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile Sofya Büyükşehir Belediye Başkanı Yordanka Fındıkova, Sofya’da bir araya geldi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Sofya’ya trafik sorununu hafifletecek iki proje hediye etti. Yordanka Fındıkova ile yaptığı görüşme sonrası basın toplantısında açıklamalarda bulunan Kadir Topbaş, İstanbul’daki Bulgar Kilisesi Sveta Stefan’nın rehabilitasyonu için belediyenin 2 milyon Euro ayırdığını ve onarımın bu yılın sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini kaydetti. İki şehir arasındaki işbirliğinin daha da aktif olması gerektiğini kaydeden Topbaş, iki şehir arasındaki mesafenin uçakla bir saat olduğuna dikkat çekti. Sofya Büyükşehir Belediye Başkanı Yordanka Fındıkova, hediye edilen iki proje ile şehir merkezinden

çevreyoluna sorunsuz bir şekilde ulaşılabileceğini söyledi. Alınan projelerin değerlendirileceğini belirten Fındıkova, bu projelerin daha fazla alana ihtiyaç duyduğunu aktardı. İki yıl önce İstanbul’a yaptığı ziyarette, toplu taşıma altyapısında birlikte çalışma kararı aldıklarını hatılatan Fındıkova, Topbaş yönetiminde İstanbul’un özellikle caddeler, sokaklar ve toplu taşıma altyapısı olmak üzere kısa süre içinde değiştiğini söyledi. İstanbul’dan döndükten hemen sonra İstanbul Belediyesi’nden ekiplerin, Sofya’ya gelerek toplu taşıma altyapısını çözmek için imkanlar araştırdığını kaydeden Fındıkova, son yapılan görüşme sonrası, Sofya Büyükşehir Belediyesi’nden uzmanların, tecrübe paylaşımı için İstanbul’a gideceklerini ifade etti. Avrupa Kültür Başkenti adayı olan Sofya Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti tecrübesinden de yararlanmak istiyor. Fındıkova, iyi olan her tecrübeyi almaya hazır olduklarını söyledi.

Türkler Çıldırmış Olmalı

Avustralyalı tarihçi

Bulgar milliyetçileri çıldırttı

Avusturyalı tarihçi Ulf Brunbauer, ‘Osmanlı yönetimi altındaki Bulgaristan’ın tarih kitaplarında yazan hali uydurmadır. Bulgar isyanı sırasında Batak’ta soykırım olduğu iddiaları da asılsızdır’ deyince Bulgar ırkçılar çıldırdı Bulgaristan’ın Osmanlı egemenliğinde bu- Sofya’da bir konferansa katılan Avusturyalı profelunduğu sıralarda ülkenin Batak köyünde, 131 sörün bu görüşleri ülkedeki aşırı milliyetçileri hayıl önce yaşanan ve ‘Batak Katliamı’ olarak ad- rekete geçirdi. landırılan olayı inceleyen Avusturyalı tarih profesörünün ‘soykırım iddiası tam bir uydurma’ sonucuna varması ülkedeki aşırı milliyetçileri çıldırttı. Berlin’deki Doğu Avrupa Enstitüsü üyesi tarih profesörü Ulf Brunbauer Bulgar tarihçilerin, ‘Osmanlı yönetimine karşı 21 Nisan 1876’da başlatılan Batak isyanı sırasında, çoğu kadın ve çocuk 5000 kişinin Batak’taki Sveta Nedelya kilisesinde Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirildiği’ şeklindeki iddialarını çürüttü. Ulf Brunbauer bununla da kalmadı, ‘Osmanlı yönetimi altındaki Bulgaristan’ın tarih kitaplarında yazan hali uydurmadır’ diyerek Bulgar tarihçilere yüklendi.

Bulgaristan Türklerinin problemlerı - TV - 5’te

Türk- Bulgar Ticaret ve Sanayi Odası, Haskovo şubesini açtı

Türk-Bulgar Ticaret ve Sanayi Odası (TBSTO) dördüncü bölge ofisini Haskovo’da açtı. Böylece, Kırcali, Stara Zagora ve Burgas ofislerinden sonra Haskovo ofisi de hizmet vermeye başladı. Açılış töreninde Türkiye’nin Plovdiv Başkonsolosu Ramis Şen, Haskovo Belediye Başkanı Georgi İvanov, Belediye Başkan Yardımcısı Minko Angelov, Haskovo Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Yanço Yanev, Belediye Meclis Başkanı İvan İvanov, milletvekili Güner Serbest, Türk ve Bulgar iş adamları ve medya mensupları hazır bulundu. TBSTO Başkanı Zeki Bayram, açılış öncesi yaptığı konuşmada Haskovo’da açılan ofisin Bulgar ve Türk firmalara faydalı olacağından ümitli olduğunu söyledi. Devlet makamlarının sanayi odasının önemini anlayamadıklarını ifade eden Zeki Bayram, buna rağmen yerel yöntimlerden çok büyük destek aldıklarını belirtti. Bayram, buna örnek olarak da Haskovo Belediye Başkanı’nın açılışa katılmasını gösterdi. İki ülke arsındaki işbirliğin her geçen gün arttığına deği-

nen Bayram, hükümetin gösterdiği vize kolaylığı sayesinde Bulgaristan’a birçok Türk vatandaşının daha kolay geleceğini aktardı. Yaklaşık iki ay içinde Türkiye’den 150 bin kişinin Bulgaristan’a geldiğini belirten Zeki Bayram, yıl sonuna kadar bu rakamın bir milyon kişi olabileceği tahmininde bulundu.

Türk Dünyası Belediyeler Birliği (TDBB) Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile birlik yönetimi, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e konuk oldu. Başkan Karaosmanoğlu, TDBB’nin çalışmalarıyla ilgili bilgi aktarırken, TBMM Başkanı Çiçek ise birliğin Türk dünyası için önemine değindi. TDBB Başkanı Karaosmanoğlu ile birlik yönetiminde yer alan Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Kartal Belediye Başkanı Opr. Dr. Altınok Öz, Sakarya Hendek Belediye Başkanı Ali İnci, Adana Seyhan Belediye Başkanı Prof. Dr. Azim Öztürk, Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, Yozgat Belediye Başkanı Yusuf Başer, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne konuk oldu. Başkan Danışmanı Ömer Polat ile birlik genel sekreteri Mustafa Başkurt’un da eşlik ettiği TDBB heyeti, Meclis Başkanı Çiçek’i ziyaret etti. TBMM Meclis Başkanlığı salonunda gerçekleşen ziyarette TDBB Başkanı Karaosmanoğlu ile birlik yönetim kurulu üyeleri, Meclis Başkanı Çiçek’e birliğin çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi. Kısa süre önce TDBB Başkanlığı’na seçilen Karaosmanoğlu’nu ve yönetim kurulundaki belediye başkanlarını kutlayan Meclis Başkanı Çiçek, birliğin Türk dünyasındaki önemine

değindi. Toplantıda yeni anayasa çalışmaları, yerel yönetimlerin yetki ve sorumlulukları da ele alındı. Görüşmenin sonunda Başkan Karaosmanoğlu tarafından Meclis Başkanı Çiçek’e birliğin hediyesi ile İzmit pişmaniyesi ve Eşme ayva cezeryesi takdim edildi. Meclis Başkanı Çiçek de, Başkan Karaosmanoğlu’na da TBMM logolu bir tabak hediye etti. Meclis ziyareti öncesinde Ankara Keçiören Belediyesi’nde bir araya gelen Başkan Karaosmanoğlu ile birlik yönetim kurulu üyeleri ise, çalışmalarla ilgili görüş alışverişinde bulundu.

Türk Dünyası Belediyeler Birliği TBMM’de

Bulgaristan Türkleri’nin Acı Kaybı Yönetim Kurulu Üyelerimizden Sn.Seyhan ÖZGÜR’ün Baba Annesi Vefat ettti

Sn. Güzade HALİL’in Vefatını büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz. Merhum’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve Bulgaristan Türklerine başsağlığı diliyoruz. Prof. Dr. Pelin Gündeş BAKIR Evlad-ı Fatihan Platformu Genel Başkanı


BULTÜRK Gazetesi 59.Sayı